<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 19:00:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİRAS PAYININ İHLALİNDE SÜRE NE ZAMAN BAŞLAR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/miras-payinin-ihlalinde-sure-ne-zaman-baslar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/miras-payinin-ihlalinde-sure-ne-zaman-baslar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tenkis Davalarına İlişkin Güncel Bir İnceleme</strong></p>

<p>Yeni bir olay düşünelim. Bir kişi hayatını kaybediyor. Geride kalan yakınları, doğal olarak onun malvarlığını öğrenmek için araştırma yapıyor. Bankalara gidiyorlar, hesap soruyorlar ve kendilerine “herhangi bir para yok” cevabı veriliyor. Bu nedenle, ortada paylaşılacak kayda değer bir nakit varlık olmadığı düşünülüyor ve konu kapanıyor.</p>

<p>Aradan aylar geçiyor. Günlük hayat devam ederken, tesadüfi bir sohbet sırasında dikkat çekici bir bilgi ortaya çıkıyor: <strong>Vefat eden kişinin geçmişte bir taşınmaz satışı yaptığı ve buradan elde ettiği parayı bankaya yatırmış olabileceği söyleniyor</strong>. Bu bilgi ilk başta bir ihtimal gibi görünse de, şüphe uyandırmaya yetiyor. Bunun üzerine yeniden bankaya başvuruluyor ve detaylı hesap hareketleri talep ediliyor.</p>

<p>Yapılan inceleme ise bambaşka bir tabloyu ortaya çıkarıyor. <strong>Vefat eden kişinin, ölümünden kısa bir süre önce, yüksek miktarda bir parayı tek bir kişiye gönderdiği anlaşılıyor.</strong> Üstelik bu işlemle ilgili herhangi bir açıklama da bulunmuyor.</p>

<p>İşte tam bu noktada bazı kritik sorular gündeme geliyor:</p>

<p>Bu durum ne zaman “<strong>öğrenilmiş</strong>” sayılacaktır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava açmak için öngörülen süre, <strong>ölüm tarihinden mi başlar, yoksa bu işlemin gerçekten fark edildiği andan mı?</strong></p>

<p>Kâğıt üzerinde var olduğu kabul edilen süreler mi esas alınmalıdır, yoksa kişinin fiilen bildiği gerçek durum mu?</p>

<p>Ve en önemlisi, bu konular yeterince araştırılmadan verilen bir karar hukuka uygun kabul edilebilir mi?</p>

<p>Görüldüğü üzere mesele, basit bir süre tartışmasının çok ötesine geçmekte; kişilerin gerçekten neyi ne zaman öğrendiği, bunun nasıl ispat edileceği ve mahkemenin bu süreci ne kadar titizlikle incelediği gibi temel hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Öncelikle, hak düşürücü sürenin başlangıcına ilişkin değerlendirme yapılmalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesi uyarınca tenkis davası açma hakkı, <strong>mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren</strong> işlemeye başlar. Burada esas olan “öğrenme” olgusu olup, bu olgunun somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 13.02.2019 tarihli ve 2016/4322 E., 2019/912 K. Sayılı kararı</a>nda</strong> <i>"Hâl böyle olunca; davacının tenkise konu işlemleri öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin hak düşürücü sürenin başlangıcı kabul edilmeyerek, <strong>davalının öğrenme tarihinin daha önce olduğunu savunması durumunda, davalının bu savunmasını ispat zorunluluğunda olduğunda kuşku bulunmamaktadır.</strong> <strong>Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 gün ve 1980/1-1846-397 sayılı ve HGK'nun 01.06.2011 gün ve 2011/14-281-373 sayılı kararlarında</strong> aynı hususa işaret edilmiştir."</i> denilerek, hak düşürücü sürenin başlangıcında davacının ileri sürdüğü öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği, aksini iddia eden davalının bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu açıkça ifade edilmiştir. Aynı yaklaşım, 14.12.2015 ve 12.04.2018 tarihli kararlarında da tekrar edilerek, murisin ölüm tarihinin her durumda öğrenme tarihi olarak kabul edilemeyeceği; özellikle gizli işlemler bakımından <strong>“fiili öğrenme” esasının </strong>geçerli olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu çerçevede, mirasbırakanın banka işlemleri gibi mirasçılardan gizli yürüttüğü tasarruflarda, öğrenme tarihinin murisin ölüm tarihi veya veraset ilamının alınması tarihi olarak kabulü mümkün değildir. Öğrenme, ancak ilgili işlemin somut verilerle ortaya çıktığı ve mirasçının saklı payının ihlal edildiğini idrak edebildiği anda gerçekleşir.</p>

<p>Yerel mahkemenin ise bu ilkelere aykırı şekilde, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’ndaki dört aylık süreyi kesin bir öğrenme tarihi olarak kabul ettiği görülmektedir. Oysa bu düzenleme kesin nitelikte olmayıp, <strong>yalnızca adi bir karine teşkil eder ve aksinin her zaman ispatı mümkündür</strong>. Bu karinenin mutlak kabulü, hak düşürücü sürenin yanlış belirlenmesine ve davanın esası incelenmeksizin reddine yol açmaktadır.</p>

<p>Öte yandan, hak düşürücü sürenin geçtiğini iddia eden tarafın bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu hususu da göz ardı edilmemelidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. ve Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddeleri uyarınca ispat yükü, iddiasını ileri süren tarafa aittir. <strong>Davalı taraf, mirasçının daha erken bir tarihte bilgi sahibi olduğunu somut delillerle ortaya koyamadığı sürece</strong>, davacının beyan ettiği öğrenme tarihinin esas alınması zorunludur.</p>

<p>Uyuşmazlığın bir diğer boyutu ise eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olmasıdır. Mahkemece, öğrenme tarihinin belirlenmesinde belirleyici nitelikte olan tanık beyanları ve diğer deliller toplanmaksızın karar verilmektedir. Oysa öğrenme tarihi, somut olayda tartışmalı olup, tanık dahil tüm delillerin değerlendirilmesini gerektirmektedir.</p>

<p>Nitekim Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, mahkemenin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafların iddia ve savunmalarını netleştirmesi, delilleri toplaması ve özellikle öğrenme tarihini açıklığa kavuşturması gerekmektedir. Tanık listesi sunulmasına rağmen tanıkların dinlenmemesi ise açıkça hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 01.07.2019 tarihli ve 2016/10294 E., 2019/4259 K. Sayılı kararı</strong></a> <i>"Somut olayda, <strong>davalı yanın tanık deliline dayandığı, tanık isim ve adreslerini 01.07.2014 tarihinde bildirdiği,</strong> mahkemece davalının tanık listesinin süresinde verilmediği belirtilerek anılan tanıkların dinlenmediği, bunun sonucunda davalının eldeki davada savunma hakkının kısıtlandığı ortadadır.</i></p>

<p><i>Hâl böyle olunca; <strong>davalı tarafça bildirilen tanıkların dinlenmeleri yönünde HMK'nın 240. v.d. maddeleri uyarınca işlem yapılması ve davalının ibraz ettiği bağış sözleşmesi de değerlendirilerek, murisin amacının tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekirken,</strong> davalı tanıkları dinlenilmeksizin savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir..."</i></p>

<p>Esasa ilişkin olarak değerlendirildiğinde ise, dava konusu para transferinin niteliği önem kazanmaktadır. Murise ait taşınmazın satışından elde edilen bedelin kısa süre içerisinde davalıya aktarılması, işlemin karşılıksız bir kazandırma niteliğinde olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Her ne kadar genel hukuk karinesine göre <strong>banka havaleleri bir borcun ifası olarak kabul edilse de, miras hukuku bakımından bu karine mutlak değildir.</strong> Taraflar arasında gerçek bir borç ilişkisinin bulunmaması, transferin yüksek tutarlı olması ve hayatın olağan akışına aykırılık teşkil etmesi, bu karinenin aksinin kabulünü mümkün kılar.</p>

<p>Nitekim Yargıtay kararlarında da, murisin banka hesabından yapılan yüksek tutarlı transferlerde, <strong>davalının borç iddiasını ispat edememesi halinde işlemin bağış olarak değerlendirilmesi gerektiği ve tenkise tabi tutulacağı açıkça ifade edilmektedir.</strong></p>

<p>Bununla birlikte, murisin önceki davranışları da değerlendirilmelidir. Murisin geçmişte benzer şekilde malvarlığını devretmeye yönelik işlemler yaptığı ve bu işlemlerin yargı kararlarına konu olduğu anlaşılmaktadır. <strong>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 28.10.2004 tarihli ve 2004/1011 E., 2004/2177 K. Sayılı kararı</strong> <i>“Somut olaya gelince: miras bırakanın tanık beyanlarına göre mal satmaya ihtiyacı bulunmadığı, mal varlığının kendisini geçindirmeye yetecek düzeyde olduğu, davacının işi sebebiyle miras bırakanın yakın çevresinden uzak kaldığı, miras bırakanın davalılardan Mehmet ile birlikte oturduğu ve <strong>1982 yılından 2000 yılına kadar bağış ve satış sözleşmeleri ile birden ziyade taşınmazını terekeden çıkarma iradesini kararlılıkla sürdürdüğü, bedeller arasında açık fark olduğu, böylece miras bırakanın amacının mirasçılardan (terekeden) mal kaçırmak olduğu sonucuna varılmaktadır.</strong>"</i> Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, murisin gerçek iradesinin tespiti bakımından taraflar arasındaki ilişkiler, aile içi ihtilaflar ve işlemlerin sürekliliği büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; miras hukukunda saklı payın korunmasına yönelik davalarda, mirasbırakanın yaptığı tasarrufların niteliğinin doğru tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle karşılıksız kazandırma niteliği taşıyan işlemlerin, saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacına yönelik olup olmadığının somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; saklı payın korunmasına yönelik davalarda, hem süre kurallarının hem de maddi hukuka ilişkin değerlendirmelerin titizlikle ele alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, mahkemeler tarafından yapılacak incelemenin; fiili öğrenme olgusunu esas alan, tüm delilleri kapsayan ve mirasbırakanın gerçek iradesini ortaya koymaya yönelik bir bütünlük içinde yürütülmesi, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Aksi yöndeki uygulamalar, hem hukuki güvenliği zedeleyecek hem de benzer uyuşmazlıklarda öngörülebilirliği ortadan kaldıracaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/miras-payinin-ihlalinde-sure-ne-zaman-baslar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-kumsad.jpg" type="image/jpeg" length="79731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/10294 E., 2019/4259 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2019 tarihli, 2016/10294 E., 2019/4259 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/10294 E., 2019/4259 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.</p>

<p>Davacı, mirasbırakan babası ...’ın 71 ( eski 2791) ve 73 ( eski 2793) parsel sayılı taşınmazlarını davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, temlik işleminin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, murisin akıl zayıflığından istifade eden davalının hileli hareketlerle taşınmazların temlikini sağladığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Asli müdahiller, mirasbırakan babalarının dava konusu taşınmazlarını diğer mirasçıları mirastan yoksun bırakmak amacıyla gizlice üvey anneleri olan davalıya temlik ettiğini ileri sürüp, davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında tesciline karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, temlikin gerçek satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece,‘’davalının alım gücünün bulunmadığı, mirasbırakanın çekişmeli taşınmazları satma ihtiyacı içerisinde olmadığı, satış işleminde öngörülen satış bedellerinin taşınmazların gerçek değerinin çok altında bulunduğu ‘’gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.</p>

<p>Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.</p>

<p>Öte yandan, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanması zorunludur. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. 1982 Anayasası'nın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.</p>

<p>Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 27. maddesinde: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gerekir.</p>

<p>Somut olayda, davalı yanın tanık deliline dayandığı, tanık isim ve adreslerini 01.07.2014 tarihinde bildirdiği, mahkemece davalının tanık listesinin süresinde verilmediği belirtilerek anılan tanıkların dinlenmediği, bunun sonucunda davalının eldeki davada savunma hakkının kısıtlandığı ortadadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca; davalı tarafça bildirilen tanıkların dinlenmeleri yönünde HMK'nın 240. v.d. maddeleri uyarınca işlem yapılması ve davalının ibraz ettiği bağış sözleşmesi de değerlendirilerek, murisin amacının tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekirken, davalı tanıkları dinlenilmeksizin savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.</p>

<p>Davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="20315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/4322 E., 2019/912 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 13.02.2019 tarihli, 2016/4322 E., 2019/912 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/4322 E., 2019/912 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS-ECRİMİSİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın süreden reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar, mirasbırakan...nin tek erkek evladı olması nedeniyle davalıyı daha fazla koruyup kolladığını, duygu ve düşünceleri ile bu durumu belli ettiğini, paydaşı olduğu 1614 ada 6 parsel sayılı taşınmazdaki payının yarısını 24.10.1972 tarihinde davalıya bağış suretiyle devrettiğini, bu hususun ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/188 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile öğrendiklerini ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının miras payları oranında iptali ile adlarına tesciline, olmazsa tenkise, değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere 1.000 TL ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, davanın süresinde açılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, mirasbırakanın bağış suretiyle yaptığı temlikte muris muvazaası iddiasının dinlenemeyeceği tenkis talebininde TMK'nın 571. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü sürede ileri sürülmediğinden hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan...’nin 26.02.2013 tarihinde öldüğü, geriye çocukları davacılar ..., ..., davalı ... ile dava dışı .... ve ....’nin mirasçı olarak kaldığı, dava konusu 1614 ada 6 (eski 425 ada 391) parsel sayı 630,30 m2 miktarlı kargir ev ve arsası nitelikli taşınmazın 4/8 payı mirasbırakan ...adına kayıtlı iken 2/8 payını davalı ...’e 24.10.1972 tarihinde bağış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bilindiği üzere; TMK'nın hak düşürücü süreler başlıklı 571. maddesinde; “Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işleyemeye başlar. Tenkis iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir” hükmüne yer verilmiş olup, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisindeki düzenlemenin aksine, tenkis davasının bağlı olduğu süreler, zamanaşımı süresi olmaktan çıkarılmış, hak düşürücü süre hâline getirilmiştir. Öte yandan, 4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 17.maddesi gereğince, mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihindeki yürürlükte olan hükümlere göre belirlenecektir. Anılan sürenin hak düşürücü nitelikte olması nedeniyle re’sen gözetilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrenme tarihi, murisin ölüm tarihi olabileceği gibi, somut olayın özelliğine göre murisin ölüm tarihinden sonraki bir tarih de olabilecektir. Bir başka ifadeyle, murisin ölüm tarihinden sonra da davacı mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrenmesinin mümkün olduğu kuşkusuzdur.</p>

<p>Bu durumda, hak düşürücü sürenin hesabında davacının öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin esas alınması gerekir. Davalı tarafın bu tarihten daha önceki bir tarihte davacının saklı payının zedelendiğini öğrendiğini iddia etmesi durumunda bu iddiasını ispat etmek zorundadır.</p>

<p>Somut olayda; mirasbırakan Hüseyin Tekeli 26.03.2013 tarihinde ölmüş olup, buna göre eldeki davada uygulanması gereken yasal düzenleme 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 571. maddesi olacağı açıktır. Davacıların, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/188 Esas sayılı (mirasçılar... ve ... tarafından İsmail’e karşı dava dışı 207, 198, 202 ve 206 parsel sayılı taşınmazlar için muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istekli) dava dosyasında alınan 21.10.2014 tarihli bilirkişi raporu ile temliki öğrendiklerini iddia ederek eldeki davayı açtıkları, davalı ise; ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/188 Esas sayılı davanın açıldığı 18.04.2013 tarihinden itibaren davacıların temliki bildikleri ve davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını iddia ederek, davanın reddini savunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca; davacının tenkise konu işlemleri öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin hak düşürücü sürenin başlangıcı kabul edilmeyerek, davalının öğrenme tarihinin daha önce olduğunu savunması durumunda, davalının bu savunmasını ispat zorunluluğunda olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 gün ve 1980/1-1846-397 sayılı ve HGK'nun 01.06.2011 gün ve 2011/14-281-373 sayılı kararlarında aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>Hal böyle olunca, davalının öğrenme tarihinin daha önce olduğunu kanıtlaması halinde tenkis talebinin süre yönünden reddine karar verilmesi, davalının aksini kanıtlayamaması halinde ise işin esasına girilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir.<br />
Davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün bu bölümünün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="59182"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Affect Heuristic]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-affect-heuristic-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-affect-heuristic-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, normatif düzeyde delil, gerekçe, ispat standardı, masumiyet karinesi ve adil yargılanma ilkeleri üzerine kurulur. Ancak fiilî yargılama pratiği yalnızca rasyonel değerlendirme süreçlerinden ibaret değildir. Ceza dosyaları çoğu zaman öfke, korku, tiksinti, acıma, merhamet, kamuoyu baskısı, mağduriyet algısı ve toplumsal güvenlik kaygısı gibi duygusal yoğunluklar içinde değerlendirilir. Bu nedenle ceza muhakemesinde karar psikolojisini anlamak için yalnızca hukuki normlara değil, duyguların kanaat üretimindeki rolüne de bakmak gerekir.</p>

<p><i>Affect heuristic</i>, yani duygulanım sezgisi, kişinin bir olaya, kişiye veya davranışa ilişkin değerlendirmesini çoğu zaman analitik muhakeme yerine ilk duygusal tepkisi üzerinden kurmasıdır. Bir kişi veya olay olumsuz duygu uyandırıyorsa risk daha yüksek, kusur daha ağır, fail daha tehlikeli ve delil daha güçlü algılanabilir. Buna karşılık olumlu duygu uyandıran kişi veya anlatılar daha güvenilir, daha masum veya daha anlaşılabilir görünebilir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde affect heuristic; mağdur anlatısının delil değerini aşan duygusal güç kazanması, sanığın görünüşü ve davranışlarının karakter yargısına dönüşmesi, kamuoyu infialinin hukuki risk gibi algılanması, suç tipinin yarattığı tiksinti veya öfkenin ispat değerlendirmesine sızması ve hâkimin dosyaya ilişkin ilk duygusal konumlanmasının kanaati belirlemesi biçiminde görünür hale gelir. Hibrit Kopuş Savunması, bu yanlılık karşısında savunmayı duyguyu inkâr eden değil, duygunun hukuki ölçütün yerine geçmesini engelleyen stratejik bir müdahale pratiği olarak konumlandırır.</p>

<p><strong>I. Giriş: Ceza Muhakemesinde Duygunun Sessiz İktidarı</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, görünürde hukukî aklın alanıdır. Deliller toplanır, taraflar dinlenir, tanıklar sorgulanır, bilirkişi raporları tartışılır, savcı mütalaasını sunar, savunma cevap verir ve mahkeme vicdani kanaatine göre hüküm kurar. Normatif şema bu kadar berraktır. Fakat duruşma salonunun fiilî gerçekliği bu kadar steril değildir. Ceza yargılaması, insanî acının, öfkenin, korkunun, utancın, toplumsal tepkinin ve güvenlik kaygısının en yoğun biçimde sahneye çıktığı alanlardan biridir. Özellikle şiddet, cinsel suç, çocuk mağduriyeti, aile içi olaylar, örgüt suçları, trafik kazaları, kamu düzenini sarsan eylemler ve medyatik dosyalar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda duygusal dosyalardır.</p>

<p>Bu dosyalarda mesele çoğu zaman şudur: Duygu, delilin önüne geçer mi? Acı, ispatın yerine geçer mi? Öfke, gerekçenin boşluğunu doldurur mu? Tiksinti, suç vasfını ağırlaştırır mı? Kamuoyu infiali, tutuklama nedeni gibi çalışır mı? Mağdurun anlatısının duygusal gücü, anlatının hukuki testten geçirilmesini zorlaştırır mı? <i>Affect heuristic</i> bu soruların merkezinde yer alır. Çünkü insan zihni, çoğu zaman önce hisseder, sonra gerekçelendirir. Bir olay bize kötü hissettiriyorsa, onun daha riskli, daha haksız, daha tehlikeli ve daha cezalandırılabilir olduğunu düşünebiliriz. Bir kişi bize olumsuz duygu veriyorsa, onun savunmasını daha az inandırıcı bulabiliriz. Bir mağduriyet anlatısı bizi derinden etkiliyorsa, bu anlatının çelişkilerini görmekte zorlanabiliriz.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu çok tehlikelidir. Çünkü ceza yargılaması duygusuz olamaz; fakat yalnızca duygu ile de yürütülemez. Mahkeme elbette insanî acıya kayıtsız kalamaz. Fakat insanî acı, hukuki ispat standardının yerine geçemez. Mağduriyetin yoğunluğu, sanığın suçluluğunu otomatik olarak ispatlamaz. Suç tipinin ağırlığı, somut delilin zayıflığını telafi etmez. Toplumun öfkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesini askıya almaz.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu noktada savunmayı soğuk, duygusuz, teknik ve insandan kopuk bir faaliyet olarak görmez. Aksine, savunma duygunun sahnedeki gücünü kabul eder. Ancak bu gücün hukuki ölçütün yerine geçmesine izin vermez. Savunmanın görevi, duyguyu yok etmek değil; duygunun delil gibi çalıştığı anı görünür hale getirmektir. Bu nedenle affect heuristic karşısında savunmanın temel sorusu şudur: <strong>Bu dosyada kanaat gerçekten delillerden mi doğuyor, yoksa deliller duygusal bir ilk tepkinin ardından mı okunuyor?</strong></p>

<p><strong>II. Affect Heuristic Nedir?</strong></p>

<p>Affect heuristic, kişinin karar verirken olaylara ilişkin duygusal izlenimlerini hızlı bir değerlendirme aracı olarak kullanmasıdır. İnsan zihni, her olayda uzun ve analitik bir muhakeme yapmaz. Çoğu zaman olayın bizde uyandırdığı duygu, olay hakkındaki ilk kanaatimizi belirler.</p>

<p>Bir kişi bize güven veriyorsa, onun davranışlarını daha makul yorumlayabiliriz. Bir kişi antipatik görünüyorsa, aynı davranışı daha kötü niyetli algılayabiliriz. Bir olay korku uyandırıyorsa riskini olduğundan yüksek değerlendirebiliriz. Bir suç tipi tiksinti veya öfke doğuruyorsa, somut delillerdeki boşluklara daha az dikkat edebiliriz.</p>

<p>Ceza muhakemesinde affect heuristic’in kritik tarafı şudur: Duygu çoğu zaman kendisini duygu olarak göstermez. Yani kişi “ben bu dosyada öfkelendiğim için böyle düşünüyorum” demez. Daha çok, “dosyanın kapsamı”, “suçun niteliği”, “olayın vahameti”, “sanığın hali”, “mağdurun samimi anlatımı” veya “toplum vicdanı” gibi görünürde rasyonel ifadelerle kanaatini kurar. Elbette bu kavramların hepsi hukuken önemsiz değildir. Suçun niteliği, olayın ağırlığı, mağdurun beyanı, sanığın davranışı ve toplum güvenliği belirli bağlamlarda değerlendirilebilir. Sorun bunların varlığı değil, duygusal yoğunluğun hukuki testin yerine geçmesidir.</p>

<p>Affect heuristic, ceza muhakemesinde üç tehlikeli kaymaya yol açabilir: Birincisi, <strong>duygusal yoğunluk ispat gücü gibi algılanabilir.</strong> Anlatı ne kadar etkileyiciyse, o kadar doğru sanılabilir. İkincisi, <strong>duygusal rahatsızlık risk gibi algılanabilir.</strong> Sanık veya olay rahatsız edici ise, kaçma, delil karartma veya yeniden suç işleme riski daha yüksekmiş gibi düşünülebilir. Üçüncüsü, <strong>duygusal kabul gerekçe gibi çalışabilir.</strong> Mahkeme, aslında delillerin ayrıntılı tartışılması gereken yerde, olayın ağırlığına ve mağduriyetin etkisine dayanarak kanaatini daha kolay kurabilir. Bu nedenle affect heuristic, yalnızca psikolojik bir hata değildir. Ceza muhakemesinde masumiyet karinesi, gerekçeli karar hakkı, delillerin tartışılması ilkesi ve adil yargılanma hakkı bakımından doğrudan sonuç doğurur.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Affect Heuristic’in Beş Görünümü</strong></p>

<p><strong>1. Mağdur Anlatısının Delil Değerini Aşan Duygusal Güç Kazanması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde mağdur anlatısı son derece önemlidir. Mağdurun dinlenmesi, korunması, ikincil örselenmeden uzak tutulması ve beyanının ciddiyetle değerlendirilmesi gerekir. Ancak mağdur anlatısının önemini kabul etmek ile bu anlatıyı hukuki testten muaf tutmak aynı şey değildir. Affect heuristic özellikle mağduriyetin yoğun olduğu dosyalarda çalışır. Mağdurun acısı, anlatının duygusal gücü, yaşanan olayın ağırlığı veya toplumda uyandırdığı tepki, beyanın iç tutarlılığının, dış desteklerinin ve çelişkilerinin yeterince tartışılmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>Buradaki tehlike şudur: Mağdurun acısı gerçek olabilir; fakat bu acı, sanığın isnat edilen fiili işlediğini otomatik olarak ispatlamaz. Bir kişinin mağdur olması, olayın sanık tarafından ve iddia edildiği şekilde gerçekleştiğini tek başına göstermez. Ceza muhakemesinde mağduriyet ile fail isnadı arasında hâlâ delil köprüsü kurulmalıdır.</p>

<p>Savunmanın bu alandaki dili son derece dikkatli olmalıdır. Çünkü mağdur anlatısına yönelik kaba, küçümseyici veya saldırgan bir tutum, savunmanın ethosunu zedeler ve mahkemenin duygusal direncini artırır. Hibrit Kopuş Savunması burada duyguyu inkâr etmez; fakat delil standardını geri çağırır.</p>

<p>Savunma şu çizgide kurulmalıdır: “Mağdurun yaşadığı acı ve olayın insanî boyutu tartışma dışıdır. Ancak ceza muhakemesinde mahkûmiyet kararı, yalnızca mağduriyetin ağırlığına değil, isnadın sanık bakımından hukuken ispatlanmasına dayanmalıdır.” Bu cümle, iki şeyi aynı anda yapar: Mağduru incitmez; fakat duygusal anlatının delil yerine geçmesini engeller.</p>

<p><strong>2. Sanığın Görünüşü, Tavrı ve Sosyal Kimliğinin Karakter Yargısına Dönüşmesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde sanık yalnız sözleriyle değil, bedeniyle, yüz ifadesiyle, sessizliğiyle, kıyafetiyle, konuşma tarzıyla ve sosyal kimliğiyle de algılanır. Duruşma salonu yalnızca hukuki değil, aynı zamanda dramaturjik bir alandır. Sanığın nasıl oturduğu, hâkime nasıl baktığı, cevap verirken tereddüt edip etmediği, ağlayıp ağlamadığı veya fazla soğukkanlı kalıp kalmadığı bile kanaati etkileyebilir.</p>

<p>Affect heuristic burada sanığın “hoşa gitmeyen” görünümünü suçluluk algısına dönüştürebilir. Sanık öfkeli görünüyorsa saldırgan, soğukkanlı görünüyorsa pişmanlıksız, susuyorsa saklayan, çok konuşuyorsa manipülatif, ağlıyorsa rol yapan, ağlamıyorsa duygusuz kabul edilebilir. Yani sanığın hemen her davranışı, mevcut duygusal çerçeve içinde aleyhe yorumlanabilir. Bu durum özellikle sosyal olarak dışlanmış, yoksul, eğitimsiz, öfkeli, travmatize, iletişim becerisi zayıf veya kendisini ifade etmekte güçlük çeken sanıklar bakımından daha ağır sonuç doğurur. Çünkü mahkeme bazen sanığın dosyadaki fiilini değil, salondaki etkisini yargılamaya başlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada müvekkili yalnız hukuki olarak değil, dramaturjik olarak da hazırlamalıdır. Müvekkilin kontrolsüz konuşma dürtüsü, gereksiz jestleri, hakime doğrudan çıkışları, mağdur tarafla göz teması, ironik gülümseme, omuz silkme veya öfke patlaması gibi davranışları, affect heuristic’i tetikleyebilir.</p>

<p>Savunmanın görevi iki yönlüdür: Birincisi, müvekkili duruşma sahnesine hazırlamak.<br />
İkincisi, sanığın kişilik izlenimi ile somut fiilin ispatı arasına hukuki mesafe koymak. Savunma gerektiğinde şu çerçeveyi kurmalıdır: “Müvekkilin duruşmadaki heyecanı, öfkesi veya kendisini ifade etme güçlüğü, isnat edilen fiilin sübutuna ilişkin delil olarak değerlendirilemez. Bu yargılamanın konusu müvekkilin duruşma performansı değil, iddianameye konu somut fiilin hukuken ispatlanıp ispatlanmadığıdır.” Bu ifade, karakter yargılamasını fiil yargılamasına geri çeker.</p>

<p><strong>3. Suç Tipinin Yarattığı Öfke veya Tiksintinin İspat Değerlendirmesine Sızması</strong></p>

<p>Bazı suç tipleri doğal olarak güçlü duygusal tepkiler üretir. Çocuklara karşı suçlar, cinsel suçlar, kadına yönelik şiddet, yaşlılara karşı eylemler, hayvanlara eziyet, toplum güvenliğini sarsan suçlar veya kamu vicdanını yaralayan olaylar, yargılama aktörlerinde de güçlü duygular doğurabilir.</p>

<p>Bu duygular insanî olarak anlaşılabilir. Fakat ceza muhakemesi açısından risklidir. Çünkü suç tipinin ağırlığı ile somut ispat gücü birbirine karışabilir. Suç ne kadar ağırsa, sanığın mahkûm edilmesi gerektiği yönündeki duygusal baskı artabilir. Oysa ceza hukukunun temel paradoksu şudur: Suç ne kadar ağırsa, ispat standardı fiilen o kadar dikkatli işletilmelidir. Çünkü hata ihtimalinin sonucu da o kadar ağırdır.</p>

<p>Affect heuristic burada “bu kadar ağır bir olay karşısında beraat verilirse toplum vicdanı yaralanır” gibi bir düşünceyi besleyebilir. Fakat ceza muhakemesinde toplum vicdanı, hukuki ispatın yerine geçemez. Hatta toplum vicdanının gerçekten korunması, masum bir kişinin duygusal baskı altında mahkûm edilmemesini de gerektirir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu tür dosyalarda çok hassas bir denge kurmalıdır. Savunma, suç tipinin ağırlığını küçümsememeli; fakat bu ağırlığın delil standardını düşürmesine izin vermemelidir.</p>

<p>Savunma dili şöyle kurulabilir: “İsnat edilen suçun ağırlığı tartışmasızdır. Ancak suçun ağırlığı, ispat standardını hafifletmez; aksine mahkemenin delilleri daha titiz, daha dikkatli ve daha gerekçeli değerlendirmesini zorunlu kılar.” Bu cümle affect heuristic’e karşı oldukça güçlüdür. Çünkü duygusal ağırlığı reddetmez; onu daha yüksek muhakeme dikkatine dönüştürür.</p>

<p><strong>4. Kamuoyu İnfialinin Hukuki Risk Gibi Algılanması</strong></p>

<p>Kamuoyu infiali, affect heuristic’in ceza muhakemesindeki en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Özellikle sosyal medya çağında bazı dosyalar mahkeme salonuna gelmeden önce toplumun duygusal mahkemesinden geçer. Sanık hakkında etiketler üretilir, olay belirli bir çerçeveye yerleştirilir, mağduriyet anlatısı yayılır, öfke örgütlenir ve yargıdan “beklenen karar” daha yargılama başlamadan ilan edilir.</p>

<p>Bu atmosferde tutuklama, adli kontrol, tahliye ve beraat kararları çok daha zor hale gelir. Çünkü yargısal karar artık yalnızca dosyaya değil, kamuoyunun duygusal tepkisine de temas eder. Mahkeme, hukuken doğru kararı vermekle kamuoyu tepkisini yönetmek arasında görünmez bir baskı hissedebilir.</p>

