<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 06:35:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/603 E., 2026/155 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025603-e-2026155-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025603-e-2026155-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.03.2026 tarihli, 2025/603 E., 2026/155 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/603 E., 2026/155 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1365-1761</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong><br />
Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-d, 143, 53, 63... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Akyazı 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.03.2020 tarihli ve 604-296 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 22.10.2020 tarih ve 1371-1687 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma gereğini yerine getiren Akyazı 1. Asliye Ceza Mahkemesince 12.03.2021 tarih ve 659-290 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 23.06.2021 tarih ve 1365-1761 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 30.04.2025 tarih ve 11131-7890 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.09.2025 tarih ve 113263 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1. maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280. maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.10.2025 tarih ve 10776-17424 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU</strong><br />
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan verilen hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığının, bu bağlamda 22.10.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.05.2019 tarih ve 520-516 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong><br />
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere;<br />
Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:</p>

<p>1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,</p>

<p>2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.</p>

<p>Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p>Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.</p>

<p>Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesi olup anılan ilke uyarınca muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p>Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3); buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.</p>

<p>CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.<br />
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü, sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.</p>

<p>B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde<br />
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.<br />
<strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 30.04.2025 tarihli ve 11131-7890 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025603-e-2026155-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-logo0.jpg" type="image/jpeg" length="33936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/604 E., 2026/156 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025604-e-2026156-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025604-e-2026156-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.03.2026 tarihli, 2025/604 E., 2026/156 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/604 E., 2026/156 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1599-1776</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong><br />
Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 143, 62... . maddeleri uyarınca 5 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Aydın 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2019 tarihli ve 1982-2238 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 01.10.2020 tarih ve 67-109 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma gereğini yerine getiren Aydın 3. Asliye Ceza Mahkemesince 03.03.2021 tarih ve 1299-605 sayı ile müsnet suçtan sanığın TCK’nın 142/2-h, 143, 62... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükmün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince 22.06.2021 tarih ve 1599-1776 sayı ile; ceza tayinine ilişkin fıkradan sonra gelmek üzere "6 yıl 3 ay hapis cezasının 5 yıl 15 ay hapis cezası olarak infazına" ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 30.04.2025 tarih ve 11132-7889 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.09.2025 tarih ve 115371 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1. maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280. maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.10.2025 tarih ve 10777-17425 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU</strong><br />
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan verilen hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığının, bu bağlamda 01.10.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Aydın Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.10.2018 tarih ve 7477-5777 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong><br />
A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere;<br />
Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:</p>

<p>1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,</p>

<p>2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.<br />
Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p>Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.</p>

<p>Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesi olup anılan ilke uyarınca muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p>Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3); buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.</p>

<p>CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.<br />
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü, sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.</p>

<p>B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde<br />
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 30.04.2025 tarihli ve 11132-7889 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025604-e-2026156-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-logo101.jpg" type="image/jpeg" length="90571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/572 E., 2026/154 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025572-e-2026154-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025572-e-2026154-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.03.2026 tarihli, 2025/572 E., 2026/154 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/572 E., 2026/154 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1521-1995</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>I. HUKUKİ SÜREÇ<br />
Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-e, 143, 62... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.03.2020 tarihli ve 165-172 sayılı hükmün, sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 18.02.2021 tarih ve 314-262 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması; kabule göre de, sanığın eylemine uyan TCK’nın 142/2-h maddesi yerine aynı Kanun’un 142/2-e maddesi uyarınca hüküm kurulması," nedenlerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma gereğini yerine getiren Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesince 30.03.2021 tarih ve 179-236 sayı ile müsnet suçtan sanığın TCK’nın 142/2-h, 143, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 13.10.2021 tarih ve 1521-1995 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.05.2025 tarih ve 13240-8396 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.08.2025 tarih ve 156324 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1. maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280. maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Öte yandan, Bölge Adliye Mahkemelerince CMK’nın 280/1-e-f bentleri kapsamında bozma kararı verildiğinde, yol gösterme amacıyla diğer bozma nedenlerine de işaret edilmesi mümkündür. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 30.09.2025 tarih ve 10534-16948 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan verilen hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığının, bu bağlamda 18.02.2021 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.02.2020 tarih ve 1634-1143 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h, 1 43... . maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere;<br />
Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:</p>

<p>1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,</p>

<p>2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.</p>

<p>Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p>Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.</p>

<p>Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesi olup anılan ilke uyarınca muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p>Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3); buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.</p>

<p>CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.<br />
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü, sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.</p>

<p>B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde<br />
Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 13240-8396 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025572-e-2026154-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-k.jpg" type="image/jpeg" length="16851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/657 E., 2026/164 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025657-e-2026164-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025657-e-2026164-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.03.2026 tarihli, 2025/657 E., 2026/164 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/657 E., 2026/164 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1542-1586</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 143, 62, 53, 63... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.01.2020 tarihli ve 371-96 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 02.04.2020 tarih ve 764-1159 sayı ile; "Sanığa isnat edilen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilip aynı Kanun’un 2 80... . maddelerine aykırı davranılması," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma gereğini yerine getiren Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesince 10.06.2020 tarih ve 364-533 sayı ile önceki gibi sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 21.09.2020 tarih ve 1542-1586 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.05.2025 tarih ve 12258-8340 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının CMK’nın 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, aynı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmesi ile duruşma açılıp taraflar çağrılarak belirtilen hukuka aykırılığın giderilip delillerin değerlendirilmesi sonucunda hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.09.2025 tarih ve 36661 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi ve müdafiin duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku yoktur. İlk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafiin duruşmada hazır bulunmaması arasında da bir fark olmasa gerekir. CMK’nın 188/1. maddesi gereğince kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin duruşmada hazır bulunması şart olup müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında yokluğunda yargılamaya devam edilmesi hem CMK’nın 188/1 maddesine hem de 289/1-e maddesine aykırılık oluşturacağından bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisini düzenleyen CMK’nın 280. maddesinin (e) bendinin atıfta bulunduğu aynı Kanun’un 289/1-e maddesi kapsamındaki hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince bozulmasında Kanun’a aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.10.2025 tarih ve 10790-17999 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafi atanmadan ve sorgusu sırasında zorunlu müdafii hazır edilmeden duruşmaya devamla hüküm verilmesinin, bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi veren CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin atıfta bulunduğu, CMK'nın 289. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kalıp kalmadığının, bu bağlamda 02.04.2020 karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemesinin sanığa zorunlu müdafi tayin edilmesi gerekçesi ile bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.05.2019 tarih ve 2963-1943 sayı ile sanığın gece vakti nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-h ve 143. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 490-197; 11.02.2026 tarihli ve 567-79 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere;<br />
Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:</p>

<p>1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,</p>

<p>2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.</p>

<p>Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p>Yer verilen düzenlemelere göre bölge adliye mahkemesi, karar tarihinde mer'i hâliyle CMK'nın 280/1-e bendi kapsamında; mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi ile hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâllerinde ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükmü bozabilecekken, hükmün CMK'nın 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi veya hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması sebepleriyle bozma kararı veremeyecektir.</p>

<p>Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesi olup anılan ilke uyarınca muhakeme kanunlarında yapılan değişikliklerin, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemeyecekleri gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p>Kanun vazıı ceza yargılama sistemimiz bakımından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesini, adaletin selameti açısından zorunlu kılmış (CMK m. 150/2-3); buna bağlı olarak uygulama, CMK'nın 150/3. maddesinde öngörülen "cezanın alt sınırı" ifadesinin, uygulanması zorunlu olan nitelikli hâlleri de kapsadığı yönünde istikrar kazanmıştır.</p>

<p>CMK'nın 188/1. maddesinin emredici sarahatine nazaran, duruşmada kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması gerekmekte olup bu mecburiyet, evleviyetle/a priori müdafiin görevlendirilmesini emreder. Zira hazır bulundurmak, seçilmiş veya görevlendirilmiş bir müdafiin varlığına bağlıdır.<br />
Şu hâle göre; duruşmada, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde (CMK m. 150/2-3) müdafiin hazır bulunması şarttır (CMK m. 188/1). Zorunlu müdafiin yokluğunda duruşma yapılması CMK'nın 289/1-e bendi kapsamında mutlak surette hukuka aykırılık teşkil eder. Bölge adliye mahkemesi de bu durumda, istinafa konu ilk derece mahkemesi hükmünü, sair yönlerini incelemeksizin aynı Kanun'un 280/1-e bendi gereğince bozabilir. Kabule göre yapılan bozma sebeplerinin bağlayıcı olmaması gözetildiğinde mahkemenin bozma yetkisi yönünden sonucu değiştirmeyeceği de açıktır.</p>

<p>B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde<br />
Sanığa isnat edilen nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 07.05.2025 tarihli ve 12258-8340 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Uygulamanın denetlenmesi amacıyla dosyanın, Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025657-e-2026164-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargifjadj01.jpg" type="image/jpeg" length="69322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2026/139 E., 2026/190 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2026139-e-2026190-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2026139-e-2026190-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2026 tarihli, 2026/139 E., 2026/190 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/139 E., 2026/190 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1824-1352</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuğun teşebbüs aşamasında kalan çocuğun cinsel istismarı suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2018 tarihli ve 42-47 sayılı hükme yönelik katılanlar ... ve Bakanlık vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyanın gönderildiği Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 13.02.2019 tarih ve 1784-356 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararının CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 35/1, 31/3, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye, bu hükmünde suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.04.2025 tarih ve 28626-2603 sayı ile; "Tanıkların aşamalardaki çelişkili beyanları, mağdur hakkında tanzim edilen raporlar, savunma, sanığın cinsel istismara yönelik eylemlerinin şüphede kalıp kesinlik içermemesi ve tüm dosya kapsamına göre; Bölge Adliye Mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi yerine kabulü ile mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi ise 17.09.2025 tarih ve 1824-1352 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetine karar vermiştir.<br />
Direnme kararına konu bu hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2025 tarihli ve 123341 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.01.2026 tarih ve 9186-322 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN</strong></p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğa isnat edilen teşebbüs aşamasında kalan çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Cumhuriyet savcısının temyiz talebi hususunda tebliğnamede bir görüş belirtilmediğinden Özel Dairece bu hususta ek görüş bildirilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verildikten sonra direnme kararına ilişkin değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının tespitine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 08.01.2025 tarihli ve 368-9 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;<br />
Yargıtay Kanunu'nun 28. ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 37. maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen kararların temyiz yoluyla incelenmesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay Kanunu'nun 28/3. maddesinde yer verilen ve esasen uygulama alanı kalmayan istisna haricinde tüm temyiz edenlere ve temyiz edilen tüm hükümlere yönelik hukuki görüşün açıklandığı bir tebliğname düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün, Cumhuriyet savcısı tarafından 02.10.2025 tarihli dilekçeyle temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2025 tarihli ve 123341 sayılı tebliğnamesinde temyiz edenler arasında Cumhuriyet savcısının belirtilmediği, Özel Dairece yapılan incelemede de Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin yer almadığı ve direnme kararına konu hükmün bu hâliyle Ceza Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılan dosyada;<br />
Özel Dairece inceleme yapılabilmesi için, öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca direnme kararına konu hükme yönelik diğer temyiz edenler tarafından ileri sürülen temyiz nedenlerinin yanı sıra Cumhuriyet savcısının 02.10.2025 tarihli temyiz isteminin de değerlendirildiği bir ek tebliğname düzenlendikten sonra tüm temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenmesi gerektiğinden dosyanın ek tebliğname düzenlenmesi için Özel Dairece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12.01.2026 tarihli ve 9186-322 sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, Cumhuriyet savcısının temyiz talebine ilişkin ek görüş bildirilmesi ve direnme kararına konu hükme yönelik temyiz denetimi yapılması için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2026139-e-2026190-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni12220100.jpg" type="image/jpeg" length="18705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/340 E., 2026/177 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024340-e-2026177-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024340-e-2026177-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2026 tarihli, 2024/340 E., 2026/177 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/340 E., 2026/177 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 767-950</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-1.cümlesi, 103/3-d, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Eskişehir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2017 tarihli ve 261-165 sayılı hükmün, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, katılan mağdur vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 15.09.2017 tarih ve 2026-1657 sayı ile; '' ... hükümden TCK'nın 103/3-d maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın çıkarılması ve TCK'nın 62. maddesinin uygulanması sonucu kalan cezanın '6 yıl 8 ay hapis cezası' olarak düzeltilmesi, Ayrıca;... hükümdeki TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına yönelik paragrafın hükümden çıkarılarak yerine 'Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan duruma göre sanık hakkında, TCK'nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına' ibaresinin yazılması suretiyle,... istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine,'' karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık müdafi ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih ve 6831-6250 sayı ile; "...Mağdure vekilinin... temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gözetilerek aynı kanunun CMK.nun 298. maddesi uyarınca reddine,</p>

<p>Sanık müdafiileri ve katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyizi nedeniyle yapılan incelemede;</p>

<p>Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin beyanları, tanık beyanlarıyla çelişki oluşturmayan istikrarlı sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, ilk derece mahkemesinin sübuta yönelik delillerin değerlendirilmesine ilişkin olarak 5271 sayılı CMK'nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurduğu mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde anılan hükme yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi, " isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 04.02.2019 tarih ve 3274-153 sayı ile bozmaya direnerek önceki gibi istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar vermiş, kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 18.01.2023 tarih ve 586-8 sayı ile; "...Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi,'' isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun bozma ilamına uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 27.09.2023 tarih ve 767-950 sayı ile; çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın, 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK'nın 103/1-1.cümle, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafileri ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2024 tarihli ve 129605 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.05.2024 tarih ve 467-4658 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN</strong></p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa müsnet çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; usule uygun bir direnme kararı bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Ayrıntıları hukuki süreç kısmında belirtildiği üzere, İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının, Ceza Genel Kurulunca; Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasından sonra, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak hüküm tesis edildiği, ayrıca hükümde ve gerekçesinde bozmaya direnildiği açıkça belirtilmemiş ise de Özel Daire bozma ilamının da gerekçede tartışıldığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi ile dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Ön Soruna İlişkin Açıklamalar<br />
CMK'nın "Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri" başlıklı 307. maddesi şöyledir;</p>

<p>"(1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.</p>

<p>(2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir.</p>

<p>(3) Yargıtaydan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir.</p>

<p>(4) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(5) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.".</p>

<p>Buna göre Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği bölge adliye veya ilk derece mahkemesince yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra bozma ilamına uyulup uyulmaması yönünde bir karar verilecektir. Bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin, göreve ilişkin olanlar dışında bozma ilamına uyma ya da direnme kararlarından birisini verebilmesi mümkündür. Maddenin dördüncü fıkrasında bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin bozma kararına direnme hakkı olduğu vurgulandıktan sonra, direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Aynı maddenin son fıkrasında ise sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı kabul edilerek yalnız sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Bozmadan sonra serbestlik kuralı uyarınca bozma kararına uyma ya da direnme kararlarından birini verme konusunda serbest olan mahkemelerin Özel Dairelerin bozma kararlarına uymayı tercih etmeleri durumunda, bu kez uymadan sonraki serbestlik kuralı devreye girecektir. Serbestlik kuralı, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının zorunlu bir sonucu olup mahkemenin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra da, sanığın hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Temyiz edilen önceki hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, mahkemece önceki karardan farklı olarak, suçun sübutu ve niteliği de dâhil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda, CMK'nın 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestçe karar verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Özel Daireleri tarafından da ilk temyiz incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu yapılmayan hususlar, lüzumu hâlinde hükmün yeniden temyizen incelenmesi sırasında bozma konusu yapılabilmekte, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilmektedir.</p>

<p>Kunter'e göre; "Uymadan sonraki duruşmanın bozmadan önceki duruşmanın devamı niteliğinde olması, mahkemenin uymadan sonraki serbestliğini de açıklar. Gerçekten mahkeme bozmaya uymadan sonra ikinci son kararında kaide olarak serbesttir. Gerek Yargıtay'ın görüşü ile gerek eski kararı ile bağlı değildir. ...Serbestlik kaidesi ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucudur. Gerçekten, temyiz yolu davası açılmakla son kararın yargılaşmasının önüne geçilmiştir. Yargıtay son kararı bozduğu, mahkeme de buna uyduğu için son karar ortadan kalkmıştır. Ortada, değil yargı, son karar dahi olmadığından, yargının otoriteleri de bahis konusu olmamak gerekir. O halde mahkeme hakikate en uygun ve en isabetli kararı vermek imkanına malik bulunmalıdır... Nitekim Yargıtay da ilk bozma kararı ile bağlı değildir." (Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 1989, 9. Bası, s. 1112-1114). Bu serbestlik iki konuda kısıtlanmıştır:</p>

<p>1- Bozmaya uyan mahkemenin bozma nedenine göre gerekli işlemleri yapması gerekir.</p>

<p>2- Hüküm sadece sanık lehine temyiz edilmişse, verilecek yeni karar öncekinden daha ağır bir cezayı içeremez (Nur Centel - Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014, 11. Bası, s. 790-791). Esas itibarıyla doktrinde hâkim görüş de böyledir (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, Vedat Yayıncılık, 2005, s. 500-501, Bahri Öztürk - Veli Özer Özbek - Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, s. 459-461, Nurullah Kunter - Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 18. Bası, s. 1782).<br />
Şu hâle göre; Yargıtayın belli bir eksiklik nedeniyle hükmü bozduğu durumlarda bozmaya uyma kararı veren derece mahkemesinin, bu eksikliği mutlaka ikmal etmesi gerekir. Bu durum bozmadan/uymadan sonraki serbestlik ilkesinin ilk istisnasını oluşturur. Derece mahkemesi bundan sonra kural olarak ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucu olarak ne Yargıtayın görüşü ile ne de eski kararı ile bağlı olmaksızın ikinci son kararında serbestçe hareket edebilecektir. İkinci/son hüküm yönünden bozmadan/uymadan sonraki serbestlik ilkesinin (ikinci) istisnasını ise cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı (CMUK madde 326/son) oluşturur.</p>

<p>Diğer yandan, Ceza Genel Kurulunun 27.05.2014 tarihli ve 54-280, 24.04.2012 tarihli ve 391-1 73... .04.2007 tarihli ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere istikrar kazanmış kararlarında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan derece mahkemesinin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu ve kurulan hükmün de yeni bir hüküm olduğu kabul edilegelmiştir.</p>

<p>Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.03.2012 tarihli ve 80-126 sayılı kararında; "Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 172-185, 11.07.2006 gün ve 152-1 85... .06.2004 gün ve 132-153 sayılı kararları başta olmak üzere uyum ve kararlılık gösteren içtihatları uyarınca; Ceza Genel Kurulunun bozma kararı ile direnme hükmü tümüyle ortadan kalkmış olup yerel mahkeme artık yeni ve değişik bir karar vermekte serbesttir. Bozmaya uyularak verilen kararlar da yeni bir karar olup, hukuken direnme niteliğinde olmadığından öncelikle Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir. Özel Dairece incelenmeyen bir hükmün doğrudan doğruya ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi olanaklı değildir.</p>

<p>Özel Daire görüşü belli olduğundan, tekrar dairece inceleme yapılmasının davayı gereksiz yere uzatacağı gibi bir görüş de ileri sürülemez. Zira, davaların uzamasını önlemek amacıyla da olsa, emredici usul kurallarının uygulanmasından vazgeçilemeyeceği gibi, Özel Daire görüşünde değişiklik olabilmesi de her zaman olanaklıdır." şeklindeki açıklamalarında da görüldüğü üzere; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararına uyulduktan sonra verilen kararların yeniden ve doğrudan Genel Kurulca incelenmesi, söz konusu kararlara karşı direnilemeyeceğine ilişkin CMK'nın 307/4. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme<br />
Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiği isabetsizliğinden Ceza Genel Kurulunca 18.01.2023 tarih ve 586-8 sayı ile verilen bozma kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle sanık hakkında yeniden kurulan mahkûmiyet hükmünün, Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnme kararı verilemeyeceği yönündeki açık Kanun hükmü karşısında, CMK'nın 307. maddesi kapsamında bir direnme hükmü olarak nitelendirilemeyeceği ve yeni bir hüküm olduğu, aksinin kabulünün, hükmün temyizi aşamasında Özel Dairece incelenmesi gereken hususun, temyizin kapsamının belirlenerek Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma üzerine kurulan mahkûmiyet hükmünün gerek hukuka uygunluk gerek uygulama yönünden Ceza Genel Kurulunca denetlenmesi sonucunu doğuracağı kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince Ceza Genel Kurulunun bozma ilamı üzerine kurulan mahkûmiyet hükmünün, usule uygun bir direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğinde olduğundan temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.<br />
Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 27.09.2023 tarihli ve 767-950 sayılı kararı yeni hüküm niteliğinde olduğundan dosyanın temyiz incelemesinin yapılması için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024340-e-2026177-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="19116"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/414 E., 2026/191 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025414-e-2026191-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025414-e-2026191-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2026 tarihli, 2025/414 E., 2026/191 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/414 E., 2026/191 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2049-3109</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçundan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-2, 359/4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 50/1-a ve 52/2-4. uyarınca 4.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 40. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.10.2022 tarihli ve 1030-736 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince 25.11.2022 tarih ve 2049-3109 sayı ile; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın beraatine, bu kararında katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.11.2024 tarih, 2162-14393 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.<br />
Daire ... ... ve Daire Üyesi ...; "5271 Sayılı CMK'nın 294/1. maddesindeki 'Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.' şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.11.2024 tarihli ve 2023/464-2023/377 Esas sayılı kararlarında 'hukuka aykırı ceza kararının bozulması' ve 'yerel mahkemenin kararını kaldırarak mahkûmiyet kararı vermesi usul ve yasaya aykırıdır.' şeklindeki dilekçelerin, yeterli temyiz nedeni olmadığının kabul edilmesi karşısında;</p>

<p>Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünü kaldırarak sanığın beraatine hükmeden İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin kararına yönelik olarak katılan vekilinin temyiz istemine ilişkin dilekçenin 'beraat kararının kanuna ve hukuka aykırı olduğu' gerekçesi ile bozulması talebini içerdiğinin anlaşılması ve kanuni süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesinin sunulmaması nedeniyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesinin son cümlesi gereğince reddi gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.04.2025 tarih ve 4755 sayı ile katılan vekilinin temyiz dilekçesinin geçerli bir temyiz nedeni ihtiva etmemesinden dolayı temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.06.2025 tarih, 1913-8046 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Bölge Adliye Mahkemesince verilen beraat kararına yönelik katılan vekilinin temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; katılan vekiline hüküm tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 295/1. maddesi uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin yedi gün içerisinde sunulabileceğine ilişkin meşruhatlı davetiye tebliğinin gerekip gerekmediği değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.07.2024 tarihli ve 49-219 sayılı, 16.10.2024 tarihli ve 194-314 sayılı ve 27.11.2024 tarihli ve 464-380 sayılı ilamları ile diğer müstakar kararlarında belirtildiği üzere;</p>

<p>Temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi gerekmektedir. Bozulma nedenlerinin kapsamını, muhakeme hukukuna ve/veya maddi ceza hukukuna ilişkin normlara aykırılıklar oluşturacaktır. Böylece başvuruda (dilekçe, beyan ya da layihada) gösterilen nedenler/sebepler/gerekçe, bir yandan usulüne uygun temyiz davasını açan başvurunun zorunlu unsuru olmakta, diğer yandan da temyiz incelemesinin sınırlarını çizmektedir. Zira Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapacaktır (CMK'nın 301. maddesi).</p>

<p>CMK'nın 301. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde de vurgulandığı üzere; "Yargıtay, temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması veya eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa bu olgular hakkında inceleme yapar." Dolayısıyla temyiz başvurusunda bu husus açıkça ileri sürülmeli, bunu belirten olaylar ve olgular da açıkça anlatılmalıdır. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını, anlatılması istenen maddi olay üzerinden değerlendirecektir. Kararın hukuka, usule aykırı olduğunu ifade etmek, gerekli ve yeterli bir temyiz sebebi olarak kabul edilemez. Aksi hâlde soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin tarzı icrasına dair tutanaklarda da bir açıklığın bulunmadığı durumlarda iddianın denetlenme olanağı olmayacaktır. Usule ilişkin normlar maddi gerçeğe ve adalete erişme amacına hizmet eden birer vasıta olmakla, ancak bir bütün hâlinde yargılamanın adil olmadığı sonucunu doğuracak, yani hükmü etkileyecek nitelikteki ihlallerin bozma sebebi olacağı kuşkusuzdur. Kanun'un 289. maddesindeki mutlak hukuka aykırılık hâllerinin, hükmü doğrudan etkilediği kabul edildiğinden gösterilen usule aykırılık hâlleri ile çizilen inceleme sınırlarının da istisnasını oluşturdukları anlaşılmaktadır.</p>

<p>Temyiz istemi, maddi hukuk kurallarına aykırılık sebebine dayanıyorsa, temyiz edenin yine usulüne uygun temyiz davasını açan başvurunun zorunlu unsuru olduğundan hukuka aykırılık sebeplerini de başvurusunda göstermesi gerekir. Ancak maddi hukuk normlarının anlam ve kapsamının ne olduğuna dair nihai yorum ve tespitin/maddi hukukun ne olduğunu nihai olarak söyleme yetkisinin, doğrudan mahkemelere ait olması nedeniyle gösterilen bu sebepler, usule ilişkin aykırılıklarda olduğu gibi temyiz incelemesinin sınırlarını çizemez. Yargıtay yalnız gösterilen hukuka aykırılıkları değil tüm maddi hukuka aykırılıkları tespit ederek temyiz edenin sıfatını da dikkate almak suretiyle hükmü bozar. Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği hususu doktrinde de (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s. 182 vd.) savunulmaktadır. Erdem ve Kavlak'a göre;"...kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabilir." (Mustafa Ruhan Erdem, Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim, 2018, Sayı: 4, s. 14 34... ), Çetintürk de; "Muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıklardan farklı olarak, maddi hukuka ilişkin denetimin, hükmün tüm yönleriyle incelenmesini gerektirdiği, maddi hukukun yanlış uygulandığına ilişkin genel bir ifade içeren temyiz dilekçesinde açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi, dosyaya yansıyan delillere göre suçun unsurlarının oluşmaması, sanığın suçu işlediğinin sabit olmaması, suçun vasfının yanlış belirlenmesi, suçun nitelikli hâllerinde yapılan hata sonucu cezanın yanlış belirlenmesi veya teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması sonucu sanığın ceza alması veya almaması ya da hak ettiğinden az veya çok ceza alması durumlarında Yargıtayın bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapabileceği" (..., Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2019, s. 466-489) düşüncesindedir.</p>

<p>Şu hâle göre, istemin; sanığın suçu işlediğinin sabit olmadığı (maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmediği), suçun unsurlarının oluşmadığı, suç vasfının yanlış belirlendiği, hukuka uygunluk nedenleri, teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması nedeniyle sanığın hukuka aykırı biçimde cezalandırıldığı veya cezanın yanlış belirlendiği şeklindeki maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıklara dayanması durumunda Yargıtay, maddi hukuk normlarının anlam ve kapsamının ne olduğuna dair nihai yorum ve tespitin/maddi hukukun ne olduğunu söyleme nihai yetkisinin, doğrudan kendisine ait olması nedeniyle sebeple ve gerekçedeki hukuki nitelendirme ile bağlı olmaksızın, tüm hukuka aykırılıkları saptayarak hükmü bozacaktır.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme</p>

<p>Hukukî süreç kısmında anlatıldığı şekilde aşamalardan geçen dosyada;</p>

<p>Ceza Genel Kurulunca öncelikle yapılan değerlendirmede; Bölge Adliye Mahkemesinin kararının son kısmında yer verilen ve hükme karşı başvurulacak kanun yolu, süresi ve şekline ilişkin olarak yapılan ihtaratın yeterli olduğu, bu nedenle katılan vekiline meşruhatlı davetiye tebliğine gerek bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br />
Asıl uyuşmazlık konusu bakımından ise; katılan vekili tarafından 12.12.2022 tarihinde sunulan ve "Sanık hakkında defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçundan dolayı beraat kararı verilmişse de verilen beraat kararı kanuna ve hukuka aykırıdır. Bu nedenle ilgili kararın bozulması gerekmektedir." ibaresi yer alan temyiz dilekçesinin, kanunun aradığı anlamda bir temyiz nedeni içermediği, bu suretle temyiz incelemesi için yeterli olmadığı, katılan vekilinin temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca sebep yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.11.2024 tarihli ve 2162-14393 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Katılan vekilinin, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 25.11.2022 tarihli ve 2049-3109 sayılı kararına yönelik temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca sebep yokluğundan REDDİNE,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025414-e-2026191-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 06:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni1222010kka.jpg" type="image/jpeg" length="60506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni kurulan ağır ceza mahkemelerinin yargı çevreleriyle ilgili karar Resmi Gazete’de]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-kurulan-agir-ceza-mahkemelerinin-yargi-cevreleriyle-ilgili-karar-resmi-gazetede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-kurulan-agir-ceza-mahkemelerinin-yargi-cevreleriyle-ilgili-karar-resmi-gazetede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK), yeni kurulan ağır ceza mahkemelerinin yargı çevrelerini belirlemesine ilişkin kararı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 13/05/2026 Tarihli ve 700 Sayılı Kararı, 15 Mayıs 2026 Tarihli ve 33254 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HSK kararına göre, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün, yeni kurulan Sandıklı, Serik, Suşehri ve Ortaca Ağır Ceza Mahkemelerinin yargı çevrelerinin belirlenmesi teklifine ilişkin 13 Mayıs tarihli yazısı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca görüşüldü. Genel Kurul kararıyla;</p>

<p>Sandıklı ilçesinin Afyonkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinden çıkartılarak, Sandıklı Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinin ‘Sandıklı, Hocalar ve Kızılören ilçeleri’ olarak belirlenmesine, Serik ilçesinin Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinden çıkartılarak, Serik Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinin ‘Serik ilçesi’ olarak belirlenmesine, Suşehri ilçesinin Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinden çıkartılarak, Suşehri Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinin ‘Suşehri, Akıncılar, Gölova, İmranlı ve Koyulhisar ilçeleri’’olarak belirlenmesine, Ortaca ilçesinin Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinden çıkartılarak, Ortaca Ağır Ceza Mahkemesi yargı çevresinin ‘Ortaca, Dalaman ve Köyceğiz ilçeleri’ olarak belirlendi.</p>

