<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 02 Nov 2026 19:39:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTİNAFIN BOZMA KARARI SONRASINDA VERİLEN MAHKUMİYET KARARLARININ TEMYİZİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istinafin-bozma-karari-sonrasinda-verilen-mahkumiyet-kararlarinin-temyizi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istinafin-bozma-karari-sonrasinda-verilen-mahkumiyet-kararlarinin-temyizi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. ila 285. maddelerinde istinaf ve m.286 ila 307. maddelerinde de temyiz kanun yollarının düzenlendiği, hangi hükümlere karşı istinaf kanun yollarına başvurulabileceğinin m.272’de, istinaf talebi ve süresinin de m.273’de tanımlandığı, m.280’de de bölge adliy...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. ila 285. maddelerinde istinaf ve m.286 ila 307. maddelerinde de temyiz kanun yollarının düzenlendiği, hangi hükümlere karşı istinaf kanun yollarına başvurulabileceğinin m.272’de, istinaf talebi ve süresinin de m.273’de tanımlandığı, m.280’de de bölge adliye mahkemesinin istinaf kanun yolunda inceleme ve kovuşturma yapma usullerinin ortaya koyulduğu,</p>

<p>CMK m.286’da; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyiz edilebileceğinin 1. fıkrasında belirtilmesinden sonra, 2. fıkrada hangi hükümlerin temyiz kanun yoluna kapalı olduğunun sıralandığı ve 3. fıkrada da temyiz kanun yolu dışında kalmakla birlikte, hükümde sayılan suçlardan verilen BAM ceza dairelerinin temyiz yolunun açık olduğunun ifade edildiği,</p>

<p>Buna göre CMK m.286/1’e göre BAM ceza dairelerinin bozma kararlarının temyiz edilemeyeceğinin ve m.284/1’de de bu kararlara karşı direnilemeyeceğinin ortaya koyulduğu, böylece BAM ceza dairesi tarafından duruşma açılmaksızın ilk derece mahkemesinin verdiği beraat kararının bozulması ve sonrasında sanık hakkında 5 yıl veya daha az hapis cezasına karar verilmesi halinde, yukarıda yapılan tespit uyarınca, bozma kararı sonrası verilen mahkumiyet kararı BAM ceza dairesinin denetiminden geçmekle kesinleşeceğinden, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı,</p>

<p>BAM ceza dairesi tarafından bozma yerine duruşma açılması derken; CMK m. 280/1-e gereğince, “Hukuka kesin aykırılık halleri” başlıklı CMK m.289’da toplam 9 bent halinde sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinden en az birisi olmadan bozma kararı verildiğinden bahisle BAM ceza dairesinin verdiği hatalı bozma kararından bahsetmekle birlikte, hem m.284/1 ve hem de m.286/1-2,a hükümleri nedeniyle, hatalı veya doğru verilen bir bozma kararından sonra temyiz yoluna kapalı olan bir mahkumiyet kararına karşı temyiz yolunun açılmasının, ancak “Temyiz” başlıklı CMK m.286’da yapılacak usule ve amaca uygun bir değişiklikle mümkün olabileceği,</p>

<p>Yasal değişikliğe gidilmeksizin <i>de facto/fiili durum </i>itibariyle uygulamada bir beraat kararının istinaf kanun yolunda bozulmasından sonra, beraat yerine verilen 5 yıl ve daha az süreli hapis cezasına karşı temyiz yoluna gidilmesinin önünün açılmaya çalışıldığı, bu amaçla Yargıtay’ın bozma, hatta “hukuken yokluk” veya “hukuki değerden yoksunluk” kavramlarını kullanmak suretiyle sonucu BAM ceza dairelerinin bozma kararları ile bu bozma kararları sonrasında verilen ilk derece mahkemelerinin mahkumiyet kararlarını yok sayan bozma kararlarının verildiği,</p>

<p>Bununla birlikte; yasal değişiklik yapılmaksızın bu fiili uygulama içine girildiğinde CMK m.284 ile 286/1-2,a’nın anlamını yitirebileceği, çünkü gerçekte CMK m.289’a göre bozulması gereken bir ilk derece mahkemesinin beraat hükmünün de bu kabule göre bozulmayıp ilgili BAM ceza dairesinde duruşma açılması zorunluluğunu ortaya koyacağı, bunun da kanun koyucunun istinaf ve temyiz kanun yolları ile amaçladığı sistematiğe aykırı olduğu yani, sanıklar yönünden oluşan mağduriyetlerin giderilmesinde bir anlamda konu ile ilgili kanun hükümlerinin dolanıldığı ve bir çözüm bulunduğu, bu şekliyle ilk derece mahkemelerinin beraat yönünden hükümlerinin bozulması üzerine ilk derece mahkemesi tarafından 5 yıl ve altında verilen hapis cezalarına ilişkin hükümlerin temyize tabi olacağı,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong></p>

<p>Konu ile ilgili yasal değişikliğe gidilmezse veya BAM ceza dairelerinin bozma yetkisi CMK m.289’a uygun kullanılmazsa; aşağıda yer vereceğimiz iki BAM ceza dairesinin birbiri ile çelişen iki kararı ile bugüne kadar bozma yerine duruşma açılması gerektiğinden bahisle Yargıtay tarafından bozma kararları arasında oluşan farklılığın giderilmesi için konunun 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar kurulunun görevleri” başlıklı 35. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendi uyarınca, bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu tarafından Yargıtay’dan bu konuda bir karar verilmesini ve ihtilafın giderilmesinin talep edileceği dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>İstanbul BAM 13. Ceza Dairesi’nin 24.06.2025 tarihli, 2025/1867 E. ve 2025/2030 K. sayılı kararında;</strong> <i>“Dairemizin bozma kararından sonra ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda mahkumiyet hükmü verildiği gözetilerek, CMK’nın 286/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağı geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak veya bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığı ile dilekçe gönderilmek sureti ile Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere CMK'nın 286. maddesi uyarınca <strong>TEMYİZ</strong> yolu açık olmak üzere,”</i> sonucuna varıldığı,</p>

<p><strong>Ancak İstanbul BAM 12. Ceza Dairesi’nin 16.09.2026 tarihli, 2026/3864 E. ve 2026/3166 K. kararında;</strong> dosya içeriği bu yönden aynı mahiyette olması, yani ilk derece ceza mahkemesi hükmünün ilk başta sanığın beraatına, BAM ceza dairesinin bozma kararı sonrasında ise sanığa 5 yıl veya daha az hapis cezası verildiği halde, bu defa ilk derece mahkemesinin ikinci hükmünün CMK m.286/2-b,g gereğince kesin olduğunun, yani bu karara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olduğunun belirtildiği,</p>

<p><strong>Görüleceği üzere; </strong>yukarıda verdiğimiz iki BAM kararında çelişkinin bulunduğu, ilk başta hakkında beraat hükmü verilen ve bu hüküm BAM ceza dairesi tarafından bozulduktan sonra bu defa hakkında ilk derece mahkemesinin 5 yıl hapis cezası hükmünü içeren kararın BAM’da düzeltilerek veya doğrudan istinaf talebinin esastan reddi ile sonuçlanmasının ardından, esasen bu kararın kesin olduğu ve bu andan itibaren olağanüstü kanun yollarına açık olduğunun kabulü gerektiği halde, BAM ceza dairesinde duruşma açılmadan verilen bu tür bozma ve sonrasında verilen mahkumiyet kararlarına karşı istinaf kanun yolunun reddi kararlarına karşı Yargıtay’ca verilen bozma kararlarının yerleşik hale geldiği,</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> konu mevcut yasal düzenlemeler ışığında usuli güvencelere uygun yeknesaklığa kavuşuncaya veya birçok konuda olduğu gibi yasal değişikliğe gidilmek suretiyle çözüm bulununcaya kadar, BAM ceza dairesinde duruşma açılması yerine bozma kararı verilmesi sonrasında ilk derece mahkemesinin CMK m.286/2-b uyarınca temyize kapalı kararlarına karşı temyiz yolunun açık bırakılmasını öngören İstanbul BAM 13. Ceza Dairesi’nin 24.06.2025 tarihli kararının isabetli olduğu, hak arama hürriyetinin ve ilk başta hakkında beraat kararı verilen sanığın sonradan mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle temyiz hakkının engellendiği, çünkü bu mahkumiyet kararı BAM ceza dairesi tarafından verilmiş olsa idi, bu karara karşı CMK m.286/2-d uyarınca temyiz yolu açık olduğu, bu sebeple hak kaybının oluşmaması ve uygulama eşitliğinin sağlanabilmesi amacıyla bozma üzerine verilen mahkumiyet kararlarına karşı da temyiz yolunun açıldığı, dolayısıyla BAM ceza dairesinin kesin olarak reddine karşı yasa yolu, süresi ve başvurulacağı yer belirtilmediğinden, süre şartı aranmaksızın Anayasa m.40/2 de gözetilerek temyiz kanun yoluna başvurunun mümkün kılınmasının isabetli olacağı,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> BAM ceza dairesi tarafından temyiz talebinin kabule değer sayılmamasından dolayı reddi, yani temyiz isteminin usule uygun yapılmadığı ve son kararın temyize açık olmadığının kabulü halinde, temyiz eden tarafından ret kararının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay’dan bu hususta bir karar vermesi istenebilir, bu takdirde bu dosya Yargıtay’a gönderilir, ancak bundan dolayı hükmün infazı ertelenemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istinafin-bozma-karari-sonrasinda-verilen-mahkumiyet-kararlarinin-temyizi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 18:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/yazar/ersan-sen-yazdi1-2024-tokmak-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="27433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI VE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN YURT DIŞINA GÖNDERİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mekke-ortak-savunma-anlasmasi-ve-turk-silahli-kuvvetlerinin-yurt-disina-gonderilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mekke-ortak-savunma-anlasmasi-ve-turk-silahli-kuvvetlerinin-yurt-disina-gonderilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa’nın 92. Maddesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Bir İnceleme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>“Arzumuz, dışarda bağımsızlık, içerde kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir.”</i></p>

<p><i>Mustafa Kemal Atatürk (1923)</i></p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu çalışma, 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM’ce onaylanırsa, yürütmenin Suudi Arabistan’ın talebi üzerine Meclise yeniden sormadan asker gönderme yetkisi kazanıp kazanmayacağını incelemektedir. İnceleme; Anayasa’nın 92. maddesi, Anayasa Mahkemesinin bu maddeye ilişkin 1990 ve 2001 tarihli iki kararı, TBMM uygulaması ve NATO örneği üzerinden yapılmıştır. Anlaşma saldırı halinde yardım sözü vermekle birlikte asker göndermeyi zorunlu kılmadığından, Anayasa’daki andlaşma istisnası uygulanamaz; her somut gönderme için TBMM’nin ayrıca izin vermesi gerekir. Anayasa Mahkemesi bu izin kararlarını denetlemediğinden asıl güvence Meclisin kendisidir. Meclise sorulmadan asker gönderilmesi riski ise Anlaşmanın kendisinden değil; uygulama protokollerinden, yeni konuşlanma anlaşmalarından ve “eğitim/teknik destek” adı altındaki görevlendirmelerden doğabilir. Çalışma bu riske karşı onay kanununa eklenebilecek bir hüküm önermektedir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan 7 Ağustos 2026’da Mekke’de bir ortak savunma anlaşması imzalamıştır. Anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun teklifi 27 Ekim 2026’da TBMM Dışişleri Komisyonunda kabul edilmiş ve Genel Kurul görüşmesini beklemektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Kamuoyundaki temel soru şudur: Anlaşma onaylanırsa ve Suudi Arabistan asker isterse, hükümet TBMM’ye yeniden sormadan Türk askerini gönderebilir mi?</p>

<p>Bu soru yeni değildir. Türk anayasa hukukunda yurt dışına asker gönderme yetkisinin Meclise ait olduğu kabul edilir; ancak bu yetkinin nasıl kullanılacağı ve hangi hallerde Meclise sorulmayacağı uygulamada sık sık tartışılmıştır. Anayasa Mahkemesi konuyu 1990’da Körfez krizi, 2001’de 11 Eylül saldırıları vesilesiyle iki kez ele almıştır. Bu kararlar bilinmeden tartışmanın anlaşılması güçtür. Bu nedenle çalışmada önce Anlaşma ve Anayasa’nın 92. maddesi, ardından iki karar incelenmekte; daha sonra soru, TBMM uygulaması ve NATO örneğiyle karşılaştırılarak cevaplanmaktadır. Çalışma, 29 Ekim 2026 itibarıyla mevcut resmî belge ve açıklamalara dayanmaktadır.</p>

<p><strong>I. MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI</strong></p>

<p>Anlaşma 16 maddeden oluşmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Konumuz bakımından önemli hükümleri şunlardır:</p>

<p>– <strong>m.2 (kolektif savunma): </strong>Taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı hepsine yapılmış sayılır. Diğer taraflar “askerî imkân ve kabiliyetler de dahil olmak üzere mevcut imkânları çerçevesinde” yardım eder. Yardımın kapsamı ve niteliği, ihtiyacın değerlendirilmesinden sonra belirlenir. Hüküm, BM Şartı’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanır.</p>

<p>– <strong>m.8 (kurumsal yapı): </strong>Dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarından oluşan bir Komite kurulur. Uygulama için gerektiğinde ayrı anlaşma veya protokoller yapılır. Yeni ülkelerin katılım usulünü Komite belirler.</p>

<p>– <strong>m.10 (lojistik): </strong>Taraflar barışta ve savaşta mühimmat, yakıt ve yedek parça dahil lojistik destek sağlar.</p>

<p>– <strong>m.11 (iç hukuk): </strong>Uluslararası hukuk ve tarafların iç hukuku saklıdır; gerekirse ek yasal düzenleme önerilir.</p>

<p>– <strong>m.16 (yürürlük): </strong>Anlaşma, son onay belgesinin Sekretaryaya tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girer.</p>

<p>Kanun teklifinin gerekçesi de kolektif savunma hükmünün “kendiliğinden işlemeyeceğini”, desteğin her tarafın anayasal yükümlülükleri, millî mevzuatı ve yetkili makamlarının kararları çerçevesinde verileceğini belirtmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Komisyonda hükümet temsilcisi, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın iç onay süreçlerini tamamladığını bildirmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Bu durumda Anlaşma, Türkiye’nin onay belgesini tevdi etmesiyle yürürlüğe girecektir.</p>

<p>Kısaca Anlaşma, saldırı halinde yardım sözü verir; ancak bu yardımın asker gönderme biçiminde olacağını öngörmez. Aşağıda görüleceği gibi bu ayrım, Anayasa’nın 92. maddesinin uygulanmasında belirleyicidir.</p>

<p><strong>II. ANAYASA’NIN 92. MADDESİ</strong></p>

<p><strong>A. Kural: Asker Gönderme Yetkisi TBMM’nindir</strong></p>

<p>Anayasa’nın 92. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.”</p>

<p>Kural açıktır: Yetki TBMM’nindir. Hükmün kendisi iki istisna öngörür. Birincisi, Türkiye’nin taraf olduğu andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının bunu “gerektirdiği” hallerdir. İkincisi, ikinci fıkradaki olağanüstü durumdur: TBMM tatilde veya ara vermedeyken ülke ani bir silahlı saldırıya uğrarsa Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) kullanılmasına karar verebilir.</p>

<p>Uygulamada Cumhurbaşkanlığı, gerekçeli bir izin istemiyle (tezkere) TBMM’ye başvurur; Genel Kurul izni verir veya vermez. TBMM İçtüzüğünün 130. maddesine göre bu izin “belli bir süre için” verilir ve kararı Cumhurbaşkanı uygular.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Anayasa Mahkemesi üyesi Yılmaz Aliefendioğlu’nun 1990 tarihli karşıoyunda bu süreç şöyle anlatılır: Yürütme “lüzum, amaç ve kapsamı belirli bir istekle” Meclise başvurur; Meclis bunu değerlendirerek izin verir ya da “sebepleri geçerli görmezse bu isteği reddeder.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>Bu noktada iki işlem birbirinden ayrılmalıdır. Onay kanunu bir andlaşmayı iç hukuka sokar. Tezkere ise belirli bir yere, belirli bir görev ve süre için asker gönderilmesine izin verir. Kamuoyunda bu ikisi zaman zaman karıştırılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Kuralın Tarihsel Arka Planı</strong></p>

<p>Kuralın neden bu kadar ayrıntılı yazıldığını Anayasa Mahkemesi üyesi Ahmet Necdet Sezer 1990 tarihli karşıoyunda şöyle açıklar:</p>

<p>“… 1961 Anayasası’na ilişkin Kurucu Meclis görüşmeleri incelendiğinde TBMM’ne yetki veren böyle ayrıntılı bir düzenleme getirilmesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na yetkililerin çoğunun bilgisi dışında yalnızca birkaç kişinin kararı ile sürüklenerek kendisini bir oldu bitti içinde bulması ve 1950 yılında da Kore’ye asker gönderme kararının TBMM toplantıya çağrılmaksızın, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Savunma Bakanı’nca verilmesi gibi olaylar etkin olmuştur.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Sezer bundan şu sonucu çıkarır: Hükümet, “savaşı kışkırtıcı nitelikteki davranışlarıyla, meclisi savaş ilânına zorunlu kılacak durumlara düşürmemesi ve onu oldu bitti karşısında bırakmaması” gerekir; 92. madde yurt dışına asker göndermeyi bu nedenle Meclisin iznine bağlamıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Bu tespit, çalışmanın sonunda ele alınan “Meclise sorulmadan asker gönderme” riskinin de anayasal ölçüsüdür.</p>

<p><strong>C. İstisna: “Andlaşmaların Gerektirdiği Haller”</strong></p>

<p>Tartışmanın düğüm noktası bu istisnadır. “Gerektirmek” zorunlu kılmak demektir. Bir andlaşmanın asker göndermeye imkân tanıması veya bunu teşvik etmesi, onu “gerektirmez”.</p>

<p>Sezer, istisnanın mantığını şöyle açıklar: Asker gönderilmesine olanak veren andlaşmalar önceden Meclisin onayından geçtiği için onun bilgisi içindedir; “Çünkü bu durumda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gönderilebileceği yabancı ülkeler ile gönderme nedenleri … önceden bilinmektedir.”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Demek ki istisna, Meclisin andlaşmayı onaylarken askerin nereye ve neden gönderileceğini bildiği, yani andlaşmanın bunu belirlediği hallerde işler.</p>

<p>Aynı karardaki Yekta Güngör Özden’in karşıoyu da istisnaya giren halleri eğitim, inceleme, tören ve dostluk ziyareti gibi sınırlı amaçlarla ilişkilendirir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> İki görüş birlikte okunduğunda istisnanın dar yorumlanması gerektiği açıktır: Kural Meclisin yetkisidir; istisna ancak andlaşmanın kendisi yeri, amacı ve kapsamı belirleyip gönderme yükümlülüğü getirdiğinde uygulanabilir.</p>

<p><strong>III. ANAYASA MAHKEMESİNİN İKİ KARARI</strong></p>

<p><strong>A. Körfez Krizi Kararı (1990)</strong></p>

<p>Irak’ın 1990 yazında Kuveyt’i işgal etmesi üzerine TBMM iki karar almıştır. 12.8.1990 tarihli ve 107 sayılı kararla hükümete, ülkeye bir saldırı halinde derhal karşılık verilmesi amacıyla savaş hali ilânı, silahlı kuvvet kullanılması, yurt dışına asker gönderilmesi ve yabancı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında izin verilmiştir. 5.9.1990 tarihli ve 108 sayılı kararla da Körfez krizi nedeniyle asker gönderme ve yabancı kuvvet kabul etme izni, “lüzum, hudut ve şümulü Hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde” verilmiştir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Ana muhalefet partisi SHP, Grup Başkanı Erdal İnönü eliyle bu kararların iptalini istemiştir. Davacıya göre Meclis, yalnızca kendisine ait bir yetkiyi hükümete devretmişti.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 24.9.1990’da davayı esasa girmeden, yedi üyeye karşı dört üyenin oyuyla reddetmiştir. Mahkemeye göre bu kararlar kanun, kanun hükmünde kararname veya İçtüzük değildir; bunlarla eşdeğer metinler de değildir. Mahkeme kararları “özel, somut, geçici ve sübjektif” nitelikte, TBMM’nin “irade açıklaması biçimindeki özel kuralları” olarak görmüş ve hükümete verilen iznin “yasama yetkisinin devri değil, izin kararının yerine getirilmesi” olduğunu kabul etmiştir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p>Gerekçede bugün de önem taşıyan iki güvence yer alır. Birincisi, izni veren Meclis “gerektiğinde bu izni değiştirir ya da geri alabilir.” İkincisi, hükümetin Meclisi “uygun zaman aralıklarıyla … gelişmeler hakkında bilgilendirmesi, parlamenter geleneğin doğal sonucudur.”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Mahkeme, süresiz görünen “kriz sonrası” ifadesini de sınırsız bir yetki olarak değil, “mâkul ve kabul edilebilir süre” ile sınırlı bir izin olarak yorumlamıştır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Kararda Yekta Güngör Özden, Yılmaz Aliefendioğlu, Selçuk Tüzün ve Ahmet Necdet Sezer karşıoy kullanmıştır. Karşıoyların ortak noktası, bu kararların adı “karar” olsa da içerik olarak bir yetki devri olduğu ve esastan incelenmesi gerektiğidir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Sezer ayrıca Meclis izninin içeriği için bir ölçüt koymuştur: Bu konudaki Meclis kararlarında “yer, süre ve koşulların açıkça belirtilmesi zorunludur.” Çünkü “Ülke, yer ve süre belirtmeyen, koşulsuz bir meclis kararı belirsiz ve dolayısıyla sınırsız olacaktır.”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p><strong>B. 11 Eylül Kararı (2001)</strong></p>

<p>11 Eylül 2001 saldırılarından sonra NATO, ortak savunmayı düzenleyen 5. maddeyi işletmiştir. TBMM 10.10.2001 tarihli ve 722 sayılı kararıyla, “NATO Anlaşması’nın 5 inci maddesine işlerlik kazandırılmıştır” tespitine ve BM Güvenlik Konseyinin 1368 ve 1373 sayılı kararlarına dayanarak, “Sürekli Özgürlük Harekâtı” kapsamında hükümete yurt dışına asker gönderme ve yabancı kuvvetleri Türkiye’de bulundurma izni vermiştir. İznin “gereği, kapsamı, sınırı, zamanı ve süresi” hükümete bırakılmış; bir bitiş tarihi konmamıştır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p>Recai Kutan ve Yasin Hatiboğlu’nun da aralarında bulunduğu 113 milletvekili iptal davası açmıştır. Davacılara göre İçtüzüğün 130. maddesi izni “belli bir süre için” öngörmektedir; süresiz bir izin İçtüzüğü fiilen değiştirmiştir ve bu nedenle Mahkeme bu kararı denetleyebilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 22.11.2001’de davayı görevsizlik nedeniyle, yine yedi üyeye karşı dört üyenin oyuyla reddetmiştir. Gerekçeye göre Anayasa’da, 85. maddedeki istisna dışında, TBMM kararlarını “anayasal yargı denetimine tâbi tutan … açık bir düzenleme yoktur.” İçtüzük değiştirme usulü izlenmediği için 722 sayılı karar İçtüzük değişikliği de sayılamaz.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p>Haşim Kılıç, Yalçın Acargün, Sacit Adalı ve Ali Hüner ise karşıoylarında, İçtüzüğe göre iznin ancak Meclisçe tespit edilecek belli bir süre için verilebileceğini vurgulamıştır: “Süresi belli olmayan bir iznin ve yetkinin verilmesi söz konusu olamaz. Verilen iznin kapsamının da somut bir şekilde kararda belirtilmesi gerekir.” Karşıoya göre 722 sayılı karar, İçtüzükteki “belli bir süre” şartını fiilen “belirsiz bir süre” biçimine dönüştürmüştür.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p><strong>C. İki Kararın Ortak Sonucu</strong></p>

<p>İki karardan üç sonuç çıkmaktadır. Birincisi, tezkereler Anayasa Mahkemesinin denetimi dışındadır; bu nedenle güvence yargıda değil, Meclistedir. İkincisi, yürütme uygulamada geniş ve süresiz izinler istemiş, Meclis de bunları vermiştir; 2001’de NATO’nun 5. maddesi işletildiği halde Meclisten ayrıca izin alınmış, ancak bu izin çok geniş tutulmuştur. Üçüncüsü, karşıoylar ve çoğunluk gerekçesinin kendisi, iznin yer, süre ve koşul bakımından belirli olması, Meclisin izni geri alabilmesi ve hükümetin Meclisi düzenli olarak bilgilendirmesi gerektiği konusunda ortak bir zemin sunmaktadır.</p>

<p><strong>IV. MEKKE ANLAŞMASI YÜRÜTMEYE OTOMATİK YETKİ VERİR Mİ?</strong></p>

<p>Vermez. Anlaşma onaylansa bile Suudi Arabistan’a asker göndermek için TBMM’nin ayrıca izin vermesi gerekir. Gerekçeler şunlardır:</p>

<p>(1) <strong>Andlaşma istisnası uygulanamaz. </strong>Anlaşma yardımın türünü sonraya bırakır; askerin nereye, hangi amaçla ve ne kadar süreyle gönderileceğini belirlemez. Sezer’in ölçütüyle söylenirse, Meclis Anlaşmayı onaylarken askerin gönderileceği yeri ve gönderme nedenini bilmemektedir. Bu nedenle Anlaşma asker göndermeyi “gerektirmez”.</p>

<p>(2) <strong>Anlaşma ve gerekçesi iç hukuku saklı tutar. </strong>m.11 iç hukuku saklı tutmakta, gerekçe de kolektif savunmanın “kendiliğinden işlemeyeceğini” söylemektedir.</p>

<p>(3) <strong>Yürütme de aynı görüştedir. </strong>5 Ekim 2026 tarihli ortak bildiri, kuvvet konuşlandırmayı tarafların “ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla” öngörmüştür.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> Millî Savunma Bakanlığı da “anlaşmanın TBMM tarafından uygun bulunması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesine ilişkin gerekli yetkilendirme süreçlerinin tamamlanması” gerektiğini açıklamıştır.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p>(4) <strong>Onay kanunu tezkere yerine geçmez. </strong>Onay kanunu yer, görev ve süre içermez; İçtüzüğün aradığı “belli bir süre” şartını da karşılamaz.</p>

<p>(5) <strong>Cumhurbaşkanının olağanüstü yetkisi doğmaz. </strong>m.92/2 yalnızca Türkiye’ye yapılan ani bir saldırıda ve Meclis tatildeyken uygulanır; Suudi Arabistan’a yapılan saldırı bu kapsamda değildir.</p>

<p><strong>V. TBMM UYGULAMASIYLA KARŞILAŞTIRMA</strong></p>

<p>Benzer anlaşmalara dayanılan örneklerde Meclis izninin nasıl alındığı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.</p>

<p><i>Tablo 1. Andlaşma dayanağı ve TBMM izni</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Örnek</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p><strong>Dayanak andlaşma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p><strong>Meclis izni</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Azerbaycan (2020)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p>2010 tarihli Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması: saldırıda askerî imkânlar dahil yardım; yardımın biçimi ve kapsamı sonradan belirlenir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p>Ayrı tezkere alındı (bir yıl); tezkere bu Anlaşmaya atıf yapıyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Libya (2020)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p>Güvenlik ve Askerî İşbirliği Mutabakat Muhtırası (2019).<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p>Ayrı tezkere alındı; yer, kapsam, miktar ve zaman Cumhurbaşkanının takdirine bırakıldı.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Somali (2024)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p>Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması (08.02.2024).<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p>Ayrı tezkere alındı; 2026’da yenilenmek üzere yeniden Meclise geldi.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>NATO (2001)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p>NATO Antlaşması m.5 işletildi.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p>Ayrı tezkere alındı (TBMM Kararı 722).</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Katar (2015)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p>Türk kuvvetlerinin Katar’da konuşlanmasını açıkça düzenleyen ikili anlaşma.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p>Ayrı tezkere alınmadı; Anlaşmanın onayı m.92 izni sayıldı.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="100">
   <p><strong>Patriot (2013)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="287">
   <p>NATO çerçevesinde yabancı kuvvetlerin Türkiye’ye konuşlanması.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
   </td>
   <td valign="top" width="218">
   <p>Meclis kararı alınmadı; andlaşma istisnasına ve AY m.90’a (uygulama andlaşması) dayanıldı.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>Tablodan çıkan kural şudur: Anlaşma yalnızca yardım sözü veriyorsa ayrıca tezkere alınmıştır (Azerbaycan, Libya, Somali, NATO 2001). Mekke Anlaşması bu gruptadır. Özellikle Azerbaycan örneği dikkat çekicidir: 2010 tarihli anlaşmanın 2. maddesi de saldırı halinde “askerî imkan ve kabiliyetlerinin kullanılması da dahil” yardım öngörmekte ve “yardımın biçimi ve kapsamı”nı sonraya bırakmaktadır. Bu hüküm, 2020’de ayrıca tezkere alınmasını engellememiştir. Tezkeresiz iki örnekten Katar’da anlaşmanın kendisi konuşlanmayı düzenlemekte, Patriot’ta ise NATO’nun yerleşik düzenine dayanılmaktadır.</p>

<p><strong>VI. NATO ÇERÇEVESİNDE ASKER GÖNDERME</strong></p>

<p>NATO Antlaşmasının 5. maddesine göre bir müttefike yapılan saldırıda her üye, silahlı kuvvet kullanmak da dahil “gerekli gördüğü” önlemi alarak yardım eder. 11. maddeye göre ise Antlaşma hükümleri tarafların anayasal usullerine göre uygulanır.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a> Yani NATO da asker göndermeyi otomatik kılmaz; yardımın biçimini her devlet kendi anayasasına göre belirler.</p>

<p>2001 uygulaması bu nedenle önemlidir: NATO’nun 5. maddesi işletildiği halde TBMM’den ayrıca izin alınmış ve 722 sayılı karar bu izni NATO’nun 5. maddesine işlerlik kazandırıldığı tespitine dayandırmıştır. NATO’nun olağan faaliyetlerinde ise uygulama farklıdır. Hükümet 2013’te Patriot bataryalarının konuşlandırılması sırasında, “geçmişteki uygulamalarla aynı doğrultuda NATO çerçevesinde yapılacak konuşlandırmalar için ayrı bir Meclis kararı alınmasına gerek bulunmamaktadır” görüşünü açıklamıştır.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a> Tatbikat gibi olağan faaliyetler de bu yorumla tezkeresiz yürütülmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak NATO’da bir müttefikin savunması için asker gönderilecekse TBMM izni gerekir ve alınmaktadır. Mekke Anlaşmasında ise bugün itibarıyla NATO’daki gibi yerleşik bir ortak komuta ve kuvvet planlaması yoktur. Bu nedenle “ittifakın olağan faaliyeti” gerekçesi, Suudi Arabistan’a savunma amacıyla asker gönderilmesine uygulanamaz.</p>

<p><strong>VII. MECLİSE SORULMADAN ASKER GÖNDERİLMESİ RİSKİ</strong></p>

<p>Hukuken Anlaşma Meclisi devre dışı bırakmaz. Risk uygulamadadır ve üç yoldan doğabilir:</p>

<p>– <strong>Uygulama protokolü: </strong>m.8’e dayanan protokoller için TBMM onayı zorunlu değildir (AY m.90/3); Patriot örneğinde bu gerekçe kullanılmıştır. Kanaatimizce bir protokol, Anlaşmanın zorunlu kılmadığı bir asker göndermeyi zorunlu hale getiremez ve 92. maddedeki izni ortadan kaldıramaz.</p>

<p>– <strong>Yeni konuşlanma anlaşması (Katar modeli): </strong>Türk kuvvetlerinin Suudi Arabistan’da konuşlanmasını açıkça düzenleyen bir anlaşma onaylanırsa ayrıca tezkere aranmayabilir. Böyle bir anlaşma Meclise geldiğinde bir tezkere gibi incelenmelidir.</p>

<p>– <strong>“Eğitim/teknik destek” görevlendirmesi: </strong>Millî Savunma Bakanlığı, Suudi Arabistan’da “hâlihazırda … Türk askerleri tarafından çalıştırılan hava savunma sistemleri” bulunduğunu açıklamıştır.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a> Bunun için verilmiş bir TBMM izni bilinmemektedir. Kanaatimizce başka bir ülkenin hava savunmasında fiilen görev almak 92. madde kapsamındadır.</p>

<p>Üçüncü yol, Sezer’in uyardığı “oldu bitti” tehlikesinin ta kendisidir. Özden’in karşıoyundaki tespit de aynı yöndedir: Gönderilmenin amacı savaş olmasa bile “gönderilen ülkenin yorumu, karşılayışı ve davranışı savaş sonucunu getirebilir. Bu olasılığı gözardı etmek olanaksızdır.”<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a> Bölgedeki gerginlik dikkate alındığında bu uyarı güncelliğini korumaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ VE ÖNERİLER</strong></p>

<p>Mekke Ortak Savunma Anlaşması yürütmeye otomatik asker gönderme yetkisi vermez. Anlaşma yardım sözü verir, ancak asker göndermeyi zorunlu kılmaz; bu nedenle Anayasa’nın 92. maddesindeki andlaşma istisnası uygulanamaz. Anlaşma onaylansa bile Suudi Arabistan’a asker göndermek için TBMM’nin tezkere ile ayrıca izin vermesi gerekir. NATO’da da uygulama budur. Anayasa Mahkemesinin 1990 ve 2001 kararları tezkereleri yargı denetimi dışında tuttuğundan, bu alandaki asıl güvence Meclisin kendisidir. Bu çerçevede şu öneriler yapılabilir:</p>

<p>(1) <strong>Onay kanununa açık bir hüküm eklenmesi. </strong>Genel Kurul aşamasında onay kanununa şu hüküm eklenebilir:</p>

<p>“Anlaşmanın 2 nci maddesi kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi, Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinin iznine bağlıdır.”</p>

<p>Bu hüküm, iç hukuku saklı tutan m.11 ile uyumlu olduğundan kanaatimizce Anlaşmanın yeniden müzakeresini gerektirmez.</p>

<p>(2) <strong>Tezkerenin içeriğinin sınırlandırılması. </strong>Sezer’in ölçütü ve İçtüzüğün “belli bir süre” şartı doğrultusunda bir Suudi Arabistan tezkeresinde en azından yer (Suudi Arabistan toprakları; Yemen hariç), görev (hava savunması, eğitim, danışmanlık; muharip kara harekâtı hariç) ve süre (bir yıl) açıkça yazılmalıdır.</p>

<p>(3) <strong>Meclisin düzenli olarak bilgilendirilmesi. </strong>Anayasa Mahkemesinin 1990 kararında “parlamenter geleneğin doğal sonucu” saydığı bilgilendirme, tezkerede açık bir yükümlülük olarak yer almalıdır.</p>

<p>(4) <strong>Mevcut personelin dayanağının açıklanması. </strong>Suudi Arabistan’da görev yaptığı açıklanan personelin hukuki dayanağı Genel Kurulda açıklanmalı ve çıkarılacak tezkere bu personeli de kapsamalıdır.</p>

<p>Atatürk’ün dışarıda bağımsızlığı içeride millî egemenlikle birlikte andığı söz, bu konunun özünü de ifade eder: Türk askerinin hangi şartlarla yurt dışına gideceğine milletin temsilcisi olarak TBMM karar vermelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/11/safak-ugurlu.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Şafak UĞURLU</strong></p>

<p>Adana Barosu</p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Mevzuat ve uluslararası metinler</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982), m.87, 90, 92, 104.</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM İçtüzüğü, m.130.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kuzey Atlantik Antlaşması (1949), m.5, 11; 5886 sayılı Kanun (1952).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mekke Ortak Savunma Anlaşması (07.08.2026), TRT Haber’de yayımlanan metin (20.10.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Anayasa Mahkemesi kararları</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">AYM, E.1990/31, K.1990/24, 24.09.1990, RG 22.01.1991, S. 20763.</span></p>

<p><span style="color:#999999">AYM, E.2001/424, K.2001/354, 22.11.2001, RG 04.02.2003, S. 25014.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>TBMM belgeleri ve tutanakları</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM S. Sayısı 645 (23. Dönem): Türkiye-Azerbaycan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması.</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM S. Sayısı 697 (24. Dönem): Türkiye-Katar Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşması.</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM Kararları: 107 (12.08.1990), 108 (05.09.1990), 722 (10.10.2001), 1238 (02.01.2020), 1272 (17.11.2020).</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM Genel Kurul tutanakları: 05.02.2013, 19.03.2015, 02.01.2020, 17.11.2020, 21.07.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi TBMM’de”, 21.10.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Resmî açıklamalar ve diğer kaynaklar</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Millî Savunma Bakanlığı haftalık basın bilgilendirmeleri, 08.10.2026 ve 15.10.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi ortak bildirisi, Riyad, 05.10.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">TRT Haber, Mekke Anlaşmasına ilişkin haberler, 05.10.2026-27.10.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Millî Eğitim Bakanlığı, “Atatürk’ten Bağımsızlık Üzerine Görüşler”.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> TRT Haber, “Mekke İttifakı Anlaşması Komisyon’dan geçti”, 27.10.2026, trthaber.com/haber/gundem/mekke-ittifaki-anlasmasi-komisyondan-gecti-961369.html; “Mekke Anlaşması TBMM Dışişleri Komisyonunda”, 27.10.2026, trthaber.com/haber/gundem/mekke-anlasmasi-tbmm-disisleri-komisyonunda-961342.html.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Anlaşma metni: TRT Haber, “Mekke İttifak Anlaşması TRT Haber’de”, 20.10.2026, trthaber.com/haber/gundem/mekke-ittifak-anlasmasi-trt-haberde-960642.html.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi TBMM’de”, 21.10.2026, tbmm.gov.tr/Haber/Detay?Id=ed60a249-9dff-44e5-91ae-01a15edfe201.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> TRT Haber, “Mekke Anlaşması TBMM Dışişleri Komisyonunda”, 27.10.2026 (Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü’nün sunumu).</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> İçtüzük m.130’un, aşağıda incelenen 2001 tarihli kararda aktarılan metni şöyledir: “Anayasanın 92 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına belli bir süre için, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce izin verilir. Bu kararı Cumhurbaşkanı uygular.” AYM, E.2001/424, K.2001/354, 22.11.2001, RG 04.02.2003, S. 25014, normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2001-354-nrm.pdf.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, E.1990/31, K.1990/24, 24.09.1990, RG 22.01.1991, S. 20763, Üye Y. Aliefendioğlu’nun karşıoyu, normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/1990-24-nrm.pdf.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, Üye A. N. Sezer’in karşıoyu. Sezer daha sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı (1998-2000) ve Cumhurbaşkanı (2000-2007) olmuştur. Karşıoya göre 92. maddenin birinci fıkrası 1961 Anayasası’nın 66. maddesinden aynen alınmıştır; 1924 Anayasası da savaş ilânını TBMM’nin “bizzat kendi ifa ettiği” görevler arasında saymıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, Sezer karşıoyu. Karşıoyun devamında: “Hangi devlete veya devletlere savaş ilân edileceğine TBMM’nin kendisi karar vereceği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri yabancı ülkeye gönderilecekse bu ülke veya ülkelerin hangileri olacağını da TBMM saptamalıdır.”</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, Sezer karşıoyu. Aynı yerde, milletlerarası nezaket kurallarının gereği olarak silahlı kuvvet göndermek ve kabul etmek için de Meclis kararı alınmasının gerekli görülmediği belirtilir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, Y. G. Özden’in karşıoyu: “Bilgi ve görgü artırma, araştırma ve inceleme, deneyim, tören, karşılıklı dostluk ziyareti, konukluk ya da turistik gezi amaçlanmadığına göre ‘Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında’ Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesinin başka anlamı olamaz.” Özden’e göre asker gönderme yetkisi, savaş ilânı gibi, bir yasayla belirlenmelidir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> 107 sayılı karar (RG 14.08.1990, S. 20605) izni “Ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak” vermiştir. 108 sayılı karar (RG 07.09.1990, S. 20628) ise izni, Ortadoğu’da barış ve istikrarın yeniden tesisi, ülkenin güvenliğinin sağlanması ve “kriz süresince ve sonrasında” Türkiye’nin yüksek menfaatlerinin kollanması amaçlarına bağlamıştır. Her iki metin AYM, K.1990/24’te aynen yer alır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, çoğunluk gerekçesi. Mahkeme ayrıca şu tespiti yapmıştır: Yetkinin “ancak her olayın somut koşulları içinde TBMM’nde yapılacak değerlendirmeler sonucunda kullanılmasının gerektiği yolundaki sav, hukuksal idealizm açısından çekici ve doğru görülebilirse de, uygulamadan kaynaklanan gereksinmeler ve gerçeklerle bağdaştırılması son derece güçtür.” Kararların yeterince ayrıntılı yazılmamış olması ise “üslûp sorunu” ve “yerindelik denetimi” kapsamında görülmüştür.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, çoğunluk gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, çoğunluk gerekçesi: Bu ifade “söz konusu kararın sınırsız süreyle kullanılabilme olanağını değil, ancak uluslararası ilişkiler geleneğinin körfez krizi nedeniyle zorunlu kılabileceği, mâkul ve kabul edilebilir süredeki meşru bir gereksinimi öngörmektedir.”</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Aliefendioğlu’na göre “amaç ve kapsam belirlemeden ve herhangi bir süreyle sınırlamadan” asker gönderme değerlendirmesinin hükümete bırakılması, “TBMM’ne ait olan ‘izin verme yetkisinin’ hükümete devredilmesi anlamına gelir” ve bu yetki devri “Meclis kararıyla yapılamaz.” Tüzün’e göre ise “Aksi halde Meclis kararları ile ‘kanun niteliğinde’ işlemler yapma olasıdır.” Özden de kararları yasama yetkisinin devri niteliğinde görmüştür. AYM, K.1990/24, karşıoylar.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, Sezer karşıoyu. Sezer’e göre 108 sayılı kararla “ortada somut bir olay bulunmaksızın meclise ait bir yetki çok uzun ve belirsiz bir süre için Hükümete verilmektedir.” Sezer, usulüne uygun bir 92. madde kararının yargı denetimine bağlı olmadığını kabul etmekle birlikte, yetkiyi hükümete devreden bir kararın yasa niteliği taşıdığını ve denetlenmesi gerektiğini savunmuştur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Kararın son fıkrası (RG 12.10.2001, S. 24551): “… Hükümet, Anayasanın 92 nci ve 117 nci maddeleri uyarınca, gereği, kapsamı, sınırı, zamanı ve süresi Hükümetçe belirlenmek üzere, terörizme karşı başlatılan sürekli özgürlük harekâtı ve devamının icrası kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi, yabancı silahlı kuvvetler unsurlarının Türkiye’de bulunması ve Hükümetçe verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Hükümete izin verilmesi …” AYM, K.2001/354’te aynen yer alır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.2001/354, çoğunluk gerekçesi. Mahkemeye göre aksi kabul, “Anayasa’nın 85. maddesinde belirtilenler dışında kalan kimi kararlar”ın da denetim alanına alınması sonucunu doğurur; “bu tür yorumla bu sayılanlara ilave yapılmasında Anayasa’ya uyarlık yoktur.” Anayasa’nın 85. maddesi, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ve üyeliğin düşmesine ilişkin Meclis kararlarını Anayasa Mahkemesi denetimine açar.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.2001/354, karşıoy. Karşıoya göre çoğunluk, “İçtüzüğün 130. maddesinde öngörülen ‘belli bir süre’ ile izin verilip verilmediği tartışması”nı karşılamamıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> TRT Haber, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Komite Toplantısı sonrası ortak bildiri yayımlandı”, 05.10.2026, trthaber.com/haber/dunya/mekke-ortak-savunma-anlasmasinin-komite-toplantisi-sonrasi-ortak-bildiri-yayimlandi-959191.html.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> MSB haftalık basın bilgilendirmesi, 15.10.2026: TRT Haber, “MSB: Suudi Arabistan’a askeri destek süreci Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda yürütülecek”, trthaber.com/haber/gundem/msb-suudi-arabistana-askeri-destek-sureci-anayasa-ve-mevzuat-hukumleri-dogrultusunda-yurutulecek-960171.html.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Anlaşma m.2: TBMM S. Sayısı 645 (23. Dönem), cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D23/Y5/T1/DosyaKomisyonRaporunuVerdi/c0a62100-adf9-4839-86fd-e76d96865978.pdf. Tezkere (3/1394) görüşmesi: TBMM Genel Kurulu, 17.11.2020, tbmm.gov.tr/Milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=92209; TBMM Kararı 1272.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Genel Kurulu, 02.01.2020, tezkere görüşmesi, tbmm.gov.tr/Milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=84452; TBMM Kararı 1238.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Genel Kurulu, 21.07.2026, Somali tezkeresinin yenilenmesine ilişkin görüşme, tbmm.gov.tr/Milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=147022.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Anlaşma m.4 ve Dışişleri Komisyonu raporu: TBMM S. Sayısı 697 (24. Dönem), cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D24/Y5/T1/DosyaKomisyonRaporunuVerdi/ebbda2b4-2aac-4000-b63f-d7b334ed5fdf.pdf; hükümetin onay kanununun izin yerine geçeceği yönündeki açıklaması: TBMM Genel Kurulu, 19.03.2015, tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=39212.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Genel Kurulu, 05.02.2013, Millî Savunma Bakanı İ. Yılmaz’ın açıklaması, tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=22444.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> Kuzey Atlantik Antlaşması m.5 ve m.11, nato.int/cps/en/natohq/official_texts_17120.htm. Türkiye Antlaşmaya 18.02.1952 tarihli ve 5886 sayılı Kanunla taraf olmuştur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Genel Kurulu, 05.02.2013, Millî Savunma Bakanı İ. Yılmaz’ın açıklaması. Bakana göre “Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların gerektirdiği hâllerde yabancı silahlı kuvvetlerin gelmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinden izin almaya gerek yoktur”; uluslararası bir antlaşmaya dayanan uygulama antlaşmalarının TBMM’ce uygun bulunması da zorunlu değildir (AY m.90).</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> MSB haftalık basın bilgilendirmesi, 08.10.2026 (aktaran NTV), ntv.com.tr/turkiye/msb-acikladi-turk-askeri-riyada-gidecek-mi-1745391.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> AYM, K.1990/24, Özden karşıoyu.</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mekke-ortak-savunma-anlasmasi-ve-turk-silahli-kuvvetlerinin-yurt-disina-gonderilmesi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/terazi-bayrak-ayms.jpg" type="image/jpeg" length="39486"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki Bölümler gündemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-bu-haftaki-bolumler-gundemi-3-4-11</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-bu-haftaki-bolumler-gundemi-3-4-11" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin İkinci Bölüm Gündemi (3.11.2026) ve Birinci Bölüm Gündemi (4.11.2026)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<h1>3 Kasım 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>23.10.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>3.11.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/10982</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, başvurucuların din ve inanç temelinde ayrımcı muameleye maruz kaldığı iddiası ile yaptıkları suç duyurusuna ilişkin etkili soruşturma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeni ile din ve inanç özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/462</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yayımlanan bir kitapta kullanılan ifadeler nedeniyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/7542</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 9. maddesi uyarınca internet siteleriyle ilgili erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin çıkarılması kararları verilmesi nedeniyle başvurucuların ifade özgürlükleri ile etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/62504</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, özel sağlık sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak davasının hakem-bilirkişiye başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/14478</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/25010</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru işçi alacaklarına ilişkin davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/24750</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, disiplin cezasına karşı şikâyet yoluna başvuran hükümlünün esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/46684</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, gerekçeli temyiz dilekçesine rağmen temyiz incelemesinin yalnızca kanunun açık hükmüne ve kamu düzenine aykırılık sebepleriyle sınırlı şekilde yapılarak temyiz talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/4404</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, maden işletme ruhsatlı sahalara ait gayrisıhhi müessese işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının iptaline ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/12388</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kaçakçılık şüphesiyle el konulan taşınır malların ceza yargılaması sonucunda iadesine karar verilmesine rağmen idare tarafından teslim edilmeyip tasfiye edilmesi sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/33752</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, zatî demirbaş tabancanın piyasa koşullarındaki gerçek değerinin ödenmesi talebinin yargı makamlarınca değerlendirilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/63819</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, aracın haksız olarak müsadere edilmesi ve müsadere kararında gerekçe bulunmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/273</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan öğretim kurumuna ait mal varlığı değerlerinin Hazineye geçirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/41123</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, başvurucu Şirkete ait tesiste bilinmeyen kişilerce yangın çıkarılması nedeniyle meydana gelen zararların karşılanması talebiyle açılan davada esasa etkili iddiaların araştırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/15099</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, arkeolojik sit alanı ilan edilen alanda bulunan yapının kaldırılması işleminin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi ve yıkım işleminden kaynaklanan zararların giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/23120</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Belediye arsası üzerine inşa edilen gecekondunun yıkılmasından dolayı meydana gelen zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2019/12703</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi ve açılan maddi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kararların icrası ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/4066</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; taşınmaza kamulaştırma yapılmadan el atılması, kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın düşük belirlenmesi, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/21887</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, zapttan sorumluluk hükümlerinin hatalı uygulanarak trafik sicil kayıtlarının tutulmasında idarenin sorumluluğunun gözetilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/51885</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, işyerindeki bilgisayarda WhatsApp adlı mesajlaşma programı kullanılarak yapılan yazışmaların incelenmesi ve bu yazışmalar gerekçe gösterilerek disiplin cezası verilmesi nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/50481</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, devlet memurluğundan çıkarma işleminin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/17020</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, uzman onbaşı olmak amacıyla Jandarma Genel Komutanlığı ile imzaladığı sözleşmenin feshedilmesi işlemine karşı açılan iptal davasında davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/99661</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisakının ve irtibatının olduğu değerlendirilen öğretim üyesinin meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kanun hükmünde kararname listesinde adına yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılmasından ötürü masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/36548</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kamudaki görevine iade edilirken atamanın önceki göreve yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/52194</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, göreve son verilmesine ilişkin işleme karşı açılan davada uyuşmazlığın esasına ilişkin iddialar karşılanmadan karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/59387</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda mektup alma veya gönderme hakkına sayfa sınırı konulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/57418</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, açığa alınma sürecine ilişkin açılan manevi tazminat davasının reddi nedeniyle özel hayata saygı hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/13330</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, icra müdürü olarak görev yapan başvurucunun makam odasını görür vaziyette icra dairesinin içine kamera konulması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/23252</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; eczane ile yapılan sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/24517</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kamu görevinden çıkarılan murisin görevine iadesine karar verilmesi sonrasında anılan işleme sebebiyet veren kamu görevlileri hakkında yapılan şikâyet bakımından etkili bir ceza soruşturması yapılmaması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<h1>4 Kasım 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>23.10.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4.11.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/64930</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kişilik haklarını ihlal ettiği ileri sürülen internet içeriklerine erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin çıkarılması yönündeki taleplerin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/100155</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararının gereği yerine getirilmeyerek yargılamada düşme kararı verilmesine yönelik talebin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/104892</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, başvurucunun bazı eylemleri nedeniyle terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/5203</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlar nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçundan cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/23599</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin yabancıya sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının, sınır dışı etme kararının uygulanması hâlinde aile bütünlüğünün bozulacak olması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, sınır dışı etme kararına karşı açılan davada usule ilişkin bazı güvencelere uyulmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/28535</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin yabancıya sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının, sınır dışı etme işleminin uygulanması hâlinde aile aile bütünlüğünün bozulacak olması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, sınır dışı etme kararına karşı açılan davada usule ilişkin bazı güvencelere uyulmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkı ile yerleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2026/29632</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; yabancıyı kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının, sınır dışı etme işlemi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, sınır dışı etme işlemine karşı etkili şekilde itiraz edememesi nedeniyle yerleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkının, sınır dışı etme işlemine ilişkin yargılama nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/28095</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, cinsel istismar suçundan yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2026/26860</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; yabancıya, kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/42803</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, cinsel saldırı suçunun etkili soruşturulmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/7243</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; taşınmazın vasfının hatalı değerlendirilmesi sonucunda kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2025/47669</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, sicile şerh düşülmesi suretiyle gerçekleştirilen elkoyma tedbirinin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/4415</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; aleyhine verilen kararın hatalı olması ve ihtiyati tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına yöneliktir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/97356</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ilamlı icranın geri bırakılması için teminat olarak yatırılan paranın nemalandırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/4843</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında kapatılan Vakıf Üniversitesinden olan işçilik alacağının ödenmesi talebinin terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı olduğu gerekçesiyle incelenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ve terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunulduğunun ifade edilmesi nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/11222</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kiracı tarafından işletilen akaryakıt istasyonuna uygulanan ve kiralanan taşınmazın tahliyesi sonrasında da devam eden mühürlemenin mahkeme kararı gereğince kaldırılması üzerine taşınmazın maliki tarafından açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/10053</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; elkoyma tedbiri ve müsadere kararı verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, adli kontrol kararları nedeniyle seyahat hürriyetinin, mahkûmiyet kararı nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/57338</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, emeklilikten sonra bir işte çalışmaya başlanıldığının tespiti üzerine emekliliğe bağlı olarak ödenmiş yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/25558</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, idare ile akdedilen kira sözleşmesinin sona ermesi üzerine taşınmazdan tahliye edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/44293</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, geçici köy koruculuk görevinin sonlandırılmasına dair işleme karşı açılan davada esasa dair iddiaların dikkate alınmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/53665</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; resen emeklilik işleminin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/43196</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, uçuş tazminatının ödenmesi talebinin reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/39690</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kesinleşen mahkeme kararının icra edilmemesi nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/32699</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, lehe kesinleşen yargı kararının icrai nitelikte olmaması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/29606</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, aday memur olarak atanabilmek için yapılan sözlü sınavda başarısız sayılmaya ilişkin işlemin iptali amacıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/44618</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, devlet memurluğundan çıkarma işleminin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/30435</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza davasında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/79266</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/98402</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, itirazın reddi kararına esas alınan bilirkişi raporunun başvurucuya tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/18962</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza davasında sanığın ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya uzaktan katılımının sağlanması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-bu-haftaki-bolumler-gundemi-3-4-11</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/11/h-w-hr-f-gb-ww-a-axixg.jpg" type="image/jpeg" length="84798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE FESİH VE HUKUKİ SONUÇLARI: TASFİYE, YÜKLENİCİNİN ALACAK HAKLARI VE İMALAT BEDELİNİN HESAPLANMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-fesih-ve-hukuki-sonuclari-tasfiye-yuklenicinin-alacak-haklari-ve-imalat-bedelinin-hesaplanmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-fesih-ve-hukuki-sonuclari-tasfiye-yuklenicinin-alacak-haklari-ve-imalat-bedelinin-hesaplanmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, Türk hukuk uygulamasında en fazla uyuşmazlığa konu olan sözleşme türlerinden birini oluşturmaktadır. Bunun temel nedeni, bu sözleşmelerin yalnızca bir eser sözleşmesi niteliği taşımaması; aynı zamanda taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin unsurlar da içeren, karşıl...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, Türk hukuk uygulamasında en fazla uyuşmazlığa konu olan sözleşme türlerinden birini oluşturmaktadır. Bunun temel nedeni, bu sözleşmelerin yalnızca bir eser sözleşmesi niteliği taşımaması; aynı zamanda taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin unsurlar da içeren, karşılıklı ve birbirine bağlı edimlerden oluşan karma nitelikli bir hukuki ilişki meydana getirmesidir. Arsa sahibinin arsasını yükleniciye tahsis etmesi, buna karşılık yüklenicinin belirli teknik ve hukuki şartlara uygun bir yapı inşa ederek bunun kararlaştırılan bağımsız bölümlerini arsa sahibine teslim etmeyi üstlenmesi, tarafların edimlerini uzun bir zamana yaymakta ve sözleşmenin ifası süresince çok sayıda hukuki ilişkinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.</p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, sözleşmenin ifası sırasında değil, sözleşmenin sona ermesi aşamasında ortaya çıkmaktadır. Özellikle yüklenicinin inşaata hiç başlamaması, inşaatı makul süre içerisinde tamamlamaması, projeye aykırı imalat gerçekleştirmesi, ruhsat alınamaması, işi terk etmesi veya sözleşmeden doğan diğer yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi hâllerinde arsa sahipleri çoğu zaman sözleşmeyi feshetme yoluna başvurmaktadır. Buna karşılık yükleniciler ise gerçekleştirdikleri imalatların karşılıksız bırakılamayacağını, meydana getirdikleri ekonomik değerin tasfiye sırasında dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek çeşitli alacak taleplerinde bulunmaktadır.</p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan yanılgılardan biri, haklı nedenle gerçekleştirilen feshin yüklenicinin bütün haklarını kendiliğinden ortadan kaldırdığı yönündeki düşüncedir. Oysa kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih, yalnızca sözleşme ilişkisinin sona ermesini ifade etmemekte; aynı zamanda tarafların o ana kadar yerine getirdikleri edimlerin hangi esaslara göre tasfiye edileceği, yüklenicinin meydana getirdiği imalatların hukuki akıbeti, iş bedelinin hangi tarihteki ekonomik değerler esas alınarak hesaplanacağı ve tarafların birbirlerinden hangi taleplerde bulunabilecekleri gibi son derece önemli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Başka bir ifadeyle, fesih çoğu zaman uyuşmazlığın sonunu değil, tasfiye sürecinin başlangıcını oluşturmaktadır.</p>

