<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 19 Jul 2026 15:55:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Malpraktis Davasında En Güçlü Delil Bazen Ameliyat Kaydı Değil, Instagram Paylaşımıdır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bir-malpraktis-davasinda-en-guclu-delil-bazen-ameliyat-kaydi-degil-instagram-paylasimidir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bir-malpraktis-davasinda-en-guclu-delil-bazen-ameliyat-kaydi-degil-instagram-paylasimidir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir malpraktis dosyasında hekimin sorumluluğunu belirleyen tek unsur, müdahalenin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı değildir. Bazen ameliyat öncesinde kullanılan tek bir cümle, paylaşılan bir “öncesi-sonrası” fotoğrafı veya hastaya WhatsApp üzerinden verilen güvence, yıllar sonra dava dosyasının en tartışmalı deliline dönüşebilir.</p>

<p>Hekim, tıbbi uygulamasında gerekli özeni göstermiş olsa dahi dijital mecralarda “%100 sonuç”, “iz kalmaz”, “kesin memnuniyet” veya “garantili değişim” gibi ifadeler kullanmışsa uyuşmazlığın hukuki çerçevesi ağırlaşabilir. Çünkü mahkeme yalnızca ne yapıldığına değil, hastaya ne vaat edildiğine, risklerin nasıl anlatıldığına ve dijital iletişimin yazılı onamla çelişip çelişmediğine de bakabilir.</p>

<p><strong>Sosyal medya paylaşımı neden malpraktis dosyasının parçası olur?</strong></p>

<p>Instagram gönderileri, hikayeler, internet sitesi açıklamaları, WhatsApp yazışmaları ve diğer dijital kayıtlar yalnızca tanıtım faaliyeti değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi kapsamında uyuşmazlığa ilişkin bilgi taşıyan elektronik veriler “belge” niteliğinde değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir paylaşımın amacı reklam yapmak, hastayı bilgilendirmek veya yalnızca sosyal medya etkileşimi sağlamak olsa bile dava aşamasında farklı bir anlam kazanması mümkündür. Paylaşım;</p>

<p>-Hastaya belirli bir sonuç vaat edildiğini,</p>

<p>-Komplikasyonların küçümsendiğini,</p>

<p>-Aydınlatmanın eksik yapıldığını,</p>

<p>-Belirli bir estetik görünümün taahhüt edildiğini,</p>

<p>-Sağlık hizmetinin ticari üstünlük diliyle sunulduğunu</p>

<p>göstermek amacıyla dosyaya sunulabilir.</p>

<p>Burada temel mesele, paylaşımın tek başına hekimin kusurunu ispatlaması değildir. Asıl önem taşıyan, paylaşımın tıbbi kayıtlar, onam formu, mesajlaşmalar, hastanın beklentisi ve müdahalenin sonucu ile birlikte nasıl değerlendirildiğidir.</p>

<p><strong>Öncesi-sonrası fotoğrafları hangi riskleri doğurur?</strong></p>

<p>Öncesi-sonrası görselleri özellikle estetik cerrahi, diş hekimliği, saç ekimi ve medikal estetik alanlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bu görseller hukuken üç ayrı risk taşır.</p>

<p>Birincisi, görsel hastada belirli bir sonucun kendisinde de gerçekleşeceği beklentisini yaratabilir. Paylaşımda kullanılan metin, görselin sunuluş biçimi ve hasta ile yapılan görüşmeler birlikte değerlendirildiğinde örnek sonuç, bir “tanıtım materyali” olmaktan çıkıp sonuç taahhüdünün parçası olarak ileri sürülebilir.</p>

<p>İkincisi, ışık, açı, makyaj, filtre, pozisyon veya farklı çekim koşulları kullanılması yanıltıcı tanıtım tartışmasına yol açabilir. Görsellerin bilimsel ve objektif bilgi vermek yerine talep oluşturacak şekilde sunulması, reklam mevzuatı bakımından da risklidir.</p>

<p>Üçüncüsü, hastanın görüntüsü sağlık verisi ve kişisel veri niteliğindedir. Görüntünün paylaşılması için alınan izin, yalnızca “Fotoğrafımın kullanılmasına izin veriyorum.” şeklindeki genel bir ibareden ibaret olmamalıdır. Paylaşımın amacı, mecrası, kapsamı ve süresi bakımından ayrı, açık ve bilgilendirilmiş bir irade ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Ayrıca hastanın izin vermesi, içeriğin reklam yasağına veya meslek etiğine aykırı olmasını kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez.</p>

<p><strong>“%100 sonuç” ve “iz kalmaz” ifadeleri sonuç taahhüdü sayılabilir mi?</strong></p>

<p>Genel tedavi ilişkisinde hekimin yükümlülüğü, hastayı mutlaka iyileştirmek değil; tıbbi standartlara uygun, dikkatli ve özenli davranmaktır. Bu ilişki çoğunlukla vekalet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>Buna karşılık estetik amaçlı müdahalelerde belirli bir sonucun açık biçimde vaat edilmesi, eser sözleşmesine ilişkin tartışmaları güçlendirebilir. “%100 sonuç”, “iz kalmaz”, “kesin başarı”, “kusursuz görünüm”, “garantili sonuç” veya “sıfır risk” gibi ifadeler, hekimin yalnızca özen değil, belirli bir sonuç taahhüt ettiği iddiasına dayanak yapılabilir.</p>

<p>Ancak her iddialı reklam cümlesinin otomatik olarak sözleşmenin niteliğini değiştireceği söylenemez. Müdahalenin amacı, hasta ile yapılan bireysel görüşmeler, sözleşme ve onam metinleri, kullanılan ifadelerin bağlamı ve hastada oluşturduğu makul beklenti birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle asıl risk, tek bir kelimeden çok dijital iletişimin tamamında oluşan mesajdır. Hekim onam formunda komplikasyon ihtimalinden söz ederken sosyal medyada aynı işlemi “ağrısız, risksiz ve garantili” olarak tanıtıyorsa, iki anlatım arasındaki çelişki hastanın yeterince aydınlatılmadığı iddiasını güçlendirebilir.</p>

<p><strong>Instagram, internet sitesi ve WhatsApp yazışmaları mahkemede kullanılabilir mi?</strong></p>

<p>Elektronik içerikler, kaynağı ve doğruluğu tartışılabilmekle birlikte mahkemeye belge olarak sunulabilir. Ekran görüntüleri, mesaj kayıtları, internet sitesi arşivleri ve sosyal medya paylaşımları; gerektiğinde bilirkişi incelemesi, noter tespiti, platform kayıtları veya diğer delillerle desteklenebilir.</p>

<p>WhatsApp bakımından özellikle üç tür mesaj risklidir:</p>

<p><strong>1. Sonucu garanti eden mesajlar:</strong><br />
“Hiç merak etmeyin, iz kalmayacak.”</p>

<p><strong>2. Komplikasyonu önemsizleştiren mesajlar:</strong><br />
“Bu herkeste olur, kesin geçer.”</p>

<p><strong>3. Muayene ve değerlendirme yapılmadan kesin tıbbi kanaat bildiren mesajlar.</strong></p>

<p>WhatsApp’ın yalnızca randevu ve lojistik iletişim için kullanılması her zaman mümkün olmayabilir. Ancak kliniklerin bu kanal için standart bir iletişim politikası oluşturması, kesin sonuç bildiren cevaplardan kaçınması ve klinik değerlendirme gerektiren konuları kayıtlı tıbbi görüşme sürecine yönlendirmesi önemlidir.</p>

<p><strong>Hastanın izni varsa her görsel paylaşılabilir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Hastanın açık rızası önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Öncelikle sağlık verileri özel nitelikli kişisel veridir. Bu nedenle rızanın belirli, bilgilendirilmiş ve özgür iradeye dayanması gerekir. Tedaviye verilen rıza ile tanıtım amacıyla sosyal medya paylaşımına verilen rıza birbirinden ayrılmalıdır. Hasta, tedavinin yapılabilmesi için görsel paylaşımına zorlanmamalı; paylaşımı reddetmesinin tedavi ilişkisini etkilemeyeceği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak açık rıza alınması, reklam mevzuatındaki yasakları ortadan kaldırmaz. Hasta memnuniyet mesajlarının, teşekkür videolarının veya talep oluşturucu öncesi-sonrası görsellerinin paylaşılması, hasta izin vermiş olsa bile reklam ve meslek etiği yönünden ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Üçüncü olarak kimliğin gizlenmesi her zaman anonimleştirme anlamına gelmez. Yüzün kapatılması hâlinde dahi dövme, ses, nadir bir hastalık, yaş, şehir veya olayın ayrıntıları üzerinden kişinin belirlenebilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>Kişisel hesap ile kliniğin kurumsal hesabı arasında fark var mı?</strong></p>

<p>Hekimin kişisel hesabı, paylaşımın mesleki faaliyetiyle bağlantılı olması hâlinde hukuki denetimin dışında değildir. Hesabın “kişisel” olarak tanımlanması; tedavi sonuçlarının, hasta görsellerinin, klinik iletişim bilgilerinin veya mesleki unvanların kullanıldığı içerikleri otomatik olarak özel paylaşım haline getirmez.</p>

<p>Kurumsal hesapta yapılan paylaşımlarda ise sağlık kuruluşunun organizasyon, denetim ve veri sorumluluğu daha görünür hale gelir. İçerik bir sosyal medya yöneticisi veya reklam ajansı tarafından hazırlanmış olsa dahi hesabın sahibi olan klinik veya sağlık kuruluşu sorumluluktan tamamen kurtulmaz.</p>

<p>Bu nedenle kişisel ve kurumsal hesaplar için ortak bir yayın politikası bulunmalı; hekim, sosyal medya yöneticisi, reklam ajansı ve hasta iletişim ekibi aynı hukuki standartlara tabi olmalıdır.</p>

<p><strong>Silinen paylaşımlar delil olmaktan çıkar mı?</strong></p>

<p>Bir içeriğin silinmesi, daha önce alınmış ekran görüntülerini, noter tespitini, mesaj kayıtlarını veya başka kullanıcılar tarafından yapılan paylaşımları ortadan kaldırmaz. Hikaye formatında 24 saat sonra kaybolan içerikler de daha önce kaydedilmişse uyuşmazlıkta ileri sürülebilir.</p>

<p>Bununla birlikte tek başına ekran görüntüsünün kime ait olduğu, değiştirilip değiştirilmediği ve hangi tarihte yayımlandığı tartışılabilir. Bu nedenle mahkemeler dijital delilleri dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirir.</p>

<p>Hekim açısından doğru yaklaşım, riskli içerikleri yalnızca silmek değil; eski paylaşımları sistematik olarak gözden geçirmek, kullanılan ifadeleri düzeltmek ve bundan sonraki yayınlar için bir denetim mekanizması kurmaktır.</p>

<p><strong>Hasta yorumlarına verilen cevaplar neden risklidir?</strong></p>

<p>Bir hastanın sosyal medyada komplikasyon yaşadığını yazması üzerine hekimin ayrıntılı cevap vermesi, haklı bir savunma refleksi olabilir. Ancak kamuya açık cevapta hastanın tanısı, uygulanan işlem, kontrol durumu, ilaç kullanımı veya kişisel davranışları açıklanırsa hasta mahremiyeti ihlal edilebilir.</p>

<p><i>“Kontrollerinize gelmediniz”</i>, <i>“önerilen tedaviyi uygulamadınız”</i> veya <i>“başka bir hastalığınız vardı”</i> şeklindeki cevaplar, tıbbi sırların dolaylı biçimde açıklanmasına yol açabilir. Ayrıca aceleyle verilen cevaplar, daha sonra dava dosyasında hata kabulü, kusur ikrarı veya komplikasyonun yönetilemediğine ilişkin beyan olarak yorumlanabilir. Daha güvenli yaklaşım; kamuya açık alanda tıbbi ayrıntıya girmeden, kişinin özel iletişim kanalına davet edilmesi ve sürecin hasta dosyası üzerinden inceleneceğinin belirtilmesidir.</p>

<p><strong><u>Riskli ve daha güvenli ifade örnekleri</u></strong></p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Bu yöntemle %100 başarılı sonuç alıyoruz.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“Sonuçlar hastanın anatomik özelliklerine, iyileşme sürecine ve tıbbi koşullara göre değişebilir.”</p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Ameliyattan sonra kesinlikle iz kalmaz.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“İz oluşumu ve iyileşme şekli kişiden kişiye değişebilir; olası riskler muayene sırasında ayrıntılı olarak değerlendirilir.”</p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Ağrısız ve risksiz işlem.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“Her tıbbi müdahalede olduğu gibi bu işlemde de kişiye göre değişen risk ve yan etkiler bulunabilir.”</p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Siz de fotoğraftaki sonucu elde edeceksiniz.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“Paylaşılan sonuçlar kişiye özeldir ve başka bir hasta için aynı sonucu garanti etmez.”</p>

<p><strong><u>Hekimler ve sağlık kuruluşları için dijital iletişim ve sosyal medya kontrol listesi</u></strong></p>

<p>1. Tüm sosyal medya, internet sitesi ve tanıtım metinlerinde “garanti”, “kesin”, “%100”, “iz kalmaz”, “sıfır risk” ve benzeri sonuç vaatlerini kaldırın.</p>

<p>2. Öncesi-sonrası görsellerini paylaşmadan önce içeriği reklam mevzuatı, hasta mahremiyeti ve kişisel verilerin korunması yönünden ayrı ayrı değerlendirin.</p>

<p>3. Tedavi onamı ile görsel kullanım ve sosyal medya paylaşım rızasını birbirinden ayırın.</p>

<p>4. Görsel paylaşım rızasında mecra, amaç, kapsam ve rızanın geri alınma yöntemi konusunda hastayı bilgilendirin.</p>

<p>5. Sosyal medya anlatımı ile aydınlatılmış onam formunun birbiriyle çelişmediğini kontrol edin.</p>

<p>6. WhatsApp ve diğer mesajlaşma kanalları için standart yanıtlar ile klinik iletişim protokolü oluşturun.</p>

<p>7. Sosyal medya yöneticileri ve reklam ajanslarına sağlık hukuku, reklam sınırları ve hasta mahremiyeti konusunda eğitim verin.</p>

<p>8. Hasta yorumlarına kamuya açık alanda tıbbi ayrıntı içeren cevaplar vermeyin.</p>

<p>9. Eski paylaşımları, internet sitesi metinlerini ve öne çıkan hikayeleri düzenli olarak hukuki denetimden geçirin.</p>

<p>10. Her paylaşım öncesinde şu soruyu sorun:</p>

<p><strong><i>“Bu ifade yarın bir dava dosyasına girerse, hastaya ne vaat ettiğimiz şeklinde anlaşılır?”</i></strong></p>

<p><strong>Sonuç: Dijital iletişim, tıbbi sürecin dışında değildir.</strong></p>

<p>Malpraktis risk yönetimi artık yalnızca ameliyathane, hasta dosyası ve onam formundan ibaret değildir. Hekimin Instagram’da kullandığı dil, kliniğin internet sitesindeki açıklamalar, WhatsApp üzerinden verilen cevaplar ve hasta yorumlarına yapılan müdahaleler de hukuki sürecin parçasıdır.</p>

<p>Amaç hekimlerin sosyal medyadan tamamen uzaklaşması değil; bilgilendirme ile reklam, tıbbi öngörü ile sonuç garantisi, hasta iletişimi ile mahremiyet ihlali arasındaki sınırı doğru yönetmesidir.</p>

<p>Her paylaşım tek başına sorumluluk doğurmaz ve her uyuşmazlık somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Ancak dijital içerikler, hastanın beklentisinin nasıl oluşturulduğunu ve hekimin hangi sonucu üstlendiğini gösteren güçlü delillere dönüşebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle sağlık kuruluşları için en etkili koruma, dava açıldıktan sonra paylaşımın ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmak değil; paylaşım yapılmadan önce hukuki denetimi sürecin doğal bir parçası haline getirmektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bir-malpraktis-davasinda-en-guclu-delil-bazen-ameliyat-kaydi-degil-instagram-paylasimidir-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/saglik-doktor-cep.jpg" type="image/jpeg" length="80978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SESİMİ DUYAN VAR MI? HUKUKUN ALTINDA KALAN ÇOCUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sesimi-duyan-var-mi-hukukun-altinda-kalan-cocuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sesimi-duyan-var-mi-hukukun-altinda-kalan-cocuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hiç mağdur vekilliği yaptınız mı? Peki hiç mağdur çocuk vekilliği yaptınız mı? Yada son sınıf Ceza Muhakemesinde en çok ne anlatılmıştı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align:justify">“Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir.” yada “Masum bir kişinin cezalandırılmasındansa, yüz &lt;suçlu&gt;nun beraat etmesi daha iyidir.” mottolarıyla sanığın haklarından bahsedilip mağdur/şikayetçi haklarının eser miktarda anlatılmasıyla baştan attık havluyu sanki. Silahların eşitliği adil yargılama diyorduk ama o da sanığa özgülenmişti.. Mağdur çocuk vekilliği yaptığım dosyada çalakalem düzenlenen iddianameni iadesini talep edemezmişim hatta SSÇ’ler hakkında daha ağır suç tipi uygulanması için CMK M. 226 talep ettiğimde hakimden uyarı yemiştim “Avukat Bey ek savunma sanığa ait bir hak. Sizin ek savunma talep etme hakkınız yok!..” iddianameyi de hakim iade ediyormuş biz talep etme &lt;hakkımız&gt; yokmuş..</p>

<p style="text-align:justify">Kanun, mağdura ne kadar hak/yetki verdi ki akademisyenler anlatsın.. Son sınıf Ceza Muhakemesinde savcı, müdafii ve hakim üçgeni anlatıldığında tez-antitez-sentez üçgeni ile yargının rolleri anlatılmıştı. Gerektiğinde savcı, şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamak ve “şüphelinin” haklarını korumakla yükümlü idi. (CMK M. 160/2) E tabi mağdur da dolaylı olarak nasiplendi şüphelinin “aleyhine delil” toplanmasından. Bizimkisi az’a kanaat etmek.</p>

<p style="text-align:justify">Hayır hayır düşündüğünüz gibi sanık idam edilsin; mağdur kutsansın demiyorum. İdama da karşıyım. Retorik olarak idamın doğru yanlışlığı siyasiliğinden öte; yıllarca idamın uygulandığı bir ülkeyiz ancak suçun sıfırlanmadığı da &lt;İzahtan Vareste&gt;dir. Öyle ki İran’da idam olmasına rağmen 2025'te 1.639 ile 1.922 arasında idam edildiği bildirilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Tek demek istediğim ceza hukuku salt bir tarafın cezalandırılması; mahkumiyeti veya beraati midir? Taraf pozisyonlarımızdan azade biçimde. (Kim demiş maddi gerçek olayını lafı güzaf)</p>

<p style="text-align:justify">Meslek hayatımın %80’i mağdur vekilliği özel biçimde mağdur çocuk vekilliği olarak geçti. Çocuk hakiminin mağdur çocuğu duruşma salonunda dinlemeye çalışmasından tutun akranları tarafından okul sınıfında anal yoldan şişe sokulmaya çalışan çocuk hakkında (şaka kastı olduğundan) SSÇ’ye verilen beraat kararına kadar. Anlayacağınız üzere akran zorbalığına uğrayan çocuklara vekillik denk gelmekte.</p>

<p style="text-align:justify">Hani derler ya instagramda manifest postudur x postudur diye. “İş” bu yazı(da) bir çeşit empati postunun &lt;geleneksel&gt; halidir. Çocuk Hakları aktivistlerinin bile nasıl olacak bu iş denilen belli düşünce kalıpları içinde sıkışan akranından zarar gören çocuktan bahsediyoruz. Çoğu zaman Çocuk Hakları Merkezlerinin/Komisyonlarının “her ikisi de çocuk, kimin vekilliğini yapacağız?” diyerek çekimser kaldığı alan burası. Burası tahmininizdeki gri alan bile değil! ya siyah; ya beyaz Beşiktaşta bile ikisi yan yana.. Ama diğer tarafta Maraş olayında silahla akranını, öğretmenini öldürenin ailesi de ceza alsın diyen bir kamuoyu var. (ölen çocuklarımız ve şehidimizin ALLAH mekanlarını cennet eylesin) Buna şahsi düşünceniz içerisinde SSÇ odaklı cadı avı da diyebilirsiniz ama gerçekte tüm öfke ve sorumluluğu SS&lt;Ç&gt;’ye yüklemeye çalışan kamuoyu denilen güruh var. Elbette cezaların şahsiliği mevcutken aile, kasten öldürme suçundan sanık durumuna düşemez ama günümüzde ayağını yorganına göre uzat felsefesiyle TCK’yı fiile göre uydur uzat esnet hatta ortasını kes başı sonu uzansın ortası açık kalsın ama uysun! Esnaf usulü “yap bi’ şeyler işte” denilen çağdayız.</p>

<p style="text-align:justify">Tek bildiğim bir konu var: Sabit düşünce kalıplarından çıkılmadığında geçen yıl sadece akran zorbalığından bahsederken bu yıl Maraş, Diyarbakır ve Urfa olaylarına şahit olduğumuz. Üstelik daha yılı yarılamadık bile! Peki ya anaokulunda SSÇ görmeye başladığımızda ne yapacağız? Atın zindana önce yetişkin koğuşunda tamamen kirlensin sonra adam olacaksa ıslahevine.. (Sanayi görmemiş çocuğu sanayiye vermekle terbiye etmek gibi) Evet evet anaokulu veledi de dahil!</p>

<p style="text-align:justify">Sahi kanunda çocuğun karşılığı ne idi? ÇKK’ya göre 18 yaşını doldurmamış olmak. Ya başka? Türkiye şartlarında mağdur çocuk deyince akla ilk gelen yetişkin tarafından (kuvvetle muhtemel) istismara uğramış; SSÇ deyince de çocuğun yetişkine karşı yaptığı fiil algılanır. (TCK M. 31) Peki zaten suç sonucu mağdur edilen çocuk neden “Yetişkin fail- Mağdur çocuk; Suça Sürüklenen Çocuk - Yetişkin” arasında sıkışmakta? Yada bu sıkışma kuralını kim koydu? Kemal Sunal’ın dedi gibi “oylarınız damlaya damlaya dağdan indim kereste” Bahsettiğimiz gibi merkezlerin bile tereddütte kaldığı akran zorbalığına uğrayan çocuk, iyimser ihtimalle neden gri alan içinde hapsedilmektedir?</p>

<p style="text-align:justify">Ne diyorduk? Çocuk Hakları aktivisti olarak bile taraf seçmek zorunluluğumuz vardı değil mi? Çocukken anneni mi seviyorsun babanı mı demek gibi bir şey bu! Biz her ikisinin de esenliğini gözetemez miyiz? Başka deyimle beraat yada mahkumiyet arasında sıkışmak zorunda mıyız? Girdiğimiz SSÇ veya mağdur çocuk dosyasında her iki çocuk için ÇKK M. 5 talep edemez miyiz? Oysa tek süper gücümüzdü “talep” etmek. (İddianamenin iadesi ve ek savunma hariç) maddi gerçek için geriye ne kaldıysa artık burada bile SSÇ’nin ikrar insafına kaldık 😏 az’a kanaat edecektik değil mi özür dilerim!</p>

<p style="text-align:justify">21. Yüzyılda mağdur vekil beyanı diye yeni bir hak elde ettik değil mi? Bence SSÇ’nin veya mağdur çocuk hakkında ister M. 5 kapsamında ister ÇKK M. 7/2 ve M. 35 kapsamında olay özgü rapor isteyebilir/isteyebilmeliyiz. Zira talep halinde ret kararının gerekçesini hakim düşünsün (ÇKK M. 35/3) veya “usul yasaya uygun olmadığından” talebin reddine diyecektir. Yine Kemal Sunal’ı andım: sahi kim çıkarttı gerekçeli karar işini?</p>

<p style="text-align:justify">Kitabın önsözünü okumamak gibi kanunun başlangıcından uzak olduğumuz; 8-17 mesai mantığıyla yerine getirdiğimiz sistemimiz var. (Tabiiki de meslektaşın tenzih hakkı saklıdır) Ceza Hukukundaki maddi gerçeği ortaya çıkartmaktan bahsediyorum aslında. Başka bir deyimle TCK’nın 3 ve 1. Maddesi. Akran zorbalığına uğrayan çocuk hakkında taraf olmamak hali. Başka deyimle AİHS’te bahsedilen çocuğun yargılamaya katılma hali.</p>

<p style="text-align:justify">CMK 160/2’de olduğu gibi dolaylı olarak akran zorbalığına mağdur çocuk da bu haktan faydalansa yeterli. Zira çocuğun katılım hakkı ceza yargısında “yetişkin tarafından mağdur edilen Çocuk” açısından değerlendirilmektedir. Dur şimdi yine aynı sarmalın içinde sıkıştık: ceza yargısında “mağdur” sanığın “en ağır şekilde” cezalandırılmasını ister “sanık” da “şüpheden yararlanmayı” yine taraf tuttuk sizde haklısınız.</p>

<p style="text-align:justify">O zaman soruyu şöyle sorayım: “Mağdur çocuğun ceza tatmini ve ceza adaleti” anlayışı nedir? Faili yetişkin ise elbette failin ağır ceza almasıdır ama ya “12’ye 1 gün kalan” yaştaki akranı ise? Ama haksızsın yazan kişi! Güvenlik tedbiri uygulanır der kanun! Evet haklısınız sayın okuyucu. Hakimin gerekçe yazma zorunluluğu gibi bir şey bu; güvenlik tedbirini uygulamadan KYOK verilmesi.</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün akran zorbalığında mağdur vekilliği yaptığım dosyada çocuk hakimi şöyle demişti: “maddi gerçeği ortaya çıkartacağız sakin olun Avukat Bey” ben &lt;çocuk&gt; gibi sevindim ama mağdur çocuk anlamış mıdır bilemem. Fakültede hocanın masanın üstünde kalan sınav kâğıtları geçer altında kalan kalır gibi çoklu akran zorbalığında 12 yaşının suçun saati bakımından doldurup doldurmadığını hastaneden doğum raporu ile araştırıldığı 1 çocuk yönünden saat itibariyle takipsizlik kararı verildiği (güvenlik tedbiri olmaksızın) ancak saat itibari ile davayı “kurtardığımız” diğer çocukların tehdit hakaret yaralama bilişim verilerine hukuka aykırı girmek suç tiplerinden yargılandığı dava idi. TCK’yı kılıfına uydurmaya çalışıyoruz değil mi? Bu sefer kat’ien siyasi değildi lafım kimse üzerine alınmasın (önceki de değil)</p>

<p style="text-align:justify">Sadece eleştiri yapmakla kalmıyoruz çünkü bu kanun boşluğudur: Çocuk Koruma Kanunu tüm bu eleştiriler sonucu çocuğun yetişkine yönelik fiiller bazında düzenlenmiştir. Mevcut sistemde akran zorbalığına uğrayan çocuklar hakaret, yaralama, kişi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit gibi çoklu fiillerin mağdurudur. Öğretide çocuğun istismarı sadece cinsel değildir derken TCK neden M. 103 sadece “cinsellik” ile sınırlamış ki? Neden 103/A “Akran Zorbalığı” suç tipi düzenlenmesin? Üzerinde sona erdirmek üzere olduğum kanun taslağı bu. Hiçbir destek almasam bile tek imzalı TBMM’ye göndereceğim de gönderilenleri okuyunca:</p>