<p>Karar, belirtilen mahkemelerin faaliyete geçirildiği tarih itibarıyla uygulanacak.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-138.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-kurulan-agir-ceza-mahkemelerinin-yargi-cevreleriyle-ilgili-karar-resmi-gazetede</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 05:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/hsk-yeni2.jpg" type="image/jpeg" length="22964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/15 E., 2022/627 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202215-e-2022627-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202215-e-2022627-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.10.2022 tarihli, 2022/15 E., 2022/627 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/15 E., 2022/627 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi</p>

<p><br />
Dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık ...'un, TCK'nın 157/1, 62, 52/2, 52/4, 53/1 ve 58/9. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 16.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.07.2013 tarihli ve 125-47 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.05.2017 tarih ve 1460-1669 sayı ile;<br />
"...Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>a) Hüküm tarihinden sonra, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa'nın 34. maddesiyle 5237 sayılı Yasa'nın 157. maddesinde yapılan değişikliklerin gözetilmesi gerekliliği,</p>

<p>b) 26.02.2009 tarihli 5739 sayılı Yasa'nın 4. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin 6. fıkrasında yer alan 'yaptırımın' ibaresinin 'tedbirin' olarak değiştirilmesi, keza 5739 sayılı Yasa'nın 5. maddesi ile 5275 sayılı CGTİHK'nın 106. maddesinin 4 ve 9. fıkralarının değiştirilmesi ve aynı Yasa maddesinin 10. fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olduğu hususları dikkate alındığında, infazı kısıtlar şekilde, adli para cezasının ödenmemesi hâlinde bu cezanın hapse çevrileceğine hükmolunması,</p>

<p>c) Sanıkların TCK'nın 53/1. maddesinin (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde öngörülen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına, TCK'nın 53/3. maddesi gereğince sanıkların koşullu salıverilmesi hâlinde TCK'nın 53/1-c maddesinde belirtilen kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanmalarından yoksunluklarına son verilmesine, diğer haklar yönünden ise kısıtlılığın hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürdürülmesine karar verilmişse de; 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 esas ve karar sayılı kararı ile TCK'nın 53/1-b maddesinde yazılı, 'seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan' ibaresinin iptal edilmiş olması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.<br />
... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.07.2017 tarihli ve 299-224 sayılı yetkisizlik kararı ile dosyanın gönderildiği ve bozmaya uyan ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine 21.03.2018 tarih ve 56-32 sayı ile önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 31.03.2021 tarih ve 1242-3826 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.09.2021 tarih ve 95528 sayı ile;<br />
"... Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2009 tarihli iddianamesi ile sanık ve arkadaşları hakkında dava açıldığı, iddianamede hükümlü ... hakkında suç tarihi olarak 2008 - 2009 yıllarının gösterildiği, ayrıntılı tarih verilmediği, 17.07.2013 tarihinde ... 12. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda suç tarihi olarak 2008 - 2009 yıllarının gösterildiği, 19.07.2017 tarihinde ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda suç tarihi olarak 2008 - 2009 yıllarının gösterildiği, 21.03.2018 ... Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda suç tarihi olarak 2008 - 2009 yıllarının gösterildiği, dosyanın incelenmesinde hükümlü ...'un dolandırıcılık suçunu işlediği tarihin 30.03.2009 olduğu, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin onama kararının 31.03.2021 olduğu, buna göre TCK'nın 66/1, 67/4. maddelerine göre zamanaşımı süresinin dolduğu," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.10.2021 tarih ve 39077-8982 sayı ile; "Hükümlüye yüklenen 'dolandırıcılık' suçunun 5237 sayılı TCK'nın 157/1. maddesinde öngörülen cezasının türü ve üst sınırı itibarıyla tabi olduğu aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımı süresinin 5271 sayılı CMK'nın 253/21. maddesi gereğince 'şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu' 19.01.2018 tarihi ile uzlaştırma raporunun düzenlendiği 30.01.2018 tarihine kadar duran zamanaşımı süresi de dikkate alındığında, 30.03.2009 suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar dolmadığı," şeklindeki gerekçeyle itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında katılan ...'ya yönelik dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağının ve bunun sonucuna göre sanığa atılı dolandırıcılık suçunun dava zamanaşımına uğrayıp uğramadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durmuş olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
... Cumhuriyet Başsavcılığınca asker arkadaşları olan mağdurlara telefonla ulaşıp bulundukları yerde yaşlı bir kişinin Osmanlı dönemine ait çok sayıda altın bulduğunu ve altınları birlikte pazarlayabileceklerini söylemek suretiyle mağdurlara önce gerçek altın numunesi verip mağdurların yüklü miktarda parayla tekrar geri gelmelerini sağlayarak ikinci gelişte mağdurları dolandırmak amacıyla örgüt kurma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında; inceleme dışı sanık ... ...'in asker arkadaşı olan ve ...'da oturan katılan ...'yı arayarak gömü altın bulduklarını söyleyip katılanın ... ili, ...ilçesine gelmesini sağladığı, katılanı ilçenin girişinde inceleme dışı sanık ... ... ile kendisini ... olarak tanıtan bir şahsın karşıladığı, birlikte bir evin önüne gittikleri, evde bulunan diğer bir şahsın da kendisini ... ismiyle tanıttığı, evin arka tarafındaki samanlıkta içerisinde 2.600 adet altın olduğunu söyledikleri bir çanta göstererek katılandan çantanın içerisinden rastgele bir adet altın seçmesini istedikleri, katılanın da elini çantanın içine sokup karıştırarak numune olarak bir adet altın aldığı ve ...'a döndüğünde kuyumcuya giderek altının gerçek bir altın olduğunu öğrendiği, bunun üzerine daha fazla altın almak amacıyla 30.03.2009 tarihinde 6.000 TL ile tekrar ...ilçesine gittiği, evin önünde inceleme dışı sanık ... ... ile ... isimli şahsın katılanı karşıladıkları, ... isimli şahsın "Birimiz burada kalalım, birimiz de parayı anneme götürelim, köylü kadın olduğu için anlamıyor." diyerek katılandan parayı alıp eve girdiği, 5-6 dakika sonra da evin kapısına kadar giden inceleme dışı sanık ... ...'in katılana "Arkamdan yavaş yavaş gel." diye seslenerek eve girdiği, inceleme dışı sanık ... ...'den 1-2 dakika sonra eve giren katılanın içeride kimse olmadığını görünce dolandırıldığını anladığı ve aynı gün kolluğa müracaat ettiği, dosya kapsamındaki benzer diğer olaylarda kendisini ... olarak tanıtanın inceleme dışı sanık ..., ... olarak tanıtanın ise sanık ... olduğunun belirlendiği, olayda kullanılan evin inceleme dışı sanık ...'e ait olduğu, inceleme dışı sanık ...ın ise suçun planlanmasında rol aldığı olaya ilişkin olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2009 tarihli ve 383-30 sayılı iddianamesi ile sanık ... ve inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...ın TCK'nın 220/5, inceleme dışı sanık ... ...'in TCK'nın 157/1. maddesi ve inceleme dışı sanık ...'ün ise TCK'nın 39/2-c maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 157/1. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde ... 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2013 tarihli ve 125-47 sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık ...'ın örgüt yöneticisi olarak kabul edilip örgütün faaliyeti çerçevesinde katılana yönelik işlenen dolandırıcılık suçundan TCK'nın 220/5, sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ... ve ...ın örgüt üyesi oldukları kabul edilip inceleme dışı sanık ... ... ile birlikte TCK'nın 37. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 157/1, 62, 52/2-4, 53/1 ve 58/9. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 16.660 TL adli para cezası; inceleme dışı sanık ...'ün ise TCK'nın 157/1, 39, 62, 52/2-4, 53/1 ve 58/9. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği,</p>

<p>İnceleme dışı sanıklar ... ... ve .... hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin temyiz edilmeksizin kesinleştiği,</p>

<p>Sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin ise adı geçenlerin müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.05.2017 tarih ve 1460-1669 sayı ile Yerel Mahkeme karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle dolandırıcılık suçunun (madde 157) uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle uzlaştırma girişiminde bulunulması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği,</p>

<p>... 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.07.2017 tarihli ve 299-224 sayılı yetkisizlik kararı ile dosyanın gönderildiği ve bozmaya uyan ... Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2017 tarihli ve 2017/56 sayılı müzekkere ile dosyanın ... Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosuna gönderildiği,</p>

<p>... Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunun 02.01.2018 tarihli ve 2017/341 sayılı uzlaştırıcı görevlendirme tutanağı ile...'ın uzlaştırmacı olarak görevlendirilmesine karar verildiği, uzlaştırmacının dosyayı 10.01.2018 tarihinde teslim aldığı,</p>

<p>Uzlaştırmacı... tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunda (Ek 1/b) katılan ...'nın adresinin "... Mahallesi, ... Sokak, No: 15/1, Sancaktepe, ..." olarak gösterildiği, katılan ...'nın uzlaştırma teklif formunun "Şahsıma yapılan uzlaşma teklifini inceleyip üç gün içinde beyanda bulunmak istiyorum." kısmı ile "Şahsıma yapılan uzlaşma teklifini kabul etmiyorum." kısmını 29.01.2018 tarihinde imzalayarak aynı gün ....... PTT şubesinden ..." gönderi numarası ile uzlaşma teklif formunu ... F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderdiği,</p>

<p>Dosyada ve UYAP Bilişim Sisteminde uzlaştırmacı... tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunun katılana huzurda veya posta yolu ile hangi tarihte tebliğ edildiğine dair bir bilgi ve belgenin bulunmadığı,</p>

<p>Uzlaştırmacı... tarafından 30.01.2018 tarihli yazı ile katılanın uzlaşmayı kabul etmediğinin uzlaştırma bürosuna bildirildiği, uzlaştırma bürosu Cumhuriyet savcısınca da 02.02.2018 tarihli ve 2017/341 sayılı yazı ile dosyanın ... Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği,</p>

<p>... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 21.03.2018 tarih ve 56-32 sayı ile taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine önceki hüküm gibi sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'ün mahkûmiyetlerine karar verildiği,</p>

<p>Hükümlerin sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 31.03.2021 tarih ve 1242-3826 sayı ile;</p>

<p>"Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.04.2017 tarihli, 2014/1460 esas, 2017/1669 karar sayılı bozma ilamından sonra katılan ...'a 19.01.2018 tarihinde ilk uzlaştırma teklifinin yapıldığı, 30.01.2018 tarihinde uzlaşmanın sağlanamadığına ilişkin raporun savcılığa iade edildiği anlaşılmakla, Ceza Muhakemesi Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 34. maddesindeki süreler gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>Sanıkların savunması, katılanların beyanı, teşhis tutanağı ve dosya kapsamından; sanıkların atılı dolandırıcılık suçlarını işlediğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.02.2013 tarihli ve 2012/13-1438 esas - 2013/53 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; sanıklar hakkında tekerrüre esas alınan ilamın kararda gösterilmemesi infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların temyiz itirazlarının reddi ile hükümlerin onanmasına," karar verildiği,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 29.09.2021 tarih ve 95528 sayı ile;<br />
"Dosyanın incelenmesinde hükümlü ...'un dolandırıcılık suçunu işlediği tarihin 30.03.2009, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin onama kararının 31.03.2021 olduğu, buna göre TCK'nın 66/1 ve 67/4. maddelerine göre zamanaşımı süresinin dolduğu," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulduğu,</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.10.2021 tarih ve 39077-8982 sayı ile; "Olağanüstü dava zamanaşımı süresinin 5271 sayılı CMK'nın 253/21. maddesi gereğince 'şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu' 19.01.2018 tarihi ile uzlaştırma raporunun düzenlendiği 30.01.2018 tarihine kadar duran zamanaşımı süresi de dikkate alındığında, 30.03.2009 olan suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar dolmadığı," gerekçesiyle itirazın yerinde görülmediği,</p>

<p>Diğer taraftan hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen inceleme dışı sanık Ayhan Yılmaz yönünden uzlaştırma girişiminde bulunulması talebinin reddine ilişkin ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.08.2017 tarihli ve 761 değişik ... sayılı kararına itirazın ... 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.11.2017 tarihli ve 955 değişik ... sayılı kararı ile kabul edilerek uzlaştırma girişiminde bulunulması gerektiğine karar verilmesi üzerine ... 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2017 tarihli ve 2011/1 sayılı müzekkeresi ile dosyanın ... Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosuna gönderildiği, uzlaştırmacı ...tarafından imzalanan 20.12.2017 tarihli uzlaşma teklif formunu katılan ...'nın 22.12.2017 tarihinde; 27.12.2017 tarihli uzlaşma teklif formunu ise inceleme dışı sanık ...ın 27.12.2017 tarihinde kabul ederek imzaladıkları, 27.12.2017 tarihli uzlaştırma raporunda katılan ... adına 20.12.2017 tarihinde davetiye çıkarıldığının ve katılanın 23.12.2017 tarihinde telefon ile araması üzerine uzlaştırmanın amacının ve hukuki sonuçlarının anlatıldığının ve katılanın da uzlaşmak istediğini beyan ettiğinin belirtildiği,Anlaşılmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesi; "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>TCK'nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürenin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davasının düşeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hâllerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir (TCK m. 267/8 ve 230/4.).</p>

<p>Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezası ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son günün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.</p>

<p>Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi hâlleridir.</p>

<p>Dava zamanaşımının durması, kanunda açıkça sayılan bazı hâllerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu hâlin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı hâlinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni, suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına dayanmaktadır (Faruk Erem, ... Danışman, ... Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 1997, s. 1013.). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan engel hâl nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir. Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durdurmasını haklı göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek hâlleri sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu kapsamda 765 sayılı TCK'nın 107. maddesinde; "Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur.", 5237 sayılı TCK'nın 66/1. maddesinde ise "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur." hükümlerine yer verilmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark 5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı TCK'daki "hukuku âmme dâvasının ikamesi" ibaresi yerine "soruşturma ve kovuşturma yapılması" ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas edilerek kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımının duracağının kabul edilmesidir. Dava zamanaşımını durduran sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ve özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur. Nitekim uyuşmazlık konusu olan CMK'nın 253/21. maddesinde şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımının duracağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Dava zamanaşımının kesilmesi ise kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92.). Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK'da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usuli muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK'da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.<br />
Anayasa'nın 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Öte yandan Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.</p>

<p>Bu aşamada ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için uzlaştırma kurumu ile ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi, daha sonra da uzlaştırma sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı hususlarının ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>1- Uzlaştırma kurumu:</p>

<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 17.09.1987 tarihli 410. toplantısında alınan Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik 18 Sayılı Tavsiye Kararında;</p>

<p>"Ceza adaletinin işleyişini hızlandırma ve sadeleştirme işleminde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özellikle 5. ve 6. maddelerinde öngörülen şartların dikkate alınması gerektiği göz önüne alınarak; Mahkemelere intikal eden ceza davalarının kabarıklığı ve özellikle hafif cezaları gerektirenler ile ceza yargılamasındaki uzunluğun neden olduğu sıkıntılara bakılarak ...yetkili makamlarca ceza işlerinde savcılık ve mahkeme dışı anlaşmalar sağlanması, bu tür ihtilafların uzlaşma yolu ile halledilmesinin tavsiye edilmesi" kabul edilmiştir.</p>

<p>Benzer düşünce ve ihtiyaçlar sonucu Türk Ceza Hukuku Sistemine dâhil edilen ve 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle yapılan değişikliğe kadar "uzlaşma" başlığı altında düzenlenen uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin ... yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.</p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin sekizinci fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir." hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle, TCK'nın 73. maddesinin başlığında yer alan "uzlaşma" ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir.</p>

<p>Yapılan bu düzenlemeye göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.</p>

<p>CMK'nın 5560 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),</p>

<p>5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)<br />
suçları.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez." şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle CMK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." cümlesi eklenmiş,</p>

<p>02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),</p>

<p>4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>5. Hırsızlık (madde 141),</p>

<p>6. Dolandırıcılık (madde 157),</p>

<p>7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),</p>

<p>8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),<br />
suçları.</p>

<p>c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz..." şeklindeki düzenlemeyle kapsamı genişletilmiş, 24.10.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile uzlaştırma kapsamına giren suçların sayısı bir kez daha artırılarak, TCK'nın 155. maddesindeki güveni kötüye kullanma, aynı Kanun'un 165. maddesindeki suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu ve 117. maddesinin ilk fıkrasındaki ... ve çalışma hürriyetini ihlal suçu ile bu suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi nitelikli hâline ilişkin 119. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsam içerisine alınmış. CMK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "birlikte" ibaresinden sonra gelmek üzere "aynı mağdura karşı" ibaresi eklenmiş ve onikinci fıkrasında yer alan "en çok yirmi gün daha" ibaresi "her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez" şeklinde değiştirilmiş,</p>

<p>Son olarak 27.05.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile de; 253. maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "suçlarda," ibaresinin "suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A)," şeklinde değiştirilmesi ile birlikte CMK'nın 253. maddesi;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),</p>

<p>4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>5. ... ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),</p>

<p>6. Hırsızlık (madde 141),</p>

<p>7. Güveni kötüye kullanma (madde 155),</p>

<p>8. Dolandırıcılık (madde 157),</p>

<p>9. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165)</p>

<p>10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234)</p>

<p>11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),<br />
suçları.</p>

<p>c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, (…) cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A), uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.</p>

<p>(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.</p>

<p>(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.</p>

<p>(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.</p>

<p>(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir.</p>

<p>(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)</p>

<p>(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde bulundurulur.</p>

<p>(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.</p>

<p>(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.</p>

<p>(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.</p>

<p>(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmacıya talimat verebilir.</p>

<p>(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir.</p>

<p>(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler.</p>

<p>(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.</p>

<p>(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.</p>

<p>(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def'aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.</p>

<p>(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.</p>

<p>(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.</p>

<p>(22) Uzlaştırmacıya ... Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.</p>

<p>(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.</p>

<p>(24) Her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin yer aldığı, ... Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları, uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.</p>

<p>(25) Uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, ... Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir." şeklinde madde mevcut hâlini almıştır.</p>

<p>Diğer taraftan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı 254. maddesi;</p>

<p>"(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.</p>

<p>(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir." şeklinde iken, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile;</p>

<p>"(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre, mahkeme tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def'aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." biçiminde değiştirilmiş,</p>

<p>02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile CMK'nın 254. maddesinin birinci fıkrası;<br />
"Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, uzlaştırma gerek 5560 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanun'larla yapılan değişiklikler sonrası asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem ise de her ne suretle olursa olsun uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde kovuşturma aşamasında da uzlaştırmanın mümkün olduğu kabul edilmelidir.<br />
Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir.</p>

<p>Öte yandan, CMK'nın "Birden çok fail bulunması hâlinde uzlaşma" başlıklı 255. maddesinde yer alan "Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır." hükmü ile Yönetmelik'in 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda uzlaştırma hükümleri her bir şüpheli ya da sanık için ayrı ayrı değerlendirilir, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır." hükmü gereğince birden fazla kişi tarafından işlenen suçlarda uzlaştırmanın, her bir fail bakımından ayrı ayrı yürütülmesi gerekmektedir.<br />
Buna göre; birden çok sanık veya şüpheli varsa her sanık için ayrı ayrı uzlaşma önerisi yapılacaktır. Ancak sanıklardan birinin uzlaşmadan faydalanması diğer sanıkları etkilemeyecek, yani sirayet etmeyecektir. Uzlaşmanın, her iki tarafın özgür iradelerine ve kabullerine dayanması nedeniyle, her sanık-mağdur uzlaşmasının ayrı şekilde yürütülmesi işin doğası gereğidir. Zira, sanıklardan birisinin mağdur ile uzlaşması hâlinde, bu sonucun diğer sanık veya şüphelilere teşmil edilmesi ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı olacaktır (Anayasa Mahkemesinin 01.10.2009 tarihli ve 106-124 sayılı kararı.).</p>

<p>2- Uzlaştırma sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı:<br />
Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili olduğu ölçüde uzlaşma teklifinde bulunulması, uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının anlatılması, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması, müzakere aşaması ve rapor düzenlenmesi konularının ele alınıp son olarak dava zamanaşımının işlemeyeceği sürenin başlangıç ve bitiş tarihleri üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.</p>

<p>a) Uzlaşma teklifinde bulunulması, uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının anlatılması; 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin dördüncü fıkrasında soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde soruşturma dosyasının, aynı Kanun'un 254. maddesinin birinci fıkrasında da kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması hâlinde kovuşturma dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderileceği öngörülmüştür.</p>

<p>Her iki durumda da CMK'nın 253. maddesinin dördüncü fıkrasının 2 ve 4. cümlelerine göre uzlaştırma bürosu tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene ya da sanığa uzlaşma teklifinde bulunacak olup uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilecektir.<br />
CMK'nın 253. maddesine dayanılarak çıkarılıp 05.08.2017 tarihli ve 30145 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin "Uzlaşma teklifi" başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü, beşinci ve altıncı fıkraları;</p>

<p>"(1) Uzlaştırmacı; şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur...</p>

<p>(3) Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini büro aracılığıyla açıklamalı tebligat, istinabe veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla da yapabilir...</p>

<p>(5) Uzlaştırmacı tarafından yapılacak uzlaşma teklifi, Ek-4'te yer alan uzlaşmanın mahiyeti ile uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının bulunduğu Uzlaşma Teklif Formu'nda yer alan bilgilerin açıklanması ve teklif formunun hazır bulunan ilgiliye imzalatılarak verilmesi suretiyle yapılır. Uzlaştırmacı tarafından bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğine ve uzlaşma teklifinde bulunulduğuna ilişkin formun imzalı örneği uzlaştırma evrakı içine konulur.</p>

<p>(6) Uzlaştırmacının uzlaşma teklifinde bulunacağı şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar gören ya da kanunî temsilcilerine iletişim araçlarıyla ulaşılamaması hâlinde açıklamalı uzlaşma teklifi büro aracılığıyla yapılır. Bu işlem uzlaştırmacının, büroya başvurarak teklif formunu vermesi üzerine gerçekleştirilir...",</p>

<p>Aynı Yönetmelik'in beşinci maddesinin beşinci fıkrası ise;<br />
"(5) Uzlaştırma sürecine başlanmadan önce şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören; hakları, uzlaşmanın mahiyeti ve verecekleri kararların hukukî sonuçları hakkında bilgilendirilir." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifinde bulunduğu tarafa öncelikle uzlaştırmanın mahiyeti, uzlaştırmayı kabul veya reddetmenin hukuki sonuçlarının bulunduğu Uzlaşma Teklif Formu'nda yer alan bilgileri açıklayacaktır. Bu bilgilerin açıklanmasının ardından Uzlaşma Teklif Formu'nu hazır bulunan taraflara imzalatacak ve bir suretini de ilgiliye verecektir. Uzlaşma teklifinin öncelikle yüz yüze yapılması esas olup bunun yapılamaması durumunda açıklamalı tebligat, istinabe ve SEGBİS yöntemleri de kullanılabilecektir.</p>

<p>Uzlaştırmacının, açıklamalı tebligatı uzlaştırma bürosu aracılığıyla yapması gerekmektedir. İlgili bölümleri uzlaştırmacı tarafından doldurulan Uzlaşma Teklif Formu'nu alan uzlaştırma bürosunca ilgilisinin adresine tebligat düzenlenecektir. Tebligatın usulüne uygun yapılması, hem tarafın bilgilendirilmesi hem de uzlaşmayı kabul veya reddin bir hak olduğu uzlaştırma usulünün doğru şekilde uygulanması bakımından önem taşımaktadır.<br />
Uzlaşma Teklif Formu'nun imzalatılması ile birlikte uzlaştırma teklif aşaması sonuçlanmış olacaktır.</p>

<p>b) Uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması; İlk olarak CMK'nın 253. maddesinin altıncı fıkrası ile Yönetmelik'in 7. maddesinin on ikinci fıkrası hükümleri birlikte dikkate alındığında, resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye, sanığa veya kanunî temsilcisine ulaşılamaması hâlinde uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma veya kovuşturma sonuçlandırılacaktır.</p>

<p>İkinci olarak, CMK'nın 253. maddesinin son cümlesine göre; şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. Benzer şekilde Yönetmelik'in 30. maddesinde de uzlaşma teklifinde bulunulanlardan herhangi biri üç gün içinde teklifi yapan uzlaştırmacıya kararını bildirmediği takdirde, uzlaşma teklifi reddedilmiş sayılacaktır. Diğer bir ihtimal de uzlaşma teklifinde bulunulan tarafın uzlaşma teklifini açıkça kabul etmediğini beyan etmesi durumudur. Uzlaşma teklifini taraflardan biri reddetmiş sayıldığı veya açıkça reddettiği hâllerde CMK'nın 255. maddesi hükmü saklı kalmak üzere, ayrıca diğerlerine uzlaşma teklifinde bulunulmayacak ve uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma veya kovuşturma sonuçlandırılacaktır. Yönetmelik'in 34. maddesinin ikinci fıkrasına göre de; uzlaşma teklifine süresi içerisinde cevap verilmemesi ya da teklifin reddedilmesi hâlinde uzlaştırma girişimi sonuçsuz kalmış sayılır.</p>

<p>Taraflardan birine ulaşamama, uzlaşma teklifinin reddedilmiş sayılması veya reddedilmesi durumlarında teklif aşamasında uzlaştırma girişimi olumsuz sonuçlanmıştır ve bu husus bir tutanakla tespit edilip dosyasına konularak uzlaştırma işlemlerine son verilecektir.</p>

<p>c) Müzakere aşaması ve rapor düzenlenmesi; Taraflardan birinin uzlaşma teklifini kabul ederek Uzlaşma Teklif Formu'nu imzalaması hâlinde ise diğer tarafa da usulüne uygun şekilde uzlaşma teklifinde bulunulması gerekmektedir. Diğer tarafın da uzlaşma teklifini kabul etmesi ile artık uzlaşma sürecinde müzakere aşamasına geçilmiş olacaktır. CMK'nın 253. maddesinin on üçüncü fıkrasına göre uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülecek ve uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilecektir.</p>

<p>Müzakere aşaması değişik şekillerde sonuçlanabilir. Birinci ihtimal, uzlaşma sürecinde müzakere aşamasına geçildikten sonra taraflardan biri müzakerelere katılmaktan imtina ederse uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır. İkinci ihtimal, müzakere sürecinde tarafların aralarında bir anlaşmaya varamamaları hâlidir. Üçüncü ihtimal ise, uzlaştırmanın bir anlaşma ile sonuçlanmasıdır. Son ihtimalde taraflar uzlaştırma sonunda belli bir edimin yerine getirilmesi hususunda anlaşmaya vardıkları takdirde Yönetmelik'in 33. maddesinde belirlenen edimlerden bir ya da birkaçını veya bunların dışında belirlenen hukuka ve ahlaka uygun başka bir edimi kararlaştırabilirler. CMK'nın 253. maddesinin on dokuzuncu fıkrasının son cümlesine göre belirlenen edimin yerine getirilmemesi hâlinde uzlaşma raporu 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. Diğer yandan taraflar uzlaştırma süreci sonunda edimsiz olarak da uzlaşabilirler.</p>

<p>CMK'nın 253. maddesinin on beşinci fıkrasına göre; uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Yönetmelik'in 25. maddesine göre de uzlaştırmacı, uzlaştırma işlemlerinin sonuçlandırıldığı tarihten itibaren Yönetmelik ekinde yer alan Uzlaştırma Raporu Örneği'ne uygun, tarafların edimlerini ayrı ayrı, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek ve mümkünse sıra numarası içerecek şekilde taraf sayısından bir fazla olarak hazırladığı raporu, kendisine verilen belge örneklerini ve varsa yapmış olduğu masrafları gösteren belge, gider pusulası veya rayice uygun yazılı beyanı UYAP'ta düzenlenecek tutanak ile uzlaştırma bürosuna teslim eder.<br />
Kanun ve Yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde uzlaştırma raporunun ancak müzakere aşamasına geçilmesi durumunda hazırlanacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>d) Dava zamanaşımının işlemeyeceği sürenin başlangıç ve bitiş tarihleri;<br />
Kanun koyucu uzlaştırma sürecine mahsus özel bir durma nedeni ihdas etmiş ve CMK'nın 253. maddesinin 21. fıkrasında; "Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez." demek suretiyle belinlenen sürenin dava zamanaşımı ve dava süresinin hesabında dikkate alınmayacağını öngörmüştür.</p>

<p>Kovuşturma evresi de dikkate alınarak benzer biçimde düzenlenen Yönetmelik'in 34. maddesinin birinci fıkrasında da; "Şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek büroya verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Kanun ve Yönetmelik'teki düzenlemeler dikkate alındığında, ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından dava zamanaşımının taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulması ile duracağı anlaşılmaktadır. Uzlaşma teklifinin tarafa ulaştığı veya usulüne uygun şekilde ulaşmış sayıldığı hâllerde dava zamanaşımı duracaktır.</p>

<p>Duran zamanaşımının tekrar işlemeye başlayacağı iki hâlden ilki uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalmasıdır. Yönetmelik'in 34. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca uzlaşma teklifi yapıldıktan sonra uzlaşma teklifine süresi içerisinde cevap verilmemesi ya da teklifin reddedilmesi hâlinde uzlaştırma girişimi sonuçsuz kalmış sayılacak ve zamanaşımı tekrar işlemeye başlayacaktır.</p>

<p>Duran zamanaşımının tekrar işlemeye başlayacağı ikinci hâl ise uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek büroya vermesidir. Zira uzlaştırma müzakerelerine geçildiğinde müzakereler devam ettiği sürece dava zamanaşımı süresi duracaktır. Tarafların uzlaştırma müzakerelerine katılmaktan imtina etmesi, müzakereler sırasında taraflardan birinin yazılı veya sözlü olarak uzlaşmadan vazgeçtiğini bildirmesi ya da uzlaşmanın anlaşma ile sonuçlanması üzerine düzenlenen raporun uzlaştırma bürosuna verildiği tarihten itibaren dava zamanaşımı yeniden işlemeye başlayacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Uzlaştırma sürecinde dava zamanaşımı, taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihte duracaktır. Uzlaşma teklifinin reddedilmesi ile birlikte uzlaştırma girişimi sonuçsuz kalmış sayılacağı için duran zamanaşımı ret tarihinde tekrar işlemeye başlayacaktır. Uzlaşma teklifinin kabul edilerek müzakere aşamasına geçilmesi hâlinde ise taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihte duran dava zamanaşımı müzakereler devam ettiği sürece duracak ve uzlaştırma müzakeresinin olumlu veya olumsuz sonuçlandığına ilişkin uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihte yeniden işlemeye başlayacaktır.</p>

