<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2026 08:34:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU KURUMLARININ TAHKİME BAŞVURMA VE KARARLARI UYGULAMA AŞAMASINDAKİ ÇEKİNCELERİ İLE SAYIŞTAY RİSKİ ALGISI: ÇÖZÜM ÖNERİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-kurumlarinin-tahkime-basvurma-ve-kararlari-uygulama-asamasindaki-cekinceleri-ile-sayistay-riski-algisi-cozum-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-kurumlarinin-tahkime-basvurma-ve-kararlari-uygulama-asamasindaki-cekinceleri-ile-sayistay-riski-algisi-cozum-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özet

Küreselleşen ekonomik düzen ve karmaşıklaşan ticari ilişkiler, kamu kurumlarının taraf olduğu sözleşmelerde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de tahkimin kullanımını artırmıştır. Ancak Türkiye’de kamu idareleri, aleyhlerine verilen tahkim hakem kararlarını uygulamada ciddi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Küreselleşen ekonomik düzen ve karmaşıklaşan ticari ilişkiler, kamu kurumlarının taraf olduğu sözleşmelerde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de tahkimin kullanımını artırmıştır. Ancak Türkiye’de kamu idareleri, aleyhlerine verilen tahkim hakem kararlarını uygulamada ciddi bir direnç ve çekince göstermektedir. Bu direncin en belirgin motivasyonu, harcama yetkilisi olan kamu görevlilerinin karşı karşıya kaldığı "Sayıştay denetimi ve şahsi mali sorumluluk" riskidir. Ayrıca kararların adilliğine duyulan kurumsal güvensizlik de bir neden olarak gösterilebilir.</p>

<p>Bu çalışma; kamu bürokrasisinin tahkim kararlarına yaklaşımını, Sayıştay denetiminin bu süreçteki etkilerini, 5018 sayılı Kanun bağlamında gelişen "kamu zararı" algısını ve ortaya çıkan bu sorunları aşılması için çözüm önerilerini incelemektedir.</p>

<p><strong>A. Kamu Bürokrasisinde Hakem Kararlarına Yönelik Çekinceler ve Güven Sorunu</strong></p>

<p>Kamu kurumları hukuki uyuşmazlıklarda tahkim yolu yerine devlet mahkemelerini tercih etmektedir. Bu tercihin en önemli nedenleri arasında, katı mevzuat sınırları, kişisel rücu riski taşıyan bürokratik çekinceler yer almaktadır.</p>

<p>Kamu kurumlarının tahkim anlaşması yapabilmesi veya tahkime gidebilmesi genellikle bürokratik izin süreçlerine tabidir. Kurumlar zaman alan bürokratik izin süreçleriyle uğraşmak yerine ve sorumluluk zincirine girmek yerine doğrudan mahkeme yolunu seçer.</p>

<p>Kamu kurumları bir uyuşmazlığı mahkeme yerine tahkime götürdüklerinde sürecin aktif bir parçası olurlar. Tahkimde hakem seçimi, yargılama usulünün belirlenmesi gibi süreçler kurum yetkililerinin iradesine bağlıdır. Olası bir kayıp durumunda, yetkililer kişisel sorumluluk (rücu) veya zimmet suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktan çekinirler. Bu nedenle uyuşmazlığı bir mahkemenin karara bağlamasını daha güvenli bulurlar.</p>

<p>Devlet mahkemelerinde görülen bir davada ise yanlış karar verildiği düşünülüyorsa, karar sırasıyla İstinaf (Bölge Adliye/İdare Mahkemesi) ve Temyiz (Yargıtay/Danıştay) aşamalarına taşınabilir. Üst mahkemeler, delilleri yeniden inceler ve hukuka aykırılık varsa kararı bozar. Bu durum kamu kurumu için çok güçlü bir "hata düzeltme" güvencesidir. Buna karşılık tahkimde hakem heyetinin verdiği karar nihai karardır. Bu karara karşı devlet mahkemelerinde yalnızca "İptal Davası" açılabilir. Ancak iptal davasında mahkeme, davanın esasına giremez; sadece hakem heyetinin yetkisizliği, sahtecilik, savunma hakkının kısıtlanması veya kamu düzenine açık aykırılık gibi çok sınırlı usul yönlerinden inceleme yapabilir. Bu durum kamu kurumlarının tahkim kararlarına şüpheyle yaklaşmasına neden olur.</p>

<p>Birçok kamu kurumunun hukuk müşavirliğinde görev yapan avukatlar, iş yoğunluğu nedeniyle tahkim hukukuna tam anlamıyla uzmanlaşacak zamanı bulamazlar. Bu nedenle mahkemeleri tercih ederler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamu kurumlarının tahkim süreçlerinden kaçınma refleksini kırmak, yargının iş yükünü azaltmak ve Türkiye'yi küresel bir tahkim merkezi haline getirmek amacıyla 2014 yılında 6570 sayılı Kanun ile bağımsız, tarafsız ve özerk bir kurum olan İSTAC (İstanbul Tahkim Merkezi) kurulmuş ve kamu ihale sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda İSTAC’ı tercih etmeleri için yönetmelik ve genelgeler yayımlanmıştır. Söz konusu mevzuat, bürokratların "sorumluluk riski" korkusunu hafifletmek için önemli bir idari dayanak olmuştur.</p>

<p>Kamu idarelerinin uyuşmazlık çözümünde tahkim yolunu seçmede yaşadığı tereddütlerin yanı sıra, tahkim yargılaması sonucunda idare aleyhine tesis edilen hakem kararlarının fiilen uygulanması aşamasında da ciddi yapısal tıkanıklıklar yaşanmaktadır. Kamu görevlileri, mahkemeler tarafından verilen ilamları uygulama konusunda gösterdikleri yasal zorunluluk refleksini, hakem kararları söz konusu olduğunda göstermemektedir. Bu isteksizliğin temelinde yatan en büyük sebep ise idari mekanizmanın üzerindeki Sayıştay denetimi baskısıdır.</p>

<p>Ancak unutulmamalıdır ki; kamu görevlilerinin Sayıştay sorumluluğundan kaçınmak adına yargı kararlarını infaz etmekten imtina etmelerinin, devleti çok daha ağır bir hukuki ve mali külfetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bürokratlar hakem kararlarını uygulamayarak bireysel mali riskini kısa vadede bertaraf ettiğini varsaysa da devlet tüzel kişiliğinin borcunu temerrüt faizi, icra masrafları ve vekalet ücretleriyle katlanarak artırmaktadır. Ayrıca İİK m. 82 uyarınca kamunun doğrudan kamu hizmetine tahsis edilmemiş mallarının ve banka hesaplarının haczedilebilirliği, idarenin operasyonel kabiliyetini kilitlemektedir. Dolayısıyla, kamu kaynaklarını korumak amacıyla kurgulanan katı ve cezalandırıcı mali sorumluluk rejimi, uygulamada tam tersi bir amaca hizmet ederek kamuyu daha büyük zararlara uğratan sistemik bir verimsizlik mekanizmasını beslemektedir. Yine hakem kararlarının uygulanmaması devletin uluslararası arenadaki hukuki güvenilirliğini ve yatırım iklimini derinden sarsmaktadır.</p>

<p><strong>B. Çözüm Önerileri</strong></p>

<p>Kamu idarelerinin tahkim kararlarına karşı gösterdiği direnci kırmak ve Sayıştay denetimi korkusunu makul bir hukuki zemine oturtmak için aşağıdaki düzenlemelerin yapılmasını öneriyoruz:</p>

<p><strong>1) Tahkim Ve Mahkeme İlamlarının İnfazına Ayrılmış Özel Acil Ödeme Fonlarının Oluşturulması </strong></p>

<p>Kamu idarelerinin bütçelerine, tahkim ve mahkeme ilamlarının infazına ayrılmış, başka bir kaleme aktarılamayan ve haczedilebilir nitelikte özel acil ödeme fonları eklenmelidir.</p>

<p><strong>2) Kamu Görevlilerine Yasal Koruma Sağlanması</strong></p>

<p>Hakem kararlarının yerine getirilmesi veya süreç içinde sulh olunması aşamasında, kastı veya ağır kusuru bulunmayan kamu görevlilerine yasal koruma sağlanmalı, kişisel rücu mekanizması objektif kriterlere bağlanmalıdır. Bu kapsamda 5018 sayılı Kanun’da veya ilgili ikincil mevzuatta; usulüne uygun şekilde teşkili sağlanmış hakem heyetlerince verilen ve kesinleşen yahut icra edilebilir nitelik kazanan hakem kararlarının yerine getirilmesinin, kamu görevlisinin kastı veya ağır kusuru (rüşvet, görevi kötüye kullanma vb.) ispat edilmedikçe doğrudan "kamu zararı" sayılamayacağı açıkça hükme bağlanmalıdır. Ayrıca <strong>Sayıştay’ın tahkim denetim kriterlerini netleştirilmelidir. </strong>Sayıştay, kamu kurumlarının tahkim süreçleri ve hakem kararlarının uygulanmasına ilişkin spesifik denetim rehberleri ve kılavuzları yayımlamalıdır.</p>

<p><strong>3) Tahkim Hakem Kararlarını Uygulamayan Kamu Görevlilerinin Sorumluluklarının Hatırlatılması </strong></p>

<p>Hakem kararlarını sebepsiz yere uygulanmaması ve geç uygulamanın kamuyu yüksek faiz, vekalet ücreti ve icra masrafı yükü altına sokacağını hatırlatan idari genelgeler yayımlanmalıdır.</p>

<p><strong>4) Kamu Kurumları ile Sigorta Şirketleri Arasındaki Uyuşmazlıkların Tahkim Yoluyla Çözümünün Teşvikine Yönelik Düzenlemeler Yapılması </strong></p>

<p>Kamu ihale mevzuatındaki (KİK) tip sözleşme ve şartnamelere, idarenin ve yüklenicilerin yaptıracağı sigortalardan doğacak uyuşmazlıklarda Sigorta Tahkim Komisyonu'nun yetkili kılınacağına dair öncelikli tahkim şartı (tahkim klozları) konulmalıdır.</p>

<p>İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) örneğinde olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı, Kamu İhale Kurumu ve ilgili bakanlıklarca yayımlanacak bir genelge ile kamu avukatlarına ve birim amirlerine, sigorta uyuşmazlıklarında adli yargı yerine tahkim yoluna gitme konusunda açık yetki verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Türkiye’de alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de tahkimin kamu sözleşmelerindeki varlığı yasal bir gerçekliktir. Ancak bu yöntemin nihai çıktısı olan hakem kararlarının hayata geçirilmesi sürecinde yaşanan sorunlar, sistemin işleyişine büyük zararlar vermektedir.</p>

<p>Kamu kurumlarının tahkim kararlarını uygulamadaki isteksizliği, yapısal bir güvensizlikten ziyade, mevcut idari ve mali denetim sisteminin yarattığı kişisel risklerden kaynaklanmaktadır. Ancak Sayıştay denetiminden çekinen kamu görevlilerinin, kararları uygulamayarak kendilerini korumaya çalışırken, devleti daha büyük bir mali ve hukuki yükün altına soktuğu unutulmamalıdır.</p>

<p>Sorunun çözümü için kamu görevlilerine kötü niyet veya ağır kusurları olmadıkça yasal bir koruma kalkanı sağlanması, Sayıştay’ın denetim standartlarını tahkim yargılamasının doğasına uygun şekilde esnetmesi ve kararı geciktirmenin bizzat "kamu zararı" olduğunun idari mekanizmada kabul görmesi gerekir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuk ABD Başkanı</strong></p>

<p><strong>Tahkim Hakemleri Derneği Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi </strong></p>

<p><strong>İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) Genel Kurul Üyesi </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-kurumlarinin-tahkime-basvurma-ve-kararlari-uygulama-asamasindaki-cekinceleri-ile-sayistay-riski-algisi-cozum-onerileri</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-kitaplks.jpg" type="image/jpeg" length="94319"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UZUN SÜREN YARGILAMALARDA TAZMİNAT HAKKI: İNSAN HAKLARI TAZMİNAT KOMİSYONUNA BAŞVURU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uzun-suren-yargilamalarda-tazminat-hakki-insan-haklari-tazminat-komisyonuna-basvuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uzun-suren-yargilamalarda-tazminat-hakki-insan-haklari-tazminat-komisyonuna-basvuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın veya ceza soruşturmasının yıllarca belirsizlik içinde devam etmesi yalnızca usule ilişkin bir problem olmayıp kişilerin hukuki güvenliğini, özel ve mesleki hayatını ve adalete duyduğu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın veya ceza soruşturmasının yıllarca belirsizlik içinde devam etmesi yalnızca usule ilişkin bir problem olmayıp kişilerin hukuki güvenliğini, özel ve mesleki hayatını ve adalete duyduğu güveni doğrudan etkileyebilmektedir.</p>

<p>Nitekim Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, yargılamaların makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmasını da gerektirmektedir.</p>

<p>Türk hukukunda uzun süren yargılamalar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesi bakımından önemli değişiklikler yapılmış; 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında <strong>Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu</strong>, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan manevi tazminat başvurularını incelemekle görevlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1) Makul Sürede Yargılanma Hakkının Önemi</strong></p>

<p><strong>A. Birey Yönünden Önemi</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkı, bireyin adalete yalnızca hukuken doğru bir kararla değil, aynı zamanda zamanında ulaşmasını güvence altına almaktadır. Zira yargılamanın gereğinden uzun sürmesi, kişi açısından uyuşmazlığın kendisinden bağımsız olarak yeni bir mağduriyet yaratabilmekte; bireyin yıllarca hukuki belirsizlik içerisinde kalmasına neden olabilmektedir. Bu belirsizlik, özellikle ceza yargılamalarında kişinin uzun süre suç isnadı altında bulunmasına, hukuk ve idari yargılamalarda ise kişinin hakkına veya alacağına fiilen ulaşmasının gecikmesine yol açmaktadır.</p>

<p>Uzun süren yargılamaların etkileri yalnızca hukuki alanla da sınırlı değildir. Yıllarca devam eden bir dava veya soruşturma kişinin ekonomik, mesleki, ailevi ve sosyal hayatını etkileyebilmekte; yargılama sürecinin yarattığı belirsizlik ve sonuç beklentisi birey üzerinde ciddi bir manevi yük oluşturabilmektedir. Özellikle kişinin özgürlüğünü, çalışma hayatını, aile ilişkilerini, mülkiyet hakkını veya ekonomik geleceğini doğrudan etkileyen uyuşmazlıklarda zaman faktörü, verilen kararın kendisi kadar önemli hâle gelebilmektedir. Nitekim gecikerek sağlanan hukuki koruma, bazı durumlarda hakkın fiilen kullanılmasını güçleştirebilmekte veya verilecek kararın kişi açısından taşıdığı faydayı önemli ölçüde azaltabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkı, yalnızca yargılamanın belirli bir hızda yürütülmesine ilişkin usulî bir ilke olarak değil; bireyin hukuki güvenliğinin, adalete erişiminin ve yargıya duyduğu güvenin korunmasına hizmet eden temel bir güvence olarak değerlendirilmelidir. Adaletin etkinliği, yalnızca doğru karar verilmesine değil, bu kararın hakkın anlamını yitirmesine neden olmayacak bir süre içerisinde verilmesine de bağlıdır.</p>

<p><strong>B. Devlet ve Yargı Sistemi Yönünden Önemi</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkı yalnızca bireyin menfaatlerini koruyan bir güvence olmayıp devletin etkin, verimli ve sürdürülebilir bir yargı sistemi oluşturması bakımından da önem taşımaktadır. Bir dosyanın gereğinden uzun süre yargı sistemi içerisinde kalması; mahkemelerin iş yükünün artmasına, aynı dosya üzerinde uzun yıllar boyunca işlem yapılmasına ve hâkim, savcı, adliye personeli ile diğer kamusal kaynakların gereğinden fazla kullanılmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Uzayan yargılama süreci; tebligat, duruşma, bilirkişi incelemesi, keşif, yazışma, arşivleme ve diğer usul işlemleri nedeniyle devlet açısından ilave mali ve idari yük de doğurmaktadır. Bir dosyanın makul süre içerisinde sonuçlandırılamaması yalnızca o uyuşmazlığın maliyetini artırmamakta, yargı mercilerinin sınırlı insan ve zaman kaynağının uzun süre aynı dosyalara tahsis edilmesi nedeniyle diğer uyuşmazlıkların görülme hızını da etkileyebilmektedir. Bu nedenle yargılamaların gereksiz gecikmelerden arındırılması, mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması bakımından da önemlidir.</p>

<p>Nitekim Anayasa’nın 141. maddesinde <strong>“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”</strong> hükmüne yer verilerek yargılamanın süratli ve ekonomik biçimde yürütülmesi doğrudan anayasal bir görev olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, yalnızca tarafların bireysel menfaatlerinin değil, yargı teşkilatının etkinliğinin ve usul ekonomisinin sağlanmasının da bir gereğidir.</p>

<p>Uzun süren yargılamalar ayrıca devlet bakımından tazminat yükümlülüğünün doğmasına neden olabilmektedir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle çok sayıda başvurunun yapılması ve başvurucular lehine manevi tazminata hükmedilmesi, ihlalin bireysel sonuçlarının yanı sıra kamu bütçesi üzerinde de mali bir yük meydana getirmektedir. Bu bakımdan devlet açısından esas hedef, uzun yargılama nedeniyle ortaya çıkan ihlalleri yalnızca sonradan tazmin etmek değil, yargı sistemini bu ihlallerin ortaya çıkmasını mümkün olduğunca önleyecek biçimde işletmek olmalıdır.</p>

<p>Bununla birlikte yargılamanın süratli sonuçlandırılması, adil yargılanmanın diğer güvencelerinden vazgeçilmesi anlamına gelmemektedir. Amaç davaların her koşulda mümkün olan en kısa zamanda bitirilmesi değil; gereksiz işlemlerin ve hareketsizlik dönemlerinin önlendiği, tarafların usulî haklarının korunduğu, adil, etkin ve ekonomik bir yargılama sürecinin sağlanmasıdır. Bu yönüyle makul sürede yargılanma hakkının korunması, hem temel hakların güvence altına alınmasına hem de daha etkin ve ekonomik işleyen bir adalet sisteminin oluşturulmasına hizmet etmektedir.</p>

<p><strong>2. Ceza Yargılamalarında Süre Ne Zaman Başlar?</strong></p>

<p>Ceza yargılamaları bakımından makul sürenin hesabı yalnızca ceza davasının mahkemede açıldığı tarihten itibaren yapılmaz.</p>

<p>Kişinin suç isnadından resmî olarak haberdar edildiği veya arama, gözaltı gibi bir tedbir nedeniyle isnattan esaslı biçimde etkilenmeye başladığı tarih sürenin başlangıcında dikkate alınabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun yıllar devam etmiş bir soruşturmanın ardından açılan ceza davasında yalnızca iddianamenin kabul edildiği tarihe bakılması her zaman doğru değildir. Soruşturma aşamasında geçen süre de somut olayın koşullarına göre toplam süre içerisinde değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p><strong>3. Tazminat Komisyonunun Görev Alanı Genişletildi</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvurular uzun yıllar boyunca doğrudan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde önemli bir yer tutmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, özellikle <a href="https://www.hukukihaber.net/makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-iddiasina-yonelik-basvurulabilecek-etkili-bir-yol-bulunmamasi-nedeniyle-etkili-basvuru-hakkinin-ihlal-edilmesi-pilot-karar" rel="dofollow"><strong>Nevriye Kuruç</strong> pilot kararı</a>nda, uzun yargılama şikâyetlerinin yapısal bir sorun hâline geldiğini ve bu ihlaller bakımından Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudan önce kullanılabilecek etkili bir hukuk yolunun oluşturulması gerektiğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu süreç sonunda 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna; <strong>ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla ileri sürülen manevi tazminat taleplerini inceleme yetkisi</strong> daimi olarak verilmiştir.</p>

<p>Böylelikle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini düşünen kişiler bakımından Tazminat Komisyonu, bireysel başvuru sisteminden önce başvurulması gereken temel iç hukuk yollarından biri hâline gelmiştir.</p>

<p><strong>4. Dava Devam Ederken Tazminat Komisyonuna Başvurulabilir mi?</strong></p>

<p>Bu konuda uygulamada karşılaşılan en önemli yanılgılardan biri, Tazminat Komisyonuna ancak dava kesinleştikten sonra başvurulabileceğinin düşünülmesidir.</p>

<p>6384 sayılı Kanun’un 5/A maddesine göre başvuru; <strong>“</strong><strong>soruşturma, kovuşturma veya yargılama sürecinde ya da en geç bunların kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde yapılır. ” </strong>yapılabileceği gibi, süreç kesin bir kararla sona erdikten sonra da yapılabilir.</p>

<p>Dolayısıyla örneğin yıllardır devam eden ve henüz kesinleşmemiş bir ceza davasında, sırf yargılama sonuçlanmadığı gerekçesiyle kişinin yıllarca daha beklemesi gerekmemektedir. Bu düzenleme özellikle uzun süredir derdest bulunan dosyalar açısından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>5. Kesinleşen Dosyalarda Başvuru Süresi Ne Kadardır?</strong></p>

<p>6384 sayılı Kanun’un 5/A maddesi uyarınca yargılama henüz devam ediyorsa süreç içerisinde Komisyona müracaat edilebilir.</p>

<p>Ancak soruşturma, kovuşturma veya yargılama kesin bir kararla sona ermişse başvuru; <strong>kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren en geç bir ay içerisinde</strong> yapılmalıdır. Bu süre hak kaybı yaşanmaması bakımından son derece önemlidir.</p>

<p>Haklı bir mazeret nedeniyle süresinde müracaat edemeyen kişiler bakımından ise Kanunda ayrıca bir imkân tanınmıştır. Buna göre kişi, mazeretin ortadan kalkmasından itibaren <strong>on beş gün içerisinde</strong>, mazeretini gösteren delilleri de sunarak başvuruda bulunabilir.</p>

<p><strong>6. Başvuru Nasıl Yapılır?</strong></p>

<p>Başvurunun bir dilekçeyle yapılması ve dilekçede başvurucunun açık kimlik ve adres bilgilerinin yanı sıra hak ihlaline neden olduğu ileri sürülen sürecin, uğranıldığı iddia edilen zararın niteliğinin ve talebin açıklanması gerekir.</p>

<p>Başvurunun dayanağı olan belgelerin de dilekçeye eklenmesi önemlidir. Komisyon, sunulan bilgi ve belgeleri yetersiz görürse eksikliklerin tamamlanması için başvurucuya <strong>bir aylık süre</strong> verir. Eksikliğin verilen süre içerisinde tamamlanmaması hâlinde müracaat reddedilebilir.</p>

<p>Kanun ayrıca başvuruların Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla veya belirlenen usuller çerçevesinde elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımaktadır.</p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin müracaatlar kapsamında düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden, yapılacak işlemler ise harçtan muaftır.</p>

<p><strong>7. Her Uzun Yargılama Otomatik Olarak Tazminat Getirir mi?</strong></p>

<p>Bir yargılamanın uzun sürmüş olması önemli olmakla birlikte tek başına otomatik olarak hak ihlali ve tazminat sonucunu doğurmaz. Komisyon değerlendirme yaparken Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarını da dikkate almaktadır.</p>

