<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 10 Sep 2026 20:45:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiracı, ev sahibi ile eşini öldürdü! Bir avukat ağır yaralı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiraci-ev-sahibi-ile-esini-oldurdu-bir-avukat-agir-yarali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiraci-ev-sahibi-ile-esini-oldurdu-bir-avukat-agir-yarali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Maltepe'de, ev sahibi ile kiracı arasında çıkan tartışma kanlı bitti. Kiracı Mehmet T., ev sahibi Osman Akyol ile eşi Nursen Akyol ve olay yerinde bulunan Avukat Emir Ali S.'ye silahla ateş açtı. Kurşunların hedefi olan ev sahibi ile eşi olay yerinde hayatını kaybederken, ağır yaralanan avukat hastaneye kaldırıldı. Saldırgan Mehmet T., gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul'da olay, saat 13.10 sıralarında Maltepe ilçesi Gülsuyu Mahallesi Taşocağı Sokak’ta meydana geldi.</p>

<p>HaberTürk muhabiri Mustafa Şekeroğlu’nun haberine göre, ev sahibi ile kiracı arasında henüz bilinmeyen nedenle çıkan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü.</p>

<p><strong>KİRACI 3 KİŞİYE KURŞUN YAĞDIRDI</strong></p>

<p>Tehdit ve hakaret suçlarından 3 kaydı bulunduğu belirtilen kiracı Mehmet T., yanında bulunan silahla ev sahibi Osman Akyol, eşi Nursen Akyol ve Avukat Emir Ali S.’ye ateş açtı.</p>

<p><strong>KARI KOCA OLAY YERİNDE HAYATINI KAYBETTİ</strong></p>

<p>Silahlı saldırıda Osman ile eşi Nursen Akyol olay yerinde hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Avukat Emir Ali S. ise bölgeye sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p><strong>ÖZEL HAREKÂT MÜDAHALE ETTİ</strong></p>

<p>Olayın ardından Mehmet T.’nin silahlı saldırısı devam etti. Şüpheli, bölgeye gelen polis ve 112 Acil Sağlık ekiplerine de ateş açtı. Bunun üzerine bölgeye Özel Harekât ekipleri sevk edildi.</p>

<p><strong>SALDIRGAN YAKALANDI</strong></p>

<p>Özel Harekât polislerinin müdahalesi sonucu etkisiz hale getirilen Mehmet T., sağ olarak yakalanarak gözaltına alındı. Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı.</p>

<p><strong>VALİLİKTEN AÇIKLAMA</strong></p>

<p>İstanbul Valiliği'nden yapılan açıklamada şöyle denildi: "10.09.2026 Perşembe günü saat 13.10 sıralarında Maltepe İlçesi Gülsuyu Mahallesi Taşocağı Sokak’ta meydana gelen olayda ev sahibi ile kiracı arasında yaşanan tartışma kavgaya dönüşmüştür.</p>

<p><strong>"KİRACI, EV SAHİBİYLE BİRLİKTE 3 KİŞİYİ VURDU"</strong></p>

<p>Kiracı Mehmet T. (Tehdit ve hakaret konularından 3 suç kaydı mevcut ), ev sahibi Osman A., ev sahibinin eşi Nursen A. ve olay yerinde bulunan Avukat Emir Ali S.’yi silahla vurmuştur.</p>

<p><strong>"EV SAHİBİ İLE EŞİ HAYATINI KAYBETTİ AVUKAT AĞIR YARALI"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Silahlı saldırıda ev sahibi ve karısı olay yerinde hayatını kaybetmiş, Avukat Emir Ali S. ağır yaralanmıştır. Yaralı şahıs, olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştır.</p>

<p><strong>"SALDIRGAN GÖZALTINA ALINDI"</strong></p>

<p>Silahlı saldırıyı gerçekleştiren Mehmet T., olayın ardından bölgede bulunan emniyet ve 112 sağlık ekiplerine ateş açmaya devam etmiştir. Şüpheli, bölgede bulunan Özel Harekat ekipleri tarafından etkisiz hale getirilerek sağ olarak göz altına alınmıştır. Olayla ilgili soruşturma başlatılmıştır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiraci-ev-sahibi-ile-esini-oldurdu-bir-avukat-agir-yarali</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/960x540-6.jpg" type="image/jpeg" length="60076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 2018/8371 E., 2019/4049 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-20188371-e-20194049-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-20188371-e-20194049-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 25.03.2019 tarihli, 2018/8371 E., 2019/4049 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/8371 E., 2019/4049 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Hırsızlık<br />
HÜKÜM : CMK 280/2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurulması<br />
TEMYİZ EDENLER : Bölge Adliye Cumhuriyet Savcısı, sanık müdafii<br />
TEBLİĞNAMEDEKİ İSTEK : Esastan red</p>

<p>....Bölge Adliye Mahkemesince; sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen hüküm temyiz edilmekle, başvuruların süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü;</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ve müdafiinin temyiz isteminin, sanığın suçu işlediğine dair delil olmadığına, teşhis işleminin kanuna aykırı olarak gerçekleştirdiğine, Bölge Adliye Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz isteminin ise müştekinin çelişkili beyanları bulunmasına rağmen tek delil olarak müştekinin beyanı esas alınarak mahkumiyet hükmü kurulduğuna yönelik olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katılanın soruşturma aşamasında 17.06.2015 tarihinde alınan beyanında, saat 22.00 civarında markete doğru giderken arkasından motosikletle iki şahıs gelerek elinde bulunan cep telefonunu alarak kaçtıklarını, telefonu çalan şahısların eşgalini karanlık olması sebebiyle tam göremediğini, ancak şahısları görse tanıyacağını, heyecandan motosikletin plakasını da alamadığını beyan ettiği, dosya içerisinde bulunan 17.06.2015 tarihli tutanakta, katılan ile yapılan mülakatta, katılanın olayın heyecanı sebebiyle plakasını ve markasını alamadığı ancak siyah renkli olduğunu hatırladığı, gümüş renkli çamurluğu olan motosiklet ile arkasından gelen eşgal bilgilerini alamadığı, sadece 18-20 yaşlarında olduğunu tahmin ettiği, 2 şahıstan arka tarafta oturan şahsın eline aldığı cep telefonunu kapkaç yaptığını söylediğinin belirtildiği, 22.06.2015 tarihli tutanakta ise, son günlerde kırmızı renkli yanları fosforlu motosiklet üzerinde bulunan iki şahıs tarafından gerçekleştirilen kapkaç olaylarına ilişkin çalışmalar yapıldığı, Soğanlı Meydan civarında kırmızı renkli, yanları fosforlu 34 AH 5868 plakalı motosiklet üzerinde iki şahıs olduğunun görülmesi üzerine takip edildiği, motosiklet durdurulduktan sonra şahısların emniyete götürüldüğünün belirtildiği, 22.06.2015 saat 00.30 tarihli eşkal tutanağında, teşhise başlamadan önce teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanlarının alındığı, şahısların 18-20 yaşlarında, 1.70 boylarında, normal yapılı, esmer tenli, kirli sakallı, siyah saçlı olduğunun katılanın beyanı ile saptandığı, yapılan teşhis sonucunda ise dosyamız sanığı ... ile yargılaması Çocuk Mahkemesi'nde yapılan suça sürüklenen çocuk ...’ın katılan tarafından kesin ve net olarak teşhis edildiği, sanığın aşamalarda suçlamayı kabul etmediği, temyiz dışı suça sürüklenen çocuk ...’ın soruşturma aşamasında ... olarak kendini tanıtarak işlem yapılmışsa da, ... isimli kişinin de 18 yaşından küçük olduğu, katılanın kovuşturma aşamasında 20.01.2016 tarihli celsede sanık hazır olmadan alınan beyanında, telefonum elimden alınırken şahıslara baktığını, yüzlerinin net olarak gördüğünü, hatta telefonu alıp uzaklaşırken dönüp baktıklarını, sanıklar yakalandığı zaman Emniyet’te kendilerini teşhis ettiğini, sanıkların yüzlerini net olarak gördüğünü, Emniyet’te yaptığı teşhisten emin olduğunu ifade ettiği anlaşılmakla;</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/03/2015 tarih, 2014/10-613 Esas ve 2015/35 Karar sayılı kararında yer alan “Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.” şeklindeki ifadeler de göz önünde bulundurulduğunda;</p>

<p>Katılanın alınan ilk ifadesinde, telefonu çalan şahısların eşgalini karanlık olması sebebiyle görmediğini beyan ettiği, yine yapılan mülakatta telefonu çalan şahısların kullandığı motosikletin siyah renkli olduğunu ve gümüş renkli çamurluğunun olduğunu belirttiği, buna rağmen 6 gün sonra teşhis işlemi öncesi düzenlenen eşgal tutanağında, sanıklar hakkında ayrıntılı eşgal bilgisi verdiği, bununla beraber sanıkların yakalandıkları motosikletin kırmızı renkli ve yanları fosforlu olması sebebiyle müştekinin beyanları arasında çelişkilerin mevcut olduğu, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi’nin mahkumiyet gerekçesinde “... İlk Derece Mahkemesi'nce şikayetçinin şahısların olay sırasında kullandığı motosikletin siyah renkli ancak gümüş renkli çamurluğu olan motosiklet olduğunu beyan etmesine rağmen sanıkların yakalandığı motosikletin kırmızı renkli ve yanları fosforlu olup tanımlanan ve şüphelilerin yakalandığı motosikletlerin birbiri ile uyuşmadığından bahsedilmiş ise de; motosikletin sabit bir yere bağlanarak kullanımının ülkemizde yaygın olmaması nedeniyle direksiyon kilidi kırılarak kolaylıkla çalınabilen taşıtlardan olması, katılana karşı gerçekleşen olaydan 6 gün sonra yakalanan şüphelilerin bu süre boyunca aynı motosikleti kullanarak bu tarz eylemleri yapmalarını beklemenin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, şüphelilerin olay sırasında ve yakalandıkları sırada başka motosikletler kullanıyor olabilecekleri beklenmedik bir şekilde gece vakti kapkaça maruz kalan motosikletin peşinden koşan katılanın olayın etkisi ve karanlık nedeniyle motosiklet renk ve şekline ilişkin algılayışının eylemi gerçekleştiren kişilerin teşhisi yönünde de hata yapabileceği anlamına gelmediği,...” şeklinde sanıkların 6 günlük süre içinde motosiklet değiştirmiş olabileceği kabul edilmiş ise de; bu yorumun tahmine dayalı olduğu ve çalıntı olduğu yolunda da bir tespitin bulunmadığı, ayrıca 22.06.2015 tarihli olay yakalama tutanağında, son günlerde sıklıkla meydana gelen kırmızı renkli, yanları fosforlu motosiklet ile kapkaç konularına ilişkin çalışmalar yapıldığının belirtildiği, suça konu motosikletinde bu tarife uymadığı ve mahkemenin gerekçesindeki kabulü aksine benzer bir olay nedeniyle değil kırmızı renkli motosikletle işlenen suçlar sebebiyle oluşan genel şüpheye dayanarak yakalandıkları, eylemin saat 22.00 civarında gerçekleşmesi, karanlıkta motosikletin üzerinde bulunan her iki şahsında anlık olarak elinden telefonunu kapan şahıslar olarak katılan tarafından teşhis edilmesinin beyanları arasındaki çelişkiler dikkate alındığında tek başına yeterli delil olarak kabul edilemeyeceği, PVSK EK 6. madde gereği, teşhise tabi tutulan kişilerin, aralarında yaş, boy... gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerektiği halde katılanın özellikle baştan beri ifade ettiği 18-20 yaşlarında kişilerden oluşturulmadığı, temyiz dışı suça sürüklenen çocuk ve sanığın dışındakilerin polis memuru dolayısıyla yaş yönünden bariz farklı özellikte oldukları, temyiz dışı suça sürüklenen çocuk ...’ın soruşturma aşamasında ... olarak kendini tanıtarak işlem yapılmışsa da, ... isimli kişinin de 18 yaşından küçük olduğu, ayrıca Çocuk Koruma Kanunu’nun 15/1. maddesi gereğince temyiz dışı suça sürüklenen çocuğun aynı grup içinde bulunması karşısında suça sürüklenen çocuk müdafiinin teşhise katılmaması, bu işlemde Cumhuriyet Savcısı’nın bulunması, bizzat tarafından yapılması zorunluluğunun yerine getirilmemiş olması karşısında; teşhis işleminin hukuka aykırı yapıldığının kabulü gerektiği, dosya içerisinde sanığın suçu işlediğine dair katılanın teşhisi dışında delil bulunmadığı da dikkate alındığında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı, mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediği bu nedenle, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken bölge adliye mahkemesinin sübuta yönelik delillerin değerlendirilmesine ilişkin olarak 5271 sayılı CMK'nun 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle kurduğu mahkumiyet hükmünün ve aynı Kanunun 289/1-g,i maddeleri gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin ve Bölge Adliye Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, ....Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'nin 12.09.2018 gün, 2018/491 Esas ve 2018/1758 Karar sayılı hükmünün 5271 sayılı CMK'nun 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nun 304/2. maddesi uyarınca yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere ....Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’ne gönderilmesine, 25.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-20188371-e-20194049-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="55477"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2023/16282 E. ve 2023/17788 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 25.01.2024 tarihli, 2023/16282 E., 2024/1150 K. ve 2023/17788 E., 2024/1149 K. sayılı kararları]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/16282 E., 2024/1150 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2017/400 E., 2017/519 K.<br />
SUÇ : Nitelikli Yağma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Her ne kadar 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11 inci maddesi uyarınca vekil ile takip edilen işlerde tebligatların vekile yapılması gerektiği gözetilerek sanık ... müdafiine gerekçeli karar tebliğ edilmiş ise de; sanık müdafiinin temyiz isteminin süresinden sonra yapıldığı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli ve 2019/16-573 Esas, 2022/119 Karar sayılı kararında "...sanığın ve müdafiisinin yokluğunda verilen hükmün müdafiiden başka, kamu davasının tarafı, süjesi, cezanın sorumlusu kısacası ilgilisi olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi gerekmektedir. Burada yapılan tebliğin, kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafiinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmiş olması halinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığının incelenerek koşullarının bulunması hâlinde eski hâle getirme talebinde bulunma imkânı amacı taşıdığından kanun yollarına başvurma süresinin müdafiiye yapılan tebligat ile başladığı kabul edilmelidir." şeklinde yer alan kabul dikkate alındığında, sanık ...'ın yokluğunda verilen kararın, öğrenme üzerine 23.01.2023 tarihli temyiz isteminin, süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p>Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğe ulaştıracak araç ise delillerdir. Deliller; sanık açıklamaları, tanık açıklamaları, sanık ve tanıktan başka kişilerin açıklamaları, kolluk, savcı ve hakim tutanakları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve (veya) ses kaydeden araçlarla açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Deliller yeterince araştırılmamış veya soruşturma eksik ise bu hususlar giderilmelidir. Soruşturma evresinde toplanmamış delilleri mahkemenin toplaması gerekir. Hakimin sanık lehine ve aleyhine olan delilleri araştırıp; tam bir inanışla özgürce değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşması gerekir. Kuşkular yenilmelidir. Yani hükümde varsayıma dayalı kuşkulu kalan hususlar olmamalıdır. Maddi gerçeğin olayın bir bütünü veya parçasını temsil eden kanıtlardan ortaya çıkarılması gerekir. Bir takım varsayımlara dayanılarak karar verilmesi ceza muhakemesinin amacına kesinlikle aykırıdır. Kuşku ve çelişki yenilmeden karar verilemez. Eylem veya eylemlerin bir suç olup olmadığı belirlenmesi için eylemin önce işlenip işlenmediğinin sorunu çözülerek başlanır. Bu da kanıtların yorumu ile cevaplanacaktır. Hakim hangi kanıtı nasıl yorumladığını, yorum ile nasıl bir kanıya ulaştığını, kararının gerekçesinde göstermek zorundadır.</p>

<p>Gerekçedeki mantıksal kronolojik dizin ise iddia, savunma, kanıtlar, kanıtların yorumu, sabit kabul edilen eylem; ihlal edilen norm, normun yorumu ve en nihayet ulaşılan sonuç olan hüküm şeklinde olmalıdır.</p>

<p>Suçun işlenmesinden kısa bir süre sonra faili belirlemeyen eylemlerde, olayın görgü tanıklarının veya yakınanın ifadelerinden ve tanımlamalarından ulaşılan şüphelilerin, tereddütsüz belirlenmeleri için teşhis ve yüzleştirme işlemleri yapılır.</p>

<p>Teşhis, şüphelinin kimliğinin tespit edilebilmesi ve/veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığını saptamak amacıyla yapılır. O halde teşhis, öncelikle kimlik tespit etme amacına yönelir. Öte yandan teşhis aynı zamanda bir delil elde etme yöntemidir.</p>

<p>Yargılama bakımından önemli bir delil toplama işi olan teşhis işlemlerinin belirli bir usul çerçevesinde yapılması, söz konusu delillerin güvenilirliği bakımından önemlidir. Zira kanunda belirtilen usule uygun olarak gerçekleştirilen teşhis, hatalı deliller elde edilmesi ve bu hatalı delillere dayalı olarak hüküm tesis edilmesini engeller.</p>

<p>Şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerekir. Şüphelinin yakalanmış olması teşhis için yeterli değildir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmiş bir gözaltı kararının olması gerekir. Öyleyse gözaltı kararı verilmeden yapılmış teşhis işlemleri hukuka uygun değildir.</p>

<p>Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, teşhis bir "Yüzleştirme" işlemi değildir. "Yüzleştirme" 5271 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre tanıkların veya şüphelilerin çelişkili beyanlarının giderilmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. "Teşhis" ise Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) Ek 6. maddeye göre gözaltına alınan kişinin suçun faili olup olmadığını belirlemek ve kimliğini tespit etmek amacıyla yapılan bir delil toplama işlemidir. Neticede her iki işlemde belirli usul kurallarına uyulmak şartıyla yapılan ceza muhakemesi işlemleridir.</p>

<p>Anılan Yasanın Ek 6. maddesi, Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, teşhis yaptırabileceğini öngörmektedir. Maddede teşhisin bir zorunluluktan kaynaklanması gerektiği bir ön şart olarak belirtilmiş ve işlemin prosedürü ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Buna göre, teşhise başlamadan önce yapılacak ilk iş, teşhiste bulunacak kişinin (mağdur veya tanık) faili tarif eden beyanlarının bir tutanağa bağlanmasıdır. Bununla teşhiste bulunan kişinin keyfi hareketlerinin önlenmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>Teşhis işleminin gerçekleştirilmesi sırasında da uyulması gereken bir dizi kural vardır. Bunların başında teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gelmektedir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Teşhis işlemi ile ilgili önemli kurallardan birisi ise teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir.</p>

<p>Teşhis işlemi ile ilgili kurallar ve prosedür yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Ayrıca işlemin sağlıklı olması amacıyla teşhisin en az iki kez tekrarlanması ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceğinin hatırlatılması gerekmektedir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konulması da gerekmektedir. Bu hususun yargılama sırasında hakim tarafından saptanıp, değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Ayrıca sanık beyanları, tutanaklar ve tüm anlatımlar delil niteliğine haizdir. Delillerin ise bir birine eşitliği esastır. Ancak önemli olan delillerin sağlam ve güvenilir olmasıdır.</p>

<p>Hal böyle olunca;<br />
Sanığın tüm aşamada üzerine atılı suçu kabul etmemesi karşısında; sanığın cezalandırılması için tek delil olarak kabul edilen 11.12.2015 tarihli tutanakta yapılan teşhis işleminin PVSK ek 6. maddesinde belirtilen yöntemlerle yapılmaması; duruşmada da yüzleştirmenin olmaması karşısında, sanığın müsned suçtan mahkûmiyetini gerektirecek düzeyde ve nitelikte kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın atılı suçlardan beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>25.01.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/17788 E., 2024/1149 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/185 E., 2023/161 K.<br />
SUÇ : Nitelikli yağma<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama-Bozma</p>

<p>Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğe ulaştıracak araç ise delillerdir. Deliller; sanık açıklamaları, tanık açıklamaları, sanık ve tanıktan başka kişilerin açıklamaları, kolluk, savcı ve hakim tutanakları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve (veya) ses kaydeden araçlarla açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Deliller yeterince araştırılmamış veya soruşturma eksik ise bu hususlar giderilmelidir. Soruşturma evresinde toplanmamış delilleri mahkemenin toplaması gerekir. Hakimin sanık lehine ve aleyhine olan delilleri araştırıp; tam bir inanışla özgürce değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşması gerekir. Kuşkular yenilmelidir. Yani hükümde varsayıma dayalı kuşkulu kalan hususlar olmamalıdır. Maddi gerçeğin olayın bir bütünü veya parçasını temsil eden kanıtlardan ortaya çıkarılması gerekir. Bir takım varsayımlara dayanılarak karar verilmesi ceza muhakemesinin amacına kesinlikle aykırıdır. Kuşku ve çelişki yenilmeden karar verilemez. Eylem veya eylemlerin bir suç olup olmadığı belirlenmesi için eylemin önce işlenip işlenmediğinin sorunu çözülerek başlanır. Bu da kanıtların yorumu ile cevaplanacaktır. Hakim hangi kanıtı nasıl yorumladığını, yorum ile nasıl bir kanıya ulaştığını, kararının gerekçesinde göstermek zorundadır.</p>

<p>Gerekçedeki mantıksal kronolojik dizin ise iddia, savunma, kanıtlar, kanıtların yorumu, sabit kabul edilen eylem; ihlal edilen norm, normun yorumu ve en nihayet ulaşılan sonuç olan hüküm şeklinde olmalıdır.</p>

<p>Suçun işlenmesinden kısa bir süre sonra faili belirlemeyen eylemlerde, olayın görgü tanıklarının veya yakınanın ifadelerinden ve tanımlamalarından ulaşılan şüphelilerin, tereddütsüz belirlenmeleri için teşhis ve yüzleştirme işlemleri yapılır.</p>

<p>Teşhis, şüphelinin kimliğinin tespit edilebilmesi ve/veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığını saptamak amacıyla yapılır. O halde teşhis, öncelikle kimlik tespit etme amacına yönelir. Öte yandan teşhis aynı zamanda bir delil elde etme yöntemidir.</p>

<p>Yargılama bakımından önemli bir delil toplama işi olan teşhis işlemlerinin belirli bir usul çerçevesinde yapılması, söz konusu delillerin güvenilirliği bakımından önemlidir. Zira kanunda belirtilen usule uygun olarak gerçekleştirilen teşhis, hatalı deliller elde edilmesi ve bu hatalı delillere dayalı olarak hüküm tesis edilmesini engeller.</p>

<p>Şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerekir. Şüphelinin yakalanmış olması teşhis için yeterli değildir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmiş bir gözaltı kararının olması gerekir. Öyleyse gözaltı kararı verilmeden yapılmış teşhis işlemleri hukuka uygun değildir.</p>

<p>Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, teşhis bir "Yüzleştirme" işlemi değildir. "Yüzleştirme" 5271 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre tanıkların veya şüphelilerin çelişkili beyanlarının giderilmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. "Teşhis" ise Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) Ek 6. maddeye göre gözaltına alınan kişinin suçun faili olup olmadığını belirlemek ve kimliğini tespit etmek amacıyla yapılan bir delil toplama işlemidir. Neticede her iki işlemde belirli usul kurallarına uyulmak şartıyla yapılan ceza muhakemesi işlemleridir.</p>

<p>Anılan Yasa'nın Ek 6. maddesi, Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, teşhis yaptırabileceğini öngörmektedir. Maddede teşhisin bir zorunluluktan kaynaklanması gerektiği bir ön şart olarak belirtilmiş ve işlemin prosedürü ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Buna göre, teşhise başlamadan önce yapılacak ilk iş, teşhiste bulunacak kişinin (mağdur veya tanık) faili tarif eden beyanlarının bir tutanağa bağlanmasıdır. Bununla teşhiste bulunan kişinin keyfi hareketlerinin önlenmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>Teşhis işleminin gerçekleştirilmesi sırasında da uyulması gereken bir dizi kural vardır. Bunların başında teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gelmektedir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur.</p>

<p>Teşhis işlemi ile ilgili önemli kurallardan birisi ise teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir.</p>

<p>Teşhis işlemi ile ilgili kurallar ve prosedür yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Ayrıca işlemin sağlıklı olması amacıyla teşhisin en az iki kez tekrarlanması ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceğinin hatırlatılması gerekmektedir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konulması da gerekmektedir. Bu hususun yargılama sırasında hakim tarafından saptanıp, değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Ayrıca sanık beyanları, tutanaklar ve tüm anlatımlar delil niteliğine haizdir. Delillerin ise bir birine eşitliği esastır. Ancak önemli olan delillerin sağlam ve güvenilir olmasıdır.</p>

<p>Hal böyle olunca;</p>

<p>Sanıkların tüm aşamalarda üzerine atılı suçu kabul etmemesi karşısında; sanıkların cezalandırılması için tek delil olarak kabul edilen 11.12.2015 tarihli tutanakta yapılan teşhis işleminin PVSK ek 6. maddesinde belirtilen yöntemlerle yapılmaması; duruşmada da yüzleştirmenin olmaması karşısında, sanıkların müsned suçtan mahkûmiyetini gerektirecek düzeyde ve nitelikte kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanıkların atılı suçlardan beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>25.01.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="84967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNDE SIKÇA KARŞIMIZA ÇIKAN “BURANIN SATIN ALMASI VAR” İBARESİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusum-projelerinde-sikca-karsimiza-cikan-buranin-satin-almasi-var-ibaresi-ve-hukuki-niteligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusum-projelerinde-sikca-karsimiza-cikan-buranin-satin-almasi-var-ibaresi-ve-hukuki-niteligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2010’lu yılların başından itibaren İstanbul’da, özellikle Avcılar ve Büyükçekmece gibi yapı stokunun yenilenme ihtiyacının yoğun olarak hissedildiği ilçelerde kentsel dönüşüm uygulamaları hız kazanmıştır. Son yıllarda ise kentsel dönüşüm İstanbul geneline yayılmış; bazı ilçelerde (Örneğin Bakırköy’d...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2010’lu yılların başından itibaren İstanbul’da, özellikle Avcılar ve Büyükçekmece gibi yapı stokunun yenilenme ihtiyacının yoğun olarak hissedildiği ilçelerde kentsel dönüşüm uygulamaları hız kazanmıştır. Son yıllarda ise kentsel dönüşüm İstanbul geneline yayılmış; bazı ilçelerde (Örneğin Bakırköy’de artı kat gelmesi) yapılan imar planı ve plan notu değişiklikleriyle dönüşümü teşvik eden ilave yapılaşma imkanlarının tanınması, taşınmaz maliklerinin mevcut yapılarını yenileme konusundaki isteğini daha da artırmıştır.</p>

<p>Marmara Bölgesi’nin ve özellikle İstanbul’un karşı karşıya bulunduğu deprem riski, kentsel dönüşümü yalnızca taşınmaz maliklerinin bireysel tercihi olmaktan çıkarmış; aynı zamanda merkezi ve yerel idarelerin temel şehircilik politikalarından biri haline getirmiştir. Bu doğrultuda mevzuatta çeşitli düzenlemeler yapılmış, “Yarısı Bizden” gibi mali destek programları hayata geçirilerek riskli yapıların dönüşümünün hızlandırılması amaçlanmıştır.</p>

<p>Kentsel dönüşüm uygulamalarının giderek yaygınlaşmasıyla birlikte, uygulamada taşınmaz malikleri, müteahhitler, proje firmaları ve hatta zaman zaman belediye birimleri tarafından kullanılan bazı ifadeler de günlük terminolojinin bir parçası haline gelmiştir.</p>

<p><strong>Bunlardan biri de özellikle bir taşınmazın imar durumu ve ada-parsel bilgileri incelenirken sıkça karşılaşılan:</strong></p>

<p><strong><i>“Buranın satın alması var.”</i></strong></p>

<p><strong>ifadesidir.</strong></p>

<p>İşbu yazımızda, uygulamada “satın alma” olarak adlandırılan bu işlemin hukuki niteliğini, dayanağını, uygulama usulünü ve kentsel dönüşüm projeleri bakımından doğurduğu sonuçları ilgili mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde inceleyeceğiz.</p>

<p><strong>1. "Buranın Satın Alması Var" İfadesinin Hukuki Anlamı ve Kapsamı</strong></p>

<p>Uygulamada yüklenicilerin inceleme yaptıktan sonra dile getirdiği bu ifade, somut olayın ve imar durumunun niteliğine göre her iki durumu da kapsayabilmektedir:</p>

<p>● <strong>Durum 1: İlgili Parselde Belediyenin Hissedar Olması:</strong> 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 17. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, belediye ile hissedar olunan ve müstakil inşaat yapmaya müsait bulunan imar parsellerinde belediye, hissesini öncelikle parselin diğer hissedarlarına bedel takdiri suretiyle satma yetkisine sahiptir. Bu durumda parsel içinde doğrudan belediyeye ait bir mülkiyet payı yer almaktadır.</p>

<p>● <strong>Durum 2: Parsele Bitişik/Komşu Müstakil İnşaata Elverişsiz Parça, Yol Fazlası veya Kapanan Yol Olması (Tevhid İhtiyacı):</strong> 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 17. maddesinin 1. fıkrası ve 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca; kapanan yollar, imar planı tatbiki sonucu kamulaştırmadan artan alanlar veya yol fazlaları belediye adına tescil edilerek idarenin özel malı haline gelir. Bu tür müstakil inşaata elverişli olmayan parçalar, imar planına uygunluğun temini amacıyla bitişiğindeki bina veya arsa sahibine bedel takdiri suretiyle satılır ve tevhid yoluyla ana parsele katılır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Satın Alma Türü</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Yasal Dayanak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Kapsamı ve İşleyişi</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Parsel İçi Belediye Hissesi (Şüyulu Parsel)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>3194 sayılı Kanun m. 17/3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>Belediye, hissesini doğrudan parselin diğer hissedarlarına bedel takdiriyle satar. Hissedarlar almazsa ortaklığın giderilmesi (şüyuun izalesi) yoluna gider.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="201">
   <p><strong>Komşu/Bitişik Parça (Yol Fazlası vb.) ve Tevhid</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>3194 sayılı Kanun m. 17/1, 2644 sayılı Kanun m. 21</p>
   </td>
   <td valign="top" width="201">
   <p>Kapanan yol veya kamulaştırma artığı gibi tek başına inşaata elverişsiz kısımlar bitişikteki taşınmaz malikine satılarak tevhid edilir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>2. Başvuru Usulü, Yetki, Süreler ve İdari Karar Organı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>● <strong>Başvuruyu Kim Yapar?</strong> 3194 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca satın alma hakkı öncelikli olarak arsa maliklerine (hissedarlara veya bitişik parsel sahiplerine) tanınmıştır. Yüklenici, arsa sahiplerinden aldığı vekâletnameye veya mahkemeden sözleşmenin ifası kapsamında alacağı yetkiye istinaden arsa sahipleri adına belediyeye başvurabilir; nitekim parselde bizzat hisse edinmişse kendi adına da işlem yürütebilmektedir <i>(Yargıtay 23. HD, E. 2015/9577, K. 2017/2553; Yargıtay 6. HD, E. 2023/541, K. 2023/3588).</i></p>

<p>● <strong>Başvuru Süresi:</strong> İnceleme konusu yargı kararlarında arsa sahiplerinin veya yüklenicinin belediyeye başvurması için öngörülmüş genel bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Ancak 3194 sayılı Kanun’un 15. maddesi kapsamında; "Mevcut hâliyle yapılaşmaya elverişli olmayan imar parsellerinde; maliklerden birinin talebi üzerine veya doğrudan, parsel maliklerine kendi aralarında anlaşmaları için yapacağı tebliğden itibaren üç ay içerisinde maliklerce anlaşma sağlanamaması hâlinde, resen tevhit ve fiilî duruma göre ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idare yetkilidir"<i> (Danıştay 6. Daire, 06.12.2021, E. 2020/3323, K. 2021/13343).</i></p>

<p>● <strong>Karar Organı ve Bedel Tespiti:</strong> Taşınmazın satışına ilişkin karar belediyelerde <strong>Belediye Encümeni</strong> tarafından alınmaktadır. Bedel tespiti belediyenin kıymet takdir komisyonu vasıtasıyla yürütülür <i>(Yargıtay 5. HD, 09.11.2023, E. 2023/2931, K. 2023/10617)</i>. Bu maddeye göre hisse satışı özel bir usul olup, ihale yoluna başvurulmaksızın hissedarlara doğrudan teklif yapılmalıdır <i>(Danıştay 13. Daire, 21.05.2024, E. 2024/747, K. 2024/2322).</i></p>

