<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 25 Sep 2026 18:26:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan, Kütahya Barosu Hizmet Binası Atma Töreni’ne katıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kutahya-barosu-hizmet-binasi-atma-torenine-katildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kutahya-barosu-hizmet-binasi-atma-torenine-katildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve TBB Saymanı Av. Ramazan Erhan Toprak, Kütahya Barosu Hizmet Binası ve Sosyal Tesisi Temel Atma Töreni’ne katıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törende; Kütahya Valisi Musa Işın, Kütahya Barosu Başkanı Av. Edip İlkay Sunay ve Eskişehir Barosu Başkanı Av. Barış Günaydın’ın yanı sıra yargı mensupları, il protokolü, siyasi parti temsilcileri, Kütahya Barosu Yönetim Kurulu üyeleri ve avukatlar yer aldı.</p>

<p>Törende Kütahya Barosu Başkanı Av. Edip İlkay Sunay, TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve Kütahya Valisi Musa Işın birer konuşma yaptı.</p>

<p><strong>SAĞKAN: “BU BİNALARIN BİR RUHU VAR”</strong></p>

<p>TBB Başkanı Sağkan konuşmasında, hizmet binasının Kütahya Barosuna ve meslektaşlara kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür ederek, baro hizmet binalarının yalnızca fiziki yapılardan ibaret olmadığını vurguladı.</p>

<p>“Bu binaların sadece betondan, tuğladan ve çimentodan oluşmadığını, bir ruhu olduğunu hatırlatmak isterim.” diyen Sağkan, burada meslek yemini edecek avukatların adaletin tesisi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı için mücadele edeceklerini ifade etti.</p>

<p>Toplam 3 bin 842 metrekare inşaat alanına sahip olacak tesiste; çalışma alanları, derslikler, 360 kişilik konferans salonu, idari birimler ile adli yardım ve CMK birimleri yer alacak.</p>

<p>Konuşmaların ardından Kütahya Barosu Hizmet Binası ve Sosyal Tesisi’nin temeli atıldı.</p>

<p>Temel atma töreninin ardından, meslekte 50. yılını dolduran Av. Muammer Uslu’ya 50. yıl plaketi takdim edildi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_1_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_2_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_3_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_4_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_5_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_6_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_7_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_8_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_9_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_10_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_11_25092026181656.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_12_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_13_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_14_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_15_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_16_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_17_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260925_tbb_baskani_sagkan_/86718_18_25092026181656.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkan-kutahya-barosu-hizmet-binasi-atma-torenine-katildi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/86718-10-25092026181656.jpeg" type="image/jpeg" length="29605"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DİSİPLİN HUKUKUNDA KANUNİLİK GÜVENCESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/disiplin-hukukunda-kanunilik-guvencesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/disiplin-hukukunda-kanunilik-guvencesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başvurucunun, ortaöğretim kurumunda örgün eğitim öğrenim dışına çıkarma disiplin cezası alması sonrasında eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi (AYM); eğitim öğrenim hakkını nerede ise tümü ile ortadan kaldıracak nitelikte olan disiplin ce...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başvurucunun, ortaöğretim kurumunda örgün eğitim öğrenim dışına çıkarma disiplin cezası alması sonrasında eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi (AYM); eğitim öğrenim hakkını nerede ise tümü ile ortadan kaldıracak nitelikte olan disiplin cezası yoluyla müdahalenin yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne ve dolayısıyla bu hakkın sınırlandırılmasının Anayasa m.13'e açıkça aykırı olarak, yani yasal düzenleme olmadan sadece bir idari işleme dayandığı, idari işlemin dayanağını teşkil eden Yönetmeliğin de disiplin yaptırımları bakımından çerçevesini çizen <i>şekli anlamda kanunun</i> da bulunmadığı gerekçeleriyle, yapılan müdahalenin en başta “kanuni dayanağı” olmadığından, eğitim öğrenim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034927-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 06.03.2024, Başvuru no: 2020/34927).</a></p>

<p>Bu karar özellikle; AYM'nin bireysel başvurularda yaptığı kanuni dayanak, meşru anayasal amaç ve ölçülülük şeklindeki inceleme kriterlerini anlayabilmek bakımından önemlidir.</p>

<p>1982 Anayasası “kanunilik” ilkesine ilişkin iki temel kurala yer vermektedir. Bunlardan birincisi, Anayasanın “suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) gibi, AYM de bireysel başvuruları incelerken “suç” ve “ceza” kavramlarını özerk biçimde yorumlamakta ve iç hukukta klasik anlamda “suç” veya “ceza” teşkil etmeyen bazı kural ve yaptırımları da “suçta ve cezada kanunilik” kapsamında değerlendirmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda AYM; örneğin idari para cezalarını “ceza” kategorisine dahil etmekte ve daha esnek uygulanabileceğini belirtmekle birlikte, idari para cezalarına ilişkin uyuşmazlıklarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin uygulanacağını kabul etmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow">[1]</a> Buna karşın, disiplin suçları ve cezaları için durum biraz farklıdır. Her ne kadar AYM norm denetimine ilişkin bazı kararlarında Anayasa m.38’in disiplin hukukunda uygulanabileceğini kabul etmişse de<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Mahkemenin bireysel başvuru kararlarında aksi yönde bir eğilim içinde olduğu görülmektedir. Gerçekten AYM; birçok kararında kişiye isnat edilen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenip düzenlenmediği, bu eylemlerin herkes tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığı ve disiplin yaptırımının hürriyeti bağlayıcı ceza sonucuna neden olup olmadığı ölçütlerini uygulayarak, çeşitli disiplin yaptırımlarının Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.7’nin ortak koruma alanı dışında kaldığını kabul etmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Disiplin cezalarının bireysel başvuru hukukunda “ceza” olarak nitelendirilmemesi, bunlara ilişkin uyuşmazlıkların suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin uyuşmazlıklar olarak kabul edilmemesi ve buna bağlı olarak adil/dürüst yargılanma hakkının (Anayasa m.36, İHAS m.6) cezai boyutunun kapsamına alınmaması sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte, disiplin cezalarına ilişkin uyuşmazlıkların bireysel başvuruya konu edilemeyeceğini ve kanunilik güvencesinin disiplin hukukunda uygulanamayacağını söylemek de doğru değildir. Burada, “kanunilik” ilkesine ilişkin ikinci anayasal güvence gündeme gelmektedir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini belirtmektedir. Disiplin cezasının bir temel hakka veya hürriyete müdahale teşkil etmesi durumunda, m.13’de öngörülen kanunilik güvencesi devreye girmekte ve disiplin suçu ile cezasının kanunla düzenlenip düzenlenmediği incelenmektedir. Bu inceleme sonunda AYM; disiplin suçunun veya cezasının kanuna dayanmadığını yahut kanuna dayanmakla birlikte kanunun belirlilik ve öngörülebilirlik ölçütlerini karşılamadığını tespit etmesi hâlinde, müdahaleye konu olan hakkın ihlal edildiğine karar vermektedir.</p>

<p>Nitekim AYM; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda kalan yükseköğretim öğrencilerine yönelik olarak yalnızca Yönetmelik hükmüne dayanılarak uygulanan disiplin cezalarını ifade özgürlüğü <a href="https://www.hukukihaber.net/ifade-ozgurlugune-mudahalenin-kanunilik-kriterini-saglamamasi-454513" rel="dofollow">(<i>Kardelen Hasret Kaygusuz</i>, B. No: 2017/38607, 18/5/2021)</a> ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201820407-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (<i>Bedran Ali Ertuğrul</i>, B. No: 2018/20407, 12/4/2023) </a>kapsamında incelediği kararlarında, disiplin suç ve cezalarına ilişkin temel ilkeleri ve bu alandaki düzenlemelerin çerçevesini belirleyen, disiplin cezası gerektiren fiilleri en azından genel hatları ile ortaya koyan ve amacı ile kapsamı bakımından yeterince belirli veya öngörülebilir bir kanuni düzenlemenin bulunmaması halinde, disiplin cezasıyla karşılaşma ihtimali bulunan kişilerin kanuni bir güvenceden yararlanamayacağını kabul etmiş ve bu nedenle sözkonusu müdahalelerin “kanunilik” şartını karşılamadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>AYM, daha yakın tarihli bir kararında aynı değerlendirmeleri Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği uyarınca hakkında disiplin cezası uygulanan bir lise öğrencisinin yaptığı başvuruda dile getirmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034927-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(<i>S.Ü.</i> [1. B.], B. No: 2020/34927, 06.03.2024)</a>. Bu olayda başvurucu, lise öğrencisiyken sınıf arkadaşını bıçakla yaralamaya teşebbüs ettiği gerekçesiyle disiplin soruşturmasına tabi tutulmuş ve anılan Yönetmeliğin “Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller” başlıklı 164. maddesi uyarınca örgün eğitim dışına çıkarma cezasıyla (m.164/4(ı)) cezalandırılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında ise, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun disiplin cezasının iptali istemiyle açtığı dava ilk derece mahkemesince kabul edilmiş, ancak istinaf incelemesinde bu karar kaldırılarak davanın kesin olarak reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Başvuruyu Anayasa m.42’de güvence altına alınan eğitim öğrenim hakkı kapsamında inceleyen AYM; ilgili Yönetmeliğin “Dayanak” başlıklı 3. maddesinde belirtilen Kanunlarda, Kanun Hükmünde Kararnamede ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde ortaöğretim öğrencilerine uygulanabilecek disiplin suç ve cezalarına ilişkin bir hüküm bulunmadığını, dolayısıyla ortaöğretim öğrencilerinin hangi fiillerinin hangi disiplin yaptırımını gerektireceğini genel hatları ile belirleyen, yeterince açık ve öngörülebilir bir kanuni düzenlemeden söz edilemeyeceğini, idarenin kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapabileceğini, ancak temel hak ve özgürlüklere ilk kez bu işlemlerle sınırlama getiremeyeceğini ve olayda disiplin cezasının yalnızca bir yönetmelik hükmüne dayanılarak uygulandığını belirterek, başvurucunun örgün eğitim öğrenim dışına çıkarılması suretiyle eğitim öğrenim hakkına yapılan müdahalenin “kanunilik” şartını taşımadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p><strong>Önce emir ve yasaklar ile yaptırımları bakımından “kanunilik” ilkesine yaklaşımımızı ortaya koymak isteriz:</strong></p>

<p>Adli suç, kabahat veya disiplin suçu ve cezalarının, gerek Anayasa m.13 ve gerekse Anayasa m.104/17 gereğince kanunlarda tanımlanması gerektiğini, yani yönetmeliklerin dışında karar veya kararnamelerle suç, disiplin suçu, kabahat ve cezalarının belirlenemeyeceğini düşünmekteyiz. Bununla birlikte; suçların, kabahatlerin ve disiplin suçlarının cezalarının kanunla gösterilmesi gerektiği, ancak kapsamı ve şartları belirtilmek suretiyle suçların “açık hüküm” olarak da bilinen düzenleyici işlemlerle öngörülebileceği söylenmektir (“Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/1-3 ve “Kanunilik ilkesi” başlıklı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.4). Bu görüşe katılmadığımızı, suç ve kabahat kabul edilen tüm fiiller ile cezalarının ancak kanunla koyulabileceğini savunmaktayız. “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı Türk Ceza Kanunu m.2’de olduğu gibi, suç ve cezalar yalnızca kanunla öngörülebilir.</p>

<p>Ancak AYM’nin bu konuda farklı görüşte olduğu anlaşılmaktadır. Yazı konumuza giren meselelerde kullanılan “kanuni dayanak” ölçütü, ceza hukukundaki suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gerekleri kadar sıkı yorumlanmamaktadır. Nitekim AYM; “disiplin suçlarıyla ilgili <strong>genel ilkeleri ortaya koyan, çerçevesini çizen ve disiplin cezalarını gerektiren eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirleyen</strong>, belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli, amaç ve kapsamı belirlenebilir veya öngörülebilir” bir kanuni düzenlemenin mevcut olup olmadığını sorgulamaktadır <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034927-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(<i>S.Ü.</i> [1. B.], B. No: 2020/34927, 6/3/2024, § 34).</a> AYM aynı esnek yorumu idari yaptırımlarda da benimsemektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (<i>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.</i>, B. No: 2022/6576, 24/2/2026, § 57-58)</a>. Bu yaklaşım uyarınca AYM; yaptırımların kapsam ve koşullarının çerçevesinin kanunla belirlenmesini zorunlu görmekle birlikte, bu çerçevenin içeriğinin genel ve düzenleyici işlemlerle idare tarafından doldurulabileceğini kabul etmektedir.</p>

<p>AYM’nin ortaya koyduğu bu temel kuralın Anayasa m.13’ün ve normlar hiyerarşisinin bir gereği olduğu tartışmasızdır. Aksi takdirde, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılabileceği kuralı anlamsız kalacaktır. Bu durumda, yönetmeliklerle belirlenen disiplin suç ve cezaları bakımından belirli ve öngörülebilir kanuni düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan bilgilere göre ülkemizde 5 milyondan fazla ortaöğretim öğrencisi bulunmaktadır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Dolayısıyla; AYM’nin bu kararı, yalnızca <i>S.Ü.</i> kararında tespit ettiği kanunilik sorunu milyonlarca öğrenciyi ve binlerce eğitim öğretim kurumunu doğrudan ilgilendirmektedir. Eğitim öğretim kamu hizmetinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve bu hizmetin sunulduğu kurumlarda düzenin sağlanabilmesi için idarenin etkili ve yeterli hukuki araçlara sahip olması gerekmektedir. Bu araçların sağlanması ise kanun koyucunun görev ve sorumluluğundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>AYM’nin suç, kabahat, disiplin suçu konularında fiiller yönünden benimsediği “açık hüküm” görüşünü kabul etmediğimizi, ihlal kararına katıldığımızı, çünkü ihlale konu işlemde hiçbir yasal dayanak bulunmadığını, disiplin suçu ve cezası yönünden kanuni dayanak olmaksızın ve sadece Yönetmelik hükümlerine dayanmak suretiyle disiplin cezası uygulandığı, bu disiplin işleminin ve kararının açıkça hukuka aykırı olduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Örneğin; AYM, E.2014/100, K.2015/6, 14.01.2015</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Örneğin; <i>B.Y.Ç.</i> [2. B.], B. No: 2013/4554, 15/12/2015, § 34; <i>Selçuk Özbölük</i> [1. B.], B. No: 2015/7206, 14/11/2018, § 41; <i>Abdulhakim Şendül</i> [1. B.], B. No: 2017/26742, 17/11/2021, § 49-50.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> 2024-2025 örgün eğitim istatistikleri https://sgb.meb.gov.tr/www/quot2024-2025-orgun-egitim-istatistikleri-yayimlandiquot/icerik/771</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/disiplin-hukukunda-kanunilik-guvencesi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-tokams.jpg" type="image/jpeg" length="69522"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FON MAĞDURLARI İÇİN HUKUKİ ÇARELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fon-magdurlari-icin-hukuki-careler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fon-magdurlari-icin-hukuki-careler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FON MAĞDURLARI

SİSTEM NASIL KURULDU, NASIL İŞLEDİ?

MAĞDURLAR İÇİN HUKUKİ ÇARELER

ZARAR NASIL GİDERİLECEK?

Eylül 2026’da sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, yüz binlerce yatırımcıyı yakından ilgilendiren önemli bir süreci gündeme getirdi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) bazı portf...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>FON MAĞDURLARI</strong></p>

<p><strong>SİSTEM NASIL KURULDU, NASIL İŞLEDİ?</strong></p>

<p><strong>MAĞDURLAR İÇİN HUKUKİ ÇARELER</strong></p>

<p><strong>ZARAR NASIL GİDERİLECEK?</strong></p>

<p>Eylül 2026’da sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, yüz binlerce yatırımcıyı yakından ilgilendiren önemli bir süreci gündeme getirdi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) bazı portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri ve fon işlemleri hakkında aldığı kararlarla, 7 portföy yönetim şirketinin yönettiği yatırım fonlarının işlemleri durduruldu ve 131 fonun tasfiye sürecine alınması kararlaştırıldı. Bu yazıda devam eden soruşturma ve tasfiye süreçlerini, mağduriyetin nasıl oluşabileceğini ve yatırımcıların hukuki çarelerini ele alacağız.</p>

<p><strong>1. 17 Eylül 2026’da Ne Oldu?</strong></p>

<p>SPK, 17 Eylül 2026 tarihinde Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ, Hedef Portföy Yönetimi AŞ, Atlas Portföy Yönetimi AŞ, A1 Portföy Yönetimi AŞ, Pardus Portföy Yönetimi AŞ ve Bulls Portföy Yönetimi AŞ tarafından kurulan ve katılma payları TEFAS’ta işlem gören yatırım fonlarının işlemlerini durdurdu ve ilgili fonların tasfiyesine karar verdi. SPK’nın 23 Eylül tarihli açıklamasına göre 131 fonun tasfiyesi söz konusu olup <strong>MKK kayıtlarına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455.758 kişidir.</strong></p>

<p>Bu nedenle temel soru, <strong>“Fon tasfiye ediliyorsa yatırımcının parası ne olacak?”</strong> sorusudur. Bu sorunun cevabı yalnızca yatırım riskine indirgenemez. Fonun hukuki yapısı, tasfiye mekanizması ve ilgili kişi ve kurumların görev ve sorumlulukları ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>2. Yatırım Fonu Aslında Nedir?</strong></p>

<p>Yatırım fonu, yatırımcılardan toplanan paralarla belirli varlıklardan oluşan bir portföyün oluşturulduğu kolektif yatırım yapısıdır. Yatırımcı fonun kendisini değil, fonun katılma paylarını satın alır. Fon portföyünde hisse senetleri, borçlanma araçları, para piyasası araçları veya fonun niteliğine göre başka sermaye piyasası araçları bulunabilir.</p>

<p>Önemli ayrım, fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığının aynı olmamasıdır. Portföy yönetim şirketinin fonun kurucusu ve yöneticisi olması, fon içerisindeki varlıkların doğrudan şirketin kendi malvarlığı olduğu anlamına gelmez. <strong>Bu nedenle portföy yönetim şirketiyle ilgili bir sorun yaşanması, tek başına fon yatırımının yok olduğu anlamına gelmez.</strong></p>

<p><strong>3. Sorun nerede ortaya çıktı?</strong></p>

<p><strong>a. Serbest Yatırım Fonları Ve Para Piyasası Fonları Bakımından Ne İddia Ediliyor?</strong></p>

<p>Kamuoyuna yansıyan iddialardan biri; fiili dolaşım oranı düşük, piyasa derinliği ve likiditesi sınırlı bazı halka açık şirketlerin hisselerinin belirli fonlar tarafından yüksek tutarlarda portföylere dahil edilmesi ve bu işlemlerin hisselerin fiyatlarında ekonomik ve finansal gerçeklikle açıklanamayacak hareketlere yol açmasıdır. SPK da 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, 2025’in son çeyreğinden itibaren bazı fonların düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde olağandışı fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıklamıştır.</p>

<p>Bu işlemlerin sermaye piyasası mevzuatı bakımından hukuka aykırı olup olmadığı soruşturma konusudur. Soruşturma devam ettiği için işlemleri kesin olarak piyasa dolandırıcılığı olarak nitelendirmek doğru değildir. Öte yandan nitelikli yatırımcı olmak, yatırımın yüksek risk taşıyabileceği anlamına gelse de yüksek risk ile hukuka aykırı işlem aynı kavram değildir. Somut olayda zararın yalnızca piyasa riskinden mi, yoksa hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemlerden mi kaynaklandığı ve aradaki uygun illiyet bağı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>b. Para Piyasası Fonları </strong></p>

<p>Para piyasası fonları bakımından tartışmanın merkezinde bazı fonlar arasındaki borçlanma ilişkileri, teminat yapıları ve teminatların niteliği bulunmaktadır. Bir fonun başka bir fonla belirli şartlar altında finansal işlem yapması veya borçlanması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez; işlemin tarafları, şartları, teminat yapısı ve mevzuata uygunluğu değerlendirilmelidir.</p>

<p>Teminat gösterilmiş olması da tek başına yeterli değildir. Teminatın gerçek değeri, likiditesi ve gerektiğinde nakde çevrilebilirliği önem taşır. Piyasa fiyatı 100 TL görünen ancak fiili dolaşımı ve piyasa derinliği çok düşük olan bir hissenin büyük miktarda satılması halinde aynı fiyat üzerinden nakde çevrilememesi mümkündür. Bu nedenle ekranda görünen değer ile gerçek ve nakde çevrilebilir ekonomik değer birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>4. SPK Neden Müdahale Etti?</strong></p>

<p>SPK, sermaye piyasalarının düzenli ve güvenilir şekilde işlemesini sağlamak ve yatırımcıların hak ve yararlarını korumakla görevli düzenleyici otoritedir. İşlemlerin durdurulması, yatırımcının parasına devlet tarafından el konulduğu veya fonların kamu tarafından satın alındığı anlamına gelmez. Amaç, mevcut durumun daha fazla zarar doğurmasının önüne geçilmesi ve fonların hukuki çerçevede tasfiye edilmesidir.</p>

<p>SPK 21 Eylül’de tasfiye sürecine ilişkin belirli süreyi üç aydan altı aya çıkarmış, ancak bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini belirtmiştir. <strong>Sürenin uzatılması, fon portföyündeki varlıkların piyasa koşulları dikkate alınarak daha uygun şartlarda nakde çevrilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</strong></p>

<p><strong>5. Fonun Tasfiyesi Ne Demek?</strong></p>

<p><strong><u>Tasfiye, yatırımcının parasının yok olması anlamına gelmez.</u></strong> Fon faaliyetinin sona erdirilmesi ve portföydeki varlıkların ilgili usuller çerçevesinde paraya çevrilerek yatırımcıların fon paylarından doğan hakları doğrultusunda dağıtılması sürecidir. Tasfiye sırasında fonun mevcut yükümlülükleri ve tasfiye işlemlerinin maliyetleri de dikkate alınır.</p>

<p>Bu nedenle yatırımcıya ödenecek tutar yalnızca geçmişte ekranda görünen fon değeri veya fona yatırılan anapara üzerinden belirlenemez. Fon portföyünün gerçek ekonomik değeri, varlıkların hangi koşullarda nakde çevrilebildiği, fonun yükümlülükleri ve tasfiye sonucunda ortaya çıkan net değer birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>6. Zararın Ne Kadarı Tazmin Edilecek?</strong></p>

