<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 24 Jun 2026 20:54:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticari Alacak Davalarında Ticari Defterlerin Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-alacak-davalarinda-ticari-defterlerin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-alacak-davalarinda-ticari-defterlerin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ticari hayatın hızına paralel olarak işletmeler arasındaki birçok işlem, ayrıntılı yazılı sözleşmeler yerine sipariş formları, faturalar, cari hesap kayıtları ve ticari defterler üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, özellikle alacak davalarında ticari defterlerin ispat hukuku bakımından önemini artırmaktadır. Nitekim taraflar arasında mal teslimi, hizmet ifası veya bakiye cari hesap alacağı konusunda uyuşmazlık ortaya çıktığında, mahkemelerin ilk başvurduğu delillerden biri ticari defter kayıtları olmaktadır.</p>

<p>Ancak ticari defterler her durumda aynı ispat gücüne sahip değildir. Defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığı, karşı tarafın da tacir olup olmadığı ve kayıtların birbirini doğrulayıp doğrulamadığı, delil değerinin belirlenmesinde kritik rol oynar.</p>

<p><strong>Ticari Defter Tutma Yükümlülüğünün Hukuki Dayanağı</strong></p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen sonuçları açıkça ortaya koyacak şekilde ticari defterlerini tutmakla yükümlüdür.</p>

<p>Ticari defterlerin temel amacı yalnızca vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmesi değildir. Defterler aynı zamanda işletmenin faaliyetlerinin izlenmesini sağlayan ve gerektiğinde yargısal süreçlerde delil olarak kullanılabilen hukuki belgelerdir.</p>

<p><strong>Ticari Defterlerin Delil Niteliğinin Hukuki Dayanağı</strong></p>

<p>Ticari defterlerin delil niteliği esas olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanuna göre usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defterler, belirli şartların varlığı halinde sahibi lehine delil olarak kullanılabilir. Ancak bu durum otomatik değildir. Mahkeme, öncelikle defterlerin kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun tutulup tutulmadığını inceler.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Defterlerin yasal sürelerde açılış ve kapanış onaylarının yapılmış olması,</li>
 <li>Defter kayıtlarının birbirini doğrulaması,</li>
 <li>Kayıtların düzenli ve kronolojik şekilde tutulmuş olması,</li>
 <li>Defterlerde sonradan müdahale veya tahrifat bulunmaması</li>
</ul>

<p>önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu şartları taşımayan defterler sahibi lehine delil olarak kullanılamayabilir.</p>

<p><strong>Usulsüz Tutulan Defterlerin Sonuçları</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun benimsediği sistemde usulsüz tutulan ticari defterler, çoğu durumda sahibi lehine delil niteliği taşımaz. Buna karşılık, somut olayın özelliklerine göre bu kayıtlar sahibi aleyhine değerlendirmeye konu olabilir.</p>

<p>Bu nedenle ticari defterlerin yalnızca vergi incelemeleri açısından değil, ileride ortaya çıkabilecek ticari uyuşmazlıklar bakımından da usulüne uygun tutulması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Karşı Tarafın Tacir Olmasının Önemi</strong></p>

<p>Ticari defterlerin delil niteliği bakımından karşı tarafın hukuki sıfatı da önemlidir.</p>

<p>Uyuşmazlığın iki tacir arasında gerçekleşmesi halinde her iki tarafın ticari defterleri birlikte değerlendirilir. Tarafların usulüne uygun tutulmuş defter kayıtlarının birbirini doğrulaması durumunda, bu kayıtlar güçlü bir delil niteliği kazanabilir.</p>

<p>Buna karşılık karşı tarafın tacir olmadığı uyuşmazlıklarda ticari defterlerin delil değeri daha sınırlı olabilir ve çoğu zaman diğer delillerle desteklenmesi gerekir.</p>

<p><strong>Ticari Defterlerin Birbirini Doğrulaması</strong></p>

<p>Uygulamada mahkemeler sıklıkla taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmaktadır.</p>

<p>Örneğin davacı şirketin ticari defterlerinde yer alan bir satış kaydının, davalı şirketin ticari defterlerinde de alış kaydı olarak yer alması durumunda, bu durum mal tesliminin veya hizmet ifasının gerçekleştiğine ilişkin güçlü bir emare oluşturur.</p>

<p>Özellikle cari hesap ilişkilerinde karşılıklı kayıtların uyumu, alacağın varlığının ispatında belirleyici rol oynayabilmektedir.</p>

<p><strong>Ticari Defterler ve Fatura İlişkisi</strong></p>

<p>Ticari alacak davalarında ticari defterler çoğu zaman faturalarla birlikte değerlendirilmektedir.</p>

<p>Düzenlenen faturanın karşı tarafın ticari defterlerine işlenmiş olması, faturanın içeriğinin kabul edildiği yönünde önemli bir emare niteliği taşımaktadır. Özellikle faturaya süresinde itiraz edilmemesi ve faturanın ticari kayıtlara geçirilmesi halinde alacaklının ispat yükü önemli ölçüde hafiflemektedir.</p>

<p>Ancak yalnızca faturanın veya yalnızca ticari defter kaydının bulunması her zaman alacağın kesin olarak ispatlandığı anlamına gelmez. Mahkeme, somut olayın tüm delillerini birlikte değerlendirir.</p>

<p><strong>Bilirkişi İncelemesinin Rolü</strong></p>

<p>Ticari defterlere dayanan uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi çoğu zaman kaçınılmaz hale gelmektedir.</p>

<p>Bilirkişi tarafından;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığı,</li>
 <li>Taraf kayıtlarının birbirini doğrulayıp doğrulamadığı,</li>
 <li>Cari hesap bakiyelerinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığı,</li>
 <li>Fatura ve ödeme kayıtlarının uyumlu olup olmadığı</li>
</ul>

<p>incelenmekte ve mahkemeye rapor sunulmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle ticari defterlerin düzenli ve eksiksiz tutulması, dava sürecindeki bilirkişi incelemesinin sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.</p>

<p><strong>Yargıtay Uygulaması</strong></p>

<p>Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, usulüne uygun şekilde tutulmuş ve birbirini doğrulayan ticari defter kayıtlarının güçlü delil niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Özellikle taraf defterlerinin karşılıklı olarak aynı ticari işlemi göstermesi halinde, mahkemeler bu kayıtları alacağın varlığı bakımından önemli bir ispat aracı olarak değerlendirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşılık usulsüz tutulan veya birbirleriyle çelişen defter kayıtlarının tek başına hükme esas alınması çoğu durumda mümkün olmamaktadır.</p>

<p><strong>Uygulamaya Yönelik Öneriler</strong></p>

<p>Ticari işletmeler açısından aşağıdaki hususlar önem taşımaktadır:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Ticari defterler yasal sürelerde açılış ve kapanış onayları yaptırılarak tutulmalıdır.</li>
 <li>Muhasebe kayıtları eksiksiz ve gerçeğe uygun şekilde işlenmelidir.</li>
 <li>Fatura, irsaliye, teslim tutanağı ve banka kayıtları düzenli şekilde saklanmalıdır.</li>
 <li>Cari hesap mutabakatları belirli aralıklarla yapılmalıdır.</li>
 <li>Elektronik muhasebe sistemleri kullanılsa dahi kayıtların hukuki denetime uygunluğu düzenli olarak kontrol edilmelidir.</li>
</ol>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ticari defterler, ticari alacak davalarında çoğu zaman davanın kaderini belirleyen en önemli deliller arasında yer almaktadır. Ancak bu delil gücü mutlak değildir ve ticari defterlerin usulüne uygun şekilde tutulmuş olmasına bağlıdır.</p>

<p>Usulüne uygun tutulmuş, birbirini doğrulayan ve diğer delillerle desteklenen ticari defter kayıtları, alacağın ispatında son derece güçlü bir hukuki zemin oluştururken; düzensiz veya eksik kayıtlar ise işletmeler açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle işletmelerin ticari defterlerini yalnızca muhasebe yükümlülüğünün bir parçası olarak değil, aynı zamanda gelecekte ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda en önemli savunma ve ispat araçlarından biri olarak görmeleri gerekir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" rel="nofollow" title="Emrah Golgi̇yaz"><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-alacak-davalarinda-ticari-defterlerin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="73490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. Yargı Paketi Taslağının Bir Kısım Maddelerinin Tazminat ve Sigorta Hukukuna Etkileri: Hak Arama Özgürlüğü, Tazminat Hesapları ve Faiz Uygulamaları Açısından Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-taslaginin-bir-kisim-maddelerinin-tazminat-ve-sigorta-hukukuna-etkileri-hak-arama-ozgurlugu-tazminat-hesaplari-ve-faiz-uygulamalari-acisindan-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-taslaginin-bir-kisim-maddelerinin-tazminat-ve-sigorta-hukukuna-etkileri-hak-arama-ozgurlugu-tazminat-hesaplari-ve-faiz-uygulamalari-acisindan-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>22/06/2026 tarihinde TBMM'ye sunulan "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", usul hukuku ve tazminat hukukuna ilişkin önemli değişiklikler içermektedir. Özellikle iş kazaları ve sigorta hukuku uygulamasında yoğun şekilde karşılaşılan trafik kazaları, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli iş göremezlik tazminatı davaları bakımından teklifin önemli sonuçlar doğurması beklenmektedir.</p>

<p>Taslak incelendiğinde, bir yandan uygulamada uzun süredir tartışılan bazı sorunlara çözüm getirilmeye çalışıldığı, diğer yandan ise zarar görenlerin tazminata erişimi ve tam tazmin ilkesi bakımından yeni tartışmaların ortaya çıkabileceği görülmektedir.</p>

<p>Bu çalışma tazminat hukuku ve bazı usul hukuku düzenlemeleri ile sınırlı bir incelemeyi kapsamaktadır.</p>

<p><strong>I. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması</strong></p>

<p><i>“Madde 20- 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanununun 107. Maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.”</i></p>

<p>Taslağın en dikkat çekici yönlerinden biri, uygulamada yaygın olarak kullanılan HMK.107. maddedeki belirsiz alacak davası kurumunun kaldırılmasıdır.</p>

<p>Bilindiği üzere özellikle bedensel zarar davalarında davacıların zararın gerçek miktarını dava açılış tarihinde bilmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle belirsiz alacak davası, zarar miktarının bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacağı durumlarda önemli bir koruma mekanizması işlevi görmekteydi.</p>

<p>Ancak uygulamada hangi davaların belirsiz alacak davasına konu olabileceği, hangi durumlarda bu davanın açılmasında hukuki yarar bulunduğu ve sonradan yapılan talep artırımlarının sonuçları konusunda ciddi içtihat farklılıkları ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Taslağın bu kurumu kaldırması ilk bakışta hak arama özgürlüğünü daraltıyor gibi görünse de, aşağıda değinileceği üzere kısmi davaya ilişkin zamanaşımı düzenlemesi ile birlikte değerlendirildiğinde uygulamadaki karmaşanın azaltılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Önemli belirtmek gerekir ki bu madde, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam edilecektir.</p>

<p><strong>II. Kısmi Davada Zamanaşımının Bakiye Alacak İçin de Kesilmesi</strong></p>

<p><i>“Madde 21- 6100 sayılı kanunun 109. Maddesini aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”</i></p>

<p>Taslağın en olumlu düzenlemelerinden biri kuşkusuz budur.</p>

<p>Mevcut sistemde kısmi dava açılması halinde zamanaşımının yalnızca dava konusu yapılan bölüm bakımından kesildiği kabul edilmekte, bakiye alacak yönünden ise uygulamada çeşitli tartışmalar ve hak kaybı riskleri ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>Özellikle uzun süren bilirkişi incelemeleri nedeniyle davacının gerçek zararının sonradan netleşmesi halinde, bakiye alacağın zamanaşımına uğrayabileceği yönündeki tartışmalar ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.</p>

<p>Yeni düzenleme ile dava açılması halinde alacağın tamamı yönünden zamanaşımının kesilmiş sayılması öngörülmektedir.</p>

<p>Bu değişiklik;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Hak kayıplarını azaltacaktır.</li>
 <li>Belirsiz alacak davasının kaldırılmasının olumsuz etkilerini dengeleyecektir.</li>
 <li>Davacı vekillerinin usulî risklerini azaltacaktır.</li>
 <li>Mahkemelerin hukuki yarar tartışmalarıyla vakit kaybetmesini önleyecektir.</li>
</ul>

<p>Bu yönüyle teklifin zarar görenler lehine önemli bir kazanım sağladığı söylenebilir.</p>

<p><strong>III. Bedensel Zararlarda Faiz Uygulamasının Değiştirilmesi</strong></p>

<p><i>“Madde 19 - 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar kanununun 55. Maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.”</i></p>

<p>Taslağın en tartışmalı düzenlemesi hiç şüphesiz budur.</p>

<p>Mevcut uygulamada ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ile sürekli iş göremezlik tazminatının tamamına, haksız fiil/dava ya da temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmektedir. Yargıtay’ın tüm yerleşik içtihatları da bu yöndedir. <strong>Ancak taslak ile birlikte bedensel zarar tazminatlarında faiz başlangıcına ilişkin yerleşik uygulamadan önemli ölçüde uzaklaşılmaktadır.</strong></p>

<p>Borçlar Kanununun 55.maddesine eklenen taslak fıkra, zararı iki bölüme ayırmaktadır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Bilinen dönem zararı</li>
 <li>Bilinmeyen/gelecek dönem zararı</li>
</ul>

<p>Yeni sisteme göre;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Bilinen dönem zararına kaza/temerrüd tarihinden itibaren,</li>
 <li>Gelecek dönem zararına ise <strong>karar </strong>tarihinden itibaren faiz uygulanacaktır.</li>
</ul>

<p>Bilinen dönem, zarar görenin veya desteğin gelirinin somut verilerle belirlenebildiği, olay tarihinden aktüerya bilirkişisinin hesaplama yaptığı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Gelecek dönem ise hesap tarihinden başlayarak zarar görenin veya desteğin muhtemel yaşam süresi, çalışma süresi ve diğer aktüeryal varsayımlar esas alınarak geleceğe yönelik olarak hesaplanan dönemi ifade eder. Bedensel zarar hesaplarında tazminatın büyük kısmı çoğu zaman gelecek dönem zararından oluşmaktadır. Dolayısıyla taslaktaki faiz düzenlemesinin ekonomik etkisi çok büyüktür. Çünkü faizden mahrum bırakılan kısım genellikle tazminatın küçük bir bölümü değil, çoğu durumda büyük kısmıdır.</p>

<p>Bu düzenlemenin gerekçesi, gelecekte doğacak zararlar için geçmişe yönelik faiz işletilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı düşüncesine dayanmaktaysa da bu yaklaşım eleştiriye açıktır.</p>

<p>Şöyle ki; aktüeryal hesaplarda gelecekteki zarar zaten peşin sermaye değeri esas alınarak ve iskonto yöntemleri kullanılarak bugünkü değere indirgenmektedir. Başka bir ifadeyle gelecekte elde edilecek gelirler hesaplama sırasında zaten bugüne çekilmektedir.</p>

<p>Bu durumda hem iskonto uygulanması hem de karar tarihine kadar faiz verilmemesi, zarar gören aleyhine (iş kazası veya trafik kazası mağdurları açısından) çifte bir indirime yol açabilecek ve mağduriyet artırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkacaktır.</p>

<p>Özellikle uzun yıllar süren yargılamalarda, yüksek enflasyon ortamında hak sahiplerinin önemli ölçüde faiz kaybına uğraması söz konusu olacaktır.</p>

<p>Ayrıca bu düzenleme, belirli yönleriyle HMK'da belirsiz alacak davasının kabul edilmesinden önceki dönemde uygulanan ve davacılar aleyhine sonuçlar doğuran sisteme kısmen benzemektedir. Nitekim geçmiş uygulamada, dava dilekçesinde talep edilen kısım için dava veya temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilirken, sonradan ıslahla artırılan bölüm için faiz ancak ıslah tarihinden itibaren yürütülmekteydi. Belirsiz alacak davasının kabulüyle birlikte, özellikle miktarı dava tarihinde tam olarak belirlenemeyen bedensel zarar davalarında bu sakınca büyük ölçüde giderilmiş ve artırılan kısım bakımından da dava veya temerrüt tarihinden itibaren faiz uygulanması benimsenmiştir. Taslak düzenleme doğrudan bu sisteme dönüş anlamına gelmemekle birlikte, bedensel zarar tazminatının önemli bir bölümünü oluşturan gelecek dönem zararını karar tarihine kadar faizsiz bırakarak, ekonomik sonuçları itibarıyla hak sahipleri aleyhine benzer bir etki doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>Bu nedenle düzenleme;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sigorta şirketleri lehine,</li>
 <li>Güvence Hesabı lehine,</li>
 <li>Haksız fiil sorumluları lehine,</li>
</ul>

<p>olmakla birlikte;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Destekten yoksun kalanlar,</li>
 <li>Sürekli iş göremez hale gelenler,</li>
 <li>Mirasçılar</li>
</ul>

<p>bakımından önemli gelir kayıpları doğurabilecek niteliktedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bedensel zarar hesaplamalarında işleyecek dönem zararının karar tarihine kadar faizsiz bırakılması, yargılamanın uzamasından kaynaklanan ekonomik sonucun zarar gören yerine sorumluya yüklenmesi sonucunu doğurabilecektir. Başka bir ifadeyle, davanın dört veya beş yıl sürmesi halinde ortaya çıkan finansman avantajından zarar gören değil, sorumlu taraf yararlanmış olacaktır. Bu durum ise tam tazmin ilkesinin yanında, haksız fiil hukukunun caydırıcılık fonksiyonu bakımından da tartışma yaratabilecektir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin KTK m.90 kapsamında öngörülen bazı özel hesaplama yöntemlerini mülkiyet hakkı ve gerçek zararın karşılanması ilkesi bakımından Anayasa'ya aykırı bularak iptal ettiği göz önüne alındığında, faiz başlangıcını öteleyen bu düzenlemenin de mülkiyet hakkı ve tam tazmin ilkesi ışığında iptal riski taşıdığı ifade edilebilir.</p>

<p>Bu arada belirtmek gerekir ki TBK. 55. Maddede yapılan bu değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır.</p>

<p><strong>IV. Kısmi Ödemelerde Oransal Mahsup Sistemine Geçilmesi</strong></p>

<p><i>Madde-19 - 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar kanununun 55. Maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. Çalışma gücünün azalmasından ya da getirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.</i></p>

<p>Borçlar Kanunu 55.maddeye eklenen taslak fıkrada yer alan bir diğer önemli yenilik, kısmi ödemelerin mahsup yöntemidir.</p>

<p>Mevcut uygulamada zarar veren ya da sigorta şirketince davadan önce yapılan ödeme, yarar ve zararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince ödeme tarihinden, davadaki hesap tarihine kadar güncellenmekte ve güncellenmiş tutar yeni hesaplanan zarardan düşülmektedir.</p>

<p>Taslak da ise farklı bir sisteme geçilmektedir. Buna göre;</p>

<p>Ödeme tarihindeki toplam zarar hesaplanacak, yapılan ödemenin bu zararı karşılama oranı bulunacak, daha sonra hesap tarihindeki güncel zarar tespit edilerek aynı oran üzerinden mahsup yapılacaktır.</p>

<p>Örneğin ödeme tarihinde hesaplanan zarar 1.000.000 TL, yapılan ödeme 300.000 TL ise zararın %30'unun karşılandığı kabul edilecektir. Daha sonra hesap tarihindeki zarar 1.200.000 TL olarak bulunursa, mahsup miktarın %30’u olan 360.000 TL üzerinden yapılacaktır. Mevcut sistemde Yargıtay kararlarına göre önce ödeme tarihindeki tazminat miktarının bulunup, miktar yetersizse günümüz verileri ile hesaplama yapıldıktan sonra, ilk ödemenin güncellenerek düşülmesi uygulamasından nispeten daha karmaşık ve sorunlara yol açması sebebiyle vazgeçilmesi tarafımızca olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>V. Kanuni Faiz Sisteminin Yeniden Düzenlenmesi</strong></p>

<p><i>“Madde 11- 04.10.1984 tarihli ve 3095 sayılı kanuni faiz ve temerrüt faizine ilişkin kanunun birinci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. MADDE-1- 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar kanunu ile 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının%80’i üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın %80’i geçerli olur”</i></p>

<p>Taslağın en olumlu düzenlemelerinden biri kanuni faiz oranına ilişkindir.</p>

<p>Yasal faiz oranı 01/01/2006 dan 01/06/2024 e kadar %9 olarak, 01/06/2024’den bu güne kadar ise %24 olarak uygulanmaktaydı.</p>

<p>Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından 22/07/2025 tarihinde mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle iptal edilen mevcut kanuni faiz oranı uzun yıllar ekonomik gerçekliklerin oldukça gerisinde kalmakta ve özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde alacaklıların uğradığı reel kayıp ciddi boyutlara ulaşmaktaydı.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre kanuni faiz;</p>

<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına endekslenmektedir.</p>

<p>Bu sistem:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ekonomik koşullara daha hızlı uyum sağlayacaktır.</li>
 <li>Enflasyon karşısında alacaklıyı daha iyi koruyacaktır.</li>
 <li>Mahkeme kararlarının reel değerini artıracaktır.</li>
 <li>Tazminat hukukunun telafi edici işlevini güçlendirecektir.</li>
</ul>

<p>Örneğin Haziran 2026 itibari ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın yani 31 Aralık’2025’in kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı 38.75 olduğundan onun %80’i olan <strong>%31 yasal faiz oranı</strong> olarak uygulanacaktır. 30 Hazirandan itibariyle reeskont faiz oranının beş puandan fazla değişmesi halinde o oranın %80’i esas alınacaktır.</p>

<p>Bu yönüyle teklifin alacaklılar ve hak sahipleri bakımından eskisine nazaran olumlu sonuçlar doğuracağı değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>VI. İlk derecenin verdiği görevsizlik ve yetkisizlik kararları hakkında Yargıtay’ın bozma kararı veremeyeceği</strong></p>

<p><i>“Madde 27- 6100 sayılı kanunun 371. Maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (2) Bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilemez.”</i></p>

<p>Taslağın usul hukukuna ilişkin yaptığı en önemli düzenlemelerden bir tanesi de hukuk muhakemeleri kanununda yapılan değişikliklerdir. Buna göre HMK 371. Maddeye eklenen fıkra ile birlikte, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilemez hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, ilk derece mahkemelerinin verdiği görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının istinaf incelemesinden geçmesi yeterli görülerek, bu kararların ayrıca Yargıtay denetimine tabi tutulmasının önüne geçilmektedir. Bu isabetli bir değişikliktir. Uygulamada, davanın esası hakkında uzun süre yargılama yapıldıktan ve hatta yıllar geçtikten sonra Yargıtay tarafından görev veya yetki yönünden bozma kararları verilebilmekte, bu durum ise yargılamanın sil baştan başlamasına ve ciddi zaman kayıplarına neden olabilmekteydi. Düzenlemenin amacı, bu tür usulü tartışmaların erken aşamada kesinleştirilmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>VII. İstinaf Mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını değiştirip yeni bir karar vermesi halinde artık temiz yoluna gidilebileceği</strong></p>

<p><i>“Madde 26 - 6100 sayılı kanunun 362. Maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. (3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen karar, miktar veya itibarıyla 341. Maddenin ikinci fıkrasına düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temiz edilebilir. Bu kararın, miktar veya değeri itibari ile 341. Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırı geçmemesi halinde temiz yoluna başvurulamaz.”</i></p>

<p>Anayasa Mahkemesi 26.02.2026 tarihinde HMK 362. Maddesinin birinci fıkrasının a bendindeki “istinaf başvurusunu kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptaline karar vermişti. Şimdi yapılan bu düzenlemeyle istinaf mahkemesinin bozup yeni bir karar vermesi halinde ve miktarın 2026 yılı için 50.000 TL’nin üzerinde olması durumunda, miktar temyiz sınırının altında olsa bile temyiz edilebilecektir. Bu düzenleme de yeni bir karar veren istinaf Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından denetlenmesinin önünü açması açısından doğru ve yerinde olmuştur. Önceki haliyle ilk derece mahkemesinin kararını değiştiren İstinaf Mahkemesi kararı, miktarı temyiz sınırının (yani bugün itibari ile 682.000 TL’nin) altında ise karar temyiz edilemiyordu.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Onikinci Yargı Paketi taslağı tazminat ve usul hukuku bakımından TBK. 55.Maddedeki düzenleme hariç ağırlıklı olarak olumlu sonuçlar doğurabilecek önemli değişiklikler içermektedir. Kanaatimizce;</p>

<p>1. Belirsiz alacak davasının kaldırılması tek başına olumsuz görünmekle birlikte, kısmi davada zamanaşımının tüm alacak bakımından kesilmesiyle önemli ölçüde dengelenmektedir.</p>

<p>2. Oransal mahsup sisteminin basitliği sebebiyle uygulama birliği bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.</p>

<p>3. Kanuni faizin reeskont oranına bağlanması yerinde ve gecikmiş bir reform niteliğindedir.</p>

<p>4. İlk derecenin verdiği görevsizlik ve yetkisizlik kararları hakkında Yargıtay’ın bozma kararı veremeyeceği düzenlemesi, yargılamayı uzatan bir engelin kaldırılması anlamına geldiğinden yerindedir.</p>

<p>5. İstinaf Mahkemesinin ilk derece mahkeme kararını değiştirip yeni bir karar vermesi halinde temyiz yoluna gidilebilmesi hak arama özgürlüğü açısından değerlendirildiğinde olumlu bir gelişmedir.</p>

<p>6. Buna karşılık bedensel zararlarda gelecek dönem zararına, karar tarihinden itibaren faiz uygulanması, gerçek zarar/tam tazmin ilkeleri bakımından en ciddi tartışma alanını oluşturmaktadır.</p>

<p>Türk Borçlar kanunu 55. Maddeye eklenecek bu fıkra ile birlikte; özellikle ölüm ve ağır yaralanma dosyalarında bu düzenlemenin yasalaşması halinde, haksız fiil sorumlusunun ve sigorta şirketlerinin faiz yükü önemli ölçüde azalacak, buna karşılık hak sahiplerinin elde edeceği toplam tazminat miktarında kayda değer düşüşler meydana gelecektir. Bu nedenle teklifin en fazla tartışılacak ve muhtemelen yargısal denetime konu olabilecek kısmının tazminat hesaplamalarında işleyecek dönem faizinin olay/dava/temerrüt tarihi yerine karar tarihinden itibaren işleyeceğine ilişkin düzenleme olacağı değerlendirilmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/mehmet-demirayak.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/mehmet-demirayak.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Arb. Mehmet DEMİRAYAK</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-taslaginin-bir-kisim-maddelerinin-tazminat-ve-sigorta-hukukuna-etkileri-hak-arama-ozgurlugu-tazminat-hesaplari-ve-faiz-uygulamalari-acisindan-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/terajfasf.jpg" type="image/jpeg" length="23744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yasa Dışı Bahis Suçlarında Erişim Sağlanan Bahis Sitelerinin Yurt Dışı Kaynaklı Olup Olmadığının Tespiti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-suclarinda-erisim-saglanan-bahis-sitelerinin-yurt-disi-kaynakli-olup-olmadiginin-tespiti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-suclarinda-erisim-saglanan-bahis-sitelerinin-yurt-disi-kaynakli-olup-olmadiginin-tespiti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Teknolojik gelişmelerin etkisiyle bahis ve şans oyunları faaliyetleri büyük ölçüde dijital ortama taşınmış, internet üzerinden gerçekleştirilen işlemler bu alandaki hukuka aykırı faaliyetlerin tespiti ve cezalandırılmasında yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Özellikle yurt dışı merkezli bahis platformlarının internet aracılığıyla Türkiye’deki kullanıcılara erişim sağlaması, 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında düzenlenen suç tiplerinin uygulanmasında önemli hukuki sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu kapsamda, bahis oynatma faaliyetinin yalnızca varlığının tespiti yeterli olmayıp erişim sağlanan platformun (sitenin) yurt içi veya yurt dışı kaynaklı olup olmadığının belirlenmesi de suçun vasfı ve uygulanacak yaptırm bakımından belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yasa koyucu, yurt dışında oynatılan bahis ve şans oyunlarına Türkiye’den erişim sağlanmasını, temel suç tipine nazaran daha ağır yaptırıma bağlayarak bu fıili ayrıca düzenlemiştir. Bu nedenle, soruşturma ve kovuşturma makamlarınca yürütülen incelemelerde teknik ve elektronik delillerin titizlikle değerlendirilmesi, erişim sağlanan bahis sitelerinin kaynağının (yurt içi-yurt dışı olması hususunun) kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması hükmedilecek cezanın tayini yönünden önemlidir.</p>

<p>7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi incelendiğinde, maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen suç tipinin, aynı fıkranın (a) bendinde yer alan suçun nitelikli hali niteliğinde olduğu görülmektedir. Nitekim 5/1-a maddesinde spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ile şans oyunlarının oynatılması ya da bunların oynanmasına yer veya imkân sağlanması yaptırım altına alınmışken; 5/1-b maddesinde, yurt dışında oynatılan bahis veya şans oyunlarına internet veya sair yollarla erişim sağlanarak Türkiye’den oynanmasına imkân tanınması ayrıca ve daha ağır yaptırımla düzenlenmiştir.</p>

<p>Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Yüksek Mahkeme kararlarında, 7258 sayılı Kanun’un 5/1-b maddesinde düzenlenen fiilin, 5/1-a maddesinde yer alan temel suçun nitelikli hali olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bu nedenle, söz konusu suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda, erişim sağlanan bahis veya şans oyunu platformlarının yurt dışı kaynaklı olup olmadığının belirlenmesi, suç vasfının doğru tayini bakımından zorunlu bir inceleme olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202115525-e-202110533-k-sayili-karari" rel="dofollow">T.C. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2021/15525 E. 2021/10533 K. 16/09/2021 tarihli ilamı</a>nda “<i>7258 sayılı Yasanın 5/1.a maddesinde yer alan “Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını oynatanlar ya da oynanmasına yer veya imkân sağlayanlar…” şeklindeki düzenleme ile suçun maddi unsurunun belirlendiği, aynı fıkranın “b” bendindeki “Yurt dışında oynatılan spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarının internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlayan kişiler…” hükmü ile de bu fiilin yurtdışında düzenlenen bahis oyunlarının yurtiçinde oynanmasına imkan sağlamak suretiyle işlenmesinin nitelikli hal olarak kabul edildiği, hal böyle iken sanıkların eyleminin hangi bent kapsamında kaldığı duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlendikten sonra, buna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini yerine, sanıklar hakkında her iki bentten ayrı ayrı hükümler kurulmak suretiyle fazla ceza tayini (BOZULMASINA)</i>” yönünde hüküm kurularak kanunun 5/1-a maddesinde suçun maddi unsurlarının ortaya konulduğu, aynı fıkranın “b” bendinin ise nitelikli hal olarak düzenlendiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Uygulamada bazı mahkemeler tarafından 5/1-a ve 5/1-b maddelerinin bağımsız suçlar gibi değerlendirilerek her iki hükümden ayrı ayrı mahkûmiyet kararları verildiği, yani fikri içtimanın uygulandığı görülmektedir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, her iki hükmün unsurlarının aynı olayda birlikte gerçekleşmesi halinde sanık hakkında yalnızca nitelikli hal kapsamında hüküm kurulabileceği belirtilmektedir. Bu doğrultuda, somut olayın 5/1-b maddesi kapsamına girdiğinin tespit edilmesi halinde, hüküm fıkrasında da bu maddenin gösterilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2023 tarihli bir kararında söz konusu hususa ilişkin “<i>Sanık hakkında, sabit görülen eylemi nedeniyle uygulanmasına karar verilen fiile ilişkin kanuni dayanağın, 7258 sayılı Kanunun “5/1-b” maddesi olması gerekirken, hatalı olarak “5/1-a-b” olarak gösterilmesi, " nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.</i>” yönünde değerlendirme yapılmıştır. Yine, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2023 tarihli bir başka kararında da “<i>Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16.09.2021 tarihli ve 2021/15525 Esas, 2021/10533 Karar sayılı kararı ile Samandağ Asliye Ceza Mahkemesinin 18.01.2016 tarihli kararı, 7258 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, (a) bendindeki suçun nitelikli halinin düzenlendiği, sanıkların eylemlerinin hangi bent kapsamında kaldığı belirlendikten sonra hukuki durumlarının tespiti gerekirken her iki bent uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarının hukuka aykırı olması nedeniyle bozulmuştur.</i>” denilmek suretiyle yalnızca nitelikli halden ceza verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay’ın güncel kararları incelendiğinde, 7258 sayılı Kanun kapsamında yürütülen soruşturmalarda bahis oynatıldığı iddia edilen internet sitelerinin yurt dışı kaynaklı olup olmadığının araştırılmamasının eksik inceleme olarak değerlendirildiği görülmektedir. Bu kapsamda Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2022 tarihinde verdiği bir kararında; suçun oluşabilmesi için bahis kuponlarında yer alan liglerin veya müsabakaların yurt dışı kaynaklı olmasının tek başına yeterli olmadığını, asıl olarak Türkiye’den erişim sağlanan bahis sitelerinin yurt dışı kaynaklı olduğunun tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Anılan kararda ayrıca, bozma ilamı sonrasında alınan ve hükme esas kabul edilen bilirkişi raporunda bahis sitelerinin yurt dışı kaynaklı olup olmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği belirtilmiştir. Bu nedenle, iş yerinde bahis kuponlarının ele geçirilmiş olması ve sanığın bahis oynattığını ikrar etmesine rağmen, sitelerin yurt dışı kaynaklı olduğuna ilişkin teknik ve somut tespit yapılmaksızın 5/1-b maddesi kapsamında mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay, bu durumda sanığın ancak 5/1-a maddesi kapsamında sorumlu tutulabileceğini, aksi yöndeki kabulün sanık hakkında daha ağır ceza uygulanmasına neden olacağını belirtmiştir.</p>