<p>Sanığa atılı dolandırıcılık suçunun yaptırımı TCK'nın 157/1. maddesi uyarınca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası olup TCK'nın 66/1-(e) maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında ise kesintili dava zamanaşımı süresi on iki yıldır.<br />
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 30.03.2009 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, sanık ...'a atılı suça ilişkin dava zamanaşımını kesen son işlem sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında verilen 21.03.2018 tarihli mahkûmiyet hükmü olup bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen başkaca bir sebep bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, birden çok sanık tarafından işlenen suçlarda, uzlaştırma hükümlerinin her bir sanık için ayrı ayrı değerlendirileceği ve ancak uzlaşan sanığın uzlaşmadan yararlanacağı, her sanık için ayrı ayrı uzlaşma önerisi yapılacağı, dolayısıyla katılan ... ile inceleme dışı sanık ...ın uzlaşmalarının katılanın sanık ... ile de uzlaştığı anlamına gelmediği göz önünde tutulmalıdır.</p>

<p>.. Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunca görevlendirilen ve 10.01.2018 tarihinde dosyayı teslim alan uzlaştırmacı tarafından katılan ... adına düzenlenip 19.01.2018 tarihinde imzalanan Uzlaşma Teklif Formu'nda katılanın adresinin "Yenidoğan Merve Mahallesi, ... Sokak, No: 15/1, Sancaktepe ..." olarak gösterildiği, dosyada ve UYAP Bilişim Sisteminde uzlaştırmacı tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunun katılana hangi tarihte tebliğ edildiğine dair bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, katılanın uzlaştırma teklif formunu "Şahsıma yapılan uzlaşma teklifini kabul etmiyorum." şeklinde 29.01.2018 tarihinde imzalayarak aynı gün ... Samandıra PTT şubesinden ... F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmek üzere postaya verdiği, uzlaştırmacının da 30.01.2018 tarihli yazı ile katılanın uzlaşmayı kabul etmediğinin uzlaştırma bürosuna bildirdiği olayda;</p>

<p>Uzlaşma teklifinin katılan tarafından reddedilmesi nedeniyle uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması, müzakere sürecinin başlamaması nedeniyle artık uzlaşma raporunun düzenlenmesinin gerekmemesi ve uzlaştırmacının imzaladığı 30.01.2018 tarihli yazının da uzlaşma raporu niteliğinde olmaması hususları dikkate alındığında; katılanın uzlaşma teklifini ret tarihi olan 29.01.2018 tarihinde dava zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı, ancak uzlaştırmacı tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunun katılana hangi tarihte tebliğ edildiğinin araştırılarak sonucuna göre dava zamanaşımının durduğu tarihin belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile karar verildiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkemece sanık ... hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durmuş olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2- Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 31.03.2021 tarihli ve 1242-3826 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- ... Ağır Ceza Mahkemesinin 21.03.2018 tarihli ve 56-32 sayılı sanık ... hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durmuş olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanığın bu suça ilişkin cezasının İNFAZININ DURDURULMASINA, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202215-e-2022627-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 05:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitay7mghj74.jpg" type="image/jpeg" length="29056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İVAZLI UZLAŞTIRMA RAPORUNUN İCRA TAKİBİNE KONU EDİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ivazli-uzlastirma-raporunun-icra-takibine-konu-edilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ivazli-uzlastirma-raporunun-icra-takibine-konu-edilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasında uzlaştırma kurumu, son yıllarda giderek daha fazla uygulama alanı bulan ve mağdurun gerçek anlamda tatminine odaklanan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Ancak uygulamada görülen en kritik sorun, uzlaştırmanın olumlu sonuçlanmasının ardından yaşanmaktadır: Taraflar masaya oturmuş, anlaşmışlar, uzlaştırma raporu imzalanmış; ne var ki şüpheli üstlendiği edimi yerine getirmemiştir. Bu noktada mağdurun avukatı olarak şu soruyla yüzleşmek kaçınılmaz hale gelir: Uzlaştırma raporunu icraya koyacaksak hangi yolu izleyeceğiz? İlamlı icra mı, ilamsız icra mı?</p>

<p>Bu yazıda söz konusu soru kanun ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde, uygulamadan doğan pratik perspektifle ele alınacaktır.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>Uzlaştırma Kurumunun Özü ve İvazlı Uzlaştırma</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253 ila 255. maddeleri arasında düzenlenen uzlaştırma, şüpheli veya sanık ile mağdur ya da suçtan zarar görenin tarafsız bir uzlaştırmacının yönetiminde anlaşmaya varmasını sağlayan bir süreçtir. Uzlaştırmaya katılım tamamen gönüllülük esasına dayanır ve gizlilik ilkesi çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>Uzlaştırma sonucunda taraflar "edimsiz, ivazsız" olarak da anlaşabilir; yani herhangi bir maddi karşılık öngörülmeksizin barış sağlanabilir. Ancak çok daha sık karşılaşılan senaryo, şüphelinin mağdura belirli bir miktar tazminat ödemeyi, belirli bir edimi yerine getirmeyi ya da bir şeyden kaçınmayı kabul ettiği "ivazlı uzlaştırma"dır. İşte asıl hukuki sorun da tam burada başlamaktadır: Bu ivazın ödenmemesi halinde ne yapılacaktır?</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Uzlaştırma Raporunun Hukuki Niteliği: İlam Mahiyeti</strong></p>

<p>Konuyu düzenleyen temel hüküm, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 19. fıkrasının son cümlesidir. Anılan hükme göre: <i>‘‘</i><i>Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.</i><i>’’ </i></p>

<p>Bu düzenleme son derece açıktır ve hukuki açıdan belirleyici bir sonuç doğurur. Uzlaştırma raporu, edim yerine getirilmediği takdirde mahkeme ilamı ile eş değer hukuki güce kavuşmaktadır. Nitekim Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin ilgili hükmü de bu doğrultuda düzenlenmiş olup uzlaştırma belgesinin "ilam niteliğinde" bir belge olduğunu teyit etmektedir.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 38. maddesi mahkeme ilamları dışında kalan ancak kanun tarafından açıkça ilam niteliğinde sayılan belgeleri listelemektedir. Bu maddeye göre <i>‘‘</i><i>Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler</i>, <i>ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir.’’ </i> Hakem kararları, noter senetleri ve ilgili özel kanunlar çerçevesinde bazı belgeler bu kapsamda değerlendirilmektedir. CMK m. 253/19, uzlaştırma raporunu da bu kategoriye dahil etmiş; kanun koyuncu bilinçli bir tercihle bu belgeyi ilamsız icranın değil, ilamlı icranın konusu haline getirmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202215-e-2022627-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 2022/15 Esas, 2022/627 Karar, 11.10.2022 tarihli kararı</a></strong> aynı doğrultuda olup <i>"Son ihtimalde taraflar uzlaştırma sonunda belli bir edimin yerine getirilmesi hususunda anlaşmaya vardıkları takdirde Yönetmelik'in 33. maddesinde belirlenen edimlerden bir ya da birkaçını veya bunların dışında belirlenen hukuka ve ahlaka uygun başka bir edimi kararlaştırabilirler. CMK'nın 253. maddesinin on dokuzuncu fıkrasının son cümlesine göre belirlenen edimin yerine getirilmemesi hâlinde uzlaşma raporu 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır." </i>şeklindedir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>Senaryo Ayrımı: Def'aten Ödeme mi, Taksit mi?</strong></p>

<p>Uygulamada uzlaştırma kararının icraya yansıması, tarafların anlaşmanın içeriğine göre farklı görünümler alabilmektedir. Bu nedenle iki temel senaryoyu birbirinden ayırt etmek gerekir.</p>

<p><i>Birinci senaryo:</i> Şüpheli, edimi def'aten yani tek seferde yerine getirir. Bu durumda CMK m. 253/19'un ilk cümlesi devreye girer ve Cumhuriyet savcısı tarafından "kovuşturmaya yer olmadığına" karar verilir. Edim yerine getirildiği için icra da söz konusu olmaz. İcra meselesi bu senaryoda gündem bulmaz.</p>

<p><i>İkinci senaryo:</i> Edimin ileriki bir tarihe bırakıldığı, taksitlere bağlandığı ya da süreklilik arz ettiği (örneğin aylık düzenli ödemeler şeklinde kararlaştırıldığı) durumlardır. Bu halde kanun, başka bir mekanizma devreye sokar: Şüpheli hakkında "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı verilir. Erteleme süresi boyunca zamanaşımı işlemez. Süreç tamamlandıktan ve uzlaşmanın gereklerinin eksiksiz yerine getirilmesi üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Ancak şüpheli bu süre içinde edimini yerine getirmezse, ayrıca bir şart aranmaksızın kamu davası açılır. Eş zamanlı olarak mağdur, elindeki uzlaştırma raporunu icraya koyma hakkını kullanabilir.</p>

<p>Uygulamada asıl tartışma işte bu ikinci senaryoda yaşanmaktadır: Şüpheli borcunu ödememiştir, rapor imzalanmıştır, icraya konulacaktır. Hangi yol izlenecektir?</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>İlamlı İcra Takibi</strong></p>

<p>CMK m. 253/19 son cümlesinin lafzı, sistematik yorumu ve yerleşik uygulama birlikte değerlendirildiğinde cevap tartışmaya yer bırakmayacak biçimde açıktır: İlamlı icra.</p>

<p>İlamsız icrada, borçluya ödeme emri tebliğ edildiğinde itiraz hakkı tanınmakta ve bu itiraz takibi kendiliğinden durdurmaktadır. Alacaklı, itirazın iptali davası açmak zorunda kalmakta; böylece uzun ve külfetli bir yargılama süreci başlamaktadır. Oysa ivazlı uzlaştırma senaryosunda mağdurun bu tür bir yük altına sokulması, kurumun varlık amacıyla çelişir. Zira taraflar bir kez zaten anlaşmışlardır ve bu anlaşma devlet güvencesi altına alınmıştır.</p>

<p>İlamlı icrada ise tablo köklü biçimde farklıdır. Mağdur (alacaklı), yetkili herhangi bir icra dairesine başvurarak uzlaştırma raporuna dayalı ilamlı icra takibi başlatır. Borçluya, itiraz hakkı tanıyan ödeme emri değil; borcunu ödemesi için süre tanıyan "icra emri" tebliğ edilir. İlamın kesinleşmesi beklenmez; ilamlı takip için bu şart aranmamaktadır. Kaldı ki İİK m. 38 kapsamındaki belgelere dayanan takiplerde kesinleşme koşulu zaten söz konusu değildir.</p>

<p>Yine Ceza Muhakemeleri Kanunu 253/15 2. Cümle ‘‘<i>Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır.’’ </i>şeklindedir. Uzlaştırma tutanaklarının ilamlı icra takibine dayanak teşkil edebilmesi, belirli koşulların sağlanmasına bağlıdır. Her şeyden önce, tutanakta somut bir ifaya ilişkin karar bulunmalı ve bu ifanın kapsamı netlik taşımalıdır. İcra dairesi görevlilerinin, ellerine ulaşan belgeyi değerlendirerek borç tutarını kendi takdirleriyle hesaplama yetkileri bulunmamaktadır. Bu nedenle, yerine getirilecek edanın ne olduğu, hangi miktarda olduğu ve ne zaman ifa edileceği hususları, tutanakta hiçbir tereddüt yaratmayacak açıklıkta yer almalıdır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki icra edilebilirlik niteliği taşıyan belgelerin mutlak ve kayıtsız şartsız bir ifa yükümlülüğü içermesi zorunludur. Başka bir deyişle, belgedeki yükümlülük herhangi bir koşulun vukuuna bağlanamaz; aksine, kesin ve somut bir edim ihtiva etmelidir. Uzlaştırma tutanağında yer alan bir ödeme borcunun belirli bir hadisenin meydana gelmesine tabi kılınması halinde bu koşulun yerine gelip gelmediğinin tespiti icra organının görev alanı dışındadır. Böyle bir durumda, söz konusu belgenin ilamlı takip yoluna elverişliliği hukuki açıdan sorunlu bir nitelik kazanır.</p>

<p><strong>Pratik Uygulama: İcra Dosyası Nasıl Açılır?</strong></p>

<p>Mağdurun ya da vekilinin yapması gerekenler sırasıyla şunlardır:</p>

<p>Öncelikle elinde Cumhuriyet savcısının mühür ve imzasını taşıyan uzlaştırma raporunun aslı ya da onaylı sureti bulunmalıdır. Uzlaştırma raporu, uzlaştırmacı tarafından hazırlanıp büro aracılığıyla savcılığa iletildikten ve savcı tarafından onaylandıktan sonra hukuki geçerliliğini kazanır.</p>

<p>Ardından herhangi bir icra dairesinde ilamlı icra takibi başlatılır. İlamlı icrada yetki, ilamsız icradan farklı olarak kesin değildir; Türkiye genelinde herhangi bir icra dairesi yetkilidir.</p>

<p>Takip talebinde "ilam niteliğindeki belgeye dayalı ilamlı icra takibi" olduğu açıkça belirtilmeli ve uzlaştırma raporu eki ile birlikte icra dairesine sunulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Borçluya gönderilecek olan icra emrinde, İİK hükümleri çerçevesinde belirlenen süre içinde borcun ödenmesi ihtar edilir.</p>

<p>Faiz meselesine de değinmek gerekir. Uzlaştırma raporunda faiz kararlaştırılmışsa bu oran esas alınır; kararlaştırılmamışsa yasal faiz uygulanır. Faizin başlangıç tarihi olarak genel kabul gören yaklaşım, edimin yerine getirilmesi gereken tarihten itibaren faizin işlemeye başlamasıdır. Ancak bu hususta da farklı görüşler mevcut olup Yargıtay kararları belirleyici yol gösterici işlev üstlenmektedir.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>Tazminat Davası Açılamaz Mı?</strong></p>

<p>Başka bir kritik noktayı da vurgulamak gerekir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 19. fıkrasının 4. cümlesi <i>‘‘</i><i>Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.’’</i> şeklindedir. Yine Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 6. fıkrası şöyledir: <i>‘‘Uzlaşmanın sağlanması hâlinde, soruşturma veya kovuşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.’’</i> hükmü uyarınca, uzlaşmanın sağlandığı durumlarda soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan ise feragat edilmiş sayılır. Ancak bu yasak mutlak değildir. Kanun, <i>"uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar"</i>ı bu yasağın dışında tutmaktadır. Dolayısıyla mağdur, uzlaştırma raporu mevcut iken ayrıca tazminat davası açma yoluna gidemez; hak arayışını ilamlı icra yoluyla sürdürmek zorundadır.</p>

<p><strong>VI. </strong><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>Hukuki açıdan ortada bir tartışma zemini kalmamaktadır. CMK m. 253/19 çok açık bir hükümdür ve ilam mahiyetine ilişkin atfı İİK m. 38'e yapılmış olduğundan, uzlaştırma raporunun ilamlı icranın konusu olacağı kuşkusuzdur. Bununla birlikte uygulamada zaman zaman icra dairelerinin bu belgenin niteliği konusunda tereddüt yaşadığı görülmektedir. Bu nedenle takip talebine mutlaka ilgili kanun maddelerinin açık atfını içeren bir dilekçenin eklenmesi, olası gecikmelerin önüne geçecektir.</p>

<p>Uzlaştırma kurumu, ceza yargılamasındaki cezalandırma odaklı geleneksel yaklaşımın ötesine geçerek mağdurun fiilî tatminini ön plana alan bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu anlayışın hayata geçirilmesi, yalnızca olumlu bir uzlaştırma raporu düzenlenmesiyle tamamlanmaz. Asıl sınav, edimin eksiksiz ve zamanında yerine getirilmesidir. Getirilmediği takdirde mağdurun elinde güçlü bir hukuki araç mevcuttur: İlamlı icra. Bu aracı doğru ve etkin kullanmak ise avukatın uzmanlık alanına girmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN"><img alt="Av. Lokman ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/lokman-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN">Av. Lokman ÇETİN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ivazli-uzlastirma-raporunun-icra-takibine-konu-edilmesi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 05:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/dosya-terazi-1.jpg" type="image/jpeg" length="91604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-osmanli-donemi-muzigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-osmanli-donemi-muzigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Mayıs 2026 Tarihli ve 33254 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ OSMANLI DÖNEMİ MÜZİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (İÜ-OMAR): İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; Osmanlı dönemi müzik mirasını ve bu mirasla ilişkili tüm müzik türlerini araştırmak, kuramsal ve icra özelliklerini bilimsel yöntemlerle incelemek, tarihi kaynakları modern dijital yöntemlerle koruma altına almak, araştırmacı, müzikolog ve sanatçıların arşivden yararlanmasını sağlamak, müziğin farklı disiplinlerle etkileşimini ortaya koymak ve bu kültürün ulusal ve uluslararası düzeyde gelişimine katkı sunmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Osmanlı müziğine dair kaynakları arşivlerde araştırmak, toplamak ve dijital veri tabanı altında tasnif ederek bilim dünyasına sunmak.</p>

<p>b) Türk müziği nazariyatı, tarihi ve icrası üzerine incelemeler yapmak, yabancı müzik kültürleri ile mukayeseli çalışmalar yürütmek.</p>

<p>c) Türk müziğinin temel alındığı disiplinlerarası araştırma projeleri geliştirmek.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası seminer, konferans, kongre ve benzeri bilimsel/sanatsal toplantılar düzenlemek.</p>

<p>d) Merkezin amacıyla ilgili konularda sertifikalı veya sertifikasız eğitim programları düzenlemek.</p>

<p>e) Merkeze bağlı icra heyetleri ve korolar kurmak, konserler ve sanatsal performanslar gerçekleştirmek, Merkez İcra Heyeti ile Osmanlı dönemi eserlerinin dijital ses ve görüntü kayıtlarının alınmasını sağlamak</p>

<p>f) Merkezin amacıyla ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar ile ilişkiler kurmak ve ortak çalışmalar yapmak.</p>

<p>g) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görevi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür görev süresinin bitiminden önce aynı usulle Rektör tarafından görevden alınabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Yönetim Kurulu üyeleri arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcılarından biri, Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer. Müdür, Merkezin faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, gündemi hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Müdürün görevi sona erdiğinde Yönetim Kurulu üyelerinin de görevi kendiliğinden sona erer. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine en az altı ayda bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin etkili ve verimli bir şekilde çalışması için gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Merkezin çalışma programını gözden geçirerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Yıllık faaliyet raporunu onaylamak.</p>

<p>ç) Eğitim programları sonunda verilecek sertifika ve benzeri belgelerin koşullarını belirlemek ve Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>d) Merkezin amaçları doğrultusunda her türlü iş birliği, proje ve faaliyet esaslarını belirlemek.</p>

<p>e) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden veya dışından uzman kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yirmi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, her yıl kasım ayı içinde Müdürün daveti üzerine toplanır. Bunun dışında gerekli görüldüğünde Danışma Kurulu Müdürün daveti üzerine toplanabilir. Toplantılar, davete icabet etmiş üyelerle yapılır; toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili tavsiye ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında edinilen her türlü alet, donanım, demirbaş ve sarf malzemelerin kullanım hakkı münhasıran Merkeze aittir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 23/1/2012 tarihli ve 28182 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-osmanli-donemi-muzigi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="96098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-muze-ve-kultur-miraslarinin-yonetimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-muze-ve-kultur-miraslarinin-yonetimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Mayıs 2026 Tarihli ve 33254 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MÜZE VE KÜLTÜR MİRASLARININ YÖNETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Üniversitesi Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İstanbul Üniversitesi Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (MÜZEYUM): İstanbul Üniversitesi Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite bünyesinde bulunan kültürel miras alanına giren ve öncelikli olarak korunması gereken arkeolojik ve etnografik eserleri, kültürel, sanatsal, bilimsel ve tarihi değeri olan materyali ve koleksiyonları tespit etmek, belgelemek, kayıt altına alınmasını sağlamak, çağdaş müzecilik standartlarında korunması, sergilenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasını temin etmek.</p>

<p>b) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Üniversite bünyesinde bulunan müzelerin, koleksiyonların, arşivlerin ve tarihi binaların yönetim stratejilerini belirlemek, denetimini gerçekleştirmek ve aralarında koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>c) Müzecilik ve kültürel miras yönetimi alanlarında bilimsel araştırmalar yapmak, disiplinler arası projeler geliştirmek ve farkındalığı arttırmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçlarıyla ilgili konularda araştırma, inceleme ve uygulama çalışmaları yapmak.</p>

<p>b) Üniversite bünyesinde bulunan müzeler, koleksiyonlar, arşivler, tarihi ve sanat değeri olan her tür materyal ile ilgili düzenlemeler yapmak ve bunlara uygun bilimsel çalışmaların yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışma alanına giren konularda Üniversite içi ve dışı projelerde ihtiyaç duyulan konularda danışmanlık yapmak ve gerekli koordinasyonu sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası seminer, konferans, kongre, sempozyum ve benzeri bilimsel toplantılar düzenlemek, bu tür bilimsel toplantılara katılmak.</p>

<p>d) Merkezin amaçlarıyla ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yapmak.</p>

<p>e) Müze bilim ve kültürel miras alanlarında yayınlar ve etkinlikler yapmak ve yaşam boyu öğrenime katkıda bulunmak.</p>

<p>f) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görevi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür görev süresinin bitiminden önce aynı usulle Rektör tarafından görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Yönetim Kurulu üyeleri arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcılarından biri, Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer. Müdür, Merkezin faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, gündemi hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Merkezin yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Müdürün görevi sona erdiğinde Yönetim Kurulu üyelerinin de görevi kendiliğinden sona erer. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan veya altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine en az altı ayda bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin etkili ve verimli bir şekilde çalışması için gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Yıllık faaliyet raporunu onaylamak.</p>

<p>c) Müdür tarafından sunulan Merkezin idari ve bilimsel çalışmalarını incelemek ve karara bağlamak.</p>

<p>ç) Merkez tarafından verilen katılım belgesi ve benzeri belgelerin verilme koşullarını karara bağlamak.</p>

<p>d) Gerekli görülen durumlarda uzmanlık komisyonları kurmak ve çalışmaları yürütmek.</p>

<p>e) Merkeze önerilen araştırma projelerini değerlendirmek.</p>

<p>f) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden veya dışından uzman kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yirmi üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, her yıl kasım ayı içinde Müdürün daveti üzerine toplanır. Bunun dışında gerekli görüldüğünde Danışma Kurulu Müdürün daveti üzerine toplanabilir. Toplantılar, davete icabet etmiş üyelerle yapılır; toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili tavsiye ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında edinilen her türlü alet, donanım, demirbaş ve sarf malzemelerin kullanım hakkı münhasıran Merkeze aittir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 23/10/2011 tarihli ve 28093 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Üniversitesi Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-muze-ve-kultur-miraslarinin-yonetimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="17674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-agiz-ve-dis-sagligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-agiz-ve-dis-sagligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Mayıs 2026 Tarihli ve 33254 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İstanbul Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Dekan: İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanını,</p>

<p>c) Fakülte: İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini,</p>

<p>ç) Laboratuvar birimi: Merkez bünyesinde bulunan laboratuvarları,</p>

<p>d) Merkez (Hastane): İstanbul Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>e) Müdür (Başhekim): Merkezin Müdürünü (Başhekimini),</p>

<p>f) Rektör: İstanbul Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>g) Üniversite: İstanbul Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Lisans, lisansüstü ve sürekli mesleki gelişim düzeylerinde kanıta dayalı diş hekimliği eğitimini güçlendirmek.</p>

<p>b) Koruyucu, tanısal, tedavi edici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini kalite standartlarına uygun biçimde sunmak.</p>

<p>c) Biyomalzemeler, dijital diş hekimliği, yapay zekâ temelli görüntüleme ve rejeneratif tedaviler gibi alanlarda araştırma ve yenilikçilik faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>ç) Türk toplumunun ağız ve diş sağlığı düzeyini yükseltmek için veri üretmek ve kamu politikalarına katkı sağlamak.</p>

<p>d) Kamu kurumları, özel sektör kuruluşları, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak bilgi ve teknoloji transferini hızlandırmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Simülasyon laboratuvarları, sertifika programları ve interdisipliner, modüller gibi eğitim-öğretim faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>b) Biyomalzemeler, rejeneratif yaklaşımlar, CAD/CAM, yapay zekâ ve toplum ağız sağlığı alanlarında araştırmalar yapmak.</p>

<p>c) Klinik hizmetlerin koordinasyonunu ve kalite yönetimini sağlamak.</p>

<p>ç) Ağız ve diş sağlığı alanında toplumsal katkı sağlamak ve kamu politikaları geliştirmek.</p>

<p>d) Merkezin amaçlarıyla ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar ile ilişkiler kurmak ve ortak çalışmalar yapmak.</p>

<p>e) Merkezin amaçlarına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür (Başhekim).</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür (Başhekim)</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür (Başhekim), Fakülte kadrosunda bulunan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür (Başhekim) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür (Başhekim) görev süresinin bitiminden önce görevinden alınabilir. Müdür (Başhekim), Merkezin faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdür (Başhekim)’e çalışmalarında yardımcı olmak üzere Fakülte kadrosunda bulunan öğretim üyeleri arasından en fazla üç kişi Müdür (Başhekim)’ün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) olarak görevlendirilir. Müdür (Başhekim)’ün görevi sona erdiğinde, müdür yardımcıları (başhekim yardımcıları)’nın görevi kendiliğinden sona erer. Müdür (Başhekim)’ün görevi başında bulunmadığı zamanlarda Müdür (Başhekim) tarafından belirlenen müdür yardımcılarından (başhekim yardımcıları) biri Müdür (Başhekim)’e vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni bir Müdür (Başhekim) görevlendirilir.</p>

<p>(3) Müdür yardımcıları (başhekim yardımcıları), Müdür (Başhekim)’ün yapacağı yetki devrine göre Merkezin amaçları doğrultusunda Müdür (Başhekim)’e yardımcı olurlar.</p>

<p><strong>Müdür (Başhekim)’ün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdür (Başhekim)’ün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin stratejik plan ve hedefleri doğrultusunda gelişmesi için gerekli tedbirleri almak, gerekli düzenlemeleri ve çalışmaları yapmak.</p>

<p>b) Merkez birimlerinin Merkezin amaç ve hedefleri doğrultusunda ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin düzenli, uyumlu, etkin, sürekli ve verimli biçimde çalışmasını sağlamak ve bunun için gerekli fiziki şartların oluşturulmasını, personel ihtiyacının tespiti ve giderilmesi için gerekli planlama, koordinasyon, denetim ve genel gözetimini sağlamak.</p>

<p>c) Hizmet içi eğitim altyapısını toplam kalite yönetimine ve kurum kültürü çalışmalarına uygun olarak yürütmek.</p>

<p>ç) Merkezin nitelikli üst düzey sağlık hizmeti verebilmesi için öngörülecek yerleşim alanı ve branşlarda ek birimlerin, laboratuvarların, ameliyathanelerin, polikliniklerin, tedavi ünitelerinin ve eğitim birimlerinin kurulmasını planlamak ve yönetim esaslarını ilgili birimlerle iş birliği içinde hazırlamak.</p>

<p>d) Merkezin stratejik plan ve hedefleri doğrultusunda gelişmesi için gerekli tedbirleri almak, düzenleme ve çalışmalar yapmak, bütçe ve personel ihtiyaçlarını belirlemek.</p>

<p>e) Yönetim Kurulu tarafından alınan kararların uygulanmasını sağlamak, sonuçlarını izlemek ve denetlemek.</p>

<p>f) Merkezin mesai içi ve dışı çalışma, nöbet ve yönetim hizmetleri ile ilgili düzenlemeleri belirlemek ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin gerekçeli bütçe, ödenek ve personel ihtiyaçlarını tespit etmek ve yıllık faaliyet raporunu hazırlamak.</p>

<p>ğ) Merkez hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli her türlü cari mal ve hizmet alımı, cihaz ve diğer demirbaş malzemenin zamanında temin edilmesi ve bakım-onarım ihtiyacının tespiti için gerekli tedbirleri almak, koordinasyonu sağlamak ve girişimlerde bulunmak.</p>

<p>h) Merkeze alınan her türlü cari mal ve demirbaş malzemenin ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde giriş-çıkış, yılsonu devir ve düşüm işlemlerinin yapılması ile muayene ve kabul komisyonlarının iş ve işlemlerini takip etmek ve denetlemek.</p>

<p>ı) Merkez döner sermaye faaliyetlerinin etkin ve verimli olarak yürütülmesi, gelir kaybının azaltılması ile giderlerinin rasyonel olarak yapılması için gerekli koordinasyonu sağlamak, tedbirleri almak ve girişimlerde bulunmak, bünyesinde hizmet veren tüm birimlerin gelir-gider dengesine göre performanslarını tespit etmek.</p>

<p>i) Bilimsel araştırma ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütülmesinde Merkez ile Fakülte ve ilgili fakülte ve enstitüler arasında koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>j) Merkezin disiplin işlemlerini yürütmek.</p>

<p>k) Merkezin amaç ve faaliyetlerine ilişkin olarak Rektör tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>l) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu aşağıdaki üyelerden oluşur:</p>

<p>a) Rektör veya görevlendireceği Rektör Yardımcısı.</p>

<p>b) Dekan.</p>

<p>c) Müdür (Başhekim).</p>

<p>ç) Müdür yardımcıları (başhekim yardımcıları).</p>

<p>d) Temel Bilimler ve Klinik Bilimler Bölüm Başkanları.</p>

<p>e) Döner Sermaye İşletme Müdürü.</p>

<p>f) Hastane Müdürü.</p>

<p>(2) Yönetim Kuruluna Rektör veya Rektör tarafından görevlendirilen hastanelerden sorumlu Rektör Yardımcısı başkanlık eder. Müdür (Başhekim)’ün çağrısı üzerine en az iki ayda bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdür (Başhekim)’ün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir. Yönetim Kurulu tarafından alınan kararlar Rektörün onayına sunulur. Yönetim Kurulu, bütün kararların uygulanmasında, Rektöre karşı sorumludur. Yönetim Kurulu Başkanı, gerekli hallerde ilgili birim sorumlularını ve yöneticilerini, oy hakkı olmadan toplantılara davet edebilir.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulunun raportörlüğü ve sekretarya hizmetleri Hastane Müdürü tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez hizmetlerinin verimli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi için; ilgili mevzuat hükümleri ve Danışma Kurulunun tavsiye kararları doğrultusunda, Merkezin yönetimi ve işletilmesi için gerekli kararları almak ve Merkezin yönetiminde Müdüre (Başhekime) yardımcı olmak.</p>