<p>Affect heuristic burada kamuoyu öfkesini hukuki risk gibi gösterir. Toplumun tepkisi yüksekse sanığın kaçacağı, delilleri karartacağı veya serbest kalırsa yeni bir tehlike doğuracağı daha kolay varsayılabilir. Oysa kamuoyu tepkisinin yoğunluğu, tek başına somut tutuklama nedeni değildir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada kamuoyuyla kavga etmez. Kamuoyunun acısını veya hassasiyetini küçümsemez. Ancak mahkemeye hukuki ölçütü hatırlatır. Örneğin: “Toplumsal hassasiyetin varlığı anlaşılabilir olmakla birlikte, kişi özgürlüğünü sınırlayan tedbirler somut olgulara dayanmalıdır. Kamuoyu infiali, kaçma şüphesi veya delil karartma ihtimalinin yerine geçemez.” Bu cümle, kamuoyu tepkisinin duygusal ağırlığını hukuki risk kategorisinden ayırır. Böylece savunma, affect heuristic’in tutuklama kararına sızmasını engellemeye çalışır.</p>

<p><strong>5. Hâkimin İlk Duygusal Konumlanmasının Kanaati Belirlemesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde hâkim de insandır. Dosyayı okurken, sanığı görürken, mağduru dinlerken, olayın detaylarıyla karşılaşırken belirli duygular yaşayabilir. Bu duygular tamamen ortadan kaldırılamaz. Fakat sorun, ilk duygusal konumlanmanın daha sonra delillerin okunma biçimini belirlemesidir. Bir hâkim dosyayı ilk okuduğunda sanığa karşı olumsuz bir izlenim geliştirmişse, sonraki savunma argümanlarını daha dirençli karşılayabilir. Mağdurun anlatısı güçlü bir empati doğurmuşsa, beyan çelişkileri daha tolere edilebilir görülebilir. Sanığın tavrı mahkemede rahatsızlık yaratmışsa, sanık lehine açıklamalar daha az inandırıcı bulunabilir.</p>

<p>Bu noktada affect heuristic, confirmation bias ile birleşebilir. İlk duygusal tepki, daha sonra kendisini doğrulayan delilleri seçmeye başlar. Böylece duygu ile delil arasında kapalı bir döngü oluşur. Hibrit Kopuş Savunması’nın görevi, bu döngüyü kırmaktır. Savunma, mahkemeyi doğrudan “duygusal davranıyorsunuz” diye itham etmemelidir. Bu genellikle direnç üretir. Bunun yerine delil değerlendirmesini yeniden yapılandıracak sorular sormalıdır:</p>

<p>Bu beyan hangi dış delille desteklenmektedir?<br />
Bu görüntünün öncesi ve sonrası dosyada mevcut mudur?<br />
Sanığın davranışı hangi somut delille suçla ilişkilendirilmektedir?<br />
Mağduriyetin ağırlığı ile fail isnadının ispatı birbirinden ayrılmış mıdır?<br />
Duygusal olarak çarpıcı olan unsur, hukuken belirleyici midir?</p>

<p>Bu sorular, hâkimin duygusal kanaatini doğrudan hedef almadan, kanaatin delil zeminine geri dönmesini sağlar.</p>

<p><strong>IV. Affect Heuristic ve Mağduriyet Dilinin Çift Yönlü Riski</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde mağduriyet dili iki yönlü bir risk taşır. Bir yandan mağdurun acısını görünmez kılan, onu ikinci kez yaralayan, beyanını peşinen değersizleştiren bir savunma dili adil değildir. Diğer yandan mağduriyetin duygusal gücünü hukuki ispatın yerine geçiren bir yargılama dili de adil değildir. Bu nedenle savunma, mağduriyet anlatısını inkâr eden değil, onu hukuki sınırına yerleştiren bir dil kurmalıdır. Savunmanın en zor ama en gerekli işi budur. Özellikle hassas suç tiplerinde savunmanın hatalı bir cümlesi mahkeme salonundaki bütün duygusal dengeyi değiştirebilir. Mağduru suçlayıcı, aşağılayıcı, küçük düşürücü veya travmayı hafife alan bir dil, savunmanın meşruiyetini zayıflatır. Ancak savunma, bu hassasiyet nedeniyle delil tartışmasından da vazgeçemez.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada “ölçülü pathos” ilkesini devreye sokar. Savunma duygusuz değildir; fakat duygunun esiri de değildir. Mağdurun acısını kabul eder, fakat sanığın mahkûmiyeti için hukuki ispat arar. Toplumun hassasiyetini anlar, fakat kişi özgürlüğünün ancak somut olgularla sınırlanabileceğini vurgular. Suçun ağırlığını inkâr etmez, fakat suçun ağırlığının ispat yükünü ortadan kaldırmadığını söyler.</p>

<p>Bu dengenin temel cümlesi şu olabilir: <strong>“İnsanî acıya saygı, hukuki ispat zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.”</strong> Bu cümle, affect heuristic karşısında savunmanın etik ve stratejik merkezidir.</p>

<p><strong>V. Hibrit Kopuş Savunmasının Affect Heuristic Karşısındaki Müdahale Dereceleri</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Duyguyu İnkâr Etmeden Hukuki Zemini Hatırlatma</strong></p>

<p>Duygusal yoğunluğun düşük veya orta düzeyde olduğu dosyalarda savunma, mahkemeyi doğrudan uyarmak yerine yumuşak bir hatırlatma yapabilir.</p>

<p>Örneğin: “Dosyanın insanî boyutu elbette önemlidir; ancak nihai değerlendirme, duruşmada tartışılan somut deliller üzerinden yapılmalıdır.” Bu dil uyumludur. Mahkemenin duygusal hassasiyetini reddetmez. Fakat değerlendirme zeminini delile çeker.</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Duygusal Anlatı ile Delil Değeri Arasında Ayrım Kurma</strong></p>

<p>Eğer mağdur anlatısı, kamuoyu tepkisi veya olayın ağırlığı delil değerlendirmesini baskılamaya başlamışsa savunma daha belirgin bir ayrım kurmalıdır.</p>

<p>Örneğin: “Anlatının etkileyici olması ile isnadın hukuken ispatlanması farklı değerlendirme düzlemleridir. Savunmanın talebi, bu iki düzlemin birbirine karıştırılmamasıdır.” Bu cümle affect heuristic’i doğrudan hedefler. Fakat bunu saldırgan olmayan bir dille yapar.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Delil Tartışmasını Duygusal Çerçeveden Çıkarmak</strong></p>

<p>Mahkeme veya iddia makamı sürekli olayın vahametine, mağduriyetin ağırlığına veya sanığın olumsuz izlenimine dayanıyorsa savunma delil tartışmasını yeniden kurmalıdır.</p>

<p>Örneğin: “İsnat edilen fiilin ağırlığı konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Tartışma, bu ağır fiilin müvekkil tarafından işlendiğinin hangi somut, güvenilir ve çelişkiden uzak delillerle ispatlandığı noktasındadır.” Bu cümle savunmanın alanını netleştirir. Suçun ağırlığını değil, fail isnadının ispatını tartışır.</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Duygusal Baskının Adil Yargılanma Sorununa Dönüştüğünü Gösterme</strong></p>

<p>Kamuoyu baskısı, medya dili veya mahkeme salonundaki duygusal atmosfer savunmanın etkinliğini zayıflatıyorsa, savunma bunu adil yargılanma meselesi olarak kurmalıdır.</p>

<p>Örneğin: “Yargılamanın kamuoyu tepkisinin gölgesinde yürütülmesi, delillerin serbestçe tartışılmasını ve savunmanın etkili biçimde dinlenmesini zorlaştırmaktadır. Savunma olarak talebimiz, dosyanın duygusal atmosferden arındırılarak yalnızca hukuka uygun deliller üzerinden değerlendirilmesidir.” Bu artık daha açık bir Hibrit Kopuş hamlesidir.</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Duygusal Yargılamanın Meşruiyetini Tartışmaya Açma</strong></p>

<p>Bazı dosyalarda affect heuristic sistematik hale gelir. Medya mahkemesi kurulmuş, sanık peşinen mahkûm edilmiş, mahkeme salonu toplumsal öfkenin sahnesine dönüşmüş ve savunmanın her itirazı mağdura saldırı gibi algılanmaya başlamış olabilir.</p>

<p>Bu durumda savunma, yargılamanın meşruiyet zeminini tartışmaya açabilir: “Savunmanın her delil tartışmasının mağduriyeti inkâr gibi algılandığı, kamuoyu tepkisinin yargılama atmosferini belirlediği ve sanığın daha hüküm kurulmadan toplumsal olarak mahkûm edildiği bir ortamda, adil yargılanma hakkının fiilen korunması mümkün değildir.” Bu sert bir müdahaledir. Her dosyada kullanılmaz. Fakat bazı dosyalarda savunmanın kayıt oluşturması, üst yargı ve hak ihlali denetimi bakımından zorunlu hale gelebilir.</p>

<p><strong>VI. Affect Heuristic’e Karşı Hazır Savunma Cümleleri</strong></p>

<p>“Dosyanın insanî ağırlığı, ispat standardını hafifletmez.”</p>

<p>“Mağduriyetin varlığı ile fail isnadının sanık bakımından ispatı ayrı değerlendirme konularıdır.”</p>

<p>“Duygusal olarak çarpıcı olan unsur, hukuken belirleyici unsur olmayabilir.”</p>

<p>“Toplumsal tepki, CMK anlamında somut tutuklama nedeni yerine geçemez.”</p>

<p>“Sanığın duruşmadaki tavrı, isnat edilen fiilin sübutuna ilişkin delil olarak değerlendirilemez.”</p>

<p>“Suçun ağırlığı, delil değerlendirmesinde daha düşük değil, daha yüksek bir dikkat yükümlülüğü doğurur.”</p>

<p>“Savunmanın delil tartışması, mağduriyeti inkâr anlamına gelmez.”</p>

<p>“İnsanî acıya saygı, hukuki ispat zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.”</p>

<p>“Bu dosyada tartışılması gereken husus, olayın yarattığı duygusal etki değil, isnadın somut delillerle ispatlanıp ispatlanmadığıdır.”</p>

<p>“Mahkûmiyet kanaati, duygusal kabulden değil, duruşmada tartışılmış delillerden doğmalıdır.”</p>

<p><strong>VII. Sonuç: Savunma, Duygunun Delil Gibi Çalıştığı Anı Görünür Kılar</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi insansız bir alan değildir. Bu nedenle duygunun yargılamadan tamamen çıkarılması mümkün değildir. Mağdurun acısı, sanığın korkusu, toplumun öfkesi, hâkimin insanî tepkisi ve duruşma salonunun atmosferi yargılamanın gerçek parçalarıdır. Ancak ceza muhakemesi, duygunun varlığını kabul ederken onun delilin yerine geçmesine izin veremez.</p>

<p>Affect heuristic’in tehlikesi tam da buradadır. Duygu, kendisini duygu olarak değil, kanaat olarak sunar. Öfke risk gibi görünür. Acı ispat gibi algılanır. Tiksinti suç vasfını ağırlaştırır. Kamuoyu infiali tutuklama nedeni gibi çalışır. Sanığın sevimsizliği suçluluk izlenimine dönüşür.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, bu duygusal akışı inkâr etmez. Onu teşhis eder, adlandırır ve hukuki zemine geri çeker. Savunmanın görevi mağduriyeti küçümsemek değildir; mağduriyetin sanığın suçluluğunu otomatik olarak ispatlamadığını göstermektir. Savunmanın görevi kamuoyunu karşısına almak değildir; kamuoyu tepkisinin hukuki ölçütün yerine geçemeyeceğini hatırlatmaktır. Savunmanın görevi hâkimi duygusuzlaştırmak değildir; duygusal ilk tepkinin delil değerlendirmesini yönetmesini engellemektir.</p>

<p>Bu nedenle affect heuristic karşısında savunmanın temel ilkesi şudur: <strong>Duygu yargılamada inkâr edilemez; fakat hükmün gerekçesi haline de getirilemez.</strong> Hibrit Kopuş Savunması’nın bu başlıktaki ana cümlesi ise şöyle kurulabilir: <strong>Savunma, duygunun delil gibi çalıştığı anı görünür kılan ve yargılamayı yeniden hukuki ispat zeminine çeken stratejik müdahaledir.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-affect-heuristic-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teraaszl.jpg" type="image/jpeg" length="55722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6650 E., 2025/9689 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256650-e-20259689-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256650-e-20259689-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 09.12.2025 tarihli, 2025/6650 E., 2025/9689 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6650 E., 2025/9689 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1180 E., 2025/1596 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/321 E., 2025/72 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2025</p>

<p>Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait işyerinde 28.09.1998 tarihinde işe başladığını, müvekkilinin son ücretinin brüt 3.370,00 TL olduğunu, müvekkilinin özveriyle işini yaptığını, ancak davalı Şirket tarafından terfi ettirilmediğini, yeni personellerin birkaç yılda terfi ettiğini ve zam aldığını, işyerinde personel kayırmacılığının olduğunu, müvekkilinin bu durum ile ilgili yöneticilerine bu aksaklıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri içeren e-postalar gönderdiğini, müvekkilinin hiçbir cevap ve sonuç alamadığını, bunun üzerine müvekkilinin Yönetim Kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, gönderilen bu e-posta nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkilinin Şirket yöneticilerinin şahsına ya da şirketin kurumsal yapısına herhangi bir söz söylemediğini, müvekkilinin seçtiği atasözünün hakaret içermediğini, eleştirel düşüncenin ifade biçimi olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kullanmış olduğu kelimelerin hakaret içerdiğini, davacının yazdığı e-posta içeriğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aştığını, kullanılan üslubun ölçülü olması gerektiğini, davacının mevcut e-postasını düzeltme ihtiyacı ile yeni bir e-posta gönderdiğini kabul etmekle ölçüyü kaçırdığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararı ile; davacı tarafından gönderilen e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2021 tarihli kararı ile; davacı tarafından atılan e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi Kararı</p>

<p>Kesin olarak verilen karara karşı davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesinin 17.07.2024 tarihli ve 2021/53760 Başvuru No.lu ve kararı ile; başvurucunun sıralı amirlerine yaşadığı sorunları iletmesine karşın sonuç alamaması nedeniyle haklı fesih nedeni olarak kabul edilen ifadeleri içeren e-postayı gönderdiğini, işverenin başvurucunun kullandığı sözleri kaba ve rahatsız edici bulduğu, bununla birlikte başvurucunun değer yargısı niteliği taşıyan bu ifadeleri kullanmasındaki temel amacın işverenlere yönelik bir hakaret değil uğradığı haksızlıklar hususunda farkındalık yaratmak olduğu ve başvurucunun bunları Kurum işleyişini nitelemek için kullandığı, haklı fesih nedeni olarak kabul edilen bu ifade, içerdiği kelimeler nedeniyle sosyoekonomik olarak daha yüksek seviyelerdeki bazı çevrelerde kaba olarak nitelendirilse dahi bu ifadenin toplumun bir kesimince vahim ve kabul edilemez işleri eleştirmek amacıyla kullanıldığının da bilindiği, ayrıca söz konusu ifadelerin taşıdığı kabalığın on dokuz yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Şirkete emek ve mesaisini harcayan, buna karşın haksızlığa uğradığını düşünen başvurucunun agresif anlatımının bir parçası olduğu, bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan ilk derece mahkemelerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerektiği, buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ve buna bağlı olarak tazminat talebinin reddedilmesinde feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesinin aşırı bir yoruma tâbi tutularak düşünce açıklamalarının dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve derece mahkemelerinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket etmedikleri, bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa'nın 153. maddesinin “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” hükmünü içerdiği, bu itibarla yapılan incelemede e-posta içeriği incelendiğinde davacının, işverenin kişilere ve topluma yararlı çok sayıda faaliyette bulunduğunu ifade ettikten sonra kendisinin de bir parçası olduğu Kurumun işleyişini eleştirdiği, bu bağlamda kullanılan sözlerin muhataplarının şahsına sarf edilmiş hakaret içerikli ifadeler değil kurumsal işleyişe ilişkin değer yargısı içeren eleştiri mahiyetinde ifadeler olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih tarihinin 23.05.2017, dava tarihinin 16.03.2018, ıslah tarihinin ise 09.01.2025 tarihi olduğu, kural olarak fesih tarihi olan 23.05.2017 tarihine 10 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde 23.05.2027 tarihinde zamanaşımı süresinin sona ereceği, ancak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici madde 8/2 hükmüne göre, zamanaşımı süresinin 25.10.2017 tarihinden sonraki kısmı 5 yıldan uzun olduğundan 25.10.2022 tarihinin zamanaşımı süresinin sonu olduğu, bu tarihe arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde zamanaşımının tamamlandığı tarihin 08.02.2023 tarihi olduğu, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğramaması için 08.02.2023 tarihine kadar talep edilmiş olması gerektiği, somut olayda ise ıslah dilekçesinin 09.01.2025 tarihinde sunulduğu, davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, buna göre dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla sınırlı olarak dava konusu tazminatların kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>C. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini, ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama yapıldığını, yeniden yargılamada tahkikata geri dönüldüğüne göre zamanaşımı yönünden de tahkikatın yapıldığı ana dönülmesi gerektiğini,</p>

<p>2. Yapılan yargılamada yeni bir hak ihlaline daha sebep olunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.</p>

<p>Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.</p>

<p>Zamanaşımı; bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan hâkim tarafından, yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.</p>

<p>Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir.</p>

<p>Zamanaşımı; harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez.</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı süresi" kenar başlıklı ek 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p>"İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.</p>

<p>a) Kıdem tazminatı.</p>

<p>b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.<br />
..."</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi şöyledir:</p>

<p>"Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.<br />
Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Davacı taraf verilen kararın ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen gerekçe ile Mahkemece verilen kararın davacının ifade özgürlüğünün ihlal ettiği gerekçesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında davacı tarafın dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa davacı tarafça yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle davacının bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacı tarafça ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256650-e-20259689-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="46063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kazada ölen Sıla'nın davasında 'çelişkili raporlar' nedeniyle yeni rapor alınacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kazada-olen-silanin-davasinda-celiskili-raporlar-nedeniyle-yeni-rapor-alinacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kazada-olen-silanin-davasinda-celiskili-raporlar-nedeniyle-yeni-rapor-alinacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekirdağ'da Hukuk Fakültesi 3'üncü sınıf öğrencisi Sıla Pehlivanoğlu’nun, kullandığı motosikletin başka bir motosikletle çarpıştığı kazada ölümüne ilişkin diğer sürücü A.Ç.’nin 'Taksirle ölüme neden olma' suçundan yargılandığı davaya devam edildi. Duruşmada kazaya ilişkin raporlardaki çelişkilerin giderilmesi için Adlı Tıp Kurumu'ndan yeni rapor istenmesine karar verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaza, 28 Aralık 2024'te Süleymanpaşa ilçesi Cumhuriyet Mahallesi Büşra Sokak'ta meydana geldi. Evden yemek almak üzere çıkan Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3'üncü sınıf öğrencisi Sıla Pehlivanoğlu'nun kullandığı 22 ADV 295 plakalı motosiklet ile karşı yönden gelen A.Ç.'nin kullandığı 59 AHZ 560 plakalı motosikletle çarpıştı. Yaralanan Pehlivanoğlu, kaza yerine sevk edilen ambulansla, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Yoğun bakımda tedaviye alınan Sıla Pehlivanoğlu, 4 Ocak 2025'te yaşamını yitirdi. Pehlivanoğlu, memleketi Edirne'nin Keşan ilçesinde toprağa verildi. Gözaltına alınan diğer motosiklet sürücüsü A.Ç. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.</p>

<p><strong>SILA, 'ASLİ' KUSURLU BULUNDU</strong></p>

<p>A.Ç. hakkında Tekirdağ 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nde 'Taksirle ölüme neden olma' suçundan dava açıldı. Hazırlanan iddianamede, sanık motosiklet sürücüsü A.Ç. 'tali', ölen Sıla Pehlivanoğlu 'asli' kusurlu bulundu.</p>

<p>Davanın görülen 3'üncü duruşmasına Sıla'nın annesi Emel Pehlivanoğlu, yakınları ve taraf avukatları katıldı. Duruşma savcısı soruşturma ve kavuşturma sırasında sanık hakkında farklı raporlar bulunduğunu belirterek, 'Alınan bilirkişi raporlarında sanığa tali kusur ve kusursuz olduğu yönünde farklı raporlar bulunduğu, çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu uzmanlar kurulundan ayrıca rapor aldırılması' talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, raporların çelişkilerinin ortadan kalkması için Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesine ve oradan gelecek raporun beklenmesine karar vererek duruşmayı 10 Eylül 2026 tarihine erteledi.</p>

<p><strong>'HUKUKÇU SILA İÇİN ADALET İSTİYORUZ'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşma sonrası konuşan Emel Pehlivanoğlu, kızı Sıla'nın üniversite öğrencisi olduğunu belirterek, "Kızımız Sıla Pehlivanoğlu gece yarısı hızla üzerine sürülen motosikletin çarpması sonucu bizce kasten ölümüne sebebiyet verilmiştir. Kızımız Sıla'nın direkt üstüne şerit ihlali yapılarak motorun hızla sürülerek ölümüne sebep olan sanık A.Ç.'nin taksirle ölüme neden olma suçundan bugün yapılan yargılanmasında mahkemece önceki celsede verilen ara karardan dönülerek dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi'nde tarafların kusur durumuna ilişkin raporlar arasındaki çelişkinin de giderilmek suretiyle rapor aldırılmasına karar verdi" diye konuştu.</p>

<p><strong>'DOSYANIN YENİDEN ADLİ TIP'A GİTMESİNİ ANLAYAMADIK'</strong></p>

<p>Sanık A.Ç.'nin avukatı Recep Yüksekyayla ise kazaya ilişkin verilen ilk raporda müvekkilinin hiçbir kusuru olmadığının yer aldığını söyledi. Yüksekyayla, "Dosya Adli Tıp'a gitti. Adli Tıp raporunda anlamadığımız bir tali kusur verildi, kusurda şu şekilde; biz kamera görüntülerinde şeridimizde gidiyoruz, ölen rahmetli Sıla Hanım kendi şeridinden çıkarak bizim şeridimize giriyor, bunların hepsi kamera görüntülerinde mevcut. Adli Tıp da tali kusuru verirken şu şekilde verdi. Sen kendi şeridinde de gitsen, yolun sağından git demeye getiriyor ama şerit bize ait. Biz de dedik ki, bu bir acıma kararıdır, bunu İstanbul'a teknik bilirkişilere gönderelim dedik ve dosya teknik bilirkişilere gitti. İstanbul'daki teknik bilirkişilerden de bizim herhangi bir kusurumuz olmadığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz duruşmada tekrar rapor talep edilmişti ancak mahkeme bu talebi reddetti. Ancak bugün ne hikmetse dosya yeniden Adli Tıp'a gitme gereği duyuldu, bunun nedenini bir türlü çözemedik" dedi.</p>

<p>Raporlara yönelik savunmalarını yapacaklarını söyleyen Yüksekyayla, "Dosyaya aile tarafından sunulmuş uzman raporları var. Bu raporları da inceledik, bir doktor öğretim üyesinin yazmış olduğu rapor var. Doktor öğretim üyesi hukuki mütalaa vermek yerine sanki bir teknik bilirkişiymiş gibi bir trafik polisi veya Adli Tıp uzmanı gibi bizi yüzde 100 kusurlu göstermiş. Karşı tarafı yüzde 100 kusursuz. Bununla beraber birkaç tane daha rapor var bu şekilde. Bu biraz mahkemenin kararını etkilemeye yönelik olduğunu düşünüyoruz. Aileye tekrar başsağlığı diliyoruz ama bizim burada asıl amacımız hukukun tecelli etmesi" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kazada-olen-silanin-davasinda-celiskili-raporlar-nedeniyle-yeni-rapor-alinacak</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/69f09aaece3eb91b24a1ab19.webp" type="image/jpeg" length="84151"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Leasing (Sat-Geri Kirala) İşlemleri Gerçekten Bir Kiralama mı? Hukuki Niteliği ve Uygulama Riskleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Finansal kiralama uygulamasında sat-geri kirala (sale &amp; leaseback) işlemleri, özellikle likidite ihtiyacı bulunan şirketler açısından önemli bir finansman yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Bu modelde, şirket aktifinde yer alan bir varlık finansal kiralama şirketine devredilmekte ve aynı varlık kiracı sıfatıyla kullanılmaya devam edilmektedir. Bu yönüyle işlem, mülkiyet devri ile kullanım hakkının ayrıştığı kendine özgü bir hukuki yapı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sat-geri kirala işlemleri, normatif dayanağını 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında bulmakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan uyuşmazlıklar, işlemin yalnızca klasik bir finansal kiralama ilişkisi olarak değerlendirilmesinin her zaman yeterli olmadığını göstermektedir. Bu yönüyle sat-geri kirala işlemleri, yalnızca taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi değil; mülkiyet hakkı, alacaklıların korunması ve icra hukuku bakımından üçüncü kişileri de etkileyebilen sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>Bu işlemlerde görünürde bir satış sözleşmesi kurulmakta; ancak ekonomik gerçeklik çoğu zaman bir finansman sağlanmasına yönelmektedir. Bu durum, sat-geri kirala işlemlerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde yalnızca sözleşme metnine bağlı kalınmasının yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim uygulamada tarafların iradesi ile işlemin ekonomik amacı her zaman örtüşmemekte; bu da işlemin bazı durumlarda teminat amaçlı mülkiyet devri olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını gündeme getirmektedir.</p>

<p>Kanaatimce, sat-geri kirala işlemleri kural olarak geçerli bir finansal kiralama ilişkisi kurmakla birlikte, özellikle finansman amacının ağır bastığı durumlarda teminat ilişkisine yaklaşan sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, bu tür işlemlerde hukuki nitelendirme yapılırken yalnızca şekli unsurların değil, işlemin ekonomik amacının ve tarafların gerçek iradesinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay uygulamasında finansal kiralama sözleşmeleri genel olarak geçerli kabul edilmekte; ancak uyuşmazlık halinde taraflar arasındaki ilişkinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. İşlemin görünürdeki hukuki niteliği ile ekonomik amacı arasında farklılık bulunması halinde, hukuki değerlendirmenin işlemin gerçek niteliğine göre yapılması gerektiği yönündeki yaklaşım, sat-geri kirala işlemleri bakımından da önem taşımaktadır. Zira bu işlemler, şeklen bir satış ve kira ilişkisi gibi görünmekle birlikte, çoğu zaman bir finansman ilişkisi kurma amacına hizmet etmektedir.</p>

<p>Uygulamada bu işlemler çoğu zaman finansman ihtiyacı doğrultusunda hızlı şekilde planlanmakta; ancak hukuki altyapının yeterince oluşturulmaması ilerleyen aşamalarda ciddi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Özellikle temerrüt hükümlerinin açık olmaması, fesih şartlarının net düzenlenmemesi ve malın geri alınmasına ilişkin prosedürlerin belirsiz bırakılması, uygulamada sürecin uzamasına ve taraflar açısından hak kayıplarına neden olabilmektedir.</p>

<p>Sat-geri kirala işlemlerinde en kritik aşamalardan biri temerrüt sürecidir. İhtarların usulüne uygun yapılmaması, ileride başlatılacak hukuki süreçleri doğrudan etkilemektedir. Bununla birlikte uygulamada en fazla sorun yaşanan alanlardan biri de malın geri alınması sürecidir. Özellikle taşınmazlarda tahliye sürecinin beklenenden uzun sürmesi, bu işlemlerin teoride sunduğu hızlı geri alma avantajının pratikte her zaman gerçekleşmediğini göstermektedir.</p>

<p>Uygulamada edinilen tecrübeler, sat-geri kirala işlemlerinin çoğu zaman yalnızca finansal avantajları dikkate alınarak yapılandırıldığını; buna karşılık hukuki risklerin ikinci planda kaldığını ortaya koymaktadır. Oysa bu işlemler, mülkiyet devrini de içermesi nedeniyle klasik kira ilişkilerinden daha karmaşık bir yapı arz etmekte ve uyuşmazlık halinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesini güçleştirmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, sat-geri kirala işlemleri doğru kurgulandığında şirketler açısından etkili bir finansman aracı olmakla birlikte, hukuki altyapının eksik kurulması halinde önemli riskler barındırmaktadır. Bu nedenle, sözleşme hazırlanırken yalnızca finansal koşulların değil; temerrüt, fesih ve malın geri alınması süreçlerinin de ayrıntılı şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, taraflar açısından öngörülen faydanın sağlanması güçleşebilecek ve süreç uzun süren uyuşmazlıklara dönüşebilecektir.</p>

<p><img alt="Filiz Sutcigil" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="202"></p>

<p><strong>Av. Filiz Sütçigil</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dlsss-sozles-kira.jpg" type="image/jpeg" length="15080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Heyeti Anıtkabir’i Ziyaret Etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyeti-anitkabiri-ziyaret-etti-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyeti-anitkabiri-ziyaret-etti-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Anayasa Mahkemesinin 64. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başkan Kadir Özkaya; başkanvekilleri, üyeler ve raportörlerle birlikte Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi. Başkan Özkaya’nın mozoleye çelenk sunmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu.</p>

<p>Daha sonra heyetle birlikte Misak-ı Millî Kulesi’ne geçen Başkan Özkaya, Anıtkabir Özel Defteri’ni imzaladı. Başkan Özkaya, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:</p>

<p>“Aziz Atatürk, Anayasa Mahkememizin 64. kuruluş yıldönümünün derin anlam ve sorumluluğunun idrakiyle huzurunuzda bulunuyoruz.</p>

<p>Milletimizin ortak iradesiyle kurulan ve sizin de “en büyük eserim” diyerek bizlere emanet ettiğiniz Türkiye Cumhuriyeti, hukukun üstünlüğü ve demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda kararlılıkla yoluna devam etmektedir. Bu köklü miras, bizlere yalnızca geçmişe değil geleceğe karşı da büyük bir sorumluluğumuzun bulunduğunu hatırlatmaktadır.</p>

<p>Anayasal bir organ olarak, demokratik hukuk devleti ilkeleri üzerinde gelişen geçmişimizden aldığımız güçle temel hak ve özgürlüklerin korunması, anayasal düzenin güvence altına alınması ve adaletin tesisine katkı sağlama görevimizi sarsılmaz bir inançla sürdürmekteyiz.</p>

<p>Yüksek hatıranız önünde, bize emanet ettiğiniz Cumhuriyet’i daha da güçlendirme azim ve kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, vatan, millet ve bayrak uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle yâd ediyoruz. Ruhunuz şad olsun.”</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10245/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10246/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10247/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10248/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10249/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10250/6.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyeti-anitkabiri-ziyaret-etti-2026</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-91.jpg" type="image/jpeg" length="19445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İFLASTA TAKAS VE BANKALARIN TAKAS YETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iflasta-takas-ve-bankalarin-takas-yetkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iflasta-takas-ve-bankalarin-takas-yetkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.GENEL OLARAK </strong></p>

<p>İflas alacaklıları, tasfiye sonunda genellikle alacaklarını tam olarak alamayıp, yalnız o alacağa düşen, nispette alacaklarını alabilmektedirler. Nitekim iflas alacaklıları, müflise ait satılabilir (ekonomik değeri olan) tüm mallardan elde edilen gelirin alacaklılara orantılı bir şekilde (garameten) paylaştırılması suretiyle iflasta bir kısım tahsilat yapabilmeleri mümkün iken; müflisin borçluları, borçlarını iflas masasına aynen ve tam olarak ödemek zorundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İflasta takasa izin verilmesi hâlinde ise, iflasın açıldığı anda hem müflise borçlu hem de müflisten alacaklı olan kişilerin, yalnızca alacaklı konumunda bulunanlara kıyasla daha avantajlı bir duruma geçtiği görülmektedir. Zira bu kişiler, müflise olan borçları oranında, iflas alacaklarını fiilen tam olarak tahsil etmiş sayılmaktadır.</p>

<p>Örneğin, (A)’nın müflise 250 TL borçlu, buna karşılık müflisten 200 TL alacaklı olduğu ve iflas masasının %30 oranında ödeme yaptığı bir durumda; takas imkânının tanınmaması hâlinde (A), 250 TL borcunu masaya tamamen ödeyecek, buna karşılık 200 TL’lik alacağı için yalnızca 60 TL tahsil edebilecektir. Bu durumda (A)’nın net kaybı 190 TL olacaktır. Buna karşılık, takas imkânının tanınması hâlinde (A), yalnızca borç ve alacak farkı olan 50 TL’yi masaya ödemekle yükümlü olacak; böylece daha elverişli bir mali sonuca ulaşacaktır.</p>