<p>Bugün itibarıyla bütün fonlar bakımından tek bir rakam belirlemek mümkün değildir. Her fonun portföyü ve varlıklarının gerçek piyasa değeri farklıdır. Bu nedenle zarar tamamen yatırım riski olarak kabul edilerek hiçbir tazminat talep edilemeyeceği sonucuna varılamayacağı gibi, yatırılan tüm tutarın veya ekranda görünen değerin eksiksiz ödeneceği de söylenemez.</p>

<p>Örneğin yatırımcının fona 800.000 TL yatırdığı ve satış emri tarihinde sistemde 8.000.000 TL değer görüldüğü varsayılsın. Bu iki rakamdan herhangi birinin tek başına gerçek zararı gösterdiği söylenemez. Özellikle fiyatların ekonomik gerçeklikten kopuk şekilde oluştuğunun tespit edilmesi halinde, ekranda görünen değer ile gerçek ekonomik değer arasında fark bulunabilir. Bu nedenle zarar; tasfiye sonunda fon bünyesinde gerçekten mevcut olan varlıklar, bunların gerçek ve makul koşullarda nakde çevrilebilirliği, tasfiye tutarları ve yatırımcının ekonomik olarak sahip olduğu gerçek değer dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p><strong><u>Yatırımcıların “şu kadar para kesin ödenecek” veya “şu kadar zarar kesin oluşacak” şeklindeki açıklamalara ihtiyatla yaklaşması gerekir</u></strong>. SPK da yatırımcıların süreç boyunca resmi kaynaklardan yapılan açıklamaları dikkate almaları konusunda uyarıda bulunmuştur.</p>

<p><strong>7. Bütün Bu Süreç Neden Bir “Kriz” Haline Geldi?</strong></p>

<p>Bir tarafta fonların değerlemesi ve portföylerde bulunan bazı payların fiyat hareketleriyle ilgili incelemeler, diğer tarafta yatırımcıların fon paylarından çıkış talepleri ve likidite sorunu bulunmaktadır. Resmi verilere göre yüz binlerce yatırımcının sürece dahil olması, konunun finans piyasalarını aşan geniş bir mağduriyet boyutu oluşturmasına neden olmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bazı şirket ve kişiler hakkında adli işlemler gerçekleştirilmiştir. Ancak soruşturma veya tutuklama, kesin olarak suç işlendiğini göstermez; cezai sorumluluk yargılama sonucunda belirlenir. Bu nedenle mevcut iddialar ile kesinleşmiş bir mahkûmiyet arasında ayrım yapılmalıdır.</p>

<p><strong>8. SPK'nın Daha Önce Yaptığı Düzenlemelerin Önemi</strong></p>

<p>SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasına göre düşük fiili dolaşıma sahip paylarda meydana gelen olağandışı fiyat hareketleriyle ilgili çalışmalar 2025 yılının son çeyreğinden itibaren gündemdeydi. Ayrıca 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de kapsamlı değişiklikler yapılmış, TEFAS’ın takas yapısına ilişkin değişiklikler 20 Temmuz 2026’da uygulanmaya başlanmış ve bazı fon varlıklarının değerlemesine ilişkin yeni uygulamalar devreye alınmıştır. Bu nedenle yaşanan gelişmeler yalnızca 17 Eylül kararları üzerinden değil, öncesindeki düzenleme ve denetim süreciyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>9. Yatırımcı Açısından Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar</strong></p>

<p>1. Fonların tasfiye edilmesi, yatırımcıların fon içerisindeki haklarının otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelmez; ancak geçmişte görünen kârın veya yatırılan anaparanın kesin ve tam olarak ödeneceği de şimdiden söylenemez.</p>

<p>2. Fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığı birbirinden farklıdır.</p>

<p>3. Zararın miktarı, tasfiye sürecinde varlıkların hangi değerden nakde çevrildiği ve tasfiye işlemleri sonucunda ortaya çıkan net değerle birlikte belirlenmelidir.</p>

<p>4. Soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialar ile hukuken kesinleşmiş suç arasında fark vardır.</p>

<p>5. Bir yatırımcının zarar etmiş olması, tek başına herhangi bir kişi veya kurumun hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez. Sorumluluk bakımından hukuki dayanak, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı somut olay özelinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><u>Devam eden ceza soruşturması bakımından, doğrudan zarar gören yatırımcıların somut olayın koşullarına göre suçtan zarar gören sıfatıyla soruşturma dosyasına ilişkin haklarını kullanmaları ve kovuşturma aşamasında davaya katılmaları mümkün olabilir. Bu durum, soruşturmanın seyri hakkında yasal çerçevede bilgi sahibi olunması, delillerin değerlendirilmesi ve gerektiğinde soruşturma makamlarına talepler sunulması bakımından önem taşımaktadır.</u></strong></p>

<p>Tazminat talepleri bakımından ise ceza soruşturması ve kovuşturmasında ortaya çıkan bilgi ve belgeler önem taşıyabilir. Uğranılan zararın niteliği, zararla hukuka aykırı işlem veya eylem arasındaki illiyet bağı, yatırımcının konumu, fonun ve portföy yönetim şirketinin hukuki yapısı, portföy saklayıcısının ve diğer ilgili kurumların somut olayda üstlendikleri yükümlülükler ile varsa diğer sorumluluk sebepleri ayrıca incelenmelidir. Bu nedenle tazminle sorumlu kişi, kurum ve kuruluşların her somut olay bakımından ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong><u>Konunun ceza hukuku, sermaye piyasası hukuku ve tazminat hukuku boyutlarını birlikte içermesi nedeniyle yatırımcıların süreci, bu alanlarda deneyimli bir avukatla birlikte yürütmeleri; hak ve başvuru yollarının, somut olaylarına ve uygulanabilecek sürelere göre ayrıca değerlendirilmesi bakımından önemlidir.</u></strong></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bugün itibarıyla elimizde kesinleşmiş bir yargı kararı değil; SPK kararları, tasfiye süreci ve devam eden adli ve idari incelemeler bulunmaktadır. Bu nedenle yaşananları şimdiden kesin bir “fon dolandırıcılığı” veya benzeri bir hukuki sonuçla nitelendirmek yerine, olayların hangi işlemlerden kaynaklandığını ve bu işlemlerin hukuk düzenindeki karşılığını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte yüz binlerce yatırımcının dahil olduğu bir fon tasfiye süreci söz konusudur. Bundan sonraki aşamada fonların hangi usulle tasfiye edileceği, yatırımcıların haklarının nasıl korunacağı, portföy yönetim şirketleri ve diğer aktörler bakımından hangi sorumlulukların doğabileceği ve zararların tazmini için hangi hukuki yollara başvurulabileceği önem taşıyacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-selcuk-ener" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Selçuk ENER"><img alt="Av. Selçuk ENER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/09/selcuk-ener-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-selcuk-ener" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Selçuk ENER">Av. Selçuk ENER</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fon-magdurlari-icin-hukuki-careler-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/fon-ass.jpg" type="image/jpeg" length="80136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tasfiye Edilen Yatırım Fonlarında Gerçekleşmeyen İade Talimatları Nedeniyle Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar Talepleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-yatirim-fonlarinda-gerceklesmeyen-iade-talimatlari-nedeniyle-temerrut-faizi-ve-askin-zarar-talepleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-yatirim-fonlarinda-gerceklesmeyen-iade-talimatlari-nedeniyle-temerrut-faizi-ve-askin-zarar-talepleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarının ardından yatırım fonlarının tasfiye sürecine alınması, yatırımcılar bakımından yalnızca tasfiye kapsamında ne tutarda ödeme yapılacağı sorununu ortaya çıkarmamıştır. Tasfiye kararından önce katılma paylarının iadesini talep eden, ancak ia...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarının ardından yatırım fonlarının tasfiye sürecine alınması, yatırımcılar bakımından yalnızca tasfiye kapsamında ne tutarda ödeme yapılacağı sorununu ortaya çıkarmamıştır. Tasfiye kararından önce katılma paylarının iadesini talep eden, ancak iade bedelleri hesaplarına aktarılmayan yatırımcıların gecikmeden kaynaklanan zararları da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hukuki mesele hâline gelmiştir.</p>

<p>Özellikle yüksek tutarlı yatırımlarda, satış bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yatırımcının başka mali yükümlülüklerini yerine getirememesi, finansman maliyetlerine katlanması veya mevcut ekonomik imkânlarından yararlanamaması söz konusu olabilir.</p>

<p>Bu noktada temel hukuki sorun, yatırımcının tasfiye kapsamında yapılacak ödemeyle yetinmek zorunda olup olmadığıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun temerrüt ve aşkın zarara ilişkin hükümleri, koşulları gerçekleştiğinde, yatırımcıya geciken ödemenin neden olduğu zararların ayrıca giderilmesini talep etme imkânı tanımaktadır. Başlangıçta yatırılan tutar, uygulanacak pay fiyatına göre hesaplanan katılma payı iade bedeli ve tasfiye sonunda yatırımcıya düşen tutar birbirinden farklı kavramlardır.</p>

<p>Ancak fonun tasfiye edilmesi, satış bedelinin gecikmesi ve borçlunun hukuken temerrüde düşmesi aynı anlama gelmemektedir. Faiz ve tazminat taleplerinin değerlendirilebilmesi için öncelikle yatırımcı lehine muaccel bir para borcunun doğup doğmadığı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>1. Satış talimatı veren yatırımcı ile tasfiye sürecini bekleyen yatırımcının hukuki durumu aynı değildir</strong></p>

<p>Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararları sonrasında, tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında katılma payı bulunan yatırımcılar açısından önemli bir hukuki sorun ortaya çıkmıştır: Tasfiye kararından önce satış talimatı vermesine rağmen talimatı gerçekleştirilmeyen yatırımcı, parasını hangi tutar üzerinden ve ne zaman alacaktır?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı, yatırımcının yalnızca tasfiye bakiyesinden pay alma hakkını değil, gecikme nedeniyle faiz ve tazminat talep edip edemeyeceğini de doğrudan ilgilendirmektedir.</p>

<p>SPK’nın 2026/61 sayılı Bülteni’nin A/6 bendinde, ihbarlı fonlar için 17.09.2026 tarihinde saat 13.30’dan sonra, para piyasası fonları için ise izahnamede belirtilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatlarının tasfiye esasları kapsamında olduğu belirtilmiştir. Aynı bentte, tasfiye kararı verilen fonlarda Takasbank TEFAS Platformu üzerinden verilmiş ve gerçekleştirilmemiş iade talimatları karşılığında oluşan tutarın fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirilmesi ve elde edilen nakitle öncelikli olarak bu borçların ödenmesi düzenlenmiştir. Bu nedenle talimatın zamanı, kanalı ve işlem durumu birlikte belirlenmelidir.</p>

<p>Ancak satış talimatının fon hesabına borç kaydedilmesi, her durumda temerrüdün gerçekleştiği veya yatırımcının ayrıca faiz alacağı doğduğu anlamına gelmez. Bu hususlar, ilgili fonun işlem esasları ve somut olayın özellikleri çerçevesinde ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Bültenin B bölümünde TEFAS dışı dağıtım kanallarından yapılabilecek işlemlere de sınırlama getirilmiştir. Banka veya aracı kuruma verilen talimatın TEFAS’a hangi zamanda ve hangi statüyle iletildiği ayrıca araştırılmalıdır; müşteri ekranındaki talimat kaydı tek başına platforma iletim ve gerçekleşme durumunu göstermeyebilir.</p>

<p><strong>2. Satış talimatının verilmesi, kabul edilmesi ve ödeme borcunun muaccel olması birbirinden ayrılmalıdır</strong></p>

<p>Yatırımcıların faiz ve tazminat talepleri bakımından ilk olarak belirlenmesi gereken husus, satış talimatının hangi tarihte hukuken sonuç doğurduğudur.</p>

<p>Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'nin 14. maddesi, katılma paylarının değerinin hesaplanmasına ilişkin esasları düzenlemektedir. Kural olarak, belirli fon türleri dışındaki fonlarda alım ve satım emirleri, emrin verilmesini takip eden ilk fiyat hesaplamasında bulunan birim pay fiyatı üzerinden gerçekleştirilir. Bununla birlikte serbest fonlar bakımından farklı fiyat açıklama ve iade süreleri öngörülebilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla yatırımcının satış talimatı verdiği tarih ile uygulanacak birim pay fiyatının belirlendiği tarih ve ödemenin yapılması gereken tarih her zaman aynı değildir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca talimat tarihine bakılması yeterli değildir; ilgili tarihte geçerli fon işlem esasları üzerinden fiyat hesaplama tarihi ve ödeme valörü tespit edilmelidir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmadan yalnızca satış talimatının verildiği tarih esas alınarak temerrüt faizi hesaplanması hukuken isabetli olmayacaktır.</p>

<p><strong>3. Satış bedelinin muacceliyet tarihi ve temerrüdün başlangıcı</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Ancak borcun ifa edileceği günün taraflarca belirlenmiş olması veya kanunda düzenlenen diğer ihtarsız temerrüt hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca ihtar aranmayabilir.</p>

<p>Yatırım fonlarında bu hükmün uygulanabilmesi bakımından ilgili tarihte geçerli fon izahnamesi, KAP’ta ilan edilen alım satım esasları, yatırımcıya bildirilen koşullar ve varsa özel iade düzenlemeleri belirleyici niteliktedir.</p>

<p>Özellikle serbest fonlarda, katılma paylarının iadesi için daha uzun süreler öngörülebilmesi nedeniyle satış talimatının verildiği tarih ile ödeme borcunun muaccel olduğu tarih arasında önemli bir zaman farkı bulunabilir. Bununla birlikte söz konusu sürelerin dolmuş olması ve ödeme yükümlülüğünün doğması hâlinde, borcun yerine getirilmemesinin hukuki sonuçları ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Temerrüt tarihinin belirlenmesi bakımından yalnızca yatırımcının talimat ekranında görünen tarih yeterli değildir. İlgili talimatın kabul edildiği an, uygulanması gereken fiyat, ödeme valörü ve borçlu kuruluşun ifa yükümlülüğünün ne zaman başladığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Fon belgelerinde bir valör tarihi öngörülmüş olması değerlendirmede önemlidir. Bununla birlikte ihtarsız temerrüt bakımından bu tarihin taraflar arasındaki hukuki ilişkide kararlaştırılmış veya sözleşmeye göre belirlenebilir bir ifa günü niteliği taşıyıp taşımadığı incelenmelidir.</p>

<p><strong>4. SPK tasfiye kararının daha önce doğmuş ödeme borçlarına etkisi</strong></p>

<p>Tasfiye sürecinde üzerinde durulması gereken bir diğer mesele, SPK'nın işlem kısıtlaması ve tasfiye kararlarının daha önce verilmiş satış talimatlarına etkisidir.</p>

<p>Kurulun açıkladığı özel tasfiye usulündeki borç kaydı ve öncelikli ödeme düzenlemesi, kapsamına giren iade talimatlarının tasfiye bakiyesinden pay alma hakkından ayrı değerlendirilmesini gerektirir. Ancak bu hüküm, tek başına tüm yatırımcıların başlangıçta yatırdıkları tutarın aynen geri ödeneceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bununla birlikte bir satış talimatının tasfiye usulünde öncelikli ödeme kapsamına alınması ile o alacağa temerrüt faizi işletilmesi farklı hukuki meselelerdir.</p>

<p>Öncelikle yatırımcının talimatının özel tasfiye düzenlemesi kapsamında bulunup bulunmadığı belirlenmeli; ardından talimattan doğan ödeme borcunun muacceliyet tarihi, varsa daha önce gerçekleşmiş temerrüt ve tasfiye kararının bu borca etkisi incelenmelidir.</p>

<p>SPK’nın 21 Eylül 2026 tarihli duyurusunda açıklanan 20.09.2026 tarih ve 59/1710 sayılı kararla, tasfiye usulünün yalnızca A/8 bendindeki üç aylık süre altı aya çıkarılmış; diğer hükümler korunmuştur. Süre tasfiye duyuru tarihinden itibaren hesaplanır ve bentte sürenin bitimini izleyen ilk iş günü esas alınır. Bu değişiklik, bütün ödemelerin altı ayın sonunda yapılacağı anlamına gelmez; koşullar elverirse tasfiye daha erken tamamlanabilir. Sürenin uzatılması ile daha önce muaccel hâle gelmiş bir ödeme borcuna ilişkin temerrüt değerlendirmesi birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p><strong>5. Temerrüt faizi yanında aşkın zarar talebi</strong></p>

<p>Satış talimatı gerçekleşmeyen yatırımcılar bakımından önemli meselelerden biri, gecikme zararının temerrüt faiziyle tamamen karşılanamamasıdır. TBK m.122 uyarınca alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa, borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Para borcunda temerrüt faizi için alacaklının ayrıca zararını veya borçlunun kusurunu ispatlaması aranmazken, aşkın zarar bakımından faizi aşan zarar ve nedensellik bağı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Aşkın zarar talebi, yalnızca ödemenin gecikmiş olduğu belirtilerek gerekçelendirilemez. Ancak zararın ispatında kişiye özgü mali kayıpların belgelendirilmesi ile enflasyon kaynaklı değer kaybının değerlendirilmesi ayrı ayrı ele alınmalıdır. Bu alanda yargı kararlarında farklı yaklaşımlar bulunduğundan, her olayda enflasyon dışında kişisel bir zarar belgesi sunulmasını tartışmasız ve tek ispat yolu olarak göstermek isabetli değildir.</p>

<p>Örneğin satış bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yatırımcının başka bir borcunu vadesinde ödeyememesi ve bu nedenle temerrüt faizinin üzerinde ek bir mali yükümlülük altına girmesi, somut olayın özelliklerine göre aşkın zarar kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak başvurusunda verdiği 8/7/2025 tarihli pilot karar, özel kişiler arasındaki alacaklarda enflasyon kaynaklı değer kaybının giderilememesini mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirmiştir. Bu karar, her aşkın zarar talebinin kendiliğinden kabul edilmesi anlamına gelmez. Bununla birlikte enflasyon verilerinin hiçbir durumda yeterli olmayacağı veya her durumda otomatik tazminat sağlayacağı biçiminde kesin genellemelerden kaçınılmalı; ispat ve hesaplama yöntemi ilgili içtihatlar ve somut olay çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>Burada özellikle iki zarar türü birbirinden ayrılmalıdır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Fonun olağan piyasa koşullarında değer kaybetmesi nedeniyle meydana gelen yatırım zararı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Muaccel bir satış bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle meydana gelen ve temerrüt faizini aşan ek zarar.</p>
 </li>
</ul>

<p>İkinci zarar türünün varlığı hâlinde TBK m.122 kapsamında ayrıca tazminat talep edilmesi değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>6. Gerçekleşmeyen satış talimatından doğan zararlardan sorumlu kuruluşlar</strong></p>

<p>Yatırımcıların zararlarının giderilmesi bakımından yalnızca zarar miktarının belirlenmesi yeterli değildir. Satış talimatının hangi aşamada ve hangi nedenle yerine getirilmediğinin de ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Banka veya aracı kurumun yatırımcı tarafından verilen talimatı zamanında iletmemesi, hatalı iletmesi yahut gerekli işlem süreçlerini yerine getirmemesi ile fon kurucusunun kendi yükümlülüklerini ihlal etmesi farklı hukuki sorumluluk nedenleri oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle bankanın yalnızca dağıtıcı kuruluş sıfatıyla mı hareket ettiği, yoksa ayrıca fonun portföy saklayıcısı veya tasfiye sürecinde yetkilendirilmiş kuruluş sıfatına mı sahip olduğu belirlenmelidir.</p>

<p>Bir kuruluşun tasfiye işlemlerini yürütmek üzere görevlendirilmesi, tasfiye öncesinde başka bir kuruluşun gerçekleştirdiği bütün işlemlerden kendiliğinden sorumlu olacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Yatırımcı bakımından belirleyici olan, hangi kuruluşun hangi yükümlülüğü ihlal ettiği ve söz konusu ihlalin zarara neden olup olmadığıdır.</p>

<p><strong>7. Tasfiye ödemesinin faiz ve tazminat taleplerine etkisi</strong></p>

<p>Tasfiye kapsamında ödeme yapılmasının faiz ve tazminat taleplerine etkisi, her alacak kalemi bakımından ayrı incelenmelidir. Özellikle işlemiş faiz bakımından TBK m.131’deki asıl borca bağlı hakların sona ermesi kuralı gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>TBK m.131 uyarınca asıl borç ifa veya başka bir nedenle sona erdiğinde, kural olarak buna bağlı faiz borcu da sona erer. İşlemiş faizi isteme hakkı sözleşmeyle veya en geç ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuşsa ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılıyorsa bu faiz istenebilir. Bu nedenle ödeme kabul edilirken işlemiş faiz hakkının korunup korunmadığı değerlendirilmeli; gerektiğinde bu hak borçluya yöneltilen ve bildirimi ispatlanabilir bir beyanla saklı tutulmalıdır.</p>

<p>Aşkın zarar talebi, işlemiş faiz alacağıyla aynı nitelikte olmadığından ayrıca değerlendirilmelidir. Ödemenin hangi borca mahsup edildiği, varsa ibra veya sulh beyanının hangi talepleri kapsadığı ve daha önce yapılan hak saklı tutma bildirimleri incelenmelidir. Yalnızca ibra ya da sulh bulunmadığının tespiti, işlemiş faiz hakkının korunduğu sonucuna varmak için yeterli değildir.</p>

<p>Aynı zararın birden fazla kez tahsil edilmesi mümkün olmadığından, yatırımcıya tasfiye kapsamında ödenen tutarlar ile ayrıca talep edilen faiz ve tazminat kalemleri birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>8. Hukuki süreç öncesinde incelenmesi gereken hususlar</strong></p>

<p>Satış talimatı gerçekleşmeyen yatırımcılar bakımından hukuki süreç, yalnızca fonun tasfiye kararına tabi tutulduğu gerekçesiyle başlatılmamalıdır.</p>

<p>Öncelikle yatırımcının satış talimatının hukuken geçerli biçimde verilip verilmediği, hangi tarihte işleme alınması gerektiği, uygulanacak birim pay fiyatı ve ödemenin yapılması gereken valör tarihi belirlenmelidir. Ardından talimatın yerine getirilmemesinin hangi kuruluştan kaynaklandığı, ödeme borcunun muaccel hâle gelip gelmediği ve temerrüt koşullarının oluşup oluşmadığı incelenmelidir.</p>