<p><strong>3. Bedele İtiraz ve Yargı Yolu</strong></p>

<p>● <strong>Bedel Takdiri ve İtiraz Usulü:</strong> 3194 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca; "Bu maddeye göre bedel takdirleri ve bu bedellere itiraz şekilleri 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yapılır" <i>(Yargıtay 5. HD, E. 2023/2246, K. 2023/10371; Danıştay 13. HD, E. 2015/5357, K. 2021/3823)</i>.</p>

<p>● <strong>Yargı Yolu Denetimi:</strong> Belediyenin taşınmaz satışına, ihale kararlarına veya parselasyona ilişkin idari işlemlerine karşı idare mahkemelerinde iptal davası açılabilmektedir <i>(Danıştay 13. HD, E. 2024/747, K. 2024/2322)</i>. "Anayasanın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu olduğu" ilkesi geçerlidir <i>(Danıştay 6. Daire, 17.03.2021, E. 2020/95, K. 2021/3957)</i>. Paydaşların satışı kabul etmemesi halinde belediye adli yargıda ortaklığın giderilmesi davası açabilmektedir.</p>

<p><strong>4. Yargı Kararlarından Somut Örnekler</strong></p>

<p>● <strong>Parseldeki Belediye Hissesinin Satışı (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 31.10.2023, E. 2023/541, K. 2023/3588):</strong> "3194 sayılı İmar Kanununun 17. maddesi uyarınca; belediye veya valilikler, hisselerini parselin diğer hissedarlarına bedel takdiri suretiyle satmaya yetkilidirler. Anılan düzenlemeye göre, parsellerdeki belediye hisselerini öncelikli olarak satın alma yetkisi, parselin diğer hissedarlarına aittir." Bu dosyada yüklenici parselde hissedar sıfatını kazandıktan sonra; "Daha sonra bu sıfatla, 8 no'lu parseldeki 50/685 (10 m²) ve 9 no.lu parseldeki 22/113 (22 m²) miktarındaki belediye hisselerini, belediye encümen kararıyla, bedellerini ödeyerek devralmıştır."</p>

<p>● <strong>Bitişik Yol Fazlasının Satın Alınması ve Tevhidi (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 05.10.2017, E. 2015/9577, K. 2017/2553):</strong> Uyuşmazlıkta yüklenici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi doğrultusunda "sözleşme konusu parsele bitişik belediye malı yol fazlası 26,52 m² taşınmazın davalılar adına tescili" talebiyle işlem başlatmıştır. Arsa sahiplerinin vekâlet vermekten veya işlemi yapmaktan kaçınması üzerine mahkeme, arsa sahiplerinin "alacaklı temerrüdüne düşmüş sayılacakları" tespitinde bulunmuş; yükleniciye "sözleşmenin ifası bakımından, davalılar adına tevhidinin sağlanması konusunda davacıya bu hususta işlemler yapmak üzere yetki verilmesine, yapılacak inşaatla ilgili resmi işlemlerin davalılar adına yürütülmesi konusunda davacıya yetki verilmesine karar verilmiştir."</p>

<p>● <strong>İmar Parseli Niteliği Şartı (Danıştay 6. Dairesi, 15.03.2023, E. 2020/7627, K. 2023/2741):</strong> İmar Kanunu m. 17/3 kapsamında belediye hissesinin satılabilmesi için taşınmazın kadastral değil, fiilen imar parseli niteliğinde olması şarttır. Kararda belirtildiği üzere; "öncelikle satışa konu edilen parselin ''imar parseli'' niteliğinde olması ve bu parselde belediyenin veya valiliğin hissesinin bulunması gerektiği" vurgulanmış, parselasyona tabi tutulmamış kadastral parsellerdeki belediye hisselerinin bu madde uyarınca satılamayacağı ifade edilmiştir. Aynı ilke Danıştay 6. Dairesi'nin 15.03.2023 tarihli, E. 2020/7610, K. 2023/2740 sayılı ilamında da benimsenmiştir.</p>

<p><strong>5. Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p>Sonuç olarak, kentsel dönüşüm projelerinde uygulamada sıklıkla kullanılan “buranın satın alması var” ifadesi, tek başına belirli bir hukuki işlemi ifade eden teknik bir kavram değildir. Bu ifade somut olayın özelliklerine göre; parsel içerisinde bulunan belediye hissesinin diğer hissedarlar tarafından satın alınmasını veya parsele bitişik bulunan, müstakil yapılaşmaya elverişli olmayan belediye mülkiyetindeki yol fazlası, kapanan yol yahut benzeri bir alanın satın alınarak ana parselle tevhid edilmesini ifade edebilmektedir.</p>

<p>Her iki durumda da işlemin temel amacı, imar planına ve imar mevzuatına uygun, yapılaşmaya elverişli bir parsel meydana getirilmesidir. Özellikle kentsel dönüşüm projelerinde söz konusu alanların veya belediye hisselerinin mevcudiyeti; projenin uygulanabilirliğini, inşaat alanını, proje maliyetini ve ruhsat sürecini doğrudan etkileyebileceğinden, sözleşme yapılmadan ve proje sürecine başlanmadan önce taşınmazın yalnızca tapu kayıtlarının değil, imar durumu, parselasyon geçmişi, belediye hisseleri, yol fazlaları ve varsa tevhid zorunluluğu yönünden de ayrıntılı biçimde incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla halk arasında veya sektör içerisinde basitçe “satın alma” olarak ifade edilen bu husus, esasen 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülen; belediye kararı, bedel takdiri, satış, tescil ve gerektiğinde tevhid işlemlerini içerebilen hukuki ve teknik bir süreçtir. Bu nedenle kentsel dönüşüm projelerinde “buranın satın alması var” denildiğinde ilk sorulması gereken soru, “Neyin satın alınması var?” olmalıdır. Zira belediyenin parsel içerisindeki hissesinin satın alınması ile parsele komşu bir yol fazlasının satın alınarak tevhid edilmesi, uygulamada aynı ifadeyle anılsa dahi hukuken birbirinden farklı işlemlerdir. Bu ayrımın daha projenin başlangıç aşamasında doğru yapılması; gerek taşınmaz malikleri gerekse yükleniciler bakımından ileride ortaya çıkabilecek maliyet, süre, ruhsat ve sözleşmenin ifasına ilişkin uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-hasan-sahin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Hasan ŞAHİN"><img alt="Av. Hasan ŞAHİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/hasan-sahin-1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-hasan-sahin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Hasan ŞAHİN">Av. Hasan ŞAHİN</a> </strong><strong>&amp; Müh. Talha KEKEÇOĞLU</strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusum-projelerinde-sikca-karsimiza-cikan-buranin-satin-almasi-var-ibaresi-ve-hukuki-niteligi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kentsel-donusum-insaat2.jpg" type="image/jpeg" length="72898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuka Aykırı Olarak Uygulanan Trafik İdari Yaptırımlarından Doğan Zararların Tazmini]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-olarak-uygulanan-trafik-idari-yaptirimlarindan-dogan-zararlarin-tazmini-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-olarak-uygulanan-trafik-idari-yaptirimlarindan-dogan-zararlarin-tazmini-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hukuka aykırı trafik cezası, sürücü belgesine el koyma, aracın trafikten men edilmesi ve araç bağlama işlemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini mümkündür. İptal edilen trafik idari yaptırımı sonrasında maddi ve manevi zararlar için tam yargı davası açılabilir.

Kişilerin can ve mal güvenliğ...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuka aykırı trafik cezası, sürücü belgesine el koyma, aracın trafikten men edilmesi ve araç bağlama işlemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini mümkündür. İptal edilen trafik idari yaptırımı sonrasında maddi ve manevi zararlar için tam yargı davası açılabilir.</p>

<p>Kişilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması için trafik kurallarına uyulması gerekir. Ülkemizde bu trafik kuralları Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu yasalara uymayan kişilere idari para cezası verilmesi yanında sürücü belgelerine de geçici olarak el konulmaktadır.</p>

<p>Anılan kuralların bir tanesi de alkollü olarak araç kullanma yasağıdır. Alkollü araç kullanma ülkemizdeki trafik kazalarının en önemli sebeplerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle alkollü araç kullanmanın önüne geçmek amacıyla çeşitli önlemler alınmak istenmiştir. Kanun koyucu alkollü araç kullanma eylemi nedeniyle hem idari para cezası hem de sürücü belgesine geçici olarak el koyma şeklinde iki ayrı yaptırım düzenlemiştir.</p>

<p>Hukuka aykırı trafik cezası veya araç bağlama gibi yaptırımlardan doğan zararlarınızı idarece tazmin edilmesi adına öncelikle uygulanan trafik idari yaptırımın hukuka aykırı olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi gerekir. Yaptırımın hukuka aykırılığı kesinleştikten sonra, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini adına uygulanan yaptırımın niteliğine göre tahsil edilen ve iptal edilen trafik cezası tutarı ile birlikte aracın haksız yere trafikten men edilmesi (bağlanması) sebebiyle ödenen otopark ve çekici ücretleri, aracın bağlı kaldığı süre boyunca ticari olarak işletilememesinden doğan kazanç kaybı, araç kiralama zorunluluğu doğduysa yapılan araç kiralama masrafları ve manevi zararlar uğruna makul bir manevi tazminat talep edilebilir.</p>

<p>Hukuka aykırı olarak uygulanan trafik idari yaptırımlarından <i>(idari para cezası, araç trafikten men vb.) </i>doğan zararların tazmini, Anayasa'nın 125. maddesinde düzenlenen <i>"İdarenin Sorumluluğu" </i>ilkesine dayanır. İdarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi nedeniyle kişilerin uğradığı zararların giderilmesi gerekmektedir. Doktrinde idarenin tazmin sorumluluğu kamu hizmetlerinden doğan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir kurum olarak tanımlanmaktadır. İdarenin tazmin sorumluluğundan söz edebilmek için ise ortada bir zararın bulunması ve bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması gerekmektedir. İdari faaliyet zararın gerçek nedenini oluşturmalıdır.</p>

<p>Hukuka aykırı olduğu tespit edilen bir idari işlem nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmemesi mülkiyet hakkı kapsamındadır. İdarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan bir zararın bulunması hâlinde bu zararı tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin gereği olup, mahrum kalınan para nedeniyle kanunî faiz hesabının yapılması ve ortaya çıkan tutarın iade edilen tutarla karşılanmamış olması hâlinde bu miktarın tazminine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İşbu sebeple eğer sürücü belgeniz hukuka aykırı bir şekilde elinizden alınmışsa, sürücü belgesinin el konulması işlemin iptali sebebiyle dava açmış ve açmış olduğunuz dava kabul edilerek işlemin iptaline karar verilmişse artık bu durumda sürücü belgenizin elinizden alınmasından kaynaklı olarak uğramış olduğunuz maddi ve manevi zararların tazmini için idare mahkemesinde dava açabilir ve bu zararları talep edebilirsiniz. Bu durumda açacağınız tam yargı davasında sürücü belgenizin alınmasından kaynaklı uğramış olduğunuz zararları <i>(gelir kaybı, ulaşım masrafı vb.)</i> somut bilgi ve belgelerle ortaya konulması oldukça önemlidir.</p>

<p>Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Somut olayda Mahkeme, geçimini şoförlük yaparak sağlayan başvurucunun sürücü belgesinin alınması sonucunda gelir kaybına uğradığını tespit etmiştir. Buna karşılık zarar iddiaları yönünden bir inceleme yapmaksızın Bölge İdare Mahkemesi, sürücü belgesine el konulmasında idarenin ağır ve bariz bir kusuru bulunmadığından tazminat istenemeyeceğini kaydetmiştir. Başvuruya konu olayın şartları bir bütün olarak ele alındığında sigorta bildirimlerinde ve mahkeme kararında yapılan tespitler ışığında şoför olarak geçimini sağlayan başvurucu açısından mesleğini yapabilmesinin zorunlu ön şartı olan sürücü ehliyetinin ekonomik bir değer ifade ettiği ve mülkiyet hakkı kapsamında olduğu açıktır.</p>

<p>Malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği hatırlatılmalıdır. Başvuruya konu olayda sonradan iptal edilmesine karşın sürücü ehliyetine el konulması sürecinde mesleğini icra edememesi başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmiştir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucunun bir süre mülkünden yararlanamaması nedeniyle birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>21 Ocak 2025 tarihli Resmi Gazete’de 18.09.2024 karar tarihli, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202017774-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">2020/17774 Başvuru numaralı Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararı </a>yayınlanmıştır. Bahsi geçen karar, kişinin sürücü belgesinin alınması işleminin iptali sonrası uğramış olduğu maddi ve manevi zararların tazminine ilişkindir.<strong> Kararda sürücü belgesinin alınması işleminin iptali sebebiyle ihlalin yol açtığı sonuçların tam olarak giderilmesi gerektiği, sürücü belgesinin geri verilmesinin ihlali giderme noktasında yeterli olmadığı, ihlalin tam olarak giderilebilmesi için hukuka aykırı olduğu tespit edilen işlem nedeniyle bireyin uğradığı zararların da tazmin edilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.</p>

<p>İncelememize konu olan <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202017774-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">2020/17774 Başvuru numaralı Anayasa Mahkemesi kararı</a>nda Somut olayda başvurucu, iptal edilen idare işlem sonucunda uğradığı zararın tazmini talebiyle dava açmıştır. Mahkeme, davayı kabul etmesine karşın Bölge İdare Mahkemesi sürücü belgesinin alınmasında idarenin ağır ve bariz biçimde kusurlu olmadığını belirterek davayı reddetmiştir. Sürücü belgesine el konulan başvurucunun mesleğini icra edememesinin kendi tutum ve davranışından değil idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklandığı dikkate alınmalıdır. Hukuka aykırılığı kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş olan işlem neticesinde başvurucu, mesleki faaliyetini gerçekleştirememiştir. Mesleğini icra edemeyen başvurucunun idarenin hukuka aykırı işlemi sebebiyle fiilen çalışmamasından idare lehine sonuçlar çıkarılması, mülkiyet hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının giderilmesini önlemiş ve tüm külfetin başvurucu üzerinde bırakılmasına yol açmıştır.</p>

<p>Hukuk devletinde idare, hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğü altındadır. İdare, eski hale getirme ilkesi gereğince kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür. Bu bağlamda, idarenin başvurucunun sürücü belgesini geri vermekle ihlali giderme hususundaki yükümlülüklerini bütünüyle ifa ettiği söylenemeyecektir. İhlalin tam olarak giderilebilmesi için hukuka aykırı olduğu tespit edilen işlem nedeniyle başvurucunun uğradığı zararların da tazmin edilmesi gerekir.</p>

<p>Dolayısıyla sürücü belgesinin alınması işleminin iptali suretiyle tespit edilen ihlalin yol açtığı sonuçların tam olarak giderilmesi, Bölge İdare Mahkemesinin kararı nedeniyle önlenmiştir. Bu durumda başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklenmesinden dolayı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Hukuka aykırı trafik idari yaptırımları yalnızca uygulanan idari para cezası veya sürücü belgesinin geçici olarak alınması sonucunu doğurmaz; kişinin ekonomik faaliyetini, çalışma özgürlüğünü ve malvarlığını etkileyen çeşitli maddi ve manevi zararların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Özellikle sürücü belgesinin hukuka aykırı şekilde geri alınması, aracın haksız şekilde trafikten men edilmesi veya hukuka aykırı trafik cezası nedeniyle yapılan ödemeler bakımından, işlem ile zarar arasındaki illiyet bağının somut olarak ortaya konulması önem taşımaktadır.</p>

<p>Hukuka aykırılığı yargı kararıyla tespit edilen bir trafik idari yaptırımı nedeniyle ortaya çıkan zararların, olayın özelliklerine göre tam yargı davası kapsamında idareden talep edilmesi mümkündür. Trafik cezası nedeniyle ödenen bedeller, çekici ve otopark giderleri, araç kiralama masrafları, mesleki faaliyet nedeniyle oluşan gelir kaybı ve şartları oluştuğunda manevi zararlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu kapsamda zararın yalnızca ileri sürülmesi değil, belge ve diğer hukuki delillerle ortaya konulması tazminat talebinin sağlıklı şekilde değerlendirilmesi bakımından önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-olarak-uygulanan-trafik-idari-yaptirimlarindan-dogan-zararlarin-tazmini-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/oto-sozle-arac-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="39960"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay Kararları Işığında Boşanma Davalarında Ses Kayıtlarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-isiginda-bosanma-davalarinda-ses-kayitlarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-isiginda-bosanma-davalarinda-ses-kayitlarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boşanma davalarında taraflar arasındaki uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, eşler arasındaki özel yaşam alanında ve çoğu zaman üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleşmektedir. Hakaret, tehdit, şiddet, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış veya güven sarsıcı davranış gibi vakıaların ispatı bu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında taraflar arasındaki uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, eşler arasındaki özel yaşam alanında ve çoğu zaman üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleşmektedir. Hakaret, tehdit, şiddet, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış veya güven sarsıcı davranış gibi vakıaların ispatı bu nedenle her zaman kolay değildir. Uygulamada eşlerden birinin diğer eşin konuşmalarını gizlice kaydetmesi ve elde ettiği ses kayıtlarını boşanma davasında delil olarak sunmasıyla sıklıkla karşılaşılmaktadır.</p>

<p>Ancak bir ses kaydının boşanma davasında ileri sürülen bir vakıayı ortaya koyması, tek başına bu kaydın hükme esas alınabileceği anlamına gelmez. Delilin içeriğinin yanında hangi koşullarda ve ne şekilde elde edildiği de önem taşımaktadır. Bu nedenle boşanma davalarında ses kayıtları değerlendirilirken, bir taraftan tarafın iddiasını ispat etme hakkı, diğer taraftan eşin özel hayatının ve haberleşmesinin gizliliği birlikte gözetilmelidir.</p>

<p><strong>1. Hukuka Aykırı Olarak Elde Edilen Ses Kayıtlarının Delil Niteliği</strong></p>

<p>Hukuk yargılamasında hukuka aykırı şekilde elde edilmiş delillerin bir vakıanın ispatında dikkate alınması mümkün değildir. Boşanma davaları bakımından da eşin bilgisi ve rızası dışında, özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edilen ses kayıtları bu kapsamda değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu noktada kaydın içeriğinin boşanma sebebini veya eşin kusurlu bir davranışını ortaya koyması tek başına yeterli değildir. Önemli olan, söz konusu delilin hukuka uygun biçimde elde edilmiş olmasıdır. Eşin özel hayatının gizliliği ihlal edilmek suretiyle elde edilen ses kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmektedir (Yargıtay 2. HD., E. 2015/12257, K. 2016/4800, T. 10.03.2016; Yargıtay 2. HD., E. 2016/24760, K. 2018/10726, T. 08.10.2018).</p>

<p>Aynı şekilde ortam dinlemesi niteliğindeki kayıtların da yalnızca bir vakıayı ispatlamak amacıyla oluşturulmuş olması, bu kayıtları hukuka uygun hale getirmemektedir. Nitekim güven sarsıcı davranışların ispatı amacıyla sunulan bir ses kaydının ortam dinlemesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle hukuka aykırı delil sayıldığı ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2025/5186, K. 2025/7559, T. 18.09.2025).</p>

<p>Benzer şekilde aynı ortamda bulunan kişilerin bilgisi dışında konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2016/23960, K. 2018/10956, T. 15.10.2018).</p>

<p><strong>2. Ortak Konuta Kayıt Cihazı veya Gizli Kamera Yerleştirilmesi</strong></p>

<p>Uygulamada karşılaşılan durumlardan biri, eşlerden birinin diğer eşin konuşmalarını veya davranışlarını takip etmek amacıyla ortak konuta kayıt cihazı ya da gizli kamera yerleştirmesidir. Eşlerin aynı konutta yaşamaları, taraflardan birine diğer eşin bilgisi dışında ses veya görüntü kaydı alma konusunda sınırsız bir yetki tanımaz.</p>

<p>Eşin haberi ve rızası olmaksızın müşterek konuta cihaz yerleştirilmek suretiyle elde edilen ses kayıtları hukuka aykırı delil niteliğindedir. Üstelik böyle bir kaydın hükme esas alınamaması yanında, hukuka aykırı kaydı dinleyen bir tanığın yalnızca kayıttan öğrendiklerini aktarması da sonucu değiştirmemektedir (Yargıtay 2. HD., E. 2024/658, K. 2024/8815, T. 19.11.2024).</p>

<p>Ortak konuta gizli kamera yerleştirilerek elde edilen görüntü ve ses kayıtları bakımından da aynı esas geçerlidir. Nitekim eşin ortak konuta gizli kamera yerleştirerek elde ettiği resim, video ve ses kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu, bu nedenle hükme esas alınamayacağı ve diğer delillerle zina iddiası ispatlanamadığı takdirde yalnızca bu kayıtlardan hareketle sonuca gidilemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/7996, K. 2024/5004, T. 27.06.2024).</p>

<p>Benzer şekilde eşin ikamet ettiği eve gizlice kamera yerleştirilmesi suretiyle elde edilen kayıtların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve bu kayıtların hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/5880, K. 2024/5701, T. 11.09.2024).</p>

<p>Bu nedenle ortak konut kavramından hareketle eşlerin özel yaşam alanlarının tamamen ortadan kalktığının kabul edilmesi mümkün değildir. Özellikle sürekli ve sistematik biçimde ses veya görüntü kaydı yapılması, boşanma davasında delil elde etme amacıyla başvurulabilecek olağan bir yöntem olarak görülmemelidir.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Kişiler Aracılığıyla Ses Kaydı Oluşturulması</strong></p>

<p>Ses kaydının doğrudan eşlerden biri tarafından yapılmamış olması da kaydı kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez. Uygulamada eşlerden birinin diğer eşin belirli bir konuda konuşmasını sağlamak amacıyla üçüncü bir kişiden yardım aldığı ve gerçekleştirilen görüşmenin kayıt altına alındığı durumlarla karşılaşılabilmektedir.</p>

<p>Üçüncü bir kişinin, eşlerden birinin yanında diğer eşi telefonla araması ve gerçekleştirilen görüşmenin kayıt altına alınması suretiyle delil oluşturulması hukuka aykırı kabul edilmektedir. Bu şekilde elde edilen ses kaydının hükme esas alınamayacağı gibi, kaydın dışında bulunan tanık anlatımlarının da yalnızca duyuma dayanması halinde ileri sürülen vakıanın ispatlanmış kabul edilmesi mümkün olmayabilir (Yargıtay 2. HD., E. 2024/1772, K. 2024/10484, T. 25.12.2024).</p>

<p>Bunun yanında konuşmaların kim tarafından, nerede ve ne şekilde kaydedildiğinin açıklanamaması da önem taşımaktadır. Gizlice alınmış, elde ediliş şekli açıklanmamış ve başka delillerle desteklenmeyen bir ses kaydının hükme esas alınmaması gerektiği kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/8061, K. 2024/4918, T. 26.06.2024).</p>

<p>Eşin üçüncü kişilerle yaptığı telefon konuşmalarının kaydedilmesi bakımından da farklı bir sonuca varılmamaktadır. Kadının annesi ve kardeşiyle yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin kayıtların hukuka aykırı şekilde elde edildiği ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2015/12716, K. 2016/2538, T. 15.02.2016). Benzer şekilde kadının annesiyle yaptığı görüşmenin rızası dışında kaydedilmesi halinde bu kaydın hukuka aykırı delil olduğu ve hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2019/3848, K. 2020/156, T. 14.01.2020).</p>

<p><strong>4. Ses Kaydının Güvenilirliği ve Teknik Olarak Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Bir ses kaydının değerlendirilmesinde yalnızca hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği değil, kaydın güvenilirliği de önemlidir. Zira ses kaydının hangi ortamda ve ne şekilde gerçekleştirildiği, kayıtta yer alan seslerin gerçekten taraflara ait olup olmadığı veya kayıt üzerinde herhangi bir oynama yapılıp yapılmadığı her zaman kolaylıkla belirlenemeyebilir.</p>

<p>Nitekim cinsel sadakatsizlik vakıasının ispatında sunulan bir ses kaydı bakımından, hukuka aykırı şekilde elde edilen kayıtların dikkate alınamayacağı belirtildikten sonra, kayıttaki kadın ve erkek seslerinin taraflara ait olup olmadığı, kaydın hangi ortamda ve ne şekilde gerçekleştirildiği ve üzerinde oynama yapılıp yapılmadığı hususlarının kesin olarak tespit edilememesi ayrıca dikkate alınmıştır (Yargıtay 2. HD., E. 2022/11259, K. 2023/3786, T. 05.07.2023).</p>

<p>Dolayısıyla kaynağı belirli olmayan veya bütünlüğü konusunda tereddüt bulunan bir ses kaydının yalnızca içeriğinin güçlü olduğu düşüncesiyle hükme esas alınması doğru olmayacaktır.</p>

<p><strong>5. Hukuka Aykırı Ses Kaydındaki Vakıanın Başka Delillerle İspatı</strong></p>

<p>Bir ses kaydının hukuka aykırı olması nedeniyle hükme esas alınamaması, kayıt içerisinde yer aldığı ileri sürülen vakıanın hiçbir şekilde ispatlanamayacağı anlamına gelmez. Burada delil ile ispat edilmek istenen vakıanın birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p>Örneğin eşin başka biriyle cinsel birliktelik yaşadığına ilişkin ses kaydı hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olabilir. Bu durumda kaydın kendisinin değerlendirilmesi mümkün olmasa dahi aynı vakıa hukuka uygun başka delillerle ispatlanabilir. Nitekim ortak çocuk tarafından, erkeğin bilgisi ve rızası dışında sırf delil oluşturmak amacıyla alınan ses kaydının hükme esas alınması hatalı bulunmuş, buna karşılık aynı vakıanın tanık beyanıyla doğrulanması nedeniyle kusur belirlemesi korunmuştur (Yargıtay 2. HD., E. 2024/1175, K. 2024/8591, T. 12.11.2024).</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, tanığın bilgisinin kayıttan bağımsız olmasıdır. Tanık, olaya bizzat vakıf olmuşsa anlatımı ayrıca değerlendirilebilir. Buna karşılık kişinin tek bilgi kaynağı hukuka aykırı ses kaydı ise, kayıt içeriğinin tanık beyanı aracılığıyla dolaylı şekilde yargılamaya taşınması mümkün değildir. Nitekim hukuka aykırı ses kayıtlarını dinleyen tanığın sadece kayıtlardan öğrendiği hususları aktaran beyanlarının da hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2024/658, K. 2024/8815, T. 19.11.2024).</p>

<p><strong>6. Gizli Ses Kaydı Alınmasının Kusur Belirlemesine Etkisi</strong></p>

<p>Gizlice ses kaydı alınması yalnızca elde edilen delilin kullanılıp kullanılamaması bakımından sonuç doğurmaz. Kayıt işleminin kendisi de boşanma davasında eşlerin kusur durumları değerlendirilirken önem taşıyabilir.</p>

<p>Eşinin sadakatinden şüphe ederek ortak konuta gizlice ses kayıt cihazı yerleştiren erkeğin bu davranışı kusur belirlemesinde dikkate alınmıştır (Yargıtay 2. HD., E. 2015/12716, K. 2016/2538, T. 15.02.2016).</p>

<p>Benzer şekilde eşinin görüşmelerini hukuka aykırı biçimde kayıt altına almak ve bu kayıtları başkalarına göndermekle tehdit etmek de kusur olarak değerlendirilmektedir. Nitekim kocanın eşinin görüşmelerini hukuka aykırı şekilde kayıt altına aldığı ve bunları başkalarına göndermekle tehdit ettiği olayda, bu davranışların birlik görevleri ve ailenin mutluluğunun ihlali niteliğinde olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/7056, K. 2024/3695, T. 21.05.2024).</p>

<p>Dolayısıyla eşinin kusurlu bir davranışını ispatlamak amacıyla hareket eden tarafın, delil elde ederken başvurduğu yöntem nedeniyle kendisinin de boşanmada kusurlu kabul edilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>7. Ses Kaydı Alınmasının Ceza Hukuku Bakımından Sonuçları</strong></p>

<p>Boşanma davasında ses kaydının hukuka aykırı delil olması ile kayıt yapan kişinin ceza hukuku bakımından sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Bir ses kaydının aile mahkemesinde hükme esas alınamaması, kaydı gerçekleştiren kişinin her durumda ceza hukuku bakımından mahkûm edileceği anlamına gelmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu konuda özellikle kaydın hangi amaçla gerçekleştirildiği ve daha sonra kimlerle paylaşıldığı önem taşımaktadır. Boşanma davasındaki iddiasını ispatlamak amacıyla konuşmayı kaydeden, ancak kayıt içeriğini üçüncü kişilerle paylaşmayan veya çoğaltarak dağıtmayan kişiler bakımından hukuka aykırı hareket etme bilincinin bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararlarının verildiği görülmektedir (Yargıtay 12. CD., E. 2014/13474, K. 2015/3, T. 12.01.2015; Yargıtay 12. CD., E. 2015/3470, K. 2015/19092, T. 09.12.2015; Yargıtay 12. CD., E. 2015/9407, K. 2016/5756, T. 06.04.2016).</p>

<p>Aynı doğrultuda eşinin kendisine şiddet uyguladığını ispatlamak amacıyla konuşmaları kaydeden ve bunları boşanma davasında kullanmak isteyen kişiler bakımından da kayıtların üçüncü kişilerle paylaşılmadığı veya çoğaltılarak dağıtılmadığı dikkate alınarak hukuka aykırı hareket etme bilinciyle davranılmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 12. CD., E. 2020/1357, K. 2023/5105, T. 27.11.2023).</p>

<p>Ancak bu durum, boşanma davasındaki iddiayı ispatlamak amacıyla yapılan her kaydın hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Burada medeni yargılama bakımından delilin kullanılabilirliği ile ceza hukuku bakımından suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı birbirinden ayrılmalıdır. Bir kayıt ceza hukuku bakımından mahkûmiyet sonucunu doğurmadığı halde, boşanma davasında hukuka aykırı delil olduğu gerekçesiyle hükme esas alınmayabilir.</p>

<p>Kaydın dava dosyasında kullanılmasının ötesine geçilerek üçüncü kişilere dinletilmesi halinde ise durum değişmektedir. Aile yaşantısına ilişkin özel konuşma kayıtlarının olayla ve aile bireyleriyle ilgisi bulunmayan üçüncü kişilere dinletilmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu bakımından sorumluluk doğurabilir (Yargıtay 12. CD., E. 2018/8075, K. 2019/1860, T. 13.02.2019).</p>

<p>Eşlerin ayrı yaşadığı dönemde diğer eşin evine dinleme cihazı yerleştirilmesi de ayrıca değerlendirilmelidir. Tarafların halen evli olmaları, ayrı yaşanılan eşin konutundaki özel yaşam alanına bu şekilde müdahale edilmesini hukuka uygun hale getirmez. Nitekim ayrı yaşanılan eşin evine dinleme cihazı yerleştirilmesi eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu yönündeki kabul isabetli bulunmuştur (Yargıtay 12. CD., E. 2020/12238, K. 2024/1413, T. 25.03.2024).</p>

<p><strong>8. Ani Gelişen Olaylarda Alınan Ses Kayıtları</strong></p>

<p>Ses kayıtları bakımından üzerinde durulması gereken son husus, kişinin başka şekilde delil elde etme imkânının bulunmadığı ani gelişen olaylardır. Önceden planlanan ve sistematik biçimde gerçekleştirilen kayıtlarla, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir fiil sırasında başka türlü delil elde etme olanağı bulunmadığı için yaptığı kayıtların aynı şekilde değerlendirilmemesi gerekir.</p>