<p>Bu çerçevede, iflasta takas kural olarak mümkün olmakla birlikte, takasın sağladığı bu avantajın diğer alacaklılar aleyhine kötüye kullanılma ihtimali de mevcuttur. Bu sebeple kanun koyucu, bir yandan takasa izin verirken diğer yandan bu yetkinin muvazaalı işlemler yoluyla diğer alacaklıların zararına kullanılmasını engelleyici sınırlamalar öngörmüştür.</p>

<p>Şöyle ki; hukuki durumun doğru şekilde nitelendirilebilmesi bakımından Türk Borçlar Kanunu m.139 ve devamı hükümleri ile İcra ve İflas Kanunu m.200 ve devamı hükümleri ile Bankacılık Kanunu m.61 hükümlerinin birlikte ve sistematik biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öncelikle, bankacılık ilişkisi çerçevesinde müflisin bankada bulunan mevduatı bakımından, 5411 sayılı Kanun’un 61. maddesi uyarınca, mevduat ve katılım fonu sahiplerinin alacaklarını geri alma haklarının kural olarak sınırlandırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak aynı düzenlemede, diğer kanunların tanıdığı yetkiler saklı tutulmuş olup; özellikle rehin, hapis hakkı ve takasa ilişkin hükümler bakımından sözleşmesel düzenlemelere de geçerlilik tanınmıştır. Bu kapsamda, banka ile hesap sahibi arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi veya bankacılık hizmet sözleşmesinde açık bir takas-mahsup kaydının bulunması halinde, bankanın takas hakkını kullanabilmesi kural olarak mümkündür.</p>

<p>Genel hüküm niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesi uyarınca; iki kişinin karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş edimleri birbirine borçlu olmaları ve her iki borcun muaccel bulunması halinde, taraflardan her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Nitekim aynı Kanun’un 142. maddesinde, borçlunun iflası hâlinde alacaklıların, henüz muaccel olmasa dahi alacaklarını müflise olan borçları ile takas edebileceği açıkça düzenlenmiş olup, bu hükümle iflasın, bazı borçlar bakımından muacceliyet etkisi doğurduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, özel düzenleme niteliğinde olan İcra ve İflas Kanunu’nun 200. maddesi, iflas halinde takasa ilişkin sınırlamaları açıkça ortaya koymaktadır. Anılan hükme göre; kural olarak alacaklı, alacağını müflisin kendisindeki alacağı ile takas edebilir ise de, özellikle (i) iflasın açılmasından sonra taraflar arasında alacaklılık veya borçluluk sıfatının kazanılması, (ii) alacağın kambiyo senedine dayanması gibi hallerde takas yasağı söz konusu olmaktadır. Bu düzenleme, iflas masasının bütünlüğünü ve alacaklılar arasında eşitlik ilkesini koruma amacına yöneliktir.</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu m.200 hükmünde yer alan “iflas açıldıktan sonra” ibaresi, takas yasağının kapsamını belirleyen kritik bir zaman kesitine işaret etmektedir. Buna göre, iflasın açılmasından sonra müflis ile alacaklı arasında kurulan yeni veya bağımsız bir hukuki ilişkiye dayanarak tarafların birbirine karşı alacaklı veya borçlu sıfatı kazanması hâlinde, bu ilişkiden doğan alacakların takas ve mahsup konusu yapılması mümkün değildir. Kanun koyucu, bu düzenleme ile iflas masasının bütünlüğünü ve alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesini korumayı amaçlamış; iflas sonrasında tesis edilecek hukuki veya ticari işlemler yoluyla bazı alacaklılara öncelik sağlanmasının önüne geçmek istemiştir. Nitekim iflasın açılmasından sonra müflisin faaliyet izni alarak ticari faaliyetlerini sürdürmesi kapsamında doğan borç ve alacaklar yahut iflas masası tarafından gerçekleştirilen kiralama ve benzeri işlemlerden kaynaklanan hukuki ilişkiler bu kapsamda değerlendirilmekte olup, bu tür alacakların takasa konu edilmesi kanunen yasaklanmıştır. Buna karşılık, iflasın açılmasından önce mevcut bulunan ve takas şartlarını haiz alacaklar bakımından, kanunda öngörülen sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla takas ve mahsup işleminin mümkün olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede değerlendirme yapıldığında; bankanın müflis nezdindeki mevduat üzerinde takas ve mahsup hakkını kullanabilmesi için, her şeyden önce karşılıklı alacakların iflas tarihinden önce doğmuş olması, takas şartlarının gerçekleşmiş bulunması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 200. maddesinde öngörülen yasaklı hallerden birinin mevcut olmaması gerekmektedir. Ayrıca, uygulamada önem arz ettiği üzere, bu hakkın sözleşmesel bir takas-mahsup kaydı ile de desteklenmiş olması, bankanın hukuki konumunu güçlendiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Öte yandan, müflisin banka hesabında bulunan paranın, iflas masasına kayıt talebinde bulunulmaksızın banka tarafından doğrudan takas ve mahsup edilip edilemeyeceği hususunda; öğretide ve yargı içtihatlarında ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, takasın kanuni şartları mevcut ise bunun bir “ödeme” değil, borcu sona erdiren bir hesaplaşma işlemi olduğu ve bu nedenle ayrıca masaya kayıt prosedürüne tabi olmadığı yönündedir.</p>

<p>Ancak bu durum, bankanın keyfi şekilde hareket edebileceği anlamına gelmemekte; iflas tarihinden sonra doğan alacaklara dayanılarak takas yapılması veya İİK m.200’de yasaklanan hallerin varlığı durumunda gerçekleştirilen işlemler geçersiz sayılmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; müflisin banka hesabındaki paranın takas ve mahsup edilebilmesi, sıkı kanuni koşullara bağlı olup, özellikle alacakların doğum zamanı, muacceliyet durumu ve iflasın açılma tarihi belirleyici niteliktedir. Bu şartların varlığı halinde banka tarafından takas işlemi yapılması mümkün ise de, aksi halde gerçekleştirilecek işlemler hukuka aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p><strong>II. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2012/495 Esas ve 2012/1481 Karar</strong></a></p>

<p>Davacı vekili, müvekkili bankanın borçlu şirkete genel kredi sözleşmelerine istinaden nakdi ve gayri nakdi teminat mektubu kredisi kullandırdığını, borçlunun kredi borcunu ödememesi üzerine ihtarname gönderilerek takibe girişildiğini, daha sonra borçlu şirketin iflasına karar verildiğini, müvekkilinin iflas tarihi itibariyle toplam 1.479.870,45 TL alacaklı olduğunu, müflisin bankada bulunan 85.288,19 TL'sinin rehinli olması nedeni ile firma borcuna mahsup edilerek bakiye 1.395.813,71 TL'nin iflas masasına kayıt edildiğini, ancak iflas idare memurlarının, müflisin bankada rehinli bulunan ve borçlarından mahsup edilen 85.288,19 TL'nin iflas masasına ödenmesini istediklerini, İİK’nun 200. maddesi uyarınca müflisin borçlarına mahsup edilen paranın masaya ödenmesinin gerekmediğini, genel kredi sözleşmesi, rehin ve borçlunun temerrüdünün iflas tarihinden önce olduğunu ileri sürerek, anılan miktarın iflas masasına ödenmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı iflas idare memuru ..., davacının, müflisten rehin borcunu tahsil ettiğinden artan paranın masaya iadesi gerektiğini, davacının alacağının masaya kaydedildiğini ve sıra cetveline itiraz süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının iflas tarihi itibari ile 1.479.870,45 TL alacaklı olduğu, alacağın 1.395.813,71 TL'sinin iflas masasına kaydedildiği, davacının, müflise ait rehinli hesapta bulunan 85.288,19 TL'sını müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcu için mahsup ettiği, müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunun iflas tarihinden önce doğduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile teminat mektubu kredisi karşılığı rehnedilen müflise ait 85.288,19 TL üzerinde davacı bankanın alacağına karşılık takas mahsup hakkı olduğunun tespiti ile bu paranın ... 1. İflas Müdürlüğünün 2009/6 iflas sayılı iflas masasına ödenmemesine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, iflas idaresi memuru... temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, iflas idaresi memuru...'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Kayıt kabul davaları alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın ödenmesine yönelik bulunmadığından bu tür davalarda vekalet ücreti ve harcın maktu olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda da, davacı, rehin hakkı bulunduğunu iddia ettiği miktarın İİK ‘nun 200. maddesi uyarınca iflas masasına iadesi gerekmediğinin tespitini istemiş olup, bu tür davalarda da maktu harç ve vekalet ücretinin tahsiline karar verilmesi gerekirken vekalet ücreti ve harcın dava değeri üzerinden nisbi olarak tahsiline karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK’nun 438/7.maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/24283 Esas ve 2016/5746 Karar</strong></a></p>

<p>Borçlu vekili, müvekkili şirket ile ...İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı olan ...'nin birleştiğini, bu nedenle müvekkilinin ... 'den hem alacaklı hem borçlu olduğunu, takas mahsup talebinde bulunduklarını ancak İcra Müdürlüğü'nce reddedildiğini, takas mahsup talebinin kabulü ile borcun sona ereceği göz önüne alınarak hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece, takas mahsup talep edildiği tarihte .... hakkında iflas açılmış olduğundan yasa gereği takiplerin durduğu, alacakların masaya yazılması gerektiği, takas ve mahsuba konu olamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>İİK'nun 200. maddesinde "Alacaklı alacağını müflisin kendinde olan alacağı ile takas edebilir. Aşağıdaki hallerde takas yapılamaz.</p>

<p>1- Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa,</p>

<p>2 -Müflisin alacaklısı iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın borçlusu olursa,</p>

<p>3-Alacaklının alacağı hamile muharrer bir senede müstenit ise,</p>

<p>Anonim, limited ve kooperatif şirketlerin iflasları halinde esas mukavele gereğince verilmesi lazımgelen hisse senedi bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımları veya konması taahhüt edilen ve fakat konmamış olan sermayeler bu şirketlerin borçlarıyla takas edilemez." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, icra takibinin dayanağı ilamın ve takibin alacaklısı .... hakkında .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/666 Esas 2013/756 K sayılı kararı ile 25.12.2013 tarihinde iflas kararı verilmiştir. ... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı dosya alacaklısı, ... ile birleşmesi nedeniyle alacaklı hale gelen ...'nin ise anılan ilamsız takibe konu alacağının bu takipte ödeme emrine itiraz üzerine, 26.03.2013 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 2012/289 Esas 2013/131 sayılı karar ile itirazın iptaline karar verilen kısım için kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, .... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı ilamsız takip dosyasındaki alacağın itirazın iptaline ilişkin kararda belirtilen kısmı, iflas tarihinden önce kesinleşmiş olduğundan ve yukarıda yazılı Yasa maddesi kapsamında takas edilemeyecek alacak niteliğinde bulunmadığından, anılan alacak için takas mahsup talebinin kabulü gerekir. Mahkemece aksinin kabulü ile alacağın iflas masasına yazdırılacağından bahisle talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2018/12921 Esas ve 2018/10014 Karar</strong></a></p>

<p>Alacaklı tarafından, borçlu aleyhine ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı işçilik alacağı konulu ilama dayalı olarak takip başlatıldığı, borçlunun, şikayete konu işçilik alacağının ilam alacaklısı/dava dışı ...’ten icra takip tarihi ve devir tarihi itibari ile ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2013/20113 Esas sayılı takip dosyası ile alacaklı olduğu için takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı ve yine anılan takipteki faizin de ilama aykırı olarak fazla hesaplandığı gerekçesiyle iptalini talep ettiği, mahkemece; davacının ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2014/3174 sayılı dosyasına ilişkin faize itirazın kabulüyle takipten önce işlemiş faiz miktarının 10.913,66 TL olarak tespitiyle bu miktardan fazla istenen işlemiş faizin iptaline, davacının takas talebinin kısmen kabul kısmen reddiyle ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 sayılı takibinin 4.439,00 TL vekalet ücreti ve bu ücrete takipten önce işleyen 48,32 TL vekalet ücretinin faizi dışındaki diğer kalemler yönünden iptaline, takibin vekalet ücreti ve vekalet ücretine işlemiş faiz yönünden devamına ve ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2013/20113 sayılı takibinin takas mahsup tarihi itibariyle 49.909, 81 TL asıl alacak üzerinden devamına bakiye kısmın iptaline hükmolunduğu görülmektedir.</p>

<p>İki kişinin karşılıklı ve aynı cinsten muaccel olan borçlarının birbirini karşıladığı oranda, taraflardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla sona erdirilmesine takas denilmektedir. Borcun sona ermesi hallerinden biri olan takas, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde; ''İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar başlığını taşıyan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 144. maddesinde ise; ''Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:</p>

<p>1.Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>2.Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>3.Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Öncelik Hakları ve Bağlı Hakların Geçişi" başlıklı 189. maddesinin birinci bendi gereğince, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Alacağı temlik edenle temlik alan arasındaki işbu anılan halefiyet kuralında, öncelikle imtiyazlı alacaklardan bahsedilmektedir, haliyle işçilerin ücret alacakları da bu madde kapsamında yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda, takas ve mahsup talebine konu, ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasında takip dayanağı olan; ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı ilam konusu; borçlu ... İnşaat ... ve Ticaret Sanayi Limited Şirketi tarafından gerçekleştirilen haksız fesih iddiasına dayalı işçilik alacağı olup, anılan ilamda davanın kısmen kabulü ile dava dışı ... lehine bir kısım işçilik alacağına hükmedilmiştir. Sonrasında, dava dışı ... ise anılan işçilik alacağını, tüm fer'ileri ile ... 8. Noterliği 06.02.2014 tarih ve 03067 nolu temlikname ile ...’a temlik etmiş ve temlik alacaklısı da 07.02.2014 tarihinde işbu anılan ilama dayalı olarak borçlu şirket aleyhine takip başlatmıştır. Her ne kadar borçlu, takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı gerekçesiyle iptalini talep etmişse de, takas ve mahsup talebine konu olan alacağın, takip dayanağı ilama göre işçilik alacağı olduğu, bizzat alacaklısının rızası olmadan takasa konu edilemeyeceği açıktır. Kaldı ki yukarıda da ifade olunduğu üzere, anılan alacağın, temlik öncesi de temlik sonrası da imtiyazlı alacaklardan olduğu ve rıza dışı takasa konu edilemeyeceği, temlik eden dava dışı ...’in ve temlik alan ...’ın ise borçlunun takas talebine rıza göstermedikleri de anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, mahkemece; borçlunun takas ve mahsup talebine konu ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasının dayanağı ilamın, işçilik alacağı konulu olduğu, gerek ilam alacaklısı, gerekse temlik alacaklısı olan takip alacaklısının, anılan talep için rıza göstermedikleri anlaşılmakla, istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/665 Esas ve 2024/5580 Karar</strong></a></p>

<p>Alacaklılar tarafından borçlular hakkında, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 Esas sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinin, Asliye Ticaret Mahkemesince verilen itirazın iptali kararı gereğince devamı sırasında borçluların İcra</p>

<p>Mahkemesine yaptıkları başvuru ile; söz konusu icra takibinin borçlusu olan ... ...A.Ş. tarafından takibin alacaklısı olan Plasmak ...A.Ş. hakkında İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün 2019/17394 Esas sayılı dosyasında başlatılan ilamsız takibinin de İcra Hukuk Mahkemesinin itirazın kaldırılması kararı gereğince devam ettiğini ve bu dosyadaki alacak tutarının, şikayete konu takip dosyasındaki borçtan fazla olduğunu ileri sürerek, alacaklı olunan takip dosyasındaki alacağın, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı takip dosyasındaki borç ile takas ve mahsubunu talep ettikleri, İlk Derece Mahkemesince istemin reddine hükmedildiği, kararın borçlular tarafından istinaf edilmesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince, her iki takipte tarafların aynı olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde "İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir." düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>Takas hakkı doğduğu tarihten itibaren kullanılabilen ve karşı tarafa ulaştığı anda geriye yönelik olarak hukuksal sonuç meydana getiren ve yenilik doğuran bir haktır.</p>

<p>HGK'nın 12.10.1994 tarih ve 1994/251-593 sayılı kararında da benimsendiği üzere dar yetkili icra mahkemesinin yargılama usulü göz önünde tutulduğunda takip hukuku bakımından takas ve mahsup iddiası kural olarak;</p>

<p>1- Takasa konu alacağın İİK'nın 68. maddesindeki belgelere dayalı bulunması,</p>

<p>2- Bu alacakla ilgili olarak icra takibinin yapılmış ve takibin kesinleşmiş olması,</p>

<p>3- Alacağın ilama bağlanması hallerinde nazara alınabilir.</p>

<p>Bir alacağın ilama bağlanmış olması halinde takas ve mahsuba konu edileceği tartışmasız olup takas ve mahsup yapılabilmesi için ilamın kesinleşmesi de zorunlu değildir. İlama dayalı takas itirazı icra mahkemesinde her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, takas-mahsuba konu olan her iki alacağın da ilama bağlandığı, takas mahsuba konu Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. (2021/17023) sayılı dosyasında takip borçlusu olan ... Telekomünikasyon Paz. San. ve Tic. A.Ş.'nin İstanbul Anadolu 12. İcra Dairesinin 2019/17394 E. sayılı dosyasında alacaklı konumunda; Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı dosyasında takip alacaklısı olan Plasmak Plastik Makineleri A.Ş.’nin ise İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğü’nün 2019/17394 E. sayılı dosyasında borçlu konumunda yer aldığı, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. sayılı dosyasında bu tarafların yanında alacaklı olarak ...'ın; borçlu olarak da ...'nin yer almasının her iki ilamda alacaklı ve borçlu konumunda yer alan şikayetçi ....A.Ş’nin takas-mahsup talebinin esasının incelemesine engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>O halde, mahkemece, borçlu şirket takas mahsup talebinin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iflasta-takas-ve-bankalarin-takas-yetkisi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/bankas07.jpg" type="image/jpeg" length="27412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/665 E., 2024/5580 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 30.05.2024 tarihli, 2024/665 E., 2024/5580 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/665 E., 2024/5580 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi<br />
DAVACILAR/BORÇLULAR : ..., ... Telekomünikasyon Pazarlama Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi<br />
DAVALILAR/ALACAKLILAR: ..., Plasmak Plastik Makineleri Anonim Şirketi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :<br />
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;</p>

<p>Alacaklılar tarafından borçlular hakkında, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 Esas sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinin, Asliye Ticaret Mahkemesince verilen itirazın iptali kararı gereğince devamı sırasında borçluların İcra Mahkemesine yaptıkları başvuru ile; söz konusu icra takibinin borçlusu olan ... ...A.Ş. tarafından takibin alacaklısı olan Plasmak ...A.Ş. hakkında İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün 2019/17394 Esas sayılı dosyasında başlatılan ilamsız takibinin de İcra Hukuk Mahkemesinin itirazın kaldırılması kararı gereğince devam ettiğini ve bu dosyadaki alacak tutarının, şikayete konu takip dosyasındaki borçtan fazla olduğunu ileri sürerek, alacaklı olunan takip dosyasındaki alacağın, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı takip dosyasındaki borç ile takas ve mahsubunu talep ettikleri, İlk Derece Mahkemesince istemin reddine hükmedildiği, kararın borçlular tarafından istinaf edilmesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince, her iki takipte tarafların aynı olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde "İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir." düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>Takas hakkı doğduğu tarihten itibaren kullanılabilen ve karşı tarafa ulaştığı anda geriye yönelik olarak hukuksal sonuç meydana getiren ve yenilik doğuran bir haktır.<br />
HGK'nın 12.10.1994 tarih ve 1994/251-593 sayılı kararında da benimsendiği üzere dar yetkili icra mahkemesinin yargılama usulü göz önünde tutulduğunda takip hukuku bakımından takas ve mahsup iddiası kural olarak;</p>

<p>1- Takasa konu alacağın İİK'nın 68. maddesindeki belgelere dayalı bulunması,</p>

<p>2- Bu alacakla ilgili olarak icra takibinin yapılmış ve takibin kesinleşmiş olması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3- Alacağın ilama bağlanması hallerinde nazara alınabilir.</p>

<p>Bir alacağın ilama bağlanmış olması halinde takas ve mahsuba konu edileceği tartışmasız olup takas ve mahsup yapılabilmesi için ilamın kesinleşmesi de zorunlu değildir. İlama dayalı takas itirazı icra mahkemesinde her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, takas-mahsuba konu olan her iki alacağın da ilama bağlandığı, takas mahsuba konu Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. (2021/17023) sayılı dosyasında takip borçlusu olan ... Telekomünikasyon Paz. San. ve Tic. A.Ş.'nin İstanbul Anadolu 12. İcra Dairesinin 2019/17394 E. sayılı dosyasında alacaklı konumunda; Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı dosyasında takip alacaklısı olan Plasmak Plastik Makineleri A.Ş.’nin ise İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğü’nün 2019/17394 E. sayılı dosyasında borçlu konumunda yer aldığı, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. sayılı dosyasında bu tarafların yanında alacaklı olarak ...'ın; borçlu olarak da ...'nin yer almasının her iki ilamda alacaklı ve borçlu konumunda yer alan şikayetçi ....A.Ş’nin takas-mahsup talebinin esasının incelemesine engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>O halde, mahkemece, borçlu şirket takas mahsup talebinin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 18.10.2023 tarih, 2022/1705E. - 2023/1914K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>Ankara 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 07.06.2022 tarih, 2021/756 Esas - 2022/492 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.05.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="72015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2018/12921 E., 2018/10014 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17/10/2018 tarihli, 2018/12921 E., 2018/10014 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/12921 E., 2018/10014 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından, borçlu aleyhine ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı işçilik alacağı konulu ilama dayalı olarak takip başlatıldığı, borçlunun, şikayete konu işçilik alacağının ilam alacaklısı/dava dışı ...’ten icra takip tarihi ve devir tarihi itibari ile ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2013/20113 Esas sayılı takip dosyası ile alacaklı olduğu için takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı ve yine anılan takipteki faizin de ilama aykırı olarak fazla hesaplandığı gerekçesiyle iptalini talep ettiği, mahkemece; davacının ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2014/3174 sayılı dosyasına ilişkin faize itirazın kabulüyle takipten önce işlemiş faiz miktarının 10.913,66 TL olarak tespitiyle bu miktardan fazla istenen işlemiş faizin iptaline, davacının takas talebinin kısmen kabul kısmen reddiyle ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 sayılı takibinin 4.439,00 TL vekalet ücreti ve bu ücrete takipten önce işleyen 48,32 TL vekalet ücretinin faizi dışındaki diğer kalemler yönünden iptaline, takibin vekalet ücreti ve vekalet ücretine işlemiş faiz yönünden devamına ve ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2013/20113 sayılı takibinin takas mahsup tarihi itibariyle 49.909, 81 TL asıl alacak üzerinden devamına bakiye kısmın iptaline hükmolunduğu görülmektedir.</p>

<p>İki kişinin karşılıklı ve aynı cinsten muaccel olan borçlarının birbirini karşıladığı oranda, taraflardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla sona erdirilmesine takas denilmektedir. Borcun sona ermesi hallerinden biri olan takas, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde; ''İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar başlığını taşıyan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 144. maddesinde ise; ''Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:</p>

<p>1.Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>2.Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>3.Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Öncelik Hakları ve Bağlı Hakların Geçişi" başlıklı 189. maddesinin birinci bendi gereğince, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Alacağı temlik edenle temlik alan arasındaki işbu anılan halefiyet kuralında, öncelikle imtiyazlı alacaklardan bahsedilmektedir, haliyle işçilerin ücret alacakları da bu madde kapsamında yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda, takas ve mahsup talebine konu, ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasında takip dayanağı olan; ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı ilam konusu; borçlu ... İnşaat ... ve Ticaret Sanayi Limited Şirketi tarafından gerçekleştirilen haksız fesih iddiasına dayalı işçilik alacağı olup, anılan ilamda davanın kısmen kabulü ile dava dışı ... lehine bir kısım işçilik alacağına hükmedilmiştir. Sonrasında, dava dışı ... ise anılan işçilik alacağını, tüm fer'ileri ile ... 8. Noterliği 06.02.2014 tarih ve 03067 nolu temlikname ile ...’a temlik etmiş ve temlik alacaklısı da 07.02.2014 tarihinde işbu anılan ilama dayalı olarak borçlu şirket aleyhine takip başlatmıştır. Her ne kadar borçlu, takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı gerekçesiyle iptalini talep etmişse de, takas ve mahsup talebine konu olan alacağın, takip dayanağı ilama göre işçilik alacağı olduğu, bizzat alacaklısının rızası olmadan takasa konu edilemeyeceği açıktır. Kaldı ki yukarıda da ifade olunduğu üzere, anılan alacağın, temlik öncesi de temlik sonrası da imtiyazlı alacaklardan olduğu ve rıza dışı takasa konu edilemeyeceği, temlik eden dava dışı ...’in ve temlik alan ...’ın ise borçlunun takas talebine rıza göstermedikleri de anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, mahkemece; borçlunun takas ve mahsup talebine konu ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasının dayanağı ilamın, işçilik alacağı konulu olduğu, gerek ilam alacaklısı, gerekse temlik alacaklısı olan takip alacaklısının, anılan talep için rıza göstermedikleri anlaşılmakla, istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="36214"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/24283 E., 2016/5746 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 30.03.2016 tarihli, 2014/24283 E., 2016/5746 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/24283 E., 2016/5746 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Takas mahsup talebi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Borçlu vekili, müvekkili şirket ile ...İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı olan ...'nin birleştiğini, bu nedenle müvekkilinin ... 'den hem alacaklı hem borçlu olduğunu, takas mahsup talebinde bulunduklarını ancak İcra Müdürlüğü'nce reddedildiğini, takas mahsup talebinin kabulü ile borcun sona ereceği gözönüne alınarak hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece, takas mahsup talep edildiği tarihte .... hakkında iflas açılmış olduğundan yasa gereği takiplerin durduğu, alacakların masaya yazılması gerektiği, takas ve mahsuba konu olamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>İİK'nun 200. maddesinde "Alacaklı alacağını müflisin kendinde olan alacağı ile takas edebilir. Aşağıdaki hallerde takas yapılamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa,</p>

<p>2 -Müflisin alacaklısı iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın borçlusu olursa,</p>

<p>3-Alacaklının alacağı hamile muharrer bir senede müstenit ise,</p>

<p>Anonim, limited ve kooperatif şirketlerin iflasları halinde esas mukavele gereğince verilmesi lazımgelen hisse senedi bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımları veya konması taahhüt edilen ve fakat konmamış olan sermayeler bu şirketlerin borçlarıyla takas edilemez." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, icra takibinin dayanağı ilamın ve takibin alacaklısı .... hakkında .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/666 Esas 2013/756 K sayılı kararı ile 25.12.2013 tarihinde iflas kararı verilmiştir. ... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı dosya alacaklısı, ... ile birleşmesi nedeniyle alacaklı hale gelen ...'nin ise anılan ilamsız takibe konu alacağının bu takipte ödeme emrine itiraz üzerine, 26.03.2013 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 2012/289 Esas 2013/131 sayılı karar ile itirazın iptaline karar verilen kısım için kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, .... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı ilamsız takip dosyasındaki alacağın itirazın iptaline ilişkin kararda belirtilen kısmı, iflas tarihinden önce kesinleşmiş olduğundan ve yukarıda yazılı Yasa maddesi kapsamında takas edilemeyecek alacak niteliğinde bulunmadığından, anılan alacak için takas mahsup talebinin kabulü gerekir. Mahkemece aksinin kabulü ile alacağın iflas masasına yazdırılacağından bahisle talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Borçlu vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlu vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="79723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2012/495 E., 2012/1481 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28.02.2012 tarihli, 2012/495 E., 2012/1481 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2012/495 E., 2012/1481 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki rehinli paranın iflas masasına ödenmemesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde iflas idaresi memuru ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili, müvekkili bankanın borçlu şirkete genel kredi sözleşmelerine istinaden nakdi ve gayri nakdi teminat mektubu kredisi kullandırdığını, borçlunun kredi borcunu ödememesi üzerine ihtarname gönderilerek takibe girişildiğini, daha sonra borçlu şirketin iflasına karar verildiğini, müvekkilinin iflas tarihi itibariyle toplam 1.479.870,45 TL alacaklı olduğunu, müflisin bankada bulunan 85.288,19 TL'sinin rehinli olması nedeni ile firma borcuna mahsup edilerek bakiye 1.395.813,71 TL'nin iflas masasına kayıt edildiğini, ancak iflas idare memurlarının, müflisin bankada rehinli bulunan ve borçlarından mahsup edilen 85.288,19 TL'nin iflas masasına ödenmesini istediklerini, İİK’nun 200. maddesi uyarınca müflisin borçlarına mahsup edilen paranın masaya ödenmesinin gerekmediğini, genel kredi sözleşmesi, rehin ve borçlunun temerrüdünün iflas tarihinden önce olduğunu ileri sürerek, anılan miktarın iflas masasına ödenmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı iflas idare memuru ..., davacının, müflisten rehin borcunu tahsil ettiğinden artan paranın masaya iadesi gerektiğini, davacının alacağının masaya kaydedildiğini ve sıra cetveline itiraz süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının iflas tarihi itibari ile 1.479.870,45 TL alacaklı olduğu, alacağın 1.395.813,71 TL'sinin iflas masasına kaydedildiği, davacının, müflise ait rehinli hesapta bulunan 85.288,19 TL'sını müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcu için mahsup ettiği, müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunun iflas tarihinden önce doğduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile teminat mektubu kredisi karşılığı rehnedilen müflise ait 85.288,19 TL üzerinde davacı bankanın alacağına karşılık takas mahsup hakkı olduğunun tespiti ile bu paranın ... 1. İflas Müdürlüğünün 2009/6 iflas sayılı iflas masasına ödenmemesine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, iflas idaresi memuru... temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, iflas idaresi memuru...'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Kayıt kabul davaları alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın ödenmesine yönelik bulunmadığından bu tür davalarda vekalet ücreti ve harcın maktu olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda da, davacı, rehin hakkı bulunduğunu iddia ettiği miktarın İİK ‘nun 200. maddesi uyarınca iflas masasına iadesi gerekmediğinin tespitini istemiş olup, bu tür davalarda da maktu harç ve vekalet ücretinin tahsiline karar verilmesi gerekirken vekalet ücreti ve harcın dava değeri üzerinden nisbi olarak tahsiline karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK’nun 438/7.maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle iflas idaresi memuru...'nın diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazının kabulü ile kararın “HÜKÜM” bölümünün ikinci paragrafında yer alan “..8.693,00 TL. vekalet ücreti…” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerine “ 1.100,00 TL. vekalet ücreti” ibaresinin, üçüncü paragrafında yer alan “.. 8.566,12 TL karar harcı ile 17,15 TL başvurma harcı ki toplam 5.083,27 TL.. “ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak yerine “ .. 18,40 TL karar harcı ile 17,15 TL başvurma harcı ki toplam 35,55 TL ..” ibarelerinin hüküm fıkrasına yazılmasına, kararın bu şekilde düzeltilerek ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="12805"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/279 E., 2025/75 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.02.2025 tarihli, 2022/279 E., 2025/75 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/279 E., 2025/75 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2017/38414</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Kasten öldürme suçundan sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2016 tarihli ve 200-328 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 11.05.2017 tarih ve 93-742 sayı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın kasten öldürme suçundan TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.<br />
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih, 10343-14776 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyeleri ... ve ...; "...Olayda TCK'nın 27/2. maddesi uygulanarak sanık hakkında CMK'nın 223/3-c gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.01.2022 tarih ve 38414 sayı ile; "...Sanığın eylemini, mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle gerçekleştirdiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 21.03.2022 tarih, 942-2157 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eyleminde TCK’nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>Sanığın 17.11.2015 tarihinde saat 02.00 sıralarında 155 polis imdat hattını arayarak iş yerine gelip kendisinden haraç isteyen bir şahsı vurduğunu söylemesi üzerine soruşturmaya başlandığı,</p>

