<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 27 Jun 2026 20:51:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2023/4482 E., 2024/2078 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20234482-e-20242078-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20234482-e-20242078-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 05.03.2024 tarihli, 2023/4482 E., 2024/2078 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/4482 E., 2024/2078 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Alacaklılar tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde, alacaklılar İcra Mahkemesine başvurusunda, takip konusu ilamda belirtilen genel kurul kararlarının iptalinin ticaret siciline bildirilmesi talebinin reddine ilişkin 26.08.2021 tarihli İcra Müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep ettiği mahkemece; talep konusu likit alacak veya eda hükmü içermediğinden şikayetin reddine karar verildiği, alacaklıların anılan karara yönelik olarak istinaf başvurusunda bulunmaları üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; ilam nitelik itibariyle kesinleşmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği, anılan karara yönelik olarak alacaklıların temyiz talebinde bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası İİK'nın 32 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddede (para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam İcra Dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder…), İİK'nın “ilam mahiyetini haiz belgeler” başlığını taşıyan 38. maddesinde ise (Mahkeme huzurunda sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir…) şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. İlgili yasa maddeleri ile yasa koyucu hangi belgelere dayanılarak ilamlı takip yapılabileceğini, önemine binaen titizlikle düzenlemiş, gerekli gördüğü yerlerde bunu özel kanunlarda belirleyip sınırlandırmıştır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus ise maddede yer verilen ilamların, icrası yorum gerektirmeyecek açık tahsil hükmü (eda hükmü) taşıyan ilamlar olduğu noktasıdır. Bu nedenle eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez. Ancak, kesinleşmeleri halinde bu ilamlardaki vekalet ücreti ve yargılama giderine dayalı likit miktarların icra yolu ile infazı mümkündür.</p>

<p>Somut olayda takibe dayanak yapılan İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.07.2021 tarih ve 2019/437 E.2021/589 K. sayılı kararında “davalı/borçlu şirketin 30.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararlardan; (4) numaralı gündem maddesi ile ... dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve (7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın, ...’a TTK’nın 395. ve 396. maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların ayrı ayrı iptaline” karar verilmiş, ilamda likit bir miktarın ödenmesi yönünde eda hükmü oluşturulmamıştır. Bu durumda ilamın kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerin istenebilmesi dışında icra yolu ile infazı da mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikayetin eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez gerekçesi ile reddine karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz ise de sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Alacaklıların temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 427,60 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20234482-e-20242078-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="85677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/16 E., 2014/179 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201416-e-2014179-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201416-e-2014179-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 14.01.2014 tarihli, 2014/16 E., 2014/179 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/16 E., 2014/179 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 12/07/2013<br />
NUMARASI : 2013/426-2013/425</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Şikayet eden borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; borçlu hakkında yapılan ilamlı takipte, takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını ve faizin fazla talep edildiğini açıklayarak, takibin iptalini istemiştir. Mahkemece, dayanak ilamın 26.06.2013 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, şikayet eden - borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı ve İBK ve HGK'nun 17.03.1954 tarih ve 3/40-49 sayılı kararı gereğince; her dava açıldığı tarihteki koşullara ve hukuki duruma göre hükme bağlanır.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla yürürlükte bulunan HUMK’nun 443/4. maddesine (6100 s. HMK. m. 367/2) göre aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez.</p>

<p>Takip dayanağı olan İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2010/130 Esas-2013/130 Karar sayılı ilamında asıl davada faydalı modelin hükümsüzlüğüne, karşı davada ise ise faydalı modele tecavüze ilişkin istemin reddine, davacı-karşı davalının zorunluluk bulunmadığı halde davalı karşı davacının ürününü kopya düzeyinde benzerlerini üretip piyasaya sürmesinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bu şekilde ürünün piyasaya sürülmesinin önlenilmesine karar verildiği, anılan bu ilamdaki vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsili amacıyla 29.05.2013 tarihinde takip başlatıldığı ve dayanak ilamın 13.06.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nce kişilik haklarına saldırı ve haksız rekabetin önlenmesine yönelik olarak oluşturulan hüküm, HUMK.nun 443/4.maddesi kapsamında şahsın hukukuna ilişkin hakka tecavüz niteliğinde olduğundan, bu nitelikteki ilamlar kesinleşmeden infaz edilemeyeceği gibi, eklentisi olan yargılama giderleri ve vekalet ücreti de, kesinleşmeden takibe konulamaz. Dayanak ilamın kesinleşmesinin gerektiği Mahkemenin kabul olmasına rağmen takipten sonra ilamın kesinleştiği gerekçesiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 14.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201416-e-2014179-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="82946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/9061 E., 2014/8377 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-20149061-e-20148377-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-20149061-e-20148377-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2014 tarihli, 2014/9061 E., 2014/8377 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/9061 E., 2014/8377 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 03/02/2014<br />
NUMARASI : 2014/20-2014/116</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Borçlu vekili İcra Mahkemesine başvurusunda; takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamının patent belgesinden doğan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i ile maddi ve manevi tazminat talepli açılan dava ile tasarımın hükümsüzlüğü talepli açılan karşı dava olup, şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmeden takibe konulmayacağından takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Mahkemece, asıl davada davanın reddine karar verildiğini, birleşen dava dosyasında da dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, bu ilamda yer alan vekalet ücretinin takip konusu yapıldığını, karar içerik itibariyle kabul niteliğinde olmadığından infazı için kesinleşmesinin gerekmediğini belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez.</p>

<p>Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır.</p>

<p>O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4.(HMK'nun m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 28.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-20149061-e-20148377-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="25661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKSIZ REKABET DAVALARINDA TESPİT NİTELİĞİNDEKİ İLAMLARIN İCRASI VE KESİNLEŞME ŞARTI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/haksiz-rekabet-davalarinda-tespit-niteligindeki-ilamlarin-icrasi-ve-kesinlesme-sarti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/haksiz-rekabet-davalarinda-tespit-niteligindeki-ilamlarin-icrasi-ve-kesinlesme-sarti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GENEL OLARAK </strong></p>

<p>Genel icra hukuku, temel olarak ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere iki ana takip yolundan oluşmaktadır. İlam 6100 sayılı Hukuk Kanunu’nun 301/2.maddesinde “Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır.” şeklinde tanımlanmıştır. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nu 38.maddesinde ve özel kanunlarda ise ilam niteliğindeki belgeler tanımlanmıştır. İlamlı icra, mahkemeler tarafından usulüne uygun şekilde verilmiş hüküm nüshası ile ilam niteliğinde icra kabiliyeti bulunan belgelerin cebrî icrasını konu edinmektedir. Buna karşılık ilamsız icra ise, herhangi bir mahkeme kararına dayanmaksızın, yalnızca para ve teminat alacaklarının tahsili amacıyla alacaklının borçluya karşı başvurabildiği cebrî icra yolunu ifade etmektedir. Bu takip yolunda alacaklının, alacağını önceden bir mahkeme ilamı ile tespit ettirmesine gerek bulunmamakta; kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde doğrudan icra takibi başlatabilmesi mümkün olmaktadır.</p>

<p>İlamlı icra takibine başvurulabilmesi için alacaklının elinde, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan bir uyuşmazlık hakkında hukuk mahkemelerince verilmiş ve eda hükmü niteliği taşıyan bir ilamın veya ilam niteliği taşıyan bir belgenin bulunması gerekmektedir. Eda hükmü, taraflardan birinin diğer tarafa bir şeyi vermeye (ödemeye), yapmaya veya yapmamaya mahkûm edildiği mahkeme kararlarını ifade etmektedir. İcra ve İflâs Hukuku bakımından bir mahkeme kararının veya ilam niteliğindeki bir belgenin ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, kural olarak eda hükmü içermesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, tespit veya inşai nitelikteki kararlar, kanunda açıkça öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla, doğrudan ilamlı icra takibine konu edilemez.</p>

<p>İlâmların icrası İcra ve İflâs Kanunu 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Para alacağına veya teminat verilmesine ilişkin ilamların cebrî icra yoluyla infazı, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 32 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 32. maddesinde, "Para borcuna veya teminat verilmesine dair bir ilamın icra dairesine verilmesi üzerine icra müdürü tarafından borçluya bir icra emri tebliğ olunur." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bunun yanı sıra, Kanun'un "İlam mahiyetini haiz belgeler" başlıklı 38. maddesinde ise mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller, para borcu ikrarını içeren re'sen düzenlenmiş noter senetleri, temyiz kefaletnameleri ile icra dairesinde verilen kefaletlerin, ilamların icrasına ilişkin hükümlere tabi olduğu düzenlenmiş olmakla birlikte özel kanunlarda da ilam niteliğinde belgelere yer verilmiştir.</p>

<p>Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun ilamlı icra takibine konu olabilecek belge ve işlemleri sınırlı sayıda belirlediği görülmektedir. Bu düzenlemelerle, ilamlı icra yoluna başvurulabilecek belgelerin kapsamı açık bir şekilde ortaya konulmuş; gerekli görülen hâllerde ise özel kanunlarda ilam niteliği tanınan belgeler ayrıca düzenlenmek suretiyle bu kapsam tek tek sayılmak suretiyle sınırlandırılmıştır.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun dördüncü kısmında ayrıntılı şekilde düzenlenen haksız rekabet hükümleri kapsamında verilen mahkeme kararlarının hangi usulle ve hangi şartlarda ilamlı icraya konu edilebileceği hususu, Kanun'un yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık on beş yıl geçmiş olmasına rağmen uygulamada hâlen tam anlamıyla bir uygulama birliğine kavuşamamıştır. Özellikle hüküm fıkrasında hem haksız rekabetin tespiti hem de haksız rekabetin men'ine ilişkin kararların birlikte yer aldığı ilamların infazında, icra daireleri ile yargı mercileri arasında farklı değerlendirmelerin ortaya çıkabildiği görülmektedir.</p>

<p>Türk Ticaret Kanunu'nun 54 ilâ 63. maddeleri arasında düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin temel amacı, bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabet düzeninin korunmasını sağlamaktır. Bu kapsamda verilen kararlar incelendiğinde, mahkemelerin çoğu zaman aynı ilam içerisinde hem haksız rekabetin tespitine hem de haksız rekabetin men'ine hükmettiği görülmektedir. Ancak bu durum, söz konusu ilamların icra kabiliyetinin değerlendirilmesinde her iki hükmün aynı hukuki niteliğe sahip olduğu sonucunu doğurmamaktadır.</p>

<p>Özellikle HMK'nın 367/2. maddesinde yer alan, "kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez" hükmünün kapsamı ve ilamlı icra hukukunun temel ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, haksız rekabet davalarında verilen tespit ve men hükümlerinin birbirinden ayrılarak icra edilmesi olanaklı değildir.</p>

<p>Aksi yöndeki yorumlar, kanunun öngörmediği şekilde tespit niteliğindeki hükümlerin doğrudan cebrî icraya konu edilmesine veya buna karşılık eda niteliğindeki hükümlerin infazının müstakil bir takip ile infazının gerçekleştirilmek istenmesi hem hukuki güvenlik ilkesini hem de cebrî icra hukukunun kanunilik esasını zedeler.</p>

<p>Bu çalışmada, haksız rekabet davalarında verilen tespit ve men kararlarının hukuki nitelikleri ile bu kararların ilamlı icra bakımından doğurduğu sonuçlar değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>II. TTK M.56'DA YER ALAN TESPİT DAVASININ FONKSİYONU VE İCRA HUKUKU BAKIMINDAN SONUÇLARI </strong></p>

<p>Türk Ticaret Kanunu 56. maddesinin ilk cümle düzenlemesi dikkat çekicidir. Davacı; "Fiilin haksız olup olmadığının tespitini" isteyebilir. Burada kanun, zararın, tazminatın veya men kararının ön şartı olarak değil, öncelikle hukuka aykırılığın tespit edilmesini öngörmektedir. Bu düzenleme klasik eda davalarından farklıdır. Çünkü burada mahkeme öncelikle; "Bu davranış dürüst rekabet düzenini ihlal ediyor mu?" sorusuna bir cevap aramaktadır. Dolayısıyla tespit kararı; bir alacak hakkını değil, hukuka aykırılık olgusunu belirlemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TTK m.56/1-a'da yer alan tespit davası; davacının mülkiyet hakkını, alacak hakkını veya şahıs varlığı hakkını tespit etmemektedir. Mahkeme; davacının sahip olduğu subjektif hakkı değil, dürüst rekabet düzeninin ihlal edilip edilmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla hükmün konusu; bir eda yükümlülüğü değil, hukuki ilişkinin hukuka uygun olup olmadığıdır. Bu nedenle verilen karar; esas itibarıyla tespit hükmü niteliğindedir.</p>

<p>TK m.56/1-b'de ayrıca; "Haksız rekabetin men'ini" istenebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme göstermektedir ki; kanun koyucu, hukuka aykırılığın tespiti ile eylemin durdurulmasını aynı hukuki sonuç olarak görmemektedir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle; (a) bendi hukuka aykırılığı belirler. (b) bendi davranışın durdurulmasını emreder. Dolayısıyla; tespit kararı tek başına davranışı durduran bir karar değildir. Davranışın sona ermesini sağlayan karar ise men kararıdır.</p>

<p>Bu nedenle, aynı davada hem tespit hem de men kararı verilmiş olsa dahi, ilamlı icraya elverişli olan hüküm men kararıdır. Tespit hükmü ise davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini belirleyen, ancak tek başına yerine getirilmesi gereken bir edim içermeyen, hukuki durumu açıklayıcı nitelikte bir karardır.</p>

<p>Pratik icra uygulamasında karşılaşılan en önemli problem ise haksız rekabet davalarında tespit ve men hükümlerinin çoğu zaman aynı ilam içerisinde yer almasıdır. Tespit hükmü tek başına cebri icraya konu olmasa da, men hükmü ile aynı kararın içinde bulunduğunda infaz aşamasında ilamın bölünerek değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle ilamın icra edilebilirliği değerlendirilirken yalnızca hüküm fıkrasındaki ifadeler değil, ilamın bütünü ve kararın hukuki niteliği birlikte dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>III. İCRA EMRİNİN İLAMA AYKIRI DÜZENLENMESİ </strong></p>

<p>Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilâma veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilâmlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için İcra ve İflas Kanununun 16 ve devamı maddeleri gereğince icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir. İcra takip talebinde ilama aykırılık mevcut olması durumunda icra mahkemesine başvuru süresiz şikâyete tabidir.</p>

<p>Kural olarak istinaf veya temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklı kalmak koşulu ile nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. (6100 sayılı HMK mad. 350/2 ve 367/2)</p>

<p>Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâmın icrasının talep edilmesi hâlinde, icra müdürünün kanun hükmünü (HMK m. 367/2, HUMK m. 443/2) re’sen nazara alarak takip talebini reddetmesi gerekir. Aksi hâlde borçlu, gönderilen icra emrine karşı şikâyet yoluna başvurabilir (Muşul, Timuçin: İcra ve İflas Hukuku, C. 2, Ankara 2013, s. 945).</p>

<p>Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı İcra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir. İlâmın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tâbi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, Ankara 1993, s. 2222, 2224)</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/kesinlesmeden-icraya-konulamayacak-bir-ilamin-icrasinin-talep-edilmesi-halinde-icra-mudurunun-kanun-hukmunu-resen-nazara-alarak-takip-talebini-reddetmesi-gerekir" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. sayılı kararı</a>nda da benimsendiği üzere ilâmın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilâmlı icra takibinde ilâma aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. İlâma aykırılık şikâyeti, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tâbidir.</p>

<p>Öte taraftan, icra takibine dayanak teşkil eden ilamların hüküm kısmı incelendiğinde yargılama giderleri ile vekâlet ücreti dışında kalan hüküm bölümlerinin, cebri icraya elverişli nitelikte bir eda hükmü içermediğinin anlaşılması halinde ilamın bölünmezliği ilkesi gereğince hüküm fıkrasında eda hükmü niteliği taşımayan ve cebri icraya elverişli olmayan bölümler bakımından ilamlı icra takibi yapılması hukuken olanaklı değildir.</p>

<p>HGK'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/...-517 E-1997/776 K sayılı ve yine HGK'nun 2009/...-239 E-2009/268 K sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; "İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. İcra müdürlükleri ilamın hüküm kısmını dikkate alarak aynen infazı ile görevlidir. Sınırlı yetkili icra mahkemesinin hükümde yer almayan bir hususu yorum yolu ile ilama eklemesi ya da var olan bir hususu çıkarması olanağı yoktur. Ayrıca icra mahkemesince ilamın infaz edilecek kısmı yorum yolu ile de belirlenemez."</p>

<p>Yine <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20199458-e-201912854-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2019/9458 Esas ve 2019/12854 Kararı</a>na konu edildiği üzere, takip dayanağı ilamın hüküm kısmının aynen infazı zorunlu olup, dar yetkili icra mahkemesinin, yorum ve tahmin yoluyla hüküm kısmını değiştiremeyeceği açıktır.</p>

<p><strong>IV. KISA KARARLARIN İLAM NİTELİĞİNDE OLMAMASI </strong></p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesinde ilam mahiyetini haiz belgeler; "mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını içeren resen düzenlenmiş noter senetleri, temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler" olarak sınırlı şekilde sayılmıştır. Anılan düzenlemede mahkeme ara kararları veya davanın sonunda tefhim edilen kısa kararlar ilam niteliğinde sayılmamıştır.</p>

<p>Nitekim, ara kararlar nihai hüküm niteliğinde olmayıp, yargılamanın yürütülmesine ilişkin usul işlemleridir. Her ne kadar ara kararları, İcra ve İflas Kanunu'nun 68. maddesinde sayılan belgeler kapsamında genel haciz yolu ile ilamsız takibe dayanak yapılabilecek nitelikte olsa da, bu durum söz konusu kararların ilam niteliği kazandığı anlamını ihtiva etmez. Diğer taraftan, davanın sonunda tefhim edilen kısa karar, gerekçeli karar ile ayrılmaz bir bütün oluşturduğundan, gerekçeli karar yazılıp infaza elverişli bir ilam niteliği kazanmadan müstakil olarak ilamlı takibe konu edilemez.</p>

<p><strong>V. TESPİTE İLİŞKİN İLAMLARIN İCRASINDA BORÇLU İTİRAZININ DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>Tespit niteliğindeki kararların, kesinleşmeleri beklenmeksizin ilamlı icra takibine konu edilmesi, borçlunun savunma ve itiraz haklarının etkin biçimde kullanılmasını önemli ölçüde sınırlandırır. Bu durumda borçlu, henüz kesin hüküm niteliği kazanmamış bir yargı kararına dayanılarak cebrî icra tehdidiyle karşı karşıya kalmakta ve icra hukukunda itiraz sebeplerinin sınırlı olması nedeniyle esas uyuşmazlığa ilişkin savunmalarını ileri sürme imkânından büyük ölçüde mahrum kalabilir.</p>

<p>İcra takibinde borçluya tanınan itiraz ve savunma mekanizmalarının etkisiz hâle gelmesi, yalnızca usule ilişkin bir eksiklik olarak değerlendirilemez. Zira hak arama hürriyetinin ayrılmaz bir unsuru olan savunma hakkının fiilen kullanılamaması, anayasal güvence altındaki adil yargılanma hakkının da ihlal edilmesi sonucunu doğurur. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, cebrî icra yoluna başvurulması bireylerin etkili başvuru ve savunma haklarını ortadan kaldıracak veya anlamsız hâle getirecek şekilde yorumlanmamalıdır.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>İlamlı icra takibi, cebrî icra hukukunda alacaklının en güçlü takip yollarından birini oluşturmakta olup, bu yolun kullanılabilmesi ancak kanunun açıkça öngördüğü şartların eksiksiz olarak gerçekleşmesine bağlıdır. Bu nedenle, takip dayanağını oluşturan belgenin gerçekten ilam veya ilam mahiyetini haiz belge niteliğinde bulunup bulunmadığının, ilamın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü içerip içermediğinin ve kesinleşmesinin gerekip gerekmediğinin icra müdürlüğünce re'sen değerlendirilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve kanunilik prensibinin doğal bir sonucudur.</p>

<p>Pratik icra uygulamalarında sıkılıkla karşılaşılmayan ve uygulama birliğinin ne yazık ki var olmadığı özellikle haksız fiilden kaynaklanan tespit niteliğindeki ilamların icrasındaki hukukilikten uzak ve ilam hükmünü aşar şekilde icra dairelerince infaz edilmek istenen kararlar beraberinde daha büyük hukuki uyuşmazlıkların ve mağduriyetlerin yaşanmasına sebebiyet verebilir.</p>

<p>Bu kapsamda, tespit niteliğindeki kararların, ara kararlarının veya gerekçeli karar ile bütünlük kazanmamış kısa kararların ilamlı icra takibine konu edilmesi; İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiği, ilamlı icranın istisnai niteliği ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile bağdaşmaz. Zira ilamlı icra yolu kapsamının kanun koyucu tarafından sınırlı olarak belirlenmiş olması, cebrî icra yetkisinin ancak açık kanuni dayanağı bulunan hâllerde kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Özellikle tespit niteliğindeki kararların kesinleşmeden cebrî icraya konu edilmesi, borçlunun ilamsız takipte sahip olduğu itiraz mekanizmalarından yararlanmasını fiilen ortadan kaldırmakta; böylece savunma hakkı, silahların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı üzerinde telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum yalnızca usule ilişkin bir sorun olmayıp, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının etkin şekilde kullanılmasını da doğrudan etkileyen anayasal bir mesele niteliğindedir.</p>

<p>Sonuç olarak, ilamlı icra hukukunda takip dayanağının niteliğine ilişkin yapılacak değerlendirmelerde, cebrî icranın süratle sonuçlandırılması amacı ile bireyin temel usul güvenceleri arasında adil bir denge kurulması zorunludur. İcra hukukunun etkinliğini artırma amacı, kanunun öngörmediği belge ve kararların ilamlı icra kapsamına dâhil edilmesini haklı kılamayacağı gibi, borçlunun savunma ve itiraz haklarını etkisiz bırakacak yorumlara da dayanak oluşturamaz. Bu sebeple, ilamlı icra hükümlerinin uygulanmasında kanunilik, hukuki güvenlik, ölçülülük ve adil yargılanma ilkelerinin birlikte gözetilmesi hem cebrî icranın meşruiyetinin hem de hukuk devleti ilkesinin korunmasının vazgeçilmez bir gereğidir.</p>

<p><strong>VII. GÜNCEL YARGI KARARLARI</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-20149061-e-20148377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/9061 Esas ve 2014/8377 Karar</i></strong></a></p>

<p>Borçlu vekili İcra Mahkemesine başvurusunda; takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamının patent belgesinden doğan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i ile maddi ve manevi tazminat talepli açılan dava ile tasarımın hükümsüzlüğü talepli açılan karşı dava olup, şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmeden takibe konulmayacağından takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. (…)</p>

<p>HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez.</p>

<p>Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır.</p>

<p>O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikâyetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201416-e-2014179-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/16 Esas ve 2014/179 Karar</i></strong></a></p>

<p>Şikâyet eden borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; borçlu hakkında yapılan ilamlı takipte, takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını ve faizin fazla talep edildiğini açıklayarak, takibin iptalini istemiştir. Mahkemece, dayanak ilamın 26.06.2013 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, şikayet eden - borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı ve İBK ve HGK'nun 17.03.1954 tarih ve 3/40-49 sayılı kararı gereğince; her dava açıldığı tarihteki koşullara ve hukuki duruma göre hükme bağlanır.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla yürürlükte bulunan HUMK’nun 443/4. maddesine (6100 s. HMK. m. 367/2) göre aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez.</p>

<p>Takip dayanağı olan İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2010/130 Esas-2013/130 Karar sayılı ilamında asıl davada faydalı modelin hükümsüzlüğüne, karşı davada ise ise faydalı modele tecavüze ilişkin istemin reddine, davacı-karşı davalının zorunluluk bulunmadığı halde davalı karşı davacının ürününü kopya düzeyinde benzerlerini üretip piyasaya sürmesinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bu şekilde ürünün piyasaya sürülmesinin önlenilmesine karar verildiği, anılan bu ilamdaki vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsili amacıyla 29.05.2013 tarihinde takip başlatıldığı ve dayanak ilamın 13.06.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nce kişilik haklarına saldırı ve haksız rekabetin önlenmesine yönelik olarak oluşturulan hüküm, HUMK.nun 443/4.maddesi kapsamında şahsın hukukuna ilişkin hakka tecavüz niteliğinde olduğundan, bu nitelikteki ilamlar kesinleşmeden infaz edilemeyeceği gibi, eklentisi olan yargılama giderleri ve vekalet ücreti de, kesinleşmeden takibe konulamaz. Dayanak ilamın kesinleşmesinin gerektiği Mahkemenin kabul olmasına rağmen takipten sonra ilamın kesinleştiği gerekçesiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece şikâyetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20234482-e-20242078-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2023/4482 Esas ve 2024/2078 Karar</i></strong></a></p>

<p>Alacaklılar tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde, alacaklılar İcra Mahkemesine başvurusunda, takip konusu ilamda belirtilen genel kurul kararlarının iptalinin ticaret siciline bildirilmesi talebinin reddine ilişkin 26.08.2021 tarihli İcra Müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep ettiği mahkemece; talep konusu likit alacak veya eda hükmü içermediğinden şikayetin reddine karar verildiği, alacaklıların anılan karara yönelik olarak istinaf başvurusunda bulunmaları üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; ilam nitelik itibariyle kesinleşmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği, anılan karara yönelik olarak alacaklıların temyiz talebinde bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası İİK'nın 32 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddede (para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam İcra Dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder…), İİK'nın “ilam mahiyetini haiz belgeler” başlığını taşıyan 38. maddesinde ise (Mahkeme huzurunda sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir…) şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. İlgili yasa maddeleri ile yasa koyucu hangi belgelere dayanılarak ilamlı takip yapılabileceğini, önemine binaen titizlikle düzenlemiş, gerekli gördüğü yerlerde bunu özel kanunlarda belirleyip sınırlandırmıştır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus ise maddede yer verilen ilamların, icrası yorum gerektirmeyecek açık tahsil hükmü (eda hükmü) taşıyan ilamlar olduğu noktasıdır. Bu nedenle eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez. Ancak, kesinleşmeleri halinde bu ilamlardaki vekalet ücreti ve yargılama giderine dayalı likit miktarların icra yolu ile infazı mümkündür.</p>

<p>Somut olayda takibe dayanak yapılan İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.07.2021 tarih ve 2019/437 E.2021/589 K. sayılı kararında “davalı/borçlu şirketin 30.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararlardan; (4) numaralı gündem maddesi ile ... dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve (7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın, ...’a TTK’nın 395. ve 396. maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların ayrı ayrı iptaline” karar verilmiş, ilamda likit bir miktarın ödenmesi yönünde eda hükmü oluşturulmamıştır. Bu durumda ilamın kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerin istenebilmesi dışında icra yolu ile infazı da mümkün değildir.</p>

<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikâyetin eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez gerekçesi ile reddine karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz ise de sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/haksiz-rekabet-davalarinda-tespit-niteligindeki-ilamlarin-icrasi-ve-kesinlesme-sarti-1</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="22284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA HUKUKU UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMÜNDE RE'SEN DİJİTAL DENETİM MODELİ: RE-TES PROJE ÖNERİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-hukuku-uyusmazliklarinin-cozumunde-resen-dijital-denetim-modeli-re-tes-proje-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-hukuku-uyusmazliklarinin-cozumunde-resen-dijital-denetim-modeli-re-tes-proje-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu çalışmada, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 355'te düzenlenen ihtiyaç nedeniyle tahliye sonrasındaki 3 yıllık kiralama yasağının etkin şekilde denetlenmesi amacıyla geliştirilen 'Re'sen Tahliye ve Takip Entegre Sistemi' (RE-TES) yazılım ve hukuk modeli önerilmektedir. Mevcut yasal düzende, yasağın ihlal takibi tamamen eski kiracının bireysel imkanlarına bırakılmış olup bu durum hakkın kötüye kullanılmasına ve yargı organlarında fuzuli dava yoğunluğuna yol açmaktadır. Önerilen RE-TES modeli; UYAP, TAKBİS, MERNİS ve EPDK veri tabanlarını bütüncül bir mimariyle entegre ederek, hak sahibi dışındaki üçüncü kişilerin abonelik ve ikamet hareketlerini kamu eliyle, şikayete bağlı olmaksızın re'sen ve dijital olarak denetlemeyi hedeflemektedir. Sistem, ihlalin tespiti halinde otomatik idari yaptırım ve tazminat tahakkuku mekanizmasını işleterek hem toplumsal barışa katkı sunmakta hem de adli mekanizmaların üzerindeki iş yükünü hafifletmektedir.</p>

<p><strong>1. GİRİŞ</strong></p>

<p>Son yıllarda makroekonomik parametrelerdeki değişimler ve taşınmaz değerlerindeki artışlar, kiralayan ve kiracı arasındaki hukuki uyuşmazlıkları sosyolojik bir husumet boyutuna taşımıştır. Özellikle mülk sahiplerinin, mevcut kiracıları tahliye edip taşınmazı daha yüksek bedellerle üçüncü kişilere kiralayabilmek adına 'gereksinim (ihtiyaç) nedeniyle tahliye' kurumunu araçsallaştırdıkları görülmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinin birinci fıkrası, kiralayanın gereksinim amacıyla tahliye ettirdiği taşınmazı haklı bir sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Ancak, bu emredici hükmün işlevselliği, ihlalin tespiti noktasında ciddi bir zafiyet barındırmaktadır.</p>

<p>Yasal yaptırımların (en az bir yıllık kira bedeli tutarında tazminat) tetiklenebilmesi, mülk sahibinin evi başkasına kiraladığının eski kiracı tarafından öğrenilmesine ve ispatlanmasına bağlıdır. Kiracının tahliye edildikten sonra eski taşınmazın abonelik durumlarını izlemesi, çevre sakinlerinden istihbarat toplaması veya adreste fiili fiziki takip yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu çalışmada, hukuk devleti ilkesinin ve sözleşme adaletinin tesisi amacıyla, denetim yükümlülüğünün kiracıdan alınarak devletin dijital altyapısı eliyle re'sen yürütülmesini öngören RE-TES (Re'sen Tahliye ve Takip Entegre Sistemi) modeli akademik ve teknik boyutlarıyla incelenmiştir.</p>

<p><strong>2. RE-TES SİSTEM MİMARİSİ VE HUKUKİ ALTYAPI</strong></p>

<p>RE-TES, adli ve idari kurumların veri tabanlarını uçtan uca birbirine bağlayan, yapay zeka tabanlı bir denetim algoritmasıdır. Sistemin hukuki altyapısı 'Zorunlu Hak Sahibi Beyanı' ve 'TAKBİS Şerhi' olmak üzere iki temel aşamadan oluşmaktadır.</p>

<p><strong>2.1. İhtiyaç Şerhi ve e-Devlet Beyan Prosedürü</strong></p>

<p>Mahkeme kararı, icra takibi ya da noter kanalıyla ihdas edilen tahliye süreçlerinin tamamlanmasını müteakip, UYAP veya ilgili noterlik sistemi üzerinden Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemine (TAKBİS) otomatik bir veri akışı sağlanacaktır. Taşınmazın tapu kaydına re'sen 'İhtiyaç Nedeniyle Boşaltılan Taşınmaz - 3 Yıl Kiralama Yasağı' şerhi işlenecektir. Bu aşamadan sonra mülk sahibi, 30 gün içinde e-Devlet platformuna entegre RE-TES modülü üzerinden, taşınmaza fiilen yerleşecek olan yasal yakınının (altsoy, üstsoy veya eş) T.C. Kimlik Numarasını beyan etmekle mükellef olacaktır.</p>

<p><strong>2.2. Kurumlar Arası Dijital Entegrasyon Modeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sistemin esas denetim mekanizması, şikayete bağlı olmaksızın, veri tabanları arasında gerçekleştirilecek anlık çapraz sorgulamalara dayanmaktadır. Entegre edilecek kurumlar ve fonksiyonları Tablo 1'de sunulmuştur.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p><strong>Veri Kaynağı (Kurum)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p><strong>Çekilen Veri Tipi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p><strong>Algoritmik Fonksiyonu</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>EPDK / Dağıtım Şirketleri</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Elektrik, Doğalgaz, Su Abonelik Verileri</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Tahliye edilen adreste yeni bir abonelik sözleşmesi yapıldığı an, abonenin T.C. Kimlik Numarasını sisteme aktarır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>İçişleri Bakanlığı (MERNİS)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Verileri</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Adrese yeni yerleşen veya abonelik açan kişinin, kiralayanın beyan ettiği yasal yakını olup olmadığını denetler.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Vergi Kimlik ve Taşınmaz Rayiç Değerleri</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>İhlal tespiti halinde uygulanacak idari para cezasının matrahını belirler ve re'sen tahakkuk sürecini yönetir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>3. OTOMATİK YAPTIRIM VE TAZMİNAT MEKANİZMASI</strong></p>