<p>Nitekim kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshedilmesi hâlinde uygulanacak hukuki rejim, uzun yıllar boyunca gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında önemli tartışmalara konu olmuştur. Bu tartışmaların odak noktasını, genel borçlar hukuku hükümlerinin kat karşılığı inşaat sözleşmelerine aynen uygulanıp uygulanamayacağı, feshin her durumda geçmişe etkili sonuç doğurup doğurmayacağı ve taraflar arasındaki tasfiyenin hangi esaslara göre gerçekleştirileceği oluşturmuştur. Özellikle yüklenicinin inşaatın önemli bir kısmını tamamladığı hâllerde, klasik dönme teorisinin aynen uygulanmasının hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı yönündeki görüşler zamanla ağırlık kazanmış; bu gelişme Yargıtay'ın içtihatlarına da yansımıştır.</p>

<p>Bu alandaki en önemli dönüm noktası, <strong>Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 25.01.1984 tarihli ve E.1983/3, K.1984/1 sayılı kararıdır.</strong> Anılan kararla birlikte, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih kurumunun genel borçlar hukuku ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmekle birlikte, somut olayın özellikleri ve dürüstlük kuralı gözetilerek bazı durumlarda feshin geçmişe değil ileriye etkili sonuç doğurabileceği de açıkça ortaya konulmuştur. Böylece uzun yıllar boyunca uygulamada yaşanan önemli bir tereddüt giderilmiş ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin tasfiyesine ilişkin yeni bir içtihat çizgisi oluşmuştur.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından verilen çok sayıda karar, bu ilkeyi geliştirerek fesih sonrasında yüklenicinin hangi hakları talep edebileceği, iş bedelinin hangi tarihteki rayiçler esas alınarak hesaplanacağı, arsa paylarının hukuki durumu ve tasfiyenin kapsamı gibi konularda uygulamaya yön vermiştir. Özellikle <strong>Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 17.11.1987 tarihli ve E.1987/474, K.1987/3975 sayılı kararı</strong>, yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların bedelinin hangi tarihteki ekonomik koşullar esas alınarak belirleneceği konusunda bugün de önemini koruyan temel ilkelerden birini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshedilmesine ilişkin hukuki rejim, öğretide ileri sürülen görüşler ve Yargıtay uygulaması birlikte değerlendirilerek incelenecektir. Bu kapsamda öncelikle kat karşılığı inşaat sözleşmesinin hukuki niteliği ile fesih kurumunun genel esasları ele alınacak; daha sonra feshin geçmişe ve ileriye etkili sonuçları, İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun konuya ilişkin yaklaşımı, tasfiye sürecinin kapsamı, yüklenicinin fesih sonrasında ileri sürebileceği talepler ve konuya yön veren emsal Yargıtay kararları ayrıntılı olarak değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>I. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Fesih Kurumunun Genel Çerçevesi</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, Türk hukukunda kanunda özel olarak düzenlenmiş bağımsız bir sözleşme tipi olmayıp, uygulama ve öğreti tarafından kabul edilen kendine özgü (sui generis) karma nitelikli sözleşmeler arasında yer almaktadır. Sözleşmenin bir yönünü, yüklenicinin bir eser meydana getirme borcu oluştururken; diğer yönünü ise arsa sahibinin, sözleşmede kararlaştırılan bağımsız bölümlerin veya arsa paylarının mülkiyetini yükleniciye devretme borcu meydana getirmektedir. Bu nedenle kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, eser sözleşmesine ilişkin hükümler ile taşınmaz satışına ilişkin kuralların birlikte değerlendirilmesini gerektiren karma bir hukuki yapı arz etmektedir.</p>

<p>Sözleşmenin bu karma niteliği, özellikle fesih kurumunun uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Zira eser sözleşmelerinde yüklenicinin meydana getireceği eser çoğu zaman tek seferde teslim edilen bir edim niteliği taşırken, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde tarafların borçları uzun bir zaman dilimine yayılmakta; ruhsat işlemlerinden proje hazırlığına, kaba inşaattan iskânın alınmasına kadar birbirini takip eden çok sayıda teknik ve hukuki aşamadan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu sözleşmelerde meydana gelen temerrüt veya sözleşmeye aykırılık hâllerinin değerlendirilmesi de klasik eser sözleşmelerinden farklı özellikler göstermektedir.</p>

<p>Genel borçlar hukuku bakımından borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklıya tanınan seçimlik haklar, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri bakımından da kural olarak uygulanmaktadır. Bununla birlikte, sözleşmenin niteliği gereği, fesih hakkının kullanılması her somut olayda aynı hukuki sonuçları doğurmamaktadır. Özellikle inşaatın henüz başlangıç aşamasında bulunduğu durumlarla, yapının büyük ölçüde tamamlandığı hâller arasında hukuki sonuç bakımından önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih kurumunun değerlendirilmesi, yalnızca genel temerrüt hükümleriyle sınırlı olmayıp, dürüstlük kuralı, hakkaniyet ilkesi ve sözleşmenin ifa düzeyi birlikte dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p><strong>II. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Fesih Rejimi ve 25.01.1984 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının Getirdiği Hukuki Yaklaşım</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi konusunda uzun yıllar boyunca uygulamada yaşanan en önemli tartışma, genel borçlar hukuku hükümlerinin bu sözleşmelere aynen uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmıştır. Özellikle yüklenicinin temerrüde düşmesi üzerine arsa sahibinin sözleşmeden dönmesi hâlinde, bu dönmenin geçmişe etkili sonuç doğuracağı ve tarafların sözleşme hiç kurulmamış gibi eski hâle döneceği yönündeki klasik yaklaşım, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin kendine özgü yapısı karşısında ciddi eleştirilere konu olmuştur. Gerçekten de yıllarca devam eden, önemli miktarda emek, malzeme ve sermaye gerektiren bir inşaat faaliyetinin sonunda, sırf sözleşme feshedildiği gerekçesiyle tarafların başlangıçtaki hukuki durumlarına döndürülmesi, çoğu zaman ne ekonomik gerçeklikle ne de hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmaktadır.</p>

<p>Sorunun temelinde, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin klasik eser sözleşmelerinden önemli ölçüde farklı bir ekonomik yapıya sahip olması yatmaktadır. Yüklenici, sözleşmenin imzalanmasından itibaren yalnızca bir eser meydana getirmemekte; aynı zamanda ruhsat işlemlerini yürütmekte, projeleri hazırlatmakta, finansman sağlamakta, malzeme temin etmekte ve çoğu zaman inşaatın önemli bir bölümünü tamamlamaktadır. Bu süreçte meydana getirilen ekonomik değer yalnızca yüklenicinin değil, aynı zamanda arsa sahibinin malvarlığında da önemli bir artış sağlamaktadır. İnşaatın belirli bir seviyeye ulaştığı durumlarda arsa, artık başlangıçtaki arsa olmaktan çıkmakta; üzerinde önemli ölçüde tamamlanmış bir yapı bulunan farklı bir ekonomik değere dönüşmektedir. Böyle bir durumda sözleşmenin geriye etkili olarak ortadan kaldırılması ve tarafların eski hâle döndürülmesi, teorik olarak mümkün görünse bile uygulamada çoğu zaman hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>İşte bu tartışmalar, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun <strong>25.01.1984 tarihli ve E.1983/3, K.1984/1 sayılı kararı</strong> ile önemli ölçüde çözüme kavuşturulmuştur. Anılan karar, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi bakımından bugün de geçerliliğini koruyan temel ilkeleri ortaya koymuş; özellikle feshin her somut olayda aynı hukuki sonucu doğurmayacağını açıkça kabul etmiştir.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, öncelikle kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin de genel borçlar hukuku sistematiği içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiş, yüklenicinin temerrüdü hâlinde arsa sahibinin sözleşmeden dönme hakkının bulunduğunu belirtmiştir. Ancak kararın asıl önemi, bu genel ilkeyi mutlak bir kural olarak kabul etmemesinden kaynaklanmaktadır. Kurul, özellikle uzun süre devam eden inşaat faaliyetleri sonucunda meydana gelen fiili ve ekonomik durumun göz ardı edilmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağını belirtmiş; bazı hâllerde klasik dönme teorisinin uygulanmasının hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğurabileceğini ifade etmiştir.</p>

<p>Bu nedenle İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde her olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş; yüklenicinin edimlerinin ulaştığı aşama, inşaatın gerçekleşme oranı, tarafların sözleşmeye aykırılıklarının ağırlığı ve dürüstlük kuralı birlikte dikkate alınarak feshin geçmişe veya ileriye etkili sonuç doğurabileceği benimsenmiştir. Böylece kat karşılığı inşaat sözleşmeleri bakımından tek tip bir fesih rejimi yerine, somut olayın özelliklerine göre farklı hukuki sonuçların doğabileceği esnek bir sistem kabul edilmiştir.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun bu yaklaşımı, aslında klasik borçlar hukuku ilkelerinden tamamen ayrılmayı değil; tam aksine, bu ilkelerin Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile birlikte yorumlanmasını amaçlamaktadır. Kurul, sözleşmenin henüz başlangıç aşamasında bulunduğu ve yüklenicinin önemli sayılabilecek bir ekonomik değer meydana getirmediği durumlarda geçmişe etkili fesih sonucunun doğal olduğunu kabul etmekte; buna karşılık inşaatın büyük ölçüde tamamlandığı veya arsa sahibinin yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatlardan önemli ölçüde yararlandığı durumlarda aynı sonucun hakkaniyet duygusunu zedeleyebileceğini belirtmektedir.</p>

<p>Gerçekten de inşaatın yüzde seksen veya doksan seviyesinde tamamlandığı, arsa sahibinin ekonomik değeri önemli ölçüde artmış bir taşınmaza sahip olduğu hâllerde, sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılması ve yüklenicinin gerçekleştirdiği bütün imalatların hukuken yok sayılması, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacaktır. Böyle bir durumda arsa sahibi, yüklenicinin meydana getirdiği ekonomik değerden yararlanmaya devam ederken, yüklenici ise uzun yıllara yayılan emeğinin ve yatırımının karşılığını hiçbir şekilde alamamış olacaktır. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu işte bu ihtimali dikkate alarak, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin tasfiyesinde mutlak kurallar yerine hakkaniyet ilkesini esas alan bir yaklaşımı benimsemiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulamada zaman zaman eksik yorumlandığı da görülmektedir. Özellikle yalnızca "ileriye etkili fesih mümkündür" yönündeki tespit öne çıkarılmakta; oysa karar dikkatle incelendiğinde, Kurul'un ileriye etkili feshi genel bir kural olarak değil, <strong>istisnai bir çözüm yolu</strong> olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, her kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ileriye etkili sonuç doğurmayacağı gibi, her fesihte geçmişe etkili sonuçların uygulanması da mümkün değildir. Belirleyici olan husus, somut olayın özellikleri ile dürüstlük kuralının birlikte değerlendirilmesidir.</p>

<p>Nitekim İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında Yargıtay daireleri tarafından verilen kararlar incelendiğinde, özellikle inşaatın ulaştığı fizikî seviye, yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların ekonomik değeri ve arsa sahibinin bu imalatlardan ne ölçüde yararlandığı hususlarının kararların temel belirleyicisi hâline geldiği görülmektedir. Dolayısıyla kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih, tek başına hukuki sonucun belirlenmesi bakımından yeterli olmayıp; feshin ardından taraflar arasındaki tasfiye ilişkisinin hangi esaslara göre yürütüleceğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İşte bu noktada ikinci önemli sorun ortaya çıkmaktadır. Sözleşmenin sona erdiği kabul edildikten sonra taraflar arasındaki hesaplaşma hangi hukuki esaslara göre gerçekleştirilecektir? Başka bir ifadeyle, yüklenicinin meydana getirdiği imalatların hukuki değeri nasıl belirlenecek, iş bedeli hangi tarihteki ekonomik koşullar esas alınarak hesaplanacak ve tasfiye hangi hukuk kurallarına göre yürütülecektir? Öğretide uzun yıllar boyunca tartışılan bu sorular, yalnızca feshin hukuki niteliğiyle değil, aynı zamanda tasfiye kurumunun hangi hukuki temele dayandırılacağıyla da yakından ilişkilidir.</p>

<p><strong>III. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Fesih Sonrası Tasfiye Sorunu</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshedilmesiyle birlikte ortaya çıkan en önemli hukuki sorunlardan biri, tarafların fesih tarihine kadar yerine getirmiş oldukları edimlerin hangi esaslara göre tasfiye edileceğidir. Gerçekten de fesih, sözleşmeden doğan asli borç ilişkisini sona erdirmekle birlikte, tarafların o ana kadar ifa ettikleri edimlerin hukuki akıbetini kendiliğinden belirlememektedir. Özellikle yüklenicinin inşaatın belirli bir seviyeye ulaştırdığı, arsa üzerinde ekonomik değer meydana getirdiği veya arsa sahibinin yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatlardan fiilen yararlanmaya başladığı durumlarda, tasfiye ilişkisinin hangi hukuk kurallarına göre çözümleneceği ayrı bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Öğretide uzun yıllar boyunca bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüş; tartışma esas itibarıyla tasfiyenin genel borçlar hukuku hükümlerine mi, yoksa sözleşmenin kendine özgü yapısından kaynaklanan özel ilkelere mi dayanacağı noktasında yoğunlaşmıştır. Bu tartışmanın önemi yalnızca teorik nitelikte olmayıp, yüklenicinin hangi alacak kalemlerini ileri sürebileceği, iş bedelinin hangi esaslara göre hesaplanacağı ve arsa sahibinin hangi ölçüde sorumlu tutulacağı gibi uygulamada doğrudan sonuç doğuran pek çok sorunun çözümünü de etkilemektedir.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 25.01.1984 tarihli kararından sonra, öğretide ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde tasfiyenin tek tip kurallarla açıklanamayacağı yönündedir. Gerçekten de sözleşmenin hangi aşamada sona erdiği, yüklenicinin edimlerini hangi ölçüde yerine getirdiği, arsa sahibinin meydana getirilen yapıdan ne ölçüde yararlandığı ve feshin hangi sebeple gerçekleştiği gibi hususlar, tasfiye ilişkisinin kapsamını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde tasfiye, soyut kurallarla değil; somut olayın bütün özellikleri birlikte değerlendirilerek gerçekleştirilmelidir.</p>

<p>Özellikle yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların arsa sahibinin malvarlığında kalmaya devam ettiği durumlarda, tasfiye ilişkisinin yalnızca sözleşmenin sona ermesi olgusuna indirgenmesi mümkün değildir. Çünkü fesih, sözleşmeyi sona erdirse de yüklenicinin emeği, malzemesi ve meydana getirdiği ekonomik değer fiilen ortadan kalkmamakta; aksine çoğu zaman arsa sahibinin malvarlığı içerisinde varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle tasfiye ilişkisinin amacı, sözleşmenin feshi nedeniyle taraflardan birinin haklı olmayan şekilde zenginleşmesini veya diğer tarafın ölçüsüz biçimde zarara uğramasını önlemek olmalıdır.</p>

<p>Nitekim öğretide de haklı olarak ifade edildiği üzere, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih sonrasında kurulacak tasfiye ilişkisinin temel amacı, tarafları mümkün olduğu ölçüde hakkaniyete uygun bir dengeye ulaştırmaktır. Zira fesih kurumu, sözleşmeye aykırı davranan tarafı cezalandırmaya yönelik olmayıp; taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdirirken, meydana gelen ekonomik sonuçların adil şekilde dağıtılmasını amaçlayan bir hukuki mekanizmadır. Bu nedenle tasfiye hükümleri uygulanırken yalnızca yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranışı değil, aynı zamanda arsa sahibinin elde ettiği ekonomik yarar da göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Ancak tasfiyenin hangi hukuk kurallarına göre gerçekleştirileceği hususunda öğretide tam bir görüş birliği bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Bir görüş, fesih ile birlikte sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalktığını, bu nedenle tarafların verdiklerini geri isteme haklarının genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Buna karşılık diğer görüş ise, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin kendine özgü yapısı nedeniyle tasfiyenin salt genel hükümlere indirgenemeyeceğini, taraflar arasındaki ilişkinin sözleşmenin niteliği gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Özellikle uzun süre devam eden ve önemli ölçüde ifa edilmiş inşaat sözleşmelerinde, klasik dönme hükümlerinin uygulanmasının hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmayacağı yönündeki düşünce, Yargıtay uygulamasında da önemli ölçüde kabul görmüştür.</p>

<p>Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, uygulamada çoğu zaman "fesih" ile "tasfiye" kavramları birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kurum birbirinden tamamen farklı hukuki fonksiyonlara sahiptir. Fesih, sözleşme ilişkisini sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindedir. Tasfiye ise, sona eren sözleşme nedeniyle tarafların malvarlıklarında meydana gelen değişikliklerin hangi esaslara göre denkleştirileceğini belirleyen ikinci aşamayı ifade etmektedir. Dolayısıyla sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması, tasfiyenin nasıl yapılacağı sorusuna tek başına cevap vermemektedir. Asıl sorun, fesih sonrasında tarafların birbirlerinden hangi taleplerde bulunabileceklerinin ve bu taleplerin hangi esaslara göre belirleneceğinin ortaya konulmasıdır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay'ın sonraki yıllarda geliştirdiği içtihatlar da bu ayrımı esas almıştır. Özellikle Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlar incelendiğinde, Dairenin öncelikle sözleşmenin hangi tarihte ve hangi sebeple sona erdiğini belirlediği, ardından ise tasfiye ilişkisinin kapsamını bu tarih esas alınarak değerlendirdiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle, Yargıtay bakımından fesih tarihi yalnızca sözleşmenin sona erdiği anı ifade etmemekte; aynı zamanda yüklenicinin talep edebileceği iş bedelinin hangi tarihte muaccel hâle geldiğinin ve bu bedelin hangi ekonomik koşullar esas alınarak hesaplanacağının da başlangıç noktasını oluşturmaktadır.</p>

<p>İşte bu yaklaşım, <strong>Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 17.11.1987 tarihli ve E.1987/474, K.1987/3975 sayılı kararında</strong> açık biçimde ortaya konulmuştur. Anılan kararda Daire, yalnızca yüklenicinin yaptığı işlerin bedelinin hesaplanmasına ilişkin teknik bir değerlendirme yapmakla yetinmemiş; aynı zamanda kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde fesih tarihinin tasfiye bakımından neden belirleyici olduğunu ortaya koyan önemli ilkeler geliştirmiştir. Kararın en dikkat çekici yönü, yüklenicinin alacağının doğduğu tarihi, inşaatın fiilen gerçekleştirildiği tarihten bağımsız olarak değerlendirmesi ve tasfiye hesabının sözleşmenin fiilen münfesih hâle geldiği tarih esas alınarak yapılması gerektiğini kabul etmesidir.</p>

<p><strong>IV. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 17.11.1987 Tarihli, E.1987/474, K.1987/3975 Sayılı Kararı Çerçevesinde Fesih Tarihinin Tasfiyeye Etkisi</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi sonrasında yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların hangi esaslara göre değerlendirileceği ve bu imalatların bedelinin hangi tarihteki ekonomik değerler dikkate alınarak hesaplanacağı sorunu, uzun yıllar boyunca uygulamada önemli görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Özellikle ekonomik koşulların kısa süre içerisinde önemli ölçüde değişebildiği dönemlerde, iş bedelinin inşaatın fiilen yapıldığı tarihteki rayiçler esas alınarak mı, yoksa sözleşmenin sona erdiği tarihteki piyasa koşulları dikkate alınarak mı belirleneceği hususu, taraflar arasındaki alacak miktarını doğrudan etkileyen temel uyuşmazlık noktalarından biri hâline gelmiştir.</p>

<p>Bu tartışmanın uygulamadaki en önemli örneklerinden biri, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin <strong>17.11.1987 tarihli, E.1987/474, K.1987/3975 sayılı kararına</strong> konu olan uyuşmazlıktır. Karar incelendiğinde, Dairenin yalnızca bilirkişi raporundaki hesap yöntemini denetlemediği; bunun ötesinde kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde tasfiyenin hangi hukuki esaslara göre yapılacağına ilişkin önemli ilkeler geliştirdiği görülmektedir.</p>

<p><strong>A. Uyuşmazlığın Hukuki Çerçevesi</strong></p>

<p>Karara konu olayda davacı yüklenici ile davalı arsa sahibi arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi kurulmuş, yüklenici sözleşme kapsamında inşaata başlamış ve belirli seviyede imalat gerçekleştirmiştir. Ancak taraflar arasındaki hukuki ilişki devam ederken çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkmış; bunun üzerine taraflar birbirlerine noter ihtarnameleri göndermiş ve sözleşmenin devamı konusunda iradelerinin artık birleşmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, arsa daha sonra üçüncü kişiye devredilmiş; yüklenici ise gerçekleştirdiği imalatların karşılıksız bırakıldığını ileri sürerek yaptığı işlerin bedelinin tahsilini talep etmiştir. Uyuşmazlık, yüklenicinin herhangi bir alacak hakkının bulunup bulunmadığından ziyade, bu alacağın hangi tarih esas alınarak hesaplanacağı noktasında toplanmıştır.</p>

<p>Yerel mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırmış ve yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların bedelini belirlerken <strong>1978 yılı mahallî rayiçlerini</strong> esas almıştır. Mahkemenin yaklaşımına göre, iş bedeli imalatların fiilen gerçekleştirildiği tarihteki ekonomik koşullar dikkate alınarak hesaplanmalıydı.</p>

<p>Uyuşmazlık, bu yönüyle Yargıtay incelemesine taşınmıştır.</p>

<p><strong>B. Yargıtay'ın Çözümlediği Esas Hukuki Sorun</strong></p>

<p>İlk bakışta uyuşmazlığın yalnızca bilirkişi raporundaki hesap yöntemine ilişkin olduğu düşünülebilir. Oysa karar dikkatle incelendiğinde Dairenin çözümlediği hukuki problemin bundan çok daha kapsamlı olduğu görülmektedir.</p>

<p>Gerçekten de mesele, "hangi rayiç uygulanacaktır?" sorusundan önce, <strong>yüklenicinin alacağı hangi tarihte doğmaktadır?</strong> sorusudur.</p>

<p>Zira bir alacağın hangi tarihteki ekonomik değer esas alınarak hesaplanacağı, öncelikle o alacağın hangi tarihte muaccel hâle geldiğinin belirlenmesini gerektirir. Eğer yüklenicinin alacağı imalatın yapıldığı anda doğuyorsa, doğal olarak hesaplamanın da bu tarihteki rayiçler esas alınarak yapılması gerekecektir. Buna karşılık alacak, sözleşmenin sona erdiği tarihte doğuyorsa, bu durumda hesaplamanın da fesih tarihindeki ekonomik koşullar dikkate alınarak gerçekleştirilmesi zorunlu olacaktır.</p>

<p>Yargıtay, uyuşmazlığı tam da bu noktadan ele almıştır.</p>

<p><strong>C. Karşılıklı İhtarların Hukuki Sonucu</strong></p>

<p>Kararın dikkat çekici yönlerinden biri, Dairenin taraflar arasında gönderilen ihtarnameleri yalnızca birer delil olarak değerlendirmemiş olmasıdır.</p>

<p>Dosyada bulunan <strong>02.01.1981 tarihli ihtarname</strong> ile buna karşılık verilen <strong>15.01.1981 tarihli cevap ihtarnamesi</strong>, Yargıtay tarafından birlikte değerlendirilmiş; tarafların sözleşmeyi sürdürme iradelerinin ortadan kalktığı ve hukuki ilişkinin fiilen sona erdiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu tespit önemlidir. Çünkü Daire, sözleşmenin mutlaka mahkeme kararıyla sona ermesi gerektiği yönünde bir yaklaşım benimsememiş; tarafların iradelerini ortaya koyan ihtarnamelerden hareketle sözleşmenin <strong>Ocak 1981 itibarıyla münfesih hâle geldiğini</strong> kabul etmiştir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle Yargıtay, tasfiye hesabının başlangıç tarihini belirlerken yalnızca dava tarihini veya hüküm tarihini esas almamış; sözleşmenin fiilen sona erdiği tarihi esas almıştır.</p>

<p>Bu yaklaşım, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin tasfiyesinde yalnızca şekli değil, maddi hukuki durumun esas alındığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>D. İş Bedelinin Muacceliyet Tarihi</strong></p>

<p>Kararın en önemli hukuki tespiti ise iş bedelinin muaccel olduğu ana ilişkindir.</p>

<p>Yargıtay'a göre yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların bedeli, inşaatın fiilen yapıldığı tarihte değil; sözleşmenin feshedildiği veya tarafların karşılıklı iradeleriyle münfesih hâle geldiği tarihte muaccel olur.</p>

<p>Bu nedenle yüklenicinin alacağı hesaplanırken esas alınması gereken tarih de inşaatın yapıldığı dönem değil, sözleşmenin hukuken sona erdiği tarihtir.</p>

<p>Daire, bu sonuca ulaştıktan sonra yerel mahkemenin yaptığı hesaplamayı hukuka aykırı bulmuştur. Çünkü mahkeme, sözleşmenin sona erdiği tarihi dikkate almaksızın, yıllar önceki ekonomik koşulları esas almış ve yüklenicinin alacağını <strong>1978 yılı rayiçleri</strong> üzerinden belirlemiştir.</p>

<p>Oysa Yargıtay'a göre taraflar arasındaki hukuki ilişki <strong>Ocak 1981 tarihinde</strong> sona ermiş olup, yüklenicinin yaptığı işlerin bedeli de bu tarihte muaccel hâle gelmiştir. Bu nedenle bilirkişi incelemesinin <strong>Ocak 1981 tarihindeki mahallî piyasa rayiçleri</strong> esas alınarak yeniden yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>E. Kararın Ortaya Koyduğu Hukuki İlke</strong></p>

<p>İncelenen kararın uygulama bakımından önemi, yalnızca somut olayda farklı bir rayiç tarihinin benimsenmiş olmasından ibaret değildir.</p>

<p>Kanaatimizce kararın asıl önemi, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde tasfiye hesabının başlangıç noktasını belirlemiş olmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Gerçekten de Daire, yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların ekonomik değerinin belirlenmesini, imalatın yapıldığı tarihe değil; sözleşmenin hukuken sona erdiği tarihe bağlamak suretiyle, tasfiye ilişkisinin esasını oluşturan muacceliyet ilkesini açık biçimde ortaya koymuştur. Böylece yüklenicinin alacağının doğduğu tarih ile hesaplamanın esas alınacağı tarih arasında hukuki bütünlük sağlanmış; ekonomik koşulların değiştiği dönemlerde ortaya çıkabilecek önemli adaletsizliklerin de önüne geçilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>Bu yönüyle söz konusu karar, yalnızca bir bilirkişi raporunun denetlenmesine ilişkin olmayıp, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin tasfiyesine ilişkin yerleşik içtihadın oluşumunda önemli kilometre taşlarından biri niteliğindedir.</p>

<p><strong>V. Kararın Uygulamaya Yansıyan Sonuçları</strong></p>

<p>Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 17.11.1987 tarihli ve <strong>E.1987/474, K.1987/3975</strong> sayılı kararı, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin tasfiyesinde uzun yıllardır uygulanan temel ilkelerden birini ortaya koymaktadır. Karardan çıkan en önemli sonuç, yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların bedelinin belirlenmesinde inşaatın yapıldığı tarihin değil, sözleşmenin hukuken sona erdiği tarihin esas alınması gerektiğidir. Böylece iş bedelinin muacceliyet tarihi ile hesaplamaya esas alınacak rayiç tarih arasında hukuki uyum sağlanmış, özellikle ekonomik dalgalanmaların yoğun olduğu dönemlerde taraflardan birinin haksız şekilde zarara uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>Kararın dikkat çeken bir diğer yönü ise, sözleşmenin sona erdiği tarihin belirlenmesinde yalnızca mahkeme kararının esas alınmamasıdır. Daire, tarafların karşılıklı ihtarnamelerini birlikte değerlendirerek sözleşmenin fiilen münfesih hâle geldiği tarihi tespit etmiş ve tasfiye hesabını bu tarih üzerinden kurmuştur. Bu yaklaşım, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde maddi hukuki durumun şekli işlemlerden üstün tutulduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Öte yandan karar, haklı nedenle fesih hâlinde dahi yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların hukuki açıdan tamamen göz ardı edilemeyeceğini de dolaylı olarak ortaya koymaktadır. Sözleşmenin sona ermiş olması, tasfiye ilişkisini ortadan kaldırmamakta; aksine tarafların fesih tarihine kadar meydana getirdikleri ekonomik değerlerin hukuka uygun şekilde hesaplaşılmasını gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>VI. Değerlendirme</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi, genel borçlar hukukundaki klasik dönme kurumundan farklı özellikler taşımaktadır. Bunun temel nedeni, bu sözleşmelerin ani edimli değil, uzun süreli ve karşılıklı güven ilişkisine dayanan karma nitelikli sözleşmeler olmasıdır. İnşaat faaliyetinin çoğu zaman yıllara yayılması, yüklenicinin önemli miktarda emek, sermaye ve organizasyon ortaya koyması, arsa sahibinin ise bu süreçte taşınmazında önemli bir değer artışı elde etmesi, feshin sonuçlarının da genel hükümlerden farklı değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Nitekim <strong>Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 25.01.1984 tarihli ve E.1983/3, K.1984/1 sayılı kararı</strong>, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde her olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuş; bu yaklaşım daha sonra Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin kararlarıyla geliştirilmiştir. İncelenen <strong>17.11.1987 tarihli ve E.1987/474, K.1987/3975</strong> sayılı karar da bu içtihat çizgisinin önemli halkalarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Karar, yalnızca iş bedelinin hangi tarihteki rayiçler üzerinden hesaplanacağına ilişkin teknik bir değerlendirme içermemekte; aynı zamanda tasfiye hukukunun temel prensiplerinden biri olan <strong>muacceliyet tarihi ile hesaplama tarihinin örtüşmesi gerektiği</strong> yönündeki ilkeyi de ortaya koymaktadır. Bu yönüyle karar, günümüzde de kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemelerinin hangi esaslara göre yapılacağı bakımından önemini korumaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde sözleşmenin feshedilmiş olması, taraflar arasındaki bütün hukuki ilişkinin kendiliğinden sona erdiği veya yüklenicinin fesih tarihine kadar gerçekleştirdiği imalatların hukuken tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Fesih ile birlikte taraflar arasındaki asli sözleşme ilişkisi sona ermekte; ancak bu aşamadan sonra tasfiye ilişkisi başlamaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde asıl önem taşıyan husus, sözleşmenin sona ermesinden ziyade, tarafların o tarihe kadar yerine getirdikleri edimlerin hangi esaslara göre hesaplaşılacağıdır.</p>

<p>Bu çerçevede <strong>Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 25.01.1984 tarihli ve E.1983/3, K.1984/1 sayılı kararı</strong> ile <strong>Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 17.11.1987 tarihli ve E.1987/474, K.1987/3975 sayılı kararı</strong>, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin tasfiyesine ilişkin uygulamanın temelini oluşturmaktadır. Özellikle yüklenicinin gerçekleştirdiği iş bedelinin, inşaatın yapıldığı tarihteki değil, sözleşmenin feshedildiği veya fiilen münfesih hâle geldiği tarihteki mahallî piyasa rayiçleri esas alınarak hesaplanması gerektiğine ilişkin ilke, günümüzde de uygulamada geçerliliğini sürdürmektedir.</p>

<p>Bu nedenle kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, yalnızca feshin haklı olup olmadığına odaklanmak yeterli değildir. Fesih sonrasında taraflar arasındaki tasfiye ilişkisinin hukuki niteliği, yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların ulaştığı seviye, sözleşmenin hangi tarihte sona erdiği ve tasfiye hesabının hangi ekonomik veriler esas alınarak yapılacağı da en az fesih sebepleri kadar önem taşımaktadır. Aksi hâlde, haklı nedenle gerçekleştirilen bir fesih dahi, tasfiye sürecinin yanlış yürütülmesi nedeniyle yeni ve uzun süreli uyuşmazlıklara yol açabilecektir.</p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/10/busra-simsek-unal.jpg" /></strong></p>

<p><strong>Av. Büşra ŞİMŞEK ÜNAL</strong></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-fesih-ve-hukuki-sonuclari-tasfiye-yuklenicinin-alacak-haklari-ve-imalat-bedelinin-hesaplanmasi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/10/bina-ev-emlak-sozlen-kiralik.webp" type="image/jpeg" length="66501"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siber Güvenlik Başkanlığı Bir İstihbarat Kurumu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/siber-guvenlik-baskanligi-bir-istihbarat-kurumu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/siber-guvenlik-baskanligi-bir-istihbarat-kurumu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7545 ve 7590 Sayılı Kanunlar Işığında İletişimin Denetlenmesi Rejimi ve AİHM Ölçütleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Siber Güvenlik Başkanlığı 2025 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuş, yetkileri 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu ile belirlenmiş, 7590 sayılı Kanun ile de iletişimin denetlenmesi merkezini devralmıştır. Bu yazıda Başkanlığın, adının ötesinde, işlevi itibarıyla bir istihbarat kurumu olup olmadığı sorgulanmaktadır. Veri ve log toplama, saklama ve değerlendirme yetkileri, dinlemelerin teknik icrasının tek elde toplanması ve haberleşme hürriyetine yönelik tedbirleri belirleme yetkisi birlikte okunduğunda Başkanlığın istihbari bir işlev üstlendiği görülmektedir. Buna karşılık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gizli gözetim alanında aradığı güvenceler bu kuruma uygulanmamıştır. Yazı, Türk istihbarat mevzuatındaki yapısal eksikliklerin yeni kuruma aynen taşındığını ortaya koymakta ve öneriler sunmaktadır.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>İstihbarat faaliyetleri gizlilik esasına dayanır ve çoğu zaman hukuki denetimden kaçınmayı mümkün kılar. Buna rağmen istihbarat ile temel hak ve özgürlükler arasındaki gerilimin “güvenlik mi özgürlük mü” biçimindeki indirgemeci bir ikilemle açıklanmaması gerektiği kanaatindeyim. Zira ancak bağımsız, demokratik ve güvenlik açısından istikrarlı bir devletin çatısı altında yaşayan bir toplum gerçek anlamda özgür olabilir. Güvenliği sağlama ödevi özgürlükleri askıya almayı değil, özgürlükleri koruyarak güvenliği temin etmeyi gerektirir ve bu denge ancak açık ve etkili hukuki güvencelerle kurulabilir.</p>

<p>Türkiye'de bu dengenin en yeni sınama alanı Siber Güvenlik Başkanlığıdır. Başkanlık, 8 Ocak 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 177 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Cumhurbaşkanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz ve özel bütçeli bir kurum olarak kurulmuştur.[1] Görev ve yetkileri 19 Mart 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7545 sayılı Kanun ile belirlenmiş, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7590 sayılı Kanun ile de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK) internet alanındaki yetkileri ve bu Kurum bünyesindeki iletişimin denetlenmesi merkezi Başkanlığa devredilmiştir.[2] Devir için öngörülen üç aylık süre 31 Ekim 2026 itibarıyla dolmuştur. Bir başka deyişle Türkiye'de adli, önleme ve millî güvenlik amaçlı dinlemelerin teknik olarak icra edildiği merkez, kuruluşunun üzerinden iki yıl geçmemiş bir kurumun bünyesine girmiştir.</p>

<p>Kanun koyucu bu kurumu bir istihbarat kurumu olarak adlandırmamıştır. Ne var ki bir kurumun hukuki niteliği adıyla değil, sahip olduğu yetkilerle ve bu yetkilerin bireylerin hak alanına etkisiyle belirlenir. Bu yazının sorusu da budur: Siber Güvenlik Başkanlığı işlevi itibarıyla bir istihbarat kurumu mudur ve eğer öyleyse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) gizli gözetim alanında devletlerden aradığı güvenceler bu kurum bakımından karşılanmış mıdır?</p>

<p><strong>2. 7545 Sayılı Kanun'un İstihbari İçeriği</strong></p>

<p>7545 sayılı Kanun'un hiçbir yerinde Başkanlık bir istihbarat kurumu olarak nitelendirilmemiştir. Aksine Kanun, m. 2/2 ile Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu (PVSK), Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu ve 2803 sayılı Jandarma Kanunu uyarınca yürütülen istihbari faaliyetler ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu uyarınca yürütülen faaliyetlerin tümünü kapsam dışında bırakarak istihbarat sözcüğünü klasik kurumlara saklamaktadır.[3]</p>

<p>Buna karşılık görev ve yetki maddeleri farklı bir tablo çizmektedir. Başkanlığa m. 5/1-(b) ile “siber tehdit istihbaratı elde etmek, oluşturmak ve paylaşmak” görevi verilmiş, m. 3/1-(ı) ile de bu kavram “siber uzaydaki varlıklara yönelik mevcut veya potansiyel siber tehdit unsurları ile siber saldırılar hakkında bir araya getirilmiş, dönüştürülmüş, analiz edilmiş, yorumlanmış veya zenginleştirilmiş bilgi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, istihbaratı ham bilginin toplanıp analiz edilerek karar vericiler için işlenmiş bir ürüne dönüştürülmesi süreci olarak gören klasik tanımla ve Millî İstihbarat Teşkilatının (MİT) kendi tanımıyla örtüşmektedir.[4] Kanun koyucu kurumun adında istihbarat sözcüğünden kaçınmış, fakat faaliyeti tanımlarken istihbarat çarkını tarif etmiştir.</p>

<p>Asıl belirleyici hükümler m. 6'daki yetkilerdir. Başkanlık, Kanun kapsamındakilerin bilişim sistemlerine yazılım ve donanım kurdurup bunların ürettiği veri ve log kayıtlarını kendi sistemlerine aktarabilmekte (m. 6/1-(b)), elde ettiği veriler üzerinden izleri takip edip suç teşkil ettiğini değerlendirdiği bulguları “adli makamlar ve diğer ilgililer” ile paylaşmakta (m. 6/1-(c)), kapsamdaki herkesten bilgi, belge, veri ve kayıt alıp bunları en fazla iki yıl çalışmaya konu edebilmekte (m. 6/1-(ç)), log kayıtlarını bünyesinde toplayıp saklayabilmekte, değerlendirebilmekte ve bunlara ilişkin raporları “ilgili kurum ve kuruluşlar” ile paylaşabilmektedir (m. 6/1-(d)). Muhataplar, Başkanlığın “görev ve faaliyetleri kapsamında talep ettiği her türlü veri, bilgi, belge, donanım, yazılım ve diğer her türlü katkıyı öncelikle ve zamanında” iletmekle yükümlüdür (m. 7/1-(a)). Aykırılık, kamu kurumları dışındakiler için hapis cezasına ve 7590 sayılı Kanun ile de idari para cezasına bağlanmıştır (m. 16/1 ve 16/10).[5]</p>

<p>Bu yetkiler bir arada değerlendirildiğinde Başkanlık, kapsamındaki kamu ve özel sektör aktörlerinin bilişim sistemlerinden sürekli veri akışı alabilen, bu verileri saklayıp analiz edebilen ve bulgularını kanunda tanımlanmamış “diğer ilgililer” ile paylaşabilen bir yapıdır. Bu faaliyetlerin tamamı, kamu gücünü kullanarak haber alma, veri toplama ve bu verileri işleme biçiminde anlaşılan istihbarat faaliyeti kavramının kapsamına girmektedir. Bilişim hukuku literatüründe de Başkanlığın siber alanda bir istihbarat ve kolluk kuruluşu olarak kurulduğu tespit edilmiştir.[6] Kurumsal konum bu tespiti desteklemektedir: Başkanlık doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlıdır ve sekretaryasını yürüttüğü Siber Güvenlik Kurulunda MİT Başkanı ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri yer almaktadır (m. 9).</p>

<p><strong>3. 7590 Sayılı Kanun: İletişimin Denetlenmesi Merkezinin Devri</strong></p>

<p>Tek bir teknik merkez fikri 2005 tarihli 5397 sayılı Kanun ile hayata geçirilmiş ve bu amaçla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kurulmuştur.[7] TİB 2016'da 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılmış, merkez BTK bünyesine devredilmiştir.[8] 7590 sayılı Kanun m. 27/1 ise PVSK Ek m. 7/10'daki “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu” ibaresini “Siber Güvenlik Başkanlığı” olarak değiştirmiştir. Hüküm artık şöyledir: “Bu maddede belirtilen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişime ilişkin işlemler ile 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemeler, Siber Güvenlik Başkanlığı bünyesinde tek bir merkezden yürütülür.” 2803 sayılı Kanun Ek m. 5 ile 2937 sayılı Kanun m. 6/2 de bu merkeze atıf yaptığından adli, önleme ve millî güvenlik amaçlı tedbirlerin teknik icrası, MİT'in kendi kurduğu merkez saklı kalmak üzere, Başkanlığa geçmiştir.[9]</p>

<p>Devir bir ibare değişikliğinden ibaret değildir. 7590 sayılı Kanun, 7545 sayılı Kanun m. 6/1'e eklediği (i) bendiyle Başkanlığa “kanunlarla yetkili kılınan kurumlarca yasal dinleme ve müdahalenin yapılmasına teknik olanak sağlamak ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmak” yetkisini vermiştir.[10] Başkanlık böylece dinleme altyapısının yalnızca işleticisi değil, düzenleyicisi de olmuştur. Geçici m. 2 ile de devredilen görevlere ilişkin bilgi işlem altyapısı, veri merkezleri ve her türlü kayıt Başkanlığa geçmiştir.[11]</p>

<p>Aynı Kanun'un 21. maddesiyle 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'na eklenen m. 60/A ise en dikkat çekici değişikliktir. Buna göre Başkanlık, Anayasa'nın 22. maddesinde sayılan sebeplerden biri veya birkaçına bağlı olarak ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde “güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya re'sen alınması gereken tedbirleri belirleyebilir”. Kararın gereği işletmeciler ve sağlayıcılar tarafından en geç iki saat içinde yerine getirilir, karar yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur ve hâkim kırk sekiz saat içinde karar vermezse karar kendiliğinden kalkar. Mekanizma yeni değildir: 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2016'da 5809 sayılı Kanun m. 60'a eklenen ve tedbiri belirleme yetkisini Başbakanlığa, sonradan Cumhurbaşkanlığına veren fıkra kaldırılmış, mekanizma Başkanlığa taşınmıştır.[12] Yenilik, yetkinin yürütmenin en üst makamından bir idari kuruma geçmesi ve “güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine” kullanılabilir hâle gelmesidir. “Tedbir”in ne olduğu ise eskiden olduğu gibi tanımlanmamıştır. Kanunlaşma sürecinde sivil toplumdan yöneltilen eleştiri de bu noktaya ilişkindi: Eleştiriye göre adı konmuş ve belirli bir hükme dayanan bant daraltma yetkisinin yerini sınırları ve içeriği belirsiz bir tedbir yetkisi almıştır.[13]</p>

<p>Bu değişikliklerin birlikte anlamı şudur: Düzenleyici bir kuruma emanet edilen dinleme merkezi artık doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı, kendi adına veri toplayıp değerlendiren, kurulunda MİT Başkanının yer aldığı ve haberleşme hürriyetini kısıtlayan tedbirleri güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebiyle belirleyebilen bir kurumun bünyesindedir. Çok başlı dinleme rejimi karşısında tek bir teknik merkez kanaatimce yerinde bir tercihtir. Fakat bu tercih, merkezin yalnızca yetkili makamların kararlarını icra eden, her işlemi kayıt altına alınan ve bağımsız biçimde denetlenen tarafsız bir veri geçidi olması kaydına bağlıdır. Merkezi barındıran kurumun kendisinin bir veri toplama ve değerlendirme kurumu hâline gelmesi, hakemin aynı zamanda oyuncu olması demektir.</p>

<p><strong>4. Türk İstihbarat Mimarisinde Çok Başlılık ve Başkanlığın Yeri</strong></p>

<p>Türk hukukunda istihbarat faaliyeti tek bir kurumun tekelinde değildir. MİT 2937 sayılı Kanun m. 6 uyarınca millî güvenlik amaçlı, Emniyet Genel Müdürlüğü PVSK Ek m. 7 ve Jandarma Genel Komutanlığı 2803 sayılı Kanun Ek m. 5 uyarınca suçun önlenmesi amaçlı iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme yetkisine sahiptir.[14] Bu yapı iki sorun üretmektedir. Aynı teknik tedbire farklı kanuni dayanaklarla ulaşabilen birden fazla kurumun varlığı, AİHM'in <i>Roman Zakharov / Rusya</i> kararında aradığı yetkili makamların kanunla açıkça belirlenmesi ölçütü bakımından öngörülebilirliği zayıflatmaktadır. Aynı kişinin aynı anda hem adli hem önleme hem millî güvenlik amaçlı tedbirlerin hedefi olabilmesi ise hangi rejimin ve dolayısıyla hangi güvencelerin uygulanacağının tespitini güçleştirmektedir.[15]</p>