<p>Söz konusu kararda aynen “<i>7258 sayılı Kanunun 5/1-b maddesinde belirtilen suçun oluşması için, sanık tarafından oynatılan bahis oyunlarına ilişkin kuponlarda yer alan lig ve/veya müsabakaların yurt dışı kaynaklı olmasının yeterli olmadığı, internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkan sağlanan sitelerin yurt dışı kaynaklı olduğunun tespit edilmesi gerektiği, Yargıtay bozma ilamı sonrasında alınan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise bu yönde herhangi bir tespitin yapılmadığının anlaşılması karşısında, iş yerinde kupon ele geçen ve bahis oynattığı ikrarı ile de sabit olan sanığın, 7258 sayılı Kanunun 5/1-a maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi yerine, hatalı kabul ve gerekçe ile anılan Kanunun 5/1-b maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilerek sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi</i>” değerlendirmesi yapılarak, yukarıda izah edildiği üzere, ikrar dahi olsa bu hususun araştırılması gerektiğinin altı çizilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, 7258 sayılı Kanun’un 5/1-b maddesi kapsamında bir değerlendirme yapılabilmesi için, bahis oynatıldığı ileri sürülen internet sitelerinin yurt dışı kaynaklı olduğunun teknik inceleme ve bilirkişi değerlendirmeleriyle kesin biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Bu husus yalnızca suçun maddi unsurunun belirlenmesi bakımından değil, aynı zamanda fail hakkında uygulanacak yaptırımın doğru tespiti açısından da belirleyici niteliktedir. Yargıtay içtihatları, bu araştırmanın yapılmamasını eksik soruşturma ve eksik inceleme olarak kabul etmekte; hatta sanığın ikrarının bulunması halinde dahi bu zorunluluğun ortadan kalkmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yargıtay’ın istikrarlı uygulaması da, bahis sitelerinin yurt dışı kaynaklı olup olmadığına ilişkin araştırmanın eksik bırakılmasını bozma nedeni olarak kabul etmekte; hatta sanığın ikrarı veya bahis oynattığına ilişkin diğer delillerin varlığı hâlinde dahi bu zorunluluğun ortadan kalkmayacağını vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacının ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinin doğal bir sonucudur.</p>

<p>Dolayısıyla, 7258 sayılı Kanun kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, suçun hukuki nitelendirmesinin doğru yapılabilmesi ve fail hakkında adil bir yaptırım uygulanabilmesi için, erişim sağlanan bahis sitelerinin yurt dışı kaynaklı olup olmadığının uzman bilirkişiler aracılığıyla ayrıntılı biçimde incelenmesi zorunludur. Aksi yöndeki değerlendirmeler hem eksik incelemeye hem de hatalı suç vasfı belirlemesine yol açarak adil yargılanma ilkesinin zedelenmesine neden olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-suclarinda-erisim-saglanan-bahis-sitelerinin-yurt-disi-kaynakli-olup-olmadiginin-tespiti-1</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/sike-bahis.jpg" type="image/jpeg" length="54942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2021/15525 E., 2021/10533 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202115525-e-202110533-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202115525-e-202110533-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 16/09/2021 tarihli, 2021/15525 E., 2021/10533 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C. </strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/15525 E., 2021/10533 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi</p>

<p>SUÇ : 7258 sayılı Yasaya aykırılık<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>1)7258 sayılı Yasanın 5/1.a maddesinde yer alan “Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını oynatanlar ya da oynanmasına yer veya imkân sağlayanlar…” şeklindeki düzenleme ile suçun maddi unsurunun belirlendiği, aynı fıkranın “b” bendindeki “Yurt dışında oynatılan spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarının internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlayan kişiler…” hükmü ile de bu fiilin yurtdışında düzenlenen bahis oyunlarının yurtiçinde oynanmasına imkan sağlamak suretiyle işlenmesinin nitelikli hal olarak kabul edildiği, hal böyle iken sanıkların eyleminin hangi bent kapsamında kaldığı duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlendikten sonra, buna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini yerine, sanıklar hakkında her iki bentten ayrı ayrı hükümler kurulmak suretiyle fazla ceza tayini,</p>

<p>2)24.11.2015 tarihli 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Sanıklar hakkında, 7258 sayılı Yasanın 5/1.a maddesinden kurulan hükümlerde, temel ceza belirlendikten sonra, takdiri indirim uygulanırken uygulama maddesi olan TCK'nin 62/1. madde ve fıkralarının gösterilmemesi suretiyle CMK'nin 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca, isteme uygun olarak, BOZULMASINA, 16/09/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202115525-e-202110533-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="78579"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[42 ilde FETÖ operasyonu: 128 tutuklama]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/42-ilde-feto-operasyonu-128-tutuklama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/42-ilde-feto-operasyonu-128-tutuklama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı, 42 ilde düzenlenen FETÖ’ye yönelik operasyonlarda 237 şüphelinin yakalandığını, 128'inin tutuklandığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İçişleri Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre; Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı, KOM Başkanlığı, TEM Daire Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde son 2 haftada düzenlenen operasyonlarda 237 şüpheli yakalandı. Şüphelilerin, örgüt içerisinde sorumlu düzeyde faaliyetlerine devam ettikleri, örgüte finansal destek sağladıkları, ankesörlü telefonlarla iletişim kurdukları, örgütün 'güncel yapılanması, öğrenci yapılanması, finans yapılanması ve mahrem yapılanması' içerisinde faaliyet gösterdikleri belirlendi. Şüphelilerden 128'i tutuklandı, 61’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-156.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/42-ilde-feto-operasyonu-128-tutuklama</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/6a3b9c298214d109ca35b983.webp" type="image/jpeg" length="26548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HATALI DÜZENLENEN MİRASÇILIK BELGESİNİN İPTALİ MÜMKÜN MÜDÜR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hatali-duzenlenen-mirascilik-belgesinin-iptali-mumkun-mudur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hatali-duzenlenen-mirascilik-belgesinin-iptali-mumkun-mudur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mirasçılık belgesi (veraset ilamı), miras bırakanın ölümü üzerine mirasçıların kimler olduğunu ve miras paylarını gösteren, Türk Medeni Kanunu’nun 598. maddesinde düzenlenen resmi bir belgedir. Ancak bu belge kesin hüküm niteliğinde olmayıp, aksi her zaman ileri sürülebilen ve ispat edilebilen bir tespit belgesidir. Mirasçılık belgesinin iptali davaları, miras hukukunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet eden önemli dava türlerinden biridir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi, aksi ispat edilinceye kadar mirasçılık sıfatı bakımından karine oluşturan bir tespit belgesidir. Belge; mirasçıların belirlenmesini, miras paylarının tespitini, terekenin mirasçılara intikalini sağlayan resmi bir işleve sahiptir.</p>

<p>Çekişmesiz yargı kapsamında verilen bu kararlar <strong>maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. </strong>Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.12.1990 tarihli, 1990/2-560 Esas, 1990/622 Karar sayılı kararında;<strong> </strong>mirasçılık belgesine ilişkin kararların sonradan gerçeğe aykırı olduğunun anlaşılması halinde her zaman aksi iddia ve ispat edilebileceği ve kesin hüküm oluşturmayacağı kabul edilmiştir. <strong>Dolayısıyla daha önce verilmiş bir mirasçılık belgesi bulunması, yeni bir mirasçılık belgesi alınmasına veya mevcut belgenin iptal edilmesine engel değildir.</strong></p>

<p><strong>1-Mirasçılık Belgesinin İptali Davasını Kimler Açabilir?</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesinde hiç gösterilmeyen mirasçılar, mirasçı olarak gösterilmekle birlikte eksik pay verilen mirasçılar, önceki belgede mirasçıların veya miras paylarının hatalı belirlendiğini ileri süren mirasçılar, mirasçılık belgesinin iptalini talep edebilirler.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20172516-e-20184179-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2017/2516 Esas, 2018/4179 Karar</strong> sayılı ilamı</a>nda; mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmeyen veya olması gerekenden daha az pay verilen mirasçıların iptal davası açabilecekleri kabul edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>İster başkaları tarafından isterse kendisi tarafından hasımsız olarak açılan dava sonucunda mirasçılık belgesi alınmış olsa dahi, daha önceki mirasçılık belgesinde mirasçıların ve miras paylarının belirlenmesinde hata yapıldığını öne süren her mirasçının hasımsız olarak açacağı yeni bir dava ile mirasçılık belgesi verilmesini isteme veya önceki günlü mirasçılık belgesinde kendilerine pay verilen diğer mirasçılara hasım göstererek bu mirasçılık belgesinin iptali ile gerçeğe uygun yenisinin verilmesi istemiyle dava açma hakkı bulunduğundan kuşku duymamak gerekir<strong>. </strong></i><strong>(Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1829E. 2026/12K.)</strong></p>

<p><strong>2-İspat Yükü Kimin Üzerindedir?</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesinin iptali davalarında ispat yükü öncelikle davacı üzerindedir. Davacı; murisin mirasçısı olduğunu, iptali istenen belgede mirasçı olarak gösterilmediğini veya eksik pay aldığını, önceki mirasçılık belgesinin gerçeğe aykırı olduğunu kanıtlamak zorundadır.</p>

<p><strong>İrs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtlarıyla ispat edilir. Ancak nüfus kayıtlarının bulunmaması veya gerçeği yansıtmadığının anlaşılması halinde doğum ve ölüm olguları ile soybağı ilişkisi her türlü delille ispat edilebilir.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201613202-e-20203336-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/13202 Esas, 2020/3336</strong> Karar sayılı ilamı</a>nda da; <i>davacının murisin öldüğünü, muris ile arasındaki irs bağını kanıtlamakla yükümlü olduğu, davanın reddedilebilmesi için ise murisin hiç yaşamamış olduğunun veya davacının mirasçı olmadığının belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir</i>.</p>

<p><i>Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekişmesiz yargıda re'sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir</i><strong>.(Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesi 2024/679E. 2025/1580K.)</strong></p>

<p><strong>3-Hakim Resen Araştırma Yapabilir mi?</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesine ilişkin davalarda resen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Hakim nüfus kayıtlarını getirtmek, murisin tüm mirasçılarını belirlemek, miras paylarını hesaplamak, gerekli gördüğü tüm delilleri toplamak zorundadır.</p>

<p><i>Hukukumuzda mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davaların kural olarak hasımsız olarak ve çekişmesiz yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması gerekir. Resen araştırma prensibi egemen olan bu tür davalarda davacı taraf sadece miras bırakanın öldüğünü, kendisinin soybağı, evlilik veya evlat edinme nedeniyle miras bırakanın mirasçısı olduğunu ve dava dilekçesindeki diğer iddialarını kanıtlamak zorundadır. Nüfus aile kayıtlarını getirterek miras bırakanın diğer mirasçılarını tespit etmek ve tüm mirasçıların miras paylarını belirlemek ise hakimin görevidir. Bununla birlikte, mirasçıların kimler olduğu hususunda mirasçılar arasında ihtilaf olduğu durumlarda mirasçılık belgesinin iptali davası açılarak hasımlı bir şekilde görülecek dava ile hatalı olan mirasçılık belgesinin iptali ve yeni bir mirasçılık belgesi düzenlenmesi talep edilebilir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında ise mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Dava sonucunda verilecek hükümle hukuksal durumları etkilenebileceğinden bu tür davalarda iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişiler ile, ölmüşlerse bunların mirasçılarının davada taraf olmaları zorunludur. Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden incelenmesi gerekir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında da davacı taraf miras bırakanın mirasçısı olduğunu, iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmediğini ve pay verilmediğini veya mirasçı gösterilmesine rağmen mirastan kendisine olması gerekenden daha az pay verildiğini, bu nedenle önceki günlü mirasçılık belgesinin hatalı olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu tür davalarda da miras bırakanın diğer mirasçılarını tespit etmek ve mirasçıların miras paylarını belirlemek hakimin görevidir</i><strong>.( Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesi 2024/2496E. 2025/1657K.</strong></p>

<p><strong>Dolayısıyla mahkeme yalnızca tarafların sunduğu delillerle bağlı olmayıp maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tüm araştırmaları kendiliğinden yapmakla yükümlüdür</strong></p>

<p><strong>4-Mirasçılık Belgesinin İptali Davalarında Zorunlu Dava Arkadaşlığı söz konusu mudur?</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesinin iptali davalarında en önemli usul kurallarından biri zorunlu dava arkadaşlığıdır. Çünkü verilecek karar, mevcut mirasçıların hukuki durumunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle; iptali istenen mirasçılık belgesinde yer alan tüm mirasçılar, bunlardan ölenler varsa onların mirasçıları, davada taraf olmak zorundadır.</p>

<p><i>Mirasçılık belgesinin iptali davalarında, mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Dava sonucunda verilecek hükümle hukuksal durumları etkilenebileceğinden bu tür davalarda iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişiler ile ölmüşlerse bunların mirasçılarının davada taraf olmaları zorunludur. Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup, taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden incelenmesi gerekir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında da davacı taraf, miras bırakanın mirasçısı olduğunu, iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmediğini ve pay verilmediğini veya mirasçı gösterilmesine rağmen mirastan kendisine olması gerekenden daha az pay verildiğini, bu nedenle önceki mirasçılık belgesinin hatalı olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bir davada sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, taraflardan delillerinin sorulup saptanması, gösterilecek ve davanın sonucunu etkileyecek tüm delillerin eksiksiz toplanması, ilgili yerlerden gerekli belgelerin getirtilmesi, daha sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir<strong>.(</strong></i><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 63. Hukuk Dairesi 2025/7781E. 2026/900K.)</strong></p>

<p><strong>Dolayısıyla eksik hasımla açılan davalarda mahkemenin taraf teşkilini sağlaması zorunludur.</strong></p>

<p><strong>5-Pay Durumlarının Değişmesi Halinde Yeni Mirasçılık Belgesi Alınabilir mi?</strong></p>

<p><strong>Mirasçılık belgesi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığından, sonradan meydana gelen değişiklikler nedeniyle yeni mirasçılık belgesi alınması mümkündür.</strong></p>

<p>Özellikle; mirasçılardan birinin ölmesi, miras paylarının değişmesi, önceki belgede hesaplama hatası bulunması, belgenin infazında hukuki sorunların ortaya çıkması halinde yeniden mirasçılık belgesi talep edilmesinde hukuki yarar bulunmaktadır.</p>

<p><i>Mirasçılık belgesinin verilmesinden sonra mirasçıların ve pay durumlarının değişmesi durumunda yeni bir mirasçılık belgesi istemekte tarafların hukuki yararı bulunmaktadır. Bu nedenle talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201612243-e-20201384-k-sayili-karari" rel="dofollow">(</a></i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201612243-e-20201384-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 14.Hukuk Dairesi 2016/12243E. 2020/1384K.)</strong></a></p>

<p><strong>Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/969 Esas, 2025/934 Karar sayılı ilamında da; </strong>daha önce verilmiş veraset ilamının aynı muris hakkında yeniden mirasçılık belgesi istenmesine engel teşkil etmeyeceği, çünkü mirasçılık belgesinin kesin hüküm niteliğinde olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>6-Hangi Mahkeme Görevlidir?</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesi verilmesi istemi çekişmesiz yargı işi olup Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmektedir.</p>

<p>Ancak mirasçılar arasında mirasçılık sıfatı veya payları konusunda uyuşmazlık bulunması ve mevcut mirasçılık belgesinin iptalinin talep edilmesi halinde dava <strong>hasımlı hale dönüşmektedir</strong>. <strong>Mirasçılık belgesinin iptali davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. </strong></p>

<p><strong>7-Mirasçılık Belgesinin İptali Davasının Açılması süreye tabi midir?</strong></p>

<p>Mirasçılık belgesi, maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde olmayıp yalnızca mirasçılık sıfatı ve miras payları bakımından aksi ispat edilinceye kadar geçerli bir karine oluşturan tespit belgesidir. Bu nedenle, mirasçılık belgesinin hatalı düzenlenmiş olması veya gerçeği yansıtmadığının sonradan anlaşılması halinde, bu belgenin iptali istemi <strong>herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir.</strong></p>

<p>Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 598. maddesinin üçüncü fıkrasında açıkça; “<i>Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir</i>.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme karşısında, mirasçılık belgesinin iptali davası bakımından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir<strong>. Aradan uzun yıllar geçmiş olması, mirasçılık belgesinin iptalinin istenmesine engel teşkil etmez.</strong></p>

<p>Özetlemek gerekirse, Türk miras hukukunda mirasçılık belgesi, mirasçıların belirlenmesine ilişkin güçlü bir karine oluşturmakla birlikte maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde değildir. Bu nedenle mirasçılık belgesinin hatalı düzenlenmesi, mirasçıların eksik gösterilmesi, miras paylarının yanlış hesaplanması veya sonradan pay durumlarının değişmesi halinde her mirasçı yeni bir mirasçılık belgesi talep edebilir ya da mevcut belgenin iptali için dava açabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hatali-duzenlenen-mirascilik-belgesinin-iptali-mumkun-mudur-1</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/tokmaasdad.jpg" type="image/jpeg" length="42916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2017/2516 E., 2018/4179 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20172516-e-20184179-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20172516-e-20184179-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 28.05.2018 tarihli, 2017/2516 E., 2018/4179 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>14. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2017/2516 E., 2018/4179 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Davacı ... vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.10.2015 gününde verilen dilekçe ile mirasçılık belgesinin iptali talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.10.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı vekili, ... Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 09.11.2012 tarih ve 2009/881E.-2012/670 K. sayılı muris Cavlakların Dudu; (Hacı Mehmet Karısı)’nın mirasçılık belgesinin iptali ile son mirasçının ... olduğu için yeni mirasçılık belgesi verilmesini talep etmiştir.<br />
Mahkemece, davacının muris Dudu’nun mirasçısı olabileceğine dair hiç bir somut tespit yapmadığı, davacıya mirasçılık belgesinin iptali davası açmak üzere mahkemece verilmiş bir yetki verilmediği anlaşıldığından, davacının taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Bir kimsenin ölümü ile geriye bıraktığı mirasçılarını ve miras paylarını gösteren mirasçılık belgesinin verilmesi istemiyle dava açma hakkı kural olarak o kişinin mirasçılarına aittir. Mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmeyen ve kendisine mirastan pay verilmeyen mirasçılarla, mirasçı olarak gösterilmesine rağmen gerekenden az pay verilen mirasçılar daha önce alınmış mirasçılık belgesinin iptali istemiyle dava açabilirler. Mahkemelerce yetki verilmiş olması koşuluyla mirasçı sıfatları bulunmayan kişiler dahi bu tür davaları açabilirler. Mirasçı sıfatı bulunmayan ve kendilerine mahkemelerce yetki de verilmemiş olan kişilerce açılan davalar ise esasa girilmeden, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından reddedilmelidir.</p>

<p>Somut olaya gelince; mirasçılık belgesinin iptali, mirasçı yahut bu konuda yetki belgesi alınması koşuluyla ilgili kişiye aittir. Davacı ...’nin ... Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen rapora istinaden dava açtığı, murisin mirasçı bırakmaksızın öldüğünün anlaşılması halinde, mirasının son mirasçı olarak Devlete intikal edeceği, bu yönden de davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, esasa ilişkin bir karar verilmesi gerekirken, davacının dava ehliyeti bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.05.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20172516-e-20184179-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="15049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2016/13202 E., 2020/3336 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201613202-e-20203336-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201613202-e-20203336-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 03.06.2020 tarihli, 2016/13202 E., 2020/3336 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>14. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/13202 E., 2020/3336 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14. Hukuk Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Talep edenler vekili tarafından, 11.09.2015 gününde verilen dilekçe ile mirasçılık belgesinin verilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın usulden reddine dair verilen 19.05.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi talep edenler vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:<br />
K A R A R<br />
Talep, mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkindir.<br />
Talep edenler vekili, muris "...oğlu ...'a" ait ... 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.03.1991 tarihli 1989/1426 Esas, 1991/387 Karar sayılı mirasçılık belgesinin güncelliğini yitirdiğini, mirasçılardan bazılarının öldüğünü belirterek yeniden mirasçılık belgesi verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece, "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/1 maddesi ı ve i bentleri uyarınca aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmamasının dava şartlarından olduğu ancak talep konusunda daha önce karar verildiği gerekçesiyle davanın usulden reddine" karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü, talep edenler vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 598. maddesine göre, başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir (TMK m. 7). Hakim çekismesiz yargıda re'sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.</p>

<p>Hukukumuzda çekişmeli yargıya tabi davalarda taraflarca hazırlama ilkesi geçerli olup, hakim tarafların talepleri ile bağlıdır. Hakim, talepte bulunan tarafların iddia ettiği olaylar ve ileri sürdüğü delillerle yetinerek karar vermek zorundadır. Çekişmesiz yargıya tabi davalarda ise re'sen araştırma prensibi egemendir. Hasımsız açılan ve çekişmesiz yargıya tabi olan davalarda verilen kararlar kesin hüküm teşkil etmediği gibi bu kararlar açılacak bir iptal davası sonucunda değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.</p>

<p>Talep eden veya başka mirasçılar tarafından açılmış olması fark etmeksizin hasımsız olarak açılan dava sonucunda alınmış bir mirasçılık belgesi bulunsa dahi bazı hallerin varlığında her ilgilinin hasımsız olarak açacağı yeni bir dava ile mirasçılık belgesi isteme hakkı bulunmaktadır. Buna örnek olarak eski tarihli mirasçılık belgesinde mirasçıların ya da miras paylarının belirlenmesinde hata yapılmış, ölümler nedeniyle paylarda değişiklik olmuş veya hükmün infazında hukuki sorunlar oluşmuş ise; her mirasçı hasımsız olarak açacağı dava ile mirasçılık belgesi verilmesini isteme veya önceki tarihli mirasçılık belgesinde kendilerine pay verilen diğer mirasçıları hasım göstererek bu mirasçılık belgesinin iptali ile gerçeğe uygun yenisinin verilmesini isteme hakkına sahiptir.</p>

<p>Mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davalarda davacı, mirasçılık belgesi verilmesini isteyebilmek için murisin öldüğünü ve ölüm tarihini, muris ile kendisi arasındaki irs bağını kanıtlamak zorundadır. Bu tür davaların reddine karar verilebilmesi için murisin hiçbir şekilde yaşamadığının, böyle bir kişinin mevcut olmadığının belirlenmesi veya davacının murisin mirasçısı olmadığının tespiti gerekir.</p>

<p>Somut olaya gelince; mahkemece murise ait ... 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.03.1991 tarihli ve 1989/1426 Esas, 1991/387 Karar sayılı mirasçılık belgesinin varlığı nedeniyle talep hakkında hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş ise de; bu tarihten itibaren dava açma tarihine kadar geçen süre ve bu süre içinde meydana gelen ölümler nedeniyle mirasçılık belgesinde yer alan mirasçılardan farklı mirasçıların ortaya çıkması mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.12.1990 tarihli 1990/2-560 Esas 1990/622 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle hasımsız olarak açılan davalar çekişmesiz yargıya tabi olup maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyecektir. Yeni mirasçılık belgesi talep edilmesinde hukuki yarar olup mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle talep edenler vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 03.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201613202-e-20203336-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="55709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2016/12243 E., 2020/1384 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201612243-e-20201384-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201612243-e-20201384-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 06.02.2020 tarihli, 2016/12243 E., 2020/1384 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>14. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/12243 E., 2020/1384 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>14. Hukuk Dairesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
Davacı vekili tarafından 08/03/2016 gününde verilen dilekçe ile mirasçılık belgesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17/06/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Dava, mirasçılık belgesi isteğine ilişkindir.</p>

<p>Davacı vekili, muris ...'ın 06/12/2015 tarihinde vefat ettiğini beyanla murise ait mirasçılık belgesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.12.1990 gün ve 1990/2-560 Esas, 1990/622 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle hasımsız olarak açılan davalar çekişmesiz yargıya tabi olduğundan, bu davalar sonucunda verilecek kararlar şekli bakımından kesinleşmiş olsalar dahi maddi hukuk bakımından kesin hüküm oluşturmazlar. Dava ve ilam kavramları çekişmeli yargıya ait kavramlar olduğundan mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle açılan davalar tam bir dava olarak nitelendirilemeyeceği gibi, bu davalar sonucunda verilen kararlar klasik anlamda kesin hüküm sonucunu doğuran bir ilam da sayılmazlar. Bu nedenle açılan bu davalar sonucunda verilen kararların sonradan gerçeğe aykırı ve yanlış olduğunun anlaşılması halinde her zaman için aksi iddia ve ispat edilebileceği gibi, tespit hükmü niteliğindeki bu kararların sonradan açılacak başka davalarda kesin hüküm oluşturması ve mahkemeleri bağlaması da düşünülemez.</p>

<p>Bu konularda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği mevcuttur. Bu olgunun sonucu olarak ister başkaları tarafından isterse kendisi tarafından hasımsız olarak açılan dava sonucunda mirasçılık belgesi alınmış olsa dahi, önceki mirasçılık belgesinde mirasçıların ve miras paylarının belirlenmesinde hata yapıldığını veya eski tarihli mirasçılık belgesinde ölümler nedeniyle paylarda değişiklik olduğunu ve bu hali ile eski tarihli mirasçılık belgesinin infazı hukuksal sorunlar oluşturacağını öne süren her mirasçının hasımsız olarak açacağı yeni bir dava ile mirasçılık belgesi verilmesini isteme veya önceki günlü mirasçılık belgesinde kendilerine pay verilen diğer mirasçıları hasım göstererek bu mirasçılık belgesinin iptali ile gerçeğe uygun yenisinin verilmesi istemiyle dava açma hakkı bulunduğundan kuşku duymamak gerekir.</p>

<p>Mahkemece Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/80 Esas sayılı dosyasında mirasbırakanın mirasçılarının ve miras paylarının belirlenmiş olduğundan bahisle talebin reddine karar verilmiş ise de mirasçılık belgesinde pay verilen Kulshat Khassımova 19.02.2016 tarihinde ölmüş olup önceki eşinden dolayı altsoyu bulunmaktadır. Mirasçılık belgesinin verilmesinden sonra mirasçıların ve pay durumlarının değişmesi durumunda yeni bir mirasçılık belgesi istemekte tarafların hukuki yararı bulunmaktadır. Bu nedenle talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 06.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201612243-e-20201384-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="22933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN 'AŞIRI CİMRİ KOCA' KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-asiri-cimri-koca-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-asiri-cimri-koca-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erkeğin aşırı cimri davrandığını, eve kimsenin gelip gitmesini istemediğini, müşterek evin yaşanabilir şartlara sahip olmadığını, "banyonun ışığını çok yaktın, sifonu çektin" gibi sebeplerle hakaret edip evden kovduğunu, bir patates dahi kalsa eve gıda malzemesi, deterjan vs almadığını, çay demlemenin dahi yasak olduğunu, erkeğin kişisel temizliğine dikkat etmediğini...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2023/7873 E., 2024/6154 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/788 E., 2023/969 K.<br />
KARAR : Başvurunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm tesisine<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: KDZ.Ereğli 1. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/334 E., 2022/32 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükümlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; erkeğin aşırı cimri davrandığını, eve kimsenin gelip gitmesini istemediğini, müşterek evin yaşanabilir şartlara sahip olmadığını, "banyonun ışığını çok yaktın, sifonu çektin" gibi sebeplerle hakaret edip evden kovduğunu, bir patates dahi kalsa eve gıda malzemesi, deterjan vs almadığını, çay demlemenin dahi yasak olduğunu, erkeğin kişisel temizliğine dikkat etmediğini, devamlı olarak müvekkilini aldatabileceği vurgusunu yaptığını belirterek tarafların evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmalarına ve aylık 1.500,00 TL yoksulluk nafakasına, faizi ile 30.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle: davacının iddialarının haksız olduğunu, davacının ilgisiz davrandığını, evliliğin üzerine yüklediği kadınlık görevini yerine getirmediğini, "paran yoktu niçin evlendin" söylemlerine maruz kaldığını, kadının sürekli aşağıladığını, davacının düzenli çalıştığını belirterek davacının boşanma talebinin kabulüne, maddî manevî tazminat ve nafaka taleplerinin reddine, 50.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının maddî anlamda ihtiyaçlarını karşılamadığı, tam kusurlu davranışlarıyla birliğin sarsılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, davacı kadın lehine aylık 350,00 TL tedbir, 450,00 TL yoksulluk nafakasına, 10.000,00 TL maddî, tazminata, kişilik haklarına saldırı bulunmadığından kadının manevî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama giderlerinin yanlış hesaplandığını, erkeğin eylemlerinin süreklilik arzettiğini belirterek reddedilen manevî tazminat, maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarı ve yargılama giderleri yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarlarının düşük olduğu, ayrıca İlk Derece Mahkemesince tespit edilen kusurlu eylemin kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve manevî tazminatın koşullarının oluştuğu gerekçesi ile davacı kadın vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm tesisine, kadın yararına aylık 1.000,00 TL yoksulluk nafakasına, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren faizi ile 30.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata, davacı kadının kusur belirlemesine yönelik istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarı ile kabul edilen manevî tazminat ve miktarı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı, 169 uncu, 174 üncü, 175 inci maddeleri. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesince, "hastalıkla ilgilenmeme, eve gelen misafirlere kötü davranma, evin tamiri ile ilgilenmeme" vakıalarının af kapsamında kaldığı, "iletişimi kısıtlama vakıasının" ise ispatlanmadığı, dolayısıyla bu vakıaların kusur belirlemesinde hükme esas alınmadığı, buna karşılık "davalı erkeğin eşinin maddî olarak ihtiyaçlarını karşılamamak suretiyle ekonomik şiddet uyguladığı" ve bu suretle tam kusurlu olduğu kabul edilerek boşanma kararı verildiği anlaşılmıştır. Davacı kadının kusura yönelik istinafı Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş, kadın yararına bu kusura bağlı olarak manevî tazminata hükmedilmiş, maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarlarının ise az olduğu gerekçesiyle artırılmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3.Boşanma sebebiyle manevî tazminata hükmedilebilmesi için, boşanmaya sebebiyet veren vakıaların tazminat talep eden eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması zorunludur. Davalı erkeğin kabul edilen ve kesinleşen "maddî anlamda eşinin ihtiyaçlarını karşılamama" şeklindeki kusurlu davranışı davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımamaktadır. 4721 sayılı Kanunun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası koşulları kadın yararına oluşmamıştır. O halde, davacı kadının manevî tazminat talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen manevî tazminat yönünden BOZULMASINA,</p>