<p>Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkânının bulunmadığı durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmayı kaydetmesinin hukuka uygun kabul edilebileceği belirtilmektedir. Buna karşılık taraflar arasında önceden uyuşmazlığın bulunduğu, boşanma aşamasında oldukları ve uzun süren konuşmaların planlanarak kayda alındığı bir olayda kayıt yasak delil kapsamında değerlendirilmiştir (Yargıtay 6. CD., E. 2023/17657, K. 2025/8915, T. 23.10.2025).</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Ani gelişen bir olayda kişinin başka türlü delil elde etme olanağının bulunmaması ile boşanma uyuşmazlığı başladıktan sonra karşı tarafı belirli konularda konuşturmak amacıyla planlı şekilde kayıt yapılması aynı değildir. Dolayısıyla ani gelişen olaylara ilişkin değerlendirmeden hareketle, boşanma davasında kullanılmak üzere gizlice ses kaydı alınabileceği yönünde genel bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Boşanma davalarında ses kayıtlarının delil niteliğinin değerlendirilmesinde kaydın içeriği kadar elde ediliş biçimi de önem taşımaktadır. Eşin bilgisi ve rızası dışında gerçekleştirilen ortam dinlemeleri, ortak konuta gizli ses kayıt cihazı veya kamera yerleştirilmesi, üçüncü bir kişi aracılığıyla planlı şekilde konuşma oluşturulması ve eşin üçüncü kişilerle yaptığı görüşmelerin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı delil sorununu gündeme getirmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte hukuka aykırı ses kaydının hükme esas alınamaması, kayıtla ispatlanmak istenen vakıanın hukuka uygun başka delillerle ortaya konulmasına engel değildir. Aynı şekilde gizlice kayıt yapılması yalnızca delilin kullanılabilirliği bakımından değil, kayıt yapan eşin boşanmadaki kusurunun belirlenmesi bakımından da sonuç doğurabilir.</p>

<p>Ses kaydının ceza hukuku boyutunda ise kaydın alınması, yalnızca dava dosyasına sunulması ve üçüncü kişilerle paylaşılması arasında ayrım yapılması gerekmektedir. Özellikle özel nitelikteki konuşmaların dava dışındaki kişilere dinletilmesi veya ayrı yaşanılan eşin konutuna dinleme cihazı yerleştirilmesi ceza hukuku bakımından ayrıca sorumluluk doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>Sonuç olarak boşanma davasında kullanılmak amacıyla ses kaydı alınabileceği yönünde genel ve sınırsız bir kabulden söz etmek mümkün değildir. Her somut olayda kaydın nerede, nasıl ve hangi şartlarda elde edildiği, başka şekilde delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı ve kaydın daha sonra ne şekilde kullanıldığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><i><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" /></a></i></p>

<p><strong>Av. Berk KABAAĞAÇLI</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-isiginda-bosanma-davalarinda-ses-kayitlarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/bosanma-jadf.webp" type="image/jpeg" length="44583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD’de Hâkimin Kararına Chatgpt’nin Uydurduğu İçtihatlar Girdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/abdde-hakimin-kararina-chatgptnin-uydurdugu-ictihatlar-girdi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/abdde-hakimin-kararina-chatgptnin-uydurdugu-ictihatlar-girdi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oklahoma’da bir yargıcın hukuk araştırmasında ChatGPT’den yararlanmasının ardından kararına gerçekte var olmayan iki içtihat atfının girmesi, üretken yapay zekânın hukuk alanındaki “halüsinasyon” sorununu bu kez avukatların dilekçelerinden hâkim kararlarına taşıdı. Türkiye’de mevcut yargı etiği ilke...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Oklahoma’da bir yargıcın hukuk araştırmasında ChatGPT’den yararlanmasının ardından kararına gerçekte var olmayan iki içtihat atfının girmesi, üretken yapay zekânın hukuk alanındaki “halüsinasyon” sorununu bu kez avukatların dilekçelerinden hâkim kararlarına taşıdı. Türkiye’de mevcut yargı etiği ilkeleri insan denetimini şart koşuyor; Avrupa Konseyi ise daha ileri giderek hâkimin YZ kullanımının kayda geçirilmesini, taraflara açıklanmasını ve YZ kaynaklı hukuk atıflarının doğrulanmasını istiyor.</strong></p>

<p>ABD’nin Oklahoma eyaletinde Bölge Yargıcı Lawrence Wheeler, hukuk araştırmasında ChatGPT kullandığını ve 2025’te verdiği bir karara yapay zekânın ürettiği, gerçekte bulunmayan en az iki içtihat atfının girdiğini kabul etti.</p>

<p>Oklahoma Eyalet Soruşturma Bürosunun incelemesine konu olan olayda Wheeler, kararı ChatGPT’ye yazdırmadığını, metni kendisinin hazırladığını söyledi. Ancak yargıcın kararında yer verdiği <strong>Cummings v. Cimarron Elevator Co.</strong> ve <strong>Hawkins v. Linhart</strong> adlı iki davanın gerçekte mevcut olmadığı ortaya çıktı. Wheeler daha sonra söz konusu kararı kaldırdı. Karara karşı Oklahoma Yüksek Mahkemesine başvuran avukat da bunun ardından başvurusunu geri çekti.</p>

<p>Olay, yalnızca YZ kullanımına ilişkin bir soruşturmadan ibaret değil. Wheeler hakkındaki incelemede jüri görüşmelerini gizlice dinlediği ve başka bir yargısal işlem konusunda uygunsuz davranışta bulunduğu yönündeki iddialar da araştırıldı. Dosyayı inceleyen Oklahoma Başsavcılığı cezai kovuşturmayı destekleyecek yeterli delil bulunmadığı sonucuna vardı. Ancak bu değerlendirme, yargısal etik ve disiplin bakımından dosyanın kapandığı anlamına gelmiyor. Oklahoma Yüksek Mahkemesi veya eyaletin yargısal disiplin mercileri ayrı işlem yapabiliyor.</p>

<p><strong>Sorun artık yalnız avukatların hatası değil</strong></p>

<p>Üretken YZ’nin gerçekte bulunmayan kararları, kanun hükümlerini veya akademik kaynakları gerçekmiş gibi üretmesi hukuk dünyasında yeni değil. 2023’ten bu yana ABD’de çok sayıda avukat, ChatGPT tarafından uydurulan kararları dilekçelerinde kullandığı için para cezasına veya mesleki yaptırıma uğradı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oklahoma’nın kendisi de bu konuda birkaç ay önce açık kurallar benimsemişti. Eyalet Yüksek Mahkemesi 23 Mart 2026 tarihli kararında mahkemelerde üretken YZ kullanılmasını yasaklamadı; ancak kullanan kişinin sunduğu belgenin içeriği ve doğruluğundan tamamen sorumlu olduğunu belirtti. Mahkeme, YZ kullanımının ayrıca açıklanmasını ise zorunlu tutmadı.</p>

<p>Oklahoma Ceza İstinaf Mahkemesi de şubat ayında üretken YZ ile hazırlanan bölümlerin doğruluğunun bir insan tarafından denetlenmesini zorunlu hale getirdi. Yanlışlığın dosyaya girmesi hâlinde belgenin kayıttan çıkarılmasından mahkemeye saygısızlık yaptırımına kadar sonuçlar öngörüldü.</p>

<p>Daha dikkat çekici olan ise Oklahoma Yüksek Mahkemesinin mayıs ayında ChatGPT’nin ürettiği beş atfı doğrulamadan mahkemeye sunan avukat Matthew Brett Reeves’i alenen kınamasıydı. Mahkeme, üretken YZ kullanımının başlı başına sorun olmadığını; ancak YZ’den alınan bilgilerin denetlenmemesinin hukuk sisteminin güvenilirliğine zarar verdiğini belirtti.</p>

<p>Wheeler vakası bu nedenle farklı bir soru doğuruyor: Avukattan beklenen doğrulama özeni, karar veren hâkim bakımından nasıl uygulanacak?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı artık tek bir Oklahoma vakasına da bağlı değil. Mississippi’de kısa süre önce bir federal hâkimin kararındaki çok sayıda hata, mahkeme kâtibinin Perplexity kullanımıyla ilişkilendirildi. Eyalet yönetimi, hatalı kararın ardından hâkimin davadan alınmasını istedi. Böylece YZ kaynaklı yanlışlıkların doğrudan yargısal karar metinlerine girmesi, birden fazla olayla görünür hâle geldi.</p>

<p><strong>Avrupa Konseyi: Hâkim son ve münhasır sorumlu</strong></p>

<p>Avrupa Konseyine bağlı Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonunun (CEPEJ) Aralık 2025’te kabul ettiği <strong>Mahkemelerde Üretken Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Rehber İlkeler</strong>, Oklahoma’daki olayın ortaya çıkardığı soruna oldukça doğrudan cevap veriyor.</p>

<p>CEPEJ, üretken YZ’nin olmayan kanun hükümleri veya içtihatlar üretmesini hukuk güvenliği ve hukuk devleti açısından ciddi bir tehlike olarak değerlendiriyor. Rehber; atıfların otomatik doğrulanması, yalnız güvenilir resmî hukuk kaynaklarının kullanılması ve yetkili veri tabanlarında karşılığı bulunmayan YZ çıktılarının işaretlenmesi gibi teknik önlemler öneriyor.</p>

<p>Daha temel ilke ise hâkimin sorumluluğuna ilişkin: Yargısal yetkinin hâkime ait olduğu, hukuki muhakemenin ve delil değerlendirmesinin YZ’ye devredilemeyeceği belirtiliyor. Teknolojik yardım ne ölçüde kullanılırsa kullanılsın, kararın <strong>nihai ve münhasır sorumluluğu hâkimde</strong> kalıyor; YZ tarafından üretilen her çıktının yargısal karara veya işleme dönüştürülmeden önce ayrıntılı biçimde denetlenmesi gerekiyor.</p>

<p>CEPEJ bununla da yetinmiyor. YZ’nin karar verme sürecinin herhangi bir bölümünde kullanılması hâlinde bunun açıkça belgelenmesini ve tarafların kararın hangi unsurlarında YZ desteğinden yararlanıldığını bilmesini öngörüyor.</p>

<p>Türkiye açısından bu metnin ayrıca önemi var. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, rehber ilkelerin kabul edildiği CEPEJ 45. Genel Kuruluna katıldı; HSK’nın kendi açıklamasında da “Mahkemeler İçin Üretken Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Rehber İlkeler”in toplantıda kabul edildiği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Türkiye’de insan denetimi ilkesi zaten var</strong></p>

<p>Türk hukukunda hâkimlerin üretken YZ kullanımını ayrıntılarıyla düzenleyen müstakil bir usul rejimi henüz kamuya açık belgelerde görünmüyor. Buna karşılık mevcut ilkeler, yargısal sorumluluğun teknolojiye devredilemeyeceği yönünde belirgin bir sınır çiziyor.</p>

<p>HSK tarafından 2025’te kabul edilen <strong>Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi</strong>, teknolojiden yargılama süreçlerinde yararlanılabileceğini kabul ederken, hukuki sürecin hâkim ve savcıların <strong>bizzat kontrolünde</strong> bulunmasını gerekli görüyor. Rehber bunu adil yargılanma, şeffaflık, tarafsızlık, yetkinlik ve yargıya güvenle ilişkilendiriyor. Türk Yargı Etiği Bildirgesi hâkim ve savcılar bakımından bağlayıcı; 2025 rehberi ise bu ilkelerin uygulamasını açıklayan yol gösterici metin niteliğinde.</p>

<p>Adalet Bakanlığının YZ politikası da benzer bir ayrım yapıyor. Bakanlık, TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonuna Nisan 2025’te yaptığı sunumda kendi YZ sistemlerinin hiçbir zaman “otomatik karar verici” olarak kullanılmadığını, hâkim, savcı ve yargı personeline yalnızca destek sağladığını açıkladı. Bakanlığın çalışmaları arasında akıllı karar destek sistemleri, belge sınıflandırması, tutarsızlık tespiti ve çeşitli tahmin araçları bulunuyor.</p>

<p>Sorun tam da burada başlıyor: Bir sistemin resmen yalnız “karar desteği” sunması, insanın üretilen bilgiyi gerçekten denetlediğini tek başına göstermiyor. Oklahoma vakasında da görünürde nihai karar insana aitti. Hata, YZ’nin karar vermesinden değil, insanın YZ tarafından üretilen hukuk bilgisini yeterince doğrulamamasından doğdu.</p>

<p><strong>Avukat için açık olan kural hâkim için de ayrıntılandırılacak mı?</strong></p>

<p>Türkiye Barolar Birliğinin 2026’da yayımladığı <strong>Avukatlar İçin Yapay Zekâ Kullanımı Tavsiye Rehberi</strong>, aynı sorun bakımından avukatlara oldukça açık bir ölçü getiriyor. Rehbere göre YZ tarafından üretilen içtihat, mevzuat, akademik kaynak ve maddi vakıalar resmî ve güvenilir kaynaklardan doğrulanmadan yargı mercilerine sunulmamalı; uydurma içtihat kullanımından doğan sorumluluk avukata ait olmaya devam ediyor. Rehber ayrıca YZ’nin kendinden emin anlatımının doğruluk göstergesi sayılamayacağını özellikle belirtiyor.</p>

<p>Buna karşılık HSK ve Adalet Bakanlığının kamuya açık belgelerinde, Eylül 2026 itibarıyla hâkimin genel amaçlı bir üretken YZ aracını hukuk araştırmasında veya karar gerekçesinde kullanması hâlinde <strong>hangi kaynakların doğrulanacağı, kullanımın kayda alınıp alınmayacağı ve taraflara açıklama yapılıp yapılmayacağı</strong> gibi konuları CEPEJ düzeyinde ayrıntılandıran özel bir protokole rastlanmıyor.</p>

<p>Bu alan yalnız meslek etiği meselesi de değil. Anayasa’nın 141. maddesi mahkeme kararlarının gerekçeli yazılmasını zorunlu tutuyor. Anayasa Mahkemesine göre gerekçe, tarafların neden haklı veya haksız görüldüklerini anlayabilmeleri ve kanun yollarını etkili biçimde kullanabilmeleri açısından temel önem taşıyor. Gerçekte bulunmayan bir içtihadın karar gerekçesine girmesi, bu nedenle basit bir kaynakça hatasından daha ağır sonuç doğurabilir: kararın hukuki dayanağının ve üst mahkeme tarafından denetlenebilirliğinin güvenilirliğini tartışmalı hâle getirir.</p>

<p>Oklahoma vakasının Türkiye bakımından üzerinde düşünülmeye değer yönü “hâkimler yapay zekâ kullanabilir mi?” değil. Gelişen teknoloji karşısında üzerinde durulması gereken, <strong>hâkimin YZ’den hangi işlerde yararlanabileceği, kullandığı çıktıyı nasıl doğrulayacağı, bu kullanımın hangi durumlarda kayda geçirileceği ve tarafların bundan ne ölçüde haberdar edileceğidir</strong>.</p>

<p>Avukatlar için doğrulama yükümlülüğünün giderek somutlaştığı bir dönemde, aynı ayrıntı düzeyinin karar veren yargı makamı bakımından da gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/abdde-hakimin-kararina-chatgptnin-uydurdugu-ictihatlar-girdi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/yapay-zeka-hakim.jpg" type="image/jpeg" length="39123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Teşhis İşlemi Nasıl Yapılır? Usule Aykırı Teşhisin Hukuki Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/teshis-islemi-nasil-yapilir-usule-aykiri-teshisin-hukuki-sonuclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/teshis-islemi-nasil-yapilir-usule-aykiri-teshisin-hukuki-sonuclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza soruşturmalarında failin kimliğinin belirlenmesi amacıyla başvurulan önemli yöntemlerden biri teşhis işlemidir. Özellikle yağma, hırsızlık, cinsel saldırı, kasten yaralama ve benzeri suçlarda mağdur veya tanığın şüpheliyi teşhis etmesi, soruşturmanın yönünü ve hatta yargılama sonucunu etkileyeb...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza soruşturmalarında failin kimliğinin belirlenmesi amacıyla başvurulan önemli yöntemlerden biri teşhis işlemidir. Özellikle yağma, hırsızlık, cinsel saldırı, kasten yaralama ve benzeri suçlarda mağdur veya tanığın şüpheliyi teşhis etmesi, soruşturmanın yönünü ve hatta yargılama sonucunu etkileyebilecek nitelikte bir delil olabilir. Ancak bir kişinin mağdur veya tanık tarafından “fail olarak gösterilmiş” olması, tek başına teşhis işleminin hukuka uygun ve güvenilir olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Teşhisin delil olarak değerlendirilebilmesi için işlemin kanunda öngörülen usule uygun gerçekleştirilmesi gerekir. Bu nedenle bir ceza dosyasında teşhis tutanağıyla karşılaşıldığında yalnızca tutanağın sonucuna değil, teşhisin hangi şartlar altında ve nasıl yapıldığına da bakılmalıdır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli kararlarında, teşhisin bir delil elde etme yöntemi olduğu ve kanunda belirtilen usule uygun yapılmasının delilin güvenilirliği bakımından önem taşıdığı vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Teşhis İşlemi Nedir?</strong></p>

<p>Teşhis; şüphelinin kimliğinin belirlenmesi veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir delil toplama işlemidir.</p>

<p>Teşhis işleminin temel hukuki dayanağı 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun Ek 6. maddesidir.</p>

<p>Kanuni düzenleme uyarınca polis, olaydaki failin gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunluluk bulunması hâlinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir. Dolayısıyla teşhis, kolluğun herhangi bir şekle bağlı olmaksızın gerçekleştirebileceği basit bir “gösterme” işleminden ibaret değildir.</p>

<p>Kanunda teşhisin yapılması ve uygulanma biçimi konusunda birtakım güvenceler öngörülmüştür. Bu güvencelerin temel amacı, teşhiste bulunan kişinin yönlendirilmesini ve yanlış kişinin fail olarak belirlenmesi ihtimalini mümkün olduğunca önlemektir.</p>

<p><strong>Teşhis ile Yüzleştirme Aynı İşlem Değildir</strong></p>

<p>Uygulamada teşhis ile yüzleştirme kavramlarının zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa hukuki nitelikleri ve amaçları birbirinden farklıdır.</p>

<p>Yüzleştirme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında tanıkların birbirleriyle veya şüpheliyle karşı karşıya getirilerek çelişkili beyanların giderilmesine yönelik bir işlemdir. Teşhiste ise amaç, şüphelinin olayın gerçek faili olup olmadığının veya kimliğinin belirlenmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2023/16282 E., 2024/1150 K. ve 2023/17788 E., 2024/1149 K. sayılı kararları</a>nda da teşhisin bir “yüzleştirme” işlemi olmadığı açıkça belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Teşhis İçin Şüphelinin Gözaltına Alınmış Olması Gerekir mi?</strong></p>

<p>PVSK Ek 6'da, olaydaki failin “gözaltına alınan şüpheli” ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesinden söz edilmektedir. Bu nedenle kişinin yakalanması ile gözaltına alınması birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Yargıtay 6. Ceza Dairesi de anılan kararlarında, şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerektiğini, yalnızca yakalanmış olmasının yeterli olmadığını belirtmektedir.</p>

<p>Bu husus özellikle savunma açısından önemlidir. Dosyada teşhis tutanağı bulunuyorsa teşhisin yapıldığı tarih ve saat ile şüpheli hakkında gözaltı kararı verilen tarih ve saatin karşılaştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Teşhis Cumhuriyet Savcısının Talimatıyla Yapılmalıdır</strong></p>

<p>Teşhis önemli bir delil toplama işlemidir. Bu nedenle kolluğun kendi inisiyatifiyle bir kişiyi mağdura veya tanığa göstererek “fail bu kişi mi?” şeklinde soru yöneltmesi, PVSK Ek 6.maddede düzenlenen teşhis usulünün yerine geçtiği şeklinde değerlendirilemez.</p>

<p>Bir ceza dosyasında teşhis işleminin hukuka uygunluğu incelenirken Cumhuriyet savcısının teşhise ilişkin talimatının bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>Teşhisten Önce Failin Tarifi Alınmalıdır</strong></p>

<p>Teşhisin güvenilirliğini sağlayan en önemli güvencelerden biri, mağdur veya tanığın faili teşhis işleminden önce tarif etmesidir.</p>

<p>Mağdur veya tanığın önce şüpheliyi görmesi, ardından failin özelliklerini anlatmasının istenmesi ile olay sırasında gördüğü kişiyi herhangi bir yönlendirme olmaksızın tarif etmesi aynı şey değildir. Bu nedenle yalnızca teşhis tutanağına değil, teşhisten önce alınan mağdur veya tanık beyanlarına da bakılmalıdır.</p>

<p><strong>Teşhiste Birden Fazla ve Benzer Kişiler Bulunmalıdır</strong></p>

<p>Şüphelinin tek başına mağdur veya tanığın karşısına çıkarılması kanunun öngördüğü teşhis yöntemi değildir. Teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyim ve genel görünüş bakımından benzerlik bulunması gerekir. Buradaki amaç, şüpheliyi teşhis grubu içerisinde öne çıkarmamaktır.</p>

<p>Teşhis, kişinin kolluk tarafından öne çıkarılan kişiyi seçmesi değil; olay sırasında gördüğü kişiyi kendi hafızasına dayanarak belirlemesi esasına dayanmalıdır.</p>

<p><strong>Teşhiste Bulunan Kişi ile Şüpheli Birbirini Görmemelidir</strong></p>

<p>PVSK Ek 6.madde kapsamında önem taşıyan diğer bir güvence, teşhiste bulunan kişi ile teşhise tabi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir. Bu nedenle yalnızca teşhis anı değil, teşhisten önceki süreç de denetlenmelidir.</p>

<p>Mağdur veya tanığın şüpheliyi polis merkezinin koridorunda, başka bir odada veya kolluk görevlilerinin yanında önceden görmüş olması, daha sonra gerçekleştirilen teşhisin güvenilirliğini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Özellikle şüphelinin teşhis öncesinde mağdura gösterildiğine ilişkin bir iddia varsa bu hususun araştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Teşhis En Az İki Kez Tekrarlanmalıdır</strong></p>

<p>Teşhis işlemine ilişkin önemli usul kurallarından biri de işlemin en az iki kez tekrarlanmasıdır.</p>

<p>Bir kişinin şüpheliyi yalnızca bir defa göstermesi ve bunun tutanağa geçirilmesi, kanunda öngörülen prosedürün bütünüyle yerine getirildiği anlamına gelmez.</p>

<p><strong>Şüpheli Bu Kişiler Arasında Olmayabilir” Uyarısı Yapılmalıdır</strong></p>

<p>Teşhiste bulunacak kişiye, şüphelinin gösterilen kişiler arasında bulunmayabileceğinin hatırlatılması gerekir. Bu uyarı, teşhiste bulunan kişinin psikolojik olarak belirli bir kişiyi seçmeye yönelmesini engellemeyi amaçlar.</p>

<p>Kişiye yalnızca “Bunlardan hangisi?” şeklinde soru yöneltilmesi, gösterilen kişilerden birinin mutlaka fail olduğu düşüncesini oluşturabilir.</p>

<p><strong>Teşhis İşlemi Kayıt Altına Alınmalıdır</strong></p>

<p>Teşhise tabi tutulan kişilerin işlem sırasında birlikte fotoğraflarının çekilmesi veya görüntülerinin kayda alınması ve bunların soruşturma dosyasına konulması gerekir. Kanaatimizce, denetimin yapılabilmesi için en doğru yöntem kayıt altına almadır.</p>

<p>Bu kayıtların gerçek önemi yargılama sırasında ortaya çıkar. Çünkü mahkemenin teşhis grubunda bulunan kişilerin birbirlerine yeterince benzeyip benzemediklerini ve işlemin usule uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini sonradan denetleyebilmesi gerekir.</p>

<p>Ancak savunma bakımından inceleme yalnızca teşhis sırasında çekilen fotoğraf veya görüntülerle sınırlı tutulmamalıdır. Somut olayın özelliklerine göre teşhis öncesindeki süreci ortaya koyabilecek kamera kayıtlarının da araştırılmasının savunma açısından önemli olduğu düşüncesindeyiz.</p>

<p><strong>Bir Dava Dosyasında Kamera Kayıtları Teşhisin Gerçekte Nasıl Yapıldığını Ortaya Çıkardı</strong></p>

<p>Somut bir dava, teşhis tutanağının yalnızca içeriğine değil, işlemin gerçekte nasıl gerçekleştirildiğine bakılmasının önemini açık biçimde ortaya koymuştur.</p>

<p>Sanık, mağdur tarafından gerçekleştirildiği belirtilen teşhis işlemine dayanılarak gözaltına alınmış ve daha sonra hakkında kamu davası açılmıştır.</p>

<p>Sanık, soruşturmanın başından itibaren isnat edilen suçu kesin olarak reddetmiştir. Dosyada ise aleyhe deliller arasında teşhis tutanağı önemli bir yer tutuyordu.</p>

<p>Savunma tarafı, teşhis tutanağındaki sonucu kabul etmek veya yalnızca tutanak üzerinden hukuka aykırılık itirazında bulunmakla yetinmeyerek teşhis işleminin fiilen hangi şartlar altında gerçekleştirildiğini denetlemek için teşhis işleminin gerçekleştirildiği emniyet birimine ait kamera kayıtlarının getirtilmesini talep etti. Mahkeme talebi kabul etti ve kamera kayıtları dosyaya getirildi.</p>

<p>Kayıtların incelenmesi sonucunda, yalnızca teşhis anına ilişkin değil, teşhisten önce yaşanan sürece ilişkin görüntülere de ulaşıldı. Böylece, tutanağın tek başına göstermediği teşhis süreci, doğrudan görüntüler üzerinden denetlenebilir hâle geldi.</p>

<p>Kamera kayıtları, gerçekleştirilen teşhis işleminin kanunun aradığı usul güvencelerine uygun olmadığı yönündeki savunmayı somutlaştırdı. Neredeyse maddedeki usuli güvencelerin hepsi ihlal edilmişti.</p>

<p>Bu nokta şu açıdan önemlidir: Eğer kamera kayıtlarının getirtilmesi talep edilmemiş olsaydı ve mahkeme de savunma hakkına değer verip talebi kabul etmeseydi dosyada yalnızca sanık aleyhine düzenlenmiş bir teşhis tutanağı bulunmaya devam edecekti. Bu durumda yargılamada, “mağdur sanığı teşhis etmiştir” şeklindeki sonuç üzerinden değerlendirme yapılması ihtimali ortaya çıkabilecekti. Oysa görüntüler getirtilince, teşhisin Yasaya aykırı olarak yapıldığı ortaya çıktı ve dolayısıyla teşhis tutanağı hukuka aykırı bir delil haline geldi.</p>

<p>Bunun yanında mağdurun anlatımları arasında da çelişkiler bulunuyordu. Teşhis işleminin hukuka aykırı olması , bu konuda kamera kayıtlarının ortaya koyduğu olgular ve mağdur beyanlarındaki çelişkiler birlikte değerlendirildiğinde, sanığın isnat edilen suçu işlediğinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı sonucuna varıldı.</p>

<p>Yargılama sonunda sanığın beraatine kararı verildi. Karara karşı yapılan istinaf incelemesinde de ilk derece mahkemesinin beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmedi ve beraat kararı kesinleşti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu dava, ceza yargılamasında savunmanın delili yalnızca dosyaya girdiği şekliyle tartışmasının her zaman yeterli olmadığını gösteren önemli bir örntektir.</p>

<p>Bazen asıl mesele tutanakta ne yazdığı değil, o tutanağın nasıl oluşturulduğudur.</p>

<p>Bir teşhis tutanağında “mağdur şüpheliyi teşhis etti” yazabilir. Ancak bu ifade; mağdurun şüpheliyi teşhisten önce görüp görmediğini, yönlendirme bulunup bulunmadığını, teşhis grubunun nasıl oluşturulduğunu ve işlemin kanuni güvencelere uygun yürütülüp yürütülmediğini tek başına göstermez.</p>

<p>Bu nedenle özellikle teşhisin belirleyici delillerden biri olduğu dosyalarda, mevcutsa teşhis öncesini ve teşhis anını gösteren kamera kayıtlarının araştırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve delilin güvenilirliğinin denetlenmesi bakımından son derece önemli olabilir.</p>

<p><strong>Usule Aykırı Teşhis Mahkûmiyete Esas Alınabilir mi?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2023/16282 E., 2024/1150 K. sayılı kararı</a>nda; sanığın suçlamayı kabul etmediği, cezalandırılmasına dayanak alınan teşhis işleminin PVSK Ek 6.maddede belirtilen yöntemlerle gerçekleştirilmediği ve duruşmada yüzleştirme de yapılmadığı olayda, mahkûmiyete yeterli kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Aynı tarihli <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">2023/17788 E., 2024/1149 K. sayılı karar</a>da da benzer şekilde, sanıkların cezalandırılmasının tek delili olarak kabul edilen teşhis işleminin PVSK Ek 6.maddede belirtilen yöntemlere uygun yapılmaması karşısında mahkûmiyete yeterli kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı kabul edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-20188371-e-20194049-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 2018/8371 E., 2019/4049 K. sayılı kararı</a> da benzer yöndedir. Kararda, teşhis grubundaki kişilerin görünüş bakımından yeterli benzerlik göstermemesi ve diğer usule aykırılıklar dikkate alınarak teşhis işleminin hukuka aykırı olduğu kabul edilmiş; teşhis dışında mahkûmiyete yeterli delil bulunmaması karşısında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi doğrultusunda hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar önemli bir noktayı ortaya koymaktadır:</p>

<p>Ceza yargılamasında yalnızca “teşhis var mı?” sorusu yeterli değildir. “Teşhis nasıl yapıldı?” sorusu da mutlaka cevaplandırılmalıdır.</p>

<p><strong>Teşhis Tutanağı İncelenirken Nelere Dikkat Edilmelidir?</strong></p>

<p>Bir ceza dosyasında teşhis tutanağı bulunduğunda savunma makamının yalnızca “müşteki sanığı teşhis etmiş” şeklindeki sonuca odaklanması yeterli değildir.</p>

<p>Şüpheli/sanık hakkında gözaltı kararı bulunup bulunmadığı, teşhisin zamanı, Cumhuriyet savcısının talimatı, teşhisten önce alınmış fail tarifi, teşhis grubundaki kişilerin sayısı ve fiziksel benzerliği, işlemin kaç kez tekrarlandığı, gerekli uyarıların yapılıp yapılmadığı ve teşhis grubuna ilişkin fotoğraf veya görüntülerin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.</p>

<p>Bunun yanında teşhiste bulunan kişinin şüpheliyi işlemden önce görüp görmediği araştırılmalıdır.</p>

<p>Emniyet biriminde kamera sistemi bulunuyorsa somut olayın özelliğine göre yalnızca teşhis anına değil, teşhis öncesindeki zaman dilimine ait kayıtların da getirtilmesi savunma bakımından belirleyici olabilir. Çünkü bazen hukuka aykırılık tutanakta değil, tutanağın düzenlenmesinden önce yaşanan süreçte saklıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Teşhis işlemi ceza soruşturmasında önemli sonuçlar doğurabilen bir delil toplama yöntemidir. Ancak mağdur veya tanığın şüpheliyi fail olarak göstermesi, teşhisin tek başına hukuka uygun ve güvenilir olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Şüpheli hakkında gözaltı kararı bulunması, işlemin Cumhuriyet savcısının talimatıyla gerçekleştirilmesi, teşhisten önce fail tarifinin alınması, birbirine benzer birden fazla kişinin teşhis grubuna dahil edilmesi, teşhiste bulunan kişi ile teşhise tabi tutulan kişilerin birbirini görmemesi, işlemin tekrarlanması, gerekli uyarıların yapılması ve işlemin kayıt altına alınması teşhisin değerlendirilmesinde önem taşıyan hususlardır. Ancak uygulamada bunun da ötesine geçmek gerekebilir. Dosyadaki bir tutanak, işlemin hukuka uygun yapıldığına ilişkin kesin bir karine değildir. Gerektiğinde tutanağın oluşum süreci de denetlenmelidir. Kamera kayıtları, diğer tutanaklar, işlem saatleri ve teşhis öncesindeki beyanlar birlikte değerlendirilerek teşhisin gerçekten kanunun öngördüğü şartlarda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği araştırılmalıdır.</p>

<p>Ceza muhakemesinde delilin yalnızca sonucu değil, elde ediliş yöntemi de önemlidir. Çünkü amaç herhangi bir kişiyi fail olarak belirlemek değil, gerçek faili hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş, sağlam ve güvenilir delillerle belirlemektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">Kaynakça ve Yararlanılan İçtihatlar</span></p>

<p><span style="color:#999999">2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek 6. madde</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 25.01.2024, 2023/16282 E., 2024/1150 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202316282-e-ve-202317788-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 25.01.2024, 2023/17788 E., 2024/1149 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-ceza-dairesinin-20188371-e-20194049-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2018/8371 E., 2019/4049 K.</span></a></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/teshis-islemi-nasil-yapilir-usule-aykiri-teshisin-hukuki-sonuclari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haaa.jpg" type="image/jpeg" length="29862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU GÖREVLİLERİNE "DİJİTAL İÇERİK" KISKACI: HER İÇERİK ÜRETİMİ DİSİPLİN SUÇU OLUŞTURUR MU?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerine-dijital-icerik-kiskaci-her-icerik-uretimi-disiplin-sucu-olusturur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerine-dijital-icerik-kiskaci-her-icerik-uretimi-disiplin-sucu-olusturur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Devlet memurları ile öğretim elemanlarının YouTube, sosyal medya platformları, internet siteleri ve mobil uygulamalar üzerinden içerik üretmelerine ilişkin yasal yaptırımlar, kamuoyunda ve dijital mecralarda sıklıkla dezenformasyona uğramakta ve yanlış yorumlanmaktadır.