<p>Siber Güvenlik Başkanlığı bu tabloya yeni bir aktör olarak, fakat farklı bir sıfatla eklenmiştir. 7545 sayılı Kanun m. 2/2 klasik kurumların faaliyetlerini kapsam dışında bıraktığı için Başkanlık görünüşte bu rejimlerle kesişmemektedir. Oysa 5809 sayılı Kanun m. 60/A Başkanlığı güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine tedbir belirleyen bir makam hâline getirmekte, 7545 sayılı Kanun m. 6/1-(c) ve (d) ise bulgularını “diğer ilgililer” ile, log kayıtlarına ilişkin raporlarını “ilgili kurum ve kuruluşlar” ile paylaşmasına imkân tanımaktadır. Başkanlık böylece klasik istihbarat kurumlarının operasyonel aracı ve veri kaynağı olarak işlev görebilecektir. Kapsam dışı tutma hükmü çok başlılığı gidermemiş, yalnızca yeni aktörü PVSK Ek m. 7 ve 2937 sayılı Kanun m. 6'daki, zaten yetersiz olan hâkim kararı, süre ve imha güvencelerinin dahi dışında tutmuştur.</p>

<p><strong>5. AİHM Ölçütleriyle Sınama</strong></p>

<p>AİHM, <i>Klass ve Diğerleri / Almanya</i> kararından bu yana gizli gözetimi yalnızca keyfîliğe karşı yeterli güvencelerle çevrelendiğinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesiyle bağdaşır saymaktadır. <i>Weber ve Saravia / Almanya</i> kararında altı asgari unsur hâlinde sistemleştirilen bu güvenceler, <i>Roman Zakharov / Rusya</i> ve <i>Szabó ve Vissy / Macaristan</i> kararlarında yetkilendirme usulü, denetim, bildirim ve başvuru yolları bakımından geliştirilmiş, <i>Big Brother Watch ve Diğerleri / Birleşik Krallık</i> kararında ise bağımsız ön yetkilendirme, denetim ve sonradan incelemeyi içeren uçtan uca güvenceler, Sözleşme'ye uygun her toplu müdahale rejiminin köşe taşı sayılmıştır.[16] Bu içtihat eleştiriye açık yönler de taşımaktadır: Rejim tercihinde devletlere tanınan marj hâlâ geniştir, yargısal ön denetim mutlak bir şart hâline getirilmemiştir ve denetim giderek usule ilişkin güvencelere indirgenmiştir.[17] Fakat Başkanlığa ilişkin düzenlemeler bu asgari eşiği dahi karşılamamaktadır.</p>

<p>Kanunun niteliği bakımından ilk sorun müdahalenin kapsamının belirsizliğidir. Mahkemeye göre gizli tedbirlere imkân veren kanun, tedbire yol açabilecek suçların niteliğini, hangi kişi kategorilerine uygulanabileceğini, süresini, verilerin incelenme, kullanılma ve saklanma usulünü ve imha koşullarını açıkça düzenlemelidir.[18] 7545 sayılı Kanun m. 6/1-(ç)'deki “yürüttüğü faaliyetlerle sınırlı olmak üzere” kaydı, Başkanlığın görev alanı m. 5'te son derece geniş tutulduğundan gerçek bir sınır oluşturmamaktadır. Yine m. 7/1-(a)'daki “her türlü veri” ibaresi hiçbir kategori ayrımı içermemekte, m. 6/1-(c)'deki “diğer ilgililer” ibaresi verilerin kimlerle paylaşılabileceğini açık bırakmakta, 5809 sayılı Kanun m. 60/A'daki “tedbir” ise tür olarak tanımlanmamaktadır. PVSK Ek m. 7 metnindeki “belirlenebilenler” ibaresine yöneltilebilecek eleştiri burada da geçerlidir: Kanun, uygulamadaki esnekliğe emanet edilmiş bir çerçeve sunmakta ve bu belirsizlik keyfî müdahaleyi mümkün kılmaktadır.[19]</p>

<p>Yetkilendirme ve denetim bakımından tablo daha da sorunludur. 7545 sayılı Kanun m. 6'daki veri ve log toplama yetkileri idari karara dayanmakta ve hiçbir ön onaya tabi bulunmamaktadır. 5809 sayılı Kanun m. 60/A'daki tedbir kararı önce uygulanmakta, hâkim onayına ancak sonradan sunulmaktadır. 7545 sayılı Kanun m. 8/5'teki arama, kopya çıkarma ve el koyma işlemlerinde ise kamu kurum ve kuruluşları bakımından hâkim kararı dahi aranmamaktadır. Oysa <i>Szabó ve Vissy / Macaristan</i> kararı, terörle mücadele gerekçesiyle de olsa yürütme içi bir makamın onayına dayanan gözetimi Sözleşme'ye aykırı bulmuş, <i>Roman Zakharov / Rusya</i> kararı yetkilendirme makamının yürütmeden bağımsız olmasını aramıştır.[20] Başkanlığı sürekli ve operasyonel düzeyde denetleyen bağımsız bir organ bulunmadığı gibi, zaten sınırlı yetkilere sahip TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunun yıllık rapor incelemesi de 2937 sayılı Kanun Ek m. 2'de sayılan dört kurumla sınırlı olduğundan Başkanlığı kapsamamaktadır.[21]</p>

<p>Veri saklama ve imha bakımından m. 6/1-(ç)'deki iki yıllık süre ilk bakışta bir güvence gibi görünmektedir. Ne var ki bu süre yalnızca (ç) bendi kapsamındaki bilgi ve belgeler için öngörülmüş, (d) bendindeki log kayıtları için belirli bir üst sınır konmamış, m. 6/2'deki amaçla bağlılık ilkesi somut bir süreye bağlanmamış ve imhanın bağımsız bir makamca denetlenmesine yer verilmemiştir. İki yıllık sürenin başlangıcı da ayrı bir sorun yaratmaktadır. Başkanlığa veri sağlamakla yükümlü kamu kurumları ve özel sektör aktörleri kendi mevzuatları gereği zaten belirli azami saklama sürelerine tabidir. Örneğin 5651 sayılı Kanun, erişim ve yer sağlayıcıların trafik bilgilerini en fazla iki yıl saklamasına izin vermektedir. Oysa m. 6/1-(ç)'deki süre, verinin kaynağında ne kadar süredir tutulduğuna bakılmaksızın Başkanlıkça elde edilmesiyle işlemeye başlamakta, talepte bulunulanlar da kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe göstererek talebi reddedememektedir. Bir başka deyişle kaynağındaki saklama süresinin dolmasına günler kalmış bir veri, Başkanlıkça talep edildiğinde yeni bir iki yıllık süreye kavuşmaktadır. Kanun, kaynak kurumdaki sürenin dolmasıyla Başkanlıktaki verinin de imhasını gerektiren bir hüküm içermediğinden aynı veri, kanun koyucunun o veri için öngördüğü azami sürenin iki katına kadar kamu elinde kalabilmektedir. Saklama süresinin amaçla orantılı olmasını arayan bir güvence rejiminde devir yoluyla sürenin yeniden başlatılabilmesi, kaynak mevzuattaki üst sınırı fiilen anlamsızlaştırmaktadır.[22] Mahkeme, <i>S. ve Marper / Birleşik Krallık</i> kararından bu yana veri saklamanın amaçla orantılı olmasını ve amaç ortadan kalktığında verinin imha edilmesini aramakta, <i>Pietrzak ve Diğerleri / Polonya</i> kararında ise genel ve ayrım gözetmeyen saklama rejiminin kendisini ihlal saymıştır.[23] Kişi hakkındaki bilginin gizli bir kütükte saklanmasının, sonradan kullanılmasa dahi tek başına müdahale oluşturduğu da yerleşik içtihattır.[24]</p>

<p>Nihayet bildirim bakımından mevzuatta hiçbir hüküm yoktur: Hakkında veri toplanan kişinin bunu öğrenmesini sağlayacak bir mekanizma öngörülmemiştir. Yargı yolu ise yalnızca idari para cezaları ve diğer idari yaptırım kararları için özel olarak düzenlenmiş olup gizli veri toplama işlemlerinden haberdar olmayan kişi bakımından Anayasa'nın 125. maddesindeki genel yol fiilen işlemez.[25] Mahkeme, <i>Mustafa Sezgin Tanrıkulu / Türkiye</i> kararında dinlemeye maruz kalan veya kaldığından şüphelenen kişilerin haklarını koruyabilecekleri, uygulamada işlediği gösterilmiş bir iç hukuk yolunun bulunmamasını 13. maddenin ihlali saymıştır.[26] Aynı eksiklik Başkanlık bakımından da mevcuttur.</p>

<p><strong>6. Değerlendirme ve Öneriler</strong></p>

<p>Türk istihbarat mevzuatının yapısal eksiklikleri yeni kuruma aynen taşınmış, kurum istihbarat kurumu sayılmadığı için mevcut güvence kataloğunun da dışında kalmıştır. Bu tablo karşısında reform ihtiyacı yeni kurum bakımından şöyle somutlaştırılabilir.</p>

<p>Birincisi, Başkanlığın istihbari işlevi kanunda adıyla tanınmalı ve veri toplama, saklama, değerlendirme ve paylaşma yetkileri PVSK Ek m. 7, 2803 sayılı Kanun Ek m. 5 ve 2937 sayılı Kanun m. 6'daki önleme amaçlı gözetim yetkileriyle birlikte tek bir çerçeve kanunda düzenlenmelidir. Bu kanunda tedbirlerin türü, hedef kategorileri, süresi, veri paylaşımının muhatapları ve imha usulü açık biçimde belirlenmelidir.</p>

<p>İkincisi, iletişimin denetlenmesi merkezinin tek elde toplanması korunmalı, fakat merkez onu barındıran kurumun kendi veri toplama ve değerlendirme faaliyetlerinden işlevsel olarak ayrılmalıdır. Merkezin her işlemi kayıt altına alınmalı ve bu kayıtlar yargısal ya da en azından yürütmeden bağımsız bir organ tarafından denetlenmelidir. Almanya'daki G-10 Komisyonu ile Birleşik Krallık'ın 2016 tarihli Soruşturma Yetkileri Kanunu'nda bakan onayının yargısal komiser onayıyla tamamlandığı çifte kilit modeli bu bakımdan yol göstericidir.[27]</p>

<p>Üçüncüsü, 5809 sayılı Kanun m. 60/A'daki tedbir yetkisi ile 7545 sayılı Kanun m. 6/1-(ç) ve (d)'deki toplama yetkileri bakımından yargısal ön denetim kural hâline getirilmeli, gecikmesinde sakınca istisnası dar yorumlanmalı ve kamu kurumları bakımından hâkim kararını kaldıran m. 8/5 hükmü gözden geçirilmelidir. Dördüncüsü, log kayıtları için üst sınır konulmalı, Başkanlığın saklama süresi verinin kaynağındaki azami süreyle sınırlandırılmalı, m. 6/2'deki amaçla bağlılık ilkesi somut sürelere bağlanmalı ve imha bağımsız denetime tabi tutulmalıdır. Beşincisi, tedbir sona erdikten sonra güvenliği tehlikeye düşürmeyen hâllerde ilgiliye bildirim yapılması ve Başkanlığın veri işleme faaliyetlerine karşı etkili bir başvuru yolu öngörülmelidir. Nihayet algoritmik seçim ve profilleme araçlarının kullanımı, hedef seçim kriterlerinin ve hata payının bağımsız denetimini içerecek biçimde ayrıca düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Siber Güvenlik Başkanlığı, kanun koyucunun ona verdiği adın ötesinde, işlevi itibarıyla bir istihbarat kurumudur. Siber tehdit istihbaratı üretmekte, kapsamındaki herkesten veri alıp saklamakta, bulgularını kanunda tanımlanmamış “diğer ilgililer” ile paylaşmakta, haberleşme hürriyetini kısıtlayan tedbirleri belirleyebilmekte ve ülkedeki dinlemelerin teknik merkezini bünyesinde barındırmaktadır. Hukuk düzeninin bu kuruma istihbarat kurumu adını koymaması, AİHM'in gizli gözetim için aradığı güvencelerin ona uygulanmaması sonucunu doğurmuştur. Oysa Mahkeme, devletin kullandığı adı değil müdahalenin niteliğini esas almaktadır.</p>

<p>Genel tablo bu kurumla da değişmemiştir: Türk hukuku önleme ve millî güvenlik amaçlı gözetim alanında AİHM'in, kendisi de eleştiriye açık olan asgari ölçütlerini dahi karşılamamaktadır ve 2025-2026 düzenlemeleri bu açığı kapatmak yerine yeni bir kuruma taşımıştır. Ulusal güvenlik, bireysel özgürlüklerin varlığını tehdit eden bir araç değil, bu özgürlükler içinde ve onlarla birlikte korunması gereken bir kamu değeridir. Siber uzayın güvenliğini sağlamak devletin ödevidir. Bu ödevi yerine getiren kurumun hukuk devletinin güvenceleriyle çevrelenmesi ise o ödevin istisnası değil, bileşenidir.</p>

<p><strong>Av. Fatih Kasım KATAR</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Dipnotlar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] 177 sayılı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, RG: 8.1.2025/32776, m. 3.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu, RG: 19.3.2025/32846. 7590 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG: 31.7.2026/33326, m. 21, 26 ve 27.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] 7545 sayılı Kanun m. 2/2. Hükümde “istihbari faaliyetler” ibaresi yalnızca PVSK, 2692 ve 2803 sayılı Kanunlar için kullanılmış, 2937 ve 211 sayılı Kanunlar uyarınca yürütülen faaliyetlerin tümü kapsam dışında bırakılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, (Çevrimiçi) https://www.mit.gov.tr, Erişim tarihi: 2.11.2026. Klasik tanım için bkz. Sherman Kent, <i>Strategic Intelligence for American World Policy</i>, Princeton, Princeton University Press, 1949, s. 3-10.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[5] 7590 sayılı Kanun m. 27/4-(b) ile 7545 sayılı Kanun m. 16/10'a “(a),” ibaresi eklenmiş, böylece bir milyon liradan on milyon liraya kadar idari para cezası bu yükümlülüğü de kapsamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[6] Mehmet Bedii Kaya, “Siber Güvenlik Başkanlığına BTK Yetkilerinin Devri”, 3.7.2026, (Çevrimiçi) https://mbkaya.com/siber-guvenlik-baskanligi-sgb-btk-yetkileri/, Erişim tarihi: 2.11.2026. Ayrıca bkz. Melikşah Çırakoğlu, “İdare Hukuku Ekseninde Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Bir Değerlendirme”, <i>Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, C. 14, S. 1, 2026, s. 47-60.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] 5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG: 23.7.2005/25884.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, RG: 17.8.2016/29804, m. 22 ve 24.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[9] 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu Ek m. 5 ve 2937 sayılı Kanun m. 6/2. İkinci hüküm MİT'e “MİT tarafından kurulan merkez” seçeneğini de tanımaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[10] 7590 sayılı Kanun m. 27/4-(a).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[11] 7545 sayılı Kanun geçici m. 2/1-2 (7590 sayılı Kanun m. 26 ile eklenen).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[12] 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu m. 60/A-(2) (7590 sayılı Kanun m. 21 ile eklenen). Öncülü olan m. 60/10 hükmü 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m. 25 ile eklenmiş, 7590 sayılı Kanun m. 27/3 ile yürürlükten kaldırılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[13] “Siber Güvenlik Başkanlığı'nın yetkileri genişliyor: İnternet artık nasıl kontrol edilecek?”, Euronews Türkçe, 27.7.2026, (Çevrimiçi) https://tr.euronews.com/2026/07/27/siber-guvenlik-baskanliginin-yetkileri-genisliyor-internet-artik-nasil-kontrol-edilecek, Erişim tarihi: 2.11.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[14] Bu paralel yetkilerin koordinasyonu için 2937 sayılı Kanun m. 5'te Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Millî İstihbarat Koordinasyon Kurulu öngörülmüştür.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[15] AİHM, <i>Roman Zakharov / Rusya</i> [BD], Başvuru No: 47143/06, 4 Aralık 2015, §§229-234. Yazıda anılan AİHM kararlarına HUDOC üzerinden erişilmiş, paragraf numaraları karar metinlerine göre verilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[16] AİHM, <i>Klass ve Diğerleri / Almanya</i>, Başvuru No: 5029/71, 6 Eylül 1978, §§48-50 ve §§55-56; <i>Weber ve Saravia / Almanya</i>, Başvuru No: 54934/00, 29 Haziran 2006, §95; <i>Roman Zakharov / Rusya</i> [BD], §§227-234; <i>Szabó ve Vissy / Macaristan</i>, Başvuru No: 37138/14, 12 Ocak 2016, §§73 ve 77; <i>Big Brother Watch ve Diğerleri / Birleşik Krallık</i> [BD], Başvuru No: 58170/13, 62322/14 ve 24960/15, 25 Mayıs 2021, §§350, 355 ve 361.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[17] Geniş marj için bkz. <i>Weber ve Saravia / Almanya</i>, §106 ve <i>Big Brother Watch ve Diğerleri / Birleşik Krallık</i> [BD], §338. Yargısal denetimin yalnızca “ilke olarak arzu edilir” sayılması için bkz. <i>Klass ve Diğerleri / Almanya</i>, §56. Eleştiri için bkz. Marko Milanovic, “The Grand Normalization of Mass Surveillance: ECtHR Grand Chamber Judgments in Big Brother Watch and Centrum för Rättvisa”, <i>EJIL: Talk!</i>, 26 Mayıs 2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[18] <i>Weber ve Saravia / Almanya</i>, §95; <i>Roman Zakharov / Rusya</i> [BD], §231.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[19] PVSK Ek m. 7 uyarınca kararda ve yazılı emirde, kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numaraları ve bağlantı kodu gibi unsurlardan yalnızca “belirlenebilenler” ile tedbirin türü, kapsamı, süresi ve tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Aynı yönde 2937 sayılı Kanun m. 6 ve 2803 sayılı Kanun Ek m. 5.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[20] <i>Szabó ve Vissy / Macaristan</i>, §§75-77; <i>Roman Zakharov / Rusya</i> [BD], §258.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[21] 2937 sayılı Kanun Ek m. 2. Komisyon, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve MASAK'ın faaliyetlerine ilişkin yıllık raporu inceler. Raporlarda devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelere yer verilmez.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[22] 7545 sayılı Kanun m. 6/1-(ç) ve m. 6/2. Karş. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun m. 5/3 ve m. 6/1-(b).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[23] <i>S. ve Marper / Birleşik Krallık</i> [BD], Başvuru No: 30562/04 ve 30566/04, 4 Aralık 2008, §§103-125; <i>Pietrzak ve Bychawska-Siniarska ve Diğerleri / Polonya</i>, Başvuru No: 72038/17 ve 25237/18, 28 Mayıs 2024, §258 ve §§261-264.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[24] <i>Leander / İsveç</i>, Başvuru No: 9248/81, 26 Mart 1987, §48; <i>Rotaru / Romanya</i> [BD], Başvuru No: 28341/95, 4 Mayıs 2000, §§43-46.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[25] 7545 sayılı Kanun m. 17/5 ve 5809 sayılı Kanun m. 60/A-(5).</span></p>

<p><span style="color:#999999">[26] AİHM, <i>Mustafa Sezgin Tanrıkulu / Türkiye</i>, Başvuru No: 27473/06, 18 Temmuz 2017, §§69-72.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[27] Almanya için G 10 Kanunu (Gesetz zur Beschränkung des Brief-, Post- und Fernmeldegeheimnisses) § 15; Birleşik Krallık için Investigatory Powers Act 2016, s. 23. Karşılaştırmalı değerlendirme için bkz. Hans Born / Ian Leigh, <i>Making Intelligence Accountable: Legal Standards and Best Practice for Oversight of Intelligence Agencies</i>, Oslo, 2005, s. 20-30.</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/siber-guvenlik-baskanligi-bir-istihbarat-kurumu-mudur</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/kisisel-hacker-veri-dolandirici-bilgisa.jpg" type="image/jpeg" length="77912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Finansal Kiralamaya Konu Malın Üçüncü Kişilere Verdiği Zarardan Kim(ler) Sorumludur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/finansal-kiralamaya-konu-malin-ucuncu-kisilere-verdigi-zarardan-kimler-sorumludur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/finansal-kiralamaya-konu-malin-ucuncu-kisilere-verdigi-zarardan-kimler-sorumludur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

Finansal kiralama, işletmelerin yatırım mallarına sermaye bağlamadan ulaşmasını sağlayan orta ve uzun vadeli bir finansman yöntemidir. İş makineleri, araç filoları, üretim hatları, tıbbi cihazlar, gemiler, uçaklar, taşınmazlar vs. bu yöntemle edinilebilmektedir. Ülkemizde katılım bankala...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Finansal kiralama, işletmelerin yatırım mallarına sermaye bağlamadan ulaşmasını sağlayan orta ve uzun vadeli bir finansman yöntemidir. İş makineleri, araç filoları, üretim hatları, tıbbi cihazlar, gemiler, uçaklar, taşınmazlar vs. bu yöntemle edinilebilmektedir. Ülkemizde katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları ile finansal kiralama şirketleri, kiralayan sıfatıyla finansal kiralama işlemlerine taraf olabilmektedir.</p>

<p>Klasik mülkiyet anlayışında eşyanın verdiği zarardan çoğunlukla maliki sorumlu tutulur. Finansal kiralamada ise malik, malı hiç görmemiş veya görse dahi mal hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmayan bir finans kuruluşudur. Malı seçen, kullanan, bakımını yapan ve ondan gelir elde eden kiracıdır. Uygulamada kiralayanın işlemi çoğu kez belge üzerinden yürüttüğü ve malı fiilen görmediği ifade edilmektedir [1].</p>

<p>Finansal kiralama şirketleri sözleşme öncesinde sözleşmeye konu malı fiilen görse bile, en nihayetinde çoğu zaman sözleşmeye konu malın incelenmesi, değerlendirilmesi ve mal hakkında bir kanaate ulaşılması o malın kullanım alanı ile alakalı bir uzmanlık gerektireceğinden, bu şirketler mal hakkında düzenlenen ekspertiz raporlarına güvenerek hareket etmek mecburiyetindedir. Malın görülmesi yalnızca finansal kiralama sözleşmesinin gerçek bir mal için yapıldığı ve fiktif bir kredi kullandırımının söz konusu olmadığı konusunda kanaat oluşturacaktır.</p>

<p>Bu çalışmada, finansal kiralama konusu malın üçüncü bir kişiye zarar vermesi halinde, zarar görenin kime ve hangi hukuki sebebe dayanarak başvurabileceği, zarardan kim(ler)in sorumlu olduğu konuları irdelenecektir.</p>

<p><strong>II. Finansal Kiralama Sözleşmesinde Taraflar ve Kanuni Çerçeve</strong></p>

<p><strong>A. Sözleşmenin Tarafları ve Riskin (Hasarın) Kiracıya Geçmesi</strong></p>

<p>6361 sayılı Kanun m. 18’e göre finansal kiralama sözleşmesi; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı, başka suretle temin ettiği yahut daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir. 6361 sayılı Kanun, mülga 3226 sayılı Kanun’dan farklı olarak malın kiracıdan temin edilmesine de imkân tanıyarak sat ve geri kirala (sale &amp; lease back) işlemini de kabul etmiştir.</p>

<p>Finansal kiralama süreci üç kişiyi bir araya getirir: malı seçen kiracı, malın bedelini satıcıya ödeyen kiralayan ve malı teslim eden satıcı. Ancak finansal kiralama sözleşmesinin tarafları yalnızca kiralayan ve kiracıdır (Satıcı ile kiralayan arasında, finansal kiralama sözleşmesine konu malın satın alımına yönelik gerçekleştirilen sözleşme finansal kiralama sözleşmesinden ayrı bir sözleşmedir. Finansal kiralama sözleşmesinin akdedilemediği ihtimalde bu satış sözleşmesinin temel hatası ve sair sebeplerle iptali gündeme gelebilir.). Bu yapının ekonomik amacı, kiralayanın mülkiyeti bir teminat olarak elde tutması, malın kullanımından doğan tüm risk ve yararların ise kiracıya geçmesidir. Muhasebe Standartları da finansal kiralamayı, <i>“dayanak varlığın mülkiyetinden kaynaklanan tüm risk ve getirilerin önemli ölçüde devredildiği kiralamalar”</i> olarak tanımlar [2].</p>

<p><strong>B. 6361 Sayılı Kanun’un İlgili Hükümleri</strong></p>

<p>Kanun’da üçüncü kişilere verilen zararı doğrudan düzenleyen bir hüküm yoktur. Bununla birlikte aşağıdaki hükümler, sorumluluğun kime yükleneceğini yorumlamada belirleyici olabilir.</p>

<p>Kanun’un 23. maddesi uyarınca kiralananın mülkiyeti kiralayana aittir. Bu durum, kanunun sorumluluğu doğrudan mülkiyete bağladığı hâllerde kiralayanın sorumluluğuna temel teşkil edecektir. Buna karşılık m. 24/1, malın zilyetliğini ve ondan her türlü yararlanma yetkisini kiracıya tanımakta ve onu malı özenle kullanmakla yükümlü kılmaktadır. Böylece fiili hakimiyet ve ekonomik yarar kiracıda toplanmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, aksi kararlaştırılmadıkça malın bakımı ve korunması ile bakım ve onarım giderlerini kiracıya yüklediğinden, bakım eksikliğinden doğan zararlarda asıl sorumlunun kiracı olması gerektiği akla gelecektir.</p>

<p>Madde 24/4’te öngörülen ve primleri kiracıya ait olan zorunlu sigorta bir mal sigortası niteliğindedir ve üçüncü kişi zararlarını kendiliğinden kapsamaz. Madde 24/5 hasar ve ziya riskini, sigortanın karşılamadığı kısımla sınırlı olarak kiracıya yüklerken; m. 24/6, kiracının seçimiyle üçüncü kişiden sağlanan malın ayıbından kiralayanın sorumlu tutulamayacağını hükme bağlayarak kiralayanın üretici veya satıcı gibi değerlendirilmesinin önüne geçmektedir. Son olarak m. 26, kiracılık sıfatının ve zilyetliğin ancak kiralayanın yazılı izniyle devredilebileceğini öngördüğünden, malı fiilen kullanacak kişinin belirlenmesi kiralayanın denetimi altındadır.</p>

<p>Bu hükümler birlikte okunduğunda kanun koyucunun tercihi açıktır: Malın kullanımına ilişkin riskler kiracıya, mülkiyet ise teminat işlevi görmek üzere kiralayana bırakılmıştır. Öğretide de kiralayanın sözleşmedeki rolünün esas olarak finansman sağlamak olduğu kabul edilmektedir [3]. Ne var ki iç ilişki hakkındaki bu tercih, dış ilişkide kanunun bizzat malike yüklediği sorumlulukları kendiliğinden ortadan kaldırmayacaktır.</p>

<p><strong>III. Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluğun Dayanakları</strong></p>

<p>Sorumlunun kim olduğu, zarar görenin dayandığı sorumluluk normuna göre değişir. Her norm, sorumluluğu farklı bir ölçüte bağlar: kusura, istihdam ilişkisine, mülkiyete, işletme sahipliğine, işleten sıfatına... Bu nedenle finansal kiralama sözleşmelerinde “leasing sorumluluğu” diye tek başlığa indirgeyebileceğimiz bir sorumluluk yoktur. Karşılaşılabilecek her somut olay, dayandığı sorumluluk türüne göre ayrı ayrı incelenmelidir. Aşağıda, finansal kiralama sözleşmelerine konu malların üçüncü kişilerin zararına sebep olmasının ortaya çıkarabileceği bazı sorumluluk türlerine özet olarak değineceğiz.</p>

<p><strong>A. Kusur Sorumluluğu (TBK m. 49)</strong></p>

<p>Malı kusurlu ve hukuka aykırı biçimde kullanarak zarar veren kişi, genel hükümler uyarınca sorumludur. Finansal kiralamada malı kullanan kiracı veya onun çalışanı olduğundan, kusur sorumluluğu kural olarak kiracı tarafında doğar. Kiralayan, mal üzerinde fiili hakimiyeti bulunmadığından, kendisine yükletilebilecek ayrı bir kusur ispat edilmedikçe bu dayanakla sorumlu tutulamaz.</p>

<p><strong>B. Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK m. 66)</strong></p>

<p>Finansal kiralamaya konu iş makinesi, forklift, üretim tezgâhı ve benzeri mallar çoğunlukla kiracının çalışanları tarafından kullanılır. Çalışanın işi sırasında üçüncü kişilere verdiği zarardan adam çalıştıran sıfatıyla kiracı sorumludur. Kiralayan ile kiracının çalışanı arasında bir istihdam ilişkisi bulunmadığından, kiralayan bu hüküm uyarınca sorumlu tutulamaz. Kiracı da çalışanın seçiminde, talimat ve denetiminde gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak bu kurtuluş kanıtının uygulamada dar yorumlandığını da belirtmek gerekir.</p>

<p><strong>C. Yapı Malikinin Sorumluluğu (TBK m. 69)</strong></p>

<p>Yapı malikinin sorumluluğu, kiralayanın dış ilişkide <strong>doğrudan</strong> sorumlu olabileceği en belirgin (ve belki de tek) örnektir. TBK m. 69, bir bina veya yapı eserinin yapımındaki bozukluktan ya da bakımındaki eksiklikten doğan zarardan, kusursuz olarak <strong>maliki</strong> sorumlu tutar. Hüküm aynı zamanda yapının bakımını sağlamakla yükümlü kişilerin sorumluluğunu ve malikin kendisine karşı sorumlu olanlara rücu hakkını saklı tutar.</p>

<p>Finansal kiralama konusu bir taşınmazın tapuda maliki kiralayandır. Bu nedenle çatıdan buz sarkıtı düşmesi, cephe kaplamasının kopması ve benzeri olaylar nedeniyle zarar gören üçüncü kişi, TBK m. 69 uyarınca kusur ispat etmek zorunda kalmadan kiralayanın sorumluluğuna gidebilir. Kiracı ise bir sınırlı ayni hak değil şahsi hak sahibi olduğundan TBK m. 69'un öznesi değildir. 6361 sayılı Kanun m. 24/3'te zikredilen bakım borcu da yalnızca kiralayan ile kiracı arasında hüküm doğurduğundan üçüncü kişiye bir talep hakkı vermez. Zarar görenin kiracıya başvurabilmesi, TBK m. 49'un (gerektiğinde m. 66'nın) şartlarının gerçekleşmesine, özellikle kiracının kusurunun ispatına bağlıdır. Kiralayan ile kiracı böyle bir durumda TBK m. 61 uyarınca müteselsilen sorumlu olacaktır. Kiralayan ödediği tazminat için, m. 24/3'teki bakım borcuna ve TBK m. 69/3 ile m. 62'ye dayanarak kiracıya rücu edebilir.</p>

<p>Kiralayanın “binayı hiç görmediği” veya “sözleşmeyle bakımı kiracıya yüklediği” savunması üçüncü kişilere karşı sonuç doğurmaz. Zira TBK m. 69’daki sorumluluk, kusura değil mülkiyete bağlanmış bir kusursuz sorumluluk türüdür.</p>

<p><strong>D. Tehlike Sorumluluğu (TBK m. 71)</strong></p>

<p>Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden doğan zarardan işletme sahibi ve varsa işleteni müteselsilen sorumludur. Finansal kiralama yoluyla edinilmiş bir kimya tesisi ekipmanı, basınçlı kap, patlayıcı madde depolama ünitesi ve sair mallar tehlike sorumluluğu doğurabilecek ve finansal kiralama sözleşmesine konu olabilecek mallara örnek verilebilir.</p>

<p>Burada belirleyici soru, kiralayanın “işletme sahibi” sayılıp sayılamayacağıdır. Hüküm, tek tek malların maliki olmayı değil, tehlikeli faaliyeti yürüten işletmenin sahibi olmayı esas aldığından, kiralayanın işletme sahibi sayılması mümkün değildir. Kiralayan bir finans kuruluşudur. Tehlikeli faaliyeti yürüten, ondan kazanç sağlayan ve tehlikeyi denetleyebilecek konumda olan kiracıdır. Tehlike sorumluluğunun öngörülmesinin altında yatan “tehlikeyi meydana getiren ve ondan yararlanan sonuçlarına katlanır” düşüncesi de bizi bu sonuca ulaştırmaktadır.</p>

<p><strong>E. Motorlu Araç İşleteninin Sorumluluğu (KTK m. 3 ve 85)</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan sorumluluk türü, finansal kiralamaya konu aracın karıştığı trafik kazalarıdır. KTK m. 85, motorlu aracın işletilmesinden doğan zarardan işleteni ve (varsa) bağlı olduğu teşebbüsün sahibini sorumlu tutar. Bu sorumluluk, motorlu araçların tipik tehlikesine dayanan bir tehlike sorumluluğudur.</p>

<p>KTK m. 3’e göre işleten; araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen kişidir (şekli ölçüt). Ancak aracın uzun süreli kiralanması, ariyet veya rehni gibi hâllerde kiracı, ariyet alan veya rehin alan kişi işleten sayılır (maddi ölçüt) [4]. Yine maddenin devamında, ilgili kişi tarafından başka birinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimsenin işleten sayılacağı ifade edilmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-hukuk-genel-kurulunun-20121069-e-2013379-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,</a> işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçütlerin birlikte gözetildiğini vurgulamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-hukuk-genel-kurulunun-20121069-e-2013379-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5].</a></p>

<p>Yargıtay, kiracının işleten sayılabilmesi için üç unsurun birlikte bulunmasını aramaktadır: sözleşmenin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma kurulmuş olması. Finansal kiralama sözleşmesiyle araç kiralamış olan kiracı, bu üç unsuru sözleşmenin doğası gereği uhdesinde taşır. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, noterde düzenlenmiş bir finansal kiralama sözleşmesiyle uzun süreli kiralanan araçta, kaza tarihinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanmanın kiracıda olduğunu tespit etmiş; işleten sıfatı bulunmayan finansal kiralama şirketi hakkındaki davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir [6]. Benzer bir karar için bkz: Dipnot [7].</p>

<p>Kanundaki "uzun süre" kavramı öğreti ve içtihatlarda sıkça tartışılmakta olup, izaha ve sınırlarının belirlenmesine muhtaçtır. Örneğin önüne gelen bir somut uyuşmazlıkta Ankara BAM 21. Hukuk Dairesi, adi yazılı biçimde düzenlenmiş bir aylık ve üç aylık kira sözleşmelerini ispat bakımından yetersiz ve kaza tarihi itibarıyla uzun süreli sayılamayacak nitelikte görmüştür [8]. Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yakın tarihli bir kararında, BAM’ın 13 günlük kiralama süresinin uzun süre kabul edilemeyeceğini belirterek malikin sorumluluğuna hükmettiği bir dosyada, kira sözleşmesinin süresi ve içeriği, faturalar ve vergi dairesi kayıtları konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığından hareketle malikin işleten sıfatının kalmadığına karar vermiş ve kararı bozmuştur [9]. Finansal kiralama sözleşmelerinin de, bahsettiğimiz bu son karar ışığında, her halükârda kiralayanın işleten sıfatını ortadan kaldırdığı kanaatindeyiz.</p>

<p>Motorlu kara araçlarında olduğu gibi gemilerde donatan ve gemi işletme müteahhidi kavramları, hava araçlarında ise işleten kavramı sorumlunun tespit edilmesi konusunda belirleyicidir. Çıplak (bareboat) nitelikteki finansal kiralamalarda gemiyi kendi adına işleten kiracı, üçüncü kişilere karşı sorumluluk bakımından donatanın yerine geçer [10]. Hava araçlarında da durum benzerdir. 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu m. 133 uyarınca işleten; hava aracını kendi adına bizzat ya da yardımcıları eliyle kullanan kişidir. Kullanma hakkını başkasından edinmiş olup seferlerin kontrolünü elinde tutan kişi de işleten sayılır. Sicilde malik olarak kayıtlı kişi ise aksini ispat etmedikçe işleten kabul edilir. Maddenin mefhum-u muhalifinden, finansal kiralama yoluyla edinilen bir uçakta seferleri kontrol eden kiracının işleten sıfatıyla sorumlu olacağı ve sicilde malik olan kiralayanın ise (KTK’daki çözüme benzer biçimde işleten olmadığı ispat edilerek) bir sorumluluğunun bulunmayacağı sonucu rahatlıkla çıkarılabilecektir.</p>

<p><strong>IV. Kiralayanın Sorumluluğu, Sözleşmedeki Kayıtlar, Rücu, Sigorta ve Usule İlişkin Bazı Meseleler</strong></p>

<p><strong>A. Kiralayanın Kendi Kusurundan Doğan Sorumluluğu</strong></p>

<p>Kiralayanın işleten veya işletme sahibi olmaması, onu her durumda sorumsuz kılmaz. Kiralayan bizzat kendi kusurlu davranışı ile zarara katkıda bulunmuşsa TBK m. 49 uyarınca sorumlu olur. Örnek olarak şu hâller sayılabilir:</p>

<p>1. Kiralayanın, daha önce mülkiyetine geçirdiği ve tehlikeli bir ayıbını bildiği malı bu ayıbı gizleyerek kiralaması (6361 sayılı Kanun m. 24/6’daki sorumsuzluk, kiracının seçimiyle üçüncü kişiden veya kiracıdan sağlanan mallarla sınırlıdır).</p>

<p>2. Sözleşmenin sona ermesi ya da feshi üzerine malı geri alan kiralayanın, malı güvenli biçimde muhafaza etmemesi ve bu aşamada üçüncü kişilerin bir zarara uğraması (Bu aşamada fiili hakimiyet kiralayana geçmiştir).</p>

<p>3. Kiralayanın kiracının gerçekleştireceği bir onarım işlemini haksız olarak engellemesi ve onarımın yapılmamış olması dolayısıyla üçüncü kişilerin zarara uğraması.</p>

<p>Finansal kiralama sözleşmesinin bir sebeple feshedilmesi halinde kiracı malı iade etmeyip kullanmaya devam ediyorsa, kanaatimizce fiili hakimiyet ve ekonomik yarar hâlâ onda olduğundan işleten sıfatı kiracıda kalmaya devam eder. Ancak mal kiralayana iade edilmişse, işleten ve malik sıfatları kiralayanda birleşecek ve kiracının sorumluluğu da ortadan kalkmış olacaktır.</p>

<p><strong>B. Sözleşmedeki Sorumsuzluk ve Tazmin Kayıtları</strong></p>

<p>Uygulamadaki tip sözleşmeler, kiralananın kullanımı sırasında kiracıya, kiralayana ve tüm üçüncü kişilere verilecek zararlardan kiracının sorumlu olduğu ve kiralayanın hiçbir sorumluluğu bulunmadığı şeklinde kayıtlar içermektedir. Bu kayıtların hukuki etkisi iki ayrı perspektiften değerlendirilmelidir:</p>

<p>1. <strong>Dış ilişki:</strong> Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği bu kayıtlar sözleşmeye taraf olmayan zarar görene karşı ileri sürülemez. Kanun kiralayanı malik sıfatıyla sorumlu tutuyorsa (TBK m. 69), sözleşme hükmü bu sorumluluğu ortadan kaldıramayacaktır.</p>

<p>2. <strong>İç ilişki:</strong> Kayıtlar, kiralayanın üçüncü kişiye ödediği tazminatı kiracıdan geri istemesinin sözleşmesel dayanağını oluşturur. Ancak kiralayanın kendi ağır kusurundan doğan sorumluluğunu önceden kaldıran kayıtlar TBK m. 115 uyarınca kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşacaktır. Kiracının aynı zamanda tüketici olduğu finansman işlemlerinde genel işlem koşulları denetimi (TBK m. 20-25) ve tüketici mevzuatı da ayrıca uygulanacaktır.</p>

<p><strong>C. Rücu</strong></p>

<p>Üçüncü kişiye karşı müteselsilen sorumlu olanların iç ilişkideki payı, TBK m. 62 uyarınca hâkimin tüm durumu, özellikle kusurun ağırlığını göz önünde tutmasıyla belirlenir. Kanaatimizce kiralayan, üçüncü kişinin zarara uğramasında kendi kusuru bulunmadıkça ödediği tazminatın tamamını kiracıya rücu edebilmelidir. Finansal kiralamaya konu malın üçüncü kişiye vereceği zararın kiralayan üzerinde kalması sonucunu doğurabilecek tek durum, kiralayanın zararı tazmin etmesi ve kiracının aciz hâline düşmesidir. Bu ise tüm müteselsil sorumluluklarda karşı karşıya kalınabilecek bir rizikodur.</p>

<p><strong>D. Sigorta</strong></p>

<p>6361 sayılı Kanun m. 24/4’teki zorunlu sigorta, malın bizzat kendisini korumaya yönelik bir mal sigortası olup üçüncü kişi zararını kendiliğinden kapsamaz. Üçüncü kişi zararları bakımından ayrıca sorumluluk sigortası yapılması ihtimali gündeme gelebilir: Motorlu araçlar için KTK m. 91 uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortası, tehlikeli faaliyetler için ilgili zorunlu sorumluluk sigortaları ve isteğe bağlı üçüncü şahıs mali sorumluluk sigortaları… Özellikle yapı malikinin sorumluluğunun gündeme gelebileceği taşınmazlara ilişkin finansal kiralama sözleşmelerinde bu sigortaların kiracı tarafından yaptırılması ve kiralayanın da sigortalı veya ek sigortalı olarak gösterilmesi öngörülmelidir (6361 sayılı Kanun m. 24/4’teki mal sigortası ile beraber bir “paket poliçe” yapılması düşünülebilir). Aksi hâlde TBK m. 69 gibi doğrudan mülkiyete bağlı sorumluluklarda kiralayanın teminatsız kalması söz konusu olacaktır.</p>

<p><strong>E. Usul: Husumet, İspat Yükü ve Taraf Değişikliği</strong></p>

<p>Trafik kazalarında zarar gören, davayı çoğu kez kazada kusurlu sürücü ve sicilde malik görünen finansal kiralama şirketine karşı açar. Yargıtay’a göre trafik kaydı, "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. İşleten olmadığını ispat yükü sicilde malik olarak görünendedir.</p>

<p>Kiralayan aracın işleteni olmadığını sözleşme, sicil kayıtları, teslim tutanağı, faturalar ve kiracının aracın giderlerini karşıladığını gösteren kayıtlar vb. dokümanlar ile belgelendirebilmelidir. 6361 sayılı Kanun’un tescil sistemi (m. 22/1) burada önemli bir avantaj sağlamaktadır. Kaza sonrasında düzenlenebilme ihtimali olan adi yazılı kira sözleşmelerinden farklı olarak, tescilli bir finansal kiralama sözleşmesinin tarihi kesindir. Zira Yargıtay, adi yazılı kira sözleşmelerinin her zaman düzenlenebileceğini belirterek bunları tek başına yeterli saymamaktadır [11].</p>

<p>Malikin işleten olmadığı anlaşılırsa dava reddedilmeden önce HMK m. 124/4 uyarınca taraf değişikliği gündeme gelebilir. Yargıtay, kiralık araçlarda sicil malikine dava açılmasını genellikle kabul edilebilir bir yanılgı saymakta, davanın taraf değişikliği yoluyla gerçek işletene yöneltilmesini kabul etmektedir [12].</p>

<p><strong>V. Sonuç ve Öneriler</strong></p>

<p>Finansal kiralama konusu malın üçüncü kişilere verdiği zarardan kural olarak kiracı sorumludur. Kiralayanın sorumluluğu ise istisnai olup ya kanunun sorumluluğu bizzat mülkiyete bağladığı hâllerde ya da kiralayanın kendi kusuru söz konusu olduğunda gündeme gelir.</p>

<p>Buraya kadarki değerlendirmelerimiz ışığında kanun koyucuya ve uygulayıcılara şunları önerebiliriz:</p>

<p>1. <strong>6361 sayılı Kanun m. 24’e </strong><i>“Kiracı, finansal kiralama konusu malın kullanılması ve işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilerin uğradığı zararlardan sorumludur. Kanunun malike sorumluluk yüklediği hâllerde kiralayanın, yaptığı ödemeler dolayısıyla kiracıya rücu hakkı saklıdır.”</i> şeklinde bir hüküm konulması üçüncü kişilerin zararından kimin sorumlu tutulacağı konusundaki tereddütleri ortadan kaldırabilecektir.</p>

<p>2. Trafik sicilinden veya trafik/kasko poliçesinden (sigortalı/dain-i mürtehin olarak finansal kiralama şirketi yer alacak ancak sigorta ettiren kişi çoğunlukla kiracı olacaktır) motorlu aracın finansal kiralamaya konu edilip edilmediğinin dikkatle kontrol edilmesi, açılacak davalarda yanlış taraf gösterilmesinin ve boşu boşuna yargılama giderlerine mahkûm edilmenin önüne geçecektir.</p>

<p>3. Tip sözleşmelerde sorumluluk sigortasının zorunlu tutulması, özellikle yapı malikinin sorumluluğunun gündeme gelebileceği taşınmazlar hakkındaki finansal kiralama sözleşmelerinde kiracının mala ilişkin sigorta ile beraber üçüncü şahıs mali sorumluluk sigortası da yaptırması (paket poliçe) ve kiralayanın bu poliçede ek sigortalı olarak gösterilmesi hem zarar göreni hem de malik sıfatıyla sorumlu tutulabilecek olan kiralayanı koruyacaktır.</p>

<p><strong>Mustafa BEZGİN</strong></p>

<p><strong>Banka Müfettişi</strong></p>

<p><strong>Avukat</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] Veysi Seviğ, <i>“Finansal Kiralama Şirketlerinin Belgesel Sorumluluğu”</i>, (Çevrimiçi) https://www.vergiburosu.com/basin/finansal-kiralama-sirketlerinin-belgesel-sorumlulugu-veysi-sevig, (E.T.: 01.11.2026)</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] Türkiye Muhasebe Standartları 17, (Çevrimiçi) https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/DynamicContentFiles/Türkiye%20Muhasebe%20Standartları/TMSTFRS2018Seti/TMS/TMS_17_2018.pdf, (E.T.: 01.11.2026);</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Finansal Raporlama Stadartları 16, (Çevrimiçi) https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/Duyurular/v2/TFRS/TFRS_16.pdf,</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] Seza Reisoğlu, <i>“Finansal Kiralama Sözleşmeleri ve Uygulama Sorunları”</i>, Bankacılar Dergisi, S. 48, 2004, s. 50, (Çevrimiçi) https://www.tbb.org.tr/bankacilik/konferans-sunumlari/tbb-hukuk-bas-danismani-prof-dr-seza-reisoglunun-konusmaci-olarak, (E.T.: 01.11.2026); Köksal Kocaağa, <i>Finansal Kiralama (Leasing) Sözleşmesi</i>, Ankara, Yetkin Yayınları, 2021, s. 29.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] Yargıtay 17. HD, 09.06.2020 T., 2019/4255 E., 2020/3307 K. sayılı kararı</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-hukuk-genel-kurulunun-20121069-e-2013379-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.03.2013 T., 2012/1069 E., 2013/379 K. sayılı kararı</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">[6] Yargıtay 17. HD, 29.01.2009 T., 2008/3053 E., 2009/283 K. sayılı kararı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] Yargıtay 11. HD, 11.02.2002 T., 2001/8925 E., 2002/1074 K. sayılı kararı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] Ankara BAM 21. Hukuk Dairesi 05.07.2021 T., 2019/813 E., 2021/926 K. sayılı kararı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[9] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.09.2025 T., 2025/4-155 E., 2025/496 K. sayılı kararı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[10] Özgenur Kara, <i>Deniz Ticareti Hukukunda Gemilerin Finansal Kiralanması</i>, Ankara, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019, (Çevrimiçi) https://tez.yok.gov.tr/, (E.T.: 01.11.2026), s. 81.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[11] Yargıtay 4. HD, 09.04.2014 T., 2014/4318 E., 2014/6027 K. sayılı kararı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[12] Yargıtay 4. HD, 12.09.2022 T., 2022/2704 E., 2022/9996 K. sayılı kararı</span></p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/finansal-kiralamaya-konu-malin-ucuncu-kisilere-verdigi-zarardan-kimler-sorumludur</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/sozlesme-hakli-nedenle-fesih-tazminat.jpg" type="image/jpeg" length="28926"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kocasakal görevi devraldı: Avukatın kavgası bile avukata yaraşır biçimde olmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kocasakal-gorevi-devraldi-avukatin-kavgasi-bile-avukata-yarasir-bicimde-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kocasakal-gorevi-devraldi-avukatin-kavgasi-bile-avukata-yarasir-bicimde-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu 128. Olağan Genel Kurul kapsamında gerçekleştirilen başkanlık seçimini kazanan Prof. Dr. Av. Ümit Kocasakal, Beyoğlu’ndaki İstanbul Barosu binasında düzenlenen törenle görevini devraldı. Prof. Dr. Av. İbrahim Kaboğlu, başkanlık mühür ve bayrağını Ümit Kocasakal’a devretti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.hukukihaber.net/vidyome/embed/9614" webkitallowfullscreen=""></iframe></p>

<div class="ratio ratio-16x9">
<p class="ratio ratio-16x9"></p>
</div><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kocasakal-gorevi-devraldi-avukatin-kavgasi-bile-avukata-yarasir-bicimde-olmali</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/11/afasfasf.jpg" type="image/jpeg" length="39735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kocasakal görevi devraldı: Avukatın kavgası bile avukata yaraşır biçimde olmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kocasakal-gorevi-devraldi-avukatin-kavgasi-bile-avukata-yarasir-bicimde-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kocasakal-gorevi-devraldi-avukatin-kavgasi-bile-avukata-yarasir-bicimde-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu 128. Olağan Genel Kurul kapsamında gerçekleştirilen başkanlık seçimini kazanan Prof. Dr. Av. Ümit Kocasakal, Beyoğlu’ndaki İstanbul Barosu binasında düzenlenen törenle görevini devraldı. Prof. Dr. Av. İbrahim Kaboğlu, başkanlık mühür ve bayrağını Ümit Kocasakal’a devretti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Barosu'nun 128. Olağan Genel Kurulu kapsamında gerçekleştirilen başkanlık seçimini kazanan Prof. Dr. Av. Ümit Kocasakal, düzenlenen törenle görevi Prof. Dr. Av. İbrahim Kaboğlu'ndan devraldı.</p>

<p>Beyoğlu'ndaki İstanbul Barosu binasında yapılan devir teslim töreninde konuşan Kocasakal, meslektaşlarıyla bir araya gelerek avukatların sorunlarına yönelik çalışmalar yürüteceklerini söyledi.</p>

<p><strong>“Avukatın Kavgası Bile Avukata Yaraşır Biçimde Olmalıdır”</strong></p>

<p>Kocasakal, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Bu süreçte biz bu seçime iştirak eden bütün avukat meslektaşlarımızla bir araya geleceğiz, arayışlarda bulunacağız, gerekiyorsa büyük bir çalıştay, hatta belki de sadece meslek sorunlarının konuşulacağı olağanüstü genel kurultay gibi de düşüncelerimiz var. Dolayısıyla bunları da hayata geçirmek için elimizden geleni yapacağız. Bu bir görev değişimidir ve değişimin de bu şekilde avukatlara yaraşır bir biçimde olması çok değerlidir. Dediğiniz gibi İstanbul Barosu'nun kurumsal kimliği ve itibarı, avukatlık itibarı her şeyin üstündedir. Avukatın kavgası bile avukata yaraşır biçimde olmalıdır. Farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz ama bunlar bir araya gelmemizi, bu anlamda mesleki sorunlar bakımından hiçbir biçimde engellemiyor. O yüzden içtenlikle size iki yıllık mesainizde bu baroya katkılarınız için, emekleriniz için, size ve yönetiminize ve kurullarınıza ve delegasyonunuza bir kere daha teşekkür ediyorum. Biz de şu anda bayrağı sizden devralıyoruz. Biz de elimizden geldiğince hizmet etmeye gayret edeceğiz ve umuyorum ki en azından yapabildiğiniz kadarını yapıp üzerine bir şeyler ekleyip biz de zamanı gelince bu bayrağı bizden sonra gelecek değerli meslektaşlarımıza teslim edeceğiz."</p>

