<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Jul 2026 17:28:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TÜRKİYE'DE ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM:</strong></p>

<p><strong>HUKUKİ NİTELİK, KARŞILAŞTIRMA VE UYGULAMADAKİ ZORLUKLAR</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Göç olgusu, günümüzde uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun en önemli çalışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye ise coğrafi konumu ve son yıllarda yaşanan kitlesel göç hareketleri nedeniyle uluslararası koruma ve geçici koruma mekanizmalarının yoğun olarak uygulandığı ülkeler arasında yer almaktadır.</p>

<p>Her ne kadar uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri benzer bir koruma amacına hizmet etse de, hukuki nitelikleri, uygulanma şartları ve statü sahiplerine tanınan haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar, yabancıların temel haklara erişimi bakımından da çeşitli sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu statülerin temel haklara erişim üzerindeki etkileri ile uygulamada karşılaşılan başlıca sorunlar değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, Türkiye'de uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasına hizmet eden iki farklı hukuki mekanizmadır. Her iki statü de kişilerin yaşam hakkı, kişi güvenliği ve geri gönderilmeme ilkesi gibi temel haklarını güvence altına almayı amaçlamakla birlikte; hukuki dayanakları, uygulanma şartları ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle söz konusu statülerin birbirinden bağımsız olarak değil, karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmesi, temel haklara erişimde karşılaşılan sorunların doğru tespit edilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Türkiye'de Uluslararası Koruma Sistemi, 11 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile kapsamlı ve sistematik bir yasal çerçeveye kavuşturulmuştur. Kanun ile birlikte uluslararası koruma başvurularının değerlendirilmesi, koruma statülerinin belirlenmesi ve bu statülerden yararlanan kişilerin hak ve yükümlülükleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle bireysel uluslararası koruma mekanizmasının yetersiz kalabileceği durumlar dikkate alınarak geçici koruma kurumu da Türk hukukuna kazandırılmıştır.</p>

<p>Uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki ayrım yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp uygulamada yabancıların yararlanabilecekleri hakların kapsamını ve bu haklara erişim usullerini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her iki statünün hukuki niteliğinin doğru anlaşılması, özellikle sağlık, eğitim, çalışma hakkı, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel hakların hangi kapsamda kullanılabileceğinin belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>A. Uluslararası Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Uluslararası koruma, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan veya zulüm görme korkusu nedeniyle bu korumadan yararlanmak istemeyen yabancıların uluslararası hukuk çerçevesinde korunmasını amaçlayan bir hukuki mekanizmadır. Bu mekanizmanın temelini, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi ile bu sözleşmenin kapsamını genişleten 1967 New York Protokolü oluşturmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de uluslararası koruma rejimi ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenmiş olup Kanun'un 61 ilâ 63. maddelerinde mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma olmak üzere üç farklı uluslararası koruma statüsüne yer verilmiştir. Kanun koyucu, bu ayrımı benimserken Türkiye'nin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafi sınırlama çekincesini esas almıştır. Buna göre yalnızca Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye'ye sığınan kişiler mülteci statüsü elde edebilirken Avrupa dışından gelen ve uluslararası koruma ihtiyacı taşıyan kişiler bakımından şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsünün belirlenmesinde esas alınan unsur, başvuru sahibinin bireysel durumunun idari makamlar tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Bu yönüyle uluslararası koruma, kitlesel nüfus hareketlerine yönelik olarak uygulanan geçici koruma rejiminden ayrılmaktadır. Başvurucunun ülkesini terk etme nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler somut olay özelinde incelenmekte; değerlendirme sonucunda kişinin uluslararası koruma statüsünden yararlanıp yararlanamayacağına karar verilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsü yalnızca kişiye ülkede kalma imkânı tanımamakta; aynı zamanda başta geri gönderilmeme ilkesi olmak üzere sağlık, eğitim, belirli şartlar altında çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi çeşitli temel haklardan yararlanabilmesinin de hukuki temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte söz konusu hakların kapsamı ve kullanım şekli, kişinin sahip olduğu koruma statüsüne ve ilgili mevzuat hükümlerine göre değişebilmektedir. Bu durum, uluslararası koruma ile geçici koruma rejimlerinin temel haklara etkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Geçici Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede değerlendirilmesinin fiilen mümkün olmadığı durumlarda uygulanan istisnai bir koruma mekanizmasıdır. Türk hukukunda geçici korumanın yasal dayanağı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 91. maddesidir. Anılan maddede, kitlesel olarak Türkiye sınırlarına gelen veya sınırları geçen ve ülkelerine geri dönemeyen yabancılara geçici koruma sağlanabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>6458 sayılı Kanun'un 91. maddesine dayanılarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği, geçici koruma rejiminin kapsamını, uygulanma usulünü, geçici koruma altındaki kişilerin hak ve yükümlülüklerini ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Yönetmeliğe göre geçici koruma; uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan kişilere sağlanan, acil ve geçici nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu yönüyle geçici koruma, bireysel değerlendirmeye dayanan uluslararası koruma statüsünden ayrılmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de geçici koruma rejimi özellikle 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sonrasında ülkeye kitlesel olarak gelen Suriyelilere uygulanmıştır. Kitlesel göç hareketinin büyüklüğü nedeniyle bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede sonuçlandırılması mümkün olmadığından, geçici koruma rejimi hem kamu düzeninin korunması hem de kitlesel olarak ülkeye gelen kişilerin temel haklardan yararlanabilmesi amacıyla tercih edilmiştir.</p>

<p><!--[if gte vml 1]><o:wrapblock><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter"/> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/> <v:f eqn="sum @0 1 0"/> <v:f eqn="sum 0 0 @1"/> <v:f eqn="prod @2 1 2"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @0 0 1"/> <v:f eqn="prod @6 1 2"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="sum @8 21600 0"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @10 21600 0"/> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/> </v:shapetype><v:shape id="Image_x0020_2" o:spid="_x0000_s2050" type="#_x0000_t75" style='position:absolute;margin-left:295.35pt;margin-top:13.5pt;width:5.2pt; height:7.85pt;z-index:-15728128;visibility:visible;mso-wrap-style:square; mso-wrap-distance-left:0;mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:0; mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:page;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:text'> <v:imagedata src="file:///C:/Users/W11/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png" o:title=""/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="f"/> <w:wrap type="topAndBottom" anchorx="page"/> </v:shape><![endif]--></p>

<p>Bununla birlikte geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsünden farklı olarak kişiye doğrudan mülteci veya şartlı mülteci statüsü kazandırmamakta; kitlesel göç olgusuna yönelik geçici nitelikte bir koruma sağlamaktadır. Bu durum, geçici koruma altındaki kişilerin sahip oldukları hakların kapsamı ve bu haklardan yararlanma usulleri bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki hukuki farklılıklar yalnızca statünün niteliği bakımından değil, temel haklara erişim bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>II. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>İlk bölümde her iki koruma statüsünün hukuki niteliği ayrı ayrı inceledik bununla birlikte söz konusu statüler aynı amaca hizmet ediyor görünse de hukuki dayanakları, uygulanma usulleri, koruma kapsamları ve sağladıkları haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar yalnızca teorik bir ayrım niteliğinde olmayıp statü sahiplerinin temel haklara erişimini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, uygulamada karşılaşılan sorunların anlaşılabilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Uluslararası koruma, bireysel değerlendirme esasına dayanan bir koruma mekanizmasıdır. Başvuru sahibinin ülkesinden ayrılma nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler her somut olay bakımından ayrı ayrı incelenmektedir. Buna karşılık geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ortaya çıkan acil insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak geliştirilmiş olup bireysel değerlendirmeden ziyade belirli bir gruba toplu şekilde uygulanmaktadır. Dolayısıyla uluslararası koruma bireysel nitelik taşırken geçici koruma kitlesel koruma anlayışına dayanmaktadır.</p>

<p>İki koruma rejimi arasındaki bir diğer önemli farklılık, korumanın hukuki niteliği ve süresidir. uluslararası koruma statüsü, bireysel başvurunun kabul edilmesi sonucunda kişiye hukuki bir statü kazandırırken; geçici koruma, olağanüstü göç hareketlerinin yönetilebilmesi amacıyla uygulanan geçici ve idari nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu nedenle geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsüne kıyasla daha sınırlı ve geçicilik esasına dayanan bir hukuki yapıya sahiptir.</p>

<p>Söz konusu farklılıklar, statü sahiplerinin temel haklardan yararlanma biçimini de etkilemektedir. Her iki statü kapsamında bulunan kişiler bakımından geri gönderilmeme ilkesi esas olmakla birlikte sağlık hizmetleri, çalışma hayatına katılım, eğitim, sosyal yardım ve ikamet gibi alanlarda uygulanacak usul ve şartlar farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle temel haklara erişimde yaşanan güçlüklerin değerlendirilebilmesi için, öncelikle iki koruma rejimi arasındaki hukuki ayrımın doğru şekilde ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><i>Tablo 1. Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Statülerinin Karşılaştırılması</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uluslararası Koruma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Geçici Koruma</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 61-63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 91 ve</p>

   <p>Geçici Koruma Yönetmeliği</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Amacı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel koruma ihtiyacı bulunan yabancının korunması</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle ülkeye gelen yabancıların geçici olarak</p>

   <p>korunması</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Niteliği</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel değerlendirmeye dayalı</p>

   <p>statü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel ve geçici nitelikte</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Başvuru Usulü</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Her başvuru bireysel olarak</p>

   <p>incelenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel statü belirlenmez; belirli</p>

   <p>bir gruba topluca uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Statü Türleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Tek bir geçici koruma statüsü</p>

   <p>uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Süresi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kanunda öngörülen şartların devamına bağlıdır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Geçici niteliktedir; idarenin sona erdirme kararına bağlı olarak son</p>

   <p>bulabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hakların Kullanımı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Statüye göre kanunda düzenlenen haklardan yararlanılır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Haklar Kanun ve Geçici Koruma Yönetmeliği çerçevesinde</p>

   <p>kullanılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uygulama Alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel uluslararası koruma</p>

   <p>ihtiyacı bulunan yabancılar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel akın sonucu ülkeye</p>

   <p>gelen yabancılar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Temel Haklara Etkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kapsamı bireysel statüye göre belirlenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kullanımı Geçici Koruma Rejiminin şartlarına göre</p>

   <p>şekillenir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><i>Kaynak: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği hükümleri esas alınarak yazar tarafından hazırlanmıştır.</i></p>

<p></p>

<p>Bu tablo, uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin yalnızca hukuki nitelikleri bakımından değil, temel haklara erişim açısından da farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Özellikle korumanın bireysel veya kitlesel nitelikte olması, haklardan yararlanma usulünü ve kapsamını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, söz konusu statüler kapsamında bulunan yabancıların sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklardan yararlanırken karşılaştıkları güçlüklerin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. TEMEL HAKLARA ERİŞİMDE KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR</strong></p>

<p><strong>A. Sağlık Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların temel haklarından biri sağlık hizmetlerine erişim hakkıdır. Türk hukukunda bu hak, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Ayrıca sağlık hakkı, uluslararası insan hakları hukukunda da temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, mevzuatta öngörülen güvencelere rağmen uygulamada sağlık hizmetlerine erişim bakımından çeşitli güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Özellikle kayıt işlemleri, ikamet edilen il dışında sağlık hizmetlerinden yararlanılması, dil engeli ve idari uygulamalardan kaynaklanan sorunlar, koruma altındaki yabancıların sağlık hizmetlerine fiilen erişimini zorlaştırabilmektedir. Bu nedenle sağlık hakkı bakımından yaşanan sorunların önemli bir kısmı, hakkın kanunda düzenlenmemesinden değil, uygulamadaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin hukuki farklılıklarının yalnızca teorik bir ayrımdan ibaret olmadığını; temel hakların kullanılmasına da doğrudan etki ettiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>B. Eğitim Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Eğitim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancılar bakımından temel haklardan biri olup, hem uluslararası sözleşmeler hem de Türk hukuku kapsamında güvence altına alınmıştır. Özellikle çocukların eğitime erişiminin sağlanması, koruma mekanizmalarının temel amaçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte uygulamada eğitim hakkının kullanılmasını zorlaştıran çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Dil farklılığı, eğitim sistemine uyum süreci, kayıt işlemleri ve ailelerin ekonomik koşulları gibi nedenler, özellikle çocukların eğitim hayatına düzenli şekilde devam etmelerini güçleştirebilmektedir. Bu durum, eğitim hakkının mevzuatta güvence altına alınmış olmasının tek başına yeterli olmadığını, hakkın etkin şekilde kullanılabilmesi için uygulamaya yönelik tedbirlerin de önem taşıdığını göstermektedir.</p>

<p><strong>C. Çalışma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Çalışma hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların ekonomik ve sosyal yaşama katılımı bakımından önemli bir yere sahiptir. Türk hukukunda belirli şartların sağlanması hâlinde bu kişilerin çalışma izni alabilmelerine imkân tanınmıştır. Böylece koruma altındaki yabancıların kayıtlı istihdama katılarak hem kendi geçimlerini sağlamaları hem de toplumsal yaşama uyum sağlamaları amaçlanmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada çalışma hakkının kullanılmasının önünde çeşitli güçlükler bulunmaktadır. Çalışma izni alınmasına ilişkin idari süreçler, işverenlerin izin başvurusunda bulunma konusundaki isteksizlikleri ve kayıt dışı istihdamın yaygınlığı, koruma altındaki birçok yabancının fiilen çalışma hakkından tam anlamıyla yararlanamamasına neden olabilmektedir. Bu durum yalnızca çalışma hakkını değil, sosyal güvenlik, adil ücret ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları gibi diğer sosyal hakları da doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Nitekim çalışma hayatına ilişkin mevzuat ve idari uygulamalar son dönemde değişim göstermektedir. Yakın zamanda geçici koruma kapsamındaki Suriyelilere yönelik çalışma izni alma zorunluluğunun kaldırılarak çalışma izni muafiyeti uygulamasına geçileceği açıklanmıştır. Söz konusu düzenlemenin kayıtlı istihdamın artırılması ve çalışma hayatına katılımın kolaylaştırılması amacı taşıdığı ifade edilmekle birlikte, uygulamanın yabancıların çalışma hakkına erişimi ve iş gücü piyasasına etkilerinin zaman içerisinde daha sağlıklı değerlendirilebileceği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>D. Sosyal Yardım ve Barınma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmeleri bakımından sosyal yardım ve barınma hizmetlerine erişimleri önem taşımaktadır. Türk hukukunda koruma altındaki yabancıların belirli şartlar altında sosyal yardım ve sosyal hizmetlerden yararlanabilmelerine yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada sosyal yardım ve barınma imkânlarına erişim, idari uygulamalar, ekonomik koşullar ve mevcut kapasite gibi nedenlerle her zaman aynı ölçüde sağlanamayabilmektedir. Özellikle kırılgan gruplar bakımından sosyal destek mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesi, yalnızca temel ihtiyaçların karşılanması açısından değil, toplumsal uyumun sağlanması bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>E. Adalete Erişim ve Hukuki Güvenceler</strong></p>

<p>Adalete erişim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların diğer tüm haklarını etkili şekilde kullanabilmelerinin temel güvencelerinden biridir. Bu kapsamda kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmesi, hukuki yardım alabilmesi, gerektiğinde avukat desteğine ulaşabilmesi ve başvuru yollarını etkin biçimde kullanabilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Bunun yanı sıra uygulamada yabancıların adalete erişimini güçleştirebilen çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan kişilerin adli ve idari süreçlerde tercüman desteğine her zaman etkin şekilde erişememesi, haklarını tam olarak ifade edememelerine veya yürütülen işlemleri yeterince anlayamamalarına neden olabilmektedir. Benzer şekilde, hukuki yardım ve avukata erişim imkânları konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması da hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>

<p>Özellikle göç hukuku uygulamasında idari gözetim kararları, sınır dışı etme kararları ve uluslararası koruma başvurularına ilişkin işlemler bakımından etkili hukuki yardım ve nitelikli tercüman desteği, adil</p>

<p>bir idari ve yargısal sürecin sağlanması açısından önemli bir güvence niteliğindedir. Bu nedenle yabancıların adalete erişiminin yalnızca mevzuatta güvence altına alınması değil, uygulamada da bu güvencelerin etkin şekilde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma rejimleri, hukuki dayanakları ve uygulanma usulleri bakımından farklı koruma mekanizmaları olarak düzenlenmiş olmakla birlikte Türkiye'deki göç hareketlerinin boyutu ve niteliği nedeniyle uygulamada bu iki statünün zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Özellikle kamuoyunda geçici koruma kapsamında bulunan yabancılar ile uluslararası koruma başvuru sahiplerinin aynı hukuki statüde değerlendirildiği yönünde yaygın bir algı bulunmakta olup bu durum statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış yorumlanmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Geçici koruma rejiminin hukuki niteliği bakımından dikkat çeken hususlardan biri, bu koruma mekanizmasının esasen kitlesel göç hareketlerine karşı geçici ve istisnai bir çözüm olarak öngörülmüş olmasına rağmen Türkiye'de özellikle Suriye'den gelen yabancılar bakımından uzun yıllardır uygulanıyor olmasıdır. Bu durum, geçici koruma rejiminin hukuki niteliğine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Nitekim geçici koruma kapsamında uzun yıllardır Türkiye'de yaşayan kişilerin bulunması ve bunlardan bir kısmının istisnai usulle Türk vatandaşlığını kazanmış olması, geçicilik ilkesinin uygulamadaki görünümünün yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Bunun yanında, Türkiye'de farklı ülke vatandaşlarının farklı koruma rejimlerine tabi tutulması da uygulamada çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Suriye'den kitlesel olarak gelen yabancılar geçici koruma rejiminden yararlanırken Afganistan başta olmak üzere birçok ülkeden bireysel olarak gelen yabancılar uluslararası koruma prosedürü kapsamında değerlendirilmektedir. Bu ayrım hukuki dayanağını mevzuattan almakla birlikte uygulamada haklardan yararlanma imkânları ve idari süreçler bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Temel haklara erişim bakımından değerlendirildiğinde ise özellikle geçici koruma kapsamındaki kişilere yönelik olarak Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülen sağlık, eğitim, sosyal uyum ve insani yardım projelerinin uygulamada önemli bir destek mekanizması oluşturduğu görülmektedir. Buna karşılık uluslararası koruma başvuru sahiplerinin yararlanabildiği destek mekanizmalarının kapsamı ve görünürlüğü bakımından farklılıklar bulunabilmektedir. Bu durum, her iki koruma rejiminin hukuki niteliğinden kaynaklanan farklılıkların uygulamaya da yansıdığını göstermektedir.</p>

<p>Son olarak, yabancıların adalete erişim hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından tercüman desteği ve hukuki yardım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan yabancıların adli ve idari süreçlerde hakları konusunda yeterince bilgilendirilmemesi veya tercüman desteğine etkin biçimde erişememesi, hak arama özgürlüğünü olumsuz etkileyebilmektedir. Koruma rejimlerinin temel amacı yalnızca kişilerin ülkede kalmalarını sağlamak değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerden etkin biçimde yararlanabilmelerini güvence altına almaktır. Bu nedenle koruma rejimlerinin başarısı, yalnızca mevzuatta öngörülen güvencelerle değil, bu güvencelerin uygulamadaki etkinliği ile de ölçülmelidir.</p>

<p>Göç hukukunun dinamik yapısı dikkate alındığında özellikle çalışma hakkı, sosyal uyum politikaları ve geçici koruma rejimine ilişkin idari uygulamalarda meydana gelen değişikliklerin, koruma altındaki yabancıların temel haklara erişimini doğrudan etkilediği görülmektedir. Bu nedenle mevzuat değişikliklerinin ve idari uygulamaların insan hakları perspektifiyle sürekli olarak gözden geçirilmesi, koruma sisteminin etkinliğinin artırılması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, her ne kadar uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasını amaçlayan iki hukuki mekanizma olsa da; hukuki dayanakları, uygulanma usulleri ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Türkiye'de bu iki koruma rejimi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup özellikle kitlesel göç hareketleri sonrasında geçici koruma rejimi uygulamada daha görünür hâle gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu farklılıkların yabancıların temel haklara erişimi üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda, mevzuatta sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklara ilişkin önemli güvenceler öngörülmüş olmakla birlikte, uygulamada çeşitli idari ve fiilî güçlüklerin bu hakların etkin kullanımını sınırlandırabildiği görülmektedir. Özellikle dil engeli, hukuki yardım ve tercüman desteğine erişim, çalışma hayatına katılım ve idari uygulamalardaki farklılıklar, koruma statüsündeki yabancıların haklardan fiilen yararlanmalarını etkileyebilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin kamuoyunda ve zaman zaman uygulamada birbirine karıştırılması, bu statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış değerlendirilmesine yol açabilmektedir. Oysa her iki koruma rejiminin hukuki niteliği ve amacı farklı olup bu farklılıkların gözetilmesi hem yabancıların temel haklarının korunması hem de hukuki güvenliğin sağlanması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, koruma statüsündeki yabancıların temel haklardan etkin biçimde yararlanabilmesi yalnızca mevzuatta hak tanınmasına değil, bu hakların uygulamada erişilebilir ve etkili şekilde kullanılabilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, uygulama birliğinin güçlendirilmesi, hukuki yardım ve tercüman desteğinin etkinleştirilmesi, idari süreçlerin öngörülebilirliğinin artırılması ve koruma rejimlerinin hukuki sınırlarının açık biçimde uygulanması, yabancıların temel haklarının daha etkin korunmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dilan-bostanci-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Dilan BOSTANCI</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mevzuat</span></p>

<p><span style="color:#999999">1982 Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. Geçici Koruma Yönetmeliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Resmî Kaynaklar</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Uluslararası Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Geçici Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Makaleler</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gümüşlü Tunçağıl, Gülce; Tanrıbilir, Bilge, "YUKK Kapsamında İdarî Makamların Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Hakkında Verebilecekleri Kararlar ve Bu Kararlara Karşı Başvuru Yolları", Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2025.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/multeci-sinir.jpg" type="image/jpeg" length="65873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın'ın Germencik ilçesinde otomobilin ağaca çarpması sonucu emekli savcı Ömer Faruk Köksal hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı. Hurdaya dönen araçta sıkışan çift itfaiye ekiplerince çıkarılırken, yaralı kadın hastaneye kaldırıldı. Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydın'ın Germencik ilçesinde ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı Ömer Faruk Köksal (70) hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı.</p>

<p>Öğle saatlerinde Germencik ilçesine bağlı Moralı Mahallesi Magnesia Antik Kent yakınlarında meydana geldi. Ömer Faruk Köksal'ın kontrolünü yitirdiği otomobil, yoldan çıkarak ağaca çarptı.</p>

<p>İhbar üzerine kaza yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri, hurdaya dönen araçta sıkışan 2 yaralıyı çıkararak, sağlık ekiplerine teslim etti. Sağlık ekiplerinin kontrolünde emekli savcı Ömer Faruk Köksal'ın hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>Yanındaki yaralanan eşi Aysel Köksal ise ambulansla hastaneye kaldırıldı. Köksal'ın tedavisinin sürdüğü bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/960x540a.jpg" type="image/jpeg" length="36982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09.06.2026 tarihli, 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/390 E., 2026/6761 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/593 E., 2023/424 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
SUÇ TARİHLERİ : 27.11.2013, 19.09.2013<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın ve nakil aracının müsaderesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Ancak:<br />
Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz." hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca</p>

<p>kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır." düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında, Mahkemece suça konu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerleri toplamının iki katı kadar parayı hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada 1/2 oranında indirim yapılacağının bildirilmesi gerekirken, ana ve birleşen dosyadaki gümrüklenmiş değerler toplamının fazla şekilde 275.441,24 TL olarak bildirilmesi ile sanığın yanıltılması ve sanık hakkında ödeme yapmadığından bahisle etkin pişmanlık hükmünün uygulanmaması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 09.06.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="19089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 14/10/2020 tarihli, 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/25494 E., 2020/11826 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davalı tarafından davacının iş sözleşmesine son verildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının 17.09.2012 tarihinde iş başında uyuduğunun tespit edildiğini, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, davacının uyarıldığını ve 2 günlük ücret kesintisi cezası verildiğini ancak olayın 21.01.2015 tarihinde tekrarlanması üzerine davacının savunmasının alınarak iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:<br />
Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Davacı işçi iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur. Davalı işveren, davacının görev başında uyuması ve bu eylemin ikinci kez tekrarlanması sebebiyle toplu iş sözleşmesi gereği disiplin kurulundan da geçirilmek suretiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davacının ilk olarak görev başında uyuma eyleminin 2012 yılında gerçekleştiği, feshe konu eylemin ise 21.01.2015 tarihinde meydana geldiği, iki tarih arasında uzun bir sürenin geçtiği ve buarada yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalandığı gerekçesiyle işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı kabulüyle kıdem tazminatı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.</p>

<p>Davacı tanığı ... da davacının görevi başında uyuduğunu ve yaptığı işin kısa süre de olsa uyuyarak yapılabilecek mahiyette bir iş olmadığını beyan etmiştir. Davacının işinin başında uyuması eylemi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/2-ı uyarınca işin güvenliğini tehlikeye düşürmüştür. Toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü de dikkate alındığında iş sözleşmesinin feshi haklı nedene dayanmış olup davacının kıdem tazminatına hak kazanması mümkün değildir. Mahkemenin yazılı şekilde kabule ilişkin kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç: </strong>Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="92103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA DİSİPLİN YAPTIRIMI OLARAK ÜCRET KESME CEZASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A-GENEL OLARAK</strong></p>

<p>İşçinin, işyerinde uygulanan disiplin kurallarını veya kanundan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmesi hâlinde, işveren yönetim hakkı çerçevesinde ihlalin niteliği ve ağırlığını değerlendirerek çeşitli yaptırımlar uygulayabilir. Bu kapsamda iş sözleşmesini haklı veya geçerli nedenle feshedebileceği gibi, uyarı, kınama, ücret kesme ya da kademe/derece ilerlemesinin durdurulması gibi disiplin cezalarına da başvurması mümkündür.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu çalışmanın inceleme konusu, işveren tarafından disiplin yaptırımı niteliğinde uygulanan <strong>ücret kesme cezası</strong> ile sınırlıdır. Bu kapsamda yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi çerçevesinde, işçinin disiplin kurallarına aykırı davranışı nedeniyle uygulanan ücret kesme cezasının hukuki niteliği, uygulanma şartları ve sınırları ele alınacaktır. Dolayısıyla, işçinin kusurlu davranışı sonucunda işverene maddi zarar vermesi nedeniyle doğan tazmin sorumluluğu kapsamında ücretinden yapılabilecek kesintiler, bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Zira disiplin cezası niteliğindeki ücret kesintisi ile işçinin verdiği zararın tazmini amacıyla yapılan ücret kesintileri farklı hukuki sebeplere dayanmakta olup, uygulanma şartları ve sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle, aşağıdaki açıklamalar yalnızca disiplin yaptırımı olarak uygulanan ücret kesme cezasına ilişkin değerlendirmeleri içermektedir.</p>

<p>Ancak kısaca bahsetmekte fayda görmekle birlikte, <strong>genel hükümler çerçevesinde, işçinin ücretinden kesinti yapılması için işçinin muvafakatinin alınması veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. </strong>Örneğin, kasa personeli olarak çalışan bir işçinin, çıkan kasa açığı sebebiyle ücretinden kesinti yapılabilmesi için işçinin muvafakat vermesi veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. Ancak işveren tarafından toplu iş sözleşmesi, bireysel iş sözleşmesi veya iç yönetmeliklerdeki düzenlemelere istinaden verilecek disiplin amacıyla ücret kesme cezası bakımından işçinin muvafakatine veya bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmamaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nda disiplin yaptırımlarına ilişkin genel nitelikte bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun tek istisnasını, Kanun'un 38. maddesinde hüküm altına alınan ücret kesme cezası oluşturmaktadır. Diğer disiplin yaptırımlarından farklı olarak ücret kesme cezasının kanuni dayanağa bağlanmasının temel nedeni, bu yaptırımın işçinin ücret alacağına doğrudan müdahale etmesidir. İşçinin ekonomik haklarını etkileyen bu yaptırımın keyfî şekilde uygulanmasını önlemek amacıyla kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanma şartlarını, kapsamını ve usulünü ayrıntılı biçimde düzenleyerek işçiyi koruyucu güvenceler öngörmüştür.</p>

