<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2026 11:35:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süre Sınırlaması Olmaksızın Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesine İmkân Tanıyan Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sure-sinirlamasi-olmaksizin-yoksulluk-nafakasina-hukmedilmesine-imkan-taniyan-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sure-sinirlamasi-olmaksizin-yoksulluk-nafakasina-hukmedilmesine-imkan-taniyan-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 4/6/2026 tarihinde E.2025/156 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...süresiz olarak...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralın da yer aldığı maddenin ilk fıkrasında, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, ikinci fıkrasında ise yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı öngörülmektedir. Maddenin ilk fıkrasında geçen “süresiz olarak” ifadesi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural nedeniyle yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünün kişinin hayatının sonuna kadar devam edebileceği, bu durumun kişinin yeniden evlenmesine, mülk edinmesine, doğacak yeni çocuklarını korumasına engel oluşturacağı, kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anılan maddeler uyarınca temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınması da devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.</p>

<p>İtiraz konusu kuralla süre sınırlaması olmaksızın yoksulluk nafakasına hükmedilmesine imkân tanınması suretiyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması bakımından giderim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte kuralda nafaka borçlusu olan tarafa süresiz olarak mali nitelikte ödeme yükümlülüğünün öngörülmesi nedeniyle kuralın nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmaktadır.</p>

<p>Kanun koyucunun kişilerin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Öte yandan özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin söz konusu yükümlülüğü yerine getirirken tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir. Bu bağlamda bu alanda yapılacak düzenlemeler her iki tarafın menfaatlerini mümkün olduğunca dengelemeli ve taraflardan biri aleyhine ölçüsüz sonuçlar doğurmamalıdır. Dolayısıyla menfaatler arasındaki makul dengenin bozularak taraflardan biri aleyhine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, pozitif yükümlülüklere aykırılık oluşturabilir.</p>

<p>Kuralla ilgili olarak kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü incelenirken boşanmada evliliğin süresi, eşlerin yaşı ve sağlık durumu, çalışma hayatına katılma imkânının bulunup bulunmadığı gibi birçok ölçütün dikkate alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekir. Zira bu ölçütler çatışan haklar arasındaki dengenin oluşturulması açısından oldukça önemlidir.</p>

<p>Yoksulluk nafakasıyla, boşanan eşlerden geçimini sağlayamayacak durumdaki yoksul eşe diğer eşin ekonomik yönden yardım etmesi sağlanarak maddi ve manevi varlığın korunması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusuru olmayan eşe evlilikten kaynaklanan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğü çerçevesinde boşanma sonrası belirli bir miktar parasal katkının sağlanması beklenebilir ise de bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır. Bu durumda kural kapsamında evliliğin sona ermesinden sonra nafaka yükümlüsünün ömür boyu bu evliliğin sonuçlarıyla bağlı kalmasının kişilerin ruhsal/psikolojik, ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde oluşturacağı olumsuz etki devletin çatışan haklar arasında sağlaması gereken makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p>Buna göre yoksulluk nafakası, kural olarak durumun gerektirdiği ölçüde belirli bir süreyle sınırlandırılabileceği gibi bazı durumlarda öngörülecek koşulların varlığı hâlinde nafaka alacaklısı lehine nafaka süresinin uzatılarak yaşam boyunca nafakaya hükmedilebilmesine imkân sağlanması da devletin çatışan haklar arasında adil bir denge kurma yükümlülüğünün sonucudur. Çatışan çıkarlar arasında dengenin kurulabilmesi için yoksulluk nafakasına 4721 sayılı Kanun’un 176. maddesi kapsamında irat biçiminde hükmedilecek durumlarda hâkime; bunun süresini, evliliğin süresi, nafaka alacaklısı eşin yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi birçok unsuru dikkate alarak somut olayın kendi özel şartları içinde belirleme yetkisi tanınması, bu kapsamda belirli ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturulması gerekir. Bununla birlikte somut olayın özellikleri gereği nafakanın süresiz olarak hükmedilmesini gerektiren hâllere ilişkin kriterlerin de kuralda açık ve net biçimde yer alması makul dengenin sağlanması bakımından kaçınılmazdır.</p>

<p>Bu itibarla kuralla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak kaydıyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında her koşulda süresiz olarak nafaka istemesine imkân tanınması devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/156</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/131</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 4/6/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>30/9/</strong><strong>2026-</strong><strong>33386</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Antalya 12. Aile Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>...süresiz olarak...</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>2. Yoksulluk nafakası</i></p>

<p><i>Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında</i> <i><strong><u>süresiz olarak</u></strong></i> <i>nafaka isteyebilir.</i></p>

<p><i>Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinde yoksulluk nafakası düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında yoksulluk nafakasının şartlarına yer verilmiştir. Buna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Dolayısıyla süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için eşin talepte bulunması, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesi ve yoksulluğa düşen tarafın boşanmada diğer tarafa göre daha ağır kusurlu olmaması gerekir. Anılan fıkrada yer alan “<i>…süresiz olarak…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>4. Söz konusu Kanun’un 158. maddesinin ikinci fıkrasında ise evlenmenin butlanına karar verilmesi hâlinde eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla yoksulluk nafakası, evlilik birliğinin butlan veya boşanma nedeniyle sona ermesi hâllerinde de talep edilebilecektir.</p>

<p>5. 4721 Sayılı Kanun’dan önce yürürlükte olan mülga 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 144. maddesinin ilk hâlinde yoksulluk nafakası, bir yıllık süreyle sınırlandırılmış iken; anılan maddede 4/5/1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle yapılan değişlikle söz konusu süre sınırı kaldırılmış ve yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenmesine imkân tanınmıştır. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin gerekçesinde de önceki kanun metninin sadeleştirilerek aynen alındığı ifade edilmiştir.</p>

<p>6. Karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün süresi bakımından yeknesak bir uygulamanın bulunmadığı görülmektedir. İsviçre hukukunda nafakanın miktarı ve süresi tarafların ekonomik ve kişisel durumları dikkate alınarak somut olayın özelliklerine göre belirlenmekte, Alman hukukunda ise eşlerin kural olarak kendi geçimlerini sağlamaları esası benimsenmekle birlikte belirli hâllerde nafaka talep edilebilmesine imkân tanınmakta ve nafakanın süre bakımından sınırlandırılmasına ilişkin kesin bir azami süre öngörülmemektedir.</p>

<p>7. Benzer şekilde Fransa hukukunda nafakanın esas itibarıyla toplu ödeme şeklinde yerine getirilmesi kabul edilmiş, belirli koşullar altında ödemelerin taksitlendirilmesine ve istisnai olarak ömür boyu irat şeklinde ödeme yapılmasına imkân tanınmıştır.</p>

<p>8. Öte yandan diğer bazı hukuk sistemlerinde boşanma sonrası nafaka yükümlülüğü belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda İngiliz hukukunda taraflar arasındaki ekonomik bağımlılığın makul bir süre içinde sona erdirilmesi amacına yönelik olarak süreli nafaka uygulaması öngörülmüş, Hollanda hukukunda mahkeme kararıyla ayrıca süre belirtilmediği hâllerde kural olarak nafaka süresi evlilik süresinin yarısı kadar ve en fazla beş yıl ile sınırlandırılmış, on beş yıldan uzun evliliklerde veya ortak çocuk olması hâlinde farklı ve kademeli azami süreler düzenlenmiştir. Belçika hukukunda ise nafaka süresinin kural olarak evlilik süresini aşamayacağı kabul edilmekle birlikte nafaka alacaklısının ihtiyaç hâlinin devam etmesi durumunda bu sürenin uzatılabilmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>9. Görüldüğü üzere karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün süresi bakımından tek bir modelin bulunmadığı, hukuk sistemlerinin kendi toplumlarının sosyal, ekonomik ve hukuki tercihleri doğrultusunda farklı çözümler benimsedikleri anlaşılmaktadır.</p>

<p>10. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinde yoksulluğa düşme kavramına ilişkin olarak bir tanıma yer verilmemiş olmakla birlikte söz konusu kavramın içeriğinin yargısal uygulama yoluyla somutlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtayın yerleşik içtihadına göre yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanlar <i>yoksul</i> olarak kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.1998/2-656, K.1998/688, 7/10/1998; E.2007/2-275, K.2007/275, 16/5/2007; E.2017/2-2424, K.2019/751, 20/6/2019; E.2022/2-1268, K.2023/1189, 29/11/2023). Başka bir ifadeyle geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf, diğer şartların da varlığı hâlinde yoksulluk nafakası talep edebilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2019/2-807, K.2022/1221, 4/10/2022).</p>

<p>11. Anılan maddede öngörülen yoksulluğa düşecek tarafın boşanmada diğer tarafa göre daha ağır kusurlu bulunmaması şartı ise eşit veya hafif kusurlu ya da kusursuz bulunan eşe yoksulluk nafakasının verilmesini mümkün kılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>12. Söz konusu Kanun’un 176. maddesinin birinci fıkrasında yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde (periyodik/belirli aralıklarla) ödenmesine karar verilebileceği, üçüncü fıkrasında irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacağı, alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>13. Anılan maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında da yoksulluk nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verilen hâllerde tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebileceği; hâkimin talep olması hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>14. Bu itibarla maddenin üçüncü fıkrasında sayılan hâller dışında -koşullar değişmedikçe- nafaka yükümlüsü eski eşin boşanma nedeniyle hayatı boyunca yoksulluk nafakası ödemesi söz konusu olabilecektir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>15. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural nedeniyle yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünün kişinin hayatının sonuna kadar devam edebileceği, bu durumun kişinin yeniden evlenmesine, mülk edinmesine, doğacak yeni çocuklarını korumasına engel oluşturacağı, bu nedenle kuralın kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>18. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>belirlilik</i>tir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bakımdan kanunun metni, bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.</p>

<p>19. İtiraz konusu kuralla, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın kanunda belirtilen koşulları taşıması hâlinde diğer taraftan mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep etmesine imkân tanınmıştır. Kuralın lafzı, eşlerden biri lehine süresiz nafakaya hükmedilebilmesine imkân tanımakla birlikte kuralda her durumda süresiz nafakaya hükmedilmesini zorunlu kılan açık bir düzenleme yer almamaktadır. Buna karşılık yerleşik yargısal uygulamada, kuralın emredici nitelikte olduğu, bu nedenle hâkimin nafakanın süresi konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı ve irat şeklinde hükmedilen yoksulluk nafakasının kural gereğince süresiz olarak belirlenmesi gerektiği yönünde bir yorumun benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın herhangi bir tereddüde yer vermeyecek ölçüde açık ve belirli bir düzenleme niteliği taşıdığı söylenemez.</p>

<p>20. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinde “<i>Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir</i><i>.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.</p>

<p>21. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca devletin bu konuda pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülükler bazı durumlarda temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 16).</p>

<p>22. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin maddi ve manevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararı tespit ve tazmin edecek etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların kişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 17; E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 49).</p>

<p>23. Kuralla evlilik birliğinin sona ermesiyle yoksulluğa düşecek taraf lehine geçimini sağlamak amacıyla şartları bulunduğu müddetçe süre sınırlaması olmaksızın yoksulluk nafakasına hükmedilmesine imkân tanınması suretiyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması bakımından giderim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte kuralda nafaka borçlusu olan tarafa süresiz olarak mali nitelikte ödeme yükümlülüğünün öngörülmesi nedeniyle kuralın nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmaktadır.</p>

<p>24. Bu itibarla Yargıtay kararları ve öğretide de ifade edildiği gibi evliliğin taraflara yüklediği dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün evlilik birliğinin sona ermesinden sonra kısmen devam etmesi ilkesini temel alan yoksulluk nafakasının süresiz olarak hükmedilmesinin, nafaka yükümlüsü ile yoksulluğa düşen eşin karşılıklı menfaatlerinin devletin Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerinden kaynaklanan pozitif yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>25. Kanun koyucunun kişilerin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Öte yandan özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin söz konusu yükümlülüğü yerine getirirken tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir. Bu bağlamda bu alanda yapılacak düzenlemeler, her iki tarafın menfaatlerini mümkün olduğunca dengelemeli ve taraflardan biri aleyhine ölçüsüz sonuçlara neden olmamalıdır. Dolayısıyla menfaatler arasındaki makul dengenin bozularak taraflardan biri aleyhine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, pozitif yükümlülüklere aykırılık oluşturabilir.</p>

<p>26. Kuralla ilgili olarak kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü incelenirken boşanmada evliliğin süresi, eşlerin yaşı ve sağlık durumu, ekonomik ve sosyal durumları, bağlanan nafakanın süresinin nafaka borçlusunun boşanma sonrasındaki hayatına etkisi, çalışma hayatına katılma imkânının bulunup bulunmadığı gibi birçok ölçütün dikkate alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekir. Zira bu ölçütler çatışan haklar arasındaki dengenin oluşturulması açısından oldukça önemlidir.</p>

<p>27. 4721 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi uyarınca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, boşanmada eşit veya daha az kusurluysa geçimini sağlayabilmek için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak yoksulluk nafakası talep edebilmektedir. Anılan maddeye göre ayrıca nafaka yükümlüsünün kusursuz olması nafaka yükümlüsü olmasına engel oluşturmamaktadır. Başka bir ifadeyle madde kapsamında kusursuz eşin dahi boşanma nedeniyle sürekli olarak nafaka ödemekle sorumlu tutulması mümkündür. Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat sürmesi veya taraflardan birinin ölümü gibi hâllerden biri gerçekleşmedikçe nafaka borçlusunun bu yükümlülüğü devam etmektedir. Diğer bir ifadeyle nafaka alacaklısına bağlı evlenme, birlikte yaşama, geçimini sağlama, haysiyetsiz hayat sürme veya ölüm gibi bazı durumlar gerçekleşmedikçe nafaka borçlusunun borcu hayatı boyunca devam edecektir.</p>

<p>28. Anayasa Mahkemesi 17/5/2012 tarihli ve E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında, itiraz konusu kuralı Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararında süresizlik unsurunun nafaka alacaklısının her hâlükârda yaşamı boyunca yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmediğini, yoksulluk nafakasının sosyal dayanışma ve ahlaki düşüncelerin bir sonucu olduğunu, süresiz nafaka öngörülmesinin ise sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu belirterek kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Anılan gerekçede itiraz konusu kuralın her durumda süresiz nafaka verilmesi zorunluluğunu öngörmediği değerlendirilmiştir.</p>

<p>29. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin anılan kararından sonra da uygulamada itiraz konusu ibarenin emredici nitelikte olduğu yönündeki yaklaşımın sürdüğü görülmektedir. Bu kapsamda kuralın, yoksulluk nafakasının süresi bakımından hâkime herhangi bir takdir yetkisi tanımadığı, nafakanın süresinin somut olayın özellikleri veya haklı sebepler gözetilerek belirlenmesini öngörmediği, anılan Kanun’un yoksulluk nafakasının süresiz olmasını açıkça benimsediği, dolayısıyla nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılmasının kanuna açıkça aykırılık teşkil edeceği (benzer yönde bkz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/8859, K.2017/14407, 12/12/2017) yönündeki uygulamanın devam ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Yoksulluk nafakasıyla, boşanan eşlerden geçimini sağlayamayacak durumdaki yoksul eşe diğer eşin ekonomik yönden yardım etmesi sağlanarak maddi ve manevi varlığın korunması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusuru olmayan eşe evlilikten kaynaklanan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğü çerçevesinde boşanma sonrası belirli bir miktar parasal katkının sağlanması beklenebilir ise de bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır. Bu durumda kural kapsamında evliliğin sona ermesinden sonra nafaka yükümlüsünün ömür boyu bu evliliğin sonuçlarıyla bağlı kalmasının, kişilerin ruhsal/psikolojik, ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde oluşturacağı olumsuz etki, devletin çatışan haklar arasında sağlaması gereken makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p>31. Buna göre yoksulluk nafakası, kural olarak durumun gerektirdiği ölçüde belirli bir süreyle sınırlandırılabileceği gibi bazı durumlarda öngörülecek koşulların varlığı hâlinde nafaka alacaklısı lehine nafaka süresinin uzatılarak yaşam boyunca nafakaya hükmedilebilmesine imkân sağlanması da devletin çatışan haklar arasında adil bir denge kurma yükümlülüğünün sonucudur. Çatışan çıkarlar arasında dengenin kurulabilmesi için yoksulluk nafakasına 4721 sayılı Kanun’un 176. maddesi kapsamında irat biçiminde hükmedilecek durumlarda hâkime; bunun süresini, evliliğin süresi, nafaka alacaklısı eşin yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi birçok unsuru dikkate alarak somut olayın kendi özel şartları içinde belirleme yetkisi tanınması, bu kapsamda belirli ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturulması gerekir. Bununla birlikte somut olayın özellikleri gereği nafakanın süresiz olarak hükmedilmesini gerektiren hâllere ilişkin kriterlerin de kuralda açık ve net biçimde yer alması makul dengenin sağlanması bakımından kaçınılmazdır.</p>

<p>32. Bu itibarla kuralla kusuru daha ağır olmamak kaydıyla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında her koşulda süresiz olarak nafaka isteme imkânı tanınması, devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V.</strong> <strong>İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında <i>“Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”</i> denilmekte; 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>35. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>...süresiz olarak...</i>” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>...süresiz olarak...</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 4/6/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> İtiraz konusu kural, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresidir. Anılan hüküm uyarınca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması koşuluyla, mali gücü oranında diğer taraftan yoksulluk nafakası talep edebilmesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>2.</strong> Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 5. maddesinde ise kişinin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda devletin yalnızca temel haklara müdahaleden kaçınma yönünde negatif yükümlülükleri değil, aynı zamanda kişilerin temel haklarını etkili biçimde korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri, devlete belirli durumlarda temel hakları koruyucu tedbirler alma yönünde pozitif yükümlülükler de yüklemektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 16).</p>

<p><strong>3.</strong> Yoksulluk nafakası kurumu, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin asgari yaşam koşullarını sürdürebilmesini ve insan haysiyetine uygun bir hayat yaşayabilmesini amaçlayan sosyal nitelikli bir koruma mekanizmasıdır. Bu yönüyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkına hizmet etmektedir.</p>

<p><strong>4.</strong> İtiraz konusu kural, evlilik birliğinin sona ermesiyle yoksulluğa düşecek tarafın maddi ve manevi varlığının korunması bakımından önemli bir giderim mekanizması işlevi görmektedir. Evlilik, tarafların yalnızca ortak yaşam sürdürdükleri bir birlik olmayıp aynı zamanda ekonomik ve sosyal rollerin yeniden dağıtıldığı bir kurumdur. Özellikle uzun süreli evliliklerde eşlerden biri, çocukların bakımı, ev içi emeğin yerine getirilmesi veya aile hayatının devamının sağlanması amacıyla eğitim, meslek ve kariyer fırsatlarından vazgeçebilmekte ve gelir elde etme kapasitesinde kalıcı kayıplar yaşayabilmektedir. Boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik kırılganlığın önemli bir kısmı da bu fedakârlıkların sonucudur. Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle meydana gelen bu yapısal eşitsizlik ve dezavantajları hafifletmeyi ve ekonomik olarak güçsüz konuma düşen eşin insan haysiyetine uygun yaşamını sürdürebilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. İtiraz konusu kural, Anayasa’nın sosyal devlet anlayışının somut yansımalarından biridir.</p>

<p><strong>5.</strong> Yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik ihtiyaç halinin giderilmesidir. Bu nedenle nafaka kurumu bir ödül, tazminat veya evlilik süresine bağlı bir mali karşılık olarak değerlendirilemez. Kanun koyucu, Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde koruma ölçütü olarak belirli bir süreyi değil, yoksulluk olgusunu esas almıştır. Bu yönüyle nafaka kurumunun merkezinde zaman değil ihtiyaç bulunmaktadır. Dolayısıyla hukuki korumanın ölçütü belirli bir sürenin geçmesi değil, yoksulluk halinin devam edip etmediğidir.</p>

<p><strong>6.</strong> Çoğunluk görüşü, süresiz nafakanın nafaka yükümlüsünü ömür boyu bağladığını ileri sürmektedir. Oysa yürürlükteki hukuk bu yükü dengelemek için yeterli araçlar sunmaktadır. Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesi uyarınca koşulların değişmesi hâlinde nafaka miktarı azaltılabilmekte veya tamamen kaldırılabilmektedir. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evlenme olmaksızın fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da tarafların mali durumlarında esaslı değişiklik meydana gelmesi hâllerinde nafaka yükümlülüğü sona erebilmekte veya yeniden belirlenebilmektedir. Bu nedenle kuralın nafaka yükümlüsünü hiçbir koşulda sona ermeyen mutlak bir yükümlülük altına soktuğunu söylemek mümkün değildir. Uygulamada ortaya çıkan sorunlar, süresizlik ilkesinin anayasal meşruiyetini değil, uyarlama ve gözden geçirme mekanizmalarının etkinliğini ilgilendirmektedir.</p>

<p><strong>7.</strong> Türk Medenî Kanunu’nun 175. ve 176. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bir taraftan yoksulluğa düşen eşi korurken diğer taraftan nafaka yükümlüsünün menfaatlerini gözeten dengeli bir sistem kurduğu görülmektedir. Öncelikle 175. maddede yer alan düzenleme, her somut olayda mutlaka süresiz nafakaya hükmedilmesini zorunlu kılmamaktadır. Anılan hüküm, nafaka alacaklısına süresiz nafaka talep edebilme imkânı tanımakta; hâkim ise somut olayın özelliklerini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, yoksulluk koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ve hakkaniyet gereklerini değerlendirerek karar vermektedir.</p>

<p><strong>8.</strong> Ayrıca 176. maddede yalnızca nafakanın artırılması, azaltılması ve kaldırılması mekanizmaları değil, durumun gereklerine göre yoksulluk nafakasının irat biçiminde veya toptan ödenebilmesi imkânı da öngörülmüştür. Böylece kanun koyucu, nafaka ilişkisinin kurulması, belirlenmesi ve sonlandırılması bakımından hâkime farklı araçlar tanımış; somut olayın özelliklerine göre adil bir denge kurulmasını amaçlamıştır.</p>

<p><strong>9.</strong> Bu itibarla itiraz konusu ibarenin tek başına değerlendirilerek nafaka yükümlüsü üzerinde her durumda mutlak, değiştirilemez ve ömür boyu devam eden bir külfet yarattığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Kural ancak Türk Medenî Kanunu’nun 175. ve 176. maddelerinde öngörülen mekanizmalar bir bütün olarak dikkate alınarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede ileri sürülen sakıncalar, kuralın anayasal sınırları aşmasından ziyade mevcut yasal araçların uygulanma biçimine ilişkin olup, anayasal bir norm sorunundan çok uygulama ve içtihat sorunu niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>10.</strong> Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, farklı durumdakilere farklı muamele yapılmasını yasaklamaz. Aksine, fiili eşitsizlikleri gidermek amacıyla farklı düzenlemelere olanak tanır. Boşanma sonrasında ekonomik açıdan zayıf konuma düşen taraf ile güçlü konumdaki taraf arasındaki asimetrik muamele, eşitsizliği pekiştirmek için değil, gidermek için öngörülmüştür. Günümüz toplumsal gerçekliği dikkate alındığında kadınların işgücüne katılım oranlarının erkeklere kıyasla daha düşük olduğu, ev içi bakım ve görünmeyen emeğin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği, boşanma sonrasında gelir kaybı ve yoksulluk riskinin kadınlarda daha yüksek düzeyde gerçekleştiği görülmektedir. Çocukların bakım ve yetiştirilmesine ilişkin yükümlülüklerin de çoğu zaman ağırlıklı olarak kadınlar üzerinde kaldığı bilinmektedir. Bu nedenle yoksulluk nafakası her ne kadar kanun metninde cinsiyet bakımından tarafsız bir hak olarak düzenlenmiş olsa da uygulamada önemli ölçüde kadınların ekonomik korunmasına hizmet eden bir işleve sahiptir. Bu yönüyle kural, Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen maddi eşitlik anlayışı ile 41. maddede güvence altına alınan ailenin ve özellikle korunmaya ihtiyaç duyan aile bireylerinin korunması amacıyla uyum içerisindedir. Bu nedenle nafaka kurumu yalnızca biçimsel eşitlik perspektifiyle değil, fiili eşitlik anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>11.</strong> Anayasa’nın 10. maddesine 2004 ve 2010 yıllarında yapılan değişikliklerle kadın ve erkek arasındaki fiili eşitliğin sağlanması amacıyla alınacak özel tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Böylece anayasal eşitlik anlayışı, yalnızca biçimsel eşitlikle yetinmeyen, tarihsel, ekonomik ve toplumsal dezavantajları dikkate alan maddi eşitlik anlayışını benimsemiştir. Boşanma sonrasında ekonomik açıdan kırılgan duruma düşen eşe koruma sağlanması da bu yaklaşımın doğal bir sonucudur.</p>

<p><strong>12.</strong> Türkiye’nin taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), kadınlar ile erkekler arasında yalnızca biçimsel değil fiili eşitliğin sağlanmasını amaçlamaktadır. CEDAW Komitesi’nin 29 No.lu Genel Tavsiye Kararı’nda evlilik ve boşanmanın ekonomik sonuçlarının kadınlar ve erkekler üzerinde aynı etkileri doğurmadığı, aile içindeki toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün kadınların ekonomik durumunu doğrudan etkilediği ve boşanma sonrasında kadınların daha ağır ekonomik sonuçlarla karşılaşabildiği vurgulanmıştır. Bu çerçevede ekonomik açıdan kırılgan duruma düşen eşin korunmasına yönelik mekanizmalar, uluslararası insan hakları hukukunda da meşru ve gerekli araçlar olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>13.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Sosyal devlet ilkesi, ekonomik bakımdan güçsüz durumda bulunan bireylerin korunmasını, toplumsal risklerin etkilerinin azaltılmasını ve insan haysiyetine yaraşır yaşam şartlarının güvence altına alınmasını gerektirir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin korunması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Nitekim Mahkememiz, 17/5/2012 tarihli kararında, “süresiz olarak” ibaresinin sosyal devlet ilkesine aykırı olmadığını, aksine boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasına hizmet eden meşru bir araç niteliğinde bulunduğunu ifade etmiştir (AYM, E.2011/136, K.2012/72, 17/5/2012). Mahkememiz söz konusu kararında, kanun koyucunun amacının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin asgari yaşam ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p><strong>14.</strong> Nitekim Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların iç hukukta sahip olduğu özel konum da gözetildiğinde, boşanma sonrasında ekonomik açıdan dezavantajlı duruma düşen eşin korunmasına yönelik düzenlemelerin uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olduğu açıktır. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklerle çeliştiği değil, bunlarla uyumlu bir koruma mekanizması oluşturduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>15.</strong> Ayrıca belirtilmelidir ki Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısına yaşam boyu ve hiçbir koşulda sona ermeyecek bir hak tanımamaktadır. Anılan ibare, yoksulluk devam ettiği sürece nafaka talebinin ileri sürülebilmesine imkân sağlayan bir düzenleme niteliğindedir. Kanun koyucu bu ifadeyle nafaka yükümlülüğünün süresini mutlak ve değiştirilemez biçimde belirlememiş, yoksulluk hâlinin devamını esas almıştır. Dolayısıyla söz konusu ibarenin uygulamada emredici ve mutlak bir süreklilik öngörüyormuş gibi yorumlanması, kanun metninin amacı ve sistematiğiyle bağdaşmamaktadır. Hâkimin somut olayın özelliklerini gözeterek nafakanın kapsamını ve miktarını belirleme yetkisi bulunduğu gibi, koşulların değişmesi hâlinde nafakanın uyarlanması da mümkündür.</p>

<p><strong>16.</strong> Anılan ibarenin uygulamada mutlak ve istisnasız bir yükümlülük öngörüyormuş gibi yorumlanması nedeniyle ortaya çıkan sorunlar, kuralın anayasal niteliğinden ziyade yorumlanma biçimiyle ilgilidir. Kanun koyucunun amacı, nafaka alacaklısına yaşam boyu değişmez bir gelir güvencesi sağlamak değil, yoksulluk hâli devam ettiği sürece ekonomik destek mekanizmasının işletilmesine imkân tanımaktır. Bu nedenle ibarenin yasa koyucunun muradını aşacak şekilde katı yorumlanmasından kaynaklanan uygulama sorunları, kuralın Anayasa’ya aykırılığını değil, uygulamanın ve yerleşik içtihatların gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır. Normun bazı uygulamalarının eleştiriye açık olması, normun kendisinin anayasal meşruiyetini ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>17.</strong> Bir hukukî düzenlemenin yasa koyucunun iradesini aşacak ölçüde katı biçimde yorumlanması nedeniyle uygulamada ortaya çıkan sakıncalar, doğrudan doğruya kuralın anayasal geçerliliğini tartışmalı hâle getirmez. Zira norm denetiminde esas olan, kuralın makul ve anayasal sınırlar içerisinde yorumlanmaya elverişli olup olmadığıdır. Bir kuralın anayasal anlam ve kapsamı içinde uygulanması hâlinde temel hak ve özgürlüklerle uyumlu sonuçlar doğurması mümkünken, uygulayıcıların benimsediği belirli bir yorumun hak ihlallerine yol açması, kuralın kendisinden değil yorum tercihinden kaynaklanan bir soruna işaret eder. Bu itibarla uygulamada ortaya çıkan sorunların varlığı, tek başına kuralın Anayasa’ya aykırılığını değil, gerektiğinde yerleşik yorum ve içtihatların yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.</p>

<p><strong>18.</strong> Vurgulanması gereken bir husus da süreli nafaka veya süresiz nafaka modellerinden hangisinin daha uygun olduğu hususu, öncelikle yasama organının sosyal politika alanındaki tercihine ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin görevi, kanun koyucunun tercih ettiği modelin en ideal veya en isabetli model olup olmadığını belirlemek değil, anayasal sınırlar içerisinde kalıp kalmadığını denetlemektir. Belirli süreli nafaka modelinin tercih edilmesi mümkün olduğu gibi, ihtiyaç temelli mevcut modelin sürdürülmesi de kanun koyucunun takdir alanı içerisindedir. Anayasa’dan zorunlu olarak çıkarılabilecek tek bir nafaka modeli bulunmamaktadır. Norm denetiminde esas olan, kanun koyucunun tercih ettiği modelin açıkça anayasal sınırları aşıp aşmadığının ortaya konulabilmesidir.</p>

<p><strong>19.</strong> Nitekim Mahkememiz 17/5/2012 tarihli ve E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında aynı ibareyi Anayasa’ya uygun bularak, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasının sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu kabul etmiştir. Çoğunluk kararında, Mahkemenin bu yerleşik yaklaşımından ayrılmayı gerekli kılan yeni anayasal, hukuksal veya toplumsal nedenler yeterli açıklıkta ortaya konulamamıştır. Önceki kararda esas alınan anayasal ilkelerin geçerliliğini yitirdiği de gösterilebilmiş değildir.</p>

<p><strong>20.</strong> Karşılaştırmalı hukukta da tek ve zorunlu bir nafaka modeli bulunmamaktadır. Bazı hukuk sistemlerinde belirli süreli nafaka öngörülürken, bazı sistemlerde hâkime geniş takdir yetkisi tanınmakta, bazı sistemlerde ise ihtiyaç devam ettiği sürece uzun süreli veya süresiz nafakaya imkân verilmektedir. Bu çeşitlilik, belirli süreli nafakanın anayasal bir zorunluluk olarak kabul edilemeyeceğini ve konunun esas itibarıyla yasama organının sosyal politika tercihleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>21.</strong> Sonuç olarak itiraz konusu kural; boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin maddi ve manevi varlığının korunmasını, insan haysiyetine uygun yaşamını sürdürebilmesini, sosyal devlet ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesini ve fiili eşitliğin desteklenmesini amaçlayan meşru bir düzenlemedir. Kuralın nafaka yükümlüsü üzerinde olağan dışı, sınırsız ve ölçüsüz bir külfet yarattığı ortaya konulamadığı gibi, mevcut hukuk düzeni nafakanın kurulması, uyarlanması ve sona erdirilmesine ilişkin yeterli mekanizmaları da içermektedir.</p>

<p><strong>22.</strong> Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın, iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmak mümkün olmamıştır.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Kuralın iptali sonucuna katılıyorum, ancak gerekçesine tam olarak katılmıyorum. Çoğunluk, nafaka yükümlüsü ile yoksulluğa düşen eşin menfaatlerini tartmış ve kuralın yükümlüye aşırı bir yük getirdiği sonucuna varmıştır. Kanaatimce sorun bu dengede değil, ondan önce gelen bir noktadadır. Kural ne öngördüğünü yeterince açık ortaya koymadığı için lafzıyla bağdaşmayan katı bir uygulamaya zemin hazırlamıştır.</p>

<p>2. Kararda da kabul edildiği gibi (§ 19), kuralın metni süresiz nafakaya imkân tanımakla birlikte her durumda süresiz nafaka verilmesini emretmez. Hâkimin somut olayın koşullarına göre bir süre belirlemesinin önünde metinden kaynaklanan bir engel yoktur.</p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi 2012 tarihli kararında da bu yönde bir değerlendirme yapmış, kuralın süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını belirterek onu Anayasa'ya aykırı bulmamıştır (§ 28). Ancak bu karara rağmen maalesef uygulamayı değiştirmemiştir. Yargıtay kuralı emredici saymayı ve nafakanın süresi konusunda hâkime takdir tanımamayı sürdürmüştür</p>

<p>(§ 29). Kural on yılı aşkın bir süredir tek bir biçimde, en katı yorumuyla uygulanmaktadır. Mahkememizin yorumu dahi bu uygulamayı değiştirememişse, sorun tek tek yargı kararlarında değil, kuralın kendisindedir.</p>

<p>4. Kanunun metni ile yerleşik uygulama farklı sonuçlara işaret etmektedir. Kişilerin hukuki durumunu belirleyen de çoğu zaman metnin kendisi değil, onun nasıl uygulandığıdır. Bu durumda evlenen ya da boşanan kişiler, nafaka yükümlülüğünün ne kadar süreceğini önceden bilemezler. Böyle bir belirsizlik, hukuk devletinin temel gereklerinden olan belirlilik ilkesiyle bağdaşmaz.</p>

<p>5. Çoğunluk gerekçesi bu belirsizliğe değinmiş (§ 18-19), ancak ondan ayrı bir sonuç çıkarmamış; iptali Anayasa'nın 5. ve 17. maddeleri kapsamındaki denge değerlendirmesine dayandırmıştır (§ 32-33). Oysa belirlilik incelemesi denge değerlendirmesinden bağımsızdır ve ondan önce gelir. Bir kuralın taraflar arasında adil bir denge kurup kurmadığını tartabilmek için önce o kuralın ne anlama geldiğinin belli olması gerekir. Anlamı belirsiz bir kural karşısında Mahkemenin görevi, kuralın yeterince açık ve öngörülebilir olup olmadığını denetlemektir.</p>

<p>6. Kararın kendi gerekçesi de bu durumu göstermektedir. Çoğunluk bir yandan kuralın metninin süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını kabul etmekte (§ 19), öte yandan denge değerlendirmesini kuralın hâkime süre belirleme imkânı tanımadığı ve her durumda süresiz nafaka öngördüğü varsayımıyla yapmaktadır (§ 31-32). Yani değerlendirmenin konusu kanunun metni değil, Yargıtayın ona verdiği anlamdır. Aynı kuralın aynı gerekçe içinde iki farklı anlamda ele alınması, üzerinde denge kurulabilecek sabit bir içerik bulunmadığını açıkça ortaya koyar. Bunun yanında çoğunluk, nafakanın kural olarak süreli, istisnaen süresiz olması gerektiğini ve istisnaların ölçütlerinin kanunda gösterilmesi gerektiğini de belirlemektedir (§ 31). Kanun koyucunun bu alanda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu kararda kabul edilmişken (§ 25), bu yaklaşım onun yerine bir düzenleme tercihi yapmak anlamına gelir. Anayasa'nın 2. maddesine dayanan bir iptal ise kanun koyucudan yalnızca nafakanın süresini açık ve öngörülebilir biçimde düzenlemesini bekler, düzenlemenin içeriğini onun takdirine bırakır.</p>

<p>7. Bu nedenle nafaka yükümlüsü ile alacaklının menfaatleri arasında bir denge değerlendirmesi yapmaya gerek yoktur. Böyle bir değerlendirme, kuralın nasıl uygulanacağının baştan belli olmasını gerektirir. Kural bu asgari açıklığa sahip olmadığından iptal doğrudan Anayasa'nın 2. maddesine dayandırılmalıdır.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle kuralın iptaline katılıyorum. Ancak iptalin, Anayasa'nın 5. ve 17. maddelerindeki hakların bir denge değerlendirmesi sonucunda ihlal edildiğine değil, yalnızca Anayasa'nın 2. maddesindeki belirlilik ilkesinin karşılanmamış olmasına dayandırılması gerektiği düşüncesiyle karara farklı gerekçeyle katılıyorum.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sure-sinirlamasi-olmaksizin-yoksulluk-nafakasina-hukmedilmesine-imkan-taniyan-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="44429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE - GEÇ TAHLİYE TAZMİNATI - HOR KULLANMA TAZMİNATI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-gec-tahliye-tazminati-hor-kullanma-tazminati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-gec-tahliye-tazminati-hor-kullanma-tazminati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tahliye Sonrasında Kiralayanın Kiracının Kiralanana Verdiği Zararlara İlişkin Makul Süre İçinde Hasar Bildiriminde Bulunması Gerekmekte Olup Arabuluculuk Başvurusu ve Mesaj Kayıtları Yazılı Hasar Bildirimi Yerine Geçmeyeceğinden Hor Kullanım Tazminatı Talebinin Reddi Gerekir]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6254</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/3320</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 21.05.2026</strong></p>