<p>Törende öne çıkan diğer mesajlar şu şekilde:</p>

<p><strong>- Kurumsal Kimlik ve İtibar:</strong> İstanbul Barosu’nun kurumsal kimliğinin ve avukatlık itibarının her şeyin üzerinde olduğunu belirten Kocasakal, <i>“Avukatın kavgası bile avukata yaraşır biçimde olmalıdır”</i> ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>- Mesleki Birlik:</strong> Farklı siyasi görüşlere sahip olunabileceğini ancak bunun mesleki sorunlar söz konusu olduğunda bir araya gelmeye engel olmadığını dile getirdi.</p>

<p><strong>- Teşekkür ve Devir Vurgusu:</strong> İki yıllık görev süresi boyunca baroya katkılarından dolayı İbrahim Kaboğlu ve yönetimine teşekkür eden Kocasakal, bayrağı en iyi şekilde taşıyarak zamanı geldiğinde meslektaşlarına devredeceklerini söyledi.<img alt="IFrame" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAPABAP///wAAACH5BAEKAAAALAAAAAABAAEAAAICRAEAOw==" title="IFrame" /></p>

<p><strong>Kaboğlu'nun Görev Devir Teslim Töreni Konuşması</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/11/h-w-h-w-s-c-v-xk-a-a-g-p-q.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/11/h-w-h-w-se-z-wg-a-a-i4v-q.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/11/h-w-h-w-s8-y-w-y-a-a-oa4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/11/h-w-h-w-ta-h-xc-a-a-y68-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kocasakal-gorevi-devraldi-avukatin-kavgasi-bile-avukata-yarasir-bicimde-olmali</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/11/afasfasf.jpg" type="image/jpeg" length="13005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/7106 E., 2026/5270 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20257106-e-20265270-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20257106-e-20265270-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07.05.2026 tarihli, 2025/7106 E., 2026/5270 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/7106 E., 2026/5270 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1646 E., 2025/1695 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 7. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/252 E., 2025/269 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından katılma alacağının reddi ve vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
Hakim, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md. 236/2).</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince, davacı karşı davalı kadının mal rejiminin tasfiyesi yönünden açtığı davada katılma alacağının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 236 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince tamamen kaldırılmasına, davalı-karşı davacı erkeğin ise davasının reddine karar verilmiş, davacı-karşı davalı kadının istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Karar davacı karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, ... 2. Aile Mahkemesi'nin 2020/802 E., 2022/792 K. sayılı ilamı ile; karşılıklı açılan davada erkeğin boşanma davasının 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesi, kadının boşanma davasının da, erkeğin hakaret ve şiddet eylemleri nedeni ile aynı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulü ile tarafların boşanmasına karar verildiği ve boşanma kararlarının kesinleştiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince boşanma nedeninin zina olmasına dayanılarak 4721 sayılı Kanun'un 236 ncı maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağına ilişkin kabul yerinde ise de tarafların boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, evlilik birliğinin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, v.s. gibi durumlar ile 4721 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi hükümlerinde düzenlenen hakkaniyet kuralları nazara alınarak hakkaniyete uygun olarak davacı-karşı davalı kadının artık değerdeki pay oranının azaltılması gerekirken, yetersiz gerekçeyle tamamının kaldırılması hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davacı-karşı davalı kadın vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı-karşı davalı kadının vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20257106-e-20265270-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-binas.jpg" type="image/jpeg" length="25634"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15 YAŞ ALTINA SOSYAL MEDYA YASAĞI: ÇOCUĞUNA HESAP AÇAN ANNE-BABA SUÇ MU İŞLİYOR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/15-yas-altina-sosyal-medya-yasagi-cocuguna-hesap-acan-anne-baba-suc-mu-isliyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/15-yas-altina-sosyal-medya-yasagi-cocuguna-hesap-acan-anne-baba-suc-mu-isliyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1 Kasım 2026 itibarıyla Türkiye’de çocukların sosyal ağ kullanımına ilişkin yeni kurallar yürürlüğe girdi. Kamuoyunda “15 yaş altına sosyal medya yasağı” olarak anılan düzenleme, haklı olarak ailelerin dikkatini çekti. Fakat hukuki tartışma, çocukların sosyal medyadan uzak tutulup tutulmamasıyla sın...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1 Kasım 2026 itibarıyla Türkiye’de çocukların sosyal ağ kullanımına ilişkin yeni kurallar yürürlüğe girdi. Kamuoyunda “15 yaş altına sosyal medya yasağı” olarak anılan düzenleme, haklı olarak ailelerin dikkatini çekti. Fakat hukuki tartışma, çocukların sosyal medyadan uzak tutulup tutulmamasıyla sınırlı değil. Yasak kime yöneliyor? Çocuğuna hesap açan anne-baba cezalandırılabilir mi? Bir hesabın kapatılması, o hesapta biriken kişisel verilerin akıbetini nasıl etkiler?</p>

<p>7578 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle 5651 sayılı Kanun’un ek 4. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilmiştir. 10 Ekim 2026 tarihli, 33396 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik de yaş doğrulaması ve çocuklara özgü hizmetin ayrıntılarını düzenlemektedir. Her iki düzenlemenin ilgili hükümleri 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girmiştir.</p>

<p><strong>Çocuğuna hesap açan anne-baba suç mu işlemiş olur?</strong></p>

<p>5651 sayılı Kanun’un ek 4/7. maddesindeki yasak açıktır: Sosyal ağ sağlayıcı, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamaz; yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Hükmün temel muhatabı, çocuğa hizmeti sunan sosyal ağ sağlayıcısıdır.</p>

<p>Buna karşılık sırf çocuğuna sosyal medya hesabı açtığı için anne veya babanın cezalandırılacağını söylemek mümkün değildir. Bu düzenlemede ebeveynin hesap açması fiiline özgü bir suç tanımı bulunmamaktadır. Anayasa’nın 38. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesiyle güvence altına alınan kanunilik ilkesi gereği, açık bir kanuni dayanak olmadan ceza sorumluluğu kurulamaz. Elbette somut olayda başkaca bir suçun unsurları oluşursa bu ayrı değerlendirilir.</p>

<p>Ebeveynin onayı da platform açısından bir istisna yaratmaz. Anne-baba izin verse bile sosyal ağ sağlayıcısının 15 yaş altına hizmet sunmama yükümlülüğü devam eder. Velayet yetkisi, kanunun hizmet sağlayıcıya yönelttiği yasağı ortadan kaldıran bir ruhsat değildir.</p>

<p><strong>Koruma amacı, sınırsız müdahale anlamına gelir mi?</strong></p>

<p>Çocuğu siber zorbalıktan, istismardan ve zararlı içeriklerden koruma amacı tartışmasız önemlidir. Ancak çocuk, korunması gereken bir kişi olduğu kadar hak sahibidir. İfade özgürlüğü, bilgiye erişim ve özel hayatın korunması bakımından onun menfaatleri de gözetilmelidir. Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesi, bu tartışmanın hukuki çerçevesini oluşturur.</p>

<p>Örneğin 14 yaşındaki bir çocuğun bilimsel veya sanatsal çalışmasını paylaşması ile zararlı bir içerikle karşılaşması aynı hukuki ve toplumsal sonuçları doğurmaz. Kanun koyucu ise bireysel risk değerlendirmesi yerine genel bir yaş eşiği belirlemiştir. Çocukların korunması meşru olsa da genel yasağın gerekliliği ve daha hafif araçlarla aynı amaca ulaşılıp ulaşılamayacağı tartışılabilir.</p>

<p>Üstelik düzenleme, 15 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını doldurmamış çocuklar için sosyal ağları bütünüyle serbest bırakmıyor. Yönetmeliğin 8. maddesi uyarınca çocuk hesapları için yüksek gizlilik ayarları, canlı yayın ve kişiselleştirilmiş ticari reklam gibi özelliklere yönelik sınırlamalar öngörülüyor. Bu yönüyle düzenleme sadece “yasaklama” değil, hizmetin tasarımına müdahale etme niteliği de taşıyor.</p>

<p><strong>Mevcut hesaplar ve çocukların verileri ne olacak?</strong></p>

<p>Yönetmeliğin geçici 1. maddesine göre, daha önce açılmış ve öngörülen yaş doğrulama belirteciyle doğrulanmamış hesapların 31 Mart 2027’ye kadar en az bir kez doğrulanması gerekiyor. 15 yaşını doldurmadığı tespit edilen çocuğun mevcut hesabı, kendisine bilgi verilerek kapatılacak. Başvuru veya itiraz yoluna gidilirse hesap içeriği ve kişisel veriler süreç sonuçlanıncaya kadar silinmeyecek; itiraz yolu işletilmezse kapatılan hesaba ilişkin veriler gecikmeksizin silinecek.</p>

<p>Burada mesele yalnızca hesabın kapanması değildir. Yıllardır biriken fotoğraflar, yazışmalar ve kişisel çalışmalar da söz konusudur. Yönetmeliğin 10. maddesi, Türkçe, ücretsiz ve erişilebilir bir itiraz mekanizması ile tamamen otomatik değerlendirme yerine anlamlı insan incelemesini zorunlu tutuyor. Bu güvence, uygulamada gerçekten işlerse değer kazanacaktır.</p>

<p>Yaş doğrulamasında da ayrı bir hassasiyet bulunmaktadır. Yönetmeliğin 7. maddesindeki e-Devlet üzerinden oluşturulan yaş doğrulama belirteci, kişinin kimliğini veya tam doğum tarihini değil; 15 ve 18 yaş eşiklerini geçip geçmediği bilgisini içerir. Verinin asgari düzeyde tutulması doğru bir başlangıçtır; fakat kişisel verilerin korunması bakımından belirleyici olan, sistemin uygulamada nasıl işletileceğidir.</p>

<p><strong>Asıl sorumluluk tartışması</strong></p>

<p>Çocukların dijital güvenliğinin yalnızca ebeveynin telefonu denetlemesine bırakılması gerçekçi değildir. Hangi içeriğin önerileceğini, neyin öne çıkarılacağını ve kullanıcıların platformda ne kadar kalacağını büyük ölçüde sosyal ağların tasarladığı sistemler belirliyor. Hukuk da bu nedenle hizmet sağlayıcısına doğrudan yükümlülük yüklüyor.</p>

<p>Çocukları sosyal medyanın risklerinden korurken, onların ifade özgürlüğünü, mahremiyetini ve gelişim hakkını hangi ölçütlerle birlikte güvence altına alacağız?</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Buğra ANIL"><img alt="Av. Mehmet Buğra ANIL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/mehmet-bugra-anil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Buğra ANIL">Av. Mehmet Buğra ANIL</a></strong></h4><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/15-yas-altina-sosyal-medya-yasagi-cocuguna-hesap-acan-anne-baba-suc-mu-isliyor-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/sosyal-medya-social-media-face.jpg" type="image/jpeg" length="33505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/2430 E., 2025/3381 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252430-e-20253381-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252430-e-20253381-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2025 tarihli, 2025/2430 E., 2025/3381 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/2430 E., 2025/3381 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/787 E., 2025/650 K..<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/431 E., 2024/951 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı talep eden vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. TALEP</strong><br />
Talep eden vekili dilekçesinde; müvekkilinin .... .... adresinde kurulu her nevi konfeksiyon ürünlerinin ve kumaşlarının toptan ve perakende alım satım, pazarlama, ithalat ve ihracat faaliyetini yürüten, 1.000.000,00 TL sermayeli, 2 ortaklı küçük ölçekli bir şirket olduğunu, dilekçesi ekinde İİK'nın 286. maddesinde açıklanan belgeleri de sunduğu, konkordatonun 16 ay vade konkordatosu niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek konkordato talebinin kabulüne, geçici mühlet kararı verilmesine ve geçici konkordato komiseri atanmasına, şirketin malvarlığının korunabilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Bir kısım müdahil alacaklı vekili talebin reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile borçlu şirketin güncel rayiç değerlere borca batık durumda olduğu tespit edildiği, konkordatonun tasdiki talepli dosyada konkordato gider avansının depo edilmesinin talep şartı olarak düzenlendiği, verilen kesin süre içinde talep eden tarafından konkordato gider avansının depo edilmemiş olduğu, konkordato tasdiki talebinin reddine karar verilmesi gerektiği ve borçlu şirketin güncel rayiç değerlere ve TTK'nın 376. maddesinde belirtilen esaslar dikkate alınmak suretiyle düzenlenen güncel bilançoya göre (-)3.844.163,91 TL borca batık durumda olduğu gerekçesi ile şirketin iflasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde kokordato talep eden vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Talep eden vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Konkordato talep eden şirketin borca batık olmadığını,<br />
b. Son duruşmaya usulüne uygun davet edilmededen iflas kararı verildiğini beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Talep, konkordato tasdik istemine ilişkindir.</p>

<p>1.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, yargılama şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup aşağıdaki bendin kapsamı dışında talep eden vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>2.Mahkemece konkordato tasdik talebinin reddi ile borca batık olan şirketin iflasına karar verilmiştir. İİK'nın 308. Maddesinin doğrudan doğruya iflas sebeplerine yaptığı atıf gereği uygulanması gereken aynı Kanunun 177/4.b. uyarınca borçlunun iflasına karar verilmeden önce dinlenmesi için mahkemeye çağrılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda, mahkemece iflaslarına karar verilen borçlu şirket yetkili temsilcilsinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, kanunun amir hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda, adı geçen borçlu şirketlerin yetkilileri mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1.Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, talep eden vekilinin diğer temyiz istemlerinin REDDİNE,</p>

<p>2. 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, talep eden vekilinin diğer temyiz istemlerinin kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,<br />
14.10.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>

<h2><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026370-e-2026464-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/370 E., 2026/464 K. sayılı kararı</span></a></strong></h2><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252430-e-20253381-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="27775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/370 E., 2026/464 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026370-e-2026464-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026370-e-2026464-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.09.2026 tarihli, 2026/370 E., 2026/464 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/370 E., 2026/464 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/893 E., 2025/970 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.10.2025 tarihli ve<br />
<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252430-e-20253381-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">2025/2430 Esas, 2025/3381 Karar sayılı BOZMA kararı</span></a></strong></p>

<p>Konkordato isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince talep eden şirketin konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasına karar verilmiştir.<br />
Kararın konkordato talep eden şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı konkordato talep eden şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı konkordato talep eden şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. TALEP</strong></p>

<p>Konkordato talep eden şirket vekili dilekçesinde; müvekkilinin İstanbul ili Şişli ilçesinde bulunan her türlü konfeksiyon ürünleri ve kumaşların toptan ve perakende alım, satım, pazarlama, ithalat ve ihracat faaliyetini yürüten iki ortaklı küçük ölçekli bir şirket olduğunu, talep dilekçesi ekinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 286. maddesinde açıklanan belgelerin de sunulduğunu, talep edilen konkordatonun on altı ay vade konkordatosu niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek İİK’nın 285 ve devamı maddeleri gereğince teklif edilen konkordato projesinin tasdikine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2024 tarihli ve 2021/431 Esas, 2024/951 Karar sayılı kararı ile; Konkordato Gider Avansı Tarifesinin 7. maddesine göre hesaplanan gider avansının yatırılması için talep edene ihtar yapılmasına rağmen konkordato gider avansının yatırılmadığı, talep eden şirketin adli yardım talebinde bulunduğu, adli yardım talebinin reddine dair karara itirazın da reddine karar verilmesine rağmen konkordato gider avansının depo edilmediği, konkordatonun tasdiki talebinde konkordato gider avansının depo edilmesinin dava şartı olarak düzenlendiği, verilen kesin süre içinde talep eden tarafından konkordato gider avansının depo edilmediği, bu nedenle konkordatonun tasdiki talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, alınan bilirkişi raporuna göre talep eden şirketin borca batık durumda olduğu, borçlu şirket yetkilileri adına duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliğ edilmesine rağmen şirket yetkililerinin 12.12.2024 tarihli duruşmaya katılmadıkları gerekçesiyle talep eden şirketin konkordato tasdik talebinin reddine ve iflasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde konkordato talep eden şirket vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 04.06.2025 tarihli ve 2025/787 Esas, 2025/650 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle konkordato talep eden şirket vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde konkordato talep eden şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 14.10.2025 tarihli ve 2025/2430 Esas, 2025/3381 Karar sayılı kararı ile,<br />
"...1.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, yargılama şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup aşağıdaki bendin kapsamı dışında talep eden vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>2. Mahkemece konkordato tasdik talebinin reddi ile borca batık olan şirketin iflasına karar verilmiştir. İİK'nın 308. Maddesinin doğrudan doğruya iflas sebeplerine yaptığı atıf gereği uygulanması gereken aynı Kanunun 177/4.b. uyarınca borçlunun iflasına karar verilmeden önce dinlenmesi için mahkemeye çağrılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda, mahkemece iflaslarına karar verilen borçlu şirket yetkili temsilcilsinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği, kanunun amir hükmünün yerine getirilmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda, adı geçen borçlu şirketlerin yetkilileri mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, her ne kadar bozma ilâmında konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verildiği gerekçesiyle hüküm bozulmuş ise de mahkemenin 24.03.2022 tarihli duruşmasının bir nolu ara kararı gereğince borçlu şirket yetkilisinin beyanlarının alınması amacıyla duruşmada hazır bulunması gerektiğine dair borçlu şirkete muhtıra tebliğine karar verildiği, muhtıranın İİK'nın 292. maddesi gereğince borçlu şirketin yetkilileri ... ve ... adına ayrı ayrı tebliğ edildiği, yargılama sırasında 22.11.2024 havale tarihli bilirkişi ek raporu ve duruşma gününün de borçlu şirket yetkilileri ... ve ...'a ayrı ayrı tebliğ edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde konkordato talep eden şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Konkordato talep eden şirket vekili, iflas kararı verilmeden önce şirket yetkilisinin dinlenmesinin hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının zorunlu bir unsuru olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin Özel Dairenin tespit ettiği usul eksikliğini sonradan yapılan tebligatlara ve önceki aşamalara dayandırmak suretiyle bertaraf etmeye çalıştığını, müvekkili şirket yetkililerinin duruşmada ve karar aşamasında dinlenmediğini, iflas kararı öncesi dinlenme zorunluluğunun sonradan tamamlanabilecek bir usul işlemi olmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; talep eden şirketin konkordato talebinin reddi ile iflâsına karar verilen somut olayda, İlk Derece Mahkemesince konkordato talep eden şirket yetkilisi mahkemeye çağrılarak dinlenmeden iflâs kararı verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 177, 2 92... . maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konkordatoya ilişkin açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2. Konkordato, borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen ya da herhangi bir borçlunun, borcun belirli koşullarda ödenmesi için alacaklılarıyla anlaştığı ve yetkili ticaret mahkemesinin onayı ile geçerlilik kazanan hukuki çözüm işlemidir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 709).</p>

<p>3. Konkordato İİK’da tanımlanmamış ise de; öğretide konkordato, dürüst bir borçlunun belli bir zaman kesiti içerisindeki bütün adi borçlarının alacaklılar tarafından kanunda gösterilen nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi ve yetkili makamın (mahkemenin) onayı ile gerçekleşen ve borçlunun borcun bir kesiminden kurtulmasını ve/veya ödeme şeklinin borçlu yararına değişmesini sağlayan, haciz ve iflâs gibi klasik ve borçlu bakımından sert cebri icra yöntemlerinin yerine ikame edilmiş bir kolektif icra biçimi şeklinde ifade edilmiştir (Baki Kuru, İcra İflas Hukuku, C. IV, İstanbul 1997, s. 3585; Süha Tanrıver, Adnan Deynekli, Konkordatonun Tasdiki, Ankara 1996, s. 29; Serdar Kale, Sorularla Konkordato (İflas Dışı ve İflas İçi Adi Konkordato), İstanbul 2017, s. 2; Hakan Pekcanıtez, Güray Erdönmez, 7101 Sayılı Kanun Çerçevesinde Konkortado, İstanbul 2018, s. 4; Sümer Altay, Ali Eskiocak, Konkordato ve Yeniden Yapılanma Hukuku, İstanbul 2019, s. 10, 15).</p>

<p>4. İcra ve İflas Kanunu’nun "Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflası" başlıklı 308. maddesi,<br />
"Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.<br />
Konkordato süreci iflâsla sonuçlandığı takdirde, iflâs kararını veren mahkeme tasfiyenin basit veya adi tasfiye usulüne göre yapılmasına ve gerektiğinde adi tasfiyenin komiserler tarafından yerine getirilmesine karar verir. Bu hâlde iflâs idaresine ait görev ve yetkiler komiserler tarafından kullanılır" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anılan düzenleme uyarınca konkordato talebinin reddi hâlinde talep edenin iflâsa tabi şahıslardan olması durumunda iflâs kararı verilmesi mümkündür, ancak talep edenin iflâsına karar verilebilmesi için doğrudan doğruya iflâs şartlarının da oluşması gerekir. Örneğin borca batık bir sermaye şirketinin konkordato talebinin reddedilmesi hâlinde mahkemece konkordato talep eden şirketin iflâsına resen karar verilecektir. Bu hususta alacaklının ya da talep eden şirketin ayrıca iflâs talebinde bulunması şartı aranmamaktadır.</p>

<p>6. Konkordato talep eden şirketin iflasına karar verilebilmesinin ilk şartı konkordatonun tasdik edilmemesidir. Konkordato ise az yukarıda da açıklandığı üzere İİK'nın 305. maddesinde sayılan şartlardan birinin eksik olması durumunda tasdik edilmeyecektir.</p>

<p>7. Tasdik edilmeyen konkordato doğrudan doğruya borçlunun iflâsına neden olmayabilir. Mahkemece talep edenin konkordato talebinin reddi ile birlikte iflâsına karar verilebilmesi için talep edenin iflâsa tabi şahıslardan biri olması ile birlikte doğrudan doğruya iflâs nedenlerinin de (kooperatif veya sermaye şirketinin borca batık olması gibi) bulunması gerekir. Aksi hâlde mahkemece sadece talep edenin konkordato talebinin reddine karar verecek, ancak iflâsına hükmedemeyecektir.</p>

<p>8. Doğrudan doğruya iflâs nedenleri ise İİK'nın 177 ilâ 179. maddelerinde (ve md. 179 atfıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md. 377, md. 6 34... sayılı Kooperatifler Kanunu md. 63'te) düzenlenmiştir.</p>

<p>9. İcra ve İflas Kanunu'nun "Evvelce takibe hacet kalmaksızın iflas" başlıklı 177. maddesinde,</p>

<p>"Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir.</p>

<p>1–Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;</p>

<p>2 – Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;</p>

<p>3 – 308 inci maddedeki hal varsa;</p>

<p>4 – İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlu dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır.<br />
Bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır" düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>10. Alacaklı İİK'nın 177. maddesinde sayılan hususlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde önceden takip yapmadan doğrudan borçlunun bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurarak iflâsını isteyebilir. İİK'nın 177. maddesinin üçüncü bendinde, aynı Kanun'un 308. maddesindeki hâlin bulunması da doğrudan doğruya iflâs nedeni olarak gösterilmiş, dördüncü bendinde de borçlunun dinlenmek üzere mahkemeye çağrılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>11. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; talep eden şirket tarafından yapılan konkordato teklifinin İlk Derece Mahkemesince, gider avansı yatırılmadığı ve talep eden şirketin borca batık olduğu gerekçesiyle reddedildiği ve şirketin iflasına karar verildiği, Özel Dairece şirketin yetkili temsilcisi mahkemeye çağrılarak dinlenmeden iflas kararı verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle kararın bozulduğu görülmektedir.</p>

<p>12. Somut olayda İİK'nın 308. maddesinde, doğrudan doğruya iflâs nedenlerinden birinin bulunması hâlinde iflâs kararı verilmeden önce şirket yetkilisinin çağrılarak dinlenmesi yönünde açık bir düzenleme olmamakla beraber doğrudan doğruya iflâs nedenlerini düzenleyen İİK'nın 177. maddesinde, aynı Kanun'un 308. maddesindeki hâlin bulunması ve borçlunun dinlenmek üzere mahkemeye çağrılması gerektiği yönündeki düzenlemeler dikkate alındığında, İİK'nın 308. maddesi uyarınca, şirket yetkilisi mahkemeye çağrılarak dinlenmeden iflâs kararı verilmesi yerinde değildir.</p>

<p>13. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince 24.03.2022 tarihli duruşmada, borçlu şirket yetkilisinin beyanlarının alınması amacıyla duruşmada hazır bulunması gerektiğine dair borçlu şirkete muhtıra tebliğine karar verildiği ve borçlu şirket yetkililerine ayrı ayrı muhtıranın tebliğ edildiği, yargılama sırasında 22.11.2024 havale tarihli bilirkişi ek raporu ile duruşma gününün de borçlu şirketin yetkililerine tebliğ edildiği belirtilmiş ise de 24.03.2022 tarihli duruşmada verilen ara karar uyarınca talep eden şirket yetkililerine duruşma gününü bildirir ihtarlı tebligat çıkartıldıktan sonra takip eden duruşmada iflas kararı verilmediği, yargılamaya devam edilerek iki yıldan fazla süre geçtikten sonra 12.12.2024 tarihli duruşmada iflas kararı verildiği, iflas kararının verildiği duruşma gün ve saati talep eden şirket yetkililerine tebliğ edilmesine karşın tebligatlar incelendiğinde şirket yetkililerine duruşmada dinlenecekleri yönünde gerekli ihtarın yapılmadığı, tebliğ edilen bilirkişi raporuna karşı itiraz etmemenin sonuçlarına yönelik ihtarın da yapılmadığı anlaşılmakta olup, bu nedenle söz konusu tebligatların usulüne uygun olduğundan söz edilemez.</p>

<p>14. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Konkordato talep eden şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1.fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.09.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026370-e-2026464-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="11115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞİRKET YETKİLİSİ DİNLENMEDEN KONKORDATODAN İFLASA GEÇİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sirket-yetkilisi-dinlenmeden-konkordatodan-iflasa-gecilemez-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sirket-yetkilisi-dinlenmeden-konkordatodan-iflasa-gecilemez-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. On Altı Aylık Bir Vade İsteği

Şişli'de kumaş ve konfeksiyon ürünlerinin toptan ve perakende alım satımını yapan, iki ortaklı küçük bir şirket 2021 yılında ticaret mahkemesine başvuruyor. İstediği şey borçlarından kurtulmak değil, zaman: on altı aylık bir vade konkordatosu. Başvuru dilekçesine...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. On Altı Aylık Bir Vade İsteği</strong></p>

<p>Şişli'de kumaş ve konfeksiyon ürünlerinin toptan ve perakende alım satımını yapan, iki ortaklı küçük bir şirket 2021 yılında ticaret mahkemesine başvuruyor. İstediği şey borçlarından kurtulmak değil, zaman: on altı aylık bir vade konkordatosu. Başvuru dilekçesine İcra ve İflas Kanunu'nun 286. maddesinin saydığı belgeler de ekleniyor.</p>

<p>Üç yıl sonra, 12 Aralık 2024 tarihli duruşmada mahkeme konkordato talebini reddediyor ve şirketin iflasına karar veriyor. O duruşmada şirketi temsil edecek kimse yok. Yetkililere duruşma günü tebliğ edilmiş, ama kimse gelmemiş.</p>

<p>Mahkemenin gerekçesi kâğıt üzerinde sağlam görünüyor. Konkordato gider avansı ihtara rağmen yatırılmamış, şirketin adli yardım talebi ve bu karara itirazı reddedilmiş, bilirkişi şirketin borca batık olduğunu tespit etmiş. Bölge adliye mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddediyor.</p>

<p>Dosya Yargıtay'a geldiğinde tek bir soru kalıyor: Şirketin yetkilisi, iflas kararından önce dinlenmek üzere usulüne uygun çağrılmış mıdır?<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252430-e-20253381-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 6. Hukuk Dairesi </a>"hayır" diyor, ilk derece mahkemesi direniyor, son sözü Hukuk Genel Kurulu söylüyor: <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026370-e-2026464-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.09.2026 tarih, E. 2026/370, K. 2026/464 sayılı karar.</a> Karar oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiş.</p>

<p>Kısa bir karar. Ama konkordato dosyalarının artık ticaret mahkemelerinin gündelik işi hâline geldiği bir dönemde, ret kararının hemen arkasından gelen iflas hükmünün hangi usul güvencesine bağlı olduğunu açık biçimde söylüyor.</p>

<p><strong>II. Kanunda Yazmayan Bir Çağrı Nereden Çıkıyor?</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesinin direnme gerekçesinde haklı olduğu bir nokta var. Konkordatonun tasdik edilmemesi hâlini düzenleyen İİK m. 308, dinleme yükümlülüğünden açıkça söz etmiyor. Madde şunu söylüyor: Konkordato tasdik edilmezse mahkeme talebin reddine karar verir; borçlu iflasa tabi şahıslardansa ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden biri mevcutsa, borçlunun iflasına resen hükmeder.</p>

<p>Kesin mühlet içinde talebin reddini düzenleyen İİK m. 292 ise farklı. Son fıkrası açık: "Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder." Geçici mühlet aşaması için de m. 287 son fıkrasıyla aynı hüküm kıyasen uygulanıyor. Yani kanun koyucu, sürecin erken evrelerinde iflas kapısı açılacaksa borçlunun önce dinlenmesini istemiş; tasdik aşaması için ise aynı cümleyi tekrar yazmamış.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu bu boşluğu İİK m. 177 üzerinden kapatıyor. Madde, takibe gerek olmadan iflas isteme hâllerini sayarken üçüncü bentte "308 inci maddedeki hal"i, dördüncü bentte ise borçlunun "dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır" kuralını içeriyor. Kurulun akıl yürütmesi şöyle: m. 308, iflas için doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin varlığını arıyor; bu sebepler m. 177-179'da düzenlenmiş; m. 177 de hem m. 308 hâlini sayıyor hem de borçlunun dinlenmesini öngörüyor. Sonuç:</p>

<p>"İİK'nın 308. maddesi uyarınca, şirket yetkilisi mahkemeye çağrılarak dinlenmeden iflâs kararı verilmesi yerinde değildir."</p>

<p>Lafzi bir itiraz yöneltilebilir. Dinlenme cümlesi m. 177'de dördüncü bendin, yani ilama dayanan alacağın icra emrine rağmen ödenmemesi hâlinin içine yazılmış. Bunun yalnız o bende özgü olduğu savunulabilir. Kanaatimizce Kurulun okuması daha isabetli. Birincisi, iflas bir şirket için geri dönüşü en zor sonuçtur; tüzel kişinin ticari hayatını fiilen bitirir, alacaklıların bireysel takiplerini durdurur, malvarlığını masaya bağlar. Böyle bir sonucun, sürecin erken evresinde açıkça güvenceye bağlanıp en son evresinde güvencesiz bırakılması tutarlı bir sistem değildir. İkincisi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi yargılamanın tarafları ve diğer ilgilileri için hukuki dinlenilme hakkını genel bir ilke olarak koyuyor; bu hak açıklama ve ispat imkânını da kapsıyor. Konkordato hasımsız bir yargılama olsa da iflas hükmünün muhatabı belli: borçlunun kendisi.</p>

<p><strong>III. Tebligat Yapılmış, Ama Neyin Tebligatı?</strong></p>

<p>Kararın asıl öğretici kısmı olaydaki tebligatlara ilişkin. İlk derece mahkemesi boş durmamış. 24.03.2022 tarihli duruşmada, yetkilinin beyanlarının alınması için duruşmada hazır bulunması gerektiğine dair şirkete muhtıra tebliğine karar vermiş ve bu muhtırayı iki yetkiliye ayrı ayrı tebliğ ettirmiş. 22.11.2024 havale tarihli bilirkişi ek raporu ve son duruşmanın günü de yine iki yetkiliye ayrı ayrı tebliğ edilmiş. Direnme kararı tam olarak bu tebligatlara dayanıyor.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu bunları yeterli görmüyor ve iki ayrı kusur tespit ediyor.</p>

<p>İlki zamanla ilgili. 2022'deki muhtıradan sonraki duruşmada iflas kararı verilmemiş; yargılama iki yıldan fazla sürmüş. İki yıl önce yapılmış bir "gel, dinleneceksin" çağrısı, 2024 sonunda verilen iflas hükmünün öncesindeki dinlenme yükümlülüğünü karşılamıyor.</p>

<p>İkincisi içerikle ilgili. Son duruşmanın günü tebliğ edilmiş, fakat Kurulun tespitine göre "şirket yetkililerine duruşmada dinlenecekleri yönünde gerekli ihtarın yapılmadığı", bilirkişi raporuna itiraz etmemenin sonuçlarına yönelik ihtarın da yapılmadığı anlaşılıyor. Duruşma gününü bilmek ile o duruşmada iflas ihtimaline karşı beyanının alınacağını bilmek aynı şey değil.</p>

<p>Uygulamada bu ayrım küçümseniyor. Duruşma davetiyesi şirkete ulaşmışsa, yetkili gelmemişse, "biz çağırdık" denilerek karar veriliyor. Hukuk Genel Kurulu bu yaklaşıma kapıyı kapatıyor: Çağrı, neden yapıldığını söylemiyorsa çağrı değildir.</p>

<p><strong>IV. Bölge Adliye Mahkemelerinde Ayrışan Çizgi</strong></p>

<p>Kararın değeri, bölge adliye mahkemeleri arasındaki dağınık uygulamayla birlikte okununca daha iyi anlaşılıyor.</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 18.12.2025 tarih, E. 2025/1469, K. 2025/1686 sayılı kararında, mahkemenin "İİK'nun 292. maddesi kapsamında duruşma icra edileceği" belirtilen ara kararı yetkiliye tebliğ edilmiş, yetkili gelmemiş; çoğunluk bunu yeterli bularak iflas kararına yönelik istinaf başvurusunu reddetmiş. Ancak bir üye karşı oy yazmış. Karşı oya göre ne ara kararda ne de davetiyede şirket yetkilisinin neden duruşmaya çağrıldığı belirtilmişti; bu nedenle yetkilinin usulüne uygun davet edildiğinden söz edilemezdi. Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi, bu karşı oyun çizgisine çok yakın duruyor.</p>

<p>Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 14.03.2025 tarih, E. 2025/80, K. 2025/423 sayılı kararı ise başka bir pratiği hedef alıyor. O dosyada ilk derece mahkemesi, iflas kararından yalnızca bir gün önceki oturumda borçlu şirketin vekiline, müvekkilinin temsilcisini duruşmada hazır etmesi için ara karar kurmuş. Daire, vekilin "böyle bir yükümlülüğü bulunmamasına rağmen" bu yükün ona yüklenmesini usule aykırı bulmuş ve kararı kaldırmış.</p>

<p>İki karar birlikte okunduğunda uygulamada üç ayrı soru beliriyor: Kim çağrılmalı, ne zaman çağrılmalı, çağrı ne söylemeli? Hukuk Genel Kurulu bu üç sorunun ikisine açık cevap veriyor. Çağrı, iflas kararından makul ölçüde önce ve iflas sonucunu doğurabilecek duruşmaya yönelik olmalı; içinde de yetkilinin dinlenmek üzere çağrıldığı açıkça yazmalı. Vekile yöneltilen bir "hazır et" ara kararının bu yükümlülüğü karşılayıp karşılamadığını Kurul doğrudan tartışmıyor; ancak tebligatların şirket yetkililerine yapılmasını esas alan gerekçesi, Konya kararının çizgisiyle uyumlu.</p>

<p><strong>V. Alacaklı İçin de Önemli Bir Ayrıntı</strong></p>

<p>Bu karar ilk bakışta yalnızca borçlunun lehine görünüyor. Oysa usul eksikliğinin bedelini en çok alacaklılar ödüyor.</p>

<p>Somut olayda talep 2021'de yapılmış, iflas kararı 2024 sonunda verilmiş, istinaf 2025 ortasında reddedilmiş, Yargıtay bozması Ekim 2025'te gelmiş, Hukuk Genel Kurulu Eylül 2026'da konuşmuş. Dosya şimdi yeniden ilk derece mahkemesine dönüyor. Bir davetiyeye tek bir cümle eklenmediği için iflas tasfiyesi yıllarca gecikmiş durumda. Bu sürede şirketin malvarlığının değer kaybı, sonunda alacaklıların paylaşacağı masadan eksiliyor.</p>

<p>Bu yüzden kanaatimizce alacaklı vekillerinin de dosyada, iflas ihtimali belirdiği anda mahkemeden yetkilinin İİK m. 177 ve m. 292 son fıkrası doğrultusunda açık ihtarlı davetiyeyle çağrılmasını talep etmesi, kendi müvekkilinin çıkarına bir hamle. Usul eksikliğini istinafta ileri sürmek borçlunun işine yarar; eksikliği baştan engellemek ise alacaklının işine.</p>

<p><strong>VI. Dinlenmek Sonucu Değiştirir mi?</strong></p>

<p>Dürüst olmak gerekirse, bazen değiştirmez.</p>

<p>İİK m. 305 tasdik şartlarını sayarken, tasdikin gerektirdiği yargılama giderleri ile harcın tasdik kararından önce borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmesini de şart koşuyor. Somut olayda gider avansı yatırılmamış, bilirkişi raporu şirketi borca batık bulmuş. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de temyiz itirazlarının, dinlenme meselesi dışında kalan kısmını bozma sebebi saymamış. Dosya ilk derece mahkemesine döndüğünde yetkili usulüne uygun çağrılıp dinlense de, ortada yeni bir gider ödemesi, yeni bir mali tablo ya da borca batıklık tespitini sarsacak bir itiraz yoksa sonuç aynı çıkabilir.</p>

<p>Bu, kararı önemsizleştirmiyor. Dinlenme hakkının değeri sonucu her zaman değiştirmesinde değil, sonucun borçlunun söyleyeceklerini hiç duymadan verilmemesinde. Borçlu bu duruşmada revize bir proje sunabilir, borca batıklık bilançosuna itiraz edebilir, rayiç değer tespitindeki hataları gösterebilir. Bir sermaye şirketinin iflasında borca batıklığın aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre belirlendiği (İİK m. 179) düşünülürse, değerleme tartışması kolay kapanan bir konu değil.</p>

<p><strong>VII. Dosyadaki Avukat İçin Notlar</strong></p>

<p><strong>Borçlu vekili için.</strong> Konkordato talebinin reddi gündeme geldiğinde ilk iş, yetkiliye çıkarılan davetiyenin içeriğini kontrol etmek. Davetiyede yalnız duruşma günü varsa ve yetkilinin dinlenmek üzere çağrıldığına dair ihtar yoksa, Hukuk Genel Kurulunun bu kararı istinaf ve temyizde doğrudan dayanak. İİK m. 308/a uyarınca konkordato hakkında verilen karara karşı borçlunun istinaf süresi kararın tebliğinden itibaren iki hafta; bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz süresi de iki hafta.</p>

<p><strong>Borçlu vekili için ikinci not.</strong> Mahkeme "müvekkilinizi hazır edin" diye ara karar kurarsa bunu sessizce kabul etmemek gerekir. Konya Bölge Adliye Mahkemesinin yaklaşımı, bu yükün vekile yüklenemeyeceği yönünde. Ara karara karşı beyanda bulunmak ve doğrudan yetkiliye tebligat yapılmasını istemek, sonraki aşamada usul itirazının zeminini sağlamlaştırır.</p>

<p><strong>Mahkeme ve alacaklı tarafı için.</strong> İflas ihtimali olan duruşmadan önce yetkiliye, birden fazla yetkili varsa her birine, "konkordato talebinin reddi hâlinde iflasa karar verilebileceğinden beyanlarınızın alınması için duruşmada hazır bulunmanız, aksi hâlde yokluğunuzda karar verileceği" anlamında açık ihtarlı davetiye çıkarılması, bu kararla birlikte artık seçimlik değil. Önceki aşamalarda yapılmış bir çağrı, yargılama uzadıysa yetmeyebilir.</p>

<p><strong>Herkes için.</strong> Yetkili usulüne uygun çağrıldığı hâlde gelmezse, incelediğimiz bölge adliye mahkemesi kararlarında dinlenme yükümlülüğü yerine getirilmiş sayılıyor ve mahkeme yokluğunda karar verebiliyor; İstanbul kararındaki çoğunluk görüşü de bu yönde. Kararın koruduğu şey borçlunun duruşmaya gelmeme özgürlüğü değil, gelmeme kararını neyin söz konusu olduğunu bilerek verme imkânı.</p>

<p><strong>VIII. Sonuç</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, kanunun tasdik aşaması için açıkça yazmadığı bir güvenceyi İİK m. 308 ile m. 177 arasındaki bağdan çıkarıyor ve iflas kararından önce şirket yetkilisinin dinlenmek üzere çağrılmasını zorunlu sayıyor. Bunu yaparken çağrının biçimsel varlığıyla yetinmiyor; zamanına ve içeriğine bakıyor. Duruşma gününü bildiren ama yetkiliye neden çağrıldığını söylemeyen bir davetiye, iki yıl önce yapılmış bir muhtıra, kararın gözünde aynı kusuru taşıyor.</p>

<p>Konkordatonun reddi ile iflas arasındaki mesafe kanunda tek bir cümle kadar kısa. Hukuk Genel Kurulu o cümlenin arasına bir duruşma daha koymuş oldu. Ticaret mahkemelerinin bu çizgiyi uygulamaya ne kadar hızlı yansıtacağı, önümüzdeki dönemde bölge adliye mahkemelerinin kararlarında görülecek.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026370-e-2026464-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.09.2026 tarih, E. 2026/370, K. 2026/464 sayılı karar.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252430-e-20253381-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 14.10.2025 tarih, E. 2025/2430, K. 2025/3381 sayılı bozma kararı</span></a><span style="color:#999999"> (Hukuk Genel Kurulu kararında aktarıldığı biçimiyle).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 18.12.2025 tarih, E. 2025/1469, K. 2025/1686 sayılı karar ve karşı oy.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 14.03.2025 tarih, E. 2025/80, K. 2025/423 sayılı karar.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 177, 178, 179, 286, 287, 292, 305, 308, 308/a (mevzuat.gov.tr güncel metin).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 27.</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sirket-yetkilisi-dinlenmeden-konkordatodan-iflasa-gecilemez-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/11/kumas-konfeksiyon.jpg" type="image/jpeg" length="86123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN MÜDAFİİNDEN BEKLENTİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/supheli-veya-sanigin-mudafiinden-beklentileri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/supheli-veya-sanigin-mudafiinden-beklentileri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Müvekkil avukatından hukuku kullanmasını bekler; bazen hukuku aşmasını, bazen de hukukun yapamadığını yapmasını ister.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Bir ceza avukatının meslek hayatında en sık karşılaştığı sorulardan biri, müvekkilinin kendisinden ne beklediği sorusudur. İlk bakışta bu sorunun cevabı oldukça basit görünür. Şüpheli soruşturmadan kurtulmak, tutuklu tahliye edilmek, sanık beraat etmek, mahkûm ise daha az ceza almak ister. Müdafiinden beklediği de bu sonuçları sağlamasıdır. Ne var ki yaklaşık kırk yıllık avukatlık hayatımda karşılaştığım olaylar, meselenin göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu gösterdi.</p>

<p>Şüpheli veya sanık bazen avukatından hukukî yardım değil, bir kurtarıcı olmasını bekler. Dosyasını incelemesini, delilleri değerlendirmesini ve savunmasını hazırlamasını isterken, aynı zamanda tahliyesini garanti etmesini, savcıyla konuşmasını, hâkimi tanımasını, siyasi ilişkilerini kullanmasını, hatta gerektiğinde hukukun sınırlarını aşmasını da isteyebilir. Bazı müvekkiller ise olayın gerçekte nasıl meydana geldiğini anlatmak yerine, avukatından kendilerini suçlamadan kurtarabilecek bir olay örgüsü oluşturmasını beklerler.</p>

<p>Bu beklentilerin hepsini aynı nedenle açıklamak mümkün değildir. Bir kısmı insanın özgürlüğünü kaybetme korkusundan, bir kısmı hukukî bilgisizliğinden, bir kısmı da yargının işleyişine ilişkin toplumsal deneyim ve algılardan kaynaklanır. Üstelik müdafiin karşılaştığı sorun, beklentilerin çeşitliliğiyle sınırlı değildir. Bu beklentiler karşılanmadığında müvekkilin güveni sarsılabilir; başka avukatlar, siyasi bağlantılar veya hukuk dışı aracılar üzerinden çare aranabilir.</p>

<p>Tutuklu dosyalarda ilk müdafiyle yargılamanın sonuna kadar devam edilmesine uygulamada pek sık rastlamadığımı söyleyebilirim. Bu, ampirik bir araştırmanın sonucu değil, meslekî gözlemimdir. Müvekkil, avukatının dürüstlüğünden ve hukuk bilgisinden şüphe etmese bile kendisini tahliye ettiremediği için başka bir avukatın bunu başarabileceğini düşünebilir. Her yeni müdafi, bir süre için yeni bir tahliye umudunun temsilcisine dönüşür.</p>

<p>Daha da düşündürücü olan, gerçek avukatın hukukî imkânların sınırlarını dürüstçe açıklamasının bazen güvensizlik yaratmasına karşılık, sahip olmadığı bir nüfuzu varmış gibi gösteren kişilerin kolaylıkla güven kazanabilmesidir. Bir başsavcıyla çekilmiş fotoğraf, siyasi iktidara yakınlık veya geçmişte üstlenilmiş yargısal bir görev, kimi müvekkillerin gözünde güçlü bir hukukî savunmadan daha değerli hâle gelebilir.</p>

<p>Bu yazıda, şüpheli veya sanığın müdafiinden beklentilerini yalnızca avukat-müvekkil ilişkisinin meslekî yükümlülükleri çerçevesinde değerlendirmeyeceğim. Kendi meslek hayatımdan bazı olayları da aktararak bu beklentilerin psikolojik kaynaklarını, yargı kültürüyle ilişkisini, müdafiin bağımsızlığı üzerindeki etkilerini ve karşılanmadıklarında ortaya çıkan güven krizini tartışmaya çalışacağım. Çünkü müdafilik ilişkisinde yaşanan birçok sorun, avukatın ne yapmakla yükümlü olduğu ile müvekkilin ondan ne yapmasını beklediği arasındaki farktan doğmaktadır.</p>

<p><strong>Tahliye güvencesi, beraat yanılgısı</strong></p>

<p>Tutuklu müvekkilin en sık sorduğu sorulardan biri, “Beni ne zaman çıkaracaksınız?” sorusudur. Buradaki “siz” zamiri dikkat çekicidir. Tahliye kararını verecek olan avukat değildir; buna rağmen beklenen sonuç doğrudan onun yapabileceği bir iş gibi ifade edilir. Müvekkil çoğu kez tahliye talebinde bulunulacağı bilgisini değil, talebin kabul edileceğine ilişkin güvenceyi duymak ister. Dosyayı incelemeden kesin konuşmayan avukat temkinli, hatta güçsüz; henüz hiçbir belge görmeden tarih veren kişi ise güçlü ve güvenilir bulunabilir.</p>

<p>Tahliye beklentisinin ardında haklı bir aciliyet vardır. Tutukluluğu hukuk, geçici bir koruma tedbiri olarak düzenler; tutuklu ise bunu her sabah yeniden yaşar. İşini kaybetme ihtimali, ailesinin geçim kaygısı, çocuklarının büyümesini uzaktan izleme zorunluluğu, hukukî kavramlardan çok daha yakıcıdır. Bu yüzden tutuklunun tahliyeye verdiği önceliği hukuk bilgisizliğiyle açıklamak doğru olmaz. Asıl güçlük, acil özgürlük ihtiyacını muhakemenin uzun vadeli sonuçlarıyla birlikte değerlendirebilmektir.</p>

<p>Tahliye ile beraat arasındaki fark da burada silikleşir. Tahliye edilen kişi, bazen suçsuzluğunun anlaşıldığını, dosyanın artık önemini kaybettiğini düşünür. Yakın çevresi de tahliyeyi çoğu zaman bir tür aklanma şeklinde karşılar. Oysa tutuklamaya ilişkin koşulların bulunmaması veya sonradan ortadan kalkması, isnadın esasına ilişkin beraat kararı verildiği anlamına gelmez. Tersi de doğrudur: Tutukluluğun sürmesi suçluluğu kanıtlamaz. Tutuklama ve tahliye kararları ile beraat hükmü farklı incelemelerin sonucudur (CMK m. 100 vd., 223).</p>

<p>Müdafinin önündeki mesele bu ayrımı bir kez açıklayıp geçmek değildir. Tahliye gerçekleştiğinde müvekkilin davaya ilgisi azalabilir; duruşma hazırlığı, delil araştırması ve beraat hedefi ikinci plana düşebilir. Tutukluluk sürdüğünde ise aynı müvekkil savunmanın bütün değerini tahliye sonucuna bağlayabilir. Her iki durumda da müdafi, müvekkilin kısa vadeli önceliklerini dikkate alırken esas savunmayı gözetmek zorundadır. Tahliye umuduyla verilecek, suç isnadı bakımından ağır sonuçları olabilecek bir açıklamayı sırf kısa vadeli kazanç ihtimali nedeniyle teşvik edemez.</p>

<p><strong>Dinlenilmek, bilgilendirilmek, ulaşabilmek</strong></p>

<p>Müvekkil hukukî gelişmeleri öğrenmek ister; ama çoğu zaman bununla yetinmez. Anlattıklarının ciddiye alınmasını, avukatın kendisini gerçekten dinlediğinden emin olmayı bekler. Kolluğa, savcıya ve mahkemeye defalarca anlatmış olduğu olayları avukatına yeniden anlatması bu yüzden her zaman gereksiz tekrar sayılmamalıdır. Hukukî açıdan küçük görünen bir ayrıntı, onun için suç isnadının yarattığı kırılmanın merkezinde olabilir. Avukatın işi bu anlatıya teslim olmak değil, onu dikkatle dinleyerek hukukî açıdan anlamlı olanı ayırt etmektir.</p>

<p>Tutukluluğun zaman algısını değiştirmesi, ulaşılabilirlik beklentisini ağırlaştırır. Cezaevindeki kişi için avukat ziyareti dış dünyayla temasın önemli araçlarındandır. Görüşme sıklığı zamanla savunmanın niteliğinin ölçüsü hâline gelebilir. Oysa dosya üzerinde sürdürülen yoğun çalışma dışarıdan görünmeyebilir; sık ziyaret de tek başına etkili savunmanın kanıtı değildir. Müvekkile hangi gelişmelerin ne zaman bildirileceğini açıklamak, belirsiz iletişim alışkanlıklarından daha sağlıklı bir güven zemini oluşturur.</p>