<p>Ücret kesme cezasına ilişkin usul ve esaslar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde aynen; <i>"İşveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez. İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir. İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz." </i>şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanabilmesini belirli koşullara bağlamış; bu yaptırımın yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesinde öngörülen hâllerde uygulanabileceğini, cezanın gerekçesinin gecikmeksizin işçiye bildirilmesi gerektiğini ve yapılacak kesintinin miktar bakımından kanunda belirlenen sınırları aşamayacağını hüküm altına almıştır. Böylece işverenin disiplin yetkisi ile işçinin ücret hakkı arasında bir denge kurulması amaçlanmıştır. İşverenin işçiye bir disiplin cezası olarak ücret kesme cezası verebilmesine ilişkin hükmün mutlak emredici nitelikte olup, işverenin disiplin yetkisini sınırlamaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>B-ÜCRET KESME CEZASININ ŞARTLARI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu, ücret kesme cezasının işveren tarafından serbestçe uygulanmasına izin vermemiş; bu disiplin yaptırımını belirli usul ve esaslara tabi tutmuştur. Başka bir ifadeyle, işverenin ücret kesme cezasına başvurabilmesi kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesine bağlıdır. Kanun koyucu, işçinin ücret hakkını korumak amacıyla bu yaptırımın uygulanmasına ilişkin birtakım güvenceler öngörmüş ve keyfî uygulamaların önüne geçmeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda, ücret kesme cezasına dayanak oluşturan fiilin önceden iş veya toplu iş sözleşmesinde düzenlenmiş olması, yapılacak kesintinin kanunda belirlenen üst sınırı aşmaması, uygulanan disiplin cezasının gerekçesiyle birlikte işçiye gecikmeksizin bildirilmesi ve işçiden kesilen tutarların Kanun'da öngörüldüğü şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenen hesaba aktarılması, bu disiplin yaptırımının hukuka uygun olarak uygulanabilmesi için yerine getirilmesi gereken temel şartlardır.</p>

<p><strong>B.1-ÜCRET KESME CEZASINA ESAS DAVRANIŞLARIN ÖNCEDEN DÜZENLENMESİ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca, işverenin ücret kesme cezası uygulayabilmesi, bu yaptırımı gerektiren hâllerin önceden hukuki bir düzenlemeye bağlanmış olmasına bağlıdır. Bu nedenle, bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinde yer almayan bir davranış nedeniyle işçiye ücret kesme cezası verilmesi hukuken mümkün değildir. Bununla birlikte, ücret kesme cezasını gerektiren fiiller yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesiyle değil, işyerinde yürürlükte bulunan iç yönetmelikler ya da takım sözleşmeleri aracılığıyla da düzenlenebilir. Ancak bu düzenlemelerin işçiyi bağlayabilmesi için yürürlükteki mevzuata uygun olması ve işçinin bunlardan haberdar edilmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p><strong>B.2-ÜCRET KESME CEZASINDA KESİNTİ MİKTARINA İLİŞKİN KANUNİ SINIRLAR</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz..."</i> hükmü ile ücret kesme cezasına ilişkin miktar yönünden bir üst sınır öngörülmüştür. Bu düzenlemenin amacı, işverenin disiplin yetkisini sınırlandırarak işçinin ücretinin keyfî ve ölçüsüz şekilde azaltılmasını önlemektir.</p>

<p>Kanunda öngörülen iki günlük ücret veya iki günlük kazanç sınırı, verilebilecek disiplin cezasının toplam tutarına değil, <strong>bir aylık dönem içinde ücretten yapılabilecek kesintinin azami miktarına</strong> ilişkindir. Dolayısıyla, ücret kesme cezası daha yüksek bir tutarda belirlenmiş olsa dahi, işçinin ücretinden bir ay içerisinde yapılacak kesinti kanunda belirtilen sınırı aşamaz.</p>

<p><strong>B.3- ÜCRET KESME CEZASININ İŞÇİYE BİLDİRİLMESİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir..." </i>hükmüne yer verilerek, işverene ücret kesme cezasını işçiye gecikmeksizin ve gerekçesiyle birlikte bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme emredici nitelikte olup, işverenin bu yükümlülüğe uyması zorunludur. Bildirim sayesinde işçi, hangi fiili nedeniyle disiplin cezasına maruz kaldığını ve ücretinden ne miktarda kesinti yapıldığını öğrenme imkânına sahip olur. Böylece işçinin, uygulanan disiplin yaptırımını değerlendirmesi ve gerektiğinde hukuki yollara başvurabilmesi sağlanmaktadır. Hukuki niteliği itibarıyla bu bildirim, yeni bir hukuki işlem tesis etmeyip, daha önce alınmış olan ücret kesme cezası kararının işçiye açıklanmasından ibarettir.</p>

<p><strong>B.4-ÜCRET KESME CEZASI KAPSAMINDA KESİLEN TUTARLARIN BAKANLIK HESABINA AKTARILMASI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinin üçüncü fıkrasında; <i>"Bu paralar işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına Bakanlıkça belirtilecek Türkiye'de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisine haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır. Her işveren işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını tutmaya mecburdur."</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile ücret kesme cezası kapsamında işçiden kesilen tutarların işveren tarafından muhafaza edilme süresi, yatırılacağı hesap ve kullanım amacı belirlenmiştir. Buna göre işveren, kesilen tutarları bir ay içinde Bakanlıkça belirlenen banka hesabına yatırmak ve bu tutarlar için işyerinde ayrı bir hesap tutmakla yükümlüdür. Böylece ücret kesme cezası sonucunda işçiden kesilen miktarın işveren bakımından bir gelir veya kazanç unsuruna dönüşmesi engellenmiş; disiplin yetkisinin ekonomik menfaat sağlama amacıyla kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p><strong>C-ÜCRET KESİNTİSİNE İTİRAZ VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>İşçiye verilen bütün cezalar yargı denetimine tabidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Aksine, iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesiyle hüküm getirilemez. İşçinin bu hakkından önceden feragati, işçiyi koruyucu hükümlerle bağdaşmaz. <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Usule aykırı bir şekilde disiplin cezası olarak ücretten kesinti yapılması halinde işçi, elbette; iş akdini haklı nedenle derhal fesih hakkına sahip olmakla birlikte ayrıca yapılan kesintileri de bağımsız bir şekilde talep etme hakkına sahip olacaktır.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren somut olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanında, verilen cezanın da orantılı olup olmadığının denetimi yargı tarafından yapılabilecektir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN"><img alt="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukada548pda_6.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN">Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Disiplin Yaptırımı Olarak Ücret Kesme Cezasının Koşulları Ve Uygulama Usulü, Mehmet Zülfi CAMKURT</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Aydın BAŞBUĞ, Türk İş Hukukunda Disiplin Cezaları, Tes-İş Yayınları, Ankara 1999, s.152</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> “Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.”</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Y.9.HD, 14.10.2020 tarih, 2016/25494 Esas, 2020/11826 Kararı</span></a></strong></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Ayşegül Merve KOÇAK, Türk İş Hukukunda İşverenin Yönetim Hakkı Çerçevesinde Disiplin Cezaları, Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir, 2021, s.78</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Başbuğ, (Disiplin Cezaları), s. 227 vd. Süzek, s. 119. Akyiğit, s. 1618.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kılıçoğlu-Şenocak, İş Kanunu Şerhi, Legal, İstanbul, 3. Baskı, 2013, s. 767</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ücret Kesim Cezası, Doç. Dr. Aydın BAŞBUĞ</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-para4.jpg" type="image/jpeg" length="64362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM, SANIK AVUKATINA BİLDİRİMİ YETERLİ KABUL EDEN DÜZENLEMEYİ İPTAL ETTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin (Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.) Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada</a>, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>AYM, 5271 s. CMK'nin 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptali talepli itiraz başvurusunda;</p>

<p>İlgili fıkradaki "Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veva bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir." hükmünü, mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânı tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediğine ilişkin iptal gerekçelerini dikkate aldıktan sonra,</p>

<p>"Dava konusu kural, suçun hukuki niteliği değiştiği takdirde müdafii bulunan sanığın sorgusu yapılmadan yokluğunda karar verilmesine imkân tanmak suretiyle sanığın duruşmada hazr bulunma, bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının anılan meșru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantıl olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıstır." gerekçesiyle,</p>

<p>- Anayasanın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak İPTAL ETTİ.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- İptal kararı 9 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK.</p>

<h3>Kararın tam metni için<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">&gt;&gt; Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/aym-av.jpg" type="image/jpeg" length="14421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/64089 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/2/2026 tarihli ve 2024/64089 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>FAHRİ</strong> <strong>TIRPAN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/64089)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 10/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/7/2026 - 33311</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Enes KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Fahri TIRPAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Dilan ESKİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu hakkında İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 21/11/1980 tarihinde çeşitli suçlardan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Bu mahkûmiyet hükümleri Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/4/1991 tarihli onama kararıyla kesinleşmiştir.</p>

<p>3. Mahkûmiyet hükmünün infazı devam ederken Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/4/1991 tarihli kararıyla 12/4/1991 tarihi itibarıyla başvurucunun şartla tahliyesine karar verilmiştir. Kararda, bihakkın tahliye tarihinin 29/6/2015 olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu hakkında verilen şartla tahliye kararı 10/7/1991 tarihinde işlediği başka bir kasıtlı suçtan kaynaklı olarak (19/3/1998 tarihinde kesinleşen 12 yıl 6 ay hapis cezası) İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/1998 tarihli kararıyla geri alınarak bakiye cezanın (23 yıl 354 gün) yani 10/7/1991-29/6/2015 tarihleri arasındaki sürenin aynen infazına karar verilmiştir. Bu cezanın bihakkın tahliye tarihi 21/2/2019 tarihi olarak belirlenmiştir. Cezanın infazına başlama tarihi (ceza infaz kurumuna giriş tarihi) müddetnamede 28/6/1995 olarak gösterilmiştir.</p>

<p>5. 1980 yılında kurulan mahkûmiyet hükmüne istinaden geriye kalan bakiye 23 yıl 354 gün cezanın bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019'dan sonra da başvurucunun işlediği diğer kasıtlı suçlardan aldığı mahkûmiyet hükümlerinin (müebbet hapis ve 6 yıl 3 ay hapis) infazına başlanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucunun 23 yıl 354 günlük hapis cezasının infazı devam ederken 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a eklenen geçici 5. madde ile <i>"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkûm olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>7. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye istinaden İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2019 tarihli ek kararı ile geçici 5. maddenin yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihi ile 1980 tarihli ilk suça istinaden infaz edilen bakiye 23 yıl 354 gün cezanın bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019 arasındaki sürenin 21/2/2019 tarihinden itibaren infazına başlanan müebbet hapis cezasından mahsubuna karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu hakkında 8/7/2024 tarihinde düzenlenen müddetnamede başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin karardan dolayı tutuklu kaldığı sürelerin infaz edilen bakiye 23 yıl 354 gün hapis cezasından mahsup edildiği, 5275 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesinin yürürlük tarihi olan 30/4/2013 ile infazın tamamlandığı 21/2/2019 tarihi arasındaki sürenin (2.123 gün) hâlen infaz edilmekte olan müebbet hapis cezasından mahsup edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye istinaden yalnızca maddenin yürürlük tarihi olan 30/4/2013 ile bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019 arasındaki sürenin değil 23 yıl 354 günlük cezanın infazı için yeniden ceza infaz kurumuna girdiği 28/6/1995-21/2/2019 tarihleri arasındaki bakiye 23 yıl 354 günün diğer cezaların infazından mahsup edilmesi talebiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur.</p>

<p>10. Edirne 2. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin karardan kaynaklanan tutukluluk sürelerinin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/1998 tarihli şartla tahliyeden geri alma kararı kapsamındaki bakiye 23 yıl 354 gün hapis cezasından mahsup edildiği, bu nedenle mahsuba konu edilecek başka bir süre bulunmadığı gerekçesiyle mahsup talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi 25/10/2024 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, nihai kararı 7/11/2024 tarihinde öğrendikten sonra 25/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>14. Başvurucu, 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. madde ile birlikte ilk suçun infazına başlandığı 1995-2019 yılları arasında infazda geçirdiği sürenin yasal dayanağının ortadan kalktığını, bu sürenin (bakiye 23 yıl 354 gün) mahsup edilmemesinin hukuk sistemince belirlenenden daha fazla süre hürriyetinden yoksun kalmasına yol açtığını ifade ederek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; sürekli değişen infaz kanunlarının yarattığı belirsizlik ve öngörülemezlik nedeniyle mahkemelerin lehe olan uyarlamaları yapmadan karar vermesinin kanuna dayanmayan bir cezanın ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğini, bu durumun Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu son olarak cezasının infazına daha önce başlanması nedeniyle aynı yasal hükümler çerçevesinde olup infazına yasanın yürürlük tarihi olan 30/4/2013'ten sonra başlayan (daha geç teslim olan) bir hükümlüye kıyasla aleyhine bariz bir fark ve eşitsizlik oluştuğunu, benzer olayların farklı sonuçlar doğurması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık görüşü beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>16. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Mahsup, bir hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve kişi hürriyetini sınırlama sonucu doğuran hâller sebebiyle geçirilmiş sürelerin hapis cezasından indirilmesidir. Bir suç nedeniyle de olsa henüz hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmayan bir kimsenin hürriyetinden mahrum edilmek suretiyle ortaya çıkan haksızlığı telafi etmek amacıyla mahsup müessesesine başvurulmaktadır. Özgürlükten yoksun kalınan sürelerin mahkûmiyetten indirilmesiyle bu haksızlık giderilmektedir. Mahsup kurumu adalet ve hakkaniyet duygusunun gereği olarak özgürlüğü kısıtlanmış bir kişi bakımından denkleştirme görevi görmektedir (<i>Burhan Yaz (3) </i>[GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024, § 41).</p>

<p>19. Kişi hürriyetini sınırlama sonucunu doğuran hâller nedeniyle geçirilmiş sürelerin mahkûmiyetten mahsup edilmesine ilişkin kararlar, hapis cezasının kapsamını belirlemekte; dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını temelden etkilemektedir. Zira mahsup kurumu ceza infaz kurumunda kalınması gereken süre ile doğrudan ilgilidir. Bu gerekçelerle Anayasa Mahkemesi mahsubun Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında bir güvence olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (<i>Burhan Yaz</i> <i>(3)</i>, §§ 43, 44).</p>

<p>20. Mahsuba ilişkin olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63. maddesinde yer alan hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişinin hürriyetini kısıtlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin hükmolunan hapis cezasından indirileceğine ilişkin düzenleme karşısında yargı organlarına mahsuba ilişkin bir takdir yetkisi tanınmadığı anlaşılmaktadır. İlgili yargı organları mahsuba ilişkin incelemelerinde mahsup şartlarının bulunup bulunmadığını incelemekle ve şartları oluşmuşsa mahsup kararı vermekle yükümlüdürler. Bu sisteme göre mahkûm kusuru ile tutuklu kalmış olsa dahi tutukluluk süresinin verilen cezadan indirilmesi zorunludur (<i>Burhan Yaz (3)</i>, § 42; <i>Ercan Bucak (2) </i>[1. B.], B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 49).</p>

<p>21. Kişinin şartları oluştuğu hâlde mahsup talebinin reddedilmesi, mahsup talep ettiği ceza bağlamında hapiste kalma süresinin uzaması, hukuk sistemince belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalması, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğuracaktır (<i>Ramazan Özgün</i> [2. B.], B. No: 2016/3932, 24/6/2020, § 37).</p>

<p>22. Başvuruda incelenecek mesele, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 1980 tarihli mahkûmiyet hükmüne dayalı infaz sürecinde şartla tahliyenin geri alınması kararı nedeniyle başvurucunun 1995-2019 yılları arasında ceza infaz kurumunda geçirdiği sürenin 5275 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesiyle getirilen lehe düzenleme karşısındaki hukuki niteliğidir. Bu kapsamda temel tartışma kanun koyucunun şartla tahliyenin geri alınmasını engelleyen iradesi ışığında fiilen infaz edilen bu sürenin <i>haksız tutma</i> ya da <i>dayanağı</i> <i>kalmayan infaz</i> statüsüne evrilip evrilmediği ve nihayetinde söz konusu sürenin başvurucunun kesinleşmiş diğer cezalarından mahsup edilip edilemeyeceğidir.</p>

<p>23. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye göre <i>"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkûm olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." </i>Bu düzenleme belirli bir tarihsel döneme (12 Eylül darbesi öncesi ve hemen sonrası) atıfta bulunarak o dönemde işlenen suçlar nedeniyle hüküm giymiş kişilere yönelik bir infaz kolaylığı getirmiştir. Maddenin gerekçesinde, bu düzenlemenin Anayasa'nın halkoylamasına sunulduğu tarih olan 7/11/1982 tarihinden önce işlenen bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişilerin koşullu salıverilmelerinin geri alınmasını hükümsüz kılmak amacıyla getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>24. İnfaz hukukunda kural olarak derhâl uygulama ilkesi geçerli olsa da 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile koşullu salıverilme bu kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda koşullu salıverilme müessesesinde lehe olan kanunun geçmişe yürümesi ilkesi esastır. Geçici 5. madde, doğrudan koşullu salıverilme kararının geri alınmasıyla ilgilidir. Koşullu salıverilmeyle ilgili bu lehe düzenlemenin geçmişe yönelik etki doğurduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>25. Dolayısıyla anılan maddenin yürürlüğe girmesiyle birlikte 7 Kasım 1982 öncesi işlenen suçlara ilişkin verilmiş olan koşullu salıverilmenin geri alınması kararları -infaz edilmiş olsun veya olmasın- tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmıştır. Geri alma kararının hükümsüz kılınmasıyla birlikte koşullu salıverilmenin geri alınarak bakiye cezanın (23 yıl 354 gün) aynen infazına dair karara istinaden başvurucunun ceza infaz kurumunda geçirdiği süreler yasal dayanağını yitirmiş ve hukuki dayanaktan yoksun tutma hâline dönüşmüştür. Mahsup işleminin sadece düzenlemenin yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihinden sonra infazda geçen süreyle sınırlandırılmasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim İnfaz Hâkimliği de bu sınırlandırmaya ilişkin hukuki bir gerekçe sunamamıştır.</p>

<p>26. 2013 yılında yürürlüğe giren düzenleme 23 yıl 354 günlük bakiye cezanın aynen infazını hukuken dayanaksız hâle getirdiğinden başvurucunun bu karara istinaden ceza infaz kurumunda geçirdiği tüm sürelerin oluşan bu haksız durumu gidermek adına diğer cezalarından mahsup edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce <i>Hasan Gülbahar</i> ([2. B.], B. No: 2014/17112, 30/10/2018) başvurusunda, başvurucunun deneme süresi içinde işlediği ikinci suç nedeniyle 1997 yılında geri alınan koşullu salıverilme kararının geçici 5. maddenin getirdiği lehe düzenleme uyarınca kaldırılmasına rağmen bu süreçte hukuki dayanağı ortadan kalkan infaz sürelerinin ikinci suçtan aldığı hapis cezasından düşülmediğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi Türk hukuk sisteminde mahsup işleminin yargı organlarının takdirine bırakılmayan bir mecburiyet olduğu, geri alma kararının kaldırılmasıyla hukuki dayanağı kalmayan bu tutukluluk süresinin diğer cezadan mahsup edilmemesinin başvurucunun hukuk sistemince belirlenen süreden daha uzun ve keyfî bir şekilde ceza infaz kurumunda tutulmasına yol açtığı ve bu durumun <i>mahkûmiyet kararına bağlı hukuka uygun bir tutma</i> olarak nitelendirilemeyeceği gerekçeleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Hasan Gülbahar</i>, §§ 49-52).</p>

<p>28. Tüm bu hususlar ışığında mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun kanunla belirlenenden daha uzun bir süre hürriyetinden yoksun bırakılmasının hukuki bir temeli bulunmadığından uzayan bu tutma süresinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Zira başvurucu hâlen ceza infaz kurumunda bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>32. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Edirne 2. İnfaz Hâkimliğine (E.2024/3898, K.2024/4113) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="59581"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[NOTERLERİN TATİL GÜNÜ ÇALIŞMA KURALLARINI DÜZENLEYEN MADDE İPTAL EDİLDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 52. maddesindeki "Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenlenir." hükmüne yönelik itiraz başvurusunda, konu kuralın Anayasanın 13. ve 50. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verdi. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada</a>, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>İtiraz başvurusunda, "Anayasanın 'Çalışma şartları ve dinlenme hakkı' başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.' dördüncü fıkrasında da "Ücretli hafta ve bayram tatili le ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir." hükümlerine yer verilmek suretiyle hafta tatili ve izin hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>Kuralda ya da herhangi bir yasal düzenlemede noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına yönelik temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmasına imkân tanınan konularda temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa tanınması dinlenme hakkına getirilen sınırlamayı kanunilik unsurundan yoksun kılmaktadır.<br />
Bu itibarla dinlenme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik șartını sağlamadığı sonucuna ulaşılamadığı" gerekçesiyle,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Başvuruya konu kuralın Anayasanın 13. ve 50. maddelerine aykırılığı nedeniyle İPTALİNE,</p>

<p>- İptal kararının 9 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE karar verdi.</p>

<h3>Kararın tam metni için<strong><span style="color:#2980b9"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">&gt;&gt; Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/noter-nobet.jpg" type="image/jpeg" length="15482"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Katma Değer Vergisi İade Talepleri Vergi İncelemesine Göre Sonuçlandırılacak Mükellefler Listesine Alınma İşleminin İptali / Özel Esaslar (Kod) Listesi Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Katma Değer Vergisi (KDV) iade sistemi, mükelleflerin kanundan doğan iade haklarını kullanabilmelerini sağlayan önemli bir vergisel mekanizmadır. Ancak KDV iade taleplerinin tamamı aynı usulle sonuçlandırılmamaktadır. Vergi idaresi, belirli risk kriterlerini taşıyan mükellefler bakımından iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesini öngörebilmektedir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan KDV iade taleplerinin esas olarak vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi benimsenmiş; Hazine ve Maliye Bakanlığına ise mükelleflerin vergisel uyum düzeyine göre farklı iade usulleri belirleme yetkisi verilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda bazı mükellefler, "iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler" kapsamına alınmakta ve iadeleri ancak vergi incelemesi tamamlandıktan sonra sonuçlandırılmaktadır. Vergi Dairelerince uygulamada uzun yıllardır mükellefler hakkında olumsuz rapor/tespit bulunduğu hallerde mükelleflere açıkça bilgi verilmeksizin uygulamadaki adıyla mükellefler özel esaslar listesine alınmakta ve katma değer vergisi iade talepleri gerçekleştirilmemektedir.</p>

<p>Anayasa aykırı olan bu uygulama 31.10.2024 tarih ve 327078 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 52 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile "KDV Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacaklar" listesine alındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın çalışma ve sözleşme hürriyetini düzenleyen 48. maddesinin 2. fıkrasında, devletin, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı; çalışma hakkı ve ödevi başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, devletin, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı hükmüne yer verilmiş; "Vergi Ödevi" başlığını taşıyan 73. maddesinin 3. fıkrasında da; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemelere göre devletin çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri yapması ve buna dair tedbirleri alması bir görev iken, çalışma, çalışanlar açısından bir hak ve ödevdir. Gerek bu alanda yapılacak düzenlemelerin, gerek çalışma hayatının bir sonucu olan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemelerin yasa ile yapılması Anayasal zorunluluktur. Dayanağını Anayasa'ya uygun olarak çıkarılmış olan kanunlardan almayan düzenlemelerle vergiyle ilgili hak ve yükümlülükler getirilemez. Bu suretle çalışma barışının sağlanması yanında, özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışması da temin edilmiş olur.</p>

<p>Öte yandan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinin 2. fıkrasında; "Maliye Bakanlığı; mükellefiyet süresi, çalışan sayısı, aktif ve özsermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, vergisel ödevlerin zamanında yerine getirilip getirilmediği, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı gibi kriterleri esas alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyeleri ve bu uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri tespit etmeye, iade alacağının mahsup edileceği vergi borçları ile iadeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir." düzenlemesi varken, 02.08.2024 tarih ve 32620 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak</p>

<p>yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile söz konusu maddenin 2. fıkrasına 1. cümlesinden önce gelmek üzere "Bu Kanun hükümleri uyarınca iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi esastır." cümlesi eklenmiş ve mevcut 1. cümlesinde yer alan "Maliye Bakanlığı" ibaresi "Şu kadar ki, Hazine ve Maliye Bakanlığı" şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>31.10.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan "Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 52 Seri No.lu Tebliğ" ile, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda 7524 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin uygulanmasına yönelik usul ve esaslar ile bazı konulara ilişkin açıklamalar yapılmış, 7524 sayılı Kanun ile KDV Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, KDV iadelerinin yerine getirilmesine ilişkin KDV Genel Uygulama Tebliğinin (IV-A) bölümü yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile Tebliğin (IV-A) bölümü; (A.1) Genel Açıklama, (A.2) İadeleri Vergi İncelemesine Tabi Olanlar, (A.3) İade Tutarının Hesabı ve İadeye Dayanak İşlem ve Belgeler olarak yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>28.7.2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunun 36 ncı maddesinde yapılan değişiklik ile iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesinin esas olduğu hüküm altına alınmış, 31/10/2024 tarihli ve 32708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 52 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile KDV Genel Uygulama Tebliğine (IV/A2) bölümü eklenerek hakkında olumsuz rapor ve tespitler bulunan mükelleflerin iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirileceği açıklanmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte; davaya konu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan şekli ile 01.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "KDV İadesinde Ortak Hususlar" kenar başlıklı IV. bölümünde; Bu Tebliğ kapsamına giren işlemler nedeniyle KDV iadesi talep edilebilecek tutar, iadeye ilişkin işlem ve belgeler, mahsuben ve nakden iade, bu bölümde yer alan açıklamalar dikkate alınarak iade hakkı doğuran her bir işlem bakımından Tebliğ'in ilgili bölümlerindeki düzenlemelere göre hesaplanarak yerine getirileceği, ancak özel esaslara tabi mükelleflerin iade taleplerinin Tebliğ'in (IV/E) bölümünde belirlenen esaslara göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmış; "E. Özel Esaslar" kenar başlıklı IV/E bölümünün ''1. Ortak Hükümler'' alt başlıklı kısmının ''Amaç'' başlıklı 1.1. kısmında; Tebliğ'in bu bölümünde yer alan düzenlemelerin, iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemeyi amaçlamakta olduğu, 1.3. kısmında; haklarında, sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi bakımından özel esaslara tabi olduğu, ''Haklarında Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullandığı Konusunda Tespit Bulunanlar'' kenar başlıklı 7.2. bölümünün ''İade Taleplerinin Yerine Getirilmesi'' başlıklı 7.2.1. kısmında ise; haklarında sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tespiti bulunan mükelleflerin iade taleplerinin, kendilerine yazılı olarak verilen 15 günlük süre içerisinde belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu Tebliğ'in (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat etmeleri kaydıyla genel esaslara göre yerine getirileceği, belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu ispat etmemekle birlikte, söz konusu belgelerde yer alan KDV tutarlarını indirim ve iade hesabından çıkaran veya bu kısma sahte belge kullanma tespitlerinde üç kat, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tespitlerinde iki kat teminat gösteren mükelleflerin geri kalan iade taleplerinin genel esaslara göre sonuçlandırılacağı, teminat gösterilmemesi veya bu alışlara isabet eden kısmın indirim ve iade talebinden çıkarılmaması durumunda ise, iade taleplerinin vergi inceleme raporuna göre yapılacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda ayrıntısına yer verildiği üzere; Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği ile Katma Değer Vergisi Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamındaki KDV iadelerine ilişkin olarak, vergi incelemesi, teminata bağlama şeklinde güvenlik mekanizmaları öngörülmüştür. Ancak vergi güvenliğinin ve oto kontrolün sağlanması amacıyla vergi idarelerine tanınan bu hak ve yükümlülüklerin kullanımının, amacının ötesinde, inceleme yetkisinin dışında ve idarenin iddiasının aksine iç işleyişle sınırlı kalmayacak şekilde, üçüncü kişilere yansıtılarak mükelleflerin ticari hayatlarını olumsuz yönde etkileyecek biçimde, salt “olumsuz listelere” almakla tezahür etmesi olanaklı değildir. Zira tartışılan mesele mükelleflerin, iade talepleriyle ilgili olarak ilgili Tebliğ uyarınca özel esaslara tabi tutulup, vergi incelemesi yapılmasının önüne geçilmesi değil, olumsuz mükellefler, kod, risk grubu, Tebliğ'in özel esaslar bölümüne göre işlem yapılacak mükellefler listesi gibi çeşitli adlar altında listelenip, bu listelerin üçüncü kişilerin bilgisine yansıtılmak suretiyle mükelleflerin ticari hayatlarının olumsuz yönde etkilenmesidir. Bir başka ifadeyle, anılan Tebliğle, vergi idaresine iade talepleri özel esaslara göre yerine getirilmesi gereken mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi amacıyla vergi incelemesi yapma yahut teminat arama gibi yükümlülükler getirilmekle birlikte; gerek davalı idarenin, gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, iade talepleri özel esaslara göre yerine getirilen mükellefleri kategorize ederek listelemelerine ve bu listeleri üçüncü kişilere yansıtılmasına olanak sağlayan hiç bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Özetle;</p>

