<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 19:52:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi’nin 2021/2064 E., 2025/83 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2025 tarihli, 2021/2064 E., 2025/83 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
14. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO: 2021/2064<br />
KARAR NO: 2025/83</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong></p>

<p><strong>İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p><strong>İNCELENEN KARARIN</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ: 29.06.2021<br />
NUMARASI: 2019/737 Esas - 2021/463 Karar</p>

<p>DAVA: Tazminat (Taşıma sözleşmesinden Kaynaklanan)<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin soğuk şoklama yaptığı kiraz emtiasının Shangay'a direkt uçuşla taşınması için 29.07.2018 tarihinde davalı ile anlaştığını, taşımanın Bişkek aktarmalı yapılması nedeniyle Shangay'a varış saatinde bir buçuk saatlik gecikme nedeniyle ürünün zayi olduğunu, emtianın direkt uçuş ile taşınmasına ilişkin talimatın dikkate alınmadığını, zararın ve uygunsuzlukların 01.08.2018 tarihinde davalıya bildirdiğini, kiraz ihraç edilen şirketlerin ödedikleri 12.000 USD'nin iadesini talep ettiklerini, müvekkili şirketin ürünlerin ihracı için 4.000 TL gümrük vergisi, depolama bedeli gibi giderler yaptığını, ürünün bir buçuk saatlik gecikme nedeniyle zayi olduğunu ileri sürerek, 12.000 USD ve 4000 TL zararın faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının ürünlerini aktarmalı taşındığına ilişkin iddiasının yerinde olmadığını, yükün başka bir uçağa aktarılmadığını, taşımanın direkt uçuşla yapılmadığına ilişkin beyanların yanıltıcı olduğunu, uçağın sadece Bişkek'e uğradığını, yükün burada başka bir uçağa alınmadığını ve taşımanın tek bir uçakla gerçekleştiğini, taşımada aktarma yapıldığını ve paletlerin kırıldığına ilişkin iddianın doğru olmadığını, fiili taşıyıcı ... ile yapılan görüşmede de aktarma yapılmadığının bildirildiğini, taşıma süresi taahhüt edilmediğini, davacının navlun borcunu ödemediğini ve müvekkilince takip başlatıldığını savunarak, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde yapılan taşımanın aktarmalı taşıma olmayıp direkt uçuş olduğu, hava yük senetlerinin de direkt taşımaya işaret ettiği, yükün araçtan indirilmeden bir duraklama yerinde durmasının direkt taşıma şartını ihlal etmediği, yüklerin başka bir araca aktarılmasının söz konusu olmadığı, davacı taraf her ne kadar ürünlerin geç teslim edildiğinden bahisle işbu davayı ikame etmiş ise de alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere taşıma senetlerinde yükün belli gün veya sürede taşınması, belli bir teslim tarihi gibi bir taahhütün bulunmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Uçuşa ilişkin kayıtların getirtilmesi talebinin iddia ve savunmanın genişletilmesi olarak değerlendirilmesine rağmen, oysa 21.01.2019 tarihli delil dilekçesinin 4. maddesinde uçuş kayıtlarının istendiğini, bununla uçuş sırasında taşımaya konu ürünlerin sıcaklık değerlerinin sabit tutulup tutulmadığı, uçuşa ait bilet satış sırasında vaat edilen kalkış ve varış saatlerine uyulup uyulmadığının belirleneceğini, ancak bu deliler toplanmadan karar verildiğini,</p>

<p>Hükme esas alınan raporda uyuşmazlık konusu dışında değerlendirmelerde bulunulması nedeniyle, raporun hükme esas alınamayacağını, davalı şirketin taşıma sözlemesine aykırı hareket edip etmediğinin ve meydana gelen zararın miktarının uyuşmazlık konusu olmasına rağmen bu hususların tespit edilmeden rapor düzenlendiğini, raporun sektörel zirai ve teknik inceleme ve değerlendirmeler başlıklı bölümünde yapılan incelemenin dosya kapsamı dışında olduğunu, tarafların iddia ve savunmasının dışına çıkılarak taşınma sıcaklığına ve şartlarına ilişkin değerlendirme yapıldığını, taşıma işleminde sözleşmeye aykırı şekilde aktarma veya bekleme olup olmadığının tespiti gerekirken, raporda bu hususun göz ardı edilerek, uyuşmazlık konusu bir kenara bırakılarak başkaca teknik konularda görüş bildirildiğini, uyuşmazlığı çözmekten uzak şekilde, ileri sürülmeyen iddia ve savunmalara dayanarak hazırlanan rapora dayanılarak karar verilemeyeceğini, Teknik olarak taşıma sıcaklığının belirtilmesine karşın belirtilen sıcaklık değerlerinin sabit tutulması ve sözleşmede belirtilen varış saatine uyulması halinde ürünlerin zayi olup olmayacağının tespit edilmediğini, şoklanmış olarak teslim edilen kirazların ne kadar süre bozulmadan kalacağı ve vaat edilen uçuş saati ile gerçek uçuş saati arasındaki farkın ürünlerdeki zaiyatı etkileyip etkilemediğinin incelenmediğini, sıcaklığın taşıma süresince sabit tutulup tutulmadığının değerlendirilmediğini, toplanması istenen ...'nin uçuş, varış, bekleme, uçak teknik özellikleri, soğuk zincirin nakliye süresince korunup korunmadığı ve sıcaklık değerinin ölçülüp kayıt altına alındığı elektronik datalar gibi hususlara dair bilgi ve belgeler dosya arasına alınmaksızın yapılan bilirkişi incelemesinin eksik ve hatalı olduğunu, bu delile, delil dilekçesinde dayanılmasına karşın mahkemece dilekçeler incelenmeksizin dilekçeler aşamasında bu yönde bir talep bulunmadığı gerekçesiyle delilin toplanmadan karar verildiğini, Emtianın taşınmasına dair şartların belirlendiği hava yük senedinde her ne kadar +2-+8 dereceleri arasında taşınması konusunda göndericinin kusuru olduğu ileri sürülmüşse de müvekkilinin buna ilişkin bir talimatı bulunmadığını, hava yük senedinde müvekkilinin kaşe veya imzası bulunmadığını, müvekkili şirketin davalılara +2-+8 dereceleri arasında taşıma yapılmasına dair talimat verdiğine ilişkin davalıların da bir savunması bulunmadığını, bu nedenle zayinin müvekkilinin talimatından kaynaklandığına ilişkin kabulün yerinde olmadığını, hava yük senedinin akdi taşıyıcı olan davalı tarafından düzenlendiğini, Başka bir yük senedinde de aynı ısı değerlerinin yer aldığını ve ürünlerin Pekin'e sağlam olarak teslim edilmesi karşısında, dava konusu ürünlerin bozulmasındaki esas nedenin sıcaklık değerleri olmayıp, bu sıcaklık değerinin aktarma süreci dahil korunmaması olduğunu, bu nedenle taşıma süresince emtianın kaç derecede taşındığına ilişkin bilgilerin getirtilerek değerlendirilmesi gerektiğini, başka bir seferle taşınan ürünlerin bozulmayıp, bu ürünlerin bozulmasının da taşıma sırasındaki sıcaklık değerinin uygun tutulmadığını gösterdiğini, Emtianın taşıma öncesi soğuk şoklama ve diğer standartlara uygun olarak hazırlandığı, kirazların varış yerine ulaştırılması için direk uçuş ayarlanmasının istendiğini, davalı yetkilisi ile yapılan WhatsApp görüşmelerinde de direkt uçuş konusunda uyarılar yapıldığını, aktarma bulunmadığının taahhüt edildiğini, ancak uçuşun direkt şekilde yapılmadığını, davalı ile fiili taşıyan arasında yapılan yazışmalarda da aktarmalı uçuş yapıldığının anlaşıldığını, aktarma olmasa dahi davalı veya ... tarafından özel bozulabilir kargo niteliğinde olan kirazların Bişkek'te beklenilen süreçte soğuk zincir kırılmadan, soğutma yapılarak (+2-+8 dahi olsa ) muhafaza edildiğine dair herhangi bir belge sunulmadığını, gecikme nedeniyle bir zarar oluşması halinde gecikmenin süresinin bir öneminin bulunmadığını, bilirkişilik hukukunun temel ilkelerine aykırı rapor düzenlendiğini, müvekkilinin ilk kez kiraz ihracatı yaptığının belirtilmesine karşın bu sonuca nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığını, müavekkilinin uzun yıllardır kiraz meyvesinin depolanması ve ticareti ile uğraştığını, sürekli ihracat yaptığını, bu nedenle 21.01.2019 tarihinde sunulan dilekçe ile bildirilen ...'nin uçuşa dair tüm belgelerinin istenilerek taşıma süresinin ve şartlarının belirlenerek karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava, taşıma sözleşmesinin ifası sırasında emtianın zayi olması nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemiyle açılmış bir maddi tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut olayda uluslararası hava yolu ile kargo taşıması işlemi gerçekleştirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 2011 yılında Montreal Konvansiyonu'na taraf olarak Konvansiyon'un 1/1. maddesi uyarınca uluslararası kargo taşımalarında konvansiyonun uygulama alanı bulacağını kabul etmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu 04.11.1999 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye 26.03.2011 tarihi itibariyle Konvansiyon'a taraf olduğundan uyuşmazlığın çözümünde Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Montreal Konvansiyonu'nın 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşımasını yapan davalı, hasarın hava yolu taşıması sırasında meydana gelmesi hâlinde sorumlu olacaktır.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu 22/3. maddesinde ise "Kargo taşımacılığında, kontrol edilmiş kargonun, taşıyıcının sorumluluğuna verildiği anda, gönderen kargonun ulaşacağı yerde teslimi ile ilgili özel bir fayda beyanında bulunmadığı ve durumun gerektirmesi halinde ilave bir ödeme yapmadığı müddetçe, taşıyıcın kargonun tahrip olması, kaybolması yada kargoya hasar gelmesi her kilogram için sorumluluğu 17 Özel Çekme Hakkı ile sınırlıdır." denilerek, taşıyıcının sorumluluğu ve sorumluluk sınırları düzenlenmiştir. Taşıyıcının Konvansiyon kapsamındaki sorumluluğu kural olarak sınırlı sorumluluktur.</p>

<p>Taşıma hukuku açısından zıya, taşıyıcının kendisine verilen eşyayı (bagaj ya da yükü) hak sahibine teslim etmek iktidarından yoksun bulunmasıdır.</p>

<p>Bu yoksunluk hukuki veya fiili bir sebepten kaynaklanabilir. Örneğin eşyanın yandığı, kaybolduğu, çalındığı, yetkili makamlarca alıkonulduğu, yanlışlıkla hak sahibinden başka bir kişiye teslim edilmiş olup da geri alınmasının mümkün olmadığı hallerde zıya mevcuttur (Hüseyin ÜLGEN, Hava Taşıma Sözleşmesi, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara 1987, s.179). Yani yerine ulaşmayan ve davalı tarafından varış yerine aktarılamayan malın tam zayi olduğu kabul edilmektedir. Eşyanın hasara uğraması ise eşyanın maddesel anlamda değerini azaltabilecek kötüleşme şeklinde tanımlamıştır ( ÜLGEN, a.g.e., s.181). Zıya hâlinde hasar ihbarına gerek bulunmamaktadır. Yargıtay uygulamasında yükün kaybolması durumuna ilişkin olarak ihbar şartının aranmayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 11 HD'nin 2019/3125 E- 2020/2079 K sayılı, 26.02.2020 tarihli ilamı).</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nın 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşımasını yapan davalı, hasarın hava yolu taşıması sırasında meydana gelmesi hâlinde sorumlu olacaktır. Yine Konvansiyon'un 31. maddesindeki düzenleme uyarınca, hasarın, teslimden itibaren 14 günlük sürede taşıyıcıya ihbarı gerekmektedir. Aksi halde gönderilene, taşınan emtianın eksiksiz ve hasarsız teslim edildiği karine olarak kabul edilir.</p>

<p>Bu düzenleme karşısında, ihbar sürelerine uyulmaması hâlinde, yalnızca taşıyıcı leyhine bir karine söz konusu olmayıp, taşıyıcının sorumluluğu da sona ermektedir (Hüseyin Ülgen, Havva Taşıma Sözleşmesi, İstanbul 1987, s. 211; Tuba Birinci Uzun, Uluslararası Hava Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu, 2012, s.134-135). Ancak taşıyıcının herhangi bir suretle hasarı öğrenmesi hâlinde ihbarın süresinde yapılmadığını ileri sürmesi TMK'nın 2. maddesi uyarınca iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağından bu durumda hasar nedeniyle ihbar şartı aranmamalıdır.</p>

<p>Dosyadaki belgelerden emtianın zayi olduğu ve hasarın ihbarına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, hasarın taşıma sırasında ve taşıyıcıdan kaynaklı bir nedenle meydana gelip gelmediğine ilişkindir. Konvansiyonun 18/2.maddesindeki düzenlemeye göre, "Bununla beraber, taşıyıcı, sadece aşağıdaki hallerden birinin veya birkaçının, yünü, tahrip, kayıp ve hasarına neden olduğunu ispat ederse, sorumlu olmayacaktır: Yükün tabiatından veya ayıbından, taşıyıcı veya onun adamları dışındaki bir şahıs tarafından yükün hatalı paketlenmesinden; bir savaş hali veya bir silahlı çatışma halinden; yükün giriş, çıkış ve transit geçişi ile ilgili kamu otoritesinin tamamlanmış bir fiilinden" kaynaklanan zararlardan taşımacı sorumlu tutulmayacaktır. Taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinde davacı tarafından, emtianın hangi süreler içerisinde taşınacağını ve niteliği gereği özel bir ısıda taşınması gereken emtianın, taşınma şartlarına ilişkin bir şart kararlaştırılmamıştır.</p>

<p>Başka bir anlatımla gönderenin, taşımaya konu emtia için özel bir fayda beyanında bulunduğu ve gerektiğinde ek ücret ödediği hâllerde, taşıyanın gerçek zarardan sorumlu olacaktır. Taraflar arasında belirtilen şekilde bir sözleşme bulunmadığından, taşımacının taşıma konusu emtianın taşınması konusunda basiretli bir taşımacının gösterdiği olağan özeni gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince çözümün teknik bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi kurulu oluşturulmuş ve rapor alınmıştır.</p>

<p>İstinaf başvurusunun aksine bilirkişi raporunun ikinci sayfasının b bendinde dava konusu ürünün hangi şartlar altında taşınması gerektiği teknik olarak incelenmiştir. Ancak emtianın taşınması gerektiği şartlarda taşınması için davacının bir talepte bulunmadığı da tespit edilmiştir. Dosyadaki taşıma senetlerine göre emtianın 2 ile 8 derece arasında taşınması için tarafların anlaştığı ancak dava konusu ürünün 0 ile +/-2 derece arasında taşınması gerektiği ve bu şarta uyulmaması ürününün bozulmasının başlıca sebebi olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda başkaca bir araştırmaya gerek bulunmadan, ürünün gönderenin talimatı nedeniyle hasara uğradığı kabul edilir. Her ne kadar hava yük senedinin taşımacı tarafından düzenlendiği ve davacının ısıya ilişkin bir talimatının bulunmadığı belirtilmiş ise de esasen gönderenin ısıya ilişkin farklı bir talebinin bulunmadığı, senetteki +2 +8 derecede taşımaya ilişkin belgenin davacıya verildiği ve bu nedenle gönderenin emtianın taşınma ısısı hakkında talimat sahibi veya en azından bilgi sahibi olduğu kabul edilmelidir. Yük senedindeki ısının başlı başına hasara neden olması karşısında, artık taşımaya ilişkin kayıtların getirtilerek emtianın hangi şartlarda taşındığının belirlenmesine gerek duyulmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde yazılı şekilde bir taşıma sözleşmesi öngörülmediği gibi, emtianın başka bir nakil vasıtasına aktarılmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki tespitlere göre emtiayı taşıyan uçağın doğrudan varış noktasına gitmeyerek bir buçuk saat Bişkek havaalanında beklemesinin emtianın hasarlanmasına bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının iddiasının aksine, emtiadaki bozulmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde, +2/8 derece arasında taşınmasından kaynaklandığı, hükme esas alınan rapora bu hususun denetime elverişli şekilde belirlendiği, hasar şeklinin kesin olarak belirlenmesine rağmen başkaca bir araştırma yapmanın yargılamaya katacağı herhangi bir olumlu katkı olmayacağı bu nedenle davacının 21.01.2019 tarihli delil listesinde talep ettiği sefer bilgilerini talep edilmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, taşımacının özel bir taşıma süresini taahhüt etmediği, bu nedenle uçağın aktarma havaalanında bir buçuk saat beklemesinin hasara bir etkisinin olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.01.2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="90761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3125 E., 2020/2079 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/02/2020 tarihli, 2019/3125 E., 2020/2079 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/3125 E., 2020/2079 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 02/04/2018 tarih ve 2015/341 E- 2018/325 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 11/04/2019 tarih ve 2018/1029 E- 2019/552 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilince Türkiye'den Karaçi/Pakistan'a yapılacak taşıma için davalı şirkete konişmento talimatı gönderdiğini, ancak davalının konişmentoyu düzenlerken davacının talimatına aykırı olarak varış yerini Dhaka/Bangladeş olarak belirttiğini, bunun sonucunda da ürünlerin yanlış adres olan Dhaka/Bangladeş'e sevk edildiğini, yapılan taşımanın konşimento talimatında belirtilen sevk adresi olan Karachi/Pakistan'a yapılamaması nedeniyle taşıma konusu ürünlerin zayi olduğunu , zararın tazmini amacıyla davalı şirkete gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek 118.095,925 TL maddi zararın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili; Montreal Konvansiyonu'nun 31/2. maddesinde öngörülen 21 günlük süre içinde taşıyıcıya ihbarda bulunulmadığını, hak düşürücü sürelerde ihbarda bulunulmamış ise davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zararlardan hiç bir şekilde sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında bir kısım tekstil ürünün Türkiye'den Pakistan'a taşınması için anlaşma olduğu, malın Pakistan/Karachi yerine Bangladeş/Dhaka'ya taşındığı, yükleme senedinin davalı yanca hazırlanarak açıkça alıcı adresinin Karachi olarak gösterilmesi karşısında artık davacı sorumluluğundan söz edilemeyeceği, airwaybill evrakında varış havalimanının Dhaka Bangladeş olarak gösterilmesinden davalının sorumlu olacağı, Monreal Konvansiyonun 18.maddesine göre yanlış yere gönderilen emtiadan taşıyanın kusurlu olduğu, yerine ulaşmayan ve davalı tarafından varış yerine aktarılmayan malın tam zayi kabul edileceği, tam zayi durumunda davanın iki yıllık hak düşürücü süreye tabi olacağı, taşıma masraflarının dava konusu ulaşmayan mal için yapıldığının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine, fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 22.040 SDR tutarının (hüküm tarihindeki karşılığı 126.672,69 liradan harçlandırılan 118.095,92 lirasının) dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi'nce; uyuşmazlığa 26.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren Montreal Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan sözleşmenin 31. maddesinde ihbar yükümlülüğünün eşyanın hasara uğraması haline özgü olarak düzenlendiğinden, taşıma konusu eşyanın ziyaı durumunda sorumluluğun doğumu için ihbar şartı aranmayacağı, davacının yükleme talimatını davalının e-maili üzerine gönderdiği, airwaybill/hava yük senedinde alıcı adresinin Karachi/Pakistan olmakla birlikte havalimanı varış yerinin Dhkaka olarak düzenlendiği, gümrük çıkış beyannamesinde de alıcı adresinin Karachi olarak belirtilip gümrük işlemlerinin yapıldığı, taraf personelleri arasında 15.10.2014 tarihinde başlayan Dhaka'ya yapılacak taşımaya ilişkin e-mail yazışmalarından sonra 17.10.2014 tarihinde davacı yanca davalıya gönderilen konşimento talimatında emtianın Dhaka/Bangladeş'e gönderileceğine dair talimat bulunmadığı, aksine alıcı firma adresi olarak Karaçi/ Pakistan'ın bildirildiği, taşıyıcının hava yolu taşımasını yanlış yere yapmasından ötürü sorumlu olduğu, Montreal Konvansiyonu'nun 22/3 ve 24/1. maddeleri gereğince, taşıyıcının sorumluluğunun taşınan malın brüt ağırlığının kilogramı başına 19 SDR ile çarpımından elde edilecek meblağ ile sınırlı olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 13.680 SDR nin hüküm tarihi olan 02.04.2018 tarihindeki TL karşılığı esas alınarak belirlenen 78.799,54 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.028,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="66845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/7522 E., 2018/2791 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/04/2018 tarihli, 2016/7522 E., 2018/2791 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2016/7522 E., 2018/2791 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/11/2014 gün ve 2014/361-2014/377 sayılı kararı bozan Daire’nin 08/02/2016 gün ve 2016/29-2016/1140 sayılı kararı aleyhinde davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkili şirketin silah ihracatçılığı yapmakta olduğunu, 31.08.2010 tarihinde...'da mukim olan dava dışı... Ltd. Şirketine 176 adet ateşli ve havalı olmak üzere çeşitli silah satımı gerçekleştirildiğini, emtiaların Kanada'daki alıcısı firmaya gönderimi ve nakliyesi için davalı ...Nak. ve Tic. A.Ş. ile anlaşıldığını, gönderilen konşimento talimatında emtianın, demonte av tüfeği ve ... Havalimanı'na uçak taşımasıyla gönderileceğinin bildirildiğini, davalının 1.184 EURO navlun ücreti faturası düzenlediğini ve faturada da emtianın varış yeri olarak ...'nun gösterildiğini, davalı tarafından ... Havalimanı'ndan ...'ya götürüleceği, müvekkilinin davalılara Ticari Silah İhracat Lisansı ile teslim edildiğine dair bilgilerin yer aldığı, kargoların Newyork'a gönderileceği, buradan karayolu ile Kanada'ya taşınacağının bildirilmediği, kargoların 31 Ağustos 2010 tarihinde çıkmış ve doğrudan varma yeri olan ...'ya götürülmesi yerine Amerika'ya sokulmaya çalışıldığını ve ...'ya götürülmek üzere tıra yüklendiğini, tırlar için gerekli izin alınmadığından Amerika Gümrük Makamları tarafından taşıyıcının silah taşıma ruhsatı olmaması nedeniyle emtiaların müsadere altına alındığını ileri sürerek, 27.130,00 ... Dolarının müsadere tarihinden itibaren işlemek kaydıyla devlet bankalarının USD cinsi dövize uyguladığı en yüksek mevduat faiziyle ve 1.184 EURO navlun ücretinin ödeme tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro cinsi dövize uyguladığı en yüksek mevduat faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacı vekili ve davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 08/02/2016 tarihli ilamında belirtilen gerekçelerle davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı ...Nakliyat ve Ticaret A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.</p>

<p>2-Dava, hava taşıması sırasında meydana gelen zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, Varşova Konvansiyonu 22. maddesi uyarınca, davalı taşıyıcı ...Nakliyat ve Ticaret A....nin sınırlı sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekili ve davalı ...Nakliyat ve Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce, Varşova Konvansiyonunun 22/5 maddesine göre, taşıyıcının kaybın muhtemelen oluşacağını bilerek dikkatsizce yaptığı bir fiil veya ihmal neticesinde oluşması halinde sınırlı sorumluluk uygulanmayacağı gerekçesiyle davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Ancak, somut olayda uygulanması gereken Varşova Konvansiyonu'na göre sınırsız sorumluluğun söz konusu olabilmesi için, zararın yolcu ve bagaj taşımasından doğmuş olması gerekir.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu, 4 sayılı Montreal Protokolü ile yapılan değişiklikten sonra yük taşımalarında 25. maddesindeki koşullarda dahi taşıyıcının sorumluluğunun sınırsız olması mümkün değildir.</p>

<p>Başka bir deyişle, yük taşımalarında, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kastıyla hareket veya ihmal sonucunda zarar doğmuş olsa bile taşıyıcının sorumluluğu sınırlı olup, somut olayda sorumluluk sınırını ortadan kaldıran bir anlaşmanın varlığının da ileri sürülmemiş olmasına göre, Varşova Konvansiyonu’nun 1975 tarihli 4 sayılı Montreal Protokolü ile değişik 22. maddesi uyarınca taşıyıcının sorumluluğunun kg başına 17 özel çekme hakkı ile sınırlı olması nedeniyle mahkemece sınırlı sorumluluk ilkesine göre zarar miktarının tespiti doğru olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerektiğinden, davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalı ...Nakliyat ve Tic. A....ye iadesine, peşin harcın onama harcından mahsubu ile bakiye 8,2 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 17/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="28146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI HAVAYOLU TAŞIMACILIĞINDA BAGAJ VEYA YÜK ZIYAI VE HASARI KAPSAMINDA TAŞIYICININ SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-havayolu-tasimaciliginda-bagaj-veya-yuk-ziyai-ve-hasari-kapsaminda-tasiyicinin-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-havayolu-tasimaciliginda-bagaj-veya-yuk-ziyai-ve-hasari-kapsaminda-tasiyicinin-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zaman faktörünün giderek önem kazanması ve ulaşım maliyetlerinin geçmişe kıyasla çok daha erişilebilir seviyelere inmesi, havayolu taşımacılığını modern çağın en çok tercih edilen seyahat yöntemi hâline getirmiştir. En temel ifadeyle yolcu veya eşyanın bir ücret karşılığında havayolu ile taşınmasını konu edinen bu taşıma sözleşmelerinin yoğunlaşması, doğabilecek hukuki ihtilaflara uygulanacak kuralların belirli bir sistematik dâhilinde yeknesaklaştırılmasını zorunlu kılmıştır. Taşıyıcının zıya veya hasar nedeniyle doğan akdi sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle somut olayın niteliğine göre taşıma sözleşmesine uygulanacak hukukun tespit edilmesi gerekmektedir. Bu noktada taşımanın, hareket ve varış yerleri dikkate alınarak "<i>iç taşıma</i>" veya "<i>uluslararası taşıma</i>" olarak nitelendirilmesi tayin edici bir role sahiptir.</p>