<p>Bu inceleme için tarih ve saat içeren talimat kayıtları, emir numarası, TEFAS iletim ve işlem durumu bilgileri, ilgili tarihte geçerli izahname ve KAP açıklamaları, hesap hareketleri, ödeme dekontları, ihtar ve yazışmalar birlikte saklanmalıdır. Ek finansman maliyeti veya başka bir kişisel zarar ileri sürülüyorsa, kredi sözleşmeleri ve ilgili ödeme belgeleri de temin edilmelidir.</p>

<p>Bu değerlendirme sonucunda, yatırımcının yalnızca tasfiye kapsamında yapılacak ödemeyi beklemesinin yeterli olup olmadığı veya ayrıca temerrüt faizi ve aşkın zarar talep etmesini gerektiren bir hukuki durumun bulunup bulunmadığı ortaya konulabilir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak, SPK tarafından tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında, tasfiye kararından önce satış talimatı veren yatırımcıların hukuki durumu ayrı bir inceleme gerektirmektedir.</strong></p>

<p>Özellikle satış talimatının hukuka uygun biçimde kabul edildiği ve ödeme borcunun muaccel hâle geldiği durumlarda, bedelin zamanında ödenmemesi nedeniyle temerrüt faizi ve koşulları varsa aşkın zarar talepleri gündeme gelebilir. Ancak fonun işleme kapatılması, satış talimatının gerçekleştirilememesi veya tasfiye süresinin uzaması tek başına faiz ve tazminat hakkı doğurmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yatırımcı bakımından temel mesele, satış talimatının verilmesinden tasfiye ödemesine kadar geçen süreçte hangi yükümlülüğün, hangi tarihte ve hangi kuruluş tarafından ihlal edildiğinin belirlenmesidir.</p>

<p>Bu nedenle tasfiye kapsamında yapılacak ödeme ile talimatın zamanında yerine getirilmemesinden doğan faiz ve tazminat talepleri, birbirleri üzerindeki mahsup ve sona erme etkileri de gözetilerek ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT"><img alt="Av. Ceren KURT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT">Av. Ceren KURT</a></strong></h4>

<p><i>Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Faiz ve tazminat taleplerinin hukuki dayanağı, ilgili fonun işlem esaslarına ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir.</i></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasfiye-edilen-yatirim-fonlarinda-gerceklesmeyen-iade-talimatlari-nedeniyle-temerrut-faizi-ve-askin-zarar-talepleri-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/fon-fasd.jpg" type="image/jpeg" length="43736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Fon sahipleri ile yöneticilerinin mal varlıklarına el konuldu!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-fon-sahipleri-ile-yoneticilerinin-mal-varliklarina-el-konuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-fon-sahipleri-ile-yoneticilerinin-mal-varliklarina-el-konuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fon soruşturmasına ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştur. Birinci derece yakınlarının mal varlıkları dondurulmuştur." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturması kapsamında bugüne kadar 76 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığını, 45'inin tutuklandığını ve 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemlerinin başlatıldığını açıkladı.</p>

<p>Bakan Akın Gürlek, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın alın teriyle oluşturduğu birikimleri korumak, mali sistemimizin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek amacıyla devletimizin kurumları güçlü bir koordinasyon içerisinde çalışmaktadır.</p>

<p><strong>"12 ŞÜPHELİ HAKKINDA YAKALAMA İŞLEMLERİ BAŞLATILMIŞTIR"</strong></p>

<p>Bu anlayışla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Büromuz tarafından, Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) desteği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüzün çalışmalarıyla yürütülen fon soruşturması çok yönlü ilerlemektedir. Bugüne kadar yürütülen operasyonlarda toplam 76 şüpheli hakkında adli işlem yapılmıştır. 45 şüpheli tutuklanmış, 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemleri başlatılmıştır. Gözaltındaki 14 şüphelinin adli işlemleri devam etmektedir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'ŞÜPHELİLERİN VE BİRİNCİ DERECE AKRABALARININ MAL VARLIKLARINA EL KONULDU'</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, ayrıca, "Kimsenin mal kaçırmasına ve mağdur vatandaşlarımızın haklarına ulaşmasını engellemesine müsaade edilmemektedir. Tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştur. Birinci derece yakınlarının mal varlıkları dondurulmuştur. Vatandaşlarımız müsterih olsun; hiç kimsenin unvanı, görevi, ekonomik gücü veya çevresi hukukun üzerinde değildir. Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır. Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir. Sorumluluğu bulunanlar hukuk önünde hesap verecek, mağdur vatandaşlarımızın hakkı sahipsiz bırakılmayacaktır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-fon-sahipleri-ile-yoneticilerinin-mal-varliklarina-el-konuldu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/akin-gurlek-fon.webp" type="image/jpeg" length="53665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beddua Etmek Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/beddua-etmek-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/beddua-etmek-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evlilik birliği, eşlerin yalnızca birlikte yaşamalarını değil, birbirlerine karşı saygı ve özen yükümlülüğü içinde hareket etmelerini de gerektirir. Eşe veya eşin ailesine yönelik beddua içeren sözler, kullanılan ifadenin ağırlığına, tekrarına ve söylendiği bağlama göre bu yükümlülüğün ihlali niteliğinde olabilir. Bununla birlikte beddua edilmesi, tek başına ve her durumda boşanmaya karar verilmesini gerektiren bağımsız bir boşanma sebebi olarak değerlendirilemez.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında asıl önem taşıyan husus, beddua vakıasının evlilik birliğine etkisi ve tarafların kusur durumundaki yeridir. Aynı söz, bir uyuşmazlıkta diğer kusurlu davranışlarla birlikte boşanmaya sebep olan olaylardan biri kabul edilirken başka bir uyuşmazlıkta karşı tarafın daha ağır davranışları nedeniyle daha sınırlı bir kusur sonucu doğurabilir. Ayrıca beddua vakıasına usulüne uygun şekilde dayanılmış olması ve olayın sonradan affedilip affedilmediği de ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>1. Bedduanın Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Bakımından Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca eşler, evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdür. Bu yükümlülükler, eşlerin birbirlerinin kişilik değerlerine ve aile ilişkilerine saygılı davranmasını da gerektirir. Eşe yönelen ağır, aşağılayıcı veya süreklilik gösteren beddualar, bu çerçevede evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan kusurlu davranışlardan biri olabilir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında da beddua çoğu kez tek başına soyut bir kavram olarak değil, kullanılan sözlerin içeriği ve diğer davranışlarla birlikte değerlendirilmektedir. Nitekim eşine sık sık ve süreklilik gösterecek şekilde beddua ve hakarette bulunan eşin kusurlu olduğu kabul edilmiştir (<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233020-e-2024482-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 2. HD., E. 2023/3020, K. 2024/482, T. 25.01.2024)</a>. Bu nedenle bir defaya mahsus her sözün aynı sonucu doğuracağı söylenemeyeceği gibi, ağır ve süreklilik taşıyan ifadelerin de evlilik birliği üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.</p>

<p><strong>2. Bedduanın Kusur Belirlemesine Etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davasında beddua vakıasının sabit olması, beddua eden eşin her durumda daha ağır kusurlu sayılacağı anlamına gelmez. Kusur belirlemesi, tarafların boşanmaya sebep olan bütün davranışları birlikte değerlendirilerek yapılır. Bu nedenle bedduanın hangi şartlarda söylendiği, hakaret veya başka davranışlarla birlikte gerçekleşip gerçekleşmediği ve diğer eşin kusurlu eylemlerinin ağırlığı önem taşır.</p>

<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşine beddua edip ondan nefret ettiğini söyleyen kadının da kusurlu olduğunu kabul etmekle birlikte, erkeğin diğer davranışlarının daha ağır olduğu bir uyuşmazlıkta erkeği daha ağır kusurlu bulmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20236655-e-ve-20157415-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 2. HD., E. 2015/7415, K. 2015/21788, T. 18.11.2015).</a> Buna karşılık karşılıklı hakaret ve beddua içeren davranışların bulunduğu olaylarda eşit kusur sonucuna da ulaşılabilmektedir. WhatsApp mesajlarında kadının beddua, erkeğin ise hakaret ettiği bir uyuşmazlıkta tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi buna örnektir (<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20236655-e-ve-20157415-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 2. HD., E. 2023/6655, K. 2024/4265, T. 05.06.2024</a>).</p>

<p>Dolayısıyla bedduanın kusur bakımından sonucu, kullanılan sözün varlığından hareketle önceden belirlenemez. Kusur değerlendirmesinde tarafların davranışları bir bütün olarak ele alınmalı ve bedduanın bu bütün içindeki ağırlığı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>3. Eşin Ailesine Yönelik Beddualar</strong></p>

<p>Bedduanın doğrudan eşe yönelmesi zorunlu değildir. Eşin anne, baba veya diğer aile bireylerine yönelik ağır ve aşağılayıcı ifadeler de evlilik birliğindeki saygı yükümlülüğünü zedeleyebilir. Özellikle aile fertlerine yönelik bedduanın eşler arasındaki uyuşmazlığın bir parçası hâline gelmesi, kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.</p>

<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bir kararında, eşine ve eşinin aile fertlerine yönelik tepkiler gösteren ve aile fertlerine beddua eden eşin, eşe ve ailesine karşı saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217258-e-20216699-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 2. HD., E. 2021/7258, K. 2021/6699, T. 30.09.2021).</a> Bu nedenle eşin ailesine yönelen beddua, somut olayın özelliklerine göre yalnızca aile bireyleri arasındaki bir tartışma olarak değil, eşler arasındaki evlilik ilişkisinin değerlendirilmesinde de önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>4. Beddua Vakıasına Dilekçelerde Dayanılması</strong></p>

<p>Boşanma davasında bir davranışın kusur olarak değerlendirilmesi için yalnızca dosyada bu davranışa ilişkin bir delilin bulunması yeterli değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen taraflarca getirilme ilkesi gereğince hâkim, tarafların usulüne uygun biçimde dayanmadığı vakıaları kendiliğinden kusur değerlendirmesine esas alamaz.</p>

<p>Bu ilke beddua vakıası bakımından da geçerlidir. Yargıtay, eşinin ailesine hakaret ve küfür ettiği, eşine beddua ettiği ve üzerine yürüdüğü yönündeki vakıalara dava dilekçesinde usulüne uygun biçimde dayanılmadığı bir uyuşmazlıkta, bu davranışların eşe kusur olarak yüklenemeyeceğini kabul etmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2019645-e-20199304-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 2. HD., E. 2019/645, K. 2019/9304, T. 30.09.2019).</a> Dolayısıyla beddua içerikli mesajların veya tanık anlatımlarının dosyada bulunması, dayanılmayan bir vakıanın kendiliğinden kusur sebebine dönüşmesi sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>5. Beddua İçeren Mesajların Kusur Değerlendirmesindeki Yeri</strong></p>

<p>Beddua içeren sözlerin yazılı mesajlarla gönderilmesi, vakıanın ispatı bakımından uygulamada sıklıkla önem kazanmaktadır. SMS veya anlık mesajlaşma kayıtlarında kullanılan ifadeler, diğer delillerle birlikte değerlendirilerek tarafların kusurlu davranışlarının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Bununla birlikte mesajın tek bir cümlesi yerine yazışmanın bütünü, tarafların karşılıklı ifadeleri ve olayların gelişimi gözetilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, telefon mesajlarıyla erkeğe hakaret ve beddua eden kadının davranışını kusur değerlendirmesine dahil etmiş, dosyadaki diğer kusurlu davranışlarla birlikte tarafların eşit kusurlu oldukları sonucuna ulaşmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20205115-e-20206627-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 2. HD., E. 2020/5115, K. 2020/6627, T. 17.12.2020).</a> Bu yaklaşım, mesaj içeriğinin tek başına doğrudan bir kusur derecesi yaratmadığını, diğer vakıalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>6. Affedilen veya Hoşgörüyle Karşılanan Beddualar</strong></p>

<p>Beddua eyleminin gerçekleşmesinden sonra tarafların barışması veya evlilik birliğini sürdürmesi de kusur değerlendirmesini etkileyebilir. Boşanma hukukunda affedilen veya en azından hoşgörüyle karşılanan olayların daha sonra boşanma sebebi ve kusur olarak ileri sürülmesi kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle bedduanın hangi tarihte gerçekleştiği kadar, tarafların bu olaydan sonraki davranışları da önem taşır.</p>

<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, beddua içerikli mesajların gönderilmesinden sonra tarafların barıştığı bir olayda, barışma öncesindeki kusurlu davranışların affedilmiş veya en azından hoşgörüyle karşılanmış sayılması gerektiğini kabul etmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-201318374-e-2014318-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 2. HD., E. 2013/18374, K. 2014/318, T. 14.01.2014).</a> Bu nedenle ortak hayatın sürdürülmesi, barışma ve sonraki davranışlar incelenmeden geçmişteki beddua vakıasına doğrudan kusur sonucu bağlanmamalıdır.</p>

<p><strong>7. Bedduanın Tazminat ve Nafaka Taleplerine Etkisi</strong></p>

<p>Bedduanın boşanmanın mali sonuçlarına etkisi, bu davranışın tek başına varlığından değil, tarafların nihai kusur durumundan kaynaklanır. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca maddi tazminat talep eden eşin kusursuz veya diğer eşten daha az kusurlu olması gerekir. Manevi tazminat bakımından ise boşanmaya sebep olan olayların kişilik hakkına saldırı oluşturması ve karşı tarafın kusurlu bulunması aranır.</p>

<p>Yoksulluk nafakası bakımından da Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi gereğince nafaka isteyen eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir. Bu nedenle beddua vakıasının tazminat veya nafaka üzerinde doğrudan ve tek başına belirleyici olduğu söylenemez. Sonuç, bedduanın diğer kusurlu davranışlarla birlikte tarafların kusur dengesinde nasıl bir yer tuttuğuna göre belirlenir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşe veya eşin ailesine yönelik beddua içeren sözler, evlilik birliğindeki karşılıklı saygı yükümlülüğünü ihlal eden ve şartları bulunduğunda boşanmaya sebep olan olaylar arasında değerlendirilebilen kusurlu davranışlardır. Bununla birlikte her beddua ifadesi, tek başına ve aynı ağırlıkta bir boşanma sonucu doğurmaz. Kullanılan sözlerin niteliği, sürekliliği, söylendiği bağlam ve evlilik birliğine etkisi somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Beddua eden eşin kusur derecesi de yalnızca bu davranışa bakılarak belirlenemez. Diğer eşin hakaret, şiddet, tehdit veya başka kusurlu davranışları bulunuyorsa tarafların davranışları birlikte tartılmalıdır. Bu nedenle Yargıtay uygulamasında beddua eden eşin somut olaya göre daha az kusurlu veya eşit kusurlu sayıldığı farklı sonuçlarla karşılaşılmaktadır.</p>

<p>Son olarak beddua vakıasına dava veya cevap dilekçesinde usulüne uygun biçimde dayanılması ve olayın affedilip affedilmediğinin belirlenmesi gerekir. Mesaj kayıtlarının veya tanık anlatımlarının dosyada bulunması, dayanılmayan ya da sonradan affedilmiş bir davranışın kendiliğinden kusur olarak yüklenmesini sağlamaz. Bedduanın boşanma davasındaki hukuki sonucu, bu maddi ve usulî koşullar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><i><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" /></a></i></p>

<p><strong>Av. Berk KABAAĞAÇLI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/beddua-etmek-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/bosanma-jnafaka.jpg" type="image/jpeg" length="52591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2013/18374 E., 2014/318 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-201318374-e-2014318-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-201318374-e-2014318-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 14.01.2014 tarihli, 2013/18374 E., 2014/318 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2013/18374 E., 2014/318 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sivaslı Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
TARİHİ :15.03.2013<br />
NUMARASI :Esas no:2012/48 Karar no:2013/97</p>

<p>Taraflar arasındaki "boşanma" ve "karşı boşanma" davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-karşı davalı (kadın) tarafından her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının kendi davasının kabulü gerektiği yönündeki temyiz itirazları yersizdir.</p>

<p>2- Kocanın boşanma davasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;</p>

<p>Toplanan delillerden; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, tarafların 10.3.2012 tarihinde barıştıkları, davacı-karşı davalı kadına kusur olarak atfedilen, beddua içerikli mesajlarında bu tarihten önce gönderildiği anlaşılmaktadır. Taraflar 10.3.2012 tarihinde barışmakla,birbirlerinin önceki kusurlu davranışlarını affetmiş en azından hoşgörüyle karşılamışlardır. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar boşanma sebebi kabul edilemez ve bunlara dayalı olarak da boşanma kararı verilemez. Davacı-karşı davalı kadından kaynaklanan başkaca kusurlu bir davranışın varlığı da ispat edilememiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında; kocanın karşı boşanma davasının da reddine karar verilmesi gerekirken; delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde kabulü ile boşanmaya karar verilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davalı-karşı davacı kocanın boşanma davasının kabulü yönünden BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, bozma sebebine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.01.2014 (Salı)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-201318374-e-2014318-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="51144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2020/5115 E., 2020/6627 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20205115-e-20206627-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20205115-e-20206627-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 17.12.2020 tarihli, 2020/5115 E., 2020/6627 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/5115 E., 2020/6627 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Taraflarca karşılıklı olarak açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davalarında boşanmaya sebep olan olaylarda "Davacı-davalı erkeğin evlilik birliğini devam ettirmek istemediği ve kadına hakaret ettiği, davalı-davacı kadının ise telefon mesajları ile erkeğe hakaret ve beddua ettiği ve gerçekleşen tarafların kusurlu davranışlarına göre tarafların eşit kusurlu oldukları" gerekçesiyle tarafların boşanma davalarının kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince, “...Erkeğin beddua vakıasına dayanmamasına rağmen bedduanın kadına kusur yüklenildiği bu kusurun gerekçeden çıkartılması yerine erkek tarafından dayanılan aşağılama kusurunun yüklenilmesi gerektiği, yine de tarafların kusur derecelendirilmesinde bir değişiklik olmayacağı ..." gerekçesiyle tarafların istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince davacı-davalı erkeğin istinaf talebinin kusur belirlemesine yönelik kısmen kabulüne karar verildiği halde hüküm kısmında davacı-davalı erkeğin istinaf talebinin tümden reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında yaratılan bu çelişki tek, başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesi yer olmadığına, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 17.12.2020 (Prş.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20205115-e-20206627-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="33730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/645 E., 2019/9304 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2019645-e-20199304-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2019645-e-20199304-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 30.09.2019 tarihli, 2019/645 E., 2019/9304 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/645 E., 2019/9304 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma<br />
KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Taraflar</p>

<p>Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; kısmen bozulmasına, kısmen onanmasına dair Dairemizin 22/10/2018 gün ve 2016/25797 - 2018/11589 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2014 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.</p>

<p>1-Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre, davacı erkeğin tüm, davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istekleri yersizdir.</p>