<p><strong>İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE</strong></p>

<p><strong>GEÇ TAHLİYE TAZMİNATI</strong></p>

<p><strong>HOR KULLANMA TAZMİNATI</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa ilgili kanun maddelerinin doğru şekilde uygulanmasına göre ve özellikle Türk Borçlar Kanunu'nun kiraların gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirim başlıklı ilgili maddesi uyarınca kiraya verenin kiralananın durumunu gözden geçirerek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi kiracının Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen tahliye sebepleri dava yolu ile fesih ve tahliyeye ilişkin olduğundan bu sebeplerle açılan davada kiracının yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla anayasal bir hak olarak yasal savunma ve yargılama yollarını kullanması hukuka aykırı sayılmayacağına göre kira bedeli dışında tazminat talep edilmesi mümkün olmadığından davacının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/594 E., 2025/1472 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Çanakkale 2. Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/1001 E., 2024/1778 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, davalının 15.10.2020 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiracı olduğu taşınmazı konut ihtiyacı nedeniyle 25.05.2021 tarihinde satın aldığını, davalının, eski malike verdiği 15.03.2021 tarihli tahliye taahhütnamesi ile kiralananı 10.10.2021 tarihinde tahliye etmeyi taahhüt ettiğini, müvekkilinin tahliye taahhütnamesine dayanak başlattığı tahliye istemli takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini, ayrınca davalı hakkında ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açıldığını, tahliye davasının kabulüne karar verilmiş ise de, davalının işi sürüncemede bırakmak için tehiri icra talepli olarak istinafa başvurduğunu, davalının istinaf talebi kesin olarak reddedilip, ilamın icrasının için cebri tahliye kararı alındıktan sonra, kiralananın 29.03.2024 tarihinde tahliye edildiğini, davalının tüm hukuk yollarının tüketildiği son güne kadar kiralananı tahliye etmemekte direndiğini, tahliye ettiğinde davalının dava konusu taşınmazı çok yıprattığını ve birçok eşyayı da söküp gittiğinin tespit edildiğini, müvekkilinin istinaf sürecinde ihtiyacını karşılayacak başka bir eve taşınmaz zorunda kaldığını, kiraladığı taşınmaza daha fazla kira ödediğini, taşınma maliyetine katlanmak zorunda kaldığını ileri sürerek; davalının, müvekkilinin tahliye talebini 15.10.2021 tarihinden itibaren yargı süreci ile 29.03.2024 tarihine kadar sürüncemede bırakması ve ayrıca sözleşmeye uygun teslimat yapmaması sebebiyle uğradığı şimdilik 100.000,00 TL tutarındaki zararının denkleştirici adalet ilkesi gereğince dava tarihi itibariyle karşılığının yasal faiziyle davalıdan tazminine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; müvekkilinin yasal haklarını kullandığını, hor kullanma iddiasının doğru olmadığını, ispatına dair delil sunulmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 335. maddesi uyarınca kiralananı teslim aldığı 01.04.2024 tarihinden hemen sonra davacı kiracıya yazılı olarak eski hale getirilmesi gereken tadilatlar olduğuna ilişkin hasar bildirimde bulunmadığı, 3,5 ay sonra 18.07.2024 tarihinde işbu davayı açtığı, davalı kiracının hor kullanım nedeniyle tazminat sorumluluğundan kurtulduğu, davacı ayrıca geç tahliye nedeniyle de tazminat talebinde bulunmuşsa da; davacının tahliye taahhüdüne dayalı olarak başlattığı icra takibine davalının itiraz ettiği, itirazın kaldırılması talebi reddedilmiş olup genel mahkemelerde dava açılmak suretiyle itirazın iptal edilmediği, davacının itiraza uğramış ve dava yoluyla itirazı iptal edilmeyen taahhüde dayanarak tazminat talep edemeyeceği, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında, davalı kiracının yasal haklarını kullandığı, ihtiyaç nedeniyle tahliye davası davasında ispat yükü davacı kiraya verende olduğundan davasını ispatlayıp karar kesinleşene kadar kiracının tahliye sorumluluğunun bulunmadığı, kiralananın geç tahliye edilmesi nedeniyle tazminat talebinin haksız olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; tahliyenin gerçekleşmesi ardından davacı tarafından mecura kiracı tarafından verilen zararlara ilişkin makul süre içinde hasar bildiriminde bulunulmadığı, arabuluculuk başvurusu ve mesaj kayıtlarının yazılı hasar bildirimi yerine geçmeyeceği nazara alındığında, hor kullanım tazminatı talebinin reddinin doğru olduğu, geç tahliyeye dayalı tazminat istemine gelince; konut ve çatılı işyeri kiralarında kiraya verenin sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremeyeceği, yasal prosedürün işletilmiş olmasının geç tahliye nedeniyle tazminat şartlarını oluşturmayacağı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; Bölge Adliye Mahkemesinin arabululuculuk başvurusu ve mesaj kayıtlarının yazılı hasar bildirimi yerine geçmeyeceğine ilişkin tespitinin hukuka uygun olmadığını, tahliye davasında davalının haksız çıktığını ve davayı kaybettiğini, müvekkilin ihtiyacını ispat ettiğinin göz ardı edildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, hor kullanma tazminatı ile kiralananın geç tahliye edilmesinden kaynaklanan zararın tazmini istemlerine ilişkindir.</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa ilgili kanun maddelerinin doğru şekilde uygulanmasına göre ve özellikle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kiraların gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirim başlıklı 335. maddesi uyarınca kiraya verenin kiralananın durumunu gözden geçirerek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi kiracının TBK m. 352.'de düzenlenen tahliye sebepleri dava yolu ile fesih ve tahliyeye ilişkin olduğundan bu sebeplerle açılan davada kiracının yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla anayasal bir hak olarak yasal savunma ve yargılama yollarını kullanması hukuka aykırı sayılmayacağına göre kira bedeli dışında tazminat talep edilmesi mümkün olmadığından davacının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-gec-tahliye-tazminati-hor-kullanma-tazminati</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="27329"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/12901 E., 2024/4424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202212901-e-20244424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202212901-e-20244424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2024 tarihli, 2022/12901 E., 2024/4424 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/12901 E., 2024/4424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/171 Esas, 2022/439 Karar<br />
DAVA TARİHİ : 17.09.2014<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen trafik kazası sonucu maluliyet nedeniyle tazminat talebine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi tarafından kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 17.10.2012 tarihinde... plakalı aracın, tescilsiz motosiklete çarpması sonucunda motosiklette yolcu olarak bulunan müvekkili davacının yaralandığını, yapılan inceleme sonucunda müvekkilinin %5 oranında sürekli sakat kaldığını, davalı kurum tarafından müvekkiline 18.03.2013 tarihinde 6.100,00 TL ödeme yapıldığını, ancak müvekkilinin mağduriyetini davalı kurum tarafından ödenen miktarın çok üzerinde olduğunu, iddia ederek 2.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; talebini 25.895,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; motosikletin tescilsiz ve plakasız olması nedeniyle Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına (ZMSS) tabi olamayacağını ve bu araç için poliçe yaptırma zorunluluğundan bahsedilemeyeceğini, kazada davacının kusurlu olduğunu, davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini ve yapılan bir ödeme var ise mahsubunun gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 09.02.2016 tarihli ve 2014/566 Esas, 2016/95 Karar sayılı kararıyla; davacının yolcu olarak bulunduğu motosiklet sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde %65 kusurlu olduğu kabul edilerek ayrıca hatır taşıması nedeniyle de indirim yapılarak davanın kısmen kabulüne 15.225,40 TL'nin karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 10.04.2019 tarihli ve 2016/8621 Esas 2019/4522 Karar sayılı ilamıyla; "davacının kazadan kaynaklanan %8,1 oranındaki maluliyetinin derecesi ve niteliğine göre, askerliğe engel teşkil edip etmeyeceğinin (maluliyet raporu eklenerek yazılacak yazı ile) ilgili askerlik şubesinden sorulması ve alınacak cevaba göre askerlikte geçireceği sürede de efor tazminatı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi, davalı ... tarafından dava tarihinden önce ödenen tazminatın güncellenmiş tutarının düşülmesi gerektiğinin düşünülmemesi, davacı tarafından dava dilekçesinde sürekli iş göremezlik tazminatı talebinde bulunulmasına rağmen mahkemece talep aşılarak geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğu" gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacının yargılama devam ederken askerlik görevini ifa ettiği de dikkate alınarak, dosyada bulunan aktüer hesap raporuna göre belirlenen tazminattan önce kusur durumuna göre hesap yapılmış, daha sonra davalı tarafından ödenen miktarın güncellenmiş hali mahsup edilmiş ve bozma öncesi mahkemece hatır taşıması olduğu gerekçesiyle yapılan ve davalı lehine usuli kazanılmış hak olduğu kabul edilen %20 hatır taşıması indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne, 20.919,01 TL'nin tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hatır taşıması nedeniyle indirim yapılmasının hatalı olduğunu ve yapılan takdiri indirim nedeniyle aleyhe vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemece mahsup ve hatır taşımasına yönelik yapılan indirimin hatalı yapıldığı, öncelikle belirlenen tazminattan hatır taşıması nedeniyle indirim yapılması gerektiği, bulunan miktardan da davalı tarafından yapılan ödemenin güncel halinin mahsubunun gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; ZMSS poliçesi bulunmayan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacının uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p><br />
2. Davacı vekili, davacının meydana gelen kazada yaralandığını ve malul kaldığını açıklayıp maddi tazminat talebinde bulunmuş, davalı vekili, davacıya yeterli ödeme yapıldığını, davacının karşılanmamış zararı kalmadığını ileri sürmüş, mahkemece davalı tarafından yapılan ödemenin güncellenmiş tutarının mahsubu sonrasında kalan miktardan %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılarak ortaya çıkan tazminat miktarı hükme esas alınmıştır.</p>

<p>Davalı sigorta şirketi, gerçek zarardan sorumlu olup varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; trafik kazasının oluşumunda zarar görenin kusuru varsa (birlikte kusur) bu oranda indirim yapılması, hatır taşıması varsa TBK'nın 51 inci ve KTK'nın 87 nci maddeleri uyarınca indirim yapılması, zarar görenin olayın oluşumunda etkili olmamakla beraber zararın oluşumunda veya artmasında kusuru varsa (müterafik kusur) kalan tazminattan bu sebeple indirim yapılması biçiminde olmalıdır.</p>

<p>Zarar görenin birlikte kusuru, hatır ve müterafik kusur indirimleri yapıldıktan sonra, sorumlular tarafından bir ödeme yapılmış ise ödenmesi gereken tazminattan en son bu ödemelerin mahsubu ve hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>İlgili Kanun maddeleri incelendiğinde kusur, hatır ve müterafik kusur bir indirim sebebi olarak sayılmasına karşın zarar sorumlularınca yapılan ödemeler bir indirim nedeni olarak gösterilmemiştir. Kaldı ki ödemeler tazminatı belirlemede bir indirim sebebi olmayıp Yargıtay uygulamaları ile artık yerleşik ... geldiği gibi borcu sona erdiren bir nitelik taşımaktadır (Hukuk Genel Kurulu 03.05.2017 Tarih 2017/2097 E., 2017/894 K.).</p>

<p>Belirlenen zarardan öncelikle indirilecek yararlar zarar görenlerin bizatihi zarar sebebiyle yapmaktan kurtuldukları (örneğin 18 yaşından küçük bir çocuğun ölmesi sebebiyle talep edilen destekten yoksun kalma tazminatında anne ve babanın o çocuğun kazanç sağlayacağı yaşa gelinceye kadarki yetiştirme giderlerinden kurtulmaları gibi) masraflar veya zarar sebebiyle elde ettikleri (örneğin araç hasarları sebebiyle istenilen tazminatlarda aracın sovtaj bedeli gibi) faydalardır. Oysa zarar sorumluları tarafından yapılan ödemeler zararın tazmini amacıyla yapıldığından denkleştirilecek yarar kapsamında değerlendirilemez. (Yargıtay 11. HD’nin 27.03.1972 tarih ve 1398-1503; yine aynı Dairenin 06.11.2008 tarih 3948-12426; Yargıtay 9. HD’nin 16.11.1979 tarih ve 11805-12844; Yargıtay HGK’nın 24.03.1976 tarih 660-1157 sayılı kararları).</p>

<p>Bu durumda mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, gerekirse ek bilirkişi raporu almak suretiyle hesaplama yapılarak bulunacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3. Davacı lehine hesaplanan tazminattan, hatır taşıması nedeniyle mahkemece yapılan indirim sonucu belirlenen tazminat tutarı hüküm altına alınırken, davanın kısmen reddine karar verildiğinden, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Oysa, yasal düzenlemeler gereği 6098 sayılı TBK’nın 51 inci maddesinden kaynaklanan hatır indirimi nedeniyle davanın kısmen reddedilmesi halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım için davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyeceği göz önüne alınması gerekirken, davalı yararına hatır taşıma indiriminden dolayı reddedilen kısım için vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle, davacı vekili ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin, (3) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya ve davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202212901-e-20244424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="87371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/2450 E., 2025/6650 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252450-e-20256650-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252450-e-20256650-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2025 tarihli, 2025/2450 E., 2025/6650 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2450 E., 2025/6650 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/780 D.İş - 2024/780<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: KIT/2024-1523<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: K-2021/129296</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yolcu olarak bulunduğu traktörün karıştığı 02.12.2019 tarihli tek taraflı trafik kazasında davacının yaralandığını ve %28 oranında maluliyet oluştuğunu belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107 nci maddesi kapsamında fazlaya dair hakları saklı kalarak 16.000,00 TL maddi tazminatın Güvence Hesabına başvuru tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında bedel artırım dilekçesi ile talebini 190.079,36 TL'ye yükseltmiş, bozma kararı sonrasında ise toplam talebini ıslah yoluyla 288.267,00 TL'ye yükseltmiştir.<br />
 </p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; tahkim öncesinde davacıya 101.733,00 TL ödeme yapıldığını ve davacının tüm zararının karşılandığını, davacının müterafik kusuru olduğunu ve tazminattan hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, temerrüt gerçekleşmediği için faiz talep edilemeyeceğini ve avans faizi istenmesinin hatalı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
 </p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin tarihi ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; alınan bilirkişi raporuna dayanılarak talebin kısmen kabulü ile 114.047,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 09.04.2021 tarihinden itibaren yasal faiziyle ile davalıdan tahsiline ve nispi tarifeye göre hesaplanan 14.784,00 TL vekâlet ücretinin tahsiline karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri itiraz başvurusunda bulunmuştur. İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararıyla; dosyada mevcut rapor, bilirkişi raporu ve hesaplamalar ile dosya kapsamına göre hesaplanan tazminattan müterafik kusur ve hatır taşıması indirimi yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğunun kabulü ile faiz başlangıcının davalıya başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü sonrası olarak hesaplanmasının uygun olduğu gerekçesiyle davacı itirazlarının reddine, davalının vekâlet ücretine olan itirazının kabulü ile davacı yararına maktu vekalet ücreti verilmesi suretiyle kararın düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairenin 03.07.2023 tarih, 2022/1568 Esas, 2023/8417 Karar sayılı ilamıyla; "... dosya kapsamına göre hesaplanan tazminattan davacının hatır için taşınması ve müterafik kusuru nedeniyle indirim yapılması yerinde ise de önce hatır taşıması nedeniyle %20 oranında indirim yapılması, ardından kalan miktar üzerinden %20 oranında davacının müterafik kusuru nedeniyle indirim yapılması gerekirken hesaplanan tazminattan davacının hatır için taşınması ve müterafik kusuru nedeniyle doğrudan %40 oranında indirim yapılması doğru olmamış, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir... TBK’nın 51 ve 52 nci maddelerine göre nihai tazminatı belirlerken sırasıyla; trafik kazasının oluşumunda zarar görenin kusuru varsa bu oranda indirim yapılmalı, koşulları varsa TBK’nın 51 ve KTK’nın 87 nci maddeleri uyarınca hatır taşıması indirimi yapılmalı, zarar görenin olayın oluşumunda etkili olmamakla beraber zararın oluşumunda veya artmasındaki müterafik kusuru varsa bu sebeple indirim yapılmalı, en son olarak da sigorta şirketi tarafından davadan önce yapılan ödeme güncellenip mahsup edildikten sonra ödenecek tazminat miktarı belirlenmelidir.</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalar ışığında İtiraz Hakem Heyetince yukarıda belirlenen sıralamaya uygun bir biçimde ve en son olarak da sigorta şirketi tarafından davadan önce yapılan ödeme güncellenip mahsup edildikten sonra ödenecek tazminat miktarı belirlenmesi için esas hesap raporunu düzenleyen bilirkişiden ek rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. ..." gerekçeleriyle İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflarının Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına karşı itirazının kabulü ile kararın kaldırılarak başvurunun kısmen kabulüne dair yeniden hüküm düzenlenmesine, başvurunun kısmen kabulü ile 184.490,88 TL tazminatın 09.04.2021 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınıp başvurana verilmesine, fazla isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma sonrası yapılan ıslahın dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, hatır taşıması indirim oranının çok yüksek olduğunu, vekalet ücretinin hatalı belirlendiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; trafik sigortası bulunmayan aracın karıştığı trafik kazasında yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, bozma ilamı ile kesinleşen yönlere ilişkin yeniden temyiz incelemesinin yapılamayacak olmasına, her ne kadar İtiraz Hakem Heyetince bozma sonrası 2024 yılı verileri esas alınarak hesaplanan tazminat miktarı üzerinden indirim yapılması ve indirim yapılırken bozma ilamındaki sıralamanın gözetilmemesi doğru olmamışsa da bu durumun temyize gelen davacı lehine sonuç doğurması ve temyize sadece davacı tarafın gelmesi nedneiyle aleyhe bozma yasağının dikkate alınması gerekmesine göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda dökümü yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 28.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252450-e-20256650-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="61988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/13872 E., 2026/5240 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413872-e-20265240-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413872-e-20265240-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2024/13872 E., 2026/5240 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/13872 E., 2026/5240 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI: 2024/963 E., 2024/1006 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 15.08.2021 tarihinde davacının yolcu olduğu davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın yaptığı tek taraflı trafik kazası sonucu müvekkilinin yaralandığını belirterek, sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri için şimdilik 15.100,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili talebini 434.293,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, maluliyet raporunun usule uygun alınması gerektiğini ve hesaplanacak vekalet ücretinin 1/5'ine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyaya sunulan maluliyet raporunun usulüne uygun olduğunu kabul ederek, alınan kusur ve hesap raporları uyarınca ve hatır indirimine göre başvurunun kısmen kabulü ile 430.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 3.434,40 TL geçici bakıcı gideri olmak üzere 433.434,40 TL'nin 02.02.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin bakıcı gideri talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile %20 hatır taşıması indiriminin sürekli iş göremezlik tazminatı olarak hesaplanan 697.520,00 TL üzerinden uygulandığında 446.412,80 TL olacağı bu tutarın 430.000,00 TL limitin üstünde olduğu, geçici bakıcı gideri 4.293,00 TL olup indirimle 2.747,52 TL olacağı gerekçesiyle davalının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun kısmen kabulüne, 430.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 2.747,52 TL geçici bakıcı gideri olmak üzere 432,747,52 TL'nin 02.02.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin bakıcı gideri talebinin reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvurunun usule uygun olmadığını, alkol alınması sebebiyle müterafik kusur indirimi uygulanmasını, hesaplamayı kabul etmediklerini ve maluliyet raporunun uygun olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, özellikle alkollü sürücünün aracına binildiğinden müterafik kusur indirimi uygulanması ve hesap tarihindeki yaşın esas alınması gerekmekte ise de davacının hesaplanan sürekli iş göremezlik tazminatının poliçe limitinin üstünde çıkması sebebiyle indirimin ve hesaplama hatasının sonuca etkili olmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52 maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Somut olayda; sigortalı araç sürücüsünün olayda 1,26 promil alkollü olduğu soruşturma dosyası ile sabittir. Soruşturma evrakına göre; davacı ifadesinde sürücü ile birlikte alkol aldıklarını belirterek, araç sürücüsünün alkollü olduğunu bildiği hâlde bu araca kendi isteğiyle bindiği, kazanın oluşumunda alkollü sürücünün kusurlu bulunduğu, yaralanması ile neticelenen kazanın meydana gelmesine, dolayısıyla muhtemel zararı doğuran fiile razı olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla TBK’nın 52 maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre geçici bakıcı gideri tazminatından %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413872-e-20265240-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="41895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/6757 E., 2025/17213 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246757-e-202517213-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246757-e-202517213-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 24.12.2025 tarihli, 2024/6757 E., 2025/17213 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/6757 E., 2025/17213 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/520 D.İş-2024/531<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2024 İHK-31789 -2024/İHIK-31791</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2024/111878</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalılar vekilleri ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan araçların 03.08.2022 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu yolcu olan davacının yaralanarak malul kaldığını belirterek ve belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.550,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 03.08.2022 tarihinden itibaren ... Sigorta Anonim Şirketinden ve 7.750,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının da 09.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ... Sigorta Anonim Şirketinden tahsiline karar verilmesini talep etmiş; bedel artırım dilekçesiyle taleplerini ... Sigorta AŞ yönünden 500.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde; başvuru şartının gerçekleşmediğini, başvurunun usulden reddine karar verilmesini, müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber aleyhe takdir edilecek vekâlet ücretinin AAÜT'de belirtilen vekâlet ücretinin 1/5'i oranında olması gerektiğini savunarak başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulden reddine karar verilmesini, müterafik kusur ve hatır taşıması nedeniyle indirim yapılması gerektiğini, maluliyet raporunu kabul etmediklerini, kabul anlamına gelmemekle beraber aleyhe takdir edilecek vekâlet ücretinin AAÜT'de belirtilen vekâlet ücretinin 1/5'i oranında olması gerektiğini savunarak başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvuran tarafından sunulan 01.08.2023 tarihli ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurul Raporunda Çocuklar için Özel Gereksinim Yönetmeliğine göre Özürlülük Ölçütü Yönetmeliğine göre hesap yapıldığı, yargılama sırasında alınan raporda ise maluliyet bulunmadığının bildirildiği gerekçesiyle davacının talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaza tarihi 03.08.2022 olup kaza tarihinde 18 yaşının altında olan başvurucu için alınacak olan sağlık kurulu raporunun, 20.02.2019 gün ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Çocuklar için Özel Gereksinin Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” (ÇÖZGER) hükümlerine göre düzenlenmesi gerektiği, ÇÖZGER hükümlerinde Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkından Yönetmelik hükümlerine atıf yapıldığı başvuran tarafından 01.08.2023 tarihli ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurul Raporunun doğru yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş olduğu, buna karşın Uyuşmazlık Hakemi tarafından alınan bilirkişi raporunda “Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” kullanıldığı, başvurucu tarafından dosyaya ibraz edilen ve oluşa uygun olan ... Üniversitesi Adli Tıp Kurulu raporu doğrultusunda sonuca gidilmesi gerektiği kabulü ile itirazın bu açıdan kabulü ile alınan hesap bilirkişi raporu doğrultusunda belirlenen tazminattan; başvurucu ...'ın kazaya karışan ... Sigorta AŞ tarafından sorumluğu sigorta edilen motosiklette yolcu olarak bulunduğu, motosiklet sürücüsü Berk'in arkadaşı olduğu anlaşıldığından %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılması gerektiği kabulüne ancak bilirkişi tarafından belirlenen maluliyet tazminatı olan 628.996,59 TL'den %20 hatır taşıması indirimi yapıldığında başvuranın talep edebileceği tazminat miktarının 503.196.80 TL olduğu, başvuran vekili tazıninat talebini 500.000,00 TL olarak ıslah etmiş olduğundan hatır taşıması indirimi yapılmış olunsa dahi talep edilen miktarın hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle başvuran vekilinin itirazlarını kabulü ile Uyuşmazlık Hakemi Kararının kaldırılmasına yeniden hüküm kurulmasına; "2- Başvurucu vekilinin talebinin kabulü ile 500.000,00 TL sürekli iş görmezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 18.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Sigorta ve ... Sigorta dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile başvurana ödenmesine, ...4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 17/2, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30/17.maddesi uyarınca takdir edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalı ... şirketlerinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile başvurana ödenmesine" karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; aynı kaza için iki sigortaya başvuru yapıldığı durumlarda sigorta şirketlerinin müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun kusur oranları ayrıştırıldığı an sona erdiği, hesap raporunda bu durum gözetilmeksizin iki sigorta şirketinin toplam kusur oranı tespit edilerek tazminattan kusur ayrıştırması yapılmaksızın hesaplama yapıldığını belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı ... AŞ vekili temyiz dilekçesinde; maluliyet oluşmadığını, hesap yönteminin hatalı olduğunu, hatır taşıması indirimi uygulanması gerektiğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı ... AŞ vekili temyiz dilekçesinde; dava şartı eksikliği sebebiyle davanın usulden reddi gerektiğini, sunulan maluliyet raporunun hatalı olduğunu, raporlar arasında çelişkinin giderilmediğini, hesaplamada teknik faizin %0 olarak esas alınması gerektiğini, müterafik kusur söz konusu olduğundan tazminat bedelinde hakkaniyete uygun indirim uygulanmasını, hatır taşıması indirimi yapılmasını, CMK madde 253 kapsamı gereğince uzlaşma olup olmadığının tespitini, başvuran vekili lehine hükmedilen vekâlet ücretinin güncel mevzuat hükümlerine ve yargıtay tarafından kabul edilen esaslara göre hesaplanmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... şirketleri tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan araçların karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, tazminat hesaplama yönteminin doğru olmasına göre, davalılar vekillerinin ve davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Tarafların diğer temyiz itirazlarına gelince; 6100 sayılı HMK’nın "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26/1 maddesi "(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." şeklindedir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde; davacı yolcu olup başvurusunda içinde bulunduğu araç ile karşı araç sigorta şirketlerinden ayrı ayrı talepte bulunduğu anlaşılmış olup, bu durumda kusur incelemesi yaptırılarak her iki araç sürücüsünün de kusur oranları belirlenerek, davalı ... şirketleri yönünden, sigortalılarının kusurları oranında tazminata hükmedilmesi gerektiği halde müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu durumda Hakem Heyetince, 6100 sayılı HMK’nın 26/1 maddesindeki hüküm gözetilmek suretiyle davacının talebiyle bağlı kalınarak davalı ... şirketleri yönünden ayrı ayrı hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde müşterek ve müteselsilen karar verilmesi hatalı olmuş olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p>3. Davalı ... AŞ vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; davacının bedel artırım dilekçesi incelendiğinde, dilekçenin başında sadece ... Sigorta Anonim Şirketinin gösterildiği ve dilekçe içeriğinde de yalnızca bu şirket yönünden talep artırımının talep edildiği anlaşılmış olup bu yön gözetilmeden bedel artırımından davalı ... AŞ'nin de sorumlu tutulması hatalı olmuştur.</p>

<p>4. Davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarına gelince;</p>

<p>A. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybı oluştuğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru biçimde belirlenmesi gereklidir. Söz konusu belirlemenin ise Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.20 13... .06.2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.20 15... .02.2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik, ayrıca çoçuklar için 20.02.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Çocuklar için Özel Gereksinim Değerlendirmesi Yönetmelik” hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Somut olayda; kaza tarihi 03.08.2022 olup, davacıda oluşan maluliyetin tespitine yönelik ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 01.08.2023 tarihli raporda davaya konu olay nedeniyle davacıda %5 oranında maluliyet oluştuğu tespitine yer verilmiştir. Ne var ki, anılan raporda maluliyet oranının kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre düzenlenmesi gerekirken kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunmayan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik ve eki cetvelleri hükümlerine atıf yapılarak buna göre yapılması yerinde değildir. Bu yönüyle, maluliyet oranı tespitine ilişkin bu rapor, karara esas almaya elverişli olmadığından, maluliyetin belirlenmesi konusunda yapılan araştırma yetersizdir.</p>

<p>Bu durumda, İtiraz Hakem Heyeti tarafından kazayla ilgili eksik kalan tedavi evrakları temin edildikten sonra, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik" ölçülerine göre, üniversitelerin adli tıp anabilim dalı başkanlıklarından davacının kaza nedeniyle uğradığı sürekli çalışma gücü kaybı bulunup bulunmadığı ve varsa oranı/süresi konusunda ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>B. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78. ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150. maddesi ve eki Cetvel uyarınca; motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Davacının yolcu olarak motosiklette seyahat etmesine rağmen koruma başlığı (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu, dolayısıyla müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine dair davalının savunması İtiraz Hakem Heyetince kabul edilmemiştir.</p>

<p>Somut olayda; motosiklette yolcu konumunda bulunan davacının trafik kazası sonucu yaralandığı ve koruyucu başlık (kask) takmadığı hususu yaralanmanın "Sol maksillar sinüs lateral duvarda fraktür" şeklinde kafa bölgesinden olması olgusu ile sabittir. Buna göre; davacının koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek TBK’nın 52. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı ve davalılar vekillerinin, (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı ... AŞ vekilinin ve (4) (A-B) numaralı bentlerinde açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>24.12.2025 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK md. 52 de düzenlenmiştir. Zarar görenin kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir.</p>

<p>Müterafik kusura ilişkin indirimden yalnızca temyizinde bunu ileri süren davalı tarafın yararlanabileceği gözetildiğinde, temyizinde bu hususu ileri sürmeyen davalı ... AŞ'nin bu indirimden yararlanmasının mümkün olmamasına göre, sayın çoğunluğun (4-B) numaralı bentteki bozma bendinin müterafik kusuru ileri sürmeyen davalı ... AŞ için resen uygulanabileceği kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246757-e-202517213-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="70444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/9876 E. ve 2023/1463 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.11.2025 tarihli, 2025/9876 E., 2025/15555 K. sayılı kararı ve 24.12.2024 tarihli, 2023/1463 E., 2024/13645 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9876 E., 2025/15555 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/288 D. İş, 2023/293 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : İHK-2023/12928<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2023/335939</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi bulunmayan aracın karıştığı çift taraflı trafik kazası neticesinde zorunlu trafik sigortası bulunmayan araçta yolcu olan davacının yaralandığını ve malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile talebini 297.608,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların uzlaşması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davalı kuruma usulüne uygun maluliyet raporu ile başvuru yapılmadığını, başvuru şartının yerine getirilmediğini, bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davalının zorunlu trafik sigortası bulunmayan araç sürücüsünün kusur oranı ve poliçe limiti oranında sorumlu olduğunu, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz yöntemi esas alınarak belirlenmesi gerektiğini, davacının müterafik kusuru ve hatır taşıması nedeniyle indirim uygulanması gerektiğini ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde belirlenen vekalet ücretinin 1/5'i kadar olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ceza mahkemesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araç sürücüsü ile davacının 12.02.2019 tarihinde kendi aralarında uzlaştıkları ve düzenlenen uzlaşma raporunu dosyaya sundukları gerekçesiyle davanın düşmesine karar verildiği ve tarafların uzlaşması nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (CMK) 253/19. maddesi gereğince davacının tazminat isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 12.02.2019 tarihli uzlaşma tutanağı incelendiğinde söz konusu uzlaşma tutanağının, yasanın aradığı anlam ve nitelikte bir uzlaşma kapsamında bulunmadığı, diğer bir ifadeyle davacının şartlarını ve sonuçlarını tam olarak kavrar bir biçimde özgür iradesiyle yaptığı bir anlaşma niteliği taşımadığı gibi, davacının uğramış olduğu zararının giderilmesine ilişkin bir belge niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazları yerinde görülerek işin esasının incelenmesine geçildiği ve yapılan inceleme sonucunda, davacının maluliyet oranının kaza tarihinde yürürlükte olan mevzuata uygun olarak belirlendiği, ceza dosyasında alınan kusur raporunda Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi bulunmayan araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunun belirlendiği, aktüer bilirkişi raporunda TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi esas alınarak tazminat tutarının belirlendiği, aktüer bilirkişi raporunun ve kusur raporunun denetime ve hüküm tesisine elverişli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının kabulü ile Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesis edilerek davanın kabulü ile 297.608,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 30.06.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A.Temyiz sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; tarafların uzlaşması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya yapılan ödeme ile davalının sorumluluğunun sona erdiğini, tarafların kusur oranı belirlenmeden hüküm tesis edilmiş olmasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine uygun olarak hazırlanmadığını, teknik faiz işletilmeden tazminat tutarının belirlenmesinin hatalı olduğunu, hatır taşıması ve davacının müterafik kusuru nedeniyle indirim uygulanması gerektiğini, davalının temerrütünün söz konusu olmadığını ve davacı lehine takdir edilen vekalet ücretinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi bulunmayan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1- Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, özellikle 18.10.2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 26.07.2023 tarih ve 2023/43 Esas -2023/141 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile “04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle değiştirilen 253. maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin “Uzlaşma sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; …” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiğinden, ceza yargılaması sırasındaki uzlaşmanın eldeki tazminat davasına etki etmeyecek olmasına, tazminatı Dairemizin yerleşik uygulamalarına uygun biçimde ve usulünce hesap eden aktüer raporunun karara esas alınmış olmasına, temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
a-) Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda dosya kapsamında, davacıda oluşan maluliyet oranının tespitine yönelik olarak usulüne uygun şekilde alınmış rapor bulunmamaktadır. Dosyaya sunulan ve .. Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 14.06.2022 tarihli maluliyet raporu ile davacının maluliyet oranı % 13,5 olarak belirlenmiş ve İtiraz Hakem Heyetince söz konusu maluliyet raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar .. Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 14.06.2022 tarihli maluliyet raporu kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması, Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş ise de davacının maluliyetinin bir kısmı ''hipertrofik skar ve keloid'' arızasından kaynaklanmasına rağmen söz konusu rapor, heyette plastik cerrahi uzmanı olmadan düzenlenmiş olup bu rapor karar vermeye elverişli değildir.<br />
Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince; davacıda oluşan arazlar ve yara nedbesinin (skar) keloid veya hipertrofik skar niteliğinde olup olmadığı ve vücut yüzeyinin yüzde birinden fazla alanı kaplayıp kaplamadığı hususlarına da dikkat edilerek davacının kazaya ilişkin tüm tedavi evrakı eklenip (eksik varsa temini ile) dosyada bulunan sağlık kurulu raporları da irdelenmek ve bizzat muayene edilmek suretiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması, Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak ve yukarıda açıklandığı şekilde içerisinde plastik cerrahi uzmanının da bulunduğu davacının yerleşim yerine en yakın üniversite hastanesinin adli tıp anabilim dalından, yeni bir rapor alınarak (ve temyiz edenin sıfatına göre usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak) sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.<br />
b-)6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir.</p>

<p>Somut olayda, kazaya ilişkin kaza tespit tutanağında, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi bulunmayan motorsiklet sürücüsü ...'in 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda yer alan 47/c ''Trafik işaret levhaları, cihazları ve yer işaretlemeleri ile belirtilen veya gösterilen hususlara uymak'' kuralını ihlal ettiği, karşı araç sürücüsünün aynı kanunun 52/b maddesinde yer alan ''aracın hızını, aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak'' kuralını ihlal ettiğinin tespit edildiği, Bucak 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/299 Esas sayılı dosyasında trafik polis memuru bilirkişiden alınan 24.10.2018 tarihli kusur raporunda Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi bulunmayan motorsiklet sürücüsünün tamamen kusurlu olduğu, karşı araç sürücüsünün ise kusurunun bulunmadığının belirlendiği, hakem heyetince trafik kazasında tarafların kusur oranları uzman bilirkişi raporu ile belirlenmeden davalıya sigortalı araç sürücüsünün asli ve % 100 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu durumda, İtiraz Hakem Heyetince dava konusu trafik kazasına ilişkin ceza dosyası da dosya arasına alınarak dosyada mevcut tüm deliller değerlendirilmek suretiyle tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>c-) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 87. maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 51. maddesi uyarınca hatır için karşılıksız yolcu taşıma veya aracı kullandırmada genel hükümlere göre tazminattan uygun bir indirim yapılması, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiştir.</p>

<p>Hatır için yolcu taşıma veya aracı kullandırmadan söz edebilmek için, ölen veya yaralananın bir menfaat karşılığı olmaksızın taşınması veya aracın kullanılması, diğer bir deyişle taşıma veya kullanmada ölen veya yaralananın menfaatinin bulunması gerekir. Bu nedenle taşıma veya kullanmada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir menfaatinin bulunması hâlinde hatır taşımasından söz edilemez. Bu bakımdan hatır ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma veya kullanmanın kimin menfaatine olduğunun belirlenmesi önemlidir. Taşıma veya kullandırma, ekonomik yarar için olabileceği gibi ortak toplumsal değerler nedeniyle de olabilir. Ancak yakın akrabaların ve eşin taşınmasında bir menfaatten söz edilemeyeceği için hatır için taşımadan da bahsedilemez. Hâkim, gerekçesini kararında tartışmak ve nedenlerini göstermek koşuluyla tazminattan mutlaka indirim yapmak zorunda da değildir.</p>

<p>Somut olayda; davalı vekilince başvuruya cevap ve itiraz dilekçelerinde hatır için taşıma def’inde bulunulmuştur. Davacının, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası bulunmayan motorsiklette yolcu olarak bulunduğu ve sürücü ile arkadaş oldukları sabit olup davacının taşıma için arkadaşına ücret ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu durumun aksi ispat edilemediğinden davalının süresinde yapılan hatır için taşıma savunmasına itibar edilerek TBK’nın 51. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken poliçe teminat limiti gözetilerek hatır taşıması nedeniyle indirim yapılmasına gerek bulunmadığı yönündeki yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p>d-)6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Somut olayda; davacının motorsiklet sürücüsü olan arkadaşı ile birlikte alkol aldıktan sonra kazanın meydana geldiği, motorsiklet sürücüsünün 1,18 promil alkollü olduğu ve motorsiklet sürücüsünün, sürücü belgesinin bulunmadığı hususu dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda davacının motorsiklet sürücüsünün alkollü olduğunu ve arkadaşı olan sürücünün sürücü belgesinin bulunmadığını bildiği hâlde bu araca kendi isteğiyle bindiği, kazanın oluşumunda alkollü ve sürücü belgesi bulunmayan sürücünün kusurlu bulunduğu, yaralama ile neticelenen kazanın meydana gelmesine, dolayısıyla muhtemel zararı doğuran fiile razı olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla TBK’nın 52. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p>e-)Sigorta tahkim yargılamasında hükmedilecek vekalet ücreti ile ilgili olarak;<br />
5684 sayılı Kanun'un 30. maddesinin (17) numaralı fıkrası, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13. ve AAÜT’nin 17/2. maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine nispi ve tam vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1- Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda 2 (a), (b), (c), (d) ve (e) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/1463 E., 2024/13645 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/871 E., 2022/871 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili müvekkilinin yolcusu olduğu araç ile davalıya zorunlu trafik sigortalı aracın karıştığı 08.09.2020 tarihli trafik kazasında davacının bedensel zarara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Yargılama sırasında dava değerini 133.947,33 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; usulüne uygun başvuru yapılmadığını, maluliyet raporunu ve kusuru kabul etmediklerini, hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini ve diğer savunmalarını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 80.368,40 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 24.01.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usulüne uygun başvuru yapılmadığını, maluliyet raporunu kabul etmediklerini, hesaplamanın hatalı olduğunu, kusuru kabul etmediklerini, bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmediğini beyanla kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tazminattan müterafik kusur ve hatır taşıması indirimi yapılmasının hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan araç ile davacının yolcu olduğu motosikletin karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.</p>