<p>2.Davalı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-asiri-cimri-koca-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="51633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/81860 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202281860-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202281860-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/1/2026 tarihli ve 2022/81860 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Ç.</strong> <strong>Y.</strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/81860)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 24/6/2026- 33290</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Enes KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 8/8/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun kasten yaralama suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu karar 22/4/2022 tarihinde istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu hakkında hazırlanan müddetnamede koşullu salıverilme tarihi 1/7/2023, hak ederek tahliye tarihi 15/6/2025 olarak belirlenmiştir. Başvurucu, mahkûmiyet hükmünü infaz etmek üzere 9/6/2022 tarihinde ceza infaz kurumuna girmiştir.</p>

<p>8. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı (İdare ve Gözlem Kurulu) 21/6/2022 tarihinde başvurucunun iyi hâlli olduğuna ve 21/6/2022 tarihi itibarıyla denetimli serbestlikle tahliyesinin uygun olduğuna, denetimli serbestlikle ilgili karar alınmak üzere dosyanın Ödemiş İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) gönderilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü hakkında servis değerlendirme raporlarına göre; hükümlünün kurumumuza 09/06/2022 günü hüküm alarak geldiği, tutum ve davranışlarında herhangi olumsuz bir duruma rastlanmadığı, kurumumuzda bulunduğu süreçte kurum asayiş ve disiplinini tehlikeye düşürecek olumsuz davranışına rastlanmadığı, kurum düzeni ve güvenliği amacı ile konulmuş kurallara uyumlu olduğu, haklarını iyi niyetle kullandığı değerlendirilmesi yapılmıştır. Hükümlü ile Ardef ve ilk değerlendirme formu doldurulmak amacıyla bireysel görüşme yapıldığı, hükümlünün psikiyatrik ilaçlar kullandığı ve psikiyatri polikliniğine sevk edildiği öğrenilmiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede ailesi ile iyi ilişkileri olduğu öğrenilmiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede suçunu kabul ettiği, pişmanlık duyduğu ve tekrar suç işleme düşüncesinin bulunmadığı öğrenilmiştir. Hükümlünün sorun çözme becerileri hakkında değerlendirme yapılacak kadar hükümlü hakkında bilgi sahibi olunamasa da kurumda geçirdiği süre içerisinde kurum kuralları ve kurum içerisindeki ilişkileri konusunda olumlu tutum gösterdiği bilgisi edinilmiştir. Hükümlünün tehdit, tahrik, ısrar, kavga gibi zorlayıcı tutum ve davranışlar gösterdiği gözlemlenmemiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede madde kullanımı geçmişinin bulunduğu, 2 sene önce bıraktığı ve tekrar kullanma düşüncesinin bulunmadığı öğrenilmiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede öz farkındalığı bulunmadığı ve değişim ve gelişim motivasyonuna sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Hükümlünün psikiyatrik ilaç kullanıyor olduğu ve psikiyatri muayenesi için sevki bulunduğu göz önüne alındığında henüz toplumla bütünleşmeye hazır olmayabileceği ve tedavi gördükten sonra denetimli serbestliğe ayrılma talebinin değerlendirileceği düşünülmüştür. Sonuç olarak hükümlünün ceza infaz kurumumuzda bulunduğu süre zarfı içinde ceza infaz kurumunun işleyişi yönünden herhangi olumsuz bir durumunun olmaması, hükümlünün tek dosyadan ceza infaz kurumumuzda bulunması ve eylemi işlediği vakit yaş kriteri göz önünde bulundurulduğunda tekrardan suç işleyeceğine dair olumsuz bir kanaatin oluşmaması nedeniyle denetime ayrılmasında herhangi bir sakınca görülmemiştir." </i></p>

<p>9. İnfaz Hâkimliği, İdare ve Gözlem Kurulu kararında belirtilen iyi hâle yönelik tespitin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 89. maddesine aykırı olarak verildiğini belirterek İdare ve Gözlem Kurulu kararının iptaline ve başvurucunun denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"Her ne kadar iyi halin tespiti konusunda takdir yetkisi infaz kurumlarında olmakla birlikte bu yetkinin kullanılması tamamen denetim dışında bırakılmamıştır. İnfaz hakimliği her ne kadar iyi hal tespitinde infaz kurumunun yerine geçerek değerlendirmede bulunamayacaksa da kullanılan yetkinin hukuka uygunluğunu denetleyebilecektir. 7242 sayılı yasa ile birçok işleme karşı infaz hakimliğine başvuru yolunun getirilmesi, iyi halin belirlenmesi başlıklı 89. madde ile kapsamlı bir düzenleme getirilmesi hususları göz önüne alındığında iyi halin belirlenmesine ilişkin tespit ve kararların hukuka uygunluk denetiminin yapılması zorunludur. Ayrıca kanuni düzenlemede açıkça belirtilmese dahi infaz hakimliğinin onayına sunulan herhangi bir talep veya karar hukuka aykırı görüldüğünde reddedilebilmelidir. Zira Anayasa hükmü gereği hakimler hukuka ve vicdanına göre karar vermekle yükümlüdür. Bu nedenlerle iyi halin belirlenmesi konusunda hakimliğimizce hukuka uygunluk denetimi yapılmış ve iyi hal tespitinin hukuka uygun olmadığı görülmüştür. </i></p>

<p><i>Denetimli serbestliğe ayrılma hakkı her hükümlü açısından zorunlu olarak uygulanması gereken bir hak niteliğinde değildir. Hükümlüler davranışlarıyla ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülükleri eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında olumlu izlenim yaratmalıdır. Aksi halin kabulünde kanun koyucunun 5275 sayılı kanunun 89 ve 14. maddelerinde açıkça ortaya koyduğu amaca aykırı davranılacak, kişiler yeterli olumlu davranış ortaya koymadan denetimli serbestliğe ayrılma hakkı elde edeceklerdir. Hükümlülerin tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme ihtimali varsa yönetmeliğin 16/1 maddesi kapsamında iyi hal kararı verilmemelidir. </i></p>

<p><i>Ayrıca her ne kadar masumiyet karinesine bağlı olarak kişilerin kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bulunmadığı müddetçe masum kabul edilmesi gerekse de iyi hale ilişkin değerlendirmenin olumsuz olmasının kişileri suçlu konumuna sokmadığı, bu nedenle masumiyet karinesini ihlal etmeyeceği anlaşılmıştır. Zira Anayasa Mahkemesinin 2019/114 Esas 2021/36 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere 'Bununla birlikte suçsuzluk karinesi, kişileri peşinen suçlu ilan etmeden bazı tedbirlerin uygulanmasına engel teşkil etmez. Bu bağlamda suçsuzluk karinesinin tanımı ve gerekleri anayasal sınırların ötesine geçecek şekilde genişletilerek soruşturma ve kovuşturma gibi süreçlere bağlı hukuki sonuçları işlevsiz kılacak şekilde yorumlanamaz.' </i></p>

<p><i>Nasıl ki kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olmadan kişiler hakkında tutuklama tedbiri başta olmak üzere bir çok tedbir uygulanabiliyorsa kişiler hakkında yine masumiyet karinesi korunarak iyi halin olmadığına ilişkin değerlendirmeler yapılabilecektir. Burada önemli olan husus iyi hal değerlendirmesinin olumsuz olmasının yasal dayanakları ve gerekçesinin hukuki olmasıdır. Aksi hal kabul edilirse yani hükümlüler ceza infaz kurumlarından herhangi bir nedenle çıktıktan sonra haklarında soruşturma-kovuşturmaların bulunması, tutuklanması vb (suç ortamına geri döndüğünü ispatlayan) hususlar göz önüne alınmadan kişiler hakkında iyi hal kararı verilmeye devam edilirse cezaların caydırıcı etkisi azalmakla birlikte kişiler suç işlemeye teşvik edilecektir. Zira açık ceza infaz kurumuna veya denetimli serbestliğe ayrıldıktan sonra firar etmeyen, herhangi bir suç nedeniyle hiç bir soruşturma/kovuşturma geçirmeyen kişilerle açık ceza infaz kurumuna veya denetimli serbestliğe ayrıldıktan sonra hakkında bir çok soruşturma/kovuşturma bulunan, tutuklama vb tedbirler verilen kişiler aynı muameleye tabi tutulacaktır. Elbette bir kişi hakkında soruşturma/kovuşturma bulunması, tutuklanması vb hususlar tek başına hükümlü aleyhine değerlendirme yapılması için yeterli değildir. Burada suçlamanın niteliği, ciddiyeti, hükümlünün hal ve hareketleriyle denetimli serbestlik tedbirinin amacına riayet edip etmeyeceği göz önüne alınmalıdır. Ayrıca bir kişi hakkında kovuşturma aşamasında bulunan bir davanın Cumhuriyet savcısınca kişinin suç işlediği yönünde şüphe var ise açılabileceği göz önüne alınmalıdır. </i></p>

<p><i>Kanun koyucunun hükümlülere denetimli serbestliğe ayrılma hakkı vermesinin amacının 5275 sayılı Kanunun 105. maddesinde ortaya konulduğu, amacın dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek olduğu ortadadır. Ancak bir hükümlü bu amaca aykırı davranmakta ısrar etse, suç ortamına dönmekte ve suça karışmakta sebat gösterse dahi iyi hal kararı vererek kişileri tahliye etmek infazdan beklenen amacı ortadan kaldırmakla birlikte toplumu da suça karşı savunmasız bırakmak anlamına gelecektir. Yargılamaların en hızlı sürede bitirilmesi durumunda dahi bir kişinin kesinleşmiş mahkûmiyet kararı almasının uzun bir süreyi bulabileceği düşünüldüğünde kişiler hakkında bu süreçte sırf masumiyet karinesine dayanılarak iyi hal kararı verilmeye devam edildiğinde kişiler suç işlemeye teşvik edilebilecektir. Hükümlülerin tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme ihtimali varsa yönetmeliğin 16/1 maddesi kapsamında iyi hal kararı verilmemelidir. </i></p>

<p><i>Yukarıda belirtilen hususlara aykırı davranıldığında ortaya çıkacak sonuçların kamuoyunda neredeyse her gün gerçekleşen vakalarla ispat edildiği, zira bir çok suç kaydı olan, hakkında çok sayıda kovuşturma-soruşturma bulunan kişilerin infaz kurumundan çıktıktan çok kısa süre sonra yeniden suç işlemeleri tesadüfi görülmemelidir. Bir çok kadın cinayetinin ve bir çok şiddet içerikli suçun yukarıda belirtilen değerlendirmelere aykırı davranılıp çok kolay iyi hallilik verilerek tahliye edilme sonrasında gerçekleştiği gerçeği göz önüne alınmalıdır. Kamuoyunda defaatle görüldüğü üzere bir çok suç failinin 3 - 5 gün yatar çıkarım kolaycılığıyla davranışta bulunmaya başlamaları iyi hallilik tespiti konusunda kanun koyucunun ortaya koyduğu amaçlara aykırı davranılması sonucunda ortaya çıkan gelişmelerdir. </i></p>

<p><i>Hükümlülerin tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme ihtimali varsa yönetmeliğin 16/1 maddesi kapsamında iyi hal kararı verilmemelidir. </i></p>

<p><i>İyi halin değerlendirilmesinde esas alınacak hususların Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik'in 16. maddesinde belirlendiği, eğer bir hükümlü hakkında iyi hal değerlendirilmesi yapılacak ise yönetmelikte belirtilenler kapsamında yapılmasının gerektiği, yönetmelikte ortaya konulan ölçütlere uygun davranışı olmayan kimseler hakkında iyi hal kararı verilemeyeceği göz önünde tutulmalıdır. </i></p>

<p><i>Hükümlü hakkında düzenlenen müddetname incelendiğinde İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/365 Esas 2021/262 Karar sayılı ilamı kapsamında verilen 3 yıl 4 ay hapis cezasının kasten yaralama suçuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/365 Esas 2021/262 Karar sayılı ilamı incelendiğinde; iddianamenin çocuğu kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğundan bahisle düzenlendiği ancak mahkemece kabulün kasten yaralama olarak değerlendirildiği, gerekçede hükümlünün mağdurun üvey dayısı olduğundan ve bıçağı mağdurun göğsüne saplayarak hayati tehlike geçirmesine neden olacak şekilde yaraladığından bahsedildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Hükümlü hakkında düzenlenen psiko-sosyal servisi gözlem değerlendirme raporunda 'Hükümlünün psikiyatrik ilaçlar kullandığı ve psikiyatri polikliniğine sevk edildiği öğrenilmiştir. Hükümlü kurumumuzda kısa bir süre bulunmuş olması nedeni ile sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere katılmamıştır. Hükümlü ile yapılan görüşmede öz farkındalığı bulunmadığı değişim ve gelişim motivasyonuna sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Hükümlünün psikiyatrik ilaç kullanıyor olduğu ve psikiyatri muayenesi için sevki bulunduğu göz önüne alındığında henüz toplumla bütünleşmeye hazır olmayabileceği ve tedavi gördükten sonra denetimli serbestliğe ayrılma talebinin değerlendirilebileceği düşünülmektedir.' şeklinde değerlendirmeler yapılmıştır. </i></p>

<p><i>Hükümlünün işlediği suç ve suçun işleniş şekli ile psiko-sosyal servis raporlarında belirtilen hususlar birlikte düşünüldüğünde hükümlünün infaz kurumuna yeni girdiği ve hakkındaki gözlemlerin olumsuz olduğu, söz konusu gözlemin keyfi ve temelsiz olmadığı, hükümlünün sorunlarının çözümünde şiddete başvurmayacağına ve yapıcı yolları kullanacağına ilişkin bir değerlendirme yapılabilmesi için yeterli eylemin bulunmadığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Hükümlünün davranışlarının gözlemlenebilmesi açısından bir süre daha infaz kurumunda kalarak iyileştirme planı çerçevesinde işlediği suçların farkındalığını artırmak, yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, sosyal ve toplumsal yaşama uyum sağlamasına destek olmak amacıyla gözetime tabi tutulması gerektiği değerlendirilmesi yapılmıştır. </i></p>

<p><i>İyi hal kararının 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olarak verildiği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle infaz kurumu tarafından verilen denetimli serbestliğe ayrılma kararı hukuka aykırı görülmekle hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine ve infaz kurumu kararının iptaline karar verilmesi gerekmektedir." </i></p>

<p>10. Başvurucu, karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde infaz kurumunda kendisini İdare ve Gözlem Kurulunun izlediğini ve iyi hâlli olduğuna ve denetimli serbestliğe ayrılabileceğine karar verdiğini, psikolojik rahatsızlığı için kullandığı ilaçlar nedeniyle denetimli serbestliğe ayrılma kararının iptal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Ödemiş 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun iyi hâlli olduğuna dair kararın 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olarak verildiğini belirterek 22/7/2022 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu nihai kararı 29/7/2022 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>13. Başvurucu 2/11/2022 tarihinde denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>14. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi hâlin belirlenmesi"</i> başlıklı 89. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında idare ve gözlem kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulur. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra uyarınca yapılacak değerlendirmede, infazın tüm aşamalarında hükümlülerin katıldığı iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezaları dikkate alınır. </i></p>

<p><i>… </i></p>

<p><i>(5) Kanunlarda iyi hâlliliğin arandığı durumlarda, hükümlülerin tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi bakımından bu madde hükümleri uygulanır. </i></p>

<p><i>(6) Açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri bir yılı geçemez. </i></p>

<p><i>(7) İdare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelere esas olacak ilkeler ve kurulun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları ile tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri yönetmelikle düzenlenir." </i></p>

<p>15. 5275 sayılı Kanun'un -başvuru tarihi itibarıyla- <i>"Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı"</i> başlıklı 105/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. </i></p>

<p><i>(2) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler." </i></p>

<p>16. 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (madde 87, fıkra iki, bent d), işkence suçu (madde 94 ve 95), eziyet suçu (madde 96), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere, 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'bir yıl'lık süre, 'üç yıl' olarak uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, iyi hâlli olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler hakkında da uygulanır. </i></p>

<p><i>(4) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, üç gün; onsekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır."</i></p>

<p>17. 29/12/2020 tarihli ve 31349 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik'in (Yönetmelik) <i>"İdare ve gözlem kurulunun görevleri"</i> başlıklı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) İdare ve gözlem kurulu; mevzuatta verilen diğer görevlerinin yanında hükümlünün kademeli olarak toplumla bütünleştirilmesi ile ilgili aşağıda sayılan görevleri yapar: </i></p>

<p><i>a) Hükümlüleri sınıflandırır. </i></p>

<p><i>b) Hükümlüleri gruplandırır. </i></p>

<p><i>c) Hükümlülerin durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmalarına karar verir. </i></p>

<p><i>ç) Uygulanacak infaz ve iyileştirme rejimini saptar. </i></p>

<p><i>d) Mevzuatta iyi hâlliliğin arandığı diğer durumlar ile ilgili değerlendirmeleri yapar. </i></p>

<p><i>e) 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün hükümlüler hakkındaki ara değerlendirmeleri en geç altı ayda bir yapar. </i></p>

<p><i>f) 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya, kalan cezasını denetimli serbestlik tedbiri altında infaz etmeye veya ceza infaz kurumlarından doğrudan koşullu salıverilmeye esas iyi hâl değerlendirmelerini yapar. </i></p>

<p><i>(2) 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca oluşturulan idare ve gözlem kurulu; toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanların; açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle kalan cezalarının infazına ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmakta iken koşullu salıverilme hariç olmak üzere ceza infaz kurumlarından doğrudan koşullu salıverilmelerine ilişkin iyi hâl değerlendirmelerini yapar. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Yönetmelik'in<i> "Kurul kararları"</i> başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurul kararları gerekçeli olarak yazılır; karara karşı başvuru yolu, mercii, süresi ve şekli kararda açıkça belirtilir. </i></p>

<p><i>(2) Açık ceza infaz (Değişik ibare:RG-10/11/2021-31655) kurumuna ayrılmaya, kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ve ceza infaz kurumundan doğrudan koşullu salıvermeye dair değerlendirmede hükümlünün iyi hâlli olmadığına karar verilmesi durumunda, hükümlü hakkında yapılacak bir sonraki değerlendirme tarihi kararda açıkça belirtilir. Yeniden değerlendirme süresi (Değişik ibare:RG-10/11/2021-31655) üç aydan az, bir yıldan fazla olamaz. Hakkında olumsuz karar verilen hükümlü hakkında psiko-sosyal yardım servisi ile eğitim ve öğretim servisince hazırlanan iyileştirme planı revize edilerek hükümlüye tebliğ edilir. </i></p>

<p><i>(3) İdare ve gözlem kurulunun, açık ceza infaz kuruma ayrılmaya, kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ve ceza infaz kurumundan doğrudan koşullu salıvermeye esas olumlu iyi hal değerlendirmesini içeren gerekçeli kararı; 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin onbirinci fıkrasında yazılı “gerekçeli rapor” ile ilgili yönetmeliklerde belirtilen “değerlendirme raporu” ve “iyi hal kararı” yerine geçer. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>19. Yönetmelik'in<i> "Kararlara karşı başvuru"</i> başlıklı 39. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) İlgililer, ceza infaz kurumu idaresi ile idare ve gözlem kurulunun bu Yönetmelikte belirtilen kararlarına karşı, 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununun 5 ve 6 ncı maddelerinde yazılı usul ve esaslar çerçevesinde şikâyet ve itirazda bulunabilir." </i></p>

<p>20. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun<i> "İnfaz hâkimliklerinin görevleri"</i> başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>21. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20/12/2024 tarihli ve E.2023/7828, K.2024/8734 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"25. İnfaz hakimliğinin, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yapması mümkün değil ise de, hükümlü hakkında düzenlenen gelişim değerlendirme raporunun mevzuata uygun şekilde düzenlenip düzenlenmediğini, değerlendirmeye esas dönem içinde gözlemlenen hükümlünün değerlendirmeye esas alınması gereken kriterlerde dikkate alınmak suretiyle olumlu ya da olumsuz olarak tespit edilen tutum ve </i><i>davranışları sonucu yapılan puanlamada takdir hakkının objektif olarak kullanılıp kullanılmadığını, hükümlünün hakkında düzenlenen iyileştirme planına uyumu ile ilgili yapılan değerlendirmelerin ve puanlamanın iyileştirme planına uygun ve objektif olup olmadığını denetleme, bu konuda bir hukuka aykırılık varsa tespit ettiği hukuka aykırılıkları göstermek suretiyle değerlendirme yapması ve idarenin aldığı kararı iptal etmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>26. Somut olayda, İnfaz hakimliğince '....... hükümlü hakkında bir iyileştirme planı hazırlanıp hazırlanmadığı, hükümlü hakkındaki puanlamanın bu iyileştirme planına göre yapılıp yapılmadığı konusunda açıklama bulunmaması nedeniyle bir değerlendirme ve denetleme yapılamadığı, servis raporlarında puanlama kriteri olarak gösterilmesine rağmen, hükümlüye puan verilmediği, bu durumun hükümlüden kaynaklanmadığı, cezaevi idaresinden kaynaklandığı, hükümlüye puan verilmemesinin hükümlünün aleyhine olduğu, hükümlüye tam puan verilmeyen durumlarda, bunun neden kaynaklandığının açıklanmadığı ve sebebinin belirtilmediği, bu nedenle raporların denetime olanaklı olmadığı ve yapılan puanlamanın usul ve yasaya uygun olmadığı' gerekçesiyle kararın dönem puanına ilişkin bölümünün iptaline karar verildiği anlaşılmakla, bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair itiraz merciince verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, haklı sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir."</i></p>

<p>22. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25/12/2024 tarihli ve E.2024/5028, K.2024/8845 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>6. Yasal mevzuat bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5275 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası ile Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâl değerlendirmelerini yapacağının ve bu değerlendirmelerin 5275 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi ile Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmeliğin 16 ncı maddesindeki düzenlemeler esas alınarak yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. </i></p>

<p><i>7. İyi halliliğe ilişkin değerlendirmenin hükümlünün ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülükleri eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında, infazın tüm aşamalarında katıldığı eğitim-öğretim, psiko-sosyal yardım ve destek programları ile sosyal ve sportif faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu, yükümlülüklerine riayeti, kurum güvenlik ve düzenine katkısı, aldığı disiplin cezaları ve ödüller dikkate alınmak suretiyle yapılması, yapılan değerlendirme sonucunda somut ve denetlenebilir, dosya içeriğine uygun takdir hakkının objektif ve yerinde kullanıldığını gösterecek nitelikte yeterli ve yasal gerekçe gösterilmesi ve karar verilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>8. Somut olayda; açık ceza infaz kurumuna ayrılmayı isteyen hükümlüye ait infaz evrakları ile gözlem ve değerlendirme dosyasında bulunan raporlar ve belgeler incelenerek, hükümlünün iyi halli olduğuna ve açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olduğuna dair karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>9. Açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından verilen ve İnfaz Hakimliğinin önüne gerek şikâyet üzerine gerekse de 7242 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca onaylanma talebi üzerine gelen dosyalar ile ilgili incelemenin, hükümlünün açık cezaevine ayrılma şartlarını taşıyıp taşımadığı, kurul tarafından karar alındığı sırada mevzuat gereği hükümlünün gözlem ve değerlendirme dosyasında bulunan rapor ve belgelerin değerlendirilip değerlendirilmediği, ulaşılan kanaate ilişkin dosya içeriğine uygun, denetime imkan verecek nitelikte gerekçe gösterilip gösterilmediğini denetlemek ile sınırlı olduğunu kabul etmek gerektiği, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmadığı, ancak ulaşılan kanaat ile hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin açıkça çeliştiği, takdir hakkının objektif ve yerinde kullanılmadığı, hukuka aykırılık bulunduğu, eksik bilgi, belge rapor ile ya da hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin hatalı değerlendirilmesi suretiyle karar verildiğinin tespit edilmesi durumunda idarenin yerine geçerek karar verilmesi yerine eksiklik ya da hatalı değerlendirme olarak kabul edilen durum açıklanıp, gösterilmek suretiyle yeniden değerlendirme yapılması amacıyla idareye gönderilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>10. Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde, İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün iyi halli olduğuna ve açık ceza infaz kurumuna ayrılması gerektiğine ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararının onaylanmasına dair İnfaz Hakimliğince verilen karara karşı yapılan itiraz üzerine yapılan inceleme sonucunda itiraz merciince, hükümlünün iyi halli olduğuna ve açık ceza infaz kurumuna ayrılması gerektiğine ilişkin idarece verilen kararda hukuka aykırılık olarak tespit edilen eksiklik, hatalı değerlendirme açıklanıp, gösterilmek suretiyle itiraza konu İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına ve yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyanın İdare ve Gözlem Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, idarenin yerine geçerek 'hükümlünün suça yönelik farkındalığının yeterli olmadığı, hüküm almasına neden olan suça iten etkenlerin halen devam ediyor olduğu, koşullu salıverilme tarihinin uzak olduğu, bu haliyle salıverildiği takdirde tekrar suç işleme ve topluma zarar verme riskinin düşük olduğu kanaatinin oluşmadığından, ...' bahisle verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Metinleri</strong></p>

<p>23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) <i>"Özgürlük ve güvenlik hakkı"</i> başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: </i></p>

<p><i>a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması; </i></p>

<p><i>... "</i></p>

<p><strong>2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı</strong></p>

<p>24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız, yeterli güvencelere sahip yargısal organ olarak mahkemece verilen ve özgürlükten mahrumiyete yol açan her türlü mahkûmiyet kararı, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamına girmektedir (<i>Engel ve diğerleri/Hollanda</i> [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 68). Anılan bentte belirtilen<i> "sonra"</i> ifadesi, tutmanın sadece zaman bakımından mahkûmiyetin ardından gelmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda tutma, mahkûmiyetin bir sonucu olmalı, mahkûmiyetin ardından ve mahkûmiyete bağlı olarak veya mahkûmiyet sebebiyle gerçekleşmelidir (<i>Weeks/Birleşik Krallık </i>[GK], B. No: 9787/82, 2/3/1987, § 42).</p>

<p>25. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (<i>Alican Demir/Türkiye</i>, B. No: 41444/09, 25/2/2014, § 89) ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır (<i>Del Rio Prada/İspanya</i> [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 126). AİHM yukarıda belirtilen <i>Alican Demir/Türkiye</i> kararında, şartlı tahliyenin süre ve iyi hâle ilişkin koşulları gerçekleştikten sonra hâkimin şartlı tahliyeye karar vermekle yükümlü olduğunu ve bu kapsamda hâkimin görevinin bu koşulların bir araya gelip gelmediğini incelemekle sınırlı olup hâkimin tahliyenin uygun olup olmadığını değerlendirme imkânına sahip olmadığını, dolayısıyla takdir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir (<i>Alican Demir/Türkiye</i>, § 91).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 8/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>27. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğince iyi hâlli olduğuna ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararının kaldırılması suretiyle denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmasının engellendiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>28. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin verdiği bazı kararlara yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa'nın ve mevzuatın ilgili hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu itibarla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.</p>

<p>30. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (<i>Murat Narman</i> [2. B.], B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).</p>

<p>31. Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk istisnası<i> "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" </i>olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan <i>suç şüphesine bağlı tutma </i>kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna <i>"bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı"</i> ifade etmektedir (benzer kararlar için bkz. <i>Hamit Kaya</i> [2. B.], B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41; <i>Mehmet İlker Başbuğ</i> [2. B.], B.No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).</p>

<p>32. Anayasa'nın bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi,<i> keyfî bir biçimde </i>bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mithat Bakikuşağı </i>[1. B.], B. No: 2013/4682, 17/9/2014, § 32).</p>

<p>33. Anayasa, bir hükümlünün erkenden tahliye durumundan yararlanmasını güvence altına almamaktadır. Bununla birlikte yetkili makamların, bu tür bir erkenden tahliye imkânından faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese -herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan- bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır.</p>

<p>34. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl ya da daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Sonuç olarak anılan maddenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır (<i>Mithat Bakikuşağı</i>, § 35).</p>

<p>35. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için hükümlünün talebinin olması, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması (ya da somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıması koşulunun aranmaması), koşullu salıverilmesine belli bir süre kalması (somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçlar dışındaki suçlardan olması nedeniyle 3 yıl), iyi hâlli olması ve ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimince hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanamamakta; anılan tedbirden hükümlünün faydalanabilmesi için Kanun'daki koşulların yerine getirilmesi gerekmekte ve ancak bu koşulların yerine getirildiğine hükmeden infaz hâkiminin kararıyla hükümlü denetimli serbestlikten yararlanabilmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmMxMGFlMGU0LTdlZjQtZjEyYi1iOWY5LTk0ZDNmYWFiN2ZiNA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2020/44</a>, K.2020/41, 17/7/2020, § 62).</p>

<p>36. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi, infaz hâkiminin takdir yetkisi ve belirlenecek yükümlülükler çerçevesinde hükümlülerin infaz rejiminin şeklini belirleyip cezalarının bir kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak ceza infaz kurumu dışında geçirmelerini sağlamaktadır. Anılan kural uyarınca hükümlünün talebi ve kanuni şartlar oluşmuş olsa dahi infaz hâkimi tedbirin uygulanması talebini reddedebilecektir. Dolayısıyla bütün hükümlüler için Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle denetimli serbestlik tedbiri kararı, yetkili infaz hâkiminin takdir yetkisinde olduğundan Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmamıştır (<i>Halis Yurtsever</i> [1. B.], B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 29; <i>Fatih Kavalcı</i> [2. B.], B. No: 2020/29968, 15/11/2023, § 17). Ancak bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği açısından infaz hâkimlerine açıkça keyfî bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurduğu da söylenemez (<i>İbrahim Uysal</i> [2. B.], B. No: 2014/1711, 23/7/2014, § 40; <i>Mithat Bakikuşağı</i>, § 38). Ayrıca denetimli serbestlikten yararlanmak için mevzuatta öngörülen tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak hürriyetlerinden yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır (<i>Bayram Kaya (2)</i> [1. B.], B. No: 2020/28211, 6/10/2022, § 45).</p>

<p>37. Eldeki olayda İnfaz Hâkimliği başvurucunun iyi hâlli olduğu yönündeki kararı iptal ettiği için başvurucu denetimli serbestlikten faydalanamamıştır. Yukarıda belirtildiği gibi denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabilmesi pek çok koşulun bir arada bulunmasına ve nihayetinde infaz hâkimliğinin kararına bağlıdır. 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca hükümlülerin iyi hâlli olup olmadıklarına ceza infaz kurumlarındaki idare ve gözlem kurullarınca karar verilmekteyse de idare ve gözlem kurullarınca verilen bu kararların kanunda belirtilen şartlara uygun olarak verilip verilmediğinin denetimi infaz hâkimliğince yapılmaktadır. Yargıtay içtihadı dikkate alındığında iyi hâl tespitiyle ilgili kurul kararlarının denetimi bakımından infaz hâkimliğinin kurul yerine geçerek karar vermesi mümkün olmamakla birlikte ulaşılan kanaat ile hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin açıkça çelişmesi, takdir hakkının objektif ve yerinde kullanılmaması, eksik bilgi, belge, raporla ya da hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin hatalı değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi durumlarında yargısal denetimin yapılabilmesi mümkündür. Yargıtaya göre bu tür durumlarda infaz hâkimliği, idarenin yerine geçerek karar vermek yerine tespit edilen eksiklik veya hatalı değerlendirmeleri gerekçelendirerek yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyayı idareye iade etmelidir (bkz. §§ 21, 22).</p>

<p>38. Başvuru konusu olayda İnfaz Hâkimliği, İdare ve Gözlem Kurulu kararı ile psikososyal servis gözlem değerlendirme raporundaki bulguların çeliştiği sonucuna varmıştır (bkz. § 9). Nitekim söz konusu raporun ilgili kısmında hükümlünün psikiyatrik ilaçlar kullandığı, kurumda kısa süre kalması nedeniyle faaliyetlere katılmadığı, öz farkındalık ve gelişim motivasyonuna sahip olmadığı ve toplumla bütünleşmeye hazır olmayabileceği belirtilmiştir. Bu çerçevede İnfaz Hâkimliğinin Yargıtay kararlarında belirtilen<i> "ulaşılan kanaat ile belgelerin çelişmesi" </i>ve<i> "verilerin hatalı değerlendirilmesi" </i>ölçütlerine dayandığı, dolayısıyla denetim ve takdir yetkisi dâhilinde hareket ettiği görülmüştür.</p>

