<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2026 06:04:30 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2022/858 E., 2022/5106 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 28/12/2022 tarihli, 2022/858 E., 2022/5106 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"<br />
T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2022/858<br />
Karar No : 2022/5106</strong></p>

<p>DAVACI : … Enerji İnşaat Otomotiv A.Ş.<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>DAVALI : … Kurumu<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p><strong>DAVANIN KONUSU :</strong></p>

<p>1. 31/12/2021 tarih ve 31706 6. Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 30/12/2021 tarih ve 10699 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararıyla değiştirilen Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar'ın 16. maddesinin 2. fıkrasında, "Söz konusu lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller, 31/12/2017 tarihinden önce ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca Kurul tarafından belirlenecek oranda indirimli uygulanır." kuralına yer verilmeyerek anılan fıkranın eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmektedir.</p>

<p>2. 31/12/2021 tarih ve 31706 6. Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 30/12/2021 tarih ve 10700 sayılı Kurul kararının iptali istenilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DAVACININ İDDİALARI :</strong></p>

<p>5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'un öngördüğü muafiyet kapsamında lisanssız üreticilerin 10 yıl süreyle ihtiyacından fazla ürettiği elektriği YEK Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında satabileceği ve dağıtım bedelinin %75 indirimli uygulanacağından hareketle yatırım kararı alındığı, bu nedenle 10 yıl süreyle indirimli oran üzerinden dağıtım bedeli ödeneceğine ilişkin haklı beklentinin oluştuğu, şirkete ait tesisin 31/12/2017 tarihine kadar geçici kabulünün yapılabilmesi için yüksek maliyetle panel alımının gerçekleştirildiği, fizibilite raporlarının hazırlandığı, maliyetlerin hesaplandığı ve döviz üzerinden krediler kullanıldığı, 31/12/2021 tarihine kadar ödenen dağıtım bedeli 5,6882 kr/kWh iken %75 indirim oranının kaldırılması ve tarifede yapılan değişiklikle birlikte dağıtım bedelinin 28,2765 kr/kWh'e yükseldiği, 5346 sayılı Kanun uyarınca bu tür bir muafiyetin ancak yönetmelikle kaldırılabileceği, kanunla tanınmış teşvikin bir uzantısı ve uygulaması niteliğinde olan dağıtım bedelinden indirim hakkının idarî bir işlem ile kısıtlanmasının kanunîlik ilkesine aykırı olduğu, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üreten lisanslı ve lisanssız üreticiler arasında farklılaştırma yapılarak lisanssız üreticilerin daha fazla dağıtım bedeli ödemesine neden olunduğu, söz konusu farklılaştırmaya yönelik Kurul kararının iptali istemiyle açıdan davalarda, davalı idare tarafından, 31/12/2017 tarihine kadar geçici kabulü yapılan lisanssız üreticiler ile bu tarihten sonra geçici kabulü yapılan lisanssız üreticiler arasında birinciler lehine daha düşük dağıtım bedeli belirlenmesinin yatırım kararı alınmasında öngörülebilirliği sağlamaya yönelik olduğunun ifade edildiği, 10 yıl süreyle uygulanacağı belirtilen indirim oranının 5. yılın sonunda kaldırılmasının hukukî güvenlik ilkesine ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI :</strong></p>

<p>Öncelikle, usule ilişkin olarak, davanın süresinde açılmadığının tespiti hâlinde süre aşımı yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür.<br />
Esasa ilişkin olarak ise, 01/01/2017 tarihine kadar olan tarife düzenlemelerinde dağıtım sistemine bağlı üreticiler için lisanslı veya lisanssız ayrımına gidilmediği, ancak 2016 yılının sonunda 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamına giren tesislerin kendilerine kanunen tanınan muafiyet sınırlarını aştığının görüldüğü, bu nedenle söz konusu üreticiler için dağıtım bedelinin 2017 yılından itibaren farklı seviyede uygulanmasına karar verildiği, 2021 yılının sonuna kadar devam eden süreçte, lisanssız üreticileri, lisanslı üreticilerden ayıran farklılıklar ve bu farklılıkların dağıtım sistemi üzerindeki etkilerinin takip edildiği, lisanssız üreticilerin, lisanslı üreticilerden farklı olarak dağıtım şebekesinde neden oldukları durumlar ve kendileri tarafından karşılanmayan etkiler göz önünde bulundurularak tüm lisanssız üreticiler için kendi aralarında herhangi bir ayrıma mahal vermeyecek şekilde dağıtım bedeli farklılaştırılmasına gidildiği, 7257 sayılı Kanun değişikliğiyle birlikte, bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücü ile sınırlı olmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin de lisanssız olarak kurulmalarına imkân tanındığı, yeni kurulacak bu tesisler için uygulanacak dağıtım tarifesinin belirlenmesine ihtiyaç duyulduğu, tarife belirleme çalışmaları kapsamında söz konusu tesisler ile hâlihazırda faaliyet gösteren lisanssız üretim tesislerinin de piyasadaki durumu, 2017 yılından bu yana lisanssız üretim kapasitesi ve toplam üretim miktarı ile ihtiyaç fazlası üretim miktarındaki gelişimin dikkate alındığı, tüm lisanssız üretim tesislerinin bir kullanıcı grubunda yer alması gerektiğinin değerlendirildiği, bu tesislerin iletim sistemine veya dağıtım sistemine bağlı olmaları ve aynı zamanda tüketim tesisleri ile aynı veya tüketim tesislerinden farklı ölçüm noktalarında kurulu olmaları durumuna göre tarifelerin belirlendiği, esasen bir tüketim tesisinin ihtiyacını karşılamak üzere kurulan, temel olarak tüketimleri için üretim yapan tüketici niteliğinde olan, ancak kendisine tanınan muafiyet sınırını ölçüsüzce aşan bir şekilde ve kurulum amacından uzak bir biçimde faaliyet gösteren lisanssız üretim tesislerinin niteliklerine uygun şekilde bir dağıtım tarife metodolojisinin geliştirildiği, dava konusu düzenleme çerçevesinde lisanssız üretim tesisleri için de bir artış yapılmasının piyasa şartlarına göre takdir edildiği ve piyasada belli taraflar arasında menfaat dengesinin gözetildiği, lisanssız üreticilerin ilgili mevzuat gereği tüketimleri için üretim yapan tüketici niteliğinde oldukları ve bu amacın dışına çıkılması hâlinde sebep oldukları maliyete katlanmaları gerektiği tespitinden yola çıkılarak tarife değişikliğinin yapıldığı, tarifelerin ilgililer bakımından kazanılmış bir hak veya haklı beklenti oluşturmadığı, zira tarife sisteminde temel kurgunun piyasa katılımcıları arasındaki dengenin sağlanması olduğu, bu dengenin değişen şartlara göre yeniden tesis edilmesinde veya uyarlanmasında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (Kurum) yetkisinin bulunduğu, YEKDEM'in dağıtım tarifelerinin ne şekilde düzenleneceğine ilişkin herhangi bir ölçüt getirmediği savunulmuştur.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava konusu işlemlerin iptali gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, 31/12/2021 tarih ve 31706 6. Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 30/12/2021 tarih ve 10699 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararıyla değiştirilen 5999-3 sayılı Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usül ve Esasların 16. maddesinin 2. fıkrasının, "Söz konusu lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller, 31/12/2017 tarihinden önce ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca Kurul tarafından belirlenecek oranda indirimli uygulanır." kuralına yer verilmediğinden eksik düzenlenmesi nedeniyle iptali ve aynı Resmi Gazete'de yayımlanan 31/12/2021 tarih ve 10700 sayılı Kurul kararının iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 4. maddesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun, bu Kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten sorumlu olduğu, 5. maddesinde, iletim, dağıtım, toptan satış ve perakende satış için yapılacak fiyatlandırmaların ana esaslarını tespit etmek ve gerektiğinde ilgili lisans hükümleri doğrultusunda revize etmenin Kurul'un yetkileri arasında olduğu, hükme bağlanmıştır.<br />
5346 sayılı Kanunun "Lisanssız elektrik üretim faaliyeti" başlıklı 6/A maddesinde, "Kendi tüketim ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üreten lisanssız elektrik üretim faaliyetinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler, ihtiyaçlarının üzerinde ürettikleri elektrik enerjisini iletim veya dağıtım sistemine vermeleri halinde I sayılı Cetveldeki fiyatlardan on yıl süre ile faydalanabilir. Bu kapsamda iletim veya dağıtım sistemine verilen elektrik enerjisinin görevli tedarik şirketi tarafından satın alınması zorunludur. İlgili şirketlerin bu madde gereğince satın aldıkları elektrik enerjisi, ilgili görevli tedarik şirketi tarafından YEK Destekleme Mekanizması kapsamında üretilmiş ve sisteme verilmiş kabul edilir." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>26/12/2016 tarih ve 6808 sayılı Kurul kararıyla yapılan değişiklikle, 5999-3 sayılı Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usûl ve Esasların 16. maddesinde, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 14. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamındaki lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin üretim tesislerinin sistem üzerinde oluşturdukları ek maliyetler dikkate alınarak farklılaştırılabileceği ve 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler için lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca</p>

<p>Kurul tarafından belirlenecek oranda indirimli uygulanacağı belirtilmiştir.<br />
29/12/2016 tarih ve 6838 sayılı Kurul kararında da 01/01/2017-31/03/2017 tarihleri arasında uygulanacak çeyrek dönem tarife tabloları belirlenerek, tek terimli tarife sınıfına tâbi üreticiler için veriş yönünde dağıtım bedeli, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan lisanssız üretim tesisleri için dağıtım bedeli ve 31/12/2017 tarihinden sonra geçici kabul alan lisanssız üretim tesisleri için dağıtım bedeli şeklinde farklılaştırmaya gidilmiş, Kurul kararının (c) maddesinde, "Elektrik Piyasası Kanununun 14'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki lisanssız üreticiler için sadece tek terimli dağıtım tarifesinin uygulanmasına ve 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler için 10/05/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca söz konusu tarife üzerinden %75 oranında indirim uygulanmasına" karar verilmiştir.</p>

<p>01/05/2017 tarih ve 7070 sayılı Kurul kararıyla 5999-3 sayılı Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usûl ve Esasların 16. maddesinde yapılan değişiklikle, 31/12/2017 tarihinden önce ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin indirimli uygulanacağı düzenlenerek, indirim yapılmasının kapsamı genişletilmiş, geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde indirimden yararlanılabileceği kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Dava konusu 10699 sayılı Kurul kararında ise 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul ve/veya geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için uygulanan dağıtım bedeli indirimine yer verilmemiş; aynı tarihli 10700 sayılı Kurul kararı ile 29/12/2016 tarih ve 6838 sayılı Kurul kararının (c) maddesinin 01/01/2022 tarihi itibarıyla kaldırılmasına karar verilmiş, böylece yukarıda belirtilen dağıtım bedeli indirimi kaldırılmıştır.</p>

<p>Lisanslı üreticiler, lisanssız üreticiler ve 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul ve /veya geçici kabule hazır tutanağı almış lisanssız üreticiler şeklinde üç kategori bulunmakta olup uyuşmazlık, önceki Kurul kararlarıyla 31/12/2017 önce geçici kabul ve /veya geçici kabule hazır tutanağı almış lisanssız üreticiler için dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedelde on yıl süre ile %75 oranında yapılan indirimin bu süre dolmadan kaldırılıp kaldırılamayacağı hususuna ilişkindir.<br />
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>Hukuk güvenliği, Hukuk Devleti'nin önemli bir unsurudur ve sadece hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde, bütün Devlet davranışlarının, az çok, önceden öngörülebilir olması anlamına gelir. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güven değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içermektedir. Zira bu ilke, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM.E:2015/41, K:2017/98).</p>

<p>Kanunlara veya ilgili düzenlemelere güvenerek yaşamlarına yön veren, hukuki iş ve işlemlere girişen gerçek veya tüzel kişilerin, bu düzenlemelerin uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin (haklı beklentinin) mümkün olduğunca korunması gerekir. Haklı beklentin hukuki açıdan korunması için, beklentinin meşru olması, idarece bireyin lehine olan düzenlemede öngörülemez bir değişiklik yapılmış olması, bu öngörülemez değişikliğin objektif olarak beklentiyi sonuçsuz bırakması ve ayrıca beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği hallerde ise önemli bir kamu yararı yoksa haklı beklenti korunmalıdır.</p>

<p>Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik yasal düzenlemeleri tamamlamak üzere teşvik için çıkarılan 5346 ve 6094 sayılı Kanunlar ile yerli ve yabancı firmaların yenilenebilir enerjiden elektrik üretmeye yönelik taleplerini artırmak amaçlanmıştır.</p>

<p>Davalı idarece de dava konusu Kurul kararları ile kaldırılmış olan önceki Kurul kararları tesis edilirken, yenilenebilir enerjiye yönelik yapılacak yeterli desteklerle enerjide dışa bağımlılığın azalması ve sektördeki teknolojik yeniliklere ayak uydurularak fırsatların yakalanması, ülkenin yenilenebilir enerji kaynakları bakımından zengin olan potansiyelinin kullanılması, teşvik ve desteklerin yenilenebilir enerji payını arttırması hedeflenmiştir.</p>

<p>Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinin 9. maddesinde, dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller belirlenirken dikkate alınacak hususlar düzenlenmiş olup indirime ilişkin Kurul kararı alınırken bu madde uyarınca hesaplama yapıldığı ve fiyatların buna göre belirlendiği kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle davalı idarece, maddede belirtilen hususların dikkate alınması suretiyle, lisanssız elektrik üretimi yapan gerçek ve tüzel kişilere, 5346 sayılı Kanunda belirtilen on yıllık süre ile %75 oranında indirim yapılacağı kuralı getirilmiş ve bu şekilde üretim yapılması teşvik edilmiş olmalıdır. Nitekim Kurul'un 6808, 6838 ve 7070 sayılı kararları ile yaklaşık bir yıllık bir süre tanınarak 31/12/2017 tarihine kadar geçici kabul ya da geçici kabule hazır tutanağı alan ve bu tutanağa göre geçici kabulleri yapılan lisansız üretim tesisleri için 5346 sayılı Kanun ile belirlenmiş on yıllık süre boyunca dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin %75 indirimli alınacağı taahhüt edilmiş olduğundan, bu taahhüt doğrultusunda bu haktan yararlanmak isteyen üreticiler yatırım kararı almış ve maliyetlere katlanarak belirtilen sürede üzerlerine düşen yükümlülüğü yerine getirmişlerdir. Dolayısıyla davalı idarenin kararları sonucu lisanssız elektrik üreticilerinde, uygulamanın on yıl boyunca süreceğine dair haklı bir beklenti yaratılmıştır.</p>

<p>Daha önce alınan kararların sonuçlarının olumsuz olması, yani hatalı karar alınması ya da gelişen yeni durumların olması ve koşulların değişmesi nedenleriyle davalı idarece yeni kararlarla kuralların değiştirilmesinin önünde bir engel bulunmamakla birlikte kuralların taahhüt edilen süreden önce, hukuka uygun, haklı ve objektif bir gerekçe olmaksızın değiştirilmemesi gerekmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, ilgililerin mevcut düzenlemeye dayanarak, haklı bir beklenti ile sektöre girdikleri ve buna göre yatırım planlarını yaptıklarında tereddüt bulunmamaktadır. idarece belirlenen on yıllık sürenin beşinci yılında, dava konusu Kurul kararlarıyla, taahhüt edilen teşvikin, "lisanssız elektrik üretim tesislerinin kendilerine kanunen tanınan muafiyet sınırını aşan şekilde, ticari bir faaliyet yürütür gibi davrandıkları" gerekçesiyle kaldırılması nedeniyle lisanssız elektrik üreticileri bakımından mevcut hukuki istikrarın bozulduğu, bu kişilerin yatırım planlarının sekteye uğratıldığı açıktır. Ayrıca dava konusu Kurul kararlarının alınmasında bulunması gerekli olan üstün kamu yararı da davalı idarece açık ve somut bir şekilde ortaya konulamamıştır. Bu nedenlerle davacının haklı beklentisinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Öte yandan dava konusu Kurul kararlarının tesis edilmesine gerekçe olarak "Lisanslı ve lisanssız üreticilerin aynı amaca matuf piyasa faaliyetlerini sürdürmesinin 6446 sayılı Kanun ile öngörülen piyasa modeline uygun olmadığı ve ilgili muafiyetin sınırlarını aşar şekilde yapılan üretimin, dağıtım sistemine verilmesi nedeniyle sistemin teknik işleyişinde sorunlar meydana geldiği" hususu ileri sürülmekte ise de lisanssız elektrik üreticilerinin kendilerine tanınan muafiyet sınırlarını aşmaları durumunun, davalı idarenin tesis edeceği idari tedbir veya yaptırım niteliğindeki işlemlerle giderilmesi gerekmektedir.<br />
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>MADDÎ OLAY VE HUKUKÎ SÜREÇ:</strong></p>

<p>5999-3 sayılı Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usûl ve Esaslar'ın 16. maddesinde, 26/12/2016 tarih ve 6808 sayılı Kurul kararıyla yapılan değişiklikle, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamındaki lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin üretim tesislerinin sistem üzerinde oluşturdukları ek maliyetler dikkate alınarak farklılaştırılabileceği ve 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler için lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca Kurul tarafından belirlenecek oranda indirimli uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine, 01/01/2017-31/03/2017 tarihleri arasında uygulanacak çeyrek dönem tarife tablolarının belirlendiği 29/12/2016 tarih ve 6838 sayılı Kurul kararında, tek terimli tarife sınıfına tâbi üreticiler için veriş yönünde dağıtım bedeli, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan lisanssız üretim tesisleri için dağıtım bedeli ve 31/12/2017 tarihinden sonra geçici kabul alan lisanssız üretim tesisleri için dağıtım bedeli şeklinde farklılaştırmaya gidilmiş; 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan lisanssız üretim tesisleri için dağıtım bedelinin 5346 sayılı Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca söz konusu tarife üzerinden %75 oranında indirimli uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Ardından, 11/05/2017 tarih ve 7070 sayılı Kurul kararıyla, 5999-3 sayılı Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usûl ve Esaslar'ın 16. maddesinde yapılan değişiklikle, 31/12/2017 tarihinden önce ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin indirimli uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Daha sonra, 01/01/2022 tarihinde yürürlüğe giren dava konusu 10699 ve 10700 sayılı Kurul kararlarıyla, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler ve/veya ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde uygulanan dağıtım bedeli indirimi kaldırılmıştır.</p>

<p>Bunun üzerine, 10699 sayılı Kurul kararıyla değiştirilen Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar'ın 16. maddesinin 2. fıkrasının eksik düzenleme nedeniyle ve 10700 sayılı Kurul kararının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
USUL YÖNÜNDEN:</strong><br />
Davalı tarafından, davanın süresinde açılmadığının tespiti hâlinde süre aşımı yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür.<br />
Davalı idarenin usule yönelik itirazı geçerli görülmeyerek esasın incelenmesine geçildi.</p>

<p><strong>ESAS YÖNÜNDEN:<br />
İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, Kurum'un bu Kanunda yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten sorumlu olduğu kurala bağlanmış; 5. maddesinde, tüketicilere güvenilir, kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapmak ve dağıtım için yapılacak fiyatlandırmaların ana esaslarını tespit etmek ve gerektiğinde ilgili lisans hükümleri doğrultusunda revize etmek Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p>6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanunun amacının; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanması olduğu; 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, üretim faaliyetinin, lisans almak şartıyla yürütülebilecek elektrik piyasası faaliyetlerinden biri olduğu; 14. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, kurulu gücü âzâmî bir megavatlık yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisinin lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğünden muaf faaliyet kapsamında olduğu; üçüncü fıkrasında, lisans alma yükümlülüğünden muaf olan yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üreten kişilerin ihtiyacının üzerinde ürettiği elektrik enerjisinin sisteme verilmesi hâlinde elektrik enerjisinin son kaynak tedarik şirketince, 10/05/2005 tarih ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan alınacağı; dördüncü fıkrasında, bu kişilerin sisteme bağlanmasına ilişkin teknik usûl ve esaslar ile satışa, başvuru yapılmasına ve denetim yapılmasına ilişkin usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenleneceği; 17. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun kapsamında düzenlenen ve bir sonraki dönem uygulanması önerilen tarifelerin, ilgili tüzel kişi tarafından Kurulca belirlenen usul ve esaslara göre, tarife konusu faaliyete ilişkin tüm maliyet ve hizmet bedellerini içerecek şekilde hazırlanacağı ve onaylanmak üzere Kuruma sunulacağı, Kurul'un, mevzuat çerçevesinde uygun bulmadığı tarife tekliflerinin revize edilmesini isteyeceği veya gerekmesi hâlinde resen revize ederek onaylayacağı, ilgili tüzel kişilerin Kurul tarafından onaylanan tarifeleri uygulamakla yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği'nin 9. maddesinin birinci fıkrasında, "Dağıtım tarifesi; elektrik enerjisinin dağıtım sistemi üzerinden naklinden yararlanan kullanıcılara eşit, taraflar arasında ayrım gözetmeksizin uygulanacak dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller ile tarifenin uygulanmasına ilişkin hüküm ve şartlardan oluşur."; ikinci fıkrasında, "Dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller; ilgili dağıtım şirketi için belirlenen verimlilik hedefine ulaşılması ölçüsünde, dağıtım faaliyetinin yürütülmesi kapsamında gerekli olan yatırım harcamaları ile yatırım harcamalarına ilişkin mâkûl bir getiri, sistem işletim maliyeti, teknik ve teknik olmayan kayıp maliyeti, kesme-bağlama hizmet maliyeti, sayaç okuma maliyeti, reaktif enerji maliyeti ve iletim tarifesi kapsamında ödenen tutarlar gibi dağıtım faaliyetinin yürütülmesi kapsamındaki tüm maliyet ve hizmetler dikkate alınarak belirlenir."; dördüncü fıkrasında, "Dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin belirlenmesi, teknik ve teknik olmayan kayıplara ilişkin hedef oranlarının tespiti ve değiştirilmesi ile oluşacak maliyetin tarifelerde yer alması ve tüketicilere yansıtılmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan tebliğ ile düzenlenir."; beşinci fıkrasında, "Dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller; bağlantı durumu, tüketim miktarı ve kullanım amacı gibi ölçütler esas alınarak farklı seviyelerde belirlenebilir." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihteki hâliyle, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği'nin 1. maddesinde, bu Yönetmeliğin amacının, elektrik piyasasında, tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesislerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve küçük ölçekli üretim kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması ile elektrik şebekesinde meydana gelen kayıp miktarlarının düşürülmesi amacıyla lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın, elektrik enerjisi üretebilecek, gerçek veya tüzel kişilere uygulanacak usûl ve esasların belirlenmesi olduğu; 23. maddesinin birinci fıkrasında, lisanssız üretim yapan gerçek ve tüzel kişilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için üretim yapmalarının esas olduğu; 34. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Yönetmelik kapsamındaki üretim tesislerinde üretilen elektrik enerjisinin, bu Yönetmelikte belirtilen istisnalar dışında ticarete konu edilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br />
DAVA KONUSU İŞLEMLERİN İNCELENMESİ:</strong></p>

<p>İdarenin düzenleyici işlem yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesine dayanan anayasal bir yetki olup, mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla idarece düzenleyici işlemler yapılabileceği kuşkusuzdur. Kamu hizmetlerinin hangi şartlar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden tespit etmek her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara uyum sağlamak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla ve kurallar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişikliklerin yapılması konusunda da idareye takdir yetkisi tanınmıştır.</p>

<p>Düzenleyici ve denetleyici kurumlar ilgili bulundukları piyasada düzenleme ve denetleme görevi üstlenmekte olup, bu kuruluşların temel işlevi, toplumsal ve ekonomik hayatın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlardaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini birtakım kurallar koyarak düzenlemek, konulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemektir. Kamu hizmetlerinin değişen şartlara uyarlanması ve geliştirilmesi ihtiyacı, idarelere, kamu hizmetinin sunumuna ilişkin düzenleyici işlemlerin değiştirilebilmesi ya da yürürlükten kaldırılabilmesi imkânını tanımakta olup, diğer idareler ile karşılaştırıldığında, bağımsız idarî otoritelerin düzenleme yapma ve mevcut düzenlemelerde değişiklik yapma yetkisinin, düzenlemeye tâbi piyasanın dinamik ve teknik yapısı gereği daha kapsamlı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mâlî açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulmasını teminen gerekli düzenlemeleri yapmak, dağıtım için yapılacak fiyatlandırmaların ana esaslarını tespit ederek gerektiğinde ilgili lisans hükümleri doğrultusunda değiştirmek ve dağıtım tarifelerini incelemek ve onaylamak Kurum'un yetkileri arasındadır.</p>

<p>4628, 5346 ve 6446 sayılı Kanunlarda lisanssız elektrik üreticilerine dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerden indirim uygulanacağına yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamakla birlikte, Kurum tarafından genel düzenleme yetkisine istinaden, 6808, 6838 ve 7070 sayılı Kurul kararlarıyla 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler ve/veya ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde YEKDEM'den yararlanılan süre boyunca uygulanacağı bildirilen dağıtım bedeli indirimi, 01/01/2022 tarihinde yürürlüğe giren dava konusu 10699 ve 10700 sayılı Kurul kararlarıyla kaldırılmıştır.</p>

<p>Daha önce 6808 ve 6838 sayılı Kurul kararları ile söz konusu Kurul kararları gereğince hesaplanan Mart 2019 dönemine ilişkin olarak fazla alındığı iddia edilen dağıtım bedelinin iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin, "Lisanssız üreticilerin gerçekleştirdikleri üretimi dağıtım sistemine vermek suretiyle sistemi yoğun bir şekilde kullanımının, sistemin teknik ve ekonomik işleyişini sekteye uğrattığı gibi, üretimlerini ticarî faaliyete konu ederek kendilerine tanınan muafiyet sınırının aşıldığı; kanun koyucunun yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimine yönelik lisanssız üreticileri birtakım yükümlülüklerden muaf tutmasının, söz konusu üreticilerin lisanslı üreticiler gibi doğrudan piyasa faaliyetine konu edilebilecek elektrik üretimi gerçekleştirecekleri anlamını taşımadığı, aksinin kabulü hâlinde, farklı koşullar ile yükümlülüklere tâbi kılınan lisanslı ve lisanssız üreticilerin aynı amaca matuf piyasa faaliyetinde bulunabileceklerinin öngörülmesinin bekleneceği, oysaki, lisanssız üreticilerin öncelikle tüketimlerini karşılamakla yükümlü kılındığının açık olduğu; bu durumda, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimine getirilen teşvik mekanizmasının amacını da aşar bir şekilde, lisanssız üreticilerin gerçekleştirdiği üretimin ticarî faaliyete konu edilmesinin sonucu olarak ödeyecekleri dağıtım bedelinin farklılaştırılmasında ve bu farklılaştırma neticesinde dağıtım bedeline ilişkin tarifenin düzenlenmesinde eşit taraflar arasında ayrım gözetilmemesi ilkesine aykırılık olmadığı" gerekçesiyle davanın reddi yolunda verdiği 16/03/2021 tarih ve E:2019/1883, K:2021/951 sayılı karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 04/11/2021 tarih ve E:2021/2543, K:2021/2224 sayılı kararıyla onanmıştır. Bahse konu karardaki yargısal denetim, 6446 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamındaki lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sistemine ilişkin bedellerin farklılaştırılmasının hukuka uygunluğu noktasında gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın esasını, YEKDEM süresince dağıtım bedelinin indirimli olarak ödeneceğine ilişkin teşvik uygulamasının düzenleyici işlemler ile kaldırılması oluşturduğundan, belirli bir süre boyunca verileceği öngörülen bir teşviğin, bu süre dolmadan sonlandırılması, "kazanılmış hak" ve "haklı beklenti" kavramları bağlamında ele alınmalıdır.</p>

<p>"Kazanılmış hak", yürürlükteki hukuka uygun olarak doğan ve böylece kişiye özgü lehte sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği ya da işlemin geri alınması gibi durumların varlığına rağmen hukuk düzenince korunması gereken bir haktır. Bir hakkın, kazanılmış hak olarak nitelendirilebilmesi için, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş olması gerekmektedir.</p>

<p>Bir faaliyetin belirli şartlar altında ve çeşitli imkânlar tanınarak gerçekleştirilebilmesi yetkisini veren hukukî düzenlemelerin kalıcı olduklarının kabulü mümkün olmadığından, sonradan ortaya çıkan yeni şartların, değişiklik yapılmasını kaçınılmaz kılması hâlinde hukukî düzenlemelerin değişebileceği hususu göz önünde bulundurulduğunda, dağıtım bedelinde indirim uygulamasının geleceğe dönük olarak kaldırılmasının kazanılmış hak ihlâli olarak değerlendirilemeyeceği açıktır.<br />
"Haklı beklenti" ise, idarenin ister düzenleyici işlem, ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin çıkarlarına ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleridir. Kazanılmış hak ilkesinde olduğu gibi, haklı beklentilerde de, kamu hizmetlerinin değişkenliği ve adaptasyonu ilkesi ile hakkaniyet, hukukî güvenlik ve idarî istikrar ilkeleri arasında bir tür uzlaşma veya dengeleme sağlanmaktadır. Bu nedenle, kişilerin idareden bu tür beklentilerinin ilelebet veya çok uzun bir gelecek için değil, ancak mâkul ve öngörülebilir bir gelecek için haklı olacağı kabul edilmelidir. Buradaki mâkul süre için somut ve genel bir süre bulunmamakla birlikte, bahsi geçen hakkın niteliğine, kişiler nezdinde doğuracağı mağduriyetin derecesine ve kamu açısından getireceği mali külfetlerin ve kamusal yükümlülüklerin ağırlığına göre idarece takdir edilebilecektir (ULUSOY Ali D., Yeni Türk İdare Hukuku, 2021, Ankara, s. 453).<br />
Düzenleyici işlemin değişmesinden kaynaklanan haklı beklentilerde dikkat edilmesi gereken durum, yeni düzenleme ile amaçlanan kamu yararı değildir. Önemli olan önceki düzenlemeye yönelik haklı beklenti içine giren bireyin haklı beklentisinin kamu yararına olumsuz etkisinin olup olmadığının değerlendirilmesidir (KNIGHT Dean R., Estoppel (principles?) in Public Law: The Substantive Protection of Legitimate Expectations, Master of Law, The University of British Columbia, 2004, Canada, s. 140).</p>

<p>Dava konusu Kurul kararlarıyla, 31/12/2017 tarihinden önce ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde 5346 sayılı Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca Kurul tarafından belirlenecek oranda indirimli dağıtım bedeli uygulanacağına ilişkin beklentilerin, korunması gereken haklı beklenti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Haklı beklentilerin korunmasının genel olarak üç aşamalı bir değerlendirmenin sonucunda mümkün olduğu kabul edilmektedir. Buna göre ilk aşamada bir beklentinin var olması, ikinci aşamada beklentinin haklı olması ve üçüncü aşamada ise beklentiyi gerektiren baskın kamu yararının olmaması gerekmektedir. Eğer beklenti tüm bu şartları taşıyor ise hukuken korunmaya değer asgarî şartları taşıdığı varsayılır (GİŞİ Selçuk, Haklı Beklentiler İlkesi, Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 2016, Ankara, s. 107). Haklı beklenti davalarında ikili ispat yükü vardır. Davacı konumunda bulunan haklı beklenti sahibi, haklı bir beklentisinin olduğunu kanıtlarken, idarenin de beklentinin korunmaması için baskın bir kamu yararının varlığını kanıtlaması gerekir.<br />
Haklı beklentilere ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin yaklaşımı incelendiğinde, Mahkeme'nin 20/09/2012 tarih ve E:2012/65, K:2012/128 sayılı kararına göre, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukukî iş ve işlemlere girişen bireyin, bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmekle birlikte, hukukî güvenlik ilkesi, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmamaktadır. Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesi için, haklı beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir. Beklentinin haklı olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt ise "hakkaniyet"tir.<br />
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 15/11/2017 tarih ve E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, kişilerin mevcut kurallar çerçevesindeki tüm beklentilerinin mutlak suretle hukuken korunması, kuralların değişmezliğine yol açabileceği gibi, kuralların değiştirilmesini anlamsız kılabilecek sonuçlara da yol açabilmektedir. Oysa hukuk, toplumun değişimine ve gelişimine koşut olarak değişime açık ve yaşayan bir varlık olduğundan, her değişiklikte olduğu gibi kişilerin değişen kurallardan etkilenmesi kaçınılmazdır. Bir kuralda yapılan değişikliğin kişilerin elde etmeyi bekledikleri haklara etkisinin tespit edilmesinde ise, söz konusu kuralın değiştirilme gerekçelerinin gözetilmesi zorunludur.</p>

<p>Benzer bir şekilde, Anayasa Mahkemesi'nin 25/07/2019 tarih ve E:2017/18, K:2019/66 sayılı kararında da işaret edildiği üzere, haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği, lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme gelmekle birlikte, bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararı bulunmadığında haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen şartlara göre yeni politikalar belirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir.<br />
Anayasa Mahkemesi'nin bahse konu kararlarında da değinildiği üzere, dava konusu düzenlemelerden önceki 6808, 6838 ve 7070 sayılı Kurul kararlarının, davacı açısından haklı beklenti oluşturup oluşturmadığı ve dava konusu düzenlemelerin haklı beklentilerin korunması ilkesini ihlâl edip etmediğinin tespitinde, söz konusu düzenlemeler ile yapılan değişiklik, kamu hizmetinin sunumu açısından zorunluluk taşıma ve baskın bir kamu yararına uygun olma gerekçeleri yönünden irdelenmelidir.</p>

<p>Kişisel yarar ile baskın bir kamu yararının karşı karşıya geldiği hâllerde baskın bir kamu yararının bulunması durumunda haklı beklentilerin korunması ilkesinin ihlâl edilmeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlık beklentinin haklılığı ve beklentinin korunmaması için baskın bir kamu yararı olup olmadığı yönünden ele alındığında;<br />
Beklentinin varlığı, haklılığı ve korunmaması için baskın bir kamu yararı olup olmadığı hususları çerçevesinde Kanunlarda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, Kurul'un genel düzenleme yetkisi kapsamında dağıtım bedelinden indirim kararı aldığı ve bu uygulamanın da 5 yıl sürdüğü dikkate alındığında beklentinin varlığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Dağıtım tesisinin varlığı dağıtım faaliyetinin yürütülebilmesi için zorunlu olup, 6446 sayılı Kanun, dağıtım şirketlerini, dağıtım tesislerini yenilemek, kapasite ikâme ve artırım yatırımlarını yapmakla yükümlü kılmıştır. Kamu hizmeti niteliğindeki bu faaliyetin yerine getirilebilmesi için oluşan maliyet ise, "dağıtım bedeli" adı altında kullanıcılara yansıtılmaktadır. Anılan Kanun'da dağıtım faaliyeti için onaylanan gelir tavanları ile öngörülen dağıtıma esas enerji ve abone grubu oransallıkları ile elde edilen dağıtım bedelinin yansıtılmasında herhangi bir istisnaî kurala yer verilmeyerek dağıtım sistemi kullanıcılarının tamamı yükümlü kılınmıştır.<br />
Dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller, dağıtım şirketleri için davalı idare tarafından yapılan gelir düzenlemesinin bir sonucu olarak onaylanmakta olup, dağıtım şirketlerinin yürüttüğü dağıtım faaliyetinin ilgili mevzuatta belirtilen standartlarda sunulması için gelir tavanı yöntemi kullanılarak dağıtım hizmeti karşılığında elde edilecek gelir miktarları belirlenmektedir. Gelir tavanı, bir şirketin faaliyetiyle ilgili yapılması gereken işletme giderleri ve yatırım harcamaları göz önüne alınarak o faaliyetin maliyet esaslı olarak sürdürülebilmesi için gerekli giderler toplamını ifade etmektedir. Dağıtım şirketlerinin elde edeceği gelir, davalı idare tarafından onaylanan gelir tavanı ile sınırlı olup tarifede bir kullanıcı grubuna dağıtım sistem kullanım bedellerinin tam ve doğru yansıtılmaması hâlinde tarife sistemi ile kullanıcılar arasında sağlanan dengenin bozulacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Lisanssız elektrik üretim tesislerinin, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için üretim yapmaları esas olup, kurulu gücü âzâmî 1 megavatlık yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerine yönelik lisanssız üreticilerin lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğünden muaf tutulması, söz konusu üreticilerin lisanslı üreticiler gibi doğrudan piyasa faaliyetine konu edilebilecek elektrik üretimi gerçekleştirecekleri anlamını taşımamaktadır. Ancak, bu tesislerce ihtiyaç fazlası üretimin sisteme verilmesi hâlinde dağıtım tarifesi uygulanmaktadır.</p>

<p>5346 sayılı Kanun'un I sayılı Cetvelinde yenilenebilir enerji kaynağına dayalı üretim tesislerinin ihtiyaçlarının üzerinde ürettikleri elektrik enerjisini iletim veya dağıtım sistemine vermeleri hâlinde 7,3-13,3 ABD Doları cent/kWh aralığında uygulanacak fiyatlar belirlenmiş olup, YEKDEM kapsamındaki lisanslı üreticilerin yanısıra lisanssız üreticiler de bu fiyatlardan on yıl süreyle faydalanabilmektedirler. Buna karşılık, dava konusu düzenlemelerden önce, YEKDEM kapsamındaki lisanssız ve lisanslı üreticilerin kaynak türü bazında elektrik enerjisi satış fiyatları aynı olmasına rağmen, dağıtım bedeli yönünden lisanssız üreticiler lehine indirim uygulandığı; YEKDEM kapsamında olmayan lisanslı üreticilerin ise serbest piyasa satış fiyatından elektrik enerjisi sattıkları gibi, dağıtım bedeli indiriminden de yararlanamadıkları görülmektedir. Dolayısıyla hem elektrik enerjisi satış fiyatı hem de dağıtım bedeli indirimi dikkate alındığında, lisanslı üreticilerle kıyaslandığında lisanssız üreticilerin daha yüksek gelir elde ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, artan döviz kuru nedeniyle lisanssız üreticilerin elde ettiği gelirin daha da artması sonucunda mevcut piyasa şartlarında dağıtım bedeli indiriminin sürdürülmesi durumunda, lisanslı üreticilerin daha fazla dağıtım bedeli ödememesi dolayısıyla nihaî tüketicilerin tarifesinin artmasına yol açacağından, dağıtım bedeli indiriminin kaldırılmasının, elde edilen gelir ile katlanılan maliyet arasındaki dengenin sağlanmasına ve nihaî tüketicilerin tarifesinde oluşacak artışın önlenmesine yönelik olduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle, döviz kuruna bağlı olarak YEKDEM kapsamında sabit fiyat garantisi üzerinden yapılan elektrik enerjisi satışından elde edilen gelir ile bu elektriğin üretimi için katlanılan dağıtım bedeli maliyeti arasındaki denge lisanssız üreticiler lehine bozulacağından, dağıtım bedeli tarifesinde yapılacak artışa, lisanslı üreticiler dolayısıyla nihaî tüketicilerin katlanması gerekmektedir.</p>