<p style="text-align:justify">“"Bay" ve "bayan" kelimelerinin kullanımının yasaklanması.”</p>

<p style="text-align:justify">“Belediye başkanlarının Cumhurbaşkanı tarafından atanması” gibi istekler arasında hazırladığım M. 103/A Akran Zorbalığı taslağı fark edilirse. (Aslında diğer istekler de fena değilmiş. Bence benimki arada kaynayabilir de.)</p>

<p style="text-align:justify">İşin ciddiyetinde bir kez daha soruyorum:</p>

<p style="text-align:justify">“Ceza yargısında akran zorbalığına uğrayan mağdur çocuğun adalet tatmin veya algısı nedir?” Neden yeni literatür olarak “Çocuklar arası Ceza Hukuku” kavramını tartışmayalım? SSÇ’yi yargı dışında tutma gayretindeyken bir çocuk neden bir anda “tehdit hakaret yaralama” üçlü paket ceza sisteminden ceza alsın? Neden 3 ayrı suç sabıkaya işlensin? (Yine sevdiğimiz karın ile geldik. Mağdur çocuğun esenliğini SSÇ’den kalan pay ile sorarak)</p>

<p style="text-align:justify">Son olarak/Ez cümle akran zorbalığı suçunda mağdur çocuğunun bu kadar görünmez kılınıp SSÇ’nin gelecek kaygısından bahsettiğimiz anda SSÇ’nin nasiplenip sanık haklarından arta kalan payla; mağdur çocuğun “bila ihtimal” nasipleneceği alanda vekil değil mağdur çocuğun beyanı ile:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><u>“SESİMİ DUYAN VAR MI!?”</u></strong><strong> </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Avukat M. Melih KAYA</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Bayburt Barosu Çocuk Hakları Komisyon</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Başkanı</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>DİPNOT : </strong>Yukarıda hazırladığım köşe yazısı Antalya Baro Dergisine gönderdiğim yazı idi. O zamandan bu zamana TCK M.103/A olarak adlandırdığım M. 96/A olarak revize edilmiş; Bayburt Barosu tarafından Meclis Komisyonu ve bakanlıklara gönderilmiştir. İş bu platform olan <a href="http://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">Hukukihaber </a>sitesine Bayburt Barosu olarak teşekkürlerimizi iletiriz bize ev sahipliği yaptığı için.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sesimi-duyan-var-mi-hukukun-altinda-kalan-cocuk</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/cocuk-ssc.jpg" type="image/jpeg" length="21259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/4980 E., 2023/7701 E. ve 2023/3218 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20234980-e-20237701-e-ve-20233218-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20234980-e-20237701-e-ve-20233218-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.05.2024 tarihli, 2023/4980 E., 2024/3638 K. sayılı kararı,  14.03.2024 tarihli, 2023/7701 E., 2024/1740 K. sayılı kararı ve 23.01.2024 tarihli, 2023/3218 E., 2024/423 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/4980 E., 2024/3638 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/848 E., 2023/4 K.<br />
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/616 E., 2022/157 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının davasının ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin huzurlu ve mutlu bir yuvanın hayalini kurarken daha ilk yıllardan kadının müvekkiline, "ben ilk kocamı özledim keşke onunla ayrılmasaydık, seninle evlendiğime pişmanım, sen çok yaşlısın, seni içim almıyor" şeklinde söylemlerde bulunduğunu, müvekkilinin bu durumun zamanla düzeleceğini düşündüğünü ancak durumun gitgide daha kötü bir hal aldığını ve evliliklerinin çekilemez hale büründüğünü, kadının, müvekkiline ve ortak 4 çocuğa karşı olan soğuk, ilgisiz, samimiyetten uzak ve saygısız tavırlarının tartışmaların ana gündemini oluşturduğunu, söz konusu tartışmaların ve kadının anlaşılmaktan uzak tavırlarının neticesinde taraflar arasında şiddetli geçimsizliğin baş gösterdiğini, şiddetli geçimsizliğin doğal bir sonucu olarak müvekkilinin evlilik birliğinin devamına karşı duyduğu inancı yitirdiğini, yaklaşık olarak otuz yıllık evlilik birliği içerisinde bu zamanki sürece kadar müvekkilinin çocukların hatırına evliliği devam ettirmeye çalıştığını ancak artık hem yaşı sebebi ile hem de rahatsızlığı sebebi ile bu evliliğin ızdırap haline dönüştüğünü, kadının 2011 yılında Sivas'ta karakola gidip "beni dövüyorlar" şeklinde şikayette bulunduğunu, müvekkili ve ortak çocukların karakola ifadeye çağrıldıklarını, her zamanki gibi evde huzursuzluk çıkarıp "siz görürsünüz, gidip beni dövüyorlar deyip sizi içeri aldırtacağım" diye çekip gittiğini ama bu şikayetinin ortada herhangi bir delil olmadığı için sonuçsuz kaldığını, kadının amacına ulaşamadığını, müvekkilinin 2018 yılına kadar davalı taraf ile Sivas'ta ikamet ederken şiddetli ağrıları neticesinde hastaneye gidip kanser hastası olduğunu ve bu hastalığın son evresinde olduğunu öğrendiğini, doktorların çok fazla ömrünün kalmadığını ancak iyi bir tedavi ile hayata tutunabileceğini söylediklerini, müvekkilinin bu durumu kadın ile paylaştığında, kadının "öl, geber, sana bir bardak su bile vermem, git çocukların baksın" şeklinde sözler işittiğini, bunun üzerine müvekkilinin Sivas'tan İstanbul'a gelip çocuklarının evine yerleştiğini ve burada tedavi sürecinin başladığını, yaklaşık olarak iki yıldan beri kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gördüğünü, geçmişten bu yana kadının müvekkile ve dört çocuğa karşı sürekli olarak şiddet uyguladığını, annelik ve eşlik vasfını hiçbir zaman yerine getirmediğini, ev temizliği, yemek gibi annenin yapması gereken hiçbirşeyi yapmayıp bu görevleri hep kız çocuklarına yüklediğini, çocukların bir yandan okullarına giderken bir yandan ev işleriyle ilgilenip bir yandan da karınlarını doyurmaya çalıştıklarını, evin içerisinde çocukları hep sopa ve demir ile dövüp, müvekkile de sürekli saldırdığını, müvekkilinin de üstüne tükürüp, bıçakla saldırıp, kıyafetlerini yırtmak suretiyle "ağzına sıçarım şerefsiz pezevenk" gibi sinkaflı sözler sarfettiğini, 2019 senesinde de müvekkilinin evde otururken şiddetli bir karın ağrısının başladığını, bunun üzerine kadının ne oldu bir bakayım diyerek aniden müvekkilinin karnına şiddetli bir darbe uygulayıp müvekkilinin bağırsaklarının dışarı çıktığını, kadının evlilik birliği içerisinde iken sürekli sinirli ve agresif tavırlar sergileyip ve herhangi bir duruma kızdığı zaman evdeki tüm eşyaları kırıp döküp, ortalığı dağıttığını, çocuklara ve müvekkile karşı hakaretler yağdırdığını, bunun dışında da devamlı evde tedirginlik yaratıp muska, büyü ve fal gibi işlerle uğraşıp çocuklara ve müvekkile büyük korkular saldığını, çocukların evin heryerinde çeşitli muskalar bulup ve kadının beddualarına maruz kaldıklarını, bu nedenlerle taraflar arasında kadının bu hareketlerinden ve sevgisizliğinden ötürü sevgi ve saygı ilişkisinin bittiğini bildirerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı-karşı davacı kadın vekili dava dilekçesinde; erkeğin beyanlarının doğru olmadığını, sürekli hakaret ve şiddetine maruz kaldığını, taraflar arasındaki geçimsizlik nedeninin erkeğin ilk evliliğinden olan çocukları olduğunu, müvekkilinin çocuklarının elinden alındığını, büyük kızın 6-7 senedir görmediğini, diğer çocukları ise sonradan gördüğünü, erkeğin hastalığı ile ilgili söylediği sözlerin tamamen asılsız olduğunu, erkeğin çocuklarının müvekkilini arayarak "babamı alıyorum, sen orada öl, geber, seni kabul etmiyoruz, işte orada tek başına gebereceksin, sen İstanbul'u rüyanda bile göremezsin, senin burada yerin yok" sözler söylediğini, erkeğin müvekkiline İstanbul'a giderken "ben gidiyorum geri geleceğim" dediğini, çocuklarını ziyarete gittiğini söyleyerek müvekkilinden habersiz oraya yerleştiğini, müvekkilini köyde 2 yıl boyunca yalnız bıraktığını, müvekkilinin hasta olmasına rağmen ev ve temizlik işlerini kendinin yaptığını, müvekkili köyde yalnız olduğu için müvekkilinin kardeşinin Sivas'tan İstanbul'a getirdiğini, müvekkilini erkeğin bulunduğu ortak konuta bıraktığını, erkeğin müvekkilini önce eve almak istemediğini sonradan kabul ettiğini ancak sürekli müvekkiline "ben seni köye göndereceğim, burada kalamazsın" diye söylemlerde bulunduğunu, 27.11.2020 tarihinde eve gelen polislerin uzaklaştırma kararı olduğunu söylediğini, okuma yazması olmayan müvekkilinin "burası benim evim bir şeyden haberim yok" demesine rağmen erkek tarafından kendisine şiddet uygulandığını, kalacak yeri olmadığı için müvekkilinin kadın sığınma evinde kalmak zorunda kaldığını bildirerek asıl davanın reddine, karşı davalarının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, müvekkili için aylık 1.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin bir süre önce kanser tedavisi görmek için İstanbul'da yaşayan ortak çocuklarının yanına gelmek istediği, kadının erkeğin hasta olması nedeniyle erkeğe telefonda "git sana çocukların baksın, sana bir bardak su vermem" dediği, bir süre sonra kadının da İstanbul'a gelmek istediği, ancak ortak çocuklarının annelerini istemediği, kadının erkeğe zaman zaman evlilik içerisinde "orospu, orospu çocukları, sizin ağzınıza..." gibi sözler söylediği, erkeğin de çocuklarının etkisinde kalarak kadını istemediği, kadını terk ettiği taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı meydana gelen bu halde erkeğe ve çocuklarına hakaret eden, hastalandığı dönemde eşine bakmayacağını söyleyen kadının, kadını terk eden çocuklarının etkisi altında kalıp birlik görevlerini yerine getirmeyen erkeğin eşit kusurlu oldukları, kadın bizzat duruşmada alınan beyanında boşanmak istemediğini ve davasından feragat ettiğini beyan ettiği gerekçesiyle erkeğin davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi gereği boşanmalarına, kadının davasının feragat nedeniyle reddine, kadına aylık 750,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı-davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilin hastalığı nedeniyle yoğun bakımda olup çalışmadığı, şu anda yalnızca emekli maaşı bulunduğu, müvekkilin gerek maddî durumu gerekse yaşam koşulları göz önüne alınacak olunursa nafaka ödemesi olanaksız olduğu, bu durumda mevcut koşulların göz önüne alınarak şimdilik tedbir, kararın kesinleşmesiyle birlikte ise yoksulluk nafakası olarak nitelendirilecek olan nafakanın kaldırılmasını, aksi kanaatte ise nafaka miktarında indirime gidilmesi istemi ile nafakalar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı-davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde; kusurlu olan ya da daha fazla kusurlu olan erkek olmasına rağmen tarafların eşit kusurlu kabul edilip, boşanmaya karar verilmesinin ve aylık olarak 750,00 TL takdir edilen nafakasının da çok düşük olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek erkeğin kabul edilen davası ve nafakalar yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkek istinaf incelemesi aşamasında 12.05.2022 tarihinde vefat etmiş; boşanma kararı kesinleşmeden vefat etmiş olması nedeni ile duruşma açılarak yasal mirasçılarına 4721 sayılı Kanun'un 181 inci maddesi gereğince duruşmaya davet edilerek davaya kusur yönünden devam edip etmeyecekleri yolunda beyanlarının alınması için gerekli usuli işlemler tamamlanmış, erkek mirasçıları davaya katılma taleplerinin olduğu ve boşanma davasına devam edeceklerini beyan etmişler, evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda eşine ve çocuklarına hakaret eden, hastalandığı dönemde eşine bakmayacağını söyleyen kadın ile eşini terk eden çocuklarının etkisi altında kalıp birlik görevlerini yerine getirmeyen erkek bu halde eşit kusurlu kabul edilecekken kadın, kendi davasından feragat etmesi nedeniyle erkeğin kusurlarını affetmiş olduğundan boşanmaya neden olan olaylarda erkeğe kusur atfedilmesi mümkün olmadığı için kadının evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle evlilik ölüm ile sona erdiğinden boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve kadının boşanmayı gerektirecek kadar kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı-davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde; kusurunun olmadığını ileri sürerek kusur belirlemesi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, erkeğin ölümü nedeniyle evlilik ölümle son bulmuş olup kusur tespiti olarak devam eden davada sağ kalan eş olan kadının evlilik birliğinin sarsılmasında kusurunun ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun)190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 181 inci maddesinin ikinci fıkrası.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı kadın vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/7701 E., 2024/1740 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/200 E., 2023/1061 K.<br />
DAVA TARİHİ : 26.01.2022<br />
KARAR : Başvurunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/56 E., 2022/849 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı kadın dava dilekçesinde özetle; davalının evlilik süresince sudan sebeplerle kavga çıkardığını, sürekli hakaret ve küfür ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, tehditler savurduğunu, aşırı baskıcı ve kıskanç tavırlar serglediğini belirterek, tarafların boşanmalarına, aylık 2.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; kadının hakaret ve küfürler ettiğini, sürekli müvekkili kontrol etmeye çalıştığını, şiddet uygulamadığını, aksine şiddet gördüğünü belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların fiilen 4 ay evli kaldıkları, davalının davacıya bağırarak "sen oruspusun, seninle evlendiğime pişmanım, senin sülaleni sinkaf ederim, ben seninle evlenmesem ortada kalırdın, seninle kimse evlenmezdi" şeklinde sözlerle hakaret ve sinkaflı şekilde küfür ettiği, davacı eşinin yaptığı şeyleri beğenmeyerek "bu nasıl yemek, bu nasıl çay demleme" şeklinde sözlerle davacı eşini küçümseyerek rencide ettiği, ailesinin yanında davacı eşini küçük düşürdüğü, eşine fiziki ve psikolojik şiddet uyguladığı, son şiddet olayından sonra davacının uzaklaştırma kararı aldığı, davacının ise evlilik birliği sürecinde sürekli eşini iş yerinde iken aradığı, bu aramaların bazen görüntülü olduğu, "kiminle duruyorsun, yanında kim var" diyerek kıskanç davranışlarda bulunduğu, davalı erkeğin ağır, davacının az kusurlu olduğu gerekçesiyle 4721 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanmalarına, davacının biyolog olarak çalıştığı, düzenli ve sabit bir gelirinin olduğu anlaşılmakla kadının tedbir ve yoksulluk nafakasına ilişkin talebinin reddine, koşulları oluştuğundan 50.000,00 TL maddî, 40.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili özetle; ceza dosyası ile hakaret suçundan beraat ettiğini belirterek boşanma davasının kabulü, kusur tespiti ve tazminatlar yönünden istinaf buşvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili özetle; istinaf sebeplerinin tekrar ederek boşanma davasının kabulü, kusur tespiti ve tazminatlar yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kusur belirlemesine bağlı olarak kadının boşanma davasının kabulünün, kadın yararına tazminat takdirinin isabetli olup olmadığı, isabetliyse tazminat miktarlarının hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü maddesi.<br />
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3218 E., 2024/423 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3129 E., 2022/3132 K.<br />
DAVA TARİHİ : 18.04.2019<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 1. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/218 E., 2022/472 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki asıl boşanma ve birleşen tedbir nafakası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kadının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin düzeltilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararının birleşen dava yönünden kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle birleşen tedbir nafakası davasının kısmen kabulüne, erkeğin tüm, kadının diğer istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;</p>

<p>Dosya içeriğine göre birleşen tedbir nafakası davasında hüküm altına alınan ve erkek vekili tarafından temyize konu edilen aylık 600,00 TL tedbir nafakasının yıllık toplam miktarı 7.200,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; ... erkek vekilinin temyiz dilekçesinin birleşen bağımsız tedbir nafakası davası yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Davalı-davacı kadın vekilinin tüm yönlere, ... erkek vekilinin yukarıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan diğer yönlere ilişkin, gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
... erkek dava ve cevaba cevap dilekçesinde; kadının kanser rahatsızlığı olduğunu sakladığını, bu durumu hastanede öğrendiğini, kadının çocuk sahibi olmak istediğini ancak kendisinin, kadının kanser olması sebebi ile imkansız diye cevap verdiğini, kanserden ölen abisinin kalp krizinden öğrendiğini, taksit için ayırdığı paranın eksildiğini, kadına paranın ne olduğu sorulduğunda kadının alınganlık yaptığını, sürekli küstüğünü, sürekli hakaret ettiğini, aşağıladığını, yüzüne tükürdüğünü, sık sık evi terk ettiğini, en son kendisine bıçak çektiği için aralarında sürmekte olan ceza davası olduğunu, özel hayat anlattığını, sadakatsizlikle ve iktidarsızlıkla suçladığını, ailesi ve komşuları ile görüşmesini istemediğini, aile müdahalesine sessiz kaldığını, birlik görevlerini yerine getirmediğini, istemediğini soğuduğunu söylediğini, intihara teşebbüs ettiğini, izinsiz para aldığını iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince tarafların boşanmalarına, erkek yararına, 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı-davacı kadın vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde; erkeğin, müvekkiline sevgisiz davrandığını, seninle ev işi yap diye evlendim, istemiyorum, seninle evlendiğime pişmanım dediğini, evde düzensiz bir alan olursa bunu akrabalarına göstererek küçük düşürmeye çalıştığını, sürekli hakaret edip aşağıladığını, cinsel içerikli videolar izlediğini, ters ilişkide bulunduğunu, her tartışmada evin anahtarını değiştirip eve almadığını, müvekkilinin son olayda bebeğini düşürdüğünü, hırsızlıkla itham ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini iddia ederek asıl davanın reddine, boşanmaya karar verilmesi halinde kadın yararına, 20.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata, birleşen davanın kabulü ile kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesi gereğince aylık 750,00 TL tedbir nafakasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin Malatya 1. Aile Mahkemesinin 11.02.2021 tarih, 2019/124 Esas 2021/99 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kabulü ile, eşit kusurlu tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, tarafların maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir nafakasına, birleşen tedbir nafakası davası hakkında asıl davada hüküm kurulmasından dolayı karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı<br />
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde ... erkek vekili, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, tedbir nafakası ile birleşen davada vekâlet ücretine hükmedilmemesi; davalı-davacı kadın vekili ise tüm yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.04.2022 tarih ve 2021/1548 Esas, 2022/970 Karar sayılı kararı ile kadının bağımsız tedbir nafakası davası konusunda olumlu olumsuz karar verilmesi ve tarafların delil olarak dayandıkları ceza dosyasının dosya arasına alınıp incelenerek karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile esasa yönelik istinaf itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının evden ayrılıp gittikten sonra yeniden evine gelerek eşyalarını almak istediği, erkeğin ise kapının kilidini değiştirdiğini gördüğü, kapı açıldıktan sonra kadının erkeğe bıçak çekerek tehdit ettiği, hakaret ettiği, kadının kanser hastalığını gizlediği iddiası ise ispat edilemediği, erkeğin ise kadının akrabası olan tanık ...' a gardrobun içini gösterdiği, tanığın beyanında gardropta fazlaca bir dağınıklık göremediğini ifade etmesi ile erkeğin kadını üçüncü kişilere karşı küçük düşürdüğü, erkeğin kaybolan parayı eşine sorduğu anlaşılmış ise de kadını hırsızlıkla suçlandığı iddiasının ispat edilemediği, kadının tehdit ve hakaret eylemlerinde bulunması, erkeğin ise kadını akrabası önünde küçük düşürmesi eylemleri ile evlilik birliğinin temelden sarsıldığı, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları, boşanma sebebiyle maddî ve manevî tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat isteyen tarafın kusursuz ya da diğerine göre az kusurlu olması gerektiğinden eşit kusurlu oldukları anlaşılan tarafların maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi gerektiği, boşanma veya ayrılık davası açılınca hakimin, davanın devamı süresince, gerekli olan özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden almak zorunda olduğu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek kadın yararına uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği, birleşen davanın tedbir nafakasına ilişkin olduğu, kadının ayrı yaşamakta haklılığı ispat edilemediği gerekçesi ile asıl davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi gereğince boşanmalarına, tarafların tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine, kadın yararına dava tarihinden itibaren aylık 250,00 TL, 06.11.2020 tarihinden itibaren aylık 500,00 TL tedbir nafakasına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.... erkek vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, tedbir nafakası yönlerinden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Davalı-davacı kadın vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; her iki dava yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller, dosya içine alınan ceza dava dosyası ve özellikle ceza dava dosyasındaki ifadeler birlikte değerlendirildiğinde; tarafların evlilik içinde bir kaç kere ayrılıp tekrar bir araya geldikleri, son olarak 08.02.2019 tarihinde ayrıldıkları, bu ayrılma olayında kimin kusurlu olduğunun iki tarafça ispat edilemediği, ceza dava dosyasına konu olan olayda kadının 14.02.2019 tarihinde ortak konuta geldiği, ... erkek kapı kilidini değiştirdiği için anahtarı ile kapıyı açamadığı, erkeğin kapıyı açtığı ve devamında kadına "niye geldin, senden iğreniyorum, şerefsiz, haysiyetsiz" diye hakaret ettiği, kadının da buna karşılık "pezevenk, şerefsiz" diye hakaret edip mutfağa giderek bıçak alıp erkeğe saldırıp tehdit ettiği, bu durumda tarafların iddiaları, savunmaları, bu dosyadaki deliller ve özellikle olayın akabinde alınan ceza dava dosyasındaki tanık ifadeleri değerlendirildiğinde; tarafların birbirlerine karşı ağır hakarette bulundukları, erkeğin ortak konutun kapı kilidini değiştirdiği, bu davranışını her ayrılma olayında gerçekleştirerek alışkanlık haline getirdiği, kadının da ceza dava dosyasına konu olayda erkeği tehdit ettiği, evliliğin temelinden sarsıldığı, tarafların eşit kusurlu oldukları, ... erkeğin kadına ağır hakaret etmesi, her ayrılmadan sonra aile konutunun kapı kilidini değiştirmeyi alışkanlık haline getirmesinin davalı-davacı kadın için ayrı yaşama hakkını doğurduğu, birleşen davanın da kabulü gerektiği gerekçesi ile kadının birleşen davaya ve kusur tespitine yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ilgili bölümlerinin kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduklarının tespitine, davalı-davacı kadının birleşen davasının kısmen kabulü ile, boşanma davasında 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesine göre takdir edilen tedbir nafakası ile tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde birleşen dava tarihinden itibaren davalı-davacı kadın yararına aylık 600,00 TL tedbir nafakasına, fazlaya ilişkin talebinin reddine, ... erkeğin tüm, davalı-davacı kadının diğer istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.... erkek vekili; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; birleşen davanın kabulü, kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.... kadın vekili; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, tazminat teleplerinin reddi yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Asıl dava, boşanma, birleşen dava 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesinde düzenlenen bağımsız tedbir nafakası davası olup, uyuşmazlık taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, erkeğin boşanma davasının kabulü şartlarının oluşup oluşmadığı, taraflar yararına maddî-manevî tazminata hükmedilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı, 174 üncü, maddeleri; 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci, 371 inci maddesi,</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre ... erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Bölge Adliye Mahkemesince, taraflara yüklenen ve gerçekleşen kusurlu davranışların yanında, dosya kapsamında bulunan tanık beyanlarından, erkeğin, evdeki temel ihtiyaç maddelerinin kullanımını kısıtlayarak birlik görevini ihmal ettiği, kadını akrabalarının önünde küçük düşürdüğü de anlaşılmaktadır. O hâlde, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda, ... erkeğin ağır, davalı-davacı kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru görülmeyip kararın bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p>3. Yukarıda (2) nolu paragrafta açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O hâlde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.... erkeğin birleşen tedbir nafakası davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE,</p>

<p>2. Davalı-davacı kadın vekilinin tüm, ... erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;</p>

<p>a) Yukarıda (2) ve (3) numaralı paragraflarda belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi yönlerinden davalı-davacı kadın yararına BOZULMASINA,</p>

<p>b) Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere ... erkeğin tüm, davalı-davacı kadının diğer temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temiz eden Bülent'e yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatıran Nuray'a iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20234980-e-20237701-e-ve-20233218-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="76302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYAP LOGUNDA “EVRAK AÇILDI” KAYDI SÜRELERİN BAŞLAMASI İÇİN YETERLİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyap-logunda-evrak-acildi-kaydi-surelerin-baslamasi-icin-yeterli-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyap-logunda-evrak-acildi-kaydi-surelerin-baslamasi-icin-yeterli-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Kararının Değerlendirilmesi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>KARARIN ÖZETİ</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/borclu-odeme-emrini-uyapta-acmis-oldugu-tarih-itibariyle-takipten-haberdar-sayilacak-olup-odeme-emri-teblig-isleminin-usulsuz-olduguna-yonelik-sikayetin-suresinde-olup-olmadigi-bu-tarihe-gore-degerlendirilir">12. HD, 2025/519 E., 2025/2154 K., 11.03.2025 T.</a></strong></p>

<p><i>“Borçlu tarafından ödeme emrinin UYAP üzerinden açılması durumunda borçlunun bu açılma tarihinde takipten haberdar olduğu kabul edilmektedir. "Somut olayda, UYAP evrak işlem kütüğünde yapılan incelemede, borçlu tarafından ödeme emrinin 26.04.2023 tarihinde 15:43 50'de Uyap tan açılmış olduğu görülmekle borçlunun bu tarih itibariyle takipten haberdar olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda borçlu tarafından şikayetin yasal 7 günlük süreden sonra 23.05.2023 tarihinde yapıldığı görülmektedir. O halde, mahkemece, ıttıla tarihinin, borçlu tarafından ödeme emrinin uyaptan açıldığı tarih olan 26.04.2023 olarak kabulü ile ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik 23.05.2023 tarihli şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir".</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>UYAP log; sistemdeki tüm işlem ve hareketlerin tarih, saat ve kullanıcı bilgisiyle kronolojik olarak kaydedilmesini ifade eder. Hukuki açıdan, bir belgenin veya dosyanın ilgili kişi tarafından ne zaman görüntülendiğinin kanıtlanması ve sistemde hata ayıklama yapılması amacıyla kullanılır.</p>