<p>b) Merkezin etkin, verimli ve ekonomik olarak sevk ve idare edilmesini sağlamak.</p>

<p>c) Merkezin amaçları doğrultusunda Merkezin yönetilmesi ve işletilmesi konusunda gerekli kararları almak, çalışma raporlarını değerlendirmek ve bilimsel, idari plan ve programların hazırlanmasına yardımcı olmak.</p>

<p>ç) Müdür (Başhekim) tarafından hazırlanan çalışma raporlarını ve istatistiki verileri değerlendirmek ve gerektiğinde Merkez faaliyetlerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için kararlar almak.</p>

<p>d) Klinik ve idari birimlerin etkin çalışması için yerleşim planlarını yapmak ve koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>e) Eğitim-öğretim faaliyetleri için klinik ve laboratuvarların kullanımını koordine etmek ve iş birliği protokolleri hazırlamak.</p>

<p>f) Merkezin amaçları doğrultusunda ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak, ortak projeler hazırlamak ve yürütmek.</p>

<p>g) Merkezin personel ve mali kaynaklarını, performansa dayalı olarak inceleyerek gerekli kararları almak, altı aylık periyodlarla birimlerin hizmet performanslarını incelemek, analiz etmek ve gerekli tedbirleri almak.</p>

<p>ğ) Merkezin eğitim ve araştırma alt yapısını ve imkânlarını geliştirici planlamaları yapmak.</p>

<p>h) Merkez bünyesinde eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli her türlü kararları almak.</p>

<p>ı) Merkezin mali kaynaklarını değerlendirip bütçe taslağını hazırlayarak sunmak.</p>

<p>i) Merkezin personel ihtiyaçlarını değerlendirmek, yeni kurulacak birimlerle ilgili önerileri karara bağlamak.</p>

<p>j) Gerekli hallerde Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini almak.</p>

<p>k) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Rektör veya Rektör tarafından görevlendirilen hastanelerden sorumlu Rektör Yardımcısı başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan kamu kurum ve kuruluşları ve özel sektör kurum ve kuruluşlarında çalışan uzman kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla on üyeden oluşur. Görev süresi biten üye tekrar görevlendirilebilir. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilebilir. Kurumlarını temsilen görevlendirilen üyelerin, kurumlarındaki görevlerinin sona ermesi halinde kurul üyelikleri kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu her yıl kasım ayı içinde Rektör veya Rektör tarafından görevlendirilen hastanelerden sorumlu Rektör Yardımcısının daveti üzerine toplanır. Toplantılar, davete icabet etmiş üyelerle yapılır; toplantı ve karar nisabı aranmaz. Rektör ya da Rektör Yardımcısının yokluğunda Müdür (Başhekim) Danışma Kuruluna başkanlık eder.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmaları ile ilgili konularda tavsiye niteliğinde görüş ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkeze Bağlı İdari ve Destekleyici Birimler ve Görevleri</p>

<p><strong>Hastane Müdürü</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Hastane Müdürü, ilgili mevzuatta atamaya ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, en az lisans düzeyinde eğitim almış kişiler arasından Müdür (Başhekim)’ün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Hastane Müdürü, Müdür (Başhekim)’e karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Hastane müdür yardımcıları, ilgili mevzuatta atamaya ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, en az ön lisans düzeyinde eğitim almış kişiler arasından en çok üç kişi Müdür (Başhekim)’ün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilir. Hastane Müdürünün görevi başında bulunmadığı zamanlarda Hastane Müdürü tarafından belirlenen yardımcılarından biri Hastane Müdürüne vekâlet eder.</p>

<p>(3) Hastane müdür yardımcıları, Hastane Müdürüne bağlı olarak görev yapar ve Hastane Müdürü tarafından verilen görevleri yerine getirir. Hastane müdür yardımcıları, Müdür (Başhekim)’e karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Hastane Müdürünün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Hastane Müdürünün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin idari, temizlik ve teknik hizmetleri ile ilgili genel düzenini sağlamak, iaşe hizmetlerini yerine getirmek, atık yöntemini koordine etmek, hastane afet ve acil durum planı ile iş güvenliği kapsamında tespit edilen yapısal gereklilikleri düzenlemek, güvenlik önlemlerini yerine getirmek üzere planlama, koordinasyon ve denetim yapmak.</p>

<p>b) Merkezin verimli şekilde çalışmasını sağlamak üzere gerekli insan kaynakları konusunda ihtiyaçları tespit etmek, bunların temin yollarını araştırmak ve gerekli koordinasyonu sağlayarak tedbirler almak.</p>

<p>c) Merkezin idari, mali, teknik ve destek hizmetlerinin 24 saat kesintisiz yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Merkeze bağlı çalışan personelin yıllık izinlerini düzenlemek, personelin özlük haklarının, mesaiye devamlarının takibini yapmak, istatistiki bilgileri ve çalışma cetvellerini, mesai içi ve dışı çalışma takvimlerini hazırlamak.</p>

<p>d) Zaruri nedenlerle görevine gelemeyen veya izinli personelin işini yürütmek üzere gerekli tedbirleri almak, yerine başka personel görevlendirerek iş bölümü yapmak.</p>

<p>e) Hizmet içi eğitim programlarının hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>f) Yazışmaların, kayıtların ve dosyaların usulüne uygun olarak yapılmasını sağlamak.</p>

<p>g) Hastane Müdürüne bağlı çalışan personel ile toplantılar düzenleyerek ilgili oldukları hizmetlerde koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>ğ) Depolama, ambar ve depodan çıkış, taşınır mal hizmetlerini yakından izlemek ve mevzuata uygun olarak yapılmasını sağlamak.</p>

<p>h) Merkezin çeşitli birimlerinde bulunan cihaz, malzeme ve bina onarımı gibi işlerin ilgililerince zamanında yapılmasını sağlamak.</p>

<p>ı) Merkezde mevzuat hükümlerine göre gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasını sağlamak.</p>

<p>i) Merkezin istatistik, poliklinik ve laboratuvar çalışma cetvelleri ile sıhhi, idari ve mali her çeşit evrak ve cetvellerin zamanında düzenlenip yetkili mercilere iletilmesini sağlamak.</p>

<p>j) Tıbbi dokümantasyon-arşiv ve adli vaka hasta dosya takip işlerinin düzenli yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>k) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü)</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü), Merkezin hemşirelik hizmetlerinde idari ve işleyiş sorumluluğunu yürütmek üzere görevlendirilen kişidir.</p>

<p>(2) Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü), hemşirelik lisans mezunu ya da hemşirelik yönetimi konusunda lisansüstü eğitim yapmış veya en az 10 yıl hemşirelik hizmeti olan ve ilgili mevzuatta belirtilen şartları taşıyan adaylar arasından Müdür (Başhekim)’ün önerisi üzerine üç yıllık süre için Rektör tarafından görevlendirilir. Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü), hemşirelik hizmetlerine yönelik yönetim ve eğitim çalışmalarını Müdür (Başhekim) ile koordinasyon halinde yürütür ve Müdür (Başhekim)’e karşı sorumludur.</p>

<p>(3) Başhemşire yardımcıları (hemşirelik hizmetleri müdür yardımcıları), en az bir, en çok üç kişi ve en az beş yıl hemşirelik hizmeti olan, ilgili mevzuatta belirtilen şartları taşıyanlar arasından Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü) teklifi, Müdür (Başhekim)’ün uygun görüşü üzerine Rektör tarafından görevlendirilir. Başhemşire yardımcıları (hemşirelik hizmetleri müdür yardımcıları) Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü)’ye bağlı olarak görev yapar ve Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü) tarafından verilen görevleri yerine getirirler. Başhemşire yardımcıları (hemşirelik hizmetleri müdür yardımcıları), Müdür (Başhekim)’e karşı sorumludur.</p>

<p>(4) Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü) görevi başında bulunmadığı zamanlarda Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü) tarafından belirlenen yardımcılarından biri bu göreve vekâlet eder.</p>

<p><strong>Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü)’nin görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Başhemşire (hemşirelik hizmetleri müdürü)’nin görevleri şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Merkezin hemşirelik hizmetlerinin mevzuata uygun olarak verimli şekilde yürütülmesini sağlamak üzere gerekli ihtiyaçları zamanında tespit etmek, bunların temin yollarını araştırmak ve gerekli koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>b) Kendisine bağlı personelin yıllık izinlerini düzenlemek, personelin özlük haklarının, mesaiye devamlarının takibini yapmak ve çalışma cetvellerini düzenlemek.</p>

<p>c) Hizmet içi eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Yazışmaların ve kayıtların usulüne uygun olarak yapılmasını sağlamak.</p>

<p>d) Hastane içi sağlık personelinin istihdamı ile ilgili politika ve işlemleri belirlemek, öngörülen hizmete ve hemşirenin niteliğine göre hastane içi dağılımına ve sorumluluklarına karar vermek ve uygulamak.</p>

<p>e) Hasta bakım kalitesine yönelik çalışmalar yapmak.</p>

<p>f) Kendisine bağlı olarak çalışan personel ile toplantılar düzenleyerek ilgili oldukları hizmetlerde koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>g) Zaruri nedenlerle görevine gelemeyen veya izinli olan personelin işini yürütmek üzere gerekli tedbirleri almak, yerine başka personel görevlendirerek iş bölümü yapmak.</p>

<p>ğ) Görevlendirilmesi üzerine personelin ceza ve disiplin soruşturmasını yürütmek.</p>

<p>h) Merkezde enfeksiyon açısından gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasını sağlamak.</p>

<p>ı) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Merkeze bağlı komite, kurul ve komisyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkez bünyesinde Müdür (Başhekim)’ün önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından komite, kurul ve komisyonlar oluşturulabilir veya kurulmuş olanlar kaldırılabilir.</p>

<p>(2) Merkeze bağlı komite, kurul ve komisyonlarda görevlendirilecek personel ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Müdür (Başhekim)’ün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilir.</p>

<p>(3) Merkeze bağlı komite, kurul ve komisyonlar, Merkez hizmetlerinin etkin, verimli ve güvenli bir şekilde yürütülmesini sağlar ve karar alma süreçlerine katkı sunar.</p>

<p><strong>Diğer birimler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Merkezde ve Merkeze bağlı olarak çalışan sağlık hizmetleri ile ilgili ünitelerde bulunan klinik, laboratuvar birimleri ve diğer birimlerde görevli idari personel yürüttükleri hizmetler açısından Müdür (Başhekim)’e karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Anabilim dallarına ait klinik, laboratuvarlar ve ünitelerin çalışma düzeni ve işleyişinden ilgili anabilim dalı başkanları sorumludur. Anabilim dalı başkanları bu hizmetlerin yürütülmesi bakımından Müdür (Başhekim)’e karşı sorumludur.</p>

<p>(3) Merkeze bağlı ünitelerin sorumluları, ünitede görev yapan personel arasından Müdür (Başhekim) tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı; 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdür (Başhekim)’dür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar ve işler kapsamında edinilen alet, araç, ekipman ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-universitesi-agiz-ve-dis-sagligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="66112"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Selsin Uğurlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-selsin-ugurlu-vefat-etti-5312</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-selsin-ugurlu-vefat-etti-5312" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Selsin Uğurlu (5312) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. SELSİN UĞURLU (5312) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17.01.1974 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Selsin UĞURLU (5312) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 15.05.2026 Cuma günü Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah'tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/selsin-ugurlu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-selsin-ugurlu-vefat-etti-5312</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/selsin-ugurlu1.jpg" type="image/jpeg" length="43104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Küçük Davaların Sembolizmi: Gündelik Haksızlıklar, Onur ve Tanınma Mücadelesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kucuk-davalarin-sembolizmi-gundelik-haksizliklar-onur-ve-taninma-mucadelesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kucuk-davalarin-sembolizmi-gundelik-haksizliklar-onur-ve-taninma-mucadelesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Küçük davalar, çoğu zaman parasal değeri düşük, toplumsal görünürlüğü sınırlı veya hukuki karmaşıklığı az uyuşmazlıklar olarak görülür. Oysa bu davaların taraflar bakımından taşıdığı anlam, çoğu zaman maddi değerlerinin çok ötesindedir. Bir alacak davası yalnızca para talebi; bir hakaret davası yalnızca sözlerin cezalandırılması; bir komşuluk uyuşmazlığı yalnızca gürültü, sınır veya kullanım meselesi değildir. Bu davalar, çoğu zaman kişinin onurunun, emeğinin, sözünün, yaşam alanının ve sosyal varlığının tanınması talebidir. Küçük davaların küçümsenmesi, yalnızca bireysel adalet duygusunu zedelemez; aynı zamanda küçük uyuşmazlıkların büyümesine, husumetlerin derinleşmesine ve kimi durumlarda şiddete varan ağır sonuçların doğmasına da zemin hazırlayabilir. Hukuk tarihi de göstermektedir ki, kimi zaman bir içecek şişesi, bir tren koltuğu, bir otobüs koltuğu, bir avukat talebi veya bir ifade alma işlemi, hukukun büyük ilkelerinin doğduğu sembolik sahnelere dönüşebilir. Bu makale, küçük davaları gündelik haksızlıklar, sembolik anlam, onur, tanınma, yargısal dikkat ve toplumsal barış kavramları üzerinden ele almaktadır. Temel iddia şudur: Küçük dava yoktur; küçük görülen haksızlık, küçük görülen insan ve küçük görülen adalet ihtiyacı vardır.</p>

<p><strong>I. Giriş: Küçük Dava Yoktur</strong></p>

<p>Hukuk düzeni, çoğu zaman büyük davalar üzerinden düşünülür. Ağır ceza yargılamaları, yüksek miktarlı ticari uyuşmazlıklar, anayasal krizler, siyasal davalar veya kamuoyunun yoğun ilgisini çeken dosyalar hukukun görünür yüzünü oluşturur. Hukuk, kamusal hafızada çoğu kez büyük olaylar, büyük mağduriyetler ve büyük kararlar üzerinden temsil edilir. Oysa hukukun gerçek toplumsal karşılığı, çoğu zaman büyük davalarda değil, gündelik hayatın küçük görülen uyuşmazlıklarında ortaya çıkar.</p>

<p>Bir kişinin ödenmeyen küçük alacağı, iade edilmeyen eşyası, komşusuyla yaşadığı gürültü sorunu, uğradığı hakaret, küçük bir trafik zararı, ayıplı mal nedeniyle başvurduğu hukuki yol, ilk bakışta sınırlı bir mesele gibi görünebilir. Fakat taraf açısından bu uyuşmazlık çoğu zaman yalnızca maddi sonuçtan ibaret değildir. İnsan mahkemeye sadece parasını, eşyasını, tazminatını veya alacağını almak için gitmez. Çoğu zaman daha derin bir şey ister: Yaşadığı haksızlık görülsün, karşı tarafın davranışı adlandırılsın, kendisinin küçümsenmediği gösterilsin. Bu nedenle küçük davalar, basit uyuşmazlıklar değil; çoğu zaman <strong>tanınma davalarıdır</strong>.</p>

<p>Taraf, hukuki talebinin arkasında varoluşsal bir cümle kurar: <strong>“Benim yaşadığım şey önemsiz değildir.”</strong> Bu cümle, küçük davaların sembolik dünyasına açılan kapıdır. Çünkü hukuk, yalnızca büyük zararların değil, küçük görülen haksızlıkların da düzenidir. Hatta hukukun insanla en gerçek teması, çoğu zaman bu küçük görülen haksızlıklarda ortaya çıkar.</p>

<p><strong>II. Küçük Dava Kavramının Saklı Küçümsemesi</strong></p>

<p>“Küçük dava” ifadesi teknik bakımdan anlaşılabilir bir kolaylık sağlar. Uyuşmazlığın parasal değeri düşüktür. Dosyanın hukuki karmaşıklığı sınırlıdır. Delil yapısı basittir. Yargılamanın toplumsal görünürlüğü zayıftır. Bu nedenle hukuk pratiğinde bazı davalar kendiliğinden “küçük” olarak kodlanır. Fakat bu teknik nitelendirme, kolaylıkla tehlikeli bir küçümseme diline dönüşebilir. Çünkü bir davanın parasal değeri ile tarafın yaşadığı haksızlık duygusu her zaman aynı ölçekte değildir. Bin liralık bir alacak, taraf için bin liralık bir mesele olmayabilir. O alacakta tutulmamış bir söz, ihlal edilmiş bir güven, görmezden gelinmiş bir emek ve küçümsenmiş bir insanlık hali bulunabilir.</p>

<p>Bir kişi bazen parasını değil, haklılığının tanınmasını takip eder. Bazen kaybettiği eşyayı değil, kendisine yapılan saygısızlığın görülmesini ister. Bazen maddi zararının giderilmesinden çok, “bana bunu yapamazsın” cümlesinin hukuk eliyle kurulmasını bekler. Bu yönüyle küçük davalar, hukukun en yalın sorusunu önümüze getirir: <strong>Hukuk, yalnızca büyük zararları mı ciddiye alır; yoksa küçük haksızlıklarda da insan onurunu koruyabilir mi?</strong></p>

<p>Bu soru, yalnızca yargılama tekniğine ilişkin değildir. Hukukun insanı nasıl gördüğüne ilişkin daha derin bir sorudur. Eğer hukuk, küçük görülen haksızlıkları da ciddiye alabiliyorsa, insanı yalnızca büyük mağduriyet anlarında değil, gündelik hayatın sıradan kırılmalarında da koruyabiliyor demektir.</p>

<p><strong>III. Gündelik Haksızlıkların Sembolik Ağırlığı</strong></p>

<p>Gündelik hayat, küçük haksızlıklarla doludur. İnsan çoğu zaman büyük adaletsizliklerle değil, küçük ihlallerle yıpranır. Verilen sözün tutulmaması, borcun inkâr edilmesi, emeğin değersizleştirilmesi, hakaretle aşağılanmak, komşu tarafından sürekli rahatsız edilmek, bir kurum tarafından ciddiye alınmamak, esnaf tarafından kandırılmak, işveren tarafından küçük bir ücretin ödenmemesi… Bunların her biri kendi başına küçük görünebilir. Fakat tekrarlandığında veya cevapsız kaldığında kişide daha derin bir duygu üretir: <strong>Dünyanın adaletsiz ve kuralsız olduğu duygusu.</strong></p>

<p>Küçük dava, bu duygunun hukuk sahnesine taşınmasıdır. Kişi mahkemeye başvurduğunda aslında yalnızca karşı tarafa değil, hukuk düzenine de seslenir:</p>

<p>“Bu dünyada hâlâ bir sınır var mı?”<br />
“Bir insan diğerine istediği gibi davranabilir mi?”<br />
“Benim emeğim, sözüm, haysiyetim, yaşam alanım korunmaya değer mi?”</p>

<p>Bu nedenle küçük davaların sembolik anlamı büyüktür. Çünkü küçük haksızlıkların toplamı, toplumdaki adalet inancının gündelik zeminini oluşturur. İnsanlar hukuk devletini çoğu zaman soyut anayasal ilkeler üzerinden değil, kendi küçük uyuşmazlıklarında hukukun kendilerini ciddiye alıp almadığı üzerinden değerlendirirler. Bir tüketici, ayıplı mal nedeniyle yaptığı başvuruda ciddiye alınmadığında yalnızca o satıcıya değil, sisteme de güvenini kaybeder. Bir işçi, küçük bir ücret alacağını tahsil edemediğinde yalnızca işverenine değil, emeğin hukuk içindeki değerine ilişkin inancını yitirir. Bir komşu, yıllarca süren rahatsızlık karşısında sonuç alamadığında, yalnızca komşusuyla değil, düzen fikriyle de çatışmaya başlar.</p>

<p>Bu yüzden küçük haksızlıklar küçük kalmaz. Hukuk tarafından görülmediğinde, tarafın zihninde büyür; sertleşir; onur ve kimlik meselesine dönüşür.</p>

<p><strong>IV. Onur Meselesi Olarak Küçük Davalar</strong></p>

<p>Küçük davaların merkezinde çoğu zaman <strong>onur</strong> vardır. Onur, yalnızca ağır hakaretlerde, büyük mağduriyetlerde veya dramatik yargılamalarda ortaya çıkan bir değer değildir. Onur, gündelik hayatın içinde de sürekli sınanır. Bir insanın sözüne güvenilmemesi, emeğinin karşılığının verilmemesi, küçümsenmesi, aldatılması, alacağının inkâr edilmesi, sosyal çevresinde aşağılanması veya yaşam alanına müdahale edilmesi, doğrudan onun onur dünyasına temas eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yüzden küçük dava açan kişi, çoğu zaman şunu söyler: <strong>“Ben bu muameleyi hak etmedim.”</strong> Bu cümle hukuken basit görünebilir; fakat insan psikolojisi bakımından derindir. Çünkü adalet duygusu, yalnızca maddi denge arayışı değildir. Aynı zamanda kişinin kendisini değerli, görülmüş ve ciddiye alınmış hissetme ihtiyacıdır.</p>

<p>Mahkemenin küçük davalara yaklaşımı bu nedenle önemlidir. Hâkim dosyaya yalnızca “düşük değerli uyuşmazlık” olarak baktığında, tarafın yaşadığı sembolik kırılmayı kaçırabilir. Oysa küçük davalarda yargısal dikkat, yalnızca hukuki sonuca değil, tarafın tanınma ihtiyacına da yönelmelidir. Burada yargının dili belirleyicidir. “Bunun için mi dava açtınız?”, “Bu kadar küçük mesele mahkemeye taşınır mı?”, “Aranızda halletseydiniz” gibi ifadeler, tarafın adalet beklentisini zedeler. Çünkü böyle bir dil, uyuşmazlığı çözmeden önce tarafın yaşadığı haksızlığı küçültür. Oysa hukuk, tarafın talebini kabul etmese bile onu ciddiye alabilir. Her davayı kazanmak gerekmez; fakat her insan mahkeme önünde ciddiye alınmayı hak eder.</p>

<p>Hukukun asıl inceliği de burada ortaya çıkar. Hukuk, talebi reddederken bile insanı incitmemeyi başarabiliyorsa, yalnızca hüküm kuran değil, aynı zamanda toplumsal saygıyı koruyan bir kurum haline gelir.</p>

<p><strong>V. Tanınma Mücadelesi Olarak Küçük Dava</strong></p>

<p>Küçük davaların en güçlü sembolik boyutu, tanınma meselesidir.</p>

<p>Tanınma, kişinin yalnızca hukuki statüsünün kabul edilmesi değildir. Aynı zamanda onun yaşadığı deneyimin, uğradığı haksızlığın ve kurduğu anlatının dikkate alınmasıdır. Küçük davalarda taraf çoğu zaman şunu ister:</p>

<p>“Benim anlattığım şey duyulsun.”<br />
“Benim yaşadığım şey kayda geçsin.”<br />
“Benim haklılığım en azından tartışılsın.”</p>

<p>Bu bakımdan mahkeme salonu, yalnızca karar verilen bir yer değil; aynı zamanda tanınma sahnesidir. Taraflar burada kendi hikâyelerini hukuki dile çevirmeye çalışırlar. Gündelik öfke, kırgınlık, aldatılmışlık, aşağılanmışlık, kandırılmışlık ve değersizleştirilmişlik duygusu mahkeme salonunda hukuki kavramlara dönüşür. Bu dönüşüm kolay değildir. Çünkü gündelik hayatın dili ile hukukun dili aynı değildir. Taraf “beni rezil etti”, “beni yok saydı”, “hakkımı yedi”, “beni kandırdı”, “bana bunu yapamaz” der. Hukuk ise alacak, tazminat, haksız fiil, hakaret, kişilik hakkı, ayıplı ifa, sözleşmeye aykırılık, mülkiyet, zilyetlik, katlanma yükümlülüğü, kusur, illiyet bağı gibi kavramlarla konuşur.</p>

<p>Avukatın görevi tam da bu aralıkta önem kazanır. Avukat, müvekkilin gündelik adalet çığlığını hukukun anlayabileceği bir dile tercüme eder. Fakat bu tercüme yapılırken uyuşmazlığın sembolik anlamı kaybedilmemelidir. Çünkü küçük davalarda yanlış tercüme, davayı sadece teknik bir dosyaya indirger. Oysa doğru tercüme, tarafın yaşadığı onur kırılmasını hukuki sınırlar içinde görünür kılar.</p>

<p>Küçük davalarda avukatın en önemli mesleki becerilerinden biri şudur: <strong>Uyuşmazlığı olduğundan büyük göstermeden, fakat taşıdığı insan anlamını da küçültmeden anlatmak.</strong></p>

<p><strong>VI. Yargısal Sabırsızlık ve Küçük Davaların Görünmezleşmesi</strong></p>

<p>Küçük davaların en büyük tehlikesi, yargısal sabırsızlığa maruz kalmalarıdır. Yargı sistemi yoğun iş yükü altında, küçük davaları çoğu zaman hızlıca sonuçlandırılması gereken dosyalar olarak görür. Bu pratik baskı anlaşılabilir olmakla birlikte, küçük davaların sembolik boyutunu görünmez kılabilir. Dosyanın basitliği, tarafın duyulma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Aksine, küçük davalarda tarafların beklentisi çoğu zaman çok daha doğrudandır. Kişi karmaşık hukuki teoriler istemez. Dinlenmek, anlaşılmak, haksızlığının ciddiye alınması ve kararın kendisine izah edilmesini ister.</p>

<p>Bu nedenle küçük davalarda gerekçe çok önemlidir. Ret kararı bile, tarafın iddiasını ciddiye alan bir dille yazıldığında yıkıcı olmayabilir. Fakat kısa, kalıp, mekanik ve ilgisiz gerekçeler kişide şu duyguyu üretir: <strong>“Mahkeme beni gerçekten dinlemedi.”</strong> Bu duygu, küçük davalarda büyük bir adalet kaybıdır. Çünkü adalet yalnızca verilen hükümde değil, tarafın kendisini yargılama sürecinde nasıl hissettiğinde de ortaya çıkar.</p>

<p>Yargısal sabırsızlık, küçük davaları görünmezleştirir. Görünmezleşen uyuşmazlık ise tarafın zihninde çözülmez. Hatta kimi zaman mahkeme kararına rağmen devam eder. Çünkü taraf hukuki anlamda yenilmiş olsa bile, duygusal anlamda dinlenmediğini düşünürse uyuşmazlık iç dünyasında kapanmaz.</p>

<p>Bu nedenle küçük davalarda yargısal dikkat yalnızca “hızlı karar verme” becerisi değildir. Aynı zamanda tarafların yaşadığı haksızlık duygusunu anlayabilecek ölçülü bir dinleme ve gerekçelendirme sorumluluğudur.</p>

<p><strong>VII. Küçük Uyuşmazlıkların Büyüme Riski: Hukukun Erken Uyarı Sistemi</strong></p>

<p>Küçük davaların sembolik anlamı yalnızca tarafın onur ve tanınma ihtiyacıyla sınırlı değildir. Bu davaların görmezden gelinmesi, ertelenmesi, küçümsenmesi veya etkili biçimde çözülmemesi, daha büyük uyuşmazlıkların psikolojik ve sosyal zeminini hazırlayabilir. Çünkü gündelik hayattaki küçük haksızlıklar çoğu zaman kendi sınırları içinde kalmaz. Çözülmeyen her küçük uyuşmazlık, tarafların zihninde yeni anlamlar kazanır. Bir alacak meselesi güven ihlaline, bir komşuluk sorunu tahammül savaşına, bir hakaret meselesi onur krizine, bir aile içi gerilim ise varoluşsal bir tehdit algısına dönüşebilir.</p>

<p>Hukuk sistemi küçük uyuşmazlığı ciddiye almadığında, taraf yalnızca davasını kaybetmiş hissetmez. Aynı zamanda kendi varlığının, sözünün ve mağduriyetinin önemsizleştirildiğini düşünür. Bu duygu, özellikle uzun süren, tekrar eden veya taraflar arasında yüz yüze ilişkinin devam ettiği uyuşmazlıklarda tehlikeli bir birikim yaratır. Komşuluk, aile, miras, kira, iş ilişkisi, ortaklık, küçük alacak, hakaret ve tehdit dosyaları bu bakımdan özel önem taşır. Çünkü bu tür uyuşmazlıklarda taraflar çoğu zaman birbirlerinden tamamen kopamazlar. Aynı mahallede, aynı apartmanda, aynı aile çevresinde, aynı iş ortamında veya aynı sosyal ağ içinde karşılaşmaya devam ederler.</p>

<p>Bu nedenle küçük uyuşmazlık, hukuken küçük görünse bile sosyal olarak yanıcı olabilir. Bir komşuluk uyuşmazlığı yalnızca gürültü meselesi değildir; yıllarca süren bir tahammül krizinin ifadesi olabilir. Bir hakaret davası yalnızca söylenmiş birkaç sözden ibaret değildir; kişinin sosyal itibarına ve kendilik değerine yönelmiş bir saldırı olarak yaşanabilir. Küçük bir alacak davası yalnızca para meselesi değildir; kandırılmışlık, kullanılma ve aşağılanma duygusunun hukuki biçimidir. Bir miras uyuşmazlığı yalnızca pay hesabı değildir; kardeşler arasında yıllardır biriken sevgi, kıskançlık, dışlanmışlık ve adaletsizlik duygusunun son sahnesidir.</p>

<p>Bu davalar zamanında, dikkatle ve onarıcı bir dille ele alınmadığında, taraflar hukukun sorun çözücü kapasitesine olan inançlarını kaybedebilirler. Hukuka güven kaybı ise yalnızca pasif bir hayal kırıklığı üretmez. Bazen tarafı kendi adaletini kendisi sağlamaya yönelten tehlikeli bir psikolojiye dönüşür.</p>

<p>İşte küçük davaların büyük toplumsal önemi burada ortaya çıkar: Hukuk, küçük uyuşmazlığı zamanında çözemediğinde, uyuşmazlık hukuk dışı alanlara taşabilir.</p>

<p><strong>VIII. Küçük Haksızlıktan Büyük Şiddete</strong></p>

<p>Büyük husumetler çoğu zaman büyük olaylarla başlamaz. Bazen küçük bir sözle, küçük bir borçla, küçük bir sınır ihlaliyle, küçük bir saygısızlıkla, küçük bir hakaretle, küçük bir gürültüyle, küçük bir park yeri tartışmasıyla başlar. Cinayetlere, ağır yaralamalara, kalıcı düşmanlıklara ve aile içi kopuşlara giden yol her zaman dramatik bir ilk olayla açılmaz. Önce küçük ihlaller olur. Sonra karşılıklı sözler sertleşir. Ardından tehditler, takipler, hakaretler, mala zarar verme eylemleri, fiziksel temaslar, aile veya çevre baskısı, mahalle dedikodusu, sosyal medya teşhiri, ekonomik sıkışma ve onur dili devreye girer.</p>