<p>2021 yılında 12.216.714 MWh olarak gerçekleşen brüt lisanssız üretim miktarının 11.950.122 MWh'ı ihtiyaç fazlası olarak görevli tedarik şirketleri tarafından satın alınmış ve söz konusu satın alınan enerji maliyetine nihaî tüketiciler katlanmıştır. Lisanssız elektrik üretiminin sadece %2,2'si bu üreticilerin kendi tüketimleri iken, geriye kalan %97,8'inin ihtiyaç fazlası olarak görevli tedarik şirketlerine satıldığı dikkate alındığında, nihaî tüketicilerin 2021 yılında aktif enerji maliyeti 13,6 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle, lisanssız üreticilerin 2021 yılında elde ettiği satış geliri 13,6 milyar TL'dir. Örneğin, güneş enerjisine dayalı lisanssız bir üretici 13,3 ABD Doları cent/kWh üzerinden ihtiyaç fazlası birim enerji başına 240,73 kr gelir elde ederken, mevcut durumda kWh başına 28,7660 kr dağıtım bedeli ödemektedir. Ülkemizde yaklaşık 47,4 milyon elektrik abonesi bulunmakta olup, ihtiyaç fazlası üretim için lisanssız üreticilere ödenen ve nihaî tüketicilerin katlandığı bedeller 2021 yılı başında 98,5 kr/kWh civarındayken, mevcut durumda 190 kr/kWh seviyesinin üzerine çıkmıştır. Sonuç olarak, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı olan tesisler için dağıtım bedelindeki %75 indirim oranının kaldırılması neticesinde dağıtım şirketlerinin gelir tavanında maliyet unsuru olarak yer alan hâlihazırda 2,7 milyar TL'nin nihaî tüketicilere yansıtılması önlenmiş olmaktadır.</p>

<p>Lisanssız üreticilerin enerji satışından elde ettiği gelir artarken, %75 indirimli dağıtım bedeli ödemeye devam etmeleri hâlinde teşvik kapsamında ödenmeyen dağıtım bedeli tutarının nihaî tüketicilere yansıtılmaması amacıyla söz konusu teşvik indiriminin kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu Kurul kararlarının, anılan teşvik indirimi kaldırılmak suretiyle nihaî tüketicileri korumaya matuf olarak tesis edildiği dikkate alındığında, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı olan tesisler için %75 indirim teşvikinin 5346 sayılı Kanunda öngörülen süre boyunca devam edeceği yönündeki beklentilerin korunmamasında baskın bir kamu yararı bulunduğu ve hakkaniyete aykırı düşmediği görülmektedir.</p>

<p>Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) ise, haklı beklentilere, tacirlerin basiretli davrandığı ön kabulüyle yaklaşmaktadır. Ekonomik alanda özellikle piyasa şartlarının çok sık değiştiği alanlarda sürekli değişiklik gereklidir. Bu nedenle ekonomik aktörler bunu öngörmek zorundadır. Ayrıca, piyasa taleplerinin gerektirdiği değişiklikler nedeniyle gerekli olduğu alanlarda beklenti içine girilemeyeceği ifade edilmiştir. Buna karşın ATAD, dikkatli ve öngörülü ekonomik aktörün takip etmesi mâkul olmayan değişiklikte korunması gereken beklentinin haklı olacağını belirtmektedir (aktaran GİŞİ Selçuk, Haklı Beklentiler İlkesi, Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 2016, Ankara, s. 119). Lisanslı üreticilere kıyasla lisanssız üreticilere belli bir avantaj sağlanarak yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam elektrik üretimindeki payının arttırılması amacıyla verilen ek teşviğin her zaman kaldırılabileceğinin basiretli bir tacir tarafından öngörülmesi beklenir. Düzenleyici işlemin ani olmayan değişikliği, öngörülebilirliğin tesis edilmesi sebebiyle haklı beklentiyi orantısız bir şekilde ihlâl etmemektedir. Bu sebeple, düzenleyici işlem değişikliğinin bireyler tarafından önceden öngörülebildiği durumlarda haklı beklenti oluşmaz (CRAIG Paul, Administrative Law, Fourth Edition, 1999, London, s. 619).</p>

<p>Bununla birlikte, "R v. Secretary of State for the Home Department ex parte Kahn" davasından hareketle, bir haklı beklentinin esas yönünden korunması her zaman bu beklentinin lehinde bir karar alınacağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Korunması gereken daha baskın bir kamu yararı bulunması durumunda söz konusu beklenti karşılanmayabilecektir. Baskın kamu yararının belirlenmesi de takdir yetkisiyle açıklanabilecek bir durumdur (OĞURLU Yücel, İdarî Yaptırımlar Karşısında Yargısal Korunma İdarî Ceza Hukuku ve İdarî Cezalara Karşı Başvuru Yolları, 2001, Ankara, s. 259). ATAD'da, "Dieckmann and Hansen GmbH v. Commission" davası temelinde, baskın bir kamu yararı olduğu gerekçesiyle geçiş düzenlemesi öngörmeyen ticarî ve ekonomik temelli haklı beklentilerin genellikle korunmadığına karar vermiştir (ALTINDAĞ Halil, Yürürlükte Olan Yasalara ve İdari Düzenleyici İşlemlere Güvenden Kaynaklanan Haklı Beklenti Kavramı ve Korunması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010, İstanbul, s. 61).</p>

<p>Uyuşmazlık ABAD (ATAD) kararıyla birlikte değerlendirildiğinde, yapılan işlemin dönemsel olarak sürekli düzenlenen tarifenin miktarına ilişkin olması ve dava konusu Kurul kararlarının davacının yeni duruma uyum sağlaması için birtakım iş ve işlemleri yapmasını gerektirecek mahiyette olmaması hususları dikkate alındığında, düzenleme yapılırken geçiş dönemi öngörülmemesinde hukuka aykırı bir yön görülmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, 25/11/2020 tarihinde 6446 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (g) bendi ile bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücü ile sınırlı olmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin de lisans alma yükümlülüğünden muaf tutulması, tüm kullanıcılara yansıtılacak dağıtım bedellerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmekte olup, dağıtım bedelindeki indirim oranının on yıl süreyle değiştirilemeyeceğinin kabulü, çeşitli değişken maliyet unsurlarından etkilenen elektrik piyasasının yapısıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla, tarifelerin geleceğe yönelik ve belirli bir süre için yapılıyor olması, tarifede yer alacak unsurların zaman içerisinde değişkenlik gösterebilecek olması, faaliyetle ilgili maliyetlerin dönemler arası değişkenlik göstermesi, bu maliyetlerin ilişkilendirileceği yükün tüm sistem kullanıcılarını etkilemesi, kullanıcı sayısı ve enerji talebinin değişkenlik arz etmesi gibi birçok unsur göz önünde bulundurulduğunda, daha önce mevcut şartlar gözetilerek ve söz konusu şartların belirli bir süreyle devam edeceği öngörüsüyle bu süre boyunca uygulanması planlanan dağıtım bedeli üzerinden indirim teşviğinin sürekliliğinden bahsedilemez.<br />
Davalı idarenin 01/01/2022 tarihi itibarıyla lisanssız üreticilerin ödeyeceği dağıtım bedelini yeniden belirlerken, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı olan tesisler yönünden herhangi bir istisna tanınmamasında güdülen amacın nihaî tüketicileri korumak olduğu açık olup, lisanssız üreticilerin geleceğe ilişkin bireysel beklentilerinin, anılan yönde düzenleme yapılmasıyla öngörülen baskın kamu yararından daha üstün tutulması beklenemez. Kaldı ki, dava konusu Kurul kararlarıyla, anılan baskın kamu yararı nedeniyle 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı olan tesisler bakımından istisna tanınmamakla birlikte, 01/01/2022-31/03/2022 döneminde söz konusu lisanssız üreticiler için kWh başına aynı dağıtım bedelinin (28,2765 kr/kWh) uygulandığı gözetildiğinde, bu durumun dağıtım bedelindeki indirim teşvikinin kaldırılmasının neden olabileceği maliyet artışını dengeleyen bir güvence olarak kabulü gerekir.</p>

<p>Dava konusu indirim uygulamasının kaldırılmış olmasının davacıya katlanması beklenemeyecek bir mali yük getirip getirmediği hususu incelendiğinde ise, %75'lik indirimin karşılığının 0,21 kr, elektrik satış fiyatının ise 2,40-TL (13,3 ABD Doları cent/kWh) olduğu ve dağıtım bedelinin elektrik satış fiyatının %8,75'lik kısmına denk geldiği gözetildiğinde, dava konusu Kurul kararlarının davacıya katlanamayacağı derecede ağır bir mali yük getirmediğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, daha önce 6808, 6838 ve 7070 sayılı Kurul kararlarıyla tanınan teşviğin, elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mâlî açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulmasını teminen, 6446 sayılı Kanun'un ve ikincil mevzuatın tanıdığı yetkiye istinaden dava konusu Kurul kararları sonucu kaldırılmasının kamu hizmetinin sunumu açısından gerekli olduğu, baskın kamu yararına ve hakkaniyete uygun bulunduğu, bu bağlamda haklı beklentilerin korunması ilkesinin ihlâlinden söz edilemeyeceği anlaşıldığından, dava konusu Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVANIN REDDİNE,</p>

<p>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,</p>

<p>4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 28/12/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından genel düzenleme yetkisine istinaden, 6808, 6838 ve 7070 sayılı Kurul kararlarıyla, lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler ve/veya ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde YEKDEM'den yararlanılan süre boyunca (on yıl) Kurul tarafından belirlenecek oranda (%75) indirimli olarak uygulanacağına ilişkin düzenlemeler, uygulamanın beşinci yılının sonunda 01/01/2022 tarihinde yürürlüğe giren dava konusu 10699 ve 10700 sayılı Kurul kararlarıyla kaldırılmıştır.<br />
YEKDEM süresince dağıtım bedelinin indirimli olarak ödeneceğine ilişkin teşvik uygulamasının dava konusu düzenleyici işlemler ile kaldırılması uyuşmazlığın esasını oluşturduğundan, hukuka uygun olarak belirli bir süre boyunca verileceği öngörülen bir teşviğin, bu süre dolmadan sonlandırılması, hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından olan "hukukî güvenlik" ve bu ilkenin uzantısı olan "hukukî belirlilik", "kazanılmış hak" ve "haklı beklenti" kavramları bağlamında ele alınmalıdır.<br />
Hukuk devleti ilkesinin unsurlarından biri olan "hukuk güvenliği" ile kişilerin hukukî güvenliğinin sağlanması amaçlanmakta olup, söz konusu ilke, yazılı hukuk kurallarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanunî düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Hukuk devleti, Devletin bütün faaliyetlerinde hukukun hâkim olduğu devlettir. Bu tür Devlette "Hukuk güvenliği"ni sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Devlet, görevlerini yerine getirirken, "Hukuk devleti" niteliğini yitirmemeli, hukukun temel ilkelerini sürekli gözönünde tutmalıdır. Böyle bir düzende, "Devlete güven" ilkesi vazgeçilmez temel öğelerdendir. Devlete güven, hukuk devletinin sağlamak istediği huzurlu ve istikrarlı bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar. Yasaların Anayasa'ya uygunluğu karinesi asıldır. Yasalara gösterilen güven ve saygıdan kaynaklanan oluşumların sonuçlarını korumak gerekir (AYM, E.1989/11, K.1989/48, 12/12/1989).<br />
Hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukukî güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Bu nedenle hukukî güvenlik ilkesi, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde korumaktadır (AYM, E:2016/195, K:2017/158, 16/11/2017).<br />
Haklı beklenti, idarenin ister bir düzenleyici işlem, ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, kişilerin çıkarlarına ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleridir. İdare, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, her zaman yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer düzenleyici idarî işlemleri yürürlüğe koyma ve bu düzenlemelerle, değişen şartları gözeterek önceki düzenlemeler ile doğmuş olan objektif hukukî durumları, ileriye yönelik olarak yürürlükten kaldırma yetkisine sahip bulunmaktadır. Ancak idare, bu konudaki yetkilerini kullanırken önceki düzenlemeler kapsamında kişilerin kazanılmış haklarını ve haklı beklentilerini korumalıdır. Bu durum, hukuk devleti ilkesinden hareketle hukuk güvenliğinin ve hukukî istikrarın sağlanması açısından vazgeçilmez niteliktedir.</p>

<p>Hukuk devletinin unsurları arasında "Devlete güven" veya hukuk güvenliği olarak adlandırılan ilke ile bu ilkenin uzantısı niteliğindeki "haklı beklentilerin korunması" ilkesi yer almaktadır. (...) Haklı beklentilerin korunması ilkesi, bir hukuk kuralı ile doğan hukukî durumların değişmeyeceği yönünde idare edilenlerde oluşan inancın güvence altına alınmasını hedeflemektedir (BÜLBÜL, Erdoğan, İdari İşlemlerin Yürürlükten Kaldırılması, Beta Yayınları, İstanbul, 2010, s. 42). Bu ilkenin uygulanabilmesi için iki şartın gerçekleşmesi aranmaktadır. Bunlardan ilki, temellendirilmiş bir beklentinin, başka bir anlatımla, bir düzenlemenin sürekli olacağına veya değişmeyeceğine inanmak için yeterli nedenlerin bulunması; ikincisi ise, ilgililerin beklentisinin, hukukî durumda önemli ve öngörülemeyen bir değişiklik nedeniyle etkilenmiş olmasıdır. Hukuk güvenliği ilkesi kuralın nasıl yazılıp uygulandığı sorununu etkilerken, haklı beklentilerin korunması ilkesi, onun idare edilenler tarafından nasıl algılandığı ile ilgilenmektedir (Aktaran, BÜLBÜL, s. 43).</p>

<p>Hukuk güvenliği ve haklı beklentilerin korunması ilkeleri idareyi, özellikle düzenleyici işlemler yaparken, değiştirirken ya da tamamen yürürlükten kaldırırken kişilerin bu düzenlemelerden beklenmedik bir şekilde olumsuz olarak etkilenmelerini önleyici tedbirler almaya iten ilkeler olarak ortaya çıkmaktadır (BÜLBÜL, s. 46).<br />
Avrupa Birliği Hukukunda kavramın gelişmesine ilişkin ilk örnekler, bireylerin kamu yönetimi politikalarına güvenerek giriştikleri faaliyetlere karşılık, idare tarafından bu politikaların değiştirilmesinden kaynaklanan çıkar çatışmalarının dengelenmesine yönelik ATAD (ABAD) kararları ile ortaya çıkmıştır (Aktaran,OĞURLU, Yücel, İdare Hukukunda Kazanılmış Haklara Saygı ve Haklı Beklentiler Sorunu, Seçkin Yayınları, Ankara, 2003 OĞURLU, s. 270). Hukuk güvenliği ilkesinin türevi olan haklı beklentilerin korunması ilkesinin, zorunlu hâller dışında, yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesi sırasında geçiş hükümlerine yer verilmesi şeklinde somutlaştığı kabul edilmektedir. Fransız Danıştayı da uzun süre direndikten sonra 2006 yılında bir iç hukuk ilkesi olarak kabul ettiği ve görünüşe göre haklı beklentilerin korunması ilkesi ile birlikte düşündüğü hukuk güvenliği ilkesinin idare için yeni düzenlemelerin yürürlüğe sokulması sırasında gerekli geçiş hükümlerinin konulması zorunluluğu getirdiğine karar vermiştir (BÜLBÜL, s. 43) (Bkz. Conseil d'Etat, Asambleé, 24/03/2006 No:288460, Erişim: https://www.conseil-etat.fr/, Ariane Web Arama Motoru).</p>

<p>Düzenleyici işlemler bakımından baskın bir kamu yararı olmadıkça haklı beklentilerin geçiş düzenlemeleri ile korunması gerekliliği de ayrı bir ölçüt olarak içtihatlarda varlığını sürdürmektedir.</p>

<p>Öte yandan, özel girişim ve sözleşme özgürlükleri açısından hukukî güvenlik özel bir önem taşımaktadır. Hukukî güvenlik ilkesinden düzenleyici işlemlerin geriye yürümemesi ve düzenlemelerin öngörülebilir olması anlaşılmakta; bu ilkeler bazen de meşru güven ilkesinin bir alt ilkesi olarak algılanmaktadır (TAN, Turgut, Ekonomik Kamu Hukuku Dersleri, Turhan Kitabevi, Ankara, 2010, s. 53).<br />
Hukukî güvenliğin bulunmaması ekonomik pazarda, güvensizlik ve belirsizliğe yol açacağından, iş ve yatırım yapmak güç olacağı için, yatırımcıların ya piyasaya hiç girmemesine ya da kısa sürede piyasadan çekilmesine yol açacaktır. Bu sebeple, serbest piyasada yatırımcıların güvenini ve rasyonel karar verme imkânını sağlayabilmek için, hem kurallar oluşturulurken, iyi kural koyma ilkelerine ve öngörülebilirliğe uygun hareket edilmesi, hem de kuralların uygulamasının istikrarlı, açık ve öngörülebilir olması gerekmektedir (ÇAPTUĞ, Mehpare, Hukuki Güvenlik İlkesinin Kavramsal Gelişimi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl:9, Sayı:17, Haziran 2021, s. 153).</p>

<p>Devletin bir regülasyon faaliyeti olarak ikincil düzenleyici işlemlerle piyasalara yaptığı müdahalelerin sürekli değişkenlik göstermesi, idarenin piyasa aktörlerinde yol açtığı beklentinin aksine genel kurallara ve uygulamalarına aykırı bir şekilde kararlarını değiştirmesi ekonomik kamu düzenini de derinden sarsacak niteliktedir.<br />
Kamu hizmetlerinin değişen şartlara uyarlanması ve geliştirilmesi ihtiyacı, idarelere, kamu hizmetinin sunumuna ilişkin düzenleyici işlemlerin değiştirilebilmesi ya da yürürlükten kaldırılabilmesi imkânını tanımakta olup, diğer idareler ile karşılaştırıldığında, bağımsız idari otoritelerin düzenleme yapma ve mevcut düzenlemelerde değişiklik yapma yetkisinin, düzenlemeye tâbi piyasanın dinamik ve teknik yapısı gereği daha kapsamlı olduğu konusunda tereddüt bulunmamakla birlikte bir hukuk devletinde idarelerin düzenleyici işlemler üzerinde değişiklik yapma konusunda sahip oldukları takdir yetkisinin, "hukukî güvenlik" ve "idarî istikrar" ilkelerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.</p>

<p>Belirtilen ilke ve kavramlar dikkate alınarak somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde;<br />
Dağıtım bedelinin YEKDEM süresince indirimli oran üzerinden ödeneceğine ilişkin düzenleme kaldırıldığı tarihe kadar tesis edilen bireysel işlemlerden kaynaklı olarak elde edilen kazanımlar bakımından kazanılmış hak doğurmakla birlikte, dağıtım bedelinde indirim uygulamasının geleceğe dönük olarak kaldırılması kazanılmış hak ihlâli olarak değerlendirilemez. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde, düzenlemenin öngörülen süre dolmadan kaldırılmasının haklı beklenti ilkesinin ihlâli niteliğinde olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı alan lisanssız üreticilere ait tesislere ilişkin olarak 5346 sayılı Kanun'da öngörülen YEKDEM'den yararlanma süresi olan "on yıl" boyunca dağıtım bedelinin indirimli uygulanacağı düzenleyici Kurul kararıyla hukuken taahhüt edilmiş olup, söz konusu hukukî taahhüt, indirimli bedelin uygulanmaya başlandığı tarihten itibaren "beşinci yıl"ın sonunda dava konusu düzenlemeler ile kaldırılmıştır.<br />
Davacı ise söz konusu taahhüde güvenerek, YEKDEM süresince indirimli dağıtım bedelinden yararlanacağı öngörüsüyle, yatırımını 31/12/2017 tarihinden önce daha yüksek bir maliyete katlanarak gerçekleştirdiğini belirtmektedir.</p>

<p>Lisanssız üreticiler için yatırım maliyetinin bir parçası olan dağıtım bedelinin 6808 ve 6838 sayılı Kurul kararlarıyla YEKDEM süresince indirimli uygulanacağına yönelik düzenlemenin, bu düzenlemeye istinaden yatırım kararı alan ve taahhüt edilen teşvik indiriminin miktar ve süresini esas alarak ticarî ve malî planlamalar yapan davacı bakımından haklı bir beklenti meydana getirdiği açıktır.</p>

<p>Söz konusu haklı beklenti, idarenin uzun süreli bir uygulamasından değil süre bakımından sınırları belirli bir düzenleyici işleminden kaynaklandığından, idare tarafından oluşturulan haklı beklentinin niteliği ve piyasada faaliyet gösterenler bakımından algılanış biçimi, idare tarafından gözetilmek istenen kamu yararı ile ilgililerin idarî kararların geçerliliğine duydukları güven arasındaki dengenin sağlanması bakımından önem arz etmektedir. İdarî tasarrufun kaldırılması ile elde edilecek kamusal menfaat ile yararlanıcıların bu tasarruftan dolayı katlanmaları gereken külfet arasındaki orantının da yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p>İdarenin kamu hizmetlerinin değişkenliği ilkesi gereği ucu açık ve ileriye dönük belirsiz süreyle aldığı ekonomik kararları kaldırabileceği veya yeni kararlar alabileceği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak bu şekildeki karar değişikliklerinde idarenin geçiş hükümleri öngörmek suretiyle yararlanıcıların idarî tasarrufların devamına duydukları güveni en az ölçüde ihlâl edecek nitelikte tedbirler alması gerekmektedir.</p>

<p>Dava konusu düzenlemeyle kaldırılan dağıtım bedeli indirimi zaman bakımından belirsiz, ucu açık bir teşvik uygulaması niteliğinde değildir. 10 yıl boyunca uygulanması taahhüt edilen ve hukuka aykırı olduğu yönünde herhangi bir tespit bulunmayan düzenlemenin, -idarenin bir idarî tasarrufu ileriye dönük olarak sınırsız bir şekilde uygulayamayacağı şeklindeki düşünceden hareketle- geçiş hükmü öngörülmeden kaldırılması haklı beklentiyi ihlâl eder niteliktedir. Çünkü ilgililer, idarenin düzenleyici kararı uyarınca yatırım kararı almak suretiyle piyasada faaliyete başlamış, uygulama süresinin 10 yıl olduğuna duydukları inançla iş ve işlemlerini gerçekleştirmiş, 5 yıl boyunca da bu indirimden yararlanmışlardır. Haklı beklentinin temelinde, uygulamanın idare tarafından tespit edilmiş bulunan 10 yıllık süre boyunca devam edeceğine olan inanç ve algı yatmaktadır. Bu tarz bir beklenti yatırım kararının alınmasında temel unsur olduğundan haklı beklentinin korunmaması için hem idare hem de taraflar açısından öngörülemeyen ve ekonomik olarak katlanılması mümkün olmayan durumların gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Dava konusu düzenlemeyle mevcut indirim miktarının azaltılması değil, lisanssız üreticilerin bütünüyle indirimden yoksun bırakılması söz konusu olduğundan dağıtım bedelindeki indirimin tümüyle kaldırılması lisanssız üreticilere aşırı bir külfet yüklemektedir. Uygulanan indirim miktarı yerine geçebilecek başka bir menfaatin varlığı da söz konusu değildir. Dava konusu işlemler ile lisanssız üreticilerin ödediği dağıtım bedelindeki indirim miktarı taahhüt edilen süreden önce kaldırılmak suretiyle esaslı ve öngörülemez bir değişiklik meydana gelmiştir. Davalı idare tarafından da düzenlemenin devamı ile oluşacak kamu zararının katlanılamayacak ölçüde olduğu yönünde yeterli bir açıklama yapılmadığı gibi nihaî tüketici fiyatlarında dava konusu düzenlemelerin maliyet bazlı toplam etkisi yönünde somut bir analiz ortaya konulamamış, fiyat artışlarının hangi oranda engellendiği belirtilmemiştir.</p>

<p>Dava konusu düzenlemelerle indirim uygulaması kaldırılırken yatırım maliyetinin karşılanması için süre ve indirim oranının temel unsur olduğu göz önüne alındığında, uygulamanın yürürlüğe girme tarihi veya indirim oranlarının tedrici olarak azaltılması ve benzeri herhangi bir geçiş süreci öngörülmemesi de dava konusu işlemleri sakatlar niteliktedir.</p>

<p>Öte yandan, dava konusu düzenlemeler ile yapılan değişikliğin, kamu hizmetinin sunumu açısından zorunluluk taşıma ve baskın bir kamu yararına uygun olma yönünden Daire kararında atıf yapılan Anayasa Mahkemesi'nin 25/07/2019 tarih ve E:2017/18, K:2019/66 sayılı kararı ile bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.<br />
Anılan karar, harp okulu ve astsubay meslek yüksekokullarında eğitimine devam eden öğrencilerin durumlarına uygun okullara naklen kaydedilmesinin bu öğrencilerin söz konusu okullarda elde ettikleri öğrencilik statülerini ve bu statüye bağlı haklarını kaybetmeleri anlamını taşıdığı, bu durumun anılan okullardan daha önce mezun olan öğrencilerle başka okullara nakledilen öğrenciler arasında eşitsizliğe sebebiyet verdiğinden bahisle iptali istenen kurala ilişkindir.<br />
Anayasa Mahkemesi kuralın darbe tehdidinin önlenmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla askerî personel yetiştirme sistemine yönelik olarak olağanüstü hâle neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine ilişkin tedbirler kapsamında olduğu, askerlik hizmetinin millî güvenliğin sağlanmasındaki önemi göz önünde bulundurulduğunda, yapılan düzenlemenin demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla getirildiğinin görüldüğü, bu amaç karşısında kişilerin geleceğe yönelik beklentilerinin kamu yararından daha üstün olmadığı, kaldı ki, iptali istenen kuralla harp okulları, fakülte ve yüksekokullar ile astsubay meslek yüksekokullarında öğrenimine devam eden öğrenciler bakımından kuralın neden olabileceği zararları gidermeye yönelik dengeleyici güvenceler öngörüldüğü, nitekim, anılan öğrencilerin Yükseköğretim Kurulunca, üniversite sınavının yapıldığı tarihte aldıkları yerleştirme puanları dikkate alınarak durumlarına uygun fakülte ve yüksekokullara nakledilmeleri ve nakil işlemi yapılırken öğrencilerin daha önce harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarında aldıkları eğitimin de gözetilmesinin söz konusu olduğu, ayrıca eğitim durumlarına uygun şekilde nakil işleminin yapılıp yapılmadığının yargı denetimine tâbi kılındığı, dolayısıyla kuralın getirilmesiyle hedeflenen kamu yararı ile eğitim ve öğrenim hakkı arasında mâkul denge kurulduğu, bu itibarla kuralın eğitim ve öğrenim hakkı yönünden ölçüsüz bir sınırlamaya neden olduğunun söylenemeyeceği gerekçesiyle istemi reddetmiştir.</p>

<p>Dava konusu düzenleme ise 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için dağıtım bedelindeki %75 indirim oranının kaldırılması neticesinde dağıtım şirketlerinin gelir tavanında maliyet unsuru olarak yer alan hâlihazırda 2,7 milyar TL'nin nihaî tüketicilere yansıtılmasının önlendiği ileri sürülerek lisanssız elektrik üreticilerine beş yıldır uygulanan dağıtım bedeli indiriminin kaldırılmasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi'nin belirtilen kararı 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle millî güvenlik, demokratik anayasal düzenin korunması ve kamu güvenliği gibi çok özel bir duruma istinaden yapılan düzenlemeyle kişilerin haklı beklentilerinin korunmamasına yöneliktir.</p>

<p>Dava konusu düzenlemelerle lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım bedeli indiriminin kaldırılması ise 15 Temmuz darbe teşebbüsü gibi toplum hayatında karşılaşılması beklenemeyecek nitelikteki bir olayla kıyaslanamayacağı gibi tüketicileri koruma amacıyla lisanssız üreticilerin haklı beklentilerinin korunmasına engel teşkil eden baskın bir kamu yararı olarak değerlendirilirken nihaî tüketicilere yansıtılması önlenen tutar ile lisanssız üreticilerin dağıtım bedelindeki indirimin kaldırılması nedeniyle uğrayacağı zarar arasındaki âdil denge de gözetilmemiştir.</p>

<p>Davalı idarenin kamu hizmetinin sunucuları ile kamu hizmetinden yararlananlar arasındaki dengeyi dikkate almaksızın lisanssız elektrik üreticilerine beş yıldır uygulanan dağıtım bedeli indirimini kaldırmasının kamu yararına olduğu yönündeki değerlendirmede isabet bulunmamaktadır. Zira mâlî nitelikli küçük bir kamu yararının darbe teşebbüsünü önlemeye yönelik tedbirlerde olduğu gibi toplum hayatını derinden etkileyen bir durumu ortadan kaldırmaya yönelik baskın kamu yararı olarak nitelendirilmesi suretiyle haklı beklentiyi berteraf etmeye yeteceği anlayışına dayanan ve bu bakımdan hatalı kıyas içeren bu değerlendirme hukuka uygun sayılamaz.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararına konu kuralda orantılılık ve ölçülülük ilkeleri gözetilerek kişilerin uğrayabileceği zarar nedeniyle birtakım güvenceler sağlanmışken, on yıl boyunca uygulanacağı yönünde verilen taahhüde güvenerek yüksek maliyetli yatırımlar yapan lisanssız üreticiler için herhangi bir güvence öngörülmeden beşinci yılın sonunda dağıtım bedelinin %75 indirimli ödenmesi yönündeki uygulamaya birdenbire son verilmesi hakkaniyete uygun değildir.<br />
Öte yandan salt nihaî tüketicilerin menfaati yönünden konu ele alınarak değerlendirildiğinde de mâlî açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulmasının güven sarsıcı bu tür işlemlerin etkisiyle mümkün olamayacağı ve bunun da uzun vadede tüketicilerin aleyhine sonuç doğuracağı açıktır.<br />
Bu itibarla, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabulü yapılarak 5346 sayılı Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre (on yıl) boyunca indirimli dağıtım bedeli ödemeye başlayan ve beş yıl boyunca söz konusu indirimden yararlanan davacının kalan süre boyunca da aynı teşviğin uygulanacağı yönündeki beklentisinin haklı beklenti niteliğinde olduğu, dava konusu işlemler ile söz konusu teşvik uygulaması herhangi bir geçiş hükmü öngörülmeden zamanından önce kaldırılarak haklı beklentilerin korunması ilkesinin ihlâl edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemlerin iptali gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.</p>

<p><br />
<strong>(XX) KARŞI OY :</strong></p>

<p>6808 sayılı Kurul kararıyla, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler için lisanssız üreticilere uygulanan dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedellerin 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca Kurul tarafından belirlenecek oranda indirimli uygulanacağı kararlaştırılmış olup, 01/01/2017-31/03/2017 tarihleri arasında uygulanacak çeyrek dönem tarife tablolarının belirlendiği 6838 sayılı Kurul kararıyla da, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan lisanssız üretim tesisleri için dağıtım bedelinin 5346 sayılı Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca söz konusu tarife üzerinden %75 oranında indirimli uygulanmasına karar verilmiştir.<br />
Ancak, dağıtım bedelinin YEKDEM süresince indirimli oran üzerinden ödeneceğine ilişkin düzenleyici işlemler, bu süre dolmadan dava konusu işlemler ile kaldırılmıştır. Bu kapsamda, 6808 ve 6838 sayılı Kurul kararlarının sağladığı hukukî taahhüde güvenerek 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabul alan tesisler ve/veya ilgili şebeke işletmecisinden geçici kabule hazır tutanağı alan tesisler için geçici kabulün bu tutanağa istinaden yapılması hâlinde uygulanan dağıtım bedeli indiriminin kaldırılmasının davacının haklı beklentisini ihlâl edip etmediği hususuna hasren uyuşmazlık irdelenmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 20/09/2012 tarih ve E:2012/65, K:2012/128 sayılı kararında ifade edildiği üzere, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukukî iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmektedir. Hukukî güvenlik ilkesi kapsamında korunması gereken beklenti meşru (haklı) hâle gelen beklentilerdir.</p>

<p>Beklentinin meşru olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt, "hakkaniyet"tir. Hakkaniyet, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiş olup hâkime takdir yetkisi tanınan durumlarda, hâkimin bu takdir yetkisini somut olayın özelliklerine uygun olarak ve adalet ilkelerini gözeterek kullanması anlamına gelmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi birçok kararında, hukuk devleti ilkesini tanımlarken "hakkaniyet ölçütünün gözetilmesini" hukuk devletinin unsuru olarak saymaktadır (AYM, E:2014/61, K:2014/166, 07/11/2014).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 04/05/2017 tarih ve E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararında da, haklı beklenti ve haklı beklentinin şartları ele alınmıştır. Buna göre haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için beklentinin ihlâlini gerektiren bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, düzenleyici işlemlerin beklenmedik bir şekilde değiştirilmesi, haklı beklenti doğuran bir sebeptir. Haklı beklentinin en etkili, kapsamlı ve belirgin hâli düzenleyici işlemlerdir (BÜLBÜL Erdoğan, İdari İşlemin Yürürlükten Kaldırılması, 2010, İstanbul, s. 46).</p>

<p>Düzenleyici işlemlerin yürürlüğe girmesinde haklı beklentinin devreye girmesi, "gerçek olmayan geriye yürüme" nedeniyle hukukî güvenlik ilkesinin çiğnenmesinin önünü kesmek amacı taşımaktadır. Esas olan, mevcut düzenlemelerin uygulanmaya devam edileceğinden kaynaklanan hukuka uygun güvenin korunmasıdır. Bu anlamda düzenleyici işlemin yasa veya idarî düzenleyici işlem olmasının da bir önemi yoktur. Kısaca, hukuka ve idareye güven çerçevesinde geçmişte başlamış olan haklı beklentilerin devam etmesi gerekliliği, kavramın idarî işlemin geriye yürümezliği ilkesi bakımından hukukî dayanak olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Çünkü, haklı beklentilerin zedelenmemesi hukukî güvenlik ilkesinin zamansal çizgisinin kırılmamasını, dolayısıyla hukukî veya idarî istikrarın bozulmamasını hedeflemektedir (ERGUVAN Derya Deviner, Türk İdare Hukuku'nda Haklı Beklentilerin Korunması İlkesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş TEZCAN'a Armağan, 2019, s. 1761).</p>

<p>Somut olayda, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabule hazır tutanağı alan lisanssız üreticilere ait tesislere ilişkin olarak 5346 sayılı Kanun'da öngörülen YEKDEM'den yararlanma süresi olan 10 yıl boyunca dağıtım bedelinin indirimli uygulanacağı düzenleyici işlemler ile hukuken taahhüt edilmiş olup, söz konusu bu hukukî taahhüt indirimli bedelin uygulanmaya başlandığı tarihten itibaren 5. yılın sonunda kaldırılmıştır. Oysa, davacı şirket bu taahhüde güvenerek yatırımını 31/12/2017 tarihinden önce gerçekleştirmiş ve YEKDEM süresince indirimli dağıtım bedelinden yararlanacağını öngörmüştür. Aksi bir durumun kabulü hâlinde, idarî istikrar ve güven ilkeleri zedelenmek suretiyle bireylerin doğmuş olan haklarının hiçe sayılması anlamına gelen her türlü düzenleme ve uygulama hukuka güvenerek geleceğin planlanmasına imkân tanımayacaktır.</p>

<p>Bu kapsamda, lisanssız üreticiler için yatırım maliyetinin bir parçası olan dağıtım bedelinin 6808 ve 6838 sayılı Kurul kararlarıyla YEKDEM süresince indirimli uygulanacağına yönelik düzenlemeye istinaden yatırım kararı alan ve taahhüt edilen teşvik indiriminin miktar ve süresini esas alarak ticarî ve mali planlamalar yapan davacı şirketin, mevcut statüsüne bağlı olarak ileriye dönük teşvik indiriminin 5346 sayılı Kanunda öngörülen süre boyunca devam edeceğine yönelik haklı beklentisinin bulunduğu açıktır. Her ne kadar davalı idarece dava konusu düzenlemenin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek yapıldığı ve bu konuda idarenin takdir yetkisi bulunduğu iddia edilmekte ise de, dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde davalı idarenin bu iddialarını destekleyen ve düzenlemenin yapılmasına esas teşkil eden hukukî ve/veya teknik gerekçelerin yeterli açıklıkta ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte, yapılan düzenleyici işlemler ile dağıtım bedelindeki indirimin tümüyle kaldırılması lisanssız üreticilere aşırı bir külfet yüklemektedir. Buna göre uyuşmazlıkta mevcut indirim miktarının azaltılması söz konusu olmayıp, lisanssız üreticilerin bütünüyle indirimden yoksun bırakılması söz konusudur. Kaldı ki, uygulanan indirim miktarı yerine geçebilecek başka bir menfaatin varlığı da söz konusu değildir. Dava konusu işlemler ile lisanssız üreticilerin ödediği dağıtım bedelindeki indirim miktarı süresinden önce kaldırılmak suretiyle esaslı ve öngörülemez bir değişiklik meydana gelmiştir. Teşvik indiriminin 5 yıl gibi uzun bir süre uygulanmasına güvenerek ticarî hayatını yönlendiren, hukukî iş ve işlemlere girişen davacı şirketin mezkur uygulamanın süreceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekirken, bu koşullar altında aşırı ve orantısız bir mali yük altına sokulduğu görülmektedir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, 31/12/2017 tarihinden önce geçici kabulü yapılarak 5346 sayılı Kanun kapsamında belirlenen fiyatlardan yararlanılan süre boyunca %75 indirimli dağıtım bedeli ödemeye başlayan ve beş yıl boyunca söz konusu indirimden yararlanan davacı şirket açısından bu durumun, kalan süre boyunca da aynı teşviğin uygulanacağı yönünde haklı bir beklenti teşkil ettiği, dava konusu işlemler ile söz konusu teşvik uygulamasının zamanından önce geçerli bir hukukî ve/veya teknik neden ortaya konulmaksızın kaldırılarak hukukî güvenlik ve idarî istikrar ilkelerinin ihlâl edildiği, teşvik indiriminin kaldırılmasının lisanssız üreticiler yönünden aşırı bir külfete yol açtığı ve öngörülen kamu yararının sağlanması amacı ile 5346 sayılı Kanun'un amacı arasındaki adil dengenin lisanssız üreticiler aleyhine bozulduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemlerin iptali gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="26474"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yenilenebilir Enerji ve Yatırımcının Haklı Beklentisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-iv-yenilenebilir-enerji-ve-yatirimcinin-hakli-beklentisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-iv-yenilenebilir-enerji-ve-yatirimcinin-hakli-beklentisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İdare Hukuku Yazıları – IV</strong></p>