<p>39. Sonuç olarak İnfaz Hâkimliği, Ceza İnfaz Kurumunca verilen iyi hâl kararının 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olduğu kanaatiyle iptal kararı vermiş ancak İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek başvurucunun doğrudan iyi hâlli olmadığına dair bir hüküm kurmamıştır. İnfaz Hâkimliği başvurucunun gözlemlenebilmesi için bir süre daha kurumda kalması, iyileştirme planı çerçevesinde suç farkındalığının artırılması ve toplumsal uyumun desteklenmesi gerektiğine dikkati çekerek yeniden değerlendirme yapılmasını vurgulamıştır (bkz. § 9). Tüm bu açıklamalar ışığında İnfaz Hâkimliğinin takdir ve denetim yetkisini keyfî şekilde kullandığını gösteren bir unsur bulunmamaktadır.</p>

<p>40. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 8/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun bu iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p>2. Başvurucu başvuru yaptığı tarihte kasten yaralama suçundan hükümlü olarak cezaevinde bulunmaktadır. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu, 21/6/2022 tarihinde başvurucunun iyi hâlli olduğuna ve 21/6/2022 tarihi itibarıyla denetimli serbestlikle tahliyesinin uygun olduğuna, denetimli serbestlikle ilgili karar alınmak üzere dosyanın Ödemiş İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar vermiştir.</p>

<p>3. Ödemiş İnfaz Hâkimliği ise İdare ve Gözlem Kurulu karar gerekçesinde başvurucu ile ilgili belirtilen iyi hâle yönelik tespitin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 89. maddesine aykırı olarak verildiğini belirterek İdare ve Gözlem Kurulu kararını iptal etmiş ve başvurucunun denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine hükmetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz da Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince reddedilerek karar kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda İnfaz Hâkimliğince iyi hâlli olduğuna ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararının kaldırılması suretiyle denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmasının engellendiğini belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Öncelikle ifade etmek gerekir ki mahkemelerce usulüne uygun biçimde verilen hapis cezalarının infazı Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının sınırlandırılması için meşru nedenlerden birisidir.</p>

<p>6. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekmektedir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38).</p>

<p>7. Bir kimsenin "<i>Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında</i> özgürlüğünden yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için herşeyden önce özgürlüğü kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi gerekir. İkinci olarak yerine getirilecek kararın özgürlüğü kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen bir karara dayanılarak bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması mümkün değildir. Son olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmanın mahkemece verilen özgürlüğü kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Ercan Bucak (2) [1. B.], B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 40).</p>

<p>8. Bu itibarla Anayasa Mahkemesince, hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, § 26; Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 13).</p>

<p>9. Mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve bu bağlamda ceza infaz kurumunda tutulma süresi bakımından, ceza mahkemesinin kararına uygun hareket edilmesi kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının korunması açısından zorunludur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin, mahkûmiyet kararına ve ilgili mevzuata uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (İbrahim Uysal, § 32).</p>

<p>10. 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun'a eklenen 105/A maddesi; hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla şartla tahliyelerine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde cezalarının şartla tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Sonuç olarak anılan maddenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır ((Halis Yurtsever [1. B.], B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 28).</p>

<p>11. Ancak bütün hükümlüler için Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır Bununla birlikte denetimli serbestlikten yararlanmak için mevzuatta öngörülen tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır (Bayram Kaya (2) [1. B.], B. No: 2020/28211, 6/10/2022, § 45).</p>

<p>12. Tüm bu açıklamalar ışığında; denetimli serbestlik tedbirinin hükümlüye sağlayacağı erken tahliye imkânı göz önüne alındığında, somut olayda İnfaz Hâkimliğinin başvurucu hakkındaki denetimli serbestliğe ayrılma kararını iptal etmesi kişinin ceza infaz kurumunda geçireceği süreyi uzatmaktadır. Dolayısıyla söz konusu iptal kararı, Anayasa'nın 19. maddesi ile güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını doğrudan sınırlandıran bir müdahale niteliğindedir.</p>

<p>13. Bireysel başvuruya konu olayda uyuşmazlığın kanuni dayanakları ile ilgili olarak 5275 sayılı Kanun'un 89. ve 105/A maddelerinde ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" başlıklı 4. maddesinde yer alan hükümler konunun açıklığa kavuşturulması noktasında önem arz etmektedir.</p>

<p>14. Bu bağlamda burada ilk olarak kuralların Anayasa’nın 13. ve 19. maddelerindeki kanunilik şartını sağlayıp sağlamadıkları ortaya konulmalıdır. Zira Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında sınırlamaya ilişkin güvenceler dikkate alındığında öncelikle kuralın kanunilik şartına uygunluğu değerlendirilmelidir.</p>

<p>15. Mahkememiz yerleşik içtihadında da ifade edilmekte olduğu üzere bir temel hak ve özgürlüğe sınırlama getiren kanun hükmünün varlığı tek başına yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenleme niteliğinde olması gerekmektedir (AYM, E.2023/126, K.2024/67, 07/03/2024, § 25).</p>

<p>16. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154).</p>

<p>17. 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ilk fıkrasında hükümlülerin, ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında İdare ve Gözlem Kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulacağı öngörülmektedir.</p>

<p>18. Aynı Kanun’un 105/A maddesinde ilk fıkrasında ise bu fıkrada belirtilen şartlar dahilinde cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceği hüküm altına alınmaktadır.</p>

<p>19. 4675 sayılı Kanun'un 4. maddesinde ise hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri inceleme ve karara bağlamanın infaz hakimliklerinin görevleri arasında olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>20. Görüldüğü üzere burada denetimli serbestlik bağlamında mahkumların iyi hâl değerlendirmesine esas olacak kriterler dikkate alınarak iyi halli olup olmadıklarına ceza infaz kurumlarındaki İdare ve Gözlem Kurullarınca karar verilmektedir. Bu karar verme sürecinde İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâlin değerlendirilmesindeki olumsuz kararına karşı mahkumun şikâyet yolu ile bu kararın gözden geçirilmesini ve düzeltilmesini infaz hakimliğinden talep etmesi mümkündür.</p>

<p>21. Bununla birlikte mevzuatta İnfaz Hâkimliğinin İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçerek mahkumun iyi hâlli olduğu tespitini geçersiz kılabilmesine imkân tanıyan “iptal etme” şeklinde bir hüküm bulunmamaktadır. Mevzuatta İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının infaz hâkiminin onayından sonra uygulanması öngörülmektedir. İnfaz hakimliğinin İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek karar veremeyecek, eksiklik ya da hatalı değerlendirme söz konusu olduğunda yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyayı İdare ve Gözlem Kurulu gönderebilecektir. Bu bağlamda infaz hakimliğinin yerindelik denetimi yapma yetkisi de bulunmamaktadır.</p>

<p>22. Nitekim bu konuya ilişkin Yargıtay uygulamasını yansıtan bir kararda Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebindeki hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için öncelikle kanunda belirtilen süreleri kapalı ceza infaz kurumunda iyi hâlli olarak infaz etmesi gerektiğini, iyi hâllilik durumunun ise 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulunca belirleneceğini, açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikâyet yoluna başvurulabileceğini, infaz hâkimliğince gerek şikâyet üzerine gerekse de onaylanma talebi üzerine gelen dosyalarla ilgili tekrar işin esasına girilerek bir karar verilmesinin mümkün olmadığını, şikâyet hakkında incelemenin hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşullarını taşıyıp taşımadığı, şeklî şartların olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiğini, İnfaz Hâkimliğince açığa ayrılma şartlarının mevcut olup olmadığıyla ilgili inceleme yapılması gerekirken İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek hükümlünün haklarını olumlu kullanmadığı şeklinde tespit ile esastan bir inceleme ve yerindelik denetimi yapılamayacağını içeren değerlendirmeleri yerinde görerek İnfaz Hâkimliği kararını kanun yararına bozmuştur (bkz.: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 6/9/2022 tarihli ve E.2022/8372, K.2022/7298. Aynı Yargıtay Dairenin benzer yönde bir diğer kararı için bkz.: 23/12/2022 tarihli ve E.2022/13938, K.2022/10345).</p>

<p>23 .Görüldüğü üzere eldeki başvurudaki İnfaz Hakimliğinin yorumu esasında konuya ilişkin kanun hükümlerinin açık anlamı ile uyumlu değildir. Çoğunluk kararında atıf yapılan Yargıtay kararlarına göre de hâkimlik, idarenin yerine geçerek karar vermek yerine; tespit edilen eksiklik veya hatalı değerlendirmeleri gerekçelendirerek, yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyayı idareye iade etmelidir (§§ 22-23). Buna karşın somut olayda İnfaz Hâkimliği, denetimli serbestlik talebinin reddine İdare ve Gözlem Kurulu kararının iptaline karar vermiş, Yargıtay kararlarında belirtilenin aksine, dosyanın yeniden ele alınması amacıyla İdare ve Gözlem Kuruluna iade edilmesi yönünde bir hüküm kurmamıştır. Dolayısıyla bu konuda örnek gösterilen Yargıtay kararlarındaki yaklaşım da eldeki bireysel başvuruya konu uyuşmazlıktaki İnfaz Hakimliği kararının hukuken sorunlu olduğunu gözler önüne sürmektedir.</p>

<p>24. Bu yönü ile eldeki başvurudaki derece mahkemelerinin yorumunun 5275 sayılı Kanun'un 89. ve 105/A maddesi ve 4675 sayılı Kanun’un 4. maddesi hükmü bağlamında kanunun öngörülemez bir yorumu olarak değerlendirilmesi gerektiğinden müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşmak gerekir.</p>

<p>25. Sonuç olarak derece mahkemeleri eldeki bireysel başvuruda denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebine ilişkin verdikleri kararlarda ilgili Kanun hükümlerini genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutarak başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlaline neden olmuşlardır.</p>

<p>26. Mahkememiz çoğunluğu kararında ise İnfaz Hâkimliğinin ceza infaz kurumunca verilen iyi hâl kararının 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olduğu kanaatiyle iptal kararı vermiş ancak İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek başvurucunun doğrudan iyi hâlli olmadığına dair bir hüküm kurmamış olduğuna işaret etmiştir. Akabinde ise İnfaz Hâkimliğinin başvurucunun gözlemlenebilmesi için bir süre daha kurumda kalması, iyileştirme planı çerçevesinde suç farkındalığının artırılması ve toplumsal uyumun desteklenmesi gerektiğine dikkati çekerek tüm bu açıklamalar ışığında İnfaz Hâkimliğinin takdir ve denetim yetkisini keyfî şekilde kullandığını gösteren bir unsur bulunmadığı gerekçesine yer vererek başvurucunun iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir (bkz.: §§ 39-40).</p>

<p>27. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğunun bu karardaki yaklaşımı Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma işlevi yönü ile sorunludur.</p>

<p>28. Zira çoğunluk görüşü; yargısal makamların, kanunda dayanağı bulunmayan bir “iptal” yetkisi kullanmasında ve yerindelik denetimi mahiyetindeki değerlendirmeler yapmasında bir sakınca görmemiştir. Ancak İdare ve Gözlem Kurulu kararına yönelik bu iptal hükmü, başvurucunun denetimli serbestlik talebinin reddine ve dolayısıyla cezaevinde daha uzun süre kalmasına sebebiyet vermiştir. Kanunun öngörülemez bir biçimde yorumlanmasından kaynaklanan bu uygulama; Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına Anayasa’nın 13. maddesine aykırı bir müdahale oluşturmaktadır.</p>

<p>29. Öte yandan burada Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımı Anayasa’nın 19. maddesinde güvence alına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ilgili olarak Yargıtay yaklaşımından daha geride kalmaktadır. Denetimli serbestliğe ayrılma ile ilgili hukuki süreç noktasında, eldeki başvuruda da görüldüğü üzere, Yargıtay yaklaşımından daha az güvenceli bir içtihadı benimsemiş olması Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma işlevi ile de uyumlu değildir.</p>

<p>30. Anayasa Mahkemesi içtihadının somut uyuşmazlıktaki gibi şekillendiği durumlarda akla bireysel başvuru kararlarının objektif etkisinin bir gereği olarak artık Yargıtay’ın bu konudaki içtihadını değiştirip değiştirmeyeceği meselesi gelmektedir ki bu hususun da aydınlığa kavuşturulması önem arz etmektedir.</p>

<p>31. Kanaatimizce bu sorun bağlamında öncelikle şu tespitten hareket ederek konuyu açıklığa kavuşturmak uygun olacaktır: Her ne kadar Anayasa Mahkemesi, Anayasa’yı nihai ve bağlayıcı biçimde yorumlayan tek yetkili organ olsa da bu durum diğer mahkemelerin daha özgürlükçü standartlar belirlemesine engel değildir. Anayasa Mahkemesinin ihlal bulmadığı veya başvuruyu açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez gördüğü hallerde dahi, diğer yargı organları çok daha özgürlükçü bir yorumu esas alabilir. Önemle vurgulamak gerekir ki bunun önünde hiçbir anayasal engel yoktur.</p>

<p>32. Zira, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması noktasında Anayasa Mahkemesinin ihlal olmadığı anlamına gelen kararlarında ulaşılan bu hukuki sonuç Anayasa’ya uygun sınırlama konusunda uygulanabilecek olan maksimum seviyeyi ifade etmektedir. Başka bir deyişle temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması bağlamında, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal bulmadığı kararlar; anayasal bir müdahalenin ulaşabileceği azami sınırı belirlemekte olup bu kararlar hak ve özgürlüklere yönelik meşru kısıtlamaların en üst eşiğini temsil etmektedir.</p>

<p>33. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin eldeki kararda ulaştığı açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemezlik kararına rağmen bu standarttan hareketle konumuz bağlamında Yargıtay’ın yukarıda atıf yaptığımız kararındaki yaklaşımını sürdürmesi hiçbir sorun doğurmayacağı gibi temel hak ve özgürlükler lehine bir yaklaşım örneği niteliğinde görülmelidir.</p>

<p>34. Nitekim temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması noktasında Anayasa hükümlerinin minimum insan hakları standardını oluşturduğu ve dolayısıyla daha geniş bir insan hakları standardının tesisinde Anayasa’nın hiçbir şekilde bir engel olarak görülemeyeceği Anayasa metninde de öngörülmektedir. Bu bağlamda konumuzla ilgili olarak Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında Anayasa hükümlerinden hiçbirinin Devlete Anayasa’yla tanınan temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı ifade edilmektedir.</p>

<p>35. Anayasa Mahkemesinin Anayasa hükümlerini yorumlama noktasındaki ayrıcalıklı konumuna rağmen, burada kişi özgürlüğü ve güvenliği lehine olan Yargıtay içtihadının Anayasa Mahkemesi kararından sonra da sürdürülmesi konusunda hiçbir anayasal engel bulunmadığı kanaatindeyim. Bu bağlamda asıl sorunlu olan Mahkememiz çoğunluğunun bu konu ile ilgili olarak Yargıtay’ın yaklaşımının gerisinde kalan bir yorumu benimsemiş olmasıdır.</p>

<p>36. Yukarıda sıralanan gerekçelerle eldeki başvuruda denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Mahkememiz çoğunluğunun kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi 2022/81860 esas sayılı dosyada, sayın çoğunluk tarafından denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p>2. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p>3. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin ilamına istinaden cezaevinde bulunmaktadır. Başvurucu hakkında hazırlanan müddetnamede koşullu salıverilme tarihi 1/7/2023 tahliye tarihi 16/6/2025 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>5. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu 21/6/2022 tarihli kararıyla iyi halli olduğuna ve denetimli serbestlik ile tahliyesine uygun olacağına karar verilerek dosya Ödemiş İnfaz Hakimliğine gönderilmiştir. İnfaz Hakimliğince de bu talep iptal edilmiştir.</p>

<p>6. İlgili mevzuat hükümleri gerekçeli kararda belirtildiğinden dosya içerisine konulmamıştır.</p>

<p>7. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/9/2022 tarihli ve E.2022/8372, K.2022/7298 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Cezasını Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz etmekte olan hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için öncelikle kanunda belirtilen süreleri kapalı ceza infaz kurumunda “iyi hâlli” olarak infaz etmesi gerektiği, İyi hâllilik durumunun ise 5275 sayılı Kanun’un 89/1. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulunca belirleneceği, açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem kurulu tarafından hükümlünün cezaevinde bulunduğu süre içerisindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikayet yoluna başvurulabileceği, İnfaz hakimliğince, gerek şikayet üzerine gerekse de 7242 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 14/4. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca onaylanma talebi üzerine gelen dosyalar ile ilgili yukarıda bahsedilen düzenlemeler nazara alındığında, tekrar işin esasına girilerek bir karar verilmesinin mümkün olmadığı, şikayet hakkında incelemenin hükümlünün açık cezaevine ayrılma koşullarını taşıyıp taşımadığı, şekli şartların olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği, İnfaz Hakimliğince yerindelik denetimi yapılamayacağı,Somut incelemeye konu infaz dosyası incelendiğinde; ..Hükümlünün Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılma şartları oluştuğundan bahisle talepte bulunması üzerine, talep dilekçesinin hükümlü hakkında gözlem/gelişim değerlendirmesi yapılarak iyi halli olup olmadığına karar verilmek üzere İdare ve Gözlem Kurulu Sekretaryasına gönderildiği, Diyarbakır 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığınca, hükümlüye ait infaz evrakları ile gözlem ve değerlendirme dosyasında bulunan raporlar ve belgeler tetkik edilerek, hükümlünün iyi halli olduğuna ve 02/02/2022 tarihi itibari ile açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olduğuna karar verildiği, 7242 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 14/4. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca Diyarbakır İnfaz Hakimliğinden, Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılmasına ilişkin anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 02/02/2022 tarihli ve 2022/922 sayılı kararının onaylanması talebinde bulunulduğu, Diyarbakır İnfaz Hakimliğinin 04/02/2022 tarihli kararında yer alan ' ... hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süreç içerisinde birden fazla kez disiplin cezası aldığı, 15/09/2019 tarihinde Açık Ceza İnfaz Kurumundan firar ederek suç işlediği, kendisine tanınan hakları olumlu kullanmadığı, bu nedenle hükümlünün açığa ayrılması yönünden Hakimliğimizde çekince oluşturduğu, hükümlünün iyi halliliğin aradığı 'bir daha suç işlememe riskinin düşük olması' kriterini henüz karşılamadığı kanısına ulaşıldığı, bu nedenle hükümlünün toplumla bütünleşmeye hazır olmadığı anlaşılmakla, hükümlünün açıklanan neden ve gerekçelerle şu aşamada iyi halli olmadığının kabul edilmesi gerektiği kanısına ulaşılarak, onay talebinin şu aşamada reddine' şeklindeki gerekçe ile talebin reddi ile ceza infaz kurumunca 3 aylık yeniden değerlendirme süresine tabi tutulmasına karar verildiği anlaşılmış ise de, İnfaz Hakimliğince, açığa ayrılma şartlarının mevcut olup olmadığı ile ilgili inceleme yapılması gerekirken, İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek hükümlünün haklarını olumlu kullanmadığı şeklinde tespit ile esastan bir inceleme yapılamayacağı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 27/06/2022 gün ve 94660652-105-21-8391-2022-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;</p>

<p>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre açıklanan sebeple yerinde görüldüğünden, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/02/2022 tarihli ve 2022/139 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına... [karar verildi.]"</p>

<p>8. Benzer yönde bir karar için bkz. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/12/2022 tarihli ve E.2022/13938, K.2022/10345 sayılı kararı. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/1/2018 tarihli ve E.2017/1696 , K.2018/181 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin a bendinde hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile ulaşılmak istenen temel amacın bu kişilerin yeniden sosyalleşmesini sağlamak suretiyle insan haklarına saygılı, hukukî ve toplumsal kurallara bağlı bireyler olmalarını teşvik etmek olduğunun, c bendinde ise hükümlü ve tutuklulara ödül verilirken bunların bir hak değil, teşvik esaslı ayrıcalık olarak verilebileceği göz ardı edilemeyeceğinin düzenlendiği, g bendinde ise hükümlü ve tutuklular hakkında disiplin soruşturmasına başlanılması veya ödüllendirilen tutum ve davranışlarının ortadan kalkması hâlinde ödüllendirme kararı kurul tarafından derhâl geri alınacağının düzenlendiği, Yönetmeliğin 'Ödüllendirmede yetkili merci' başlıklı 9. maddesinin ise 'Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile verilecek ödülün türüne, sayısına, süresine veya geri alınmasına Kurul tarafından Ek-1’de yer alan form doldurulmak suretiyle karar verilir. şeklinde emredici düzenleme getirdiği, ödüllendirme usulü başlıklı 10. maddesinde 'Kurul, re'sen veya kurumda görev yapan servislerin teklifi üzerine ilgililerin ödüllendirilmesine karar verebilir' şeklinde olduğu, eş görüşmesi ödülü başlıklı 11. maddenin ise 'Kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlü ve tutuklulara, en geç üç ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar eşleriyle kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın mahrem şekilde eş görüşmesi ödülü verilebilir.' şeklinde düzenlendiği, Yönetmeliğin 12. maddesinin 2. bendinde ise Kurulun, her bir ödüllendirme kararı ile bir kez eş görüşmesi ödülü verebileceğinin belirtildiği, tüm bu hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde hükümlülerin ödüllendirilmesi müessesinin infazı devam etmekte olan hükümlülerin yeniden sosyalleşmesini sağlamak suretiyle hukukî ve toplumsal kurallara bağlı bireyler olmalarını teşvik etmek amacıyla ceza infaz kurumu idare ve gözlem kuruluna tanınmış bir yetki ve görev niteliğinde olduğu, bu hususta verilecek ödülün niteliği ve süresinin münhasıran idare ve gözlem kurulunun takdirinde bulunduğu ve her bir ödülün müstakil olarak belirlenerek uygulanacağı, hükümlü lehine süreklilik arz edecek nitelikte ve belirlenmiş periyodlar halinde ödüllendirme yapılamayacağı, hal böyle olunca infaz hakimliği tarafından hükümlünün idare ve gözlem kurulu kararına karşı yapmış olduğu şikayete hasren inceleme yapılarak kararın hukuki denetimini yapması gerektiği gözetilmeden, mezkur Yönetmeliğe ve 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununa aykırı şekilde idare ve gözlem kurulu yerine geçerek hükümlü hakkında her iki ayda bir Yönetmeliğin 11. maddesi uyarınca eş ile mahrem görüşme ödülünden faydalandırılmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle ... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Kocaeli İnfaz Hakimliğinin kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ... [karar verildi.]"</p>

<p>9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadı şu şekildedir: “AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (Alican Demir/Türkiye, B. No: 41444/09, 25/2/2014, § 89). Ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 126). AİHM’in yukarıda belirtilen Alican Demir/Türkiye kararında, şartlı tahliyenin süre ve iyi hâle ilişkin koşulları gerçekleştikten sonra hâkimin şartlı tahliyeye karar vermekle yükümlü olduğunu ve bu kapsamda hâkimin görevi bu koşulların bir araya gelip gelmediğini incelemekle sınırlı olup hâkimin tahliyenin uygun olup olmadığını değerlendirme imkânına sahip olmadığını ve dolayısıyla takdir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir (Alican Demir/Türkiye, §§ 91, 92).)”</p>

<p>10. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).</p>

<p>11. Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk istisnası "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan suç şüphesine bağlı tutma kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı" ifade etmektedir (benzer kararlar için bkz. Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41; Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).</p>

<p>12. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi, keyfî bir biçimde bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mithat Bakikuşağı, B. No: 2013/4682, 17/9/2014, § 32).</p>

<p>13. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi; hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla şartlı tahliyelerine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde cezalarının şartlı tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Sonuç olarak anılan maddenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır (Mithat Bakikuşağı, § 35).</p>

<p>14. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için hükümlünün talebinin olması, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması (ya da somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıması koşulunun aranmaması), koşullu salıverilmesine belli bir süre kalması (somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçlar dışındaki suçlardan olması nedeniyle 3 yıl), iyi hâlli olması ve ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimince hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanamamakta, anılan tedbirden hükümlünün faydalanabilmesi için Kanun’daki koşulların yerine getirilmesi gerekmekte ve ancak bu koşulların yerine getirildiğine hükmeden infaz hâkiminin kararıyla hükümlü denetimli serbestlikten yararlanabilmektedir (AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 62).</p>

<p>15. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi, infaz hâkiminin takdir yetkisi ve belirlenecek yükümlülükler çerçevesinde hükümlülerin infaz rejiminin şeklini belirleyip cezalarının bir kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak ceza infaz kurumu dışında geçirmelerini sağlamaktadır. Anılan kural uyarınca hükümlünün talebi ve kanuni şartlar oluşmuş olsa dahi infaz hâkimi tedbirin uygulanması talebini reddedebilecektir. Dolayısıyla bütün hükümlüler için Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle denetimli serbestlik tedbiri kararı, yetkili infaz hâkiminin takdir yetkisinde olduğundan tedbirin Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alındığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği açısından infaz hâkimlerine açıkça keyfî bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurduğu da söylenemez (Halis Yurtsever, B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 29).</p>

<p>16. Somut olayda başvurucu, denetimli serbestlik için gereken bütün şartları sağlamış ancak İnfaz Hâkimliği iyi hâlli olduğu yönündeki kararı iptal ettiği için denetimli serbestlikten faydalanamamıştır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi için somut olayda İnfaz Hâkimliğinin başvurucunun iyi hâlli olup olmadığının değerlendirilmesi noktasında bir takdir yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca hükümlülerin iyi hâlli olup olmadıklarına ceza infaz kurumlarındaki idare ve gözlem kurullarınca karar verilmektedir. Yine aynı fıkrada hükümlülerin iyi hâl değerlendirmesine esas olacak kriterler belirlenmiştir. Bu kriterler gözönüne alınarak idare ve gözlem kurullarınca en geç altı ayda bir hükümlülerin değerlendirmesi yapılacaktır.</p>

<p>17. Denetimli serbestlikten yararlanmak için mevzuatta öngörülen tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak hürriyetlerinden yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır. Hapis cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesinde yetkili makamların takdir yetkisi bulunsa da bu durum kişi hürriyeti ve güvenliği açısından yetkili makamların keyfî bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurmayacaktır. Yetkili makamların takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Anayasa bir hükümlünün erkenden tahliye durumundan yararlanmasını güvence altına almamaktadır. Bununla birlikte yetkili makamların bu tür bir erkenden tahliye tedbirinden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese, herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan, bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır. Zira bu durum hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olmaması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>18. Yine aynı Kanun'un 89. maddesinin (7) numaralı fıkrasına göre hazırlanan Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik'in 14. maddesinin (f) bendinde idare ve gözlem kurulunun denetimli serbestlik tedbirine esas iyi hâl değerlendirmelerini yapacağı belirtilmiştir. Yönetmelik'in 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasında İdare ve Gözlem Kurulunun kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına esas olumlu iyi hâl değerlendirmesini içeren gerekçeli kararının ilgili yönetmeliklerde belirtilen "değerlendirme raporu” ve “iyi hal kararı” yerine geçeceği ifade edilmiştir. Yönetmelik'in 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına dair değerlendirmede hükümlünün iyi hâlli olmadığına karar verilmesi durumunda, hükümlü hakkında yapılacak bir sonraki değerlendirme tarihinin kararda açıkça belirtileceği, Yönetmelik'in 39. maddesi gereğince İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikâyet yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Diğer bir deyişle İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâlin değerlendirilmesindeki olumsuz kararına karşı hükümlü 4675 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddeleri kapsamında şikâyet yolu ile bu kararın gözden geçirilmesini, düzeltilmesini talep edebilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19. Bu düzenlemelerde İnfaz Hâkimliğinin İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçerek hükümlünün iyi hâlli olduğu tespitini geçersiz kılabilmesine imkân tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (11) numaralı bendinde hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli raporun infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verileceği, infaz hâkimi bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar vereceği, raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında göstereceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeden koşullu salıvermeyle ilgili olarak infaz hâkiminin hakkında olumlu görüş bildirilen hükümlüler yönünden koşullu salıvermenin kabulü ya da reddi hususunda serbestçe takdir hakkını kullanabileceği, İdare ve Gözlem Kurulunca verilen iyi hâl kararı ile bağlı olmadığı sonucu çıkmaktadır. Ancak denetimli serbestlikle ilgili olarak böyle bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>

<p>20. Yargıtay, yukarıda yer verilen bir kararında açık ceza infaz kurumuna ayrılmayla ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından verilen kararın İnfaz Hâkimliğince hükümlünün iyi hâlli olmadığının kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle reddedilmesini kanun yararına bozma talebi üzerine incelemiştir. 5275 sayılı Kanun’un 14. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince anılan fıkrada sayılan suçlardan mahkûm olanların kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararları, infaz hâkiminin onayından sonra uygulanmaktadır.</p>

<p>21. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun yararına bozma talebinde hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için öncelikle kanunda belirtilen süreleri kapalı ceza infaz kurumunda iyi hâlli olarak infaz etmesi gerektiğini, iyi hâllilik durumunun ise 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulunca belirleneceğini, açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikâyet yoluna başvurulabileceğini, infaz hâkimliğince gerek şikâyet üzerine gerekse de onaylanma talebi üzerine gelen dosyalarla ilgili tekrar işin esasına girilerek bir karar verilmesinin mümkün olmadığını, şikâyet hakkında incelemenin hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşullarını taşıyıp taşımadığı, şeklî şartların olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiğini, İnfaz Hâkimliğince açığa ayrılma şartlarının mevcut olup olmadığıyla ilgili inceleme yapılması gerekirken İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek hükümlünün haklarını olumlu kullanmadığı şeklinde tespit ile esastan bir inceleme ve yerindelik denetimi yapılamayacağını belirtmiştir. Yargıtay, Başsavcılığın tebliğnamesindeki değerlendirmeleri yerinde görmüş ve İnfaz Hâkimliği kararını kanun yararına bozmuştur (bkz. § 21).</p>

<p>22. Yargıtayın bu kararına göre infaz hâkiminin onayından sonra uygulanabilecek açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının söz konusu olduğu durumda dahi infaz hâkimince iyi hâlliliğe ilişkin yerindelik denetimi yapılamayacak, açık ceza infaz kurumuna ayrılmanın şeklî şartlarının mevcut olup olmadığı ile sınırlı olarak inceleme yapılacaktır. Bu, kuşkusuz denetimli serbestlik için gerekli olan iyi hâllilik değerlendirmesi için de geçerlidir. Nitekim hükümlüyü ceza infaz kurumunda gözlemleyip onun hakkında birebir bilgi sahibi olan İdare ve Gözlem Kuruludur. İnfaz hâkimi dosya üzerinden hükümlü hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde İnfaz Hâkimliğinin denetimli serbestlikle cezanın infaz edilmesiyle ilgili yetkisinin şeklî şartların karşılanıp karşılanmadığını denetlemekten ibaret olduğu, İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçerek iyi hâllilikle ilgili bir karar veremeyeceği, şartları oluştuğu hâlde hükümlünün salıverilmesinin yerinde olup olmadığı konusunda herhangi bir takdir yetkisine sahip olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>23. Sonuç olarak İnfaz Hâkimliğinin kararı başvurucunun hak ettiği tahliye durumu dikkate alındığında ceza infaz kurumunda geçirmesi gerekenden daha fazla bir süre boyunca ceza infaz kurumunda kalmasına sebep olmuştur.</p>

<p>24. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>25. Yukarıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kasten yaralama suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, hüküm 22/4/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu 9/6/2022 tarihinde ceza infaz kurumuna girmiş; koşullu salıverilme tarihi 1/7/2023, hak ederek tahliye tarihi 16/6/2025 olarak belirlenmiştir. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu 21/6/2022 tarihinde başvurucunun iyi hâlli olduğuna ve denetimli serbestlikten yararlanmasının uygun olduğuna karar vermiştir. Kararda, başvurucunun kurum kurallarına uyumlu olduğu, disiplin cezası bulunmadığı, suçunu kabul edip pişmanlık duyduğu ve tekrar suç işleme eğilimi göstermediği belirtilmiş; psiko-sosyal raporlarda yer alan bazı olumsuz tespitlere rağmen denetimli serbestliğe ayrılmasında sakınca görülmediği ifade edilmiştir.</p>