<p>Örneğin çok sayıda tarafın bulunduğu, kapsamlı bilirkişi incelemeleri yapılan veya uluslararası delil toplama süreçleri bulunan karmaşık bir davanın uzun sürmesi ile herhangi bir önemli usul işlemi yapılmaksızın uzun süre hareketsiz bırakılmış bir dosya aynı şekilde değerlendirilemez. Başvurucunun yargılamayı geciktiren davranışları da değerlendirmede dikkate alınabilir.</p>

<p>Buna karşılık mahkemeden veya diğer kamu makamlarından kaynaklanan uzun hareketsizlik dönemleri, duruşmalar arasında açıklanamayan uzun sürelerin bulunması veya dosyanın niteliğinin gerektirmediği ölçüde uzaması ihlal değerlendirmesinde önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>8. Davayı Kazanmak Şart mıdır?</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkı, davanın esasından bağımsız bir güvencedir. Kişinin yargılama sonucunda davayı kazanmış veya kaybetmiş olması tek başına makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini belirlemez.</p>

<p>Örneğin bir ceza yargılamasının sonunda beraat kararı verilmiş olması, yargılamanın gereksiz şekilde on yıl sürmüş olması hâlinde geçen süreyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.</p>

<p>Aynı şekilde hukuk davasını kaybeden bir taraf da, somut olayın şartları mevcutsa yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunabilir.</p>

<p>Burada incelenen husus uyuşmazlığın kimin lehine sonuçlandığı değil, <strong>devletin yargılamayı makul süre içerisinde sonuçlandırma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğidir.</strong></p>

<p><strong>9. Komisyon Kararına Karşı İtiraz Edilebilir mi?</strong></p>

<p>6384 sayılı Kanun uyarınca İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren <strong>on beş gün içerisinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.</strong> İtiraz öncelikli işlerden sayılmakta ve Kanunda üç ay içerisinde karara bağlanması öngörülmektedir.</p>

<p>Ankara Bölge İdare Mahkemesi Komisyon kararını yerinde görmezse yalnızca kararı kaldırmakla yetinmeyip işin esası hakkında karar verebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.</p>

<p><strong>10. Tazminat Ne Zaman Ödenir?</strong></p>

<p>Tazminata hükmedilmesi hâlinde ödeme, kararın kesinleşmesinden itibaren <strong>üç ay içerisinde Adalet Bakanlığı tarafından</strong> gerçekleştirilir. Ödemeye ilişkin işlemler de damga vergisi ve harçtan muaftır.</p>

<p><strong>11. Tazminat Komisyonundan Sonra Anayasa Mahkemesine Başvurulabilir mi?</strong></p>

<p>Tazminat Komisyonunun oluşturulmasının temel amaçlarından biri, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin doğrudan Anayasa Mahkemesinin önüne gelmeden önce etkili bir iç hukuk mekanizması içerisinde giderilmesidir.</p>

<p>Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin şikâyetlerde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması yerine, kanunda öngörülen Tazminat Komisyonu ve devamındaki yargısal denetim yolunun tüketilmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de Tazminat Komisyonu yolunun ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip etkili bir başvuru yolu olduğunu kabul eden kararlar vermiştir.</p>

<p>Komisyon kararı ve buna karşı öngörülen yargısal başvuru yolu tüketildikten sonra ise koşulları mevcutsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>12. Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle talep edilen manevi tazminatın miktarı yalnızca yargılamanın kaç yıl sürdüğüne göre matematiksel bir şekilde belirlenmez.</p>

<p>Toplam yargılama süresinin yanı sıra dosyanın niteliği, uyuşmazlığın başvurucu açısından taşıdığı önem, gecikmenin boyutu ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer olaylarda benimsediği tazminat ölçütleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle başvurunun yalnızca “davam uzun sürdü” şeklindeki genel bir iddiaya dayandırılması yerine, <strong>yargılamanın hangi dönemlerde ve hangi nedenlerle gereksiz biçimde uzadığının somutlaştırılması</strong> önem taşımaktadır.</p>

<p>Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Adaletin yalnızca doğru karar verilmesiyle değil, aynı zamanda kararın makul bir zaman içerisinde verilmesiyle gerçekleştiği unutulmamalıdır.</p>

<p>7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin ardından, ceza soruşturması ve kovuşturmaları ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları bakımından <strong>Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru</strong>, iç hukukta önemli ve etkili bir tazmin mekanizması hâline gelmiştir.</p>

<p>Üstelik başvuru için yargılamanın sona ermesini beklemek zorunlu değildir. Yargılama devam ederken de başvuru yapılabilir. Yargılama kesin olarak sonuçlanmışsa, öğrenme tarihinden itibaren öngörülen <strong>bir aylık başvuru süresinin</strong> kaçırılmaması gerekir.</p>

<p>Uzun süren bir yargılama nedeniyle yapılacak başvuruda dosyanın yalnızca toplam süresinin değil; soruşturmanın başlangıcından itibaren geçirilen aşamaların, mahkemeden kaynaklanan bekleme dönemlerinin, bozma ve kanun yolu süreçlerinin ve başvurucunun gecikmeye herhangi bir katkısının bulunup bulunmadığının birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu nedenle her dosya kendi koşulları içerisinde incelenmeli; makul süre ihlali iddiası somut olayın kronolojisi ve gecikmenin nedenleri ortaya konularak gerekçelendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ceren KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uzun-suren-yargilamalarda-tazminat-hakki-insan-haklari-tazminat-komisyonuna-basvuru</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kum-asd.jpg" type="image/jpeg" length="65057"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGI MENSUBU: HAYATA YAKIN, HÜKME MESAFELİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-mensubu-hayata-yakin-hukme-mesafeli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-mensubu-hayata-yakin-hukme-mesafeli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mesleğe yeni başlayan hâkim ve savcılara zaman zaman, meslekleri dışındaki insanlarla ilişkilerinde dikkatli olmaları, çevrelerini mümkün olduğunca sınırlı tutmaları öğütlenir.

Bu öğüdün haklı bir tarafı vardır. Yakınlık, beraberinde beklenti getirebilir. Bir tanışıklık hatır talebine, bir dostlu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mesleğe yeni başlayan hâkim ve savcılara zaman zaman, meslekleri dışındaki insanlarla ilişkilerinde dikkatli olmaları, çevrelerini mümkün olduğunca sınırlı tutmaları öğütlenir.</p>

<p>Bu öğüdün haklı bir tarafı vardır. Yakınlık, beraberinde beklenti getirebilir. Bir tanışıklık hatır talebine, bir dostluk çıkar çatışmasına dönüşebilir. Yargı mensubunun tarafsızlığı kadar, tarafsızlığına duyulan güven de korunmalıdır.</p>

<p>Fakat burada başka bir soru doğar: İnsanlarla arasına sürekli mesafe koyan biri, onların hayatına ilişkin kararlar verirken o hayatı ne kadar anlayabilir?</p>

<p>Bir hâkim ya da savcı, önüne gelen dosyada yalnızca olayları ve kanun maddelerini görmez. İnsanların korkularıyla, geçim sıkıntılarıyla, aile ilişkileriyle ve birbirlerine verdikleri zararlarla karşılaşır. Toplumdan bütünüyle uzaklaşmak, insanı anlama kabiliyetini zayıflatabilir.</p>

<p>Penguen suya girmediği için kuru kalmaz. Suyun içine girer; fakat tüyleri suyun derisine ulaşmasını büyük ölçüde engeller. Yargı mensubunun ihtiyaç duyduğu mesafe de buna benzer: Hayata temas etmek, fakat o temasın hükmü belirlemesine izin vermemek.</p>

<p>Bu denge, yargı mensubunun cübbeyle ilişkisinde de kendini gösterir. Cübbesini hiç giymeyen görevinin sorumluluğunu, hiç çıkarmayan ise hayatın gerçekliğini kavrayamaz. Asıl olan, cübbeyi gerektiği yerde hakkıyla giymek, gerektiği yerde de çıkarabilmektir. İyi bir yargı mensubu, karar verirken makamının ağırlığını taşımalı; hayatın içinde ise insanlara yalnızca makamının arkasından bakmamalıdır.</p>

<p>Kaldı ki yakınlık yalnızca adliye dışında kurulmaz. Hâkim ve savcılar birbirleriyle uyuşmazlık yaşayabilecekleri gibi, meslek dışından kişilerle de bir davada karşı karşıya gelebilirler. Böyle bir dosyaya bakan hâkim, taraf olan yargı mensubuyla birlikte çalışmış ya da onun kararlarına yönelik itirazları inceleyen mercide görev yapmış veya hâlen yapıyor olabilir.</p>

<p>Bu tür mesleki ilişkiler, tek başına tarafsızlığın kaybedildiğini göstermez. Ancak taraflardan birinin, karşısındakinin adliye içindeki konumu veya ilişkileri nedeniyle adil yargılanıp yargılanmayacağı konusunda kuşku duymasını da görmezden gelemeyiz. Yargı mensubunun tarafsız olması kadar, tarafların bu tarafsızlığa güvenebilmesi de önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bütün bunlar, ilişki çevresini meslektaşlarla sınırlamanın tarafsızlığı tek başına güvence altına almadığını gösteriyor. Belirleyici olan, ilişkinin adliye içinde veya dışında kurulması değil, yargısal değerlendirmeye etkisinin önlenmesidir.</p>

<p>Bir hâkim taraflardan birinin acısını anlayabilir; fakat onun öfkesini kendi öfkesine dönüştüremez. Bir savcı suç şüphesini ciddiyetle araştırır; fakat şüpheyi peşinen verilmiş bir hüküm gibi taşıyamaz. Etki her zaman açık bir baskı biçiminde de gelmez. Bazen eski bir tanışıklık, bazen meslektaşlık duygusu, bazen de kamuoyunun beklentisi sessizce kendine yer arar.</p>

<p>Bunları fark etmek ve kararın dışında tutmak mesleki olgunluk gerektirir. Yine de adalet yalnızca kişisel iradeye bırakılamaz. Savunma hakkı, gerekçeli karar ve denetim yolları, tarafsızlığa duyulan güvenin korunmasına da hizmet eder.</p>

<p>İyi yargı mensubu, insanlardan uzak duran değil; adliye kapısının içinde de dışında da hayata yakın kalırken, hükmüne etki edebilecek her şeye gerekli mesafeyi koyabilendir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-mensubu-hayata-yakin-hukme-mesafeli-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/hakim-14a74.jpg" type="image/jpeg" length="80388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trafik Kazasında Maddi ve Manevi Tazminat hakkınız Nasıl Belirlenir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/trafik-kazasinda-maddi-ve-manevi-tazminat-hakkiniz-nasil-belirlenir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/trafik-kazasinda-maddi-ve-manevi-tazminat-hakkiniz-nasil-belirlenir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılı itibarıyla zorunlu trafik sigortasında sağlık gideri teminatı kişi başı 3.600.000 TL’ye, maddi hasar teminatı ise 800.000 TL’ye yükseldi. Ancak bu rakamlar, bir trafik kazası mağdurunun eline geçecek tazminatın ne kadar olacağını tek başına göstermiyor. Tazminat miktarı; kusur oranından he...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 yılı itibarıyla zorunlu trafik sigortasında sağlık gideri teminatı kişi başı <strong>3.600.000 TL’ye</strong>, maddi hasar teminatı ise <strong>800.000 TL’ye</strong> yükseldi. Ancak bu rakamlar, bir trafik kazası mağdurunun eline geçecek tazminatın ne kadar olacağını tek başına göstermiyor. Tazminat miktarı; kusur oranından hesaplama yöntemine, hakimin takdir yetkisinden zamanaşımı süresine kadar birçok değişkenin bir araya gelmesiyle şekilleniyor ve bu yüzden çoğu kişi “hakkım ne kadar” sorusuna net bir cevap bulamıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tazminat Hakkının Hukuki Dayanağı: Kusursuz Taraf Kimdir?</strong></p>

<p>Bir trafik kazasında tazminat hakkının doğması için öncelikle <strong>hukuka aykırı bir fiil</strong>, bir zarar ve bu ikisi arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenler; motorlu araç işletenlerin sorumluluğu ise Karayolları Trafik Kanunu çerçevesinde çoğu zaman kusursuz sorumluluğa yaklaşan ağırlıkta değerlendirilir.</p>

<p>Örneğin kırmızı ışıkta bekleyen bir sürücüye arkadan çarpılması halinde, çarpan sürücünün kusuru kaza tespit tutanağıyla açıkça ortaya konur ve mağdur sürücünün tazminat talep etme hakkı doğar. <strong>Kusurun tamamen karşı tarafta olması</strong>, zararın tam olarak talep edilebilmesinin ilk koşuludur; kusurun paylaşılması durumunda ise hesap değişir.</p>

<p><strong>Maddi Tazminat Kalemleri Nasıl Hesaplanır?</strong></p>

<p>Maddi tazminat, parasal değeri ölçülebilen zararları kapsar ve genellikle birden fazla kalemden oluşur: tedavi giderleri, geçici veya sürekli iş göremezlik nedeniyle kaybedilen gelir, bakıcı gideri ve kaza sonucu ölüm halinde <strong>destekten yoksun kalma tazminatı</strong>. Bu kalemlerin her biri ayrı ayrı belgelenmeli ve gerektiğinde bilirkişi raporuyla desteklenmelidir.</p>

<p>Diyelim ki inşaat işçisi olarak çalışan bir kişi kaza sonucu bacağını kırdı ve iki ay boyunca çalışamadı. Bu durumda hastane faturaları, fizik tedavi giderleri ve çalışamadığı döneme ait <strong>gelir kaybı</strong> ayrı ayrı hesaplanarak maddi tazminat talebine dahil edilir. Sürekli maluliyet söz konusuysa, kişinin yaşam beklentisi ve kazanç kapasitesindeki azalma <strong>TRH-2010 yaşam tablosu</strong> esas alınarak aktüeryal hesaplamayla belirlenir.</p>

<p>Tedavi süreci uzadıkça maddi tazminat kalemleri de genişler.</p>

<p>Poliçe limitlerini aşan zararlarda, mağdurun aracı işleten veya sürücünün kişisel malvarlığına başvurma hakkı saklıdır; bu nedenle tazminat talebi kurgulanırken yalnızca sigorta teminatına değil, <strong>sorumlunun genel hukuki sorumluluğuna</strong> da odaklanılması gerekir.</p>

<p><strong>Kusur Oranı Tazminat Miktarını Nasıl Değiştirir?</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi, zarar görenin kendi kusurunun bulunduğu hallerde tazminattan indirim yapılabileceğini öngörür. Bu ilke, uygulamada “müterafık kusur” olarak adlandırılır ve kazada tarafların kusur payı ne kadar dengeliyse tazminat miktarı da o oranda değişir.</p>

<p>Örneğin bir kavşakta iki sürücü de trafik ışığı ihlali yapmışsa ve bilirkişi incelemesi sonucunda biri <strong>%70</strong>, diğeri <strong>%30</strong> kusurlu bulunmuşsa, daha az kusurlu sürücü zararının yalnızca karşı tarafın kusur oranına denk gelen kısmını talep edebilir. Kusuru bulunan taraf tamamen tazminat hakkından mahrum kalmaz, ancak alacağı miktar kendi kusuru oranında azalır.</p>

<p>Bu noktada sıkça tartışılan bir mesele var: kusur oranının tamamen kaza tespit tutanağına bağlı kalınarak mı, yoksa mahkemenin atadığı bağımsız bilirkişi incelemesiyle mi belirlenmesi gerektiği. Tutanaktaki kusur paylaşımı çoğu zaman ilk izlenimi yansıtır ve olay yerindeki fiziki delillerle, kamera kayıtlarıyla veya tanık beyanlarıyla değişebilir. Bu yüzden tutanağı kesin kabul etmek yerine, <strong>bağımsız bilirkişi raporunu</strong> esas almak, gerçek kusur dağılımını yansıtma açısından daha isabetli bir yaklaşımdır.</p>

<p><strong>Manevi Tazminatta Hakimin Takdir Yetkisi Nereye Kadar Uzanır?</strong></p>

<p>Manevi tazminat, bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya yakın kaybı nedeniyle duyulan elem ve ızdırabın karşılığıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi, hakime bu konuda geniş bir <strong>takdir yetkisi</strong> tanır; sabit bir tarife veya formül bulunmaz.</p>

<p>Sürekli sakatlık yaşayan genç bir kadının açtığı davada hakim; yaşını, sakatlığın günlük yaşamına etkisini, olayın oluş şeklini ve tarafların ekonomik durumunu birlikte değerlendirerek bir miktara karar verir. Aynı şekilde bir kaza sonucu eşini veya çocuğunu kaybeden kişinin manevi tazminat talebinde, kaybın yakınlık derecesi ve kişinin yaşadığı travmanın ağırlığı belirleyici olur.</p>

<p>Manevi tazminat kavramı yalnızca bedensel zararlarla sınırlı değildir; nitekim kişilik haklarına yönelik ihlallerde de benzer bir takdir mantığı işletilir. Sabit bir formülün bulunmaması bazı çevrelerce öngörülebilirliği azalttığı gerekçesiyle eleştirilir. Ancak kanaatimce bu esneklik bir eksiklik değil, aksine <strong>somut olay adaletini</strong> sağlayan bir mekanizmadır; her kazanın etkisi, mağdurun yaşı, mesleği ve yaşam koşullarına göre farklılaştığından, önceden belirlenmiş katı bir tarife çoğu zaman gerçek zararı yansıtmaktan uzak kalır. Kritik olan, hakimin bu takdir yetkisini kullanırken kararını somut gerekçelerle desteklemesi ve manevi tazminatın ne mağduru zenginleştiren ne de sembolik kalan bir miktara dönüşmemesidir.</p>

<p>Manevi tazminat, kazanın kişinin yaşamındaki gerçek etkisi üzerinden değerlendirilir.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi ve İzlenmesi Gereken Yol</strong></p>

<p>Trafik kazasından doğan tazminat taleplerinde zamanaşımı, Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenir: zarar görenin, zararı ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren <strong>2 yıl</strong>, her halükarda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren <strong>10 yıl</strong> içinde dava açılmalıdır. Kaza aynı zamanda taksirle yaralama veya taksirle ölüme neden olma gibi bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa, bu uzamış süre tazminat davası için de uygulanır.</p>

<p>Örneğin iki yıl önce meydana gelen ve haklarında ceza davası da açılan bir trafik kazasında mağdur, hukuk davası açmayı ertelemiş olsa bile, ceza davasındaki uzamış zamanaşımı süresinden faydalanarak talebini ileri sürebilir. Bu nedenle süreci takip ederken yalnızca hukuk davasının değil, varsa <strong>paralel yürüyen ceza sürecinin</strong> de göz ardı edilmemesi gerekir.</p>

<p>Uygulamada izlenmesi gereken yol şu şekilde özetlenebilir: öncelikle kaza tespit tutanağı, hastane raporları ve varsa tanık bilgileri eksiksiz toplanmalı; ardından maddi zarar kalemleri belgelerle desteklenmeli ve gerekiyorsa bağımsız bilirkişi incelemesi talep edilmelidir. Zamanaşımı süresinin kaçırılmaması için sürecin başında hukuki danışmanlık alınması, hem maddi hem manevi tazminat talebinin doğru kurgulanması açısından belirleyici bir adımdır. Mahkemece hükmedilen tazminat borçlu tarafından gönüllü ödenmezse, alacağın tahsili için icra takibi başlatılması gündeme gelir.</p>

<p>Özetle, trafik kazasında tazminat hakkının belirlenmesi tek bir hesaplamadan ibaret değildir:</p>

<p>- Kusur oranı, kaza tespit tutanağı ve bağımsız bilirkişi incelemesiyle netleştirilmelidir.</p>

<p>- Maddi tazminat kalemleri (tedavi, gelir kaybı, destekten yoksun kalma) ayrı ayrı belgelenmelidir.</p>

<p>- Manevi tazminat, hakimin somut olay koşullarına göre belirlediği bir miktardır, sabit bir tarifesi yoktur.</p>

<p>- Zamanaşımı süreleri (2 yıl / 10 yıl, uzamış zamanaşımı) titizlikle takip edilmelidir.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/trafik-kazasinda-maddi-ve-manevi-tazminat-hakkiniz-nasil-belirlenir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/trafik-kazaa11.jpg" type="image/jpeg" length="80751"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-arap-dili-ve-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-arap-dili-ve-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Eylül 2026 Tarihli ve 33371 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İbn Haldun Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İBN HALDUN ÜNİVERSİTESİ ARAP DİLİ VE EĞİTİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İbn Haldun Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Senato: İbn Haldun Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>e) Üniversite: İbn Haldun Üniversitesini,</p>

<p>f) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Arapçanın öğretimi konusunda uygulamalar ve araştırmalar yaparak programlar hazırlamak, yöntem ve projeler geliştirmek, akademik amaçlı ve mesleki amaçlı Arapça müfredat hazırlanmasına katkı sağlamak, bu hedef doğrultusunda ilgili mevzuat kapsamında kurslar ve sertifika programları düzenlemek.</p>

<p>b) Arap kültürünü tanıtmak ve Arapça öğrenmeyi teşvik etmek amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>c) Arap diline dair doğru eğitim ve öğretim metotlarının, Arapça öğretimi alanında uluslararası tanınırlığa sahip akademisyenler aracılığıyla geliştirilmesi; bu çerçevede, ilgili mevzuat kapsamında açılacak sertifika programlarıyla ülkemizde Arapça eğitiminin kalitesinin artırılmasına katkı sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Arapça ile diğer dillerin öğretimi arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapmak; basılı, görsel ve çoklu ortam öğretim araçları üretmek ve yayımlamak.</p>

<p>b) Yurt içi ve yurt dışında uluslararası Arapça dil eğitim programları düzenlemek, gerektiğinde ilgili mevzuat hükümlerine göre sertifika vermek.</p>

<p>c) Arapçanın öğretimi ile ilgili yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve kuruluşlarla ikili ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ortak eğitim-öğretim, araştırma, uygulama ve yayın faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümlerine göre Arapça ile ilgili alanlarda çalışan öğretim elemanları ve yurt içindeki ve yurt dışındaki üniversitelerin Arap dili ile ilgili bölüm öğrencileri ve mezunları için mesleki tecrübeye yönelik çalıştay, toplantı, eğitim ve staj programları düzenlemek.</p>

<p>d) Arapça öğretimini yaygınlaştırmak için Üniversite Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi ile iş birliği içinde uzaktan eğitim programları ve sınavları hazırlamak, bunları yurt içinde ve yurt dışında uygulamak, yurt dışındaki çeşitli üniversite ve dil merkezleriyle iş birliği yaparak öğrenci ve öğretim elemanı değişimini ve eğitim araçlarının paylaşımını sağlamak.</p>

<p>e) Arapça öğretimi ile ilgili araştırma ve uygulamaları desteklemek, bilimsel çalışmaları teşvik etmek ve yapılan araştırmaları duyurmak ve yakından izlemek amacıyla seminer, kurs ve toplantılar düzenlemek.</p>

<p>f) Arapça öğretimi konusundaki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla yabancı dil öğretimine yönelik fuarlara katılmak, konuyla ilgili tanıtım faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>g) Arapça öğrenmeye teşvik amacıyla yurt içi ve yurt dışında sosyal ve kültürel etkinlikler, geziler, gösteriler düzenlemek, ödüller vermek.</p>

<p>ğ) Arap dili alanında çalışan akademisyenlerin araştırmalarını bir araya getirmek amacıyla dergiler, kitaplar ve benzeri bilimsel yayınlar ile çeşitli toplantılar düzenlemek.</p>