<p>RE-TES algoritması, MERNİS ve EPDK üzerinden gelen verilerin, mülk sahibinin e-Devlet üzerinden yaptığı beyanla eşleşmediğini (üçüncü bir şahsın adrese yerleştiğini veya abonelik açtığını) tespit ettiği anda, 'İhlal Alarmı' üreterek süreci re'sen başlatır. Bu aşamada adli sisteme intikal etmeksizin idari olarak iki yönlü müeyyide uygulanır:</p>

<p>İlk olarak, kamu düzeninin korunması amacıyla GİB üzerinden mülk sahibine taşınmazın vergi değerine endeksli bir idari para cezası kesilerek tapu kaydına e-haciz şerhi işlenir. İkinci olarak, eski kiracının e-Devlet sistemine otomatik 'Tazminat Hak Sahipliği Bildirimi' iletilir. Kanunun öngördüğü 1 yıllık kira bedeli tutarındaki taban tazminat miktarı sistem tarafından hesaplanarak kiralayana tebliğ edilir. 30 günlük yasal ödeme süresi içinde kiracının hesabına ödeme yapılmaması durumunda, UYAP üzerinden kiracı adına harçtan muaf, re'sen ilamsız icra takibi başlatılır.</p>

<p><strong>4. SONUÇ VE ÖNERİLER</strong></p>

<p>Mevcut kira uyuşmazlıklarının adli makamlarca çözüme kavuşturulma süresi, Sulh Hukuk Mahkemelerinin iş yükü sebebiyle uzamakta, bu durum geciken adalete ve taraflar arasındaki husumetin derinleşmesine neden olmaktadır. RE-TES projesi, denetim mekanizmasını bireylerin inisiyatifinden çıkarıp dijital devlet altyapısına devrederek tam bir hukuki denetim sağlamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut e-Devlet, UYAP ve MERNİS entegrasyon seviyesi göz önüne alındığında, projenin mevzuat değişikliğini müteakip 6 ay gibi kısa bir sürede hayata geçirilebileceği değerlendirilmektedir. Bu modelin uygulanmasıyla, sahte ihtiyaç iddialı tahliyeler bıçak gibi kesilecek, mahkemelerdeki fuzuli dava yükü minimize edilecek ve toplumsal barış zeminine önemli bir katkı sunulacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>AHMET SORUCİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-hukuku-uyusmazliklarinin-cozumunde-resen-dijital-denetim-modeli-re-tes-proje-onerisi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/insaat-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="69203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 19)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mali-suclari-arastirma-kurulu-genel-tebligi-sira-no-19nde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mali-suclari-arastirma-kurulu-genel-tebligi-sira-no-19nde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 19)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 32), 27 Haziran 2026 Tarihli ve 33293 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MALİ SUÇLARI ARAŞTIRMA KURULU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 19)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SIRA NO: 32)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>30/4/2021 tarihli ve 31470 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 19)’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Finansal kuruluş: Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde sayılan yükümlüleri,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğe 4/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Türk uyruklu olmayan gerçek kişilerin uzaktan kimlik tespitine ilişkin genel esaslar</p>

<p>MADDE 4/C- (1) Yükümlüler Türk uyruklu olmayan gerçek kişilerin kimlik tespitini aşağıdaki esaslar dâhilinde, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının (ICAO) 9303 sayılı standardına uygun, yakın alan iletişimi özelliği olan pasaport kullanılmak suretiyle uzaktan kimlik tespiti yoluyla yapabilirler. Bu şekilde pasaportla uzaktan kimlik tespiti yapılan gerçek kişiler 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında müşteri kabul edilir.</p>

<p>a) Bu maddeye göre yapılacak uzaktan kimlik tespiti, pasaportla uzaktan kimlik tespiti konusunda özel olarak eğitim verilmiş personel tarafından görüntülü görüşme yoluyla gerçekleştirilir. Bu zorunluluk, bu madde kapsamında yapılacak uzaktan kimlik tespiti sürecinde, canlılık testi veya fotoğraf karşılaştırma amacıyla 4 üncü maddenin dokuzuncu fıkrasında yer alan şartları sağlayan yapay zekâ temelli uygulamaların kullanılmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>b) Bu madde kapsamında, pasaportun yongasında yer alan kimlik bilgilerinin pasaport üzerinde yer alan bilgilerle eşleştiği yakın alan iletişimi kullanılarak doğrulanır. Bu doğrulamanın yapılamaması halinde uzaktan kimlik tespiti yoluyla iş ilişkisi tesis edilemez.</p>

<p>c) 4/A maddesinde kimlik belgesi için öngörülen esaslar (kimlik paylaşım sisteminden doğrulama zorunluluğu hariç olmak üzere), bu maddede aksine bir düzenleme bulunmaması kaydıyla, pasaport hakkında da uygulanır. Ayrıca uzaktan kimlik tespitinde kullanılan pasaportun Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının (ICAO) 9303 sayılı standardına uygunluğu yönünden gerekli kontroller yapılır.</p>

<p>ç) Görüntülü görüşme sürecinde kişiyi ve kişi tarafından sunulan pasaport üzerindeki bilgileri gösteren görüntüler alınır.</p>

<p>d) Uzaktan kimlik tespiti kapsamında alınan adres bilgisinin; yerleşim yeri belgesi, ilgili adına düzenlenmiş elektrik, su, doğalgaz gibi adres temelli abonelik gerektiren bir hizmete ilişkin olan ve işlem tarihinden önceki üç ay içinde düzenlenmiş fatura, herhangi bir kamu kurumu tarafından verilen belge veya ilgili ülkenin kamuya açık veri tabanları üzerinden risk bazlı yaklaşım çerçevesinde en geç üç ay içerisinde teyit edilmesi zorunludur. Adres teyidi yapılmadan para transferi ve nakit çekim yapılamaz.</p>

<p>e) Kimlik tespiti sürecinde işlem yapılan elektronik ortamdan elde edilen teknik veriler (IP/port bilgisi, cihaz kimliği, coğrafi konum, tarayıcı bilgileri ve benzeri) ile pasaporttaki bilgiler risk temelli yaklaşım kapsamında değerlendirilir. Yapılan değerlendirme sonucunda şüpheyi gerektiren bir durumun tespiti halinde uzaktan kimlik tespiti süreci sonlandırılır.</p>

<p>(2) Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişilerin uzaktan kimlik tespitinde tüzel kişiliği temsile yetkili Türk uyruklu olmayan gerçek kişinin kimlik tespiti, Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında temsile yetkili kişiler için aranan bilgiler alınmak kaydıyla birinci fıkradaki esaslara göre yapılabilir.</p>

<p>(3) Bu madde kapsamında müşteri kabulü yapacak yükümlüler; risklerin tanımlanması, derecelendirilmesi, izlenmesi ve azaltılmasına yönelik gerekli tedbirleri alır. Yükümlüler ayrıca bu kapsamda edinilecek müşterilerle ilgili olarak müşterinin tanınması ile risk yönetimi ve izleme ve kontrol faaliyetlerine ilişkin bir uygulama rehberi oluşturur. 16/9/2008 tarihli ve 26999 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine İlişkin Yükümlülüklere Uyum Programı Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca uyum programı oluşturacak yükümlüler bu tedbirlere kurum politika ve prosedürlerinde yer verir. Yükümlüler riskli olarak belirledikleri ülkelerin vatandaşlarını pasaportla uzaktan kimlik tespiti yöntemiyle müşteri olarak kabul edemez. Müşteri kabulüne başlanmasından itibaren bir ay içerisinde bu kapsamda alınan tedbirler, oluşturulan prosedür ve rehberler hakkında Başkanlığa bildirim yapılır.</p>

<p>(4) Bu madde kapsamında pasaportla kimlik tespiti yapılan kişinin Türk vatandaşlığını kazandığının veya Türkiye Cumhuriyeti kanunları uyarınca kendisine vergi mükellefiyeti tesis edildiğinin anlaşılması halinde Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Yönetmeliğinde tanımlanan kimlik kartının bir örneği veya vergi kimlik numarası elektronik ortamda alınarak müşteri bilgileriyle ilişkilendirilir.</p>

<p>(5) Bu maddedeki yöntemle edinilen müşteriler yüksek risk grubunda değerlendirilerek buna uygun izleme ve kontrol tedbirlerine tabi tutulur. Bu kapsamda, bu Tebliğin 6 ncı maddesi ile Yönetmeliğin 26/A maddesinde yer alan tedbirler dikkate alınır ve ayrıca aşağıdaki tedbirler uygulanır:</p>

<p>a) Müşteri profiline ve iş ilişkisi tesisindeki amaca uygun olmayan işlemlerin tespiti halinde gerekli tedbirler alınır.</p>

<p>b) Kimlik bilgilerinin doğrulanması amacıyla, müşterinin kimlik bilgileri ile uyumlu yurt içinde veya yurt dışında mukim bir banka hesabından ya da banka veya kredi kartından para transferi yapılması zorunludur. Para transferi için üretilen mesajlardaki ayırt edici bilgilerle hesabın açılması için uzaktan kimlik tespiti kapsamında müşteriden edinilen bilgilerin uyuştuğu kontrol edilir. Bu transfer ve kontrol işlemi, müşteri hesabından başkaca bir işlem gerçekleştirilmeden önce tamamlanır. Yükümlülerce prosedür ve rehberlerde belirlenecek makul süre içerisinde bu işlemin tamamlanmaması halinde Yönetmeliğin 22 nci maddesine göre işlem tesis edilir.</p>

<p>c) Bu madde kapsamında açılan hesaba, sadece kişinin yurt dışında kendi adına açılmış banka hesaplarından para gönderimi gerçekleştirilir. Açılan bu hesaptan yurt dışına para çıkışı sadece söz konusu kişi adına açılmış banka hesaplarına yapılır. 6 ncı maddenin ikinci fıkrası kapsamında kimlik tespiti yapılması halinde nakit çekim veya bu bentte yer alan kısıtlamalara tabi olmaksızın para transferi yapılabilir.</p>

<p>ç) Bu madde uyarınca iş ilişkisi tesis edilen müşterinin hesabından nakit yatırma ve çekme işlemi yapılması durumunda Yönetmeliğin 18 inci madde hükmü göz önünde bulundurulur.</p>

<p>(6) Bu madde kapsamında müşteri kabul edilenlere ilişkin istatistiki bilgiler takvim yılı esas alınarak her üç aylık dönemin son ayında Başkanlığa gönderilir.</p>

<p>(7) Pasaportla uzaktan kimlik tespiti uygulamasında bu maddede belirtilen hususların yanı sıra bu Tebliğde belirtilen diğer kontroller ve tedbirlerin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri de uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “4 üncü maddesinin dördüncü” ibaresi “4/A maddesinin birinci” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 5/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve Portföy Yönetim Şirketleri” ibaresi “, Portföy Yönetim Şirketleri ve Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcılar” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Finansal kuruluşlar ile finansal olmayan belirli iş ve meslekler” ibaresi “Yükümlüler” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mali-suclari-arastirma-kurulu-genel-tebligi-sira-no-19nde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="17800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yenilenmiş Ürünler Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yenilenmis-urunler-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yenilenmis-urunler-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yenilenmiş Ürünler Hakkında Yönetmelik, 27 Haziran 2026 Tarihli ve 33293 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YENİLENMİŞ ÜRÜNLER HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Bakanlıkça belirlenen kullanılmış malların yenilenmiş olarak tekrar satışa sunulmasına ilişkin uygulama usul ve esaslarını düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, Bakanlıkça belirlenen kullanılmış malların yenilenerek tekrar satışa sunulmasına ilişkin faaliyetleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 57/A ve 84 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) Beyaz Liste: 12/7/2014 tarihli ve 29058 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Kimlik Bilgisini Haiz Cihazların Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelikte belirtilen listeyi,</p>

<p>c) Genel Müdür: Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürünü,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) İş günü: Ulusal, resmî ve dinî bayram günleri ile yılbaşı, 1 Mayıs, 15 Temmuz ve Pazar günleri dışındaki çalışma günlerini,</p>

<p>e) İthalatçı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere mal veya hizmetleri ya da bu malların ham maddelerini yahut ara mallarını ticari veya mesleki amaçlarla ithal ederek satım, kira, finansal kiralama veya benzeri bir yolla piyasaya süren gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>f) Kalıcı veri saklayıcısı: Tüketicinin gönderdiği veya kendisine gönderilen bilgiyi, bu bilginin amacına uygun olarak makul bir süre incelemesine elverecek şekilde kaydedilmesini ve değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bu bilgiye aynen ulaşılmasına imkân veren kısa mesaj, elektronik posta, internet, disk, CD, DVD, hafıza kartı ve benzeri her türlü araç veya ortamı,</p>

<p>g) Kanun: 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu,</p>

<p>ğ) Komisyon: Yenileme merkezinin uyarılması, yenileme yetki belgesinin askıya alınması veya iptal edilmesine ilişkin hususlarda karar vermek amacıyla oluşturulan komisyonu,</p>

<p>h) Kullanılmış mal: Alışverişe konu olan ve Ek-1’de yer alan ikinci el malları,</p>

<p>ı) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>i) Üretici: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal ya da bu malların ham maddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine markasını, ünvanını veya herhangi bir ayırt edici işaretini koyarak kendisini üretici olarak gösteren gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>j) Yenileme işlemi: Ek-1’de yer alan malların; donanım, yazılım veya fiziki özelliklerinde iyileştirme yapılarak tekrar satışa sunulmasına ilişkin tüm işlemleri,</p>

<p>k) Yenileme merkezi: Bakanlıktan aldığı yenileme yetki belgesine dayanarak faaliyet gösteren tüzel kişiyi,</p>

<p>l) Yenileme yetki belgesi: Yenileme merkezi olarak faaliyette bulunulabilmesi için Bakanlık tarafından düzenlenen belgeyi,</p>

<p>m) Yenilenmiş ürün: Yenileme işleminden sonra yenileme merkezi veya yetkili satıcı tarafından satışa sunulan kullanılmış malı,</p>

<p>n) Yenilenmiş Ürün Bilgi Sistemi (YÜBİS): Bu Yönetmelik kapsamındaki işlemlerin gerçekleştirilmesi amacıyla Bakanlıkça oluşturulan elektronik sistemi,</p>

<p>o) Yerinde yenileme noktası: Yenileme merkezinin sahip olduğu yenileme yetkisini Bakanlıkça belirlenen düzenleme veya standartlar kapsamında kullanan gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>ö) Yetkili satıcı: Yenileme merkezi tarafından verilen yetkiye dayanarak tüketiciye yenilenmiş ürün sunan ya da ürün sunanın adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar ve Yenileme Yetkisi</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yenileme işlemlerinin, Bakanlıkça belirlenen düzenleme veya standartlara uygun olarak YÜBİS üzerinden yapılması ve oluşturulan elektronik sertifikanın tüketicilere verilmesi zorunludur. Bu düzenleme veya standartlar, Bakanlığın internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p>(2) Yenileme merkezlerinin, yetkili satıcıların, yerinde yenileme noktalarının ve Bakanlıkça belirlenen diğer bilgi ve belgelerin YÜBİS’e kaydedilmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Yenilenmiş ürünün; ambalajında, etiketinde, reklam ve ilanlarında tüketicinin kolaylıkla algılayabileceği bir şekilde “yenilenmiş” ibaresine ve yenileme merkezi bilgisine yer verilerek satışa sunulması zorunludur.</p>

<p>(4) Yenileme merkezi, yenilenmiş ürüne ilişkin Türkçe tanıtma ve kullanma kılavuzunu YÜBİS’e kaydetmekle yükümlüdür. Tüketicinin talep etmesi halinde bu kılavuzun satışı gerçekleştiren yenileme merkezi ya da yetkili satıcı tarafından yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla tüketiciye verilmesi zorunludur.</p>

<p>(5) Yenileme merkezi, Bakanlıkça belirlenen düzenleme veya standartlarda yer alan özelliklere uygun olarak alınmış yeterlilik belgesine sahip olunması şartıyla, ayrıca yeni bir yenileme yetki belgesi alınmasına gerek olmaksızın, Ek-1’de yer alan tüm ürünler için yenileme işlemi yapabilir.</p>

<p>(6) Yenilenmiş bir ürüne tekrar yenileme işlemi yapılabilmesi için yenileme tarihinden itibaren en az otuz gün geçmesi zorunludur.</p>

<p>(7) Yerinde yenileme noktası ve yetkili satıcı, ayrı ayrı yetki almak şartıyla, birden fazla yenileme merkezine hizmet verebilir.</p>

<p>(8) Bir yenilenmiş ürün grubu için bir satıcı tarafından farklı satış fiyatları belirlenmiş olması halinde; tüketicilerin herhangi bir ödeme yükümlülüğü altına girmeden önce fiyat farkına dayanak teşkil eden fiziksel ve teknik özellikler hakkında açıkça ve kolaylıkla görülebilir şekilde bilgilendirilmesi zorunludur.</p>

<p>(9) Genel Müdürlük, gerekli gördüğü hallerde bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik olarak ilgili tüm kişi, kurum ve kuruluşlara yol göstermek amacıyla kılavuz hazırlar ve bu kılavuzu Bakanlığın internet sitesinde yayınlar.</p>

<p><strong>Yenileme yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yenileme merkezinin Ek-1’de yer alan kullanılmış malları yenileyebilmesi için Bakanlıktan yenileme yetki belgesi alması zorunludur. Yenileme merkezi, bu belgeyle kendisine verilen yetkiyi Bakanlıkça belirlenen düzenleme veya standartlara uygun olarak yerinde yenileme noktaları aracılığıyla da kullanabilir. Bu düzenleme veya standartlarda yerinde yenileme noktalarının hangi işlemleri yapmaya yetkili olduğu hususuna yer verilir. Yerinde yenileme noktası, yenileme merkezi tarafından yetkili satıcı olarak da yetkilendirilebilir.</p>

<p>(2) Yenileme merkezleri dışındaki ticari işletmelerin yerinde yenileme noktası olarak faaliyet gösterebilmesi için Bakanlıkça belirlenen ilgili düzenleme veya standartlara göre alınmış yeterlilik belgesine sahip olması zorunludur.</p>

<p>(3) Yenileme yetki belgesi verilmesine ilişkin hususlar Bakanlığın internet sitesinde ilan edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(4) Bakanlığa yapılan başvurular üzerine, Genel Müdürlük tarafından gerekli incelemeler yapılarak ilan edilen şartları sağlayan başvurular için yenileme yetki belgesi düzenlenir.</p>

<p>(5) Yenileme yetki belgesi her bir yenileme merkezi için ayrı ayrı düzenlenir ve devredilemez.</p>

<p><strong>Yenileme yetki belgesi verilmesinde aranan şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yenileme yetki belgesinin alınabilmesi için aşağıdaki şartların sağlanması zorunludur:</p>

<p>a) Bakanlıkça belirlenen düzenleme veya standartlarda yer alan özelliklere uygun olarak alınmış yeterlilik belgesine sahip olunması.</p>

<p>b) Sermaye şirketi niteliğinde olunması.</p>

<p>c) Şirketi temsile yetkili kişilerin;</p>

<p>1) On sekiz yaşını doldurmuş olması.</p>

<p>2) İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile itibarının yerine gelmiş olması.</p>

<p>3) Kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıldan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş veya Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve Devlet sırlarına karşı suçlar; casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, işkence, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkân sağlama, bilişim suçları ile özel hayata veya hayatın gizli alanına karşı işlenmiş suçlardan hüküm giymemiş veya ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması.</p>

<p>ç) Yüz milyon Türk lirasından az olmamak üzere ödenmiş sermayeye sahip olunması.</p>

<p>d) Bakanlık tarafından ilan edilecek diğer hususların sağlanması.</p>

<p><strong>Yenileme yetki belgesinin geçerlilik süresi ve diğer işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yenileme yetki belgesinin geçerlilik süresi beş yıldır. Geçerlilik süresi dolmadan başvuruda bulunulmuş olması şartıyla, bu süre başvuru sonuçlanıncaya kadar uzatılmış kabul edilir.</p>

<p>(2) Yenileme merkezinin ünvan, adres ve diğer iletişim bilgilerindeki değişiklikler ile temsile yetkili kişilerde değişiklik olması durumunda; yeni temsilcilerin 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan şartları taşıdığını gösterir bilgi ve belgeleri otuz gün içinde Bakanlığa bildirmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Yenileme yetki belgesinin askıya alınması ve iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerine veya bu Yönetmeliğe atıfta bulunulan kanun ya da düzenleyici işlemlere aykırı uygulamaların tespiti ve bununla ilgili olarak yazılı uyarıya rağmen aykırılığa devam edilmesi halinde yenileme yetki belgesi Komisyon tarafından iptal edilir. Komisyon, uyarıda bulunma ve yenileme yetki belgesinin iptali hususlarında yapılacak değerlendirmelerde aykırılığın niteliği, yaygınlığı, sürekliliği, tekrarı ve etkisini göz önünde bulundurur. Komisyon, gerek duyması halinde inceleme yaptırabilir veya diğer kurum ve kuruluşlardan görüş alabilir.</p>

<p>(2) Yenileme yetki belgesi verilmesinde aranan şartlarda meydana gelen değişikliklerin Bakanlığa otuz gün içinde bildirilmesi zorunludur. Bu şartların kaybedildiğinin tespiti halinde düzeltilebilir nitelikteki eksikliklerin giderilmesi için Komisyon tarafından süre verilir. Yenileme yetki belgesi, tüketicilerin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla verilen süre içerisinde Komisyon tarafından askıya alınabilir. Verilen sürede eksikliklerin giderilmemesi, belge verilmesinde aranan şartlarda düzeltilmesi mümkün olmayan bir eksikliğin tespit edilmesi veya yenileme merkezinin başvurusu üzerine yenileme yetki belgesi iptal edilir.</p>

<p>(3) Geçerlilik süresi sona ermesine rağmen yenileme yetki belgesini yenilemeyen, belgesi iptal edilen veya askıda bulunan yenileme merkezi bu Yönetmelik kapsamındaki faaliyetlerine devam edemez.</p>

<p>(4) Yenileme yetki belgesi iptal edilen yenileme merkezine iptal tarihinden itibaren bir yıl süreyle yenileme yetki belgesi verilmez.</p>

<p><strong>Komisyon</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yenileme merkezinin uyarılması, yenileme yetki belgesinin askıya alınması veya iptal edilmesine ilişkin hususlarda karar vermek amacıyla Bakanlık tarafından Komisyon kurulur. Komisyonun çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>(2) Komisyon kararları Bakan onayı ile yürürlüğe girer.</p>

<p>(3) Komisyon, ilgili Bakan Yardımcısının başkanlığında Genel Müdür, Genel Müdürlükten iki üye ile Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünden bir üye olmak üzere beş üyeden oluşur.</p>

<p>(4) Komisyon, Başkanın çağrısı üzerine üyelerin tamamının katılımıyla toplanır ve oy çokluğuyla karar alır.</p>

<p>(5) Komisyonun başkan ve üyelerinin herhangi bir nedenle Komisyon çalışmalarına katılamaması halinde, bunlara vekâlet edenler Komisyonda görev yapar.</p>

<p>(6) Komisyonun sekretarya hizmetleri Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yenileme İşlemine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Yenileme işlemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Elektronik kimlik bilgisi bulunan kullanılmış malların yenilenebilmesi için;</p>

<p>a) E-Devlet Kapısında (e-Devlet) bulunan Beyaz Listede yer alması,</p>

<p>b) En az bir yıl öncesine ilişkin veri, ses ya da kısa mesaj kullanım trafiğinin bulunması,</p>

<p>c) Yenileme işlemini gerçekleştiren yenileme merkezi ya da yerinde yenileme noktası tarafından YÜBİS’te beyan edilen bir hat aracılığıyla kullanılmış malın mobil telefon hizmeti sunan işletmeci şebekesinde aktif hale getirilmesi ve bu kapsamda kullanılmış mal tarafından en az bir çağrı işleminin başarılı şekilde gerçekleştirilmesi,</p>

<p>zorunludur. Bu işlemlere ilişkin kayıtlar YÜBİS aracılığıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu sistemlerinden doğrulanır. Bu şartları sağlamayan kullanılmış mallara yenileme işlemi yapılamaz.</p>

<p>(2) Yenileme merkezi veya yerinde yenileme noktası tarafından, birinci fıkranın (c) bendi kapsamında kullanılacak hat bilgisi Bakanlığa bildirilir. Her bir yenileme merkezi veya yerinde yenileme noktası adına, Bakanlıkça YÜBİS’te belirtilen sayıda hat tanımlanabilir. Yenileme işlemleri yalnızca Bakanlığa bildirilen hatlar üzerinden yürütülür.</p>

<p>(3) Kullanılmış malın değerleme işleminin, malın yenileme merkezi, yerinde yenileme noktası, yetkili satıcı ya da yenileme merkezi adına veya hesabına hareket eden üçüncü kişiler tarafından ya da yenileme merkezine ait ticari reklam ve tanıtımlara istinaden teslim alınmasını takip eden üç iş günü içinde sonuçlandırılması zorunludur. Tüketicinin bu değerlemeyi kabul ettiğine ilişkin onay yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısıyla alınır.</p>

<p>(4) Malın bedeli ve varsa indirim, kupon gibi taahhüt edilen tüm faydaların tüketicinin onayını takip eden üç iş günü içinde sağlanması zorunludur. Takas içeren sözleşmelerde ise bu faydalar, tüketicinin işleme ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmesinden itibaren üç iş günü içinde sağlanır. Bu süreler, tüketiciye önceden bildirilmesi ve onayının alınması koşuluyla üç iş gününe kadar uzatılabilir.</p>

<p>(5) Yenileme merkezinin, varsa yerinde yenileme noktası ve yetkili satıcının, ticari ünvan ve iletişim bilgileri ile Bakanlıkça belirlenen diğer hususlara ilişkin bilgilerin yer aldığı sertifika tüketiciye yenilenmiş ürünle birlikte yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısıyla verilir.</p>

<p><strong>Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yenileme merkezi, yerinde yenileme noktasının ve yetkili satıcının bu Yönetmelik kapsamındaki faaliyetlerinden sorumludur.</p>

<p>(2) Yetkili satıcı, satmış olduğu yenilenmiş ürünlere ilişkin olarak bu Yönetmelik kapsamında tüketicilere sağlanan haklardan yenileme merkeziyle birlikte müteselsilen sorumludur.</p>

<p>(3) Yenileme merkezi ve yetkili satıcının herhangi bir şekilde ticari faaliyetlerinin sona ermesi halinde, yenilenmiş ürün garantisi süresince bakım ve onarım hizmetlerinin sunulmasından yerinde yenileme noktası, yenileme merkezi ve yetkili satıcıyla birlikte müteselsilen sorumludur.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yenilenmiş Ürünlere İlişkin Haklar</p>

<p><strong>Cayma hakkı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Mesafeli satış yöntemiyle kurulan sözleşmelerde cayma hakkına ilişkin olarak 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği hükümleri uygulanır. Diğer yöntemlerle kurulan sözleşmelerde ise;</p>

<p>a) Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir.</p>

<p>b) Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile yenileme merkezine veya yetkili satıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. Bu bildirimin yapıldığına dair ispat yükümlülüğü tüketiciye aittir.</p>

<p>c) Cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat etme yükümlülüğü satışı gerçekleştiren yenileme merkezi veya yetkili satıcıya aittir. Tüketici, cayma süresi içinde malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.</p>

<p>ç) Bu maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi veya tüketicinin cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirilmemesi durumunda, tüketici cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Her hâlükârda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer.</p>

<p>d) Cayma hakkı süresi, tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin malı teslim aldığı gün başlar. Ancak tüketici, sözleşmenin kurulmasından malın teslimine kadar olan süre içinde de cayma hakkını kullanabilir.</p>

<p>e) Cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmenin bir yıllık süre içinde yapılması halinde, on dört günlük cayma hakkı süresi, bu bilgilendirmenin gereği gibi yapıldığı gün itibarıyla başlar.</p>

<p>f) Cayma hakkının kullanılması durumunda yapılacak tüm geri ödemeler, tüketicinin satın alma sırasında kullandığı ödeme aracına uygun şekilde ve tüketiciye herhangi bir masraf veya yükümlülük getirmeksizin tüketicinin işleme ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmiş olması koşuluyla on dört gün içinde ve tek seferde yapılmak zorundadır.</p>

<p><strong>Yenilenmiş ürün garantisi ve satış sonrası hizmetler</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Kanunun 56 ncı maddesi ile 13/6/2014 tarihli ve 29029 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Garanti Belgesi Yönetmeliği, bu Yönetmelik kapsamındaki yenilenmiş ürünlerin garanti uygulamaları için kıyasen uygulanır. Bu uygulamada, Kanun ve Garanti Belgesi Yönetmeliğinde yer verilen üretici, ithalatçı ve yetkili servis istasyonuna ilişkin sorumluluklar yenileme merkezi, satıcıya ilişkin sorumluluklar ise yetkili satıcı tarafından yerine getirilir. Yenilenmiş ürün satışının doğrudan yenileme merkezi tarafından gerçekleştirilmesi halinde, garanti belgesine ilişkin düzenlemelerde satıcı için tanımlanan yükümlülüklerden yenileme merkezi sorumludur.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın uygulanmasında aşağıdaki istisnalar dikkate alınır:</p>

<p>a) Garanti süresi; malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari bir yıldır.</p>

<p>b) Yenilenmiş ürün garantisi süresi içinde ücretsiz onarım veya ayıpsız yenilenmiş misli ile değişim haklarından birinin seçilmesi durumunda, bu talebin yenileme merkezine veya yetkili satıcıya yöneltilmesinden itibaren azami yirmi iş günü içinde yerine getirilmesi zorunludur. Bu süre, ürünün yetkili satıcıya ya da yenileme merkezine teslim edilmesiyle başlar.</p>

<p>(3) Yenilenmiş ürün garantisi süresince, taahhüt edilen hakların kullanılması nedeniyle; nakliye, posta, kargo veya servis elemanlarının ulaşım gideri dâhil olmak üzere tüketiciden herhangi bir masraf talep edilemez.</p>

<p>(4) Yenilenmiş ürünün tamirinin tamamlandığı tarih tüketiciye telefon, faks, e-posta, iadeli taahhütlü mektup ve benzeri bir yolla bildirilir. Uyuşmazlık halinde bildirime ilişkin ispat yükü ürünü teslim alan yetkili satıcıya veya yenileme merkezine aittir.</p>

<p>(5) Garanti süresi içinde yetkili satıcı ya da yenileme merkezi tarafından, kargo ile gönderilen arızalı yenilenmiş ürünler hariç olmak üzere, kendilerine teslim edilen veya kendileri tarafından teslim alınan arızalı yenilenmiş ürünler ile ilgili olarak ürünün teslim alındığına dair aşağıdaki bilgileri içeren teslim fişinin düzenlenmesi ve tüketiciye verilmesi zorunludur:</p>

<p>a) Teslim edenin adı, soyadı ve imzası.</p>

<p>b) Teslim alanın adı, soyadı ve imzası.</p>

<p>c) Tüketicinin yenilenmiş ürüne ilişkin şikâyet ve talepleri.</p>

<p>ç) Yenilenmiş ürünün cinsi, markası ve modeli.</p>

<p>d) Teslim tarihi.</p>

<p>(6) Yenileme merkezi tarafından, onarım hakkını kullanan tüketicilere teslim edilen yenilenmiş ürünlerle ilgili olarak aşağıdaki bilgileri içeren servis fişinin tekemmül ettirilmesi ve tüketicilere verilmesi zorunludur:</p>

<p>a) Yenileme merkezinin ünvanı, adresi ve iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Tüketiciye teslim tarihi.</p>

<p>c) Arızasına ve yapılan işlemlere ilişkin bilgi.</p>

<p>ç) Yenilenmiş ürün garantisi kapsamı dışında ise ücreti.</p>

<p>d) Yenileme merkezi yetkilisinin imzası.</p>

<p>e) Kargo ile teslim alınanlar haricinde, tüketicinin adı, soyadı, adresi ve telefonu ile imzası.</p>