A. Ticari Kazanç Unsuru Bu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Devlet memurları ile öğretim elemanlarının YouTube, sosyal medya platformları, internet siteleri ve mobil uygulamalar üzerinden içerik üretmelerine ilişkin yasal yaptırımlar, kamuoyunda ve dijital mecralarda sıklıkla dezenformasyona uğramakta ve yanlış yorumlanmaktadır.</p>

<p><strong>A. Ticari Kazanç Unsuru Bulunmayan İçerik Üretiminin Hukuki Boyutu</strong></p>

<p>Bir devlet memurunun veya öğretim elemanının, herhangi bir maddi menfaat veya ücret temin etmeksizin; YouTube, sosyal ağlar, kişisel web siteleri ya da mobil uygulamalar vasıtasıyla içerik üretmesi, <strong>yasal olarak disiplin cezasına sebebiyet vermemektedir.</strong> Maddi kazanç gayesi gütmeyen bu faaliyetlerin yasaklanması hukuken mümkün değildir; zira aksinin kabulü halinde, kamu görevlilerinin sosyal mecralarda yaptıkları her türlü bilgi paylaşımı veya anlık ileti gönderimi de teknik olarak bir "içerik" teşkil ettiğinden, tüm sosyal medya kullanımının hukuka aykırı addedilmesi gibi anlamsız bir hukuki sonuç doğacaktır.</p>

<p>Diğer taraftan, üretilen dijital içeriğin yapısal olarak "ticari kazanç elde etme potansiyeli" veya “para kazanma altyapısı" barındırması, söz konusu faaliyetin idare tarafından inceleme veya soruşturmaya tabi tutulması için haklı bir gerekçe olduğu iddia edilse de, hukukun temel ilkeleri uyarınca, <strong>potansiyelin varlığı, ticari kazancın fiilen elde edildiğine dair tek başına bir karine ya da kesin delil teşkil etmez.</strong></p>

<p>Pozitif hukukumuz ve mer’i mevzuat hükümleri, kamu görevlilerinin ticari bir gelir elde etmemek kaydıyla fikir ve sanat ürünleri veya dijital içerik üretmelerinin önünde yasal bir engel teşkil etmemektedir. Eğer bu tür faaliyetlerin bütünüyle sınırlandırılması ya da yasaklanması arzu ediliyorsa, anayasal hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ilkeleri gereğince, <strong>mutlaka bu yönde açık bir kanuni düzenleme yapılması zaruridir.</strong> Özellikle akademisyenlerin en önemli görevlerinden biri de <strong><i><u>bilgi üretmek ve bilgiyi kamulaştırmaktır</u></i></strong>. Bu doğrultuda, toplumsal sorunlara sessiz kalmayıp bilimsel veriler ışığında çözüm üretmek, medya ya da konferanslar aracılığıyla fildişi kuleden çıkıp toplumu aydınlatmak ve kamu yararını savunmaktır. Dolayısıyla, fiilen gerçekleşmemiş ve unsurları oluşmamış bir ticari kazanç varsayımıyla, sırf içerik üretme eyleminden dolayı kamu görevlisine "ticaret yapıyormuş gibi" haksız bir disiplin cezası tesis edilemez.</p>

<p><strong>B. Gelir Getirici Dijital Faaliyetlerin Disiplin Hukukundaki Yaptırımı</strong></p>

<p>YouTube ve diğer sosyal medya ağları üzerinden içerik üreterek <strong>düzenli veya süreklilik arz edecek şekilde gelir elde eden</strong> kamu görevlilerinin bu eylemleri, mevzuatta yer alan "ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı" kapsamında disiplin suçunu oluşturmaktadır. Ancak bu fiilin hukuki yaptırımı, bazı basın kuruluşları ve sosyal medya platformlarında iddia edilenin aksine doğrudan doğruya <strong>"kamu görevinden çıkarma" veya "öğretim mesleğinden ihraç" değildir.</strong> Kanun koyucu, bu eylem için daha orantılı bir idari yaptırım öngörmüştür:</p>

<p><strong>1) Öğretim Elemanları Açısından Yasal Mevzuat (2547 Sayılı YÖK Kanunu)</strong></p>

<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinin 4. fıkrasının (m) bendi uyarınca, öğretim elemanlarının <i>"ilgili kanunların tanıdığı istisnalar dışında ticaret yapmak, yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak"</i> fiilinin yasal yaptırımı <strong>kademe ilerlemesinin durdurulması</strong> veya <strong>birden fazla ücretten kesme</strong> cezasıdır:</p>

<p>· <strong>Kademe İlerlemesinin Durdurulması:</strong> İlgili öğretim üyesinin bulunduğu kademedeki ilerlemesi, fiilin ağırlık derecesine göre <strong>1 yıldan 3 yıla kadar</strong> askıya alınır.</p>

<p>· <strong>Maaş Kesintisi Yaptırımı:</strong> Şayet öğretim üyesi kariyerinin ve unvanının son kademesinde bulunuyorsa (ilerleyebileceği bir kademe kalmamışsa), ceza brüt aylığının <strong>1/4’ü ila 1/2’si oranında kesinti</strong> yapılması şeklinde uygulanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· <strong>İdari ve Akademik Görev Yasağı:</strong> Bu disiplin cezasını alan öğretim üyeleri, cezanın kesinleştiği ve uygulandığı tarihten itibaren <strong>5 yıl boyunca</strong> rektör, dekan, enstitü müdürü, yüksekokul müdürü veya bölüm başkanı gibi akademik yönetim ve idari amirlik görevlerine atanamazlar, bu görevleri ifa edemezler.</p>

<p><strong>2) Devlet Memurları Açısından Yasal Mevzuat (657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu)</strong></p>

<p>Genel idare hizmetleri ve diğer sınıflardaki devlet memurları için de benzer bir hukuki rejim geçerlidir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (h) alt bendi uyarınca; <i>"Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak"</i> fiili sarih bir şekilde <strong>kademe ilerlemesinin durdurulması</strong> cezası ile tecziye edilmiştir. İhraç gibi ağır bir yaptırım, ancak kanunda sayılan yüz kızartıcı suçlar veya devlete karşı işlenen fiiller gibi istisnai hallerde (DMK Madde 125/E) söz konusu olabilmektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ </strong></p>

<p>Devlet memurları ve öğretim elemanlarının dijital platformlarda varlık göstermesi ve içerik üretmesi mutlak bir yasak alan teşkil etmemektedir. Hukuki sınırları belirleyen temel unsur, bu faaliyetlerin "ticari bir kazanç" unsurunu barındırıp barındırmadığıdır. Herhangi bir maddi mülahaza ve menfaat gözetilmeksizin, münhasıran bilgi paylaşımı, bilimsel yaygınlaştırma ve kişisel ifade özgürlüğü sınırları dahilinde icra edilen dijital içerik üretimi; T.C. Anayasası’nın 25. ve 26. maddelerinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin tabii bir tezahürüdür. Dolayısıyla bu nevi faaliyetler yasal bir disiplin cezasına konu edilemez.</p>

<p>Ayrıca gelir getirici faaliyetlerin tespiti halinde ise mevzuatın öngördüğü ceza, kamuoyunda yaratılan algının aksine "meslekten ihraç" veya "memuriyetten çıkarma" gibi en ağır yaptırımlar değil, yasal sınırları belirlenmiş olan "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasıdır. Dolayısıyla, idari makamların dijital çağın getirdiği bu yeni çalışma ve üretim modellerini değerlendirirken varsayımlarla değil, somut delillerle ve ölçülülük ilkesine sadık kalarak hareket etmesi hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerine-dijital-icerik-kiskaci-her-icerik-uretimi-disiplin-sucu-olusturur-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kisess-afasf.jpg" type="image/jpeg" length="82012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DERDEST BOŞANMA DAVASINDA SULH PROTOKOLÜ VE UYGULAMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/derdest-bosanma-davasinda-sulh-protokolu-ve-uygulamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/derdest-bosanma-davasinda-sulh-protokolu-ve-uygulamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boşanma davalarının önemli bir kısmı çekişmeli olarak başlamaktadır. Taraflar birbirlerine kusur isnat etmekte; velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat, mal paylaşımı gibi konularda farklı taleplerde bulunmakta ve bu nedenle yargılama süreci uzayabilmektedir.

Ancak bir boşanma davasının çekişme...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarının önemli bir kısmı çekişmeli olarak başlamaktadır. Taraflar birbirlerine kusur isnat etmekte; velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat, mal paylaşımı gibi konularda farklı taleplerde bulunmakta ve bu nedenle yargılama süreci uzayabilmektedir.</p>

<p>Ancak bir boşanma davasının çekişmeli olarak başlamış olması, davanın mutlaka aynı şekilde sona ereceği anlamına gelmez.</p>

<p>Taraflar, dava devam ederken aralarındaki uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmı hakkında anlaşabilir. Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat, mal rejiminin tasfiyesi, taşınmazların devri, ziynet eşyaları ve diğer mali konular üzerinde uzlaşarak bir sulh protokolü hazırlayabilirler.</p>

<p>Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus şudur: Derdest çekişmeli boşanma davasında yapılan sulh ile Türk Medeni Kanunu m. 166/3 anlamındaki anlaşmalı boşanma aynı hukuki kurum değildir. Taraflar boşanmanın sonuçları hakkında anlaşmış olsalar bile boşanma davası, şartları oluşmadığı takdirde çekişmeli boşanma davası olarak sonuçlandırılabilir. Bu ayrım özellikle tanıkların dinlenmesi, kusurun değerlendirilmesi ve mahkemenin boşanma sebebini araştırması açısından önemlidir.</p>

<p><strong>1. DERDEST BOŞANMA DAVASINDA SULH MÜMKÜN MÜDÜR?</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 313. maddesine göre sulh, görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yaptıkları sözleşmedir.</p>

<p>Aynı maddede dava konusunun dışında kalan hususların da sulhun kapsamına alınabileceği ve sulhun şarta bağlı olarak yapılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenleme boşanma davaları bakımından önemlidir.</p>

<p>Örneğin, devam eden boşanma davasında yalnızca maddi ve manevi tazminat talepleri uyuşmazlık konusu olsa dahi taraflar bunun yanında mal rejiminin tasfiyesi, bir taşınmazın devri veya tarafların birbirlerinden başka bir alacak talep etmeyecekleri gibi konuları da sulh protokolünde düzenleyebilirler.</p>

<p>Ancak boşanmanın kendisi, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri sıradan bir özel hukuk uyuşmazlığı değildir.</p>

<p>Bu nedenle, “Taraflar sulh oldu, mahkeme artık başka bir inceleme yapmadan boşanmaya karar vermek zorundadır.” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu m. 184 uyarınca hâkim, boşanma davasının dayandığı olayların gerçekleştiğine vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış kabul edemez. Aynı maddede tarafların boşanmaya ilişkin ikrarlarının da hâkimi bağlamayacağı düzenlenmiştir. Buna karşılık boşanmanın fer'î sonuçları hakkında tarafların anlaşma yapabilecekleri, ancak bu anlaşmanın hâkim tarafından onaylanması gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla çekişmeli boşanma davası devam ederken tarafların anlaşması mümkündür; ancak boşanmanın kendisi ile boşanmanın sonuçları birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><!--[if gte vml 1]></o:wrapblock><![endif]--><strong>2. SULH PROTOKOLÜ İLE ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ ARASINDAKİ FARK NEDİR?</strong></p>

<p>İki protokol içerik itibarıyla birbirine oldukça benzeyebilir. Her ikisinde de nafaka, velayet, müşterek çocukla kişisel ilişki, maddi ve manevi tazminat, mal rejiminin tasfiyesi, taşınmazların durumu, araçlar, ziynet eşyaları, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti gibi konular düzenlenebilir.</p>

<p>Ancak boşanmanın hukuki dayanağı farklı olabilir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma TMK m. 166/3 kapsamında gerçekleşir. Bunun için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, tarafların mali sonuçlar ile çocukların durumu hakkında anlaşmaları ve hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir.</p>

<p>Derdest çekişmeli boşanma davasında yapılan sulhte ise taraflar boşanmanın sonuçlarını aralarında çözmüş olabilirler; fakat dava TMK m. 166/1 veya başka bir çekişmeli boşanma sebebine dayanılarak sonuçlandırılmaya devam edebilir. Bu durumda mahkemenin boşanma sebebinin gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. SULH PROTOKOLÜNDE HANGİ KONULAR DÜZENLENEBİLİR?</strong></p>

<p>Sulh protokolü hazırlanırken, ileride yeni bir uyuşmazlığa neden olmayacak ölçüde açık hükümler kurulmalıdır.</p>

<p><strong>3.1. Nafaka</strong></p>

<p>Taraflar, yoksulluk nafakası talep edilip edilmeyeceğini; nafaka ödenecekse miktarını ve ödeme şeklini düzenleyebilirler. Müşterek çocuk bulunuyorsa iştirak nafakası da ayrıca belirlenebilir.</p>

<p>Çocuklara ilişkin konularda tarafların anlaşmasının hâkimi mutlak olarak bağlamadığı unutulmamalıdır. Hâkim, çocuğun üstün yararını gözetmek zorundadır.</p>

<p><strong>3.2. Velayet ve Kişisel İlişki</strong></p>

<p>Müşterek çocuğun velayetinin hangi tarafta kalacağı protokolde gösterilebilir. Velayet kendisine bırakılmayan ebeveyn ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin gün ve saatlerinin açık olarak yazılması da uygulamada önemlidir.</p>

<p>Ancak velayet konusunda son değerlendirme hâkime aittir. Tarafların anlaşması çocuğun üstün yararına aykırı ise hâkim yapılan düzenlemeyi aynen kabul etmek zorunda değildir.</p>

<p><strong>3.3. Maddi ve Manevi Tazminat</strong></p>

<p>Taraflardan biri diğerine belirli miktarda maddi veya manevi tazminat ödeyebilir. Bunun yanında taraflar, “Tarafların birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmamaktadır.” şeklinde karşılıklı bir düzenleme de yapabilirler.</p>

<p>Özellikle yüksek tutarlı ödemelerde miktar, ödeme tarihi, banka hesabı ve taksitlendirme bulunuyorsa taksit tarihleri açıkça yazılmalıdır.</p>

<p><strong>3.4. Mal Rejiminin Tasfiyesi</strong></p>

<p>Sulh protokolünün uygulamada en dikkatli hazırlanması gereken bölümlerinden biri mal rejimidir.</p>

<p>Taraflar taşınmazların, araçların ve diğer malvarlığı değerlerinin kime bırakılacağını kararlaştırabilir; katılma alacağı, değer artış payı veya katkı payı gibi talepler konusunda karşılıklı olarak anlaşabilirler.</p>

<p>Burada yalnızca “Tarafların birbirlerinden mal talebi yoktur.” gibi genel ifadelerin kullanılması ileride yorum uyuşmazlıklarına neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle hangi taşınmazın kimde kalacağı ve hangi mal rejimi alacağından vazgeçildiği mümkün olduğunca ayrı ayrı gösterilmelidir.</p>

<p><strong>4. TARAFLAR SULH OLURSA TANIK DİNLENMESİNE GEREK KALIR MI?</strong></p>

<p>Burada anlaşmalı boşanma ile çekişmeli boşanma arasındaki fark yeniden önem kazanmaktadır.</p>

<p>Eğer dosya TMK m. 166/3 şartlarını taşıyor ve taraflar davayı anlaşmalı boşanma şeklinde sonuçlandırıyorsa kusurun tanıklarla ispatlanmasına ihtiyaç bulunmaz. Çünkü anlaşmalı boşanmada mahkeme, eşlerin kusur oranlarını belirleyerek boşanmaya karar vermemektedir.</p>

<p>Ancak tarafların hazırladığı sulh protokolüne rağmen dava çekişmeli boşanma davası olarak sonuçlandırılacaksa durum farklıdır.</p>

<p>TMK m. 184 gereğince hâkim, boşanmaya dayanak oluşturan olayların gerçekleştiğine kanaat getirmek zorundadır. Taraflardan birinin “Evet, eşim ne söylüyorsa doğrudur, boşanmak istiyorum.” demesi dahi tek başına hâkimi bağlamaz. Bu nedenle çekişmeli boşanma sebebinin delillerle ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Uygulamada tarafların sulh protokolü ile mali ve fer'î meseleleri çözmelerinin ardından, her iki taraftan da birer tanığın dinlenmesi suretiyle evlilik birliğinin sona ermesine neden olan olayların ortaya konulması sık karşılaşılan bir yöntemdir.</p>

<p>Bu tanıkların tarafların kusurlu davranışları, evlilik içerisindeki uyuşmazlıklar, fiilî ayrılık veya evlilik birliğinin neden sürdürülemez hâle geldiği konusunda doğrudan bildikleri olayları anlatmaları gerekir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir teknik ayrım bulunmaktadır: Kanunda “her taraftan mutlaka birer tanık dinlenir” şeklinde emredici bir sayı şartı bulunmamaktadır. Tanık, boşanma sebebinin ispatında kullanılan delillerden biridir. Somut dosyada mevcut diğer deliller de mahkeme tarafından değerlendirilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla uygulamada birer tanık dinletilmesi, dosyanın boşanma sebebi ve kusur yönünden hükme elverişli hâle getirilmesi bakımından tercih edilebilecek pratik bir yöntemdir.</p>

<p><strong>5. SULH PROTOKOLÜNDE TAŞINMAZIN ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİYE DEVRİ KARARLAŞTIRILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Evet. Boşanma uyuşmazlığında tarafların anlaşmasının mutlaka yalnızca birbirlerine mal veya para verilmesinden oluşması gerekmez. Bazen taraflardan biri, boşanmaya ilişkin mali uyuşmazlıkların çözülmesini belirli bir taşınmazın dava dışı bir kişiye devredilmesi şartına bağlayabilir.</p>

<p>Örneğin taraflardan birine ait bir dairenin diğer tarafın abisine, bir arsanın taraflardan birinin arkadaşına veya bir taşınmazın müşterek çocuğa devredilmesi kararlaştırılabilir.</p>

<p>Burada sözünü ettiğimiz üçüncü kişi, taşınmazın mevcut maliki değildir. Taşınmaz eşlerden birine aittir; üçüncü kişi ise protokol gereğince taşınmazın devredileceği kişidir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu m. 129 üçüncü kişi yararına sözleşmeye imkân tanımaktadır. Bunun yanında HMK</p>

<p>m. 313/3 dava konusu dışında kalan hususların sulha dâhil edilmesine, m. 313/4 ise sulhun şarta bağlanmasına açıkça izin vermektedir. Uygulamada da boşanma protokolünde eşlerden birine ait taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişiye devrinin kararlaştırılabileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla, “Tarafların sulhünün şartı olarak davalı adına kayıtlı taşınmazın davacının abisi A adına devredilecektir.” şeklinde bir düzenleme, içeriği ve diğer şartları hukuka uygun olmak kaydıyla protokole konu edilebilir.</p>

<p><strong>6. ÜÇÜNCÜ KİŞİ DURUŞMADA HAZIR BULUNMALI MIDIR?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üçüncü kişiye taşınmaz devrinin sulhün doğrudan şartlarından biri olarak düzenlendiği dosyalarda bu konu özellikle dikkatli yürütülmelidir.</p>

<p>Örneğin taraflar, “Davacı adına kayıtlı X taşınmazının davalının abisi Ahmet Yılmaz'a devredilmesi şartıyla taraflar aşağıdaki hususlarda sulh olmuşlardır.” şeklinde anlaşmış olabilirler.</p>

<p>Burada Ahmet Yılmaz boşanma davasının tarafı değildir. Ancak sulh düzenlemesinde doğrudan lehine taşınmaz devri kararlaştırılan üçüncü kişidir.</p>

<p>Üçüncü kişinin bu kazandırmayı kabul ettiğine ilişkin beyanın da mahkeme içi sulhun bir parçası hâline getirilmesi amaçlanıyorsa, üçüncü kişinin duruşmada hazır bulunması gerekir.</p>

<p>Üçüncü kişi duruşmada; kendisine yapılacak taşınmaz devrinden haberdar olduğunu, bu devri kabul ettiğini, protokolde ve duruşmada belirlenen şartları bildiğini açıkça beyan etmelidir.</p>

<p>Bu beyanın duruşma tutanağına geçirilmesi ve üçüncü kişinin duruşma zaptına imza atması gerekir.</p>

<p>Bunun usulî dayanağı özellikle HMK m. 154/3-ç hükmüdür. Buna göre sulh müzakereleri ve sulhun sonucu tutanağa geçirilir; ilgili beyan, beyanda bulunana okunur ve imzası alınır. Yargıtay uygulamasında da mahkeme huzurundaki sulh beyanlarının tutanağa geçirilmesi, okunması ve imzalanması sulhun şekli bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu nedenle uygulamada üçüncü kişi lehine taşınmaz devri sulhün önemli bir şartı hâline getirilmişse en güvenli yöntem; üçüncü kişiyi duruşmada hazır etmek, kabul beyanını açıkça zapta geçirmek ve bu beyanın altını üçüncü kişiye imzalatmaktır.</p>

<p>Buradaki imzanın mahiyeti ayrıca doğru anlaşılmalıdır.</p>

<p>TBK m. 129 anlamında üçüncü kişi yararına sözleşmenin kurulabilmesi bakımından lehtar üçüncü kişinin baştan protokolün sözleşme tarafı olması genel bir şart değildir. Ancak üçüncü kişinin kabul iradesinin mahkeme içi sulhün bir unsuru hâline getirilmesi ve ileride kabul konusunda tartışma yaşanmaması isteniyorsa, üçüncü kişinin duruşmada hazır bulunarak beyanının tutanağa alınması ve zaptı imzalaması önem taşır.</p>

<p>Böylelikle daha sonra “Ben bu düzenlemeden haberdar değildim.”, “Taşınmazın üzerime geçirilmesini kabul etmemiştim.” veya “Tarafların kendi aralarındaki protokolden bilgim yoktu.” şeklindeki uyuşmazlıkların önüne geçilmesi amaçlanır.</p>

<p><strong>7. ÜÇÜNCÜ KİŞİYE DEVİR ŞARTI PROTOKOLDE NASIL YAZILMALIDIR?</strong></p>

<p>Taşınmaz devri söz konusu olduğunda protokol maddesinin açık olması gerekir. Yalnızca “Ev davalının abisine verilecektir.” yazılması ileride ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir.</p>

<p>Taşınmazın mümkün olduğunca ili, ilçesi, mahallesi, ada ve parsel numarası, bağımsız bölüm numarası, mevcut maliki, devredileceği üçüncü kişinin adı, soyadı ve kimlik bilgileri, devir zamanı ve devir masraflarının hangi tarafça karşılanacağı açıkça gösterilmelidir.</p>

<p>Örneğin düzenleme şu mantıkla kurulabilir:</p>

<p>“Davacı adına kayıtlı bulunan ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ... parsel ... bağımsız bölüm numaralı taşınmaz, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren ... gün içerisinde davalının abisi Ahmet Yılmaz adına tapuda devredilecektir. Ahmet Yılmaz duruşmada hazır bulunarak işbu devri kabul ettiğini beyan etmiş olup kabul beyanı duruşma tutanağına geçirilerek imzası alınmıştır.”</p>

<p>Bu şekilde hem borçlu eşin hangi edimi yerine getireceği hem de üçüncü kişinin kim olduğu konusunda belirsizlik ortadan kaldırılmış olur.</p>

<p><strong>8. TAŞINMAZ DEVRİ BOŞANMANIN VEYA SULHÜN ŞARTI YAPILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>HMK m. 313/4'e göre sulh şarta bağlı yapılabilir. Bu nedenle taraflardan birinin sulh iradesini belirli bir edime bağlaması mümkündür.</p>

<p>Örneğin, “Davalının taşınmazı davacının abisine devretmeyi kabul etmesi hâlinde davacı maddi ve manevi tazminat taleplerinden vazgeçecektir.” veya “Belirtilen taşınmazın A isimli üçüncü kişiye devredilmesi taraflar arasındaki sulhün esaslı şartıdır.” şeklinde hükümler kurulabilir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, şartın açıkça yazılmasıdır. Taşınmaz devri gerçekleşmeden hangi hükümlerin sonuç doğuracağı, devrin boşanma kararının kesinleşmesinden önce mi sonra mı yapılacağı ve devir yapılmadığında diğer edimlerin akıbetinin ne olacağı protokolde gösterilmelidir.</p>

<p>Aksi hâlde taraflardan biri taşınmaz devrinin sulhün ön şartı olduğunu, diğeri ise yalnızca boşanma sonrasında yerine getirilecek bağımsız bir borç olduğunu iddia edebilir.</p>

<p><strong>9. TAŞINMAZ DEVRİNİN DURUŞMA TUTANAĞINA GEÇİRİLMESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?</strong></p>

<p>Taşınmazlar üzerinde mülkiyet veya sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin protokol maddelerinin nasıl hükme bağlandığı, sonraki aşamada büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Öğretide de anlaşmalı boşanma protokolünde eşlerden birine ait taşınmazın diğer eşe veya üçüncü kişiye devrinin kararlaştırılabileceği; ancak protokol hükmünün mahkeme kararına ne şekilde aktarıldığının sonraki tescil ve ifa sürecini doğrudan etkilediği belirtilmektedir.</p>

<p>Yargıtay da taşınmaz üzerindeki haklara ilişkin anlaşmanın hâkim tarafından tasdik edilmesinin bazı durumlarda resmî şekil bakımından sonuç doğurduğunu kabul etmektedir.</p>

<p>Bu nedenle taşınmaz devrinin yalnızca protokolün bir köşesinde bırakılması yerine; protokolün dosyaya sunulması, tarafların duruşmada açıkça kabul beyanlarının alınması, üçüncü kişinin kabul iradesi de sulhün parçası yapılacaksa bu kişinin duruşmada hazır edilmesi, üçüncü kişinin beyanının zapta geçirilmesi ve zaptın kendisine imzalatılması, taşınmaz devrine ilişkin hükmün mümkün olduğunca açık biçimde mahkeme kararına geçirilmesinin talep edilmesi, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>10. SULH PROTOKOLÜ HÂKİMİ TAMAMEN BAĞLAR MI?</strong></p>

<p>Hayır. Özellikle boşanmanın fer'î sonuçları bakımından Türk Medeni Kanunu m. 184/5 açık bir hüküm içermektedir.</p>

<p>Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. Velayet, kişisel ilişki ve çocuk için ödenecek nafaka gibi konularda hâkim, çocuğun üstün yararını ayrıca değerlendirecektir.</p>

<p>Örneğin anne ve baba, müşterek çocukla diğer ebeveyn arasında hiçbir kişisel ilişki kurulmayacağını kararlaştırmış olsa bile hâkim bunun çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını incelemek zorundadır.</p>

<p>Mali konularda tarafların irade serbestisi daha geniş olmakla birlikte protokol hükümlerinin açık, uygulanabilir ve hukuka uygun olması gerekir.</p>

<p><strong>11. PROTOKOL İMZALANDIĞINDA DAVA BİTMİŞ SAYILIR MI?</strong></p>

<p>Hayır. Sulh protokolünün hazırlanması ve imzalanması, boşanma kararının verildiği anlamına gelmez. Eğer çekişmeli boşanma davası devam ediyorsa mahkeme boşanma sebebini inceleyecek ve boşanmanın koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirecektir.</p>

<p>Tarafların protokol ile nafaka, tazminat, velayet ve mal rejimi gibi konuları çözmüş olması, yargılamadaki uyuşmazlık alanını önemli ölçüde daraltır. Ancak boşanma kararı yine mahkeme tarafından verilir.</p>

<p>Çekişmeli başlayan bir boşanma davası, tarafların yargılama devam ederken ortak bir zeminde buluşmalarıyla daha sınırlı ve yönetilebilir bir uyuşmazlığa dönüşebilir. Sulh protokolü sayesinde nafaka, velayet, kişisel ilişki, maddi ve manevi tazminat, mal rejimi ve taşınmaz devri gibi pek çok mesele önceden çözülebilir. Bununla birlikte, dava TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanmaya dönüşmediği sürece boşanma sebebinin varlığı ve gerektiğinde kusur olguları mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilir. Üçüncü kişi lehine taşınmaz devri öngörülmesi hâlinde ise devrin konusu, zamanı, şartları ve üçüncü kişinin kabul iradesi tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta düzenlenmelidir.</p>

<p>Bir boşanma dosyasının içinde yalnızca talepler, deliller, taşınmazlar veya parasal hesaplar bulunmaz. O dosyanın satır aralarında, bir zamanlar ortak bir hayat kurma iradesi göstermiş iki insanın artık yollarını mümkün olan en az zararla ayırma çabası da vardır. Bazen sulh, evliliğin devamını değil; sona eren bir ilişkinin geride yeni kırgınlıklar, yeni davalar ve yıllarca sürecek başka uyuşmazlıklar bırakmamasını sağlar. Özellikle müşterek çocukların bulunduğu dosyalarda bugün kullanılan ölçülü bir cümle, açıkça kurulan bir hüküm ve karşılıklı verilen makul bir taviz, yıllar sonra dahi aile bireylerinin hayatındaki çatışmanın azalmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle iyi hazırlanmış bir sulh protokolünün değeri, yalnızca mevcut davayı daha kısa sürede sona erdirebilmesinde değildir. Asıl değer; tarafların hangi hak ve yükümlülüklerle yollarına devam edeceklerini açıkça belirlemesi, gelecekte doğabilecek yeni uyuşmazlıkların önüne geçmesi ve mahkeme kararından sonra taraflara mümkün olduğunca öngörülebilir bir hukuki düzen bırakabilmesidir.</p>

<p>Hukuk kimi zaman tarafları aynı yerde tutamaz; fakat ayrıldıkları noktada sınırları açık, adil ve mümkün olduğunca huzurlu bir yol çizebilir. İyi hazırlanmış bir sulh protokolü de tam olarak bu noktada anlam kazanır.</p>

<p><i>Bu çalışma genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlığın özelliklerine göre sulh hükümleri, boşanmanın hukuki sebebi, taraf delilleri ve taşınmaz devrine ilişkin düzenlemeler ayrıca değerlendirilmelidir.</i></p>

<p><strong>Av. Metin S. DEMİRELLİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/derdest-bosanma-davasinda-sulh-protokolu-ve-uygulamasi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/bosanmdans.jpg" type="image/jpeg" length="93337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fazla Mesai Ücretinizi Alamadıysanız Hangi Belgeler İşinize Yarar?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fazla-mesai-ucretinizi-alamadiysaniz-hangi-belgeler-isinize-yarar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fazla-mesai-ucretinizi-alamadiysaniz-hangi-belgeler-isinize-yarar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş Kanunu'na göre haftalık 45 saati aşan çalışma fazla mesai sayılır ve normal saatlik ücretin en az yüzde 50 fazlasıyla ödenmesi gerekir. Buna rağmen birçok çalışan, işten ayrıldıktan sonra "elimde hiçbir belge yok, nasıl kanıtlayacağım?" sorusuyla bize geliyor. 2026 itibarıyla mahkemeler ve Yargıt...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş Kanunu'na göre haftalık <strong>45 saati aşan çalışma</strong> fazla mesai sayılır ve normal saatlik ücretin en az <strong>yüzde 50 fazlasıyla</strong> ödenmesi gerekir. Buna rağmen birçok çalışan, işten ayrıldıktan sonra "elimde hiçbir belge yok, nasıl kanıtlayacağım?" sorusuyla bize geliyor. 2026 itibarıyla mahkemeler ve Yargıtay, fazla mesai alacaklarında yazılı delil kadar tanık beyanına da önem veriyor, ama sıra size geldiğinde hangi kağıdı saklamanız gerektiğini bilmek işinizi büyük ölçüde kolaylaştırıyor.</p>