<p>h) Rektörlükçe önerilen ve/veya Yönetim Kurulu tarafından kararlaştırılan diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdürün herhangi bir sebeple kesintisiz altı aydan fazla görevinin başında bulunamayacağı durumlarda yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Gerekli görülen hâllerde görev süresi bitiminden önce Rektör tarafından aynı usulle değiştirilebilir. Müdür yardımcısının görev süresi Müdürün görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>c) Merkezin eğitim-öğretim, araştırma, uygulama ve yayın faaliyetlerinin, etkinliklerinin ve sınavlarının düzenli yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Merkez ile her düzeydeki personelin görev ve sorumlulukları üzerinde genel gözetim ve denetim görevini yapmak.</p>

<p>d) Merkezin araştırma ve uygulama faaliyetleri için ortaya çıkan genel ihtiyaçları ve bunlarla ilgili önerilerini Rektöre sunmak.</p>

<p>e) Rektörlüğe sunulacak faaliyet raporunu görüşmek.</p>

<p>f) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından görevlendirilecek dört üye ile birlikte toplam beş üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi en fazla üç yıldır. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine yılda en az üç kez toplanarak, Müdür tarafından hazırlanan gündem maddelerini görüşerek karar alır. Yönetim Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Müdür yardımcıları, oy hakkı olmaksızın Yönetim Kurulu toplantılarına katılabilir. Toplantılara katılım video konferans usulü veya internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetleri ile ilgili karar almak, bu faaliyetlere ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili birimler kurulması, kurslar açılması ve personel görevlendirilmesi ile ilgili önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Yurt içi ve yurt dışındaki kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek, farklı kurumlarla iş birliklerini Rektör onayına sunmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında eğitim programları sonunda katılım belgesi, sertifika ve benzeri belgelerin verilmesi ile ilgili esasları belirleyerek Senatoya sunmak.</p>

<p>d) Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini değerlendirerek karar vermek.</p>

<p>e) Müdürün her faaliyet dönemi sonunda hazırlayacağı faaliyet raporunun düzenlenmesine ilişkin esasları belirlemek, sunulan raporu değerlendirmek, bir sonraki döneme ait çalışma programına öneriler sunmak.</p>

<p>f) Müdürün, Merkezin yönetimi ile ilgili getireceği konuları değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, Yönetim Kurulunun önerisiyle, Üniversite içinden veya dışından Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları ve deneyimleri bulunan kişiler arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en az beş en fazla on beş üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu toplantılarında salt çoğunluk aranmaz. Toplantılara katılım video konferans ve benzeri usuller ile internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi, Merkezin faaliyetleriyle ilgili konularda görüş ve tavsiyelerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü ölçü ve süreyle Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini İbn Haldun Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-arap-dili-ve-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="73360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/erzincan-binali-yildirim-universitesi-teknoloji-transfer-ofisi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/erzincan-binali-yildirim-universitesi-teknoloji-transfer-ofisi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Eylül 2026 Tarihli ve 33371 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ERZİNCAN BİNALİ YILDIRIM ÜNİVERSİTESİ TEKNOLOJİ TRANSFER OFİSİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam </strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına ve yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak </strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ve 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Üniversite: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesini,</p>

<p>d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite bünyesinde araştırmacı ve öğrencilerin iş fikirlerini ticarileştirmeleri amacıyla ön kuluçka ve kuluçka merkezleri kurmak ve işletmek, bu merkezlerin KOSGEB,TEKMER, TÜBİTAK ve benzeri fon sağlayıcı kurumların destek programlarına entegre edilmesini ve ilerleyen aşamalarda Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (TGB) bünyesinde yapılandırılmasını koordine etmek ve şirketleşme süreçlerine rehberlik sağlamak.</p>

<p>b) Akademisyen, öğrenci ve girişimcilerin TÜBİTAK, KOSGEB, Kalkınma Ajansları ve AB gibi ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlardan hibe ve destek alabilmeleri için rehberlik hizmetleri sunmak.</p>

<p>c) TEKNOFEST gibi ulusal ve uluslararası teknoloji ve bilim yarışmalarına öğrencilerin ve takımların hazırlanması süreçlerini koordine etmek ve Milli Teknoloji Atölyesi (MTA) ve benzeri altyapılarla entegre çalışmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite içerisinde proje kültürü ve teknoloji transferi konularında farkındalık oluşturup eğitimler ve bilgi günleri düzenlemek ve teknoloji transfer ofisinin tanıtım faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>b) Ulusal ve uluslararası fon kaynaklarına yönelik proje (Üniversite-sanayi iş birlikleri dâhil) hazırlama, bütçelendirme ve yönetim süreçlerine teknik ve idari destek vermek.</p>

<p>c) Üniversite kaynaklı buluşların bildirim, tescil ve ticarileşme süreçlerini yönetmek ve bu konudaki iş ve işlemleri Üniversite tarafından çıkarılan yönerge hükümlerine göre yürütmek.</p>

<p>ç) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür </strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları ve teknoloji transfer ofisleri, teknoparklar veya kuluçka merkezleri gibi teknoloji transfer altyapılarında en az beş yıl fiili çalışma tecrübesi bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman Rektör onayı ile müdür yardımcılarından birini vekil bırakır. Göreve vekâlet altı ayı aştığı takdirde, Rektör aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Müdürün önerisi üzerine teknoloji transfer altyapılarında en az beş yıl tecrübesi bulunan öğretim elemanları arasından en çok iki kişi üç yıl süre için Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi sona erer. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yönetim Kurulunun aldığı kararları ve hazırladığı çalışma programını uygulamak.</p>

<p>b) Yönetimi altındaki birimleri Merkezin amaçları doğrultusunda yönetmek.</p>

<p>c) Merkezin yıllık bütçesini planlamak ve hazırlamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>d) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilen iki üye olmak üzere toplam en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üye aynı usulle tekrar görevlendirilebilir. Görev süresinin bitiminden önce ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin ve birimlerin yıllık çalışma programını, bütçesini ve stratejik hedeflerini, Üniversite stratejik planı ile uyumlu olacak şekilde hazırlamak ve karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin alt birimlerinden ve çalışma kurullarından gelen faaliyet raporlarını değerlendirmek.</p>

<p>c) Teknoloji portföyü ve ticarileştirme stratejilerine ilişkin süreçleri onaylamak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) 8/4/2019 tarihli ve 30739 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/erzincan-binali-yildirim-universitesi-teknoloji-transfer-ofisi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="73200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanlığı’ndan çocukları korumaya yönelik yeni genelge]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligindan-cocuklari-korumaya-yonelik-yeni-genelge</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligindan-cocuklari-korumaya-yonelik-yeni-genelge" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, aileyi, çocukları ve gençleri zararlı içeriklerden korumaya yönelik hazırlanan genelgenin 81 ildeki 175 ağır ceza Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini açıkladı. Genelgede, çocukları hedef alan müstehcen ve suç içerikli faaliyetlere ilişkin ihbarların hızlı değerlendirilmesi, dijital delillerin korunması ve gerekli hâllerde erişim engeli uygulanması istendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” başlıklı genelgenin 81 ilde bulunan 175 ağır ceza Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini duyurdu.</p>

<p>Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu doğrultusunda aileyi, çocukları ve gençleri istismar, müstehcenlik, suç ve zararlı içeriklerden korumaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti.</p>

<p><strong>İHBARLAR HIZLA DEĞERLENDİRİLECEK</strong></p>

<p>Genelge kapsamında başsavcılıklardan; çocukları ve gençleri hedef alan müstehcen ve suç içerikli faaliyetlere ilişkin ihbarların gecikmeksizin değerlendirilmesi istendi.</p>

<p>Savcılıklara ayrıca dijital delillerin hızlı şekilde tespit edilerek muhafaza altına alınması, gerekli durumlarda içeriklerin çıkarılması ve erişim engelleme tedbirlerinin uygulanması talimatı verildi.</p>

<p>Organize yapı şüphesi bulunan durumlarda örgütlü suç hükümlerinin devreye alınması, suçtan gelir elde edildiğine yönelik emare bulunması hâlinde ise eş zamanlı mali soruşturma yürütülmesi istendi.</p>

<p><strong>MAĞDUR ÇOCUKLAR İÇİN KORUYUCU TEDBİRLER</strong></p>

<p>Genelgede, suç mağduru çocukların ikinci kez zarar görmesini önleyecek koruyucu tedbirlerin eksiksiz uygulanmasına da dikkat çekildi.</p>

<p>İlgili kurumlarla güçlü ve sürekli koordinasyon sağlanması gerektiği belirtilirken, dijital mecralarda ve gerçek hayatta hukuk devletinin gereklerinin kararlılıkla yerine getirileceği vurgulandı.</p>

<p>Bakan Gürlek açıklamasında, “Çocuklarımızın üstün yararı bizim için tartışmaya açık değildir. Aile kurumunu, gençlerimizin geleceğini ve toplum düzenimizi hedef alan hiçbir suç yapılanmasına müsamaha göstermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ADLİ İŞLEM BAŞLATILMASI TALİMATI</strong></p>

<p>Öte yandan Adalet Bakanlığından 81 ildeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına talimat: Çocukları ve gençleri cinsiyetsizleştirmeye teşvik ettiği değerlendirilen faaliyetlerin arkasındaki amaç ve kullanılan yöntemlerin araştırılması, çeşitli suçlarla bağlantı tespit edilmesi hâlinde ise derhal adli işlem başlatılması istendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligindan-cocuklari-korumaya-yonelik-yeni-genelge</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 23:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/akin-gurlek-adalet-b.jpg" type="image/jpeg" length="75934"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020/8335 E., 2022/5141 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20208335-e-20225141-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20208335-e-20225141-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 22/06/2022 tarihli, 2020/8335 E. ve 2022/5141 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/8335 E., 2022/5141 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 12.03.2018 tarih ve 2011/252 E. - 2018/382 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 20.10.2020 tarih ve 2019/224 E. - 2020/927 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacılar vekili; müvekkilleri aleyhine Malatya 6. İcra Müdürlüğü'nün 2007/3895 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, müvekkillerinin davalıya borçlarının bulunmadığını, takip dayanağı belgenin sahte olduğunu ileri sürerek borçlu olmadığının tespiti ile davalının takibe konu alacak miktarının %40'ı oranında tazminata mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili; davacı tarafın açmış olduğu davanın hukuki mesnetten uzak olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; ceza dosyasında bulunan ATK Fizik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 29/04/2010 tarihli raporda belgede tahrifat yapılmadığının sabit olduğu, ispat yükü kendisinde olan davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine, takip konusu alacağın %40'ı oranında kötüniyet tazminatının davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davacılar vekili istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince; ceza yargılaması sonucunda takibe konu senedin maddi vaka olarak sahte olmadığının tespit edildiği, ceza mahkemesince tespit edilen maddi vakaların hukuk hakimini bağlayacağı, bu durumda ceza mahkemesince sahteliği sabit olmadığı kabul edilen senede ilişkin iddiaların ancak kesin delillerle ispatlanabileceği, davacının borçlu olmadığına ilişkin iddiasına kesin delillerle ispatlayamadığı gibi kesin delil olan yemin deliline de dayanmadığı, bu durumda mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 22/06/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20208335-e-20225141-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="17949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/318 E., 2024/3932 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2023318-e-20243932-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2023318-e-20243932-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2024 tarihli, 2023/318 E. ve 2024/3932 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/318 E., 2024/3932 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/1025 Esas, 2022/1467 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/424 E., 2018/209 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkilinin abisi olduğunu, müvekkilinin 5 adet taşınmazının ve abisi tarafından kullanılan bir otomobilinin olduğunu, 06.02.2014 tarihinde davalının kullandığı aracın sigorta işlemleri olduğu söylenerek kendisinden imza alındığını, hatta daha sonra bu işler ile uğraşmak istemeyen davacının aracı bedelsiz abisi olan davalıya devrettiğini, davalının müvekkilinin imzaladığı boş belgeyi kambiyo senedine dönüştürerek icra takibine konu ettiğini, bu belgenin davacının rızası hilafına doldurulduğunu, yapılan şikayet sonrası davalı hakkında soruşturma başlatıldığını, böyle bir kambiyo senedinin gerçek olmadığının bakılarak anlaşılabildiğini, taraflar arasında borç ilişkisinin de olmadığını ileri sürerek Kütahya 2.İcra Müdürlüğünün 2015/136 E. sayılı dosyasında takibe konu olan 400.000,00 TL'lik bono nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve takibin durdurulmasına ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu senedin bir kambiyo senedi olduğu ve usule uygun düzenlendiğini, davacının da imzasını inkar etmediğini, unsurları tamam olan senet ile ilgili tarafların aralarındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası varsa bunun davacı tarafça ispatlanması gerektiğini, davacının müvekkiline karşı işlemiş olduğu konut dokunulmazlığını ihlal ve hırsızlık suçu sebebiyle de ceza mahkemesinde dava açıldığını savunarak davanın reddini ve %20 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 400.000,00 TL'lik senedin açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suretiyle ve davacının iradesi dışında düzenlendiğinin ceza mahkemesi kararı ile sübut bulduğu, bu şekilde düzenlenmiş senet ile bir kişinin borçlu haline gelemeyeceği, alacaklının kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının Kütahya 2.İcra Müdürlüğünün 2015/136 E. sayılı dosyasında takibe konulan 10.04.2014 vade tarihli ve 400.000,00 TL bedelli bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, icra takibinin derhal durdurulmasına, karar kesinleştiğinde takibin iptaline, hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının ceza yargılamasında hiçbir delil sunmadığını, bonodaki yazıların farklı olmasının sonuca etkili olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza mahkemesince verilen kesinleşmiş kararların maddi vaka yönünden hukuk mahkemesini bağlayacağı, ceza mahkemesince belirlenen maddi vakıanın hukuk mahkemesince de ispat edilmiş kabul olunacağı, davacının şikayeti üzerine davalı aleyhine ceza davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde, davalının, davacı tarafından kendisine boş olarak verilen imzalı A4 kağıdını bono haline getirerek düzenlediğinin belirlendiği ve sonuç olarak davalının dolandırıcılık suçundan 1 yıl 6 ay hapis 750,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve ayrıca resmi evrakta sahtecilik suçundan 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliyesince kararın kaldırılmasına “müşteki tarafından imzalı olarak boş verilen A4 kağıdının doldurularak icra takibine konulması” eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 209 uncu maddesinin ikinci fıkrasında beliritlen suçu oluşturması nedeni ile sanığın 7.300,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiği, kesinleşen ceza kararına göre davalının, davacı tarafından imzalı ancak üst kısımları boş olarak kendisine verilen A4 kağıdını bonoya dönüştürdüğünün maddi vakıa olarak sabit olduğu, bu maddi vakıa da hukuk hakimini bağladığından davacının, davalıya borçlu olmadığının kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ceza mahkemesinde davacı yararına karar verilmiş olsa da davacının iddiasını ispatlayacak hiç bir kesin delil dosyaya sunmadığını, davacı ile davalının önceden aralarında bulunan husumet de göz önüne alındığında bu şartlarda kimsenin kimseye boş bir imza vermeyeceğinin hayatın tartışılmaz bir gerçeği olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, icra takibine konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2023318-e-20243932-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="72770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/4807 E., 2024/9311 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244807-e-20249311-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244807-e-20249311-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2024 tarihli, 2024/4807 E. ve 2024/9311 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4807 E., 2024/9311 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/438 Esas, 2024/486 Karar<br />
HÜKÜM : Davanın reddi</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafça müvekkili aleyhinde icra takibi başlatıldığını, takibe konu senetlerin müvekkilinden tehdit ve zorla alındığını, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek dava konusu icra takibine konu senetlerden ve ferilerinden dolayı borçlu olmadığının tespitine, takibe konan senetlerin iptaline, davalı aleyhine %40 tazminata karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kötü niyetle hareket ettiğini, borcunu ödememek için oyalama ve zaman kazanma uğraşı içinde olduğunu, davacının borca itiraz etmediğini ve senetlerin zorla alındığına ilişkin iddiada bulunmadığını savunarak davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><br />
<strong>III.MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin 07.03.2022 tarih, 2019/68 E. ve 2022/72 K. sayılı kararı ile dosya kapsamında davacı vekilinin mazeret olarak belirttiği duruşmasının UYAP sisteminde yapılan kontrolde bulunmadığı, mesleki mazeretinin bu doğrultuda dikkate alınmaması gerektiği gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 150 nci maddesinin altıncı bendi kapsamında açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 25.04.2023 tarih ve 2022/2638 E., 2023/2402 K. sayılı ilamı ile; "...Dava, icra takibine konu senetlerden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup mahkemece davanın reddine dair verilen karar Dairemizin 04.09.2013 tarih, 2013/11892 E. ve 2013/14593 K. sayılı ile davalı hakkında nitelikli yağma ve dolandırıcılık suçlarından açılan ceza dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiği gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak ilgili ceza dosyası bekletici mesele yapılmış, yargılamaya devam edilmiştir. Somut uyuşmazlığın çözüme kavuşabilmesi için beklenen ceza dosyasında henüz bir karar verilmemesi ve duruşmaların ceza dosyası sonucunun beklenmesi nedeni ile ertelenmesi karşısında davacı vekilinin mazeret dilekçesinin kabulü gerekirken adil yargılanma hakkını engelleyecek şekilde reddi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozma ilamına uyularak Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyası beklenilmiş olup 2015/177 E. ve 2018/205 K. sayılı dosyada verilen beraat kararının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2021/24568 E. ve 2023/10002 K. sayılı ilamıyla onanmasına karar verildiği böylece beraat kararının kesinleştiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 74 üncü maddesine göre hakim ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı olmasa da, ceza yargılamasında maddi olayın subutiyetine ilişkin ortaya konulan sonucun hukuk hakimini bağlayacağının açık olduğu, davacının iddiasıyla ilgili dayanağı olan ceza yargılamasında davalı alacaklının senedi zorla aldığı iddiasının artık çürütülmüş olduğu, ses kayıtlarıyla ilgili mahkemenin vardığı sonucun da kesinleştiği, buna göre bu kayıtların alacaklı tarafından kabul edilmediği gibi nasıl ele geçirildiğinin de belli olmayıp hukuka aykırı delil vasfında olduğu, ayrıca mahkeme kararında belirtildiği üzere bu kayıtlarda zorla senet alma olgusunun kesin açık anlatımlarının mevcut olmadığı, dosyada mevcut destekleyici başka delilin de olmadığı, bu nedenle davacının başında davasını dayandırdığı iddiasının ispatlanamadığı, bononun talil edilmesi ispat yükünü etkilemekle mevcut beyan ve iddialar gözetildiğinde davalının ispat yükünü değiştirici bir beyanı bulunmadığı, senetlerde bedel ve malen kaydının olmadığı, bonoyu karşı ispat yükünün halen borçlu davacıda olduğu, davalı borçlunun alacaklı olduğunu gösterir bonolara kaşı ileri sürülen geçersizlik definin ispat yükünün davacı borçlu da olduğu, onun da mevcut delillerle bu iddiasının ispatlayamadığı, menfi tespit davasının reddinin gerektiği, alacaklının çok uzun süre alacağına bu davadan ve tedbiren durdurma kararından ötürü geç ulaştığı anlaşılmakla talep üzere alacağın yüzde 20'si oranında davacının tazminata mahkum edilmesine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacının açmış olduğu menfi tespit davasının reddine, takip miktarı olan 207.137,70 TL'nin %20'si oranında 41.427,54 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ İNCELEMESİ</strong><br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.</p>

<p>2. 6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesi</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>V.SONUÇ: Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244807-e-20249311-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="60826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ HUKUK MAHKEMESİ KARARLARINA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-mahkemesi-kararlarinin-hukuk-mahkemesi-kararlarina-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-mahkemesi-kararlarinin-hukuk-mahkemesi-kararlarina-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kısım, “Borç İlişkisinin Kaynakları” başlıklı Birinci Bölüm, “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” başlıklı İkinci Ayırım, “D. Yargılama” üst başlıklı ve “I. Ceza hukuku ile ilişkisinde” başlıklı 74. maddesinde; ha...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p><strong>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kısım, “Borç İlişkisinin Kaynakları” başlıklı Birinci Bölüm, “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” başlıklı İkinci Ayırım, “D. Yargılama” üst başlıklı ve “I. Ceza hukuku ile ilişkisinde” başlıklı 74. maddesinde;</strong> hakimin karar verirken, Ceza Hukukunun sorumlulukla ilgili hükümlerine, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararlarına, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararları ile bağlı olmadığı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>TBK m.74’de; </strong><i>“Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, <strong>ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi</strong>, ceza hakimi tarafından verilen <strong>beraat kararıyla da bağlı değildir</strong>.</i></p>

<p><i>Aynı şekilde, <strong>ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine</strong> ve <strong>zararın belirlenmesine ilişkin kararı</strong> da, <strong>hukuk hakimini bağlamaz</strong>.” </i>hükmüne yer verilmiş olup, hukuk hakiminin kural olarak bağlı olmadığı durumlar açıklanmıştır.</p>

<p>Ancak bu bağımsızlık,<strong> </strong><i>sınırsız</i> bir bağımsızlık gibi yorumlanmamalıdır.</p>

<p><strong>Ceza yargılaması; </strong>maddi hakikate ve adalete ulaşmak, iddianın doğru olup olmadığını anlamak, suçu ve suçluyu tespit edip cezalandırmak, masumu ise aklamak için yapılır<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasi-neden-yapilir" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p><strong>Bu yazımızda; </strong>ceza yargılaması sonucunda “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen deliller ile maddi olayın sübutuna ilişkin tespitlerin hukuk yargılamasını da ilgilendireceğini ve hukuk hakimine tanınan bağımsızlığın kapsamına bu iki unsurun dahil edilemeyeceğini, Anayasa, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri ile Anayasa Mahkemesi kararı ve Yargıtay kararları ışığında değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>II. “Hukuka Aykırı Delil” Niteliği Tespitinin Hukuk Yargılamasına Etkisi</strong></p>

<p><strong>Ceza yargılaması sonucunda;</strong> “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen ve Anayasa m.38/6’da yer alan <i>“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” </i>hükmü, CMK m.206/2-a’da bulunan <i>“Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.”</i>, CMK m.217/2’de belirtilen <i>“Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”</i>, CMK m.230/1-b’de öngörülen <i>“Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” </i>ile hukuka kesin aykırılık hallerinden CMK m.289/1-i’de yer alan <i>“Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.” </i>hükümlerinden hareketle, ceza muhakemesinde kullanılamayan delilin, aynı şekilde hukuk yargılamasında da kullanılmaması ve hükme esas alınamaması gerekir.</p>

<p><strong>Hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağı; </strong>yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri ile değil, “İspat hakkı” başlıklı HMK m.189/2’de yer alan hükümle de ortaya koyulmaktadır. <strong>HMK m.189/2’de;</strong> <i>“Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” </i>hükmü düzenlenmiş olup, “hukuka aykırı delil” niteliği taşıyan delillerin mahkeme tarafından dikkate alınamayacağı açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244807-e-20249311-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2024 tarihli, 2024/4807 E. ve 2024/9311 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> “<i>ses kayıtlarıyla ilgili mahkemenin vardığı sonucun da kesinleştiği, buna göre bu kayıtların alacaklı tarafından kabul edilmediği gibi nasıl ele geçirildiğinin de belli olmayıp <strong>hukuka aykırı delil vasfında olduğu</strong>, ayrıca mahkeme kararında belirtildiği üzere bu kayıtlarda zorla senet alma olgusunun kesin açık anlatımlarının mevcut olmadığı, dosyada mevcut destekleyici başka delilin de olmadığı, bu nedenle davacının başında davasını dayandırdığı iddiasının ispatlanamadığı,” </i>gerekçesine yer verilmiş olup, somut olayda bekletici mesele yapılan ve kesinleşen ceza yargılamasının sonucunda “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen ses kayıtlarının, hukuk hakimi tarafından da hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü tarafından verilen 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 Başvuru numaralı </a><i><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Yaşar Yılmaz</a> </i>kararında;</strong></p>