<p>2-Davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının ( TMK m. 166/1) yapılan yargılaması sonunda mahkemece, davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine tedbir nafakasına, davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiş, verilen karar davalı kadın tarafından tamamına yönünden temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 22.10.2018 gün ve 2016/25797 E.- 2018/11589 K. sayılı ilamı ile "Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda, davalı kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davalı kadının eşine ve eşinin ailesine karşı ağır hakaretler ve küfürler ettiği, eşine beddua ettiği, eşinin üzerine yürüdüğü ve evde misafir istemediği, buna karşılık davacı erkeğin ise sadakate aykırı tutum ve davranışlar sergilediği ve eşine sürekli olarak ağır hakaret ve küfürler ettiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda aynı oranda kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Mahkemece, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Mahkemece, davalı kadının yoksulluk nafakası talebi boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle reddedilmiş ise de, yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Toplanan delillerden; davalı kadın adına tapuda kayıtlı Kadıköy'de daire, Tuzla'da tarla ve Üsküdar'da üzerinde bina olduğu iddia olunan arsa bulunduğu, ayrıca davalı kadının otomobilinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak, mahkemece davalı kadın adına kayıtlı bulunan taşınmazlar ile otomobil konusunda bir araştırma yapılmamıştır. Bu sebeple davalı kadının usulünce ekonomik ve sosyal durumu, gerektiğinde taşınmazların başında keşif yapılarak değerleri ve getirileri konusunda bilirkişi raporu da alınmak suretiyle araştırılarak, kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin belirlenmesi, gerçekleşecek sonucuna göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı sakilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." şeklindeki gerekçe ile bozulmasına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise onanmasına karar verilmiş, taraflarca süresi içerisinde karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.<br />
Dosyanın yeniden yapılan incelemesinde; mahkemece davalı kadına yüklenen eşinin ailesine hakaret ve küfürler ettiği, eşine beddua ettiği, eşinin üzerine yürüdüğü vakıalarına davacı erkek tarafından usulüne uygun şekilde dayanılmadığı, usulüne uygun şekilde dayanılmayan bu vakıaların diğer eşe kusur olarak yüklenemeyeceği, bu haliyle de boşanmaya sebebiyet veren olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte davalı kadına göre, davacı erkeğin daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki ilk inceleme sırasında bu durum gözden kaçırılarak yanılgılı değerlendirme ile davalı kadının eşine ve eşinin ailesine karşı ağır hakaretler ve küfürler ettiği, eşine beddua ettiği, eşinin üzerine yürüdüğü ve evde misafir istemediği, buna karşılık davacı erkeğin ise sadakate aykırı tutum ve davranışlar sergilediği ve eşine sürekli olarak ağır hakaret ve küfürler ettiği vakıaları taraflara kusur olarak yüklenilerek ve tarafların aynı oranda kusurlu olduğu belirtilerek bozma yapılmıştır. Bu itibarla davalı kadının karar düzeltme talebinin kısmen kabulü ile Dairemizin 22.10.2018 gün ve 2016/25797 E.- 2018/11589 K. sayılı onama bozma ilamının bozmaya yönelik 2. bendinin kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde değişik gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>3-Yukarıda 2. bentte açıklanan sebeple, Dairemizin 22.10.2018 gün ve 2016/25797 E.- 2018/11589 K. sayılı bozma ilamında, yoksulluk nafakası yönünden de davacı erkeğin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı kadına nazaran ağır kusurlu olduğu şeklindeki gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduğu şeklindeki gerekçe ile bozma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Bununla birlikte, toplanan delillerden; davalı kadın adına tapuda kayıtlı Kadıköy'de daire, Tuzla'da tarla ve Üsküdar'da üzerinde bina olduğu iddia olunan arsa bulunduğu, ayrıca davalı kadının otomobilinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak, mahkemece davalı kadın adına kayıtlı bulunan taşınmazlar ile otomobil konusunda bir araştırma yapılmamıştır. Bu sebeple davalı kadının usulünce ekonomik ve sosyal durumu, gerektiğinde taşınmazların başında keşif yapılarak değerleri ve gelirleri konusunda bilirkişi raporu da alınmak suretiyle araştırılarak, kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin belirlenmesi, gerçekleşecek sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirdiğinden, Dairemizin 22.10.2018 gün ve 2016/25797 E.- 2018/11589 K. sayılı bozma ilamının yoksulluk nafakasına ilişkin 3. bendinin de kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde değişik gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/1-4. maddesi gereğince davalı kadının karar düzeltme talebinin yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle kısmen kabulü ile Dairemizin 22.10.2018 gün ve 2016/25797 E.- 2018/11589 K. sayılı onama-bozma ilamının bozmaya yönelik 2. ve 3. bentlerinin kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple kusur belirlemesi ve yoksulluk nafakası yönünden değişik gerekçe ile BOZULMASINA, tarafların diğer karar düzeltme isteklerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 442/3. maddesi gereğince; bu maddede gösterilen para cezasının miktarı 5252 sayılı Kanunun 4. maddesiyle artırıldığından ve aynı yasanın 7. maddesiyle; ceza, idari para cezasına dönüştürüldüğünden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesinin 7. fıkrasıyla da idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yıl uygulanan miktarın, o yıl için belirlenmiş olan yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı öngörülmüş olmakla, bu suretle hesaplanan 315.00 TL. idari para cezasının ve Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 92.50 TL. ilam harcının karar düzeltme talep eden davacıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, karar düzeltme harcının istek halinde yatıran davalıya geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi. 30.09.2019 (Pzt.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2019645-e-20199304-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="77268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/7258 E., 2021/6699 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217258-e-20216699-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217258-e-20216699-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 30.09.2021 tarihli, 2021/7258 E., 2021/6699 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/7258 E., 2021/6699 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından vekalet ücreti yönünden; davalı kadın tarafından ise tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasında ilk derece mahkemesince “Davacının ailesinin davalıyı istemediği ve davalı hakkında küçük düşürücü sözler sarf ettikleri, whatsapp adıyla anılan sosyal görüşme ortamında davacının aile fertlerinin üye olduğu grupta davalı ve davalının ailesi hakkında eleştirel yorumlar yaptıkları, davalının şahit olduğu bu konuşmalardan rahatsız olduğu ve bu konuşmaları içselleştirdiği, bu durumun da tarafların evliliğine yansıdığı, taraflar arasında sürekli tartışmalar yaşandığı, dolayısıyla davalının da davacıya ve davacının ailesine birtakım tepkiler gösterdiği, hatta davacının aile fertlerine beddua ettiği, davalıya hakaret ettiği, tartışmalar sırasında zaman zaman davacının da davalıya karşı şiddet uyguladığı, davacının tayini çıkması ile birlikte tarafların ayrı şehirlerde yaşadıkları dönemde davacının izin kullandığı tarihlerde anlaşmazlıklar nedeniyle zaman zaman ortak konuta uğramadığı, yaklaşık 2 yıl kadar önce de ortak konutu terk ettiği, tarafların 1,5-2 yıldır fiilen ayrı yaşadıkları, aralarında yaşanan tartışmalar nedeniyle anlaşamadıkları ve biraraya gelemedikleri, evliliğin devamının imkansız hale geldiği, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve davalının davacı ve ailesine karşı saygı gösterme yükümünü ihlal etmekle hafif kusurlu olduğu, bunun karşısında davacının kendi akrabaları ile whatsapp grubu kurarak davalı eşi hakkında olumsuz konuşmalar yaparak eşini rencide etmesi ve kişilik haklarına zarar vermesi, izin zamanlarının tümünü kendi akrabalarına ayırarak eşine ve evine gereken ilgi ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve davalıya şiddet uygulamış olması nedeniyle daha ağır kusurlu olduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı kadın yararına 10.000 TL maddi-10.000 TL manevi tazminata yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı erkek tarafından kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden, davalı kadın tarafından ise tüm yönleriyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince “Davacı erkeğin davalı kadına şiddet uyguladığı (affedildiği için), kendi ailesi ile Whatsapp grubu kurup kadına ve kadının ailesine rencide edici sözler söylediği, izin zamanlarını kendi akrabalarının yanında geçirerek evi ve eşini ihmal ettiği"(dayanılmadığı için) vakalarının gerekçeden çıkartılmasına, gerekçenin "Kadının erkeğe ve ailesine karşı saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal etmek eylemi nedeniyle, erkeğin ise kadına hakaret etme eylemi nedeniyle eşit kusurlu olduklarının tespitine" şeklinde düzeltilmesine,” gerekçesiyle tarafların eşit kusurlu olduklarına ve davalı kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Ancak bölge adliye mahkemesi kararında, ilk derece mahkemesince davacı erkeğe yüklenen “Davacının ailesinin davalıyı istemediği ve davalı hakkında küçük düşürücü sözler sarf ettikleri” vakıasından bahsedilmemiştir. Anılan kusurlu davranışların davacı erkekten çıkarılıp çıkarılmadığı, çıkarıldıysa hangi gerekçelerle çıkarıldığı hususları anlaşılamamaktadır. Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır (Anayasa’nın 141/3. maddesi). Açıklanan nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan sebeple bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının bozma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 30.09.2021 (Per.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217258-e-20216699-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="50489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/6655 E. ve 2015/7415 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20236655-e-ve-20157415-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20236655-e-ve-20157415-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.06.2024 tarihli, 2023/6655 E., 2024/4265 K. sayılı kararı ve
18.11.2015 tarihli, 2015/7415 E., 2015/21788 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/6655 E., 2024/4265 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/547 E., 2023/743 K.<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 4. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/451 E., 2021/935 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince açılan asıl ve karşı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların başvurunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
1.Davacı- karşı davalı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; erkeğin tıp dilinde hidradenitis suppurativa olarak geçen hastalığının olduğunu, bu sebeple yıllardır ilaç tedavisi gördüğünü, kadının bunu anlayışla karşıladığını ancak sonrasında erkeğe bu hastalığı ile ilgili onurunu zedeleyici sözler söylediğini, aşağıladığını, kadının seyahat halindeki araçtan kendisini aşağı atmaya kalkıştığını, bunu alışkanlık haline getirdiğini, kadının erkeğe beddua ettiğini, kadının babasının gıyabında erkek ile ilgili tehditte bulunduğunu, erkeğin ev almak istediğini, bunun için çektiği kredinin yetmediğini, kadından kredi çekmesini istediğinde kadının ortak hayata katkıda bulunmadığını, kadının erkeği eski ilişkileriyle kıyasladığını, en son ayrıldığına dair mesaj attığını iddia ederek, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına, 100.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>2.Davacı- karşı davalı erkek vekili 11.11.2021 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; taleplerini, dava dilekçesinde talep ettikleri maddî ve manevî tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile davalı-karşı davacıdan alarak davacı-karşı davalıya verilmesi şeklinde ıslah ettiklerini beyan etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı-karşı davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin tamamen hukuki dayanaktan yoksun ve soyut iddialar olduğunu, erkeğin her tartışmada ''senden ayrılacağım, senden boşanacağım, defol git'' dediğini, erkeğin, kadının maaşına daha evlenmeden el koyduğunu, erkeğin hastalığı ile ilgili destek olduğunu, erkeğin aşırı kıskançlık sergilediğini, kadına sürekli aşağılayıcı sözler sarf ettiğini, hakaret ve küfür ettiğini, tehditte bulunduğunu, kıskanç tavırları ile kadının arkadaşları ile görüşmesine sorun çıkardığını, kadının telefonuna program indirdiğini ve haberi olmaksızın takip ettiğini, her cinsel biliktelik sonrası ilaç içirdiğini ve bu içilen ilaçlar nedeniyle tüp gebelik oluştuğunu, kadının ameliyat olduğunu, erkeğin maddî ve manevî destek olmadığını, erkeğin sürekli ve uygunsuz cinsel ilişki talebi bulunduğunu, erkeğin annesinin hiç bir zaman kadını kabullenmediğini, çeşitli lakaplar taktığını, erkeğin kadının hareket özgürlüğünü kısıtladığını, sosyal şiddet uyguladığını iddia ederek, asıl davanın reddi ile karşı boşanma davasının kabulü ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 5.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 150.000,00 TL maddî tazminata, 200.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>2.Davalı- karşı davacı kadın vekili 12.11.2021 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; taleplerini, dava dilekçesinde talep ettikleri maddî ve manevî tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile davacı-karşı davalıdan alarak davalı-karşı davacıya verilmesi şeklinde ıslah ettiklerini beyan etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan hadiselerde; erkeğin, aşırı kıskançlık göstererek kusurlu olduğu, kadının ise, erkeğin annesinin yanında eşine bir kaç kez vurduğu, bu nedenle tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında eşit kusurlu oldukları gerekçesi ile açılan asıl ve karşı boşanma davasının ayrı ayrı kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun'un) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, kadının gelir getirici bir işte çalışıyor olması nedeniyle yoksulluk nafakası talebinin reddine, yasal koşulları oluşmadığından tarafların maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı-karşı davalı erkek istinaf dilekçesinde özetle; hükmün gerekçelendirilmediğini, Whatsapp kayıtlarına delil olarak dayanmalarına rağmen söz konusu konuşmalara değinilmediğini, kadının, erkeğin hastalığına yönelik ithamda bulunduğu, üzerine düşen maddî yükümlülükleri yerine getirmediği kusuru ile mesaj kayıtlarından hakaret, tehdit ve kıskançlık kusurunun ispatlandığını ancak hükme esas alınmadığını belirterek, kusur belirlemesi, karşı boşanma davasının kabulü, reddedilen tazminatlar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı- karşı davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur belirlemesinin hatalı olduğunu, sunulan mesaj kayıtları ve tanık beyanları ile erkeğin küfür ve hakaret kusurlarının ispatlandığını, erkeğin annesinin taraflı ve husumetli beyanda bulunduğunu belirterek, kusur belirlemesi, asıl boşanma davasının kabulü, reddedilen yoksulluk nafakası ve tazminatlar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1)inci alt bendi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı- karşı davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek, ayrıca whatsapp konuşmalarının delil olarak dayanmalarına rağmen bilirkişi incelemesinin de yaptırılmadığını belirterek, kusur belirlemesi, reddedilen tazminatlar yönünden temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı- karşı davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek, asıl boşanma davasının kabulü, reddedilen yoksulluk nafakası ve tazminatlar yönünden temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlikte kusur belirlemesinin doğru olup olmadığı, kusur belirlemesine bağlı olarak kadın ve erkek yararına maddî ve manevî tazminatın yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, erkek tarafından açılan boşanma davasının kabulünün usul ve kanuna uygun olup olmadığı, kadın yararına yoksulluk nafakasının yasal koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun'un) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi.174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle dosya arasında bulunan whatsapp mesaj kayıtları dikkate alındığında kadının erkeğe beddua ettiğinin, erkeğin de kadına hakaret ettiğinin, tarafların yine de eşit kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/7415 E., 2015/21788 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana 4. Aile Mahkemesi<br />
TARİHİ : 12/02/2015<br />
NUMARASI : 2014/671-2015/125</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı erkeğin mahkemece kabul edilen kusurlu davranışları yanında, davacı kadının da eşine beddua edip, nefret ettiğini söylediğinin ve boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.</p>

<p>2-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın lehine takdir edilen yoksulluk nafakası çoktur. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.11.2015 (Çrş.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20236655-e-ve-20157415-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak2.jpg" type="image/jpeg" length="39827"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/3020 E., 2024/482 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233020-e-2024482-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233020-e-2024482-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 25.01.2024 tarihli, 2023/3020 E., 2024/482 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3020 E., 2024/482 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/74 E., 2023/190 K.<br />
DAVA TARİHİ : 30.10.2018<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulması<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 2. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/556 E., 2021/331 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; kadının anlaşmaz tutumu, kavgaya yatkın kişiliği nedeniyle çok küçük mevzuların dahi büyüyerek kavga etme derecesine vardığını, kadının sürekli olarak "....çalıştığın maden de öl de geber, ben de kurtulayım, ölün çıksın, beğenmezsen s....git..." gibi sözler ve hakaretler etmeye başladığını, bu nedenlerle anne, baba ve kardeşlerinin de onlardan uzaklaştığını, davalının genel olarak evin temizlik gibi temel ihtiyaçlarını ihmal ettiğini, çok fazla yemek yapan bir kişi olmadığını, bir süre sonra konuşamaz hale geldiğini, konuşmayı bir süre sonra laf sokmaya ve tartışmaya çevirdiğini, aşağılamaya başladığını ileri sürerek davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde özetle; erkeğin sürekli olarak eşini dövdüğünü, bununla ilgili olarak Zonguldak 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/363 Esas, 2017/57 Karar sayılı ilamı ile ceza aldığını ve kararın kesinleştiğini, sürekli alkol aldığını, alkollü şekilde rezalet çıkarttığını, alkol bağımlılığı sebebiyle "trafik güvenliğini tehlikeye sokmak" suçundan dolayı ceza aldığını, davacının sürekli alkol alarak sinkaflı biçimde eşine hakaret ettiğini belirterek öncelikle davanın reddine, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi durumunda 100.000,00 TL maddî tazminatın ve 100.000,00 TL manevî tazminatın davacıdan tahsiline, aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasına kararın kesinleşmesinden sonra yoksulluk nafakası olarak devamına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK D</strong>ERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, erkeğin eşini sık sık evden kovduğunu, eşini evden çıkarmak istediğini, normalin üzerinde alkol aldığını, kadının ise eşine sık sık ve süreklilik arz edecek şekilde "madende öl geber, ölün çıksın, s..git " tarzında sözler söylediğini, evin düzen ve temizliğine yeterli özeni göstermediğini belirterek boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile .davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 400,00 TL yoksulluk nafakasına, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı kadın vekili, hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, davanın kabulü, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve nafakaların miktarı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tanık anlatımları dikkate alındığında kadınının evin düzen ve temizliğine yeterli özeni göstermediğine yönelik iddianın kabulüne olanak bulunmadığını, davacı erkeğin de kesinleşen kusurlarının yanında kadına hakaret ettiğinin anlaşıldığını, bu şekilde boşanmaya neden olan olaylarda evliliğin devamı sırasında eşini sık sık evden kovan, eşini evden çıkarmak isteyen, normalin üzerinde alkol alan, eşine hakaret eden davacı erkeğin ağır kusurlu, eşine sık sık ve süreklilik arz edecek şekilde "madende öl geber, ölün çıksın s...git" şeklinde beddua ve hakaretlerde bulunan kadının da az kusurlu olduğunun kabulünün gerektiği, kadının itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, davanın kabulünün isabetsiz olduğu, kusur durumu yanında tarafların ekonomik, sosyal durumları ve kadının boşanma ile mevcut ve beklenen menfaatlerinin zedelendiği, kişilik haklarına saldırı oluştuğu, boşanmakla yoksulluğa düşeceği ancak hükmedilen yoksulluk nafakasının az olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kusura ilişkin gerekçenin düzeltilmesine, kadın lehine aylık 700,00 TL yoksulluk nafakasına, kadın lehine 35.000,00 TL maddî ve 25.000,00 TL manevî tazminata ve kadın vekilinin sair itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek özetle, kusur belirlemesi, tazminatlar ve miktarı, nafakalar ve miktarı yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Davalı kadın vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek özetle, davanın kabulü, kusur belirlemesi, tazminatların ve nafakaların miktarı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflarca açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, davanın kabulü, kadın yararına maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmedilme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve miktarları noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ıncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü ve 175 inci maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 370 inci ve 371 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>25.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233020-e-2024482-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="58215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAŞINMAZ SATIŞ BEDELİNİN DÜŞÜK GÖSTERİLDİĞİNE İLİŞKİN TEBLİGAT ALAN VATANDAŞ NE YAPMALIDIR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-bedelinin-dusuk-gosterildigine-iliskin-tebligat-alan-vatandas-ne-yapmalidir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-bedelinin-dusuk-gosterildigine-iliskin-tebligat-alan-vatandas-ne-yapmalidir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde taşınmaz alım ve satımı gerçekleştiren vatandaşlara, tapu işlemi sırasında beyan edilen satış bedelinin taşınmazın gerçek satış bedelini yansıtmadığı gerekçesiyle vergi daireleri tarafından tebligatlar gönderildiği görülmektedir. Söz konusu bildirimlerde, tapu harcının eksik ödendiği ile...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son dönemde taşınmaz alım ve satımı gerçekleştiren vatandaşlara, tapu işlemi sırasında beyan edilen satış bedelinin taşınmazın gerçek satış bedelini yansıtmadığı gerekçesiyle vergi daireleri tarafından tebligatlar gönderildiği görülmektedir. Söz konusu bildirimlerde, tapu harcının eksik ödendiği ileri sürülerek eksik harcın tamamlanması ve ayrıca vergi ziyaı cezası uygulanması gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Ancak taşınmazın tapuda beyan edilen bedelinin gerçek satış bedelinden düşük olduğu iddiası, tek başına varsayıma veya soyut bir değer tespitine dayanılarak cezalı tarhiyat yapılabilmesi anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Özellikle vergi idaresinin, gerçek satış bedelinin tapuda beyan edilenden farklı olduğunu somut, denetlenebilir ve hukuken geçerli delillerle ortaya koyması gerekmektedir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Taşınmaz satışında tapu harcının matrahı nedir?</strong></p>

<p>Harçlar Kanunu'nun 57. maddesi uyarınca tapu ve kadastro işlemleri, Kanuna bağlı tarifede belirtilen tapu ve kadastro harçlarına tabidir. Kanun'un 63. maddesinde ise gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu ve kadastro harcının, <strong>emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanacağı düzenlenmiştir.</strong></p>

<p>Bununla birlikte, tapuda gerçekleştirilen işlem sonrasında beyan edilen devir ve iktisap bedelinin gerçek durumu yansıtmadığının tespit edilmesi halinde, aradaki farka isabet eden harcın ikmalen veya re'sen tarh edilmesi mümkündür. Aynı düzenleme uyarınca bu şekilde tarh edilecek tapu harcı bakımından vergi ziyaı cezası bir kat uygulanmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla idarenin tarhiyat yapabilmesi için öncelikle beyan edilen satış bedelinin gerçek satış bedelini yansıtmadığının ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>2. “Rayiç değer” ile “gerçek satış bedeli” aynı kavram değildir.</strong></p>

<p>Uygulamada en önemli sorunlardan biri, taşınmazın idarece belirlenen rayiç veya piyasa değerinin, gerçek satış bedeli olarak kabul edilmesidir.</p>

<p>Oysa bir taşınmazın belirli bir tarihteki piyasa değerinin yüksek olması, o taşınmazın mutlaka bu bedel üzerinden satıldığı anlamına gelmez.</p>

<p><strong>Taşınmazın satış fiyatını etkileyebilecek çok sayıda somut unsur bulunmaktadır. Taşınmazın fiziki durumu, tadilat ihtiyacı, kiracının bulunması, taşınmaz üzerindeki hukuki veya fiili sorunlar, ödeme şekli, satışın taraflar bakımından özel koşulları ve taşınmazın o tarihteki gerçek piyasa koşulları satış bedelini doğrudan etkileyebilir</strong>.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca emsal taşınmazlar veya genel piyasa değerleri üzerinden yapılan bir hesaplamanın, gerçek satış bedelinin tespiti bakımından yeterli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Vergilendirmede gerçek mahiyet esastır</strong></p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinde vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyetinin esas olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Aynı düzenleme uyarınca vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.</p>

<p>Vergi incelemesinin amacı, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde vergi idaresinin, taşınmazın gerçek satış bedelini tespit ederken yalnızca varsayımsal bir değer belirlemekle yetinmemesi; somut olayın bütün özelliklerini araştırması ve vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya koyması gerekir.</p>

<p><strong>4. İdarenin tespitinin somut delillere dayanması zorunludur</strong></p>

<p>Taşınmaz satış bedelinin düşük gösterildiği iddiasının dayanağı olarak farklı bilgi ve belgeler kullanılabilir.</p>

<p>Örneğin; alıcı ve satıcının banka hesap hareketleri, satış bedeline ilişkin ödeme belgeleri, taraflar arasındaki sözleşmeler, taşınmazın gerçek satışına ilişkin belgeler, karşıt inceleme sonuçları, somut ve gerçek emsal satışlar, satış tarihi itibarıyla taşınmazın fiziki ve hukuki özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Dolayısıyla idarenin yalnızca bir ihbar dilekçesinde belirtilen tutarı veya soyut bir emsal değer araştırmasını esas alarak gerçek satış bedelini belirlemesi, somut olayın özelliklerine göre hukuka aykırılık oluşturabilir.</p>

<p>Bu konuda 29.06.2026 tarihli <strong>Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi</strong> kararında önemli bir değerlendirme yapılmıştır.</p>