<p>1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2-2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 87 nci maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 51 inci maddesi uyarınca hatır için karşılıksız yolcu taşıma veya aracı kullandırmada genel hükümlere göre tazminattan uygun bir indirim yapılması, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiştir.<br />
Hatır taşımasından ya da kullanmadan sözedebilmek için yaralanan ya da ölen karşılıksız taşınmış olmalıdır. Taşınan veya kullananın yararının söz konusu olduğu durumda hatır taşıması ilişkisi gündeme geleceğinden işletenin sorumluluğu genel hükümlere göre değerlendirilecek ve tazminattan indirim yapılacaktır. Bu bakımdan hatır taşıması ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma ya da kullanmanın kimin çıkar ve yararına olduğunun saptanması önemlidir. Yarar ekonomik olabileceği gibi, ortak toplumsal değerleri de ilgilendirebilir. Ancak taşıma ve kullanmada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir çıkarı veya yararının bulunması halinde hatır taşımasından söz edilemeyecektir. Ayrıca Hakim tazminattan mutlaka indirim yapmak zorunda değilse de bunun dahi gerekçesini kararında tartışması ve nedenlerini göstermesi gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun “Genel Hükümlerin Uygulanması” başlıklı 87. maddesi “Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Sözkonusu hükümden de anlaşılacağı üzere yasa koyucu hatır veya nezaket için hiçbir bedel almadan yolcu götüren aracın işleticisini ve buna bağlı olarak sürücü ve işletenin sorumluluğunu yüklenen zorunlu mali sorumluluk sigortasının sorumluluğunu genel hükümlere tabi tutmuştur.</p>

<p>Somut olayda davacı 07 NGE 976 plakalı motosiklette yolcu olup eldeki tazminat davasını kazaya karışan 35 ZK 976 plakalı karşı aracın zorunlu trafik sigortacısına açmıştır. İtiraz Hakem Heyetince, davalıya sigortalı araçta yolcu olmayan davacı aleyhine karşı aracın yararına tazminattan hatır taşıması indirimi yapılması doğru görülmemiş ve bu yönden kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilini diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="99449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARKADAŞININ MOTOSİKLETİNDE YOLCU: HATIR TAŞIMASI VE MÜTERAFİK KUSUR İNDİRİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arkadasinin-motosikletinde-yolcu-hatir-tasimasi-ve-muterafik-kusur-indirimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arkadasinin-motosikletinde-yolcu-hatir-tasimasi-ve-muterafik-kusur-indirimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBK m. 51-52'deki Takdir Yetkisi ile Yüzde Yirmilik Sabit Oran Uygulaması Arasındaki Gerilim Üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024-2026 Kararları Işığında Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Motosiklet kazalarında yaralanan yolcuların büyük bölümü, sürücüyle aynı çevreden gelen, onun motosikletine ücret ödemeden binen arkadaşlardır. Bu yolcular kazadan sonra sürekli maluliyet tazminatı için trafik sigortacısına başvurduğunda, sigortacının cevabı çoğu zaman aynıdır: yolcu "hatır için" taşınmıştır ve tazminattan indirim yapılmalıdır. Sürücü alkollü ya da ehliyetsizse ikinci bir savunma eklenir: yolcu bu durumu bilerek motosiklete binmiş, zarara razı olmuştur.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu iki savunmayı da kabul etmekte ve her biri için "Dairemizin yerleşik uygulamasına göre" yüzde 20 oranında indirim öngörmektedir. Oysa hem hatır taşıması indiriminin dayanağı olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 51 hem de müterafik kusurun dayanağı olan TBK m. 52, hâkime somut olaya göre belirleyeceği bir takdir alanı tanır. Bu çalışmada, iki indirimin şartları, birlikte uygulanma biçimi ve sabit oran pratiğinin kanuni takdir yetkisiyle ilişkisi, Dairenin 2024-2026 yıllarında verdiği kararlar üzerinden incelenecektir.</p>

<p><strong>I. HATIR TAŞIMASININ HUKUKİ TEMELİ</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m. 87/1'e göre yaralanan veya ölen kişi hatır için karşılıksız taşınmakta ise, işletenin sorumluluğu genel hükümlere tabidir. Genel hükümlere yollama, işletenin KTK m. 85'teki ağırlaştırılmış sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; ancak tazminatın belirlenmesinde TBK m. 51'in uygulanmasına imkân verir. TBK m. 51/1'e göre hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini "durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak" belirler.</p>

<p>Yargıtay'a göre hatır taşımasından söz edebilmek için yolcunun bir menfaat karşılığı olmaksızın taşınması gerekir; taşımada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir çıkarı bulunuyorsa hatır taşıması yoktur. Menfaat ekonomik olabileceği gibi ortak toplumsal değerlere de dayanabilir. Yakın akrabaların ve eşin taşınmasında ise bir menfaatten söz edilemeyeceği için hatır taşımasından da bahsedilemez. Daire, hâkimin tazminattan mutlaka indirim yapmak zorunda olmadığını, ancak indirim yapmasa dahi bunun gerekçesini kararında tartışması gerektiğini de vurgulamaktadır (<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 4. HD, E. 2023/1463, K. 2024/13645, 24.12.2024</a>; <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 4. HD, E. 2025/9876, K. 2025/15555, 20.11.2025</a>).</p>

<p><strong>II. "ARKADAŞLIK" KARİNESİ VE İSPAT YÜKÜ</strong></p>

<p>Hatır taşıması, müterafik kusurdan farklı olarak resen gözetilmez; Daire de onu sigortacının süresinde ileri sürmesi gereken bir def'i olarak ele almaktadır. TMK m. 6 uyarınca bu def'iyi ileri süren sigortacı, dayandığı olguları ispatla yükümlüdür. Ne var ki uygulamada ispatın ağırlık merkezi kaymıştır. 20.11.2025 tarihli kararda Daire, zorunlu trafik sigortası bulunmayan bir motosiklette yolcu olan davacının sürücüyle arkadaş olduğunu tespit etmiş ve şu sonuca varmıştır: davacının taşıma için arkadaşına ücret ödemesi "hayatın olağan akışına aykırı" olup bunun aksi ispatlanamadığından yüzde 20 hatır taşıması indirimi yapılmalıdır. Hakem heyetinin, poliçe teminat limiti gözetilerek indirime gerek bulunmadığı yönündeki gerekçesi "yanılgılı" bulunmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2025/9876, K. 2025/15555).</a></p>

<p>Bu yaklaşım, arkadaşlığın tespitini fiilen hatır taşımasının karinesi hâline getirmektedir. Arkadaşlık sabit olduğunda, yolculuğun sürücünün de yararına olduğunu, örneğin ortak bir işe gidildiğini, yakıt masrafının paylaşıldığını veya yolcunun sürücüye yol gösterdiğini ispat etmek zarar görene düşmektedir. Kanaatimizce hatır ilişkisinin varlığı her dosyada yolculuğun amacı, masrafların kime ait olduğu ve tarafların ilişkisi üzerinden ayrıca araştırılmalı; arkadaşlık tek başına yeterli görülmemelidir.</p>

<p>24.12.2025 tarihli kararın konusu olan dosyada da itiraz hakem heyeti, davacının motosiklet sürücüsünün arkadaşı olduğu gerekçesiyle yüzde 20 hatır indirimini kabul etmiştir. Aynı dosyada 628.996,59 TL olarak hesaplanan tazminat, indirimden sonra 503.196,80 TL'ye düşmüş; ancak davacı talebini 500.000,00 TL olarak artırdığından indirim sonuca etki etmemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246757-e-202517213-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2024/6757, K. 2025/17213, 24.12.2025)</a>. Karar başka sebeplerle, iki sigortacı hakkında müteselsil hüküm kurulması, taleple bağlılık ilkesi ve maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte olmayan yönetmeliğe göre düzenlenmesi nedeniyle bozulmuştur.</p>

<p><strong>III. HATIR İNDİRİMİNİ KİM İLERİ SÜREBİLİR?</strong></p>

<p>Uygulamada gözden kaçan önemli bir sınır, hatır indiriminin yalnızca yolcunun içinde bulunduğu aracın işleteni ve onun trafik sigortacısı yönünden gündeme gelebilmesidir. 24.12.2024 tarihli kararda motosiklette yolcu olan davacı, kazaya karışan karşı aracın trafik sigortacısına başvurmuş; itiraz hakem heyeti bu sigortacı lehine de hatır indirimi yapmıştır. Daire, davalıya sigortalı araçta yolcu olmayan davacı aleyhine karşı araç yararına hatır indirimi yapılmasını doğru bulmamış ve kararı bozmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2023/1463, K. 2024/13645)</a>. Kusurun iki sürücü arasında paylaşıldığı kazalarda bu ayrım, zarar görenin hangi sigortacıya hangi oranda başvuracağını belirlerken doğrudan önem taşır.</p>

<p><strong>IV. ALKOLLÜ VEYA EHLİYETSİZ SÜRÜCÜYE BİLEREK BİNMEK</strong></p>

<p>TBK m. 52/1'e göre zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Daire, müterafik kusura ilişkin savunmanın bir def'i olmadığını, bu nedenle ileri sürülmese bile resen gözetileceğini kabul etmektedir.</p>

<p>20.11.2025 tarihli kararda davacının, arkadaşı olan sürücüyle birlikte alkol aldıktan sonra motosiklete bindiği, sürücünün 1,18 promil alkollü olduğu ve sürücü belgesinin bulunmadığı sabittir. Daire, davacının bu durumları bilerek kendi isteğiyle motosiklete binmesini zararı doğuran fiile razı olma olarak nitelendirmiş ve hatır indiriminin yanında ayrıca yüzde 20 müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine hükmetmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2025/9876, K. 2025/15555)</a>. 05.05.2026 tarihli kararda da sürücünün 1,26 promil alkollü olduğu ve davacının onunla birlikte alkol aldığını ifadesinde kabul ettiği bir dosyada aynı oran uygulanmıştır. Ancak bu dosyada sürekli iş göremezlik tazminatı poliçe limitinin üzerinde hesaplandığından indirimin o kalem bakımından sonuca etkisi olmamış; bozma yalnızca geçici bakıcı gideri yönünden yapılmıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413872-e-20265240-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 4. HD, E. 2024/13872, K. 2026/5240, 05.05.2026).</a></p>

<p><strong>V. İKİ İNDİRİM BİRLİKTE: SIRALAMA VE HESAP</strong></p>

<p>İki indirimin aynı dosyada uygulanması hâlinde nasıl hesap yapılacağı konusunda Dairenin açık bir sıralaması vardır. 28.04.2025 tarihli kararda aktarılan bozma ilamına göre, nihai tazminat belirlenirken sırasıyla şu işlemler yapılmalıdır: önce trafik kazasının oluşumunda zarar görenin kusuru varsa bu oranda indirim; ardından koşulları varsa TBK m. 51 ve KTK m. 87 uyarınca hatır indirimi; sonra zarar görenin olayın oluşumunda değil, zararın doğması veya artmasında etkili olan müterafik kusuru için indirim; en son da sigortacının davadan önce yaptığı ödemenin güncellenerek mahsubu. Aynı ilamda, hatır ve müterafik kusur nedeniyle tazminattan doğrudan yüzde 40 indirim yapılması hatalı bulunmuş; önce yüzde 20 hatır indirimi, ardından kalan miktar üzerinden yüzde 20 müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği belirtilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252450-e-20256650-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2025/2450, K. 2025/6650, 28.04.2025).</a></p>

<p>Bu yöntemle toplam indirim yüzde 40 değil, yüzde 36'dır. 1.000.000 TL olarak hesaplanan bir zararda hatır indirimi sonrası 800.000 TL, müterafik kusur indirimi sonrası 640.000 TL kalır. Daire, 08.05.2024 tarihli kararında sıralamanın gerekçesini de açıklamıştır: kusur, hatır ve müterafik kusur kanunda indirim sebebi olarak sayılmışken sorumluların yaptığı ödemeler indirim sebebi değil, borcu sona erdiren ifadır; bu nedenle ödemeler en son mahsup edilmelidir. Aynı kararda, hatır indirimi nedeniyle reddedilen kısım için davalı yararına vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği de belirtilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202212901-e-20244424-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2022/12901, K. 2024/4424, 08.05.2024).</a></p>

<p>Hesap sırasının pratik bir sonucu daha vardır: indirimler poliçe limitinden değil, hesaplanan gerçek zarardan yapılır; limit, indirim sonrası tutara uygulanır. Bu nedenle zararın limitin çok üzerinde olduğu ağır maluliyet dosyalarında iki indirim sonuca hiç yansımayabilir; buna karşılık limite yakın veya altındaki dosyalarda, iki indirim birlikte uygulandığında yolcunun tazminatı üçte birden fazla azalır.</p>

<p><strong>VI. ELEŞTİRİ: TAKDİR YETKİSİNDEN TARİFEYE</strong></p>

<p>TBK m. 51 ve 52, bir oran belirlemez; hâkime "durumun gereğini" gözeterek takdir yetkisi verir. Dairenin "yerleşik uygulamasına göre yüzde 20" ifadesi ise bu takdiri fiilen bir tarifeye dönüştürmektedir. Tarifenin öngörülebilirlik ve eşitlik bakımından bir değeri olduğu inkâr edilemez; özellikle sigorta tahkiminde kısa sürede çok sayıda dosyanın karara bağlanması, tek tip bir oranı cazip kılar. Ancak sabit oran, farklı olayları aynı sonuca bağlamaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce üç noktada somutlaştırmaya ihtiyaç vardır. Birincisi, hatır indirimi yolculuğun gerçekten karşılıksız olup olmadığına göre değişmelidir; kısa bir mesafede arkadaşını evine bırakan sürücü ile ortak bir iş için yola çıkan iki kişi aynı konumda değildir. İkincisi, müterafik kusur indirimi yolcunun gerçekte ne bildiğine göre derecelendirilmelidir; sürücüyle birlikte saatlerce alkol alan yolcu ile sürücünün alkollü olduğunu bilmesi beklenemeyecek yolcu aynı orana tabi tutulmamalıdır. Üçüncüsü, iki indirimin her ikisi de yolcunun motosiklete binme kararından kaynaklandığından, aynı olgunun iki kez değerlendirilmesi riski gözetilmelidir. Yolcunun koruyucu başlık takmamış olması da ayrıca müterafik kusur indirimi konusu yapıldığında, bu risk daha da belirginleşmektedir.</p>

<p>TBK m. 55/1'in son cümlesi, hesaplanan tazminatın miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamayacağını veya azaltılamayacağını öngörmektedir. Hatır ve müterafik kusur indirimleri miktara değil ilişkiye ve davranışa dayandığından bu yasakla doğrudan çatışmaz; ancak hükmün ruhu, bedensel zararda tazminatın somut ölçütlere dayanmasını istemektedir. Bu da her iki indirimin, sabit bir oranın otomatik uygulanması yerine gerekçesi gösterilmiş bir takdirin sonucu olmasını gerektirir. Dairenin kendi ifadesiyle hâkim indirim yapmak zorunda değildir ve indirim yapmamasının gerekçesini tartışmalıdır; aynı gerekçe yükümlülüğü, oranın kendisi için de geçerli olmalıdır.</p>

<p><strong>VII. UYGULAMA İÇİN NOTLAR</strong></p>

<p>· Yolcunun sürücüyle ilişkisi (yakın akraba, eş, arkadaş, iş arkadaşı) ve yolculuğun amacı başvuru aşamasında açıklanmalı; yakın akraba veya eş taşımasında hatır indirimi yapılamayacağı hatırlatılmalıdır.</p>

<p>· Yolculukta sürücünün de menfaati varsa (ortak iş, masraf paylaşımı, sürücünün talebiyle yapılan yolculuk) bu olgular delillendirilmelidir.</p>

<p>· Karşı aracın trafik sigortacısına yöneltilen taleplerde hatır indirimi yapılamayacağı ileri sürülmelidir.</p>

<p>· Sürücünün alkollü veya ehliyetsiz olduğunun yolcu tarafından bilinip bilinmediği ayrıca tartışılmalıdır; ceza soruşturmasındaki ifadeler bu bakımdan belirleyicidir.</p>

<p>· Bilirkişi raporunda indirimlerin sırası denetlenmeli, iki indirimin toplanarak yüzde 40 olarak uygulanmasına itiraz edilmelidir.</p>

<p>· Hatır indirimi nedeniyle reddedilen kısım için karşı taraf lehine vekâlet ücreti hükmedilmemesi gerektiği hatırlatılmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Arkadaşının motosikletinde yolculuk yaparken yaralanan kişi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin güncel uygulamasına göre tazminatından iki ayrı indirimle karşılaşabilir: hatır taşıması nedeniyle TBK m. 51 ve KTK m. 87 uyarınca yüzde 20, sürücünün alkollü veya ehliyetsiz olduğunu bilerek binmişse TBK m. 52 uyarınca yüzde 20. İndirimler ardışık uygulanır, toplamı yüzde 36'dır ve ödemeler en son mahsup edilir. Hatır indirimi yalnızca yolcunun bulunduğu aracın sigortacısı tarafından ileri sürülebilir.</p>

<p>Bu çerçeve öngörülebilirlik sağlamakla birlikte, kanunun hâkime tanıdığı takdir yetkisini sabit bir orana indirgemektedir. Arkadaşlığın tek başına hatır taşımasına karine sayılması ve aynı binme kararının iki ayrı indirime konu edilmesi, özellikle poliçe limitinin altında kalan dosyalarda yolcunun tazminatını ciddi biçimde azaltmaktadır. İndirim oranlarının somut olayın özelliklerine göre gerekçelendirilmesi, TBK m. 51 ve 52'nin amacına daha uygun düşecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85, 87.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 51, 52, 55.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 6.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202413872-e-20265240-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/13872, K. 2026/5240, 05.05.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246757-e-202517213-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/6757, K. 2025/17213, 24.12.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2025/9876, K. 2025/15555, 20.11.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252450-e-20256650-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2025/2450, K. 2025/6650, 28.04.2025.</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259876-e-ve-20231463-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2023/1463, K. 2024/13645, 24.12.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202212901-e-20244424-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2022/12901, K. 2024/4424, 08.05.2024.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arkadasinin-motosikletinde-yolcu-hatir-tasimasi-ve-muterafik-kusur-indirimi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yolcu-ile-motor-kullanimi.webp" type="image/jpeg" length="12872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Velayeti Alan Ebeveynin Şehir Değiştirme ve Yurt Dışına Çıkış Hakkı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/velayeti-alan-ebeveynin-sehir-degistirme-ve-yurt-disina-cikis-hakki-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/velayeti-alan-ebeveynin-sehir-degistirme-ve-yurt-disina-cikis-hakki-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boşanma veya ayrılık sonrasında velayet tek bir ebeveyne bırakıldığında, birçok aile birkaç yıl içinde ikinci bir kırılma noktasıyla karşılaşıyor: iş değişikliği, yeniden evlilik ya da yurt dışına yerleşme isteği nedeniyle çocuğun yaşadığı şehrin değişmesi. 2026 itibarıyla aile mahkemelerinde bu tür...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma veya ayrılık sonrasında velayet <strong>tek bir ebeveyne</strong> bırakıldığında, birçok aile birkaç yıl içinde ikinci bir kırılma noktasıyla karşılaşıyor: iş değişikliği, yeniden evlilik ya da yurt dışına yerleşme isteği nedeniyle <strong>çocuğun yaşadığı şehrin değişmesi</strong>. 2026 itibarıyla aile mahkemelerinde bu tür ihtilaflar, boşanma davasının kendisi kadar sık gündeme geliyor; çünkü Türk Medeni Kanunu velayet hakkını düzenlerken şehir değiştirme ya da yurt dışına çıkış konusunda açık ve tek bir cümlelik bir sınır koymuyor. Bu belirsizlik, hem velayeti elinde tutan ebeveyni hem de diğer ebeveyni endişeye sürüklüyor.</p>

<h4><strong>Velayet Sahibi Ebeveynin Yerleşim Yeri Belirleme Yetkisi</strong></h4>

<p><strong>TMK m. 339</strong> uyarınca velayet hakkına sahip ebeveyn, çocuğun bakımı, eğitimi ve <strong>yerleşim yerinin belirlenmesi</strong> konusunda karar verme yetkisine sahiptir. Bu, kanunun açıkça tanıdığı bir haktır ve kural olarak diğer ebeveynden ayrıca izin alınmasını gerektirmez.</p>

<p>Somut bir örnek üzerinden düşünelim: İstanbul’da yaşayan ve velayeti kendisinde olan bir anne, aldığı yeni bir iş teklifi nedeniyle İzmir’e taşınmak istiyor. Baba, hafta sonları düzenli olarak çocuğunu görmeye alışmış durumda ve bu taşınmayı engellemek istiyor. Kanun metnine bakıldığında anne, çocuğun yerleşim yerini değiştirme konusunda <strong>yasal olarak yetkili</strong>; ancak bu yetki, aşağıda değineceğimiz sınırlarla birlikte okunmalı.</p>

<h4><strong>Yerleşim Yeri Özgürlüğü ile Kişisel İlişki Hakkının Çatışması</strong></h4>

<p>Burada mesele, tek bir maddeyle değil, iki farklı hakkın birlikte değerlendirilmesiyle çözülüyor. Velayeti olmayan ebeveynin <strong>kişisel ilişki kurma hakkı</strong>, TMK m. 323 ve 324’te güvence altına alınmıştır ve bu hak, velayet sahibinin tek taraflı kararlarıyla fiilen ortadan kaldırılamaz.</p>

<p>Uygulamada tartışmalı olan nokta tam da burası: Şehir değişikliği kararı, gerçekten iş veya aile nedeniyle mi alınıyor, yoksa diğer ebeveynle olan ilişkiyi zorlaştırmak için bir <strong>araç olarak mı</strong> kullanılıyor? Mahkemeler, salt “kanunda izin şartı yok” mantığıyla hareket etmek yerine, taşınmanın gerçek amacını ve çocuğun diğer ebeveynle ilişkisine etkisini birlikte tartıyor. Kanaatimce doğru yaklaşım da budur; çünkü velayet, ebeveynin kişisel özgürlüğü değil, çocuğun yararına tanınmış bir <strong>sorumluluktur</strong>.</p>

<p>Yurt dışı seyahatlerde izin belgesinin geçerlilik süresi genellikle 6 ay ile sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong>Yurt Dışına Çıkış: Kimin İznine İhtiyaç Var?</strong></h4>

<p>Yurt dışı seyahatler söz konusu olduğunda tablo biraz daha nettir. Velayet <strong>tek bir ebeveyne</strong> aitse, kural olarak çocuğu yurt dışına çıkarmak için diğer ebeveynden muvafakatname alınması zorunlu değildir; sınır kapılarındaki uygulama da bu esasa göre işler. Buna karşılık velayet <strong>ortak kullanılıyorsa</strong>, çıkış için diğer ebeveynin noter onaylı izin belgesini vermesi gerekir.</p>

<p>Örneğin, velayeti babada olan bir çocuğun yaz tatilinde anneannesini ziyaret için Almanya’ya götürülmesi durumunda, baba ek bir belge sunmak zorunda kalmaz. Ancak pratikte gidilecek ülkenin kendi mevzuatı, sınırda diğer ebeveynin muvafakatini talep edebilir; bu nedenle seyahat öncesi hedef ülkenin uygulamasının ayrıca kontrol edilmesi gerekir. Düzenlenecek muvafakatname veya izin belgesinin, uygulamada genellikle <strong>son 6 ay içinde</strong> alınmış olması istenir.</p>

<h4><strong>Mahkemenin Koyduğu Tedbirler ve Yurt Dışı Çıkış Yasağı</strong></h4>

<p>Kanundaki genel kural, mahkeme kararıyla her zaman geriye çekilebilir. Diğer ebeveyn, çocuğun yurt dışına götürülmesinin kişisel ilişkiyi fiilen imkânsız hale getireceğini veya çocuğun geri dönmeme riski taşıdığını düşünüyorsa, aile mahkemesinden <strong>ihtiyati tedbir</strong> talep edebilir.</p>

<p>Bu türden bir başvuru genellikle şu senaryoda karşımıza çıkar: Velayeti elinde tutan ebeveyn yurt dışına yerleşme niyetini açıkça beyan ettiğinde, diğer ebeveyn hızla mahkemeye başvurup çocuğun pasaportuna veya sınır dışına çıkışına yönelik bir tedbir kararı almak ister. Mahkeme bu talebi değerlendirirken çocuğun üstün yararını, taşınmanın gerekçesini ve mevcut kişisel ilişki düzenlemesinin fiilen sürdürülüp sürdürülemeyeceğini birlikte inceler; bu değerlendirmede çocuğun üstün yararı kriteri belirleyici konumdadır.</p>

<p>Kişisel ilişkinin fiilen sürdürülüp sürdürülemediği, mahkemenin değerlendirmesinde belirleyici olur.</p>

<h4><strong>Şehir Değişikliği Velayetin Değiştirilmesine Yol Açabilir mi?</strong></h4>

<p>Şehir değiştirmenin kendisi, tek başına velayetin diğer ebeveyne devredilmesi için yeterli bir sebep değildir. Ancak taşınma, kişisel ilişkiyi <strong>sürekli ve kasıtlı biçimde</strong> engelleyen bir davranışla birleştiğinde durum değişir.</p>

<p>Şöyle bir vaka düşünelim: Anne çocuğuyla birlikte başka bir şehre taşınıyor, ardından baba her ay planlanan görüşme günlerinde çeşitli bahanelerle çocuğu göstermiyor ve iletişim bilgilerini de paylaşmıyor. Bu tablo tekrarlandığında mahkeme, artık yalnızca “nerede yaşanacağı” sorusuyla değil, velayetin çocuğun yararına uygun kullanılıp kullanılmadığı sorusuyla ilgilenir. Bu noktada velayetin değiştirilmesi davası gündeme gelebilir; zira kanun, yerleşim yeri seçimini bir hak olarak tanırken, bunun kişisel ilişkiyi boğma aracına dönüşmesine izin vermez.</p>

<h4><strong>Peki Ebeveynler Bu Süreçte Ne Yapmalı?</strong></h4>

<p>Uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıkların büyük kısmı, taraflar arasında önceden yazılı ve net bir düzenleme yapılmamasından kaynaklanıyor. Anlaşmalı boşanma aşamasında dahi protokole şehir değişikliği ve yurt dışı seyahat konusunun eklenmesi, ileride yaşanabilecek pek çok anlaşmazlığın önüne geçer.</p>

<p>Şehir değiştirmeyi veya yurt dışına yerleşmeyi planlayan bir ebeveynin izlemesi gereken yol şu şekilde özetlenebilir:</p>

<p>- Taşınma kararını, mümkünse diğer ebeveyne makul bir süre önceden yazılı olarak bildirmek</p>

<p>- Kişisel ilişkinin nasıl sürdürüleceğine dair somut bir plan (görüşme takvimi, ulaşım, iletişim) sunmak</p>

<p>- Yurt dışı seyahatlerde hedef ülkenin giriş şartlarını önceden araştırmak ve gerekiyorsa muvafakatname hazırlamak</p>

<p>- Anlaşmazlık öngörüyorsa, sürecin başında bir avukata veya arabulucuya danışarak tedbir riskini önceden değerlendirmek</p>

<p>Diğer ebeveyn için ise en isabetli adım, taşınmayı otomatik olarak bir tehdit gibi algılamak yerine, önce kişisel ilişkinin fiilen nasıl etkileneceğini somut olarak ortaya koymak ve gerekirse bunu mahkemeye taşımaktır. Zira mahkemeler, soyut kaygılardan çok, çocuğun günlük hayatına ve mevcut ilişkisine yansıyan somut zararı esas alıyor.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/velayeti-alan-ebeveynin-sehir-degistirme-ve-yurt-disina-cikis-hakki-1</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/ortak-velayette-yurt-disina-kacirilan-cocuk-stock-1.jpg" type="image/jpeg" length="41195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mal Paylaşımı Sonucunda Mal mı Verilir Para mı Verilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/mal-paylasimi-sonucunda-mal-mi-verilir-para-mi-verilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/mal-paylasimi-sonucunda-mal-mi-verilir-para-mi-verilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/mal-paylasimi-sonucunda-mal-mi-verilir-para-mi-verilir</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 09:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/nzt5qXy6hL4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Google ve Şikayet Sitelerinden Yorum Kaldırmanın Hukuki Yolları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/google-ve-sikayet-sitelerinden-yorum-kaldirmanin-hukuki-yollari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/google-ve-sikayet-sitelerinden-yorum-kaldirmanin-hukuki-yollari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Google ve şikayet siteleri yorumları, bir işletmenin dışarıdan nasıl algılanacağı konusunda önemli bir etken haline gelmiştir. Kimi işletmeler olumlu yorum satın alarak haksız rekabet sağlayabildiği gibi gerek haksız rekabet gerekse şahsi husumet nedeniyle, olumsuz yorumlar da yapılabilmekt...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Google ve şikayet siteleri yorumları, bir işletmenin dışarıdan nasıl algılanacağı konusunda önemli bir etken haline gelmiştir. Kimi işletmeler olumlu yorum satın alarak haksız rekabet sağlayabildiği gibi gerek haksız rekabet gerekse şahsi husumet nedeniyle, olumsuz yorumlar da yapılabilmektedir. Bu yorumlar gerçek olaylara dayansa bile bu durum, her zaman hukuka uygunluğu kanıtlamaz. Gerçek olmayan olaylara dayalı, karalayıcı ve hatta doğrudan hakaret içeren yorumlar ise esas problemi oluşturmaktadır. Bu tür yorumlar kişilik haklarını ihlal edebilmekte ve/veya haksız rekabet teşkil edebilmektedir.</p>

<p>Peki bu yorumlar nasıl kaldırılabilir?</p>

<p><strong>A) Uyarı Yöntemi</strong></p>

<p>İlgili yorumu ilk etapta doğrudan Google’a veya ilgili platforma, bir kaldırma talebi yoluyla şikayet edebilirsiniz. Bunu internet üzerinden gerçekleştirebileceğiniz gibi temsilciliklere/ofislere vereceğiniz yazılı dilekçeler yahut yollayacağınız ihtarnameler yoluyla da yapabilirsiniz.</p>

<p>Uyarı yöntemi, yargısal bir hukuki değerlendirmeyi gerektiren durumlarda ve özellikle ifade hürriyetinin apaçık ihlali olmayan durumlarda, pek fazla başarı sağlamayacaktır. Zaten aksi bir durum, bir servis sağlayıcıya ifade hürriyetinin anahtarını teslim etmek ve onu bir yargıç konumuna getirmek olurdu.</p>

<p><strong>B) Dava Yolu</strong></p>

<p>Uyarıdan sonuç alınamadığında veya ilgilinin bir daha benzeri bir yorum yapmasından çekinildiğinde, bu noktada TMK’da düzenlenen kişilik haklarını koruyucu davaların açılması gerekir. Haksız rekabet boyutuna ulaşan durumlarda ise TBK ve TTK’daki koruyucu davaların açılması gerekmektedir.</p>

<p>AYM’nin iptal kararından önce 5651 s. Kanun md. 9’a göre bu tür başvurular, kişilik hakları içerisine sokularak hasımsız biçimde sulh ceza hakimliklerine yapılabiliyordu. Fakat 5651 s. Kanun md. 9 iptal edildiği için bu noktada erişim engeli ve içeriğin kaldırılması talepli bir davayı, hasım göstererek hukuk mahkemelerinde açmanız gerekmektedir.</p>

<p>Burada hasım/davalı evvela yorumu yazan ilgilidir. Ancak çoğu zaman yorumu yazan ilgiliyi tespit edip, bu kişiye husumet yöneltebilmeniz mümkün olmayabilir. Google’ın veya sair internet servis sağlayıcıların da yayınlanmasına doğrudan aracılık ettikleri yorumlardan sorumlu oldukları, AİHM’in ünlü Delfi kararında ve Yargıtay uygulamasında ortaya konmuştur. Dolayısıyla bunlara karşı da husumet yöneltilmesi mümkündür. Kaldı ki zaten koruyucu davaların genelinde de içeriğin ‘hukuka aykırı olması’ yeterli olduğu için yayınlayanın kusuru aranmamaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Böyle bir kusur ancak tazminat davaları için aranabilir. İkinci olarak, uyarıdan sonra zaten ilgili platform hukuka aykırı içerikten haberdar olacağı için kusuru da o anda doğacaktır.</p>

<p><strong>C) 5651 s. Kanun’a Dayanılabilecek Haller</strong></p>

<p>5651 s. Kanun md. 8’de Google yorumlar veya şikayet sitesi yorumları üzerinden işlenmesi pek de olası olmayan bazı katalog suçlar sayılmaktadır. Ancak yine de böyle bir durum gerçekleşirse, ilgili maddeye dayanmak, bazı yorumlar açısından mümkündür.</p>

<p>5651 s. Kanun md. 8/A’da, kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi sebeplere dayanılarak verilebilecek bir içeriğin kaldırılması/erişimin engellenmesi kararı düzenlenmiştir. Özellikle sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen ‘linç akımı’ sonrası yazılan binlerce hakaret ve tehdit içeren yorumda, şayet ifade hürriyetini açıkça aşan ve bir suça sebebiyet verebilecek yorumlar mevcutsa, bu maddeye dayanılabilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>D) İdari Başvuru Yolları</strong></p>

<p>Mevzuatımızda içeriğin kaldırılması ve erişimin engellenmesini düzenleyen yirminin üzerinde madde mevcuttur. Bunlardan kimisinde, kararı idare almakta veya başvuruyu idare yapmaktadır. Örneğin 1262 s. İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu, Yardım Toplama Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun bu yöndedir. Bu tür durumlarda da şayet yorum, normun çerçevesine giriyorsa idari başvurular yoluyla sonuca ulaşılabilir.</p>

<p><strong>E) Başvurulacak Yolun Son Derece İyi Değerlendirilmesi Gerekmektedir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yorum suç teşkil etse ve hatta faili cezalandırılsa bile bu durum, yorumun internet ortamından kaldırılacağı anlamına gelmemektedir. Zira ceza mahkemeleri, 5651 s. Kanun’daki katalog suçlar haricinde erişim engeli/içeriğin kaldırılması kararları vermemektedir. Ceza yargısında olağan yol müsadere yani mülkiyetin kamuya geçirilmesi/suç eşyasının yok edilmesidir. Şüphesiz ki bir Google-şikayet sitesi yorumu için bunu cebren uygulamak mümkün değildir. Dolayısıyla içerik suç teşkil etse bile amaç bu yorumun kaldırılması ise bu sonucun elde edebileceği doğru bir yöntem üzerinden ilerlenmesi gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> İlgili içtihat için bkz. https://www.alpoztekin.av.tr/pg_163_internet-sitesi-isletenin-kullanici-yorumlarindan-sorumlu-tutulabilecegi</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/google-ve-sikayet-sitelerinden-yorum-kaldirmanin-hukuki-yollari-1</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 08:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/googlea4.jpg" type="image/jpeg" length="39988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ KARARI IŞIĞINDA YOKSULLUK NAFAKASINDA YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-karari-isiginda-yoksulluk-nafakasinda-yeni-donem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-karari-isiginda-yoksulluk-nafakasinda-yeni-donem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Karar, 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gaz...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-suresiz-nafakayi-iptal-etti" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararı</a>yla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Karar, 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</p>

<p>Karar, kamuoyunda “süresiz nafakanın kaldırılması” şeklinde yorumlanmaya müsait olmakla birlikte, hukuki sonucu bundan daha sınırlı ve aynı zamanda daha kapsamlı bir tartışmayı beraberinde getirmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen, yoksulluk nafakası kurumu değil, nafakanın “süresiz olarak” talep edilebilmesine imkân veren ibaredir.</p>

<p>Yoksulluk nafakası, boşanmanın yalnızca kişisel ve ailevi sonuçlarından ibaret olmadığı; tarafların ekonomik hayatlarında da önemli değişiklikler meydana getirebildiği gerçeğinden hareket eden bir hukuki koruma mekanizmasıdır. Boşanma sonrasında taraflardan birinin ekonomik açıdan ciddi biçimde dezavantajlı duruma düşmesi ihtimaline karşı öngörülen bu kurum, uzun yıllardır Türk Aile Hukukunun en fazla tartışılan alanlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Tartışmanın merkezinde ise özellikle nafakanın süresi bulunmaktadır. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “<i>Süresiz olarak</i>” ibaresi, yoksulluk nafakasının belirli bir süreyle sınırlandırılmaksızın talep edilebilmesine imkân sağlamaktaydı.</p>

<p>A<a href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-suresiz-nafakayi-iptal-etti" rel="dofollow">nayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli ve E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararı</a>yla bu ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.</p>

<p>Bu karar, yalnızca mevcut nafaka sisteminin teknik bir unsurunu değiştirmekle kalmamakta; boşanma sonrası ekonomik denge, bireysel özerklik, sosyal devlet anlayışı, hukuk devleti, belirlilik ve öngörülebilirlik kavramlarının birlikte yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Ancak öncelikle önemli bir hususun altının çizilmesi gerekir: Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasını kaldırmamıştır. İptal edilen düzenleme, TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresidir.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması koşuluyla geçimi için diğer taraftan nafaka isteyebilmesini düzenlemektedir.</p>

<p>Düzenlemenin temelinde, boşanma sonrasında taraflar arasında ortaya çıkabilecek ekonomik dengesizliğin belirli ölçüde giderilmesi ve yoksulluğa düşecek eşin korunması amacı bulunmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla yoksulluk nafakası, evlilik devam ederken var olan ekonomik düzenin boşanma sonrasında belirli ölçüde telafi edilmesini amaçlayan bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte nafaka yükümlülüğü, yalnızca nafaka alacaklısının durumundan ibaret değildir. Nafaka yükümlüsünün de ekonomik ve kişisel varlığının korunması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararının önemli yönlerinden biri de tam olarak bu menfaat dengesi üzerinde durmasıdır.</p>

<p>Kararda, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilirken, bireylerin hak ve özgürlükleri arasında makul bir denge kurulması gerektiği vurgulanmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen uyuşmazlığın temelini, TMK m.175'in birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresi oluşturmaktadır.</p>

<p>İtiraz yoluna başvuran Antalya 12. Aile Mahkemesi, boşanma davasında uygulanacak bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine ulaşarak iptal isteminde bulunmuştur. Böylece Anayasa Mahkemesi açısından tartışılması gereken temel mesele şu hale gelmiştir:</p>