<p>Aile de bu ilişkiye katılır. Ücreti aile ödeyebilir, belgeleri aile temin edebilir, cezaevine gidemediği için soruları aile sorabilir. Buna rağmen müdafinin hukukî yardım sunduğu kişi şüpheli veya sanıktır. Aileye duyulan yakınlık ve ailenin ekonomik katkısı, müvekkilin iradesinin ve sırlarının yerine geçmez. Avukatlık Kanunu m. 36'daki sır saklama yükümlülüğü ve CMK m. 154'teki müdafiyle görüşme güvenceleri bu sınırın hukukî boyutunu ortaya koyar.</p>

<p><strong>Müdafiden olayın kurgulanmasını beklemek</strong></p>

<p>Soruşturma evresinde avukata yönelen beklentilerin en hassas olanlarından biri, olayın nasıl anlatılacağının bütünüyle onun tarafından belirlenmesidir. Müvekkil bazen “Ne söylemem gerekiyorsa söyleyin, ben de öyle anlatayım” der. Bu talebin arkasında ifade vermekten korkma, hukukî terimlere yabancılık veya kendi anlatısının kendisine zarar vereceği endişesi bulunabilir. Fakat kimi zaman beklenti daha ileri gider: Yaşanmamış bir olayın yaşanmış gibi kurulması, eksik kalan yerlere uygun ayrıntılar eklenmesi, birden fazla kişinin anlatılarının birbirine uydurulması istenebilir.</p>

<p>Ceza savunması kuşkusuz bir anlatı faaliyetidir. Olay, iddia makamının kurduğu anlam ilişkilerinden farklı biçimde okunabilir; deliller arasındaki çelişkiler gösterilebilir, makul alternatif açıklamalar üretilebilir, suçun hukukî niteliği tartışılabilir. Müdafiin anlatı kurması ile gerçek dışı bir hikâye üretmesi arasında ise belirleyici bir fark vardır. İlkinde eldeki olguların hukukî anlamı araştırılır; ikincisinde savunmanın olgusal zemini kasıtlı biçimde değiştirilir. Savunma hakkı ikinci faaliyete yetki vermez.</p>

<p>Şüpheli veya sanığın kendisini suçlayıcı açıklama yapmaya zorlanamayacağı ve susma hakkına sahip olduğu unutulmamalıdır (CMK m. 147). Avukat, müvekkiline bu hakkın anlamını, bir açıklamanın olası sonuçlarını ve delillerin nasıl tartışılabileceğini anlatabilir. Ancak tanık anlatısını gerçeğe aykırı biçimde örgütlemek, delil üretmek veya delili değiştirmek başka bir faaliyettir. Şüpheli ya da sanığın savunma hakkına ilişkin kurallar ile müdafiin bağımsız cezaî ve disipliner sorumluluğu birbirine karıştırılmamalıdır. Her davranışın suç oluşturup oluşturmadığı ise ilgili suç tipinin unsurlarına göre ayrıca incelenir.</p>

<p>Müvekkilin kendi hikâyesine inanılmasını beklemesi de bu başlığın bir parçasıdır. Müdafiin tutarsızlıkları sorması ihanet değildir. Suçlamayı kabul eden kişinin de aşağılanmadan savunulmaya hakkı vardır. Müdafi bir insanı savunur; onun her açıklamasını doğrulamak veya her davranışını benimsemek zorunda değildir.</p>

<p><strong>Hatır, rüşvet ve yargıya hukuk dışı müdahale beklentisi</strong></p>

<p>Müvekkilin avukatına yönelttiği “Savcıyı tanıyor musunuz?” sorusu her zaman hukuka aykırı bir niyet taşımaz. Dosyadaki gecikmenin sorulmasını, bir usulî talebin iletilmesini ya da savunma hakkına ilişkin bir sorunun çözülmesini isteyebilir. Buna karşılık sorunun devamı bazen farklıdır: Hâkime ulaşacak bir tanıdık bulunması, bir aracıya para verilmesi veya kararın hatır yoluyla değiştirilmesi beklenir. Meslekî iletişimle yargısal karara hukuk dışı etki kurma arayışı arasında amaç ve yöntem bakımından açık bir ayrım vardır.</p>

<p>Bu beklentinin oluşumunu yalnızca bireysel ahlâk üzerinden açıklamak kolaycı olur. Yargısal kararların ilişkilerle değiştirilebildiğine inanan kişi, hukukî başvuruların başarısızlığı karşısında ilişki aramaya başlayabilir. Gerçek yolsuzluk vakaları ile yolsuzluk söylentileri aynı şey değildir; fakat ikisi de insanların davranışlarını etkileyebilir. Tahliye talebinin reddedilmesi, hukukî gerekçeyi anlamayan müvekkil tarafından avukatın yeterince etkili olmamasına bağlanabilir. Böylece kanunda kendisine tanınan hakları kullanmak için ücret ödediği avukatına pahalı derken, nüfuz vaadinde bulunan bir aracıya çok daha yüksek bedelleri ödemeye hazır hâle gelebilir.</p>

<p>Bir görüşmenin meşru meslekî faaliyet olup olmadığı somut içeriğine bağlıdır. Yargısal makamla usulüne uygun iletişim kurmak ile kişisel nüfuz, menfaat veya baskıyla karar aldırmaya çalışmak farklıdır. Türk Ceza Kanunu'nun rüşvet (m. 252), nüfuz ticareti (m. 255) ve yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs (m. 277) düzenlemeleri, kanunî unsurları gerçekleştiğinde gündeme gelebilir. Müvekkilin bu yoldaki isteği müdafi için bir yetki kaynağı oluşturmaz. Yargıya güvenin zayıflaması hukuk dışı müdahaleyi haklılaştırmaz; böylesi girişimler, tam tersine, güvenin aşınmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>Adlî korupsiyon algısı ve müvekkilin beklenti dünyası</strong></p>

<p>Avukatın adliyede tanıdığı birilerinin bulunup bulunmadığını soran müvekkilin bu merakı, bazen kişisel bir kestirme yol arayışından ibaret değildir. Yargının nasıl işlediği hakkında edinilmiş bir bilginin dışavurumudur. Bu bilgi mahkeme kararlarından, kendi deneyimlerinden, başkalarının anlattıklarından ve basına yansıyan yolsuzluk iddialarından oluşur. Yargısal kararın yalnızca dosyadaki deliller ve hukuk kurallarıyla verilmediği düşüncesi yerleştiğinde, müdafiin başarısı da hukukî bilgisiyle değil, görünmeyen ilişkileri harekete geçirme kabiliyetiyle ölçülmeye başlanır. Müvekkil avukattan savunma beklerken, ondan savunmanın dışında bir etki alanı da kurmasını isteyebilir.</p>

<p>“Adlî Korupsiyon” başlıklı yazımda doksanlı yıllarda tutuklu bir müvekkilimin dosyası nedeniyle görüştüğüm savcının “Kuşu kafesten uçuralım” sözünü ve bunu bir rüşvet iması olarak algılayıp odadan ayrılışımı anlatmıştım. Staj sırasında haciz mahallinde görevliye “bahşiş” verilmesinin meslekî beceri gibi öğretilmesi de hafızamda yer eden başka bir deneyimdi. Bu olayları burada yeniden anlatmamın nedeni yargının bütünü hakkında genelleme yapmak değil, avukatın ve müvekkilin gayriresmî ilişki beklentisiyle nasıl tanışabildiğini göstermektir. Gerçekten yaşanmış bir olay, sonraki yıllarda başkalarından duyulan anlatılarla birleşerek adliye hakkında bir davranış bilgisine dönüşebilir. Yine de doğrudan tanıklık, duyum ve kanıtlanmış yolsuzluk birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Pierre Bourdieu’nün habitus kavramı bu öğrenme sürecini anlamaya yardımcı olur. Mesleğin yazılı kurallarının yanında, kime gidileceği, hangi kapının nasıl açılacağı, kimin sözüne güvenileceği hakkında yazılı olmayan alışkanlıklar aktarılır. Bu alışkanlıklar bazı çevrelerde olağanlaşırsa avukatın hukukî emeği değersizleşebilir; müvekkil, sonucu sağlayacağına inandığı bir aracıya ödemeye razı olduğu parayı savunma hizmetinin ücreti olarak fazla görebilir. Bu, bütün müvekkillerin veya avukatların böyle davrandığı anlamına gelmez. Fakat bir kez yerleşen nüfuz beklentisi, hukuk dışı vaatlerin pazarını besleyebilir.</p>

<p>Korupsiyonun gerçekliği ile korupsiyon algısının sonuçları da birbirinden ayrılmalıdır. Bir tutukluluk itirazının reddi tek başına rüşvetin, kayırmacılığın veya siyasi müdahalenin delili değildir. Bununla birlikte geçmişteki somut vakalar ve denetlenemeyen işlemlerin yarattığı kuşku, müvekkilin sonraki dosyalardaki her olumsuz kararı da aynı çerçevede yorumlamasına neden olabilir. Müdafiin sorumluluğu, bu kanaatleri küçümsemeden dinlemek, somut iddiaları gerektiğinde hukukî yollardan araştırmak, fakat kendisini “iş bitiren” kişi olarak sunmamaktır. Hukuk dışı yolları reddetmek, dosyada hukukun sunduğu imkânları sonuna kadar kullanma yükümlülüğünü hafifletmez.</p>

<p><strong>Siyasi nüfuz beklentisi</strong></p>

<p>Siyasi ilgi uyandıran soruşturma ve kovuşturmalarda avukatın hangi çevrelerle ilişki kurabildiği, hangi davalarda görev aldığı, basın önündeki görünürlüğü ve siyasi geçmişi müvekkilin tercihlerini etkileyebilir. Kimi müvekkil iktidara yakın olduğu düşünülen bir avukatın kendisini koruyacağına, kimi ise muhalefet çevrelerinde tanınan bir avukatın dosyayı kamuoyuna taşıyarak etkili olacağına inanır. Bunlar aynı beklenti değildir.</p>

<p>Savunma hakkının ihlallerini kamuoyuna anlatmak, barolara ve insan hakları kurumlarına başvurmak, hukuka uygun açıklamalar yapmak bazı davalarda meşru savunma faaliyetinin tamamlayıcı unsurları olabilir. Buna karşılık siyasi ilişkiler üzerinden savcıya veya hâkime hukuka aykırı talimat verilmesini beklemek savunmanın dışındadır. Bir avukatın siyasi görüşünün bulunması, onu meslekî bağımsızlıktan yoksun kılmaz; siyasi çevresinin taleplerini müvekkilin hukukî menfaatlerinin üzerine koyması ise ciddi bir sorundur.</p>

<p>Siyasi davalarda müdafi yalnızca müvekkilin değil, onun çevresinin ve kamuoyunun beklentileriyle de karşılaşabilir. Siyasi çevre davanın görünür kalmasını arzularken müvekkil sessiz bir savunmanın ve erken tahliyenin kendi menfaatine olduğunu düşünebilir. Müvekkilin özgür iradesiyle tercih ettiği savunma yolu, dış çevrelerin gösteri ve temsil ihtiyaçlarına feda edilmemelidir. Müdafi siyasi aktörlerin sözcülüğünü üstlenebilir; fakat bunu müvekkilin müdafiliğiyle karıştırmamalıdır.</p>

<p><strong>Fotoğrafın vaat ettiği nüfuz</strong></p>

<p>Bir meslektaşımız, tutuklu müvekkilinin tahliyesini sağlayamadığı için siyasi iktidara yakınlığıyla tanındığını düşündüğü bir avukattan yardım istemişti. Görüştüğü avukatın ilgili Cumhuriyet başsavcısıyla aile ortamında çekilmiş bir fotoğrafını göstermesi, meslektaşımızın güvenini kazanmasına yetmişti. Fotoğrafın herhangi bir kararı etkilediğine veya bu avukatın hukuka aykırı bir girişimde bulunduğuna ilişkin bir bilgim yok. İlgimi çeken, bir hukukçunun dahi dosyaya ilişkin argümandan önce böyle bir görüntüyü güç göstergesi sayabilmesiydi.</p>

<p>Eylül 2026’da basına yansıyan bir başka olayda, savcı odasında çektirdiği fotoğrafı paylaşmasıyla tanınan bir avukatın, yargısal süreçlere menfaat karşılığı müdahale edildiği iddialarıyla yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığı haberleştirildi. Bu, soruşturma evresine ilişkin bir haberdir; kişiye yöneltilen isnatların sabit olduğunu göstermez. İki olay arasında bağlantı kurmuyorum. Fakat ikisi de fotoğrafın hukukî değerden bağımsız sosyal etkisini düşünmeye sevk ediyor: Bir başsavcıyla aynı masada görünmek, bazı kişiler için güçlü bir dilekçeden daha ikna edici olabiliyor.</p>

<p>Oysa bir yargı mensubuyla tanışmak, arkadaş olmak veya birlikte fotoğraf çektirmek başlı başına bir usulsüzlük değildir. Sorun, kişisel yakınlığın karar üzerinde tasarruf yetkisiymiş gibi sunulması veya öyle algılanmasıdır. Goffman’ın sahne ve izlenim yönetimine ilişkin açıklamalarını hatırlatan bu tablo, avukatın görünür ilişkilerinin meslekî yeterliliğin yerine geçebildiği bir güven ekonomisini ortaya koyuyor. Fotoğraf, kimi zaman sahip olunan bir nüfuzun değil, nüfuz olduğuna inanılmasının aracıdır.</p>

<p><strong>Yargısal makamın meslekî sermayeye dönüşmesi</strong></p>

<p>Bir avukatın geçmişte hâkimlik veya savcılık yapmış olması, onun yargısal muhakeme deneyimi ve kurumların işleyişine ilişkin bilgisi sebebiyle tercih edilmesini anlaşılır kılar. Ne var ki kimi müvekkiller bu deneyimden çok, eski meslektaşlarla sürdüğü düşünülen kişisel ilişkilerin dosyalarına avantaj sağlayabileceğini umabilir. Böylece meslekî bilgiye duyulan güven ile yargı mensuplarına yakınlıktan kaynaklandığı varsayılan nüfuz birbirine karışır.</p>

<p>Ekim 2026’da Adalet TV’de eski yargı yöneticileri ile aile ilişkileri bulunan avukatların birlikte büro açması üzerinden yürütülen tartışma, bu ayrımı hatırlatmaktadır. Haberde sözü edilen büro ilişkisinin tek başına hukuka aykırı olduğu veya somut yargısal kararlara müdahale edildiği söylenemez. Tartışılmaya değer olan, müvekkillerin böyle bir bürodan bekledikleri şeyin tecrübe ve uzmanlık mı, yoksa eski makamın sağladığını düşündükleri etki gücü mü olduğudur.</p>

<p>Pierre Bourdieu’nün sermaye kavramlarıyla ifade edersek, görev sırasında edinilen kurumsal bilgi, itibar ve tanışıklıklar avukatlığa geçişte farklı anlamlar kazanabilir. Bu ilişkilerin meşru meslekî tecrübeye dönüşmesiyle kişisel nüfuz vaadi olarak sunulması arasında ciddi bir fark vardır. Avukatın hangi çevreleri tanıdığına değil, savunmasını ne ölçüde bağımsız ve özenli yürüttüğüne güvenilmesi gerektiğini söylemek kolaydır; müvekkilin beklentisini yalnızca bu sözle değiştirmek ise pek kolay değildir.</p>

<p><strong>Meslek hayatından iki cezaevi gözlemi</strong></p>

<p>Soruşturma evresinde müdafiliğini üstlendiğim bir olayda, şüphelinin tutuklama sorgusuna çıkarılmasını bekliyorduk. Şüphelinin babası, uyuşturucu bağımlısı olan oğluna yeşil reçeteye tabi hapları gizlice vermemi istedi. Reddettim. Ardından bir polis memurunun dalgınlığından yararlanıp hapları oğluna kendisi verdi. Benim müdafilik ilişkim de orada sona erdi. O sırada şüphelinin sağlık gereksiniminin ciddiyetini tartışmıyorduk; benden istenen, görevimin sağladığı erişimi kullanarak gözetimden gizli bir işlem yapmamdı. Böyle bir ihtiyacın doğru muhatabı sağlık görevlileri ve yetkili makamlardır. Hukukî yardımın niteliği henüz sınanmadan, başka bir beklentiyi karşılamadığım için ilişkinin bitmesi öğreticiydi.</p>

<p>Bir başka olayda, cezaevinde görüşmeye gittiğim müvekkil adayı, avukatlar aracılığıyla her hafta uyuşturucu getirildiğini ve geceleri tutuklular tarafından kullanıldığını anlattı. Bu anlatımın doğruluğunu bizzat araştırıp doğrulamadım; onu cezaevleri veya avukatlar hakkında genellenebilir bir olgu olarak sunmuyorum. Yine de anlatının kendisi önemliydi. Tutuklunun zihninde avukatın gizli görüşme ve kuruma erişim güvenceleri, savunmadan başka amaçlara da tahsis edilebilecek imkânlar gibi tasavvur edilebiliyordu.</p>

<p>Bu iki olay ile basına yansıyan, avukatların cezaevine uyuşturucu soktuğu iddialarını aynı dosyanın parçaları olarak görmemek gerekir. Haberlerdeki suçlamalar ayrı ayrı ispat gerektirir. Fakat birlikte düşündüğümüzde meslekî rolün nasıl kayabileceği daha iyi görülüyor: Müvekkile duyulan yakınlık, onu kaybetme korkusu veya yardım etme arzusu, avukata ait hukukî güvencelerin amaç dışı kullanılmasını haklı kılamaz. Müdafiin müvekkiline “hayır” diyebilmesi de savunma bağımsızlığının parçasıdır.</p>

<p><strong>Müvekkilin avukatı suça sürükleme ihtimali</strong></p>

<p>Müdafiin müvekkille ilişkisi, özellikle uzun tutukluluklarda, hukukî yardımın ötesine taşan taleplere açık hâle gelebilir. Kişisel ihtiyaçların karşılanması, yasak eşya ulaştırılması veya üçüncü kişilere usulsüz talimat verilmesi istenebilir. Bu tür taleplerin hepsinin gerçekleştirildiğini veya her olayın müvekkil baskısıyla doğduğunu varsayamayız. Nitekim basına yansıyan, cezaevine uyuşturucu madde sokulduğuna ilişkin avukatlar hakkındaki farklı iddia ve yargılamalar, müvekkillerin talimatı bulunduğunun kendi başına kanıtı değildir. Hakkında haber yapılan kişiler bakımından isnat ile kesinleşmiş hüküm arasındaki ayrım da korunmalıdır.</p>

<p>Bununla birlikte bu haberler müdafilik ilişkisinin sınırlarına ilişkin meşru bir tartışmayı gündeme getirir. Müvekkiline sadakat göstermek isteyen avukatın, bir noktadan sonra hukukî temsil yerine onun hukuka aykırı taleplerine aracılık eden kişi hâline gelmesi mümkündür. Daha önce <a href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-mudafinin-suca-suruklenme-riski" rel="dofollow">“Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Müdafinin Suça Sürüklenme Riski”</a> başlıklı yazımda bu tehlikeyi müvekkil bağımlılığı, ekonomik baskı ve fonksiyonel kayma kavramlarıyla tartışmıştım. Burada önemli olan, savunmanın güçlendirilmesiyle savunma sınırlarının silinmesini birbirinden ayırmaktır.</p>

<p>Müdafiin kendi müvekkiline hayır diyebilmesi, hâkimin hukuka aykırı işlemine itiraz edebilmesi kadar önemlidir. Müvekkilin çaresizliği hukuk dışı davranış için gerekçe oluşturmaz; fakat sınır koyma ihtiyacının neden güçleştiğini anlamamıza yardım eder. Müdafi, müvekkiliyle özdeşleştiğinde onun menfaatlerini korumakla onun eylemlerinin parçası olmak arasındaki mesafe kaybolabilir. Meslekî yakınlık, eleştirel mesafeyi ortadan kaldırmamalıdır.</p>

<p><strong>Gerçek avukata güvensizlik, sahte avukata güven</strong></p>

<p>Yargıya ilişkin beklenti dünyasının en düşündürücü çelişkisi burada ortaya çıkar. Gerçek avukat dosyayı incelemeden tahliye güvencesi veremediği, sonucu garanti etmediği ve hukuk dışı ilişkilere başvurmadığı için güven kaybedebilir. Buna karşılık sahte avukat veya etkili bağlantılar kurabildiğini iddia eden bir kişi kesin konuştuğu için ikna edici bulunabilir. İnsanlar kimi zaman meslekî yetkinliği değil, kendilerine sonuç sağlayabileceği görüntüsü veren performansı ödüllendirir.</p>

<p>Anadolu Ajansının 25 Mart 2024 tarihli haberinde Adana'da kendisini avukat olarak tanıttığı iddia edilen bir kişinin, sahte kimlik ve cübbe kullandığı, adliyede çekilmiş fotoğraflar paylaştığı ve dört kişiyi toplam üç milyon lira dolandırdığı iddiasıyla tutuklandığı anlatılmıştı. Haberdeki olaylar kamu arazilerinin kiralanması ve icralık araçların alınması vaatleriyle ilgiliydi; doğrudan ceza müdafiliği veya tahliye vaadiyle ilgili değildi. Bununla birlikte avukatlık otoritesinin dış işaretlerinin ne kadar kolay taklit edilebildiğini göstermesi bakımından örnek önemlidir. Soruşturma aşamasındaki iddialar, kesinleşmiş mahkeme kararı gibi sunulmamalıdır.</p>

<p>Avukat cübbesi, adliye koridoru, kimlik kartı ve etkili insanlarla fotoğraf aynı sosyal mekanizmanın parçaları olabilir: Kişi, hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı bir kurumsal alandaki yetkinliği görünür semboller üzerinden ölçer. Goffman'ın toplumsal etkileşimin sunumuna ilişkin yaklaşımı bu gözlemi anlamaya yardım eder. Üstelik sahte avukat mağdurunu kolayca suçlamamak gerekir; düzenli aldatma teknikleri ve sahte belgeler, ihtiyatlı kişileri de yanıltabilir.</p>

<p>Bu olaylar avukatlığın meslekî itibarına ilişkin daha rahatsız edici bir soruyu gündeme getiriyor. Gerçek hukukî yardımın sonucu belirsizdir; sahte güvence ise sınırsızdır. Beklenti, hukukî hizmetten sonucu garantili bir müdahaleye dönüştüğünde dürüst avukat, kendisini olduğundan güçlü gösteren kişi karşısında dezavantajlı görünebilir. Mesleğin bu baskıya verdiği cevap daha iddialı vaatler olmamalıdır. Avukatın kimliği baro levhasından denetlenebilir; meslekî güven ise belirsizliğin gizlenmesiyle değil, savunma emeğinin görünür ve anlaşılır kılınmasıyla gelişir.</p>

<p><strong>Tutuklu işlerde müdafi değişikliği ve yenilenen tahliye umudu</strong></p>

<p>Meslekî pratiğimde özellikle tutuklu işlerde ilk müdafiyle yargılamanın sonuna kadar devam edilmesine pek sık rastlamadım. Bunun ülke genelindeki sıklığına ilişkin elimizde ampirik bir veri bulunmadığından, bu gözlemi istatistiksel bir genelleme yerine uzun yılların uygulama izlenimi olarak değerlendirmek gerekir. Ayrıca gözaltı veya tutuklama aşamasında görevlendirilen müdafiin yerini sonradan seçilen avukata bırakması, daha başlangıçta planlanmış bir değişiklik de olabilir. Bununla birlikte tutukluluk uzadıkça müdafi değiştirme düşüncesinin kuvvetlenmesi, yalnızca usulî veya ekonomik nedenlerle açıklanamayacak bir olgudur.</p>

<p>İlk müdafi çoğu kez ilk umutla özdeşleşir. Tutuklamaya itiraz edilecek, dosyanın zayıf noktaları gösterilecek ve müvekkil kısa zamanda özgürlüğüne kavuşacaktır. Bu gerçekleşmediğinde avukatın aynı gerekçeleri tekrarlaması giderek daha az ikna edici bulunur. Yeni müdafi ise henüz hiçbir başvuruda bulunmadan farklı bir ihtimalin temsilcisi hâline gelebilir. Dosya değişmemiştir; fakat müvekkilin o dosyayla ilgili geleceğe bakışı değişmiştir. Bir avukatın yerini diğerinin alması, böylece yalnızca meslekî tercihin değil, tükenen tahliye umudunu yenileme çabasının da parçasına dönüşür.</p>

<p>Burada kişisel güven ile sonuç alma gücüne duyulan güvenin birbirinden ayrılması gerekir. Tutuklu, ilk avukatının dürüst, çalışkan ve bilgili olduğunu kabul ettiği hâlde onunla tahliye olamayacağını düşünebilir. Bu durumda değiştirdiği şey avukat hakkındaki ahlâkî kanaati değil, avukatın kendi dosyasında sonuç yaratacağına ilişkin beklentisidir. Kişinin kendi özgürlüğü üzerindeki belirleyiciliği çok sınırlıyken müdafiini değiştirebilmesi, ona hâlâ bazı kararları kendisinin verebildiği duygusunu da sağlayabilir.</p>

<p>Yeni avukatın farklı bir strateji geliştirmesi, önceki savunmadaki eksiklikleri tespit etmesi veya müvekkille daha sağlıklı iletişim kurması kuşkusuz mümkündür. Ne var ki sırf yeni olduğu için tahliyeyi sağlayacağına inanılması, sonraki bir hayal kırıklığının koşullarını da hazırlar. Tutukluluk devam ettikçe arayış yeniden başlayabilir. Bu hareketlilik kimi zaman savunmanın sürekliliğini zayıflatır; dosya bilgisi tekrar tekrar oluşturulur, önceki tercihlerin gerekçeleri unutulur, stratejik tutarlılık kaybolabilir. Yine de müdafi değiştirme hakkının kullanılmasını başlı başına olumsuz bir davranış olarak görmek mümkün değildir.</p>

<p>Sorun, müdafiin başarısının yalnızca tahliye kararıyla ölçüldüğü yerde belirginleşir. İlk avukat da sonrakiler de aynı yargısal yetki sınırları içinde çalışır. Müvekkilin özgürlük arzusunu küçümsemek kadar, kendisine ait olmayan bir karar gücünü varmış gibi sunmak da savunma ilişkisine zarar verir. Tutuklunun avukat değiştirmesini kimi zaman bir başarısızlık işareti, kimi zaman meşru bir tercih, kimi zaman da yenilenen bir umut olarak okuyabilmek; bu farklı nedenleri birbirine karıştırmamayı gerektirir.</p>

<p><strong>Beklentilerin karşılanmaması: Güven kaybı ve başka çare arayışı</strong></p>

<p>Müdafi ile müvekkil arasındaki güven, her zaman avukatın hukukî yetkinliğinin tanınmasından doğmaz. Çoğu zaman henüz dosya incelenmeden, hatta ilk görüşmenin başında, müvekkilin arzu ettiği sonucun elde edilebileceğine ilişkin bir inanç kurulmuştur. Tutukluluğun kaldırılması, soruşturmanın kapanması veya beraat beklentisi gerçekleşmediğinde avukatın gösterdiği emek de geriye dönük biçimde sorgulanabilir. Tutukluluğa itirazın reddi, müvekkilin gözünde mahkemenin verdiği karardan çok müdafiin başarısızlığı olarak yer edebilir. Oysa müdafiin yükümlülüğü belirli bir yargısal sonucu sağlamak değil, müvekkilin haklarını hukukî imkânlar içinde özenle savunmaktır.</p>

<p>Güven kaybı çoğu kez ani bir kopuşla başlamaz. Müvekkil önce yeni bir dilekçe verilmesini, daha sık ziyaret edilmeyi, hâkim veya savcıyla görüşülmesini ister. Avukat bunların neden her durumda yararlı veya mümkün olmadığını açıkladığında, açıklamanın kendisi de isteksizlik işareti olarak yorumlanabilir. Savunmanın görünmeyen emeğiyle tutukluluğun son derece görünür sonucu karşı karşıya gelir: Avukat günlerce dosya incelemiş olabilir; müvekkil ise o gece yine koğuşuna dönecektir. Bu eşitsiz deneyimi hesaba katmadan beklenti uyuşmazlığını yalnızca iletişim hatası saymak eksik olur.</p>

<p>Zamanla aile, diğer tutuklular, eski hükümlüler veya çevrede hukukî bilgi sahibi olduğu düşünülen kişiler başka yollar önermeye başlar. Her öneri mutlaka kötü niyetli değildir; kimi zaman gerçek bir savunma eksikliğini de gösterebilir. Bununla birlikte mevcut avukatın yapmadığı bir şeyin mutlaka yapılması gerektiği düşüncesi, yeni bir avukatın, siyasi bağlantının ya da adliyede hatırı olduğu söylenen bir aracının arayışını besleyebilir. Güven hukukî çalışmanın niteliğinden kopup sonucu değiştirebilme iddiasına bağlandığında, gerçekçi açıklamalar yapan avukat dezavantajlı duruma düşebilir.</p>

<p>Başka çare arayışının tümünü hukuka aykırı nüfuz ilişkilerine indirgemek doğru değildir. İkinci görüş alınması, müdafiin değiştirilmesi, yeni delil araştırılması veya ihlal iddialarının kamusal alanda tartışılması meşru ve bazen gerekli seçeneklerdir. Tehlike, hukukî yolların etkisiz kaldığı kanaatinin sonuç garantisi veren kişilere duyulan eleştirisiz güvene dönüşmesidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-korupsiyon"> “Adlî Korupsiyon” </a>yazısında tartıştığım gerçek yolsuzluk vakaları ve yolsuzluk algısı, böyle bir arayışın toplumsal zeminini açıklayabilir; ancak herhangi bir olumsuz kararın arkasında hukuka aykırı bir ilişki bulunduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Bu nedenle beklenti yönetimi, müvekkilin umutlarını kırmak için yürütülen bir faaliyet olarak görülmemelidir. Müdafi başlangıçta hukukî ihtimalleri, kendi yetkisinin sınırlarını ve olası gecikmeleri açıklamak; yargılama ilerledikçe de bu değerlendirmeleri yeni gelişmeler ışığında gözden geçirmek durumundadır. Güven, avukatın her defasında müvekkilin istediği cevabı vermesinden değil, istediği cevabı veremediğinde de dosyaya gösterdiği özenin ve açıklamalarının tutarlılığından beslenebilir.</p>

<p><strong>Cesaret, bağlılık ve savunma bağımsızlığı</strong></p>

<p>Müvekkil müdafiin cesur olmasını da bekler. Ne var ki cesaret bazen yüksek sesle konuşmak, her karara itiraz etmek veya hâkimle tartışmakla eş tutulur. Oysa etkili müdahalenin ölçüsü, yalnızca ne kadar sert olduğu değil, hangi usulî anda neyi değiştirebildiğidir. Gerekli itirazdan kaçınmak savunma ödevini zedeleyebilir; gereksiz gerginliği savunmanın tek aracı hâline getirmek de dosyanın ihtiyaçlarını ikinci plana itebilir. Müdafiin duruşmadaki tavrı müvekkilin alkışıyla veya mahkemenin memnuniyetiyle belirlenmemelidir.</p>

<p>Müvekkilin savunma üzerinde söz sahibi olma isteği de doğaldır. Sonuç onun hayatını etkileyecektir. Avukatın hukukî değerlendirmesi, müvekkilin anlatısını ve tercihlerini silmek için kullanılamaz. Fakat müvekkilin her talimatı yerine getirilmek zorunda değildir. Açıklama yapma, susma ve olayın kendisine ilişkin bilgi verme kararlarıyla hukuk dışı delil üretme talebi aynı çerçeveye yerleştirilemez. Müdafi, hukukî stratejiyi müvekkiliyle konuşarak kurmalı; buna rağmen meslekî değerlendirme ve etik sınırlar bakımından bağımsız kalmalıdır.</p>

<p>Savunmanın bağımsızlığı, yalnızca yargılama makamlarına karşı korunacak bir meslekî değer değildir. Müvekkilin sonuç baskısı, yakınlarının telkinleri ve avukata atfedilen gerçek dışı güç de bu bağımsızlığı sınar. Müdafi müvekkilini dinlemeli, onun somut menfaatlerini ciddiye almalı; fakat savunma stratejisini bir sonuç vaadine veya kişisel nüfuz gösterisine dönüştürmemelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Şüpheli veya sanığın müdafiinden beklentileri üzerinde düşünürken tek bir müvekkil tipinden söz edemeyiz. Kimisi yalnızca bilgilendirilmek ve kendisini savunabilecek birini yanında görmek ister. Kimisi tahliyeyi bir kurtuluş, hatta beraat sayar. Kimisi olayın kendi lehine yeniden yazılmasını bekler; kimisi avukatının adliyedeki, siyasetteki veya medyadaki ilişkilerine güvenmek ister. Hukukî yollardan sonuç alamadığını düşünenlerin bir bölümü de hukukun dışına taşan vaatlere yönelir.</p>

<p>Bu beklentilerin oluştuğu toplumsal zemin üzerinde durmadan, savunma ilişkisindeki bozulmaları yalnızca iki kişi arasındaki iletişim kusuruna indirgemek mümkün değildir. Tutuklamanın insanda yarattığı etkiler, yargıya güven, avukatlık hizmetinin piyasa koşulları ve hukukun işleyişine ilişkin gündelik söylentiler aynı ilişkinin içinde buluşur. Fakat sosyolojik açıklama, hukuk dışı talebi meşrulaştırmak anlamına gelmez. Müdafiin görevi, müvekkilinin her arzusuna uygun davranmak değil, onun haklarını kullanabilmesini sağlamaktır.</p>

<p>Ceza savunmasının güçlüğü, müvekkile her durumda istediği cevabı vermesinde değil, istemediği cevabı vermesi gerektiğinde de ilişkiyi koruyabilmesindedir. Tahliye tarihi garanti edemeyen, gerçeğe aykırı anlatı kurmayan, siyasi veya kişisel nüfuz vaat etmeyen avukat, bu yüzden daha az müdafi değildir. Bunun karşılığında ondan beklenebilecek şey ise somuttur: Dosyayı ciddiyetle incelemek, hukukî imkânları tüketmeden terk etmemek, belirsizliği saklamamak, müvekkilini dinlemek ve kendi meslekî sınırlarına dayanarak etkili savunma yapmaktır.</p>

<p>Belki de müdafilik ilişkisinin olgunluğu burada sınanır. Müvekkilin ihtiyacı ile müdafiin yetkisi her zaman çakışmaz. Bu iki alanın birbirine karıştırılmadığı, buna rağmen müvekkilin yalnız bırakılmadığı bir savunma ilişkisi kurulabildiğinde, hukukî yardımın değeri yalnızca elde edilen sonuca bağlı kalmaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynaklar ve mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 100 vd., 147, 149, 154, 223.</span></p>

<p><span style="color:#999999">1136 sayılı Avukatlık Kanunu, özellikle m. 34 ve 36.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 252, 255, 277 ve ilgili delil suçlarına ilişkin hükümler.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Fahrettin Kayhan</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-mudafinin-suca-suruklenme-riski" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Müdafinin Suça Sürüklenme Riski”,</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-mudafinin-suca-suruklenme-riski" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-mudafinin-suca-suruklenme-riski</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Sözcü, “Savcı odasında bu fotoğrafı çektiren avukat gözaltında”, 18.09.2026, https://www.sozcu.com.tr/savci-odasinda-bu-fotografi-cektiren-avukat-gozaltinda-p359310</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anadolu Ajansı, “Adana’da tutuklanan ‘sahte avukat’ın 3 milyon lira dolandırdığı öne sürüldü”, 25.03.2024, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/adanada-tutuklanan-sahte-avukatin-3-milyon-lira-dolandirdigi-one-suruldu/3174306</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erving Goffman, The Presentation of Self in Everyday Life (1959).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Fahrettin Kayhan</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-korupsiyon" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Adlî Korupsiyon”,</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, 22.10.2026, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-korupsiyon" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-korupsiyon</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Adalet TV, “İstinaf Mahkemesi Başkanı Avukat Kızı ile Ortak Büro Açtı”, https://adalet.tv/haber/istinaf-mahkemesi-baskani-avukat-kizi-ile-ortak-buro-acti-64030</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/supheli-veya-sanigin-mudafiinden-beklentileri-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/durusma-avukat-tartisma.jpg" type="image/jpeg" length="20566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUTBOLCU TRANSFERLERİNDE SONRAKİ SATIŞTAN PAY HAKKI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/futbolcu-transferlerinde-sonraki-satistan-pay-hakki-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/futbolcu-transferlerinde-sonraki-satistan-pay-hakki-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BEDELSİZ TRANSFER, TAKAS VE FESİH HALİNDE ÖNCEKİ KULÜBÜN ALACAĞI]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Profesyonel futbolcu transferlerinde kulüpler, transfer bedelinin yanında futbolcunun ileride başka bir kulübe transfer edilmesinden elde edilecek gelirin belirli bir oranının da kendilerine ödenmesini kararlaştırabilmektedir. Özellikle genç futbolcuları yetiştiren veya oyuncularını gelişim aşamasında düşük bedellerle transfer eden kulüpler açısından sonraki satıştan pay alma uygulaması önemli bir gelir kaynağı oluşturmaktadır.</p>

<p>Örneğin bir futbol kulübünün oyuncusunu 500.000 euro karşılığında başka bir kulübe transfer ettiğini ve oyuncunun sonraki satışından %20 pay alma hakkını saklı tuttuğunu düşünelim. Futbolcunun daha sonra 2 milyon euro karşılığında üçüncü bir kulübe transfer edilmesi halinde önceki kulüp, brüt transfer bedelinden pay alınmasının kararlaştırıldığı varsayımında 400.000 euro alacağa hak kazanacaktır.</p>

<p>Ancak futbolcunun bedelsiz olarak başka bir kulübe gönderilmesi, başka bir futbolcuyla takas edilmesi veya sözleşmesinin feshedilerek yeni bir kulübe katılması halinde ortaya çıkan hukuki sonuçlar farklılık göstermektedir.</p>

<p>Bu durumlarda önceki kulübün alacak hakkının belirlenebilmesi için transfer sözleşmesinin kapsamı, futbolcunun sonraki transferinin hukuki niteliği ve bu işlem karşılığında elde edilen ekonomik menfaatlerin birlikte incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong>I. SONRAKİ SATIŞTAN PAY HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Futbol hukukunda <i>sell-on clause</i> olarak adlandırılan sonraki satıştan pay alma şartı, futbolcuyu transfer eden kulübün, oyuncuyu ileride üçüncü bir kulübe transfer etmesi halinde elde edeceği transfer bedelinin veya transfer kârının belirli bir oranını önceki kulübe ödemeyi üstlendiği sözleşme hükmüdür.</p>

<p>Bu hakkın hukuki dayanağını sözleşme serbestisi oluşturmaktadır. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca taraflar, sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içerisinde serbestçe belirleyebilirler.</p>

<p>Sonraki satıştan pay alma şartı, kural olarak TBK m. 170 kapsamında geciktirici koşula bağlı bir borç niteliğindedir. Kulüpler arasındaki sözleşme kurulurken önceki kulübün gelecekte elde edeceği gelir, futbolcunun üçüncü bir kulübe transfer edilmesi ve sözleşmede öngörülen ekonomik koşulların gerçekleşmesi gibi henüz belirsiz olaylara bağlanmaktadır.[1]</p>

<p>Bu uygulama, FIFA düzenlemeleriyle de yakından ilişkilidir. FIFA Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı'nın (RSTP) 18bis maddesi kulüplerin transfer ve istihdam kararlarındaki bağımsızlığını korumakta, 18ter maddesi ise üçüncü kişilerin futbolcuların gelecekteki transfer bedelleri üzerinde ekonomik hak sahibi olmasını yasaklamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte önceki kulüpler, FIFA düzenlemelerinde yer alan üçüncü kişi tanımının dışında tutulmaktadır. Bu nedenle futbolcuyu daha önce kadrosunda bulunduran bir kulübün sonraki satış bedelinden sözleşmeyle pay alması mümkündür. Ancak bu mali hakkın diğer kulübün transfer kararlarını kontrol etme veya engelleme yetkisi sağlayacak şekilde düzenlenmesi, RSTP m. 18bis bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.[2]</p>

<p>Sonraki satıştan pay hakkı, yetiştirme tazminatı ve dayanışma katkısından da hukuki dayanağı bakımından ayrılmaktadır. Yetiştirme tazminatı ve dayanışma katkısı FIFA düzenlemelerindeki koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak doğarken, sonraki satıştan pay hakkının varlığı ve kapsamı kulüpler arasındaki sözleşmeyle belirlenmektedir.</p>

<p><strong>II. TRANSFER BEDELİNDEN PAY İLE TRANSFER KÂRINDAN PAY ARASINDAKİ FARK</strong></p>

<p>Sonraki satıştan pay alacağının hesaplanmasında öncelikle tarafların hangi tutarı esas aldıkları belirlenmelidir.</p>

<p>Uygulamada bu hakkın iki temel hesaplama yöntemi bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Birinci yöntem, sonraki transfer bedelinden pay alınmasıdır.</strong> Bu yöntemde önceki kulübe ödenecek tutar, futbolcunun üçüncü bir kulübe transferi karşılığında kararlaştırılan bedelin belirli bir yüzdesi üzerinden hesaplanır.</p>

<p><strong>İkinci yöntem ise sonraki transferden elde edilen kardan pay alınmasıdır.</strong> Bu yöntemde transfer bedelinden futbolcunun önceki transferi için ödenen tutar ve sözleşmede düşülmesi kararlaştırılan diğer giderler çıkarılarak kalan miktar esas alınır.</p>

<p>Örneğin A Kulübü futbolcusunu B Kulübüne 500.000 euro karşılığında transfer etmiş olsun. B Kulübü daha sonra aynı futbolcuyu C Kulübüne 2 milyon euro karşılığında satmıştır.</p>

<p>A Kulübünün sonraki transfer bedelinden %20 pay alması kararlaştırılmışsa alacağı 400.000 euro olacaktır. Buna karşılık transfer karından %20 pay alması kararlaştırılmışsa, başka bir gider veya düzeltme bulunmadığı varsayımında alacağı 300.000 euro olarak hesaplanacaktır.</p>

<p>Bu iki hesaplama yöntemi arasındaki fark, sözleşmenin hazırlanması aşamasında özellikle dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Nitekim Galatasaray Sportif A.Ş. tarafından 31.07.2025 tarihinde Kamuyu Aydınlatma Platformuna yapılan açıklamada, Victor Osimhen'in transferi için Napoli'ye 75 milyon euro ödeneceği ve futbolcunun sonraki satışından elde edilecek kârın %10'unun da Napoli'ye verileceği duyurulmuştur.[3]</p>

<p>Bu örnekte sonraki satıştan pay alma şartı, transfer bedelinin tamamı yerine transferden elde edilecek kâra bağlanmıştır.</p>

<p>Tarafların transfer gelirine dahil edilecek kalemleri de önceden belirlemeleri gerekir. Özellikle başarı primleri, performansa bağlı bonuslar, dayanışma katkısı, vergi, komisyon ve transferle bağlantılı diğer ödemelerin hesaplamaya etkisi sözleşme hükümlerine göre tespit edilmelidir.</p>

<p><strong>III. BEDELSİZ TRANSFER HALİNDE ÖNCEKİ KULÜBÜN ALACAK HAKKI</strong></p>

<p>Futbolcunun üçüncü bir kulübe bedelsiz transfer edilmesi halinde önceki kulübün pay alma hakkının bulunup bulunmadığı, uygulamadaki önemli uyuşmazlık konularından biridir.</p>

<p>Örneğin A Kulübü, B Kulübüne transfer ettiği futbolcunun sonraki satışından %20 pay almayı kararlaştırmış olsun. B Kulübü, futbolcunun sözleşmesini sona erdirmiş ve futbolcu herhangi bir transfer bedeli ödenmeden C Kulübüne katılmıştır.</p>

<p>Tarafların sonraki satıştan pay hakkını yalnızca elde edilecek transfer bedeline bağladıkları bir sözleşmede, gerçekten bedelsiz gerçekleşen işlem bakımından hesaplamaya esas alınabilecek bir gelir bulunmayacaktır.</p>

<p>Bununla birlikte futbolcunun serbest statüde başka bir kulübe geçmesi, transferle bağlantılı olarak önceki kulübe ödeme yapılmadığı sonucunu her durumda ortaya koymaz.</p>

<p><strong>1. CAS 2021/A/8099 Malaga-Brighton Kararı</strong></p>

<p>CAS'ın 10.01.2022 tarihli, 2021/A/8099 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta Brighton ile Malaga arasında futbolcu Jack Harper'ın transferine ilişkin sözleşme yapılmıştır.</p>

<p>Sözleşmede futbolcunun sonraki kesin transferinden elde edilecek bedelin %12,5'inin Brighton'a ödenmesi kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Futbolcunun Malaga ile olan sözleşmesi sona ermek üzereyken Getafe ile görüşmeler başlamış, Malaga ise futbolcunun sözleşmesini uzatma hakkından vazgeçmesi karşılığında Getafe'den 1.500.000 euro almayı kabul etmiştir.</p>

<p>Futbolcu daha sonra serbest statüde Getafe'ye katılmıştır.</p>

<p>Malaga, futbolcunun sözleşmesinin sona erdiğini ve Getafe'ye serbest statüde katıldığını ileri sürerek Brighton'a sonraki satıştan pay ödemesi gerekmediğini savunmuştur.</p>

<p>CAS ise tarafların sözleşmesini ve gerçekleştirilen işlemin ekonomik niteliğini değerlendirerek Malaga'nın futbolcunun yeni kulübe geçmesi karşılığında elde ettiği bedelin sonraki satıştan pay kapsamında bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kararlaştırılan taksitler bakımından Brighton'ın alacağı değerlendirilmiş ve FIFA tarafından hükmedilen 125.000 euroluk ödeme yükümlülüğü korunmuştur.[4]</p>

<p>Bu karar, bedelsiz transfer uyuşmazlıklarında önemli bir hukuki ölçüt ortaya koymaktadır.</p>

<p>Futbolcunun yeni kulübe geçmesi karşılığında önceki kulübe yapılan ödemenin adı kadar, ödemenin hangi hukuki ve ekonomik nedenle gerçekleştirildiği de incelenmelidir.</p>

<p>Dolayısıyla kulübün sözleşme uzatma hakkından vazgeçmesi, fesih protokolü düzenlemesi veya başka bir sözleşme kapsamında ödeme alması durumunda bu işlemin futbolcunun transferiyle bağlantısı araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>2. Dürüstlük Kuralına Aykırı Şekilde Bedelsiz Transfer</strong></p>

<p>Türk hukukunun uygulanacağı uyuşmazlıklarda, sonraki satıştan pay hakkının dürüstlük kuralına aykırı işlemlerle engellenmesi halinde TBK m. 175 hükmü önem kazanmaktadır.</p>

<p>Söz konusu hükme göre taraflardan biri koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa koşul gerçekleşmiş sayılır.</p>

<p>Örneğin B Kulübünün, C Kulübüyle transfer bedeli üzerinde anlaşmasına rağmen önceki kulübe pay ödememek amacıyla futbolcunun sözleşmesini danışıklı şekilde feshetmesi ve transfer karşılığını başka bir işlem adı altında tahsil etmesi halinde TBK m. 19 ve 175 hükümleri gündeme gelebilecektir.</p>

<p>Bu durumda önceki kulübün alacak talebinin değerlendirilmesinde transfer karşılığında elde edilen gerçek ekonomik menfaat, danışıklı işlemin varlığı ve sözleşmede belirlenen ödeme koşulları esas alınır.</p>

<p>Futbolcunun piyasa değeri ise alacağın miktarını belirlemek bakımından kullanılabilecek delillerden biridir. Ancak sözleşmede piyasa değeri üzerinden hesaplama öngörülmemişse alacak miktarının doğrudan futbolcunun tahmini piyasa değerine göre belirlenebilmesi ayrıca hukuki gerekçe ve ispat gerektirir.</p>

<p><strong>IV. TAKAS YOLUYLA TRANSFERDE SONRAKİ SATIŞTAN PAY NASIL HESAPLANIR?</strong></p>

<p>Profesyonel futbolcu transferlerinde kulüpler, futbolcularını nakit transfer bedeli karşılığında gönderebilecekleri gibi başka bir futbolcunun transferi karşılığında da gönderebilirler.</p>

<p>Takas yoluyla transferde nakit ödeme yapılmaması, kulüpler arasında ekonomik karşılık bulunmadığı anlamına gelmeyebilir. Bir kulüp, futbolcusunu başka kulübe göndererek karşılığında başka bir futbolcunun kendi kadrosuna katılmasını sağlayabilir.</p>

<p>Ancak bu ekonomik karşılığın sonraki satıştan pay alacağının hesaplanmasında dikkate alınabilmesi, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin kapsamına bağlıdır.</p>

<p>Örneğin A Kulübünün B Kulübüne transfer ettiği futbolcunun sonraki satışından %20 pay alacağı, takas halinde ise futbolcunun güncel piyasa değerinin esas alınacağı kararlaştırılmış olabilir.</p>

<p>B Kulübü futbolcuyu C Kulübüyle takas ederse önceki kulübün pay alacağı, futbolcunun transfer tarihindeki değerinin sözleşmede belirlenen yöntemle tespit edilmesi üzerine hesaplanacaktır.</p>

<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/937 Esas Sayılı Kararı</strong></p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.10.2023 tarihli, 2023/937 Esas ve 2023/2872 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta, kulüpler arasında yapılan transfer sözleşmesinde sonraki satıştan pay hakkı ayrıca düzenlenmiştir.</p>

<p>Sözleşmede futbolcunun başka bir kulübe kesin veya geçici transfer edilmesi halinde transfer bedelinin %30'unun, takas yoluyla transfer edilmesi halinde ise futbolcunun güncel piyasa değerinin %30'unun önceki kulübe ödeneceği kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Davacı kulüp, futbolcunun yeni kulübüyle olan sözleşmesini feshetmesi nedeniyle gelecekte elde edebileceği transfer gelirinden mahrum kaldığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.[5]</p>

<p>Bu kararda takas halinde piyasa değeri üzerinden pay hesaplanmasına yönelik somut bir sözleşme hükmü bulunmakla birlikte Yargıtay, hesaplama yönteminin esasına ilişkin değerlendirme yapmamıştır. Ancak bu karar, örnek bakımından işbu makalede sunulmuştur.</p>

<p>Bu nedenle takas işlemlerinde öncelikle sözleşmenin lafzı ve kapsamı incelenmeli, ardından futbolcu değişimi karşılığında sağlanan ekonomik menfaatin hesaplama matrahına dahil edilip edilmeyeceği belirlenmelidir.</p>

<p>Sözleşmede piyasa değerinin esas alınacağı açıkça kararlaştırılmışsa futbolcunun transfer tarihindeki değeri bilirkişi incelemesiyle belirlenebilir. Sözleşmede böyle bir düzenleme bulunmadığında ise tarafların gerçek iradesi, takas işleminin özellikleri ve sözleşme yorumuna ilişkin kurallar uygulanmalıdır.</p>

<p><strong>V. TRANSFER BEDELİNİN BAŞKA BİR ÖDEME ADI ALTINDA GÖSTERİLMESİ</strong></p>

<p>Sonraki satıştan pay alacağı bakımından ortaya çıkan bir diğer uyuşmazlık, transfer karşılığında yapılan ödemelerin farklı sözleşmelere veya muhasebe kalemlerine dağıtılmasıdır.</p>