<p>(7) Teslim fişi ve servis fişi kalıcı veri saklayıcısıyla da tüketiciye verilebilir. Bu durumda, bu belgelerin tüketiciye verildiğine ilişkin onayının alınması zorunludur. Tüketicinin onayının alındığının ispat yükü ürünün teslimini gerçekleştiren yetkili satıcıya veya yenileme merkezine aittir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bilgi ve belgelerin saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelikte düzenlenen işlemlere ilişkin bilgi ve belgelerin beş yıl boyunca saklanması zorunludur.</p>

<p><strong>Kişisel verilerin korunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik kapsamında yürütülen kişisel veri işleme faaliyetlerinde 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile bu Kanuna dayanılarak çıkarılan ikincil mevzuatta yer alan usul ve esaslara uyulması zorunludur.</p>

<p><strong>Diğer yükümlülükler</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Yenilenmiş ürünlerin, kullanılmamış ve ikinci el mallardan açıkça ayırt edilebilecek şekilde ayrı bir kategoride satışa sunulması zorunludur.</p>

<p>(2) Yenileme merkezi, yerinde yenileme noktası ve yetkili satıcı dışındakiler, yenilenmiş ürünler için Bakanlık tarafından belirlenen ayırt edici logoyu reklam ve tanıtımlarında kullanamazlar.</p>

<p>(3) Ek-1’de yer alan elektronik kimlik bilgisi bulunan kullanılmış malların ticaretini yapan gerçek veya tüzel kişiler ile bu Yönetmelikte sayılan işyerleri, Genel Müdürlükçe belirlenen bilgi ve belgeleri YÜBİS’e kaydetmek zorundadır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 22/8/2020 tarihli ve 31221 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra ile yürürlükten kaldırılan Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.</p>

<p><strong>Geçiş hükmü</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihi itibarıyla yenileme yetki belgesine sahip ticari işletmeler; 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan koşulları sağladıklarını ispat eden belgeleri bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde, (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen koşulları sağladıklarını ispat eden belgeleri ise 31/12/2026 tarihine kadar Genel Müdürlüğe sunmaları halinde yeni bir yetki belgesi almaksızın sahip oldukları yenileme yetki belgelerinin geçerlilik süresi boyunca faaliyetlerini sürdürebilirler.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik 1/8/2026 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong>Ek-1</strong></p>

<p><strong>YENİLENEREK SATIŞA SUNULABİLECEK </strong></p>

<p><strong>KULLANILMIŞ MALLAR LİSTESİ</strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Cep Telefonları</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Tabletler</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Akıllı Saatler</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Bilgisayarlar (Dizüstü, Masaüstü)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Oyun Konsolları</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Modemler</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="93">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="311">
   <p>Televizyonlar</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yenilenmis-urunler-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="29686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanununa Göre Açılacak Kreş ve Gündüz Bakımevleri Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-kurum-ve-kuruluslarinca-2828-sayili-sosyal-hizmetler-kanununa-gore-acilacak-kres-ve-gunduz-bakimevleri-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-kurum-ve-kuruluslarinca-2828-sayili-sosyal-hizmetler-kanununa-gore-acilacak-kres-ve-gunduz-bakimevleri-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanununa Göre Açılacak Kreş ve Gündüz Bakımevleri Hakkında Yönetmelik, 27 Haziran 2026 Tarihli ve 33293 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KAMU KURUM VE KURULUŞLARINCA 2828 SAYILI SOSYAL HİZMETLER KANUNUNA GÖRE AÇILACAK KREŞ VE GÜNDÜZ BAKIMEVLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu uyarınca mahalli idareler ve ilgili kanunlarda tanınan yetkiler uyarınca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununa göre açılacak kreş ve gündüz bakımevlerinin açılış işlemleri, izinleri, bunların hizmet, işleyiş ve personeline ilişkin standart ve esasları, denetimleri, kapatılmaları ile ücretlerine dair usul ve esasların düzenlenmesidir.</p>

<p>(2) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 191 inci maddesi kapsamındaki çocuk bakımevleri bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 4 üncü, 34 üncü ve 35 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını,</p>

<p>b) Bilişim sistemi: Bakanlıkça tutulan ve kuruluşla ilgili bilgiler ve kayıtlı çocukların bilgilerine yer verilen elektronik sistemi,</p>

<p>c) İl müdürlüğü: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı il müdürlüğünü,</p>

<p>ç) İl müdürü: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı il müdürünü,</p>

<p>d) Komisyon: Kuruluşların denetlenmeleri, değerlendirilmeleri ve kapatılmaları ile ilgili kararları almak üzere valilik onayı ile kurulan, valinin görevlendireceği il müdürü veya il müdür yardımcısı ya da şube müdürü başkanlığında en az iki sosyal çalışma görevlisinden oluşan üç kişinin görev aldığı komisyonu,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) Kreş ve gündüz bakımevi: 0-6 yaş grubundaki çocukların bakımlarını gerçekleştirmek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını korumak ve geliştirmek ve bu çocuklara temel değer ve alışkanlıkları kazandırmak amacıyla kurulan ve yatılı olmayan sosyal hizmet kuruluşlarını,</p>

<p>f) Kuruluş: (e) bendinde tanımlanan kreş ve gündüz bakımevlerini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Kuruluşların Açılışı, İşleyişi, Kuruluşlara Kabul Esasları, Denetim ve Ücretler</p>

<p><strong>Kuruluşların açılış ve işleyiş esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Kuruluşların açılacağı bina ile ilgili belgeler, açılış izni için gerekli işlemler, kuruluşun nakli, bina yerleşim, kapasite ve yaş grubu değişikliği, ad verme işlemleri, kuruluşla ilgili yapılan değişiklik işlemlerinin bildirilmesi, kuruluş binası ve yeri, kapasite tespiti, kuruluş binasında aranacak özellikler, sivil savunma planı, kuruluş binalarının kullanımı, kuruluş müdürünün, müdür yardımcısının, grup sorumlusunun, çocuk bakıcısının, yardımcı personelin ve branş elemanlarının nitelik, görev ve sorumlulukları, personel yaş durumu, eğitim ve sağlık işlemleri, çocuklara yönelik eğitim programı, çocukların beslenmesi, mesai saatleri dışındaki çalışmaları, çocuk kabulü, gruplardaki çocuk ve personel sayısı, kuruluşlarda bulunacak defter ve dosyalar, stajyer öğrenci uygulaması ve bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, kamu hizmeti ile uyumlu olmak şartıyla 30/4/2015 tarihli ve 29342 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Kreş ve Gündüz Bakımevlerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır. Mezkûr Yönetmelikte kurucu tarafından yapılacağı belirtilen işlemler, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun yetkili birimi tarafından yürütülür.</p>

<p>(2) Kuruluşlarda çalışacak kamu personeli, ilgili mevzuata göre istihdam edilir ve görev yapar.</p>

<p><strong>Denetim</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Her ne ad altında olursa olsun, bu Yönetmeliğin kapsamında yer alan kreş ve gündüz bakımevi niteliğinde yürütülen faaliyetler bu Yönetmelikle öngörülen hükümlere, izin ve denetime tabidir.</p>

<p>(2) Kuruluşlar vali onayı ile il müdürlükleri tarafından denetlenir; gerekli görüldüğünde Bakanlık tarafından da denetim yapılabilir. Eğitim programlarının uygulanması ise Millî Eğitim Bakanlığı tarafından denetlenir ve tespit edilen eksiklikler il müdürlüğüne bildirilir. Kuruluş yetkilileri denetim esnasında istenilen her türlü belgeyi sunmak ve kolaylık göstermekle yükümlüdür.</p>

<p>(3) Komisyonda kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde, komisyon başkanının kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(4) Kuruluş, en az yılda bir kez denetlenir ve denetim sonuçlarını gösteren bir denetim raporu hazırlanır. Denetim raporu komisyon üyelerince imzalanır. Raporun tamamına veya belirli bir kısmına muhalif olanlar, şerh koymak suretiyle kararı imzalar. Muhalif görüş gerekçesinin raporda, karar altında veya ekinde belirtilmesi zorunludur.</p>

<p>(5) Denetim sonucu tespit edilen hususlar il müdürlüğü tarafından yazılı olarak kuruluşa bildirilir. Kuruluş, en fazla bir ay içinde belirtilen eksiklikleri gidermek zorundadır.</p>

<p>(6) Denetim sonucu tespit edilen eksikliklerin verilen süre içinde giderilip giderilmediği tekrar denetlenir. Bu kapsamda;</p>

<p>a) Açılış izin belgesinde yer almayan yaş grubunda çocuk kabulü yapılması,</p>

<p>b) Kuruluşun belirlenmiş kapasitesi üzerinde çocuk kabulü ve bakımı yapılması,</p>

<p>c) Binanın odaları, grupları, bölümleri ve katlarında il müdürlüğünden onay alınmaksızın değişiklik yapılması,</p>

<p>ç) Çalışma izni olmayan personel çalıştırılması,</p>

<p>d) Zorunlu çalıştırılması gereken personel sayısından eksik sayıda personel çalıştırılması,</p>

<p>e) Çocuklara yönelik bu Yönetmelikte ve ilgili mevzuatında belirtilen eğitim programlarının uygulanmıyor olması,</p>

<p>f) Kuruluş müdürünün görevden ayrılışının zamanında bildirilmemesi; yeni kuruluş müdürünün görevlendirilmesinin zamanında teklif edilmemesi veya göreve başlatılmaması,</p>

<p>g) Binada, kazalara neden olabilecek merdiven, radyatör, kapı, pencere, kaygan zemin, oyun materyali ve benzeri unsurlara karşı kuruluşun iç ve dış güvenliği için gerekli önlemlerin alınmamış olması,</p>

<p>ğ) 27/11/2007 tarihli ve 2007/12937 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyulmaması,</p>

<p>h) Sivil savunma planının hazırlanmaması veya kuruluşun iç mekânında kolay görülebilen bir yere asılmamış olması,</p>

<p>ı) Kuruluşta bulunan gıda, yangın tüpü, ilaç ve tıbbi malzemenin son kullanma tarihinin geçmiş olması,</p>

<p>i) Çocuklara gıda rasyonuna uygun olmayan yemek verilmesi,</p>

<p>j) Kuruluşun ortam sıcaklığının 4 üncü madde kapsamında ilgili mevzuatında belirlenen hükümlere uygun olmaması,</p>

<p>k) Belirlenmiş ücret dışında ücret alınması,</p>

<p>l) Denetim esnasında yetkili merci tarafından istenen bilgi ve belgelerin zamanında teslim edilmemesi,</p>

<p>m) Kuruluşun açılışına, çalışma şartlarına, yönetimine, hizmetin etkin sunumuna ilişkin olarak 4 üncü madde kapsamında ilgili mevzuatında belirlenen diğer koşullarda eksiklik veya aykırılıkların tespit edilerek kuruluşa bildirilmesine rağmen giderilmemesi,</p>

<p>hususları denetlenir.</p>

<p>(7) Kuruluşta yapılan denetim sonucunda, altıncı fıkrada belirtilen eksiklik veya aykırılıkların tespit edilmesi halinde, söz konusu eksiklik veya aykırılıkların giderilmesi için otuz günü geçmemek üzere uygun bir süre verilerek kuruluşa yazılı olarak ihtar edilir.</p>

<p>(8) Belirlenen süre içinde kuruluş tarafından söz konusu eksiklik veya aykırılığın giderilmemesi halinde, otuz günü geçmemek üzere ek süre verilir. Bu süre içinde de söz konusu eksiklik veya aykırılıkların giderilmemesi halinde, kuruluş kapatılır.</p>

<p>(9) Eksiklik veya aykırılıkların giderilmesi için verilen süreler içinde kuruluşa yeni bir çocuk kabulü yapılmaz.</p>

<p>(10) Kuruluşun doğrudan kapatılması aşağıda belirtilen hususlardan birinin tespit edilmesi halinde yapılır:</p>

<p>a) Kuruluş müdürünün kuruluşta hizmet verilen kişilere yönelik tehdit veya baskı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren fiziksel, cinsel, tıbbi, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar veren eylemlerinin tespit edilmesi.</p>

<p>b) Kuruluşun açılış izin onayı olmadan hizmete başlaması.</p>

<p>c) İzinsiz devir ve nakil işlemi yapılması.</p>

<p>ç) Açılış işlemleri esnasındaki ibraz edilen belge ve beyanların gerçeği yansıtmadığının sonradan ortaya çıkması.</p>

<p>(11) Kuruluşun kapatılması aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir:</p>

<p>a) Kuruluşun kapatılması 2828 sayılı Kanuna göre gerçekleştirilir.</p>

<p>b) Kuruluşun kapatılması kararı, on iş günü içinde kuruluşa bildirilerek velilere bilgi verilmesi sağlanır.</p>

<p>c) Kuruluşun kapatılması halinde, açılış izin onayı, açılış izin belgesi aslı, kütük ve denetim defterleri on beş gün içinde ilgili kamu kurum ve kuruluşunun yetkili birimi tarafından il müdürlüğüne teslim edilir.</p>

<p>(12) Kuruluşta bakılan çocuklara yönelik ihmal veya istismar da bulunduğu, suç işlediği ya da işlenen suçu gizlediği tespit edilen veya şüphelenilen kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur ve bu durum il müdürlüğüne bildirilir.</p>

<p><strong>Kuruluşlara kabul esasları, ücretler ve bilişim sistemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Ücretler, kuruluşun bağlı olduğu kamu kurum ya da kuruluşunca belirlenir. Ücret, 12/10/1987 tarihli ve 87/12197 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Açılacak Çocuk Bakımevleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen ücretten daha az olamaz.</p>

<p>(2) Mahalli idareler bakımından verilecek hizmetten sosyal hizmet ve yardım kapsamında ücret alınıp alınmayacağına ve alınacak ücretin miktarına ilgili kanunlara göre bu idarelerin meclislerince karar verilir.</p>

<p>(3) Tespit edilen ücret, kuruluşlar tarafından her ayın başında peşin olarak alınır.</p>

<p>(4) Hastalık nedeniyle on beş iş günü ve daha uzun süreli rapora dayalı devamsızlıklarda, çocuğun raporlu olduğu süreci kapsayan ücretleri, çocuğun herhangi bir nedenle kuruluştan ayrılması, ilişiğinin kesilmesi veya kuruluşun kapanması durumunda, ayrılış ve kapanma tarihinden sonraki günlere ve saatlere isabet eden ödenmiş ücretler iade edilir.</p>

<p>(5) Kuruluşlara, çalışanlara ve kayıtlı çocuklara ilişkin bilgiler Bakanlıkça bilişim sisteminde tutulur ve takip edilir. Kayıtlar ayrıca kuruluşlar tarafından Millî Eğitim Bakanlığının e-okul bilişim sistemine işlenir.</p>

<p><strong>İzin</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Her çocuğa yılda iki ayı geçmemek üzere izin verilebilir. Çocuk izinli olduğu sürece ücret tahakkuk ettirilmeye devam edilir.</p>

<p>(2) İzin süresinin mücbir sebep ve usulüne göre belgelenmiş sağlık sorunları dışında aşılması durumunda, ücreti ödense dahi çocuğun kuruluşla ilişiği kesilir ve tekrar kaydı yapılmaz.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bakanlık; bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve bu Yönetmeliğin uygulanmasını sağlamak üzere alt düzenleyici işlemler yapmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinde bu Yönetmeliğe uygun olarak açılış onayı bulunmayan kuruluşlar, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden altı ay içerisinde açılış onayı için başvurur.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinde mevcut olan kuruluşlar bu Yönetmelik hükümlerine altı ay içerisinde uyumlu hâle getirilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-kurum-ve-kuruluslarinca-2828-sayili-sosyal-hizmetler-kanununa-gore-acilacak-kres-ve-gunduz-bakimevleri-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="58257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[IBAN MAĞDURLARI İÇİN YAPILAN ÖNERİ HAKKINDA DEĞERLENDİRMELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iban-magdurlari-icin-yapilan-oneri-hakkinda-degerlendirmeler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iban-magdurlari-icin-yapilan-oneri-hakkinda-degerlendirmeler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dolandırıcılık suçlarıyla ilgili tartışmalar bir süredir kamuoyunun gündemindedir. Özellikle dolandırıcılık suçunda banka hesabını başkasına kullandıranların sosyal medya üzerinden taleplerini ve mağduriyetlerini yüksek sesle dile getirdikleri görülmektedir. Nitekim bu talepler neticesinde 12. Yargı Paketine bir madde önerisi de eklenmiş olup bu yazının konusu bahse konu teklifin değerlendirmesini amaçlamaktadır.</p>

<p>Gerçekten de dolandırıcılık suçunun, artma eğiliminde olduğu bilinen bir gerçektir. Kriminolojide karanlık sayı olarak ifade edilen mağdurların, resmi makamlara başvurmadığı olaylar bir kenara bırakılıp adli istatistiklere bakıldığında bile dolandırıcılık olaylarının arttığı görülmektedir. Bu artışın sebebi olarak birçok neden sayılabilir, ekonomik sorunlar, kolay para kazanma hırsı, cezaların yeteri kadar caydırıcı görülmemesi, eğitim eksikliği bu nedenler arasındadır.</p>

<p><strong>"IBAN Mağdurları" Gerçekten Mağdur mudur?</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçunda esas mağdur, hileli hareketlerle dolandırılan kişilerdir. Mağdurlar; türlü hilelerle parasını, evini, arabasını kaybeden kişilerdir. Asıl dolandırıcılar ise dolandırıcılık için rolleri planlayan, iyi niyetli kişileri istismar eden, mağdurun malvarlığını kendi üstüne alan kişilerdir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunu işleyen asıl faillerin, çeşitli yollarla (gerekirse komisyon ödeyerek) ikna ettikleri kişilere ait hesabı kullanması soruşturma sürecinde bu hesap sahiplerinin "fail" olarak yargılanmasına neden olmaktadır. Bu kişiler, kendilerinde dolandırıcılık kastı olmamasına rağmen fail olarak yargılandıkları için mağdur olduklarını belirtmektedir. Basit bir ifadeyle IBAN mağduru, hukuk dilindeki anlamıyla mağdur değildir, kendi açılarından bakıldığında gerçek failler yerine olayın faili olarak yargılandıkları için kendilerini mağdur gören kişilerdir.</p>

<p>“TCK 158 mağdurları” veya "IBAN mağduru" olarak kendilerini ifade eden bu kişiler, banka hesapları dolandırıcılık suçunda kullanılanlardır. Bu kişiler, çoğu durumda yargılama aşamasında asıl işlenen “dolandırıcılık” suçundan haberdar olmadığını söylemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerçekten de hesabı kullanılan kişiler; dolandırıcılık kastıyla hareket ediyor olabilir (bu kişiler fail olarak cezalandırılması gerekir ki tartışmanın konusu bu kişiler değildir), bu olaydan hiç haberi olmayabilir, belirli bir komisyon karşılığında hesabını kiralamış olabilir veya hiç haberi olmadan adına hesap açılmış olabilir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu işlendiğinde, kolluk ve savcılık makamları ilk önce bu hesap sahiplerine, şüpheli olarak işlem yapmaktadır. Asıl dolandırıcılar, suçtan elde ettikleri haksız kazancın büyük kısmını kendine almakta, belki küçük bir kısmını hesap sahibine vererek bu kişileri, kendi yerlerine adalet sisteminin içine atmaktadır (Aşağıdaki şekilde soruşturma "1" numaralı ok yönünde ilerlemektedir). Zaten başkasına ait hesabı ve telefon hattını kullanmanın amacı da budur, kendi kimliklerini gizlemektir.</p>

<p>Dolandırıcılık kastı olmayan hesap sahiplerine dolandırıcılık suçunda tüm cezai sorumluluğun verilmeye çalışılması elbette bir adaletsizlik yaratmaktadır. Ancak bu kişilerin kabullenmekte zorlandıkları husus şudur ki; bu kişiler, gerçekten de dolandırıcılık kastıyla olmasa bile belirli bir kabullenme veya işlemle ilgili gerekli dikkat ve özeni göstermeyip asıl faillere yardım etmektedir. Başkasına hesap kullandırma nedeniyle asıl faillere ulaşılamamakta, bu kişiler cezalandırılamamaktadır. Ayrıca bu hesaplarda kaç işlem yapıldığı, kaç kişinin mağdur olduğunun tespiti de zorlaşmaktadır.</p>

<p><strong>Teklif Maddesi Hakkında Değerlendirmeler</strong></p>

<p>Kamuoyuna yansıyan teklif maddesine göre basit dolandırıcılık (TCK m. 157) ve nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) suçlarında suça iştirakin hesap kiralama olarak kabul edilen fiiller ile sınırlı olması durumunda cezada indirim öngörülmektedir.</p>

<p>Öncelikle bu teklif, yukarıda bahsedilen "IBAN mağdurlarının durumu" ile örtüşmemektedir. Suça iştirakten bahsedilebilmesi için hesap kullandıranların bu suça kasten müdahil olmaları gerekir. Oysaki kamuoyunda kendilerini mağdur olarak ifade eden kişiler; hatır için, arkadaşlık veya akrabalık ilişkisi gibi sosyal bağlar nedeniyle hesaplarını kullandırdıklarını söylemektedir. Dolayısıyla "dolandırıcılık kastıyla" hareket etmediklerini iddia ederek kendi durumları lehine bir kanun değişikliği istemektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçuna "kasten" iştirak edenler bakımından hali hazırda cezalandırmada sorun bulunmamaktadır. Hatta bu kişiler, fail olarak bile cezalandırılabilmektedir. Kanun değişiklik teklifi ise bu durumda fail olarak cezalandırma ihtimali ortadan kaldırılmakta sadece yardım eden olarak cezalandırılmanın önü açılmaktadır. Bu düzenleme, fail olarak cezalandırılmış mahkumiyetleri kesinleşmiş kişiler için bile "lehe kanun" olacağı için binlerce dosya yeniden ele alınması gerekecektir. Yine öngörülen ceza indirimi de genel hükümlerdekine benzerdir (TCK m. 39). Dolayısıyla kasten suç işleyip fail olarak cezalandırılanlar dışında "lehe" bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Teklifte Ne Olmalı?</strong></p>

<p>Asıl suçun müşterek faili olunmadığı sürece hesap kiralama başlı başına bir suç olmalıdır. Hesap kiralama; hırsızlık suçlarında, yasa dışı bahis suçlarında veya benzer suçlar için büyük bir sorundur. Düzenleme sadece dolandırıcılık ile sınırlı olmamalı, genele etkili olmalıdır. Bu konuda yapılacak düzenlemeye aklama suçlarında zaten mevcut olan 5549 sayılı kanun m. 15 örnek olabilir.</p>

<p>Hesap kiralayanların etkin pişmanlıktan faydalanabilmesi için suçun faillerini bildirmeleri ve mağdurun zararını karşılamaları da şart olmalıdır.</p>

<p>Hesaplarını suç için kiralayanların bankalar nezdinde hesap açması da bir güvenlik tedbiri olarak yasaklanmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iban-magdurlari-icin-yapilan-oneri-hakkinda-degerlendirmeler-1</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/masak-eft-para-tranferi.jpg" type="image/jpeg" length="31100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/8519 E., 2024/3449 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20228519-e-20243449-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20228519-e-20243449-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 17.04.2024 tarihli, 2022/8519 E., 2024/3449 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/8519 E., 2024/3449 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/461 D.İş, 2022/461 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : İHK-2022/21265<br />
HÜKÜM/KARAR : Başvurunun kısmen kabulüne / Davalının itirazının kısmen kabulüne<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2022/32635</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davalının itirazının kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası (İMSS) poliçesi ile sigortalı araç ile davacıya ait aracın 30.11.2020 tarihinde yaptıkları kazada müvekkilinin aracında değer kaybı oluştuğunu, davalıya sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kaza nedeni ile oluşan değer kaybının zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) tahsili amacıyla Sigorta Tahkim Komisyonuna (STK) başvuru yapıldığı ve alınan bilirkişi raporu ile araçta 75.000,00 TL değer kaybının oluştuğunun belirlendiğini, trafik sigortasının 41.000,00 TL teminat limiti olduğu ve limitin tükendiğini bu nedenle bakiye 43.159.47 TL değer kaybının ihtiyari mali mesuliyet sigortası poliçesinden karşılanması gerektiğini beyanla 43.159,47 TL değer kaybının 02.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, 319,58 TL ekspertiz ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; poliçede İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası klozunda değer kaybı taleplerinin teminat kapsamında olmadığını, sorumluluklarının kusur oranı ile sınırlı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, talep edilen değer kaybı bedelinin fahiş olduğunu ve uzman sigorta eksperi tarafından belirlenmesi gerektiğini, hesaplamanın zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) Genel Şartları ekinde yer alan formüllere göre yapılması gerektiğini, Katma Değer Vergisi'nden (KDV) sorumlu olmadıklarını, parça ve işçilik iskontosu uygulanması gerektiği bunun da en az %30 oranında olması gerektiğini, ekspertiz ücretinden sorumlu olmadıklarını, yasal faizden sorumlu olabileceklerini, vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyuşmazlığın davalıya sigortalı aracın, davacıya ait araca 30.11.2020 tarihinde çarpması neticesinde davacının aracında oluşan değer kaybı talebine ilişkin olduğu, davalıya Genişletilmiş Artı Kasko Poliçesiyle sigortalı araca ait 06.11.2020-06.11.2021 tarihlerini kapsayan poliçe bulunduğu, STK 2021 E. 18332 sayılı başvuru dosyasında alınan bilirkişi raporu ile 75.000,00 TL değer kaybının bulunduğu, trafik poliçesi teminat limitinin 41.000,00 TL olduğu, ödemenin tenzili ile bakiye 26.609,53 TL değer kaybına karar verildiği, itiraz üzerine kararın 24.09.2021 tarih 2021/İHK-31652 sayılı İtiraz Hakem Heyeti kararı ile kesinleştiği, söz konusu dosyadan alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğundan tekrar rapor alınmasına ihtiyaç duyulmadığı, davalının değer kaybı talebinin teminat dışı olduğunu ileri sürmüşse de İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası teminatının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve genel hükümlerine göre işletene düşen hukuki sorumluluğu teminat altına aldığı, değer kaybının da bu temel sorumluluklardan biri olduğu, poliçeye genel şartlara aykırı düşmeyen özel şartlar konabileceğinden bu savunmaya itibar edilmediği, İMSS teminat limitinin 500.000,00 TL olduğu ve ZMSS teminat limitini aşan miktardan davalı ... şirketinin sorumlu olduğu, 75.000,00 TL değer kaybı bedelinden bakiye kalan 43.139,00 TL'den davalının sorumlu olduğu, ekspertiz ücreti talebinde bulunulmuş ise de buna dair fatura ibraz edilmediğinden bu talebin reddi gerektiği gerekçesi ile başvurunun kısmen kabulüne, 43.139,00 TL değer kaybı bedelinin 18.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ekspertiz ücreti talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>A. İtiraz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri</p>

<p>Davalı itiraz dilekçesinde; değer kaybı talebinin İMSS klozu gereği teminat kapsamında olmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunu kabul etmedikleri, Genel Şartlara aykırı olduğunu, yapılan ödeme ile sorumluluklarının kalmadığı, KDV'den sorumlu olmadıkları, kusur raporu alınması gerektiği, basit onarım ile giderilecek hasarların değer kaybı hesaplamasında dikkate alınmaması gerektiği, ekspertiz ücretinden sorumlu olmadıkları, vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiği gerekçeleri ile karara itiraz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile değer kaybı talebinin İMSS teminatı kapsamında olmadığı itirazında bulunduğu ancak İMSS teminatının Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ve genel hükümlerine göre işletene düşen hukuki sorumluluğu teminat altına aldığı, değer kaybının da bu temel sorumluluklardan biri olduğu, poliçeye genel şartlara aykırı düşmeyen özel şartlar konabileceğinden değer kaybı talebinden davalının sorumlu olduğu, 19.06.2021 tarihinde yürürlüğe giren ve KTK madde 90'a ilave edilen "a) Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak" hesaplanması gerektiğinin yasal düzenleme altına alındığı, kanun koyucunun da iradesini, hesaplamanın rayiç değere göre yapılması gerektiği yönünde ortaya koyduğu, hal böyle olunca ve işbu içtihat değişikliğinin kıyas yoluyla değer kaybı düzenlemesine uygulanması sonucu, sigorta şirketinin değer kaybı hesaplamasının ZMSS Genel Şartları ekindeki tabloya göre yapılması gerektiğine yönelik itirazlarının reddi gerektiği, KDV itirazının değer kaybı talebi ile ilgisi bulunmadığı, 2021 E.18332 sayılı karar ve sigorta şirketinin tam kusura göre ödeme yapmış olması nedeni ile kusura yönelik itirazın reddi gerektiği, ekspertiz ücretinin reddine karar verildiği, başvuran lehine Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik'in 16 ncı maddesinin 13 üncü fıkrasında vekalet ücretine ilişkin düzenleme getirildiği, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 17 nci maddesi, 2 nci fıkrası gereğince, vekalet ücretinin tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen maktu vekalet ücretinin altında kalmamak kaydıyla, hesaplanan vekalet ücretinin 1/5'i oranında vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğinin dikkate alınarak davacı lehine 5.100,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden davalının itirazının kısmen kabulüne kararın (5) karar başlıklı (4) no'lu bendindeki "6.408,07 TL" ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılıp yerine “5.100,00 TL” gelecek şekilde düzeltilmesine, diğer itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; değer kaybının teminat kapsamında olmadığı, %34 oranında iskonto uygulanması gerektiği, KDV'den sorumlu olmadıkları, yasal faize hükmedilmesi gerektiği, vekalet ücretinin hatalı belirlendiği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Genişletilmiş Artı Kasko Sigorta Poliçesi İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası ile teminat altına alınan araç ile davacıya ait aracın 30.11.2020 tarihinde yaptığı trafik kazası sonucu davacıya ait araçta meydana gelen değer kaybı talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 99 uncu maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik'in 16 ncı maddesinin 13 üncü fıkrası, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 17 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Davacı vekili, davalıya İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı aracın neden olduğu kaza neticesinde müvekkilinin aracında 75.000,00 TL değer kaybı oluştuğunu, kusurlu araca ait Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının 41.000,00 TL teminat miktarı olduğunu ve teminat limitinin dolması nedeni ile bakiye değer kaybının İhtiyari Mali Sorumluluk sigortasından karşılanmasını talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili taleplerin teminat kapsamında olmadığının iddia etmiştir. Davacının 30.11.2020 tarihinde meydana gelen kazada hasar bedeli ve değer kaybı talepli tahkim başvurusu nedeni ile davalıya sigortalı aracın ZMSS tarafından daha önce 9.139,00 TL hasar bedeli, 5.251,47 TL değer kaybı ödemesi yaptığı, toplam 14.390,47 TL ödemeden sonra teminat limitinden 26.609,53 TL kaldığı ve bakiye 26.609,43 TL değer kaybı ödemesine karar verildiği anlaşılmakla davacı vekili tarafından ZMSS teminat miktarının dolmuş olması nedeniyle bakiye değer kaybı alacakları olduğu iddia edilmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davacının 22.06.2021-K-2021/82858 sayılı tahkim başvurusunda yine aynı kazaya ilişkin davalının Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı olduğu dosyada alınan bilirkişi raporunda davacıya ait araçta 75.000,00 TL değer kaybı oluştuğu belirlemesi yapılmıştır. Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından ZMSS limitinin üstünde kalan 43.139,00 TL tazminata karar verilmiş, karara karşı davalı vekilinin yaptığı itiraz neticesinde İtiraz Hakem Heyeti tarafından ZMSS Genel Şartlarına, İMSS Genel Şartlar 1 inci maddeye yapılan atıf nedeni ile talebin teminat kapsamında olduğu kabulü ile davalının itirazının vekalet ücreti yönünden kabulüne diğer itirazların ise reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Ancak; davalıya ait Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, İhtiyari Mali Sorumluluk Klozunda "Sigortalı aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafik Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçede teminat kapsamında olmak şartıyla, Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Sigortası limitlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı limitlere kadar temin eder, her türlü değer kaybı, kazanç kaybı talepleri teminat haricidir" diyerek değer kaybı talepleri teminat kapsamına alınmamıştır.</p>