<p>Mükellefker hakkında tesis edilen işbu işlem hukuka aykırı olup tesis edilen işlemin ve uygulamanın iptali adına tarafımızca yasal yollara başvurulacaktır. Nitekim, müvekkiller bu listede yer alıyor olması hem müvekkillerin KDV iadelerini almasını aynı zamanda mal satışı yapmış olduğumu müşterilerinin KDV iade alışlarını engelleyen telafisi imkânsız zararlara yol açmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği gereğince gerek davalı idarenin, gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, mükellefleri bu şekilde kategorize edebilmelerine olanak sağlayan hiçbir yasal düzenleme bulunmadığı gibi, Anayasa'da da buna izin veren bir hüküm bulunmadığı, bu şekilde, yasal dayanağı olmadan yapılacak bir sınıflandırmanın vergi barışını bozucu etki yaratacağı ve Anayasa'da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edeceği, dolayısıyla yasal dayanağı olmadan, hukuka aykırı bir biçimde, idarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile müvekkilleri özel esaslara tabi mükellefler kapsamına alınmasına ilişkin işlemde Danıştay'ın müstekar uygulaması gereği hukuki dayanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Bir mükellefin Özel Esaslara Tabi Mükellefler Listesinde yer almasından dolayı ticari itibarının zedelendiğini, ticari faaliyette bulunulan firmalar ile yapılan sözleşmelerin feshedilir konuma geldiğini ve telafisi imkansız zararlara yol açacağı bir gerçektir. Nitekim, mükellfin bu listede yer alıyor olması hem müvekkilin KDV iadelerini almasını aynı zamanda mal satışı yapmış olduğu müşterilerinin KDV iade alışlarını engelleyen telafisi imkânsız zararlara yol açmaktadır.</p>

<p>Yukarıda yer verilen düzenlemelere göre, mükelleflerin KDV iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi esas olmakla birlikte, ortada davacı tarafından yapılmış herhangi bir katma değer vergisi iade talebi olmadan, gerek davalı idarenin gerek bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların mükellefleri bu şekilde kategorize etmeleri, vergi barışını bozucu etki yaratacağı gibi, Anayasa’da güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>Bu durumda, hukuka aykırı bir biçimde idarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile katma değer vergisi iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler listesine alınmasına dair işlemde Anayasa ve yasaya uyarlık bulunmamaktadır. Bahse konu işlemin uygulanması halinde davacının ticari ilişki içerisinde olduğu kişiler nezdinde olumsuz bir bakış açısı oluşması ve vergi kanunlarından kaynaklanan haklarını kullanamayacak olması nedeniyle telafisi güç veya imkansız zarara uğrayacağı açıktır.</p>

<p>KDV iade taleplerinin vergi inceleme raporuna göre sonuçlandırılması, kamu alacağının güvence altına alınmasını amaçlayan önemli bir denetim mekanizmasıdır. Bununla birlikte, inceleme sürecinin hukuka uygun yürütülmesi, mükellef haklarının korunması ve iade taleplerinin objektif kriterlerle değerlendirilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Vergi incelemesine alınan mükelleflerin, haklarını doğru şekilde kullanabilmeleri ve olası vergi cezaları veya iade reddi kararlarına karşı etkin hukuki başvurularda bulunabilmeleri büyük önem taşımaktadır. Vergi incelemesi sürecinin başlangıcından yargılama aşamasına kadar uzman hukuki destek alınması, telafisi güç mali kayıpların önlenmesi açısından önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/vergi-incelme.jpg" type="image/jpeg" length="35808"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK VE ULUSLARARASI HUKUK DÜZENLEMELERİ ÇERÇEVESİNDE GEMİ ADAMLARININ İŞÇİLİK ALACAKLARI SORUNSALI: KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ve-uluslararasi-hukuk-duzenlemeleri-cercevesinde-gemi-adamlarinin-iscilik-alacaklari-sorunsali-karsilastirmali-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ve-uluslararasi-hukuk-duzenlemeleri-cercevesinde-gemi-adamlarinin-iscilik-alacaklari-sorunsali-karsilastirmali-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TÜRK VE ULUSLARARASI HUKUK DÜZENLEMELERİ ÇERÇEVESİNDE GEMİ ADAMLARININ İŞÇİLİK ALACAKLARI SORUNSALI: KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME</strong></p>

<p>Dünya ekonomisinin küreselleşme süreci ve serbest piyasa koşulları, maliyet etkinliği ve rekabetçilik unsurları bağlamında deniz ticaretini uluslararası lojistiğin merkezine yerleştirmiştir. Bu devasa küresel yapının kesintisiz işleyişi ise bütünüyle gemi adamlarının emeğine dayanmaktadır. Sonuç itibarıyla deniz iş piyasası, deniz işçisinin emeğinin yeryüzündeki en evrensel ve küreselleşmiş formunu temsil etmektedir.</p>

<p>Deniz iş hukukunda gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde tek bir yasal düzenleme geçerli değildir. Gemi adamının görev yaptığı geminin taşıdığı bayrak ve büyüklüğü, uygulanacak hukukun tespitinde belirleyici kriterlerdir. Mevcut yasal düzenlemelerde bu parametrelere bağlı olarak ihtilaflar; Deniz İş Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve hatta belirli durumlarda Türk Ticaret Kanunu ekseninde çözüme kavuşturulmaktadır. Gemi adamlarının işçilik alacaklarına yönelik hukuki yollara başvurulabilmesi ve ihtilafın esasına girilebilmesi için, öncelikle somut olayın niteliği gözetilerek hizmet sözleşmesine tatbik edilecek maddi hukukun tespit edilmesi zorunludur.</p>

<p>Gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda somut olaya uygulanacak en temel mevzuatlardan biri olan 854 sayılı Deniz İş Kanunu, yasal sınırlarını ve uygulama alanını 1. maddesinde açıkça çizmiştir. Bu maddeye göre, kural olarak denizlerde, göllerde ve akarsularda faaliyet gösteren, Türk bayrağı taşıyan ve <strong>100 grostonilato ile üzerindeki gemilerde</strong> iş sözleşmesiyle görev yapan gemi adamları ve bunların işverenleri doğrudan bu Kanun'a tabidir.</p>

<p>Bununla birlikte, yasa koyucu işçi lehine kapsamı genişleterek şu kuralı da eklemiştir: Bir gemi tek başına 100 grostonilato sınırına ulaşmasa bile, aynı işverene ait gemilerin <strong>toplam tonajı 100 grostonilatoyu bulduğunda</strong> ya da işverenin çalıştırdığı toplam <strong>gemi adamı sayısı beş veya daha fazla olduğunda</strong>, ilgili hizmet sözleşmeleri yine 854 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>Gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflara uygulanacak hukuk salt iç hukukla sınırlı kalmayıp, tabiatı gereği sıklıkla yabancılık unsuru barındırabilmektedir. Yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda uygulanacak hukukun tespiti, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) prensipleri çerçevesinde yapılmalıdır. MÖHUK'un 27/1 hükmü uyarınca hakim olan temel ilke, tarafların sözleşme serbestisidir; dolayısıyla tarafların hizmet sözleşmesinde uygulanacak hukuku (örneğin bayrak devleti hukukunu) açıkça ve anlaşılır bir biçimde belirlemiş olmaları hâlinde, kural olarak bu hukuk seçimi geçerli ve bağlayıcı kabul edilmektedir.</p>

<p>Taraflarca açık bir hukuk seçimi anlaşmasının yapılmadığı durumlarda ise uyuşmazlığa ilke olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır. Ancak somut olayın şartları; tarafların tabiiyeti, yerleşim yeri, ücretin ödendiği lokasyon ve sosyal güvence sisteminin bulunduğu ülke gibi objektif faktörler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iş sözleşmesinin başka bir hukuka (örneğin Türk hukukuna) daha "sıkı bir ilişki" içinde olduğu tespit edilebilmektedir. Böyle bir hâlin varlığında, mutad işyeri hukuku bertaraf edilerek bu sıkı ilişkili hukuk tatbik edilir.</p>

<p>Bununla birlikte, hukuki değerlendirme neticesinde iş sözleşmesinin Türk hukuku ile sıkı ilişkili olduğu kabul edilse dahi, üzerinde çalışılan geminin yabancı bayraklı (örneğin Malta bayraklı) olması durumunda, uyuşmazlığın çözümünde 854 sayılı Deniz İş Kanunu hükümlerinin doğrudan uygulanması hukuken mümkün değildir. Zira, ilgili kanunun 1. maddesi kapsamını münhasıran "<i>Türk bayrağı taşıyan" gemilerle</i> sınırlandırmıştır.</p>

<p>Bu normatif sınırın pratik sonucu olarak; yabancı bayraklı gemilerde istihdam edilen gemi adamlarının, sözleşmeleri Türk hukuku ile bağlantılı olsa dahi, işçilik alacaklarının çözümünde özel kanun niteliğindeki 854 sayılı Deniz İş Kanunu yerine, genel kanun vasfını haiz 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri devreye girmektedir. Bu uygulamanın en belirgin görünümü ise gemi adamının, iş hukukuna özgü bir kurum olan kıdem tazminatına hak kazanamaması; bunun yerine ihtilafın niteliğine göre TBK sistematiğinde düzenlenen ihbar tazminatı (m. 432 vd.) veya şartları oluştuğu takdirde haksız fesih tazminatına (m. 438) yönelmek durumunda kalmasıdır.</p>

<p><strong>aa. Deniz Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>Mevcut 854 sayılı Deniz İş Kanunu mevzuatı incelendiğinde, metin içerisinde hizmet akdine ilişkin herhangi bir tanımlamaya yer verilmediği görülmektedir. Bu yasal boşluk, deniz iş ilişkilerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde gerek uluslararası sözleşmelerin gerekse genel hükümlerin tamamlayıcı rolünü öne çıkarmaktadır.</p>

<p>Bu noktada, Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC, 2006) gemi adamı hizmet sözleşmesine getirdiği kapsayıcı tanım büyük önem arz etmektedir. Sözleşme’nin "<i>Genel Tanımlar ve Uygulama Alanı</i>" başlıklı Madde II/1(g) bendi uyarınca gemi adamı hizmet sözleşmesi; özel hükümlerde aksi belirtilmedikçe, yalnızca dar anlamdaki hizmet sözleşmesini (<i>contract of employment</i>) değil, aynı zamanda denizcilik teamüllerinden doğan hizmet akdi belgelerini (<i>articles of agreement</i>) de ihtiva eden bir üst kavram olarak tanımlanmaktadır. Bu ikili yaklaşım, gemi adamının çalışma koşullarını belirleyen tüm sözleşmesel yapıların ve ek belgelerin MLC, 2006'nın koruyucu şemsiyesi altına alınmasını sağlamakta ve uluslararası normlar nezdinde yeknesak bir standart oluşturmayı hedeflemektedir.</p>

<p>İç hukukumuzdaki genel tanımlara bakıldığında ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393. maddesi, hizmet sözleşmesini; <i>'işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme</i>' olarak tanımlayarak bu ilişkinin temel esaslarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 7. maddesine göre hizmet akdi belirli bir süre, belirli bir sefer veya süresiz olarak yapılabilir.</p>

<p><strong>aaa. Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun aksine Deniz İş Kanunu, belirli süreli sözleşmelerin tesisinde ve yenilenmesinde objektif ve esaslı neden zorunluluğu aramaz. Bu serbesti kapsamında kurulan sözleşmeler, kural olarak belirlenen sürenin sonunda kendiliğinden sona ermekle birlikte; sürenin gemi seyir halindeyken dolması ihtimalinde, sözleşmenin varlığı geminin ilk limana varıp emniyete alınmasına kadar kanunen devam eder. Belirli süreli sözleşmeler mutlak surette net takvim tarihlerine dayanmak zorunda olmayıp, bir olayın tamamlanması şartına da bağlanabilmektedir. Sağlık raporu alan bir gemi adamının iyileşip görevine dönmesine kadar geçecek süre zarfında, onun yerine çalışmak üzere işe alınan personelle akdedilen sözleşme bu duruma somut bir emsal teşkil eder.</p>

<p>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu, süresi biten sözleşmenin taraflarca sessiz kalınarak sürdürülmesi halinde akdin bir defaya mahsus yenilenmiş sayılacağını öngörürken; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 430/1 ile bu kural değiştirilmiş ve bildirimsiz sürdürülen ilişkilerin belirsiz süreli sözleşmeye dönüşeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum yeni bir akdin kurulması değil, mevcut sözleşmenin hukuki nitelik değiştirerek devam etmesi anlamını taşır ve yasada aksi ispatlanabilen bir adi karine olarak düzenlenmiştir. Deniz İş Kanunu (m. 8/2) uyarınca, belirli süreli sözleşmenin bitiminde gemi adamının işveren veya vekilinin onayıyla çalışmaya devam etmesi, sözleşmenin aynı süreyle uzadığı şeklinde yorumlansa da, bu durumun zincirleme sözleşmelere dönüşmesi halinde akdin belirsiz süreli hale gelip gelmeyeceği hususu tartışmalıdır. Bu noktada genel kanun niteliğindeki TBK m. 430 maddesinin deniz iş ilişkilerine de teşmil edilmesi söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla, gemi adamı ile kurulan belirli süreli sözleşmenin esaslı bir neden olmaksızın art arda (zincirleme) yenilenmesi halinde sözleşme, belirsiz süreli iş sözleşmesi niteliğini kazanacaktır. Yargıtay sefer kaydı içermeyen ve belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığı savunulan bir olayda, objektif neden bulunmadığı için, sözleşmenin belirsiz süreli olduğunu kabul etmiştir.<sup>1</sup> <strong>(Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin, 17.05.2012 Tarih, 2010/1214 Esas, 2012/17556 Karar Sayılı Kararı)</strong></p>

<p><strong>bbb. Sefer için Yapılan Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>İlgili sözleşmenin maddi bir olguya, yani sefere bağlı bulunduğu ve genel itibarıyla belirli süreli nitelik taşıdığı hususu tartışmasızdır. Söz konusu akit, gemi adamı ve işveren arasında, geminin gerçekleştireceği belirli bir sefer boyunca çalışılması amacıyla kurulan bir hizmet sözleşmesidir. Bu sözleşme, herhangi bir ihbara gerek kalmaksızın, seferin bittiği an kendiliğinden sona erer. Belirli bir sefer amacıyla akdedilen bu iş sözleşmesi, anılan seferin tamamlanıp geminin bağlama limanına varması ve yükünü boşaltmasına dek hükmünü sürdürür.</p>

<p>Deniz İş Kanunu kapsamında, belirli süreli iş sözleşmesinin ilk kez yapılmasında objektif veya esaslı bir nedenin varlığı aranmaz. Buna karşın, sözleşmenin yenilenmesi halinde objektif ve esaslı bir neden bulunması şarttır. İçeriğinde sefer kaydı barındıran sözleşmeler geçerli ve belirli süreli olarak kabul edilir; zira sefer kaydının varlığı bizzat objektif ve esaslı nedendir. Sözleşmede seferin açıkça yazılması zorunludur. Seferin açıkça yer almadığı durumlarda, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Belirli bir sefer için kurulan hizmet sözleşmesinin hitamında, gemi adamının işveren veya işveren vekilinin muvafakatiyle çalışmaya devam etmesi ve geminin yeniden sefere çıkması halinde, hizmet sözleşmesinin söz konusu sefer süresince uzatılmış sayılacağı Deniz İş Kanunu'nun 8/1 maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu şekilde yenilenen sefer sözleşmesi, son seferin bitiminde geminin bağlama limanına varıp yükünü boşaltmasıyla sona erecektir.</p>

<p>Bu noktada ortaya çıkan temel mesele, belirli süre için yapılan hizmet sözleşmelerinin iki veya daha fazla yenilenmesi durumunda belirsiz süreli hale gelip gelmeyeceğidir. Esasen, sefer için akdedilen sözleşmelerde esaslı bir neden mevcuttur ve bu neden bizzat seferin kendisidir. Bir hakkın kötüye kullanıldığı iddia edilmediği sürece, sefer amacıyla zincirleme yapılan hizmet sözleşmelerinin belirli süre olan "<i>sefer için sözleşme</i>" niteliklerini koruduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Gerek belirli süre için gerekse doğrudan sefer için yapılan hizmet sözleşmelerinin sonunda hukuki ilişki kendiliğinden sona ereceği için, bu halde gemi adamı ihbar tazminatına hak kazanamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Deniz iş ilişkilerine konu belirli süreli hizmet sözleşmelerinde, genel kanun konumunda bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun mad.430’un da burada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir sözleşmenin sefer bazlı ve dolayısıyla belirli süreli kabul edilebilmesi için gereğince, seferin sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekir. Sefer açıkça yer almazsa, sözleşme başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. TBK mad.430 uyarınca, sefer bazlı sözleşmelerin birden fazla kez yenilenmesi durumunda, TBK 430/1 uyarınca "<i>esaslı bir neden</i>" aranır. Eğer yenilemeler için esaslı bir neden yoksa veya işin niteliği sürekli bir çalışma gerektiriyorsa, sözleşme belirsiz süreli hale dönüşür.</p>

<p>Deniz İş Kanunu çerçevesinde de belirli süreli hizmet sözleşmesi ilk defa yapılırken taraflardan objektif veya esaslı bir neden aranmamaktadır. Ancak hizmet sözleşmesinin yenilenmesi söz konusu olduğunda objektif ve esaslı bir neden zorunludur. İçerisinde sefer kaydı barındıran sözleşmeler geçerli ve belirli sürelidir; zira sefer kaydı bizzat objektif ve esaslı neden teşkil eder. Burada seferin açıkça yazılmış olması şarttır. Seferin açıkça belirtilmemesi halinde ise hizmet sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmelidir. (<strong>Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 14.3.2016 Tarih, 2014/22725 Esas, 2016/5978 Karar Sayılı Karar)</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’ndan farklı olarak, Deniz İş Kanunu kapsamında belirli bir süreye veya sefere özgülenmiş hizmet sözleşmelerine deneme kaydı konulması hukuken mümkün değildir. Buna karşılık, belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile çalışacak gemi adamları açısından deneme kaydı öngörülmesi mümkündür. Dolayısıyla, belirli süreli olarak düzenlenen bir sözleşmeye deneme kaydı konulması ve bu süre zarfında gemi adamının haklı bir neden olmaksızın işten çıkarılması durumunda, ilgili gemi adamı bakiye süreye ait ücretini talep etme hakkını haizdir.</p>

<p><strong>ccc.</strong> <strong>Belirsiz Süreli (Süresiz) Hizmet Sözleşmesi</strong></p>

<p>Deniz İş Kanunu’nun temel prensibi uyarınca, belirli bir süre veya sefer esasına dayanmayan hizmet sözleşmeleri belirsiz süreli kabul edilmektedir. Söz konusu sözleşmeler deneme kaydı içerebileceği gibi, ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyen istisnai haller dışında feshin bir ihbar öneli çerçevesinde gerçekleştirilmesi zorunludur. Bununla birlikte, Deniz İş Kanunu belirsiz süreli sözleşmeler için asgari bir süre öngörmüş olup, bu özelliğiyle söz konusu akitler "<i>asgari süreli hizmet sözleşmesi</i>" niteliği de taşımaktadır. Deniz İş Kanunu’nun 16/A maddesi uyarınca, belirsiz süreli hizmet akitlerinin, 14. maddede düzenlenen haller saklı kalmak kaydıyla, gemi adamının işe başlamasından itibaren altı ay geçmeden feshedilmesi yasaklanmıştır.</p>

<p>İlgili yasal hüküm, gemi adamı ile işveren yahut işveren vekili arasında tesis edilen hizmet sözleşmelerinin, gemi adamının işbaşı yaptığı tarihten itibaren altı aylık bir süre geçmeden sonlandırılamayacağı kuralını ihdas etmiştir. Bu düzenleme, mahiyeti itibarıyla gemi adamı lehine koruyucu bir yasal iş güvencesi mekanizması işlevi görmektedir.</p>

<p>Söz konusu altı aylık asgari süre sınırlaması, münhasıran bildirimli fesih işlemleri açısından geçerliliğe sahiptir. Buna karşın, haklı nedene dayalı bildirimsiz (derhal) fesihlerde veya iş akdinin hukuken kendiliğinden nihayete erdiği hallerde bu süre ön şartı uygulama alanı bulmaz.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin, herhangi bir haklı nedene dayanmaksızın ve bahsi geçen altı aylık asgari süre tamamlanmadan feshedilmesi durumunda; mağdur olan taraf, söz konusu asgari sürenin bitimine kadar olan periyotta yoksun kaldığı hakları ve maruz kaldığı zararları tazmin etme hakkını haizdir.</p>

<p><strong>ddd. Deneme Süresi</strong></p>

<p>Hizmet sözleşmelerinde tarafların karşılıklı uyumunu değerlendirmesine imkân tanıyan deneme süresi, 854 sayılı Deniz İş Kanunu uyarınca münhasıran belirsiz süreli akitler için öngörülebilmekte ve azami bir ay ile sınırlandırılmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu'ndaki esnekliğin aksine, deniz iş hukukunda bu sürenin toplu iş sözleşmeleriyle dahi uzatılması hukuken mümkün değildir. Geçerliliği sözleşmede sarih bir biçimde belirtilmesine bağlı olan bu kayıt, baştan itibaren kurulan tek bir hizmet akdinin parçasıdır; dolayısıyla aynı işyerinde daha önce çalışmış bir gemi adamının yeniden denemeye tabi tutulması dürüstlük kuralıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Deneme süresinin en belirgin hukuki sonucu, Deniz İş Kanunu mad.10/2 uyarınca taraflara bu bir aylık zaman diliminde sözleşmeyi herhangi bir gerekçe sunmaksızın, bildirim öneline uymadan ve ihbar tazminatı ödemeksizin derhal feshetme yetkisi tanımasıdır. Deneme süresi içinde feshin en önemli sonucu, fesheden tarafın ihbar tazminatı ödememesidir.<sup>2</sup></p>

<p>Öte yandan, sözleşmenin deneme süresi içinde feshedilmesi halinde dahi gemi adamının fiilen çalıştığı sürelere ilişkin temel ücretinin yanı sıra hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil ve fazla çalışma karşılığı olan tüm hakları mutlak surette korunmaktadır.</p>

<p><strong>bb. Deniz İş Hukukunda Ücret </strong></p>

<p>Deniz iş hukukunda ücret, işçi için en esaslı hak ve iş görme borcunun karşılığı iken; işveren için en önemli borç konumundadır. Ücret olmaksızın bir iş sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Ücretin iş sözleşmesinin kurucu unsurlarından birisi olması, onun işverenin tek yanlı işlemleriyle işçi aleyhine değiştirilmesini engelleyerek korunmasını sağlar.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nun 29. maddesine göre ücret; gemi adamına iş karşılığında işveren veya işveren vekili tarafından nakden ödenen meblağdır. İlgili yasada yapılan değişiklikle birlikte, dar anlamdaki ücret tanımı genişletilerek prim, ikramiye ve her çeşit istihkak da bu kavrama dâhil edilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'na ve Yargıtay uygulamasına göre ise genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para olarak ödenen tutarı kapsar.</p>

<p>Gemi adamına ödenen ve asıl ücret olarak adlandırılan temel (çıplak) ücret, para ile ödenir ve ayni olarak kararlaştırılamaz. Bu temel ücrete prim, ikramiye gibi diğer ücret ekleri dâhil değildir. Geniş anlamda ücret (giydirilmiş ücret) ise asıl ücretin yanı sıra fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil ücreti, prim, ikramiye gibi ödemeler ile yeme-içme, barındırma gibi ayni ödemeleri kapsar. Giydirilmiş ücret, kıdem ve ihbar tazminatı hesaplanmasında dikkate alınır.</p>

<p><strong>aaa. Ücretin Belirlenmesi</strong></p>

<p>Gemi adamı ücretlerinin ve çalışma koşullarının belirlenmesinde; geminin bayrağı, sefer türü ve uluslararası denetim standartları belirleyici rol oynamaktadır. Türk bayraklı gemilerde kural olarak 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun emredici hükümleri uygulanmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye'nin taraf olduğu Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (Maritime Labour Convention – MLC 2006) ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından kabul edilen uluslararası çalışma standartları, Deniz İş Kanunu'nda hüküm bulunmayan veya yetersiz kalan hususlarda tamamlayıcı bir işleve sahiptir. Buna karşılık, elverişli bayrak (Flag of Convenience – FOC) taşıyan gemiler bakımından ücretin belirlenmesinde esas belirleyici unsur, Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu (International Transport Workers' Federation – ITF) tarafından oluşturulan standartlar ile bu standartlar doğrultusunda akdedilen toplu iş sözleşmeleridir.</p>

<p><strong>1) İç Hukuk Mevzuatına Göre</strong></p>

<p>Hizmet sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak şartıyla ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. Deniz İş Kanunu’n 5. maddesi uyarınca yazılı yapılması gereken iş sözleşmesinde; kararlaştırılan ücretin esası, miktarı, ödeme zamanı ve yeri ile banka hesap numarası ispat açısından mutlaka belirtilmelidir.</p>

<p>Ücret miktarının sözleşmede açıkça belirtilmemiş olması, hizmet sözleşmesinin olmadığı anlamına gelmez; böyle bir uyuşmazlıkta Türk Borçlar Kanunu'nun 401. maddesi uyarınca denizcilik teamüllerine, örf ve âdete göre emsal ücret saptanır. Gemi adamının tazminat ve alacaklarına esas ücreti belirlenirken öncelikle imzalı bordro, gemi ücret defteri ve banka kayıtları esas alınır. Ücretin tartışmalı olması durumunda ise meslek odasından sorularak ve tanık beyanları dikkate alınarak belirleme yapılır.</p>

<p>İşverenin eşit işlem borcu gereği, aynı kıdem ve aynı işte çalışan gemi adamlarına haklı bir neden olmadıkça ayrım yapılmadan aynı ücret ödenmelidir. Bu ilke, Anayasa'nın 10. ve 55. maddelerinde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası metinlerde güvence altına alınmıştır. Yargıtay, emsal ücret belirlenmesinde, geminin grostonilatosu, çalışma süresi ve niteliği belirtilerek ilgili kuruluşlardan araştırma yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Gemi adamına ücret dışında prim, ikramiye ve kârdan pay verilmesi de kararlaştırılabilir.</p>

<p><strong>2-) Denizcilik Çalışma Sözleşmesine Göre Ücretin Belirlenmesi</strong></p>

<p>İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, gemi çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarının uluslararası düzeyde güvence altına alınması amacıyla Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından çok sayıda sözleşme ve tavsiye kararı hazırlanmış, bu metinler üye devletlerin onayına sunularak zaman içerisinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte, düzenlemelerin sayısının artması ve farklı metinler hâlinde dağınık bir yapıya sahip olması, uygulamada birlik sağlanmasını güçleştirmiş ve çeşitli yorum farklılıklarına yol açmıştır. Bu durum, mevcut düzenlemelerin tek bir bütüncül metin altında toplanmasını gerekli kılmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda, ILO bünyesinde kabul edilmiş bulunan 36 sözleşme ile 1 protokol gözden geçirilerek revize edilmiş ve bunların yerine çerçeve nitelikte bir düzenleme olarak Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (Maritime Labour Convention – MLC 2006) hazırlanmıştır. MLC 2006, gemi çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin temel hak ve yükümlülükleri uluslararası ölçekte düzenleyen kapsamlı ve yeknesak bir hukuki standartlar sistemi niteliğini taşımaktadır. Bununla birlikte, MLC 2006'nın uygulama alanı esas itibarıyla yük ve yolcu gemilerinde görev yapan gemi adamları bakımından uygulama alanı bulduğunu belirtmek gerekir.</p>

<p>MLC 2006’nın önemli özelliklerinden biri de Sözleşmenin, Dünya Denizcilik Örgütü (International Maritime Organization – IMO) tarafından kabul edilen denizciliğe ilişkin temel metinlerden birini oluşturmasıdır. Dünya denizciliğinin temel sütunları olarak nitelenen Denizde Can Güvenliği Uluslararası Sözleşmesi (SOLAS), Gemi Adamlarının Eğitim, Belgelendirilme ve Vardiya Standartları Hakkında Uluslararası Sözleşme (STCW)23 ve Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme (MARPOL) yanında, MLC 2006 uluslararası denizcilik normlarına dördüncü bir sütun olarak eklenmiş ve IMO tarafından limanlarda yapılan denetimlerin bir parçası haline gelmiştir.<sup>3</sup> Türkiye, MLC 2006’yı imzalamış olmasına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Türk Hukukuna entegrasyonu kapsamında 854 Sayılı İş Kanunu’nda yapılacak değişiklikler ve uyum sürecine ilişkin çalışmalarını 2025 yılında duyurmasına rağmen henüz onay sürecini tamamlamamıştır.</p>

<p>MLC 2006'nın Yönerge B2.2.2 hükümleri, gemi adamlarının ücretlerinin hesaplanması ve ödenmesine ilişkin esasları düzenlemektedir. Buna göre, fazla mesai karşılığında ödenecek ücretin saatlik temel ücretin en az 1,25 katı olması öngörülmüş; ücretin tamamen veya kısmen birleştirilmiş (consolidated wage) esasına göre kararlaştırılması hâlinde ise fazla mesainin hangi ölçüde bu ücret kapsamında olduğu ile bunun dışında kalan çalışmaların ayrıca ücretlendirilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca gemi adamlarının fazla çalışma kayıtlarının düzenli şekilde tutulması, ücretlerin gecikmeksizin ödenmesi, eşit değerde işe eşit ücret ilkesine uyulması ve ücretlerden ancak hukuki dayanağı bulunan hâllerde kesinti yapılabilmesi, sözleşmenin benimsediği temel güvenceler arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>3-) Ücretin Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF) tarafından belirlenmesi</strong></p>

<p>Uluslararası denizcilik sektöründe gemi adamlarının ücretleri ve çalışma koşullarının belirlenmesinde önemli aktörlerden biri Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (International Transport Workers' Federation – ITF)'dur. ITF, özellikle elverişli bayrak (Flag of Convenience–FOC) taşıyan gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret ve çalışma koşullarının uluslararası asgari standartlara uygun şekilde belirlenmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda federasyon, ILO ve IMO nezdindeki çalışmalara katılmakta, denizcilik sektöründe faaliyet gösteren sendikalar arasında koordinasyon sağlamaktadır.</p>