<p>UYAP evrak işlem kütüğüne yansıyan teknik bir log kaydı, belgenin bütünüyle okunduğunu, takip dayanağı senedin incelendiğini ve hukuki sonuçlarına tereddütsüz vakıf olunduğunu kanıtlayıp kanıtlamadığını değerlendirmek için öncelikle ıttıla ve öğrenme kavramları arasındaki farkların izah edilmesi gerekir. Zira sürelerin başlaması, hak arama hürriyeti (Anayasa m.36) ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri arasındaki hassas dengenin korunmasını gerektirir ve bu dengenin kurulmasında, "ıttıla" ve "öğrenme" kavramlarına farklı hukuki misyonlar yüklenmiştir.</p>

<p>Ittıla (haberdar olma), kelime anlamı itibarıyla bir durumun, işlemin veya olayın varlığından genel hatlarıyla haberdar olmayı ifade eder. Buna karşılık öğrenme, hak düşürücü veya zamanaşımı sürelerini başlatan asıl olgudur. Sadece bir olayın varlığından haberdar olmayı değil; o olayın içeriğine, hukuki niteliğine, taraflarına ve doğurduğu somut sonuçlara davanın açılmasını mümkün kılacak ölçüde, şüphe ve tereddütten arınmış şekilde vakıf olmayı gerektirir.</p>

<p>Gerek maddi hukukta (haksız fiil zamanaşımı, evliliğin nisbi butlanı) gerekse usul hukukunda (hâkimin reddi, usulsüz tebligat), tarafların zihnindeki salt "şüphe", söylenti veya duyumlar hak düşürücü süreleri başlatmaz. Öğrenmenin "kesin, somut ve duraksamasız" olması ortak bir kuraldır. Sürenin geçtiğini ileri süren taraf (davalı/alacaklı), muhatabın kesin öğrenme tarihini somut ve şüphe götürmez delillerle kanıtlamak zorundadır.</p>

<p>Yargıtay içtihatları, Tebligat Kanunu m.32’nin uygulanmasında "beyan güvenliği" ilkesini benimser. Bu kapsamda öğrenme tarihi ile basit bir "haberdar olma" (ıttıla) durumu arasında keskin bir çizgi çizilmiştir. Öğrenme, usulsüz yapılan tebligatın içeriğinden ve buna bağlı hukuki sonuçlardan (örneğin ödeme emrindeki borç miktarı, itiraz süreleri) haberdar olmayı gerektirir.</p>

<p>İİK m. 62 uyarınca ödeme emrine itiraz süresi 7 gündür. Bu sürenin başlaması için borçluya usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olması veya usulsüzlük halinde borçlunun takibi tam anlamıyla öğrendiği tarihin tereddütsüz tespiti gerekir. Teknik ve sistemsel belirsizlikler içeren log kayıtları üzerinden süre başlatılması, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını zedeleyeceğinden kabul görmemelidir. Yine TEBK m. 32 uyarınca, usulüne aykırı tebliğ halinde muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih tebliğ tarihi sayılır. Öğrenme kavramı, borçlunun takibin türü, borcun miktarı, alacaklı, icra dairesi ve dosya numarası gibi tüm esaslı unsurlardan eksiksiz şekilde haberdar olmasını gerektirir. Sadece UYAP logunda 'evrak açıldı' kaydının bulunması, belgenin tamamının okunduğunu, eklerinin incelendiğini ve hukuki sonuçlarının idrak edildiğini tek başına ispatlamaya yetmez.</p>

<p>Her ne kadar İİK m. 16’da tebliğ veya tefhim değil öğrenme ifadesi kullanılmış olsa da, öğrenme ifadesinden hareketle bir kimsenin UYAP portalına girmesi veya dosya muhteviyatındaki bir evrakı teknik olarak ekrana yansıtması, ödeme emrinin içerdiği yasal ihtarların ve eklerini öğrendiği anlamına gelmez. Zira kanun koyucu elektronik tebligat usullerini dahi Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinde (UETS vasıtasıyla) sıkı güvencelere bağlamıştır. Resmi elektronik tebligat altyapısı dışındaki sistemsel sorgulamalar veya salt dosya inceleme logları, hukuki süreleri başlatan geçerli bir tebliğ işlemi veya öğrenme zamanı olarak vasıflandırılamaz. Nitekim tebligat hukukundaki bu emredici rejimin sınırları, <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20 Nisan 2021 tarihli, E.2017/1824, K.2021/520 sayılı kararı</a> ile kesin olarak çizilmiştir. Anılan kararda; hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak "ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır" ilkesi tesis edilmiş ve muhatabın UYAP üzerinden işlem tesis etmesinin veya süreci sistemden takip etme iradesinin kanuni tebligat yerine geçmeyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>İİK m. 16’yı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir. Anılan hüküm uyarınca, usulsüz yapılan tebligat muhatap tarafından öğrenilmiş ise muteber sayılır ve MUHATABIN BEYAN ETTİĞİ TARİH TEBLİĞ TARİHİ ADDOLUNUR. Bu kapsamda vurgulamak gerekir ki, usul hukuku bağlamında "ıttıla" (öğrenme); borçlunun icra dairesini, alacaklıyı, takibin türünü, borcun miktarını, ferilerini ve en önemlisi itiraz süreleri gibi yasal haklarını tüm esaslı unsurlarıyla eksiksiz idrak etmesini gerektirir. UYAP evrak işlem kütüğüne yansıyan teknik bir log kaydı, belgenin bütünüyle okunduğunu, takip dayanağı senedin incelendiğini ve hukuki sonuçlarına tereddütsüz vakıf olunduğunu kanıtlayan mutlak bir delil değildir. İlgilinin UYAP portalına girerek evrakın mevcudiyetini sistemsel olarak görmesi, icra tehdidinin tüm hukuki ve maddi teferruatını anladığına karine teşkil etmez. Sistemsel donmalar, evrakın eksik yüklenmesi, ekranın hızla kapatılması gibi teknik varyasyonlar söz konusuyken, bir tıklama kaydı üzerinden hak düşürücü sürelerin başlatılması, Anayasal hak arama hürriyetini ihlal eder.</p>

<p>Nitekim öğrenme olgusunun somut bir okuma kaydından ziyade içeriğe vakıf olma şartına bağlı olduğu, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, E.2024/929, K.2024/5967 sayılı kararı</a></strong>nın karşı oy gerekçesinde de isabetli olarak belirtilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak "beyan güvenliği" ilkesi gereği, öğrenme tarihi ile basit bir "haberdar olma" (ıttıla) durumu arasında keskin bir çizginin çizilmesi gerekir. Öğrenme, usulsüz yapılan tebligatın içeriğinden ve buna bağlı hukuki sonuçlardan (örneğin ödeme emrindeki borç miktarı, itiraz süreleri) haberdar olmayı gerektirir. Bu usulsüz tebligat şikayetinde 7 günlük hak düşürücü sürenin başlangıcı olan "öğrenme, borçlunun takibin varlığından ve içeriğinden haberdar olduğu andır. UYAP portalı üzerinden yapılan görüntülemeler konusunda borçlunun beyan ettiği öğrenme tarihini öncelikli tutmak gerekir. Belirtilen nedenlerle 12. Hukuk Dairesinin kararına katılmamaktayım.</p>

<p><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="861" /></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyap-logunda-evrak-acildi-kaydi-surelerin-baslamasi-icin-yeterli-midir</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/terazi/terazi-tokmak-kumsaati-44asdf.jpg" type="image/jpeg" length="60184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1824 E., 2021/520 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2021 tarihli, 2017/1824 E., 2021/520 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2017/1824 E., 2021/520 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 2. İş Mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin eşi...’nin 17.11.1999 tarihinde vefat ettiğini, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrası müvekkilinin eşinden dolayı ölüm aylığı almaya hak kazandığını, ilk ölüm aylığı talebinin reddedildiğini, 08.03.2007 tarihinde tekrar talepte bulunduklarını Kurumun cevap vermediğini belirterek eşinden ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; müteveffa eşin 5 yıl sigortalılık ve 900 gün prim ödeme şartını yerine getirmediğini, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı:</p>

<p>6. Gebze 2. İş Mahkemesinin 26.03.2013 tarihli ve 2008/140 E., 2013/186 K. sayılı kararı ile; davacının eşi...’nin 930 gün prim ödemesi bulunduğu, ilk kez 10.09.1996 tarihinde sigortalı olduğu, 17.11.1999 tarihinde vefat ettiği, bu iki tarih arasında 3 yıl 2 ay 10 gün süre bulunduğu, beş yıllık sigortalılık süresinin tamamlanmadığı, askerlik süresinin tamamının borçlanılması hâlinde ölüm aylığından yararlanabileceği, Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:</p>

<p>7. Gebze 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli ve 2013/19376 E., 2014/2887 K. sayılı kararı ile; “..Dava, davacıya eşinden dolayı 01.04.2007 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın redddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacının eşi sigortalı 17/11/1999 tarihinde vefat etmiş olup davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 65 ve devamı maddeleridir. Ölüm sigortasından aylık bağlama şartlarına ilişkin 66/c. maddesinde, “toplam olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölen sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanacağı” düzenlenmiş iken, Anayasa Mahkemesinin 06.01.2005 gün ve 2001/479 – 2005/1 sayılı kararı ile anılan hükmün “veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün” bölümünün Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi üzerine, 12/12/2006 tarihli ve 5561 sayılı Kanunun 1.maddesi ile 66. maddenin “c” bendi yeniden düzenlenmiş ve böylece sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanabilmesi için, 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinde en az 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölmüş olma koşulu getirilmiştir. Aynı kanunun 3. maddesi ile 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 93. madde ise, 66. maddesinin (c) bendinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu değişiklikle öngörülen şartları yerine getiren sigortalının hak sahiplerinin aylıklarının, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ödeme dönemi başından geçerli olmak üzere başlatılacağını düzenlemiştir.<br />
Davaya konu somut olayda mahkemece davacının eşinin 5 yıllık sigortalı olma koşulu bulunmadığından davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de, yapılan araştırmanın yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dava dosyasındaki 1979 ve 1980 yıllarına ait olduğu anlaşılan hizmet erbabı dönem bordrolarının irdelenerek ve davacıya hangi iş nedeniyle bu belgelerin verildiği ve kimin yanında çalışma iddiasının olduğu da açıklattırılmak suretiyle okunaklı bir suretinin eklenerek kurumdan varlığı araştırılmalı, çalışmasına ilişkin bilgi veya belgeye rastlandığı takdirde, davacının 5 yıllık sigortalılık süresinin ve aynı zamanda prim gün sayısının değişebileceği de değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.</p>

<p>Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..”gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin İkinci Kararı:<br />
9. Gebze 2. İş Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2014/562 E., 2015/452 K. sayılı kararı ile; davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, birinci kez takipsiz bırakılması nedeniyle 08.12.2011 tarihinde işlemden kaldırıldıktan sonra yenilenen dosyanın 10.09.2015 tarihli celsede ikinci kez takipsiz bırakılması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 150 ve 320/4 maddelerine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:<br />
10. Gebze 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.03.2016 tarihli ve 2015/23927 E., 2016/4306 K. sayılı kararı ile; “..Dava, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılamada Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150. maddesinin 5. fıkrası gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.<br />
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Tarafların Duruşmaya Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması” başlığını taşıyan 150. maddesinin 1. fıkrasında “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.” hükmüne, 4. fıkrada “Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.” hükmüne ve 5. fıkrada da “İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Davaya konu somut olayda; davacı vekili uyap sistemi aracılığıyla gönderdiği e-imzalı 02.04.2015 tarihli dilekçeyle mazeretli sayılmasını talep etmiştir. Mahkemece 02.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma günü 10.09.2015 tarihi olarak kararlaştırılmış, duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmiştir. 10.09.2015 tarihli celsede ise, davacı vekilinin duruşmadan haberdar olduğu halde hazır olmadığı, davalı Kurum vekilinin de davayı takip etmeyeceğini belirttikleri ifade edilerek, HMK'nun 150. maddesine istinaden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320/4 bendi; "Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır" hükmü içermektedir.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanununun “hukuki dinlenilme” başlıklı 27’nci maddesi, T.C. Anayasası’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36’ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. O halde, HMK’nun 150. maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir. Ne var ki, anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nın uygulama alanını, adli yargı ilk derece hukuk mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinde tutulacak kayıtlar ile yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP'ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi gereğince tebligat işlemleri 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fiziki ya da elektronik ortamda yapılacaktır. Elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu'nun 7/A maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dâhil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat yönetmeliği hükümleri incelendiğinde; duruşma gününün UYAP'tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Kaldı ki, davacı vekilince sunulan mazeret dilekçesinde duruşma gününün sistemden öğrenileceğine dair bir talep bulunmadığı gibi talep olsa dahi mahkemece bu yönde bir karar verilemez.</p>

<p>Somut olayda; davacı vekilinin 02.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma günü 10.09.2015 tarihi olarak kararlaştırılmış, duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmiş olmasına rağmen, davacı avukatına duruşma gününün tebliğ edilmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin duruşma gününden haberdar edilemediğinin kabulüyle; yeniden duruşma günü bildirilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken aksinin kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>O halde; davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
12. Gebze 2. İş Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2016/524 E., 2016/741 K. sayılı kararı ile; bozma kararında davacının mazeret dilekçesinde duruşma gününü Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden öğreneceğine ilişkin bir talebinin bulunmadığı belirtilmiş ise de, 02.04.2015 havale tarihli mazeret dilekçesinde davacı vekilinin duruşma gününü UYAP'tan öğrenmesine karar verilmesini talep etmiş olduğu, bu durum karşısında mazereti kabul edilen davacıya yeniden duruşma gününün tebliğine gerek bulunmadığı, bu nedenle 10.09.2015 tarihli duruşmaya mazeretsiz olarak katılmayan davacı vekili üçüncü kez davayı takipsiz bıraktığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mazeret dilekçesinde duruşma gününü UYAP’tan öğreneceğine ilişkin talebi bulunan ve mazereti kabul edilen davacı tarafa yeni duruşma gün ve saatini gösterir tebligatın gönderilmesinin gerekli olup olmadığı, duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesine yönelik ara kararın tebliğ mahiyetinde kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme” başlıklı 27. maddesi ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler.</p>

<p>16. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.</p>

<p>17. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren hukukî dinlenilme hakkının ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır.</p>

<p>18. Duruşma günü celseye katılma imkânı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir.</p>

<p>19. O hâlde duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da yargılamaya devam edilmesine karar verilecektir. Anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.</p>

<p>20. Bu bağlamda tebligat, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılmasının zorunlu unsurudur.</p>

<p>21. Savunma hakkının temelini teşkil eden hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma ilkesinin en önemli görünümlerinden biridir. Bu hakkın ihlal edilmemesi için yapılan bildirimin Tebligat Kanununa uygun olması gerekir.</p>

<p>22. Muhatap usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile açılan davadan zamanında ve tam olarak haberdar olur. Bu nedenle tebligat, yapıldığı tarihte yürürlükteki tebligat mevzuatına aykırı yapılmışsa, sadece tebligat hukukuna aykırı davranış söz konusu olmaz; aynı zamanda hukukî dinlenilme hakkı da ihlal edilmiş olur.</p>

<p>23. Yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan 03.04.2012 tarihli ve 28253 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi ile 06.08.2015 tarihinde 29437 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2012 tarihli Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 212. maddesi gereğince tebligat işlemlerinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu (Tebligat Kanunu) ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fizikî ya da elektronik ortamda yapılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>24. Tebligat Kanunu'nun "Tebligatın yapılması" kenar başlıklı 1. maddesinde elektronik ortam da dâhil tüm tebligatların bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılacağı; "Tebligatın memur vasıtasıyla yapılması" kenar başlıklı 2. maddesinde ise özel hüküm bulunması hâlinde tebligatın kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>25. Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen UETS’den (Ulasal Elektronik Tebligat Sistemi) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligatın mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Albayrak, H.: Tebligat Hukuku, Ankara 2021, s.48).</p>

<p>26. Tebligat Kanunu’na 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un ikinci maddesi ile eklenen 28.02.2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun ile değişik "Elektronik tebligat" kenar başlıklı 7/a maddesi ise;</p>

<p>“Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.</p>

<p>1. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar.</p>

<p>2. 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler.</p>

<p>3. Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları.</p>

<p>4. Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri.</p>

<p>5. Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar.</p>

<p>6. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları.</p>

<p>7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.</p>

<p>8. Noterler.</p>

<p>9. Baro levhasına yazılı avukatlar.</p>

<p>10. Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler.</p>

<p>11. İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.<br />
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</p>

<p>Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.<br />
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Tebligatın yapılması” kenar başlıklı 4. maddesinde “2 nci maddede belirtilen merciler tarafından yapılacak tüm tebliğler, bu Yönetmelik hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT) veya memur vasıtasıyla yapılır.” hükmü “Elektronik tebligat” kenar başlıklı 12. maddesinde ise “Tebligatlar, elektronik yolla yapılabilir, zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Yönetmelikte belirtilen usullerle tebligat yapılır. Elektronik yolla tebligata ilişkin usul ve esaslar buna ilişkin yönetmelikle düzenlenir.” hükmü mevcuttur.</p>

<p>28. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dahil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde duruşma gününün UYAP'tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmemiştir.</p>

<p>29. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 17.01.2018 tarihli ve 2017/14-1760 E., 2018/43 K.; 19.03.2019 tarihli ve 2017/12-343 E., 2019/323 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>30. Somut olayda ölüm aylığı bağlanması talepli açılan davada yapılan duruşmalar sürecinde davacı vekili tarafından 04.11.2008, 03.03.2009, 27.10.2009 tarihlerinde mazeret dilekçeleri verildiği, mahkemece mazereti kabul edilerek dilekçe ekindeki pullardan masrafı karşılanarak yeni duruşma gününün davacı vekiline tebliğ edildiği, 29.04.2010 tarihinde davacı vekilinin mazeretsiz olarak duruşmaya katılmaması üzerine dosyanın işlemden kaldırıldığı, 07.05.2010 tarihli yenileme dilekçesi ile davanın yenilenerek kaldığı yerden devamına karar verildiği, davacı vekilince 09.08.2011 tarihinde mazeret dilekçesi verilmesi üzerine mahkemece mazeretinin kabul edildiği ve duruşma günü ile saatinin masrafı ekli puldan karşılanarak tebliğ edildiği, davacı vekilince 08.12.2011 tarihinde yeniden mazeret dilekçesi verildiği, mahkemece iki kez üst üste mazeret beyanında bulunulması, duruşma gününün tebliği için masraf verilmemesi ve usulüne uygun mazaret beyanı bulunmaması nedeni ile mazeret talebi reddedilerek dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 09.12.2011 tarihli yenileme dilekeçesi ile davaya devam edildiği ve davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>31. Özel Dairece davanın reddine ilişkin kararın araştırma yapılması yönünde bozulması üzerine 16.12.2014 tarihli ilk duruşmaya davacı vekilince UYAP üzerinden yeni duruşma gün ve saatini UYAP’tan öğrenme talepli mazeret dilekçesi gönderildiği ve mazeretinin kabul edildiği, 02.04.2015 tarihli ikinci duruşma günü de UYAP üzerinden yeni duruşma gün ve saatini UYAP’tan öğrenme talepli mazeret dilekçesi gönderildiği, mahkemece mazeretinin kabul edildiği ve duruşma tutanağında duruşma gününü UYAP’tan öğrenmiş sayılmasına, duruşmanın 10.09.2015 tarihinde yapılmasına karar verildiği, duruşma tutanağının 03.04.2015 tarihinde hakim tarafından elektronik imza ile imzalanarak UYAP’a yüklendiği, davacı vekiline duruşma gününün tebliğ edilmediği, 10.09.2015 tarihli duruşma günü ise davacı vekilinin mazeret dilekçesi göndermediği ve mahkemece 50 (elli) dakika beklendiği belirtilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>32. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; duruşma gününün UYAP'tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenleme bulunmaması nedeniyle davacı vekilinin usulüne uygun davetiye ile duruşma gününden haberdar edilmediğinin kabulüyle, davacı vekiline yeniden duruşma günü tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>33. Ancak davacı vekilince sunulan 02.04.2015 tarihli mazeret dilekçesinde davacı vekilinin UYAP’tan öğrenme talebi bulunduğu gözetildiğinde Özel Daire bozma kararının davacı vekilinin mazeret dilekçesinde duruşma gününün UYAP’tan öğrenileceğine ilişkin talep bulunmadığına işaret eden bölümü yerinde görülmemiştir.</p>

<p>34. Bu itibarla mahkemece davacıya yeni duruşma günü tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>35. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.04.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="97270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/929 E., 2024/5967 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, 2024/929 E., 2024/5967 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/929 E., 2024/5967 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 427,60 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 06.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı</strong></p>

<p>Şikayetçi borçlu icra mahkemesine verdiği 26.01.2022 tarihli dilekçe ile, şirkete gönderilen örnek 7 ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğunu tebliğ tarihin öğrenme tarihi olan 25.01.2022 olarak düzeltilmesini talep etmiştir. İcra mahkemesi tebligatın TK 21/1 maddesine göre usulüne uygun yapıldığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar vermiş, kararın borçlu şirketçe istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, ödeme emrinin 15.11.2021 tarihinde tebliğ edildiğini tebliğ tarihinden sonra borçlu vekili Av. ... ...'nun 17.01.2022 tarihinde vekaletname sunup harçlandırdığı, icra müdürlüğünce 18.01.2022 tarihinde vekaletnamenin onaylandığı, bu tarihten itibaren UYAP sorgu sisteminde bulunan tüm evraklara erişim imkanı elde ettiği böylece takipten en geç 18.01.2022 tarihinde haberdar olduğu, bu haberdar olma tarihinden itibaren 7 günlük şikayet süresinden sonra 26.01.2022 tarihinde yapılan şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile icra mahkeme kararının kaldırılarak şikayetin süreden reddine karar verilmiş olup bu kararın borçlu vekilince temyiz edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şikayetçi borçlu vekilinin UYAP'tan 18.01.2022 tarihinde ödeme emrini okumuş olması, ödeme emri tebligatını okuduğu anlamına gelmez. Nitekim ödeme emri tebligatını borçlu vekilinin UYAP sistemi üzerinden 24.01.2022 tarihinde okuduğu, bu tarihe göre de süresinde ödeme emri tebligatının usulsüz olduğundan bahisle tebliğ tarihini öğrenme tarihi olarak düzeltilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tebligat Kanunu 32. maddesinin 2. fıkrası muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi addolunur hükmünü düzenlenmektedir. Muhatap, usulsüz tebliği öğrendiğini gösteren bazı işlemler yapmış ise bu halde muhatabın tebligatı öğrendiğini beyan ettiği tarih değil tebligatı öğrendiğini gösteren işlemi yaptığı tarih öğrenme tarihi olarak dikkate alınır. Borçlu vekilinin UYAP'tan vekalet sunması nedeniyle tüm icra evrakını okuma hakkını elde ettiğinden ödeme emri tebligatını görmese dahi tebliğ usulsüzlüğünü öğrendiğinin kabulü mümkün değildir.</p>

<p>Şu hale göre şikayet süresinde olup işin esasına girilerek ödeme emri tebligatının usulsüz olup olmadığı konusunda bir karar verilmesi gerekirken şikayetin süre yönünden reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozulması görüşünde olduğumdan çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyorum. 06.06.2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="36994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“12. Yargı Paketi” Olarak Bilinen 7589 Sayılı Kanunun Bazı Hükümleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I- IBAN Düzenlemesi</strong></p>

<p><strong>7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinde;</strong></p>

<p><i>“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></p>

<p><strong><i>(4)</i></strong><i> Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmüne,</p>

<p><strong>7589 sayılı Kanun Geçici m.6’da:</strong></p>

<p><i>“<strong>(6)</strong> Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.” </i>hükmüne,</p>

<p><strong>7589 sayılı Kanun Geçici m.7’de:</strong></p>

<p><i>“<strong>(7)</strong> Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.” </i>hükmüne,</p>

<p>Yer verilmiştir.</p>

<p>16.07.2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 7589 sayılı Kanunla; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra eklenmiş ve bu fıkrada, TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek cezanın yarı oranında indirileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme bir cezasızlık hali olmayıp, fiile bu şekilde iştirak eden faillerin cezalarında yarı oranında indirimi gündeme getirmektedir.</p>

<p>TCK m.158/4’ün uygulanması ile ilgili olarak, kabul edilen Kanuna geçici madde eklenmiş ve bu maddede ikili ayırım yapılmıştır.</p>

<p><strong>Buna göre ilk olarak;</strong> TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde, yani istinafta veya temyizde bulunan sanıklardan haklarında TCK m.158/4 tatbik edilecek sanıkların bölge adliye mahkemesinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilecek ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilecek, yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilecektir.</p>

<p><strong>İkinci olarak;</strong> maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında TCK m.168 uyarınca etkin pişmanlık uygulanmamış hükümlülerden TCK m.158/4’ün uygulanacakların, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, TCK m.168/2’de tanımlı etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>6 aylık süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyeceği de belirtilmiş, yine bu fıkra hükümlerinin, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanacağı geçici maddede son olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda; ilk derece mahkemesi aşamasında hesap kullandıranların cezalarının yarıya ineceği, istinaf aşamasında dosyanın bozulacağı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aşamasında dosyaların ilk derece mahkemesine iade edileceği, cezanın kesinleşmesi durumunda ise hükümlülere 6 aylık süre verileceği ve hükümlülerden zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi durumunda indirime gidileceği, o indirimin de yine TCK m.168/2 uyarınca yarı oranında olacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda cezası kesinleşenlerin, cezalarında indirime gidilmesi için 6 aylık süreye uygulamaları gerekir. Bununla birlikte cezası kesinleşmeyen sanıklarla ilgili zararın giderilmesi gibi bir şart aranmamış, cezada yarı oranında indirim doğrudan doğruya tanımlanmıştır.</p>

<p>Yine Kanun metninde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalarla ilgili hüküm olmakla birlikte, Yargıtay ceza dairelerinde bulunan dosyalarla ilgili açıklama yer almaması boşluk gibi görülse de, kanaatimizce bu durumda da dosya bozma kararı ile ilk derece mahkemesine veya şartları oluştuğu durumda bölge adliye mahkemesine gönderilecektir.</p>

<p><strong>II- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması</strong></p>

<p><strong>7589 sayılı Kanunun 15. maddesinde;</strong></p>

<p><i>“5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></p>

<p><strong><i>(5)</i></strong><i> Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.</i></p>

<p><strong><i>(6)</i></strong><i> Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;</i></p>

<p><strong><i>a)</i></strong><i> Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,</i></p>

<p><strong><i>b)</i></strong><i> Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,</i></p>

<p><strong><i>c)</i></strong><i> Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>(7)</i></strong><i> Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.</i></p>

<p><strong><i>(8)</i></strong><i> Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;</i></p>

<p><strong><i>a)</i></strong><i> Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,</i></p>

<p><strong><i>b)</i></strong><i> Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,</i></p>

<p><strong><i>c)</i></strong><i> Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.</i></p>

<p><strong><i>(9)</i></strong><i> Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.</i></p>

<p><strong><i>(10)</i></strong><i> Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.</i></p>