<p><strong>Yenilenebilir Enerji ve Yatırımcının Haklı Beklentisi</strong></p>

<p><strong><i>Özet. </i></strong><i>Yenilenebilir enerji yatırımları yüksek maliyetli ve uzun vadelidir; yatırımcı, kararını yürürlükteki teşvik ve izin rejimine güvenerek alır. İdare ise kamu yararı ve değişen koşulların gereği olarak bu rejimi zaman içinde değiştirebilir. Bu çalışma, idare hukukunun “haklı beklentilerin korunması” kavramı çerçevesinde bu iki menfaat arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu incelemektedir. Hukuki güvenlik ilkesinden doğan haklı beklentinin korunma koşulları, gerçek ve gerçek olmayan geriye yürüme ayrımı ile geçiş hükümlerinin rolü ele alınmakta; tartışma, Danıştay’ın yenilenebilir enerji teşvikine ilişkin güncel bir kararı ve buna eşlik eden karşı oylar üzerinden somutlaştırılmaktadır. Çalışma, yatırımcının beklentisinin mutlak olmadığını; ancak baskın bir kamu yararı yokken, taahhüt edilen süre dolmadan ve geçiş öngörülmeden yapılan değişikliklerin bu beklentiyi zedelediğini ileri sürmektedir.</i></p>

<p></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 19 Haziran 2026’da Ankara’da düzenlenen 7. Türk-Alman Enerji Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini Türkiye ile Almanya’nın son derece büyük bir potansiyele sahip iş birliği alanları olarak nitelendirmiş ve ortak yatırımlarla iki ülkenin enerji bağlarının güçleneceğini ifade etmiştir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Birkaç gün sonra, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum da Londra’daki Türkiye Enerji Dönüşümü Yatırım Forumu’nda, yatırım kararlarının giderek daha fazla yeşil dönüşüm tarafından belirlendiğini, bu dönüşüme erken uyum sağlayan şirketlerin uzun vadeli rekabet gücü kazandığını ve sürecin güçlü veriler ile öngörülebilir bir çerçeveyle desteklenmesi gerektiğini vurgulamıştır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>Bu sözler, yenilenebilir enerjinin bugün ulaştığı stratejik önemi ve bu alanda uzun vadeli yatırımların taşıdığı değeri ortaya koymaktadır. Yenilenebilir enerji yatırımları yüksek maliyetli ve uzun vadelidir; yatırımcı, kararını yürürlükteki teşvik ve izin rejimine göre şekillendirir. Öte yandan idare, kamu yararı ve değişen koşulların gereği olarak bu rejimi zaman içinde değiştirebilir. İşte tam bu noktada idare hukukunun dengelemesi gereken iki menfaat karşı karşıya gelir: bir yanda idarenin düzenlemelerini güncelleme yetkisi, öte yanda yatırımcının mevcut rejimin süreceğine duyduğu güven. Bu yazının konusu, “haklı beklentilerin korunması” kavramı çerçevesinde bu dengenin nasıl kurulduğu; yatırımcının beklentisinin hangi koşullarda hukuken korunduğu, hangi koşullarda baskın bir kamu yararı karşısında geri çekildiğidir.</p>

<p><strong>I. Hukuki Güvenlik ve Haklı Beklenti</strong></p>

<p>Hukuk devletinin temel gereklerinden biri, bireyin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini ve devletin de düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Bu ilkenin bir uzantısı olarak gelişen haklı beklentilerin korunması ilkesi ise, idarenin ister bir düzenleyici işlemine, ister bir taahhüdüne, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmelerini ve bu meşru güvenin korunmasını ifade eder.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Kavram, Türk hukukuna özgü değildir; kökleri Alman idare hukukunda atılmış, Avrupa Birliği ve İngiliz hukuku içtihatlarıyla gelişmiş, Türk idare hukukunda ise 1970’li yıllardan itibaren önce Danıştay, sonra Anayasa Mahkemesi kararlarında kendine yer bulmuştur.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Bugün geldiği noktada haklı beklenti, idarenin takdir yetkisini sınırlayan ve düzenlemelerini değiştirirken bireyin güvenini gözetmesini gerektiren, yerleşik bir idare hukuku kavramıdır. Yenilenebilir enerji alanı, bu kavramın somut biçimde sınandığı verimli bir örnek sunar; çünkü burada yatırımcının güveni, doğrudan idarenin teşvik politikalarına bağlıdır.</p>

<p><strong>II. Yatırımcının Güveni Neden Korunmaya Değer</strong></p>

<p>Yenilenebilir enerji yatırımcısının beklentisinin neden hukuki korumayı hak ettiğini anlamak için, bu yatırımların doğasına bakmak gerekir. Bir rüzgâr ya da güneş santrali, yüksek başlangıç maliyeti gerektiren, geri dönüşü yıllara yayılan bir yatırımdır. Yatırımcı bu kararı verirken yalnızca teknik ve coğrafi koşulları değil, uygulanan teşvik politikalarını, hukuki düzenlemelerin istikrarını ve piyasaya duyduğu güveni de hesaba katar.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Nitekim ampirik çalışmalar, politika istikrarının ve piyasaya duyulan güvenin yatırım kararındaki belirleyici rolünü doğrulamakta; erken aşamadaki teknolojilerde geçmişe yönelik politika değişikliklerinin üretimi maliyetli hâle getirdiğini ve piyasada güven oluşturmanın kritik önem taşıdığını göstermektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Türk hukukunda bu güven, soyut bir beklentiden ibaret değildir; doğrudan yasal bir taahhüde dayanır. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM), 5346 sayılı Kanun çerçevesinde belirlenen fiyatların on yıl süreyle uygulanmasını öngörerek, yatırımcıya öngörülebilir bir gelir vaadi sunar.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Yatırımcı tam da bu on yıllık taahhüde güvenerek maliyetlere katlanır, kredi kullanır ve üretime başlar. Dolayısıyla buradaki beklenti, devletin kendi koyduğu kurala dayanan, somut ve meşru bir güvendir. Bu güvenin korunması, yalnızca bireysel yatırımcının değil, uzun vadede enerji dönüşümünün başarısının da koşuludur; zira güvenin sarsılması, bakanların davet ettiği türden uzun vadeli yatırımların önündeki en büyük engeldir.</p>

<p><strong>III. Beklentinin Sınırı: Uyarlama, Geriye Yürüme ve Geçiş Hükümleri</strong></p>

<p>Yatırımcının güveni korunmaya değer olsa da, bu koruma mutlak değildir. İdarenin karşı tarafında, en az onun kadar meşru bir yetki bulunur: kamu hizmetlerinin değişen şartlara uyarlanması. Enerji piyasası dinamik ve teknik bir alan olduğundan, idare —özellikle bağımsız düzenleyici otoriteler eliyle— teşvik ve tarife rejimini değişen koşullara göre güncelleme yetkisine sahiptir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Mesele, bu yetkinin sınırının nerede çizileceğidir.</p>

<p>Bu sınır, büyük ölçüde geriye yürüme yasağıyla belirlenir. Alman hukukundan gelen ve Türk öğretisinde de yerleşen ayrıma göre, tamamlanmış hukuki durumlara müdahale eden gerçek geriye yürüme (echte Rückwirkung) kural olarak yasaktır; buna karşılık henüz tamamlanmamış, sürmekte olan durumları geleceğe yönelik etkileyen gerçek olmayan geriye yürüme (unechte Rückwirkung) ancak sınırlı biçimde ve güvenin korunması ölçütleriyle mümkündür.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Yatırımcının teşvik beklentisi çoğu zaman bu ikinci kategoriye girer: hak henüz tümüyle kazanılmamış, süreç devam etmektedir. İşte bu noktada hukuki güvenlik ilkesi, idareye önemli bir ödev yükler: yeni düzenlemeye geçişi sarsıntısız kılacak geçiş (stichtag) hükümleri öngörmek. Öğretide “köprüleme” olarak da anılan bu hükümler, idarenin değişiklik yapma serbestisi ile bireyin güveni arasındaki dengeyi kuran başlıca araçtır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p>Beklentinin korunup korunmayacağını belirleyen son ölçüt ise kamu yararıdır. Yerleşik içtihada göre bir beklentinin hukuken korunabilmesi için meşru olması, idarece öngörülemez bir değişiklik yapılmış olması ve bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden baskın bir kamu yararının bulunmaması gerekir; kişi yararı ile kamu yararının karşılaştığı hâllerde, ancak önemli bir kamu yararı yoksa haklı beklenti korunur.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Buna ek olarak, ekonomik aktörün de basiretli davranması beklenir: piyasa şartlarının sık değiştiği alanlarda dikkatli ve öngörülü bir yatırımcının makul ölçüde takip edebileceği değişiklikler, haklı beklentiyi ihlal etmez. Korunan, yalnızca öngörülemez ve ani değişiklikler karşısındaki güvendir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. Dengenin Somutlaşması: Bir Danıştay Kararı</strong></p>

<p>Bu soyut ölçütlerin nasıl uygulandığı, Danıştay’ın yakın tarihli bir kararında somut biçimde görülebilir. Olayda, 31 Aralık 2017’den önce geçici kabulü yapılan lisanssız üreticilere, YEKDEM’den yararlandıkları on yıl boyunca dağıtım bedelinde %75 indirim uygulanacağı düzenleyici kurul kararlarıyla taahhüt edilmiş; ancak bu indirim, uygulamanın beşinci yılının sonunda, 1 Ocak 2022’de kaldırılmıştır. İndirime güvenerek yatırım yapan bir üretici, on yıllık teşvikin süre dolmadan kaldırılmasının haklı beklentisini ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle dava açmıştır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Mahkeme çoğunluğu davayı reddetmiştir. Gerekçeye göre, dönemsel olarak düzenlenen bir tarifenin geleceğe dönük kaldırılması kazanılmış hak ihlali sayılamaz; üstelik döviz kurundaki artış nedeniyle indirimin sürdürülmesi hâlinde oluşacak maliyetin nihaî tüketicilere yansıyacak olması, indirimin kaldırılmasında baskın bir kamu yararı bulunduğunu gösterir. Çoğunluğa göre bu kamu yararı karşısında üreticilerin bireysel beklentisi geri çekilmek zorundadır ve düzenleme hakkaniyete aykırı değildir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p>Karara eşlik eden karşı oylar ise farklı bir değerlendirme yapmıştır. Bu görüşe göre, on yıl boyunca uygulanacağı açıkça taahhüt edilen bir teşvikin beşinci yılın sonunda, herhangi bir geçiş hükmü öngörülmeden tümüyle kaldırılması, yatırım kararını bu taahhüde güvenerek alan üreticilerin haklı beklentisini ihlal eder. Karşı oylar, idarenin düzenlemeyi değiştirme yetkisini reddetmemekte; ancak bu yetkinin, geçiş hükümleriyle yumuşatılmadan ve yatırımcının uğradığı külfetle güdülen kamu yararı arasındaki âdil denge gözetilmeden kullanılmasının hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerine aykırı düştüğünü vurgulamaktadır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Bu noktada beklentinin yalnızca “makul ve öngörülebilir bir gelecek” için haklı sayılabileceği; makul sürenin ise hakkın niteliğine ve doğuracağı mağduriyetin derecesine göre takdir edileceği de hatırlatılmalıdır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p>Aynı olayda mahkemenin bölünmüş olması, tesadüf değildir; haklı beklenti ile kamu yararı arasındaki gerilimin tam da sınır noktasında durduğunu gösterir. Çoğunluk kamu yararına, karşı oylar ise güvenin korunmasına ve geçiş hükmünün yokluğuna ağırlık vermiştir. İkisi de aynı hukuki çerçeveyi —beklentinin varlığı, haklılığı ve baskın kamu yararının yokluğu— kullanmakta; yalnızca somut olaydaki ağırlıkları farklı tartmaktadır.</p>

<p><strong>V. Değerlendirme</strong></p>

<p>Yukarıdaki tablo, yatırımcının haklı beklentisinin idare hukukunda nasıl konumlandığını ortaya koymaktadır. Bu beklenti, hukuki güvenlik ilkesinden doğan, korunmaya değer ve çoğu zaman somut bir yasal taahhüde dayanan meşru bir menfaattir. Ne var ki mutlak değildir: idarenin uyarlama yetkisi, geriye yürüme ayrımı ve baskın kamu yararı ölçütü bu beklentiyi sınırlar. Belirleyici olan üç soru öne çıkar: beklenti gerçekten var mıdır, meşru ve öngörülemez bir değişiklikle sarsılmış mıdır, ve korunmasına engel olacak baskın bir kamu yararı bulunmakta mıdır?<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı da bu çizgidedir: kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren bireyin beklentisi mümkün olduğunca korunmalı, ancak bu koruma her türlü beklentiyi değil, yalnızca hakkaniyet ölçütünü karşılayan haklı beklentileri kapsamalıdır.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> Yenilenebilir enerji alanına dönüldüğünde, bu ölçütlerin pratik sonucu şudur: idare teşvik rejimini değiştirebilir, hatta kamu yararı gerektiğinde kaldırabilir; fakat bunu yaparken, yatırımcıyı bu alana davet eden taahhüdün yarattığı güveni tümüyle göz ardı edemez. Özellikle taahhüt edilen süre dolmadan ve hiçbir geçiş hükmü öngörmeden yapılan ani değişiklikler, baskın bir kamu yararıyla gerekçelendirilemediği ölçüde, haklı beklentiyi zedeleme riski taşır.</p>

<p>Sonuç olarak, girişte anılan davet ile hukuki gerçeklik arasında bir çelişki değil, bir denge ilişkisi vardır. Devletin yenilenebilir enerji yatırımcısına yönelttiği çağrı, ancak o yatırımcının güveninin makul ölçüde korunduğu bir hukuki çerçevede inandırıcı olabilir. Bu çerçeveyi kuran da haklı beklentilerin korunması ilkesidir: yatırımcıya mutlak bir dokunulmazlık tanımayan, ama idarenin değişiklik yetkisini geçiş hükümleri, öngörülebilirlik ve âdil denge ölçütleriyle disipline eden bir ilke. Yenilenebilir enerji üretiminin idare hukuku boyutuna ilişkin daha geniş bir inceleme için bu çalışma, konunun yalnızca bir veçhesini —yatırımcının güveni boyutunu— ele almıştır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-iii-epdk-kararlarinin-danistay-kararlari-cercevesinde-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; İdare Hukuku Yazıları - III </span></a></strong></h3>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-iii-epdk-kararlarinin-danistay-kararlari-cercevesinde-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">EPDK Kararlarının Danıştay Kararları Çerçevesinde Değerlendirilmesi</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">Alparslan Bayraktar (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), 7. Türk-Alman Enerji Forumu açılış konuşması, Ankara, 19.06.2026. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, “Türkiye ve Almanya’nın Enerji Ortaklığına ‘Mineral’ Dopingi”, enerji.gov.tr/haber-detay?id=31858 (Erişim: Haziran 2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999">Murat Kurum (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı), “Türkiye Enerji Dönüşümü Yatırım Forumu” konuşması, Londra, 24.06.2026. TRT Haber, “Bakan Kurum: Gelecek 10 yıl küresel enerji sisteminin yeniden şekilleneceği bir dönem olacak”, trthaber.com (Erişim: Haziran 2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999">Hukuk devletinin temel gereklerinden biri olan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bkz. ERGUVAN, D. D., “Türk İdare Hukuku’nda Haklı Beklentilerin Korunması İlkesi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş Tezcan’a Armağan, C. 21, Özel Sayı, 2019, s. 1711 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999">Haklı beklenti, idarenin ister bir düzenleyici işlemine, ister bir taahhüdüne, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleridir. Kavramın Türk idare hukukundaki gelişimi, öğreti ve yargı içtihatları için bkz. ERGUVAN, a.g.m., s. 1722 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999">Haklı beklenti fikrinin 1956 tarihli bir kararla Alman idare hukukunda ortaya çıktığı ve oradan Avrupa Birliği hukukuna geçtiği belirtilmektedir; Türk hukukunda ise kökleri 1970’li yıllara dayanmaktadır. Bkz. ERGUVAN, a.g.m., s. 1713–1714, 1725 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999">Yenilenebilir enerji yatırımlarında uygulanan politikalar ve hukuki düzenlemeler ile piyasaya duyulan güvenin, yatırımcının karar verme sürecindeki belirleyici ekonomik faktörler arasında yer aldığı yönünde bkz. GÜNDÜZ, N. K. – BİCİL, İ. M., “Yenilenebilir Enerji Yatırımlarını Belirleyen Faktörler ve Gelir Gruplarına Göre Seçilmiş Ülkelerin Analizi”, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İİBF Dergisi, 7(13), 2022, s. 7 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999">Erken teknoloji aşamalarında geçmişe yönelik politik değişikliklerin üretimi maliyetli hâle getirdiği ve yenilenebilir enerji piyasalarında güven oluşturmanın önemine dair Egli (2020) çalışmasından aktaran GÜNDÜZ – BİCİL, a.g.m., s. 10.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM), 5346 sayılı Kanun çerçevesinde, I sayılı Cetveldeki fiyatların on yıl süreyle uygulanmasını öngörmek suretiyle yatırımcıya öngörülebilir bir gelir taahhüdü sunmaktadır. Bkz. GÜNDÜZ – BİCİL, a.g.m., s. 7.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999">Kamu hizmetlerinin değişen şartlara uyarlanması ve geliştirilmesi ihtiyacı, idarelere düzenleyici işlemleri değiştirme ya da yürürlükten kaldırma imkânı tanır; bağımsız idari otoritelerin bu yetkisi, düzenlemeye tâbi piyasanın dinamik ve teknik yapısı gereği daha kapsamlıdır. Bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/858, K. 2022/5106, 28.12.2022.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999">Tamamlanmış hukuki durumlara müdahale eden gerçek geriye yürüme (echte Rückwirkung) kural olarak yasak; henüz tamamlanmamış, sürmekte olan durumları etkileyen gerçek olmayan geriye yürüme (unechte Rückwirkung) ise sınırlı biçimde mümkündür. Ayrım için bkz. ERGUVAN, a.g.m., s. 1713, 1745 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999">Hukuki güvenlik ilkesinin, idare için yeni düzenlemelerde gerekli geçiş (stichtag) hükümlerini bulundurma zorunluluğu getirdiği; ilkenin “köprüleme” olarak da anıldığı yönünde bkz. ERGUVAN, a.g.m., s. 1719–1720, 1749 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999">Bir beklentinin hukuken korunabilmesi için meşru olması, idarece öngörülemez bir değişiklik yapılmış olması ve bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden baskın bir kamu yararının bulunmaması gerekir; kişi yararı ile kamu yararının karşılaştığı hâllerde ancak önemli bir kamu yararı yoksa haklı beklenti korunur. Bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/858, K. 2022/5106, 28.12.2022;</span></a><span style="color:#999999"> ERGUVAN, a.g.m., s. 1730 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999">Avrupa Birliği Adalet Divanı haklı beklentilere, tacirin basiretli davrandığı ön kabulüyle yaklaşır; piyasa şartlarının sık değiştiği alanlarda dikkatli ve öngörülü ekonomik aktörün takip etmesi makul olmayan değişikliklerde korunması gereken beklentinin haklı olacağı kabul edilir. Bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/858, K. 2022/5106, 28.12.2022.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/858, K. 2022/5106, 28.12.2022.</span></a><span style="color:#999999"> Uyuşmazlık, 31.12.2017’den önce geçici kabulü yapılan lisanssız üreticilere on yıl süreyle uygulanacağı taahhüt edilen %75 dağıtım bedeli indiriminin, beşinci yılın sonunda (01.01.2022) kaldırılmasına ilişkindir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999">Mahkeme çoğunluğu, indirimin geleceğe dönük kaldırılmasının kazanılmış hak ihlali sayılamayacağını; nihaî tüketicilere yansıyacak maliyet artışının önlenmesinde baskın bir kamu yararı bulunduğunu ve düzenlemenin hakkaniyete aykırı olmadığını kabul etmiştir. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/858, K. 2022/5106, 28.12.2022.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999">Karşı oylar ise, on yıl boyunca uygulanacağı taahhüt edilen teşvikin beşinci yılın sonunda herhangi bir geçiş hükmü öngörülmeden kaldırılmasının, yatırım kararını bu taahhüde güvenerek alan üreticilerin haklı beklentisini ve hukuki güvenlik ile idari istikrar ilkelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2022858-e-20225106-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/858, K. 2022/5106, 28.12.2022 (karşı oylar).</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999">Mâkul ve öngörülebilir bir gelecek için beklentinin haklı sayılabileceği, bu mâkul sürenin hakkın niteliğine, doğuracağı mağduriyetin derecesine ve kamusal yükümlülüklerin ağırlığına göre takdir edileceği yönünde bkz. ULUSOY, A., Yeni Türk İdare Hukuku, Ankara, 2021, s. 453 (Danıştay 13. Dairesi’nin anılan kararında atıfla).</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999">Haklı beklentinin korunmasının üç aşamalı bir değerlendirmeye bağlı olduğu (beklentinin varlığı, haklılığı ve korunmasını engelleyen baskın kamu yararının bulunmaması) yönünde bkz. GİŞİ, S., Haklı Beklentilerin Korunması İlkesi, On İki Levha Yayınları, İstanbul, 2017, s. 107 (Danıştay 13. Dairesi’nin anılan kararında atıfla).</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren bireyin beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerektiğini; ancak hukuki güvenlik ilkesinin her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmadığını, beklentinin “haklı beklenti” seviyesine ulaşması ve ölçütün “hakkaniyet” olması gerektiğini kabul eder. Bkz. AYM, E. 2012/65, K. 2012/128, 20.9.2012; aktaran ERGUVAN, a.g.m., s. 1730.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999">Yenilenebilir enerji üretiminin Türk ve Alman idare hukuku boyutuyla kapsamlı bir incelemesi için ayrıca bkz. AYDINOĞLU, Z. N., Türk ve Alman Hukukunda İdare Hukuku Boyutuyla Yenilenebilir Enerji Üretimi, Çankaya Üniversitesi (doktora tezi), Ankara, 2020.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-iv-yenilenebilir-enerji-ve-yatirimcinin-hakli-beklentisi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/yenilenebilir-enerji.jpg" type="image/jpeg" length="71650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İhtiyari Mali Mesuliyet (İMM) Klozunda Yer Alan “DEĞER KAYBI ÖDENMEZ” Şeklindeki Özel Şart Zarar Görene Karşı İleri Sürülebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-mali-mesuliyet-imm-klozunda-yer-alan-deger-kaybi-odenmez-seklindeki-ozel-sart-zarar-gorene-karsi-ileri-surulebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-mali-mesuliyet-imm-klozunda-yer-alan-deger-kaybi-odenmez-seklindeki-ozel-sart-zarar-gorene-karsi-ileri-surulebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Araç sahipleri, kasko sigortası yaptırırken herhangi bir kaza sonucunda üçüncü kişilere verebilecekleri zararın çok yüksek olabileceğini ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) teminat limitlerinin bu zararı karşılamaya yetmeyeceğini düşünerek, kasko poliçesiyle birlikte İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası (İMMS) da yaptırmaktadır. Ancak poliçelerin büyük bir kısmında “değer kaybı bedeli ödenmez” şeklinde bir özel şart yer aldığını sonradan öğrenmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada, söz konusu özel şartın hukuken geçerli olup olmadığı değerlendirilecektir.</p>

<p>Samim Ünan’ın haklı olarak belirttiği üzere, gerçekleşen bir zararın sigorta teminatı dışında bırakılması, sigortacılıkta en son ve en kötü çözümdür. Asıl olan, zararların en geniş şekilde sigorta kapsamına alınarak vatandaşın sigortaya olan güven ve inancının artırılması; primin de bu risk oranına göre belirlenmesidir. Bu nedenle, bir sigorta şirketi İMMS kapsamında bir sorumluluk teminatı vermişse, bu teminatın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (ZMMS) sistematiğine uygun olarak verildiği kabul edilmelidir. İMMS Genel Şartları değer kaybı bedelini açıkça teminat dışında bırakmadığı sürece, bu zarar da tazmini gereken zararlar arasında yer alır (Ünan, Samim; Türk Ticaret Kanunu Şerhi Cilt II, 2016, (n 16) 100).</p>

<p>Sigortacılık Kanunu m. 11/4 uyarınca: “Sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. Ancak, sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar tesis edilebilir. Bu hususlar, sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açık olarak belirtilir.</p>

<p>Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın “Sigorta Teminatının Kapsamı” başlıklı 1. maddesine göre: “Sigortacı, işbu poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafik Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder.</p>

<p>İMMS Genel Şartlarında teminat dışı haller tek tek sayılmış olup, değer kaybı bu istisnalar arasında yer almamaktadır. Ayrıca İMMS Genel Şartlarının 18. maddesine göre genel şartlara aykırı özel şartlar konulamaz. Bu koruyucu hüküm olmasaydı, sözleşmenin baskın tarafı olan sigorta şirketleri şartları dilediği gibi değiştirebilecek ve genel şartların idare (kamu) tarafından düzenlenmesinin bir anlamı kalmayacaktı.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir diğer husus da maddi zarar teminatının, değer kaybı ve onarım bedeli şeklinde bölünemeyeceğidir. Genel Şartlar, taraflara sadece teminat tutarı (limiti) konusunda belirleme yapma hakkı tanımıştır. Diğer sigorta genel şartlarında olduğu gibi, teminat kapsamının sigortalı aleyhine olacak şekilde özel şartlarla daraltılması hukuken mümkün değildir (Sarıaslan, Metin; İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası ve Hukuki Tartışmalar, https://www.metinsariaslan.com/ihtiyari-mali-mesuliyet-sigortasi-ve-hukuki-tartismalar).</p>

<p>Değer kaybı taleplerini teminat dışında tutan bir özel şart, Genel Şartların 3. maddesinde belirtilen "Teminat Dışı Halleri" sigorta ettiren/sigortalı aleyhine genişletmiş sayılır ve bu nedenle geçersizdir. Ayrıca Türk Ticaret Kanunu'nun 1452. maddesi uyarınca, sigorta şirketleri sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine kanunun emredici hükümlerini ihlal eden özel şartlar koyamazlar. İhtiyari mali sorumluluk sigortası zorunlu bir sigorta türü olmamakla birlikte, Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 100. maddesi uyarınca KZMSS için uygulanan bazı hükümler İMMS için de geçerlidir. Bu kapsamda; Kanunun sorumluluğun kaldırılması veya tazminatın azaltılmasına ilişkin 95. maddesi, doğrudan doğruya talep ve dava hakkına ilişkin 97. maddesi ve zamanaşımına ilişkin 109. maddesi ihtiyari mali sorumluluk sigortasında da uygulanır.</p>

<p>İMMS poliçelerinde uygulanması zorunlu olan KTK’nin 95. maddesine göre, tazminat yükümlülüğünü kaldıran veya azaltan poliçe hükümleri zarar görene karşı ileri sürülemez. Dolayısıyla, değer kaybı talebinin teminata dahil olmadığına ilişkin özel şart üçüncü kişi konumundaki zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğinden, değer kaybı bedelinin teminat kapsamında olduğu kabul edilmelidir (Bkz. Şenocak, Kemal; Karayolları Trafik Kanunu’na Göre Mağdurun Doğrudan Doğruya Sigortacı Karşısındaki Alacak Hakkı, 2009, XXV(4) Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, s. 291; Tekin, Safa Murat; Değer Kaybı Tazminatının Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası Kapsamı Dışına Çıkarılmasının Hukuki Sonuçları, MÜHFHAD, Cilt 31, Sayı 1, Haziran 2025, s. 1090).</p>

<p>Doktrinde bazı yazarlar, zarar görenin sigorta şirketine karşı doğrudan dava açma hakkının bulunmasından (TTK m. 1478) hareketle, zarar görenin üçüncü kişi kabul edilebileceğini ve bu yönüyle sorumluluk sigortalarının "tam üçüncü kişi yararına sözleşme" niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür (Bkz. Nomer, Haluk; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Beta Yayınevi, 2021, s. 505; Oğuzman, Kemal ve Öz, Turgut; Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, 14. Baskı, Vedat Kitapçılık, 2018, s. 446 vd.). Bu görüş kabul edildiği takdirde zarar gören, sadece İMMS sözleşmesinde belirlenen şartlar çerçevesinde edimin ifasını isteyebilir; dolayısıyla İMMS sözleşmesinden kaynaklanan tüm defi ve itirazların yanı sıra değer kaybı bedelini teminat dışında tutan özel şartın da muhatabı olur.</p>

<p>Kanaatimizce, üçüncü kişinin sigortacıya doğrudan başvurma hakkının bulunması, sorumluluk sigortasının "üçüncü şahıs lehine sözleşme" niteliğinde olduğu anlamına gelmez. Zira üçüncü şahsın bu hakkı, yukarıda da belirtildiği üzere sözleşmeden değil, doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Nitekim sigortacı, sigorta ettirene karşı ileri sürebileceği defilerin bir kısmını üçüncü kişiye karşı ileri süremediği gibi, sigorta ettirenin alacaklıları da bu sigorta tazminatından yararlanamaz. Bu doğrultuda, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin menfaatleri sigortalanmadığından, ortada üçüncü kişi lehine/menfaatine bir sözleşme bulunmamaktadır (Karasu, Rauf; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Sorumluluk Sigortalarına İlişkin Hükümlerinin Değerlendirilmesi, 2016, 6(4) İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s. 683, 687; Bozer, Ali; Sigorta Hukuku, (n 5) s. 131; Kender, Rayegân; Türkiye’de Hususi Sigorta Hukuku, (n 19) s. 388; Tekin, Safa Murat, s. 1089).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İMMS poliçelerinde değer kaybı talebini teminat kapsamı dışında tutan özel şartların geçerliliği konusunda Yargıtay kararı oldukça azdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bir kararında (T. 17/04/2024, E. 2022/8519, K. 2024/3449, www.lexpera.com.tr), ihtiyari mali mesuliyet klozunda değer kaybının teminat dışında tutulduğu gerekçesiyle değer kaybı talebinin reddine karar vermiştir. Ancak bu karara karşı iki üye muhalefet şerhi yazmıştır. Muhalif üyeler; davacının poliçenin tarafı olmadığını, değer kaybının teminat kapsamında olmadığına ilişkin poliçe özel şartının sadece sigortalı araç işletenini bağlayacağını ve araç maliki ile sigorta şirketi arasında yapılan bu yöndeki sözleşme maddelerinin üçüncü kişileri bağlamayacağını açıkça belirtmiştir.</p>