<p>ITF'nin denizcilik faaliyetleri, geleneksel denizcilik ülkelerindeki sendikalar ile uluslararası denizcilik sektörüne iş gücü sağlayan ülkelerdeki sendikaların iş birliğine dayanmaktadır. Federasyon tarafından hazırlanan toplu iş sözleşmeleri, özellikle elverişli bayrak taşıyan gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret, çalışma süreleri ve sosyal haklarına ilişkin asgari standartları belirlemektedir. Bu standartlara uyulmaması hâlinde ITF müfettişleri, liman devleti denetimleriyle bağlantılı olarak gemide inceleme yapabilmekte ve eksiklikler giderilinceye kadar geminin faaliyetlerinin sınırlandırılmasına yönelik girişimlerde bulunabilmektedir.</p>

<p>Elverişli bayrak uygulaması, armatörün gemisini kendi devleti yerine başka bir devletin bayrağı altında işletmesini ifade etmektedir. Bu sistemin bazı durumlarda iş gücü maliyetlerini azaltmaya yönelik kullanılabilmesi nedeniyle, ITF özellikle bu gemiler bakımından denetim faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır. Federasyonun Özel Gemi Adamları Departmanı, ITF toplu iş sözleşmelerinin uygulanmasını takip etmekte; ücret alacakları, çalışma koşulları, iş kazaları ve gemi adamlarının diğer haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki ve sendikal destek sağlamaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede, ITF sözleşmeleri yalnızca elverişli bayrak taşıyan gemiler bakımından uygulanmakta olup, bu gemilerde görev yapan gemi adamlarının ücretlerinin uluslararası kabul gören asgari düzeyin altına düşmesini önleyen önemli bir koruma mekanizması işlevi görmektedir.</p>

<p>ITF sözleşmeleri, ITF üyesi bir denizcilik sendikası ile geminin maliki veya işleteni arasında akdedilen toplu iş sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerin uygulanması kapsamında gemi adamlarıyla ayrıca bireysel iş sözleşmeleri de imzalanmakta; sözleşmenin bir nüshası gemide, diğer nüshası ise gemi adamında muhafaza edilmektedir. Gemi adamının ülkesinde ITF üyesi bir sendikanın bulunmaması hâlinde dahi, ITF sözleşmesi kapsamındaki bir gemide çalışıyorsa federasyon, işverenle yaşanan uyuşmazlıklarda gemi adamını temsil edebilmektedir.</p>

<p>ITF'nin özellikle elverişli bayrak taşıyan gemiler üzerindeki denetim yetkisi, gemi adamlarının ücretlerinin uluslararası asgari standartların altında belirlenmesini önlemeye yöneliktir. Bu kapsamda ITF müfettişleri, denetim sırasında tespit edilen aykırılıkların giderilmesi amacıyla gemi adamlarını temsilen gemi kaptanı veya işveren temsilcisiyle yeni toplu ve bireysel iş sözleşmeleri imzalayabilmekte ve geçmişe dönük ücret farklarının ödenmesini sağlayabilmektedir.</p>

<p>Bu uygulamanın hukuki geçerliliği Türk temyiz mahkemelerinin de incelemesine konu olmuştur. Yabancı bayraklı ancak elverişli bayrak statüsündeki gemilerde çalışan gemi adamlarına, ITF denetimi sonrasında ödenen ücret farklarının işveren tarafından sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenmesine ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay'ın farklı hukuk daireleri istikrarlı biçimde aynı sonuca ulaşmıştır. Yargıtay kararlarında, elverişli bayrak taşıyan gemiler bakımından ITF'nin gemi adamlarını temsil etme yetkisinin bulunduğu, ITF müfettişleri tarafından imzalanan toplu ve bireysel iş sözleşmelerinin işvereni bağladığı, bu sözleşmelere dayanılarak yapılan ücret ödemelerinin hukuki sebebe dayandığı ve dolayısıyla işveren tarafından geri talep edilemeyeceği kabul edilmiştir. <strong>(Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 17.02.2015 Tarih, 2013/10307 Esas, 2015/6929 Karar Sayılı Kararı, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 02.06.2014 Tarih, 2012/10899 Esas, 2014/17601 Karar Sayılı Kararı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 08.02.2016 Tarih, 2015/14908 Esas, 2016/1153 Karar Sayılı Kararı, Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin 02.12.2015 Tarih, 2015/11291 Esas, 2015/19459 Karar Sayılı Kararı)</strong></p>

<p><strong>bbb.Ücretin Ödenmesi</strong></p>

<p>Gemi adamının ücreti kural olarak işveren tarafından ödenir. Bununla birlikte, 4857 sayılı İş Kanunu'nda ücretin üçüncü kişiler tarafından da ödenebileceği kabul edilmiştir. Deniz İş Kanunu'nda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, ücretin üçüncü kişi tarafından ödenmesi mümkündür ve bu durumda işverenin ücret ödeme borcu ifa edilmiş sayılır. Ücretin kural olarak gemi adamına veya onun yetkilendirdiği kişiye ödenmesi gerekir.</p>

<p>Ücret, prim, ikramiye ve diğer parasal hakların iş sözleşmesinde kararlaştırılan yer ve zamanda eksiksiz olarak ödenmesi esastır. Taraflar ödeme zamanı konusunda bir düzenleme yapmamışsa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 406. maddesi uyarınca ücret, aksine bir teamül bulunmadıkça her ayın sonunda muaccel olur. Ücretin, sözleşmede yabancı para kararlaştırılmadığı sürece Türk lirası üzerinden ödenmesi gerekir.</p>

<p>Gemi adamı hizmet sözleşmesinin devamı süresince hak kazandığı ücretin tamamına hak kazanır. Seyir hâlindeki gemide hizmet sözleşmesinin sona ermesi durumunda ise sözleşmenin hüküm ve sonuçları geminin ilk güvenli limana ulaşmasına veya yükünü boşaltmasına kadar devam ettiğinden, bu süre içinde çalışmaya devam eden gemi adamına fiilen çalıştığı döneme ilişkin ücretin ödenmesi gerekir.</p>

<p>Ücret alacağında, çalışmanın varlığını ispat yükü gemi adamına, ücretin ödendiğini ispat yükü ise işverene ait olduğu Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarında da kabul edilmektedir. Deniz İş Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca işverenin ücret defteri tutması zorunlu olup, belgeye dayanmayan ödeme iddiaları hukuken geçerli sayılmamaktadır. Bu nedenle ücretin ödendiği; ücret bordrosu, ücret pusulası, makbuz, banka kayıtları, ibraname veya gemi adamının imzasını taşıyan diğer belgelerle ispat edilmelidir.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nda gemi adamının ücret alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi özel olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle, genel kanun niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu uygulanmakta olup, ücret ve ücret niteliğindeki diğer işçilik alacakları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.</p>

<p><strong>ccc. Ücretin Ödenmemesi</strong></p>

<p>Gemi adamı, ücret alacağını zamanaşımı süresi içerisinde talep edebilir. Deniz İş Kanunu'nun 29/4. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin sona ermesi hâlinde işveren veya işveren vekili, gemi adamının ücretini derhâl ve tam olarak ödemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğe aykırılık, Kanun'un 51. maddesi kapsamında idari yaptırıma bağlanmıştır.</p>

<p>Buna karşılık, Deniz İş Kanunu'nun 29/5. maddesi uyarınca haklı bir sebep olmaksızın iş görme borcunu yerine getirmeyen gemi adamı, durumun gemi jurnaline veya tutanakla belgelendirilmesi koşuluyla çalışmadığı süreye ilişkin ücrete hak kazanamaz. Ancak bu hüküm, fiilen çalışılarak hak edilen ücretlerin ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ayrıca işverenin uğradığı zararın tazminini talep hakkı saklıdır.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nda özel düzenleme bulunmayan hâllerde, Türk Borçlar Kanunu'nun 408 ve 409. maddeleri kıyasen uygulanmalıdır. Bu kapsamda, işverenin temerrüdü veya kusuruyla iş görme ediminin ifasının engellenmesi hâlinde gemi adamı ücret hakkını korur. Aynı şekilde, gemi adamının kusuru dışında ortaya çıkan ve geçici nitelik taşıyan ifa engellerinde de, kanuni koşulların varlığı hâlinde hakkaniyete uygun ücret ödenmesi esası geçerliliğini sürdürmektedir.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nda ücret alacaklarına uygulanacak özel bir faiz türü öngörülmediğinden, bireysel veya toplu iş sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz uygulanır. Buna karşılık, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret ve diğer parasal haklar bakımından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 53/2. maddesi uyarınca en yüksek işletme kredisi faizi uygulanacaktır.</p>

<p>Deniz İş Kanunu'nun 29. maddesi uyarınca ücret, iş sözleşmesinde kararlaştırılan yer ve zamanda tam olarak ödenmelidir. Ödeme günü sözleşmede belirlenmişse işveren bu tarihte kendiliğinden temerrüde düşer ve faize bu tarihten itibaren hükmedilir. Ödeme zamanı kararlaştırılmamışsa, ücret alacağı bakımından temerrüt kural olarak ihtarla gerçekleşir. Ancak iş sözleşmesinin sona ermesi hâlinde ücret ve ücret niteliğindeki diğer alacaklar derhâl muaccel olacağından, fesih tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekir.</p>

<p>Son olarak belirtilmelidir ki, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1320/1/a uyarınca gemi alacaklısı hakkı doğuran alacaklar arasında gemi adamlarının gemide çalıştırılmalarından doğan alacaklarına da yer verilmiştir. Bu kapsamda, kaptan, gemi zabitleri, gemi adamları ve gemide istihdam edilen diğer kişilerin donatana karşı gemide çalıştırılmalarından dolayı doğan her türlü alacakları, gemi alacağı niteliği taşımaktadır. Gemi adamının, gemi alacaklısı hakkı kazanabilmesi için gereken gemide çalıştırılmakta olma koşulu, tüm hizmetin/çalışmanın aralıksız gemide gerçekleşmesini gerektirmez. Kanun gereği ya da işverenin onayı ile gemiden ayrı geçirilen süreler için doğan alacaklar da bu hükmün kapsamındadır.<sup>4 </sup>TTK mad.1323/1 uyarınca bahse konu alacaklardan doğan kanuni rehin hakkı, gemi üzerinde kurulmuş tescilli veya tescilsiz diğer kanuni ve akdi rehin hakları ile ayni haklara karşı rüçhan hakkı verir ve bahse konu hak geminin mülkiyeti veya zilyetliği değişse dahi gemiyi takip etmeyi sürdürecektir. Ayrıca, TTK mad.1353/1 gereğince gemi adamı, TTK mad.1352/1/o uyarınca deniz alacağı olarak da kabul edilen alacağını güvence altına almak amacıyla gemi üzerine koşulları oluştuğu taktirde ihtiyati haciz kararı verilmesini talep edebilecektir. Ancak ihtiyati haciz yoluna başvurulmuş olması veya olmaması, gemi alacaklısı hakkının varlığını ve sağladığı hukuki korumayı etkilemeyecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ"><img alt="Av. Eylem OKUMUŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/eylem-okumus.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-eylem-okumus" title="Av. Eylem OKUMUŞ">Av. Eylem OKUMUŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><sup>----------</sup></span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>1</sup> Deniz İş Hukuku (Denizcilik Çalışma Sözleşmesi ve Emsal Yargıtay Kararları ile), Bektaş Kar, s.213.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>2</sup> Deniz İş Hukuku (Denizcilik Çalışma Sözleşmesi ve Emsal Yargıtay Kararları ile), Bektaş Kar, s.217.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><sup>3</sup></strong> Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC 2006) Perspektifinden Türk İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı: Tespitler, Değerlendirmeler, Öneriler, Ulaş Baysal, s.508-509</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>4</sup>Gemi Adamlarının Gemi Alacaklısı Hakkı, TBB Dergisi 2021, Enes Aliş, s.410.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ve-uluslararasi-hukuk-duzenlemeleri-cercevesinde-gemi-adamlarinin-iscilik-alacaklari-sorunsali-karsilastirmali-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/gemi-adamlari-isci-kaptan-sozle.jpg" type="image/jpeg" length="40019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dava Konusu Kural</strong></p>

<p>Dava konusu kuralda, suçun hukuki niteliğinin değiştiği durumlarda söz konusu değişikliğe ilişkin sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiine yapılan bildirimlerin yeterli kabul edilerek yargılamanın sona erdirilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânının tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediği, ayrıca konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının gereğinin de yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir. Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma yapma imkânı tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir. Hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilebilmesi için önemli bir kriter olan sanığın kendisini bizzat savunabilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkının sağlanmasıyla mümkün olabilir. Ceza yargılamalarında sanığa yöneltilen suçlama ve bunun hukuki nitelendirmesiyle ilgili olarak tam ve detaylı bilgi verilmesi yargılamanın bir bütün olarak adil olması açısından önemli bir gerekliliktir.</p>

<p>Yargılama sürecinde bazı durumlarda sanığa yöneltilen isnadın niteliğinde değişiklik yapılması gündeme gelebilir. İsnadın niteliğinin değiştiği durumlarda, sanığın yeni vasıflandırmaya göre savunmasını düzenleyebilmesi ve bu savunmasını mahkemeye sunabilmesi için nitelik değişikliğinin isnadı öğrenme hakkının bir gereği olarak sanığa bildirilmesi gerekir. Bu durum, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun adil bir yargılamanın da gereğidir.</p>

<p>Bununla birlikte sanığa adil yargılanma hakkının asgari güvencelerinden yararlanma imkânı sağlanmak şartıyla sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemleri, ilke olarak tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmaz. Bu bağlamda anılan durumda bulunan sanık hakkında yargılama yapılarak sorgusu yapılmaksızın hüküm kurulması mümkündür. Buna karşılık yokluğunda hüküm verilen sanığın suç isnadına ilişkin olarak yeterince bilgilendirilmediği ve duruşmada hazır bulunmak suretiyle bizzat savunma hakkını kullanamadığı durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen yokluğunda verilen hükme karşı ilk derece mahkemesi veya kanun yolunda yeni bir değerlendirme hakkını talep edememesi adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>Dava konusu kuralla sanığa ek savunma hakkı ile ilgili bildirimin dosyada var olan son adresine yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiye yapılmasının yeterli görülmesi değişen isnada göre gıyapta yargılama yapma imkânı getirmekte, sanık hakkında mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararın verilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Yargılama sürecinde isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat etmek mümkündür. Bununla birlikte feragatin açık bir şekilde anlaşılması, feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda ise geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerekir.</p>

<p>Suçun niteliğinin değiştiğine ilişkin sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâllerinde yargılamanın sona erdirilmesi sanığın isnadı öğrenme, bizzat savunma ve duruşmada hazır bulunma haklarından feragat ettiğinin kabul edilmesi açısından yeterli bir neden değildir. Dava konusu kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının, yargılamanın yersiz uzamasının önüne geçilmesi amacına ulaşılması bakımından gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/18</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/66</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih</strong><strong>-Sayı : 16/7/2026-33</strong><strong>311</strong></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN:</strong> Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU</strong>: 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Dördüncü cümlesinde yer alan “<i>...aksatmayacak...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Beşinci cümlesinde yer alan “<i>...aksama...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelik</i><i>t</i><i>e düzenlenir.</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>C.</strong> 7. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un 189. maddesine eklenen ikinci fıkranın dördüncü cümlesinde yer alan “<i>Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,</p>

<p><strong>D.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>E.</strong> 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,</p>

<p><strong>F.</strong> 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>...</i><i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümünün,</p>

<p><strong>2.</strong> (5) numaralı fıkrasının “<i>...</i><i>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>’’ bölümünün,</p>

<p>Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 9., 10., 13., 17., 36., 40., 42., 58., 90., 123., 124.,128., 138., 139., 140. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 1. maddesiyle 1136 sayılı Kanun’un 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Ek fıkra:8/6/2022-7409/1</i> <i>md.</i><i>)</i><i> </i><i>(Değişik fıkra:14/11/2024-7532/1</i> <i>md.</i><i>)</i><i><strong> </strong></i><i>Avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı olarak çalışılması avukatlık stajının yapılmasına engel değildir. Adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayları veya yardımcıları ile hâkim ve savcılar hariç olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanlar da görev yeri saklı kalmak kaydıyla mahkemelerde yapılan staj sürecinde aylıksız veya ücretsiz izinli olarak avukatlık stajı yapabilir.</i> <i>Bu dönemde ilgilinin talebi üzerine yıllık izinler de kullandırılabilir. Avukat yanında yapılacak staj sürecinde ise kamu kurum ve kuruluşu tarafından ilgilinin ifa ettiği kamu görevini</i> <i><strong><u>aksatmayacak</u></strong></i> <i>şekilde çalışma saatleri ile izin dönemleri ve süreleri düzenlenebilir. Ancak ifa edilen kamu görevinin niteliğinden dolayı aynı anda staj yapma durumunda kamu görevinde</i> <i><strong><u>aksama</u></strong></i> <i>ortaya çıkacağı hallerde avukat yanında yapılan staj sürecinde de ilgiliye aylıksız veya ücretsiz izin verilebilir.</i> <i>Şu kadar ki, ilgili mevzuatında memur kadrolarına geçiş hakkı tanınan sözleşmeli personel ancak memur kadrolarına geçiş hakkını kazandıktan sonra bu fıkrada yer alan hükümlerden yararlanabilir. Bu fıkrada belirtilen aylıksız veya ücretsiz izinler diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların staj sürecindeki izin dönemleri ve süreleri ile çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>2.</strong> 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un değiştirilen 52. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışması:</i></p>

<p><i>MADDE 52- (Başlığı ile Birlikte Değişik:14/11/2024-7532/3</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan</i> <i><strong><u>yönetmelikte düzenlenir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>3.</strong> 7. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un 189. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir:</p>

<p>“<i>(Ek fıkra:14/11/2024-7532/7</i> <i>md.</i><i>) Araç sicil ve tescil sistemi veri tabanında yer alan bilgilerin 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 18 inci maddesi çerçevesinde kişi ve kurumlarla paylaşılması karşılığında sorgu veya dönen kayıt başına Türkiye Noterler Birliğince iki Türk lirası işlem katılım payı alınır. Bu miktar her yıl, bir önceki yıla ilişkin 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden katılım payı alınmaz.</i> <i><strong><u>Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar</u></strong></i> <i>ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>4.</strong> 14. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un birinci fıkrasına ibare ve cümlenin eklendiği, ikinci fıkrası değiştirilen 30. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı</i></p>

<p><i>Madde 30- Her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığı bulunur. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, Cumhuriyet başsavcısı,</i> <i><strong><u>Cumhuriyet</u></strong></i> <i><strong><u>başsavcıvekili</u></strong></i> <i>ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur. (Ek cümle:14/11/2024- 7532/14</i> <i>md.</i><i>)</i> <i><strong><u>İş durumunun gerekli kıldığı yerlere birden fazla Cumhuriyet</u></strong></i> <i><strong><u>başsavcıvekili</u></strong></i> <i><strong><u>atanabilir.</u></strong></i></p>

<p><i>(Değişik ikinci fıkra:14/11/2024-7532/14</i> <i>md.</i><i>) Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i> <i>19 uncu maddede belirtilen görevleri yerine getirir.</i>”</p>

<p><strong>5</strong><strong>.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un başlığına ve birinci fıkrasına ibarelerin eklendiği 44. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Cumhuriyet başsavcısı,</i> <i>başsavcıvekili</i> <i>ve savcılarının nitelikleri ve atanmaları</i></p>

<p><i>Madde 44- (Değişik: 18/6/2014–6545/51</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları</i> <i><strong><u>ve Cumhuriyet</u></strong></i> <i><strong><u>başsavcıvekilleri</u></strong></i> <i>birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; Cumhuriyet savcıları ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır.</i>”</p>

<p><strong>6</strong><strong>.</strong> 16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(4) (Değişik:14/11/2024-7532/16</i> <i>md.</i><i>) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa</i> <i>müdafie</i> <i>yapılır.</i> <i>Müdafii</i> <i>sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.</i> <i><strong><u>Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde</u></strong></i> <i><strong><u>müdafie</u></strong></i> <i><strong><u>yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>7</strong><strong>.</strong> 18. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un değiştirilen 76. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Öğretimden yararlanma</i></p>

<p><i>Madde 76- (Değişik:14/11/2024-7532/18</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>(1) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk</i> <i>eğitimevlerinde</i> <i>bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden; diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmaları sağlanır.</i></p>

<p><i>(2) Kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına</i> <i><strong><u>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde</u></strong></i> <i>devam edebilir. Yaş, eğitim düzeyi, engellilik durumu, sosyal ve ekonomik durum ile benzeri ölçütlere göre ihtiyacı olan hükümlülere öncelik verilir.</i></p>

<p><i>(3) Kayıtlı olduğu eğitim kurumlarının ilgili mevzuatına göre gerekli şartları taşıyan ve kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin sınavları, kişi ve kurum güvenliği ile kurum disiplin ve düzeninin bozulmasını önleyici tedbirler alınarak aşağıda belirtilen usule göre ceza infaz kurumu içinde yapılır:</i></p>

<p><i>a) Kayıtlı oldukları ortaöğretim, ön lisans, lisans ve benzeri öğretim programları kapsamındaki sınavlar ile mesleki yeterlilik gibi yazılı veya sözlü sınavlar, ilgili kurum ile koordinasyon sağlanarak öncelikle çevrim içi, bunun mümkün olmaması hâlinde ise ilgili eğitim kurumu görevlisinin gözetiminde yüz yüze yapılır.</i></p>

<p><i>b) Hükümlüler, merkezî sınavlar ile açık öğretim kurumları sınavlarına, sınav merkezi olarak belirlenen ceza infaz kurumlarında katılır.</i></p>

<p><i>(4) Kurum ve kuruluşlar ile üniversiteler, sınavlara ilişkin olarak üçüncü fıkrada belirtilen konularda gerekli düzenlemeleri yapmak ve tedbirleri almakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(5) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk</i> <i>eğitimevlerinde</i> <i>bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanması veya sınavlara katılması, hükümlünün; başarısız olması, devamsızlık göstermesi, eğitim ve sınav alanlarında bu Kanunda yazılı disiplin cezasını gerektiren eylemlerden birini gerçekleştirmesi veya</i> <i><strong><u>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması</u></strong></i> <i>hâlleri dışında engellenemez.</i></p>

<p><i>(6) Bu maddenin uygulanmasına ve sınavlara ilişkin usul ve esaslar</i> <i>Milli</i> <i>Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 189. maddesine eklenen ikinci fıkranın dördüncü cümlesinde yer alan “<i>Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar…</i>” ibaresinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2025/18 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V</strong><strong>. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 1.</strong> <strong>M</strong><strong>addesiyle 1136</strong> <strong>S</strong><strong>ayılı Kanun’un 16. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan</strong> <strong>“</strong><i><strong>...aksatmayacak...</strong></i><strong>”</strong> <strong>İbaresi</strong><strong>nin</strong> <strong>ve</strong> <strong>Beşinci Cümlesinde Yer Alan</strong> <strong>“</strong><i><strong>...aksama...</strong></i><strong>”</strong> <strong>İbaresinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 1136 sayılı Kanun’un 3. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, Türk hukuk fakültelerinden birinden mezun olmak veya yabancı ülke hukuk fakültesinden mezun olup da Türkiye hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden başarılı sınav vermiş bulunmak, avukatlık stajını tamamlayarak staj bitim belgesi almış olmak, levhasına yazılmak istenen baro bölgesinde ikametgâhı bulunmak ve anılan Kanun’a göre avukatlığa engel bir hâli olmamak avukatlık mesleğine kabul edilmenin şartları arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kanun’un 4. maddesinde ise hâkimlik ve savcılıklarda, Anayasa Mahkemesi raportörlüklerinde, Danıştay üyeliklerinde, üniversiteye bağlı fakültelerin hukuk bilimi dersleri dalında profesörlük, doçentlik, yardımcı doçentlik görevlerinde dört yıl, kamu kurum ve kuruluşlarının hukuk müşavirliği görevinde on yıl süre ile hizmet etmiş olanlar ile Türk vatandaşları ve Türk uyruğuna kabul olunanlardan yabancı hukuk fakültelerinden mezun olup da geldikleri yerde dört yıl süreyle mahkemelerin her derecesinde hâkimlik, savcılık veya avukatlık yapmış ve avukatlığı meslek edinmiş bulunanlar için -3. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yazılı olduğu biçimde Türk hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden usulüne uygun olarak yapılan sınavlarda başarı göstermiş ve ayrıca Türkçeyi iyi bilir oldukları da bir sınavla anlaşılmış olmak kaydıyla- staj yapma şartının aranmayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde avukatlık mesleğiyle birleşemeyen bir işle uğraşanların avukatlık mesleğine kabul talebinin reddedileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Avukatlık mesleğiyle birleşemeyen işler 11. maddede sayılmıştır. Buna göre aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> 12. maddede ise milletvekilliği, il genel meclisi ve belediye meclis üyeliği, hukuk alanında profesör ve doçentlik, özel hukuk tüzel kişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık, hakemlik, arabuluculuk, tasfiye memurluğu, yargı mercilerinin veya adli bir dairenin verdiği herhangi bir görev veya hizmet, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) başka iş veya hizmetle uğraşmaları yasaklanmamış bulunmak şartıyla bu KHK’nın kapsamına giren iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ve iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşları dışında kalıp sermayesi devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait bulunan kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği, anonim, limitet, kooperatif şirketlerin ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği ve komandit şirketlerde komanditer ortaklık, hayri, ilmî ve siyasi kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği, gazete ve dergi sahipliği veya bunların yayım müdürlüğü avukatlıkla birleşebilen işler arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 15. maddede avukatlık stajının bir yıl olduğu, stajın ilk altı ayının mahkemelerde ve kalan altı ayının da en az beş yıl kıdemi olan ve staj yaptığı baroya kayıtlı bir avukatın yanında yapılacağı, stajın hangi mahkemede ve adalet dairelerinde ne surette yapılacağının yönetmelikte gösterileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 16. maddenin birinci fıkrasında avukatlık stajı yapmak isteyenlerde aranacak şartlar düzenlenmiştir. Buna göre 3. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (f) bentlerinde yazılı şartları taşıyan ve hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olanlardan stajyer olarak sürekli staj yapmalarına engel işleri ve 5. maddede yazılı engelleri bulunmayanlar, staj yapacakları baroya bir dilekçeyle başvurabilecektir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı olarak çalışmanın avukatlık stajının yapılmasına engel olmadığı hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinde ise adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayları ile hâkim ve savcılar hariç olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların da görev yeri saklı kalmak kaydıyla mahkemelerde yapılan staj sürecinde aylıksız veya ücretsiz izinli olarak avukatlık stajı yapabilecekleri ve bu dönemde ilgilinin talebi üzerine yıllık izinlerinin de kullandırılabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Fıkranın dördüncü cümlesinde avukat yanında yapılacak staj sürecinde kamu kurum ve kuruluşu tarafından ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde çalışma saatleri ile izin dönemleri ve sürelerinin düzenlenebileceği belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “<i>…aksatmayacak…</i>” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Beşinci cümlede ise ifa edilen kamu görevinin niteliğinden dolayı aynı anda staj yapma durumunda kamu görevinde aksama ortaya çıkacağı hâllerde avukat yanında yapılan staj sürecinde de ilgiliye aylıksız veya ücretsiz izin verilebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlede yer alan “<i>…aksama…</i>” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Altıncı cümlede ilgili mevzuatında memur kadrolarına geçiş hakkı tanınan sözleşmeli personelin ancak memur kadrolarına geçiş hakkını kazandıktan sonra bu fıkrada yer alan hükümlerden yararlanabileceği, yedinci cümlede, fıkrada belirtilen aylıksız veya ücretsiz izinlerin diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi olmadığı düzenlenmiştir. Sekizinci cümlede ise kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların staj sürecindeki izin dönemleri ve süreleri ile çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esasların Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 21. maddede avukatlık stajının, ilgilinin başvurusu üzerine 20. madde gereğince ilgili baro yönetim kurulunca alınan karara istinaden avukat adayının stajyer listesine yazılmasıyla birlikte başlayacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 23. maddenin birinci fıkrasında stajın kesintisiz olarak yapılacağı, stajyerin haklı nedenlere dayanarak devam etmediği günlerin engelin kalkmasından sonraki bir ay içinde başvurduğu takdirde mahkeme stajı sırasında Adalet Komisyonu, avukat yanındaki staj sırasında ise baro yönetim kurulu kararıyla tamamlattırılacağı, stajın yapıldığı yere göre adalet komisyonu başkanı ve baro başkanının haklı bir engelin bulunması hâlinde yanında staj yaptığı avukatın da görüşünü alarak stajyere otuz günü aşmamak üzere izin verebileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise stajyerin avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlü olduğu; stajyerlerin meslek kurallarına ve yönetmeliklerde belirlenen esaslara uymak zorunda oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarda belirtilen kamu görevinde <i>aksama</i>nın ne şekilde tespit edileceğinin belirsiz olduğu, söz konusu ibarenin nesnel ölçütlerle belirlenmediği, bu nedenle idare tarafından her türlü davranışın görevi aksatma olarak nitelendirilebileceği, avukat yanında yapılacak staj sürecine ilişkin usul ve esasların genel çerçevesinin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde kanunla çizilmesi gerektiği hâlde kurallarda bu ilkeye uyulmadığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ5ODM5MGM3LWU3NWEtZjExYy03MDBjLWQ0ODMzZDRkMTc3Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2017/179</a>, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjczMDRkNTRmLTViYjctMDhkOC03Y2Y2LTU4NWNjZWZkNmM1MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2017/21</a>, K.2020/77, 24/12/2020, § 247).</p>