<p>3. Ödemiş İnfaz Hâkimliği, iyi hâl tespitinin 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle İdare ve Gözlem Kurulu kararını iptal etmiş ve denetimli serbestlik talebini reddetmiştir. Kararda, denetimli serbestliğin otomatik bir hak olmadığı, suçun niteliği, işleniş biçimi, psiko-sosyal raporlardaki olumsuz değerlendirmeler ve başvurucunun cezaevinde çok kısa süre kalmış olması dikkate alınarak iyi hâl koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince 22/7/2022 tarihinde reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, denetimli serbestlikten yararlanamamasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>4. Mahkememiz çoğunluğu başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşarak başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Aşağıda gerekçeleri açıklanacağı üzere, başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği kanaati ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bu haktan ancak kanunda gösterilen hâllerde ve sınırlı olarak yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına müdahale ancak Anayasa’nın 19. maddesinde öngörülen istisnalardan birinin varlığı hâlinde mümkündür (<i>Murat Narman</i>, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).</p>

<p>6. Anayasa’nın 19. maddesinde öngörülen ilk istisna, mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesidir. Bu kapsamda mahkûmiyet kararına bağlı olarak hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infazı kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Söz konusu istisna, suç şüphesine bağlı tutmadan farklı olarak mahkûmiyet kararına dayalı tutmayı ifade etmektedir (<i>Hamit Kaya</i>, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41; <i>Mehmet İlker Başbuğ</i>, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).</p>

<p>7. Anayasa’nın 19. maddesinde mahkûmiyet kararının infazına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza infazının mahkeme kararına uygun yürütülmesi, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altındadır (<i>Mithat Bakikuşağı</i>, B. No: 2013/4682, 17/9/2014, § 32).</p>

<p>8. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesi, iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde koşullu salıverilme tarihine kadar kalan cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına imkân tanımaktadır. Bu düzenlemenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır (Mithat Bakikuşağı, § 35). Ancak denetimli serbestlikten yararlanabilmek için hükümlünün talebinin bulunması, kanunda öngörülen sürelere ve koşullara uyulması, iyi hâlli olması ve infaz hâkiminin bu yönde karar vermesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanmamaktadır (AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 62).</p>

<p>9. Anılan düzenleme kapsamında infaz hâkiminin takdir yetkisi bulunmakta olup, bu yetki hapis cezasının bir kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesine yöneliktir. Bununla birlikte denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında mutlak bir hak niteliğinde değildir ve infaz hâkiminin bu konuda keyfî karar verebileceği sonucuna da varılamaz (<i>Halis Yurtsever</i>, B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 29; <i>Mithat Bakikuşağı</i>, § 38).</p>

<p>10. Somut olayda başvurucu, denetimli serbestlikten yararlanmak için kanunda öngörülen şartları taşımasına rağmen İnfaz Hâkimliği, İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâl tespitini iptal ederek denetimli serbestlikten yararlanmasına engel olmuştur. 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca hükümlülerin iyi hâlli olup olmadıklarına ilişkin değerlendirme İdare ve Gözlem Kurulları tarafından yapılmaktadır.</p>

<p>11. İlgili yönetmelik hükümleri uyarınca denetimli serbestliğe esas iyi hâl değerlendirmesini yapma yetkisi İdare ve Gözlem Kuruluna aittir. Kurulun bu yöndeki kararlarına karşı hükümlülerin şikâyet yoluna başvurma imkânı bulunmakta olup, mevzuatta infaz hâkiminin Kurulun yerine geçerek iyi hâl tespiti yapmasına imkân tanıyan bir düzenleme yer almamaktadır.</p>

<p>12. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/9/2022 tarihli ve E.2022/8372, K.2022/7298 sayılı kararında; açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmek için hükümlünün kapalı ceza infaz kurumunda kanunda öngörülen süreleri iyi hâlli olarak infaz etmesi gerektiği, iyi hâlliliğin 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulu tarafından belirleneceği vurgulanmıştır. İnfaz hâkimliğinin incelemesinin, hükümlünün açığa ayrılma şeklî şartlarını taşıyıp taşımadığıyla sınırlı olduğu, Kurulun yerine geçerek yerindelik ve esasa ilişkin değerlendirme yapamayacağı belirtilmiştir. Bu ilkelere aykırı şekilde İdare ve Gözlem Kurulu kararının esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunarak karar kanun yararına bozulmuştur. (Benzer yönde bkz. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/12/2022 tarihli ve E.2022/13938, K.2022/10345 sayılı kararı.)</p>

<p>13. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/1/2018 tarihli ve E.2017/1696, K.2018/181 sayılı kararında ise; hükümlülerin ödüllendirilmesine ilişkin kararların idare ve gözlem kurulunun takdir yetkisinde olduğu, infaz hâkimliğinin bu kararlara karşı yalnızca hukukî denetim yapabileceği, Kurulun yerine geçerek esasa dair karar veremeyeceği ifade edilmiştir. Bu yetki aşımı nedeniyle infaz hâkimliği kararı kanun yararına bozulmuştur.</p>

<p>14. Görüldüğü üzere Yargıtay içtihatlarında da infaz hâkiminin, İdare ve Gözlem Kurulu kararlarına ilişkin incelemesinin şekli şartlarla sınırlı olduğu, yerindelik ve esasa ilişkin değerlendirme yapamayacağı kabul edilmiştir. Bu yaklaşım denetimli serbestlik bakımından da geçerlidir. Hükümlüyü fiilen gözlemleyen ve hakkında doğrudan bilgi sahibi olan makam İdare ve Gözlem Kuruludur. İnfaz hâkiminin bu Kurulun yerine geçerek iyi hâl değerlendirmesi yapması mümkün değildir.</p>

<p>15. Somut olayda İnfaz Hâkimliği, başvurucunun yargılandığı davaya ve suçun niteliğine dayanarak İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçmiş ve iyi hâllilik konusunda esasa ilişkin değerlendirme yapmıştır. Oysa Kurul kararında denetlenebilir ve yeterli gerekçenin bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>16. Bu nedenle İnfaz Hâkimliğinin kararı, başvurucunun hak ettiği denetimli serbestlikten yararlanamamasına ve ceza infaz kurumunda geçirmesi gerekenden daha uzun süre tutulmasına yol açmıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202281860-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="85774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/39476 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202139476-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202139476-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2021/39476 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong> <strong>Ş.</strong> <strong>VE</strong> <strong>İ.</strong><strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/39476)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 24/6/2026- 33290</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Volkan SEVTEKİN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atıldığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi ve tanık dinletme talebinin karşılanmaması nedenleriyle de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 31/8/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucular ve L.M., İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır. Diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte 17/5/2021 tarihinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız</i>." ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan attıkları tespitini içeren tutanak hazırlanmış ve söz konusu 17/5/2021 tarihli tutanakta “<i>Gereksiz gürültüye sebep verdiklerinden İnfaz Kurumu’nun işleyişini ve güvenliğini aksatmışlardır.</i>” tespitine yer verilmiş, bunun üzerine haklarında disiplin soruşturması başlatılmıştır.</p>

<p>7. Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) tarafından yürütülen soruşturmada başvurucuların savunmaları alınmıştır. Bu kapsamda başvurucu İ.K. İnfaz Kurumuna 2/3/2021 tarihinde Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumundan geldiklerini, slogan atma eylemini kabul ettiğini ancak bu eylemin suç unsuru içermediğini, taleplerinin meşru ve insani olduğunu, başka bir yol olmadığı için bu eylemi yapmak zorunda kaldıklarını, eylemlerini arttırarak sürdüreceklerini ifade etmiş; ayrıca “[G.G.]<i> Arkadaşımızın yanımıza gönderilmesini istiyoruz.</i>” şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu D. Ş. da slogan attıklarını kabul ederek talepleri uğruna çok bedel ödediklerini, her türlü bedeli ödemeye de hazır olduklarını, idarenin keyfî ve usulsüz uygulamalarına karşı haklarını alana kadar direnişe devam edeceklerini, bundan kaynaklanacak her türlü sorundan idarenin sorumlu olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>8. Disiplin Kurulu 27/5/2021 tarihli kararında 17/5/2021 tarihli olay tutanağı ve alınan ifadeler ile sabit olan kapılara vurarak slogan atma eylemleri kapsamında gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak fiilini işledikleri gerekçesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi, 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince başvurucuların üç ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucular, cezaya karşı İzmir 1. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş; şikâyet dilekçesinde, savunmalarını bizzat mahkeme huzuruna çıkarılmak suretiyle yüz yüzelik ilkesine uygun şekilde yapmak istediklerini belirtmiştir.</p>

<p>10. İnfaz Hâkimliği tarafından Cumhuriyet savcısının (savcılık) yazılı görüşü alınmıştır. 15/6/2021 tarihli savcılık görüşünde disiplin cezası kararının yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir. İnfaz Hâkimliği ayrıca İnfaz Kurumuna yazılan 17/6/2021 tarihli müzekkere ile başvurucuların ifadesinin Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile alınacağını belirtmiş, duruşma gün ve saatinde SEGBİS salonunda başvurucuların hazır edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Aynı yazıda ayrıca bu müzekkerenin başvuruculara tebliği gerektiğini belirterek başvurucuların SEGBİS ile ifade vermemeleri hâlinde susma hakkını kullanmış sayılacaklarını ve beyanları alınmaksızın karar verileceğini ihtar etmiştir.</p>

<p>11. Başvurucuların 24/6/2021 tarihinde İnfaz Kurumunun SEGBİS salonunda duruşma yapılmak suretiyle ifadeleri alınmıştır. Başvurucular COVID-19 salgınının etkilerinin ortadan kalktığını belirterek mahkemeye götürülmek suretiyle savunmalarını bizzat hâkim huzurunda yapma taleplerini yinelemiş, aksi hâlde savunma vermeyeceklerini beyan etmiş, barodan kendilerine avukat tayin edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>12. Anılan duruşmada İnfaz Hâkimliğince disiplin cezası kararı, ekleri, savcılık görüşü ve itiraz dilekçesi okunmuştur. Akabinde başvurucuların mahkemeye götürülerek doğrudan hâkim huzurunda savunma yapma taleplerini inceleyen İnfaz Hâkimliği, bu taleplerin reddine karar vermiştir. Hâkimlik, kararın gerekçesinde kanun koyucu tarafından infaz hâkimliklerinin görev alanını genişleten düzenleme yapıldığı, bu nedenle meydana gelen günlük tahliye kararlarının yoğunluğu sebebiyle İnfaz Kurumunda dahi savunma alınamadığı hususuna yer vermiştir. Bunun yanı sıra COVID-19 salgını nedeniyle hükümlülerin ve İnfaz Kurumu görevlilerinin sağlık durumlarının tehlikeye girme ihtimali üzerinde durmuş, SEGBİS ile yapılan duruşmanın duruşma salonundakinden farklı olmadığını belirtmiştir. Başvurucuların avukat talebine yönelik olarak yaptığı incelemede ise 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre barodan müdafi yardımından yararlandırılma yönündeki talebin yalnızca haklarında iddianame ile açılmış davada yargılanan sanıklara münhasır olduğunu, disiplin suçlarının bu kapsamda yer almadığını, talebin kabulüne kanunen olanak bulunmadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucuların savunma hakkından vazgeçmiş sayılmalarına karar verilmiştir.</p>

<p>13. İnfaz Hâkimliği 30/6/2021 tarihli kararıyla, başvurucuların Disiplin Kurulunun ceza verme kararına yönelik itirazlarının ayrı ayrı reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde Hâkimlik, SEGBİS yönünden yeniden değerlendirme yapmış; kişilerin itirazlarının SEGBİS yöntemiyle alınması durumunda bir hak kısıtlamasının olmayacağını, bu şekilde alınan savunmanın ifade verme niteliğinde olduğunu, şikâyet edenin bu ifadesinde her türlü delilini ve gerekçesini bildirme özgürlüğü olduğunu belirtmiştir. Gerekli görüldüğü takdirde infaz hâkimine ceza infaz kurumunda ifade alabilme yetkisinin dahi tanındığına dikkat çeken Hâkimlik, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan SEGBİS odasında kişilerin kendini rahatça ifade edemeyeceği söyleminin bir dayanağının olmadığı kanaatine varmıştır. Esasa yönelik değerlendirme içeren gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>İtiraz edenlere isnat edilen eylem 5275 sayılı yasanın 42/2-e maddesinde tanımlı 'slogan atmak' disiplin suçudur. Bu disiplin suçuna yönelik isnat nedeniyle 17/05/2021 tarihli tutanak düzenlenmiştir. Tutanakta itiraz edenlerin saat 10.00, 15.00 ve 22.00 saatlerinde kapılara vurarak 'direne direne kazanacağız, sohbet hakkımız engellemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük' şeklinde slogan attıkları tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır. Zira ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması ve buna göre de kurum düzen ve disiplinin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında yasanın 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğu kanaatine varılmış, tutanağa göre de yasaklanan disiplin eyleminin gerçekleştiği, disiplin kurulunca itiraz edenler hakkında tayin edilen cezanın takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından itirazların ayrı ayrı reddine şeklinde karar verilmiştir."</i></p>

<p>14. Başvurucular ve L.M., İnfaz Hâkimliği kararına karşı itiraz etmiş; itiraz dilekçesinde SEGBİS ile duruşma açılması hususuna yönelik şikâyetlerini yineleyerek etkili şekilde savunma yapamadıklarını, avukat yardımından faydalanamadıklarını, tanık dinletme imkânından yararlanamadıklarını ileri sürmüş; ayrıca itiraz konusu kararın esas bakımından da ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Başvurucuların itirazı, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) incelenmiş ve bu kapsamda savcılığın yazılı görüşü alınmıştır. Savcılık görüşünde İnfaz Hâkimliği kararının yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkeme 6/8/2021 tarihli kararıyla başvurucuların itirazlarının kesin olarak reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, İnfaz Hâkimliği kararında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığını, mütalaaya uygun şekilde karar verildiğini ifade etmiştir.</p>

<p>16. Başvurucular, nihai kararı 13/8/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>17. 5275 sayılı Kanun'un “<i>Disiplin cezalarının niteliği ve uygulama koşulları</i>” başlıklı 37. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/23 md.) Hükümlünün duruşma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak kurum dışında bulunduğu yerler de bu fıkranın uygulanması bakımından kurum olarak kabul edilir.” </i></p>

<p>18. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama</i>" başlıklı 42. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır. </i></p>

<p><i>(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır: </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) Hükümlüye gelen mektup, faks ve telgraflar, disiplin cezasının infazından sonra kendisine verilir. Aynı türden olsa bile sonraki disiplin cezasının infazına bu işlem yapılmadan başlanamaz. </i></p>

<p><i>(4) Anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları ile doğal afet hâllerinde yapılması gereken haberleşmeler ve avukat ile ilişkilerde bu madde hükmü uygulanmaz." </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma</i>" başlıklı 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi görüşüne çıkarılmamasıdır."</i></p>

<p>20. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve kaldırılması</i>" başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Bir eylemden dolayı verilen disiplin cezası kesinleştikten sonra bu cezanın infazı tamamlanıp kaldırılması için dördüncü fıkrada belirtilen süreler geçinceye kadar yeniden disiplin cezasını gerektiren bir eylemde bulunan hükümlü hakkında, her defasında bir üst ceza uygulanır."</i></p>

<p>21. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "<i>İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar</i>" başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir. </i></p>

<p><i>İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir. </i></p>

<p><i>İnfaz hâkimi, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre inceleme ve işlemlerini yürütür ve kararını verir. </i></p>

<p><i>(Değişik beşinci fıkra:14/4/2020-7242/6 md.) İnfaz hâkiminin kararlarına karşı şikâyetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren iki hafta içinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Kanunlarda infaz hâkiminin onayına tabi olduğu belirtilen hususlarda da bu hüküm uygulanır." </i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun'un<i> "Karar"</i> başlıklı 271. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. </i></p>

<p><i>(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir. </i></p>

<p><i>(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir. </i></p>

<p><i>(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Adli Yardım Talebi </strong></p>

<p>24. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak gelirleri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay</i> ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucuların İddiaları </strong></p>

<p>26. Başvurucular, bulundukları hücrede İnfaz Kurumu idaresi tarafından kitap hakkına konulan sınırlama ve dergi yasağına karşı protesto etmek amacıyla slogan attıklarını ve bu nedenle disiplin cezası ile cezalandırıldıklarını ifade ederek Anayasa'da güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>27. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu/hükümlülerin kurumda attığı slogan nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasını ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. <i>Cihat Özdemir</i> [2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 19; <i>Ömer Haran</i> [1. B.], B. No: 2017/33744, 1/7/2020, § 21; <i>Barış İnan (2)</i> [1. B.], B. No: 2018/38006, 17/11/2021, § 17). Bu kapsamda başvurucuların iddialarının bir bütün hâlinde ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>29. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35;<i> Mehmet Ali Aydın</i> [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; <i>Tansel Çölaşan </i>[1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).</p>

<p>30. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir (<i>Murat Karayel (5) </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).</p>

<p>31. Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (<i>Murat Karayel (5),</i> § 29).</p>

<p>32. Kurum içinde attığı slogan nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucuların ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir.</p>

<p>33. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun'un Sekizinci Bölümü'nde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun'daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Kanun'da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, suçun ceza infaz kurumunda “<i>düzenli bir yaşamın sürdürülmesi</i>”ni veya “<i>güvenliğin</i>” ya da “<i>disiplinin</i>” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 42. maddedeki “<i>Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama</i>” cezasının uygulanabilmesi için de bu koşullar geçerlidir. Buna göre kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralda yer alan “<i>gereksiz</i>” ibaresinin -Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte değerlendirildiğinde- ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu niteliği taşımayan marş söyleme ve slogan atma eylemlerinin cezalandırılması ise Kanun gereği mümkün değildir (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013).</p>

<p>34. Diğer yandan, ceza infaz kurumlarının yapıları gereği hürriyetin sınırlandırıldığı ve devletin kontrolü altındaki özel alanlar olması ve dolayısıyla devletin hem bu kurumda bulunanların güvenliklerini ve sağlıklarını koruma hem de disiplini tesis etme yükümlülüğünün bulunması karşısında, hükümlülerin ve tutukluların ceza infaz kurumlarında diledikleri şekilde eylem yapma özgürlüğünün bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).</p>

<p>35. Anayasa Mahkemesinin <i>Murat Karayel (3)</i> ([1. B.], B. No: 2013/5444, 6/1/2016) kararında ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak şekilde slogan atmanın disiplin müeyyidesine bağlanmasının tek başına ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurmayacağı belirtilmiştir. Anılan kararda slogan atma nedeniyle verilen disiplin cezasının kişilerin kendini ifade etmek için sarf ettiği sözler temelinde ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğuna kanaat getirilmiştir. Bu müdahalenin 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında icra edildiği gözetildiğinde kanuni dayanağının bulunduğu, ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliğinin sağlanması ile suçun önlenmesi amacıyla yapıldığı gözetildiğinde meşru bir amaç taşıdığı belirtilmiştir. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı belirtilen kararda eylemin slogan atarak gerçekleştirilmiş olmasının bu durumu değiştirmeyeceği ifade edilmiştir. Söz konusu olayda toplu hareket ederek belirli bir organizasyon içinde hareket edilmesinin ceza infaz kurumu idaresi tarafından kurumun düzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirilmesi ve bu tehdide yönelik olarak çok ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile hareket edilmesinin ölçüsüz bir müdahale teşkil etmeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>36. Somut olayda başvurucular, diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte aynı gün içinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız.</i>" ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan atmışlar ve ceza infaz kurumu idaresince bu durum tutanağa bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmadığını, bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013; <i>Murat Karayel (5)</i>, §§ 43, 44; <i>Cihat Özdemir</i>, § 22). Bununla birlikte ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunabilecek toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı da ifade edilmiştir (<i>Murat Karayel (5)</i>, § 46; <i>Cihat Özdemir,</i> § 22). Dolayısıyla somut olayda başvurucuların gerçekleştirdiği slogan atma eyleminin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı ile bu hususta idare ve yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerin ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>37. Olay günü İnfaz Kurumu idaresine yönelik söz konusu protestolarından ötürü başvurucular hakkında disiplin soruşturmasına dayanak tutanak düzenlenmiştir (bkz. § 6). Disiplin Kurulu da 17/5/2021 tarihli olay tutanağı ve alınan ifadeler ile sabit olan, kapılara vurarak slogan atma eylemleri nedeniyle başvurucuların disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. §§ 7, 8). Bir başka anlatımla Disiplin Kurulu; disiplin soruşturmasına dayanak -gereksiz gürültüye sebebiyet verme nedeniyle İnfaz Kurumunun işleyişi ve güvenliğinin aksaması tespitini içeren- tutanak ve başvurucuların ifadeleri doğrultusunda, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından ilgili mevzuat ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış kurallarını, başvurucuların kusurlu olarak ihlal ettiklerini değerlendirmiştir. Ayrıca Disiplin Kurulunun anılan sonuca varırken başvurucu İ. K.nın başka bir mahpusun kendi koğuşlarına gönderilmesi yönündeki talebinin de etkili olduğu anlaşılabilmektedir. Zira slogan atma eylemiyle dile getirilen bu talebin esasen Kurum idaresinin daha geniş takdir yetkisine sahip olduğu bir konuda Kurum otoritesini zayıflatmaya dönük -başvurucuların mahkûm olduğu suç türü de dikkate alındığında- örgütsel bir amaç taşıdığı izlenimi uyandırması mümkündür.</p>

<p>38. Başvurucuların disiplin cezasına karşı itirazları üzerine İnfaz Hâkimliği yaptığı incelemede "<i>Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır</i>." ve <i>"kurum düzen ve disiplinin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında</i>" şeklinde değerlendirmelerde de bulunmuştur. Sadece bu ifadelere göre yapılacak değerlendirmenin 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde disiplin cezası olarak öngörülen "<i>gereksiz yere slogan atma</i>" tipik eyleminin -Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte dikkate alındığında- ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde slogan atılması durumunda disiplin suçunu oluşturacağı, aksi hâlde bu niteliği taşımayan slogan atma eylemlerinin cezalandırılmasının kanun gereği mümkün olmadığını vurgulayan Anayasa Mahkemesi kararı (bkz. § 33) ile uyumlu olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan İnfaz Hâkimliğinin sadece anılan değerlendirmeleri üzerinden değil kurduğu gerekçenin bütünü üzerinden bir inceleme yapılarak müdahaleye konu yargısal kararda Anayasa Mahkemesi içtihadında benimsenen ilgili ve yeterli gerekçe oluşturma kriterinin karşılanıp karşılanmadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>39. İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde disiplin suçuna yönelik olarak 17/5/2021 tarihli tutanağa atıfla ilgili mevzuatta slogan atmanın yasaklandığı belirtilerek ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması ve buna göre de kurum düzen ve disiplininin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki genel unsurun şikâyet konusu olayda oluştuğu açıklanmıştır (bkz. § 13). Buna göre Hâkimlik, disiplin cezasına konu tutanakta belirtildiği şekilde gerçekleştiğinde ihtilaf bulunmadığını kabul ettiği eylemin disiplin cezasıyla cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>40. Bu durumda İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde gerek 17/5/2021 tarihli tutanağa yapılan atıf gerekse de Disiplin Kurulu kararı dikkate alındığında 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğuna dair açıklamalar karşısında karar gerekçesinin atılan sloganların <i>gereksizliğine</i> ilişkin tespit için ilgili ve yeterli olduğu kabul edilmiştir. Zira Hâkimliğin slogan atma eyleminin disiplin cezasına konu tutanakta belirtildiği şekilde gerçekleştiğini kabul ettiği, bu eylemin kurumun düzen ve disiplinini bozduğu yönünde gerekçe kurduğu açıktır. Buna göre Hâkimliğin kurumun düzen ve disiplinini bozduğunu belirttiği eylemin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecek <i>gereksiz</i> bir eylem olduğu kanaatiyle şikâyetin reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>41. Sonuç olarak disiplin cezasına konu olayda toplu şekilde ve belirli bir organizasyon içinde hareket edilmesi İnfaz Kurumu idaresi tarafından kurumun düzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirilmiştir. Bu tehdide yönelik olarak İnfaz Kurumu idaresi, çok ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile (üç ay ziyaretçi görüşünden yoksun bırakma) düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemeyi amaçlamıştır (bkz. § 8). Öte yandan başvurucuların İnfaz Kurumu tarafından düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının engellenmesi ya da diğer haberleşme ve iletişim araçlarından istifade etmesinin yasaklanması söz konusu olmadığından tecrit şartlarının oluştuğu da değerlendirilemez. Dolayısıyla verilen disiplin cezasının ceza infaz kurumunda düzenin ve disiplinin sağlanması amacını gerçekleştirmek için ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez.</p>

<p>42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan <i>ifade özgürlüğünün</i> ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ya da hükümlüler hakkında uygulanan disiplin cezalarının infazının kişiler üzerinde yaratacağı etkiyi değerlendirmek suretiyle bazı disiplin cezalarının kişisel hak ve bu bağlamda medeni hak niteliğinde olduğunu, söz konusu disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin de medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ifade etmiştir (birçok karar arasından bkz.<i> Giyasettin Aydın</i> [2. B.], B. No: 2013/1852, 25/3/2015, § 37; <i>Cihan Yeşil </i>[1. B.], B. No: 2013/8635, 6/5/2015, § 35; <i>Metin Yamalak (2)</i> [1. B.], B. No: 2013/9450, 13/4/2016, § 59). Dolayısıyla haklarında uygulanan disiplin cezası nedeniyle başvurucuların yaptığı şikâyetin İnfaz Hâkimliği tarafından incelenmesinin <i>medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin</i> uyuşmazlık kapsamında kaldığının ve somut olayda Anayasa’nın 36. maddesinin uygulanmasının mümkün olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir.</p>

<p><strong>1. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucuların İddiaları </strong></p>

<p>44. Başvurucular, yargılama sürecinde alınan savcılık görüşünün kendilerine tebliğ edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un <i>"Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi"</i> başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir." </i></p>

<p>47. Başvurucuların ileri sürdüğü ihlal iddiasının niteliği nazara alınarak başvurunun bu bölümünün öncelikle kabul edilebilirlik kriterlerinden olan <i>anayasal ve kişisel önemden yoksun olma </i>yönünden incelenmesi gerekir.</p>

<p>48. Anayasa Mahkemesi <i>K.V. </i>([GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016) kararında anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriterinin nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği hususuna dair genel ilkeleri belirlemiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi ile anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik kriteri getirildiğini belirtmiştir. Bu ilke kapsamında diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun'da belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez bulunabilecektir. Kanun'da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşulun öngörüldüğüne vurgu yapılmıştır. Bunlardan <i>anayasal önem</i> olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul, başvurunun Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımamasını ifade etmektedir. <i>Kişisel önem</i> olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır. Bu koşul, somut olayın başvurucunun kişisel durumu üzerindeki olumsuz etkisinin derecesiyle ilgilidir. Somut olayda ortaya çıkan kişisel zararın önemli olup olmadığını başvurucunun subjektif algısı belirlemez. Bu husus, başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilecektir. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku yoktur. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa'nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir.</p>

<p>49. Anayasa Mahkemesi <i>Selahattin</i> <i>Demirtaş</i><i> (4)</i> ([2. B.], B. No: 2017/27359, 10/6/2020, §§ 33-35) kararında; infaz hâkimliğine şikâyet incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şikâyetçilere bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan bahsedilmeyen durumlarda savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, <i>Erhan Şahin</i> ([1. B.], B. No: 2020/20877, 21/11/2023) ve <i>Erhan Şahin (2)</i> ([1. B.], B. No: 2020/22972, 17/7/2024) kararlarında da bu içtihadını sürdürmüştür.</p>

<p>50. Başvuruya konu olayda hem İnfaz Hâkimliği hem de Ağır Ceza Mahkemesi tarafından savcılıktan görüş alındığı görülmüştür. İnfaz Hâkimliği 24/6/2021 tarihinde, başvurucuların SEGBİS salonunda hazır bulunduğu duruşmada diğer belgelerle birlikte savcılık görüşünü de okumuştur. İnfaz Hâkimliği kararına itiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesince alınan savcılık görüşünün ise başvuruculara tebliğ edilmediği ve herhangi bir şekilde başvurucuların bu görüşten haberdar edilmediği görülmüştür. Savcılık görüşünde ise sadece İnfaz Hâkimliği kararının yasal mevzuata uygun olduğu hususuna yer verildiği, yeni bir iddiada bulunulmadığı gibi yargılamanın sonucuna tesir edecek nitelikte esasa ilişkin bir değerlendirme de yapılmadığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 10, 12, 15).</p>

<p>51. Somut uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan incelemede savcılığın dosyaya gönderdiği görüşte İnfaz Hâkimliği kararının yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmekle yetinilmiş, başkaca bir iddiaya yahut açıklamaya yer verilmemiştir (bkz. § 15). Dolayısıyla savcılığın görüşünün tebliğ edilmemesinin -yargılamanın bütününe bakıldığında- başvurucuları dezavantajlı duruma düşürdüğünü ve yargılamanın hakkaniyetine zarar verdiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Anayasa Mahkemesinin medeni hak ve yükümlülükler yönüyle mevcut içtihadından ayrılmasını gerektiren bir sebep de bulunmadığı gözetildiğinde başvurucuların savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi sebebiyle yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan mahrum bırakıldığını söylemek mümkün görünmemektedir. Sonuç olarak başvuruda, <i>Selahattin</i> <i>Demirtaş</i><i> (4)</i> kararında açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>anayasal ve kişisel önemden yoksun olması</i> nedeniyle diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Tanık Dinletme Talebinin Karşılanmadığına İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucuların İddiaları </strong></p>

<p>53. Başvurucular; disiplin cezasına konu olaya ilişkin tutanağı imzalayan infaz koruma memurlarının mahkeme huzurunda dinlenmediğini, taleplerine rağmen soru sorma haklarının engellendiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>54. Başvurucunun hakkında uygulanan disiplin cezası nedeniyle yaptığı şikâyetlere benzer iddialar daha önce birçok kez adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir (birçok karar arasından bkz. <i>Ahmet Yeter</i> [1. B.], B. No: 2014/5100, 16/2/2017, §§ 27-31; <i>Sözdar Oral</i> [2. B.], B. No: 2018/21028, 13/9/2022, §§ 32-57).</p>

<p>55. Anayasa Mahkemesi daha önce adil yargılanma hakkı güvencelerinden açık veya örtülü şekilde feragat edilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir. Buna göre Anayasa'nın herhangi bir maddesi, kişilerin tanık dinletme taleplerini içeren adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmelerini yasaklayan bir hüküm içermemektedir. Anayasa Mahkemesi feragatin Anayasa'ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin kesin olarak (tereddütsüz) ortaya konulması ve feragatin sonuçlarının kişi yönünden makul ve öngörülebilir olması gerekliliğini ifade etmiştir. Buna ek olarak asgari usul güvencelerinin sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmaması gerekir (<i>Selçuk Arslan</i> [GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, §§ 61-63).</p>

<p>56. Örtülü feragatin hangi durumlarda Anayasa'ya uygun kabul edileceğine ilişkin ilkeler ise genel olarak <i>Ansar Onat</i> [2. B.], B. No: 2019/14515, 15/6/2022) kararında belirtilmiştir. Buna göre örtülü feragatin geçerli olabilmesi için feragat eden tarafın söz konusu eylemlerinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir. Dolayısıyla yetkili yargı organları bu konuda varsayıma dayalı bir değerlendirme yapmamalıdır. Bununla birlikte adil yargılanma hakkı güvencelerinden feragat iradesi, bunu gösteren olguların bulunmasından veya ilgili kişinin tutum ve davranışlarından anlaşılabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz<i>. Ansar Onat, </i>§ 21).</p>

<p>57. Başvurucuların tanık dinleme yetkisine sahip olan İnfaz Hâkimliği önünde bu şikâyetini dile getirmeyip itiraz aşamasında bu talepte bulunduğu durumlarda -talebin ilk kez itiraz aşamasında ileri sürülmesini haklı kılan koşulların bulunduğu durumlar dışında- itiraz mercii bu şikâyeti karşılamamış olsa dahi örtülü feragat sonucuna ulaşılması mümkün olabilir. Çünkü başvurucu, hukukun kendine sağladığı imkânlara rağmen bu talebini ilk kez tanık dinleme yetkisine sahip olan mahkeme önünde değil bu yetkiye sahip olmayan bir kanun yolu mercii önünde dile getirmiştir (tanık sorgulama hakkı yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Selçuk Arslan</i>, § 67).</p>