<p>Aynı konuyla ilgili olarak Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvurularda, sigorta uyuşmazlık hakemleri farklı kararlar vermektedir. Söz konusu özel şartların geçerli olduğu yönünde kararlar verildiği gibi, geçersiz olduğuna hükmeden kararlar da mevcuttur. Bununla birlikte, İtiraz Hakem Heyetlerinin büyük çoğunluğu, poliçede yer alan bu özel şartların trafik kazası sonucunda zarar gören üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğine hükmetmektedir (Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kararı, T. 26.07.2025, E. 2025.12046, K. 2025/İHK-72278).</p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>H.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-mali-mesuliyet-imm-klozunda-yer-alan-deger-kaybi-odenmez-seklindeki-ozel-sart-zarar-gorene-karsi-ileri-surulebilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/kaza-trafik-arac.jpg" type="image/jpeg" length="50722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2013/5860 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135860-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135860-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 1/12/2015 tarihli ve 2013/5860 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">PERİHAN UÇAR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2013/5860)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 1/12/2015</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İKİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Alparslan ALTAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Celal Mümtaz AKINCI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">M. Emin KUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nahit GEZGİN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Perihan UÇAR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Halis UÇAR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Güler UÇAR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Halis Aktan UÇAR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Yağmur UÇAR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Yüksel SİPAHİ</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I. BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, ölümle sonuçlanan olaya ilişkin tazminat davasının kusursuz sorumluluk ilkesi göz ardı edilerek gerekçeden yoksun bir şekilde reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II. BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru, 26/7/2013 tarihinde İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 8/12/2014 tarihinde başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Bölüm Başkanı tarafından 8/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Bakanlık, görüşünü 20/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Bakanlık görüşü başvuruculara bildirilmiş olup başvurucular söz konusu görüşe karşı 14/8/2015 tarihinde beyanda bulunmuşlardır. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III. OLAY VE OLGULAR</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Olaylar </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile dava dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvurucuların birinci derecede yakını olan 1975 doğumlu H.U. olay tarihinde bir özel işletmede işçi statüsünde çalışmakta ve aynı zamanda ailesine ek gelir sağlamak amacıyla geri dönüşümü mümkün olan atık malzemeleri çöplerden toplayıp satmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. H.U., 22/12/2010 tarihinde evinden atık malzeme toplamak için ayrılmış; akabinde olayın meydana geldiği yerdeki yüksek gerilim hattı taşıyan elektrik direğine, söz konusu direkte bulunan bakır iletkenini kesmek için çıkmış ancak yanında bulunan -yan keski diye tabir edilen- aletle bakır iletkeni kesmek isterken elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirmiştir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Ceza Soruşturması Süreci </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Olayın hemen akabinde Menderes Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından resen başlatılan ceza soruşturmasında olay yeri incelemesi, ölü muayene ve otopsi işlemleri yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Adli Tıp Kurumu İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi, 14/2/2011 tarihli raporunda ölenin vücudundan elektrik akımının geçmesi nedeniyle yaşamını yitirdiğinin kesin olarak belirlendiğini bildirmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Söz konusu raporda ölenin dış muayenesine ilişkin tespitlerde, sol el ayası ile sağ el ayası ve sağ el sırtı dış kısmında 0,5-1 cm ebadında ısı etkisi ile oluşmuş krater görünümlü yanık sahalarının tespit edildiği, adı geçenin vücudunda harici başka bir bulguya -ateşli silah, kesici delici alet yarası gibi- rastlanmadığı da bildirilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. Olay yerinde yapılan inceleme sonucunda Menderes Olay Yeri ve Kimlik Tespit Grup Amirliği tarafından rapor düzenlenmiş olup olay yerinin, krokisinin çizilmesinin yanında fotoğrafları da çekilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Soruşturma kapsamında elektrik dağıtım şirketinin Menderes işletme başmühendisi de tanık sıfatıyla dinlenmiş, adı geçen kişi ifadesinde özetle “<i>elektrik direğinin faal olduğunu, normal şartlarda yürüyen bir insana zarar verecek konumda olmadığını ve ölen H.U.’nun söz konusu direğe çıkması nedeniyle olayın meydana geldiğini düşündüğünü</i>” belirtmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Müteveffanın eşi olan başvurucu Güler Uçar, soruşturma kapsamında olayın hemen ardından mağdur sıfatıyla verdiği ifadesinde kimseden şikâyetçi olmadığını söylemiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. Soruşturmada, diğer başvurucuların müşteki sıfatıyla ifade vermedikleri, dosyaya şikâyet dilekçesi de ibraz etmedikleri anlaşılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Cumhuriyet Başsavcılığı 17/2/2011 tarihli kararıyla olay hakkında “<i> hurdacılık işiyle uğraşan müteveffa H.U.’nun atıl olduğu düşüncesiyle çıkmış olduğu Menderes ilçesi Görece Mahallesi Ahmet Necdet Sezer Bulvarındaki bir elektrik direğinde, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybettiği, bu olayın meydana gelmesinde ölenin kendi ihmali dışında başka bir şahsın kusur ve etkisinin bulunmadığı ve ortada adli soruşturma konusu yapabilecek bir suç olmadığı</i>” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına itirazı kabil olmak üzere karar vermiş olup başvurucular bu karara itiraz etmemişlerdir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Tazminat Davası Süreci </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. Başvurucu Güler Uçar kendi adına asaleten, ölenle müşterek çocukları olan Yağmur Uçar ve Halis Aktan Uçar adına velayeten, ölenin annesi olan başvurucu Perihan Uçar ve babası olan başvurucu Halis Uçar da kendi adlarına asaleten olmak üzere olayın gerçekleştiği elektrik direğinden sorumlu elektrik dağıtım şirketi aleyhine müşterek vekilleri aracılığıyla 26/1/2011 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. Açılan davaya ilişkin yargılamada Mahkemece 24/10/2011 tarihinde olay yerinde elektrik mühendisi bilirkişisi refakatinde keşif yapılmış olup keşif sonrasında alınan 14/11/2011 havale tarihli bilirkişi raporunun ilgili bölümleri şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“…</span><i><span size="2" style="color:#010000">E- TESPİTLERİM: 24.10.2011 günü mahkeme heyeti ile birlikte mahallinde yapılan keşif ile davaya konu ENH direği ve direğin bulunduğu mahal tarafımdan detaylı bir şekilde incelenmiş olup, söz konusu direğin mevcut durumunu gösterir fotoğraflar aşağıda sunulmuştur. Aşağıda fotoğraflardan görüldüğü gibi, davaya konu direğin kafes tipi demir direk olduğu, ayrıca direğin daha önce trafo direği olarak kullanıldığı, trafonun söküldüğü, halen trafo kaidesinin, ayırıcının ve ENH’dan alınan branşmana ait tırnaklı klemensler ve iletkenlerin hat üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. </span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">F- DEĞERLENDİRME: Merhum H.U.’nun G… A.Ş.’ye ait direğe çıkması ve elektrik enerjisine maruz kalarak yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olayda, …</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Öncelikle sayın davacı) vekilinin dilekçesinde belirtmiş olduğu, demir direk yerine beton direk yapılmış olsaydı ve ST37 değerine eş değer çelik kullanılması gerektiği hususundaki görüşleri incelendiğinde, Demir direkler: Her türlü gerilim kademesinde kullanabilen, demir çelikten yapılmış direklerdir. Demir direkler boyalı-kaynaklı ve galvanizli-cıvalı olarak üretilir. Yapılarında I,U,L şeklinde profiller kullanılır. Demir direkler, beton direklere göre de daha hafiftir. Demir direkler iletkenlerin her türlü tertip şekline uygulanabilir. Herhangi bir sebeple meydana gelebilecek direk arızalarının tamir edilmesi de kolaydır. Ancak beton direklere göre bakım ve işletme masrafları daha fazladır. Beton direkler ise çimento, su ve katkı maddelerinin uygun oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen beton ile yüksek dayanımlı çelik tel veya çelik çubukların kullanılmasıyla elde edilir. Bu direklerin tepe kuvvetleri demir direklere nazaran daha azdır. Bu nedenle daha büyük tepe kuvveti ve hat tertibi farklı olan yerlerde demir direk kullanımı tercih edilir. Nitekim olaya konu ENH’nın tüm direklerinin dolayısıyla olayın meydana geldiği direğin de demir olarak seçildiği ve projelendirildiği anlaşılmaktadır. Çizelge 14’de verilen ST37 değerinin bir çelik çeşidi olduğu, malzeme kalitesini gösterdiği, direğin yapımı ile ilgili bir husus olduğu, dolayısıyla gerek direğin demir direk olarak projelendirilmiş olması gerekse çelik kalitesi ile ilgili olarak olayın meydana gelmesinde bir rollerinin olmadığı açıktır. </span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Sayın vekil tarafından gerek ‘Kuvvetli Akım Yönetmeliği’ gerekse ‘Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği’ hükümlerine uygun olarak koruma önlemlerinin yeterince alınıp alınmadığı, alınmış ise önlemlerin yeterince denetlenip, denetlenmediğinin araştırılmasının olayda fayda sağlayabileceği belirtilmektedir. Mahallinde yapılan inceleme ile ENH’nın çok uzun bir süredir kullanılmakta olduğu, olayın meydana geldiği direğin daha önce yan tarafta bulunan akaryakıt satış istasyonuna ait trafonun bulunduğu direk olduğu görülmüş olup, tüm uygulamalarda olduğu gibi ENH’nın proje müellifince mevcut teknik şartnameler ve yasal zorunluluklar dikkate alınarak yapılan ve idarece onaylanan proje doğrultusunda yapıldığı, bir başka deyişle sonradan direğe herhangi bir ilavenin yapılmadığı, direğin ilk günkü hali ile mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda sayın davacı vekili tarafından direğin metruk halde olduğu yönündeki değerlendirmesinin (ENH’da görülen eskimenin) sadece direklerde görülen paslanmalardan ibaret olduğu, olayın meydana gelmesiyle bir illiyet bağının söz konusu olmadığı açıktır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Sayın vekil tarafından yönetmeliğe göre direkte korkuluk bulunması gerektiği oysa olaya konu direkte korkuluğun bulunmadığı, koruyucu önlemin olması halinde merhumun bu tarz bir durumu yaşamayacağını beyan ettiği görülmektedir. Söz konusu korkuluğun sadece bir önlem olduğu, tek başına direğin üzerine çıkılmasını engellemeye yeter bir çözüm olmadığı açıktır. Nitekim olaya konu direğin boyu, direk üzerinde trafo, trafo platformu, ayırıcı, ayırıcı kolu olduğu, bu cihazların belirli bir mesafe ile direğe yerleştirilmeleri gerektiği dikkate alındığında, yerden 4 metre yüksekliğe korkuluğun konmasının mümkün olmadığı, daha aşağıda bir seviyede de korkuluk konulmasının çok anlamlı olmadığı görülmektedir. Dosyada mevcut ve yukarıda sunulan fotoğraflar incelendiğinde, merhumun direkte ayırıcı üzerinde bulunduğu, ayırıcıya tam olarak oturduğu görülmektedir. Direğin kafes direk şeklinde olması nedeniyle çapraz profillerden istifade ile bu noktaya çıkabildiği, ayırıcının çıkışa engel olacak şekilde direğe göre bir miktar çıkıntılı olmasına rağmen bu noktaya ulaşabildiği, aynı şekilde direkte korkuluk olması halinde de bu engeli kolaylıkla aşabileceği kanaatindeyim. Bu anlamda korkuluğun direğe çıkılmasını tek başına önlemeye yeter olmadığı, merhumun direğe çıkmasını engellemeyeceğini dikkate alarak, olayın meydana gelmesinde bir illiyet bağının olmadığı kanaatindeyim. </span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">SONUÇ VE KANAAT: Merhum H.U.’nun G… A.Ş.’ye ait direğe çıkması ve elektrik enerjisine maruz kalarak yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olayda; davalı şirkete ait ENH direğinin tüm uygulamalarda olduğu gibi proje müellifince mevcut teknik şartnameler ve yasal zorunluluklar dikkate alınarak yapılan ve idarece onaylanan proje doğrultusunda yapıldığı, direğin ilk günkü hali ile mevcut olduğu, merhumun kendi isteği ile enerji olan direğe çıktığı ve müessif olayın meydana geldiği görülmektedir. Bu nedenle olaya konu direğin mevcut halinin şartnamelere ve yönetmeliklere uygun olduğu, olayın meydana gelmesiyle teknik anlamda bir illiyet bağının söz konusu olmadığı (kanaatindeyim).</span></i><span style="color:#010000">” </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. Aynı raporda söz konusu elektrik direğinin üzerinde “ölüm tehlikesi” uyarı yazısı olan bir levhanın bulunduğu, söz konusu levhanın eskimiş olmakla birlikte üzerindeki yazının dikkat çekecek şekilde okunabilir ve görünür hâlde olduğu da tespit bölümünde yer verilen fotoğraflara ilişkin açıklamalar hanesinde belirtilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. Olay yerinde yapılan keşif sırasında davalı tanıkları da dinlenilmiş olup adı geçenlerin ifadelerinde özetle “<i>olay yerine yapılan ihbar üzerine geldiklerinde, öleni elektrik direğinde gördüklerini, yanında ‘yan keski’ diye tabir edilen bir alet olduğunu, direkte ölenin keski ile kesmeye çalıştığını düşündükleri telden başka herhangi bir kesik veya sarkık bir tel olmadığını</i>” bildirdikleri anlaşılmaktadır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. Keşif mahallinde hazır bulunan başvurucular vekilinin, bilirkişi raporunun hazırlanmasından sonra beyanda bulunacağını ve dinlenen tanık anlatımlarında aleyhe olan hususları kabul etmediğini bildirdiği anlaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. Söz konusu bilirkişi raporu, başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucular, vekilleri aracılığıyla söz konusu rapora itiraz etmişler ve raporda tespit edilen hususları kabul etmediklerini bildirmişlerdir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. Mahkemece ceza soruşturması dosyası Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilerek incelenmiş ve onaylı suretleri dava dosyası içeriğine alınmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. Mahkemece 26/1/2011 tarihinde açılan davaya ilişkin olarak 18/3/2011 tarihinde duruşmalı inceleme yapılmaya başlanan yargılamanın, altı duruşma sonunda 28/12/2011 tarihinde bitirildiği, başvurucular vekilinin 6/5/2011 tarihinde yapılan duruşmada cevap dilekçesini inceleyip beyanda bulunmak için süre istediği, 15/6/2011 tarihinde yapılan duruşma öncesinde mesleki mazeret bildirerek duruşmanın ertelenmesini istediği, 23/11/2011 tarihinde yapılan duruşmada ise bir hafta önce tebliğ edilen bilirkişi raporunu inceleyip beyanda bulunmak üzere ek süre talep ettiği görülmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. Mahkeme 28/12/2011 tarihli ve K.2011/1036 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“</span><i><span size="2" style="color:#010000">Menderes Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/3734 soruşturma numaralı dosyasının bir sureti incelenmek üzere dosyamıza celp edilmiştir. </span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">24/10/2011 tarihinde olay yerinde keşif icra edilmiş, teknik bilirkişi Ş.B.’nin 14/10/2011 havale tarihli raporunda, merhum H.U.’nun yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olayda, davalı şirkete ait elektrik direğinin mevcut halinin, şartnamelere ve yönetmeliklere uygun olduğu, olayın meydana gelmesi ile teknik anlamda bir illiyet bağının söz konusu olmadığı beyan edilmiştir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre; davacıların murisi H.U.’nun 22/12/2010 günü Menderes yolu eski benzinlik yakınındaki elektrik direğine çıkıp yan keski ile 0,8 bakır iletkenini kesmek isterken, elektriğe çarpılıp direk üzerinde asılı kaldığı ve bu şekilde vefat ettiği, Menderes Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sonunda olayın meydana gelmesinde ölenin kendi ihmali dışında herhangi bir şahsın kusur ve etkisinin bulunmadığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, 10/10/2011 tarihli Ş.B. imzalı bilirkişi raporuna göre de, davalı şirkete ait elektrik direğinin yasal zorunluluklara ve şartlara uygun olduğu ve ilk günkü haliyle mevcut olduğu, muris H.U.’nun kendi isteği ile elektrik direğine çıktığı, olayda davalı kurumun herhangi bir kusur ve ihmalinin bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddine (karar verilmiştir).</span></i><span style="color:#010000">” </span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Başvurucuların temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin (Daire) 7/11/2012 tarihli ilamı ile onanmış olup gerekçesi şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“</span><i><span size="2" style="color:#010000">Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün (ONANMASINA).</span></i><span style="color:#010000">” </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. Başvurucuların onama kararına karşı karar düzeltme talepleri de aynı Dairenin 16/5/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Bu karar, başvuruculara 28/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular yasal süresi içinde 26/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.<strong> </strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. İlgili Hukuk</span></strong><span style="color:#010000"> </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinde sorumluluğu genel olarak belirleyen 49. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“</span><i><span size="2" style="color:#010000">Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.</span></i></p>

<p><i><span size="2" style="color:#010000">Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.</span></i><span style="color:#010000">”</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinde kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince yapı malikinin sorumluluğunu belirleyen 69. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“<strong><font size="1"> </font></strong><i><font size="2">Bir</font></i></span><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar.</span></i></p>

<p><i><span size="2" style="color:#010000">Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.</span></i><span style="color:#010000">”</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“<i>Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. </i></span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.</span></i><span size="2" style="color:#010000">”</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“<i>İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.</i>”</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV. İNCELEME VE GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 26/7/2013 tarihli ve 2013/5860 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Başvurucuların İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Başvurucular birinci derece akrabaları olan kişinin ölümü ile ilgili tazminat davasında, taleplerine hükmedilebilmesi için davalının kusurlu olmasının gerekmediğini ve olayda davalının kusursuz sorumluluğu bulunduğunun göz ardı edildiğini, söz konusu olan kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince kamu hizmeti veren ve elektrik dağıtımı yapan şirketin sorumluluğunun bulunduğunu, anılan şirketin sorumluluktan kurtuluş kanıtı getirme imkânının bulunmadığını, bunun tek istisnasının “Tüm emniyet tedbirleri alınmış olsaydı dahi fiil gerçekleşecekti.” denilebilecek nitelikteki olaylar olduğunu, somut olayda ise söz konusu demir elektrik direğinin çevresinde emniyet tedbirlerinin alınmadığını, elektrik direğinin faal olmasına rağmen metruk izlenimi verdiğini, bu nedenle davalı şirketin alınması gerekli tüm emniyet tedbirlerini almamasına rağmen Mahkemece, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilmesi suretiyle kusur durumunda yanılgıya düşülerek davanın reddine karar verildiğini, Mahkeme ve Daire kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve olayın sadece “kusur sorumluluğu” yönünden değerlendirildiğini belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam ve 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın yeniden yapılması ile tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span size="1" style="color:#010000"> </span><span style="color:#010000">Değerlendirme</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü, yakınlarının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin olarak açtıkları tazminat davasının etkili yürütülmediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucuların iddiaları, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile ilişkili görülerek değerlendirmenin anılan madde kapsamında yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Bakanlık görüşünde öncelikle başvuruya konu olayda şikâyetlerin Anayasa’nın 17.,36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. ve 6. maddeleri kapsamında incelenmesinin ve bu incelemede de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin içtihatlarının dikkate alınmasının yararlı olacağının değerlendirildiği belirtilmiş; başvurucuların yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açısından başvurunun kabul edilebilirliği bakımından bir değerlendirmede bulunularak etkili soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğünün maddi yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâline geldiği ancak AİHM’in, Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından usul yükümlülüğüne uygunluğunu inceleme konusundaki zaman bakımından yetkisinin sınırsız olmadığı, bu kapsamda somut başvuruya konu olayın 22/12/2010 tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle başvurunun zaman bakımından kabul edilebilir olup olmadığı hususunda bir değerlendirme yapılması gerektiği, ayrıca başvurucular Halis Aktan Uçar ve Yağmur Uçar’ın Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmadıkları, dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarını tüketmedikleri belirtilerek bu başvurucular için başvuru yollarının tüketilmediği ifade edilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Bakanlık görüşünde yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının esas bakımından değerlendirilmesinde ise yine AİHM içtihatlarına dayanılarak Sözleşme’nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devlete yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarına dair pozitif yükümlülük de yüklediği ancak anılan madde kapsamında yetkililerin pozitif yükümlülüklerinin mutlak/koşulsuz olmadığı, yaşama yönelik varsayılan her tehdidin yetkilileri, riski önlemek için özel önlemler almaya zorlamayacağı, özel önlemler alma yönündeki görevin, sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği ve bunun da yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkacağı hatırlatılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. Bakanlık görüşünde ayrıca somut olaya ilişkin olarak müteveffa H.U.nun 15/4/1975 doğumlu olup olay tarihi itibarıyla 35 yaşında olduğu, akli dengesinin yerinde olmadığına ilişkin belge olmadığı gibi bu yönde bir iddia da bulunmadığı, H.U.nun işçi olarak çalışmasının yanında boş zamanlarında çöp toplayarak geçimini sağladığı, olay günü elektrik direğine çıkarak bakır teli kesmek istediği sırada elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdiği, Mahkemece yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporunda “ölüm tehlikesi” uyarı levhasının okunabilir ve görünür olduğu ancak korkuluk bulunmadığının belirtildiği, aynı raporda korkuluk olmamasının olayın yaşanmasında etkili olmadığının da bildirildiği; başvurucuların, genel olarak davalı şirketin kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde sorumlu olduğunu belirtip devlete atfedilecek bir kusurdan bahsetmedikleri; müteveffanın yaşı, ruhsal durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında olayın insanın öngörülemez davranışı neticesinde gerçekleştiğinin görüldüğü ve müteveffanın ani gelişen bir süreçte bakır teli kesmek için elektrik direğine çıkması sonucunda olayın meydana gelmesi nedeniyle yetkililerin, yaşam hakkına yönelik bir riskin bulunduğunu bilmelerinin mümkün olmadığının değerlendirildiği ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Bakanlık görüşünde, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının usul bakımından yapılan değerlendirmesinde devletin yaşam hakkı kapsamındaki soruşturma açma yükümlülüğünün, başvuruculara üçüncü taraflara adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı veya tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği anlamına gelmediği; mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği, bu durumda da AİHM’in görevinin, ulusal mahkemelerin kullanılan yargı sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için karara varırken Sözleşme’nin 2. maddesi ile öngörülen dikkatli inceleme şartını yerine getirip getirmediğini ya da ne kadar getirdiğini belirlemekten ibaret olduğu belirtilmiş, bu kapsamda somut olayda yapılan işlemler tek tek sıralanmış ve yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiği iddialarının değerlendirilmesindeki takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Ayrıca Bakanlık görüşünde başvurucuların elektrik dağıtım şirketi aleyhine açtıkları tazminat davasının, tazminata karar verilmesini gerektiren kusurunun tespitinde yanılgıya düşülmesi suretiyle karar verilmesi ve gerekçelendirilmemesine yönelik şikâyetlerinin, adil yargılanma hakkının alt unsuru olan “gerekçe hakkı”na ilişkin olduğu, somut olayda Bakanlık tarafından, başvurucuların bu şikâyetlerine benzer içerikteki başka başvurular hakkında sunulan görüşlerden farklı bir durumun bulunmadığı, bu nedenle başvurunun bu kısmına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Başvurucular Bakanlığın görüşüne karşı sundukları cevaplarında Anayasa Mahkemesinin 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları incelediğini, bu nedenle başvurularının zaman bakımından kabul edilemez olduğuna ilişkin görüşün yerinde olmadığını, yine başvurucular Halis Aktan Uçar ve Yağmur Uçar’ın reşit olmamalarından dolayı anneleri başvurucu Perihan Uçar’ın adı geçenlere velayeten Mahkeme nezdinde tazminat davası açtığını, bu durumun da söz konusu dava dilekçesi içeriğinden tespit edilebildiğini, bu nedenle başvuru yollarının tüketilmemesinin de söz konusu olmadığını belirtmişlerdir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucular; ölen kişinin sırasıyla annesi, babası, eşi ve çocuklarıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Bakanlık görüşünde başvurucular Halis Aktan Uçar ve Yağmur Uçar’ın Mahkeme nezdinde tazminat davası açmayarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için tüm başvuru yollarını tüketmedikleri ifade edilmiş ise de söz konusu dava dosyasının incelenmesi neticesinde başvurucu Perihan Uçar’ın adı geçenler adına velayeten tazminat davası açtığı anlaşıldığından başvuru yollarının tüketilmesi yönünden bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45. Anayasa’nın “<i>Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı</i>” başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“</span><i><span size="2" style="color:#010000">Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</span></i><span style="color:#010000">” </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46. 6216 sayılı Kanun’un “<i>Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi</i>” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“</span><i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.</span></i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">”</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47. Devletin, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, §§ 50, 51).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48. Anayasa Mahkemesinin, yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alındığında pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, §§ 52, 53).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49. Ayrıca usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, §§ 55, 59).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50. Bununla birlikte ölüm olayını aydınlatmak üzerine yürütülen ceza soruşturmaları ile mağdurların kendi öncelikleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın, ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (<i>Tahir Canan</i>, § 26; <i>Filiz Aka</i>, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette bazı özel durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (<i>Deniz Yazıcı</i>, B. No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96; <i>Filiz Aka</i>, § 29).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet; yürürlükteki yargı sisteminin, daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (<i>Cemil Danışman</i>, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; <i>Filiz Aka</i>, § 33).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölümüne devletin bir görevlisinin neden olduğunu ileri sürmemiş, devlete atfedilecek bir kusurdan bahsetmemiş, yakınlarının yaşamına yönelik olarak devletin yetkili makamlarınca bilinen ya da bilinmesi gereken gerçek ve yakın bir tehdidin bulunduğuna; devletin, yakınlarının maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlü olmasına rağmen yaşamını korumak için fiili tedbirler almadığına ilişkin bir iddiada da bulunmamışlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54. Somut olayda başvurucular, olay hakkında yapılan ceza soruşturmasına şikâyetçi olarak katılmamışlar ve varsa sorumlulukları olanların da cezalandırılmalarını talep etmemişlerdir. Başvurucuların herhangi bir idari eylem nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek olaydan dolayı ilgili idareye başvurup haklarının yerine getirilmesini istemedikleri de görülmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55. Somut olayda müteveffanın yaşı, ruhsal durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında olayın, müteveffanın öngörülemez davranışı neticesinde gerçekleştiğinin açıkça görüldüğü ve müteveffanın ani gelişen kasıtla elektrik direğine çıkması sonucunda ölüm olayının meydana geldiği, dolayısıyla yetkililerin yaşam hakkına yönelik bir riskin bulunduğunu bilmelerinin ya da bilmeleri gerektiğinin söylenebilmesinin mümkün olmadığı, aksinin kabulünün yetkililer üzerinde aşırı yük oluşturacak bir yorum olacağı aşikârdır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56. Başvurucuların şikâyeti, sadece yakınlarının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin olarak olayda ihmali olduğunu ileri sürdükleri şirket aleyhine açtıkları davayla sınırlıdır. Somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alındığında başvuruya konu davanın, başvurucuların yaşam haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkin hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim sunabilme bakımından yeterli bir telafi sağlayabildiğine şüphe bulunmamaktadır. Zira davaya bakmakla yetkili Mahkemenin, ihlal iddiasının özünü ele alıp inceleyebilme yetkisine sahip olduğu ve verebileceği bir tazminat kararının, ihlal için uygun bir giderim imkânı sağladığı görülmektedir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57. Bu itibarla başvuruya konu olay, devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamındaki “etkili yargısal sistem kurma”ya ilişkin usul yükümlülüğüne bağlı olarak incelenmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu tür olaylara ilişkin başvurulara yönelik inceleme görevi, kullanılan yargı sisteminin yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için mahkemelerin karara varırken Anayasa’nın 17. maddesi ile öngörülen derinlikli ve özenli inceleme şartını yerine getirip getirmediğini ya da ne ölçüde getirdiğini belirlemekten ibarettir<i>.</i></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58. Somut olayda başvurucuların bu kapsamda değerlendirilen şikâyetlerinde yakınlarının ölümünden sorumlu olduğunu düşündükleri şirket aleyhine açtıkları tazminat davasında, yetersiz bilirkişi raporu dayanak yapılmak suretiyle hukuka aykırı bir karar verilip bu tür olaylarda söz konusu olan “sorumluluğa” ilişkin hukuk kurallarının uygulanmasında yanılgıya düşüldüğünü ve Derece Mahkemesi kararların gerekçeden yoksun olduğunu ileri sürdükleri görülmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59. Somut tazminat davası bu bağlamda incelendiğinde (bkz. §§ 18-28) yargılama sürecine dâhil olan bilirkişi ve hâkimlerin bağımsız ya da tarafsız olmadığını gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadığı, yargılamanın kanun yolu incelemesi de dâhil tüm aşamalarında yeterli hız ve özende yapılıp makul bir sürede sonlandırıldığı, duruşmaların belirli tarih aralıklarıyla ve düzenli bir şekilde yapıldığı, ceza soruşturması dosyasının ilgili Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilip incelendiği, ölüm olayı ve dava konusu yapılan hususlara ilişkin yeterli uzmanlığı bulunan bilirkişi refakatinde mahallinde keşif yapıldığı, olayın tanıklarının mahallinde ve bu keşif sırasında dinlendiği, sonrasında bilirkişiden olaya ve tarafların sorumluluklarına ilişkin ayrıntılı ve kapsamlı bir rapor alınması suretiyle ölüm olayıyla bağlantılı tüm delillerin toplandığı, bir avukat tarafından temsil edilen başvurucuların meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, bu bağlamda başvurucuların vekilleri aracılığıyla duruşmalarda temsil edilebildikleri, dava dosyasına bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan delillerden haberdar edildikleri ve bunlardan aleyhlerine olduğunu düşündüklerine itiraz edebildikleri görülmüştür. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60. Ayrıca Mahkeme, davayı reddetmesine ilişkin gerekçesinde olayla ilgili olarak topladığı tüm delillere dayanarak başvurucuların ve karşı tarafın ileri sürdükleri bütün hususları değerlendirmiş ve olayda davalı şirketin sorumluluğunun incelenmesini gerektirecek bir durumun bulunmadığını takdir ettiğini bildirmiştir. Bu karar Yargıtay tarafından</span><i><span size="2" style="color:#010000"> </span></i><span style="color:#010000">Mahkemenin dayandığı deliller, kanuni gerektirici sebepler ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle onanmıştır. Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (<i>Yasemin Ekşi</i>, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57). Bunun sonucunda söz konusu kararların başvurucular tarafından ileri sürüldüğü gibi gerekçeden yoksun olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61. Bu nedenle Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan devletin pozitif yükümlülüğü kapsamındaki usul yükümlülüğüne bağlı olarak yapılan inceleme sonucunda başvuruya konu ölüm olayına ilişkin yargılamada, Derece Mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü derinlikte ve özenli bir inceleme yapma şartını yerine getirmedikleri yönünde herhangi bir eksiklik saptanmayıp başvuruda bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun<i> açıkça dayanaktan yoksunluk</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V. HÜKÜM </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamındaki etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddialarının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Yargılama giderinin tahsilinin başvurucuların mağduriyetine sebep olacağı anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuların yargılama giderini ödemekten tamamen MUAF TUTULMALARINA</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135860-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="58375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/13694 E., 2016/2152 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin201513694-e-20162152-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin201513694-e-20162152-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2016 tarihli, 2015/13694 E., 2016/2152 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/13694 E., 2016/2152 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Davacı ...'e velayeten, kendisine asaleten .... ile davalı ... aralarındaki tazminat davasına dair ... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 13.05.2014 günlü ve 2012/476 E.- 2014/305 K. sayılı hükmün onanması hakkında dairece verilen 24.06.2015 günlü ve 2014/15454 E.- 2015/11778 K. sayılı ilama karşı davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.<br />
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y   K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin desteği ....'in, 31.05.2005 tarihinde, elektrik direğindeki arızayı onarmak için çevresinde hiç bir engel ve korkuluk olmayan direğe çıktığını, elektrik çarpması sonucu hayatını kaybettiğini, davalının ağır özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle 1987 doğumlu desteğin henüz 18 yaşındayken hayata veda ettiğini, geride eşi ve bir çocuğunun kaldığını belirterek; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup, davacı eş ... için 10.000,00 TL manevi, 20.000,00 TL maddi, çocuk ... için 10.000,00 TL manevi, 10.000,00 TL maddi olmak üzere toplam 50.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, öncelikle davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, müvekkili şirketin ikametgah adresinin ... olduğunu, olayın ...'de meydana geldiğini, davanın yetki yönünden reddi gerektiğini, olayın oluşumunda müvekkilinin kusur ve sorumluluğu bulunmadığını, davacıların murisi ...'in, arızaya müdahale etme yetki ve görevi bulunmadığı halde, müvekkilinin izni ve bilgisi olmadan, elektrik direğine çıkması sonucu olayın meydana geldiğini, hiç kimsenin kendi kusurundan kaynaklanan zararı başkasına tazmin ettiremeyeceğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, 01.11.2011 tarihli ilamla davacı vekilinin kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dosyanın temyiz incelemesi Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılmış, 11.06.2012 tarih, 2012/6712 E., 2012/10107 K. sayılı ilamla, davacılar vekilinin dava dilekçesinde adli yardım isteminde bulunduğu ve mahkemece bu istemin kabul edildiği, adli yardımda yararlanma istemleri kabul edilen davacıların, yargılama harç ve giderlerinden muaf tutulması gerektiği gerekçesiyle yargılama masrafları resmi ödenekten karşılanarak yargılamaya devam edilmesi ve toplanılacak deliller çerçevesinde karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece, bozma ilamına uyulmuş, kusur durumunun belirlenmesi için bilirkişi heyetinden rapor alınmış, rapor doğrultusunda, davacıların murisinin ölümünde davalı elektrik dağıtım şirketinin kusurunun olmadığı, oluşan zarar ile davalı arasında illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hükmü; davacılar vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dosyanın temyiz incelemesi Dairemizce yapılmış, 24.06.2015 tarih, 2014/15454 E.; 2015/11778 K. sayılı ilamla "...Her ne kadar davalı ağır özen yükümlülüğü doğuran hizmet yürütmekte ise de, dosya kapsamına göre olay tarihinde reşit olan ve elektrik işi yapan murisin, olayın meydana geldiği elektrik direğindeki arızayı davalı kuruma bildirerek, arızanın davalı kurum tarafından giderilmesi gerektiğini yaptığı iş gereği bilmesi gerektiği ve bu itibarla somut olayda tamamen kusurlu olduğunun anlaşıldığı" gerekçesiyle, mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiş; Dairemizin onama kararına karşı, bu kez, davacılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Dava; desteğin ölümünden kaynaklanan, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Uyuşmazlık; davacıların desteğinin ölümünden, davalı elektrik şirketinin sorumlu tutulup tutulamayacağı, buna bağlı olarak da, davacıların, elektrik dağıtım şirketinden tazminat istemlerinin kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki eksikliklerden doğan zararlardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. (TBK m.69; BK m.58) Bir yapı eserinde herhangi bir yapım bozukluğu olmasa bile, ek güvenlik ve koruma tertibatının bulunmaması bir yapım eksikliği sayılır.Koruma kapsamında, tesisatı tetkik ve muayene etmek de vardır.</p>

<p>Yapı malikinin sorumluluğu, niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk türlerinden "olağan sebep sorumluluğu"dur. Bu nedenle, bu tesislerden meydana gelmiş bir zararın bulunması halinde, zararla tesisin faaliyeti arasında uygun illiyet bağı olması ve hukuka aykırılık unsurları gerçekleştiği takdirde, kusur aranmaksızın sorumluluk doğacaktır. Kaldı ki, bu tesisin yapımındaki bozukluk ve bakımındaki eksiklik de tesis sahibinin kusurunu gösterir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.</p>

<p>Elektrik tesisleri de yapı eseri niteliğindedir. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği 5. maddesi gereğince; kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalı ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.</p>

<p>Ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürüten davalı, gerekli güvenlik uzaklıklarına uymak, dava dışı şahıslar ya da kurumlarca güvenlik uzaklıklarının ihlal edilmesi halinde gerekli denetim ve koruma önlemlerini almakla yükümlüdür. Buna göre, davalı elektrik dağıtım şirketi, yüksek gerilim iletkenlerine güvenli yaklaşma sınırının aşılmamasını sağlayıcı önlemleri almalı, gerekli uyarı levhalarını herkesin kolaylıkla görebileceği yerlere koymalı, bu tesislerin can ve mal güvenliğine zarar vermemesi için yerleşim yeri dışındaki tesislere oranla çok daha kısa aralıklarla kontrollerini yapmalıdır.</p>

<p>Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; babasıyla birlikte, elektrik işiyle iştigal eden, bir ayağı protezli 01.08.1987 doğumlu ...'in, 31.05.2005 günü, elektrik arızasını gidermek için ... Mahallesi, ... Sokakta bulunan elektrik direğine tırmandığı, şehir şebekesine elektrik kablosunu bağlamaya çalıştığı sırada düşerek, yaşamını yitirdiği, ölümünden bir ay sonra çocuğunun dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Olay sonrası İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği tarafından düzenlenen 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflardan; davaya konu olayın meydana geldiği elektrik direğinde uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde, herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir durumda bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Soruşturma dosyasında elektrik mühendisi ...'nın hazırladığı bilirkişi raporunda; demir direkte ikaz edici ve uyarıcı ölüm tehlike levhasının bulunmadığı ve korkuluk tertibatının üzerinde kaynaklı bulunan yuvarlak demir çubukların bazılarının aşağıya doğru eğilmiş olduğu, bunların direğe çıkılmasını engelleyecek şekilde düzeltilmediği, periyodik kontrollerin zamanında yapılmadığı tespit edilmiştir. Ceza davasının yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporunda da; direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu rapor edilmiştir.</p>

<p>Tüm bu rapor ve bilgilere rağmen, hükme esas alınan 14.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda; tırmanma engeli ve ölüm tehlike levhası hakkında bir bilgi bulunmadığı, olaydan dört yıl sonra keşif yapıldığı, dört yıl içinde ölüm tehlike levhasının sökülmüş olacağı, olay tarihinde tırmanma engelinin şartnamesine uygun şekilde olabileceği düşünülerek, davalı ...'a kusur izafesinde bulunulmaması gerektiği rapor edilmiş, 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflar ve soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu göz ardı edilerek, direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunduğu hususu nazara alınmaksızın, eksik incelemeyle rapor tesis edilmiş; mahkemece de, yetersiz bu rapor doğrultusunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar, davacıların murisi, olay tarihinde 18 yaşında yetişkin biri olarak, elektrik direğine çıkmakta kusurlu ise de; davalı elektrik dağıtım şirketi, ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürütmekte olup, yaptığı iş itibariyle her türlü önlemi alması gerektiğinden, direkte uyarıcı levhanın olmaması, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olması, direğin, yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle; somut olayda, davalının, gerekli güvenlik önlemini alma konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediği açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez. Davacıların murisinin çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.</p>

<p>Hal böyle olunca, mahkemece; davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve direkte uyarıcı levhanın olmaması, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olması, direğin yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile; desteğin ve davalının kusur oranları bu kapsamda yeniden belirlenerek, hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.<br />
Mahkeme kararının açıklanan gerekçelerle bozulması gerekirken, zuhulen onandığı anlaşılmakla, davacı tarafın bu yöne ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 24.06.2015 tarih, 2014/15454 E.; 2015/11778 K. sayılı onama kararının kaldırılarak, ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/476 E.; 2014/305 K. sayılı mahkeme kararının yukarıda açıklanan sebeplere binaen BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin201513694-e-20162152-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="16689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2016/19894 E., 2018/6268 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201619894-e-20186268-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201619894-e-20186268-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2018 tarihli, 2016/19894 E., 2018/6268 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/19894 E., 2018/6268 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacılar; murisleri ...'in 07.07.2012 tarihinde, evindeki elektrik arızasını gidermek üzere evinin önündeki elektrik direğine çıktığını ve elektrik çarpması sonucu hayatını kaybettiğini, murisin sürekli yaşanan elektrik kesintilerini defalarca kez davalı kuruma şifai olarak bildirdiğini ancak davalı kurumun buna bir çözüm bulmadığını, murisin bu nedenle arızaya müdahale etmek durumunda kaldığını, söz konusu elektrik direğinde uyarı (ölüm tehlikesi) levhasının bulunmadığını ve davalı kurumun ağır özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı eş ... için 100,00 TL, reşit olmayan müşterek çocuk ... için 100,00 TL olmak üzere toplam 200,00 TL maddi tazminat ile davacı eş için 30.000 TL, müşterek çocuklar ..., için 15.000'er TL olmak üzere toplam 135.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı; davacıların murisi ...'in usulsüz/kaçak enerji bağlantısı yapmak üzere hazırlıklı bir şekilde elektrik direğine tırmandığı, bu davranışı sebebiyle ağır kusurlu olduğunu, müteveffanın elektrik direğine tırmanmanın doğurabileceği tehlikenin bilincinde olduğunu, olayla ilgili taşeron firma ile yapılan yazışmada olay günü civarda elektrik kesintisi olmadığının bildirildiğini, bahse konu olayda davacıların murisinin ağır kusurlu olmasından dolayı illiyet bağının kesildiğini, ayrıca kesinti ile ilgili kuruma elektrik başvurusunun bulunmadığını belirterek, davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, bilinçli bir şekilde tırmanma engelini aşarak yanında pense ve eldiven ile üzerinde enerji bulunan direğe çıkan müteveffanın olayın olmasında tam kusurlu olduğu, davalı tarafın ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava; desteğin ölümünden kaynaklanan, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Uyuşmazlık; davacıların desteğinin ölümünden, davalı elektrik şirketinin sorumlu tutulup tutulamayacağı, buna bağlı olarak da, davacıların, elektrik dağıtım şirketinden tazminat istemlerinin kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kusur aranmaksızın sorumluluğun düzenlendiği haller, kusursuz sorumluluk halleri olarak ifade edilmektedir. Doktrinde kusursuz sorumluluk hallerinin olağan sebep sorumluluğu-tehlike sorumluluğu şeklinde ikili ayırıma tabi tutarken, TBK tarafından açıklanan hakkaniyet sorumluluğu-özen (sebep) sorumluluğu-tehlike sorumluluğu şeklinde ayırıma tabi tutulduğu görülmektedir. Denetleme ve gözetimde özen (cura in custodio) gereği, kusur unsur olarak aranmaz.<br />
Özen sorumluluğuna dayalı kusursuz sorumluluğun düzenlendiği Borçlar Yasası'nın 58. maddesi gereğince "…imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul olur." ( TBK .69. maddesi ). TBK'nun 71/1.maddesine göre de; "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur."</p>

<p>Belirtilen yasal düzenlemeler gereğince, davalı, zararlandırıcı sonucun doğmasına yol açan enerji hattının yapım ve bakım eksikliklerinden kaynaklanan zararlardan sorumludur. Bu tesislerden meydana gelmiş bir zararın bulunması halinde, zararla tesisin faaliyeti arasında uygun illiyet bağı olması ve hukuka aykırılık unsurları gerçekleştiği takdirde, kusur aranmaksızın sorumluluk doğacaktır. Kaldı ki, bu tesisin yapımındaki bozukluk ve bakımındaki eksiklik de tesis sahibinin kusurunu gösterir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.</p>

<p>Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği 5. maddesi gereğince; kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalı ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.</p>

<p>Ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürüten davalı, gerekli güvenlik uzaklıklarına uymak, dava dışı şahıslar ya da kurumlarca güvenlik uzaklıklarının ihlal edilmesi halinde gerekli denetim ve koruma önlemlerini almakla yükümlüdür. Buna göre, davalı elektrik dağıtım şirketi, yüksek gerilim iletkenlerine güvenli yaklaşma sınırının aşılmamasını sağlayıcı önlemleri almalı, gerekli uyarı levhalarını herkesin kolaylıkla görebileceği yerlere koymalı, bu tesislerin can ve mal güvenliğine zarar vermemesi için yerleşim yeri dışındaki tesislere oranla çok daha kısa aralıklarla kontrollerini yapmalıdır.</p>

<p>Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; davacılarım murisi 01.03.1963 doğumlu ...'in, 07.07.2012 günü, elektrik arızasını gidermek üzere elinde pense, eldiven ve izole bant bulunduğu halde, ... Sokaktaki ikametinin karşısında bulunan elektrik direğine tırmandığı ve akıma kapılarak yaşamını yitirdiği anlaşılmaktadır.<br />
Olay sonrası İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği tarafından düzenlenen 08.07.2012 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflardan; davaya konu olayın meydana geldiği elektrik direğinde uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun bulunduğu, direğin yerleşim alanın içinde olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Soruşturma dosyasında elektrik mühendisi ...'ın hazırladığı bilirkişi raporunda; dosyada mevcut olay yeri fotoğraflarının incelenmesinden, olayın gerçekleştiği zaman demir direkte korkuluk bulunduğunun açıkça görüldüğü ancak uyarı levhasının bulunup bulunmadığının anlaşılamadığı, şayet olay anında ölüm tehlikesi levhası mevcut değilse davalı kurumun tali kusurlu olabileceği, asli kusurun direğe tırmanan kişide olduğu kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.</p>