<p>Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen tarafın korunması amacıyla nafaka öngörülmesi mümkün olmakla birlikte, bu nafakanın herhangi bir süre sınırı öngörülmeden “süresiz” şekilde talep edilebilmesi Anayasa bakımından kabul edilebilir midir? Anayasa Mahkemesi bu soruya olumsuz cevap vermiştir. Kararın gerekçesinde hukuk devleti ilkesine özel bir önem verilmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi, yalnızca devletin hukuka bağlı olmasını değil, aynı zamanda kişilerin hukuki durumlarını öngörebilmelerini de gerektirmektedir. Bu bakımdan hukuki düzenlemelerin açık, anlaşılır ve uygulanabilir olması önem taşımaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakasının amacının boşanma sonrasında ekonomik açıdan güç durumda kalan tarafın korunması olduğunu kabul etmekle birlikte, bu koruma mekanizmasının nafaka yükümlüsü bakımından belirsiz ve öngörülemez bir yükümlülüğe dönüşmemesi gerektiği yaklaşımını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Kararda, nafaka yükümlüsünün yaşı, sağlık durumu, ekonomik ve sosyal koşulları ile nafakanın süresi gibi unsurların dikkate alınması gerektiğine işaret edilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi bakımından mesele yalnızca nafaka alacaklısının korunması değildir. Mesele aynı zamanda nafaka yükümlülüğünün kapsamının ve devam süresinin hukuk düzeni içerisinde ne ölçüde belirli ve öngörülebilir olduğu sorusudur. Yoksulluk nafakasının geleceği değerlendirilirken yalnızca TMK m.175'e odaklanmak yeterli olmayacaktır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi de nafaka sisteminin önemli bir parçasıdır. Anayasa Mahkemesi kararında da bu düzenlemeye özel olarak değinilmektedir. Kararda, nafakanın artırılması, azaltılması ve kaldırılması konusunda TMK m.176'nın hâkime farklı araçlar sunduğu belirtilmektedir. Bu nedenle mevcut sistemde dahi nafakanın hiçbir koşulda değiştirilemeyen, mutlak ve dokunulmaz bir ekonomik yükümlülük olarak tasarlanmadığı görülmektedir. Tarafların ekonomik durumlarında meydana gelen değişiklikler, nafakanın miktarının veya devamının yeniden değerlendirilmesini gündeme getirebilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi'nin son kararı, nafakanın başlangıcından sona ermesine kadar geçen sürecin daha belirli bir hukuki çerçeve içerisinde ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir.</p>

<p>Kararın dikkat çeken yönlerinden biri de Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki kararlarına yaptığı göndermelerdir. Kararda özellikle Anayasa Mahkemesi'nin 2012 tarihli E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararına atıf yapılmaktadır. Bu durum, yoksulluk nafakası konusunun Anayasa Mahkemesi bakımından yeni bir mesele olmadığını; ancak mevcut kararla birlikte nafaka yükümlülüğünün süresizliği konusunun hukuk devleti, belirlilik ve ölçülülük ekseninde yeniden ele alındığını göstermektedir. Dolayısıyla 2026 tarihli karar, geçmiş içtihadın tamamen reddedilmesinden ziyade, yoksulluk nafakasının Anayasal sınırlarının farklı bir boyutunun ortaya konulması olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yoksulluk nafakası özünde iki temel menfaat karşı karşıya bulunmaktadır. Bir tarafta boşanma nedeniyle ekonomik açıdan yoksulluğa düşme riski bulunan kişinin korunması vardır.</p>

<p>Diğer tarafta ise nafaka yükümlüsünün maddi ve manevi varlığının, ekonomik bağımsızlığının ve geleceğe ilişkin hukuki öngörülebilirliğinin korunması bulunmaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin kararında da kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasına ilişkin Anayasal düzenlemeler ile sosyal devlet anlayışı birlikte ele alınmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle yoksulluk nafakası konusunda yapılacak yeni düzenlemenin yalnızca “<i>nafaka alacaklısı ne kadar süre korunacaktır</i>?” sorusuna değil; “<i>Nafaka yükümlülüğü hangi koşullarda başlayacak, hangi ölçütlere göre devam edecek ve hangi koşullarda sona erecektir</i>?” sorularına da cevap vermesi gerekecektir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin kararından hareketle, bundan sonraki yasal düzenleme bakımından çeşitli kriterlerin önem kazanması mümkündür.</p>

<p>Bunlar arasında özellikle; evliliğin süresi, tarafların yaşı, tarafların çalışma ve mesleki durumları, tarafların gelir ve malvarlığı durumları, boşanma sonrasında ekonomik bağımsızlığın yeniden kazanılabilme imkânı, nafaka alacaklısının yoksulluk durumunun devam edip etmediği, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumundaki değişiklikler ve tarafların sağlık ve sosyal durumları gibi unsurların değerlendirilmesi gündeme gelebilecektir. Ancak burada önemli bir nokta bulunmaktadır: Anayasa Mahkemesi, kararında yeni nafaka süresini kendisi belirlememiştir. Dolayısıyla “nafaka artık iki yıl verilecek”, “beş yıl verilecek” veya “evlilik süresinin yarısı kadar verilecek” şeklindeki herhangi bir süre, mevcut kararın doğrudan sonucu değildir.</p>

<p>Böyle bir düzenleme ancak kanun koyucunun yapacağı yeni yasal düzenlemeyle ortaya çıkabilecektir.</p>

<p>Kararın bir başka dikkat çekici yönü ise farklı gerekçedir. Üye Yıldız Seferinoğlu, iptal sonucuna katılmakla birlikte kararın gerekçesinin tamamına katılmamıştır.</p>

<p>Farklı gerekçede özellikle düzenlemenin belirlilik ve öngörülebilirlik yönünden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Bu yaklaşım, yeni yasal düzenlemenin yalnızca “nafaka kaç yıl ödenecek?” sorusuna cevap vermesinin yeterli olmayabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Asıl hukuki mesele; nafakanın hangi koşullarda doğacağı, hangi koşullarda devam edeceği ve hangi koşullarda sona ereceğinin kişiler tarafından önceden öngörülebilir hale getirilmesidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, iptal kararının hemen yürürlüğe girmesine karar vermemiştir. Kararda, iptal hükmünün Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p>Kararın 30 Eylül 2026 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle iptal hükmünün yürürlük tarihi 30 Haziran 2027 olacaktır. Bu dokuz aylık dönem, uygulama açısından oldukça önemlidir. Çünkü bu süreçte kanun koyucu tarafından yeni bir düzenleme yapılması mümkündür. Dolayısıyla 30 Haziran 2027 tarihine kadar yoksulluk nafakasının geleceğine ilişkin hukuki çerçevenin yasama faaliyetiyle yeniden belirlenmesi beklenebilecektir. Kararın en fazla merak uyandıracak sonuçlarından biri de mevcut nafaka kararlarının akıbetidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararında, mevcut yoksulluk nafakalarının belirli bir tarihte sona ereceğine ilişkin herhangi bir hüküm elbette ki bulunmamakta. Dolayısıyla yalnızca iptal kararından hareketle mevcut nafaka alacaklarının tamamının kendiliğinden sona ereceği sonucuna varılamaz. Aynı şekilde, mevcut nafaka kararlarının tamamının hiçbir değişiklik olmaksızın sonsuza kadar devam edeceği de söylenemez. Bu noktada kararın yürürlük tarihi, yeni yasal düzenlemenin içeriği ve somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle geçiş hükümleri, bundan sonraki uygulamada büyük önem taşıyacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun koyucunun yeni düzenlemeyi mevcut nafakalara ve devam eden yargılamalara nasıl uygulayacağı, uygulamanın en önemli sorunlarından biri olacaktır. Kararın yürürlüğe girmesiyle birlikte boşanma davalarında yoksulluk nafakası taleplerinin değerlendirilmesinde de yeni bir dönem başlayacaktır.</p>

<p>Özellikle uygulamada; nafaka talebinin gerekçelendirilmesi, tarafların ekonomik durumlarının ortaya konulması, yoksulluk olgusunun somutlaştırılması, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün belirlenmesi ve tarafların gelecekteki ekonomik koşullarının değerlendirilmesi daha fazla önem kazanacaktır.</p>

<p>Bu nedenle bundan sonraki dönemde yoksulluk nafakasının yalnızca miktarı değil, süresi ve sona erme koşulları da dava stratejisinin önemli bir unsuru haline gelecektir. Biz avukatlar açısından da ekonomik ve sosyal durum araştırmasının daha ayrıntılı yapılması önem kazanacaktır. Kanaatimce kararın asıl önemi, yalnızca “<i>süresiz nafaka</i>” kavramının hukuk sisteminden çıkarılmasında değil, yoksulluk nafakasının hangi Anayasal sınırlar içerisinde uygulanabileceğine ilişkin yeni bir tartışma alanı açmasında yatmaktadır.</p>

<p>Çünkü yoksulluk nafakası, bir taraftan sosyal devlet ilkesinin gerektirdiği sosyal koruma mekanizmasının parçasıdır. Diğer taraftan ise nafaka yükümlüsü açısından mülkiyet hakkı, maddi ve manevi varlığın korunması ve hukuk güvenliği gibi Anayasal değerlerle ilişkilidir. Bu iki alan arasında kurulacak denge, yeni düzenlemenin en önemli meselesi olacaktır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yapılacak düzenlemenin yalnızca “süresiz nafakayı kaldırmak” şeklinde değil, bütüncül bir nafaka sistemi oluşturmak amacıyla ele alınması gerekecektir.</p>

<p>Özetle <a href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-suresiz-nafakayi-iptal-etti" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi'nin E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararı</a>, Türk Aile hukukunda önemli bir dönüm noktasıdır. Kararın gerekçesinde hukuk devleti, belirlilik, öngörülebilirlik ve taraflar arasındaki menfaat dengesi önemli bir yer tutmaktadır. Bundan sonraki süreçte asıl belirleyici olacak husus ise kanun koyucunun nasıl bir düzenleme yapacağıdır. Özellikle nafakanın süresinin belirlenmesi kadar; nafakanın hangi koşullarda doğacağı, hangi kriterlere göre devam edeceği, hangi koşullarda sona ereceği ve mevcut nafakalar bakımından geçiş hükümlerinin nasıl düzenleneceği soruları önem kazanacaktır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin kararı, bu yönüyle yalnızca “süresiz nafaka” tartışmasının değil, boşanma sonrası ekonomik adaletin ve taraflar arasındaki menfaat dengesinin yeniden ele alınmasının başlangıcı niteliğindedir.</p>

<p>Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi'nin kararı, yoksulluk nafakasını ortadan kaldıran değil, nafaka ilişkisinin süresi ve sınırlarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılan bir karardır. Bundan sonraki süreçte kanun koyucunun önündeki temel mesele, yalnızca nafakanın süresini belirlemek değil; nafakanın başlangıcını, devamını ve sona ermesini somut, öngörülebilir ve taraflar arasındaki menfaat dengesini gözeten bir hukuki çerçeve içerisinde düzenlemektir. Bu yönüyle karar, Türk aile hukukunda yoksulluk nafakasının geleceği bakımından yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmaktadır.</p>

<p>Önümüzdeki dokuz aylık dönem, bu nedenle yalnızca bir bekleme süresi değil; Aile hukukunda yoksulluk nafakasının geleceğinin yeniden şekillendirileceği önemli bir geçiş dönemi olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nurdan-peksak" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nurdan PEKSAK"><img alt="Av. Nurdan PEKSAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/nurdan-peksak.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nurdan-peksak" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nurdan PEKSAK">Av. Nurdan PEKSAK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-karari-isiginda-yoksulluk-nafakasinda-yeni-donem-1</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 08:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/nafakas-bosanma.jpg" type="image/jpeg" length="87068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ "SÜRESİZ NAFAKA"YI İPTAL ETTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-suresiz-nafakayi-iptal-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-suresiz-nafakayi-iptal-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresini Anayasanın 2, 5 ve 17. maddelerine aykırılığı nedeniyle oyçokluğuyla iptal etti. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AYM, Antalya 12. Aile Mahkemesinin itiraz başvurusunda;</p>

<p>- Yoksulluk nafakasının süresiz olmasına ilişkin düzenlemenin hâkime nafakanın süresini belirleme konusunda yeterli bir çerçeve sunmadığını ve uygulamada belirsizliğe yol açtığını değerlendirerek,</p>

<p>- hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma yönündeki pozitif yükümlülükleri, boşanma sonrasında yoksulluğa düşen eşin korunması ile nafaka yükümlüsünün hakları arasında adil denge kurulması gereği doğrultusunda,</p>

<p>TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresini Anayasanın 2, 5 ve 17. maddelerine aykırılığı nedeniyle oyçokluğuyla iptal etti.</p>

<p>İptal kararı 9 AY SONRA yürürlüğe girecek.</p>

<p>Karar, nafakanın her durumda süreli olmasını zorunlu kılmıyor; yeni düzenlemede hâkimin somut olayın koşullarını değerlendirebileceği açık ve öngörülebilir bir çerçeve kurulması gerekiyor.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/156</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/131</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 4/6/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>30/9/</strong><strong>2026-</strong><strong>33386</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Antalya 12. Aile Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>...süresiz olarak...</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>2. Yoksulluk nafakası</i></p>

<p><i>Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında</i> <i><strong><u>süresiz olarak</u></strong></i> <i>nafaka isteyebilir.</i></p>

<p><i>Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinde yoksulluk nafakası düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında yoksulluk nafakasının şartlarına yer verilmiştir. Buna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Dolayısıyla süresiz olarak yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için eşin talepte bulunması, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesi ve yoksulluğa düşen tarafın boşanmada diğer tarafa göre daha ağır kusurlu olmaması gerekir. Anılan fıkrada yer alan “<i>…süresiz olarak…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>4. Söz konusu Kanun’un 158. maddesinin ikinci fıkrasında ise evlenmenin butlanına karar verilmesi hâlinde eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla yoksulluk nafakası, evlilik birliğinin butlan veya boşanma nedeniyle sona ermesi hâllerinde de talep edilebilecektir.</p>

<p>5. 4721 Sayılı Kanun’dan önce yürürlükte olan mülga 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 144. maddesinin ilk hâlinde yoksulluk nafakası, bir yıllık süreyle sınırlandırılmış iken; anılan maddede 4/5/1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle yapılan değişlikle söz konusu süre sınırı kaldırılmış ve yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenmesine imkân tanınmıştır. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin gerekçesinde de önceki kanun metninin sadeleştirilerek aynen alındığı ifade edilmiştir.</p>

<p>6. Karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün süresi bakımından yeknesak bir uygulamanın bulunmadığı görülmektedir. İsviçre hukukunda nafakanın miktarı ve süresi tarafların ekonomik ve kişisel durumları dikkate alınarak somut olayın özelliklerine göre belirlenmekte, Alman hukukunda ise eşlerin kural olarak kendi geçimlerini sağlamaları esası benimsenmekle birlikte belirli hâllerde nafaka talep edilebilmesine imkân tanınmakta ve nafakanın süre bakımından sınırlandırılmasına ilişkin kesin bir azami süre öngörülmemektedir.</p>

<p>7. Benzer şekilde Fransa hukukunda nafakanın esas itibarıyla toplu ödeme şeklinde yerine getirilmesi kabul edilmiş, belirli koşullar altında ödemelerin taksitlendirilmesine ve istisnai olarak ömür boyu irat şeklinde ödeme yapılmasına imkân tanınmıştır.</p>

<p>8. Öte yandan diğer bazı hukuk sistemlerinde boşanma sonrası nafaka yükümlülüğü belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda İngiliz hukukunda taraflar arasındaki ekonomik bağımlılığın makul bir süre içinde sona erdirilmesi amacına yönelik olarak süreli nafaka uygulaması öngörülmüş, Hollanda hukukunda mahkeme kararıyla ayrıca süre belirtilmediği hâllerde kural olarak nafaka süresi evlilik süresinin yarısı kadar ve en fazla beş yıl ile sınırlandırılmış, on beş yıldan uzun evliliklerde veya ortak çocuk olması hâlinde farklı ve kademeli azami süreler düzenlenmiştir. Belçika hukukunda ise nafaka süresinin kural olarak evlilik süresini aşamayacağı kabul edilmekle birlikte nafaka alacaklısının ihtiyaç hâlinin devam etmesi durumunda bu sürenin uzatılabilmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>9. Görüldüğü üzere karşılaştırmalı hukukta boşanma sonrası nafaka yükümlülüğünün süresi bakımından tek bir modelin bulunmadığı, hukuk sistemlerinin kendi toplumlarının sosyal, ekonomik ve hukuki tercihleri doğrultusunda farklı çözümler benimsedikleri anlaşılmaktadır.</p>

<p>10. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinde yoksulluğa düşme kavramına ilişkin olarak bir tanıma yer verilmemiş olmakla birlikte söz konusu kavramın içeriğinin yargısal uygulama yoluyla somutlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtayın yerleşik içtihadına göre yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanlar <i>yoksul</i> olarak kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.1998/2-656, K.1998/688, 7/10/1998; E.2007/2-275, K.2007/275, 16/5/2007; E.2017/2-2424, K.2019/751, 20/6/2019; E.2022/2-1268, K.2023/1189, 29/11/2023). Başka bir ifadeyle geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf, diğer şartların da varlığı hâlinde yoksulluk nafakası talep edebilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2019/2-807, K.2022/1221, 4/10/2022).</p>

<p>11. Anılan maddede öngörülen yoksulluğa düşecek tarafın boşanmada diğer tarafa göre daha ağır kusurlu bulunmaması şartı ise eşit veya hafif kusurlu ya da kusursuz bulunan eşe yoksulluk nafakasının verilmesini mümkün kılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>12. Söz konusu Kanun’un 176. maddesinin birinci fıkrasında yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde (periyodik/belirli aralıklarla) ödenmesine karar verilebileceği, üçüncü fıkrasında irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacağı, alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>13. Anılan maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında da yoksulluk nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verilen hâllerde tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebileceği; hâkimin talep olması hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>14. Bu itibarla maddenin üçüncü fıkrasında sayılan hâller dışında -koşullar değişmedikçe- nafaka yükümlüsü eski eşin boşanma nedeniyle hayatı boyunca yoksulluk nafakası ödemesi söz konusu olabilecektir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>15. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural nedeniyle yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünün kişinin hayatının sonuna kadar devam edebileceği, bu durumun kişinin yeniden evlenmesine, mülk edinmesine, doğacak yeni çocuklarını korumasına engel oluşturacağı, bu nedenle kuralın kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>18. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>belirlilik</i>tir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bakımdan kanunun metni, bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.</p>

<p>19. İtiraz konusu kuralla, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın kanunda belirtilen koşulları taşıması hâlinde diğer taraftan mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep etmesine imkân tanınmıştır. Kuralın lafzı, eşlerden biri lehine süresiz nafakaya hükmedilebilmesine imkân tanımakla birlikte kuralda her durumda süresiz nafakaya hükmedilmesini zorunlu kılan açık bir düzenleme yer almamaktadır. Buna karşılık yerleşik yargısal uygulamada, kuralın emredici nitelikte olduğu, bu nedenle hâkimin nafakanın süresi konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı ve irat şeklinde hükmedilen yoksulluk nafakasının kural gereğince süresiz olarak belirlenmesi gerektiği yönünde bir yorumun benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın herhangi bir tereddüde yer vermeyecek ölçüde açık ve belirli bir düzenleme niteliği taşıdığı söylenemez.</p>

<p>20. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinde “<i>Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir</i><i>.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.</p>

<p>21. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca devletin bu konuda pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülükler bazı durumlarda temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 16).</p>

<p>22. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin maddi ve manevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararı tespit ve tazmin edecek etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların kişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 17; E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 49).</p>

<p>23. Kuralla evlilik birliğinin sona ermesiyle yoksulluğa düşecek taraf lehine geçimini sağlamak amacıyla şartları bulunduğu müddetçe süre sınırlaması olmaksızın yoksulluk nafakasına hükmedilmesine imkân tanınması suretiyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması bakımından giderim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte kuralda nafaka borçlusu olan tarafa süresiz olarak mali nitelikte ödeme yükümlülüğünün öngörülmesi nedeniyle kuralın nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmaktadır.</p>

<p>24. Bu itibarla Yargıtay kararları ve öğretide de ifade edildiği gibi evliliğin taraflara yüklediği dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün evlilik birliğinin sona ermesinden sonra kısmen devam etmesi ilkesini temel alan yoksulluk nafakasının süresiz olarak hükmedilmesinin, nafaka yükümlüsü ile yoksulluğa düşen eşin karşılıklı menfaatlerinin devletin Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerinden kaynaklanan pozitif yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>25. Kanun koyucunun kişilerin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Öte yandan özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin söz konusu yükümlülüğü yerine getirirken tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir. Bu bağlamda bu alanda yapılacak düzenlemeler, her iki tarafın menfaatlerini mümkün olduğunca dengelemeli ve taraflardan biri aleyhine ölçüsüz sonuçlara neden olmamalıdır. Dolayısıyla menfaatler arasındaki makul dengenin bozularak taraflardan biri aleyhine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, pozitif yükümlülüklere aykırılık oluşturabilir.</p>

<p>26. Kuralla ilgili olarak kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü incelenirken boşanmada evliliğin süresi, eşlerin yaşı ve sağlık durumu, ekonomik ve sosyal durumları, bağlanan nafakanın süresinin nafaka borçlusunun boşanma sonrasındaki hayatına etkisi, çalışma hayatına katılma imkânının bulunup bulunmadığı gibi birçok ölçütün dikkate alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekir. Zira bu ölçütler çatışan haklar arasındaki dengenin oluşturulması açısından oldukça önemlidir.</p>

<p>27. 4721 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi uyarınca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, boşanmada eşit veya daha az kusurluysa geçimini sağlayabilmek için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak yoksulluk nafakası talep edebilmektedir. Anılan maddeye göre ayrıca nafaka yükümlüsünün kusursuz olması nafaka yükümlüsü olmasına engel oluşturmamaktadır. Başka bir ifadeyle madde kapsamında kusursuz eşin dahi boşanma nedeniyle sürekli olarak nafaka ödemekle sorumlu tutulması mümkündür. Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat sürmesi veya taraflardan birinin ölümü gibi hâllerden biri gerçekleşmedikçe nafaka borçlusunun bu yükümlülüğü devam etmektedir. Diğer bir ifadeyle nafaka alacaklısına bağlı evlenme, birlikte yaşama, geçimini sağlama, haysiyetsiz hayat sürme veya ölüm gibi bazı durumlar gerçekleşmedikçe nafaka borçlusunun borcu hayatı boyunca devam edecektir.</p>

<p>28. Anayasa Mahkemesi 17/5/2012 tarihli ve E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında, itiraz konusu kuralı Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararında süresizlik unsurunun nafaka alacaklısının her hâlükârda yaşamı boyunca yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmediğini, yoksulluk nafakasının sosyal dayanışma ve ahlaki düşüncelerin bir sonucu olduğunu, süresiz nafaka öngörülmesinin ise sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu belirterek kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Anılan gerekçede itiraz konusu kuralın her durumda süresiz nafaka verilmesi zorunluluğunu öngörmediği değerlendirilmiştir.</p>

<p>29. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin anılan kararından sonra da uygulamada itiraz konusu ibarenin emredici nitelikte olduğu yönündeki yaklaşımın sürdüğü görülmektedir. Bu kapsamda kuralın, yoksulluk nafakasının süresi bakımından hâkime herhangi bir takdir yetkisi tanımadığı, nafakanın süresinin somut olayın özellikleri veya haklı sebepler gözetilerek belirlenmesini öngörmediği, anılan Kanun’un yoksulluk nafakasının süresiz olmasını açıkça benimsediği, dolayısıyla nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılmasının kanuna açıkça aykırılık teşkil edeceği (benzer yönde bkz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/8859, K.2017/14407, 12/12/2017) yönündeki uygulamanın devam ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Yoksulluk nafakasıyla, boşanan eşlerden geçimini sağlayamayacak durumdaki yoksul eşe diğer eşin ekonomik yönden yardım etmesi sağlanarak maddi ve manevi varlığın korunması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusuru olmayan eşe evlilikten kaynaklanan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğü çerçevesinde boşanma sonrası belirli bir miktar parasal katkının sağlanması beklenebilir ise de bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır. Bu durumda kural kapsamında evliliğin sona ermesinden sonra nafaka yükümlüsünün ömür boyu bu evliliğin sonuçlarıyla bağlı kalmasının, kişilerin ruhsal/psikolojik, ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde oluşturacağı olumsuz etki, devletin çatışan haklar arasında sağlaması gereken makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p>31. Buna göre yoksulluk nafakası, kural olarak durumun gerektirdiği ölçüde belirli bir süreyle sınırlandırılabileceği gibi bazı durumlarda öngörülecek koşulların varlığı hâlinde nafaka alacaklısı lehine nafaka süresinin uzatılarak yaşam boyunca nafakaya hükmedilebilmesine imkân sağlanması da devletin çatışan haklar arasında adil bir denge kurma yükümlülüğünün sonucudur. Çatışan çıkarlar arasında dengenin kurulabilmesi için yoksulluk nafakasına 4721 sayılı Kanun’un 176. maddesi kapsamında irat biçiminde hükmedilecek durumlarda hâkime; bunun süresini, evliliğin süresi, nafaka alacaklısı eşin yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi birçok unsuru dikkate alarak somut olayın kendi özel şartları içinde belirleme yetkisi tanınması, bu kapsamda belirli ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturulması gerekir. Bununla birlikte somut olayın özellikleri gereği nafakanın süresiz olarak hükmedilmesini gerektiren hâllere ilişkin kriterlerin de kuralda açık ve net biçimde yer alması makul dengenin sağlanması bakımından kaçınılmazdır.</p>

<p>32. Bu itibarla kuralla kusuru daha ağır olmamak kaydıyla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında her koşulda süresiz olarak nafaka isteme imkânı tanınması, devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V.</strong> <strong>İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında <i>“Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”</i> denilmekte; 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>35. 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>...süresiz olarak...</i>” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>...süresiz olarak...</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 4/6/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> İtiraz konusu kural, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresidir. Anılan hüküm uyarınca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması koşuluyla, mali gücü oranında diğer taraftan yoksulluk nafakası talep edebilmesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>2.</strong> Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 5. maddesinde ise kişinin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda devletin yalnızca temel haklara müdahaleden kaçınma yönünde negatif yükümlülükleri değil, aynı zamanda kişilerin temel haklarını etkili biçimde korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri, devlete belirli durumlarda temel hakları koruyucu tedbirler alma yönünde pozitif yükümlülükler de yüklemektedir (AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/4/2025, § 16).</p>

<p><strong>3.</strong> Yoksulluk nafakası kurumu, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin asgari yaşam koşullarını sürdürebilmesini ve insan haysiyetine uygun bir hayat yaşayabilmesini amaçlayan sosyal nitelikli bir koruma mekanizmasıdır. Bu yönüyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkına hizmet etmektedir.</p>

<p><strong>4.</strong> İtiraz konusu kural, evlilik birliğinin sona ermesiyle yoksulluğa düşecek tarafın maddi ve manevi varlığının korunması bakımından önemli bir giderim mekanizması işlevi görmektedir. Evlilik, tarafların yalnızca ortak yaşam sürdürdükleri bir birlik olmayıp aynı zamanda ekonomik ve sosyal rollerin yeniden dağıtıldığı bir kurumdur. Özellikle uzun süreli evliliklerde eşlerden biri, çocukların bakımı, ev içi emeğin yerine getirilmesi veya aile hayatının devamının sağlanması amacıyla eğitim, meslek ve kariyer fırsatlarından vazgeçebilmekte ve gelir elde etme kapasitesinde kalıcı kayıplar yaşayabilmektedir. Boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik kırılganlığın önemli bir kısmı da bu fedakârlıkların sonucudur. Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle meydana gelen bu yapısal eşitsizlik ve dezavantajları hafifletmeyi ve ekonomik olarak güçsüz konuma düşen eşin insan haysiyetine uygun yaşamını sürdürebilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. İtiraz konusu kural, Anayasa’nın sosyal devlet anlayışının somut yansımalarından biridir.</p>

<p><strong>5.</strong> Yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik ihtiyaç halinin giderilmesidir. Bu nedenle nafaka kurumu bir ödül, tazminat veya evlilik süresine bağlı bir mali karşılık olarak değerlendirilemez. Kanun koyucu, Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde koruma ölçütü olarak belirli bir süreyi değil, yoksulluk olgusunu esas almıştır. Bu yönüyle nafaka kurumunun merkezinde zaman değil ihtiyaç bulunmaktadır. Dolayısıyla hukuki korumanın ölçütü belirli bir sürenin geçmesi değil, yoksulluk halinin devam edip etmediğidir.</p>

<p><strong>6.</strong> Çoğunluk görüşü, süresiz nafakanın nafaka yükümlüsünü ömür boyu bağladığını ileri sürmektedir. Oysa yürürlükteki hukuk bu yükü dengelemek için yeterli araçlar sunmaktadır. Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesi uyarınca koşulların değişmesi hâlinde nafaka miktarı azaltılabilmekte veya tamamen kaldırılabilmektedir. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evlenme olmaksızın fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da tarafların mali durumlarında esaslı değişiklik meydana gelmesi hâllerinde nafaka yükümlülüğü sona erebilmekte veya yeniden belirlenebilmektedir. Bu nedenle kuralın nafaka yükümlüsünü hiçbir koşulda sona ermeyen mutlak bir yükümlülük altına soktuğunu söylemek mümkün değildir. Uygulamada ortaya çıkan sorunlar, süresizlik ilkesinin anayasal meşruiyetini değil, uyarlama ve gözden geçirme mekanizmalarının etkinliğini ilgilendirmektedir.</p>

<p><strong>7.</strong> Türk Medenî Kanunu’nun 175. ve 176. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bir taraftan yoksulluğa düşen eşi korurken diğer taraftan nafaka yükümlüsünün menfaatlerini gözeten dengeli bir sistem kurduğu görülmektedir. Öncelikle 175. maddede yer alan düzenleme, her somut olayda mutlaka süresiz nafakaya hükmedilmesini zorunlu kılmamaktadır. Anılan hüküm, nafaka alacaklısına süresiz nafaka talep edebilme imkânı tanımakta; hâkim ise somut olayın özelliklerini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, yoksulluk koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ve hakkaniyet gereklerini değerlendirerek karar vermektedir.</p>

<p><strong>8.</strong> Ayrıca 176. maddede yalnızca nafakanın artırılması, azaltılması ve kaldırılması mekanizmaları değil, durumun gereklerine göre yoksulluk nafakasının irat biçiminde veya toptan ödenebilmesi imkânı da öngörülmüştür. Böylece kanun koyucu, nafaka ilişkisinin kurulması, belirlenmesi ve sonlandırılması bakımından hâkime farklı araçlar tanımış; somut olayın özelliklerine göre adil bir denge kurulmasını amaçlamıştır.</p>

<p><strong>9.</strong> Bu itibarla itiraz konusu ibarenin tek başına değerlendirilerek nafaka yükümlüsü üzerinde her durumda mutlak, değiştirilemez ve ömür boyu devam eden bir külfet yarattığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Kural ancak Türk Medenî Kanunu’nun 175. ve 176. maddelerinde öngörülen mekanizmalar bir bütün olarak dikkate alınarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede ileri sürülen sakıncalar, kuralın anayasal sınırları aşmasından ziyade mevcut yasal araçların uygulanma biçimine ilişkin olup, anayasal bir norm sorunundan çok uygulama ve içtihat sorunu niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>10.</strong> Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, farklı durumdakilere farklı muamele yapılmasını yasaklamaz. Aksine, fiili eşitsizlikleri gidermek amacıyla farklı düzenlemelere olanak tanır. Boşanma sonrasında ekonomik açıdan zayıf konuma düşen taraf ile güçlü konumdaki taraf arasındaki asimetrik muamele, eşitsizliği pekiştirmek için değil, gidermek için öngörülmüştür. Günümüz toplumsal gerçekliği dikkate alındığında kadınların işgücüne katılım oranlarının erkeklere kıyasla daha düşük olduğu, ev içi bakım ve görünmeyen emeğin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği, boşanma sonrasında gelir kaybı ve yoksulluk riskinin kadınlarda daha yüksek düzeyde gerçekleştiği görülmektedir. Çocukların bakım ve yetiştirilmesine ilişkin yükümlülüklerin de çoğu zaman ağırlıklı olarak kadınlar üzerinde kaldığı bilinmektedir. Bu nedenle yoksulluk nafakası her ne kadar kanun metninde cinsiyet bakımından tarafsız bir hak olarak düzenlenmiş olsa da uygulamada önemli ölçüde kadınların ekonomik korunmasına hizmet eden bir işleve sahiptir. Bu yönüyle kural, Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen maddi eşitlik anlayışı ile 41. maddede güvence altına alınan ailenin ve özellikle korunmaya ihtiyaç duyan aile bireylerinin korunması amacıyla uyum içerisindedir. Bu nedenle nafaka kurumu yalnızca biçimsel eşitlik perspektifiyle değil, fiili eşitlik anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>11.</strong> Anayasa’nın 10. maddesine 2004 ve 2010 yıllarında yapılan değişikliklerle kadın ve erkek arasındaki fiili eşitliğin sağlanması amacıyla alınacak özel tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Böylece anayasal eşitlik anlayışı, yalnızca biçimsel eşitlikle yetinmeyen, tarihsel, ekonomik ve toplumsal dezavantajları dikkate alan maddi eşitlik anlayışını benimsemiştir. Boşanma sonrasında ekonomik açıdan kırılgan duruma düşen eşe koruma sağlanması da bu yaklaşımın doğal bir sonucudur.</p>

<p><strong>12.</strong> Türkiye’nin taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), kadınlar ile erkekler arasında yalnızca biçimsel değil fiili eşitliğin sağlanmasını amaçlamaktadır. CEDAW Komitesi’nin 29 No.lu Genel Tavsiye Kararı’nda evlilik ve boşanmanın ekonomik sonuçlarının kadınlar ve erkekler üzerinde aynı etkileri doğurmadığı, aile içindeki toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün kadınların ekonomik durumunu doğrudan etkilediği ve boşanma sonrasında kadınların daha ağır ekonomik sonuçlarla karşılaşabildiği vurgulanmıştır. Bu çerçevede ekonomik açıdan kırılgan duruma düşen eşin korunmasına yönelik mekanizmalar, uluslararası insan hakları hukukunda da meşru ve gerekli araçlar olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>13.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Sosyal devlet ilkesi, ekonomik bakımdan güçsüz durumda bulunan bireylerin korunmasını, toplumsal risklerin etkilerinin azaltılmasını ve insan haysiyetine yaraşır yaşam şartlarının güvence altına alınmasını gerektirir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin korunması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Nitekim Mahkememiz, 17/5/2012 tarihli kararında, “süresiz olarak” ibaresinin sosyal devlet ilkesine aykırı olmadığını, aksine boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasına hizmet eden meşru bir araç niteliğinde bulunduğunu ifade etmiştir (AYM, E.2011/136, K.2012/72, 17/5/2012). Mahkememiz söz konusu kararında, kanun koyucunun amacının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin asgari yaşam ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p><strong>14.</strong> Nitekim Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların iç hukukta sahip olduğu özel konum da gözetildiğinde, boşanma sonrasında ekonomik açıdan dezavantajlı duruma düşen eşin korunmasına yönelik düzenlemelerin uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olduğu açıktır. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklerle çeliştiği değil, bunlarla uyumlu bir koruma mekanizması oluşturduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>15.</strong> Ayrıca belirtilmelidir ki Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısına yaşam boyu ve hiçbir koşulda sona ermeyecek bir hak tanımamaktadır. Anılan ibare, yoksulluk devam ettiği sürece nafaka talebinin ileri sürülebilmesine imkân sağlayan bir düzenleme niteliğindedir. Kanun koyucu bu ifadeyle nafaka yükümlülüğünün süresini mutlak ve değiştirilemez biçimde belirlememiş, yoksulluk hâlinin devamını esas almıştır. Dolayısıyla söz konusu ibarenin uygulamada emredici ve mutlak bir süreklilik öngörüyormuş gibi yorumlanması, kanun metninin amacı ve sistematiğiyle bağdaşmamaktadır. Hâkimin somut olayın özelliklerini gözeterek nafakanın kapsamını ve miktarını belirleme yetkisi bulunduğu gibi, koşulların değişmesi hâlinde nafakanın uyarlanması da mümkündür.</p>

<p><strong>16.</strong> Anılan ibarenin uygulamada mutlak ve istisnasız bir yükümlülük öngörüyormuş gibi yorumlanması nedeniyle ortaya çıkan sorunlar, kuralın anayasal niteliğinden ziyade yorumlanma biçimiyle ilgilidir. Kanun koyucunun amacı, nafaka alacaklısına yaşam boyu değişmez bir gelir güvencesi sağlamak değil, yoksulluk hâli devam ettiği sürece ekonomik destek mekanizmasının işletilmesine imkân tanımaktır. Bu nedenle ibarenin yasa koyucunun muradını aşacak şekilde katı yorumlanmasından kaynaklanan uygulama sorunları, kuralın Anayasa’ya aykırılığını değil, uygulamanın ve yerleşik içtihatların gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır. Normun bazı uygulamalarının eleştiriye açık olması, normun kendisinin anayasal meşruiyetini ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>17.</strong> Bir hukukî düzenlemenin yasa koyucunun iradesini aşacak ölçüde katı biçimde yorumlanması nedeniyle uygulamada ortaya çıkan sakıncalar, doğrudan doğruya kuralın anayasal geçerliliğini tartışmalı hâle getirmez. Zira norm denetiminde esas olan, kuralın makul ve anayasal sınırlar içerisinde yorumlanmaya elverişli olup olmadığıdır. Bir kuralın anayasal anlam ve kapsamı içinde uygulanması hâlinde temel hak ve özgürlüklerle uyumlu sonuçlar doğurması mümkünken, uygulayıcıların benimsediği belirli bir yorumun hak ihlallerine yol açması, kuralın kendisinden değil yorum tercihinden kaynaklanan bir soruna işaret eder. Bu itibarla uygulamada ortaya çıkan sorunların varlığı, tek başına kuralın Anayasa’ya aykırılığını değil, gerektiğinde yerleşik yorum ve içtihatların yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.</p>

<p><strong>18.</strong> Vurgulanması gereken bir husus da süreli nafaka veya süresiz nafaka modellerinden hangisinin daha uygun olduğu hususu, öncelikle yasama organının sosyal politika alanındaki tercihine ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin görevi, kanun koyucunun tercih ettiği modelin en ideal veya en isabetli model olup olmadığını belirlemek değil, anayasal sınırlar içerisinde kalıp kalmadığını denetlemektir. Belirli süreli nafaka modelinin tercih edilmesi mümkün olduğu gibi, ihtiyaç temelli mevcut modelin sürdürülmesi de kanun koyucunun takdir alanı içerisindedir. Anayasa’dan zorunlu olarak çıkarılabilecek tek bir nafaka modeli bulunmamaktadır. Norm denetiminde esas olan, kanun koyucunun tercih ettiği modelin açıkça anayasal sınırları aşıp aşmadığının ortaya konulabilmesidir.</p>