<p><i>“51. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, <strong>kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır</strong>. Bahsi geçen anayasal kural, <strong>temel olarak ceza yargılaması hukukuna ilişkin olmakla birlikte, uygulanabildiği ölçüde hukuk yargılaması bakımından da dikkate alınmalıdır</strong>. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un. 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasında hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Madde gerekçesinde de, <strong>bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerektiği</strong>; hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından resen göz önüne alınması ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesinin kabul edildiği ifade edilmiştir. (…)</i></p>

<p><i>“59. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının <strong>hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği </strong>ve aramanın icrasındaki <strong>“kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır</strong>. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın <strong>36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir</strong>.”</i></p>

<p>Gerekçelerine yer verilerek, usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmeyen arama kararı icrasının sonucunda elde edilen delillerin, “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı, hukuka aykırı şekilde elde edilmiş bulguların ise delil değerinin olmayacağı, bunun dayanağının Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrasında düzenlenen <i>“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” </i>hükmü olduğu, bu hükmün temel olarak ceza yargılamaları ile ilgili olmasına rağmen, uygulanabildiği ölçüde hukuk yargılamalarında da dikkate alınmasının gerektiği,</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> hukuka aykırı delillerin, mahkeme tarafından dikkate alınamayacağını düzenleyen HMK m.189’un gerekçesinde de <i>“bir davada ileri sürülebilecek <strong>her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş deliller olması</strong> esası getirilmiştir.” </i>cümlesinin yer aldığı, hatta delilin hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespiti halinde, diğer tarafça itirazda bulunulmasa dahi mahkeme tarafından bu delilin dikkate alınamayacağı,</p>

<p><strong>Aksi durumda; </strong>yani<strong> </strong>“hukuka aykırı delil” niteliği taşıyan bulguların, mahkemece dikkate alınması halinde, bunun yargılamanın hakkaniyetini zedeleyeceği ve bunun sonucunda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6’nın ve Anayasa m.36’nın güvencesi altında bulunan adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edileceği,</p>

<p>Açıklanmıştır. Hukuka uygunluğun ve hukuka aykırılığın bir bütün olduğu, yani bir işlemin veya delilin hukuk dallarından birisi bakımından hukuka uygun, diğeri veya diğerleri bakımından hukuka aykırı olamayacağı, bir işlemin veya delilin, ya baştan itibaren hukuka uygun olacağı veya hukuka aykırı olacağı, bu nedenle hukuka aykırı yol veya yöntemle elde edilen delil kullanılamayacağından, maddi olayın sübutunda hukuka aykırı delilin kullanılamayacağı izahtan varestedir.</p>

<p><strong>III. Maddi Olayın Sübutuna İlişkin Değerlendirmenin Hukuk Yargılamasına Etkisi</strong></p>

<p><strong>Maddi olayın sübutuna ilişkin değerlendirmenin yapıldığı;</strong> yani olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ile ilgili açıklamalara ve tespitlere yer verildiği ceza yargılamasının sonucunun da, “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı tespit edilen delillerde olduğu gibi hukuk yargılamasına etkisi bulunmaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244807-e-20249311-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2024 tarihli, 2024/4807 E. ve 2024/9311 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 74 üncü maddesine göre hakim ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı olmasa da, ceza yargılamasında <strong>maddi olayın subutiyetine ilişkin ortaya konulan sonucun hukuk hakimini bağlayacağının açık olduğu</strong>, davacının iddiasıyla ilgili dayanağı olan ceza yargılamasında davalı alacaklının senedi zorla aldığı iddiasının artık çürütülmüş olduğu,” </i>gerekçesine yer verildiği,</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2023318-e-20243932-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2024 tarihli, 2023/318 E. ve 2024/3932 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza mahkemesince verilen kesinleşmiş kararların <strong>maddi vaka yönünden hukuk mahkemesini bağlayacağı</strong>, ceza mahkemesince belirlenen <strong>maddi vakıanın hukuk mahkemesince de ispat edilmiş kabul olunacağı</strong>,</i> <i>(…) kesinleşen ceza kararına göre davalının, davacı tarafından imzalı ancak üst kısımları boş olarak kendisine verilen ... kağıdını bonoya dönüştürdüğünün maddi vakıa olarak sabit olduğu, <strong>bu maddi vakıa da hukuk hakimini bağladığından</strong> davacının, davalıya borçlu olmadığının kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle”</i> istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın onandığı,</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20208335-e-20225141-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 22.06.2022 tarihli, 2020/8335 E. ve 2022/5141 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Bölge Adliye Mahkemesince; <strong>ceza yargılaması sonucunda takibe konu senedin maddi vaka olarak sahte olmadığının tespit edildiği</strong>, ceza mahkemesince tespit edilen <strong>maddi vakaların hukuk hakimini bağlayacağı</strong>, bu durumda ceza mahkemesince sahteliği sabit olmadığı kabul edilen senede ilişkin iddiaların ancak kesin delillerle ispatlanabileceği, davacının borçlu olmadığına ilişkin iddiasına kesin delillerle ispatlayamadığı gibi kesin delil olan yemin deliline de dayanmadığı, bu durumda mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle” </i>istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın onandığı,</p>

<p><strong>Dolayısıyla;</strong> ceza yargılamasında maddi olayın subutiyetine ilişkin ortaya konulan sonucun, hukuk hakimini bağlayacağının Yargıtay kararları ile de sabit olduğu ve yapılan tespitin de hukuk mahkemesince ispat edilmiş şeklinde kabul edileceğinin ortaya koyulduğu,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görülmektedir. Bununla birlikte; hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edilen delilin, ceza ve hukuk yargılamalarında maddi olayın ispatında kullanılamayacağı, maddi olayın sübutunda kullanılan delillerin hukuka uygun olması gerektiği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>IV. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Tüm bu açıklamalar ışığında; </strong>TBK m.74’ün hukuk hakimine tanıdığı bağımsızlığın, ceza mahkemesince yapılan her türlü değerlendirmeden <i>mutlak</i> ve <i>sınırsız </i>şekilde bir bağımsızlık olarak yorumlanmamasının gerektiği, TBK m.74 hükmü ile hukuk hakiminin kusur, zarar ve sorumluluğa ilişkin hukuki değerlendirmelerini bağımsız şekilde yapabilmesinin amaçlandığı,</p>

<p>Ceza yargılaması sonucunda kesin olarak ortaya koyulan maddi vakaya ilişkin tespitler ile “hukuka aykırı delil” niteliği taşıyan bulguların belirlenmesi hususlarının; bu bağımsızlığın kapsamında olmadığı, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin <i>Yaşar Yılmaz </i>kararı </a>ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yer verdiğimiz kararlarının gerekçeleri ile de bunun somut şekilde ortaya koyulduğu,</p>

<p><strong>Aksi yönde bir kabulün; </strong>kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini düzenleyen Anayasa m.38/6’ya, hukuka aykırı şekilde elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından dikkate alınamayacağını düzenleyen HMK m.189/2’ye, adil/dürüst yargılanma hakkını güvence altına alan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6 ile Anayasa m.36’ya aykırı olacağı,</p>

<p>Aynı maddi olay hakkında farklı yargı kolları tarafından yapılan ve birbiriyle çelişen tespitlerin hukuki güvenlik ve yargı kararlarında istikrarın sağlanması amacıyla uyuşmayacağı, bunun sonucunda hem yargıya duyulan güvenin azalacağı ve hem de adil/dürüst yargılanma hakkının özünün zarar göreceği,</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edilen delilin, ceza ve hukuk yargılamalarında maddi olayın ispatında kullanılamayacağı, maddi olayın sübutunda kullanılan delillerin hukuka uygun olması gerektiği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasi-neden-yapilir" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasi-neden-yapilir</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-mahkemesi-kararlarinin-hukuk-mahkemesi-kararlarina-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/yazar/ersan-sen-yazdi1-2024-tokmak-kitap.jpg" type="image/jpeg" length="76731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Kamera ve Konum Takibi KVKK'ya Aykırı mı? Kurul Kararları Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kamera-ve-konum-takibi-kvkkya-aykiri-mi-kurul-kararlari-ne-diyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kamera-ve-konum-takibi-kvkkya-aykiri-mi-kurul-kararlari-ne-diyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 2 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı İlke Kararı ile işyerlerinde kamera ve konum takibi konusundaki uzun süredir tartışılan belirsizliği büyük ölçüde netleştirdi. Kararın hemen ardından, 8 Haziran 2026‘da Kurul ayrıc...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulu, <strong>2 Haziran 2026</strong> tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan<a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" rel="dofollow"> <strong>29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı İlke Kararı</strong> </a>ile işyerlerinde kamera ve konum takibi konusundaki uzun süredir tartışılan belirsizliği büyük ölçüde netleştirdi. Kararın hemen ardından, <strong>8 Haziran 2026</strong>‘da Kurul ayrıca güvenlik kameralarının orantısız kullanımına ilişkin bir kamuoyu duyurusu yayımladı. Bu iki adım, işveren gözetimiyle çalışan mahremiyeti arasındaki dengeyi bugün nasıl kurmamız gerektiğini doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Son dönemde artan şikâyet başvuruları, konunun sadece hukukçuların değil işverenlerin ve çalışanların da gündeminde olduğunu gösteriyor. <strong>Kamera ve konum takibi</strong> artık pek çok işyerinde günlük çalışma düzeninin sıradan bir parçası; bu da sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyi daha kritik hâle getiriyor.</p>

<p><strong>Kameralı izleme hangi durumda hukuka uygun sayılıyor?</strong></p>

<p>Kurul’un yerleşik yaklaşımı şu: kamera sistemi kurmak tek başına yasak değil, ama <strong>amaç</strong> belirleyici. İş sağlığı ve güvenliğini sağlamak, iş kazalarını önlemek, işyeri güvenliğini korumak veya suç işlenmesini önlemek ya da tespit etmek gibi somut ve meşru amaçlarla kurulan kamera sistemleri kural olarak hukuka uygun kabul ediliyor.</p>

<p>Buna karşılık Kurul, çalışan <strong>performansını izlemek</strong>, verimliliği ölçmek veya genel bir gözetim aracı olarak kamera kullanmayı meşru amaç kapsamında görmüyor. Örneğin bir depo işletmesi, kameraları “güvenlik” gerekçesiyle kurup fiilen paketleme hızını ve mola sürelerini raporlamak için kullanıyorsa, beyan edilen amaçla fiili kullanım arasındaki bu uyumsuzluk tam olarak Kurul’un 8 Haziran 2026 duyurusunda işaret ettiği türden bir <strong>orantısızlık</strong> teşkil ediyor.</p>

<p>İşyeri takip araçları günlük iş akışının neredeyse görünmez bir parçası hâline geldi.</p>

<p><strong>Araç ve konum takibinde işçinin rızası tek başına yeterli mi?</strong></p>

<p>Saha satış temsilcisi olarak çalışan birinin şirket aracına GPS takip cihazı takıldığını ve bunun için imzalattırılan bir <strong>“rıza formu”</strong> olduğunu düşünelim. Uygulamada işverenler genellikle bu formun her şeyi çözdüğünü varsayıyor. Oysa Kurul’un 2026/921 sayılı kararında ortaya koyduğu ilke, bu varsayımı zayıflatan bir gerekçeye dayanıyor: işçi-işveren ilişkisindeki <strong>güç dengesizliği</strong> nedeniyle çalışanın verdiği rızanın özgür iradeye dayandığı her zaman söylenemiyor.</p>

<p>Bu yaklaşım aslında yeni değil; Kurul, önceki dönemlerde de biyometrik veri işleme başta olmak üzere hassas konularda benzer bir hassasiyet göstermişti. Ancak 2026/921 sayılı karar bunu konum ve araç takibi bağlamında açıkça <strong>ilke hâline</strong> getirdi. Sonuç olarak işveren, yalnızca imzalı bir belgeye dayanarak değil; takibin amacının gerçekten meşru olup olmadığını ve daha az müdahaleci bir alternatif bulunup bulunmadığını da göstermek zorunda.</p>

<p><strong>Tartışmalı nokta: açık rıza her koşulda yeterli midir?</strong></p>

<p>Burada iki farklı okuma var. Bir görüşe göre, işçi kanunen ehliyetli bir yetişkin olduğu ve rızasını yazılı biçimde açıkça verdiği sürece, işveren <strong>meşru menfaatini</strong> bu rızaya dayandırabilmelidir; aksi hâlde hiçbir izleme sistemi hukuki güvenceye kavuşamaz. Diğer görüş ise Kurul’un benimsediği çizgide: istihdam ilişkisinin doğası gereği taraflar eşit konumda değildir, dolayısıyla rıza tek başına yeterli bir hukuki dayanak olamaz; asıl belirleyici olması gereken <strong>meşru menfaat ve ölçülülük testi</strong>dir.</p>

<p>Kanaatimizce ikinci görüş, işyeri gerçekliğine daha uygun. Bir çalışan işini kaybetme riskiyle karşı karşıyayken “rıza vermeme” seçeneğini gerçekten kullanabilir mi sorusu, teoride değil pratikte cevaplanmalı. Bu nedenle işverenin izleme sistemini kurarken önce amacı somutlaştırması, ardından bu amaca ulaşmak için rızadan bağımsız, <strong>orantılı bir hukuki dayanak</strong> inşa etmesi, yalnızca bir onay kutusuna güvenmesinden çok daha sağlam bir yol.</p>

<p><strong>Aydınlatma yükümlülüğü ve ölçülülük ilkesi ne gerektiriyor?</strong></p>

<p>Kamera veya konum takibi kurulu olduğunu bilmeyen bir çalışan düşünün; sistemin varlığından haberdar edilmemesi, verinin toplandığı süreç kadar önemli bir sorun yaratıyor. KVKK’nın <strong>aydınlatma yükümlülüğü</strong>, işverenin yalnızca “izleniyorsunuz” demesini değil; hangi verinin, hangi amaçla, ne kadar süreyle tutulduğunu ve kimlerle paylaşılabileceğini açık biçimde bildirmesini gerektiriyor.</p>

<p><strong>Ölçülülük ilkesi</strong> ise başka bir soruyu gündeme getiriyor: aynı amaca daha az müdahaleci bir yöntemle ulaşılabiliyorsa, daha invaziv yöntem tercih edilemez. Örneğin çalışma alanının tamamını sürekli kaydeden bir kamera yerine, yalnızca giriş-çıkış noktalarına yönlendirilmiş kayıt sistemi çoğu zaman aynı güvenlik amacını daha az müdahaleyle sağlayabilir. Kurul’un yaklaşımı, işvereni bu tür alternatifleri değerlendirmeye zorluyor.</p>

<p>Bir ofis yöneticisinin, çalışanların masa başında geçirdiği süreyi ölçmek amacıyla koridor kameralarının açılarını masalara çevirdiğini varsayalım. Bu değişiklik, beyan edilen “genel güvenlik” amacından fiilen sapmış olur ve tam olarak Kurul’un dikkat çektiği <strong>amaç kayması</strong> sorununu örnekler.</p>

<p>Konum takibi çoğu zaman çalışanın fark etmediği bir aydınlatma eksikliğiyle birlikte yürüyor.</p>

<p><strong>Hakkınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız izlenecek yol</strong></p>

<p>Bir çalışan, işyerinde kendisinden habersiz ya da orantısız biçimde izlendiğini fark ettiğinde öncelikle işverene <strong>yazılı olarak</strong> başvurup verinin işlenme amacını ve dayanağını sorabilir. Bu başvuruya makul sürede tatmin edici bir yanıt alınamazsa, ikinci adım <strong>Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na şikâyet</strong> yoludur; Kurul, somut olayı 2026/921 sayılı ilke kararı ışığında değerlendirip idari yaptırım uygulayabilir.</p>

<p>Bunun yanında, orantısız izlemenin sonucu olarak psikolojik baskı veya ayrımcılık gibi bir durum ortaya çıkıyorsa, bu durum işyerinde mobbing iddiasıyla birlikte de değerlendirilebilir; bu iki başvuru yolu birbirini dışlamaz, aksine somut olayda birlikte ele alınabilir. Maddi veya manevi zarar oluştuğu kanaatindeyseniz, KVKK’nın idari süreciyle birlikte genel hükümlere göre <strong>tazminat talebiyle</strong> dava açma imkânı da saklı kalıyor.</p>

<p>Uygulamada izlenmesi gereken sıra şu şekilde özetlenebilir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- İzleme sisteminin varlığından haberdar olup olmadığınızı ve size <strong>aydınlatma</strong> yapılıp yapılmadığını değerlendirin.</p>

<p>- Toplanan verinin amacını ve bu amacın gerçekten <strong>meşru</strong> olup olmadığını sorgulayın.</p>

<p>- Orantısızlık ya da rıza baskısı tespit ederseniz, önce işverene yazılı başvuru yapın.</p>

<p>- Yanıt alamazsanız KVKK’ya şikâyet ve gerekirse <strong>tazminat</strong> yollarını birlikte değerlendirin.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kamera-ve-konum-takibi-kvkkya-aykiri-mi-kurul-kararlari-ne-diyor-1</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/isci-kamera-isyeri.jpg" type="image/jpeg" length="34054"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GTİP UYUŞMAZLIKLARINDA DOĞRU SINIFLANDIRMANIN ÖNEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gtip-uyusmazliklarinda-dogru-siniflandirmanin-onemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gtip-uyusmazliklarinda-dogru-siniflandirmanin-onemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir ithalat işleminde beyan edilen Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu, eşyanın tabi olacağı vergi oranını belirlemekle kalmaz. İlave gümrük vergisi, dampinge karşı vergi, gözetim, kota, izin ve ürün güvenliği denetimi gibi eşyanın tabi olacağı pek çok uygulama da GTİP üzerinden yürütülür. Aynı eşyan...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ithalat işleminde beyan edilen Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu, eşyanın tabi olacağı vergi oranını belirlemekle kalmaz. İlave gümrük vergisi, dampinge karşı vergi, gözetim, kota, izin ve ürün güvenliği denetimi gibi eşyanın tabi olacağı pek çok uygulama da GTİP üzerinden yürütülür. Aynı eşyanın iki farklı pozisyonda değerlendirilmesi bu nedenle yalnız bir kod değişikliğinden ibaret değildir. Değişiklik, ithalat maliyetini artırabilir; ek tahakkuk ve para cezasına, kimi zaman da eşyanın ithali için gerekli bir belgenin bulunmadığı iddiasına yol açabilir.</p>

<p>Tarife uyuşmazlıklarında sık karşılaşılan hatalardan biri, eşyanın ticari adından veya faturadaki kısa tanımdan hareketle bir pozisyon seçilmesidir. Oysa sınıflandırma, eşyanın gümrüğe sunulduğu andaki objektif özellikleri üzerinden yapılmalıdır. Ürünün maddi yapısı, bileşimi, çalışma şekli ve işlevi tespit edilmeli; ardından bu özellikler pozisyon metinleri, bölüm ve fasıl notları ile Tarifenin Yorumu ile İlgili Genel Kurallar karşısında değerlendirilmelidir. Teknik tespit ile hukuki sınıflandırmanın birbirine karıştırılması, hem idari işlemde hem yargılama sırasında hatalı sonuca götürebilir.</p>

<p>Bu yazıda GTİP sisteminin bütün ayrıntılarını sıralamak yerine, sınıflandırmanın uygulamada nasıl kurulması gerektiği ve uyuşmazlık çıktığında hangi delil ve hukuki nedenlerin öne çıkarılacağı incelenecektir. Danıştayın bağlayıcı tarife bilgisi ve mama sandalyesi hakkında verdiği kararlar, bu konuda oldukça açık ölçütler içermektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/gtip.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><i>GTİP kodunun yapısı</i></p>

<p><strong>Sınıflandırma nasıl yapılır?</strong></p>

<p>GTİP, Türk Gümrük Tarife Cetvelinde eşyanın yerini gösteren on iki haneli bir koddur. İlk altı hane Armonize Sistem kodunu, yedinci ve sekizinci haneler Avrupa Birliği Kombine Nomanklatür açılımlarını, dokuzuncu ve onuncu haneler millî alt açılımları, son iki hane ise istatistik kodunu gösterir. Kodun sonuna kadar doğru ilerleyebilmek için önce eşyanın hangi pozisyonda bulunduğu, sonra bu pozisyon içindeki alt açılımlardan hangisine girdiği belirlenmelidir.</p>

<p>Gümrük Kanunu'nun 15 inci maddesi uyarınca gümrük vergileri, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte bulunan tarifeye göre hesaplanır. Bu kural özellikle geçmiş tarihli beyannameler hakkında sonradan yapılan kontrollerde önem taşır. Eşyanın güncel cetveldeki kodu ile beyanname tarihinde yürürlükte bulunan cetveldeki kodu veya alt açılımı aynı olmayabilir. İnceleme, işlem tarihinde yürürlükte olan metin üzerinden yapılmalıdır.</p>

<p>Sınıflandırmanın ilk dayanağı pozisyon metinleri ile bölüm ve fasıl notlarıdır. Fasıl başlığı veya eşyanın piyasadaki adı tek başına hukuki sınıflandırma sağlamaz. Genel Yorum Kuralı 1 de bölüm, fasıl ve tali fasıl başlıklarının yalnız yol gösterici olduğunu; sınıflandırmanın pozisyon metinleri ve ilgili notlara göre yapılacağını kabul eder. Bir ürün günlük dilde 'parça', 'aksesuar', 'oyuncak' veya 'makine' olarak adlandırılabilir. Bu adlandırmanın tarife cetvelindeki anlamla örtüşüp örtüşmediği ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Eşya tamamlanmamış, demonte, karışım veya birden fazla bileşenden oluşan bir ürünse, ikinci ve üçüncü kurallar gündeme gelir. Birden fazla pozisyon ilk bakışta uygulanabilir görünüyorsa önce eşyayı daha özel tanımlayan pozisyon araştırılır. Bu şekilde sonuca ulaşılamıyorsa bileşik eşya veya perakende setine esas niteliğini veren madde ya da bileşen belirlenir. Bunun da mümkün olmadığı hâlde, aynı derecede dikkate alınabilecek pozisyonlardan numara sırasına göre sonuncusu esas alınır. İlk üç kuralla sınıflandırılamayan eşyanın en çok benzediği ürüne göre değerlendirilmesi ise tamamlayıcı niteliktedir; doğrudan başvurulabilecek serbest bir kıyas yöntemi değildir.</p>

<p>Alt pozisyona geçildiğinde Genel Yorum Kuralı 6 ayrıca önem kazanır. Bu kurala göre yalnız aynı seviyedeki alt pozisyonlar karşılaştırılabilir. Önce tek tireli açılımlar arasında seçim yapılır; seçilen açılımın içindeki iki tireli ve daha alt seviyedeki ayrımlara daha sonra geçilir. Üst seviyede elenmiş bir grubun altındaki tanım, ürüne çok uygun görünse bile sınıflandırma o alt pozisyona taşınamaz. Uygulamada yalnız on iki haneli iki kodun son tanımlarını yan yana koymak, bu hiyerarşiyi gözden kaçırdığı için hatalı sonuç verebilir.</p>