<p><strong>%2.</strong> Dava konusu kuralların fiil olarak kökenini oluşturan <i>aksamak</i> kelimesi Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre bir işin gereği gibi yürümemesi, geri kalması anlamına gelmektedir. Söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek niteliktedir. Dolayısıyla kurallarda avukat yanında staj yapan kamu personelinin ifa ettiği görevin aksayabileceği hâllerin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak belirlenebileceği gözetildiğinde kuralların hukuki belirlilik ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya aykırı olmaması için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 9). Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwZDVmOWU1LTM3MmUtOTFjMy0yYWVlLTBmMGM2YzI3M2MwOA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/99</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">2021/14</a>, 3/3/2021, § 102).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYxYjhkN2JjLTkyNjItN2NiNy0zM2U3LTllOTA2MjRkYmEzYw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/50</a>, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallarda kamu kurum ve kuruluşunda görev yapanların avukat yanında yaptıkları staj sürecinde ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde kamu kurum ve kuruluşları tarafından çalışma saatleri ile izin dönemlerinin ve sürelerinin düzenlenmesi, kamu görevinin niteliği gereği aynı anda staj yapma nedeniyle aksamanın ortaya çıkacağı hâllerde ise kişiye aylıksız veya ücretsiz izin verilmesine imkân tanınmak suretiyle kamu görevlilerinin kamusal hizmetin sürekliliği bozulmadan avukatlık stajını yapmalarının sağlanması amaçlanmıştır. Dolayısıyla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un</strong> <strong>3. Maddesiyle 1512 Sayılı Kanun’un Başlığı</strong> <strong>ile</strong> <strong>Birlikte Değiştirilen 52. Maddesinde Yer Alan</strong> <strong>“</strong><i><strong>...yönetmelikte düzenlenir.</strong></i><strong>”</strong> <strong>İbaresinin</strong> <strong>İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 1512 sayılı Kanun’un 1. maddesinde noterliğin bir kamu hizmeti olduğu, noterlerin hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendireceği ve kanunlarla verilen başka görevleri yapacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Söz konusu Kanun’un 163. maddesinin birinci fıkrasında noterlik mesleğinin amaçlarına uygun bir şekilde görülmesini, mesleğin gelişmesini ve meslektaşlar arasında birlik ve yardımlaşmayı sağlamak üzere kamu kurumu niteliğinde ve tüzel kişiliğe sahip Türkiye Noterler Birliğinin (Birlik) kurulacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kanun’un noterlerin çalışma saatlerinin düzenlendiği 51. maddesinde noterlik dairesinde günlük çalışmanın o yerdeki diğer resmî dairelerle birlikte başlayacağı, noter odalarının odada üye bulunan noterliklerin günlük çalışma ve tatil saatini odanın her yılki olağan genel kurul toplantısında bir yıl süreyle uygulanmak üzere tespit ederek Birlik ile Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildireceği belirtilmiştir. Anılan maddede ayrıca 52. madde hükümleri saklı olmak kaydıyla noterlik dairesindeki iş kabulü süresinin o yerdeki diğer resmî dairelerden en çok bir saat daha fazla olabileceği, noterin günlük çalışma süreleri dışında iş kabul edemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 52. maddede ise noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esasların Birliğin mütalaası alınarak Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenleneceği öngörülmüştür. Anılan maddede yer alan “<i>…yönetmelikte düzenlenir.</i>” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Maddenin 7532 sayılı Kanun’la değişiklik yapılmadan önceki hâlinde tatil günlerinde ve iş günlerinin tatil saatlerinde noterlerin ancak vasiyetname tanzim ve tasdiki veya gecikmesinde zarar umulan noterlik işlemlerini yapabilecekleri düzenlenmiştir. Söz konusu değişiklikle birlikte tatil gün ve saatlerinde noterlerde yapılabilecek iş ve işlemler bakımından bir sınırlama öngörülmeksizin bu hususta düzenleme yapma yetkisi Bakanlığa bırakılmıştır. Bu itibarla noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışma şekli, sırası ve bu dönemde yapılabilecek işlerin kapsamı gibi hususlarda Bakanlığa doğrudan yetki tanınmıştır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda hangi iş ve işlemlerin tatil günlerinde görülebileceğine dair kanunda temel ilke ve esaslar belirlenmeksizin Bakanlığa yönetmelik çıkarma yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşmadığı, kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği, benzer konuda Anayasa Mahkemesi kararı bulunmasına rağmen bu kararın gereğinin yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 123., 124., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 50. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa'nın “<i>Çalışma şartları ve dinlenme hakkı</i>” başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.</i>”; dördüncü fıkrasında da “<i>Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.</i>” hükümlerine yer verilmek suretiyle hafta tatili ve izin hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Dinlenme hakkı özü itibarıyla bireyin, beden ve ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesinin sağlanması amacına yönelik olarak düzenli geliriyle ilgili herhangi bir kaygı duymaksızın çalışma hayatından belirli bir süre uzaklaşabilmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla söz konusu hakkın kullanılmasında temel ölçüt bireyin belirli bir çalışma döneminde makul kabul edilebilecek bir süre için -ücretini de almaya devam etmek kaydıyla-çalışma ortamından uzaklaşmasına imkân sağlanması, başka bir deyişle çalışmak zorunda bırakılmamasıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmJmMDUyZWM0LThlYTEtNzg5Yy03NTVhLTgzZmQyODRmODIxMg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2019/95</a>, K.2019/89, 14/11/2019, § 12).</p>

<p><strong>%2.</strong> Noterlik 1512 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca bir kamu hizmeti olup noterler hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirir ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapar (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjA0MWI3YzgxLTIzZDQtZDk0NC04MTY2LTk3YWU3NTZmZDM4ZA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/89</a>, K.2019/84, 14/11/2019, § 19). Dava konusu kuralla kamu hizmeti yürüten ancak serbest meslek olarak icra edilen noterlerin tatil gün ve saatlerinde hangi iş ve işlemleri yapabilecekleri konusunda herhangi bir sınırlama getirilmeksizin bu konunun Birliğin mütalaası alınarak Bakanlık tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenleneceğinin öngörülmesi noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmalarını mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla kural noterlerin dinlenme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın anılan hükmü uyarınca dinlenme hakkına yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Temel hakları sınırlayan bir kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 7. maddesiyle güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjE4ZmUwYWE4LTRlMDctMWUxNC00MGI0LTJjN2YzNTc1NDgxNw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2011/42</a>, K.2013/60, 9/5/2013; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ3ZGFiMWMwLTEzNGEtYTQ2OS1jMTMxLTg0Zjk2MjQ4MjU3NQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2019/36</a>, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjExOTUxNTc4LTMwM2QtNDBlNS02MmNhLTMwMTJjYzcyZTEzYg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/81</a>, K.2023/153, 13/9/2023, § 76). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 7. maddesinde güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralda ya da herhangi bir yasal düzenlemede noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına yönelik temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmasına imkân tanınan konularda temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa tanınması dinlenme hakkına getirilen sınırlamayı kanunilik unsurundan yoksun kılmaktadır. Bu itibarla dinlenme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 50. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 50. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 13. ve 50. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 123., 124. ve 128. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Kanun’un</strong> <strong>14. Maddesiyle</strong> <strong>5235 Sayılı Kanun’un 30. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesine Eklenen “</strong><i><strong>...</strong></i><i><strong>,</strong></i> <i><strong>Cumhuriyet</strong></i> <i><strong>başsavcıvekili</strong></i><i><strong>...</strong></i><strong>” İbaresinin, Birinci Fıkrasına Eklenen Üçüncü Cümlenin</strong> <strong>ve</strong> <strong>15. Maddesiyle</strong> <strong>Anılan</strong> <strong>Kanun’un 44. Maddesin</strong><strong>e</strong> <strong>Eklenen “</strong><i><strong>...ve Cumhuriyet</strong></i> <i><strong>başsavcıvekilleri</strong></i><i><strong>...</strong></i><strong>” İbaresinin</strong> <strong>İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre adli yargı ilk derece mahkemeleri, hukuk ve ceza mahkemeleridir. Kanun’un 3. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin ikinci derece adli yargı mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. 26. maddeye göre de bölge adliye mahkemeleri; başkanlık, ceza daireleri başkanlar kurulu, hukuk daireleri başkanlar kurulu, daireler, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 30. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcıvekili ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluştuğu belirtilmiştir. Söz konusu cümlede yer alan “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise iş durumunun gerekli kıldığı yerlere birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekilinin atanabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında Cumhuriyet başsavcıvekilinin 19. maddede belirtilen görevleri yerine getireceği belirtilmiştir. 19. maddede Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmek, Cumhuriyet savcılarının adli ve idari görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermek, gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmek Cumhuriyet başsavcıvekilinin görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> 44. maddede de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet başsavcıvekillerinin birinci sınıf olup birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş, Cumhuriyet savcılarının ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Kurulunca (HSK) atanacağı belirtilmiştir. Söz konusu maddede yer alan “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresi dava konusu bir diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla dava konusu kurallarla Cumhuriyet başsavcıvekilinin de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı kadrosuna eklendiği ve atamasının HSK tarafından yapılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların yürürlüğe girmesinden önce bölge adliye mahkemelerinde Cumhuriyet başsavcılıklarında en kıdemli Cumhuriyet savcısının Cumhuriyet başsavcıvekilliği görevini yerine getirdiği, kurallarla bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanacağının öngörülmesinde herhangi bir kamu yararının bulunmadığı, kuralların yürütme erkinin veya üçüncü kişilerin başsavcılık dosyalarına nüfuz etmesine neden olduğu, bu durumun yargı bağımsızlığını zedelediği belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 9., 10., 13., 36., 40., 128., 138., 139. ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın “<i>Hâkimlik ve savcılık mesleği</i>” başlıklı 140. maddesinin ikinci fıkrasında hâkimlerin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa edecekleri belirtilmiş; üçüncü fıkrasında ise hâkim ve Cumhuriyet savcılarının nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hâlleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 159. maddesinin sekizinci fıkrasında hâkim ve savcıların atanma ve yer değiştirmesinde yetkili mercinin HSK olduğu belirtilerek bu konuda HSK’ya anayasal bir yetki tanınmıştır. Böylece derece mahkemeleri ile yüksek mahkemelerde görev yapan hâkim ve savcılar arasında bir ayrım gözetilmeksizin tüm hâkim ve savcıların atanması ve yer değiştirmesinde münhasıran HSK yetkili kılınmıştır. Gereken şartlara sahip olan hâkim ve savcıların bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilliğine atama yetkisi HSK’ya ait olduğu gibi bu görevden başka bir göreve atama yetkisi de yine HSK’ya aittir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 5235 sayılı Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı 30. ve 44. maddelerinde bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin kanunda öngörülen nesnel şartları sağlayan hâkim ve savcılar arasından HSK tarafından atanacağı öngörülmüş olup atama usulünün diğer hâkim ve savcılar ile bölge adliye mahkemesi başkan, Cumhuriyet başsavcısı, üyeleri ve savcılarının atanması usulünden farklılaşan bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Hâkim ve savcıların atanma ve yer değiştirmesinde yetkili merciin HSK olduğunu düzenleyen Anayasa’nın 159. maddesi gereğince bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanacağını öngören kuralların Anayasa’nın 140. maddesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Ayrıca kuralların gerekçesinde bölge adliye mahkemelerinde Cumhuriyet savcılarından en kıdemlisinin başsavcıvekilliği görevini yerine getirmesi nedeniyle emeklilik ve atamalardan dolayı başsavcıvekillerinin sürekli değiştiği, bu durumun önlenmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanması yönünde değişiklik yapıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kurallarla bölge adliye mahkemeleri kadrosunda bir veya iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekiline yer verilmesinin söz konusu ünvan altında yerine getirilecek görevde sürekliliğin sağlanmasına katkı sunacağı açıktır. Bu itibarla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 140. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 128. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 140. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 9., 10., 13., 36., 40., 138. ve 139. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>Ç</strong><strong>. Kanun’un 16. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 226. Maddesinin Değiştirilen (4) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinde yargılama sürecinde suçun niteliğinde değişiklik olması durumunda yapılması gereken işlemler düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında sanığın suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkrayla sanığa suçun hukuki niteliğinin değiştiğinin önceden haber verilmesi ve bu çerçevede sanığın savunmasının alınması bir zorunluluk olarak öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Maddenin (2) numaralı fıkrasında cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâllerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığı durumlarda (1) numaralı fıkranın uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla bu hâllerde de sanığa önceden haber verilerek savunmasının alınması bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> (3) numaralı fıkraya göre ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde, başka bir ifadeyle (1) ve (2) numaralı fıkralarda sayılan durumların gerçekleşmesi hâlinde talebinin bulunması üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.</p>

<p><strong>%2.</strong> (4) numaralı fıkranın birinci cümlesinde (1) ila (3) numaralı fıkralar çerçevesinde yapılacak yazılı bildirimlerin, sanığa ve varsa müdafiye yapılacağı, ikinci cümlesinde müdafinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağı belirtilmiştir. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiye yapılan bildirimlerin yeterli kabul edileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânının tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediği, ayrıca konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının gereğinin de yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 36., 90. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmek suretiyle savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Savunma hakkının sağladığı güvenceler esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın anılan maddesinde ayrıca düzenlenmiştir (<i>Ali Kemal Tekin</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY5ZWMxNDA2LTMxY2MtZTI4Yy1hOWM5LTFmYTk1ZWZjYzNhNQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2014/875</a>, 2/2/2017, § 40).</p>

<p><strong>%2.</strong> Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (<i>Erol</i> <i>Aydeğer</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmRmNGY5NTRkLWIwM2ItYjBhNy0xNTc5LTUzZjEzNDgwMTZhMw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2013/4784</a>, 7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma yapma imkânı tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 41).</p>

<p><strong>%2.</strong> Ceza yargılamasında hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilebilmesi için savunma hakkının kişiye bizzat sağlanması gerekmektedir. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişiye adil yargılanma hakkı kapsamında bizzat savunma hakkı tanınması hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereğidir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, § 54).</p>

<p><strong>%2.</strong> Sanığın kendisini bizzat savunabilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkının sağlanmasıyla mümkün olabilir. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kişinin kendi davasının duruşmasına bizzat veya müdafii ile birlikte katılması anlamına gelmektedir. Böylelikle olayı en iyi bilebilecek durumda olan sanık, delillerin tartışılmasını sağlayarak aleyhinde olan delilleri çürütme ve mahkemenin vereceği kararı etkileme imkânı bulacak ve savunmasının doğruluğunu ispatlayabilecektir (<i>Şehrivan</i> <i>Çoban</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU5NDk5ZjJjLWU0YWQtMjVjOC01NmVhLWRmY2Q0NzA5NjllNw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2017/22672</a>, 6/2/2020, § 75).</p>

<p><strong>%2.</strong> Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine dayalı bir yargılama sisteminin benimsenmesi, sanığın duruşmada hazır bulunmasını gerektirmektedir. Böylece suç isnadı altındaki bir kimse, yargılamaya etkin olarak katılmak suretiyle yargılamaya yön verme ve hakkında kurulacak hükme etki etme imkânına kavuşmaktadır (<i>Şehrivan</i> <i>Çoban</i>, § 74).</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan suç isnadı altındaki kişiye bizzat savunma hakkının ve bununla bağlantılı olarak duruşmada hazır bulunma hakkının gerçek anlamda sağlanması gerekir. Bunun için suç isnadı altındaki kişiye, savunmasını hazırlayıp mahkeme önünde dile getirebilmesi ve böylece yargılamanın sonucunu etkileyebilmesi için isnat kendisine bildirilmelidir. Hakkındaki isnadı bilmeyen kimsenin savunma yapması mümkün olamayacağından bu şekilde yürütülen bir yargılamanın da adil olduğundan söz edilemez. Bu itibarla adil yargılanma hakkının isnadın bildirilmesine ilişkin güvenceyi de kapsadığı anlaşılmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Ali Kemal Tekin,</i> § 42).</p>

<p><strong>%2.</strong> Ayrıca Anayasa’nın 36. maddesine “<i>…adil yargılanma…</i>” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde bir suç ile itham edilen herkesin kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilme hakkı düzenlenmiştir (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 42).</p>

<p><strong>%2.</strong> İsnadı öğrenme hakkının kapsamı genel olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin ilkeler ışığında yorumlanmalıdır. İsnat, sanığa savunma yapabilmesi için bildirilmektedir. Bu itibarla bildirimde, sanığın hangi fiil ile suçlandığının ve hangi suçu işlediğinin açıklanması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle sanık, isnadın sebebinden ve niteliğinden haberdar edilmelidir. Sanığın hangi fiili nerede ve ne zaman işlediği (yüklenen suçu oluşturan olay/olaylar) <i>isnadın sebebini</i> oluşturur. Bunların soyut olarak değil sanığın savunma hazırlayabilmesine yeterli düzeyde ve ayrıntılı olarak açıklanması gerekir. Böylelikle isnadın sebebini öğrenen sanık savunmasını etkili bir şekilde yapabilecektir (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 43).</p>

<p><strong>%2.</strong> <i>İsnadın niteliği</i> ise fiilin hukuki yönden vasıflandırılmasıdır. Suçlamanın niteliği hakkındaki bilgi de savunma yapmaya yeterli düzeyde olmalı ve yapılacak bildirimde sanığın işlemekle suçlandığı fiilin hangi normu ihlal ettiği açıklanmalıdır (<i>Ali Kemal Tekin,</i> § 43). Ceza yargılamalarında sanığa yöneltilen suçlama ve bunun hukuki nitelendirmesiyle ilgili olarak tam ve detaylı bilgi verilmesi yargılamanın bir bütün olarak adil olması açısından önemli bir gerekliliktir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, § 60).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bazı durumlarda iddia makamının isnada ilişkin hukuki değerlendirmesi, yargılamayı yapan mahkeme tarafından isabetli görülmeyebilir. Bunun yanı sıra iddia makamının da yargılama sürecinde kendi hukuki nitelendirmesini değiştirmesi söz konusu olabilir. Bu hâllerde isnadın niteliğinde değişiklik yapılması gündeme gelecektir. Yargılama sürecinde isnadın niteliğinin değiştiği durumlarda, sanığın yeni vasıflandırmaya göre savunmasını düzenleyebilmesi ve bu savunmasını mahkemeye sunabilmesi için nitelik değişikliğinin isnadı öğrenme hakkının bir gereği olarak sanığa bildirilmesi gerekir. Bu durum, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun adil bir yargılamanın da gereğidir. Dolayısıyla isnadın niteliğinin değiştiği durumlarda sanık, isnadı öğrenme hakkından ve bununla bağlantılı olarak duruşmada hazır bulunma hakkı ile savunma hakkından yararlandırılmalıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, § 61).</p>

<p><strong>%2.</strong> Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesi veya diğer herhangi bir maddesi, kişilerin adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmelerini yasaklayan bir hüküm içermemektedir. Ne var ki adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat edilmesinin Anayasa’ya aykırı olmaması için feragat iradesinin açık olmasının ve sonuçlarının kişi yönünden makul olarak öngörülebilir olmasının yanı sıra asgari usul güvencelerinin de sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının bulunmaması gerekir (<i>Nurettin Balta</i> [1. B.]<i>, </i>B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQzNzA4MGJkLTMzOTktY2EyMC0zMzRhLTQwMTJlODYyNDk4OA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2016/10023</a>, 28/12/2021, § 45; <i>Emre Kunt</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBhNGQwNGY4LWMwYzMtOWFiMi0zMjE0LTVhOWNkNjMyZjY5OQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2019/5577</a>, 8/3/2023, § 73). Adil yargılanma hakkı güvencelerinden açık bir şekilde feragat edilebileceği gibi örtülü şekilde feragat edilmesi de mümkündür (<i>Emre Kunt</i>, § 74).</p>

<p><strong>%2.</strong> Feragatin yanı sıra sanığa bildirim yapılmasına rağmen sanığın duruşmalara kasten katılmadığı durumlarda sanığa bildirim yapılmadan veya sanık hazır edilmeden yargılamanın sürdürülmesine engel bir durum bulunmamaktadır. Başka bir deyişle sanığa adil yargılanma hakkının asgari güvencelerinden yararlanma imkânı sağlanmak şartıyla sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemleri, ilke olarak tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmaz. Bu bağlamda anılan durumda bulunan sanık hakkında yargılama yapılarak sorgusu yapılmaksızın hüküm kurulması mümkündür (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmE3NWMyYjFmLWQ4ZDUtMDVjMS0zYzg2LTY5Y2IyYTg4NTg5Yg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/145</a>, K.2023/59, 22/3/2023, § 24).</p>

<p><strong>%2.</strong> Buna karşılık yokluğunda hüküm verilen sanığın yargılamadan sonradan haberdar olduğu durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen hakkındaki suçlamalara ilişkin olarak yeniden bir incelemeyi talep etme hakkının bulunmaması adil olmayacaktır. Başka bir ifadeyle sanığın suç isnadına ilişkin olarak yeterince bilgilendirilmediği ve bununla bağlantılı olarak duruşmada hazır bulunmak suretiyle bizzat savunma hakkını kullanamadığı durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen yokluğunda verilen hükme karşı ilk derece mahkemesi veya kanun yolunda yeni bir değerlendirme hakkını talep edememesi adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edecektir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmE3NWMyYjFmLWQ4ZDUtMDVjMS0zYzg2LTY5Y2IyYTg4NTg5Yg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/145</a>, K.2023/59, 22/3/2023, § 25).</p>

<p><strong>%2.</strong> Dolayısıyla isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat edilemeyeceğinin kabulü yargılamanın gereksiz uzamasına neden olabileceği gibi ceza yargılamasının akamete uğramasına, dava zamanaşımının dolmasına, böylece suçluların cezalandırılamamasına sebep olabilir. Bu nedenle anılan haklardan feragat edildiğini kabul eden yasal düzenlemeler makul görülebilir. Bununla birlikte söz konusu düzenlemelerin anayasal güvenceleri sağlaması gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Dava konusu kural suçun hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde durumun sanığa ve varsa müdafine bildirileceğini, sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiine yapılan bildirimlerin yeterli kabul edilerek yargılamanın sona erdirilebileceğini düzenlemektedir. Kural, suçun hukuki niteliği değiştiği takdirde müdafi bulunan sanığın sorgusu yapılmadan yokluğunda karar verilmesine imkân tanımak suretiyle sanığın duruşmada hazır bulunma, bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralda suçun hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde hangi durumlarda müdafiye yapılan bildirimin yeterli olacağının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları olduğu kabul edilmektedir. Bunun yanında Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmek suretiyle davaların makul süre içinde bitirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ilke gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin önlemler almalıdır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralla suçun hukuki niteliğinin değişmesi nedeniyle sanığın savunmasının alınmasının gerektiği durumlarda dosyada var olan adresine bildirim yapılamayan veya bildirime rağmen duruşmaya katılmayan sanığın müdafine yapılan bildirimler yeterli görülmek suretiyle yargılamanın yersiz uzamasının önüne geçilerek bir an önce sonlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın anayasal anlamda meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Bununla birlikte adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde sanığın suçun değişen hukuki niteliğine ilişkin savunması alınmadan karar verilmesini sağlayan kuralın ulaşılmak istenen amacın gerçekleştirilmesi bakımından elverişli olmadığı söylenemez. Kuralla getirilen sınırlamanın meşru amaç yönünden aynı zamanda gerekli ve orantılı olması gerekmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesi 22/2/2024 tarihli ve <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57 sayılı kararında suçun hukuki niteliğinde değişme olması hâlinde sanığın savunmasını yapabilmesi için yapılacak bildirimin müdafine yapılmasını ve müdafinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanmasını öngören 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının “<i>Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa</i> <i>müdafie</i> <i>yapılır.</i> <i>Müdafii</i> <i>sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.</i>” şeklindeki önceki hâlini incelemiştir. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi anılan fıkranın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğunu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığını, fıkranın yargılamaların kısa sürede sona erdirilmesi amacıyla ihdas edildiğini, bu yönüyle meşru amacının bulunduğunu, ayrıca fıkranın meşru amaç bakımından elverişli olduğunu belirtmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 70, 76).</p>

<p><strong>%2.</strong> Kararda adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat edilmesinin mümkün olduğu ancak fıkrada müdafisi bulunan sanığın cezalandırılacağı eylemin niteliği ve cezasına ilişkin değişiklikten haberi dahi olmadan, müdafiye yapılan bildirim üzerine müdafiden alınan savunma ile davanın mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararla sonlandırılmasına imkân tanındığı ifade edilmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 80-81). Söz konusu kararda ayrıca feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerektiği, sanığın müdafi tayin etmesinin bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkından feragat anlamına gelmediği belirtilmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 83-84).</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan kararda suçun hukuki niteliğindeki değişikliğe rağmen sanığa bildirim yapılmaksızın müdafiye yapılan bildirimi yeterli gören fıkranın sanığın anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep etmesine dair herhangi bir güvence içermediği ifade edilmiştir. Kararda son olarak isnatta değişiklik meydana geldiği durumlarda buna ilişkin bildirimin müdafiye yapılmasına, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarının müdafi tarafından kullanılmasına, bu şekilde isnat değişikliğine ilişkin savunması alınmadan sanık hakkındaki davanın bitirilmesine imkân tanıyan fıkrayla sanığın adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olmadığı, bu yönüyle söz konusu hakka ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2N2MzYjZjLTM2ODUtZmU0MC1mOGZjLWQ5ZmE0NmM5NWI5OA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/163</a>, K.2024/57, 22/2/2024, §§ 85, 86).</p>

<p><strong>%2.</strong> Dava konusu kuralla sanığa ek savunma hakkı ile ilgili bildirimin <i>dosyada var olan son adresine yapılamaması</i> <i>veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi</i> <i>hâlinde</i> müdafiye yapılmasının yeterli görülmesi değişen isnada göre gıyapta yargılama yapma imkânı getirmekte, sanık hakkında mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararın verilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. İsnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat mümkün olmakla birlikte feragatin açık bir şekilde anlaşılması, feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda ise geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerekir.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kuralda öngörülen suçun niteliğinin değişmesinde sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâllerinde yargılamanın sona erdirilmesi sanığın isnadı öğrenme, bizzat savunma ve duruşmada hazır bulunma haklarından feragat ettiğinin kabul edilmesi açısından yeterli bir neden değildir. Kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 90. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>D</strong><strong>. Kanun’un 18. Maddesiyle 5275 Sayılı Kanun’un Değiştirilen 76. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin</strong> <strong>“</strong><i><strong>...kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</strong></i><strong>” Bölümünün ve (5) Numaralı Fıkrasının “</strong><i><strong>...öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</strong></i><strong>”</strong> <strong>Bölümünün İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 5275 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anılan Kanun’un amacının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kanun’un 3. maddesinde infazın temel amacının öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 75. maddenin (1) numaralı fıkrasında ceza infaz kurumlarında bulunduğu süre içinde hükümlüye, kişiliğini geliştirecek, eğitimini güçlendirecek, yeni beceriler elde etmesini, suç işleme eğilimini yok etmeyi sağlayacak ve salıverilme sonrasına hazırlayacak programların uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise hükümlünün yaş, ceza süresi ve yeteneklerine öncelik verilerek ekonomik ve kültür durumuna uygun biçimde düzenlenen eğitim programlarının temel eğitim, orta ve yüksek öğretim, meslek eğitimi, din eğitimi, beden eğitimi, kütüphane ve psikososyal hizmet konularını kapsayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 76. maddenin (1) numaralı fıkrasında açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmalarının sağlanacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde devam edebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlenin “<i>...kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümü dava konusu kuralların ilkini oluşturmaktadır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de yaş, eğitim düzeyi, engellilik durumu, sosyal ve ekonomik durum ile benzeri ölçütlere göre ihtiyacı olan hükümlülere öncelik verileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>%2.</strong> Maddenin (3) numaralı fıkrasında kayıtlı olduğu eğitim kurumlarının ilgili mevzuatına göre gerekli şartları taşıyan ve kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin sınavlarının, kişi ve kurum güvenliği ile kurum disiplin ve düzeninin bozulmasını önleyici tedbirlerin alınarak söz konusu fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirlenmiş usule göre ceza infaz kurumu içinde yapılacağı düzenlenmiştir. Fıkranın (a) bendinde kayıtlı oldukları ortaöğretim, ön lisans, lisans ve benzeri öğretim programları kapsamındaki sınavlar ile mesleki yeterlilik gibi yazılı veya sözlü sınavlar, ilgili kurum ile koordinasyon sağlanarak öncelikle çevrim içi, bunun mümkün olmaması hâlinde ise ilgili eğitim kurumu görevlisinin gözetiminde yüz yüze yapılacağı, (b) bendinde de hükümlülerin, merkezî sınavlar ile açık öğretim kurumları sınavlarına, sınav merkezi olarak belirlenen ceza infaz kurumlarında katılacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>%2.</strong> (5) numaralı fıkrada ise açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanması veya sınavlara katılması, hükümlünün başarısız olması, devamsızlık göstermesi, eğitim ve sınav alanlarında Kanun’da yazılı disiplin cezasını gerektiren eylemlerden birini gerçekleştirmesi veya öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması hâlleri dışında engellenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkranın “<i>...öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>” bölümü dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların yer aldığı maddede ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin örgün öğretimden faydalanabileceği öngörülmekle birlikte söz konusu imkândan faydalanmanın şartı olarak düzenlenen <i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürecek h</i><i>â</i><i>ller</i> ile <i>kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu</i> ile ilgili nesnel bir ölçütün belirlenmediği, bu konuda idareye doğrudan yetki tanındığı, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanmasına ilişkin düzenlemelerin kanunilik ölçütüne uygun olması gerektiği, bu konuda objektif ölçütlerin belirlenmemesi nedeniyle her somut olayda idare tarafından farklı kararların alınabileceği, idarenin öngörülebilir olmayan kararları nedeniyle hükümlülerin örgün eğitim hakkından mahrum edilebileceği, ceza infaz kurumlarının fiziki yetersizliklerinin hükümlülerin eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanmasının meşru gerekçesi olamayacağı, bu yönüyle eğitim ve öğrenim hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağlamadığı ve yasama yetkisinin idareye devredilmesi sonucunu doğurduğu, ayrıca kuralların kişinin maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi hakkını da zedelediği, kurallarla eğitim hakkına getirilen sınırlamanın ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 10., 13., 17., 42., 58., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 42. maddesinin birinci fıkrasında kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmek suretiyle <i>eğitim ve öğrenim hakkı</i> herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Eğitim ve öğrenim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı gibi eğitimin ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini de içermektedir (<i>Sara Akgül</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBmODQ0NDhlLTllZjAtZGRmMy1hNzA5LTkzMjJkYjgwMDQ0MQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2015/269</a>, 22/11/2018, § 120; <i>Hikmet</i> <i>Balabanoğlu</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjI2MjBhNDM3LTNmNzctNWYzNy1iYTNhLTlmZGI1NmE0ZGZiOA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2012/1334</a>, 17/9/2013, § 28; <i>İhsan Asutay</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU3NDU2MjM4LTJkNWMtYzg5Yy02YjU5LTRkZTZjMjkxNzcyMA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2012/606</a>, 20/2/2014, § 34)</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’da yer alan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu otoritelerine kişilerin eğitim ve öğrenim almasını engellememe ödevini yüklemektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanmasını ve bu eğitim kurumlarına devam edebilmeyi teminat altına almaktadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU2ODg1Y2U1LTAwZDMtN2ExNy0zYWU5LTE5NDZjNjgwOThmZQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/94</a>, K.2023/10, 25/1/2023, § 85).</p>