<p>Hukuk bu aşamalarda etkili, hızlı ve ciddiye alan bir müdahale geliştiremezse, uyuşmazlık artık yalnızca dava konusu olmaktan çıkar. Tarafların benlik, güvenlik ve intikam algısının parçası haline gelir. Bu noktada küçük dava, sadece bir yargılama dosyası değildir. Bir erken uyarı işaretidir.</p>

<p><strong>Küçük dava, hukukun erken uyarı sistemidir.</strong></p>

<p>Bu sistem çalışmadığında, toplumsal çatışma daha ağır biçimlere evrilebilir. Hukuk, küçük davaları yalnızca iş yükü, dosya değeri veya basit uyuşmazlık mantığıyla gördüğünde, bazı tehlikeleri zamanında fark edemez. Oysa küçük davaların bir kısmı, taraflar arasındaki gerilimin ilk kayıtlarıdır. Bu kayıtlar doğru okunursa, daha büyük zararlar önlenebilir.</p>

<p>Bu nedenle küçük uyuşmazlıkları küçümsemek, yalnızca hukuki bir ihmal değildir. Bazen sosyal bir körlüktür. Hatta kimi durumlarda, şiddeti önleme imkânının kaçırılmasıdır.</p>

<p>Elbette her küçük dava büyük bir şiddete dönüşmez. Böyle bir genelleme doğru olmaz. Fakat hukuk sistemi şu ihtimali ciddiye almak zorundadır: Bazı büyük çatışmaların başlangıcında, zamanında ciddiye alınmamış küçük uyuşmazlıklar vardır.</p>

<p>Bu nedenle yargısal dikkat, yalnızca dosyanın parasal değerine değil, uyuşmazlığın sosyal yanıcılığına da yönelmelidir.</p>

<p><strong>IX. Tarihte İz Bırakan Küçük Davalar: Küçük Olaydan Büyük Hukuk İlkesine</strong></p>

<p>Hukuk tarihi, küçük görünen olayların bazen büyük hukuk ilkelerine dönüştüğünü gösteren örneklerle doludur. Bir içecek şişesi, bir tilki, teslim edilmeyen bir atama belgesi, bir tren koltuğu, bir otobüs koltuğu, bir çocuğun okul yolu, bir sanığın avukat talebi veya bir ifade alma işlemi, kimi zaman hukuk tarihinin en büyük kırılma noktalarından biri haline gelebilir. Bu örnekler, küçük davaların yalnızca bireysel uyuşmazlıklar olmadığını; kimi zaman hukukun kendi sınırlarını, kavramlarını ve adalet fikrini yeniden kurduğu sembolik sahneler olduğunu gösterir.</p>

<p><strong>Donoghue v. Stevenson</strong> davası, bunun klasik örneklerinden biridir. 1932 tarihli bu davada mesele ilk bakışta basit bir tüketici şikâyeti gibi görünür: Bir kadın, zencefilli gazoz şişesinin içinde çürümüş bir salyangoz bulunduğu iddiasıyla hastalanır ve üreticiye karşı dava açar. Fakat bu olay, modern ihmal sorumluluğu ve üreticinin nihai tüketiciye karşı özen yükümlülüğü bakımından dönüştürücü bir içtihada dönüşmüştür. House of Lords, üreticinin, aralarında doğrudan sözleşme ilişkisi bulunmasa da tüketiciye karşı özen yükümlülüğü taşıyabileceğini kabul etmiştir. Böylece bir şişe içeceğin içinden çıktığı iddia edilen salyangoz, modern sorumluluk hukukunun sembollerinden biri haline gelmiştir.</p>

<p><strong>Pierson v. Post</strong> davasında ise mesele bir tilki avıdır. 1805 tarihli bu Amerikan davasında bir kişi tilkiyi kovalamakta, başka biri ise tilkiyi öldürüp almaktadır. Uyuşmazlık, vahşi hayvan üzerinde mülkiyet hakkının ne zaman doğacağı sorusu etrafında şekillenmiştir: Takip etmek yeterli midir, yoksa fiilî ele geçirme mi gerekir? New York mahkemesi, salt takibin mülkiyet hakkı doğurmayacağına karar vermiştir. Böylece görünüşte küçük ve hatta mizahi sayılabilecek bir av uyuşmazlığı, Amerikan mülkiyet hukukunun en çok tartışılan davalarından biri haline gelmiştir. Bazen hukuk teorisi büyük mülkiyet rejimlerinde değil, boş bir arazide kovalanan bir tilkinin ardından kurulur.</p>

<p><strong>Marbury v. Madison</strong> davası da başlangıçta oldukça dar bir mesele gibi görünür. William Marbury, kendisine verilmesi gereken yargıçlık atama belgesinin teslim edilmesini ister. Fakat bu uyuşmazlık, Amerikan anayasa hukukunda yargısal denetim ilkesinin sembol kararına dönüşmüştür. Mahkeme, Madison’ın atama belgesini teslim etmemesini hukuka aykırı bulmuş; ancak mandamus yoluyla teslim emri vermemiştir. Bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi’nin kanunların anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisinin klasik başlangıç noktası olarak kabul edilir. Bir belgenin teslim edilmemesi, anayasal mimarinin merkezine yerleşmiştir.</p>

<p><strong>Plessy v. Ferguson</strong> davası ise küçük görünen bir olayın kötü bir hukuk ilkesine nasıl dönüşebileceğini gösterir. Uyuşmazlık, tren vagonlarında ırka dayalı ayrımcılık düzenlemesiyle ilgilidir. ABD Yüksek Mahkemesi, 1896 tarihli bu kararla “ayrı ama eşit” doktrinini kabul etmiş ve ayrımcı düzenlemeleri meşrulaştırmıştır. Böylece bir tren koltuğu, uzun yıllar sürecek ayrımcılık rejiminin hukuki sembollerinden biri haline gelmiştir. Bu örnek, küçük davaların her zaman özgürleştirici sonuçlar doğurmadığını; bazen adaletsizliği hukukileştiren tehlikeli kapılar da açabileceğini gösterir.</p>

<p>Buna karşılık <strong>Brown v. Board of Education</strong> kararı, bir çocuğun okula erişim meselesinden anayasal eşitlik ilkesine uzanan büyük bir dönüşüm yaratmıştır. 1954 tarihli kararda ABD Yüksek Mahkemesi, kamu okullarında ırka dayalı ayrımı anayasaya aykırı bulmuş ve Plessy kararının “ayrı ama eşit” doktrinini okul ayrımcılığı bakımından aşmıştır. İlk bakışta okul meselesi gibi görünen uyuşmazlık, yurttaşlık, eşitlik ve insan onuru bakımından anayasal bir kırılma yaratmıştır. Bir çocuğun okul yolu, anayasal eşitliğin yoluna dönüşmüştür.</p>

<p>Benzer biçimde, Montgomery otobüslerindeki ayrımcılığa karşı gelişen hukuk mücadelesi, bir otobüs koltuğunun yurttaşlık onurunun sembolüne nasıl dönüşebileceğini gösterir. <strong>Browder v. Gayle</strong> davasında federal mahkeme, Alabama’daki otobüs ayrımcılığını anayasaya aykırı bulmuş; karar, Montgomery otobüs boykotunun hukuki dönemeçlerinden biri haline gelmiştir. Burada mesele yalnızca kimin nerede oturacağı değildir. Mesele, kimin yurttaş olarak tanınacağı, kimin kamusal alanda aşağılanmaya zorlanacağıdır.</p>

<p>Ceza muhakemesi bakımından <strong>Gideon v. Wainwright</strong> davası son derece öğreticidir. İlk bakışta sıradan bir ceza dosyası vardır. Clarence Earl Gideon, avukat tutacak parası olmadığı için kendisine avukat atanmasını ister; bu talep reddedilir. ABD Yüksek Mahkemesi, 1963 tarihli kararında, ağır ceza yargılamalarında avukat yardımının adil yargılanma için temel bir hak olduğunu kabul etmiştir. Böylece bir sanığın “avukat istiyorum” cümlesi, ceza muhakemesinin en büyük ilkelerinden birine dönüşmüştür: Savunmasız yargılama, adil yargılama değildir.</p>

<p><strong>Miranda v. Arizona</strong> davası ise bir ifade alma işleminin tüm ceza muhakemesi kültürünü nasıl etkileyebileceğini gösterir. Gözaltındaki sorgu sırasında şüphelinin hakları konusunda bilgilendirilmesi meselesi, daha sonra “Miranda uyarısı” olarak bilinen uygulamanın kaynağı olmuştur. ABD Yüksek Mahkemesi, gözaltı sorgusunda kişinin susma hakkı ve avukat hakkı konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu dava, usulün bazen teknik ayrıntı olmadığını; özgürlüğün kapısı olduğunu gösterir.</p>

<p>Tüketici güvenliği bakımından <strong>Liebeck v. McDonald’s Restaurants</strong> davası da küçük davaların kamuoyunda nasıl yanlış temsil edilebildiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Popüler anlatıda bu dava çoğu zaman “kahvesi döküldü, milyonlar kazandı” şeklinde karikatürize edilmiştir. Oysa olayda Stella Liebeck’in ciddi yanıklar nedeniyle hastanede tedavi gördüğü, deri nakli geçirdiği ve ağır bedensel zarar yaşadığı belirtilmektedir. Bu dava, küçük görülen bir tüketici zararının gerçekte ağır sonuçlar doğurabileceğini; ayrıca kamuoyunun küçük davaları bazen dosya gerçekliğinden kopararak alaya alabildiğini gösterir.</p>

<p>Son olarak <strong>Mabo v. Queensland</strong> davası, belirli bir topluluğun toprak hakkı talebinin, bir ülkenin mülkiyet ve sömürgecilik tarihini nasıl dönüştürebileceğini gösterir. Avustralya Yüksek Mahkemesi’nin 1992 tarihli kararı, yerli halkların geleneksel toprak haklarının ortak hukuk içinde tanınmasına kapı açmış ve “terra nullius” anlayışını hukuken sarsmıştır. Burada mesele yalnızca belirli bir ada topluluğunun toprak iddiası değildir. Mesele, bir halkın tarihte yok sayılıp sayılmayacağıdır.</p>

<p>Bu tarihsel örneklerin ortak dersi şudur: Hukuk büyük ilkelerini çoğu zaman soyut bildirgelerde değil, küçük uyuşmazlıkların somut geriliminde keşfeder. Bir şişe, bir tilki, bir belge, bir koltuk, bir okul, bir avukat talebi, bir sorgu uyarısı veya bir kahve bardağı; hukuk tarihinin büyük kavramlarına açılan kapı haline gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle küçük davaları küçümsemek, yalnızca tarafın yaşadığı haksızlığı küçümsemek değildir. Bazen hukukun gelecekte doğurabileceği büyük ilkeleri de fark edememektir.</p>

<p><strong>X. Avukatlık Pratiği Açısından Küçük Davaların Değeri</strong></p>

<p>Küçük davalar, avukatlık pratiği bakımından küçümsenmemesi gereken güçlü bir eğitim alanıdır.</p>

<p>Çünkü küçük davalarda avukat, hukukun en temel becerilerini çıplak biçimde kullanmak zorundadır: Olayı sadeleştirmek, müvekkilin duygusal beklentisini anlamak, hukuki talebi doğru kurmak, delili disipline etmek, gereksiz çatışmadan kaçınmak, ama haksızlığı da görünmez bırakmamak. Büyük davalarda dosyanın ağırlığı bazen avukatı taşır. Küçük davalarda ise avukatı taşıyan şey, mesleki dikkatidir. Çünkü küçük uyuşmazlıkta büyük dramatik malzeme yoktur; fakat büyük bir insanlık ayrıntısı vardır.</p>

<p>Bu nedenle küçük dava, avukatın hukuk bilgisi kadar insan bilgisine de ihtiyaç duyduğu dosyadır. Müvekkil bazen hukuki zafer değil, ahlaki tanınma arar. Bazen “kazanalım” demekten çok, “bunun haksızlık olduğunu biri söylesin” demek ister. Avukat bu farkı görebildiği ölçüde küçük davayı doğru yönetebilir. Fakat burada başka bir risk de vardır. Avukat, müvekkilin sembolik beklentisini hiç dikkate almazsa dava soğuk ve teknik bir işleme dönüşür. Buna karşılık, müvekkilin öfkesini bütünüyle sahiplenip uyuşmazlığı gereksiz biçimde büyütürse küçük dava daha büyük bir çatışmanın aracı haline gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle küçük davalarda avukatın rolü çift yönlüdür: Hem haksızlığı görünür kılmalı hem de uyuşmazlığın yıkıcı biçimde büyümesini engellemelidir. Avukat, müvekkile sadece “haklısınız” demekle yetinmemelidir. Aynı zamanda şunu da anlatabilmelidir: Hukuk, öfkenin doğrudan boşaltıldığı yer değil; öfkenin hakka, delile, talebe ve ölçülü bir anlatıya dönüştürüldüğü yerdir. Küçük davalarda iyi avukatlık, küçük meselenin içindeki büyük insan anlamını görmek; fakat o anlamı hukuki ölçüden koparmadan temsil etmektir.</p>

<p><strong>XI. Küçük Davaların Toplumsal İşlevi</strong></p>

<p>Küçük davalar, toplumda hukuk inancının gündelik taşıyıcılarıdır. İnsanlar çoğu zaman hukuk devletiyle yüksek mahkeme kararları üzerinden değil, kendi küçük uyuşmazlıkları üzerinden temas eder. Bir tüketici davasında, bir kira uyuşmazlığında, bir işçilik alacağında, bir hakaret dosyasında, bir komşuluk meselesinde adil biçimde dinlenen kişi, hukuk düzenine dair daha güçlü bir inanç geliştirir. Tersi de doğrudur. Küçük bir uyuşmazlıkta küçümsenen, dinlenmeyen, geçiştirilen kişi, yalnızca o davaya değil, hukuk sisteminin bütününe dair güven kaybı yaşayabilir.</p>

<p>Bu nedenle küçük davalar, yargı sisteminin vitrin dışı meşruiyet alanlarıdır. Büyük davalar kamuoyunun önünde görülür; küçük davalar ise toplumun sessiz adalet hafızasını oluşturur. Hukukun itibarı, yalnızca büyük dosyalardaki kararlarla değil, küçük uyuşmazlıklardaki muamele kalitesiyle de belirlenir.</p>

<p>Küçük davalarda adil muamele, büyük bir toplumsal etki doğurabilir. Çünkü kişi, kendi küçük meselesinde ciddiye alındığını gördüğünde, hukukun yalnızca güçlülerin, büyük aktörlerin veya yüksek değerli dosyaların alanı olmadığını hisseder. Bu his, hukuk devleti bakımından soyut bir ilke değil, somut bir güven kaynağıdır.</p>

<p>Toplumsal barış, yalnızca büyük krizlerin çözülmesiyle kurulmaz. Toplumsal barış, küçük kırılmaların zamanında onarılmasıyla da kurulur. Hukuk, gündelik hayatın küçük çatlaklarına zamanında temas edebildiği ölçüde, daha büyük kopuşların önüne geçebilir.</p>

<p><strong>XII. Yargısal Dikkatin Yeniden Kurulması</strong></p>

<p>Küçük davalar bakımından ihtiyaç duyulan şey, her uyuşmazlığı abartmak değildir. Hukuk, küçük davaları yapay biçimde dramatikleştirmek zorunda değildir. Fakat onları yalnızca dosya değeriyle de ölçmemelidir.</p>

<p>Burada asıl ihtiyaç, <strong>yargısal dikkat</strong>tir. Yargısal dikkat, uyuşmazlığı dikkatle dinlemek, tarafın iddiasını küçümsemeden anlamak, olayın sadece hukuki değil, sosyal ve insani bağlamını da görmek demektir. Bu dikkat, tarafın mutlaka haklı bulunması anlamına gelmez. Fakat tarafın mahkeme önünde insan olarak ciddiye alınması anlamına gelir.</p>

<p>Küçük davalarda yargısal dikkat şu soruları sormalıdır:</p>

<p>Bu uyuşmazlık taraf açısından neyi temsil ediyor?<br />
Taraflar arasında süregelen bir ilişki var mı?<br />
Bu olay daha geniş bir husumetin parçası mı?<br />
Tarafların birbirleriyle temasları devam edecek mi?<br />
Bu dava çözülmezse veya geçiştirilirse uyuşmazlık derinleşir mi?<br />
Verilecek karar, tarafların adalet duygusunu nasıl etkileyecek?<br />
Gerekçe, tarafın gerçekten dinlendiğini hissettirecek mi?</p>

<p>Bu sorular, küçük davaları büyütmek için değil, onları doğru anlamak için gereklidir. Çünkü hukuk, yalnızca norm uygulayan bir mekanizma değildir. Aynı zamanda toplumsal gerilimleri düzenleyen bir anlam kurumudur. Küçük davalarda bu anlam kurumu bazen en kritik rolünü oynar.</p>

<p><strong>Sonuç: Küçük Dava, Büyük Hukuk Sınavıdır</strong></p>

<p>Küçük davalar, hukuk düzeninin en mütevazı ama en anlamlı sınav alanlarından biridir. Çünkü bu davalarda mesele çoğu zaman yalnızca para, eşya, kira, alacak, hakaret veya komşuluk değildir. Mesele; insanın ciddiye alınması, haksızlığın adlandırılması, onurun korunması ve gündelik hayatın kuralsızlığa teslim edilmemesidir.</p>

<p>Küçük dava yoktur. Küçük görülen haksızlık vardır. Küçük görülen insan vardır. Küçük görülen emek, söz, zarar ve onur vardır. Hukukun gerçek büyüklüğü ise tam burada ortaya çıkar: Büyük ilkelerini küçük uyuşmazlıklarda da koruyabildiği ölçüde.</p>

<p>Daha önemlisi, küçük davaların küçümsenmesi yalnızca bireysel adalet duygusunu zedelemez. Bazen daha büyük uyuşmazlıkların, kalıcı husumetlerin, ağır yaralamaların ve hatta cinayetlerin psikolojik zeminini de hazırlayabilir. Çünkü çözülmeyen küçük haksızlık, tarafın zihninde küçük kalmaz. Birikir, sertleşir, onur meselesine dönüşür ve hukuk dışı çözüm arayışlarını besleyebilir.</p>

<p>Hukuk tarihi de aynı dersi başka bir yönden verir. Bir şişenin içindeki salyangoz, bir tilki avı, teslim edilmeyen bir atama belgesi, bir tren koltuğu, bir otobüs koltuğu, bir okul kapısı, bir avukat talebi veya bir sorgu uyarısı; hukukun büyük ilkelerine dönüşebilir. Küçük olaylar, bazen büyük haksızlıkların belirtisi; bazen de büyük hukuk ilkelerinin doğum yeridir. Bu nedenle küçük davalar, yalnızca adaletin değil, toplumsal barışın ve hukuk düşüncesinin de erken uyarı alanlarıdır.</p>

<p>Adalet, yalnızca büyük davalarda parlayan bir ideal değildir. Adalet, bazen iade edilmeyen bir kitabın, ödenmeyen küçük bir ücretin, duyulmamış bir özrün, tutulmamış bir sözün, rahatsız edilen bir komşunun, aşağılanmış bir insanın ve ciddiye alınmamış bir küçük haksızlığın hikâyesinde saklıdır.</p>

<p>Hukuk bu küçük hikâyeleri ciddiye aldığı gün, yalnızca uyuşmazlık çözmez; insanın dünyaya yeniden güvenmesini sağlar.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kucuk-davalarin-sembolizmi-gundelik-haksizliklar-onur-ve-taninma-mucadelesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/terazi/kkasfs.png" type="image/jpeg" length="15149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-durusmasinda-sozlu-savunma-sanati-kayhan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-durusmasinda-sozlu-savunma-sanati-kayhan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[hukukihaber.net yazarı, Av. Fahrettin Kayhan'ın yeni kitabı "Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı" raflardaki yerini aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kitabın Açıklaması</strong></p>

<p>Bu kitapta savunmayı yalnız hukuki bir faaliyet olarak değil, çok katmanlı bir yapı olarak ele almaya çalıştım. Retorik, dramaturji, anlatı teorisi, bilişsel psikoloji, transaksiyonel analiz, etik ve ceza muhakemesi hukuku; hepsi bu metnin içinde bir araya geldi. Çünkü ceza duruşması yalnız normların alanı değildir. Aynı zamanda rollerin, algıların, kısayolların, ritmin, iktidarın ve insan kırılganlığının da alanıdır. Savunmayı gerçekten anlamak istiyorsak, onu yalnız kanun maddeleriyle açıklamamız yetmez.</p>

<p>Kitabın merkezinde yer alan Hibrit Kopuş Savunması kavramı da bu ihtiyaçtan doğdu. Yıllar içinde gördüm ki savunmanın asıl sorunu yalnız ne söyleyeceği değil; ne kadar uyum göstereceği, hangi anda ne kadar sertleşeceği ve hangi eşiği ne zaman aşacağıdır. Bazı dosyalarda fazla yumuşak savunma savunmayı görünmezleştiriyor; bazı dosyalarda ise erken sertlik savunmayı marjinalleştiriyordu. Ne mutlak uyum ne de mutlak çatışma tek başına yeterliydi. Savunma, çoğu zaman bu iki uç arasında dereceli, hareketli ve dikkatle ayarlanmış bir strateji gerektiriyordu. Hibrit Kopuş Savunması bu gözlemin teorileştirilmiş halidir.</p>

<p></p>

<p><strong>İÇİNDEKİLER</strong></p>

<p>7</p>

<p>ÖNSÖZ</p>

<p>23</p>

<p>GİRİŞ</p>

<p>27</p>

<p>Neden sözlü savunma?</p>

<p>28</p>

<p>Ceza yargılamasında savunmanın görünmez değeri</p>

<p>29</p>

<p>Bu kitabın temel iddiası</p>

<p>30</p>

<p>Yöntem, kapsam ve kavramsal çerçeve</p>

<p>31</p>

<p>Son bir not</p>

<p>33</p>

<p>BİRİNCİ KISIM</p>

<p>SAVUNMANIN ONTOLOJİSİ VE CEZA YARGILAMASININ GERÇEKLİĞİ</p>

<p>Bölüm 1</p>

<p>Savunmanın Ontolojisi: Yalnız Ama Kurucu Bir Özne</p>

<p>35</p>

<p>I. Savunma Taraf mı, Kurucu Unsur mu?</p>

<p>36</p>

<p>II. Ontolojik Yalnızlık</p>

<p>37</p>

<p>III. Savunmanın Epistemik İşlevi</p>

<p>39</p>

<p>IV. Savunma ve Adil Yargılanma Hakkı</p>

<p>40</p>

<p>V. Savunmanın Yargılamadaki Kurucu Rolü</p>

<p>42</p>

<p>Sonuç: Yalnızlık, Kuruculuğu Ortadan Kaldırmaz</p>

<p>43</p>

<p>Bölüm 2</p>

<p>Ceza Yargılamasının Ontolojisi</p>

<p>45</p>

<p>I. Hakikat ve Kanaat Ayrımı</p>

<p>46</p>

<p>II. Normatif Model ve Fiilî Süreç</p>

<p>47</p>

<p>III. Belirsizlik, Olasılık ve Yorum</p>

<p>48</p>

<p>IV. Ceza Muhakemesinde Bilgi, İktidar ve Karar</p>

<p>50</p>

<p>V. Yargılamanın Teorik Vaadi ile Pratik Kırılması</p>

<p>51</p>

<p>Sonuç: Ceza Yargılaması, Hakikatin Değil Kanaatin Yönetilen</p>

<p>Alanıdır</p>

<p>53</p>

<p>Bölüm 3</p>

<p>Ceza Duruşmasının Büyük Teorisi</p>

<p>54</p>

<p>I. Retorik Boyut: Ethos, Pathos, Logos, Kairos</p>

<p>55</p>

<p>II. Dramaturjik Boyut: Rol, Sahne, Ritim, Beden ve Mesafe</p>

<p>57</p>

<p>III. Anlatı Boyutu: Dosya, Hikâye ve Anlam Üretimi</p>

<p>59</p>

<p>IV. Psikolojik Boyut: Heuristics, Önyargı, Prematüre Kanaat</p>

<p>ve Entimem</p>

<p>60</p>

<p>V. Transaksiyonel Analiz Boyutu: Ego Durumları, İşlemler,</p>

<p>Oyunlar ve Mahkeme İletişimi</p>

<p>61</p>

<p>VI. Hukukî Boyut: CMK Yapısı, Usul ve Normatif Sınırlar</p>

<p>63</p>

<p>VII. Büyük Teorinin Savunma Stratejisine Etkisi</p>

<p>64</p>

<p>Sonuç: Duruşma, Çok Katmanlı Bir Muhakeme Sahnesidir</p>

<p>65</p>

<p>İKİNCİ KISIM</p>

<p>CEZA DURUŞMASININ PRATİK GERÇEKLİĞİ</p>

<p>Bölüm 4</p>

<p>Norm ile Uygulama Arasında Ceza Duruşması</p>

<p>67</p>

<p>I. Sözlülük, Doğrudanlık ve Çelişmelilik İlkeleri</p>

<p>68</p>

<p>II. Dosya Merkezlilik ve Fiilî Yargılama Pratiği</p>

<p>69</p>

<p>III. “Okundu Sayıldı” Düzeni</p>

<p>70</p>

<p>IV. Kesintili Duruşma ve Hafıza Kaybı</p>

<p>72</p>

<p>V. Değişen Heyetler ve Doğal Hâkim Sorunu</p>

<p>73</p>

<p>VI. Tutanak Krizi ve Savunmanın Görünmezleşmesi</p>

<p>74</p>

<p>Sonuç: Ceza Duruşmasının Asıl Gerilimi, Açık İhlal Değil</p>

<p>Sessiz Aşınmadır</p>

<p>76</p>

<p>Bölüm 5</p>

<p>Mahkeme Mekânı, İktidar ve Duruşma Dramaturjisi</p>

<p>77</p>

<p>I. Mahkeme Salonunun Sembolik Dili</p>

<p>78</p>

<p>II. Hâkim, Savcı, Müdafi ve Sanığın Mekânsal Yerleşimi</p>

<p>79</p>

<p>III. Kürsü, Cübbe, Hitap ve Beden Dili</p>

<p>80</p>

<p>IV. Mahkemede Hiyerarşi ve Görünmez İktidar</p>

<p>82</p>

<p>V. Duruşmanın Dramaturjik Kırılma Anları</p>

<p>83</p>

<p>Sonuç: Mahkeme, Yalnız Hukuki Değil Mekânsal ve</p>

<p>Dramaturjik Bir İktidar Alanıdır</p>

<p>84</p>

<p>Bölüm 6</p>

<p>Vicdani Kanaat, İnformel Determinantlar ve Kararın</p>

<p>Görünmeyen Kaynakları</p>

<p>86</p>

<p>I. Vicdani Kanaat Gerçekten Nedir?</p>

<p>87</p>

<p>II. Hukukî Çoğulculuk ve Kararın Çok Katmanlı Yapısı</p>

<p>88</p>

<p>III. Hâkimin İdeolojisi, İnançları ve Dünya Tasavvuru</p>

<p>89</p>

<p>IV. Bilinçli ve Bilinçdışı Entimemler</p>

<p>91</p>

<p>V. Medya, Sosyal Medya ve Kamuoyu Baskısı</p>

<p>92</p>

<p>VI. E–Jüri Etkisi ve Dijital Yargılama Atmosferi</p>

<p>93</p>

<p>VII. Algısal Tutuklama Baskısı</p>

<p>94</p>

<p>VIII.Kararın Görünmeyen Sosyal Kaynakları</p>

<p>96</p>

<p>Sonuç: Karar, Yalnız Dosyadan Doğmaz</p>

<p>97</p>

<p>ÜÇÜNCÜ KISIM</p>

<p>SÖZLÜ SAVUNMANIN RETORİĞİ, PSİKOLOJİSİ, ANLATISI VE TRANSAKSİYONEL YAPISI</p>

<p>Bölüm 7</p>

<p>Savunmanın Retoriği</p>

<p>99</p>

<p>I. Ceza Savunmasında Retoriğin İşlevi</p>

<p>100</p>

<p>II. Ethos: Müdafinin Güvenilirliği ve Ahlaki Ağırlığı</p>

<p>101</p>

<p>III. Logos: Mantık, Çelişki, Delil ve Yapı</p>

<p>103</p>

<p>IV. Pathos: Ölçülü Duygunun Meşruiyeti</p>

<p>104</p>

<p>V. Kairos: Ne Zaman, Ne Kadar, Nasıl Konuşmalı?</p>

<p>106</p>

<p>VI. Türk Ceza Yargılamasında Savunma Retoriğinin Sınırları</p>

<p>107</p>

<p>Sonuç: Savunma, Hukuku Duyulur Kılma Sanatıdır</p>

<p>109</p>

<p>Bölüm 8</p>

<p>Savunmanın Anlatı İnşası</p>

<p>110</p>

<p>I. Dava Dosyası Bir Hikâye midir?</p>

<p>111</p>

<p>II. İddia Makamının Anlatısı ve Savunmanın Karşı–Anlatısı</p>

<p>112</p>

<p>III. Anlatısal Boşluklar, Çelişkiler ve Yeniden Çerçeveleme</p>

<p>113</p>

<p>IV. Sanığın Sesi, Müdafinin Sesi ve Temsil Problemi</p>

<p>115</p>

<p>V. Hikâye Kurmak ile Manipülasyon Arasındaki Çizgi</p>

<p>116</p>

<p>Sonuç: Savunma, Anlam Üreten Bir Faaliyettir</p>

<p>117</p>

<p>Bölüm 9</p>

<p>Hâkimin Zihni ve Yargısal Psikoloji</p>

<p>119</p>

<p>I. Önyargı ve Prematüre Kanaat</p>

<p>120</p>

<p>II. Hâkimin Zihinsel Kısayolları</p>

<p>121</p>

<p>III. İlk İzlenim Etkisi ve Dosya Etkisi</p>

<p>123</p>

<p>IV. Bilişsel Konfor Alanı ve Karar Ekonomisi</p>

<p>124</p>

<p>V. Psikolojiye Karşı Psikoloji: Savunmanın Zihinsel Müdahale</p>

<p>Alanı</p>

<p>125</p>

<p>Sonuç: Savunma, Norma Olduğu Kadar Zihne de Hitap Eder</p>

<p>127</p>

<p>Bölüm 10</p>

<p>Ceza Duruşmasında Transaksiyonel Analiz</p>

<p>129</p>

<p>I. Ego Durumları: Ebeveyn, Yetişkin, Çocuk</p>

<p>130</p>

<p>II. Hâkimin Ego Durumu ve Otorite Dili</p>

<p>131</p>

<p>III. Müdafinin Ego Durumu ve Stratejik Konumlanışı</p>

<p>132</p>

<p>IV. Sanığın Duruşmadaki Psikolojik Pozisyonu</p>

<p>134</p>

<p>V. Tamamlayıcı, Çapraz ve Gizli İşlemler</p>

<p>135</p>

<p>VI. Mahkemede Oynanan Psikolojik Oyunlar</p>

<p>136</p>

<p>VII. Olgunluk Kuralı ve Yetişkin Ego Durumu</p>

<p>137</p>

<p>VIII. Transaksiyonel Analiz ile Üslup ve Müdahale Stratejisi</p>

<p>138</p>

<p>Sonuç: Mahkeme, Bir İletişim Alanıdır</p>

<p>139</p>

<p>Bölüm 11</p>

<p>Üslup, Duygu Kontrolü ve Sözlü Savunmanın Tonu</p>

<p>141</p>

<p>I. Üslup Neden Savunmanın Gizli Silahıdır?</p>

<p>142</p>

<p>II. Duygu Kontrolü ve Profesyonel Olgunluk</p>

<p>143</p>

<p>III. Dereceli Üslup Kavramı</p>

<p>144</p>

<p>IV. Hâkim Tipine Göre Ton Ayarlaması</p>

<p>146</p>

<p>V. Sertlik, Sükûnet, İroni, Suskunluk ve Denge</p>

<p>147</p>

<p>VI. Meslek Kuralları Işığında Savunma Üslubu</p>

<p>148</p>

<p>Sonuç: Ton, Savunmanın Görünmeyen Kaderidir</p>

<p>149</p>

<p>DÖRDÜNCÜ KISIM</p>

<p>HİBRİT KOPUŞ SAVUNMASI: TEORİ VE MODEL</p>

<p>Bölüm 12</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunmasının Teorik Temelleri</p>