<p><strong>Fazla Mesai Nedir, Hangi Çalışma Sayılır?</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'na göre <strong>haftalık normal çalışma süresi 45 saat</strong> olarak kabul edilir. Bu sürenin üzerinde geçirilen her saat, kural olarak fazla mesai sayılır ve saatlik ücretin <strong>%50 zamlı</strong> ödenmesini gerektirir. İşveren isterse, çalışanın onayıyla bu ücret yerine serbest zaman da verebilir.</p>

<p>Şöyle bir örnek düşünün: <strong>Mehmet Bey</strong>, bir lojistik firmasında sevkiyat sorumlusu olarak çalışıyor ve haftanın çoğu günü akşam 21:00'e kadar mesaide kalıyor. Üç yıl boyunca bu düzen devam ediyor ama işten ayrıldığında kendisine hiçbir fazla mesai ödemesi yapılmadığını fark ediyor. İşte tam bu noktada "elimde ne var, neyi kanıt olarak kullanabilirim?" sorusu devreye giriyor.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Yıllık fazla mesai ücretinizde <strong>yazılı bir onay</strong> vermemiş olmanız, işvereninizin sizi fazla çalıştırma hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak fazla mesainin gerçekten yapıldığını <strong>siz ispatlamak zorunda</strong> olduğunuz için, süreç boyunca elinizdeki her belge değer kazanır.</p>

<p>Fazla mesai alacağının ispatında en güçlü dayanak, düzenli tutulan yazılı kayıtlardır.</p>

<p><strong>Kanıt Olarak Hangi Belgeler İşinize Yarar?</strong></p>

<p>Fazla mesai davalarında mahkemenin ilk baktığı şey, işyerinde <strong>düzenli bir kayıt sistemi</strong> olup olmadığıdır. Bordo, puantaj kaydı, giriş-çıkış kart sistemi (turnike/parmak izi) kayıtları, işyeri e-postaları, WhatsApp veya SMS üzerinden verilen mesai talimatları ve vardiya çizelgeleri en güçlü delil grubunu oluşturur.</p>

<p><strong>Ayşe Hanım</strong>'ın yaşadığı durum tipik bir örnektir: bir çağrı merkezinde çalıştığı dönemde her ayın sonunda kendisine gönderilen vardiya çizelgesini e-postasında sakladığı için, dava sürecinde işvereninin "fazla mesai yaptırmadık" savunmasını çürütebilmiştir. Elinizde varsa maaş bordrolarındaki "fazla mesai" satırı, banka hesap dökümünüzdeki ek ödemeler ve SGK hizmet dökümü de destekleyici delil olarak kullanılabilir.</p>

<p><strong>Elinizdeki Belgeleri Kontrol Edin</strong></p>

<p>Puantaj/turnike kaydı, vardiya çizelgesi, işyeri e-postaları, WhatsApp mesai talimatları, maaş bordrosu ve banka hesap dökümü, bunlardan elinizde olanları bir araya getirmek, sürecin başında atacağınız en önemli adımdır.</p>

<p><strong>Yazılı Belge Yoksa Tanık Beyanı Yeterli mi?</strong></p>

<p>Peki ama elinizde hiçbir yazılı kayıt yoksa süreç bitmiş mi olur? Hayır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, işyerinde yazılı bir puantaj sistemi bulunmuyorsa fazla mesainin varlığı <strong>tanık beyanıyla da ispatlanabilir</strong>. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, tanığın işyerinde aynı dönemde çalışmış ve olayları bizzat görmüş olmasıdır, sadece "duydum" diyen bir tanık beyanı mahkemede zayıf kalır.</p>

<p>Örneğin bir inşaat şantiyesinde ustabaşı olarak çalışan bir kişi, mesai arkadaşlarının da aynı saatlerde çalıştığına dair tanıklık ettirebilirse, yazılı kayıt eksikliğine rağmen davasını güçlü bir zemine oturtabilir. Mahkeme, tanık beyanlarını değerlendirirken makul bir fazla mesai süresi üzerinden hesaplama (hakkaniyet indirimi) de yapabilir; bu nedenle abartılı taleplerden kaçınmak, davanın inandırıcılığı açısından önemlidir.</p>

<p>Elinizdeki belgeleri ve olası tanıkları bir avukatla birlikte değerlendirmek, sürecin en sağlıklı ilk adımıdır.</p>

<p><strong>Fazla Mesai Alacağında Zamanaşımı Süresi</strong></p>

<p>2017 yılında yapılan değişiklikle birlikte işçi alacaklarında (fazla mesai dahil) zamanaşımı süresi <strong>5 yıl</strong> olarak belirlendi. Bu süre, alacağın doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar ve işten ayrılmış olsanız bile geriye dönük son 5 yıllık dönem için talepte bulunabilirsiniz.</p>

<p>Burada sık yapılan bir hata var: birçok kişi işten ayrıldıktan yıllar sonra harekete geçmeyi düşünüyor ve bu sırada süre daralıyor. <strong>Zaman geçtikçe hem zamanaşımı süresi ilerler hem de tanıkların hafızası zayıflar</strong>, bu yüzden elinizde delil varsa süreci geciktirmemek, hakkınızı korumanın en pratik yoludur.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Zamanaşımı süresi dolmuş görünse bile, işverenin bu itirazı davada <strong>açıkça ileri sürmesi</strong> gerekir; mahkeme bunu kendiliğinden dikkate almaz. Bu nedenle "süre geçti" diye düşünüp baştan vazgeçmek yerine durumu bir avukatla değerlendirmekte fayda var.</p>

<p><strong>Alacağınızı Talep Ederken İzlenecek Yol</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2018 yılında yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun ile birlikte, işçi-işveren uyuşmazlıklarında (fazla mesai alacağı dahil) <strong>dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartı</strong> haline geldi. Yani doğrudan mahkemeye gitmek yerine önce bir arabuluculuk sürecinden geçmeniz gerekiyor; taraflar anlaşırsa dava açmaya bile gerek kalmadan alacak tahsil edilebiliyor.</p>

<p>Kıdem ve ihbar tazminatı sürecini deneyimlemiş çalışanların büyük bölümü, aslında fazla mesai alacağını da aynı süreçte gündeme getirebileceğini bilmiyor. Nitekim kıdem ve ihbar tazminatı hesaplamasında dikkate alınan çalışma geçmişi belgeleri, çoğu zaman fazla mesai iddiasını destekleyen kayıtlarla örtüşür. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, süreç iş mahkemesinde devam eder ve elinizdeki belge-tanık bütünü orada değerlendirilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Aşama</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Ne Yapılır?</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>1. Belge toplama</p>
   </td>
   <td>
   <p>Bordro, puantaj, e-posta, mesaj kayıtları bir araya getirilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2. Arabuluculuk başvurusu</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dava şartı olarak önce arabulucuya başvurulur</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>3. Anlaşma veya dava</p>
   </td>
   <td>
   <p>Anlaşma olmazsa süreç iş mahkemesine taşınır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Şimdi gelelim özet noktalara. Fazla mesai alacağınızı korumak için:</p>

<p>- Elinizdeki puantaj, bordro, e-posta ve mesaj kayıtlarını saklayın.</p>

<p>- Yazılı belgeniz yoksa, dönemi bizzat bilen iş arkadaşlarınızın tanıklığından yararlanabileceğinizi unutmayın.</p>

<p>- 5 yıllık zamanaşımı süresini gözeterek süreci geciktirmeyin.</p>

<p>- Dava açmadan önce arabuluculuk aşamasının zorunlu olduğunu bilin.</p>

<p>- Sürecin başında bir avukatla görüşmek, hangi belgenin gerçekten işe yarayacağını netleştirir.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fazla-mesai-ucretinizi-alamadiysaniz-hangi-belgeler-isinize-yarar-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/isci-sozlesme-57zumu3l-1.jpeg" type="image/jpeg" length="40052"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dijital Çağda Hukuk Güvenliği ve Suçun Şahsiliği İhlalleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijital-cagda-hukuk-guvenligi-ve-sucun-sahsiligi-ihlalleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijital-cagda-hukuk-guvenligi-ve-sucun-sahsiligi-ihlalleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye yeni adli yılına hararetli bir haber ile girdi. Adalet Bakanı tarafından hukuk mensuplarına verilen çeşitli müjdelerin yanı sıra soruşturma kapsamında yapılan bir operasyon sonucunda üzerimizde bu yazıyı yazma zorunluluğu hissettik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuk’a Giriş dersinde anlatılan temel normlardan olan suçun şahsiliği ilkesi ve toplumun geri kalanına hukukçular olarak borcumuz olan hukukun emirlerinin layığıyla yerine getirilmesi boynumuzun borcudur. Hiç kimseye devam eden bir soruşturma yüzünden yine hukuk’a giriş dersinde öğrendiğimiz masumiyet karinesi gereği yargısız infaz yapacak insanlar değiliz fakat günümüz gerçekleri gereği gerek rastgele bi anda gelen icra dosyanız şöyle böyle olmuştur mesajı gerekse çevremizden yanımızdan yöremizden duyduğumuz benim borcum vardı avukatlar ailemi aramış sen hukukçusun bunun yasal bir zemini var mı soruları ve hatta gerekse bu ve benzer meslektaşlarımızın bürolarının şikayet siteleri ve arama motorlarında çıkan vatandaş tarafından yapılan yorumları bu sürecin ne denli özen gösterilerek yürütülmesi gereken bir soruşturma olduğu gerçeğini gözler önüne sürüyor.</p>

<p>Bu yazıyı yazarken bir müvekkilimize gelen mesaj üzerine araştırmalarımızı derinleştirdik ve bu yapılan hukukla uzaktan yakından ilgisi alakası olmayan süreç hakkında sizlere daha detaylı bilgi verme zorunluluğunda hissettik. Bu olayların en temelinde devletin kusursuz işlemesi ve işleri çağımız gerekliliklerine gerektiği gibi ayak uydurması amacıyla büyük hayaller ile kurulan ve bizce herhangi bir veri sızıntısı olmaması halinde takır takır işleyen bir çark olan e-Devlet vatandaş portalı bulunuyor. E-Devlet vatandaş portalı hepimizin bildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin elektronik ortamdaki eli ayağı gözü kulağı. Vatandaşın yapmak isteyip e-devlet üzerinden yapamayacağı aksiyon neredeyse kalmadı fakat daha önce de belirttiğimiz gibi en büyük endişelerimizden olan veri sızıntısı yaşanması sonucu vatandaşların bilgileri çok cüzi miktarlar sonucu sokaktaki herhangi bir başka vatandaşa ve hatta yurtdışındaki insanlara aktif olarak satılmakta.</p>

<p>Peki vatandaş olarak bizlerin üstüne düşen sorumluluk nedir sorusuna gelecek olursak yapmamız gereken şey basit. Yukarıda söylediğimiz mesajlardan herhangi biri size gelirse panik yapmayıp UYAP Vatandaş Portalı üzerinden üzerimize atılı herhangi bir dava olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Hukuk kurallarının dışına çıkılarak, sadece korkutma amacıyla gönderilen bu tür mesajlara itibar etmemeli ve verilerinizin hukuka aykırı kullanıldığını düşünüyorsanız gerekli şikayet yollarına başvurmalısınız. Unutmayın hukuk sistemi haklıların hakkını, hakettiği şekilde alabilmeleri için varolmuştur fakat hukuk önünde haksızlığı kanıtlanmış kişilere de hukuk kuralları çerçevesinde yaptırımları öngörmüştür.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu Madde 136, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçiren veya yayanlara 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörür. Ancak mesele sadece kanundaki ceza miktarı değil. Mesele, “Borcunuz yasal takibe düştü”, “Hakkınızda haciz işlemi başlatıldı” gibi korkutucu mesajlarla sıradan vatandaşı sindiren bu sistemin nasıl bu kadar fütursuzca hukuk bürolarının içine yerleşebildiğidir. Ayrıca hukukun temel normlarından olan suçun şahsiliği ilkesi gereğince kişi işlediği yahut yapması gereken şeyleri yapmaması sonucunda yalnızca kendisi sorumludur. Aynı şekilde bu norm Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. Maddesinin 7. Fıkrasında “Ceza sorumluluğu şahsîdir.” Şeklinde koruma altına alınmıştır. Bu ve benzeri sebeplerle ailesinin, sevdiklerinin bu kümeye girmesi hukuka aykırıdır. Hukukun vatandaşı koruyan bir kalkan olması gerekir. Onun en zayıf noktasından, korkularından beslenen bir tehdit aracına dönüştürülmemelidir.</p>

<p>Hukuk ancak ve ancak hukukun öngördüğü şekilde ve şartlarda temin edilebilir aksi takdirde herkes kendi normlarını, kendi doğrularını temel almaya başlar ve bu da toplumun düzeni ve hukuk sisteminin toplumun düzen içinde yaşaması için varolduğu gerçeğini hiç varolmamışçasına reddetmeyle sonuçlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Umarız ki hukukun üstünlüğü ve hukuk sisteminin verdiği kararların hukuk düzeni içinde tartışıldığı mutlu huzurlu yarınlara uyanırız ve bu kutsal mesleği kötü niyetli insanlardan koruyabiliriz.</p>

<p><strong>Av. Begüm Gürel &amp; Hukuk Fakültesi Öğrencisi Mehmet Emin BAŞ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijital-cagda-hukuk-guvenligi-ve-sucun-sahsiligi-ihlalleri-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 12:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/baro/avukat-supheli.jpg" type="image/jpeg" length="91691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akarsubaşı ve Alçiçek – Türkiye Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
                                



İKİNCİ BÖLÜM





AKARSUBAŞI VE ALÇİÇEK / TÜRKİYE DAVASI



(Başvuru No. 19620/12)



KARAR





STRAZBURG



23 Ocak 2018





İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>AKARSUBAŞI VE ALÇİÇEK / TÜRKİYE DAVASI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>(Başvuru No. 19620/12)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>STRAZBURG</strong></p>

<p></p>

<p>23 Ocak 2018</p>

<p></p>

<p></p>

<p>İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Akarsubaşı ve Alçiçek / Türkiye davasında,</p>

<p>Başkan</p>

<p>Robert Spano,</p>

<p>Yargıçlar<br />
Julia Laffranque,<br />
Işıl Karakaş,<br />
NebojšaVučinić,<br />
Paul Lemmens,<br />
Valeriu Griţco,<br />
Stéphanie Mourou-Vikström,</p>

<p>ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumda yapılan müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:</p>

<p>USUL</p>

<p>1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşları Mehmet Akarsubaşı ve Yalçın Alçiçek’in (‘‘başvuranlar’’), 26 Mart 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 19620/12) bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvuranlar, Mahkeme önünde Adana Barosuna bağlı Avukat S. Aracı Bek ve Avukat T. Bek tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.</p>

<p>3. Başvuranlar, Mahkeme huzurunda, bir lisenin duvarına afiş astıkları için kendilerine para cezası verilmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşme’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.</p>

<p>4. Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyet, 11 Eylül 2015 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak, başvurunun geri kalan kısmının, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p><strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p><strong>I. DAVANIN KOŞULLARI</strong></p>

<p>5. Başvuranlar, 1967 doğumludurlar.</p>

<p>6. Başvuranlar, devlet memurlarıdır ve Eğitim-Sen (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) Sendikası’nın bölge şubesinin üyeleridir. Eğitim-Sen’in bağlı olduğu Kesk Konfederasyonu, Hükümet politikalarını protesto etmek amacıyla, üyelerine, 21 Aralık 2011 tarihinde genel grev yapılması için çağrıda bulunmuştur.</p>

<p>7. Bu genel grev günü kapsamında, başvuranlar, 21 Aralık 2011 tarihinde, Adana’da yer alan bir meslek lisesi önünde düzenlenen toplantıya katılmışlardır. Başvuranlar, bu vesileyle, okul binasının dış cephesine, yaklaşık olarak bir metreye iki metre boyutlarında, Kesk ve Eğitim-Sen logolarını taşıyan ve üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazılı bir afiş asmışlardır. Bu afiş, yapışkan bantlar yardımıyla sabitlenmiş ve gösteri boyunca duvarda kalmıştır.</p>

<p>8. 5326 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 1. fıkrasına dayanılarak, söz konusu afişi asmakla suçlanan Akarsubaşı ve Alçiçek’e, 21 Aralık 2011 tarihinde, sırasıyla 500 Türk lirası (yaklaşık olarak 200 avro) ve 154 Türk lirası (yaklaşık olarak 60 avro) para cezası verilmiştir. Akarsubaşı, mükerrer cezası bulunması sebebiyle, daha yüksek bir para cezasına çarptırılmıştır.</p>

<p>9. Başvuranların her biri, Adana Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunmuştur. Başvuranlar, üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazılı bir afiş asmanın, izne tabi bir eylem olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşler ve bu bağlamda 5326 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 1. fıkrasının bir grev kapsamında uygulanmasına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, ifade özgürlüğü, barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>10. Sulh ceza mahkemesi, 20 Şubat 2012 tarihinde, söz konusu para cezalarının 5326 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 1. fıkrasına uygun olduğu gerekçesiyle, başvuranlar tarafından yapılan itirazları iki ayrı kararla reddetmiştir. Hâkim, para cezalarının, gösteri sebebiyle değil, afiş asılması sebebiyle verildiği kanaatine varmıştır.</p>

<p>11. Bu kararlar, başvuranlara, 6 ve 7 Mart 2012 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>12. Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, para cezalarına ilişkin miktarları ödemişlerdir.</p>

<p><strong>II. İLGİLİ İÇ HUKUK</strong></p>

<p>13. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:</p>

<p>‘‘ Afiş asma</p>

<p>(1) Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kâğıt ve benzeri afiş ve ilân asan kişiye, yüz Türk lirasından üç bin Türk lirasına kadar idarî para cezası verilir. Aynı içerikteki afiş ve ilânlar, tek fiil sayılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilânlar açısından uygulanmaz. (...)</p>

<p>(...)</p>

<p>(5) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır. ‘‘</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA</strong></p>

<p>14. Başvuranlar, kendilerine verilen para cezalarının, kendi nazarlarında, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörülen ifade özgürlüğü ve Sözleşme’nin 11. maddesiyle öngörülen barışçıl olarak toplanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.</p>

<p>15. Mahkeme, davanın olay ve olgularının hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili mercii olarak, bu şikâyetin Sözleşme’nin sadece 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir (Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, § 28, 21 Temmuz 2015), bu madde aşağıdaki gibidir:</p>

<p>‘‘ 1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.</p>

<p>2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir. ’’</p>

<p>A. Kabul Edilebilirlik Hakkında</p>

<p>16. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında başvuranların önemli bir zarar görmediğine ilişkin bir itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, verilen para cezalarının miktarlarının, sırasıyla 154 Türk lirası ve 500 Türk lirası olduğunu ve bu miktarların başvuranlar için önemli bir zarar teşkil etmediğini belirtmektedir. Hükümet, bu para cezalarının, hiçbir şekilde, ilgililerin adli sicillerine işlenmediğini eklemektedir. Hükümet, Kılıç ve diğerleri/Türkiye (No. 33162/10, 3 Aralık 2013) ve Görgün/Türkiye (No. 42978/06, 16 Eylül 2014) kararlarına atıfta bulunarak, somut olayda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde belirtilen koruma klozlarına da riayet edildiği kanaatine varmaktadır.</p>

<p>17. Başvuranlar, Hükümetin bu itirazına cevap vermemişlerdir.</p>

<p>18. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde öngörülen kabul edilebilirlik kriterinin, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların Avrupa düzeyinde hukuken korunmasını sağlamak olan başlıca görevi üzerinde yoğunlaşmasına imkan vermek amacıyla, önemsiz nitelikli başvuruların hızlı bir şekilde incelenmesi için tasarlandığını hatırlatmaktadır (Stefanescu/Romanya (k.k.), No. 11774/04, § 35, 12 Nisan 2011 ve Liga Portuguesa de Futebol Professional/Portekiz (k.k.), No. 49639/09, § 35, 3 Nisan 2012). De minimis non curat praetor (Hakim önemsiz işlerle ilgilenmez) ilkesinden yola çıkan yeni kabul edilebilirlik kriteri, bir hak ihlalinin, katı bir hukuki bakış açısına göre gerçekliği ne olursa olsun, uluslararası bir incelemeye tabi tutulmasının haklı gösterilmesi için asgari bir ağırlık eşiğini aşmış olması gerektiği fikrine atıfta bulunmaktadır (Korolev/Rusya (k.k.), No. 25551/05, 1 Temmuz 2010). Bir hak ihlalinin, bu türden bir eşiği aşıp aşmadığının tespit edilmesi amacıyla özellikle şu unsurların dikkate alınması gerekmektedir: ihlal edildiği iddia edilen hakkın niteliği, bir hakkın kullanımına yapıldığı iddia edilen müdahalenin etkisinin ağırlığı ve/veya ihlalin başvuranın kişisel durumu üzerindeki olası sonuçları. Mahkeme, bu sonuçları değerlendirirken, özellikle ulusal yargılamanın ele aldığı meseleyi veya bu yargılamanın sonucunu inceleyecektir (Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 75, 28 Ekim 2014).</p>

<p>19. Mahkeme öncelikle, Alçiçek’e verilen para cezasının, çok yüksek bir meblağ olmadığını, ancak Akarsubaşı’na verilen para cezası için durumun aynı olmadığını kaydetmektedir. Akarsubaşı’na verilen para cezasının ilgilinin ekonomik durumu üzerinde önemli bir etkisi olduğu kolayca kabul edilebilir. Diğer taraftan, ihtilaf konusu cezanın ekonomik yönünün de ötesinde, başvuranların sendikacı olduklarının ve ihtilaf konusu para cezalarının, başvuranların, cezalandırılma korkusuyla sendikal faaliyetler kapsamında başka gösterilere katılma cesaretlerini kırması sebebiyle, bu bağlamda iddia edilen ihlalin, gösteri özgürlüğü hakkının başvuranlar tarafından kullanımını oldukça etkileyebileceğinin altını çizmek gerekmektedir.</p>

<p>20. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında ve ifade özgürlüğü gibi demokratik bir toplumun temellerinden birini teşkil eden barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün büyük önemini dikkate alarak (diğer kararlar arasında bk. Lashmankin ve diğerleri/Rusya, No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 142, 7 Şubat 2017), başvuranların ‘‘önemli bir zarara’’ maruz kalmadıkları sonucuna varamamaktadır (Berladir ve diğerleri/Rusya, No. 34202/06, § 34, 10 Temmuz 2012). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendine dayanılarak, mevcut şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermek mümkün değildir. Mahkeme ayrıca, bu konu ile ilgili olarak Hükümetin ileri sürdüğü itirazı reddetmektedir.</p>

<p>21. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer taraftan herhangi bir kabul edilemezlik kriteriyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>B. Esas Hakkında</p>

<p>22. Başvuranlar, barışçıl olarak toplanma haklarının ihlal edildiği iddialarını yinelemektedirler. Başvuranlar, ihtilaf konusu afişi sendikaları tarafından verilen karara uygun olarak ve bu sendikanın üyeleri sıfatıyla astıklarını belirtmektedirler.</p>

<p>23. Hükümet ihtilaf konusu müdahalenin kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı kanaatindedir. Hükümet, söz konusu afişin, bir eğitim kurumunun duvarına asılmış olması sebebiyle, kamu düzeni kavramının en katı şekilde yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin ayrıca başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması meşru amacını da taşıdığını çünkü başvuranların bu afişi astıkları sırada yaklaşık olarak 2000 öğrencinin derste olduğunu eklemektedir. Ayrıca Hükümet, başvuranların hiçbirinin söz konusu lisede çalışmadığını belirtmektedir.</p>

<p>24. Hükümet ardından, başvuranların bir gösteriye katılmaları sebebiyle değil, bir kamu binasının duvarına izinsiz olarak afiş asmaları sebebiyle cezalandırıldıklarını açıklamaktadır. Hükümet, genel greve katılan herkesin cezalandırılmadığını, sadece başvuranların da aralarında bulunduğu, ihtilaf konusu afişi asan kişilerin cezalandırıldığını belirtmektedir. Hükümet, toplantı özgürlüğü hakkının, başkasının haklarını ihlal eden fiillerin cezalandırılmasını, bu türden fiillerin toplantı özgürlüğü hakkının kullanımının başlıca yönlerini teşkil etmediği sürece engellemediği kanaatindedir.</p>

<p>25. Diğer taraftan, Hükümet, ihtilaf konusu para cezalarının, nitelikleri (hapis cezasına çevrilemeyen ve adli sicile kaydedilmeyen idari para cezası) ve miktarları bakımından, orantılı olduğu ve başvuranların sendikal faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı kanaatindedir. Hükümet, Mouvement raëlien suisse/İsviçre ([BD], No. 16354/06, AİHM 2012 (özetler)) davasına atıfta bulunarak, kamusal alanlarda afiş asılmasına ilişkin düzenlemelerin kabulü konusunda devletlerin takdir yetkisine sahip olduklarını belirtmektedir. Ayrıca Hükümet, başvuranlara verilen cezaların, izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanısındadır.</p>

<p>26. Somut olayda, söz konusu para cezalarının, başvuranlara, bir eğitim kurumunun duvarına izinsiz olarak grevi belirten bir afiş astıkları gerekçesiyle, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verildiği hususuna taraflar arasında itiraz edilmemiştir. Bu afişle, o sırada grevin hala devam etmekte olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>27. Bu sebeple Mahkeme, başvuranlara para cezası verilmesine sebep olan davranışın, yani bir eğitim kurumunun dış cephesine afiş asılmasının, ilke olarak, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesi temelinde iç hukukta bir ceza konusu olmaması gerektiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak vardığı sonucu dikkate alarak (aşağıdaki §§ 29-36 paragraflar), bu konuyu daha fazla incelemenin gereksiz olduğuna hükmetmektedir.</p>

<p>28. Hükümet, müdahalenin kamu düzeninin ve başkalarının haklarının korunmasını amaçladığını belirtmiştir. Başvuranlar, ihtilaf konusu tedbirin bu meşru amaçların gerçekleştirilmesi için alındığı hususuna itiraz etmemektedirler. Ayrıca Mahkeme, söz konusu müdahalenin daha önce belirtilen meşru amaçları izlediğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, somut olayda incelenmesi gereken başlıca konu, ihtilaf konusu cezaların demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır.</p>

<p>29. Mahkeme, başvuranların, 21 Aralık 2011 tarihinde, üyesi oldukları sendikal konfederasyonun çağrısı üzerine, Hükümet politikalarını protesto etmek amacıyla ulusal düzeyde gerçekleştirilen genel greve katıldıklarını kaydetmektedir. Başvuranlar, bu amaçla, diğer göstericilerle birlikte Adana’da yer alan bir meslek lisesi önünde toplanmışlar ve bu binanın dış cephesine, yapışkan bantlarla, üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazan bir afiş asmışlardır. Gösteri tamamen barışçıl olarak sürdürülmüştür. İdari makamların veya polisin kamu düzenini korumak için müdahale etmesini gerektirecek taşkınlıklar, hatta trafik konusunda bile herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Başvuranların bu alanı geçici olarak işgal ettikleri sırada, bu kurumun işleyişini herhangi bir şekilde aksattıkları da görülmemektedir.</p>

<p>30. Mahkeme ardından, söz konusu ulusal eylem günüyle ilgili olarak, önceden ulusal düzeyde yayımlanan bir deklarasyonla duyurulduğunu ve bunun yasaklanmadığını tespit etmektedir. Başvuranlar, bu eyleme katılarak barışçıl olarak toplanma özgürlüğü haklarını kullanmışlardır (Ezelin/Fransa, 26 Nisan 1991, § 41, A Serisi No. 202). Başvuranlar ayrıca, üyesi oldukları sendika konfederasyonu tarafından düzenlenen bu eylem gününe katılmış olmaları sebebiyle suçlanmamışlardır (aksi yönde bir karar için bk. Karaçay/Türkiye, No. 6615/03, 27 Mart 2007).</p>

<p>31. Mahkeme, Hükümetin, başvuranların bu şekilde gösteriye katılmaları sebebiyle değil, gösteri sırasında sergiledikleri belirli bir davranış, yani bir lisenin dış cephesine afiş asmaları sebebiyle cezalandırıldıklarına dair iddiasını kaydetmektedir. Mahkeme bununla birlikte, somut olayın koşullarında, ilgililere isnat edilen davranışın, barışçıl olarak toplanma özgürlüğü hakkının ilgililer tarafından kullanımından ayrı olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır.</p>

<p>32. Mahkeme, özerk rolüne ve uygulama alanının özgüllüğüne rağmen, Sözleşme’nin 11. maddesinin, 10. madde ışığında da dikkate alınması gerektiğini hatırlatmaktadır. Düşüncelerin ve düşünceleri ifade etme özgürlüğünün korunması, Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörülen toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün amaçlarından birini teşkil etmektedir (Stankov ve Organisation macédonienne unie Ilinden/Bulgaristan, No. 29221/95 ve 29225/95, § 85, AİHM 2001‑IX). Orantılılık, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında sıralanan zorunlulukların, sokakta veya başka bir kamusal alanda toplanan kişilerin düşüncelerini sözle, hareketle veya hatta sessizlikle özgürce ifade etmesi gerekleri ile dengelenmesini gerektirmektedir (daha önce anılan Ezelin, § 52 ve Fáber/Macaristan, No. 40721/08, § 41, 24 Temmuz 2012). Dolayısıyla, düşüncelerin ve düşünceleri ifade etme özgürlüğünün korunması, kamuya açık bir gösteriye katılan kişilerin düşüncelerini sözle, hareketle veya hatta sessizlikle özgürce ifade etmesini de kapsar.</p>

<p>33. Mahkeme, somut olayın koşullarına yönelerek, ihtilaf konusu afişin açılmasının da münhasıran gösteri kapsamına girdiğini tespit etmektedir. Başvuranların, kamuoyunun dikkatini genel greve çekmek ve bugüne katılımlarıyla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, binanın dış cephesini, gösteri süresince bu afiş için geçici olarak kullanmış olmaları dolayısıyla, bu afişin sergilenmesi, zamanla sınırlandırılmıştır (yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme, başvuranların görsel bir kirliliğe sebebiyet veren şiddet içeren bir afiş asmadıklarını ve binanın dış cephesine veya başka herhangi bir kamu malına zarar vermediklerini (afişin yapışkan bantlar yardımıyla yerleştirildiğini) gözlemlemektedir. İhtilaf konusu afişin içeriğinde, meşru olmayan veya halkı incitebilecek ya da şiddete teşvik edebilecek hiçbir şey bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca, söz konusu afişin asılmasının barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün kullanımına bağlı bir unsur olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bu hakkın normal olarak kullanım şekline dâhil olduğu kanaatindedir (aksi yönde bir karar için bk. Barraco/Fransa, No. 31684/05, §§ 46-47, 5 Mart 2009).</p>

<p>34. Mahkeme ayrıca, sulh ceza mahkemesinin başvuranlar tarafından yapılan itirazları, para cezalarının, Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesine uygun olarak verildiği gerekçesiyle, reddettiğini gözlemlemektedir. Hâkim tarafından bu vesileyle yapılan denetimin, çok kısıtlı olduğunun tespit edilmesi zorunludur; söz konusu denetim, ilgililere isnat edilen fiillerin gerçekliğini doğrulamakla sınırlı kalmıştır. İtirazları inceleyen hâkimin, bir yandan barışçıl olarak toplanma hakkının başvuranlarca kullanılması ve diğer taraftan kamu düzeninin sağlanması ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi mevcut farklı menfaatleri dengelemeye çalıştığını gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır. Müdahaleyi haklı gösteren ‘‘ilgili ve yeterli’’ hiçbir gerekçe ileri sürülmemiştir. Üstelik yetkili hâkim, para cezalarının, başvuranların gösteriye katılmaları sebebiyle değil afiş asmaları sebebiyle verildiği kanaatine varmıştır.</p>

<p>35. Son olarak Mahkeme, başvuranların bu gösteriye katıldığını ve sendikaları tarafından verilen karara uygun olarak, bu sendikanın üyesi sıfatıyla, ihtilaf konusu afişi astıklarını kaydetmektedir. Hâlbuki Mahkeme, ihtilaf konusu para cezalarının, sendika üyelerini ve bu türden bir greve ya da sendikaların üyelerinin menfaatlerini savunmak için düzenlenen eylemlere meşru olarak katılmak isteyen herkesi, bunları yapmaktan caydıracak nitelikte olduğu kanaatindedir (bu anlamda bk. Urcan ve diğerleri/Türkiye, No. 23018/04 ve diğer 10 başvuru, § 34, 17 Temmuz 2008).</p>