<p><strong><i>(11)</i></strong><i> Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir.</i></p>

<p><strong><i>(12)</i></strong><i> 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.</i></p>

<p><strong><i>(13)</i></strong><i> Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.</i></p>

<p><strong><i>(14)</i></strong><i> Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Öncelikle;</strong> bir kısım haberlerde yer bulduğunun aksine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarına karşı istinaf kanun yoluna gidilmesi, HAGB kararının ilk derece mahkemesi sıfatı ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilmesi, istinaf ve temyiz yolunda karar ve hükmün usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenmesi prosedürleri bu Kanunla getirilmemiş olup, kamuoyunda <i>8. Yargı Paketi </i>olarak tanımlanan 7499 sayılı Kanunla getirilen ve HAGB yönünden 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile mümkün olmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 10.07.2025 tarihli, 2024/98 E., 2025/149 K. sayılı kararıyla HAGB’yi düzenleyen CMK m.231/5-14’nin iptal edildiği, yürürlük tarihinin ise 30.09.2026 tarihine bırakıldığı, AYM’nin iptal kararı sonrasında 16.07.2026 tarihinde kabul edilen düzenleme ile yeniden HAGB’nin aynı hükümlerinin kanunlaştığı, bu konuda yapılan tek farklılığın, HAGB uygulanmayacak istisnai suçlar yönünden olduğu, bu istisnaları düzenleyen CMK m.231/14’de daha önce sadece Anayasa m.174 ile koruma altına alınan “inkılap kanunları” yönünden istisnanın yer aldığı, yeni düzenlemede ise bu istisna yerine, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa m.17 kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara yer verildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>III- Medeni Usul Hukukunda Yapılan Değişiklikler</strong></p>

<p><strong>1. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması</strong></p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirsiz alacak davası türüne yer verilmiştir. Bu davayla; alacağın miktarını tam olarak tespit edemeyen davacıların belirsiz alacak davası açarak, zamanaşımı ve faiz konusunda yaşayabilecekleri dezavantajların önüne geçilmesi amaçlanmıştı. Ne var ki; bu dava türünün 15 yıllık uygulamasında çeşitli sorunlar ortaya çıkmış, bunlardan bazıları belli ölçüde yargı kararlarıyla çözülebilmişti. 7589 sayılı Kanunla bu dava türünü düzenleyen HMK m.107 kaldırılmaktadır. Buna ilişkin gerekçe şu şekildedir;</p>

<p><i>“Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum, yargılamaların uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği çeşitli ihlal kararlarında, belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir. Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus, belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun 109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır.”</i></p>

<p>Bu değişiklik çerçevesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kısmi davayı düzenleyen 109’uncu maddesine “4. fıkra” eklenmiştir. Buna göre; alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda, talep konusu aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Belirsiz alacak davasına ait bazı avantajların buraya alındığı görülmektedir. Bu değişiklikle kısmi davanın uygulaması önemli ölçüde artacaktır. Yine davacıların; zamanaşımı tehlikesi ortadan kalktığından, daha az yargılama harcı ödemek amacıyla son derece düşük dava değeriyle davalarını açabileceği söylenebilir. Bu durum, “silahların eşitliği” ilkesi bakımından sorunlara yol açmaya müsaittir.</p>

<p><strong>2. Görevsizlik/Yetkisizlikle İlgili Maddenin Kanun Teklifinden Çıkarılması</strong></p>

<p>Kanun teklifinde başta yer alan ancak daha sonra çıkarılan bir maddeye de değinmek gerekir. İlgili maddeye göre, temyiz aşamasında ilk derece mahkemesinin kararı görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle bozulamayacaktı. Esasen bu düzenleme yargı paketinden çıkarılmayıp, kabul edilse idi isabetli olurdu. Hatta mahkemenin görevli/yetkili olup olmadığı ne kadar erken bir aşamada tespit edilirse o kadar faydalı olur. Çünkü uygulamamızda (en azından görev bakımından) davayı önemli ölçüde uzatan husus, davanın başında verilen görevsizlik kararı değil, kendisini görevli zanneden mahkemenin verdiği karar sonrasında istinaf/temyizde o mahkemenin görevli olmadığının anlaşılması ve kararın bu yüzden kaldırılması/bozulmasıdır. Görev kurallarının felsefesi zedelenmeden bu sorun nasıl aşılabilir? Mahkemenin "ben görevliyim" şeklinde ön inceleme aşamasında vereceği (aslında HMK m.138/1 gereği vermesi gereken) ara kararına karşı doğrudan istinaf yolunun açılması düşünülebilir.</p>

<p><strong>IV- İcra ve Satışla İlgili Hükümler</strong></p>

<p><strong>7589 sayılı Kanunun 1. maddesinde;</strong></p>

<p><i>“9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></p>

<p><i>Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.</i></p>

<p><strong><i>6.</i></strong><i> Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.</i></p>

<p><strong><i>8.</i></strong><i> Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.</i></p>

<p><strong><i>9.</i></strong><i> İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.” </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>1. Ortaklığın Giderilmesi Davasında İlk Satışın Sadece Mirasçılar Arasında Olmasına İlişkin Düzenleme</strong></p>

<p>Bu düzenlemeden önce mirasçılar, <i>“biz satışın sadece mirasçılar arasında yapılmasını istiyoruz” </i>derse mahkeme de o şekilde karar vermeliydi, ama mirasçılardan birisi vazgeçerse genel açık artırma oluyordu. Bu madde bundan dolayı geldi, yani “mal mirasçılarda kalsın öncelikle” düşüncesi öne çıktı.</p>

<p><strong>Avantajı nedir?</strong> Artık çok fazla katılımcı olmayacağı için ihalenin feshedilmesi ihtimali önemli ölçüde düşmektedir. Gerekçede yer alan “suistimal” kelimesi ile kast edilen budur. Burada ortaya çıkabilecek sorun ne olabilir? Katılımcı sayısının az olması rekabeti ve verilen bedeli düşürebilir. <strong>Düzenleme bu yönü ile eleştiriye açık, parası olan, zengin olan mirasçı öne çıkar ve ihaleyi kazanır. Bunun karşısında; sadece mirasçıların katılacağı açık artırmada malın muhammen bedelinin altında bir teklifin kabul edilmeyecek olmasına ilişkin yapılan bu düzenleme, bu sorunun ortaya çıkmasına engel olabilir.</strong></p>

<p><strong>2. Paydaşın Açık Artırmaya Katıldığı Durumda Teminattan Muaf Tutulmasına İlişkin Düzenlemenin Kaldırılması</strong></p>

<p><strong>Burada sorun şuydu: </strong>Paydaş en yüksek teklifi veriyordu, hatta abartılı teklif, sonrasında ise parayı ödemiyordu, bu da ihalenin sürüncemede kalmasına neden oluyordu, zararı da ödeyemiyordu. <strong>Normalde ne oluyordu?</strong> İhaleye katılan teminat verdiği için daha sonra bu şekilde hareket ederse zarar o teminattan karşılanıyordu. <strong>Düzenleme bizce bu yönü ile isabetli gözükmektedir.</strong></p>

<p><strong>3. Kısıtlıya Ait Malın Satışının Elektronik Ortamda Yapılabilmesi</strong></p>

<p>Bu düzenlemenin yegane gerekçesi açık artırmaya katılan sayısının artırılması yoluyla rekabeti artırmak. İhale elektronik ortamda ve anlık olacağı için, açık artırmada daha fazla teklif verilmesi mümkün. <strong>Bu yönü ile düzenleme fayda sağlayacaktır.</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Anıl Köroğlu</strong></p>

<p><strong>Av. Ertekin Aksüt</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-kitap-the.jpg" type="image/jpeg" length="23815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ NEDENİNE DAYANAN TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi taşınmaz malikinin belirli bir bedel karşılığında taşınmazını ileride satmayı, karşı tarafın da satın almayı taahhüt ettiği, henüz mülkiyet devri sonucunu doğurmayan bir ön sözleşmedir. Bu sözleşme ile taraflar, ileride tapuda yapılacak asıl satış işlemini gerçekleştirme borcu altına girerler. Bu demektir ki sözleşmenin kurulması ile sözleşmeye konu olan taşınmazın mülkiyeti el değiştirmez. Ancak tarafların rızaları ile ya da satış vaadi borçlusu, satış vaadi alacaklısının hakkını kullanmak istediğinde borcunu yerine getirmediği durumlarda bu hal alıcıya mahkeme yolu ile cebri tescil isteyerek mülkiyetin el değiştirmesini sağlayacaktır. Böylelikle satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen mülkiyet hakkı tapu iptal ve tescil davası ile gerçekleşecektir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Nasıl Yapılır</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçerli olabilmesi için Türk Borçlar Kanunu ve Tapu Kanunu uyarınca resmi şekle tabi olması zorunludur. Buna göre:</p>

<p>- Sözleşme, noterlikçe düzenleme şeklinde yapılmalıdır.</p>

<p>- Tarafların açık iradeleri, satışa konu taşınmazın tapu bilgileri ve satış bedeli sözleşmede tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>- Noterde düzenlenen sözleşme, talep edilmesi hâlinde tapu siciline şerh edilebilir. Şerh, kişisel hakkı ayni etkiye yaklaştırır ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik sağlar.</p>

<p>Resmi şekle uyulmaksızın yapılan satış vaadi sözleşmeleri kesin hükümsüzdür ve hukuki sonuç doğurmaz. Öte yandan satış vaad edilen taşınmaz ifa edilebilir olması gerekmektedir. Bu demektir ki taşınmazın tek bir maliki veya paylı mülkiyet olması halinde ifa edilebilirdir. Elbirliği mülkiyeti söz konusu ise satış vaad edilen taşınmazda tescil açısından ifa olanağı bulunmamaktadır. Söz gelimi elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazı ortaklardan biri üçüncü bir şahsa satış vaadi sözleşmesi yapması durumunda ortaklığın giderilmesi gerçekleşmeden satış vaadinin ifa olanağı olmayacaktır. Buna karşılık elbirliği ortakların kendi aralarında yapacağı satış vaadi sözleşmesinde ortaklık çözülmemiş olması ifa olanağını engellememektedir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dayanan Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davası, esasen <strong>kişisel hakka dayalı ayni talep</strong> niteliğindedir. Davacı, geçerli bir satış vaadi sözleşmesi bulunduğunu ve kendi edimini ifa ettiğini veya ifaya hazır olduğunu ileri sürerek, davalı adına kayıtlı tapunun iptali ile kendi adına tesciline karar verilmesini talep eder. Bu dava, satış vaadine konu taşınmazın hâlen vaatte bulunan malik adına kayıtlı olması hâlinde açılabileceği gibi, tapu siciline şerh verilmişse üçüncü kişilere karşı da yöneltilebilir.</p>

<p>Yargıtay içtihatları doğrultusunda tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilebilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:</p>

<p>- Geçerli bir resmi şekle uygun satış vaadi sözleşmesi bulunmalıdır.</p>

<p>- Davacı, satış bedelini tamamen ödemiş olmalı ya da ödemeye hazır olduğunu ispat etmelidir.</p>

<p>- Davalı, tapuda asıl satış işlemini yapmaktan kaçınmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Taşınmaz, davanın açıldığı tarihte aynen mevcut olmalı ve hukuken devrine engel bir durum bulunmamalıdır.</p>

<p>Zamanaşımı bakımından ise taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan alacak hakkı kural olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Fakat sözleşme tapuya şerh edilmiş ise zamanaşımı def’i her somut olaya göre değerlendirilmesi elzemdir.</p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Tapu iptal ve tescil davalarında taşınmazın değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin Tapuya Şerhi</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunun 1009. Maddesi uyarınca; “Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.</p>

<p>Tapuya şerh ile sözleşme alacaklısı sözleşmeden doğan nispi (kişisel) hakkını kuvvetlendirmiş olur ve böylece üçüncü kişilere karşı da ileri sürebilecektir. Tapu kütüğünün şerhler sütununa şerh edilir ve şerh tarihinden itibaren 5 yıllık süre boyunca üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade edecektir. Öte yandan tapu kütüğüne şerh edilebilmesi için noterce düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi olması gerekmektedir. Aksi takdirde tapu kütüğüne şerh edilemez.</p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerhini, kural olarak sözleşmenin tarafları talep edebilir. Bu demektir ki; satış vaadinde bulunan (vaat borçlusu / satıcı) ve satış vaadi alacaklısı (alıcı) tek tarafın başvurusu yeterlidir.</p>

<p><strong>Şerh İşleminin Terkini</strong></p>

<p>Tapuya şerh yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde satış gerçekleşmezse işbu şerh tapu görevlilerince re’sen terkin edilir. Bunun yanı sıra satış vaadi sözleşmesi şerh edildikten sonra şerhin süresi dolmadan, terkin harcı tahsil edilmek şartı ile şerh lehtarı tarafından talep edilmesi halinde yine terkin yapılabilir. Görüleceği şerh lehtarı istemi üzerine her zaman terkin edilebilir ancak şerh tarihinden itibaren 5 yıl geçmesi kaydıyla tapu maliki istemi üzerine terkin yapılabilir. Bu ayrıma dikkat etmek gerekir.</p>

<p><strong>TAŞINMAZIN BİRDEN FAZLA KİŞİYE SATILMIŞ OLMASI DURUMU</strong></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; tarafların arasında yaptığı sözleşme geçersiz olmadıkça veya taraflarca feshedilmemiş ise yapılan bu sözleşmelerin hepsinin geçerli olacağını fakat eski tarihli sözleşme dikkate alınır. Önceki tarihli sözleşme hangisiyse üstünlük tanınarak tapu iptal ve tescil istemi kabul edilmesi gerekecektir.”</p>

<p><strong>TAŞINMAZ SATIŞ VAADİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVALARINDA İLERİ SÜRÜLEN SAVUNMALAR</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında, davalı konumundaki satış vaadi borçlusu (veya koşulları varsa taşınmazı devralan üçüncü kişiler) davanın reddini sağlamak amacıyla çeşitli maddi hukuk ve usul hukuku savunmalarında bulunabilirler. Yargılama pratiğinde en sık karşılaşılan ve mahkemelerin esasa girmeden veya esası incelerken dikkate aldığı temel savunmalar şunlardır.</p>

<p><strong>1. Sözleşmenin Resmi Şekil Şartına Aykırılık Savunması (Şekil Geçersizliği)</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği, noter huzurunda "düzenleme şeklinde" yapılmasına bağlıdır.</p>

<p>- Davalı, taraflar arasında adi yazılı şekilde (örneğin kendi aralarında imzaladıkları bir protokol veya makbuzla) yapılan sözleşmenin hukuken geçersiz (kesin hükümsüz) olduğunu ileri sürebilir.</p>

<p>- Dürüstlük Kuralı Sınırı: Her ne kadar şekle aykırılık sözleşmeyi geçersiz kılsa da, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; satış vaadi sözleşmesi adi yazılı yapılmış olmasına rağmen taşınmaz alıcıya teslim edilmiş, üzerine inşaat yapılmış veya bedel tamamen ödenmiş ve uzun yıllar nizasız kullanılmışsa, davalının sonradan "şekil geçersizliği" savunması yapması TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder ve mahkemece dinlenmez.</p>

<p><strong>2. Zamanaşımı Def'i</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi kişisel bir hak doğurduğundan, bu sözleşmeden kaynaklanan talepler kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (TBK m. 146) tabidir.</p>

<p>- Davalı, sözleşmenin ifa kabiliyeti kazandığı tarihten (veya sözleşmede kararlaştırılan ifa tarihinden) itibaren 10 yıl geçtiğini belirterek zamanaşımı def'inde bulunabilir.</p>

<p>- Zamanaşımını Kesen İstisnai Durumlar: Eğer satış vaadi alacaklısı (davacı), taşınmazı sözleşme tarihinden beri fiilen elinde bulunduruyor (zilyet) ise veya taşınmaz onun kullanımına bırakılmışsa, davalı zamanaşımı def'inde bulunamaz. Yargıtay, zilyetliğin alıcıda olduğu durumlarda zamanaşımı savunmasının ileri sürülmesini hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirir.</p>

<p><strong>3. Ödememe Def'i (Edimin İfa Edilmediği Savunması)</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir. Davacının tescil talep edebilmesi için kendi üzerine düşen edimi yerine getirmiş olması gerekir.</p>

<p>- Davalı, satış bedelinin (semenin) kendisine tamamen veya kısmen ödenmediğini ileri sürerek TBK m. 97 (Ödememe Def'i) kapsamında tescilden kaçınabilir.</p>

<p>- Bu savunma karşısında mahkeme, davacıya bakiye satış bedelini mahkeme veznesine depo etmesi için süre verir. Bedel depo edilirse tescile karar verilir, aksi halde dava "ifa sırası gelmediği" gerekçesiyle reddedilir.</p>

<p><strong>4. İfa İmkânsızlığı Savunması</strong></p>

<p>Satış vaadine konu taşınmazın hukuki veya fiili durumu, davanın açıldığı esnada mülkiyetin devrine engel teşkil edebilir.</p>

<p>- Davalı, tescilin hukuken imkânsız olduğunu savunabilir. Bu imkânsızlık halleri şunlardır:</p>

<p>Elbirliği Mülkiyeti: Taşınmaz üzerinde elbirliği mülkiyeti varsa ve ortaklık henüz tasfiye edilmemişse, tescil imkânsızdır (Makalenizde değindiğiniz üzere ortaklar arası satış vaadi hariçtir).</p>

<p>Taşınmazın Kamulaştırılması: Taşınmaz dava açılmadan önce kamulaştırılmışsa artık tescili imkansız hale gelmiştir.</p>

<p>İmar Mevzuatı Engelleri: İmar Kanunu m. 18/son uyarınca, imar planı olmayan yerlerde taşınmazın hisselere bölünerek satışının vaat edilmesi halinde ifa olanağı yoktur.</p>

<p>- Hukuki Sonuç: Haklı bir ifa imkânsızlığı varsa, tapu iptal ve tescil davası reddedilir; ancak davacı terditli (kademeli) olarak tazminat talep etmişse, davalıdan taşınmazın güncel rayiç değerini tazmin etmesi istenir.</p>

<p><strong>5. Taşınmazın Üçüncü Kişiye Devredilmiş Olması Savunması (Tapuya Güven İlkesi)</strong></p>

<p>Eğer satış vaadine konu taşınmaz, davalı tarafından dava açılmadan önce bir başka üçüncü kişiye satılmış ve tapuda devredilmişse, tescil talebi bu yeni malike yöneltilir.</p>

<p>- Yeni malik olan üçüncü kişi, TMK m. 1023 (Tapu Siciline Güven İlkesi) uyarınca iyiniyetli olduğunu ve tapu kaydındaki satış vaadi şerhinden haberdar olmadığını, şerh süresinin (5 yıl) dolmuş olduğunu savunarak tapunun iptal edilemeyeceğini ileri sürer.</p>

<p>- Şerhin Etkisi: Eğer tapuda süresi içinde geçerli bir şerh varsa, üçüncü kişinin iyiniyet savunması dinlenmez. Ancak şerh yoksa veya şerhin süresi dolmuşsa, davacının üçüncü kişinin "kötüniyetli" (satış vaadini bilerek veya bilmesi gerekerek taşınmazı satın aldığını) ispatlaması gerekir. İspatlayamazsa dava reddedilir.</p>

<p><strong>6. Aşırı Yararlanma (Gabin) ve Hata, Hile, Korkutma (İrade Bozukluğu) Savunmaları</strong></p>

<p>Sözleşmenin kurulması esnasında davalının iradesinin sakatlanmış olması veya taraflar arasındaki edimler arasında açık bir oransızlık bulunması durumudur.</p>

<p>- Davalı, sözleşmeyi imzalarken hileye maruz kaldığını, korkutulduğunu (tehdit) veya hata yaptığını ileri sürerek sözleşmeyi iptal ettiğini savunabilir. Ayrıca, kendisinin darda kalmasından, hafifliğinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak taşınmazın değerinin çok altında bir bedelle satış vaadi yapıldığını (Gabin - TBK m. 28) savunarak sözleşmeyle bağlı olmadığını belirtebilir.</p>

<p>- Süre Sınırı: Bu savunmaların dinlenebilmesi için kanunda öngörülen hak düşürücü süreler içinde (örneğin gabinde öğrenme veya zor durumun ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl, her halükarda 5 yıl) sözleşmenin feshedildiğinin bildirilmiş olması şarttır.</p>

<p><strong>7. Muvazaa (Danışıklı İşlem) Savunması</strong></p>

<p>Özellikle aile içi ilişkilerde veya alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı satış vaadi sözleşmeleri sıklıkla yapılmaktadır.</p>

<p>- Davalı veya davalının diğer mirasçıları/alacaklıları, yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin gerçek bir satış iradesi taşımadığını, işlemin "inançlı işlem" veya "muvazaalı" olduğunu ileri sürebilirler. Örneğin, muris muvazaası (mirasçılardan mal kaçırma) amacıyla yapılan satış vaatleri, mirasçıların savunması üzerine mahkemece iptal edilebilir.</p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, mülkiyetin devrini amaçlayan ancak henüz devri gerçekleştirmeyen, taraflara karşılıklı borç yükleyen kendine özgü ön sözleşmelerdir. Bu sözleşmeden doğan tescil borcunun rızaen yerine getirilmemesi halinde açılan tapu iptal ve tescil davaları, Türk gayrimenkul hukukunun en dinamik alanlarından birini oluşturur. Davacı tarafın tescil hakkına kavuşabilmesi yalnızca şekle uygun bir sözleşmenin varlığına değil; kendi edimini eksiksiz ifa etmesine ve tescilin hukuken imkan dahilinde olmasına bağlıdır. Davalı tarafça ileri sürülecek şekil geçersizliği, zamanaşımı, ödememe def'i veya ifa imkansızlığı gibi savunmalar ise davanın kaderini doğrudan tayin eden unsurlardır. Bu nedenle, uyuşmazlıkların çözümünde dürüstlük kuralı, tapuya güven esası ve tarafların edim dengesi hassasiyetle gözetilmelidir.</p>

<p><strong>1. Zamanaşımı Savunması ve "Zilyetlik" Kriteri </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi gereğince 10 yıldır ve bu süre "sözleşmenin ifa kabiliyetinin doğduğu" tarihten itibaren başlar. Ancak, satış vaadi alacaklısına taşınmazın zilyetliği (fiilen kullanımı/teslimi) devredilmişse, davalı borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı kabul edilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 03.10.2023, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise, on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması dürüst davranma kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmayacağından dinlenmez."</i></p>

<p>- Analiz: Kararda, sözleşme tarihinin üzerinden çok uzun süre (örneğin somut olayda 20 yılı aşkın süre) geçmiş olsa dahi, alıcının taşınmazda ikamet etmeye veya taşınmazı tarımsal olarak işletmeye devam etmesi halinde zamanaşımı def'inin mahkemece doğrudan reddedilmesi gerektiği net bir şekilde vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>2. Ödememe Def'i ve "Birlikte İfa" (Depo Kararı) İlkesi </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Satış vaadi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan, alıcı tescil istemeden önce satış bedelinin tamamını ödemiş olmalıdır. Davalı "bedel ödenmedi" savunması yaptığında, mahkeme davayı doğrudan reddetmez; bedelin ödenmeyen kısmını güncelleyerek davacıya depo ettirir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı</a> (Ödememe Def'i Analizi):</strong></p>

<p><i>"Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelin ödenmediği savunuluyorsa; mahkemece satış bedelinin ödenip ödenmediği, ödenmişse ne kadarının ödendiği araştırılmalı; ödenmeyen bir kısım olduğu saptanırsa, bu bakiye bedel dava tarihindeki (veya karar tarihine en yakın) objektif değer esasına göre güncellenerek davacıya mahkeme veznesine depo etmesi için önel (süre) verilmeli ve birlikte ifa kuralı uyarınca tescile karar verilmelidir."</i></p>

<p>- Analiz: Bu içtihat uyarınca, davalının "Bana bedel ödenmedi, sözleşmeyi ifa etmiyorum" şeklindeki savunması davayı tamamen sonlandırmaz. Sözleşmenin ayakta tutulması ilkesi gereğince mahkeme, davacıya parayı faiziyle/güncel değeriyle mahkeme veznesine yatırarak mülkiyeti kazanma imkanı sunar.</p>

<p><strong>3. Elbirliği Mülkiyeti Altındaki Taşınmazlar ve İfa İmkânsızlığı Savunması </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Miras ortaklığı (elbirliği mülkiyeti) devam ettiği sürece, bir ortağın üçüncü kişiye yaptığı satış vaadinin tescili hukuken imkansızdır. Ancak bu imkansızlık savunması, elbirliği ortaklarının kendi aralarında yaptıkları satış vaatlerinde geçerli değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmediği sürece paydaşlardan bir veya birkaçının üçüncü kişiye yaptığı satış vaadi sözleşmesinin bu aşamada ifa olanağı yoktur. Fakat elbirliği ortaklığına dahil paydaşlar (mirasçılar) arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapılmışsa; iştirak (ortaklık) bozulmamak kaydıyla, satıcı elbirliği ortağının payının alıcı elbirliği ortağının payına ilave edilmek suretiyle yapılan satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı vardır."</i></p>

<p>- Analiz: Eğer davalı "Taşınmaz miras malıdır, elbirliği mülkiyetine tabidir, tescil edilemez" savunması yapıyorsa, mahkeme öncelikle davacının sıfatına bakar. Davacı da aynı miras ortaklığının bir üyesi ise bu savunma geçersiz kalır ve tescil işlemi davacının elbirliği payına eklenerek (iştirak bozulmadan) gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>4. Satıcının Dava Tarihinde Malik Olmaması Savunması </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Satış vaadi sözleşmesi yapılırken borçlunun malik olması şart değildir (çünkü bu bir borçlandırıcı işlemdir). Ancak tapu iptal ve tescil davasının kabul edilebilmesi için, dava tarihinde taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olması zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 27.09.2023, E. 2022/3453, K. 2023/4195 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Satış vaadi sözleşmesi yapılırken satıcının tapuda malik olması her zaman zorunlu değildir. Borçlandırıcı işlem her zaman yapılabilir. Ancak dava açıldığı tarihte taşınmazın satıcı adına kayıtlı olması gerekir. Satıcı dava tarihinde malik değilse, sözleşmenin ifa olanağından söz edilmesi mümkün olmayacağından tescil talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>- Analiz: Davalı, tapu kaydını bir başkasına devrettiğini ve artık malik olmadığını savunarak davanın reddini isteyebilir. Bu durumda mahkeme davayı reddeder ancak davacının terditli (kademeli) talebi varsa, ifa imkansızlığı nedeniyle taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin davacıya tazminat olarak ödenmesine hükmeder.</p>

<p><strong>5. Muris Muvazaası (Mal Kaçırma) Savunması</strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Murisin (miras bırakanın) hayattayken mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tapuda doğrudan devir yapmak yerine, gizli muvazaalı bir satış vaadi sözleşmesi kurması durumunda, diğer mirasçılar bu işlemin iptalini her zaman savunabilirler.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin En Güncel Bozma Kararlarından Biri (T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309)</a>:</strong></p>