<p>Gümrük Tarife Cetveli İzahnamesi, Dünya Gümrük Örgütü sınıflandırma görüşleri, Avrupa Birliği Kombine Nomanklatür açıklama notları ve idari sınıflandırma kararları pozisyonların kapsamının anlaşılmasında kullanılır. Bunlar pozisyon metni ve yasal notlarla birlikte değerlendirilmelidir. Herhangi bir açıklama, cetvelde bulunmayan yeni bir ölçüt yaratacak veya pozisyon metninin kapsamını değiştirecek biçimde uygulanamaz.</p>

<p><strong>Danıştay Kararlarının Gösterdiği İki Temel Ölçüt</strong></p>

<p>Tarife uyuşmazlıklarında eşyanın özelliklerinin belirlenmesi çoğu zaman özel ve teknik bilgi gerektirir. Katalog, kullanım kılavuzu, teknik çizim, üretici açıklaması, numune, laboratuvar tahlili ve uzman görüşü bu amaçla kullanılabilir. Bu belgelerin görevi, ürünün ne olduğunu ve nasıl çalıştığını ortaya koymaktır. Ürünün hangi GTİP'te sınıflandırılacağı ise teknik bir tespitin otomatik sonucu değil, tarife kurallarına göre yapılması gereken hukuki bir değerlendirmedir.</p>

<p>Danıştay 7. Dairesinin 26.09.2014 tarihli, E.2010/1720 ve K.2014/4186 sayılı kararı bu ayrımı somut biçimde göstermektedir. Uyuşmazlık, ticari adı mama sandalyesi olan eşyanın 'yüksekliği ayarlanabilen oturmaya mahsus döner koltuk ve sandalyeler' arasında mı, yoksa 'metal iskeletli oturmaya mahsus diğer mobilyalar' arasında mı sınıflandırılacağına ilişkindir. İlk derece mahkemesi bilirkişi raporunda belirtilen pozisyonu esas alarak bağlayıcı tarife bilgisini iptal etmiştir.</p>

<p>Danıştay, bilirkişinin eşyanın teknik özelliklerini açıklayabileceğini, ancak hangi tarife pozisyonuna girdiği konusunda hukuki yorum yapamayacağını belirtmiştir. Mahkemenin rapordaki GTİP sonucunu aynen benimsemesi yeterli görülmemiştir. Daire daha sonra Genel Yorum Kuralı 6 uyarınca tek ve iki tireli açılımları sırasıyla incelemiş; tekerlekleri üzerinde farklı yönlere hareket edebilen mama sandalyesinin kendi ekseni etrafında dönme mekanizmasına sahip bir döner koltuk sayılamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Böylece sınıflandırmayı ürünün ticari adından veya tek bir özelliğinden değil, pozisyon hiyerarşisi ve teknik yapısından hareketle yapmıştır.</p>

<p>Kararın uygulamadaki karşılığı açıktır. Bilirkişi raporuna 'eşyanın GTİP'i nedir' şeklinde tek bir soru yöneltilmesi sağlıklı değildir. Raporda malzeme, bileşim, ölçü, çalışma sistemi, bileşenlerin görevi ve ürünün sunulduğu hâl ayrıntılı biçimde tespit edilmelidir. Tarife pozisyonlarının karşılaştırılması ve Genel Yorum Kurallarının uygulanması mahkemeye aittir. Raporda önerilen kodun neden doğru veya yanlış olduğu da dava dilekçesinde pozisyon metinleri üzerinden ayrıca tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>İkinci ölçüt, aynı seviyedeki açılımların karşılaştırılmasıdır</strong>. Bir ürünün bazı özellikleri alt düzeydeki bir tanıma uyuyor diye o pozisyona gidilemez. Önce ürünün üst seviyedeki gruba girip girmediği belirlenmelidir. Mama sandalyesi kararında 'dönebilme' kavramının günlük dildeki geniş anlamı ile tarife pozisyonundaki teknik anlamının ayrılması bunun iyi bir örneğidir. GTİP uyuşmazlığında kullanılan her kavram, ilgili pozisyonun sistemi içinde okunmalıdır.</p>

<p><strong>Bağlayıcı Tarife Bilgisi Ne Ölçüde Güvence Sağlar?</strong></p>

<p>Tarife belirsizliği ithalat öncesinde fark edilmişse başvurulabilecek en önemli araç Bağlayıcı Tarife Bilgisidir. BTB, belirli bir eşyanın Türk Gümrük Tarife Cetvelindeki sınıflandırılmasına ilişkin idari karardır. Gümrük idarelerini yalnız tarife pozisyonu bakımından ve bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanacak işlemler için bağlar. Hak sahibinin ithal edilen eşya ile BTB'de tanımlanan eşyanın her bakımdan aynı olduğunu kanıtlaması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BTB başvurusunda ürünün ticari adının yazılması yeterli değildir. Ürünün bileşimi, teknik özellikleri, kullanım biçimi ve sınıflandırmayı etkileyebilecek bütün unsurlar açıkça gösterilmeli; katalog, fotoğraf, teknik çizim, numune veya tahlil sonucu başvuruya eklenmelidir. Eksik veya yanıltıcı bilgiye dayanan karar iptal edilebilir. Üründe sonradan yapılan küçük görünen bir değişiklik de sınıflandırmayı etkiliyorsa eski BTB yeni eşya için güvence sağlamaz.</p>

<p>Gümrük Kanunu'na göre BTB verildiği tarihten itibaren altı yıl geçerlidir. Bununla birlikte cetvelin değişmesi, Dünya Gümrük Örgütünün uyulması gereken nomanklatür veya sınıflandırma kararlarında değişiklik yapılması ya da BTB'nin iptal veya değiştirilmesi geçerliliği daha önce sona erdirebilir. Bu nedenle altı yıllık süre tek başına yeterli değildir; her ithalatta hem ürünün aynılığı hem de sınıflandırmaya esas düzenlemelerin yürürlük durumu kontrol edilmelidir.</p>

<p>Başka bir firma adına düzenlenen BTB, kural olarak üçüncü kişiyi doğrudan hak sahibi hâline getirmez. Bununla birlikte aynı temel özellikleri taşıyan eşyanın idarece daha önce farklı bir pozisyonda sınıflandırılmış olması bütünüyle önemsiz değildir. Emsal BTB’nin bağlayıcılığından söz edilemese de eşyanın aynı özellikleri taşıdığı ortaya konulabiliyorsa bu karar; idari uygulamanın tutarlılığı, eşitlik ve hukuki güvenlik yönünden uyuşmazlıkta destekleyici bir veri olarak ileri sürülebilir. Ancak emsal BTB’ye dayanılabilmesi için ürünlerin ticari adlarının benzemesi yeterli olmayıp sınıflandırmaya esas teknik özelliklerinin karşılaştırılması gerekir.</p>

<p>BTB verilmesine ilişkin işlem, bir idari işlem olup yargısal denetime açıktır. Danıştay 7. Dairesinin E.2015/1591, K.2015/4517 sayılı kararında, BTB’nin kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olduğu ve bu işleme karşı Gümrük Kanunu’nun 242 nci maddesinde öngörülen itiraz yolunun ardından dava açılabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>Uyuşmazlık doğduğunda ne yapılmalıdır?</strong></p>

<p>İdare sonradan farklı bir GTİP tespit ettiğinde tartışma yalnız iki kodun karşılaştırılması üzerinden yürütülmemelidir. Önce idarenin eşya hakkındaki maddi tespitleri ayrıştırılmalıdır. İncelenen numunenin beyanname kapsamındaki ürünü temsil edip etmediği, tahlilin hangi yöntemle yapıldığı, katalog veya teknik belgelerin dikkate alınıp alınmadığı ve sınıflandırmada hangi bölüm ya da fasıl notunun uygulandığı belirlenmelidir. Gerekçede yalnız alternatif GTİP'in yazılması, işlemin denetlenebilmesi için çoğu zaman yeterli değildir.</p>

<p>Savunulacak pozisyon da aynı yöntemle kurulmalıdır. Ürünün objektif özellikleri önce belgelenmeli; ilgili pozisyon metinleri ve notlar açıkça gösterilmeli; Genel Yorum Kurallarından hangisinin neden uygulandığı açıklanmalıdır. Emsal BTB veya sınıflandırma kararı kullanılacaksa ürünlerin gerçekten aynı özellikleri taşıdığı ortaya konulmalıdır. Bir başka ülkedeki tarife kodu veya satıcının faturaya yazdığı GTİP, Türkiye bakımından bağlayıcı değildir. Bununla birlikte Armonize Sistemin ilk altı hanesi ve Avrupa Birliği Kombine Nomanklatürünün ilk sekiz hanesi yönünden ortaya çıkan farklılık, teknik ve hukuki inceleme gerektiren bir belirti olabilir.</p>

<p>Yanlış GTİP tespiti vergi farkı doğuruyorsa Gümrük Kanunu'nun 234 üncü maddesi gündeme gelebilir. Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi eşyada tarife uygulamasını etkileyen cins, tür veya nitelik yanlış beyan edilmiş ve beyana göre hesaplanan vergiler ile alınması gereken vergiler arasındaki fark yüzde beşi aşmışsa vergi farkı tahsil edilir ve kanunda öngörülen para cezası uygulanır. Sadece idarenin farklı bir kod ileri sürmesi ceza için yeterli değildir. Doğru pozisyonun ve buna bağlı vergi farkının kanuni koşullara uygun biçimde belirlenmesi gerekir.</p>

<p>GTİP değişikliği vergi oranını değiştirmese bile sonuç doğurabilir. Yeni pozisyonun gözetim belgesine, ithalat iznine, kota veya dampinge karşı önleme tabi olması hâlinde farklı tahakkuk ve yaptırım hükümleri uygulanabilir. Her işlem kendi hukuki dayanağıyla incelenmelidir. Vergi farkı, para cezası ve ticaret politikası önleminden kaynaklanan işlem aynı maddi tespite dayansa da itiraz nedenleri ve hukuki sonuçları birbirinden farklı olabilir.</p>

<p>Ek tahakkuk, para cezası veya sınıflandırmaya ilişkin idari karar tebliğ edildiğinde Gümrük Kanunu'nun 242 nci maddesindeki on beş günlük itiraz süresi korunmalıdır. İtiraz dilekçesinde alternatif kodu söylemekle yetinilmemeli; idarenin sınıflandırmayı hangi aşamada yanlış kurduğu gösterilmelidir. Tahlil veya bilirkişi değerlendirmesi eleştiriliyorsa karşı teknik görüş sunulması yararlı olabilir. Teknik görüşün GTİP seçmek yerine ürünün sınıflandırmaya esas özelliklerini açıklaması daha güçlü bir delil oluşturur.</p>

<p>Dava aşamasında da teknik tespit ile hukuki nitelendirme arasındaki sınır korunmalıdır. Mahkeme bilirkişiye başvurabilir; fakat hükmünü yalnız raporda yazılı kod üzerine kuramaz. Pozisyon metinleri, bölüm ve fasıl notları ile Genel Yorum Kuralları mahkeme tarafından uygulanmalı ve ulaşılan sonucun gerekçesi kararda gösterilmelidir.</p>

<p>Tarife riskinin gümrük işlemlerine başlanmadan yönetilmesi, sonradan yürütülen bir uyuşmazlıktan daha düşük maliyetlidir. Düzenli veya yüksek tutarlı ithalatta ürün dosyasının baştan oluşturulması gerekmektedir. Teknik katalog, bileşim bilgisi, kullanım kılavuzu, çizim, fotoğraf, numune ve üretici açıklamaları birbiriyle uyumlu olmalıdır. Muhtemel pozisyonlara bağlı vergi ve ticaret politikası önlemleri birlikte kontrol edilmeli; ciddi belirsizlik varsa BTB başvurusu düşünülmelidir. Önceki beyannamenin kabul edilmiş olması, aynı kodun sonraki işlemlerde tartışılmayacağı anlamına gelmez. Üründe veya mevzuatta değişiklik olduğunda sınıflandırma yeniden gözden geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>GTİP tespiti, ürüne uygun görünen on iki haneli kodun seçilmesiyle tamamlanan bir işlem değildir. Sağlıklı sınıflandırma, eşyanın objektif özelliklerinin doğru belirlenmesini ve tarife cetvelindeki hiyerarşinin adım adım uygulanmasını gerektirir. Pozisyon metinleri ile bölüm ve fasıl notları başlangıç noktasıdır; Genel Yorum Kuralları ise birden fazla ihtimalin hangi sırayla eleneceğini gösterir.</p>

<p>Tarife uyuşmazlığının sonucu çoğu kez dosyanın teknik kısmı ile hukuki kısmının doğru ayrılmasına bağlıdır. Bilirkişi eşyanın özelliklerini tespit eder, uygulanacak GTİP'i mahkeme belirler. BTB, ithalat öncesinde önemli bir hukuki güvence sağlayabilir, ancak yalnız kararın kapsamındaki aynı eşya ve yürürlükte kaldığı dönem için bağlayıcıdır. Uyuşmazlık çıktıktan sonra ise ürünün teknik dosyası, tarife kuralları ve emsal kararlar birlikte kullanılmalı; on beş günlük idari itiraz süresi kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>Not: </strong>Bu yazı, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya danışmanlık niteliği taşımaz. Her somut olay, işlem tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat ve eşyanın özellikleri dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Havva ALTAN"><img alt="Av. Havva ALTAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/WhatsApp-Image-2021-10-01-at-15.52.55.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Havva ALTAN">Av. Havva ALTAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gtip-uyusmazliklarinda-dogru-siniflandirmanin-onemi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terajdfj.jpg" type="image/jpeg" length="46973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2024/9285 E., 2025/2304 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20249285-e-20252304-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20249285-e-20252304-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 10.02.2025 tarihli, 2024/9285 E., 2025/2304 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/9285 E., 2025/2304 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
SAYISI : 2023/94 Değişik İş.<br />
SUÇLAR : Göçmen kaçakçılığı, suçluyu kayırma<br />
İNCELEME KONUSU<br />
KARAR : İtirazın reddi<br />
KANUN YARARINA<br />
BOZMA YOLUNA<br />
BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p><br />
Sanık hakkında Yerel Mahkeme kararı ile göçmen kaçakçılığı, suçluyu kayırma suçlarından mahkumiyet kararı verilmiş, göçmen kaçakçılığı suçunun infazı sırasında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol kararının kaldırılması isteminin reddine dair karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 18/09/2024 tarih ve 94660652-105-34-18923-2024-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2024 tarihli ve KYB-2024/96281 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.10.2024 tarihli ve KYB-2024/96281 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br />
"5271 sayılı Kanun'un;<br />
Adli kontrol kararı ve hükmedecek merciiler başlıklı 110. maddesinde yer alan "(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir. (2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır. (4) (Ek:8/7/2021-7331/16 md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir",</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adli kontrol altında geçecek süre başlıklı 110/A. maddesinde yer alan "(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. (3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır."</p>

<p>Adli kontrol kararının kaldırılması başlıklı 111. maddesinde yer alan "(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu Maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. (2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir." şeklindeki hükümler ile anılan Kanun'un 103/2. maddesinde yer alan " Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re'sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.",</p>

<p>Şeklindeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde,<br />
Bir koruma tedbiri olan ve adli kontrol olarak uygulanan yurt dışına çıkış yasağının uygulamasının yukarıda belirtilen düzenlemeler kapsamında belli bir süre ile sınırlı olduğu,<br />
Somut olayda, hükümlü hakkında Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/06/2022 tarihli kararı ile göçmen kaçakçılığı yapma suçundan verilen cezanın, istinaf edilmeksizin kesinleştiği, anılan Kanun'un 103/2. maddesi gereğince soruşturma evresinde şüphelinin işlediği iddia olunan suç nedeni ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi halinde adli kontrol kararının kendiliğinden sona ereceği hüküm altına alındığından, usul hükümlerinde kıyasın mümkün olduğuna ilişkin genel hukuk kaidesinden hareketle, kovuşturmanın beraat, mahkumiyet, düşme vb. bir kararla sona ermesi halinde de adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona ereceğinin kabulünün zorunlu olması karşısında, sanık hakkında verilen kararın istinaf edilmeksizin 18/06/2022 tarihinde kesinleştiği hususu nazara alındığında yurtdışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol tedbirinin kendiliğinden nihayete erdiğinin kabulünün gerektiği, ayrıca hükmün infazına geçilmesi nedeniyle her hangi bir hukuki yararın bulunmadığı, nitekim benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/05/2016 tarihli ve 2016/3193 esas, 2016/2613 karar sayılı ilâmında ve yine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24/11/2023 tarihli ve 2023/5005 esas, 2023/7173 karar sayılı ilâmında bu durumun vurgulandığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun,<br />
Adli kontrol kararı ve hükmedecek merciler başlıklı 110 uncu maddesinde "(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir. (2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır. (4) (Ek:8.7.2021-7331/16 md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir”,</p>

<p>Adli kontrol altında geçecek süre başlıklı 110/A maddesinde "(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanun'u kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. (3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.”,</p>

<p>Adli kontrol kararının kaldırılması başlıklı 111 inci maddesinde ise "(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. (2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir." şeklindeki hükümler ile anılan Kanun'un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, " Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re'sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.",<br />
şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda; 5271 sayılı Kanun’un 110/A maddesinde adli kontrol altında geçecek azami süreye ilişkin düzenleme, ayrıca hükümlü hakkında verilen hükmün kesinleşmesi ve almış olduğu cezanın infazı sırasında 26.09.2023 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verilmiş olması dikkate alındığında, hükümlü hakkında yargılama sırasında verilen yurt dışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona erdiğinin ve devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığının kabulü gerektiğinden, talebin kabulü yerine reddine dair verilen karara karşı yaptığı itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p>

<p>2. Silivri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.10.2023 tarihli ve 2023/94 değişik İş. sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>10.02.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20249285-e-20252304-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="55842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2021/7391 E., 2023/3520 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20217391-e-20233520-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20217391-e-20233520-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 02.10.2023 tarihli, 2021/7391 E., 2023/3520 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/7391 E., 2023/3520 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/95 E 2018/1283 K<br />
DAVA : Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
1. Davacı vekilinin 31.08.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 4 Kasım 2016 günü gece yarısı hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alındığını, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından hukuka aykırı şekilde tutuklandığını, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından müvekkili hakkında verilen tutuklama kararının iki ayrı şekilde düzenlendiğini, birinin silahlı terör örgütü üyeliği, diğerinin suç işlemeye tahrik suçu olduğunu, müvekkili hakkında yürütülen yargılamada Ağır Ceza Mahkemesi görevine giren işlerden olmayan suç işlemeye tahrik suçu yönünden CMK 102 inci maddesi uyarınca azami tutukluluk süresinin 4 Kasım 2017 tarihinde dolduğunu, bu nedenle de müvekkili lehine haksız olarak tutuklu kaldığı süre için 500.000,00 TL manevi tazminatın 04.11.2017 tarihinden işleyecek faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili 19.10.2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>3.Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.12.2018 tarihli ve 2018/493 Esas, 2018/659 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin, 22.04.2019 tarihli ve 2019/95 Esas, 2019/1283 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 13.10.2021 tarihli, davacı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Davacı Vekilinin Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacının hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığına,</p>

<p>2.Suç işlemeye tahrik suçu yönünden azami tutukluluk süresinin aşıldığına,</p>

<p>3.Tahliye taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğine, tutuklamanın orantılılık ilkesine aykırı olduğuna,</p>

<p>4.Davanın gerekçesiz olarak reddedildiğine,</p>

<p>5.Davanın görülmesi için asıl davanın sonuçlanmasına gerek olmadığına,</p>

<p>6.Re'sen dikkate alınacak nedenlere, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DAVA KONUSU</strong><br />
Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
Davacı vekili tarafından 03.09.2018 havale tarihli dilekçe ile davacı ... adına manevi tazminat talebinde bulunmuşsa da CMK 141 maddesinde açıkça tazminat isteminde bulabilecek kişilerin açıkça sayıldığı, açılabilecek dava için hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığı, ancak yapılan incelemede davacının Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/563 sorgu numaralı kararı ile 04/11/2016 tarihinde tutuklandığı, öncesinde 6718 sayılı Yasa ile TC Anayasasına eklenen geçici 20 madde ile yasama dokunulmazlığını kaldırdığı, davacının Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 esas sayılı dava dosyasında yargılandığı, 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı kanunun 3,5 ve 7/2 maddeleri, TCK'nın 214/1-3, 2911 sayılı kanunun 27.md del 34/1-2 maddelerinden cezalandırılması talep edildiği, Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 esas sayılı dava dosyasında halen tutuklu olduğu, yapılan itirazların mahkemece yerinde görülmediği, yapılan itirazların da Ankara 20.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiği, bu haliyle davacının tazminat istemine konu edilebilecek şartların bulunmadığı, kanunda belirtilen koşullar dışında yakalama-tutuklama, tutukluluğun devamı, kanuni gözaltı süresi aşımı, kanuni hakları hatırlatmama, makul süre de yargı önüne çıkarılmama, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına yada beraat kararı verilmesi, yakalama-tutuklama nedenleri ve hakkındaki suçlamaların açıklanmaması, tutuklama işlemlerine karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmama gibi durumların mevcut olmadığı, yine olay tutanakları, değerlendirme ve tespit tutanakları, dijital verilere ilişkin çözüm tutanağı, görüntü ve çözüm tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözüm tutanaklarına ve bilirkişi raporlarına dayanan kuvvetli suç şüphesinin varlığı, iddianamedeki sevk maddelerine de gerekçe gösterilerek tutukluluğunun devamına karar verildiği ve henüz hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, açılan davanın CMK 141.maddesindeki şartları taşımadığı, mahkemece benzer olayda verilen ret kararının da daha önce Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16.CD'nin 10.01.2018 tarih ve 2017/4127 Esas sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmakla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
Tazminat talebinin dayanağı olan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 Esas sayılı ceza dosyası kapsamında davacının Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04.11.2016 tarih, 2016/563 sorgu numaralı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma ve suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından iki ayrı tutuklama müzekkeresiyle tutuklandığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Davacının yukarıda yazılı suçlardan tutuklu iken başka bir suçtan mahkumiyetinin infazı için tutukluluğun infazına 07.12.2018 tarihinde ara verildiği, sonuç olarak davacının 02.09.2019 tarihinde tahliye edildiği UYAP üzerinden yapılan araştırmalarda anlaşılmıştır.</p>