<p>36. Mahkeme, Hükümetin, afişin asıldığı yerin bir eğitim kurumu olduğuna dair iddiasıyla ilgili olarak, burada kayda değer bir hususun söz konusu olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme bununla birlikte, başvuranların eğitimci olduklarını ve ihtilaf konusu gösterinin, Hükümetin eğitim konusundaki politikalarını protesto etmeyi amaçladığını gözlemlemektedir. Üstelik, afiş, kısa bir zaman aralığında, binanın dış cephesine asılmıştır ve afişin, bu binada eğitimi herhangi bir şekilde engellediğine dair bir görünüm yoktur. Mahkeme bu noktada, ihtilaf konusu para cezalarının, barışçıl olarak toplanma özgürlüğü hakkının başvuranlarca kullanımına bağlı olduğunu ve bu hakkın kullanımı üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğunu yinelemektedir.</p>

<p>37. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri ve barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün demokratik bir toplumda önde gelen konumunu dikkate alarak (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], No. 37553/05, § 142, AİHM 2015), başvuranlara verilen para cezalarının ‘‘demokratik bir toplumda gerekli’’ olmadığı sonucuna varmaktadır.</p>

<p>38. Dolayısıyla, Mahkeme Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.</p>

<p>II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA</p>

<p>39. Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince,</p>

<p></p>

<p>‘‘Şayet Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.’’</p>

<p>A. Tazminat</p>

<p>40. Başvuranların her biri, maddi tazminat olarak 1.000 avro ve manevi tazminat olarak 5.000 avro talep etmektedirler.</p>

<p>41. Hükümet, başvuranların taleplerine itiraz etmektedir.</p>

<p>42. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlali ile iddia edilen maddi zarar arasında belirgin bir illiyet bağı bulunduğunu düşünmektedir. Mahkeme, zararın miktarının, başvuranların ödemek zorunda kaldığı para cezasının miktarına eşdeğer olduğu kanaatindedir (Özbent ve diğerleri/Türkiye, No. 56395/08 ve 58241/08, § 60, 9 Haziran 2015). Dolayısıyla Mahkeme, bu bağlamda Akarsubaşı’na 200 avro ve Alçiçek’e 60 avro, yani ilgililer tarafından ödenen para cezalarının miktarlarının ödenmesine karar vermektedir.</p>

<p>43. Mahkeme, başvuranların manevi zarara ilişkin talepleriyle ilgili olarak, ihlal tespitinin, ilgililerin maruz kaldıkları manevi zarar için tek başına adil bir tazmin sağladığı kanaatindedir.</p>

<p>B. Masraf ve Giderler</p>

<p>44. Başvuranlar ayrıca, herhangi kanıtlayıcı bir belge sunmaksızın Mahkeme önünde yapmış oldukları masraf ve giderler için 5.223 avro talep etmektedirler.</p>

<p>45. Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.</p>

<p>46. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuranın, ancak Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlayabilmesi durumunda, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir. Başvuranların taleplerini haklı gösterecek belge sunmamış olmaları sebebiyle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.</p>

<p>C. Gecikme Faizi</p>

<p>47. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.</p>

<p><strong>BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,</strong></p>

<p>1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,</p>

<p></p>

<p>2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine,</p>

<p></p>

<p>3. İhlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için tek başına adil bir tazmin sağladığına,</p>

<p></p>

<p>4. a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, davalı Devletin başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:</p>

<p>i. Başvuran Mehmet Akarsubaşı’na, maddi zararı için her türlü vergiden hariç olarak 200 avro (EUR) (iki yüz avro),</p>

<p>ii. Başvuran Yalçın Alçiçek’e, maddi zararı için her türlü vergiden hariç olarak 60 avro (EUR) (altmış avro).</p>

<p>b) Söz konusu miktarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,</p>

<p></p>

<p>5. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 23 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.</p>

<p>Robert Spano</p>

<p>Başkan</p>

<p><br />
Hasan Bakırcı</p>

<p>Yazı İşleri Müdür Yardımcısı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/aihm-kl.jpeg" type="image/jpeg" length="81575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TOPLANTI ve GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKININ KULLANILMASINDAN SONRAKİ MÜDAHALELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-6-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-6-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 6

TOPLANTI ve GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKININ KULLANILMASINDAN SONRAKİ MÜDAHALELER

Toplantı ve gösteri yürüyüşünün bitiminden sonra bu hakka yapılan müdahaleleri, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilere yönelik uyg...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 6</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TOPLANTI ve GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKININ KULLANILMASINDAN SONRAKİ MÜDAHALELER</strong></p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşünün bitiminden sonra bu hakka yapılan müdahaleleri, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilere yönelik uygulanan adli ve idari işlemler oluşturmaktadır. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilere yönelik uygulanacak adli ve idari işlemler, daha sonradan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyecek ya da bu faaliyete katılacak kişiler yönünden caydırıcı bir etki doğurabilmektedir. Bu nedenle, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilere yönelik uygulanacak adli ve idari işlemler dolaylı bir müdahale niteliği taşımaktadır. AYM de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına, bu hak kullanıldıktan sonra da kamusal müdahale yapılabileceğini kararlarına yansıtmıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu)</a>. Dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilere yönelik uygulanan adli ve idari cezaların, kanun ile öngörülme, meşru bir amaca yönelme, demokratik toplumda gereklilik ve ölçülülük gibi ölçütleri karşılaması gerekir.</p>

<p>AİHM, sendika üyesi başvurucuların okul binasının dış cephesine sendika logolarını taşıyan ve üzerinde "Bu iş yerinde grev vardır" yazılı bir afiş asmasına ilişkin başvuruda; gösterinin tamamen barışçıl olarak sürdürüldüğü, idari makamların veya polisin kamu düzenini korumak için müdahale etmesini gerektirecek taşkınlıklar, hatta trafik konusunda bile herhangi bir sorun yaşanmadığı, başvurucuların alanı geçici olarak işgal ettikleri sırada, kurumun işleyişinin aksamadığı, protestonun hükümetin eğitim konusundaki politikalarını protesto etmeyi amaçladığı gerekçeleri ile başvuranlar hakkında afiş asma kabahatinden verilen idari para cezasını toplantı hakkının ihlali niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi" rel="dofollow">(Akarsubaşı ve Alçiçek -Türkiye Davası).</a></p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasından sonra bu hakka yapılan müdahaleler arasında, kamu görevlilerine yönelik orantısız güç kullanımı, kötü muamele gibi iddiaların etkin soruşturulmaması da sayılabilir. Yukarıda vurgulandığı üzere, belirtilen iddialar yönünden etkin soruşturma yapılmamasının dolaylı bir müdahale niteliği taşıma olasılığı bulunmaktadır.</p>

<p>AYM, orantısız güç ve kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülecek ceza soruşturmalarının, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olması, soruşturma makamlarının re’sen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları ve soruşturmanın bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmesi gerektiğini belirtmektedir. Mahkeme, soruşturma makamlarının, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışması; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmaması gerektiğini vurgulamaktadır. AYM, belirtilen başvuruda, olayın gerçekleşme şeklini ortaya koyan görüntülere ve başvurucu hakkında düzenlenen adli raporlara rağmen hangi verilerden hareketle ne şekilde kovuşturmaya yer olmadığı sonucuna ulaşıldığının anlaşılamadığını ve müdahalenin gereksiz ve orantısız olduğu gerçeği karşısında varılan sonucun nesnel ve tarafsız bir analizin ürünü olmadığı tespiti ile soruşturma işlemlerini eleştirmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/kotu-muamele-yasagiyla-baglantili-olarak-etkili-basvuru-6525454" rel="dofollow"> (Şadiye Dilan Doğan Başvurusu).</a></p>

<p>AYM, bir bireysel başvuru kararında ise, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında yaralanan ve hastaneye başvurarak muayene raporu tanzim edilen başvurucu hakkında düzenlenen adli rapor sonrası olaydan haberdar olan kamu otoritelerinin derhâl resmî bir soruşturma açmamasını ve başvurucunun yaklaşık 6 ay sonra yaptığı şikâyet üzerine soruşturmaya başlanılmasını eleştirmiştir. Kararda, bu gecikmenin devletin kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası içeren şikâyetler karşısında derhâl verdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakâr davranmadığını göstermesi ve kaybolma olasılığı olan delillerin bir an önce toplanmasının sağlanması açısından önem arz ettiğini ve sonuç itibariyle kovuşturmaya yer olmadığı ilişkin kararın kullanılan gücün neden ve nasıl orantılı olduğu hususunda tatmin edici olmadığını vurgulamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow">(Alp Altınörs Başvurusu).</a></p>

<h3></h3>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" rel="noopener" target="_blank" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA"><img alt="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/eyup-kara-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" rel="noopener" target="_blank" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA">Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA</a></strong></h4>

<p></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-1" rel="dofollow" target="_blank">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 1</a></strong></h3>

<p></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-2" rel="dofollow" target="_blank">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 2</a></strong></h3>

<p></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-3" rel="dofollow" target="_blank">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 3</a></strong></h3>

<p></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-4" rel="dofollow" target="_blank">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 4</a></strong></h3>

<p></p>

<h3><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-5" rel="dofollow"><strong>&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 5</strong></a></h3>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>* </strong>Bu çalışma yazarın “Toplumsal Olaylarda Adli Sorunlar” (Kara, Eyüp, Toplumsal Olaylarda Adli Sorunlar, Adli Bil. ve Kriminalistik Ansiklopedisi, 7. Cilt, s. 3639-3656, Adalet Yayınevi, 2023) adlı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Atıf yapılan kararlar:</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari,</span></a><span style="color:#999999"> Erişim Tarihi 06 Mayıs 2025</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Akarsubaşı ve Alçiçek – Türkiye Davası</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/akarsubasi-ve-alcicek-turkiye-davasi</span></a><span style="color:#999999"> Erişim Tarihi 10 Eylül 2026</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/kotu-muamele-yasagiyla-baglantili-olarak-etkili-basvuru-6525454" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Şadiye Dilan Doğan Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/kotu-muamele-yasagiyla-baglantili-olarak-etkili-basvuru-6525454" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/kotu-muamele-yasagiyla-baglantili-olarak-etkili-basvuru-6525454 </span></a><span style="color:#999999">Erişim Tarihi 5 Mayıs 2021</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Alp Altınörs Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler</span></a><span style="color:#999999"> Erişim Tarihi 1 Mayıs 2021</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-6-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="50296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/5636 E., 2025/11567 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255636-e-202511567-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255636-e-202511567-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 08.07.2025 tarihli, 2025/5636 E., 2025/11567 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5636 E., 2025/11567 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ<br />
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR</p>

<p><strong>I. BAŞVURU</strong></p>

<p>İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce; desteğin yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu desteğin ölümü nedeniyle geride kalanlar tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu trafik sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi mi, yoksa tüketici mahkemesi mi olduğuna; yine davacının yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu yaralanması nedeniyle davacı yolcu tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu trafik sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan bedensel zarara ilişkin tazminat davasında görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi mi, yoksa tüketici mahkemesi mi olduğuna dair bazı bölge adliye mahkemesi kararlarının çeliştiği belirtilerek 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi gereğince uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu kararı ile; Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin kararları arasında 5235 Sayılı Kanun'un 35. maddesi kapsamında uyuşmazlık olduğu, trafik kazası neticesinde vefat edenin desteğinden yoksun kalanların/mirasçıların taşımayı yapan firma ile birlikte zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açtıkları davalarda tüm davalılar yönünden yargılamanın asliye ticaret mahkemesince yapılması gerektiği, trafik kazası neticesinde malul kalan yolcunun taşımayı yapan firma ile birlikte zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açtığı davalarda ise tüm davalılar yönünden yargılamanın tüketici mahkemesinde yapılması gerektiği görüşü benimsenmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR</strong></p>

<p>A.Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 24.09.2020 Tarihli, 2018/1848 Esas, 2020/610 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Somut olayda uyuşmazlık, taşıma sırasında davacıların yakınların vefatından kaynaklanmaktadır. Bu durumda uyuşmazlıktaki temel ilişkinin taşıma ilişkisi olması nedeniyle tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Aynı Kanunun 73/1. maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu düzenlenmiştir. Buna göre davaya konu uyuşmazlıkta tüketici mahkemesi görevli olduğundan mahkemece tüketici mahkemesi sıfatı ile bakılması gerekirken, Ticaret Mahkemesi sıfatı ile davanın görülüp sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olmuştur..." gerekçesiyle de asıl davada davalılar ... Sigorta Şirketi, ... Sigorta A.Ş. vekillerinin ve birleşen davada davalı Karayolları Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin münhasıran görevsizlik nedeniyle kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>B.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2022 Tarihli, 2021/1696 Esas, 2022/104 Karar Sayılı Kararı</p>

<p>"...Bu durumda; kaza nedeniyle vefat eden ...'ün ve ...'in otobüste yolcu olarak bulundukları, davanın taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı ve vefat eden ve davacının tüketici sıfatına sahip olduğu anlaşılmakla mahkemenin görevsizliğine ve Tüketici Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmamaktadır. HMK.'nun 115-(2). maddesi uyarınca; mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse; davanın usulden reddine, karar verir. Bu durumda; mahkemece, HMK.'nun 114-(1)-c) madde hükmü gereğince; anılan yasal düzenleme gözönünde bulundurularak, göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken; "....mahkememizin görevsizliğine, dosyaya bakmakta görevli mahkemenin İzmir Tüketici Mahkemesi olduğuna,..." ibarelerine yer verilmesi doğru olmamış ise de; sonuca etkili olmadığından kararın kaldırılması nedeni yapılmamış ve eleştiri getirilmekle yetinilmiştir..." gerekçeleriyle de davacılar vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>C.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi'nin 07.03.2023 Tarihli, 2021/1174 Esas, 2023/361 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Davacılar haksız fiil sebebine dayanarak işleten davalı ... Seyahat Taşımacılık ve Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi'nden maddi ve manevi tazminat, ZMSS poliçesine dayanarak davalı ... Sigorta'dan maddi tazminat, Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası poliçesine dayanarak davalı ... Sigorta AŞ'den maddi tazminat talep etmektedir. Bu itibarla TTK'de düzenlenmiş olan sigorta hukukuna dayanan ve TTK'nin 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca mutlak ticari dava niteliğini taşıyan uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gözetilmeden, yargılamaya devam olunarak nihai karar verilmesi isabetsizdir..." gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/3 üncü maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>D. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 28.03.2022 Tarihli, 2022/329 Esas, 2022/465 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Davacı ...'ın desteği eşi ile birlikte davalı sürücünün kullandığı otobüste İzmit ilinden Antalya istikametine yolculuk yaparlarken vasıtanın kaza yapması sonucu kendisinin yaralanması ve eşin ölümü nedeniyle aracın işleteninden ve sigorta şirketinden tazminat talep edilmektedir. Davacı ... ve kazada ölen destek kaza yapan otobüste ücreti mukabilinde mesleki ve ticari olmak amaçla taşınmakta olan biletli yolcudur. Dolayısıyla tüketici konumundadırlar. Dava tarihine göre 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması hakkındaki kanun 3., 73. ve 83. maddeleri uyarınca davanın tüketici mahkemesinde görülüp karara bağlanması icap eder..." gerekçesiyle davacılar vekili ile davalı ... Tur...Sanayi ve Tic.Ltd.Şti vekilinin ve davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/3 üncü maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın esasının kapatılarak; davanın görevli Antalya Tüketici Mahkemesinde yeniden görülmesi için Antalya Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmek üzere Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesine iade edilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 27.01.2025 Tarihli, 2024/1547 Esas, 2025/291 Karar Sayılı Kararı</p>

<p>"...Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde, uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise ya da taleplerden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyorsa; sözkonusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında “Yargılama usûlüne” ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla, bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yaparak uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usûl ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereğidir. O halde, gerek davalı araç sürücüsü ve gerekse de davalı sigorta şirketlerinin sorumluluğu aynı maddî olaydan kaynaklanmış ve zarar tek olmakla, davaların birlikte görülmesi zorunludur. Bütün talepler yönünden ihtilafın özel mahkeme olan asliye ticaret mahkemesince çözüme kavuşturulması gerekir..." gerekçesiyle İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>F. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2024 Tarihli, 2023/2804 Esas, 2024/670 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Somut olayda; davacı tarafından, haksız fiil teşkil eden trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi taleplerine ilişkin olarak, araç sürücüsü, ferdi kaza sigortacısı ile ZMM sigortacısı olan sigorta şirketine karşı birlikte açılmış, sadece işletenlere açılmamıştır. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkeme, genel hukuk mahkemesi olan asliye hukuk mahkemesi, işleten yönü ile açılan davada taşıma hizmeti nedeni ile tüketici mahkemesi ise de; dava, diğer davalılar ile birlikte karşı tarafın ZMMS yaptırdığı sigorta şirketine karşı açılmıştır. Davalı sigorta şirketi, sigorta poliçesi nedeniyle sorumlu tutulmuş olup, zorunlu sigortalar, TTK'nın 1483 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 4/1-(a) ve 5. maddeleri gereğince mutlak ticari nitelikteki bu davada asliye ticaret mahkemesi görevli bulunmaktadır.</p>

<p>Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde, uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise ya da taleplerden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyorsa; sözkonusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında “Yargılama usûlüne” ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla, bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yaparak uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usûl ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereğidir. O halde, gerek davalı araç sürücüsü ve gerekse de davalı sigorta şirketlerinin sorumluluğu aynı maddî olaydan kaynaklanmış ve zarar tek olmakla, davaların birlikte görülmesi zorunludur. Bütün talepler yönünden ihtilafın özel mahkeme olan asliye ticaret mahkemesince çözüme kavuşturulması gerekir..." gerekçesiyle İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>F. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 18.01.2023 Tarihli, 2022/423 Esas, 2023/42 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Şu durumda; asıl ve birleşen davanın davacılarının murisleri olan yolcuların, davalı ... firmasına (taşıyan) ait yolcu otobüsünün tek taraflı trafik kazası yapması sonucunda ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olması, taraflar arasındaki ilişkinin taşıma sözleşmesinden kaynaklanması ve davacılar murislerinin de tüketici vasfına sahip olması, ölen yolcular ile davalı taşıyan arasındaki temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalması nedeniyle, davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğu ve uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle birleşen dosya davacıları vekili ile davalı ... Turizm İnşaat ve Uluslararası Taş. Tic. Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davaya bakma görevi Tüketici Mahkemesine ait olduğundan, görev konusunda karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>G. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 25.02.2021 Tarihli, 2021/284 Esas, 2021/367 Karar Sayılı Kararı</p>

<p>"Bu durumda; davanın, davacı yolcunun, davalı sürücü ... idaresinde bulunan davalı işleten ... Otobüsleri A.Ş.'ne ait olan yolcu otobüsünün tek taraflı trafik kazası yapması sonucunda yaralanmasından doğan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olması, taraflar arasındaki ilişkinin taşıma sözleşmesinden kaynaklanması ve davacının da tüketici vasfına sahip olması nedeniyle davacı yolcu ile davalı taşıyan arasındaki temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalması nedeniyle davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olması ve uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davalı ... Otobüsleri A.Ş. vekilinin yetki ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi isabetli görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davaya bakma görevi Tüketici Mahkemesine ait olduğundan, görev konusunda karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1.a.3 maddesi gereğince kaldırılmasına, davaya bakma görevi Tüketici Mahkemesine ait olduğundan, görev konusunda karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>H. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 29.04.2022 Tarihli, 2022/682 Esas, 2022/1235 Karar Sayılı Kararı</p>

<p>"...Davacılar tarafından 31/08/2015 tarihinde açılan davada; davacılar ... ... ve ... ...'nun oğulları, diğer davacıların kardeşi olan ... ...'nun yolcu olarak bulunduğu minibüsün yapmış olduğu kaza nedeni ile hayatını kaybetmesi nedeni ile, aracın sürücüsü ve işleteni ile zorunlu mali mesuliyet sigortacısına karşı destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Mahkemece maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.</p>

<p>Davanın dayanağı olan kazanın meydana geldiği ... plakalı minibüsün işleteni ve sürücüsü davalı ... olup; müteveffanın taşıma sözleşmesi kapsamında yolcu olarak taşındığı anlaşılmaktadır. 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır.<br />
Anılan Kanun'un 3/1-k maddesinde tüketicinin; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi”, 3/1-l maddesinde ise tüketici işleminin; “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade edeceği düzenlenmiş, aynı Kanun'un 73/1. maddesinde; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakma görevinin tüketici mahkemelerine ait olduğu hüküm altına alınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her safhasında re'sen gözetilmelidir. Somut olayda, davacıların desteği ile davalı ... arasındaki ilişki taşıma sözleşmesine dayanmakta olup, uyuşmazlık, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında olduğundan ve 6502 Sayılı Yasanın 73/1. maddesi gereğince tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri tarafından bakılması gerektiğinden, 6100 Sayılı HMK'nın 114/c maddesi gereğince davaya tüketici mahkemesi tarafından bakılması gerekmektedir. Mahkeme tarafından, tüketici mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesiyle davacılar vekili ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/3 üncü maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>I. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 20.05.2022 Tarihli, 2019/3069 Esas, 2022/1312 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Davacı vekili, davacının yolcu olarak bulunduğu yolcu otobüsünün tek taraflı olarak yaptığı kaza nedeniyle yaralandığını belirterek, yolcu otobüsünün işleteni, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı ve Karayolu Yolcu Taşımacılık Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortacısına karşı dava açmıştır... Bu durumda davanın, davacı yolcunun, davalı işleten ... Turizm Seyahat Organizasyon ve Tic AŞ.’ne ait olan yolcu otobüsünün tek taraflı trafik kazası yapması sonucunda yaralanmasından doğan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olması, taraflar arasındaki ilişkinin taşıma sözleşmesinden kaynaklanması ve davacının da tüketici vasfına sahip olması nedeniyle davacı yolcu ile davalı taşıyan arasındaki temel ilişki olan taşıma sözleşmesinin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalması nedeniyle davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olması ve uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esası yönünden karar verilmesi isabetli görülmediğinden..." gerekçesiyle davalılar ... Turizm Seyahat Organizasyon ve Tic A.Ş. vekili ile ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davaya bakma görevi Tüketici Mahkemesine ait olduğundan, görev konusunda karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>J. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin 14.12.2023 Tarihli, 2023/1888 Esas, 2023/2069 Karar Sayılı Kararı<br />
"...Davacılar vekili, davalı ... Taşımacılık...şirketi ile davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK m. 353/1-a/4-6 gereğince kaldırılmasına, Dairece verilen kaldırma kararının gerekçesi ve şekline göre istinaf eden davalı ... Turizm...şirketi vekilinin tüm, davacılar vekili, davalı ... Taşımacılık...şirketi ile davalı ... Sigorta A.Ş vekilinin sair istinaf nedenlerinin şimdilik nicelenmesine yer olmadığına" şeklinde esasa ilişkin başka nedenlerle davacılar vekili, davalı ... Turizm Seyahat...şirketi vekili, davalı ... Taşımacılık...şirketi vekili ve davalı ... Sigorta A.Ş (Eski Ünvanı ... Sigorta A.Ş) vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile, İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-a/4-6. madde hükmü uyarınca kaldırılmasına, dosyanın belirtilen şekilde işlem, araştırma ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine..." kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, desteğin yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu desteğin ölümü nedeniyle geride kalanlar tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu trafik sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi mi, yoksa tüketici mahkemesi mi olduğuna; yine davacının yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu yaralanması nedeniyle davacı yolcu tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu trafik sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan bedensel zarara ilişkin tazminat davasında görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi mi, yoksa tüketici mahkemesi mi olduğuna ilişkindir.</p>

<p>1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2022 tarihli, 2021/1696 Esas, 2022/104 Karar sayılı kararında davalılar arasında taşımayı yapan firma bulunmadığından, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararı yönünden uyuşmazlığın giderilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2- Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK'nın 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemeleridir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53/3. maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatını talep hakkı, desteğin mirasçı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalan kişilere aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişilerin, mirasçılardan başka kişiler olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur. Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK'nın 15.06.2011 tarihli ve 2011/17-142 E.-2011/411 K. sayılı ilamı). Davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talebine dayanak olarak gösterdikleri zarar; desteğin ölümü sonucu meydana gelmekle birlikte, destek üzerinde doğan zarardan ayrı ve salt onun desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır. Desteğin ölümü zararı doğuran olay olmakla birlikte, zarar doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşmuştur. Buradaki zarar, mirasçıların salt bu sıfatla devraldıkları, murislerinin uğradığı ve ondan intikal eden bir zarar da değildir. Destekten yoksun kalma tazminatı geride kalanların şahsında doğup desteğin terekesine girmez. Destekten yoksun kalma zararı yansıma zarardır.</p>

<p>Desteğin yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu desteğin ölümü nedeniyle geride kalanlar tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu trafik sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında; yolcu destek ile davalı taşıyıcı firma arasında taşıma sözleşmesi bulunsa bile, yukarıda da açıklandığı üzere geride kalanlar destekten yoksun kalma tazminatını mirasçılık sıfatından bağımsız olarak talep ettiklerinden, destek zararı doğrudan geride kalanların şahsında doğan yansıma zarar olduğundan, davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da bulunduğundan, sigorta hukuku TTK'nın 6. kitabında 1401 ve devamı maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası ise 1483 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlardan olması nedeniyle dava ticari dava olup desteğin yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu desteğin ölümü nedeniyle geride kalanlar tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı 01.07.2012 tarihinden itibaren açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın bu yönde giderilmesi gerekir.</p>

<p>3- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 83/2. maddesine göre taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p>Davacının yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu yaralanması nedeniyle davacı yolcu tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan bedensel zarara ilişkin tazminat davasında, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/l. maddesi uyarınca davacı yolcunun tüketici sayıldığı, davacı yolcu ile davalılardan taşıyıcı firma arasındaki taşıma sözleşmesinin tüketici işlemi niteliğinde bulunduğu, aynı Kanun'un 73/1. maddesi gereğince tüketici işleminden kaynaklı davalara tüketici mahkemelerince bakıldığı, yine aynı Kanun'un 83/2. maddesinde de diğer kanunlarda hüküm olması halinde dahi 6502 sayılı Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiği anlaşılmakla, davacı yolcunun taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açtığı bedensel zararına ilişkin tazminat davasında görevli mahkeme tüketici mahkemesi olacaktır. Açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın bu yönde giderilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2022 tarihli, 2021/1696 Esas, 2022/104 Karar sayılı kararında davalılar arasında taşımayı yapan firma bulunmadığından, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararı yönünden uyuşmazlığın giderilmesine YER OLMADIĞINA,</p>

<p>2.Desteğin yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu desteğin ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kalanlar tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında görevli mahkemenin ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ OLDUĞUNA;</p>

<p>3.Davacının yolcu olarak bulunduğu otobüs/minibüsün trafik kazası yapması sonucu yaralanması nedeniyle davacı yolcu tarafından taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan bedensel zarara ilişkin tazminat davasında görevli mahkemenin TÜKETİCİ MAHKEMESİ OLDUĞUNA;</p>

<p>4.Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin kesin kararları arasındaki görüş ve uygulama UYUŞMAZLIKLARININ BU ŞEKİLDE GİDERİLMESİNE,</p>

<p>5. Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,</p>

<p>6. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,<br />
08.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255636-e-202511567-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="80072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan, Eskişehir'de avukatlarla buluştu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-eskisehirde-avukatlarla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-eskisehirde-avukatlarla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Eskişehir programı kapsamında Eskişehir Barosunu ziyaret ederek Baro Başkanı Av. Barış Günaydın ve Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya geldi. Sağkan, ziyaretin ardından mesleğe yeni başlayan avukatların yemin töreni ile kıdemli meslektaşlara plaketlerinin takdim edildiği törene katıldı; program Baro Kafe’nin açılışıyla devam etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Baro yönetimiyle gerçekleştirilen buluşmada, avukatlık mesleğinin güncel sorunları ve uygulamada karşılaşılan güçlükler ele alındı. Meslektaşların ihtiyaç ve beklentilerinin de değerlendirildiği görüşmede, TBB ile barolar arasında sürdürülen çalışmalar üzerinde duruldu.</p>

<p><strong>MESLEĞİN İLK GÜNÜNDEN 60 YILLIK BİRİKİME</strong></p>

<p>Programın devamında düzenlenen törende, mesleğe adım atan genç avukatların yemin heyecanı ile uzun yıllarını avukatlığa veren meslektaşların kıdem onuru aynı salonda buluştu.</p>

<p>Törene TBB Başkanı Sağkan’ın yanı sıra YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Bilecik Barosu Başkanı Av. Halime Kahraman katıldı. Meslekte 40, 50 ve 60 yılı geride bırakan avukatlara plaketleri takdim edilirken Milletvekili Arslan ile Belediye Başkanları Ataç ve Kurt da plaket takdiminde bulundu.</p>

<p><strong>SAĞKAN: “BU ÜLKEDE HÂLÂ ‘İYİ Kİ AVUKATLAR VAR’ DENİLİYORSA, BUNU MESLEK USTALARIMIZA BORÇLUYUZ”</strong></p>

<p>Törende konuşan TBB Başkanı Sağkan, aynı gün içinde avukatlık mesleğinin farklı kuşaklarının bir araya gelmesinin taşıdığı anlama dikkat çekti. Mesleğinin ilk gününde hukuka, meslek kurallarına ve meslek onuruna bağlılık yemini eden genç avukatların, salondan ayrıldıkları andan itibaren yurttaşların adalete erişiminde savunma makamının sorumluluğunu üstleneceklerini belirtti.</p>

<p>Sağkan, genç meslektaşların mesleğe attıkları ilk adıma tanıklık ederken, yarım asrı aşan meslek hayatları boyunca hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını, Cumhuriyetin kurucu değerlerini, laikliği ve hukuk devleti ilkesini savunan avukatlarla aynı törende bulunmanın özel bir anlam taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Mesleğe uzun yıllar emek veren avukatların bıraktıkları mirasa işaret eden Sağkan, “Bugün toplumda hâlâ ‘İyi ki avukatlar var’ deniliyorsa, bunu varlıklarıyla ve çizdikleri yolla mümkün kılan çok değerli meslek ustalarımıza borçluyuz.” dedi.</p>

<p>Eskişehir Barosunun bu çalışmaların yanında meslektaşların sosyal ihtiyaçlarına yönelik yeni bir alan oluşturmasını da önemsediklerini belirten Sağkan, Baro Kafe’nin avukatları bir araya getirecek bir sosyal hizmet alanı olarak hayata geçirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Sağkan, Eskişehir Barosu’na çalışmalarından dolayı teşekkür etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BARO KAFE HİZMETE AÇILDI</strong></p>

<p>Törenin ardından Eskişehir Barosu bünyesinde oluşturulan Baro Kafe’nin açılışı gerçekleştirildi. Meslektaşların bir araya gelebilecekleri ortak bir alan olarak düzenlenen Baro Kafe, açılışla birlikte hizmete girdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_1_10092026093603.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_2_10092026093603.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_3_10092026093603.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_4_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_5_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_6_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_7_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_8_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_9_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_10_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_11_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_12_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_13_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_14_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_15_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_16_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_17_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_18_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_19_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_20_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_21_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_22_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_23_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_24_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_25_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_26_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_27_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260910_tbb_baskani_sagkan_e/86670_28_10092026093604.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-eskisehirde-avukatlarla-bulustu</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-200.jpg" type="image/jpeg" length="13214"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİNİN ELEKTRONİK TEBLİGATA İLİŞKİN İPTAL KARARININ DERDEST DAVALARA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-elektronik-tebligata-iliskin-iptal-kararinin-derdest-davalara-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-elektronik-tebligata-iliskin-iptal-kararinin-derdest-davalara-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ve idareye elektronik tebligatın kapsamı ile usul ve esaslarını belirleme yetkisi veren “...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunlu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararı</a> ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ve idareye elektronik tebligatın kapsamı ile usul ve esaslarını belirleme yetkisi veren <i>“...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...”</i> ibaresi Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.</p>

<p>Söz konusu karar, yalnızca gelecekte gerçekleştirilecek elektronik tebligatlar bakımından değil, iptal kararının verildiği tarihte derdest bulunan uyuşmazlıklarda daha önce gerçekleştirilmiş elektronik tebligatların hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p>I. <strong>Tebliğin Hukuki Niteliği ve Mahkemeye Erişim Hakkı Bakımından Önemi</strong></p>