<p>Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 1 inci maddesinde; "Sigortacı, işbu poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafık Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder. İşbu sigorta, sigorta ettirenin haksız taleplere karşı müdafaasını da temin eder" hükmü ile poliçede teminat kapsamında olmak kaydı ile ZMSS üzerinde kalan kısmın İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortasının kapsamına gireceği açıklanmıştır.</p>

<p>Davacı vekilinin değer kaybına ilişkin talebi poliçede İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası klozunda teminat kapsamına alınmadığından talebin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17.04.2024 tarihinde Üye ... ve Üye ...'un karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Davacı vekili müvekkiline ait araç ile davalıya İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı araç arasında 30.11.2020 tarihinde meydana gelen kaza nedeni davacının aracında oluşan değer kaybını talep etmiştir. Söz konusu İhtiyari Mali Mesuliyet Poliçesi kazaya karışan karşı araca ait olup, davacı poliçenin tarafı değildir. Değer kaybı ve hasar bedelinin teminat kapsamında olmadığına ilişkin hüküm poliçede sigortalı araç işletenini bağlayacaktır. Zira htiyari Mali Mesuliyet Sigortasında amaç araç sahibinin üçüncü şahıslara verdiği maddi zararın, trafik sigortası teminatları kapsamında karşılanmasının ardından kalan kısmı (maddi ve manevi) güvence altına almaktır. Hal böyle iken Karayoları Trafik Kanunu 100 ile 95 inci maddeleri dikkate alınarak, araç maliki ile sigorta şirketi arasında yapılan değer kaybı ve kazanç kaybının teminat kapsamında olmadığını belirten sözleşme maddeleri üçüncü kişileri bağlamayacağından Çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20228519-e-20243449-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="92473"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İNŞAAT PROJESİNDEN KONUT ALIMINDA HUKUKİ ÇERÇEVE VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/insaat-projesinden-konut-aliminda-hukuki-cerceve-ve-dikkat-edilmesi-gereken-noktalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/insaat-projesinden-konut-aliminda-hukuki-cerceve-ve-dikkat-edilmesi-gereken-noktalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde nüfus artışı, deprem riski, göç hareketliliği gibi etkenlerden dolayı barınma ihtiyacının artması nedeniyle müteahhitler tarafından her geçen gün yeni yaşam alanları ve modern inşaatlar inşa edilmekte olup söz konusu bu inşaatlar henüz yapım aşamasındayken dahi tüketiciler tarafından peşinat avantajı, düşük faiz kampanyaları, esnek ödeme seçenekleri vb. imkanlardan ötürü rağbet görmektedir. Nitekim, henüz ortada inşa edilmiş bir taşınmaz bulunmuyorken hatta çok defa temel aşamasındayken tüketicilerin inşaat maketinden beğendikleri konutları satın almaları nedeniyle bu tür taşınmaz satın alımları, halk dilinde ve piyasada <strong><i>“maketten satış, temelden satış, topraktan satış veya yap-sat”</i></strong> gibi isimlerle adlandırılmaktadır.</p>

<p>Bu noktada, henüz ortada bir konut bulunmuyorken tüketicilerin beğenmiş oldukları konutlar için para ödemeye başlaması nedeniyle bu tür taşınmaz satın alımlarını düzenleme ve tüketicileri koruma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un <strong>(“TKHK”) </strong>40-46. maddeleri arasında düzenlenmiş olup sözleşme öncesi bilgilendirme, sözleşmenin zorunlu içeriği, tüketici ile müteahhidin hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı ve sözleşmeden dönme ile diğer uygulama usul ve esasları ise Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmelik’te <strong>(“Yönetmelik”)</strong> düzenlenmiştir.</p>

<p><strong><u>A) TANIMI</u></strong></p>

<p>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, tüketicinin konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, müteahhidin de bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmedir (TKHK m. 40/1). Konut kavramı ise Yönetmelik m. 4/1-e uyarınca, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa tabi mesken amaçlı kullanılan ya da mesken niteliği taşımamakla birlikte tüketicilerin kullanımına sunulan her türlü bağımsız bölümü ifade etmektedir.</p>

<p>Buna göre, ön ödemeli konut satış sözleşmesin konusunu yalnızca mesken niteliğindeki kat mülkiyetine tabi tamamlanmış bağımsız bölümler veya kat irtifakına tabi yapım halindeki bağımsız bölümler teşkil edebilecektir. Bu hususta, konutun tek veya birden fazla parsel üzerinde kurulu toplu yapı içerisinde olması konut niteliğini değiştirmemektedir.</p>

<p><strong><u>B) ÖN BİLGİLENDİRME FORMU VERME ZORUNLULUĞU</u></strong></p>

<p>Tüketicilere sözleşmenin kurulmasından <strong>en az 1 gün önce,</strong> Ticaret Bakanlığınca belirlenen hususları içeren ön bilgilendirme formu verilmek zorundadır (TKHK m. 40/2, Yönetmelik m. 5/1). Dolayısıyla, ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü müteahhide aittir (Yönetmelik m. 5/4).</p>

<p>Söz konusu ön bilgilendirme formunun içeriğinde müteahhidin bilgileri, sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile net ve brüt alanları, satış fiyatı, teslim tarihi, tüketicinin cayma ve dönme hakkına ilişkin bilgiler, şayet var ise verilecek teminatın bilgileri, yapı ruhsatı (inşaat ruhsatı) tarihi gibi bilgiler yer almaktadır (Yönetmelik m. 5/1). Bu formlar ile, tüketicilerin kendilerine yapılan teklifleri sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmeleri, haklarını daya iyi anlayabilmeleri ve müteahhitler karşısında tüketicilerin korunması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Ön bilgilendirme formunun tüketiciye verilmemesi veya formda bulunması gereken hususlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda TKHK m. 4/1 hükmü kıyasen uygulanmalıdır. Buna göre, söz konusu eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez ancak sözleşmeyi düzenleyen taraf bu eksikliği derhal gidermek zorundadır. Aksi takdirde, eksikliğin giderilmemesi durumunda aykırılık tespit edilen her bir işlem veya sözleşme için idari para cezası uygulanacaktır (TKHK m. 77/3).</p>

<p>Öte yandan, piyasada çok defa bu bilgilendirme formlarının yanında konutun niteliğine ilişkin vaatlerin yer aldığı reklam broşürleri verilmekte hatta internet, billboard üzerinden konutun özelliklerinin yer aldığı reklamlar yapılmaktadır. Bu hususta, söz konusu reklam broşürlerinde veya reklamlarda vaat edilen niteliklerin konutta yer almaması veya eksik yer alması durumunda tüketiciler, ön ödemeli konut satış sözleşmesine ilişkin hükümlere ek olarak TKHK m. 8 vd. hükümlerinde düzenlenen ayıplı mal/hizmete ilişkin haklarını da kullanabilecektir.</p>

<p><strong><u>C) YAPI RUHSATI ALMA ZORUNLULUĞU</u></strong></p>

<p>Yapı ruhsatı (inşaat ruhsatı) alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamaz (TKHK m. 40/3, Yönetmelik m. 6/3). Aksi takdirde, idari para cezası uygulanacaktır (TKHK m. 77/5). Bu düzenlemenin amacı, hayali projelerin önüne geçilmek ve ciddi müteahhitlerin sektörde yer almasının istenmesidir.</p>

<p>Şayet, yapı ruhsatı alınmadan sözleşme imzalanmışsa bu sözleşme geçersiz olarak kurulmuş olup aşağıda belirttiğimiz üzere TKHK m. 41/2 uyarınca, müteahhit, geçerli bir sözleşme bulunmadığından tüketiciden herhangi bir ad altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemeyecek hatta geçersiz sözleşmeye istinaden tüketiciyi temerrüde düşüremeyecektir.</p>

<p><strong><u>D) RESMİ ŞEKİL ŞARTI</u></strong></p>

<p>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, TKHK m. 7 hükmünde düzenlenen bilgileri içerecek şekilde <strong>kat irtifakı tapusunun tüketici adına devri ile birlikte tapuda veya noterde yapılacak yazılı bir sözleşme ile</strong> kurulur. Ancak, ön ödemeli konut satışlarında çok defa tapular henüz müteahhidin elinde bulunmamaktadır bu nedenle, müteahhitler sıklıkla henüz tapusu olmayan bu konutların ileride alıcıya satışını vadetmektedir. Bu noktada, geçerli bir satış ilişkisinin kurulabilmesi için satış vaadi sözleşmesinin <strong>noterde düzenleme şeklinde</strong> yapılması gerekmektedir (TKHK m. 41/1, Yönetmelik m. 6/1).</p>

<p>Bu resmi şekil şartının altında yatan temel amaç, adi yazılı nitelikteki satış vaadi sözleşmelerinin tapu kütüğüne şerh edilememesi ve şerh edilemediğinden müteahhidin aynı konutu 3. kişilere satması veya müteahhidin iflas etmesi gibi durumlarında tüketici üzerinde oluşacak muhtemel tehlikelerin önüne geçilmek istenmesidir. Oysaki, noterde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesi tapu kütüğüne şerh edilebilecek ve ön ödemeler bittikten sonra tapu tescilinin yapılması talep edilebilecektir.</p>

<p>Nitekim, uygulamada sıklıkla görüldüğü üzere, tapu harcı ve noter masraflarının yüksek olması ve bu tür masrafların daha çok tüketicilere yükletilmesi nedeniyle çok defa tüketiciler ile müteahhitler satış ofisinde bir araya gelmekte ve müteahhitlik firmasının antetli kağıtlarında düzenlenmiş satış vaadi sözleşmelerini imzalamaktadır. Oysaki, bu şekilde imzalanan satış vaadi sözleşmeleri adi yazılı sözleşme niteliğinde olduğundan daha sonradan noterde onaylattırılsa dahi kanunun belirlediği resmi şekil şartını sağlamadığı için geçerlilik teşkil etmeyecektir.</p>

<p>Ancak, resmi şekil şartının sağlanmamasından kaynaklı tüketicilerin mağduriyet yaşamasının önüne geçmek için birtakım koruma mekanizmaları tanınmıştır:</p>

<p><strong>1) </strong><strong><u>Tek Taraflı Bağlamazlık:</u></strong></p>

<p>Müteahhit, sonradan bu adi yazılı satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu -resmi şekil şartına uyulmadığını- tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez (TKHK m. 41/1, Yönetmelik m. 6/1).</p>

<p>Buna göre, tüketici, sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek ödediği parayı dava tarihi itibariyle faiziyle birlikte sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre -denkleştirici adalet ilkesi de uygulanarak- geri isteyebilir veya sözleşmenin geçerli olduğunu ve konutun kendisine teslim edilmesini isteyebilir. Müteahhit ise sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri süremez ve konutu teslim borcundan kaçınamaz yani müteahhidin geçersizlik iddiası hakkın kötüye kullanılması (dürüstlük kuralına aykırı) olarak kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>2) </strong><strong><u>Peşin Ödeme Yasağı:</u></strong></p>

<p>Müteahhit, geçerli bir satış vaadi sözleşmesi yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir ad altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez (TKHK m. 41/2, Yönetmelik m. 6/2).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre, müteahhit resmi şekil şartına uygun satış vaadinde bulunmadığı sürece tüketiciden kapora, ön rezervasyon ücreti, dosya masrafı gibi isimlerle tüketiciden ödeme isteyemez şayet tüketici tarafından müteahhide bir senet verilmişse bu senet geçersiz kabul edilecektir. Buna ek olarak, geçersiz sözleşmeye istinaden müteahhidin tüketiciyi temerrüde düşürmesi de mümkün değildir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, adi yazılı ön ödemeli konut satışı vaadi sözleşmeleri açısından getirilen bu koruma mekanizmaları yalnızca tüketici ve müteahhit arasında geçerli olup müteahhidin aynı konutu tapuda resmi olarak 3. kişilere satması durumunda bu kişilere yönelik olarak geçerli kabul edilemeyecektir. Çünkü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun <strong>“tapu siciline güven ilkesini”</strong> düzenleyen 1023. maddesi uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunacaktır.</p>

<p><strong><u>E) BİNA TAMAMLAMA SİGORTASI VE TEMİNAT GÜVENCESİ</u></strong></p>

<p>Müteahhidin iflas etmesi, finansal zorluğa girmesi, maliyet artışları, hukuki problemler vb. nedenlerle inşaat projesini tamamlayamaması durumunda yarım kalan inşaat projenin devam ettirebilmesi veya tüketicilerin zararının ödenebilmesi için teminat güvencesi düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, <strong>konut adedi 30 ve üzerinde</strong> olan inşaat projelerinde müteahhit, ön ödemeli konut satışına başlamadan önce <strong>bina tamamlama sigortası</strong> yaptırmak veya diğer teminatlardan <strong>a)</strong> banka teminat mektubu (Yönetmelik m. 14), <strong>b)</strong> hakediş sistemi (Yönetmelik m. 15), <strong>c)</strong> bağlı kredi ile teminat (Yönetmelik m. 16) şartlarından birini sağlamak zorundadır (TKHK m. 42/1, Yönetmelik m. 12/1).</p>

<p>Müteahhidin bu teminatlar dışında, tüketicinin tüm ödemelerini garanti altına alacak başka bir yöntem öngörmesi durumunda, bu yöntem Ticaret Bakanlığı tarafından uygun görülürse teminat olarak kabul edilebilir (Yönetmelik m. 12/2).</p>

<p>Öte yandan, <strong>konut adedi 30’un altındaki</strong> inşaat projeleri için teminat sunulması zorunlu olmamakla birlikte, tüketici tarafından teminat sunulması talep edilebilir ve teminat sunulması durumunda teminat sunulmasına ilişkin mevzuattaki düzenlemeler bu projeler için de uygulanacaktır.</p>

<p>Yine, teminat olarak bina tamamlama sigortası olması yapılması halinde, Bina Tamamlama Sigortası Genel Şartları gereği tüketiciye verilmesi zorunlu bulunan bina tamamlama sigortasına ilişkin önemli hususlar formu, ön bilgilendirme formuna ek olarak tüketiciye verilmesi gerekmektedir (Yönetmelik m. 5/2).</p>

<p><strong><u>F) CAYMA HAKKI</u></strong></p>

<p>Tüketici, <strong>14 gün içerisinde</strong> herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin ön ödemeli konut satış sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Bu noktada, cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre zarfında müteahhide noterlikler aracılığıyla yöneltilmiş olması yeterli olup cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğinin ispat yükü müteahhidin üzerindedir (TKHK m. 43/1, Yönetmelik m. 8/1-2-7).</p>

<p>Müteahhit ise aldığı ödemeyi ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi cayma bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren <strong>14 gün içerisinde</strong> iade etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin akabinde tüketici de <strong>10 gün içerisinde</strong> edinimlerini iade eder (TKHK m. 43/3, Yönetmelik m. 8/5-6).</p>

<p>Şayet, konutun kısmen veya tamamen bağlı krediyle satın alınması durumunda bağlı kredi sözleşmesi, sözleşmenin kurulduğu tarihte hüküm doğurmak üzere cayma hakkı süresi sonunda yürürlüğe girer. Konut finansmanı kuruluşu cayma hakkı süresi içinde tüketiciden faiz, komisyon, yasal yükümlülük ve benzeri isimler altında hiçbir masraf talep edemez (TKHK m. 43/2, Yönetmelik m. 8/3).</p>

<p><strong><u>G) KONUTUN TESLİMİ</u></strong></p>

<p>Ön ödemeli konut satışında konutun sözleşmede taahhüt edilen süre içerisinde tüketiciye teslim edilmesi zorunlu olup bu teslim süresi her halükarda sözleşme tarihinden itibaren <strong>48 ayı</strong> geçemez. Şayet, konutun kat mülkiyeti tapusu tüketiciye devredilmişse veya kat irtifakı tapusunun tüketiciye devri ile birlikte zilyetliği de devredilmişse devir ve teslim yapılmış sayılır. Aksi takdirde, konutun yalnızca zilyetliğinin veya yalnızca mülkiyetinin devredilmiş olması kanunun aramış olduğu hukuki teslim şartını sağlamamaktadır. (TKHK m. 44, Yönetmelik m. 10).</p>

<p>Mevzuatta düzenlenen 48 aylık üst vade süresi kanuni kesin vade niteliğinde olduğu için sözleşmede taraflar vade süresi kararlaştırmamışlarsa bile kanuni olarak bu üst vade süresi aşılamayacak ve bu sürenin sona ermesiyle birlikte ek süre vermeye ve ihtar çekmeye gerek kalmaksızın müteahhit kendiliğinden temerrüde düşecektir.</p>

<p>Şayet, projede sonradan değişiklik yapılması durumunda, bu değişikliğin tüketiciye bildirilmesi zorunludur. Tüketici, yapılan proje değişikliğini kabul etmeyerek <strong>1 ay içerisinde</strong> vergi, harç, masraf, tazminat ve benzeri adlar altında hiçbir bedel ödemeksizin sözleşmeden dönebilir. Ancak, proje değişikliğinin yasal zorunluluklardan veya mücbir sebep hallerinden kaynaklanması durumunda, müteahhit, tüketiciden vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile tazminat tutarını dikkate alarak kesinti yapabilir (Yönetmelik m. 11).</p>

<p><strong><u>H) DÖNME HAKKI</u></strong></p>

<p>Tüketici, sözleşme tarihinden itibaren -cayma hakkı saklı kalmak üzere- <strong>24 aya kadar</strong> herhangi bir gerekçe göstermeksizin ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkına sahiptir. Bu noktada, cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre zarfında müteahhide noterlikler aracılığıyla yöneltilmiş olması yeterlidir. (TKHK m. 45/1, Yönetmelik m. 9/1-2).</p>

<p>Tüketicinin sözleşmeden dönmesi durumunda müteahhit, konutun satışı veya satış vaadi sözleşmesi nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme tarihinden itibaren <strong>ilk 3 ay</strong> için sözleşme bedelinin <strong>% 2sine,</strong> <strong>3 ila 6 ay arası</strong> için <strong>% 4üne, 6 ila 12 ay</strong> arası için <strong>% 6sına</strong> ve <strong>12 ila 24 ay</strong> arası için de <strong>% 8ine</strong> kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir (TKHK m. 45/1, Yönetmelik m. 9/3).</p>

<p>Ancak, aşağıda sayılan durumlarda ise, tüketici, devir veya teslime kadar vergi, harç, masraf, tazminat ve benzeri adlar altında herhangi bir bedel ödemeksizin sözleşmeden dönebilecektir (TKHK m. 45/2, Yönetmelik m. 9/4-5,11):</p>

<p><strong>1) </strong>Müteahhidin yükümlülüklerini hiç ya da gereği gibi yerine getirmemesi,</p>

<p><strong>2) </strong>Müteahhidin bir konutu birden fazla tüketiciye satması,</p>

<p><strong>3) </strong>Tüketicinin ölmesi</p>

<p><strong>4) </strong>Tüketicinin kazanç elde etmekten sürekli olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi ya da sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış sözleşmesinin konulmasına ilişkin önerisinin müteahhit tarafından kabul edilmemesi,</p>

<p><strong>5) </strong>Projede sonradan değişiklik yapılması ancak tüketicinin bu değişikliği kabul etmemesi.</p>

<p>Tüketicinin sözleşmeden dönmesi durumunda müteahhit, tüketiciye iade etmesi gereken tutarı ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi dönme bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren <strong>180 gün içerisinde</strong> iade etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin akabinde tüketici de <strong>10 gün içerisinde</strong> edinimlerini (örneğin devralmışsa tapuyu) iade eder (TKHK m. 45/3, Yönetmelik m. 9/6-8).</p>

<p>Şayet, konutun kısmen bağlı krediyle satın alınması durumunda tüketicinin ödediği satış bedeli, müteahhit tarafından dönme bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren <strong>180 gün içerisinde</strong> yalnızca vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile tazminat tutarı düşülerek ilgili konut finansmanı kuruluşuna iade edilir ve konut finansmanı kuruluşu da tüketiciye derhal geri öder (Yönetmelik m. 9/7).</p>

<p><strong><u>DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR</u></strong></p>

<p><strong>1) </strong>Sözleşmenin imzalanmasından önce satın alınmak istenen konutun veya konutun yapılacağı arsanın hukuki durumunu öğrenmek için güncel tapu kayıtlarına (takyidatlarına) bakılmalı ve herhangi bir beyan, şerh, haciz, ipotek, tedbir, intifa hakkı vb. sınırlamanın bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir. Şayet, konutun yapılacağı arsa müteahhidin değilse müteahhit ile arsa sahibi arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi de kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>2) </strong>Taraflar arasında satış vaadi sözleşmesi kurulacak ise bu sözleşme noterde düzenlenmeli, sözleşmede tüketicinin tek taraflı talebi üzerine tapu kütüğüne şerh ettirebileceği yönünde kural düzenlenmeli ve akabinde tapu kütüğüne şerh ettirilmelidir.</p>

<p><strong>3) </strong>Mevzuatta kat irtifakı tapusunun devri ile birlikte zilyetliğin teslimi devir ve teslim için yeterli görülmüşse de yapı kullanma izin belgesinin (iskan raporunun) müteahhit tarafından alınması gerektiği sözleşmede düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>4) </strong>Ön ödemelerin senet ile yapılacak olması durumunda her bir ön ödeme taksitinin ayrı ayrı nama yazılı senetler halinde düzenlenmelidir. Çünkü, nama yazılı senedin ciro edilmesi alacağın devri kurallarına bağlı olması nedeniyle ileride defilerin sunumu noktasında tüketiciyi koruyacaktır.</p>

<p><strong>5) </strong>Kredi çekecek tüketicilerin müteahhit ile anlaşması olan finans kuruluşlarını tercih etmelidir. Çünkü, TKHK m. 30/4 ve 35/2 hükümleri uyarınca, bağlı kredilerde, konutun hiç ya da eksik/ayıplı olarak teslim edilememesi durumunda müteahhit ile birlikte kredi veren banka veya konut finansmanı kuruluş da tüketicinin zararından müteselsilen sorumludur.</p>

<p><strong>6) </strong>Tüketicinin sözleşmeden dönmek istemesi durumunda dönmeden kaynaklı ödemekle yükümlü olduğu muhtemel tazminat tutarının artmaması açısından dönme hakkını kullandığı zamana dikkat etmelidir.</p>

<p><strong>7) </strong>Müteahhidin konutu zamanında teslim etmemesi ihtimaline binaen teslimde gecikilen her ay için gecikme tazminatı (kira kaybı alacağı vb.) veya cezai şart sözleşmede düzenlenmelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/alperen-erkuran.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Alperen ERKURAN</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/insaat-projesinden-konut-aliminda-hukuki-cerceve-ve-dikkat-edilmesi-gereken-noktalar</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="54135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/44582 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144582-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144582-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/2/2026 tarihli ve 2021/44582 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İBRAHİM</strong> <strong>HALİL</strong> <strong>BEYHAN</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/44582)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 10/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Saliha AKSOY</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İbrahim Halil BEYHAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. İpek KADİRHAN PEKER</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. </strong><strong>BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, tazminat davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucunun oğlu V.B. 2/12/2006 tarihinde gerçekleşen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>6. Başvurucunun da aralarında olduğu beş kişi, çocukları/kardeşleri olan V.B.nin 2/12/2006 tarihinde hayatını kaybetmesine neden olan trafik kazasının meydana gelmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 23/6/2017 tarihinde adli yargıda tazminat davası açmıştır.</p>

<p>7. İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk Mahkemesi) 15/10/2020 tarihinde davaya bakmakla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Kararın hüküm fıkrasında<i> "</i><i>Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli İstanbul İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, (...) HMK 20. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde taraflarca herhangi bir başvuruda bulunulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ve taraflarca talep edilmesi halinde dosya ele alınarak davanın açılmamış sayılması kararı ile birlikte yargılama giderleri harç ve vekalet ücreti hususunda ayrıca karar verileceğinin taraflara ihtarına"</i> karar verildiği belirtilmiştir.</p>

<p>8. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı başvurucu vekiline 19/1/2021 tarihinde elektronik tebligatla tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili 22/1/2021 tarihli dilekçeyle dava dosyasının görevli İstanbul İdare Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesini talep etmiş ve aynı tarihli dilekçeyle istinaf kanun yolundan feragat ettiğini beyan etmiştir. Tarafların karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmaması üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi kararı 8/2/2021 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu bunun üzerine 26/6/2021 tarihinde idare mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı uyarınca dosyanın görevli İstanbul İdare Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesi için iki ayrı dilekçe ile talepte bulunduğunu ancak dava dosyasının aradan geçen süre içinde görevli idare mahkemesine gönderilmediğini vurgulamış, bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesine süresi içinde verdiği gönderme talebine ilişkin 22/1/2021 tarihli dilekçenin idari yargı yerine başvuru tarihi olarak kabulü gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p>10. İstanbul 10. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 2/7/2021 tarihli kararıyla davanın süre aşımı gerekçesiyle reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2577 sayılı Kanunun 13. maddesi ikinci fıkrası uyarınca idareye başvurularak bir ön karar alınması gerekmiyor ise de dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden 02/12/2006 tarihinde meydana gelen trafik kazasında söz konusu idari eylemi aynı tarihte öğrenen davacıların bu tarihten itibaren 1 yıllık süre geçirildikten sonra 23/06/2017 tarihinde İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde E:2017/277 sayılı dava dosyası ile davalı idare aleyhine de tazminat davası açtıkları, İstanbul</i><i> 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2017/277 sayılı dosyasından davalı idare yönünden tefrik edilerek İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/228 esasına kaydedildiği ve Mahkemenin 15/10/2020 tarih ve K:2020/281 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verildiği ve bu kararın da 08/02/2021 tarihinde kesinleştiği görüldüğünden, bu tarihten itibaren </i><i>otuz gün içinde görevli mahkemede dava açmayan davacıların bu süre </i><i> geçirildikten sonra 26/06/2021 tarihinde açtıkları işbu davanın süresinde olmadığı sonucuna varılmaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, davacılar tarafından, asliye hukuk mahkemesinden dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine yönelik talepte bulunmalarına karşın asliye hukuk mahkemesinin dava dosyasını idare mahkemesine göndermediği, bu nedenle, asliye hukuk mahkemesine verilen dilekçe tarihinde idare mahkemesinde dava açılmış sayılmasının kabul edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, adli yargıda görülen bir davanın, idari yargının görevli olması nedeniyle görev noktasından reddi halinde dosyanın re'sen yahut talep üzerine idari yargıya gönderilmesine yönelik bir usul öngörülmediği, bu durumda, 2577 sayılı Kanunun 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, 2577 sayılı Kanuna uygun olarak idare mahkemesine hitaben düzenlenmiş dava dilekçesiyle dava açılmasının zorunlu olduğu gözetildiğinde davacılar tarafından asliye hukuk mahkemesine verilen dilekçenin, idare mahkemesinde dava açılması yolunda sonuç doğurmasına hukuken imkân bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>11. Karar hakkında istinaf talebinde bulunulması üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesinin 7/9/2021 tarihli kararıyla istinaf talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>12. Nihai karar başvurucu tarafından 15/9/2021 tarihinde öğrenilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>13. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun <i>"İdari davaların açılması"</i> başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"1. (Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.) İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır." </i></p>

<p>14. 2577 sayılı Kanun'un<i> "Görevli olmayan yerlere başvurma" </i>başlıklı 9. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"1. (Değişik: 5/4/1990-3622/2 md.) Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli (…) yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir. </i></p>

<p><i>2. Adli (…) yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir." </i></p>

<p>15. 2577 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan hâliyle <i>"Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması"</i> başlıklı 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. </i></p>

<p><i>2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz."</i></p>

<p>16. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun <i>"Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler"</i> başlıklı 20. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (...) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir." </i></p>

<p><strong>2. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>17. Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/9/2025 tarihli ve E.2023/5760, K.2025/6661 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>ceza yargılaması sırasında eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihten itibaren idari dava açma süresi içerisinde adli yargıda dava açılmış ve Asliye Hukuk Mahkemesinin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargı mercilerine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararının onanmasına dair kararın tebliği üzerine davacılar vekili tarafından, dosyanın görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi talebini içeren dilekçenin otuz günlük dava süresi içinde anılan Mahkemeye verilmiş olması karşısında, dava dosyasının görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi için davacının Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin İdare Mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiği, bu nedenle, davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin kararda hukuki isabet bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır..." </i></p>

<p>18. Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/12/2024 tarihli ve E.2021/2836, K.2024/7211 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...Dosyanın incelenmesinden, </i><i>davacı şirket tarafından dava konusu olan,</i><i> 3213 sayılı Maden Kanununun ilgili maddeleri gereğince toplamda 209.656,83 TL para cezası verilmesine yönelik Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün 31/01/2019 tarih ve E.405950 sayılı işleminin tesis edildiği,</i> <i>davacı şirket tarafından dava konusu para cezası işlemine karşı ilk olarak 14/02/2019 tarihinde Lice Sulh Ceza Hakimliği 2019/627 D.İş sayılı dosyasında dava açıldığı, söz konusu davada "davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizliğine ve dosyanın resen Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmesine" karar verilerek, bu kararın 19/08/2019 tarihinde tebliğ edildiği, verilen bu karara karşı itiraz edilmemesi üzerine 09/09/2019 tarihinde kesinleştiği, daha sonra Lice Sulh Ceza Hakimliği'nin 2019/627 D.İş sayılı ve 17/07/2020 tarihli işlemiyle, Lice Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2019/627 D.İş sayılı dava dosyasının Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine gönderilerek 2020/943 sayılı dosyasında kayıt aldığı </i><i> anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Uyuşmazlıkta; dava konusu işleme karşı başvurulan adli yargı hakimliğince başvurulacak mercinin neresi olduğu ayrıca başvuru süresinin de belirtilmediği gibi resen görevli Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>Bu durumda, dava konusu işlemin tesisini müteakiben davanın süresi içerisinde açıldığı, dava Lice Sulh Ceza Hakimliğinde görülmekte iken değişen yasa maddesi uyarınca anılan hakimlikçe görevsizlik kararı verildiği ve kararda davacının başvurması gereken görevli ve yetkili mercin belirtilmediği, Lice Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2019/627 D.İş sayılı dava dosyasının Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine gönderilerek 2020/943 sayılı dosyasına kaydedildiği tespit edildiğinden, </i><i>Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." amir hükmüne aykırı olarak, verilen karar sonrasında davacı hakkında, 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan süreye ilişkin hükümlerin de uygulanamayacağı açık olup, davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi</i><i> yönündeki Diyarbakır 3.</i> <i>İdare</i> <i>Mahkemesi</i> <i>kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır..." </i></p>

<p>19. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 1/3/2024 tarihli ve E.2020/2424, K.2024/1074 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Somut olayda, davacının adli yargı merciinin dosyayı İdare Mahkemesi'ne göndermesi üzerine davanın İdare Mahkemesi önünde görülmesi iradesi gösterir bir şekilde eksik olduğu kendisine tebliğ edilen harçları tamamladığı hususu ve mahkemeye erişim hakkına ilişkin yargısal içtihatlar göz önünde bulundurulduğunda, adli yargı mercine verilmiş dava dilekçesinin reddine karar verilmesi yerine dosyanın esas kaydı kapatılarak dosyanın adli yargı mercine iade edilmesine ilişkin Mahkeme kararının İdare Mahkemesi'nde dava açma iradesini ortaya koyan davacının hak kaybına yol açmasına neden olabilecek şekilde usul kurallarının aşırı katı ve şekilci uygulanması niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, usul hükümlerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanmasına sebep olunmaksızın dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken dosya esas kaydının kapatılması yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır..." </i></p>

<p>20. Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/3/2022 tarihli ve E.2021/257, K.2022/2192 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Uyuşmazlıkta; Bakırköy 10. İş Mahkemesi'nin 17/07/2019 tarihli ve E:2018/281, K:2019/375 sayılı kararının hüküm fıkrasında, "Mahkememiz görevsiz olduğundan görevli idare mahkemesi olduğundan dilekçenin usulden reddine, davacı vekiline idare mahkemesinde dava açmakta muhtariyetine" ifadelerine yer verilmiş olup; kararın tebliğ tarihinden itibaren kaç gün içerisinde idare mahkemesine başvurulması gerektiği belirtilmemiştir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla; her ne kadar 2577 sayılı Kanunun "Görevli olmayan yerlere başvurma başlıklı" 9. maddesinde; "Çözümlenmesi Danıştay'ın idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içerisinde görevli mahkemede dava açılabilir." kuralı yer almakta ise de; bu sürenin Bakırköy 10. İş Mahkemesi'nin 17/07/2019 tarihli ve E:2018/281, K:2019/375 sayılı kararınında gösterilmemiş olması nedeniyle Kanun'un 9. maddesi uyarınca 30 günlük özel sürenin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin</i> <i>uygulanması gerektiği sonucuna varılmakla, iş bu davada adli yargı yerlerine açılmış bulunan davanın görev noktasından reddi üzerine, bu husustaki kararların kesinleşmesini (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi'nin 25/09/2019 tarihli ve E:2019/2821, K:2019/2672 sayılı kararın 30/10/2019 tarihli tebliğini) izleyen günden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi</i> <i>esas alınmıştır..."</i></p>