<p>Yargılama sırasında görüşüne başvurulan üç kişilik bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 19.10.2015 tarihli raporda ise; olay günü müteveffanın elinde pense, eldiven ve izole bant ile bir işlem yapmak üzere elektrik direğine çıktığı, müteveffanın yaşı itibari ile elektrik tehlikesini bilebilecek durumda olduğu, elindeki malzemelerin de bu tehlikeyi açıkça bildiğini gösterdiği, uzman olmayan kişilerin elektrik direkleri üzerinde işlem yapmasının mümkün olmadığı, olayın hemen sonrasında kolluk görevlileri tarafından çekilen olay yeri fotoğraflarından direkte tırmanma engelinin bulunduğu ancak ölüm tehlikesi levhasının mevcut olmadığının anlaşıldığı, ne var ki direkte ölüm tehlikesi levhası olup olmasının, elektriğin muhtemel tehlikelerini bildiği anlaşılan ve tırmanma engelini de aşarak kendi inisiyatifi ile bilinçli bir şekilde direğe tırmanmış olan kazalının diğere çıkmasının engellemeyeceği, bu levhanın bulunmamasının olaya bir etkisinin olmadığını, buna göre meydana gelen olayda kazalının %100 kusurlu olduğu, davalı kurumun bir kusuru olmadığının tespit edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Mahkemece, iş bu bilirkişi raporu hükme esas alınarak, olay tarihinde 49 yaşında olan ve elinde bazı malzemeler ile tırmanma engelini de direğe çıkan mütevaffanın olayın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu, elektrik direğinde ölüm tehlikesi levhası bulunmamasının yetişkin bir kişi olan kazazede üzerinde bir etkisi olmadığı ve bu durumun kazazedenin diğere çıkmasının engellemeyeceği kanaati ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar, davacıların murisi, olay tarihinde 49 yaşında yetişkin biri olarak, elektrik direğine çıkmakta kusurlu ise de; davalı elektrik dağıtım şirketi, ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürütmekte olup, yaptığı iş itibariyle her türlü önlemi alması gerektiğinden, direkte uyarıcı levhanın olmaması ve direğin yerleşim alanı içinde kişilerin çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle; somut olayda, davalının, gerekli güvenlik önlemini alma konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediği açıktır.</p>

<p>Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez. Davacıların murisinin çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.</p>

<p>Hal böyle olunca, mahkemece; davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve direğin yerleşim alanı içinde ve direkte uyarıcı levhanın olmaması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile; davalı kurum açısından yapı malikinin sorumluluğuna ve tehlike sorumluluğuna ilişkin; davacı açısından ise, olaydaki bölüşük kusura ilişkin değerlendirmeler içeren, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 5. ve 27. maddelerine göre somut olayı aydınlatan, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli, tarafların kusur oranlarının da gerekçeleriyle belirtildiği, önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik konusunda uzman bilirkişi kurulundan (elektrik mühendisi ) alınarak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken; eksik inceleme ve yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.06.2018 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>(MUHALİF)</strong></p>

<p><strong>KARŞI OY YAZISI</strong></p>

<p>Dava kusursuz sorumluluğa (elektrik çarpmasına ) dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı yeni Türk Borçlar Yasası’nın 69’uncu ve önceki 818 sayılı Borçlar Yasası’nın 58’inci maddelerinde “bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikleri, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden” sorumlu ve bir kusurları söz konusu olmaksızın “doğan zararı gidermekle yükümlü” tutulmuşlardır. Bu sorumluluğa öğretide “kusursuz sorumluluk” veya daha geniş tanımıyla “kusura dayanmayan nesnel sebep sorumluluğu” denilmektedir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik, ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi ) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.</p>

<p>Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığının çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, gene çoğu zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır.</p>

<p>Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıran, bir başka deyişle, zarar ile yapımdaki bozukluklardan veya bakımdaki eksiklikler arasındaki uygun “nedensellik bağı”nı kesen nedenler ise mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru olarak belirlenmiştir.</p>

<p>Buna göre,Elektrik İletim direkleri de maddede belirtilen imal olunan şey kapsamında olduğundan, Elektrik İletim direklerinin sahibi bu tesisin yapımındaki bozukluklardan, korunmasından, bu bağlamda bakım eksikliğinden doğan zarardan uygun illiyet bağının kesilmediği durumlarda kusursuz olarak sorumludur.<br />
Somut olayda davacıların murisi olan mütevvefa mahkemeninde kabulünde olduğu gibi 49 yaşında yetişkin aklı başında olup elektrik direklerinde bulunan hatlardan dolayı direklere tırmanmanın , hatlara müdahale etmenin can ve mal güvenliği için tehlike arzettiğini bilebilecek durumdadır.Ölenin yanında da eldiven , pense ve izole bant taşıması , olay anında olay mahallinde ve civarda elektrik arızası, kesintisinin olmadığı gibi bu yönde yapılmış bir ihbarında olmadığı ,buna rağmen ölenin direğe çıkılmasına engel olunmak için mevcut olan tırmanma engelini de aşıp direğe çıkması ve alçak gerilim hattındaki enerji yüklü hatta müdahalede bulunması üzerine zararlandırıcı olay meydana gelmiştir. Yerleşim alanlarında yönetmelik standartlarına uyularak elektrik hattı tesis edilmesi mümkündür. Ölenin, ölüm ve yaralanma tehlikesini bildiği halde bunu göze almak suretiyle hangi maksatla olursa olsun alçak gerilim hattı bulunan direğe çıkması illiyet bağını kesecek derecede çok ağır kusur teşkil eder.</p>

<p>Bu nedenlerle zarar verici olayın gerçekleşmesinde davacıların murisinin olay öncesindeki ve olayın gerçekleşmesi anındaki hal ve hareketlerine göre ağır kusur teşkil eden davranışları , zararla yapı sahibi olarak davalının yükümlendiği bakım ve özen sorumluluğu arasındaki uygun illiyet bağını kesebilecek ağırlıktadır.<br />
Bu nedenle dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerden dolayı mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmamaktayım.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201619894-e-20186268-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="85668"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/3406 E., 2019/6389 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20193406-e-20196389-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20193406-e-20196389-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09/09/2019 tarihli, 2019/3406 E., 2019/6389 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/3406 E., 2019/6389 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacılar, destekleri ... 'in, 31.05.2005 tarihinde, elektrik direğindeki arızayı onarmak için çevresinde hiç bir engel ve korkuluk olmayan direğe çıktığını, elektrik çarpması sonucu hayatını kaybettiğini, davalının ağır özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle 1987 doğumlu desteğin henüz 18 yaşındayken hayata veda ettiğini, geride eşi ve bir çocuğunun kaldığını belirterek; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup, davacı eş ... için 10.000,00 TL manevi, 20.000,00 TL maddi, çocuk ... için 10.000,00 TL manevi, 10.000,00 TL maddi olmak üzere toplam 50.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı; davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, öncelikle davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, şirketin ikametgah adresinin Diyarbakır olduğunu, olayın Viranşehir'de meydana geldiğini, davanın yetki yönünden reddi gerektiğini, olayın oluşumunda kusur ve sorumluluğu bulunmadığını, davacıların murisi ...'in, arızaya müdahale etme yetki ve görevi bulunmadığı halde, izni ve bilgisi olmadan, elektrik direğine çıkması sonucu olayın meydana geldiğini, hiç kimsenin kendi kusurundan kaynaklanan zararı başkasına tazmin ettiremeyeceğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkemece, 01.11.2011 tarihli ilamla davacı vekilinin kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dosyanın temyiz incelemesi Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılmış, 11.06.2012 tarih, 2012/6712 E., 2012/10107 K. sayılı ilamla, davacılar vekilinin dava dilekçesinde adli yardım isteminde bulunduğu ve mahkemece bu istemin kabul edildiği, adli yardımda yararlanma istemleri kabul edilen davacıların, yargılama harç ve giderlerinden muaf tutulması gerektiği gerekçesiyle yargılama masrafları resmi ödenekten karşılanarak yargılamaya devam edilmesi ve toplanılacak deliller çerçevesinde karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyulmuş, kusur durumunun belirlenmesi için bilirkişi heyetinden rapor alınmış, rapor doğrultusunda, davacıların murisinin ölümünde davalı elektrik dağıtım şirketinin kusurunun olmadığı, oluşan zarar ile davalı arasında illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hükmü; davacılar vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dosyanın temyiz incelemesi Dairemizce yapılmış, 24.06.2015 tarih, 2014/15454 E.; 2015/11778 K. sayılı ilamla "...Her ne kadar davalı ağır özen yükümlülüğü doğuran hizmet yürütmekte ise de, dosya kapsamına göre olay tarihinde reşit olan ve elektrik işi yapan murisin, olayın meydana geldiği elektrik direğindeki arızayı davalı kuruma bildirerek, arızanın davalı kurum tarafından giderilmesi gerektiğini yaptığı iş gereği bilmesi gerektiği ve bu itibarla somut olayda tamamen kusurlu olduğunun anlaşıldığı" gerekçesiyle, mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiş; Dairemizin onama kararına karşı, bu kez, davacılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dairemizin 2015/13694 Esas – 2016/2152 Karar sayılı ve 18/02/2016 tarihli kabul bozma kararı ile anılan karar;<br />
“Dava; desteğin ölümünden kaynaklanan, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlık; davacıların desteğinin ölümünden, davalı elektrik şirketinin sorumlu tutulup tutulamayacağı, buna bağlı olarak da, davacıların, elektrik dağıtım şirketinden tazminat istemlerinin kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.<br />
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki eksikliklerden doğan zararlardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. (TBK m.69; BK m.58) Bir yapı eserinde herhangi bir yapım bozukluğu olmasa bile, ek güvenlik ve koruma tertibatının bulunmaması bir yapım eksikliği sayılır.Koruma kapsamında, tesisatı tetkik ve muayene etmek de vardır.</p>

<p>Yapı malikinin sorumluluğu, niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk türlerinden "olağan sebep sorumluluğu"dur. Bu nedenle, bu tesislerden meydana gelmiş bir zararın bulunması halinde, zararla tesisin faaliyeti arasında uygun illiyet bağı olması ve hukuka aykırılık unsurları gerçekleştiği takdirde, kusur aranmaksızın sorumluluk doğacaktır. Kaldı ki, bu tesisin yapımındaki bozukluk ve bakımındaki eksiklik de tesis sahibinin kusurunu gösterir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.</p>

<p>Elektrik tesisleri de yapı eseri niteliğindedir. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği 5. maddesi gereğince; kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalı ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.</p>

<p>Ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürüten davalı, gerekli güvenlik uzaklıklarına uymak, dava dışı şahıslar ya da kurumlarca güvenlik uzaklıklarının ihlal edilmesi halinde gerekli denetim ve koruma önlemlerini almakla yükümlüdür. Buna göre, davalı elektrik dağıtım şirketi, yüksek gerilim iletkenlerine güvenli yaklaşma sınırının aşılmamasını sağlayıcı önlemleri almalı, gerekli uyarı levhalarını herkesin kolaylıkla görebileceği yerlere koymalı, bu tesislerin can ve mal güvenliğine zarar vermemesi için yerleşim yeri dışındaki tesislere oranla çok daha kısa aralıklarla kontrollerini yapmalıdır. Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; babasıyla birlikte, elektrik işiyle iştigal eden, bir ayağı protezli 01.08.1987 doğumlu ...'in, 31.05.2005 günü, elektrik arızasını gidermek için ... ,...Sokakta bulunan elektrik direğine tırmandığı, şehir şebekesine elektrik kablosunu bağlamaya çalıştığı sırada düşerek, yaşamını yitirdiği, ölümünden bir ay sonra çocuğunun dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Olay sonrası İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği tarafından düzenlenen 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflardan; davaya konu olayın meydana geldiği elektrik direğinde uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde, herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir durumda bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Soruşturma dosyasında elektrik mühendisi ... 'nın hazırladığı bilirkişi raporunda; demir direkte ikaz edici ve uyarıcı ölüm tehlike levhasının bulunmadığı ve korkuluk tertibatının üzerinde kaynaklı bulunan yuvarlak demir çubukların bazılarının aşağıya doğru eğilmiş olduğu, bunların direğe çıkılmasını engelleyecek şekilde düzeltilmediği, periyodik kontrollerin zamanında yapılmadığı tespit edilmiştir. Ceza davasının yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporunda da; direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu rapor edilmiştir.</p>

<p>Tüm bu rapor ve bilgilere rağmen, hükme esas alınan 14.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda; tırmanma engeli ve ölüm tehlike levhası hakkında bir bilgi bulunmadığı, olaydan dört yıl sonra keşif yapıldığı, dört yıl içinde ölüm tehlike levhasının sökülmüş olacağı, olay tarihinde tırmanma engelinin şartnamesine uygun şekilde olabileceği düşünülerek, davalı ...'a kusur izafesinde bulunulmaması gerektiği rapor edilmiş, 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflar ve soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu göz ardı edilerek, direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunduğu hususu nazara alınmaksızın, eksik incelemeyle rapor tesis edilmiş; mahkemece de, yetersiz bu rapor doğrultusunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar, davacıların murisi, olay tarihinde 18 yaşında yetişkin biri olarak, elektrik direğine çıkmakta kusurlu ise de; davalı elektrik dağıtım şirketi, ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürütmekte olup, yaptığı iş itibariyle her türlü önlemi alması gerektiğinden, direkte uyarıcı levhanın olmaması, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olması, direğin, yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle; somut olayda, davalının, gerekli güvenlik önlemini alma konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediği açıktır.</p>

<p>Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez. Davacıların murisinin çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.</p>

<p>Hal böyle olunca, mahkemece; davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve direkte uyarıcı levhanın olmaması, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olması, direğin yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile; desteğin ve davalının kusur oranları bu kapsamda yeniden belirlenerek, hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir “ gerekçesiyle bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemece, bozma kararına uyulmuş, elektrik mühendislerinden oluşan bilirkişi kuruluna rapor hazırlatılmış, raporda direğe çıkan kablo bağlantısı yapmaya çalışan vefat edenin % 80, işletme ve bakım sorumluluğunu yerine getirmeyen davalının % 20 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, tazminat hesap uzmanı bilirkişi raporunda davacıların hakettiği tazminat miktarını hesaplamıştır. Davacılar vekili, 05/03/2018 tarihli ıslah dilekçeleri ile maddi tazminata ilişkin talep sonuçlarını ... için 38.482.38.-TL'ye ... için 10.791.53.-TL'ye yükseltmilerdir.</p>

<p>Mahkemece; davanın kısmen kabulüne ,davacı ... için 38.482,38 TL ve davacı ... için 10.791,53 TL olmak üzere toplam 49.273,91 TL tazminatın olay tarihi olan 31/05/2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacılara verilmesine, davacı ... için 2.000,00 TL ve davacı ... için 2.000,00 TL olmak üzere toplam 4.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 31/05/2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir .</p>

<p>1-) Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz istemlerinin reddi gerekir.</p>

<p>2-)Dairemizin anılan bozma kararından sonra yapılan yargılama sırasında, davacılar davasını ıslah etmiş ve mahkeme de bu ıslahı dikkate alarak hüküm kurmuştur.<br />
Islah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. HMK'nın 176. maddesinde ıslah; “taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanun'un müteakip 177.maddesinde ise, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar yapılabileceği öngörülmüş olduğundan ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığından, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmek ve bu nedenle bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.</p>

<p>Nitekim, 04.02.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; 'ıslah'ın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84. maddesinin (HMK.177.m) açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği, Yargıtay'ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı açıklanmış, yine; Yargıtay İçtihadı Birleştime Genel Kurulunun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E.-2016/1 K.sayılı ilamı ile "Her ne sebeple verilirse verilsin, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesine gerek olmadığına" karar verilmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise, Dairemizin 18/02/2016 tarihli bozma ilamı sonrasında mahkemece yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporu sonrasında davacı vekilince 05/03/2018 tarihli ıslah dilekçesinin sunulduğu, mahkemece de davacı vekilinin söz konusu ıslah dilekçesi dikkate alınmak suretiyle hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da nazara alındığında bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından mahkemece bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3-)TBK.nın 58. maddesi hükmüne göre; kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.</p>

<p>Somut olaya gelince; olay tarihi, olayların gelişim süreci, tarafların konumu ve yukarıda anılan ilkeler gözetildiğinde her iki davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı da azdır. Mahkemece daha yüksek düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenle davalı yararına, 3. bentte açıklanan nedenle davacı yararına hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20193406-e-20196389-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="33008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 26 Haziran 2026 Tarihli ve 33292 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma esaslarına ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Anabilim dalı başkanı: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi anabilim dalları başkanlarını,</p>

<p>b) Fakülte: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini,</p>

<p>c) Hastane Müdürü: Merkezde görevli Hastane Müdürünü,</p>

<p>ç) Hastane müdür yardımcısı: Merkezde görevli hastane müdür yardımcısını,</p>

<p>d) Klinik sorumlusu: Merkezde görevli klinik sorumlusu öğretim üyesini,</p>

<p>e) Merkez (Hastane): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>f) Müdür (Başhekim): Merkezin Müdürünü (Başhekim),</p>

<p>g) Müdür yardımcısı (Başhekim yardımcısı): Merkezin müdür yardımcısını,</p>

<p>ğ) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>h) Rektör Yardımcısı: Rektör tarafından görevlendirilen sorumlu Rektör Yardımcısını,</p>

<p>ı) Sorumlu Hemşire (Başhemşire): Merkezde görevli Sorumlu Hemşireyi,</p>

<p>i) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>j) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin (Hastanenin) amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Fakültenin lisans ve lisansüstü eğitim-öğretim programları kapsamında yapılması gerekli klinik uygulamalara ve araştırmalara olanak sağlamak.</p>

<p>b) Merkeze (Hastaneye) başvuran acil ve/veya diğer tüm hastalara bilimsel ölçütlere uygun ve kaliteli bir ağız, diş ve çene sağlığı tedavi hizmeti sunmak.</p>

<p>c) Üniversite bünyesindeki fakülte, enstitü, yüksekokul, uygulama ve araştırma merkezleri başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlarla Merkezin faaliyet alanları ile ilgili iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) Eğitim ve sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve niteliğini arttırmak.</p>

<p>d) Bilimsel araştırma ve uygulamaların gerçekleşmesi için gerekli koşulları hazırlamak ve akademik desteği sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin (Hastanenin) faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Merkeze (Hastaneye) başvuran tüm hastalara bilimsel ve güvenilir ağız, diş ve çene sağlığı hizmeti vermek ve bu konu ile ilgili araştırma ve uygulamalarda bulunmak.</p>

<p>b) Uzmanlık tedavi protokolleri kapsamında girişimsel cerrahi teknikleri uygulayarak, lokal ve genel ameliyathanelerde hastaların ayakta veya yatarak müşahede, muayene, teşhis, tedavi ve rehabilitasyonlarını sağlamak ve konuyla ilgili gerekli birimleri oluşturmak.</p>

<p>c) Tüm disiplinlerle toplum ağız ve diş sağlığına yönelik araştırmalar konusunda iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla ve özel sektör kuruluşlarıyla ağız ve diş sağlığı konusunda ortak projelerin geliştirilmesine imkân sağlamak, iş birliği yapmak.</p>

<p>d) Tıbbi araştırma ve uygulamaların en üst düzeyde gerçekleştirilmesi için bilimsel araştırma koşullarını hazırlamak.</p>

<p>e) Ağız, diş ve çene sağlığı alanında ulusal ve uluslararası kurumlar ile iş birliği ve anlaşmalar yaparak sertifika ve eğitim programları düzenlemek, diş hekimlerine mezuniyet sonrası eğitim vermek, paneller, seminerler, kurslar, kongreler ve benzeri faaliyetler organize etmek ve bilimsel görüşler sunmak.</p>

<p>f) Üniversite bünyesinde faaliyet gösteren sağlık personeli yetiştiren fakülte ve diğer eğitim ve öğretim birimleri öncelikli olmak üzere; sağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerine ilişkin alt yapıyı hazırlamak.</p>

<p>g) Merkezin (Hastanenin) amaçları doğrultusunda, Yönetim Kurulunun kararlaştırdığı diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ğ) Toplumun ağız ve diş sağlığı konusundaki bilgi, davranış ve eksikliklerini tespit ederek bunların giderilmesine yönelik projeler geliştirmek ve toplum arasındaki iletişimi sağlamak.</p>

<p>h) Üniversite öğrencilerinin ağız ve diş sağlığı konusunda yaşam bilinci kazanmalarını ve Merkez projelerinde etkin görev almalarını sağlamak, bu amaçla özendirici eğitsel faaliyetlerde bulunmak ve bu alanda çalışmak isteyenleri desteklemek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin (Hastanenin) yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür (Başhekim).</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür (Başhekim)</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür (Başhekim), Fakültede devamlı statüde görev yapan diş hekimi öğretim üyeleri arasından, Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir.</p>

<p>(2) Süresi biten Müdür (Başhekim) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün (Başhekimin) görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün (Başhekimin) görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yürürlükteki mevzuata uygun olarak hastane hizmetlerini yürütmek ve Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin (Hastanenin) verimli çalışması için gerekli tedbirleri almak ve gerekli düzenlemeleri yapmak.</p>

<p>c) Merkezin (Hastanenin) çalışmalarını düzenli olarak yürütmek ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Bütçe, personel ihtiyaçları ile ilgili önerilerini gerekçesi ile birlikte hazırlayarak Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümlerine uygun olarak mal ve hizmet satın alınmasını sağlamak.</p>

<p>e) Hizmet satın alma yolu ile yapılan sözleşmelerin uygulanmasını ve denetimini sağlamak.</p>

<p>f) Görevini, kalite yönetim sistem politikası, hedefleri ve işlemlerine uygun olarak yürütmek.</p>

<p>g) Merkezin (Hastanenin) yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun onayını aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>ğ) Merkez (Hastane) çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümlerinin verdiği diğer görev ve sorumlulukları yerine getirmek.</p>

<p>ı) Merkeze (Hastaneye) bağlı idari, sağlık, teknik olmak üzere tüm hastane personelinin yönetim, denetim ve genel gözetimini yapmak.</p>

<p>i) Merkezin (Hastanenin) temizlik, onarım, bakım, hasta kabul, güvenlik ve teknik hizmetleri ile ilgili esasları tespit etmek.</p>

<p>j) Merkezin (Hastanenin) dosya arşivinin düzenli çalışması için gerekli kararları almak ve uygulamak.</p>

<p>k) Hasta-hekim; hasta, hasta yakınları-personel arasındaki ilişkilerin insancıl olması ve hastane içerisindeki düzen ve disiplinin sağlanması için gerekli önlemleri almak.</p>

<p>l) İlgili mevzuat kapsamında diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Müdür yardımcıları (Başhekim yardımcıları) ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) İhtiyaç duyulması halinde, Fakültede devamlı statüde görev yapan diş hekimi öğretim üyeleri arasından, Müdürün (Başhekimin) önerisi ile Rektör tarafından üç yıllık süre için en fazla iki müdür yardımcısı (Başhekim yardımcısı) görevlendirilir. Müdür yardımcıları, Müdürün yapacağı yetki devrine göre, Merkez hizmetlerinin yürütülmesinde Müdüre yardımcı olurlar.</p>

<p>(2) Müdürün (Başhekimin) görevi sona erdiğinde, yardımcılarının görevi de kendiliğinden sona erer. Süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce aynı usulle değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulu üyeleri şunlardan oluşur:</p>

<p>a) Rektör Yardımcısı.</p>

<p>b) Müdür (Başhekim).</p>

<p>c) Fakülte Dekanı.</p>

<p>ç) Müdür yardımcıları (Başhekim yardımcıları).</p>

<p>d) Hastane Müdürü.</p>

<p>e) Hastane müdür yardımcısı.</p>

<p>(2) Yönetim Kuruluna Rektör Yardımcısı olmadığı zamanlarda Müdür (Başhekim) başkanlık yapar. Yönetim Kurulu ayda en az bir kez olağan ve gerektiğinde Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Yönetim Kurulu, salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu raportörlüğünü hastane müdür yardımcısı yapar.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçları, faaliyet alanları ve yönetimi ile ilgili konularda ilgili mevzuat doğrultusunda Merkezin yönetimi ve işletilmesi için gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Merkez kliniklerinin ve laboratuvar birimlerinin, idari ünitelerin, ortak kullanım sahalarının ve yeni kurulan ünitelerin etkin çalışması için koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>c) Merkezin personel ve mali kaynaklarını inceleyerek, bütçe önerisi hakkında Rektöre sunulmak üzere görüş hazırlamak.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve yıllık çalışma programını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>d) Çalışma raporlarını ve istatistikî verileri değerlendirmek ve gerektiğinde Merkez faaliyetlerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için önerilerde bulunmak.</p>

<p>e) Merkezin daha iyi sağlık hizmeti verebilmesi için gerekli olan birimleri, klinikleri, laboratuvarları, hastalara yönelik tanı ve tedavi üniteleri ile eğitim birimlerini kurmak.</p>

<p>f) Merkezin personel ve mali kaynaklarını, performansa dayalı olarak inceleyerek gerekli kararları almak ve her yıl sonunda birimlerin hizmet performanslarını inceleyerek ertesi yıl için tasarruf ve/veya teşvik yönünde tedbirler almak.</p>

<p>g) Müdürün (Başhekimin), Merkezin yönetimi ile ilgili önerdiği bütün işleri değerlendirerek karar almak.</p>

<p>ğ) Merkez elemanlarının eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve yayım konularındaki isteklerini değerlendirip karara bağlamak.</p>

<p>h) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hastane Müdürü ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Hastane Müdürü; ilgili mevzuat hükümlerine göre dört yıllık lisans mezunları arasından, en az on yıllık devlet memurluğu tecrübesi olan ve/veya hastane yönetim hizmetlerinde en az beş yıl deneyimi olan adaylar arasından Müdürün (Başhekimin) önerisi ile Rektör tarafından görevlendirilir.</p>

<p>(2) Hastane Müdürü, Müdürün (Başhekimin) görev ve sorumluluk alanlarında Müdür (Başhekim) ve Yönetim Kurulunca belirlenen esaslara göre çalışır ve verilen görevleri yapar.</p>

<p><strong>Hastane müdür yardımcısı ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Hastane müdür yardımcısı; ilgili mevzuat hükümlerine göre dört yıllık lisans mezunları arasından, en az on yıllık devlet memurluğu tecrübesi olan ve/veya hastane yönetim hizmetlerinde en az beş yıl deneyimi olan adaylar arasından Müdürün (Başhekimin) önerisi ile Rektör tarafından görevlendirilir.</p>

<p>(2) Hastane müdür yardımcısı; Müdürün (Başhekimin) ve Hastane Müdürünün görev ve sorumluluk alanlarında Müdür (Başhekim) ve Yönetim Kurulunca belirlenen esaslara göre çalışır ve verilen görevleri yapar.</p>

<p><strong>Klinik sorumlusu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Anabilim dalının kadrolu öğretim üyeleri arasından, ilgili anabilim dalında görev yapan öğretim üyesi yoksa diğer anabilim dallarından, bir öğretim üyesi anabilim dalı akademik kurul kararı ile klinik sorumlusu olarak belirlenerek sorumluluk sürelerini gösterir zaman çizelgeleri ile birlikte Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>(2) Klinik sorumlusu öğretim üyesi, ilgili klinikte sunulan tüm tıbbi uygulamalar ile ilgili olarak Müdüre (Başhekime) ve Dekana karşı sorumludur.</p>

<p>(3) Klinik sorumlusu; ilgili kliniğin, ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde çalıştırılmasından, ilgili kayıtların tutulmasından ve korunmasından; ayrıca, altyapı ile ilgili donanımın usulüne uygun kullandırılmasından Müdüre karşı sorumludur.</p>

<p>(4) Klinikte hizmet sunan ve/veya eğitim alan lisans ve doktora/uzmanlık öğrencilerinin ilgili mevzuat hükümlerine göre çalışmalarından klinik sorumlusu sorumludur. Bu kadrolar dışındaki personelin hizmet ilkelerine uygun çalışmalarının denetim sorumluluğu da klinik sorumlusuna aittir.</p>

<p><strong>Sorumlu Hemşire (Başhemşire) ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Sorumlu Hemşire (Başhemşire); Merkezde (Hastanede) görev yapan, lisans düzeyinde eğitim veren okulların hemşirelik bölümünden mezun ve en az on yıl hemşirelik hizmeti olan adaylar arasından ilgili mevzuat hükümlerine göre Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilir.</p>

<p>(2) Merkezde (Hastanede) görevli hemşireler ve sağlık hizmetlerinde çalışan diğer personel, Sorumlu Hemşire sorumluluğunda olup hemşirelik hizmetlerinin yönetim ve organizasyonu konusunda Merkez yönetim organlarının belirlediği usul ve esaslara göre çalışmak ve Müdür (Başhekim) tarafından verilen diğer görevleri yapmakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Merkezin (Hastanenin) ünite ve birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkez (Hastane) ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak, ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet ve eğitim kalitesini ve verimliliğini arttırmak amacıyla çalışma grupları, komisyon, komite, ünite ve bağlı birimler kurulabilir. Bunların çalışma usul ve esasları Yönetim Kurulunca belirlenir.</p>

<p>(2) Merkezde (Hastanede) ve ilişkili birimlerde bulunan ameliyathane, yataklı servis, poliklinik veya laboratuvar hizmetleri ile Merkezin (Hastanenin) idari işlerinde görevli olanlar, Müdüre (Başhekime) karşı sorumludur.</p>

<p>(3) Merkezin (Hastanenin) faaliyet alanlarında görevli anabilim dalı başkanları, laboratuvar ve klinik sorumluları; sorumluluk alanlarına giren bölgelerde hizmetlerin en verimli ve en iyi şekilde gerçekleştirilmesinden Merkez yönetimi ile iş birliği ve koordinasyon içinde olmakla yükümlü ve sorumludurlar.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Merkezin (Hastanenin) harcama yetkilisi Müdürdür (Başhekimdir).</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) 9/3/2020 tarihli ve 31063 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="74024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİR ELEKTRİK DİREĞİNE ÇIKIP YARALANAN HERKES OTOMATİK OLARAK %100 KUSURLU MUDUR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bir-elektrik-diregine-cikip-yaralanan-herkes-otomatik-olarak-100-kusurlu-mudur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bir-elektrik-diregine-cikip-yaralanan-herkes-otomatik-olarak-100-kusurlu-mudur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilirkişi Raporlarının Eksik İnceleme Sorunu ve Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Sorumluluğu</p>

<p>Bir köyde ya da küçük bir yerleşim yerinde yaşadığınızı düşünün. Elektrikler sık sık gidiyor. Mahalleli bunun sıradan bir kesinti olmadığını, hatta bir arıza bulunduğunu düşünüyor. İddiaya göre elektrik dağıtım şirketi aranıyor, durum bildiriliyor. Ancak ekipler gelmiyor.</p>

<p>Saatler geçiyor. Bir kişi sorunun kaynağını anlamak ya da arızayı kontrol etmek amacıyla yüksek gerilim hattının bulunduğu direğe çıkıyor. Sonrası birkaç saniye sürüyor. Yüksek gerilim akımına kapılıyor ve ağır şekilde yaralanıyor.</p>

<p>Ardından mahkemelik süreç başlıyor. Bu noktada çoğu kişinin aklına aynı soru geliyor: "Direğe çıktıysa zaten kusurlu değil mi?"</p>

<p>Gerçekten de yüksek gerilim hattına yaklaşmanın son derece tehlikeli olduğu tartışmasızdır. Ancak hukuk bazen ilk bakışta görünen cevaptan daha farklı sorular sorar. Peki yüksek gerilim hattını işleten elektrik dağıtım şirketi gerekli tüm güvenlik önlemlerini almış mıdır? Direkte bulunması gereken koruma sistemleri mevzuata uygun mudur? Uyarı levhaları yeterli midir? Tırmanmayı engelleyici sistemler gerçekten işlevsel durumda mıdır? Olay öncesinde yapılan arıza ihbarları araştırılmış mıdır?</p>

<p>Ve en önemlisi; bir kişinin kusurlu davranmış olması, elektrik dağıtım şirketinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelir mi?</p>

<p>Yakın zamanda incelediğimiz bir dosyada hazırlanan bilirkişi raporu bu soruların büyük bölümünü tartışmaksızın davacıya yüzde yüz kusur yüklemişti. Oysa Yargıtay'ın yıllardır istikrarlı şekilde vurguladığı ilkeler, yüksek gerilim tesislerini işleten şirketlerin çok ağır bir özen yükümlülüğü altında bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca bir kişinin neden direğe çıktığı değil, aynı zamanda tehlikeli bir tesisi işleten şirketin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği meselesidir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca yapı eserinden doğan sorumluluk kusura değil, objektif sorumluluk esasına dayanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre enerji nakil hatları ve yüksek gerilim tesisleri de yapı eseri niteliğindedir.</p>

<p>Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20193406-e-20196389-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2019/3406 Esas, 2019/6389 Karar sayılı ilamı</a>nda</strong> şu değerlendirmeye yer verilmiştir:</p>

<p><i>"Elektrik tesisleri de yapı eseri niteliğindedir.<strong> Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği 5. maddesi gereğince, kuvvetli akım tesisleri </strong>her türlü işletme durumunda, cana ve mala <strong>herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. </strong>Herhangi bir kimsenin <strong>dikkatsizlikle de olsa</strong> yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) <strong>dokunulması olanaksız olmalı ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.</strong> </i></p>

<p><i>Ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürüten davalı, gerekli güvenlik uzaklıklarına uymak, dava dışı şahıslar ya da kurumlarca güvenlik uzaklıklarının ihlal edilmesi halinde gerekli denetim ve koruma önlemlerini almakla yükümlüdür. Buna göre, davalı elektrik dağıtım şirketi, yüksek gerilim iletkenlerine <strong>güvenli yaklaşma sınırının aşılmamasını sağlayıcı önlemleri almalı, gerekli uyarı levhalarını herkesin kolaylıkla görebileceği yerlere koymalı, bu tesislerin can ve mal güvenliğine zarar vermemesi için yerleşim yeri dışındaki tesislere oranla çok daha kısa aralıklarla kontrollerini yapmalıdır.</strong></i></p>

<p><i>Olay sonrası İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği tarafından düzenlenen 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflardan, davaya konu olayın meydana geldiği <strong>elektrik direğinde uyarıcı levhanın olmadığı</strong>, direğe çıkılmasını <strong>engelleyici korkuluğun eğik olduğu</strong>, direğin, yerleşim alanın içinde, <strong>herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir durumda bulunduğu anlaşılmaktadır.</strong> </i></p>

<p><i>Tüm bu <strong>rapor ve bilgilere rağmen, hükme esas alınan 14.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda</strong>, tırmanma engeli ve ölüm tehlike levhası hakkında bir <strong>bilgi bulunmadığı</strong>, olaydan <strong>dört yıl sonra keşif yapıldığı</strong>, <strong>dört yıl içinde ölüm tehlike levhasının sökülmüş olacağı</strong>, olay tarihinde tırmanma engelinin şartnamesine <strong>uygun şekilde olabileceği düşünülerek</strong>, davalı ...'a <strong>kusur izafesinde bulunulmaması gerektiği</strong> rapor edilmiş, 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflar ve soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu göz ardı edilerek, direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun <strong>eğik olduğu</strong>, direğin, yerleşim alanın içinde <strong>herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunduğu hususu nazara alınmaksızın, eksik incelemeyle rapor tesis edilmiş</strong>, mahkemece de, yetersiz bu rapor doğrultusunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir .</i></p>

<p><i>Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, <strong>davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez</strong>. Davacıların murisinin çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması <strong>davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz</strong>. Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.</i></p>

<p><i>Hal böyle olunca, mahkemece, davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve <strong>direkte uyarıcı levhanın olmaması</strong>, direğe çıkılmasını engelleyici <strong>korkuluğun eğik olması</strong>, direğin yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile, desteğin ve davalının kusur oranları bu kapsamda yeniden belirlenerek, hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, <strong><u>yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir “ gerekçesiyle bozulmuştur.”</u></strong></i></p>

<p>Bu noktada Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 44/2-o maddesi ayrıca önem kazanmaktadır. Anılan düzenleme yüksek gerilim direklerinde belirli teknik özellikleri taşıyan tırmanma engellerinin bulunmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, bilirkişi raporlarında yalnızca "tırmanma engeli vardır" denilerek sonuca ulaşılması, buna karşılık bu engelin yönetmeliğe uygun olup olmadığının hiç araştırılmamasıdır.</p>

<p>Oysa bir güvenlik önleminin varlığı ile mevzuata uygun ve işlevsel olması aynı şey değildir. Anayasa Mahkemesi de teknik incelemenin önemini çeşitli kararlarında vurgulamıştır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20135860-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">1/12/2015 tarihli Perihan Uçar ve Diğerleri kararında Anayasa Mahkemesi</a> </strong>şu tespitte bulunmuştur:</p>

<p><i>"59. Somut tazminat davası bu bağlamda incelendiğinde (bkz. §§ 18-28) yargılama sürecine dâhil olan bilirkişi ve hâkimlerin bağımsız ya da tarafsız olmadığını gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadığı, yargılamanın kanun yolu incelemesi de dâhil tüm aşamalarında yeterli hız ve özende yapılıp makul bir sürede sonlandırıldığı, duruşmaların belirli tarih aralıklarıyla ve düzenli bir şekilde yapıldığı, ceza soruşturması dosyasının ilgili Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilip incelendiği, ölüm olayı ve dava konusu yapılan hususlara ilişkin yeterli uzmanlığı bulunan <strong>bilirkişi refakatinde mahallinde keşif yapıldığı, olayın tanıklarının mahallinde ve bu keşif sırasında dinlendiği,</strong> sonrasında bilirkişiden olaya ve tarafların sorumluluklarına ilişkin ayrıntılı ve kapsamlı bir rapor alınması suretiyle <strong>ölüm olayıyla bağlantılı tüm delillerin toplandığı</strong>, bir avukat tarafından temsil edilen başvurucuların meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, bu bağlamda başvurucuların vekilleri aracılığıyla duruşmalarda temsil edilebildikleri, dava dosyasına bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan delillerden haberdar edildikleri ve bunlardan aleyhlerine olduğunu düşündüklerine itiraz edebildikleri görülmüştür."</i></p>

<p>Kararda özellikle mahallinde keşif yapılması ve teknik incelemenin ayrıntılı biçimde gerçekleştirilmesi hususları vurgulanmıştır. Buna karşılık olay yerinde keşif yapılmadan, tırmanma engeli ölçülmeden, teknik uygunluk denetlenmeden hazırlanan raporların sağlıklı bir kusur değerlendirmesi yapabilmesi güç olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Benzer şekilde arıza ihbarlarının araştırılması da büyük önem taşımaktadır. Tanıklar tarafından elektrik dağıtım şirketine olay öncesinde ihbarda bulunulduğu ileri sürülmesine rağmen çağrı kayıtlarının incelenmemesi, ekip görevlendirmesi yapılıp yapılmadığının araştırılmaması ve bu hususların raporda hiç değerlendirilmemesi eksik inceleme tartışmasını gündeme getirmektedir.</p>