<p>Kulüpler futbolcunun transferiyle bağlantılı olarak serbest kalma bedeli, sözleşme fesih tazminatı, gider karşılığı veya başka ekonomik menfaatler kararlaştırabilirler.</p>

<p>Bu ödemelerin sonraki satıştan pay hesabına dahil edilmesi için ödeme ile futbolcunun transferi arasındaki ilişkinin ve tarafların sözleşmede belirledikleri matrahın incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong>CAS 2024/A/10629 ve 2024/A/10630 Deportivo Maldonado-Real Sociedad Kararları</strong></p>

<p>CAS'ın 26.11.2025 tarihli kararına konu uyuşmazlıkta Deportivo Maldonado ile Real Sociedad arasında düzenlenen sonraki satıştan pay şartının kapsamı tartışılmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlık, futbolcunun Real Sociedad'dan Real Betis'e geçici ve ardından kesin transferi sırasında yapılan çeşitli ödemelerden kaynaklanmıştır.</p>

<p>Deportivo Maldonado, geçici transfer bedelinin ve kesin transferle bağlantılı olarak giderlerin tasfiyesi adı altında yapılan ödemenin de sonraki satıştan pay hesabına dahil edilmesini istemiştir.</p>

<p>Real Sociedad ise sözleşmenin geçici transferleri kapsamadığını ve giderlerin tasfiyesine ilişkin ödemenin transfer bedeli olarak değerlendirilemeyeceğini savunmuştur.</p>

<p>CAS, sözleşmede sonraki satıştan pay hakkının kesin transfere bağlandığını belirterek geçici transfer bedeline ilişkin talebi kabul etmemiştir.</p>

<p>Bunun yanında kesin transfer sırasında giderlerin tasfiyesi adı altında yapılan 3 milyon euroluk ödemenin gizli bir transfer bedeli olduğu iddiasını da mevcut deliller çerçevesinde kabul etmemiştir.</p>

<p>Kararda ayrıca transfer bedeline ilişkin KDV'nin sonraki satıştan pay hesabına dahil edilmesi tartışılmıştır. CAS, sözleşmede kullanılan brüt bedel ifadesini ve tarafların ortak iradesini değerlendirerek somut uyuşmazlıkta KDV'nin hesaplama matrahına dahil edilmesi gerektiğine karar vermiştir.[6]</p>

<p>Bu kararın özellikle iki sonucu bulunmaktadır.</p>

<p>İlk olarak, sonraki satıştan pay alacağına ilişkin uyuşmazlıklarda transferle bağlantılı her ödeme kendi hukuki niteliği ve sözleşme kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak, bir ödemenin gizli transfer bedeli olduğu ileri sürülüyorsa bu iddiayı destekleyen somut deliller ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Bu kapsamda kulüpler arasındaki transfer sözleşmeleri, ek protokoller, ödeme dekontları, muhasebe kayıtları, tarafların yazışmaları ve ödeme kalemlerinin ekonomik nedenleri önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>VI. FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİNİN FESHİ HALİNDE SONRAKİ SATIŞ PAYI</strong></p>

<p>Futbolcunun sözleşmesini sona erdirerek başka bir kulübe geçmesi halinde önceki kulübün pay alma hakkı konusunda CAS tarafından verilen iki karar özellikle önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>1. CAS 2010/A/2098 Sevilla FC-RC Lens Kararı</strong></p>

<p>Sevilla FC ile RC Lens arasında yapılan transfer sözleşmesinde futbolcunun sonraki satışından pay alınması kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Futbolcu Seydou Keita'nın Sevilla ile olan sözleşmesini İspanyol hukukundan kaynaklanan fesih hakkını kullanarak sona erdirmesi ve Barcelona'ya katılması üzerine Lens sonraki satıştan pay talep etmiştir.</p>

<p>CAS, 29.11.2010 tarihli kararında tarafların sözleşmede kullandıkları yeniden satış ifadesini değerlendirmiştir.</p>

<p>Kararda, futbolcunun kanundan kaynaklanan hakkını kullanarak sözleşmesini sona erdirmesi sonucunda gerçekleşen transferin, sözleşmede öngörülen yeniden satış kapsamında bulunmadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle Lens'in sonraki satıştan pay talebi reddedilmiştir. CAS, ayrıca Sevilla'nın kötü niyetli davranışının yeterli delillerle ortaya konulması halinde farklı bir sonuca ulaşılabileceğini de belirtmiştir.[7]</p>

<p><strong>2. CAS 2019/A/6525 Sevilla FC-AS Nancy Lorraine Kararı</strong></p>

<p>Bu uyuşmazlıkta Sevilla FC ile AS Nancy Lorraine arasında düzenlenen transfer sözleşmesinde futbolcunun sonraki kesin transferinden elde edilecek karın %12'sinin Nancy'ye ödenmesi kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Futbolcu Clément Lenglet'in serbest kalma bedelinin ödenmesi suretiyle Barcelona'ya katılması üzerine Nancy sonraki satıştan pay talebinde bulunmuştur.</p>

<p>CAS, 14.04.2020 tarihli kararında sözleşmede kullanılan transfer kavramını ve tarafların ortak iradesini değerlendirmiştir.</p>

<p>Kararda, futbolcunun Barcelona'ya katılması karşılığında Sevilla'nın elde ettiği bedelin sözleşmede öngörülen ekonomik kazanç kapsamında bulunduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Böylece Nancy'nin sonraki transferden elde edilen kardan %12 pay alma hakkı bulunduğuna karar verilmiştir.[8]</p>

<p>Sevilla-Lens ve Sevilla-Nancy kararları birlikte değerlendirildiğinde, serbest kalma bedelinin sonraki satıştan pay hesabına etkisinin sözleşmede kullanılan ifadeler ve tarafların ortak iradesi üzerinden belirlendiği görülmektedir.</p>

<p>Bu nedenle transfer sözleşmesi hazırlanırken sonraki satıştan pay hakkının yalnızca kulüpler arasında anlaşmayla gerçekleştirilen transferlere mi yoksa futbolcunun sözleşmesinin feshi ve serbest kalma bedelinin ödenmesi gibi durumlara da mı uygulanacağı açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>VII. GEÇİCİ TRANSFERİN SONRAKİ SATIŞ PAYINA ETKİSİ</strong></p>

<p>Futbolcunun geçici olarak başka bir kulübe gönderilmesi halinde sonraki satıştan pay hakkının doğup doğmayacağı da sözleşmede belirlenen koşullara bağlıdır.</p>

<p>CAS'ın 08.08.2022 tarihli, 2021/A/7909 sayılı Osmanlıspor-SD Huesca kararında bu mesele incelenmiştir.</p>

<p>Osmanlıspor ile Huesca arasında yapılan transfer sözleşmesinde futbolcunun sonraki transferinden elde edilecek bedelin %20'sinin Osmanlıspor'a ödenmesi kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Huesca'nın futbolcuyu Göztepe'ye geçici olarak transfer etmesi üzerine Osmanlıspor, geçici transferden elde edilen bedel üzerinden pay talep etmiştir.</p>

<p>CAS, sözleşmenin içeriğini ve tarafların ortak iradesini değerlendirerek sonraki satıştan pay şartının kesin transferleri kapsadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Bu nedenle Osmanlıspor'un geçici transfer bedelinden pay alma talebi reddedilmiştir.[9]</p>

<p>Geçici transferlerin sonraki satıştan pay kapsamına alınması isteniyorsa bu hususun sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir. Özellikle kiralama bedeli, satın alma opsiyonu, zorunlu satın alma şartı ve performansa bağlı ödemelerin hangi aşamada pay alacağını doğuracağı önceden belirlenmelidir.</p>

<p><strong>VIII. ALACAĞIN İSPATI VE UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM YOLLARI</strong></p>

<p>Sonraki satıştan pay alacağının tahsilinde, alacak hakkını doğuran sözleşmenin ve bu sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleştiğinin ispatı gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda futbolcunun sonraki transferine ilişkin sözleşmeler, fesih protokolleri, kulüpler arasındaki yazışmalar, banka kayıtları, muhasebe belgeleri ve transfer karşılığında sağlanan diğer ekonomik menfaatler incelenmelidir.</p>

<p>Özellikle bedelsiz transfer veya takas işlemlerinde önceki kulübün alacak hakkını ortaya koyabilmesi için görünürdeki işlem ile taraflar arasındaki gerçek ekonomik ilişkinin belirlenmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>Türk hukukunun uygulanacağı uyuşmazlıklarda TBK m. 19 kapsamında muvazaa, TBK m. 175 kapsamında ise koşulun gerçekleşmesinin dürüstlük kuralına aykırı biçimde engellenmesi değerlendirilebilir.</p>

<p>Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda ise öncelikle yetkili merci ve uygulanacak hukuk belirlenmelidir.</p>

<p>Ulusal transferlerden kaynaklanan kulüpler arası sözleşmesel uyuşmazlıklarda TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkisi, kural olarak tarafların kabulüne bağlıdır. Nitekim TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu Talimatı'nın 2. maddesi de bu esası düzenlemektedir.</p>

<p>Uluslararası nitelikli kulüpler arası transfer uyuşmazlıklarında ise FIFA Football Tribunal bünyesindeki Players' Status Chamber görevli olabilmektedir.</p>

<p>FIFA RSTP m. 23/3 uyarınca, uyuşmazlığa neden olan olay üzerinden iki yıldan fazla süre geçmiş başvurular FIFA Football Tribunal tarafından incelenmemektedir. Bu süre ilgili merci tarafından kendiliğinden değerlendirilmektedir.[10]</p>

<p>Dolayısıyla alacaklı kulübün, transfer sözleşmesindeki ödeme koşullarını, alacağın muacceliyet tarihini, yetkili uyuşmazlık çözüm merciini ve başvuru süresini birlikte değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Profesyonel futbolcu transferlerinde sonraki satıştan pay hakkı, özellikle futbolcu yetiştiren ve oyuncularını gelişim aşamasında transfer eden kulüplerin gelecekteki transfer gelirlerinden yararlanmasını sağlayan sözleşmesel bir haktır.</p>

<p>Bu hakkın kapsamı ve miktarı, taraflar arasında düzenlenen transfer sözleşmesinin hükümleriyle belirlenmektedir.</p>

<p>Futbolcunun bedelsiz transfer edilmesi halinde transfer karşılığında gerçek bir ekonomik menfaat elde edilip edilmediği, takas halinde para dışındaki edimlerin hesaplama matrahına dahil olup olmadığı, fesih halinde ise elde edilen bedelin sonraki satıştan pay şartı kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>CAS kararları, bu uyuşmazlıklarda sözleşmenin lafzı ve tarafların ortak iradesinin yanında transfer işleminin gerçek ekonomik niteliğinin de belirleyici olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bu nedenle kulüpler, sonraki satıştan pay hakkını kararlaştırırken yalnızca pay oranını belirlemekle yetinmemelidir. Bedelsiz transfer, takas, geçici transfer, satın alma opsiyonu, serbest kalma bedeli, fesih tazminatı ve şarta bağlı ödemelerin sözleşme kapsamında nasıl değerlendirileceği de açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Ayrıca transfer karşılığında elde edilen ekonomik menfaatlere ilişkin bilgi ve belgelerin önceki kulübe sunulması, ödeme zamanının belirlenmesi ve hesaplamaya dahil edilecek kalemlerin gösterilmesi, gelecekte doğabilecek alacak uyuşmazlıklarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ"><img alt="Av. Melih Umut YILDIZELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/08/melih-umut-yildizeli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ">Av. Melih Umut YILDIZELİ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>DİPNOTLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] Şahin, Musa Furkan, "Futbolcu Transfer Sözleşmesinde Sonraki Satıştan Pay", İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 83, S. 1, 2025, s. 167-212.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] FIFA, <i>Regulations on the Status and Transfer of Players</i>, m. 18bis ve 18ter; FIFA, <i>Manual on TPI and TPO in Football Agreements</i>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş., 31.07.2025 tarihli KAP bildirimi</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] CAS 2021/A/8099, <i>Málaga Club de Fútbol S.A.D v. Brighton &amp; Hove Albion Football Club Limited</i>, 10.01.2022. CAS Bulletin 2022/1.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[5] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 24.10.2023, E. 2023/937, K. 2023/2872.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[6] CAS 2024/A/10629 ve CAS 2024/A/10630, <i>Deportivo Maldonado SAD v. Real Sociedad de Futbol SAD</i>, 26.11.2025, özellikle par. 115-160.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] CAS 2010/A/2098, <i>Sevilla FC v. RC Lens</i>, 29.11.2010, özellikle par. 36-42.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] CAS 2019/A/6525, <i>Sevilla FC v. AS Nancy Lorraine</i>, 14.04.2020, özellikle par. 69-78.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[9] CAS 2021/A/7909, <i>Club Osmanlıspor v. Sociedad Deportiva Huesca</i>, 08.08.2022, özellikle par. 38-61.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[10] TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu Talimatı, m. 2; FIFA RSTP m. 23/3</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/futbolcu-transferlerinde-sonraki-satistan-pay-hakki-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/futbol-top3.jpg" type="image/jpeg" length="82093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİNİN AYLIK ÜCRETE DÂHİL EDİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fazla-calisma-ucretinin-aylik-ucrete-dahil-edilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fazla-calisma-ucretinin-aylik-ucrete-dahil-edilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30 Mayıs 2018 Tarihli Kararı Üzerine İnceleme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Olay ve Yargılama Süreci</strong></p>

<p>İncelemeye konu Hukuk Genel Kurulu kararı, bir turizm işletmesinde soğuk şefi olarak çalışan işçinin kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma alacağı taleplerine ilişkindir. İşveren, feshi haklı nedene dayandırmış; işyerinde üçlü vardiya sistemi uygulandığını, varsa fazla çalışmaların ödendiğini veya serbest zamanla karşılandığını ve iş sözleşmesinin 4’üncü maddesi uyarınca fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dâhil bulunduğunu savunmuştur. Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi sıfatıyla), işçinin haftada on iki saat fazla çalıştığını kabul etmiş; yıllık 270 saatin yaklaşık yirmi üç haftaya karşılık geldiği düşüncesiyle kalan haftalar üzerinden hesaplama yapmıştır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin bozmasına karşı direnilmesi üzerine uyuşmazlık <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir<sup><sup>[1]</sup></sup>.</a></p>

<p>Uyuşmazlık, sözleşme hükmünün geçerli olup olmadığıyla sınırlı değildir. Yıllık 270 saatin ispatlanan çalışmadan hangi yöntemle düşüleceği, turizm işyerindeki yaz ve kış dönemlerinin ayrı değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve fazla çalışmayı kimin ispatlayacağı da belirlenmelidir. Karar, bu nedenle, “fazla çalışma ücrete dâhildir” kaydının hem geçerlilik şartlarını hem de hesaplamaya etkisini açıklayan önemli içtihatlardan biridir.</p>

<p><strong>II. Çözümü Gereken Hukuki Sorun</strong></p>

<p>İş Kanunu’nun 41’inci maddesine göre fazla çalışma, kural olarak haftalık kırk beş saati aşan çalışmadır. Her fazla çalışma saati için normal saat ücretinin yüzde elli artırılması gerekir ve toplam fazla çalışma yılda 270 saati geçemez. Kanun’un 63’üncü maddesindeki günlük sınırlar da ayrıca uygulanır. Fazla çalışma yaptığını ileri süren işçi, Türk Medenî Kanunu’nun 6’ncı maddesi uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>. İşveren ise fazla çalışma ücretinin aylık ücret içinde ödendiğini savunuyorsa, bu savunmanın dayandığı sözleşme hükmünü ve ödeme koşullarını ortaya koymalıdır. Kısacası, fazla çalışmanın yapıldığını ispat etmek ile karşılığının ücret içinde ödendiğini ispat etmek birbirinden farklıdır.</p>

<p>Buradaki temel soru, sözleşme serbestisinin işçinin fazla çalışma ücretini koruyan emredici hükümler karşısında ne ölçüde sonuç doğuracağıdır. <i>Pacta sunt servanda</i> ilkesi sözleşmenin bağlayıcılığını ifade eder. Ancak iş hukukunda bu ilke, işçiyi koruma amacıyla ve <i>favor laboratoris</i> yaklaşımıyla sınırlanır. Bu sebeple taraflar ücretin kapsamını serbestçe belirleyebilse de emredici hükümlerin dışına çıkamaz; ücret ödeme borcu işverenin asli edimi olmaya devam eder<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>.</p>

<p><strong>III. Hukuk Genel Kurulunun Gerekçesi</strong></p>

<p>Kararın temel gerekçesi, bu kaydın işçinin fazla çalışma ücretinden peşinen vazgeçmesi anlamına gelmediğidir. Kurul, sözleşme hükmüne yalnızca yıllık 270 saat ve yeterli ücret koşulları içinde sonuç bağlamıştır. İlgili bölüm şöyledir:</p>

<p>“İş akdi ile tarafların işçinin ücretine fazla çalışma ücretlerinin de dâhil olduğunu kararlaştırmaları mümkündür. Bu durumda, işçinin ücretine dâhil olan fazla çalışma ücretinin ne kadar süre ile yapılan fazla çalışmanın karşılığı olduğu sözleşmede gösterilmemişse, bunun en çok yasal azami sınır (yıllık 270 saat) çerçevesinde geçerli olduğu kabul edilmelidir. İşçiye bu yasal sınırı aşacak şekilde fazla çalışma yaptırılırsa, bu çalışmalar için fazla çalışma ücretinin ödenmesi gerekir. Bunun gibi, böyle bir durumda işçinin ücretinin belirli bir yükseklikte olması gerekir. Fazla çalışma ücretinin örneğin işçinin aldığı asgari ücretin veya buna yakın bir ücretin içinde olduğu kararlaştırılamaz (Süzek, S.: a.g.e., s.834).</p>

<p>Kaldı ki iş sözleşmelerinin de kimi açılardan tabi olduğu Türk Borçlar Kanunu’nun temel taşlarından olan ve tarafların sözleşme içeriğini yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile diledikleri gibi belirleyebilmesini ifade eden “sözleşme serbestliği” ilkesi, işçinin önceden rızasını almak kaydı ile yasal sınırlar içinde kalan fazla çalışma ücretinin aylık ücretin içinde olduğuna dair sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte tarafların fazla çalışmanın aylık ücretin içinde olduğunu kararlaştırmaları hâlinde, Kanunun 41’inci maddesi hükmü uyarınca yıllık 270 saatle sınırlı olarak bu anlaşmanın geçerli olduğu kabul edileceğinden işçinin yıllık 270 saatin üstünde fazla çalışma yapmış olduğu durumlarda 270 saati aşan kısmın ücretinin ödenmesi gerekecektir. Böyle bir durumda aylık ücretin içinde olduğu kararlaştırılan yıllık 270 saatin toplam fazla çalışma süresinden ne şekilde mahsubunun yapılacağı sorunu ortaya çıkmakta olup böylesi durumlarda Kanunun 41-43 ve 63’üncü maddelerindeki hükümler dikkate alındığında fazla çalışmanın genel olarak haftalık 45 saati aşan çalışmalar olarak kabul edilmesi nedeni ile haftalık 5,20 saat olarak işçinin ispat ettiği haftalık fazla çalışma süresinden mahsubu ile kalan kısım için haftalık bazda ve o dönemin ücreti esas alınarak hesaplama yapılması gerekecektir<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[4]</strong>.</a></p>

<p>Başka bir husus, gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı, genel hükümlere tabidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6’ncı maddesi uyarınca, “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”</p>

<p>Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, kural olarak bu iddiasını ispat etmek zorundadır.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><strong><sup>[5]</sup></strong></sup></a></p>

<p><strong>IV. Kararın Değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>A. Geçerlilik Açıklık Rıza ve Ücret Eşiği</strong></p>

<p>Kurul, fazla çalışma ücretinin önceden tamamen ortadan kaldırıldığını değil, belirli bir kısmının aylık ücret içinde ödendiğini kabul etmektedir. Bu nedenle “gerektiğinde fazla çalışma yapılır” şeklindeki genel bir onay yeterli değildir; sözleşme, aylık ücretin hangi süreye kadar fazla çalışma karşılığı içerdiğini açıkça göstermelidir. Süreyi belirtmeyen bir hükmün 270 saate kadar geçerli sayılması ise tartışmaya açıktır. İşçi, sözleşme kurulurken ücretinin ne kadar fazla çalışmayı karşıladığını anlayabilmelidir. Hüküm işveren tarafından hazırlanmış ve belirsiz bırakılmışsa, <i>contra proferentem</i> ilkesi uyarınca işçi lehine dar yorum yapılmalıdır. Öğretide de salt imza yeterli görülmemekte; açıklık ve içerik denetimi aranmaktadır<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a>.</p>

<p>Ücretin miktarı da sözleşme hükmünün geçerliliği bakımından belirleyicidir. Aylık 22,5 saatlik fazla çalışma karşılığı, 225 saatlik aylık çalışma süresi ve yüzde elli zamlı ücret üzerinden brüt asgari ücretin yüzde on beşine denk gelir. Bu nedenle toplam ücretin, brüt asgari ücretin en az yüzde 115’i olması gerekir. 2026 yılı brüt asgari ücreti 33.030,00 TL olduğundan alt sınır şu şekilde hesaplanır: 33.030,00 + (33.030,00 / 225 × 1,5 × 22,5) = 37.984,50 TL’dir<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong><sup><strong><sup>[7]</sup></strong></sup></strong></a>.</p>

<p>Ancak bu alt sınırın aşılması tek başına her olayda yeterli sayılmamalıdır. İşçinin gerçek ve emsal ücreti de araştırılmalıdır. Aksi hâlde, zaten emsal ücret düzeyinde olan bir bedelin fazla çalışma karşılığını da içerdiği kabul edilerek işçi aleyhine sonuç doğabilir.</p>

<p><strong>B. Yıllık 270 Saatin Mahsubu</strong></p>

<p>Kararın uygulama bakımından asıl önemi, yıllık 270 saatin nasıl düşüleceğini açıklamasıdır. İlk derece mahkemesi 270 saati haftalık on iki saate bölmüş ve ilk yirmi üç haftayı bütünüyle ücretin içinde saymıştır. Bu yöntem, yıllık sınırı belirli haftalara yığdığı gibi fazla çalışmanın haftalık esasa göre doğduğunu da gözden kaçırmaktadır. Hukuk Genel Kurulu ise 270 saati elli iki haftaya bölerek, ispatlanan her haftadan 5,20 saat düşülmesini ve kalan sürenin o haftanın ücreti üzerinden hesaplanmasını benimsemiştir. Bu çözüm, hem haftalık kırk beş saat esasına hem de alacağın ait olduğu dönem ücretiyle hesaplanması kuralına daha uygundur<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a>. Çalışılmayan, izinli veya raporlu haftalarda soyut bir indirim yapılmaması da bu yaklaşımın doğal sonucudur.</p>

<p>Öte yandan 270 saat, işverene her yıl kullanabileceği bir “ücretsiz çalışma kotası” vermez. Sözleşme kaydı yalnızca fiilen yapılan ve karşılığı aylık ücret içinde ödenen çalışma bakımından sonuç doğurur. Günlük azami çalışma süresi, gece çalışması ve fazla çalışmanın yasak olduğu işler ayrıca gözetilmelidir. Bu nedenle önce sözleşme hükmünün geçerliliği, ardından ücret içinde ödendiği ileri sürülen sürenin gerçekten karşılanıp karşılanmadığı incelenmelidir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>.</p>

<p><strong>C. İspat Yükü ve Mevsimsel Çalışma</strong></p>

<p>Kurul, işçinin fazla çalışmayı işyeri kayıtları, giriş-çıkış belgeleri, bordrolar ve tanık anlatımlarıyla ispatlayabileceğini kabul etmektedir. Ancak turizm işletmelerinde yaz ve kış dönemlerinin aynı çalışma düzenine sahip olduğu varsayılamaz. Tanıkların davacıyla hangi dönemde birlikte çalıştığı belirlenmeli, sezon farkı açıklığa kavuşturulmalı ve bütün yıl için tek bir haftalık ortalama kullanılmamalıdır. Kararın bu yönüyle, hesaplamanın işyerindeki gerçek çalışma düzenine dayanması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><i>De lege lata</i> bakımından fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dâhil edilmesi mümkündür, ancak bunun için işçinin açık rızası bulunmalı, ücret yeterli düzeyde olmalı, yıllık 270 saat aşılmamalı ve mahsup somut çalışma haftaları üzerinden yapılmalıdır. Bununla birlikte, kararda yer verilen, “<i>İşçinin ücretine dâhil olan fazla çalışma ücretinin ne kadar süre ile yapılan fazla çalışmanın karşılığı olduğu sözleşmede gösterilmemişse, bunun <strong>en çok yasal azami sınır (yıllık 270 saat) çerçevesinde geçerli olduğu</strong> kabul edilmelidir”, </i>değerlendirmesine katılmamaktayız. Zira öncelikle fazla çalışmayı ücrete dahil eden sözleşme kayıtlarında, işverenin fazla çalışma karşılığı ödeyeceği ücret ve fazla çalışma süresinin belirlenmesi gerekmektedir. Aksi halde, işçi tarafından fazla çalışma peşinen kabul edilmekte ve fazla çalışma ücreti temel ücrete yedirilmek suretiyle karşılıksız bırakılması riski söz konusu olmaktadır. Ancak fazla çalışma saatleri ve ücretinin baştan belirlenmesinin zorluğu da dikkate alındığında, esasen, fazla çalışmayı ücrete dahil eden sözleşme uygulamasından vazgeçilerek işveren tarafından haklı ve makul gerekçe ortaya konularak istisnaen uygulanması <i>de lege ferenda</i> bakımından uygun olacaktır kanaatindeyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Talha IŞIK"><img alt="Av. Mehmet Talha IŞIK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/mehmet-talha-isik-2.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Talha IŞIK">Av. Mehmet Talha IŞIK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[1]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30 Mayıs 2018, E.2015/2875, K.2018/1142</span></a><span style="color:#999999">.</span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari </span></a><span style="color:#999999">(Erişim Tarihi: 01.11.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[2]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> 4857 sayılı İş Kanunu, 22 Mayıs 2003, <i>Resmî Gazete</i>, 10 Haziran 2003, Sayı 25134, m.41, 63; 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, 22 Kasım 2001, <i>Resmî Gazete</i>, 8 Aralık 2001, Sayı 24607, m.6.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[3]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> M. Kemal Oğuzman ve M. Turgut Öz, <i>Borçlar Hukuku Genel Hükümler</i>, İstanbul, Vedat, 17. Baskı, 2019, Cilt I, s.24, 86; Fikret Eren, <i>Borçlar Hukuku Genel Hükümler</i>, Ankara, Yetkin, 24. Baskı, 2019, s.359; Fikret Eren, <i>Borçlar Hukuku Özel Hükümler</i>, Ankara, Yetkin, 7. Baskı, 2019, s.539.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[4]</sup></sup></span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30 Mayıs 2018, E.2015/2875, K.2018/1142</span></a><span style="color:#999999">. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152875-e-20181142-k-sayili-karari</span></a><span style="color:#999999"> (Erişim Tarihi: 01.11.2026).</span></p>

<p></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[5]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> <i>Ibid.</i></span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[6]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Alp, “Fazla Çalışmaları Ücrete Dahil Eden Sözleşme Kayıtlarının Geçerliliği ve Denetimi”, <i>Çalışma ve Toplum</i>, Cilt 1, Sayı 68, 2021, s.31-33; Emre Ertan, “Fazla Çalışma Ücretinin Aylık Ücrete Dâhil Edilmesi”, <i>Sicil İş Hukuku Dergisi</i>, Sayı 34, 2015, s.121-124.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[7]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Şahin Çil, “Fazla Çalışma Ücretinin Temel Ücret İçinde Ödenmesi Uygulaması”, <i>İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası</i>, Cilt 74, Özel Sayı, 2016, s.275-277; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “Asgari Ücretin Net Hesabı ve İşverene Maliyeti (1 Ocak-31 Aralık 2026)”, https://www.csgb.gov.tr/Media/gm2fekds/asgari-%C3%BCcret-2026.pdf (e.t. 1 Kasım 2026). Hesap: 33.030,00 + (33.030,00 / 225 × 1,5 × 22,5) = 37.984,50 TL.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[8]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Baki Oğuz Mülayim ve Aslıhan Kayık Aydınalp, “Fazla Çalışma Ücretinin Hesaplanması”, <i>Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, Cilt 9, Sayı 2, 2019, s.435-437.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999"><sup><sup>[9]</sup></sup></span></a><span style="color:#999999"> Faruk Barış Mutlay, “Fazla Saatlerle Çalışmanın Karşılığına İlişkin İş Sözleşmesindeki Hükümlerin Geçerliliği”, <i>Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi</i>, Cilt 31, Sayı 2, 2026, s.1493-1502.</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fazla-calisma-ucretinin-aylik-ucrete-dahil-edilmesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/para-hesap.jpg" type="image/jpeg" length="11773"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNDA KESİNLEŞMİŞ HÜKÜMLERE KARŞI OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI: CMK m. 309 KAPSAMINDA KANUN YARARINA BOZMA VE CMK m. 311 KAPSAMINDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-hukukunda-kesinlesmis-hukumlere-karsi-olaganustu-kanun-yollari-cmk-m-309-kapsaminda-kanun-yararina-bozma-ve-cmk-m-311-kapsaminda-yargilamanin-yenilenmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-hukukunda-kesinlesmis-hukumlere-karsi-olaganustu-kanun-yollari-cmk-m-309-kapsaminda-kanun-yararina-bozma-ve-cmk-m-311-kapsaminda-yargilamanin-yenilenmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza muhakemesi hukukunda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmesi, hukuki güvenlik ve yargısal istikrar ilkelerinin doğal bir sonucudur. Bir mahkûmiyet hükmünün olağan kanun yollarından geçerek veya kanuni başvuru sürelerinin kullanılmaması nedeniyle kesinleşmesi, kural olarak söz konusu hükmün in...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza muhakemesi hukukunda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmesi, hukuki güvenlik ve yargısal istikrar ilkelerinin doğal bir sonucudur. Bir mahkûmiyet hükmünün olağan kanun yollarından geçerek veya kanuni başvuru sürelerinin kullanılmaması nedeniyle kesinleşmesi, kural olarak söz konusu hükmün infaz edilebilir hâle gelmesini ve aynı uyuşmazlığın yeniden yargılama konusu yapılmamasını beraberinde getirir.</p>

<p>Bununla birlikte, bir mahkeme kararının kesinleşmiş olması, o kararın her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmemektedir. Yargılama sırasında gerçekleştirilen usul hataları, maddi hukukun yanlış uygulanması, savunma hakkının ihlali veya hükmün verilmesinden sonra ortaya çıkan yeni deliller, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının adalet ve maddi gerçek bakımından yeniden değerlendirilmesini gerekli kılabilmektedir.</p>

<p>Ceza muhakemesinin amacı yalnızca uyuşmazlıkları kesin bir karara bağlamak değil, aynı zamanda hukuka uygun yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşılmasını ve adil bir yargılama sonucunda hüküm kurulmasını sağlamaktır. Bu nedenle kanun koyucu, kesin hükmün bağlayıcılığına istisna teşkil eden olağanüstü kanun yollarını düzenlemiştir.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinde düzenlenen <strong>kanun yararına bozma</strong> ile 311. maddesinde düzenlenen <strong>hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi</strong>, kesinleşmiş ceza hükümlerindeki hukuka aykırılıkların giderilmesi bakımından önem taşıyan iki ayrı olağanüstü kanun yoludur.</p>

<p>Ancak söz konusu başvuru yolları; hukuki nitelikleri, başvuru koşulları, yetkili mercileri, inceleme kapsamları ve kesinleşmiş hüküm üzerindeki sonuçları bakımından önemli farklılıklar içermektedir.</p>

<p><strong>I. CEZA MUHAKEMESİNDE KESİN HÜKÜM VE OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI</strong></p>

<p><strong>1. Kesin Hüküm Kavramı ve Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında kesin hüküm, bir uyuşmazlık hakkında verilen mahkeme kararının olağan kanun yollarıyla artık değiştirilemeyecek duruma gelmesini ifade etmektedir.</p>

<p>Bir ceza mahkemesi kararı, kanunda öngörülen olağan kanun yollarına başvurulmaması, başvuru sürelerinin geçirilmesi veya gerçekleştirilen istinaf ve temyiz incelemelerinin tamamlanması sonucunda kesinleşebilir.</p>

<p>Kesin hüküm ilkesi, aynı fiil nedeniyle aynı kişi hakkında yeniden yargılama yapılmasını önleyen ve yargısal kararların istikrarını güvence altına alan temel ceza muhakemesi ilkelerinden biridir.</p>

<p>Ne var ki kesin hükmün korunması ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılması arasında kimi durumlarda çatışma yaşanabilmektedir. Özellikle hukuka aykırı bir yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkı bakımından ağır sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu noktada kesin hüküm ilkesi mutlak bir nitelik taşımamakta; kanunda öngörülen istisnai koşulların gerçekleşmesi hâlinde kesinleşmiş kararların yeniden incelenmesi mümkün olabilmektedir.</p>

<p><strong>2. Olağanüstü Kanun Yollarının Amacı</strong></p>

<p>Olağanüstü kanun yolları, kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşı yalnızca kanunda belirlenen nedenlerle işletilebilen istisnai hukuki denetim mekanizmalarıdır.</p>

<p>Bu yolların temel amacı, olağan kanun yolu incelemesinin tekrarlanmasından ziyade, kesin hükmün korunmasının ağır bir hukuka aykırılığın veya adli hatanın sürdürülmesine neden olabileceği durumlarda hukuki denetimin gerçekleştirilmesidir.Bununla birlikte, olağanüstü kanun yollarına başvurulması, kesinleşmiş her hükmün yeniden incelenebileceği veya yargılamanın mutlaka tekrarlanacağı anlamına gelmemektedir. Her olağanüstü kanun yolu, kendisine özgü yasal şartların gerçekleşmesini gerektirmektedir.</p>

<p><strong>II. CMK m. 309 KAPSAMINDA KANUN YARARINA BOZMA</strong></p>

<p><strong>1. Kanun Yararına Bozmanın Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Kanun yararına bozma, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen olağanüstü bir kanun yoludur.</p>

<p>CMK m. 309/1 uyarınca, hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde hukuka aykırılık bulunması hâlinde, Adalet Bakanlığı tarafından söz konusu kararın Yargıtayca bozulması talep edilebilmektedir.</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı, olağan kanun yolu denetiminden geçmeden kesinleşen kararlarda mevcut hukuka aykırılıkların giderilmesi ve hukuk kurallarının ülke genelinde birlik içerisinde uygulanmasının sağlanmasıdır.</p>

<p>Kanun yararına bozma, niteliği itibarıyla yalnızca bireysel menfaatlerin korunmasına yönelik bir başvuru yolu değildir. Aynı zamanda kamu düzeninin, hukuki güvenliğin ve içtihat birliğinin korunmasına hizmet etmektedir.</p>

<p><strong>2. Kanun Yararına Bozma Yoluna Başvurulmasının Şartları</strong></p>

<p>Kanun yararına bozma yolunun işletilebilmesi için öncelikle incelemeye konu kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki <strong>kesinleşmiş her mahkeme kararı kanun yararına bozma incelemesine konu edilemez.</strong> CMK m. 309 kapsamında aranan temel koşul, kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.</p>

<p>Dolayısıyla bir mahkûmiyet hükmünün bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından kanun yolu incelemesine tabi tutulmuş olması hâlinde, kural olarak aynı hükme karşı CMK m. 309 kapsamında kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkün değildir.</p>

<p>Buna karşılık, kanuni başvuru süresinin geçirilmesi nedeniyle kesinleşen veya kanun gereği istinaf ya da temyiz incelemesine tabi olmayan kararlar, diğer şartların da varlığı hâlinde bu olağanüstü denetimin konusu olabilir.</p>

<p>Kanun yararına bozma incelemesinde ileri sürülen hukuka aykırılığın somut şekilde ortaya konulması gerekir. Mahkemenin delilleri değerlendirme biçimine ilişkin soyut itirazların veya daha önce ileri sürülen savunmaların tekrarlanmasının tek başına yeterli olmadığı kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>3. Kanun Yararına Bozma Talebinde Bulunabilecek Merciler</strong></p>

<p>CMK m. 309 kapsamında kanun yararına bozma isteminde bulunma yetkisi esas itibarıyla Adalet Bakanlığına aittir. Adalet Bakanlığı, bir mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunduğunu değerlendirdiğinde, bu aykırılığın yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı bildirimde bulunur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise bozma istemini Yargıtayın ilgili ceza dairesine iletir.</p>

<p>CMK m. 310 kapsamında ayrıca, hükümlünün cezasının kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren CMK m. 309/4-d kapsamındaki hâllerle sınırlı olmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına resen başvuru yetkisi tanınmıştır.</p>

<p>Hükümlü veya müdafii, kanun yararına bozma incelemesini doğrudan başlatma yetkisine sahip değildir. Bununla birlikte, kesinleşmiş karardaki hukuka aykırılıkları açıklayan gerekçeli bir dilekçeyle yetkili mercilerin bu yolu işletmesini talep edebilir.</p>

<p>Bu noktada başvuru dilekçesinin yalnızca mahkûmiyet kararının hatalı olduğu iddiasına dayandırılmaması; ihlal edilen kanun hükmünün, hukuka aykırılığın niteliğinin ve hüküm üzerindeki etkisinin somut biçimde açıklanması önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>4. Kanun Yararına Bozmanın Hukuki Sonuçları</strong></p>

<p>Kanun yararına bozma sonucunda ortaya çıkacak hukuki sonuçlar, tespit edilen hukuka aykırılığın niteliğine göre farklılık göstermektedir. CMK m. 309/4 kapsamında bu sonuçlar ayrı ayrı düzenlenmiştir. Davanın esasını çözmeyen kararlardaki hukuka aykırılıklar bakımından, kararı veren mahkeme tarafından gerekli inceleme yapılarak yeniden karar verilmesi mümkündür.</p>

<p>Mahkûmiyet hükmünün davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkının kaldırılması ya da sınırlandırılması sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin bozma hâllerinde ise yeniden yargılama yapılabilir. Bu durumda verilecek yeni hüküm, önceki hükümde belirlenen cezadan daha ağır olamaz. Mahkûmiyet dışındaki, davanın esasını çözen hükümlerin bozulması ise sanık aleyhine sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.</p>

<p>Buna karşılık, hukuka aykırılığın hükümlünün cezasının tamamen kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektirmesi hâlinde Yargıtayın ilgili ceza dairesi doğrudan karar verebilir.</p>

<p>Bu nedenle kanun yararına bozma kararının verilmesi, her durumda yargılamanın yeniden yapılacağı anlamına gelmemektedir. Bozmanın sonuçları, CMK m. 309/4’te öngörülen ayrımlara göre belirlenmektedir.</p>

<p><strong>5. Yargıtay İçtihatları Bakımından Değerlendirme</strong></p>

<p>Yargıtay uygulamasında, kanun yararına bozma yolunun olağan kanun yolu incelemesinin yerine geçemeyeceği ve kesinleşmiş hükümlerin yeniden temyiz incelemesine tabi tutulmasını sağlayan bir mekanizma olarak değerlendirilemeyeceği istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay tarafından 13.05.2024 tarihinde verilen bir kararda, kanun yararına bozmanın ikinci bir temyiz yolu olmadığı; delillerin değerlendirilmesi ve takdirine ilişkin hususların kural olarak bu olağanüstü denetimin kapsamına girmediği belirtilmiştir. Bu doğrultuda, yargılamayı gerçekleştiren mahkemenin delilleri değerlendirme biçimine yönelik soyut itirazların, tek başına kanun yararına bozma nedeni oluşturmayacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu yaklaşım, kanun yararına bozmanın kesin hükme yönelik istisnai niteliğini ortaya koymakta ve söz konusu kanun yolunun olağan kanun yollarından ayrılan sınırlarını belirlemektedir. Zira bu denetimin amacı, kesinleşmiş kararın maddi ve hukuki yönlerden bütünüyle yeniden incelenmesi değil, kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde hukuka aykırılıkların giderilmesidir.</p>

<p>Bu itibarla, kanun yararına bozma talebinin başarıya ulaşabilmesi bakımından mahkeme kararındaki hukuka aykırılığın, salt delil takdirine yönelik bir uyuşmazlıktan ayrıştırılarak somut bir norm ihlali çerçevesinde ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle ihlal edildiği ileri sürülen kanun hükmünün, hukuka aykırılığın hangi aşamada meydana geldiğinin ve bu aykırılığın karar üzerindeki etkisinin açıkça belirtilmesi, başvurunun hukuki temellendirilmesi açısından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>III. CMK m. 311 KAPSAMINDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ</strong></p>

<p><strong>1. Yargılamanın Yenilenmesinin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşmiş bir ceza hükmünün kanunda öngörülen nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde yeniden ele alınmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur.</p>

<p><strong>Kanun yararına bozmadan farklı olarak yargılamanın yenilenmesinde, kesinleşmiş hükme esas alınan maddi veya hukuki temelin belirli nedenlerle yeniden değerlendirilmesi söz konusudur.</strong></p>

<p>Bu kurum, özellikle hükmün verilmesi sırasında bilinmeyen veya değerlendirilmeyen yeni olay ve delillerin ortaya çıkması hâlinde, kesin hükmün doğurabileceği adli hataların giderilmesine imkân tanımaktadır.</p>

<p>Yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararını veren mahkemenin yeniden değerlendirme yapabilmesini mümkün kılmakla birlikte, taraflara sınırsız bir yeniden yargılama hakkı tanımamaktadır.</p>

<p><strong>2. Hükümlü Lehine Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri</strong></p>

<p>CMK m. 311 kapsamında hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesini gerektirebilecek nedenler sınırlı şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu nedenler arasında;</p>

<p>- Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahte olduğunun anlaşılması,</p>

<p>- Hükmü etkileyen gerçeğe aykırı tanık veya bilirkişi beyanının bulunması,</p>

<p>- Hükme katılan hâkimlerden birinin kanunda belirtilen nitelikte görev kusurunun bulunması,</p>

<p>- Ceza hükmüne dayanak oluşturan hukuk mahkemesi kararının kesinleşmiş başka bir kararla ortadan kaldırılması,</p>

<p>- Sanığın beraatini veya daha hafif cezayı gerektiren bir hükmün uygulanmasını sağlayabilecek yeni olay veya delillerin ortaya konulması,</p>

<p>- Kanunda belirtilen koşullarla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı veya ilgili dostane çözüm ve tek taraflı deklarasyon süreçlerinin sonuçları yer almaktadır.</p>

<p>Sayılan nedenlerin her biri farklı hukuki değerlendirmeler gerektirmekle birlikte, uygulamada özellikle yeni olay veya yeni delil ortaya çıkması nedeniyle yargılamanın yenilenmesi talepleri önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>3. Yeni Olay veya Yeni Delil Nedeniyle Yargılamanın Yenilenmesi</strong></p>

<p>CMK m. 311/1-e kapsamında, yeni olayların veya yeni delillerin tek başına ya da önceki delillerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı gerektiren kanun hükmüyle mahkûmiyetini sağlayabilecek nitelikte olması hâlinde yargılamanın yenilenmesi mümkündür. Bu düzenlemede önem taşıyan husus, ileri sürülen olay veya delilin yalnızca yeni olması değil, aynı zamanda kesinleşmiş hükmün sonucunu değiştirebilecek nitelik taşımasıdır. Bir delilin yeni olarak kabul edilebilmesi için mutlaka mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra meydana gelmiş olması gerekmez.</p>

<p>Yargılama sırasında mevcut olmakla birlikte mahkemenin bilgisine sunulmayan veya hüküm kurulurken değerlendirilmeyen deliller de koşullarına göre yeni delil kapsamında ele alınabilir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay içtihatlarında, delilin yeniliğinin değerlendirilmesinde hükmün verilmesi sırasında mahkeme tarafından bilinip bilinmediği ve değerlendirmeye tabi tutulup tutulmadığı hususlarına önem verilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, daha önce mahkeme tarafından incelenmiş ve hüküm kurulurken değerlendirilmiş bir delilin yalnızca farklı yorumlanması, kural olarak yargılamanın yenilenmesi için yeterli değildir.</p>

<p>Burada yargılamanın yenilenmesini olağan kanun yollarından ayıran temel nokta ortaya çıkmaktadır: <strong>Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşmiş hükmün delil değerlendirmesini yeniden tartışmaya açmak için değil, kanunda belirtilen yeni durumlar nedeniyle hükmün doğruluğunun yeniden incelenmesini sağlamak için öngörülmüştür.</strong></p>

<p><strong>4. Yargılamanın Yenilenmesi Başvurusu ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>CMK m. 318 uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Başvuru dilekçesinde yenileme isteminin dayandığı yasal nedenlerin ve bu nedenleri destekleyen delillerin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Mahkeme öncelikle başvurunun kabule değer olup olmadığını incelemektedir.</p>

<p>Bu aşamada istemin kanunda öngörülen biçimde yapılıp yapılmadığı, yasal bir yenileme nedenine dayanıp dayanmadığı ve dayanak delillerin açıklanıp açıklanmadığı değerlendirilir.</p>

<p>İstemin kabule değer görülmesi, önceki mahkûmiyet hükmünün kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Yenileme talebinin esası ayrıca incelenmekte, gerekli görülen deliller toplanmakta ve kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde yeniden duruşma yapılmaktadır.</p>

<p>CMK m. 323 uyarınca yeniden gerçekleştirilen yargılama sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylayabileceği gibi hükmü iptal ederek dava hakkında yeniden karar da verebilir. Hükümlü lehine yapılan yenileme başvurusu sonucunda verilecek yeni hükümde, önceki hükümde belirlenenden daha ağır bir cezaya hükmedilemez.</p>

<p><strong>5. Yargılamanın Yenilenmesi Talebinin İnfaza Etkisi</strong></p>

<p>Yargılamanın yenilenmesi bakımından uygulamada önem taşıyan hususlardan biri, başvurunun kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün infazına etkisidir. Zira kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararına karşı olağanüstü kanun yoluna başvurulması, söz konusu hükmün hukuki sonuçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca, yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını kendiliğinden ertelememektedir. Bununla birlikte kanun koyucu, somut olayın özelliklerini ve yenileme talebinin dayandığı nedenleri değerlendirmek suretiyle infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verme yetkisini mahkemeye tanımıştır.</p>

<p>Bu kapsamda, henüz infazına başlanmamış bir mahkûmiyet hükmü yönünden infazın geri bırakılmasına; infazına başlanmış bir hüküm bakımından ise infazın durdurulmasına karar verilmesi mümkündür. Ancak bu kararlar, yargılamanın yenilenmesi başvurusunun zorunlu bir sonucu olmayıp mahkemenin takdirine bağlıdır.</p>

<p>Mahkeme tarafından yapılacak değerlendirmede, yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak oluşturan nedenlerin niteliği, ileri sürülen yeni olay veya delillerin mahkûmiyet hükmünü değiştirebilme ihtimali ve infazın devam etmesinin hükümlü bakımından doğurabileceği sonuçlar önem taşımaktadır. Özellikle mahkûmiyet kararının doğruluğunu ciddi biçimde tartışmaya açabilecek yeni delillerin ortaya çıkması hâlinde, infazın sürdürülmesinin telafisi güç sonuçlar doğurabileceği gözetilmelidir.</p>

<p>Bununla birlikte, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer görülmesi veya yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi dahi infazın kendiliğinden durması sonucunu doğurmamaktadır. İnfazın geri bırakılması veya durdurulması için bu yönde ayrıca bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir.</p>

<p>Bu nedenle, hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlünün yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurması hâlinde, CMK m. 312 kapsamında infazın durdurulması talebinin de somut gerekçelerle ileri sürülmesi önem arz etmektedir. Özellikle başvuruya konu hukuka aykırılığın niteliği ile infazın devam etmesinin kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesi, kesin hükmün korunması ile adaletin gerçekleştirilmesi arasındaki dengenin sağlanması bakımından gereklidir.</p>

<p>Sonuç olarak, yargılamanın yenilenmesi kurumu kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin yeniden incelenmesine imkân tanırken, CMK m. 312 hükmü de gerekli koşulların varlığı hâlinde bu inceleme sürecinde infazın geçici olarak durdurulabilmesini sağlayan önemli bir hukuki güvence niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA BOZMA İLE YARGILAMANIN YENİLENMESİ ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR</strong></p>

<p>Her iki kurum da kesinleşmiş ceza kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü kanun yolları olmakla birlikte, farklı hukuki amaçlara ve usullere sahiptir. Kanun yararına bozma, esas itibarıyla istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesine yöneliktir. Yargılamanın yenilenmesi ise kanunda sınırlı biçimde düzenlenen nedenlerin varlığı hâlinde kesinleşmiş hükmün yeniden yargısal incelemeye tabi tutulmasını sağlar.</p>

<p>Kanun yararına bozma süreci Adalet Bakanlığı veya CMK m. 310’da öngörülen sınırlı hâllerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından işletilirken, yargılamanın yenilenmesi istemi doğrudan hükmü veren mahkemeye yöneltilmektedir.</p>

<p>Ayrıca kanun yararına bozma incelemesinin sonuçları tespit edilen hukuka aykırılığın niteliğine göre değişirken, yargılamanın yenilenmesi sonucunda önceki mahkûmiyet hükmünün iptal edilmesi ve yeni bir hüküm kurulması mümkün olabilmektedir.</p>

<p>Bu farklılıklar nedeniyle kesinleşmiş mahkeme kararına karşı hangi hukuki yolun izleneceğinin belirlenmesi, yalnızca hükmün kesinleşmiş olmasına göre değil; kesinleşme biçimi, ileri sürülen hukuka aykırılığın niteliği ve başvurunun dayandığı deliller birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.</p>

<p>Ceza muhakemesinde kesin hüküm ilkesi, hukuki güvenliğin ve yargısal istikrarın sağlanması bakımından temel öneme sahiptir. Bununla birlikte, hukuka aykırı veya maddi gerçeğe aykırı bir mahkûmiyet hükmünün yalnızca kesinleşmiş olması nedeniyle mutlak biçimde korunması, adaletin gerçekleştirilmesi amacıyla bağdaşmayabilir. Bu nedenle kanun koyucu, belirli koşullar altında kesinleşmiş hükümlerin yeniden incelenmesine imkân tanıyan olağanüstü kanun yollarını kabul etmiştir.</p>

<p>CMK m. 309 kapsamında düzenlenen kanun yararına bozma, istinaf ve temyiz denetiminden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesine ve hukuk uygulamasında birliğin sağlanmasına hizmet etmektedir.</p>

<p>CMK m. 311 kapsamında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi ise özellikle yeni olay veya delillerin ortaya çıkması ve kanunda belirtilen diğer nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün yeniden değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.</p>

<p>Ancak her iki başvuru yolu da istisnai niteliktedir. Bu nedenle başvurunun yalnızca önceki hükmün hatalı olduğu iddiasına dayandırılması yeterli olmayıp, ilgili kanun hükmünde öngörülen koşulların somut ve hukuken denetlenebilir gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, <strong>kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti, hukuka aykırılıkların giderilmesi bakımından her durumda hukuki denetimin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir.</strong> Ancak kesin hükme yönelik müdahalenin mümkün olup olmadığı, başvurulacak olağanüstü kanun yolunun niteliğine ve somut olayda gerçekleşen yasal şartlara bağlıdır.</p>