<p>151</p>

<p>I. Neden Yeni Bir Savunma Teorisine İhtiyaç Var?</p>

<p>152</p>

<p>II. Uyum ile Kopuş Arasında Savunmanın Stratejik Alanı</p>

<p>154</p>

<p>III. Hibritlik Fikri: Mutlak Uyum ve Mutlak Çatışma Arasında</p>

<p>Üçüncü Yol</p>

<p>155</p>

<p>IV. Modelin Retorik, Dramaturjik, Psikolojik ve</p>

<p>Transaksiyonel Dayanakları</p>

<p>157</p>

<p>V. Savunmanın Dereceli Yapısı</p>

<p>158</p>

<p>Sonuç: Hibrit Kopuş, Savunmanın Çağdaş Biçimidir</p>

<p>160</p>

<p>Bölüm 13</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunmasının Beş Derecesi</p>

<p>162</p>

<p>I. Birinci Derece: Tam Uyum / Adaptif Savunma</p>

<p>163</p>

<p>II. İkinci Derece: Mikro Müdahale / Yumuşak Kopuş</p>

<p>164</p>

<p>III. Üçüncü Derece: Açık Müdahale / Kontrollü Kopuş</p>

<p>166</p>

<p>IV. Dördüncü Derece: Sert Kopuş / Stratejik Çatışma</p>

<p>167</p>

<p>V. Beşinci Derece: Radikal Kopuş / Sistem Kırılması</p>

<p>169</p>

<p>VI. Dereceler Arası Geçiş ve Savunmanın Vites Sistemi</p>

<p>170</p>

<p>Sonuç: İyi Savunma, Doğru Derecede Kalan Savunmadır</p>

<p>171</p>

<p>Bölüm 14</p>

<p>Derece Seçimi: Ne Zaman Uyum, Ne Zaman Kopuş?</p>

<p>173</p>

<p>I. Savunma Stratejisinde Teşhis Meselesi</p>

<p>174</p>

<p>II. Önyargı ile Prematüre Kanaat Arasındaki Fark</p>

<p>175</p>

<p>III. Hâkimin Direnç Tipi ve Savunma Tonu</p>

<p>177</p>

<p>IV. Dosya Yapısı, Suçlama Tipi ve Siyasal Atmosfer</p>

<p>178</p>

<p>V. Müvekkilin Kişiliği ve Stratejiye Etkisi</p>

<p>180</p>

<p>VI. Zamanlama, Eşik ve Geri Vites İhtiyacı</p>

<p>181</p>

<p>Sonuç: Derece Seçimi, Savunmanın Akıl Testidir</p>

<p>183</p>

<p>Bölüm 15</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunmasında Sessizlik, Müdahale ve Ritim</p>

<p>184</p>

<p>I. Sessizlik Bir Savunma Tekniği Olabilir mi?</p>

<p>185</p>

<p>II. Ne Zaman Konuşmalı, Ne Zaman Susmalı?</p>

<p>186</p>

<p>III. Mikro Müdahale Hakkı</p>

<p>187</p>

<p>IV. Ritim Kırma, Akış Kesme ve Dikkat Yönlendirme</p>

<p>189</p>

<p>V. Sessizliğin Psikolojik ve Dramaturjik Etkisi</p>

<p>190</p>

<p>Sonuç: Savunma Bazen Sözle Değil, Zamanla Kurulur</p>

<p>192</p>

<p>BEŞİNCİ KISIM</p>

<p>CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU HÜKÜMLERİNİN HİBRİT KOPUŞ PERSPEKTİFİNDEN YENİDEN OKUNMASI</p>

<p>Bölüm 16</p>

<p>Savunmanın Mikro Müdahale Hakkı: CMK 215, 216 ve 217</p>

<p>193</p>

<p>I. Delilin Tartışılması Ne Demektir?</p>

<p>195</p>

<p>II. CMK 215’in Savunma Bakımından Anlamı</p>

<p>196</p>

<p>III. Delilin Huzurda Tartışılması İlkesi</p>

<p>197</p>

<p>IV. “Okundu Sayıldı” Pratiğine Karşı Savunma Stratejileri</p>

<p>199</p>

<p>V. Tartışılmamış Delil, Gerekçe ve Kanun Yolu İlişkisi</p>

<p>201</p>

<p>Sonuç: Mikro Müdahale, Savunmanın Delil Üzerindeki Kurucu</p>

<p>Hakkıdır</p>

<p>202</p>

<p>Bölüm 17</p>

<p>Doğrudan Soru Hakkı ve Sorgunun Dramaturjisi: CMK 201</p>

<p>204</p>

<p>I. Doğrudan Soru Hakkının Teorik Anlamı</p>

<p>205</p>

<p>II. CMK 201 ile CMK 192 Arasındaki Gerilim</p>

<p>206</p>

<p>III. Soru Sorma Özgürlüğü ve Hâkimin Kontrol Refleksi</p>

<p>208</p>

<p>IV. Çapraz Sorgu İmkânı ve Türk Sisteminin Sınırları</p>

<p>209</p>

<p>V. Bilirkişiye, Tanığa ve Sanığa Yöneltilen Soruların Stratejisi</p>

<p>211</p>

<p>1. Tanığa yöneltilen sorular</p>

<p>211</p>

<p>2. Bilirkişiye yöneltilen sorular</p>

<p>212</p>

<p>3. Sanığa yöneltilen sorular</p>

<p>212</p>

<p>4. Ortak ilke</p>

<p>213</p>

<p>Sonuç: CMK 201, Savunmanın Canlı Gücüdür</p>

<p>213</p>

<p>Bölüm 18</p>

<p>Sanığın Sorgusu</p>

<p>215</p>

<p>I. Normatif Çerçeve: Aktif ve Bilgilendirilmiş Sanık</p>

<p>216</p>

<p>II. Yapısal Gerilim: Hâkim Merkezli Duruşma</p>

<p>217</p>

<p>III. Sorgunun Dönüşümü: Kanaat Pekiştirme Mekanizması</p>

<p>218</p>

<p>IV. Doğrudan Soru ve Sınırlı Çekişmelilik</p>

<p>218</p>

<p>V. Normatif Boşluk ve Denetlenemez Alan</p>

<p>219</p>

<p>VI. Açılış Müdahalesi ve Hakların Aktifleştirilmesi</p>

<p>220</p>

<p>VII. Tutanak Kilitleme ve Kayıt Mücadelesi</p>

<p>221</p>

<p>VIII. Prematüre Kanaate Karşı Hibrit Kopuş Teknikleri</p>

<p>222</p>

<p>Bölüm 19</p>

<p>Ceza Yargılamasında Duruşmanın Düzeni ve Disiplini</p>

<p>224</p>

<p>I. Normatif Çerçeve: Duruşma Düzeni ve Hâkimin Yetkisi</p>

<p>225</p>

<p>II. Normatif Hâkim ile Fiilî Hâkim</p>

<p>226</p>

<p>III. Söz Hakkının Dağıtımı ve Görünmez İktidar</p>

<p>227</p>

<p>IV. Disiplinin Savunma Alanını Daraltma Riski</p>

<p>228</p>

<p>V. Doğrudan Soru Hakkının Düzen Üzerinden</p>

<p>Sınırlandırılması</p>

<p>229</p>

<p>VI. Duruşma Düzeni ile Savunma Hakkı Arasındaki Gerilim</p>

<p>230</p>

<p>VII. Hibrit Kopuş Savunmasında Stratejik Müdahale Alanları</p>

<p>231</p>

<p>Sonuç</p>

<p>232</p>

<p>Bölüm 20</p>

<p>Ceza Duruşmasında Tanığın Dinlenmesi</p>

<p>233</p>

<p>I. Normatif Çerçeve: Bağımsız, Serbest ve Sorgulanabilir Tanık</p>

<p>234</p>

<p>II. Hâkim Merkezli Duruşma ve Yapısal Gerilim</p>

<p>235</p>

<p>III. Tanık Anlatısının Doğası: Algı, Hafıza ve Yeniden Kurma</p>

<p>236</p>

<p>IV. Anlatının Kesilmesi ve Erken Şekillendirilmesi</p>

<p>236</p>

<p>V. Doğrudan Soru ve Kontrollü Çekişmelilik</p>

<p>237</p>

<p>VI. Tanık Beyanının Epistemik Değeri</p>

<p>238</p>

<p>VII. Hibrit Kopuş Savunmasında Tanık Sorgusu Teknikleri</p>

<p>239</p>

<p>Sonuç</p>

<p>240</p>

<p>Bölüm 21</p>

<p>Savunmanın Usulî Direnç Alanları</p>

<p>241</p>

<p>I. CMK’da Savunmaya Açılan Çatlaklar</p>

<p>242</p>

<p>II. Ara Kararlara Müdahale</p>

<p>243</p>

<p>III. Tutanak Mücadelesi</p>

<p>245</p>

<p>IV. İtiraz, Beyan ve Kayıt Altına Alma Stratejileri</p>

<p>246</p>

<p>1. İtiraz</p>

<p>246</p>

<p>2. Beyan</p>

<p>247</p>

<p>3. Kayıt altına alma</p>

<p>247</p>

<p>V. Savunmanın Usul Yoluyla Görünürlük Kazanması</p>

<p>248</p>

<p>Sonuç: Usul, Savunmanın Sessiz Gücüdür</p>

<p>249</p>

<p>Bölüm 22</p>

<p>Hüküm, Gerekçe ve Gerekçenin Ters İnşası</p>

<p>250</p>

<p>I. Normatif Olarak Gerekçe Neyi İfade Eder?</p>

<p>251</p>

<p>II. Uygulamada Kararın Önce, Gerekçenin Sonra Oluşması</p>

<p>253</p>

<p>III. CMK 232/3 ve Gerekçeli Karar Süresi</p>

<p>254</p>

<p>IV. CMK 232/4 ve İmza Meselesi</p>

<p>255</p>

<p>V. CMK 232/5 ve Yeni Hâkimin Gerekçe Yazması Sorunu</p>

<p>256</p>

<p>VI. Gerekçenin Ters İnşası Karşısında Savunma Stratejileri</p>

<p>258</p>

<p>Sonuç: Gerekçe, Kararın Maskesi Değil Vicdanı Olmalıdır</p>

<p>260</p>

<p>ALTINCI KISIM</p>

<p>MAHKEME TÜRÜNE GÖRE SÖZLÜ SAVUNMA DRAMATURJİSİ VE KAMUSAL BASINÇ</p>

<p>Bölüm 23</p>

<p>Sulh Ceza Hâkimliklerinde Sözlü Savunma</p>

<p>261</p>

<p>I. Ontolojik Yapı ve İşlev Sorunu</p>

<p>262</p>

<p>II. Tutuklama Sorgusunun Psikolojisi</p>

<p>263</p>

<p>III. Zaman Darlığı ve Yoğun Kanaat Ortamı</p>

<p>265</p>

<p>IV. Burada Amaç İkna mı, Zayıflatma mı?</p>

<p>266</p>

<p>V. Sulh Cezada Uygun Hibrit Kopuş Dereceleri</p>

<p>268</p>

<p>1. İkinci derece: Mikro müdahale / yumuşak kopuş</p>

<p>268</p>

<p>2. Üçüncü derece: Açık müdahale / kontrollü kopuş</p>

<p>268</p>

<p>3. Dördüncü derece ne zaman?</p>

<p>269</p>

<p>4. Beşinci derece neden nadirdir?</p>

<p>269</p>

<p>5. Vites sistemi</p>

<p>269</p>

<p>Sonuç: Sulh Cezada Savunma, Büyük İnşa Değil Kritik</p>

<p>Zayıflatma Sanatıdır</p>

<p>270</p>

<p>Bölüm 24</p>

<p>Asliye Ceza Mahkemesinde Savunma</p>

<p>271</p>

<p>I. Günlük Yargılama Pratiği ve Hız Ekonomisi</p>

<p>272</p>

<p>II. HAGB, Erteleme ve “Uyumlu Sanık” Beklentisi</p>

<p>273</p>

<p>III. Müdafinin Görünmezleşme Riski</p>

<p>274</p>

<p>IV. Asliye Cezada Üslup ve Müdahale Dengesi</p>

<p>276</p>

<p>Sonuç: Asliye Cezada Savunma, Silinmeden Kalma Sanatıdır</p>

<p>277</p>

<p>Bölüm 25</p>

<p>Ağır Ceza Mahkemesinde Savunma</p>

<p>278</p>

<p>I. Heyet Psikolojisi</p>

<p>279</p>

<p>II. Başkan–Üye Dengesi</p>

<p>280</p>

<p>III. Ağır Cezada Otorite, Baskı ve Görünür Çatışma</p>

<p>282</p>

<p>IV. Tutanak Kilitleme Sorunu</p>

<p>283</p>

<p>V. Müdafinin Sınandığı Anlar ve Kopuş Eşikleri</p>

<p>284</p>

<p>Sonuç: Ağır Cezada Savunma, Yalnız İçerik Değil Dayanıklılık</p>

<p>Meselesidir</p>

<p>286</p>

<p>Bölüm 26</p>

<p>İstinaf Duruşmasında Sözlü Savunma</p>

<p>287</p>

<p>I. İstinaf Duruşmasının Ontolojisi: Yeniden Yargılama mı,</p>

<p>Sınırlı Denetim mi?</p>

<p>288</p>

<p>II. İlk Derece Gerekçesiyle Mücadele: Savunmanın Yeni</p>

<p>Muhatabı</p>

<p>289</p>

<p>III. İstinafta Sözlü Savunmanın Hedefi: İkna Etmek mi,</p>

<p>Şüpheyi Büyütmek mi?</p>

<p>290</p>

<p>IV. İstinaf Heyetinin Psikolojisi ve Savunma Tonu</p>

<p>291</p>

<p>V. İstinafta En Etkili Müdahale Alanları</p>

<p>293</p>

<p>VI. İstinaf Duruşmasında Savunmanın Dramaturjisi</p>

<p>294</p>

<p>Sonuç: İstinafta Savunma, Hükmün Rahatlığını Bozma</p>

<p>Sanatıdır</p>

<p>295</p>

<p>Bölüm 27</p>

<p>Yargıtay Duruşmasında Sözlü Savunma</p>

<p>296</p>

<p>I. Yargıtay Duruşmasının Doğası: Son Hukukî Yoğunlaşma Alanı</p>

<p>297</p>

<p>II. Yargıtay’da Sözlü Savunmanın Hedefi: Bozma Zorunluluğu</p>

<p>Kurmak</p>

<p>298</p>

<p>III. Yargıtay Heyetinin Psikolojisi ve Savunma Tonu</p>

<p>299</p>

<p>IV. Yargıtay Duruşmasında En Etkili Müdahale Alanları</p>

<p>300</p>

<p>V. Yargıtay Duruşmasının Dramaturjisi: Kısalık, Ağırlık, Son Vuruş</p>

<p>301</p>

<p>VI. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Yargıtay</p>

<p>302</p>

<p>Sonuç: Yargıtay’da Savunma, Son Hukukî Ağırlığı Kurma</p>

<p>Sanatıdır</p>

<p>303</p>

<p>Bölüm 28</p>

<p>Duruşmada İzleyici Etkisi: Seyir, Toplumsal Bakış ve Performans304</p>

<p>I. Duruşma Gerçekten Kapalı Bir Hukuk Alanı mıdır?</p>

<p>305</p>

<p>II. İzleyici Kimdir?</p>

<p>306</p>

<p>III. Sanık Üzerindeki İzleyici Etkisi</p>

<p>307</p>

<p>IV. Müdafi Üzerindeki İzleyici Etkisi</p>

<p>308</p>

<p>V. Hâkim Üzerindeki İzleyici Etkisi</p>

<p>309</p>

<p>VI. Tanık ve Bilirkişi Üzerindeki İzleyici Etkisi</p>

<p>310</p>

<p>VII. Kalabalık Duruşmalar, Siyasal Davalar ve Seyir Baskısı</p>

<p>311</p>

<p>VIII. Boş Salonun Etkisi: Seyircisizlik de Bir Etkidir</p>

<p>312</p>

<p>IX. İzleyici Etkisine Karşı Savunma Stratejileri</p>

<p>312</p>

<p>Sonuç: İzleyici Etkisi, Duruşmanın Görünmeyen Aktörüdür</p>

<p>313</p>

<p>Bölüm 29</p>

<p>Medya, Sosyal Medya, E–Jüri ve Kamusal Basınç Altında Savunma</p>

<p>315</p>

<p>I. Medya Bir İkinci İddianame Kurabilir mi?</p>

<p>316</p>

<p>II. Sosyal Medya ve Hızlandırılmış Kanaat</p>

<p>317</p>

<p>III. E–Jüri Etkisi: Dijital Seyircinin Mahkemeye Sızması</p>

<p>318</p>

<p>IV. Algısal Tutuklama Baskısı ve Savunmanın Rolü</p>

<p>319</p>

<p>V. Kamusal Basınç Altında Savunmanın Üslubu</p>

<p>320</p>

<p>VI. Hangi Hibrit Kopuş Dereceleri Daha Uygun?</p>

<p>321</p>

<p>Sonuç: Kamusal Basınç Altında Savunma, Hukuku</p>

<p>Gürültüden Ayırma Sanatıdır</p>

<p>322</p>

<p>YEDİNCİ KISIM</p>

<p>SAVUNMANIN İCRASI: AÇILIŞ, KAPANIŞ, YAZILI–SÖZLÜ SAVUNMA VE MÜVEKKİL YÖNETİMİ</p>

<p>Bölüm 30</p>

<p>İlk Savunma: İlk Çerçevenin Kurulması</p>

<p>323</p>

<p>I. Açılış Konuşmasının İşlevi: Savunmanın İlk Çerçevesi</p>

<p>324</p>

<p>II. İlk Savunma Konuşması Ne Olmamalıdır?</p>

<p>325</p>

<p>III. İlk Savunma Konuşmasında Ne Söylenmeli?</p>

<p>326</p>

<p>IV. İlk Savunma Konuşmasının Retoriği</p>

<p>327</p>

<p>V. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden İlk Savunma</p>

<p>Konuşmasının</p>

<p>327</p>

<p>VI. İlk Savunma Konuşması İçin Kısa Bir Yapı Önerisi</p>

<p>328</p>

<p>Sonuç: İlk Savunma Konuşması Savunmanın İlk</p>

<p>Müdahalesidir</p>

<p>329</p>

<p>Bölüm 31</p>

<p>Esas Hakkında Savunma ve Son Sözün Dramaturjisi</p>

<p>330</p>

<p>I. Esas Hakkında Savunmanın İşlevi: Dağınık Olanı Son Kez</p>

<p>Toplamak</p>

<p>331</p>

<p>II. Esas Hakkında Savunma Konuşması Ne Olmamalıdır?</p>

<p>332</p>

<p>III. Esas Hakkında Savunmada Ne Söylenmeli?</p>

<p>333</p>

<p>IV. Son Sözün Dramaturjisi</p>

<p>333</p>

<p>V. Esas Hakkında Savunma Konuşmasının Retoriği: Ethos,</p>

<p>Logos, Pathos, Kairos</p>

<p>334</p>

<p>VI. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Esas Hakkında</p>

<p>Savunma</p>

<p>335</p>

<p>VII. Esas Hakkında Savunma İçin Kısa Bir Yapı Önerisi</p>

<p>336</p>

<p>Sonuç: Esas Hakkın Savunma, Savunmanın Son Çerçevesidir</p>

<p>337</p>

<p>Bölüm 32</p>

<p>Yazılı Savunma, Sözlü Savunma ve Karara Sızma Stratejileri</p>

<p>338</p>

<p>I. Yazılı Savunma ile Sözlü Savunma Neden Karşıt Değildir?</p>

<p>339</p>

<p>II. Yazılı Savunmanın Gücü: Sabitlemek, Yerleştirmek, Geri</p>

<p>Dönülebilir Kılmak</p>

<p>340</p>

<p>III. Sözlü Savunmanın Gücü: Etki, Ritim, Yön Verme</p>

<p>341</p>

<p>IV. Karara Sızma Ne Demektir?</p>

<p>342</p>

<p>V. Yazılı ve Sözlü Savunma Birlikte Nasıl Kullanılmalı?</p>

<p>343</p>

<p>VI. Hâkimi Dilekçeye Baktırma Teknikleri</p>

<p>344</p>

<p>VII. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Yazılı–Sözlü Denge</p>

<p>345</p>

<p>Sonuç: İyi Savunma Kararın Diline Girebilen Savunmadır</p>

<p>346</p>

<p>Bölüm 33</p>

<p>Müvekkil Yönetimi: Savunmanın Sessiz Ama Belirleyici Boyutu</p>

<p>347</p>

<p>I. Müvekkil Neden Savunmanın Kör Noktasıdır?</p>

<p>348</p>

<p>II. Müvekkilin Duygusunu Yönetmek: Korku, Öfke ve</p>

<p>Sabırsızlık</p>

<p>349</p>

<p>III. Yanlış Çıkışları Engellemek</p>

<p>350</p>

<p>IV. Müvekkile Hibrit Kopuş Derecesini Anlatmak</p>

<p>351</p>

<p>V. Müvekkilin Kişilik Tipi ve Savunma Stratejisi</p>

<p>352</p>

<p>VI. Müvekkil ile Güven İlişkisi</p>

<p>353</p>

<p>VII. Savunmanın Sessiz Boyutu Olarak Müvekkil Yönetimi</p>

<p>353</p>

<p>Sonuç: Müvekkil Yönetilemeyen Yerde Strateji Eksik Kalır</p>

<p>354</p>

<p>Bölüm 34</p>

<p>Savunma Avukatlığında Psikolojik Dayanıklılık,</p>

<p>İkincil Travma ve Mesleki Tükenme</p>

<p>355</p>

<p>I. Savunma pratiğinin psikolojik doğası</p>

<p>356</p>

<p>II. İkincil travma: Başkasının travmasını taşımak</p>

<p>356</p>

<p>III. Mesleki tükenme: Yorgunluk değil, aşınma</p>

<p>357</p>

<p>IV. Psikolojik dayanıklılık: Doğuştan özellik değil, inşa edilen</p>

<p>kapasite</p>

<p>358</p>

<p>V. Ekonomik kırılganlık ve psikolojik aşınma</p>

<p>359</p>

<p>VI. Koruyucu ve onarıcı stratejiler</p>

<p>359</p>

<p>VII. Savunmanın sürdürülebilirliği meselesi</p>

<p>360</p>

<p>Sonuç</p>

<p>360</p>

<p>Bölüm 35</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Müdafinin</p>

<p>Özdeşleşmesi ve Özdeşleştirilmesi</p>

<p>362</p>

<p>I. Kavramsal Ayrım: Özdeşleşme ve Özdeşleştirilme</p>

<p>363</p>

<p>II. Savunmada Empati, Yakınlık ve Mesafe Problemi</p>

<p>364</p>

<p>III. Müdafinin Dava ile İçsel Bağı</p>

<p>364</p>

<p>IV. Yargısal İktidarın Müdafiyi Özdeşleştirme Stratejileri</p>

<p>365</p>

<p>V. Medya, Kamuoyu ve Damgalama Etkisi</p>

<p>366</p>

<p>VI. Özdeşleşmenin İşlevsel ve Yıkıcı Biçimleri</p>

<p>366</p>

<p>VII. Hibrit Kopuş Savunmasında Mesafe Ayarı</p>

<p>367</p>

<p>VIII. Müdafinin Psikolojik Bütünlüğünü Koruma Yolları</p>

<p>367</p>

<p>Sonuç</p>

<p>368</p>

<p>Bölüm 36</p>

<p>Savunmanın İnsanî Boyutu: Ceza Savunmasında Arketipler,</p>

<p>Gölge Arketipler ve Mesleki Öz Farkındalık</p>

<p>369</p>

<p>I. Savunma Avukatı Neden Tek Bir Rol ile Anlaşılamaz?</p>

<p>370</p>

<p>II. Stratejist</p>

<p>371</p>

<p>III. Retorisyen</p>

<p>372</p>

<p>IV. Anlatı Mimarı</p>

<p>373</p>

<p>V. Psikolog</p>

<p>373</p>

<p>VI. Dramaturg</p>

<p>374</p>

<p>VII. Delil Mühendisi</p>

<p>375</p>

<p>VIII. Çapraz Sorgu Ustası</p>

<p>375</p>

<p>IX. Sistem Eleştirmeni</p>

<p>376</p>

<p>X. Gölge Arketipler</p>

<p>376</p>

<p>XI. Hibrit Savunmacı ve Mesleki Öz–Farkındalık</p>

<p>377</p>

<p>Sonuç</p>

<p>378</p>

<p>Bölüm 37</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunmasında Terapötik ve Anti–Terapötik</p>

<p>Yargılama</p>

<p>379</p>

<p>I. Yargılamanın İnsan Üzerindeki Etkisi</p>

<p>380</p>

<p>II. Terapötik Yargılama Nedir?</p>

<p>381</p>

<p>III. Anti–Terapötik Yargılama: Sürecin Sessiz Şiddeti</p>

<p>382</p>

<p>IV. Dinlenilme, Saygı ve Tarafsızlık Duygusu</p>

<p>383</p>

<p>V. Gerekçe ve Anlaşılabilirlik</p>

<p>384</p>

<p>VI. Hibrit Kopuş Savunmasının Terapötik İşlevi</p>

<p>384</p>

<p>VII. Savunmanın Görevi: Yıkıcı Süreçleri Görünür Kılmak</p>

<p>385</p>

<p>Sonuç</p>

<p>386</p>

<p>SEKİZİNCİ KISIM</p>

<p>ETİK, MEŞRUİYET VE SAVUNMANIN SINIRLARI</p>

<p>Bölüm 38</p>

<p>Müdafinin Suça Sürüklenme Riski</p>

<p>387</p>

<p>I. Savunmanın Tehlikeli Yakınlığı</p>

<p>388</p>

<p>II. Epistemik Yakınlık: Hakikat, Delil ve Kanaat Arasındaki Boşluk</p>

<p>389</p>

<p>III. Riskin Ontolojisi: Neden Bu Meslek Daha Kırılgan?</p>

<p>390</p>

<p>IV. Spektral Model: Gri Alanlar, Fonksiyonel Kayma, Aktif</p>

<p>Suça Katılım</p>

<p>391</p>

<p>V. Psikolojik Mekanizmalar: Rasyonalizasyon, Kademeli</p>

<p>Kayma, Ahlaki Ayrışma</p>

<p>392</p>

<p>VI. Türkiye’ye Özgü Yapısal Hızlandırıcılar</p>

<p>392</p>

<p>VII. Hibrit Kopuş Savunmasının Koruyucu İşlevi</p>

<p>393</p>

<p>VIII. Mesleki Sınırın Korunması</p>

<p>394</p>

<p>Sonuç</p>

<p>394</p>

<p>Bölüm 39</p>

<p>Etik Sınırlar ve Meşruiyet Problemi</p>

<p>396</p>

<p>I. Savunma Hakkı ile Savunmanın Sınırı Arasındaki Gerilim</p>

<p>397</p>

<p>II. Stratejik Sertlik Etik İhlal Değildir</p>

<p>398</p>

<p>III. Kopuşun Meşruiyet Eşikleri: Zorunluluk, Orantılılık,</p>

<p>Etkisizlik</p>

<p>399</p>

<p>1. Zorunluluk</p>

<p>399</p>

<p>2. Orantılılık</p>

<p>399</p>

<p>3. Savunmanın Etkisizleşmesi</p>

<p>400</p>

<p>IV. Meslek Kuralları ve Hibrit Kopuş Savunması</p>

<p>400</p>

<p>V. Savunmanın Kendi Kendini Denetleme Yükümlülüğü</p>

<p>401</p>

<p>VI. Etik Sınır Olarak Hakikat, Etik Sınır Olarak Ölçü</p>

<p>402</p>

<p>Sonuç: Meşru Kopuş, Disiplinli Kopuştur</p>

<p>402</p>

<p>Bölüm 40</p>

<p>Redd–i Hâkim, Duruşmayı Terk ve Savunmanın</p>

<p>Son Çare Müdahaleleri</p>

<p>403</p>

<p>I. Son Çare Müdahalesi Ne Demektir?</p>

<p>404</p>

<p>II. Redd–i Hâkim: Tarafsızlık Krizinin Usulî İfadesi</p>

<p>405</p>

<p>III. Redd–i Hâkim Ne Zaman Gerçekten Gündeme Gelir?</p>

<p>406</p>

<p>IV. Duruşmayı Terk: Son Derece İstisnaî ve Etik Ağırlığı Yüksek</p>

<p>Müdahale</p>

<p>407</p>

<p>V. Terk ile Çıkarılma Arasındaki Fark</p>

<p>408</p>

<p>VI. Son Çare Müdahalelerinde Tutanak ve Kayıt Stratejisi</p>

<p>409</p>

<p>VII. Son Çare Müdahalelerinde Üslup: Öfke Değil, Yüksek Disiplin</p>

<p>409</p>

<p>Sonuç: Son Çare Müdahalesi, Savunmanın En Ağır</p>

<p>Sorumluluğudur</p>

<p>410</p>

<p>Bölüm 41</p>

<p>Avukatlık Ücreti ve Savunmanın Ekonomik Boyutu</p>

<p>411</p>

<p>I. Savunmanın Ekonomik Boyutu Neden Teorik Bir</p>

<p>Konudur?</p>

<p>412</p>

<p>II. Avukatlık Ücreti ve Savunmanın Bağımsızlığı</p>

<p>413</p>

<p>III. Her Ceza Dosyası Aynı Emek Değerine Sahip Değildir</p>

<p>414</p>

<p>IV. Ücretin Görünmeyen Karşılığı: Hazırlık, Bekleme,</p>

<p>Duygusal Yük</p>

<p>415</p>

<p>V. Düşük Ücret, Standartlaştırılmış Savunma Riskini Doğurur</p>

<p>415</p>

<p>VI. Ücret ve Müvekkille Sınır Koyma Meselesi</p>

<p>416</p>

<p>VII. Hibrit Kopuş Savunması ve Ücretin Etik Boyutu</p>

<p>417</p>

<p>Sonuç: Savunmanın Ekonomik Zemini, Savunmanın Kalitesini</p>

<p>Belirler</p>

<p>418</p>

<p>Bölüm 42</p>

<p>Sonuç: Savunmanın Ontolojisinden Hibrit Kopuşa</p>

<p>Türk Savunma Ekolü</p>

<p>419</p>

<p>I. Savunmanın Ontolojik Yalnızlığından Başlayan Yol</p>

<p>420</p>

<p>II. Türk Ceza Yargılamasının Gerçekliği ve Savunmanın</p>

<p>Yeniden Tanımı</p>

<p>421</p>

<p>III. Hibrit Kopuş Savunması Neyi Değiştirdi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>422</p>