<p>58. Somut olayda başvurucuların aldığı disiplin cezası infaz koruma memurlarının düzenlediği tutanağa dayanmaktadır (bkz. § 6). Başvurucuların İnfaz Hâkimliğinde devam eden yargılama sürecinde tanık dinletme talebinde bulunmadıkları görülmüştür. Diğer bir ifadeyle başvurucuların tanık dinleme yetkisine sahip İnfaz Hâkimliği önünde şikâyetini dile getirmeyip ilk defa itiraz aşamasında tanık dinletme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>59. Eldeki uyuşmazlığın tüm bu özellikleri birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların itiraz merciince tanık dinlenilemeyeceğinin makul bir şekilde öngörebilecek durumda oldukları, imkânları varken zamanında tanık dinletmeyi talep etmedikleri görülmüştür. Böylelikle başvurucuların hukukun kendilerine sağladığı imkânlara rağmen bu taleplerini ilk kez tanık dinleme yetkisine sahip olan infaz hâkimliği önünde (bkz. §§ 9, 11-12) değil bu yetkiye sahip olmayan itiraz mercii nezdinde (bkz. § 14) dile getirmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının bu güvencesinden zımnen feragat ettikleri sonucuna varılmıştır. Ayrıca söz konusu feragatin herhangi bir önemli kamu menfaatine de aykırı olduğu söylenemez.</p>

<p>60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Ediliğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>61. Başvurucular; İnfaz Hâkimliği ve Mahkemeye yaptıkları itirazlarda SEGBİS ile duruşma yapılmasının yüz yüzelik ilkesine aykırı olduğunu, bu konuda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının bulunduğunu, Hâkimliğin gerekçelerinin müdahaleyi haklı kılabilecek nitelik taşımadığını belirterek duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>62. Bakanlık görüşünde başvurucuların duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşulları gözönüne alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesi somut başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği <i>Emrah Yayla</i> ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve <i>Emrah Yayla (2)</i> ([2. B.], B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında, duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS'le duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin söz konusu müdahalenin <i>kanunilik</i> ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik <i>meşru bir amaca</i> dayandığı değerlendirmelerine yer verilen kararda <i>ölçülülük</i> yönünden yapılan incelemede infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulandıktan sonra başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS'le katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi<i> gereklilik </i>unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>64. Öte yandan Anayasa Mahkemesi <i>Emrah Yayla</i> kararında belirtilen medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği değerlendirmesine (anılan kararda bkz. § 70) <i>Ercan Yıldız ve diğerleri </i><i>(2)</i> ([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklık getirmiştir. Buna göre ilk olarak ceza infaz kurumunda verilen disiplin cezalarına karşı şikâyette bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. § 59). Kararda; duruşmada hazır bulunma konusunda başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışlarının davanın karşı tarafınca sözlü olarak sunulan görüş ve kanıtlar, bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olup olamadıkları ile bunlara karşı kendi delillerini sunma hususunda dezavantajlı konuma düşüp düşmediklerinin, yargılamanın niteliği, şekli ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığının, ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transfer edilmedeki zorlukların, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunmak istemelerine yönelik olarak ileri sürdükleri gerekçelerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirip gerektirmediğinin, davanın konusunun, karşı tarafın konumu ve tanık sorgulama veya bu türden duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek kabul edilebilir gerekliliklerin yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır (aynı kararda bkz. § 60).</p>

<p>65. Somut olayda başvurucuların disiplin cezasına konu eylemleri 17/5/2021 tarihinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız.</i>" ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan atmalarıdır. İnfaz Kurumu atılan sloganları ve zamanını tutanağa bağlamış; söz konusu eylemlerin kurumun işleyişini ve güvenliğini aksatan gereksiz gürültü olduğunu değerlendirmiştir. Başvurucular da bu eylemi gerçekleştirdiklerini kabul etmiştir. Başka bir ifadeyle disiplin suçu yönünden olmasa da disiplin suçuna konu edilen eylemin sübutu yönünden taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. Bu bağlamda yargılamanın karmaşık bir niteliğinin olmadığı görülmüştür. Başvurucuların da esasen -hazır bulunmak istedikleri duruşmada- işlediklerini kabul ettikleri eylemin neden disiplin suçunu oluşturmayacağı konusunda savunma yapacaklarının farkında oldukları anlaşılabilmektedir. Diğer yandan ise başvurucuların İnfaz Kurumu koşulları altında SEGBİS ile ifade vermelerinin ne gibi sakıncaları olduğuna yönelik olarak herhangi somut bir açıklamada bulunmadıkları ve bu bağlamda SEGBİS ile ifade vermek istememelerinin gerekçelerini ortaya koyamadıkları görülmüştür. Başvurucular, ses ve görüntü naklinde sorunlar yaşandığını da dile getirmemiştir. Aynı zamanda başvurucular hakkında uygulanan disiplin yaptırımının türü ve niteliği de dikkate alındığında duruşmada fiziki olarak hazır bulunmanın gerekli olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>66. Son olarak başvurucuların duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediğinin ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından da değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada somut olay incelendiğinde duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan başvurucuların yargılamanın diğer tarafını oluşturan İnfaz Kurumunun disiplin cezası kararından, bu karara ilişkin bilgi ve belgelerden haberdar oldukları açıkça görülmektedir. Bundan başka yargılama sürecinde başvurucuların yokluğunda herhangi bir esaslı işlemin yapıldığı da tespit edilmemiştir. Somut olayda duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin orantılı olmadığının söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak başvuruda, aynı nitelikteki ihlal iddialarının incelendiği <i>Ercan Yıldız ve diğerleri </i><i>(2)</i> kararında açıklanan ilkelerden ve gerekçelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>4. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>68. Başvurucular; yargılamanın adil bir şekilde yürütülmediğini, iddia ve itirazlarının incelenmediğini, isnat edilen eylem ile verilen cezanın ölçülü olmadığını, bu kapsamda ileri sürülen iddia ve itirazlarının İnfaz Hâkimliği ve Mahkemece karşılanmadığını, yargılama sürecinde kendilerine müdafi atanması talebinin kabul edilmediğini belirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ve savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>69. Başvurucuların avukat yardımından faydalandırılmama nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma hakkının ihlal edildiği iddiasının<i> Cihat Özdemir</i> ([2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i>, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının <i>Ahmet Sağlam</i> ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i>, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasının da <i>Yasemin Ekşi</i> ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurucuların adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>a</i><i>nayasal ve kişisel önemden yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>3. Tanık dinletme talebinin karşılanmadığına yönelik iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>4. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>5. Diğer ihlal iddialarının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ </strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu tarafından duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Daha önce Mahkememizin 2022/60188 sayılı başvurusuyla ilgili olarak yazdığım karşıoy gerekçelerim dolayısıyla bu başvuruda da anılan hakkın ihlal edildiği görüşündeyim.</p>

<p>2. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası yönünden ulaşılan ihlal bulunmadığı sonucuna ve çoğunluk gerekçesine de aşağıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.</p>

<p>3. İdarenin tutanağına göre başvurucular, diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte aynı gün içinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız.</i>" ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan atmışlardır. Disiplin Kurulu da 17/5/2021 tarihli olay tutanağı ve alınan ifadeler ile sabit olan kapılara vurarak slogan atma eylemleri nedeniyle başvurucuların disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucuların disiplin cezasına karşı itirazları üzerine İnfaz Hâkimliği yaptığı incelemede "<i>Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır.</i>" ve<i> "kurum düzen ve disiplinin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında</i>" şeklinde değerlendirmelerde de bulunmuştur.</p>

<p>4. 5275 sayılı Kanunun 42/2-e madde ve bendinde disiplin yaptırımına bağlanan eylem “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” şeklinde belirlenmiştir. Mahkememiz anılan kuralı daha önce denetlemiş ve söz konusu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılıp marş söylenmesinin yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesinin gerekli olduğunu ifade etmiştir (AYM E. 2013/67 – K. 2013/164, 26.12.2013). Başka deyişle disiplin fiiline ilişkin tanımdaki “gereksiz” sözcüğü bu bağlamda kabul edilmiştir. Ayrıca Mahkememizin kimi kararlarında da bu doğrultuda değerlendirme yapılmıştır (AYM Umut Gündüz Altun, B. No: 2022/67376, 169.2025).</p>

<p>5. İlgili mevzuata ve yorumuyla ilgili emsal içtihatlarımıza karşın itirazı inceleyen mercilerin Anayasa Mahkemesi’nin belirttiği kriterlere uygun bir inceleme yapmaması ve slogan atıp marş söylemenin cezaevi güvenliği veya disiplini üzerindeki etkileri gerekçeleriyle ortaya koyamaması karşısında ifade özgürlüğünün ihlal edildiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkan</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atıldığı gerekçesiyle verilen disiplin cezası ile bu cezaya karşı yapılan itirazın infaz hâkimliğince yeterli inceleme yapılmaksızın reddedilmesi ve yargılama sürecinde ortaya çıkan usul eksiklikleri nedeniyle, başvurucuların ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı, duruşmada hazır bulunma hakkı, savunma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Somut başvuruda uyuşmazlık; ceza infaz kurumunda bulunan başvurucuların sohbet, kitap ve basın yayın haklarına ilişkin taleplerini dile getirmek amacıyla gerçekleştirdikleri slogan atma eyleminin, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı ve 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde öngörülen koşullar gözetilmeksizin otomatik biçimde disiplin yaptırımına konu edilip edilemeyeceği ile, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunma taleplerinin genel ve soyut gerekçelerle reddedilmesinin anayasal güvencelerle bağdaşıp bağdaşmadığı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>3. Başvurucular, İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda 17/5/2021 tarihinde kapılara vurarak ve slogan atarak gürültü yaptıkları, söz konusu eylemin sohbet/kitap hakları ve basın özgürlüğüne ilişkin taleplerini dile getirmeye yönelik olduğu gerekçesiyle düzenlenen tutanakla tespit edilmiştir.</p>

<p>4. Disiplin Kurulu, başvurucuların eylemi kabul eden savunmaları doğrultusunda, fiilin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi kapsamında “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” disiplin suçu oluşturduğuna karar vermiş; başvurucular hakkında üç ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanmasına hükmetmiştir.</p>

<p>5. Başvurucular disiplin cezasına karşı infaz hâkimliğine başvurmuş; yüz yüze savunma yapma ve avukat yardımından yararlanma taleplerinde bulunmuştur. Savunmalar, SEGBİS yoluyla alınmış; infaz hâkimliği, SEGBİS yoluyla savunma alınmasının yeterli olduğunu, COVID-19 salgını ve iş yoğunluğu gerekçeleriyle yüz yüze savunma yapılmasına gerek bulunmadığını belirtmiş; disiplin işlerinde barodan müdafi atanamayacağı gerekçesiyle savunma hakkından vazgeçildiği sonucuna ulaşarak itirazları reddetmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da ağır ceza mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucular, SEGBİS yoluyla yapılan yargılamada etkili savunma yapamadıklarını, avukat yardımından ve tanık sorgulama imkânından yararlanamadıklarını, eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>7. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği ve duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu sonuca iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>A. İfade Özgürlüğü Yönünden</strong></p>

<p>8. Disiplin cezasına konu edilen slogan atma eylemi, başvurucuların ceza infaz kurumunda sahip oldukları sohbet, kitap ve basın yayın haklarına ilişkin taleplerini ifade etmeye yönelik olup, Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında kalan bir ifade açıklamasıdır. Ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin ifade özgürlüğü, kaçınılmaz bazı sınırlamalara tabi olmakla birlikte, bu özgürlük tamamen ortadan kalkmaz; aksine bu kişilerin de ifade özgürlüğünün özüne saygı gösterilmesi gerekir.</p>

<p>9. Bu bağlamda slogan atma eylemine disiplin cezası uygulanması, başvurucuların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p>10. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş olup, bu kapsamda disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Söz konusu madde, disiplin hukukuna ilişkin genel hüküm niteliğindedir.</p>

<p>11. Buna göre, Kanun kapsamında bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için, yalnızca her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp, aynı zamanda 37. maddede öngörülen koşulların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu çerçevede bir disiplin suçunun oluşabilmesi için, fiilin ceza infaz kurumunda “düzenli bir yaşamın sürdürülmesini”, “güvenliği” veya “disiplini” kusurlu olarak engelleyecek nitelikte olması zorunludur.</p>

<p>12. İlgili maddede düzenlenen “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” fiilinin disiplin suçu oluşturabilmesi için de, bu fiilin ceza infaz kurumunun güvenliğini veya disiplinini bozacak yahut düzenli yaşamın sürdürülmesini somut biçimde engelleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sadece slogan atılması veya marş söylenmesi, tek başına disiplin yaptırımı uygulanması için yeterli değildir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kuralı yorumlu ret yoluyla Anayasa’ya uygun bulurken, slogan atma veya marş söyleme fiillerinin salt gerçekleşmesini disiplin yaptırımı için yeterli görmemiş; bu eylemlerin ceza infaz kurumunun güvenliği, disiplini veya düzenli yaşamı üzerinde somut ve kusura dayalı bir olumsuz etki doğurmasını zorunlu kabul etmiştir (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013).</p>

<p>14. Bu itibarla, “gereksiz” ibaresi, Kanun’un 37. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde; yalnızca ceza infaz kurumunun güvenliğini veya disiplinini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini engelleyecek nitelikteki slogan atma veya marş söyleme eylemlerini kapsamaktadır. Bu niteliği taşımayan ifade açıklamalarının cezalandırılması Kanun gereği mümkün değildir.</p>

<p>15. Somut olayda infaz hâkimliği, slogan atma eyleminin kurum düzenini fiilen nasıl bozduğunu ortaya koymaksızın; toplu yaşam, farklı suç gruplarının bulunması ve düzenin bozulma ihtimali gibi soyut ve kategorik gerekçelere dayanmıştır. Eylemin süresi, yoğunluğu, içeriği ve etkilerine ilişkin herhangi bir somut değerlendirme yapılmamıştır.</p>

<p>16. Bu yaklaşım, 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde öngörülen kusurlu olarak düzeni bozma unsurunun otomatik biçimde gerçekleştiğinin varsayılması anlamına gelmektedir. Oysa bu yorum, Mahkememizin ifade özgürlüğüne yönelik disiplin yaptırımlarında somut olayın koşullarına dayalı bireyselleştirilmiş değerlendirme yapılmasını zorunlu kılan yerleşik içtihadıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>17. Yerel mahkemeler, müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığını, başvurucuların ifade özgürlüğü üzerinde yaratılan etki ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını ve daha hafif tedbirlerle aynı amaca ulaşılıp ulaşılamayacağını tartışmamıştır.</p>

<p>18. Ceza infaz kurumlarında taleplerini dile getiren mahpuslara otomatik disiplin yaptırımı uygulanması, yalnızca somut başvurucular bakımından değil, diğer mahpuslar açısından da ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir.</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikli sorumluluk derece mahkemelerine aittir. Ancak somut olayda yerel mahkemeler, başvurucuların ifade özgürlüğü iddialarını Anayasa Mahkemesi içtihadı ışığında somut ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirmeye tabi tutmamış; disiplin kuralının varlığını tek başına yeterli görerek anayasal denetim yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.</p>

<p><strong>B. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Yönünden</strong></p>

<p>20. Başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunma talepleri, iş yükü ve COVID-19 salgını gibi genel ve soyut gerekçelere dayanılarak reddedilmiştir. Somut olay bakımından fiziki katılımın neden mümkün olmadığı, alternatif usullerin neden tercih edilmediği hususlarında herhangi bir bireyselleştirilmiş gerekçe ortaya konulmamıştır.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi somut başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği Emrah Yayla ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve Emrah Yayla (2) (B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında, duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Kararda, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 196. maddesinin, söz konusu müdahalenin kanunilik ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı değerlendirmelerine yer verilmiştir. Ölçülülük yönünden yapılan incelemede ise infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulanmıştır.</p>

<p>22. Kararda, başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS yoluyla katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi gereklilik unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>23. Somut olayda infaz hâkimliği, SEGBİS ile yapılan duruşmanın duruşma salonundakinden farklı olmadığını, iş yoğunluğunu ve COVID-19 salgınını gerekçe göstermiş; ancak bu gerekçelerin başvurucular bakımından neden zorlayıcı olduğu hususunda herhangi bir somut açıklama yapmamıştır. Oysa duruşma tarihi itibarıyla gerekli tedbirler alınarak fiziki katılımın mümkün olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>24. Ayrıca disiplin cezasının hukuki niteliği, delillerin değerlendirilmesi ve ifade özgürlüğüne ilişkin iddiaların tartışılması gibi esaslı işlemlerin yapıldığı bir incelemede, başvurucuların iradelerine rağmen yalnızca SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmaya zorlanmaları, duruşmada hazır bulunma hakkının özünü zedelemiştir.</p>

<p>25. Bu itibarla, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma haklarının da ihlal edildiği sonucuna ulaşılması gerekir.</p>

<p>26. Açıklanan tüm nedenlerle, başvurucular hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu, yargılama sürecinde ikincillik ilkesine uygun anayasal denetim yapılmadığı ve duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ </strong></p>

<p>1. Cezaevinde slogan atıldığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) kullanılarak yapılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine ve duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucuların, diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte 17/5/2021 tarihinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "Direne direne kazanacağız." ve "Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!" şeklinde slogan attıkları tespitini içeren tutanak esas alınarak “gereksiz gürültüye sebep verdiklerinden İnfaz Kurumu’nun işleyişini ve güvenliğini aksatmışlardır” tespitine dayalı biçimde haklarında disiplin soruşturması başlatılmıştır.</p>

<p>3. Disiplin Kurulu Başkanlığı, olay tutanağı ve alınan ifadeler ile kapılara vurarak slogan atma eylemleri kapsamında “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” fiilînin işlendiği gerekçesiyle başvurucular hakkında üç ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası vermiştir. Başvurucular bu cezaya karşı İzmir 1. İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna gitmiş ve şikayet dilekçesinde savunmalarını bizzat mahkeme huzuruna çıkarılmak suretiyle yüz yüzelik ilkesine uygun şekilde yapmak istediklerini de belirtmişlerdir.</p>

<p>4. Buna rağmen başvurucuların mahkeme huzuruna çıkma talebi ve tayin edilen cezanın takdirinde hukuka aykırılık bulunduğu şeklindeki itirazları ayrı ayrı reddedilmiştir. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince de başvurucuların itirazları reddedilerek karar kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Mahkememiz çoğunluğu başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna ulaşırken İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde gerek 17/5/2021 tarihli tutanağa yapılan atıf, gerekse de Disiplin Kurulu kararı dikkate alındığında 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğuna dair açıklamalar karşısında, karar gerekçesinin atılan sloganların gereksizliğine ilişkin tespit için ilgili ve yeterli bir gerekçe olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve Hâkimliğin, slogan atma eyleminin disiplin cezasına konu tutanakta belirtildiği şekilde gerçekleştiğini kabul ettiğinin bu eylemin kurumun düzen ve disiplinini bozduğu yönünde gerekçe kurduğunun açık olduğu ifade edilmektedir (bkz.: § 40).</p>

<p>6. Bununla birlikte önemle not etmek gerekir ki İnfaz Hakimliği kararında başvurucuların slogan atma eyleminin kurumun düzen ve disiplinini bozduğu yönünde somutlaşmış bir gerekçe yer almamaktadır. Bu yönü ile Mahkememiz çoğunluk gerekçesi olgusal gerçeklikle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>7. Başvurucuların ceza almasına sebep bahse konu attıkları sloganlara yukarıda aynen yer verilmiştir. Bununla birlikte derece mahkemeleri konuyla ilgili olarak verilen cezayı değerlendirirken kanun koyucunun slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamış olduğunu belirtmiştir. İnfaz Hakimliği ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması ve buna göre de kurum düzen ve disiplininin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında Kanun’un 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğu kanaatine ulaşmış ve tutanağa göre de yasaklanan disiplin eyleminin gerçekleştiği gerekçesiyle başvurucular hakkında tayin edilen cezanın takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>8. Oysa Anayasa Mahkemesi norm denetiminde 5275 sayılı Kanun’un bahse konu 37. maddesindeki “gereksiz” ibaresinin iptal talebini reddederken, kuralda yer alan bu ibarenin 37. madde hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı ifade edilmiştir. “Gereksiz” ibaresine ilişkin Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi aynen şu şekildedir:<i> “Kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.”</i> (bkz.: AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013).</p>

<p>9. Esasında Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde yorumlu red kararı ile kuralı Anayasa’ya aykırı bulmayıp iptal talebini reddetmesi kuralın kategorik olarak cezaevinde slogan atmayı cezalandırmayacağı anlamına gelmektedir. Buna rağmen Mahkememiz çoğunluğunun İnfaz Hakimliğinin kararındaki<i> “Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır.”</i> şeklinde kategorik yasaklama içeren tespitinde bir sorun görmemesi mahpusların ifade özgürlüğü önünde önemli bir hukuksal engel oluşturmaktadır.</p>

<p>10. Atılan sloganın cezaevindeki düzeni ve disiplini bozup bozmamasına bakmaksızın sırf mahpusların cezaevinde slogan atmasını cezalandırmayı yeterli gören derece mahkemelerinin yaklaşımı Anayasa Mahkemesinin 5275 sayılı Kanun’un bahse konu 37. maddesindeki “gereksiz” ibaresini Anayasa’ya uygun bulurken ortaya koyduğu gerekçe ile uyumlu değildir.</p>

<p>11. Buna rağmen Mahkememiz çoğunluğunun yine de derece mahkemesinin yaklaşımında sorun görmemesi esasında Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde dava konusu kimi kurallara ilişkin yaptığı “yorumlu red” biçimindeki değerlendirmenin bireysel başvuru incelemelerinde Mahkememiz çoğunluğu tarafından da dikkate alınmaması sonucunu doğurmaktadır. Bu yaklaşım ise kabulü asla mümkün olmayan bir durumu karşımıza çıkarmaktadır. Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımının bu yönü ile de anayasa yargısı bağlamında önemli bir yeni sorunu ortaya çıkarmakta olduğunu ifade etmek gerekir.</p>

<p>12. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğunun İnfaz Hakimliği ve diğer yargı merci kararlarında atılan sloganın ne şekilde kurum düzenini bozduğu konusunda bir değerlendirme yapmamasında bir sorun görmemesi ve bu değerlendirmeyi kendisinin yapması bireysel başvuru inceleme yöntemi açısından da sorunludur.</p>

<p>13. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince somut ihlal iddiaları ile ilgili olarak zaten Anayasa Mahkemesinin ilk elden bir inceleme yetkisi bulunmamakta olup bu konudaki yetki derece mahkemelerinindir.</p>

<p>14. Bilindiği üzere bireysel başvuru sistemi “ikincillik” esasına dayalı biçimde yapılandırılmış bir hak arama yoludur. Bu sistemde ihlal iddiaları ilk olarak derece mahkemeleri tarafından incelenip somut olarak mahkemeler tarafından karşılanmalıdır. Anayasa Mahkemesi ise ancak derece mahkemelerinin kararlarındaki gerekçelerden hareketle inceleme yaparak bu karar gerekçelerindeki hukuki yaklaşımların hak ihlaline sebebiyet verip vermediğini değerlendirme yetkisine sahiptir. Bu yönü ile Anayasa Mahkemesinin ilk elden değerlendirme yapması ve derece mahkemelerinin söylemediğini kendisinin söylemesi bireysel başvuru sistemindeki ikincillik ilkesinin tersyüz edilmesi sonucunu doğurur.</p>

<p>15. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da bireysel başvuru yolunun<i> “ikincil niteliği belirgin”</i> bir hak arama yolu olduğu vurgulanmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18). Bireysel başvuruya konu somut olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68). Anayasa Mahkemesinin ilgili bu makamların yerine doğrudan geçecek şekilde delillerin değerlendirmesini yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerini belirlemesinin söz konusu olamayacağı özellikle vurgulanmalıdır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, § 185).</p>

<p>16. Oysa eldeki başvuruda derece mahkemeleri atılan sloganların cezaevindeki kamu düzenini ne şekilde bozduklarına yönelik bir değerlendirme yapmamış olduğu halde Mahkememiz çoğunluğu bu konuda ilk elden değerlendirme yapmıştır. Bu inceleme yöntemi ikincillik ilkesi ile bağdaşmamaktadır.</p>

<p>17. Dolayısıyla yukarıda sıralanan gerekçelerle Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı kanaatin aksine, cezaevindeki güvenliği veya disiplini ne şekilde bozduğu konusunda somut bir değerlendirme yapmayıp sırf cezaevinde slogan attıkları gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi nedeniyle başvurucuların Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği kanaatindeyim.</p>

<p>18. İkinci olarak başvurucuların duruşmada hazır bulunma hakkının da ihlal edildiği kanaatindeyim. Mahkememiz çoğunluğu bu iddiayı açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemez bulurken Anayasa Mahkemesinin Ercan Yıldız ve diğerleri ([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklanan ilkelere ve gerekçelere dayanmıştır.</p>

<p>19. Kanaatimizce bu yaklaşım, bahse konu kararda yazdığım karşıoyda belirttiğim şu gerekçelerle eldeki dosyada da sorun doğurmaktadır:</p>

<p><i>“Çoğunluğun bu kararına katılmak mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesi esasında benzer bir bireysel başvuruda verdiği Emrah Yayla kararında ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) bu konuya ilişkin genel yaklaşımını ortaya koyarak başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği kanaatine ulaşmıştır. </i></p>

<p><i>Her ne kadar eldeki bireysel başvuruya konu olay ile önceki karara konu olay arasında bazı detay farklılıklar mevcut ise de bu iki başvuruda da benzer yönler bulunmakta olup bu nedenle eldeki bireysel başvuruda da aynı şekilde ihlal sonucuna ulaşmak gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Oysa Mahkememiz çoğunluğu ihlal olmadığı sonucuna ulaşırken gerçekleştirilen yargılamada duruşmada hazır bulunma hakkının esas, SEGBİS aracılığı ile katılımın ise istisna olduğu şeklindeki temel yaklaşımı değiştirmiştir. </i></p>

<p><i>Öte yandan Mahkememiz çoğunluğu SEGBİS yolu ile katılımın ne tür sakıncalar doğuracağını başvurucuların ortaya koymasını beklemektedir. Oysa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 196. maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki “Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir”. hükmü gereğince kişinin duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılmasının ancak hakim veya mahkemece zorunlu görülen durumlarda mümkün olduğu ifade edilmelidir. </i></p>

<p><i>Nitekim Anayasa Mahkemesi bu konuda Emrah Yayla kararında SEGBİS'in kullanılması yoluyla duruşmaya katılmanın duruşmada bizzat hazır bulunmaya göre kişilere kendilerini yargı makamları önünde sözlü olarak ifade etme ve yargılama sürecine aktif olarak katılım sağlama yönünden daha sınırlı bir menfaat sağladığının da gözardı edilmemesi gerektiğine işaret ederek konumuz bağlamında şu değerlendirmeye yer vermiştir: “Bu durumda kişinin duruşmada bizzat hazır bulunma hakkına belirli ölçüde sınırlama getiren bir uygulama olan SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılımının neden gerekli olduğu derece mahkemelerince gösterilmelidir. Bu gerekliliğin ortaya konulması bağlamında, kişilerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı talep etmelerine rağmen SEGBİS yoluyla katılımlarının neden yeterli görüldüğünün ve duruşmada bizzat hazır bulunmayı imkânsız hâle getiren veya büyük ölçüde zorlaştıran koşulların neler olduğunun ifade edilmesi gerekir. Bu çerçevede talepte bulunan kişilerin duruşmada bizzat hazır bulunmasına imkân sağlayan alternatif tedbirlerin uygulanabilirliğinin hatırda tutulması önemlidir. Duruşmada bizzat hazır bulunmanın önemine istinaden kanun koyucu da 5271 sayılı Kanun'un uygulandığı durumlarda hâkim veya mahkemenin ancak zorunlu gördüğü durumlarda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle duruşmalara katılıma karar verilebileceğini düzenlemiştir” (bkz.: § 73).</i></p>

<p><i>Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi Emrah Yayla kararında vurgulandığı ve 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesindeki ilgili fıkra hükmü gereğince sanığın SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılmasının zorunlu nedeni mahkeme veya hakim tarafından mutlaka ortaya konulmalıdır. Bununla birlikte mahkemenin SEGBİS’in neden gerekli olduğunu belirtmediği görülmektedir. Mahkememiz çoğunluğu ise daha da ileri giderek SEGBİS yolu ile katılımın ne tür sakıncalar doğuracağını başvurucuların ortaya koymasını bekleyen bir yaklaşımla bu konuda SEGBİS’i adeta genel uygulamaya dönüştüren bir yaklaşımı benimsemeye başlamıştır.</i></p>

<p><i>İnfaz Hakimliğinin zorunlu olmadığı halde duruşma açmış olmasına rağmen bu durumda neden SEGBİS aracılığı ile katılımı tercih ettiğini gerekçelendirmemesi aynı zamanda 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar" başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrasına 2010 yılında eklenen “Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir.” hükmü ile de çelişmektedir. Zira buradaki hazır bulunmanın duruşmada hakim huzurunda bizzat bulunmak şeklinde olduğu aşikardır.</i></p>

<p><i>Başvurucunun cezaevinde aldığı bir disiplin cezası nedeniyle gerçekleştirilen yargılamada talebi hilafına SEGBİS aracılığı ile yargılamalara katılması esasında burada adil yargılanma hakkı bağlamındaki ihlali daha da bariz hale getirmektedir. Cezaevlerinde fiziksel hürriyetinden mahrum olan kişilerin aldığı disiplin cezaları konumuz bağlamında daha sıkı biçimde adil yargılanma hakkı güvencelerinden faydalanmalıdır. Zira bu kişilerle ilgili gerçekleştirilen yargılamalardaki duruşmalarda kişilerin bizzat mahkeme huzurunda hazır bulunması bu yönü ile gerçekleştirilecek yargılamadaki usuli güvenceyi daha anlamlı kılacaktır. </i></p>

<p><i>Sonuç olarak, başvurucular savunmalarında SEGBİS vasıtasıyla kendilerini ifade edemediklerini ve mahkeme huzurunda savunma yapmak istediklerini beyan etmişlerdir. Hakimlik ise SEGBİS’in neden gerekli olduğunu kararında belirtmemesine rağmen yargılamayı SEGBİS aracılığıyla gerçekleştirmiştir. Yargılamadaki temel ilke yüz yüze yargılama olmasına rağmen başvurucular hiçbir şekilde duruşmada fiziken huzurda bulunamayarak bu temel ilke anlamsız kalmış ve başvurucuların duruşmada hazır bulunma hakkı böylece ihlal edilmiştir. Dolayısıyla Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımı ile de SEGBİS yolu ile duruşmaya katılım adeta yargılamada temel ilke haline getirilmeye çalışılmıştır.</i></p>

<p><i>Yukarıda sıralanan gerekçelerle somut bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesinin Emrah Yayla kararındaki yaklaşımdan ayrılmayı gerektiren hiçbir farklı durum olmadığı kanaatinde olduğum için başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım”. </i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi 2021/39476 esas sayılı dosyada, sayın çoğunluk başvurucunun ifade özgürlüğüne ilişkin iddia ile duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p>2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir.</p>

<p>3. Başvurucular; cezaevinde slogan attıkları gerekçesiyle disiplin cezası ile cezalandırılmışlardır. İnfaz hakimliğince ve ağır ceza mahkemesince yapılan değerlendirmelerde başvurucuların itirazları reddedilmiştir. Duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin hakkın ihlal edildiğine, (Ercan Yıldız ve Diğerleri (2) [GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025, § …) kararındaki karşı oyumdaki gerekçelerle katılmamaktayım.</p>

<p>4. İfade özgürlüğüne ilişkin başvurucuların şikayeti kabul edilebilir bulanarak incelenmeli ve ihlal sonucuna ulaşılmalıdır.</p>