<p>Hareket ve varış yerinin aynı ülke sınırları içerisinde olduğu iç taşımalarda, uyuşmazlıklara öncelikle Türk Sivil Havacılık Kanunu (TSHK) hükümlerine müracaat edilecektir. TSHK'da hüküm bulunmayan hâllerde ise Kanun'un 106. maddesi yollamasıyla ülkemizin taraf olduğu uluslararası konvansiyonlara başvurulacak; buralarda da bir çözüm bulunamaması durumunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri devreye girecektir. Buna karşılık; hareket ve varış yerinin farklı ülkelerde bulunduğu yahut her ikisi de aynı ülkede olmakla birlikte başka bir egemen devlette duraklama noktasının kararlaştırıldığı uluslararası taşımalarda ise doğrudan Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler uygulama alanı bulacaktır. Bu bağlamda, uluslararası havayolu taşımacılığının hukuki altyapısını oluşturan temel metinler; ülkemizin 1977 yılında dâhil olduğu 1929 tarihli Varşova Konvansiyonu ile bu sözleşme sistemini günümüz şartlarına entegre etmek amacıyla hazırlanan ve ülkemizde 2011 yılında yürürlüğe giren ve Varşova Konvansiyonu’nun yerini alan 1999 tarihli Montreal Konvansiyonu'dur. Nitekim, mevcut uluslararası hava taşıma sisteminde taşıyıcının sorumluluğuna ilişkin hukuki çerçeve, Varşova ve Montreal Konvansiyonlarının birlikte uygulanmasıyla çizilmektedir. Bu noktada ifade etmek gerekir ki, uluslararası havayolu taşımacılığında bir uyuşmazlık ortaya çıktığında eğer karşı devlet Montreal Konvansiyonu’na taraf değil de yalnızca Varşova Konvansiyonu’na tarafsa bu durumda her iki ülke için de Varşova Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gündeme gelecektir.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu’nun iç hukukumuzda yürürlük kazanmasından evvelki dönemde, Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda (TSHK) somut uyuşmazlığa dair yasal bir düzenlemenin bulunmaması hâlinde; 1929 tarihli Varşova Sözleşmesi'nin, 1955 Lahey Protokolü ve 4 No.lu Montreal Protokolü ile tadil edilmiş versiyonunun doğrudan tatbik edileceği hususu hukuken tartışmasızdır. Bu itibarla, Anayasa mad.90/5 atfıyla, uluslararası taşımalarda ise doğrudan Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların uygulanması gerekecek, uyuşmazlığın uluslararası hava taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı nazara alınacak, davacının tazmin talebi, davalıların sorumluluğu, zamanaşımı ve tazminat hesabı gibi tüm uyuşmazlık konusu hususlarının Konvansiyon hükümleri dikkate alınarak çözümlenmesi gerekecektir. Günümüz hukuki ihtilaflarında uygulanacak uluslararası anlaşmanın tespiti, taşımanın hareket ve varış yeri devletlerinin ilgili sözleşmelere taraf olma statülerine göre belirlenmekte olup; somut olayın özelliklerine göre ya 4 No.lu Protokol ile değişik Varşova Konvansiyonu ya da 1999 tarihli Montreal Konvansiyonu hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.</p>

<p><strong>aa. Varşova Konvansiyonu ve Protokolleri</strong></p>

<p>1929’da yılında Varşova’da II.Uluslararası Hava Hususi Hukuku Konferansı’nda kabul edilen Varşova Konvansiyonu uluslararası hava taşımacılığına yönelik hazırlanan ilk düzenlemedir. Türkiye bu Konvansiyon’a 1977 yılında taraf olmuştur. Bu konvansiyon hükümleri ile havayolu ile yolcu, bagaj ve yük taşımaya yönelik konularla birlikte taşıma belgelerinin düzenlenmesi ve taşıyıcının taşıma sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğu konuları ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>1929 tarihli Varşova Konvansiyonu, sivil havacılık sektörünün hızla gelişmesiyle birlikte zaman içerisinde ortaya çıkan yeni hukuki gereksinimleri karşılamada yetersiz kalmıştır. Uluslararası hava taşıma hukukunda meydana gelen uyuşmazlıklara ilişkin yeknesaklığı yeniden tesis etmek ve mevcut eksiklikleri gidermek gayesiyle, 28 Eylül 1955 tarihinde ‘‘<i>12 Ekim 1929'da Varşova'da İmzalanan Havayolu ile Milletlerarası Taşımalara İlişkin Bazı Kuralların Birleştirilmesi Hakkındaki Anlaşmayı Tadil Eden Protokol (Lahey Protokolü)’’ </i> imza altına alınmıştır. Doktrinde ve uygulamada, bu protokolle birlikte tadil edilen hukuki metin "<i>Varşova-Lahey Konvansiyonu</i>" olarak anılmaktadır.</p>

<p>Bu Protokol ile uluslararası taşıma kavramı daha geniş ve açık bir şekilde tanımlanmış yolcu bileti ve bagaj senedi ile ilgili ifadeler daha sade ifade edilerek bu belgelerin bir ispat aracı olduğu hükmü getirilmiş, hava yük senedinde olması gereken kayıtlar daha da azaltılarak düzenlenmiş, taşıyıcının sorumluluğu ile ilgili düzenlemeler aynı kalmış eklenen 25/A maddesi ile taşıyıcının personeline de tıpkı taşıyıcı gibi sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkı verilmiştir. Ayrıca Varşova Konvansiyonu madde 22'de belirtilen yolcu taşımalarına ilişkin sorumluluk sınırı yükseltilmiş, madde 20/2'de yer alan taşıyıcıya tanınan kurtuluş kanıtı getirme imkanı iptal edilmiştir.</p>

<p>ICAO Hukuk Komitesi'nin öncülüğünde 1971 yılında akdedilen Guatemala City Protokolü'nün ardından, sistemdeki eksiklikleri gidermek ve mevcut rejimde karşılaşılan sorunları bertaraf etmek amacıyla kapsamlı bir revizyon sürecine girilmiştir. Yürütülen bu hukuki çalışmaların neticesinde hazırlanan düzenlemeler, 3-25 Eylül 1975 tarihleri arasında gerçekleştirilen Montreal Hava Hususi Hukuku Konferansı'na sunulmuş ve konferansın sonunda dört ayrı ek protokol taraf devletlerce imza altına alınarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu protokoller şunlardır: 1 No.lu Montreal Ek Protokolü ile 1929 Varşova Konvansiyonu, 2 No.lu Montreal Ek Protokolü ile Varşova/Lahey Konvansiyonu, 3 No.lu Montreal Ek Protokolü ile 1971 Guatemala City Protokolü ve Varşova/Lahey Konvansiyonu, 4 No.lu Montreal Ek Protokolü ile de Varşova/Lahey Konvansiyonu hükümlerinde esaslı maddi değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Yapılan bu köklü değişikliklerin en belirgin yansıması sorumluluk limitlerinin hesaplanma usulünde kendini göstermiştir. Zira Varşova/Lahey sistemi uyarınca taşıyıcının sorumluluk tavanını belirlemede ölçü alınan ve binde dokuz yüz saflıkta 65,5 miligram altına tekabül eden "Poincaré Frankı" terkedilmiş; bunun yerine Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından ihdas edilen "Özel Çekme Hakkı" (SDR - Special Drawing Right) kabul edilmiştir. Havayolu taşımacılığından doğan ihtilaflarda, tazminata esas teşkil eden bu yasal sınırın belirlenmesinde SDR değerinin mahkemenin hüküm tarihindeki ulusal para birimi karşılığı esas alınmaktadır. Ancak Uluslararası Para Fonu’na üye olmayan ve kendi iç hukukları gereği SDR kullanılmayan ülkelerde sorumluluk sınırının Poincaré Frankı’na göre belirlenmesi imkanı bulunmaktadır.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu hükümleri tahtında, konvansiyonun bir uyuşmazlıkta uygulama alanı bulabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmiş olması aranmaktadır:</p>

<p>· Taraflar arasında akdedilmiş geçerli bir taşıma sözleşmesinin mevcudiyeti,</p>

<p>· Taşıma sözleşmesindeki asli edimin mutlaka bir hava aracı ile icra edilmesi,</p>

<p>· Taşıma işleminin bir bedel mukabilinde veya (bir hava taşıma işletmesi tarafından yerine getirilmesi şartıyla) bedelsiz olarak gerçekleştirilmesi,</p>

<p>· Söz konusu taşıma faaliyetinin konvansiyonda tanımlanan "uluslararası" vasfa sahip olması,</p>

<p>· Taşıma işleminin eşyaya (kargoya) yönelik olması,</p>

<p>· Taşımanın hareket ve varış yeri devletlerinin her ikisinin de konvansiyona taraf devlet statüsünde bulunması.</p>

<p><strong>aaa. Bagaj veya Yükün Zıyaı veya Hasarı Halinde Havayolu Taşıyıcısının Sorumluluğu</strong></p>

<p>Hava yolu taşımacılığı sırasında bagaj ve yüke gelebilecek zararlar bakımından taşıyıcının sorumluluk esasları, Varşova-Lahey Konvansiyonu'nun 18. maddesinde düzenlenmiştir. Özellikle Varşova/Lahey Konvansiyonu m.18’de yer alan ‘‘… tescil ettirilmiş bagaj veya yükün…’’ düzenlemeye göre taşıyanın sorumluluğu sadece kayıtlı eşyalar bakımından değerlendirilmektedir. Bu hükümler dikkate alındığında öncelikle bagaj ve eşyanın (yükün) taşıyıcıya tescil ettirilmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla herhangi bir kaydı bulunmayan eşya veya yük konusunda Varşova/Lahey Konvansiyonu hükümlerinde belirtilen taşıyanın sorumluluğu söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte, Varşova/Lahey Konvansiyonunda yalnızca kayıtlı yük ve bagaj bakımından taşıyıcının sorumluluğu kabul edilirken 1971 tarihli Guatemala Protokolü m. 17/f. 2’de kayıtlı olmayan yük ve bagaj bakımından da taşıyıcının sorumluluğunu kabul etmiştir.</p>

<p>Taşıyıcının sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle ortada gerçekleşmiş bir zarar bulunmalıdır. Zararın meydana gelmesinde taşıyıcının kusuru aranıp aranmayacağı doktrinde tartışmalı olsa da; genel görüş, bu sorumluluğun özen borcuna dayanan ağırlaştırılmış bir kusur sorumluluğu olduğu yönündedir. Esasen doktrindeki farklı görüşlerin tümü, sorumluluğun temelini taşıyıcının bakım ve gözetim borcuna dayandırmaktadır. Sonuç itibarıyla, taşıyıcının bagaj veya yük zararlarından sorumlu tutulabilmesinin ilk şartı, sözleşmeden doğan bu bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlal edilmesidir.</p>

<p>Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan temel yükümlülüklerden biri, taşıyıcının taşıma edimini gereği gibi yerine getirmesidir. Taşıyıcının bu bakım ve gözetim yükümlülüğü, Varşova-Lahey Konvansiyonu'nun 20. maddesinde yer alan <i>"...zararı önlemek için gerekli olan bütün önlemleri almış oldukları..."</i> şeklindeki düzenlemeyle de açıkça vurgulanmaktadır. Bu düzenleme çerçevesinde havayolu taşıyıcısı ve personellerinin bagaj veya eşya taşınmasında gerekli özeni göstermeleri beklenmektedir.</p>

<p>Taşıyıcının bagaja ilişkin bakım ve gözetim borcu, bagajın taşınmak üzere teslim alınmasıyla birlikte başlar. Teslim alma işleminin taşıyıcının kendisi veya yetkili temsilcisi tarafından gerçekleştirilmesi mümkündür. Bagajın fiilen hava aracına yüklenmesinin daha sonraki bir aşamada gerçekleşmesi, bakım ve gözetim yükümlülüğünün başlangıcını etkilemez; zira bu yükümlülük teslim alma anında doğmaktadır.</p>

<p>Söz konusu yükümlülük, bagajın varış noktasında yolcuya veya onun adına hareket eden yetkili kişiye teslim edilmesiyle sona erer. Bununla birlikte, taraflar arasında yapılan taşıma sözleşmesinde bagajın belirli bir süre muhafaza edilmesinin kararlaştırılması hâlinde, teslim işlemi henüz gerçekleşmemiş olacağından taşıyıcının bakım ve gözetim sorumluluğu da teslim anına kadar devam eder.</p>

<p>Ülkeler arası havayolu taşımacılığında taşınan bagaj veya yükler ile ilgili gümrük usullerinin dikkate alınması gerekmektedir. Gümrük idaresi tarafından bagaj veya yükün teslimine izin verilmesi ya da eksik olan prosedürlerin yerine getirilmesi amacıyla depolanması söz konusu olabilmektedir. Böylesi bir durumda bagaj veya yükün gümrük idaresine teslim edilmesi yükün alıcıya teslim edilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>Taşıyıcının yük ve bagaj taşımalarından doğan sorumluluğuna gidilebilmesi için, zararın bakım ve gözetim borcuna aykırılık neticesinde gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlgili düzenlemeler çerçevesinde, söz konusu taşıma zararları bagaj veya eşyanın "zıyaı" yahut "hasara uğraması" olmak üzere iki temel şekilde ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bagajın veya yükün zıyaı; taşıyıcının kendisine teslim olunan eşyanın, fiili veya hukuki bir imkânsızlık nedeniyle hak sahibine teslim etmemesi veya edememesi halidir. Söz konusu fiilî ve hukuki durumlara; eşyanın çalınması, resmî makamlarca el konulması yahut hak sahibi olmayan üçüncü kişilere teslim edilmesi gibi hâller örnek gösterilebilir.</p>

<p>Eşyanın geçici olarak teslim edilememesi söz konusu olduğunda ziyadan bahsedilemez. Örneğin; gümrük kontrolünün uzun sürmesi nedeniyle eşyanın teslim edilememesi halinde el konulmadığı sürece eşyanın zayi olduğu söylenemez.</p>

<p>Hasar ise eşyanın niteliği ile ilgili bir kavram olup, taşınan eşyada meydana gelen ve onun değerinin düşmesine sebep olan her türlü maddi kötüleşmedir. Eşyanın sıvı temasına maruz kalması sonucunda muhteviyatındaki elektronik cihazların fonksiyonlarını belli ölçüde yitirmesi olağan bir kısmi hasar örneğidir. Bununla birlikte, fiziken kısmi hasar doğmuş gibi görünse de, eşyanın zarar görmeyen kısmının ekonomik (iktisadi) değerini tamamen kaybetmesi hâlinde hukuken artık "tam hasar" mevcudiyeti kabul edilir. Sözgelimi, özgün bir yağlı boya tablonun fiziken yalnızca belirli bir köşesi zedelenmiş olsa dahi, eser sanatsal ve ticari değerini bütünüyle yitireceğinden bu durum tam hasar kapsamında değerlendirilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Havayolu taşıyıcısının meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için hukuken aranan bir diğer zorunlu unsur, zarar verici fiil veya olay ile ortaya çıkan zarar arasında kurulacak illiyet bağıdır.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu hükümleri gereğince taşıyıcının sorumluluğu esas itibarıyla sınırlı sorumluluk esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk türü sadece belirli durumlara münhasır olup; yolcunun ölümü veya bedensel zarara uğraması, eşya ve bagajın hasar görmesi ile taşıma sırasındaki gecikmelerde geçerlidir. İfade edilen bu ihtimallerin dışında kalan uyuşmazlıklarda taşıyıcının sınırlı sorumluluk kuralından faydalanması hukuken mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim yolcu ya da gönderen tarafından başka bir değer beyan edilmediği ve gerektiğinde ek bir ödemede bulunulmadığı taktirde kayıtlı bagaj veya yükün zayi olması veya hasara maruz kalması halinde taşıyıcının sorumluluğu Varşova-Lahey Konvansiyonunu tadil eden 4 No’lu Montreal Protokolü hükümlerine göre kg başına 17 Özel Çekme Hakkı (SDR) olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Kayıtlı bagajın veya yükün bir kısmının yahut muhteviyatındaki herhangi bir eşyanın zıyaı veya hasarı hâlinde; taşıyıcının sınırlı sorumluluk tavanının hesaplanmasında, doğrudan zarara uğrayan o kısmın ağırlığı esas alınmaktadır.</p>

<p>Varşova-Lahey Konvansiyonu uyarınca taşıyıcının sorumluluğu kural olarak belirli limitlerle sınırlandırılmış olsa da, istisnai bazı hâllerde taşıyıcı bu sınırlama hakkından mahrum kalmaktadır. Sınırsız sorumluluk olarak adlandırılan bu durumlarda taşıyıcı, konvansiyonel üst limitlere dayanamaz ve meydana gelen gerçek zararın tamamını tazmin etmekle yükümlü olur.</p>

<p>1929 tarihli Varşova Konvansiyonu m.25 gereğince zararın yolcu ve bagaj taşımalarından doğması ve taşıyıcının veya onun yardımcı kişilerinin kastı ya da kasta eşdeğer nitelikteki ağır kusurlu davranışları sonucunda meydana gelmesi hâlinde, sınırlı sorumluluk ilkesinin uygulanmayacağı ve havayolu taşıyıcısının sınırsız sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Ne var ki, Varşova-Lahey Konvansiyonu'nun 25. ve 25/A maddeleri, 1975 tarihli 4 No.lu Montreal Protokolü ile yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; zararın taşıyıcı veya adamları tarafından kasten yahut tedbirsizce eylemlerle meydana getirilmesi hâlinde, 22. maddede öngörülen sınırlı sorumluluk ilkesinden faydalanma hakkının yitirilmesi yalnızca yolcu ve bagaj taşımaları için geçerlidir.</p>

<p><strong><i>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Tarih 11.02.2010, Esas 2008/7228, Karar 2010/1539 Sayılı kararı</a>nda;</i></strong></p>

<p>‘‘<i>Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal Protokolü ile değişik 25.maddesi hükmüne göre, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kasdıyla veya pervasızca hareketleri veya ihmal sonucu zarar meydana gelirse, 22.maddedeki sorumluluk sınırlaması uygulanmayacaktır. Davacı vekili, Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde görevli 5 personelin hırsızlık olayları nedeniyle gözaltına alındığı haberini içeren haber sayfalarını, kanıtlarını sunduğu dilekçe ekinde dosyaya ibraz etmiştir. Dava konusu olayda da, davalı ... şirketi tarafından gerçekleştirilen taşıma sonrasında davacıya ait bagajın kaybolduğu tartışmasız olup, mahkemece Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal protokolü ile değişik 25.maddesi gereğince davalının sorumluluk sınırlamasına dair 22.madde hükmünden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılması gerekirken, bu konuda bir değerlendirme yapılmadan, sınırlı sorumluluk hükümlerine göre maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.</i>’’demekle taşıyıcının veya adamlarının ağır kusur veya kastı halinde sınırsız olarak sorumlu tutulmaları gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Yük taşımalarında meydana gelen zıya ve hasar durumlarında ise, zarara sebep olan kusurun ağırlığına bakılmaksızın taşıyıcı ve personelinin her zaman sınırlı sorumluluktan yararlanacağı kurala bağlanmıştır. <strong>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Tarih 17.04.2018, Esas 2016/7522, Karar 2018/2791 Sayılı kararı</a>nda;</strong></p>

<p>‘‘<i>Ancak, somut olayda uygulanması gereken Varşova Konvansiyonu'na göre sınırsız sorumluluğun söz konusu olabilmesi için, zararın yolcu ve bagaj taşımasından doğmuş olması gerekir.Varşova Konvansiyonu, 4 sayılı Montreal Protokolü ile yapılan değişiklikten sonra yük taşımalarında 25. maddesindeki koşullarda dahi taşıyıcının sorumluluğunun sınırsız olması mümkün değildir.Başka bir deyişle, yük taşımalarında, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kastıyla hareket veya ihmal sonucunda zarar doğmuş olsa bile taşıyıcının sorumluluğu sınırlı olup, somut olayda sorumluluk sınırını ortadan kaldıran bir anlaşmanın varlığının da ileri sürülmemiş olmasına göre, Varşova Konvansiyonu’nun 1975 tarihli 4 sayılı Montreal</i> <i>Protokolü ile değişik 22. maddesi uyarınca taşıyıcının sorumluluğunun kg başına 17 özel çekme hakkı ile sınırlı olması nedeniyle mahkemece sınırlı sorumluluk ilkesine göre zarar miktarının tespiti doğru olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerektiğinden, davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, hükmün onanmasına karar verilmiştir.’’ </i>demekle hava yolu taşıyıcısının ya da adamlarının zarar verme kastı ya da ihmali sonucunda olsa dahi sorumluluğunun sınırlı olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu m. 26 uyarınca; bagaj veya yükte meydana gelen hasarlardan dolayı taşıyıcının sorumlu tutulabilmesi için, zararın teslim almaya yetkili şahıs tarafından taşıyıcıya usulüne uygun şekilde bildirilmesi (ihbar edilmesi) şarttır. Teslimat esnasında açıkça fark edilebilen hasarların gecikmeksizin taşıyıcıya bildirilmesi zorunludur. Ancak teslim anında olağan bir gözlemle anlaşılamayan ve sonradan ortaya çıkan gizli hasarlar söz konusu olduğunda ihbar süresi; bagaj taşımalarında 7 gün, yük (kargo) taşımalarında ise 14 gün olarak belirlenmiştir. Geçerlilik koşulu olan ve yazılı şekilde yapılması zorunlu olan hasar ihbarının, belirtilen hak düşürücü süreler zarfında yerine getirilmemesi kural olarak hava yolu taşıyıcısının sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu sürelerin aşılmasına rağmen taşıyıcıya karşı dava yoluna gidilebilmesinin istisnası, taşıyıcının bizzat hasarı gizlemek maksadıyla hileli bir davranış içine girmiş olmasıdır.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu metninde, bagaj veya yükün bütünüyle zıyaa uğraması ihtimalinde tesellüme (teslim almaya) yetkili kişi açısından öngörülmüş herhangi bir ihbar yükümlülüğü bulunmamaktadır. Doktrinde somut olaya göre değerlendirme yapılması gerektiği ve tam zıya söz konusu olduğunda Konvansiyon hükümlerinin uygulanma imkanının olmadığı görüşü hakimdir.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’n 28/2. maddesi, yargılama usulü hususunda münferit bir düzenleme getirmeyip <i>lex fori</i> prensibine işaret etmektedir. Söz konusu atıf gereğince Türk hukukunda taşıyıcının sorumluluğundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, her ne kadar Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmekte ise de, Yargıtay uygulamasına göre, hava yolu ile yolcu ve yük taşıma sözleşmelerinin bu kapsamda birer tüketici işlemi olduğu ve davacının "<i>tüketici</i>" sıfatını haiz olduğu durumlarda görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu vurgulanmaktadır.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu ve bu konvansiyonu tadil eden protokoller (Lahey ve Montreal Protokolleri/Konvansiyonu) uyarınca, havayoluyla yapılan uluslararası taşımalarda yükün ve bagajın zıyaı veya hasarı nedeniyle açılacak tazminat davaları belirli bir süreye tabi tutulmuştur. Varşova/Lahey Konvansiyonu'nun 29. maddesi uyarınca, tazminat davası açma süresi 2 yıl olarak belirlenmiştir.</p>

<p><strong>bb. 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu</strong></p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’nun karışıklıklarını ve eksikliklerini belirlemek ve sorunları çözmek amacıyla ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı) 1995 yılında ICAO Hukuk Bürosu bünyesinde bir çalışma grubu kurulmuştur. Bu grubun da katkılarıyla oluşturulan sözleşme tasarısı 10-28 Mayıs 1999 tarihleri arasında Montreal’deki diplomatik konferansta sunulmuştur. Bahse konu 28 Mayıs 1999 tarihli ‘‘<i>Havayoluyla Yapılan Uluslararası Taşımalar için Bazı Kuralların Birleştirilmesi Hakkındaki Sözleşme</i>’’ 52 ülke tarafından imzalanarak ülkelerin onayına sunulmuştur. Türkiye de 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu’na 26 Mart 2011 tarihinde taraf olmuştur.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nun yürürlüğe girmesi, Varşova Konvansiyonu'nu bütünüyle ortadan kaldırmamıştır. Taşımaya hangi konvansiyonun uygulanacağı, ilgili devletlerin taraf olma statüsüne göre belirlenmektedir. Eğer kalkış ve varış noktaları Montreal Konvansiyonu’nu onaylamış devletlerin sınırları içindeyse Montreal Konvansiyonu uygulanır; ancak ülkelerden biri Montreal Konvansiyonu’na taraf olmayıp yalnızca Varşova Konvansiyonu’na taraf ise söz konusu taşıma Varşova hükümlerine tabi olmaya devam eder.</p>

<p>Varşova-Lahey Konvansiyonu'nu çağın gereksinimlerine göre güncellemeyi hedefleyen Montreal Konvansiyonu, eski sistemin temel düzenlemelerini büyük ölçüde koruyarak kendi bünyesine entegre etmiştir. Bu kapsamda yolcu taşımacılığına dair hükümler 1971 Guatemala City Protokolü’nden, yük taşımacılığı ile ilgili hükümler 1975 4 Numaralı Montreal Protokolü’nden, yolcu taşımalarına dair sorumluluk hükümleri 1955 Tarihli IATA Geçici Anlaşması’nda yer alan iki dereceli sorumluluk sisteminden alınarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nu önceki metinlerden ayıran değişikliklerden biri, yolcunun vefat etmesi veya yaralanması halinde taşıyıcının tabi olduğu yasal sınırlara ilişkindir. Bu doğrultuda, ölüm ve cismani zararlar için öngörülen miktar yönünden sınırlı sorumluluk kuralı bütünüyle kaldırılmıştır. MK m. 21/1-2 bağlamında havayolu taşıyıcısı hem ulusal hem de uluslararası taşımalarda, yolcunun ölümü veya yaralanmasından kaynaklanan zararlardan sınırsız sorumludur.</p>