<p>Sorunun bir diğer boyutu ise varsayımlara dayalı değerlendirmelerdir. Bazen bilirkişi raporlarında "ters besleme olabilir", "indüksiyon gerilimi oluşabilir", "hatta başka yönden enerji gelmiş olabilir" şeklinde teorik ihtimallere yer verilmektedir.</p>

<p>Ancak bilirkişilik kurumu teorik ihtimalleri değil, somut olayın teknik gerçekliğini ortaya koymak için vardır. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201619894-e-20186268-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/19894 Esas, 2018/6268 Karar sayılı kararı</a>nda</strong> bu hususu şu şekilde ifade etmiştir:</p>

<p><i>"Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, <strong>davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez. </strong>Davacıların murisinin <strong>çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz.</strong> Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.</i></p>

<p><i>Hal böyle olunca, mahkemece, davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve direğin yerleşim alanı içinde ve direkte uyarıcı levhanın olmaması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile, davalı kurum açısından yapı malikinin sorumluluğuna ve tehlike sorumluluğuna ilişkin, davacı açısından ise, olaydaki bölüşük kusura ilişkin değerlendirmeler içeren, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 5. ve 27. maddelerine göre somut olayı aydınlatan, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli, tarafların kusur oranlarının da gerekçeleriyle belirtildiği, <strong>önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik konusunda uzman bilirkişi kurulundan (elektrik mühendisi ) alınarak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, <u>eksik inceleme ve yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir."</u></strong></i></p>

<p>Karardan da görüleceği üzere Yargıtay, varsayımsal değerlendirmeler yerine somut olayı aydınlatan, denetime elverişli ve teknik gerekçeler içeren raporlar aramaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıklarda sıkça karşılaşılan bir başka hata da ceza soruşturmasındaki takipsizlik kararlarının hukuk yargılamasında belirleyici kabul edilmesidir. Oysa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi açık biçimde hukuk hâkiminin ceza mahkemesi kararlarıyla bağlı olmadığını düzenlemektedir.</p>

<p>Ceza hukukunda kusur bulunmaması, hukuk hukukunda kusursuz sorumluluk veya tehlike sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle ceza soruşturmasında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının tek başına tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırdığı söylenemez.</p>

<p>Belki de en önemli mesele kusur oranıdır. Yüksek gerilim direğine çıkan kişinin kusurlu olduğu kabul edilse dahi bu durum elektrik dağıtım şirketinin otomatik olarak kusursuz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin201513694-e-20162152-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015/13694 Esas 2016/2152 Karar sayılı kararın</a>da</strong> şu değerlendirmeyi yapmıştır:</p>

<p><i>"Tüm bu rapor ve bilgilere rağmen, hükme esas alınan 14.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda, tırmanma engeli ve ölüm tehlike levhası hakkında bir bilgi bulunmadığı, olaydan dört yıl sonra keşif yapıldığı, dört yıl içinde ölüm tehlike levhasının sökülmüş olacağı, olay tarihinde tırmanma engelinin şartnamesine uygun şekilde olabileceği düşünülerek, davalı ...'a kusur izafesinde bulunulmaması gerektiği rapor edilmiş, 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflar ve soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu göz ardı edilerek, direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunduğu hususu nazara alınmaksızın, eksik incelemeyle rapor tesis edilmiş, mahkemece de, yetersiz bu rapor doğrultusunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>Her ne kadar, davacıların murisi, olay tarihinde 18 yaşında yetişkin biri olarak, <strong>elektrik direğine çıkmakta kusurlu ise de,</strong> davalı elektrik dağıtım şirketi, ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürütmekte olup, yaptığı iş itibariyle her türlü önlemi alması gerektiğinden, direkte <strong>uyarıcı levhanın olmaması</strong>, direğe çıkılmasını engelleyici <strong>korkuluğun eğik olması</strong>, direğin, yerleşim alanı içinde <strong>herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle,</strong> somut olayda, davalının, gerekli güvenlik önlemini alma konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediği açıktır." </i></p>

<p>Bu tespit önemlidir. Çünkü yüksek gerilim hattı olaylarında mesele yalnızca mağdurun davranışı değildir. Aynı zamanda işletici şirketin güvenlik yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği de araştırılmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak elektrik dağıtım şirketlerinin işlettiği yüksek gerilim hatları, ağır tehlike doğuran tesislerdir. Bu nedenle işletici şirketlerin özen yükümlülüğü sıradan bir işletmeden çok daha yüksektir.</p>

<p>Yerinde teknik inceleme yapılmadan, tırmanma engellerinin mevzuata uygunluğu araştırılmadan, arıza ihbarları incelenmeden, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği hükümleri değerlendirilmeden ve TBK m.69 kapsamında kusursuz sorumluluk tartışılmadan hazırlanan bilirkişi raporlarının hükme esas alınması ciddi hukuki sakıncalar doğurabilir.</p>

<p>Bir kişinin yüksek gerilim direğine çıkmış olması elbette kusur değerlendirmesinde dikkate alınacaktır. Ancak Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarının da ortaya koyduğu üzere bu durum tek başına elektrik dağıtım şirketinin tüm sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Hukuk yargılamasının amacı yalnızca mağdurun davranışını sorgulamak değil, tehlikeli bir tesis işleten kurumun üzerine düşen tüm güvenlik yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini de ortaya çıkarmaktır. Aksi halde kusur incelemesi değil, yalnızca varsayıma dayalı bir sorumluluktan kaçış değerlendirmesi yapılmış olur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bir-elektrik-diregine-cikip-yaralanan-herkes-otomatik-olarak-100-kusurlu-mudur-1</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/terazidfol12.jpg" type="image/jpeg" length="42095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay İDDK'nun 2019/3048 E., 2021/1271 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20193048-e-20211271-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20193048-e-20211271-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu'nun 23/06/2021 tarihli, 2019/3048 E., 2021/1271 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2019/3048<br />
Karar No : 2021/1271</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurumu</p>

<p>VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : … Akaryakıt Ticaret A. Ş</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 24/12/2018 tarih ve E:2012/1502, K:2018/4364 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Dağıtıcı lisansı sahibi olan davacıya, 2010 yılı içerisinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (Kurul) … tarih ve … sayılı kararının 4. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirtilen yükümlülüğü yerine getirmediği ve bu fiilin 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 7. maddesine aykırı olduğundan bahisle, anılan Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi uyarınca 686.784,00 TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Kurul kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 24/12/2018 tarih ve E:2012/1502, K:2018/4364 sayılı kararıyla;<br />
Davacı şirketin, idarî para cezası verilmesine dayanak somut bir tespitin bulunmadığı iddiası yönünden:<br />
Dairelerinin 11/06/2014 tarihli ara kararıyla, davacının 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirtilen yükümlülüğü yerine getirmediğinin ne şekilde tespit edildiği, bu konuda yapılan bir denetim ve inceleme bulunup bulunmadığı, 29/09/2010 tarihli bildirimin ve bu bildirime konu analiz raporlarının, idarî para cezası yaptırımına dayanak alınan Kurul kararında belirtilen yükümlülüğün yerine getirildiği anlamına gelmediği sonucuna ne şekilde ulaşıldığı sorularak, buna ilişkin somut bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenmesi üzerine alınan ara kararı cevabında; davacının 29/09/2010 tarihli akaryakıt kalite kontrol izlemesine ilişkin bilgilerin sunulduğu yazısına yer verildiği, bunun dışında söz konusu ara kararında belirtilen hususlarla ilgili davalı idare tarafından herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı;</p>

<p>Bu itibarla, davacı hakkında, yalnızca evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda cezaî işlem uygulandığı, isnat edilen fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğinin somut olarak ortaya konulamadığı, başkaca bir tespitin de bulunmadığı dikkate alındığında, eksik incelemeye dayalı olarak tesis edilen dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı;</p>

<p>Öte yandan, 27/06/2007 tarih ve 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin, 21/02/2015 tarih ve 29274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5468-1 sayılı Kurul kararı ile yürürlükten kaldırıldığı;<br />
Bu durumda dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle, işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 5015 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki düzenlemeler dikkate alındığında, 27/06/2007 tarih ve 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen davacı şirkete idarî para cezası verilmesine ilişkin işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı idarenin … tarih ve … sayılı işlemi ile; dağıtıcı lisansı sahiplerine … tarih ve … sayılı Kurul kararı çerçevesinde yükümlü oldukları denetim faaliyetine ilişkin olarak hazırlanan tabloların doldurularak gönderilmesinin istenilmesi üzerine, davacının 29/09/2010 tarihinde verdiği cevabi yazısı ekinde konuya ilişkin olarak yapılan çalışmalara ait belgeler davalı idareye gönderilmiştir.</p>

<p>Davalı idareye sunulan yazının ekinde yer alan tabloların incelenmesi sonucunda, davacının, 2010 yıl içerisinde … tarih ve … sayılı Kurul kararının 4. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirtilen yükümlülüğü yerine getirmediğinden bahisle, 13… tarih ve … sayılı Kurul kararıyla yazılı savunmasının alınmasına karar verilmiş, verilen savunma yeterli görülmeyerek konunun ilgili Daire Başkanlığının hazırladığı müzekkereyle Kurul gündemine intikal ettirilmek suretiyle, bu fiilin 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 7. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, anılan Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi uyarınca 686.784,00 TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Kurul kararı tesis edilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5/B maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde; Petrol Piyasası Kanunu hükümlerine, çıkarılan yönetmelik hükümlerine, Kurul tarafından onaylanan tarife ve yönetmeliklere, lisans hüküm ve şartlarına ve Kurul kararlarına aykırı davranıldığı durumlarda, idarî para cezası vermek ve lisansları iptal etmek Kurulun görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'un amacının; yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamak olduğu; işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan hâliyle, 7. maddesinin altıncı fıkrasında, dağıtıcı lisansı sahiplerinin, Kurum tarafından belirlenen esaslara uygun olarak bayilerinde kaçak petrol satışının yapılmasını önleyen teknolojik yöntemleri de içeren bir denetim sistemi kurma ve uygulamakla yükümlü olduğu; yedinci fıkrasında, dağıtıcıların, tescilli markası altında yapılan faaliyetlere ilişkin kalite kontrol izlemesini etkin biçimde yapma, bayilik iptallerini gerekçeleriyle birlikte Kuruma bildirmekle yükümlü olduğu, akaryakıt dağıtımı için kurulacak tesis ve ekipmanlara ilişkin teknik, güvenlik, çevre ve benzeri kriterlerin Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği; yine işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan hâliyle, 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendinde, 7. madde hükümlerinin ihlâli hâlinde sorumlularına altı yüz bin Türk Lirası idarî para cezası verileceği kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Dava konusu ihlal tarihinde yürürlükte olan hâliyle, 06/07/2007 tarih ve 26574 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Petrol Piyasasında Dağıtıcı Lisansı Sahiplerinin Bayi Denetim Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki … tarih ve … sayılı Kurul kararının 4. maddesinde, "Dağıtıcı lisansı sahipleri, tescilli markası altında piyasaya sunulan akaryakıta ilişkin kalite kontrol izlemesini etkin biçimde yapar, bayilerinde kaçak petrol satışının yapılmasını önleyen teknolojik yöntemleri de içeren bir denetim sistemi kurar ve uygular. Bu kapsamda dağıtıcı lisansı sahibi: ... e) İhbar ve şikâyet üzerine alınan numuneler hariç olmak üzere yılda en az bir defa bayisine ait tesiste ikmal edilen her bir akaryakıt türünden numune alır ve bu numunelerde 10/09/2004 tarihli ve 25579 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Petrol Piyasasında Uygulanacak Teknik Kriterler Hakkında Yönetmelik’te öngörülen analizleri yaptırır..." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>27/06/2007 tarih ve 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi 21/02/2015 tarih ve 29274 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5468-1 sayılı Kurul kararı ile yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile; petrol piyasasında faaliyet gösteren dağıtıcı lisansı sahiplerinin tescilli markası altında piyasaya sunulan akaryakıta ilişkin kalite kontrol izlemesinin etkin biçimde yapılması ve bayilerinde kaçak petrol satışının önlenmesini teminen denetim sistemi kurulması ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlendiği; Kararın 4. maddesinin (e) bendinde de, ihbar ve şikâyet üzerine alınan numuneler hariç olmak üzere yılda en az bir defa bayisine ait tesiste ikmal edilen her bir akaryakıt türünden numune alınacağı ve bu numunelerde 10/09/2004 tarih ve 25579 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Petrol Piyasasında Uygulanacak Teknik Kriterler Hakkında Yönetmelik'te öngörülen analizlerin yapılacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davalı idarece dağıtıcı lisansı sahibine gönderilen … tarih ve … sayılı yazı ile anılan Kurul kararının 4. maddesi kapsamında yükümlü oldukları faaliyetlerin yerine getirilmemesi nedeniyle yazılı savunma istenilmiş, davacının savunmasının değerlendirilmesi sonucunda Kurul kararının 4. maddesinin (e) bendinde yer alan yükümlülüğün yerine getirilmediğinin saptanması üzerine dava konusu Kurul kararı tesis edilmiştir.</p>

<p>Dairece, davacı hakkında, yalnızca evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda cezaî işlem uygulandığı, isnat edilen fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğinin somut olarak ortaya konulamadığı, başkaca bir tespitin de bulunmadığı dikkate alındığında, eksik incelemeye dayalı olarak tesis edilen dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilmekle birlikte; … tarih ve … sayılı kararın 4. maddesinin (e) bendinde, dağıtıcı lisansı sahiplerinin ihbar ve şikâyet üzerine alınan numuneler hariç olmak üzere yılda en az bir defa bayisine ait tesiste ikmal edilen her bir akaryakıt türünden numune alarak belirtilen nitelikteki analizleri yaptırması gerektiği hususundaki yükümlülüğün açık bir şekilde belirlendiği, davalı idarece sadece bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin kontrolü amacıyla, … tarih ve … sayılı yazısı ile davacıdan birtakım bilgilerin 01/10/2010 tarihine kadar gönderilmesinin istenildiği, davacının 29/09/2010 tarihli yazısı ile davalı idareye sunduğu bilgilerde, anılan Kurul Kararının 4. maddesinin (e) bendindeki yükümlülüğün yerine getirildiğine ilişkin bir bilgi sunulamadığı, bunun üzerine davalı idarece savunmasının istenmesi üzerine, davalı idareye sunulan 21/02/2011 tarihli yazılı savunmasında da, açıkça söz konusu yükümlüğün yerine getirilmediği, 2010 yılında yerine getirilmesi gereken anılan yükümlülüğün 2011 yılında yapılmasının planlandığı belirtildiğinden, bu durumda, davacıya isnat edilen fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğinin somut olarak ortaya konulamadığından bahsedilemeyeceği açıktır.</p>

<p>Açıklanan sebeplerle, davacı hakkında idarî para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 24/12/2018 tarih ve E:2012/1502, K:2018/4364 sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 23/06/2021 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>X- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun "Çeşitli Hükümler" başlıklı İkinci Kısmının "Cezalar, İdarî Yaptırımlar, Dava Hakkı, Yönetmelik ve Yürürlükten Kaldırılan ve Uygulanmayacak Hükümler" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "İdarî Para Cezaları" başlıklı 19. maddesinde idarî para cezaları ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş, "Ön Araştırma, Soruşturma ve Dava Hakkı" başlıklı 21. maddesinde ise, Kurulun resen veya kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetler üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar vereceği belirtilmiştir.<br />
Aktarılan bu Kanun hükümlerine göre, Kurulun idarî para cezası verilmesini gerektiren hâllerle ilgili olarak resen veya kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetler üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar vermesi gerektiği açıktır.<br />
Öte yandan, 21. maddenin başlığında ve içeriğinde 19. maddede öngörülen idarî para cezasını gerektiren hâllerin ön araştırma veya soruşturma zorunluluğundan muaf tutulduğuna dair hiçbir ifadeye yer verilmediğinden, 21. maddede tüm idarî cezaları için zorunlu tutulan idarî usulün, 19. maddede öngörülen idarî cezalar için de uygulanmasının yasal bir yükümlülük olduğu ortadadır.</p>

<p>Bu itibarla, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinde düzenlenen idarî para cezasını gerektiren hâllerin gerçekleştiğinin Kurul tarafından resen belirlenmesi veya bu konuda Kurula ihbar veya şikâyetlerin intikal etmesi üzerine Kurul tarafından doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar verilmesi zorunlu olmasına rağmen, davacı şirket hakkında ön araştırma veya soruşturma yapılmadan idarî para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından ve bu gerekçeyle dava konusu işlemin iptali gerektiğinden, iptale yönelik Daire kararının belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla bozma yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong><br />
XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20193048-e-20211271-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="55597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2021/536 E., 2024/207 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2021536-e-2024207-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2021536-e-2024207-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 16/01/2024 tarihli, 2021/536 E., 2024/207 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"<br />
T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2021/536<br />
Karar No:2024/207</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurumu<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : … Petrolcülük A.Ş.</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: 06/06/2017 tarihinde Trabzon-Maçka Karayolu … Mevkiinde yapılan denetimde davacı şirket tarafından lisansının verdiği haklar dışında tanker ile istasyon sahası dışında araç harici yerlere ikmal yapıldığından bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (f) bendi uyarınca 87.815,00-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; 06/06/2017 tarihinde Trabzon-Maçka Karayolu … Mevkiinde yapılan denetimde; ... plakalı tankerden M.K. isimli şahsa ait oto yıkamacıda bulunan varillere vidanjör yardımıyla akaryakıt dolumu yapıldığı, tanker şoförü Ü.G.'nin tankerdeki fazla yakıtı geçici olarak yıkamacıya bırakmak istediğini beyan ettiği, tankerden alınan numunelerde yapılan analiz sonuçlarına göre ulusal marker seviyesinin geçerli olduğunun tespit edildiği, olayla ilgili araştırmada nakliye firması yetkilisi S.S. ile görüşüldüğü ve durumun farkında olduğunun söylendiği, davacı şirket yetkilileri ile yapılan görüşmede de konu ile ilgili olarak araştırma yapılacağının bildirildiğinin tutanak altına alındığı, konu ile ilgili tanker şoförünün ifadesinde, "... araçta tonaj fazlası yakıt olduğu ve ilerde yolumun üzerinde bulunan Karayollarına ait tartı istasyonunda ceza yiyeceğimi düşünerek beni yakalamış olduğunuz yıkama yerinde biraz akaryakıt boşaltarak ceza yemekten kurtulmaya çalıştım. Tüm bu yaptıklarımdan firma yöneticilerinin haberi ve bilgisi vardır." şeklinde beyanda bulunduğu, oto yıkamacının sahibi M.K.'nın ifadesinde, "...tanker sürücüsü bana gelerek ...ödünç iki adet bidon istedi bende kendisine verdim. Bu aracın sürücüsü bana kesinlikle akaryakıt satmıyordu tekrar geri alacaktı... Ticari amaçlı akaryakıt depolamıyorum." şeklinde beyanda bulunduğu, olay sonrasında 08/06/2017 tarihinde tanker şoförünün işten çıkarıldığının görüldüğü,</p>

<p>Bu durumda, tankerden alınan numunelerde yapılan analiz sonuçlarına göre ulusal marker seviyesinin geçerli olduğu, olayın tanker şoförünün bireysel bir eylemi olduğu, davacı şirket ile olay arasında illiyet bağını kuracak somut bilgi belge olmaksızın işlem tesis edildiğinden, cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olarak davacı şirket hakkında 5015 sayılı Kanun'un işlem tarihinde yürürlükte olan 19. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (f) bendi uyarınca 87.815,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdarî Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin olarak, harçtan muaf olmalarına rağmen yargılama giderleri içerisinde harca hükmedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğu; esasa ilişkin olarak, davacı ile ... İnş. Pet. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında akaryakıtın taşınması hakkında sözleşme ilişkisi olduğu, taşıma işinin davacı adına şoför tarafından gerçekleştirildiği, taşıma işleminin davacı lisans sahibinin gözetimi altında olduğu, Kabahatler Kanunu'nun 8. maddesi ile somut fiil birlikte değerlendirildiğinde meydana gelen mevzuata aykırılıktan davacının sorumlu tutulmasında ve tesis edilen idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin dava harç ve giderlerinden bir muafiyeti bulunmadığı, anlaşmalı olduğu nakliye şirketinin çalışanı olan şoförün fiilinin, şirketlerinin bilgisi dışında ve tamamen bireysel bir eylem olduğu, idari para cezasına konu eylem bakımından şirketlerinin bir sorumluluğu bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
ESAS YÖNÜNDEN:<br />
MADDİ OLAY :</strong><br />
06/06/2017 tarihinde Trabzon-Maçka Karayolu … Mevkiinde yapılan denetimde, bayilik lisansı kapsamında faaliyet gösteren davacı şirkete ait akaryakıtı taşıyan ... plakalı tankerden M.K. isimli şahsa ait oto yıkamacıda bulunan varillere vidanjör yardımıyla akaryakıt dolumu gerçekleştirildiğinin tespit edildiğinden bahisle yapılan soruşturma sonucu düzenlenen soruşturma raporu doğrultusunda … tarih ve … sayılı Kurul kararı ile davacı şirkete 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (f) bendi uyarınca idari para verilmiştir.<br />
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanun'un amacı; yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamaktır.</p>

<p>Bu Kanun; petrole ilişkin piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemelerinin sağlanmasına ve geliştirilmesine yönelik; düzenleme, yönlendirme, gözetim ve denetim işlemlerini kapsar. ...", "Lisans sahiplerinin temel hak ve yükümlülükleri" başlıklı 4. maddesinde, "Lisans, sahibine lisansta yer alan faaliyetin yapılması ile bu konularda taahhütlere girişilmesi haklarını verir.</p>

<p>Lisans ile tanınan haklar; bu Kanunun, ilgili diğer mevzuatın ve lisansta yer alan kayıtlı hususların yerine getirilmesi koşuluyla kullanılır.</p>

<p>Piyasa faaliyetinde bulunanlar, kötüniyet veya tehlikeli eylem sonucunu doğuracak her türlü işlemden özenle kaçınmak, bunların oluşumunun engellenmesi için her türlü tedbiri almak ile istenmeyen durumları en kısa sürede gidermek zorundadır. ...", "Faaliyetlerin kısıtlanması" başlıklı 9. maddesinin yedinci fıkrasında ise, "Fabrika, şantiye, nakliye filosu işletmeleri ve benzeri kendi ihtiyaçları için depolama imkânı ve kendi araçlarına akaryakıt ikmal kapasitesi olan yerler hariç, araçlara yapılacak akaryakıt ikmali bayilik lisansı ve yeterli donanımı olan akaryakıt istasyonları dışında yapılamaz." kuralları yer almaktadır.<br />
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanun'un;</p>

<p>a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde,</p>

<p>b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır.", "Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk" başlıklı 8. maddesinde ise, "(1) Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.</p>

<p>(2) Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.</p>

<p>(3) Kanun'un, organ veya temsilcide ya da temsil edilen kişide özel nitelikler aradığı hâllerde de yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır.</p>

<p>(4) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, organ veya temsilcilik ya da hizmet ilişkisinin dayanağını oluşturan işlemin hukuken geçerli olmaması hâlinde de uygulanır." kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu uyuşmazlıkta, bayilik lisansı kapsamında faaliyet gösteren davacı şirkete ait akaryakıtı taşıyan tankerden M.K. isimli şahsa ait oto yıkamacıda bulunan varillere vidanjör yardımıyla akaryakıt dolumu gerçekleştirildiğinin tespit edildiğinden bahisle lisansının verdiği haklar dışında tanker ile istasyon sahası dışında araç harici yerlere ikmal yapıldığı gerekçesi ile davacı şirkete idari para cezası verilmiş, ancak İdare Mahkemesince söz konusu fiilin tanker şoförü tarafından gerçekleştirildiği, olayın tanker şoförünün bireysel bir eylemi olduğu, davacı şirket ile olay arasında illiyet bağını kuracak somut bilgi belge olmaksızın işlem tesis edildiğinden bahisle cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, söz konusu karara karşı davalı idarece yapılan istinaf başvurusu da reddedilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar davacı şirket tarafından, şirketlerinin anlaşmalı olduğu nakliye şirketinin çalışanı olan şoförün fiilinin, şirketlerinin bilgisi dışında ve tamamen bireysel bir eylem olduğu, idari para cezasına konu eylem bakımından şirketlerinin bir sorumluluğu bulunmadığı ileri sürülse de, 5015 sayılı Kanun uyarınca lisans sahipleri piyasada kötüniyetli eylem sonucunu doğuracak her türlü işlemden özenle kaçınmak ve bunların oluşumunu engellemek için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.</p>

<p>Bu durumda, bayilik lisansı sahibi davacı şirketin gerekli tedbirleri alma ve özen yükümlülüğü ile 5326 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen "Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir." kuralı gereği, davacı şirketin akaryakıt bayiliği faaliyeti çerçevesinde görev alan anlaşmalı olduğu nakliye şirketi işçisinin faaliyetlerinden dolayı sorumlu olduğu sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.<br />
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 16/01/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2021536-e-2024207-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/danistay4.jpg" type="image/jpeg" length="93911"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2024/364 E., 2024/1813 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2024364-e-20241813-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2024364-e-20241813-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 26/04/2024 tarihli, 2024/364 E., 2024/1813 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2024/364<br />
Karar No:2024/1813</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurumu<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İnşaat Nakliye İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Bayilik lisansı sahibi davacı şirketin yeniden satış amaçlı akaryakıt satışı yaptığının tespit edildiğinden bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendi uyarınca 567.093,42-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü'nün... tarih ve ...sayılı Çalışma Raporu'nda, ... Akaryakıt Dağıtım Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin (...) diğer dağıtıcıların sözleşmeli bayilerinden temin ettiği akaryakıtı kendi bayilerine sattığı ve/veya diğer dağıtıcıların bayilerinin ... bayilerine doğrudan akaryakıt sattığı, bunun yanı sıra ...'in bayilerinin yapmış olduğu dağıtıcı dışı ikmalle ikmal edilen akaryakıta sahte fatura düzenlediği, söz konusu diğer dağıtıcıların bayileri ise bu satışları dış satış olarak gösterdiği, ...'in temin ettiği söz konusu akaryakıtları ... Akaryakıt Dağıtım Anonim Şirketi (...) ünvanlı dağıtıcı lisans sahibinden dağıtıcılar arasında akaryakıt alımı olarak gösterdiği, ancak herhangi bir akaryakıt alımının olmadığı, sadece diğer dağıtıcıların bayilerinden alınan akaryakıtın bu şekilde faturalandırıldığı tespitlerine yer verilmesi üzerine, davalı idarece, davacı şirket hakkında doğrudan soruşturma açılmasına karar verildiği, yapılan soruşturma sonucunda davacı şirketin yeniden satış amaçlı akaryakıt satış fiilini işlediği yönünde soruşturma raporunun düzenlendiği;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>... dağıtım şirketinin bayisi olan davacı şirketin 25/02/2019 ve 30/05/2019 tarihlerinde ... dağıtım şirketinden almış olduğu akaryakıtı C.K. idaresindeki... plakalı tanker ile sırasıyla .../... adresinde bulunan ... Nakliye Petrol Otomotiv Tarım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (... ...) ve ... Uluslararası Nakliye Dış Ticaret Limited Şirketi (...) ünvanlı firmalara toptan/dış satış yaptığına dair belge düzenlediği, ancak ... şirketinin belgelerinin tetkikinden; aynı tarih, plaka, sürücü ve miktar bilgileri ile kendi bayisi olan ... İnşaat Taşımacılık Kuyumculuk İletişim Gıda Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (...) ve ... İnşaat Taşımacılık Kuyumculuk İletişim Gıda Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (...) şirketlerine akaryakıt gönderdiği, ... şirketi nezdinde 09/07/2019 tarihinde yapılan denetimde de ... plakalı aracın istasyonda boş vaziyette park hâlinde bulunduğu, tanker sahibinin ise ... firmasının sahibi olan S.S. olduğuna dair tutanak tanzim edildiği, diğer taraftan ... plakalı tankere yönelik ilgili kurumdan temin edilen plaka takip sistemi kayıtlarına göre, bu aracın 25/02/2019 ve 30/05/2019 tarihlerinde ... il sınırlarının dışına çıkışının olmadığı, ... Trans ve ... firmalarına düzenlenen belgelerde kayıtlı ... istikametine gitmediğinin görüldüğü, yapılan araştırma sonuçlarının Salmer firmasının kendi adına yükleme yaptığını gösterdiği değerlendirilerek, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü tarafından, akaryakıt sektör denetimleri açısından dağıtıcı ve depolama tesislerinden elde edilen 2019 yılında tanker bazlı dolum listeleri ile ... plakalı tankerin karşılaştırılması sonucunda, söz konusu araca ilgili raporlarda belirtilen tarihlerde sadece davacı şirket adına dolum yapıldığı görüldüğü, öte yandan, Akaryakıt Özel Ekip Şubesinde görev yapan gelir uzmanlarınca Maliye Bakanlığı'nca kullanılan VEDOP programı üzerinden yapılan araştırmada ... şirketi hakkında sahte belge kullanma ve düzenleme, ... şirketinin fatura alışında bulunduğu ... ve bu şirketin altında yer alan ... ünvanlı firma hakkında sahte belge düzenleme, davacı şirket hakkında ise dış satışlar açısından sahte belge düzenleme fiili yönünden vergi incelemesi talep edildiği, bu itibarla, davacı şirkete idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce, Dairemizin ... tarih ve E:..., K:... sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; davalı idarece, bayilik lisansı sahibi davacı şirketin yeniden satış amaçlı akaryakıt sattığının tespiti nedeniyle 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 3. maddesinin dokuzuncu fıkrası ve Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin 38. maddesinin (g) bendini ihlâl ettiğinden bahisle hakkında 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendi uyarınca işlem tesis edildiği; dava konusu Kurul kararına dayanak teşkil eden 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendinin 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin üçüncü fıkrası ile dördüncü fıkrasının (d) ve (l) bendi dışındaki hükümlerinin bayilik lisansı sahiplerince ihlâli hâlinde uygulanacak idarî para cezasına ilişkin bir düzenleme olduğu, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca ceza tayinine gidilebilmesinin ancak 5015 sayılı Kanun'un getirdiği yükümlülüklere uyulmaması şartına bağlı olduğu, davacı hakkında 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile 3. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı davranıldığından bahisle aynı Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine göre idari para cezası tayin edildiği anlaşılmakta ise de, anılan Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasında lisansın sahibine lisansta yer alan faaliyetin yapılması ile bu konularda taahhütlere girişilmesi hakları verdiği, ikinci fıkrada lisansla tanınan hakların kanun ve diğer mevzuatta yer alan hususların yerine getirilmesi koşuluyla kullanılmasının öngörüldüğü, söz konusu düzenlemelerin yükümlülükten ziyade şarta bağlanmış bir hak niteliğinde olduğu, dava konusu işlemde idari para cezasının dayanağı olarak belirtilen Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendinde 4. maddenin birinci ve ikinci fıkrasının ihlâlinin yer almadığı, başka bir anlatımla Kanun'un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan yükümlülüğün genel olduğu ve özel bir ihlâle yer verilmediği anlaşılmakla, yeniden satış amaçlı akaryakıt satışı yapılması sebebiyle genel hüküm mahiyetindeki 4. maddenin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı hareket edildiğinden bahisle 19. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendi uyarınca ceza tayininine gidilmesinin mümkün olmadığı, anılan hükümlerin bu şekilde yorumlanmasının, ikincil düzenlemelerde yer alan herhangi bir yükümlülüğün ihlâli hâlinde, piyasada faaliyet gösteren lisans sahiplerinin 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl etmiş olacağı ve tümüne 19. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendi uyarınca ceza verilmesi gerekeceği anlamına geleceği, bu durumun ise 19. maddenin düzenlenme biçimi ve amacıyla çelişeceği gibi, kanunilik ilkesine de aykırılık oluşturacağı, kaldı ki, bayilik lisansı sahiplerince lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterilmesi hâlinde uygulanacak idarî para cezasının 5015 sayılı Kanun'un 19. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinin (4) numaralı alt bendi ayrıca düzenlendiği, bu itibarla, sahip olduğu lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterdiğinden bahisle davacıya 19. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinin (5) numaralı alt bendi uyarınca idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında ise hukukî isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Açıklanan nedenlerle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ... İdare Mahkemesi'nce verilen kararın kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, petrol piyasalarının güvenli, istikrarlı ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacıyla yürürlüğe konulan 5015 sayılı Kanun'un bu amacını gerçekleştirmek maksadıyla Kurum'un piyasa koşullarını bozucu eylemler olduğunda piyasaları izleme sorumluluğunu yerine getirdiği, yeniden satış amaçlı akaryakıt satışı yapan lisans sahipleri hakkında uygulanan idari yaptırımların petrol piyasalarında oluşacak olumsuz durumların gerçekleşmemesi açısında büyük önem taşıdığı, Kurul'un kendisine verilen hak ve yetkilere uygun bir şekilde tam ve eksiksiz olarak dava konusu işlemi tesis ettiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><i>TÜRK MİLLETİ ADINA</i></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Anılan Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasında, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>Aktarılan kurallar göz önünde bulundurulduğunda, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri, Dairemizin bozma kararındaki esaslara uyularak verilen temyize konu kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin reddine,</p>

<p>2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin iptali yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:... K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4. Posta giderleri avansından artan tutarın davalıya iadesine,</p>

<p>5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 26/04/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2024364-e-20241813-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="67271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2014/1942 E., 2019/4452 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20141942-e-20194452-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20141942-e-20194452-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 18/12/2019 tarihli, 2014/1942 E., 2019/4452 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2014/1942<br />
Karar No:2019/4452</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI): ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
KARŞI TARAF (DAVALI): Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Madeni yağ lisansı sahibi davacı şirket tarafından, tesisinden alınan numunenin mineral yağ ve organik çözücü karışımından oluştuğundan bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun (Kanun) 19. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca 308,194,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Kurul) 12/09/2012 tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; 18/02/2011 tarihinde davacıya ait akaryakıt istasyonundan alınan akaryakıt numunelerinin analiz için TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ne gönderildiği, burada yapılan inceleme neticesinde düzenlenen analiz raporunda numunelerin ulusal marker seviyelerinin geçersiz ve teknik düzenlemelere aykırı olduğunun tespit edildiği ve anılan hususun 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesini gerektirir bir husus olduğu anlaşıldığından, davacının 5015 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : </strong>Davacı tarafından, yerel mahkeme tarafından dava konusu idari işlemin hukuki durumunun yanlış değerlendirildiği, kararda ulusal marker seviyesinin geçersizliğinden bahsedilmekle birlikte uyuşmazlığın madeni yağın standartlara aykırı üretilmesine ilişkin olduğu, yine karardaki "davacının akaryakıt istasyonundan alınan akaryakıt numunelerinin" açıklamasının da maddi olayla ilgisinin bulunmadığı, işlemin gerekçesinin sahip olunan lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterilmesi olduğu, denetim sırasında numunelerin stok tankındaki katkı maddesinden alındığı, bu numunelerde toluen ve white spirit ürünlerinin bulunmasının normal olduğu, bu ürünlerin pas ve korozyon önleyici müstahzar üretiminde katkı maddesi olarak kullanıldığı, kapasite raporunda işletmenin sanayi yağları ve müstahzar üretiminin olduğunun görüldüğü, analiz raporunda madeni yağ üretimi ile ilgisi bulunmayan hileli akaryakıt üretilmesi gibi birtakım varsayımsal ifadelerin yer almasının raporun idari işlemlere dayanak alınamayacağını ortaya koyduğu, ön araştırma ve soruşturma usulüne uyulmadığı, yaptırıma tabi tutulan eylemin ve dayanak madde ile ilgisinin açıklanmadığı, madeni yağ içerisinde ne oranda organik çözücü bulunması gerektiği hususunda yasal bir düzenleme bulunmadığı, madeni yağın üretim aşamalarında bazı yan ürünlerin kullanılmasının tek başına lisans dışında faaliyet gösterildiği anlamına gelmeyeceği, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı şirket tarafından "... Karayolu Üzeri, ... Sitesi, ... Mevkii, ...-Blok, No:… ..." adresinde 03/08/2010 tarih ve ... sayılı madeni yağ lisansı kapsamında faaliyette bulunulan tesiste 18/02/2011 tarihinde yapılan denetimde alınan madeni yağ numunesi analiz için TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ne gönderilmiştir. 29/03/2011 tarih ve ... sayılı analiz raporunda, numunenin %62,4 oranında mineral yağ ve %37,6 oranında organik çözücü (Toluen, White Spirit) karışımından oluştuğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine Kurul'un 14/06/2012 tarih ve 3883/100 sayılı kararına istinaden alınan davacının yazılı savunması yerinde görülmemiş, Kanun'un 4. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin 23. ve 24. maddelerine aykırı hareket edilerek sahip olunan lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterildiğinden bahisle tesis edilen idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 5/B maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, "Petrol Piyasası Kanunu hükümlerini uygulamak, piyasa faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeleri yapmak ve yürütülmesini sağlamak"; (h) bendinde, "Petrol Piyasası Kanunu hükümlerine, çıkarılan yönetmelik hükümlerine, Kurul tarafından onaylanan tarife ve yönetmeliklere, lisans hüküm ve şartlarına ve Kurul kararlarına aykırı davranıldığı durumlarda, idarî para cezası vermek ve lisansları iptal etmek" Kurul'un petrol piyasası ile ilgili görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'un amacının; yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamak olduğu belirtilmiş; 2. maddesinin 30. bendinde, madenî yağ üreticisi, madenî yağ üretimi yapan gerçek ve tüzel kişiler; 31. bendinde, madenî yağ, baz yağına veya kimyasal sentez yöntemi ile işlenen maddelere, bazı katkıların ilavesi sonucu, hareketli ve temas halinde olan iki yüzey arasındaki sürtünme ve/veya aşınmayı azaltma veya soğutma özelliğine sahip mamul haline getirilen doğal veya yapay maddeler olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Kanun'un "Lisansların tabi olacağı usul ve esaslar" başlığını taşıyan 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, petrol ile ilgili rafinaj, işleme, madeni yağ üretimi, depolama, iletim, serbest kullanıcı ve ihrakiye faaliyetlerinin yapılması ve bu amaçla tesis kurulması ve/veya işletilmesi için lisans alınmasının zorunlu olduğu kurala bağlandıktan sonra; 4. maddesinde, lisansın, sahibine lisansta yer alan faaliyetin yapılması ile bu konularda taahhütlere girişilmesi haklarını vereceği, lisans ile tanınan hakların, bu Kanun'un, ilgili diğer mevzuatın ve lisansta yer alan kayıtlı hususların yerine getirilmesi koşuluyla kullanılacağı ve piyasa faaliyetinde bulunanların, kötüniyet veya tehlikeli eylem sonucunu doğuracak her türlü işlemden özenle kaçınmak, bunların oluşumunun engellenmesi için her türlü tedbiri almak ile istenmeyen durumları en kısa sürede gidermek zorunda oldukları belirtilmiş; 22. maddesinde ise, piyasa faaliyetlerine ilişkin hususların, bu Kanun'un ilgili maddelerinde atıfta bulunulan yönetmelikler ve piyasanın işleyişi esnasında ihtiyaç duyulan diğer hususlarda Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (Kurum) tarafından yürürlüğe konulacak yönetmeliklerle düzenleneceği, bu yönetmeliklerin Resmî Gazete'de yayımlanacağı, ayrıca, Kurum'un yetkilerini Kurul kararıyla özel nitelikli kararlar almak suretiyle de kullanabileceği, özel nitelikli kararlardan kamuoyunu ilgilendiren hususlar ile yapılacak düzenlemeleri açıklamak amacıyla çıkarılacak tebliğlerin, basın ve yayın araçlarıyla veya özel bültenlerle duyurulacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Öte yandan, Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin 23. maddesinde, madeni yağ lisansı sahiplerinin piyasada, lisansı kapsamındaki madeni yağ üretimi tesislerinde madeni yağ üretimi ile iştigal edebilecekleri; 24. maddesinde ise, madeni yağ lisansı sahiplerinin, üretim veya ithalatta standartlara ve teknik düzenlemelere uymakla yükümlü oldukları kuralı yer almıştır.</p>