<p>Ölü muayene ve otopsi tutanağı ile bilirkişi raporunda; maktulün üzerinde 9 adet mermi çekirdeği girişinin ve 1 adet de mermi çekirdeği yarasının bulunduğu, sağ sternum ön hatta 2 adet, sağ kol ve sağ elde 1’er adet olmak üzere vücudun ön yüzünde toplamda 4 adet mermi giriş deliği; arka kısımda ise sağ skapula, torkal 4. vertebra, sağ arka aksiler, sağ koltuk altı bölgelerinde olmak üzere 5 adet mermi giriş deliği, yine sırtta sağ midaksiller hat üzerinde 1 adet mermi çekirdeği yarası mevcut olup maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama (hemotoraks), iç organ yaralanması (kalp, her iki akciğer, perikart, diyafram ve karaciğer) ve büyük damar laserasyonu (aort) sebebiyle öldüğünün bildirildiği,</p>

<p>Uzmanlık raporuna göre; alkol ve uyuşturucu madde incelemesi yapılan maktulün 147 promil alkollü olup ayrıca kanında 785 mg amfetamin ve 63 mg esrar maddeleri bulunduğu,</p>

<p>Görüntü inceleme tutanağında; iş yeri girişini gösteren ve güncel saatten 1 saat 20 dakika ileride olan kamera kayıtları incelendiğinde, olay tarihinde saat 02.18 sıralarında maktulün bir taksi ile olay yerine geldiği, giriş bölümünde kendisini beklemekte olan sanıkla tokalaşıp birlikte bina içine girdikleri, sanığın önde, maktulün ise birkaç adım geride yürüyerek ikinci kattaki ofis kısmına geçtikleri, bu katta bulunan ve koridoru gösteren güvenlik kamerasının olayın gerçekleştiği ve kapısı açık olan odanın bir kısmını görür vaziyette olduğu, bu görüntülere göre koridorda saat 03.21.56, 03.21.57 ve 03.22.01’de silahın ateşlenmesi sırasında oluşan basınçtan kaynaklandığı değerlendirilen toz parçacıklarının belirdiği, saat 03.22.01 itibarıyla odanın giriş kapısı önünde herhangi bir iz ve emare bulunmazken saat 03.22.17’de aynı alanda maktulün vücudundan yere sızan kan nedeniyle zeminde renk değişikliği olduğu, saat 03.22.20, 03.22.21 ve 03.22.22’ye ait görüntülerde, sanığın maktulün yanına geldiği, elinde silah olduğu değerlendirilen bir nesne bulunduğu, bu esnada toz parçacıklarının yeniden belirdiği, bu durumun sanık tarafından silahın yeniden ateşlenmesinden kaynaklanmış olabileceği tespitlerine yer verildiği,</p>

<p>Sanığın olay tarihinde saat 01.58’de 155 Polis İmdat hattını arayıp "Haraç istemeye gelen biri vardı, silah çekti, kapıştık, elinden silahı bir şekilde aldım, ondan sonra vurdum!", devamında saat 02.00 sıralarında 112 Acil Komuta Kontrol Merkezini de arayarak "Birisi bana silah çekti de o yaralandı, öyle boğuşuyorduk, silahlar milahlar şey oldu!" şeklindeki görüşmelere ilişkin ses kayıtlarının çözüm tutanaklarına bağlandığı,</p>

<p>Maktulün 25.04.2009 ila 30.06.2011 tarihleri arasında sanığın iş yerinde çalıştığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mağdur aşamalarda; maktulün eşi olduğunu, eşinin bir süre sanığa ait maden ocağında çalıştığını, bildiği kadarıyla buradan bir miktar alacağı kaldığını, olay günü öğle saatlerinde evden ayrılırken patronunun yanına gideceğini, kendisine iş vereceğini anlattığını, eşi ile en son saat 18:00 sıralarında konuştuğunu,</p>

<p>Mağdur ... soruşturmada; kardeşi olan maktulün çalıştığı dönemde sanık ile samimi arkadaşlıklarının bulunduğunu, birlikte kokain kullandıklarını, iş haricinde de sık sık görüştüklerini,</p>

<p>Mahkemede önceki beyanından farklı olarak, kardeşi ile sanığın birlikte uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıklarını görmediğini, ilk beyanında ne dediğini bilmediğini,</p>

<p>Tanık ... aşamalarda; yaklaşık 9 yıldır sanığın iş yerinde bekçi olarak çalıştığını, olay tarihinde gece saatlerinde sanığın yanına geldiğini, konuştukları sırada telefonu çalan sanığın görüşme yaptığı şahsa "Gel." dediğini, 15-20 dakika sonra iş yerinin önünde bir taksinin durduğunu, içinden, daha önceden iş yerinde çalışması nedeniyle tanıdığı maktulün indiğini, sanık ve maktulün selamlaşarak bina içine girdiklerini, sonradan bir gürültü duyduğunu, ancak bunun yakınlarda bulunan polis okulundan geldiğini düşündüğünü, polislerin gelmesiyle olayı öğrendiğini,</p>

<p>Tanık ... aşamalarda; taksicilik yaptığını, maktulün olay tarihinde gece saatlerinde aracına bindiğini, kokudan alkollü olduğu anlaşılan maktulü adresini verdiği yere bıraktığını, maktulün inerken kartvizitini isteyip "İşim bitince seni ararım." dediğini, üzerinde montu bulunduğu için herhangi bir kabarıklık fark etmediğini,<br />
Tanık ... aşamalarda; maktulün köylüsü olduğunu, olaydan 15-20 gün kadar önce karşılaştıklarında kendisine iş aradığını ve bunalımda olduğunu anlattığını, olay günü saat 22.00 sıralarında telefonunu isteyip birisini aradığını, karşıdaki şahsa "Neredesin, daha sonra geleyim mi, tamam geliyorum." dediğini, bu görüşmede tehdit veya hakaret içeren bir konuşma geçmediğini, "Ben azrailin ...!" şeklinde bir cümle sarf ettiğini duymadığını, maktulde silah görmediğini, ancak maktulün alkollü olduğunu,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık aşamalarda; ... olduğunu ve Elazığ’da maden ocağı işlettiğini, ailesi şehir dışında olduğu için olayın meydana geldiği yeri hem yönetim binası hem de mesken olarak kullandığını, olay tarihinden 2-3 ay kadar önce maktulün kendisini arayarak "Cezaevinden yeni çıktım, bundan sonra senin haracını ben yiyeceğim!" dediğini, belli aralıklarla da arayıp "Parayı hazırladın mı, neredesin, parayı hazırla, vermezsen seni öldürürüm!" şeklinde konuştuğunu, olay günü saat 22.00 sıralarında farklı bir numaradan arayarak "Ben azrailin ..., ya 5.000 TL’yi ya da canını vereceksin!" dediğini, durumu önemsemeyip çalışmaya devam ettiğini, saat 00.00 gibi hava almak ve bir şeyler atıştırmak için bekçi kulübesine indiğini, yarım saat kadar sonra sabit numaradan arama geldiğini, yanıtladığında sesinden tanıdığı maktulün "Ben geliyorum." dediğini, kendisinin de "Geliyorsan gel." şeklinde karşılık verdiğini, maktulün daha önceden de geç saatlerde rahatsız etmesi nedeniyle geleceğini düşünmediğini, daha sonra bir taksinin iş yerinin önünde durduğunu, kapıya doğru yürüyen maktulün, birkaç yıl önce iş yerinden ayrılan eski bir çalışanı olduğunu hatırladığını, elini uzattığı hâlde tokalaşmak istemediğini, ancak kafasını uzatınca kendisiyle kafa tokuşturduklarını, bu esnada maktulün alkollü olduğunu fark ettiğini, devamında iş yerine girerek birlikte yukarıya çıktıklarını, kendisinin, televizyonun karşısında bulunan ikili koltuğun orta kısmına, maktulün ise pencere önündeki tekli koltuğa oturduğunu, maktule "Niye beni rahatsız ediyorsun, para vermeyeceğimi biliyorsun." dediğini, onun da "Ya canını vereceksin ya da her ay 5000 TL!" şeklinde konuştuğunu, bir ara maktulün su istediğini, kendisinin de odada su olmadığını söyleyip maktulü bekçinin yanına gönderdiğini, arkasından takip ettiğinde maktulün giriş katındaki muhasebe odasına girmeye çalıştığını görüp ne yaptığını sorduğunu, lavaboya gireceğini belirtmesi üzerine lavaboyu göstererek üst kattaki odasına çıktığını, maktulün de birkaç dakika sonra odaya dönüp tekrar eskisi gibi oturduğunu, aynı münakaşanın yine devam ettiğini, bu şekilde bir saat kadar konuştuklarını, saatin 02:00 olduğunu fark ederek maktule para vermeyeceğini, gitmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine maktulün elinde bulunan kartvizite benzer bir kâğıdı yırtıp atarak sağ elini sol tarafına götürdüğünü, ayağa kalkarak belinden çıkardığı silahı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir kol kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de birden ayağa kalkıp iki eliyle maktulün eline atıldığını, bu esnada atışa hazır hâldeki silahın hedefsiz bir şekilde iki el ateş aldığını, olayın aniden geliştiğini, o an şoka girdiğini, sonrasında ne olduğunu hatırlamadığını, kendine geldiğinde maktul ve silahı yerde gördüğünü, üzerinde bulunan ruhsatlı tabancasını çalışma masasına bırakarak ekipleri aradığını, maktulle bir samimiyetinin ya da önceye dayalı husumetinin bulunmadığını, maktulün, kendisinden herhangi bir alacağının da olmadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat</p>

<p>Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.</p>

<p>Doktrinde; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.</p>

<p>Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>1- Saldırıya ilişkin şartlar:</p>

<p>a) Bir saldırı bulunmalıdır.</p>

<p>b) Bu saldırı haksız olmalıdır.</p>

<p>c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.</p>

<p>d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.</p>

<p>2- Savunmaya ilişkin şartlar:</p>

<p>a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.</p>

<p>b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.</p>

<p>c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.<br />
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde;<br />
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.</p>

<p>(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.</p>

<p>TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.</p>

<p>TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;</p>

<p>1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,</p>

<p>2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,</p>

<p>3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,</p>

<p>4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.</p>

<p>İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s. 225).</p>

<p>Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14).</p>

<p>Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;</p>

<p>a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,<br />
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,<br />
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,<br />
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.</p>

<p>Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.<br />
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Son olarak ifade etmek gerekir ki, meşru savunmada sona ermemiş, hâlen mevcut bir saldırıya karşı savunma amacıyla karşılık verilmekte, saldırıdan başka türlü korunma imkanı bulunmamakta iken, haksız tahrikte sona ermiş bir haksız fiile zorunlu olmamakla birlikte haksız eylemin yarattığı öfke ile karşılık verilmektedir. Meşru müdafaanın zorunlu olması hâli objektif bir esasa dayanmakta olup haksız tahrik kişinin kusur iradesinin zayıflamasından dolayı cezanın hafifletilmesini gerektiren subjektif bir esasa dayanmaktadır. Bu nedenle bir tarafta haksız tahrik ile meşru müdafaanın birlikte bulunması mümkün değil ise de, haksız tahrik içeren davranışa karşı tepki gösteren failin tepki mahiyetindeki fiiline karşı haksız tahriki doğurduğu kabul edilen kişinin meşru müdafaa durumuna girmesi ise mümkündür (Demirbaş, Timur, Haksız Tahrik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 99).</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Sanığa ait iş yerinde bir süre çalışıp sonradan ayrılmış olan maktulün olay tarihi öncesinde birçok kez sanığı arayarak para talep ettiği, bu durumu ciddiye almayan sanığın adli mercilere herhangi bir başvuruda bulunmadığı, olay tarihinde saat 22.00 sıralarında maktulün telefonla sanığı arayıp haraç almak üzere geleceğini söylediği, sanığın ise ofiste olduğu ve gelebileceği yönünde karşılık verdiği, devamında bekçi kulübesine inerek maktulü beklemeye başladığı, maktulün aynı gece saat 00.58’de bir taksi ile olay mahalline geldiği, sanıkla selamlaştıktan sonra onunla birlikte bina içerisine girdiği, maktul ve sanığın ikinci katta bulunan ofis kısmına geçip yaklaşık bir saat konuştukları, maktulün sanıktan para istediği, sanığın ise konuşarak onu ikna etmeye çalıştığı, alkol ve uyarıcı madde etkisi altındaki maktulün aniden ayağa kalkarak belinden çıkardığı tabancayı sanığa doğrulttuğu, sanığın, elini tutmak suretiyle maktulden tabancayı alıp ona doğru on el ateş ettiği ve maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama, iç organ yaralanması ve büyük damar laserasyonu sebebiyle öldüğü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda;</p>

<p>Otopsi görüntüleri ve bilirkişi raporuna göre maktulün hayati bölgelerine aldığı isabet sayısı ve olay mahallinden ele geçirilen tüm kovan ve mermilerin tek bir tabancadan atıldığının tespit edilmesi, sanığın boğuşma anında silahın kendiliğinden ateş aldığı yolundaki savunmasının, maktuldeki tüm yaralanmaların uzak atış mesafesinden yapıldığının belirtilmesi nedeniyle dosya kapsamıyla örtüşmemesi, bu hususun sanıkta herhangi bir darp cebir izi bulunmaması ve oda içinde bir dağınıklığın olmaması olgularıyla da desteklenmesi, sanığın, ikisi hayati bölgelerine tesir edecek şekilde maktulün vücudunun ön yüzüne dört el ateş ettikten sonra kapıya doğru yönelmek istediği sırada da maktule arkasından birkaç el daha ateş etmesi, yine oda girişini ve koridoru gösteren kamera kayıtları ile maktulün kaldırıldığı yer ve yakınlarında dört adet mermi sekme izleri tespit edilmesine nazaran yere düşen maktulün kanının zemine yayılmasından sonra da sanığın ateş etmeyi sürdürmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın, ilk olarak maktul tarafından kendisine doğrultulan atışa hazır vaziyetteki tabancayı ele geçirdikten sonra hayati olmayan bölgeleri hedef alarak maktulü etkisiz kılma imkânına sahip olduğu ve güvenlik görevlisinin de bulunduğu kendi iş yerinde saldırıyı kolaylıkla bertaraf edebilecek konumda bulunduğu hâlde maktule, özellikle arka bölgesini hedef alarak çok sayıda ateş ettiği, aldığı tehditler nedeniyle güvenlik güçlerine başvurma yolunu da tercih etmediği anlaşıldığından, olayın vuku tarzı bağlamında tarafların konum ve imkânları itibarıyla da sanık hakkında meşru müdafaa ve meşru müdafaada kast olmaksızın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş sonucu sınırın aşılması koşullarının gerçekleşmediği, ancak maktulün önce tehdit ile para talep edip devamında sanığa silah doğrultması nedeniyle eylemin haksız tahrik altında işlendiği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="12292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/594 E., 2025/22 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.01.2025 tarihli, 2022/594 E., 2025/22 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/594 E., 2025/22 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1069 - 1221</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuğun tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-a, 29, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2019 tarihli ve 298-288 sayılı resen istinafa tabi olan hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 06.11.2019 tarih ve 4234-2511 sayı ile; eksik araştırma ve usul hükümlerine aykırılık nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda 26.10.2020 tarih ve 415-270 sayı ile; suça sürüklenen çocuğun tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 82/1-a, 29, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir. Hükmün suça sürüklenen çocuk ve katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan inceleme sonunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/2. maddesi uyarınca hükmün kaldırılmasına, suça sürüklenen çocuğun tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 82/1-a, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca 23 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba hükmedilmiştir.</p>

<p>Hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.02.2022 tarih ve 11176-773 sayı ile; "(…) Suça sürüklenen çocuk ...'ın, maktul ...'in babasının öldürüldüğü dosya da yargılanması nedeniyle, tevettür altında hareket ettiği ve maktul ...'in yargılandığı davanın sonuçlanmamasıyla birlikte, maktul ...'in suça sürüklenen çocuk ...'ın babası ...'nin öldürülmesi olayına ilişkin masum olduğunu gösterir kesinleşmiş bir beraat kararının bulunmadığı ve aralarında süregelen husumetin varlığı göz önünde bulundurulduğunda; suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca asgari düzeyde indirim yapılarak ceza tayini yerine, yazılı şekilde haksız tahrik hükümleri uygulanmayarak hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Üyeleri ... ve ...; olayda haksız tahrik bulunmadığı, bu nedenle hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi ise 25.05.2022 tarih ve 1069-1221 sayı ile; "(…) Suça sürüklenen çocuğun ailesi ile maktulün ailesi arasında süregelen bir husumetin varlığının haksız tahrik hükmünün uygulanmasını gerektirir bir neden olmaması, maktulün suça sürüklenen çocuğun babasının öldürülmesi olayına karıştığına ve suça sürüklenen çocuğun babasını öldüren oğlunu azmettirdiğine ilişkin somut bir delilin bulunmaması, bu konudaki iddianın soyut iddiadan ibaret olması, maktulün, olay öncesinde suça sürüklenen çocuk hakkında ‘Babası öldü sıra ...'a gelecek.’ dediğine dair iddianın kahvehanede konuşulan dedikodudan ibaret olması, tanık ...'nin soruşturma aşamasında bu iddia ile ilgili beyanının olmaması, maktulün suça sürüklenen çocuğa yönelik olarak doğrudan tehditte bulunduğuna dair somut bir delil bulunmaması ve suça sürüklenen çocuğun haksız tahrik koşullarında hataya düştüğünün kabulüne ilişkin koşulların gerçekleşmemesi karşısında, somut olayda; suça sürüklenen çocuk ... lehine haksız tahrik koşullarının gerçekleşmediği," gerekçesiyle bozmaya direnerek suça sürüklenen çocuğun 26.05.2021 tarihli hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.09.2022 tarihli ve 108296 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.11.2022 tarih, 8760-9449 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuğun suçunun sübutu ile suç niteliğine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi vasıtasıyla yapılan incelemeden; Mersin 2. Çocuk Mahkemesinin 14.02.2018 tarihli ve 3-64 sayılı kararıyla, suça sürüklenen çocuk ...’nın, 03.11.2016 tarihinde maktulün oğlu ...’i silahla yaralama suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği, kararın 22.02.2018 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği;</p>

<p>Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ve 476-266 sayılı kararı ile; maktulün oğlu ...’in, suça sürüklenen çocuğun babası ...’yı kasten öldürme suçundan 25 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği, hükmün Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarihinde onanarak kesinleştiği,</p>

<p>Maktul ... hakkında suça sürüklenen çocuğun babası ...’ya yönelik tasarlayarak öldürme suçuna azmettirmeden kamu davası açıldığı, Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.07.2017 tarihli ve 511 sorgu numaralı kararı ile; müsnet suçun vasıf ve mahiyeti ile kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması gerekçe gösterilerek adı geçenin tutuklanmasına karar verildiği, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 22.02.2018 tarihli ilk celsesinde, suç vasfının lehine değişme ihtimalinin bulunması ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliyesine karar verildiği, yapılan yargılama sonunda ise 17.05.2017 tarihinde öldüğünden bahisle düşme kararı verildiği, bu kararın 11.06.2019 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılanlar ..., ..., ... ve ... mahkemede; maktulün yakınları olduklarını, olayı görmediklerini, suça sürüklenen çocuktan şikâyetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini,</p>

<p>Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuk ve maktul ile aynı mahallede ikamet ettiğini, her ikisini de tanıdığını, ...’ın babası ... öldürüldükten sonra tutuklanan maktul ...’in tahliye olunca kahvehanede laf arasında konuşulurken "Sıra ...'a da gelecek!" diye bir söz söylendiğini ama dedikodu şeklindeki bu sözü ...’ten duymadığı gibi ...'a da böyle bir şey söylemediğini, konuşmanın geçtiği sırada ... ve ...’in ortamda bulunduklarını, ...’nın .in yakını olduğunu,</p>

<p>Tanık ... mahkemede; ...’nde ... Kıraathanesini işlettiğini, maktul ... ile tanık ...’yi tanıdığını, suça sürüklenen çocuk ...’ı kahvehaneye gelmediği için tanımadığını, ...'ın babasının ölümünden sonra maktul ...’in tahliye olduğunu, kahvehanede arkadaşları ile birlikte otururken maktul ...’in masasına çay vermeye gittiği sırada ...’in "Babası öldü, sıra kendine gelecek!" dediğini işittiğini, söze hiç karışmadan çayları verip masadan çekildiğini,</p>

<p>Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuğu ve maktulu uzaktan akraba olmaları ve aynı mahallede ikamet etmeleri nedeniyle tanıdığını, ...’ın babası ...'nin öldürülmesinden sonra ...'teki kahvehaneye gittiğinde konuşmalar sırasında "... öldü, ... da ölecek!" şeklinde konuşmalar işittiğini, ancak kimin nasıl yapacağı konusunda bir şey duymadığını, yine bunları maktulün yakınlarından da işitmediğini,</p>

<p>Tanık ... kollukta; suça sürüklenen çocuk ...’ın halası olduğunu, babasının öldürülmesinden sonra ...’ın annesi ile bir tartışma yaşadığını ve annesinin yanından ayrılarak yanlarında yaşamaya başladığını, ...’ın iyice içine kapandığını, cuma günleri babasının mezarını ziyaret ettiğini, kısa bir süre işte çalıştığını, ancak yaşanan bir tartışma sonucu buradan da ayrıldığını, ...’ın ölen babasından kalan bir tabancayı kendisini korumak için taşıdığını bildiğini,<br />
İfade etmişlerdir.</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk aşamalarda benzer şekilde; olay tarihinden önce babası ... ile birlikte araç kiralama işi yaptıklarını, akrabaları ... ...’nın kendilerinden araç kiraladığını ancak arabayı sözleşilen saatte teslim etmediğini, bu nedenle babası ile ...’in tartıştıklarını, tartışmaya ...’in yanındaki arkadaşı ... ...’in de dâhil olduğunu, kavga sırasında ...’ı bıçakla yaraladığını, 16 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiğini, 30.000 TL kan parası karşılığında ailelerinin anlaştıklarını, fakat bu anlaşmaya rağmen eve giderken silahlı saldırıya uğradığını, saldırıyı yapan şahsın "...’ın selamı var." dediği için bu olayı ...’ın yaptırdığını bildiğini, yine bir defasında iş yerlerinin kurşunlandığını, bunu da ...’ın yaptırdığını öğrendiklerini, bu olayların polise intikal ettiğini, akrabaları ... ... aracılığıyla ...’a haber göndererek barış sağlanmasına karşın neden böyle davrandığını sordurduklarını, ...’ın da "Anlaştık ama benim kanım aktı, bir de araba vermeniz lazım." şeklinde haber gönderdiğini, babası ...’nin bu teklifi kabul etmediğini, bu olaydan bir süre sonra babasıyla iş yerlerinin önünde bulundukları sırada ...’ın ateş ederek babası ...’yi öldürdüğünü, kendisinin ise eğilmesi sayesinde yara almadan kurtulduğunu, ... ve babası ...’in bu olay nedeniyle tutuklandıklarını, Mersin Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan yargılamanın ilk celsesinde ...’in tahliye edildiğini, tahliye olunca ...’in "Eğer şikâyetlerini geri çekmezlerse ...'yu da öldüreceğiz." diye sağda solda konuştuğunu işittiğini, bunu ...’tan duyduğunu, ona da bunları ...’nin söylediğini, yine mahalleden tanıdığı ...’un da aynı şeyi ifade ettiğini, tedirgin olduğunu, yanlarında kaldığı halalarına durumu söylediğini, halalarının da evden dışarı çıkmasına müsaade etmemeye başladıklarını, haftada sadece bir kere dışarı çıkabildiğini, olay günü cezaevinde bulunan akrabaları ...'u ziyaret etmek ve hesabına para yatırmak için cezaevine gittiğini, ...'in tehditlerinden korktuğu için babasına ait tabancayı yanına aldığını, kayıt yaptırma yerinde ...'i görünce ne olur ne olmaz diye geriye çekildiğini, dışarıda onun işlemini bitirmesini beklediğini, ağaçların altında beklerken 50 yaşlarında bir şahsın yanına geldiğini, "Ne bekliyorsun?" diye sorunca şüphelendiğini, şahıs kolundan tutunca tedirgin olduğunu ama kendisiyle birlikte ziyaretçi giriş bölümüne kadar gittiğini, ... dönüp kendisine sert şekilde bakınca yanındaki şahsın ...'in adamı olacağı düşüncesiyle korktuğunu, belindeki tabancayı çıkartıp korkutmak amacıyla maktulün ayaklarına doğru sıktığını, ancak maktul eğilince mermilerin koluna veya başka bir yerine isabet ettiğini, maktulü kasten veya tasarlayarak öldürmediğini savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat Ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;</p>

<p>a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,<br />
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,<br />
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,<br />
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.<br />
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme<br />
Suça sürüklenen çocuk ...'nın, babası ... ile birlikte araba kiralama işiyle iştigal ettiği, kiralanan bir aracın zamanında teslim edilmesi nedeniyle çıkan tartışma sırasında ...’ın maktul ...’in oğlu ... ...’i bıçakla yaraladığı, ...’ın ailesinin ...’ın ailesine bir miktar para vermesi üzerine ...’ın şikâyetinden vazgeçtiği, 16 gün tutuklu kalan ...’ın tahliye olduğu, aileler arasında bu şekilde bir süre yatışan husumetin yeniden şiddetlenmesiyle ... ...’in 08.07.2017 tarihinde suça sürüklenen çocuk ...’ın babası ...’yı tabancayla ateş ederek öldürdüğü, bu olay nedeniyle ...’ın babası maktul ... hakkında da tasarlayarak öldürme suçuna azmettirme iddiasıyla kamu davası açıldığı, maktulün kuvvetli suç şüphesi gerekçe gösterilerek tutuklandığı ve 7 ay sonra tahliyesine karar verildiği, tahliye olduktan sonra maktulün suça sürüklenen çocuğun mahallesinde bulunan kahvehaneye giderek "Babası öldü, sıra kendisine gelecek!" şeklinde sözler sarf ettiğinin kahvehaneyi işleten tanık ... tarafından ifade edildiği, tahliye olan maktulün olay günü aynı olay nedeniyle tutuklu bulunan oğlu ...’ı cezaevinde ziyarete gittiği, suça sürüklenen çocuk ...’ın ise cezaevi bahçesinde gelmesini beklediği maktul ...’i tabancayla iki el ateş ederek öldürdüğü kabul edilen olayda;</p>

<p>Maktulün, suça sürüklenen çocuğun babasının olaydan yaklaşık 10 ay önce öldürülmesi suçuna azmettirme suretiyle iştirak ettiği iddiasıyla yargılanması, bu suçu işlediğine yönelik kuvvetli suç şüphesi nedeniyle 7 ay kadar tutuklu kalması, tahliye olduktan sonra da suça sürüklenen çocuğun tanıdıklarının da olduğu kahvehanede "Babası öldü, sıra kendisine gelecek!" şeklinde tehdit içeren sözler sarf etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuğun eylemini maktulden kaynaklanan, kendisi ve ailesine yönelen bu haksız söz ve eylemlerin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında gerçekleştirdiği ve hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince verilen hükmün; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince verilen 25.05.2022 tarihli ve 1069-1221 sayılı hükmün; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca yeniden incelenmesi ve hüküm verilmesi için Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="79795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKSIZ TAHRİK UYGULAMALARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/haksiz-tahrik-uygulamalari-apaydin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/haksiz-tahrik-uygulamalari-apaydin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden olan ve kusurluluğu azaltması nedeniyle cezanın indirilmesini gerektiren haksız tahrik TCK’nın 29. maddesinde şöyle düzenlenmiştir.”</strong> Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir”.</p>

<p>Haksız tahrikin ana koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psi­kolojik hâlleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır. Gazap, aslında hiddet­lenmeyi ifade eder; şedit bir elem deyimi psikolojik bakımdan aslında hare­ketsizliğe, pasifliğe yöneltici bir ruh hâli ise de, burada söz konusu olan hid­dete yönelten bir elemdir. Bu itibarla sadece hiddet sözcüğünün kullanılması bu hâli de kapsar idi. Ancak uygulamada duraksamalara neden olmamak için metinde her iki sözcüğün kullanılması uygun sayılmıştır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Hiddet veya şiddetli elemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması gere­kir. Maddeye bu ibarenin eklenmesinin amacı, ülkemizde özellikle “töre veya namus cinayeti” olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında hak­sız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçmektir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlana­mayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hu­kuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uy­gulanması söz konusu olabilecektir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>Haksız tahrikte adi ve ağır tahrik ayırımı bulunmamaktadır. <strong>Tahrik hâlinde verilecek ceza bakımın­dan aşağı ve yukarı sınırlar kabul edilmek suretiyle olayın özelliğine göre uygulamada takdir olanağı tanınması amaçlanmıştır. Hâkim tahrikin ağırlık derecesine göre yapılacak indirimi saptayabilecektir. Ancak bu indirimin ya­pılabilmesi için haksız fiilin bir hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabile­cek ağırlıkta olması gerekir.</strong> Bu nedenle böyle bir etkiyi meydana getirebile­cek ağırlıkta olmayan haksız fiiller bakımından hükmün uygulanması söz konusu olmayacaktır<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları (<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari" rel="dofollow">CGK'nın 19.02.2025 tarihli ve 279-75 sayılı</a>, <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022531-e-202521-k-sayili-karari" rel="dofollow">15.01.2025 tarihli ve 531-21 sayılı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari" rel="dofollow">15.01.2025 tarihli ve 594-22 sayılı kararları</a> gibi) ile doktrinde de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;</p>

<p>a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,</p>

<p>b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,</p>

<p>c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,</p>

<p>d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.</p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Öncelikli sorun olayda haksız tahrik olup olmadığı, haksız tahrik varsa hangi eylemden kaynaklı olarak kim veya kimlerin haksız tahrik altında hareket ettiği ile haksız tahrikin dercesine göre indirim oranının<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><strong>[6]</strong></a> hak ve nesafete uygun olarak belirlenip belirlenmediğidir. </strong></p>