<p><i>"Miras bırakanın, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirdiği satış vaadi sözleşmeleri hukuken geçersizdir. Davalı mirasçılar tarafından ileri sürülen muris muvazaası savunmasının kanıtlanması halinde, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesi gerekir."</i></p>

<p>- Analiz: Özellikle aile içi ilişkilerde yapılan satış vaatlerine karşı mirasçıların en güçlü savunma silahı muvazaadır. Mahkeme bu savunma karşısında; murisin ekonomik durumunu, satış bedelinin ödenip ödenmediğini ve taraflar arasındaki ailevi ilişkileri titizlikle inceleyerek sözleşmenin gerçek iradeyi yansıtıp yansıtmadığını denetler.</p>

<p>Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29'uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237'nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706'ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89'uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716'ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>(Y7HD. 2022/6905 E. 2024/140 K.)</strong></a></p>

<p>Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m. 701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y7HD. 2023/3494 E. 2023/4259 K.)</strong></a></p>

<p>Birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y7HD. 2023/2243 E. 2023/3369 K.)</strong></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kadir-lale" title="Av. Kadir LALE"><img alt="Av. Kadir LALE" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/09/kadir-lale.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kadir-lale" title="Av. Kadir LALE">Av. Kadir LALE</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/gayrimenkul-ev-bina-kira.jpg" type="image/jpeg" length="87529"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/6905 E., 2024/140 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11.01.2024 tarihli, 2022/6905 E., 2024/140 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/6905 E., 2024/140 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/502 E., 2022/1441 K.<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 7. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/288 E., 2021/175 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalıların murisi ... arasında 04.10.2007 tarihli 21321 yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiğini, ...'un paydaş olduğu 2821 parsel numarasına kayıtlı taşınmazını 4.000,00 TL bedelle davacıya satmayı vaat ve taahhüt ettiğini, satış bedelinin tamamının nakden ve peşinen ödendiğini, müvekkilinin tasarrufuna bırakıldığını, taşınmaz üzerindeki engellerin kaldırılmasından sonra taşınmazın mülkiyetinin müvekkiline devredileceğinin taahhüt edildiğini ileri sürerek davalılara ait hisselerin iptali ile davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın muris ve murisin ölümüyle mirasçıların zilyetliğinde olduğunu, davacının tasarrufuna geçmediğini, bedelinin ödenmediğini belirterek davanın zamanaşımı yönünden usulden reddini mahkeme aksi kanaatte olursa davanın esastan reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; sözleşmede yer alan "işbu gayrimenkulün üzerinde bulunan ipoteğin kaldırılmasına müteakip ilgili tapu sicili müdürlüğünde kat'i ferağ takririni vereceğimi beyan ve taahhüt ederim" şeklindeki şartın geciktirici şart olduğunu, şartın gerçekleşmesiyle birlikte hukuki sonuçların da tam anlamıyla doğacağını, taşınmazın 1/2'si müteveffa ..., diğer 1/2'si ... adına kayıtlı iken Akbank lehine ipotek tesis edildiğini, icra takibi sonucu Girişim (Güven) Varlık Yönetim tarafından 15.04.2014 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ... hissesi devralınarak alacağın tahsil edildiğini, muris İsmail'in 1/2 hissesinin boşa çıkarak borçtan ari konuma geldiğini, ifa kabiliyetinin de bu tarihte doğduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ıncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ıncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ıncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 inci maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz satış vaadi sözleşmesi 04.10.2007 tarihinde akdedilmiş; dava ise, 30.12.2020 tarihinde açılmıştır. Davalılar davaya karşı süresinde sundukları 02.02.2021 tarihli cevap dilekçesiyle zamanaşımı def'inde bulunmuşlardır. Sözleşme kapsamında taşınmazın alıcının tasarrufuna terk ve teslim edildiği, vaat borçlusu tarafından açıkça beyan edilmiştir. Bu durumda taşınmazın fiilen olmasa da hukuken vaat alacaklısına teslim edildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda zamanaşımı savunmasında bulunmak, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Mahkemece davacının esas talebi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle<br />
Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>11.01.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="32921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/3494 E., 2023/4259 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 28.09.2023 tarihli, 2023/3494 E., 2023/4259 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3494 E., 2023/4259 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/100 E., 2023/183 K.<br />
DAVA TARİHİ : 04.05.2015<br />
KARAR : Davanın kabulüne</p>

<p>Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; taraflar arasında yapılan Uşak 3. Noterliği'nin 24.05.2012 tarihli, 7716 yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile Uşak ili, Merkez ilçesi, Kalfa Köyü, 111 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davacıya satışının vaat edildiğini, satış bedelinin büyük bir kısmının sözleşmeye uygun olarak ödendiğini, davacının bazı taksitleri ödemede temerrüde düştüğünü, davacının bakiye satış bedelini ödemeye hazır olduğunu belirterek dava konusu taşınmazdaki davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında 23.10.2020 günlü sözleşme ile dava konusunu ...'a devretmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili, müvekkilinin fesih hakkını kullandığını, iddiaların gerçek dışı olduğunu, davayı kabul etmemekle birlikte bakiye 30.600,00 TL'nin (tahsilat yapılacağı gün tekrar hesaplanmak üzere) ödenmesi halinde davalı bankanın devri uygun bulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
 </p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 12.01.2022 tarihli 2021/6537 Esas ve 2022/324 Karar sayılı ilamında özetle, "... Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinde belirlenen bedelin ödenmeyen kısmının belirlenmesine ilişkindir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelden ödenmeyen bir kısım var ise bu bedel Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca depo ettirilebilir. Ancak, sözleşme tarihinde belirlenen bedelin üzerinden uzunca bir zaman geçmesinden sonra dava tarihinde eksik kalan bedelin depo ettirilmesi TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Bu halde, sözleşmedeki bakiye bedelin depo edilmesine karar verilmesi sözleşmedeki yarar dengesinin satış vaadi sözleşmesinde mülkiyeti nakil borcu yükümlüsü davalı aleyhine bozulmasına neden olur.</p>

<p>Bu nedenle mahkemece mahallinde keşif yapılarak öncelikle çekişme konusu bağımsız bölümün dava tarihindeki rayiç değeri ayrıca davacının peşin ödediği bedelin satış vaadi sözleşmesindeki taşınmaz satış bedeline oranı belirlenmeli, bu bedeller belirlendikten sonra, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinden davacının ödediği bedelin oranı mahsup edildikten sonra bakiye bedeli ödenmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Kabule göre de, davacı tarafından depo edilen bedelin hükümde davalı tarafa ödenmesine karar verilmemesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>Diğer taraftan, dava tarihi itibariyle davacı edimlerini tam olarak yerine getirmediğinden davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi de yerinde görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkeme, talebin taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; eksik satış bedeli depo edildiğinden davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmeliydi, aksi halde dava tarihi itibariyle davacının ödemiş olduğu satış bedeli üzerinde davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; davalı aleyhine yargılama ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerektiğini, davalı bankanın harçtan muaf olduğunu belirterek ve re'sen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşmelerdendir. Vaad alacaklısı taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle mülkiyet devir borcu yüklenen vaad borçlusunun edimini yerine getirmemesi, halinde edimin hükmen yerine getirilmesini mahkemeden isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise bu bedel Türk Borçlar Kanunu'nun 97 nci maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik olmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukuken imkan bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yeniden kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden hükmün onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>28.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="45607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/2243 E., 2023/3369 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2023 tarihli, 2023/2243 E., 2023/3369 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/2243 E., 2023/3369 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili, davalıların Mersin ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 123 parsel sayılı taşınmazdaki hisselerinin 2/64'lük kısımlarının Mersin .... Noterliği'nde düzenlenen 13.01.2001 tarih ve .... yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi ile müvekkiline devretmeyi vaadettiklerini, davalıların satış bedelini peşin almalarına rağmen sözleşmede belirtilen sürede ferağ vermediklerini, müvekkilinin taşınmazı satış vaadi ile birlikte teslim aldığını ancak resmi olarak tapusunu alamadığını, davalılarla şifahi olarak görüşmelerinden de sonuç alamadığını belirterek; satış vaadi sözleşmesi uyarınca davalılar adına kayıtlı olan 2/64'er hisseden toplamda 4/64 hissenin iptali ile müvekkili adına tescilini kabul görmemesi halinde rayiç değerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddini, bu itirazın kabul edilmemesi halinde müvekillerine herhangi bir bedel ödenmemiş olması ve sözleşmenin geçerli olmaması nedeniyle esastan reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ve 2018/200 Esas, 2020/ 8 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.11.2020 tarihli ve 2020/471 Esas, 1189 Karar sayılı kararıyla; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 17.01.2022 tarih ve 2021/2100 Esas, 2022/511 Karar sayılı ilamı ile; ''... mahkemece, öncelikle dava konusu taşınmazların tarımsal niteliği duruma göre Tarım ve Köyişleri Bakanlığı il veya ilçe müdürlüğünden, ifrazının mümkün olup olmadığı ise taşınmaz belediye ve mücavir olan sınırları içerisinde ise belediyeden, dışında ise il idare kurulundan sorularak ifrazının veya taşınmazdan pay satışının mümkün olup olmadığının araştırılması yapılacak ve yapılan bu araştırmalar sonucunda taşınmazların ifrazının veya taşınmazlardan pay satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerekecektir. Belirtilen hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş...'' gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın imar parseli niteliğinde olduğu, 5403 sayılı Yasa'daki kısıtlamalara tabi olmadığı, hissedar olmayana kısmi hisse satışına engel bir durum bulunmadığı, davacının GSVS ile verilen yeri sözleşme tarihinden itibaren kullandığı, dolayısıyla zaman aşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu taşınmazın tarla vasfında olduğunu ve ifrazının mümkün olmadığının belirlendiğini, imar durumunun henüz kesinleşmediğini davanın kabulü kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davanın kabulü kararının eksik incelemeye dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>3. Kanun'un “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8 inci maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır.</p>

<p>4. Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı,</p>

<p>5. Asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>6. Bu nedenle birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Dosyadaki bilgi ve belgesin incelenmesinden, Mersin İl Tarım Müdürlüğü'nün 16.06.2022 tarihli yazısında; "Taşınmazın Kuru Marjinal Tarım Arazi (KTA) olarak değerlendirildiği, taşınmazın yeni oluşacak parsellerinin yüzölçümlerinin, yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün altında olması nedeniyle 5403 sayılı yasa çerçevesinde ifrazının uygun olmadığı, söz konusu taşınmazda malike ait hissenin tamamının hisselendirilerek diğer hissedarlara devrinin veya malike ait hissenin tamamının taşınmazda hissedar olmayan T.C. vatandaşı bir kişiye devrinin uygun olduğu" belirtildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>2. Mersin Büyükşehir Belediyesinin 13.06.2022 tarih ve 336447 sayılı yazısında; dava konusu taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planının yapıldığı ancak 1/1000 ölçekli imar planının henüz kesinleşmediği bildirilmiştir.</p>

<p>3. Dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydının incelenmesinde de '' tarla'' vasfını hala koruduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>4. O halde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, taşınmaz tarım arazisi olup 5403 sayılı Kanun'a ekli 1 sayılı listeye göre Mersin ili, Yenişehir ilçesinde yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü (kuru arazide) 190 DA (190.000 m²) dir. Mahkemece 5403 sayılı Yasa uyarınca asgari bölünemez tarım arazisi büyüklüğü dikkate alınmaksızın dava konusu 123 parsel sayılı 24.600,00 m² taşınmazdan 4/64 payın (1.537,50 m²’lik alanın) davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>5. Mahkemece davacının tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmeyeceği göz önüne alınarak ikinci kademede tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="58400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/3397 E., 2023/4216 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2023 tarihli, 2023/3397 E., 2023/4216 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3397 E., 2023/4216 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/608 E., 2022/19 K.<br />
KARAR : Kısmen kabul, kısmen ret</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın tapu iptali ve tescil talebi yönünden reddine, tazminat talebi yönünden kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı asıl dava dilekçesinde; davalı ...'nün 05.06.1991 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu Antalya ili, Finike ilçesi 730 parselde yer alan 1.000 m²'lik kısmı satmayı vaat ettiğini beyanla 730 parselde yer alan hisselerinin tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini, tescil mümkün olmadığı takdirde taşınmaz bedeli olarak şimdilik 10.000,00 TL nin 05.06.1991 tarihinden günümüze kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tazminini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ... cevap dilekçesinde; sözleşmedeki imzanın zorla attırıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
Mahkemenin 30.11.2015 tarihli ve 2012/182 Esas, 2015/523 Karar sayılı kararı ile; "... davalı tarafın zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi gerekmiş, yargılama sırasında dinlenen tanıklardan davacı tanıkları tarafından; davacının davaya konu taşınmazda evlendikten sonra 10-13 yıl kadar oturmaya devam ettiği, davalı tanıkları tarafından; davacının davaya konu taşınmazda 5 yıl kadar ikamet ettiği daha sonra taşındığı belirtilmiş, yaptırılan zabıta araştırmasının davacı tanıklarını doğruladığı anlaşılmış davacının davaya konu taşınmaza zilyet olduğu süre dikkate alınarak dava açıldığı tarih itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davacının zilyet olması nazara alınarak zamanaşımı itirazının TMK 2. maddesine göre dürüst davaranma ilkesine de uymadığı anlaşılmakla itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İlçe Tarım Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında davaya konu taşınmazın imar planı kapsamında tarımsal niteliği korunacak yerler içerisinde kalmıyor ise ifraz işlemi için 5403 sayılı Yasa kapsamında yapılacak işlem olmadığı yönündeki cevabi yazısı gereğince Finike Belediye Başkanlığına müzekkere yazılmış, Finike Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü cevabi yazısında davaya konu taşınmazın 1000 m2 sinin ifrazının mümkün olduğu belirtilmiş olmakla sözleşmenin ifa olanağının bulunduğu anlaşılmış bu kapsamda bilirkişiden ek rapor alınmış, sözleşme konusu bedelin ödenmiş olduğu sözleşmeden anlaşılmakla ve taşınmazı devreden ve devralan davalıların eş oldukları davalı ...'nün bu nedenle davaya konu taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle o dönemde gelini olan davacıya devredildiğini bilmemesinin mümkün olmadığı, işlemin muvazaalı olduğu sonucuna varılarak davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, bilirkişi raporlarına göre davaya konu taşınmaz değerinin 32.692,00 TL' ye tekabül ettiği anlaşılmakla yargılama giderleri bu değer üzerinden hesaplanmıştır. " gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmazda A harfi ile gösterilen 1000 m²'lik kısmının davalılardan ... adına olan kaydının iptali ile bu 1000 m²'lik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın kalan kısmının davalı ... üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Mahkemenin 30.11.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar temyiz isteminde bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2016/15465 Esas, 2020/4433 Karar sayılı kararıyla; "... satış vaadi sözleşmesine konu 730 parsel sayılı taşınmaz tarım arazisi vasfında olup, Finike İlçe Tarım Müdürlüğünün 06.03.2015 tarihli yazıları ve 5403 sayılı Kanunun değişik 8/3. maddesi gereğince bölgede belirlenen Ek-1 ( 30.04.2014 tarih- 6537/5. maddesi) sayılı listede belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediğinden, mahkemece tapu iptal ve tescil talebi yönünden davanın reddi ile davacının terditli tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Yargıtay 14. Hukuk Daresinin 15465 esas 2020/4433 karar sayılı ilamında satış vaadi sözleşmesine konu 730 parsel sayılı taşınmazın tarım arazisi vasfında olması nedeniyle ve Finike İlçe Tarım Müdürlüğünün 06/03/2015 tarihli yazıları ile 5403 sayılı Kanunun değişik 8/3.maddesi gereğince bölgede belirlenen listede belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediğinden mahkemece tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın reddi ile davacının terditli tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiği belirtildiğinden denkleştirici adalet ilkesi uyarınca taraflarca taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin dava tarihindeki değerinin tespiti için dosya 3'lü bilirkişi heyetine tevdii edilmiş ve 08/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda bu bedelin 28.683,42 TL olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun, denetime elverişli olduğu anlaşıldığından bedel arttırım dilekçesi sonucunda davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir" gerekçesiyle; davanın tapu iptali tescil istemi yönünden reddine, tazminat istemi yönünden kabulü ile, 28.683,42 TL tazminatın 17/05/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan Finike Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/467 Esas, 2020/494 Karar sayılı veraset ilamı ve Finike Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/468 Esas, 2020/495 Karar sayılı veraset ilamlarındaki miras payları oranında alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;<br />
1. Dava konusu taşınmazın tarım arazisi vasfında olmadığını, 1990 yılında yapılan imar planı kapsamında konut alanına dönüştüğünü,</p>

<p>2. Öncelikle tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiğini, aksi halde; tazminat hesabının tapu iptali ve tescil talebinin reddi kararının kesinleştiği tarih itibariyle yapılması gerekirken dava tarihindeki değer üzerinden yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.</p>

<p>2. Kaynağını 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerini getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan "dürüst davranma kuralı" ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Tapu iptali ve tescil talebi yönünden bozma ilamına uyularak reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; bir taahhüt muamelesi olarak geçerliliğini koruyan sözleşme gereği dava konusu taşınmazın 1000 m²'lik kısmı yönünden davanın açıldığı tarih itibariyle rayiç değerleri hesaplanarak buna hükmedilmesi gerekirken bedelin güncelleştirilmiş haline hükmedilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="28789"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/3453 E., 2023/4195 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2023 tarihli, 2022/3453 E., 2023/4195 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3453 E., 2023/4195 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/488 E., 2022/270 K.<br />
KARAR : Davanın kabulüne<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/157 E., 2019/321 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı, 07.05.1990 tarihli usulüne uygun olarak noterde düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi ile İstanbul ili, Kartal ilçesi, Samandıra Bağlar Mevkii'nde bulunan 4 pafta, 196 parseldeki hak ve hisselerinin tamamını davalıdan satın aldığını ve satış bedelinin tamamının nakit olarak ödediğini, sözleşme tarihinden itibaren üzerine yapı inşa ederek dava tarihine kadar ve halen de tarafından kullanıldığını, tapu kaydının iptali ile adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde söz konusu taşınmazın rayiç bedelinin tespit edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı; davacının öz dayısı olduğunu, sözleşmenin konusu olan taşınmazın hiçbir zaman maliki olmadığını, bu nedenle sözleşmenin geçersiz olduğunu, geçerli bir sözleşme olsa dahi aradan 27 yıl geçtiği için zamanaşımına uğradığını ve sözleşmede belirtilen satış bedelinin ödenmediğini savunarak davanın husumet, esas, usul ve zamanaşımı yönünden reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>1. Tapu iptal ve tescile ilişkin talebin REDDİNE,</p>

<p>2. Tazminata ilişkin talebin kabulü ile 288.675,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Gerekçeli karar başlıklı ilam hükümde gerekçenin yer almadığını, hangi sebeple bu şekilde davanın kabulüne karar verildiğinin anlaşılamadığını,</p>

<p>2. Dava konusu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi geçerli bir sözleşme olmadığını, İmar Kanunu uyarınca dava konusu taşınmaz gibi imar planı olmayan yerlerde satış vaadi sözleşmesi yapılamayacağını,</p>

<p>3. Satış vaadi sözleşmesi 07.05.1990 tarihli olup, on (10) yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>4. Dava konusu taşınmaza hiçbir zaman malik olmadığı gibi hiç bir zaman zilyette olmadığını,bu nedenle davacıya teslim edilmesi gibi bir durumun da olmadığını,</p>

<p>5. Davacı tarafından ödenmiş herhangi bir satış bedeli bulunmadığını,</p>

<p>6. Davayı kabul etmemekle beraber davacının ödeme yaptığı ve zarara uğradığı düşünülüyorsa bu bedelin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca bugüne uyarlanması gerektiğini,</p>

<p>7. Bilirkişi raporuna yaptığı itirazların dikkate alınmayarak, hatalı ve eksik incelemeye dayalı işbu bilirkişi raporu ile hüküm tesis edildiğini belirterek hükmün kaldırılarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 05/11/2019 tarih ve 2017/157 Esas - 2019/321 Karar sayılı ilamı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf talep dilekçesinde belirtilen aynı nedenlerle hükmü temyiz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706. ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 146. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak sözleşmenin yapıldığı tarih değil sözleşmenin ifa edileceği tarih ya da ifa olanağının doğduğu tarihtir.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliğine vaat borçlusunun satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihte tapuda malik olmaması etkili değildir. Ancak dava tarihinde kayden malik değil ise sözleşmenin ifa olanağından söz edilemez.</p>

<p>2. Sözleşmede ödendiği yazılan satış bedelinin alınmadığı savunması ancak aynı güçte yazılı delille kanıtlanmalıdır.</p>

<p>3.a-Somut olayda; vaat borçlusu davalının satış sözleşmesinin düzenlendiği tarihte ve dava tarihinde kayden malik olmadığı bu hali ile sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı anlaşıldığından tapu iptali ve tescil isteminin reddinde bir usulsüzlük görülmemiştir.</p>

<p>b-Davadaki ikinci kademedeki istek olarak ileri sürülen tazminat talebinin dayanağı BK'nun 96. maddesidir. Madde gereğince ödenmesi gereken tazminat ise alacaklının müspet zararıdır. Yasal düzenlemeler ve sözleşmenin hukuki yapısı gözetildiğinde vaat edeninin mutlaka malik olması gerekmediğinden davalının satış vaadinde bulunduğu taşınmazın dava dışı 3. kişilere ait olmasının taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğini etkilemiyeceğinden, şekil bakımından geçerli bir sözleşmenin bulunduğunda ve sözleşmeye dayanarak davacının tazminat talep edebileceğinde kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle bir taahhüt muamelesi olarak geçerliliğini koruyan sözleşme gereği dava konusu taşınmazın TB 77 ve 136. maddeleri gereğince davanın açıldığı tarih itibariyle rayiç değeri hesaplanarak davanın kabulüne karar verilmesinde de bir usulsüzlük görülmemiştir.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="16593"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2025/2225 E., 2025/3309 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, 2025/2225 E., 2025/3309 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2225 E., 2025/3309 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/138 E., 2024/507 K.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı-birleştirilen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA ve BİRLEŞTİRİLEN DAVA</strong></p>

<p>1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile tarafların murisi ve davacının eşi olan ... arasında 04.04.2003 tarihli ve ... yevmiye No.lu düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme ile ...'ın ilk eşi olan ...'nun annesi olan müteveffa ... 'den kendisine miras kalan ... parsel sayılı 33.978 m² miktarlı tarla vasıflı taşınmazdaki hak ve hissesini davacıya satmayı vadettiğini, satış bedelinin ödendiğini ileri sürerek muris ... 'in 3/20 payından muris ...'a isabet edecek olan payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Birleştirilen davada davacılar ... ve ... dava dilekçesinde özetle; muris muvazaası nedeniyle..... Noterliğinin 04.04.2003 tarihli ve ... yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin iptaline, mümkün olmadığı takdirde denkleştirmeye ve tenkise karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Asıl davada davalılar ..., ..., ... ve ... ayrı ayrı ibraz ettikleri cevap dilekçelerinde özetle; iştirak hâlindeki mülkiyet nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu, kendilerinin murisin ilk eşinden çocukları olduklarını, muris babaları ...'ın kendilerinden mal kaçırma amacıyla ikinci eşi olan davacıya yapılan satışın muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.</p>

<p>2. Asıl davada davalı ..., davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.</p>

<p>3. Birleştirilen davada davalı vekili; davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.02.2017 tarihli ve 2016/17496 Esas, 2017/778 Karar sayılı ilâmına uyularak 21.02.2020 tarihli ve 2018/182 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile asıl davanın davalı ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine, birleştirilen davanın kabulü ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Bozma kararı</p>

<p>Mahkemenin 21.02.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı - birleştirilen davada davalı vekili ve davalılar-birleştirilen davada davacılar tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Dairemizin 20.09.2022 tarihli ve 2021/2665 Esas, 2022/5311 Karar sayılı ilâmında özetle; ".. 6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesinde hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>Mahkemece asıl davanın davalı ... yönünden kabulü ile; ... parsel sayılı taşınmazda ... adına düşecek paydan yine ...'a miras hissesi sonucu intikal edecek olan payın iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ise de, hüküm sonucunda davalı ... 'dan iptal edilen ve davacılar adına tesciline karar verilen payın miktarının açık ve infaza elverişli şekilde gösterilmemesi doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p>Kabule göre de; asıl dava yönünden davalılar ..., ..., ..., ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden davalıların paylara tekabül eden değer üzerinden vekalet ücreti takdiri gerekirken, sadece davalılar ... ve ...'a düşen payın değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca; birleştirilen dava yönünden davanın kabulüne karar verildiğinden nisbi harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.<br />
" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bozmaya uyularak verilen kararMahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "... asıl davada davacının davasının dayanağı olan ..... Noterliğinin 04/04/2003 tarih, ... yevmiye sayılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğu bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, birleştirilen dava yönünden; .... Noterliğinin 04/04/2003 tarih, ... yevmiye sayılı Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak düzenlenmiş olduğu, murisin yapmış olduğu ve eşine satmayı vaat ettiği tasarrufun ivazlı olmadığı ve gizli bağış niteliğinde olduğu, yapılan bağış işleminin de şekil şartlarına uyulmadığı için geçerli olmadığı, dinlenen taraf tanıkları, murisin ve satın alan birleştirilen dava davalısı ...'ın sosyal ve ekonomik durumunun bu satışın yapılması için gerekli koşulları taşımadığı, davacı ...'ın satış vaadi karşılığında ödeme yapmadığı ve ödeme gücünün de bulunmadığı" gerekçesiyle asıl davanın davalı ... yönünden gider avansının yatırılmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine, diğer davalılar yönünden esastan reddine, birleştirilen davanın kabulü ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı - birleştirilen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle;</p>

<p>1. Davalılardan ...'ın asıl davayı kabul etmesine rağmen adı geçen davalı hakkında usulden ret kararının açıkça hukuka aykırı olduğunu,</p>

<p>2. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin iptalinin ancak aynı güçte bir yazılı delil ile kanıtlanması gerekirken buna ihtiyaç duyulmaksızın birleştirilen davanın kabul edilmesinin doğru olmadığını,</p>