<p>Tebliğ, hukuki bir işlemden ilgili kişinin haberdar edilmesini ve bu suretle hukuki sonuçların muhataba usulüne uygun biçimde yöneltilmesini sağlayan bir belgelendirme işlemidir. Kamu gücü kullanılarak tesis edilen idari işlemlerin ilgilisine tebliğ edilmesindeki temel amaç ise, işlemin muhatabının sahip olduğu yasal hakları etkin biçimde kullanabilmesine ve kendisine yüklenen hukuki yükümlülüklerden zamanında haberdar olmasına imkan sağlamaktır.</p>

<p>Özellikle kamu alacaklarının tahsili bakımından tebliğin hukuki önemi daha da belirgindir. Zira kamu alacağının dayanağını oluşturan ihbarnamenin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesiyle dava açma süresi işlemeye başlamakta; sürenin geçirilmesi halinde ise ilgilinin yargı mercilerine başvurma hakkı bakımından hak kaybı ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle bir tebliğ işleminin, muhatabı bakımından dava açma süresini başlatabilecek hukuki sonuç doğurabilmesi, öncelikle kanuni bir dayanağının bulunmasına ve kanunda öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirilmesine bağlıdır.</p>

<p><strong>II. İptal Kararının Yürürlüğünün Ertelenmesinin Derdest Davalara Etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarında, iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin belirli bir süre ertelenmesi mümkündür. Ancak bu ertelemenin amacı, iptal edilen düzenlemenin Anayasa’ya uygun olduğu veya derdest davalarda uygulanmaya devam edeceği anlamına gelmemektedir.</p>

<p>İptal hükmünün yürürlüğünün ertelenmesindeki temel amaç, yasama organına Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu gerekçeler doğrultusunda yeni bir düzenleme yapabilmesi için süre tanımak ve bu süreçte ortaya çıkabilecek hukuki boşluğu önlemektir. Dolayısıyla, bir kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş olmasına rağmen, sırf iptal hükmünün yürürlüğü ertelendiği gerekçesiyle söz konusu kuralın derdest uyuşmazlıklarda uygulanmaya devam edilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü, Anayasa’nın 11. maddesinde düzenlenen Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturacaktır.</p>

<p>Bu noktada, Anayasa’nın 153. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “İptal kararları geriye yürümez.” hükmünün de doğru şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, esas itibarıyla iptal edilen hükme dayanılarak geçmişte tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş işlemler bakımından hukuki istikrarın ve kazanılmış hakların korunmasına yöneliktir.Buna karşılık, Anayasa Mahkemesince bir hukuk kuralının Anayasa’ya aykırı olduğunun tespit edildiği tarihte henüz kesinleşmemiş ve yargılaması devam eden bir uyuşmazlığın, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir kurala dayanılarak sonuçlandırılması farklı bir hukuki durumdur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte derdest olan uyuşmazlıklarda, Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş bir hükmün uygulanması; Anayasa’nın üstünlüğü, hukuk devleti ve mahkemeye erişim hakkı bakımından ciddi sorun doğuracaktır.</p>

<p><strong>III. Elektronik Tebligat Düzenlemesinin Anayasal Dayanaktan Yoksunluğu</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararının temelinde, 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin idareye tanıdığı yetkinin kapsamı bulunmaktadır. İptal edilen düzenleme ile idareye; kişilerin elektronik tebligat sistemine dahil edilmesi, elektronik adres kullanma zorunluluğunun kapsamının belirlenmesi ve elektronik tebligatın usul ve esaslarının düzenlenmesi konusunda geniş bir yetki tanınmıştır.</p>

<p>Oysa temel hak ve özgürlüklerin kullanımını doğrudan etkileyen ve kişilerin yargısal başvuru süreleri üzerinde sonuç doğuran bir düzenlemenin, temel unsurları kanunla belirlenmeden idari düzenlemelere bırakılması; kanunilik, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından sorun teşkil etmektedir.</p>

<p>Elektronik tebligat sistemine kimlerin hangi koşullarda dahil olacağı, elektronik adres kullanma zorunluluğunun kapsamı ve bu tebligatın hukuki sonuçlarının hangi koşullarda doğacağı hususlarının kişilerin öngörebileceği açıklıkta kanunla düzenlenmesi gerekir.</p>

<p>Bu nedenle Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen hükme dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemeler kapsamında gerçekleştirilen elektronik tebligatların, özellikle henüz kesinleşmemiş uyuşmazlıklarda hukuki sonuç doğurup doğuramayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>IV. Danıştay’ın Yaklaşımı</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından Danıştay 3. Dairesince verilen kararda da bu husus açık biçimde değerlendirilmiştir. Danıştay, Anayasa Mahkemesinin iptal kararını dikkate alarak, söz konusu düzenlemeye dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebligatların hukuki sonuç doğuramayacağı ve buna bağlı olarak ödeme emriyle takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağından söz edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Kararda özellikle, iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olmasının, iptal edilen düzenlemenin derdest davalarda uygulanmaya devam edeceği anlamına gelmediği vurgulanmıştır.Bu kapsamda Danıştay tarafından, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin, iptal edilen 107/A maddesinin üçüncü fıkrasından aldığı yetkiye dayanılarak gerçekleştirdiği elektronik tebligat işlemlerinin hukuki sonuç doğuramayacağı değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak, usulüne uygun şekilde tahakkuk ederek ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağının varlığından söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır;”<i> İptal kararının gerekçesine uygun şekilde düzenleme yapması için yasama organına olanak tanımak ve ortada bir boşluk yaratmamak amacıyla iptal kararının dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verilmiş olması, <strong>iptal edilen hükmün derdest olan davalarda uygulanmasına devam edileceği anlamı taşımamaktadır.</strong>Bu durumda, tebliğin, hukuki bir işlemden ilgili kimsenin haber almasını sağlamak için yetkili makamın kanuni şekilde yazı veya ilan ile yapacağı belgelendirme işlemi niteliğini taşıdığı, amacının işlemin muhatabı açısından yasal haklarını kullanabilmesine imkan tanımak, işlemi tesis eden idare açısından da hakkında işlem tesis edilen kişilerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilip getirmediğini tespit etmek olduğu dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının, bu kararın yayımlanmasından önce açılmış ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerekliliği karşısında, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı nedeniyle, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin, 213 sayılı Kanun'un 107/A maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetki kapsamındaki elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelerine dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.<strong>Buna göre, dava konusu ödeme emri içeriği vergi ve cezalara ilişkin ihbarnamelerin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle usulüne uygun şekilde tahakkuk ederek ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağının varlığından söz edilemeyeceğinden</strong> yazılı gerekçeyle verilen Vergi Dava Dairesi kararının, ödeme emri içeriğinde yer alan geçici vergi dışında kalan kısmına ilişkin hüküm fıkrasının bozulması, davalı idare temyiz isteminin ise bu nedenle reddi gerekmiştir.”</i></p>

<p><strong>V. Derdest Uyuşmazlıklarda İptal Edilen Hükme Dayanılarak Karar Verilemez</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce açılmış olmakla birlikte henüz kesinleşmemiş ve görülmekte olan uyuşmazlıklarda, iptal edilen kanun hükmünün uygulanmasına devam edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim <strong>Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi </strong>de bu yönde değerlendirme yaparak, <a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararı</a>yla iptal edilen 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeye dayanılarak uyuşmazlığın çözümlenemeyeceğini kabul etmiştir. Kararda, asıl borçlu şirket nezdinde gerçekleştirilen takip işlemlerinin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle, şirket hakkında usulüne uygun ve hukuken geçerli bir takip ve kesinleşme sürecinin oluşmadığı; dolayısıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yalnızca karar tarihinden sonra yapılacak işlemler bakımından değil, iptal kararının yayımlandığı tarihte henüz derdest olan uyuşmazlıkların çözümü bakımından da dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.; “<i>Bu durumda, bu karardan önce açılmış ve bakılmakta olan işbu uyuşmazlıkta; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı kararıyla iptal edilen "...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye..." şeklindeki kuralına dayanılarak karar verilmesi mümkün değildir. .. Sonuç olarak<strong>, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı sonrası, dava konusu ödeme emirlerine dayanak alınan, asıl borçlu şirket nezdinde gerçekleştirilen takip işlemlerinin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle</strong>, asıl borçlu şirket hakkında usulüne uygun ve hukuken geçerli bir takip ve kesinleşme sürecinin varlığından söz edilemeyeceğinden, kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık görülmemiştir”</i></p>

<p><strong>Ankara Bölge İdari Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesi;”</strong><i>Her ne kadar henüz yürürlüğe girmemiş olsa dahi, Anayasa Mahkemesinin 03/04/2026 tarih ve 33213 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 15/01/2026 tarih ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı ile; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...” ibaresi düzenlemenin <strong>idareye sınırsız bir yetki tanıdığı, temel hakların kanunla belirlenmesi ve hukuki belirlilik ilkelerine aykırı bulunduğu gerekçeleriyle iptal edilmiştir. Bu durumda, davacı şirkete yapılan tebligatın dayanağı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı görülmesi nedeniyle geçersiz olduğu</strong> sonucuna ulaşıldığından davanın elektronik tebligat verilerine göre süresinde açılmadığı gerekçesiyle verilen Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.”</i></p>

<p><strong>VI. Elektronik Tebligatın Hukuki Sonuç Doğurmaması “Borcum Yoktur” Kapsamında Değerlendirilmelidir</strong></p>

<p>Konunun bir diğer önemli boyutu ise elektronik tebligatın geçersizliği nedeniyle kamu alacağının kesinleşmemiş olması halinde, ödeme emrine karşı ileri sürülen “borcum yoktur” iddiasının hukuki niteliğidir.</p>

<p>Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi, bu hususta daha ileri bir değerlendirme yapmıştır. Anılan Daire, <strong>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı uyarınca elektronik ortamda gerçekleştirilen tebligatların hukuki sonuç doğurmaması nedeniyle, ortada kesinleşmiş ve ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş bir kamu alacağının bulunmadığını; bu durumun 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesi kapsamında “borcum yoktur” iddiası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur</strong>. Bu kabul, elektronik tebligatın usulsüzlüğünün yalnızca şekli bir eksiklik olarak değerlendirilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir. Zira tebligatın hukuki sonuç doğurmaması, doğrudan doğruya kamu alacağının kesinleşmesi ve cebren takip edilebilir hale gelmesi sürecini etkilemektedir; “<i>Olayda, dava konusu ödeme emri içeriği kamu alacaklarına dayanak ihbarnamelerin davacıya elektronik ortamda tebliğ edildiği ve söz konusu tarhiyatlara karşı davacı şirket tarafından yasal süresi içerisinde dava açılmadığı ve kamu alacaklarının böylece kesinleştiğinden bahisle söz konusu kamu alacaklarının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emri düzenlenmiş ise de; Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen iptal kararı uyarınca elektronik ortamda gerçekleştirilen tebliğlerin usulsüz olması nedeniyle ortada, kesinleşmiş ve ödeme emri ile takip edilme aşamasına gelmiş bir kamu alacağı bulunduğundan söz edilemeyeceğinden ve <strong>bu durum borcum yoktur kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden</strong>, dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık, aksi gerekçeyle davanın kısmen reddine ilişkin istinafa konu kararda ise hukuki isabet görülmemiştir.”</i></p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarih ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararı</a>, elektronik tebligat sisteminin dayandığı kanuni yetkinin anayasal sınırlarını ortaya koyması bakımından önemli bir karardır. İptal hükmünün yürürlüğünün ertelenmiş olması, iptal edilen düzenlemenin Anayasa’ya uygun hâle gelmesi veya derdest uyuşmazlıklarda uygulanmaya devam edeceği anlamına gelmemektedir. Erteleme, yalnızca yasama organına yeni bir düzenleme yapabilmesi ve hukuki boşluğun önlenmesi amacıyla tanınmış bir süredir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir hükme dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebligatların, iptal kararının yayımlandığı tarihte henüz derdest olan uyuşmazlıklarda kişilerin aleyhine hukuki sonuç doğurması mümkün değildir. Nitekim Danıştay 3. Dairesi ile Samsun ve Bursa Bölge İdare Mahkemelerinin ilgili Vergi Dava Dairelerince verilen kararlar da bu yöndeki hukuki yaklaşımı desteklemektedir. Bu kararlarda; elektronik tebligatların hukuki sonuç doğurmaması hâlinde kamu alacağının usulüne uygun şekilde kesinleşmiş ve ödeme emri ile takip edilebilir aşamaya gelmiş olduğundan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-elektronik-tebligata-iliskin-iptal-kararinin-derdest-davalara-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/aym-jkasf.jpg" type="image/jpeg" length="98573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk-Alman Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-alman-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-alman-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk-Alman Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 10 Eylül 2026 Tarihli ve 33366 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türk-Alman Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 30/1/2017 tarihli ve 29964 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk-Alman Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“n) Kredi: Aksi belirtilmedikçe bir programda öngörülen dersin haftalık teorik ders saatinin tamamı ile haftalık uygulama veya laboratuvar saatinin yarısının toplamını,”</p>

<p>“v) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya enstitü yönetim kurulu tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrasında yer alan “görevlilerine de” ibaresi “elemanlarına da” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Tezli yüksek lisans ve doktora programlarındaki öğrenciler için tez danışmanının atandığı tarihi izleyen yarıyıl başından itibaren uzmanlık alan dersi açılabilir ve bu ders, öğrencinin tezine yönelik olarak seçilen konularda açılan kuramsal ders olarak enstitü yönetim kurulu tarafından onaylanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azamî süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(10) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen yükseköğretim kurumlarının Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen öncelikli alanlarındaki doktora programlarına Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen sayı kadar doktora öğrencisi seçimi; Türk vatandaşları için 9/11/2018 tarihli ve 30590 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri, yabancı uyruklular için Yükseköğretim Kurulunca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “lisansüstü programlarına” ibaresi “eşdeğer diploma programına” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Öğrenci kayıt işlemleri, lisansüstü programın özellikleri dikkate alınarak ilgili enstitü müdürlüğü tarafından yapılır. Akademik takvimde belirtilen süre içinde kesin kaydını yaptırmayan adaylar, kesin kayıt hakkını kaybeder. Eksik belge ile kesin kayıt yapılmaz. Kayıtlarda istenen belgelerin aslı veya aslı görülmek kaydıyla enstitü tarafından kabul edilen onaylı örneği kabul edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez savunma sınavında başarılı olmak ve diğer şartları sağlamak kaydıyla yüksek lisans tezinin son şekli verilmiş en az üç kopyasını ve elektronik ortamda kaydedilmiş iki kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde enstitüye teslim eden öğrencinin mezuniyetine enstitü yönetim kurulu tarafından karar verilir. Enstitü yönetim kurulu başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azamî süresinin dolması halinde ilişiği kesilir. Yüksek lisans programını tamamlamış kabul edilen öğrenciye, Senato tarafından kabul edilen ilgili mevzuat hükümlerine göre diploma düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 47 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “dilerse” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Türk-Alman Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-alman-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="70201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/burdur-mehmet-akif-ersoy-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/burdur-mehmet-akif-ersoy-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 10 Eylül 2026 Tarihli ve 33366 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BURDUR MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen öğrenci kayıtları, eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen öğrenci kayıtları, eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AKTS: Ders kredilendirilmesinde ortak parametre olarak kullanılan Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>b) Dekan: Tıp Fakültesi Dekanını,</p>

<p>c) Ders yılı: Her bir dönem için tanımlanan bir eğitim-öğretim yılını,</p>

<p>ç) Dönem: Dönem I-II-III’te yıl sonu sınavları hariç, Dönem IV-V’te staj sonu sınavları dahil en az 140 iş günlük zaman dilimini kapsayan Fakültenin her bir sınıfını,</p>

<p>d) Fakülte: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tıp Fakültesini,</p>

<p>e) Fakülte Kurulu: Tıp Fakültesi Fakülte Kurulunu,</p>

<p>f) Fakülte Yönetim Kurulu: Tıp Fakültesi Fakülte Yönetim Kurulunu,</p>

<p>g) İntörnlük: Dönem VI’daki klinik, poliklinik, gerekli laboratuvar uygulamalarını ve alan çalışmalarını içeren stajlardan oluşan on iki aylık (elli iki hafta) eğitim-öğretim sürecini,</p>

<p>ğ) Kurul sınavı: Ders kurulu sonunda yapılan teorik ve pratik sınavların tümünü,</p>

<p>h) Koordinatör: Dekan tarafından Fakültenin her bir dönemi için görevlendirilen sorumlu öğretim üyesini,</p>

<p>ı) Kredi: Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesinde belirlenen ve program bazında öngörülen bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılmasına dayalı, ders saatlerinin yanı sıra laboratuvar, atölye, klinik çalışması, ödev, uygulama, proje, sunum, sınava hazırlık, sınav, staj, iş yeri eğitimi gibi eğitim-öğretim etkinliklerinde harcanan bütün zamanı ifade eden değeri,</p>

<p>i) Ortak zorunlu dersler: 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Türk Dili, yabancı dil ve İş Sağlığı ve Güvenliği derslerini,</p>

<p>j) Özel çalışma modülü dersleri: Öğrencinin kayıtlı olduğu öğretim programında yer alan, mezun olabilmek için önerilen belirli dersler veya ders grupları arasından seçilerek alınması gereken dersi,</p>

<p>k) Proje uygulama dersi: Kanıta Dayalı Tıp dersi dikey koridoru içerisinde yer alan ve dönemin sonuna kadar öğretim üyesi rehberliğinde bilimsel çalışma hazırlanması gereken dersi,</p>

<p>l) Rektör: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>m) Senato: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>n) Seçmeli staj: Eğitim-öğretim yılının ders kayıt süresince ilan edilen seçmeli stajlar arasından öğrencinin kendi isteği ve açılan kontenjan doğrultusunda seçtiği stajı,</p>

<p>o) Staj: Dönem IV-V-VI’da ilgili ana bilim dallarında pratik ve teorik olarak yürütülen eğitim-öğretimi,</p>

<p>ö) Sosyal sorumluluk dersi: Sosyal sorumluluk uygulamaları kapsamında yer alan dersi,</p>

<p>p) Üniversite: Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesini,</p>

<p>r) Yapılandırılmış sözlü sınav: Cevapları önceden hazırlanmış ve puanlanmış kontrol listeleri ile yapılan sınavı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Kayıt İşlemleri, Yeterlik Sınavı ile Kayıt Dondurma ve Yatay Geçiş</p>

<p><strong>İlk kayıt işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Fakülteye, ÖSYM tarafından yapılan sınavla kayıt hakkı kazanan ve başka bir yükseköğretim kurumunda eşdeğer örgün öğretim programına kayıtlı olmayan aday kayıt yaptırabilir. Kayıt tarihleri, kayıtta istenecek belgeler ve uygulanacak esaslar, Üniversitenin Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı tarafından ilan edilir. Üniversite tarafından istenen belgelerin aslı veya onaylı örneği kabul edilir. Eksik belge ile veya posta yoluyla kesin kayıt yaptırılamaz. Belirlenen tarihler arasında kesin kaydını yaptırmayan adaylar herhangi bir hak iddia edemezler.</p>

<p>(2) Gerçeğe aykırı, yanıltıcı beyan veya belgelerle Üniversiteye kayıt hakkı kazanmış olanların belirlenmesi durumunda kayıtları yapılmaz.</p>

<p>(3) Kayıt işlemleri ÖSYM tarafından düzenlenen YKS kılavuzuna göre yapılır.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Her eğitim-öğretim yılı başında yeni kayıt olan öğrenciler için yabancı dil dersi yeterlik sınavı yapılır. Bu sınav 27/11/2006 tarihli ve 26359 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği ile 29/7/2012 tarihli ve 28368 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil ve Hazırlık Sınıfı Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili maddeleri uyarınca Yabancı Diller Yüksekokulu tarafından belirlenen bir tarihte yapılır.</p>

<p><strong>Kayıt yenileme ve mazeret beyanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Öğrencilerin haklarından yararlanabilmesi ve sınavlara girebilmesi için her dönem akademik takvimde belirtilen süre içerisinde kayıtlarını yenilemeleri gerekir. Öğrencinin kayıt yenileyebilmesi için, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında belirlenen katkı payını ya da öğrenim ücretini ödemiş olması gerekir. Öğrenciler kayıt yenileme işlemlerinin tümünden sorumlu olup kayıtlarını kendileri yaptırmakla yükümlüdürler. Öğrencinin kayıt yenilemesi, devam durumları ve akademik başarıları ile ilgili işlemler Fakültenin Öğrenci İşleri Birimi tarafından yürütülür. Kayıt sonrası alınan kimlikler, öğrencilik süresince geçerli olur.</p>

<p>(2) Mazeret beyanı, eğitim-öğretim yılının ilk haftası içinde yapılır. Mazereti Fakülte Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen öğrencilerin kayıt yenileme işlemleri, öğrenci işleri birimi tarafından ekle-sil haftasında yapılır. Süresi içinde katkı payı veya öğrenim ücretini ödemeyenler ve mazeretleri ilgili yönetim kurulunca kabul edilmeyenler, o dönem için kayıt yaptıramaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz. Bu şekilde kaybedilen süre eğitim-öğretim öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Öğrencilere, kanıtlayacakları haklı ve geçerli nedenlerin veya eğitim-öğretimlerine katkıda bulunacak Üniversite dışı burs, staj, araştırma ve benzeri imkanların ortaya çıkması halinde Fakülte Yönetim Kurulunun kararı ile bir defada bir dönem kadar izin verilebilir. Öğrenci öğretim süresi boyunca en fazla iki dönem kayıt dondurabilir. Ancak, sağlık sorunu ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenciler ile hükümlü öğrencilerin mazeretlerinin Fakülte Yönetim Kurulu tarafından uygun görülmesi hâlinde, azami öğrenim süresinden sayılmamak üzere öğrencilere dört yarıyılı aşan sürelerle kayıt dondurma kararı verilebilir. Haklı ve geçerli mazerete ilişkin hususlar şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite hastanesinden veya diğer sağlık kuruluşlarından alınan sağlık raporlarıyla belgelenmiş bulunan sağlıkla ilgili mazeretinin olması.</p>

<p>b) Mahallin en büyük mülki amirince verilecek bir belge ile belgelenmiş olması koşuluyla, doğal afetler nedeniyle öğrencinin öğrenimine ara vermek zorunda kalması.</p>

<p>c) Öğrencinin; anne, baba, kardeş, eş veya çocuğunun ölümü ya da bunlardan birinin ağır hastalığı halinde bakacak başka bir kimsenin bulunmaması nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kalması.</p>

<p>ç) Belgelendirmek kaydıyla ekonomik nedenlerle öğrenimine devam edememesi.</p>

<p>d) Tutukluluk hali.</p>

<p>e) Tecil hakkını kaybetmesi veya tecilinin kaldırılması suretiyle askere alınması.</p>

<p>f) İlgili yönetim kurulunca kabul edilen diğer mazeretlerin ortaya çıkması.</p>

<p>(2) Öğrencinin kayıt dondurabilmesi için ağır hastalık, kaza, doğal afetler gibi belgelendirilebilen olağanüstü durumlar dışında kayıt dondurma başvurusunu ders kayıt başlangıcından en az 10 (on) iş günü öncesinde Dekanlığa yapması gerekir.</p>

<p>(3) Kayıt donduran öğrencilerin, bu süreleri eğitim-öğretim süresinden sayılmaz.</p>

<p>(4) Öğrenci değişim programları eğitim-öğretim süresinden sayılır, izinden sayılmaz.</p>

<p><strong>Kayıt silme</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Aşağıdaki durumlarda Fakülte Yönetim Kurulu Kararı ile öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir:</p>

<p>a) Öğrencinin yazılı başvurusu ve kendi isteği ile Üniversiteden ayrılmak istemesi.</p>

<p>b) Öğrencinin, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uyarınca Yükseköğretimden çıkarma cezası alması.</p>

<p>c) Azami öğrenim süreleri sonunda, 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesince verilen ek sınavlar sonucunda yine aynı maddede belirtilen şartları sağlayamaması.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla kabul ve intibaklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yatay geçişler, 24/4/2010 tarihli ve 27561 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri ile Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Yatay geçiş yapan veya daha önceki eğitim kurumlarından aldığı ve başarılı olduğu derslerden muafiyet talep eden öğrencilerin ders denklikleri ve muafiyet işlemleri, Senato tarafından belirlenen esaslara göre Fakülte Yönetim Kurulu tarafından karara bağlanır.</p>

<p>(3) Öğrenci, intibak ettiği sınıfın programındaki kalan derslerden sorumludur. Kredi hesaplamasında ise intibak edilen sınıftaki eşdeğer dersin kredisi dikkate alınır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Öğretime Başlama, Öğretim Şekli, Öğretim Süresi ve Ders Yılı</p>

<p><strong>Öğretime başlama</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Fakültede öğretime, bir önceki yıl sonunda Fakülte Kurulu tarafından kabul edilen ve Senato tarafından onaylanan tarihte başlanır. Akademik takvim öğretim yılı başında öğrencilere duyurulur. İntörnlük dönemi hariç diğer sınıflarda eğitim-öğretim yılı ortasında ara tatil verilir.</p>

<p><strong>Öğretim şekli ve süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Fakültede entegre sistemle eğitim verilir. Dönem I, II ve III’te sınıf geçme esası uygulanır. Dönem IV ve dönem V’te ise klinik staj eğitimi yapılır. Her klinik staj bir ders niteliğinde olup ders geçme esasları uygulanır ve staj süreleri, yıllık programlarla birlikte Fakülte Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Yurt içi ve yurt dışı değişim programları ile başka bir yükseköğretim kurumuna giden Dönem II, III, IV, V ve VI öğrencilerinin eşdeğer öğretim uygulamayan yükseköğretim kurumlarına gitmeleri halinde bu öğrenciler dönüşlerinde öncelikle eksik olan stajlarını ve derslerini tamamlarlar. Stajların ve derslerin tümünü başarıyla tamamlayan öğrenci intörnlük dönemine başlar, intörnlük programını eksiksiz olarak tamamlar.</p>

<p>(3) Fakültede ders yılı intörnlük dönemi hariç en az 140 iş günü olacak şekilde hesaplanır. İntörnlük dönemi ise kesintisiz olarak on iki ay (52 hafta) sürer.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Devam Durumu ve Mazeretler</p>

<p><strong>Devam durumu</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Teorik ve uygulamalı dersler ile stajlara devam zorunludur.</p>

<p>(2) Dönem I, II ve III’te yer alan her ders kurulunun sınavına girebilmek için o ders kurulunda yer alan toplam teorik derslerin en az %70’ine, her bir pratik dersin en az %80’ine katılmak zorunludur. Bir ders kurulunda toplam teorik derslere devamlılığı sağlamayan öğrenci devamsızlık yaptığı ders kurulunun teorik sınavına giremez ve teorik sınavdan sıfır puan alır. Bir ders kurulunda pratik derslere devamlılığı sağlamayan öğrenci o dersin pratik sınavına giremez ve pratik sınavdan sıfır puan alır.</p>

<p>(3) Dönem I, II ve III’te bir eğitim yılında toplamda teorik derslerde %70 ve toplamda pratik derslerde %80 devam sağlamayan öğrenci yıl sonu ve bütünleme sınavına giremez ve NA notu alır. Her bir pratik ders için yıllık %80 devam sağlamayan öğrenci yıl sonu ve bütünleme sınavında, ilgili dersin pratik sınavına giremez. Devamsızlık nedeniyle yıl sonu sınavına giremeyecek öğrenciler sınavlardan en az 3 (üç) iş günü öncesinde ilan edilir.</p>

<p>(4) Dönem I, II ve III’te devamsızlıktan kalan ya da devamını alıp başarısız olan öğrenci aynı dönemi tekrarlar ve tekrar ettiği dönemin devam zorunluluklarına tabidir.</p>

<p>(5) Dönem IV ve V’te her staj için o stajda yer alan teorik derslerin en az %70’ine, uygulamalı derslerin en az %80’ine, Dönem VI’da ise her bir staj süresinin en az %80’ine devam sağlamak zorunludur. Devamsızlığı bu sınırları aşan öğrenci (DZ) notu alır, staj sınavına ve staj bütünleme sınavına giremez. Devamsızlıktan kalan ya da devamını alıp başarısız olan öğrenci aynı stajı tekrarlar ve tekrar ettiği stajın devam zorunluluklarına tabidir.</p>

<p>(6) Sağlık raporu ve benzeri belgeler devam durumunun mazereti olarak kabul edilmez.</p>

<p><strong>Mazeret sınavları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Mazereti nedeniyle ara sınavlara ve kurul sınavlarına katılamayan öğrencilerden ilgili sınav dönemi içerisinde ilgili dersin sınav tarihinden sonraki ilk 3 (üç) iş günü içerisinde Dekanlığa mazeretini belgelendirerek başvuranlara, Fakülte Yönetim Kurulu tarafından mazeretlerinin kabul edilmesi halinde mazeret sınavı hakkı tanınır. İlan edilen mazeret değerlendirmesi tarihinde de mazereti olduğunu beyan eden öğrenciye başka bir mazeret hakkı verilmez.</p>

<p>(2) Birinci derecedeki akrabaların hastalıkları, kazalar, doğal afetler, tutuklanma, yargılanma, ailevi ve ekonomik nedenlerin mazeret sayılabilmesi için resmî belgelere dayandırılması gerekir.</p>

<p>(3) Disiplin suçu nedeniyle verilen Üniversiteden uzaklaştırma cezası mazeret sayılmaz.</p>

<p>(4) Mazeret sınavı, çoktan seçmeli yazılı sınav, yazılı sınav, pratik uygulama sınavı, yapılandırılmış sözlü sınav, işbaşında değerlendirme (mini klinik değerlendirme, doğrudan gözlem ve benzeri) ve e-sınav uygulamalarını içerebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Puan, Dönem Notu ve Başarı Durumu</p>

<p><strong>Puan, dönem notu ve başarı durumu</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Fakültede sınav sonuçlarının değerlendirilmesinde mutlak değerlendirme sistemi uygulanır.</p>

<p>(2) Dönem I-II-III’te öğrencilerin yarıyıl/yıl içi etkinlik notları ne olursa olsun öğrencilerin doğrudan sınıflarını geçebilmesi için, yıl sonu veya bütünleme sınav notunun 100 üzerinden 50, dönem notunun ise 100 üzerinden 60 ve üzeri olması gerekir. Aksi takdirde öğrenci bütünlemeye kalır. Bütünleme notu yıl sonu sınav notu yerine geçer.</p>

<p>(3) Öğrencilerin staj sonu sınavından doğrudan geçebilmeleri için staj sonu sınavı/staj geçme notunun 100 üzerinden 60 olması gerekir. Staj sonu yıl sonu sınavı/staj geçme notu 100 üzerinden 60’ın altında ise öğrenci bütünlemeye kalır. Bütünleme sınav notu staj sonu sınavı yerine geçer.</p>

<p>(4) Ara sınav notu, Dönem I, II ve III’te kurul sınavları ortalamasıdır.</p>

<p>(5) Fakültede uygulanan notlar ve katsayıları aşağıdaki şekildedir:</p>

<p><u>Başarı Notu</u> <u>Katsayı</u> <u>Not Aralığı</u></p>

<p>AA 4,00 88-100</p>

<p>BA 3,50 81-87</p>

<p>BB 3,00 74-80</p>

<p>CB 2,50 67-73</p>

<p>CC 2,00 60-66</p>

<p>FF 0,00 0-59</p>

<p>(6) Geçmez notlar: FF notları geçmez notlardır.</p>

<p>(7) Geçer notlar AA, BA, BB, CB, CC, G notlarıdır ve bu notlardan birini almış olan bir öğrenci o dersi başarmış sayılır. Ek olarak aşağıdaki harf notlu değerlendirmeler de kullanılır:</p>

<p>a) Geçer (G): Kredisiz dersleri başarı ile tamamlayan öğrencilere verilir.</p>

<p>b) Geçmez (K): Kredisiz derslerde ve staj çalışmalarında başarısız olan öğrencilere verilir.</p>

<p>c) (DZ) notu: Derse devam yükümlülüklerini yerine getirmeyen öğrencilere verilir. (DZ) notu, katsayı olarak not ortalaması hesabında (FF) notu gibi işlem görür.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Dönem I, Dönem II ve Dönem III ile İlgili Hükümler</p>