<p>Karara konu olayda, tapu harcına esas alınan matrahın gerçekte düşük beyan edildiği iddiası, esas itibarıyla bir ihbar dilekçesi ve ekindeki satış sözleşmesine dayandırılmıştır. Ancak Mahkeme; devir sırasında ödenen bedele ilişkin belgeler, banka hesap hareketleri ve somut olayın özellikleri araştırılmadan, alış ve satış bedeli belirlenmeden ve bu husus idare tarafından somut olarak ortaya konulmadan yapılan cezalı tapu harcı tarhiyatında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.; <i>Taşınmaz devir işlemlerinde tapu harcına ilişkin matrahın gerçek işlem bedeli üzerinden beyan edilmemesinin tespiti halinde ikmalen tarhiyat yapılacağı, olayda da fark tapu harcı ikmalen tarh edilmekle birlikte, tapu harcına esas alınan matrahın gerçekte olandan düşük beyan edildiği hususunun salt 09/08/2024/.. ihbar dilekçesi ile ekinde yer alan satış sözleşmesine dayandırıldığı ve anılan dilekçede ve sözleşmede belirtilen tutardan yola çıkılarak fark harç matrahına ulaşıldığı, <strong>devir sırasında ödenen bedele ilişkin belge, banka hesap hareketleri gibi somut olayın özelliklerine göre alış/satış bedeli belirlenmeden, gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan ve bu husus idare tarafından somut olarak ortaya konulmadan</strong> dava konusu vergi ziyaı cezalı tapu harcının tarh edildiği anlaşıldığından, dava konusu cezalı tarhiyatta bu gerekçe ile hukukuka uyarlık, davanın kabulüne ilişkin istinafa konu kararda ise sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.</i></p>

<p><strong>İstanbul Bölge İdare Mahkemesi</strong> tarafından hukuka uygun bulunan başka bir iptal kararında da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Olayda, taşınmazın gerçek satış bedelinin tapuda düşük gösterildiği ileri sürülerek yüksek miktarda matrah farkı üzerinden cezalı tapu harcı tarhiyatı yapılmıştır. Ancak yapılan araştırmada, alıcı ve satıcının kendileri ile aile üyelerinin banka hesap hareketleri incelenmesine rağmen, tapuda bildirilen satış bedeli dışında başkaca bir ödeme tespit edilememiştir. Ayrıca taşınmazın alıcısı nezdinde karşıt inceleme de yapılmamıştır. Mahkeme, bu haliyle vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin somut tespitlerle ortaya konulamadığını ve matrah farkının varsayıma dayandığını kabul ederek tarhiyatı hukuka aykırı bulmuştur.; <strong><i>Olayda, yukarıda özetine yer verilen rapor ile davacı adına kayıtlı ….İstanbul adresinde yer alan gayrimenkulün gerçek satış bedelinin gerçek satış bedelinden daha düşük gösterilmek suretiyle 01.11.2024 tarihinde … isimli şahsa satıldığı, bu satış nedeniyle 8.218.504,67-TL'lik tutarın beyan dışı bırakıldığının tespit edilerek bu tutar üzerinden dava konusu vergi ziyaı cezalı tapu harcı tarhiyatının yapıldığı görülmekle birlikte, ara karar cevabı ekinde yer alan servis notunda, alıcı ve satıcının kendileri ve aile üyelerinin banka hesap hareketlerinin talep edilmesine rağmen alış bedeli olarak bildirilen 1.725.027,34 TL haricinde banka hareketinin tespit edilmediğinin ifade edildiği, söz konusu gayrimenkulü satın alan … nezdinde karşıt inceleme yapılmadığı, bu suretle vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin somut tespitler ile ortaya konulamadığı anlaşıldığından, bu haliyle varsayımlara dayalı olarak kayıt dışı bırakıldığı iddia edilen 8.218.504,67-TL'lik matrah farkı üzerinden davacı adına tarh edilen vergi ziyaı cezalı tapu harcında hukuka uyarlık bulunmamaktadır</i></strong></p>

<p><strong>Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesinin kararında</strong> ise taşınmazın değerinin bilirkişi marifetiyle belirlenmiş olması tek başına yeterli görülmemiştir. Somut olayda idare tarafından yaptırılan bilirkişi incelemesinde taşınmazın katı, cephesi, yüzölçümü, oda sayısı, metrekaresi, yapı özellikleri, konumu ve çevresindeki taşınmazların değerleri gibi çeşitli unsurlar dikkate alınarak taşınmazın rayiç değerinin belirlenmesine çalışılmıştır. Bununla birlikte Mahkeme, <strong>rayiç bedelin belirlenmesinde hangi taşınmazların emsal alındığının ortaya konulmadığı, somut ve yeterli bir matrah tespitinin bulunmadığı gerekçesiyle, varsayıma dayalı olarak belirlenen matrah üzerinden yapılan cezalı tarhiyatı hukuka uygun bulmamıştır. Bu yaklaşım, bilirkişi raporunun mevcut olmasının tek başına yeterli olmadığını; raporda kullanılan emsallerin ve hesaplama yönteminin de somut, denetlenebilir ve gerekçeli olması gerektiğini göstermektedir</strong>.<i> Olayda; dava konusu satış işlemi sırasında alım-satım değerinin eksik gösterildiği yönündeki ihbar üzerine, İhbar ve Şikayetleri Değerlendirme Müdürlüğü tarafından alıcı ve satıcının beyanına başvurulduğu, her iki tarafında satış bedelinin 425.000,00-TL olduğu yönünde beyanda bulundukları, bu tutarın tapu müdürlüğüne bildirilen harca esas değerle aynı olduğu, bu kez davalı idare tarafından taşınmazın değerinin belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, düzenlenen bilirkişi raporunda; satın alınan taşınmazın satış değerinin tespitinde katı, cephesi, yüzölçümü, oda sayısı, metrekaresi, zemin, parke ve kapıları gibi unsurların dikkate alındığı, bina özellikleri ile daire ısınma yapısı, dairenin merkezi konumlara olan uzaklığı, gayrimenkulün bulunduğu çevrenin gelişmişlik durumu, yeri ve konumu sebebi ile şeref ve ehemmiyeti ile çevresindeki gayrimenkullerin emsal değerleri dikkate alınarak taşınmazın devir ve tescil tarihi itibariyle rayiç bedelinin 3.300.000,00-3.500.000,00-TL arasında olduğu yönündeki görüşü üzerine 3.300.000,00-TL üzerinden ikmalen dava konusu tarhiyatın yapıldığı anlaşılmış olup, söz konusu bilirkişi raporuna bakıldığında; taşınmazın rayiç değerinin belirlenmesi amacıyla emsal rayiç bedel araştırmasına gidilmediği, hangi taşınmazların emsal alındığının belirtilmediği, raporda davaya konu vergi ziyaı cezalı tapu harcına ilişkin matraha yönelik somut ve yeterli bir tespit bulunmadığı anlaşıldığından varsayıma dayalı bir yaklaşımla tespit edilen matrah üzerinden ikmalen yapılan cezalı tapu harcı tarhiyatında hukuka uyarlık görülmemiştir</i></p>

<p><strong>5. Tebligat alan vatandaş ne yapmalı?</strong></p>

<p>Taşınmaz satışından sonra vergi dairesi tarafından satış bedelinin düşük gösterildiği iddiasıyla tebligat gönderilmesi halinde, öncelikle tebligatın içeriği ve dayanakları dikkatle incelenmelidir.</p>

<p>Özellikle;</p>

<p>1. İdarenin gerçek satış bedelinin ne olduğunu hangi delile dayanarak belirlediği,</p>

<p>2. Banka hesap hareketlerinin araştırılıp araştırılmadığı,</p>

<p>3. Alıcı ve satıcının beyanlarının dikkate alınıp alınmadığı,</p>

<p>4. Taşınmazın satış tarihi itibarıyla gerçek emsallerinin araştırılıp araştırılmadığı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Kullanılan emsal taşınmazların gerçekten karşılaştırılabilir nitelikte olup olmadığı,</p>

<p>6. Bilirkişi veya değerleme raporu varsa bu raporun hangi somut verilere dayandığı,</p>

<p>7. İdarenin gerçek satış bedeli ile tapuda beyan edilen bedel arasındaki farkı somut olarak ortaya koyup koymadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>6. Sonuç</strong></p>

<p>Taşınmaz satış bedelinin düşük gösterildiği iddiasıyla tapu harcı ve vergi ziyaı cezası uygulanabilmesi mümkündür. Ancak bunun için yalnızca taşınmazın daha yüksek bir piyasa veya rayiç değerinin bulunduğunun tespit edilmesi yeterli değildir. Vergilendirmede esas olan, somut olay bakımından gerçek satış bedelinin ortaya konulmasıdır.</p>

<p>Bu nedenle idarenin; satış işleminin taraflarını, ödeme hareketlerini, satışa ilişkin belgeleri, taşınmazın satış tarihindeki gerçek özelliklerini ve somut emsal satışları birlikte değerlendirmesi ve ulaştığı matrah farkını denetlenebilir delillerle ortaya koyması gerekir.</p>

<p><strong>Nitekim 2026 tarihli Bölge İdare Mahkemesi kararlarında da, gerçek satış bedelinin somut olarak ortaya konulmadığı, banka hareketlerinin ve karşıt incelemenin yapılmadığı veya emsal araştırmasının yeterli ve denetlenebilir olmadığı durumlarda, varsayıma dayalı cezalı tapu harcı tarhiyatlarının hukuka aykırı bulunabildiği görülmektedir. Dolayısıyla vergi dairesinden bu yönde bir tebligat alan vatandaşlar yalnızca idarece belirlenen tutarın yüksekliğine odaklanmak yerine, tarhiyatın hangi somut delillere dayandığını ve gerçek satış bedelinin hangi yöntemle tespit edildiğini incelemesi önem taşımaktadır.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-bedelinin-dusuk-gosterildigine-iliskin-tebligat-alan-vatandas-ne-yapmalidir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/kaza-arac-sigorta.webp" type="image/jpeg" length="59932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HİBRİT ÇALIŞMADA YENİ DÖNEM: ÇALIŞMA GÜNLERİ VE SAATLERİNİN İŞ SÖZLEŞMESİNDE BELİRLENMESİNİN HUKUKİ SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-calismada-yeni-donem-calisma-gunleri-ve-saatlerinin-is-sozlesmesinde-belirlenmesinin-hukuki-sonuclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-calismada-yeni-donem-calisma-gunleri-ve-saatlerinin-is-sozlesmesinde-belirlenmesinin-hukuki-sonuclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma hayatının son yıllarda en hızlı değişen alanlarından biri, kuşkusuz çalışma yeridir. Özellikle pandemi sonrasında yaygınlaşan hibrit çalışma, birçok işyerinde geçici bir çözüm olmaktan çıkarak kalıcı bir çalışma modeline dönüşmüştür.

Bu fiilî dönüşümün mevzuattaki karşılığı ise giderek da...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çalışma hayatının son yıllarda en hızlı değişen alanlarından biri, kuşkusuz çalışma yeridir. Özellikle pandemi sonrasında yaygınlaşan hibrit çalışma, birçok işyerinde geçici bir çözüm olmaktan çıkarak kalıcı bir çalışma modeline dönüşmüştür.</p>

<p>Bu fiilî dönüşümün mevzuattaki karşılığı ise giderek daha belirgin hale gelmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/uzaktan-calisma-yonetmeliginde-degisiklik" rel="dofollow">25 Eylül 2026 tarihli ve 33381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik</a> ile Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinin çalışma süresini düzenleyen 9. maddesine yeni bir fıkra eklenmiştir.</p>

<p>Düzenleme yalnızca bir fıkradan ibarettir. Ancak bu kısa hüküm; iş sözleşmesinin içeriğinden işverenin yönetim hakkına, çalışma sürelerinden fazla çalışma uyuşmazlıklarına kadar uzanan önemli hukuki sonuçlar doğurmaya elverişlidir.</p>

<p><strong>Düzenlemenin Hukuki Niteliği ve Getirdiği Yenilik</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin hukuki etkisini doğru değerlendirebilmek için öncelikle mevcut düzenleme ile getirilen yenilik arasındaki ayrımın ortaya konulması gerekir.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde uzaktan çalışma, işçinin iş görme edimini evinde veya teknolojik iletişim araçlarıyla işyeri dışında yerine getirmesine dayalı yazılı iş ilişkisi olarak düzenlenmiştir. Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde ise “uzaktan çalışan”, iş görme ediminin tamamını veya bir kısmını uzaktan çalışarak yerine getiren işçi olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle iş görme ediminin bir bölümünün uzaktan yerine getirilmesi hukuk sistemimiz açısından yeni değildir.</p>

<p>25 Eylül 2026 tarihli değişikliğin getirdiği esas yenilik; işyerinde çalışma ile uzaktan çalışmanın birlikte yürütüldüğü modelin açıkça düzenlenmesi ve bu çalışma biçiminde işyerinde ve uzaktan çalışılacak günler ile çalışma saatlerinin iş sözleşmesinde belirlenmesinin öngörülmesidir.</p>

<p>Dolayısıyla düzenlemenin önemi, hibrit çalışmayı ilk kez mümkün hale getirmesinden değil; uygulamada yaygınlaşmış olan bu çalışma modelinin sözleşmesel çerçevesini daha açık ve belirli hale getirmesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>Yeni Hüküm Ne Getiriyor?</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen hüküm uyarınca iş görme ediminin bir kısmının işyerinde, bir kısmının uzaktan çalışma usulüyle yerine getirilmesi kararlaştırılabilecektir.</p>

<p>Bu durumda işçinin işyerinde çalışacağı günler, uzaktan çalışacağı günler ve çalışma saatleri iş sözleşmesinde belirlenecektir.</p>

<p>Aslında yeni düzenlemenin hukuki ağırlığı tam da “iş sözleşmesinde belirlenir” ifadesinde toplanmaktadır.</p>

<p>Çünkü hibrit çalışma düzeninin sözleşmede belirlenmesi, konuyu yalnızca işverenin günlük organizasyon ve yönetim alanına ilişkin bir mesele olmaktan çıkarıp iş ilişkisinin sözleşmesel boyutuna taşımaktadır.</p>

<p><strong>Mevcut İş Sözleşmeleri Açısından Değerlendirme</strong></p>

<p>Uzaktan Çalışma Yönetmeliği, uzaktan çalışmaya ilişkin iş sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılmasını zaten öngörmektedir.</p>

<p>Sözleşmede işin tanımı ve yapılma şeklinin yanı sıra işin süresi ve yeri, ücret ve ücretin ödenmesine ilişkin hususlar, işveren tarafından sağlanan iş araçları ve ekipman, iletişim yöntemi ile genel ve özel çalışma şartlarına ilişkin hükümlerin bulunması gerekmektedir.</p>

<p>Yönetmeliğin 9. maddesinin önceki halinde de uzaktan çalışmanın yapılacağı zaman aralığı ve süresinin iş sözleşmesinde belirtilmesi öngörülmekteydi.</p>

<p>Yeni hüküm ise hibrit model bakımından bir adım daha atarak hangi günlerin işyerinde, hangi günlerin uzaktan geçirileceğinin ve çalışma saatlerinin sözleşmede belirlenmesini açıkça düzenlemektedir.</p>

<p>Bu nedenle hâlihazırda hibrit çalışma uygulayan işverenlerin mevcut iş sözleşmelerini ve ek protokollerini gözden geçirmeleri; gerekli olduğu ölçüde sözleşmesel düzenlemelerini yeni hükümle uyumlu hale getirmeleri yerinde olacaktır.</p>

<p><strong>İşveren, Uzaktan Çalışma Gününde İşçiyi Ofise Çağırabilir mi?</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin uygulamada gündeme getireceği önemli sorulardan biri budur.</p>

<p>Örneğin iş sözleşmesinde pazartesi ve cuma günleri uzaktan çalışma günü olarak belirlenmiş bir işçinin, işveren tarafından bu günlerde işyerine çağrılması halinde ne olacaktır?</p>

<p>Bu soruya her olay bakımından geçerli tek bir cevap vermek güçtür.</p>

<p>İşverenin yönetim hakkı, işin yürütülmesi ve organizasyonu konusunda belirli bir hareket alanı sağlamaktadır. Bununla birlikte çalışma düzeninin hangi unsurlarının sözleşmeyle güvence altına alındığı, işyerine çağrının geçici mi sürekli mi olduğu ve değişikliğin işçinin çalışma koşullarına etkisi birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Tek seferlik ve objektif bir ihtiyaca dayanan uygulama ile sözleşmede belirlenen çalışma düzeninin sürekli biçimde değiştirilmesi aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.</p>

<p>Dolayısıyla yeni düzenleme, işverenin yönetim hakkı ile sözleşmeyle belirlenmiş çalışma koşulları arasındaki sınırın uygulamada daha fazla tartışılmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>“Üç Gün Ofis, İki Gün Uzaktan” Sistemi Tek Taraflı Olarak “Beş Gün Ofis”e Çevrilebilir mi?</strong></p>

<p>Benzer bir sorun, hibrit çalışma modelinden tamamen işyerinde çalışmaya dönüş bakımından ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Tarafların iş sözleşmesinde belirli günleri uzaktan çalışma günü olarak açıkça kararlaştırdığı bir durumda, işverenin daha sonra bu sistemi tek taraflı biçimde tamamen işyerinde çalışmaya dönüştürmek istemesi halinde değişikliğin hukuki niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Burada 4857 sayılı İş Kanunu’nun çalışma koşullarında değişikliği düzenleyen 22. maddesi önem kazanabilir.</p>

<p>Ancak her çalışma günü değişikliğinin otomatik olarak “esaslı değişiklik” oluşturduğunu söylemek de doğru değildir.</p>

<p>Değişikliğin niteliği; iş sözleşmesinin içeriği, taraflar arasındaki uygulama, değişikliğin sürekliliği ve bunun işçinin çalışma koşulları üzerindeki etkisi dikkate alınarak somut olay özelinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yeni hükmün “iş sözleşmesinde belirlenir” ifadesi bu tartışmada özellikle önem taşıyacaktır.</p>

<p><strong>Çalışma Süresi ve Fazla Çalışma Açısından Değerlendirme</strong></p>

<p>Hibrit çalışmanın en önemli sorunlarından biri çalışma süresinin sınırlarının belirlenmesidir.</p>

<p>İşyerinde geçirilen sürenin tespiti nispeten kolayken uzaktan çalışma günlerinde işin başlangıç ve bitişi, çevrimiçi toplantılar, kurumsal sistemlere erişim ve mesai saatleri dışında devam eden dijital iletişim çalışma süresine ilişkin uyuşmazlıkları beraberinde getirebilir.</p>

<p>Bu nedenle çalışma saatlerinin sözleşmede belirlenmesi yalnızca şekli bir yükümlülük olarak görülmemelidir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Sözleşmede yazılı çalışma süresi ile işçinin fiilen çalıştığı süre her zaman aynı olmayabilir.</p>

<p>Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca fazla çalışma, işverenin yazılı talebi ve işçinin kabulüyle mevzuat hükümlerine uygun olarak yapılmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen somut bir uyuşmazlıkta işçinin sözleşmede belirlenen sürenin üzerinde fiilen çalıştığı ileri sürülüyorsa, fazla çalışmanın gerçekleşip gerçekleşmediği ve ispatı mevcut deliller çerçevesinde ayrıca değerlendirilecektir.</p>

<p>E-posta trafiği, çevrimiçi toplantılar, kurumsal mesajlaşmalar ve sisteme giriş-çıkış kayıtları da somut olayın özelliklerine göre diğer delillerle birlikte değerlendirmede önem kazanabilir.</p>

<p><strong>İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülükleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışanın işini evinden veya başka bir yerden yürütmesi, işverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinin 12. maddesi uyarınca işveren; yapılan işin niteliğini dikkate alarak çalışanı iş sağlığı ve güvenliği önlemleri konusunda bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli iş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlüdür.</p>

<p>Hibrit çalışma modelinde işin hem işyerinde hem de uzaktan gerçekleştiriliyor olması nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği süreçlerinin de çalışma biçiminin özellikleri dikkate alınarak yürütülmesi gerekir.</p>

<p><strong>Hibrit Çalışma Yalnızca Çalışma Yeri Meselesi Değildir</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin belki de en önemli sonucu burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Hibrit çalışma çoğu zaman yalnızca “haftada kaç gün ofise gelinmesi gerektiği” üzerinden tartışılmaktadır.</p>

<p>Oysa hukuki açıdan mesele bundan daha geniştir.</p>

<p>Çalışma yeri ve çalışma süresi; fazla çalışma taleplerinden iş sağlığı ve güvenliğine, işverenin yönetim hakkından çalışma koşullarında değişikliğe kadar iş ilişkisinin birçok unsuruyla doğrudan bağlantılıdır.</p>

<p>Bu nedenle hibrit çalışma politikalarının yalnızca şirketlerin insan kaynakları uygulaması olarak değil, aynı zamanda iş sözleşmesinin ve çalışma koşullarının bir parçası olarak ele alınması gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>25 Eylül 2026 tarihli değişiklik, görünüşte Uzaktan Çalışma Yönetmeliğine eklenen tek bir fıkradan ibarettir.</p>

<p>Ancak düzenlemenin önemi fıkranın uzunluğunda değil, hibrit çalışma düzeninin hangi unsurlarını sözleşme alanına taşıdığında yatmaktadır.</p>

<p>İşyerinde ve uzaktan çalışılacak günler ile çalışma saatlerinin iş sözleşmesinde belirlenmesinin açıkça öngörülmesi, hibrit çalışma modelinin daha belirli ve öngörülebilir bir sözleşmesel zeminde yürütülmesine hizmet edecektir.</p>

<p>Bunun doğal sonucu olarak işverenlerin mevcut iş sözleşmelerini ve ek protokollerini; çalışma gün ve saatleri, fazla çalışma uygulamaları, uzaktan çalışma politikaları ve iş sağlığı ve güvenliği süreçleriyle birlikte değerlendirmelerinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Önümüzdeki dönemde asıl hukuki tartışmanın ise hibrit çalışmanın mümkün olup olmadığı konusunda değil, sözleşmeyle belirlenmiş hibrit çalışma düzeninin hangi sınırlar içinde değiştirilebileceği konusunda yoğunlaşması beklenebilir.</p>

<p>Çalışma hayatının dijitalleşmesiyle hukuk açısından temel mesele artık yalnızca çalışanın nerede çalıştığı değildir.</p>

<p>Asıl mesele; esneklik ile işçinin korunması, işverenin yönetim hakkı ile sözleşmeyle belirlenen çalışma koşulları ve teknolojinin sağladığı imkânlar ile çalışma süresinin sınırları arasında adil ve öngörülebilir bir denge kurulmasıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-calismada-yeni-donem-calisma-gunleri-ve-saatlerinin-is-sozlesmesinde-belirlenmesinin-hukuki-sonuclari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/bilgisayar-isci-367021.jpg" type="image/jpeg" length="67530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRALIK ARAÇLA YAPILAN KAZADA HUSUMET]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralik-aracla-yapilan-kazada-husumet-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralik-aracla-yapilan-kazada-husumet-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun Süreli Kiralamada İşleten Sıfatı, Malikin Kurtuluş İspatı ve HMK m. 124/4 Uyarınca Taraf Değişikliği Bakımından Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Uygulaması]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazasında aracı zarar gören kişinin önündeki ilk usul sorusu, davanın kime açılacağıdır. Kaza tespit tutanağında sürücünün adı, aracın plakası ve trafik sigortacısı yer alır; karşı aracın kime ait olduğu ise trafik sicilinden öğrenilir. Zarar gören, olağan olarak davasını sürücüye ve sicilde malik görünen kişiye yöneltir.</p>