<p>Bu çerçevede kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi kurumları, kesin hükmün korunması ile maddi gerçeğe ve adalete ulaşılması arasındaki dengenin sağlanmasında ceza muhakemesi hukukunun önemli güvenceleri arasında yer almaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT"><img alt="Av. Ceren KURT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT">Av. Ceren KURT</a></strong></h4>

<p><br />
<!--[if gte vml 1]><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter"/> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/> <v:f eqn="sum @0 1 0"/> <v:f eqn="sum 0 0 @1"/> <v:f eqn="prod @2 1 2"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @0 0 1"/> <v:f eqn="prod @6 1 2"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="sum @8 21600 0"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @10 21600 0"/> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/>
</v:shapetype><![endif]--><!--[if mso & !supportInlineShapes & supportFields]><v:shape id="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" style='width:453.6pt;height:.1pt'> <v:imagedata croptop="-65520f" cropbottom="65520f"/>
</v:shape><span style='mso-element:field-end'></span><![endif]--></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-hukukunda-kesinlesmis-hukumlere-karsi-olaganustu-kanun-yollari-cmk-m-309-kapsaminda-kanun-yararina-bozma-ve-cmk-m-311-kapsaminda-yargilamanin-yenilenmesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="98494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sivas-cumhuriyet-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sivas-cumhuriyet-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 02 Kasım 2026 Tarihli ve 33418 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sivas Cumhuriyet Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinde kayıt, eğitim öğretim ile sınavlara ilişkin esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin kabul ve kaydına, eğitim öğretim programlarına, sınav ve değerlendirmelerine, diploma ve ayrılma işlemlerine ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü, 43 üncü, 44 üncü ve 46 ncı maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AGİS: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim İzleme Sistemini,</p>

<p>b) AGNO: Ağırlıklı Genel Not Ortalamasını,</p>

<p>c) Alan dışı seçmeli (ADS) ders: Öğrencilerin tıp fakültesi dışında farklı disiplinlerden seçerek alabildikleri, disiplinler arası öğrenmeyi ve yaşam boyu öğrenme becerilerini destekleyen seçmeli dersleri,</p>

<p>ç) Avrupa Kredi Transfer Sistemi (AKTS): Öğrencilerin yurt içinde ve yurt dışında aldıkları ve başarılı oldukları ders kredilerinin ve notlarının bir yükseköğretim kurumundan diğerine transferini sağlayan iş yüküne dayalı sistemi,</p>

<p>d) Başkoordinatör: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim öğretim programlarının planlanmasından, yürütülmesinden ve koordinasyonundan sorumlu öğretim üyesini,</p>

<p>e) BAT puanı: Bilimsel araştırma teşvik puanını,</p>

<p>f) Danışman öğretim üyesi: Dekanlık tarafından atanan; öğrencinin akademik, mesleki ve bireysel gelişimini desteklemek, eğitim öğretim sürecinde rehberlik etmek, akademik performansını izlemek ve gerektiğinde ilgili birimlerle koordinasyonu sağlamakla görevli öğretim üyesini,</p>

<p>g) Dekan: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanını,</p>

<p>ğ) Ders kurulu: Dönem I, II ve III’te entegre eğitim sistemi kapsamında, farklı ana bilim dallarına ait derslerin ortak tema ve öğrenme hedefleri doğrultusunda ilişkilendirilerek birlikte planlandığı ve yürütüldüğü eğitim sürecini,</p>

<p>h) Dönem: Fakültenin her bir eğitim öğretim yılını,</p>

<p>ı) Dönem koordinatörü: Fakültenin her bir döneminde eğitim öğretimin düzenli bir şekilde yürütülmesi ve koordinasyonundan sorumlu öğretim üyesini,</p>

<p>i) Düzensiz başlangıçlı öğrenci: Dönem IV ve V’te daha öncesinde staj tekrarı, öğrenci değişim hareketliliği, yatay geçiş, intibak veya benzeri nedenlerle ilgili döneme ait tüm stajlarını eğitim öğretim yılı sonundan önce tamamlayan öğrencileri,</p>

<p>j) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya ilgili yönetim kurulları tarafından söz konusu programdan mezun olabilmek için alınması gereken zorunlu derslerin tamamı üzerinde yapılan karşılaştırma neticesinde içeriklerinin en az yüzde sekseni aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>k) Fakülte: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesini,</p>

<p>l) Fakülte Kurulu: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Fakülte Kurulunu,</p>

<p>m) İntern doktorluk dönemi: Tıp Fakültesi eğitiminde Dönem VI’yı,</p>

<p>n) İntern doktorluk stajı: Dönem VI’da Fakültenin farklı ana bilim dallarında yürütülen uygulamalı eğitimi,</p>

<p>o) Mesleki seçmeli dersler: Ders kuruluna entegre edilen, öğrencilerin tıp eğitimi programı alanına ilişkin, öğrenciler tarafından ilgi alanı dikkate alınarak seçilen ve ders kurulu başarı notuna katkıda bulunan dersleri,</p>

<p>ö) Ortak zorunlu dersler: 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirtilen Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili, yabancı dil derslerini ve Senato tarafından belirlenen zorunlu dersleri,</p>

<p>p) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezini,</p>

<p>r) Seçmeli stajlar: Dönem IV, V ve VI’da öğrencilerin Fakülte Kurulu tarafından belirlenen ana bilim dalları arasından seçerek aldığı stajları,</p>

<p>s) Senato: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>ş) Staj: Dönem IV ve V’te farklı ana bilim dallarında pratik/uygulamalı ve teorik yapılan eğitim öğretim sürecini,</p>

<p>t) STT puanı: Sosyal transkript teşvik puanını,</p>

<p>u) Üniversite: Sivas Cumhuriyet Üniversitesini,</p>

<p>ü) Yarıyıl: Bir akademik takvimdeki güz ve bahar yarıyıllarını,</p>

<p>v) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>y) Yönetim Kurulu: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Öğrenci Kabul ve Kayıt Şartları, Kayıt Yenileme, Yatay Geçişler ve Danışmanlık</p>

<p><strong>Öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Tıp Fakültesine; ÖSYM tarafından yapılan merkezi sınav sonucunda kayıt hakkı kazanan, yatay geçiş yoluyla Fakülteye kabul edilen, ilgili mevzuat hükümlerine göre yerleştirilen yabancı uyruklu öğrenci veya özel öğrenciler ile özel durumlu öğrenciler ya da ilgili mevzuat hükümleri uyarınca eğitimine yeniden devam etmesine karar verilenler kabul edilir.</p>

<p><strong>İlk kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Fakülteye kayıt ve kabul için Rektörlükçe ilan edilen süre içinde istenilen belgelerle bizzat veya özel yetkiyi içeren noter vekâletnamesi sunma suretiyle ya da e-Devlet sistemi üzerinden kayıt yaptırılması gerekir.</p>

<p><strong>Kayıt yenileme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Öğrenci; öğrencilik haklarının devam etmesi, eğitim-öğretiminin sürdürülmesi ve sınavlara girebilmesi için her yıl/yarıyılda Rektörlükçe ilan edilen tarihler arasında kayıt yenilemesini yapar. Katkı payı ve öğrenim ücretine tabi olan öğrenciler kayıt yenileme tarihleri öncesinde belirlenen ücreti yatırmak zorundadırlar.</p>

<p>(2) Rektörlükçe belirlenen süre içerisinde ders kaydını gerçekleştiremeyen, mazeretleri Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen öğrencilere belirlenen süre içerisinde mazeretli ders kaydı yapılır.</p>

<p><strong>Yatay geçişler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Diğer tıp fakültelerinden Fakültenin eş değer diploma programına ilgili mevzuat hükümlerine ve Senato tarafından belirlenen esaslar uyarınca Yönetim Kurulu kararı ile yatay geçiş yapılır.</p>

<p><strong>Ders uyum, muafiyet ve intibak işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) ÖSYM tarafından Fakülteye yerleştirilen öğrencilerin, daha önceki yükseköğrenimlerinde alıp başardıkları dersler; ders içeriklerinin uygunluğu ve eş değerliliği dikkate alınarak Yönetim Kurulu kararı ile değerlendirilir ve uygun görülen dersler için muafiyet ve intibak işlemleri yapılır. Öğrenciler ders uyum ve muafiyet isteklerini, eğitim öğretim döneminin başlamasından itibaren ikinci haftanın sonuna kadar Dekanlığa yazılı olarak bildirmek zorundadır.</p>

<p>(2) Yatay geçiş ile Fakülteye kabul edilen öğrencilerin ders durumları, öğretim programlarının uygunluğu ve eş değerliliği konusunda ilgili kurulların görüşü dikkate alınarak Yönetim Kurulunda karara bağlanır.</p>

<p>(3) Kurumlar arası yatay geçişlerde daha önceki yükseköğretim kurumlarında geçirilen süreler toplam eğitim süresine dâhil edilir.</p>

<p>(4) İlgili mevzuat kapsamında taban puana göre yapılan yatay geçişlerde, öğrencinin intibak ettirildiği dönemin altındaki dönemler tamamlanmış kabul edilir ve bu süreler normal eğitim süresine dâhil edilir.</p>

<p><strong>Danışman öğretim üyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Öğretim döneminin başında eğitim-öğretim çalışmaları ve akademik sorunlarda rehberlik yapmak üzere Dekanlık tarafından her öğrenci için bir öğretim üyesi danışman olarak görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışman öğretim üyesi;</p>

<p>a) Öğrencinin akademik başarı durumunu ve gelişimini izler.</p>

<p>b) Eğitim öğretim faaliyetlerine devam durumu ve çalışma alışkanlıkları konusunda yol gösterir.</p>

<p>c) Öğrencinin eğitim öğretim sürecine ilişkin sorunlarının çözümüne yardımcı olur.</p>

<p>ç) Fakülte ve Üniversitenin sunduğu akademik, sosyal ve destek hizmetleri hakkında öğrenciyi bilgilendirir.</p>

<p>d) Başarısızlık durumunda nedenleri değerlendirerek iyileştirmeye yönelik rehberlik yapar.</p>

<p>e) Gerekli hâllerde öğrenciyi rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine yönlendirir.</p>

<p>(3) Danışman öğretim üyesinin altı ay veya daha uzun süreyle danışmanlık görevini yerine getiremeyeceği durumlarda, öğrencilerin danışmanlık hizmetlerinde aksama yaşanmaması amacıyla Dekanlık tarafından yeni bir danışman öğretim üyesi görevlendirilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim-Öğretim Esasları</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Fakültede eğitim öğretim dili Türkçedir.</p>

<p><strong>Akademik takvim ve eğitim-öğretim süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Fakültede akademik takvim Fakülte Kurulunca belirlenerek Senatonun onayına sunulur. Bir akademik eğitim-öğretim yılı dönem olarak ifade edilir ve en az 140 iş gününü kapsar. Yıl sonu ve bütünleme sınavları bu sürenin dışındadır. Her dönem güz ve bahar yarıyıllarının toplamından oluşur. Güz yarıyılının bitiminde ara tatil verilir. Sürekli eğitim öğretim yapılan Dönem VI’da ara tatil yapılmaz. Zorunlu durumların ortaya çıkması hâlinde Fakülte Kurulu, eğitim öğretim sürelerinde, sınav tarihlerinde ve bunlarla ilgili ders programlarında değişiklik ve düzenleme yapabilir. Yapılan değişiklik Fakülte internet sitesi ve duyuru panolarından ilgililere duyurulur.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretime ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Tıp Fakültesi eğitim öğretim süresi altı yıldır. Azami öğrenim süresi konusunda ilgili mevzuatta yer alan hükümler uygulanır.</p>

<p>(2) Eğitim-öğretim; Dönem I, II ve III’te ders kurulu sistemi, Dönem IV ve V’te klinik stajlar, Dönem VI’da ise intern doktorluk uygulamaları şeklinde aşağıdaki esaslara göre yürütülür:</p>

<p>a) Fakültede, dönem geçme esasına göre hazırlanmış eğitim öğretim programları uygulanır. Fakültenin eğitiminde, her bir dönemin başarıyla tamamlanması, bir sonraki döneme başlayabilmenin ön koşuludur. Bu nedenle, ortak zorunlu dersler dışında, bir döneme ait tüm dersler, uygulamalar ve stajlar başarıyla tamamlanmadan bir üst döneme geçilemez.</p>

<p>b) Ortak zorunlu dersler, YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslar ile Senato tarafından kabul edilen uygulama esasları doğrultusunda yürütülür.</p>

<p>c) Senato tarafından belirlenen alınması zorunlu dersler ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>ç) Mesleki beceri eğitimi, öğrencilerin klinik beceri, iletişim, etik ve araştırma yetkinliklerini geliştirmeye yönelik olarak program öğrenme çıktıları ile uyumlu biçimde yürütülür.</p>

<p>d) Probleme dayalı öğrenim dersleri, belirlenen ders kurulları kapsamında yapılandırılmış oturumlar şeklinde yürütülür ve öğrencilerin kliniğe yönelik mantık yürütme becerileri uygulama oturumları ile kliniğe yönelik mantık yürütme sınavı kullanılarak değerlendirilir.</p>

<p>e) Dönem I, II ve III’te mesleki seçmeli dersler ilgili ders kurulları kapsamında, Dönem IV, V ve VI’da ise seçmeli stajlar bağımsız staj olarak uygulanır.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Eğitim öğretim programları, Dekanlık tarafından görevlendirilen kurul ve komisyonlar aracılığıyla hazırlanır. Gerektiğinde yeni kurul ve komisyonlar oluşturulabilir. İlgili kurul ve komisyonların yapısı, görevleri ve işleyiş esasları Fakülte Kurulu onayı ile belirlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Dönemlere İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Dönem I, II ve III’e ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Dönem I, II, III’te verilen dersler ve sınavlar ile ilgili esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Dönem I, II ve III’te dersler, ders kurulları şeklinde yürütülür. Başkoordinatör, dönem koordinatörü ve yardımcıları programların hazırlanması, duyurulması, eğitimin değerlendirilmesi, sınavların yapılması, sınav sonuçlarının ve itirazların değerlendirilmesi ile ilgili işlemleri yürütür.</p>

<p>b) Her ders kurulu sonunda ders kurulu sınavı yapılır. Bu sınavdan alınan puan ders kurulu notu olarak değerlendirilir ve ara sınav yerine geçer. Sınav sonuçları, sınav tarihini izleyen en geç on iş günü içinde ilan edilir.</p>

<p>c) Dönem sonu sınavı her dönemin sonunda, son ders kurulu sınavının bitiminden itibaren en az 15 gün sonra, Fakülte Kurulunca belirlenen tarihte ilgili eğitim-öğretim dönemindeki tüm ders kurullarını kapsayacak şekilde yapılır.</p>

<p>ç) Dönem sonu bütünleme sınavı, dönem sonu sınavının tamamlanmasından en az on beş gün sonra yapılır. Bu sınava, dönem sonu sınavında başarısız olan veya sınav hakkı bulunduğu hâlde herhangi bir nedenle sınava katılamayan öğrenciler girer.</p>

<p>d) Dönem sonu ve bütünleme sınavları birden fazla oturumda yapılabilir.</p>

<p>e) Mazeret sınavı, ders kurulu sınavına katılamayan ve mazereti Yönetim Kurulunca kabul edilen öğrenciler için yapılır. Mazeret sınavı için ayrıca mazeret kabul edilmez. Ders kurulu mazeret sınavı Fakülte Kurulunca belirlenen tarihte yapılır. Dönem sonu ve bütünleme sınavları için mazeret sınavı yapılmaz.</p>

<p>f) Ders kurulları sınav notlarının hesaplanması, ders kurulu sınavlarında ana bilim dallarına ait soru sayısı ve puan ağırlığı, ilgili derslerin toplam ders yükü ile öğrenim hedefleri esas alınarak belirlenir. Bir ders kurulunda her dersin kendi not barajı bulunur. Not barajı %50’nin altında belirlenemez. Ders kurulunu oluşturan derslerin herhangi birinden %50’lik başarı sağlanamamış ise baraj altı kalınmış sayılır ve o derse ait tam puanın %50’si ile o dersten alınan puan arasındaki fark, eksi puan olarak değerlendirilir. Eksi puanlar, ders kurulu toplam puanından düşülür. Ders kurulunu oluşturan derslere ait puanlar toplanarak ders kurulu sınav notu bulunur.</p>

<p>g) Ders kurulları ortalama notu; ilgili dönemde alınan ders kurulu sınav notları toplamının, o dönemde yapılan ders kurulu sayısına bölünmesiyle hesaplanan nottur.</p>

<p>ğ) Dönem sonu ve bütünleme sınavlarında ana bilim dallarına ait soru sayısı ve not ağırlığı; ilgili derslerin toplam ders yükü ile öğrenim hedefleri esas alınarak belirlenir. Dönem sonu ve bütünleme sınavı notu belirlenirken ders barajı uygulanmaz. Bütünleme sınav sonuçları Yönetim Kurulu tarafından onaylanarak kesinleşir.</p>

<p>h) Dönem sonu başarı notu, ders kurulları ortalama notunun %60’ı ile dönem sonu sınav notunun %40’ının toplamından oluşur. Bütünleme sınavına kalan öğrenciler için dönem sonu başarı notunun hesaplanmasında, dönem sonu sınav notu yerine bütünleme sınav notu esas alınır. Öğrencinin bir üst döneme geçebilmesi için dönem sonu/bütünleme sınavından en az 50 puan alması ve dönem sonu başarı notunun 100 üzerinden en az 60 olması gerekir. Dönem I, II ve III öğrencilerinden; tüm ders kurulu sınavlarına katılmış ve her bir ders kurulu sınavından 100 tam puan üzerinden en az 50 almış olmak ve temel tıbbi beceri sınavında tam puanın en az %50'sini almak şartıyla, ders kurulları ortalama notu 80 veya üzerinde olanlar, başvuruları halinde dönem sonu sınavından muaf tutulur ve başarılı sayılır. Bu öğrencilerin ders kurulları ortalama notu, dönem sonu başarı notu olarak kabul edilir. Dönem sonu sınavına girmek istemeyen öğrencilerin, sınav tarihinden en az 15 gün önce yazılı dilekçe ile koordinatörlüğe başvurmaları gerekir. Başvuran öğrencilerin dönem sonu sınavından muafiyet durumu Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşir.</p>

<p>ı) Bu madde kapsamında dönem sonu başarı notunun hesaplanmasında, başarılı olan öğrencilere BAT ve STT puanı eklenebilir.</p>

<p>i) Öğrenciler; dönem I, II ve III ders kurulları, dönem sonu ve bütünleme sınav soruları hakkındaki itirazlarını, sorular ilan edildikten sonra en geç üç iş günü, sınav sonuçları itirazlarını ise sınav sonuçları ilan edildikten sonra en geç üç iş günü içinde yazılı olarak dönem koordinatörlüğüne yaparlar. İtirazlar dönem koordinatörü, koordinatör yardımcısı ve ilgili ana bilim dalı başkanı tarafından incelenir. İtiraz sonuçları dönem koordinatörü tarafından ilan edilir. Sınav sonucu itirazında not değişiklikleri Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşir.</p>

<p><strong>Dönem IV ve V’e ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Dönem IV ve V’te öğrencilerin tıbbın temel kavram ve ilkelerini klinik olguların çözümlemesinde kullanması, tanı ve tedavi yaklaşımlarını klinik ortamda gördüğü hasta ve hastalıklar açısından değerlendirip yorumlayarak uygun tanı ve tedavi yaklaşımlarını seçebilmesi, temel klinik becerilerini yeterli düzeyde uygulayabilmesi, tıbbi uygulamalarda bilimsel, mesleki ve etik değerler konusunda uygun tutum ve davranışı sergileyebilmesini hedefleyen teorik oturum ve klinik uygulamaların yürütüldüğü staj programları yer alır. Dönemlere ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Staj uygulaması yapılacak klinikler ve staj süreleri ilgili kurulların önerisi ile Fakülte Kurulu tarafından belirlenerek eğitim yılı başında ilan edilir. Stajlar, gruplar şeklinde yürütülür. Eğitim-öğretim yılı başladıktan sonra staj gruplarına dahil olacak düzensiz başlangıçlı öğrencilerin staj gruplarına yerleştirilmesi, ilgili koordinatörlük tarafından öğrencilerin eğitim süresi asgari olacak şekilde planlanır.</p>

<p>b) Staj başarı notu; staj sonu sınavı/bütünleme sınavı notu ve staj karnesi notunun belirli oranlarda katkısıyla oluşan not ortalaması olup bu not 60 ve üzeri olanlar başarılı sayılır. Başarı notuna etki eden değerlendirme süreçleri ve uygulama esasları şunlardır:</p>

<p>1) Staj sonu sınavı; her staj hem yazılı hem sözlü olan teorik sınavla değerlendirilir. Sözlü sınav en az iki öğretim üyesi tarafından gerçekleştirilir. Ana bilim dalları eğitim-öğretim süreci başında eğitim rehberinde belirterek değerlendirme sürecine pratik sınav da eklenebilir. Yazılı ve sözlü sınavın başarı notuna etkisi, eğitim öğretim dönemi başında ana bilim/bilim dallarınca belirlenen ve eğitim öğretim rehberinde ilan edilen şekliyle uygulanır.</p>

<p>2) Staj bütünleme sınavları; staj devam koşullarını sağlamış olmak kaydıyla staj sonu sınavında başarısız olan veya sınava girmeyen öğrencilerin girdiği sınavlardır. Dönem V öğrencileri için haziran ayında, Dönem IV öğrencileri için ise ilgili döneme ait tüm stajların tamamlanmasından en az on beş gün sonra bütünleme sınavları açılır.</p>

<p>3) Düzensiz başlangıçlı öğrencilerden, devamsızlık nedeniyle başarısız sayılmamış olmak kaydıyla başarısız olduğu stajları bulunanların talebi üzerine, ilgili staj için ilk açılacak staj sonu sınavı bütünleme sınavı olarak kabul edilir. Bu sınavda da başarısız olan öğrenciler, ilgili stajı tekrar eder.</p>

<p>4) Öğrencinin staj süresince gerçekleştirdiği çalışmalar ve uygulamalar staj karnesi aracılığıyla değerlendirilir. Staj karnesi notu, staj başarı notuna 100 puan üzerinden en az 10, en fazla 20 puan katkı sağlar. Staj karnesinin başarı notuna katkı oranı, ilgili ana bilim dalı tarafından eğitim öğretim yılı başında belirlenir ve eğitim öğretim rehberinde ilan edilir. Staj karnesinde yer alan zorunlu işlemleri tamamlamayan stajyerler staj sonu veya bütünleme sınavına alınmaz ve uygulamada başarısız (UB) notu verilir. Zorunlu işlemleri tamamlayamayan öğrenci dönem bittikten sonra eksik zorunlu işlemleri bütünleme sınavları başlamadan önce tamamlayabilir, bu durumda öğrenci bütünleme sınavına girebilir.</p>

<p>c) Öğrenciler staj sınav soruları hakkındaki itirazlarını, sorular ilan edildikten sonra en geç üç iş günü, sınav sonuçları itirazlarını ise sınav sonuçları ilan edildikten sonra en geç üç iş günü içinde yazılı olarak dönem koordinatörlüğüne yaparlar. İtirazlar dönem koordinatörü, koordinatör yardımcısı ve ilgili ana bilim dalı başkanı tarafından incelenir. Değerlendirme sonucu bir tutanakla Dekanlığa bildirilir. Sınav sonucu itirazında not değişiklikleri Yönetim Kurulu kararı ile kesinleşir. Dönem koordinatörü tarafından ilan edilir.</p>

<p>ç) Staj devam koşulunu sağlamayan veya bütünleme sınavında başarısız olan öğrenciler ilgili stajı tekrar ederler.</p>

<p>d) Düzensiz başlangıçlı öğrencinin alacağı/tekrar edeceği stajın başlama tarihinin, içinde bulunduğu eğitim-öğretim yılı takvimine göre üç haftadan daha geç olması durumunda, ilgili ana bilim dalının, Başkoordinatörün ve dönem koordinatörlüğünün onayıyla, sonraki staj uygulama döneminin işleyişini aksatmamak kaydıyla öğrenci, gruplardan bağımsız olarak staja devam edebilir ve staj sınavına girebilir.</p>

<p><strong>Dönem VI’ya ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tıp Fakültesi eğitiminin ilk beş döneminin bütün derslerini başarı ile tamamlamış, Dönem VI’ya geçtiği belgelenmiş Tıp Fakültesi öğrencisi intern doktor olarak adlandırılır. İntern doktorluk dönemi ile ilgili esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Aralıksız on iki ayı kapsayan ve ilgili kurulların önerisi ile Fakülte Kurulu tarafından belirlenen stajlardan oluşan uygulamalı eğitim dönemidir.</p>

<p>b) İntern doktorlar stajlardaki süreleri eksiksiz olarak tamamlamak zorunda olup staja mazeretsiz olarak devamsızlık yapamazlar.</p>

<p>c) İntern doktorluk döneminde her staj 100 tam puan üzerinden değerlendirilir. Başarılı sayılabilmek için en az 60 puan alınması gerekir.</p>

<p>ç) İntern doktorluk eğitiminin yürütülmesi, stajların işleyişi, eğitim hedefleri, görev, yetki ve sorumluluklar, devam esasları, ölçme ve değerlendirme ile diğer hususlar Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Dönem başarısı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Fakültede Dönem I, II ve III’te eğitim ve öğretim yılı bir bütündür ve dönem geçme esası uygulanır. Akademik eğitimin her bir yılı bir sonraki yılın ön şartıdır. Ortak zorunlu dersler dışında bir sınıfın bütün dersleri ve uygulamaları başarıyla tamamlanmadan bir üst döneme geçilmez.</p>

<p>(2) Dönem IV, V ve VI’da her staj bir derstir. Bu dönemlerde programda yer alan tüm stajlar başarıyla tamamlanmadan bir üst sınıfa kayıt yapılmaz veya mezun olunamaz. Tekrarlanan staj veya stajlarını başarıyla tamamlayan öğrenci yeni ders kayıt yılını beklemeden uygun bir tarihte bir üst yılın programına kayıt yaptırabilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Devam Zorunluluğu, Mazeretler ve İzinler, Kayıt Dondurma,</p>

<p>Notlar ve Değerlendirme Esasları</p>

<p><strong>Devam zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Derslere devam zorunluluğuna ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Teorik, seçmeli ve uygulamalı dersler ile stajlara devam zorunludur ve yoklama yapılır. Uygulamalı dersler; staj kapsamındaki klinik uygulamalar, laboratuvar çalışmaları, makale saatleri, probleme dayalı öğrenme dersleri, kanıta dayalı tıp uygulaması, saha çalışmaları ve benzeri eğitim etkinliklerini kapsar.</p>

<p>b) Dönem I, II ve III’te bir ders kuruluna ait teorik derslerin %20’sinden fazlasına katılmayan öğrenci, ilgili ders kurulu sınavına alınmaz ve 0 (Sıfır) notu almış sayılır.</p>

<p>c) Dönem I, II ve III’te ders kurullarında yer alan derslerin uygulamalı çalışmalarında her dersin devamsızlığı kendi ders saati içerisinde %20’yi aşamaz. Devamsızlığı %20’yi aşmayan öğrencilerden, telafisi öngörülmüş uygulamalar için devamsız oldukları süre kadar telafi çalışmasını tamamlayanlar ilgili dersin pratik sınavına girebilir. Telafi çalışmasını tamamlamayanlar ile devamsızlığı %20’yi aşan öğrenciler ilgili dersin pratik sınava alınmaz.</p>

<p>ç) Dönem I, II ve III temel tıbbi beceri derslerinde teorik ve pratik uygulamalara ilişkin devam koşulları ayrı ayrı değerlendirilir. Teorik derslerde %20’den fazla devamsızlığı bulunan öğrenciler pratik sınavına alınmaz. Pratik uygulamalarda mazeretli devamsızlık süresi %20’yi geçemez. Bu sınır içindeki devamsızlıklar telafi edilmek koşuluyla kabul edilir. Pratik uygulamalarda devamsızlığı %20’yi aşan öğrenciler pratik sınavına alınmaz.</p>

<p>d) Dönem IV ve V’te her bir stajın iş günü üzerinden hesaplanan süresinin %20’sinden fazlasına devam etmeyen öğrenciler başarısız sayılır, staj sınavına alınmaz ve stajı tekrar eder.</p>

<p>e) Probleme dayalı öğrenme uygulamalarında üç oturumdan bir tanesinden fazlasına katılmayan öğrenci probleme dayalı öğrenme değerlendirme sınavına giremez.</p>

<p><strong>Mazeretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Öğrencilerin mazeretlerine ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Sağlık raporu sunulması veya herhangi bir başka mazeret belirtilmesi devam zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>b) Dönem I, II ve III’te dönem sonu ve bütünleme sınavları, Dönem IV ve V’te staj sonu ve bütünleme sınavları için mazeret kabul edilmez.</p>

<p>c) Mazeretler ile ilgili her türlü başvuru, mazeret süresinin başlangıcından itibaren en geç üç iş günü içerisinde yazılı olarak Dekanlığa yapılır. Daha sonra yapılan başvurular işleme konulmaz.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu öğrencinin mazeretini takdire bağlı olarak kabul edebilir veya reddedebilir.</p>

<p><strong>Akademik izinler</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Aşağıda belirtilen esaslara göre, Yönetim Kurulu kararı ile öğrencilere akademik izin verilebilir:</p>

<p>a) Kültürel ve sportif faaliyetlere Üniversite adına katılacak öğrenciler 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanununun ilgili maddesi uyarınca yurt içi veya yurt dışında düzenlenen müsabakalara ve bu müsabakaların hazırlık çalışmalarına katılmaları Rektörlük tarafından uygun görülerek görevlendirilen öğrenciler, görevlendirme süresi boyunca katılamadıkları dersler ile giremedikleri sınavlar bakımından izinli ve mazeretli sayılır. Bu öğrenciler, katılamadıkları sınavlar için mazeret sınavına alınırlar. Dönem IV, V ve VI öğrencileri ise devam edemedikleri staj sürelerini, ilgili ana bilim dalı, Başkoordinatör ve ilgili dönem koordinatörünün önerisi ve Dekanlığın onayı doğrultusunda belirlenecek tarihlerde tamamlamak zorundadır. Belirlenen süre içinde eksik stajını tamamlamayan öğrenci ilgili stajı tekrar eder.</p>

<p>b) Fakülte adına bilimsel, kültürel, sportif ve benzeri faaliyetlere katılan öğrencilerin izinli ve mazeretli sayılmalarına Yönetim Kurulu karar verir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Kayıt dondurmak için yapılacak başvurular eğitim-öğretim yarıyılı başladıktan sonraki ikinci haftanın sonuna kadar yapılabilir. Sağlık nedenine dayanan kayıt dondurma istekleri bu sürenin dışındadır. Öğrencinin kayıt dondurma isteği bir yarıyıldan/yıldan az olamaz. Sağlıkla ilgili nedenler hariç, haklı ve geçerli nedenler çerçevesinde, Yönetim Kurulu kararıyla eğitim-öğretim süresince en fazla dört yarıyıl/iki yıl süre ile kayıt dondurulabilir.</p>

<p>(2) Sağlık sorunları nedeniyle bu süreyi aşan öğrencilerden yeniden sağlık raporu istenmek ve incelenmek suretiyle, kayıt dondurma işleminin devam edip etmeyeceğine Yönetim Kurulu karar verir.</p>

<p>(3) Öğrencinin tutuklu veya hükümlü olması durumunda, müracaat etmesi hâlinde Yönetim Kurulunun kararı ile bu durumun sona ereceği tarihe kadar kaydı dondurulur.</p>

<p>(4) Öğrenci, kayıt dondurduğu yarıyılda/yılda öğrenimine devam edemez ve sınavlara giremez. Kayıt dondurulan süreler azami öğrenim süresinden sayılmaz.</p>

<p><strong>Notlar ve değerlendirme esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Tıp Fakültesinde tüm dönemlerde yapılan sınavlar 100 tam puan üzerinden değerlendirilir.</p>

<p>(2) Başarı notu 60 puandır, 60 ve üzeri puan alan öğrenciler başarılı sayılır.</p>

<p>(3) Öğrencilerin sınavlardan aldıkları puanlar, başarılı veya başarısız olmasına bakılmaksızın ilgili dönem ve genel akademik başarı ortalamasının hesaplanmasında dikkate alınır.</p>

<p>(4) Fakültede kullanılan harf notları şunlardır:</p>

<p>a) GR notu; Sınava girme hakkı olduğu hâlde sınava girmemiş öğrenciyi ifade eder.</p>

<p>b) DZ notu; devamsız öğrenciyi ifade eder. Dönem sonu/bütünleme sınavı, staj sonu/bütünleme sınavına girme hakkı olmayan öğrencidir. Dönem I, II, III’te yıl, Dönem IV, V, VI’da staj tekrarı yapar.</p>

<p>c) UB notu; uygulamada başarısız olan öğrenciyi ifade eder. Staj karnesinde zorunlu işlemleri tamamlamayan öğrencilerin aldığı nottur. Zorunlu işlemleri tamamlamak kaydıyla bütünleme sınavına girebilir.</p>

<p>(5) BAT puanı; bilimsel araştırma teşvik puanıdır. Öğrencilerin araştırma faaliyetlerine katılımlarını teşvik etmek amacıyla; bilimsel etkinliklerde sözlü veya poster bildiri sunanlara ve TÜBİTAK, BAP ve benzeri kurumlar tarafından desteklenmeye hak kazanmış ancak henüz tamamlanmamış projelerde görev alanlara üç ek puan verilir. Yayımlanmış (sayı/cilt numarası atanmış) ulusal ya da uluslararası hakemli dergilerde özgün bilimsel araştırma makalesi bulunanlara ve TÜBİTAK, BAP ve benzeri kurumlar tarafından desteklenerek başarıyla tamamlanmış projelerde görev alanlara ise beş ek puan verilir. BAT puanına ilişkin hususlar şunlardır:</p>

<p>a) BAT puanı için çalışma içeriğinin orijinal araştırma olması zorunludur. Sözlü bildiri ve poster bildiri için sadece sunumu yapan bir öğrenci puan alabilir. TÜBİTAK, BAP ve benzeri kurumlar tarafından desteklenmeye hak kazanmış ve/veya tamamlanmış projelere en fazla üç öğrenciye kadar puan verilebilir. Yayımlanmış ulusal ya da uluslararası özgün bilimsel araştırma makalesinde en fazla üç öğrenciye kadar puan verilebilir. Yayında üçten fazla öğrencinin olması durumunda hangi öğrencilerin faydalanacağı isim sırası gözetilerek belirlenir. Bir bilimsel etkinlik sadece bir kez kullanılabilir.</p>

<p>b) Öğrencilerin BAT puan başvuruları Yönetim Kurulu tarafından, araştırmanın niteliği, yayımlandığı dergi, araştırmacı sayısı, etik kurallara uyulup uyulmadığı gibi kriterler üzerinden değerlendirilerek ilan edilir.</p>

<p>(6) STT puanı; sosyal transkript teşvik puanıdır. Öğrencilerin sosyal, kültürel, sportif, gönüllülük, kariyer ve toplumsal katkı faaliyetlerine katılımlarını teşvik etmek amacıyla, AGİS sosyal transkript sistemi etkinlik puanları esas alınarak eğitim-öğretim döneminin başında Yönetim Kurulunca dönem sonu başarı notuna katkısı belirlenir.</p>

<p>(7) Ek puanlar, dönem I, II ve III öğrencilerinde dönem sonu başarı notuna, öğrencinin dönem sonu başarı notunun 60 ve üzeri olması koşuluyla en fazla 10 puan olarak eklenebilir. Dönem IV, V ve VI öğrencilerinde ise başarı notu 60 ve üzeri olan stajlarda, her bir staj için en fazla beş puan olmak üzere en fazla iki farklı stajın staj başarı notuna eklenebilir.</p>

<p>(8) BAT puanı ve STT puanı müracaatlarının değerlendirmeye alınabilmesi için dönem I, II ve III öğrencilerinin en geç final sınavı yapılmadan başvuru ve değerlendirme süreçlerini tamamlamış olmaları gerekmektedir. Dönem IV, V ve VI öğrencilerinin staj notuna katkı alabilmesi için ise son staj sınavından önce başvuru ve değerlendirme süreçlerini tamamlamış olmaları gerekmektedir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Öğrenci değişim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Farabi, Erasmus ve benzeri yurt içi ve yurt dışı isteğe bağlı, geçici öğrenci değişimleri ilgili mevzuat hükümleri kapsamında ve Yükseköğretim Kurulunun ve Senatonun belirlediği esaslar çerçevesinde, ilgili dönem koordinatörünün bilgisi dahilinde ilgili program koordinatörünün önerisi ve Yönetim Kurulu kararı ile uygulanır. Bu programlardan yararlanacak öğrenciler, hareketlilik takvimini değişim programı başlamadan önce Başkoordinatörlük ve ilgili dönem koordinatörlüğüne bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>(2) Öğrencinin değişim programı kapsamında aldığı dersler, stajlar ve bunlara ilişkin başarı durumları, ilgili program koordinatörünün görüşü doğrultusunda Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilir. Uygun görülen ders ve stajların intibakı yapılır.</p>

<p><strong>Sınav günleri ve şekli</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Sınav günleri ve şekline ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Sınav tarihleri mücbir haller dışında, ilan edildikten sonra değiştirilmez.</p>

<p>b) Öğrenciler, sınavlara ilan edilen gün ve saatte girmek zorundadır. Staj sınavlarının herhangi bir aşamasına (yazılı, sözlü, pratik uygulama ve benzeri) katılmayan öğrencinin ilgili stajda sınav notu hesaplanmaz ve öğrenciye girmedi (GR) notu verilir.</p>

<p>c) Sınavlarda kopya çektiği disiplin soruşturması sonucunda tespit edilen öğrencinin sınavı geçersiz sayılır. Kopya çeken veya kopya girişiminde bulunan öğrenci hakkında Dekanlık tarafından disiplin işlemi yapılır.</p>

<p><strong>Tek ders sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) İntern doktorluk eğitimini tamamlamış, mezuniyet aşamasına gelmiş ve mesleki İngilizce, ADS ile ortak zorunlu dersler içinden herhangi bir dersten başarısız olan öğrencilere, her yarıyılın sonunda dersin açıldığı döneme bakılmaksızın, derse kaydını yaptırmak ve daha önce dersin devamını almış olmak kaydıyla tek ders sınav hakkı verilir. Bu sınavın değerlendirilmesinde ara sınav notu hesaba katılmaz. Bu sınavda asgari geçer not 100 üzerinden 60 puandır.</p>

<p>(2) Tek ders sınav hakkını kullanmak isteyen öğrenciler, dilekçelerini öğrenci işleri bürosuna vererek bu haktan yararlanırlar.</p>

<p>(3) Bu sınavdan alınan puan, ilgili ders için yarıyıl/yıl sonu sınav puanı olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>Diplomalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Öğrencinin mezun olabilmesi için ağırlıklı genel not ortalamasının (AGNO) en az 60 puan olması şartı aranır. Her öğretim yılı için en az 60 AKTS’nin tamamlanmış olması gerekir. Öğrencilere, öğrencilik durumlarının geldiği aşama dikkate alınarak aşağıdaki diplomalar verilir:</p>

<p>a) İlk iki yıllık eğitimini ve/veya 120 AKTS’yi tamamlayanlara Üniversiteden ayrıldıkları ve ayrılmaya karar verdikleri takdirde Sağlık Bilimleri Alanında Ön Lisans Diploması verilir.</p>

<p>b) En az dört yıllık eğitimini ve/veya 240 AKTS’yi tamamlayanlara Üniversiteden ayrıldıkları ve ayrılmaya karar verdikleri takdirde Sağlık Bilimleri Alanında Lisans Diploması verilir. Bu diploma hekimlik yapma yetkisi vermez.</p>

<p>c) Tıp doktorluğu için öngörülen altı yıllık eğitim süresini başarı ile tamamlayan öğrencilere Tıp Doktoru Diploması verilir.</p>

<p><strong>Mezuniyet derecesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Öğrencilerin mezuniyet dereceleri AGNO dikkate alınarak hesaplanır.</p>

<p>(2) Fakülte mezuniyet başarı sıralaması mezuniyet hakkı kazanan öğrencilerin AGNO’ları esas alınarak en yüksek puandan en düşük puana doğru belirlenir. AGNO’ların eşit olması durumunda öğrenciler aynı sıralama ile mezun olurlar.</p>

<p><strong>Onur ve yüksek onur öğrenciliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Mezuniyet aşamasına gelmiş ve tüm derslerden başarılı olan, AGNO puanı 90-94 arasındaki öğrenci onur öğrencisi listesinde, 95-100 arasındaki öğrenci yüksek onur öğrencisi listesinde yer alır. Onur belgesi/yüksek onur belgesi, Dekanlık tarafından verilir. Disiplin cezası alan öğrenciler, onur öğrencisi ve yüksek onur öğrencisi olamaz.</p>

<p><strong>Tebligat ve adres bildirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Her türlü tebligat, öğrencinin Üniversiteye kayıt sırasında bildirdiği adrese iadeli taahhütlü olarak ve/veya Üniversite tarafından tanımlanan elektronik posta adresine gönderilmek suretiyle yapılır. Öğrencinin kendisine de yazılı bildirim yapılabilir. Kayıt sırasında bildirilen yazışma adresinin değişmesi halinde öğrenci, değişikliği Üniversiteye en kısa sürede bildirmek zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrenciye tebligatlar/bildirimler; Üniversitenin internet sitesinden, ilan panoları/ ekranları marifetiyle ya da cep telefonlarına mesaj göndermek suretiyle de yapılabilir.</p>

<p>(3) Öğrenciler, Fakülte Yönetimi tarafından yapılan yazılı, görsel, işitsel ve Üniversitenin veya Fakültenin resmî internet sitesinden ya da öğrenci bilgi sistemi üzerinden yapılan duyuruları ve gönderilen elektronik postaları takip etmekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>Öğrencilik hakkının sona ermesi ve ilişik kesme</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Öğrencilik haklarının sona ermesi ve ilişik kesme ile ilgili hususlarda; 1/2/2026 tarihli ve 33155 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Öğrencilerin disiplin işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi ve ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür ve uygulanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde; 2547 sayılı Kanun, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, ilgili diğer mevzuat hükümleri ve Yükseköğretim Kurulu kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) 6/5/2019 tarihli ve 30766 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başından geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü yürütür.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sivas-cumhuriyet-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="67404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Erol Durukan vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-erol-durukan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-erol-durukan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Erol Durukan (4538) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. EROL DURUKAN (4538) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>1979 yılında Baro Saymanlığı, 1980 yılında Yönetim Kurulu Üyeliği, 1990-1994 yılları arasında Disiplin Kurulu Üyeliği ve 2006-2008 yılları arasında TBB Delegeliği görevlerinde bulunan Av. Erol DURUKAN (4538) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 02.11.2026 Pazartesi günü öğle namazını müteakip Maltepe Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet; oğlu, Baromuz üyesi Av. Reşit DURUKAN’a, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/11/erol-durukan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-erol-durukan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/11/erol-durukan-1.jpg" type="image/jpeg" length="26693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LÜKS ARACA EKONOMİK İKAME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/luks-araca-ekonomik-ikame-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/luks-araca-ekonomik-ikame-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GİRİŞ

Karşı aracın tam kusuruyla hasar gören üst segment bir otomobil yetkili servise girer. Araç sahibi kasko poliçesindeki ikame araç hakkını kullanır ve yedi gün boyunca kendi aracından birkaç sınıf aşağıda bir otomobil kullanır. Onarım ise üç hafta sürer. Araç sahibi kusurlu sürücü ve işleten...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Karşı aracın tam kusuruyla hasar gören üst segment bir otomobil yetkili servise girer. Araç sahibi kasko poliçesindeki ikame araç hakkını kullanır ve yedi gün boyunca kendi aracından birkaç sınıf aşağıda bir otomobil kullanır. Onarım ise üç hafta sürer. Araç sahibi kusurlu sürücü ve işleten aleyhine mahrumiyet davası açtığında cevap dilekçesinde çoğu kez şu cümleyle karşılaşır: “Kaskodan ikame araç aldın, artık araç mahrumiyeti isteyemezsin.”</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/serviste-bekleyen-aracin-bedeli" rel="dofollow">“Serviste Bekleyen Aracın Bedeli”</a></strong> başlıklı önceki yazımızda onarım süresinin uzamasından kimin sorumlu olduğunu incelemiştik. Bu yazı aynı zincirin başka bir halkasına bakıyor: Kasko sigortacısının verdiği ikame araç, zarar verenin borcunu ne ölçüde etkiler?</p>

<p>Tezimiz şudur: Bu savunma, birbirinden ayrı üç soruyu tek cümlede birleştirmektedir. Ortada kaç gün için fiilî bir ikame vardır, verilen araç zarar görenin aracıyla aynı nitelikte midir ve bu vakıaları kim ispat edecektir? Dürüst olmak gerekirse savunma bütünüyle asılsız değildir. Fiilen kullanılan ve muadil olan ikamenin karşılık geldiği günlerde mahkemeler mahsup yapabilmektedir. Ancak bu sonuç, savunmanın ileri sürdüğü gibi talebin tamamını ortadan kaldırmaz. Yazıda hem bu savunmayı zayıflatan hem de güçlendiren kararlara yer veriyoruz.</p>

<p><strong>I. AYNI ZARAR, ÜÇ AYRI KANAL</strong></p>

<p>Tartışmanın karışmasının ilk nedeni, mahrumiyet zararının üç ayrı hukuki ilişkide farklı sonuçlar doğurmasıdır.</p>

<p>Kasko sigortası bakımından kural, kazanç kaybının sözleşmede aksine hüküm yoksa teminat dışında kalmasıdır (TTK m. 1453/2). Yargıtay da değer kaybı ve araç mahrumiyeti taleplerinin kasko teminatına girmediğini, ancak poliçenin tam metni getirtilerek özel kloz bulunup bulunmadığına bakılması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/16948, K. 2016/3484, T. 21.03.2016). Özel kloz bulunmayan bir poliçede ikame araç bedeli sigortacıya yüklenememiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/8390, K. 2022/15267, T. 23.11.2022). Demek ki kaskodaki ikame araç, kanundan doğan bir tazminat değil, sözleşmeyle kurulan ve şartları klozda yazılı bir edimdir.</p>

<p>Klozun sınırları da poliçeden gelir. Yargıtay'ın incelediği bir poliçede ikame aracın “poliçe vadesi süresince yılda 2 defa ve olay başına en fazla 7 gün süre ile” verileceği yazılıdır. Daire, hizmetin sağlanıp sağlanmadığının araştırılmasını, sağlanmadıysa onarım süresi içinde emsal nitelikteki aracın ikame bedelinin bilirkişiyle tespitini istemiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/14767, K. 2016/3574, T. 21.03.2016). Başka bir dosyada bilirkişi, riziko başına 15 günlük ikame teminatından söz etmiş; aracın gasp edilip hiç onarıma girmediği bu dosyada onarım süresine bağlı klozun işlemeyeceği kabul edilmiştir (Ankara BAM 21. HD, E. 2023/1374, K. 2025/1705, T. 18.12.2025; temyiz yolu açık). Poliçe bu yönüyle kendi sınırlarını çizer. Poliçedeki 7 veya 15 gün, sigortacının edim sınırıdır; aracın ne kadar sürede onarılabileceği hakkında teknik bir tespit değildir.</p>

<p>Zorunlu trafik sigortasında ise mahrumiyet, dolaylı zarar sayılarak teminat dışında bırakılmaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, aynı gerekçeyle verilen tahkim kararını yakın tarihte, ihtiyari mali sorumluluk sigortası yönünden de oy çokluğuyla onamıştır. Karşı oy, işletenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu bu kalemin ihtiyari sigorta teminatına girmesi gerektiğini savunmaktadır (Yargıtay 4. HD, E. 2025/3559, K. 2026/4465, T. 20.04.2026). Sonuç olarak talep, uygulamada kusurlu sürücü ve işletene yöneltilmektedir.</p>

<p>Üçüncü kanal olan haksız fiil sorumluluğunda ise poliçe sınırı yoktur; ölçü gerçek zarardır. Yargıtay, zarar görenin araç kiraladığını belgelemesini de şart saymamaktadır. Kanun yararına bozma kararında, kiralama belgesi sunulmasa dahi hâkimin TBK m. 50/2 uyarınca zararı belirleyebileceği, makul tamir süresi ve bu süredeki ikame bedelinin bilirkişiyle saptanması gerektiği açıkça ifade edilmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2021/26777, K. 2022/11236, T. 29.09.2022). Aynı çizgi önceki kararlarda da vardır (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2482, K. 2016/5946, T. 16.05.2016; Yargıtay 17. HD, E. 2015/3064, K. 2015/11169, T. 26.10.2015). Fiilî kiralama belgesi aranmayan bu zararın kasko klozuyla ilişkisi, asıl sorunun düğüm noktasıdır.</p>

<p><strong>II. UYGULAMADAKİ ÜÇ ÇİZGİ</strong></p>

<p>Bölge adliye mahkemesi kararlarını incelediğimizde, “ikame aldın” savunmasının üç farklı karşılık bulduğunu görüyoruz.</p>

<p>Birinci çizgi gün mahsubudur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin incelediği dosyada kasko sigortacısı yedi gün ikame araç verildiğini bildirmiş, bilirkişi de makul onarım süresini yedi gün olarak belirlemiştir. İlk derece mahkemesi zarar kalmadığı sonucuna varmış; davacının, onarımın iki ay sürdüğü ve 45 gün araç kiraladığı yönündeki itirazı reddedilmiştir (Ankara BAM 26. HD, E. 2025/317, K. 2026/1213, T. 26.06.2026). Bu karar, savunmanın en güçlü dayanağıdır; fakat iki özelliğine dikkat etmek gerekir. Hüküm, faturalı 45 günlük kiralamaya rağmen makul sürenin yedi günle sınırlı görülmesine dayanmaktadır. Ayrıca Daire, ikamenin mahsup edilebilirliğini ayrıca tartışmamış, istinaf sebeplerini süre yönünden değerlendirmiştir.</p>

<p>İkinci çizgi, ikameyi hesaba katmakla birlikte sorumluluğu sona erdiren bir neden saymayan yaklaşımdır. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin onadığı kararda kasko sigortacısı, poliçe gereği 30 gün ikame araç verdiğini ve başkaca sorumluluğu kalmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi bu savunmayı haksız bulmuş; 30 günlük ikameyi gözeterek kalan gecikme süreleri için sigortacıyı ve servisi ayrı ayrı sorumlu tutmuş, Daire de istinaf başvurularını reddetmiştir (Konya BAM 3. HD, E. 2026/358, K. 2026/1139, T. 20.05.2026). Dava, kasko sigortacısı ile servise karşı açıldığı için doğrudan işleten sorumluluğuna ilişkin değildir. Yine de karar, sınırlı süreli bir ikamenin kalan zararı ortadan kaldırmadığını ve ikame süresinin hesapta bir kalem olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Üçüncü çizgi ise savunmanın ayrıca tartışılmadığı kararlardır. Davalının, kasko sigortacısının ikame araç temin etmesi hâlinde araçtan mahrum kalma doğmayacağı yönünde savunma yaptığı dosyada Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, 20 günlük süre ve emsal kira bedeli üzerinden kurulan hükmü onamıştır (Bursa BAM 13. HD, E. 2023/1558, K. 2024/1923, T. 17.10.2024). Benzer bir kalem ayrımı Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin kararında da görülür: Sigortacının hasar bedeli için yaptığı ödeme, mahrumiyet ve kazanç kaybı talepleri bakımından zarar vereni kurtarmamıştır (Antalya BAM 13. HD, E. 2024/345, K. 2025/297, T. 27.03.2025). Bu kararlar savunmanın tek başına yetmediğini göstermekle birlikte, sorunu ilke düzeyinde çözmemektedir. Taradığımız kararlar arasında, fiilen kullanılan ikame günlerinin de zarar verenden istenebileceğini açıkça söyleyen bir Yargıtay kararına rastlamadık.</p>