<p>21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/12/2011 tarihli ve E.2007/321, K.2011/1643 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>2577 sayılı Yasa'nın anılan 9/1. maddesinde, adli veya askeri yargı yerlerine açılan ancak bu yargı yerlerince idari yargı yerlerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi üzerine ilgililerin otuz gün içinde görevli idari yargı yerlerine dava açmaları öngörülmüş, dolayısıyla görevsizlik kararını veren adli veya askeri yargı yerlerince tarafların talebi üzerine veya mahkemelerce kendiliğinden dosyanın görevli idari yargı yerine gönderileceğine ilişkin bir usul hükmüne yer verilmemiştir. Aynı şekilde olay tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda da bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Buna rağmen, görevsizlik kararı veren adliye mahkemelerince tarafların talebi üzerine veya kendiliğinden dosyanın görevli idari yargı merciine gönderildiğine uygulamada rastlanılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu tür uygulamalarla sıkça karşılaşılması ve bu uygulamaların hak arama özgürlüğüne engel oluşturarak adil yargılanma ilkesini zedelemesi nedeniyle bu sorun, usul kuralları çerçevesinde yargı kararları ile çözüme kavuşturulmuştur. </i></p>

<p><i>Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 31.5.2007 günlü, E:2006/4773, K:2007/1302 sayılı kararıyla; adli yargı yerinde açılan bir davanın görev yönünden reddi halinde idari yargıdaki dava türlerinin de niteliği gereği 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun olarak hazırlanmış dilekçelerle görevli ve yetkili idari yargı yerinde yeniden dava açılması gerektiği, ilgililerin süresi içinde adli yargı yerine verdikleri dosyanın idari yargı merciine gönderilmesi istemini içeren dilekçelerin "dilekçenin reddi" kararı verilerek dava dilekçesi getirilmek suretiyle işin esasının incelenmesinin hukuken olanaklı olduğuna; diğer taraftan, görevsizlik kararını veren yargı yerinin kendiliğinden dava dosyasını idari yargı yerine göndermesi halinde dosyanın mahkemenin esasına kaydedilmeyerek, dosya sehven esasa kaydedilmiş ise dosya kaydının kapatılarak mahkemesine iadesi gerektiğine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>İncelenen olayda; ... Davacının Eceabat Asliye Hukuk Mahkemesine işlemin tebliği üzerine idari dava açma süresi içinde dava açması, anılan Mahkemenin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargı mercilerine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararı üzerine davacının dosyanın görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi talebini içeren dilekçeyi otuz günlük süre içinde Mahkemesine vermesi, dosyanın İdare Mahkemesine intikali üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda verdiği kararlara uygun olarak İdare Mahkemesince dilekçenin reddine karar verilmesini takiben, süresi içinde usulune uygun olarak düzenlenmiş dilekçe ile dava açılmış olması karşısında, bakılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, İdare Mahkemesince dosyanın tekemmül ettirilerek işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla; davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet görülmemiştir.</i><i>..."</i></p>

<p>22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/6/2022 tarihli ve E.2021/4-902, K.2022/1049 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...Böylece, görevsizliğe ilişkin bir kararın, iş bölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olmasının, yargı kollarına göre farklı sonuçlar doğurmasının önüne geçilerek, anayasal nitelikteki hak arama özgürlüğü zedelenmemiş olacaktır..." </i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes ..., medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."</i></p>

<p>24. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usul kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir (<i>Walchli/Fransa</i>, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29). Yapılan düzenlemelerin hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekilde tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği, dava açmak isteyen kişinin önünde davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından bir engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (<i>Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan</i>, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24).</p>

<p>25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte, rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (<i>Eşim/Türkiye</i>, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 20).</p>

<p>26. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerekir (<i>Běleš</i><i> ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti</i>, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51).</p>

<p>27. AİHM, <i>Mesutoğlu/Türkiye</i> (B. No: 36533/04, 14/10/2008) başvurusunda, asliye hukuk mahkemesinde açılan davada verilen görevsizlik kararı sonucu idari yargıya taşınan davada verilen usulden ret kararını mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir. AİHM, anılan uyuşmazlıkta davanın idare mahkemesi tarafından görülmesine karar verenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu belirtmiş; dava dosyasının görevsizlik kararı veren asliye hukuk mahkemesi tarafından idare mahkemesine gönderilmesi ile 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile öngörülen ayrıntı ve usullere sıkı sıkıya bağlı kalarak başvurucuların idare mahkemesine başvurması arasında alınacak sonuç açısından hiçbir fark bulunmadığını, hangi yöntem aracılığı ile olursa olsun, mevcut davada ulaşılmak istenen amacın davanın yetkili bir mahkemede görülmesi olduğunu belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Mesutoğlu/Türkiye</i>, §§ 23, 24).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>28. Anayasa Mahkemesinin 10/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Adli Yardım Talebi </strong></p>

<p>29. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>30. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay </i>([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1</strong><strong>. Başvurucunun İddiaları</strong></p>

<p>31. Başvurucu; oğlunun ölümüyle sonuçlanan kazanın olay yerindeki derenin ıslah çalışmaları sırasında meydana geldiğini, davalı idarenin bölgedeki denetimsiz ve usulsüz işlemleri nedeniyle olayda hizmet kusuru olduğunu, ölüm olayında idarenin sorumluluğunu ve zararın nedenlerini yıllar sonra öğrenebildiğini vurgulamıştır. Diğer yandan Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada verilen görevsizlik kararı üzerine süresinde gönderme talebiyle dilekçe verdiğini, buna karşın mahkemece dosyanın gönderilmemesi sebebiyle idari yargıda dava açtığını belirterek İdare Mahkemesince davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." </i></p>

<p>33. Anayasa'nın 40. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>34. Başvurucunun şikâyeti, İdare Mahkemesinin dava açma süresine dair hukuk kurallarını katı bir yorumla hatalı değerlendirdiği iddiasına ilişkin olduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı </strong></p>

<p>36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine<i> "...ile adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>37. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>38. Başvurucu tarafından idarenin hizmet kusuru nedeniyle açılan tam yargı davasında, süre aşımı gerekçesiyle davanın reddedilmesi suretiyle davanın esasının incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.</p>

<p><strong>ii</strong><strong>. </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>39. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>(1) </strong><strong>Kanunilik </strong></p>

<p>41. Başvuru konusu olayda başvurucunun tam yargı davasını 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen sürede açmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Buna göre İdare Mahkemesi tarafından verilen süreden ret kararı ile yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>(2) </strong><strong>Meşru Amaç </strong></p>

<p>42. Kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesinin meşru amacının ne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. (<i>Ertuğrul Dalbaş</i> [1. B.], B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59; <i>S.K.</i> [2. B.], B. No: 2015/2438, 19/4/2018, § 34).</p>

<p><strong>(3) Ölçülülük </strong></p>

<p><strong>(a) Genel İlkeler </strong></p>

<p>43. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).</p>

<p>44. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve<i> orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>45. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.</p>

<p>46. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i>, § 38).</p>

<p>47. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).</p>

<p>48. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği yargı makamlarının yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda yargı makamlarınca benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya yargı makamlarının yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (<i>Mehmet Arif Madenci </i>[2. B.], B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).</p>

<p>49. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen yargılama mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili yargı mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (<i>Ahmet Yıldırım </i>[1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).</p>

<p><strong>(b) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>50. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (<i>Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/7114, 20/1/2016, § 50).</p>

<p>51. Olayda başvurucu, oğlunun ölümü ile sonuçlanan kazada idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek adli yargıda tam yargı davası açmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakmakla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Ancak mahkeme kararının hüküm fıkrasında karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde dosyanın görevli idare mahkemesine gönderileceği ve kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık yasal süre içinde taraflarca herhangi bir başvuruda bulunulmaması hâlinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği vurgulanmıştır (bkz. § 7). Başvurucu anılan kararın kendisine tebliğ edilmesi üzerine kararda belirtildiği şekilde iki hafta içinde Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği dilekçe ile dosyanın İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesini talep etmiş ancak Asliye Hukuk Mahkemesince dosya idare mahkemesine gönderilmemiştir. Başvurucu bunun üzerine 26/6/2021 tarihli dilekçeyle idare mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının 8/2/2021 tarihinde kesinleştiğini belirterek 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde görevli idare mahkemesinde dava açılması gerektiğini belirtmiş ve bu süre geçtikten sonra 26/6/2021 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir (bkz. § 10).</p>

<p>52. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Özkan Şen</i>, <i>Cemile Akyıldız </i>([2. B.], B. No: 2014/1382, 22/9/2016), <i>Hasan İşten </i>([2. B.], B. No: 2015/1950, 22/2/2018), <i>S.K.</i>, <i>Nihal Uslukol </i>([2. B.], B. No: 2016/73086, 25/9/2019) ve <i>İ</i><i>nta</i> <i>M</i><i>ühendislik Mimarlık İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> ([2. B.], B. No: 2017/34763, 11/2/2021) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi; hâkimin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü altında olduğunu, başvurucuların mahkeme kararında belirtilen süreye güvenerek hareket ettiğini, kararda belirtilen sürenin başvurucuları yanılttığını ve hukuki belirsizlik yarattığını, mahkemenin yanıltması sonucu ortaya çıkan belirsizliğe başvurucuların katlanmak zorunda bırakılmasının ölçülü olmadığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>53. Kanun yoluna başvuru kapsamında yargısal sistem açısından olaya bakıldığında başvurucunun Asliye Hukuk Mahkemesinin kararında kendisine tanınan iki haftalık süreye güvenerek hareket ettiği anlaşılmaktadır (bkz. § 9). Diğer yandan anılan mahkemece verilen görevsizlik kararında 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca başvurulacak mercin idare mahkemesi olduğu ve kararın kesinleşmesinden itibaren 30 günlük başvuru süresinin bulunduğu hususlarına yer verilmemiştir. Bunun yerine talep hâlinde dosyanın görevli idare mahkemesine gönderileceği ifade edilmiştir. Başvurucunun da bu kapsamda kararda belirtilen sürede dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talebinde bulunduğu görülmüştür.</p>

<p>54. Yargı kararlarına karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilmesi hâlinde başvuru yollarının yargı organlarınca kararlarda belirtilmesi hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir. İncelenen olayda Asliye Hukuk Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca verilen görevsizlik kararında başvurucunun talebi hâlinde dosyanın görevli idare mahkemesine gönderileceği belirtilmiş, diğer yandan 2577 sayılı Kanun'da ise görevsizlik kararı üzerine uygulanacak farklı usul hükümleri düzenlenmiştir. Bu kapsamda Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararında idari yargı yoluna başvurma süresinin gösterilmemesi üzerine başvurucunun kararda belirtilen usul doğrultusunda talepte bulunduğu ve bu talepten sonuç alamaması nedeniyle İdare Mahkemesinde açtığı davanın süre yönünden reddedildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla İdare Mahkemesince bu doğrultuda bir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresinin başladığı tarihin belirlenmesine ilişkin öngörülebilir olmayan yorumunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu, bu yorumun başvurucu üzerinde ağır bir külfete sebebiyet verdiği, bu suretle başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla karşılaştırıldığında orantısız olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. GİDERİM </strong></p>

<p>56. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 25.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>57. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 10. İdare Mahkemesine (E.2021/1085, K.2021/984) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144582-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="42945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/24104 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202124104-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202124104-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/5/2026 tarihli ve 2021/24104 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Ö.</strong><strong>A.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/24104)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 6/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Volkan SEVTEKİN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; arsa sahibi tarafından yüklenici aleyhine açılan sözleşmenin feshi davasında, yükleniciden temlik alınan kişisel hakka dayalı olarak ferî müdahil olarak yüklenici yanında davaya katılan kişinin dayandığı sözleşmenin geriye etkili şekilde feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. Uyuşmazlığın Arka Planı</strong></p>

<p>2. Arsa sahibi E.A. ile yüklenici G. İnş. … Ltd. Şirketi arasında Kartal 3. Noterliğinde 23/9/2005 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiştir. Ümraniye ilçesi, Taşdelen, 865 parsel numaralı taşınmaz üzerine yüklenici şirket tarafından A tipi 11, B tipi 22, P tipi 22, C tipi 6, D tipi 8 olmak üzere toplam 69 tripleks villa ile 36 normal daire yapılacağı, yapılacak inşaatın %30’unun arsa sahibine, %70’inin de yükleniciye ait olacağı ve sözleşmede belirtildiği şekilde paylaşılacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>3. Arsa sahibi 15/12/2006 tarihinde yüklenici şirket aleyhine 23/9/2005 tarihli sözleşmenin feshi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; 30/6/2006 tarihinde arsa sahibine teslimi öngörülen 19 villanın teslim edilmediği gibi 16 adet normal dairenin de teslimi öngörülen 30/8/2007 tarihinde yüklenici tarafından bitirilip teslim edilme imkânı olmadığı vurgulanmıştır. Birleştirilen davada ise yüklenici şirket; arsa sahibi aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil davasında, arsa sahibi adına kayıtlı tapu kaydının %70 hissesinin iptali ile adına tesciline karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>4. Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/1/2008 tarihli kararıyla alınan bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak arsa sahibi davacıya bırakılacak dairelerin tamamlandığı, ortak yerlerin bir kısmının eksik kaldığı, bu aşamada fesih davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Birleştirilen davada ise arsa sahibi adına kayıtlı tapunun %70 hissesinin iptaliyle davacı yüklenici şirket adına tapuya tesciline, P tipi 13 ve A tipi 2 adet villanın ve kararda yazılı dairelerin arsa sahibine ait olduğunun tespitine, bunun dışında kalan tüm villa ve apartman dairelerinin davacı şirkete ait olduğunun tespitine, 886.666,94 YTL tutarındaki teminat mektubunun paraya çevrilerek arsa sahibi E.ye ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>5. Anılan kararın davacı-birleştirilen dava davalısı arsa sahibi tarafından temyizi üzerine hüküm Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin (Yargıtay Dairesi) 21/10/2009 tarihli kararı ile bozulmuştur. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>“…Yukarıda da açıklandığı üzere asıl dava yüklenicinin, edimini zamanında yerine getirmemesi, proje değişikliği yapmak suretiyle davacıya %30 inşaat alanından daha az yapı vermeye kalkışması, yapıların yerini değiştirip davacıya ait inşaatın değerinin azaltılması, sözleşmeden daha fazla yapıya kavuşma amacıyla hareket etmesi gibi iddialarla açılmış, karşı davada ise sözleşme uyarınca yükleniciye devri gereken %70 tapu payının iptal ve tescili istenmiştir. Mahkemece hükme esas alınan raporda her ne kadar inşaatın davacıya ait bölümlerinin tamamen bitirildiği ortak alanlarda noksan işler bulunduğu ve bunun bedelinin davacı arsa sahibine ödenmesi gerektiği sonucuna varılmış ise de davacı ile davalı yüklenici için yapılacak inşaat 865 nolu parsel üzerinde olup, bu parselde yapılan tüm inşaatın davanın açıldığı tarih itibariyle %35.8153, davanın aşamasında ise %50.2121 seviyesine getirildiği anlaşılmaktadır. Davalı yüklenici inşaatı, kendisine ait bölümler de dikkate alınarak tamamen bitirmedikçe ve ortak alanlardaki noksanlıkları da tamamlamadıkça iskân ruhsatı alamayacağına göre inşaatın teslime hazır hale getirilmediği ortadadır. Bu nedenle öncelikle mahkemenin inşaat seviyesinin tamam olup bu aşamada fesih istenemeyeceğine dair gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. O halde mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak inşaatın tüm seviyesi dikkate alınarak yüklenicinin inşaatı teslime hazır hale getirip getirmediği belirlenmelidir. </i></p>

<p><i>Diğer yandan davacı, davalının, arsa sahibinin %30’luk paylaşım oranını değiştirecek, arsa sahibine ait bölümlerin değerini ortadan kaldıracak ve kendisine yarar sağlayacak biçimde proje değişikliği yaptığını ileri sürdüğünden bu konularda da bilirkişiden görüş alınıp, proje değişikliğinin sözleşmenin feshini haklı kılacak derecede ve iyiniyet kurallarıyla bağdaşıp bağdaşmadığı, bu değişikliklerin sözleşmenin feshi için haklı neden oluşturup oluşturmayacağı da değerlendirilmelidir. Yine, fesih davası bir kısım bağımsız bölümler yönünden erken açılmış ise de kalan sürede inşaatın tamamlanıp tamamlanamayacağı, dava tarihinde ve aşamadaki inşaat seviyeleri de gözetilerek takdir olunmalıdır. </i></p>

<p><i>Keza davacının proje tadilat nedeniyle D tipi 3, 4, 5, 6 nolu villaların yapımının imkânsız hale geldiği yolundaki iddiaları değerlendirilip, gerçekten de tadilat nedeniyle yapım imkânı kalmamış ise tadilat hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir. </i></p>

<p><i>Mahkemece oluşturulan kararda, davacı arsa sahibine verilmesi gereken bölümler açıkça yazılmış olduğu halde yükleniciye bırakılan bölümlerin neler olduğu, kaç adet olduğu açıklanmamış bu haliyle taraflara verilen hak ve borçların içeriği belirlenmemiş, muğlak bir karara varılmıştır. Böyle bir kararın öncelikle infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Mahkeme kararının denetlenebilmesi için yükleniciye verilecek bölümlerin yerleri numaraları, villa mı daire mi, ortak alan mı ticaret alanı mı olduğu saptanıp tüm arsadaki paylar değerlendirilip %30-%70 oranını tutup tutmadığı da açıklanıp her bölüme ne pay verildiği de gözetilip infazı kabil bir karar oluşturulmalıdır. Tüm bu incelemeler yapılırken sözleşmedeki (1 nci maddede yer alan toprak sahibi [E.A’a] verilecek imalâtlar başka yapılmış ve yapılacak ayrıca plan ve proje tadilatı ve ruhsat değişikliği nedeniyle inşaat m2’lerindeki artış ve ek imalâtlardan toprak sahibi </i>[E.A.]<i> hiçbir hak talep etmeyeceğini kabul ve taahhüt eder, ayrıca yapılacak imalâtlar yükleniciye ait olacaktır) hükmü de inşaattaki plan ve proje tadilatları karşısında değerlendirilip, tadilatların tarafların hak ve menfaatleri gözetilerek yapılıp yapılmadığı ve tadilat yapılırken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, örneğin tadilat yoluyla arsa sahibine ait bölümlerin değerinin azalmasına neden olunup olunmadığı, D tipi 3, 4, 5, 6 nolu villaların villa mı yoksa dubleks daire mi olduğu etraflıca araştırılıp, tadilat yoluyla bu bölümlerin yapım imkânının yok edilip edilmediği, tadilat yoluyla yüklenicinin sözleşmedeki amacı çok aşan fazla sayıda bölüme sahip olup olmayacağı, kısaca tadilatların hakkaniyet ve sözleşme hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı değerlendirilmelidir. </i></p>

<p><i>Diğer yandan, çevre düzenlemesi yapılmamış, iskân ruhsatı alma aşamasına getirilmemiş, vergi sigorta ilişkisi bulunup bulunmadığı sorulmamış bir inşaatın noksanları için, tapuda pay tenkisi yapılması, yani bu noksanlar tamamlanmadıkça isabet edecek miktarda bölümün teminat olarak tutulup, gerektiğinde yükleniciye bu işleri ikmâl için süre verileceği yerde teminat mektubu alınarak birlikte ifa kararı verilmesi de kabul şekli itibariyle doğru olmamıştır. </i></p>

<p><i>Yine davacı </i>[E]<i> hakkında yapılan icra takibinin, bu davayla ilgisi, takip konusu para karşılığında, takip yapana devredilmesi gereken tapulu yerin dava konusu yerle ilgisinin bulunup bulunmadığı, icra takibi yapılmakla sözleşmeden dönmenin amaçlanıp amaçlanmadığı üzerinde de durulmalıdır. </i></p>

<p><i>Belirtilen nedenlerle verilen eksik incelemeye dayalı karar hüküm tesisine yeterli bulunmadığından mahkemece mahallinde yeni bir bilirkişi heyetiyle keşif yapılıp tüm inşaatın seviyesi sözleşmenin imzalandığı tarihteki yerleşim planı, plan ve projelere göre tüm inşaatta yapılabilecek bölüm ile plan proje tadilatları yoluyla tarafların kazandıkları veya kaybettikleri haklar, davanın erken açılıp açılmadığı, tadilatların feshi haklı kılıp kılmayacağı, tadilat yapılarak yüklenici şirketin ne gibi yararlar sağladığı, kalan sürede inşaatın tamamlanıp tamamlanamayacağı, inşaatın yasalara ve imâr mevzuatına, plan ve projesine uygun olup olmadığı, tüm dosya kapsamı, sözleşme ve ekleri değerlendirilerek asıl ve birleşen dava karara bağlanmalıdır. </i></p>

<p><i>Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması uygun bulunmuştur.”</i></p>

<p>6. Bozma sonrası yapılan yargılama sonucu Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/11/2012 tarihli kararıyla asıl davanın reddine, birleştirilen davanın ise açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Mahkememizce bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilmiş, bu bağlamda, 01/06/2010 günü mahallinde yeni bilirkişi heyeti ile birlikte keşif yapılmış olup, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeleri, Ümraniye tapu kadastro müdürlüğünden harita ve kadastro mühendisi ile İ.Ü. öğretim üyesinden görüşlerini içeren raporlar alınmıştır. </i></p>

<p><i>İÜ Hukuk Fakültesinden Hukukçu yapılan taraflar arasında inşaat sözleşmesinin fesh edilmesi doğrultusunda rapor düzenlemiş ise de bu tür raporun mahkeme hakimini bağlamayacağı hukukçu bilirkişinin mahkeme hakimine yol gösterici, mahkeme hakimi yerine geçerek karar niteliğinde düzenleyemeceği gibi mahkeme hakiminde hukukçu olmasından dolayı bu tür raporlara itibar edemeyeceği HMK düzenleme gereğidir. </i></p>

<p><i>İnşaatın tüm seviyesi dikkate alınarak yüklenicinin inşaatı teslim hale getirip getirmediği, inşaatların kalan sürede tamamlanıp tamamlanmayacağı konusu incelenmiş olup; teknik bilirkişilerden kadastro mühendisi </i>[R.B.]<i>'nin 23/06/2010 tarihli raporunda belirttiği üzere dava konusu 865 nolu parselin sözleşmenin imzalandığı 23/09/2005 tarihindeki toplam inşaat alanının 50325 m2 olduğunu, sözleşme ekindeki projenin 30848 m2 olduğunu ve daha kullanılabilecek 19477 m2 inşaat alanının bulunduğunu tespit etmiştir. Taraflar arasında 23/09/2005 tarihli sözleşmeye göre sözleşme ekindeki 30848 m2 inşaat alanlı proje için teslim tarihi 30.08.2007 'dir. Bu duruma göre verilen 23 aylık inşaat süresinin 30.848 m2 inşaat alanı için verildiği açıktır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 2. maddesinde yapılacak plan ve proje tadilatı nedeniyle inşaat m2'lerindeki artış ve ek imalatların yükleniciye ait olacağı ve arsa sahibinin hiçbir hak talep etmeyeceğinin kararlaştırı</i>[ldı]<i>ğı sözleşmeden anlaşılmaktadır. Arsa sahibi proje tadilatını yapması ve kat irtifaklarını da kurabilmesi yetkilerini de içeren vekaletnameyi yüklenici firmanın yetkilisine sözleşmeden 3 gün sonra 26/09/2005 tarihinde vermiştir. Daha önce kullanılmayan 19.477 m2'lik inşaat alanının eklenmesi suretiyle 13/03/2006 tarihinde proje tadilatı yapılmış ve toplam inşaat alanı (30.848 +19.477) 50.325 m2'ye çıkmıştır. Dolayısı ile inşaat kapasitesinde meydana gelen bu artış nedeniyle yükleniciye ek süre verilmesi gerekmekteydi. Buna göre arsa sahibi 30/08/2007 tarihini beklemeden ve daha sonra inşaat alanındaki ek imalat artışını (19477 m2) göz önüne alarak ek süre vermeden hatta ifa süresinin dolmasına 8,5 ay varken 15/12/2006 tarihinde sözleşmenin feshi talebi ile davayı erken açmıştır. Bu nedenle fesih davası ile karşılaşan yüklenici dava sonuçlanıncaya kadar inşaatı devam etmeye zorlanamaz. Bozma ilamındaki muhalif üye </i>[R.Y.]<i>'ın karşı oy gerekçesi de bu yöndedir. </i></p>

<p><i>Tüm arsadaki payların değerlendirilerek %30-%70 oranının tutup tutmadığı, her bölüme ne pay verildiği de gözetilerek açıklanmasının gerektiği, tadilat yapılırken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, arsa sahibine ait bölümlerin değerinin azalmasına neden olup olmadığı konusu incelenmiş; teknik bilirkişi raporunda sözleşme ekindeki 30848 m2 inşaat alanlı projenin her bölüm için arsa payı verilmek suretiyle incelenmiş ve %30 arsa sahibi-%70 yüklenici oranları doğrulanmıştır. Yine raporda sözleşmeden sonraki ek imalatın sözleşme içeriğine göre yüklenici lehine değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan son durum da %30-%70 oranının tutmasının matematik kuralları gereği mümkün olmadığı, proje tadilatı sonrasında (sözleşme gereği ek imalat yükleniciye bırakıldığından) arsa sahibinin payı %20, yüklenicinin payı %80 olmuştur. Bu durum gerek harita bilirkişisinin raporunda ve gerekse akademisyen bilirkişilerin raporunda açıkça belirtilmiştir. Ancak teknik raporlarda detaylı olarak belirtildiği gibi arsa sahibine ait olan bağımsız bölümlerin adetleri ve nitelikleri aynı olduğundan, elde ettiği değerde bir eksilme söz konusu olmadığından herhangi bir hak kaybı da söz konusu olmayacağı kanaatine varılmıştır. </i></p>

<p><i>Diğer yandan dosya içerisinde bulunan evraklardan arsa sahibinin gerek 2005 yılında dava konusu sözleşmeyi imzalarken ve gerekse daha önce diğer iki müteahhit ile yaptığı sözleşmeler sırasında imar durumuna göre arsa emsalinin 1,2 azami inşaat alanının 50.325 m2 olduğunu bilmesinin gerektiğinin, dava konusu parselin imarının 1995'ten sözleşmenin imzalandığı tarihe kadar, hatta tadilat projesinin yapıldığı 2006 yılı da dahil hiç değişmediği anlaşılmıştır. Davacı inşaat sözleşmesinden anlaşılacağı üzere 30848 m2'lik projenin haricinde daha kullanılacak 19477 m2 ek inşaat alanını kapsayan ek imalatları yükleniciye bırakmış ve bu ek imalattın hiçbir hak talep etmeyeceğini kabul etmiştir. Nitekim proje tadilatı ve diğer kapsamlı yetkileri de içeren vekaletnameyi sözleşmeden 3 gün sonra yükleniciye vermiştir. Bu konuya baştan itibaren vakıf olduğu ve proje değişikliğine muvafakat ettiği dosyada bulunan sözleşmedeki ‘... Belediyeden alınacak ek izinler dahilinde yapılacak yeni konutların tamamı...’ ‘...ve ayrıca 2.etapta yapılacak yüksek katlı bloklardan...’ ifadelerinden anlaşılmaktadır. Bu durumlardan da yüklenicinin proje tadilatını yaparken herhangi bir hakkı kötüye kullanmadığı kanaati oluşmuştur. </i></p>

<p><i>D tipi 3,4,5,6 nolu bölümlerin villa mı yoksa dubleks dairemi olduğunun etraflıca araştırılarak tadilat yolu ile bu bölümlerin yapım imkanının yok edilip edilmediği hususunda yapılan incelemede; D tipi 3,4,5,6 nolu bölümlerin, dosyada bulunan Taşdelen belediyesinin 03/04/2007 tarihli yazısından, arsa sahibinin 29/03/2006 ve 31/08/2006 tarihli yükleniciye çektiği ihtarlardan, 01/09/2005 tarihli taraflar arasında yapılan ön sözleşmede dubleks daire olduğu belirtilmiş ve teknik bilirkişilerde raporlarında D tipi bağımsız bölümlerin dubleks daire olduğunu açıkça tespit etmişlerdir. Ayrıca arsa sahibine verilecek olan D tipi bölümlerin villa olmaması nedeniyle, nitelik itibariyle bir değişiklik söz konusu olmadığından yapım imkanının yok edildiğinden bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır. </i></p>

<p><i>Tadilat yoluyla yüklenicinin sözleşmedeki amacı çok aşan sayıda bölüme sahip olup olmayacağı, kısacası tadilatların hakkaniyet ve sözleşme hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı yönünden yapılan incelemede; tadilat sonrasında ortaya çıkan durumun bağımsız bölüm adetlerine göre değil, taraflara düşen bağımsız bölümlere isabet eden arsa paylarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi taraflara düşen bağımsız bölümlerin toplam hisse oranları %20-%80'dir. Arsanın mevcut imarının 1995 yılından yüklenicinin tadilat yaptığı 2006 yılına kadar değişmemiş olduğu dosyada mevcut delillerden anlaşılmış olup, yüklenicinin arsa sahibinin bilgisi dışında herhangi bir fazla hak elde etmediği, yaptığı proje tadilatı ile sözleşme esnasında kullanılmayan 19.477 m2'lik ek imalatı da ekleyerek projeye dahil ettiği anlaşılmıştır. Bu sebeplerden dolayı yapılan proje tadilatının hakkaniyet hükümlerine ters düşmediği kanaatine varılmıştır. Sözleşmede yapılacak olan ek imalatların yükleniciye ait olacağı açıkça kararlaştırıldığından ve tadilat projesini yapabilmesi için yükleniciye sözleşmeden sonraki bir tarihte vekaletname verildiğinde dolayı da sözleşme hükümlerine de aykırı bir durum olmadığı anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>… </i></p>

<p><i>… davalı - karşı davacı </i>[G.]<i> İnşaat Yapı Malz. San. Tic. Ltd. davasının daha önceleri takip edilmeyerek atiye bırakıldığından ve yenilenmesi yapılmadığından HMK. 150. maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına ve açılmamış sayılmasına, davacı </i>[E.A.]<i>'ın davalı </i>[G.]<i> İnşaat Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açtığı sözleşmenin iptali talebinin unsurları oluşmadığından ve davanın erken açılması sebebiyle yine özellikle inşaat teknik bilirkişilerin raporlarında da olduğu üzere yerinde görülmediğinden reddine karar vermek gerekmiştir.” </i></p>

<p>7. Anılan kararın asıl dava davacısı arsa sahibi ve bir kısım müdahale talep edenler tarafından temyizi üzerine hüküm; Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin (Daire) 26/9/2014 tarihli kararı ile davaya müdahale talebinde bulunanların taleplerinin kabul edilerek yargılamaya devam olunması gerekirken müdahale taleplerinin reddinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma nedenine göre, asıl davada davacı/birleştirilen davada davalı E.A.nın ve müdahale talep eden üçüncü kişilerin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmediği belirtilmiştir. Asıl davada davalı yüklenici şirket ve katılma yollu davacı arsa sahibinin karar düzeltme talepleri de Dairenin 15/12/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</p>

<p><strong>B. Başvurucunun Ferî Müdahil Olarak Davaya Kabulünden Sonraki Süreç </strong></p>