<p>Havayolu taşımacılığı esnasında bagaj ve yükün zıyaı ve hasarı hâlinde taşıyıcının hukuki sorumluluğu, Montreal Konvansiyonu m.17/2 ve m. 18 kapsamında düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p><strong>aaa. Bagaj veya Yükün Zıyaı veya Hasarı Halinde Havayolu Taşıyıcısının Sorumluluğu</strong></p>

<p>Montreal Konvansiyonu m.17/2 uyarınca havayolu taşıyıcısı, ‘‘<i>kontrol edilmiş bagajın</i>’’ bizzat uçak içerisinde veya kendi gözetimi altındayken zıyaa uğraması veya hasar görmesinden sorumlu tutulmaktadır. Öte yandan, Varşova Konvansiyonu’nda yer alan geleneksel "<i>tescil edilmiş bagaj</i>" terminolojisi terk edilerek yerine "<i>kontrol edilmiş bagaj</i>" ibaresi benimsenmiştir. Bu terminolojik değişikliğin, güncel teknolojik altyapıya ve modern havacılık pratiğine çok daha uygun düştüğü söylenebilir.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’nda olduğu gibi, 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu’nda da ilke olarak havayolu taşıyıcısının sınırlı sorumluluğu kabul edilmiştir. Montreal Konvansiyonu’na göre kontrol edilmiş bagajın ziya ve/veya hasardan doğan zarardan taşıyıcının sorumluluk sınırı güncel olarak kilo başına 1.519 SDR'dir. Montreal Konvansiyonu m.17/3 gereğince, kontrol edilmiş bagajın kaybolduğu, taşıyıcı tarafından kabul edilirse veya ulaşması gereken tarihten itibaren 21 gün içinde teslim edilmezse yolcu, bagajının zayi olduğu gerekçesiyle taşıma sözleşmesinden doğan haklarını kullanabilir.</p>

<p>Kontrol edilmiş bagajın ziyaa uğraması veya hasar görmesi ihtimalinde, taşıyıcının sorumluluktan kurtulma nedenleri açısından Montreal Konvansiyonu ile Varşova/Lahey Konvansiyonu arasında belirgin ayrılıklar mevcuttur. Varşova/Lahey Konvansiyonu sistematiğine göre bagajın zıyaı veya hasarı halinde taşıyıcının sorumluluktan kurtulabilmesi; mad.20 uyarınca kendisinin yahut personelinin zararı engellemek adına gerekli tüm önlemleri aldığını ya da bu önlemleri almasının fiilen imkânsız olduğunu ispatlamasına bağlanmıştır. Buna karşın Montreal Konvansiyonu, bagaj taşımalarına yönelik sorumsuzluk hâllerini yolcu ve yük taşımalarından tamamen bağımsız ve özgün bir şekilde kurgulamıştır. Montreal Konvansiyonu 17/2 uyarınca, taşıyıcı ancak meydana gelen zararın doğrudan doğruya bagajın kendi kusurundan, kalitesinden veya kötülüğünden kaynaklandığını ispatlayarak tazmin yükümlülüğünden kurtulabilmektedir.</p>

<p>Kontrol edilmemiş bagajlarda (el bagajı) meydana gelen zıya ve hasar durumlarında ise taşıyıcının sorumluluğu tamamen kusur esasına dayandırılmıştır. Montreal Konvansiyonu'nun ilgili hükmü Montreal Konvansiyonu m. 17/2- son cümle uyarınca; yolcunun kişisel eşyaları da dâhil olmak üzere kontrol edilmemiş bagajlarda ortaya çıkan zararlardan taşıyıcının sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu zararın bizzat taşıyıcının veya yardımcı şahıslarının (adamlarının) kusurundan kaynaklanması şarttır.</p>

<p>Yükün zıyaı ve hasarı halinde ise, Montreal Konvansiyonu'nun 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşıyıcısı, yükün imhası, kaybolması veya hasara uğraması durumunda meydana gelen zararlardan sorumludur. Bu sorumluluğun doğması için zarara yol açan olayın "<i>hava yoluyla taşıma esnasında</i>" meydana gelmiş olması şarttır.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu’na göre yükün zıyaı veya hasarı halinde ise doğan zarardan taşıyıcının sorumluluk sınırı güncel olarak kilo başına 26 SDR’dir.</p>

<p>Ne var ki Montreal Konvansiyonu m.18/2 gereğince, taşıyıcı yükün kendine has kusuru, tabiatı veya ayıbı, taşıyıcı veya adamları dışındaki bir şahıs tarafından yapılan hatalı paketleme/ambalajlama, savaş hali veya silahlı çatışma, yükün giriş, çıkış veya transit geçişiyle ilgili kamu otoritesinin bir fiili hallerinden kaynaklandığını ispat ettiği ölçüde sorumluluktan kurtulur. <strong>Nitekim<a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari" rel="dofollow"> İstanbul BAM 14.Hukuk Dairesi’nin E. 2021/2064, K. 2025/83, T. 28.01.2025 kararı</a>nda;</strong></p>

<p><i>‘‘Dosyadaki taşıma senetlerine göre emtianın 2 ile 8 derece arasında taşınması için tarafların anlaştığı ancak dava konusu ürünün 0 ile +/-2 derece arasında taşınması gerektiği ve bu şarta uyulmaması ürününün bozulmasının başlıca sebebi olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda başkaca bir araştırmaya gerek bulunmadan, ürünün gönderenin talimatı nedeniyle hasara uğradığı kabul edilir. Her ne kadar hava yük senedinin taşımacı tarafından düzenlendiği ve davacının ısıya ilişkin bir talimatının bulunmadığı belirtilmiş ise de esasen gönderenin ısıya ilişkin farklı bir talebinin bulunmadığı, senetteki +2 +8 derecede taşımaya ilişkin belgenin davacıya verildiği ve bu nedenle gönderenin emtianın taşınma ısısı hakkında talimat sahibi veya en azından bilgi sahibi olduğu kabul edilmelidir. Yük senedindeki ısının başlı başına hasara neden olması karşısında, artık taşımaya ilişkin kayıtların getirtilerek emtianın hangi şartlarda taşındığının belirlenmesine gerek duyulmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde yazılı şekilde bir taşıma sözleşmesi öngörülmediği gibi, emtianın başka bir nakil vasıtasına aktarılmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki tespitlere göre emtiayı taşıyan uçağın doğrudan varış noktasına gitmeyerek bir buçuk saat Bişkek havaalanında beklemesinin emtianın hasarlanmasına bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının iddiasının aksine, emtiadaki bozulmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde, +2/8 derece arasında taşınmasından kaynaklandığı, hükme esas alınan rapora bu hususun denetime elverişli şekilde belirlendiği, hasar şeklinin kesin olarak belirlenmesine rağmen başkaca bir araştırma yapmanın yargılamaya katacağı herhangi bir olumlu katkı olmayacağı bu nedenle davacının 21.01.2019 tarihli delil listesinde talep ettiği sefer bilgilerini talep edilmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, taşımacının özel bir taşıma süresini taahhüt etmediği, bu nedenle uçağın aktarma havaalanında bir buçuk saat beklemesinin hasara bir etkisinin olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.’’ </i>denmekle,<i> </i>gönderenin talimatı ile bozulan ürünlerden taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı tespit edilerek davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. <i> </i></p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’nda da belirtildiği gibi, 1999 Tarihli Montreal Konvansiyonu mad.31’de de bagaj veya yükün hasarı halinde taşıyanın sorumlu tutulması için gerçekleşen hasarın bagaj veya yükü teslim almaya yetkili olan kişi tarafından taşıyana bildirilmesi gerekmektedir. Teslim almaya yetkili kişi, hasarı fark etmesinden sonra derhal ve en geç; bagajlar için teslimden itibaren <strong>7 gün</strong><strong>,</strong> yük için ise teslimden itibaren <strong>14 gün</strong> içinde yazılı ihbarda bulunmalıdır.</p>

<p>Yargıtay uygulamasına göre, eşyanın tamamen kaybolması veya teslim edilemeyecek şekilde telef olması durumunda Konvansiyonun 31. maddesindeki ihbar şartı aranmamaktadır. <strong>Nitekim </strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin, 26.02.2020 Tarih, 2019/3125 Esas, 2020/2079 Karar sayılı kararı</a>nda;</strong></p>

<p>‘‘<i><u>Bölge Adliye Mahkemesi'nce; uyuşmazlığa 26.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren Montreal Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan sözleşmenin 31. maddesinde ihbar yükümlülüğünün eşyanın hasara uğraması haline özgü olarak düzenlendiğinden, taşıma konusu eşyanın ziyaı durumunda sorumluluğun doğumu için ihbar şartı aranmayacağı,</u> davacının yükleme talimatını davalının e-maili üzerine gönderdiği, airwaybill/hava yük senedinde alıcı adresinin Karachi/Pakistan olmakla birlikte havalimanı varış yerinin Dhkaka olarak düzenlendiği, gümrük çıkış beyannamesinde de alıcı adresinin Karachi olarak belirtilip gümrük işlemlerinin yapıldığı, taraf personelleri arasında 15.10.2014 tarihinde başlayan Dhaka'ya yapılacak taşımaya ilişkin e-mail yazışmalarından sonra 17.10.2014 tarihinde davacı yanca davalıya gönderilen konşimento talimatında emtianın Dhaka/Bangladeş'e gönderileceğine dair talimat bulunmadığı, aksine alıcı firma adresi olarak Karaçi/ Pakistan'ın bildirildiği, taşıyıcının hava yolu taşımasını yanlış yere yapmasından ötürü sorumlu olduğu, Montreal Konvansiyonu'nun 22/3 ve 24/1. maddeleri gereğince, taşıyıcının sorumluluğunun taşınan malın brüt ağırlığının kilogramı başına 19 SDR ile çarpımından elde edilecek meblağ ile sınırlı olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 13.680 SDR nin hüküm tarihi olan 02.04.2018 tarihindeki TL karşılığı esas alınarak belirlenen 78.799,54 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine karar verilmiş</i>tir. Bahsi geçen BAM kararında; eşyanın zıyaı hâlinde ihbar şartının aranmayacağı ve dolayısıyla bildirimin yapılmamış olmasının taşıyıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı açıkça vurgulanmıştır. Yargıtay incelemesinden geçen yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yüksek Mahkemece onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyon m.35’de yer alan düzenleme kapsamında taşıyanın sorumluluğu zarar göre kişinin iki yıl içerisinde dava açmaması durumunda ortadan kalkar. İki yıllık bu süre davaya bakan mahkeme tarafından belirlenir ve genellikle bu süre hava taşıma aracının varma yerine ulaşmasından veya ulaşması gereken tarihten itibaren başlar.</p>

<p>Varşova/Lahey Konvansiyonu’n 28/2.maddesinde vurgulandığı gibi, Montreal Konvansiyonu mad.33/4 hükmünde de yargılama usulü hususunda münferit bir düzenleme getirmeyip <i>lex fori</i> prensibine atıf yapılmıştır. Söz konusu atıf gereğince Türk hukukunda taşıyıcının sorumluluğundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, her ne kadar Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmekte ise de, Yargıtay uygulamasına göre, hava yolu ile yolcu ve yük taşıma sözleşmelerinin bu kapsamda birer tüketici işlemi olduğu ve davacının "<i>tüketici</i>" sıfatını haiz olduğu durumlarda görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu vurgulanmaktadır.</p>

<p>Neticeten, uluslararası havayolu taşımacılığında bagaj ve yükün zıyaı yahut hasara uğraması kapsamındaki hava yolu taşıyıcısının hukuki sorumluluğu, Varşova/Lahey ve Montreal konvansiyonlarının oluşturduğu rejim çerçevesinde şekillenmektedir. İlgili konvansiyonlar, taşıyıcının sorumluluk sınırlarını, sorumluluktan kurtulma sebeplerini ve başvuruya ilişkin usul kurallarını ihtiva etmektedir. Bu sebeple, ortaya çıkan uyuşmazlıklarda somut olaya uygulanacak olan konvansiyonun doğru tespiti, davanın esası ve hukuki sürecin seyri bakımından tayin edici bir role sahip olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ"><img alt="Av. Eylem OKUMUŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/eylem-okumus.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ">Av. Eylem OKUMUŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><span style="color:#999999">Birinci Uzun, s.22; Kırman, s.10.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Arslan, s.55-56;Kırman, s.12; Ülgen, Hava Taşıma, s.12</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kırman, s.16; Birinci Uzun, s.29; Sözer, Hava Taşıma Kuralları, s.380; Sözer, Varşova/Lahey-1999 Montreal, s.153; Ülgen, Hava Taşıma, s.14; Kırman, s.16</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.185</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kaner, Yolcu, Yük ve Bagaj Sorumluluğu, s. 198.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.188</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ülgen, Hava Taşıma Sözleşmesi, s. 179; Arkan, Sorumluluk, s.48; T. Özdemir, s. 96.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.215</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.242</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.82</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.83</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.icao.int/sites/default/files/secretariat/legal/LEB%20Treaty%20Collection%20Documents/2024_Revised_Limits_of_Liability_Under_the_Montreal_Convention_of_1999_en.pdf</span></p>

<p><span style="color:#999999">Congar, Havayolu Taşımacılığında Taşıyıcının Sorumluluğu (Kurallar, Yükümlülükler ve Uygulamalar), s.243.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ülgen, Hava Taşıma Sözleşmesi, s. 181; Arkan, Sorumluluk, s. 51; Sözer, TSHK/Sorumluluk, s.33, T. Özdemir, s. 96</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-havayolu-tasimaciliginda-bagaj-veya-yuk-ziyai-ve-hasari-kapsaminda-tasiyicinin-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/bavullar-hava-alani-ve-ucaklar-9022.jpeg" type="image/jpeg" length="73873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA TESPİT DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-melike-akal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-melike-akal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>Kira tespit davası nedir?</strong></p>

<p></p>

<p>Kira tespit davası, kiraya veren veya malik veya kiracı tarafından açılabilecek bir dava olup; bu dava Türk Borçlar Kanunu’nun 344/3 Maddesinde düzenlenmiştir. Bu davanın esasını kira bedelinin tespiti oluşturmaktadır. Kiraya veren mevcut kiranın arttırılması için; kiracı ise mevcut kira bedelinin emsallerine göre fazla olduğu iddiası ile kira bedelinin azaltılması için bu davayı açabilmektedirler.</p>

<p></p>

<p><strong>Türk Borçlar Kanunu Madde 344/3:</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>“<u>Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde</u></i></strong><i> ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.”</i></p>

<p></p>

<p><strong>İlgili madde hükmüne göre kira tespit davasının şartları şu şekildedir:</strong></p>

<p></p>

<p>· Öncelikle kira bedelinin tespiti davası açılmadan önce arabuluculuk 01/09/2023 tarihi itibari ile zorunlu hale gelmiştir. Dolayısıyla işbu tarihten itibaren açılacak kira bedelinin tespiti davalarında dava şartı olan arabuluculuk aşamasının tamamlanması; tarafların bu aşamada bir anlaşmaya varamamaları halinde ise dava yoluna gitmeleri gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>· Kira bedelinin tespiti davaları ancak konut ve çatılı iş yeri kiralarında söz konusudur.</p>

<p></p>

<p>· Taraflar arasında kira sözleşmesi bulunmalıdır.</p>

<p></p>

<p>· Kira sözleşmesinin başlangıç tarihinden itibaren 5 (beş) yıl geçmiş olmalıdır. Yani 6. kira yılına girilmiş olması (beş yılın dolmuş olması) gerekmektedir. Ancak yine de 5. Yıl dolmadan açılan kira bedelinin tespiti davalarında, derhal davanın reddi yoluna gidilmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarına göre erken bir tarihte açılan kira bedelinin tespiti davaları, yargılamanın devamı süresince 5. yılı tamamlamış olursa davacıdan kira bedelinin tespitinin istenip istenmediği hususunun sorulması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Tarafların bu davayı açmada hukuki yararı bulunmalıdır.</p>

<p></p>

<p>· TBK’nun 345. Maddesinde belirtilen süreler içerisinde davanın açılması gerekmektedir. Aksi takdirde bu dava, bir sonraki kira artış dönemi için geçerli olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASININ AÇILMA SÜRESİ</strong></p>

<p></p>

<p>Belirtmeliyiz ki; kira bedelinin tespiti davası her zaman açılabilir. Fakat burada önemli olan; davanın açıldıktan sonra hangi artış dönemini kapsayacağıdır. Yani davanın etki ettiği alandır.</p>

<p><strong>Taraflar arasında akdedilen kira sözleşmesinde yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağı hususuna dayalı bir hüküm olması gerekmektedir.</strong> Bu hükümde kira artış bedelinin hangi oranda arttırılacağı hususunda bir bilgi içermesi gerekmemektedir. En basit ifade ile <i>“kira bedeli her yıl arttırılır”</i> şeklinde bir ifadenin yer alması dahi; kira bedelinin artış talebinde bulunulabileceğini göstermektedir. Elbette ki tarafların kira sözleşmelerinde her kira dönemi için artırılacak miktarın hangi usule göre belirleneceğini belirtmiş olmaları karışıklık yaratılmaması adına önemlidir.</p>

<p></p>

<p>Böyle bir hükmün varlığı halinde; yani kira döneminin sonuna kadar açılacak bir davada, mahkemece verilecek karar yeni kira döneminin başlangıcından itibaren geçerli olacaktır.</p>

<p></p>

<p>Belirtmeliyiz ki; geçmiş döneme yönelikte bir kira bedelinin tespiti talebinde bulunulabilir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında <i><u>“sözleşmede kira artış şartının bulunması halinde, içinde bulunulan kira döneminin başından itibaren geçerli olmak üzere kira bedelinin tespitine karar verilmesi”</u></i> şeklinde hükümler yer almaktadır.</p>

<p></p>

<p>Örneğin; 1 Kasım 2018 yılının kira sözleşmesinin başlangıç tarihi olduğunu düşünelim. Bu sözleşmeye göre kira döneminin 5. Yılı; 1 Kasım 2023 tarihinde dolmuştur. Dolayısıyla altıncı yıl kira dönemi, 31 Ekim 2024 tarihinde başlamıştır. Böyle bir durumda eğer 31 Ekim 2024 yılına kadar kira bedelinin tespiti davası açılırsa, lehe alınan mahkeme kararlarında tespit edilen dönem 1 Kasım 2023 döneminden itibaren geçerli olacaktır.</p>

<p></p>

<p>· <strong>Kira sözleşmelerinde kira bedelinin artışına ilişkin bir hüküm yoksa:</strong></p>

<p></p>

<p>Öncelikle böyle bir hükmün olmaması halinde geçmiş kira dönemine yönelik kira bedelinin tespiti talebinde bulunulamayacağını belirtmek isteriz. Türk Borçlar Kanunu’nun 345. Maddesinde yer alan şartların sağlanması halinde yeni kira döneminin başından itibaren kira bedelinin tespiti talep edilebilir. Bu şartlar şu şekildedir:</p>

<p></p>

<p><strong>1-</strong> İlk olarak kira bedelinin tespiti davasının, yeni kira dönemin başlangıcından EN GEÇ 30 GÜN ÖNCEDEN açılması halinde yeni kira dönemi için kira bedelinin tespiti talebinde bulunulabilir. Bu durumda davanın açıldığı tarih önemlidir.</p>

<p></p>

<p><strong>2- </strong>YA DA, yeni kira döneminden EN AZ 30 GÜN ÖNCE kira bedelinin arttırılacağına ilişkin kiracıya yazılı bildirimde bulunmak ve bu yazıyı kiracıya tebliğ ettirmek ve o dönem içerisinde dava açmak gerekecektir. Bu durumda ihtarın kiracıya tebliği önemlidir.</p>

<p></p>

<p>Özetle; dava yoluna gidilecekse davanın açıldığı tarih, eğer yazılı bildirimde bulunma yolu tercih edilecekse yazılı bildirimin kiracıya tebliği tarihi önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</strong></p>

<p></p>

<p>Yetkili mahkeme, kira konusu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi veya davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Sulh Hukuk Mahkemesi’dir.</p>

<p></p>

<p><strong>SÖZLEŞMENİN TARAFI OLMAYAN MALİK KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASINI AÇABİLİR Mİ?</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre sözleşmenin tarafı olmayan malik de kira bedelinin tespiti davasını açabilecektir. Dolayısıyla bu davayı hem kiraya veren hem de malik açabilir.</p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASINDA BELİRLEYİCİ OLAN UNSURLAR</strong></p>

<p></p>

<p>1- TÜFE</p>

<p>2- Emsal kira bedelleri</p>

<p>3- Konut veya iş yerinin durumu</p>

<p>4- Hakkaniyet – hakkaniyet indirimi</p>

<p>5- Eski kiracının durumu</p>

<p></p>

<p><u>Eski kiracı olunması halinde mahkeme hakkaniyet indirimine karar vermektedir. Bu indirime karar verilmemesi halinde kiracının hakkaniyet indirimi talebinde bulunması ve bu karara hakkaniyet indiriminin yapılmadığı yahut az yapıldığı gerekçesi ile itirazın yapılması gerekmektedir. </u>Çünkü Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre eski kiracının olması durumunda hakkaniyet indirimi yapılmasının gerekli olduğu vurgulanmış; hatta %5 oranındaki bir hakkaniyet indiriminin ise yeterli olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>DAVA DİLEKÇESİNDE BELİRTİLMESİ GEREKENLER</strong></p>

<p></p>

<p>Kira tespitini isteyen davacı taraf konumunda olunması halinde özellikle taşınmazın durumunu gösteren deliller ile emsal kira bedelini gösteren delilleri sunmak önem arz etmektedir. Kiracı durumunda olunması halinde ise taşınmaza yapılan her türlü masraf gerektiren tadilatları gösteren deliller ile eski kiracı indirimi (hakkaniyet indirimi) talebinde bulunmak önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kira bedelinin tespiti talebinde, bu tespitin hangi tarihlere ilişkin olduğunun açıkça belirtilmesi şarttır. Yani yeni kira bedelinin hangi tarihten itibaren geçerli olmasını istendiğinin dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kira tespit davalarında, talep yalnızca BİR KEZ ileri sürülebilmektedir. Dolayısıyla kira tespit davalarında ISLAH MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu nedenle davacı, dava dilekçesinde ileri sürdüğü taleple bağlı olduğu gibi bu talep bölünemez.</p>

<p></p>

<p>· <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172792-e-2021267-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2792 E., 2021/267 K., 16/03/2021 T.</strong></a></p>

<p></p>

<p><i>“<strong><u>Davanın bu niteliği gereğince </u></strong></i><strong><i><u>kira bedelinin tespitine ilişkin talep bölünemez ve kira bedeli davacı tarafından bir seferde açık ve net olarak istenilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla kira bedelinin tespiti davalarında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulamaz ve saklı tutulan bu hakla ilgili olarak ıslah talebinde bulunulamaz</u></i></strong><i>.</i></p>

<p></p>

<p><i>Öte yandan </i><i>kira bedelinin tespitine ilişkin talep dava dilekçesinde belirtilen döneme ilişkin olduğundan, ıslahla bedelin artırılması durumunda ise daha sonraki bir dönemi kapsayacak şekilde talepte bulunulmuş olur ve bu da kira bedelinin tespiti davalarının niteliğine aykırıdır.”</i></p>

<p></p>

<p><strong>DAVA HARÇ HESAPLAMALARI NASIL YAPILIR?</strong></p>

<p></p>

<p><u>Kira tespit davalarında doğrudan yıllık kira bedeli üzerinden harç ödenmesi söz konusu değildir. Kira bedelinde arttırılması istenilen bedel ile mevcut kira bedeli arasındaki fark üzerinden harç hesaplaması yapılır.</u> Bu durumda dava dilekçesinde yıllık kira bedelinin mi yoksa aylık kira bedelinin mi artışının talep edildiği önem arz etmektedir. Eğer yıllık kira bedeli üzerinden bir artış talep ediliyorsa; yıllık kira bedeli ile mevcuttaki kira bedeli arasındaki fark üzerinden harç hesaplaması yapılır. Eğer bir aylık kira bedelinin tespiti isteniyorsa; talep edilen kira bedeli ile mevcuttaki kira bedeli arasındaki fark üzerinden harç hesaplaması yapılır.</p>

<p></p>

<p><u>Eğer açılan davada aylık kira bedeli üzerinden mi yoksa yıllık kira bedeli üzerinden mi bir artış talep edildiği hususunda bir açıklık bulunmuyorsa; yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre aylık kira bedel farkı üzerinden harç hesaplaması yapılır. </u></p>

<p></p>

<p><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2015/8228 E., 2016/3541 K., 02/05/2016 T.</strong></p>

<p></p>

<p><i>“Öte yandan; </i><strong><i><u>Harçlar Kanunu'nda tespit davalarında harcın aylık kira parasına göre mi, yoksa yıllık kira parasına göre mi hesap edileceğine dair açıklık bulunmadığından, uygulamada aylık kira parasının tespitine ilişkin davalarda aylık kira farkı üzerinden harç alınması gerekeceği kabul edilmiştir.</u></i></strong></p>

<p></p>

<p><i>Ayrıca </i><i>kira bedelinin tespiti davalarında aylık kira farkı üzerinden kabul ve ret oranı hesaplanmalıdır. Mahkemece, bu husus üzerinde durularak kabul ve ret oranına göre davalıdan alınması gereken yargılama giderlerine karar verilmelidir.”</i></p>

<p></p>

<p><strong>KİRA TESPİT KARARI KESİNLEŞMEDEN İCRA EDİLEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p></p>

<p>Kira bedelinin tespit davalarında alınan karar kesinleşmeden, yani tüm yargı yolları tüketilmeden icra edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla lehe alınan karar doğrultusunda aradaki kira bedel farkı kesinleşmeden icra edilemez.</p>