<p>3. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Asıl dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen dava satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptali, denkleştirme, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3/2 atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı-birleştirilen davada davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı-birleştirilen davada davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="31772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/2877 E., 2026/2766 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20262877-e-20262766-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20262877-e-20262766-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2026/2877 E., 2026/2766 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/2877 E., 2026/2766 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/248 E., 2025/977 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; davalının 28.09.2022 tarihinde düzenlenen kira sözleşmesi uyarınca dava konusu iş yerinde kiracı olarak bulunduğunu, 23.11.2022 tarihinde düzenlediği tahliye taahhütnamesi ile iş yerini 28.09.2023 tarihinde tahliye edeceğini beyan etmiş olmasına rağmen, başlatılan tahliye talepli icra takibine karşı davalının tahliye taahhütnamesinin içeriğine ve altındaki imzaya haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; davalının itirazının iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; yaklaşık üç yıldır kiracı olduğu dava konusu taşınmazda mevcut kira ilişkisi devam ederken baskı, tehdit ve hile ile yeni kira sözleşmesi ve tahliye taahhüdü imzalamaya zorlandığını, iradesinin fesada uğratıldığını, tahliye taahhüdünün serbest iradesiyle verilmediğini, kiraya verenin taahhütname ve kira sözleşmeleri üzerinde tahrifat yaptığını, kira bedelini gerçeğe aykırı şekilde değiştirdiğini, hile, tehdit ve muvazaa sonucu düzenlenen tahliye taahhüdünün geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 28.09.2022 başlangıç tarihli kira ilişkisinin bulunduğu, davalının kira sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra 23.11.2022 tanzim tarihli ve 28.09.2023 tahliye tarihli yazılı tahliye taahhüdü verdiği, bu taahhüde dayanılarak süresinde icra takibi başlatıldığı, baskı ve zorlamayla imza attığı yönündeki savunmasına rağmen Adli Tıp Kurumu incelemesiyle imzanın davalıya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, itirazın iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; davalı vekilince, tahliye taahhüdünden sonra taraflar arasında 11.09.2024 başlangıç tarihli ve noter tasdikli yeni kira sözleşmesi imzalanarak kira ilişkisinin yenilendiği ileri sürülmüş, davacı vekilince de tarafların anlaştığı ve davanın konusuz kaldığı bildirilmiş olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesince tahliye taahhüdünden sonra düzenlenen ve davacı tarafça inkâr edilmeyen yeni kira sözleşmesi nedeniyle tahliye taahhüdünün hükümsüz kalıp kalmadığı hususu değerlendirilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, tahliye taahhütnamesi nedeniyle yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ve kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 352/1 maddesinde; "Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir." düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için; yazılı şekilde yapılması, taahhüdün kiracı ya da yetkili temsilcisi vasıtasıyla verilmesi, tahliye taahhüdünde tahliye tarihinin belirtilmiş olması ve taahhüdün kiralananın teslim edilmesinden makul bir süre sonra verilmesi gereklidir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davalı vekili tarafından takibe dayanak yapılan dava konusu tahliye taahhüdünün keşide tarihinden sonra, taraflar arasında 11.09.2024 tarihli kira sözleşmesi imzalanarak kira sözleşmesinin yenilendiği ileri sürülmüş, davacı vekili tarafından da sunulan sözleşme kabul edilerek tarafların anlaştığı ve davanın konusuz kaldığına dair 22.10.2024 tarihli beyan dilekçesi ibraz edilmiş olmakla, İlk Derece Mahkemesince tahliye taahhüdünden sonra, davacı tarafça itiraz edilmeyen 11.09.2014 başlangıç tarihli sözleşme ile kira sözleşmesinin yenilendiği ve tahliye taahhüdünün hükümsüz kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20262877-e-20262766-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="75303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karabük Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karabuk-universitesi-kadin-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karabuk-universitesi-kadin-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karabük Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 18 Temmuz 2026 Tarihli ve 33313 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Karabük Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KARABÜK ÜNİVERSİTESİ KADIN ÇALIŞMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>7/8/2016 tarihli ve 29794 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karabük Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin adı “Karabük Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 1 inci ve 2 nci maddelerinde yer alan “Kadın” ibareleri “Kadın ve Aile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“a) Merkez (KAMER): Karabük Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 5- (1) Merkezin amacı ve faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal sosyal politikaların ortak hedef ve çalışmalarıyla uyum içinde kadın, erkek, çocuk, genç ve yaşlı olmak üzere ailenin tüm unsurlarını kapsayan politikaların geliştirilmesine bilimsel katkı sunmak, bu doğrultuda projeler planlamak, uygulamak ve geliştirmek.</p>

<p>b) Toplumsal dinamiklerin kadın ve aile üzerindeki etkilerini bütüncül bir yaklaşımla insan hakları, toplumsal cinsiyet adaleti ve kuşaklar arası dayanışma ekseninde değerlendiren akademik çalışmalar yürütmek.</p>

<p>c) Temel insan hakları çerçevesinde aile içi tüm bireylerin haklarının korunması, yaygınlaştırılması ve geliştirilmesine yönelik toplumsal farkındalık çalışmaları yürütmek; kadın ve aile unsurlarının eğitim, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanlardaki varlığını ve çalışmalarını destekleyici faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ç) Kadın ve aileyi ilgilendiren konularda Üniversitenin ilgili bölüm ve ana bilim dallarının iş birliğiyle yurt içinde ve yurt dışında bilimsel araştırmalar yapmak, projeler üretmek; ulusal ve uluslararası düzeyde sertifikalı eğitim programları, kurslar, seminerler, kongreler ve benzeri etkinlikler düzenlemek, düzenlenen etkinliklere katılım sağlamak.</p>

<p>d) Üniversitede lisans ve lisansüstü düzeyde kadın ve aile çalışmalarıyla ilgili derslerin açılmasına katkıda bulunmak, kadın ve aile alanında eğitimler vermek, öğrencilerin ve akademisyenlerin bu alandaki araştırmalarını desteklemek, gönüllü çalışma grupları oluşturulmasına katkı sağlamak ve diğer üniversitelerle bu doğrultuda iş birliği yapmak.</p>

<p>e) Kadın meselelerine, aile yapısına ve demografik değişimlere dair ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel/istatistiksel veriler toplamak; rapor, kitap ve dergi gibi süreli/süresiz yayınlar yapmak.</p>

<p>f) Aile yapısını güçlendirmek amacıyla; ailenin fiziki, psikolojik ve sosyal sağlığını koruyucu akademik çalışmalar yapmak, aile içi iletişimi desteklemek, aile bütünlüğünü sürdürücü eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermek.</p>

<p>g) Küresel süreçlerin, dijitalleşmenin, yapay zekânın ve medyanın aile, toplumsal roller ve demografik yapı üzerindeki etkilerini kuramsal ve uygulamalı olarak çalışmak.</p>

<p>ğ) Aile yapısını güçlendirecek sosyal politikaları destekleyici stratejik eylem planları ve çözüm önerileri geliştirmek; bu doğrultuda kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ile ortak hedefler doğrultusunda iş birliği yapmak.</p>

<p>h) Kamu kurumları, özel sektör ve her türlü tüzel kişilerden gelecek talepler doğrultusunda bilimsel incelemeler ve araştırmalar yapmak, raporlar hazırlamak, kurumsal eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermek.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Yılda en az üç kez Müdürün çağrısı üzerine Müdürün başkanlığında toplanmak,”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Karabük Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karabuk-universitesi-kadin-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="52857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi 2026 yılı olağan komisyon toplantısını gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-kariyer-ve-mesleki-gelisim-merkezi-2026-yili-olagan-komisyon-toplantisini-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-kariyer-ve-mesleki-gelisim-merkezi-2026-yili-olagan-komisyon-toplantisini-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi 2026 Yılı Olağan Komisyon Toplantısı, 17 Temmuz’da, TBB Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBB Başkan Yardımcısı ve Merkez Koordinatörü Av. Ercan Demir’in yönetimindeki toplantıya TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, Merkez üyeleri ve Barolardan gelen Komisyon üyeleri katıldı.</p>

<p>Toplantının açılışında bir konuşma yapan TBB Başkan Yardımcısı Av. Ercan Demir, TBB’de 81 ilin temsil edildiği iki merkezden birinin Avukat Hakları Merkezi, diğerinin de Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi olduğunu söyledi. Son 15 yılda avukat sayısındaki hızlı artışa dikkat çeken Demir, bu artışın genç meslektaşlar açısından ekonomik ve sosyal sorunlara yol açtığını söyledi. Demir, “TBB Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi ile ilk olarak mesleğin ilk 5 yılındaki meslektaşlarımızın yaşadıkları sorunları tespit ederek bu sorunları çözmeyi, ikinci olarak da sizlerin katılımıyla mesleğe yeni başlayan meslektaşlarımızın mesleki gelişimlerine ilişkin gereksinimlerini karşılayabilecek bir merkezi organizasyon yapmayı hedefledik” dedi.</p>

<p>Demir, Komisyon üyelerinin faaliyetlere katkı sunmasına, destek ve önerilerine açık olduklarını vurguladı.</p>

<p>Merkez Sözcüsü Av. Nalan Atay da Merkezin, hukuk fakültesi öğrencilerinden kıdemli avukatlara kadar uzanan geniş bir kitle için yaşam boyu öğrenmeyi teşvik etme ve mesleki donanımlarını artırma hedefine vurgu yaptı. Atay, bu kapsamda yabancı dil eğitimleri, dijital yetkinlik atölyeleri, kurgusal duruşma yarışmaları ve stajyer avukatların haklarını iyileştirmeye yönelik stratejik çalışmalar yaptıklarını kaydederek, “Nihai amaç, savunma mesleğinin niteliğini artırmak, teknolojik gelişmelere uyum sağlamak ve barolar arasındaki dayanışmayı güçlendirerek daha güçlü bir mesleki gelecek inşa etmektir” dedi.</p>

<p>Açış konuşmalarının ardından TBB Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi Tanıtım Videosu gösterimi yapıldı. Daha sonra Merkez Sekreteri Av. Fuat Ağaoğlu, Faaliyet Raporu’nu okudu. “Strateji Belirleme Toplantısı Raporu” ile “Savunmaya Güç, Geleceğe Vizyon Stajyer Avukat Çalıştay Raporu”nun okunmasının ardından Barolardan gelen Komisyon üyeleri görüş ve önerilerini dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_1_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_2_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_3_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_4_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_5_17072026172935.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_6_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_7_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_8_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_9_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_10_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_11_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_12_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_13_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_14_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_15_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_16_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_17_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_18_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-kariyer-ve-mesleki-gelisim-merkezi-2026-yili-olagan-komisyon-toplantisini-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-173.jpg" type="image/jpeg" length="48790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hâkim ve Savcı Yardımcılarının AYM'de Staj Yapmalarına İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimcilarinin-aymde-staj-yapmalarina-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimcilarinin-aymde-staj-yapmalarina-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkim ve Savcı Yardımcılarının Anayasa Mahkemesinde Staj Yapmalarına İlişkin Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Hâkim ve Savcı Yardımcıları</h2>

<p>30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 73/A maddesi kapsamında, anayasa yargısı alanına ilgi duyan ve bu alanda tecrübe kazanmak isteyen hâkim ve savcı yardımcılarına Anayasa Mahkemesinde staj imkânı tanınmaktadır.</p>

<p>Anılan Kanun hükmüne dayanılarak 21/11/2024 tarihli ve 32729 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan <i>“Hâkim ve Savcı Yardımcıları ile Avukat Stajyerlerinin Anayasa Mahkemesinde Stajları Hakkında Yönetmelik”</i> (Yönetmelik) yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Staj döneminde hâkim ve savcı yardımcıları, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri kapsamında farklı birimlerde deneyim kazanarak anayasa yargısına ilişkin bilgi ve becerilerini geliştirme imkânı bulmaktadır. Bu kapsamda;</p>

<p><strong>1. </strong>Hâkim ve savcı yardımcıları, Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından ilgili raportörlerin gözetim ve denetimi altında Genel Kurul, Bölümler veya Komisyonlar Raportörlüğünde görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>2.</strong> Hâkim ve savcı yardımcılarına dosyalar inceletilerek takip edilecek usul ve sonuçlarla ilgili düşünceleri kendilerinden yazılı olarak istenebilir.</p>

<p><strong>3. </strong>Hâkim ve savcı yardımcılarına dosyalar hakkında rapor hazırlatılabilir. Bu raporlar, ilgili raportör tarafından değerlendirilir.</p>

<p><strong>4.</strong> Hâkim ve savcı yardımcıları, dosyalara ilişkin süreci görmeleri ve öğrenmeleri amacıyla raportörün gözetim ve denetiminde UYAP’a dâhil edilebilir.</p>

<p><strong>5.</strong> Hâkim ve savcı yardımcılarının seminer, sempozyum, hizmet içi eğitim ve konferans gibi kısa süreli etkinlikler ile düzenlenecek toplantılara katılımları sağlanabilir.</p>

<p><strong>Staj Dönemi, Süresi, Staj Yapacak Hâkim ve Savcı Yardımcısı Sayısı</strong></p>

<p>Staj dönemi</p>

<p><strong>HS. 2026/2 Staj Dönemi</strong></p>

<p>Staj süresi</p>

<p><strong>31 Ağustos - 25 Aralık 2026</strong></p>

<p>Kontenjan</p>

<p><strong>40 Hâkim ve Savcı Yardımcısı</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<h3>Başvuru Şartları</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Hâkim ve savcı yardımcısı olmak</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yönetmeliğin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre başvuru formunu doldurarak Anayasa Mahkemesine müracaat etmiş olmak</p>
 </li>
</ul>

<h3>Başvuru Tarihleri</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Başvuru şartlarını taşıyan adayların başvuru formunu doldurarak <strong>7/8/2026 tarihi mesai bitimine kadar</strong> çevrim içi başvuru sistemi üzerinden iletmeleri gerekmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>Başvuru Belgeleri</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Hâkim ve Savcı Yardımcısı Staj Başvuru Formu (aşağıdan ulaşabilirsiniz)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hâkim ve Savcı Yardımcısı Görev Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Sınavı Sonuç Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı Sonuç Belgesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Yüksek Lisans Öğrenci veya Mezuniyet Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Doktora Öğrenci veya Mezuniyet Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Yabancı Dil Sınavı Sonuç Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku Konularındaki Akademik Çalışmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Niyet Mektubu (Anayasa yargısına olan ilginiz ve stajdan beklentileriniz)</p>
 </li>
</ul>

<h3>Notlar</h3>

<p>Staj yapacak hâkim ve savcı yardımcıları; Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Sınavı, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, İdari Yargı Ön Sınavı’nda ve eğitim döneminde Akademide yapılan sınavlardan aldıkları puanlar, anayasa ve insan hakları konusunda yaptıkları akademik çalışmalar, varsa yüksek lisans ve doktora çalışmaları ile yabancı dil puanları dikkate alınarak Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından belirlenir.</p>

<p>Genel Sekreterlik tarafından belirlenen staj yapacak hâkim ve savcı yardımcıları Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne bildirilir. Genel Müdürlük staj yapacak hâkim ve savcı yardımcılarını, eğitim ve görev dönemi sürelerini de gözeterek Anayasa Mahkemesinde görevlendirir.</p>

<p>Hâkim ve savcı yardımcıları hakkında Anayasa Mahkemesindeki staj süresinin sonunda ilgili mevzuata göre Anayasa Mahkemesi Bölüm Başkanı tarafından yüz puan üzerinden değerlendirme formu düzenlenir. Değerlendirme formu staj dosyasında saklanır ve bir sureti Anayasa Mahkemesi Başkanlığı tarafından Adalet Bakanlığına gönderilir.</p>

<p>Her hâkim ve savcı yardımcısı yalnızca bir defa staj yapabilir. İlgili dönem için (örneğin HS. 2026/1 staj dönemi) staj başvurusu kabul edilmeyen hâkim ve savcı yardımcıları, takip eden staj dönemlerinde (örneğin takip eden HS. 2026/2 staj dönemi) başvurularını yineleyebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; </span><a href="https://stajbasvuru.anayasa.gov.tr/HakimSavciBasvuru" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Başvuru Sistemine Git</span></a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; </span><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/9668/hakimsavci_stajform.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Başvuru Formunu İndir</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimcilarinin-aymde-staj-yapmalarina-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 20:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-172.jpg" type="image/jpeg" length="23520"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bayburt Barosu 'Akran Zorbalığı Kanun Çalışması']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bayburt-barosu-akran-zorbaligi-kanun-calismasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bayburt-barosu-akran-zorbaligi-kanun-calismasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bayburt Barosu'nun 'Akran Zorbalığı Kanun Çalışması'nda hukuk sisteminde baştan aşağı sistem değişikliği ve yenilik getiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bayburt Barosu tarafından hazırlanan 'Akran Zorbalığı Kanun Çalışması', Adalet Bakanlığı Adli Destek Mağdur Hizmetleri, Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve TBMM İnsan Hakları Komisyonuna iletildi.</p>

<p><i>İlgili çalışma ve detaylar şöyle;</i></p>

<p><strong>1. Akran Zorbalığı TCK’ya suç tipi olarak işlenmiştir.</strong></p>

<p>TCK ve ÇKK'da çocuk yargılaması denilince ya yetişkin bireyin çocuğa yönelik davranışları yada çocuğun yetişkine yönelik davranışı anılır. Düzenleme, yenilik olarak çocuklar arası ceza hukuku başlığını getirmiştir. Buna göre bir çocuğun başka bir çocuğa yönelik zorbalamak amacıyla üstünlük kurarak diğer çocuğun yaşam ve beden bütünlüğünü ihlal ettiğinde Akran Zorbalığı suçunu işlemiş olacaktır. Mevcut ceza hukuku sistematiğinde her fiil yönünden örneğin tehdit, yaralama veya özel hayatın gizliliği gibi suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaktaydı.</p>

<p><strong>2. Diğer bir yenilik ise Yapay Zeka aracılığı ile işlenen suçlar ilk defa ceza kanununda yer alabilecektir.</strong></p>

<p><strong>3. Özel gereksinimli çocuklar ilk defa ceza kanununda açıkça karşılık bulmuştur.</strong></p>

<p>Türk Hukuku sisteminde eğitim mevzuatı içinde yer almakta ancak ceza hukukunda doğrudan korunan statüsünde değillerdir. Belli suç tiplerinde yetişkinleri de kapsayan genel engellilik hali "beden bakımından kendisini savunamayacak" kişi olarak anılır. Düzenlemede ilk defa bu çocuklar ceza kanununda açıkça karşılık bulmuştur. Hatta bu yeniliğin ötesinde tehlikeye açık olan kaynaştırma öğrencileri de özel korunan çocuk kavramına girmiştir.</p>

<p><strong>4. Düzenleme ile etkin pişmanlık hali getirilmiştir:</strong></p>

<p>Ceza yargılamaları her zaman hızlı sonuç vermeyebilir ancak mağdur çocukta adil bir tatmin duygusu yaşatılmalıdır. Suça sürüklenen çocuğun soruşturma başlamadan önce kendi isteği ile olayın niteliğini ve olaya karışan çocukları kendi isteği ile bildirdiğinde ceza indirimi alacaktır. Bu sayede suça sürüklenen çocukta vicdan muhasebesi hedeflenmiş bunun karşılığında da mağdur çocuğa haklılık tatmini sağlanmıştır.</p>

<p><strong>5. Suçtan mağdur olan çocuk fiil nedeniyle yatılı tedavi tedavi görmüş ise nitelikli hal kapsamında sayılacaktır.</strong></p>

<p>Ülkede meydana gelen zorbalık fiilleri zorbalık seviyesi ile gündeme oturduğu kadar mağdur çocuğun sistematik eziyet fiilleri sonucunda ağır travma veyahut yatılı tedavi görmesine yol açabilmektedir. Ceza Hukukunda fiil karşılığı orantılı ceza verileceği belirtilir. Ceza adaletinde eylemin ağırlığı ile mağdurun suçtan daha ağır etkilendiği halde ekstra özel koruma yükümlülüğü getirmektir. Mağdur çocuğa eziyet niteliğinde ağır akran zorbalığı uygulanmış ise artık nitelikli hal sayılacaktır.</p>

<p><strong>6. SSÇ’lere Adli Destek Hizmeti ile diversiyon uygulaması getirilmiştir.</strong></p>

<p>Ülke gündeminde suça sürüklenen çocukların tekrar tekrar suç işleyebildiği yer almaktadır. Mevcut Ceza Hukuku sistemi fiil ile bağlı olarak ceza veya beraat kararı ile işlerken artık düzenleme ile ceza yargısına giren çocuğun tekrar suça karışmasını engellemek amacıyla kırılgan gruba alınıp koruma güvenlik tedbirleri alınabilecektir. Bu sayede suça sürüklenen çocukların tekrar hukuk sistemine girmesini engellemeyi hedefler. Evrensel hukuk sisteminde diversiyon kavramı yer alsa da Türk uygulamasında karşılığı pek fazla bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>7. Okullara özgü ihbar sistemi ve TCK’da eğitim kurumu düzenlenmesi</strong></p>

<p>Düzenlemede başka bir yenilik ise okullarda işlenen suçların denetim ve tespitine ilişkin eğitim kurumlarında ihbar sistemi getirmektedir. Yine aynı kapsamda TCK'nın tanım içerisine Eğitim Kurumu eklenmiştir. Bu sayede okul tanımından öte çocukların Anayasal Eğitim Hakkı kapsamında eğitim ortamlarında işlenen suç olarak yeni başlık ortaya çıkmıştır. Netice itibari ile bildirimin geç yapılması sonucunda mağdur çocuğun koruma tedbirlerinden ve devlet güvencesinden zamanında yararlanamadığı bu suretle mağduriyetin arttığı tespit edilirse nitelikli hal kapsamında yer alacaktır.</p>

<p><strong>8. TCK’ya yeni suç tipi eklenmiştir: Şikayet ve İhbar hakkının engellenmesi</strong></p>

<p>Uygulamanın diğer bir sorunu ise gerek şüpheli sanık tarafın mağdur üzerinde şikayetten vazgeçirmeye yönelik baskı sonucu mağdurların mahkemeye erişiminin engellenmesidir. Yenilik olarak düzenleme ile şikayet veya ihbar hakkının engellenmesi artık suç tiplerinden sayılmıştır. Akran Zorbalığı suçu neticesinde mağdur aileye veya mağdur çocuğa yönelik ihbar veya şikayetin yapılmasını engellemeye çalışmak, yapılmış olan şikayetten üstü kapalı biçimde vazgeçirmeye çalışmak ağırlaştırıcı hal kapsamında ele alınmıştır.</p>

<p><strong>9. Çocuk Koruma Kanunu’nda Akran Zorbalığına ilişkin önleyici koruyucu tedbirler ile idari sistemde bütünlük sağlanmıştır.</strong></p>

<p>Düzenlemenin en can alıcı kısmı ise Çocuk Koruma Kanunu'na idari olarak akran zorbalığına ilişkin önleyici koruyucu destekleyici tedbirler işlenmiştir. Düzenlenen madde ile okul rehberlik servislerine özerk yetkiler verilerek tüm çocukların yakından birebir takibi yapılacaktır. Okul rehberlik servisleri her çocuğun özelinde "Bireysel İhtiyaç Planı" çıkartacak; okul idaresi okul aile birliği ve aile ile işbirliği yapılarak daha suç işlenmeden önlem alınmasını sağlayacaktır. Ülkede okul içi öğretmene şiddet olduğu aşikardır. Kahramanmaraş olayında yaşandığı gibi artık çocuğun özel eğitime ihtiyacı olduğu RAM'a yönlendirilerek destek hizmetlerine ihtiyacı olduğu anlaşıldığında bireysel ihtiyaç planında bu husus yazılacak ve aile plan doğrultusunda korunmaya muhtaç çocuğu RAM'a yönlendirecektir. Öncelik okul aile birliğinin koordinatör olarak aile ile iş birliğini sağlamasıdır. Belli saiklerle ailenin işbirliğine yanaşmaması fiziki direnç göstermesi halinde kamu görevlisine karşı mukavemet hükümleri uygulanacaktır. Öte yandan okul rehberlik servisi bireysel ihtiyaç planının sağlıklı işlemediğini çocuğun mağduriyetinin devam ettiğini tespit ettiğinde aile sosyal hizmetlere bildirebileceği gibi acil hallerde doğrudan hakim tarafından ek koruma tedbiri talep edebilecektir. Bütün bunlar yapılırken diğer yandan çocukların özel durumları gizli tutulacak arşiv araştırmasına konu edilemeyecek ve çocuğun ileriki yaşamında aleyhine kullanılamayacağına ilişkin yasaklayıcı hükümler de yer almıştır.</p>

<p><strong>10. Baroların çocuk yargılamalarında etkinliği arttırılıyor.</strong></p>

<p>Son olarak aile sosyal müdürlüğü çocuk adına yargılamalarda taraf olabildiği gibi artık olayın meydana geldiği yerin barosu ile sınırlandırılarak baroların çocuk hak ihlallerinde çocuğun üstün yararı ilkesince şikayetçi olmak davaya katılmak gibi çocuğu temsil işlemlerini baro sıfatıyla sağlayabilecektir. Bu düzenleme öncesinde Çocuk Koruma Kanunu Yönetmeliğinin 16. Maddesinde yasal düzenleme zaten mevcuttur. Çocuk ile ilgili işlemlerde baroya bildirileceği yer almakta ancak uygulamada bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Artık kanuni düzenleme ile ihbar edilen baro çocuğun lehine ve üstün yararına göre hem yargı sisteminde hem de idari işlemlerde talepte bulunabilecektir. Tüm bu iş ve işlemleri yaparken baro kamu hizmeti sıfatıyla hareket ettiği için herhangi bir vekalet ücretine de hükmedilmeyeceği düzenlemeye işlenmiştir.</p>

<p>--</p>

<h3><strong>5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ</strong></h3>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir:</p>

<p><strong>"AKRAN ZORBALIĞI</strong></p>

<p>MADDE 96/A — (1) Suça sürüklenen çocuğun; bir başka çocuğa karşı güç dengesizliğinden faydalanarak özel ya da kamusal alanda fiziksel, sözlü, cinsel veya ekonomik varlığına zarar vermek ya da zarar verme tehlikesi oluşturacak biçimde, yüz yüze veya iletişim araçları kullanılarak, sürekli ya da tekrarlanan şekillerde fiziksel, sözel, psikolojik veya sosyal acı çektirmek amacıyla fiziksel müdahalede bulunması, küçük düşürücü, aşağılayıcı veya alaycı söz ve davranışlarda bulunması hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına; ayrıca çocuklara özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.</p>

<p>a) Akran zorbalığı suçunun yapay zeka ya da bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu bent kapsamındaki suçun, mağdurun özel hayatına ait içeriklerin üretimi, değiştirilmesi veya yayılması suretiyle işlenmesi hâlinde ceza üçte bir oranında artırılır.</p>

<p>b) Suçun birden fazla çocuk tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza, her suça sürüklenen çocuk yönünden ayrı ayrı bir kat artırılır</p>

<p>c)Suçun işlenmesinde silahtan sayılan cisim kullanılması veya suçun işlenmesi sırasında görüntü ya da ses kaydı alınması veya mağdurun özel hayatına ilişkin görüntü, ses yahut bu mahiyetteki içeriklerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi hâllerinde verilecek ceza bir kat artırılır. Ayrıca suçta kullanılan eşya hakkında müsadere hükümleri uygulanır.</p>

<p>(2) Suçun mağdurunun engelli, <strong><i>özel eğitim ihtiyacı olan</i></strong> veya kaynaştırma eğitimine tabi bir çocuk olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek cezanın alt sınırı iki yıl olarak uygulanır; birinci fıkrada yer alan nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda bu alt sınır esas alınarak artırıma gidilir.</p>