<p>IV. Türk Savunma Ekolü Ne Demektir?</p>

<p>422</p>

<p>V. Savunmanın Geleceği: Daha Çok Norm mu, Daha Çok</p>

<p>Zeka mı?</p>

<p>424</p>

<p>VI. Son Söz: Savunma, Yargının Vicdanı Olarak Kalacak mı?</p>

<p>424</p>

<p>Sonuç: Türk Savunma Ekolü Bir Sonuç Değil, Bir Çağrıdır</p>

<p>425</p>

<p>SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA</p>

<p>427</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KİTAPLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-durusmasinda-sozlu-savunma-sanati-kayhan</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-137.jpg" type="image/jpeg" length="35808"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/212 E., 2026/4 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025212-e-20264-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025212-e-20264-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/212 E., 2026/4 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/212 E., 2026/4 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
TARİHİ (Ek Karar) : 03.03.2021<br />
SAYISI : 2418-2595</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Hakaret suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1-2. maddesi delaletiyle 125/3-a, 125/4, 62, 51/3 ve 53.maddeleri uyarınca 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine ilişkin Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2019 tarihli ve 640-119 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 25.09.2019 tarih ve 2418-2595 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>24.10.2019 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286. maddesine eklenen üçüncü fıkra gereğince temyiz yolunun açılması ile hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 03.03.2021 tarih ve 2418-2595 sayı ile; "...24.10.2019 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı kanunla bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun hakkında başvuru tarihinin yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün olduğu, hükümlünün bu süre geçtikten sonra 05.11.2020 tarihinde dilekçe verdiği," gerekçesiyle temyiz talebinin süre yönünden reddine, bu ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.12.2024 tarih ve 207-17403 sayı ile; "...Sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kesin olmak üzere verilen 25.09.2019 tarihli ilamın sanığa tebliğ edilmediği, 06.10.2020 tarihinde sanık tarafından temyiz yoluna başvurulduğu, öğrenme üzerine yapılan temyizin süresinde olduğu," gerekçesiyle ek kararın kaldırılarak yapılan temyiz incelemesinde hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.03.2025 tarih ve 54325 sayı ile; "...24.10.2019 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı kanunla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hakkında başvuru tarihinin (31.maddenin f fıkrası gereğince) yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün olduğu, hükümlünün bu süre geçtikten sonra 05.11.2020 tarihinde dilekçe verdiği anlaşılmakla hükümlünün temyiz talebinin süre yönünden reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 03.03.2021 gün ve 2019/2418 Esas, 2019/2595 Karar sayılı ek kararının yerinde olduğu ve bu kararın onanması yerine temyizi süresinde sayarak bozma kararı verilmesinin yerinde olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4.Ceza Dairesince 25.03.2025 tarih ve 2085-5718 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın kendisine tebliğ edilmeyen kesin nitelikte olan ve fakat CMK’nın 286. maddesine 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle eklenen fıkra uyarınca temyize tabi hâle gelen gerekçeli kararı öğrenmesi üzerine yaptığı temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 04.09.2018 tarihli ve 9043-6569 sayılı iddianamesiyle; sanığın TCK'nın 125/1-2-3-a, 53/1.maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesince 19.02.2019 tarih ve 640-119 sayı ile sanığın mahkûmiyetine ve hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği, hükmün sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 25.09.2019 tarih ve 2418-2595 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği ve kararın sanığa tebliğ edilmediği, sanığın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı 06.10.2020 tarihli dilekçesine karşın Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesince 16.10.2020 tarih ve 640-119 sayılı ile; "...Daha önceden istinaf talebi değerlendirildiğinden, sanık ...’in 06.10.2020 tarihli istinaf talebinin CMK 296. maddesi gereğince reddine," karar verildiği, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 11.01.2021 tarih ve 138-15 sayı ile tevdi kararına müteakiben Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 03.03.2021 tarih ve 2418-2595 sayı ile; "...24.10.2019 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı kanunla bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun hakkında başvuru tarihinin yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün olduğu, hükümlünün bu süre geçtikten sonra 05.11.2020 tarihinde dilekçe verdiği anlaşılmakla hükümlünün temyiz talebinin süre yönünden reddine," dair ek karar verildiği ve hükmün sanık tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 12.03.2025 tarihli ve 448-116 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK'nın 272/1. maddesi) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış (CMK'nın 288/1 ve 294/2. maddeleri), hukuka aykırılık, aynı kanun maddesinin ikinci fıkrasında; "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır. Usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının varlığı; kararın/hükmün temyiz edilebilir olması (CMK madde 286), temyiz edenin buna hakkının bulunması (CMK madde 260-262), başvurunun süresi içinde yapılması (CMK madde 291) ve temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermesi (CMK madde 294) şartlarına bağlanmış, bu şartların herhangi birinin bulunmadığı/yerine getirilmediği hâllerde temyiz isteminin reddine karar verileceği emrolunmuştur.(CMK madde 298) Bu cümleden olarak; "Hükmü temyiz ediyorum.", "Resen dikkate alınacak nedenlerle temyiz ediyorum.", "Hükmün bozulmasını istiyorum.", "Hüküm usul ve kanuna aykırıdır." şeklindeki ifadelerden ibaret başvuruların, usulüne uygun bir sebep/gerekçe oluşturmadığı açıktır. Temyiz sebebi ise, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir (CMK'nın 294/2. maddesi). Yargıtay, resen temyiz ve tüm hukuka aykırılıkları resen tespiti yöntemlerinden vazgeçilen yeni sistemde, CMK'nın 289. maddesindeki hâller dışında yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar (CMK'nın 301. maddesi). Kural olarak Yargıtay ilk mahkemenin yerine geçerek olaya (maddi vakıaya) ilişkin sorunları çözemez (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 14.12.1992 tarihli ve 1-5 sayılı kararı).</p>

<p>Hukuk devleti olmanın sorumluluğu bağlamında verilen kararlar ile kurulan hükümlere karşı yasa yolları, şekli, süreleri ve sonuçlarının ilgililere açıkça bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi hâlinde, yasal sürelerin tebligat tarihinden itibaren değil ancak öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, öğrenme tarihi kesin olarak belirlenebilen hâller dışında taraf beyanının esas alınması gerekliliğinden hareketle, usulüne uygun sebep içeren dilekçe var ise bu kapsamda temyiz incelemesi yapılması, aksi hâlde ilgiliye yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yapılacak meşruhatlı tebligatla yedi günlük süre içinde yasal düzenlemeye uygun sebep bildirmemesi hâlinde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedileceği ihtar edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şu hâle göre, 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkrasının, esas itibarıyla temyizi kabil olmayan bazı hükümlerin/kararların temyizini mümkün kıldığı ve fakat temyiz mercii ve yöntemi ile ilgili olarak genel usul hükümlerinde bir istisnaya yer vermediği, başvuru süresi yönünden 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile CMK'ya eklenen geçici 5. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde, maddenin yayımlandığı tarihten itibaren on beş günlük başvuru süresinin öngörüldüğü görülmekte ise de; 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkra kapsamında tanınan temyiz ve tahliye imkânından faydalanmak için on beş gün içinde mahkemeye başvurmanın yeterli olduğuna dair bir algının oluşması üzerine ilgililerin başvuru/temyiz dilekçelerinde temyiz sebebi gösterme zorunlulukları bulunduğunu bilebilecek durumda olduklarını varsaymak dürüst yargılamanın gerekleriyle bağdaşmayacağından genel temyiz sürecinde uygulanagelen ihtar ve bilgilendirmenin bu hâl için de evleviyetle/ a priori sürdürülmesi gerekir.</p>

<p>Bu itibarla verildiği tarihte kesin olması nedeniyle hükümlere karşı temyiz mercii, süresi ve yöntemi ile ilgili olarak bilgilendirilemeyen ve fakat 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile CMK'ya eklenen geçici 5. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde öngörülen on beş günlük sürede ilgili mahkemeye başvuran sanıklara ve/veya müdafiilerine de temyiz isteminin kabul edilebilmesi için gerekli şartlardan olan süresi içerisinde temyiz nedenlerini bildirmesi gerektiğine ilişkin ihtaratı içeren mazbatanın tebliğ edilmesi gerektiğinin zorunlu olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 25.09.2019 tarih ve 2418-2595 sayı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği, kararın sanığa tebliğ edilmediği ve sanığın öğrenmesi üzerine kararı temyiz ettiği anlaşılan olayda;</p>

<p>Verildiği tarih itibarıyla kesin nitelikteki hükme ilişkin olarak başvurulacak kanun yolu, süresi veya şekline ilişkin bir ihtarında eklenerek CMK'nın hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 295/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren yedi günlük süre içerisinde temyiz sebeplerini bildirmesi gerektiği, aksi hâlde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedilebileceği ihtarı ile gerekçeli kararın usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edilmesi gerekirken tebliğ edilmediği ancak 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkrasının, esas itibarıyla temyizi kabil olmayan bu hükmün temyizini mümkün kıldığı ve bu kapsamda sanığın hükmü öğrenmesi üzerine yaptığı temyizin süresinde olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025212-e-20264-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="20376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yasa dışı bahis operasyonu: 3 banka yöneticisi, 8 polis ve 4 avukat gözaltında]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-operasyonu-3-banka-yoneticisi-8-polis-ve-4-avukat-gozaltinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-operasyonu-3-banka-yoneticisi-8-polis-ve-4-avukat-gozaltinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen, 'yasa dışı bahis', 'nitelikli dolandırıcılık', 'rüşvet' ve 'kara para aklama' suçlarına yönelik 21 ilde düzenlenen operasyonlarda; Rasim Ozan Kütahyalı'nın yanı sıra 3 banka yöneticisi, 8 polis memuru ve 4 avukatın gözaltına alındığı öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adana merkezli yürütülen 'yasa dışı bahis', 'nitelikli dolandırıcılık', 'rüşvet' ve 'kara para aklama' suçlarına ilişkin soruşturmada bu sabah 21 şehirde yüzlerce farklı adrese operasyon düzenlendi.</p>

<p>200 kişilik gözaltı listesinde televizyon yorumcusu Rasim Ozan Kütahyalı'nın yanı sıra 3 banka yöneticisi, 8 polis memuru ve 4 avukat olduğu öğrenildi.</p>

<p><strong>MİLYARLARCA LİRALIK MAL VARLIĞINA EL KONULDU</strong></p>

<p>Operasyon kapsamında 3 elektronik para ödeme kuruluşu, Adana’da 3 kuyumcu ve 1 döviz bürosuna kayyum atanırken, 221 taşınmaz, 120 araç ve 3 tekneye el konuldu.</p>

<p><strong>100 MİLYAR LİRALIK PARA TRAFİĞİ</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, şüpheliler arasında 100 milyar TL'yi aşan para trafiği tespit edildiğini belirterek, operasyona yönelik şu detayları paylaştı:</p>

<p>"Adana Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinesinde yürütülen kapsamlı soruşturma kapsamında; yasa dışı bahis, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kara para aklama suçlarına yönelik 21 ilimizde 200 şüpheli şahsa yönelik gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonla, milletimizin huzuruna ve ekonomimize kasteden çok katmanlı bir suç organizasyonuna ağır bir darbe indirilmiştir.</p>

<p>Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları, teknik ve fiziki takip çalışmaları ile elde edilen deliller neticesinde; yaklaşık 100 milyar TL ve 2 milyar dolar seviyesinde suç gelirinin finansal sistem içerisinde aklandığının tespit edilmesi, yürütülen mücadelenin boyutunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adalet, İçişleri ile Hazine ve Maliye Bakanlıklarımızın omuz omuza, büyük bir eş güdüm içinde sergilediği kararlı duruş; finansal suç örgütlerine ve yasa dışı bahis şebekelerine karşı asla taviz vermeyeceğimizin en net göstergesidir.</p>

<p>Bu sabırla ve büyük bir dikkatle yürütülen operasyon dolayısıyla Adana Cumhuriyet Başsavcılığımıza ve Adana İl Emniyet Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın alın terini ve geleceğini hedef alan her türlü suç yapısıyla mücadelemizi, aynı sarsılmaz iradeyle sürdüreceğiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahis-operasyonu-3-banka-yoneticisi-8-polis-ve-4-avukat-gozaltinda</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/gozalall.jpg" type="image/jpeg" length="41470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/187 esas - 2026/53 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025187-esas-202653-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025187-esas-202653-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2025/187 esas - 2026/53 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/187</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/53</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 14/5/2026-33253</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: </strong>1.<strong> </strong>Kırıkkale 1. Sulh Ceza Hâkimliği (E.2025/187)</p>

<p>2. Sandıklı Sulh Ceza Hâkimliği (E.2025/196)</p>

<p><strong>İTİRAZLARIN KONUSU:</strong> 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden,</p>

<p><strong>B.</strong> “<i>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan</i><i> ‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talepleridir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan verilmesi ve reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerinin kullanılması ile 5580 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı fiillerin tekrarı nedeniyle verilen idari para cezalarına karşı açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un 7. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) </i><i>Özel öğretim kurumunun;</i></p>

<p><i>a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması,</i></p>

<p><i>b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması,</i></p>

<p><i>c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması,</i></p>

<p><i>d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması,</i></p>

<p><i>e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması,</i></p>

<p><i>f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması,</i></p>

<p><i>g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi,</i></p>

<p><i>h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması,</i></p>

<p><i>hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. <strong><u>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır</u></strong> ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir, (h) bendindeki fiilin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. İdari para cezası, kurum açma iznini vermeye yetkili makam tarafından verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>A. E.2025/187 Sayılı Başvuru Yönünden</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. E.2025/196 Sayılı Başvuru Yönünden</strong></p>

<p>2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “<i>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan ‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden iptalini talep etmiştir.</p>

<p>5. Bakılmakta olan davanın konusu, fıkranın (d) bendi uyarınca yönetmelikte yer alan fiilin tekrarı nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebine ilişkindir. Dolayısıyla fıkranın (a), (b), (c), (e), (f) ve (g) bentlerinin davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>6. Bu itibarla itiraz konusu kuralda yer alan “<i>…</i><i>(a), (b), (c),…</i>”<i> </i>ve<i> </i>“<i>…(e), (f) ve (g)…</i>”<i> </i>ibarelerine yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>7. Öte yandan kuralın kalan kısmı bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olan (d) bendinin yanı sıra uygulanma imkânı olmayan diğer bentler yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “<i>Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünde yer alan;</p>

<p><strong>A.</strong><i> </i>“<i>…</i><i>(a), (b), (c),…</i>”<i> </i>ve<i> </i>“<i>…(e), (f) ve (g)…</i>”<i> </i>ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>B. </strong>Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. BİRLEŞTİRME KARARI</strong></p>

<p>9. 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>…(d),…</i>” ibaresinin “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/196 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2025/187 sayılı dava ile birleştirilmesine, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2025/187 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 10/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>10. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. 5580 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin </strong>“<strong><i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i></strong>”<strong> Bölümünün </strong>“<strong><i>Anılan Fıkranın (b) Bendi</i></strong>”<strong> Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda yaptırıma tabi fiillerin ne kadar süre içinde tekerrüre esas olacağına dair bir zaman diliminin öngörülmediği, bu durumun ilgililerin çalışma yaşamları boyunca sürekli yaptırım tehdidi altında kalmasına neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>13. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ila (h) bentlerinde özel öğretim kurumlarının idari yaptırıma konu fiilleri sayıldıktan sonra bentlerin de yer aldığı birinci cümlesinde ihlale konu her bir fiil için -ihlalin niteliğine göre- uygulanacak idari para cezaları belirlenmiştir. Anılan cümlede (a) ila (d) bentlerindeki ihlallerde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezasının uygulanacağı belirtilmiş, ikinci cümlede de söz konusu bentlerdeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanması öngörülmüştür. Söz konusu cümlenin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır….</i>” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden incelenmiştir. Buna göre fıkranın (b) bendi gereğince gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan verilmesi ile reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerinin kullanılmasına ilişkin aykırılığın ikinci kez tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanacaktır.</p>

<p>14. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz</i>.” denilerek <i>suçun kanuniliği</i> ilkesi; üçüncü fıkrasında da “<i>Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.</i>” ifadesine yer verilerek <i>cezanın kanuniliği</i> ilkesi getirilmiştir.</p>

<p>15. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15).</p>

<p>16. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan <i>suçta ve cezada kanunilik</i> ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır.</p>

<p>17. İdari yaptırıma konu gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan verilmesi ile reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerinin kullanılması şeklindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanmasını öngören kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir nitelikte olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca yaptırıma konu fiillerin ilk kez işlenmesi hâlinde uygulanacak idari para cezasının karşılığı olan tutarın açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın öngörülebilir olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>18. Öte yandan Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>19. Hukuk devletinde suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin düzenlemeler, devletin ceza siyasetinin de bir gereği olarak Anayasa'nın konuya ilişkin hükümleri başta olmak üzere suçların niteliği, işlenme biçimi, içerik ve yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi, cezaların caydırıcılığı, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak belirlenir. Kanun koyucu; cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sistemini tamamlayan müesseselerin nelerden ibaret olacağı hususlarında takdir yetkisine sahiptir (AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 25). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2019/74, K.2020/29, 12/6/2020, § 14).</p>

<p>20. Kanun’un 6. ve 11. maddelerinde özel öğretim kurumlarında verilecek eğitim öğretimin 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ifade edilen Türk millî eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yürütüleceği, bu kurumların Millî Eğitim Bakanlığının denetimi ve gözetimi altında olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda kanun koyucunun özel öğretim kurumlarının belli kurallar çerçevesinde faaliyette bulunmasını sağlamaya yönelik olarak kademeli bir cezalandırma öngörmek suretiyle etkili bir denetim sistemi kurmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan veren, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanan özel öğretim kurumlarının anılan fiilleri tekrar etmeleri hâlinde Kanun’da öngörülen idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanmasını öngören kuralın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>21. Bununla birlikte kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.</p>

<p>22. İdari yaptırıma konu fiilin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanmasını öngören kuralın, özel öğretim kurumlarının belli kurallar çerçevesinde faaliyette bulunmasını sağlamaya yönelik kademeli bir cezalandırma öngörmek suretiyle etkili bir denetim sistemi kurulmasına katkı sunacağı gözetildiğinde anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>23. Öte yandan kanun koyucu, idari yaptırıma konu fiillerin tekrarının daha ağır bir yaptırımla cezalandırılmasını öngörürken bu fiillerin hangi süre içinde gerçekleşmesi hâlinde tekerrüre esas alınacağına dair bir zaman sınırı belirlememiştir. Bu durum, aynı fiilin tekrarlanması durumunda belirli bir zaman dilimi olmaksızın daha ağır bir yaptırım uygulanmasını mümkün kılmakta ve kurumun faaliyet süresi boyunca sürekli ağırlaştırılmış ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.</p>

<p>24. Bu itibarla tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir süre öngörmeyen kuralın özel öğretim kurumlarına katlanamayacakları bir külfet yüklediği, ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan nedenlerle kural, “<i>ikinci fıkranın (b) bendi yönünden</i>”<i> </i>Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 35. maddesi yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>B. 5580 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “<i>…(d),….</i>” İbaresinin “<i>Anılan Fıkranın (d) Bendinde Yer Alan </i></strong><strong><i>‘…yönetmelik…’ İbaresi</i>”</strong><strong> </strong><strong>Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>26. Başvuru kararında özetle; 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “…<i>fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>.” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden iptali talebine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>27. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>28. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde (a) ila (d) bentlerindeki ihlallerde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezasının uygulanacağı belirtilmiş, ikinci cümlesinde de söz konusu bentlerdeki fiillerin tekrarında idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanması öngörülmüştür. İkinci cümlede yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>” yönünden incelenmiştir. Buna göre anılan Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırılığın ikinci kez tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanacaktır.</p>

<p>29. Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu konusu kural yönünden de geçerlidir.</p>

<p>30. Bu itibarla kural kapsamında tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir süre öngörülmemesinin meşru amaç bakımından orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>31. Açıklanan nedenlerle kural, “<i>ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan ‘…yönetmelik…’ ibaresi</i>”<strong> </strong>yönünden<i> </i>Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe ek gerekçeyle katılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>32. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>33. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının;</p>

<p>- İkinci cümlesinin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün “<i>anılan fıkranın (b) bendi</i>” yönünden,</p>

<p>- İkinci cümlesinde yer alan “<i>…</i><i>(d),…</i>” ibaresinin “<i>anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ </i><i>ibaresi</i>” yönünden,</p>

<p>iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>A.</strong> İkinci cümlesinin “<i>…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…</i>” bölümünün <i>“anılan fıkranın (b) bendi”</i> yönünden,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci cümlesinde yer alan <i>“…(d),…” </i>ibaresinin <i>“anılan fıkranın (d) bendinde yer alan </i><i>‘…yönetmelik…’ </i><i>ibaresi”</i> yönünden,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>EK GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinde yer alan “… (d), …” ibaresinin anılan fıkranın (d) bendinde yer alan “…yönetmelik…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin kanaatine ek gerekçe ile katılmaktayım.</p>

<p>2. Dava konusu kuraldaki “d” bendinde esasında suç ve cezaların kanuniliği bağlamında önemli bir anayasal sorun olduğu kanaatindeyim. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının bahse konu (d) bendindeki <i>“bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik… belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması”</i> kuralının “yönetmelik” ibaresi ile sınırlı olarak gerçekleştirilen denetiminde bu kuralın kabahatleri Kanun’la değil tamamen Kanun’a dayalı olarak çıkarılan yönetmelik hükümleri ile belirlemesi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatine ulaşmıştım (bkz.: AYM, E.2024/163, K.2025/41, 11/02/2025).</p>

<p>3. Bahse konu karardaki karşıoyumda belirttiğim gerekçelerle eldeki dosyada da dava konusu ikinci kuralın kanunilik yönüyle de Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatindeyim.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun çoğunluğu tarafından 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesi ile değiştirilen ikinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün 2. cümlesinin <i>“…fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır…”</i> bölümünün anılan fıkranın (b) bendi yönünden ve 2. cümlesinde yer alan <i>“..d..”</i> ibaresinin anılan fıkranın (d) bendinde yer alan <i>“Yönetmelik”</i> ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesi olarak, tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir sürenin öngörülmemesinin meşru amaç bakımından orantılı olmadığı, dava konusu düzenlemelerin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Öncelikle belirmek gerekir ki, genel bir düzenleme niteliğini haiz olan Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinde hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanunda, tekerrür konusunda özel bir hükme yer verilmemiş, yer ve zaman bakımından Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olmasına karşın tekerrür konusunda Türk Ceza Kanunu’na atıf yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan <i>“… çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir” </i>düzenlemesini Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine uygun bularak iptal talebini reddetmiştir (Anayasa Mahkemesi, 2023/140 E., 2024/81 K., 14/3/2024, R.G.Tarih-Sayı: 14/6/2024-32576).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 17/06/2025 tarihli ve 2023/13 E., 2025/135, (R.G Tarih ve Sayısı; 22/9/2025-33025) kararında, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik olduğu, bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gerekli olduğu, belirlilik ilkesinin, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, bu bakımdan kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olması gerektiği (AYM, E.2022/53, K.2022/91, 20/7/2022, § 12), hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç ve ceza politikasına bağlı bir konu olduğu (bkz. AYM, E.2012/19, K.2013/17, 17/1/2013), suç ve ceza yönünden sınırları belirtilen bu takdir alanının ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan infaz hukuku için de geçerli olduğu (AYM, 2020/53, 2021/55, 14/7/2021, §§ 186, 187), kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi anayasal denetimin kapsamı dışında kaldığını (AYM, 2017/170, 2018/77, 5/7/2018, § 12) belirtmiştir.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi (2023/140 E. ve 2024/81 K.) sayılı kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”</i> denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “<i>Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur</i>.” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirildiğini, Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerektiğini…, Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabi olduğunu, ancak yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerektiğini, (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19), şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun Anayasa’ya bağlı kalmak koşuluyla takdir yetkisi bulunduğunu, ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanıdığını, bu serbestî idareye keyfî olarak hareket edebilme yetkisi vermediğini (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 195-198), bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerektiğini belirtmiştir (§ 8-12).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (2023/140 E. ve 2024/81 K. sayılı), yukarıda yer verilen ilkeleri belirterek, idari nitelikte suç sayılan eylemler ve cezasının, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmediğini (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21), kuralda çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla idareye kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını genel ve düzenleyici işlemlerle belirleme yetkisi verildiğini, kuralda da belirtildiği üzere idare bu yetkisini ancak kanunda belirtilen çerçeve sınırları dahilinde kullanabileceğini, kabahatlerin niteliği gereği birbirinden çok farklı eylemlere konu olabildiğini, kanun koyucu da bu durumu gözeterek genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını belirleme yetkisini idareye bıraktığını, dolayısıyla kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşulları bakımından çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilmesini öngören kural suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlali etmediğini, açıklanan nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olmadığını belirtmiştir (§ 13-14).</p>

<p>Görüldüğü üzere, hangi fiilin kabahat sayılacağı ve idari yaptırıma tabi olacağı, yaptırımın türü, süresi ve miktarının Kanun ile düzenlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu hususlar tamamen idarenin takdir yetkisi içinde kalmaktadır. Dava konusu kurallarda tekerrür halinde fiil için öngörülen cezanın beş kat uygulanacağı belirtilmiş olup, kanun koyucu takdir hakkı çerçevesinde 5580 sayılı Kanun ile idari yaptırıma konu fiil ve ceza miktarını açıkça düzenlemiştir. Tekerrür için yasal bir süre öngörülmesi zorunlu olmayıp, bu husus suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal etmemektedir. Kabahatler açısından önemli olan husus ceza miktarının Kanun ile düzenlemesi olup, Anayasa’nın 2. ve 38. maddesi kanun koyucuya kabahatler açısından, tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir sürenin öngörülmesi yükümlülüğünü yüklememektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararlarında hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı konusunda kanun koyucunun takdir hakkı olduğu belirtilmiş olduğundan, herhangi bir süreye tabi olmaksızın fiilin tekrar işlenmesi halinde ceza miktarının artırılması suç ve ceza politikası anlamında kanun koyucunun takdirine kalmaktadır. Bu nedenlerle dava konusu kurallarda tekerrüre esas olan fiiller açısından süre öngörülmemesi Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025187-esas-202653-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="13241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/132 esas - 2026/51 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025132-esas-202651-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025132-esas-202651-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/2/2026 tarihli, 2025/132 esas - 2026/51 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/132</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/51</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 14/5/2026-33253</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇANLAR: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 132 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>27/3/2025 tarihli ve 7546 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin değiştirilen altıncı cümlesinde yer alan “<i>…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B. </strong>13. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 5. maddenin;</p>

<p><strong>1.</strong> Altıncı fıkrasının ikinci cümlesinin,</p>

<p><strong>2. </strong>Sekizinci fıkrasında yer alan “<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>”<i> </i>ibaresinin,<strong> </strong></p>

<p>Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 13., 17., 38., 48., 50., 56., 90., 104. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</p>

<p>Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p>1. 6. maddesiyle 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının altıncı cümlesi değiştirilen (g) bendi şöyledir:</p>

<p>“<i>g) (Ek:29/4/2021-7318/10 md.) Bu Kanuna göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiğinin anılan Kanunun 367 nci maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ile birlikte durum, Kuruma da iletilir ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler geçici olarak durdurulur ve bu süre içerisinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez. (Ek cümleler:27/12/2023-7491/48 md.) </i><i>Kurum tarafından geçici durdurma işleminin kaldırılıp kaldırılmayacağı bu fıkrada yer verilen suçlarla sınırlı olmak üzere Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelerden temin edilecek bilgilere göre altı ayda bir değerlendirilir. Ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi üzerine ya da mahkûmiyet dışında bir hüküm veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde kesinleşmesi beklenmeksizin Kuruma yargı merciince bildirilmesiyle veya sair suretlerle Kurumca ıttıla edilmesi durumunda geçici durdurma işlemi Kurum tarafından kaldırılır. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Bu bent kapsamında kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmez. (Değişik cümle:27/3/2025-7546/6 md.) Bu bent kapsamındaki suçlara ilişkin <strong><u>vergi incelemesi görevi bulunduğunun</u></strong> Kuruma bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi tedbiri Kurum tarafından uygulanır. (Ek cümleler:27/3/2025-7546/6 md.) Bu tedbirin kaldırılıp kaldırılamayacağı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir değerlendirilir. Ancak bu tedbirin süresi Kuruma yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemez.</i>”</p>