<p>8. Bozma sonrası yeniden yapılan yargılamada davacı, arsa sahibinin maliki olduğu taşınmaz üzerine davalı yüklenici şirket tarafından inşa edilecek konutlardan satın aldıklarını belirten aralarında başvurucunun da bulunduğu 14 kişi 29/5/2017 tarihli dilekçeyle davalı yüklenici şirket yanında ferî müdahale talebinde bulunmuşlar ve davacı arsa sahibinin sözleşmenin feshi davasının reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Mahkemece 30/5/2017 tarihli duruşmada ferî müdahillik taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>9. Yargılama sonucunda İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Mahkeme) 6/2/2018 tarihli kararıyla asıl davanın kabulü ile taraflar arasında düzenlenen Kartal 3. Noterliğinin 23/9/2005 tarihli “<i>Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin</i>” geçmişe yönelik olarak feshine, birleştirilen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"…Öncelikle, davalı yüklenicinin 13/03/2006 tarihli tadilat projesi ile sözleşmedeki %30-%70 olan oranı, davacı aleyhine %20-%80 oranına dönüştürdüğü ihtilafsızdır. Sözleşmede imar değişikliği durumunda yapılacak binadan davacı arsa sahibinin hak talep edemeyeceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere sözleşmeye konu parsel ile ilgili herhangi bir imar değişikliği olmamasına rağmen tadilat projesi ile emsal:1.00 alınarak yapılmış eski proje, emsal:1.20 ve ticarethane + konut olarak tadil edilmiştir. Bu tadilat projesi ile sözleşmede davacıya ait olması gereken D tipi 3,4,5,6 nolu yapıların yapılmasının imkansız hale geldiği bilirkişiler tarafından belirtilmiştir. Taraflar tarafından yeni tadilat projesi yapılması teklifi de yapılmamıştır. Bu itibarla projede D tipi 3,4,5,6 nolu binaların yapımının imkansız hale geldiği açık olduğundan, bu husus tadilat hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca sözleşmede açıkça, D tipi yapıların ‘villa’ olduğu belirtilmiştir. Davalı ise bu yapıların villa değil kat dubleksi olduğunu iddia etmiş, bilirkişilerce de sözleşmede düzenlendiği kısma göre kat dubleksi olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Ancak davalı şirket, inşaat alanında faaliyet gösteren ve basiretli olması gereken bir şirkettir. Bu itibarla sözleşme düzenlenirken, kullanılan kelimelere dikkat etmesi gerekirdi. Sözleşmede açıkça, davacıya verilmesi gereken D tipi konutların villa tipi olması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle, davacıya verilmesi gereken D tipi konutların villa olarak kabul edilmesi gerekebilir. Kaldı ki, gerek zemin + 1.kat dubleksi olarak ve gerekse villa olarak yapımının, tadilat projesi ile imkansız hale geldiği de açıktır. Bu itibarla arsa sahibine teslimi gereken D tipi 3,4,5,6 nolu yapıların ve yüksek katlı binalardan 16 adetinin tesliminin ve ortak alan yönlerinden, (ortak alanlarda %85 oranında eksiklik bulunduğu gözönüne alınarak) BK'nun 358. maddesi gereğince erken temerrüt koşullarının da oluştuğu anlaşılmıştır. (Ayrıca, sözleşmede belirtilen teslim tarihine kadar eksikliklerin tamamlanamayacağı da bilirkişilerce belirtilmiştir). Diğer yandan tadilat projesi ile ilk projede olan ortak alandaki havuzun yıkılarak bina alanı haline getirilmesi, tadilat projesi ile sitenin yoğunluğunun arttırılarak ortak kullanım alanlarının azalması ve site yaşamının güçleşmesine yol açtığı gibi kat ilavesi hariç bina yoğunluğunun arttırılması (bu durumda tüm bağımsız bölümlerin değerinin azalacağının tartışmasız olduğu gibi) ve bu suretle davacının hissesinin %10 gibi bir rakam kadar azalmış olması gözönüne alındığında bu hususların hakkaniyet kuralı ile bağdaşmadığının, tadil hakkının kötüye kullanıldığının kabulü gerekmiş ve böylece sözleşmenin feshi gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bilindiği üzere, bu tip sözleşmelerde geleceğe yönelik fesih hususu ancak %85'in üzerindeki bitmiş olan inşaatlar için söz konusudur. Olayımızda ise inşaatın halen ortak alanlar ile birlikte dava açılırken %35,82 oranında, daha sonra düzenlenen ek raporda ise %50,21 olarak belirtilmiştir. Bu oran davacı arsa sahibi yönünden katlanılabilir bir oran değildir. Bu itibarla sözleşmenin geçmişe yönelik feshine karar vermek gerekmiştir. </i></p>

<p><i>Davalı yüklenici tarafından, sözleşmeden sonra, proje üzerinden, inşaatlar tamamlanmadan ve bir kısmına başlanmadan, harici veya noterce yapılan satış sözleşmeleri ile feri müdahiller ile feri müdahale talebinde bulunmayan üçüncü kişilere, bağımsız bölümler satılmıştır. Bu hali ile bu kişilerin mağdur oldukları açıktır. Bu duruma, proje aşamasında satış yapan, tadilat projesi yaparak, sözleşmedeki oranı %80' e çıkartan, ortak yerleri azaltan davalı, bu satışlara sözleşme vs yollar ile engel olmayan davacı ve proje üzerinden henüz bitmeyen daireler satın alan feri müdahiller de kusurludur." </i></p>

<p>10. Anılan kararın davalı yüklenici şirket ve aralarında başvurucunun da bulunduğu ferî müdahiller tarafından temyizi üzerine Yargıtay Dairesinin 13/6/2019 tarihli kararı ile bir kısım ferî müdahillerin temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine, davalı yüklenici şirket ile aralarında başvurucunun da bulunduğu bir kısım ferî müdahiller yönünden ise mahkemece uyulan bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>11. Bu karara karşı davalı yüklenici şirket ile aralarında başvurucunun da bulunduğu bir kısım ferî müdahillerin karar düzeltme talebi de Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 23/3/2021 tarihli kararıyla reddedilerek anılan mahkeme kararı kesinleşmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, nihai kararı 16/4/2021 tarihinde öğrenmiş; 17/5/2021 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti hakkında 5/6/2024 tarihinde <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiş; başvurucunun diğer ihlal iddiaları yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>13. Başvurucu, inşaatın bitme oranları yeniden tespit edilmeden ayrıca arsa sahibi ve yükleniciye düşen blok ve bağımsız bölüm numaraları belirlenmeden karar verilmek suretiyle bozmaya uygun karar verilmediğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konuda bilirkişi görüşüne başvurulmasının ve hâkim yerine geçecek şekilde rapor düzenleyen hukukçu bilirkişi raporunun esas alınmasının kanuna aykırı olduğu gibi hükme esas alınan hukukçu bilirkişi raporunun şaibeli olduğunu ve diğer bilirkişilerle birlikte heyet hâlinde rapor vermesi gerekirken hukukçu bilirkişinin ayrı şekilde rapor vermesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, sonuç olarak eksik ve hatalı inceleme ve değerlendirme sonucu karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>14. Başvurunun bu kısmının adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.</p>

<p>15. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. <i>Ahmet Sağlam</i> [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).</p>

<p>16. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açıkça keyfî ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (<i>Ferhat Kara </i>[GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; <i>M.B.</i> [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).</p>

<p>17. Somut olayda Mahkeme, arsa sahibi tarafından yüklenici şirket aleyhine açılan sözleşmenin feshi davasında sözleşmenin geçmişe yönelik olarak feshine karar vermiştir. Mahkemenin bilirkişi raporları kapsamında yaptığı değerlendirme sonucunda karar gerekçesinde; sözleşmeye konu parsel ile ilgili herhangi bir imar değişikliği olmamasına rağmen tadilat projesi ile sözleşmede arsa sahibine ait olması gereken bir kısım yapıların yapılmasının imkânsız hâle gelmesi, ortak alanlarda %85 oranında eksiklik bulunması ve 16 adet normal dairenin tesliminde temerrüt koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Ayrıca bilirkişilerce yapılan tespite göre sözleşmede belirtilen teslim tarihine kadar eksikliklerin tamamlanamayacağının da belirtildiği ve diğer yandan tadilat projesi ile sitenin yoğunluğunun arttırılarak ortak kullanım alanlarının azalması hususları hep birlikte değerlendirilerek inşaatın arsa sahibince katlanılabilir bir oranda yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz. § 9). Mahkeme kararı kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>18. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, ilgili mevzuatı yorumlamak yargı mercilerinin görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğidir (<i>Şeyma Kayaoğlu</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjUxNjQ1MjE3LWY2NGQtNmQxMS1lZDU0LTRiNzIyNjc0OTMwNA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2014/5491</a>, 5/7/2017, § 53). Bu kapsamda bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeye göre ilgili hukuk kuralları uyarınca sözleşmenin feshi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine karar vermek, Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, mahkemelerce yapılan yorumların Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir.</p>

<p>19. Bu itibarla; Mahkemece sonuca hangi nedenle ulaşıldığının başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçe sunulmuştur. Mahkeme ve Yargıtay Dairesinin yaptığı değerlendirmeler hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği anlaşılmıştır. Bu kapsamda başvuru konusu olayda başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve hukuk kurallarını yorumlamasına ilişkin olduğu, mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>20. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>21. Başvurucu, yargılama aşamasında sunulan uzman raporunun (özel bilirkişi raporunun) mahkemece alınan bilirkişi raporlarıyla çeliştiğini ve bu çelişki giderilmeden karar verildiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, yerleşik içtihatların aksine uzman raporunun dikkate alınmaması ve gerekçeli kararda değerlendirilmemesi ayrıca talep ve itirazlarının Yargıtay Daireleri kararlarında da karşılanmaması suretiyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>23. Bunun yanında gerekçeli karar hakkının yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamayacağını belirtmek gerekmektedir. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın niteliğine göre değişebilir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz </i>[1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>24. Somut başvuruda başvurucu, uzman raporunun yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarıyla çeliştiği ve çelişki giderilmeden karar verildiği iddiasını soyut bir şekilde ileri sürmüştür. Başka bir ifadeyle, mahkemenin kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporları ile uzman raporunun çelişen esaslı -davanın sonucuna etkili- hususlarının neler olduğu somut bir biçimde ortaya konulmamıştır. Bu itibarla başvuru konusu uyuşmazlıkta, sözleşmenin feshi davasının kabulüne ilişkin Mahkeme karar ve gerekçesinde -dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirme yapılarak- hukuki nedenleri gösterilmek suretiyle hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararlarda mahkeme gerekçesi benimsenerek, değerlendirme konusu mahkeme hükmü ve gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal bulunmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Eksik Harç Tamamlanmadan Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası</strong></p>

<p>26. Başvurucu, davacı arsa sahibi tarafından dava değeri üzerinden eksik harç tamamlanmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>27. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin yargılama mercilerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (<i>İsmail Buğra İşlek</i> [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17; <i>Bayram Gök</i> [2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).</p>

<p>28. Somut olayda, arsa sahibi tarafından açılan sözleşmenin feshi davasında davalı yüklenici yanında ferî müdahil olarak davaya katılan başvurucunun dava değeri üzerinden eksik harç tamamlanmadan karar verildiği şikâyetini temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde dile getirmediği anlaşıldığından anılan iddianın Anayasa Mahkemesince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir. Dolayısıyla başvurucunun bu başlık altında ileri sürdüğü iddiasına ilişkin başvuru yollarını usulüne uygun tüketmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>29. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>30. Başvurucu; yüklenicinin sözleşmeden doğacak haklarına isabet eden konutu yükleniciden satın aldığını ancak yüklenici şirket yanında ferî müdahil olduğu davada, yüklenici şirket ile davacı arsa sahibi arasında yapılan sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle çok büyük maddi kayıplarının doğduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep Gündüz [1. B.], B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).</p>

<p>32. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuk yolunun öngörülmüş olması gerekmektedir. Ayrıca bu hukuk yolunun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39). Bununla birlikte norm düzeyinde makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir yolun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz (Sait Orçan [1. B.], B. No: 2016/29085, 19/7/2017, § 36).</p>

<p>33. Başvurucunun başvuru yollarının tüketilmesi noktasında kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A. [1. B.], B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §§ 27, 28). Ancak somut olayın koşulları itibarıyla başvuru yollarının tüketilmesinin yarar sağlamayacağının veya etkili olmadığının anlaşılması hâlinde anılan yollar tüketilmeden yapılan bir başvuru incelenebilir (Şehap Korkmaz [2. B.], B. No: 2013/8975, 23/7/2014, § 33). Öte yandan başvuru yollarının tüketilmesi, çok katı olarak uygulanması gereken mutlak bir kural değildir. Teorik düzeyde var olan bir başvuru yolunun tüketilmesinin somut olayın koşullarında başvurucuya aşırı külfet yüklemesi hâlinde bu yolun tüketilmesinin gerekli olmadığına karar verilebilir (Rasul Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 38).</p>

<p>34. Somut olayda, Mahkemece tespit edildiği üzere arsa sahibinin maliki olduğu taşınmaz üzerine yüklenici şirket tarafından inşa edilecek binadan konut satın aldığı belirlenen başvurucunun davalı yüklenici şirket yanında ferî müdahale talebinin kabulüne karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucu, yüklenicinin halefi sıfatıyla taşınmazın maliki arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin tarafı olarak görülmüştür. Ancak bu sözleşme doğrultusunda yüklenicinin kendisine düşen inşaatı yapma edimini davacı arsa sahibi yönünden katlanılabilir bir oranda yerine getirmediği tespit edilmiştir. Bu durum nedeniyle arsa sahibince sözleşmenin feshi talep edilmiş ve Mahkemece de anılan gerekçeyle (bkz. § 9) ilgili hukuk kuralları gereğince sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Mahkeme ve Yargıtay Dairesi kararlarına göre yüklenici şirket tarafından inşa edilecek binadan konut satın alan başvurucu; yüklenicinin halefi olduğundan arsa malikine karşı, düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi çerçevesinde yüklenicinin haklarına da sahip olmuş ancak yine bu sözleşme kapsamında yüklenicinin edimlerinden de sorumlu tutulmuştur.</p>

<p>35. Öte yandan, başvurucunun borçlar hukuku kurallarına göre yükleniciye karşı dava açma ve zararlarını tazmin etme imkânı bulunduğu gibi bunun dışında ayrıca başvurucunun arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi kapsamında yüklenicinin halefi sıfatıyla sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde arsa sahibinden tazminat talep edebilmesi de mümkündür.</p>

<p>36. Başvurucunun yüklenici şirket ile arsa sahibi arasında yapılan sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle çok büyük maddi kayıpları bulunduğundan şikâyet ederek zarara uğradığı iddiasını, gerek akidi olan yükleniciye karşı açabileceği davada ileri sürerek zararlarını tazmin etme imkânı bulunduğu gibi yüklenicinin halefi sıfatıyla sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde arsa sahibi aleyhine açabileceği davada da ileri sürebilecektir. Başvurucunun iddiaya konu şikâyeti yönünden etkili giderim yolu olarak kabul edilebilecek söz konusu olağan hukuk yolunu tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Eksik harç tamamlanmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202124104-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="87517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/54315 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202154315-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202154315-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/3/2026 tarihli ve 2021/54315 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.</strong><strong>G.</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/54315)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan y.</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Sinan ARMAĞAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluğun gösterinin dağıtılması sırasında kullandığı güç nedeniyle meydana gelen yaralanma ve bu olay hakkında yürütülen yargılama sürecinin etkisizliği nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. Başvuru Süreciyle İlgili Bilgiler</strong></p>

<p>2. 2014 yılındaki yerel seçimlerde Muradiye Belediyesine meclis üyesi seçilen başvurucu, Muradiye Belediyesinde eş genel başkan olarak görev yaptığını belirtmektedir. 28/1/2015 tarihinde Muradiye (Van) Belediyesi önünde Suriye'nin Ayn El Arab bölgesindeki çatışmaların sona ermesini kutlamak amacıyla Demokratik Bölgeler Partisi ve Halkların Demokratik Partisinin öncülüğünde bir etkinlik düzenlenmiştir. Alanda tedbir alan kolluk güçleri etkinlik alanına asılan bazı poster ve pankartların kaldırılması konusunda parti yöneticilerine ve gruptakilere uyarı yapmıştır. Aynı gün saat 16.00'da 12 polis memuru tarafından düzenlenen olay tutanağına göre başvurucunun da içinde bulunduğu üç kişi<i> "pankartların kesinlikle indirilmeyeceğini, müdahale edilirse karşı konulacağı, polisin gücü varsa kendilerinin de gücü olduğu"</i> şeklinde cevaplar vermiştir. Aynı tutanağın devamına göre başvurucu <i>"müdahale edilirse karşı koyulacağı ve ölüm olabileceği"</i> yönünde tehdit içerikli sözler sarf etmiştir. Kolluk, suç teşkil ettiğini belirttiği poster ve pankartların indirilmesi için dört defa ses yükseltici cihazla uyarı yapmış; grup içindeki kişiler poster ve pankartları indirmeyecekleri yönünde karşılık vermiştir. Grupta bulunan kişilerin kolluğa sözlü ve fiziki saldırıda bulunması, belediye bahçesi ve çevresinde bulunan ve kimliği belirlenemeyen on kişilik grubun taşla saldırması ve etkinlik için kurulan platforma yüzü maskeli kişilerin çıkması üzerine gruba orantılı şekilde güç kullanılmış, taşlı saldırı sırasında Çevik Kuvvet polisine ait bir plastik koruyucu kalkan kırılmıştır. Tutanakta, müdahale sırasında başvurucunun da yaralandığı kayıt altına alınmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, yaralanması sonrasında ambulansla Muradiye Devlet Hastanesine götürülmüştür. Aynı gün düzenlenen genel adli muayene raporunda başvurucunun kafasının arkasına copla darbe aldığı, kusma, sol gözde şaşılık, sağ gözde kanama odağı ve kafa <i>oksipital</i> bölgede ağrı ve şişlik şikâyetleri olduğu şeklinde tespitlerde bulunulmuştur. Başvurucu, tomografi cihazı yokluğu nedeniyle Van Bölge Hastanesine sevk edilmiş, tedavisine burada devam edilmiştir. Başvurucu 30/1/2015 günü sabah saatlerinde söz konusu hastaneden taburcu edilmiştir.</p>

<p>4. Kolluğun olayı bildirmesi üzerine Muradiye Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) derhâl zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçundan soruşturma başlatmıştır. Diğer yandan 30/1/2015 tarihinde Van Baro Başkanlığını temsilen baro başkanı, başvurucunun yaralanması nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılığın sözlü talimatı üzerine olay günü etkinlikte görevli yirmi beş civarında Çevik Kuvvet polis memurunun Terörle Mücadele Büro Amirliğinde 3/2/2015-5/2/2015 tarihlerinde tanık olarak ifadesi alınmış fakat polislere olayla ilgili herhangi bir fotoğraf veya kamera kaydı gösterilip diyecekleri sorulmamıştır. Ayrıca iki polis memuru tarafından ulusal basında çıkan haberlerdeki görüntüler incelenip bununla ilgili olarak 31/1/2015 tarihinde tutanak hazırlanmıştır. Tutanakta başvurucunun güvenlik güçlerinin önüne gelerek <i>"Bunun hesabını vereceksiniz, halay çeken bir grubu eğer siz ölümle tehdit ediyorsanız bunun hesabı size sorulacak." </i>dediği, Çevik Kuvvet polisleri kasklı ve gaz maskeli olduğu için arbede esnasında başvurucuya kimin vurduğunun tespit edilemediği kayıt altına alınmıştır. Başsavcılık başlattığı soruşturma kapsamında başvurucunun yaralandığı ana ilişkin fotoğraf ve video kayıtlarının incelenerek yaralanmasına sebep olan polis memurunun belirlenmesi için Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına (Jandarma Kriminal) yazı yazmıştır. Başsavcılık ayrıca Van İl Emniyet Müdürlüğünden başvurucunun yaralanması nedeniyle idari tahkikat yapılıp yapılmadığını, başvurucuya vuran polis memurunun tespit edilip edilmediğini sormuş; ayrıca başvurucu hakkında adli rapor düzenlenmesini sağlamıştır.</p>

<p>5. Başvurucu hakkında Muradiye Devlet Hastanesinde 28/1/2015 günü düzenlenen genel adli muayene raporunda "<i>baş oksipital bölgede şişlik ve ağrı, sol gözde şaşılık, sağ gözde kanama odağı"</i> şeklinde muayene bulguları tespit edilmiş, ayrıca başvurucunun başına aldığı darbe sonucu tomografi çekimi ve ileri tedavi için Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Van Bölge Hastanesi) sevk edildiği bildirilmiştir. Van Bölge Hastanesi tarafından düzenlenen epikriz özetinin "<i>Öneriler"</i> bölümünün son kısmında <i>"Gece çekilen beyin MR da belirgin patoloji izlenmediği Dr. </i>[F.P.]<i> tarafından ifade edildi. Hastaya beyin cerrahisi rekonsultasyonu istendi. Kontrollerinde patoloji olmadığı söylendi. Hastanın karın ağrıları ve bulantı şikayetlerinde azalma olması üzerine hasta önerilerle taburcu edildi." </i>şeklinde bilgiye yer verilmiştir. Söz konusu yazıda başvurucunun taburcu günü 30/1/2015, saati ise 09.51 olarak belirtilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu 18/3/2015 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde olay yerinde emniyet müdürüyle etkinliğe müdahale edilmemesi konusunda konuştuğunu, emniyet müdürünün dağılmaları gerektiğini söylediğini, bir müddet sonra polislerin gazla müdahale etmeye başladığını, emniyet müdürüne <i>"Halay çeken kişilere bu şekilde müdahale edilmez, ellerinde taş, sopa yok." </i>dediğini, emniyet müdürünün arkasını dönmesi üzerine muhatap bulamadığı için kendisinin de arkasını dönüp yapılan müdahaleye bakmak istediği sırada kafasına copla vurulduğunu, darbe alınca nasıl yere düştüğünü dahi hatırlamadığını, hemen bayıldığını, kendisine vuran kişiyi hatırlamadığını, emniyet müdüründen ve kendisine vuran kişiden şikâyetçi olduğunu bildirmiştir.</p>

<p>7. Jandarma Kriminal tarafından hazırlanan 25/5/2015 tarihli raporun sonuç kısmında<i> "olayın meydana geldiği anda polis memurunun yüzünün, kaskının ve/veya diğer şahıslardan ayırt edilebilecek derecede özellik içeren herhangi bir bölümünün (kıyafet, aksesuar vb.) çekim yapan kameraların görüş alanı ve açısı içerisinde yer almamasından dolayı polis memurunun tespitini sağlayacak herhangi bir bulgunun tespit edilemediği"</i> bildirilmiştir.</p>

<p>8. Van İl Emniyet Müdürlüğü olayla ilgili yaptığı idari soruşturmanın bir örneğini Başsavcılığa göndermiş ve soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir. İdari tahkikat neticesinde soruşturmacı tarafından 31/5/2015 tarihinde rapor hazırlanmıştır. Rapora göre biri emniyet müdürü olmak üzere yirmi iki polis memuru tahkikatta dinlenmiş, ayrıca Muhabere Şube Müdürlüğünden görüntü kayıtlarıyla ilgili inceleme yapılması istenmiştir. Raporun sonuç ve kanaat kısmında, polis memuru K.K.nın yere düştükten sonra başvurucuya copla vurmaya çalıştığının tespit edilmesi nedeniyle K.K.ya üç gün aylıktan kesme cezası verilmesi, diğer polis memurları M.F., M.A.D. ve E.Ü.nün ise olay günü cop kullandıkları fakat başvurucuya vurduklarına dair herhangi bir bilgi ve belge tespit edilemediğinden bu kişilere ceza verilmemesi yönünde değerlendirme yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından 15/6/2016 tarihinde başvurucu hakkında düzenlenen raporda başvurucunun yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucunun avukatı 25/6/2015 tarihinde sunduğu dilekçede başvurucunun arkası dönük iken kafasına copla vurulması üzerine bayılıp yere düştüğünü, yere düştükten sonra da polislerin başvurucuya vurmaya devam ettiğini, başlatılan soruşturmanın bağımsız kişilerce yürütülmediğini, tutanakların eksik ve yanlı düzenlendiğini, suç vasfının doğru belirlenmediğini, olayın faillerinin ve tanıklarının tespit edilmediğini ve olay yerinde keşif yapılmadığını iddia etmiştir.</p>

<p>10. Başsavcılık, yaptığı soruşturma sonunda düzenlediği 3/8/2016 tarihli iddianamede polis memuru K.K.nın başvurucuyu kasten yaraladığı gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiştir. Muradiye Asliye Ceza Mahkemesindeki (Asliye Ceza Mahkemesi) yargılamanın ilk celsesi 26/10/2016 tarihinde yapılmış, yargılama on bir celsede tamamlanmıştır. Başvurucu, avukatı eşliğinde 28/12/2016 tarihli celsede verdiği ifadede Başsavcılık ifadesiyle benzer anlatımda bulunmuştur. Asliye Ceza Mahkemesi, polis memurları M.F., E.T. ve E.Ç.nin tanık olarak istinabe yoluyla ifadelerinin alınmasını istemiştir. İstinabe talebine ilişkin yazının ekine bu kişilerin idari tahkikat sırasında verdikleri ifadeleri de eklenmiştir. Söz konusu tanıklar idari tahkikatta fotoğraf gösterilerek sorulduğunda başvurucunun kafasına copla vuran kişinin kim olduğunu bilmediklerini, elinde eldiven olmayan, copuyla birilerine vurduğu izlenimi veren kişinin K.K. olduğunu söylemiştir. 12/10/2016 tarihinde istinabe yoluyla ifade veren E.Ç. beyanında olay sırasında grubun sol ön tarafında bulunduğunu ve gruba kalkanla müdahale ettiğini, ön tarafta olduğundan arkada kalan başvurucunun nasıl yaralandığını görmediğini, fotoğraflarda gösterilen kişinin K.K. olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir. Tanık M.F. naip hâkime verdiği beyanda başvurucunun nasıl yaralandığını, sanığın başvurucuya copla vurduğunu veya müdahale ettiğini görmediğini bildirmiştir. Tanık E.T. Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği ifadede görüntülerdeki kişinin yüzünün görünmediğini, yüzünde maske olmamasından ve kolundaki armadan yola çıkarak bu kişinin K.K. olduğunu söylediğini, hâlbuki bu tespitin çok sağlıklı olmadığını, o dönem idari soruşturmacının uzayan soruşturma nedeniyle baskı yaptığını, görüntüdeki kişinin K.K. olabileceği gibi olay günü zırhlı birliklerden görevlendirilen diğer üç kişinin de olabileceğini (Üç kişiden ikisinin ismini İ.G. ve S. olarak bildirmiştir.) söylemiştir.</p>

<p>11. Tanık E.T.nin bildirdiği kişilerin de istinabe yoluyla ifadesi alınmıştır. İ.G. ifadesinde olay günü başka ilçede görevli olduğunu, S.K. ise olay yerinden 70-80 metre uzakta olduğunu, olayı görmediğini söylemiştir. Erciş Emniyet Müdürlüğünün cevap yazısında olay günü zırhlı birlikten altı polis memurunun görevlendirildiği bildirilmiştir. Sanık K.K. 2/12/2016 tarihinde naip hâkime verdiği savunmasında, gruptan taş atılması sonrasında kalkancı polislerin sağa ve sola ayrıldığını, bu sırada yerde yatan bir kadın gördüğünü, başvurucuya vurmadığını veya vurmaya çalışmadığını, başvurucunun nasıl yaralandığını da görmediğini, görüntülerde yüzünde gaz maskesi olmadığından kendisi görüldüğü için suçlamalara maruz kaldığını belirtmiştir. K.K. idari tahkikatta verdiği beyanında -fotoğrafların gösterilmesi üzerine- başvurucuya vuran kişinin veya elinde eldiven olmayan ve copla birilerine vurduğu izlenimi veren kişinin kendisi olmadığını söylemiştir.</p>

<p>12. Asliye Ceza Mahkemesi 19/9/2018 tarihinde sanığın beraatine karar vermiştir. Gerekçeli kararda, olaya ilişkin görüntüler ile inceleme tutanaklarına göre başvurucunun kafasına cop ile vuran polis memurunun olay sırasında -sanığın aksine- siyah eldiven giydiği, görüntülerde K.K. olduğu iddia edilen kişinin başvurucu yere düştükten sonra vurmaya çalıştığının değerlendirildiği fakat vurma kastıyla hareket ettiğinin görüntülere göre anlaşılmasının mümkün olmadığı, ayrıca gelen yazıya göre zırhlı birliklerden görevlendirilen tek polis memurunun K.K. olmadığı ve tanık anlatımlarının görgüye değil tahmine dayandığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair şüpheden uzak herhangi bir delilin bulunmadığı belirtilmiştir. Verilen hükümde olayın fail/faillerinin tespiti için Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulmamıştır. Başvurucu, verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu; istinaf dilekçesinde, maruz kaldığı muamelenin işkence suçunu oluşturduğunu, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, olay günü polis müdahalesiyle yaralandığı kamera görüntülerine yansımışken polislerin taraflı anlatımlarına itibar edilerek sanığın beraatine karar verildiğini, dosyadaki doktor raporlarına ve görüntü kayıtlarına neden değer verilmediğinin açıklanmadığını iddia etmiştir.</p>

<p>13. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi 1/10/2021 tarihinde istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Karar başvurucuya 26/10/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 10/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>14. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. Başvuruyla İlgili Diğer Yargılama Süreçleri</strong></p>

<p>15. Başvurucunun -diğer dört sanıkla birlikte- olay günü etkinlik alanına bazı pankart ve posterlerin asılmasını sağladığı gerekçesiyle terör örgütü propagandası yapma, söz konusu pankart ve posterlerin kolluğun ikazına rağmen indirilmesine direnç gösterdiği gerekçesiyle de kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme suçlarından cezalandırılması talebiyle Erciş Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) dava açılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/10/2017 tarihli kararıyla başvurucunun kamu görevlisine direnme suçundan beraatine, diğer suçtan ise cezalandırılmasına karar verilmiştir. Beraat kararı istinaf kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir. Başvurucu, diğer suçtan verilen cezaya karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 13/2/2020 tarihli kararıyla başvurucunun eyleminin isnat edilen suçu oluşturmadığı, suç ve suçluyu övme suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılması gerektiği gerekçesiyle verilen kararı bozmuştur. Bozma sonrası ne şekilde karar verildiği tespit edilememiştir.</p>

<p>16. Başvurucu, olay günü polis tarafından copla yaralanması ve bayıldıktan sonra da fiziki müdahaleye maruz kalması nedeniyle 26/10/2015 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü aleyhine 600.000 TL manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. Van 3. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 6/5/2019 tarihli kararıyla başvurucunun açtığı davanın kısmen kabulüne karar vermiş, lehine 7.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. İlgili kararda bireysel başvuruya konu yargılamaya atıf yapılarak başvurucunun bir polis memuru tarafından yaralandığının açık olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca olay günü başvurucunun polisin ikazlarına karşı tehditkâr bir tavır sergilemişse de fiziksel bir saldırıda bulunmadığı, taş atan grup içinde yer almadığı, kollukla yaptığı görüşme sırasında başına aniden bir cop darbesi aldığı, yere düştükten sonra da kısa süreli fiziksel müdahaleye maruz kaldığı, kolluğun eyleminin ölçüsüz olduğu, taşlı saldırı sonrasında oluşan kargaşa ortamında başvurucunun istemsizce yaralandığından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla idarenin ortaya çıkan zarardan sorumlu olduğu değerlendirilmiştir. Karar, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesinin 27/10/2021 tarihli kararı sonucu kesinleşmiştir. Başvurucu, karar sonrasında bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon 15/11/2022 tarihinde başvuru hakkında süre aşımı nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>17. Başvurucu; kolluğun etkinliğe katılanlara müdahale etmesini engellemek amacıyla yaptığı müzakereler sırasında kafasına copla vurulduğunu, bayılıp yere düştükten sonra da K.K.nın içinde olduğu bir grup polisin kendisine vurmaya çalıştığını, olayla ilgili kamera görüntüleri olmasına rağmen etkili bir soruşturma yapılmadığını, sadece bir polis memuru hakkında işkence suçu yerine kasten yaralama suçundan ceza davası açıldığını, makul olmayan bir sürede tamamlanan yargılamanın sonunda dosyadaki delillere rağmen bu kişinin beraatine karar verilerek olayın sorumlularının cezasız bırakıldığını belirtmiş ve kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin önceki içtihatları doğrultusunda ihlal iddialarının incelenmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>18. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>20. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere <i>işkence</i> ve <i>eziyet</i> yapılması, kişilerin <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>21. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları -kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun- ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (<i>Ali Rıza Özer ve diğerleri, </i>§ 81; <i>K.K.</i> § 27).</p>