<p><strong>19.</strong> Nitekim Mahkememiz 17/5/2012 tarihli ve E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında aynı ibareyi Anayasa’ya uygun bularak, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasının sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu kabul etmiştir. Çoğunluk kararında, Mahkemenin bu yerleşik yaklaşımından ayrılmayı gerekli kılan yeni anayasal, hukuksal veya toplumsal nedenler yeterli açıklıkta ortaya konulamamıştır. Önceki kararda esas alınan anayasal ilkelerin geçerliliğini yitirdiği de gösterilebilmiş değildir.</p>

<p><strong>20.</strong> Karşılaştırmalı hukukta da tek ve zorunlu bir nafaka modeli bulunmamaktadır. Bazı hukuk sistemlerinde belirli süreli nafaka öngörülürken, bazı sistemlerde hâkime geniş takdir yetkisi tanınmakta, bazı sistemlerde ise ihtiyaç devam ettiği sürece uzun süreli veya süresiz nafakaya imkân verilmektedir. Bu çeşitlilik, belirli süreli nafakanın anayasal bir zorunluluk olarak kabul edilemeyeceğini ve konunun esas itibarıyla yasama organının sosyal politika tercihleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>21.</strong> Sonuç olarak itiraz konusu kural; boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin maddi ve manevi varlığının korunmasını, insan haysiyetine uygun yaşamını sürdürebilmesini, sosyal devlet ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesini ve fiili eşitliğin desteklenmesini amaçlayan meşru bir düzenlemedir. Kuralın nafaka yükümlüsü üzerinde olağan dışı, sınırsız ve ölçüsüz bir külfet yarattığı ortaya konulamadığı gibi, mevcut hukuk düzeni nafakanın kurulması, uyarlanması ve sona erdirilmesine ilişkin yeterli mekanizmaları da içermektedir.</p>

<p><strong>22.</strong> Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın, iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmak mümkün olmamıştır.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Kuralın iptali sonucuna katılıyorum, ancak gerekçesine tam olarak katılmıyorum. Çoğunluk, nafaka yükümlüsü ile yoksulluğa düşen eşin menfaatlerini tartmış ve kuralın yükümlüye aşırı bir yük getirdiği sonucuna varmıştır. Kanaatimce sorun bu dengede değil, ondan önce gelen bir noktadadır. Kural ne öngördüğünü yeterince açık ortaya koymadığı için lafzıyla bağdaşmayan katı bir uygulamaya zemin hazırlamıştır.</p>

<p>2. Kararda da kabul edildiği gibi (§ 19), kuralın metni süresiz nafakaya imkân tanımakla birlikte her durumda süresiz nafaka verilmesini emretmez. Hâkimin somut olayın koşullarına göre bir süre belirlemesinin önünde metinden kaynaklanan bir engel yoktur.</p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi 2012 tarihli kararında da bu yönde bir değerlendirme yapmış, kuralın süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını belirterek onu Anayasa'ya aykırı bulmamıştır (§ 28). Ancak bu karara rağmen maalesef uygulamayı değiştirmemiştir. Yargıtay kuralı emredici saymayı ve nafakanın süresi konusunda hâkime takdir tanımamayı sürdürmüştür</p>

<p>(§ 29). Kural on yılı aşkın bir süredir tek bir biçimde, en katı yorumuyla uygulanmaktadır. Mahkememizin yorumu dahi bu uygulamayı değiştirememişse, sorun tek tek yargı kararlarında değil, kuralın kendisindedir.</p>

<p>4. Kanunun metni ile yerleşik uygulama farklı sonuçlara işaret etmektedir. Kişilerin hukuki durumunu belirleyen de çoğu zaman metnin kendisi değil, onun nasıl uygulandığıdır. Bu durumda evlenen ya da boşanan kişiler, nafaka yükümlülüğünün ne kadar süreceğini önceden bilemezler. Böyle bir belirsizlik, hukuk devletinin temel gereklerinden olan belirlilik ilkesiyle bağdaşmaz.</p>

<p>5. Çoğunluk gerekçesi bu belirsizliğe değinmiş (§ 18-19), ancak ondan ayrı bir sonuç çıkarmamış; iptali Anayasa'nın 5. ve 17. maddeleri kapsamındaki denge değerlendirmesine dayandırmıştır (§ 32-33). Oysa belirlilik incelemesi denge değerlendirmesinden bağımsızdır ve ondan önce gelir. Bir kuralın taraflar arasında adil bir denge kurup kurmadığını tartabilmek için önce o kuralın ne anlama geldiğinin belli olması gerekir. Anlamı belirsiz bir kural karşısında Mahkemenin görevi, kuralın yeterince açık ve öngörülebilir olup olmadığını denetlemektir.</p>

<p>6. Kararın kendi gerekçesi de bu durumu göstermektedir. Çoğunluk bir yandan kuralın metninin süresiz nafakayı zorunlu kılmadığını kabul etmekte (§ 19), öte yandan denge değerlendirmesini kuralın hâkime süre belirleme imkânı tanımadığı ve her durumda süresiz nafaka öngördüğü varsayımıyla yapmaktadır (§ 31-32). Yani değerlendirmenin konusu kanunun metni değil, Yargıtayın ona verdiği anlamdır. Aynı kuralın aynı gerekçe içinde iki farklı anlamda ele alınması, üzerinde denge kurulabilecek sabit bir içerik bulunmadığını açıkça ortaya koyar. Bunun yanında çoğunluk, nafakanın kural olarak süreli, istisnaen süresiz olması gerektiğini ve istisnaların ölçütlerinin kanunda gösterilmesi gerektiğini de belirlemektedir (§ 31). Kanun koyucunun bu alanda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu kararda kabul edilmişken (§ 25), bu yaklaşım onun yerine bir düzenleme tercihi yapmak anlamına gelir. Anayasa'nın 2. maddesine dayanan bir iptal ise kanun koyucudan yalnızca nafakanın süresini açık ve öngörülebilir biçimde düzenlemesini bekler, düzenlemenin içeriğini onun takdirine bırakır.</p>

<p>7. Bu nedenle nafaka yükümlüsü ile alacaklının menfaatleri arasında bir denge değerlendirmesi yapmaya gerek yoktur. Böyle bir değerlendirme, kuralın nasıl uygulanacağının baştan belli olmasını gerektirir. Kural bu asgari açıklığa sahip olmadığından iptal doğrudan Anayasa'nın 2. maddesine dayandırılmalıdır.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle kuralın iptaline katılıyorum. Ancak iptalin, Anayasa'nın 5. ve 17. maddelerindeki hakların bir denge değerlendirmesi sonucunda ihlal edildiğine değil, yalnızca Anayasa'nın 2. maddesindeki belirlilik ilkesinin karşılanmamış olmasına dayandırılması gerektiği düşüncesiyle karara farklı gerekçeyle katılıyorum.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-suresiz-nafakayi-iptal-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 08:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/anayasa4f.jpg" type="image/jpeg" length="36020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hatalı Saç Ekimi Sonrası Hastanın Hukuki Hakları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hatali-sac-ekimi-sonrasi-hastanin-hukuki-haklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hatali-sac-ekimi-sonrasi-hastanin-hukuki-haklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saç ekiminin üzerinden aylar geçti ancak aynaya baktığınızda size vaat edilen görüntüyle karşılaşmıyorsunuz. Saç çizginiz doğal görünmüyor olabilir. Ekilen saçlar beklenen yoğunluğa ulaşmamış, bazı bölgeler tamamen boş kalmış, donör bölgede belirgin açıklıklar veya kalıcı izler oluşmuş olabilir. Hat...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Saç ekiminin üzerinden aylar geçti ancak aynaya baktığınızda size vaat edilen görüntüyle karşılaşmıyorsunuz. Saç çizginiz doğal görünmüyor olabilir. Ekilen saçlar beklenen yoğunluğa ulaşmamış, bazı bölgeler tamamen boş kalmış, donör bölgede belirgin açıklıklar veya kalıcı izler oluşmuş olabilir. Hatta operasyon öncesinde görüştüğünüz hekimi işlem sırasında neredeyse hiç görmemiş ve saç ekiminin büyük bölümünün kim olduğunu dahi bilmediğiniz kişiler tarafından gerçekleştirildiğini fark etmiş olabilirsiniz. Böyle bir durumda mesele yalnızca “Saç ekimim güzel olmadı.” meselesi değildir. Saç ekimi sonrası ortaya çıkan bir uyuşmazlıkta; hastaya nasıl bir sonuç vaat edildiğinden işlemi gerçekte kimin yaptığına, kaç greft ekildiğinden donör bölgenin nasıl kullanıldığına, aydınlatılmış onamdan operasyon kayıtlarına kadar bütün sürecin birlikte incelenmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Saç Ekimi Hukuken Nasıl Değerlendirilir?</strong></p>

<p>Estetik amaçlı saç ekiminde hasta yalnızca bir tıbbi faaliyetin gerçekleştirilmesi için başvurmaz. Başvurunun temelinde, saçsız veya seyrek olan bölgenin belirli bir estetik görünüşe kavuşturulması amacı bulunmaktadır. Bu nedenle estetik amaçlı saç ekiminden doğan uyuşmazlıklarda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin Türk Borçlar Kanunu'nun eser sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi önem taşır. Eser sözleşmesini klasik tedavi ilişkisinden ayıran temel noktalardan biri de burada ortaya çıkar. Klasik tedavi ilişkisinde hekimin borcu kural olarak belirli bir iyileşme sonucunu garanti etmek değil, tıp biliminin gereklerine uygun ve özenli şekilde tedaviyi yürütmektir. Eser sözleşmesinde ise yalnızca faaliyette bulunmak değil, hasta ile hekim arasında kararlaştırılan eserin meydana getirilmesi söz konusudur. Bu nedenle saç ekimi uyuşmazlığında hukuki inceleme yalnızca; “Operasyon tıbbi kurallara uygun yapıldı mı?” sorusuyla sınırlandırılmamalıdır. Aynı zamanda; “Taraflar arasında nasıl bir sonuç kararlaştırıldı ve ortaya çıkan sonuç buna uygun mu?” sorusu da cevaplandırılmalıdır. Örneğin operasyon öncesinde hastayla belirli bir ön saç çizgisi planlanmış, belirli bir bölgenin kapatılması hedeflenmiş, belirli bir greft sayısından veya yoğunluktan söz edilmiş olabilir. Bu durumda operasyon öncesindeki görüşmeler, çizimler, fotoğraflar, WhatsApp yazışmaları, hastaya yapılan açıklamalar ve diğer kayıtlar yalnızca iletişimden ibaret değildir. Bunlar, taraflar arasında nasıl bir sonucun kararlaştırıldığının belirlenmesinde önemli deliller haline gelebilir. Dolayısıyla saç ekimi dosyasında yalnızca hekimin kusurunun bulunup bulunmadığı değil; meydana getirilen sonucun sözleşmeye uygun olup olmadığı ve ayıplı bir ifanın bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Saç ekimini kim yaptı?</strong></p>

<p>Saç ekimi uyuşmazlıklarında üzerinde özellikle durulması gereken konulardan biri budur. Hasta çoğu zaman sosyal medyada bir hekim veya klinikle karşılaşır, görüşmesini bir danışmanla gerçekleştirir ve operasyon günü farklı kişilerden oluşan bir ekiple karşılaşır. Ancak saç ekimi bir sağlık hizmetidir ve operasyonun bir klinikte gerçekleştirilmesi, işlemdeki her aşamanın herhangi bir kişi tarafından yapılabileceği anlamına gelmez. Saç Ekimi Birimleri Hakkında Yönetmelik; saç ekimi birimlerinin faaliyet şartlarını, görev yapabilecek personeli ve uygulamadaki sorumlulukları özel olarak düzenlemektedir. Bu nedenle uyuşmazlık halinde şu sorular önem kazanır: Saç ekimini gerçekleştiren ekip kimlerden oluşuyordu? Operasyonun hangi aşamasını kim gerçekleştirdi? Bu kişilerin ilgili işlemleri gerçekleştirmeye yetkisi var mıydı? Operasyondan sorumlu hekim kimdi ve gerekli gözetim gerçekten sağlandı mı? Dolayısıyla hukuki değerlendirme yalnızca saçın bugünkü görüntüsüne bakılarak yapılmaz. Operasyonun nasıl organize edildiği ve kimler tarafından gerçekleştirildiği de incelenmelidir.</p>

<p>“4.000 greft ekildi” Saç ekimi uyuşmazlıklarında greft sayısı hastaların en sık dile getirdiği konulardan biridir. “Bana 4.000 greft ekileceği söylendi ama gerçekten o kadar ekildiğini bilmiyorum.” Bu şüphe yalnızca hastanın beyanına bırakılmak zorunda değildir. Saç ekimine ilişkin mevzuat kapsamında uygulanan tekniğin, ekilen kök sayısının ve bölgesinin, operasyonu gerçekleştiren ekibin ve uygulamaya ilişkin diğer bilgilerin Saç Ekimi Birimi Hasta Bilgi Formu kapsamında kayıt altına alınması öngörülmektedir. Ayrıca operasyon öncesinde saç köklerinin alınacağı ve ekileceği alanların ve müdahale sonrasındaki durumun fotoğraflanmasına ilişkin özel kayıt yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu nedenle bir uyuşmazlıkta; Kaç greft ekildi? Hangi bölgeye ekildi? Hangi teknik kullanıldı? Operasyon ekibinde kimler vardı? gibi sorular bakımından sağlık kuruluşunun kayıtları önem taşır. Özellikle hastaya belirli bir greft sayısı taahhüt edilmişse, bildirilen sayı ile tıbbi kayıtların ve gerçekleştirilen işlemin uyumunun incelenmesi gerekebilir.</p>

<p><strong>Aydınlatılmış onam imzaladım yine de hakkımı arayabilir miyim?</strong></p>

<p>Hastaların en sık düştüğü yanılgılardan biri şudur: “Operasyon öncesinde bana belgeler imzalattılar. Herhalde artık hiçbir şey talep edemem.” Aydınlatılmış onamın bulunması, tek başına sağlık hizmetini sunan tarafı her türlü hukuki sorumluluktan kurtaran bir belge değildir. Aydınlatılmış onam ile hastanın belirli bir tıbbi müdahaleye ve gereği gibi açıklandığı ölçüde bu müdahalenin risklerine rıza göstermesi söz konusudur. Bu durum, hastanın özensiz uygulamayı, mevzuata aykırı müdahaleyi veya sözleşmeye aykırı şekilde ortaya çıkarılmış bir sonucu peşinen kabul ettiği anlamına gelmez. Üstelik saç ekimine ilişkin mevzuat, hastadan aydınlatılmış rıza alınmasını ve ilgili fotoğrafların bu sürece dahil edilmesini açıkça düzenlemektedir. Bu nedenle uyuşmazlıkta yalnızca hastanın bir formun altına imza atıp atmadığına bakılması yeterli değildir.Hastaya ne anlatıldığı, hangi risklerin açıklandığı, yapılan açıklamanın somut operasyona ilişkin olup olmadığı ve hastanın gerçekten bilgilendirilmiş şekilde rıza verip vermediği ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Her istenmeyen sonuç doğrudan “hatalı saç ekimi” midir?</strong></p>

<p>Hayır. Eser sözleşmesinin varlığı, saç ekimi yaptıran kişinin zihnindeki her sübjektif beklentinin mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiği anlamına gelmez. Burada önemli olan hastanın sonradan hayal ettiği görüntü değil; taraflar arasında kararlaştırılan sonuç ve bu sonucun tıbben mümkün olan sınırlarıdır. Bu nedenle “Ben daha gür olmasını bekliyordum.” demek ile operasyon öncesinde kararlaştırılan saç çizgisinin tamamen farklı uygulanması, taahhüt edilen alanların açık kalması veya ortaya çıkan eserin sözleşmeyle kararlaştırılan nitelikleri taşımaması aynı şekilde değerlendirilmez. Aynı şekilde saç ekiminin tıbbi bir müdahale olduğu da unutulmamalıdır. Kişinin anatomik özellikleri, donör kapasitesi, iyileşme süreci ve tıbbi riskler ortaya çıkacak sonucu etkileyebilir.Bu nedenle hukuki değerlendirmede sözleşmeyle kararlaştırılan sonuç ile tıbbi müdahalenin doğasından kaynaklanan riskler birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>Hatalı saç ekimi sonrasında hangi zararlar talep edilebilir?</strong></p>

<p>Saç ekimi nedeniyle hukuki sorumluluğun şartlarının oluşması halinde, somut olayın özelliklerine göre hastanın uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini gündeme gelebilir. Yeniden yapılması gereken düzeltme işlemleri, gerekli tedaviler ve bunlara bağlı giderler ile ispatlanabilen diğer maddi zararlar değerlendirmeye konu olabilir. Ayrıca kişinin dış görünüşünde meydana gelen bozulmanın niteliği ve kalıcılığı, donör bölgede geri dönüşü olmayan bir zarar bulunup bulunmadığı, yeniden müdahaleye ihtiyaç duyulması ve yaşanan sürecin kişi üzerindeki etkileri manevi tazminat değerlendirmesinde önem taşıyabilir.</p>

<p>Bununla birlikte her dosyanın tazminat miktarı kendi koşullarına göre belirlenir. Hatalı saç ekimi uyuşmazlığı yalnızca birkaç fotoğrafa bakılarak “ekim başarılı olmuş” veya “başarısız olmuş” şeklinde değerlendirilebilecek bir konu değildir. Sağlıklı bir hukuki incelemede; taraflar arasında kararlaştırılan sonuç, operasyon öncesindeki planlama, eser sözleşmesinden doğan yükümlülükler, meydana getirilen sonucun sözleşmeye uygunluğu, varsa ayıp, işlemi gerçekleştiren kişilerin yetkileri, sağlık kuruluşunun sorumluluğu, greft ve operasyon kayıtları, aydınlatılmış onam, komplikasyon yönetimi, tıbbi takip ve ortaya çıkan zarar birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Av. Ceren TÜRKİŞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hatali-sac-ekimi-sonrasi-hastanin-hukuki-haklari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 00:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/saglik-hukukua.jpg" type="image/jpeg" length="38964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI, İSPAT HUKUKU, GÜNCEL YARGITAY İÇTİHATLARI VE DOKTRİN DEĞERLENDİRMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalari-evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi-ispat-hukuku-guncel-yargitay-ictihatlari-ve-doktrin-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalari-evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi-ispat-hukuku-guncel-yargitay-ictihatlari-ve-doktrin-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BOŞANMA DAVALARI: EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI, İSPAT HUKUKU, GÜNCEL YARGITAY İÇTİHATLARI VE DOKTRİN DEĞERLENDİRMESİ

Giriş: Boşanma Hukukunda Temel İlkeler, İspat Yükü ve Usul Hataları

Evlilik birliği, taraflar arasında duygusal ve manevi bağların yanı sıra karşılıklı hukuki hak ve...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3><strong>BOŞANMA DAVALARI: EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI, İSPAT HUKUKU, GÜNCEL YARGITAY İÇTİHATLARI VE DOKTRİN DEĞERLENDİRMESİ</strong></h3>

<h4><strong>Giriş: Boşanma Hukukunda Temel İlkeler, İspat Yükü ve Usul Hataları</strong></h4>

<p>Evlilik birliği, taraflar arasında duygusal ve manevi bağların yanı sıra karşılıklı hukuki hak ve yükümlülükler tesis eden kurumsal bir sözleşmedir. Bu birliktelik kriz dönemine girdiğinde, tarafların duygusal tepkileri çoğunlukla soğuk hukuk kurallarının ve usul ilkelerinin önüne geçmektedir. <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)</strong> m. 166/1 hükmü uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, taraflardan her biri boşanma davası açma hakkına sahiptir.</p>

<p>Ne var ki uygulamada "haklı çıkma" veya karşı tarafı mutlak biçimde cezalandırma saikiyle hareket eden eşler, haklıyken haksız konuma düşmelerine yol açan çok ağır usul ve delil hatalarına imza atmaktadır. Boşanma davalarında yargılamanın kaderini belirleyen temel unsur, soyut iddialar değil; bu iddiaların hukuka uygun delillerle ispatlanıp ispatlanamadığı ve mahkeme önünde kusur dengesinin nasıl somutlaştırıldığıdır.</p>

<h4><strong>I. Boşanma Davalarında Hukuka Aykırı Deliller, Özel Hayatın Gizliliği ve Dijital Verilerin İspat Gücü</strong></h4>

<p>Akıllı telefonların ve sosyal medya uygulamalarının hayatın merkezine yerleşmesi, boşanma davalarındaki ispat araçlarını da kökten değiştirmiştir. Aldatıldığından, güven sarsıcı davranışlara maruz kaldığından şüphelenen veya karşı tarafın gizli yazışmalarını ele geçirmek isteyen eşlerin en sık başvurduğu hatalı yöntem; diğer eşin rızası dışında telefonuna casus yazılımlar yüklemek, takip programları kurmak veya veri kurtarma yazılımlarıyla silinen kayıtları geri getirmektir.</p>

<p>Yerleşik yargısal içtihatlar ve medeni usul hukuku doktrini (Kuru, Pekcanıtez) uyarınca bu eylemler telafisi imkânsız usuli sonuçlar doğurmaktadır. Anayasa m. 38/6 ve 6100 sayılı HMK m. 189/2 gereğince hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller hiçbir surette hükme esas alınamaz. Doktrinde kabul edildiği üzere evlilik birliğinin varlığı, eşlerin haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği gibi anayasal temel haklarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Nitekim emsal nitelikteki <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217539-e-20219869-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/7539, K. 2021/9869, T. 21.12.2021</strong> sayılı ilamı</a>nda; davacı erkeğin, davalı kadının telefonuna silinen kayıtları geri getiren harici bir program yüklemek suretiyle elde ettiği yazışmalar ve görüşme kayıtları değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program aracılığıyla elde ettiği verilerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu, hukuka aykırı bu delilin kusur belirlemesinde nazara alınamayacağını ve anılan delille ispatlanmak istenen vakıanın diğer eşe kusur olarak yüklenemeyeceğini açıkça tespit etmiştir. Bu doğrultuda, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen verilere dayanılarak açılan dava reddedilmiştir. Gizlice elde edilen kayıtlar hukuki himaye görmediği gibi, eylemi gerçekleştiren taraf aleyhine Türk Ceza Kanunu kapsamında haberleşmenin gizliliğini ihlal ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından cezai sorumluluk doğurabilmektedir.</p>

<h4><strong>II. Kök Ailenin Müdahalelerine Sessiz Kalma: Doktrin ve Yargı Uygulamasında Duygusal Şiddet ve Kusur Tespiti</strong></h4>

<p>Toplumda ve evlilik içi uyuşmazlıklarda kök salmış en büyük yanılgılardan biri de kök ailelerin evlilik birliğine doğrudan müdahale etmesinin hukuken mazur görülebileceği inancıdır. Taraflardan birinin "ben bizzat hakaret etmedim, ailem ile eşim arasındaki meseleye karışmadım" yönündeki savunması, yargı mercileri nezdinde bir kurtuluş karinesi teşkil etmemektedir. Aksine, eşlerin birbirlerini üçüncü kişilerin ve hatta kendi anne, baba ve akrabalarının haksız baskı, müdahale ve hakaretlerine karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>

<p>Bu konudaki tabuları yıkan<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233833-e-2024400-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3833, K. 2024/400, T. 23.01.2024</strong> sayılı kararı</a>nda, evlilik birliğine ailesi müdahale eden eşin bu duruma sessiz ve kayıtsız kalması, eşine yönelik hakaretlere seyirci olması ve eşinin kendi ailesiyle görüşmesini engelleyici baskılar uygulaması doğrudan birer duygusal şiddet eylemi olarak nitelendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, eşini ailesinin baskılarına karşı ezdiren ve bu eylemlere sessiz kalan tarafı boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu kabul etmiş; bu kusur belirlemesine dayalı olarak kusurlu eş aleyhine yüksek meblağlı maddi ve manevi tazminat ile nafaka yükümlülüklerine hükmedilmesini onamıştır. Bu karar açıkça ortaya koymaktadır ki evlilik birliği içerisinde pasif kalmak, sessizlikle müdahalelere yol vermek hukuken ağır kusur oluşturan bir duygusal şiddet türüdür.</p>

<h4><strong>III. TMK m. 166/2 Kapsamında Kusur Dengesi, İtiraz Hakkı ve Doktrindeki Yaklaşımlar</strong></h4>

<p><strong>TMK m. 166/2</strong> hükmü, boşanma hukukundaki denge mekanizmasını açıkça düzenlemektedir: Davayı açan eşin kusuru diğer eşten daha ağır ise, davalının açılan boşanma davasına itiraz hakkı bulunmaktadır. Ancak kanun koyucu bu hakkın sınırsız biçimde kullanılmasına da izin vermemiştir. Davalının itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ile müşterek çocuklar bakımından korunmaya değer somut bir hukuki yarar kalmamışsa mahkemece boşanmaya karar verilebilmektedir.</p>

<p>Medeni hukuk doktrininde (Akıntürk, Dural/Öğüz/Gümüş) önemle vurgulandığı üzere, TMK m. 166/2 kapsamındaki itiraz hakkı mutlak olmayıp dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile sınırlandırılmıştır; birliğin devamında korunmaya değer bir menfaat kalmadığında hâkim boşanmaya hükmetmelidir. Bu dengenin doğru kurulabilmesi ise tarafların öne sürdükleri vakıaları soyut iddialarla değil, hukuka uygun ispat vasıtalarıyla kanıtlamasına bağlıdır.</p>

<h3><strong>YARGI İÇTİHATLARI VE DOKTRİN ODAKLI İÇERİKLİ KARARLAR</strong></h3>

<p>Boşanma davalarında sıklıkla karşılaşılan hatalı kabulleri gidermek, yargı içtihatlarının güncel yaklaşımlarına istianden bazı yargı kararlarını paylaşmak gerekir.</p>

<p><strong>Dijital Deliller ve Gizlilik İhlali</strong> Eşin telefonuna casus program veya veri kurtarma yazılımı yüklenmesi; gizli ses ve görüntü kaydı alınmasının hukuka aykırılığı. Elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı ve vakıanın kusur sayılamayacağı. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217539-e-20219869-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/7539, K. 2021/9869, T. 21.12.2021</strong></a></p>

<p><strong>Görünmeyen Şiddet: Aile Müdahalesi ve Sessizlik</strong> Kök ailenin evliliğe ve geline/damada yönelik hakaret, baskı ve müdahalelerine sessiz kalmanın pasif bir kusur değil, doğrudan duygusal şiddet ve tam kusur teşkil ettiği gerçeği. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233833-e-2024400-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3833, K. 2024/400, T. 23.01.2024</strong></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ekonomik ve Psikolojik Baskı Türleri</strong> Müşterek konutun temel ihtiyaçlarını karşılamamak, gelir gizlemek, aşırı cimrilik göstermek, borçlandırmak ve sosyal izolasyon uygulamak suretiyle birliğin sarsılması. <strong>TMK m. 166/1-2</strong> ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde kusur ve itiraz dengesi</p>

<p><strong>Anlaşmalı Boşanma ve Protokol Hataları</strong> Anlaşmalı boşanma protokollerinde hak kaybına yol açan eksik feragat beyanları, ziynet eşyası, nafaka ve mal rejimi tasfiyesine ilişkin düzenlemelerin bağlayıcılığı ve iptal şartları. <strong>TMK m. 166/3</strong> ve protokolün onaylanması ile doğan kesin hüküm etkileri</p>

<p>İşbu makale ve metni; tarafların boşanma sürecindeki usul stratejilerini doğru kurmaları, hukuka aykırı delil tuzaklarına düşmemeleri ve yargı organlarının güncel eğilimlerine hâkim olmaları amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalari-evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi-ispat-hukuku-guncel-yargitay-ictihatlari-ve-doktrin-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 00:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/bosamna.jpg" type="image/jpeg" length="68328"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1416 Sayılı Kanun ve Buna Bağlı Yönetmelik Uyarınca Yurt Dışında Lisans ve Lisansüstü Öğrenim Gören Öğrencilere Yapılacak Ödemeler Hakkında Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/1416-sayili-kanun-ve-buna-bagli-yonetmelik-uyarinca-yurt-disinda-lisans-ve-lisansustu-ogrenim-goren-ogrencilere-yapilacak-odemeler-hakkinda-teblig-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/1416-sayili-kanun-ve-buna-bagli-yonetmelik-uyarinca-yurt-disinda-lisans-ve-lisansustu-ogrenim-goren-ogrencilere-yapilacak-odemeler-hakkinda-teblig-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1416 Sayılı Kanun ve Buna Bağlı Yönetmelik Uyarınca Yurt Dışında Lisans ve Lisansüstü Öğrenim Gören Öğrencilere Yapılacak Ödemeler Hakkında Tebliğ, 30 Eylül 2026 Tarihli ve 33386 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>1416 SAYILI KANUN VE BUNA BAĞLI YÖNETMELİK UYARINCA YURT DIŞINDA LİSANS VE LİSANSÜSTÜ ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERE YAPILACAK ÖDEMELER HAKKINDA TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı; yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanı ile kamu kurum ve kuruluşlarının yetişmiş insan kaynağı ihtiyacını karşılamak üzere resmî burslu, kısmi resmî burslu ve resmî burssuz statüde lisans ve lisansüstü seviyede öğrenim görmek amacıyla Millî Eğitim Bakanlığınca yurt dışına resmî burslu, kısmi resmî burslu ve resmî burssuz statüde öğrenime gönderilen öğrenciler ile bu öğrenim seviyelerine hazırlık amacıyla dil öğrenimi gören öğrencilere ödenecek aylık burs, ödenek ve diğer zorunlu giderlere ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ; 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun ve 6/8/2024 tarihli ve 32624 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Öğrencilerin Yabancı Ülkelerde Öğrenimleri Hakkında Yönetmelik uyarınca yurt dışında resmî burslu, kısmi resmî burslu ve resmî burssuz statüde lisans ve lisansüstü seviyede öğrenim görmeye hak kazanan ya da bu öğrenim seviyelerine hazırlık amacıyla dil öğrenimi gören öğrencileri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğ, 1416 sayılı Kanun ile Türk Öğrencilerin Yabancı Ülkelerde Öğrenimleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Tebliğde yer alan;</p>

<p>a) Adına öğrenim görülen kurum: Öğrencinin mecburi hizmetini ifa edeceği kurumu,</p>

<p>b) Bakanlık: Millî Eğitim Bakanlığını,</p>

<p>c) Dil öğrenimi: Esas öğrenim için gerekli görülen yurt içi ve/veya yurt dışındaki dil öğrenimini,</p>

<p>ç) Esas öğrenim: İhtiyaç duyulan hâllerde görülen dil veya hazırlık öğreniminden sonra başlayan öğrenimi,</p>

<p>d) Hazırlık öğrenimi: Öğrencinin yurt dışında göreceği esas öğrenime temel oluşturulması veya eğitim sistemi farklılığından doğan eksikliklerinin giderilmesi amacıyla esas öğrenim görülecek yükseköğretim kurumu tarafından gerekli görülen eğitimi,</p>

<p>e) Hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş: Öğrencinin öğrenim masraflarını karşılayan kurumu veya kuruluşu,</p>

<p>f) Kısmi resmî burslu öğrenci: Resmî burslu statüde öğrenim görmekte iken karşılıksız burs veya asistanlık ücreti alan ancak aldıkları burs veya ücretin barınma, beslenme, sağlık gibi yaşam giderleri ile okul ücreti, seminer, konferans, toplantı, teziyle ilgili alan çalışması, kitap, defter, kırtasiye gibi öğrenim giderlerini tam olarak karşılamaması nedeniyle Bakanlık veya hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş tarafından kısmi olarak burs verilen veya okul ödemeleri karşılanan öğrenciyi,</p>

<p>g) Lisans öğrenimi: Ortaöğretime dayalı en az sekiz yarıyıllık programı kapsayan yükseköğretimi,</p>

<p>ğ) Lisansüstü öğrenim: Lisans öğrenimine dayalı yüksek lisans, doktora, tıpta uzmanlık, eczacılıkta uzmanlık, veterinerlikte uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık ve sanatta yeterlik eğitimini,</p>

<p>h) Öğrenci: Resmî burslu, kısmi resmî burslu ve resmî burssuz öğrenciyi,</p>

<p>ı) Öğrenim seviyesi: Yurt dışında dil öğrenimini, yüksek lisans, doktora öğrenimini,</p>

<p>i) Resmî burslu öğrenci: Yurt dışına mecburi hizmet karşılığında lisans ve/veya lisansüstü düzeyde öğrenime gönderilen ve öğrenim masrafları Bakanlık veya hesabına öğrenim görülen kurum ya da kuruluşça karşılanan öğrenciyi,</p>

<p>j) Resmî burssuz öğrenci: Resmî burslu veya kısmi resmî burslu statüde öğrenim görmekte iken esas öğrenimin tamamlanması veya geri çağrılma hâllerinde yurda dönüş ulaşım ücreti; öğrenimin sürdürülmesine engel teşkil eden hastalığın tedavisi için yurda dönüş ulaşım ücreti ve refakat gerekiyorsa refakatçinin ulaşım ücreti; öğrenimin sürdürülmesine engel teşkil eden ve öğrencinin ödeme gücünü aşan, acil ve mahallinde tedavi zorunluluğu bulunan hastalık hâllerindeki tedavi ücreti; ölüm hâlinde cenazenin Türkiye’de defnedileceği yere kadarki nakil masrafları, gerekli hâllerde cenazeyi getirmekle görevlendirilecek kişi veya refakatçinin ulaşım ücreti ile benzer nitelikteki giderler hariç olmak üzere çeşitli nedenlerle kendisi için herhangi bir ödeme yapılmayan öğrenciyi,</p>

<p>k) Yönetmelik: Türk Öğrencilerin Yabancı Ülkelerde Öğrenimleri Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>l) Yurt dışı akademik danışman: Öğrencilerin meslekî gelişimini izlemek, alınacak dersler, tez çalışmaları ve akademik süreçlerle ilgili konularda bilgilendirme ve önerilerde bulunmak üzere yurt dışında öğrenim görülen yükseköğretim kurumu tarafından görevlendirilen en az doktora derecesine sahip öğretim elemanını,</p>

<p>m) Yurt dışı temsilciliği: Türkiye Cumhuriyeti eğitim müşavirliğini, eğitim ataşeliğini, bunların bulunmadığı yerlerde Türkiye Cumhuriyeti büyükelçiliği veya başkonsolosluğunu,</p>

<p>n) Yükseköğretim: Ortaöğretime dayalı lisans ve ön lisans öğrenimi ile lisans öğrenimine dayalı yüksek lisans, doktora, tıpta uzmanlık, eczacılıkta uzmanlık, veterinerlikte uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık ve sanatta yeterlik eğitimi ile en az dört yarıyılı kapsayan her kademedeki eğitim ve öğretimin tümünü,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Yolluklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Her öğrenim seviyesinde bir defaya mahsus olmak üzere Bakanlık ve kurum veya kuruluşlar hesabına resmî burslu statüde yurt dışına öğrenime gönderilen öğrencilerin yurt dışında görecekleri dil, yüksek lisans veya doktora öğrenimi için öğrenime başlarken yurt dışına gidişte ve öğrenimini tamamladıktan sonra yurda dönüşte kullanılmak üzere gidiş-geliş ekonomi sınıfı uçak, tren veya otobüs bileti ücretleri ile direkt uçuşlara ulaşım için zorunluluk arz eden şehirlerarası tren veya otobüs bileti ücretleri karşılanır. Uçak bileti bedelinin ödenmesinde bilet veya Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) üyesi şirketlerce düzenlenen elektronik yolcu biletinin ödeme belgesine eklenmesi gerekir.</p>

<p>(2) Başarısızlık durumu hariç olmak üzere öğrenim ülkesi veya şehri değiştirilen resmî burslu öğrencilerin önceki öğrenim ülkesi veya şehri ile yeni öğrenim ülkesi veya şehri arasındaki uçak, otobüs, tren gibi ulaşım aracına verdiği ücret karşılanır.</p>

<p>(3) Yurt dışındaki lisans öğrenimini tamamlayıp yüksek lisans öğrenimi için veya yüksek lisans öğrenimini tamamlayıp doktora öğrenimi için başka bir şehirdeki üniversiteye giden resmî burslu öğrencilerin uçak, otobüs, tren gibi ulaşım aracına verdiği ücret karşılanır.</p>

<p>(4) Hangi nedenlerle olursa olsun öğrencilikle ilişiği kesilen veya öğrenimlerini tamamlamadan yurda kesin dönüş yapacak resmî burslu öğrencilere Türkiye’ye dönebilmeleri için istemeleri hâlinde Bakanlık veya hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş onayı ile uçak bileti temin edilir ve ücreti ödenir.</p>

<p><strong>Yurt içi aylığı</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Resmî burslu öğrencilere ödenecek yurt içi aylık burs miktarı; lisans öğrencileri için 4.000 TL, lisansüstü öğrencileri için 8.000 TL’dir.</p>

<p>(2) Öğrencilerin aylık burslarının günlük hesaplanmasında; aylık burs miktarı, ilgili ayın gün sayısına bölünerek hesaplanır. Yurt içinde dil öğrenimi gören öğrencilerden öğrenimini tamamlayanların aylık bursları öğrenim süresinin ay içinde sona ermesi hâlinde ay sonu esas alınarak tam olarak verilir.</p>

<p>(3) Yurt dışında burslu statüde lisans öğrenimi yapmaya hak kazanmış öğrencilerden, yurt dışına gönderilinceye kadar kazanmış oldukları hazırlık sınıfları dâhil olmak üzere üniversitelere devam edenlere, bir öğretim yılını aşmamak kaydıyla lisans seviyesinde yurt içi bursu ödenir.</p>

<p>(4) Resmî burslu lisans öğrencilerinin yurt içi aylık bursları, taahhüt ve kefalet senedi düzenlemiş olmaları kaydıyla dil öğrenimine veya kazandıkları programdaki esas öğrenime başladıkları tarihe kadar ödenir.</p>