<p><strong>%2.</strong> Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip düzenleneceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı, hakkın kapsamını ve sınırlarını belirleme yetkisinin kanun koyucuya ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun anılan hakkı kamu yararı amacıyla sınırlaması mümkündür. Ancak bu sınırlamanın Anayasa’da temel hak ve özgürlükler için öngörülen güvencelere aykırı olmaması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjZhMGY5NWU1LWU0NjAtNmNiZi00OTAzLWZhYjYwZDgxOTljYw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2016/205</a>, K.2019/63, 24/7/2019, § 52).</p>

<p><strong>%2.</strong> Eğitim hakkı, sosyal bir hak olarak devlete karşı ileri sürülebilir nitelikte bir temel haktır. Devletin eğitim imkânlarının ve buna ilişkin altyapının sağlanması yükümlülüğünün yanında hiçbir ayrım yapmadan herkesi eşit biçimde bu haktan yararlandırması gerekmektedir. Bunun yanı sıra devletin anılan hak kapsamında kendi dışında diğer bireyler tarafından da eğitim hakkının kullanılmasını engelleyen uygulamaları sona erdirecek tedbirleri alma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjNjYTdjNmYwLTY1NDEtN2YwNy1mODU3LTNkMGFjOTQ0NzI0Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/78</a>, K.2022/114, 13/10/2022, § 190).</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında vurgulandığı üzere eğitim hakkı belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına etkili biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına almakla birlikte kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğretim almasını engellememe şeklinde negatif ödev de yüklemektedir (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjgzYzQ2ZWI3LTU2N2YtYmMyYy1hNDViLWU3NjhkYzdlODU5Yg&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2013/583</a>, 10/12/2014, § 68; <i>Adem</i> <i>Öğüt ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjA1ZDM0ZTAwLTBkOTctMTQyNC0xMjkwLTlkNDBkMTlhMTZiMA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2014/20527</a>, 22/11/2017, § 44).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bununla birlikte eğitim hakkını düzenleyen Anayasa’nın 42. maddesinin ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim ve öğrenim faaliyeti imkânı sağlanması için bir düzenleme yapılmasını güvence altına aldığı söylenemez (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i>, § 71). Başka bir ifadeyle Anayasa’nın anılan maddesi devlete ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim öğrenim imkânı sağlanması yönünde pozitif bir yükümlülük öngörmemiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjNjYTdjNmYwLTY1NDEtN2YwNy1mODU3LTNkMGFjOTQ0NzI0Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/78</a>, K.2022/114, 13/10/2022, § 191).</p>

<p><strong>%2.</strong> 5275 sayılı Kanun’da ve ikincil mevzuatta yer alan düzenlemeler çerçevesinde hükümlülerin ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde eğitim ve öğrenime devam etmelerine imkân tanınmıştır. Bu kapsamda anılan Kanun’un 76. maddesinde de açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden, diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmalarının sağlanacağı hüküm altına alınmış, dava konusu kurallarla açık ve kapalı ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin eğitim ve öğretimden yararlandırılması belli şartlara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla kuralların Anayasa’nın 42. maddesi çerçevesinde belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanması ve kamu otoritelerinin bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklindeki negatif ödevi bakımından incelenmesi gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Ali Eneze</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc0MmQ4OTBlLTdkZjEtZWUxMi0xODBiLTQzNzQwNDU1NGMwOA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2017/35352</a>, 23/5/2018, § 28).</p>

<p><strong>%2.</strong> Kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde örgün öğretim programlarına devam edebilmelerine, açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olması durumunda öğretimden yararlanmasına veya sınavlara katılmasına imkân tanıyan kurallarda öngörülen şartlar nedeniyle eğitim hakkına sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallarda kapalı ve açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile çocuk eğitimevlerinde bulunan çocukların kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına devam etmeleri ve öğretimden yararlanmaları veya sınavlara katılmalarının kapsam ve şartlarının açık ve net olarak düzenlendiği ayrıca kuralları oluşturan <i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek ve kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu halleri ile öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması</i> durumlarının hâl ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek nitelikte olduğu gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallar kapsamında ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülere ve çocuk eğitimevlerinde bulunan çocuklara eğitim imkânı tanınmasının belirli şartlara bağlanmasının ceza infaz kurumları ve çocuk eğitimevlerinin disiplin, düzen ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğu, bu itibarla kuralların kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacıyla ihdas edildiği ve anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Kurallar kapsamında ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin ve çocuk eğitimevlerinde bulunan çocukların eğitim ve öğretim imkânından yararlanmaları için öngörülen şartların bu yerlerin düzen ve disiplininin sağlanması amacına ulaşmak bakımından elverişli olmadığı söylenemez.</p>

<p><strong>%2.</strong> Öte yandan devletin ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler ve çocuk eğitim evindeki çocuklar açısından eğitim hakkında yapılacak düzenlemelerde kamu güvenliğini dikkate alarak belli şartlar öngörmesinde geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kurallarda öngörülen şartların meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; kanunlarda hükümlülere tanınan eğitim hakkının sınırlanması hususunda Anayasa ve Sözleşme’de bir yükümlülük öngörülmediği gerekçesiyle idarenin sınırsız bir takdir alanı olduğundan bahsedilemeyeceği, bununla birlikte ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal ve kaçınılmaz sonuçlarının gözönünde tutulması gerektiği, zira tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve özgürlüklere genel olarak sahip olmalarının bu hakların onlar için ceza infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı şeklinde de yorumlanamayacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararlarında eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılımın ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde tanınması hâlinde bu katılımın ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonuçları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjNjYTdjNmYwLTY1NDEtN2YwNy1mODU3LTNkMGFjOTQ0NzI0Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/78</a>, K.2022/114, 13/10/2022, § 199; <i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i>, § 73; bazı farklarla birlikte bkz. <i>Müjdat Gürbüz</i> [1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwNTM0NWFjLWI0NTItZWJiNS0yMzYyLWZhMzVjZjc3ZGE4Yw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2017/36529</a>, 23/5/2018, § 132; <i>Mehmet Ali Eneze</i>, § 42).</p>

<p><strong>%2.</strong> Bu itibarla kapalı ve açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile çocuk eğitimevlerinde bulunan çocukların kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına devam etmelerini ve öğretimden yararlanmalarını veya sınavlara katılmalarını <i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânlarının uygunluğu ile öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olması</i> şartlarına bağlayan kurallarla eğitim hakkına getirilen sınırlamada meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar ile kişilere yüklenen külfet arasındaki makul dengenin bozulduğu söylenemez. Dolayısıyla kurallarla eğitim hakkına orantısız bir sınırlama getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>%2.</strong> Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 42. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2., 5., 7., 17. ve 58. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 42. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 7., 17. ve 58. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 10., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 7532 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelikte düzenlenir</i>.” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V</strong><strong>I</strong><strong>. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p><strong>%2.</strong> Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte; 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p><strong>%2.</strong> 7532 sayılı Kanun’un;</p>

<p>- 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinin,</p>

<p>-16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,</p>

<p>iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p>Kenan YAŞAR, 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi yönünden bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>112. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A</strong><strong>.</strong> <strong>1.</strong> 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelikte düzenlenir.</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>2</strong><strong>.</strong> 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu cümleye ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B</strong><strong>.</strong> <strong>1.</strong> 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>a</strong><strong>.</strong> Dördüncü cümlesinde yer alan “<i>...aksatmayacak...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>b</strong><strong>.</strong> Beşinci cümlesinde yer alan “<i>...aksama...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>2</strong><strong>.</strong> 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;</p>

<p><strong>a</strong><strong>.</strong> Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>b</strong><strong>.</strong> Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümleye,</p>

<p><strong>3.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresine,</p>

<p><strong>4</strong><strong>.</strong> 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;</p>

<p><strong>a</strong><strong>.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>...</i><i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümüne,</p>

<p><strong>b</strong><strong>.</strong> (5) numaralı fıkrasının “<i>...</i><i>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>” bölümüne,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 26/3/2026 tarihli ve E.2025/18, K.2026/66 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye, bölümlere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>I</strong><strong>I. HÜKÜM</strong></p>

<p>14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Dördüncü cümlesinde yer alan “<i>...aksatmayacak...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Beşinci cümlesinde yer alan “<i>...aksama...</i>” ibaresinin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen;</p>

<p><strong>1.</strong> 52. maddesinde yer alan “<i>...yönetmelik</i><i>t</i><i>e düzenlenir.</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2.</strong> 52. maddesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>C</strong><strong>.</strong> 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “<i>...</i><i>,</i> <i>Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekili</i><i>...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>2.</strong> Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “<i>...ve Cumhuriyet</i> <i>başsavcıvekilleri</i><i>...</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>D</strong><strong>.</strong> 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Kenan YAŞAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>E.</strong> 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>...</i><i>kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...</i>” bölümünün,</p>

<p><strong>2.</strong> (5) numaralı fıkrasının “<i>...</i><i>öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...</i>” bölümünün,</p>

<p>Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Mahkememiz çoğunluğunca, 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Kararın iptale ilişkin kısmına katılmakla birlikte iptal hükmünün yürürlüğe giriş tarihinin dokuz ay ertelenmesine aşağıda açıklanan gerekçelerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğe giriş tarihini erteleme yetkisi Anayasa’nın 153. maddesinde öngörülmüş ise de bu yetkinin istisnai nitelikte olduğu açıktır. Bu yetkiye ancak iptal kararının derhâl yürürlüğe girmesi hâlinde kamu yararını ihlal eden, açık, somut ve giderilmesi güç bir hukuki boşluğun doğacak olması durumunda başvurulabilir. Dolayısıyla iptal hükmünün yürürlüğe girişinin ertelenmesi, olağan bir uygulama değil, ancak zorunlu hâllerde kullanılabilecek anayasal bir imkândır.</p>

<p><strong>3.</strong> Somut olayda çoğunluk, dava konusu kuralın adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini kabul etmiş; özellikle sanığın suçun değişen hukuki niteliğinden haberdar olmaksızın yalnızca müdafiye yapılan bildirimle yargılamanın mahkûmiyet dâhil her türlü kararla sonuçlandırılabilmesini Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Temel hak ve özgürlüklere aykırılığı saptanan böyle bir kuralın, yeni bir yasal düzenleme yapılmasına imkân tanınması amacıyla bir süre daha yürürlükte bırakılması, anayasal denetimin etkililiği ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi yönünden ayrıca değerlendirilmelidir. Ne var ki iptal edilen kuralın derhâl yürürlükten kalkmasının hukuk düzeninde ne tür bir boşluk doğuracağı ve bunun kamu yararı bakımından hangi somut sakıncalara yol açacağı kararda yeterli açıklıkla ortaya konulmuş değildir.</p>

<p><strong>4.</strong> Öte yandan Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen bir normun yürürlükte kalmaya devam etmesi, özellikle temel haklara müdahale oluşturan alanlarda yeni hak ihlalleri doğurma riskini de beraberinde getirmektedir. Somut olayda iptal edilen kural, sanığın isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve bizzat savunma yapma hakları yönünden anayasal güvenceleri zedeleyen sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle anılan kuralın dokuz ay süreyle daha uygulanmasına imkân tanınması, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış sınırlamanın belirli bir süre daha hukuk düzeninde varlığını sürdürmesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesinin görevi, Anayasa’ya aykırı olduğu belirlenen normun hukuk düzeninden çıkarılmasını sağlamak olup anayasal bağlayıcılığı zayıflatacak biçimde bu tür normların uygulanmasını sürdürmek değildir.</p>

<p><strong>5.</strong> Kaldı ki iptal hükmünün yürürlüğe girişinin ertelenebilmesi için yalnızca yasama organına yeni bir düzenleme yapma imkânı tanınması yeterli değildir. Burada belirleyici olan, erteleme kararı verilmemesi hâlinde anayasal ve kamusal düzeyde ciddi bir düzensizlik veya telafisi güç bir hukuki boşluk doğup doğmayacağıdır. Eldeki olayda ise böyle bir zorunluluğun varlığı somut ve ikna edici biçimde ortaya konulamamıştır.</p>

<p><strong>6.</strong> Açıklanan nedenlerle, <i>iptal edilen kuralların dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine</i> ilişkin çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="43121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 16 Temmuz 2026 Tarihli ve 33311 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sermaye Piyasası Kurulundan:</strong></p>

<p><strong>YATIRIMCI TAZMİN MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 27/2/2015 tarihli ve 29280 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yatırımcı Tazmin Merkezi Yönetmeliğinin 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) YTM’nin malvarlığı, amacı dışında kullanılamaz, teminat gösterilemez, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemez, rehnedilemez, iflas masasına dâhil edilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.”</p>

<p>“(3) Kaydileştirilmiş olup olmadığına bakılmaksızın YTM’ye emaneten devrolunan tüm emanet ve alacaklara ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler, Takasbank tarafından yerine getirilir. Söz konusu taleplere ilişkin yapılan işlemler hakkında, içeriği ve formatı YTM tarafından belirlenmek üzere, Takasbank tarafından YTM’ye aylık olarak bilgi verilir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkra uyarınca Takasbank tarafından gerçekleştirilen iş ve işlemler 27 nci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen rapora dahil edilir. Takasbank söz konusu raporda yer alan hususlara ilişkin olarak YTM tarafından talep edilen içerik ve şekil şartlarını yerine getirir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yatırım kuruluşları, bir önceki yılda zamanaşımına uğramış emanet ve alacaklara ilişkin hak sahiplerinin kimlik bilgileri, adresleri ve haklarının faiz, kâr payı ve diğer getirileri ile birlikte ulaştıkları tutarlar gösterilmek suretiyle düzenlenecek listeyi, en geç içinde bulunulan yılın Şubat ayı sonuna kadar YTM ve Takasbank’a gönderir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Zamanaşımına uğrayan varlıkların iadesi</p>

<p>MADDE 28- (1) 24 üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında YTM’ye devredilen emanet ve alacakların hak sahiplerinin başvurması halinde, sermaye piyasası araçları Takasbank ve MKK nezdindeki hesaplarda bulunan bakiyeler üzerinden; nakitler ise 27 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca dağıtılan nema tutarı ile birlikte, başvuran hak sahiplerine iade edilir.</p>

<p>(2) Bu madde kapsamında iade başvurularının e-Devlet üzerinden elektronik ortamda yapılması esastır. Elektronik ortamda yapılamayan başvurulara ilişkin Kurulca belirlenecek esaslar Kurul Bülteni’nde ve YTM’nin kurumsal internet sitesinde; elektronik ortamda yapılacak başvurulara ilişkin uygulama rehberi ise YTM’nin kurumsal internet sitesinde ilan edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce faaliyetleri sürekli durdurulmuş ve hesapları başka bir yatırım kuruluşuna devredilmemiş olan yatırım kuruluşlarının Takasbank ve MKK nezdinde blokeli olarak tutulan müşteri emanet ve alacaklarına ilişkin son işlem tarihlerinin Takasbank ve/veya MKK nezdinde bulunmaması halinde, zamanaşımı süresinin tespitinde faaliyet durdurma, tedrici tasfiye, tasfiye veya iflas kararlarından en eski olanın tarihi esas alınır.”</p>

<p>“(7) Özel Fon kapsamındaki aracı kurumlardaki yatırımcılara ait 31/12/2014 tarihi öncesinde borç ödemeden aciz belgesine bağlanmamış veya iflas masasına yazdırılmamış alacak veya emanetlerin zamanaşımı süresi 22/4/2021 tarihinden önce dolmuş sayılır ve bu alacak veya emanetler hakkında üçüncü fıkranın (a) bendi, dördüncü ve beşinci fıkralar ile geçici 7 nci madde hükümleri uygulanır. Şu kadar ki bu emanet ve alacaklara, geçici 7 nci maddede yer alan gecikme zammı uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Zamanaşımına uğrayan varlıkların iadesine ilişkin geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 10- (1) 28 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Kurulca belirlenecek başvuru usul ve esasları yürürlüğe girene kadar yapılacak başvurular ile bu usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihte devam eden başvurular ve postaya verilmiş olup da henüz YTM tarafından tebellüğ edilmemiş başvurular bakımından, anılan maddenin ikinci fıkrasının bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile değiştirilmeden önceki halinin uygulanmasına devam olunur.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sermaye Piyasası Kurulu yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yatirimci-tazmin-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="23512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ACAR/TÜRKİYE (20039/22) KARARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/acarturkiye-2003922-karari-uzerine-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/acarturkiye-2003922-karari-uzerine-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKI BAĞLAMINDA GBT/KİHBİ KAYITLARININ SAKLANMASI VE KANUNİLİK İLKESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A. GİRİŞ</strong></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 23 Haziran 2026 tarihinde vermis olduğu Acar/Türkiye kararında, Türkiye’de kolluk birimleri tarafından tutulan Genel Bilgi Toplama (GBT/KİHBİ) kayıtlarının hukuki niteliği ve kişisel verilerin korunması bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir karar vermiştir.</p>

<p>Kararda, adli sicilden silinmiş bir mahkûmiyet kaydının polis veri tabanında tutulmaya devam edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkını ihlal edip etmediği sorusuna odaklanılmaktadır.</p>

<p>Mahkeme, başvurucunun mahkûmiyet kaydının adli sicilden silinmesine rağmen (GBT/KİHBİ) sisteminde tutulmaya devam edilmesini hukuka aykırı bularak Türkiye’nin AİHS’nin 8. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Kararın önemi yalnızca başvurucu bakımından değil, Türkiye’de kişisel verilerin işlenmesine ilişkin idari uygulamaların hukuki temelleri bakımından da ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>B. OLAYIN ÖZETİ</strong></p>

<p>Başvurucu, 2000 yılında ruhsatsız silah bulundurma suçundan para cezasına mahkûm edilmiştir. Daha sonra 2015 yılında adli sicil kaydının silinmesine ve memnu haklarının iadesine karar verilmiştir.</p>

<p>Buna rağmen mahkûmiyet bilgileri İçişleri Bakanlığı bünyesindeki GBT/KİHBİ sisteminde tutulmaya devam etmiştir. Başvurucu, rutin polis kontrollerinde bu kayıtların ortaya çıkması nedeniyle suçlu muamelesi gördüğünü ileri sürmüş ve kaydının silinmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdare Mahkemesi ve sonrasında Anayasa Mahkemesi başvurucunun taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu AİHM’e başvurmuştur.</p>

<p><strong>C. AİHM’İN DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>

<p><strong>I. Kişisel Verilerin Saklanması Tek Başına Müdahaledir</strong></p>

<p>Mahkeme öncelikle önemli bir ilkeyi tekrar etmiştir. Buna göre kişisel verilerin yalnızca saklanması bile özel hayata müdahale oluşturabilecek olup verilerin ayrıca kullanılmış olması şart değildir.</p>

<p>Bu yaklaşım, AİHM’in daha önceki S. ve Marper/Birleşik Krallık<i> (30562/04 ve 30566/04, § 67, AİHM 2008)</i> ve Catt/Birleşik Krallık<i>(43514/15 , § 76, 24 Ocak 2019) </i>kararlarında da yer bulmuştur. Böylece devletin elindeki veri tabanlarında kişisel verilerin tutulması, başlı başına insan hakları denetimine tabi hale gelmektedir.</p>

<p><strong>II. Mahkûmiyet Verileri Hassas Kişisel Veri Niteliğindedir</strong></p>

<p>Kararda, suç ve mahkûmiyet bilgilerinin sıradan kişisel veri olarak değerlendirilemeyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Ceza mahkûmiyetlerine ilişkin bilgiler kişinin sosyal yaşamını, çalışma hayatını ve toplumdaki itibarını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle devletlerin bu tür verileri işlerken daha sıkı güvenceler sağlaması gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. Kanunilik İlkesi ve Hukuki Dayanak Sorunu</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesine göre kişisel verilerin işlenmesine ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenmelidir. Buna rağmen başvurucunun verileri, bir kanuni dayanak gerekçe gösterilerek değil İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılmış KİHBİ Yönergesi’ne dayanılarak tutulmuştur.</p>

<p><strong>Mahkeme buna göre şu sonuca ulaşmıştır:</strong></p>

<p><strong>-KİHBİ Yönergesi bir kanun değildir.</strong></p>

<p><strong>-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun Ek 7. maddesi kişisel verilerin ne şekilde tutulacağını, ne kadar süre saklanacağını veya ne zaman silineceğini düzenlememektedir.</strong></p>

<p><strong>-Bu nedenle veri işlemenin yeterli yasal dayanağı bulunmamaktadır.</strong></p>

<p>Mahkeme böylece kişisel verilerin işlenmesinde yalnızca genel yetki veren düzenlemelerin yeterli olmayacağını, ayrıntılı ve öngörülebilir kuralların bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>IV. Gizli Düzenlemelerle Veri İşlenemez</strong></p>

<p>Mahkeme kararının en dikkat çekici yönlerinden biri de KİHBİ Yönergesi’nin kamuya açık olmamasına yaptığı vurgudur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin kararında da belirttiği üzere söz konusu yönerge <i>“sadece resmi kullanım için”</i> nitelikte olup <i>(hizmete özel)</i> yayımlanmamıştır.</p>

<p><strong>AİHM’e göre; vatandaşların erişemediği, içeriğini bilmediği ve denetleyemediği bir düzenleme kişisel veri işleme bakımından hukuki temel oluşturamaz.</strong></p>

<p>Bir kişinin hangi verilerinin toplandığını, ne kadar süre saklanacağını ve hangi şartlarda silineceğini önceden öngörebilmesi gerekir. Yayımlanmamış bir idari talimat bu işlevi yerine getiremeyecektir.</p>

<p><strong>D. KARARIN TÜRK HUKUKU AÇISINDAN ÖNEMİ VE SONUÇ</strong></p>

<p>İş bu yazımızda incelememize konu Acar/Türkiye(20039/22) kararı; yalnızca başvurucuyu ilgilendiren bireysel bir karar niteliğinde olmayıp, kararın içeriğinde yer verilen durumlar ve ihlale neden olan olgular değerlendirildiğinde, Genel Bilgi Toplama (GBT/KİHBİ) kayıtlarının hukuki niteliği bakımından önemli sorunlara işaret etmektedir.</p>

<p>Öncelikle kararla birlikte, Genel Bilgi Toplama (GBT/KİHBİ) kayıtlarının tutulmasına ilişkin mevcut uygulamaların hukuki dayanağı yeniden tartışmaya açılmıştır.</p>

<p>Karar, özellikle GBT kayıtları ve kolluk veri tabanları bakımından Türkiye’nin daha şeffaf, erişilebilir ve kanuni güvenceler içeren bir düzenleme yapması gerektiğine işaret etmektedir. AİHM’e göre kişisel verilerin işlenmesi, yayımlanmamış idari talimatlara değil, vatandaşların erişebildiği ve öngörebildiği açık kanuni kurallara dayanmalıdır.</p>

<p>Ayrıca kanunilik şartlarını sağlaması halinde dahi adli sicilden silinen geçmiş suç kayıtlarının başka veri tabanlarında süresiz şekilde tutulmasının insan hakları bakımından özel hayatına saygı hakkına müdahale teşkil edebileceğine yer vermiştir.</p>

<p><strong>Bu bakımdan da, kararın gerekçeleri itibariyle ilerleyen süreçte benzer şikayetlere ilişkin, AİHM tarafından olası ihlal kararlarının verilmesi kuvvetle muhtemel görüldüğünden konuyla ilgili kararda yer verilen durumlar da gözetilmek ve kişilerin özel hayatına saygı hakkına müdahale etmeyecek şekilde kişisel verilerin işlenmesi bakımından gizli idari yönergeler yerine açık ve ayrıntılı kanuni düzenlemelerin yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. </strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/07/fatih-gokce.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/07/fatih-gokce.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatih GÖKÇE</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/acarturkiye-2003922-karari-uzerine-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 18:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/aihm-kl.jpeg" type="image/jpeg" length="10169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY KANSER İLAÇLARININ ÖDENMESİNE YÖNELİK MAHKEME KARARINI ONADI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-kanser-ilaclarinin-odenmesine-yonelik-mahkeme-kararini-onadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kanser-ilaclarinin-odenmesine-yonelik-mahkeme-kararini-onadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ'NİN 13.04.2026 TARİH VE 2026/528 E., 2026/4565 K. SAYILI İLAMI İLE KANSER İLAÇLARININ ÖDENMESİNE YÖNELİK MAHKEME KARARI ONANARAK KESİNLEŞTİ;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser hastalığının tedavisinde İmmünoterapi ilaçlarının kullanımına yönelik olarak tıbbi onkoloji yöntemleri kanser hastalarına yeni umut ışığı haline gelmekte ve bir çok ülkede standart tedavi yöntemleri arasında girdiği izlenmektedir. Ancak kanser hastalarının tedavisi için zaruri, hayati öneme sahip ilaçların bir kısmı Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ekli listelerinde bulunmaması nedeniyle SGK tarafından karşılanmaktadır.</p>

<p>Öte yandan; "Sosyal güvenlik, insanların gelirlerine bakılmaksızın toplum huzurunu ve refahını bozan sosyal tehlikelerin verdiği zararlardan “insan hakkı” ve esas itibariyle de “devlet görevi” olarak primli ya da primsiz sistemlerin kullanılması, kişilerin sosyal tehlikelerin zararlarından kurtarılma güvencesidir. Ülkemizde sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı, Anayasamızın 60 ıncı maddesindeki “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” ile sosyal devlet ilkesi içinde tanımlanmıştır.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMELERİNİN “İLAÇ ÖDEME KARARLARININ” SÜREKLİ BOZULMASI, İSPAT HUKUKUNU AĞIRLAŞTIRAN KARARLAR MORALLERİ BOZDU;</strong></p>

<p>SGK tarafından karşılanmayan Kanser İlaçlarının karşılanması için açılan davalarda, bu amansız hastalıkla mücadele eden hastaların hukuki mücadelesinde yanlarında olamaya çalıştık. Ancak Yüksek Yargıtay bu süreçte karamsarlık yaratan kararları ile “kanser ilaçlarının” ödenmesine yönelik kararlarda bazen birden fazla BOZMA KARARI verilerek her geçen gün İlk Derece Mahkemelerinden hastaların lehine kararlar almakta güçlükler görülmeye başlanıldı.</p>