<p></p>

<p><strong>AVUKATA ÖDENECEK VEKALET ÜCRETİ NE KADAR OLACAK?</strong></p>

<p></p>

<p><u>Kira tespit davalarında aylık kira bedelinin tespiti talep edilmiş olsa dahi; dava sonunda hükmedilecek vekalet ücreti, yıllık fark üzerinden hükmedilecektir.</u> Örneğin; güncel kira bedelinin 12.000,00 TL olduğunu düşünelim. Mahkemenin ise bu kira bedelini arttırarak 22.000,00 TL’ye çıkardığını varsaydığımızda, hükmedilecek vekalet ücreti 10.000,00 (mevcut kira bedeli ile hükmedilen kira bedeli arasındaki fark) x 12.000,00 (mevcut kira bedeli) = 120.000,00 TL fark üzerinden vekalet ücreti hesaplanacaktır.</p>

<p></p>

<p>Mahkemenin kararı kısmen kabul ettiği halde ise; talep edilen kira bedeli ile mahkemece hükmedilen kira bedeli arasındaki fark üzerinden yıllık olarak davalı lehine de vekalet ücreti hükmedilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melike-akal-beleli" title="Av. Melike AKAL BELELİ"><img alt="Av. Melike AKAL BELELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Melike-AKAL.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melike-akal-beleli" title="Av. Melike AKAL BELELİ">Av. Melike AKAL BELELİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-melike-akal-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/gayrimenkul-ev-bina-kira.jpg" type="image/jpeg" length="96695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILAN (AÇIĞA ALINAN) POLİSİN SİLAHI ALINIR MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gorevden-uzaklastirilan-aciga-alinan-polisin-silahi-alinir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gorevden-uzaklastirilan-aciga-alinan-polisin-silahi-alinir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILAN (AÇIĞA ALINAN) POLİSİN SİLAHI ALINIR MI?</strong></p>

<p>Kanun polisi tarif ederken polisin "silahlı" kolluk kuvveti olduğunu açıkça düzenlemektedir (Emniyet Teşkilat Kanunu m.4). Polisin silahlı olması, hem kamu düzeni bakımından caydırıcılığı sağlaması hem de sembolik bakımdan devletin gücünü temsil ettiğinden önemlidir. Gerçekten kolluk görevlilerinin kılıç, kama gibi silahlar da dahil olmak üzere tarih boyunca silahlı olduğu da bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla günümüz anlayışına göre bir kişinin "polis" sıfatını haiz olmasının silahlı olmasıyla aynı anlama geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.</p>

<p>Polisler de görevleri esnasında bazen kasten bazen taksirle suç işleyebilir veya kötü niyetli suçlamalar neticesinde haklarında disiplin soruşturması veya suç soruşturması yapılabilir. Böyle durumlar, disiplin mesleği olan polislikte arzu edilmemesine rağmen maalesef bu süreçler gerçek hayatta yaşanabilmektedir.</p>

<p>Polislerin silahlı olması, aynı zamanda devletin meşru güç tekeli anlamına geldiğinden dolayı (başka bir ifadeyle devletin zor kullanma yetkisini sadece kolluk kuvvetleri kullanabildiğinden dolayı) soruşturma sürecinde polislere has olarak uygulanabilecek tedbirlerden birisi de görevden uzaklaştırma neticesinde silahlarının alınmasıdır. Görevden uzaklaştırılan polisten silahın alınması <strong>genel kuraldır</strong>, bununla birlikte bu konuda pek de bilinmeyen <strong>önemli bir istisna</strong> da düzenlenmektedir.</p>

<p>Konuyla ilgili olarak 25.10.2025 tarihli Emniyet Hizmetleri Sınıfı Zati Demirbaş Tabanca Yönetmeliği m.16’da</p>

<p>"<i>(1) <strong>Görevden uzaklaştırma, tutuklanma, gözaltına alınma ve benzeri hallerde personelin tabancası birimince geçici olarak alınıp muhafaza edilir,</strong> ancak bu haller meslekten veya memuriyetten çıkarılması gerektirdiğinde tabanca geri verilmez…</i></p>

<p><i>(5) Görevden uzaklaştırılan personelden, genel güvenlik politikası açısından önem arz eden adli, idari, siyasi ve istihbari birimlerde çalışan ve <strong>can güvenliklerinin tehlikeye düşebileceği hususunda açık veya zımni emareler bulunanların</strong> tabancası, gerek görülmesi halinde 657 sayılı Kanunun 138 inci maddesinde belirtilen <strong>görevden uzaklaştırmaya yetkili amirlerinin uygun görüşü üzerine geri alınmayabilir veya alınmış ise iade edilebilir</strong>...</i>" denilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak görevden uzaklaştırılan polisin silahının alınmaması için;</p>

<p>- Genel güvenlik politikası açısından önem arz eden adli, idari, siyasi ve istihbari birimlerde çalışması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Can güvenliğinin tehlikeye düşebileceği hususunda açık veya zımni emarelerin bulunması,</p>

<p>- 657 sayılı Kanunun 138 inci maddesinde belirtilen görevden uzaklaştırmaya yetkili amirlerin uygun görüşü olması gerekir.</p>

<p>Bahsedilen şartların varlığı halinde silah geri alınmayabilir veya alınmış ise iade edilebilir. Bu türlü olaylarda genel kural silahın teslim alınması olduğu için personel, durumunun "istisna" kapsamında değerlendirilmesi için idareye başvurması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gorevden-uzaklastirilan-aciga-alinan-polisin-silahi-alinir-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/polis4a.jpg" type="image/jpeg" length="15261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 ve 11. Yargı Paketleri Işığında Güncel İnfaz Hukuku Değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Değerli meslektaşlarım, daha önce şahsımın da kaybolduğu infaz hukukunun karanlık dehlizlerinden, 10. Yargı paketi değişikliklerini etüt etmek suretiyle; biraz aydınlanmak ve meslektaşlara yardımcı olmak amacıyla <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">Hukukihaber</a> sitesinde İnfaz Hukukunun birçok uygulama noktasını sizlerle paylaştım ve yüksek teveccühünüze mazhar oldum.</p>

<p>İlgili yazılarıma, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">tüm yazılarım</span></a></strong> sekmesinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Bu yazımda uygulamada İnfaz Hukuku’nun geldiği noktayı ve sonuç odaklı değerlendirmelerde bulunacağım. Şöyle ki;</p>

<p><strong>1.</strong> Bilindiği üzere 4 Haziran 2025 tarihi itibariyle; amiyane tabirle girdi-çıktı dediğimiz, doğrudan denetimli serbestliğe ayrılma uygulaması tarih olmuştur.</p>

<p>Hükümlülerin, sabah adliyeye teslim olup akşamüstü ayrılmaları garabetinin de sona ermesi sevindiricidir.</p>

<p>Toplumdaki cezasızlık algısını bastırmak ve kamu vicdanını tatmin etmek amacıyla olumlu bir adım olduğunu düşünmekteyim.</p>

<p>Bu tarih ve sonrasında işlenen suçlardan ötürü alınan hapis cezalarının, koşullu salıverilme tarihinin 10/1 i ceza infaz kurumunda infaz edilecek ve kişinin ceza infaz kurumunda geçireceği süre 5 günden az olmayacaktır.</p>

<p>Bir örnekle açıklayalım :</p>

<p>· 1 yıl 10 ay tefecilik suçundan cezası, suç tarihi 5 Haziran 2025 olan hükümlünün, suç tarihi yeni olduğu için girdi çıktısı mümkün değildir.</p>

<p>Aldığı cezanın koşullusu 1 Yıl 10 Ay (1/2) 11 Aydır.</p>

<p>Koşullu tarihinin 10/1 ini (1 Ay 4 gün) Ceza infaz kurumunda geçirdikten sonra denetime ayrılabilir.</p>

<p>Doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılabilecektir.</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci kez mükerrirlere de bilindiği üzere 10. Yargı paketi değişiklikleriyle koşullu salıverilme hakkı tanındı ve buna bağlı olarak özel infaz usullerinden faydalanma, denetime ayrılma gibi haklarda doğmuş oldu.</p>

<p>Artık, ikinci kez mükerrir bir hükümlünün koşullu salıverme oranı 3/4 tür.</p>

<p>Örn : Hükümlünün İkinci Kez Mükerrir 4 ay ve birinci kez mükerrir 1 yıl 8 ay cezasını toplayalım.</p>

<p>AY 2. Mükerrir (3/4) : 3 Ay + 1 Yıl 8 Ay İlk Mükerrir (2/3) : 1 Yıl 20 Gün = 1 Yıl 3 Ay 20 Gün kişinin koşullu salıverilme süresidir.</p>

<p>Hükümlünün, ceza infaz kurumunda 3 Ay 20 gün kalması gerekmektedir.</p>

<p>İkinci mükerrir cezası olduğu için de, 3 yıldan az ceza toplamı olsa da doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılmayacak, 1 ay kapalı ceza infaz kurumunda kalacaktır.</p>

<p>Eğer Temmuz 2023den önce bir suç tarihi varsa; 1 ay sonra denetimli serbestliğe ayrılabilir.</p>

<p>· İstisnai Koşullu Salıverilme Oranları :</p>

<p>*Kasten öldürme suçu ,*Altsoya, üstsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumunda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama, *Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu 867/2-d</p>

<p>*İşkence, *Eziyet suçu *Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar (madde 102, 103, 104, 105),(102/2 , 103, 104/2-3 suçlarında 3/4 infaz oranı)</p>

<p>*Haberleşmenin gizliliğini ihlal, *kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, *özel hayatın gizliliğini ihlal, *kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma, verileri yok etmeme</p>

<p>*Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal veya ticareti (3/4 infaz oranı)</p>

<p>Devletin güvenliğine karşı suçlar (örgüt üyeliği suçu dahil),</p>

<p>Anayasal düzene karşı suçlar, Milli savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar, *3713 sayılı TMK (Terörle Mücadele Kanunu) kapsamına giren suçlar, (3/4 infaz oranı)</p>

<p>*Birinci kez mükerrirler (2.mükerrirler 3/4 infaz oranı)</p>

<p>İnfaz hesaplamada bu oranlar hayati öneme haizdir.</p>

<p>Yukarıdaki suçlardan, parantez içerisinde belirtilenler haricindeki suçlarda, koşullu salıverilme <strong>2/3 oranında hesaplanır</strong>.</p>

<p><strong>3. </strong>Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliği, 10. ve 11. Yargı Paketi değişikliklerinden vareste tutuldu ve hükümlerini korudu.</p>

<p>10. Yargı Paketiyle 30 Mart 2020 tarihi ve öncesi suç tarihi olan hükümlülerin, koşullu salıverilme tarihlerine 3 yıl kala denetimli serbestliğe ayrılma hakkı getirildi.</p>

<p>· Örn : 2019 Suç Tarihli 3 Yıl 6 Ay dolandırıcılık suçundan ceza alan hükümlünün; denetim süresi koşullu salıverilmesine 3 yıl kala uygulanacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla, başka yeni tarihli bir cezası yoksa açık ceza infaz kurumuna ayrıldıktan sonra (cezası 3 yıldan fazla olduğu için kapalıda 1 ay yatarı olur.) denetime ayrılabilir.</p>

<p>Ancak, 1 aylık dahi yeni tarihli bir cezası olursa; denetim süresi koşullu tarihine 1 yıl kala olarak uygulanacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4.</strong> 11.Yargı Paketiyle de 31.07.2023 tarihi ve öncesi suç tarihi olan hükümlülere (istisnai suçlar hariç) +3 yıl denetim ve +3 yıl erken açığa ayrılma hakkı getirildi.</p>

<p>Ancak bir hükümlünün, 11. Yargı paketinden yararlanması için; 1 ay kapalı infaz kurumunda 3 ay da açık infaz kurumunda yatması gerekmektedir.</p>

<p>Sadece 10.yargı paketinden yararlanarak denetimli serbestliğe ayrılabilecek hükümlüler için böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.</p>

<p>· Hesaplama Örneği :</p>

<p>8 Yıl 4 Ay Uyuşturucu Ticareti ve 1 Yıl Tehdit suçundan kesinleşmiş hapis cezası alan hükümlünün infaz durumunu inceleyelim :</p>

<p>8 Yıl 4 Ay Uyuşturucu Tic. (3/4) 6 Yıl 3 Ay + 1 Yıl Tehdit (1/2) 6 Ay = 6 Yıl 9 Ay kişinin koşullu salıverilme süresidir.</p>

<p>Ceza infaz kurumunda 5 yıl 9 Ay kaldığı takdirde denetime ayrılabilir. 10 Yıldan az cezası olmasına rağmen, uyuşturucu ticareti suçundan mahkum olduğu için; koşullusuna 5 yıl kala yani 9 ay kapalı infaz kurumunda kaldıktan sonra Açık ceza infaz kurumuna ayrılabilir.</p>

<p>İki suçun da suç tarihleri hususu denetimde önemlidir. Yeni yargı paketine göre Temmuz 2023 öncesi ise 4 yıl, Mart 2020 öncesiyse koşulluya 6 yıl kala hükümlü denetime ayrılabilir. Burada 1 ay kapalı ve 3 ay açık infaz kurumunda kalmayı unutmayalım.</p>

<p>· Özel infaz usulleri ve infaz ile ilgili sair yazılarıma tüm yazılarımdan ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Tüm değişikliklere bu yazımda değinmeyeceğim.</p>

<p><strong>5. Sonuç olarak :</strong></p>

<p>İnfaz hukuku en fazla değişikliğin olduğu, zaman zaman hükümlü ve hükümlü yakınlarının desteğini alma saikiyle de Cumhuriyet Tarihinde bir türlü istikrar sağlanamamış bir hukuk alanıdır.</p>

<p>Aynı zamanda İnfaz hukuku, Ceza hukukunun en spesifik ve yanlış bilginin hükümlünün özgürlüğüne doğrudan etki ettiği bir alandır.</p>

<p>Dolayısıyla üst üste bu kadar çok düzenlemeyi kaldırmayacağını ve İnfaz hukukunda istikrarın sağlanması gerektiğini düşünmekteyim.</p>

<p>Tabii ki ikinci kez mükerrirlerin cezası ne olursa olsun (örn 2 ay) 1 ay kapalı ceza evinde kalma zorunluluğu gibi garabet uygulamalara ilişkin yeni düzenlemeler getirilmelidir.</p>

<p>Bir süredir İnfaz tartışmalarının durulması ve 12.yargı paketinde yeni bir düzenlemenin de beklenmemesi sevindiricidir :)</p>

<p>Bir avukat olarak işbu düzenlemeler müvekkillerimiz lehine olsa da, yurttaş gözüyle</p>

<p>bakıldığında; bilhassa suç işlemeyi meslek edinen hükümlülerin birkaç yıl içerisinde</p>

<p>tahliye olmaları hazindir.</p>

<p>Toplumumuzda hasıl olan cezasızlık algısını işbu 10 ve 11.yargı paketleri körüklemiştir.</p>

<p>Gerekli ve hukuka aykırı düzenlemeler haricinde, siyasi saiklerle yeni bir İnfaz Hukuku paketinin sunulmamasını temenni ediyorum.</p>

<p></p>

<p>· Bu yazımda naçizane, İnfaz hukukunun güncel uygulama alanı ve sosyolojik gerçekliğini değerlendirmeye çalıştım.</p>

<p>Meslektaşlarıma faydalı olması dileğiyle..</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" title="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU"><img alt="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/06/furkan-taha-dulkadiroglu.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" title="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU">Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/hakim-terazi-aa.jpg" type="image/jpeg" length="69635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3662 E., 2026/2712 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/209 E., 2023/288 K.</p>

<p>Mahkeme kararının bir kısım (... ve ...) davacılar vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın bozulmasına dair verilen kararın davalı vasisi tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; davacıların müşterek murisleri ... ile davalı arasında, davalının hissedar olduğu taşınmazın satışı konusunda 30.09.1970 tarihinde harici bir satış anlaşması yapıldığını, anlaşmaya konu olan taşınmaz üzerindeki davalının hissesi kadar bir taşınmaz parçasının zilyetliğinin, aynı tarihte müşterek murise geçtiğini, satış bedelinin tamamının peşinen ödendiğini, murisin vefatından sonra da söz konusu taşınmazı nizasız ve fasılasız olarak kullana geldiklerini ancak Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı dosyası ile 2501 parsel sayılı taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu ileri sürerek; harici satış anlaşması ile davalıdan satın alınan taşınmaz bölümünün kendilerine ait olduğunun tespiti ile, bu kısmın bedelinin taşınmazın tümünün toplam değeri üzerinden hesaplanmasına, Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin hesaplanacak olan orandaki kısmın kendilerine ait olduğunun tespitine ve bu bedellerin müvekkillere ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 16.04.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle; 2501 sayılı parselin ifrazı sonucu oluşan 2907, 29 08... parsel sayılı taşınmazların davalıya ait toplam 11.219,25 m²'lik hissesinin 1/3'ünün davacı ...'a 1/3'ünün de ...'a ait olduğunun tespit edilerek, bu kısmın değeri olan 200.353,46 TL nin ana taşınmazın tümünün toplam değerine oranının her davacı için ayrı ayrı %8,33 olduğundan Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı müvekkillerine ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vasisi; ıslah yoluyla zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, ayrıca senedin sahte olduğunu, imzanın davalıya ait olmadığını, davacıların taşınmazda işgalci olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 28.01.2015 tarihli kararıyla; taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, davacılar veya murisleri yönünden artık ferağ imkanının ortadan kalktığı ve davacılar veya murislerinin ferağdan ümitlerinin kesildiği tarihin "Gayri Menkul Satış Senedi"ndeki ifade kapsamında, kadastro tutanağının kesinleştiği tarih olan 28.01.1971 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren başlayan 10 yıllık zamanaşımının da 28.01.1981 tarihi itibariyle sona erdiği, davanın; davacıların tüm talepleri yönüyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacılardan ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Dairemizin 12.04.2017 tarihli ilamıyla; davanın davacıların murisi ile davalı arasında imzalanan adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesi ile satın alınan taşınmaz hakkında diğer hissedarlar tarafından ortaklığın giderilmesi davası açılmış olması nedeniyle, bedelin tahsili istemine ilişkin olduğu, davacıların satın alma tarihinden bu yana zilyetliklerine bir itirazın olmadığı, zamanaşımının ancak zilyetliğin son bulduğu tarihte işlemeye başlayacağı, Mahkemece; işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin 17.05.2019 tarihli kararıyla; satış sözleşmesinde, satışa konu taşınmazın parsel olarak bildirilmediği, tepealtı mevkii ve ahlat sırtı mevkiinde iki taşınmazın 1.200,00 TL bedel ile satılarak bedelin nakden alındığının sözleşmede ifade edildiği, satıcıların babaları ... ile anneleri ...'dan kendilerine intikal eden hisseleri sattığı, ancak tapuda devir işlemlerinin yapılmadığı, satış tarihinden itibaren davacıların zilyet olduğu, dava tarihi itibariyle dava konusu parselin ... nolu parsel olduğu, daha sonra ifraz edilerek 29 07... parseller olduğu, gerekçesiyle, davacılar ... ile ...'ın davasının kabulü ile; 2501 parsel sayılı taşınmazın (ifrazdan sonra 2907, 2908, 2909 parsel sayılı taşınmazların) Fen bilirkişisinin 02.01.2019 tarihli rapor ve krokisinde gösterilen davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacı ...'a, 1/3'ünün davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 100.176,83 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının ayrı ayrı davacı ...'a ve davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile davacıya ödenmesine; davacılar ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş olup, karar davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dairemizin 03.03.2020 tarihli ilamıyla, imza inkarında bulunulduğundan dava konusu sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması; imzanın davalıya ait olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi, sahte olmadığının anlaşılması halinde; davaya konu 30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde, iki adet taşınmaz (6,5 dönüm ve 3,5 dönüm) satışa konu edildiği, her iki taşınmaz için 12.000 ETL bedel belirlendiği davacılar tarafından sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedeli, dava konusu edilerek eldeki davanın açıldığı, 2501 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların davalı ... vd. olduğu, davacılar tarafından dosyaya ibraz edilen 13.04.2015 tarihli temyiz dilekçesi ile, denkleştirici adalet uyarınca tarafların aldıklarını geri vermesi gerektiği yönünde talepte bulunulduğu, Mahkemece, davacılar tarafından, 30.09.1970 tarihli sözleşme ile dava konusu taşınmaz için ödenen paranın talep edilmesinin, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilerek, satış bedeli olarak kabul edilen değerin dava konusu edilen taşınmaz ve davalı hissesine tekabül edecek miktar esas alınmak suretiyle, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için konusunda uzman bilirkişiden Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor aldırılması ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, kadastro sonrası davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktar esas alınmak suretiyle, taşınmazın tespit edilen rayiç bedeli üzerinden davalı aleyhine yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru görülmediği gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 29.03.2022 tarihli ATK raporunda söz konusu imzaların ...'in eli ürünü olduğunun belirlendiği, dava konusu “30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde” satıcının ..., ... vekili ..., ... ve ...'ın alıcının ise ... olduğu, parsel numarası belirtilmemekle iki adet taşınmazın 12.000 TL’ye satışının yapıldığı, bedelinin nakden alındığı, taşınmazların 6,5 dekar tarla ve 3,5 dekar olduğu, satış senedine konu olan 6.5 dönüm taşınmazın 2501 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın ifraz işlemi ile 641 nolu taşınmazdan geldiği, 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, toplam miktarının 44.975 dönüm olduğu, maliklerinin ... , ... , ... , ... ve ... olduğu, bilahare ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların ..., ..., ... vd. olduğu, davalının toplam taşınmaz hissesinin 8.414,44 m² ve 2.804,81 m² olduğu, davacılar tarafından sadece sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedelinin talep edildiği; 10 dönümlük taşınmazın 12.000,00 TL'ye satın alındığı, dava konusu taşınmazın dönüm itibari ile 7.800,00 TL'ye alındığının kabulü ile ilgili miktarın satış tarihi olan 30.09.1970 tarihinden itibaren enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ortalamaları alınmak suretiyle 24.066,32 TL olduğu, davalının hissesi oranında (3/16 oranında paylı mülkiyeti ile 120/1920 iştiraken hissesi toplamı 480/1920 = 1/4 olmakla) 6.016,58 TL'den sorumlu olacağı, davacıların ise 1/3 hissedar olması sebebi ile davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine, davacılardan ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,<br />
karar verilmiş; karar süresi içinde davacılar Vedat ve Ahmet vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılmakla, bir kısım davacılar vekilinin tüm davalı vasisinin aşağıdaki temyiz nedeni yapılan hususlar dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmediği, Mahkemece; bozma ilamında belirtildiği şekilde rapor alınarak satış bedeli olarak kabul edilen değerin ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücüne ilişkin hesaplamaların yapılarak miktarın belirlenmiş olmasına göre, satış bedelinden davalının hissesine düşen bedelin, her bir davacı için ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle, davalıdan alınarak davacılara verilmesine, şeklinde karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, bozmaya uyulduğu halde; Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğuna uyulmayarak davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine şeklinde karar verilerek, kadastronun kesinleşmesi sonrasında davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktarın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespitine dair hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti hükmü kurulması da doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vasisi karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı vasisi; bozma kararı verilmesinin memnuniyet verici olduğunu, reddedilen temyiz nedenlerinin karşılanmadığını, bilirkişi raporların (ATK raporu imza konusunda ve denkleştirici adalet konusunda) hukuka aykırı ve kasıtlı düzenlendiğini, bozma ilamında belirtilen hususlar gözetilmeden karar verildiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, harici satış sözleşmesine dayanan alacak istemine ilişkindir.<br />
Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vasisinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,<br />
Aşağıda yazılı bakiye karar düzeltme harcı ile para cezasının karar düzeltme isteyene yükletilmesine,<br />
04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="89217"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3634 E., 2026/2711 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/43 E., 2023/254 K.</p>