<p>Kanun'un, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 19. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendinde, "Sahip olunan lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterilmesi" hâlinde sorumlularına ikiyüzellibin Türk Lirası idarî para cezası verileceği; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesinin son fıkrasında ise, idari para cezalarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04/01/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete ait madeni yağ lisansına konu tesise ilişkin 28/10/2011 tarihli kapasite raporunda, hammadde olarak kullanılabilecek ürünler arasında organik çözücülerin (Toluen, White Spirit) yer almadığı, öte yandan, tesisten alınan numunenin analizi sonucunda düzenlenen raporda ise, ürünün akaryakıt tanımına uymadığı, Kurumdan izin alınmadan; akaryakıt haricinde kalan solvent, madeni ve baz yağı, asfalt, solvent nafta ve benzeri petrol ürünlerinden elde edilen akaryakıtı ya da akaryakıta dönüştürmek maksadıyla kullanılan veya bulundurulan akaryakıt haricinde kalan solvent, madenî ve baz yağ, asfalt, solvent nafta ve benzeri petrol ürünleri kapsamında olduğu ve teknik düzenlemelere uygun akaryakıt olmadığı değerlendirmesine yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, madeni yağ üretim lisansı sahibi davacı şirketin, lisansına esas kapasite raporunda yer olmayan maddeleri kullanmak suretiyle üretim yaptığı yukarıda belirtilen analiz raporuyla tespit edildiğinden, sahip olduğu lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösteren davacı şirkete, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin reddine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,</p>

<p>5. 2577 sayılı kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 18/12/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>(X) KARŞI OY:</strong></p>

<p>5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun "Çeşitli Hükümler" başlıklı İkinci Kısmının "Cezalar, İdarî Yaptırımlar, Dava Hakkı, Yönetmelik ve Yürürlükten Kaldırılan ve Uygulanmayacak Hükümler" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "İdarî Para Cezaları" başlıklı 19. maddesinde idarî para cezaları ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş; "Ön Araştırma, Soruşturma ve Dava Hakkı" başlıklı 21. maddesinde ise, Kurulun re'sen veya kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetler üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar vereceği belirtilmiştir.</p>

<p>Aktarılan bu Kanun hükümlerine göre, Kurulun idarî para cezası verilmesini gerektiren hâllerle ilgili olarak re'sen veya kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetler üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar vermesi gerektiği açıktır.<br />
Öte yandan, 21. maddenin başlığında ve içeriğinde 19. maddede öngörülen idarî para cezasını gerektiren hâllerin ön araştırma veya soruşturma zorunluluğundan muaf tutulduğuna dair hiçbir ifadeye yer verilmediğinden, 21. maddede tüm idarî cezaları için zorunlu tutulan idarî usulün, 19. maddede öngörülen idarî cezalar için de uygulanmasının yasal bir yükümlülük olduğu ortadadır.</p>

<p>Keza, modern idare hukuku uygulamalarında kişilere idarî ceza verilmeden önce idarî soruşturma yapılması ve cezanın bir soruşturma sonucu verilmesi "idarî usul" kurallarının önemli bir kısmını oluşturmakta olup, regülasyon otoritelerinin verdiği idarî cezalarda bu uygulama çok daha belirgindir.</p>

<p>Nitekim, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinde 28/03/2013 tarih ve 6455 sayılı Kanun'un 44. maddesiyle yapılan değişiklik ile, idarî para cezalarının, ön araştırma veya soruşturma aşamasının tamamlanmasından sonra Kurul tarafından en geç üç ay içinde karara bağlanacağı kuralı getirilmiştir.</p>

<p>Bu itibarla, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinde düzenlenen idarî para cezasını gerektiren hâllerin gerçekleştiğinin Kurul tarafından re'sen belirlenmesi veya bu konuda Kurula ihbar veya şikâyetlerin intikal etmesi üzerine Kurul tarafından doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar verilmesi zorunlu olmasına rağmen, davacı hakkında ön araştırma veya soruşturma yapılmadan idarî para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından, Mahkeme kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20141942-e-20194452-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="87591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akaryakıt Sektöründe Marker ve Numune Alma Uyuşmazlıkları: Her Teknik Aykırılık Kaçak Akaryakıt Anlamına Gelir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/akaryakit-sektorunde-marker-ve-numune-alma-uyusmazliklari-her-teknik-aykirilik-kacak-akaryakit-anlamina-gelir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/akaryakit-sektorunde-marker-ve-numune-alma-uyusmazliklari-her-teknik-aykirilik-kacak-akaryakit-anlamina-gelir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akaryakıt sektöründe bir numune yalnızca laboratuvar sonucu değildir. O numune; milyonlarca liralık idari para cezasının, faaliyet durdurma riskinin, lisans tartışmasının ve ticari itibar kaybının başlangıç noktası olabilir. Bu nedenle marker ve numune alma uyuşmazlıklarına sadece teknik bir denetim başlığı olarak bakmak eksik olur. Asıl mesele çoğu zaman şudur: Teknik sonuç doğru mu, bu sonuca hukuka uygun bir usulle mi ulaşıldı ve idare tespit edilen fiili doğru hukuki zeminde mi cezalandırdı?</p>

<p><strong>Marker sonucu tek başına neyi ispatlar, neyi ispatlamaz?</strong></p>

<p>Ulusal marker, akaryakıtın yasal piyasaya arz sürecinin izlenmesi bakımından kritik bir denetim aracıdır. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu sistematiğinde marker, akaryakıta rafineri çıkışında veya gümrük girişinde eklenen bir katkı olarak tanımlanır. Amaç, piyasaya sunulan akaryakıtın kaynağının ve dolaşımının denetlenebilir hale getirilmesidir. Ancak marker sonucu, tek başına her sorunun cevabı değildir.</p>

<p>Bir numunede marker seviyesinin geçersiz çıkması, ciddi bir teknik ve hukuki alarmdır. Fakat bu alarmın nasıl yorumlanacağı; numunenin nereden alındığına, hangi usulle alındığına, analiz sürecinin nasıl yürütüldüğüne, yakıtın teknik düzenlemelere uygun olup olmadığına ve somut olayda hangi fiilin isnat edildiğine göre değişebilir. Başka bir ifadeyle, marker sonucu “dosyanın başlangıcı” olabilir; fakat her zaman dosyanın tamamı değildir.</p>

<p>Bu noktada özellikle şu ayrım önemlidir: Teknik düzenlemeye aykırılık, ulusal marker geçersizliği ve kaçak akaryakıt nitelendirmesi aynı kavramlar değildir. Bu kavramlar çoğu dosyada birlikte tartışılır; ancak hukuken aynı sonuca otomatik olarak götürmez.</p>

<p>Bir akaryakıt işletmesi bakımından savunma alanı da tam burada başlar. Marker sonucu neyi gösteriyor? Teknik düzenleme bakımından hangi parametre ihlal edilmiş? Numune gerçekten ilgili ürünü temsil ediyor mu? İdari yaptırım kararında fiil doğru nitelendirilmiş mi? Bu sorular sorulmadan yalnızca “marker geçersiz” tespitinden hareketle bütün hukuki sonuçlara ulaşmak, somut olayın özelliklerine göre tartışmalı hale gelebilir.</p>

<p><strong>Numune alma süreci neden davanın kaderini belirleyebilir?</strong></p>

<p>Akaryakıt uyuşmazlıklarında numune, delilin merkezidir. Fakat numunenin delil değeri yalnızca laboratuvar raporundan ibaret değildir. Numunenin kim tarafından alındığı, hangi tanktan veya tankerden alındığı, hangi tutanakla kayıt altına alındığı, mühürleme işleminin nasıl yapıldığı, numunenin hangi şartlarda muhafaza edildiği ve laboratuvara hangi sürede ulaştırıldığı yaptırımın hukuka uygunluğu bakımından belirleyici olabilir.</p>

<p>Bu nedenle numune alma süreci, yalnızca teknik personelin yönettiği bir işlem olarak görülmemelidir. Denetim anında düzenlenen tutanak, ileride idari yargı dosyasının en kritik belgelerinden biri haline gelir. Özellikle seyyar kontrol cihazıyla yapılan ilk marker ölçümünün geçersiz çıkması halinde, numunenin akredite laboratuvar analizine gönderilmesi ve laboratuvar sürecinin mevzuatta öngörülen şekilde tamamlanması gerekir. Bu aşamada yaşanabilecek her usuli eksiklik, yaptırım kararının hukuka uygunluk denetiminde tartışma konusu olabilir. Çünkü idari yaptırım yalnızca “sonuç” üzerinden değil, o sonuca nasıl ulaşıldığı üzerinden de denetlenir. Bu nedenle akaryakıt bayileri ve dağıtıcı şirketler için denetim anında pasif kalmak önemli bir risktir. Tutanakta hangi tanktan numune alındığı, numune miktarı, mühür bilgileri, yetkililerin beyanları ve işletme temsilcisinin şerhleri dikkatle kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>Teknik tespit ile hukuki nitelendirme aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Akaryakıt sektöründeki en kritik savunma başlıklarından biri, teknik tespit ile hukuki nitelendirme arasındaki farktır. Bir laboratuvar raporu ürünün belirli teknik özelliklerini ortaya koyabilir. Ancak bu raporun hangi idari yaptırım maddesine dayanak yapılacağı ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20141942-e-20194452-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 13. Daire’nin E.2014/1942, K.2019/4452 </strong>sayılı kararı</a>nda bu ayrım dikkat çekici şekilde görülmektedir. Uyuşmazlıkta, madeni yağ lisansı sahibi şirketin tesisinden alınan numunenin mineral yağ ve organik çözücü karışımından oluştuğu tespit edilmiş; Danıştay, şirketin lisansına esas kapasite raporunda yer almayan maddeleri kullanmak suretiyle üretim yaptığı değerlendirmesi üzerinden lisansın verdiği haklar dışında faaliyet tartışmasını ele almıştır. Bu karar, şunu göstermesi bakımından önemlidir: Numune sonucu tek başına değil; lisans kapsamı, kapasite raporu, üretim faaliyeti ve teknik düzenleme ilişkisiyle birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p>Benzer şekilde <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2024364-e-20241813-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 13. Daire’nin E.2024/364, K.2024/1813 </strong>sayılı kararı</a>nda da fiil ile uygulanan yaptırım maddesi arasındaki uyum öne çıkmaktadır. Kararda, genel nitelikteki lisans hükümlerinden hareketle her aykırılığın aynı yaptırım maddesi kapsamında cezalandırılamayacağı; aksi yaklaşımın kanunilik ilkesiyle sorun doğurabileceği değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, marker ve numune uyuşmazlıkları bakımından da önemlidir. Çünkü idare, teknik sonucu doğru tespit etmiş olsa bile, bu sonucu yanlış hukuki zeminde cezalandırmış olabilir.</p>

<p><strong>Danıştay kararlarının gösterdiği temel yaklaşım nedir?</strong></p>

<p>Danıştay kararları bize şunu gösteriyor: Akaryakıt piyasasında idari yaptırım denetimi yalnızca “ihlal var mı?” sorusuyla sınırlı değildir. Mahkemeler aynı zamanda şu sorulara da bakmaktadır:</p>

<p>-İsnat edilen fiil somut bilgi ve belgelerle ortaya konulmuş mu?</p>

<p>-Numune alma ve analiz yükümlülüğü mevzuata uygun şekilde yerine getirilmiş mi?</p>

<p>-Teknik tespit ile uygulanan yaptırım maddesi örtüşüyor mu?</p>

<p>-Lisans sahibinin sorumluluğu somut olayda hangi hukuki ilişkiye dayanıyor?</p>

<p>Örneğin <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20193048-e-20211271-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu’nun E.2019/3048, K.2021/1271 sayılı</strong> kararı</a>nda, dağıtıcı lisansı sahiplerinin belirli dönemlerde bayilerinden numune alma ve analiz yaptırma yükümlülüğü değerlendirilmiş; yükümlülüğün yerine getirilmediğinin savunma aşamasında da ortaya konulması karşısında idari yaptırımın hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu karar, dağıtıcılar bakımından numune ve analiz süreçlerinin yalnızca denetim anında değil, düzenli uyum programı kapsamında da takip edilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Diğer yandan <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-2021536-e-2024207-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 13. Daire’nin E.2021/536, K.2024/207</strong> sayılı kararı</a>nda, tankerden istasyon sahası dışında araç harici yerlere ikmal yapılması olayında, ulusal marker seviyesinin geçerli olması tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmamış; lisans sahibinin özen yükümlülüğü ve faaliyet çerçevesinde görev yapan kişilerin eylemleri bakımından sorumluluk tartışılmıştır. Bu da önemli bir noktaya işaret eder: Marker geçerli olabilir; fakat başka bir mevzuata aykırılık nedeniyle yaptırım gündeme gelebilir. Marker geçersiz olabilir; fakat bu kez de numune alma, analiz, delil zinciri ve hukuki nitelendirme tartışması öne çıkabilir.</p>

<p><strong>Akaryakıt bayileri ve dağıtıcı şirketler bu süreçte nelere dikkat etmeli?</strong></p>

<p>Marker ve numune alma uyuşmazlıklarında etkili savunma, ceza kararı tebliğ edildikten sonra başlamaz. Asıl koruma, denetim anında başlar. Bu nedenle akaryakıt işletmelerinin şu başlıklarda önleyici refleks geliştirmesi gerekir:</p>

<p>-Denetim tutanakları işletme temsilcisi tarafından dikkatle okunmalı; eksik veya hatalı görülen hususlar tutanağa şerh edilmelidir.</p>

<p>-Numunenin hangi ürün, tank, pompa veya tankerden alındığı açıkça kayıt altına alınmalıdır.</p>

<p>-Mühürleme, muhafaza ve teslim süreci mümkün olduğunca belgelenmelidir.</p>

<p>-Laboratuvar raporu yalnızca sonuç kısmı üzerinden değil, analiz yöntemi ve numune bilgileriyle birlikte teknik uzman desteğiyle incelenmelidir.</p>

<p>-İdari yaptırım kararında isnat edilen fiil ile uygulanan yaptırım maddesi karşılaştırılmalıdır.</p>

<p>-Dağıtıcılar bakımından bayi denetim sistemi, numune alma yükümlülüğü, analiz kayıtları ve otomasyon verileri düzenli uyum takibine tabi tutulmalıdır.</p>

<p>-Bayi veya dağıtıcı, denetim sürecini yalnızca operasyonel bir olay olarak değil, potansiyel bir idari yargı dosyasının delil başlangıcı olarak görmelidir. Çünkü akaryakıt sektöründe birçok dosyada asıl tartışma, “ürünün sonucu ne çıktı?” sorusundan çok daha geniştir. Asıl mesele; bu sonuca hangi numuneyle, hangi tutanakla, hangi laboratuvar süreciyle, hangi delil zinciriyle ve hangi hukuki nitelendirmeyle ulaşıldığıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Akaryakıt sektöründe marker ve numune alma uyuşmazlıklarında asıl mesele yalnızca yakıtın teknik sonucu değil; bu sonuca hangi usulle ulaşıldığı, idarenin fiili nasıl nitelendirdiği ve yaptırımın hukuki zemininin doğru kurulup kurulmadığıdır.</p>

<p>Marker geçersizliği, teknik düzenlemeye aykırılık veya numune alma sürecindeki eksiklikler, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılmadan teknik sonucu doğrudan en ağır hukuki sonuçlara bağlamak, fiil-yaptırım uyumu ve kanunilik ilkesi bakımından tartışma yaratabilir. Bu nedenle akaryakıt işletmeleri için hukuki koruma, ceza kararından sonra değil; denetim, numune alma ve tutanak aşamasında başlamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/akaryakit-sektorunde-marker-ve-numune-alma-uyusmazliklari-her-teknik-aykirilik-kacak-akaryakit-anlamina-gelir-mi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41.jpg" type="image/jpeg" length="60693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KEFİLİN BORÇTAN SORUMLU OLABİLMESİ İÇİN SÖZLEŞMEYE KENDİ EL YAZISIYLA KEFİL OLDUĞU TARİHİ VE KEFİL OLDUĞU MİKTARI YAZARAK İMZALAMALIDIR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kefilin-borctan-sorumlu-olabilmesi-icin-sozlesmeye-kendi-el-yazisiyla</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kefilin-borctan-sorumlu-olabilmesi-icin-sozlesmeye-kendi-el-yazisiyla" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu kira sözleşmesinde, kefalet sözleşmesi, kefilin sorumlu olduğu miktar, kefalet tarihine ilişkin açıklamaların kefillerin el yazısı ile belirtilmediği, bu durumda Kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesi geçersiz olduğundan davanın kabulüne karar verilmesinde bir hata bulunmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 19.02.2025 tarihli, 2024/1358 E., 2025/966 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/1358 E., 2025/966 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/2782 E., 2024/102 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/571 E., 2021/841 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; davalı ile dava dışı ..... Tic. A.Ş. (...) arasında imzalanan 01.06.2015 başlangıç tarihli kira sözleşmesine dayalı olarak kira alacaklarının tahsili amacı ile icra takibi başlatıldığını, davacıların müşterek müteselsil kefillik iddiasıyla borçlu olarak gösterildiğini, geçerli bir kefalet olmadığını, davacıların şirket bünyesinde ücretli olarak çalışan kişiler olduğunu, kefalet verme iradelerinin söz konusu olmadığını, işveren konumundaki kiracı şirket yetkililerinin zorlaması sonucu işlerini kaybedecekleri endişesi ile sözleşmeye imza attıklarını ileri sürerek; takip dolayısıyla borçlu olmadıklarının tespitine ve davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; idareye ait vakıf iş hanının 27.05.2015 tarihli kira sözleşmesi ile ... şirketine kiraya verildiğini, davacıların müştereken ve müteselsilen kefil olduğunu, 01.06.2015 - 30.04.2016 tarihleri arasındaki 11 aylık döneme ilişkin olarak kira borcunun ödenmediğini, davacıların sözleşmeye herhangi bir itirazda bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; vakıf iş hanı nitelikli taşınmazın 01.06.2015 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli kira sözleşmesi ile ...'ya kiraya verildiği, sözleşmede davacıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaları bulunduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 583/1 maddesinde "Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır." düzenlemesine yer verildiği, hükümde öngörülen şekle aykırı düzenlenen kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, davalının takipte kötü niyetli olduğundan da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle; davanın kabulü ile davacıların takip dolayısıyla davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu kira sözleşmesinde, kefalet sözleşmesi, kefilin sorumlu olduğu miktar, kefalet tarihine ilişkin açıklamaların kefillerin el yazısı ile belirtilmediği, bu durumda Kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesi geçersiz olduğundan davanın kabulüne karar verilmesinde bir hata bulunmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili, davacıların sözleşmeyi noterde özgür iradeleri ile imzaladıklarını, davacıların 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadıklarını bildirmediklerini, kefalet sözleşmesini onamış sayılmaları gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme</p>

<p>Uyuşmazlık, kira sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibi dolayısıyla kefillerinin borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br />
Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, davacılar aleyhine kira sözleşmesine kefil olduklarından bahisle icra takibi başlatılmış ise de, TBK m.583'te öngörülen şekilde yapılmayan kefalet sözleşmesinin geçersiz olmasına, bu nedenle sözleşmenin onanmış sayılmasının söz konusu olmayacağının anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Harçtan muaf olan davalıdan peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kefilin-borctan-sorumlu-olabilmesi-icin-sozlesmeye-kendi-el-yazisiyla</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="70621"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: 75 ilde 638 faili meçhul dosya yeniden değerlendiriliyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-75-ilde-638-faili-mechul-dosya-yeniden-degerlendiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-75-ilde-638-faili-mechul-dosya-yeniden-degerlendiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yaptığı açıklamada "Başkanlığımızın koordinesinde devam eden çalışmalarda 75 ilimizde 638 dosya yeniden değerlendirilmekte, 52 ilimizde 147 maktulün bulunduğu 141 dosya incelenmekte, 47 maktullü 44 dosyada ise Başsavcılıklarımız ve kolluk birimlerimizce 'Özel Çalışma Ekipleri' görev yapmaktadır." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i><strong>Bakan Gürlek, faili meçhul dosyaları hakkında bilgi verdi. Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</strong></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, adaletin tecellisi ve milletimizin huzuru için tavizsiz bir mücadele yürütüyoruz. Kamu vicdanını derinden yaralayan faili meçhul cinayetleri ve kayıp şahıs vakalarını çözmeyi, acılı ailelerimizin yüreğine su serpmeyi en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz.</p>

<p>Bu kararlılıkla, Bakanlığımız bünyesinde kurduğumuz Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız eliyle geçmişe dönük dosyaları tek tek inceliyoruz. Daire Başkanlığımızın faaliyete geçtiği günden bugüne yürütülen kapsamlı çalışmalar neticesinde 16 dosyada 19 faili meçhul cinayetin aydınlatılmasını sağladık.</p>

<p>Kısa zamanda elde edilen bu başarı, Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde devletimizin kurumları arasındaki sıkı koordinasyon ve sarsılmaz uyumun bir sonucudur. Bu vesileyle, omuz omuza çalıştığımız başta İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.</p>

<p>Başkanlığımızın koordinesinde devam eden çalışmalarda 75 ilimizde 638 dosya yeniden değerlendirilmekte, 52 ilimizde 147 maktulün bulunduğu 141 dosya incelenmekte, 47 maktullü 44 dosyada ise Başsavcılıklarımız ve kolluk birimlerimizce "Özel Çalışma Ekipleri" görev yapmaktadır.</p>

<p>İğneyle kuyu kazar gibi delil toplayarak faili meçhul soruşturmaları aydınlatan Cumhuriyet Başsavcılıklarımıza, sahada gece gündüz demeden fedakârca görev yapan kahraman emniyet ve jandarma teşkilatlarımıza, süreçte emeği geçen tüm kamu görevlilerimize yürekten teşekkür ediyorum.</p>

<p>Hiçbir faili meçhul, karanlıkta kalmayacak; adalet, er ya da geç mutlaka tecelli edecektir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-75-ilde-638-faili-mechul-dosya-yeniden-degerlendiriliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/akin-gurlek-1.jpg" type="image/jpeg" length="63781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/709 E., 2017/3376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2016709-e-20173376-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2016709-e-20173376-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05/06/2017 tarihli, 2016/709 E., 2017/3376 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/709 E., 2017/3376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/11/2015 tarih ve 2014/1381-2015/1063 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br />
Davacı vekili, müvekkilinin %95 hissesinin ...'a, %5 hissesinin davalıya ait olduğunu, davalının, 6762 sayılı Kanun'daki şirket kurulması için en az iki kişi şartını sağlamak için ortak yapıldığını, yeni TTK'nın tek ortaklı limited şirkete izin verdiğini, davalının, şirketin gelişmesinde hiç bir payının bulunmadığı gibi kıskanç karakteri sebebiyle şirketin işleyişini zora soktuğunu, ortaklar arasındaki anlaşmazlıkların adli makamlara ulaştığını, ortaklar arasında boşanma davasının devam edip güvensizliğin meydana geldiğini, anlaşmazlıkların şirket faaliyetlerine zarar verdiğini ileri sürerek haklı nedenlerle davalının ortaklıktan çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, ortakların kişisel hayatı ile ilgili boşanma davasının ve diğer hususların şirket yönetimine etkisinin olmadığını, ortaklıktan çıkarılma için haklı bir sebebin bulunmadığını, genel kuruldan çıkarma kararı alınmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK 621/1-h bendine göre bir ortağın haklı sebepler dolayısı ile şirketten çıkarılması talebiyle mahkemeye başvurulabilmesi için temsil edilen oyların en az 2/3'sinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunduğu genel kurul kararı alınması gerektiği, davalı ortağın haklı sebepler ile şirketten çıkarılması için alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 05/06/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p>(M)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>1-Dava, haklı sebeple limitet şirket ortağının şirketten çıkartılması istemine ilişkindir.</p>

<p>2-Somut olayda, davacı şirket adına dava açan hakim ortak ...’ın şirkette %95, davalı ortağın ise %5 oranında payının bulunduğu, ortaklar arasında boşanma davası olduğu, ortaklık ilişkilerinin yürütülmesi bakımından da geçimsizlikler bulunduğu ileri sürülerek, davalının haklı sebeple ortaklıktan çıkartılması talep edilmiştir.</p>

<p>3-Mahkemece, davalı ortağın çıkartılabilmesi için genel kurul kararı gerektiği, oysa böyle bir kararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>4-TTK m. 621/1-h uyarınca, limitet ortaklıktan çıkarma isteğiyle mahkemeye başvurmak için şirket genel kurulunun, hem sermaye payı, hem de ortak sayısı yönünden nitelikli çoğunluk oyu aranmakta ise de, bu hükmün iki ortaklı şirketler yönünden uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira, iki ortaklı şirketlerde haklı sebeple çıkarma için 2/3 oy çoğunluğunun sağlanması imkansızdır. O nedenle iki ortaklı şirketlerde, şirket genel kurulunun her hangi bir işlevinin olması düşünülmemeli, 2/3 oy oranını sadece ortak sayısı en az üç olan ortaklıklar yönünden kabul edilmeli, oy miktarı 2/3 ten fazla olan bir ortağın diğerine haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açabilme hakkının olduğu kabul edilmelidir (O. H. Şener, Ortaklıklar Hukuku, s.725). Nitekim 6762 sayılı TTK m. 551 zamanında da, ortaklar kurulunda ekseriyetle karar alınması şartına rağmen, öğretide, bir ortağın, diğer ortağın çıkartılması için mahkemeye başvurabileceği kabul edilmiş, şirketin tek ortağa inmesi halinde feshinin gündeme geleceğine işaret edilmiştir (İ. Doğanay, TTK, II Cilt, s.1490-1491, 1380). Anılan nedenlerle, somut olayda genel kurul kararına ihtiyaç duyulmaksızın mahkeme kararının haklı sebep kavramı yönünden denetlenmesi gerekirken, genel kurul kararı yokluğu sebebiyle reddine dair mahkeme kararını onayan Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2016709-e-20173376-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="71564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İKİ ORTAKLI LİMİTED ŞİRKETLERDE ORTAKLIKTAN ÇIKARMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iki-ortakli-limited-sirketlerde-ortakliktan-cikarma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iki-ortakli-limited-sirketlerde-ortakliktan-cikarma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu makalede, ülkemizde en yaygın şirket türlerinden olan limited şirketlerin iki ortaklı olması durumunda ortaklıktan çıkarmaya ilişkin sorunu güncel mevzuat çerçevesinde değerlendireceğim. Ortaklıktan çıkarma, adından da anlaşılacağı üzere ortağın kendi iradesi dışında ortaklık sıfatının sona ermesidir. Kanun koyucu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinde bu konuya ilişkin temel ilkeleri belirlemiştir.</p>

<p><strong>Madde 640/1 </strong>Şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir.</p>

<p>Madde metninden de anlaşılacağı üzere kanun koyucu, ortaklıktan çıkarma için öngörülebilir sebeplerin varlığını aramış ve bu sebeplerin ortaklık sözleşmesinde yer alması gerektiğini belirtmiştir. Sözleşmede belirlenen sebebin gerçekleşmesi halinde genel kurul kararı alınarak ortağın ortaklıktan çıkarılması sağlanır. Salt olarak genel kurulda diğer ortakların çıkarma için karar alması yeterli olmayıp, sözleşmede belirlenmiş olan sebebin de gerçekleşmiş olması gerekmektedir.</p>

<p>Bir diğer çıkarma hali ise kanunun 640/3. maddesinde belirtilmiştir. 640/3 maddede “Şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hâli saklıdır.” denilerek, ilk fıkrada belirtilenden farklı olarak ortaklık sözleşmesinde yer almasa dahi haklı olarak görülecek sebeplerin varlığı ve ortaklığın talebi üzerine mahkemenin, ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Haklı sebeplere örnek olarak ortağın şirket sırlarını ifşa etmesi, haksız rekabet yasağına uymaması ve sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi gibi durumlar sayılabilir.</p>

<p>Ortaklıktan çıkarma kararı, şirketin geleceğini etkileyen ve onarılması güç zararlara yol açabilecek nitelikte bir karardır. Bu sebepledir ki Türk Ticaret Kanunu'nun 616/1-h maddesi gereğince, bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hakkı yalnızca genel kurula tanınmış ve genel kurulun bu yetkisinin devredilemez nitelikte olduğu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu, ortaklıktan çıkarmanın sonuçlarını göz önünde bulundurarak 640. maddede düzenlenen ortaklıktan çıkarmaya ilişkin genel kurul kararlarının alınabilmesi için salt çoğunluğun iradesini yeterli görmeyip ağırlaştırılmış bir nisap şartı getirmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 621/1-h maddesi gereğince, ortaklıktan çıkarmaya ilişkin genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir. Kanun maddesince, ortaklıktan çıkarma için esas sermayenin salt çoğunluğu ile birlikte temsil edilen oyların üçte ikisi gerekmektedir. Peki, eğer şirketin aynı sermaye oranına sahip iki ortağı varsa üçte iki oy oranı ve sermayenin salt çoğunluğu nisabı nasıl sağlanacaktır?</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2016709-e-20173376-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/709 E. ve 2017/3376 K. sayılı kararı</a>nda, şirketin %95 hisse sahibi olan davacının, diğer ortağın haklı nedenle ortaklıktan çıkarılmasını talep ettiği davayı incelemiştir. Yargıtay kararında; “Mahkemece; iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK 621/1-h bendine göre bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması talebiyle mahkemeye başvurulabilmesi için temsil edilen oyların en az 2/3'sinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunduğu genel kurul kararı alınması gerektiği, davalı ortağın haklı sebepler ile şirketten çıkarılması için alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.” diyerek, kanunun tanıdığı bir hakkın iki ortaklı şirketler için kullanılamayacağı kanaatine varmıştır. Ancak kararda karşı oy kullanan üye, yıllardır doktrinde belirtilen ve hukuki açıdan isabetli olan bir şerhi karara düşmüştür. Üye karşı oyunda şöyle belirtmiştir: “TTK m. 621/1-h uyarınca, limited ortaklıktan çıkarma isteğiyle mahkemeye başvurmak için şirket genel kurulunun hem sermaye payı hem de ortak sayısı yönünden nitelikli çoğunluk oyu aranmakta ise de bu hükmün iki ortaklı şirketler yönünden uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira iki ortaklı şirketlerde haklı sebeple çıkarma için 2/3 oy çoğunluğunun sağlanması imkansızdır. O nedenle iki ortaklı şirketlerde, şirket genel kurulunun herhangi bir işlevinin olması düşünülmemeli; 2/3 oy oranı sadece ortak sayısı en az üç olan ortaklıklar yönünden kabul edilmeli, oy miktarı 2/3'ten fazla olan bir ortağın diğerine haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açabilme hakkının olduğu kabul edilmelidir (O. H. Şener, Ortaklıklar Hukuku, s. 725). Nitekim 6762 sayılı TTK m. 551 zamanında da ortaklar kurulunda ekseriyetle karar alınması şartına rağmen öğretide, bir ortağın diğer ortağın çıkartılması için mahkemeye başvurabileceği kabul edilmiş; şirketin tek ortağa inmesi halinde feshinin gündeme geleceğine işaret edilmiştir (İ. Doğanay, TTK, II. Cilt, s. 1490-1491, 1380). Anılan nedenlerle somut olayda genel kurul kararına ihtiyaç duyulmaksızın mahkeme kararının haklı sebep kavramı yönünden denetlenmesi gerekirken, genel kurul kararı yokluğu sebebiyle davanın reddine dair mahkeme kararını onayan Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.” Üye, bu ifadelerle kanunun 621/1-h maddesinde öngörülen nitelikli yeter sayının iki ortaklı şirketler bakımından uygulanabilir olmadığını, bu nedenle iki ortaklı şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma için genel kurul kararı şartı olmaksızın mahkemeye başvurulması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Yargıtay kararına konu olayda da görüldüğü üzere, iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebebe dayanarak ortaklıktan çıkarma mümkün olmayıp TTK’nın 616/1-h ile 621/1-h maddeleri bu tip şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarmanın önünü kapatmaktaydı. Bu durum, Anayasamızın 48. maddesi ile getirilen teşebbüs özgürlüğü ile 40. maddesi ile teminat altına alınan etkili başvuru haklarının ihlali sonucunu doğuruyordu.</p>

<p>Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi yaptığı başvuru ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 616/1-h ile 621/1-h maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüş ve ilgili maddelerin iptalini talep etmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/iki-ortakli-limited-sirketlerde-ortakliktan-cikarilma-islemi-ile-ilgili-duzenlemeler-iceren-kurallara-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi başvuruyu 25/12/2025 tarihinde karara bağlamış; E.2025/128, K.2025/273 sayılı kararı,</a> 17 Mart 2026 tarihli ve 33199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi kararında, “Bir şirket ortağının haklı sebeple şirketten çıkarılması mekanizmasının, şirketin hem hukuki varlığının sona ermesini önleyen hem de ticari alandaki faaliyetlerine daha etkin ve verimli bir şekilde devam etmesini sağlayan bir çare olduğu açıktır. Zira şirket çatısı altında belli hedeflerin yerine getirilebilmesi uyumlu bir iş birliğini gerektirmekte, çıkarma kurumu da bir yandan iş birliğini bozan durumu ortadan kaldırmakta diğer yandan da şirketin hukuki varlığını sürdürmesini sağlamaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlama amacı doğrultusunda oluşturduğu çıkarma mekanizması çerçevesinde talepte bulunulabilmesi teşebbüs özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.” diyerek, mevcut düzenlemenin Anayasa'ın 48. maddesini ihlal ettiğini belirlemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. madde ile anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese; hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanması teminat altına alınmaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17). Mahkeme kararında, iki ortaklı limited şirketlerde haklı sebeple çıkarma için gerekli görülen oy nisabının sağlanmasının imkansız olması nedeniyle iptali istenen maddelerin Anayasa'nın 40. maddesine aykırı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, yukarıda izah edilen sebeplerle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 616/1-h maddesinin “iki ortaklı limited şirketler yönünden” iptaline, 621/1-h maddesinde bulunan “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresinin de “iki ortaklı limited şirketler yönünden” iptaline karar vermiştir.</p>

<p>Bu karar neticesinde, eşit sermaye oranına sahip iki ortak veya sermayesi az olan ortak, haklı sebeplerin varlığı halinde mahkemeye ortaklıktan çıkarma talebi ile başvurabilecektir. Bu kapsamda mahkeme, devletin teşebbüs özgürlüğünün korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğünü destekler nitelikte bir karar vermiştir. (Ancak kararda altı üye; sözleşme özgürlüğü ve basiretli tacir ilkeleri çerçevesinde karşı oy kullanmış olup hukuki değerlendirme bakımından çok değerli olan bu karşı oyların incelenmesini de tavsiye ederim.)</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/05/vedat-celik.jpeg" /></p>

<p></p>

<p><strong>Av. Vedat ÇELİK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iki-ortakli-limited-sirketlerde-ortakliktan-cikarma</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="10849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. Yargı Paketi Adalet Komisyonu'nda kabul edildi: IBAN düzenlemesi eklendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-adalet-komisyonunda-kabul-edildi-iban-duzenlemesi-eklendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-adalet-komisyonunda-kabul-edildi-iban-duzenlemesi-eklendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen kanun teklifi, TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Tekliften, ilk derece mahkemesi kararlarının Yargıtay tarafından yalnızca görevsizlik veya yetkisizlik gerekçesiyle bozulamamasını öngören 27’nci madde çıkarılırken, IBAN mağdurlarına ceza indirimi yapılmasını öngören düzenleme metne eklendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBMM Adalet Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel başkanlığında toplandı. Komisyonda, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak adlandırılan 29 madde ve bir geçici maddenin yer aldığı toplam 30 maddelik "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" kabul edildi.</p>

<p><strong>İDAREYE KARŞI İCRA TAKİBİ ÖNCESİNDE BAŞVURU ZORUNLULUĞU</strong></p>

<p>Teklifle, İcra ve İflas Kanunu'na eklenecek yeni maddeyle, idare aleyhine hükmedilen para alacakları, vekalet ücretleri ve yargılama giderleri için doğrudan icra takibi başlatılmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Düzenlemeye göre alacaklılar, icra takibine başlamadan önce idareye yazılı başvuruda bulunacak ve ödeme yapılabilmesi için hesap numarası bildirecek. İdareye bir aylık ödeme süresi tanınacak. Bu süre içinde ödeme yapılmaması halinde icra takibi başlatılabilecek.</p>

<p>Amaç, gereksiz icra takiplerini önlemek, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlamak ve alacakların daha kısa sürede tahsil edilmesine imkan tanımak olarak ifade edildi.</p>