<p><strong>Ortak zorunlu dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Yabancı Dil, Türk Dili ve İş Sağlığı ve Güvenliği dersleri yıllık dersler olarak okutulur.</p>

<p>(2) Ortak zorunlu derslerden başarısız olan öğrenciler intörnlük dönemine başlayamazlar.</p>

<p><strong>Kurul sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Her ders kurulunun sonunda o ders kurulunu kapsayan ders kurulu sınavı/sınavları yapılır. Ders kurulu sınavları çoktan seçmeli yazılı sınav, pratik uygulama sınavı, yapılandırılmış sözlü sınav, işbaşında değerlendirme ve e-sınav uygulamalarını içerebilir. Pratik sınavların uygulama şekli ilgili ana bilim dalları tarafından belirlenir. Kurul sınavlarının soru ve puan dağılımı kurulda dersi olan her ana bilim dalının ders saatleri ve ders kapsamları (öğrenme hedefleri) dikkate alınarak ilgili koordinatörlük tarafından belirlenir. Her kurul sınavında her bir dersin en az 1 (bir) adet sorusu veya puanı olur.</p>

<p>(2) Her dönemin ders kurulu sayısı, ders kurullarının hangi derslerden oluşacağı, kurul içindeki derslerin teorik ve pratik ders saati süreleri ve ders kurulu sınav tarihleri ilgili koordinatörlük tarafından belirlenip, Dekanlık tarafından eğitim-öğretim yılının başlangıcında ilan edilir.</p>

<p>(3) Her ders kurulu sınavı sonunda, Dekanlık tarafından belirlenen kurul sonu değerlendirme esaslarına göre kurul sınavı değerlendirmesi yapılır.</p>

<p><strong>Yıl sonu</strong><strong> sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Her dönemin sonunda son ders kurulu sınavının bitiminden en erken 15 (on beş) gün sonra bütün ders kurullarını kapsayan yıl sonu sınavı yapılır. Bu sınav çoktan seçmeli yazılı sınav ve/veya pratik uygulama sınavı şeklinde olabilir. Yıl sonu sınavı soru ve puan dağılımı o yıl dersi olan tüm ana bilim dallarının ders saatleri ve ders kapsamları (öğrenme hedefleri) dikkate alınarak ilgili koordinatörlük tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Bütünleme sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Her dönemin sonunda yıl sonu sınavının bitiminden en erken 10 (on) gün sonra bütün ders kurullarını kapsayan bütünleme sınavı yapılır. Bu sınav çoktan seçmeli yazılı sınav ve/veya pratik uygulama sınavı şeklinde olabilir. Bütünleme sınavı soru ve puan dağılımı o yıl dersi olan tüm ana bilim dallarının ders saatleri ve ders kapsamları (öğrenme hedefleri) dikkate alınarak ilgili koordinatörlük tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Ders kurulu sınavı puanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Ders kurulu sınavı puanı; ders kurulu sınavı sonunda belirlenen puandır ve ilgili dönem koordinatörü tarafından 7 (yedi) iş günü içerisinde ilan edilir. Sınav sorusuna itiraz ya da sınavda iptal edilen soru olması halinde öğrenci bilgi sistemine girişler sınavın yapıldığı tarihten itibaren 10 (on) iş günü içerisinde yapılır.</p>

<p><strong>Dönem notu, kurul sınavı, yıl sonu ve bütünleme sınavlarında değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Dönem notu, ders kurulu sınav puanlarının ortalamasının %60’ı ile yıl sonu veya bütünleme sınavı puanının %40’ının toplanması ile elde edilir. Dönemden başarılı sayılmak için dönem notunun en az 60 olması gerekir.</p>

<p>(2) Tüm sınavlar 100 (yüz) puan üzerinden değerlendirilir.</p>

<p>(3) Dönem I’de kurul sınav notunun %5’i mesleki beceri uygulaması dersinden kazanılır. Yıl sonu veya bütünleme notunun %4’ü sosyal sorumluluk dersinden alınan puandan kazanılır.</p>

<p>(4) Dönem II’de kurul sınav notunun %5’i mesleki beceri uygulaması dersinden kazanılır. Yıl sonu veya bütünleme notunun %4’ü özel çalışma modüllerinden kazanılır.</p>

<p>(5) Dönem III’te kurul sınav notunun %5’i mesleki beceri uygulaması, %5’i kliniğe giriş derslerinden alınan puanlardan kazanılır. Yıl sonu veya bütünleme notunun %4’ü proje uygulama derslerinden alınan puanlardan kazanılır.</p>

<p>(6) Tüm sınavlarda (çoktan seçmeli yazılı sınav, pratik uygulama sınavı, yapılandırılmış sözlü sınav, işbaşında değerlendirme ve/veya e-sınav) iptal edilen soru sınav değerlendirmesinden çıkarılır. Değerlendirme kalan sorular üzerinden yapılır.</p>

<p>(7) Sınavla ilgili değişiklikler, sınav tarihinden en az 3 (üç) gün önce öğrencilere duyurulmak üzere ilan edilir.</p>

<p>(8) Proje uygulama dersi kapsamında dönemin ilk kurulunda eşleştirilen öğretim üyeleri ve öğrenciler dönem sonuna kadar öğretim üyelerinin mentörlüğünde bilimsel çalışma hazırlar. Bilimsel çalışma, ulusal veya uluslararası sözlü veya poster bildiri, bilimsel bir dergiye gönderilmek üzere makale (vaka sunumu, derleme, meta-analiz, özgün çalışma, editöre mektup), ilgili TÜBİTAK veya Bilimsel Araştırma Projesi çalışmalarından oluşur. Bu çalışmaların hazırlandıktan sonra sunulduğu yere göre başvuru belgesi veya kabul edildiğine dair belge, dönem sonunda öğrenci işlerine teslim edilir.</p>

<p>(9) Sosyal sorumluluk dersi kapsamında Dönem I ders programına her kurul için sosyal sorumluluk dersi eklenir. Müfredat programının el verdiği ölçüde, dersin bir gün içinde blok olarak yer alması sağlanır. Her bir kurulda, yapılan karşılıklı görüşme ve anlaşma ile belirlenen etkinliklere öğrencilerin katılımları sağlanır. Dersin ölçme-değerlendirmesi için, dönem sonunda öğrenciler seçtikleri etkinlik hakkında gözlem raporu ve/veya poster sunumu hazırlar. Hazırlanan rapora/postere eğitim veya etkinliklerinden birisine katıldıklarına dair bir kanıt eklenir. İlgili rapor, sorumlu akademisyenler tarafından değerlendirilip onaylanır. Hazırlanan posterler, proje ve bilim günleri gibi farklı bilimsel etkinliklerde sunulabilir. Ayrıca isteyen öğrenciler Fakültede düzenlenen proje ve bilim günlerinde seçilen kurum/kuruluş/sivil toplum kuruluşları ilgili stant açabilirler.</p>

<p>(10) Özel çalışma modülü, proje uygulama ve sosyal sorumluluk dersleri kredisiz derslerdir. Dönem ya da yıl sonunda sorumlu öğretim üyesinin veya mentörün değerlendirmesi ile öğrencilere 100 üzerinden notları verilir. Bu derslerin notları, (G) veya (K) şeklindeki harf karşılıkları ile öğrencilerin transkriptlerinde gösterilir.</p>

<p>(11) Özel çalışma modülü, proje uygulama ve sosyal sorumluluk derslerine ilgili sınıfta kayıt yaptırmayan ya da kayıt yaptırıp başarısız olan öğrencinin mezun olabilmesi için bu derslerini intörnlük dönemine kadar alması ve başarılı olması gerekir. Özel çalışma modülü, proje uygulama ve sosyal sorumluluk derslerini intörnlük dönemine kadar almayan ya da alıp başarılı olamayan öğrenci intörnlüğe başlayamaz. İlk üç dönemde dönem tekrarı yapan öğrenciler bu dersleri de tekrar almak ve başarılı olmak zorundadır.</p>

<p>(12) Özel çalışma modülü, proje uygulama ve sosyal sorumluluk derslerini okutuldukları dönem/sınıflar dışında alarak başarılı olan öğrencilerin notları yıl sonu/bütünleme sınavlarına yansıtılmaz, sadece transkriptlerinde gösterilir.</p>

<p>(13) Yatay geçiş ile Fakülteye kayıt yaptıran öğrenciler, özel çalışma modülü, proje uygulama ve sosyal sorumluluk derslerini geldikleri yükseköğretim kurumlarında almadı iseler Dönem VI’ya başlayıncaya kadar almak zorundadır.</p>

<p>(14) Özel çalışma modülü, proje uygulama ve sosyal sorumluluk derslerinden önceki yıllarda başarısız olan veya yatay geçişle Fakülteye gelen öğrenciler için ders saatleri ilgili öğretim üyeleri tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Not ortalamalarının hesaplanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Öğrencilerin başarı durumları, her yıl sonunda hesaplanan dönem not ortalaması (ANO) ve almış oldukları tüm dersler, ders kurulları ve stajlar için genel not ortalaması (AGNO) ile belirlenir. ANO, öğrencinin kayıtlı olduğu yılın ağırlıklı not ortalamasıdır. AGNO, öğrencinin Üniversiteye girişinden itibaren, ders kurulları ve stajların tümü göz önüne alınarak hesaplanan ağırlıklı not ortalamasıdır.</p>

<p>(2) Mezuniyet derecesi, öğrencinin tamamladığı öğretim programındaki ağırlıklı not ortalaması esas alınarak belirlenir. Ağırlıklı not ortalaması öğrencinin her ders kurulu ve stajlardan almış olduğu başarı notunun, ders kurulları ve stajların kredileri ile çarpımlarının toplamı ile elde edilen sayının, ders kurulları ve stajların kredi değerlerinin toplamına bölünmesi ile hesaplanır.</p>

<p>(3) Ağırlıklı ortalamanın hesaplanmasında bölme işlemi virgülden sonra iki basamak yürütülür.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Dönem IV ve Dönem V ile İlgili Hükümler</p>

<p><strong>Stajlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Dönem IV ve Dönem V’te alınacak stajlar, her yıl ilgili koordinatörlükçe belirlenir ve akademik takvimle belirtilen eğitim-öğretim döneminde yapılır.</p>

<p>(2) Öğrenciler staj kaybı nedeniyle bir üst sınıfa geçemediklerinde, içinde bulundukları akademik yılın programı bir önceki yılın programından farklı olması durumunda güncel olan staj programına tabidir.</p>

<p><strong>Staj sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Dönem IV ve V stajlarında her staj sonunda staj sonu sınavı yapılır. Bu sınav çoktan seçmeli yazılı sınav, pratik uygulama sınavı, yapılandırılmış sözlü sınav, işbaşında değerlendirme ve/veya e-sınav uygulamaları şeklinde olabilir. Sınavların uygulama şekli ilgili ana bilim dalı tarafından belirlenir. Ana bilim dalı yıl boyunca uygulayacağı ölçme değerlendirme sistemini eğitim-öğretim yılı başında akademik kurul kararı ile belirleyerek staj kılavuzunda ilan eder, staj kılavuzunu Fakülte yönetimi ve öğrenciler ile paylaşır. Staj sonu sınavı soru dağılımı o yıl stajı olan ana bilim dalının ders saatleri ve ders kapsamları (öğrenme hedefleri) dikkate alınarak hazırlanır. Staj sonu sınavında iptal edilen soru sınavdan çıkarılır, değerlendirme kalan sorular üzerinden yapılır. Ara sınav yapılmışsa staj sonu başarı notu, ara sınav notunun %40'ı, staj sonu sınav notunun %60'ının toplanması ile belirlenir. Yazılı sınav ve diğer sınav uygulamalarının birlikte kullanıldığı durumlarda yazılı sınav notunun %60'ı ve diğer sınav/uygulamaların %40'ı alınarak staj sonu sınav notu hesaplanır.</p>

<p><strong>Staj bütünleme sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Staj sınavından başarısız olan öğrenci;</p>

<p>a) Bulunduğu staj grubunun takip eden stajına devam eder. Staj sınavlarında tek bir bütünleme hakkı vardır. Bütünleme hakkı, dönem içinde veya dönem sonunda kullanılabilir. Dönem IV veya V’te bütünleme sınavlarının herhangi birisinden başarısız olan öğrenci stajı tekrarlar.</p>

<p>b) Bütünleme sınav hakkını yıl içinde kullanmak isteyenler, bütünleme sınav tarihinden en az bir hafta önce sınava girmek istediği staj grubunu belirten bir dilekçeyi dönem koordinatörüne vererek grupların staj sonu sınavlarına girebilirler.</p>

<p>c) Dönem sonu bütünleme sınavları, staj bitiminden en erken 7 (yedi) gün sonra yapılır. Akademik takvimde belirtilen sürelerde tamamlanır.</p>

<p>ç) Öğrencinin bulunduğu sınıfın tüm stajlarını tamamladıktan sonra başarısız olunan staj için bütünleme talebini belirten bir dilekçeyi öğrenci işleri birimine verir. Buna istinaden ilgili ana bilim dalı 15 (on beş) iş günü içerisinde bütünleme sınavı yapar.</p>

<p>(2) Bir dönemin stajlarını başarı ile tamamlayamayan öğrenciler bir üst dönemden staj alamazlar.</p>

<p>(3) Dönem V’te tek bir stajdan başarısız olunması durumunda, ilgili stajın devamını almış olmak kaydıyla ve bir defaya mahsus olmak üzere ikinci bir staj bütünleme sınav hakkı verilir. İkinci bütünleme sınav hakkı için öğrenciler, yıl sonunda tüm sınavların açıklanmasını takiben 3 (üç) gün içinde dilekçe ile öğrenci işlerine başvurur. İkinci bütünleme sınavı dilekçeyi takiben 15 (on beş) gün içinde ilgili ana bilim dalı tarafından yapılır. Bu sınavdan da başarısız olan öğrenci ilgili stajı tekrarlar.</p>

<p><strong>İntibak</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Dönem IV veya V’teki son stajlarını tamamlayan öğrencilerin bir üst dönemin staj gruplarından birisine o dönemin koordinatörün belirleyeceği staj takvimi çerçevesinde yeni akademik yılı beklemeden en uygun staj grubuna intibakları yapılır.</p>

<p><strong>Staj sınav sonuçlarının duyurulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Dönem IV, V, VI’nın staj sınav sonuçları ana bilim dalı başkanlıkları tarafından sınavın yapıldığı tarihten itibaren 5 (beş) iş günü içerisinde öğrenci bilgi sistemine giriş yapılarak Dekanlığa iletilir. Sınav sorusuna itiraz ya da sınavda iptal edilen soru olması halinde sınav sonucunun öğrenci bilgi sisteminde ilan edildiği tarihten itibaren 7 (yedi) iş günü içerisinde yapılır.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Dönem VI (İntörnlük Dönemi) ile İlgili Hükümler</p>

<p><strong>İntörnlük</strong><strong> dönemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) İntörnlük döneminde sınav yoktur. Bu dönemde öğrenciler Fakülte tarafından belirlenen eğitim uygulama esaslarında yer alan değerlendirme yöntemlerine göre değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucunda başarılı olanlar o staj için yeterli kabul edilir. Ana bilim dalı başkanlığı, intörn doktor hakkında puan ve sonucu stajın bitiminden en geç 5 (beş) iş günü içinde öğrenci bilgi sistemine giriş yaparak Dekanlığa iletir. Dönem not ortalaması (ANO) öğrencinin staj not ortalamaları ile belirlenir.</p>

<p>(2) İntörnlük döneminde %80 devam zorunludur. İntörnlük döneminde stajların bir veya birkaçında başarısız olan öğrenci, mezun olabilmek için, o stajlarda aynı süre çalışmak ve başarılı olmak zorundadır.</p>

<p>DOKUZUNCU BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Danışmanlık</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Fakülteye kaydını yaptıran her öğrenciye Dekanlık tarafından, bir öğretim üyesi veya öğretim görevlisi danışman olarak görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışmanlar, ilgili öğrencilerle diyalog kurarlar, akademik çalışmalarında yol gösterirler, sosyal ve kişisel problemlerine yardımcı olurlar; bilimsel, kültürel ve sportif faaliyetlerini teşvik ederler.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretimin denetlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Her bir dersin veya stajın verilmesinden, uygulamaların yapılmasından ve sınavların değerlendirilmesinden veya dersin başarısından ilgili bilim dalı veya ana bilim dalı başkanı sorumludur.</p>

<p><strong>Sınav evrakının saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Her türlü sınav dokümanları evrakları on yıl saklanır.</p>

<p><strong>Sınav sorusuna ve notuna itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Öğrenci bilgi sisteminde sınav sonucunun ilan edilmesinden sonraki 3 (üç) iş günü içerisinde sınav sorularına itiraz edilebilir. İtirazlar bilimsel kanıtları ile birlikte yazılı olarak imzalı dilekçe ekleri ile Fakültenin öğrenci işlerine yapılır. İtirazlar Dönem I, II ve III’te dönem koordinatörlüğü, Dönem IV, V ve VI’da ilgili ana bilim dalı tarafından değerlendirilir. Bu değerlendirme için dönem koordinatörlüğü ilgili ana bilim dalından görüş alabilir ya da bilimsel bir kurul oluşturabilir. Sınavda iptal edilen soru sınavdan çıkarılır, değerlendirme kalan sorular üzerinden yapılır ve iptal edilen sorunun değeri diğer sorulara eşit olarak dağıtılır.</p>

<p>(2) Sınav sonuçları ilan edildikten sonra maddi hata dışında öğrencinin notu değiştirilemez.</p>

<p>(3) Öğrenciler, sınav sonuçlarına maddi hata ile ilgili itirazlarını sınav sonuçlarının ilan tarihinden itibaren 3 (üç) iş günü içerisinde yazılı olarak Dekanlığa yapabilir. İlgili dönem koordinatörlüğü ya da ana bilim dalı tarafından öğrencinin sınav kağıtları maddi hata yönünden tekrar incelenir. İtirazlar en geç 10 (on) iş günü içerisinde sonuçlandırılır. Öğrencinin sınav kağıdında maddi hata olması halinde koordinatörlüğün ya da ilgili ana bilim dalının görüşü doğrultusunda Fakülte Yönetim Kurulunca değerlendirilir ve karara bağlanır. Sonuç Dekanlık tarafından öğrenciye duyurulur. Sınav sonucunda değişiklik olması durumunda Fakülte öğrenci işleri birimi tarafından öğrenci bilgi sisteminde gerekli değişiklikler yapılır.</p>

<p><strong>Kopya çekmek, kopya girişiminde bulunmak</strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Sınavda görevli öğretim elamanları kopya olayını bir tutanakla tespit ederler ve tutanağı dekanlığa teslim ederler. Sınav kurallarına ve sınav görevlilerinin uyarılarına uymayan, sınav düzenini bozan, sınavlarda kopya çeken, kopya girişiminde bulunan veya kopyaya yardım edenler ile sınav kâğıtlarının incelenmesi sırasında kopya çektiği ya da kopya çekilmesine yardım ettiği tespit edilen öğrenci/öğrenciler o sınavdan 0 (sıfır) puan/(FF) notu almış sayılır. Bu öğrenci/öğrenciler hakkında, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Disiplin işleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 34-</strong> (1) Disiplin iş ve işlemleri; 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür. Herhangi bir sebeple geçici uzaklaştırma cezası alan öğrenciler bu süre için öğrenci kimliğini iade eder, hiçbir eğitim-öğretim faaliyetine katılamaz ve sosyal olanaklardan faydalanamazlar.</p>

<p><strong>Tebligat-adres bildirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 35-</strong> (1) Her türlü tebligat, öğrencinin Üniversiteye kayıt sırasında bildirdiği ya da daha sonra öğrenci bilgi sisteminde güncellediği ikamet adresine taahhütlü olarak yapılmak veya öğrenci bilgi sisteminde Üniversite tarafından verilen kurumsal e-posta adresine gönderilmek veya ilgili birimde ilan edilmek suretiyle tamamlanmış sayılır.</p>

<p>(2) Öğrenci, Üniversite tarafından verilen kurumsal e-posta adresini aktif durumda tutmak, e-postalarını takip etmek, Üniversiteye kayıt sırasında bildirdiği adresi değiştirdiği takdirde yeni adresini öğrenci bilgi sistemi üzerinden güncellemek zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin elektronik postalarını düzenli olarak kontrol etmemesi ya da elektronik postaların gönderildiği kurumsal elektronik posta adresini aktif tutmaması nedenleriyle okunamayan her türlü resmi yazışma tebliğ edilmiş sayılır. Öğrencinin kayıt anında bildirdiği adresi eksik veya hatalı ise ya da adres bilgisinde değişiklik olmasına karşın öğrenci bilgi sisteminde olan adrese yapılan her türlü taahhütlü gönderi tebliğ edilmiş sayılır.</p>

<p><strong>Mezuniyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 36-</strong> (1) Bir öğrencinin mezun olabilmesi için yasal süre içinde gerekli tüm dersleri alması ve bu derslerden başarılı olması koşulu ile devam etmekte olduğu programı en az 2,00 AGNO ile tamamlaması zorunludur. AGNO aynı zamanda mezuniyet not ortalamasıdır.</p>

<p>(2) Normal öğrenim süresi sonunda en az normal ders yükü ile mezun olan öğrencilerden not ortalaması 3,00-3,49 olan öğrenciler onur belgesi, 3,50-4,00 arasında olan öğrenciler ise yüksek onur belgesi almaya hak kazanırlar.</p>

<p><strong>Öğretim düzeyi ve diploma</strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Fakültede altı yıllık eğitim-öğretim programı uygulanır ve mezunlarına tıp doktoru diploması verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Öğrenciler tüm dersleri alıp başarılı olduğunda öğrencilere yasada öngörülen şartlara uygun olarak Fakülteden mezuniyet için mezuniyet belgesi ve diploması düzenlenir.</p>

<p>(3) Temel Tıp Bilimlerinde ilk iki yılı başarı ile tamamlayanlara AGNO’sunun en az 2,00 olması kaydıyla, öğrenimini tamamlayamaması halinde, Üniversite ile ilişiği kesilerek unvansız temel tıp bilimlerinde ön lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 39-</strong> (1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başında yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 40-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/burdur-mehmet-akif-ersoy-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="20534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ziynet (Altın) Eşyaları Boşanmada Kime Kalır? İspat ve Yargıtay Görüşü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ziynet-altin-esyalari-bosanmada-kime-kalir-ispat-ve-yargitay-gorusu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ziynet-altin-esyalari-bosanmada-kime-kalir-ispat-ve-yargitay-gorusu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de düğünlerin vazgeçilmezi olan takı merasimi, boşanma aşamasına gelindiğinde en çok tartışılan konulardan birine dönüşüyor: bilezikler, kolyeler ve altınlar kimde kalacak? 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay’ın yerleşik kararları bu soruya net bir çerçeve çizi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de düğünlerin vazgeçilmezi olan takı merasimi, boşanma aşamasına gelindiğinde en çok tartışılan konulardan birine dönüşüyor: <strong>bilezikler, kolyeler ve altınlar kimde kalacak?</strong> <strong>2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</strong> ve Yargıtay’ın yerleşik kararları bu soruya net bir çerçeve çiziyor, ama uygulamada davaların kaderini çoğu zaman kanun maddesi değil, <strong>ispat</strong> belirliyor.</p>

<p>Bu rehberde düğün takılarının hukuken kime ait sayıldığını, ispat yükünün nasıl el değiştirdiğini, hangi delillerin işe yaradığını ve ziynet davasının nasıl açıldığını adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>Ziynet Eşyası Nedir, Neden Ayrı Bir Dava Konusudur?</strong></p>

<p>Hukuk dilinde <strong>ziynet eşyası</strong>, düğünde ve evlilik sırasında takılan bilezik, kolye, set, çeyrek-tam altın gibi <strong>süs ve yatırım amaçlı kıymetli eşyaları</strong> ifade eder. Bunlar, ev eşyası veya birlikte edinilen mallardan farklı bir hukuki rejime tabidir.</p>

<p>Kritik nokta şu: Ziynet talebi, <strong>boşanma davasının otomatik bir parçası değildir</strong>. Bahçelievler’de yaşayan Zeynep, boşanma davası açtığında düğün altınlarının kendiliğinden hesaba katılacağını sanıyordu; oysa ziynet alacağı <strong>ayrıca ve açıkça talep edilmesi gereken</strong> bağımsız bir istemdir. Talep edilmezse mahkeme kendiliğinden karar veremez. Boşanma sürecinin genel işleyişini merak ediyorsanız boşanma davasının ne kadar sürdüğünü anlattığımız yazımıza göz atabilirsiniz.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Ziynet talebi, boşanma davasıyla birlikte tek dilekçede ileri sürülebileceği gibi, boşanma kesinleştikten <strong>sonra ayrı bir dava</strong> ile de istenebilir. İki yolun harç, süre ve strateji açısından farkları vardır; hangisinin uygun olduğu somut duruma göre değişir.</p>

<p><strong>Ana Kural: Düğün Takıları Kime Aittir?</strong></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik görüşü nettir: <strong>Düğünde takılan takılar, kim tarafından takılırsa takılsın, kural olarak kadına bağışlanmış sayılır</strong> ve kadının <strong>kişisel malı</strong> kabul edilir. Damadın ailesinin taktığı bilezikler de bu kapsamdadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun <strong>220. maddesi</strong> kişisel malları düzenler; kanun metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın Çizdiği Çerçeve</strong></p>

<p>• Düğünde takılan takılar <strong>kural olarak kadına aittir</strong> (kim takarsa taksın)</p>

<p>• <strong>Erkeğe özgü eşyalar</strong> (örneğin erkek kol saati) bu karinenin dışında değerlendirilebilir</p>

<p>• Ziynetler <strong>kişisel mal</strong> sayıldığından edinilmiş mallara katılma rejimindeki paylaşıma girmez</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Yerel gelenekler ve tarafların açık anlaşması, somut olayda farklı sonuç doğurabilir</p>

<p>Peki ama takılar evlilik sırasında bozdurulup harcandıysa? Yargıtay’a göre ziynetlerin <strong>düğün masrafı, ev alımı veya borç ödemesi için bozdurulması</strong>, kadının bunları geri isteme hakkını tek başına ortadan kaldırmaz. Erkek, takıların <strong>iade edilmemek üzere, kadının özgür iradesiyle verildiğini</strong> ispat edemezse bedelini ödemekle yükümlü tutulabilir.</p>

<p>Ziynet talebinin boşanma davasıyla mı yoksa ayrı dava ile mi ileri sürüleceği, baştan planlanması gereken bir stratejidir.</p>

<p><strong>İspat Yükü Kimde? Karineler ve İstisnalar</strong></p>

<p>Ziynet davalarının kaderini belirleyen asıl soru budur. Türk Medeni Kanunu’nun <strong>6. maddesi</strong> gereği herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. Yargıtay, hayatın olağan akışından yola çıkarak şu karineyi uygular: <strong>Kadın, evden ayrılırken ziynetlerini yanında götürmüş sayılır.</strong></p>

<p>Bunun pratik sonucu şudur: Ortak konuttan ayrılan kadın, takıların <strong>elinden alındığını, evde kaldığını veya iade edilmediğini</strong> ispat etmek zorundadır. Şöyle bir senaryo düşünün: Emine, tartışma sonrası bir gece aniden baba evine döndü; takılar kasada, kasa anahtarı eşindeydi. Bu “ani ayrılık” durumu, takıları götürme imkânının bulunmadığını gösterir ve ispat açısından kadın lehine değerlendirilebilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>İddia</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>İspat Yükü Kimde?</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>“Takılar bende değil, evde/eşimde kaldı”</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kadın</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>“Takılar bozduruldu ama geri ödemek üzere alındı”</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kadın (verildiğini); erkek (iade edilmemek üzere bağışlandığını)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>“Takıları kadın rızasıyla, karşılıksız bana verdi”</p>
   </td>
   <td>
   <p>Erkek</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Hangi Deliller İşe Yarar?</strong></p>

<p>Ziynet davasında önce <strong>takıların varlığı ve miktarı</strong>, sonra <strong>akıbeti</strong> ispatlanır. Geçen ay görüştüğümüz bir danışan, düğününün üzerinden 9 yıl geçtiği için hiçbir kanıtı kalmadığını düşünüyordu; oysa düğün fotoğrafçısının arşivi ve kuyumcu kayıtları hâlâ ulaşılabilir durumdaydı.</p>

<p><strong>Delil Toplarken İzlenecek 4 Adım</strong></p>

<p><strong>1. Düğün kaydını bulun:</strong> Video ve fotoğraflar, takı merasimini ve takılan altınların cinsini/miktarını gösteren en güçlü delildir</p>

<p><strong>2. Tanık listenizi çıkarın:</strong> Takı törenini gören aile büyükleri, komşular ve düğün görevlileri dinlenebilir</p>

<p><strong>3. Belgeleri toplayın:</strong> Kuyumcu fişleri, bozdurma makbuzları, banka hesap hareketleri takıların akıbetini gösterir</p>

<p><strong>4. Bilirkişi değerlemesine hazırlanın:</strong> Mahkeme, takıların gram ve ayarını bilirkişi eliyle güncel değere çevirir</p>

<p>Önemli bir uyarı: <strong>WhatsApp yazışmaları ve ses kayıtları</strong> gibi deliller ancak hukuka uygun elde edilmişse kullanılabilir. Karşı tarafın “takılar sende kaldı” içerikli bir mesajı işe yarayabilir; ancak gizlice ve hukuka aykırı yolla oluşturulmuş kayıtlar davada aleyhinize sonuç doğurabilir.</p>

<p>Takıların cinsi, gramı ve ayarı davada bilirkişi eliyle güncel değere çevrilir.</p>

<p><strong>Ziynet Davası Nasıl Açılır? Talep, Süre ve Zamanaşımı</strong></p>

<p>Uygulamada ziynet talebi çoğunlukla <strong>terditli</strong> (kademeli) kurulur: Öncelikle takıların <strong>aynen iadesi</strong>, bu mümkün değilse <strong>güncel bedelinin ödenmesi</strong> istenir. Dava, aile mahkemesinde görülür ve talep edilen bedel üzerinden <strong>nispi harca</strong> tabidir.</p>

<p>Süre konusunda şu ayrım önemlidir: Ziynetlerin <strong>aynen iadesine</strong> yönelik mülkiyet temelli talepler zamanaşımına uğramaz; <strong>bedel (alacak) talepleri</strong> ise kural olarak <strong>10 yıllık zamanaşımına</strong> tabidir ve bu süre boşanmanın kesinleşmesiyle işlemeye başlar (Ağustos 2026 itibarıyla geçerli çerçeve). Yine de süre hesabı somut olaya göre değişebildiğinden, beklemeden hukuki destek almak en güvenli yoldur.</p>

<p>Son olarak şunu hatırlatalım: Ziynet uyuşmazlığı her zaman yıllarca sürecek bir dava demek değildir. Taraflar, <strong>ihtiyari arabuluculuk</strong> masasında takıların iadesi veya bedeli konusunda anlaşabilir; anlaşma tutanağı mahkeme kararı gücünde bir belgeye dönüştürülebilir. Örneğin geçen yıl bir çift, iki oturumluk arabuluculuk görüşmesiyle hem ziynet hem eşya konusunu dava açmadan kapattı.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Düğünde takılan takılar, Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre <strong>kural olarak kadına aittir</strong>, kim takmış olursa olsun.</p>

<p>- Ziynetler <strong>kişisel mal</strong> sayılır; edinilmiş mallara katılma rejimindeki paylaşıma girmez.</p>

<p>- Kadının evden ayrılırken takıları <strong>götürdüğü karine</strong> kabul edilir; aksini kadın ispatlar. Takıların bağışlandığını ise erkek ispatlamalıdır.</p>

<p>- En güçlü deliller: <strong>düğün videosu ve fotoğrafları, tanıklar, kuyumcu ve banka kayıtları</strong>.</p>

<p>- Talep <strong>terditli</strong> kurulur: önce aynen iade, olmazsa güncel bedel; bedel talebinde kural olarak <strong>10 yıllık zamanaşımı</strong> işler.</p>

<p>- Dava tek yol değildir; <strong>ihtiyari arabuluculuk</strong> ile daha hızlı ve kalıcı çözüm mümkündür.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ziynet-altin-esyalari-bosanmada-kime-kalir-ispat-ve-yargitay-gorusu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/altin-taki.jpg" type="image/jpeg" length="89212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="74464"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="10364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="71125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="29913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="24135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="54048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="56534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="93950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="89130"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="49675"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