<p>2. 13. maddesiyle 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) eklenen ek 5. madde şöyledir:</p>

<p>“<i>Ek Madde 5- (Ek:27/3/2025-7546/13 md.)</i></p>

<p><i>Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamına giren personeline; Türkiye’deki sivil havalimanlarında gerçekleşen giden uçak trafiği sayısının memur aylık katsayısının %40’ı ile çarpımı sonucu bulunacak miktar, DHMİ performans primi olarak ödenir.</i></p>

<p><i>Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 sayılı cetvelinde yer alanlar ile maliyetlerinin tamamı Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı (EUROCONTROL) tarafından karşılanan DHMİ Genel Müdürlüğü personeline birinci fıkra kapsamında yapılan ödemelere ilaveten Türk hava sahasını, Türkiye’deki herhangi bir havalimanına iniş/kalkış yapmaksızın, transit kullanan sivil hava araçları sayısının memur aylık katsayısının %120’si ile çarpımı sonucu bulunacak miktar kadar prim ödemesi yapılır.</i></p>

<p><i>Aylık olarak gerçekleştirilecek prim ödemelerinde bir önceki yılın aynı ayında gerçekleşen uçak trafiği sayısı esas alınır.</i></p>

<p><i>Performans primi hesaplamasında baz alınan uçuş sayılarında birbirini takip eden yıllarda artış olması durumunda uçuş sayısı artış miktarına tekabül eden performans primi tutarı farkı, artış yılını takip eden ocak ayı içerisinde tek seferlik olarak personele ayrıca ödenir.</i></p>

<p><i>DHMİ Genel Müdürlüğüne ait kadro veya pozisyonlara atanmaksızın bu Genel Müdürlükte görevlendirilenler ile DHMİ Genel Müdürlüğü personelinden diğer kamu kurum ve kuruluşlarında (Cumhurbaşkanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, EUROCONTROL ve Ulaşım Emniyeti İnceleme Merkezi Başkanlığında geçici olarak görevlendirilenler hariç) görevlendirilenlere, görevlendirme süresince bu madde uyarınca ödeme yapılmaz.</i></p>

<p><i>Bu madde uyarınca yapılan ödemeler; personele fiilen hizmete katkı sağladığı sürece bulunduğu asli kadro veya pozisyonuna göre yapılır. <strong><u>Sağlık raporu, ücretli izin, görevden uzaklaştırılma, tutuklanma, gözaltına alınma gibi durumlara isabet eden günler için bu madde uyarınca ödeme yapılmaz.</u></strong></i></p>

<p><i>Birinci ve ikinci fıkralar kapsamında yapılan ödemeleri geçmemek üzere Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü personeline de bu madde kapsamında ödeme yapılır.</i></p>

<p><i>Bu madde kapsamında yapılan ödemeler, yürütülen görevin niteliği ile önem ve sorumluluk düzeyi, personelin ünvanı, hizmet yılı, birimi ile sivil havacılık faaliyetleri kapsamında denetime katılıp katılmadığı gibi kriterler dikkate alınmak suretiyle <strong><u>Cumhurbaşkanınca belirlenen</u></strong> usul ve esaslar çerçevesinde gelir ve damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödenir.</i>”</p>

<p>II. İLK İNCELEME</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p>III. ESASIN İNCELENMESİ</p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>A. Kanun’un 6. Maddesiyle 5015 Sayılı Kanun’un 20. Maddesinin İkinci Fıkrasının (g) Bendinin Değiştirilen Altıncı Cümlesinde Yer Alan “<i>…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…</i>” İbaresinin İncelenmesi</p>

<p>1. Anlam ve Kapsam</p>

<p>3. Enerji sektöründe önemli payı olan petrol faaliyetlerinin yasal çerçevesi 5015 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 1. maddesine göre Kanun’un amacı yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin edilen petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamaktır.</p>

<p>4. 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 4. maddesine göre anılan Kanun’da verilen görevleri yerine getirmek üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) kurulmuştur.</p>

<p>5. 5015 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında petrol ile ilgili olarak rafinaj, işleme, madeni yağ üretimi, depolama, iletim, serbest kullanıcı ve ihrakiye faaliyetlerinin yapılması, bu amaçla tesis kurulması ve/veya işletilmesi, akaryakıt dağıtımı, taşıması ve bayilik faaliyetlerinin yapılması için lisans alınmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>6. 4628 sayılı Kanun’un 5/B maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde petrol piyasa faaliyetleriyle ilgili denetleme, ön araştırma ve soruşturma işlemlerini yürütmek, yetkisi dâhilindeki ceza ve yaptırımları uygulamak EPDK’nın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Petrol piyasasını düzenleyen hükümlerin ihlal edilmesi durumunda 5015 sayılı Kanun’un 19. maddesinde idari para cezaları, 20. maddesinde ise idari yaptırımlar düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre EPDK’nın uygulama yetkisine sahip olduğu idari yaptırımlar; tedbirler, lisans iptalleri ve idari para cezalarından oluşmaktadır.</p>

<p>7. Maddenin ikinci fıkrasının (g) bendinin birinci cümlesinde bu Kanun’a göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile anılan maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiğinin söz konusu Kanun’un 367. maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesiyle birlikte durumun EPDK’ya da iletileceği, EPDK tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetlerin geçici olarak durdurulacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Anılan bendin altıncı cümlesinde ise bent kapsamındaki suçlara ilişkin olarak vergi incelemesi görevi bulunduğunun EPDK’ya bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi tedbirinin EPDK tarafından uygulanacağı öngörülmekte olup söz konusu cümlede yer alan “<i>…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>8. Bendin yedinci ve sekizinci cümlelerinde ise tedbirin kaldırılıp kaldırılamayacağının Vergi Denetim Kurulu (VDK) Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir değerlendirileceği ancak bu tedbirin süresinin EPDK’ya yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>9. Dava konusu kuralla anılan vergi kaçakçılığı suçlarının işlenip işlenmediğine yönelik olarak yapılan vergi incelemesi sürecine ilişkin bir tedbir öngörülmüştür. 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde değişiklik yapan 7546 sayılı Kanun’un 6. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere anılan bent kapsamında kalan suçlarla ilgili olarak vergi incelemesi görevi bulunduğunun VDK Başkanlığınca EPDK’ya bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmemesi tedbiri uygulanacaktır.</p>

<p>10. 213 sayılı Kanun’un 134. maddesinde vergi incelemesiyle ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılmasının ve sağlanmasının amaçlandığı, 137. maddesinde anılan Kanun’a veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişilerin vergi incelemesine tabi oldukları, 138. maddesinde ise incelemenin neticesi alınmamış hesap dönemi de dâhil olmak üzere tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar her zaman yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre vergi incelemesine tabi olanlar hakkında her zaman vergi incelemesinin başlatılması mümkündür.</p>

<p>11. Kanun’un 140. maddesinde vergi incelemesinde uyulacak esaslar düzenlenmiştir. Anılan maddenin altıncı fıkrasında maddede belirlenen esaslar çerçevesinde vergi incelemesine ilişkin işlemlerin elektronik ortamda yürütülmesi, yazı, bildirim ve tutanakların elektronik ortamda düzenlenmesi ile vergi incelemelerinde uyulacak diğer usul ve esasların, komisyonların oluşumu ile çalışma usul ve esasları ve Merkezî Rapor Değerlendirme Komisyonu tarafından doğrudan değerlendirmeye tabi tutulacak vergi inceleme raporlarının tutarlarının Hazine ve Maliye Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>12. 31/10/2011 tarihli ve 28101 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 6. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında vergi inceleme görevinin yazı ile verileceği, vergi incelemesinin, sadece inceleme görev yazısında belirtilen konu ve döneme ilişkin olarak yapılacağı, 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların inceleme görevi verilmesinden itibaren en geç on beş gün içinde incelemeye başlayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>2. İptal Talebinin Gerekçesi</p>

<p>13. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın önceki hâline göre tedbirin uygulanacağı tarihin kuralla geriye çekildiği, vergi görevlilerinin vergi kanunlarının yürürlükte bulunduğu her an için vergi incelemesi görevinin bulunduğu, kuralla idareye keyfî uygulamalara neden olabilecek sınırsız bir yetkinin tanındığı, bu yönüyle kuralın belirsiz olduğu, vergi incelemesinin başladığı tarihin tedbirin başlangıç tarihi olarak esas alınmasıyla öngörülebilirliğin sağlanacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</p>

<p>14. Anayasa’nın “<i>Çalışma ve sözleşme hürriyeti</i>” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</i>” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü <i>herkes</i> yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda ekonomik ve ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini, faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 8).</p>

<p>15. Dava konusu kural, petrol piyasası faaliyetlerinin icra edildiği tesis hakkında 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi kapsamındaki suçlara ilişkin olarak vergi incelemesi görevi bulunduğunun EPDK’ya bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesini öngörmek suretiyle teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirmektedir.</p>

<p>16. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>17. Bu itibarla teşebbüs özgürlüğünü sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.</p>

<p>18. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>19. Kuralda lisans vermeme tedbirinin kapsam ve şartlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını sağladığı anlaşılmıştır.</p>

<p>20. Anayasa’nın 48. maddesinde teşebbüs özgürlüğü mutlak bir hak olarak düzenlenmemiş olup anılan maddenin ikinci fıkrasında “<i>Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.</i>” hükmüne yer verilmek suretiyle <i>millî ekonominin gerekleri</i> ve <i>sosyal amaçlar</i>la bu özgürlüğe sınırlamalar getirilmesine imkân sağlanmıştır. Nitekim anılan maddenin gerekçesinde de “<i>Devlet, kamu yararı olan hallerde ve millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla özel teşebbüs özgürlüğüne sınırlamalar getirebilir.</i>” denilerek <i>millî ekonominin gerekleri</i> ve <i>sosyal amaçlar</i>ın özel teşebbüs özgürlüğü yönünden birer sınırlama sebebi olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 14).</p>

<p>21. Kuralla, vergi suçlarıyla ilgili incelemenin bir an önce başlatılarak buna ilişkin bilgi ve belgelerin sağlıklı bir şekilde elde edilmesi suretiyle etkili bir denetleme yapılması, böylelikle vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesinin ise Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen <i>sosyal amaçlar</i> kapsamında değerlendirilebileceği açıktır (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 15). Bu itibarla kuralla teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamanın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak sınırlamanın meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ölçülü olması da gerekir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi ise <i>elverişlilik</i>, <i>gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik </i>öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik </i>ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>23. Kural kapsamında petrol piyasasında faaliyet gösteren tesis hakkında bent kapsamında kalan suçlarla ilgili olarak inceleme görevi bulunduğunun EPDK’ya bildirilmesinden itibaren aynı tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesine yönelik tedbirin, vergi incelemesinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi suretiyle vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesi amacına ulaşılması bakımından elverişli olmadığı söylenemez.</p>

<p>24. Söz konusu tedbirin vergi incelemesi yapılan tesiste ekonomik faaliyetlerin belli bir süreyle durmasına neden olacağı gözetildiğinde ciddi bir kısıtlama getirdiği açıktır. Bununla beraber vergi incelemesine konu edilen kaçakçılık suçlarının niteliği ve bu konuyla ilgili olarak yapılacak incelemenin uzmanlık gerektiren teknik bir boyutu olduğu gözetildiğinde vergi kaybının ve suç işlenmesinin önlenmesi amacını daha hafif tedbirle gerçekleştirmenin mümkün olduğu söylenemez. Bu nedenle kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kuralda öngörülen tedbire başvurulmasının meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>25. Öte yandan kuralla ilgili anayasallık denetimde sınırlamanın orantılı olup olmadığı da ortaya konulmalıdır. Anayasa Mahkemesi 27/6/2024 tarihli ve E.2023/136, K.2024/127 sayılı kararında anılan Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin altıncı cümlesinin “<i>Bu bent kapsamındaki suçlara ilişkin vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez.</i>”<i> </i>şeklindeki önceki hâlini incelemiştir. Söz konusu kararda Kanun’da kuralla öngörülen tedbirin vergi incelemesi aşamasında gözden geçirilmesine imkân tanıyan bir düzenlemenin bulunmadığı, diğer bir ifadeyle vergi incelemesi aşamasında değişen şartlara göre anılan tedbirin devam etmesinin gerekli olup olmadığı yönünde yetkili makamlara bir değerlendirme yapma imkânı tanınmadığı gibi tedbire konu taraflara da tedbirin gözden geçirilmesi hususunda talepte bulunma hakkının sağlanmadığı belirtilerek hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, § 19).</p>

<p>26. Anılan iptal kararı sonrasında ihdas edilen kuralın devamındaki yedinci cümlede aynı tesiste başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesi tedbirinin kaldırılıp kaldırılamayacağı hususunun VDK Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir EPDK tarafından değerlendirilmesi öngörülmüştür. Ayrıca sekizinci cümlede vergi incelemesi daha uzun sürse bile tedbirin süresinin EPDK’ya yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemeyeceği düzenlenerek bu konuda bir üst sınır belirlenmiştir. Dolayısıyla kuralla vergi incelemesi aşamasında değişen şartlara göre anılan tedbirin devam etmesinin gerekli olup olmadığı yönünde yetkili makamlara değerlendirme yapma imkânı tanındığı gibi kuralda tedbirle ilgili olan kişilerin talebi üzerine EPDK’ca değerlendirme yapılmasına engel bir durumunda da bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Bu itibarla kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, kamu zararının önlenmesi yönündeki amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin ortadan kaldırılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralla teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>B. Kanun’un 13. Maddesiyle 399 Sayılı KHK’ya Eklenen Ek 5. Maddenin Altıncı Fıkrasının İkinci Cümlesinin ve Sekizinci Fıkrasında Yer Alan<i> </i>“<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>” İbaresinin İncelenmesi</p>

<p>1. Genel Açıklama</p>

<p>29. 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve bu KHK’ya dayanılarak 8/11/1984 tarihli ve 18569 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü Ana Statüsü hükümlerine göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile ilgili ve tüzel kişiliği haiz bir kamu iktisadi kuruluşu olan Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü, Türkiye Havalimanlarının işletilmesi ile Türkiye hava sahasındaki hava trafiğinin düzenlenmesi ve kontrolü görevini yerine getirmektedir.</p>

<p>30. Hava Seyrüseferinin Emniyeti için İşbirliğine Dair 13 Aralık 1960 Tarihli, Uluslararası Hava Seyrüseferinin Emniyeti İçin Avrupa Teşkilatı (EUROCONTROL) Sözleşmesini Değiştiren Protokole İlişkin Diplomatik Konferansın Nihaî Senedinin; EUROCONTROL Sözleşmesini Değiştiren Protokol ile Eklerine ve Yol Ücretlerine İlişkin Çok Taraflı Anlaşma’nın 30/11/1988 tarihli ve 3504 sayılı Kanun ile onaylanmasının uygun bulunmasının ardından ülkemiz Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatına (“EUROCONTROL” veya “Teşkilat”) 1/3/1989 tarihinde katılmıştır.</p>

<p>31. Yol Ücretlerine İlişkin Çok Taraflı Anlaşma kapsamında hava araçlarının üye ülkelerin hava sahalarını kullanımları nedeniyle tahakkuk ettirilen geçiş ücretlerinin söz konusu Anlaşma’nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (l) bendine göre taraf devletler adına Teşkilat tarafından tek elden tahsil edilmesi öngörülmüştür. Anlaşma’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca hava araçlarından alınacak ücretler belirlenirken taraf devletlerin hava seyrüsefer tesisleri ve hizmetleri ile sistemin işletimi için katlandıkları maliyetler de hesaba katılmaktadır. Avrupa Hava Seyrüsefer Güvenliği Teşkilatının hava seyrüsefer maliyetlerini ücretlendirme esaslarını belirleyen prensiplerine göre personel giderleri de bu maliyet hesabına dâhildir.</p>

<p>2. Anlam ve Kapsam</p>

<p>32. 399 sayılı KHK’nın ek 5. maddesinde DHMİ Genel Müdürlüğü personelinin fiilî çalışmasına dayalı olarak ödenen prim ve bunun şartları düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında DHMİ Genel Müdürlüğünün söz konusu KHK’nın 3. maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamına giren personeline Türkiye’deki sivil havalimanlarında gerçekleşen giden uçak trafiği sayısının memur aylık katsayısının %40’ı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın DHMİ performans primi olarak ödeneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>33. Anılan fıkra kapsamında prim ödenmesi öngörülen personelin DHMİ Genel Müdürlüğünün söz konusu bentlerde yer alan personel olduğu anlaşılmaktadır. Anılan maddenin (a) bendinde teşebbüslerde hizmetlerin memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürüleceği, (b) bendinde teşebbüsün asli ve sürekli görevlerinin genel idare esaslarına göre genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul ve daire başkanları, müessese, bölge, fabrika, işletme ve şube müdürleri, müfettiş ve müfettiş yardımcıları ile ekli (1) Sayılı Cetvel’de kadro ünvanları gösterilen diğer personel eliyle gördürüleceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin (c) bendinde de sözleşmeli personel düzenlenmiş olup Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarihli ve E.2018/122, K.2020/14 sayılı kararı ile 399 sayılı KHK’ya tabi olarak görev yapan sözleşmeli personelin Anayasa’nın 70. ve 128. maddeleri bağlamında diğer kamu görevlileri kapsamında yer aldığı kabul edilmiştir (AYM, E.2018/122, K.2020/14, 19/2/2020, § 40).</p>

<p>34. KHK’nın ek 5. maddesinin ikinci fıkrasında ise KHK’nın (1) Sayılı Cetveli’nde yer alanlar ile maliyetlerinin tamamı EUROCONTROL tarafından karşılanan DHMİ Genel Müdürlüğü personeline birinci fıkra kapsamında yapılan ödemelere ilaveten Türk hava sahasını, Türkiye’deki herhangi bir havalimanına iniş/kalkış yapmaksızın transit kullanan sivil hava araçları sayısının memur aylık katsayısının %120’si ile çarpımı sonucu bulunacak miktar kadar prim ödemesi yapılacağı belirtilmiştir. (1) Sayılı Cetvel’de yer alanların KHK’nın 3. maddesinin (b) bendi kapsamında teşebbüsün asli ve sürekli görevlerini genel idare esaslarına göre yerine getiren ve kadro ünvanları söz konusu cetvelde gösterilen personel olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>35. Üçüncü ve dördüncü fıkralarda prim ödemelerinin hesaplanmasına ilişkin ölçütlere yer verilmiştir. Buna göre aylık olarak gerçekleştirilecek prim ödemelerinde bir önceki yılın aynı ayında gerçekleşen uçak trafiği sayısı esas alınacak, performans primi hesaplamasında baz alınan uçuş sayılarında birbirini takip eden yıllarda artış olması durumunda uçuş sayısı artış miktarına tekabül eden performans primi tutarı farkı artış yılını takip eden ocak ayı içinde tek seferlik olarak personele ayrıca ödenecektir.</p>

<p>36. Altıncı fıkranın birinci cümlesinde, bu madde uyarınca yapılan ödemelerin personele fiilen hizmete katkı sağladığı sürece bulunduğu asli kadro veya pozisyonuna göre yapılacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise sağlık raporu, ücretli izin, görevden uzaklaştırılma, tutuklanma, gözaltına alınma gibi durumlara isabet eden günler için bu madde uyarınca ödeme yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>37. Yedinci fıkrada birinci ve ikinci fıkralar kapsamında yapılan ödemeleri geçmemek üzere Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) personeline de bu madde kapsamında ödeme yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>38. Sekizinci fıkrada ise madde kapsamında yapılan ödemelerin yürütülen görevin niteliği ile önem ve sorumluluk düzeyi, personelin ünvanı, hizmet yılı, birimi ile sivil havacılık faaliyetleri kapsamında denetime katılıp katılmadığı gibi ölçütler dikkate alınmak suretiyle Cumhurbaşkanınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gelir ve damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödeneceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>3. Altıncı Fıkranın İkinci Cümlesi</p>

<p>a. İptal Talebinin Gerekçesi</p>

<p>39. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla sağlık raporu ve ücretli izin kullanan personele ödeme yapılmamasının sağlıklı yaşam ve dinlenme haklarına ölçüsüz sınırlama getirdiği, görevden uzaklaştırılan, tutuklanan ve gözaltına alınan personele ödeme yapılmamasının ise masumiyet karinesini ihlal ettiği, bu durumun usulüne uygun yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla da bağdaşmadığı, Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin çerçevesinin çizilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 7., 13., 17., 38., 50., 56., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</p>

<p>40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesi yönünden de incelenmiştir</p>

<p>41. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.</p>

<p>42. Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel başvuruya ilişkin kararlarında kişilere ödenmesi öngörülen ücret, maaş, ek ödeme, yaşlılık aylığı, emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı gibi ödemeler mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir (norm denetimine konu karar için bkz. AYM, E.2019/50, K. 2019/96, 25/12/2019, § 13; E.2022/102, K.2023/154, 13/9/2023, § 12; bireysel başvuruya konu kararlar için bkz. <i>Ayten Yeğenoğlu</i> [1. B.], B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 32; <i>Naci Altınbulduk</i> [2. B.], B. No: 2017/38608, 11/12/2019, § 19; <i>Muzaffer Peker</i> [1. B.], B. No: 2016/7192, 7/11/2019, § 30).</p>

<p>43. Bu bağlamda DHMİ personeline yapılacak ek bir ödeme niteliğinde olan performans primlerinin sağlık raporu, ücretli izin, görevden uzaklaştırılma, tutuklanma, gözaltına alınma gibi durumlara isabet eden günler için yapılmamasını öngören dava konusu kuralın mülkiyet hakkına sınırlama getirdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>44. Anayasa’nın 13. maddesine göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde de mülkiyet hakkının kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>45. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde Anayasa’nın 128. maddesi de dikkate alınması gerekir. Anayasa’nın anılan maddesinin ikinci fıkrasında “<i>Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.</i>” denilmek suretiyle memurlar ve diğer kamu görevlileri özlük hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulmuştur.</p>

<p>46. Kamu iktisadi teşekkülü olan DHMİ Genel Müdürlüğünün 399 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamında istihdam edilen personeline çalışmaları karşılığında yapılan prim ödemelerinin mali haklar kapsamında olduğu şüphesizdir. Prim ödemelerinin hangi personele ne oranda ve ne tür ölçütler esas alınarak ödeneceği, bu kapsamda ödeme yapılmayacak hâllerin belirlenmesi anayasal güvencelere aykırı olmamak kaydıyla kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu konudaki takdir yetkisini kullanırken prim ödenmesi ile bunun istisnalarına yönelik temel esas ve ilkeleri kanunda açık ve net olarak ortaya koyması gerekmektedir. Bu konudaki belirliliğin sağlanması kanunilik şartının bir gereğidir.</p>

<p>47. Kuralda DHMİ personeline prim ödemesinin yapılmayacağı hâllerin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu, dolayısıyla kanunilik ölçütünü sağladığı anlaşılmaktadır</p>

<p>48. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilmektedir. Kamu yararı mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlanmasına imkân tanımakla bir sınırlama amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının söz konusu amaç dışında sınırlanamayacağını öngörmek suretiyle bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (AYM, E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 27; <i>Nusrat Külah</i> [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53; <i>Yunis Ağlar</i> [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, § 28).</p>

<p>49. Kuralın sadece fiilen çalışanlara performans primi ödenmesini öngörmek suretiyle çalışma barışı korunarak kamu hizmeti niteliğindeki havacılık faaliyetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesine katkı sunduğu açıktır. Dolayısıyla kuralın meşru amaç taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p>50. Kuralla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında fiilî olarak hizmete katkı sağlanmayan hâllerde prim ödenmesinin gerçekleşmeyeceğinin öngörülmesinin meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Ayrıca kanun koyucunun havacılık faaliyetlerinin sağlıklı yürütülmesi için alacağı tedbirleri belirlemede geniş bir takdir yetkisi olduğu gözetildiğinde kuralda öngörülen düzenlemeden daha hafif bir sınırlama aracının öngörülebileceği söylenemez. Dolayısıyla kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>51. Kuralın Anayasa’ya uygun olduğunun söylenebilmesi için mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın aynı zamanda orantılı olması gerekir. Orantılılık ilkesi gereği mülkiyet hakkına yönelik sınırlamada kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasındaki makul dengenin oluşturulması zorunludur. Başka bir ifadeyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın birey aleyhine katlanılması zor bir külfete neden olmaması gerekir.</p>

<p>52. Kuralda öngörülen performans prim ödemesi kesintisinin çalışmanın temel unsuru olan maaşa yönelik olmadığı, ek ödemeye yönelik olduğu açıktır. Kamu çalışanlarıyla ilgili teşviklerin ve primlerin kapsamını ve şartlarını belirlemede devletin geniş bir takdir yetkisi olduğu gözetildiğinde kuralda belirtilen hâllerde fiilen çalışılmayan süreyle sınırlı olmak üzere ek ödeme niteliğindeki prim ödemesinde kesinti öngörülmesinin söz konusu takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>53. Bu itibarla kuralda öngörülen performans primi ödemesinin fiilî çalışma şartına bağlı kılındığı ve kişilerin çalışmalarının asıl maddi karşılığı olan maaşlarını etkilemediği gözetildiğinde kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, bu yönüyle kuralın orantısız olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>54. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 7., 17., 38., 50., 56., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p>4. Sekizinci Fıkrada Yer Alan<i> </i>“<i>…Cumhurbaşkanınca belirlenen…</i>” İbaresi</p>

<p>a. İptal Talebinin Gerekçesi</p>

<p>55. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla prim ödemelerinin usul ve esasına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin Cumhurbaşkanına düzenleme yetkisi tanındığı, kanun koyucunun görev ve yetkisinde olan bir konuda Cumhurbaşkanına doğrudan düzenleme yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 104. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</p>

<p>56. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>57. Anayasa’nın 7. maddesinde “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez</i>.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “<i>demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum</i>” olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2022/101, K.2024/124, 27/6/2024, § 19).</p>

<p>58. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu işlemler bakımından ilke olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2024/193, K.2025/136, 17/6/2025, § 9; E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013).</p>

<p>59. Kanunla düzenleme ilkesi düzenlemenin öngörüleceği alanda temel ilkelerin kanunla belirlenmesini, çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Aynı zamanda kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması, kişilerin temel haklarını kullanabilmelerine elverişli nitelikte olması gerekir. Ancak bu koşullarda ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Başka bir ifadeyle belirli bir alanda yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kuralın kaynağının kanun hükmü olması anılan ilkenin bir gereğidir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; E.2013/96, K.2014/118, 3/7/2014; E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2015; E.2018/110, K. 2018/99, 17/10/2018, § 5). Dolayısıyla Anayasa’da açıkça kanunla düzenleme yapılması gereken hususlarda yürütmenin düzenleyici işlem yapma yetkisi ancak kanunların kurallaştırma yapmak suretiyle belirgin olarak çizdiği çerçeve içinde kullanılması kaydıyla bir anlam ifade edebilir (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 100).</p>

<p>60. DHMİ Genel Müdürlüğünün 399 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (b) ve (c) bentleri kapsamında istihdam edilen personelinin kamu görevlisi olması sebebiyle mali haklarının kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>61. Dava konusu kuralla, anılan KHK’nın ek 5. maddesi kapsamında SHGM personeline yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi de Cumhurbaşkanına verilmiştir.</p>

<p>62. 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (4) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 434. maddesinde SHGM’nin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı kamu tüzel kişiliği olduğu belirtilmiş; 437. maddesinde ise görev ve yetkileri düzenlenmiştir. SHGM’nin söz konusu maddede düzenlenen sivil havacılık faaliyetlerine yönelik görev ve yetkilerinin kamu hizmeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. SHGM’nin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde çalışan personelinin de Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında kamu görevlisi olduğu açıktır.</p>

<p>63. Bu itibarla anılan personele KHK’nın ek 5. maddesi kapsamında ödenecek performans prim ödemelerine ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin temel ilkeleri ve çerçevesinin kanunda öngörülmesi kanuni düzenleme ilkesinin bir gereğidir.</p>

<p>64. Anılan maddenin birinci ve ikinci fıkralarında DHMİ personeline yapılacak performans prim ödemesinin kapsamı, şartları ve üst sınır niteliğinde olan oranları belirlenmiş; üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise prim ödenmesinin hesaplanmasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. SHGM personeline ise<i> </i>birinci ve ikinci fıkralar kapsamında yapılan ödemeleri geçmemek üzere bu madde kapsamında ödeme yapılacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla maddede DHMİ ve SHGM personeline yapılacak prim ödemeleri bakımından bir üst sınırın öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>65. Ayrıca maddenin kuralın da yer aldığı sekizinci fıkrasında madde kapsamında yapılan ödemelerin usul ve esasını belirlemede Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin kullanımında yürütülen görevin niteliği ile önem ve sorumluluk düzeyi, personelin ünvanı, hizmet yılı, birimi ile sivil havacılık faaliyetleri kapsamında denetime katılıp katılmadığı gibi ölçütlere de yer verilmiştir. Dolayısıyla maddede prim miktarı bakımından üst sınırların ve yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde dikkate alınacak ölçütlerin düzenlendiği gözönünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanına tanınan yetki ile ilgili temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>66. Bu itibarla kural kapsamında prim ödemelerine ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde Cumhurbaşkanına yetki tanınmasının kanunla düzenlenme ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>67. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. ve 128. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 104. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</p>

<p>68. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>27/3/2025 tarihli ve 7546 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin değiştirilen altıncı cümlesinde yer alan <i>“…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…”</i> ibaresine,</p>

<p><strong>B.</strong> 13. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 5. maddenin;</p>

<p><strong>1.</strong> Altıncı fıkrasının ikinci cümlesine,</p>

<p><strong>2.</strong> Sekizinci fıkrasında yer alan <i>“…Cumhurbaşkanınca belirlenen…” </i>ibaresine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 26/2/2026 tarihli ve E.2025/132, K.2026/51 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p>V. HÜKÜM</p>

<p>27/3/2025 tarihli ve 7546 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin değiştirilen altıncı cümlesinde yer alan <i>“…vergi incelemesi görevi bulunduğunun…”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> 13. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 5. maddenin;</p>

<p><strong>1.</strong> Altıncı fıkrasının ikinci cümlesinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Sekizinci fıkrasında yer alan <i>“…Cumhurbaşkanınca belirlenen…” </i>ibaresinin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025132-esas-202651-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="41060"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26870"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50446"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31969"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="72504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="10733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="79540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="86199"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="49227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="16279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="63031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="52738"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="82633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="51129"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