<p><strong>Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a>.</strong></p>

<p><strong>Sanığın beyanları haksız tahrik uygulanması için yeterli görülmeden sanığın beyanlarının doğruluk derecesinin araştırılması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından bir zorunluluk arz etmektedir. Her kasten insan öldürme suçunda haksız tahrik hükümlerinin şablon olarak uygulanması adalet duygusunu rencide etmekte olup maktulün hatırasına da hakaret olarak değerlendirilmektedir. </strong></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu yakın tarihli bir kararında sanığın, 19 yıllık eşi ve üç çocuk annesi maktul A..'e uzun yıllardır şiddet uyguladığı hususu, sanık hakkındaki mahkûmiyet kararları ve komşularının beyanları ile sabittir. Olay tarihinden yaklaşık dört ay önce sanığın kendisini darp etmesi sonucu çocuklarını da yanına alan maktulün ..'ya bir kadın arkadaşının yanına yeni bir hayat kurmak umuduyla sığınmıştır. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda maktul ya da mağdurdan haksız hareket kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan <strong>kuşkunun sanık lehine yorumlanması hususunda bir tereddüt bulunmasa da, bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunludur</strong>. Somut olayda ise maktulün sanığın şiddetinden uzaklaşmak için gittiği ..'da başka bir erkekle görüştüğüne, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin herhangi bir delil olmadığı gibi maktulün bir başkasıyla ilişki yaşamadığı hususunun maktul ve sanığın müşterek kızları … tarafından tüm aşamalarda istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Sanık müdafisinin talebiyle dinlenen sanığın kardeşlerinin dâhi maktulün bir başka erkekle ilişkisi olduğuna dair bir duyumlarının olmadığını belirtmektedirler. Maktulün telefonunda yapılan inceleme sonunda da bu yönde bir delile ulaşılmamıştır. Sanığın maktul eşini "Ben ..'da kendime bir boğa buldum." dedikten sonra <strong>yüzüne tükürmesi üzerine kapıldığı tahrik üzerine öldürdüğüne ilişkin soyut tahrik savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğu, </strong>somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi olay günü boyunca ve olay sırasında sanıkla maktulün yanında bulunan kızları ..'in olaydan hemen sonra verdiği ifadesiyle de doğrulanmaması karşısında bu savunmaya da itibar edilemez. Bu nedenle <strong>somut olayda maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen herhangi bir haksız söz ve davranış bulunmadığı, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. </strong>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince verilen direnme kararına konu hükmün sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>Haksız tahrikinin bulunup bulunmadığının somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir. Kusurluluğu azaltan bir hal olması nedeniyle varlığının veya yokluğunun gerekçelendirilmesi gerekir. Genel geçerli ifadelerin kullanılması adil yargılama hakkının ihlali niteliğindedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN"><img alt="Av. Cenk Ayhan APAYDIN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/cenk-ayhan-apaydin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN">Av. Cenk Ayhan APAYDIN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK’nun 11.02.2026 tarihli, 2024/1-544 esas ve 2026/82 sayılı kararı ((UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999">Yerel Mahkemece kurulan direnme kararına konu hükümlerin, sanık hakkında sadakat yükümlülüğüne aykırı davranma gerekçeleriyle TCK'nın 29. maddesi uyarınca makul düzeyde haksız tahrik indirimleri yapılması gerektiğine ilişkin bozma kararına uyulmasına rağmen bozma kararında belirtildiği şekilde sanığın cezalarından makul düzeyde haksız tahrik indirimleri yapılmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. YCGK’nun 11.02.2026 tarihli, 2024/1-544 esas ve 2026/82 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK’nun 21.01.2026 tarihli, 2024/1-559 esas ve 2026/42 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK’nun 21.01.2026 tarihli, 2024/1-559 esas ve 2026/42 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/haksiz-tahrik-uygulamalari-apaydin-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/terazi/turkiyede-havali-tufek-kullanimi.webp" type="image/jpeg" length="74157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YILLIK KİRA BEDELİ TUTARI SENETLE İSPAT SINIRININ ÜZERİNDEYSE VE KİRALAYA VERENİN AÇIK MUVAFAKATİ YOKSA ANAHTAR TESLİM OLGUSU TANIK İLE İSPAT EDİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yillik-kira-bedeli-tutari-senetle-ispat-sinirinin-uzerindeyse-ve-kiralaya-verenin-acik-muvafakati-yoksa-anahtar-teslim-olgusu-tanik-ile-ispat-edilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yillik-kira-bedeli-tutari-senetle-ispat-sinirinin-uzerindeyse-ve-kiralaya-verenin-acik-muvafakati-yoksa-anahtar-teslim-olgusu-tanik-ile-ispat-edilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anahtarın kiralayana teslimi, hukuki işlemin içerisinde yer alan bir maddi vakıa olmakla birlikte, sözleşmenin feshine yönelik bir hukuki sonuç doğurduğundan, bunun ne şekilde ispat edileceği hususu, yıllık kira bedelinin tutarı esas alınmak suretiyle, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 200. ve 201. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/3913 E., 2022/8405 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 18. SULH HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde karşılıklı olarak görülen alacak ve tazminat davalarından; asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı/karşı davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davacı/karşı davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 01/11/2022 tarihinde davacı/karşı davalı vekili Av. ... ile davalı/karşı davacı vekili Av. ... geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; davalı ile 01/01/2011 tarihli kira sözleşmesini imzaladığını, 2016 yılı kira bedelini peşin olarak ödediğini, 07/03/2016 tarihli ihtarname ile kiralananın tahliye edeceğini ihtarla bildirdiğini ancak davalı tarafın süreci uzatmak gayesiyle anahtarlar ve kiralananı teslim alınmaktan imtina ettiğini, kiralananı 30/04/2016 tarihinde tamamen boşaltarak teslime hazır hale getirdiğini, kira sözleşmesinin feshedilmiş olduğu 30/04/2016 tarihinden sonra herhangi bir kullanımı, kiracı sıfatıyla bir edimi bulunmadığını, bu tarihten sonrası için kira borcu tahakkuk etmediğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 01/05/2016 ve 30/12/2016 tarihleri arasındaki döneme ilişkin ödediği kira bedeli olan 368.000 USD'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı; kira sözleşmesinin feshedildiğine dair bir ihtarnamenin tebliğ edilmediğini, 01/01/2016-31/12/2016 kira dönemi sözleşmenin yenilendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Karşı davada davacı; kiracının, 01/01/2017 -31/12/2017 kira dönemi kira bedellerini ödemediğini, yaptırılan tespitte kiralananda 980.013,60 TL zarar olduğunu, tamirin 30 iş günü süreceğinin belirlendiğini ileri sürerek; Ocak 2017 kira bedeli 173.859 TL, hor kullanma tazminatı 980.013 TL, tespit dosyası için harcanan gider 4.107 TL, hasarın giderilmesi için gereken 30 iş günü için kira kaybı 173.859 TL olmak üzere 1.331.838 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren kanuni yasal faizi ile tahsilini talep etmiş; ıslah dilekçesi ile kiralananın anahtarı 14/02/2017 tarihinde teslim alınmış olduğundan Şubat ayı 14 günlük kira bedeli 86.929 TL kira alacağı ve taşınmazın yeniden kiraya verildiği 04/04/2017 tarihine kadar 259.788 TL makul süre kira bedeli olarak alacağı olmak üzere toplam 346.717 TL alacağın kanuni en yüksek ticari faizi ile tahsiline ve sonuç olarak talebini bu miktarda arttırarak toplam 1.678.555 TL’nin temerrüt tarihi 13/01/2017 tarihinden itibaren en yüksek kanuni faizi ile tahsilini istemiştir.</p>

<p>Davacı-karşı davalı; karşı davanın reddini istemiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; kiracının, kiralananın anahtarını kiraya verene teslim edene kadar kira sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinin aynen devam ettiği ve anahtarın teslim edildiği 14/02/2017 tarihine kadar kira bedellerini ödemekle yükümlü olduğu, erken tahliye sonrası kiraya verenin emsal bir yeri kiraya verebileceği süre kadar bir süre için tazminat ödemesi gerektiği, yargılama alınan bilirkişi raporunda, kiralananda meydana gelen hasarın 546.600 TL olduğunun belirlendiği gerekçesiyle, asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulü ile 259.788 TL makul süre kira bedelinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine, 251.711,458 TL (brüt) kira bedelinin 171.621,458 TL kira bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz, 80.090 TL kira bedelinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine, 546.000 TL hor kullanma tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br />
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı-karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; davacının anahtar teslim borcunu ispat edemediği, davalı-karşı davacı tarafından teslim alındığı belirtilen 14/02/2017 tarihin tahliye tarihi olarak esas alınması gerektiği, davacının talebinin peşin olarak yatırılan 01/05/2016 ve 30/12/2016 tarihleri arasındaki tahliyeden önceki kira bedelleri olduğu, davalının beyanında geçen tahliye tarihi esas alındığında davacının davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda ise kiralananda mevcut hasarların tek tek açıklandığı, tahliye tarihi itibariyle hor kullanma bedelinin 546.600,00 TL (KDV hariç) olduğu ve taşınmazın 3 aylık makul sürede kiraya verilebileceğinin belirtildiği, davalının taşınmazı 04/04/2017 tarihinde kiraya verdiği, tahliye tarihine göre makul süre daha uzun olduğundan dava konusu taşınmazın kiraya verildiği tarihe kadar davacının makul süre tazminatından sorumlu olduğu, davalı- karşı davacının ıslah dilekçesi de dikkate alınarak kira alacağı, hor kullanma tazminatı ve makul süre tazminatına hükmedilmesinde usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle; davacı-karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacı-karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2) Kiralananın tahliye edildiğinin (kiracının kiralananı iade borcunu yerine getirdiğinin) kabul edilebilmesi için, kiralananın fiilen boşaltılması yeterli değildir. Anahtarın da kiralayana teslim edilmesi gerekir. Kiracının bildirdiği tahliye tarihinin kiralayan tarafından kabul edilmemesi;</p>

<p>başka bir ifadeyle, tahliye tarihinin taraflar arasında çekişmeli olması halinde; kiralananın fiilen boşaltıldığını ve anahtarın teslim edildiğini, böylece kira ilişkisinin kendisince ileri sürülen tarihte hukuken sona erdirildiğini kanıtlama yükümlülüğü, kiracıya aittir. Kiracı, kiralananı kendisinin ileri sürdüğü tarihte tahliye ettiğini ispatlayamazsa, kiralayanın bildirdiği tahliye tarihine itibar olunmalıdır. Anahtarın kiralayana teslimi, hukuki işlemin içerisinde yer alan bir maddi vakıa olmakla birlikte, sözleşmenin feshine yönelik bir hukuki sonuç doğurduğundan, bunun ne şekilde ispat edileceği hususu, yıllık kira bedelinin tutarı esas alınmak suretiyle, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 200. ve 201. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Eş söyleyişle, yıllık kira bedelinin tutarı senetle ispat sınırının üzerindeyse ve kiralayanın açık muvafakati yoksa bu yön kiracı tarafından ancak yazılı delille ispatlanabilir; tanık dinlenemez.</p>

<p>Somut olayda; davacı-karşı davalı kiracının, kiralananın anahtarını 26/10/2016 tarihli düzenleme şeklinde emanet teslim tutanağı ile notere teslim ettiği, anahtarın notere teslim edildiğine dair ihtarnamenin ise davalı-karşı davacı kiraya verene 28/10/2016 tarihinde tebliğ edildiğinin beyan edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; kiralananın, anahtarın notere teslim edildiğine dair ihtarnamenin kiraya verene tebliğ edildiği tarihte tahliye edildiğinin kabul edilmesi gerektiğinden, kiracı bu tarihe kadar olan kira bedelinden sorumludur. Bu nedenle mahkemece, 26/10/2016 tarihli emanet tutanağının, kiraya verene tebliğ edildiği tarih tespit edilerek, kiracının bu tarihe kadar olan kira alacağından sorumlu olacağı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde anahtarın kiraya veren tarafından noterden teslim alındığı 14/02/2017 tarihinin tahliye tarihi olarak kabulü doğru görülmemiştir.</p>

<p>3) Islah kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. 6100 sayılı HMK’nın 176. maddesine göre; ıslah, tamamen (kamilen) veya kısmen olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir. Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan (dava dilekçesinden) itibaren ıslah eder ve bir hafta içerisinde yeni bir dava dilekçesi verir (HMK m. 180). Davacı bu yolla dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirip genişletebileceği gibi, davalı da tam ıslah ile savunmasını tamamen değiştirip genişletebilecektir. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekecektir. Davanın kısmen ıslahında ise; davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir (HMK m. 181) (düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin (ıslah edilen usul işlemi ile ilgili oldukları ölçüde) yapılmamış sayılması sağlanır (Kuru, s. 4014). Davacının talep sonucunu (müddeabihi) arttırması, talep sonucunu terditli dava hâline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule müteallik işlemlerdir.</p>

<p>Kural olarak dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi, davanın konusunda da ıslah mümkündür. Ne var ki ıslaha ilişkin yasal düzenlemeler göstermektedir ki, ıslahla kastedilen dava konusu edilen hususların genişletilmesi veya değiştirilmesidir. Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu hâline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır (HGK’nın 01/07/2021 tarihli ve 2017/14-2815 E.-2021/888 K. sayılı kararı).</p>

<p>Somut olayda; davalı-karşı davacının, dava dilekçesinde, erken tahliye nedeniyle makul süre kira bedeline ilişkin bir talebi olmadığı halde ıslah dilekçesi ile 259.788 TL makul süre kira bedelinin tahsilini istemiştir. Mahkemece, dava konusu edilmeyen söz konusu talebin ıslah dilekçesiyle eklenmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden makul süre kira alacağının hüküm altına alınmış olması, usul ve kanuna aykırıdır.</p>

<p>4) 6098 sayılı TBK'nın 316/1. maddesi hükmü uyarınca; kiracı, kiralananı özenle kullanmak ve aynı Kanun'un 334. maddesi gereğince, sözleşme sonunda aldığı hali ile kiralayana teslim etmekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğünün ihlali halinde kiraya veren; bu yüzden uğradığı zararın tazminini kiracıdan isteyebilir. Ancak, kiracı sözleşme sınırları içinde kiralanandan yararlanması sonucu meydana gelen yıpranma ve bozulmalardan sorumlu değildir. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; hor kullanmadan kaynaklanan hasar bedeli belirlenmiş ise de normal kullanımdan kaynaklı yıpranma haline ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu nedenle, hor kullanma sonucunda oluşan hasar bedelinden gerekirse kullanım süresiyle orantılı yıpranma bedeli de düşülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5) Bozma nedenine göre, davacı-karşı davalının harca yönelik temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci, üçüncü ve dördüncü bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı-karşı davalı yararına BOZULMASINA, beşinci bentte açıklanan nedenle davacı-karşı davalının harca yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınıp davacı-karşı davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yillik-kira-bedeli-tutari-senetle-ispat-sinirinin-uzerindeyse-ve-kiralaya-verenin-acik-muvafakati-yoksa-anahtar-teslim-olgusu-tanik-ile-ispat-edilemez</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="52383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Availability Heuristic: Görünür Olanın Kanaate Dönüşmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-availability-heuristic-gorunur-olanin-kanaate-donusmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-availability-heuristic-gorunur-olanin-kanaate-donusmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde karar verme süreci yalnızca normların, delillerin ve usul kurallarının mekanik uygulanmasından ibaret değildir. Yargılama faaliyeti aynı zamanda insan zihninin sınırlılıkları, algısal öncelikleri, sezgisel kısayolları ve kurumsal alışkanlıkları içinde gerçekleşir. Bu bağlamda <i>availability heuristic</i>, yani bulunabilirlik sezgisi, ceza muhakemesinde son derece önemli bir bilişsel yanlılık türü olarak ortaya çıkar. Kişi, olayları ve ihtimalleri çoğu zaman objektif olasılıklarına göre değil, zihninde ne kadar kolay canlandıklarına, ne kadar çarpıcı olduklarına ve ne kadar sık karşısına çıktıklarına göre değerlendirir.</p>

<p>Ceza yargılamasında bu yanlılık; medyatik olayların dosya kanaatini etkilemesi, ilk göze çarpan delilin diğer delilleri bastırması, sanığın geçmişi üzerinden kolay çağrışım kurulması, benzer dosya tecrübelerinin yeni dosyaya taşınması ve kamuoyu tepkisinin hukuki risk gibi algılanması biçiminde görünür hale gelir. Hibrit Kopuş Savunması bu noktada savunmayı yalnızca karşı argüman üreten bir faaliyet olarak değil, zihinsel kısayolları görünür kılan, kolay hatırlanan anlatının delil değerine dönüşmesini engelleyen stratejik bir müdahale pratiği olarak konumlandırır.</p>

<p>Bu makalede availability heuristic’in ceza muhakemesindeki temel görünümleri incelenmekte; savunmanın bu yanlılık karşısında hangi düzeylerde, hangi yoğunlukta ve hangi stratejik araçlarla müdahale edebileceği Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>I. Giriş: Ceza Muhakemesinde Görünürlük Sorunu</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde her şey delil gibi görünmez; fakat her şey kanaati etkileyebilir. Bazen bir görüntü, bir kelime, bir tutanak ifadesi, bir sosyal medya tepkisi, bir önceki benzer dosya hatırası veya sanığın geçmişine ilişkin bir çağrışım, dosyanın hukuki ağırlığından daha fazla psikolojik ağırlık kazanabilir. Bu nedenle ceza yargılamasında mesele yalnızca hangi delilin mevcut olduğu değil, hangi delilin zihinde daha kolay yer tuttuğu, hangi anlatının daha çabuk hatırlandığı ve hangi ihtimalin daha görünür hale geldiğidir.</p>

<p>Hukuk, normatif düzeyde delillerin serbestçe tartışılmasını, vicdani kanaatin duruşmada ortaya konulan ve tartışılan delillere dayanmasını, sanığın masumiyet karinesinden yararlanmasını ve mahkemenin hükmünü objektif gerekçelerle kurmasını ister. Fakat fiilî yargılama pratiği, her zaman bu normatif ideali tam olarak gerçekleştirmez. Çünkü yargılamayı yürütenler de insandır; dosyayı okuyan, tanığı dinleyen, sanığı gözlemleyen, tutanağı değerlendiren ve sonunda hüküm kuran zihin, bilişsel sınırlılıklardan bağımsız değildir.</p>

<p>İşte burada <i>availability heuristic</i> devreye girer. Bu sezgisel hata, zihinde kolay canlanan şeyin daha önemli, daha yaygın, daha olası veya daha doğru sanılmasıdır. İnsan zihni, çoğu zaman istatistiksel olasılıklara, hukuki ayrımlara veya delil yoğunluğuna göre değil; akla en hızlı gelen örneklere, en çarpıcı sahnelere ve en kolay hatırlanan anlatılara göre yönelim geliştirir.</p>

<p>Ceza muhakemesi bakımından bu son derece tehlikelidir. Çünkü kolay hatırlanan şey, her zaman doğru şey değildir. Görünür olan, her zaman ispatlanmış olan değildir. Çarpıcı olan, her zaman hukuken belirleyici olan değildir. Kamuoyunda dolaşan anlatı, her zaman dosyanın maddi gerçeği değildir. Dosyada ilk göze çarpan delil, her zaman en güvenilir delil değildir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması tam da bu noktada özel bir önem kazanır. Çünkü savunmanın görevi yalnızca mahkemeye “başka bir görüş” sunmak değildir. Savunmanın asıl görevi, mahkemenin zihinsel olarak neyi fazla kolay gördüğünü, neyi hızla doğru kabul ettiğini, hangi anlatıya gereğinden fazla ağırlık verdiğini ve hangi ihtimalleri görünmez bıraktığını teşhis etmektir.</p>

<p>Bu nedenle availability heuristic karşısında savunma, görünür olana karşı görünmeyeni; kolay hatırlanana karşı ihmal edileni; çarpıcı anlatıya karşı sessiz kalan ihtimali; dosyanın yüksek sesli kısmına karşı düşük sesli ama belirleyici ayrıntıyı sahneye taşımak zorundadır.</p>

<p><strong>II. Availability Heuristic Nedir?</strong></p>

<p>Availability heuristic, Türkçeye genellikle “bulunabilirlik sezgisi” ya da “erişilebilirlik kestirmesi” olarak çevrilebilir. Temel mantığı şudur: İnsan zihni, bir olayın ihtimalini veya önemini değerlendirirken çoğu zaman o olayın ne kadar kolay hatırlandığına bakar. Bir olay kolayca hatırlanıyorsa, zihinde canlı bir şekilde canlanıyorsa veya yakın zamanda güçlü bir iz bırakmışsa, kişi onun daha yaygın, daha önemli veya daha muhtemel olduğunu düşünebilir.</p>

<p>Bu, gündelik hayatta da sık görülür. Bir kişi uçak kazası haberlerini yoğun biçimde izledikten sonra uçak yolculuğunu olduğundan daha tehlikeli algılayabilir. Bir suç türü medyada yoğun işlendiğinde, toplum o suçun istatistiksel olarak patladığını düşünebilir. Bir hâkim ya da savcı yakın zamanda benzer nitelikte ağır bir dosyayla karşılaştığında, sonraki dosyayı da önceki dosyanın zihinsel gölgesi altında okuyabilir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu sezgisel hata daha da ağır sonuçlar doğurur. Çünkü burada mesele yalnız algı yanılması değildir; özgürlük, tutuklama, mahkûmiyet, beraat, adil yargılanma ve insan onuru söz konusudur. Hatalı bir zihinsel kısayol, yalnızca yanlış kanaat üretmez; bazen kişinin özgürlüğünü, itibarını ve hayat düzenini doğrudan etkiler.</p>

<p>Availability heuristic’in ceza muhakemesindeki en tehlikeli yönü, kendisini açık bir önyargı gibi göstermemesidir. Hâkim, savcı veya dosyayı değerlendiren kişi çoğu zaman “ben kolay hatırladığım için böyle düşünüyorum” demez. Aksine, kendi kanaatini dosyanın doğal sonucu gibi algılar. Oysa bazen kanaatin arkasında delilin gücü değil, zihinsel erişilebilirliğin gücü vardır.</p>

<p>Bu nedenle savunmanın görevi, yalnızca delili tartışmak değil, delilin zihinde nasıl yer tuttuğunu da tartışmaktır. Bir başka ifadeyle savunma, “Bu delil var mı?” sorusunun yanında şu soruları da sormalıdır:</p>

<p>Bu delil neden dosyanın merkezine yerleşti?<br />
Bu anlatı neden diğer ihtimalleri bastırdı?<br />
Bu olay neden olduğundan daha güçlü algılanıyor?<br />
Bu ihtimal neden hiç görünür hale gelmedi?<br />
Bu kanaat gerçekten delilden mi doğdu, yoksa kolay hatırlanan bir örnekten mi beslendi?</p>

<p>İşte Hibrit Kopuş Savunması’nın bilişsel değeri burada ortaya çıkar. Savunma, yargılamanın görünür yüzüne değil, kanaatin kuruluş biçimine müdahale eder.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Availability Heuristic’in Beş Görünümü</strong></p>

<p><strong>1. Medyatik Olayın Dosya Kanaatini Şekillendirmesi</strong></p>

<p>Availability heuristic’in ceza muhakemesindeki en güçlü görünümü medyatik dosyalarda ortaya çıkar. Bir olay kamuoyunda yoğun biçimde tartışılmışsa, sosyal medyada güçlü bir tepki üretmişse, haber başlıklarında çarpıcı kavramlarla sunulmuşsa veya olayın görüntüleri tekrar tekrar dolaşıma sokulmuşsa, yargılama daha başlamadan bir kanaat iklimi oluşabilir.</p>

<p>Bu kanaat iklimi doğrudan delil değildir. Ancak delillerin nasıl okunacağını etkileyebilir. Çünkü medya anlatısı, dosyaya bir “ilk anlam” verir. Olay artık yalnızca bir ceza dosyası değildir; toplumun öfkesini, korkusunu, ahlaki tepkisini ve güvenlik beklentisini taşıyan sembolik bir dosyaya dönüşür.</p>

<p>Burada tehlike şudur: Kamuoyunda çok görünür olan olay, mahkeme zihninde de daha ağır, daha kesin ve daha tartışılmaz algılanabilir. Oysa medyatik görünürlük ile hukuki ispat arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Bir olayın çok konuşulması, onun hukuken ispatlandığı anlamına gelmez. Bir görüntünün çok paylaşılması, onun bağlamının doğru anlaşıldığı anlamına gelmez. Bir sanığın kamuoyunda damgalanması, mahkûmiyet için gerekli delil standardının karşılandığını göstermez.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada iki yönlü çalışmalıdır. Birincisi, medyatik anlatının dosya üzerindeki etkisini görünür kılmalıdır. İkincisi, mahkemeyi yeniden dosyanın hukuki sınırlarına çekmelidir. Savunma şunu söyleyebilmelidir:</p>

<p>“Bu dosyada tartışılması gereken husus, olayın kamuoyunda nasıl algılandığı değil; mahkemenin huzurunda hukuka uygun biçimde ortaya konulan delillerin neyi ispatladığıdır.”</p>

<p>Bu cümle basit görünür; fakat ceza muhakemesinde çok kritik bir müdahaledir. Çünkü savunma, görünür olan ile ispatlanmış olan arasına mesafe koymaktadır.</p>

<p>Medyatik dosyalarda savunmanın tonu da dikkatle seçilmelidir. Tam uyum bazen savunmayı görünmez kılar. Aşırı sertlik ise mahkeme nezdinde “toplumsal hassasiyeti inkâr eden” bir pozisyona sürükleyebilir. Bu nedenle çoğu durumda ikinci veya üçüncü derece Hibrit Kopuş daha işlevseldir: ölçülü ama kararlı; saygılı ama çerçeve bozucu; dosyayı kamuoyu alanından çıkarıp delil alanına geri çeken bir savunma dili.</p>

<p><strong>2. İlk Göze Çarpan Delilin Diğer Delilleri Bastırması</strong></p>

<p>Ceza dosyalarında bazı deliller diğerlerinden daha görünürdür. Kamera kaydı, telefon mesajı, kolluk tutanağı, teşhis işlemi, bilirkişi raporu, HTS kaydı veya sanığın ilk ifadesi dosyanın merkezine hızla yerleşebilir. Bu tür deliller, özellikle ilk bakışta güçlü görünüyorsa, mahkemenin zihninde dosyanın ana eksenini kurabilir.</p>

<p>Ancak ilk göze çarpan delilin güçlü görünmesi, onun hukuken ve metodolojik olarak tartışmasız olduğu anlamına gelmez. Kamera kaydı bağlamından koparılmış olabilir. Telefon mesajları öncesi ve sonrası olmadan yanlış anlam üretebilir. Kolluk tutanağı olayın yalnızca bir bakış açısını yansıtabilir. Teşhis işlemi usul güvencelerine aykırı yapılmış olabilir. Bilirkişi raporu yöntemsel eksiklikler taşıyabilir. Sanığın ilk ifadesi baskı, panik, yorgunluk veya hukuki bilgisizlik altında verilmiş olabilir.</p>

<p>Availability heuristic burada şöyle işler: Zihin, en kolay görünen ve en kolay anlatılabilen delile aşırı ağırlık verir. Diğer deliller, özellikle daha teknik, daha karmaşık veya daha az dramatik olanlar, ikinci plana düşer. Dosyanın psikolojik merkezi bir kez kurulduğunda, savunmanın sunduğu alternatif açıklamalar “ayrıntı” gibi algılanabilir.</p>

<p>Oysa ceza muhakemesinde ayrıntı bazen dosyanın kaderidir. Bir zaman çizelgesindeki beş dakikalık boşluk, bir HTS kaydındaki baz istasyonu mesafesi, bir bilirkişi raporundaki metodolojik eksiklik, bir tanık beyanındaki küçük çelişki, tüm isnat yapısını sarsabilir. Fakat bu ayrıntılar görünür hale getirilmezse, dosyanın ilk büyük görüntüsü kanaati belirler.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu aşamada “delil dramaturjisi” kurmalıdır. Savunma, yalnızca delilin zayıf olduğunu söylememeli; dosyada neden gereğinden fazla görünür hale geldiğini de göstermelidir. Şöyle bir müdahale dili kullanılabilir:</p>

<p>“Sayın Mahkeme, bu dosyada kamera kaydı merkezî delil gibi görünmektedir; ancak kayıt olayın yalnızca sonucunu göstermekte, öncesini, taraflar arasındaki ilişkiyi, olayın başlangıç anını ve bağlamını göstermemektedir. Bu nedenle görüntünün çarpıcılığı, hukuki ispat gücünün yerine geçirilemez.”</p>

<p>Bu, tipik bir Hibrit Kopuş hamlesidir. Çünkü savunma delili doğrudan inkâr etmemekte; onun psikolojik ağırlığı ile hukuki değeri arasındaki farkı açığa çıkarmaktadır.</p>

<p><strong>3. Sanığın Geçmişi Üzerinden Kolay Çağrışım Kurulması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde sanığın geçmişi, sosyal çevresi, yaşam tarzı, önceki soruşturma veya mahkûmiyetleri, kimi zaman mevcut dosyanın delilleriyle ilgisiz olduğu halde zihinsel bir çağrışım alanı oluşturabilir. Bu, availability heuristic’in en tehlikeli görünümlerinden biridir.</p>

<p>Sanık daha önce benzer bir suçtan yargılanmışsa, mevcut dosyada da aynı davranışı yapmış olabileceği kolayca düşünülebilir. Sanığın belirli bir çevreyle ilişkisi varsa, bu ilişki mevcut isnadın doğruluğuna dair psikolojik destek gibi algılanabilir. Sanığın dış görünüşü, konuşma tarzı, öfke kontrolü, sosyal medya paylaşımları veya geçmişteki hataları, dosyadaki somut delillerden daha fazla iz bırakabilir.</p>

<p>Burada muhakeme şuna kayar: “Böyle biri bunu yapmış olabilir.”<br />
Oysa ceza muhakemesinin sorması gereken soru şudur: “Bu somut olayda, bu isnat, hukuka uygun delillerle, her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanmış mıdır?”</p>

<p>Bu iki soru arasındaki fark, ceza muhakemesinin kaderini belirler. İlk soru karakter yargılamasına, ikinci soru fiil yargılamasına aittir. Modern ceza muhakemesi kişiyi değil, isnat edilen somut fiili yargılamak zorundadır. Ancak availability heuristic, kişiyi dosyanın önüne geçirerek fiilin değerlendirilmesini gölgeleyebilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu noktada “kişilik çağrışımını” kırmak zorundadır. Savunmanın görevi, sanığın geçmişi üzerinden kurulan kolay anlatıyı somut olayın delil standardına geri çekmektir. Bu, her zaman yumuşak bir dille yapılamayabilir. Çünkü karakter yargılaması derinleştiğinde savunmanın daha açık bir müdahalesi gerekir.</p>

<p>Savunma şu tür bir çerçeve kurabilir:</p>

<p>“Bu yargılamada müvekkilin geçmişi değil, iddianameye konu somut fiilin hukuken ispatlanıp ispatlanmadığı tartışılmaktadır. Geçmişe ilişkin çağrışımlar, mevcut dosyadaki ispat eksikliğini tamamlayan bir delil gibi kullanılamaz.”</p>

<p>Bu cümle, dosyanın kişilik yargılamasına kaymasını engellemeye yöneliktir. Aynı zamanda mahkemeye usulî sınırı hatırlatır. Sanık geçmişiyle değil, somut isnatla yargılanır. Savunmanın bu ilkeyi ısrarla görünür tutması gerekir.</p>

<p><strong>4. Benzer Dosya Tecrübelerinin Yeni Dosyaya Taşınması</strong></p>

<p>Hâkimler, savcılar ve avukatlar çok sayıda dosya görür. Bu tecrübe, yargısal sezgiyi güçlendirebilir; fakat aynı zamanda risk de taşır. Çünkü önceki dosyaların zihinsel izi, yeni dosyaların değerlendirilmesine sızabilir.</p>

<p>Bir hâkim daha önce benzer savunmaların kötüye kullanıldığı dosyalar görmüşse, yeni dosyadaki savunmayı da kolayca kuşkuyla karşılayabilir. Bir savcı belirli suç tiplerinde sıkça benzer inkâr stratejileriyle karşılaşmışsa, somut dosyadaki inkârı da otomatik biçimde samimiyetsiz görebilir. Bir mahkeme, belirli olay örgülerinde sanıkların genellikle aynı savunmayı yaptığını düşünüyorsa, yeni dosyadaki özgün ayrıntıları fark etmeyebilir.</p>

<p>Availability heuristic burada mesleki hafıza üzerinden çalışır. Zihin, yakın veya çarpıcı dosya deneyimlerini yeni dosyanın üzerine yansıtır. Böylece her dosyanın kendine özgü yapısı zayıflar; dosya bir kategoriye yerleştirilir. Kategori bir kez kurulduğunda, deliller o kategoriye uygun biçimde okunmaya başlar.</p>

<p>Bu durum özellikle bazı suç tiplerinde daha belirginleşir. Cinsel suçlar, uyuşturucu suçları, örgüt suçları, aile içi şiddet dosyaları, ekonomik suçlar ve trafik kazaları gibi alanlarda yargılama aktörlerinin önceki tecrübeleri, yeni dosyaya ilişkin ilk kanaati etkileyebilir. Elbette tecrübe bütünüyle değersiz değildir. Ancak tecrübe, somut dosyanın yerine geçerse tehlikeli hale gelir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada dosyanın özgünlüğünü vurgulamalıdır. Savunma, mahkemeye bu dosyanın “benzer dosyalardan biri” olmadığını, kendi delil yapısı içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermelidir. Bunu yaparken soyut itirazlar yeterli değildir. Somutlaştırma gerekir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Sayın Mahkeme, bu suç tipine ilişkin yargısal tecrübelerin dosyayı anlamada yardımcı olabileceği açıktır; ancak bu dosyada genel tecrübeyi aşan üç özgün unsur bulunmaktadır: olay zaman çizelgesi, tanık beyanları arasındaki çelişki ve teknik verilerin iddianame anlatısını doğrulamaması. Bu nedenle dosyanın genel suç tipi kalıpları içinde değil, kendi somut delil yapısı içinde değerlendirilmesi gerekir.”</p>