<p>İlaç bedelinin ödenmesine yönelik “hekiminin yaptığı tercihin kabul edeceği görüşünden uzaklaşan<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202210393-e-202214952-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 10. HD'nin 2022/10393 E., 2022/14952 K. Sayılı içtihadı</a>nda; "... ilacın .. kanser hastalığının tedavisinde hayati öneme haiz ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının, dolayısıyla kullanılmasının tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine katkıda bulunup bulunmayacağının, ..üniversitelerin tıbbi onkoloji bilim dalından alınacak sağlık kurulu raporu ile saptanmalı,..." denilerek Üniversite Hastanelerinin Tıbbi Onkoloji uzmanlarından Sağlık Kurulu Raporunun alınması yönünde içtihat oluşturulmuştur.</p>

<p>Tıp ilmindeki gelişmelere kayıtsız kalamayan Uzman Hekimlerden oluşan Sağlık Kurullarından alınan raporların büyük çoğunluğunda İmmünoterapi ilaçları ile yapılan tedavinin bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre daha etkin ve daha yararlı olduğu tıbben ve fennen tespit edilerek, ilaç ödemelerine yönelik kararlar alınmaya devam edildi.</p>

<p>Bu kez <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202511038-e-202511360-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. HD'nin 2025/11038 E., 2025/11360 K. Sayılı güncel içtihadı</a>nda ise;".. bu ilacın kullanılması ve etkin olması için kanser hücresi üzerinde bulunan PD-L1 seviyesinin pozitif olması gerektiği anlaşılmakta olup hastaya genetik test uygulanıp akıllı kanser ilacına uyumlu olup olmadığı araştırması .. ilacın onay süreci öncesi yapılan faz-3 çalışmaları, onay sonrası varsa faz-4 çalışmaları .. gözetilmek suretiyle her kanser türünde etkin olup olmadığı,..." denilerek tıp ilminin konusu olan denetleme kriterlerine tıbbi test sonuçlarının, ilacın “tıbbi gereklilik şartının”, denetleneceği incelemeleri hüküm altına almıştır.</p>

<p>Ayrıca, Sağlık Kurullarının yapacağı denetime ilişkin tıbbi yöntemlerin vaz edildiği kararda, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan ilaçların faz çalışmalarının denetiminin de ilk derece mahkemelerine verilmesi, bu incelemelerin eksikliği nedeniyle ilaç ödeme kararların bozularak davaların yeniden görülmesinin, mahkemelere getirdiği iş yüküne ilaveten İspat hukuku açısından da tartışma yaratmış, davaları devam eden, ilaç bekleyen hastalarda endişeye neden olmuştur.</p>

<p><strong>BU KEZ, YARGITAY ONAMA KARARI İLE KANSER HASTALARINA UMUT IŞIĞI YAKTI;</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-171.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p>Ancak yukarıda özetle gerekçesi sunulan Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin, davacı hastanın kanser ilaçlarının ödenmesine yönelik olarak İlk Derece Mahkemesinin kararını hukuka uygun bulunarak, ONAMASININ, aynı yöndeki idari yargı kararları ile hukuk birliğinin oluşmasına ve bu amansız hastalıkla mücadele eden hastalara ışık olmasını ümit ederiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kemal-yener-saracoglu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Kemal Yener SARAÇOĞLU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-kanser-ilaclarinin-odenmesine-yonelik-mahkeme-kararini-onadi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/ilac-kanser-s.jpg" type="image/jpeg" length="80304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/11038 E., 2025/11360 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202511038-e-202511360-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202511038-e-202511360-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.07.2025 tarihli, 2025/11038 E., 2025/11360 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/11038 E., 2025/11360 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/3401 E., 2024/3639 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 9. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/309 E., 2024/355 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ile ilaç bedelinin Kurumca karşılanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; Kurum işleminin iptali ile tedavi süresince akıllı kanser ilacının Kurumca karşılanmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; talep konusu ilacın ... kapsamında bulunmadığını, Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri</p>

<p>İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; kararın haksız ve hukuka aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurulduğu görülmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı Kurum vekili; kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi talebiyle temyiz yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>C. Gerekçe</p>

<p>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali ile tedavi süresince akıllı kanser ilacının Kurum tarafından karşılanması istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk</p>

<p>1-5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 63. maddesinde, genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri sayılmış; anılan maddenin (f) bendinde Kurum’un, “…sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri…” sağlayacağı, değişik 2. fıkrasında, Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği belirtilmiştir. Anılan Kanun'un 64. maddesinin uyuşmazlık konusu dönemdeki düzenlemesine göre; Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetlerinin, vücut bütünlüğünü sağlamak amacıyla yapılan ve iş kazası ile meslek hastalığına, kazaya, hastalıklara veya konjenital nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan durumlarda yapılacak sağlık hizmetleri dışında estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık hizmeti ile estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri; geleneksel, tamamlayıcı, alternatif tıp uygulamaları ve Sağlık Bakanlığınca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri ile Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık hizmetleri, yabancı ülke vatandaşlarının, genel sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi sayıldığı tarihten önce mevcut olan kronik hastalıkları olduğu belirtilmiştir. Aynı şekilde 72. maddesinde 65. madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63. madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-Aynı şekilde katılım payı alınması kenar başlıklı 68. maddesinde, 63. maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak olanlar şunlardır: Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi, vücut dışı protez ve ortezler, ayakta tedavide sağlanan ilaçlar, Kurumca belirlenecek hastalık gruplarına göre yatarak tedavide finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri olduğu, katılım paylarının hesaplanmasında 72. maddeye göre tespit edilen sağlık hizmeti tutarları esas alınacağı, katılım paylarının ödenme usûlleri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği, 69. maddesinde ise 68. maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınmayacak haller, sağlık hizmetleri ve kişilerinin sağlık raporu ile belgelendirilmek şartıyla; Kurumca belirlenen kronik hastalıklar ve hayati önemi haiz 68. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sağlık hizmetleri ile organ, doku ve kök hücre; nakli şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>1-Davacı hastaya kanser hastalığı tanısı konulduğu, kanser hastalığı nedeniyle hastanın Pembrolizumab etken maddeli Keytruda adlı ilacın kullanması uygundur şeklinde rapor tanzim edildiği, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tedavide Pembrolizumab etken maddeli Keytruda adlı ilacın kullanımının uygun görüldüğü, ilaç bedelinin karşılanması amacıyla Kuruma yapılan başvurunun Kurum tarafından Sağlık Uygulama Tebliğinin EK-4/A-C bedeli ödenecek ilaç listesinde yer almadığının belirtilerek bedelinin karşılanmayacağı yönünde yazısı üzerine eldeki davanın açıldığı Mahkemece, davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>2-Modern tıbbın gelişimi ile birlikte hastalıkların teşhisi ve teşhis edilen hastalıklara ilişkin ilaç firmalarının çalışmaları ile yeni nesil ilaçlar hastaların kullanımına sunulmakta, aynı hastalığa ilişkin farklı ilaç firmaları tarafından, daha iyi tedavi seçeneği sunduğu, daha etkili ilaç ürettikleri iddia edilmektedir. Bu ilaçların ödenmesi amacıyla yapılan başvurularda idare, kamu kaynaklarını da gözeterek Kanun'un verdiği yetki ve sınırlamalar dahilinde ilaçları ... (ödeme kapsamına) almakta, ödeme kapsamına alınan ilaçların etkinlik ve verimlilik vs. kriterler gözetilerek her zaman ödeme kapsamından çıkarılabilmekte, aynı zamanda ilaçların ruhsatlarının da her zaman iptal edilmesi söz konusu olabilmektedir. Mahkemeler yönünden ise ilaçların hukuk düzeninde ödenebilir hale gelmesi için, talebe konu ilacın tıbben ve fennen zorunlu, hayati öneme haiz ve özellikle sürekli olarak etkin ve yararlı olması ile birlikte bütün faz çalışmalarını tamamlanmış, tıbbi otoritelerce kabul görmüş bir ilaç olması ve davalı Kurumun kabul edilebilir itiraz ve çekincelerinin bulunmaması halinde mümkün bulunmaktadır. Aksi durumun kabulü durumunda, hiçbir sınırlama ve incelemeye tabi tutulmaksızın, etkinliği şüpheden uzak bir şekilde belirlenmemiş, piyasaya sürülen her ilacın mahkemelerce kabulü halinde hem hastaya bir fayda sağlamadığı gibi idarenin de maddi olarak zarara uğrayacağı açıktır.</p>

<p>3-İlaç firmaları tarafından üretilen ilaçların belirli çalışmaları tamamlamaları durumunda ruhsat başvurusunda bulunulmakta ve ruhsat alındıktan sonra ilaçlar hastalar tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışmalar Faz çalışması olarak adlandırılmakta olup bu çalışmalar 4 fazdan oluşmaktadır. Faz 0 çalışmalarında, geliştirilen ilaçlar deney hayvanlarında uygulanmaktadır. Bu aşamadan geçen ilaçlar Faz 1 çalışmasına tabi tutulur. Faz 1 çalışmasında, ilacın güvenirliğinin araştırıldığı aşama olup az sayıda sağlıklı gönüllüde kullanılır. Bu aşamada güvenilirliği kanıtlanan ilaç Faz 2 çalışmasına tabi tutulur ve ilacın etkinlik ve güvenilirliğinin araştırıldığı bu aşamada, etkili doz sınırları, klinik etkinliği, biyolojik aktivitesi, yarar ve güvenilirliği az sayıdaki hastada araştırılır. Yarar ve güvenilirliği kanıtlanan ilaçlar daha fazla hastada denenmek üzere Faz 3 çalışmasına başlanılır. Faz 3 çalışması ilacın etkinliğinin kanıtlandığı ve yan etkilerinin izlenmesi aşaması olup bu aşamada ilaçlar daha geniş bir populasyonda denenir ve kontrollü çalışmalarla güvenilirliği, karşılaştırmalı çalışmalarla etkinliği araştırılır. Faz 3 çalışmasının tamamlanması durumunda ilaçlar için ruhsat başvurusunda bulunulabilir, ruhsat alan ilaçlarda hastaların kullanımına sunulur. Ruhsat sonrası, ilaçların hastalarda kullanıldıktan sonra yapılan her türlü çalışma 4. faza aittir. Bu aşamada geniş hasta gruplarında ilacın değerlendirilmesi nedeniyle ilacın etkinlik, maliyet ve risk oranlarının analizi yapılarak faz çalışmaları tamamlanmış olacaktır.</p>

<p>4-Faz 3 çalışmaları tamamlandıktan sonra ürünün ilaç olarak kullanılabilmesi için onay alınması gereklidir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Avrupa Birliği’nde EMEA, ABD’de FDA'ya başvurularak ruhsat alınmaktadır. Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Kurumu yazı cevabından dava konusu ilaca ilişkin 6.6.2016 tarihinde ruhsat verildiği, Avrupa Birliği’nde EMEA, ABD’de FDA onayının olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>5-5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 63. maddesinde Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri sayılmış, aynı Kanun'un 72. maddesinde Kurumca ödenecek bedelleri belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkili olduğu, bu yetkinin sınırları (... sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle...) belirtilmiştir. Bu bağlamda, bu ruhsat başvurusu kabul edilen ilaçların ödeme kapsamına alınması için ilacın üretici firması, ilacı kullanan hasta vs. kişiler tarafından yapılan başvurular, davalı Kurum tarafından belirlenmek suretiyle ... (Sağlık Uygulama Tebliğ) alınmaktadır.</p>

<p>6-Sağlık yardımına müstahak olan sigortalı hastaların kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu hastaların modern tıbbın sağladığı ilaçlardan yararlanması gerekmekle birlikte bu talebin yaşam hakkı ve sosyal devlet ilkeleri gözetilerek hiçbir sınırlama olmaksızın ilaç bedelinin ödenmesi, kamu kaynaklarının sınırlılığı gözetildiğinde asgari düzeyde sağlık hizmeti sunmakla yükümlü olan Kurumun tüm hastalara eşit olarak sunması gereken sağlık hizmetinin finansmanın sağlanması ve sağlık hizmetlerinin finansmanın sürdürülmesi olanağını ortadan kaldıracağı açıktır.</p>

<p>7- Bu konuda bir kısım AİHM kararlarında "...her türlü sağlık hizmetlerinin ücretsiz olarak temin edilmesi arzu edilse bile bu talebin karşılanabilirliğinin devletin mali kaynaklarıyla ilgili bir mesele olduğu, başvurucunun nüfusun geneline sunulan sağlık hizmetinden aynı şekilde yararlandığını, bu nedenle başvurunun dayanaktan yoksun olduğunu, devletin kısmen de olsa tedavi masraflarını üstlenmesinin pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiğini gösterdiğini, geri kalan kısmın karşılanması kararının ise o devletin politikalarıyla ilgili olduğu belirtilmiştir. Nitecki/Polonya (21.3.2002)", "...Kronik böbrek yetmezliği hastalığı sebebiyle hemodiyalize bağlı olan başvurucunun tedavi masraflarının daha evvel tamamen devlet karşılamakta iken, hastanelere ayrılan bütçenin azalması nedeniyle tedavilerinin bir kısmını kendilerinin ödemek zorunda kalmaları 2. maddenin ihlali olarak görmemiştir. Pentiacova/Moldova (4.1.2005), "...Nüfusun geneline yönelik sağlık hizmetleri kapsamında, bireylerin sağlık hizmeti ve ilaç giderlerinin devletçe karşılanması gerektiğini ilkesel olarak vurgulamakla birlikte, resmi ilaç listesinde olmayan bitkisel ilaçların devletlerce karşılanmasının Mahkemece dayatılamayacağını belirterek başvuruyu reddetmiştir. Scialacqua/İtalya 1.7.1998" ilaçların ödenmesi konusunda devletlere takdir hakkı tanıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>8-Kanun tarafından tıbbi cihaz ve ilaçların finansmanı konusunda yetki verilen Kurumun yetkisini ortadan kaldıracak şekilde karar verilemez. Bu bakımdan yargı kararı ile bir ilacın ödenebilmesi için yukarıda yapılan açıklamalar ışığında öncelikle tüm faz çalışmalarını tamamlamış, ilacın tıbben ve fennen zorunlu, hayati öneme haiz ve özellikle sürekli olarak etkin ve yararlı olması, tıbbi otoritelerce kabul görmüş bir ilaç olması ve davalı Kurumun kabul edilebilir itiraz ve çekincelerinin bulunmaması halinde mümkün bulunmaktadır.</p>

<p>9-Bilindiği üzere kanser, normal vücut hücrelerinin genetik yapısında meydana gelen değişimler sonucu kontrolsüz çoğalma özelliği kazanmasıyla oluşur. Mutasyonların sebep olduğu değişikler ile kanser hücreleri; büyüme, gelişme ve yayılma özelliği elde ederler. Kanser hücrelerinin hızla çoğalıp yayılmasının nedenlerinden biri bağışıklık sisteminden saklanmasıdır. Bu hücreler, mutasyonların kazandırdığı bazı özelliklerle bağışıklık sistemi tarafından tanınmasını sağlayan kısımları değiştirmek suretiyle tanınmaz hale gelerek vücutta rahatça büyüyüp dağılırlar. Akıllı ilaç olarak tabir edilen ilaçlar, bu saklanan kanser hücrelerinin tanınmasını sağlamak ve kanser hücrelerinin kazandığı kontrolsüz çoğalma ve yayılma özelliğini engellemeyi amaçlamak üzere üretildikleri anlaşılmaktadır. Vücudumuzun savunma mekanizmalarından olan T hücreleri normal hücrelere zarar vermemek ve tanımak amacıyla T hücre üzerindeki PD-1 reseptörü ile normal hücre üzerinde bulunan PD-L1 ile bağlanmak suretiyle pasif hale geçer ve hücreye zarar vermez. Aynı şekilde kanser hücresinde bulunan PD-L1 kontrol noktası proteinine bağlanarak T hücresi tarafından kanser hücresinin normal sağlıklı hücre olarak algılanması neticesinde kanser hücresinin vücutta gizlenmesini sağlayarak T hücrelerinin pasif hale gelmesine sebep olur. İşte Keytruda, bağışıklık sisteminin T hücreleri üzerinde bulunan PD-1 reseptörlerini etkilemek ve PD-1 ile bağlanıp ve PD-1'in PD-L1 ile bağlanmasını engelleyerek bağışıklık sisteminin aktif olmasını sağlamak için geliştirildiği anlaşılmaktadır.<br />
(https://www.drozdogan.com/pd-l1-nedir-testi-pd-1-pozitif-negatif-kanser-immunoterapisi/ (https://medigen.medipol.edu.tr/testler/pd-l1-testi/)(https://medlineplus.gov/lab-tests/pdl1-immunotherapy-tests/) (https://www.lung.org/lung-health-diseases/lung-disease-lookup/lung-cancer/symptoms-diagnosis/biomarker-testing/pdl1-pd1-tmb)</p>

<p>10-Dava konusu ilacın kullanım kılavuzundan etken maddesinin Pembrolizumab, Pembrolizumab Çin hamster over hücrelerinde rekombinant DNA teknolojisiyle üretilen, insanlaştırılmış, monoklonal bir anti-programlı hücre ölümü-1 (PD-1) antikorudur. Yardımcı maddeler: L-histidin, L-histidin hidroklorür monohidrat, polisorbat-80, sukroz ve enjeksiyonluk su, etkin madde olarak pembrolizumab içerir; pembrolizumab bağışıklık sisteminizin kanserle savaşmasına yardımcı olarak işlev gösteren bir monoklonal antikor olduğu belirtilmiştir. Söz konusu ilaç ve içeriğinin incelemesinden ilacın bir çeşit protein ve antikor olup pasif durumda bulunan bağışıklık hücrelerinin aktif hale getirilmek suretiyle vücudun kanser hücreleri ile savaşmasına yardımcı olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>11-Mahkemece, her ne kadar rapor alınmak suretiyle karar verilmiş ise de alınan rapor içeriğine göre ilacın sürekli olarak daha etkin ve daha yararlı olduğunun ve kullanılmasının tıbben zorunlu bulunduğunun yöntemince belirlenmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>12-Mahkemece;</p>

<p>A-Bu yapılan açıklamalar ışığında ilacın bir çeşit antikor olup bağışıklık sisteminin kanserle mücadele etmesine yardımcı olduğu anlaşılmakta olup; bu bağlamda, davacıya ait tüm tedavi (özellikle durum bildirir raporları) evrakları eksiksiz celp edilmeli,</p>

<p>B- Dava konusu ilaca ilişkin Faz 3 çalışmalarına, hasta grubu ve hekim verilip verilmediğinin Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan sorularak, hasta grubu verilmişse buna ilişkin varsa çalışma raporlarının, ayrıca üretici firmanın yurt içi temsilcisinden ilaca ilişkin tüm faz çalışmalarının celp edilmesine,</p>

<p>C-Davacıda, bu ilacın kullanılması ve etkin olması için kanser hücresi üzerinde bulunan PD-L1 seviyesinin pozitif olması gerektiği anlaşılmakta olup hastaya genetik test uygulanıp akıllı kanser ilacına uyumlu olup olmadığı araştırması yapılıp yapılmadığı, genetik test yapılıp ilaç kullanılmış ise ruhsatında belirtilen şartlara uygun kullanılıp kullanılmadığı,</p>

<p>Ç-Bu yöntem (ilaç) tüm kanser türlerinde işe yarayıp yaramadığı, kanser hücrelerinin, bağışıklık sisteminden gizlenmek için bu kontrol noktasından başka hücresel mekanizmalarının bulunup bulunmadığı, bulunması durumunda bu ilacın ne kadar etkin olacağı,</p>

<p>D)Hastadaki kanserin evresi ve türü belirlenerek, hastaya teşhis konulduğunda kanserin hangi organları etkilediği, geleneksel tedavi yöntemleri uygulanıp uygulanmadığı (cerrahi bir müdahale, kemoterapi, radyo terapi vs. görüp görmediği) doğrudan bu tedavinin mi uygulandığı, tedbir kapsamında veya hasta tarafından temin edilen ilacın kullanılmasında sonra yapılan pet çekiminde ne kadarlık bir fayda sağladığı (mevcuttan daha iyi mi daha mı kötüye gittiği) ne kadarlık bir tümörde küçülme olduğu, bu faydanın hasta için sürekli ve daha etkin bir fayda sağlayıp sağlamadığı, geçici bir fayda sağlıyorsa ne kadar süre sağladığı, (hasta tarafından ilaç kullanılmamış ise emsal hastalardaki verilerin gözetilmesini), kısa süreli fayda sağlıyor ise hasta için hayati önemi haiz olup olmadığı,</p>

<p>E)Mevcut ilacın onay süreci öncesi yapılan faz-3 çalışmaları, onay sonrası varsa faz-4 çalışmaları ve diğer araştırmalarda, etkinlik düzeyi yönünde yapılan bilimsel araştırmalar sonucu elde edilen verilerde gözetilmek suretiyle her kanser türünde etkin olup olmadığı, bu ilacın bağışıklık sisteminin güçlendirmesine yönelik olup tedavide tek ajan olarak yalnızca bu ilaç kullanılacaksa, tek başına bu tedavi de ne kadar başarı sağlayacağı, tek ajan olarak geleneksel yöntemlerden etkin olup olmadığı,</p>

<p>F)İlacın hedefe yönelik mi yoksa tüm vücuda dağılacak şekilde mi uygulandığı, ilaç hedefe yönelik uygulanıyorsa tüm vücuda metastaz yapmış (davacı yönünden evresi ve türü gözetilerek) kanser hastalarında etkinliğinin ne kadar olabileceği ve ne kadarlık doz kullanması gerektiği, şayet ilaç tüm vücuda yayılacak şekilde kullanılıyor ise ilacın onay öncesi faz-3 çalışmaları ve onay ve kullanım sonrası varsa faz-4 çalışmalarından elde edilen bulgular gözetilerek yan etkilerinin olup olmadığı, bu yan etkilerinin neler olabileceği, yan etkilerinin gelişmesi veya ilacın etkin olmaması nedeniyle hastalığın ilerlemesi durumunda ilacın kullanılmasının sona erdirilip erdirilmeyeceği,</p>

<p>G) Ülkemizde hastalığın tedavisi için altın standart olarak, kemoterapi, radyoterapi vs. ilaç ve tekniklerin uygulandığı, mevcut ilacın ise daha etkin ve yararlı olduğu iddia edilmekte olup, davacı hastaya ait tedavi evrakları ve durum bildirir rapor içerikleri de gözetilerek, öncelikle Kurum tarafından bedeli ödenen ilaçların hastanın hayatını idame etmesine yönelik asgari düzeyde tedavinin karşılanıp karşılanmadığı belirlenmeli, şayet karşılanmıyor ise dava konusu ilacın sürekli mi yoksa geçici mi bir fayda sağladığı, geçici bir fayda sağlıyorsa ne kadar süre bu faydanın sağlandığı belirlenmeli,</p>

<p>Ğ-Mevcut ilaca ilişkin emsal dosyalardan alınan bir kısım hasta bazlı bilirkişi (tıbbi otorite) raporlarında, "...bazı hastalarda yanıt alınırken, bazı hastalarda yanıt alınmadığını, bir kısım hastalarda hiç fayda sağlamadığından hayati önemi haiz olmadığını (Prof.Dr.... ... tarafından düzenlenen 1.3.2021 tarihli rapor),... tam bir şifa beklenemeyeceğini, hayati öneme haiz kavramından kasıt hastanın sağlığına tamamen kavuşması ve hastalığın iyileşmesi ise hayati öneme haiz görülmediği (Gazi Üniversitesi Tıbbi onkoloji uzmanları tarafından düzenlenen 4.12.2023 tarihli rapor), ... kullanım dozu ve etkinliği Faz3 klinik çalışmalarda belirlendiği, çalışmada kemoterapiye pembrolizumab eklenmesi karşılaştırıldığında genel sağ kalım avantajı sağladığı (İstanbul Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanlığı'nın 3.1.2023 tarihli rapor), ....başka seçenek kalmadığı için mevcut tedavinin önerildiğini, yerine kullanılabilecek diğer tedavilerden anlamlı bir fark beklenmediği, bu nedenle bu tedavinin uygulanması tıp kurallarına uygun olmakla beraber zorunlu olmadığı(Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu 30.5.2022 tarih 3436 sayılı karar), ....hastada etkisiz olduğu bilinen bir kemoterapi ilacına pembrolizumab eklenmesi ile olumlu sonuç gösteren bilimsel bir veri bulunmadığını, 6 kür tedaviye rağmen sağ kalımın kısa olması (4 ay) nedeniyle ilacın etkisiz kaldığını, ilacın uygulanmasında tıbbi gereklilik bulunmadığı (Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ..., Doç. Dr. ... tarafından düzenlenen 20.01.2023 tarihli rapor.), ....PDL-1 düzeyi bilinmeyen veya negatif hastalarda bu tedavi kombinasyonun kullanımına dair bir öneri bulunmadığını(Doç.Dr.... tarafından düzenlenen 19.12.2021 tarihli rapor),.... Metastatik hastalık hayati tehlike arzeden bir klinik olması nedeni ile tedaviyi alması hayati öneme haiz değildir ancak bu tedaviden fayda görmesi bekleneceği( Ankara Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanlığı'nın 23.5.2023 tarihli raporu),...Faz III Keynote-189 çalışması ile kemoterapiye pembrolizumab eklenmesi, tek başına kemoterapiye göre 12 aylık genel sağ kalım, progresyonsuz sağ kalım (PFS) (8.8'e karşılık 4.9 ay) ve objektif yanıt oranın daha iyi olduğu, tıbben ve fennen hastanın iyileşmesine katkıda bulunacağı,(Pamukkale Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanlığı'nın raporu) " belirtilmiş olup Bu bağlamda, Kurum tarafından bedeli ödenen ilaçların, hastanın hayatını idame etmesine yönelik asgari düzeyde tedavinin karşılanıp karşılanmadığı, ilaca ilişkin bütün faz çalışmalarının tamamlanıp tamamlanmadığı, hastalığın tedavisinde hayati önemi haiz ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının, dolayısıyla kullanılmasının tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine (tam iyileşme aranmaksızın mevcut durumdan sürekli olarak daha iyi hale gelmesi) katkıda bulunup bulunmayacağının en önemlisi dava konusu ilacın sürekli olarak daha etkin ve daha yararlı olduğunun tıbbi yöntemlerle belirlenerek karar verilmelidir. Bu bağlamda hastalığın uzmanlık alanı olan üniversitelerin tıbbi onkoloji anabilim dalı başkanlığından en az 3 kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.</p>

<p>H)Karar verilirken, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, mevcut tedavi yöntemlerine göre ilacın yan etkilerinin az olması, kısa süreli fayda sağlaması, mevcudun kontrol altında tutulması, yaşam kalitesinin artırılması gibi vs. şeklinde faydasının bulunması durumunda idarenin, kendisine tanınan yasal sınırlar dahilinde her zaman ilaçları ... kapsamına alabileceği gözetilerek, talebe konu ilaç/ilaçların yargı yolu ile ödenebilmesi için, ilacın tıbben ve fennen zorunlu, hayati öneme haiz ve özellikle kısa süreli etkinliğin ötesinde sürekli olarak etkin ve yararlı olması ile birlikte bütün faz çalışmalarını tamamlanmış, tıbbi otoritelerce kabul görmüş bir ilaç olması ve davalı Kurumun kabul edilebilir itiraz ve çekincelerinin bulunmaması halinde mümkün bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202511038-e-202511360-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="28675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15 TEMMUZ’UN YIL DÖNÜMÜNDE TERÖR SORUŞTURMALARINA DAİR BİR ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/15-temmuzun-yil-donumunde-teror-sorusturmalarina-dair-bir-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/15-temmuzun-yil-donumunde-teror-sorusturmalarina-dair-bir-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1- </strong>Bilindiği üzere;</p>

<p>Terörle mücadele, Türkiye'nin ulusal güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve toplumsal huzurunu korumak adına taviz verilemez en kritik önceliğidir.</p>

<p>Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle PKK/YPG, FETÖ, DHKP-C, DEAŞ gibi farklı ideolojilere sahip çok sayıda terör örgütünün eş zamanlı hedefinde yer almaktadır.<br />
Tarihsel süreçte ortaya çıkan terör örgütleri listesine bakıldığında neredeyse alfabemizdeki tüm harfler tükenmiş, sayısız terör örgütü kurulmuştur.</p>

<p>Dolayısıyla, yürütülen mücadele, sadece askeri bir zorunluluk değil, ülkenin bekası, milletin huzuru, refahı ve kalkınması için hayati bir gerekliliktir. Şüphesiz terörle mücadele, hukuk devleti olan ülkemizde anayasa, uluslararası hukuk ve yasalarımızdan alınan yetki ve güçle yürütülmektedir.</p>

<p><strong>2- </strong>Uzun yıllar mesleki deneyimim ve tecrübelerime göre, ülkemizin her dönem terör örgütleri ile mücadele etmesinin gereği ve gerçeğinden hareketle ülke genelinde terör suçları tek elden soruşturulmalı ve kovuşturulmalıdır.</p>

<p><strong>3- </strong>Zira; ülkemizin yüzölçümü nazara alındığında coğrafi büyüklüğü, İl Cumhuriyet Başsavcılıkları ve kolluk birimlerinin personel ve araç-gereç başta olmak üzere kapasitelerinin, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsun imkan ve kabiliyetlerinin farklılığı ortadadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4- </strong>Ülke genelinde terör suçlarını tek elden soruşturabilmek ve kovuşturabilmek için Anayasa değişikliğine gerek yoktur.</p>