<p>Mahkeme kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın onanmasına dair verilen kararın davalı ... vekili tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, ... Belediye Başkanlığı ve ... A.Ş. arasında 16.10.2006 düzenleme tarihli "Ambalaj Atıklarının ... Belediyesinde Kaynağında Ayrı Toplanması ve Geri Kazanımı Projesi Uygulama Protokolü’ başlıklı 5 yıl süreli Protokol imzalandığını, Protokol gereklerinin yerine getirildiğini, ancak davalı Belediyece gönderilen fesih ihbarnamesiyle ... Belde Belediyesinin 29.03.2009 tarihinde tüzel kişiliği sona erdiğinden Protokolün (8.) maddesine istinaden sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiğini, Belediye mal varlıkları, hakları, alacakları ve borçları ile devrolduğunu, sözleşmenin devamının gerektiğini ileri sürerek; değişik iş üzerinden kaydedilen asıl davasında ... Belediyesinin 22.07.2009 tarihli fesih işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile taraflar arasında tanzim edilen 16.10.2006 tarihli sözleşmenin geçerliliği ve yürürlüğünün tespitine karar verilmesini istemiş, esas dava kaydı alan birleşen davasında ise; liste halinde zararlarını göstererek şimdilik 20.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili; 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5747 sayılı Kanun) ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğini, müvekkili olan ... Belediye Başkanlığına katıldığını, söz konusu protokolün geçerli olmadığını, davacının Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmediğini, Protokole konu atık toplama ve geri kazanım uygulamasının tüm ilçe sınırlarını kapsayacak şekilde tek elden yürütülmesi gerektiğini, bu işlemin ayrı ayrı firmalarla yapılmasının uygulamada aksaklık oluşturacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı şirket vekili; Protokolün müvekkilli şirket tarafından feshedilmediğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 12.05.2015 tarihli kararıyla; asıl dava olan 2009/20 Değişik İş dosyasında, davanın kabulüne taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun tespitine, 2010/426 E. sayılı birleşen davada davanın kabulü ile 437.447,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.09.2019 tarihli ilamıyla; birleştirme kararı verilebilmesi için her iki dosyanın ‘dava’ niteliğinde olması gerektiği, değişik iş üzerinden tutulan kayıtların dava olarak kabul edilip birleştirme kararı verilemeyeceği, asıl davada talep olunduğu gibi sözleşmenin feshinin geçersizliğine ilişkin kabul veya red hükmünün değişik iş üzerinden verilebilecek bir karar olmadığı gibi esas sırasına kayıtlı bir dava, değişik işler kaydındaki bir dosya ile birleştirilemeyeceği, Mahkemece Değişik İş kaydı kapatılarak daha sonra açılacak esas kaydında birleştirme ve nihai kararın verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin tarafı olan ... Belediye Başkanlığının 5747 sayılı Kanun ile tüzel kişiliğinin sona erdirildiği ve davalı ... Başkanlığına katıldığı ancak sözkonusu katılma ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin devam ettiği süreçte yapılan işlemlerin yok hükmünde sayılamayacağı, dolayısıyla davalı ..., davacının taraf olduğu protokolün ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahisle tek taraflı irade ile feshedilemeyeği, yapılan fesih işleminin haksız fesih niteliğinde olduğu, davacının söz konusu feshe bağlı olarak kâr mahrumiyeti niteliğindeki müspet zararını talep edebileceği, ancak sözkonusu sözleşmenin ifası amacıyla alındığı belirtilen demirbaşlar ve ... Belediyesine hibe edildiği ileri sürülen araç bedelinin munzam zarar kapsamında talep edilemeyeceği, davacının davalı ... Başkanlığından sözleşmenin haksız feshine dayalı olarak müspet zarar kapsamında 14.12.2022 tarihli rapor ile davacının dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri doğrultusunda davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile toplam 358.835,37 TL'nin (20.000,00 TL'si için dava tarihinden, bakiye 338.835,37 TL'si için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) davalı belediyeden tahsiline, protokolde davalı ...'ın görevinin koordinasyonu sağlamak olduğu, fesih işleminde ve feshe bağlı uğradığı zararlardan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetlenebilir ve somut olaya uygun olmasına, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı ... vekili; kararın gerekçesinin yeterli, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkil idarenin tazminattan sorumlu olmadığını, müvekkili Belediyenin ..., ... ve ... Belediyelerinin birleşmesinden meydana geldiğini, 5747 sayılı Kanuna göre ... Belediyesi kurulduktan sonra yapılan sözleşmeye davacının muvafakatinin aranmayacağını ve bu işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olduğunu, davacı şirketin Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının muhtemel zararı hesaplanırken fesih nedeniyle uğradığını iddia ettiği müspet zarardan, fesih nedeniyle yaptığı ikame işler kazancının düşülmesi bu suretle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğini, davacının kâr mahrumiyeti hesaplanırken işin kalan bölümünün yapılmaması nedeniyle edinilen tasarruf, başka bir iş nedeniyle kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsubunun yapılması gerektiğini, 29.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda feshin davacı şirket için zarara yol açmadığını, başka işler alarak daha büyük kârlar elde etmesini sağladığının tespit edildiğini, davacı fesihten sonra personel ve ekipmanını başka işlerde kullandığını, elde edilen dönem kârları toplandığında müvekkil aleyhine hükmedilen miktardan çok daha fazla olduğunu, feshedilen sözleşmede herhangi bir bedel kararlaştırılmadığını, davacı şirketin çöplerin geri dönüşümünden elde edeceği gelir ile kazanç sağlamasının hedeflendiğini, davacı zararını ispatlayamadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraf, Mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli olduğunun anlaşılmasına göre davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı ... vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="56430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9525 E., 2026/757 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/155 E., 2025/102 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin haftanın 6 günü günlük 12 saat çalıştığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, son 6 aylık çalışmasında hafta sonu izinlerini de kullanmadığını, müvekkilinin hiç izin kullanmadığını belirterek ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında olmak üzere birden fazla dönemde çalıştığını, davacının iddia ettiği gibi işyerinde güveni kötüye kullanarak haksız menfaat sağlamak suretiyle hareket ettiği anlaşılınca istifa ederek işten ayrıldığından işten çıkışının istifa nedeniyle yapıldığını, davacının haftada 6 gün çalıştığını, 3 gün 11.00-21.00 arası ve 3 gün de 14.00-22.00 saatleri arasında olacak şekilde çalıştığını, davacının her ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, işyerinde dönüşümlü olarak çalışma yapıldığını, dönüşümlü olarak denk geldiğinde de ücretinin kendisine ödendiğini, davacının yıllık ücretli izin alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil olmadığı, istifa dilekçesi sunulmadığı, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirmeden feshedildiği, hafta tatili alacağının ispatlanamadığı, ulusal bayram ve genel tatil günleri alacaklarının tahakkuk edilerek ödendiği, davacının 2 tam yıllık çalışması karşılığında 24 gün yıllık ücretli izin hakkı kazandığı, yıllık izinlerin kullandırıldığı ve davacının bakiye yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; davacının hizmete esas süresi karşılığında toplam 28 gün ücretli izin hakkının bulunduğu, davacının yıllık iznini kullandığı döneme denk gelen hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılmayacağı, buna göre davacının hafta tatiline denk gelmesi sebebiyle kullanmadığı yıllık izninin bulunduğu, iş sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin davalı tarafça ödenmesi gerektiği dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık ücretli izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.</p>

<p>İzin ücreti hesabında, 4857 sayılı Kanun’un 56/5 hükmünde yer alan “Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz” hükmünün dikkate alınması gereklidir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı işyerindeki çalışma süresine göre toplam 28 gün yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu, dosya kapsamında bulunan yıllık izin belgelerine göre 12.03.2018-26.03.20 18... .06.2020-15.06.2020 tarihleri arasında toplam 28 gün yıllık ücretli izin kullandığı, ancak bu tarihler arasında toplamda 4 hafta tatili günü bulunduğu, buna göre davacının kullanmadığı 4 günlük yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bakiye 4 günlük yıllık ücretli izin alacağının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanun'un 363/2 hükmü gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="33225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suç örgütü operasyonunda 6 avukata gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul merkezli 7 ilde, aralarında 6 avukatın da bulunduğu toplam 54 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendiğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sokak çeteleri ve organize suç örgütleri; milletimizin huzuruna, gençlerimizin geleceğine, kamu düzenine ve şehirlerimizin güvenliğine kasteden yapılardır. Bu yapılara karşı İçişleri Bakanlığımızla tam bir iş birliği ve eş güdüm içinde mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyor, suç örgütlerine karşı her alanda daha etkin adımlar atılacağını ifade ediyoruz. Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzle yürütülen etkin iş birliği neticesinde, lideri hakkında kırmızı bülten bulunan ve halihazırda İtalya'da tutuklu olan organize silahlı suç örgütüne yönelik İstanbul merkezli Tekirdağ, İzmir, Siirt, Samsun, Tokat ve Şanlıurfa'da eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Yürütülen soruşturma kapsamında; nitelikli yağma ve tehdit eylemlerine karıştığı, şüphelilerin ifade vermelerini engellemeye veya yönlendirmeye çalıştığı, suç örgütü mensuplarına maddi destek sağladığı değerlendirilen, aralarında 6 avukatın da bulunduğu toplam 54 şüpheliye yönelik 7 ilde 113 adreste eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiştir" dedi.</p>

<p><strong>'HİÇBİR SUÇ YAPILANMASINA GEÇİT VERMEYECEĞİZ'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, söz konusu suç örgütüne yönelik bugüne kadar yürütülen soruşturmalar kapsamında 700 şüpheli hakkında işlem yapıldığını ve iddianameler düzenlenerek kamu davaları açıldığını hatırlatarak, "Suç örgütleriyle mücadelemiz; yargı ve kolluk birimlerimizin kararlı, koordineli ve kesintisiz çalışmalarıyla hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde devam edecektir. Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonu başarıyla gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve emeği geçen tüm güvenlik güçlerimize teşekkür ediyorum. Milletimizin huzurunu, kamu düzenini ve adaletin üstünlüğünü hedef alan hiçbir suç yapılanmasına geçit vermeyeceğiz. Adaletin ve güvenliğin teminatı olan devletimiz; suç örgütlerinin karşısında, milletimizin yanındadır. Kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü hedef alan tüm suç yapılanmalarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/baro/avukat-hapis.jpg" type="image/jpeg" length="26181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu tavsiye niteliğinde tevkil tarifesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu, genç avukatların ekonomik haklarını korumak ve emek sömürüsünü önlemek amacıyla, Tavsiye Niteliğindeki Tevkil 2026 Yılı Ücret Tarifesini açıkladı. Tarifeye göre; Tevkil ücreti (KDV dahil) 4 bin lira olarak belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Barodan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatların önemli bir bölümü işçi avukat veya 35 yaş altı genç avukatlardan oluşmaktadır. Meslekte artan işçileşme ve buna bağlı emek sömürüsünden uzaklaşmak isteyen genç avukatlar, serbest çalışmaya yönelmektedir.</p>

<p>Bugünkü çalışma düzeninde birçok avukat, geçimini sağlayabilmek için hukuk bürolarında yarı zamanlı ve parça başı işlerle çalışmakta; farklı dosyaları ise çoğunlukla tevkil yoluyla takip etmektedir. Görünürde bağımsız olan bu çalışma biçimi, gerçekte iş sahibi başka avukatlara sürekli bağlılığı da beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Düzenli olarak tevkil işi yapan avukatlar geçim sıkıntısı yaşarken, sürekli tevkile başvuran meslektaşlarımızın da farkında olmadan bu emeği daha da ucuzlaştırdığı ve istihdam ihtiyacını bu şekilde kapatmaya çalıştığı görülmektedir. Bu ilişkide çoğu zaman güç dengesi bozulmakta, iş sahibi avukatın ekonomik ve mesleki konumu belirleyici hale gelmektedir. Güvencesizlik, denetimsizlik ve iş süreksizliği genç avukatların karşılaştığı başlıca sorunlardır. Bu tablo, mesleğin etik ilkeleri açısından da ciddi sorunlar yaratmaktadır.</p>

<p>Mesleğin serbest ve bağımsız niteliği gereği, bir işin bizzat iş sahibi avukat tarafından takip edilmesi esastır; tevkil ise istisnai bir yöntemdir. Bu asli–tali ayrımı, Avukatlık Kanunu’nun 171. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Kanun, tevkil ve buna ilişkin ücretlendirmeyi de meslektaşlar arasında ve müvekkilden bağımsız bir konu olarak ele alır. Ayrıca 56. maddede yer alan yetki belgesi düzenlemesi de bu anlayışla uyumludur.</p>

<p>Bugün gelinen noktada hem işçi avukatlık hem de atipik serbest çalışma biçimleri, işin avukat tarafından bizzat takip edilmesi esasının giderek aşındığını göstermektedir. Bu aşınma ise büyüyen bir emek sömürüsünü ortaya çıkarmaktadır. Tevkil nedeniyle oluşan ve meslektaşlar arası eşitlikten uzak bu ilişkinin görmezden gelinmesi, sayıları her geçen gün artan genç avukatların, onların yaşadığı güçlüklerin ve mesleğin genel sorunlarının yok sayılması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Avukatlık mesleğinin asli çalışma biçimini göz ardı etmeden ancak hiçbir meslektaşın emeğini de karşılıksız bırakmadan, uygulamadan kaynaklı sorunlara kayıtsız kalmadan hazırladığımız “Tavsiye Niteliğindeki Tevkil Ücret Tarifesi” ile “Tevkil Tarifesine İlişkin Dikkate Alınacak İlkeler”i değerli meslektaşlarımızın bilgisine sunarız."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/h-k-rq-f-tm-wg-a-a4n-d-r.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/baro/ist-baro-bina8.jpg" type="image/jpeg" length="61790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2008/7228 E., 2010/1539 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2010 tarihli, 2008/7228 E., 2010/1539 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2008/7228 E., 2010/1539 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2007 tarih ve 2007/195 - 2007/794 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 09.02.2010 gününde davalı avukatı Tijen Taka gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin 01.08.2006 tarihinde Martin Air (Toronto-Amsterdam), 02.08.2006 tarihinde THY ile (Amsterdam-İstanbul) 02.08.2006 tarihinde (İstanbul-İzmir) uçuşları sırasında iki valizden bir tanesinin İzmir Adnan Menderes Havaalanına indiğinde eline ulaşmadığını, süresinde yapılan ihbarnameye rağmen eşyaları iade etmeyen davalının zararı da tazmin etmediğini, kaybolan valizin içinde davacının Türkiye’de yapacağı düğün için ABD’de bulunan arkadaşları tarafından hediye edilen ürünler ile damatlığı ve bir çok eşyası bulunduğunu, olay nedeniyle davacının maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, 6.744 YTL maddi, 15.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, bagaj içerisinde bulunduğu iddia edilen kameranın niteliği itibariyle bagaj içerisinde taşımaya müsait olmadığı gibi, sözkonusu emtia için herhangi bir özel değer beyanında da bulunulmadığını, her halükarda Varşova/Lahey Protokolü’nün 22/2.a maddesine göre müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olduğunu, davacının manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı yolcunun bagajının muhteviyatı ve değeri hakkında beyanda bulunulmadığı, bu durumda “davalının sorumluluğunun kg başına 20 USD’nın esas alınması gerektiği, kaybolan bagajın 64 kg olup, davalı sorumluluğunun 1.280 USD ya da 64/17 SDR hesabıyla 1.088 SDR olabileceğinin” bilirkişi raporunda belirtildiği, davalının sorumluluğunun 1.088 SDR karşılığı olan 2.362,16 YTL olduğu, olayda manevi tazminat takdirini gerektirir şekilde davacının şeref ve haysiyetine yönelik bir saldırının sözkonusu olmadığı sonucuna varılarak, 2.362,16 YTL maddi tazminatın 02.08.2006 tarihinden itibaren 4489 sayılı Yasa’nın 1/1. maddesindeki faiz oranı uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, davalı şirket tarafından taşınırken kaybolan bagaj nedeniyle maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal Protokolü ile değişik 25.maddesi hükmüne göre, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kasdıyla veya pervasızca hareketleri veya ihmal sonucu zarar meydana gelirse, 22.maddedeki sorumluluk sınırlaması uygulanmayacaktır. Davacı vekili, Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde görevli 5 personelin hırsızlık olayları nedeniyle gözaltına alındığı haberini içeren haber sayfalarını, kanıtlarını sunduğu dilekçe ekinde dosyaya ibraz etmiştir. Dava konusu olayda da, davalı ... şirketi tarafından gerçekleştirilen taşıma sonrasında davacıya ait bagajın kaybolduğu tartışmasız olup, mahkemece Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal protokolü ile değişik 25.maddesi gereğince davalının sorumluluk sınırlamasına dair 22.madde hükmünden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılması gerekirken, bu konuda bir değerlendirme yapılmadan, sınırlı sorumluluk hükümlerine göre maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.</p>

<p>Öte yandan, ABD’den Türkiye’ye davalı THY’na ait uçakla gelen davacı, Türkiye’de yapacağı düğün nedeniyle hediye edilen eşyaların kaybolduğu, düğün için aldığı kıyafetin de içinde olduğu bagajı aramak için zaman harcadığını, bulamaması nedeniyle daha basit kıyafet almak zorunda kaldığını, olaylar nedeniyle manevi olarak da zarara uğradığını iddia etmiştir. Düğün için gelen davacının yaşadığı olaylar karşısında mahkemece, MK’nun 4.maddesi hükmü dikkate alınarak, davacı lehine makul miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya katılmadığından duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="77855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-personelinin-atama-ve-yer-degistirme-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-personelinin-atama-ve-yer-degistirme-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Haziran 2026 Tarihli ve 33275 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI PERSONELİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 12/4/2012 tarihli ve 28262 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “657 sayılı” ibaresi “14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı” şeklinde ve aynı fıkranın (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “şehir plancısı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “peyzaj mimarı, iç mimar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“a) Çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlükleri ile temiz hava merkezi müdürlüklerinde görev yapan bölge temiz hava merkezi müdürü, çevre ve şehircilik il müdür yardımcısı, bölge temiz hava merkezi müdür yardımcısı ve şube müdürü,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Yönetmelik,” ibaresinden sonra gelmek üzere “14/7/1965 tarihli ve” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (m) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“d) Doğrudan merkeze bağlı taşra teşkilatı hizmet birimleri: Temiz Hava Merkezi Müdürlüklerini,”</p>

<p>“m) Yönetici personel: Bölge temiz hava merkezi müdürü, çevre ve şehircilik il müdür yardımcısı, bölge temiz hava merkezi müdür yardımcısı ve şube müdürünü,”</p>

<p>“o) Merkez teşkilatı: Bakanlık merkez hizmet birimlerini,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin başlığı “Yer değiştirme suretiyle atama, atama dönemi ve başvuru” şeklinde ve aynı maddenin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(6) 2 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile bu maddenin beşinci fıkrasının (ç) ve (d) bentleri ile 10, 12, 13 üncü maddeleri kapsamında yapılan atamalar hariç diğer atamaların Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında yapılması esastır.”</p>

<p>“(7) Bu Yönetmelik kapsamında ataması yapılan personelin ilişik kesme işlemi, atamanın ilgili birime ulaşmasından itibaren en geç bir hafta içinde personele tebliğ edilerek personelin görevden ayrılışı sağlanır. İlgili birimin talebi doğrultusunda bu süre bir aya kadar uzatılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 17/A- (1) Bölge temiz hava merkezi müdürü, çevre ve şehircilik il müdür yardımcısı ile bölge temiz hava merkezi müdür yardımcısı unvanlı kadrolara atanabilmek için, üniversitelerin mühendislik, mimarlık, peyzaj mimarlığı, iç mimarlık, şehir ve bölge planlama bölümleri ile fen fakültelerinin kimya ve biyoloji bölümlerinden ya da öğrenim süresi en az dört yıl olup bu bölümlere denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen diğer fakülte veya yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olma şartı aranır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Memurun kadrosunun bulunduğu yerin bölge hizmetinden sayılacak süreler aşağıda gösterilmiştir:</p>

<p>a) 657 sayılı Kanunun 102 nci, 103 üncü ve 104 üncü maddelerinde öngörülen izinlerin tamamı ile 105 inci maddesi gereğince verilen izinlerin toplamının altı ayı geçmeyen kısmı.</p>

<p>b) Görevden uzaklaştırılan ve görevleri ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurların 657 sayılı Kanunun 143 üncü maddesinde sayılan durumların gerçekleşmesi halinde bu sürelerin tamamı.</p>

<p>c) Yılda toplam 90 günü geçmeyen geçici görev süreleri.</p>

<p>ç) Hizmet içi eğitimde başarılı geçen sürelerin tamamı.”</p>

<p>“(3) Yılda toplam 90 günü aşan geçici görev süreleri, aynı unvanda aday memur olarak geçen süreler ile başka yerdeki bir görevin 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi uyarınca memura vekaleten gördürülmesi halinde bu sürelerin tamamı geçirildiği yerin bölge hizmetinden sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 20- (1) Bölge hizmetinden sayılmayacak süreler aşağıda gösterilmiştir:</p>

<p>a) 657 sayılı Kanun veya diğer kanunlar uyarınca aylıksız izin almak suretiyle geçirilen süreler.</p>

<p>b) Yetiştirilmek amacıyla yurt dışına gönderilen memurların yurt dışında geçirdiği süreler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) 657 sayılı Kanunun 105 inci maddesi gereğince verilen izinlerin altı ayı aşan kısmı.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında” ibaresi “Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik” ibaresi “657 sayılı Kanunun ilgili hükümleri ile Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-personelinin-atama-ve-yer-degistirme-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="13424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Yeterlilik Sınavı Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/jandarma-ve-sahil-guvenlik-akademisi-yeterlilik-sinavi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/jandarma-ve-sahil-guvenlik-akademisi-yeterlilik-sinavi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Yeterlilik Sınavı Hakkında Yönetmelik, 09 Haziran 2026 Tarihli ve 33275 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ YETERLİLİK SINAVI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi bünyesinde subay ve astsubay nasbedilmek için eğitim alan öğrencilere uygulanacak yeterlilik sınavıyla ilgili usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinde eğitim gören öğrencilerden temel kolluk eğitimini başarıyla tamamlayan öğrencilerin subay ve astsubay nasbedilmesi için yapılacak yeterlilik sınavıyla ilgili usul ve esasları kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına diğer yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencileri kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 13/A maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademi (JSGA): Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisini,</p>

<p>b) Akademi Yönetim Kurulu: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>c) Bakan: İçişleri Bakanını,</p>

<p>ç) Bakanlık: İçişleri Bakanlığını,</p>

<p>d) Başkan: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanını,</p>

<p>e) Başkanlık: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığını,</p>

<p>f) Fakülte: Belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimi veren, temel kolluk eğitim programı kapsamındaki akademik eğitimi veren, bilimsel araştırma ve yayın yapan yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>g) İlgili yönetim kurulu: Fakültelerde Fakülte Yönetim Kurulunu, Kolluk Uygulamaları Yüksekokulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında Kolluk Uygulamaları Yüksekokulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Yönetim Kurulunu, Meslek Yüksekokullarında Meslek Yüksekokulu Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ğ) İntibak eğitimi: Akademide mesleki mevzuatı tanıtmak, temel mesleki örf ve adetleri öğretmek, öğrencilerin eğitim ve öğretiminin gerektirdiği niteliklere ulaşmalarını sağlamak üzere, kesin süresi ve uygulanacak zamanı yıllık çalışma takvimlerinde belirlenen temel kolluk eğitim programı öncesinde verilen eğitimi,</p>

<p>h) Kıt’a kaynaklı öğrenci: Öğrencilerden astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erler ile ilgili mevzuatla bir statü sahibi olanları,</p>

<p>ı) Kolluk Uygulamaları Yüksekokulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı (KUYO): Subay ve astsubay nasbedilecek öğrencilere belirlenen bilim dallarında ve meslek derslerinde eğitim veren, bilimsel araştırma ve yayın yapan yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>i) Meslek Yüksekokulu (MYO): Belirlenen bilim dallarında ön lisans eğitim ve öğretimi veren, temel kolluk eğitim programı kapsamındaki akademik eğitimi veren, bilimsel araştırma ve yayın yapan yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>j) Öğrenci: Akademi bünyesinde subay ve astsubay nasbedilmek üzere eğitime alınan kişileri,</p>

<p>k) Senato: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Senatosunu,</p>

<p>l) Temel kolluk eğitimi: Subay ve astsubay adaylarına, subay ve astsubay nasbedilinceye kadar verilen intibak eğitimi hariç tüm eğitimleri,</p>

<p>m) Yeterlilik sınavı: Temel kolluk eğitimini başarı ile tamamlayan öğrencilerin subay ve astsubay olarak nasbedilmeleri için girmek zorunda oldukları sınavı,</p>

<p>n) Yüksekokul: Belirli bir meslek ve alana yönelik eğitim ve öğretime ağırlık veren, gerektiğinde örgün eğitim, temel kolluk eğitiminin bütünü veya sorumluluğuna verilen dönemleri, diğer eğitim ve öğretim birimlerinin yabancı dil hazırlık eğitimi, uygulamalı eğitimleri gibi belirli aşamalarındaki özel alan eğitimlerini işleten yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sınava İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Sınavın yeri ve zamanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yıllık çalışma takviminde planlanan yeterlilik sınavının yerleri ve saatleri Öğrenci İşleri Daire Başkanlığınca belirlenir ve sınav tarihinden en az beş iş günü önce ilan edilir.</p>

<p><strong>Komisyonların oluşturulması ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Sınav ile ilgili komisyonların kurulması, görevlendirilmesi, çalışma esasları ve üyelerin görevlendirilmesi Başkanlık onayı ile belirlenir.</p>

<p>(2) Sınav ile ilgili komisyonlar ve görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi Sınav Komisyonu, Genel Sekreter başkanlığında Öğrenci İşleri Daire Başkanı ve öğrencinin bağlı bulunduğu alay komutanı olmak üzere üç üyeden oluşur. Bünyesinde Genel Sekreter ve Öğrenci İşleri Daire Başkanı bulunmayan birimlerde yerleşke komutanı, okul müdürü/öğretim başkanı ve alay komutanı/birlik komutanından oluşur. Ayrıca sahil güvenlik sınıfı öğrencilerinin yeterlilik sınavı için sahil güvenlik sınıfı bir üstsubay Merkezi Sınav Komisyonu üyesi olarak görevlendirilir. Bu Komisyon, sınav takvimi süresince yürütülecek iş ve işlemleri takip, koordine ve denetlemek ile yetkilidir.</p>

<p>b) Sözlü Sınav Soru Hazırlama Komisyonu, hazırlanacak soru sayısı ve ders konuları dikkate alınarak belirlenecek yeterli sayıda öğretim elemanından oluşur. Bu Komisyon, akademide öğrenim gören öğrencilere uygulanacak sözlü sınav sorularını hazırlamaktan sorumludur.</p>

<p>c) Sözlü Sınav Komisyonu, bir üstsubay başkanlığında, bir sivil öğretim elemanı ile subay nasbedilecek öğrenciler için bir subay; astsubay nasbedilecek öğrenciler için bir astsubay olmak üzere üç üyeden oluşur. Bu Komisyon, sözlü sınav yapmakla görevli ve yetkilidir.</p>

<p>ç) Atış Sınav Komisyonu, bir üstsubay başkanlığında, takım ve bölük komutanı olarak görev yapan iki rütbeli personel olmak üzere üç üyeden oluşur. Bu Komisyon, öğrencilerin atış sınavına nezaret ederek sınavı icra etmekle görevli ve yetkilidir.</p>

<p>d) Spor Sınav Komisyonu, Kolluk Savunma Müdahale Teknikleri ve Beden Eğitimi Spor Bilimleri Bölüm Başkanlığında görev yapan bir subay başkanlığında üç üyeden oluşur. Bu Komisyon, öğrencilerin spor sınavına nezaret ederek sınavı icra etmekle görevli ve yetkilidir.</p>

<p>(3) Merkezi Sınav Komisyonu tarafından ihtiyaca göre birden fazla sınav komisyonu oluşturulabilir. Komisyonlarda görev almak üzere yeteri kadar yedek üye ile komisyonlara yardımcı olmak üzere yeterli sayıda personel görevlendirilir.</p>