<p>Bu savunma dili, mahkemeyle çatışmadan zihinsel kalıbı kırar. Önce mahkemenin tecrübesini reddetmez; sonra o tecrübenin somut dosyayı yutmasını engeller. Hibrit Kopuş’un inceliği tam da buradadır: savunma, mahkemenin zihinsel konfor alanına saldırmadan, o alanın dosyayı yanlış okumasını önlemeye çalışır.</p>

<p><strong>5. Kamuoyu Tepkisinin Hukuki Risk Gibi Algılanması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde kamuoyu tepkisi, özellikle tutuklama ve adli kontrol kararlarında availability heuristic’i tetikleyebilir. Toplumda infial yaratan olaylarda, sosyal medyada yoğun tepki oluştuğunda veya haber dili “cezasızlık”, “tehlike”, “toplum vicdanı” gibi kavramlar etrafında kurulduğunda, yargı makamları üzerinde görünmez bir baskı oluşabilir.</p>

<p>Bu baskı her zaman doğrudan ve açık değildir. Mahkeme kararında “kamuoyu böyle istiyor” denmez. Fakat kamuoyu tepkisi, kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali, suçun katalog niteliği, cezanın ağırlığı veya toplumsal risk gibi hukuki kavramların yorumunu sertleştirebilir.</p>

<p>Burada en tehlikeli kayma şudur: Toplumsal tepki, hukuki risk gibi algılanır. Oysa toplumun öfkesi, tek başına tutuklama nedeni değildir. Sosyal medyadaki yoğunluk, delil karartma ihtimalini göstermez. Haberlerdeki çarpıcılık, kaçma şüphesinin somut olgularla desteklendiği anlamına gelmez. Kamuoyu hassasiyeti, kişi özgürlüğünün istisna olmaktan çıkarılıp kural haline getirilmesini meşrulaştırmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada özellikle önemlidir. Çünkü tutuklama evresi, savunmanın çoğu zaman en dar zamanda, en yüksek psikolojik baskı altında ve en sınırlı araçlarla hareket ettiği alandır. Savunma, kamuoyu tepkisini inkâr etmek yerine onun hukuki ölçütlerle karıştırılmasına itiraz etmelidir.</p>

<p>Şöyle bir müdahale dili kurulabilir:</p>

<p>“Toplumsal hassasiyet anlaşılabilir olmakla birlikte, tutuklama tedbiri ancak somut olgularla gösterilmiş kaçma veya delilleri karartma şüphesi üzerine kurulabilir. Kamuoyu tepkisinin yoğunluğu, CMK anlamında tutuklama nedeninin yerine geçemez.”</p>

<p>Bu cümle, hem saygılı hem de sınır koyucudur. Kamuoyunu küçümsemez; fakat hukuki ölçütü geri çağırır. İşte availability heuristic’e karşı savunmanın görevi budur: görünür toplumsal tepkinin hukuki kanaati işgal etmesini önlemek.</p>

<p><strong>IV. Availability Heuristic ve Dosya Merkezli Ceza Muhakemesi</strong></p>

<p>Türk ceza muhakemesinin fiilî işleyişinde dosya merkezlilik, availability heuristic’i güçlendiren önemli bir zemindir. Çünkü duruşma çoğu zaman dosyada önceden kurulmuş anlatının yeniden üretildiği bir alan haline gelebilir. İddianame, kolluk tutanakları, bilirkişi raporları, önceki ara kararlar ve mütalaa, mahkemenin zihninde dosyanın ana eksenini önceden kurabilir.</p>

<p>Bu durumda duruşma, teorik olarak delillerin canlı biçimde tartışıldığı bir sahne olması gerekirken, pratikte dosyada zaten görünür hale gelmiş unsurların tekrarlandığı bir alana dönüşebilir. “Okundu sayıldı” pratiği, delillerin gerçekten tartışılmadan dosyanın içinde varsayılmasına yol açabilir. Böyle bir yapıda en erişilebilir olan, yani dosyada en erken ve en güçlü şekilde yazıya geçmiş olan unsur, yargılamanın psikolojik merkezine yerleşir.</p>

<p>Savunma açısından bu son derece önemli bir sorundur. Çünkü dosyaya erken giren anlatı, daha sonra gelen savunma açıklamalarına göre çoğu zaman daha avantajlıdır. Kolluk tutanağı, iddianame ve tutuklama gerekçesi, birer metin olmaktan çıkar; kanaatin ilk mimarları haline gelir. Savunma ise bu mimarinin içine sonradan girmeye çalışır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, dosya merkezliliğin bu etkisini görmeden kurulamaz. Savunma, yalnızca “dosyada şu eksik” demekle yetinmemeli; dosyanın zihinsel düzenini de analiz etmelidir. Hangi belge kanaati kurmuştur? Hangi ifade dosyanın merkezine yerleşmiştir? Hangi rapor diğer delillerin üzerine gölge düşürmüştür? Hangi ara karar, mahkemenin sonraki değerlendirmelerini bağlayan bir psikolojik çıpaya dönüşmüştür?</p>

<p>Availability heuristic, dosya merkezli pratikte şu şekilde çalışır: En kolay ulaşılan belge, en çok tekrar edilen kavram ve en erken kurulan anlatı, daha sonra daha güçlü görünür. Oysa ceza muhakemesinde delilin görünürlüğü değil, güvenilirliği ve tartışılabilirliği önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, dosyanın içinde görünmez kalan unsurları sahneye taşımalıdır. Bazen bu bir tanık beyanının ihmal edilen cümlesidir. Bazen bilirkişi raporunun dipnotunda kalan bir belirsizliktir. Bazen HTS kaydının iddianame anlatısını desteklemediği bir zaman aralığıdır. Bazen müşteki beyanının önceki ve sonraki ifadeleri arasındaki sessiz bir çelişkidir. Bazen de sanığın lehine olan fakat dosyanın büyük anlatısı içinde kaybolmuş bir ayrıntıdır.</p>

<p>Savunmanın işi, bu ayrıntıları yalnızca söylemek değil, görünür kılmaktır. Çünkü görünür kılınmayan delil, çoğu zaman kanaate etki etmez.</p>

<p><strong>V. Hibrit Kopuş Savunmasının Görevi: Görünmeyeni Görünür Kılmak</strong></p>

<p>Availability heuristic karşısında savunmanın temel görevi, zihnin kolay eriştiği anlatıya karşı dosyanın ihmal edilen ihtimallerini görünür hale getirmektir. Bu görev üç düzeyde işler.</p>

<p>İlk düzey, <strong>teşhis düzeyidir</strong>. Savunma önce dosyada hangi unsurun aşırı görünür hale geldiğini tespit etmelidir. Bu medya anlatısı mı? İddianamedeki ilk vasıflandırma mı? Kolluk tutanağı mı? Sanığın geçmişi mi? Bilirkişi raporu mu? Kamuoyu tepkisi mi? Tanığın çarpıcı ama bağlamsız bir cümlesi mi?</p>

<p>İkinci düzey, <strong>ayrıştırma düzeyidir</strong>. Savunma görünürlük ile ispatı ayırmalıdır. Bir şeyin çok konuşulması, çok yazılması, çok tekrar edilmesi, çok çarpıcı olması veya zihinde kolay canlanması, onun hukuken güçlü olduğu anlamına gelmez. Savunma bu ayrımı mahkemeye açıkça göstermelidir.</p>

<p>Üçüncü düzey ise <strong>yeniden sahneleme düzeyidir</strong>. Savunma, görünmeyen delilleri, alternatif açıklamaları ve bastırılmış ihtimalleri mahkeme zihninde yeniden konumlandırmalıdır. Bunu yaparken salt hukuki argüman yetmez; anlatı, zamanlama, ton, beden dili, tutanak stratejisi ve soru tekniği birlikte kullanılmalıdır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın “hibrit” niteliği burada belirginleşir. Çünkü savunma yalnızca hukuki değildir; aynı zamanda retorik, dramaturjik, psikolojik ve stratejiktir. Savunma bir yandan CMK’nın delil tartışması ve vicdani kanaat ilkelerine dayanır; diğer yandan mahkemenin kanaat oluşturma sürecindeki bilişsel kısayolları hesaba katar.</p>

<p>Bu nedenle availability heuristic karşısında savunmanın dili şöyle kurulmalıdır:</p>

<p>“Bu dosyada en görünür olan unsur ile hukuken en belirleyici unsur aynı değildir.”</p>

<p>Bu cümle, makalenin ana savunma cümlesi olabilir. Çünkü bulunabilirlik sezgisinin özünü hedef alır. Zihin en görünür olanı merkeze almak ister; savunma ise hukuken belirleyici olanı merkeze taşımak zorundadır.</p>

<p><strong>VI. Kopuş Derecelerine Göre Müdahale Stratejileri</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Tam Uyum / Adaptif Savunma</strong></p>

<p>Availability heuristic’in düşük yoğunlukta olduğu dosyalarda savunma, doğrudan çatışmaya girmeden uyumlu bir dille müdahale edebilir. Bu aşamada amaç mahkemenin direncini artırmadan, görünürlük-ispat ayrımını nazikçe hatırlatmaktır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Sayın Mahkeme, dosyada ilk bakışta öne çıkan husus bu olmakla birlikte, deliller bütün halinde değerlendirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır.”</p>

<p>Bu dil, mahkemeyi karşısına almaz. Ancak dosyanın ilk görünümünün yeterli olmadığını ifade eder. Birinci derece savunma, özellikle mahkemenin henüz kapalı kanaat göstermediği, delil tartışmasına açık olduğu dosyalarda işlevseldir.</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Mikro Müdahale / Yumuşak Kopuş</strong></p>

<p>Mahkemenin belirli bir delile veya anlatıya fazla ağırlık verdiği hissediliyorsa, savunma mikro müdahalelerle bu ağırlığı dengelemelidir. Bu aşamada kısa itirazlar, soru tekniği, tutanak hassasiyeti ve delil bağlamı önem kazanır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Bu beyanın yalnızca sonuç kısmının değil, öncesindeki açıklamalarla birlikte değerlendirilmesini talep ediyoruz.”</p>

<p>Veya:</p>

<p>“Bilirkişi raporunun sonuç bölümü okunmuştur; ancak raporun yöntem kısmındaki sınırlamaların da zapta geçirilmesini talep ediyoruz.”</p>

<p>Bu tür mikro müdahaleler, availability heuristic’in sessiz işleyişini bozar. Çünkü mahkemenin yalnızca kolay görünen kısmı değil, görünmeyen bağlamı da dikkate almasını sağlar.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Açık Müdahale / Kontrollü Kopuş</strong></p>

<p>Eğer mahkeme belirli bir anlatıyı dosyanın merkezi haline getiriyor ve savunmanın alternatif açıklamalarını yeterince tartışmıyorsa, savunma daha açık bir müdahale yapmalıdır. Bu aşamada delil tartışmasının gerçek anlamda yapılması istenir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Sayın Mahkeme, iddia makamı dosyada en görünür olan delile dayanmakta; ancak bu delilin bağlamını, yöntemsel sınırlılıklarını ve diğer delillerle çelişkisini tartışmamaktadır. Savunma olarak bu delilin psikolojik ağırlığı ile hukuki ispat değeri arasındaki farkın değerlendirilmesini talep ediyoruz.”</p>

<p>Bu dil artık yalnızca delili değil, delile verilen ağırlığı tartışmaktadır. Hibrit Kopuş’un tipik üçüncü derece hamlesi budur.</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Sert Kopuş / Stratejik Çatışma</strong></p>

<p>Mahkeme, kamuoyu baskısı, sanığın geçmişi veya dosyadaki ilk anlatı nedeniyle savunmanın delil tartışmasını fiilen engelliyorsa, daha sert bir müdahale gerekebilir. Bu aşamada savunma, adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği, delillerin tartışılması ve gerekçeli karar yükümlülüğü gibi normatif dayanakları açıkça kullanmalıdır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Savunmanın işaret ettiği delil çelişkileri tartışılmadan, yalnızca dosyada ilk bakışta öne çıkan ve kamuoyunda da görünür hale gelen anlatıya dayanılarak kanaat kurulması, hükmün duruşmada tartışılan delillere dayanması ilkesini zayıflatacaktır.”</p>

<p>Bu artık mahkemeye ciddi bir usul uyarısıdır. Amaç kavga çıkarmak değil, hükmün ileride denetlenebilirliğini sağlayacak kayıt zeminini kurmaktır.</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Radikal Kopuş / Sistem Kırılması</strong></p>

<p>Bazı dosyalarda availability heuristic artık yalnızca bir bilişsel yanlılık olmaktan çıkar; yargılamanın genel atmosferini belirleyen yapısal bir baskıya dönüşür. Medya yargılaması, yoğun kamuoyu kampanyası, siyasi veya toplumsal etiketleme, savunmanın susturulması ve delil tartışmasının şekli hale gelmesi bu aşamada görülebilir.</p>

<p>Bu durumda savunma, dosyanın artık adil yargılanma sınırları içinde yürüyüp yürümediğini tartışmaya açabilir. Burada amaç yalnızca mahkemeyi ikna etmek değil; üst yargı, anayasal denetim ve gerektiğinde uluslararası başvuru yolları için güçlü bir kayıt oluşturmaktır.</p>

<p>Beşinci derece kopuş, dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü her availability heuristic görünümü radikal kopuş gerektirmez. Ancak yargılama bütünüyle kolay hatırlanan kamuoyu anlatısına teslim olmuşsa, savunma artık yalnız dosya içi delil tartışması yapmakla yetinemez. Yargılamanın meşruiyet zeminini tartışmak zorunda kalabilir.</p>

<p><strong>VII. Savunmanın Kullanabileceği Hazır Müdahale Cümleleri</strong></p>

<p>Availability heuristic karşısında savunmanın kullanabileceği bazı stratejik cümleler şunlardır:</p>

<p>“Dosyada en görünür olan unsur ile hukuken en belirleyici unsurun aynı olmadığı kanaatindeyiz.”</p>

<p>“Bu delilin çarpıcılığı, onun bağlamdan bağımsız biçimde mahkûmiyet dayanağı yapılmasına imkân vermez.”</p>

<p>“Kamuoyu tepkisi anlaşılabilir olmakla birlikte, bu tepki CMK anlamında somut tutuklama nedeni yerine geçemez.”</p>

<p>“Müvekkilin geçmişine ilişkin çağrışımlar, mevcut isnadın somut delillerle ispatı zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.”</p>

<p>“Bu dosyanın benzer suç tipi kalıpları içinde değil, kendi özgün delil yapısı içinde değerlendirilmesi gerekir.”</p>

<p>“İddianamedeki ilk vasıflandırmanın, sonraki delil değerlendirmesini yönlendiren bir zihinsel çerçeveye dönüşmemesi gerekir.”</p>

<p>“Savunma olarak talebimiz, yalnızca görünen delilin değil; görünmeyen bağlamın da değerlendirme konusu yapılmasıdır.”</p>

<p>“Delilin psikolojik etkisi ile hukuki ispat değeri birbirinden ayrılmalıdır.”</p>

<p>Bu cümlelerin amacı mahkemeyi suçlamak değildir. Amaç, kanaatin nasıl kurulduğunu görünür hale getirmektir. Savunma, mahkemeye “yanlısınız” demek zorunda değildir; fakat “bu dosyada şu unsur gereğinden fazla belirleyici hale gelmiştir” diyebilmelidir.</p>

<p><strong>VIII. Sonuç: Savunma, Zihinsel Kısayolları Bozan Bir Görünürleştirme Sanatıdır</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde availability heuristic, görünür olanın kanaate dönüşme riskidir. Medyada çok konuşulan olay, dosyada ilk göze çarpan delil, sanığın geçmişi, benzer dosya tecrübeleri veya kamuoyu tepkisi; hukuken belirleyici olmadıkları halde zihinsel olarak belirleyici hale gelebilir. Bu durum, ceza yargılamasının en hassas ilkelerini zayıflatır: masumiyet karinesini, delillerin duruşmada tartışılması ilkesini, şüpheden sanık yararlanır kuralını ve hükmün objektif gerekçelere dayanması zorunluluğunu.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, bu yanlılık karşısında savunmayı pasif bir cevap makamı olmaktan çıkarır. Savunma artık yalnızca iddiaya cevap veren değil, iddianın zihinde nasıl güç kazandığını gösteren bir faaliyete dönüşür. Bu bakımdan savunmanın görevi, yalnızca delil sunmak değildir; delillerin algılanma biçimini, anlatıların görünürlük düzeyini ve kanaatin kuruluş mantığını tartışmaya açmaktır.</p>

<p>Çünkü ceza muhakemesinde hakikat her zaman en yüksek sesle konuşmaz. Bazen hakikat, dosyanın kenarında kalmış bir ayrıntıda, ihmal edilmiş bir çelişkide, bağlamından koparılmış bir görüntünün öncesinde, susturulmuş bir ihtimalde veya görünür kılınmamış bir savunma noktasında saklıdır.</p>

<p>Bu nedenle savunma, görünür olanın büyüsünü bozmak zorundadır. Kolay hatırlananın kolayca doğru sanılmasına karşı direnmelidir. Çarpıcı olan ile ispatlanmış olan arasındaki mesafeyi göstermelidir. Kamuoyu anlatısı ile hukuki delil arasındaki sınırı korumalıdır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın availability heuristic karşısındaki özü şudur:</p>

<p><strong>Savunma, mahkemenin gözünün önünde olanı değil, gözden kaçanı da yargılamanın konusu haline getirme sanatıdır.</strong></p>

<p>Ve belki daha keskin ifade ile:</p>

<p><strong>Ceza muhakemesinde savunmanın görevi, yalnızca görünür olana cevap vermek değil; görünürlüğün bizzat kendisini yargılama konusu yapmaktır.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-availability-heuristic-gorunur-olanin-kanaate-donusmesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="14173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Meyve Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/meyve-fidani-ve-uretim-materyali-sertifikasyonu-ile-pazarlamasi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/meyve-fidani-ve-uretim-materyali-sertifikasyonu-ile-pazarlamasi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meyve Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği, 28 Nisan 2026 Tarihli ve 33237 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MEYVE FİDANI VE ÜRETİM MATERYALİ SERTİFİKASYONU İLE PAZARLAMASI YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmelik; meyve türlerine ait fidan ve üretim materyallerinin, ismine doğru, kaliteli ve sağlıklı biçimde üretilmesi ve pazarlanmasını sağlamak amacıyla sertifikasyon sistemi dâhilinde üretim ve pazarlanması ile ilgili usul ve esasları kapsar.</p>

<p>(2) Bilimsel amaçlı araştırma, geliştirme, genetik çeşitliliğin korunmasına yönelik çalışmalarda kullanılan ve üreticinin kendi ihtiyacını karşılamak amacıyla ürettiği fidan ve üretim materyalleri, bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; 31/10/2006 tarihli ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanununun 6 ncı maddesi ile 8/1/2004 tarihli ve 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanunun 11 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Araştırma kuruluşu: Bitki çeşitlerinin ıslahı veya bulunması ve geliştirilmesi ile ilgili faaliyet gösteren, nitelikleri ve çalışma usul ve esasları, Bakanlıkça belirlenen kamu kurum ve kuruluşlarını veya özel kuruluşları,</p>

<p>b) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,</p>

<p>c) Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş: 15/5/2009 tarihli ve 27229 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tohumculuk Sektöründe Yetkilendirme ve Denetleme Yönetmeliği hükümlerine göre fidan üretici belgesine ve/veya doku kültürü ile tohumluk üretici belgesine sahip kuruluşları,</p>

<p>ç) Başvuru kuruluşu: Üretimin yapıldığı ildeki Bakanlık il müdürlüğü veya Bakanlık tarafından beyanname kabulü, parsel kontrolleri ve numune alma için yetkilendirilen kuruluşları,</p>

<p>d) Bir nolu damızlık ünitesi: Islahçı materyali ile özel korumalı tül seralarda veya Bakanlıkça belirlenen türler için izolasyon mesafesine uygun açık alanlarda araştırma kuruluşları tarafından kurulan, sertifikasyona tabi organizmalardan ari ön temel sınıfta üretim materyali elde edilen bitkileri,</p>

<p>e) Bitki Muayene Raporu: Fidanların sertifika şartlarını devam ettirmeleri ve pazarlanabilir olmaları halinde başvuru kuruluşunca düzenlenen belgeyi,</p>

<p>f) Bitki Pasaport Sistemi: 12/1/2011 tarihli ve 27813 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bitki Pasaportu Sistemi ve Operatörlerin Kayıt Altına Alınması Hakkında Yönetmelik hükümlerince kurulan bilgi sistemini,</p>

<p>g) Bitki Pasaportu Kayıt Sertifikası: Damızlık tesis edilecek alan veya fidan parselinde/harcında Bakanlıkça belirlenen zararlı organizmalar açısından sakınca olmadığına dair operatör kaydı sonucu düzenlenen belgeyi,</p>

<p>ğ) Bitki sağlığı kontrol kuruluşu: Zirai mücadele araştırma enstitüleri veya Bakanlık tarafından sertifikasyona tabi zararlı organizmaların kontrolü için yetkilendirilen kuruluşları,</p>

<p>h) Çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş: Bakanlıkça belirlenen kamu araştırma kuruluşları veya üniversiteleri,</p>

<p>ı) Damızlık Ünite Raporu: Damızlık ünitelerin kurulumunda ilgili uzmanların katılımı ile başvuru kuruluşu tarafından düzenlenen belgeyi,</p>

<p>i) Fidan: Anaç, çöğür, yoz veya çelik üzerine aşılama veya doğrudan eşeysiz vejetatif yollarla çelik, daldırma, doku kültürü yöntemleri ile üretilen aşılı veya aşısız meyve fidanlarını,</p>

<p>j) Fidanın niteliği: Fidanın tüplü aşısız fidan, tüplü aşılı fidan, açık köklü aşılı fidan veya açık köklü aşısız fidan, doku kültürü yöntemi ile üretilen fidan olması özelliğini,</p>

<p>k) Genel Müdürlük: Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>l) Islahçı materyali: Çeşidin ıslahçısı veya hak sahibi tarafından ıslahçı materyali olduğu belirtilen bitkileri veya çoğaltım materyallerini,</p>

<p>m) İki nolu damızlık ünitesi: Bir nolu damızlık ünitelerden elde edilen veya yurt dışından ithal edilen ve ön temel kademede olduğu belgelendirilen üretim materyalleri veya fidanlar ile özel korumalı tül seralarda veya izolasyon mesafesine uygun açık alanlarda Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından kurulan, sertifikasyona tabi zararlı organizmalardan ari temel sınıfında üretim materyali elde edilen bitkileri,</p>

<p>n) İlgili sertifikasyon kuruluşu: Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğünü, Fidan ve Fide Test Merkezi Müdürlüğünü ve Zeytincilik Üretme İstasyonu Müdürlüğünü,</p>

<p>o) İsmine doğruluk: Meyve fidanı üreten, pazarlayan, depolayan veya sevk eden kişi ve kuruluşlarca etiketinde belirtilen anaç ve/veya çeşit adının garanti edilmesi halini,</p>

<p>ö) Karekod: Datamatrix tipinde iki boyutlu bir barkodu,</p>

<p>p) Klon: Meyve türlerinde, ait olduğu çeşidin sahip olduğu morfolojik, genotipik ve fenotipik özellikleri bakımından farklılık göstermeyen ancak meyve teknolojik özellikleri açısından üstün özellik gösteren ve vejetatif olarak çoğaltılan bireyi,</p>

<p>r) Meyve ve asma çeşit listesi: Meyve ve asma türlerine ait çeşitlerin kayıtlı olduğu listeyi,</p>

<p>s) Ön temel fidan (ÖN): Bir nolu damızlık ünitelerinden elden edilen üst kademe üretim materyalleri ile Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından üretilen fidanları,</p>

<p>ş) Ön temel materyal: Bir nolu damızlık ünitelerden elde edilen üretim materyalini,</p>

<p>t) Pazarlama: Üretim materyali veya fidanları kullanılmaya hazır olarak stokta bulundurma, satış için teşhir veya teklif etme, diğer kişiye satış veya teslimat işlemlerini,</p>

<p>u) Sertifikalı fidan (SE): Bir, iki veya üç nolu damızlık ünitelerinden elde edilen üretim materyalleri kullanılarak Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından üretilen fidanları,</p>

<p>ü) Sertifikalı materyal: Bir, iki veya üç nolu damızlık ünitelerden elde edilen üretim materyalini,</p>

<p>v) Sertifikasyon kuruluşu: Bakanlık tarafından bu Yönetmelikte belirtilen sertifikasyon işlemlerini yapmakla yetkilendirilen kuruluşları,</p>

<p>y) Standart fidan/üretim materyali (ST): Üretimi ve ismine doğruluğu Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından garanti edilen, menşei sertifikası olmayan damızlıklardan üretilen, tohumluk kontrolörü tarafından kontrol edilen ve her türlü kayıt işlemleri başvuru kuruluşu tarafından tutulan fidan/üretim materyallerini,</p>

<p>z) Stool bed: Klon anaçlarının çoğaltılmasında kullanılan bir çeşit daldırma yöntemini,</p>

<p>aa) Temel fidan (TE): Bir veya iki nolu damızlık ünitelerinden elden edilen üretim materyalleri ile Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından üretilen üst kademe fidanları,</p>

<p>bb) Temel materyal: Bir veya iki nolu damızlık ünitelerinden elde edilen üretim materyalini,</p>

<p>cc) Tohumluk kontrolörü: Tohumluk sertifikasyonuna ilişkin kontrolleri yapan numune alan ve piyasa denetimlerini yaparak bu konularda belge düzenleyen Bakanlık tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerini veya özel kişileri,</p>

<p>çç) Üç nolu damızlık ünitesi: Bir veya iki nolu damızlık ünitelerinden elde edilen veya yurt dışından ithal edilen ve en az temel kademeye sahip olduğu belgelendirilen üretim materyalleri veya fidanlarla, Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından izolasyon mesafesine uygun açık alanlarda kurulan ve sertifikasyona tabi zararlı organizmalardan ari üretim materyali elde edilen bitkileri,</p>

<p>dd) Üretici: Bakanlıkça yetkilendirilen, üretim materyali veya fidan konularında üretim, pazarlama, koruma ve/veya işlemden geçirme faaliyetlerini yapan gerçek veya tüzel kişileri,</p>

<p>ee) Üretim materyali: Meyve fidanlarının üretilmesinde kullanılan çelik, aşı gözü, aşı kalemi, klon, doku kültürü ortamındaki bitkicik, sürgün ucu ve meristem gibi vejetatif, tohum, çöğür ve yoz gibi generatif materyali,</p>

<p>ff) Zararlı organizma: Bitkilerde ve bitkisel ürünlerde zarar yapan bütün biyolojik dönemlerdeki tüm hayvanları, bitkiler âlemine bağlı canlı organizmalar ile fungus, bakteri, virüs, nematod, fitoplazma ve diğer patojenleri,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Üretim, Sertifikasyon ve Pazarlama Esasları</p>

<p><strong>Genel şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Meyve fidanı ve üretim materyallerinin üretilmesi ve pazarlanması ile ilgili uyulması gereken genel hükümler aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Meyve fidanı ve üretim materyallerinin sertifikasyonu Ek-1’de yer alan şemaya uygun olarak gerçekleştirilir. Standart fidan/üretim materyali üretiminde bu şemayı takip etmek zorunlu değildir.</p>

<p>b) Meyve türlerine ait çeşitlerin fidan ve üretim materyalinin sertifikalı veya standart olarak üretilmesinde meyve ve asma çeşit listesine kayıtlı olma şartı aranır.</p>

<p>c) Bakanlık ana hizmet birimleri hariç olmak üzere, sertifikasyon sistemi içerisinde veya standart kademede meyve fidanı ve üretim materyali üretimi yapan üreticilerde, fidan üretici belgesine ve/veya doku kültürü ile tohumluk üretici belgesine sahip olma şartı aranır.</p>

<p>ç) Yurt dışından ithal edilen üretim materyalleri veya fidanlar bir, iki ve üç nolu damızlık ünitelerinin kurulmasında kullanılabilir.</p>

<p>d) Bu Yönetmelik hükümlerine göre üretilip belgelendirilen fidan ve üretim materyallerinin, 18/8/2010 tarihli ve 27676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik esaslarına göre üretildiğinin belgelenmesi durumunda bu materyaller organik fidan ve üretim materyali olarak pazarlanır.</p>

<p>e) Doku kültüründe ana kaynak olarak ön temel, temel veya sertifikalı materyal kullanıldığında, elde edilen üretim sertifikalı ya da standart, standart materyal kullanıldığında ise elde edilen üretim standart olur. Doku kültürü ile çoğaltılan meyve türlerinin tohum anaçlarında ise ön temel materyalden temel/sertifikalı/standart, temel materyalden sertifikalı/standart üretim yapılabilir. Doku kültürü uygulamasında izlenecek yol ve yöntem Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>f) Bitki pasaportu kaydı; fidan/anaç üretimlerinde beyanname verme dönemi öncesinde, damızlık ünitelerinde ise sadece tesisinden önce kullanılacak parsel için kontrol edilir. Damızlık ünitelerin taşınması halinde parsel güncellemesi, devri halinde bitki pasaportu kayıt sertifikası güncellenmesi yapılır.</p>

<p>g) Damızlık ünitelerde ve tüm fidan parsellerinde yapılan kimyasal uygulamalar üretici tarafından kayıt altına alınır ve istenildiğinde üretici tarafından tohumluk kontrolörüne ibraz edilir.</p>

<p>ğ) Tüplü meyve fidanlarında dezenfekte edilmiş ve nematolojik yönden temiz olduğuna dair resmî belgesi olan veya daha önce kullanılmamış harç kullanılmalıdır.</p>

<p>h) Yabancı dildeki tüm belgelerin yeminli tercüme bürosundan onaylı tercümelerinin üretici tarafından sunulması gereklidir.</p>

<p>ı) Klonlar, çeşit adı ile birlikte üretilip, sertifikalandırılır ve pazarlanır.</p>

<p>i) Aşılı fidanda anaç veya çeşide ait üretim materyali sertifika sınıfında (ön temel/temel veya sertifikalı) farklılık olması halinde, fidanın sınıfı çeşidin sertifika kademesinde olabilir.</p>

<p><strong>Damızlık ünitelerinin kurulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Damızlık ünitelerin kurulmasına ilişkin genel hükümler aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Damızlık ünitelerde bulunan bitkilerin vasfını belirten bilgilerin bulunduğu etiketlerle plakalandırma işlemi yapılır. Plakalandırma işlemlerinde bir, iki ve üç nolu damızlık ünitelerinde her bir bitkiye, stool bed klon anaç damızlıklarında ise her sıraya bir numara verilir. Plakalandırma, sırasıyla damızlık sınıfı kodu (ÖN, TE, SE, ST), Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü tarafından verilen üretici kodu, meyve ve asma çeşit listesindeki sıra numarasından oluşan çeşit kodu ve parseldeki sırasını belirten ağaç numarası dikkate alınarak yapılır.</p>

<p>b) Damızlık ünitelerin kurulması için yapılan başvurularda, kullanılan meyve fidanı/üretim materyalinin sertifikası ve satın alınmış ise faturasının başvuru dosyasında bulunması gerekir.</p>

<p>c) Damızlık ünitelerin kurulması için yurt dışından ithal edilen ön temel (ÖN) ve temel (TE) meyve fidanı veya üretim materyallerine ait menşei belgelerin, materyalin alındığı ülkenin resmî veya yetkili sertifikasyon kuruluşlarından alınması zorunludur.</p>

<p>ç) Sertifikasyon sisteminde yer alan damızlıklar için sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrolü yapılırken, standart üretim materyali alınacak damızlıklar ve fidan üretim parselleri karantina etmenleri açısından kontrol edilir.</p>

<p>d) Damızlık ünitelerin kurulumunda Damızlık Ünite Raporu düzenlenerek Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>e) Kurulmuş olan bir ve iki nolu damızlık ünitelerin yer değiştirilmesi ve devir işlemleri ile bitki ilave edilmesi veya çıkarılması durumlarında Genel Müdürlükten yetki alındıktan sonra başvuru kuruluşu tarafından, durum tutanak altına alınarak Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>f) Başvuru kuruluşu tarafından, damızlık ünitelerde kuruyan veya imha edilen bitkilerin damızlıklardan düşümü yapılır, krokisi ve düzenlenen tutanak, Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>g) Damızlık ünitelere bitki eklenmesi durumunda başvuru kuruluşu tarafından çeşit tespiti ve plakalandırma işlemi yaptırılır.</p>