<p>Davacının 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilenler” hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu, tutuklama tarihi itibariyle davanın yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'a tâbi olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Davacının aynı soruşturma ve kovuşturma dosyasına ilişkin olarak tutukluluk incelemesinin 30'ar günlük sürede incelenmediği gerekçesine dayalı olarak açtığı davada Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.07.2018 tarih 2017/455 Esas, 2018/437 Karar numaralı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, temyize konu davanın başka hukuki sebebe dayandırıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
1.Davacının hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığına ilişkin temyiz sebebi yönünden;<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 20.05.2016 tarihinde kabul edilen 6718 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle Anayasa’ya eklenen geçici 20 nci madde ile “Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığı’na, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca 20.05.2016 tarihi itibariyle maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa’nın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hüküm uygulanmamış ve davacı hakkındaki fezlekelere konu olan soruşturma dosyaları, 2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası bakımından Diyarbakır, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/24950 soruşturma sayılı dosyası kapsamında yapılan tüm çağrılara rağmen ifade vermeye gelmeyen davacının ifadesinin alınabilmesi için 5271 Sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi uyarınca yakalanarak 5271 sayılı Kanun'un 91 inci ve devamı maddeleri uyarınca gözaltına alınmasına karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>2. Suç işlemeye tahrik suçu yönünden azami tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin temyiz sebebi yönünden;<br />
5271 sayılı Kanun'un "Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:<br />
"(1) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.<br />
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.<br />
(3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir."</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin (Erdoğan Ayhan Kit, B. No: 2013/9302, 17/9/2014, §§ 44-46) kararında Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanında bulunan, devletin gizli belgelerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme suçlamasıyla tutuklanan ve sonrasında bu suçun yanı sıra Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına giren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılması istemiyle açılan bir davada tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşıp aşmadığını incelemiştir. Anılan davada İlk Derece Mahkemesi başvurucunun devletin gizli belgelerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan beraatine ve bu suç yönünden tahliyesine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklanmasına, ayrıca beraat ettiği suç için tutuklulukta geçen sürenin bu mahkûmiyet süresinden mahsubuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu olaya ilişkin incelemesinde farklı mahkemelerin görevine giren suçların, aralarındaki hukuki bağlantı nedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olmasının mümkün olduğuna ve bu durumda yargılama konusu suçun alt dereceli mahkemenin görevine girmesi hâlinde bile bağlantılı suç nedeniyle üst dereceli mahkemenin davaya bakacağına dikkat çekmiş; buna göre değişik mahkemelerin görevine giren suçların hukuki bağlantı nedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olması durumunda kanuni tutukluluk süresinin tutuklamaya esas alınan suça göre belirleneceğine vurgu yapmıştır. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda yaptığı değerlendirmede olayda azami tutukluluk süresinin ağır ceza mahkemesinin görev alanındaki bir suç nedeniyle tutuklama söz konusu olduğu için beş yıl olduğu sonucuna varmış ve 1 yıl 7 ay 27 günlük tutukluluk süresinin kanuna uygun olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kişiler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde -bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceğini gözönüne alarak- uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağına vurgu yapmış, bu itibarla da kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı değil tüm suçlar için tek bir süre olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir (Burak Döner, B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41).</p>

<p>Davaya konu somut olayda ise davacının tutuklu iken başka bir suçtan mahkumiyet infazına başladığı, davacının 04.11.2016-07.12.2018 tarihleri arasında 2 yıl 1 ay 3 gün tutuklu kaldığı, tutukluluk süresinin 5 yılı aşmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Kaldı ki davacının Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04.11.2016 tarih, 2016/563 sorgu numaralı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma ve suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından tutuklandığı, Adalet Bakanlığı Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nün 17.10.2018 tarihli cevabi yazısında davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin düzenlenen tutuklama müzekkeresinin infaz edilmekte olduğunu, suç işlemeye alenen tahrik etme suçu açısından düzenlenen tutuklama müzekkeresinin infaz edilmediği, 04.11.2016 ile 07.12.2018 tarihleri arasında infaz gören tutuklama müzekkeresinin terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin olduğuna ilişkin cevabı karşısında davacının temyiz istemi reddedilmiştir.</p>

<p>3.Tahliye taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğine, tutuklamanın orantılılık ilkesine aykırı olduğuna ilişkin temyiz sebebi yönünden;<br />
Dairemizce UYAP üzerinden yapılan araştırmada, davacının aynı soruşturma ve kovuşturma dosyasına dayanarak bireysel başvuruda bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin 09.06.2020 tarih, 2017/38610 başvuru numaralı kararıyla ''tutukluluğun devamına ve tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararların genel ve matbu içerikli gerekçelerle yetinildiği, başvurucunun iddialarına yönelik değerlendirmede bulunulmadığı, başvurucunun milletvekilliği, TBMM'de grubu bulunan bir siyasi partinin eş genel başkanlığı ve Cumhurbaşkanı adaylığı gibi hususlara dayalı olarak yargılama aşamalarında dile getirdiği tahliye taleplerinin ve tutukluluğa karşı itirazlarının matbu gerekçelerle reddedildiği'' gerekçeleriyle hak ihlaline karar verildiği ve davacıya 50.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verildiğinin anlaşılması karşısında aynı sebebe ilişkin mükerrer ödeme yapılamaması nedeniyle davacının temyiz talebi reddedilmiştir.</p>

<p>4.Davanın gerekçesiz olarak reddedildiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden;<br />
Yargılama sürecindeki aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, incelenen dosya kapsamına göre delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz istemi reddedilmiştir.</p>

<p>5.Davanın görülmesi için asıl davanın sonuçlanmasına gerek olmadığına ilişkin temyiz sebebi yönünden;<br />
5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin koşulları başlığını taşıyan 142 inci maddesinde; “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde” bulunulabileceği hükme bağlanmıştır. Ancak asıl davanın sonucuna bağlı olmayan ve asıl davada verilecek kararları etkilemeyecek talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunlu değildir. 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci maddesinin (a) bendinde kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilen kişilerin tazminat isteminde bulunabileceğinin belirtildiği, davacının 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilenler” hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu, bu taleplere ilişkin olarak asıl davada hüküm verilmesinin veya verilen hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek bulunmadığı, zira bu hususa ilişkin tazminat taleplerinin asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesinin gerekçe kısmı incelendiğinde ''açılabilecek dava için hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığı'' değerlendirmesiyle davanın esasına girildiği anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir.</p>

<p>6.Re'sen dikkate alınacak nedenlere ilişkin temyiz sebebi yönünden;<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı tazminat talebinin reddi yönünde verilen kararın dosya kapsamına uygun bulunduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz istemi reddedilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin, 22.04.2019 tarihli ve 2019/95 Esas, 2019/1283 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20217391-e-20233520-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="88409"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2012/1137 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2/7/2013 tarihli ve 2012/1137 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">M. N. BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2012/1137)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 2/7/2013</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Alparslan ALTAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recep KÖMÜRCÜ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Celal Mümtaz AKINCI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">M. Emin KUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serhat ALTINKÖK</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="14">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="666">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Dönüş AYDIN</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, tutukluluğun Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuka aykırı hale geldiğini ayrıca makul süreyi aştığını ileri sürerek Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru, 12/12/2012 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bölüm, 12/2/2013 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru konusu olay ve olgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 3/5/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini 3/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">OLAY VE OLGULAR</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Olaylar</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, birden fazla kişi tarafından birlikte yağma, ruhsatsız silah mermileri satın alma veya bulundurma suçu isnadıyla 24/9/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/9/2007 tarih ve 2007/118 sayılı kararı ile tutuklanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, hakkında düzenlenen iddianame sonrasında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde E. 2008/74 sayılı dosya kapsamında yargılanmaya başlamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, Kanunda öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini 28/9/2012 tarihinde doldurduğu gerekçesiyle 8/10/2012 tarihinde tahliye talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun tahliye talebi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince <i>“iddianamede düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevine giren birden çok suçtan tutuklanmış olduğu”</i> gerekçesiyle 9/10/2012 tarihinde reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu karara 10/10/2012 tarihinde itiraz etmiş, itiraz İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 22/10/2012 tarihinde reddedilmiştir</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı, 11/12/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Dava ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İlgili Hukuk</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5271 sayılı Kanun’un 8. ve 9. maddeleri şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bağlantı kavramı</span></i></p>

<p><strong><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Madde 8</span></i></strong><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Davaların birleştirilerek açılması</span></i></p>

<p><strong><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Madde 9</span></i></strong><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Aynı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan Kanun’un “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d)</span></i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> <i>Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,</i></span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV. İNCELEME VE GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 12/12/2012 tarih ve 2012/1137 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Başvurucunun İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, 5271 sayılı Kanunda öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini 28/9/2012 tarihinde doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini, tutuklanma tarihinden itibaren beş buçuk yıl geçmesine rağmen hakkındaki yargılamanın bitmediğini, kanun koyucunun yaptığı bu düzenlemelerin uzun yargılamaların önüne geçme amacını taşıdığını, uygulamada yargıçların kanun maddelerini yanlış yorumladığını, birden fazla suçtan yargılanıyor olmanın tutukluluk süresinin azami beş yıl olması gerektiği gerçeğini değiştirmediğini, gayri kanuni olarak tutuklu bulundurulmanın mağduriyetine yol açtığını ileri sürerek Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Değerlendirme</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasının devamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvuruda kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kabul Edilebilirlik Yönünden</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüşünde, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanuna aykırı tutulduğunu iddia eden kişilerin tazminat talep etme hakkına sahip olduğu belirtilerek başvurucunun bu yola başvurmaması nedeniyle başvuru yollarını tüketmediği ileri sürülmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, bireysel başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüş dile getirmemiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, aslolan hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak, aynı Kanun’un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “<i>Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde</i>” tazminat isteminde bulunulabileceği ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının kalmadığı ve tutukluluğun makul süreyi aştığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâlde tutukluluğun devamına karar verilmiş ya da tutuklulukta makul süre aşılmışsa anılan madde kapsamında tazminat istemiyle dava açmak mümkündür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak başvurucunun başvuru tarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin dolmuş olduğunun tespitiyle tahliyesine karar verilmesini talep etmektedir. Ayrıca uzun süren tutukluluk hâlinden de şikâyetçidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak 5271 sayılı Kanun’un koruma tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında, başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir. Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesini teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiye serbest bırakılma imkânı sunmamaktadır. Bireysel başvurunun esastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin bu yola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesi gerekmez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu ayrıca, 5271 sayılı Kanun’da belirlenen azami beş yıllık sürenin aşılmış olmasının Anayasa’da yer alan suç ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı ise Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaların, Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş beyan etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin, tutuklamanın kanuniliğinin değerlendirilmesi yönünden, kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığının başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşü kabul edilemez. Başvurucunun iddiaları dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Esas İnceleme</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, tutukluluk süresinin yasada öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle yasal olmadığından ve aşırı uzun bir süredir tutuklu olduğundan şikâyet etmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Şekil ve şartları kanunda gösterilen:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir</span></i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">.<i>”</i></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası, tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası açısından değerlendirilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 19. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, öncelikle, Kanun’daki azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerle ilgili olarak, yasaları yorumlama görevinin keyfilik içermedikçe ilke olarak derece mahkemelerine ait olduğu, İstanbul 10. ve 11. Ağır Ceza Mahkemelerinin somut olayda 5271 sayılı Kanun’da öngörülen tutukluluk sürelerinin her bir suç için ayrı ayrı dikkate alınması gerektiği yönünde değerlendirmede bulundukları, bununla beraber Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) özgürlük ve güvenlik hakkı kapsamında birden fazla suç nedeniyle tutuklu kişilerin tutukluluk durumunu tek bir tutukluluk olarak değerlendirebileceği ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, bireysel başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüş dile getirmemiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın <i>“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”</i> başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun <i>“kanuni”</i> dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için, uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut olayda başvurucu 24/9/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve 28/9/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin 28/9/2012 tarihinde dolduğu gerekçesiyle 8/10/2012 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine tahliye talebinde bulunmuştur. Davaya bakan mahkeme ile itiraz mercii, iddianamede düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın ağır ceza mahkemesinin görevine giren birden çok suçtan tutuklanmış olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiş ve tutukluluğun devamına karar vermişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Diğer taraftan, Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına almıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar makul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir şekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine, üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi, somut olaylarda tutukluluk makul süreyi aşmışsa, anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görev olarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma hakkı açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hale getirebileceğinden kabul edilemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Diğer yandan, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerini ve sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5271 sayılı Kanun’daki azami tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun 24/9/2007 tarihinde gözaltına alındığı dikkate alındığında 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler için uzatma süreleri dâhil azami beş yıllık tutukluluk süresi 24/9/2012 tarihi itibariyle dolmuştur. Başvurucunun bu tarihten sonraki tutuklu bulundurulmasının hukuki dayanağı bulunmayıp Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen <i>“kanuni”lik</i> şartını karşılamamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tutukluluk süresinin uzunluğundan da şikâyet etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığının görüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerle ilgili iddialar değerlendirilirken AİHM’in tutukluluk konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş; davanın kapsamı, dosyadaki delillerin çokluğu, sanıklara yüklenen suçların sayısı ve niteliği, sanıkların sayısı gibi durumların tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. AİHM’in davanın karmaşık olması durumunu tutukluluk süresinin makul olup olmadığının değerlendirmesinde dikkate aldığı, özellikle organize suçlar bakımından dört yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul süre olarak kabul ettiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca olayın istisnai koşullarının, karmaşıklığının, başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının, başvurucunun kaçma ihtimalinin de AİHM tarafından dikkate alındığı dile getirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bakanlık ayrıca başvurucunun diğer 49 sanıkla birlikte yakalandığını, atfedilen suçların ciddi ve ağır olduğunu belirtmiştir. Bakanlık görüşünde, diğer taraftan somut olayda, başvurucu hakkında 13 kez çıkar amaçlı silahlı suç örgütü üyesi olma, bir kez nitelikli yağma, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen adam öldürme suçuna iştirak, bir kez tehdit etme, bir kez kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve bir kez ruhsatsız silah bulundurma suçlarından yargılama yapıldığını, delillerin sayı ve niteliği özellikle yargılanan eylemlerin sayısı, sanık sayısı ve eylemlerin niteliğinden hareketle dosyanın karmaşıklık düzeyinin dikkate alınması gerektiği, AİHM tarafından tutukluluk ve tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesi olarak <i>“delillerin durumu”</i> ifadesinin ciddi suç göstergelerinin varlığı ve devamlılığı hususunda bir etken olarak değerlendirildiği belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, bireysel başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamış ve bunlar dışında yeni herhangi bir görüş dile getirmemiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir.Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (bkz: <i>Labita</i><i>/İtalya</i> [BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan 2000, § 119).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">62.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">63.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanısıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler <i>“ilgili”</i> ve <i>“yeterli”</i> görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">64.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">65.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">66.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">67.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Dava dosyası incelendiğinde, başvurucu 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini 24/9/2012 tarihinde doldurmuş olup İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine 8/10/2012 tarihinde tahliye dilekçesi vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">68.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun talebini <i>“başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların var olduğu, atılı suçların 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan olduğu, tutuklama nedenlerinin var olduğu, tutuklama nedenlerine göre adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, 5271 sayılı Kanun’un <span face="Times New Roman" style="color:#010000">102. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluk süresinin en çok 2 yıl olduğu, bu sürenin zorunlu hallerde gerekçesi gösterilmek suretiyle 3 yıl daha uzatılabileceği, diğer suçlarda tutuklama süresinin 1 yıl olduğu, zorunlu hallerde 6 ay daha uzatılabileceğinin düzenlendiği, sanıklara atılı suçların her birinin sübutu halinde ayrı cezayı gerektirdiği, </span>5271 sayılı Kanun<span face="Times New Roman" style="color:#010000">’a göre her suç ayrı bir kamu davasına konu olup, kişisel, hukuki ve fiili bağlantılar nedeniyle kamu davalarının birleştirilerek görülmesinin mümkün bulunduğu, dava konusu olayda da sanıklara atılı suçların fiili, kişisel ve hukuki bağlantı nedeniyle birlikte kamu davasına konu edildiği ve aynı dosyada da yargılamaların sürdürüldüğü, davaların birleştirilmesi halinde de suçlar bağımsızlıklarını koruduğundan her suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek bu nedenle sanıkların birden çok ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan tutuklanmış olmaları ve kamu davasının kapsamı, sanık sayısı dikkate alınarak yargılamanın alacağı zaman nedeniyle kanunda belirtilen tutukluluk sürelerinin uzatılmasında zorunluluk bulunduğu, her suç yönünden gerekli olan tutukluluk sürelerinin dolmadığı” </span></i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">gerekçeleriyle reddetmiştir.</span></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">69.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu karara itiraz etmiş, itiraz İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22/10/2012</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> tarih ve 2012/735 Değişik İş sayılı kararıyla <i>“mağdur beyanları, raporlar ve tutanaklar göz önüne alındığında kuvvetli suç şüphesinin var olduğu, suçlar için öngörülen cezaların alt ve üst sınırına göre kaçma şüphesinin varlığını gösteren olguların var olduğu” </i>gerekçesiyle reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">70.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Görüldüğü gibi başvurucunun tahliye talebi, üzerine atılı suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan olması ve birden fazla suçtan dolayı hakkındaki davaların devam ediyor olması gerekçesiyle, bu karara karşı yapılan itiraz da benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">71.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut olayda başvurucu 24/9/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/9/2007 tarih ve 2007/118 sayılı kararı ile tutuklanmıştır. İnceleme tarihi itibariyle başvurucunun tutukluluğu devam etmektedir. Buna göre başvurucu beş yıl dokuz ayı aşan bir süre boyunca özgürlüğünden mahrum kalmıştır. Ancak bu sürenin beş yılı aşan kısmının kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olmadığına karar verildiğinden, makul sürenin beş yıl üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">72.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu hakkındaki ceza davası henüz ilk derece mahkemesi önünde derdesttir. Derece mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamını haklı gösterecek içerikte olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Beş yılı hayli aşan bir tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. Ayrıca </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bakanlık tarafından ileri sürülen görüş, başvurucunun uzun bir süredir tutuklu bulundurulmasının meşru ve ölçülü olduğunu haklı çıkaracak nitelikte değildir. Bu çerçevede başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki yargılaması devam ederken tutuklu bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">73.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">74.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">75.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, herhangi bir tazminat talebinde bulunmamıştır. Bu nedenle bu hususta hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">76.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu hâlâ tutuklu olarak yargılanmaktadır. Mahkemenin, başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı ve kanuni tutukluluk süresinin aşıldığı yönündeki tespitleri dikkate alınarak 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre gereğinin yerine getirilmesi için kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V. HÜKÜM</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. “<i>Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması</i>” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C. “<i>Tutukluluğun makul süreyi aşmış olması</i>” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">F. Kararın bir örneğinin yargılamayı yapan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2/7/2013</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> tarihinde <strong>OY BİRLİĞİYLE</strong> karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymsasa.jpg" type="image/jpeg" length="98553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aynı Dosyada Birden Fazla Suç İsnadı Hâlinde Adli Kontrol Süresinin Hesabı: Koruma Tedbirinin Bölünmezliği ve CMK m. 110/A'nın Dolanılması Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ayni-dosyada-birden-fazla-suc-isnadi-halinde-adli-kontrol-suresinin-hesabi-koruma-tedbirinin-bolunmezligi-ve-cmk-m-110anin-dolanilmasi-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ayni-dosyada-birden-fazla-suc-isnadi-halinde-adli-kontrol-suresinin-hesabi-koruma-tedbirinin-bolunmezligi-ve-cmk-m-110anin-dolanilmasi-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Sorunun Konuluşu

Ceza muhakemesi hukukunda adli kontrol tedbirine azami süre kuralı, kanun koyucunun tedbire değil, tedbire maruz kalan kişiye tanıdığı güvencelerdir. Bu basit tespit gözden kaçırıldığında, kanunun sayısal olarak son derece açık biçimde çizdiği sınır, maksadını aşan yorum yoluy...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Sorunun Konuluşu</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi hukukunda adli kontrol tedbirine azami süre kuralı, kanun koyucunun tedbire değil, tedbire maruz kalan kişiye tanıdığı güvencelerdir. Bu basit tespit gözden kaçırıldığında, kanunun sayısal olarak son derece açık biçimde çizdiği sınır, maksadını aşan yorum yoluyla fiilen ortadan kaldırılabilmektedir. Uygulamada son dönemde sıklıkla karşılaşılan bir örnek, sorunun niteliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong><i>Konuyu uygulamada karşılaşılan somut bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse; </i></strong>ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir olayda, sanık hakkında dört ayrı suç isnadı nedeniyle birbirinden bağımsız soruşturmalar başlatıldığını ve bu soruşturmaların daha sonra tek bir dosyada birleştirildiğini varsayalım. Soruşturmalardan yalnızca biri kapsamında sanık hakkında yurt dışına çıkamamak şeklinde adli kontrol tedbirine hükmedilmiş; diğer soruşturma dosyaları ise yaklaşık üç yıl sonra bu dosyayla birleştirilmiştir. Sanık hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin 2018 yılından itibaren devam ettiği ve bu suretle CMK m. 110/A’da öngörülen yedi yıllık azami sürenin dolduğu kabul edildiğinde, sanığın sürenin sona erdiğini ileri sürerek tedbirin kaldırılmasını talep etmesine rağmen mahkemece azami sürenin ilk suç isnadı yönünden dolduğu kabul edilerek adli kontrol tedbiri “bu suç bakımından” kaldırılmış; sonradan dosyaya dâhil edilen ikinci suç isnadı bakımından ise sürenin henüz dolmadığı gerekçesiyle yurt dışına çıkış yasağının devamına karar verilmiştir.</p>

<p>Sonuç, sanık açısından hiçbir şey değişmemesidir. Pasaportu yine mühürlüdür, sınır kapısından yine geçememektedir. Değişen tek şey, aynı fiilî kısıtlamanın gerekçesinde yazılı sevk maddesidir.</p>

<p>Yazımızda da savunulacağı üzere; <strong><u>Birden fazla suç isnadının aynı dosya üzerinden birlikte yürütüldüğü hâllerde adli kontrol süresi bütüncül olarak değerlendirilmeli; bir suç isnadı bakımından dolan azami süre, aynı dosyadaki diğer suç isnatları bakımından da dolmuş sayılmalıdır.</u></strong> Aksi yöndeki yorum, CMK m. 110/A'nın lafzında dayanağı bulunmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi’nin koruma tedbirlerinin bölünmezliğine ilişkin yerleşik içtihadına, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ve nihayet azami süre kurumunun varlık sebebine aykırıdır.</p>

<p><strong>II. Kanuni Çerçeve: Sayısal Bir Tavan, Kişiye Bağlı Bir Güvence</strong></p>

<p>Adli kontrol, CMK m. 109/1 uyarınca “<i>bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine</i>” başvurulan bir koruma tedbiridir. Maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde sayılan yurt dışına çıkamamak yükümlülüğü de uygulamada en çok karşılaşılan koruma tedbiri türüdür. CMK m. 110/3 gereğince tedbir kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanabilir; m. 110/4 ise kovuşturma evresinde mahkemeye, en geç dört aylık aralıklarla re'sen denetim yükümlülüğü yüklemektedir.</p>

<p>Tedbirin azami süresi, 5271 sayılı Kanun'a 08/07/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle eklenen ve 01/01/2022 tarihinde yürürlüğe giren m. 110/A ile düzenlenmiştir. Hükmün ikinci fıkrasına göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde adli kontrol süresi en çok üç yıl olup, bu süre zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, TCK'nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. Anayasa Mahkemesi’nin ifadesiyle, “bahsi geçen suçlarda bir kişi hakkında en çok yedi yıl süreyle adli kontrol tedbiri uygulanabilecektir” <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, <i>Veysel Kuşçu</i> [GK], B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 38).</a></p>