<p>(5) Resmî burslu öğrencilerin izin alarak Türkiye’de bir defada veya fasılalı olarak aynı eğitim-öğretim yılında toplam iki ay kalmaları hâlinde iki aylık bursu, bulundukları yabancı ülke için öngörülen aylık burs tutarı üzerinden; iki aydan fazla kalmaları halinde ise Bakanlık veya hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluştan izin almaları kaydıyla ikinci ayın bitiminden itibaren yurt içi aylık burs miktarı üzerinden ödeme yapılır.</p>

<p>(6) Kamu kurum ve kuruluşlarında memur olarak çalışırken 1416 sayılı Kanun kapsamında, aylıksız izinli olarak öğrenimlerini sürdüren öğrenciler hariç olmak üzere öğrenimlerini bitirip yasal süre olan iki ay içerisinde yurda dönerek zorunlu hizmet karşılığı bir göreve atanmalarını isteyen resmî burslu öğrencilere, 1416 sayılı Kanun uyarınca, yurt dışındaki öğrenimlerini tamamlayıp yurda dönen ve görev talep edenlere, görev talep tarihi ile atamalarının onaylandığı tarih arasında, doksan günden fazla olmamak üzere yurt dışında öğrenim gördükleri ülke için ödenmekte olan yurt dışı aylığının yarısı kadar aylık ödeme yapılır. Ödemede ilk atama tarihi, kurun hesaplanmasında ise öğrencinin görev talep dilekçesini verdiği günün döviz satış kuru esas alınır. Verilen burs mecburi hizmete sayılmaz. Ancak, öğrencinin görev talep ettikten sonra tazminata geçmesi hâlinde borcuna sayılır.</p>

<p><strong>Yurt dışı aylığı ve ek ödeme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yurt dışına gönderilen resmî burslu öğrencilerden talepte bulunanların ilk iki aylık bursu peşin olarak ödenir. Bu iki aylık burs, öğrencilerin öğrenime başladıkları tarihi izleyen aybaşından itibaren iki aylık bursunu karşılamak üzere verilir. Ayrıca öğrenime başladıkları tarih ile ilk aybaşı arasındaki süre için de kısıtlı burs ödenir. Kısıtlı burs ve ek ödenek, öğrencinin öğrenime başlama belgeleri Bakanlığa veya hesabına öğrenim gördüğü kurum veya kuruluşa ulaştığında verilir. Burs başlama tarihinin belirlenmesinde öğrencilerin öğrenim göreceği ülkeye giderek fiilen öğrenime başlama tarihi esas alınır; ancak yurt dışına çıkan öğrencilerden eğitim gördüğü kurumca zorunlu oryantasyon programına tabi tutulanların burs başlama tarihi, oryantasyon eğitimine başladığı tarih olarak esas alınır.</p>

<p>(2) Bir üst öğrenime devam edecek veya ülke değişikliği yapacak resmî burslu öğrencilerin istemeleri hâlinde gidecekleri ülke için ilk iki aylık avans işlemi yapılabilir. Ancak, okul değişikliği yapacak öğrenciler, okullarından herhangi bir borç ya da alacaklarının olup olmadığına dair okul yazısı ve en son aldığı aylığı belirten bir yazıyı müşavirlik/ataşelik, konsolosluk ve Bakanlığa iletmekle yükümlüdürler. Yüksek lisans veya doktora öncesinde hazırlık öğrenimi görecek öğrenciler için hazırlık öğreniminden yüksek lisans veya doktora öğrenimine geçişte avans uygulaması yapılmaz.</p>

<p>(3) Yurt dışında lisans öğrenimi gören resmî burslu öğrencilere Ek-1 (I) numaralı cetvel, dil ve lisansüstü (yüksek lisans, doktora, tıpta uzmanlık ve sanatta yeterlik) öğrenimi gören resmî burslu öğrencilere Ek-1 (II) numaralı cetvel üzerinden aylık burs ödemesi yapılır.</p>

<p>(4) Öğrencilerin aylık burslarının günlük hesaplanmasında; aylık burs miktarı, ilgili ayın gün sayısına bölünerek hesaplanır.</p>

<p>(5) Ödemeleri Bakanlıkça yapılan resmî burslu statüde öğrenim gören öğrencilerin aylık bursları avans/kredi açılmadan müşavirlik/ataşelik resmî hesaplarına; müşavirlik/ataşelik bulunmayan veya müşavirlik/ataşelik tarafından ödeme imkânı bulunmayan ülkelerde ise öğrencilerin şahsi hesaplarına aktarılacak şekilde Bakanlıkça işlem yapılır.</p>

<p>(6) Lisans öğrenimini tamamlayan resmî burslu öğrencilere, lisansüstü öğrenime başladıkları tarihten itibaren Ek-1 (II) numaralı cetvel üzerinden ödeme yapılır.</p>

<p>(7) Resmî burslu öğrencilere; kitap, defter, kırtasiye, ve benzeri giderlerini karşılamak üzere aylık burs tutarının on ikide biri tutarında her ay ek ödenek olarak verilir.</p>

<p>(8) Resmî burslu öğrencilere aylık burs olarak transfer edilecek miktarlar, Ek-1 (I) ve (II) numaralı cetvellerde yabancı para cinsinden gösterilmiştir. Buna göre;</p>

<p>a) Yurt dışına gönderilecek öğrencilerin ilk iki aylık bursları o günkü döviz satış kuru üzerinden; hâlen yurt dışında öğrenim görmekte olan resmî burslu öğrencilerin aylık bursları ve diğer ödemeleri ise ödemenin yapıldığı tarihten önceki ayın son iş günündeki döviz satış kuru üzerinden hesaplanır.</p>

<p>b) Resmî burslu öğrencilerden Türkiye’de peşin ödenen ilk iki aylık bursunu dövize çevirenler ile müşavirlik/ataşelik bulunmayan veya müşavirlik/ataşelik tarafından ödeme imkânı bulunmayan ülkeler için; okul ödemesi şahsi hesaplarına yapılanlara, tahakkuk tarihindeki döviz satış kuru ile cari efektif satış kuru arasındaki fark da ödenir.</p>

<p>(9) Yurt dışında öğrenim görmekte iken resmî burslu statüde öğrenim görmeye hak kazanan öğrencilerin yurt dışı aylık bursları ve diğer harcamaları taahhüt ve kefalet senedi düzenlemiş olmaları kaydıyla resmî burslu öğrenciliğe hak kazandıkları tarih itibarıyla ödenir.</p>

<p>(10) Yurt dışında öğrenim görmekte iken, zorunlu hâllerde Bakanlık kararı ile geçici süre için yurda çağrılan resmî burslu öğrencilerden, tekrar yurt dışına çıkıp öğrenimlerine devam etmelerine karar verilenlere ilk iki aylık bursları peşin olarak verilebilir.</p>

<p>(11) Yurt dışında dil, hazırlık, yüksek lisans veya doktora öğrenimi gören resmî burslu öğrencilerin aylık bursları, öğrenim süresinin ay içinde sona ermesi hâlinde ay sonu esas alınarak tam olarak verilir; yüksek lisans veya doktora öğrenimine başladıkları tarihten itibaren de yeniden tahakkuk ettirilir. Bu öğrenim seviyelerine bağlı uzatım sürelerinde de aynı esaslara göre işlem yapılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemelerde aynı ay içinde hem yurt dışı dil, hem yüksek lisans hem de doktora için ayrı ayrı burs ödenmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(12) Resmî burslu öğrencilere döviz kuru, döviz cinsi değişikliği ile aylık burs artış farkından dolayı eksik ödeme yapılmış ise aradaki fark ödenir, fazla ödeme yapılmışsa kesilir.</p>

<p>(13) Bursların öğrencilere fazla ödenmesi durumunda; bu durum öğrencilere tebliğ edildikten sonra, fazla ödenen bursların ve ek ödemelerin öğrenciler tarafından iade edilmesi zorunludur. Ancak; öğrenime devam edecek öğrenciler için fazla ödenen bursları, alacakları burslarına ve ek ödemelerine mahsup edilir. Burslar TL cinsinden iade edilecekse, iade edilecek tutar öğrencilerin iade için ödemeyi yapacağı tarihteki günün efektif döviz satış kuru esas alınarak hesaplanır.</p>

<p>(14) Öğrencilerin askerlik hizmetlerini yaptıkları süre ile resmî burssuz ve burssuz izinli sayıldıkları bekleme sürelerinde burs ödenmez.</p>

<p>(15) Müşavirlik/ataşelikten veya Bakanlıktan/hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluştan izin almadan yurda dönen resmî burslu öğrencilerin bursları kesilir.</p>

<p>(16) Ek-1’deki listelerde yer almayan ülkelere öğrenci gönderilmesi hâlinde; bu ülkelerde verilecek burs miktarları, Bakanlık ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir.</p>

<p>(17) Müşavirlik/ataşelik bulunmayan veya müşavirlik/ataşelik tarafından ödeme imkânı bulunmayan ülkelerdeki öğrencilerin bu madde kapsamındaki işlemleri ve ödemeleri, Bakanlık ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşlarca yapılır.</p>

<p><strong>Dil öğrenimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) 1416 sayılı Kanun uyarınca resmî burslu öğrenim hakkı kazananlardan yabancı dil öğrenimlerini yurt içinde yapması uygun görülenlerin yurt içi bursları, dil kursu ve diğer öğrenim giderleri, Bakanlık bütçesinin Yurt Dışı Burslar tertibinden ödenir. Kurum veya kuruluş hesabına gönderilen öğrencilerin giderleri ise hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş tarafından karşılanır.</p>

<p>(2) Resmî burslu öğrencilerin on iki aya kadar olan yurt içi dil kurslarının ücretleri, öğrencilerin ilgili kurstan aldıkları fatura beyanına göre ödenir. Öğrencilere ödenecek aylık dil kursu ücreti, kursa katılım sağlanan takvim yılındaki aylık yurt içi burs miktarını geçemez.</p>

<p>(3) Dil öğrenimlerini yurt içinde yapacak olan resmî burslu öğrencilerin bursları, 6 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen miktarlar üzerinden ödenir. Yurt içi aylığı, dil kursuna başlanılan tarihten itibaren dil kursunun bitimini takip eden aybaşına kadar kesintisiz olarak ödenir.</p>

<p>(4) Yurt içi dil kursları kapsamında öğrenim gören öğrencilere talep etmeleri hâlinde yurt içi burs ve/veya yurt içi dil kursu ücreti ödenir. Ancak yurt içi burs ve yurt içi dil kursu ücreti ödenmesini istemeyen öğrencilere herhangi bir ödeme yapılmaz.</p>

<p>(5) Dil öğrenimlerini tamamlayarak esas öğrenime başlayan ve yurt dışı akademik danışman/okul tarafından dil dersi almaları zorunlu tutulan veya zorunlu hâllerde yurt dışı temsilciliklerinden alınan yazıyla bu durumu belgelendiren resmî burslu öğrencilerin sadece bir dönem bir dil dersinin ücreti karşılanır. Ancak; öğrenim göreceği alan gereği veya okul tarafından şart koşulduğu için ikinci bir dil öğrenme zorunluluğu olan ve bu durumu yurt dışı akademik danışman/okul veya zorunlu hâllerde yurt dışı temsilcilikleri tarafından belgelendirilen öğrencilere, esas öğrenim öncesinde veya esas öğrenim süresi içinde (bir yılı geçmemek üzere) görecekleri dil derslerinin ücreti karşılanabilir.</p>

<p>(6) Öğrenim göreceği dil ve edebiyat ile ilgili bir bölümden mezun olan öğrencilere, anılan dil ile ilgili bir dil eğitimi verilmez veya bu amaçla herhangi bir ödeme yapılmaz.</p>

<p><strong>Staj, tez ve alan çalışmaları ve bilimsel etkinliklere katılım </strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Tez veya teziyle ilgili alan çalışmasına ilişkin detaylı çalışma programını en geç bir ay öncesinde sunmak kaydıyla yurt içi akademik danışmanın görüşü üzerine öğrencilere eğitim müşavirlikleri/ataşeliklerince, bunların bulunmadığı ülkelerde ise Bakanlık ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşça izin verilebilir ve durumları Bakanlığa ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşa bildirilir. Türkiye hakkında yapılacak tez çalışmalarına izin verilmez. Tez veya teziyle ilgili alan çalışması yapmasına izin verilen öğrencilere lisans, yüksek lisans ve doktora için her öğrenim seviyesinde en fazla iki defa olmak üzere gidiş-dönüş uçak bileti bedeli karşılanır. Bu fıkra hükümlerine uygun olarak başka bir ülkeye gitmesine izin verilen öğrencilerin varsa vize ücreti, acil hâller kapsamına giren hastalık veya kazalar neticesinde görecekleri ve sağlık sigortası veya mahalli ödeme yerlerince karşılanmayan tedavilerine ilişkin giderler Bakanlık/müşavirlik/ataşelik veya hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş tarafından karşılanır. Çalışmanın yapılacağı ülkede iki aydan fazla kalınması hâlinde bu ülkenin burs tutarı esas alınarak ödeme yapılır. Ayrıca teziyle ilgili çalışma yapan bu öğrencilere çalışma programlarında yer alan konu ve bölgelerine göre belgelendirilmiş tren, otobüs ve uçak bileti ücretlerinin tamamı ile tez çalışmalarının gerektirdiği zorunlu olan araç-gereç ile zorunlu laboratuvar malzemesi giderlerinin en çok bir aylık yurt dışı bursu kadar olan kısmı ödenir.</p>

<p>(2) Öğrencilerden, eğitim-öğretim faaliyetleri kapsamında zorunlu olarak öğrenim alanıyla ilgili seminer, konferans veya bilimsel bir toplantıya sözlü sunum yapmak amacıyla katılmaları ya da sanat dallarında öğrenim görenlerin eğitim, konser, sergi, müze, opera ve benzeri bir sanatsal faaliyete gitmeleri zorunlu görülenlere en az bir ay önceden başvurmaları hâlinde yurt içi akademik danışmanın görüşü üzerine eğitim müşavirlikleri/ataşeliklerince izin verilebilir ve durumları Bakanlığa ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşa bildirilir. Bunların bulunmadığı yerlerde ise bu işlemler Bakanlıkça ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşça yapılır. Bu öğrencilerin yapılan çalışmaları belgelendirmesi zorunludur. Belgelendirilmeyen veya eğitim müşavirlikleri/ataşeliklerince ya da Bakanlıkça ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşça onaylanmayan çalışmalar için herhangi bir ödeme yapılmaz. Bu durumdaki öğrenciler kendilerine ödeme yapılmış olsa bile yapılan harcamaları geri ödemekle yükümlüdür. Eğitim müşavirlikleri/ataşeliklerince ya da Bakanlıkça/hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşça uygun görülen ve belgelendirilen çalışmalar için varsa gidiş-dönüş uçak, otobüs, tren gibi ulaşım araçlarına ilişkin yol ücreti, katılım veya giriş ücretleri ile öğrenim gördüğü ülkenin yurt dışı aylık burs miktarının toplamda %20’sini geçmemek şartıyla günlük en fazla %5’i kadar konaklama ücreti fatura ibraz etmeleri kaydıyla ödenir. Ancak; öğrencinin öğrenim süresi boyunca katıldığı toplam dört seminer, konferans veya toplantı için ödeme yapılır. Sanat dalında öğrenim gören öğrenciler için alanıyla ilgili yılda toplam altı konser veya opera bileti ücreti ödenir. Bu fıkra hükümlerine uygun olarak başka bir ülkeye gitmesine izin verilen öğrencilerin, varsa vize ücreti, acil hâller kapsamına giren hastalık veya kazalar neticesinde görecekleri ve sağlık sigortası veya mahalli ödeme yerlerince karşılanmayan tedavilerine ilişkin giderler karşılanır.</p>

<p>(3) Resmî burslu öğrencinin öğrenim gördüğü alan gereği yapılması zorunlu olan arazi çalışmalarındaki ulaşım, öğrenim gördüğü ülkenin yurt dışı aylık burs miktarının toplamda %20’sini geçmemek şartıyla günlük en fazla %5’i kadar konaklama ve katılım giderleri karşılanır.</p>

<p>(4) Yurt dışında öğrenim gören öğrencilerin öğrenimleri esnasında öğrenim gördükleri konularla ilgili olarak teknik bilgi ve görgülerini artırmak ve süresi üç ayı aşmamak üzere bulundukları ülkelerde veya zorunlu hâllerde diğer ülkelerdeki kurum veya kuruluşlarda staj yapmalarına yurt içi akademik danışmanın görüşü ile eğitim müşavirlikleri/ataşeliklerince, bunların bulunmadığı ülkelerde ise Bakanlık ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşça izin verilebilir ve bunların durumları hakkında Bakanlığa ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşa bilgi verilir.</p>

<p>(5) Yurt dışında öğrenim gören resmî burslu ve kısmi resmî burslu öğrencilere tez masrafı olarak tamamlanmış tezin yazımı, ciltlenmesi, fotokopi ücreti, resim ve grafik harcamaları için harcama belgesine dayandırılması şartıyla en fazla bir aylık yurt dışı burs miktarı kadar ödeme yapılır.</p>

<p><strong>Sağlık giderleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Resmî burslu öğrencilerin yurt dışında sağlık sigortası yaptırması zorunlu olup sigorta ücretleri ile sağlık sigortasının veya mahalli ödeme imkânlarının kapsamı dışında kalan sağlık giderleri, öğrencilerin bağlı bulundukları kurumca ödenir. Yaptırılacak sigortanın standart nitelikte olması esas olup zorunlu sağlık sigorta bedeli, her eğitim-öğretim yılı için öğrenim durumuna göre lisans öğrencileri veya lisansüstü öğrenim gören öğrenciye ödenen yurt dışı bursunun bir aylık tutarının 2 katını aşamaz.</p>

<p>(2) Bakanlıklar ve kurumlar adına yurt dışına gönderilen resmî burslu öğrencilerin kaza/hastalık sebebiyle yurt dışında veya yurt içinde tedavi edilmeleri hâlinde; bu maddedeki sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla yurt dışında yaptırılmış olan ve sağlık sigortası kapsamı dışında kalan muayene ve tedavi masrafları ile yurt içindeki muayene ve tedavi masrafları, ölümleri hâlinde cenazelerinin Türkiye’de defnedileceği yere kadarki nakil masrafları ile gerekli görüldüğü hâllerde cenazeyi getirmekle görevlendirilecek kişinin yol giderleri karşılanır. Ancak, yurt içinde meydana gelen trafik kazaları sebebi ile oluşacak tedavi giderleri için herhangi bir ödeme yapılmaz.</p>

<p>(3) Resmî burslu öğrencilerden geçirmekte oldukları rahatsızlıkları nedeniyle derhâl yurda dönmeleri gerekli görülenlerin dönüş uçak bileti ücreti ve refakat gerekiyorsa refakatçinin gidiş-dönüş uçak bileti ücreti ödenir.</p>

<p>(4) Yurt dışında öğrenim görürken rahatsızlanan ve rahatsızlığı nedeniyle öğrenim kurumuna devam edemeyen resmî burslu öğrencilerin, tedavilerinin iki aydan fazla süreceğinin tespit edilmesi ve hastane giderlerinin sigortasınca ödenmemesi hâlinde; hastane/üniversite, sağlık merkezi yetkililerinin onayı alınarak tedavileri Türkiye’de yaptırılır. Tedavi için yurda gelmeleri müşavirlik/ataşelikçe uygun görülen öğrencilerin, yurt dışında öğrenim görmekle ilgili hakları saklı tutulmak kaydıyla en fazla altı aya kadar olan yurt içi tedavi giderleri, ayrıca Türkiye’deki ikamet ve tedavi yerlerine kadar geliş ve tedavi sonucunda öğrenim yerine dönüş yol giderleri ile zaruri hâllerde hasta öğrenciye refakat edecek olanın yol giderleri ödenir. Yurt dışında rahatsızlanarak tedavilerinin yurt dışında yapılmasının zorunlu olduğunu belgelendirenlere raporlu olduğu sürelerde yurt dışı aylığı ödenir.</p>

<p>(5) Resmî burslu öğrencilerin; sağlık sigortası kapsamı dışında kalan sağlık giderlerinin ödenebilmesi, tedavinin o ülkedeki memurların mahalli usulüne uygun olarak yaptırıldığının misyon şeflikleri tarafından onaylanmasına bağlıdır.</p>

<p>(6) İzin ve tedavi gibi sebeplerle Türkiye’de geçici süre bulunmasına izin verilen resmî burslu öğrencilerin sağlık giderleri karşılanır.</p>

<p>(7) Resmî burslu öğrenciler, Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalamış sağlık hizmeti sunucuları ile sınırlı olarak sağlık hizmetlerinden yararlanabilir. Yurt içinde, ayakta veya yatarak tedavi görenler için ödenecek tedavi bedeli, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çerçevesinde belirlenmiş olan kapsam ve birim fiyatlar esas alınarak ilgili sağlık hizmeti sunucusuna ödenir. Bakanlık/hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş, öğrencinin tedavisini gerçekleştirmesi için öğrenci belgesi verir. Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının sunmuş oldukları hizmete ilişkin masrafların tamamının öğrenci tarafından hastaneye ödenmesi hâlinde ise 5510 sayılı Kanuna göre belirlenecek kapsam ve birim fiyatlara uygun olarak hesaplanacak tutar, öğrencinin kendisine ödenir. Özel sağlık hizmet sunucularındaki tedavi giderlerinin ödenebilmesi için kamu sağlık hizmet sunucularından alınacak sevk ile tedavi olunması gerekir.</p>

<p>(8) Resmî burslu öğrencilerin, yurt dışında sağlık sigortası tarafından veya mahalli ödeme yerlerince bedeli karşılanmayan ilaç masrafları, bu ilaçların usulüne uygun olarak yapılmış bir sevk işlemi sonrasında reçete edilmiş olması hâlinde ödenir. Yurt içinde Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından reçete edilen ilaçların bedeli, katılım payı alınmaksızın 5510 sayılı Kanuna göre belirlenmiş usul ve esaslar ile birim fiyatlara uygun olarak ödenir.</p>

<p>(9) Yurt dışı diş tedavilerinde kıymetli madenler ve porselenle yapılan işlemler hariç olmak üzere muayene, diş eti tedavisi ve bakımı, diş çekimi, dolgu, röntgen, tomografik diş röntgeni, kaplama, kanal tedavisi, protez tamirleri ve çene defektlerine yapılan müdahalelerle diğer cerrahî müdahale ücretleri ödenir. Yurt dışında yaptırılan diş tedavileri için ödenecek tutar, öğrenim süresince bir aylık yurt dışı burs miktarını geçemez. Bu madde hükümlerine göre yurt içinde yaptırılan diş tedavilerine ait giderler ise katılım payı alınmaksızın 5510 sayılı Kanuna göre belirlenen usul ve esaslar ile birim fiyatlar çerçevesinde ödenir.</p>

<p>(10) Çerçeve ve cam ücretlerinin toplamı olarak gözlük için ödenen miktar, yurt içinde bir aylık yurt içi burs tutarının %20’sini, yurt dışında ise bir aylık yurt dışı burs tutarının %10’unu geçemez.</p>

<p>(11) Yurt içinde dil öğrenimi gören öğrenciler hakkında 5510 sayılı Kanunun genel sağlık sigortasına ilişkin hükümleri uygulanır.</p>

<p>(12) Resmî burslu öğrencilerin 5510 sayılı Kanuna göre bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocuklarının; bu öğrencinin bulunduğu ülkede 5510 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi kapsamına giren sağlık hizmetlerine ilişkin giderlerin tamamı, 5510 sayılı Kanunun 66 ncı ve ek 4 üncü maddesinde yer verilen usul ve esaslar çerçevesinde bağlı bulundukları kurumca ödenir.</p>

<p>(13) Öğrencilerin burssuz olduğu dönemlerde öğrenimin sürdürülmesine engel teşkil eden ve öğrencinin ödeme gücünü aşan, acil ve mahallinde tedavi zorunluluğu bulunan hastalık hâllerindeki tedavi ücreti ödenebilir.</p>

<p><strong>Mecburi hizmet süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yurt içi öğrenimde mecburi hizmet süresi, okul ödemeleri ve/veya aylık yurt içi burs ödemelerinin yapıldığı öğrenim süreleri kadar hesaplanır.</p>

<p>(2) Yurt dışı öğrenimde mecburi hizmet süresi, okul ödemeleri ve/veya aylık yurt dışı burs ödemelerinin yapıldığı öğrenim sürelerinin iki katı olarak hesaplanır.</p>

<p>(3) Resmî burslu öğrencilerden, öğrenim gördükleri yükseköğretim kurumundan veya bu kurum aracılığıyla karşılıksız burs veya asistanlık ücreti sağlayarak kısmi resmî burslu statüye geçen öğrencilere, yükseköğretim kurumu veya bu kurum aracılığıyla aylık burs veya asistanlık ücreti olarak transfer edilecek miktarların Ek-1 (I) ve (II) numaralı cetvellerdeki yabancı para cinsinden az olması durumunda aradaki fark öğrencinin isteğine bağlı olarak Bakanlıkça tamamlanır. Bu durumda da öğrenci, bursunu tam almış sayılarak o ay için iki ay mecburi hizmet hesaplanır.</p>

<p>(4) Yurt dışında resmî burssuz bulunulan süreler için mecburi hizmet hesaplanmaz.</p>

<p>(5) Yurt dışında öğrenim görerek yurda görev talep etmek üzere dönen öğrencilerin mecburi hizmetlerine esas aylığı, derecesini aldığı tarihin ay sonuna kadardır. Ancak; mezuniyet işlemlerinin tamamlanması ve belge düzenlenmesi nedeniyle yurt dışında beklenmesi hâlinde mecburi hizmetine esas aylığı, derecesini aldığı tarihten bir ay sonraki tarihe kadar uzatılabilir.</p>

<p><strong>Sınavlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Resmî burslu öğrencilerin girecekleri yabancı dil seviye tespit sınavları (Test of English as a Foreign Language ve buna benzer sınavlar) ile yetenek ve mesleki yeterlik sınavlarında (Graduate Record Exam, Graduate Management Admission Test, Scholastic Aptitude Test ve buna benzer sınavlar) en fazla dört adedinin bedeli ödenir.</p>

<p>(2) Sınav ücretlerinin ödenebilmesi için ödeme belgeleri ile sınav sonuç belgesinin dilekçeye eklenmesi gerekir.</p>

<p><strong>Okul başvuruları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Resmî burslu öğrencilerin; kabul almak üzere bütün öğrenim seviyeleri süresince dört üniversiteye kadar başvuru ücreti bedeli, başvuru yaptığını ve ödeme işlemini gerçekleştirdiğini belgelendirmeleri kaydıyla kendilerine ödenir.</p>

<p>(2) Resmî burslu öğrencilerin kabul almak üzere üniversitelere başvururken üniversitelere gönderdikleri diploma, transkript, garanti belgesi evraklarının gönderilmesiyle ilgili olarak bütün öğrenim seviyeleri süresince dört adet gönderim ücreti karşılanır.</p>

<p>(3) Esas öğrenim için başka şehirdeki/ülkedeki üniversitelerden başvuru, giriş sınavı veya kayıt konusunda bizzat görüşmek üzere davet aldığını yurt dışı akademik danışman/okul veya zorunlu hâllerde yurt dışı temsilciliklerinin yazısıyla belgelendiren resmî burslu öğrencilere en fazla iki üniversiteye gidiş-dönüş için uçak, otobüs, tren gibi ulaşım aracına ilişkin yol masrafı karşılanır. Öğrencinin bu daveti yurt dışı akademik danışman/okul veya zorunlu hâllerde yurt dışı temsilciliklerinin yazısıyla belgelendirmesi hâlinde; ülke içi iç hat ve Türkiye’ye gelişi bağlantılı uçuş masrafı ödenebilir.</p>

<p>(4) Başvuru ücretlerinin ödenebilmesi için bu ödemelerinin kendileri adına ve başvuru ödemesi olarak yapıldığını gösterir belgenin de dilekçeye eklenmesi gerekir.</p>

<p><strong>Vize ve oturumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yurt dışına öğrenime gönderilen resmî burslu öğrencilerin dil, yüksek lisans veya doktora öğrenimi görecekleri ülkeden vize alabilmeleri için o ülkenin temsilciliklerine ödemeleri zorunlu olan vize harçları ile ABD tarafından vize alınması sırasında zorunlu tutulan SEVIS ücreti her takvim yılında bir kereye mahsus olarak karşılanır. Ancak, aynı yıl içinde bir öğrenim seviyesinden diğer bir öğrenim seviyesine geçişlerde zorunlu tutulan vize ve SEVIS ücreti de tekrar ödenebilir. Ayrıca vize randevusu ve vize posta gideri için ödenen ücretler de ödenir.</p>

<p>(2) Yurt dışında öğrenim gören resmî burslu öğrencilerin bulundukları ülkelerde kalabilmeleri için zorunlu olarak ödemeleri gereken oturum izni, polis kayıt ücreti ve benzeri ödemeler karşılanır.</p>

<p>(3) Resmî burslu öğrencilerin yurt dışına ilk çıkışlarında ödedikleri pasaport cüzdan bedeli karşılanır.</p>

<p><strong>Okul ücretleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Yurt dışında öğrenimde bulunan resmî burslu öğrencilerin okul ve öğrenimleriyle ilgili okul tarafından gerekli görülen ve Bakanlık tarafından onay verilen her türlü masrafları, öğrencinin bağlı bulunduğu bakanlık/kurumca ödenir. Ancak; öğrencilerin öğrenimleri sırasında bizzat sahip olmalarında, kullanmalarında zorunluluk bulunduğu okullarınca bildirilen zorunlu araç-gereç, atölye ve laboratuvar çalışmalarının gerektirdiği maddelerin satın alınması veya kiralanması gibi masraflar, bunların 7 nci maddenin yedinci fıkrası uyarınca verilen ek ödenekten karşılanması gereken giderler kapsamında bulunmaması, alınan malzemenin demirbaş özelliği taşımaması, müşavirlik/ataşeliğe başvurmaları, öğrenim durumunun uygun görülmesi ve temsilcilikler tarafından Bakanlığa bilgi verilmesi kaydıyla müşavirlik/ataşelik/Bakanlık hesabına öğrenim gördükleri kurum veya kuruluş tarafından ödenebilir.</p>

<p>(2) Öğrencilerin yurt dışındaki okul ücretlerinin ödenmesinde; park ücreti, ulaşım ücreti, konaklama ücreti, gecikme faizi kesinlikle karşılanmaz.</p>

<p>(3) Okul ücretleri, ilgili dönemin bütünü dikkate alınarak ödenir.</p>

<p>(4) Müşavirlik/ataşelik bulunmayan veya müşavirlik/ataşelik tarafından ödeme imkânı bulunmayan ülkelerdeki öğrencilerin; okul ücretini gösterir fatura ya da okul ücretini gösterir resmî belge asılları ile bu belgelerin Türkçe çevirilerini bulundukları ülkelerdeki büyükelçilik/başkonsolosluklara onaylatıp Bakanlığa/kuruma üst yazı ile göndermeleri hâlinde okul ücretleri, öğrencilerin yurt içi veya yurt dışı hesaplarına aktarılır. Ödemenin okul ücretini gösterir resmî belgeye göre yapıldığı durumda sonradan alınan faturanın ödeme tarihinden itibaren en geç üç ay içinde Bakanlığa/hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşa gönderilmesi gerekir. Faturanın süresinde gönderilmemesi hâlinde tutarı, ilgili öğrenciye borç çıkarılır.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Öğrencilere resmî burssuz oldukları dönemde 10 uncu maddenin on üçüncü fıkrası kapsamındaki sağlık giderleri hariç herhangi bir ödeme yapılmaz.</p>

<p>(2) Giderleri, hesabına öğrenim gördükleri kurum veya kuruluşlarca karşılanan öğrencilerin okul ödemeleri ile öğrencilere yapılacak diğer ödemelere ilişkin fatura ve diğer ödeme belgelerinin doğrudan ilgili okul veya kişi tarafından müşavirlik/ataşeliğin onayı olmaksızın ilgili kurum veya kuruluşa gönderilmesi, kurum veya kuruluş tarafından ödemenin yapılması ve sonuçtan müşavirlik/ataşeliğin bilgilendirilmesi gerekir.</p>

<p>(3) Yurt dışında öğrenim görmeye hak kazanan öğrencilerin yaptırdıkları taahhüt ve kefalet senetlerinin düzenlenmesine, yurt dışında öğrenimi devam eden öğrencilerin yaptırdıkları taahhüt ve kefalet senetlerinin düzenlenmesine ilişkin noter masrafları, öğrencilerin kendisi tarafından karşılanır. Masrafları kurum veya kuruluşlar tarafından karşılanan öğrencilerin bu tür masrafı, kurum veya kuruluşun uygun görmesi hâlinde kurum veya kuruluş tarafından ödenebilir.</p>

<p>(4) Yurt dışında öğrenim görmeye hak kazanan öğrencilerin sağlık raporu almak için hastaneye ödedikleri rapor ücreti, öğrencilerin kendisi tarafından karşılanır. Masrafları kurum veya kuruluşlar tarafından karşılanan öğrencilerin bu tür masrafı, kurum veya kuruluşun uygun görmesi hâlinde kurum veya kuruluş tarafından ödenebilir.</p>

<p>(5) Öğrenciler, yapmış oldukları harcamaların iadelerini harcamanın yapıldığı tarihten başlayarak en geç altı ay içinde talepte bulunabilir. Bu süre aşıldıktan sonraki talepler dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) Haklarında tazminat kovuşturması kararı alınanlara herhangi bir ödeme yapılmaz.</p>

<p>(7) Bu Tebliğ kapsamında yürütülecek iş ve işlemlerin etkin, verimli ve mevzuata uygun bir şekilde yürütülmesinden Bakanlık sorumludur.</p>

<p><strong>Ödemeye esas belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Tebliğ kapsamındaki harcamaların çek, kredi kartı, banka kartı veya banka hesabından aktarma suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, ödemenin yapılabilmesi için çek, öğrenci adına düzenlenmiş kredi kartının, banka kartının; anne, baba, kardeş veya eşin hesabından öğrenci adına düzenlenmiş ek kredi kartının, banka kartının kartın banka onaylı ekstresi, banka onaylı internet çıktısı, banka onaylı hesap dökümü, banka onaylı alındı belgesi gibi belgelerden biriyle belgelendirilmesi gerekir. Harcamalarını anne, baba, kardeş veya eşin banka hesabından veya kredi kartından yapan öğrenciler için de bu belgelendirmenin yapılması gerekir. Yapılan harcamaların öğrenciye ödenebilmesi için ayrıca bu belgelerle birlikte ödemenin hangi amaçla yapıldığını gösterir belgelerin de dilekçeye eklenmesi gerekir. Bu fıkraya uygun olarak düzenlenmeyen belgeler için ödeme yapılmaz.</p>

<p>(2) Bakanlık hesabına öğrenim gören öğrencilerin yurt dışında yapmış oldukları harcamalara ait ödemeler, ilgili bütçe kaleminden Bakanlıkça müşavirlik/ataşelikler adına açılan avans/kredilerden, hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluş öğrencilerinin yurt dışında yapmış oldukları harcamalarına ait ödemeler ilgili kurum veya kuruluş tarafından yapılır. Müşavirlik/ataşelik bulunmayan veya müşavirlik/ataşelik tarafından ödeme imkânı bulunmayan ülkelerdeki öğrencilerin işlemleri ve ödemeleri, Bakanlık ya da hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşlarca yapılır. Bu durumdaki öğrencilerin yaptıkları harcamaların ödenebilmesi için yurt dışında alınmış harcama belgelerinin ve bunların Türkçe tercümelerinin, bulundukları ülkelerdeki büyükelçilik/başkonsolosluklara onaylatılarak Bakanlığa/hesabına öğrenim görülen kurum veya kuruluşa gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Oryantasyon/bilgilendirme eğitimi ve toplantı faaliyetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Resmî burslu statüde yurt dışında lisansüstü öğrenim görmeye hak kazanan öğrencilere yönelik olarak yurt içinde oryantasyon/bilgilendirme eğitimleri/toplantı faaliyetleri düzenlenebilir.</p>

<p>(2) Öğrenci yurt dışına gittiğinde gerekli görülmesi hâlinde, mahallindeki müşavirlik/ataşelik koordinesinde Bakanlıkça oryantasyon/bilgilendirme eğitimleri/toplantı faaliyetleri yapılabilir.</p>

<p>(3) Bu madde kapsamında öğrencilere yönelik yapılacak harcamalar ile programa katılacak kişilerin masrafları karşılanır.</p>

<p><strong>Kesintiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Tebliğle öğrencilere gider karşılığında yapılan ödemeler, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 28 inci maddesine göre gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan tebliğ</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) 22/7/2025 tarihli ve 32963 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1416 Sayılı Kanun ve Buna Bağlı Yönetmelik Uyarınca Yurt Dışında Lisans ve Lisansüstü Öğrenim Gören Öğrencilere Yapılacak Ödemeler Hakkında Tebliğ yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) 21/9/2023 tarihinden önce yapılan harcamaların öğrencilere geri ödenmesi için öğrenciler, mezuniyet tarihinden başlayarak en geç altı ay içinde geçmişe dönük yaptıkları masrafların kendilerine ödenmesi için talepte bulunabilir. Bu süre aşıldıktan sonraki talepler dikkate alınmaz. 21/9/2023 tarihinde ve bu tarihten sonra yapılan harcamalar için öğrenciler, harcamanın yapıldığı tarihten başlayarak en geç altı ay içinde talepte bulunabilir. Bu süre aşıldıktan sonraki talepler dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Bu Tebliğin;</p>

<p>a) Yurt içi ve yurt dışı aylık burslara ilişkin hükümleri, yayımını izleyen aybaşından itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri ise yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Millî Eğitim Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanı birlikte yürütür.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-204.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz1-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/1416-sayili-kanun-ve-buna-bagli-yonetmelik-uyarinca-yurt-disinda-lisans-ve-lisansustu-ogrenim-goren-ogrencilere-yapilacak-odemeler-hakkinda-teblig-3</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="99111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/3833 E., 2024/400 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233833-e-2024400-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233833-e-2024400-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2024 tarihli, 2023/3833 E., 2024/400 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3833 E., 2024/400 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1738 E., 2023/423 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulü ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına ve fer7îlerine, karşı davanın ve erkeğin maddî ve manevî tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı- karşı davalı kadın vekili tarafından tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları ile tazminat miktarları, kişisel ilişki yönünden, davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tazminatlar, tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası, kişisel ilişki yönünden istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı-karşı davacı kadının ve davalı- karşı davacı erkeğin başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kısmen kaldırılarak kaldırılan yönlerden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davacı- karşı davalı kadının ve davalı- karşı davacı erkeğin sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından; maddî ve manevî tazminat miktarları ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları yönlerinden, davalı- karşı davacı vekili tarafından kusur belirlemesi, karşı boşanma davasının reddi, kadın lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminat ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası yönlerinden temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesi'nin kararına karşı, karşı davanın reddi yönünden davalı - karşı davacı erkek vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmamıştır. Hâl böyle iken İlk Derece Mahkemesi'nin kararına karşı karşı davanın reddi yönünden istinaf yoluna başvurmayan davalı- karşı davacı erkeğin, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı, karşı davanın reddi yönünden temyiz hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; davalı - karşı davacı erkek vekilinin karşı boşanma davasının reddi yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.</p>