<p>(2) Bir nolu damızlık ünitesi kurulmasına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Bir nolu damızlık ünitesi kuracak ve ön temel fidan üretimi yapacak üreticilerin araştırma kuruluşu olmaları gerekir.</p>

<p>b) Bir nolu damızlık ünitesi, ıslahçı materyali ile kurulur.</p>

<p>c) Ülkemizde veya yurt dışında geliştirilmiş ve yurt içinde tescil edilen çeşitler için çeşit sahibi tarafından bir nolu damızlık ünitesi oluşturmak üzere Genel Müdürlükten yetki alınır. Alınan yetki çerçevesinde damızlık ünitelerde; ilgili sertifikasyon kuruluşu, bitki sağlığı kontrol kuruluşu, başvuru kuruluşu ve çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş uzmanlarının katılımıyla damızlık bitkilerin plakalandırma işlemi yapılır. Çeşit sahibinin başka bir kuruluşa bir nolu damızlık ünitesi kurma yetkisi vermesi durumunda çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş uzmanları da plakalandırma işlemlerine katılır. Parsel planı ve krokisi gibi bilgileri içeren Damızlık Ünite Raporu Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna gönderilir.</p>

<p>ç) Bir nolu damızlık ünitesinden ön temel/temel/sertifikalı üretim materyali elde edilir.</p>

<p>d) Bir nolu damızlık ünitelerin yenilenmesi Genel Müdürlüğün onayı ile başvuru kuruluşu gözetiminde yapılır.</p>

<p>(3) İki nolu damızlık ünitesi kurulmasına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) İki nolu damızlık ünitesi kuracak üreticilerin Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş olmaları gerekir.</p>

<p>b) İki nolu damızlık ünitesi, yurt dışından ithal edilen veya ülkemizde üretilen ön temel kademede olduğu belgelendirilen üretim materyali/fidanlarla kurulur.</p>

<p>c) Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından ülkemizde ve yurt dışında geliştirilmiş ve yurt içinde tescil edilen çeşitlerde iki nolu damızlık ünitesi oluşturmak üzere Genel Müdürlükten yetki alınır. Alınan yetki çerçevesinde damızlık ünitelerde; ilgili sertifikasyon kuruluşu, bitki sağlığı kontrol kuruluşu, başvuru kuruluşu uzmanları ve Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından damızlık bitkilerin plakalandırma işlemi yapılır. Ancak fidan ve üretim materyali yurt dışından ithal edilmiş ise çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş plakalandırma işlemine katılır. Plakalandırılan damızlık ünitesi için hazırlanan parsel planı ve krokisi gibi bilgileri içeren ünite raporu Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna gönderilir.</p>

<p>ç) İki nolu damızlık ünitesinden temel veya sertifikalı üretim materyali elde edilir.</p>

<p>(4) Üç nolu damızlık ünitesi kurulmasına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Üç nolu damızlık ünitesi kuracak üreticilerin Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş olması gerekir.</p>

<p>b) Üç nolu damızlık ünitesi, yurt dışından ithal edilen veya ülkemizde üretilen ön temel/temel kademede olduğu belgelendirilen fidan ve üretim materyalleri ile kurulur.</p>

<p>c) Üç nolu damızlık ünitesi raporunun düzenlenmesi ve damızlık bitkilerin plakalandırma işlemi başvuru kuruluşu uzmanları ve Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından yapılır. Ancak fidan/üretim materyali yurt dışından ithal edilmiş ise plakalandırma işlemine katılacak çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş Bakanlıkça görevlendirilir.</p>

<p>ç) Damızlıkların devri durumunda her iki tarafın imzaladığı devir sözleşmesi ile başvuru kuruluşuna yazılı başvuru yapılır. Sonuç, başvuru kuruluşu tarafından Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>d) Damızlık ünitelerinin yer değiştirilmesi başvuru kuruluşu kontrolünde yapılır. Taşıma işlemi başvuru kuruluşu teknik elemanları gözetiminde yapılarak plakalandırma ile ilgili tutanak ve krokiler düzenlenir. Yeni parselle ilgili belgeler Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir. Damızlığa bitki eklenmesi durumunda çeşit tespiti ve plakalandırma işlemi yapılır.</p>

<p>e) Üç nolu damızlık ünitesinden sertifikalı/standart üretim materyali elde edilir.</p>

<p><strong>Damızlık Ünite Raporunun düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Damızlık sahibi gerçek veya tüzel kişiler Damızlık Ünite Raporu ve damızlık ünitesi krokisinin düzenlenmesi için Damızlık Ünite Raporu Başvuru Formunu, ünitede kullanılacak fidan/üretim materyaline ait sertifika ve faturanın aslını ibraz etmek üzere örneği iki nüsha düzenleyerek başvuru kuruluşuna müracaat eder. Kendi üretmiş olduğu fidan veya üretim materyallerini kullanarak damızlık tesis eden üreticilerden fatura talep edilmez. Başvuru kuruluşu tarafından onaylanan dokümanların bir nüshası dosyasında muhafaza edilir. Diğer nüshası üreticiye teslim edilir. İthal edilen fidanlarda ise bir nüshası ilgili çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluşa gönderilir.</p>

<p>(2) Damızlık Ünite Raporu 4 üncü ve 5 inci maddeler kapsamında başvuru kuruluşu tarafından düzenlenir.</p>

<p>(3) Yurt dışından gelen fidanlar/anaçlar için çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş, konu uzmanını damızlık ünite kurulumuna katılmak üzere görevlendirir. Görevlendirilen uzman, çeşit tespitinin en iyi yapılacağı dönemde damızlık ünitesinde gözlemde bulunur. Başvuru kuruluşundan bir tohumluk kontrolörü söz konusu çeşit tespit kontrollerinin en az birine katılır. Başvuru kuruluşu tarafından Damızlık Ünite Raporu ve damızlık krokisi üç nüsha olarak düzenlenir. Raporda, beyan edilen çeşit ile tespit edilen çeşidin aynı olup olmadığı belirtilir. Görevlendirilen uzman, düzenlenen rapor ve krokinin bir nüshasını çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluşa, ikinci nüshasını başvuru kuruluşuna, üçüncü nüshasını ise üreticiye verir. Başvuru kuruluşu, düzenlenen raporu Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirir.</p>

<p><strong>Beyanname verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Meyve fidan ve üretim materyalinin sertifikalandırılabilmesi için başvuru kuruluşuna beyanname verilmesi gerekir. Fidan ve üretim materyali üretim beyannameleri, üretim parsellerinin bulunduğu ilin başvuru kuruluşuna verilir.</p>

<p>(2) Beyannamelerin düzenlenmesi ve kabul edilmesi aşağıdaki şekilde gerçekleştirilir:</p>

<p>a) Meyve fidan ve üretim materyali üretimleri için Bakanlıkça belirlenen beyanname formu doldurulur.</p>

<p>b) Bir nolu damızlık ünitesinde çeşit ve tohum anacı için her bitkiye, stool bed sistemindeki klon anaçları için birbirine bağlı her bir bütün için, iki ve üç nolu damızlık üniteleri, standart üretim materyali ile bitki pasaportu kayıt sertifikasına esas her bir fidan üretim parseli için ayrı bir beyanname düzenlenir. Bitişik parseller için tek beyanname verilmesi yeterlidir.</p>

<p>c) Beyannamelerde belirtilen çeşit ve anaç isimleri, meyve ve asma çeşit listesinde yayımlandığı şekilde yazılır.</p>

<p>ç) Beyannameler; bir ve iki nolu damızlık üniteleri ile virüsten ari üretimler için 1 Ocak-31 Mart tarihleri arasında, üç nolu damızlık ünitesi, standart üretim materyali ve tüm sertifikasyon kademesindeki fidan üretim parselleri için 1 Ocak-31 Mayıs tarihleri arasında başvuru kuruluşuna verilir.</p>

<p>d) Nematod tahlili için numune alındıktan sonra fidan/anaç üretim alanında, beyannamede belirtilenin dışında herhangi bir bitki ekilemez veya dikilemez.</p>

<p>e) Başvuru sırasında beyannamelere aşağıdaki belgeler eklenir:</p>

<p>1) Ön temel/temel/sertifikalı fidan üretimlerinde kullanılan üretim materyaline ait sertifika ve etiket miktarını gösteren belge/faturanın başvuru kuruluşu onaylı sureti.</p>

<p>2) Temel ve sertifikalı üretim materyali beyannamelerinde yetkili uzman tarafından onaylı Damızlık Ünite Raporu ve parselleri gösteren krokilerin, başvuru kuruluşu onaylı suretleri.</p>

<p>f) Fidan üretim beyannamelerinde belirtilen miktar, kullanılan üretim materyaline ait sertifika ve etikette belirtilen miktardan veya faturada yazılı miktardan fazla olamaz.</p>

<p>g) Sertifikasyon sürecinin herhangi bir aşamasında verilen bilgilerin doğru olmadığının belirlenmesi halinde, başvuru kuruluşu tarafından beyannameler onaylanmış olsalar dahi iptal edilir, bu beyannameler sonucunda düzenlenen kontrol raporuna sertifikalandırma yapılmaz, verilen sertifika ve etiketler iptal edilir.</p>

<p>ğ) Tüm fidan ve anaç üretim beyannamelerinde üreticinin Bitki Pasaportu Kayıt Sertifikası Bitki Pasaport Sistemi üzerinden kontrol edilir.</p>

<p><strong>Parsel kontrolleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Parsel kontrolü, Bakanlıkça yetkilendirilen tohumluk kontrolörü tarafından yapılır. Bir ve iki nolu damızlık ünitelerin kontrolleri ile virüsten ari fidan üretim parselleri, üretimin yapıldığı ilin başvuru kuruluşu ve bitki sağlığı kontrol kuruluşunun konu uzmanlarının katılımı ile yapılır.</p>

<p>(2) Üç nolu damızlık ünitesi, standart üretim materyali alınan damızlıklar ile tüm fidan/anaç üretim parsellerinin kontrolleri ise, başvuru kuruluşu veya Bakanlığın yetki verdiği kuruluşların konu uzmanları tarafından yapılır. Bu kontrollere, ihtiyaç duyulması halinde ilgili bitki sağlığı kontrol kuruluşu, çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş veya sertifikasyon kuruluşundan konu uzmanları da davet edilebilir.</p>

<p>(3) Parsel kontrolleri aşağıdaki esaslara göre yapılır:</p>

<p>a) 7 nci madde kapsamında düzenlenen her beyanname için bir Parsel Kontrol Raporu düzenlenir.</p>

<p>b) Bir ve iki nolu damızlık ünitelerde sertifikasyona tabi zararlı organizmalar açısından yapılacak makroskopik analizler ve laboratuvar analizleri bitki sağlığı kontrol kuruluşu tarafından görevlendirilen uzman tarafından yapılır. Üç nolu damızlık ünitesi, standart üretim materyali alınan damızlık, ön temel/temel/sertifikalı/standart fidan üretim parsellerinde ise gerekli izolasyon mesafesine uyulmak şartıyla tohumluk kontrolörü tarafından tüm parselde makroskobik kontrol yapılır. Ancak başvuru kuruluşu tohumluk kontrolörü tarafından gerekli görüldüğü hallerde fidanlardan/ağaçlardan örnek alarak bitki sağlığı kontrol kuruluşuna inceleme ve/veya analiz için alınan numuneleri gönderebilir. Sertifikasyon sistemi dahilindeki damızlık ve fidanlarda sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrolleri yapılırken standart üretim materyali alınacak damızlık ve standart fidanlar karantinaya tabi zararlı organizmalar açısından kontrol edilir.</p>

<p>c) İsmine doğruluk kontrolü amacıyla parsellerde bulunan bitkiler botanik bakımdan ait olduğu çeşidin özelliğini taşımalıdır. Kontrol işlemini gerçekleştirenler, parsele dikilen bitkilerin menşei ile ilgili diğer kayıtları ve Damızlık Ünite Raporu ve arazi krokisini üreticiden istemeye ve incelemeye yetkilidir.</p>

<p>ç) Fidan üretim parsellerinde, sertifikasyona tabi zararlı organizmadan ari bulunsa dahi, yapılan ikinci veya gerektiğinde tekrarlanan kontrol sonucuna göre, standartlara uymayan fidan ve üretim materyalleri miktarı, beyannamede belirtilen fidan ve üretim materyali miktarından düşürülür. Kalan miktar, Parsel Kontrol Raporunda “sertifikalı olabilir” şeklinde belirtilir.</p>

<p>d) Bitki sağlığı ve ismine doğruluk kontrolleri amacıyla yapılan parsel kontrolleri, beyanname başvurusunun yapıldığı aynı takvim yılı içinde damızlıklar ve tüplü üretimler hariç en geç ekim ayı sonunda tamamlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) Parsel kontrolü, damızlıklarda ve tüplü üretimlerde yılın her döneminde, açık köklü üretimlerde ise yaz ve sonbahar döneminde yapılır.</p>

<p><strong>Parsel Kontrol Raporunun düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Parsel Kontrol Raporu aşağıdaki esaslara göre tohumluk kontrolörü tarafından düzenlenir:</p>

<p>a) 8 inci madde kapsamında gerçekleştirilecek parsel kontrolünün tamamlanmasından sonra tohumluk kontrolörü, beyanname bilgileri ve parsel kontrol standartlarını göz önünde bulundurarak Parsel Kontrol Raporunu üç nüsha halinde düzenler.</p>

<p>b) Raporlarda silinti veya kazıntı yapılamaz. Değişiklik zorunlu ise yanlışlığın üzeri çizilerek doğrusu yazıldıktan sonra tohumluk kontrolörü tarafından paraflanır.</p>

<p>c) Parsel Kontrol Raporunun iki nüshası üreticiye verilir, bir nüshası ise başvuru kuruluşunda muhafaza edilir.</p>

<p><strong>Meyve fidanı ve üretim materyallerinde asgari standartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Meyve fidanında olması gereken asgari standartlar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Fidanda aşırı güneş yanıklığı, donma ve kuruma belirtileri, aşı yerinde tırnak kalıntısı ve aşırı şişkinlikler, açık köklü fidanda sürmüş gözler olmamalıdır.</p>

<p>b) Ana kök, yan kökler ve saçak kökler; yeterince gelişmiş, sağlıklı ve canlı, aşı yeri iyi kaynamış ve toprak seviyesinden türe bağlı olarak uygun yükseklikte aşılanmış olmalıdır.</p>

<p>c) Her türden fidanlar, türüne özgü bir şekilde gelişmiş olmalı, yaprak ve dal oluşumu, kabuk yapısı, rengi ve kök yapısı ile ilgili olarak çeşidin botanik bakımından özelliklerini taşımalıdır. Fidanın kök, gövde ve sürgününde bir zararlanma olmamalıdır.</p>

<p>ç) Zeytin fidanı hariç aşılı yumuşak ve sert çekirdekli meyve fidanlarında fidanın çapı aşı yerinin 5 cm yukarısından, fidan boyu kök boğazından itibaren en üstteki dalın ucuna kadar olan yükseklik olarak ölçülür. Sertifikalandırma için aşılı fidanlarda çap, en az 1cm, boy ise en az 50 cm olmalıdır. Zeytin, antep fıstığı ve aşısız fidanlarda çap en az 0,5 cm, boy ise yeterince gelişmiş olmalıdır.</p>

<p>d) Antep fıstığı hariç tüplü meyve fidanlarında fidanın yeterince köklenmiş ve aşılı ise aşı sürgününün sağlıklı en az 20 cm olması zorunludur.</p>

<p>(2) Üretim materyalinde olması gereken asgari standartlar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Aşı kalemi veya çelik kurumamış, sertifikasyona tabi zararlı organizma içermiyor olmalıdır.</p>

<p>b) Çap olarak türlere göre uygun çap ve/veya uzunlukta olmalıdır.</p>

<p>c) Tohum anaçları için, tohum meyve etinden tamamen arındırılmış olmalı, kendi çeşidinin özelliğini büyüklük, şekil ve yapı olarak taşımalıdır.</p>

<p><strong>Meyve fidanı ve üretim materyallerinde bitki sağlığı standartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Damızlıklardaki tüm bitkiler ve fidanlar, karantina etmenlerinden ari olmak zorundadır.</p>

<p>(2) Sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrolleri, başvuru kuruluşu veya bitki sağlığı kontrol kuruluşu uzmanları tarafından yapılır.</p>

<p>(3) Sertifikasyon aşamalarında uygulanacak sertifikasyona tabi zararlı organizma listesi, izolasyon mesafeleri ve sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrollerinde izlenecek yol ve yöntem, Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p><strong>Etiketleme ve sertifikalandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Üretici, fidan/üretim materyali için en son düzenlenen Parsel Kontrol Raporunun asıl nüshası ve Etiket ve Sertifika Talep Formu ile sertifikasyon kuruluşundan sertifika ve etiketi temin eder. Formda belirtilen fidan/üretim materyali miktarı, Parsel Kontrol Raporunda belirtilen miktarın üzerinde olamaz.</p>

<p>(2) Doku kültürü üretimleri hariç, açık köklü fidan için sertifikasyon kuruluşundan yapılacak etiket ve sertifika talebi üretici tarafından en geç beyanname yılı içinde 31 Aralık tarihi itibarıyla tamamlanır. Tüplü fidan/üretim materyalinde ve açık köklü üretim materyali ile aşı kalemi, aşı gözü gibi materyal için sertifikasyon kuruluşundan yapılacak sertifika ve etiket talebi, en geç beyanname yılını takip eden yılın nisan ayı sonunda tamamlanır. Talebe ilişkin başvuruda, ilgili sertifikasyon kuruluşuna giriş kayıt tarihi esas alınır. Sertifika ve etiket talebi en fazla iki kısım halinde yapılabilir. Yapılacak ikinci talepte talep formu ekinde birinci talepleri ile alınmış sertifikaların fotokopileri de bulunmalıdır.</p>

<p>(3) Parsel Kontrol Raporunda laboratuvar analizinin gerekli olduğunun belirtilmesi halinde, analiz sonucuna göre sertifika ve etiket düzenlenir.</p>

<p>(4) Fidan ve üretim materyalleri etiketlerinde; ön temel üretimlerde “beyaz üzeri mor kuşaklı”, temel üretimlerde “beyaz”, sertifikalı üretimlerde “mavi” ve standart üretimlerde “sarı” renk kullanılır. Etiketlerde sertifika bilgilerini içeren karekod bulunur. Etiket ve etiketleme ile ilgili usul ve esaslar, Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>(5) Fidanlar ve üretim materyalleri için düzenlenen sertifika ve etiketler, beyanname yılını takip eden yılın sonuna kadar geçerlidir. Bu tarihten sonra sertifika ve etiketler, başvuru kuruluşu tarafından hazırlanan Bitki Muayene Raporuna istinaden geçerli olur. Üretici veya bayi 1 Ocak-31 Mayıs tarihleri arasında Bitki Muayene Raporu için başvuru kuruluşuna müracaat eder. Düzenlenen Bitki Muayene Raporu, alındığı yılın sonuna kadar geçerli olup, gerektiğinde tekrar alınabilir. Başvuru kuruluşu uzmanları, makroskobik olarak fidan/üretim materyallerinde sertifikasyona veya karantinaya tabi herhangi bir zararlı organizma bulaşıklığının olmamasını ve 10 uncu maddede belirtilen standartlara uygun olmasını gözetir.</p>

<p>(6) Alıcılar satın aldıkları meyve üretim materyalleri ve fidanlara ait sertifika ve etiketleri, gerektiğinde yetkililere göstermek amacıyla bir yıl süre ile muhafaza etmek ile sorumludur.</p>

<p><strong>Pazarlama</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Sertifikasyon sistemi dahilinde üretilen fidanlar ve üretim materyalleri, Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş fidan üreticileri ve/veya yetkilendirilen tohumluk bayileri tarafından pazarlanır.</p>

<p>(2) Fidan ve üretim materyalinin, üreticisi veya tohumluk bayi dışındaki kişilerce pazarlanmasına ve etiketsiz fidan/üretim materyali satışına izin verilmez.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik hükümlerine göre üretilip belgelendirilen fidan ve üretim materyallerinin organik fidan/üretim materyali olarak pazarlanabilmesi için Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre belgelendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Denetleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Meyve fidan ve üretim materyallerinin sertifikasyon sistemi içerisinde üretilmelerine ilişkin parsel kontrolleri, Bakanlıkça aşağıdaki esaslar dahilinde denetlenir:</p>

<p>a) Denetimler, Genel Müdürlükçe görevlendirilen komisyon tarafından gerçekleştirilir. Komisyon Genel Müdürlük, başvuru kuruluşu, ilgili sertifikasyon kuruluşu ve gerek görülmesi halinde bitki sağlığı kontrol kuruluşundan birer personelin katılımı ile oluşturulur.</p>

<p>b) Denetlemede parsel kontrolü yapılır ve sonucunda Parsel Kontrol Denetleme Raporu düzenlenir.</p>

<p>c) Sertifikasyon işlemlerinde Parsel Kontrol Raporu esas alınır. Ancak, denetim elemanları tarafından Parsel Kontrol Denetleme Raporu ile başvuru kuruluşunca düzenlenen Parsel Kontrol Raporu arasında farklılık olması halinde, Parsel Kontrol Denetleme Raporunun bir nüshası başvuru kuruluşuna, bir nüshası üreticiye verilir ve sertifikasyon işlemlerinde bu rapor esas alınır.</p>

<p>ç) Denetim komisyonuna ilişkin sekretarya iş ve işlemleri Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>(2) Denetlenecek üretim alanları Genel Müdürlük tarafından yıllık olarak belirlenir.</p>

<p><strong>İtiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Üreticiler, başvuru kuruluşu tarafından düzenlenen kontrol raporlarına dair itirazlarını raporun düzenlenme tarihinden itibaren on beş iş günü içinde Genel Müdürlüğe yapar.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük söz konusu itirazı değerlendirerek, itirazın uzmanlar tarafından yerinde incelenmesi amacıyla başvuru kuruluşu ve ilgili kuruluş/kuruluşları görevlendirir. Yapılan görevlendirme itiraz sahibine bildirilir. İtiraz sahibi, görevlendirilen kuruluşların döner sermaye hesabına kontrol ücretini yatırır. Uzmanlar tarafından düzenlenen İtiraz Kontrol Raporu ve gerekli görülmesi halinde yapılan laboratuvar analizlerine ilişkin sonuçlar, en geç bir ay içinde başvuru kuruluşu tarafından Genel Müdürlüğe gönderilir. Genel Müdürlük sonuçları değerlendirerek itiraza ilişkin kararını üreticiye, sertifikasyon kuruluşuna ve başvuru kuruluşuna gönderir. İtiraz Kontrol Raporu sertifikasyona esas nihai rapordur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yaptırımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 5553 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>Ücretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamındaki sertifikasyon ve kontrol hizmetleri 5553 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi kapsamında ücrete tabidir. Bu ücretler, Bakanlık tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir. Ücretler, 12/2/2026 tarihli ve 33166 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarım ve Orman Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Yönetmeliği hükümlerine göre, hizmeti veren kuruluşun döner sermaye işletmesi hesabına peşin olarak yatırılır.</p>

<p><strong>Başvuru alma</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak başvurular, ıslak veya elektronik imza ile imzalanarak doldurulan bilgi, belge ve formlardan oluşan eklerle, fiziki olarak veya elektronik ortamda yapılır.</p>

<p>(2) Bakanlık tarafından elektronik sistem üzerinden alınan başvuru belgeleri asılları ile eşdeğer kabul edilir. Başvuru sonrasında tespit edilen eksiklikler ile elektronik ortamdan temin edilemeyen bilgi ve belgeler, yurt dışı kuruluşlardan alınması gereken asıl belgeler ile gerekli görülmesi halinde başvuru belgelerinin asılları veya yetkili otoritelerce onaylanmış suretlerinin ıslak imzalı nüshaları başvuruda bulunan kuruluştan veya başvuru sahibinden istenir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak bildirimler ve davet yazıları, varsa alıcının elektronik belge yönetim sistemi veya kayıtlı elektronik posta adresi üzerinden, elektronik olarak, yoksa fiziki belge olarak gönderilir.</p>

<p><strong>Düzenleme yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bakanlık, bu Yönetmeliğin uygulamasını sağlamak üzere düzenleme yapmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Form ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Bu Yönetmelikte adı geçen belge ve formlar, Genel Müdürlük resmî internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p>(2) Sertifikasyona esas güncel meyve ve asma çeşit listesi Bakanlık resmî internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) 3/7/2009 tarihli ve 27277 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Meyve Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş süreci</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bilgi sistemlerinin oluşturulması süreci tamamlanana kadar, başvurular fiziki olarak gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Etikette yer alacak karekod ile ilgili düzenlemeler, bu Yönetmeliğin yayımından itibaren iki yıl içerisinde tamamlanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/04/20260428-4-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/meyve-fidani-ve-uretim-materyali-sertifikasyonu-ile-pazarlamasi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="10688"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Asma Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/asma-fidani-ve-uretim-materyali-sertifikasyonu-ile-pazarlamasi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/asma-fidani-ve-uretim-materyali-sertifikasyonu-ile-pazarlamasi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Asma Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği, 28 Nisan 2026 Tarihli ve 33237 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ASMA FİDANI VE ÜRETİM MATERYALİ SERTİFİKASYONU İLE PAZARLAMASI YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmelik; asma türlerine ait fidan ve üretim materyallerinin, ismine doğru, kaliteli ve sağlıklı biçimde üretilmesi ve pazarlanmasını sağlamak amacıyla sertifikasyon sistemi dâhilinde üretim ve pazarlanması ile ilgili usul ve esasları kapsar.</p>

<p>(2) Bilimsel amaçlı araştırma, geliştirme, genetik çeşitliliğin korunmasına yönelik çalışmalarda kullanılan ve üreticinin kendi ihtiyacını karşılamak amacıyla ürettiği fidan ve üretim materyalleri bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 31/10/2006 tarihli ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanununun 6 ncı maddesi ile 8/1/2004 tarihli ve 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanunun 11 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Araştırma kuruluşu: Bitki çeşitlerinin ıslahı veya bulunması ve geliştirilmesi ile ilgili faaliyet gösteren, nitelikleri ve çalışma usul ve esasları, Bakanlıkça belirlenen kamu kurum ve kuruluşlarını veya özel kuruluşları,</p>

<p>b) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,</p>

<p>c) Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş: 15/5/2009 tarihli ve 27229 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tohumculuk Sektöründe Yetkilendirme ve Denetleme Yönetmeliği hükümlerine göre fidan üretici belgesi ve/veya doku kültürü ile tohumluk üretici belgesine sahip kuruluşları,</p>

<p>ç) Başvuru kuruluşu: Üretimin yapıldığı ildeki Bakanlık il müdürlüğü veya Bakanlık tarafından beyanname kabulü, parsel kontrolleri ve numune alma için yetkilendirilen kuruluşları,</p>

<p>d) Bir nolu damızlık ünitesi: Islahçı materyali ile özel korumalı tül seralarda araştırma kuruluşları tarafından kurulan, sertifikasyona tabi organizmalardan ari ön temel sınıfta üretim materyali elde edilen bitkileri,</p>

<p>e) Bitki Muayene Raporu: Fidanların sertifika şartlarını devam ettirmeleri ve pazarlanabilir olmaları halinde başvuru kuruluşunca düzenlenen belgeyi,</p>

<p>f) Bitki Pasaport Sistemi: 12/1/2011 tarihli ve 27813 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bitki Pasaportu Sistemi ve Operatörlerin Kayıt Altına Alınması Hakkında Yönetmelik hükümlerince kurulan bilgi sistemini,</p>

<p>g) Bitki Pasaportu Kayıt Sertifikası: Damızlık tesis edilecek alan veya fidan parselinde/harcında Bakanlıkça belirlenen zararlı organizmalar açısından sakınca olmadığına dair operatör kaydı sonucu düzenlenen belgeyi,</p>

<p>ğ) Bitki sağlığı kontrol kuruluşu: Zirai mücadele araştırma enstitüleri veya Bakanlık tarafından sertifikasyona tabi zararlı organizmaların kontrolü için yetkilendirilen kuruluşları,</p>

<p>h) Çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş: Bakanlıkça belirlenen kamu araştırma kuruluşları veya üniversiteleri,</p>

<p>ı) Damızlık Ünite Raporu: Damızlık ünitelerin kurulumunda ilgili uzmanların katılımı ile başvuru kuruluşu tarafından düzenlenen belgeyi,</p>

<p>i) Fidan: Anaç, çöğür, yoz veya çelik üzerine aşılama veya doğrudan eşeysiz vejetatif yollarla çelik, daldırma, doku kültürü yöntemleri ile üretilen aşılı veya aşısız asma fidanlarını,</p>

<p>j) Fidanın niteliği: Fidanın tüplü aşısız fidan, tüplü aşılı fidan, açık köklü aşılı fidan veya açık köklü aşısız fidan, doku kültürü yöntemi ile üretilen fidan olması özelliğini,</p>

<p>k) Genel Müdürlük: Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>l) Islahçı materyali: Çeşidin ıslahçısı veya hak sahibi tarafından ıslahçı materyali olduğu belirtilen bitkileri veya çoğaltım materyallerini,</p>

<p>m) İki nolu damızlık ünitesi: Bir nolu damızlık ünitelerden elde edilen veya yurt dışından ithal edilen ve ön temel kademede olduğu belgelendirilen üretim materyalleri veya fidanlar ile özel korumalı tül seralarda Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından kurulan, sertifikasyona tabi zararlı organizmalardan ari temel sınıfında üretim materyali elde edilen bitkileri,</p>

<p>n) İlgili sertifikasyon kuruluşu: Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğünü, Fidan ve Fide Test Merkezi Müdürlüğünü ve Zeytincilik Üretme İstasyonu Müdürlüğünü,</p>

<p>o) İsmine doğruluk: Asma fidanı üreten, pazarlayan, depolayan veya sevk eden kişi ve kuruluşlarca, etiketinde belirtilen anaç ve/veya çeşit adının garanti edilmesi halini,</p>

<p>ö) Karekod: Datamatrix tipinde iki boyutlu bir barkodu,</p>

<p>p) Klon: Asma türlerinde, ait olduğu çeşidin sahip olduğu morfolojik, genotipik ve fenotipik özellikleri bakımından farklılık göstermeyen ancak meyve teknolojik özellikleri açısından üstün özellik gösteren ve vejetatif olarak çoğaltılan bireyi,</p>

<p>r) Meyve ve asma çeşit listesi: Meyve ve asma türlerine ait çeşitlerin kayıtlı olduğu listeyi,</p>

<p>s) Ön temel fidan (ÖN): Bir nolu damızlık ünitelerinden elde edilen üst kademe üretim materyalleri ile Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından üretilen fidanları,</p>

<p>ş) Ön temel materyal: Bir nolu damızlık ünitelerden elde edilen üretim materyalini,</p>

<p>t) Pazarlama: Üretim materyali veya fidanları kullanılmaya hazır olarak stokta bulundurma, satış için teşhir veya teklif etme, diğer kişiye satış veya teslimat işlemlerini,</p>

<p>u) Sertifikalı fidan (SE): Bir, iki veya üç nolu damızlık ünitelerinden elde edilen üretim materyalleri kullanılarak Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından üretilen fidanları,</p>

<p>ü) Sertifikalı materyal: Bir, iki veya üç nolu damızlık ünitelerden elde edilen üretim materyalini,</p>

<p>v) Sertifikasyon kuruluşu: Bakanlık tarafından bu Yönetmelikte belirtilen sertifikasyon işlemlerini yapmakla yetkilendirilen kuruluşları,</p>

<p>y) Standart fidan/üretim materyali (ST): Üretimi ve ismine doğruluğu Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından garanti edilen, menşei sertifikası olmayan damızlıklardan üretilen, tohumluk kontrolörü tarafından kontrol edilen ve her türlü kayıt işlemleri başvuru kuruluşu tarafından tutulan fidan/üretim materyallerini,</p>

<p>z) Temel fidan (TE): Bir veya iki nolu damızlık ünitelerinden elde edilen üst kademe üretim materyalleri ile Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından üretilen fidanları,</p>

<p>aa) Temel materyal: Bir veya iki nolu damızlık ünitelerinden elde edilen üretim materyalini,</p>