<p>Son yıllarda şirket araçlarının önemli bir bölümü, filo kiralama şirketlerinden uzun süreli sözleşmelerle temin edilmektedir. Bu araçlarda sicil kaydı kiralama şirketini gösterirken aracı fiilen kullanan, ondan ekonomik yarar sağlayan ve sürücüyü istihdam eden kiracı şirkettir. Uygulamada karşılaşılan tipik tablo şudur: park hâlindeki bir araca, bir işletmenin kullandığı hafif ticari araç manevra sırasında çarpar; zarar gören, değer kaybı ve araç mahrumiyeti tazminatı için sicildeki malik kiralama şirketine dava açar; kiralama şirketi cevap dilekçesinde uzun süreli kira sözleşmesini sunarak işleten olmadığını ve davanın husumetten reddi gerektiğini savunur.</p>

<p>Bu noktada iki ayrı soru ortaya çıkar. Birincisi maddi hukuka ilişkindir: sicilde malik görünen kiralama şirketi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) anlamında işleten midir? İkincisi usul hukukuna ilişkindir: malik işleten değilse, zarar gören davasını kaybetmeden ve yeni bir dava açmak zorunda kalmadan gerçek işletene nasıl yöneltir, bu arada yargılama giderlerini kim üstlenir? Bu çalışmada her iki soru, Yargıtay ve bölge adliye mahkemelerinin güncel kararları ışığında ele alınacaktır.</p>

<p>Konunun pratik önemi özellikle araç mahrumiyeti ve teminat limitini aşan zararlar bakımından belirgindir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) teminatı dışında kalan zararlar için zarar görenin muhatabı doğrudan işletendir; işletenin yanlış belirlenmesi, zararın bu bölümünün tahsilini fiilen imkânsız hâle getirebilir.</p>

<p><strong>I. İŞLETEN KAVRAMI: SİCİL KAYDI VE FİİLİ HÂKİMİYET</strong></p>

<p>KTK m. 85/1 uyarınca bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına ya da bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, bu zarardan aracın işleteni sorumludur. Sorumluluğun muhatabı "malik" değil "işleten"dir. İşletenin kim olduğu ise Kanun'un 3. maddesinde şöyle tanımlanmıştır:</p>

<p><i>"İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır."</i></p>

<p>Tanım iki ölçütü bir arada barındırır. Şekli ölçüte göre sicilde malik görünen kişi işletendir. Maddi ölçüte göre ise belirleyici olan sicil kaydı değil; araç üzerindeki fiili hâkimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama ve işletmenin masraf ve rizikolarına katlanmadır. Bölge adliye mahkemeleri, işletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüşün maddi ölçüt olduğunu açıkça vurgulamaktadır (Ankara BAM 26. HD, E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024; Ankara BAM 21. HD, E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021).</p>

<p>Yargıtay'ın yerleşik ifadesiyle trafik kaydı, işleteni kesin olarak gösteren bir karine değil, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıttır; kayda rağmen işletenliğin üçüncü bir kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur (Yargıtay 4. HD, E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026). Başka bir deyişle sicil, ispat yükünü belirler; sorumluluğun sahibini tek başına belirlemez. Zarar gören davasını sicil maliki aleyhine açmakla yükümlülüğünü yerine getirmiş olur; işleten olmadığını ispat yükü malike geçer.</p>

<p><strong>II. UZUN SÜRELİ KİRALAMADA İŞLETEN SIFATININ KİRACIYA GEÇMESİ</strong></p>

<p>Yargıtay'a göre araç maliki, aracı herhangi bir sebeple yararlanılmak üzere başkasına devrettiğinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerinde fiili hâkimiyeti ve ekonomik yararlanma olanağı kalmıyorsa, kaza sırasında aracı fiili hâkimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kişi işleten sıfatıyla sorumlu tutulmalı, malik sorumlu tutulmamalıdır. Kiracının işleten sayılabilmesi için üç unsurun birlikte bulunması aranır: kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hâkimiyetin kiracıya geçmesi ve ekonomik yararlanmanın kiracıya ait olması (Yargıtay 4. HD, E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025).</p>

<p>Otuz altı ay süreli, kira bedelleri e-faturalarla belgelenmiş ve kaza tarihini kapsayan bir kiralama bu unsurları karşılayan tipik örnektir. Yargıtay, böyle bir sözleşme karşısında kazaya sebebiyet veren aracın kaza tarihindeki işleteninin kiracı şirket olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022).</p>

<p>"Uzun süre" kavramı ise kanunda tanımlanmamıştır ve uygulamada en çok tartışılan unsurdur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, adi yazılı biçimde düzenlenmiş bir aylık ve üç aylık kira sözleşmelerini hem ispat bakımından yetersiz hem de kaza tarihi itibarıyla uzun süreli sayılamayacak nitelikte görmüştür (E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021). Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yakın tarihli bir kararında, bölge adliye mahkemesinin kira süresinin 48 gün olduğunu ve bir yılın altındaki sözleşmelerin kısa süreli kabul edildiğini belirterek malikin sorumluluğuna hükmettiği bir dosyada, kira sözleşmesindeki bedellerin faturalandırıldığını, yasal sürede işletme defterine kaydedildiğini ve tutarların birbiriyle örtüştüğünü esas alarak malikin işleten sıfatının kalmadığına karar vermiş ve kararı bozmuştur (E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026).</p>

<p>Bu iki karar birlikte okunduğunda şu sonuca varmak mümkündür: Süre, tek başına belirleyici bir eşik değildir. Yargıtay'ın odak noktası, fiili hâkimiyetin ve ekonomik yararlanmanın gerçekten kiracıya geçip geçmediği ve bunun üçüncü kişileri bağlayacak güçte belgelerle ispatlanıp ispatlanamadığıdır. Kısa süreli bir kiralama bile belgelerle güçlü biçimde desteklendiğinde malikin sorumluluktan kurtulmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle zarar görenin vekili, "sözleşme kısa süreli" itirazına güvenmekle yetinmemeli, sözleşmenin ispat gücünü de sorgulamalıdır.</p>

<p><strong>III. MALİKİN KURTULUŞ İSPATI: KİRA SÖZLEŞMESİ TEK BAŞINA YETMEZ</strong></p>

<p>Yargıtay, işletenliğin kayda rağmen başkasına geçtiğinin her zaman ispatlanabileceğini, ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarar görenlerin haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu ölçüt, zarar görenin en önemli güvencesidir; çünkü kira sözleşmesi, kazadan sonra da kolaylıkla düzenlenebilecek bir belgedir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, malikin ibraz ettiği kiralama sözleşmelerinin her zaman tanzim edilebilecek nitelikte adi yazılı belgeler olduğunu, bu nedenle malikin işleten olmadığını geçerli delillerle ispatladığının kabul edilemeyeceğini belirterek, davayı husumetten reddeden kararı bozmuştur (E. 2014/4318, K. 2014/6027, 09.04.2014). Daha yakın tarihli bir kararda ise Daire, ilk derece mahkemesinin yapması gereken incelemeyi ayrıntılı biçimde sıralamıştır: taraflar arasında uzun süreli ve üçüncü kişileri bağlayacak güçte bir kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, aracın fiilen teslim edilip edilmediği, ekonomik yararlanmanın kime ait olduğu, kira sözleşmesi ve kira bedelinin maliye ve vergi dairelerine bildirilip bildirilmediği ve gerektiğinde kiralayan ile kiracının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sözleşmenin fatura, ruhsat ve cari hesap hareketleri gibi yan delillerle desteklenip desteklenmediği (E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025).</p>

<p>İspat bakımından sık gözden kaçan bir husus da sözleşmenin kaza tarihini kapsayıp kapsamadığıdır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin incelediği bir dosyada malik kiralama şirketi, aracın uzun süreli kira sözleşmesiyle bir organizasyon şirketine kiralandığını savunmuş; ancak sunulan sözleşmenin bir aylık olduğu, aracın kazadan bir hafta önce iade edildiği ve kaza tarihini kapsayan bir sözleşmenin sunulamadığı anlaşılmıştır. Daire, bu durumda malikin işleten olarak sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulunmadığına karar vermiştir (E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024).</p>

<p>Bu kararlardan zarar gören vekili için somut bir kontrol listesi çıkmaktadır. Malik kira sözleşmesi sunduğunda şu sorular yöneltilmelidir: Sözleşme kaza tarihini kapsıyor mu? Araç teslim tutanağı var mı? Kira bedelleri faturalandırılmış ve deftere işlenmiş mi? Sözleşme vergi dairesine bildirilmiş mi? Kaza anındaki sürücü kiracının çalışanı mı? Bu sorulara verilen cevaplar zayıfsa, malikin husumet itirazı reddedilebilir ve dava malike karşı sürdürülebilir.</p>

<p><strong>IV. DAVANIN MALİKE AÇILMASI "KABUL EDİLEBİLİR YANILGI"DIR</strong></p>

<p>Malik, işleten olmadığını ispatladığında zarar görenin önündeki usul yolu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 124'te düzenlenen iradi taraf değişikliğidir. Kural olarak taraf değişikliği karşı tarafın açık rızasına bağlıdır (m. 124/1). Ancak maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir (m. 124/3). Dördüncü fıkra ise doğrudan eldeki soruna cevap verir:</p>

<p><i>"Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder."</i></p>

<p>Yargıtay, kiralık araç vakalarında davanın sicil malikine açılmasını istikrarlı biçimde kabul edilebilir yanılgı olarak nitelendirmektedir. 4. Hukuk Dairesi'ne göre kaza tarihinde aracın malik adına kayıtlı olduğu ve malikin aracı başka bir şirkete kiraladığı hususunun davanın açıldığı tarihte davacılarca tespit edilmesi mümkün değildir; bu hâliyle dava dilekçesinde tarafın yanlış gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktadır (E. 2021/21511, K. 2023/478, 16.01.2023). Aynı Daire, cevap dilekçesiyle sunulan otuz altı aylık kira sözleşmesi üzerine kiracı şirketin davaya alınmasını talep eden davacı bakımından mahkemenin, HMK m. 124 çerçevesinde yargılamaya gerçek hasımla devam etmesi ve kiracı şirket yönünden işin esasını incelemesi gerektiğini belirtmiştir (E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022).</p>

<p>Aynı kararda altı çizilmesi gereken bir usul uyarısı da yer almaktadır: Hukukumuzda "dahili dava" şeklinde bir müessese bulunmamaktadır ve davalı şirketler arasında zorunlu dava arkadaşlığı yoktur. Bu nedenle talebin "dahili davalı" olarak değil, açıkça HMK m. 124 kapsamında taraf değişikliği olarak nitelendirilmesi gerekir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi de davacının taraf değişikliği talebini dahili dava talebi olarak değerlendirip reddeden ilk derece kararını kaldırmış; davacının, aracın başka bir şirkete uzun süreli kiralanmış olduğunu bilmesinin kendisinden beklenemeyeceğini ve davayı ruhsat sahibi ile poliçede sigortalı görünen şirkete yöneltmesinde dürüstlük kuralına aykırı bir durum bulunmadığını belirtmiştir (E. 2020/2185, K. 2023/412, 15.03.2023).</p>

<p>Zincirleme kiralama hâlinde ne olacağı da uygulamada karşılaşılan bir sorudur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, birinci taraf değişikliğiyle davaya alınan kiracının da aracı alt kira ile üçüncü bir şirkete verdiğinin anlaşıldığı bir dosyada, bir davada yalnızca bir kez iradi taraf değişikliği yapılabileceğine dair bir hüküm bulunmadığını belirterek ikinci taraf değişikliği talebini reddeden kararı kaldırmıştır (E. 2021/1254, K. 2024/1882, 21.11.2024).</p>

<p>Kabul edilebilir yanılgının sınırı ise zarar görenin kolaylıkla erişebileceği kayıtlarla çizilmektedir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, karşı aracın trafik sigortacısını TRAMER kayıtlarını araştırmaksızın yanlış gösteren davacının bu eksik araştırmasını dürüstlük kuralının ihlali olarak nitelendirmiş ve HMK m. 124'ün uygulanamayacağına karar vermiştir (E. 2016/3566, K. 2019/638, 24.01.2019). Bu iki çizgi birbirini tamamlar: Sorgulanabilir resmî kayıtlardan öğrenilebilecek bir bilgi yanlış gösterildiğinde yanılgı mazur görülmez; buna karşılık iki şirket arasındaki özel kira ilişkisi, zarar görenin dava öncesinde erişebileceği bir kayıt değildir.</p>

<p><strong>V. YARGILAMA GİDERLERİ: KİM "SEBEBİYET VERMİŞTİR"?</strong></p>

<p>HMK m. 124/4'ün son cümlesi, davanın tarafı olmaktan çıkarılan kişi lehine yargılama giderlerine ancak o kişi "aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemişse" hükmedileceğini öngörür. Kiralık araç vakalarında uyuşmazlığın asıl kırılma noktası buradadır ve içtihat tam olarak yeknesak değildir.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin yaklaşımı açıktır: Aracın sicilde davalı adına kayıtlı olması nedeniyle davanın ona yöneltildiği durumda, taraf olmaktan çıkarılan malik lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi usule aykırıdır (E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022; E. 2021/21511, K. 2023/478, 16.01.2023). İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi de aynı gerekçeyle malik lehine vekâlet ücretine hükmedilmesini hatalı bulmuştur (E. 2021/1254, K. 2024/1882, 21.11.2024).</p>

<p>Buna karşılık bazı bölge adliye mahkemesi kararlarında farklı bir değerlendirme görülmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, davanın uzun süreli kiraya veren malike açılmasının kabul edilebilir yanılgıya dayandığını kabul etmekle birlikte, davacının malik yararına hükmolunan vekâlet ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulmamıştır (E. 2021/1363, K. 2023/1183, 14.09.2023). İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi ise taraf değişikliği talebinin gözardı edilemeyeceğini kabul ettiği aynı kararında, davadan önce malike yönelik bir başvuru bulunmadığını ve malikin işleten olmadığını ilk kez cevap dilekçesinde bildirdiğini gerekçe göstererek davacının bu davalıya karşı yargılama giderlerinden sorumlu olacağı sonucuna varmıştır (E. 2020/2185, K. 2023/412, 15.03.2023).</p>

<p>Kanaatimizce Yargıtay'ın yaklaşımı hükmün lafzına ve amacına daha uygundur. Kanun koyucu, kabul edilebilir yanılgıyla açılan davada davacıyı, bilmesi kendisinden beklenemeyecek bir olgu nedeniyle cezalandırmak istememiştir. Trafik sicilinde malik olarak görünen, zorunlu trafik sigortasını kendi adına yaptıran ve kiralama ilişkisini sicile yansıtmayan malik, zarar görenin davayı kendisine yöneltmesine yol açan görünümü bizzat yaratmıştır. Bu görünümün bedelinin, onu yaratmayan zarar görene yüklenmesi hakkaniyete uygun düşmemektedir. Bununla birlikte İzmir kararının işaret ettiği husus, uygulama bakımından göz ardı edilmemelidir: Dava öncesinde malike yazılı olarak başvurulmuş ve malik kiralama ilişkisini açıklamamışsa, "sebebiyet verme" tartışması davacı lehine kesin biçimde sonuçlanır.</p>

<p><strong>VI. SİGORTACI BAKIMINDAN DURUM</strong></p>

<p>İşleten tartışması, zorunlu trafik sigortacısının zarar görene karşı sorumluluğunu etkilemez. KTK m. 91 uyarınca işletenler, KTK m. 85/1'den doğan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdür; uzun süreli kiralamada poliçe çoğunlukla kiralayan tarafından yaptırılır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, sigortalının işleten sıfatını taşımamasının onunla kiracısı arasındaki iç ilişkiye ait bir sorun olduğunu ve sigortacının rücu bakımından muhatabının, aracın gerçek işleteni kim olursa olsun, sigorta sözleşmesinin tarafı olan sigorta ettiren olduğunu belirtmiştir (E. 2014/8994, K. 2014/8055, 22.05.2014).</p>

<p>Dolayısıyla teminat limiti içinde kalan hasar ve değer kaybı talepleri bakımından sigortacıya başvuru ve Sigorta Tahkim Komisyonu yolu, işletenin kim olduğundan bağımsız olarak işler. Husumet sorununun asıl önem kazandığı alan, araç mahrumiyeti gibi zorunlu trafik sigortası teminatı dışında kalan kalemler ile limiti aşan zararlardır. Bu kalemlerde doğru işletene ulaşılamaması, zararın karşılıksız kalması anlamına gelir.</p>

<p><strong>VII. UYGULAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER</strong></p>

<p>Yukarıdaki içtihat çizgisinden zarar gören vekili bakımından şu uygulama önerileri çıkarılabilir:</p>

<p>· Dava öncesinde, karşı araç bir şirkete kayıtlı ise ve özellikle kaza tespit tutanağında sürücünün farklı bir işletmede çalıştığı anlaşılıyorsa, sicil malikine yazılı başvuru yapılarak aracın kaza tarihinde kiralanmış olup olmadığı sorulmalıdır. Bu başvuru, taraf değişikliği hâlinde yargılama giderleri tartışmasını baştan kapatır.</p>

<p>· Dava, sicil maliki ile birlikte sürücüye de yöneltilmelidir. Sürücü, işleten tartışmasından bağımsız olarak haksız fiil failidir ve davanın bir davalıya karşı sürmesini güvenceye alır.</p>

<p>· Malik cevap dilekçesinde kira sözleşmesi sunduğunda, sözleşmenin kaza tarihini kapsayıp kapsamadığı, teslim tutanağı, fatura, defter kaydı ve vergi dairesine bildirim yönünden denetlenmesi talep edilmeli; belgeler zayıfsa husumet itirazına karşı çıkılmalıdır.</p>

<p>· Belgeler kiracının işleten olduğunu gösteriyorsa, talep "dahili davalı" olarak değil, açıkça HMK m. 124/3 ve 124/4 kapsamında taraf değişikliği olarak ve gecikmeksizin ileri sürülmeli; yeni davalıya dava dilekçesi, tensip tutanağı ve taraf değişikliği dilekçesinin tebliği istenmelidir.</p>

<p>· Taraf değişikliği dilekçesinde, davanın malike yöneltilmesinin trafik sicili kaydına dayandığı, kira ilişkisinin dava öncesinde öğrenilmesinin mümkün olmadığı ve malikin davaya sebebiyet verdiği vurgulanarak, malik lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi talep edilmelidir.</p>

<p>· Zincirleme kiralama ortaya çıkarsa, ikinci bir taraf değişikliği talebinden kaçınılmamalıdır; tek taraf değişikliği sınırı kanunda yer almamaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kiralık araçla yapılan kazalarda sorumluluğun muhatabı sicildeki malik değil, KTK m. 3 anlamında işletendir. Uzun süreli kiralamada işleten sıfatı; fiili hâkimiyet ve ekonomik yararlanmanın kiracıya geçmesi ve bunun üçüncü kişileri bağlayacak güçte belgelerle ispatlanması şartıyla kiracıya geçer. Yargıtay'ın güncel kararları süreyi tek başına belirleyici bir eşik olarak görmemekte, sözleşmenin fatura, defter ve teslim belgeleriyle desteklenip desteklenmediğini esas almaktadır.</p>

<p>Zarar görenin davayı sicil malikine açması ise Yargıtay'ın istikrarlı içtihadına göre kabul edilebilir bir yanılgıdır; zarar gören, davasını kaybetmeden HMK m. 124/4 uyarınca gerçek işletene yöneltebilir ve bu değişiklik zincirleme kiralamada birden fazla kez yapılabilir. Yargılama giderleri bakımından bölge adliye mahkemeleri arasında görülen ayrışma karşısında, dava öncesinde malike yapılacak basit bir yazılı başvuru, zarar görenin en etkili korunma aracıdır. Sicilin yarattığı görünüme güvenen zarar görenin, iki şirket arasındaki özel ilişkinin usul maliyetine katlanmaması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 3, 85, 91.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 124.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2021/21511, K. 2023/478, 16.01.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2014/4318, K. 2014/6027, 09.04.2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. HD, E. 2016/3566, K. 2019/638, 24.01.2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. HD, E. 2014/8994, K. 2014/8055, 22.05.2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara BAM 26. HD, E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara BAM 21. HD, E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İstanbul BAM 8. HD, E. 2021/1254, K. 2024/1882, 21.11.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İstanbul BAM 40. HD, E. 2021/1363, K. 2023/1183, 14.09.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İzmir BAM 20. HD, E. 2020/2185, K. 2023/412, 15.03.2023.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralik-aracla-yapilan-kazada-husumet-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/kaza-trafik-tokma-4a879sf41.jpg" type="image/jpeg" length="11225"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Teknoloji Karşısında Hukuk: Yaratıcı Yıkım]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/teknoloji-karsisinda-hukuk-yaratici-yikim-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/teknoloji-karsisinda-hukuk-yaratici-yikim-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Law must be stable and yet it cannot stand still. Hence all thinking about law has struggled to reconcile the conflicting demands of the need of stability and of the need of change.”[1]

— Roscoe Pound

Teknoloji önüne çıkanı yıkarak ilerliyor; hukukçu bu yıkımın önüne mi geçer, yoksa arkasında...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>“Law must be stable and yet it cannot stand still. Hence all thinking about law has struggled to reconcile the conflicting demands of the need of stability and of the need of change.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></i></p>

<p>— Roscoe Pound</p>

<p>Teknoloji önüne çıkanı yıkarak ilerliyor; hukukçu bu yıkımın önüne mi geçer, yoksa arkasından enkazı mı toplar? Sorunun iktisattaki adı bellidir. Joseph Schumpeter, ilk kez 1942’de yayımlanan Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi’nin yedinci bölümünde kapitalizmin durağan bir düzen olmadığını ifade ederek yeni malların, yeni üretim ve taşıma usullerinin, yeni pazarların eskisini içeriden yıkarak yerine geçtiğini anlatır ve bu sürece <strong><i>“creative destruction - yaratıcı yıkım</i></strong>” adını verir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>