<p>Davacı- karşı davalı kadın vekilinin temyiz dilekçesi ile davalı- karşı davacı erkek vekilinin reddedilen yön dışındaki yönlerden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı- karşı davalı kadın dava ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; erkeğin ailesi ile aynı apartmanda altlı-üstlü ikamet ettiklerini, erkeğin babasının çok aşırı müdahaleci olduğunu, her konuda erkeğin babasının karar verdiğini, erkeğin eşi ve çocuğu ile yeterince zaman geçirmediğini, erkeğin babasının birkaç kez kadını evden attığını, erkeğin babasının eylem ve söylemlerine sessiz kaldığını, kadın başka bir eve çıkmak istediğinde, erkeğin kabul etmediği gibi ailesinin evliliklerine yaptıkları müdahaleye sessiz kaldığı, kadının ailesini ziyaret etmesine ve ailesinin eve gelmesine çok fazla izin vermediğini ve süre sınırı koyduğunu, kadın akrabasının düğününe gitmek istediğinde erkeğin annesinin kadını düğüne göndermeyerek erkek ile birlikte kadına hakaret ve kötü sözler söylediklerini, en son kadın konuşmak istediğinde erkeğin "konuşacak bir şey yok nereye gidersen git" diyerek evden çıkıp gittiğini iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanmalarına, müşterek çocuğun velâyetini kadına verilmesine, kadın yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, çocuk yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı- karşı davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; karşı tarafın ileri sürdüğü iddiaların asılsız olduğunu, kadının istekleri karşılanmadığında hırçınlaştığını ve erkeğe bağırıp çağırdığını, kadının müşterek konutun temizliği ile kendi kişisel temizliğini yapmadığını, yemek yapmadığını, kadının müşterek çocuğu banyo yaptırmadığını, en son kadının annesi ile müşterek konutu terk ettiğini iddia ederek, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanmalarına, erkek yararına 80.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin ailesinin baskılarına karşı sessiz kaldığı, eşe yapılan hakarete sessiz, seyirci kalmak evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında duygusal şiddete yönelik bir davranış olup boşanma konusu davranışlardan sayıldığı, ayrıca tanık beyanlarında erkeğin, eşini ailesi ile görüştürmemesi, baskı yolu ile engellemesi, görüştüğünde dahi huzursuzluk çıkartıp görüşmeyi engellemesinin de duygusal şiddete yönelik bir davranış olup boşanma konusu davranışlardan sayıldığı, ayrıca iddialar ve tanık anlatımları kapsamında davalı karşı davacının bir talebi tehdit yolu ile yaptırıma bağladığının sabit olduğu, istenileni yapmadığı takdirde "inceldiği yerden kopsun, çocuğu bırak git" tarzında söylemlerde bulunduğu, bu durumun da duygusal şiddete yönelik davranışlar içerisinde yer aldığı, ayrıca tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalı karşı davacının ailesinin evlilik birliğine müdahil oldukları ve davalı karşı davacı erkek eşin bu duruma kayıtsız ve sessiz kaldığı, taraflar arasındaki geçimsizlikte erkek eşin tam kusurlu olduğu, kadın eşin ise kusurunun bulunmadığı gerekçesi ile asıl davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile çocuk arasında belirlenen zamanlarda kişisel ilişki tesisine, yasal koşulları oluştuğundan kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına 25.000,00 TL manevî ve 20.000,00 TL maddî tazminatın kararın kesinleşmesi ile birlikte işleyecek yasal faizi ile erkekten alınarak kadına verilmesine, sübut bulmayan karşı davanın reddine, erkek eşin maddî ve manevî tazminat taleplerinin yasal şartlar oluşmadığından reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillere tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı- karşı davalı kadın istinaf dilekçesinde özetle; ortak çocuk henüz daha çok küçük olup bu nedenle en azından 3 yaşına kadar kişisel ilişkinin müşterek çocuğun babaya verilmesi suretiyle değil de anne nezaretinde olması gerekirken Mahkemece çocuğun yaşı dikkate alınmaksızın babaya teslimi suretiyle kişisel ilişki kurulmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükmedilen nafaka ve tazminat miktarlarının çok düşük olduğunu beyan ederek, tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları ile tazminat miktarları, baba ile çocuk arasında tesis edilen kişisel ilişki yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı-karşı davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kadın ehine hükmedilen maddî ve manevî tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı, tazminat ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası miktarlarının çok yüksek olduğunu, Mahkemece ortak çocuk ile baba arasında her ayın 1 inci ve 3 üncü Cumartesi günleri kişisel ilişki düzenlenmesine karar verildiğini, baba Cumartesi günü çalıştığı için kişisel ilişkinin Cumartesi yerine Pazar günü olması için müşterek olarak sundukları dilekçenin değerlendirilmediğini beyan ederek, kusur belirlemesi, kabul edilen maddî ve manevî tazminat ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları, kişisel ilişki gününün değiştirilmesi yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat miktarlarının 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesine uygun olmayıp, az olduğu, diğer taraftan, kadın tazminatlara faiz talebinde bulunmadığı halde Mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 26ıncı maddesine aykırı olarak tazminatlara faiz uygulamak suretiyle talepten fazlaya hüküm kurulmasının doğru görülmediği, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına, küçüğün ihtiyaçlarına nazaran kadın ve çocuk lehine takdir edilen iştirak ve yoksulluk nafakası miktarlarının az olduğu, müşterek çocuğun 21.02.2020 doğumlu olduğu inceleme tarihi itibariyle 3 yaşını doldurduğu, buna göre kişisel ilişkinin anne nezaretinde olmaksızın kurulmasında bir sakınca görülmediği, Mahkemece çocuk 3 yaşını dolduruncaya kadar sadece her ayın 1 inci ve 3 üncü Cumartesi günü kişisel ilişki kurulduğu, çocuk 3 yaşını doldurduktan sonra ise her ayın 1inci ve 3 üncü günü hem Cumartesi hem de Pazar olmak üzere yatılı şekilde kişisel ilişki kurulduğu, erkeğin istinaf tarihine göre talebinin müşterek çocuğun 3 yaşına kadar olan bölümü ile ilgili olup inceleme tarihi itibariyle çocuk 3 yaşını doldurduğundan istinafında hukuki yararının kalmadığı, uygun olmadığı takdirde çocuğu Cumartesi günleri almayıp sadece çocukla Pazar günü kişisel ilişki kurabileceği gerekçesi ile 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) nci alt bendi gereğince; erkeğin, kadın lehine hükmedilen tazminatlara faiz verilmesi, kadının da hükmedilen tazminat miktarları ile iştirak ve yoksulluk nafakası miktarı yönünden istinaf itirazlarının ayrı ayrı kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükümlerinin kaldırılmasına, anılan yönlerden hüküm ve gerekçenin yukarıda belirtilen şekilde düzeltilmesine, tarafların sair istinaf itirazlarının esastan reddine, kadın yararına aylık 750,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuk için aylık 750,00 TL iştirak nafakasına, kadın yararına gerekçede 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata, hükümde ise 30.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı- karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı davanın istinaf edilmeyip daha önce kesinleşmiş olduğundan şu aşamada temyiz edilmesinin mümkün olmadığını, asıl dava yönünden ise nafaka ve tazminat bedellerinin çok düşük hükmedildiğini beyan ederek, maddî ve manevî tazminat miktarları ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları yönlerinden temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı- karşı davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı boşanma davasının reddinin doğru olmadığını, nafaka ve tazminat miktarlarının yüksek olduğunu beyan ederek, kusur belirlemesi, karşı boşanma davasının reddi, kadın yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminat ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası yönlerinden temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddî ve manevî tazminata hak kazanıp kazanmayacağı, hükmedilen maddî ve manevî tazminat ile miktarları, tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası hükmedilme şartları ile miktarlarının dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2.İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 327 ve 329 uncu maddeleri; 6100 sayılı Kanun'un 190 ncı ve 194 üncü maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, tarafların aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Somut uyuşmazlıkta tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre, velâyeti anneye verilen ortak çocuk ... Mert yararına takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun’un hakkaniyet ilkesi ile ilgili 4 üncü maddesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>4.6100 sayılı Kanun'nun 26 ncı maddesi gereğince hâkim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36 ncı maddesinin birinci fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinde düzenlenmiş olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı Kanun'da da yer verilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine 6100 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.</p>

<p>5.Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırı olacaktır.</p>

<p>6.Somut olayda, Bölge Adliye mahkemesince kararın gerekçesinde kadın yararına maddî ve manevî tazminat miktarının uygun olmadığının belirtilerek gerekçenin içinde kadın yararına 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminat karar verilmesi gerektiğinin belirtilmesine karşın hüküm fıkrasında kadın yararına 30.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata hükmedildiği; bu haliyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmaktadır. O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, hüküm ve gerekçe çelişkisi yaratılmadan, 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine uygun biçimde, gerekli unsurları içeren bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin karşı boşanma davasının reddine yönelik temyiz dilekçesinin bu yön istinaf edilmediğinden REDDİNE,</p>

<p>2.Davacı- karşı davalı kadın vekilinin tüm, davalı- karşı davacı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminat, iştirak nafakasının miktarı ile yoksulluk nafakasının miktarı yönlerinden BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların kadın yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminatın miktarlarına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>3.Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20233833-e-2024400-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="94787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliyenin duvar kaplaması avukatın üzerine düştü!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliyenin-duvar-kaplamasi-avukatin-uzerine-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliyenin-duvar-kaplamasi-avukatin-uzerine-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Adliyesi’nin B Blok 5’inci katında mesleki faaliyeti için bulunan avukat H.E., duvar kaplamalarının yerinden koparak üzerine düşmesi sonucu başından yaralandı. İstanbul Barosu, ilk tomografi incelemesinde hayati tehlike oluşturabilecek bir bulguya rastlanmadığını, avukatın müşahede altında tutulduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Barosu’ndan yapılan açıklamaya göre, olay bugün İstanbul Adliyesi B Blok’un 5’inci katında meydana geldi.</p>

<p>Mesleki faaliyetini yerine getirmek üzere adliyede bulunan avukat H.E., duvar kaplamalarının yerinden koparak üzerine düşmesi sonucu baş bölgesinden yaralandı.</p>

<p>Olayın bildirilmesinin ardından H.E., refakat eşliğinde ambulansla Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi’ne sevk edildi.</p>

<p><strong>BARO: “HAYATİ TEHLİKE OLUŞTURABİLECEK BİR BULGUYA RASTLANMADI”</strong></p>

<p>İstanbul Barosu, avukat ve sorumlu hekimiyle yapılan görüşmelerde darbeye bağlı yaralanma meydana geldiğinin, ilk tomografide hayati tehlike oluşturabilecek bir bulguya rastlanmadığının bildirildiğini açıkladı.</p>

<p>H.E.’nin kontrol amacıyla müşahede altında tutulduğu ve ikinci tomografinin ardından sağlık durumuna ilişkin nihai değerlendirmenin yapılacağı belirtildi.</p>

<p>Baro, kamu binalarının can ve mal güvenliği bakımından güvenli olmasının idarenin sorumluluğunda olduğunu belirterek olayın etkili ve kapsamlı biçimde soruşturulması ve sorumlular hakkında yaptırım uygulanması için girişimde bulunacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“ADLİYELER AVUKATLARIN İŞ YERİDİR; GÜVENLİ OLMAK ZORUNDADIR”</strong></p>

<p>Avukatın Sesi İnisiyatifi de olaya ilişkin açıklamasında, adliyelerin avukatlar açısından fiili çalışma alanı olduğuna dikkati çekerek, adliyelerde yaşanan kazaların “münferit olaylar” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>İnisiyatif, adliye binalarının fiziki koşullarının düzenli olarak denetlenmesi, bakım ve onarımların yapılması ve tespit edilen risklerin giderilmesi çağrısında bulunarak, “Adliyelerde güvenlik, ertelenebilecek ya da ihmal edilebilecek bir mesele değildir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><i>İstanbul Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>"MESLEKTAŞIMIZIN YARALANMASINA İLİŞKİN KAMUOYUNA BİLGİLENDİRME"</strong></p>

<p>"29 Eylül 2026 tarihinde, İstanbul Adliyesi B Blok 5. katta mesleki faaliyetini yerine getirmek üzere bulunan meslektaşımız H.E., duvar kaplamalarının yerinden koparak üzerine düşmesi sonucu baş bölgesinden yaralanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayın idari personel tarafından Baromuz personeline bildirilmesi üzerine meslektaşımızın durumu yakından takip edilmiş; kendisi, refakat eşliğinde ambulansla İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesine sevk edilmiştir.</p>

<p>Meslektaşımız ve sorumlu hekimiyle yapılan görüşmelerde, darbeye bağlı bir yaralanmanın meydana geldiği, gerçekleştirilen ilk tomografi incelemesinde hayati tehlike oluşturabilecek bir bulguya rastlanmadığı tarafımıza bildirilmiştir. Meslektaşımızın kontrol amacıyla müşahede altında tutulduğu, ikinci bir tomografi incelemesinin ardından nihai sağlık durumuna ilişkin değerlendirme yapılacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>Yaralanan meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, en kısa sürede sağlığına kavuşmasını diliyoruz.</p>

<p>Meslektaşlarımızın mesleki faaliyetlerini güvenli koşullarda sürdürebilmeleri ve yurttaşlarımızın da can ve mal güvenliği kamusal makamların sorumluluğundadır. Kamu binalarının can ve mal bakımından güvenli olması, her halükarda idarenin sorumluluğu kapsamındadır. Bu hususta konunun etkili ve kapsamlı biçimde soruşturulması, sorumluların da yaptırıma tabi tutulması için gerekli girişimlerde bulunacağımızı ve sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/h-t-yl-iz-t-w-m-a-a-k-gbw.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliyenin-duvar-kaplamasi-avukatin-uzerine-dustu</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adliyede-duvar-kaplamasi-avukatin-uzerine-dustu-wzsr.webp" type="image/jpeg" length="89259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDA ETKİN PİŞMANLIK KURUMU: 2,2 Milyar TL’lik İade Vakası Işığında Hukuki Bir Analiz]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-kanununda-etkin-pismanlik-kurumu-22-milyar-tllik-iade-vakasi-isiginda-hukuki-bir-analiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-kanununda-etkin-pismanlik-kurumu-22-milyar-tllik-iade-vakasi-isiginda-hukuki-bir-analiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sermaye piyasalarında yürütülen bir fon soruşturması kapsamında; eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın, Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerden elde ettikleri iddia edilen 2,2 milyar TL'yi Hazine ve Maliye Bakanlığı hesaplarına iade etmesi kamuoyunda...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sermaye piyasalarında yürütülen bir fon soruşturması kapsamında; eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın, Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerden elde ettikleri iddia edilen 2,2 milyar TL'yi Hazine ve Maliye Bakanlığı hesaplarına iade etmesi kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Bu gelişme, sermaye piyasası suçlarında "etkin pişmanlık" müessesesinin uygulanma şartlarını ve hukuki sonuçlarını yeniden tartışmaya açmıştır. Bu çalışmada, söz konusu iade vakası üzerinden Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki etkin pişmanlık düzenlemeleri teorik ve pratik boyutlarıyla değerlendirilecektir.</p>&#13;
&#13;
<p>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (SPKn) 107/3. maddesi, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı (manipülasyon) suçları için özel bir etkin pişmanlık mekanizması düzenlemiştir. Söz konusu hükme göre, failin etkin pişmanlıktan yararlanması için, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı tutarında (ve her halükarda 500.000 Türk Lirasından az olmamak üzere) bir meblağı Hazine’ye ödemesi gerekmektedir.</p>&#13;
&#13;
<p>Bu düzenleme, finansal piyasaların işleyişini korumak ve hukuki süreç tamamlanmadan önce oluşan kamusal/ekonomik zararı hızlıca telafi etmek amacıyla getirilmiştir.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>Ödemenin yapıldığı hukuki evre, failin alacağı ceza üzerindeki etkiyi doğrudan belirlemektedir: </strong></p>&#13;
&#13;
<p>· <strong>Soruşturma Başlamadan Önce:</strong> Henüz bir soruşturma açılmadan önce pişmanlık gösterilerek menfaatin iki katı Hazineye ödenirse, fail hakkında <strong>cezaya hükmolunmaz</strong>.</p>&#13;
&#13;
<p>· <strong>Kovuşturma (Dava) Başlamadan Önce:</strong> Soruşturma aşamasında (yani dava açılmadan önce) ödeme gerçekleştirilirse, verilecek ceza <strong>yarı oranında (1/2)</strong> indirilir.</p>&#13;
&#13;
<p>· <strong>Mahkumiyet Kararı Verilmeden Önce:</strong> Mahkeme aşamasında, hüküm kurulmadan önce ödeme yapılması durumunda ise ceza <strong>üçte bir oranında (1/3)</strong> indirilir.</p>&#13;
&#13;
<p>· <strong>Alt Sınır Kriteri:</strong> Elde edilen menfaatin iki katı hesaplandığında bu tutar <strong>500.000 TL'nin altında kalsa dahi</strong>, etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmek için Hazineye en az 500.000 TL yatırılması zorunludur.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>Yetmez Ama Evet: 2,2 Milyar Liralık İade Sadece Bir Başlangıç Olmalı</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Sermaye piyasalarındaki fon soruşturması kapsamında gündeme gelen eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın, Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerden elde ettikleri iddia edilen <strong>2,2 milyar lirayı Hazine ve Maliye Bakanlığı hesaplarına iade etmesi</strong>, kamu kaynaklarının korunması adına olumlu bir adımdır. Ancak bu gelişme, meselenin kapandığı anlamına gelmez. Paranın geri dönmesi elbette önemlidir; fakat hukuki, yapısal ve toplumsal adalet penceresinden bakıldığında bu hamle tek başına <strong>"yetmez."</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Asıl odaklanılması gereken nokta, paranın teslim edildiği adres değil; bu devasa kazancın hangi hileli mekanizmalar ve hukuki ihlaller sonucunda elde edildiğidir. Nitekim son dönemde piyasalarda şahit olduğumuz <strong>Pusula Portföy, Tera Portföy ve Bulls Yatırım</strong> gibi kurumların 131 yatırım fonunu kapsayan tasfiye süreçleri, "erken bilgi akışı" gibi rasyonel kavramların arkasına gizlenen <strong>insider trading</strong> (içeriden öğrenenlerin ticareti) suçlarının somut birer yansımasıdır. Finansal okuryazarlığı düşük yüz binlerce küçük yatırımcının birikimlerini adeta birer likidite kaynağı olarak kullanan bu hileli asimetri, özü itibarıyla organize bir hak gaspıdır ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106. maddesi kapsamında net bir suçtur</p>&#13;
&#13;
<p><strong>Etkin Pişmanlık ve Sorumluluk Sınırları</strong></p>&#13;
&#13;
<p>6362 sayılı Kanun’un 107/3. maddesindeki etkin pişmanlık hükümleri ve iade edilen 2,2 milyar liranın hukuki karşılığı titizlikle incelenmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki, hiçbir mali ödeme cezai sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Fonu kötü yöneten, varlıkları manipülatif veya likiditesi düşük hisselerle dolduran Portföy Yönetim Şirketlerinin (PYŞ) ortakları ve yöneticileri, tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınamamalı; şahsi mal varlıklarıyla da zarardan müteselsilen ve sınırsız sorumlu tutulmalıdır (Ayrıntılı bilgiler için bkz. <u><strong></strong></u>). Suçluların mal varlıklarına el konulup mağdurlara iade edilmediği sürece gerçek adalet tesis edilemez.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>SPK'nın Gözetim Görevi ve "Hizmet Kusuru</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Mevcut yasal düzlemde, SerPK m. 115 gereğince Cumhuriyet savcılıklarının re'sen soruşturma açamaması ve sürecin münhasıran SPK'nın yazılı başvurusuna (suç duyurusu tekeline) bağlanmış olması en büyük yapısal açmazlardan biridir (Bkz. Hukuki Haber SPK Sorumluluğu Makalesi). Savcılığın harekete geçemediği her gün küçük yatırımcının zararı büyümektedir. Dolayısıyla, SPK'nın piyasadaki açık manipülasyonları tespit etmekte bariz biçimde geç kalması veya makul sürede suç duyurusunda bulunmaması, idare hukuku kapsamında bir <strong>"hizmet kusuru"</strong> teşkil eder ve doğrudan zarara uğrayan yatırımcılara idari yargıda tam yargı (tazminat) davası açma hakkı doğurur (Ayrıntılı bilgi için bkz. Hukuki Haber SPK Sorumluluğu Makalem)</p>&#13;
&#13;
<p><strong>Yapısal Çözüm Önerisi: "Enflasyon Kalkanı" ve Özel Kanun Taslağı</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Yürürlükteki genel tasfiye hükümleri, kriz anında içeriden edindiği gizli bilgilerle fondan erken çıkan imtiyazlı azınlığı korurken, dürüst küçük yatırımcıyı "zarara katlanan ortak" konumuna itmektedir. Bu mağduriyeti gidermek ve piyasa güvenini yeniden tesis etmek için acilen özel bir mevzuat değişikliğine ihtiyaç vardır (Bkz. Hukuki Haber Kanun Taslağı Makalem):</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>&#13;
&#13;
<p>· Küçük yatırımcıların anaparalarını TÜFE oranında güvenceye alacak bir <strong>"Enflasyon Kalkanı"</strong> yasal fona kavuşturulmalıdır.</p>&#13;
&#13;
<p>· Takasbank bünyesinde bir <strong>"Küçük Yatırımcıyı Koruma ve Mağduriyet Tazmin Havuzu"</strong> kurulmalıdır.</p>&#13;
&#13;
<p>· Bilgi suistimali ve manipülasyon yoluyla elde edilip Hazineye dönen ya da müsadere edilen tüm haksız kazançlar doğrudan bu havuza aktarılarak dürüst vatandaşların zararlarının karşılanmasında kullanılmalıdır</p>&#13;
&#13;
<p><strong>Sonuç: Gerçek Adalet Parayla Ölçülemez</strong></p>&#13;
&#13;
<p>2,2 milyar liralık tutarın Hazine’ye iade edilmesi kamu kaynakları açısından olumlu bir başlangıçtır; fakat bu durum arka plandaki soru işaretlerini ortadan kaldırmamalı, aksine tüm sorumluların hukuk önünde hesap vermesinin önünü açmalıdır.</p>&#13;
&#13;
<p>Gerçek anlamda adalet, sadece paranın geri dönmesiyle değil; sorumluların cezalandırılması, mağdurlarının zararlarının giderilmesi ve piyasaların hak, mutlak şeffaflık ve tam eşitlik sütunları üzerine yeniden inşa edilmesiyle sağlanabilir.<br></br>&#13;
<img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861"></img></p>&#13;
&#13;
<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>&#13;
&#13;
<p><strong>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-kanununda-etkin-pismanlik-kurumu-22-milyar-tllik-iade-vakasi-isiginda-hukuki-bir-analiz</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/sermayeea.jpg" type="image/jpeg" length="67369"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“BU DOSYA SİYASİ” TÜRK YARGI PRATİĞİNDE ADİ (ADLİ) DAVA, SİYASİ DAVA VE LAWFARE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bu-dosya-siyasi-turk-yargi-pratiginde-adi-adli-dava-siyasi-dava-ve-lawfare-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bu-dosya-siyasi-turk-yargi-pratiginde-adi-adli-dava-siyasi-dava-ve-lawfare-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Türk adliye pratiğinde kanunlarda yazmayan, fakat neredeyse herkesin bildiği bir ayrım vardır: “siyasi dosyalar” ve “adi (adli) dosyalar.” Bu ayrımın Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir karşılığı yoktur; mahkemelerin görevi de davanın siyasi veya adi yahut adli olmasına göre belirlenmez. Bir dos...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Türk adliye pratiğinde kanunlarda yazmayan, fakat neredeyse herkesin bildiği bir ayrım vardır: “siyasi dosyalar” <strong>ve “adi (adli) dosyalar.” </strong>Bu ayrımın Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir karşılığı yoktur; mahkemelerin görevi de davanın siyasi veya adi yahut adli olmasına göre belirlenmez. Bir dosyanın kapağına “siyasi dava” yazılmaz. Buna rağmen bir avukatın, hâkimin veya savcının <strong>“Bu dosya biraz siyasi”</strong> demesiyle ne kastettiğini meslek mensupları çoğu zaman bilir.</p>

<p>Bu durum, üzerinde durulması gereken bir çelişkiye işaret ediyor. Pozitif hukukta bulunmayan bir ayrım, uygulamanın dilinde nasıl bu kadar yerleşik olabilir? Daha önemlisi, “siyasi dava” dediğimiz şey yalnızca gazetecilerin ve siyasetçilerin kullandığı polemikçi bir etiket midir, yoksa hukuk bilimi bakımından da açıklanabilir bir olgu mudur? Yaklaşık kırk yıla yaklaşan meslek hayatımda, aynı kanun maddelerinin ve aynı usul kurumlarının dosyanın siyasal ağırlığına göre farklı bir atmosfer içinde uygulandığına ilişkin gözlemin yalnız bana ait olmadığını düşünüyorum. Fakat gözlem tek başına hukuki ölçüt değildir; yapılması gereken, bu sezgiyi kavramsal ve denetlenebilir bir zemine taşımaktır.</p>

<p>Tam bu noktada son yıllarda hukuk ve siyaset bilimi literatüründe giderek daha sık kullanılan “lawfare” kavramı önem kazanıyor. Lawfare, siyasi dava kavramıyla aynı şey değildir. Her siyasi dava lawfare olmadığı gibi, siyasi sonuç doğuran her yargılama da hukukun araçsallaştırıldığını göstermez. Buna karşılık hukuk, bir siyasal rakibi etkisizleştirmek, kamusal faaliyeti daraltmak veya siyasi mücadelede avantaj sağlamak için stratejik bir araç hâline getiriliyorsa artık yalnız “siyasi dava”dan değil, hukukun kullanım biçiminden söz etmek gerekir.</p>

<p><strong>Siyasi suç başka, siyasi dava başka</strong></p>

<p>Önce kavramları ayırmak gerekir. “Siyasi suç” ceza hukuku öğretisinin eski ve bilinen tartışmalarındandır. Devletin güvenliğine, anayasal düzene veya siyasal kurumlara yönelen bazı suçların diğer suçlardan farklı değerlendirilip değerlendirilemeyeceği uzun zamandır tartışılmış; bu ayrım özellikle suçluların iadesi ve sığınma hukukunda önem taşımıştır. Buna karşılık yürürlükteki Türk Ceza Kanunu suçları genel olarak “siyasi suçlar” ve “adi (adli) suçlar” şeklinde iki ana kategoriye ayırmaz.</p>

<p>“Siyasi dava” ise suçun hukuki niteliğinden daha geniş bir olguyu anlatır. Bir kişinin anayasal düzene karşı bir suçtan yargılanması davayı kendiliğinden siyasi amaçlı hâle getirmez. Tersinden bakıldığında, görünüşte tamamen olağan bir suç tipi üzerinden yürütülen bir soruşturma da siyasal mücadeleyle yoğun biçimde iç içe geçebilir. Hakaret, ihaleye fesat, görevi kötüye kullanma, örgüt üyeliği, vergi suçu veya başka bir genel ceza normu, içinde bulunduğu bağlama göre siyasal sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle davanın adından veya isnat edilen suç tipinden hareket etmek yeterli değildir. Bir siyasetçinin rüşvet işlediğine ilişkin ciddi deliller varsa onun yargılanması hukuk devletinin ihlali değil, gereğidir. Siyasetçinin hukuk karşısında ayrıcalığı olamaz. Sorun, siyasetçinin yargılanması değil; hukukun, siyasetçiye karşı mücadele etmenin aracı hâline getirilmesidir. Aradaki fark, siyasi dava tartışmasının merkezinde durmalıdır.</p>

<p><strong>Siyasi davanın üç ayrı görünümü</strong></p>

<p>“Siyasi dava” denildiğinde aslında birbirinden farklı üç durumdan söz ediyor olabiliriz. Birinci durumda dava konusu itibarıyla siyasidir. Devletin anayasal düzenine, seçim süreçlerine veya siyasal kurumlara yönelen fiiller bu gruba girebilir. Burada siyasal nitelik, doğrudan suçun konusu veya korunan hukuki değerle ilgilidir.</p>

<p>İkinci durumda davanın tarafları veya toplumsal etkisi siyasal nitelik taşır. Milletvekili, belediye başkanı, parti yöneticisi, gazeteci ya da insan hakları savunucusu hakkında açılan bir dava, kişinin kamusal konumu nedeniyle yoğun siyasi tartışmaya yol açabilir. Ancak sanığın veya şüphelinin siyasi kimliği, davayı kendiliğinden “siyasi amaçlı” yapmaz. Bir belediye başkanının trafik kazası nedeniyle yargılanması, yalnızca belediye başkanı olduğu için siyasi dava sayılamaz.</p>

<p>Üçüncü ve asıl tartışmalı durumda ise hukuk mekanizmasının kullanım amacı gündeme gelir. Soruşturma veya dava görünüşte olağan hukuk kurumları içinde yürütülmektedir; fakat bu kurumların seçimi, zamanlaması veya yoğunluğu siyasi mücadelede sonuç elde etmeye yönelmiştir. İşte lawfare kavramı, tam olarak bu üçüncü alanda açıklayıcı hâle gelir.</p>

<p><strong>Lawfare: hukukun bulunmaması değil, hukukun silahlandırılması</strong></p>

<p>“Lawfare”, “law” ve “warfare” kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor. Kavram çağdaş literatürde özellikle Charles Dunlap’ın çalışmalarıyla yaygınlaştı. İlk kullanımlarında daha çok silahlı çatışma ve uluslararası ilişkiler bağlamında ele alınan kavram, zaman içerisinde hukuk kurallarının ve hukuki süreçlerin siyasi, askerî veya stratejik hedeflere ulaşmak amacıyla kullanılmasını ifade eden daha geniş bir anlama kavuştu.</p>

<p>Lawfare’ın önemli tarafı, mutlaka çıplak bir kanunsuzluk biçiminde ortaya çıkmamasıdır. Hatta kavramı zor ve tehlikeli hâle getiren tam da budur. Kanunda suç vardır; savcının soruşturma yetkisi vardır; mahkeme görevlidir; tutuklama, el koyma, arama veya görevden uzaklaştırma gibi tedbirlerin hukuki dayanakları bulunmaktadır. Bütün parçalar ayrı ayrı bakıldığında hukuk sisteminin içindedir. Fakat bu parçalar bir araya getirildiğinde, hukukun kendi meşru amacı dışında başka bir stratejik hedefe hizmet ettiği ileri sürülebilir.</p>

<p>Bu nedenle lawfare’ı yalnız “hukuka aykırı dava” diye çevirmek eksik kalır. Her yanlış karar, her zayıf iddianame veya her hukuka aykırı tutuklama lawfare değildir. Lawfare, tek tek hukuka aykırılıkların ötesinde, hukuk düzeninin veya hukuk kurumlarının belirli bir kişiye yahut gruba karşı stratejik araç olarak kullanılmasını ifade eder. Mesele hukuk dışına çıkılması değil, bazen tam tersine hukuki biçimlerin korunarak hukukun amacının değiştirilmesidir. Bu yüzden bana göre kavramı Türkçede en iyi karşılayan ifade “hukukun silahlandırılması”dır.</p>

<p><strong>Her siyasi dava lawfare değildir</strong></p>

<p>Kavramın çekiciliği, aynı zamanda en büyük tehlikesidir. Siyasi aktörler, kendileri hakkında yürütülen hemen her soruşturmayı “siyasi operasyon” olarak nitelendirmeye eğilimli olabilirler. Eğer muhalif bir siyasetçi hakkında açılan her dava lawfare sayılırsa, kavram çok kısa sürede semantik erozyona uğrar ve açıklayıcı değerini kaybeder; daha da önemlisi, siyasetçilerin gerçek suçlardan dolayı hukuki sorumluluklarının sorgulanması güçleşir.</p>

<p>Demokratik hukuk devletinde siyasetçiler hukuka tabi olmalıdır. Bir kamu görevlisinin rüşvet aldığına, kamu kaynağını kötüye kullandığına veya başka bir suç işlediğine ilişkin somut deliller mevcutsa, soruşturmanın siyasi sonuç doğuracak olması yargılamayı gayrimeşru hâle getirmez. Hukukun siyasete dokunmaması değil, siyasete de aynı ölçülerle uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu yüzden lawfare tartışmasının doğru sorusu “Yargılanan kişi muhalif mi?” değildir. Doğru soru şudur: Aynı eylem, aynı delil ve aynı hukuki durum, siyasi kimliği bulunmayan bir kişi bakımından da aynı zamanda, aynı yoğunlukta ve aynı tedbirlerle karşılanır mıydı? Bu soru tek başına kesin cevap vermez; fakat siyasi kanaatten hukukî analize geçmek için güçlü bir başlangıç noktasıdır.</p>

<p><strong>Siyasi dava bağlamı, lawfare işlevi anlatır</strong></p>

<p>Siyasi dava ile lawfare arasındaki ilişkiyi belki en kısa biçimde şöyle kurabiliriz: Siyasi dava, davanın içinde bulunduğu bağlamı; lawfare ise hukukun gördüğü işlevi anlatır. Bir dava çok yoğun siyasi sonuçlar doğurabilir, toplum ikiye bölünebilir ve yargılanan kişi önemli bir siyasi aktör olabilir. Buna rağmen hukuk olağan ölçüler içinde işliyorsa lawfare’dan söz etmek için yeterli neden bulunmayabilir.</p>

<p>Lawfare iddiasında ise bir adım daha ileri gidilir. Burada sav, hukukun yalnızca siyasi bir olayla ilgilenmediği, bizzat siyasi sonuç üretmek üzere kullanıldığıdır. Siyasi dava “Bu dosya siyasetle ilişkilidir” derken, lawfare “Hukuk burada siyasi mücadelede araç olarak kullanılmaktadır” iddiasını taşır. Bu bakımdan siyasi dava bir nitelendirme, lawfare ise bir kullanım biçimidir.</p>

<p><strong>Adi (adli) davada hukuk olayı, lawfare’da kişi mi takip eder?</strong></p>

<p>Önceki yazımda lawfare şüphesi bulunan bir soruşturmada “Önce suç mu bulundu, önce sanık mı?” sorusunun önemine değinmiştim. Bu soru, yalnız savunma tekniği bakımından değil, siyasi dava ile lawfare arasındaki farkı anlamak bakımından da açıklayıcıdır. Olağan ceza soruşturmasında bir olay ortaya çıkar, olay suç şüphesi doğurur, deliller toplanır ve bu deliller belirli kişilere ulaşır. Süreç esas olarak olaydan kişiye doğru ilerler.</p>

<p>Araçsallaştırılmış bir soruşturmada ise bunun tersine dönmesi mümkündür. Önce kişi siyasi veya kamusal bir hedef hâline gelir; ardından geçmişi, ilişkileri, banka hareketleri, telefon görüşmeleri, toplantıları ve sosyal çevresi taranarak bunların içinden bir suç anlatısı kurulmaya başlanır. Elbette geniş kapsamlı soruşturmalarda kişiye yönelik inceleme tek başına hukuka aykırı değildir. Burada belirleyici olan, suç şüphesinin somut olaydan mı doğduğu, yoksa kişinin hayatından suç üretmeye elverişli parçaların mı arandığıdır.</p>

<p>Bu ayrımı biraz daha keskinleştirerek şöyle ifade etmek mümkün: Olağan ceza yargısında hukuk olayı takip eder; lawfare şüphesinin bulunduğu durumda ise hukukun kişiyi takip edip etmediğini sormak gerekir. Bu, her dosyada kolayca verilecek bir hüküm değildir. Fakat soruşturmanın başlangıç noktası, zamanlaması, seçilen suç tipleri ve kullanılan tedbirler birlikte incelendiğinde anlamlı hâle gelebilir.</p>

<p><strong>Süreç ne zaman cezaya dönüşür?</strong></p>

<p>Ceza hukukunun klasik mantığında ceza, yargılama sonunda ortaya çıkar. Soruşturma ve kovuşturma suçun işlenip işlenmediğini belirlemek için yürütülen süreçtir; yaptırım ise mahkûmiyet kararını takip eder. Lawfare tartışmasının en çarpıcı yönlerinden biri, bu sıralamanın fiilen değişebilmesidir. Bazı dosyalarda süreç, hükümden bağımsız biçimde ağır sonuçlar üretmeye başlayabilir.</p>

<p>Uzun tutukluluk, sürekli adli kontrol, seyahat yasağı, malvarlığı üzerindeki tedbirler, görevden uzaklaştırma, art arda açılan soruşturmalar veya kişinin yıllarca ağır suç isnadı altında bırakılması, beraat kararı verilse dahi geri döndürülemeyecek sonuçlar yaratabilir. Bir seçim geçmiş, siyasi kariyer sona ermiş, ekonomik faaliyet çökmüş veya kamusal itibar ağır biçimde zarar görmüş olabilir. Böyle bir durumda yıllar sonra gelen beraat hukuk bakımından değerli olmakla birlikte geçmiş zamanı geri getiremez.</p>

<p>Bu nedenle lawfare’ın gücü bazen mahkûmiyet kararında değil, sürecin kendisinde ortaya çıkar. Hukuk, nihai yaptırıma ulaşmadan da fiilî sonuç üretebilir. Koruma tedbiri hukuken ceza değildir; fakat tedbirin uygulanma biçimi ve süresi, siyasi veya kamusal hayat bakımından cezadan daha erken ve daha etkili sonuç doğurabilir. Sorulması gereken, bu sonuçların tedbirin meşru muhakeme işlevinin kaçınılmaz yan etkisi mi olduğu, yoksa tedbirin sürdürülmesinde bu sonuçların mı belirleyici hâle geldiğidir.</p>

<p><strong>AİHS’nin 18. maddesi: amaç denetiminin hukuki zemini</strong></p>

<p>Lawfare kavramı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde geçmez. Buna rağmen Sözleşme’nin 18. maddesi, bu tartışmanın hukuk içindeki en güçlü karşılıklarından birini sunar. Madde, Sözleşme’de öngörülen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların, öngörüldükleri amaçlar dışında uygulanamayacağını kabul eder. Bu düzenleme, devletin yalnız “yetkim vardı” demesini yeterli görmez; yetkinin hangi amaçla kullanıldığını da hukuki denetime açar.</p>