<p><strong>MİRAS KALAN TAŞINMAZLARIN SATIŞINDA YENİ YÖNTEM</strong></p>

<p>Teklifte, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi amacıyla yapılacak satışlarda ilk açık artırmanın yalnızca mirasçılar arasında gerçekleştirilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Bu ilk artırmada tekliflerin taşınmazın tamamının değerini ve satış masraflarını karşılayacak düzeyde olması gerekecek. İlk artırmada alıcı çıkmaması halinde ikinci artırma herkese açık olarak yapılacak.</p>

<p>Düzenlemenin amacı, mirasçıların mülkiyet hakkını korumak ve uygulamada ortaya çıkan suistimalleri önlemek olarak açıklandı.</p>

<p><strong>PAYDAŞLARIN TEMİNAT MUAFİYETİ KALDIRILIYOR</strong></p>

<p>Ortaklığın satış suretiyle giderilmesi işlemlerinde artırmaya katılacak pay sahiplerinin, payları oranında teminat yatırmaktan muaf tutulmasına ilişkin uygulama kaldırılıyor.</p>

<p>Gerekçede, bazı paydaşların teminat yatırmamanın sağladığı avantajı kullanarak yüksek teklifler verdiği, daha sonra bedeli ödemeyerek ihalenin iptaline yol açtığı belirtildi.</p>

<p>Düzenlemeyle paydaşların da diğer katılımcılar gibi teminat yatırması sağlanacak. Hazine ise tüm açık artırmalarda teminattan muaf tutulacak.</p>

<p><strong>İHALE BEDELİNİ YATIRMAYANLARA YAPTIRIM GELİYOR</strong></p>

<p>Teklifte, en yüksek teklifi vermesine rağmen ihale bedelini süresinde yatırmayan kişiler için yeni yaptırımlar öngörülüyor.</p>

<p>Buna göre yatırılan teminatın iade edilmemesi, satış masraflarının karşılanmasında kullanılması ve kalan kısmın hak sahiplerine ödenmesi düzenleniyor.</p>

<p>Ayrıca ihale bedelini süresinde yatırmayan kişilere, teklif ettikleri bedelin yüzde 5'i oranında idari para cezası uygulanacak.</p>

<p><strong>NOTERLİK EVRAKLARININ GÖNDERİLMESİNDE ELEKTRONİK SİSTEM</strong></p>

<p>Noterlik Kanunu'nda yapılacak değişiklikle noterlik evrak ve defterlerinin mahkemeler, Cumhuriyet başsavcılıkları ve yetkili merciler tarafından incelenmesine ilişkin işlemler kolaylaştırılıyor.</p>

<p>Noterlik evraklarının onaylı örnekleri, güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda ilgili mercilere gönderilebilecek. Elektronik gönderimin mümkün olmadığı durumlarda fiziki örnek kullanılacak.</p>

<p>Bu işlemler için posta ve yol masrafı dışında herhangi bir ücret alınmayacak.</p>

<p><strong>DANIŞTAY'IN DAİRE SAYISININ AZALTILMASI ERTELENİYOR</strong></p>

<p>Teklifte, Danıştay'ın mevcut iş yükü dikkate alınarak daire sayısının azaltılması için öngörülen sürenin dört yıl uzatılması öngörülüyor.</p>

<p>Bu kapsamda Danıştay'ın daire sayısının 23 Temmuz 2030 tarihine kadar mevcut düzeyde korunması ve boşalan üyelikler için aynı sayıda yeni üye seçilmesi amaçlanıyor.</p>

<p><strong>İDARE MAHKEMELERİNDE TEK HAKİMLE GÖRÜLECEK DAVALAR GENİŞLETİLİYOR</strong></p>

<p>İdare ve vergi mahkemelerinde tek hakim tarafından karara bağlanabilecek dava türlerinin kapsamı genişletiliyor.</p>

<p>Gerekçede, uygulamada içtihadı yerleşmiş ve heyet tarafından incelenmesi zorunlu olmayan bazı uyuşmazlıkların tek hakim tarafından görülmesinin yargılamanın hızlanmasına katkı sağlayacağı belirtildi.</p>

<p><strong>İSTİNAF İNCELEMELERİNDE GEREKÇE DEĞİŞTİRİLEBİLECEK</strong></p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda yapılacak değişiklikle, bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararının sonucunu hukuka uygun bulduğu ancak gerekçesini eksik veya yanlış değerlendirdiği durumlarda kararı kaldırmadan gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddedebilmesine imkan tanınıyor.</p>

<p>Ayrıca bazı usul eksiklikleri nedeniyle dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilebileceği yeni durumlar da düzenleniyor.</p>

<p><strong>BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNİN BAZI KARARLARINA TEMYİZ YOLU AÇILIYOR</strong></p>

<p>Teklifte, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda, bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden hüküm kurduğu bazı kararlar için Danıştay'da temyiz yolu açılıyor.</p>

<p>Buna göre, kaldırma kararı üzerine verilen kararlar kural olarak temyiz edilebilecek. Ancak tek hakimle görülen davalar ile niteliği gereği temyiz incelemesine ihtiyaç duyulmadığı değerlendirilen bazı uyuşmazlıklarda temyiz yolu kapalı olacak.</p>

<p><strong>ADLİ TIP KURULU ÜYELİKLERİNDE UZMANLIK ŞARTI</strong></p>

<p>Teklifle, Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu başkan ve üyelerinin atanmasında en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesine ya da alanında doktora derecesine sahip olma şartı getiriliyor.</p>

<p>Ayrıca kurul başkanları ve üyeleri ile bazı yöneticiler için dört yıllık görev süresi öngörülüyor.</p>

<p><strong>HAKİM VE SAVCI YARDIMCILARININ SINAV SİSTEMİ DÜZENLENİYOR</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türkiye Adalet Akademisi tarafından verilecek eğitimlerin kapsamı ve sınavlara ilişkin esaslar kanunla düzenleniyor.</p>

<p>Sınavların yüz tam puan üzerinden değerlendirilmesi ve mazeret sınavlarına ilişkin hükümler getiriliyor.</p>

<p><strong>HUKUKİ KONULARDA BİLİRKİŞİYE BAŞVURAN HAKİM VE SAVCILARA DİSİPLİN YAPTIRIMI</strong></p>

<p>Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılacak değişiklikle, hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulması disiplin cezası nedeni sayılıyor.</p>

<p>Düzenlemeyle bilirkişilik kurumunun yalnızca teknik veya özel uzmanlık gerektiren durumlarda kullanılmasının sağlanması amaçlanıyor.</p>

<p><strong>KANUNİ FAİZ HESAPLAMASINDA YENİ SİSTEM</strong></p>

<p>Teklifte, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkilerinde uygulanacak kanuni faiz oranına ilişkin yeni bir yöntem getiriliyor.</p>

<p>Buna göre faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı esas alınarak belirlenecek.</p>

<p><strong>KISITLILARA AİT MALLARIN ELEKTRONİK ORTAMDA SATIŞI</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nda yapılacak değişikliklerle, kısıtlılara ait taşınır ve taşınmaz malların UYAP'a entegre elektronik satış portalı üzerinden satılması öngörülüyor.</p>

<p>Düzenlemenin amacı, daha fazla kişinin satışa katılmasını sağlayarak malların en yüksek bedelle satılması ve kısıtlıların menfaatlerinin korunması olarak belirtildi.</p>

<p><strong>GENETİK VERİLERİN SAKLANMASI VE İMHASI DÜZENLENİYOR</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılacak değişiklikle moleküler genetik inceleme sonucu elde edilen verilerin nasıl saklanacağı, ne kadar süre muhafaza edileceği ve hangi usulle imha edileceği ayrıntılı şekilde düzenleniyor.</p>

<p>Buna göre bazı durumlarda veriler derhal yok edilecek, mahkumiyet veya davanın düşmesi gibi hallerde ise kararın kesinleşmesinden itibaren 20 yıl saklanacak.</p>

<p>İlgili kişilere belirli koşullarda verilerin silinmesini talep etme hakkı da tanınacak.</p>

<p><strong>BİLGİSAYAR VERİLERİNİN SAKLANMA SÜRESİ BELİRLENİYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilgisayarlarda yapılan arama ve elkoyma işlemleri sonucunda elde edilen verilerin adli emanette saklanmasına ilişkin hükümler yeniden düzenleniyor.</p>

<p>Veriler, kovuşturmaya yer olmadığı kararının veya mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 15 yıl muhafaza edilecek. Süre sonunda Cumhuriyet savcısı huzurunda imha edilecek.</p>

<p>İlgili kişilere belirli şartlarda verilerin silinmesini isteme hakkı da tanınacak.</p>

<p><strong>HAGB BAZI SUÇLAR BAKIMINDAN UYGULANAMAYACAK</strong></p>

<p>Teklifte, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumuna ilişkin düzenlemeler yeniden ele alınıyor. Buna göre HAGB hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi nedeniyle işlediği ve Anayasa'nın 17'nci maddesi kapsamında kötü muamele olarak değerlendirilebilecek suçlarda uygulanamayacak. Teklifte ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen diğer bağlantılı hükümlerin de yeniden düzenlenmesi öngörülüyor.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 247'nci maddesinde değişiklik yapılan düzenlemeye göre, hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen kaçak sanığa, savunma hakkını kullanmak istediğini belirtmesi ve mahkemede bizzat hazır bulunması şartıyla yargılamanın yenilenmesini talep etme hakkı tanınacak. Böylece savunma hakkını kullanmak isteyen kaçak sanıklar bakımından yeniden yargılama yapılabilmesine imkan sağlanacak.</p>

<p><strong>YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİNİN KAPSAMI GENİŞLETİLİYOR</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308'inci maddesinde değişiklik yapılan düzenlemeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin kapsamı yeniden belirleniyor. Buna göre, ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları dışında kalan onama, düzeltilerek onama, bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dahil tüm kararlarına karşı itiraz edilebilecek.</p>

<p>İtiraz süresinin başlangıcı da yeniden düzenleniyor. Süre, ilamın verilmesinden değil, dosyanın fiziki olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmesinden itibaren başlayacak. Bir aylık itiraz süresi ise üç aya çıkarılıyor. Ayrıca itiraz isteminde bulunabilecek kişiler konusunda açıklık sağlanması amaçlanıyor.</p>

<p><strong>DESTEKTEN YOKSUN KALMA VE İŞ GÜCÜ KAYBI TAZMİNATLARINDA FAİZ HESABI DEĞİŞİYOR</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 55'inci maddesine yeni hükümler eklenen düzenlemeye göre, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan zararlar ile destekten yoksun kalma tazminatlarında, kazancın bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata olay tarihinden itibaren; kazancın bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacak.</p>

<p>Böylece geleceğe yönelik varsayımsal kazançlar üzerinden hesaplanan tazminatların tamamına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi uygulamasına son verilmesi amaçlanıyor. Maddeyle ayrıca, dava açılmadan veya tahkikat başlamadan önce yapılan ödemelerin tazminattan hangi yöntemle mahsup edileceği de düzenleniyor. Buna göre, tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemeler tazminattan oransal olarak mahsup edilecek. Düzenlemenin amacı, uygulamadaki farklılıkların giderilmesi ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması olarak ifade ediliyor.</p>

<p><strong>BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILIYOR</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107'nci maddesi yürürlükten kaldırılıyor. Gerekçede, belirsiz alacak davasının uygulamada çeşitli tartışmalara neden olduğu, hangi alacaklar bakımından açılabileceği konusunda tereddütler bulunduğu ve bunun yargılamaların uzamasına yol açtığı belirtiliyor.</p>

<p>Teklifte, aynı kanunun 109'uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle belirsiz alacak davasının sağladığı hukuki yararın kısmi dava yoluyla karşılanacağı ifade edilerek maddenin yürürlükten kaldırılması öngörülüyor.</p>

<p><strong>KISMİ DAVADA KALAN ALACAK İÇİN YENİ HAK GETİRİLİYOR</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 109'uncu maddesine yeni bir fıkra eklenerek alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda davacıya, tahkikat sona erinceye kadar alacağın kalan kısmını ıslah yoluna başvurmadan talep etme hakkı tanınacak. Ayrıca zaman aşımının, sonradan talep edilen kısım bakımından da davanın açıldığı tarihten itibaren kesilmiş sayılması öngörülüyor. Düzenlemeyle hak arama özgürlüğünün daha etkin korunması amaçlanıyor.</p>

<p><strong>DURUŞMALAR ARASINDA ÜÇ AYLIK SÜRE SINIRI</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147'nci maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, yazılı yargılama usulüne tabi davalarda duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç ayı aşamayacak. Bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hallerde hakim gerekçesini göstermek suretiyle üç aydan daha uzun bir süre belirleyebilecek. Düzenlemeyle yargılamaların hızlandırılması ve makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>

<p><strong>UZAKTAN KATILIMDA İMZA ZORUNLULUĞUNA İSTİSNA</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 149'uncu maddesine yeni bir fıkra eklenerek ses ve görüntü aktarımı yoluyla duruşmaya katılanlar bakımından ikrar, yemin, davadan feragat, davayı kabul, sulh ve davanın geri alınmasına muvafakat halleri dışında elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacak. Böylece taraf vekillerinin ve ilgililerin uzaktan katılım imkanından daha etkin şekilde yararlanabilmesi amaçlanıyor.</p>

<p><strong>BİRLEŞTİRME KARARLARINA KARŞI İSTİNAF YOLU AÇILIYOR</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ve 168'inci maddelerinde değişiklik yapılarak aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararları ancak kesinleştikten sonra ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlayacak. Ayrıca bu tür birleştirme kararlarına karşı, esas hükmün verilmesi beklenmeksizin doğrudan istinaf kanun yoluna başvurulabilecek.</p>

<p><strong>BAZI İSTİFNAF KARARLARINA TEMYİZ YOLU GETİRİLİYOR</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362'nci maddesine yeni bir fıkra eklenerek istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilmesi üzerine ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi halinde, kararın miktar veya değeri kanunda öngörülen parasal sınırın üzerinde ise temyiz yoluna başvurulabilecek.</p>

<p>Parasal sınırın altında kalan kararlar ise temyize konu edilemeyecek. Düzenlemeyle, istinaf mahkemelerinin yeniden verdiği kararlar bakımından hükmün denetlenmesini talep etme hakkının güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>

<p><strong>YARGITAY'IN GÖREV VE YETKİ NEDENİYLE BOZMA YETKİSİNE İLİŞKİN DÜZENLEME TEKLİFTEN ÇIKARILDI</strong></p>

<p>Öte yandan kanun teklifinin 27'nci maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin kararlarının Yargıtay tarafından yalnızca görevsizlik veya yetkisizlik gerekçesiyle bozulamamasına yönelik düzenleme yer alıyordu. Gerekçede, görev ve yetkiye ilişkin itirazların istinaf aşamasında bölge adliye mahkemelerince incelenebildiği, temyiz aşamasında bu nedenlerle verilen bozma kararlarının yargılamaların uzamasına yol açtığı belirtiliyordu. Ancak söz konusu madde, TBMM Adalet Komisyonu'ndaki görüşmeler sırasında AK Parti'nin verdiği önergeyle kanun teklifinden çıkarıldı.</p>

<p><strong>"İBAN MAĞDURLARI"NA İLİŞKİN DÜZENLEME EKLENDİ</strong></p>

<p>AK Parti'nin verdiği ihda ile kanun teklifin 14'üncü maddesinin ardından gelecek şekilde 5237 sayılı Kanunun 158'inci maddesine yeni bir fıkra eklenerek 157'nci maddede düzenlenen "dolandırıcılık" suçu ile 158'inci maddede düzenlenen üç yıldan 10 yıla kadar hapis cezası gerektiren "nitelikli dolandırıcılık" suçuna iştirakin fıkrada belirtilen fiil ile sınırlı olması halinde bu fiilin haksızlık içeriği dikkate alınarak, IBAN mağdurlarına yarı oranında cezada indirim yapılması öngörülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-adalet-komisyonunda-kabul-edildi-iban-duzenlemesi-eklendi</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-158.jpg" type="image/jpeg" length="51107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FİNANSAL YENİDEN YAPILANDIRMA SÖZLEŞMELERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ, KAPSAMI VE UYGULAMADA ORTAYA ÇIKAN HUKUKİ UYUŞMAZLIKLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/finansal-yeniden-yapilandirma-sozlesmelerinin-hukuki-niteligi-kapsami-ve-uygulamada-ortaya-cikan-hukuki-uyusmazliklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/finansal-yeniden-yapilandirma-sozlesmelerinin-hukuki-niteligi-kapsami-ve-uygulamada-ortaya-cikan-hukuki-uyusmazliklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong> Finansal yeniden yapılandırma (FYY), ekonomik darboğaza düşen borçlu şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve alacaklıların haklarının maksimize edilmesi amacıyla geliştirilmiş mahkeme dışı bir kurumsal kurtarma mekanizmasıdır. Bu çalışma, Türk hukuku bağlamında finansal yeniden yapılandırmanın yasal altyapısını, bu süreçte akdedilen sözleşmelerin Borçlar Hukuku normları çerçevesindeki hukuki niteliğini ve sürecin taraflar üzerindeki hukuki sonuçlarını incelemektedir. Ayrıca çalışmada, yapılandırma süreçlerinin başarısızlığı halinde ortaya çıkabilecek tasarrufun iptali davaları ve yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumlulukları gibi uygulamadaki kırılgan hukuki uyuşmazlıklar ele alınmıştır.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Küreselleşme ve makroekonomik dinamiklerin getirdiği dalgalanmalar, ticari işletmelerin finansal yapılarında öngörülemeyen bozulmalara yol açabilmektedir. Borç ödeme kabiliyetini geçici veya kalıcı olarak kaybeden bir şirketin varlığının sona ermesi (tasfiye/iflas), sadece o şirketin ortaklarını değil; çalışanlarını, tedarikçilerini, alacaklı finans kuruluşlarını ve nihayetinde devletin vergi gelirleri ile makroekonomik istikrarını doğrudan olumsuz etkiler. Bu nedenle modern hukuk sistemleri, "borçlunun tasfiyesi" ilkesinden ziyade "işletmenin yaşatılması" (corporate rescue) felsefesini benimsemiştir. Özellikle küresel pandemi olayları sonrası değişen ekonomik şartlar ve özellikle Türkiye’de gerçekleşen kontrolsüz kur atakları, yüksek enflasyon ve diğer ekonomik değişkenler bu bozulmaların artmasına ve sistemik bir riskin oluşmasına sebebiyet vermektedir.</p>

<p>Türk hukukunda bu felsefenin mahkeme içi en radikal yansıması konkordato müessesesi iken, mahkeme dışı (out-of-court) ayağını ise "Finansal Yeniden Yapılandırma" (FYY) oluşturmaktadır. Finansal yeniden yapılandırma, salt bir finans matematiği veya bankacılık operasyonu değildir. Aksine, İcra ve İflas Hukuku'nun cebri kuralları ile Borçlar Hukuku'nun "sözleşme serbestisi" ilkesinin çarpıştığı, Şirketler Hukuku’nun yönetimsel sorumluluk rejimini tetikleyen çok katmanlı hukuki bir süreçtir. Bu çalışmada, FYY’nin hukuki sınırları, sözleşmesel doğası ve uygulamada uygulayıcıların karşısına çıkan adli riskler analiz edilecektir. Nitekim FYY bir finansal süreç olmanın ötesinde temelinde huuki bir çok risk ve sorunu da barındırmaktadır.</p>

<p><strong>1. FİNANSAL YENİDEN YAPILANDIRMANIN MEVZUATSAL ALTYAPISI VE HUKUKİ KAPSAMI</strong></p>

<p>Türkiye’de finansal yeniden yapılandırma uygulamalarının tarihsel kökeni, kamuoyunda "İstanbul Yaklaşımı" ve "Anadolu Yaklaşımı" olarak bilinen geçici hukuki düzenlemelere dayanmaktadır. Günümüz dünyasında ise bu mekanizma, kalıcı ve sistematik bir yapıya kavuşturulmaya çalışılmıştır (Öztek vd., 2020).</p>

<p><strong>1.1. Yasal Dayanaklar ve Normlar Hiyerarşisindeki Yeri</strong></p>

<p>FYY sürecinin yasal omurgasını <strong>5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. Maddesi</strong> oluşturmaktadır. Bu madde, finansal sektöre olan borçların yeniden yapılandırılmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi görevini Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na (BDDK) vermiştir. BDDK tarafından yayımlanan <i>"Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmalarının Onaylanması, Kabul Edilmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik"</i> (Yönetmelik), sürecin ikincil mevzuatını oluşturur. FYY süreçlerinin yürütlmesinde hukuki sınırların omurgasını bu düzenlemeler oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu yasal mevzuat uyarınca, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından "Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmaları" (FYYÇA) hazırlanır. Bankalar ve finansal kuruluşlar bu çerçeve anlaşmasını imzalayarak sürece dahil olurlar. Borçlu şirket ise bu genel çerçeveye dayanarak, kendi alacaklı konsorsiyumu ile "Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi" (FYYS) akdeder (Pekcanıtez ve Atalay, 2019).</p>

<p><strong>1.2. Mahkeme İçi ve Mahkeme Dışı Yeniden Yapılandırma Karşılaştırması</strong></p>

<p>FYY’nin hukuki sınırlarını netleştirmek için, onun en yakın alternatifi olan İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 285-309 arasında düzenlenen konkordato kurumu ile karşılaştırılması gerekmektedir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Hukuki Kriter</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Finansal Yeniden Yapılandırma (FYYÇA)</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Konkordato (İİK)</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Sürecin Niteliği</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Mahkeme dışı, iradi ve sözleşmesel bir tasarımdır.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mahkeme denetiminde yürütülen cebri bir usuldür.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Alacaklı Kapsamı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Sadece Çerçeve Anlaşmasını imzalayan finansal kuruluşlar (Bankalar, faktoring şirketleri vb.).</p>
   </td>
   <td>
   <p>Piyasaya, işçilere, tedarikçilere ve kamuya olanlar dahil tüm alacaklılar.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Takiplerin Durumu</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca sözleşmeye taraf olan finans kuruluşları takip yapamaz. Üçüncü kişilerin takibi engellenemez.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Geçici ve kesin mühlet kararlarıyla birlikte istisnalar hariç tüm icra takipleri durur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Kamu Düzeni ve Denetim</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>BDDK denetimi ve sözleşme hukuku kuralları geçerlidir.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mahkemece atanan Konkordato Komiseri ve Ticaret Mahkemesi tasdiki zorunludur.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>2. FİNANSAL YENİDEN YAPILANDIRMA SÖZLEŞMELERİNİN (FYYS) SÖZLEŞMELER HUKUKU BAKIMINDAN NİTELİĞİ</strong></p>

<p>FYY sürecinin başarıyla tamamlanması halinde, borçlu şirket ile alacaklı bankalar konsorsiyumu arasında bir Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi (FYYS) imzalanır. Bu sözleşmenin Türk Borçlar Kanunu (TBK) karşısındaki hukuki niteliği, doktrinde uzunca tartışılmış bir meseledir (Tunç Yücel, 2021). Sözleşmenin niteliğinin doğru tespiti, sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde hangi genel hükümlerin uygulanacağını belirleyeceği için kritik önemdedir.</p>

<p><strong>2.1. Yenileme (Tecdit) Teorisi ve Eleştirisi</strong></p>

<p>TBK m. 133 uyarınca yenileme, mevcut bir borcun yeni bir borç yaratılmak suretiyle sona erdirilmesidir. Bir görüşe göre, FYYS ile eski kredi sözleşmeleri ortadan kalkmakta, yerine yeni vadeli ve yeni faizli tamamen bağımsız bir borç ilişkisi doğmaktadır.</p>

<p>Ancak bu görüşe TBK amir hükmü gereği mesafeli yaklaşılması gerektiği kanaatindeyim. TBK m. 133/2 açıkça <i>"Yenileme niyeti esastır; yenileme karinesi yoktur"</i> hükmünü amirdir. Tarafların amacı kökten yeni bir hukuki ilişki kurmak değil, mevcut kredi ilişkisinin şartlarını (vade, faiz, teminat) hafifleterek sürdürmektir. Dolayısıyla, FYYS'nin kendiliğinden bir tecdit (yenileme) doğurduğu söylenemez; aksine tarafların bu yönde açık iradesinin bulunması gerekir (Tanrıver, 2018).</p>

<p><strong>2.2. Sulh Sözleşmesi Niteliği</strong></p>

<p>FYYS’lerin birer "sulh sözleşmesi" olduğu yönündeki görüş de oldukça güçlüdür. Sulh, tarafların karşılıklı ödünler vererek aralarındaki bir hukuki uyuşmazlığı veya belirsizliği sona erdirmeleridir. FYY sürecinde bankalar alacaklarının bir kısmından (faiz, gecikme zammı vb.) feragat etmekte veya vadeyi uzatarak risk üstlenmekte; borçlu ise yeni teminatlar vererek ve yönetimsel şeffaflık taahhüt ederek ödün vermektedir. Bu yönüyle FYYS, tipik bir sulh sözleşmesi karakteri taşır. Benimde benimsemekte olduğum görüş bu olmakla beraber karşılıklı fedakarlıkların denkleştirilmesi esas alınması göz önüne alındığından bu görüşün daha güçlü olduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>2.3. Kendine Özgü (Sui Generis) / Karma Sözleşme Görüşü</strong></p>

<p>Öğretide genel kabul gören görüşe göre FYYS; içerisinde sulh, tecil (vade uzatımı), borcun iç üstlenilmesi, ek teminat tesisi ve cezai şart gibi birden fazla sözleşme tipinin unsurlarını barındıran <strong>kendine özgü (sui generis) yapıda karma bir sözleşmedir</strong>. Bu sözleşmeler, kamu hukukunun (Bankacılık Kanunu ve BDDK mevzuatı) çizdiği emredici sınırlar içinde, özel hukuk serbestisiyle akdedilen nev'i şahsına münhasır hukuki metinlerdir.</p>

<p><strong>3. FİNANSAL YENİDEN YAPILANDIRMANIN HUKUKİ SONUÇLARI</strong></p>

<p>FYYS’nin imzalanması ve yürürlüğe girmesiyle birlikte hem borçlu hem de alacaklılar yönünden çok sıkı sınırları bulunan hukuki sonuçlar doğmaktadır. Bunları iki başlık altında kısaca incelemek mümkündür. Şöyle ki ;</p>

<p><strong>3.1. Borçlu Bakımından Sonuçlar ve Teşvikler</strong></p>

<p><strong>- Temerrüdün Ortadan Kalkması:</strong> Sözleşmenin akdedilmesi, borçlunun borçlarını ifa edememe halini ortadan kaldırır. Borçlu, yapılandırılan borçlar yönünden "mütemerrit" olmaktan çıkar ve temerrüt faizi baskısından kurtulur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- Mali Muafiyetler:</strong> Kanun koyucu, sürecin işletilebilmesi için ciddi vergi teşvikleri öngörmüştür. FYY kapsamında yapılan işlemler, düzenlenen kağıtlar (FYYS dahil) <strong>Damga Vergisi'nden</strong>, yargısal harçlardan ve <strong>KKDF’den (Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu)</strong> istisnadır. Ayrıca taşınmazların bankalara devrinde KDV muafiyeti uygulanır. Bu muafiyetlerin getirilmesi ayrıca kamu erkinin bu hususa verdiği önemi de göz önüne sermektedir.</p>

<p><strong>3.2. Alacaklılar Bakımından Sonuçlar ve "Sözleşmelerin Nispiliği" İlkesine İstisna</strong></p>

<p>Borçlar Hukuku’nun en temel ilkelerinden biri olan <i>sözleşmelerin nispiliği</i> ilkesi gereği, bir sözleşme ancak ona taraf olan kişileri bağlar; üçüncü kişilere borç yükleyemez. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2023/117778 E., 2023/11432 K. Sayılı ilamında “<strong>Borçlar hukukuna esas teşkil eden en önemli ilkelerden biri olan borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesi gereğince, sözleşmenin tarafları, sözleşme ilişkisine katılmayan üçüncü kişiyi herhangi bir borç ilişkisinin borçlusu durumuna getiremezler. Borç ilişkisinden doğan alacak hakları kural olarak, sadece borç ilişkisinin diğer tarafına karşı ileri sürülebilen haklar olduklarından borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilere karşı, alacak hakkı ileri sürülemeyeceği gibi, borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişiler de borç ilişkisine dayanarak, borçluya karşı bir hak talebinde bulunamazlar.” Şeklinde bu hususu vurgulamıştır. </strong> Ancak FYY mevzuatındaki "Nitelikli Çoğunluk" kuralı, bu ilkeye çok ciddi bir istisna getirmektedir.</p>

<p><strong>Nitelikli Çoğunluğun Azınlığı Bağlaması:</strong> <i>"Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmalarının Onaylanması, Kabul Edilmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik"</i> uyarınca, borçlu şirketten alacaklı olan finansal kuruluşların alacak tutarı itibarıyla belirli bir nitelikli çoğunluğu (örneğin %75’i) FYYS’yi imzaladığı takdirde, konsorsiyuma dahil olan ancak sözleşmeye imza atmayan/muhalif kalan azınlık finansal kuruluşlar da (muhalif azınlık) sözleşme hükümlerine uymakla yükümlü hale gelir. Bu durum, yasadan kaynaklanan ve sözleşme özgürlüğünü kamu düzeni adına kısıtlayan istisnai bir hukuki sonuçtur.</p>

<p><strong>4. UYGULAMADA KARŞILAŞILAN HUKUKİ UYUŞMAZLIKLAR VE RİSKLER</strong></p>

<p>Finansal yeniden yapılandırma süreçleri her zaman başarıyla sonuçlanmaz. Yapılandırma sürecinin tıkanması veya sözleşmeye rağmen borçlunun iflas aşamasına gelmesi bir çok hukuki sorunu beraberinde getirmektedir.</p>

<p><strong>4.1. Tasarrufun İptali Davaları Karşısındaki Durumu (İİK m. 277 vd.)</strong></p>

<p>Uygulamadaki en büyük finansal ve hukuki risklerden biri budur. FYYS imzalanırken, bankalar doğal olarak risklerini minimize etmek amacıyla borçlu şirketten veya grup şirketlerinden ek teminatlar (yeni ipotekler, ticari işletme rehinleri, şahsi kefaletler) talep ederler. Ancak bu teminatlar her daim alacağın mutlak surette tahsilini sağlamamakta, sürecin başarısızlığı halinde teminatların tahsil amacıyla alacaklılar tarafından nakde çevrilmesi sürecine girmesine sebebiyet vermektedir.</p>

<p>Şayet bu yapılandırmaya rağmen borçlu şirket ekonomik olarak kurtarılamaz ve sözleşme tarihinden itibaren genel olarak 2 yıl içinde <strong>iflas ederse ya da konkordato ilan ederse</strong>, bankaların aldığı bu yeni teminatlar tehlikeye girer. Şirketin piyasaya olan diğer alacaklıları (tedarikçiler, ham madde sağlayanlar), İİK m. 279 (Mutat Olmayan Ödeme Araçları ve Teminatlar) uyarınca bankalara verilen bu ipoteklerin ve teminatların , teminat verilmesine ilişkin işlemlerin iptali için Tasarrufun İptali Davası açabilirler.</p>

<p>Ancak burada önemli bir husus mevcuttur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi-2022/16602-2023/7263 -31.05.2023 sayılı kararında, İİK 45. maddesi uyarınca rehinle temin edilmiş alacaklarda öncelikle rehinin paraya çevrilmesi yoluna gidilmesi gerektiğini, bu imkan varken doğrudan tasarrufun iptali davası açılmasının yerinde olmadığını belirtmiştir. Bu sebeple uygulamada tasarrufun iptali davasına gidilmeden önce rehnin paraya çevrilmesi önceliğinin ihmal edilmemesi önemlidir. Aksi takdirde atıf yapılan kararda değinildiği üzere bu öncelik gözetilmeksizin ikame edilen tasarrufun iptali davalarının reddi muhtemeldir.</p>

<p>Anacak bu önceliğin var olmadığı durumlarda da mahkemelerin buradaki yaklaşımı kritiktir: Bankanın amacının diğer alacaklılardan mal kaçırmak mı, yoksa basiretli bir tacir gibi şirketi yaşatmak için mi ek teminat aldığı incelenir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, şirkete yapılandırma kapsamında "taze nakit/yeni kredi" (fresh money) sağlanıp sağlanmadığına bakılır. Eğer banka şirkete hiç yeni fon sağlamadan sadece eski borcu için ek ipotek almışsa, bu ipoteğin tasarrufun iptali davası ile iptal edilme riski son derece yüksektir (Budak, 2021).</p>

<p><strong>4.2. Yönetim Kurulu Üyelerinin Şahsi Sorumluluğu (TTK m. 553)</strong></p>

<p>Türk Ticaret Kanunu m. 369, yönetim kurulu üyelerine "özen ve bağlılık yükümlülüğü" yüklemektedir. Şirket borç batağındayken, yönetimin gerçekçi ve uygulanabilir bir nakit akış projeksiyonuna dayanmayan, sırf zaman kazanma amaçlı bir FYY sözleşmesine imza atması hukuki sorumluluk doğurur.Yine ayrıca ibra sınırlarını aşan, YK üyelerinin sadakat ve özen yükümlüğüne aykırı işlemler de YK üyelerinin şahsi sorumluluğuna sebebiyet vermektedir.</p>

<p>Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi-2021/1466-2025/372 -20.03.2025 sayılı ilamında, ibranın ancak açıkça ortaya konulan ve tartışılan işlemler için geçerli olacağını, gizlenen veya bilançoda gösterilmeyen işlemlerin yöneticiyi sorumluluktan kurtarmayacağını belirtmiştir.</p>

<p>Şirketin borç yükünün FYY faizleri ve yapılandırma masrafları nedeniyle daha da ağırlaşması ve akabinde iflasın gelmesi halinde, ortaklar veya iflas idaresi, yönetim kurulu üyelerine karşı <strong>TTK m. 553 uyarınca sorumluluk davası</strong> açabilir. Yöneticilerin bu sorumluluktan kurtulabilmesi için, yapılandırma sürecinde bağımsız denetim ve danışmanlık raporlarına dayandıklarını, yani "İş Adamı Kararı İlkesi" (Business Judgment Rule) çerçevesinde dürüst ve basiretli hareket ettiklerini ispatlamaları gerekir. Ayrıca tüm bu süreçlerin yürütülmesi esnasında YK üyelerinin sadakat ve özen yükümlüğüne riayet etmeleri de sorumluluktan kurtulmak açısından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>4.3. Kamu Alacaklarının Durumu ve Önceliği</strong></p>

<p>FYY, sadece finansal kuruluşlar ile borçlu arasında yapıldığı için <strong>kamu alacaklarını (vergi daireleri, SGK prim borçları)</strong> bağlamaz. FYYS uyarınca bankalar borçlu üzerindeki hacizlerini kaldırsa dahi, vergi dairesi borçlu şirketin banka hesaplarına veya gayrimenkullerine 6183 Sayılı Kanun kapsamında her an haciz uygulayabilir. Bu durum, yapılandırma sözleşmesinin uygulanabilirliğini fiilen imkânsız hale getiren en büyük pratik uyuşmazlık noktalarından biridir. Bu nedenle uygulamada, FYY süreciyle eş zamanlı olarak kamu borçları için devletin çıkardığı "Vergi ve SGK Yapılandırma/Matrah Artırımı" kanunlarından da yararlanılması hukuki bir zorunluluktur. Esasen kamu tarafında bu hususa verilen öneme karşın amme alacakları bakımından bu FYY kapsamındaki şirketlere bir esneklik sağlanmaması mevzuat eksikliğinden mi yoksa bilinçli olarak yapılan bir zorlaştırma süreci olarak mı değerlendirilmeli sorusunu akla getirmektedir. Bu konu oldukça kapsamlı değerlendirmeye muhtaçtır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Finansal yeniden yapılandırma, şirketlerin likidite krizlerini aşmasında ve ekonomik sistemin sistemik risklerden korunmasında hayati bir enstrümandır. Ancak bu enstrümanın hukuki altyapısı, sözleşme özgürlüğü ile cebri icra kuralları arasında hassas bir denge üzerine kuruludur.</p>

<p>FYYS’lerin kendine özgü karma niteliği, sözleşmelerin nispiliği ilkesine getirilen kanuni istisnalar ve en önemlisi sonradan açılabilecek tasarrufun iptali davaları, sürecin adli açıdan ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir. Uygulamada başarıya ulaşmak için, salt finansal formüllere odaklanmak yerine; taze kaynak aktarımı dengesinin yasal sınırlar içinde kurulması, yönetim kurulu kararlarının bağımsız raporlarla zırhlandırılması ve piyasa alacaklılarının haklarını tamamen ihlal etmeyecek şeffaf bir modelin kurgulanması hukuki bir zorunluluktur. Türk hukukunda bu mekanizmanın daha işlevsel olması, mahkeme dışı süreçler ile mahkeme içi süreçlerin (konkordato) entegrasyonunu güçlendirecek yasal reformlara bağlıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Ahmet Özgür KESKİN</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><span style="color:#999999"><strong>Budak, A. C. (2021).</strong> <i>İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları</i>, 4. Baskı, İstanbul: Vedat Kitapçılık.</span></li>
 <li><span style="color:#999999"><strong>Öztek, S., Budak, A. C., Kale, S., &amp; Yeşilırmak, A. (2020).</strong> <i>Konkordato Şerhi (İİK m. 285-309)</i>, İstanbul: Aristo Yayınevi.</span></li>
 <li><span style="color:#999999"><strong>Pekcanıtez, H., &amp; Atalay, O. (2019).</strong> <i>Konkordato</i>, 3. Baskı, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.</span></li>
 <li><span style="color:#999999"><strong>Tanrıver, S. (2018).</strong> "Türk Borçlar Hukuku Bağlamında Yenileme (Tecdit) Kavramı ve Sonuçları", <i>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 67(2), 345-372.</span></li>
 <li><span style="color:#999999"><strong>Tunç Yücel, M. (2021).</strong> <i>Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Hükümleri</i>, İstanbul: Seçkin Yayıncılık.</span></li>
 <li><span style="color:#999999"><strong>5411 Sayılı Bankacılık Kanunu</strong> ve İlgili Mevzuat.</span></li>
 <li><span style="color:#999999"><strong>Türkiye Bankalar Birliği (TBB),</strong> <i>Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmaları Genel Hükümleri</i>.</span></li>
</ul>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/finansal-yeniden-yapilandirma-sozlesmelerinin-hukuki-niteligi-kapsami-ve-uygulamada-ortaya-cikan-hukuki-uyusmazliklar</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/sozlesmeler-hukuku-img.jpg" type="image/jpeg" length="60615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13130"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80394"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88523"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="26238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="41100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="25450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="74264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="99619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="71044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="25013"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="69669"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="35209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="15705"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