<p>Yıkım kelimesi ürkütücüdür ama Schumpeter’de asıl vurgu sıfattadır ve her yıkım aynı zamanda bir yapım faaliyetidir. Buhar makinesi at arabasını, telgraf ise ulak teşkilatını sarstı. Bugün de akıllı sözleşmeler klasik sözleşmeleri, dijital cüzdanlar bankacılık hizmetlerini benzer biçimde sarsıyor. Siber riskler ise yapay zekânın gelişmesi ile bambaşka bir boyuta evrilmiş durumda. Ancak sarsılan yalnızca bir teknoloji değildir zira o teknolojinin etrafında örülmüş bir hukuki düzen de bulunmaktadır.</p>

<p>Hukukun bunun karşısındaki ilk refleksi ihtiyattır ve bu refleks haddizatında yanlış da değildir. Bu itibarla Mecelle’nin beşinci maddesine dikkatinizi çekmek istiyorum:</p>

<p><i>“Bir şeyin bulunduğu hâl üzere kalması asıldır.”</i> Elbette bu kaide teknik olarak mevcut hâlin, aksi sabit oluncaya kadar devam ettiğinin kabulüne ilişkindir fakat aynı zamanda hukukun değişim karşısında neden çoğu zaman mevcut olandan hareket ettiğini de iyi anlatır. Otuzuncu madde ise <i>“Def’-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır”,</i> yani zararı savmak menfaati çekmekten önce gelir. Hukuk, doğası gereği geriye bakar; olmuşu düzenler, olacağı bekler diyebiliriz. Bu yüzden teknoloji karşısında çoğu zaman bir fren gibi görünebilir. Fakat aynı metin, birkaç madde ötede, frenin yanına bir de yol açar ki şöyle<i>: “Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.”</i> Yani zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkâr edilemez.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Niçin Mecelle’yi seçtim, onu da izah edeyim. Mecelle bu zikrettiğimiz ilkeleri kanun diline aktarmakla kalmamış, bizzat kendisi de bu ilkenin bir uygulaması olmuştur. 1868’de Ahmed Cevdet Paşa’nın başkanlığında başlayan tedvin çalışması, <strong>yeni mahkemelerin ve değişen iktisadi hayatın doğurduğu ihtiyaçlara cevap arıyordu</strong>. <strong>Mecelle Cemiyeti de ihtilaflı meselelerde dönemin ihtiyaçlarına daha uygun gördüğü görüşleri tercih edebiliyordu. Yani on dokuzuncu asrın yaratıcı yıkımı karşısında hukuk yalnızca fren yapmadı, gerektiğinde hat da çekti. </strong>Bu ne kadar doğrudur yahut ne kadar isabetli yapılmıştır başka bir mecranın konusudur.</p>

<p>Yazının başına aldığımız Roscoe Pound cümlesi<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> de tam bu gerilimi anlatmaktadır. Bunun en iyi tasviri bence demiryoludur. Ray, sabit traverslerin üzerinde ilerleyen bir hattan oluşur ve traversler olmasa tren yoldan çıkar, hat olmasa tren hiç yürümez.</p>

<p>Hukukun traversleri, özünde temel haklara dayanan ilkeler ve hükümlerdir: kişisel verinin korunması, mülkiyet, sözleşme özgürlüğü, adil yargılanma. Hukukun hattını ise örf ve maslahat doğrultusunda şekillenen, Mecelle’nin “âdet muhakkemdir” dediği alandaki düzenlemeler oluşturur. Daha açık konuşmak gerekirse insanlar mesajlaşarak sözleşme kuruyor, karekodla ödeme yapıyorsa hukuk bunu yok sayamaz zira “nâsın isti’mâli bir hüccettir.”</p>

<p><strong>Bu hususun bir başka türlü ifadesi sosyal politika literatüründe de yer bulmuştur. Buna göre yaratıcı yıkımın önünü bütünüyle kesmek yerine, devletin teknolojik değişimin yaratıcı ve yıkıcı tarafları arasında aracılık etmesi ve dönüşümün doğurduğu yeni risklere karşı kurumları uyarlaması gerektiği savunulmaktadır</strong>.⁠<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a></p>

<p>Buraya kadar söylediklerim elbette yanlış anlaşılmamalı. Zira postmodern bir tarzda zihnî ve ilkesel savrulmayla hukuku yalnızca değişime göre yön değiştiren bir hatta çevirmek, traversleri sökmek ve tüm sabiteleri devre dışı bırakmak, esasında altımızdaki zemini ortadan kaldırmak anlamına gelir. Fakat tam da bu noktada hukukun fren olduğu kadar yol açan bir işlevi bulunduğunu da unutmamak gerekir.</p>

<p>İstikrar ile değişim, sabiteler ile dinamikler arasındaki denge, hukuk üzerine düşünen herkesin meselesidir; bizim de bu meselede kolaycılığa kaçmadan kendimizi yetkinleştirmemiz gerekir. Bu ise ancak genel bir nosyonla birlikte ayrıntılı bir uygulama bilgisine sahip olmakla mümkündür.</p>

<p>Son söz olarak şunu diyebiliriz: Yıkımı durdurmak elimizde değil; zaten her durumda gerekli de değil. Ama traversleri sağlam tutup hattı zamanında çekmek hukukçunun işidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Hukuk istikrarlı olmalıdır, fakat durduğu yerde de duramaz. Hukuk üzerine düşünen herkes, bu yüzden, istikrar ile değişimin birbirine zıt düşen taleplerini bağdaştırma derdiyle uğraşıp durmuştur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[2]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Joseph A. Schumpeter, Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi, Dorlion Yayınevi, Eskişehir 2021, s. 112-113</span></p>

<p><span style="color:#999999">“Yıkıcı yenilik” (disruptive innovation) ise ayrı bir kavramsal çerçevedir; bkz. Joseph L. Bower - Clayton M. Christensen, “Disruptive Technologies: Catching the Wave”, Harvard Business Review, Ocak-Şubat 1995; Clayton M. Christensen, The Innovator’s Dilemma, Harvard Business School Press, 1997. Bower-Christensen makalesi: https://hbr.org/1995/01/disruptive-technologies-catching-the-wave</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[3]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999">Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, m. 5, m. 30 ve m. 39.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mecelle’nin küllî kaidelerinin modern yorum ilkeleriyle ilişkisi için bkz. Kemal Gözler, “Yorum İlkeleri”, Anayasa Hukukunda Yorum ve Norm Somutlaşması, Ankara, KHP–TBB, 2013, s. 15-119, https://www.anayasa.gen.tr/yorum-ilkeleri.htm</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[4]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Roscoe Pound, Interpretations of Legal History, Cambridge University Press, 1923, s. 1.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Pound, bu ifadeyi daha sonra The Ideal Element in Law adlı eserinde de aktarır ve “Thus I began my lectures on interpretations of legal history a generation ago” diyerek bir kuşak önceki derslerine gönderme yapar. Bkz. Roscoe Pound, The Ideal Element in Law, ed. Stephen Presser, Liberty Fund, 2002, s. 47. Eserin tam metni:</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://oll.libertyfund.org/titles/presser-the-ideal-element-in-law</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[5]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Vicente Silva, “The Schumpeterian Consensus: The New Logic of Global Social Policy to Face Digital Transformation”, Journal of Social Policy, C. 53, S. 4, 2024, ss. 1147-1163 (çevrim içi ilk yayın: 2 Aralık 2022), DOI: 10.1017/S0047279422000861. Makale: https://www.cambridge.org/core/journals/journal-of-social-policy/article/schumpeterian-consensus-the-new-logic-of-global-social-policy-to-face-digital-transformation/15EA7558AF2A1179CD911EDD488BBEAA</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/teknoloji-karsisinda-hukuk-yaratici-yikim-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/yapay-zeka.jpg" type="image/jpeg" length="33552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiralananın Teslim Anındaki Ayıplarından Kiraya Verenin Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralananin-teslim-anindaki-ayiplarindan-kiraya-verenin-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralananin-teslim-anindaki-ayiplarindan-kiraya-verenin-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kira sözleşmesinde kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte ve sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmekle yükümlüdür. Kiralananın fiilen teslim edilmiş olması, bu borcun her durumda gereği gibi yerine getirildiği anlamına gelmez. Taşınmazın kullanım amacını engelleyen yapısal eksiklikler, ruhsat veya izin sorunları ya da teslim sırasında mevcut olup sonradan etkisini gösteren bozukluklar, kiraya verenin ayıptan sorumluluğunu gündeme getirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Teslim anındaki ayıplar bakımından kiracının başvurabileceği hukuki yollar ise ayıbın niteliğine ve kullanım üzerindeki etkisine göre değişmektedir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde yalnızca kiralananın ayıplı olup olmadığı değil, ayıbın önemli olup olmadığı, kiracının ayıbı bilip bilmediği, kiraya verene bildirimde bulunulup bulunulmadığı ve hangi hakkın kullanıldığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>1. Kiraya Verenin Kullanıma Elverişli Teslim Borcu</strong></p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 301. maddesine göre kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Konut ve çatılı işyeri kiralarında bu yükümlülük kiracı aleyhine değiştirilemez.</p>

<p>Teslim borcunun kapsamı, kiralananın hangi amaçla kiralandığına göre belirlenir. Bu nedenle kiracının taşınmazın zilyetliğini elde etmiş olması tek başına yeterli değildir. Kiralananın sözleşmede öngörülen faaliyet bakımından kullanılabilir olması gerekir. Yargıtay da fiilî teslimin tek başına yeterli olmadığını, kiralananın tahsis amacına uygun biçimde teslim edilmesi gerektiğini kabul etmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20234890-e-20242914-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD., E. 2023/4890, K. 2024/2914, T. 09.10.2024).</a></p>

<p>Kiralananın sözleşmede kararlaştırılan şekilde teslim edilmemesi ayıplı ifa niteliğindedir. Kiraya verenin bu sorumluluğu için ayrıca kiralananın ayıpsız olduğuna ilişkin özel bir taahhütte bulunması gerekmez. Kiralananı kullanıma elverişli biçimde teslim etme borcu doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201313-66-e-20131417-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay HGK., E. 2013/66, K. 2013/1417, T. 02.10.2013).</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Teslim Anındaki Maddi ve Hukuki Ayıplar</strong></p>

<p>Ayıp, kiralananın sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişliliğini azaltan veya ortadan kaldıran eksikliktir. Taşınmazın fiziksel yapısındaki bozukluklar, rutubet, tesisat yetersizlikleri veya benzeri eksiklikler maddi ayıp niteliğinde olabilir. Buna karşılık özel hukuk ya da kamu hukukundan kaynaklanan bir engel nedeniyle kiralananın kararlaştırılan amaçla kullanılamaması hukuki ayıp oluşturabilir.</p>

<p>Özellikle işyeri kiralarında ruhsat, yapı kullanma izni veya benzeri idari koşulların bulunmaması her olayda tek başına ayıp sonucunu doğurmaz. Belirleyici olan, söz konusu eksikliğin sözleşmede kararlaştırılan faaliyetin yürütülmesini engelleyip engellemediğidir. Yargıtay da hukuki ayıbı, kiracının sözleşmeyle amaçladığı kullanım olanağının özel hukuk veya kamu hukukundan kaynaklanan sınırlamalar nedeniyle azalması ya da ortadan kalkması çerçevesinde değerlendirmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233188-e-20242378-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD., E. 2023/3188, K. 2024/2378, T. 18.09.2024).</a></p>

<p>Ayıbın teslim tarihinde mevcut olması, mutlaka aynı anda fark edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Özellikle mevsim koşullarıyla ortaya çıkan rutubet, su alma veya benzeri yapısal sorunlarda ayıbın etkisi kullanım sırasında anlaşılabilir. Bu nedenle ayıbın var olduğu tarih ile kiracı tarafından öğrenildiği tarih birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>3. Ayıbın Önemine Göre Kiracının Hakları</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 304. maddesi, teslim anındaki ayıpları önemli ve önemli olmayan ayıplar şeklinde ayırmaktadır. Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir. Önemli olmayan ayıplarda ise kiracı, sonradan ortaya çıkan ayıplara ilişkin sorumluluk hükümlerinden yararlanabilir.</p>

<p>Ayıbın önemli olup olmadığı soyut biçimde değil, kiralananın kullanım amacı esas alınarak belirlenmelidir. Kiralananın sözleşmede öngörülen kullanımını ortadan kaldıran veya ciddi ölçüde sınırlayan ayıplar ile kullanım üzerinde sınırlı etkisi bulunan eksiklikler aynı hukuki sonucu doğurmaz. Yargıtay uygulamasında da ayıbın, sözleşmeyle güdülen amaca uygun kullanımı ne ölçüde etkilediği esas alınmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20177891-e-20194552-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD., E. 2017/7891, K. 2019/4552, T. 15.05.2019).</a></p>

<p><strong>4. Ayıbın Giderilmesi, Fesih ve Kira Bedelinin İndirilmesi</strong></p>

<p>Kiracı, Türk Borçlar Kanunu’nun 306. maddesi uyarınca ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir. Ayıp verilen süre içinde giderilmezse, kanundaki şartların bulunması hâlinde ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir veya kiralananın kullanımını önemli ölçüde etkileyen ayıplarda sözleşmenin sona erdirilmesini gündeme getirebilir.</p>

<p>Bu noktada ayıbın kiraya verene bildirilmesi ile ayıbın giderilmesi için uygun süre verilmesi birbirinden ayrılmalıdır. Fesih bakımından da somut olayda ayıbın giderilebilir olup olmadığı ve süre verilmesini gerektirmeyen bir durumun bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay, temerrüt hükümlerinin uygulanmasında kiraya verene uygun süre verilmesini ve süre verilmesini gerektirmeyen hâllerin ayrıca incelenmesini aramaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20181347-e-20197105-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD., E. 2018/1347, K. 2019/7105, T. 25.09.2019).</a></p>

<p>Kiracı ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 307. maddesi uyarınca, ayıbın kiraya veren tarafından öğrenilmesinden giderilmesine kadar geçen süre için kira bedelinden ayıpla orantılı indirim isteyebilir. Burada kira borcunun bütünüyle ortadan kalkması değil, ayıbın kullanım üzerindeki etkisine uygun bir indirim yapılması söz konusudur.</p>

<p><strong>5. Zararın Giderilmesi</strong></p>

<p>Ayıp nedeniyle zarara uğrayan kiracı, diğer seçimlik haklarından bağımsız olarak tazminat da talep edebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 308. maddesine göre kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe ayıptan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. Bununla birlikte kiracı, ayıbı, zararını ve ayıpla zarar arasındaki uygun illiyet bağını ortaya koymalıdır.</p>

<p>Özellikle teslim sırasında mevcut olan ve kiraya verenin bilmesi gereken nitelikteki yapısal risklerde kusursuzluk savunmasının değerlendirilmesi önem taşır. Yargıtay, riskli yapı özelliğinin teslim sırasında mevcut olduğu ve yapı maliki tarafından bilinmesi gerektiği hâllerde kiraya verenin sorumluluğunu kabul etmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD., E. 2025/2511, K. 2025/5991, T. 09.12.2025).</a></p>

<p><strong>6. Açık ve Gizli Ayıpların Sorumluluğa Etkisi</strong></p>

<p>Teslim anında mevcut ayıbın açık veya gizli olması, kiracının kiralananı kabulüne bağlanacak sonuçlar bakımından önem taşır. Olağan bir incelemeyle görülebilecek bir eksiklik ile ancak kullanım sırasında ortaya çıkabilecek bir ayıp aynı şekilde değerlendirilemez.</p>

<p>Kiracının açıkça görülebilen bir ayıba rağmen kiralananı uzun süre mevcut hâliyle kullanması ve bu konuda herhangi bir uyuşmazlık çıkarmaması, somut olayın özelliklerine göre kiralananın mevcut durumuyla kabul edildiği yönünde değerlendirilebilir. Buna karşılık teslim sırasında fark edilmesi mümkün olmayan ayıplarda, kiracının ayıbı ne zaman öğrendiği ve öğrendikten sonra kiraya verene bildirimde bulunup bulunmadığı önem kazanır. Bu nedenle teslim tutanağı, yazılı bildirimler ve tarafların sonraki davranışları ispat bakımından ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. Kiracının Tacir Olmasının Sorumluluğa Etkisi</strong></p>

<p>Kiracının tacir olması, taşınmazın kararlaştırılan faaliyet için kullanılabilirliğini araştırma yükümlülüğünün değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü, kiraya verenin kiralananı kullanıma elverişli biçimde teslim etme borcunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bu nedenle kiracının tacir sıfatından hareketle kiraya verenin her durumda sorumluluktan kurtulduğu sonucuna varılamaz. Yargıtay da kiracının tacir olmasının, kiraya verenin kiralananı sözleşmedeki amaca uygun biçimde teslim etme ve sözleşme süresince bu durumda bulundurma yükümlülüğünü kaldırmadığını kabul etmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20228019-e-2023907-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD., E. 2022/8019, K. 2023/907, T. 30.03.2023).</a></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kiraya verenin teslim borcu, kiralananın yalnızca fiilen kiracıya bırakılmasını değil, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli biçimde teslim edilmesini gerektirir. Teslim anında mevcut maddi veya hukuki ayıpların sonuçları ise ayıbın önemine, kullanım üzerindeki etkisine ve kiracının hangi hukuki yola başvurduğuna göre belirlenir.</p>

<p>Önemli ayıplarda temerrüt hükümleri ile ayıptan sorumluluk hükümleri birlikte gündeme gelebilirken, önemli olmayan ayıplarda ayıbın giderilmesi, kira bedelinin indirilmesi ve şartları varsa zararın giderilmesi talepleri önem kazanmaktadır. Fesih ve giderim bakımından kiraya verene bildirimde bulunulması ve uygun süre verilmesi, kira bedelinden indirim bakımından ise kiraya verenin ayıbı öğrendiği tarih ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Açık ayıbın bilinerek uzun süre kullanılması ile teslim sırasında fark edilemeyen bir ayıbın sonradan ortaya çıkması aynı sonucu doğurmaz. Kiracının tacir olması da kiraya verenin teslim borcunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Her somut olayda sözleşmedeki kullanım amacı, ayıbın bu amaca etkisi, tarafların bilgisi ve sonraki davranışları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><i><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" /></a></i></p>

<p><strong>Av. Berk KABAAĞAÇLI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralananin-teslim-anindaki-ayiplarindan-kiraya-verenin-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/sozlesme-kira-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="65744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK YABANCILAR HUKUKUNDA SINIR DIŞI ETME (DEPORT) KARARLARININ KALDIRILMASI VE İPTAL DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-yabancilar-hukukunda-sinir-disi-etme-deport-kararlarinin-kaldirilmasi-ve-iptal-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-yabancilar-hukukunda-sinir-disi-etme-deport-kararlarinin-kaldirilmasi-ve-iptal-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Devletlerin egemenlik yetkisinin doğal bir tezahürü olarak ülkeye hangi yabancıların girebileceğini ve hangilerinin ülkede kalabileceğini belirleme hakkı bulunmakla birlikte, bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Modern yabancılar hukukunda devletin sınır denetimi yetkisi, uluslararası insa...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Devletlerin egemenlik yetkisinin doğal bir tezahürü olarak ülkeye hangi yabancıların girebileceğini ve hangilerinin ülkede kalabileceğini belirleme hakkı bulunmakla birlikte, bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Modern yabancılar hukukunda devletin sınır denetimi yetkisi, uluslararası insan hakları hukuku normları, temel hak ve özgürlükler ile Anayasa kuralları çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usul ve esaslar temel olarak <strong>6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK)</strong> kapsamında düzenlenmiştir.</p>

<p>Uygulamada sıklıkla "deport" olarak adlandırılan sınır dışı etme işlemi; idari gözetim, tahdit kodları, ülkeye giriş yasakları ve geri gönderme merkezlerindeki süreçlerle doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir idari tasarruftur. Bu çalışmada; sınır dışı etme kararının hukuki niteliği, "deportun kaldırılması" ile "iptal davası" arasındaki kavramsal ve pratik farklar, görevli ve yetkili yargı mercii, dava açma süreleri, yürütmenin durdurulması mekanizması, geri göndermeme ilkesi ve idari gözetime karşı başvuru yolları sistematik biçimde incelenmektedir.</p>

<p><strong>Sınır Dışı Etme Kararının Hukuki Niteliği ve Yasal Dayanakları</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı, idare hukuku tekniği bakımından <strong>icrai, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir bireysel idari işlem</strong> niteliğindedir. <strong>YUKK m. 53</strong> uyarınca sınır dışı etme kararı, doğrudan Göç İdaresi Başkanlığı'nın talimatı üzerine veya valiliklerce re'sen alınır.</p>

<p>Sınır dışı etme sebeplerinin çerçevesi <strong>YUKK m. 54</strong> hükmünde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu hükme göre:</p>

<p>• Terör örgütü veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar,</p>

<p>• Türkiye'ye giriş, vize ve ikamet izinleri için gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlar,</p>

<p>• Türkiye'de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar,</p>

<p>• Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar,</p>

<p>• Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenler,</p>

<p>• İkamet izinleri iptal edilenler ya da ikamet izni süresinin bitiminden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan on günden fazla ihlalde bulunanlar,</p>

<p>• Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler,</p>

<p>• Türkiye'ye yasal giriş veya Türkiye'den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler ya da bu hükümleri ihlale teşebbüs edenler,</p>

<p>• Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez bulunan veya geri çekilmiş sayılanlar,</p>

<p>hakkında sınır dışı etme kararı tesis edilir.</p>

<p>Bununla birlikte idarenin bu kararı alırken bağlı yetki içinde hareket ettiği düşünülemez. Zira <strong>YUKK m. 55</strong>, belirli şartları taşıyan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınamayacağını amir hükme bağlamıştır. Sınır dışı edileceği ülkede işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağına dair ciddi emare bulunanlar; ciddi sağlık sorunları, yaş ve hamilelik durumu nedeniyle seyahat etmesi riskli görülenler; hayati tehlike arz eden hastalıkları için menşe ülkede tedavi imkânı bulunmayanlar ile insan ticareti mağdurları bu kapsamdadır. Sınır dışı etme kararı tesis edilirken yabancının m. 55 kapsamındaki hukuki ve fiili durumunun idarece re'sen araştırılması yasal bir zorunluluktur.</p>