<p>(4) Sözlü Sınav Komisyonu teşkil edilen yerleşkelerde sivil öğretim elemanı bulunamaması durumunda bu üye yerine subay nasbedilecek öğrenciler için bir subay, astsubay nasbedilecek öğrenciler için bir astsubay görevlendirilir.</p>

<p>(5) Sınav komisyonu başkan ve üyeleri, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldığı sınavda görev alamazlar.</p>

<p><strong>Yeterlilik sınavı şekli ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Temel kolluk eğitimini başarı ile tamamlayan öğrenciler, subay veya astsubay olarak nasbedilmeden önce yeterlilik sınavına tabi tutulur. Yeterlilik sınavı; sözlü, atış ve spor sınav aşamalarından oluşur. Sözlü sınav aşamasındaki konular öğrencilerin Akademi bünyesinde almış olduğu eğitim müfredatına göre belirlenir. Atış sınavı EK-1’de ve spor sınavı EK-2’de yer alan çizelgeye göre icra edilir.</p>

<p><strong>Yeterlilik sınavının icrası</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yeterlilik sınavı başarı notu; sözlü sınav notunun %70’i, spor sınav notunun %15’i, atış sınav notunun %15’i alınarak belirlenir. Öğrencinin sınavda başarılı olabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az altmış puan alması gerekir.</p>

<p>(2) Atış ve spor aşamasını tamamlamayan öğrenci sözlü sınava alınmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Sağlık sebebiyle sınava giremeyecek durumda olan öğrenciler almış oldukları sağlık kurulu raporları doğrultusunda, yeterlilik sınavlarının atış ve/veya spor testlerinden muaf tutulabilirler. Yeterlilik sınavının atış ve/veya spor sınavından muaf tutulma talepleri ilgili yönetim kurulunda değerlendirilerek karar alınır. Atış veya spor testinin yalnızca birinden muaf olanların yeterlilik sınavı başarı notu, sözlü sınav notunun %85’i alınarak, bu testlerin her ikisinden de muaf olanların yeterlilik sınavı başarı notu, sözlü sınav notunun %100’ü alınarak belirlenir. Öğrencinin sınavda başarılı olabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az altmış puan alması gerekir.</p>

<p>(4) Sözlü Sınav Komisyonu tarafından yapılacak sözlü sınavda öğrenciler;</p>

<p>a) Akademik ve mesleki bilgi ile uygulama düzeyi,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,</p>

<p>c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,</p>

<p>ç) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,</p>

<p>hususları açısından yüz tam puan üzerinden değerlendirilirler.</p>

<p>(5) Sözlü sınavlarda, Sözlü Sınav Soru Hazırlama Komisyonu tarafından hazırlanarak bastırılan sorular arasından öğrencilere soru kartı çektirilerek cevaplamaları istenir.</p>

<p>(6) Sözlü Sınav Komisyonu üyeleri tarafından verilen puanlar, ayrı ayrı puan değerlendirme karar formuna işlenir. Komisyon üyelerinin ayrı ayrı vermiş oldukları puanların aritmetik ortalaması alınarak öğrencilerin sözlü sınav puanı tespit edilir.</p>

<p>(7) Başarısız olan öğrencinin aldığı puan ve gerekçesi EK-4’te yer verilen Başarısız Öğrenci Yeterlilik Sınavı Değerlendirme Formuna işlenerek her üye tarafından başarısız olma gerekçesine ilişkin ayrıntılı tutanak tanzim edilir. Tutanaklar tüm öğrenciler için hazırlanan ve EK-3’te yer verilen yeterlilik sınavı değerlendirme formları ile birlikte Merkezi Sınav Komisyonuna teslim edilir ve Merkezi Sınav Komisyonunca sınav sonuçları ilan edilir.</p>

<p>(8) Sınavda başarısız olan öğrenciler; subay veya astsubay nasbedilmezler, akademik program kapsamında sertifika ve Fakülte veya Meslek Yüksekokulu öğrencilerine eğitim gördüğü birime göre lisans veya ön lisans diploması verilir ve kıt’a kaynaklı öğrenciler kıtalarına gönderilir, dış kaynaktan temin edilenlerin ise ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Sınav komisyonları kararlarına itirazlar değerlendirilmeye alınmaz.</p>

<p><strong>Mazereti sebebiyle yeterlilik sınavına katılamama</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Öğrenci, doğal afet veya salgın, eşi veya birinci dereceden kan hısımlarının ölümü nedeniyle, kendisinin tedavi ve sağlık gerekçesiyle ya da kendisine uygulanan tutuklama veya diğer koruma tedbirleri sebebiyle sınava katılamaması halinde Başkanlıkça belirlenecek tarihte oluşturulacak komisyon tarafından aynı usul ve esaslarla sınava tabi tutulur. Bu sınava da katılmayanlar başarısız sayılır.</p>

<p>(2) Mazeretsiz olarak sınava katılmayanlar yeterlilik sınavından başarısız sayılır ve herhangi bir hak talebinde bulunamaz.</p>

<p><strong>Yeterlilik sınavı sebebiyle ilişik kesme</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yeterlilik sınavında başarısız olan öğrencilerin ilişikleri ilgili yönetim kurulunun kararı ile kesilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler, yeterlilik sınavından başarısız olduklarına ilişkin ilişik kesme kararına karşı; ilgili yönetim kurulunun kararının tebliğ tarihini takip eden yedi gün içinde yazılı olarak Akademi Yönetim Kuruluna itirazda bulunabilir.</p>

<p>(3) İtiraz üzerine toplanan Akademi Yönetim Kurulu, itirazları inceleyerek kesin karara bağlar. Akademi Yönetim Kurulu, öğrencinin ilişik kesme kararında yer alan üyeler olmadan toplanır. Bu üyeler olmadan toplanan Akademi Yönetim Kurulu geri kalan üyeleri ile eksiksiz toplanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Sınav evrakının muhafazası</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yeterlilik Sınavı Değerlendirme Formu ve birer nüsha orijinal soru metni, cevap anahtarları gibi bilgi ve belgeler, son sınav tarihinden itibaren bir yıl süre ile, yeterlilik sınavı dava konusu olmuş öğrencilerin ise sınav evrakları davanın kesin karara bağlanmasına kadar Öğrenci İşleri Daire Başkanlığınca saklanır ve bilâhare usulüne uygun olarak imha edilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Akademi öğrencilerinden;</p>

<p>a) Disiplinsizliği, sağlık durumu, ders başarısızlığı veya devamsızlığı nedeniyle ilgili mevzuat hükümleri gereğince ilişiği kesilenler,</p>

<p>b) Eğitim kurumundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller veya tespit edilen son disiplinsizlik fiili ile disiplin puanı sebebiyle eğitim kurumundan çıkarılmayı gerektirecek tutum ve davranışlar nedeniyle haklarında soruşturma işlemi bulunanlar,</p>

<p>sınava alınmazlar.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (b) bendi kapsamına girenler, devam eden disiplin soruşturması sonucunda eğitim kurumundan çıkarma cezası almamaları halinde kararın kesinleşmesinden itibaren en geç bir ay içinde sınava alınırlar.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İçişleri Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260609-4-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/jandarma-ve-sahil-guvenlik-akademisi-yeterlilik-sinavi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="98662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi Kapanış Töreni ve Adana Bölge Toplantısı Düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-temel-haklar-alanindaki-kararlarinin-etkili-sekilde-uygulanmasinin-dest</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-temel-haklar-alanindaki-kararlarinin-etkili-sekilde-uygulanmasinin-dest" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, anayasal güvencelerin gerçek anlamının yalnızca mahkeme kararlarında değil bu kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıktığını belirterek “Anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır.” dedi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi ile Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi iş birliğinde yürütülen “Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi”nin kapanış töreni ve proje kapsamında düzenlenen bölge toplantılarının sekizincisi Adana’da gerçekleştirildi.</p>

<p>Programa Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Sayıştay Başkanı Metin Yener, Anayasa Mahkemesi Başkanvekilleri Basri Bağcı ve İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi Üyeleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Adana Valisi Mustafa Yavuz, Mersin Valisi Atilla Toros, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı ile Adana, Hatay, Mersin ve Osmaniye’de görev yapan hâkim ve savcılar katıldı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya programın açılışında yaptığı konuşmada, bölge toplantılarının iki temel amacı bulunduğunu belirtti. Başkan Özkaya, bu amaçlardan ilkinin yargısal iletişim ve iş birliğinin daha yaygın ve etkin hâle getirilmesi suretiyle Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kurumları arasında verimli bir iş birliği gerçekleştirmek olduğunu ifade etti. İkinci amacın ise bireysel başvurularda verilen ihlal kararlarının objektif ve subjektif etkilerinin hayata geçirilmesi olduğunu kaydeden Başkan Özkaya, verilen hak ihlali kararlarının sonuçlarının süratle giderilmesini sağlamayı ve Mahkeme tarafından sık karşılaşılan ihlal alanlarına ilişkin farkındalığı artırmayı amaçladıklarını söyledi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi’nin önemine dikkat çeken Başkan Özkaya, “Hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır.” dedi. Başkan Özkaya, anayasal güvencelerin gerçek anlamının yalnızca mahkeme kararlarında değil bu kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıktığını belirterek “Anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Geniş Bir Alanda Güçlü Bir İçtihat Oluşturuldu</strong></p>

<p>Bireysel başvuru mekanizmasının Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biri olduğunu vurgulayan Başkan Özkaya, 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesine toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığını, bunların 637 bin 274’ünün sonuçlandırıldığını kaydetti. Hâlihazırda derdest bulunan başvuru sayısının 102 bin 143 olduğunu aktaran Başkan Özkaya, bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dâhil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini söyledi. Başkan Özkaya, bireysel başvuru yoluyla yaşam hakkından ifade özgürlüğüne, kişi hürriyeti ve güvenliğinden adil yargılanma hakkına kadar geniş bir alanda güçlü bir içtihat oluşturulduğunu ve bu süreçte verilen kararların hukuk sisteminin insan hakları standartlarının yükseltilmesinde belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>

<p>Temel hakların korunmasının yalnızca Anayasa Mahkemesinin değil yargının bütün kademelerinin ortak sorumluluğu olduğu yönündeki anlayışın giderek daha güçlü bir şekilde yerleştiğini belirten</p>

<p><strong>Bölge Toplantıları Ortak Anayasal Kültürün Güçlendirildiği ve Yargısal Diyaloğun Geliştirildiği Önemli Platformlardır</strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya; son yıllarda yüksek mahkemeler, bölge adliye mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve ilk derece mahkemeleri arasında tesis edilen etkili diyalog sayesinde bireysel başvurunun ikincil niteliğine ilişkin farkındalığın önemli ölçüde güçlendiğini dile getirdi. İnsan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkân tanıyan bireysel başvurunun son derece önemli sonuçlar ürettiğini kaydeden Başkan Özkaya şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi, yüksek mahkemeler, ilk derece mahkemeleri, akademi ve savunma makamı arasında kurulan yapıcı diyalog; anayasal ilkelerin daha doğru anlaşılmasına, ortak standartların gelişmesine ve hukuk güvenliğinin güçlenmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle bölge toplantılarımızı yalnızca bilgi paylaşımının yapıldığı programlar olarak değil, ortak anayasal kültürün güçlendirildiği ve yargısal diyaloğun geliştirildiği önemli platformlar olarak görüyoruz.”</p>

<p>Anayasa yargısında artık yeni bir aşamaya geçildiğine dikkat çeken Başkan Özkaya, “Geçmişte temel mesele hak ihlalinin tespit edilmesi iken bugün artık daha önemli olan husus, anayasal kararların sistem genelinde etkili sonuçlar doğurabilmesidir.” dedi. Başkan Özkaya, artık meselenin yalnızca karar vermek değil verilen kararların ilk derece mahkemelerinde uygulanması, kamu otoriteleri tarafından içselleştirilmesi, yeni ihlallerin önlenmesine katkı sunması ve toplumda hak ve adalet eksenli bir hukuk kültürünün yerleşmesini sağlamak olduğunu belirterek anayasal hakların gerçek güvencesinin anayasal değerlerin bütün hukuk düzenine nüfuz edebilmesiyle mümkün olacağını söyledi.</p>

<p><strong>Kararlar Bilgi Bankası Yenilenerek Daha Erişilebilir, Pratik ve İşlevsel Bir Yapı Oluşturulmuştur</strong></p>

<p>Proje kapsamında yürütülen çalışmalara da değinen Başkan Özkaya, Avrupa’daki iyi uygulama örnekleri ve karşılaştırmalı analizler esas alınarak önemli uzmanlık çalışmaları hazırlandığını, ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik bir yol haritası oluşturulduğunu ifade etti. Kararların uygulanmasının daha etkin izlenebilmesi amacıyla dijital altyapının güçlendirildiğini hatırlatan Başkan Özkaya, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası’nın yenilendiğini ve kamuoyunun kullanımına sunulduğuna işaret ederek “Tüm karar türlerine tek bir platform üzerinden erişim imkânı sağlayan, daha pratik ve işlevsel bir yapı oluşturulmuştur. Gelişen yazılım ve teknoloji imkânlarından yararlanılarak sistemin teknik altyapısı modernize edilmiş, arama ve filtreleme olanakları genişletilmiş, kararların daha hızlı ve etkin şekilde erişilebilir hâle gelmesi sağlanmıştır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Konuşmasının sonunda insan hakları düşüncesinin özünün insan onurunun korunması olduğunu dile getiren Başkan Özkaya; savaşlar, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve nefret söylemlerinin insan haklarını tehdit ettiği günümüzde demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları değerlerinin korunmasının büyük önem taşıdığının altını çizdi. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasının yalnızca bir mahkemenin değil bütün toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Başkan Özkaya, “Adalet, yalnızca bireylerin değil, toplumların ve devletlerin de ömrünü uzatan en güçlü değerdir.” dedi.</p>

<p>Programda konuşan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak ise temel hak ve özgürlüklerin korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilen bireysel başvurunun çağdaş ve önemli bir kurum olduğunu belirtti. Adem Albayrak, bireysel başvuru kapsamında yürütülen proje kapsamında çok faydalı ve etkili faaliyetler gerçekleştirildiğini ifade etti. Bireysel başvurunun 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin hukuk alanına ilişkin en önemli reformlarından biri olduğuna vurgulayan Albayrak “Bireysel başvuru sayesinde anayasal hak ve hürriyetlere yönelik ihlal iddialarının uluslararası organlara taşınmadan öncelikle ulusal sınırlar içinde çözümü ve ele alınması ile ihlalin giderildiği etkili bir hukuk yolu oluşturulmuştur.” ifadelerine yer verdi. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin ilgili mevzuat kapsamında değerlendirmelerde bulunan Albayrak, “Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının bağlayıcı olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur.” dedi.</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu da proje kapsamında düzenlenen faaliyetlerin önemine ve işlevselliğine işaret ederek projenin amacına dikkat çekti. Temel hakların güvence altına alınmasının yalnızca güçlü normlar yazmakla tamamlanamayacağını belirten Fuzuli Aydoğdu, normların yargısal uygulamada sürekli ve etkin bir şekilde hayat bulmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Bireysel başvuru mekanizmasının Türk hukuk sisteminin en önemli reformlarından biri olduğunu kaydeden Aydoğdu “Bu mekanizma, hak ihlallerini tespit eden bir araç olmanın çok ötesinde; hukuk sistemimizin kendisini değerlendirmesine, eksiklerini görmesine ve geliştirmesine imkân tanıyan köklü ve kurumsal tecrübe alanı hâline gelmiştir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Programa ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Adana Valisi Mustafa Yavuz ise devlet anlayışlarının öznesinin insan ve insan onuru olduğunu kaydederek bu çerçevede hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve yargısal kararların etkin bir şekilde uygulanmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin de konuşmasında, demokratik hukuk devletinin en önemli güvencelerinden birinin kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin etkin bir şekilde korunabilmesi olduğunu dile getirdi. Bireysel başvuru mekanizmasının hayata geçirilmesi ile Anayasa Mahkemesinin temek hak ve özgürlüklerin korunması bağlamında önemli bir içtihat birikimi oluşturduğunu vurgulayan Vasip Şahin “Bu içtihatlar hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra benzer ihlallerin önlenmesine ve hak eksenli bir uygulama kültürünün yerleşmesine de hizmet etmektedir.” ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Programda konuşan Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, bireysel başvuru müessesesinin anayasal hakların korunması bakımından yeni ve güçlü bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin korunması hususunda hukuk sisteminin en önemli teminatlarından biri hâline geldiğini kaydeden Metin Yıldırım “Anayasa Mahkemesinin temel haklara ilişkin kararları yalnızca somut olayları değil aynı zamanda hukuk sistemini ve kamu uygulamasını da derinden etkilemektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili şekilde uygulanması bireysel adaletin yanı sıra hukuk güvenliği ve insan hakları standartlarının güçlenmesi bakımında da büyük önem taşımaktadır.” dedi.</p>

<p>Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin ise hak ihlallerini ilk aşamada önlemeyi hedeflediklerini belirterek bu kapsamda Anayasa Mahkemesi içtihatlarını yakından takip ettiklerini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş da Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının yerine getirilmesine ilişkin titiz çalışmalar yürüttüklerini aktardı ve bu konuda önemli bir farkındalık oluştuğuna dikkat çekti.</p>

<p>Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek bireysel başvuru yolunun Türk hukuk sistemine önemli kazanımlar sağladığını dile getirerek bireysel başvuruda verilen kararların yargı mercilerince yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan ise projenin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak proje kapsamında yürütülen faaliyetlerin anayasal düzenin istikrarı noktasında önemli katkılar sunacağına ve başarılı sonuçlara vesile olacağına inandığını söyledi.</p>

<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbé de konuşmasında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf ve Avrupa Birliğine aday ülke olarak Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ile yürüttüğü iş birliğinin önemine dikkat çekti. Anayasa Mahkemesi ile yürütülen ortak çalışmaların, temel hakların korunması ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesine katkı sunduğunu dile getiren Jean Barbé, 2012 yılında hayata geçirilen bireysel başvuru mekanizmasının çok önemli bir kazanım olduğunu ifade etti.</p>

<p>Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ise projenin uygulanması sürecindeki iş birliği için Türkiye Cumhuriyet Anayasa Mahkemesine teşekkür etti. William Massolin, Türkiye’de insan haklarının korunmasının temel taşlarından biri hâline gelen bireysel başvuru mekanizmasının uygulamaya girdiği tarihten itibaren iç hukuk yollarını önemli ölçüde güçlendirdiğini dile getirdi ve “İnsan haklarının korunması asla tamamlanmış bir görev değildir. Sürekli çaba, diyalog, düşünme ve bağlılık gerektirir. Avrupa Konseyi, bu çabalarda Türkiye’ye ve kurumlarına destek verme konusunda tam bir kararlılık sergilemeye devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Açış konuşmalarının ardından “Bireysel Başvuru İhlal Kararlarının Objektif ve Subjektif Etkisi” başlıklı akademik oturuma geçildi. Anayasa Mahkemesi Üyesi Selahaddin Menteş’in başkanlığını yürüttüğü oturumda, hukuk ve ceza davaları yönünden Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisi ve uygulamada karşılaşılan sorunlar konuları ile Anayasa Mahkemesi kararlarının icrasına ilişkin hususlar ele alındı. Oturumun ardından bölgede görev yapan; adli yargıdan 73 hâkim ve Cumhuriyet savcısı, idari yargıdan ise 36 hâkimin katılımıyla gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarında Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklere ilişkin kararları ışığında değerlendirmeler yapıldı.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10331/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10332/2.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10333/3.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10334/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10335/5.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10336/6.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10337/7.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10338/8.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10339/9.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10340/10.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10341/11.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10342/12.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10343/13.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10344/14.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10345/15.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10346/16.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10347/17.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10348/18.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10349/19.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10350/20.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-temel-haklar-alanindaki-kararlarinin-etkili-sekilde-uygulanmasinin-dest</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-148.jpg" type="image/jpeg" length="61704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya: Bireysel başvuruların yüzde 86'sı karara bağlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentteki bir otelde, ‘Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi Ortak Projesi’ kapsamında Proje Kapanış Töreni ve Adana Bölge Toplantısı gerçekleştirildi. Etkinliğe Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya’nın yanı sıra, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu, Adana Valisi Mustafa Yavuz, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbe, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin katıldı.</p>

<p><strong>‘ADANA DAYANIŞMANIN EN ÖNEMLİ ŞEHİRLERİNDEN BİRİ OLMUŞTUR’</strong></p>

<p>Etkinlikte konuşan Vali Mustafa Yavuz, kentin tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek “Adana, tarih boyunca milletlerin hafızasında iz bırakan şehirlerden bir tanesidir. Toroslara vakıf duruşunu ufkunda taşıyan Adana’mız tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, geçmişten bu güne dayanışmanın önemli şehirlerinden bir tanesi olmuştur. Bu topraklar asırlar boyunca devlet geleneğinin ve milletimizin hakkaniyet duygusunu aynı zeminde buluşturmuştur. Adalet, mülkün temelidir. Bu tür programlar vatandaşlarımızın adalete olan güveninin pekişmesine katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘BİREYSEL HUKUK SİSTEMİ KÖKLÜ BİR DEĞİŞİKLİĞE YOL AÇTI’</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak da bireysel başvurunun Türk hukuk sisteminde çok köklü bir değişikliğe yol açtığını kaydederek, "Bireysel başvuru ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilmiş çağdaş ve önemli bir kazanımdır. Türk Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen bireysel başvuru sayısının fazla olması hem işin önemini, hem yürütülüşünü, hem de sıkıntıları birlikte getiriyor. Bu fazlalık öyle bir fazlalık ki, iyi uygulayan Avrupa ülkelerindeki rakamlara baktığımızda 10-12 kat daha fazla. 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bile üstünde Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru geliyor. Bu sayının çokluğu konusunda hiçbir şüphemiz yok. Bu artan iş yüküyle Anayasa Mahkemesi’nin başa çıkmak için mümkün olduğunca ve en kısa sürede bu başvuruları sonuçlandırmak için yoğun ve fark edilebilir bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘HUKUK DEVLETİNİN GÜCÜ NORMLARIN ETKİLİ UYGULAMASINDAN KAYNAKLANMAKTA’</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ise “Bilindiği üzere hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil, bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde anayasal güvencelerin gerçek anlamı da yalnızca mahkeme kararlarında değil, o kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıkmaktadır. Esasen anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘2012’DEN BU YANA 739 BİN BAŞVURU YAPILDI’</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun hukuk tarihi açısından en önemli reform olduğunu belirten Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvuru sisteminin bugün ulaştığı nokta, yürüttüğümüz çalışmaların ve kurumsal iş birliğinin ne denli önemli sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Güncel veriler incelendiğinde, bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır. Derdest bulunan başvuru sayısı ise 102 bin 143'tür. Bu rakamlar, bir yandan vatandaşlarımızın Anayasa Mahkemesi’ne ve bireysel başvuru mekanizmasına duyduğu güveni ortaya koyarken diğer yandan mahkememizin karşı karşıya bulunduğu iş yükünün büyüklüğünü de göstermektedir” dedi.</p>

<p><strong>‘YARGILANMA HAKKI DAHİL, 87 BİN İHLAL KARARI VERİLDİ’</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar 87 bin ihlal kararı verildiğini aktaran Özkaya şöyle devam etti:</p>

<p>"Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dahil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verilmiş olması, bireysel başvurunun hak eksenli hukuk kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun temel amacı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde daha güçlü şekilde korunmasını sağlamaktır. Bunun yanında bireysel başvuru, insan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkan tanıyan etkili bir iç hukuk yolu niteliği taşımaktadır. Nitekim bireysel başvurunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok uyuşmazlık ulusal hukuk sistemimiz içerisinde çözüme kavuşturulabilmiş, böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurularda azalma yaşanmış ve insan haklarının korunmasında iç hukuk mekanizmalarının etkinliği önemli ölçüde güçlenmiştir. Başvurunun başarısı sadece Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlarla ölçülemez. Asıl önemli olan, bu kararların ilk derece mahkemelerine, bölge adliye mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, idari uygulamalara ve toplumsal hayata etkili şekilde yansımasıdır. Özellikle ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik hazırlanan yol haritası, kararların hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorun alanlarını tespit etmiş ve uygulama süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik son derece değerli öneriler sunmuştur."</p>