<p>(3) Suça fiziki biçimde iştirak etmek suretiyle suça sürüklenen çocuğun; soruşturmaya başlanmadan önce, kendi isteğiyle durumu yetkili makamlara bildirerek fiilin ortaya çıkmasına ve suça karışan diğer çocukların belirlenmesine elverişli bilgi ve beyanlarda bulunması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmünün uygulanabilmesi için, mağdurun suç nedeniyle maddi zarara uğramış olması hâlinde, bu zararın suça sürüklenen çocuk yada iştirak edenlerin zararı aynen gidermesi veya tazmin etmesi esastır.</p>

<p>a. Suçun işlenmesine <strong>fiziki biçimde iştirak etmeyip</strong> yalnızca işlenen suça <strong>sessiz kalarak</strong> veya <strong>gruba uyma</strong> biçiminde eylemin sürmesine katkıda bulunan suça sürüklenen çocuğun; <strong>kovuşturma aşamasında</strong>, gerçeğin ortaya çıkmasına ve suça karışan diğer çocukların belirlenmesine elverişli olacak şekilde samimi beyanda bulunması hâlinde, mahkemece olayın özellikleri ve mağdurun yaşadığı fiilin ağırlığı gözetilerek, bu çocuk hakkında verilecek cezanın yarısından dörtte üçe kadar indirim yapılabilir. Mağdurun maddi zararının diğer suça sürüklenen çocuklar tarafından giderilmiş olması hâlinde, bu fıkra kapsamında bulunan çocuk yönünden ayrıca zararın giderilip giderilmediğine bakılmaz.</p>

<p>(4) Suç sonucunda, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili ihtisas kurullarınca düzenlenecek raporla mağdurun ruh sağlığının kalıcı olarak bozulduğunun tespiti hâlinde, faile üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun ruh sağlığının kalıcı olarak bozulduğu tespit edilememekle birlikte, suçun etkisiyle ortaya çıkan ruhsal bozulma nedeniyle yatılı tedavi görmesinin gerektiğinin aynı nitelikteki raporla tespiti hâlinde, faile iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.</p>

<p><strong>TCK M. 51/8’ VE M. 31/4’ E EKLENMESİ ÖNERİLEN CÜMLE:</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:</p>

<p>"(8) Akran Zorbalığı bakımından Failin çocuk olması durumunda infaz edilmiş ceza hakkında infaz hakimliğince sabıka kaydı silinmesine karar verilebilir ancak 18 yaşına kadar adli destek mağdur hizmetleri müdürlüğünce takip edilir. Müdürlük, çocukların yeniden suça karışmasını önlemek amacıyla mahkeme kararı olmaksızın her zaman kırılgan gruba alabilir."</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> 5237 sayılı Kanunun 278 ve 279 maddelerinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir:</p>

<p>“İlgilinin, işlenen fiili kurum içi amirine bildirmesi ceza sorumluluğunu kaldırmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir:</p>

<p><strong>EĞİTİM KURUMLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ</strong></p>

<p>MADDE 279/A - (1) İlgili eğitim kurumu içerisinde veyahut kurum dışında eğitime ara verilme zamanı da dahil işlenmiş veya devam eden bir olay derhal çocuk şube müdürlüğüne veya çocuk savcılığına bildirilir. Bildirimde bulunmayı ihmal eden kurum görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İlgili kurum amiri, bilgisi olduğu olay hakkında suç oluşup oluşmadığına yönelik araştırma yapamaz; suçun oluşmadığı saikiyle bildirimde bulunmaktan imtina edemez.</p>

<p>(2) Kurum içi çalışanın, olayı amirine veya bağlantılı kuruma bildirmesi ceza sorumluluğunu kaldırmaz.</p>

<p>(3) Bildirim yükümlülüğü bakımından kurumun özel veya devlet kurumu olması arasında fark yoktur.</p>

<p>(4) Bildirimin hiç yapılmaması veya gecikmeli yapılması sebebiyle çocuğun, korunma tedbirlerinden zamanında yararlanamadığının anlaşılması hâlinde verilecek ceza, bir kat artırılır.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>(K) Eğitim kurumu deyiminden; okul öncesi eğitim, ilkokul, ortaokul, ortaöğretim, özel eğitim okulları, özel öğretim kurumları, özel öğretim kursları, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, mesleki eğitim merkezleri, hizmet içi eğitim merkezleri, uzaktan öğretim yapan kurslar, sosyal etkinlik merkezleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, yurtlar, pansiyonlar ve çocukların eğitim veya barınma amacıyla düzenli olarak bulunduğu benzeri kurumlar anlaşılır.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir:</p>

<p><strong>ŞİKAYET VEYA İHBAR HAKKININ ENGELLENMESİ</strong></p>

<p><strong>MADDE 281/A-</strong></p>

<p>(1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, şikâyet, ihbar veya bildirim hakkına sahip olan kişi üzerinde, şikâyet, ihbar veya bildirimden vazgeçirmeye yönelik olarak baskı yapan, menfaat teklif eden, telkinde bulunan veya yıldırıcı davranışlarda bulunan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Fiilin kurum amiri tarafından astına karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) Fiilin eğitim kurumu içerisinde, ihbar edilmesi gereken bir olay hakkında mağdur çocuğu, kanuni temsilcisini, tanık konumundaki personeli veya diğer ilgilileri şikâyetten ya da bildirimden vazgeçirmeye yönelik olarak kurum amiri tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza iki<strong> </strong>yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır.</p>

<p><strong>MADDE 7</strong>- 5395 Sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p><strong>Madde 5/A- Akran zorbalığına ilişkin koruyucu ve destekleyici tedbirler</strong></p>

<p>(1) Akran zorbalığının önlenmesi, erken tespiti ve etkilerinin giderilmesi amacıyla, okul rehberlik servisi tarafından her çocuk yönünden bireysel ihtiyaç planı hazırlanır. Bu plan, çocuğun gelişim özellikleri, eğitim ortamındaki risk faktörleri, mağduriyet ihtimali, destek ihtiyacı ve gerekli koruyucu, önleyici ve yönlendirici tedbirleri içerir.</p>

<p>(2) Rehberlik servisince hazırlanan bireysel ihtiyaç planı, veliye ve okul yönetimine yazılı olarak bildirilir. Planın uygulanması sırasında aile, okul yönetimi ve sınıf öğretmenleri, rehberlik servisi ile işbirliği içinde hareket eder. Çocuğun durumunun izlenmesi, planın uygulanmasının değerlendirilmesi ve gerekli hâllerde planın güncellenmesi okul rehberlik servisi tarafından sağlanır. Okul ve aile arasındaki koordinasyon, ilgili okul aile birliği tarafından takip edilir.</p>

<p>(3) Planın uygulanmasına ilişkin tutanaklar, görüşme kayıtları, izleme formları ve yazılı bildirimler okul dosyasında gizlilik esasına uygun olarak muhafaza edilir. Bu kayıtlar, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim dönemlerinin her biri bakımından ayrı ayrı oluşturulur; ilgili öğretim kademesinin sona ermesiyle birlikte, devam eden bir adli soruşturma, kovuşturma veya çocuk hâkimi tarafından verilmiş tedbir kararı bulunmadıkça resen silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir. Yeni öğretim kademesinde çocuğun durumu yeniden değerlendirilir ve yeni bir plan oluşturulur. Veli veya okul yönetimi tarafından plana aykırı hareket edilmesi, planın uygulanmasını engelleyen tutumların sürdürülmesi veya korunan çocuk açısından okul rehberlik servisi tarafından riskin devam ettiğinin anlaşılması hâlinde durum ilgili sosyal hizmet birimlerine bildirilir; gerekli hâllerde çocuk hâkiminin koruyucu ve destekleyici tedbir kararı vermesi için işlem yapılır. Bu kayıtlar, çocuğun ileride yapacağı kurum başvurularında arşiv araştırmasına konu edilemez ve aleyhe kullanılamaz.</p>

<p>(4) Millî Eğitim Bakanlığı, bu madde kapsamındaki bireysel ihtiyaç planlarının hazırlanmasına, uygulanmasına, izlenmesine ve güncellenmesine ilişkin usul ve esasları her eğitim-öğretim yılının başında belirler ve eğitim kurumlarına duyurur. Bakanlık, uygulamanın etkin şekilde yürütülmesi için rehberlik servisleri, okul yönetimleri ve ilgili birimler arasında yönetmelik ile genel hükümleri düzenler.</p>

<p>(5) Bu madde kapsamında yürütülen işlemler, çocuğun üstün yararı, gizlilik, veri güvenliği, aile ile işbirliği ve çocuğun eğitim hakkının korunması ilkelerine uygun olarak yerine getirilir. Yürütülen işlemlere karşı muhatabın fiziki müdahalesi durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 265. Maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>MADDE </strong><strong>8 </strong>- 5395 Sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>Davaya Katılma</p>

<p>Madde 22/A - (1) Fiilin işlendiği ilgili yer barosu, bu Kanun kapsamında suça sürüklenen veya mağdur olan çocuklara ilişkin yürütülen ceza soruşturma ve kovuşturmalarına, çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde suç vasfının şikayete tabi olup olmadığına bakılmaksızın savcılığa müracaatta bulunmayı, katılan sıfatıyla kabul edilmelerini talep edebilirler. İlgili yer barosu çocuk adına hem ailenin korunması hakkındaki kanun hem de bu kanun hükümleri doğrultusunda koruyucu tedbir talep edebilir; hakimden müdahale talep edebilir.</p>

<p>(2) Bu Kanun kapsamındaki katılma talepleri ve bu sıfatla yapılan işlemler her türlü harç, vergi ve masraftan muaftır.</p>

<p>(3) Katılma talebinin kabul edilmesi halinde ilgili CMK müdafiden hariç olmak üzere Avukatlık Kanunu’nun 78. Maddesi uygulanır. İlgili baro lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.</p>

<h3><strong>GENEL GEREKÇE</strong></h3>

<p>Günümüzde çocuklar arasında görülen ve “akran zorbalığı” olarak adlandırılan davranışlar, yalnızca bireysel bir disiplin sorunu olmaktan çıkmış; çocukların fiziksel, psikolojik, sosyal ve akademik gelişimlerini tehdit eden ciddi bir toplumsal sorun hâline gelmiştir. Mevcut ceza mevzuatımızda bu fiillerin tam karşılığının bulunmaması, mağdur çocukların korunmasında ve suça sürüklenen çocukların davranışlarının onarıcı bir perspektifle değerlendirilmesinde hukuki boşluklar yaratmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle düzenleme, Türk Ceza Kanunu’nda çocuğun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelen ağır ihlallerin yer aldığı sistematik içinde, 96. maddenin devamında 96/A olarak konumlandırılmıştır. Bu tercihin temel amacı, akran zorbalığının çocuklar bakımından doğurduğu zararların, yalnızca pedagojik ya da disipliner bir mesele olarak değil; çocuğun kişilik varlığına, ruhsal bütünlüğüne ve sosyal gelişimine yönelen özel bir ceza hukuku sorunu olarak değerlendirilmesini sağlamaktır. Böylece madde, çocuğun korunmasına ilişkin özel hükümlerin bulunduğu sistematik içerisinde, fakat eziyet suçunun hemen devamında yer alarak, çocuklar arası şiddetin süreklilik ve baskı boyutunu görünür kılan müstakil bir suç tipi hâline getirilmektedir.</p>

<p>Bu norm ile hem ceza hukukunun temel ilkeleriyle uyum korunmakta hem de çocukların birbirine yönelen sistematik zarar verici davranışlarının, yalnızca disiplin alanında kalmayacak şekilde hukuki güvenceye kavuşturulması amaçlanmaktadır. Düzenleme, ileride çocuk adalet sisteminin güçlendirilmesine yönelik yapılabilecek kanuni çalışmalara temel teşkil edecek bir çerçeve sunmaktadır.</p>

<p>Mevcut ceza sistematiğinde ya yetişkin bireyin çocuğa yönelik fiilleri ya da çocuğun yetişkine yönelik fiilleri düzenlenmiş; buna karşılık çocuklar arasında güç dengesizliğinden faydalanılarak gerçekleştirilen, sürekli veya tekrarlanan nitelikteki fiziksel, sözel, cinsel veya ekonomik zarar verme davranışları, mağdur çocuğun hak kaybına uğramadan ve fiilin kendine özgü yapısı dikkate alınarak müstakil bir norm altında ele alınmamıştır. Oysa akran zorbalığı, tek seferlik bir çatışmadan farklı olarak; süreklilik, kastın yoğunluğu, mağdur üzerindeki baskı, sosyal dışlama, küçük düşürme ve psikolojik yıpratma gibi unsurlar içeren özgün bir haksızlık alanı oluşturmaktadır. Bu sebeple düzenlemenin TCK m. 96/A altında kurulması, hem normatif sistematik hem de çocukların korunması bakımından daha isabetlidir.</p>

<p>Özetle akran zorbalığında temelde baş zorba ve zorbalığa uyum sağlayan pasif zorba karakterler karşısında mağdur çocuk bulunmaktadır. Güç dengesizliğinden faydalanılarak gerçekleştirilen, sürekli veya tekrarlanan nitelikteki fiziksel, sözel, cinsel veya ekonomik zararlar, “akran zorbalığı”na özgü suç tipi olarak nitelendirilmiştir. Bu yönüyle düzenleme, çocuklar arasında ortaya çıkan şiddet biçimlerini yalnızca münferit fiiller toplamı olarak değil, süreklilik gösteren ve mağdur üzerinde birikimli etki yaratan bir bütün olarak ele almaktadır.</p>

<p>Kanun maddesini diğer maddelerden ayıran en önemli özellik; salt çocuğu cezalandırma amacı taşımamasıdır. Akran zorbalığında mağdur çocuğun korunması kadar, suça sürüklenen çocuğun gelişim özellikleri, akran baskısı ve grup davranışları nedeniyle sorumluluğun bireyselleştirilmesi, erken müdahale ve onarıcı yaklaşımların işletilmesi önem taşımaktadır. Bu nedenle, maddede öngörülen yaptırım rejimi yalnızca cezalandırıcı değil; aynı zamanda öğretici, koruyucu ve yeniden topluma kazandırıcı niteliktedir. Böylece çocuk ceza adalet sisteminin temel amacı olan üstün yarar ilkesi ile ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi birlikte gözetilmektedir.</p>

<p>Çocuğun cezalandırılmasından öte, mağdur çocuk kadar, fail durumuna düşmüş çocuk bakımından da aile, okul ve toplumun sorumluluğu göz ardı edilmemelidir. Ceza sorumluluğu tek başına çocuğun üzerine bırakılamaz. Bu nedenle düzenleme, suça sürüklenen çocuğun davranışının ortaya çıkmasında etkili olan çevresel koşulları, okul iklimini, akran baskısını ve kurumsal ihmalleri de dolaylı biçimde görünür kılan bir yapıya sahiptir. Yine kanun boşluğunda özel gereksinimli çocukların korunması ve kaynaştırma öğrencilerinin ceza hukuku bakımından açıkça zikredilmesi de, mağdurun kırılganlık durumunun göz önünde bulundurulması bakımından önemlidir.</p>

<h3><strong>MADDE GEREKÇELERİ</strong></h3>

<p><strong>Madde 1:</strong> Bu düzenleme, çocuklar arasında giderek görünür hâle gelen ve uygulamada “akran zorbalığı” olarak adlandırılan davranış fiillerinin Türk Ceza Kanunu sistematiğinde müstakil bir suç tipi olarak düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenleme, çocuğun hem mağdur hem de fail olabildiği bu özgün alanda, klasik yetişkin suç tiplerinden farklı bir ceza hukuku yaklaşımını zorunlu kılmaktadır. Akran zorbalığı, tekil bir çatışma, anlık öfke boşalması veya sıradan bir disiplin sorunu değildir; aksine güç dengesizliğinden yararlanılarak mağdur çocuğa sürekli veya tekrarlanan şekilde acı çektirilmesi, küçük düşürülmesi, dışlanması ve sosyal olarak hedef hâline getirilmesi biçiminde gelişen bir zarar verme sürecidir. Bu nedenle fiilin, çocuğun beden ve ruh bütünlüğüne yönelen bir baskı ilişkisi içinde gerçekleşmesi dikkate alınarak TCK’nın 96. maddesinin devamında 96/A olarak düzenlenmesi daha uygun görülmüştür.</p>

<p>Madde ile getirilen temel yaklaşım, yalnızca mağdur çocuğun korunması değildir. Aynı zamanda suça sürüklenen çocuğun gelişim özellikleri, akran baskısı, grup etkisi ve davranışın süreklilik kazanma biçimi de dikkate alınarak sorumluluğun bireyselleştirilmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle düzenleme, salt cezalandırıcı bir model yerine, onarıcı ve yönlendirici bir ceza siyaseti benimsemektedir.</p>

<p>Mevcut ceza hukuku sisteminde akran zorbalığı kapsamında ortaya çıkan eylemler; somut olayın özelliklerine göre kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma veya eziyet gibi farklı suç tipleri içerisinde münferiden değerlendirilebilmekte ise de, bu yaklaşım çoğu durumda zorbalığın esas karakterini oluşturan <strong>güç dengesizliğinden yararlanma</strong>, <strong>süreklilik/tekrarlılık</strong> ve <strong>mağdur üzerinde birikimli biçimde gerçekleşen psikolojik ve sosyal yıkım</strong> olgusunu tek başına görünür kılmaya yetmemektedir. Şayet eylem tek hareketli biçimde olmuş ise bu maddeden değil münferit eylemin uyduğu suç tipinden sevki istenecektir.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir husus da özel saiki gerçekleştiren suça sürüklenen çocuk, ceza yargısında kaç fiil varsa o kadar suç vardır ilkesi gereği bütüncül fiil tiplerinden ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Örneğin özel saik kapsamında hem hakaret hem kişi hürriyetinden yoksun bırakma olduğunda iki ayrı suç tipinden ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Çocuk ceza adaletinde yargılamanın özü mağdur çocuk olduğu kadar suça sürüklenen çocuk da eşit seviyede korunması gereklidir. Hükmedilecek cezanın bir sonucu da adli sicil kaydı olabileceği gözetildiğinde tek bir suç tipinden verilecek nitelikli halleri Türk Ceza Kanunu’nun üçüncü maddesiyle daha uyumlu olacaktır.</p>

<p>Suçun manevi unsuru bakımından da failin eylemini “şaka”, “oyun”, “dalga geçme” veya “alay etme” biçiminde nitelendirmesi, haksızlık içeriğini ortadan kaldırmaz ancak Yargıtay uygulamalarında suç cinsel davranış örüntüsü şeklinde olduğunda failin cinsel tatmin amacı gütmediği, yalnızca 'dalga geçmek' veya 'şaka' kastıyla hareket ettiği gerekçesiyle hakaret suçundan ceza verildiği; bu haliyle 6 aylık şikayet süresi içinde şikayetin yapılmaması ceza davalarında düşmeye yol açmaktadır. Suçun temel hali mağdur çocuğun ceza usul tekniği karşısında hakkının korunmasına ilişkindir. İş bu sebeple başka suç tipleri örüntüsünde hakaret şaka kastı olsa bile fiil bu suç tipinde değerlendirildiğinde artık şikâyetin yapılıp yapılmadığına bakılmayacaktır. Sonuç itibariyle önemli olan fiil veya fiillerin, mağdur üzerindeki güç dengesizliğinden yararlanması hâli ve eylemin <strong>objektif görünümü itibarıyla</strong> mağdurda acı veya huzursuzluk yaratmaya elverişli olmasıdır.</p>

<p>Aşağıda ise temel suç tipinin nitelikli halleri açıklanmıştır:</p>

<p>1. Fıkranın A bendinde, akran zorbalığı fiillerinin <strong>yapay zekâ araçları veya bilişim sistemleri kullanılarak</strong> işlenmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür. Günümüzde çocuklar arasındaki zorbalık, yalnızca yüz yüze gerçekleşen eylemlerle sınırlı olmayıp; sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları, çevrim içi oyun platformları ve benzeri dijital mecralar üzerinden hızla yayılabilen, mağduriyetin etkisini genişletebilen ve çoğu durumda kalıcı izler bırakabilen bir nitelik kazanmıştır. Dijital mecralarda gerçekleştirilen zorbalık eylemleri; mağdur çocuğun hedef gösterilmesi, aşağılanması ve dışlanmasının çok kısa sürede daha geniş kitlelere ulaşmasına, bu suretle mağdur üzerinde oluşan psikolojik ve sosyal baskının ağırlaşmasına elverişlidir.</p>

<p>Ayrıca teknolojik gelişmelerle birlikte yapay zekâ destekli araçlar, mağdura ait görüntü, ses veya içeriklerin üretilmesi, değiştirilmesi, manipüle edilmesi ve kısa sürede yayılması bakımından yeni bir risk alanı oluşturmuştur. Bu kapsamda örneğin bir görüntü üzerinde yapay zekâ aracılığıyla kıyafet, beden, mekân veya ifade değişikliği yapılarak mağdur çocuk küçük düşürülebilmekte; mağdurun gerçekte bulunmadığı bir bağlamda varmış gibi gösterilmesi suretiyle itibar suikastı, sosyal izolasyon ve yoğun psikolojik baskı meydana gelebilmektedir. Bu tür araçların kullanımı, fiilin işlenmesini kolaylaştırdığı gibi, eylemin izlerini çoğaltmakta ve mağduriyetin etkisini derinleştirmektedir.</p>

<p>Öte yandan Ceza normlarının uygulanmasında kıyasın yasak olması ve suç tiplerinin genişletici yorumla genişletilememesi karşısında, yapay zekâ araçlarının zorbalık fiillerinde ‘araç’ olarak kullanımının, uygulamada tartışma yaratmayacak şekilde açıkça düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. Bu sayede, iletişim vasıtalarının sayılmasına ilişkin klasik kavramların yapay zekâ ile üretilen/manipüle edilen içerikleri kapsayıp kapsamadığı yönündeki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Ceza hukukunda bazı suç tiplerinde “sesli, yazılı veya görüntülü ileti” gibi kavramlarla iletişim vasıtaları kapsamakta ise de, içtihatlarda “Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması” olarak nitelendirilmektedir.</p>

<p>Tüm bu sebeplerle akran zorbalığının özgü suç tipi olarak düzenlenmesi hâlinde, yapay zekâ araçlarının suçta araç olarak kullanılmasının nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>( b ) bendi ile, akran zorbalığı suçunun birden fazla çocuk tarafından birlikte işlenmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür. Akran zorbalığı olgusunun uygulamada en ağır sonuç doğuran biçimi, mağdur çocuğun bir grup tarafından hedef hâline getirilmesi olup; bu durumda mağdur çocuğun kendisini koruma ve ortamdan uzaklaşma imkânı belirgin şekilde azalmakta, yaşadığı korku ve çaresizlik duygusu artmakta ve olayın mağdurun ruh dünyası üzerindeki olumsuz etkisi derinleşmektedir. Zira mağdur çocuk, tek bir akranla belirli ölçüde baş edebilecek iken; birden çok akranın birlikte yöneldiği eylemler karşısında sosyal baskı, utanç, yalnızlık ve değersizlik hislerini daha yoğun yaşayabilmekte, bu durum zorbalığın psikolojik yıkıcılığını ve kalıcılığını artırabilmektedir. Bu nedenle, birlikte işleme hâli, yalnızca fail sayısının artması değil, mağdur açısından eylemin korkutucu güç ve baskı kapasitesinin niteliksel biçimde yükselmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>Bunun yanında, çocukların grup hâlindeki davranışlarında çoğu kez bir “baş zorba” etrafında şekillenen ve akran baskısıyla beslenen bir dinamik ortaya çıkmaktadır. Uygulamada bazı çocuklar zorbalığın icrasında belirleyici ve yönlendirici konumda iken, bazı çocuklar ise “gruba uyma” eğilimiyle kimi zaman aktif, kimi zaman pasif biçimde sürece dâhil olabilmektedir. Bu düzenleme, çocukların bu tür grup süreçlerine katılımının varlığını göz ardı etmemekte; ancak ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği her çocuğun, kendi iradi katkısı ve kusurlu davranışı ölçüsünde sorumlu tutulması gerektiği esasını korumaktadır. Nitekim akran zorbalığına özgü suç tipinin “birden fazla çocuk tarafından birlikte işlenmesi” hâlini nitelikli hâl olarak ayrıca düzenlemesinin amacı, gruba uyan çocuklar bakımından otomatik ve tekdüze bir sorumluluk yaratmak değil; birlikte hareket edilmesi nedeniyle mağdur üzerindeki baskının artmasını ceza siyaseti bakımından görünür kılmak ve hâkime, somut olayın özelliklerini gözeten adil bir değerlendirme zemini sağlamaktır.</p>

<p>Bu çerçevede, gruba uyma şeklinde sürece katılan çocukların olay sonrası tutumları bakımından genel hükümler çerçevesinde gönüllü vazgeçme imkânları ile, zararın giderilmesi ve mağduriyetin azaltılması yönünde gösterilen çabaların (etkin pişmanlık niteliğindeki davranışların) hâkim tarafından değerlendirilmesi mümkün olup; böylelikle çocuğun fiilden sonraki davranışlarının, olayın ağırlığı ve mağdur üzerindeki etki ile birlikte ele alınmasına imkân tanınmaktadır. Bentteki nitelikli hal düzenlemesi, bu tür bireyselleştirme mekanizmalarını dışlamamakta; tersine, “çocuklar arası ceza adaleti” anlayışı içinde, hem mağdur çocuğun hassas konumunu gözetmekte hem de gruba uyma dinamiği içindeki çocukların ayrıksı durumlarının somut olayda adil biçimde değerlendirilmesine engel olmamaktadır.</p>

<p>Son olarak, birlikte işleme hâlinin cezada artırım nedeni yapılması, ceza mevzuatımızda bazı suç tiplerinde “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme” hâlinin nitelikli hâl sayılmasına ilişkin genel yaklaşımla benzerlik göstermekle birlikte; burada esas olan, yetişkinler bakımından öngörülen koruma düzeyi ile çocuğun aynı tehdide veya toplu baskıya maruz kalması arasında mağduriyetin niteliği bakımından fark bulunmasıdır. Çocukların gelişim düzeyi, sosyal kabul ihtiyacı ve akran değerlendirmesine karşı kırılganlığı dikkate alındığında; birden fazla akran tarafından hedef alınma hâlinin mağdur çocuk üzerindeki etkisi, yetişkin mağduriyetinden daha ağır ve kalıcı sonuçlar doğurmaya elverişli olabilmektedir. Bu sebeple bent, mağdur çocuğun ruhsal ve sosyal bütünlüğünün korunması bakımından daha yüksek bir hassasiyetle düzenlenmiştir.</p>

<p>( c ) bendi ile, akran zorbalığı suçunun işlenmesinde silah sayılan cisim kullanılması, fiilin icrası sırasında görüntü veya ses kaydı alınması ve mağdurun cinsiyetine bakılmaksızın özel hayatına yönelik görüntü veya verilerin hukuka aykırı biçimde ifşa edilmesi hâllerinde cezanın bir kat artırılması; ayrıca suçta kullanılan eşya hakkında müsadere hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Bu bent, akran zorbalığı olgusunun uygulamada en ağır sonuç doğuran biçimini oluşturan “şiddetin dijitalleştirilmesi” ve “mağduriyetin alenileştirilmesi” sorununa cevap vermek amacıyla düzenlenmiştir.</p>