<p>22. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (<i>K.K.</i>, § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz.<i> Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 95; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 83).23. Anayasa’nın 17. maddesi -“<i>Devletin temel amaç ve görevleri</i>” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin<i> savunulabilir </i>iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).</p>

<p>24. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmişse bu aşamanın da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).</p>

<p>25. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 98). Anayasa Mahkemesinin incelediği husus, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96; Aysel Gezer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 147).</p>

<p></p>

<p>26. Somut olayda 28/1/2015 tarihinde Muradiye Belediyesi önünde düzenlenen etkinlikte polis müdahalesi sırasında başvurucu yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor da başvurucunun baş bölgesindeki yaralanmayı teyit etmektedir. Olayın kolluk tarafından bildirilmesi üzerine Başsavcılık derhâl ve resen harekete geçerek soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucunun yaralandığını gösterir görüntü kayıtlarını inceletmiş, başvurucunun beyanını bizzat almış, olay yerinde görevli olan çevik kuvvet polislerinin ifadelerini aldırmış, idari tahkikat dosyasının bir örneğini temin etmiş ve Adli Tıp Kurumuna başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlettirmiştir. Yürüttüğü soruşturma sonunda ise polis memuru olan K.K.nın başvurucuyu yaraladığı iddiasıyla iddianame hazırlamıştır. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu ve sanığın ifadelerinin alınması dışında toplam beş polis memuru tanık olarak dinlenmiş, başkaca esaslı bir delil toplanmamıştır.</p>

<p>27. Yargılama sonunda Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memuru K.K. hakkında beraat kararı verse de gerekçeli kararında başvurucunun baş bölgesinden bir polisin cop darbesiyle yaralandığını kabul etmiştir. Öte yandan iddianamede veya Asliye Ceza Mahkemesi kararında başvurucunun kendisine güç kullanılmasını zorunlu kılacak nitelikte bir davranış sergilediği konusunda bir tespite yer verilmemiştir. Her ne kadar başvurucu aleyhinde kamu görevlisine karşı görevini yaptırmama suçundan ceza davası açılsa da söz konusu davada başvurucuya isnat edilen eylemin suç vasfında olduğu değerlendirilen pankart ve posterleri ikaza rağmen indirmemek olduğu görülmektedir. Kaldı ki söz konusu suçtan başvurucunun beraatine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Diğer taraftan ceza soruşturması dışında -mevcut bireysel başvurunun konusunu oluşturmayan- başvurucunun açtığı tazminat davasında da başvurucunun kafasına polis tarafından copla vurulduğu, öncesinde başvurucunun kolluğa karşı fiziksel bir saldırı gerçekleştirmediği kabul edilerek lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Dolayısıyla özellikle adli makamlar tarafından gerçekleştirilen soruşturma ve bunun sonucunda verilen kararda başvurucuya karşı gerekmediği hâlde kolluk tarafından güç kullanıldığı ve başından copla yaralandığı anlaşılmıştır.</p>

<p>28. Öte yandan başvurucu, başına aldığı darbe sonucunda baygınlık geçirip düşmesinden sonra kolluğun fiziksel saldırılarının devam ettiğini iddia etse de özellikle olaydan sonra düzenlenen sağlık raporlarında vücudunun başka bir bölgesinde yaralanmadan bahsedilmemesi ve ceza soruşturmasında elde edilen deliller dikkate alındığında başvurucunun bu iddiasının ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirir nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası yönünden etkili soruşturma türünün ceza soruşturması olduğu da gözetildiğinde -başvurucunun bu iddiasına ilişkin- İdare Mahkemesi kararındaki kabulün de bu kanaati değiştirmeye yetmediği söylenmelidir.</p>

<p>29. Sonuç itibarıyla başvurucu, kolluk tarafından copla kafasına vurularak yaralanmış; buna rağmen yürütülen soruşturma sonunda olayın tek sanığı hakkında beraat kararı verilmiş ve bu şekilde olayın fail/failleri belirlenmeden soruşturma kapatılmıştır. Bu sonuca varılmasında başvurucunun yaralanmasına neden olan polis memurunun görüntülerde yüzünün gözükmemesi ve kask numarası gibi ayırt edici bir özellik taşımaması nedeniyle kim olduğunun tespit edilememesinin önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki etkili bir soruşturma yapıldığından söz edilebilmesi için olayın failinin görüntüler üzerinden belirlenemediği durumda öncelikle olay yerindeki diğer polis memurlarının tespit edilmesi, tespit edilen bu kişilere fotoğraf ve kamera kayıtları gösterilerek başvurucuyu yaralayan kişinin teşhis edilmesinin sağlanması gerektiği ortadadır.</p>

<p>30. Ne var ki Başsavcılık aşamasında Çevik Kuvvet polislerinin tanık olarak ifadeleri alınırken bu kişilere herhangi bir görüntü gösterilmemiş, beyanlarının doğruluğu Başsavcılık tarafından görüntüler eşliğinde denetlenmemiştir. Bu eksiklik kovuşturma aşamasında da giderilmemiştir. Dolayısıyla olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün deliller toplanmadan bir sonuca varılmıştır. Eksikliklere rağmen olayın üzerinden yaklaşık altı yıl dokuz ay geçmesinden sonra soruşturmanın tamamlandığı dikkate alındığında makul süratle hareket edilmediği ayrıca ortaya konulmalıdır. Bu şartlar altında kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Selahaddin MENTEŞ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p>31. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>32. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 250.000 TL manevi tazminat verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>33. Başvuruya konu olayda dava zamanaşımının dolup dolmadığı konusunda adli makamlar tarafından bir değerlendirme yapılmadığı gözetildiğinde başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>34. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında İdare Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat dikkate alınarak ve talebine bağlı kalınarak net 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muradiye 1. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2016/262, K.2018/342) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Mahkemenin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim farklı gerekçelerle eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği gerekçesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmaktayım.</p>

<p>2. Başvurucu, kolluğun etkinliğe katılanlara müdahale etmesini engel olmak amacıyla yaptığı müzakereler sırasında kafasına copla vurulduğunu, bayılıp yere düştükten sonra da K.K.nın içinde bulunduğu bir grup polis tarafından kendisine vurulmaya çalışıldığını, olayla ilgili kamera görüntüleri olmasına rağmen etkili bir soruşturma yapılmadığını ve sadece bir polis memuru hakkında işkence suçu yerine kasten yaralama suçundan ceza davası açıldığını, makul olmayan bir sürede tamamlanan yargılama sonunda dosyadaki delillere rağmen bu kişinin beraatine karar verilerek olayın sorumlularının cezasız bırakıldığını belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>3. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>4. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).</p>

<p>5. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).6. Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında, bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişiklikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).</p>

<p>7. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmişse bu aşamanın da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).</p>

<p>8. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 98). Anayasa Mahkemesinin incelediği husus, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96; Aysel Gezer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 147).</p>

<p>9. Somut olayda, 28/1/2015 tarihinde Muradiye Belediyesi önünde düzenlenen etkinlikte polis müdahalesi sırasında başvurucu yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor da başvurucunun baş bölgesindeki yaralanmayı teyit etmektedir. Olayın kolluk tarafından bildirilmesi üzerine Başsavcılık derhâl ve resen harekete geçerek soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucunun yaralandığını gösterir görüntü kayıtlarını inceletmiş, başvurucunun beyanını bizzat almış, olay yerinde görevli olan çevik kuvvet polislerinin ifadelerini aldırmış, idari tahkikat dosyasının bir örneğini temin etmiş ve Adli Tıp Kurumuna başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlettirmiştir. Yürüttüğü soruşturma sonunda ise polis memuru olan K.K.nın başvurucuyu yaraladığı iddiasıyla iddianame hazırlamıştır. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu ve sanığın ifadelerinin alınması dışında toplam beş polis memuru tanık olarak dinlenilmiş, başkaca esaslı bir delil toplanmamıştır.</p>

<p>10. Yargılama sonunda Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memuru K.K. hakkında beraat kararı vermişse de gerekçeli kararında başvurucunun baş bölgesinden bir polisin cop darbesiyle yaralandığını kabul etmiştir. Öte yandan iddianamede veya Asliye Ceza Mahkemesi kararında başvurucunun kendisine güç kullanılmasını zorunlu kılacak nitelikte bir davranış sergilediği konusunda bir tespite yer verilmemiştir. Her ne kadar başvurucu aleyhinde kamu görevlisine karşı görevini yaptırmama suçundan ceza davası açılmışsa da söz konusu davada başvurucuya isnat edilen eylemin suç vasfında olduğu değerlendirilen pankart ve posterleri ikaza rağmen indirmemek olduğu görülmektedir. Kaldı ki söz konusu suçtan başvurucunun beraatına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Diğer taraftan ceza soruşturması dışında mevcut bireysel başvurunun konusunu oluşturmayan- başvurucunun açtığı tazminat davasında da başvurucunun kafasına polis tarafından copla vurulduğu, öncesinde başvurucunun kolluğa karşı fiziksel bir saldırı gerçekleştirmediği kabul edilerek lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Dolayısıyla özellikle adli makamlar tarafından gerçekleştirilen soruşturma ve bunun sonucunda verilen kararda başvurucuya gerekmediği hâlde kolluk tarafından güç kullanıldığı ve başından copla yaralandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu, başına aldığı darbe sonucunda baygınlık geçirip düşmesinden sonra kolluğun fiziksel saldırılarının devam ettiğini iddia etmişse de özellikle olaydan sonra düzenlenen sağlık raporlarında vücudunun başka bir bölgesinde yaralanmadan bahsedilmemesi ve ceza soruşturmasında elde edilen deliller dikkate alındığında başvurucunun bu iddiasının ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirir nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Kötü muamele yasağı bağlamında etkili yolun ceza soruşturması olduğu da gözetildiğinde -başvurucunun bu iddiasına ilişkin- İdare Mahkemesi kararındaki kabulün de bu kanaati değiştirmeye yetmediği söylenmelidir.</p>

<p>11. Sonuç itibarıyla başvurucu, kolluk tarafından copla kafasına vurularak yaralanmış buna rağmen yürütülen soruşturma sonunda olayın tek sanığı hakkında beraat kararı verilmiş ve bu şekilde olayın fail/failleri belirlenmeden soruşturma kapatılmıştır. Bu sonuca varılmasında başvurucunun yaralanmasına neden olan polis memurunun görüntülerde yüzünün gözükmemesi ve kask numarası gibi ayırt edici bir özellik taşımaması nedeniyle kim olduğunun tespit edilememesinin önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki etkili bir soruşturması yapıldığından söz edebilmek için olayın failinin görüntüler üzerinden belirlenemediği durumda öncelikle olay yerindeki diğer polis memurlarının tespit edilmesi, tespit edilen bu kişilere fotoğraf ve kamera kayıtları gösterilerek başvurucuyu yaralayan kişinin teşhisinin sağlanması gerektiği ortadadır. Ne var ki Başsavcılık aşamasında çevik kuvvet polislerinin tanık olarak ifadeleri alınırken bu kişilere herhangi bir görüntü gösterilmemiş, beyanlarının doğruluğu Başsavcılık tarafından görüntüler eşliğinde denetlenmemiştir. Bu eksiklik kovuşturma aşamasında da giderilmemiştir. Dolayısıyla olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün deliller toplanmadan bir sonuca varılmıştır. Eksikliklere rağmen olayın üzerinden yaklaşık altı yıl dokuz ay geçmesinden sonra soruşturmanın tamamlandığı dikkate alındığında makul süratle hareket edilmediği ayrıca ortaya konulmalıdır. Bu şartlar altında kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği kabul edilmelidir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurucunun yaralanmasına neden olan muamele eziyet olarak nitelendirilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 84-88; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, §§ 90-94).</p>

<p>12. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202154315-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="80389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/62842 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202162842-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202162842-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/3/2026 tarihli ve 2021/62842 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/62842)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan y.</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Sinan ARMAĞAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan bir hükümlüye kamu görevlileri tarafından gereksiz yere güç uygulanması, sakalının kesilmesi, kıyafetleri çıkarılıp elleri ve ayakları bağlanarak özel bir odada tutulması ve bu iddialarla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucunun hükümlü olarak tutulduğu Eskişehir H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Başkontrolörlüğü tarafından 30/10/2018 tarihinde idarenin işlemlerinin mevzuata uyumu kapsamında bir denetim yapılmıştır. Yapılan denetim sonucunda diğer hususların yanında İnfaz Kurumu içinde oluşturulan doku hasarı ve travma önleyici yumuşak odada (Yumuşak oda olarak da anılmaktadır.) hükümlü ve tutuklulara yönelik kötü muamelede bulunulduğu gerekçesiyle ilgili kamu görevlileri hakkında Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>3. Bir başkontrolör ve iki kontrolör tarafından 30/10/2018-15/2/2019 tarihlerinde hazırlanan ve suç duyurusuna dayanak yapıldığı anlaşılan Tespit ve İnceleme Tutanağı'nda, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 20/3/2015 tarihli 46837 sayılı genel yazısı dikkate alınarak söz konusu odayla ilgili<i> "Genel yazıda belirtilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri dikkate alındığında, yumuşak oda kullanımının tamamen hükümlü ve tutukluların sağlıklarının korunmasına yönelik uygulama olduğu ve kendilerine ya da başkalarına zarar vermelerinin önlenmesinin amaçlandığı, bu yönüyle de bir disiplin ya da cezalandırma aracı olarak kullanılmayacağı anlaşılmaktadır. Kaldı ki; hükümlü ve tutukluların bu odalara konulması sırasında işkenceyi çağrıştıracak şekilde elleri ve ayaklarının arkadan bir arada bağlanmasının hiçbir haklı gerekçesi olamayacağı gibi bu şekilde yumuşak odada tutulmanın da amaç dışı olarak ve mevzuatta yer almayan cezalandırma maksadıyla tamamen keyfi bir uygulama olduğu değerlendirilmektedir."</i> şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.</p>

<p>4. Başsavcılık, suç duyurusu üzerine İnfaz Kurumuna 27/5/2019 tarihinde yazdığı yazıyla, yumuşak odanın ne zamandan beri kullanıldığı, kaç kişinin ne kadar süreyle burada tutulduğu, öncesinde ve sonrasında doktor raporu aldırılıp aldırılmadığı, tuvalet ihtiyaçlarının giderilip giderilmediği, odaya alınma, tutulma ve çıkarılma sırasında kamera kaydı bulunup bulunmadığı, tutulan kişilerin kimin talimatıyla bu odada tutulduğu ve kimler tarafından bu odaya konulduğu, suç duyurusuna dayanak olaylarla ilgili adli veya idari işlem yapılıp yapılmadığı hususlarını sormuş; tutulmaya dayanak olan olaylarla ilgili düzenlenen tutanakları ve kamera kayıtlarını istemiştir.</p>

<p>5. İnfaz Kurumunun 21/9/2019 tarihli yazı cevabında 17/6/2015 tarihinde faaliyete geçirilen ve iki tane olan yumuşak odalarda denetimin yapıldığı 30/10/2018 tarihine kadar 142 kişinin (bazı kişiler birden fazla olmak üzere) tutulduğu belirtilmiş, her kişi için oluşturulan dosyalarda Başsavcılık tarafından sorulan sorular cevaplanmıştır. Başvurucu ile ilgili dosyadaki 18/9/2019 tarihli tutanakta; 1/2/2017 tarihinde 17.30-20.30 saatleri arasında yumuşak odada tutulduğu, tutulma öncesinde ve sonrasında doktor raporu alınıp alınmadığının tespit edilemediği, kıyafetleri çıkarılarak odaya alındığı, odada tuvalet ihtiyacını giderebileceği, sifonu çalışan alaturka bir tuvalet bulunduğu belirtilmiştir. Yazıda ayrıca yumuşak odada tutulma talimatının İnfaz Kurumu müdürü tarafından verildiği ve talimatı isimleri zikredilen (teşhis edilemeyen bir kişi hariç) on dört infaz koruma memurunun yerine getirdiği, 1/2/2017 tarihli tutanakta ifade edilen olaya (yumuşak odada tutmaya dayanak olan) ilişkin olarak başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı, adli yönden ise bir işlem yapılmadığı bildirilmiştir. Yazı ekinde Olay Tutanağı, disiplin cezası kararı ve yumuşak odaya ilişkin kamera görüntülerini içeren DVD'nin gönderildiği belirtilmiştir.</p>

<p>6. Dört infaz koruma memurunun 1/2/2017 tarihinde düzenlediği tutanakta (Olay Tutanağı, bkz. § 5); 2. kısım H üst blokta sorun olduğunun bildirilmesi üzerine yeterli sayıda memurun buraya intikal ettiği, blokta görevli memurun üzerine başvurucunun yemek karavanalarını fırlattığının ve bağırdığının görüldüğü, odaya girildiğinde bardaktaki temizlik amacıyla kullanılan sıvıyı (Porçöz) içmeye çalışırken başvurucunun engellendiği, daha sonra kendisine ve çevresine zarar vermemesi için kurum müdürünün talimatıyla travma ve doku hasarı önleyici odaya alındığı belirtilmiştir. Bu olayla ilgili olarak başvurucu hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonunda 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 43/2. maddesinin (d) bendi uyarınca (kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak) iki ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilmiştir. Başvurucu, disiplin soruşturması kapsamında savunma vermemiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, tutulmakta olduğu Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 8/6/2020 tarihinde Cumhuriyet savcısına Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi yoluyla ifade vermiştir. Başvurucu; ifadesinde tek kişilik odasında bulunduğu sırada yemeklerin yağlı olması nedeniyle bir infaz koruma memuruyla tartıştığını, elini masaya vurması üzerine tabağın yere düştüğünü, memurun üzerine yemeğin yağının sıçradığını, memurun sinirlenerek kendisine küfrettiğini, odadan ayrıldıktan kısa bir süre sonra da üç memurla geri geldiğini, bu kişilerin küfrederek kendisini yere yatırdıklarını, başını yere bastırdıklarını, ellerini ve ayaklarını vücudunun arkasında kalacak şekilde ayrı ayrı kelepçelediklerini, daha sonra ellerini ve ayaklarını bir iple birleştirdiklerini, bu şekilde yaklaşık 20 metre sürükleyerek yumuşak odaya götürdüklerini, odada yaklaşık yirmi infaz kurumu görevlisinin beklediğini gördüğünü, odaya konulduktan sonra elleri ve ayakları arkadan kelepçeyle bağlı olmasına rağmen küfredip, tekme ve yumrukla darbettiklerini belirtmiştir. Başvurucu; ifadesinin devamında odada tutulduğu süre içinde memurların 15-20 dakikada bir gelip kontrol ettiklerini, el, kol ve bacaklarında morarma olup olmadığına baktıklarını, morarma olduğunu ve acıdığını söylemesine rağmen infaz kurumu müdürünün talimatı olduğunu belirtip üç saat böyle kalacağını söylediklerini, sürenin sonunda revire götürüp tedavisini yaptırdıklarını, akabinde tutulduğu tek kişilik odaya götürdüklerini ifade etmiştir.</p>

<p>8. Savcılık, İnfaz Kurumu Müdürü dahil infaz kurumunda görevli on altı kamu görevlisinin şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Söz konusu kişilerin ifadelerinde başvurucunun şikâyetiyle ilgili olaydan bahsedilmemiştir.</p>

<p>9. Savcılık, soruşturma sonunda bazı mağdurların şikâyetleriyle ilgili olarak iddianame düzenlemiş, başvurucunun da yer aldığı diğer mağdurların şikâyeti hakkında ise 20/10/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcılık, Travma ve Doku Hasarı Önleyici Yumuşak Odaya ilişkin kamera görüntülerinin incelenmesi sonucunda genel tespitlerde bulunmuştur. Bunların bir kısmı; mahkûmların oda önüne gelmelerinin ardından herhangi bir zorlama olmadan kıyafetlerini -iç çamaşırları ile kalacak şekilde- çıkardıkları ve mahkûmların plastik kelepçe ile ayaklarının bağlandığı, ellerinin arkadan bağlandığı, daha sonra el ve ayaklarının arkadan birleştirildiği, kıyafetlerinin çıkarılmasına ve el ile ayaklarının bağlanmalarına rıza göstermeyen mahkûmların ise zor kullanılarak kıyafetlerinin çıkarılıp el ve ayaklarının kelepçeyle bağlandığı şeklindedir.</p>

<p>10. Başsavcılık, söz konusu kararında Adalet Bakanlığının (Bakanlık) yumuşak odaya ilişkin görüşünden bahsetmiştir. Görüşteki değerlendirmeler şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü ve tutukluların bu odalara konulmalarının bir disiplin cezası olmadığı gibi bu odaların disiplin cezalarının uygulama alanı da olmadığı, kurumda meydana gelen olayın veya davranış biçim ve tarzının, öncelikle alınacak diğer tedbirler ile giderilmesinin sağlanması, sağlanamıyor ise eylem ile tedbir arasındaki ölçülülük ilkesi doğrultusunda hükümlü ve tutukluların yumuşak malzemeyle hazırlanan odalara alınması, bu durumun son ve istisnai bir uygulama olduğu, </i></p>

<p><i>Bu odalarda saatlerce</i> <i>ifade edilebilecek sürelerle konulması ve durumunda bir değişiklik olması halinde söz konusu odadan derhal çıkarılarak, odasına veya konumuna uygun bölüme alınması, </i></p>

<p><i>Hükümlü ve tutukluların söz konusu odalara kurumun en üst amirinin talimatı ile konulması, bu konuda özel olarak hazırlanacak deftere, talimatı veren amir, yumuşak malzeme ile kaplanmış odaya alınma gerekçesi, odaya giriş ve çıkış saatleri ile zaman aralığının yazılması, </i></p>

<p><i>Yumuşak malzeme ile kaplı odaların bir tedavi ortamı olmadığı dikkate alınarak, hükümlü ve tutuklunun odaya konulmadan önce sağlık durumunun gerektirdiği başta hastaneye sevk olmak üzere her türlü işlemin geciktirilmeksizin yerine getirilmesi, </i></p>

<p><i>Bahse konu odaya alınan tutuklu ve hükümlünün saldırganlığa devam ettiğinin kabulü halinde, kamera kayıtları ile belirli aralıklarla sakinleşip sakinleşmediğinin gözlem ve kontrolünün yapılarak durumun tutanak altına alınması, kamera kayıtlarının uygulama denetimi amacıyla istenebileceğinin bilinmesinin gerektiğinin anlaşıldığı..." </i></p>

<p>11. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda suç unsurunun tespitine dair bütün mağdur şikâyetleri kapsamında bazı genel değerlendirmeler yapılmıştır. Kararda; travma ve doku hasarı önleyici yumuşak odaya alınan mahkûmların kendilerine, diğer mahkûmlara, infaz kurumu görevlileri ile eşyalara zarar verme tehlikesi olduğundan eller arkada olacak şekilde kelepçe takılmasında, el ve ayaklarının arkadan bağlanmasında -bazı mahkûmların kelepçelerden kurtulup vücutlarını, başlarını odada bulunan tuvalet taşına, oda kapısına vurmaları nazara alındığında- suç unsuru bulunmadığı zaten infaz kurumu görevlilerine karşı aktif mukavemet göstermeyen mahkûmlara karşı zor kullanılmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca travma ve doku hasarı önleyici odada tutulmaya başlayan kişilerin diğer mahkûmlara ve infaz koruma memurlarına zarar verecek veya suç oluşturacak eşyaları bulundurma ihtimali nedeniyle iç çamaşırı kalacak şekilde kıyafetlerinin çıkarılmasının suç teşkil etmediği belirtilmiştir. Söz konusu odada uzun süre tutulma ve bunun mevzuata aykırı olduğu iddialarına ilişkin yapılan değerlendirmede ise mevzuatta alt-üst süre sınırı bulunmadığı, tutulan kişinin durumuna veya saldırganlığına göre yapılacak kontrollerle bu sürenin değişebileceği, soruşturma konusu olay bağlamında odada geçen süreler ve bu konuda daha önce şikâyet olmaması hususları dikkate alınarak mahkûmların keyfî uygulamalarla tutulduklarına ilişkin olarak kamu davası açmayı gerektirir şüphe bulunmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>12. Başsavcılığın başvurucu özelinde yaptığı değerlendirmede ise öncelikle yumuşak odaya alınmasına neden olan olayla ilgili verilen disiplin cezasından bahsedilmiş, sonrasında başvurucunun yumuşak odada tutulmasına ilişkin olan kamera görüntülerine yer verilmiştir. Başsavcılık bu görüntüleri kararında<i> "</i><i>Kamera kayıtlarının tetkikinden, bu olaydan sonra saat 17.20 sıralarında elleri ve ayakları arkadan bağlanmak suretiyle yumuşak odaya konulan S. K.</i><i>ın yanına saat:17:28 sıralarında infaz koruma memurlarının ve kurum müdürünün gelerek kendisiyle konuştukları, akabinde S. K.'ın ellerini ve ayaklarının görevliler tarafından çözüldüğü, saat:17:32 sıralarında sakallı olduğu görülen S.K.'ın yumuşak oda dışına çıkarıldığı, akabinde berber olan bir şahsın gelerek S. K.'ı kapı önünde ve ayakta sakallarını kestiği, saat:17:36 sıralarında ise S. K.'ın sakalları kesilmiş vaziyette tekrar yumuşak odaya konulduğu, görevlilerin ara ara gelerek kontrol etmelerinin ardından S. K.ın saat:20:31 sıralarında el ve ayaklarının çözülmesinin ardından odadan çıkarıldığının anlaşıldığı..." </i>şeklinde anlatmıştır.</p>

<p>13. Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında başvurucunun sakalının kesilmesine ilişkin olarak İnfaz Kurumunun yazısına yer verilmiştir. Başsavcılığın kararına göre İnfaz Kurumu yazısında başvurucunun öz bakımını yerine getirmediği, banyo yapmadığı, bu nedenle hijyen sorunlarının arttığı, odasında ve eşyalarında hamam böceği ve diğer haşaratın çoğaldığı, odasını temizlemediği, İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının kararıyla, İnfaz Kurumunda berberlik yapan mahkûm H.K. tarafından yumuşak oda önünde sakallarının kesildiği bildirilmiştir. Başsavcılık tarafından bu konuda tanık olarak dinlenilen H.K. ifadesinde İnfaz Kurumu müdürünün talimatıyla yumuşak odaya gittiğini, tıraş makinesiyle başvurucunun sakalını kestiğini, başvurucunun tıraş olmaya engel olur bir hâli olmadığını, zaten engel olsa sağlıklı bir tıraş yapamayacağını, infaz koruma memurlarının da başvurucuya karşı herhangi bir eylemini görmediğini ifade etmiştir.</p>

<p>14. Başsavcılık sonuç olarak<i> "</i><i>öz bakımını yapmayan, banyo da yapmadığı için hijyen problemleri artan müşteki S. </i><i>K.'</i><i>ın sakallarının zorla kesildiğine dair somut herhangi bir delil bulunmadığı, ayrıca kamera kayıtlarının tetkiki, ceza evi kayıtları, bilirkişi raporu ve dosyadaki deliller birlikte nazara alındığında, müştekiye hakaret edildiğine yada görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanıldığına dair de somut herhangi bir delil bulunmadığı"</i> şeklindeki değerlendirmeyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.</p>

<p>15. Başvurucu, Başsavcılık tarafından verilen karara itiraz için sunduğu dilekçede infaz koruma memurunun üzerine yağ sıçraması sonrasında direnmediği hâlde infaz koruma memurlarının odasına girerek copla kendisini darbettiklerini, boğazına cop dayamak suretiyle 20-30 metre sürüklediklerini, bu sırada bir infaz koruma memurunun eşofmanını çekerek kendisini çıplak bıraktığını, aşağılamak için süngerli (yumuşak) odanın önünde inancı gereği uzattığı sakallarını kestiklerini, direnmemesine rağmen iç çamaşırı ile odaya sokup domuz bağıyla kendisini bağladıklarını ve üç saat boyunca acı içinde bağırmasına rağmen bu şekilde tuttuklarını, yumuşak odada tutulmasının öncesinde doktor raporu alınmadığını, elinden sakatlandığı hâlde tutulma sonrasında da doktora götürülüp darp raporu düzenlenmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca inancından dolayı sürekli kişisel temizliğini yapan birinin hijyene dikkat etmemesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla idarenin iddia ettiği hususu kabul etmediğini, bu iddianın doğru olduğu kabul edildiği takdirde yumuşak odada tutulduğu günden daha önce sakalının kesilmesi gerektiğini iddia etmiştir.</p>

<p>16. Başvurucunun itirazı Eskişehir 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/12/2021 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Verilen karar 10/12/2021 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 23/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>17. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>18. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>19. Başvurucu; olay günü üzerine yağ sıçrayan infaz koruma memurunun mazgalı kapatıp gittiğini ve üç memurla birlikte döndüğünü, odaya giren memurların kendisini copla boynunun altından tutup sürükleyerek 20 metre ilerideki yumuşak odaya götürdüklerini, sürükleme esnasında bir memurun eşofmanını indirerek çıplak şekilde sürüklenmesine sebep olduğunu, hiçbir saldırganlık ve direnç göstermemesine rağmen yüzüstü yere yatırdıklarını, ellerini ve ayaklarını plastik kelepçeyle bağladıklarını, daha sonra ellerinin ve ayaklarının ortasından zincir geçirip gerdirilerek domuz bağı biçiminde bağladıklarını, bu sırada üzerinde sadece iç çamaşırı olduğunu, öncesinde doktor raporu alınmadığını belirtmiştir. Bir müddet sonra İnfaz Kurumu müdürünün gelmesiyle ellerinin ve ayaklarının çözülerek oda önüne çıkarıldığını, uzun olan sakalının makineyle kesilip onurunun zedelendiğini, daha sonra çıplak şekilde tekrar önceki gibi bağlanıp yüzüstü üç saat boyunca yumuşak odada tutulduğunu, feryat etmesine rağmen bağların çözülmediğini, olayın faillerinin başka mağdurlar yönünden yargılandığını, hâlbuki kendisinin de aynı eylemlerle eziyet ve işkenceye maruz bırakıldığını iddia etmiştir.</p>

<p>20. Bakanlık görüşünde, öncelikle ilgili mevzuat hükümlerine ve içtihatlara yer verilmiş; Başsavcılığın olayla ilgili olarak derhâl soruşturma başlattığı, soruşturma kapsamında kamera kayıtlarını temin ettiği, bilirkişi raporu aldırdığı, şüpheli ve müştekinin ifadesine başvurduğu, olayın oluş şekline ilişkin detaylı yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun iddialarına ilişkin somut delil bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yapılacak incelemede belirtilen hususların değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>A. İnfaz Koruma Memurları Tarafından Cop Kullanılarak Sürüklendiği ve Sakalın Zorla Kesildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>21. Başvurucunun kamu görevlileri tarafından darbedildiği ve aşağılamak amacıyla sakalının zorla kesildiğine ilişkin iddiaları bir bütün olarak kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir (benzer yöndeki kararlar için bkz. <i>Yaser Özoğlu </i>[1. B.], B. No: 2018/2577, 21/4/2021, §§ 42-46, <i>Mesut Ucuzova </i>[1. B.], B. No: 2018/37208, 2/3/2023, § 42).</p>

<p>22. Somut olayda Genel Müdürlükte görev yapan kamu görevlilerinin yumuşak odada tutulmaya ilişkin ihbarı üzerine soruşturma başlatılmış, başvurucu da ihbara konu olan İnfaz Kurumundaki yumuşak odada tutulduğu anlaşıldığından soruşturmaya mağdur olarak katılmıştır. Başvurucu, Başsavcılık tarafından alınan ilk ifadesinde barındırıldığı tek kişilik odaya gelen infaz koruma memurlarının kendisine copla bir müdahalede bulunduğundan bahsetmemiştir. Söz konusu iddiayı ilk kez Başsavcılığın kararına itiraz ettiği dilekçede dile getirmiş ve bireysel başvuru formunun aksine copla darbedildiğinden söz etmiştir. Diğer taraftan başvurucu, kamu görevlileri tarafından darbedildiğiyle ilgili iddialarda bulunurken Başsavcılık ifadesinin tersine itiraz dilekçesinde, yumuşak oda içinde tekme ve yumrukla darbedildiğinden söz etmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun kolluk güçlerinin kendisine gerekmediği hâlde güç kullandıklarına, yumrukla veya tekmeyle vurduklarına, boynunun altından copla tutup sürüklediklerine ilişkin anlatımlarının olay yeri ve oluş biçimi itibarıyla istikrarlı olmadığı görülmüştür. Yumuşak odada tutulmasından sonra hakkında doktor raporu alınmasına ilişkin olarak Başsavcılık ifadesindeki ve itiraz dilekçesindeki beyanlarının da çeliştiği belirtilmelidir.</p>