<p>Açılış konuşmalarının ardından ‘Bireysel başvuru ihlal kararlarının objektif ve subjektif etkisi’ konulu panel gerçekleştirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/kadir-ozkayaa.jpg" type="image/jpeg" length="55977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİN TESPİTİ DAVASI - KİRA BEDELİNİN NET VEYA BRÜT OLARAK BELİRTİLMEMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1717 E., 2022/8408 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ : GAZİOSMANPAŞA 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ</strong></p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 01/11/2022 tarihinde davalılar vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; bodrum, zemin ve asma kattan ibaret toplam 1.850 m² alanlı taşınmazın 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi ile davalılara kiraladığını, kesinleşen mahkeme kararı ile aylık kira bedelinin 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak belirlendiğini, bu tespite göre 01/09/2007 ile 27/02/2012 tarihleri arası ödenmesi gereken aylık 22.000 TL kira bedelinden, eksik ödenen 549.044 TL’nin yasal faiziyle birlikte tahsili talepli takip başlattığını ancak davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptaline, takibin devamına ve davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar; 17/01/2012 tarihinde taşınmazı tahliye ettiklerini, anahtarların teslim edildiği icra dosyasından geç teslim alınmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, Gaziosmanpaşa 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1883 Esas sayılı dosyasından verilen ilamda, tespit edilen kiranın, brüt ya da net olduğu hususun belirtilmediğini, bu nedenle bedelin brüt olarak tespit edildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle davacının kira fark bedelini talep ederken, stopajın tenzili ile net 17.600 TL kira bedeli talep edebileceğini, 22.000 TL brüt kira bedeli talep edilmesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu ayrıca kira sözleşmesinde taraf olmayan ...’a husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; davalı ...’ın, ... isimli davalı şirketin yetkili temsilcisi sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, tespiti yapılan kira bedelinin ise brüt kabul edilmesi gerektiği, yine 27/02/2012 tarihli tahliye tutanağının tahliye tarihi olarak dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle; davalı ... bakımından davanın usulden reddine, davalı ... Ticaret ve İnşaat A.Ş. bakımından davanın kısmen kabulü ile icra takibine yönelik itirazın kısmen iptaline, icra takibinin 301.331 TL asıl kira fark alacağının, 05/03/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte devamına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce dosya hesabında nazara alınmasına karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, kesinleşen mahkeme kararları ile davalı ...’ın kiracılık sıfatının kesinleştiği, tespit edilen aylık kira bedelinin ise net olarak belirlendiği yine kira tespit kararının kesinleştiği tarihten, takibin yapıldığı tarihe kadar avans faizi istenebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulü ile davalıların icra dosyasında yaptıkları itirazlarının 515.781,86 TL asıl alacak ve 5.244,81 TL birikmiş faiz yönünden iptali ile bu miktarlar yönünden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinde itibaren avans faizi uygulanmasına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce icra dosyasının infazı aşamasında dikkate alınmasına karar verilmiş; karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2- Taraflar arasında, 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi nedeniyle Gaziosmanpaşa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen davada verilen 2009/1883 E. 2012/603 K. sayılı kararla; aylık kira bedeli, 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak tespit edilmiş ve Yargıtayca söz konusu hüküm onanarak kesinleşmiştir. Davacı tarafından, işbu tespit hükmüne dayanılarak başlatılan icra takibinde, aylık 22.000 TL kira bedeli üzerinden hesaplanan, 01/09/2007 ile 27/02/2012 dönemlerine ait bakiye 549.044 TL asıl, 163.050,06 TL işlemiş faiz alacağının, yıllık %13,75 faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar bölge adliye mahkemesince; kira tespit dosyasındaki beyanlar, deliller, bilirkişi raporları ve Yargıtay ilamındaki gerekçeden, tespit edilen kira bedelinin net olduğunun anlaşıldığı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, dava konusu kiralanana ilişkin taraflar arasında görülen tazminat davasında, Gaziosmanpaşa 3. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen kararın bozulmasına yönelik Dairemizin 01/06/2021 tarihli ve 2020/2108 E. 2021/5839 K. sayılı ilamı ile de, belirlenen aylık 22.000 TL kira bedelinin brüt olarak kabul edildiği, yine aynı ilam ile açıkça kiralananın tahliye tarihinin taşınmazın anahtarlarının ilgili icra dairesine teslim tarihi olan 19/01/2012 olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; 01/09/2007 tarihinden itibaren belirlenen aylık kira bedelinin brüt, kiralananın ise 19/01/2012 tarihinde tahliye edilmiş olduğu gözetilerek, davacının talep edebileceği bakiye kira bedelinin belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi kararının davalılar yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın aynı Kanun'un 373/2 maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="24728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu, Gönüllü Vazgeçme ve Kasten Yaralama Ayrımı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukunda bazı olaylarda failin eylemi ilk bakışta ağır bir saldırı olarak görünse de, hukuki nitelendirme bakımından daha dikkatli ve bütüncül bir değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle mağdurun yaralandığı, ancak ölüm neticesinin meydana gelmediği olaylarda, eylemin <strong>kasten öldürmeye teşebbüs</strong> mü yoksa <strong>kasten yaralama</strong> mı olduğu uygulamada sıkça tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Bu ayrım yalnızca teorik bir tartışma değildir. Suçun hukuki vasfı, fail hakkında uygulanacak ceza miktarını, tutuklama değerlendirmesini, adli kontrol tedbirlerini, savunma stratejisini ve yargılamanın seyrini doğrudan etkiler. Bu nedenle mahkemeler yalnızca ortaya çıkan yaralanmanın ağırlığına değil; failin kastına, kullanılan aracın niteliğine, darbe sayısına, hedef alınan vücut bölgesine, taraflar arasındaki husumete, olayın gelişim biçimine ve failin olay sonrasındaki davranışlarına da bakmaktadır.</p>

<p>Bu yazıda, kasten öldürmeye teşebbüs suçu, gönüllü vazgeçme kurumu ve kasten yaralama suçu arasındaki farklar; Türk Ceza Kanunu hükümleri, genel ceza hukuku ilkeleri ve Yargıtay uygulamasında dikkate alınan temel kriterler çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong><a name="kasten-öldürmeye-teşebbüs-nedir">Kasten Öldürmeye Teşebbüs Nedir?</a></strong></p>

<p>Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenmiştir. Failin bir kişiyi öldürme kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm neticesinin meydana gelmemesi halinde ise, olayın niteliğine göre <strong>kasten öldürmeye teşebbüs</strong> suçu gündeme gelebilir.</p>

<p>Suça teşebbüs, TCK m.35’te düzenlenmiştir. Buna göre kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.</p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için failin öldürme kastıyla hareket etmesi, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması ve ölüm neticesinin failin elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmemesi gerekir.</p>

<p><strong><a name="failin-öldürme-kastıyla-hareket-etmesi">Failin Öldürme Kastıyla Hareket Etmesi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda en önemli unsur, failin öldürme kastıdır. Failin mağduru yaralama kastıyla mı, yoksa öldürme kastıyla mı hareket ettiği her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Failin iç dünyasını doğrudan bilmek mümkün olmadığından, mahkemeler failin dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareket eder. Bu kapsamda olay öncesi husumet, kullanılan aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı, darbe sayısı, darbelerin şiddeti, hedef alınan bölge, failin eylemine devam edip etmediği ve olay sonrası davranışları birlikte dikkate alınır.</p>

<p>Örneğin, mağdurun hayati bölgelerine çok sayıda ve şiddetli darbe uygulanması, öldürmeye elverişli bir aracın kullanılması, taraflar arasında önceye dayalı ciddi husumet bulunması ve failin mağdura yardım etmeksizin olay yerinden uzaklaşması öldürme kastı bakımından değerlendirilebilecek unsurlar arasındadır. Ancak bu unsurların hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz; olayın tamamı birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a name="icra-hareketlerine-başlanması">İcra Hareketlerine Başlanması</a></strong></p>

<p>Suça teşebbüsten bahsedilebilmesi için failin yalnızca hazırlık hareketlerinde bulunması yeterli değildir. Fail, suçu işlemeye yönelik doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olmalıdır.</p>

<p>Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki ayrım her olayda kolay olmayabilir. Failin olay yerine gitmesi, araç temin etmesi veya saldırı planı yapması tek başına her zaman teşebbüs hükümlerinin uygulanması için yeterli olmayabilir. Buna karşılık mağdura ateş edilmesi, bıçakla saldırılması, hayati bölgelere yönelik darbeler uygulanması veya doğrudan neticeye yönelen hareketlerin başlaması icra hareketlerinin başladığını gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle icra hareketlerinin başlayıp başlamadığı değerlendirilirken failin eyleminin suçun kanuni tanımındaki neticeye ne kadar yaklaştığı ve somut olayda dış dünyaya nasıl yansıdığı dikkate alınır.</p>

<p><strong><a name="Xaff3bd4a320c6210ee499cb33b6580fdefa5176">Ölüm Neticesinin Failin Elinde Olmayan Nedenlerle Gerçekleşmemesi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüste, ölüm neticesinin meydana gelmemesi failin iradesi dışında bir nedene dayanmalıdır. Mağdurun tıbbi müdahale ile kurtarılması, üçüncü kişilerin müdahalesi, failin engellenmesi, silahın tutukluk yapması veya mağdurun kaçması gibi nedenler teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına yol açabilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, kendi iradesiyle eylemine son verir veya ölüm neticesinin meydana gelmesini önlemek için etkili davranışlarda bulunursa, bu durumda TCK m.36’da düzenlenen <strong>gönüllü vazgeçme</strong> hükümleri tartışılabilir.</p>

<p><strong><a name="gönüllü-vazgeçme-nedir">Gönüllü Vazgeçme Nedir?</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme, Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak vazgeçme anına kadar gerçekleşen fiiller bağımsız bir suç oluşturuyorsa, fail yalnızca bu suçtan sorumlu tutulur.</p>

<p>Bu düzenleme, ceza hukukunda önemli bir suç politikası tercihidir. Kanun koyucu, failin suç yolunda ilerlemekten vazgeçmesini veya neticenin meydana gelmesini engellemesini teşvik etmektedir.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme halinde fail teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak mağdurun yaralanması gibi tamamlanmış fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa, olayın niteliğine göre kasten yaralama hükümleri uygulanabilir.</p>

<p><strong><a name="gönüllü-vazgeçmenin-şartları">Gönüllü Vazgeçmenin Şartları</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanabilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p>Öncelikle fail, kasıtlı bir suçun icra hareketlerine başlamış olmalıdır. Henüz icra hareketlerine başlanmadan failin suç işlemekten vazgeçmesi halinde zaten cezalandırılabilir bir teşebbüs bulunmayacağından, TCK m.36’nın uygulanmasına gerek kalmaz.</p>

<p>Bunun yanında vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gerçekleşmelidir. Suç tamamlandıktan sonra failin pişman olması, mağdurun zararını gidermesi veya yardımda bulunması kural olarak gönüllü vazgeçme sonucunu doğurmaz. Bu tür durumlarda, koşulları varsa etkin pişmanlık, takdiri indirim veya başka hukuki kurumlar tartışılabilir.</p>

<p>Vazgeçmenin failin kendi iradesine dayanması da gerekir. Failin eylemine dışsal bir engel nedeniyle devam edememesi gönüllü vazgeçme sayılmaz. Örneğin failin üçüncü kişiler tarafından yakalanması, mağdurun kaçması, silahın çalışmaması veya kolluğun müdahale etmesi nedeniyle suçun tamamlanamaması halinde gönüllü vazgeçme değil, teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, eylemine devam etme imkânı varken kendi iradesiyle saldırıyı sonlandırmışsa veya neticenin gerçekleşmesini engellemişse gönüllü vazgeçme değerlendirmesi yapılabilir.</p>

<p><strong><a name="neticeli-suçlarda-aktif-çaba-şartı">Neticeli Suçlarda Aktif Çaba Şartı</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs gibi neticeli suçlarda gönüllü vazgeçme değerlendirmesi yapılırken, failin davranışı özellikle önem taşır. Fail henüz icra hareketlerini tamamlamadan kendi iradesiyle eylemine son vermişse, olayın özelliklerine göre pasif vazgeçme yeterli görülebilir.</p>

<p>Ancak icra hareketleri tamamlanmış ve mağdurun hayatı bakımından tehlikeli bir sonuç ortaya çıkmışsa, failin yalnızca saldırıyı bırakması çoğu durumda yeterli kabul edilmez. Bu aşamada failden, neticenin gerçekleşmesini engellemek için somut, ciddi ve etkili davranışlar göstermesi beklenir.</p>

<p>Örneğin fail mağduru hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladıktan sonra hiçbir şey yapmadan olay yerinden uzaklaşırsa, ölüm neticesini engellemeye yönelik aktif bir çaba göstermemiş olur. Buna karşılık failin ambulans çağırması, kolluk birimlerine haber vermesi, mağduru hastaneye götürmesi, kanamayı durdurmaya çalışması veya tıbbi müdahalenin sağlanması için ciddi ve etkili davranışlarda bulunması aktif çaba kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p><strong><a name="X2750644e50bff6041820da03a67e641d115fb81">Gönüllü Vazgeçme ile Etkin Pişmanlık Arasındaki Fark</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme ile etkin pişmanlık uygulamada zaman zaman karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kurum farklı aşamalarda ortaya çıkar ve farklı sonuçlar doğurur.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gündeme gelir. Fail, suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini kendi iradesiyle engeller. Bu nedenle teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; ancak o ana kadar tamamlanan fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa bu suçtan sorumlu tutulabilir.</p>

<p>Etkin pişmanlık ise suç tamamlandıktan sonra ortaya çıkan bir kurumdur. Fail, suçu işledikten sonra pişmanlık gösterir, zararı giderir, malı iade eder veya kanunda belirtilen başka bir davranışta bulunur. Etkin pişmanlık her suç bakımından uygulanmaz; yalnızca kanunda açıkça düzenlenen suçlarda sonuç doğurur.</p>

<p>Bu nedenle, kasten öldürmeye teşebbüs iddiası bulunan bir olayda failin ölüm neticesini suç tamamlanmadan önce engellemesi gönüllü vazgeçme kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık suç tamamlandıktan sonra duyulan pişmanlık, gönüllü vazgeçme değil; ancak şartları varsa başka hukuki kurumlar kapsamında ele alınabilir.</p>

<p><strong><a name="kasten-yaralama-suçu-nedir">Kasten Yaralama Suçu Nedir?</a></strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu, TCK m.86’da düzenlenmiştir. Buna göre bir kişinin başkasının vücuduna acı veren, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan davranışlarda bulunması kasten yaralama suçunu oluşturur.</p>

<p>Kasten yaralama suçunda failin kastı mağduru öldürmeye değil, yaralamaya yöneliktir. Bu nedenle kasten yaralama ile kasten öldürmeye teşebbüs arasındaki en önemli ayrım, failin kastında ortaya çıkar.</p>

<p>Kasten yaralama suçunun basit hali yanında, silahla işlenmesi, kamu görevlisine karşı işlenmesi, kendisini savunamayacak durumda olan kişiye karşı işlenmesi veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama halleri de bulunmaktadır.</p>

<p><strong><a name="X5f491349d938546117ad1320a9fe694f52169ee">Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs Arasındaki Fark</a></strong></p>

<p>Kasten yaralama ile kasten öldürmeye teşebbüs arasındaki ayrım her zaman kolay değildir. Aynı eylem, somut olayın özelliklerine göre farklı şekilde nitelendirilebilir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında bu ayrım yapılırken olayın bütünü esas alınır. Taraflar arasındaki husumet, kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, darbelerin şiddeti, hedef alınan vücut bölgesi, failin eyleme neden son verdiği ve olay sonrası davranışları birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="taraflar-arasındaki-husumet">Taraflar Arasındaki Husumet</a></strong></p>

<p>Fail ile mağdur arasında olay öncesinde ciddi bir husumet bulunması, tehditler yaşanması veya failin öldürme yönünde açık beyanlarının olması, öldürme kastının varlığı bakımından dikkate alınabilir.</p>

<p>Buna karşılık olayın ani gelişmesi, taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek yoğunlukta bir husumetin bulunmaması veya eylemin sınırlı biçimde gerçekleşmesi, olayın kasten yaralama kapsamında değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Ancak husumetin varlığı veya yokluğu tek başına belirleyici değildir. Mahkeme bu unsuru olayın diğer delilleriyle birlikte değerlendirir.</p>

<p><strong><a name="kullanılan-aracın-niteliği">Kullanılan Aracın Niteliği</a></strong></p>

<p>Silah, bıçak, kesici-delici alet veya öldürmeye elverişli başka bir aracın kullanılması öldürme kastı bakımından önemlidir. Ancak tek başına öldürücü nitelikte bir aracın kullanılmış olması her zaman kasten öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Aracın nasıl kullanıldığı, hangi mesafeden kullanıldığı, mağdurun hangi bölgesine yöneldiği, eylemin devam edip etmediği ve failin saldırıyı hangi koşullarda sonlandırdığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="darbe-sayısı-ve-şiddeti">Darbe Sayısı ve Şiddeti</a></strong></p>

<p>Failin mağdura bir kez mi yoksa çok sayıda mı darbe vurduğu, darbelerin şiddeti ve sürekliliği kastın tespitinde önemlidir.</p>

<p>Çok sayıda, şiddetli ve hayati bölgelere yönelen darbeler öldürme kastı lehine değerlendirilebilir. Buna karşılık tek ve sınırlı bir darbe, olayın diğer koşullarıyla birlikte yaralama kastını gösterebilir.</p>

<p>Ancak darbe sayısı da tek başına yeterli değildir. Tek bir darbenin niteliği, isabet ettiği bölge ve meydana getirdiği tehlike de ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="hedef-alınan-vücut-bölgesi">Hedef Alınan Vücut Bölgesi</a></strong></p>

<p>Baş, göğüs, karın, boyun gibi hayati bölgelerin hedef alınması, kasten öldürmeye teşebbüs değerlendirmesinde önemli bir kriterdir.</p>

<p>Buna rağmen darbenin hayati bölgeye isabet etmesi tek başına kesin olarak öldürme kastını göstermez. Darbenin şiddeti, derinliği, kullanılan aracın niteliği, eylemin devam edip etmediği ve failin olay sonrası davranışları birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a name="failin-eyleme-son-verme-sebebi">Failin Eyleme Son Verme Sebebi</a></strong></p>

<p>Failin saldırıya neden son verdiği de suç vasfının belirlenmesinde önemlidir. Eğer fail, mağdurun kaçması, çevredeki kişilerin müdahalesi, kolluğun gelmesi veya başka bir dışsal engel nedeniyle saldırıyı sonlandırmışsa, bu durum gönüllü vazgeçme olarak değerlendirilmeyebilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, herhangi bir dış engel olmaksızın kendi iradesiyle saldırıyı bırakmış ve özellikle neticenin gerçekleşmesini engellemek için çaba göstermişse, gönüllü vazgeçme hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p><strong><a name="olay-sonrası-davranışlar">Olay Sonrası Davranışlar</a></strong></p>

<p>Failin olay sonrasında mağdura yardım edip etmediği, ambulans çağırıp çağırmadığı, kolluğa haber verip vermediği, mağduru hastaneye götürüp götürmediği kast ve gönüllü vazgeçme bakımından önem taşır.</p>

<p>Failin mağdura yardım etmesi her zaman otomatik olarak yaralama kastı bulunduğu anlamına gelmez. Bu davranış, olayın bütünü içinde değerlendirilir. Aynı şekilde failin olay yerinden kaçması da tek başına öldürme kastını kanıtlamaz; fakat gönüllü vazgeçme bakımından aleyhe değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle olay sonrası davranışlar, diğer delillerle birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p><strong><a name="aktif-çaba-göstermek-ne-anlama-gelir">Aktif Çaba Göstermek Ne Anlama Gelir?</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçmede en kritik konulardan biri aktif çabadır. Aktif çaba, failin neticenin meydana gelmesini engellemek için somut, ciddi ve etkili davranışlarda bulunmasıdır.</p>

<p>Failin ambulansı araması, mağduru hastaneye götürmesi, kolluk birimlerine haber vermesi, mağdurun kanamasını durdurmaya çalışması, tıbbi müdahaleyi sağlamak için olay yerinde kalması veya mağdurun yaşaması için somut katkı sunması aktif çaba kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Buna karşılık failin yalnızca saldırıyı bırakıp olay yerinden ayrılması, mağduru kendi haline terk etmesi veya üçüncü kişilerin yardım etmesine sessiz kalması çoğu durumda aktif çaba olarak kabul edilmeyebilir.</p>

<p><strong><a name="pasif-vazgeçme-her-zaman-yeterli-midir">Pasif Vazgeçme Her Zaman Yeterli midir?</a></strong></p>

<p>Pasif vazgeçme, failin icra hareketlerine devam etmemesi anlamına gelir. Ancak her durumda aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>

<p>Failin henüz neticeye yönelik icra hareketlerini tamamlamadığı aşamada kendi iradesiyle eylemine son vermesi ile icra hareketleri tamamlandıktan sonra neticenin gerçekleşmesini engellemesi farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İlk durumda pasif vazgeçme bazı hallerde yeterli olabilirken, ikinci durumda çoğu zaman aktif çaba aranır. Özellikle mağdurun hayatı bakımından ciddi bir tehlike ortaya çıktıktan sonra failin yalnızca saldırıyı bırakması yeterli görülmeyebilir. Bu aşamada failin ölüm neticesini engellemek için ciddi ve etkili davranışlar göstermesi önem taşır.</p>

<p><strong><a name="örnek-olaylar-üzerinden-değerlendirme">Örnek Olaylar Üzerinden Değerlendirme</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama ayrımı somut olaylar üzerinden daha net anlaşılabilir. Çünkü ceza hukukunda her olay kendi özellikleri içinde değerlendirilir ve tek bir kriter üzerinden kesin sonuca varılmaz.</p>

<p><strong><a name="X68be227533ee8cef3da190da630ff9930f11992">Failin Mağduru Yaraladıktan Sonra Ambulans Çağırması</a></strong></p>

<p>Fail mağduru ağır şekilde yaralamış, ancak hemen ardından 112’yi arayarak ambulans çağırmış, kolluk birimlerine haber vermiş ve mağdurun hastaneye sevk edilmesini sağlamışsa, olayda gönüllü vazgeçme hükümleri tartışılabilir.</p>

<p>Bu durumda mahkeme, failin gerçekten ölüm neticesini engellemek amacıyla mı hareket ettiğini, yardım çağrısının zamanlamasını, mağdurun kurtulmasında bu davranışın etkili olup olmadığını ve eylemin bütününü birlikte değerlendirir.</p>

<p>Failin yardım çağrısının neticenin gerçekleşmesini önlemede etkili olması, gönüllü vazgeçme değerlendirmesi bakımından önemlidir.</p>

<p><strong><a name="X7e7031bc2ca418c851aadcb4ba3aed86af0080f">Failin Mağduru Yaralayıp Olay Yerinden Kaçması</a></strong></p>

<p>Fail mağduru hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladıktan sonra hiçbir yardımda bulunmadan olay yerinden uzaklaşmışsa, gönüllü vazgeçmeden söz etmek güçtür. Çünkü fail neticenin gerçekleşmesini engellemek için aktif çaba göstermemiştir.</p>

<p>Bu durumda olayın niteliğine göre kasten öldürmeye teşebbüs veya kasten yaralama suçu tartışılabilir. Kastın belirlenmesinde darbe sayısı, kullanılan araç, hedef alınan bölge ve taraflar arasındaki husumet önem taşır.</p>

<p><strong><a name="X4abe24d7e3027d17d3f34baf106ec3d21945366">Failin Eyleme Devam Etme İmkânı Varken Kendi İradesiyle Durması</a></strong></p>

<p>Fail, mağdura zarar verme imkânı devam ettiği halde, dışsal bir engel olmaksızın kendi iradesiyle eylemine son verirse gönüllü vazgeçme ihtimali değerlendirilir.</p>

<p>Ancak mağdurun yaralanmış ve ölüm neticesinin doğma ihtimalinin ortaya çıkmış olduğu hallerde, failin yalnızca durması değil, neticeyi engellemek için aktif davranışlar sergilemesi de aranabilir.</p>

<p>Bu nedenle failin eyleme son verme sebebi, olayın hangi aşamada bulunduğu ve neticenin önlenmesi için gösterilen çaba birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="X7406af990751a395f62c4d1c29c61107ed725ab">Olası Kastla Kasten Öldürmeye Teşebbüs Tartışması</a></strong></p>

<p>Ceza hukukunda tartışmalı konulardan biri de olası kastla kasten öldürmeye teşebbüsün mümkün olup olmadığıdır. Olası kastta fail neticenin meydana gelebileceğini öngörür, ancak neticeyi doğrudan istemez; buna rağmen eylemini sürdürür.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında kasten öldürmeye teşebbüs bakımından failin öldürmeye yönelik kastı somut olayın özelliklerinden hareketle araştırılmaktadır. Olası kastla teşebbüs meselesi ise doktrinde ve uygulamada tartışmalı bir alan olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle mahkemeler, failin doğrudan öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiğini somut olayın tüm özelliklerine göre belirlemek zorundadır. Olayın sonucuna göre fail kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya gerçekleşen neticeye göre başka bir suçtan sorumlu tutulabilir.</p>

<p><strong><a name="X0cc70764713d47c3ad1c5366f7374390ec0f5d8">Kasten Yaralama Sonucu Ölüm Meydana Gelirse Ne Olur?</a></strong></p>

<p>Failin kastı öldürmeye değil, yaralamaya yönelik olabilir. Ancak bazı durumlarda yaralama sonucunda mağdur hayatını kaybedebilir. Böyle bir durumda, failin öldürme kastı bulunmuyorsa olay kasten öldürme olarak değil, <strong>neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama</strong> kapsamında değerlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK m.87/4 bu konuda önemlidir. Failin yaralama kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde, şartlarına göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu oluşabilir.</p>

<p>Burada asıl mesele yine failin kastıdır. Failin mağduru öldürmeyi mi amaçladığı, yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiği olayın bütününe göre belirlenir.</p>

<p><strong><a name="savunma-ve-yargılama-bakımından-önemi">Savunma ve Yargılama Bakımından Önemi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama arasındaki ayrım, ceza yargılamasında savunma bakımından son derece önemlidir.</p>

<p>Yanlış suç vasfı, fail hakkında daha ağır ceza tehdidi doğurabilir. Bu nedenle savunma makamı, olayın yalnızca neticesine değil; olayın öncesine, failin kastına, mağdurun yaralanma şekline, tıbbi raporlara, kamera kayıtlarına, tanık beyanlarına ve olay sonrası davranışlara odaklanmalıdır.</p>

<p>Özellikle taraflar arasında önceye dayalı husumet bulunup bulunmadığı, kullanılan aracın niteliği, darbenin sayısı ve şiddeti, yaralanmanın hayati bölgede olup olmadığı, failin eylemine neden son verdiği, failin mağdura yardım edip etmediği, ambulans veya kolluk çağrısı yapılıp yapılmadığı, mağdurun kurtulmasında failin davranışının etkili olup olmadığı, olayın ani gelişip gelişmediği, kamera ve tanık kayıtlarının olayın hangi yönünü desteklediği dikkatle incelenmelidir.</p>

<p>Bu hususlar yalnızca suç vasfı bakımından değil; tutukluluk değerlendirmesi, adli kontrol tedbiri, ceza miktarı ve hükmün bireyselleştirilmesi bakımından da önem taşır.</p>