<p>AİHM Büyük Dairesinin Merabishvili/Gürcistan kararında geliştirdiği yaklaşım burada önemlidir. Bir tedbir görünürde Sözleşme’nin kabul ettiği meşru bir amaca hizmet ederken, aynı zamanda başka bir amaç da taşıyabilir. Böyle hâllerde soru, karar veren kişilerin zihnini okumak değil, olayın bütününe bakıldığında hangi amacın baskın hâle geldiğini belirlemektir. Zamanlama, siyasi bağlam, kullanılan tedbirlerin ağırlığı, benzer olaylardaki uygulama ve sürecin bütünü bu değerlendirmede önem kazanır.</p>

<p>Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) kararı, siyasi bağlam ile özgürlükten yoksun bırakmanın amacı arasındaki ilişkinin AİHS m.18 çerçevesinde nasıl incelenebileceğini gösteren başlıca kararlardan biridir. AİHM burada her siyasi soruşturmanın gayrimeşru olduğu sonucuna varmamış; aksine sınırlamanın arkasındaki baskın amacın somut olayların bütünü içinde ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>25 Ağustos 2026 tarihli Kavala/Türkiye (No. 2) Büyük Daire kararı ise tartışmayı daha da ileri taşımıştır. Mahkeme, başvurucunun kovuşturulması, devam eden tutukluluğu ve mahkûmiyetinin ağırlıklı olarak Sözleşme’de öngörülmeyen başka bir amaçla, yani Gezi Parkı olaylarındaki rolü ve insan hakları savunuculuğu nedeniyle cezalandırma ve susturma amacıyla yürütüldüğü sonucuna ulaşmıştır. Karar, lawfare sözcüğünü kullanmasa da, hukuki yetkinin başka bir amaca yöneltilmesinin artık yalnız hukuk sosyolojisinin değil, doğrudan insan hakları hukukunun konusu olabileceğini gösterir.</p>

<p><strong>Siyasi saik nasıl hukuki iddiaya dönüşür?</strong></p>

<p>Siyasi dava tartışmasının en zayıf noktası çoğu zaman “niyet okuma” tehlikesidir. Savcı veya hâkimin kişisel düşüncesini tahmin etmek, hukukî bir savunma yöntemi değildir. Siyasi iktidarın bir kişiden hoşlanmaması da tek başına o kişi hakkında açılan her davanın lawfare olduğunu kanıtlamaz. Hukuki tartışmanın nesnelleşebilmesi için, saikin doğrudan zihinsel dünyadan değil, gözlemlenebilir olgulardan çıkarılması gerekir.</p>

<p>Bunun için seçicilik, zamanlama ve orantısızlık önemli göstergeler olabilir. Benzer durumda bulunan kişiler bakımından aynı hukuk kuralının farklı uygulanması; yıllardır bilinen bir olayın tam kritik bir siyasi dönemeçte soruşturma konusu yapılması; hafif tedbirlerle ulaşılabilecek amaçlar varken en ağır tedbirlerin ısrarla tercih edilmesi; lehe gelişmelerin hemen ardından yeni suçlamaların veya yeni hukuki nitelendirmelerin ortaya çıkması gibi olgular tek tek kesin kanıt değildir. Fakat birlikte ve sistematik şekilde aynı sonuca yöneliyorlarsa artık açıklanması gereken bir örüntü doğar.</p>

<p>Bu noktada “adi dava testi” diyebileceğimiz basit ama yararlı bir soru öneriyorum: Aynı olay, aynı delil ve aynı usulî durum siyasi kimliği olmayan bir şüpheli bakımından önümüze gelseydi aynı soruşturma açılır, aynı suç vasfı uygulanır, aynı koruma tedbiri seçilir ve süreç aynı yoğunlukta yürütülür müydü? Cevabın somut ve karşılaştırılabilir örneklerde sürekli biçimde olumsuzlaşması, siyasi saik iddiasını salt kanaatten çıkarıp hukukî tartışmanın parçası hâline getirebilir.</p>

<p><strong>“Bu dosya siyasi” cümlesinin anlattığı şey</strong></p>

<p>Adliye koridorlarında sık duyulan “Bu dosya siyasi” cümlesi, aslında çoğu zaman mevzuata ilişkin değil, yargılama ortamına ilişkin bir tespittir. Uygulayıcı, dosyanın etrafında medya, kamuoyu, siyasi iktidar, muhalefet, bürokrasi ve kariyer kaygıları gibi hukuk dışı unsurların yoğunlaştığını anlatmaktadır. Dosyanın maddi hukuk bakımından niteliği değişmemiştir; değişen, dosyanın etrafındaki basınçtır.</p>

<p>Hukuk devleti bakımından asıl mesele bu dış dünyanın mahkeme salonunun kapısında kalıp kalmadığıdır. Delilin değeri, siyasi dosyada başka; adi dosyada başka olamaz. Kuvvetli suç şüphesi, ölçülülük veya tutuklama nedenleri dosyanın siyasi ağırlığına göre değiştirilemez. Kanunun yorum ilkeleri de sanığın iktidara veya muhalefete yakınlığına göre farklılaşamaz. Hukuk, siyasal alanın dışında değildir; fakat siyasi mücadelenin tarafı hâline geldiği anda bağımsız hakem olma niteliğini kaybeder.</p>

<p><strong>Hukukun üstünlüğü iki uçtan da korunmalıdır</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lawfare kavramı yalnız iktidarın hukuk aracılığıyla muhalefete müdahalesini eleştirmek için kullanılan bir slogan hâline gelirse kendi içinde başka bir sorun üretir. Hukukun siyasal aktörlere hiç dokunamaması da hukuk devleti değildir. Yolsuzluk, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, şiddet veya başka suçlar söz konusu olduğunda “siyasi dava” etiketi gerçek bir soruşturmanın önüne kalkan olarak konulmamalıdır.</p>

<p>Bu nedenle iki uçtan da uzak durmak gerekir. Bir uçta, “Yargı kararıdır; dolayısıyla siyasetten tamamen bağımsızdır” biçimindeki aşırı biçimcilik bulunur. Diğer uçta ise “Siyasi bir kişi hakkında açılmışsa dava zaten siyasidir” kolaycılığı vardır. Birinci yaklaşım hukukun araçsallaştırılmasını görünmez kılabilir; ikinci yaklaşım ise hukukun siyaset üzerindeki meşru denetimini etkisizleştirir. Sağlıklı yaklaşım, dosyanın tarafının kim olduğuna değil, hukuki mekanizmanın nasıl ve hangi amaçla kullanıldığına bakmaktır.</p>

<p><strong>Sonuç: hukuk hakem mi, oyuncu mu?</strong></p>

<p>Türk hukukunda “siyasi dava” adı altında resmî bir dava kategorisi yoktur. Olmaması da gerekir. Yargılama kuralları sanığın veya davanın siyasal niteliğine göre değişemez. Bununla birlikte siyasi davaların sosyolojik bir gerçeklik olduğunu inkâr etmek de hayatın ve adliye pratiğinin dışına düşmek olur. Pozitif hukukta adı bulunmayan bu olgu, hukuk sosyolojisi bakımından incelenebilir; hukuki yetkinin amaç dışı kullanımı söz konusu olduğunda ise mesele hukuk devleti ve insan hakları hukukunun doğrudan konusu hâline gelir.</p>

<p>Lawfare kavramı tam bu geçiş noktasını anlamamıza yardımcı olur. Siyasi davanın hukuken sorunlu olan yanı siyasi bir kişinin yargılanması değildir. Sorun, hukuk mekanizmasının siyasi mücadeleyi yürütmenin aracına dönüşmesidir. Bu nedenle her siyasi dava lawfare değildir; fakat hukuk, siyasal rakibi etkisizleştirmek veya kamusal alanı daraltmak için stratejik biçimde kullanılıyorsa artık yalnız siyasi bağlamdan değil, hukukun silahlandırılmasından söz etmek gerekir.</p>

<p>Hukuk devletinin en temel vaadi, iktidar mücadelesinin şiddetten ve keyfîlikten kurallara taşınmasıdır. Mahkeme, çatışmanın tarafı değil hakemi olduğu sürece bu vaat anlam taşır. Fakat mahkeme salonu siyasal mücadelenin başka araçlarla devam ettiği bir alana dönüşür; soruşturma, iddianame veya koruma tedbiri siyasi sonuç üretmenin yöntemlerinden biri hâline gelirse hukuk artık hakem olmaktan çıkar. Oyunculardan biri hâline gelir.</p>

<p>O noktada kaybeden yalnızca hakkında dava açılan kişi değildir. Seçim rekabeti, ifade özgürlüğü, yargıya güven ve nihayet hukukun kendisi zarar görür. Bu nedenle “siyasi dava var mıdır?” sorusuna verilecek en isabetli cevap belki de şudur: Kanunlarda böyle bir dava türü yoktur; fakat hukukun siyasallaştırılması ve hukuk yoluyla siyasal sonuç üretilmesi, hem bilimsel olarak incelenebilir hem de belirli koşullarda hukuken denetlenebilir bir gerçektir. Esas mesele, dosyanın siyasi olup olmadığı değil, hukuk mekanizmasının o dosyada hâlâ hakem olarak kalıp kalmadığıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kısa Kaynakça ve Kararlar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• Charles J. Dunlap Jr., lawfare kavramını özellikle hukukun stratejik amaçla kullanılması bağlamında geliştiren başlıca yazarlardandır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• AİHM, Merabishvili/Gürcistan [BD], Başvuru No. 72508/13, 28.11.2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• AİHM, Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) [BD], Başvuru No. 14305/17, 22.12.2020.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• AİHM, Kavala/Türkiye (No. 2) [BD], Başvuru No. 2170/24, 25.08.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Fahrettin Kayhan, </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/lawfare-davalarinda-savunma" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Lawfare Davalarında Savunma - Amaç Denetimi, Örüntü İspatı ve İki Dosya Yöntemi”</span></a></strong><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, 29.09.2026.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bu-dosya-siyasi-turk-yargi-pratiginde-adi-adli-dava-siyasi-dava-ve-lawfare-1</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 15:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/terafkdfaf.jpg" type="image/jpeg" length="89061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞININ KAPSAMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milletvekili-dokunulmazliginin-kapsami-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milletvekili-dokunulmazliginin-kapsami-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

Dokunulmazlık denildiğinde akla ilk; temsili demokraside milletin temsilcisinin, yani yasama veya milletvekilinin dokunulmazlığı gelir[1].

Dokunulmazlık, hukuki ve cezai sorumluluktan muaf olmaktır. Bu muafiyet veya yargı bağışıklığı, “hukuk devleti” ilkesini rencide edecek şekilde bi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Dokunulmazlık denildiğinde akla ilk; temsili demokraside milletin temsilcisinin, yani yasama veya milletvekilinin dokunulmazlığı gelir<a href="https://www.hukukihaber.net/dokunulmaz" rel="dofollow">[1].</a></p>

<p>Dokunulmazlık, hukuki ve cezai sorumluluktan muaf olmaktır. Bu muafiyet veya yargı bağışıklığı, “hukuk devleti” ilkesini rencide edecek şekilde bir ayrıcalığın veya suç işleme özgürlüğünün milletvekiline tanınması olarak anlaşılmamalıdır. Prensip olarak, hukuk devletinde herkes hukukilik denetimine açık olmalı, hukuka aykırı veya konusu suç teşkil eden eylemlerinden dolayı hesap vermelidir.</p>

<p>Ancak bu prensibe, halkı temsil eden kişinin iradesinin kısıtlanmaması, baskı altına alınmaması, temsilcilik görevini özgürce yapabilmesi, konuşabilmesi, davranabilmesi ve oy kullanabilmesi amacıyla istisna getirilmiştir. <strong>Milletvekili dokunulmazlığına yöneltilen birçok eleştiriye rağmen, özellikle muhalif parlamenterlerin korunabilmesi için yasama dokunulmazlığının korunması gerektiğine inanmaktayız.</strong></p>

<p>Milletvekillerinin işledikleri suçlardan dolayı korunmamaları gerektiği, asil gibi vekilin de hukukilik denetimine açık olmasında isabet olduğu türünde gerekçeler, parlamenterlerin parlamentoya giderek veya ülkenin her yanında halkı temsil edebilme özgürlüklerinin önüne geçilmesi amacıyla yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya aşırı kısıtlanmasına dayanak teşkil edemez.</p>

<p><strong>II. Mutlak Kürsü Dokunulmazlığı ve Geçici Dokunulmazlık Ayırımı</strong></p>

<p>1982 Anayasası’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinde, <strong><i>kürsü dokunulmazlığı adı ile bilinen mutlak dokunulmazlığın</i></strong> 1. fıkrada ve <strong><i>muvakkat dokunulmazlık adı ile bilinen geçici dokunulmazlığın</i> </strong>ise 2. ve devamı fıkralarda düzenlendiği bilinmektedir. <strong>Bu hususları düzenleyen Anayasa m.83/1-2’ye göre; </strong><i>“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.</i></p>

<p><i>Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır”.</i></p>

<p><strong>Bizde <i>kürsü dokunulmazlığı </i>mutlak ve sınırsızdır. </strong>Milletvekilleri, Meclis çalışmaları ile ilgili oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden sorumlu tutulamazlar. Hatta Meclis Genel Kurlu aksini kararlaştırmadıkça milletvekili, bu düşüncelerin Meclis dışında tekrarlanması ve açığa vurulmasından dolayı da sorumlu tutulamaz. Bu sorumsuzluğun olabilmesi için, Mecliste söylenen dışarıda tekrarlanmalı veya açığa vurulmalıdır. Meclis çalışmalarında kullanılan oy ve açıklamalar ile Mecliste ileri sürülen düşüncelerin, o oturumun Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça, buralarda yapılan açıklamaların kelimesi kelimesine dışarıda tekrarlanması ve açığa vurulması, açıklamayı yapan milletvekilinin veya diğer bir milletvekilinin sorumluluğuna yol açmayacaktır. <strong>Elbette bu dokunulmazlık; yalnızca milletvekilleri ve bu sıfatı taşımayan bakanlar için geçerli olup, milletvekilinin açıklamalarının haberleştirilmesi dışında bir başkası tarafından söylenmesi, o kişiyi sorumlu kılar.</strong></p>

<p>Meclis çalışmalarında veya Mecliste söylenmeyen, yani dışarıda yapılan açıklamalardan dolayı milletvekilinin sorumluluğu devam eder. Bu noktada, kalıcı yasama (kürsü) dokunulmazlığı değil, geçici yasama dokunulmazlığı gündeme gelir.</p>

<p><strong>Kürsü dokunulmazlığı o derece sınırsızdır ki, Meclis çatısı altında olsun veya olmasın Meclis çalışmaları ile ilgili her türlü sözü, düşünce açıklamasını ve oyu kapsar. </strong>Kimisi, kürsü dokunulmazlığının da sınırsız olmadığını ileri sürer. Bu düşünce ancak iki nedenle doğru kabul edilebilir. Birincisi milletvekilinin açıklaması, Mecliste ileri sürülmeli veya Meclis çalışmaları ile ilgili olmalıdır. İkincisi ise, milletvekili tarafından bu düşüncenin dışarıda tekrarlanmasına veya açığa vurulmasına Meclis Genel Kurulu tarafından engel getirilmemelidir. Bu iki hal dışında kürsü dokunulmazlığı sınırsız olup, milletvekili sıfatının son bulması halinde de hukuki ve cezai sorumsuzluk devam eder.</p>

<p>Tüm bunların yanında <strong><i>geçici dokunulmazlık </i></strong>ise; seçimden önce veya sonra suç işlediği iddia edilen milletvekiline, iki istisna hariç, dokunulmazlığı usule uygun kaldırılmadıkça milletvekilliği süresince güvence tanır. Anayasa m.83/2’de belirtildiği üzere, Geçici dokunulmazlık sürelidir, kısıtlıdır. Dokunulmazlığın amacı; milletvekillerine suçtan kurtulma veya suç işleme imkanı tanımak olmayıp, halkı temsil görevlerini kısıtlama olmadan ve baskı görmeden yapabilmelerini sağlamaktır.</p>

<p><strong>Geçici dokunulmazlığı düzenleyen Anayasa m.83/2’de yer alan; </strong><i>“Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.” </i>ifadesi gereğince, burada gösterilen şartlar sağlandığında milletvekili hakkında soruşturmaya başlanılması için Meclis kararına ihtiyaç bulunmayacak re’sen soruşturma başlatılabilecektir.</p>

<p>Anayasa m.83/2 hükmü okunduğunda; <i>ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin </i>sadece seçimden sonra gerçekleşen suçüstü hallerini mi kapsadığı, yoksa <i>seçimden önce ve seçimden sonra </i>gerçekleşmiş olan suçüstü hallerini kapsayıp kapsamadığı konusunda tereddüt oluşabilmektedir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa m.83/2’nin ilk cümlesinde; <i>seçimden önce veya</i> <i>sonra </i>denilerek, suç işlediği ileri sürülen milletvekili için yasama dokunulmazlığının sınırının çizildiği görülmektedir. Anayasa m.83/2’nin ilk cümlesinin devamında; ilk fıkrada tanımlanan kürsü dokunulmazlığı dışında kalan ve <i>geçici dokunulmazlık</i> olarak da bilinen yasama dokunulmazlığının sınırı çizilmiş olup, hüküm <i>seçimden önce veya sonra</i> ibaresi ile başladığından, Ceza Muhakemesi Kanunu m.2/1-j’ye ve m.90/1’e göre belirlenecek suçüstü halinin ağır cezalık olanlarının her iki dönemi kapsadığı sonucuna varılmalıdır, yani yasama dokunulmazlığının istisnalarından birisi olan ağır cezalık suçüstü hali sadece milletvekili olarak seçilmekten sonrayı değil, öncesini de içine alır.</p>

<p><strong>Anayasa m.83/2’nin ikinci cümlesinin devamında; </strong><i>“…seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.” </i>ifadesine yer verilerek, kişinin milletvekili sıfatını alması öncesinde soruşturmasına başlanmış olan ve Anayasa m.14’ün kapsamına giren durumların yasama dokunulmazlığının bir diğer istisnası sayılacağı ifade edilmiştir. <strong>Anayasa m.14’de ifade edilen; </strong><i>“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler” </i>ile ilgili durumlarda, soruşturmaya<i> </i>seçimden önce başlanması gerektiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Burada suçun ağır cezalık olup olmaması önemli değildir, ancak milletvekili seçildikten sonra başlayan soruşturma yasama dokunulmazlığının istisnası kapsamında sayılmaz.</p>

<p>Burada sayılan istisnalardan birisinin gerçekleşmesi halinde, durumun yazı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bildirilmesi yeterlidir ve ayrıca TBMM tarafından yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek bulunmamaktadır.</p>

<p>Anayasa m.83/2’de belirtilen <i>soruşturmanın seçimden önce başlaması koşulu</i> yalnızca ortada bir soruşturmanın bulunmasını değil, seçimden önce derdest olan soruşturmanın aynı zamanda milletvekili hakkında açılmasını da kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle; sadece soruşturma dosyasının seçimden önce açılması yeterli olmayıp, bu soruşturmanın milletvekili hakkında da yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Geçici dokunulmazlığın Anayasa m.83/2’nin ikinci cümlesinde düzenlenen istisnası bakımından ikinci mesele, Anayasa m.14'ün kapsamının ne olduğudur. Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa m.14 hükmünü incelediği kararlarında görüş ayrılıkları bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi kararlarının çoğunluk görüşüne göre;</strong> yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçların, yargı organlarının kararlarıyla belirlenmesi halinde belirlilik ve öngörülebilirlik sağlanmayacaktır. Bu sebeple; Anayasa m.14 kapsamına hangi suçların girdiği belirli olmadığından, ilgili hüküm Anayasa m.13’de aranan “kanunilik” ilkesini karşılamayacaktır. Kanunilik şartı sağlanmadan bir kısıtlamaya gidildiğinde, Anayasa m.67’de güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ihlal edilecektir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>Anayasa m.13’de yer alan “kanunilik” ilkesine uygun bir sınırlama getirilebilmesi için kamu gücünü kullanan organların keyfiliğini engelleyebilecek ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak, “öngörülebilirlik” ve “belirlilik” ölçütlerini karşılayan yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Anayasa m.83/2’de yasama dokunulmazlığının dışında bırakılan haller olarak gösterilen Anayasa m.14’de sayılan durumlar, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması için aranan “kanunilik” ilkesini karşılamadığından, AYM önüne gelen başvurularda ihlal kararı vermektedir.</p>

<p><strong>Atıf yaptığımız ve çoğunluk görüşüne yer verdiğimiz Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında yer alan karşı oy görüşüne göre;</strong> AYM, somut ve soyut norm denetiminde dahi Anayasa hükümlerini denetleyememektedir. Çünkü AYM’nin yetkisi; kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya uygun olup olmadığını denetlemektir. <strong>AYM’nin, yetkisini aşarak Anayasa hükmünün “Anayasaya uygunluğunu” denetlemesi mümkün değildir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla önüne gelen dosyada bir kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı denetimini de yapmamalı, bu konuda bir sıkıntı görmekte ise bu durumu eleştiri konusu yapıp bırakmalıdır.</strong></p>

<p><strong>Kanaatimizce; Anayasa m.14 hükmünün;</strong> Türk Ceza Kanunu'ndaki karşılığının, Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmak suçunu düzenleyen 302, düşman ile işbirliği yapmak suçunu düzenleyen 303, devlete karşı savaşa tahrik suçunu düzenleyen 304, temel milli yararlara karşı hareket suçunu düzenleyen 305, yabancı devlet aleyhine asker toplamak suçunu düzenleyen 306, Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 309 ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı silahlı isyan suçunu düzenleyen 313. madde olduğu konusunda tartışma bulunmamaktadır.</p>

<p>Gerek Anayasa m.14 ve gerekse Anayasa m.83/2'nin, somut olarak sınırlama kapsamına giren suçların neler olduğunu göstermediği dikkate alındığında, bu soyut hükümlerin hangi suçları kapsadığı açıkça belirtilmediğinden, daraltılan 14. maddenin, Türk Ceza Kanunu m.311 ve 312'yi kapsayıp kapsamayacağını tartışmak gerekir.</p>

<p><strong>Soyut bir hüküm olan Anayasa m.14'ün mevcut hali, maalesef herhangi bir suçu yasama dokunulmazlığı kapsamına sokmaya hala elverişlidir. Burada ya 14. madde kaldırılmalı ya da maddenin, hangi somut suçları kapsamına aldığı açıkça gösterilmelidir.</strong> Maddenin yürürlükten kaldırılması görüşü, özgürlükçü anlayışı; suçların somutlaştırılarak maddenin yürürlüğüne devam edilmesi ise, temkinli özgürlüğü, yani “Özgürlük olmalı, ancak demokratik toplumda duyulan zorunluluklar ile başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amacıyla somut sınırlamalara tabi tutulmalıdır.” anlayışını temsil eder. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. madde var iken, 14. maddeye hala neden ihtiyaç duyulduğu da, cevabı aranacak ayrı bir sorudur<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p><strong>Kürsü dokunulmazlığı ile geçici dokunulmazlık arasında ince bir çizgiye işaret etmek gerekirse;</strong></p>

<p>Yasama dokunulmazlığı milletvekilliği süresince devam eder, bu sürede yararlanılan kürsü dokunulmazlığı “mutlak” olduğu için milletvekilliği bittikten sonra da sürer, fakat muvakkat, yani geçici dokunulmazlık milletvekilliği bittikten sonra devam etmez, hatta milletvekilliği süresinde geçici dokunulmazlığın kaldırılması da mümkündür.</p>

<p><strong>III. Milletvekilinin Sosyal Medya Paylaşımlarının Kürsü Dokunulmazlığı Kapsamında Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Milletvekillerinin kullandıkları ve görüşlerini açıkladıkları paylaşımlarda bulundukları sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilebilir mi veya Mecliste ileri sürdükleri düşünceleri dışarıda tekrarladıklarında, bu düşünceleri paylaşan alanlara kısıtlama getirilebilir mi? Anayasa m.83/1’de düzenlenen ve yukarıda açıkladığımız üzere milletvekilinin mutlak olan kürsü dokunulmazlığının, sosyal medya üzerinde halka açıkladıkları görüşlerini kapsayıp kapsamayacağına açıklama getirmek gerekmektedir.</p>

<p><strong>Bir önceki başlık altında izah ettiğimiz hususlar ışığında özetle; </strong>Anayasa m.83’de düzenlenen yasama dokunulmazlığı; hem kürsü, yani mutlak ve hem de muvakkat, yani geçici dokunulmazlıkları kapsar. Milletvekilleri için kürsü dokunulmazlığı Anayasa m.83/1’de güvence altına alınmış olup, milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleriyle mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden dolayı, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclis tarafından başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak veya açıklamaktan sorumlu tutulamazlar. <strong>Milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı; dışarıda herhangi bir yerde, televizyonda, radyoda, basında, sosyal ortamlarda ve “sosyal medya” olarak bilinen internet üzerinde yapılan açıklamalar ile paylaşımları da kapsar. Bu nedenle; milletvekilinin Meclis çalışmalarında kullandığı oy ve sözler ile düşünce açıklamalarını ve buna bağlı davranışlarını sosyal medya üzerinden paylaşması engellenemez ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli de getirilemez.</strong></p>

<p>Bir mutlak dokunulmazlık türü olan ve kapsamlı sorumsuzluk öngören kürsü dokunulmazlığı; halkı temsil eden milletvekilinin bir kamu görevi olan milletvekilliği görevini ifa ederken ortaya koyduğu düşünceler ile bunları paylaştığı alanları kapsayacak şekilde geniş ele alınmalıdır. Kürsü dokunulmazlığı, yalnızca yapılan açıklamaları değil, bunların paylaşıldığı alanların kısıtlanmamasını da içine alacağından, milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığına giren açıklamaları ve paylaşımları nedeniyle sosyal medya hesaplarına ve yine bu düşüncelerin haber niteliğinde paylaşıldığı yerlere kısıtlama getirilemez.</p>

<p><strong>Anayasa m.83/2’de geçici dokunulmazlık ise; </strong>ağır cezalık suçüstü hali ile Anayasa m.14 kapsamına giren sebepler hariç, milletvekilinin milletvekilliği süresince veya dokunulmazlığı kaldırılmadan işlediği suçlardan dolayı tutulamayacağını, sorguya çekilemeyeceğini, tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını öngördüğünden, bu dokunulmazlık türünün sirayeti gereğince de milletvekillerinin açıklamalarından ve paylaşımlarından dolayı sosyal medya hesaplarına kısıtlama veya engel getirilemez.</p>

<p>Şayet milletvekilinin sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlarındaki açıklamaları, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleri ile Mecliste ileri sürdüğü düşüncelerden ibaret ve bunlarla sınırlıysa mutlak kürsü dokunulmazlığı kapsamında görülmeli ve milletvekili bunlardan dolayı hiçbir şekilde sorumlu tutulmamalı; bunun yanında milletvekilinin sosyal medya üzerinden paylaşım yoluyla yaptığı açıklamalarının, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerden veya Mecliste ileri sürdüğü düşüncelerden farklı, onların kapsamını aşan biçimde paylaşıldığı tespiti durumunda ise, bu husus Anayasa m.83/2’de yer alan geçici dokunulmazlık kapsamında görülmeli ve o hüküm uyarınca uygulama yapılmalıdır. Dolayısıyla; hiçbir gerekçe halihazırda milletvekili sıfatını haiz olan kişinin halka düşüncelerini ulaştırmak amacıyla kullandığı sosyal medya hesabına erişimin doğrudan engelleme getirilmesi için haklı gerekçe olmayacağı gibi, ihtimaller dahilinde bir önceki cümlede izah ettiğimiz şekilde uygulama yapılmasının isabetli olacağını düşünmekteyiz.</p>

<p><strong>Ayrıca, </strong>milletvekilinin mutlak olan kürsü dokunulmazlığı bakımından son bir hususu da açıklık getirmek isteriz. Yukarıda izah ettiğimiz üzere; milletvekilinin Anayasa m.83/1 kapsamında Meclis çalışmalarında yaptığı açıklamalarını tekrar maksadıyla sosyal medya üzerinden paylaşarak halka aktarmasının kürsü dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Burada paylaşımı yapan ve Mecliste ileri sürdüğü fikirleri tekrarla halka sosyal medya üzerinden aktaran milletvekilinin bizzat kendisi olduğundan, buna <strong><i>yasama/milletvekili dokunulmazlığının doğrudan etkisi </i></strong>veya <strong><i>doğrudan kapsamı </i></strong>denilebilir. Ayrıca milletvekilinin; kürsü dokunulmazlığına giren ifadelerini sosyal medya hesabından da paylaşabileceğinin, buna engel getirilmesinin Anayasa m.83/1 uyarınca hukuka aykırı olacağının ve bunlardan dolayı milletvekilinin hiçbir şekilde sorumluluğuna gidilemeyeceğinin açık ve bunun <strong><i>yasama/milletvekili dokunulmazlığının doğrudan etkisi </i></strong>olarak değerlendirilecek olması yanında, milletvekilinin Meclis çalışmaları kapsamında yaptığı ve mutlak kürsü dokunulmazlığı kapsamında yer alan açıklamalarının tekrar mahiyetinde bizzat kendisi tarafından olmasa da haber sitelerinde veya yayınlarında yayımlanabileceği, burada da yapılan tekrar yayınların milletvekilinin mutlak kürsü dokunulmazlığı kapsamında görülmesi gerektiği, bunun da <strong><i>yasama/milletvekili dokunulmazlığının dolaylı etkisi </i></strong>veya <strong><i>dolaylı kapsamı </i></strong>çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Yasama dokunulmazlığı milletvekili olan kişinin şahsına bağlı olup başkasını kapsamaz. Bununla birlikte, milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı kapsamına giren açıklamalarını yorum katmadan ve olduğu gibi kamuoyuna aktaran, basında veya sosyal medyada paylaşan kişinin de haber alma verme hakkı kapsamında bu paylaşımdan sorumlu tutulmaması gerekir. Böylece; milletvekilinin kürsü dokunulmazlığına giren açıklamalarından dolayı dokunulmazlığı ve bunların dışarıda tekrarlanmasının engellenemeyeceği tartışmasız olmakla birlikte, bunları haber niteliğinde dışarıda paylaşanların da bu dokunulmazlığın dolaylı etkisinden yararlanacakları, bu tür birebir paylaşımların paylaşan açısından hukuki sakınca oluşturmayacağı sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Piyasa Dolandırıcılığı Suçu Kapsamında Milletvekili Dokunulmazlığı</strong></p>

<p><strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Piyasa dolandırıcılığı” başlıklı 107. maddesinde;</strong> <i>(1) Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapanlar, emir verenler, emir iptal edenler, emir değiştirenler veya hesap hareketleri gerçekleştirenler üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak, bu suçtan dolayı verilecek olan adli para cezasının miktarı, suçun işlenmesi ile elde edilen menfaatten az olamaz.</i></p>

<p><i>(2) Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayan ve bu suretle menfaat sağlayanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.</i></p>

<p><i>(3) Birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen kişi pişmanlık göstererek, beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı, Hazineye;</i></p>

<p><i>a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.</i></p>

<p><i>c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.” </i>şeklinde üç fıkra halinde piyasa dolandırıcılığı suçu düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; 1. ve 2. fıkralarda iki ayrı suç tipi tanımlanmış olup, 3. fıkrada ise 1. fıkrada tanımlanan suçun üç başlıkta etkin pişmanlık haline yer verilmiştir.</p>

<p><strong>İlk olarak belirtmeliyiz ki; </strong>bir milletvekili hakkında bu suçu işlediğinden bahisle bir iddianın ortaya atılması durumunda, yukarıda açıkladığımız üzere, Anayasa m.83/1 kapsamında mutlak olan kürsü dokunulmazlığına giren bir sebebin varlığından bahsedilemeyeceğinden, konunun Anayasa 83/2 kapsamında geçici dokunulmazlık ile ilgili olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Anayasa m.83/2’de yer alan geçici dokunulmazlık; ismi üzerinde geçici olduğu gibi, aynı zamanda istisna durumu hariç, dokunulmazlığı Meclis kararıyla kaldırılmadıkça milletvekilinin tutulamayacağını, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını, yani bir ceza soruşturmasına muhatap olmayacağını da güvence altında alır. Dolayısıyla; m.83/2’nin ikinci cümlesinde düzenlenen istisnai durum ayrık olmak üzere, her durumda milletvekili hakkında soruşturma başlatılabilmesi, ancak Meclisin bu yönde bir karar almasının sonucunda hukuken mümkün olabilecektir. <strong>Burada izah edilmesi gereken, piyasa dolandırıcılığı suçunun milletvekilli geçici dokunulmazlığının istisnasını teşkil eden Anayasa m.83/2’nin ikinci cümlesi kapsamına girip girmediğidir.</strong></p>

<p>Anayasada düzenlenen geçici dokunulmazlığın istisnaları; ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ile seçimden önce suçun soruşturulmasına başlanmış olması ve Anayasa m.14 kapsamına giren bir hal taşımasından ibarettir. Sermaye Piyasası Kanunu m.107’de düzenlenen suçun, hem ağır cezalık bir suç olmadığını ve hem de Anayasa m.14 kapsamına girmediğini söylemek gerekir. Milletvekili hakkında piyasa dolandırıcılığı suçu ile ilgili soruşturma açılabilmesi için, mutlaka Meclisin karar alması suretiyle dokunulmazlığını kaldırmasının şart olduğunu, ancak bunun üzerine ceza soruşturmasının başlatılabileceğini ifade etmek gerekir. Milletvekilliği dokunulmazlığın Meclis kararı ile kaldırılmasının yanında, milletvekilliğinin düşmesi halinin veya milletvekilliğinin süre dolmasıyla birlikte sona ermesi durumlarında da soruşturma yürütülebilecektir.</p>

<p><strong>Burada esas izah edilmesi gereken ise;</strong> her ne kadar milletvekili hakkında piyasa dolandırıcılığı suçundan dolayı Meclis kararı ile dokunulmazlığı kaldırılmadıkça soruşturma başlatılmasının mümkün olmayacağı açık olsa da, bunun yanında milletvekilinin böyle bir durumda Sermaye Piyasası Kanunu m.107/3’de yer alan, <i>“(3) Birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen kişi pişmanlık göstererek, beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı, Hazineye;</i></p>

<p><i>a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.</i></p>

<p><i>c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.” </i>şeklindeki etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmasının mümkün olup olmadığıdır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>Sermaye Piyasası Kanunu m.107/3-b,c’de bulunan ve piyasa dolandırıcılığı suçu için öngörülen etkin pişmanlık hallerinden faydalanabilmek için soruşturma evresinin veya kovuşturma evresinin başlamış ve devam ediyor olması şart olduğundan, milletvekilinin Meclis kararı ile dokunulmazlığı kaldırılmadığı takdirde sıfatı devam ederken bunlardan faydalanması mümkün değildir. Ancak; gerek Anayasada ve gerekse ceza kanunları ile Sermaye Piyasası Kanunu’nun ilgili hükümlerinde herhangi bir aksi düzenlemenin bulunmadığı da gözetilerek, SPK m.107/3-a’da açıkça <i>“Henüz soruşturma başlamadan önce …” </i>denildiğinden, milletvekili kendisi hakkında böyle bir iddia ortaya atıldığında, fakat dokunulmazlığı kaldırılmadığı için milletvekili sıfatını haiz olmaya devam ederken kendisi hakkında soruşturma da başlatılamamasına rağmen bu hükümden faydalanmak suretiyle etkin pişmanlıkta bulunabilir. Bu durum; milletvekili hakkında dokunulmazlığın kaldırılması kararı verilmesi, milletvekilliğinin herhangi bir sebeple düşmesi veya sürenin dolması ile milletvekilliğinin son bulması ile milletvekili hakkında soruşturma başlatılması engellemez. Ancak soruşturmanın başlatılması sonrası Cumhuriyet savcısı, milletvekilinin soruşturma öncesinde SPK m.107/3-a’da belirtilen etkin pişmanlıktan faydalandığını tespit ettiğinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, <i>“(1) Cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.” </i>hükmü<i> </i>gereğince, eski milletvekili olan şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi gerekir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------------------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/dokunulmaz" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Ersan Şen, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dokunulmaz" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Dokunulmaz”</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dokunulmaz" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dokunulmaz</span></a><span style="color:#999999">, (Erişim tarihi: 28.09.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıntılı bilgi için bkz. Ersan Şen, “Yasama Dokunulmazlığı Hakkında Bazı Sorunlar”, </span><a href="https://sen.av.tr/tr/makale/yasama-dokunulmazligi-hakkinda-bazi-sorunlar" rel="nofollow"><span style="color:#999999">https://sen.av.tr/tr/makale/yasama-dokunulmazligi-hakkinda-bazi-sorunlar</span></a><span style="color:#999999">, (Erişim tarihi: 28.09.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201910634-basvuru-numarali-omer-faruk-gergerlioglu-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM Genel Kurulu, Başvuru No: 2019/10634</span></a><span style="color:#999999">, 01.07.2021 T; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/anayasanin-14-maddesindeki-durumlara-istinaden-milletvekili-tutuklulugunun-kanuni-dayanaktan-yoksun-olmasi-454892" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM Genel Kurulu, Başvuru No: 2018/26689,</span></a><span style="color:#999999"> 07.04.2022.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Ersan Şen, “Anayasa m.14 Işığında Milletvekili Dokunulmazlığı”, https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/944211-anayasa-m14-isiginda-milletvekili-dokunulmazligi, (Erişim tarihi: 28.09.2026)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milletvekili-dokunulmazliginin-kapsami-1</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yazar/ersan-sen-yazdi1-terazi-koltu.jpg" type="image/jpeg" length="17580"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren "bu ay maaş yerine prim verdim' diyerek maaşı eksik yatırabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-bu-ay-maas-yerine-prim-verdim-diyerek-maasi-eksik-yatirabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-bu-ay-maas-yerine-prim-verdim-diyerek-maasi-eksik-yatirabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-bu-ay-maas-yerine-prim-verdim-diyerek-maasi-eksik-yatirabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NdkeVZBsnhY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren Telefonunu Ver Mesajlarına Bakacağım Derse Kabul Etmek Zorunda mısınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xUxJh26h3SE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17222"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39071"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35799"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="42741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="21650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="80611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="42493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="81572"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="30452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="96152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="52249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="22267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="78388"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