<p><strong>III. YARGITAY'IN EN YAKIN KARARI: YEDİ GÜN ARTI ON ÜÇ GÜN</strong></p>

<p>Konuya en yakın Yargıtay kararı, 17. Hukuk Dairesinin 2016 tarihli bozma kararıdır. Davacı, aracın 20 gün tamirde kaldığını, yedi gün kasko sigortacısının araç tahsis ettiğini ve kalan 13 gün için zararı bulunduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, makul tamir süresini bir hafta olarak kendisi takdir etmiş, bu sürede kasko aracı bulunduğu için talebi reddetmiştir. Daire kararı bozmuş; makul tamir süresinin özel ve teknik bilgi gerektirdiğini, bu süre ile ikame bedelinin denetlenebilir bir bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/18700, K. 2016/4193, T. 04.04.2016).</p>

<p>Bu karardan iki sonuç çıkarılabilir. Birincisi, kasko ikamesinin varlığı talebi kendiliğinden düşürmemekte, kaskonun karşılamadığı günlere ilişkin talep incelenmek zorunda kalmaktadır. İkincisi, poliçedeki ikame süresi makul onarım süresine dönüştürülemez. Yedi günlük kasko klozuna bakarak “makul süre de yedi gündür” denilemez; bu tespit bilirkişi işidir.</p>

<p>Kararın sınırını da belirtmek gerekir. Davacı yedi günü zaten talep dışında bırakmıştır. Bu nedenle Daire, ikame verilen günlerin mahsup edilip edilmeyeceğini tartışmamıştır. Karar, “kaskodan ikame alan da o günlerin mahrumiyetini isteyebilir” şeklinde okunamaz. Ankara BAM kararıyla karşılaştırıldığında fark daha da belirginleşir: İki dosyada da ortada yedi gün vardır. Yargıtay kararında makul süre hakkında teknik bir tespit bulunmadığı için hüküm bozulmuş, Ankara dosyasında ise makine mühendisi raporu ile kasko ekspertiz raporu aynı doğrultuda olduğu için talep reddedilmiştir. Dolayısıyla bu tür davalar çoğu zaman mahsup tartışmasından önce makul süre tespitinde kazanılır veya kaybedilir.</p>

<p><strong>IV. SEGMENT FARKI: MUADİL OLMAYAN İKAME</strong></p>

<p>Yargıtay'a göre mahrumiyet bedeli, makul süre içinde zarar görenin “aynı nitelikteki araç için (ikame araç) ödemesi gereken bedel”dir (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2072, K. 2018/11712, T. 04.12.2018). Kararlarda “emsal nitelikteki araç” ölçüsü tekrar edilmektedir (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2482, K. 2016/5946; Yargıtay 17. HD, E. 2015/14767, K. 2016/3574). Pert araçta da zarar, aynı nitelikte (emsal) yeni bir aracın satın alınması için gerekli makul süreye göre belirlenir (Yargıtay 4. HD, E. 2021/10248, K. 2023/10491, T. 10.10.2023). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi de “aynı özelliklere sahip başka bir aracın” kiralama bedelini esas almaktadır (Ankara BAM 26. HD, E. 2024/270, K. 2025/1595, T. 12.12.2025).</p>

<p>Ölçü zararın hesabında “aynı nitelik” ise, zararın giderildiği iddiası da aynı ölçüyle sınanmalıdır. Lüks bir aracın yerine alt segment bir araç verildiğinde ulaşım ihtiyacı karşılanmış olabilir; fakat aynı nitelikteki kullanım imkânı karşılanmamıştır. Sınıf farkının ekonomik bir değer taşıdığını poliçeler de göstermektedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin incelediği poliçede “Onarım Süresince - Üst Segment - Pert Dahil” başlıklı ayrı bir teminatla, azami 15 gün için “D sınıfı” ikame araç ve motor hacmine göre araç grubu öngörülmüştür (Ankara BAM 21. HD, E. 2020/1232, K. 2022/1059, T. 22.09.2022; oy çokluğu, temyiz yolu açık). Sigortacı ikamenin sınıfını sözleşmede ayrıca tanımlıyorsa, her ikamenin birbirine denk olduğu söylenemez.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki trafik kazası dosyalarında alt segment kasko ikamesindeki sınıf farkını doğrudan çözen bir karara rastlamadık. Bu nedenle aşağıdaki öneri yerleşik içtihat değil, görüşümüzdür. Bize göre en dengeli çözüm iki aşamalı hesaptır: İkamesiz günler tam emsal rayiçle, alt segment ikame kullanılan günler ise emsal rayiç ile verilen aracın rayici arasındaki farkla hesaplanmalıdır.</p>

<p>Yöntemi varsayımsal bir örnekle gösterelim. Makul onarım süresi 15 gün, aracın emsal günlük kira bedeli 5.000 TL, yedi gün kullanılan ikamenin günlük rayici 1.800 TL olsun. İkamesiz sekiz gün için 40.000 TL, ikameli yedi gün için 22.400 TL olmak üzere brüt zarar 62.400 TL'dir. Basit gün mahsubu yapılsaydı sonuç 40.000 TL olurdu. Rakamlar yalnız yöntemi göstermek içindir.</p>

<p>Yöntemin bir de zayıf noktası vardır. Hususi kullanımda mahkeme, ulaşım ihtiyacı giderildiği için sınıf farkını konfor kaybı olarak görüp hesaba katmayabilir. Temsil veya müşteri ulaşımı gibi aracın sınıfına bağlı bir kullanım gösterilebilen ticari dosyalarda bu itiraz zayıflar. Bu sebeple somut kullanım amacının dosyaya açıkça yansıtılması gerekir.</p>

<p>Son olarak hesaptan tasarruf indirilmelidir. Yargıtay, kaza olmasaydı da yapılacak yakıt gibi zorunlu giderlerin düşülmesini aramaktadır (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2482, K. 2016/5946). Ancak zarar gören ikame aracın yakıtını kendisi karşılıyorsa, ikameli günlerde yakıt tasarrufu ayrıca düşülmemelidir.</p>

<p><strong>V. AŞAN GÜNLER VE MAKUL SÜRE SINIRI</strong></p>

<p>Kasko ikamesinin bitmesi, zarar verenin kalan süreyi otomatik olarak ödeyeceği anlamına gelmez. Zarar veren aracın serviste kaldığı süreden değil, makul onarım süresinden sorumludur. Yargıtay, “servis yoğunluğu nedeniyle onarımda geçen süre” gibi hususların davalıya yüklenemeyeceğini belirterek 81 günlük hesabı esas alan hükmü bozmuş, 20 iş gününü esas alan raporun uygulanmasını istemiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2020/1587, K. 2020/4597, T. 23.12.2020). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de 46 gün serviste kaldığı ileri sürülen araçta, jant siparişi için beklenen süreyi makul süreye dâhil etmemiş ve 15 günlük hesabı onamıştır (Ankara BAM 26. HD, E. 2024/270, K. 2025/1595). Aynı Dairenin 45 günlük kiralama faturasına değer vermeyen kararı da aynı nedene dayanır.</p>

<p>Dolayısıyla doğru hesap “fiilî servis süresi eksi ikame” değil, “makul süre eksi makul süre içinde kullanılan ikame” şeklindedir. Burada sık gözden kaçan bir ayrıntı daha vardır. Bize göre mahsup yalnız iki sürenin çakıştığı günlerde mümkündür. Kasko ikamesi makul süre dolduktan sonra, örneğin parça beklenirken kullanılmışsa, zarar verenin hiç sorumlu olmadığı günleri kapsamaktadır ve makul süreden düşülmesi için neden yoktur. Bu yüzden ikamenin kaç gün verildiği kadar hangi tarihlerde verildiği de önemlidir. Bu noktada da doğrudan bir karara rastlamadık; değerlendirme görüşümüzdür.</p>

<p><strong>VI. İSPAT YÜKÜ, TBK m. 52 VE HALEFİYET</strong></p>

<p>Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür (TBK m. 50/1). Ancak zararı azaltan vakıa farklıdır. Genel kurala göre herkes hakkını dayandırdığı vakıayı ispat eder (TMK m. 6; HMK m. 190). Görüşümüzce zararın kasko ikamesiyle giderildiğini ileri süren davalı, bu vakıayı ispat etmelidir. “Davacı ikame almadığını ispatlasın” savunması doğru bir yük dağılımı içermemektedir.</p>

<p>Uygulamada sorun çoğunlukla dosyanın getirtilmesiyle çözülmektedir. Ankara BAM kararında ikame süresi, kasko şirketine yazılan yazının cevabından öğrenilmiştir (Ankara BAM 26. HD, E. 2025/317, K. 2026/1213). Yargıtay da kasko sigortacısına karşı açılan bir davada, hasar dosyaları getirtilerek ikame hizmetinin sağlanıp sağlanmadığının araştırılmasını istemiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/14767, K. 2016/3574). Soyut “ikame almış olabilir” iddiası, bu araştırma yapılmadan sonuca esas alınmamalıdır.</p>

<p>Savunmanın bir başka biçimi, ikame hakkını hiç kullanmayan zarar görene yöneliktir. Bir davalı belediye, hakkını kullanmamanın bedelini dava konusu yapmanın kötüniyet olduğunu ileri sürmüş, ancak karar kusur incelemesi nedeniyle kaldırıldığından bu savunma tartışılmamıştır (Denizli BAM 4. HD, E. 2025/1201, K. 2025/1500, T. 25.09.2025). Davalı burada TBK m. 52'ye dayanabilir: Zarar gören, zararın “doğmasında ya da artmasında etkili olmuş” ise tazminat indirilebilir veya kaldırılabilir. Görüşümüz, kullanılmayan kloz hakkının tek başına bu kapsama girmediği yönündedir. Zarar görenin primini kendisinin ödediği bir sözleşmeden doğan imkânı, sırf zarar verenin borcunu azaltmak için kullanma yükümlülüğü kanunda düzenlenmemiştir. Burada iki ilişki de karıştırılmamalıdır: Klozda öngörülen operatöre başvurmayan sigortalının sigortacıdan ikame bedeli isteyemeyeceğine dair karar (Ankara BAM 21. HD, E. 2020/1232, K. 2022/1059) sigortacıya karşı talebe ilişkindir; zarar verenin borcunu belirlemez. Yine de konu yargı kararlarıyla netleşmiş değildir ve davalı tarafın bu yönde bir itirazı beklenmelidir.</p>

<p>Halefiyet ise aşan günler için en açık dayanağı sunar. TTK m. 1472/1'e göre sigortacı tazmin ettiği bedel kadar sigortalının yerine geçer. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise şöyledir: “Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur.” Hizmet olarak verilen ikamenin bu anlamda bir tazmin sayılıp sayılmayacağı tartışılabilir. Ancak sayılsın veya sayılmasın sonuç değişmez: Kasko, en fazla karşıladığı kısım için zararı gidermiştir. Yedi günle sınırlı bir hizmet, on beş günlük zararın tamamını gideremez. Ayrıca mahsup edilen günler bakımından kasko sigortacısının rücu imkânı varsa zarar veren kurtulmuş olmaz, yalnızca alacaklısı değişir. Rücu da yapılmıyorsa sonuçta sigortalının ödediği primden zarar veren yararlanmış olur. Mahsup kabul edilse dahi bu sonucun hakkaniyet yönünden tartışmaya açık olduğunu düşünüyoruz.</p>

<p><strong>VII. UYGULAMA NOTLARI</strong></p>

<p>· Talep, zorunlu trafik sigortacısına değil kusurlu sürücü ve işletene yöneltilmelidir. Süre ve rayiç yargılamada netleşeceği için dava HMK m. 109 uyarınca kısmi dava olarak açılıp m. 109/4 uyarınca artırılmalıdır.</p>

<p>· İkame kullanılmışsa dilekçede saklanmamalıdır. Tarihler, gün sayısı ve aracın sınıfı baştan yazılmalı, talep buna göre kurulmalıdır. Sonradan müzekkere cevabıyla ortaya çıkan ikame, güven kaybettirir.</p>

<p>· Kasko sigortacısına yazılacak müzekkerede yalnız “ikame verildi mi?” diye sorulmamalı; kloz metni, teslim ve iade tarihleri, aracın marka, model ve sınıfı ile sigortacının ödediği kira bedeli de istenmelidir.</p>

<p>· Bilirkişiye makul onarım süresi, zarar görenin aracı için emsal günlük rayiç, verilen ikamenin rayici, ikamenin makul süreyle çakışan günleri ve tasarruf kalemleri ayrı ayrı sorulmalıdır. Kasko ekspertiz raporundaki süre, Ankara BAM kararında görüldüğü gibi aleyhe delil olabileceğinden ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>· Hususi araçta sınıf farkı talep edilecekse aracın kullanım amacını gösteren somut vakıalar dosyaya konulmalıdır.</p>

<p>· Davalı vekili yönünden etkili savunma, “ikame aldın, talebin düştü” değil; kasko kaydıyla desteklenen gün ve tarih mahsubu, muadillik tespiti ve makul süre itirazıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kaskodan ikame araç alınması, zarar verene karşı mahrumiyet talebini başlı başına ortadan kaldırmaz. Kasko klozu, sigortacının sözleşmeyle üstlendiği sınırlı bir edimdir; haksız fiil sorumluluğunun ölçüsü ise makul süre boyunca aynı nitelikteki aracın kullanım bedelidir. Kaskonun karşılamadığı günler ve TTK m. 1472/2 uyarınca kalan zarar için zarar görenin başvurma hakkı devam eder.</p>

<p>Bununla birlikte aleyhe tablo da görmezden gelinmemelidir. Fiilen kullanılan ikame günlerinin makul süreden düşüldüğü kararlar vardır ve makul süre ikame süresine eşit bulunduğunda talep sonuçsuz kalabilmektedir. Alt segment ikamedeki sınıf farkı ile kullanılmayan kloz hakkı konusunda ise henüz yerleşmiş bir içtihat göremedik. Yargıtay'ın bu iki soruyu açıkça ele alması, benzer dosyalarda ortaya çıkan farklı sonuçların önüne geçecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 6.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49, 50, 52.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1453, 1472.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 109, 190.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/3559, K. 2026/4465, T. 20.04.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/10248, K. 2023/10491, T. 10.10.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/8390, K. 2022/15267, T. 23.11.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26777, K. 2022/11236, T. 29.09.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2020/1587, K. 2020/4597, T. 23.12.2020.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/2072, K. 2018/11712, T. 04.12.2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/2482, K. 2016/5946, T. 16.05.2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/18700, K. 2016/4193, T. 04.04.2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/14767, K. 2016/3574, T. 21.03.2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/16948, K. 2016/3484, T. 21.03.2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3064, K. 2015/11169, T. 26.10.2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2025/317, K. 2026/1213, T. 26.06.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2024/270, K. 2025/1595, T. 12.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2023/1374, K. 2025/1705, T. 18.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2020/1232, K. 2022/1059, T. 22.09.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/345, K. 2025/297, T. 27.03.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2023/1558, K. 2024/1923, T. 17.10.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/1201, K. 2025/1500, T. 25.09.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/358, K. 2026/1139, T. 20.05.2026.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Küçükcankurtaran, Melih</span></a><span style="color:#999999">: </span><a href="https://www.hukukihaber.net/serviste-bekleyen-aracin-bedeli" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Serviste Bekleyen Aracın Bedeli”</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/serviste-bekleyen-aracin-bedeli" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net,</span></a><span style="color:#999999"> 2026.</span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/luks-araca-ekonomik-ikame-1</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 14:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/kiralik-aa.jpg" type="image/jpeg" length="10057"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KOLLUK TUTANAKLARININ AKSİNİN İSPATI SORUNU: RESMÎ BELGEYE GÜVEN SAVUNMA HAKKININ ÖNÜNE GEÇEBİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kolluk-tutanaklarinin-aksinin-ispati-sorunu-resmi-belgeye-guven-savunma-hakkinin-onune-gecebilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kolluk-tutanaklarinin-aksinin-ispati-sorunu-resmi-belgeye-guven-savunma-hakkinin-onune-gecebilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza yargılamasında kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar, özellikle arama ve elkoyma işlemleri, uyuşturucu madde suçları, fiziki takip ve gizli soruşturmacı uygulamalarında önemli deliller arasında yer almaktadır. Hatta kimi davalarda mahkûmiyet hükmünün esaslı dayanağını bu tutanaklar oluşturmak...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasında kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar, özellikle arama ve elkoyma işlemleri, uyuşturucu madde suçları, fiziki takip ve gizli soruşturmacı uygulamalarında önemli deliller arasında yer almaktadır. Hatta kimi davalarda mahkûmiyet hükmünün esaslı dayanağını bu tutanaklar oluşturmaktadır.</p>

<p>Kolluk tutanaklarının delil olarak değerlendirilmesinde kuşkusuz hukuki bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak sorun, tutanakların içeriğinin sanık veya müdafi tarafından tartışmaya açılması ve tutanakta yazılanların gerçeği yansıtmadığının ileri sürülmesi durumunda ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Uygulamada, kolluk tutanağının aksini ortaya koymak amacıyla tutanak düzenleyicilerinin veya olaya ilişkin bilgi sahibi kişilerin tanık olarak dinlenmesi yönündeki taleplerin, “tutanağın resmî belge niteliğinde olduğu, aksinin ancak yazılı belgeyle ispatlanabileceği” veya “dosyada yeterli tutanak bulunduğu” gerekçeleriyle reddedildiğine rastlanmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce burada cevaplandırılması gereken temel soru şudur: Kolluk tarafından düzenlenen bir tutanağın resmî belge niteliğinde olması, içeriğinin doğruluğunun tanık beyanlarıyla sorgulanmasına engel midir?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, ceza muhakemesinin delil sistemi, silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılama, masumiyet karinesi ve savunma hakkı birlikte değerlendirilerek verilmelidir.</p>

<p><strong>I. KOLLUK TUTANAKLARININ DELİL DEĞERİ VE SERBEST DELİL SİSTEMİ</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesinin birinci fıkrasına göre hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise yüklenen suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemeler, ceza muhakemesinde belirli bir delil türüne peşinen üstünlük tanınmadığını göstermektedir. Kolluk tutanağı da bu kapsamda değerlendirilmesi gereken bir delildir. Tutanakta yazılanların doğruluğu, diğer deliller gibi yargılama sırasında tartışılabilir ve talep halinde tartışılmalıdır.</p>

<p>Bir belgenin kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması ile belgede yer alan maddi olguların gerçeği yansıtması birbirinden farklı meselelerdir.</p>

<p>Örneğin bir arama tutanağında, aramanın kanunda öngörülen kişilerin huzurunda gerçekleştirildiği yazılmış olabilir. Ancak sanık, tutanakta isimleri bulunan kişilerin arama sırasında hazır olmadığını ileri sürebilir. Bu durumda tartışılması gereken husus, tutanağın resmî belge olup olmadığı değil, aramanın gerçekten tutanakta anlatıldığı şekilde yapılıp yapılmadığıdır.</p>

<p>Aynı şekilde kolluk tutanağında bir eşyanın rızayla teslim edildiğinin yazılması, eşyanın gerçekten rızayla teslim edildiğinin tartışmasız kabul edilmesini gerektirmez.</p>

<p>Tutanağın aksini ileri süren savunmanın, bu iddiasını desteklemek amacıyla tanık dinletmek veya tutanak düzenleyicilerinin dinlenmesini istemek suretiyle delil sunması ceza muhakemesinin bir parçasıdır. Çünkü ceza yargılamasında resmî belgenin varlığı, belgenin içeriğinin tartışılmasını engelleyen bir ispat yasağı oluşturmaz.</p>

<p><strong>II. RESMÎ BELGEDE SAHTECİLİK İDDİASI İLE TUTANAĞIN AKSİNİN İSPATI AYNI ŞEY DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Uygulamada karşılaşılan önemli sorunlardan biri, kolluk tutanağının içeriğine yönelik itirazların, sanki resmî belgede sahtecilik iddiası olarak değerlendirilebilmesidir.</p>

<p>Bir belgenin sahte olarak düzenlenip düzenlenmediği, resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı ve bu suç nedeniyle kimlerin cezai sorumluluğunun bulunduğu ayrı bir hukuki değerlendirme konusudur.</p>

<p>Buna karşılık ceza yargılamasında savunmanın, arama tutanağında belirtilen kişilerin arama sırasında bulunmadığını veya aramanın tutanakta anlatıldığı şekilde gerçekleştirilmediğini ileri sürmesi, öncelikle yapılan işlemin hukuka uygunluğunun ve tutanağın delil değerinin araştırılmasına yöneliktir.</p>

<p>Örneğin bir arama tutanağında iki komşunun arama sırasında hazır bulunduğu belirtilmiş olsun. Sanık ise bu kişilerin aramaya katılmadığını, yalnızca tutanak düzenlendikten sonra imzalarının alındığını ileri sürsün. Sanık müdafinin bu kişilerin tanık olarak dinlenmesini istemesi, mutlaka kolluk görevlileri hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet kararı verilmesini talep ettiği anlamına gelmez. Savunmanın asıl amacı, aramanın kanunda öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ortaya koymaktır.</p>

<p>Bu nedenle mahkemenin, tutanağın aksinin ancak başka bir yazılı belgeyle ispatlanabileceği gerekçesiyle tanık dinletme talebini reddetmesi, savunmanın ispat etmek istediği hususun yanlış nitelendirilmesi sonucunu doğurabilir.</p>

<p>Kaldı ki ceza muhakemesinde, tutanağın içeriğinin gerçeğe aykırı olduğunun ancak başka bir resmî belgeyle ispatlanabileceğine ilişkin genel bir kural bulunmamaktadır.<strong> </strong>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 222. maddesinde, duruşmanın nasıl yapıldığının ve kanunda öngörülen usul ve esaslara uygun yürütülüp yürütülmediğinin ancak duruşma tutanağıyla ispatlanabileceği, bu tutanağa karşı yalnızca sahtecilik iddiasında bulunulabileceği düzenlenmiştir. Ancak bu hüküm, duruşma tutanaklarına özgü olup kolluk görevlilerinin soruşturma aşamasında düzenledikleri tutanakları kapsamamaktadır. Kanun koyucunun duruşma tutanakları bakımından açıkça öngördüğü bu özel ispat kuralının, kolluk tarafından düzenlenen arama, elkoyma, fiziki takip ve benzeri tutanaklara genişletilerek uygulanması mümkün değildir. Dolayısıyla kolluk tutanağında yer alan maddi olguların gerçeğe aykırı olduğunun ancak başka bir yazılı belgeyle ispatlanabileceği yönündeki yaklaşımın CMK'nin 222. maddesine dayandırılması da hukuken isabetli olmayacaktır.</p>

<p>Bir kolluk tutanağının aksinin tanık beyanıyla ortaya konulması, resmî belgenin sahteliğinin ancak belirli bir belge türüyle ispatlanabileceği düşüncesiyle engellenemez. Aksi yaklaşım, kolluk tutanağının içeriğini neredeyse kesin delil hâline getirir. Oysa ceza yargılamasında amaç, bir belgeye mutlak doğruluk yükleyerek onu korumak değil, maddi gerçeğin hukuka uygun yöntemlerle ortaya çıkarılmasını sağlamaktır.</p>

<p><strong>III. UYGULAMADAN BİR ÖRNEK: ARAMA TUTANAĞININ AKSİNİ İSPATLAMAK İSTEYEN SAVUNMANIN TALEBİNİN REDDİ</strong></p>

<p>Bir ceza yargılamasında, gerçekleştirilen aramanın hukuka aykırı olduğu müdafi tarafından ileri sürülmüş ve bu nedenle arama tutanağını düzenleyen kolluk görevlileri ile arama işlemine ilişkin bilgi sahibi başka bir kişinin daha tanık olarak dinlenmesi talep edilmiştir.</p>

<p>Mahkeme ise bu talebi şu gerekçeyle reddetmiştir: “Atılı suçun gereği ve resmi belgeye karşı sahtecilik iddiasının yazılı belge ile ispatının mümkün olması.”</p>

<p>Bu gerekçe, kanaatimizce ceza muhakemesinin ispat sistemi bakımından ciddi bir tartışmayı gerektirmektedir. Çünkü savunmanın talebi, arama tutanağının resmî belge niteliğini ortadan kaldırmak değil, tutanakta belirtilen olayların gerçekte o şekilde meydana gelip gelmediğinin araştırılmasıdır.</p>

<p>Mahkemenin önündeki uyuşmazlık, tutanağın hukuki niteliğinden önce, aramanın nasıl gerçekleştirildiği ve kanuni güvencelere uyulup uyulmadığıdır. Özellikle CMK'nin 119. maddesinde öngörülen arama tanıklarına ilişkin güvencelerin uygulanıp uygulanmadığının tartışıldığı bir davada, arama sırasında hazır bulunduğu belirtilen kişilerin dinlenmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından önemli olabilir. Bu kişilerin gerçekten aramada bulunup bulunmadıkları, hangi aşamada hazır edildikleri, aramanın hangi bölümüne tanıklık ettikleri ve tutanağı ne zaman imzaladıkları ancak beyanlarının alınmasıyla açıklığa kavuşturulabilecek hususlar olabilir.</p>

<p>Bu nedenle arama işleminin hukuka uygunluğunu etkileyebilecek somut itirazlar, yalnızca tutanağa dayanılarak karşılanamaz. Tutanakta anlatılanların gerçeği yansıtmadığının belirlenmesi, arama işleminin kanuni güvencelere uygunluğu ve arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınamayacağı bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Savunmadan, bu iddialarını başka bir resmî belgeyle ispatlamasını beklemek, kanaatimizce fiilen imkânsıza yakın bir ispat yükümlülüğü getirmektedir. Zira böyle bir yaklaşımın kabulü hâlinde, savunmadan beklenen nedir? Tutanakta gerçeğe aykırı hususlara yer verildiğini ileri süren savunmanın, tutanağı düzenleyen kolluk görevlilerinden, “Tutanağı düzenlerken gerçekte meydana gelmeyen olayları da gerçekleşmiş gibi yazdık.” şeklinde imzalı bir belge alması mı beklenmektedir? Böyle bir belgenin temin edilmesinin mümkün olmayacağı izahtan uzaktır.</p>

<p>Savunmanın tanık dinleterek ortaya koymak istediği hususların ancak yazılı belgeyle ispatlanabileceğinin kabulü, gerçekte tutanağın aksinin ispatını imkânsız hâle getirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİNİN GÜRBET ÇOBAN KARARI</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adil-yargilanma-hakkinin-ihlal-edildigine-iliskin-aym-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, Gürbet Çoban Başvurusu'nda (B. No: 2019/38857, 17.11.2021)</a> kolluk tutanağına üstünlük tanınması sorununu silahların eşitliği ilkesi kapsamında incelemiştir.</p>

<p>Başvurunun konusu, saat 22.00'den sonra alkollü içki satışı yapıldığı gerekçesiyle uygulanan idari para cezasıdır. Başvurucu, tutanakta belirtilen saatte satış yapmadığını, kolluk görevlilerinin düzenlediği tutanağın gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Bu iddiasını desteklemek amacıyla tanık beyanlarına ve tutanaktaki çelişkilere dayanmıştır. Ancak başvuruyu inceleyen hâkimlik, kolluk tutanağını esas alarak itirazı reddetmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kamu görevlileri tarafından düzenlenen tutanakların içeriğinin gerçekliğinin karine olarak kabul edilmesinin, bunlara karşı etkili bir itiraz imkânı tanınmadığında bireyi devlet karşısında dezavantajlı duruma düşüreceğine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Kararın 44. paragrafında, idare tarafından düzenlenen belgelerin içeriğinin gerçekliğinin dava konusu edildiği bir yargılamada, hâkimin bu karineyi uygulamasının bireyi devlete karşı dezavantajlı bir konuma sokacağından silahların eşitliği ilkesini zedeleyebileceği açıklanmıştır.</p>

<p>Kararın 45. paragrafı, inceleme konusu uyuşmazlık idari para cezasına ilişkin olmakla birlikte, doğrudan ceza yargılamasında geçerli olan ispat ilkelerini ortaya koyması bakımından özel bir öneme sahiptir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi bu paragrafta, kamu görevlilerince düzenlenen tutanaklarla delillendirilen suç isnatlarında, sanığın tutanağın güvenilirliğine ve gerçekliğine yönelik itirazlarının tarafsız ve nesnel biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daha da önemlisi, maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlayan ceza yargılamasında, kamu görevlilerince düzenlenen tutanakların aksinin ispatında herhangi bir delil sınırlamasının düşünülemeyeceğini açıkça ifade etmiştir.</p>

<p>Bu tespit karşısında, kolluk tutanağının aksinin ancak başka bir yazılı belgeyle ispatlanabileceği gerekçesiyle savunmanın tanık dinletme talebinin reddedilmesi, Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu ilkelerle açıkça çelişmektedir. Çünkü Anayasa Mahkemesine göre, suçun işlendiği konusunda tam bir vicdani kanaate ulaşılması ve her türlü şüphenin giderilmesi gereken ceza yargılamasında, sanığın delil sunma konusunda tam bir serbestiye sahip olması gerekir. Mahkeme, aksi durumda sanığın masum sayılmasının bir anlamının kalmayacağını da özellikle belirtmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce bu karar karşısında, kolluk tutanaklarının aksinin tanık beyanlarıyla ispatlanamayacağı yönündeki yaklaşımın hukuken savunulabilir bir tarafı bulunmamaktadır. Mahkemeler, CMK'nin 206. maddesindeki koşulların varlığı hâlinde delil toplama taleplerini reddedebilir iseler de sırf tutanağın resmî belge niteliğinde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedilmesi, Anayasa Mahkemesinin açıkça kabul ettiği delil sunma serbestisiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Kararın 50. paragrafında yapılan değerlendirme ise özellikle dikkat çekicidir: Mahkeme, kamu görevlilerince düzenlenen tutanakların doğruluğuna ilişkin karinenin aksi ispat edilebilir nitelikte olmasına rağmen, başvurucunun bu karinenin aksini ortaya koymak amacıyla ileri sürdüğü iddia ve itirazların değerlendirilmemesi nedeniyle karinenin somut olayda başvurucuyu otomatik olarak suçlu hâle getirdiğini açıkça belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre başvurucuya şeklen savunma imkânı tanınmış olması da bu sonucu değiştirmemektedir. Zira kolluk tutanağına peşinen üstünlük tanınması savunmayı anlamsız hâle getirmiş ve başvurucuyu kamu otoritesi karşısında dezavantajlı konuma düşürmüştür.</p>

<p>Kanaatimizce bu tespit, ceza yargılamasında kolluk tutanaklarının aksinin ispatı bakımından son derece önemlidir. Savunmanın tutanağın doğruluğunu sorgulamak amacıyla gösterdiği tanıkların dinlenmesi talebinin yalnızca tutanağın mevcut olduğu veya resmî belge niteliği taşıdığı gerekçesiyle reddedilmesi tutanağın içeriğinin peşinen doğru, dolayısıyla sanığın da isnat edilen fiili işlemiş kabul edilmesi tehlikesini doğurmaktadır. Böyle bir yaklaşım, masumiyet karinesini zedeleyebileceği gibi savunma hakkını da yalnızca şeklen tanınmış bir hakka dönüştürebilir.</p>

<p><strong>V. YUNUS ACAR KARARI: TUTANAĞIN AKSİNİ İSPAT ETME İMKÂNI GERÇEK OLMALIDIR</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034667-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, Yunus Acar Başvurusu'nda (B. No: 2020/34667, 24.05.2023)</a> aynı sorunu bir başka olay üzerinden değerlendirmiştir.</p>

<p>Başvurucu hakkında, alkol ölçüm cihazını kullanmayı kabul etmediği gerekçesiyle idari para cezası uygulanmış ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınmıştır. Başvurucu ise alkol ölçümünü reddetmediğini, cihazı kullanmaya çalıştığını ancak ölçümün gerçekleşmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca olaydan kısa süre sonra hastanede yaptırdığı alkol testinin negatif çıktığını belirtmiştir. İtirazı inceleyen hâkimlik, kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağın aksini ortaya koyacak yeterli ve geçerli belge sunulmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, bu yaklaşımı silahların eşitliği ilkesi yönünden incelemiştir.</p>

<p>Kararın 14. paragrafında, başvurucunun alkol ölçüm cihazını kullanmayı kabul etmeme eyleminin kolluk görevlilerinin düzenlediği tutanağa dayanılarak kabul edildiği belirtilmiştir. Ancak başvurucu, tutanağın içeriğinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüş olmasına rağmen bu iddiaları değerlendirilmemiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kararın 15. paragrafında, ispat yükünü tersine çevirecek nitelikteki bu yaklaşımın, kusura dayalı yargılamalarda adil yargılanma hakkı yönünden sorun oluşturduğunu açıklamıştır.</p>

<p>Kararın 16. paragrafında ise başvurucunun iddialarının araştırılması bakımından olayın tanıklarının dinlenmesi, varsa kamera kayıtlarının değerlendirilmesi ve alkol ölçüm cihazının sağlamlığı ile kalibrasyonuna ilişkin hususların incelenmesi gibi yöntemlerin etkili olabileceğine işaret edilmiştir.</p>

<p>Sonuçta Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutanağın aksini ispatlayacak delil gösteremediği gerekçesiyle itirazının reddedilmesini savunmanın esaslı iddiaları incelenmediği için silahların eşitliği ilkesine aykırı bulmuştur.</p>

<p>Bir yandan kolluk tutanağının aksinin ispatlanabileceği kabul edilirken diğer yandan kişinin bu amaçla gösterdiği delillerin araştırılmasının engellenmesi ispat imkânını fiilen ortadan kaldırır. Yunus Acar kararı, itiraz hakkının yalnızca kâğıt üzerinde tanınmasının yeterli olmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>VI. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ CEZA YARGILAMASINA ETKİSİ VE İSPAT YÜKÜ</strong></p>

<p>Gurbet Çoban ve Yunus Acar kararları, ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalara ilişkin olmayıp idari yaptırımlara karşı yapılan başvurular üzerine verilmiştir. Ancak bu durum, söz konusu kararların ceza yargılaması bakımından taşıdığı önemi azaltmamaktadır. Gurbet Çoban kararının 45. paragrafında doğrudan ceza muhakemesinin ispat ilkelerine değinilmesi, bu kararların öneminin yalnızca idari yaptırımlara ilişkin tespitlerin kıyasen uygulanmasından ibaret olmadığını göstermektedir. Bu ilkelerin ceza mahkemelerinde somut karşılığı, savunmanın tutanağın içeriğini ve elde ediliş koşullarını etkili biçimde tartışabilmesidir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde kolluk tutanağının resmî belge olması ona diğer deliller karşısında peşinen üstünlük kazandırmaz. Bu nedenle savunmanın, tutanağın aksini ortaya koymak amacıyla gösterdiği tanıkların yalnızca belgenin resmî niteliği gerekçe gösterilerek dinlenmemesi adil yargılanma güvenceleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Nitekim CMK'nin 217. maddesi, hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğini düzenlerken, 206. maddesinin ikinci fıkrası delil ortaya koyma isteminin hangi hâllerde reddedilebileceğini açıkça göstermektedir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, savunmanın davanın sonucunu etkileyebilecek somut bir olguyu ortaya koymak amacıyla gösterdiği tanıkların dinlenmesi talebinin yalnızca kolluk tutanağının mevcut olduğu veya resmî belge niteliği taşıdığı gerekçesiyle reddedilmesi doğru değildir düşüncesindeyiz. Cünkü aksinin kabulü, kanunda öngörülmeyen bir delil sınırlamasının yargısal uygulamayla oluşturulması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>Öte yandan CMK’nin 207. maddesi de delilin veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olmasının tek başına delil ortaya koyma isteminin reddini gerektirmeyeceğini düzenlemektedir; ki bu düzenleme, savunmanın delil sunma imkânının usulî gerekçelerle gereksiz yere daraltılmaması gerektiğinin başka bir göstergesidir.</p>

<p>Özellikle mahkûmiyete esas alınabilecek bir delilin hukuka uygunluğu tartışıldığında, savunmanın ileri sürdüğü somut hukuka aykırılıkların mahkemece araştırılması ve bu konuda gösterilen delillerin etkili biçimde değerlendirilmesi gerekir. Mahkeme CMK’nin 206. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde bir delil istemini reddedebilir ise de ret kararının, savunmanın esaslı iddialarını karşılayan somut ve denetlenebilir gerekçelere dayanması zorunludur. Aksi durumda savunma, delilin güvenilirliğini ve hukuka uygunluğunu sorgulama olanağından yoksun bırakılabilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin her iki kararında da kamu görevlilerinin düzenlediği tutanakların delil değeri bütünüyle reddedilmemiştir. Eleştirilen husus, bu tutanakların doğruluğuna ilişkin karinenin savunmanın esaslı itirazlarını etkisiz kılacak şekilde uygulanmasıdır. İtirazların araştırılması, iddia makamının ispat yükünün sanığa aktarılmaması bakımından da zorunludur.</p>

<p>Ceza muhakemesinde suç isnadını ispat yükü iddia makamına aittir; sanığın suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Buna rağmen kolluk tutanağının doğru olduğu peşinen kabul edilerek sanıktan aksini ispatlaması beklenir ve bu amaçla gösterdiği tanıkların dinlenmesi de engellenirse ispat yükü fiilen tersine çevrilmiş olur. Gurbet Çoban kararının 50. paragrafında işaret edilen, aksi ispatlanabilir bir karinenin kişiyi otomatik olarak suçlu konumuna düşürmesi tehlikesi ceza yargılamasında bu noktada önem kazanmaktadır.</p>

<p><strong>VII. ÖRNEK BİR UYGULAMA: GİZLİ SORUŞTURMACILARIN DİNLENMESİ TALEBİNİN REDDİ</strong></p>

<p>Benzer bir sorun, gizli soruşturmacı görevlendirilen uyuşturucu madde suçlarına ilişkin yargılamalarda da ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Ağır ceza mahkemesindeki yargılamada, gizli soruşturmacıların birinci ve ikinci alım işlemlerinde kışkırtıcı ajanlık yaptıkları, ayrıca araç içerisinde ses ve görüntü kaydı aldıkları ileri sürülmüştür. Savunma, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun araştırılması ve gizli soruşturmacıların faaliyetlerinin denetlenmesi amacıyla soruşturmacıların tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. Ancak mahkeme, “dosyadaki soruşturmacı raporlarını” dikkate alarak dinleme talebini reddetmiştir.</p>

<p>Savunma, soruşturmacıların suç işlemeye yönlendirmede bulunduğunu veya yetkilerinin sınırlarını aştığını ileri sürdüğüne göre, bu iddiaların araştırılması için soruşturmacıların hangi koşullarda hareket ettikleri, şüpheliyle nasıl iletişim kurdukları, suç işleme kararının oluşumunda rol oynayıp oynamadıkları AİHM ve Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere kışkırtıcı ajanlık yapıp yapmadıkları ve kayıt işlemlerini nerede gerçekleştirdikleri önem taşımaktadır. Talebe karşılık, dinlenmesi istenen kişilerin hazırladığı raporların varlığı gerekçe gösterilerek kolluk görevlilerinin dinlenmeleri talebinin reddedilmesi, kanaatimizce savunmanın ileri sürdüğü hukuka aykırılık iddialarının etkili biçimde araştırılmasını engelleyebilecek niteliktedir.</p>

<p>Elbette gizli soruşturmacıların kimliklerinin korunması ve güvenliklerinin sağlanması gerektiği göz ardı edilemez. Ancak bu gereklilik, faaliyetlerinin hiçbir şekilde yargısal denetime tabi tutulamayacağı anlamına gelmez. Kimliklerinin korunmasını sağlayacak usullerle dinlenmeleri veya savunmanın ileri sürdüğü somut iddiaların başka etkili yöntemlerle araştırılması pekala mümkündür.</p>

<p>Gizli soruşturmacının hazırladığı raporun varlığı, o raporda anlatılan olayların doğruluğunu kendiliğinden ve tartışmasız biçimde ortaya koymaz.</p>

<p>Kaldı ki gizli soruşturmacılar tarafından düzenlenen raporların mutlaka gerçeği yansıttığı yönündeki ön kabulün hukuki dayanağı nedir? Kamu görevlilerinin düzenlediği bütün belgelerin, sırf kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olmaları nedeniyle mutlak doğru kabul edilmesi mümkün müdür?</p>

<p>Kamu görevlileri yanılabilir, olayları eksik veya hatalı değerlendirebilir, hatta gerçeğe aykırı tutanaklar da düzenleyebilirler. Bu nedenle kolluk tutanaklarının güvenilirliği, savunmanın ileri sürdüğü somut itirazlar çerçevesinde araştırılmalıdır.</p>

<p>Kanaatimizce burada belirleyici olan tutanakları kimin düzenlediği değil, tutanaklarda anlatılan hususların ne ölçüde doğrulanabildiği ve delilin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediğidir. Kolluk tutanaklarının doğruluğuna ilişkin bir karine, savunmanın bu tutanakların aksini ortaya koyma hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz.</p>

<p><strong>VIII. DOĞRULUĞU TARTIŞILAN TUTANAK, KENDİ DOĞRULUĞUNUN DELİLİ OLABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Bir ceza yargılamasında savunma, kolluk tutanağında yazılanların gerçeği yansıtmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme ise tutanağın dosyada mevcut olduğunu ve içeriğinde olayın anlatıldığını belirterek tutanak düzenleyicilerinin dinlenmesi talebini reddetmektedir. Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır: Doğruluğu tartışılan bir tutanağın, yine o tutanağın varlığına dayanılarak doğru kabul edilmesi hukuken mümkün müdür?</p>

<p>Kanaatimizce böyle bir yaklaşım, ispat bakımından döngüsel bir gerekçelendirme sorunu doğurur. Çünkü savunmanın itirazı zaten tutanağın içeriğine yöneliktir; bu içeriği denetleyecek delilin, yine tutanağın varlığına dayanılarak reddedilmesi, araştırılması gereken hususun peşinen doğru kabul edilmesi anlamına gelir.</p>

<p>Bu noktada bir ayrım yapılmalıdır. Mahkeme, dosyadaki diğer bağımsız delillerle birlikte yaptığı değerlendirme sonucunda tutanak tanığının/tanıklarının dinlenmesinin gereksiz olduğuna karar verebilir. Ancak yalnızca doğruluğu tartışılan tutanağın varlığına dayanılarak dinleme talebinin reddedilmesi farklı bir durumdur. İlkinde deliller değerlendirilmekte, ikincisinde ise araştırılması gereken olgu peşinen doğru kabul edilmektedir. Bir delilin güvenilirliği tartışılıyorsa, o delilin içeriği tek başına güvenilirliğinin gerekçesi hâline getirilemez.</p>

<p><strong>IX. TUTANAK DÜZENLEYİCİLERİNİN DİNLENMESİ VE CMK 201 KAPSAMINDA DOĞRUDAN SORU SORMA HAKKI</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 201. maddesinde düzenlenen doğrudan soru yöneltme hakkı savunmanın delilleri denetleyebilmesi bakımından önemli bir güvencedir.</p>

<p>Tutanak düzenleyicisinin tanık olarak dinlenmesi hâlinde müdafi, tutanakta yer alan hususların nasıl tespit edildiğini, işlem sırasında kimlerin bulunduğunu, tutanak ile diğer deliller arasındaki farklılıkların neden kaynaklandığını doğrudan sorularla araştırabilir.</p>

<p>Örneğin bir arama tutanağında hazır bulunduğu belirtilen kişilerin gerçekten arama sırasında bulunup bulunmadığı, tutanağın olay yerinde mi yoksa sonradan mı düzenlendiği, imzaların hangi aşamada alındığı ve aramanın hangi sırayla gerçekleştirildiği sorulabilir. Bu soruların amacı, kamu görevlilerini peşinen gerçeğe aykırı işlem yapmakla suçlamak değildir. Amaç, mahkûmiyete esas alınabilecek bir delilin güvenilirliğinin ve elde ediliş biçiminin yargılama sırasında denetlenmesidir. Bu yolla tutanakta yer alan anlatımların duruşmadaki açıklamalarla karşılaştırılması ve varsa çelişkilerin giderilmesi mümkün hâle gelir.</p>

<p>Savunmanın tutanak düzenleyicilerinin dinlenmesini istemesi mahkûmiyete esas alınabilecek bir delilin güvenilirliğini, elde ediliş koşullarını ve hukuka uygunluğunu sorgulama amacını taşır. Kanaatimizce, bu amaçla gösterilen tanıkların hukuken yeterli bir gerekçe bulunmaksızın dinlenmemesi, CMK’nin 201. maddesi kapsamında savunmanın delilleri doğrudan sorularla sorgulama ve denetleme imkânını önemli ölçüde sınırlandırabilir.</p>

<p><strong>X. SONUÇ: KOLLUK TUTANAĞI DELİLDİR, TARTIŞILMAZ GERÇEK DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Kolluk tutanakları ceza yargılamasında önemli delillerdir. Ancak resmî belge niteliği, tutanakta anlatılan olayların doğruluğunu yargısal denetimden bağışık kılmaz.Çünkü ceza muhakemesinin amacı tutanağın içeriğini peşinen doğru kabul etmek değil, maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu nedenle tutanakta anlatılan olayların gerçekleşme biçimine yönelik somut ve davanın sonucunu etkileyebilecek itirazlar etkili biçimde incelenmelidir.</p>

<p>Özellikle arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka uygunluğunun tartışıldığı davalarda, tutanak düzenleyicilerinin ve işlem sırasında hazır bulunduğu belirtilen kişilerin dinlenmesi taleplerinin peşinen reddedilmesi savunmanın delilin güvenilirliğini denetleme imkânını ortadan kaldırabilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin <a href="https://www.hukukihaber.net/adil-yargilanma-hakkinin-ihlal-edildigine-iliskin-aym-karari" rel="dofollow">Gurbet Çoban</a> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202034667-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Yunus Acar kararları</a>, resmî tutanakların doğruluğuna ilişkin karinenin savunma hakkını etkisizleştirecek biçimde uygulanamayacağını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu kararlar ışığında, tutanağın aksinin yalnızca başka bir resmî veya yazılı belgeyle ispatlanabileceği yönündeki kategorik yaklaşımın ceza muhakemesinde kabulü mümkün değildir.</p>

<p>Doğruluğu tartışılan bir tutanağın kendi içeriğiyle doğrulanması da yeterli bir gerekçe oluşturmaz; esas olan somut itirazların bağımsız delillerle ve çelişmeli yargılama içinde değerlendirilmesidir.</p>

<p>Tutanağın doğruluğu tartışılıyorsa çözüm, savunmanın getirtilmesini istediği delillerin getirilmesini engellemek değil, bu delillerin hukuka uygunluğunu savunmada ileri sürülen gerekçeler bağlamında irdeleyerek uyuşmazlığı bir çözüme kavuşturmaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kolluk-tutanaklarinin-aksinin-ispati-sorunu-resmi-belgeye-guven-savunma-hakkinin-onune-gecebilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/11/terazi/durusma-mahkeme-dosya-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="47937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaralanmalı Trafik Kazasında Kusurlu Olsanız da Tazminat Alabilir misiniz?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/yaralanmali-trafik-kazasinda-kusurlu-olsaniz-da-tazminat-alabilir-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/yaralanmali-trafik-kazasinda-kusurlu-olsaniz-da-tazminat-alabilir-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/yaralanmali-trafik-kazasinda-kusurlu-olsaniz-da-tazminat-alabilir-misiniz</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/9rQwKIRMnGg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ölen Kişinin Banka Kasası Nasıl Açılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/olen-kisinin-banka-kasasi-nasil-acilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/olen-kisinin-banka-kasasi-nasil-acilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/olen-kisinin-banka-kasasi-nasil-acilir</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 14:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/oStfbZVTk1s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savaşta ve olağanüstü halde haklarımız tamamen ortadan kalkar mı? Anayasa 15 ve 16 maddesi ne diyor?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savasta-ve-olaganustu-halde-haklarimiz-tamamen-ortadan-kalkar-mi-anayasa-15-ve-16-maddesi-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savasta-ve-olaganustu-halde-haklarimiz-tamamen-ortadan-kalkar-mi-anayasa-15-ve-16-maddesi-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savasta-ve-olaganustu-halde-haklarimiz-tamamen-ortadan-kalkar-mi-anayasa-15-ve-16-maddesi-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Oct 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pILF5_Vk8kA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75001"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Sürecinde Yapılan Hatalar Haklarınızı Kaybettirebilir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-surecinde-yapilan-hatalar-haklarinizi-kaybettirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-surecinde-yapilan-hatalar-haklarinizi-kaybettirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-surecinde-yapilan-hatalar-haklarinizi-kaybettirebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/CJdD-_kCImU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Bırakanın WhatsApp Mesaji Vasiyet Sayılır mı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-birakanin-whatsapp-mesaji-vasiyet-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-birakanin-whatsapp-mesaji-vasiyet-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-birakanin-whatsapp-mesaji-vasiyet-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/2LDjnB4AXQY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçiyseniz Bu İmzayı Sakın Atmayın! İbraname İmzalamadan Önce Bilmeniz Gerekenler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isciyseniz-bu-imzayi-sakin-atmayin-ibraname-imzalamadan-once-bilmeniz-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isciyseniz-bu-imzayi-sakin-atmayin-ibraname-imzalamadan-once-bilmeniz-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isciyseniz-bu-imzayi-sakin-atmayin-ibraname-imzalamadan-once-bilmeniz-gerekenler</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xTnCUaPlexY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbanınıza Yanlışlıkla Para Gelirse Ne Yapılmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibaniniza-yanlislikla-para-gelirse-ne-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibaniniza-yanlislikla-para-gelirse-ne-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibaniniza-yanlislikla-para-gelirse-ne-yapilmali</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/51LRh2B3Xes/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşin Telefonuna Gizlice Takip Uygulaması Yüklemek Suç mu?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esin-telefonuna-gizlice-takip-uygulamasi-yuklemek-suc-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esin-telefonuna-gizlice-takip-uygulamasi-yuklemek-suc-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esin-telefonuna-gizlice-takip-uygulamasi-yuklemek-suc-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 18:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/7hfvXEAXccM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39348"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdare Tarafından Kamulaştırılan Gayrımenkul Tekrar Geri Alınabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/idare-tarafindan-kamulastirilan-gayrimenkul-tekrar-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/idare-tarafindan-kamulastirilan-gayrimenkul-tekrar-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/idare-tarafindan-kamulastirilan-gayrimenkul-tekrar-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Oct 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PodrJw-fLI8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23217"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="61454"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="72062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="41909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="63739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="79335"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="30253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="24900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="63357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="88911"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="44262"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