<p>23. Öte yandan başvurucu, sakalının istemediği hâlde kesildiğine ilişkin iddiayı Başsavcılığa verdiği ifadede dile getirmemiş, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bu olayın tartışılarak bir suç oluşturmadığının kabul edilmesinin ardından verilen karara itiraz ederken ileri sürmüştür. Başvurucunun sakalının kesildiği kamera görüntülerine de yansıdığından bu hususta tereddüt yoktur. Bununla birlikte Başsavcılık kararına bakıldığında başvurucunun sakalının hijyen amacıyla kesildiğinin ve dinlenen tanığın beyanına göre de -iddiasının aksine- başvurucunun buna bir itirazının olmadığının yani zorla kesilmediğinin değerlendirildiği görülmüştür. Başvurucunun iddiasını destekleyen bir delile ise rastlanmamıştır.</p>

<p>24. İspat külfetinin devlete geçtiği durumların söz konusu olmadığı hâllerde kötü muameleye uğramaları nedeniyle mağdur olduklarını ileri süren kişiler, kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delilleri -haklı bir gerekçeleri olmadığı sürece- zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla yükümlüdür. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir olduğundan, dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddialarını güçlü bir dayanakla birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmemeleri hâlinde mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerinin söylenebilmesi mümkün değildir (<i>Beyza Metin </i>[1. B.], B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47).</p>

<p>25. Başvurucu, boynundan copla tutularak sürüklendiğine ilişkin iddiasını olayın üzerinden yaklaşık 3 yıl 3 ay geçtikten sonra ileri sürmüş, bunu yaparken de istikrarlı bir anlatımda bulunmamıştır. Öte yandan başvurucunun iddialarının sağlık raporu, kamera kaydı gibi delillerle desteklenmediği anlaşılmıştır. Sakalının zorla kesildiğine ilişkin iddiasını ise güç kullanılması iddialarından daha da geç dile getirmiş ve soruşturma kapsamında elde edilen deliller de iddiasının aksine işaret etmiştir. Başvurucu, Genel Müdürlüğün ihbarı üzerine başlatılan soruşturmadan önce neden bu iddialarını adli makamlar önünde dile getirip şikâyette bulunmadığına ilişkin bir açıklama da yapmamıştır. Tüm bu tespitlere göre başvurucunun başvuruya konu kötü muamele iddialarını özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek oldukça geç bir tarihte ileri sürdüğü ve dosya kapsamına göre de bu iddiaları destekleyen bir delil bulunmadığı dikkate alındığında -bu şikâyetleri kapsamında- kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiasının savunulabilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Hukuka Aykırı Şekilde Travma ve Doku Hasarı Önleyici Yumuşak Odada Tutulduğuna İlişkin İddia</strong></p>

<p>27. Başvurucu, gerekmediği hâlde iç çamaşırı kalacak şekilde soyulup elleri ve ayaklarının vücudunun arkasında bağlandığını, bu şekilde yumuşak odada yüzüstü saatlerce tutulduğunu iddia etmiştir.</p>

<p>28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvuruda kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>29. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere <i>işkence</i> ve <i>eziyet</i> yapılması, kişilerin <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâlleri veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>30. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (<i>Ali Rıza Özer ve diğerleri, </i>§ 81; <i>K.K.</i> § 27).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>31. Hukuka uygun olarak tutulan bir kişiye kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi amacıyla kelepçe takılması veya aynı amaçlarla hareketi kısıtlayıcı başka araçların kullanılması, makul ölçüde gerekli olanının ötesinde bir güç kullanımı veya kişinin kelepçeli hâlinin kamuya teşhir edilmesi amacı olmadığı sürece -kural olarak- Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmamaktadır. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmemektedir. Bununla birlikte sözü edilen zorlayıcı tedbire başvurulması, kendisine kelepçe takılan kişinin fiziksel veya ruhsal durumu ve/veya tedbirin kişideki fiziksel yahut ruhsal etkileri nedeniyle asgari ağırlık eşiğine ulaşabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Kazim Aksoy (2) </i>[2. B.], B. No: 2015/8409, 4/7/2019, § 38; <i>Ö.U</i>. [1. B.], B. No: 2016/62587, 23/6/2020, §§ 32, 33, 35).</p>

<p>32. Somut olayda İnfaz Kurumu tarafından gönderilen belgeler ve Başsavcılık tarafından da incelenen kamera görüntülerinden anlaşılacağı üzere travma ve doku hasarı önleyici odada -uygulamadaki tabiriyle yumuşak odada- başvurucunun elleri ve kolları vücudunun arkasından bağlanıp üzerinde iç çamaşırı kalacak şekilde yerde yüzüstü tutulduğu konusunda tereddüt yoktur. İnfaz koruma memurları tarafından düzenlenen tutanağa göre (bkz. § 6) başvurucu, olay günü yemek karavanalarını görevli memurun üzerine fırlatıp bağırmış, olay yerine gelen diğer infaz koruma memurları başvurucunun odasına girdiğinde ise temizlik için kullanılan sıvıyı içmeye çalışırken başvurucuyu engellemiştir. Bunun üzerine kendisine ve çevresine zarar vermesinin önlenmesi amacıyla başvurucu, yumuşak odaya götürülmüştür. Söz konusu tutanakta, infaz koruma memurlarının başvurucuyu temizlik sıvısını içmesini engel olmalarından sonra başvurucunun ne tür davranışlar sergilediği, kendisine zarar verici başka bir eylemde bulunup bulunmadığı belirtilmemiştir. Diğer taraftan zaten tek kişilik odada barındırıldığı anlaşılan başvurucunun tutanakta belirtildiği gibi çevresine ne tür bir zarar verebileceği de anlaşılamamıştır. Bu olayla ilgili olarak başvurucunun aleyhinde adli bir işlem yapılmamış, sadece disiplin cezası vermekle yetinilmiştir.</p>

<p>33. Yumuşak odada tutulmaya başlandığı ilk andan itibaren başvurucunun iç çamaşırı haricindeki kıyafetleri çıkarılmış, elleri ve ayakları arkadan bağlandıktan sonra başvurucu, yüzüstü yere yatırılmıştır. Öncesinde başvurucunun sağlık durumu hakkında rapor da düzenlenmemiştir. Başvurucunun saldırgan tavırlar sergilemesi durumunda özellikle kendisine zarar vermesini engellemek amacıyla geçici bir süre yumuşak odada tutulmasında -durumun koşullarına göre- bir sakınca görülmeyebilirse de somut olaydaki gibi başvurucunun ellerinin ve kollarının ilk tutma anından itibaren bağlanmasını zorunlu kılan sebep ortaya konulmamıştır. Başvurucu, yumuşak odada tutulmaya başlandıktan bir müddet sonra çözülüp sakal tıraşı olmuştur. Kamera görüntülerine göre başvurucunun sakal tıraşı olurken saldırgan tavırlar sergilediğine ilişkin bir tespit yapılmamıştır. Dolayısıyla infaz koruma memurlarının düzenlediği tutanağa göre yumuşak odaya konulmasından önce kendisine zarar verici eylemlerde bulunduğu kabul edilse dahi tıraş edildikten sonra yeniden bağlanıp söz konusu odada o şekilde tutulmaya devam edilmesine neden gerek duyulduğu anlaşılamamıştır. Öte yandan başvurucu özelinde İnfaz Kurumu tarafından gönderilen belgelerde veya Başsavcılık tarafından izlenen görüntülerde elleri ve kolları vücudunun arkasında bağlandıktan sonra ellerinin ve ayaklarının da ayrıca bağlanarak birleştirildiğine ilişkin bir tespit yapılmamış ise de bunun genel bir uygulama olduğu anlaşılmıştır (bkz. § 9). Zor kullanma aracının bu şekilde uygulanmasının kişinin içinde bulunduğu durumu daha da ağırlaştıracağı ortadadır.</p>

<p>34. Başsavcılık kararındaki Bakanlık görüşünde yumuşak odada tutmanın son çare olarak düşünülmesi, öncesinde doktor raporu alınması ve saldırganlığın devam edip etmediğinin belirli aralıklarla kamera kayıtlarıyla izlenmesi gerektiği belirtilmiş; suç duyurusunu yapan denetmenlerin değerlendirmelerinde ise hükümlü ve tutukluların bu odalarda tutulurken işkenceyi çağrıştıracak şekilde ellerinin ve ayaklarının arkadan bir arada bağlanmasının hiçbir haklı gerekçesi olamayacağı, bu şekilde yumuşak odada tutulmanın mevzuatta yer almayan cezalandırma amaçlı tamamen keyfî bir uygulama olduğu bildirilmiştir. Şu hâlde İnfaz Kurumunda görevli olan kamu görevlilerinin bağlı oldukları veya denetiminden sorumlu olan idari birimlerin görüş ve değerlendirmelerinin başvurucunun maruz kaldığı uygulamaya cevaz vermediği anlaşılmıştır.</p>

<p>35. Başvurucu, hükümlü olarak tutulduğu ceza infaz kurumunda devletin kontrolü altındadır. Kendisine zarar vermesini engelleyebilecek nitelikte bir odaya konulmuş iken ellerinin ve ayaklarının bağlanarak maddi güç kullanılması ve yaklaşık üç saat boyunca bu şekilde tutulmasının gerekliliği ortaya konulamamıştır. Bu durumda kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmalıdır. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre -tutulmasının fiziki etkilerini gösteren bir sağlık raporu bulunmasa dahi- başvurucunun maruz kaldığı muamele<i> eziyet</i> olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz.<i> Cezmi Demir ve diğerleri,</i> §§ 84-91; <i>S.D.</i>, §§ 84-88).</p>

<p>36. Öte yandan Başsavcılık, başlattığı soruşturma kapsamında olayın faili olabilecek kişilerin ifadesini almış fakat başvurucunun şikâyetleri özelinde olayı aydınlatmaya yarayan herhangi bir soru sormamıştır. Ayrıca başvurucunun yumuşak odada tutulurken neden el ve ayaklarının bağlandığıyla ilgili somut olay bağlamında bir değerlendirme yapmamış, benzer olaylarda başka mahkûmların sergilediği (kafasını tuvalet taşına veya kapıya vurma gibi) davranışları gözönünde bulundurarak -toptan bir yaklaşımla- yapılan muameleyi hukuka uygun bulmuştur. Dolayısıyla bu konuda Başsavcılık tarafından özenli bir soruşturma yapılmadığı ve varılan sonucun nesnel bir analizin ürünü olmadığı görülmüştür.</p>

<p>37. Sonuç itibarıyla Başsavcılık kötü muamele iddialarına yönelik olarak etkili bir soruşturma yürütmeden başvurucunun şikâyeti hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla somut olayda eziyet yasağının usul boyutunun da ihlal edildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>39. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden soruşturma yapılması yanında 100.000 TL manevi tazminat ile maddi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>41. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebine bağlı kalınarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. İnfaz koruma memurları tarafından cop kullanılarak sürüklenme ve sakalın zorla kesilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Hukuka aykırı şekilde travma ve doku hasarı önleyici yumuşak odada tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2019/22357) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202162842-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="45630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYT sınavında yapay zekaya soruları attı: Gözetmenler fark etti, tutuklandı!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ayt-sinavinda-yapay-zekaya-sorulari-atti-gozetmenler-fark-etti-tutuklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ayt-sinavinda-yapay-zekaya-sorulari-atti-gozetmenler-fark-etti-tutuklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çekmeköy'de Alan Yeterlilik Testi (AYT) sınavına cep telefonunu sokan Mustafa E. K.(20), yapay zeka uygulamasını kullanarak kopya çekmeyi denedi. Sınav görevlileri tarafından fark edilen öğrenci çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Emniyetteki ifadesinde suçunu itiraf eden Mustafa E. K., "Telefonumu sessize alıp şortumun içine koyarak sınava girdim. Sınav başladıktan sonra telefonla soruların fotoğrafını çekip yapay zeka uygulamasında cevapları aratmak aklıma geldi" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı tarafından 21 Haziran'da gerçekleştirilen AYT sınavı sırasında, Çekmeköy'de sınava giren Mustafa E. K., içeri cep telefonu ile girerek yapay zeka uygulamasıyla kopya çekmeyi denedi. Sınav süresinin bitmesinin ardından salondan çıkarken görevliler tarafından durdurulan şüphelinin üzerinde cep telefonu ele geçirildi.</p>

<p>Olaya ilişkin İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Mustafa E. K., çıkarıldığı mahkemece 'Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanuna muhalefet' suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan şüphelinin emniyetteki ifadesi ortaya çıktı.</p>

<p><strong>'BİR ANLIK GAFLETE DÜŞEREK BÖYLE BİR GİRİŞİMİM OLDU'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mustafa E. K. ifadesinde, "Sınava tek başına gelmem ve okula giriş yaptığım sırada bırakabileceğim bir yer bulamadığım için telefonumu sessize alıp şortumun içine koyarak sınava girdim. Sınav başladıktan sonra telefonla soruların fotoğrafını çekip yapay zeka uygulamasında cevapları aratmak aklıma geldi. Bu amaçla telefonumu çıkarttım ve AYT Fen soru kitapçığının 37 ve 39'uncu sayfalarının fotoğrafını çektim. Ancak sınav salonunda 2 görevli olması nedeniyle telefonu daha fazla kullanmaya çekindim ve cebime koyarak soruları çözmeye devam ettim.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ayt-sinavinda-yapay-zekaya-sorulari-atti-gozetmenler-fark-etti-tutuklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/6a3e3f29830a571e18028d35.jpg" type="image/jpeg" length="28904"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliyelerde kalem silah alarmı: Güvenlik sistemleri ve koruma planları yenileniyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliyelerde-kalem-silah-alarmi-guvenlik-sistemleri-ve-koruma-planlari-yenileniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliyelerde-kalem-silah-alarmi-guvenlik-sistemleri-ve-koruma-planlari-yenileniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bakırköy Adliyesi'nde bir şüphelinin çantasında kalem silah ve neşter ele geçirilmesi üzerine başlatılan geniş çaplı soruşturma devam ediyor. Olayın ardından adliyelerdeki X-ray kontrolleri, giriş sistemleri ve personel güvenlik prosedürleri yeniden değerlendirilmeye alındı. Bazı büyükşehir adliyelerinde ise ek güvenlik planlamaları devreye sokuluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Bakırköy Adliyesi'ne giriş yapmak isteyen bir kişinin çantasında, X-Ray kontrolü sırasında biber gazı, neşter ve kamuoyunda "kalem silah" olarak bilinen suikast silahının ele geçirilmesi üzerine başlatılan soruşturma sürüyor. Olayın muhtemel suikast bağlantısı tüm yönleriyle araştırılırken, adliyelerde güvenlik tedbirlerinin gözden geçirileceği, giriş sistemleri, kamera altyapıları ve personel güvenlik prosedürlerinin yeniden değerlendirildiği öğrenildi. Bazı büyükşehir adliyelerinde ise ek güvenlik planlamalarının devreye alınacağı belirtildi.</p>

<p><strong>Adliyelerde Güvenlik Tedbirleri ve Koruma Planları Hızlandırıldı</strong></p>

<p>Özellikle kritik dosyalarda görev yapan hakim ve savcılara yönelik yeni koruma planlarının hızlandırıldığı da ifade edildi. Bu kapsamda, bazı adliyelerde giriş-çıkış güvenlik sistemlerinin güçlendirilmesi, hakim ve savcıların görev yaptığı katlara erişim usullerinin yeniden düzenlenmesi ile yakın koruma tedbirlerinin artırılmasına yönelik çalışmaların değerlendirildiği öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bakırköy Adliyesi'nde Yakalanan Şüphelinin Çantasından Çıkanlar</strong></p>

<p>Nahit Y. (66) Bakırköy Adliyesi'ne "kalem silah" ile girerken gözaltına alınmıştı. Nahit Y'nin çantasında ayrıca 1 neşter, 4 neşter başlığı ve bir de biber gazı çıkmıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliyelerde-kalem-silah-alarmi-guvenlik-sistemleri-ve-koruma-planlari-yenileniyor</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/headline.jpg" type="image/jpeg" length="81692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da suç örgütü operasyonu: 5’i avukat 34 şüpheli hakkında gözaltı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-suc-orgutu-operasyonu-5i-avukat-34-supheli-hakkinda-gozalti-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-suc-orgutu-operasyonu-5i-avukat-34-supheli-hakkinda-gozalti-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da suç örgütlerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında 5 avukatın da bulunduğu 34 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde; 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma', 'nitelikli yağma', 'kasten öldürme', 'kasten öldürmeye teşebbüs', '6136 sayılı Kanun’a muhalefet', 'mala zarar verme', 'genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması' ve 'tehdit' suçlarına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, yurt dışı numaralar üzerinden mağdurlara ulaşarak tehdit yoluyla para talep eden, iş yeri ve ikamet kurşunlama, kasten öldürme ve yaralama eylemlerine karıştığı değerlendirilen suç örgütleri hakkında çalışma başlatıldı. Şüphelilerin örgüt içindeki hiyerarşik yapısının deşifre edilmesi amacıyla takip ve inceleme yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>​‘İNTERPOL VE EUROPOL DAİRE BAŞKANLIĞI İLE KORDİNELİ ÇALIŞMA’</strong></p>

<p>perasyonlar neticesinde suç örgütünün birçok eylemi deşifre edildi, tespiti yapılan çok sayıda şüpheli yakalandı. Yasa dışı yollarla yurt dışına kaçtığı tespit edilen sözde suç örgütünün lider kadrosunda yer alan şüpheliler hakkında, adli makamlarla yapılan yazışmalar neticesinde kırmızı bültenle aranma kaydı çıkarıldı. Mağdurların ifadelerinde geçen ve örgüt mensuplarınca kullanıldığı değerlendirilen yurt dışı numaralarına ilişkin WhatsApp şirketinden IP bilgileri talep edildi. Yapılan incelemelerde, kullanılan yurt dışı numaralara ait IP bilgilerinin İtalya, Belçika ve Rusya ülkeleriyle bağlantılı olduğu belirlendi. Bu kapsamda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca gerekli yazışmalar yapılarak adli yardımlaşma talebinde bulunulması istendi. Ayrıca İnterpol-Europol Daire Başkanlığı ile gerekli belgeler paylaşıldı, İnterpol birimleriyle koordineli çalışma yürütülmesi talep edildi.</p>

<p><strong>​5 AVUKATIN DA ARALARINDA BULUNDUĞU 34 ŞÜPHELİYE OPERASYON</strong></p>

<p>Öte yandan firari şüpheliler ve yurt dışında bulunan örgütün yönetici kadrosuna dair bilgiler; İstihbarat Başkanlığı ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile de paylaşıldı. Suç örgütünün yönetici ve üyelerinin yakalanması, örgütün faaliyetlerinin sonlandırılması ve suç delillerinin ele geçirilmesi amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yeni bir operasyon düzenlendi. Aralarında 5 avukatın da bulunduğu toplam 34 şüphelinin hakkında gözaltı kararı verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-suc-orgutu-operasyonu-5i-avukat-34-supheli-hakkinda-gozalti-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/gozalti-okdm.jpg" type="image/jpeg" length="65174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BEKLENEN: TAHLİYE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/beklenen-tahliye-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/beklenen-tahliye-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her ceza hukukçusunun zihninden zaman zaman aynı soru geçer: “Hakimler ve savcılar meslek içi eğitim kapsamında temsili bir cezaevinde birkaç gün geçirseydi, tutuklama kararları aynı şekilde verilir miydi?” Çünkü deneyimlenmiş öğrenim, verilecek kararlarda daima etkili olacağı gibi “tutuklanmasına” kelimesinin ve “tutukluluk halinin devamına” tamlamasının yalnızca harflerden ibaret olmadığını daha iyi anlamayı sağlayacaktır.</p>

<p>Tutuklama kararı ile tutuklanan kişiye aslında “senin özgür olmaman gerekiyor” , “sen kamu için tehlikeli birisin” , “suç işlemiş olma ihtimalin kuvvetli” , “işlemiş olma ihtimalini kuvvetli bulduğumuz suçu aynı zamanda basit bir suç olarak da görmüyoruz” , “serbest olman halinde yargılamadan veya ülkeden kaçma ihtimalin olduğunu düşünüyoruz” gibi cümleler de kurulmuş olmaktadır. Öyleyse bu cümlelere göre en çok değinilmesi gereken yegane kelime ise “özgürlük”tür.</p>

<p>Özgürlük, Türk Dil Kurumu tanımıyla “herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu; azadelik” olarak tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşıldığı üzere tutuklama kararı ile hürriyete kelepçe vurulmakta olup insan olduğunu hissettiren en önemli duygu kontrol edilmektedir.</p>

<p>Bir kişinin hürriyetinin bağlanması o kişinin artık kontrol altında olduğunun ve dört duvar arasına kapatıldığını göstermektedir. Bu kapatılma hali ise sadece o kişiyi değil ailesini, akrabalarını, arkadaşlarını, dostlarını, sevenlerini, iş verdiklerini, ticaret yaptıklarını ve daha birçok kişi ve kurumları gerek maddi gerekse de manevi olarak etkilemektedir. Bu etki özellikle manevi açıdan derindir. Tutukluluk yalnızca özgürlüğü değil, insanların psikolojik bütünlüğünü de zedeler. Bu denli etki kapsamı geniş ve önemli işbu kararın tam da bu nedenle iyice düşünülerek usul ve yasaya uygun olarak verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Etki kapsamı geniş, ölçülü, son çare, hükme dönüşmemesi ve dolayısıyla cezalandırma değil tedbir amacı taşıması gereken tutuklama kararını sona erdirecek kelime ise “tahliye”dir. Tahliye, Türk Dil Kurumu tanımıyla “tutukluyu serbest bırakma”yı ifade eder. Yani tahliye olmak dört duvar arasına girerken askıya asılan özgürlük ceketinin tekrar giyilmesidir. Yaşamın en kutsal duygu durumu olan hürriyete kavuşmaktadır.</p>

<p>Tahliye kararı bazen de adli kontrol kararı eşliğinde verilir. Burada eleştiri getirmekte fayda görmekteyim zira kanaatimce adli kontrol tedbirleri tutuklama kararı son çare olsun diye varolan bir kurum olmasına rağmen tahliye kararının yanına iliklenen bir kuruma evrilmiştir. Oysa hukukumuzdaki düzenleme gayet yerindeyken başta düşünülmesi ve tartışılması gereken kurumun son aşamada ele alınması zannımca adli kontrol tedbirlerinin maksadının doğru yorumlanmadığını göstermektedir.</p>

<p>Tahliye olmak aynı zamanda içinde “kavuşmak” kelimesini de barındırır. Kavuşmak kendini bazen bir dostun dosta bazen bir sevenin sevdiğine bazen de bir ailenin evladına kavuşmasını içerirken bazen de hepsini aynı anda içerebilir.</p>

<p>Tüm bu düşüncelerle ve duygu durumuyla bir Temmuz 13’üne selamlarla tahliye kararına dair mevzuat ve içtihat incelemem de aşağıdaki gibidir:</p>

<p><strong>1. Tahliye Kararının Neden Önemli Olduğuna dair:</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2021232-e-ve-2022415-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.06.2022 tarihli, 2021/232 E. ve 2022/415 K. sayılı kararı</a>nda; tahliye kararının hâkimin yargı yetkisi ve takdir hakkı kapsamında olduğu vurgulanmıştır. Kararda, tutuklamanın bir tedbir olduğu, asıl olanın tutuksuz yargılanma olduğu ve somut olayda kaçma veya delilleri karartma yönünde somut olgular bulunmadığında verilen tahliye kararının hukuka uygun olduğu belirtilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>2. Tutuksuz Yargılamanın Neden Önemli Olduğuna dair:</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2010551-e-2010598-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/551 E. ve 2010/598 K. sayılı kararı</a>nda; "ceza yargılamasının tutuksuz yapılması asıl, koruma tedbiri anlamında tutuklama ise istisnai bir nitelik taşımaktadır" ilkesi net bir şekilde ortaya konulmuştur. Tutuksuz yargılamanın esas alınmaması, masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını ihlal eden bir unsur olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>3. Tutuklamanın Ölçülülük İlkesine Aykırı Olmaması Gerektiğine dair:</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/552 E. ve 2010/599 K. sayılı kararında; tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra mutlaka "ölçülülük" ilkesine uyulması gerektiği belirtilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 29.02.2016 tarihli, 2015/2851 E. ve 2016/3143 K. sayılı kararında, işin önemi ile verilmesi beklenen ceza arasında ölçüsüzlük bulunması halinde tutuklama kararı verilemeyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>4. Tutuklamanın Hükme Dönüşmemesi Gerektiğine dair:</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2010551-e-2010598-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/551 E. ve 2010/598 K. sayılı kararı</a>nda; "tutuklama, yargılama tamamlanmadan ceza verme ve bunun yerine getirilmesi yolu olarak kullanılamaz" denilerek, tedbirin bir infaz aracına dönüşmemesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>5. Tutuklulukta Geçen Sürenin Göz Önüne Alınması Gerektiğine dair:</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 28.09.2015 tarihli, 2014/20040 E. ve 2015/13914 K. sayılı kararında; tutuklulukta geçecek azami sürelerin kanunla sınırlandırıldığı, bu sürelerin dolmasıyla birlikte yargılama makamlarının başkaca hiçbir değerlendirme yapmadan tutukluluğa son vermesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca tutukluluk süresinin uzunluğunun makul sürede yargılanma hakkı kapsamında tazminat sorumluluğu doğurabileceği hatırlatılmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>6. Tutuklu Yargılamanın İstisna Olduğuna dair:</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/554 E. ve 2010/600 K. sayılı kararında; tutuklamanın istisnai bir nitelik taşıdığı, bu istisnanın kural haline dönüştürülmesinin masumiyet karinesinin ihlali anlamına geleceği vurgulanmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>7. Tutukluluğun Başvurulacak Son Çare Olduğuna dair:</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/557 E. ve 2010/603 K. sayılı kararında; tutuklamanın bir zorunluluk değil ihtiyarilik ilkesine dayalı olduğu ve başvurulacak son çare niteliğinde bir koruma tedbiri olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>8. Suçun Vasıf ve Mahiyetinin Tutukluluk Devam Kararı İçin Yeterli Olmadığına dair:</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/558 E. ve 2010/604 K. sayılı kararında; "salt suçun niteliğinin, tutuklama veya tutukluluğun devamı için yeterli sayılamayacağı" belirtilmiştir. Kararda, suçun katalog suçlardan olması veya suçun niteliği gibi basmakalıp ifadelerin yasanın aradığı anlamda geçerli bir gerekçe oluşturmadığı vurgulanmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>9. Şüphenin Devam Kararları İçin Artması Gerektiğine dair:</strong></p>

<p></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2010 tarihli, 2010/552 E. ve 2010/599 K. sayılı kararında; "tutukluluğun devamına ilişkin sonraki kararların bir önceki tutukluluk veya devam kararlarına göre daha fazla gerekçe taşıması gerektiği" ve değişen durumların gerekçede karşılanması zorunluluğu belirtilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 22.06.2016 tarihli, 2015/12366 E. ve 2016/10728 K. sayılı kararında, uzatma kararlarının ilk tutuklama kararından daha kuvvetli suç şüphesini ortaya koyacak açıklayıcı nedenlere dayanması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>10. Kaçma Şüphesi Gerekçesinin Adli Kontrolle Bertaraf Edilebilmesine dair:</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2021232-e-ve-2022415-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.06.2022 tarihli, 2021/232 E. ve 2022/415 K. sayılı kararı</a>nda; adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olduğu durumlarda tutuklamanın ağır bir tedbir olacağı ve kaçma şüphesine dair somut olgu bulunmadığında tahliye kararı verilmesinin hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Yazımı bitirirken 2025/26 adli yılı içerisinde yazdığım yazılarda son dönemde yapılan yargılamalarda anlayamadığımız şekilde temel delil yapılan ve fakat aslında yan delil dahi olması somut delillerle desteklenmesine bağlı olan HTS-Baz Kayıtları ve soyut anlatımların tutuklama ve devam kararları için yanlışlığına değinmekte fayda görmekteyim. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214232-e-202210554-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 20.10.2022 tarihli, 2021/4232 E. ve 2022/10554 K. sayılı kararı</a>nda; "içeriği bilinmeyen HTS kayıtları ile içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek soyut telefon görüşmeleri dışında" kesin delil bulunmadığı durumlarda tutukluluk halinin sürdürülmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu belirtilerek tahliye kararı verilmiştir. Ayrıca <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20191853-e-2020325-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 13.01.2020 tarihli, 2019/1853 E. ve 2020/325 K. sayılı kararı</a>nda, maddi bulgularla desteklenmeyen soyut beyan ve HTS kayıtlarının mahkûmiyet ve dolayısıyla tutukluluk için yeterli olmadığı hükme bağlanmıştır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20204848-e-20207553-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 16.11.2020 tarihli, 2020/4848 E. ve 2020/7553 K. sayılı kararı</a>nda, soyut ve değişik anlamlara gelebilecek iletişimin tespiti tutanakları dışında kuşkuyu aşan kesin delil bulunmaması bozma ve tahliye gerekçesi yapılmıştır.</p>

<p>Özgürlük bazen bir kişinin hukuki bir durumunu ifade etse de aslında Victor Hugo’nun da dediği gibi “Vicdanınız temizse özgürsünüz demektir” Öyleyse soyut anlatımla, dedikoduyla, delil kabul edilmeyen doldurma verilerle tutuklananlar hala özgür ve hiçbir vicdanda tutuklu değiller diyebiliriz.</p>

<p>Uzun süredir haksız, hukuka aykırı, vicdan yaralar bir şekilde tutuklu olmaya mahkum kalsanız da belki bir yaz akşamı salonda “tahliye” olarak açıklanan ama özünde kürsüden size “kavuşmak” olarak duyulan bir kararla garabete son verileceği inancına sımsıkı sarılırsınız.</p>

<p>Hukuka aykırı kararlarla tüm mağdur olanlar adına hasret ve muhabbetle.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-hasan-sahin" title="Av. Hasan ŞAHİN"><img alt="Av. Hasan ŞAHİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/hasan-sahin-1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-hasan-sahin" title="Av. Hasan ŞAHİN">Av. Hasan ŞAHİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/beklenen-tahliye-1</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisa.jpg" type="image/jpeg" length="53786"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 2019/1853 E., 2020/325 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20191853-e-2020325-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20191853-e-2020325-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 13.01.2020 tarihli, 2019/1853 E. ve 2020/325 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/1853 E., 2020/325 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : GAZİANTEP Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi</p>

<p>Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma</p>

<p>Hüküm : a) Mahkûmiyet; Şırnak 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin<br />
05.12.2018 tarih -2018/327 esas ve 2018/696 karar sayılı<br />
karar</p>

<p>b) İstinaf başvurularının esastan reddi; Gaziantep Bölge<br />
Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi 11.04.2019 tarih –<br />
2019/198 esas ve 2019/520 karar sayılı karar</p>

<p><br />
Sanık ... müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin, 23/12/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen değişiklik uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenlerin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>A) Sanıklar Cesur ve Abdullah hakkında kurulan hükümlere karşı yapılan temyiz taleplerinin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK'nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz dilekçelerindeki temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,</p>

<p>Şartları oluşmadığı halde sanık ... hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmış olması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
Sanıklar Cesur ve Abdullah hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin istinaf başvurularının esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz isteklerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan hapis cezasının süresi ile tutuklama tarihine göre, sanık ... hakkındaki salıverilme isteklerinin reddine; dosyanın Şırnak 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B) Sanık ... hakkında kurulan hükme karşı yapılan temyiz talebinin incelenmesinde:</p>

<p>12.03.2018 tarihli eyleme ilişkin olarak, kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen ve diğer sanık ...’un üzerinde ele geçen uyuşturucu maddeler ile de ilgisi tespit edilemeyen sanığın, maddi bulgularla desteklenmeyen sanık ...’un soyut beyanı ve HTS kayıtları dışında uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine ilişkin, her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olup, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'nin 11/04/2019 tarih ve 2019/198 esas ve 2019/520 karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, bozmanın niteliğine ve tutuklu kaldığı süreye göre sanığın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesine eklenen (a) bendi uyarınca dosyanın Şırnak 3. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine,<br />
13/01/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-20191853-e-2020325-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="23339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45783"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="51919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="47708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="93459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="82718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="52726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="63316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="71149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="38549"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="35631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="40091"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