<p>5. İlk derece mahkemesinin kararının ilgili kısmı şu şekildedir. “ Yasa Koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır. Zira ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması buna göre de kurum düzen ve disiplininin salt bu nedenle dahil bozulacak olmasına karşısında yasanın 37. Maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğu kanaatine varılmış. Tutanağa göre de yasaklanan disiplin eyleminin gerçekleştiği, disiplin kurulunca itiraz edenler hakkında tayin edilen cezanın takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından itirazların ayrı ayrı reddine şeklinde karar verilmiştir.” Mahkemenin bu gerekçesi ceza infaz kurumlarında slogan atmanın kategorik olarak yasaklanmış olduğu şeklinde anlaşıldığı ve uygulandığı sonucunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Başvuruya konu olaydaki müdahalenin dayanağı 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesidir. 42. maddesi şöyledir: “ (1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır. (2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır…<strong> e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak. </strong></p>

<p>6. Anayasa Mahkemesi bu hükmü denetlemiş, norm denetimi vermiş olduğu E. 2013/67 K. 2013/164 26/12/2013 tarihli kararında yorumlu ret kararı vererek kuralın anlam ve kapsamını ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesinin 2013/164 karar sayılı kararındaki ilgili paragraflar şu şekilde belirtilmiştir: “Bu çerçevede Kanun'da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, ceza infaz kurumunda “<i>düzenli bir yaşamın sürdürülmesi</i>”ni veya “<i>güvenliğin</i>” ya da “<i>disiplinin</i>” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 42. maddedeki “<i>Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama</i>” cezasının uygulanabilmesi için de bu koşullar geçerlidir. Buna göre, kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralda yer alan<i> “gereksiz”</i> ibaresinin, Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte değerlendirildiğinde, cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu niteliği taşımayan marş söyleme ve slogan atma eylemlerinin cezalandırılması ise kanun gereği mümkün değildir.”</p>

<p>7. Kuralın anlam ve kapsamı belirlenirken Anayasa Mahkemesince norm denetiminde slogan atmayı değil, gereksiz (cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde) slogan atmayı yasakladığı tespitinde bulunmuştur.</p>

<p>8. Başvuruya konu somut olayda ilgili mahkemeler atılan sloganın gereksiz olup olmadığını cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde olup olmadığını incelemeden slogan atmanın kategorik olarak yasak olduğu yönünde değerlendirmelerde bulunarak sonuca ulaşmışlardır. Bu şekildeki değerlendirme müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini göstermek bakımından ilgili ve yeterli gerekçe içermemektedir.</p>

<p>9. Anayasa mahkemesi Umut Gündüz Altun B. No: 2022/67376 kararında şu şekilde değerlendirmelerde bulunmuştur: “Disiplin Kurulu kararında başvurucunun yaptığı slogan atma eyleminin Kurum düzeni ve güvenliği üzerindeki etkisi yönünden bir değerlendirmeye yer verilmemiştir(bkz. § 5). Bununla birlikte kararda yer verilen olay anına ilişkin kamera görüntülerinin tutanağa geçirilmesine ilişkin açıklamalarda başvurucunun jandarma görevlilerinin talimatları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır. Yargılama makamlarının da başvurucunun kabul ettiği slogan atma eyleminin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin bir belirlemesi bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucu hakkında uygulanan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde disiplin cezası öngörülen tipik eylem "gereksiz yere slogan atma" olarak düzenlenmiştir. Buna göre slogan atılmasının tespit edilmesinin bu tipikliği oluşturamayacağı açıktır. Dolayısıyla yargılama makamlarının anılan hüküm gereğince verilen disiplin cezalarında icra edilen fiilin tipikliği oluşturması kapsamında atılan sloganın gereksizliğine ilişkin belirlemelerde bulunması gerekir. Ancak somut başvuruda yargılama makamları, başvurucunun slogan attığı tespitinde bulunmanın haricinde bu sloganın gereksizliğiyle ilgili bir değerlendirmeye de yer vermemiştir.”</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını denetler (diğerleri arasından bkz. <i>Kemal Kılıçdaroğlu</i> [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; <i>Bekir Coşkun</i>, § 56;<i> Tansel Çölaşan</i>, § 56;<i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120; <i>Sırrı Süreyya Önder </i>[GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. <i>Eşref Arslan</i>, §§ 50-54;<i> Abdulhamit Babat (3)</i> [1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Somut olayda idare ve yargılama makamları, başvurucunun eylemi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını <i>ilgili</i> ve <i>yeterli</i> bir gerekçe ile gösterememiştir.</p>

<p>11. Bu nedenle başvurucuların ifade özgürlüğüne<i> üç ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma </i>cezası vermek suretiyle yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun yeterli gerekçe ile ortaya konulmadığı açıktır.</p>

<p>12. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202139476-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="77592"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/6576 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 24/2/2026 tarihli ve 2022/6576 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>LİGERO</strong> <strong>TEKSTİL</strong> <strong>GIDA</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>VE</strong> <strong>DIŞ</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/6576)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 24/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 24/6/2026- 33290</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Tic. Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Mehmet ÇAVDAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kanunda kabahat olarak sayılmayan bir fiilden dolayı idari yaptırım uygulanması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 19/1/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamına giren taşımacılık, acentelik, taşıma işleri komisyonculuğu, dağıtım işletmeciliği, terminal işletmeciliği ve benzeri faaliyetlerde bulunacak gerçek ve tüzel kişilerin yapacakları faaliyetlere uygun olan yetki belgesini ya da belgelerini Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından almalarının zorunlu olduğu düzenlenmiştir. 4925 sayılı Kanun'un 34. maddesinde ise taşımacılık faaliyeti yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerde aranacak şartlar ve verilecek yetki belgelerinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>7. 8/1/2018 tarihli 30295 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan hükme göre D türü yetki belgesi, otobüsle tarifeli veya tarifesiz yurt içi yolcu taşımacılığı veya hususi taşımacılık yapacak gerçek ve tüzel kişilere verilmektedir. D türü yetki belgesinin içerdiği yetkiler bakımından alt ayrımları bulunmakta olup D2 yetki belgesi, ticari ve tarifesiz olarak yapılacak yolcu taşımacılığı için gereklidir.</p>

<p>8. Bu kapsamda başvurucu Şirket, önceden bir taşıma hattı ve güzergâhı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenmeksizin grup yolcu durumuna göre arızi veya mekik sefer düzenlenerek yapılan düzensiz ve grup yolcu taşımacılığını D2 yetki belgesi ekinde kayıtlı araçlarıyla ticari olarak yapma yetkisine sahiptir.</p>

<p>9. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı İstanbul I. Bölge Müdürlüğü denetim görevlilerince Silivri Selimpaşa kuzey kara yolunda yapılan denetimde başvurucu Şirkete ait D2 yetki belgesine kaydedilmiş 34 GC 8805 plakalı minibüs ile kapsam dışı (ücretlerin ayrı ayrı ödendiği planlı olmayan ve bireysel) yolcu taşımacılığı yapıldığının tespit edildiğinden bahisle 20/10/2020 tarihli İhlal Tespit Tutanağı düzenlenmiştir. Buna göre Yönetmelik'in 30. maddesine 31/12/2018 tarihli ve 30642 sayılı 4. mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 10. maddesi ile eklenen (4) numaralı fıkrası kapsamında Şirkete idari para cezasıyla birlikte elli uyarma cezası verilmiştir. Denetim Tutanağı araçta bulunan yolcular ve araç sürücüsü tarafından imzalanmıştır.</p>

<p>10. Diğer taraftan Şirketin bir takvim yılı içinde aynı ihlal nedeniyle beş kez uyarı cezası aldığı gerekçesiyle de 34 GC 8805 plakalı taşıtın ilgili D2 yetki belgesi 4/11/2020 tarihinde resen iptal edilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu Şirket, İhlal Tespit Tutanağı'na ve aracının D2 yetki belgesinden resen düşürülmesine ilişkin işleme karşı beyan edilen yolcu kapsamı dışında taşımacılık yapılmadığını ileri sürerek İstanbul 6. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptal davası açmıştır.</p>

<p>12. Davalı idare savunmasında; yapılan denetimde başvurucu Şirket adına kayıtlı minibüste seyahat eden dört yolcu olduğunu, yolcuların birbirlerini tanımadıklarını beyan ettikleri, başvurucu Şirketin D2 yetki belgesine sahip olması nedeniyle ancak grup yolcu taşımacılığı yapma yetkisine ve hakkına sahip iken tarifesiz yolcu taşımacılığı yapıldığının araçtaki yolcuların beyanları ile de sabit olduğunu, bu bakımdan dava konusu işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Mahkemenin 26/2/2021 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir. Mahkeme gerekçesinde öncelikle konuya ilişkin mevzuat hükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda Yönetmelik'in 30. maddesinin (4) numaralı fıkrasında A1, B2 ve D2 yetki belgesi sahiplerinin yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramayacakları açıklanmıştır. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine elli uyarma cezası verileceği, ihlalde kullanılan taşıtın yetki belgesinden resen düşüleceği ve düşme tarihinden itibaren altı ay geçmeden yeniden herhangi bir yetki belgesine eklenemeyeceği belirtilmiştir. Kararda ayrıca bu fıkraya göre bir takvim yılı içinde düzenlenen uyarmalardan ilk tebliğ edilenin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün sonrasından başlamak üzere, toplamda tebliğ tarihine bakılmaksızın beş kez uyarma düzenlenmesi hâlinde taşıtın/taşıtların kayıtlı olduğu yetki belgesinin iptal edileceği, iptal edilen yetki belgesi sahiplerine altı ay geçmeden aynı tür yetki belgesi düzenlenemeyeceği hükmüne yer verildiği açıklanmıştır. Sonuç itibarıyla D2 yetki belgesi kapsamı dışında yolcu taşımacılığı yapılmasına bağlı olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu Şirket, mahkeme kararına karşı sunduğu istinaf dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra uyarma yaptırımının 4925 sayılı Kanun'da düzenlenmediğini, ilk defa Yönetmelik tarafından getirilen uyarma cezasının suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>15. İstinaf başvurusu, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesinin 7/12/2021 tarihli kararı ile esastan kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>16. Başvurucu, istinaf isteminin reddine dair kararı 20/12/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p>17. 4925 sayılı Kanun'un <i>"Kapsam" </i>başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanun kamuya açık karayolunda motorlu taşıtlarla yapılan yolcu ve eşya taşımalarını, taşımacıları, taşıma acentelerini, taşıma işleri komisyoncularını, nakliyat ambarı ve kargo işletmecilerini, taşıma işlerinde çalışanlar ile taşımalarda yararlanılan her türlü taşıt, araç, gereç, yapıları ve benzerlerini kapsar. </i></p>

<p><i>Ancak, özel otomobillerle ve bunların römorklarıyla yapılan taşımalar, genel ve katma bütçeli dairelerle, il özel idareleri, belediyeler, üniversiteler ve kamu iktisadî teşebbüslerine ait otomobillerle yapılan taşımalar, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ait motorlu taşıt ve bunların römorkları ile yapılan taşımalar, lastik tekerlekli traktörlerle çekilen römorklarla yapılan taşımalar bu Kanun hükümlerine tâbi değildir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>18. 4925 sayılı Kanun'un <i>"Tanımlar"</i> başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunda geçen; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bakanlık : Ulaştırma Bakanlığını, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Yolcu: Taşıtı kullanan sürücü ile hizmetliler dışında taşıtta bulunan kişileri, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Düzenli sefer: Belirli bir zaman ve ücret tarifesine göre, tespit edilmiş bir güzergâhta önceden açıklanmış yerleşme birimleri arasında yapılan taşımaları, </i></p>

<p><i>Arızî sefer: Aynı taşıtla bütün güzergâh boyunca aynı yolcu grubunun taşınması ve kalkış noktasına geri getirilmesi şeklindeki kapalı kapı seferleri ile gidişi dolu, dönüşü boş veya gidişi boş, dönüşü dolu seferleri, </i></p>

<p><i>Mekik sefer: Birden fazla gidiş ve dönüş seferinde aynı kalkış yerinden aynı varış yerine önceden gruplandırılmış yolcuların taşınmasını, </i></p>

<p><i>ifade eder."</i></p>

<p>19. 4925 sayılı Kanun'un<i> "Yetki belgesi alma zorunluluğu ve taşıma hizmeti"</i> başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm şöyledir:</p>

<p><i>"Taşımacılık, acentelik ve taşıma işleri komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapılabilmesi için Bakanlıktan yetki belgesi alınması zorunludur."</i></p>

<p>20. 4925 sayılı Kanun'un<i> "Yasak hâller"</i> başlıklı 14. maddesinde yer alan hüküm şöyledir:</p>

<p><i>"Zorunlu hallerde sınır mülkî idare amirince verilecek izin dışında, ilgili kanunlara ve taşımacı ile yolcu ve gönderen arasındaki sözleşmelere aykırı olarak, yolcu ve eşya sınır kapılarına taşınamaz, buralarda aktarmaları yapılamaz, eşya depolanamaz ve yolcular sınır kapısından yaya geçerek başka bir taşıta binemezler."</i></p>

<p>21. 4925 sayılı Kanun'un<i> "İdarî para cezaları"</i> başlıklı 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan idari yaptırım hükmü şu şekilde düzenlenmiştir:</p>

<p><i>" 5 inci maddesine göre yetki belgesi almadan veya yetki belgesi aldığı halde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara bin Türk Lirası, yetki belgesi olduğu halde taşıtını yetki belgesine kaydettirmeden kullananlara beş yüz Türk Lirası idari para cezası verilir ve aynı kabahat için 48 saat geçmeden ikinci bir ceza verilmez."</i></p>

<p>22. 4925 sayılı Kanun'un<i> "Ceza uygulaması"</i> başlıklı, 25/6/2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 34. maddesi ile değişik 27. maddesinde yer alan hüküm şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunda yazılı idari para cezalarını uygulamaya Ulaştırma Bakanının yetkilendirdiği Bakanlık personeli, trafik polisi ve zabıtası, trafik polisinin görev alanı dışında kalan yerlerde rütbeli jandarma personeli, sınır kapılarında görev yapan gümrük muhafaza ve gümrük muayene memurları ile bunların amirleri, terminallerde görevli belediye zabıtası yetkilidir. </i></p>

<p><i>Bu Kanun kapsamında faaliyet gösterenlere hangi hallerde uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idari müeyyideler uygulanacağına ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir. </i></p>

<p><i>Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları, yönetmelikte düzenlenen uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklindeki idari müeyyidelerin uygulanmasına engel teşkil etmez." </i></p>

<p>23. 4925 sayılı Kanun'un "<i>Yönetmelik</i>" başlıklı 34. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>a) Taşımacılık faaliyeti yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerde aranacak şartlar, verilecek yetki belgeleri, mesleki yeterlilik belgeleri ve taşıt kartları ile diğer belge ve hizmetlerin ücret, süre, kapsam, tür ve şekilleri, her belge türü için gerekli olan taşıt kapasiteleri, taşıtların yaşı, nitelikleri, istiap hadleri ve terminal hizmetlerinde öngörülecek hususları, </i></p>

<p><i>b) Belgelerin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idarî müeyyideleri, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Düzenleyen yönetmelikler Bakanlıkça hazırlanarak Resmî Gazetede yayımlanır."</i></p>

<p>24. 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun "<i>Kanunîlik ilkesi</i>" başlıklı 4. maddesi şu şekildedir:</p>

<p>"<i>(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir." hükmünü içermektedir. </i></p>

<p><i>(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.</i>"</p>

<p>25. Yönetmelik'in "<i>Tanımlar</i>" başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) 4925 sayılı Kanunda belirtilen tanımlara ek olarak bu Yönetmelikte geçen; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ş) Grup yolcu: Önceden planlanmış iş, gezi, toplantı, tören ve benzeri amaçla bir araya gelen ve bu amaçla gerçekleşecek seyahatin başlangıcından bitimine kadar birlikte hareket eden, taşıttaki şoför ve yardımcı personel haricindeki yolcu topluluğunu, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ççç) Tarifeli yolcu taşıma: Önceden bir taşıma hattı ve taşıma güzergahı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenerek ve bunlara uyularak yapılan düzenli yolcu taşımalarını, </i></p>

<p><i>ddd) Tarifesiz yolcu taşıma: Önceden bir taşıma hattı ve taşıma güzergahı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenmeksizin; grup yolcu durumuna göre arızi veya mekik sefer düzenlenerek yapılan düzensiz ve grup yolcu taşımalarını, </i></p>

<p><i>eee) Taşıma güzergahı: Taşımacılıkta, taşımanın başladığı kalkış noktasından bittiği varış noktasına kadar ara duraklar da dahil takip edilen yolu, </i></p>

<p><i>fff) Taşıma hattı: Tarifeli taşımacılıkta, taşımanın başladığı kalkış noktası ile bittiği varış noktasındaki yerleşim yerlerini, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>üüü) Yetki belgesi: Bu Yönetmelik kapsamında faaliyette bulunacak gerçek ve tüzel kişilere çalışma izni veren ve Bakanlıkça düzenlenen belgeyi, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ifade eder." </i></p>

<p>26. Yönetmelik'in "<i>Yetki belgesi türleri</i>" başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(4) D türü yetki belgesi: Otobüsle tarifeli veya tarifesiz yurtiçi yolcu taşımacılığı veya hususi taşımacılık yapacak gerçek ve tüzel kişilere verilir ... Taşımanın şekline göre aşağıdaki türlere ayrılır: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>b) D2 yetki belgesi: Ticari ve tarifesiz olarak yapacaklara, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>verilir." </i></p>

<p>27. Yönetmelik'in "<i>Taşıt belgelerine kayıtlı taşıtların kullanılması ve istisnai hâller</i>" başlıklı 30. maddesinin 15/11/2019 tarihli ve 30949 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 10. maddesi ile değiştirilmiş hâliyle (4) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"A1, B2, D2 ve servis taşımacılığı yapmak üzere D4 yetki belgesi olan yetki belgesi sahipleri, yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramazlar. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine 50 uyarma verilir. Bu fıkraya göre, 1 takvim yılı içerisinde düzenlenen uyarmalardan ilk tebliğ edilenin, tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün sonrasından başlamak üzere, toplamda tebliğ tarihine bakılmaksızın beş kez uyarma düzenlenmesi halinde, taşıtın/taşıtların kayıtlı olduğu yetki belgesi iptal edilir."</i></p>

<p>28. Yönetmelik'in "<i>Yetki belgesi sahiplerinin ortak yükümlülükleri</i>" başlıklı 40. maddesinin (3) ve (17) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"(3) A1, A2, B2 ve D2 yetki belgesi sahipleri, yapacakları arızi, grup veya mekik seferlerinde, sefere göndereceği taşıtın plakası ve ATS bilgileri, taşıtta görevli personel bilgileri ile birlikte yolculara ait, 37 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bilgileri, seyahatin başlangıç saatinden en geç 1 saat öncesine, seyahati yapamayan veya tamamlamayan yolcu bilgilerinin ise, bu durumun meydana geldiği saatten en geç 30 dakika sonrasına kadar Bakanlığın U-ETDS sistemine işlemek/iletmek zorundadırlar ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(17) Yetki belgesi sahipleri, almış oldukları yetki belgesinin kapsamı dışında faaliyette bulunamazlar. Bu fıkraya aykırı hareket edenlere, Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen miktarda idari para cezası uygulanır."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri</strong></p>

<p>29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>"</p>

<p><strong>2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) İçtihadı</strong></p>

<p>30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan <i>suç isnadı</i> kavramının taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız <i>otonom</i> bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (<i>Adolf/Avusturya</i>, B. No: 8269/78, 26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına <i>isnat </i>kavramı da Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda <i>isnat</i> kavramı <i>yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi</i> şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (<i>Deweer/Belçika</i>, B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; <i>Eckle/Almanya</i>, B. No: 8130/78, 15/7/1982, § 73).</p>

<p>31. AİHM 6. maddenin cezai boyutunun uygulama kapsamını <i>Engel kriterleri</i> olarak bilinen üç kritere göre belirlemektedir. Bunlardan ilki suçun ulusal hukuktaki nitelendirilmesi, ikinci kriter suçun niteliği ve üçüncü kriter ise ilgili kişiye verilebilecek cezanın ağırlığıdır (<i>Ramos Nunes de Carvalho e Sá/Portekiz</i> [BD], B. No: 55391/13, 6/11/2018, § 122). AİHM ayrıca cezanın niteliğini de değerlendirmiştir (<i>Öztürk/Almanya</i> [GK], B. No: 8544/79, 21/2/1984, § 50).</p>

<p>32. AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göre göreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak bir başlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemi suç olarak nitelendirmiş ise bu, 6. maddenin kapsamının uygulanması bakımından belirleyicidir. Ancak ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHM yine de başvuru konusu edilen yargısal sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesine bakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (<i>Engel ve diğerleri/Hollanda</i>, B. No: 5370/72, 8/6/1976, § 81).</p>

<p>33. AİHM<i> Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye</i> ([BD], B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 36) kararında Sözleşme'de düzenlenen 7. maddenin bir suçun ancak kanun tarafından tanımlanıp cezanın öngörülebileceği ilkesini ve ceza kanununun bir analoji ile kapsamlı şekilde sanığın aleyhine yorumlanmaması ilkesini içerdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu ilkelerden suç ve ilgili yaptırımın kanunlarda açık şekilde tanımlanması gerektiği sonucuna varmaktadır. AİHM'e göre bireyin ilgili hükmün metninin kendisinin suçtan sorumlu olmasına neden olabilecek hareket ve ihmallerinin bilinir hâle getirilmesi ile bu şart karşılanmaktadır. AİHM ayrıca kıyas yaparak genişletici bir yorum yapmak suretiyle cezalandırma yoluna gitmenin suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Zira AİHM, somut olayda yayın sahibine verilen cezanın sorumlu müdür için öngörülen cezanın kıyas yoluyla yorumlanmasına dayanması sebebiyle Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (<i>Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye</i>, §§ 42, 43).</p>

<p>34. AİHM, bir kişinin hakkında dava açılmasına ve hüküm giymesine neden olan fiilin gerçekleştirildiği zamanda<i> bu fiilin suç olduğunu gösteren bir kanuni hükmün olduğunu ve uygulanan cezanın bu hükümle belirlenen sınırları aşmadığının doğrulanması gerektiğini</i> vurgulamıştır (<i>Coeme ve diğerleri/Belçika</i>, B. No: 32492/96, 32547/96, 32548/96, 33209/96, 33210/96, 22/6/2000, §§ 146, 149-151).</p>

<p>35. AİHM, başvurucunun karıştığı trafik kazası sonrasında başvurucu hakkında <i>düzenleyici suç</i> niteliğinde uygulanan para cezasını değerlendirdiği <i>Lutz/Almanya </i>(B. No: 9912/82, 25/8/1987) kararında, Sözleşme'nin 6. maddesine ilişkin başlıkta bu uyuşmazlığın <i>Engel ölçütlerine </i>göre suç isnadı olarak tespit edildiğini belirttikten sonra kanun hükmünün genel niteliğinin ve cezanın hem caydırıcı hem de cezalandırıcı olan amacının söz konusu suçun 6. maddenin amaçları bakımından cezai nitelikte olduğunu göstermeye yeterli olduğu sonucuna varmıştır (<i>Lutz/Almanya</i>, § 54).</p>

<p>36. Başvurucunun geçici olarak araç kullanmaktan diskalifiye edilmesine ilişkin olayın suç isnadıyla ilişkisini <i>Malige/Fransa </i>(B. No: 68/1997/852/1059, 23/9/1998, §§ 34-37) kararında değerlendiren AİHM, Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki <i>suç </i>kavramının Sözleşme'nin 6. maddesindeki<i> suç isnadı</i> kavramına karşılık geldiğini vurgulamıştır. Buna göre Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 2. maddesinin uygulanabilmesi için öncelikle ortada <i>suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık</i> olması gerekmektedir. Somut olayda AİHM, söz konusu tedbirin niteliğinin ve amacının dikkate alınmasının dışında uygulanan tedbirin ciddiyetinin de görmezden gelinemeyeceğini belirttikten sonra Sözleşme'nin 6. maddesinin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>37. AİHM, başvurucuya ait ehliyetin derhâl geri alınması nedeniyle suç isnadı altında olup olmadığını değerlendirirken söz konusu tedbirin uygulanmasının niteliği ve sonuçları itibarıyla başvurucuya karşı fiilî bir<i> cezai suçlama</i> getirip getirmediğinin belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır (<i>Escoubet/Belçika</i> [BD], B. No: 26780/95, 28/10/1999, §§ 13-35).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>38. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Adli Yardım Talebi </strong></p>

<p>39. Başvurucu Şirket, taşıma belgesinin iptal edilmesi nedeniyle yargılama giderlerini karşılayacak geliri olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>40. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay </i>([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>41. Başvurucu; aynı takvim yılı içinde beş kez elli uyarma cezası verilmesi ve bu duruma bağlı olarak aracın D2 yetki belgesi eki taşıt belgesinden resen düşürülmesine ilişkin yaptırımın bir kanun hükmüne dayanılarak verilmediğini, kanuni temeli bulunmayan idari yaptırımın Yönetmelik hükmüne istinaden uygulanamayacağını belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, idari yaptırımla ilgili savunmasının alınmaması ve kararın gerekçesiz olması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>42. Bakanlık görüşünde, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verildikten sonra başvurucu Şirketin ileri sürdüğü ihlal iddiaları hakkında yapılacak incelemede belirtilen mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü şartları gözönüne alınarak değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş; ayrıca suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine yönelik ihlal iddialarıyla ilgili olarak inceleme yapılabilmesi için öncelikle bir suç isnadının varlığının aranması gerektiğini, derece mahkemelerince tartışılan hususun cezai bir durum veya ceza verilmesiyle ilgili olmayıp daha ziyade düzenlemelere aykırı fiiller nedeniyle uygulanan idari yaptırımın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesine yönelik olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>43. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formunda belirttiği ihlal iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>44. Anayasa'nın "<i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i>" başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>''<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>''</p>

<p>45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>a.</strong><strong> Uygulanabilirlik Yönünden </strong></p>

<p>46. Anayasa Mahkemesi içtihadında suç isnadına ilişkin yargılamalarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle öncelikle somut olayda suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>47. Anayasa Mahkemesine göre <i>suç, ceza, mahkûmiyet </i>gibi kavramların sadece klasik ve teknik anlamda ceza yargılaması hukukuna özgü olarak değerlendirilmeyip bu kavramların anayasal anlamda özerk bir yoruma tabi tutulması gerekir (AYM, E.2020/21, K.2020/53, 01/10/2020, § 17).</p>

<p>48. Bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin hangi koşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebileceği daha önce Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edilmiştir (<i>B.Y.Ç. </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/4554, 15/12/2015; <i>D.M.Ç. </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2014/16941, 24/1/2018; <i>Selçuk</i> <i>Özbölük</i> [1. B.], B. No: 2015/7206, 14/11/2018;<i> Muhsin Hükümdar </i>[1. B.], B. No: 2016/15853, 7/11/2019, § 22). Anılan kararlarda bir yaptırımın özerk yorum kapsamında <i>ceza</i> olarak görülüp görülemeyeceğine dair AİHM'in geliştirdiği ve <i>Engel ölçütleri </i>olarak bilinen test uygulanmıştır. Diğer bir ifadeyle bu test uygulanmadan idari para cezaları ya da diğer idari yaptırımlar otomatik olarak suç isnadı kapsamında ele alınmamaktadır. Buna göre ilk olarak, verilen cezanın klasik ceza hukuku kategorilerinde yer alan bir yaptırım şeklinde düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaktadır. Eğer ceza hukukunda düzenlenen bir yaptırım söz konusu değilse ikinci olarak fiilin niteliği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda başvuruya konu cezai sürecin herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki yaratıp yaratmadığı, kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği, fiilin cezalandırıcı ve caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı birer alt ölçüt olarak değerlendirilmektedir. Nihayet üçüncü kriter olarak kişiye verilebilecek cezanın ağırlığı ve niteliğine (özellikle cezanın hürriyeti bağlayıcı nitelikte olup olmadığına) bakılmaktadır.</p>

<p>49. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki yerleşik içtihadına göre ceza hukuku yaptırımı olarak düzenlenmeyen ve geleneksel ceza davasına konu olmayan idari yaptırımlar (kabahatler) cezanın üst sınırı, niteliği, miktarı, kişi üzerinde oluşturduğu etki ve sonuçlar yönünden ciddiyeti ve ağırlığı gözetilerek anayasal anlamda özerk bir yorumla<i> ceza </i>olarak nitelendirilebilmektedir. Bu kapsamda idari para cezalarını konu alan ve idari yargıda görülen bazı davalar da adil yargılanma hakkının suç isnadı yönü kapsamında incelenmiştir (<i>Hasan Cihan</i> [1. B.], B. No: 2016/14869, 24/10/2019; <i>Uyaroğlu Akaryakıt İnşaat Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [1. B.], B. No: 2014/2303, 5/4/2018; <i>Salim Koç</i> [1. B.], B. No: 2014/2540, 29/11/2018).</p>

<p>50. Somut olayda ticari ve tarifesiz olarak yapılacak yolcu taşımacılığı için başvurucu Şirkete verilen D2 yetki belgesine aykırı olarak ücretlerin ayrı ayrı ödendiği, planlı olmayan bireysel yolcu taşımacılığı yapıldığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanmış; aynı eylemin bir takvim yılı içinde beş defa gerçekleştirilmesi nedeniyle de Yönetmelik'in 30. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca taşımacılık yetki belgesinin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>51. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında somut başvuru değerlendirildiğinde başvurucuya isnat edilen taşıma belgesinde belirtilen kapsam dışında yolcu taşıma eyleminin hukukumuzda -birinci kriter kapsamında- suç olarak nitelendirilmediği görülmektedir. Bu nedenle yetki belgesinin geri alınması işleminin suç isnadı kapsamında kalıp kalmadığının tespiti yönünden suçun niteliğine dair ikinci kriter ile cezanın ağırlığına ilişkin üçüncü kriter karma bir şekilde ele alınmalıdır.</p>

<p>52. Başvurucu Şirket, taşıma belgesinin geri alınmasıyla birlikte ticari faaliyet olarak yürüttüğü yolcu taşımacılığı yapma işinden altı ay süreyle mahrum edilmiştir. Taşıma belgesinin iptaliyle birlikte ortaya çıkan bu durumun ciddiyet derecesi değerlendirilirken başvurucu Şirketin faaliyet konusu ve geri alınan süre gözönünde bulundurulmalıdır. Gelinen noktada başvurucu Şirketin ticari faaliyetiyle ilgili bir alanda sahip olduğu taşıma belgesinin altı aylık süreyle geri alınması şeklinde uygulanan idari yaptırımın <i>caydırıcı</i> ve <i>cezalandırıcı</i> niteliğini barındırdığı söylenebilecektir. Dolayısıyla başvuruya konu uyuşmazlığın suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık niteliğinde kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir (AİHM'in benzer sonuca ulaştığı karar için bkz. §§ 34-37). Dolayısıyla Anayasa'nın 38. maddesinin somut olay yönünden uygulanabilir olduğuna karar vermek gerekir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>53. Anılan kararlarda belirtilen ilkeler doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>c. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler</strong></p>

<p>54. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerinde kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği gibi 13. maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de suçta ve cezada kanunilik ilkesi özel olarak güvence altına alınmıştır (<i>Karlis A.Ş. </i>[1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 31).</p>

<p>55. Anayasa’nın “<i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i>” başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13).</p>

<p>56. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin somutlaştırıldığı uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır. Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Sözleşme’nin “<i>Kanunsuz ceza olmaz</i>” başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “<i>Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>” şeklinde, Medenî ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “<i>Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.</i>” biçiminde düzenlenmiştir (AYM, E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, § 16).</p>

<p>57. Anayasa Mahkemesi, vermiş olduğu norm denetimi kararlarında <i>idari suçlara</i> ilişkin normlarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin daha <i>esnek</i> uygulanabileceğini belirtmiştir. İdari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi, hürriyeti bağlayıcı ceza dışında bir yaptırımın öngörülmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Bu bağlamda yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve cezalarda kanunilik ilkesi idari suçlar yönünden daha esnek uygulanmalıdır. (AYM, E.2015/22, K.2015/37, 01/04/2015. Benzer yönde bkz. AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/01/2016; AYM, E.2016/182, K.2017/111, 14/06/2017; AYM, E.2018/110, K.2018/99, 17/10/2018; AYM, E.2018/14, K.2018/112, 20/12/2018; AYM, E.2018/107, K.2018/114, 20/12/2018; AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/05/2017; AYM, E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021; AYM, E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023; bireysel başvuru kararı için bkz.<i> Cem Burak Karataş </i>[GK], B. No: 2014/19152, 18/10/2017, § 94).</p>