<p><strong><a name="yargıtay-uygulamasında-genel-yaklaşım">Yargıtay Uygulamasında Genel Yaklaşım</a></strong></p>

<p>Yargıtay, kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımında olayın bütününü esas almaktadır. Tek bir kriter üzerinden sonuca gidilmemektedir.</p>

<p>Örneğin yalnızca bıçak kullanılması, tek başına öldürme kastını göstermez. Aynı şekilde mağdurun hayati tehlike geçirmesi de otomatik olarak kasten öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmaz. Ancak hayati bölgeye yönelen çok sayıda ve şiddetli darbe, olay öncesi husumet ve failin yardım etmeksizin kaçması gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde öldürme kastı kabul edilebilir.</p>

<p>Buna karşılık failin eylemden sonra mağdura yardım etmesi, ambulans çağırması veya neticenin gerçekleşmesini engellemeye yönelik ciddi çaba göstermesi, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="sonuç">Sonuç</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs, gönüllü vazgeçme ve kasten yaralama ayrımı, ceza hukukunun en hassas konularından biridir. Bu ayrım yapılırken yalnızca mağdurun yaralanmasının ağırlığına bakılması yeterli değildir.</p>

<p>Failin kastı, kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, hedef alınan bölge, taraflar arasındaki ilişki, olayın gelişimi ve failin olay sonrası davranışları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme ise failin suç yolunda ilerlemekten kendi iradesiyle dönmesi veya neticenin gerçekleşmesini engellemesi halinde gündeme gelir. Ancak özellikle icra hareketlerinin tamamlandığı ve mağdurun hayati tehlike geçirdiği olaylarda, failin yalnızca saldırıyı bırakması değil, neticenin gerçekleşmesini önlemek için aktif ve etkili çaba göstermesi gerekir.</p>

<p>Ceza yargılamasında doğru suç vasfının belirlenmesi, hem adil yargılanma hakkı hem de cezanın ölçülü uygulanması bakımından büyük önem taşır. Bu nedenle kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımında her somut olay, delillerin tamamı ve Yargıtay uygulamasında kabul edilen kriterler ışığında değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın özellikleri farklı olduğundan, suç vasfı ve hukuki sorumluluk değerlendirmesi dosya kapsamındaki deliller, tıbbi raporlar, tanık beyanları ve olayın oluş şekli dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" title="Av. Mehmet Buğra ANIL"><img alt="Av. Mehmet Buğra ANIL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/mehmet-bugra-anil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" title="Av. Mehmet Buğra ANIL">Av. Mehmet Buğra ANIL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/delil-silah-kasten-oldurme.jpg" type="image/jpeg" length="14140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2024/5981 E., 2025/8851 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/5981 E. ve 2025/8851 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/5981 E., 2025/8851 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1036 E., 2023/870 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/138 E., 2022/264 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Ceza süresi yönünden yasal şartları oluşmadığından; sanıklar ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca REDDİNE,<br />
01.09.2016 tarih ve 2918 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı KHK’nın 19. ve 20. maddeleri kapsamında müsaderesine karar verilen şirketlerin kayyımlık görev ve yetkilerini elinde bulunduran Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun sadece şirketlerin müsaderesi yönünden davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunduğundan CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılan olarak KABULÜNE,<br />
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
I-) Müşteki ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;<br />
Müşteki kurum vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun katılma haklarının bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddine karar verildiği, bu karar karşı anılan müşteki vekilince usulüne uygun olarak itiraz kanun yoluna başvurulduğu ve itiraz makamınca itirazların reddine karar verildiği görülmekle, bu hususta temyizi mümkün bir karar bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,</p>

<p>Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;<br />
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre tebliğnamede ismi geçen sanıklar ... ve ...'e ilişkin aleyhe temyiz istemi bulunmadığından haklarında verilen beraat kararlarının temyiz edilmeden Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak kesinleştirildiği belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p><strong>II-) HUKUKİ AÇIKLAMALAR</strong></p>

<p><strong>1-) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 Esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;</p>

<p>Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.</p>

<p>Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, S 383 vd.).</p>

<p>Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu Özel Kısım s.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt s.28, Özgenç Genel Hükümler s.280).<br />
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. Fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.<br />
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.</p>

<p>Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alınmalıdır.</p>

<p><strong>2-) TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:</strong></p>

<p>Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içeren ilk uluslararası sözleşme olarak kabul edilmiştir. Anılan Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanarak 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.<br />
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;<br />
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;<br />
...<br />
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,<br />
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;<br />
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,<br />
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,”</p>

<p>Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;<br />
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:<br />
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.<br />
b)12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.<br />
c)Türkiye’nin taraf olduğu;</p>

<p>1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,<br />
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,<br />
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,<br />
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,<br />
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,<br />
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,<br />
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,<br />
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,<br />
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,</p>

<p>“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise;<br />
“(1) Üçüncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.<br />
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.<br />
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.<br />
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.<br />
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.<br />
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.<br />
(8)(Ek: 14/04/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;<br />
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,<br />
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,<br />
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,<br />
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir.” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.<br />
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak hakkı” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.</p>

<p>6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.<br />
Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.<br />
Terörizmin finansmanı suçu seçimlik hareketli bir suçtur. 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre bu suç fon sağlamak veya fon toplamak şeklinde iki farklı hareket ile işlenebilir.</p>

<p>Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.</p>

<p>Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.<br />
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.<br />
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâlidir.</p>

<p>27/12/2020 tarihinde kabul edilen 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişikliğe kadar bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilirdi. Ancak 31/12/2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine eklenen 2. fıkra ile artık terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesinin de bu suçun faili olabileceği kabul edilmiştir. Terör örgütünün kurucusu/yöneticisi/üyesinin terörizmin finansmanı suçunu işlemesi halinde TCK'nın 314. maddesine göre tayin edilecek temel cezadan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle eklenen 6415 sayılı Kanun'un 4/2. maddesi gereğince artırım yapılacak daha sonra 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi uygulanacaktır.</p>

<p>Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6415 sayılı Kanun'un 4/4. maddesinde nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.<br />
Anılan maddenin 5. fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin 6. fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin 7. fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>3-)TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU BAĞLAMIN FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GELİR KAYNAKLARI</strong></p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.</p>

<p>Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.<br />
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve iş hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.</p>

<p>FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.</p>

<p><br />
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak Türkiye’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; Türkiye’de 15, yurt dışında 10 üniversite; Türkiye’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; Türkiye’de 35, yurt dışında 15 hastane; Türkiye’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve Türkiye’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.<br />
Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.</p>

<p>FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.</p>

<p>Örgütün mali yapıya sızma amacının;<br />
• Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,<br />
• Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,<br />
• Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.</p>

<p>FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar.</p>

<p>FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa;... ve ....gazeteleri, ...ve ...TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir.... Grubu bu anlamda .... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.</p>

<p>FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY ile İlişkili Şirketler;</p>

<p>Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü aktif olarak destekleyen şirketlerdir.<br />
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.<br />
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.<br />
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:<br />
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.<br />
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.<br />
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.<br />
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.<br />
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.<br />
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.<br />
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.<br />
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, iş ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.<br />
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.<br />
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.<br />
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.</p>

<p><strong>4-) MÜSADERE</strong><br />
Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilecektir. Mülkiyet hakkının düzenlendiği Anayasa madde 35/1’de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrada bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamayacaktır. Anayasa madde 38/9’da “genel müsadere cezası verilemez” şeklinde müsadere konusunda temel bir yasak kabul edilmiştir.<br />
Mülkiyet hakkı aynı zamanda uluslararası hukukta da teminat altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan Hakları</p>

<p>Evrensel Beyannamesinin 17. maddesi, herkesin tek başına ve başkalarıyla ortaklaşa mal ve mülk edinme hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkinden yoksun bırakılamayacağını düzenlemektedir. Ayrıca, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, bu hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri kanunları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyecektir.</p>

<p>Kamusal düzeni bozarak, temel hak ve hürriyetlere en derin biçimde müdahale eden suç olgusuyla mücadele amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin Anayasanın ve Ek Protokolün öngördüğü şekilde kamu yararı taşıdığı açıktır. Maddi hakikate ulaşılabilmesi için delil olarak kullanılması gereken malvarlığı değerlerinin değiştirilmeden veya kaybolmadan muhafaza altına alınması gerektiği gibi, suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin ileride müsadere edilebilmesi için de bu malvarlığı değerlerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığını, söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesinin amaçlandığını belirtmiştir. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 97).</p>

<p>Suç işlemenin kazanç elde etme yöntemi olarak kullanılması, suç işleme eğilimini artıracağı kuşkusuzdur. Bu şekilde kazanç amacıyla suç işlenmesi bireysel olarak mağduriyetler yanında genel olarak toplumsal yapının ve kamu düzenin bozulmasına neden olmaktadır. Ayrıca müsadere tedbiri özellikle terör ve örgütlü suçlarla ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim uluslararası hukuk metinlerinde de suçla mücadelede bu gibi tedbirlerin etkin bir yaptırım olarak kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizin de taraf olduğu 141 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile 198 sayılı Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nde; giderek artan ölçüde uluslararası bir sorun hâline gelen suça karşı mücadelenin uluslararası düzeyde modern ve etkin yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği, bu yöntemlerden birinin de el koyma ve müsadere tedbirleri olduğu ve bu alanda uluslararası iş birliğine de ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Ayrıca yine ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme de terörizmin finansmanının engellenmesi bakımından el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin uygulanmasının gerekli olduğunu düzenlemektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 98).</p>

<p>Bu nedenlerle suçla mücadele bakımından suç ve fail araştırılması kadar, suç gelirlerinin araştırılması ve bu gelirlere elkonulması ve müsadere edilmesi gerekmektedir. Özellikle terör ve örgütlü suçlarla mücadelenin, bu örgütlerin finansal kaynakları kurutulmadan başarılı olması da mümkün değildir. Bu nedenle suç örgütlerine yönelik soruşturmalarda, örgütlerin suçun işlenmesinde kullanıldıkları veya suçun işlenmesine tahsis ettikleri ya da suçtan elde ettikleri ya da dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların ve malvarlığı değerlerinin tespit edilerek, müsadere edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Eşya müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 54’e göre, eşya müsaderesi dört farklı durumda söz konusu olabilecektir. Buna göre müsadere kararının, suçla bağlantılı eşya hakkında, suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşya hakkında, konusu suç teşkil eden eşya hakkında ve kaim değer hakkında verilmesi mümkündür. Bir suçla bağlantılı olarak eşyanın müsaderesine göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacaktır. Suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşyanın müsaderesine göre, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilecektir. Konusu suç teşkil eden eşyanın müsaderesine göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilecektir. Kaim değerin (eşdeğerin) müsaderesine göre, müsadereye tabi eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilecektir. Kazanç müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 55/1’e göre, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilecektir. TCK madde 55/2’ye göre, müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilecektir.</p>

<p>Öte yandan müsaderenin ölçülü olması için bazı düzenlemeler yapılmıştır. Müsadereyi ölçülülük bakımından sınırlandıran hükümler, aynı zamanda, müsadere amacıyla elkonulacak eşya veya malvarlığı değerlerini de sınırlandırmaktadır. Nitekim eşya müsaderesinde orantılılığı sağlamak amacıyla TCK madde 54/3’de düzenlenen, “Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.” şeklindeki hüküm, mecburi müsadere sistemi yerine kısmen de olsa ihtiyari müsadere sisteminin kabul edildiğini göstermektedir. Buna göre eşyanın yukarıdaki şekilde bir suçla bağlantısı tespit edilse dahi, verilecek kararın orantılı olmaması, yani eşyanın müsadere edilmesi ile suçun ihtiva ettiği haksızlık muhtevası arasında makul bir oranın bulunmaması durumunda hâkime müsadere kararı verme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. Müsadere bakımından orantılılık ilkesini sağlamak TCK madde 54/5’de ayrı bir hükme daha yer verilmiştir. Söz konusu hükme göre, “bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilecektir”. Dolayısıyla bu hükümlere göre müsadere edilmeyecek bir eşyaya elkoyulmaması gerekir. Ancak söz konusu hükümler müsadere konusunda mahkemenin takdirine bağlı bir yetki verdiğinden, bu müsadere sınırlamasının soruşturma evresinde elkoyma kararına etkisi olmayacaktır. Ancak kovuşturma evresinde, mahkeme orantılık ilkesi nedeniyle müsadere etmemeye karar verdiği eşyayı elkoyma kararını kaldırarak, derhal sahibine iade edilmelidir.</p>

<p>Mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin anayasal güvencelerden gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de yararlanma hakkı bulunduğu şüphesizdir. Tüzel kişiler tabi oldukları hukuka göre, kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileri olarak ikiye ayrılmaktadır. Kamu görevlileri tarafından idare edilen ve zaten devlete ait olan kamu tüzel kişilerine elkonulması ve kamu tüzel kişilerinin müsadere edilmesi anlamsızdır. Ancak bir kamu tüzel kişiliği bünyesinde suç işleyen kamu görevlilerinin idari ve cezai sorumluluğu bulunduğu gibi, kamu tüzel kişiliklerinin yöneticilerinin her zaman değiştirilmesi de mümkündür. Bu nedenle elkoyma ve müsadere tedbirleri bakımından tüzel kişi ifadesi, özel hukuk tüzel kişilerini ifade etmektedir. Özel hukuk tüzel kişileri, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık halinde teşkilatlanan şahıs ve mal topluluklarıdır. Özel hukuk tüzel kişileri kazanç paylaşma amacı güden şirketler ve böyle bir amaç gütmeyen dernekler ve vakıflar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun özel hukuk tüzel kişinin faaliyetleri kapsamında özel hukuk tüzel kişinin yararına işlenmesi mümkündür. Kamusal düzeni sağlamakla yükümlü bir hukuk devletinde, tüzel kişi bünyesinde suç işlenmesine ve bu şekilde kazanç elde edilmesine izin verilmesi düşünülemez. Bu nedenle tüzel kişiler vasıta edilerek suç işlemesini ve bu suç vasıtasıyla kazanç elde edilmesini engelleyici düzenlemeler yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığına elkonulması ve müsaderesi bakımından CMK madde 128’de sayılan suçların işlendiğine ve tüzel kişinin elde ettiği yararın bu suçtan kaynaklandığına ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebin bulunması ve bu durumun maddede sayılan kurumlar tarafından rapora bağlanması, tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Tüzel kişiliğe elkonulması (ispat aracı olan eşyalar hariç) ileride müsadere hükümlerinin uygulanabilmesi için yapıldığına göre, ancak ileride müsadere edilebilecek malvarlığı değerlerine elkonulabilmesi mümkündür. Bu nedenle tüzel kişinin tamamının müsadere konusu olabilmesi için müsadereye ilişkin bazı yasal hükümler dikkate alınmalıdır. Öncelikle 60. maddenin son fıkrası uyarınca tüzel kişilik hakkında müsadere kararı verilebilmesi için, tüzel kişi yarına işlenen suç dolayısıyla tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmalıdır. Ancak bu şekilde açık bir düzenleme bulunan bir suçun tüzel kişi yararına işlenmesi de tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Hem 60. maddenin üçüncü fıkrasındaki hem de 54. maddenin üçüncü fıkrasındaki orantılılık (hakkaniyet) ilkesi, tüzel kişiliğe elkonulması bakımından önemli bir sınırlama getirmektedir. Buna göre, suçtan elde edilen yararın miktarı ile tüzel kişiliğin müsaderesi arasında bir orantılılığın bulunması gerekmektedir. Eğer işlenen suç neticesinde elde edilen yarar ile tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi kıyaslandığında suç nedeniyle elde edilen yarara nazaran müsaderenin ağır bir yaptırım olacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığı durumlarda tüzel kişiliğin müsaderesi yoluna gidilmemelidir.</p>

<p>Ancak, tüzel kişiliğin tüm faaliyetleri dikkate alındığında kasıtlı bir suçun işlenmesinde vasıta olarak kullanılıyorsa veya tüzel kişilik tamamen bir suçun işlenmesine tahsis edildiyse bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsadere edilmesi gerekecektir. Yine faaliyetleri hukuka uygun olmasına rağmen elde ettiği kazanç başka suçların finansmanına tahsis edildiyse tüzel kişilik müsadere edilmelidir. Buna göre, legal bir görüntü altında faaliyet yürüten bir tüzel kişiliğin tüm kazancını bir terör örgütünün finansmanı amacıyla kullanması, diğer bir ifadeyle terör örgütü tarafından paravan olarak kullanılan tüzel kişinin hukuka uygun biçimde ticari faaliyette bulunmasına ve kazancını hukuka uygun elde etmesine karşılık, bu kazancın bir terör örgütünün finansmanı için kullanılması ve böylece terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi durumunda, bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekecektir. Aynı şekilde hukuka uygun biçimde ticaret yapıyor olsa da, bir terör örgütünün sermayesiyle kurulan tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi bakımından dikkate alınması gereken başka hükümler de bulunmaktadır. Öncelikle Anayasa madde 38/9’da genel müsadere yasaklanmıştır. Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (Dönmzer/Erman, C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından söz edebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece söz konusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden söz edilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken diğer önemli husus iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunmasıdır. 54. maddenin birinci fıkrasında müsadere edilecek eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Yine fıkraya göre mülkiyet hakkı yanında iyiniyetli üçünçü kişilere ait sınırlı ayni haklarda korunmuştur. Buna göre, eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilecektir. Ayrıca maddenin son fıkrasına göre, birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunacaktır. Söz konusu hükümler dikkate alındığında tüzel kişi hakkında elkoyma kararı verilirken müsadere edilemeyecek iyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyalara ve paylara elkonulmaması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda elkonulamayacak malvarlığı değerleri arasında, tüzel kişinin faaliyetini yürütürken kiraladığı bir eşya olabileceği gibi, işlenen suça iştiraki ve suç konusunda bilgisi olmayan ortaklardan birine ait payda olabilir. Elkoyma kararı iyiniyetli üçüncü kişilere ait bu eşya veya pay elkoyma kararının kapsamı dışında tutulacak şekilde verilmelidir veya bu durumun sonradan tespit edilmesi durumunda bu eşya veya pay elkoyma kararı kapsamından çıkartılmalıdır.</p>

<p>Şu hale göre, doğrudan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait şirketlerin mal varlığı ile FETÖ/PDY mensubu kimselere ait ticari şirketlerin mal varlığı veya hisselerinin müsaderesi ile ilgili olarak şu hususlar gözetilmelidir:</p>

<p>1. Müsadere davasına konu şirketin veya hissenin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olup olmadığına bakılmaksızın;</p>

<p>a. Şirketin veya hissenin sermayesinin örgüte ait olduğunun,</p>

<p>b. Şirketin yönetiminin şirketin sahibi olarak görülen kişiler tarafından değil doğrudan örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiğinin,</p>

<p>c. Şirketten veya hissenin ticari faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin örgütün fonlanması amacına tahsis edildiğinin, somut delillerle ortaya konulması durumunda bu şirketin tamamı veya şirketteki hisse müsadere edilecektir.</p>

<p>2. Şirketin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması halinde şirketin mali hesap kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının ve gerçek hukuki ilişkilere dayanmayan örgüte ait/irtibatlı/iltisaklı şirket ve kurumlarla arasında büyük miktarda para hareketlerinin bulunduğunun tespiti halinde şirketin müsaderesine karar verilmelidir.<br />
3. Şirket sahibinin veya şirketteki hisse sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için yeterli değildir. Böyle bir müsadere kararı verilebilmesi için öncelikle şirketin ticari faaliyetleri sonucunda veya şirketteki hisseden elde edilen gelirin terör örgütünün faaliyetlerinde kullanıldığının somut delillerle ortaya konulması gerekir. Ancak bu durumun ispatlanması da şirketin tamamının veya şirketteki hissenin<br />
müsadere edilmesi için yeterli görülemez. Şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilebilmesi, şirketin veya hissenin örgütün geliriyle alınmış olmasına veya şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının terör örgütüne tahsis edilmesine veya şirketin doğrudan örgüt tarafından yönetilmesine bağlıdır.</p>

<p>4. Şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının örgüte tahsis edilmediği durumlarda, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için, örgüte tahsis edilen paranın şirketin veya hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslanması gereklidir. Örgüte gönderilen miktar şirketin veya şirketteki hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslandığında, müsadere kararı verilmesinin orantılı olmayacağı durumlarda, şirketin veya şirketteki hissenin tamamının müsaderesine karar verilmemelidir. Buna göre, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsaderesinin hakkaniyete uygun olmaması nedeniyle müsadere edilemediği, ancak FETÖ/PDY terör örgütü mensubunun örgüte fon sağladığının somut delillerle ortaya konulduğu durumlarda, örgüte verilen miktar müsadere edilecektir. Dolayısıyla bu durumda ele geçirildiğiyse örgüte gönderilen paranın; ele geçirilemediyse, bu miktarın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilmelidir.</p>

<p>5. Şirketin tamamı hakkında müsadere kararı verilirken her durumda iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları korunmalıdır.<br />
6. Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 Esas ve 2017/3 sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; terör örgütü mensubu olmayan kişilere ait şirketlerden veya şirket paylarından gönderilen kurban, öğrencilere burs verilmesi, öğrenci yurtlarına iaşe temini gibi salt dini veya sosyal saiklerle yapılan yardımlar, silahlı terör örgütüne fon sağlama kastıyla yapılmadığından şirket veya hissenin müsadere gerekçesi olamayacaktır.</p>

<p><strong>III-) YUKARIDAKİ AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAY DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE:</strong></p>

<p>1-)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet kararına ilişkin sanık ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
i-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>ByLock kullanıcısı olmayan, kod adı kullanmayan ancak dosya kapsamına göre örgüt ile irtibatı bulunan sanık hakkında atılı suçun sübutu açısından belirleyici delil niteliğinde bulunan ve CMK'nın 50/1-c maddesine yanlış anlam yüklenerek yemin verilmeyen tanıklar ...</p>

<p>ve ... ile ...'nın CMK’nın 210. maddesi gereğince doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5 maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip, AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınarak dinlenilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>ii-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtildiği üzere gizli tanık beyanlarının tek başına ve diğer deliller ile doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı cihetle; örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanığın, yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerin taşeron şirketlerden burs ve kurban parası toplamaya yönelik eylemleri, 2014 yılı temmuz ayı itibariyle şirketler grubu bünyesinde çalışanların maaş hesaplarının ...'ya taşınmasına karar verilmesi ve ... TV'de yayımlanan ... isimli programa 2015 yılında da sponsor olunduğu hususu nazara alındığında; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım boyutunda kaldığı gözetilmeden suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>iii-) Sanıklar ... ve ... bakımından;</p>

<p>Örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanıkların dosyaya yansıyan eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışılması gerekmesi lüzumu,</p>

<p>iv-) Sanık ... bakımından;<br />
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna dair herhangi bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, dosya kapsamına yansıyan eylemleri de göz önünde bulundurulduğunda; aşamalardaki savunmalarının aksine, terör örgütüne yardım etmek kastı ile hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2-)... Holding A.Ş., ... Teknoloji A.Ş., ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Yönetim Hizmetleri ve Tic.A.Ş., ... Kentsel Dönüşüm ve Proje Gelişim A.Ş., ... Sigorta Acenteliği Ltd.Şti., ... Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., ...Demir Çekme ve Civata Sanayi ve Ticaret A.Ş., ...Plastik Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Sosyal Tesis İşletmeciliği Ltd.Şti., ... Bina ve Ev Teknoloji Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Gayrimenkul ve İnşaat A.Ş., ... ve ... İnşaat A.Ş., ... Oto Sanayi ve Ticaret A.Ş., Tasfiye halinde ...Mağaza Geliştirme Dekorasyon Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin müsaderesine ilişkin karar yönelik sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, müsaderesine karar verilen şirketlerin sermayesinin örgüte ait olduğuna, örgüt tarafından fonlandığına ya da örtülü veya çifte muhasebe kayıtları tutulduğuna dair bir tespit bulunmadığı hususu nazara alındığında; ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., isimli şirketler tarafından örgüt ile iltisaklı olan üniversite, dernek ve kurumlara aktarılan, taşeron firmalardan burs ve kurban açıklaması ile alınan çekler ve ... açıklaması ile kasadan çıkışı yapılan paraların miktarı ile söz konusu şirketlerin ekonomik değerleri arasında orantı bulunup bulunmadığının tespitine yönelik; yine ... Holding A.Ş. Bünyesinde bulunan tüm şirketler için ayrı ayrı olmak üzere; şirketlerin kazancının örgüte tahsis edilip edilmediği, şirketlerin ticari faaliyetten kar elde etme amacı dışında örgütsel motivasyonla yönetildiğinin ve terör örgütü ile irtibatlı olup olmadığı, para transferinde bulunup bulunmadığı, örgütün amacına özgülenip özgülenmediği, örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderip göndermediği, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket edip etmediği ve terör örgütünün devamlılığını sağlamaya yönelik finansal desteklerinin bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilebilmesi amacıyla, bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden MASAK ve uzman bilirkişilerden oluşacak bir heyet raporu aldırılıp, para aktarımı olmayan şirketlerin müsaderesine karar verilemeyeceği, örgüte kaynak aktarımı yapıldığının tespit edilmesi halinde ise şirketlerin ekonomik değerlerinin büyüklüğüne göre aktarılan paranın cüzi miktarda kalması durumunda şirket veya şirketlerin tüm malvarlıklarının müsadere edilmesinin orantılılık ilkesine uygun olmayacağı, bu durumda örgüte aktarılan miktarın ele geçirilmesi halinde bu miktarın, ele geçirilememesi halinde ise örgüte aktarılan miktar kadar kaim değer olan paranın müsaderesi gerektiği gözetilmeden, eksik gerekçe ve yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde tüm şirketlerin müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, şirketler hakkında verilen kayyım atanması kararının sürdürülmesine ilişkin takdirin İlk Derece Mahkemesince değerlendirilmesine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="71627"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42510"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38588"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="84930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="79096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86896"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="72672"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="84399"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="43214"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="63704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="26360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="89530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="10589"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