<p>Hükmün kaleme alınış biçimi üzerinde özellikle durulmalıdır. Kanun koyucu, azami süreyi <i>suç</i> ölçütüne değil, kanundaki “<i>ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde... en çok üç yıldır.</i>” ibaresiyle <u>işin görevli mahkemesi </u>ölçütüne bağlamıştır. Kanun metninde ne “her bir suç için” ne “her bir isnat bakımından” ne de “ayrı ayrı” ibaresi geçmektedir. Buna karşılık kanun koyucunun, istediğinde süreye ilişkin farklılaştırmayı açıkça yazdığı aynı maddenin üçüncü fıkrasında görülmektedir: çocuklar bakımından sürelerin yarı oranında uygulanacağı sarahaten hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla süreyi isnat sayısına göre çoğaltan yorum, kanunun sükûtundan bir yetki türetmekte; üstelik bu yetkiyi, temel hakları sınırlayan tedbirin <i>aleyhe</i> genişletilmesi yönünde kullanmaktadır. Bu, Anayasa m. 13'ün öngördüğü kanunilik ölçütünün en temel gereğiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>III. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 Tarihli Genel Kurul Kararı: Sürenin Nereden Başladığı ve Nerede Durmadığı</strong></p>

<p>Tartışmanın zeminini kökten değiştiren karar, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Veysel Kuşçu</i> başvurusu</a>nda verdiği 16/12/2025 tarihli karardır (<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">B. No: 2023/95649;</a> RG: 16/04/2026-33226). Karar, adli kontrolde azami sürenin hesabına ilişkin iki temel belirlemeyi içermektedir.</p>

<p><strong>Birincisi, sürenin başlangıcına ilişkindir.</strong> Mahkeme, azami sürenin CMK m. 110/A'nın yürürlüğe girdiği 01/01/2022 tarihinden değil, adli kontrol tedbirine karar verildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağını kabul etmiştir. Bu durum ilgili AYM kararında aynen “<i>Kanunda azami sürelerin bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki adli kontrol tedbirlerine uygulanmayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır... Dolayısıyla somut olayda adli kontrol tedbirine karar verildiği tarihten itibaren sürenin başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır</i> (§ 39)” şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p><strong>İkincisi, kanun yolunda geçen sürelerin hesabına ilişkindir.</strong> AYM önüne gelen ilgili kararda, ilk derece mahkemesince dosyanın Yargıtay’da bulunduğu sürelerin hesaba dâhil olmadığı ileri sürülmüştü. Anayasa Mahkemesi bu yorumu açıkça reddederek “<i>Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun'da soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır</i> (§ 40)” hükmünü tesis etmiştir.</p>

<p>Karar; Genel Kurulca verilmiş, Resmî Gazete'de yayımlanmış ve Anayasa m. 153/son uyarınca yargı organlarını bağlayıcı hâle gelmiştir. Kanaatimizce kararın asıl önemi, sonucundan çok yönteminde saklıdır: Anayasa Mahkemesi, azami süre hesabında yapılan <i>her türlü</i> bölme ve kesme girişimini, kanunda açık dayanağı bulunup bulunmadığı ölçütüne tabi tutmuştur. <u>Nitekim kararın ikna edici gücü, tam da bu yazının konusu olan sorunda kendini göstermektedir. Zira mahkemenin “evre” üzerinden yaptığı bölme ile “suç isnadı” üzerinden yapılan bölme arasında hukuki nitelik bakımından hiçbir fark yoktur; ikisi de kanunda bulunmayan bir ayrımı kanuna okumaktadır.</u></p>

<p><strong>IV. Tezin Temeli: Koruma Tedbirinin Bölünmezliği</strong></p>

<p><strong>A. Tutuklamada Yerleşik İçtihat</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, azami sürenin isnat başına hesaplanamayacağını tutuklama bakımından 2013 yılından bu yana istikrarlı biçimde kabul etmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Murat Narman</i> kararı</a>, konuya ilişkin ilk ilke kararlarından biridir ve somut olayı bugün tartıştığımız soruna neredeyse birebir benzemektedir. Karara konu olayda; ilk derece mahkemesi tahliye talebini, “iddianamede düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın ağır ceza mahkemesinin görevine giren birden çok suçtan tutuklanmış olduğu” gerekçesiyle reddetmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 11).</a></p>

<p>Anayasa Mahkemesi bu yorumu iki ayrı gerekçeyle hukuka aykırı bulmuştur. Önce dosyanın bütünlüğü ölçütünü koymuştur:</p>

<p><i>“Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır... Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez.” (§ 49)</i></p>

<p>Ardından öngörülebilirlik ölçütünü eklemiştir:</p>

<p><i>“Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir... Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez.</i>”<i> (§ 53)</i></p>

<p>Aynı yöndeki tespitler <i>Burak Döner</i> (B. No: 2012/521, 02/07/2013, §§ 46-48) ve <i>Abdullah Ünal</i> (B. No: 2012/1094, 07/03/2014, § 41) kararlarında da yer almaktadır. Yargıtay da bu ilkeyi benimsemiş ve kararlarına aktarmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20217391-e-20233520-k-sayili-karari" rel="dofollow">(T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E. 2021/7391 K. 2023/3520 ve 02/10/2023 tarihli ilamı).</a></p>

<p>İçtihadın güncel ve bu yazı bakımından en öğretici halkası ise <i>Haşim Türker (2)</i> kararıdır (B. No: 2023/105130, 04/03/2026). Somut olayda başvurucu aynı dosya kapsamında dört ayrı suçtan tutuklanmış, bunların bir kısmından tahliye edilmiş, sonradan aynı dosyaya bağlanan yeni bir isnattan yeniden tutuklanmıştı. Anayasa Mahkemesi bu yapının süreyi sıfırlamadığını açıkça belirtmiştir:</p>

<p><i>“Başvurucu farklı suçlardan tutuklansa ve bu suçların bir kısmından tahliye edilse bile başvurucunun tek bir dava süreci kapsamında tutukluluğu hâlen devam ettirilmektedir... Bu itibarla farklı suç isnatları veya tahliye süreçleri söz konusu olsa bile tutuklulukta geçen süre bir bütün olarak değerlendirilmeli ve yedi yıllık azami süre esas alınmalıdır.” (§ 30)</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada altı çizilmesi gereken husus şudur: Anayasa Mahkemesi, suç isnatlarından bir kısmında tahliye kararı verilmiş olmasını dahi süreyi bölmek için yeterli görmemiştir. Oysa tahliye, tartıştığımız örnekte mahkemenin yaptığı “bir suç bakımından kaldırma” işleminden çok daha güçlü bir kesinti görüntüsü taşımaktadır. Kararın temelinde yatan muhakeme tarzındaki ölçütün kâğıt üzerindeki karar sayısının değil, kişi üzerindeki kısıtlamanın kesintiye uğrayıp uğramadığı olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Evleviyet Argümanı: Ağır Tedbirde Yasak Olan, Hafif Tedbirde Serbest Olamaz</strong></p>

<p>Burada beklenebilecek ilk itiraz, aktarılan içtihadın tutuklamaya ilişkin adli kontrol tedbirine ilişkin olduğudur. Bu itiraz, tam tersi yönde sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>CMK m. 109/1’de tutuklama adli kontrol tedbirine ilişkin “<i>tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde... tutuklanması yerine</i>” başvurulacağı ifade edilerek bu tedbirin “son çare” olduğu vurgulanmaktadır. Anayasa Mahkemesi de tutuklama adli kontrolünün <i>son çare</i> olduğunu vurgulamaktadır (<a href="https://www.hukukihaber.net/bir-ceza-sorusturmasinda-adli-kontrole-tabi-tutulmanin-ifade-ozgurlugunu-ihlali-iddiasinin-kabul-edilemez-oldugu" rel="dofollow"><i>Hülya Kar</i> [GK], B. No: 2015/20360</a>, 27/2/2019, §§ 18, 50; <i>İlker Ensar Uyanık</i>, B. No: 2020/21922, 11/6/2024, § 16).</p>

<p>Şu hâlde mantıkî ilişki tek yönlüdür. Ağır olan tedbirde, yani kişiyi tamamen hürriyetinden yoksun bırakan tutuklamada, azami sürenin isnat başına hesaplanması kabul edilmiyorsa; onun <i>yerine geçmek üzere</i>, <i>daha az kısıtlayıcı</i> olduğu için ihdas edilmiş hafif tedbirde bu hesabın kabul edilmesi düşünülemez. Aksi sonuç, şu tuhaflığı doğurur: tutuklu sanık, yedi yıl dolduğunda isnat sayısı ne olursa olsun tahliye edilecek; buna karşılık hakkında tutuklama yerine adli kontrole hükmedilmiş, yani <i>lehine</i> daha hafif bir tedbir uygulanmış sanık, isnat sayısıyla çarpılan bir süre boyunca kısıtlı kalabilecektir. Koruma tedbirleri sisteminin iç tutarlılığı böyle bir sonucu taşıyamaz.</p>

<p><strong>C. Fiilî Kısıtlılığın Tekliği: Bölünen Nedir?</strong></p>

<p>Meselenin özü, aslında tedbirin <i>maddi</i> varlığına ilişkindir. Sanığın maruz kaldığı kısıtlama tektir: yurt dışına çıkamamaktadır. Bu kısıtlılığın günleri, dosyada mevcut isnatlara pay edilemez. 15 Mart günü sanık, bir suç için "yarım gün", diğer suç için "yarım gün" yurt dışına çıkamamış değildir; o gün, bir gün boyunca yurt dışına çıkamamıştır. Anayasa Mahkemesinin tutukluluk bakımından kurduğu formül burada da geçerlidir: birden fazla suç nedeniyle tedbir altında tutulan kişinin, tedbir altında geçirdiği her bir günün, isnat edilen suçlara bölünmesi mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim sistem de bu tekliği varsaymaktadır. Dosyada iki isnat bulunması hâlinde iki ayrı yurt dışına çıkış yasağı kararı verilip ikisi ayrı ayrı sınır kapılarına bildirilmez; tek bir tedbir kararı verilir, tek bir kayıt işlenir, tek bir yükümlülük doğar. CMK m. 8 uyarınca bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması hâlinde bağlantı var sayılmakta ve m. 9 ve devamı hükümleri çerçevesinde davalar tek dosyada görülmektedir. Kanun koyucunun usul ekonomisi ve muhakemenin bütünlüğü adına kurduğu bu birleştirme mekanizmasının, sanık aleyhine bir süre çarpanına dönüştürülmesi, kurumun amacının tersine çevrilmesidir.</p>

<p><strong>V. Karşı Argümanlar ve Çürütülmesi</strong></p>

<p><strong>1. "Suçlar birleştirme hâlinde de bağımsızlığını korur; her suç ayrı bir kamu davasıdır."</strong> Bu gerekçe, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Murat Narman</i> kararı</a>nda incelenen yerel mahkeme kararının birebir ifadesidir ve Anayasa Mahkemesince açıkça reddedilmiştir (§ 49). Suçların maddi ceza hukuku bakımından bağımsızlığı, muhakeme hukuku bakımından uygulanan tedbirin bölünebileceği anlamına gelmez. Suçların bağımsızlığı ceza tayininde sonuç doğurur; koruma tedbirinin süresinde değil. Zira tedbir bir yaptırım değildir; sanığın muhakemeye katılımını güvence altına almaya yönelik, geçici ve araçsal bir müdahaledir.</p>

<p><strong>2. "Yeni isnat, yeni bir tedbir kararını gerektirir; yeni karar yeni süre demektir."</strong> Bu argüman, şeklî bir karar ile maddi bir tedbiri birbirine karıştırmaktadır. Belirleyici olan, hâkim kararının hangi tarihte yazıldığı değil, kişi üzerindeki yurt dışına çıkamama kısıtlamasının fiilen kesintiye uğrayıp uğramadığıdır. Önceki tedbirin gerçekten sona erdiğinden ve yeni bir sürenin başladığından söz edilebilmesi için, tedbirin fiilen kaldırıldığının, kişinin bu arada yurt dışına çıkabilir durumda olduğunun ve ancak bundan sonra yeni bir kararla tedbirin yeniden tesis edildiğinin ortaya konması gerekir. Kısıtlama kesintisiz sürmüşse, gerekçedeki sevk maddesinin değişmesi süreyi etkilemez. <i>Haşim Türker (2)</i> kararında, isnatların bir kısmından tahliye kararı verilmiş olmasının dahi süreyi bölmediğinin kabul edilmesi, bu ölçütün ne kadar sıkı uygulandığını göstermektedir.</p>

<p><strong>3. "Adli kontrol hürriyetten yoksun bırakma değildir; azami süre bu ölçüde katı yorumlanmamalıdır."</strong> Tedbirin hürriyetten yoksun bırakma niteliğinde olmadığı doğrudur; Anayasa Mahkemesi de yurt dışına çıkış yasağını Anayasa m. 19 kapsamında değil, kural olarak özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı (Anayasa m. 20) kapsamında incelemektedir. Bunun sebebi, AİHS'e ek (4) No.lu Protokol'e Türkiye'nin taraf olmaması nedeniyle serbest dolaşım özgürlüğünün ortak koruma alanına girmemesi, buna karşılık tedbirin kişisel, mesleki ve ailevi bağlar üzerindeki ağırlaşan etkisi dolayısıyla özel hayat güvencesiyle bağlantı kurulmasıdır (<i>İlker Ensar Uyanık</i>, §§ 11-13; <a href="https://www.hukukihaber.net/yurt-disina-cikis-yasagi-seklindeki-koruma-tedbirine-iliskin-usule-iliskin-guvencelerden-yararlandirilmama-455628" rel="dofollow"><i>Latife Akyüz</i>, B. No: 2016/50822</a>, 7/9/2021, §§ 36-38; <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201733469-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Hakkı Gök</i>, B. No: 2017/33469, 3/11/2022</a>, §§ 31-33).</p>

<p>Ne var ki bu nitelendirme, argümanı savunanların umduğu sonucu vermez; tam aksine onu zayıflatır. Zira <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202395649-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi <i>Veysel Kuşçu</i> kararı</a>nda, tam da tedbirin "özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan" karakterinden hareketle, tutukluluğa özgü bir süre kesme kuralının adli kontrole taşınamayacağı sonucuna varmıştır (§ 41). Yani tedbirin hafifliği, azami süre hesabında sanık <i>aleyhine</i> değil, <i>lehine</i> işleyen bir ölçüttür. Kaldı ki kanunilik denetimi, müdahalenin ağırlığına göre yumuşayan bir denetim değildir: Anayasa m. 13, hangi hak söz konusu olursa olsun sınırlamanın kanunla yapılmasını ve ölçülü olmasını aramaktadır.</p>

<p><strong>4. "Süre dolsa bile mahkeme, adli kontrolün devamında hukuki yarar görebilir."</strong> Azami süre, takdire tabi bir ölçüt değil, takdirin sınırıdır. Süre dolduğunda tedbirin hukuki dayanağı ortadan kalkar; mahkemenin önünde tartılacak bir menfaat dengesi kalmaz. Nitekim Yargıtay da adli kontrolün belli bir süreyle sınırlı olduğunu ve dayanağı kalmadığında kendiliğinden sona erdiğini kabul etmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20249285-e-20252304-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (T.C. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin E. 2024/9285 K. 2025/2304 ve 10/02/2025 tarihli ilamı)</a>. Üstelik CMK m. 110/4, mahkemeye en geç dört aylık aralıklarla re'sen inceleme yükümlülüğü yüklemiştir; bu yükümlülük, sürenin dolduğunun talep beklenmeksizin tespit edilmesini gerektirir.</p>

<p><strong>VI. Öngörülebilirlik ve Ölçülülük: Sistemin Taşıyamayacağı Sonuç</strong></p>

<p>İsnat başına süre hesabının pratik sonucu üzerinde durulmalıdır. Böyle bir yorum benimsendiğinde, adli kontrolü süresiz hâle getirmenin en kolay yolu, dosyaya yeni bir sevk maddesi eklemek olur. Yargılamanın altıncı yılında eklenen bir suç isnadı yedi yıl daha, onuncu yılında eklenen bir başkası yedi yıl daha kazandırır. Kişi, hakkında hiçbir kesin hüküm bulunmaksızın, kanunun açıkça yedi yılla sınırladığı bir tedbir altında ondört, yirmibir yıl kalabilir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20121137-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin <i>Murat Narman</i> kararı</a>nda kullandığı ifadeyle bu yorum “<i>azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir.</i>”</p>

<p>Bu sonuç, koruma tedbirlerinin geçiciliğine ilişkin ilkeyle de bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesi, "tüm koruma tedbirlerinin geçici olduğunu, herhangi bir tedbirin ilanihaye veya herhangi bir kriterden bağımsız olarak süreklilik arz eder biçimde uygulanmasının mümkün olmadığını" vurgulamakta; süregelen tedbirin durumun gerektirdiğinden uzun sürmesi hâlinde ihlal doğacağını belirtmektedir (<a href="https://www.hukukihaber.net/bir-ceza-sorusturmasinda-adli-kontrole-tabi-tutulmanin-ifade-ozgurlugunu-ihlali-iddiasinin-kabul-edilemez-oldugu" rel="dofollow"><i>Hülya Kar</i>,</a> §§ 25-28, 44; <a href="https://www.hukukihaber.net/yurt-disina-cikis-yasagi-seklindeki-koruma-tedbirine-iliskin-usule-iliskin-guvencelerden-yararlandirilmama-455628" rel="dofollow"><i>Latife Akyüz</i></a>, §§ 48-51, 58). Mahkeme ayrıca, “<i>yurt dışına çıkış yasağının belirsiz bir süre uzaması ve uzun süre uygulanması hâlinde öngörülen sınırlandırmanın özel hayata ve aile hayatına etkilerinin zamanla ağırlaşacağı ve herhâlde gözetilmesi gereken kamusal yarar ile bireyin kişisel yararı arasındaki dengenin bozulacağını</i>” ifade etmiştir (<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201733469-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Hakkı Gök</i></a>, § 51). Yaklaşık dört yıl süren bir yurt dışı çıkış yasağı, tek başına ölçülülük denetiminden geçememiştir (<i>İlker Ensar Uyanık</i>, § 21). Bu ölçüde hassas bir denetimin uygulandığı bir alanda, kanunun çizdiği yedi yıllık tavanın isnat sayısıyla çarpılabileceğini savunmak, içtihadın bütünüyle ters yönüne düşmektir.</p>

<p>Özetle, isnat başına hesap yöntemi üç ayrı katmanda sakattır. Bunlar; <i>kanunilik</i> bakımından, CMK m. 110/A'da dayanağı yoktur; <i>öngörülebilirlik</i> bakımından, kişinin ne kadar süreyle kısıtlanacağını belirsiz kılar; <i>ölçülülük</i> bakımından ise, kanun koyucunun peşinen kurduğu menfaat dengesini yargı kararıyla bozar.</p>

<p><strong>VII. Sonuç ve Uygulamaya Dönük Yol Haritası</strong></p>

<p>Kanaatimizce ve AYM kararlarıyla sabit olduğu üzere, varılması gereken sonuç açıktır. Aynı dosyada birden fazla suç isnadının birlikte yürütüldüğü hâllerde adli kontrol tedbiri, kişi ve dosya bazında bir bütündür. Tedbirin başlangıç tarihi, kişi hakkında ilk kez fiilen uygulandığı tarihtir. Bu tarih, kanun yolunda geçen süreler de dâhil olmak üzere kesintisiz işler ve dosyaya sonradan eklenen isnatlar süreyi sıfırlamaz. Bir suç isnadı bakımından dolan azami süre, aynı dosyadaki bütün isnatlar bakımından dolmuş sayılır ve tedbirin bütünüyle kaldırılması gerekir.</p>

<p>Bu tartışmanın yargı kararıyla değil, kanun metniyle bitirilmesi tercihe şayandır. CMK m. 110/A'ya, azami sürenin aynı dosyada yer alan tüm suç isnatları bakımından tek süre olarak hesaplanacağına dair bir fıkra eklenmesi, bugün içtihat yoluyla varılması gereken sonucu tartışmasız kılacaktır. Kanun koyucunun bunu yapmamış olması, mevcut hükmün aksini söylediği anlamına gelmez; yalnızca, açık olanı yazma ihtiyacı duymadığı anlamına gelmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ayni-dosyada-birden-fazla-suc-isnadi-halinde-adli-kontrol-suresinin-hesabi-koruma-tedbirinin-bolunmezligi-ve-cmk-m-110anin-dolanilmasi-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/1000061621.jpg" type="image/jpeg" length="92132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÜÇ YIL, YİRMİ YIL, BİR DE "DOSYA YENİLENSİN" TALEBİ: HUKUK GENEL KURULU'NDAN KAMBİYO TAKİBİNDE ZAMANAŞIMI DERSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uc-yil-yirmi-yil-bir-de-dosya-yenilensin-talebi-hukuk-genel-kurulundan-kambiyo-takibinde-zamanasimi-dersi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uc-yil-yirmi-yil-bir-de-dosya-yenilensin-talebi-hukuk-genel-kurulundan-kambiyo-takibinde-zamanasimi-dersi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

İcra dosyaları bazen yıllarca rafta bekler. Alacaklı vekili arada bir dosyayı açar, bir dilekçeyle "dosyanın yenilenmesini" ister, sonra yeniden kapanır. Bu, uygulamada o kadar sık görülen bir refleks haline gelmiştir ki, çoğu zaman gerçek bir icra işlemi yerine geçtiği düşünülür. Yargıt...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>İcra dosyaları bazen yıllarca rafta bekler. Alacaklı vekili arada bir dosyayı açar, bir dilekçeyle "dosyanın yenilenmesini" ister, sonra yeniden kapanır. Bu, uygulamada o kadar sık görülen bir refleks haline gelmiştir ki, çoğu zaman gerçek bir icra işlemi yerine geçtiği düşünülür. <a href="https://www.hukukihaber.net/takip-dosyasinin-yenilenmesi-talebi-takibin-devamini-saglamaya-yonelik-icra-islemi-olmadigindan-zamanasimi-suresini-kesmez" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2026 tarihli, E.2025/349, K.2026/253 sayılı kararı</a>, tam da bu refleksin hukuken hiçbir şey ifade etmediğini; bonoya dayalı bir takipte zamanaşımını kesecek olanın dosyanın "yenilenmesi" değil, takibin ilerlemesine hizmet eden somut bir icra işlemi olduğunu ortaya koymaktadır. Kararın arka planında sekiz yılı aşkın süredir devam eden, dört ayrı yargı merciinin birbirinden farklı sonuçlara ulaştığı bir uyuşmazlık yatmaktadır.</p>

<p><strong>II. Sekiz Yıllık Bir Takibin Öyküsü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlığın kaynağı, alacaklının borçlu aleyhine bonoya dayalı olarak başlattığı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takiptir. Ödeme emri borçluya 24.04.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Alacaklı vekili 28.08.2018'de bankalara haciz ihbarnamesi gönderilmesini ve borçlunun malvarlığının sorgulanmasını istemiş, ardından 25.09.2018'de borçlunun adresinde haciz talep etmiştir; ancak evde bulunan eşyalar "lüzumlu eşya" sayıldığından fiilen haciz yapılamamıştır. Ertesi gün, 26.09.2018'de alacaklı vekili icra müdürlüğünden kesin aciz vesikası verilmesini talep etmiş, icra müdürlüğü ise bir gün sonra bu talebi reddetmiştir — çünkü borçlunun üzerine haciz konulmuş ama henüz satılmamış bir aracı ve bir taşınmazı bulunmaktadır; kıymet takdiri ve satış yapılmadan borcun ne kadarının karşılanacağı bilinemeyeceğinden, ortada "kesin" bir aciz söz konusu değildir.</p>