<p>bb) Tohumluk kontrolörü: Tohumluk sertifikasyonuna ilişkin kontrolleri yapan, numune alan ve piyasa denetimlerini yaparak bu konularda belge düzenleyen Bakanlık tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerini veya özel kişileri,</p>

<p>cc) Üç nolu damızlık ünitesi: Bir veya iki nolu damızlık ünitelerinden elde edilen veya yurt dışından ithal edilen ve en az temel kademeye sahip olduğu belgelendirilen üretim materyalleri veya fidanlarla, Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından izolasyon mesafesine uygun açık alanlarda kurulan ve sertifikasyona tabi zararlı organizmalardan ari üretim materyali elde edilen bitkileri,</p>

<p>çç) Üretici: Bakanlıkça yetkilendirilen, üretim materyali veya fidan konularında üretim, pazarlama, koruma ve/veya işlemden geçirme faaliyetlerini yapan gerçek veya tüzel kişileri,</p>

<p>dd) Üretim materyali: Asma fidanlarının üretilmesinde kullanılan çelik, aşı gözü, aşı kalemi, klon, doku kültürü ortamındaki bitkicik, sürgün ucu ve meristem gibi vejetatif, tohum, çöğür ve yoz gibi generatif materyali,</p>

<p>ee) Zararlı organizma: Bitkilerde ve bitkisel ürünlerde zarar yapan bütün biyolojik dönemlerdeki tüm hayvanları, bitkiler âlemine bağlı canlı organizmalar ile fungus, bakteri, virüs, nematod, fitoplazma ve diğer patojenleri,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Üretim, Sertifikasyon ve Pazarlama Esasları</p>

<p><strong>Genel şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Asma fidanı ve üretim materyallerinin üretilmesi ve pazarlanması ile ilgili uyulması gereken genel hükümler aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Asma fidanı ve üretim materyallerinin sertifikasyonu Ek-1’de yer alan şemaya uygun olarak gerçekleştirilir. Standart asma fidanı ve üretim materyali üretiminde bu şemayı takip etmek zorunlu değildir.</p>

<p>b) Asma türlerine ait çeşitlerin fidan ve üretim materyalinin sertifikalı veya standart olarak üretilmesinde, meyve ve asma çeşit listesine kayıtlı olma şartı aranır.</p>

<p>c) Bakanlık ana hizmet birimleri hariç olmak üzere, sertifikasyon sistemi içerisinde veya standart asma fidanı ve üretim materyali üretimi yapan üreticilerde fidan üretici belgesine ve/veya doku kültürü ile tohumluk üretici belgesine sahip olma şartı aranır.</p>

<p>ç) Yurt dışından ithal edilen üretim materyalleri veya fidanlar, bir, iki ve üç nolu damızlık ünitelerinin kurulmasında kullanılabilir.</p>

<p>d) Bu Yönetmelik hükümlerine göre üretilip belgelendirilen fidan ve üretim materyallerinin, 18/8/2010 tarihli ve 27676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik esaslarına göre üretildiğinin belgelenmesi durumunda organik fidan ve üretim materyali olarak pazarlanır.</p>

<p>e) Doku kültüründe ana kaynak olarak ön temel, temel veya sertifikalı materyal kullanıldığında elde edilen üretim, sertifikalı ya da standart, standart materyal kullanıldığında ise elde edilen üretim standart olur. Doku kültürü uygulamasında izlenecek yol ve yöntem Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>f) Bitki pasaportu kaydı asma fidanı/anaç üretimlerinde beyanname verme dönemi öncesinde, damızlık ünitelerinde ise sadece tesisinden önce kullanılacak parsel için kontrol edilir. Damızlık ünitelerin taşınması halinde parsel güncellemesi, devri halinde bitki pasaportu kayıt sertifikası güncellenmesi yapılır.</p>

<p>g) Damızlık ünitelerde ve tüm fidan parsellerinde yapılan kimyasal uygulamalar üretici tarafından kayıt altına alınır ve istenildiğinde üretici tarafından tohumluk kontrolörüne ibraz edilir.</p>

<p>ğ) Tüplü asma fidanlarında dezenfekte edilmiş ve nematolojik yönden temiz olduğuna dair resmî belgesi olan veya daha önce kullanılmamış harç kullanılmalıdır.</p>

<p>h) Yabancı dildeki tüm belgelerin yeminli tercüme bürosundan onaylı tercümelerinin üretici tarafından sunulması gereklidir.</p>

<p>ı) Klonlar, çeşit adı ile birlikte üretilip, sertifikalandırılır ve pazarlanır.</p>

<p>i) Aşılı asma fidanında anaç veya çeşide ait üretim materyali sertifika sınıfında (ön temel/temel veya sertifikalı) farklılık olması halinde, fidanın sınıfı çeşidin sertifika kademesinde olabilir.</p>

<p><strong>Damızlık ünitelerinin kurulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Damızlık ünitelerin kurulmasına ilişkin genel hükümler aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Damızlık ünitelerde bulunan bitkilerin vasfını belirten bilgilerin bulunduğu etiketlerle plakalandırma işlemi yapılır. Plakalandırma işlemlerinde bir, iki ve üç nolu damızlık ünitelerinde her bir bitkiye bir numara verilir. Plakalandırma, sırasıyla damızlık sınıfı kodu (ÖN, TE, SE, ST), Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü tarafından verilen üretici kodu, meyve ve asma çeşit listesindeki sıra numarasından oluşan çeşit kodu ve parseldeki sırasını belirten ağaç numarası dikkate alınarak yapılır.</p>

<p>b) Damızlık ünitelerin kurulması için yapılan başvurularda, kullanılan asma fidan/üretim materyalinin sertifikası ve satın alınmış ise faturasının başvuru dosyasında bulunması gerekir.</p>

<p>c) Damızlık ünitelerin kurulması için yurt dışından ithal edilen ön temel (ÖN) ve temel (TE) asma fidanı veya üretim materyallerine ait menşei belgelerin, materyalin alındığı ülkenin resmî veya yetkili sertifikasyon kuruluşlarından alınması zorunludur.</p>

<p>ç) Sertifikasyon sisteminde yer alan damızlıklar için sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrolü yapılırken, standart üretim materyali alınacak damızlıklar ve fidan üretim parselleri karantina etmenleri açısından kontrol edilir.</p>

<p>d) Damızlık ünitelerin kurulumunda Damızlık Ünite Raporu düzenlenerek Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>e) Kurulu olan bir ve iki nolu damızlık ünitelerde yer değiştirilmesi ve devir işlemleri ile bitki ilave edilmesi veya çıkarılması durumlarında Genel Müdürlükten yetki alındıktan sonra başvuru kuruluşu tarafından, durum tutanak altına alınarak Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>f) Başvuru kuruluşu tarafından, damızlık ünitelerde kuruyan veya imha edilen bitkilerin damızlıklardan düşümü yapılır, krokisi ve düzenlenen tutanak, Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>g) Damızlık ünitelere bitki eklenmesi durumunda başvuru kuruluşu tarafından çeşit tespiti ve plakalandırma işlemi yaptırılır.</p>

<p>(2) Bir nolu damızlık ünitesi, kurulmasına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Bir nolu damızlık ünitesi kuracak ve ön temel fidan üretimi yapacak üreticilerin, araştırma kuruluşu olmaları gerekir.</p>

<p>b) Bir nolu damızlık ünitesi, ıslahçı materyali ile kurulur.</p>

<p>c) Ülkemizde veya yurt dışında geliştirilmiş ve yurt içinde tescil edilen çeşitler için çeşit sahibi tarafından bir nolu damızlık ünitesi oluşturmak üzere Genel Müdürlükten yetki alınır. Alınan yetki çerçevesinde damızlık ünitelerde; ilgili sertifikasyon kuruluşu, bitki sağlığı kontrol kuruluşu, başvuru kuruluşu ve çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş uzmanlarının katılımıyla damızlık bitkilerin plakalandırma işlemi yapılır. Çeşit sahibinin başka bir kuruluşa bir nolu damızlık ünitesi kurma yetkisi vermesi durumunda çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş uzmanları da plakalandırma işlemlerine katılır. Parsel planı ve krokisi gibi bilgileri içeren Damızlık Ünite Raporu Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna gönderilir.</p>

<p>ç) Bir nolu damızlık ünitesinden ön temel/temel/sertifikalı üretim materyali elde edilir.</p>

<p>d) Bir nolu damızlık ünitelerinin yenilenmesi Genel Müdürlüğün onayı ile başvuru kuruluşu gözetiminde yapılır.</p>

<p>(3) İki nolu damızlık ünitesi kurulmasına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) İki nolu damızlık ünitesi kuracak üreticilerin Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş olmaları gerekir.</p>

<p>b) İki nolu damızlık ünitesi, yurt dışından ithal edilen veya ülkemizde üretilen ön temel kademede olduğu belgelendirilen asma fidanı/üretim materyali ile kurulur.</p>

<p>c) Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından ülkemizde ve yurt dışında geliştirilmiş ve yurt içinde tescil edilen çeşitlerde iki nolu damızlık ünitesi oluşturmak üzere Genel Müdürlükten yetki alınır. Alınan yetki çerçevesinde damızlık ünitelerde; ilgili sertifikasyon kuruluşu, bitki sağlığı kontrol kuruluşu, başvuru kuruluşu uzmanları ve Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından damızlık bitkilerin plakalandırma işlemi yapılır. Ancak asma fidan/üretim materyali yurt dışından ithal edilmiş ise çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş plakalandırma işlemine katılır. Plakalandırılan damızlık ünitesi için hazırlanan parsel planı ve krokisi gibi bilgileri içeren ünite raporu Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna gönderilir.</p>

<p>ç) İki nolu damızlık ünitesinden temel veya sertifikalı üretim materyali elde edilir.</p>

<p>(4) Üç nolu damızlık ünitesi kurulmasına ilişkin esaslar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Üç nolu damızlık ünitesi kuracak üreticilerin Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş olmaları gerekir.</p>

<p>b) Üç nolu damızlık ünitesi, yurt dışından ithal edilen veya ülkemizde üretilen ön temel/temel kademede olduğu belgelendirilen asma fidanı/üretim materyali ile kurulur.</p>

<p>c) Üç nolu damızlık ünitesi raporunun düzenlenmesi ve damızlık bitkilerin plakalandırma işlemi başvuru kuruluşu uzmanları ve Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından yapılır. Ancak asma fidanı/üretim materyali yurt dışından ithal edilmiş ise plakalandırma işlemine katılacak çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş Bakanlıkça görevlendirilir.</p>

<p>ç) Düzenlenen damızlık ünite raporu, parsel planı ve krokisi başvuru kuruluşu tarafından Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>d) Damızlıkların devri durumuna her iki tarafın imzaladığı devir sözleşmesi ile başvuru kuruluşuna yazılı başvuru yapılır. Sonuç, başvuru kuruluşu tarafından Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir.</p>

<p>e) Damızlık ünitelerinin yer değiştirilmesi başvuru kuruluşu kontrolünde yapılır. Taşıma işlemi başvuru kuruluşu teknik elemanları gözetiminde yapılarak plakalandırma ile ilgili tutanak ve krokiler düzenlenir. Yeni parselle ilgili belgeler, Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirilir. Damızlığa bitki eklenmesi durumunda çeşit tespiti ve plakalandırma işlemi yapılır.</p>

<p>f) Üç nolu damızlık ünitesinden sertifikalı/standart üretim materyali elde edilir.</p>

<p><strong>Damızlık Ünite Raporunun düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Damızlık sahibi gerçek veya tüzel kişiler Damızlık Ünite Raporu ve damızlık ünitesi krokisinin düzenlenmesi için, Damızlık Ünite Raporu Başvuru Formunu, ünitede kullanılacak asma fidanı/üretim materyaline ait sertifika ve faturanın aslını ibraz etmek üzere örneği iki nüsha düzenleyerek başvuru kuruluşuna müracaat eder. Kendi üretmiş olduğu asma fidanı veya üretim materyallerini kullanarak damızlık tesis eden üreticilerden fatura talep edilmez. Başvuru kuruluşu tarafından onaylanan dokümanların bir nüshası dosyasında muhafaza edilir. Diğer nüshası üreticiye teslim edilir. İthal edilen fidanlarda ise bir nüshası ilgili çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluşa gönderilir.</p>

<p>(2) Damızlık Ünite Raporu 4 üncü ve 5 inci maddeler kapsamında başvuru kuruluşu tarafından düzenlenir.</p>

<p>(3) Yurt dışından gelen fidanlar/anaçlar için çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş, konu uzmanını damızlık ünite kurulumuna katılmak üzere görevlendirir. Görevlendirilen uzman, çeşit tespitinin en iyi yapılacağı dönemde damızlık ünitesinde gözlemde bulunur. Başvuru kuruluşundan bir tohumluk kontrolörü söz konusu çeşit tespit kontrollerinin en az birine katılır. Başvuru kuruluşu tarafından Damızlık Ünite Raporu ve damızlık krokisi üç nüsha olarak düzenlenir. Raporda, beyan edilen çeşit ile tespit edilen çeşidin aynı olup olmadığı belirtilir. Görevlendirilen uzman, düzenlenen rapor ve krokinin bir nüshasını çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluşa, ikinci nüshasını başvuru kuruluşuna, üçüncü nüshasını ise üreticiye verir. Başvuru kuruluşu, düzenlenen raporu Genel Müdürlüğe ve ilgili sertifikasyon kuruluşuna bildirir.</p>

<p><strong>Beyanname verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Asma fidanı ve üretim materyalinin sertifikalandırılabilmesi için başvuru kuruluşuna beyanname verilmesi gerekir. Fidan ve üretim materyali üretim beyannameleri, üretim parsellerinin bulunduğu ilin başvuru kuruluşuna verilir.</p>

<p>(2) Beyannamelerin düzenlenmesi ve kabul edilmesi aşağıdaki şekilde gerçekleştirilir:</p>

<p>a) Asma fidanı ve üretim materyali üretimleri için Bakanlıkça belirlenen beyanname formu doldurulur.</p>

<p>b) Bir nolu damızlık ünitesinde çeşit ve anaç için her bitkiye, iki ve üç nolu damızlık üniteleri, standart üretim materyali ile Bitki Pasaportu Kayıt Sertifikasına esas her bir fidan üretim parseli için ayrı bir beyanname düzenlenir. Bitişik parseller için tek beyanname verilmesi yeterlidir.</p>

<p>c) Beyannamelerde belirtilen çeşit ve anaç isimleri, meyve ve asma çeşit listesinde yayımlandığı şekilde yazılır.</p>

<p>ç) Beyannameler; bir ve iki nolu damızlık üniteleri ile virüsten ari üretimler için 1 Ocak-31 Mart tarihleri arasında, üç nolu damızlık ünitesi, standart üretim materyali ve tüm sertifikasyon kademesindeki asma fidanı üretim parselleri için 1 Ocak-31 Mayıs tarihleri arasında başvuru kuruluşuna verilir.</p>

<p>d) Nematod tahlili için numune alındıktan sonra asma fidanı/anaç üretim alanında, beyannamede belirtilenin dışında herhangi bir bitki ekilemez veya dikilemez.</p>

<p>e) Başvuru sırasında beyannamelere aşağıdaki belgeler eklenir:</p>

<p>1) Ön temel/temel/sertifikalı asma fidanı üretimlerinde kullanılan üretim materyaline ait sertifika ve etiket miktarını gösteren belge/faturanın başvuru kuruluşu onaylı sureti.</p>

<p>2) Temel ve sertifikalı üretim materyali beyannamelerinde yetkili uzman tarafından onaylı Damızlık Ünite Raporu ve parselleri gösteren krokilerin, başvuru kuruluşu onaylı suretleri.</p>

<p>f) Asma fidanı üretim beyannamelerinde belirtilen miktar, kullanılan üretim materyaline ait sertifika ve etikette belirtilen miktardan veya faturada yazılı miktardan fazla olamaz.</p>

<p>g) Sertifikasyon sürecinin herhangi bir aşamasında verilen bilgilerin doğru olmadığının belirlenmesi halinde, başvuru kuruluşu tarafından beyannameler onaylanmış olsalar dahi iptal edilir, bu beyannameler sonucunda düzenlenen kontrol raporuna sertifikalandırma yapılmaz, verilen sertifika ve etiketler iptal edilir.</p>

<p>ğ) Tüm asma fidanı ve anaç üretim beyannamelerinde üreticinin Bitki Pasaportu Kayıt Sertifikası Bitki Pasaport Sistemi üzerinden kontrol edilir.</p>

<p><strong>Parsel kontrolleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Parsel kontrolü, Bakanlıkça yetkilendirilen tohumluk kontrolörü tarafından yapılır. Bir ve iki nolu damızlık ünitelerin kontrolleri ile virüsten ari fidan üretim parselleri, üretimin yapıldığı ilin başvuru kuruluşu ve bitki sağlığı kontrol kuruluşunun konu uzmanlarının katılımı ile yapılır.</p>

<p>(2) Üç nolu damızlık ünitesi, standart üretim materyali alınan damızlıklar ile tüm asma fidan/anaç üretim parsellerinin kontrolleri, başvuru kuruluşu veya Bakanlığın yetki verdiği kuruluşların konu uzmanları tarafından yapılır. Bu kontrollere, ihtiyaç duyulması halinde ilgili bitki sağlığı kontrol kuruluşu, çeşit tespitinde yetkilendirilmiş kuruluş veya sertifikasyon kuruluşundan konu uzmanları da davet edilebilir.</p>

<p>(3) Parsel kontrolleri aşağıdaki esaslara göre yapılır:</p>

<p>a) 7 nci madde kapsamında düzenlenen her beyanname için bir Parsel Kontrol Raporu düzenlenir.</p>

<p>b) Bir ve iki nolu damızlık ünitelerde sertifikasyona tabi zararlı organizmalar açısından yapılacak makroskopik analizler ve laboratuvar analizleri, bitki sağlığı kontrol kuruluşu tarafından görevlendirilen uzman tarafından yapılır. Üç nolu damızlık ünitesi, standart asma üretim materyali alınan damızlık, ön temel/temel/sertifikalı/standart asma fidanı üretim parsellerinde ise gerekli izolasyon mesafesine uyulmak şartıyla tohumluk kontrolörü tarafından tüm parselde makroskobik kontrol yapılır. Ancak başvuru kuruluşu, tohumluk kontrolörü tarafından gerekli görüldüğü hallerde asma fidanlarından/bitkilerinden örnek alarak bitki sağlığı kontrol kuruluşuna inceleme ve/veya analiz için alınan numuneleri gönderebilir. Sertifikasyon sistemi dahilindeki damızlık ve asma fidanlarında sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrolleri yapılırken standart üretim materyali alınacak damızlık ve standart asma fidanları karantinaya tabi zararlı organizmalar açısından kontrol edilir.</p>

<p>c) İsmine doğruluk kontrolü amacıyla parsellerde bulunan bitkiler botanik bakımdan ait olduğu çeşidin özelliğini taşımalıdır. Kontrol işlemini gerçekleştirenler, parsele dikilen bitkilerin menşei ile ilgili diğer kayıtları ve Damızlık Ünite Raporu ve arazi krokisini üreticiden istemeye ve incelemeye yetkilidir.</p>

<p>ç) Asma fidanı üretim parsellerinde, sertifikasyona tabi zararlı organizmadan ari bulunsa dahi, yapılan ikinci veya gerektiğinde tekrarlanan kontrol sonucuna göre, standartlara uymayan asma fidanı ve üretim materyalleri miktarı, beyannamede belirtilen asma fidanı ve üretim materyali miktarından düşürülür. Kalan miktar, Parsel Kontrol Raporunda "sertifikalı olabilir" şeklinde belirtilir.</p>

<p>d) Bitki sağlığı ve ismine doğruluk kontrolleri amacıyla yapılan parsel kontrolleri, beyanname başvurusunun yapıldığı aynı takvim yılı içinde damızlıklar ve tüplü üretimler hariç en geç ekim ayı sonunda tamamlanır.</p>

<p>e) Parsel kontrolü, damızlıklarda ve tüplü üretimlerde yılın her döneminde, açık köklü üretimlerde ise yaz ve sonbahar döneminde yapılır.</p>

<p><strong>Parsel Kontrol Raporunun düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Parsel Kontrol Raporu aşağıdaki esaslara göre tohumluk kontrolörü tarafından düzenlenir:</p>

<p>a) 8 inci madde kapsamında gerçekleştirilecek parsel kontrolünün tamamlanmasından sonra tohumluk kontrolörü, beyanname bilgileri ve parsel kontrol standartlarını göz önünde bulundurarak, Parsel Kontrol Raporunu üç nüsha halinde düzenler.</p>

<p>b) Raporlarda silinti veya kazıntı yapılamaz. Değişiklik zorunlu ise yanlışlığın üzeri çizilerek doğrusu yazıldıktan sonra tohumluk kontrolörü tarafından paraflanır.</p>

<p>c) Parsel Kontrol Raporunun iki nüshası üreticiye verilir, bir nüshası ise başvuru kuruluşunda muhafaza edilir.</p>

<p><strong>Asma fidanı ve üretim materyallerinde asgari standartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Asma fidanında olması gereken asgari standartlar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Asma fidanında aşırı güneş yanıklığı, donma ve kuruma belirtileri, aşı yerinde tırnak kalıntısı ve aşırı şişkinlikler, açık köklü fidanda sürmüş gözler olmamalıdır.</p>

<p>b) Aşılı asma fidanlarında aşı kalemi ile anaç birbirine yakın kalınlıkta ve iyi kaynaşmış olmalı ve aşı yerinde aşırı bir şişkinlik bulunmamalı ve anaçtan sürmüş sürgün olmamalıdır.</p>

<p>c) Asma fidanları, çeşidine özgü bir şekilde gelişmiş olmalı, yaprak ve dal oluşumu, sürgün ve boğum arası uzunlukları, kabuk yapısı, rengi ve kök yapısı ile ilgili olarak çeşidin botanik bakımından özelliklerini taşımalıdır. Fidanın kök, gövde ve sürgününde bir zararlanma olmamalıdır.</p>

<p>ç) Tüplü asma fidanlarında fidan yeterince köklenmiş, sağlıklı olmalı, aşısız fidanda anaç çeliği en az 35 cm, aşılı fidanda ise anaç çeliği ve aşı kalemi birlikte en az 35 cm, anaç veya aşıdan süren sürgün en az 20 cm uzunlukta ve yeterince pişkin olmalıdır.</p>

<p>d) Açık köklü asma fidanında ve aşısız fidanda anaç çeliği en az 35 cm, aşılı fidanda ise anaç çeliği ve aşı kalemi birlikte en az 35 cm uzunlukta ve gövde çapı en az 0,8 cm olmalı, dipte iyi gelişmiş en az iki adet ana kök bulunmalı, sürgün iyi gelişmiş ve dipte en az 10 cm’lik kısım odunlaşmış olmalıdır.</p>

<p>(2) Üretim materyalinde olması gereken asgari standartlar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Aşı kalemi veya çelik kurumamış, sertifikasyona tabi zararlı organizma içermiyor olmalıdır.</p>

<p>b) Gözün sürmemiş olması gerekir.</p>

<p>c) Üretim materyalinin 0,5 cm’den az veya 1,5 cm’den fazla çapa sahip olmaması gerekir.</p>

<p><strong>Asma fidanı ve üretim materyallerinde bitki sağlığı standartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Damızlıklardaki tüm bitkiler ve asma fidanları, karantina etmenlerinden ari olmak zorundadır.</p>

<p>(2) Sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrolleri, başvuru kuruluşu veya bitki sağlığı kontrol kuruluşu uzmanları tarafından yapılır.</p>

<p>(3) Sertifikasyon aşamalarında uygulanacak sertifikasyona tabi zararlı organizma listesi, izolasyon mesafeleri ve sertifikasyona tabi zararlı organizma kontrollerinde izlenecek yol ve yöntem Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p><strong>Etiketleme ve sertifikalandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Üretici, asma fidanı/üretim materyali için en son düzenlenen Parsel Kontrol Raporunun asıl nüshası ve Etiket ve Sertifika Talep Formu ile sertifikasyon kuruluşundan sertifika ve etiketi temin eder. Formda belirtilen asma fidanı/üretim materyali miktarı, Parsel Kontrol Raporunda belirtilen miktarın üzerinde olamaz.</p>

<p>(2) Doku kültürü üretimleri hariç, açık köklü fidan için sertifikasyon kuruluşundan yapılacak etiket ve sertifika talebi üretici tarafından en geç beyanname yılı içinde 31 Aralık tarihi itibarıyla tamamlanır. Tüplü fidan/üretim materyalinde ve açık köklü üretim materyali ile aşı kalemi, aşı gözü gibi materyal için sertifikasyon kuruluşundan yapılacak sertifika ve etiket talebi, en geç beyanname yılını takip eden yılın nisan ayı sonunda tamamlanır. Talebe ilişkin başvuruda, ilgili sertifikasyon kuruluşuna giriş kayıt tarihi esas alınır. Sertifika ve etiket talebi en fazla iki kısım halinde yapılabilir. Yapılacak ikinci talepte talep formu ekinde birinci talepleri ile alınmış sertifikaların fotokopileri de bulunmalıdır.</p>

<p>(3) Parsel Kontrol Raporunda laboratuvar analizinin gerekli olduğunun belirtilmesi halinde, analiz sonucuna göre sertifika ve etiket düzenlenir.</p>

<p>(4) Asma fidanı ve üretim materyali etiketlerinde; ön temel üretimlerde “beyaz üzeri mor kuşaklı”, temel üretimlerde “beyaz”, sertifikalı üretimlerde “mavi” ve standart üretimlerde “sarı” renk kullanılır. Etiketlerde sertifika bilgilerini içeren karekod bulunur. Etiket ve etiketleme ile ilgili usul ve esaslar, Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>(5) Asma fidanları ve üretim materyalleri için düzenlenen sertifika ve etiketler, beyanname yılını takip eden yılın sonuna kadar geçerlidir. Üretici veya bayi 1 Ocak- 31 Mayıs tarihleri arasında Bitki Muayene Raporu için başvuru kuruluşuna müracaat eder. Düzenlenen Bitki Muayene Raporu, alındığı yılın sonuna kadar geçerli olup, gerektiğinde tekrar alınabilir. Başvuru kuruluşu uzmanları, makroskobik olarak fidan/üretim materyallerinde sertifikasyona veya karantinaya tabi herhangi bir zararlı organizma bulaşıklığının olmamasını ve 10 uncu maddede belirtilen standartlara uygunluğunu gözetir.</p>

<p>(6) Alıcılar satın aldıkları asma üretim materyalleri ve fidanlara ait sertifika ve etiketleri, gerektiğinde yetkililere göstermek amacıyla bir yıl süre ile muhafaza etmek ile sorumludur.</p>

<p><strong>Pazarlama</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Sertifikasyon sistemi dahilinde üretilen asma fidanları ve üretim materyalleri, Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş fidan üreticileri ve/veya yetkilendirilen tohumluk bayileri tarafından pazarlanır.</p>

<p>(2) Asma fidanı ve üretim materyalinin, üreticisi veya tohumluk bayi dışındaki kişilerce pazarlanmasına ve etiketsiz fidan/üretim materyali satışına izin verilmez.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik hükümlerine göre üretilip belgelendirilen asma fidanı ve üretim materyallerinin organik fidan/üretim materyali olarak pazarlanabilmesi için Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre belgelendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Denetleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Asma fidanları ve üretim materyallerinin sertifikasyon sistemi içerisinde üretilmelerine ilişkin parsel kontrolleri Bakanlıkça aşağıdaki esaslar dahilinde denetlenir:</p>

<p>a) Denetimler, Genel Müdürlükçe görevlendirilen komisyon tarafından gerçekleştirilir. Komisyon Genel Müdürlük, başvuru kuruluşu, ilgili sertifikasyon kuruluşu ve gerek görülmesi halinde bitki sağlığı kontrol kuruluşundan birer personelin katılımı ile oluşturulur.</p>

<p>b) Denetlemede parsel kontrolü yapılır ve sonucunda Parsel Kontrol Denetleme Raporu düzenlenir.</p>

<p>c) Sertifikasyon işlemlerinde Parsel Kontrol Raporu esas alınır. Ancak, denetim elemanları tarafından Parsel Kontrol Denetleme Raporu ile başvuru kuruluşunca düzenlenen Parsel Kontrol Raporu arasında farklılık olması halinde, Parsel Kontrol Denetleme Raporunun bir nüshası başvuru kuruluşuna bir nüshası üreticiye verilir ve sertifikasyon işlemlerinde bu rapor esas alınır.</p>

<p>ç) Denetim komisyonuna ilişkin sekretarya iş ve işlemleri Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>(2) Denetlenecek üretim alanları Genel Müdürlük tarafından yıllık olarak belirlenir.</p>

<p><strong>İtiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Üreticiler, başvuru kuruluşu tarafından düzenlenen kontrol raporlarına dair itirazlarını raporun düzenleme tarihinden itibaren on beş iş günü içinde Genel Müdürlüğe yapar.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük söz konusu itirazı değerlendirerek, itirazın uzmanlar tarafından yerinde incelenmesi amacıyla başvuru kuruluşu ve ilgili kuruluş/kuruluşları görevlendirir. Yapılan görevlendirme itiraz sahibine bildirilir. İtiraz sahibi, görevlendirilen kuruluşların döner sermaye hesabına kontrol ücretini yatırır. Uzmanlar tarafından düzenlenen İtiraz Kontrol Raporu ve gerekli görülmesi halinde yapılan laboratuvar analizlerine ilişkin sonuçlar en geç bir ay içinde başvuru kuruluşu tarafından Genel Müdürlüğe gönderilir. Genel Müdürlük sonuçları değerlendirerek itiraza ilişkin kararını üreticiye, sertifikasyon kuruluşuna ve başvuru kuruluşuna gönderir. İtiraz Kontrol Raporu sertifikasyona esas nihai rapordur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yaptırımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 5553 sayılı Kanunun 12 nci maddesi hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Ücretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamındaki sertifikasyon ve kontrol hizmetleri 5553 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümlerince ücrete tabidir. Bu ücretler, Bakanlık tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir. Ücretler, 12/2/2026 tarihli ve 33166 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarım ve Orman Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Yönetmeliği hükümlerine göre, hizmeti veren kuruluşun döner sermaye işletmesi hesabına peşin olarak yatırılır.</p>

<p><strong>Başvuru alma</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak başvurular, ıslak veya elektronik imza ile imzalanarak doldurulan bilgi, belge ve formlardan oluşan eklerle, fiziki olarak veya elektronik ortamda yapılır.</p>

<p>(2) Bakanlık tarafından elektronik sistem üzerinden alınan başvuru belgeleri asılları ile eşdeğer kabul edilir. Başvuru sonrasında tespit edilen eksiklikler ile elektronik ortamdan temin edilemeyen bilgi ve belgeler, yurt dışı kuruluşlardan alınması gereken asıl belgeler ile gerekli görülmesi halinde başvuru belgelerinin asılları veya yetkili otoritelerce onaylanmış suretlerinin ıslak imzalı nüshaları başvuruda bulunan kuruluştan veya başvuru sahibinden istenir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak bildirimler ve davet yazıları, varsa alıcının elektronik belge yönetim sistemi veya kayıtlı elektronik posta adresi üzerinden, elektronik olarak, yoksa fiziki belge olarak gönderilir.</p>

<p><strong>Düzenleme yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bakanlık, bu Yönetmeliğin uygulamasını sağlamak üzere düzenleme yapmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Form ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Bu Yönetmelikte adı geçen belge ve formlar, Genel Müdürlük resmî internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p>(2) Sertifikasyona esas güncel meyve ve asma çeşit listesi Bakanlık resmî internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) 3/7/2009 tarihli ve 27277 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Asma Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş süreci</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bilgi sistemlerinin oluşturulması süreci tamamlanana kadar başvurular fiziki olarak gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Etikette yer alacak karekod ile ilgili düzenlemeler, bu Yönetmeliğin yayımından itibaren iki yıl içerisinde tamamlanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/04/20260428-3-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/asma-fidani-ve-uretim-materyali-sertifikasyonu-ile-pazarlamasi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="45851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30910"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72050"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87474"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="33692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="55692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="36527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="52581"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="87664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="84955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="39430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="83932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="68603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="52822"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