<p><strong>5- </strong>5271 sayılı CMK’nın 161. maddesine eklenecek 10. bent ile “Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda düzenlenen suçlar hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve bu yer ağır ceza mahkemesine aittir. Soruşturmayı Cumhuriyet Başsavcısı veya görevlendireceği vekili ve Cumhuriyet savcıları bizzat yapar. Başsavcı veya vekili ile Cumhuriyet savcıları suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın kısmen veya tamamen yapılmasını isteyebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı zorunlu olan delilleri toplar ve gerekmesi hâlinde alınacak kararlar bakımından bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğinden talepte bulunur.” düzenlemesi getirilmesi yeterlidir.</p>

<p><strong>6- </strong>Böylelikle; nasıl ki parlementer suçlarının tamamını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturuyor ise, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde Terör Suçları Soruşturma Bürosu bir Cumhuriyet Başsavcı Vekiline bağlanarak, terör suçlarını soruşturmakta tecrübeli, kıdemli, yeterince Cumhuriyet savcısı atanmalı, bu Cumhuriyet savcılarının PKK/YPG, FETÖ,DHKP-C,DEAŞ gibi terör örgütlerinin yurt genelinde gerçekleştirdikleri eylemleri -ayrı masalar halinde-soruşturmaları için uzmanlaşmaları sağlanmalı, yeterli araç-gereç, personel ve teknolojik donanım temin edilmeli, aynı zamanda terör suçları yargılamaları için de yeterli sayıda Ankara Terör Ağır Ceza Mahkemelerinin görevlendirilmesi yapılmalıdır.</p>

<p><strong>7-</strong> Söz konusu teşkilatlanma terör suçları ile ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda tek başlılığı, yeknesak uygulamaları, etkinliği, sürati, isabeti ve koruma tedbirlerinde hukuk güvenliğini temin edecek, terör örgütleri ile mücadeleye, özellikle FETÖ silahlı terör örgütüne yönelik soruşturma ve kovuşturmalara ivme kazandıracak, kısa sürede sonuç alınacaktır.</p>

<p>Örneğin; anılan örgütün emniyet ya da asker yapılanması deşifre edilerek, elde edilen tüm deliller bir bütün halinde değerlendirilecek, tek elden, eş zamanlı, yurt genelinde icra edilecek soruşturma süratle tamamlanabilecektir.</p>

<p>Yine, alanlarında uzmanlaşan Cumhuriyet savcıları yurt genelinde gerçekleştirilecek olası bir terör eylemini, hangi terör örgütünün, hangi mensup ya da mensuplarının, hangi yöntemle gerçekleştirdiğini kısa sürede çözümleyebileceklerdir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/15-temmuzun-yil-donumunde-teror-sorusturmalarina-dair-bir-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/terazis.jpg" type="image/jpeg" length="27061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2022/10393 E., 2022/14952 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202210393-e-202214952-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202210393-e-202214952-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 28.11.2022 tarihli, 2022/10393 E., 2022/14952 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2022/10393 E., 2022/14952 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi<br />
Tarihi :</p>

<p>Asıl ve birleşen dava, tedavi süresince kullanılacak olan Pembrolizumab etken maddeli “keytruda” isimli ilacın bedelinin hiçbir kesinti yapılmaksızın davalı kurum tarafından karşılanması ve ilaç bedelinin tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ...... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.</p>

<p><strong>I-İSTEM:</strong></p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin tedavisi süresince kullanacağı ''Pembrolizumab (Keytruda)'' adlı ilacın bedelde hiçbir kesinti yapılmaksızın davalı Kurum tarafından karşılanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II-CEVAP:</strong></p>

<p>Davalı SGK Başkanlığı vekili; bedeli karşılanabilecek ilaçlar konusunda Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri gözetilerek inceleme yapılması gerektiğini; ilacın bedelinin karşılanması mümkün olmadığından, Kurum işleminin mevzuat hükümlerine uygun olduğunu beyanla, davanın reddi gereğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III-MAHKEME KARARI:</strong></p>

<p><strong>A-İLK DERECE MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ</strong></p>

<p>İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğu, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurulduğu görülmüştür.</p>

<p><strong>B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Davalı SGK Başkanlığı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Yasanın 353/1-b.1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:</strong></p>

<p>Davalı Kurum vekili, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğu, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talebiyle temyiz yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ:</strong></p>

<p>Davacının 4/1-a kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığı ve sağlık yardımına müstehak olduğu, akciğer kanseri tanısı konulduğu, akciğer kanseri nedeniyle hastanın ............ kullanması uygundur şeklinde rapor tanzim edildiği, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tedavide pembrolizumab (keytruda) etkin maddeli ilaç/ilaçların kullanımına uygun görüldüğü, ilaç bedelinin karşılanması amacıyla Kuruma yapılan başvurunun Kurum tarafından sağlık uygulama tebliğinin EK-4/A bedeli ödenecek ilaç listesinde yer almadığının belirtilerek bedelinin karşılanmayacağı yönünde yazısı üzerine eldeki davanın açıldığı Mahkemece, soyut ifadelerin yer aldığı bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 63. maddesinde, genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri sayılmış; anılan maddenin (f) bendinde Kurum’un, “…sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri…” sağlayacağı, değişik 2. fıkrasında, Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği belirtilmiştir. Anılan Kanunun 64. maddesinin uyuşmazlık konusu dönemdeki düzenlemesine göre; Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetlerinin, vücut bütünlüğünü sağlamak amacıyla yapılan ve iş kazası ile meslek hastalığına, kazaya, hastalıklara veya konjenital nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan durumlarda yapılacak sağlık hizmetleri dışında estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık hizmeti ile estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri; Geleneksel, tamamlayıcı, alternatif tıp uygulamaları ve Sağlık Bakanlığınca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri ile Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık hizmetleri, yabancı ülke vatandaşlarının, genel sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi sayıldığı tarihten önce mevcut olan kronik hastalıkları olduğu belirtilmiştir. Aynı şekilde 72. maddesinde 65 inci madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63 üncü madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Aynı şekilde katılım payı alınması kenar başlıklı 68. maddesinde, 63 üncü maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak olanlar şunlardır: Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi, Vücut dışı protez ve ortezler, ayakta tedavide sağlanan ilaçlar, kurumca belirlenecek hastalık gruplarına göre yatarak tedavide finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri olduğu, katılım paylarının hesaplanmasında 72 nci maddeye göre tespit edilen sağlık hizmeti tutarları esas alınacağı, katılım paylarının ödenme usûlleri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği, 69.maddesinde ise, 68 inci maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınmayacak haller, sağlık hizmetleri ve kişilerinin Sağlık raporu ile belgelendirilmek şartıyla; Kurumca belirlenen kronik hastalıklar ve hayati önemi haiz 68 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sağlık hizmetleri ile organ, doku ve kök hücre; nakli şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, öncelikle davacıya ait tüm tedavi evrakları celp edilerek ve yukarıda açıklanan mevzuat kapsamında irdeleme yapılmak suretiyle; davaya konu ilacın söz konusu kanser hastalığının tedavisinde hayati öneme haiz ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının, dolayısıyla kullanılmasının tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine katkıda bulunup bulunmayacağının, ilacın hangi tür kanser hastalarında hangi evrede ve hangi dozda kullanılacağının ve bu hususların nasıl belirleneceğinin, davaya konu ilaçla yapılacak tedavinin bilinen mevcut tedavi yöntemlerine göre daha etkin ve daha yararlı olup olmadığının üniversitelerin tıbbi onkoloji bilim dalından alınacak sağlık kurulu raporu ile saptanmalı, bu saptama yapılırken dosya içinde mevcut görüş, karar ve raporlarda irdelenip varsa çelişkiler giderilmeli, ayrıca bu belirleme yapılırken iyileştirme kavramından anlaşılması gerekenin sigortalı hastanın sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesi hususu olduğu göz önünde tutulmalıdır.</p>

<p>Bu kapsamda yapılacak araştırmalar sonucunda; davaya konu ilacın anılan hastalığın iyileşmesi için tedavisinde kullanılmasının hayati öneme haiz ve zorunlu olduğu sonucuna varıldığı taktirde ise ilaç bedelinin uygunluğu yönünden ve katkı payını da irdeleyecek biçimde denetime elverişli hesap raporu alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.</p>

<p>Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.<br />
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle, 28.11.2022 gününde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202210393-e-202214952-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="20120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İNCELEME BAŞLADIKTAN SONRA TAKDİRE SEVK İŞLEMİNİN ZAMANAŞIMI SÜRESİNİ DURDURDUĞUNDAN BAHSEDİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/inceleme-basladiktan-sonra-takdire-sevk-isleminin-zamanasimi-suresini-durdurdugundan-bahsedilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/inceleme-basladiktan-sonra-takdire-sevk-isleminin-zamanasimi-suresini-durdurdugundan-bahsedilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davacının .... yılı işlemlerinin incelemeye başlanmasından sonra, takdire sevk işleminin zamanaşımı süresini durdurmadığı dikkate alındığında, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra tebliğ edilen ihbarname içeriği cezalı verginin zamanaşımına uğradığı görüldüğünde yazılı gerekçeyle kaldırılmasına ilişkin Vergi Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2023/4653<br />
Karar No : 2024/5331</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...<br />
VEKİLİ: Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacının, elde ettiği menkul sermaye iradını beyan dışı bıraktığı yolundaki tespitleri içeren vergi tekniği raporunun done alındığı takdir komisyonu kararı uyarınca adına 2012 yılı için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davalı idarece, 2012 yılının gelir vergisi matrahının takdiri için zamanaşımı süresinin dolmasına az bir zaman kala 22/12/2017 takdir komisyonuna sevk işleminin gerçekleştirildiği, takdir komisyonunca herhangi bir inceleme yapılmaksızın tarh zamanaşımı süresinin dolmasından sonra düzenlenen vergi tekniği raporuna dayanılarak takdir edilen matrah uyarınca salınan vergi ve kesilen cezaya ilişkin ihbarnamenin en geç 31/12/2017 tarihinde davacıya tebliğ edilmesi gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 16/10/2018 tarihinde tebliğ edilen tarhiyatın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle dava konusu cezalı vergi kaldırılmıştır.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Vergi kanunlarında kısmi bölünme neticesinde bölünen şirketin sermaye azaltılması yoluna gitmesi ve azaltılan sermaye unsurları içerisinde yer alan sermaye düzeltme olumlu farkları ile geçmiş yıl karlarının başka bir şirkete kısmi bölünme yoluyla aktarılması durumunda, söz konusu unsurların devralan şirketin sermayesinin bir unsuru olarak alt hesaplarında gösterilmesi gerektiğine ilişkin yasal bir dayanak bulunmadığı, Casper Bilgisayar Sistemleri Anonim Şirketi tarafından, kısmi bölünme neticesinde 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, kısmî bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisselerinin, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebileceği hükmüne uygun olarak devrolunan şirket hisse senetlerinin, bölünen şirket ortaklarına yine bölünen şirketteki hisselerine isabet eden değerle orantılı olarak dağıtıldığı, dolayısıyla ortakların servet değerlerinde bir artışın meydana gelmediğinden yapılan tarhiyatta hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusu kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra dava konusu cezalı vergi kaldırılmıştır.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesi gereğince matrah takdiri amacıyla takdir komisyonuna başvurulmasının zamanaşımı süresini durduracağı, yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Vergi Denetim Kurulu İstanbul Büyük Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısıyla, 2012 yılı hesap ve işlemleri incelenen davacının 22/12/2017 tarihinde takdire sevk işleminin gerçekleştirildiği, adına düzenlenen ... tarih ve ... sayılı Vergi Tekniği Raporu'nun done alındığı 18/10/2018 tarihli takdir komisyonu kararı uyarınca yapılan dava konusu tarhiyatın 23/10/2018 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30. maddesinde re'sen tarhiyat, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması olarak tanımlanmıştır. Kanun'un 74. maddesinin (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak, takdir komisyonunun görevleri arasında sayılmış, komisyonunun yetkilerini düzenleyen 75. maddenin 1. fıkrasında ise 72. maddenin 1. fıkrasına göre kurulan takdir komisyonu 74. maddedeki görevleri dolayısıyla bu Kanun'da yazılı inceleme yetkisini haiz olduğu kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Aynı Kanun'un 113. maddesinde zamanaşımı; süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması olarak ifade edilmiş, 114. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında ise vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlıyarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı, şu kadar ki vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının zamanaşımını durduracağı, duran zamanaşımını mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam edeceği, ancak işlemeyen sürenin her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>213 sayılı Kanun'un 30. maddesine göre vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde matrah, takdir komisyonu tarafından takdir edilebileceğinden, bu durumdaki bir mükellefin vergi incelemesine başlanılmadan önce takdire sevk edilmesine ve düzenlenen raporların takdir komisyonunca done olarak kullanılmasına yasal bir engel bulunmamakla birlikte inceleme başladıktan sonra takdire sevk işleminin zamanaşımı süresini durdurduğundan bahsedilemez.</p>

<p>Bu durumda, davacının 2012 yılı işlemlerinin incelemeye başlanmasından sonra, takdire sevk işleminin zamanaşımı süresini durdurmadığı dikkate alındığında, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra tebliğ edilen ihbarname içeriği cezalı verginin zamanaşımına uğradığı görüldüğünde yazılı gerekçeyle kaldırılmasına ilişkin Vergi Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Vergi Dava Dairesi kararına yöneltilen TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,</p>

<p>2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 15/10/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X)-KARŞI OY :</strong></p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin (B) bendinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu öngörülmüş; 30. maddesinin birinci fıkrasında, re'sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlandıktan sonra maddenin ikinci fıkrasında ise, sayılan hallerden herhangi birinin bulunması durumunda vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığının kabul edileceği hükme bağlanmış; 31. maddesinin birinci fıkrasında, takdir komisyonunca belli edilen matrah veya matrah kısmının takdir kararına bağlanacağı; 74. maddesinde, takdir komisyonlarının görevleri sayılmış; 75. maddesinin birinci fıkrasında, takdir komisyonunun 74. maddedeki görevleri dolayısıyla bu Kanunda yazılı inceleme yetkisine haiz olduğu belirtilmiş; aynı Kanunun 134. maddesinin birinci fıkrasında da, vergi incelemesinden amacın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırarak, tespit etmek ve sağlamak olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanunun 113. maddesinde zamanaşımı; süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması olarak tanımlanmış, 114. maddesinde ise, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlıyarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı, şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının, zamanaşımını durduracağı, duran zamanaşımının mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam edeceği; ancak işlemeyen sürenin her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamayacağı hükmüne yer verilmiştir.<br />
Öte yandan; 213 sayılı Kanunda, haklarında re'sen tarh sebeplerinden biri bulunan mükelleflerin hangi hallerde 135. maddede sayılan incelemeye yetkili olanlar tarafından incelemeye tabi tutulacakları, hangi hallerde matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk edilecekleri hususunda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.<br />
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri karşısında, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde matrahın takdir komisyonu tarafından takdir edilebileceği, takdir komisyonlarının, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırarak tespit etme yetkisine sahip olduğu, zamanaşımı süresi içinde takdire sevk edilmekle işlemekte olan zamanaşımının duracağı ve bu halde işlemeyen zamanaşımı süresinin bir yıldan fazla olamayacağı hususları tartışmasızdır.</p>

<p>Uygulamada yargı yerlerince salt takdir komisyonu kararları esas alınarak yapılan tarhiyatların dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle çoğunlukla kaldırıldığı gerçeği göz önüne alındığında, Yasada zamanaşımının herhalde azami olarak işlemeyeceğinin belirtildiği bir yıllık süre içerisinde idare tarafından, vergilendirmede gerçek durumun ortaya konabilmesi ve maddi gerçeğin tereddüte yer bırakmayacak şekilde gün yüzüne çıkartılarak açıklığa kavuşturulması amacıyla konunun ayrıca bir inceleme elemanı marifetiyle incelenmesi noktasında yasal bir engel bulunmamakta olup, idarenin izleyeceği bu yol; bir yandan, idare tarafından tesis edilen işlemlerde yargı kararlarının dikkate alındığını gösterdiği gibi diğer bir yandan da takdire sevk ile zamanaşımının duracağına ilişkin yasal düzenlemenin amacına da uygun düşmektedir. Çünkü matrah takdiri amacıyla takdir komisyonuna sevk ile işleyen zamanaşımı yasa uyarınca durduktan sonra idare tarafından, yasal düzenlemeyle belirlenen bir yıllık süre içerisinde, vergilendirmede gerçek durumun esas olduğu ilkesinden hareketle konunun ayrıca inceleme elemanı vasıtasıyla incelenerek gerçek durumun ortaya çıkarılmasının amaçlandığında kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Hal böyle iken, takdire sevk üzerine duran zamanaşımı süresi dolmadan ihbarnameyle duyurulan vergi ve cezanın zamanaşımına uğradığından söz edilmeyeceğinden ve olayda da yukarıda yazılı Yasanın açık hükmüne göre zamanaşımı bulunmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın esası incelenerek karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/inceleme-basladiktan-sonra-takdire-sevk-isleminin-zamanasimi-suresini-durdurdugundan-bahsedilemez</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="34711"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tarafsızlık Son Soruşturmada Varsa, Kovuşturma Evresinde Neden Yok?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tarafsizlik-son-sorusturmada-varsa-kovusturma-evresinde-neden-yok-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tarafsizlik-son-sorusturmada-varsa-kovusturma-evresinde-neden-yok-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesi, uygulamada hakkında en az konuşulan; buna karşılık avukatlar bakımından en önemli usul güvencelerinden birini düzenleyen hükümlerden biridir. Uygulamada birçok avukat, Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinde öngörülen bu özel usul güvencesinin varlığından, çoğu zaman ancak kendisi hakkında uygulanması gündeme geldiğinde haberdar olmaktadır. Oysa bu düzenleme, yalnızca avukatlara tanınmış istisnai bir usul hükmü değil; aynı zamanda adil yargılanma hakkı ve tarafsız mahkemede yargılanma güvencesiyle doğrudan bağlantılı anayasal bir mekanizmadır.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesi uyarınca, avukatların görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçlarda son soruşturmanın açılmasına karar verme yetkisi, suçun işlendiği yerdeki ağır ceza mahkemesine değil, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir. Kanun koyucunun bu tercihi, ilk bakışta teknik bir yetki düzenlemesi gibi görünse de gerçekte objektif tarafsızlık ilkesini güçlendirmeye yönelik önemli bir anayasal güvencedir.</p>

<p>Ne var ki, uygulamada sınırlı ölçüde bilinen bu hükmün anayasal sonuçları üzerinde yeterince durulmamaktadır. Oysa asıl tartışılması gereken husus, son soruşturma aşamasında benimsenen bu tarafsızlık güvencesinin neden kovuşturma evresinde devam ettirilmediğidir.</p>

<p>Bu yazımızda Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinde öngörülen sistem, tarafsız mahkeme ilkesi, objektif tarafsızlık ölçütü, hukuk devleti ilkesi ve Anayasa’ya uygunluk bakımından değerlendirilecektir.</p>

<p>Hukuk devletinin en temel güvencelerinden biri, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde yargılanma hakkıdır. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile 138. maddede düzenlenen mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi, yalnızca mahkemelerin tarafsız olmasını değil, aynı zamanda tarafsız görünmesini de zorunlu kılar. Çünkü adalet, yalnızca gerçekleşmemeli; gerçekleştiğine ilişkin toplumda haklı bir güven de oluşturmalıdır.</p>

<p>Bu anlayışın bir yansıması olarak kanun koyucu, Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinde avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri iddia edilen suçlarda genel ceza muhakemesi sisteminden ayrılmış ve son soruşturmanın açılmasına karar verme yetkisini en yakın ağır ceza mahkemesine bırakmıştır.</p>

<p>Bu tercihin tesadüfi olduğu söylenemez. Tam aksine, avukatın görev yaptığı adliyedeki mesleki ilişkilerin objektif tarafsızlık bakımından tereddüt oluşturabileceği kabul edilmiş; bu nedenle yargılamanın başlangıcındaki en önemli usul kararının başka bir yargı çevresindeki mahkeme tarafından verilmesi öngörülmüştür.</p>

<p>Buraya kadar anayasal açıdan herhangi bir sorun görünmemektedir.</p>

<p>Ancak aynı sistem kovuşturma evresi bakımından değerlendirildiğinde önemli bir anayasal tartışma ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Tam da bu noktada düzenlemenin anayasal tutarlılığı bakımından cevaplandırılması gereken temel soru şudur:</p>

<p>Kanun koyucu, son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi gibi henüz davanın açılıp açılmayacağını belirleyen usulî bir aşamada dahi yer mahkemesinin tarafsızlığı konusunda özel bir güvence getirmeyi gerekli görmüşken, yargılamanın esasını oluşturan kovuşturma evresinde neden aynı güvenceyi sürdürmemektedir?</p>

<p>Kanaatimizce bu soruya ikna edici bir cevap vermek kolay değildir.</p>

<p>Çünkü son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi, henüz kamu davasının açılıp açılmayacağına ilişkin ön nitelikte bir değerlendirmedir. Buna karşılık kovuşturma evresi; delillerin tartışıldığı, tanıkların dinlendiği, hukuki nitelendirmenin yapıldığı ve nihayet mahkûmiyet veya beraat hükmünün verildiği yargılamanın esasını oluşturan aşamadır.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, tarafsızlık güvencesine en fazla ihtiyaç duyulan evre kovuşturma aşamasıdır. Buna rağmen mevcut sistem, objektif tarafsızlığı yargılamanın başlangıcında güvence altına almakta; ancak hükmün kurulacağı aşamada aynı hassasiyeti sürdürmemektedir.</p>

<p>Özellikle avukatların görevlerinden dolayı işledikleri iddia edilen suçlarda şikâyetçi veya suçtan zarar gören kişinin çoğu zaman bir hâkim, savcı ya da başka bir yargı mensubu olabildiği dikkate alındığında, yıllardır aynı adliyede birlikte görev yapan meslek mensupları arasındaki uyuşmazlığın yine aynı yargı çevresinde görülmesi objektif tarafsızlık bakımından haklı tereddütler doğurabilecektir.</p>

<p>Burada ifade edilen düşünce, yer mahkemelerinin taraflı olduğu iddiası değildir. Sorun, mahkemenin gerçekten tarafsız olup olmaması değil; objektif ölçütler bakımından tarafsız görünüp görünmediğidir.</p>

<p>Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre de önemli olan yalnızca hâkimin sübjektif anlamda tarafsız olması değildir. Aynı zamanda makul bir gözlemcinin de mahkemenin tarafsızlığı konusunda haklı bir güven duyabilmesi gerekir. Adalet yalnızca yerine getirilmiş olmamalı; yerine getirildiği konusunda toplumda güven de oluşturmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla burada dile getirilen eleştiri, belirli mahkemelere duyulan bir güvensizlikten değil; hukuk devletinin görünürde de tarafsız bir yargılama sistemi kurma yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Bu noktada doğal hâkim ilkesine ilişkin bir itiraz ileri sürülebilir.</p>

<p>Ancak önerilen çözüm, doğal hâkim ilkesine aykırı yeni bir görevli mahkeme oluşturmak değildir. Tam tersine, kanun koyucunun önceden, genel ve soyut nitelikte belirleyeceği bir yetki kuralıyla objektif tarafsızlığı güçlendirmesidir. Nasıl ki bugün Avukatlık Kanunu son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi bakımından en yakın ağır ceza mahkemesini önceden belirlemişse, aynı yöntemin kovuşturma evresi bakımından da benimsenmesi doğal hâkim ilkesini zedelemeyecek; aksine adil yargılanma hakkını daha da güçlendirecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada üzerinde durulması gereken bir başka anayasal ilke de normatif tutarlılıktır.</p>

<p>Norm koyucunun aynı hukuki olgu bakımından yargılamanın bir aşamasında objektif tarafsızlığı güvence altına alırken, yargılamanın esasını oluşturan sonraki aşamada bu güvenceden vazgeçmesi, yalnızca kanun tekniğine ilişkin bir tercih olarak değerlendirilemez. Bu durum aynı zamanda hukuk devletinin ayrılmaz unsurlarından biri olan normatif tutarlılık ilkesinin de sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Hukuk devleti, yalnızca adil kurallar koymayı değil; kendi içinde çelişmeyen, öngörülebilir ve tutarlı bir normatif yapı kurmayı da gerektirir. Aynı yargılama sürecinin bir aşamasında objektif tarafsızlığı güçlendiren, diğer aşamasında ise aynı güvenceyi sürdürmeyen bir sistemin, hukuk devleti ilkesi bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Kanaatimizce Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinde benimsenen sistem, son soruşturma bakımından önemli bir güvence getirmekle birlikte, bu güvencenin kovuşturma evresine taşınmaması nedeniyle objektif tarafsızlık ilkesini yargılamanın bütününe yayamamaktadır. Bu durum, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği normatif tutarlılık bakımından ciddi anayasal tartışmaları beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Bu nedenle en isabetli çözümün, son soruşturmanın açılmasına karar vermeye yetkili olan en yakın ağır ceza mahkemesinin, kanun koyucu tarafından yapılacak bir düzenlemeyle kovuşturma evresi bakımından da yetkili kılınmasının değerlendirilmesi olduğu kanaatindeyiz. Böylece yargılamanın başında objektif tarafsızlığı sağlamak amacıyla getirilen güvence, hüküm verilinceye kadar kesintisiz biçimde devam edecek; hem yargıya duyulan güven güçlenecek hem de adil yargılanma hakkının görünürde de sağlandığı yönündeki inanç pekişecektir.</p>

<p>Belki de cevaplandırılması gereken asıl soru şudur:</p>

<p>Kanun koyucu, yer mahkemesinin tarafsızlığı konusunda son soruşturma aşamasında gerekli gördüğü objektif güvenceyi, yargılamanın sonucunu belirleyecek olan kovuşturma evresinde neden aynı yoğunlukta sürdürmemektedir?</p>

<p>Çünkü tarafsızlık, yalnızca yargılamanın kapısını açan geçici bir usul güvencesi değildir. Tarafsızlık, hükmün verildiği ana kadar varlığını koruması gereken anayasal bir ilkedir. Hukuk devletinde güvence, ancak yargılamanın bütününü kuşattığı ölçüde gerçek anlamına kavuşur.</p>

<p>Tarafsızlık, mahkemenin sahip olduğu bir sıfat değil; hukuk devletinin yargılamanın her aşamasında kesintisiz olarak koruması gereken anayasal bir güvencedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tarafsizlik-son-sorusturmada-varsa-kovusturma-evresinde-neden-yok-1</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/teraziziaa.jpg" type="image/jpeg" length="28324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi ilk toplantısını yaptı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-reklam-yasagi-ihlallerini-takip-merkezi-ilk-toplantisini-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-reklam-yasagi-ihlallerini-takip-merkezi-ilk-toplantisini-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Reklam Yasağı Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik doğrultusunda; yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında gerçekleştiği iddia edilen reklam yasağı ihlallerini tespit etmek, TBB’ye rapor sunmak ve ihlal iddiası sonrası süreci barolar nezdinde takip etmek amacıyla kurulan Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi, 14 Temmuz 2026 tarihinde ilk toplantısını gerçekleştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi’nin katılımıyla yapılan toplantıda Merkez üyeleri Av. Sinem Kazar, Av. Emrah Cengiz ve Av. Zekiye Avcı, Av. Sefer Keskin, Av. Erdal Utku ile TBB Başkan Danışmanı Av. Dr. Kasım Akbaş ve Hukuk Müşaviri Av. Seray Şenfer yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantıda Av. Emrah Cengiz Merkez Sözcüsü, Av. Sinem Kazar da Merkez Sekreteri seçildi.</p>

<p><strong>TBB REKLAM YASAĞI İHLALLERİNİ TAKİP MERKEZİ ÇALIŞMA ESASLARI BELİRLENDİ</strong></p>

<p>TBB Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi Çalışma Esasları belirlendi. Bu kapsamda, disiplin cezası almamış beş kişiden oluşan Merkez üyelerinin en fazla iki yıllığına görevlendirilmesine karar verildi.</p>

<p>Çalışma esasları çerçevesinde;</p>

<p>• Merkezin, yalnızca yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında gerçekleştiği iddia edilen reklam yasağı ihlalleri konusunda yetkili olacağı,</p>

<p>• Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 7’nci maddesinin dışında kalan reklam yasağı ihlalleri konusunda bir tespit, değerlendirme veya yönlendirme yapamayacağı,</p>

<p>• Reklam yasağı ihlal iddiasıyla ilgili olarak re’sen veya bildirim üzerine harekete geçebileceği,</p>

<p>• Reklam yasağı ihlali olabileceği şeklinde değerlendirilen durumların, gerekçeleri, delilleri ve varsa karşı oy gerekçeleriyle birlikte Sözcü tarafından ilgili Baroya bildirileceği belirlendi.</p>

<p>Reklam yasağı ihlallerinin bildirilmesi için reklamyasagi@barobirlik.org.tr adresi kullanıma açıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-reklam-yasagi-ihlallerini-takip-merkezi-ilk-toplantisini-yapti</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 23:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/86581-1-14072026225250.jpeg" type="image/jpeg" length="63754"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56958"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74456"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="85623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="81210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="13726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="33238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="18851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="42836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="80820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="68894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="10098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="33829"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