<p>58. Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemlerle belirlenebileceği kabul edilmiştir (<i>Mehmet Koray </i><i>Eryaşa</i> [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 63; <i>Bülent Polat</i> [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 78). Yargı organları, kabahate ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir kabahate karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; <i>Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 107).</p>

<p>59. Anayasa Mahkemesi daha önce 30/11/2022 tarihli bir kararında spor müsabakalarından elde edilecek hasılatın spor il müdürlüklerine ve müsabaka yapan kulüplere dağıtımına ilişkin uygulama, usul ve esasların çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesini öngören kural hakkında yapılan itirazı incelemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, idare tarafından hangi müsabakalardan hasılat payı alınacağı, brüt hasılat ve gerekli masraflar kavramlarının neleri içerdiği, net hasılattan idareye dağıtılması öngörülen payın hangi amaçla ve neyin karşılığı olarak alındığı konusunda kanunda bir belirlilik bulunmadığını belirtmiştir. Bu itibarla anılan hususların ilk elden yönetmelikle düzenlenmesinin söz konusu olduğunu, ayrıca kulüplerin elde ettiği spor müsabakası hasılatı üzerinden idareye hangi oranda ödeme yapılacağı konusunda da kanunda herhangi bir düzenleme yapılmadığını vurgulamıştır. Yine bu kapsamda müsabaka hasılatından alınacak payın alt veya üst sınırlarını gösterir bir hükmün de kanunda bulunmadığını, dolayısıyla müsabaka hasılatlarından alınacak paya ilişkin oranların ilk elden yönetmelikle düzenleneceğini belirtmiştir. Bu bağlamda müsabaka hasılatlarından alınacak payın hesaplanmasının ne şekilde belirleneceğine dair kanuni çerçevenin çizilmediğini, idarenin pay oranının alt ve üst sınırlarının belirlenmediğini, konunun bütün ayrıntılarıyla düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılmak suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığını ifade etmiştir. Bu itibarla spor müsabaka hasılatından pay almak suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getiren kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşmıştır (AYM, 30/11/2022, E.2022/103, K.2022/150, §§ 14-16).</p>

<p><strong>d. </strong><strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>60. Somut olayda başvurucu Şirkete ticari ve tarifesiz olarak yolcu taşımacılığı yapabilmesi amacıyla D2 yetki belgesi verilmiştir. Söz konusu yetki belgesinin kapsamını önceden bir taşıma hattı ve güzergâhı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenmeksizin ve bunlara uyularak yapılan düzensiz ve grup yolcu taşımalar oluşturmaktadır (bkz. §§ 25, 26).</p>

<p>61. 4925 sayılı Kanun'un 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde "..<i>.yetki belgesi almadan veya yetki belgesi aldığı hâlde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara</i>" idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun'un 34. maddesinde ise "...[Taşıma]<i> Belgelerin</i>[in]<i> geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idarî müeyyideleri</i>[n]" daha sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir (bkz. § 22). Bu doğrultuda çıkarılan Yönetmelik'in idari yaptırım tarihinde yürürlükte bulunan 30. maddesinin (4) numaralı fıkrası ise "<i>A1, B2 ve D2 yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramazlar. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine 50 uyarma verilir. Bu fıkraya göre, 1 takvim yılı içerisinde düzenlenen uyarmalardan ilk tebliğ edilenin, tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün sonrasından başlamak üzere, toplamda tebliğ tarihine bakılmaksızın 5 kez uyarma düzenlenmesi halinde taşıtın/taşıtların kayıtlı olduğu yetki belgesi iptal edilir." </i>şeklindedir.</p>

<p>62. Başvurucu Şirkete ait D2 taşıma belgesine kayıtlı 34 GC 8805 plakalı minibüsle ilgili olarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı İstanbul I. Bölge Müdürlüğü denetim görevlileri tarafından taşıma belgesine aykırı olarak, planlı olmayan bireysel yolcu taşımacılığı yapıldığı gerekçesiyle bir takvim yılı içinde beş defa idari para cezası uygulanmış ve taşıma belgesi geri alınmıştır. İhlal Tespit Tutanağı ile idari yaptırım kararında uygulanan işlemin yasal dayanağı olarak Yönetmelik'in 30. maddesinin (4) numaralı fıkrası gösterilmiştir. Başvurucunun taşıma belgesinin iptaline konu idari yaptırım kararıyla ilgili itirazının temeli, geri almaya ilişkin yaptırımın kanuni dayanağı olmaksızın yönetmelikle düzenlenmiş olmasıdır.</p>

<p>63. Şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da Anayasa'ya bağlı kalmak şartıyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanımaktır. Bu serbestî idareye <i>keyfî</i> olarak hareket edebilme yetkisi vermemektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, §§ 195-198).</p>

<p>64. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için <i>suç konusunun</i> ve <i>yaptırımının</i> tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi, kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmesi yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21).</p>

<p>65. 4925 sayılı Kanun'un 26. maddesinde yetki belgesi almadan veya yetki belgesi aldığı hâlde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Buna karşın anılan Kanun'un 34. maddesinde "...[Taşıma]<i> Belgelerin</i>[in]<i> geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idarî müeyyideleri</i>[n]" ise sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu kanun hükmü incelendiğinde taşıma belgesinin hangi idari kurala aykırı hareket sonucunda geri alınacağı düzenlenmemiş olup kurala bağlanan geri almanın doğrudan bir yaptırım olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle geri alma yaptırımının hangi eylemin bir neticesi olarak uygulanabileceğinin çerçevesinin kanun metninde çizilmediği görülmektedir.</p>

<p>66. Sonuç olarak başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesi kanunla çizilmemiş yönetmelik hükmüne dayalı olarak verilmesi nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>68. Başvuruda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetleri hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. GİDERİM </strong></p>

<p>69. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 35.000 TL maddi, 300.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p>70. İncelenen başvuruda başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesi kanunla çizilmemiş yönetmelik hükmüne dayalı olarak verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.</p>

<p>71. Anayasa Mahkemesinin <i>Hulusi Yılmaz</i> ([GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) kararında, ihlalin kanundan kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Buna göre mevcut başvurular bakımından başvurucuların mağduriyetinin<i> eski hâle getirme</i> ilkesi çerçevesinde giderilmesi Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesi uyarınca zorunludur. Bunun için ise yukarıda değinildiği üzere mümkün olduğunca ihlalden önceki duruma dönülmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde başvurucuların mağdur statüsü sona erdirilmemiş ve ihlalin sonuçları giderilmemiş olur. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlale yol açtığı tespit edilen ve mevcut başvurulara konu davalarda uygulanan kanun hükmüyle ilgili olarak yasama organınca bir değişiklik yapılmadığına göre ihlalden önceki duruma dönülmesini temin etmek için ihlalin sonuçlarının gideriminin anılan maddeye göre yeniden yargılama kapsamında sağlanıp sağlanmayacağı hususunun Anayasa'da ve anılan Kanun'da yer alan hükümler çerçevesinde tartışılması gerekir (<i>Hulusi Yılmaz,</i> § 62).</p>

<p>72. Mevcut başvuruda ihlalin kanundan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Kanundan kaynaklanan ihlal durumunda giderim yöntemi olarak iki seçenek öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki Anayasa Mahkemesinin<i> Sabri Uhrağ</i> ([GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020) kararında uygulanan eski hâle getirme kuralı çerçevesinde kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesidir. İhlalin giderimini sağlayabilecek bir diğer yöntem ise -Anayasa Mahkemesinin <i>Hulusi Yılmaz</i> kararında benimsenen- ihlale neden olan kanuni düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili mahkemesince itiraz yoluna başvurulmasıdır. Anayasa Mahkemesi, ihlalin kanundan kaynaklandığı hâllerde giderimin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak anılan kararlarda ilkeleri tespit etmiştir.</p>

<p>73. Bu çerçevede Anayasa kurallarının bağlayıcılığını düzenleyen Anayasa'nın 11. maddesi ve hâkimin öncelikle Anayasa kurallarını dikkate alarak uyuşmazlıkları çözmesini emreden Anayasa'nın 138. maddesi hâkimin Anayasa'ya uygun karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa'nın 152. maddesi de hâkime davada uygulayacağı kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığını inceleme görevi yüklediğine dikkati çekmek gerekir. Ancak somut olayda bireysel başvuru öncesi yapılan yargılama sırasında olağan yargı yerleri, Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında davanın esasını doğrudan etkilediği anlaşılan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır.</p>

<p>74. Bu durumda eldeki başvuruda tespit edilen hak ihlalinin ve sonuçlarının yukarıda belirtilen şekilde ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir.</p>

<p>75. Temel haklara yönelik Anayasa'ya aykırı müdahalelere engel olamadığı Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş bir kanun hükmüne göre karar verilemeyeceği açık olduğundan ihlal ve sonuçlarının giderimi amacıyla aşağıda belirtilen şu iki yöntemin birlikte uygulanması gerektiği değerlendirilmiştir:</p>

<p>i. Bireysel başvurunun amacına ve işlevine uygun şekilde benzeri ihlallerin de önüne geçmek amacıyla kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>ii. Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca ilgili kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurulabileceği veya Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasının uygulanabileceği dikkate alındığında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin ayrıca İstanbul 6. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>76. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne (E.2020/1866, K. 2021/293) GÖNDERİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>F. Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>G. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>H. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>İ. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvurunun esası hakkında Mahkememizce başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin yaptırımın çerçevesinin kanunla çizilmediği halde yönetmelik hükümlerine dayanılarak uygulanan yaptırımın kanuni temelinin bulunmaması dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmış ve giderim yöntemi olarak ilgili mahkemesince itiraz yoluna başvuru imkanı sağlanabilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılması kararı verilmiştir. İhlal yönündeki karara ve gerekçeye katılmaktayım.</p>

<p>2. İhlalin giderim şekliyle ilgili olarak ise daha önce Mahkememizin 2018/313 numaralı bireysel başvurusu hakkındaki karara karşı yazdığım ayrık görüşte belirtilen gerekçelerle ihlalin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama kararı verilmesi yerine Mahkememiz Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması yönünde karar vermesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Kanunda kabahat olarak sayılmayan bir fiilden dolayı idari yaptırım uygulanması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak<i> “Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne (E.2020/1866, K. 2021/293) gönderilmesine” </i>ve <i>“Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine”</i> karar vermiştir.</p>

<p>2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın esasını doğrudan ilgilendiren 4925 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrası ve 34. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesinin kanunla çizilmeyip yönetmelik hükmüne dayalı olarak öngörülmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun içindir ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kurallar”ın Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.</p>

<p>3. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.</p>

<p>4. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna taşınması gerekmektedir.</p>

<p>5. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin,<i> “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi”</i> başlıklı Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında <i>“Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.”</i> şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>6. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda, Anayasa’nın 152. maddesi gereğince <i>“davaya bakmakta olan mahkeme”</i> sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanun hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm denetiminde bu kuralın Anayasa’nın suçta ve cezada kanunilik ilkesinin güvence altına alındığı 38. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış olacaktır.</p>

<p>8. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.</p>

<p>9. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde, müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun olmayacaktır.</p>

<p>10. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>11. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda <i>“yetkisizlik asıl ve yetki istisna”</i> olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.</p>

<p>12. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma konusunda açık bir yetkisi var mıdır?</p>

<p>13. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.</p>

<p>14. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).</p>

<p>15. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.</p>

<p>16. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>17. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural” hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28, 17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017, § 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).</p>

<p>18. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>19. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.</p>

<p>20. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın 152. maddesi hükmüdür.</p>

<p>21. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır. Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>22. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında hukuken savunulamaz.</p>

<p>23. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.</p>

<p>24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:</p>

<p><i>“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı, devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir. </i></p>

<p><i>Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır. Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması önlenmiştir.</i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz</i><i>1</i><i>. </i></p>

<p><i>Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir. Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir</i><i>2</i><i>. Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir</i><i>3</i><i>.”</i> (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).</p>

<p>25. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında 6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri bulunmamaktadır.</p>

<p>26. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır. Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.</p>

<p>27. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin -bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet</p>

<p>Meclisine çağrıda bulunması (örnek bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK], B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1. B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).</p>

<p>28. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.</p>

<p>29. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.</p>

<p>30. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde edilebilir.</p>

<p>31. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması gerekmektedir.</p>

<p>32. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.</p>

<p>33. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.</p>

<p>34. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu sokulmalıdır.</p>

<p>35. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru” biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.</p>

<p>36. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir. Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.</p>

<p>37. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca incelemekte fayda vardır.</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.</p>

<p>39 Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır.</p>

<p>40. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.</p>

<p>41. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.</p>

<p>42. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı <i>“Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne (E.2020/1866, K. 2021/293) gönderilmesi”</i> ve <i>“Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesi”</i> şeklindeki sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>43. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.</p>

<p>44. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, kanundan kabahat olarak sayılmayan bir fiilden dolayı idari para cezası uygulanması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiş ve giderim olarak kanuni düzenleme yapılması hususunda TBMM’ye bildirimde bulunulmuş, ayrıca ilgili kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulması hususunda mahkemelere çağrıda bulunulmuştur. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesi olarak, 4925 sayılı Kanun’un 26. maddesinde yetki belgesi almadan veya yetkisi belgesi aldığı halde kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceğinin düzenlendiği, buna karşın Kanun’un 34. maddesinde taşıma belgelerinin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin sonradan çıkarılacak Yönetmelik ile düzenleneceğinin kararlaştırıldığı, başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesinin kanunla çizilmediği, bu nedenlerle Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Öncelikle belirmek gerekir ki, genel bir düzenleme niteliğini haiz olan 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 4. maddesinde hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan <i>“… çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir”</i> düzenlemesini Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine uygun bularak iptal talebini reddetmiştir (Anayasa Mahkemesi, 2023/140 E., 2024/81 K., 14/3/2024, R.G.Tarih-Sayı: 14/6/2024-32576).</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi (2023/140 E. ve 2024/81 K.) sayılı kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında,<i> “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”</i> denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da <i>“Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.”</i> ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirildiğini, Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerektiğini…, Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabi olduğunu, ancak yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerektiğini, (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19), şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun Anayasa’ya bağlı kalmak koşuluyla takdir yetkisi bulunduğunu, ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanıdığını, bu serbestî idareye keyfî olarak hareket edebilme yetkisi vermediğini (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 195-198), bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerektiğini belirtmiştir (§ 8-12).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (2023/140 E. ve 2024/81 K. sayılı), yukarıda yer verilen ilkeleri belirterek, idari nitelikte suç sayılan eylemler ve cezasının, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmediğini (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21), kuralda çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla idareye kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını genel ve düzenleyici işlemlerle belirleme yetkisi verildiğini, kuralda da belirtildiği üzere idare bu yetkisini ancak kanunda belirtilen çerçeve sınırları dahilinde kullanabileceğini, kabahatlerin niteliği gereği birbirinden çok farklı eylemlere konu olabildiğini, kanun koyucu da bu durumu gözeterek genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını belirleme yetkisini idareye bıraktığını, dolayısıyla kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşulları bakımından çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilmesini öngören kural suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlali etmediğini, açıklanan nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olmadığını belirtmiştir (§ 13-14).</p>

<p>Yine 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 19.maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;</p>

<p>a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,</p>

<p>b) İşyerinin kapatılması,</p>

<p>c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,</p>

<p>d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Genel kanun niteliğini haiz olan Kabahatler Kanununun 19. maddesinde, idari yaptırım türleri açısından özel kanun hükümleri saklı tutulmuş olup, taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin 4925 sayılı Kanun’un 34. maddesinde yer alan düzenlemeler bu anlamda sonraki genel Kanun olan Kabahatler Kanununa aykırı değildir. Görüldüğü üzere, hangi fiilin kabahat sayılacağı ve idari yaptırıma tabi olacağı, yaptırımın türü, süresi ve miktarının Kanun ile düzenlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu hususlar tamamen idarenin takdir yetkisi içinde kalmaktadır.</p>

<p>Somut olayda taşıma belgesinin geçerlik süresi, geri alınması ve müeyyideleri hususuna 4925 sayılı Kanun’un 34. maddesinde değinilmiş olup, bu hususta çerçeve düzenleme mevcut olmaktadır. Gerek Kabahatler Kanununun 4. maddesi gerekse aynı Kanunun 19. maddesi uyarınca taşıma belgesinin geri alınması hususunda Yönetmelik ile düzenleme yapılması mümkün olduğundan başvurucuya tesis edilen işlemin kanuni dayanağının olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verilen kararlarında hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı konusunda kanun koyucunun takdir hakkı olduğu belirtilmiş olduğundan, hangi fiilin taşıma belgesinin geri alınmasına sebebiyet vereceği hususu suç ve ceza politikası anlamında kanun koyucunun takdirine kalmaktadır. Bu nedenlerle başvurucu hakkında tesis edilen işlem Yönetmelik düzenlemesi olsa da kanunda çerçevesi çizildiğinden Anayasa’nın 38. maddesinin ihlali söz konusu değildir.</p>

<p>Çoğunluk görüşü uyarınca giderim olarak, ihlalin kanundan kaynaklandığı belirtilerek TBMM’ye bildirimde bulunulmasına ve yerel mahkemece ilgili Kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, somut olayda, 4925 sayılı Kanun’un 34. maddesinde çerçeve düzenleme mevcut olup, herhalde Kabahatler Kanununun 19. maddesi uyarınca taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin düzenleme saklı olduğundan kanundan kaynaklanan bir ihlalin bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Bu nedenlerle çoğunluk tarafından kabul edilen TBMM’ye bildirim, yeniden yargılama yapılması ve yerel mahkemece Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması şeklinde belirtilen giderim yöntemlerine de katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 20. Bası, Beta Yay., İstanbul, 2020, s. 486-487.</p>

<p><sup>2</sup> Mehmet Merdan Hekimoğlu, Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Detay Yay., Ankara, 2004, s. 66-67.</p>

<p><sup>3</sup> Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yay., Ankara, 1996, s. 212.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/ayma-js.jpg" type="image/jpeg" length="53810"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BABAANNE VE DEDENİN, BABAYA TANINAN KİŞİSEL İLİŞKİ SÜRESİ İÇERİSİNDE TORUNLARINI GÖRME İMKANI OLDUĞUNDAN BABANIN YURT DIŞINDA YAŞIYOR OLMASI HISIMLARA TANINAN OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/babaanne-ve-dedenin-babaya-taninan-kisisel-iliski-suresi-icerisinde-torunlarini-gorme-imkani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/babaanne-ve-dedenin-babaya-taninan-kisisel-iliski-suresi-icerisinde-torunlarini-gorme-imkani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/10442</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/1908</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 19.02.2026</strong></p>

<p><strong>TORUNLAR İLE KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</strong></p>

<p><strong>OLAĞANÜSTÜ HAL KOŞULU</strong></p>

<p><strong>ÇOCUĞUN MENFAATİ</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Somut olayda; boşanma kararı ile velayeti anneye verilen 2012 doğumlu çocuk ile davacıların oğlu olan dava dışı baba arasında kişisel ilişki düzenlendiği, kişisel ilişkinin yeterli düzeyde olduğu, davacılar babaanne ve dedenin, babaya tanınan kişisel ilişki süresi içerisinde torunlarını görme, aile bağlarını koruma ve geliştirme imkanına sahip oldukları, babanın yurt dışında yaşıyor olmasının kanunun aradığı olağanüstü hal kapsamında değerlendirmesinin mümkün olmadığı, davacılar tarafından başkaca olağanüstü halin varlığının da kanıtlanamadığı, şu halde üçüncü kişi konumunda olan davacılar ile çocuk arasında Türk Medeni Kanunu'nun ilgii maddesi uyarınca kişisel ilişki kurulmasının yasal koşulları oluşmadığından davanın reddi gerekmektedir.</p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI: 2023/... E., 2025/2480 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı anne vekili tarafından tamamı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Davacılar babaanne ve dede, torunları 12.02.2012 doğumlu ... ile aralarında kişisel ilişki düzenlenmesini talep etmiş, Mahkemece "...küçüğün babası yurt dışında yaşadığı, yeniden evlendiği, velayet hakkı bulunan davalı annenin, boşanma sürecinden sonra küçük ... ile birlikte yaşamaya başladıkları, ardından 2020 yılı Kasım ayı içerisinde ikinci evliliğini yaptığı, dava dışı baba ...'in ise yurt dışında çalışmakta olması ve ikinci evliliğini yapması sebebiyle Türkiye'ye sık sık gelmediği, bu sebeple davacıların, torunları ... ile kişisel ilişki kurulamadığından artık olağanüstü hal koşulunun oluşmuş olduğu" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı anne vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince esastan ret kararı verilmiş, karar davalı anne vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 325 inci maddesi “Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir. Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda; boşanma kararı ile velayeti anneye verilen 2012 doğumlu ... ile davacıların oğlu olan dava dışı baba ... arasında kişisel ilişki düzenlendiği, kişisel ilişkinin yeterli düzeyde olduğu, davacılar babaanne ve dedenin, babaya tanınan kişisel ilişki süresi içerisinde torunlarını görme, aile bağlarını koruma ve geliştirme imkanına sahip oldukları, babanın yurt dışında yaşıyor olmasının kanunun aradığı olağanüstü hal kapsamında değerlendirmesinin mümkün olmadığı, davacılar tarafından başkaca olağanüstü halin varlığının da kanıtlanamadığı, şu halde üçüncü kişi konumunda olan davacılar ile çocuk arasında 4721 sayılı Kanun'un 325 inci maddesi uyarınca kişisel ilişki kurulmasının yasal koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, davanın reddi yerine, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>19.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/babaanne-ve-dedenin-babaya-taninan-kisisel-iliski-suresi-icerisinde-torunlarini-gorme-imkani</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="40125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/23)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202623</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202623" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/23), 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/23)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 25/5/2025 tarihli ve 32910 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/10) ile Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 8541.90.00.00.11 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “fotovoltaik paneller için alüminyum çerçeveler” ürününe yönelik başlatılan ve Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan kararın yürürlüğe konulmasıdır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>b) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>c) Kurul: İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>ç) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>d) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yürütülen soruşturma sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti menşeli soruşturma konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara neden olduğu tespit edilmiştir. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlanan soruşturma sonucunda ulaşılan bilgi ve bulguları içeren Bilgilendirme Raporu Ek’te yer almaktadır.</p>

<p>(2) Bu çerçevede, soruşturma neticesinde ulaşılan tespitleri değerlendiren Kurulun kararı ve Ticaret Bakanının onayı ile aşağıdaki tabloda GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın Türkiye’ye ithalatında aşağıdaki tabloda gösterilen oranlarda dampinge karşı kesin önlemin uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="16%">
   <p><a name="_Hlk232068337"><strong>GTİP</strong></a></p>
   </td>
   <td width="15%">
   <p><strong>Eşya<br />
   Tanımı</strong></p>
   </td>
   <td width="12%">
   <p><strong>Menşe Ülke</strong></p>
   </td>
   <td width="36%">
   <p><strong>Firma Ünvanı</strong></p>
   </td>
   <td width="18%">
   <p><strong>Dampinge<br />
   Karşı Önlem<br />
   (CIF Bedelin<br />
   Yüzdesi)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="7" width="16%">
   <p>8541.90.00.00.11</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="7" width="15%">
   <p>Fotovoltaik<br />
   paneller için<br />
   alüminyum<br />
   çerçeveler</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="7" width="12%">
   <p>Çin Halk<br />
   Cumhuriyeti</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Jiangyin Haihong New Energy Technology Co., Ltd</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="6" width="18%">
   <p>38,26</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Jiangsu Yuejia Metallic Technology Co., Ltd</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Anhui Krant Aluminum Products Co., Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Jiangyin Yuanshuo Metal Technology Co., Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Yangzhou Yu Xin Metal Products</p>

   <p>Co., Ltd.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Zhejiang Twinsel Electronic Technology Co.,Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="36%">
   <p>Diğerleri</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" width="18%">
   <p>45,99</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Geçici önlemlerin kesin olarak tahsili</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) 13/12/2025 tarihli ve 33106 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/41) hükümlerine istinaden alınmış olan teminat şeklindeki geçici önlem, 4 üncü maddede bulunan tabloda yer alan eşya için kesin önleme dönüştürülmüş olup, kesinleşen dampinge karşı önlem 3577 sayılı Kanunun 14 üncü ve 15 inci maddeleri çerçevesinde tahsil edilir. Kesinleşen dampinge karşı önlemin daha önce alınan geçici önlemden yüksek olduğu haller için fark tahsil edilmez, düşük olduğu haller için ise fark geri ödenir.</p>

<p><strong>Uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Gümrük idareleri, 4 üncü maddede GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbest dolaşıma giriş rejimi kapsamındaki ithalatında karşısında gösterilen oranlarda dampinge karşı kesin önlemleri tahsil eder.</p>

<p>(2) Bilgilendirme Raporunda soruşturma konusu ürün ve benzer ürün ile ilgili açıklamalar genel içerikli olup uygulamaya esas olan yürürlükteki TGTC’de yer alan GTİP ve 4 üncü maddede bulunan tabloda yer alan eşya tanımıdır.</p>

<p>(3) Önleme tabi ürünün yürürlükteki TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemler, yürürlük tarihinden itibaren 5 yıl sonra yürürlükten kalkar.</p>

<p>(5) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemlerin sona erme tarihinden önce bir nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldığı takdirde önlemler, soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260624-7-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202623</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="38698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kuyum-ticareti-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kuyum-ticareti-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KUYUM TİCARETİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>14/4/2021 tarihli ve 31454 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“e) Laboratuvar ortamında üretilen veya insan müdahalesiyle oluşturulan kıymetli taş ürünlerini “sentetik”, “laboratuvar üretimi”, “yapay üretim” veya Bakanlıkça uygun görülen benzer ibarelerden en az birine etiket, ürün sertifikası, fatura, internet sayfası, reklam ve tanıtım materyallerinde tüketicinin kolaylıkla görebileceği şekilde açıkça yer vermeksizin satışa sunamaz. Bu ürünler ile doğal kıymetli taşları tüketiciyi yanıltmayacak şekilde vitrinlerde ve satış alanlarında ayrı bölümlerde, internet ortamında ayrı kategorilerde satışa sunar.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kuyum-ticareti-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="78449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’te Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MOTORLU ARAÇLAR VE RÖMORKLARI İLE BUNLARIN AKSAM, SİSTEM VE AYRI TEKNİK ÜNİTELERİNİN TİP ONAYI VE PİYASA GÖZETİMİ VE DENETİMİ HAKKINDA YÖNETMELİK (AB/2018/858)’TE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>19/4/2020 tarihli ve 31104 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’e aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Elektronik ortamdaki uygunluk belgesi uygulaması</p>

<p>EK MADDE 1- (1) İmalatçılar, bu maddede belirtilen elektronik ortamdaki uygunluk belgesini Araç Sicil ve Tescil Sistemi aracılığıyla Türkiye Noterler Birliğine sunar.</p>

<p>(2) İmalatçılar ile Araç Sicil ve Tescil Sistemi arasındaki veri alışverişi, 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde güvence altına alınır.</p>

<p>(3) Elektronik ortamdaki uygunluk belgesine ilişkin veri unsurlarının temel biçimi ve yapısı, Genişletilebilir İşaretleme Dili (XML) şema yapısı ve ilkelerine göre oluşturulur.</p>

<p>(4) İmalatçılar tarafından uygunluk belgesi bilgileri elektronik ortamda veri olarak iletilirken güvenli bir yerel web bağlantısı ve Türkiye Noterler Birliği tarafından belirlenen standartlaştırılmış araç bilgisi formatı kullanılır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesinin onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(10) 7/7/2026 tarihinden itibaren, yazılım güncellemesi bakımından tam araçlar halinde imal edilen M ve N kategorisi araçların bu Yönetmeliğin yazılım güncellemesi şartlarını sağlamaması halinde, bu araçların tescili, piyasaya arzı veya hizmete girmesi, O kategorisi araçların ise imali yasaklanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="33318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iskan-kanunu-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iskan-kanunu-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İSKÂN KANUNU UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 2/12/2007 tarihli ve 26718 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ailelerin” ibaresinden sonra gelmek üzere “talepte bulunmaları hâlinde ve talep tarihinden başlamak üzere” ibaresi eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iskan-kanunu-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="83435"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliyeye kalem görünümlü silahla girmek isterken yakalandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliyeye-kalem-gorunumlu-silahla-girmek-isterken-yakalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliyeye-kalem-gorunumlu-silahla-girmek-isterken-yakalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bakırköy Adliyesi Ek Hizmet Binası'na arkadaşıyla girmek isteyen 66 yaşındaki şüphelinin çantasında kalem görünümlü silah, neşter ve biber gazı ele geçirildi. Polislerin dikkatiyle olası bir tehlike önlenirken, şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Show TV’den Uğur Alattinoğlu’nun haberine göre, Bakırköy’de adliye girişinde polis ekiplerinin dikkati olası bir tehlikeyi önledi. Arkadaşıyla birlikte Bahçelievler’de bulunan Bakırköy Adliyesi Ek Hizmet Binası’na girmek isteyen 66 yaşındaki şüphelinin el çantasında, kalem görünümlü silah ve kesici aletler ele geçirildi.</p>

<p><strong>ADLİYE GİRİŞİNDE ALARM VERDİ</strong></p>

<p>Olay, öğleden sonra Bakırköy Adliyesi Ek Hizmet Binası girişinde meydana geldi. Bir arkadaşıyla adliyeye gelen şüpheliden, polis ekipleri elindeki çantayı X-ray cihazına koymasını istedi.</p>

<p>Çantanın cihazdan geçişi sırasında alarm verilmesi üzerine polis ekipleri hemen harekete geçti. Şüphelinin paniklediği anlarda ekipler çantayı kontrol etti.</p>

<p><strong>ÇANTADAN MİNİ CEPHANELİK ÇIKTI</strong></p>

<p>Polis ekiplerinin yaptığı aramada çantadan 1 adet kalem görünümlü silah, tükenmez kalem büyüklüğünde 1 adet neşter, 4 adet neşter başlığı ve 1 adet biber gazı çıktı.</p>

<p>Adliye girişinde ele geçirilen malzemeler nedeniyle şüpheli olay yerinde gözaltına alındı.</p>

<p><strong>SAVUNMASI ŞAŞKINLIK YARATTI</strong></p>

<p>Emniyette ifadesi alınan şüphelinin savunması da dikkat çekti. Şüphelinin, çantasındaki biber gazını kendini korumak amacıyla taşıdığını, kalem görünümlü silahın ise arkadaşının hediyesi olduğunu söylediği öğrenildi.</p>

<p>Neşterle ilgili ise “Cam filmi kesiyorum” dediği belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TUTUKLANARAK CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ</strong></p>

<p>Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şüpheli, işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliyeye-kalem-gorunumlu-silahla-girmek-isterken-yakalandi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/bakirkoy-adliyesi-ek-hizmet-binasi.jpg" type="image/jpeg" length="33412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kocaeli'de FETÖ/PDY operasyonu: 15 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kocaelide-fetopdy-operasyonu-15-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kocaelide-fetopdy-operasyonu-15-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kocaeli'de FETÖ/PDY'nin güncel eğitim yapılanmasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonda 15 şüpheli, gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, FETÖ/PDY'nin eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve engellenmesine yönelik çalışma yaptı.</p>

<p>Bu kapsamda örgütün ildeki güncel eğitim yapılanması mercek altına aldı. Teknik ve fiziki takip sonucu 10 eğitim kurumu ve burada yönetici olduğu belirlenen şüpheliler tespit edildi. Eş zamanlı baskınlarda 2'si firari olduğu saptanan 15 şüpheli, gözaltına alındı.</p>

<p>Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda; çok sayıda dijital materyal, yasaklı yayın, yüklü miktarda nakit para ve eğitim kurumlarına ilişkin çeşitli doküman ele geçirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürerken, olayla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kocaelide-fetopdy-operasyonu-15-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-155.jpg" type="image/jpeg" length="64774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="22587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="28761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="28895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="42052"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="81364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="73379"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="45515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="68754"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="42693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="39431"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