<p>Alacaklı bu ret işlemine karşı şikâyet yoluna başvurmuş, Akçaabat İcra (Hukuk) Mahkemesi 10.05.2019 tarihli kararıyla şikâyeti reddetmiştir — yani icra müdürünün ret kararı onanmış, kesin aciz vesikası verilmemiştir. Ne var ki kararın gerekçe kısmında, işin garibi, "25.09.2018 tarihli haciz tutanağının kesin aciz vesikası niteliğinde olduğu" yazılmıştır. Hüküm ile gerekçe arasındaki bu çelişki, istinaf edilmeden 01.05.2023'te kesinleşen kararın içinde sessizce beklemiştir.</p>

<p>Bu arada alacaklı vekili, 15.12.2020'de icra dosyasının yenilenmesini talep etmiştir — başka hiçbir işlem yapmadan, sadece dosyanın "yenilenmesini" isteyen bir dilekçeyle. Daha sonra borçlu vekili icra mahkemesine başvurarak, bonodan doğan üç yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürmüş ve icranın geri bırakılmasını istemiştir. İşte tam bu noktada, o çelişkili gerekçe cümlesi bütün ağırlığıyla ortaya çıkmıştır: eğer 25.09.2018 tarihli haciz tutanağı gerçekten kesin aciz vesikası sayılırsa, zamanaşımı süresi üç yıl değil yirmi yıl olacak ve borçlunun itirazı boşa çıkacaktır.</p>

<p><strong>III. Bonoda Üç Yıl, Aciz Vesikasında Yirmi Yıl: Hukuki Çerçeve</strong></p>

<p>Kambiyo senetlerinde zamanaşımı, alacaklının takip hakkını sonsuza kadar taşıyamayacağı ilkesine dayanır. Somut olayda senedin düzenlendiği ve takibin başladığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu uygulanmıştır; ancak aynı ilke, hâlen yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 778. maddesiyle bonolara da uygulanan 749 ilâ 751. maddelerinde bugün de aynen korunmaktadır. Buna göre poliçeyi (ve dolayısıyla bonoyu) kabul edene karşı ileri sürülecek istemler, vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m.749/1). Zamanaşımını kesen sebepler ise sınırlı sayıda düzenlenmiştir: "dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi" (TTK m.750/1). Bu dört sebep dışında hiçbir işlem zamanaşımını kesmez; kesilme hâlinde ise kesen işlem yalnızca kime karşı yapılmışsa onun hakkında hüküm ifade eder ve aynı uzunlukta yeni bir süre işlemeye başlar (TTK m.751).</p>

<p>Borçlunun bu zamanaşımı def'ini nasıl ileri süreceği ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda ayrıca düzenlenmiştir. İİK'nın 71/2. maddesi, "borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürecek olursa, 33/a maddesi hükmü kıyasen uygulanır" der; 33/a maddesi ise icra mahkemesinin bu iddiayı "resmî vesikalara müsteniden" inceleyip icranın geri bırakılmasına veya devamına karar vereceğini öngörür. Bu resmî vesikalardan biri de aciz vesikasıdır. İİK m.105/1 uyarınca, haciz sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir malı bulunamazsa tutulan haciz tutanağı, İİK m.143'teki kesin aciz vesikası hükmündedir — ama bunun için borçlunun yalnız haciz yapılan yerde değil, başka hiçbir yerde de haczedilecek malının bulunmaması gerekir. İİK m.143/6 ise bu şekilde doğan borcun, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren tam yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlar. Üç yıl ile yirmi yıl arasındaki bu fark, davanın bütün ağırlığını taşıyan noktadır: borçlunun elinde hacizli ama satılmamış bir araç ve taşınmaz varken, salt bir haciz tutanağının "kesin aciz vesikası" sayılıp sayılamayacağı.</p>

<p><strong>IV. Uyuşmazlık</strong></p>

<p>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesinin alacaklı lehine verdiği kararı bozarken meseleyi iki başlıkta ele almıştır: birincisi, icra hukuk mahkemesinin 2019 tarihli kararında "hüküm" mü yoksa çelişkili "gerekçe" mi esas alınacaktır; ikincisi, bu sorunun cevabı ne olursa olsun, alacaklının 2020'de yaptığı "dosyanın yenilenmesi" talebinin üç yıllık zamanaşımını kesip kesmediğidir. Bölge Adliye Mahkemesi ise direnirken, kesin hükmün istisnaen gerekçeyi de kapsayabileceği görüşünden hareketle, 2019 kararının gerekçesindeki "kesin aciz vesikası" tespitinin bu dosya için bağlayıcı olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık, Hukuk Genel Kurulu önüne tam da bu direnme üzerinden gelmiştir.</p>

<p><strong>V. Kararın Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, önce hüküm-gerekçe çelişkisini çözmüştür: 2019 tarihli icra mahkemesi kararının sonucu açıkça "şikâyetin reddi", yani kesin aciz vesikası verilmemesi yönündedir; gerekçedeki aksi yöndeki cümle ise kararın kendi içinde çelişkilidir ve asıl olan hüküm fıkrasıdır. Borçlunun üzerine kayıtlı, henüz satılmamış aracı ve taşınmazı bulunduğu sürece, 25.09.2018 tarihli haciz tutanağının kesin aciz vesikası sayılamayacağını Kurul açıkça vurgulamıştır.</p>

<p>Bu tespitten sonra Kurul, asıl belirleyici soruya, yani zamanaşımını kesen işlemlerin sınırlı sayılı olup olmadığına eğilmiştir. Kararın gerekçesinde bu ilke şöyle ifade edilmiştir: "Türk Ticaret Kanunu'nun 662. maddesinde belirtilen dava tabirinden maksat eda davalarıdır. Bu nedenle istihkak, ortaklığın giderilmesi, kıymet takdirine itiraz, senet iptali, tasarrufun iptali gibi davalar zamanaşımını kesmez." Bu cümle, kesme sebeplerinin kanunda tek tek sayıldığını ve kıyas yoluyla genişletilemeyeceğini hatırlatması bakımından önemlidir — aynı mantık, dava dışındaki işlemler için de geçerlidir.</p>

<p>Peki hangi işlemler bu kesme etkisini gerçekten doğurur? Kurul burada kendi yerleşik içtihadına, 24.03.2022 tarihli ve 2018/12-752 Esas, 2022/384 Karar sayılı ile 09.02.2021 tarihli ve 2017/12-351 Esas, 2021/57 Karar sayılı kararlarına atıf yapmıştır: alacaklı tarafından yapılan bir icra işlemi — örneğin borçlunun mallarının haczedilmesi talebi — yapıldığı anda zamanaşımını keser; icra memurunun bu talep üzerine ayrıca bir icra takip işlemi yapmış olmasına gerek yoktur, çünkü kesme etkisi için aranan şey alacaklının kendi üzerine düşeni yapmış olmasıdır. Bu ölçüt, 2018'deki haciz ve aciz vesikası taleplerinin neden zamanaşımını kestiğini, buna karşılık 2020'deki "dosya yenilensin" talebinin neden kesmediğini aynı çizgide açıklar: birincisinde alacaklı somut bir talepte bulunmuş, ikincisinde ise hiçbir yeni istem ileri sürmeden yalnızca dosyanın işlemde kalmasını istemiştir.</p>

<p>İşte tam bu noktada Kurul, alacaklının 15.12.2020 tarihli "dosyanın yenilenmesi" talebini değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır: "Somut olayda alacaklı vekilince 15.12.2020 tarihinde icra dosyasının yenilenmesi talep edilmiş ise de takip dosyasının yenilenmesi talebi takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemi olmadığından zamanaşımı süresini kesmez." Kurulun burada çizdiği ayrım nettir: zamanaşımını kesen bir icra işlemi, alacaklının takibi fiilen ileri götürme iradesini yansıtmalıdır — haciz talebi, malvarlığı sorgusu, satış talebi gibi. Salt "dosya yenilensin" demek, hiçbir yeni talep içermediği için bu iradeyi taşımaz; kâğıt üzerinde dosyayı "canlı" gösterse de hukuken zamanaşımını durdurmaz.</p>

<p>Sonuç olarak Kurul, alacaklının son gerçek icra işleminin 26.09.2018 tarihli (kesin aciz vesikası talebi) olduğunu, bu tarihten sonra üç yıllık süreyi kesen hiçbir işlem yapılmadığını tespit etmiş; Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerektiğine, dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına oy birliğiyle karar vermiştir. Dosya, Özel Daire bozma gerekçesi doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p><strong>VI. Uygulamaya Dönük Sonuçlar</strong></p>

<p>Kararın alacaklı vekilleri için verdiği ders açıktır: eski bir icra dosyasını "canlı" tutmanın tek yolu, gerçek bir icra işlemi yapmaktır. Yıllardır beklemede kalan bir kambiyo takibinde salt "dosya yenilensin" dilekçesi vermek, üç yıllık zamanaşımı süresini durdurmaz; bunun yerine yeni bir haciz talebi, güncel bir malvarlığı sorgusu veya satış talebi gibi takibin ilerlemesine hizmet eden bir işlem yapılmalıdır. Aksi hâlde, dosya kayıtlarında hareketli görünen bir takip, hukuken zamanaşımına uğramış olabilir.</p>

<p>Borçlu vekilleri açısından ise karar, zamanaşımı def'inin ne zaman ve nasıl ileri sürülebileceğini hatırlatmaktadır: İİK m.71/2 ile m.33/a'nın kıyasen uygulanması sayesinde bu def'i, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde herhangi bir süreye tâbi olmaksızın icra mahkemesi önünde ileri sürülebilir. Dosyada yıllar önce alınmış, gerekçesinde çelişkili ifadeler barındıran bir icra mahkemesi kararı bulunması da tek başına belirleyici değildir; asıl olan hüküm fıkrasıdır ve mahkeme incelemesi bu fıkra üzerinden yapılır.</p>

<p>Kararın bir başka pratik sonucu da kesin ve geçici aciz vesikası arasındaki farkın önemidir. Borçlunun üzerine kayıtlı, henüz paraya çevrilmemiş bir malı bulunduğu sürece — o mal aile mezarlığı gibi satışı fiilen güç bir taşınmaz olsa dahi — icra dairesi ve mahkemeler bunu gözardı edip haciz tutanağını doğrudan kesin aciz vesikası saymamalıdır. Bu ayrımın gözden kaçırılması, otuz yıla varan bir sürede alacaklıya haksız bir avantaj, borçluya ise fiilen sonu gelmeyen bir sorumluluk yükleyebilir.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun bu kararı, icra dosyalarında yıllarca süregelen bir alışkanlığa net bir sınır çizmektedir: dosyanın kâğıt üzerinde "yenilenmesi", zamanaşımını durdurmak için yeterli değildir. Kambiyo senedine dayalı bir takipte alacaklının hakkını korumasının tek yolu, üç yıllık süre içinde takibin ilerlemesine hizmet eden somut bir işlem yapmaktır. Kararın sekiz yıllık, dört farklı yargı merciinden geçen öyküsü, aynı zamanda icra hukukunda küçük bir usul ayrıntısının — bir gerekçe cümlesinin, bir dilekçenin içeriğinin — sonunda alacağın tamamen tahsil edilememesine yol açabileceğini göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/takip-dosyasinin-yenilenmesi-talebi-takibin-devamini-saglamaya-yonelik-icra-islemi-olmadigindan-zamanasimi-suresini-kesmez" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/349, K.2026/253, T.15.04.2026.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2018/12-752, K.2022/384, T.24.03.2022 ve E.2017/12-351, K.2021/57, T.09.02.2021 (karar metninde atıfla).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m.33/a, m.71, m.105, m.143 — mevzuat.gov.tr güncel metin.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.749-751 (poliçede zamanaşımı) ve m.778 (bonoya uygulanacak hükümler) — mevzuat.gov.tr güncel metin.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· (Somut olaya uygulanan, karar tarihinde mülga) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.661-663 — karar metninde aktarıldığı şekliyle.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uc-yil-yirmi-yil-bir-de-dosya-yenilensin-talebi-hukuk-genel-kurulundan-kambiyo-takibinde-zamanasimi-dersi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/terazi-thamis.jpg" type="image/jpeg" length="59097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FETÖ firarisi savcılar hakkındaki zaman aşımı kararı kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/feto-firarisi-savcilar-hakkindaki-zaman-asimi-karari-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/feto-firarisi-savcilar-hakkindaki-zaman-asimi-karari-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FETÖ firarisi savcılar Zekeriya Öz, Cihan Kansız ve Mehmet Yüzgeç hakkında zaman aşımı gerekçesiyle verilen "son soruşturmanın açılmasına yer olmadığı" kararı kaldırıldı. İtirazı haklı bulan mahkeme, toplam 20 hakim ve savcının yer aldığı dosyayı yeniden değerlendirilmek üzere alt mahkemeye gönderdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ firarisi eski savcılar Zekeriya Öz, Cihan Kansız ve Mehmet Yüzgeç hakkında zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle verilen takipsizlik benzeri karara itiraz etti.</p>

<p>İtirazı inceleyen İstanbul Anadolu 26. Ağır Ceza Mahkemesi, zaman aşımı kararını kaldırarak dosyanın yeniden Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine hükmetti.</p>

<p><strong>FETÖ FİRARİSİ SAVCILAR HAKKINDAKİ ZAMAN AŞIMI KARARI KALDIRILDI</strong></p>

<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz dilekçesinde, firari savcıların yürüttüğü kumpas soruşturmalarındaki eylemlerin basit ya da münferit adli hatalar olarak görülemeyeceğini belirtti.</p>

<p>İncelemede, söz konusu eylemlerin Anayasa'yı ihlal suçunun icra hareketleri ile zaman aşımına tabi olmayan işkence suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın daha önce zaman aşımı nedeniyle düşürülmesini talep ettiği dosya, üst mahkemenin 10 Temmuz 2026 tarihli kesin kararıyla yeniden açıldı.</p>

<p>Kararın kaldırılmasıyla birlikte, firari üç eski savcı hakkındaki yargılama ve soruşturma süreci Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sil baştan ele alınacak.</p>

<p><strong>Haklarındaki zaman aşımı kararı kaldırılan isimler:</strong></p>

<p>1-Zekeriya ÖZ (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>2-Fikret SEÇEN (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>3-Süleyman PEHLİVAN (Eski İstanbul Savcısı),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4-Mehmet Ali PEKGÜZEL (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>5-Nihat TAŞKIN (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>6-Ercan ŞAFAK (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>7-Mehmet Murat YÖNDER (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>8-Mehmet Murat DALKU (Eski İstanbul Savcısı),</p>

<p>9-Hasan Hüseyin ÖZESE (Eski İstanbul 13. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>10-Hüsnü ÇALMUK (Eski İstanbul 13. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>11-Metin ÖZÇELİK (Eski İstanbul 11. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>12-Ömer DİKEN (Eski İstanbul 13. ACM Üye Hakimi)</p>

<p>13-Mehmet KARABABA(Eski İstanbul 12. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>14-Sedat Sami HAŞILOĞLU (Eski İstanbul 13. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>15-Davut BEDİR (Eski İstanbul 10. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>16-İdris ASAN (Eski İstanbul 9. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>17-Rüstem ERYILMAZ (Eski İstanbul 14. ACM Üye Hakimi)</p>

<p>18-Yakup Hakan GÜNAY (Eski İstanbul 14. ACM Üye Hakimi),</p>

<p>19-Ali Efendi PEKSAK (Eski İstanbul 10. ACM Üye Hakimi)</p>

<p>20-Murat ÜRÜNDÜ (Eski İstanbul 10. ACM Üye Hakimi)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/feto-firarisi-savcilar-hakkindaki-zaman-asimi-karari-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/zekeriya-oz.webp" type="image/jpeg" length="88437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYUŞTURUCU KULLANMA SUÇLARINDA FAİLİN KENDİ BEYANLARI İLE SUÇUNU AÇIĞA ÇIKARMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-kullanma-suclarinda-failin-kendi-beyanlari-ile-sucunu-aciga-cikarmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-kullanma-suclarinda-failin-kendi-beyanlari-ile-sucunu-aciga-cikarmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[02.05.2025 tarihli makalemizde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanmak suçu ve bu suç kapsamında zincirleme suç hükümlerinin tatbiki konularını ele almıştık.

Bu makalemizde ise TCK 192/2 kapsamında failin k...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>02.05.2025 tarihli makalemizde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanmak suçu ve bu suç kapsamında zincirleme suç hükümlerinin tatbiki konularını ele almıştık.</p>

<p>Bu makalemizde ise TCK 192/2 kapsamında failin kendi beyanıyla suçunu açığa çıkarması halinde etkin pişmanlık hükümlerinin tatbik edilmesinin şartlarını iki farklı yargı kararını inceleyerek ele alacağız.</p>

<p>Uyuşturucu kullanma suçlarında, failin kolluk görevlilerine henüz resmi makamların bilgisi yokken kendi beyanıyla suçunu itiraf etmesi ve bu suretle soruşturmanın açılmasını sağlaması durumunda TCK'nın 192/2 maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak suçlarında, yasa koyucu cezalandırma siyasetinin yanı sıra faillerin suçun ve suçluların makamlarca öğrenilmesini kolaylaştırmasını teşvik etmek amacıyla etkin pişmanlık mekanizmalarına yer vermiştir. Bu kapsamda TCK m. 192/2 hükmü, resmî makamlar tarafından durum henüz haber alınmadan önce failin maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini bildirerek suçluların yakalanmasını veya maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırması halinde hakkında cezaya hükmolunmayacağını öngörmektedir.</p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan ve mahkemelerin sıklıkla hatalı kararlar verdiği temel ihtilaflardan biri, kolluk güçlerinin somut bir ihbar olmaksızın, tamamen sokak devriyesindeki mesleki tecrübelerine dayalı şüpheyle şahısları durdurdukları anlarda ortaya çıkmaktadır. Kimi zaman başkaca bir suçtan soruşturma yürütülürken, kimi zaman da yapılan kaba üst aramalarında herhangi bir suç unsuruna ulaşılamadığı halde şüphelinin anlık bir ikrarla uyuşturucu kullandığını beyan etmesi durumlarıyla karşılaşılmaktadır. Soruşturmanın tamamen bu beyanla fiilen başlaması halinde, söz konusu ikrarın hukuki niteliğinin nasıl değerlendirileceği büyük önem arz etmektedir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2020/18137 Esas ve 2023/1431 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, kolluğun elinde sanığın suç işlediğine dair önceden edinilmiş somut bir ihbar veya delil bulunmadığı aşamada, failin kendi iradi beyanı ile soruşturmanın açılmasını sağlaması hali yasadaki etkin pişmanlık şartlarını doğrudan uygulanabilir hale getirmektedir. İlgili kararda şüpheli hakkında başkaca bir soruşturma yürütülürken şüpheli uyuşturucu madde kullandığı beyan etmiş, idrar tahlil sonuçlarında ise uyuşturucu madde tespit edilmiştir. Yerel mahkemede tarafından sanığa ceza verilir iken Yargıtay tarafından "ceza verilmesine yer olmadığına dair karar" verilmesi gerektiği gerekçesi ile hüküm bozulmuştur.</p>

<p>Somut uygulamaya daha yakın bir örnek vermek gerekir ise , Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 2023/3627 Esas ve 2024/1937 Karar sayılı dosyasında kolluk görevlileri uyuşturucu kullandığın şüphelenerek sanığın yanına gelmiş, olay yerinde ve sanıkların üzerinde herhangi bir uyuşturucu madde ele geçirilmemiştir. Sanık bu aşamada kendi beyanı ile uyuşturucu madde kullandığını beyan etmiş ve bu beyanı üzerine soruşturma işlemlerine başlanmıştır. Sanık resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce kendi beyanı ile suçunu açığa çıkarmış ve soruşturma işlemlerine başlanmasını sağlamıştır. Sanık hakkında işbu eylem yönünden ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekir iken sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin tatbiki ile 2 yıl 1 ay hapis cezası verilmiş, istinaf mahkemesi tarafından ise yerel mahkeme kararı kaldırılarak teselsül hükümlerinin uygulanmasına sebebiyet veren mahkumiyet yönünden ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş neticeten sanığa etkin pişmanlık hükümlerinin tatbikinin mümkün olmadığı tek eylem yönünden 1 yıl 8 ay hapis cezası verilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, kolluk tutanaklarına yansıyan bu tür samimi beyanların sırf soruşturmanın resmiyet kazanmasına vesile oldu diye sanığın aleyhine yorumlanması ve etkin pişmanlık hükümlerinin göz ardı edilmesi kanuna ve yerleşik yargı içtihatlarına aykırıdır. Yerel mahkemeler tarafından kullanma suçlarında etkin pişmanlık, usulsüz tebligat , hukuka aykırı delil gibi hususlar genellikle göz ardı edilse de kanun yolu mahkemeleri tarafından bu hususlar detaylı bir şekilde incelenmektedir.</p>

<p><strong>KARARLAR :</strong></p>

<p>"TCK'nın 192/2.maddesinde "Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmayacağı" ifade edilmiştir. Sanığın 07/05/2022 tarihli eyleminde, kolluk tarafından olayla ilgili olarak düzenlenen "olay yeri görgü tespit tutanağı" ve dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere; Kolluk görevlilerinin sanık ve arkadaşının yanına şüphe üzerine gittikleri, olay yerinde ve şahısların üzerinden herhangi bir suç unsuru ele geçmediği, bu sırada sanığın uyuşturucu madde kullandığını söylemesi üzerine başlatılan soruşturmada uyuşturucu madde kullandığının tespit edilmiş olması karşısında; sanığın, uyuşturucu madde kullandığını belirterek, bu suçtan soruşturma yapılmasını sağlaması ve resmi makamların bilgisinin bulunmadığı aşamada kendi beyanı ile suçunu ortaya çıkarması nedeniyle, 07/05/2022 tarihli eylemine ilişkin olarak TCK’nın 192/2. maddesi gereğince “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerektiğinden"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesi 2023-3627 Esas, 2024-1937 Karar)</p>

<p>"Hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı başlatılmış herhangi bir soruşturma olmadığı halde, 22.06.2014 tarihinde hırsızlık olayından ifade veren sanığın hakkında durma kararı verilen diğer sanık ... ile uyuşturucu kullandığını söyleyerek, hastaneye sevkini sağladığı ve yapılan analizde kanında MDMA, idrarında THC, MDMA ve MDA etkin maddesi çıktığı olayda; sanığın, uyuşturucu madde kullandığını belirterek, bu suçtan soruşturma yapılmasını sağlaması ve resmi makamların bilgisinin bulunmadığı aşamada kendi beyanı ile suçunu ortaya çıkarması nedeniyle, hakkında TCK’nın 192/2. maddesi gereğince “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyetine kararı verilmesi, nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur."</p>

<p>(Yargıtay 10.Ceza Dairesi 2020/18137 Esas, 2023/1431 Karar)</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cagatay-pehlevan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Çağatay PEHLEVAN"><img alt="Av. Çağatay PEHLEVAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/cagatay-pehlevan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cagatay-pehlevan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Çağatay PEHLEVAN">Av. Çağatay PEHLEVAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-kullanma-suclarinda-failin-kendi-beyanlari-ile-sucunu-aciga-cikarmasi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-tgs.jpg" type="image/jpeg" length="37779"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84382"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41939"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="43194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="82227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="68207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="86261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="36021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="40084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="38278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="11130"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="28095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="96766"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