<p><strong>"Deportun Kaldırılması" ile "Sınır Dışı Etme Kararının İptali" Ayrımı</strong></p>

<p>Uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavram bulunmaktadır: idari tahdit kodunun kaldırılması (ülkeye giriş yasağının bertaraf edilmesi) ve sınır dışı etme kararının yargı yoluyla iptali.</p>

<p>Sınır dışı etme kararı (deport), yabancının Türkiye sınırları dışına çıkarılmasını emreden münferit bir idari işlemdir. Ülkeye giriş yasağı ise yabancının sınır dışı edilmesine veya yasal kalış hakkını ihlal etmesine bağlı olarak, belirli bir süreyle ya da süresiz olarak Türkiye'ye girişinin engellenmesi amacıyla pasaport kayıtlarına idari tahdit kodu (örneğin Ç-114, G-87, V-69 vb.) işlenmesidir.</p>

<p>Bu kapsamda "deportun kaldırılması" pratik olarak iki yolla gündeme gelir:</p>

<p>• Meşruhatlı Vize Yolu: Yabancı hakkında verilmiş süreli bir giriş yasağı bulunması halinde, Türkiye'nin dış temsilcilikleri aracılığıyla çalışma, eğitim, aile birleşimi veya tedavi amaçlı özel meşruhatlı vize alınarak giriş yasağının fiilen aşılması ve ülkeye yasal giriş sağlanmasıdır.</p>

<p>• İdari İptal Davaları: Sınır dışı etme kararına karşı açılan iptal davası yabancının ülkeden çıkarılmasını engellemeyi hedeflerken; tahdit kodunun kaldırılması davası, yabancının sicilindeki kısıtlamanın silinmesini ve ülkeye serbestçe girebilmesini amaçlayan ayrı bir idari dava türüdür. Bu iki işlem birbirine bağlı olmakla birlikte bağımsız hukuki sonuçlar doğurur.</p>

<p><strong>İdari Yargıda İptal Davası ve Usul Kuralları</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararına karşı yargı yolu, <strong>YUKK m. 53</strong> ile özel ve istisnai usul hükümlerine bağlanmıştır. Genel idari yargılama usulünden ayrılan bu hükümler yabancının hak arama hürriyetini doğrudan etkiler.</p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararlarına karşı açılacak iptal davalarında görevli mahkeme <strong>İdare Mahkemesi</strong>dir. Yetkili mahkeme ise <strong>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)</strong> genel yetki kuralı uyarınca, sınır dışı etme kararını tesis eden valiliğin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı yabancıya, yasal temsilcisine veya avukatına gerekçeleriyle birlikte tebliğ edilir. Tebliğde karara karşı itiraz usulü ve süreleri açıkça gösterilir. Kararın tebliğinden itibaren iptal davası açma süresi <strong>7 gündür</strong>. Bu süre genel iptal davası açma süresi olan altmış günün (İYUK m. 7) istisnası olup hak düşürücü niteliktedir. Yedi günlük sürenin geçirilmesi halinde dava süre aşımı gerekçesiyle usulden reddedilir.</p>

<p><strong>Yürütmenin Durması ve Kararın İnfaza Etkisi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme işlemine karşı dava açılmasının sınır dışı işlemlerini durdurup durdurmayacağı hususu kanun koyucu ve yüksek yargı organları arasında önemli içtihat ve mevzuat değişimlerine sahne olmuştur.</p>

<p>Kural olarak <strong>YUKK m. 53/3</strong> uyarınca, sınır dışı etme kararına karşı <strong>yedi gün</strong> içinde idare mahkemesinde dava açıldığında, __dava sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilemez.__ Diğer bir deyişle, dava açılması kanun gereği re'sen yürütmeyi durdurucu etki doğurur; mahkemeden ayrıca İYUK m. 27 uyarınca yürütmenin durdurulması kararı alınması zorunlu değildir.</p>

<p>YUKK m. 53/3'ün 21.11.2024 tarihli değişiklik sonrası güncel metninde, yabancının rızası saklı kalmak üzere dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme yasağı öngörülmüştür; maddede kamu düzeni, kamu güvenliği veya terör bağlantısı gerekçelerine dayalı ayrı bir istisna yer almamaktadır. Bu nedenle özellikle kötü muamele riski ileri sürülen dosyalarda, idarenin ve mahkemenin YUKK m. 4 ve m. 55 çerçevesinde kişiye özgü risk değerlendirmesi yapması gerekir.</p>

<p><strong>Kararın Kesinliği</strong></p>

<p><strong>YUKK m. 53/3</strong> uyarınca, sınır dışı etme kararına karşı idare mahkemesinde açılan davada mahkemenin verdiği karar <strong>kesindir</strong>. Bu karara karşı bölge idare mahkemesine istinaf veya Danıştay'a temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Kararın kesinleşmesiyle birlikte iç hukuk yolları tükenmiş olur ve ilgililer hak ihlali iddiasıyla doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunabilirler.</p>

<p><strong>Geri Göndermeme İlkesi (Non-Refoulement) ve Uluslararası Koruma</strong></p>

<p>Sınır dışı etme işlemlerinin yargısal denetiminde en kritik hukuki sınır, uluslararası hukukun emredici normu (jus cogens) niteliğindeki <strong>geri göndermeme ilkesi</strong>dir.</p>

<p>Bu ilke; 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3. maddesi, Anayasa'nın 17. maddesi ve <strong>YUKK m. 4</strong> hükmünde açıkça güvence altına alınmıştır. Anılan düzenlemeler uyarınca, hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.</p>

<p>İptal davasında idare mahkemesi, yalnızca idarenin usul kurallarına uyup uymadığını değil, sınır dışı edilecek kişinin gönderileceği menşe ülkede gerçek ve kişiselleştirilmiş bir kötü muamele riskinin bulunup bulunmadığını da değerlendirmek zorundadır. Bu incelemede;</p>

<p>• Güvenilir uluslararası raporlar (BM mülteci raporları, uluslararası insan hakları örgütü tespitleri),</p>

<p>• Yabancının menşe ülkesindeki güncel çatışma ortamı,</p>

<p>• Yabancının etnik, dini, siyasi kimliği sebebiyle uğradığı bireysel takibat,</p>

<p>delil olarak dikkate alınır.</p>

<p><strong>İdari Gözetim, Geri Gönderme Merkezleri (GGM) ve Sulh Ceza Hâkimliği Denetimi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı alınan yabancılar hakkında ekseriyetle <strong>YUKK m. 57</strong> kapsamında valilik tarafından <strong>idari gözetim kararı</strong> tesis edilerek yabancı Geri Gönderme Merkezine sevk edilir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken en temel usul kuralı, sınır dışı etme kararı ile idari gözetim kararının hukuki denetim yollarının ve görevli yargı mercilerinin tamamen farklı olmasıdır:</p>

<p>• Sınır Dışı Etme Kararı: İdari bir işlem olup iptali için yetkili ve görevli mercii İdare Mahkemesidir.</p>

<p>• İdari Gözetim Kararı: Kişi hürriyetini kısıtlayan bir tedbir niteliğinde olduğundan, gözetim kararına, sürenin uzatılmasına veya alternatif yükümlülüklere karşı itiraz mercii Sulh Ceza Hâkimliğidir (YUKK m. 57/6).</p>

<p>İdari gözetim süresi en fazla altı aydır; sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde en fazla altı ay daha uzatılabilir. Sulh Ceza Hâkimliği'ne yapılan başvuru idari gözetimi kendiliğinden durdurmaz. İdari gözetime alternatif yükümlülükler ise YUKK m. 57/A uyarınca valilikçe getirilebilir; bunlar belirli adreste ikamet, bildirim, aile temelli geri dönüş, geri dönüş danışmanlığı, gönüllü kamu yararına hizmet, teminat ve elektronik izlemeyi kapsar. Elektronik izleme kararına karşı sulh ceza hâkimine başvuru mümkündür.</p>

<p><strong>Yargılama Stratejisi ve Delil Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararının iptali davasında mahkemeye sunulacak argümanların ve delil stratejisinin titizlikle kurgulanması gerekir:</p>

<p>• Bireyselleştirilmiş Risk Analizi: Soyut gerekçeler yerine yabancının kendi geçmişi, adli durumu, muhalif kimliği veya dini inancı nedeniyle menşe ülkesinde karşılaşacağı somut tehlikeler belgelenmelidir.</p>

<p>• Aile Hayatına Saygı Hakkı (AİHS m. 8 ve Anayasa m. 41): Yabancının Türkiye'de Türk vatandaşı veya düzenli ikamet iznine sahip bir eşinin, okula devam eden çocuklarının bulunması durumunda aile birliğinin parçalanacağı, kararın orantısız ve ölçüsüz olduğu ileri sürülmelidir.</p>

<p>• Çocuğun Üstün Yararı İlkesi: Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca, sınır dışı etme işleminden doğrudan veya dolaylı etkilenecek reşit olmayan çocukların pedagojik, psikolojik ve eğitsel durumu mahkemeye sunulmalıdır.</p>

<p>• Sağlık Gerekçeleri: Türkiye'de devam eden ve menşe ülkede tedavisi mümkün olmayan hayati tehlikeye haiz hastalıklara ilişkin tam teşekküllü hastane sağlık kurulu raporları dosyaya eklenmelidir.</p>

<p>• Kamu Düzeni Şüphesinin Somutlaştırılması: İdarenin sadece istihbari bilgi notuna veya soyut güvenlik raporlarına dayanarak kamu düzeni tehdidi tespiti yapması hukuka aykırıdır; idarenin iddialarını somut maddi delillerle ispat etmesi gerektiği mahkeme nezdinde vurgulanmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Türk yabancılar hukukunda sınır dışı etme rejimi; idarenin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama sorumluluğu ile bireyin temel hak ve özgürlükleri, bilhassa yaşam hakkı ve işkence yasağı arasındaki hassas dengede şekillenmektedir. Sınır dışı etme kararına karşı <strong>yedi günlük hak düşürücü süre</strong> içinde idare mahkemesinde açılacak iptal davası, kural olarak yürütmeyi durdurucu etkisiyle yabancı için hayati bir hukuki koruma sağlar.</p>

<p>Uygulamada hak kayıplarının önüne geçilebilmesi; sınır dışı etme kararı ile tahdit kodları ve idari gözetim kararlarının usul ayrımlarının doğru yapılmasına, geri göndermeme ilkesinin somut delillerle desteklenmesine ve idare mahkemesinin kesin kararı aleyhe olduğunda ivedilikle Anayasa Mahkemesi'ne tedbir talepli bireysel başvuru mekanizmasının işletilmesine bağlıdır.</p>

<p><strong>Emsal İdari Yargı Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 10. Daire, E. 2018/3756, K. 2023/3866, T. 21.06.2023</a>: Yabancı hakkında kamu düzeni veya güvenliği gerekçesiyle tesis edilen yurda giriş yasağı bakımından, soyut istihbari bilgi yeterli görülmemiş; işlemi taşıyacak somut tespit ve belgelerin dosyada bulunması gerektiği kabul edilmiştir. Karar, sınır dışı etme ve tahdit kodu işlemlerinin yargısal denetiminde gerekçenin somutlaştırılması bakımından önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat ve uluslararası metinler</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme, 1951.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargı kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 10. Daire, E. 2018/3756, K. 2023/3866, T. 21.06.2023.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kurumsal ve ikincil kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Göç İdaresi Başkanlığı, yabancılar ve uluslararası korumaya ilişkin güncel uygulama, duyuru ve istatistikler.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, geri göndermeme ilkesi ve uluslararası korumaya ilişkin rehberler.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sınır dışı etme, kötü muamele yasağı ve aile hayatının korunmasına ilişkin içtihat ve rehberler.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-yabancilar-hukukunda-sinir-disi-etme-deport-kararlarinin-kaldirilmasi-ve-iptal-davasi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/deport.jpg" type="image/jpeg" length="24135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİRDEN FAZLA SÜRELİ HAPİS CEZASI İLE ADLİ PARA CEZASINDAN ÇEVRİLİ HAPİS CEZASININ İÇTİMA VE İNFAZI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/birden-fazla-sureli-hapis-cezasi-ile-adli-para-cezasindan-cevrili-hapis-cezasinin-ictima-ve-infazi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/birden-fazla-sureli-hapis-cezasi-ile-adli-para-cezasindan-cevrili-hapis-cezasinin-ictima-ve-infazi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5275 sk.nun 107/3e maddesi gereğince; Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre en fazla yirmisekiz yıldır.

Yani bir hükümlünün koşullu salıverilme oranları farklı olan birden fazla süreli hapis cezas...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5275 sk.nun 107/3e maddesi gereğince; Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre en fazla yirmisekiz yıldır.</p>

<p>Yani bir hükümlünün koşullu salıverilme oranları farklı olan birden fazla süreli hapis cezası bulunduğunda her bir cezasının koşullu salıverilme süreleri ilgili oran üzerinden hesaplanacak, her bir ceza için bulunan süreler toplandığında 28 yılı geçmiyor ise bulunan süre üzerinden, şayet geçiyor ise 28 yıl üzerinden infaz yapılacaktır.</p>

<p>Hükümlünün aynı zamanda adli para cezasından çevrilme hapis cezaları var ise, 5275 sk.nun 99. Maddesi gereğince adli para cezasından çevrilme bu hapis cezaları doğrudan verilen diğer hapis cezaları ile içtima edilebilecektir. Ancak içtima kararı verilebilmesi için adli para cezasından çevrilen hapis cezalarının ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelmiş olmaları gerekir.</p>

<p>5275 sk.nun 106/3 maddesi gereğince; " Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir"</p>

<p>7. Fıkra gereğince;" Adlî para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adlî para cezalarına mahkûmiyet hâlinde bu süre beş yılı geçemez."</p>

<p>9. Fıkra gereğince ise; "adlî para cezasından çevrilen hapsin ... infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz."</p>

<p>Vermiş olduğumuz bu bilgilerden sonra sorumuz şudur; Birden fazla doğrudan süreli hapis cezaları 28 yılda düğümlenen hükümlünün aynı zamanda adli para cezasından çevrilme hapis cezası var ise her iki tür hapis cezası içtima edilebilecek ve adli para cezasından çevrilme hapis cezası bu 28 yılın içerisinde eriyecekmidir yoksa hükümlü 28 yıldan ayrı olarak adli para cezasından çevrili hapis cezasını da infaz edecek midir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. CD.nin</a> bu soruya verdiği cevap adli para cezasından çevrilen hapis cezasının, doğrudan verilen hapis cezalarının düğümlendiği 28 yılın içerisinde erimeyeceği, ayrıca infaz edilmesi gerektiği şeklindedir. Anılan dairenin <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari" rel="dofollow">22.05.2026 tarih, 2024/1070 E. , 2026/4225 K. Sayılı kararı</a>nda, benimsenen bu görüş iki gerekçeye dayandırılmıştır.</p>

<p>1- 5275 sk.nun 106/9 maddesi; "adlî para cezasından çevrilen hapsin ... infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz." Madde gereğince adli para cezasından çevrili hapis cezasının infazında koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanamayacak ve hükümlünün hapse çevrilen cezası açık kurumda çektirilecektir.</p>

<p>2-5275 sk. Nun 99. Maddesi; "Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir."<br />
Yukarıda da belirttiğimiz üzere adli para cezasından çevrilme hapis cezalarının doğrudan verilen hapis cezaları ile içtima edilebilmesi için kurumda infaz edilme aşamasına gelmiş olması gerekir. Hükümlü doğrudan verilen hapis cezalarını kurumlarda infaz etmekte iken adli para cezasından çevrili hapis cezasından dolayı ilkin yerine getirmesi gereken kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirme imkanı yoktur. Yargıtaya göre hükümlü bu durumda 28 yılı infaz kurumunda tamamlayacak, şartla tahliye olduktan sonra da kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirecektir. Şayet bu yükümlülüğe uymazsa adli para cezasından çevrilen hapis cezasını açık kurumda ayrıca infaz edecektir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>Adli para cezasından çevrili hapis cezası infaz kurumunda infaz edilebilme aşamasına gelmediği için ,doğrudan verilen hapis cezaları ile içtima edilemeyecek, her iki tür ceza ayrı ayrı infaz edilecektir. Doğrudan verilen hapis cezalarının infazında şartla tahliye ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanabilecek iken, adli para cezalarından çevrilen hapis cezalarının infazında şartla tahliye ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanamayacaktır.</p>

<p><strong>Esat Faruk BENLİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/birden-fazla-sureli-hapis-cezasi-ile-adli-para-cezasindan-cevrili-hapis-cezasinin-ictima-ve-infazi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="89446"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/2511 E., 2025/5991 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.12.2025 tarihli, 2025/2511 E., 2025/5991 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2511 E., 2025/5991 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/445 E., 2025/357 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; beş yıl süreli kira sözleşmesi ile kiraladıkları dava konusu taşınmaza büyük miktarlı tadilat, tamirat ve dekorasyon masrafı yaptırdıklarını, ancak kira süreleri ve hukuki kullanma hakları son bulmadan kentsel dönüşüm kapsamında taşınmazdan tahliye edildiklerini, İstanbul Anadolu 18. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/15 D.İş sayılı dosyası ile yaptırılan tespitte uğranılan zararın 361.000,00 TL olduğunun belirlendiği ileri sürerek; kiralanana yapılan masrafların, kazanç kaybı, usulsüz tahliye nedeniyle kiralamak zorunda kaldıkları yeni iş yerine yapılan tadilat masrafları, kira ödemesi, nakliye, taşınma, temizlik vs giderlerin, dava konusu olay nedeniyle yaptıkları tüm masrafların tespit edilerek tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile taleplerini 461.000,00 TL’ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacıların, taşınmazda kendi kullanımları için bazı bakım, onarım ve yenilemeler yaptığını, kira sözleşmesine göre yaptığı masrafları talep edemeyeceklerini savunarak, davanın reddini istemiş, davalının yargılama sırasında vefat etmesi üzerine mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 05.02.2019 tarihli kararıyla; davacı şirketlerin taşınmadan kaynaklı herhangi bir zararlarının bulunmadığı, davacılar tarafından kiralanana yapılan masrafların ise kira sözleşmesi gereği davalı taraftan talep edilemeyeceği, kiralanan 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkıldığından davalının yapılan masraflardan yararlanmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2021 tarihli kararıyla; incelenen Mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Dairece verilen 15.02.2022 tarihli ilamla; davacıların sair temyiz itirazları reddedilerek, kiralananın, kira sözleşmesinin başladığı tarihte ve sözleşme süresi boyunca, kullanılmaya elverişli, hukuki ayıptan ari bir şekilde teslim borcunun kiraya veren davalıya ait olduğu, önemli ayıplardan sayılan riskli yapı özelliğinin, kiralananın teslimi sırasında mevcut olan ve yapı maliki tarafından bilinmesi gereken bir ayıp olması karşısında, davalı kiraya verenin kusurlu olduğunun kabulü gerektiği, buna göre davacının maddi tazminat isteminde haklı olduğu, davacı kiracının kiralanana yaptığı imalatların nelerden ibaret olduğunun ayrıntılı ve tereddüte yer vermeyecek şekilde tek tek tespit edilerek, hangisinin zorunlu ve faydalı masraflar, hangilerinin lüks masraflar olduğunun belirlenmesi, belirlenen zorunlu ve faydalı masraf kalemlerinin imalat tarihi itibariyle yıpranma payı düşülmüş bedellerinin, kalan kira süresi ile orantılı olarak tespiti ile kiracının, dava konusu kiralanan ile aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir taşınmazı aynı şartlarda ne kadar sürede kiralayabileceğinin bilirkişi aracılığıyla tespit edilerek, bu süre ile sınırlı olarak kazanç kaybına hükmedilmesi gerektiğinden bahisle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı şirketlerin taşınmadan kaynaklı herhangi bir zararlarının bulunmadığı, davacılar tarafından kiralanana yapılan masrafların ise lüks masraf olduğu, kira sözleşmesi gereği davalı taraftan talep edilemeyeceği, kiralanan 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkıldığından davalının kiralanana yapılan masraflardan yararlanmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacılar vekili; alınan bilirkişi raporları ile taşınmazın çürük ve ayıplı olduğunun kesin biçimde tespit edilmiş olmasına ve Yargıtayın müvekkilleri lehine verdiği bozma ilamına rağmen yeterli inceleme yapılmadan karar verildiğini, davalının ayıbı gizleyerek haksız tahliye yoluyla Mahkemce davacılara ağır zararlar verdiğinin sabit olduğunu, mevcut tespitler dikkate almadan, hatalı yöntemle zarar hesabı yapıldığını, bozma kararına fiilen direnildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme<br />
Uyuşmazlık, kira sözleşmesinin feshinden kaynaklı kazanç kaybı tazminatı ve kiralanana yapılan masrafların tahsili istemine ilişkindir.<br />
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).</p>

<p>Mahkemece uyulan Dairenin 15.02.2022 tarihli ilamıyla açıkça; kiralanana yapılan zorunlu ve faydalı masraf kalemlerinin belirlenmesi ve ile kiracının, dava konusu kiralanan ile aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir taşınmazı aynı şartlarda ne kadar sürede kiralayabileceği tespit edilerek bu süreyle sınırlı olarak kazanç kaybına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen, bozma ilamı kapsamında alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli bulunmadığı, faydalı ve zorunlu masraf kalemine ilişkin yapılan değerlendirmenin sadece şirket defterleri üzerinden inceleme yapılarak hazırlandığı, ekli tespit raporu ile kiralanana ilişkin mevcut fotoğrafların değerlendirilmediği, yine anılan raporlarda belirlenen sürede davacı şirketlerin kazanç kaybına ilişkin değerlendirme yapıldığı halde Mahkemece bu konuda gerekçe kurulmaksızın ret kararı verildiği anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hal böyle olunca; Mahkemece, uyulan bozma ilamında işaret edildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak, hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken bozma gerekleri yerine getirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,<br />
09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="12447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren Telefonunu Ver Mesajlarına Bakacağım Derse Kabul Etmek Zorunda mısınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xUxJh26h3SE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33427"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67338"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67451"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="86504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="13423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="69140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="21091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="21082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="25893"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="15881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="63557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="37889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="64552"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