<p>Uygulamada, bazı zorbalık vakalarının yalnızca fiziksel saldırı veya münferit bir yaralama fiili şeklinde gerçekleşmediği; mağdur çocuğun darp edilmesi, aşağılanması veya cinsel dokunulmazlığa yönelik davranışlara maruz bırakılması sırasında kayıt alındığı bilinmektedir. Kayda alma fiili, çoğu zaman yalnızca “delil” veya “hatıra” mahiyetinde olmayıp, mağdur çocuğu küçük düşürme, utandırma, sosyal çevrede itibarsızlaştırma ve üzerinde ileri süreci etkiler biçimde sürekli baskı kurma amacıyla bir “tehdit ve kontrol aracı”na dönüşebilmektedir. Bu tür durumlarda zorbalık eylemi, mağdur üzerinde yalnızca olay anıyla sınırlı kalmayan; kayıtların yayılması ihtimali nedeniyle süreklilik gösteren ve çocuğun sosyal varlığını hedef alan bir etki doğurmaktadır. Bu nedenle, zorbalık fiili sırasında görüntü veya ses kaydı alınması ve bunun ifşa edilmesi hâllerinin, akran zorbalığının özgü suç tipi içerisinde ayrıca ve açık biçimde nitelikli hâl olarak düzenlenmesi, hem suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gereği olan öngörülebilirliği sağlamak hem de uygulamada fiillerin parçalı biçimde değerlendirilmesi nedeniyle ortaya çıkabilen yetersiz koruma sorununu gidermek bakımından gerekli görülmüştür. Maddenin birinci fıkrasında açıklandığı üzere suçun parçası olan eylemler bakımından suça sürüklenen çocuk ayrıca ilgili maddeden cezalandırılmayacaktır.</p>

<p>Bentte ayrıca “suçta kullanılan eşya” hakkında müsadere hükümlerinin uygulanacağının belirtilmesiyle, zorbalığın icrasında araç olarak kullanılan cep telefonu, kamera ve benzeri cihazların, yalnızca fiilin işlenmesini kolaylaştıran bir unsur değil, aynı zamanda mağduriyetin yayılmasını sağlayan ve mağdur üzerinde sürekli baskı oluşturan bir “suç aracı” hâline geldiği kabul edilmiştir. Çocuk ceza adaleti bakımından, kimi vakalarda suç aracının elden alınması ve müsadere edilmesi, sırf hapis veya adlî para cezası tehdidine kıyasla daha somut ve anlaşılabilir bir sonuç doğurabilmekte; mağdur çocuk bakımından da adalet duygusunu destekleyen koruyucu bir etki yaratabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci fıkra ile, suçun mağdurunun engelli, özel gereksinimli veya kaynaştırma eğitimine tabi bir çocuk olması hâlinde, suçun temel şekline ilişkin cezanın alt sınırının iki yıl olarak uygulanması öngörülmüştür. Bu düzenleme ile amaçlanan, kırılgan gruptaki çocukların akran zorbalığı karşısında kendilerini koruma, sınır koyma ve yardım isteme imkânlarının bilişsel seviyesi normal olan akranlarına görece daha sınırlıdır. Ceza sorumluluğu açısından zorbalığı yapan karakterin mağdurun bu özelliğinden faydalanması gerekir ki aynı zamanda bu husus suçun özel kast unsurunu oluşturmaktadır.</p>

<p>En genel hali ile engellilik, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun M. 3/C’de "Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımı kısıtlayan tutumlar ve çevre koşullarıyla etkileşime giren birey."</p>

<p>2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu m.3/C’de</p>

<p>"Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uymama durumunda olup; korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişi." olarak tanımlanır. Belirtilen hükümler 5395 Sayılı Kanun’u M.3/1.A “daha erken ergin olsa bile 18 yaşını doldurmamış çocuklar” ile birlikte değerlendirilerek mağdurun biyopsikososyal hali içerisinde ele alınabilir. Tüm bu düzenlemeler ile beraber çocuğun özelindeki engellilik hali MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin 4. Maddesi olarak anlaşılmalıdır.</p>

<p>Özel Gereksinimli Çocuk deyiminden anlaşılması gereken ise 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname M 3/A’da</p>

<p>"Özel eğitim gerektiren birey": Çeşitli nedenlerle, bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey” dir. Burada engellilikten farklı olarak ortalama akran bilişsel seviyesinden farklı olarak eğitimsel/algı performans farkıdır. Uygulamada özel gereksinimli" ve "özel eğitim ihtiyacı olan" kavramları özdeş biçimde kullanılmaktadır.</p>

<p>Kaynaştırma eğitimine tabi olmasından anlaşılması gereken ise yine 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/C ve 12. Maddelerinde tanımlanan “Özel eğitim gerektiren bireylerin diğer bireylerle karşılıklı etkileşim içinde bulunmalarını sağlamak ve eğitim amaçlarını en üst düzeyde gerçekleştirmek amacıyla her tür ve kademedeki okullarda, ortalama biliş seviyesindeki akranlarıyla birlikte sürdürülen eğitim anlaşılmalıdır. Bu kapsamda kalan çocuğun özel eğitim kurumunda değil; eğitim programı kapsamında ilk, ortaöğretim ve lisede öğrenim görmesi gereklidir.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan sorunlardan birisi ise çeşitli saiklerle çocukların, Rehberlik Araştırma Merkezlerine olan erişimidir. Çocuğun kaynaştırma öğrencisi olması için öncelikle RAM tarafından tanı alması esastır. Tanı almamış bir çocuğun akran zorbalığına maruz kalması durumunda fıkranın engellilik içerisinde yer alıp almayacağı hakim tarafından heyet raporuna sevki sonrasında belirlenecektir. Verilecek cezanın belirlenmesi açısından iş bu fıkrada, 1. Fıkranın aksine oransal artırım yöntemi yerine alt sınırın yükseltilmesi tercih edilmiştir. Bu fıkra kapsamındaki mağdurlara, 1. Fıkra kapsamında mükerrer biçimde ağırlaştırma sebebi yapılması ihtimali bertaraf edilmekte; buna karşılık birinci fıkrada düzenlenen nitelikli hâllerin gerçekleşmesi hâlinde yapılacak artırımların, bu fıkra uyarınca belirlenen alt sınır esas alınarak uygulanacağı açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada tereddütlerin önüne geçilmektedir.</p>

<p>Üçüncü fıkra ve üçüncü fıkranın (a) alt düzenlemesi ile, akran zorbalığı suçunda etkin pişmanlık müessesesi, “çocuklar arası ceza adaleti” anlayışına uygun şekilde ve pedagojik amaç gözetilerek iki ayrı görünüm altında düzenlenmektedir. Kanunda suça aktif biçimde iştirak eden yani asli fail durumunda olan SSÇ’ye yönelik etkin pişmanlığın, soruşturmaya başlanmadan önce kendi isteğiyle yetkili makamlara başvurması, fiilin ortaya çıkmasına katkı sunması ve suça karışan diğer çocukların belirlenmesini sağlamaya elverişli bilgi ve beyanlarda bulunması hâlinde cezada indirim öngörülmüştür. Kanun koyucunun “soruşturmaya başlanmadan önce” ifadesiyle amaçladığı zaman dilimi, Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ıncı maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısının suç şüphesini öğrenmesiyle birlikte maddi gerçeği araştırma yükümlülüğünün başladığı evreden önceki dönemdir. Bu suretle, etkin pişmanlığın zaman bakımından sınırı, soruşturma evresinin başlangıcına ilişkin ceza muhakemesi sistematiği ile uyumlu hâle getirilmiştir.</p>

<p>Etkin pişmanlık, çocuk adalet sistemi bakımından yalnızca fiilin bildirilmesiyle sınırlı bir mekanizma olarak öngörülmemiş; suça sürüklenen çocuğun, eyleminin sonuçlarını kavrayarak sorumluluk almasını, mağduriyetin giderilmesine katkıda bulunmasını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını destekleyen onarıcı bir yaklaşımın parçası olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Fıkranın a bendinde, suça fiziken iştirak etmeyip gruba uyma veya sessiz kalma biçiminde olayın işlenişine katkıda bulunan çocuğun, asli fail ile aynı düzeyde değerlendirilmesinin her somut olay bakımından adaletli sonuç doğurmayabileceği dikkate alınmıştır. Bu çocukların bir kısmı, akran baskısı veya dışlanma korkusu nedeniyle olay anında pasif kalabilmekte; buna karşın gerçeğin ortaya çıkarılmasına sonraki aşamada da katkı sunabilecektir. Bu nedenle, kovuşturma aşamasında gerçeğin ortaya çıkmasına samimi ve etkin şekilde katkı sunan, suça karışan diğer çocukların belirlenmesine yardımcı olan ve pişmanlığı davranışlarıyla ortaya koyan çocuk yönünden daha yüksek bir indirim imkânı tanınarak, “gruba uyma” dinamiği içinde bulunan çocuğun öğrendiği davranış kalıbının kırılarak doğru davranışa yöneltilmesi, toplumsal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Kanun koyucu, yukarıdaki fıkradan farklı olarak TCK M. 40/2’de belirtili uyma şeklinde suça iştirak etmiş çocuğun etkin pişmanlığı ilk fıkradan bağımsız kovuşturma aşamasında bile ortaya çıksa; fiile kimin hangi şekilde iştirak ettiğine ilişkin açıklamalarda bulunması öz itibariyle maddi gerçeğin aydınlatılmasına hizmet etmesi yeterli görülmüştür. Maddenin birinci fıkrasının b bendine göre pasif karakterli suça sürüklenen çocuk hakkında önce artırım yapılacak sonra yardım etme maddesince indirim uygulandıktan sonra indirilen sonuç ceza yönünden etkin pişmanlık hükümleri ayrıca uygulanacaktır. Zararın giderilmesine ilişkin aynı ayrım korunmuştur. Mağdurun suç sebebiyle zararı asli fail veya failler tarafından karşılanması genel etkin pişmanlık hükümlerinin burada da uygulandığını işaret edecektir ancak a bendinde kalan TCK’nın 37/2 veya TCK M. 39 kapsamında fiile asli şekilde iştirak etmeyen çocuğun zararı giderme şartı farklıdır. Şayet mağdurun zararını asli fail gidermiş ise bu durumda çocuktan zarar şartını karşılaması beklenmez.</p>

<p>Dördüncü Fıkrada akran zorbalığı suçunun işlenmesi sonucunda mağdur çocuğun ruhsal bütünlüğünde meydana gelen ağır neticeler bakımından, fiilin haksızlık içeriğiyle orantılı bir yaptırım rejimi kurulması amaçlanmıştır. Akran zorbalığı, çoğu zaman tekil bir çatışmadan ibaret olmayıp, süreklilik veya tekrarlılık gösteren; mağduru okul ve sosyal çevre içinde hedef hâline getiren, küçük düşürme, dışlama, alay etme, tehdit ve fiziksel müdahale gibi davranışların bir arada bulunabildiği bir süreç niteliği taşımaktadır. Bu tür süreçlerin mağdur çocuk üzerinde yalnızca geçici üzüntü ve stres oluşturmakla kalmayıp, bazı hâllerde klinik düzeyde tedavi gerektiren ve kimi zaman kalıcılık arz eden psikiyatrik bozulmalara yol açabildiği görülmektedir. Bu itibarla fıkrada, suç sonucunda mağdurun ruh sağlığının kalıcı olarak bozulması hâli bakımından daha ağır bir ceza aralığı öngörülmüştür. “Kalıcı bozulma” tespiti, uygulamada keyfîliğin ve farklı yorumların önlenmesi bakımından, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili ihtisas kurullarınca düzenlenecek rapora bağlanmıştır. Böylelikle, mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın sadece bir yakınma veya geçici bir duygudurum değişikliği düzeyinde değil; tıbben teşhis edilebilir, süreğen nitelikte ve olayla illiyet bağı kurulabilir bir netice olarak ortaya konulması hedeflenmiştir.</p>

<p>Fıkrada ayrıca, kalıcı bozulma düzeyine ulaşmamakla birlikte mağdurda meydana gelen ruhsal etkilenmenin yatılı tedavi gerektirecek ağırlıkta gerçekleştiği hâller bakımından, ayrı bir ceza aralığı belirlenmek suretiyle ikinci bir netice kategorisi düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile, akran zorbalığının mağdur çocukta doğurduğu ruhsal zararların farklı yoğunluklarda ortaya çıkabileceği gözetilmekte; kalıcı bozulma tespit edilemeyen ancak klinik düzeyde ağırlaşma gösteren olaylar bakımından da ceza adaletinin sağlanması amaçlanmaktadır. Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin genel ilke gereği, bu fıkranın uygulanmasında, mağdurda meydana gelen ruhsal bozulma ile akran zorbalığı fiilleri arasında illiyet bağının bulunması aranacaktır. Ayrıca, failin bu ağır netice bakımından sorumlu tutulabilmesi için, neticenin oluşumu yönünden en azından taksirle hareket ettiğinin, diğer bir ifadeyle ağır neticenin somut olayın özelliklerine göre öngörülebilir olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece, yalnızca nedensellik bağının varlığına dayanılarak objektif sorumluluk sonucuna gidilmesi önlenmekte; sorumluluk kusur ilkesine uygun biçimde belirlenmektedir.</p>

<p><strong>Madde 2:</strong> Bu madde ile, TCK’nın 51. maddesine eklenmesi önerilen fıkra vasıtasıyla, akran zorbalığı suçunu işleyen çocuğun cezasının infazı sonrası izlenmesi ve topluma yeniden kazandırılması bakımından özel bir takip mekanizması kurulmak istenmiştir. Çocuk failler bakımından yalnızca cezanın infazı yeterli değildir; çocuğun suç davranışına tekrar yönelmesini önlemek, gelişimsel destek sağlamak ve topluma uyumunu desteklemek de önemlidir. Bu nedenle ceza sonrası süreçte adli destek ve mağdur hizmetleri birimleri aracılığıyla takip yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>Fıkrada yer alan sabıka kaydının silinmesine karşılık 18 yaşına kadar takibin sürdürülmesi, bunu talep eden çocuğun devlet ile yaptığı anlaşmadır. Bu anlaşmaya göre kırılgan grup içi takip sistemi ile çocuğun tekrar tekrar suça karışmasını önlemektir. Uygulamada kırılgan grup nedeniyle toplumsal dezavantaj yaşayan ve özel desteğe ihtiyaç duyan kesim olarak tanımlanırken yenilikçi anlayış ile suça sürüklenen çocuklar da dezavantaj/özel desteğe ihtiyacı olan kategorisine alınmıştır.</p>

<p><strong>Madde 3: </strong>Uygulamada mezkur suç tipinde şüpheli veya sanık beyanı bildirimin kolluk harici makamlara yapıldığı bu suretle ceza sorumluluğunun olmadığı yönündedir. Bildirilmesi gereken olayın adli vaka olduğu açıktır ancak getirilen yeni fıkra ile konunun hassasiyeti arttırılmıştır.</p>

<p><strong>Madde 4:</strong> Bu madde ile eğitim kurumlarının suçu bildirmemesi başlığı altında, TCK’nın 278, 279 ve 280. maddelerinden farklı ve özel bir bildirim yükümlülüğü ihdas edilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda suçu bildirmeme fiili genel olarak 278. maddede, kamu görevlisi bakımından 279. maddede ve sağlık mesleği mensupları bakımından 280. maddede düzenlenmiş olup; bu hükümler belirli bir meslek grubunu veya genel bildirim yükümlülüğünü esas almaktadır. Ancak eğitim kurumlarında çocuklara karşı işlenen veya çocukların maruz kaldığı fiiller bakımından, olayın niteliği, mağdurun yaşı, kurum içi hiyerarşi, çocukların korunma ihtiyacı ve bildirim gecikmesinin doğuracağı ağır sonuçlar nedeniyle daha dar, daha hızlı ve daha hedefe yönelik bir düzenleme gereklidir. Bu sebeple, genel suçu bildirmeme hükümleriyle yetinilmeyip, eğitim kurumları için müstakil bir suç tipi öngörülmüştür.</p>

<p>Bu ayrımın temel gerekçesi, eğitim kurumlarının çocukların sürekli veya sürekliliğe yakın biçimde bulunduğu, gözetim ve koruma sorumluluğunun kurumsal olarak yoğunlaştığı alanlar olmasıdır. Kurum görevlisinin suçu öğrenmesine rağmen “önce araştırayım”, “suç olup olmadığından emin olayım”, “kurum içinde çözelim”, “aileyle halledelim” veya benzeri gerekçelerle adli makamlara bildirimde bulunmaması, çocuk bakımından telafisi güç sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, burada aranılan bildirim yükümlülüğü genel anlamda herhangi bir kuruma yapılan ihbar değil; doğrudan çocuk şube birimine veya Cumhuriyet savcılığına yapılacak adli bildirimdir. Amaç, olayın idari veya sosyal hizmet niteliğinde kurumlar arasında dolaştırılmasını değil, vakit kaybetmeden çocuk koruma ve ceza soruşturması mekanizmasına intikal ettirilmesini sağlamaktır.</p>

<p>Bu çerçevede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, sosyal hizmet birimlerine ya da kurum içi başka mercilere yapılan bildirimler, bu madde bakımından tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Çünkü bu kurumlara yapılan bildirimler, çocuğun destek ve korunma ihtiyacına ilişkin idari sonuçlar doğurabilse de, suç şüphesinin adli mercilere derhâl intikalini sağlamaz. Kanun koyucu burada, suç teşkil ettiği değerlendirilen olayların öncelikle çocuğa özgü adli ve kolluk mekanizmasına ulaşmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle, “çocuk şube” veya “çocuk savcılığı”na bildirim, yükümlülüğün asli ve belirleyici ifa biçimi olarak kabul edilmiştir; diğer kurumlara yapılan bildirimler ise bu yükümlülüğü ortadan kaldırmayacaktır.</p>

<p>Madde metninin birinci fıkrasında yer alan “İlgili kurum amiri, bilgisi olduğu olay hakkında suç oluşup oluşmadığına yönelik araştırma yapamaz; suçun oluşmadığı saikiyle bildirimde bulunmaktan imtina edemez.” cümlesi, bu özel sistematiğin en önemli unsurunu oluşturmaktadır. Kanun koyucu, önceki suçu bildirmeme düzenlemelerinde kullanılan “bir suçun işlendiğini öğrenen” formülünden bilinçli olarak ayrılmış; burada “olay” bilgisini yeterli görerek, suç vasfının ön değerlendirmesini bildirim yükümlüsünün takdirine bırakmamıştır. Zira kurum amiri, elindeki vakıayı ceza hukuku bakımından nitelendiren merci değildir; olayın suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin son değerlendirme Cumhuriyet savcılığına aittir. Bu nedenle kurum amiri, suçun oluşup oluşmadığını araştırarak bildirimden kaçınamaz ve “suç oluşmadığı” düşüncesiyle adli mercilere başvurmaktan imtina edemez. Bildirim yükümlülüğü, suçun kesin olarak sabit görülmesini değil, olaydan haberdar olunmasını yeterli saymaktadır.</p>

<p>Madde ile hedeflenen bir diğer husus, özellikle eğitim kurumlarında çocuk mağduriyetlerinin kurumsal itibar, iç düzen veya disiplin gerekçeleriyle örtülmesinin önüne geçmektir. Bildirim yapılmaması veya gecikmeli yapılması hâlinde çocuğun korunma tedbirlerinden zamanında yararlanamaması, mağduriyetin derinleşmesine ve suçun devam etmesine neden olabilir. Bu sebeple ceza yaptırımı ile birlikte artırım mekanizması öngörülmüştür.</p>

<p>Madde ayrıca kamu kurumu-özel kurum ayrımı yapmamaktadır. Çünkü çocukların korunması bakımından kurumun hukuki statüsü değil, çocuğun maruz kaldığı riskin varlığı önemlidir. Özel okul, devlet okulu, yurt, kurs veya benzeri yerler bakımından eşit ve etkin koruma sağlanmalıdır. Böylece çocukların bulunduğu her eğitim ortamında aynı adli duyarlılık temin edilmekte ve bildirim yükümlülüğünün hiç gecikmeksizin çocuk şube veya çocuk savcılığına yöneltilmesi güvence altına alınmaktadır.</p>

<p><strong>Madde 5:</strong> Bu madde ile “eğitim kurumu” kavramı tanımlanmakta ve hangi yerlerin bu kapsamda değerlendirileceği açıkça belirlenmektedir. Ceza normunun uygulanmasında belirlilik ve öngörülebilirlik esas olduğundan, eğitim kurumu kavramının sınırlarının açık biçimde çizilmesi zorunludur. Aksi hâlde hangi kurumların bildirim yükümlülüğü, şikâyet/ihbar engelleme suçunun nitelikli hâli veya akran zorbalığına ilişkin kurumsal tedbirler bakımından kapsama gireceği tereddüt yaratacaktır.</p>

<p>Tanımın kapsamına okul öncesi eğitim kurumlarından başlayarak ilkokul, ortaokul, ortaöğretim kurumları, özel eğitim okulları, özel öğretim kurumları, kurslar, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, mesleki eğitim merkezleri, hizmet içi eğitim merkezleri, uzaktan öğretim yapan kurslar, sosyal etkinlik merkezleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, yurtlar, pansiyonlar ve çocukların eğitim veya barınma amacıyla düzenli olarak bulunduğu benzeri kurumlar dâhil edilmiştir. Böylece çocukların fiilen bulunduğu ve korunmaya ihtiyaç duyduğu geniş bir alan kapsanmıştır.</p>

<p>Bu tanım, yalnızca formal eğitim kurumu anlayışına dayanmaz; aynı zamanda çocukların eğitim hakkı kapsamında barınma, rehberlik, destek veya sosyal gelişimi içeren alanlar dahil edilmiştir. Çünkü çocukların maruz kaldığı riskler sadece okul binası içinde ortaya çıkmaz. Yurt, pansiyon, kurs benzeri yapılar ile okul öncesini kapsayan oyun evleri de fıkra içerisinde değerlendirilmiştir. fiilen çocukların yoğun ve sürekli biçimde bulunduğu yerlerdir. Madde içerisinde işlenen çocuklara özgü kafe gibi alanlar şayet eğitim amacı içermiyorsa fiil bu fıkra kapsamında değerlendirilemeyecektir.</p>

<p><strong>Madde 6:</strong> Bu madde ile şikâyet veya ihbar hakkının engellenmesi başlığı altında yeni bir suç tipi düzenlenmektedir. Düzenleme ile amaçlanan, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek için şikâyet, ihbar veya bildirim hakkına sahip kişiye yönelik baskı, telkin, menfaat vaadi, yıldırıcı davranış ve benzeri örtülü müdahalelerin cezalandırılmasıdır. Burada kanun koyucu, failin açık ve doğrudan tehdit içeren davranışlarını değil, çoğu zaman dolaylı, üstü kapalı ve iradeyi kırmaya yönelik müdahalelerini hedeflemektedir. Şikâyet veya ihbar hakkına sahip kişiye açıkça tehditte bulunulması hâlinde, somut olaya göre TCK’nın tehdit suçuna ilişkin hükümleri veya şartları varsa şantaj suçuna ilişkin hükümler uygulanabilecektir. Buna karşılık bu madde, tehdit eşiğine varmayan; ancak şikâyet, ihbar veya bildirimden vazgeçirmeyi amaçlayan baskı, telkin, menfaat teklif etme ve yıldırıcı davranışları bağımsız bir suç olarak cezalandırmaktadır. Ayrıca düzenleme yalnızca şikâyet hakkını değil, disiplin amacıyla kuruma yapılan ihbar ve bildirimleri de koruma altına almaktadır; zira mağdurun veya ilgilinin kuruma başvurmasının engellenmesi de ihbar hakkının kullanılmasının önüne geçmektedir.</p>

<p>Birinci fıkranın bir diğer özelliği, kamu kurumu-özel kurum ayrımı yapmaksızın uygulanabilmesidir. Bu yönüyle düzenleme, yalnızca ceza yargılamasına konu olayları değil, iş hayatı içinde ortaya çıkan mobbing benzeri davranışları da adli koruma kapsamına almaktadır. İş hukuku bakımından mobbing çoğu kez haklı fesih, tazminat veya iş ilişkisine ilişkin diğer hukuki sonuçlar doğurabilse de, burada korunmak istenen esas değer, mağdur işçinin ya da idari personelin maruz kaldığı eylem sonucu şikayet veya ihbar edebilme hürriyetinin kısıtlanmasıdır.</p>

<p>İkinci fıkra, kurum amirinin astına karşı fiili işlemesi hâlinde cezanın artırılmasını öngörmektedir. Kurum amirinin ast üzerinde kurduğu baskı, sıradan bir bireysel ilişki olarak değil, kurumsal otoritenin kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Üçüncü fıkra ise eğitim kurumu bağlamında özel bir nitelikli hâl kurmaktadır. Bu fıkra ile, ihbar edilmesi gereken bir olay hakkında kurum amirinin mağdur çocuğu, kanuni temsilcisini, tanık konumundaki personeli veya diğer ilgilileri şikâyetten ya da bildirimden vazgeçirmeye yönelik eylemleri daha ağır yaptırıma bağlanmıştır. Burada kastedilen davranışlar yalnızca açık tehditler değildir; okul müdürünün veya benzeri kurum amirinin aileleri çağırarak uzlaştırmaya çalışması, mağdur çocuğun üstü kapalı biçimde okuldan alınmasının telkin edilmesi, olayın büyütülmemesi gerektiği yönünde baskı kurulması yahut personelin tanıklık yapmaktan caydırılması gibi örtülü baskı yöntemleri de bu kapsamda değerlendirilecektir. Özellikle önerilen TCK M. 279/A kapsamında bildirilmesi gereken fiillere ilişkin olarak öğretmen ve benzeri personel üzerinde tanıklığı veya adli mercilere başvuruyu engellemeye yönelik her türlü davranış, bu fıkra kapsamında nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Böylece eğitim kurumlarında olayların üstünün örtülmesi, kurumsal itibar veya disiplin söylemiyle baskı altında tutulması önlenmek istenmektedir.</p>

<p>Bu suç tipi, özellikle akran zorbalığı ve benzeri olayların üstünün örtülmesini önleyen tamamlayıcı bir koruma normu niteliğindedir. Çocuğun, ailesinin, tanık personelin veya diğer ilgililerin iradesini baskı altına alan davranışların önlenmesi, yalnızca ihbar mekanizmasının işlerliği bakımından değil, aynı zamanda devlete güven ilkesinin tesisi bakımından da zorunludur. Kamu otoritesine duyulan güvenin güçlenmesi, vatandaşların ve özellikle çocukların karşılaştıkları fiilleri çekinmeden bildirebilmelerine bağlıdır. Bu nedenle madde, yalnızca bildirim yükümlülüğünü değil, o yükümlülüğün kullanılmasını engelleyen baskı mekanizmalarını da cezalandırmak suretiyle, çocuk koruma sisteminin bütünlüğünü ve hukuka erişimde devlete güven duygusunu güçlendirmektedir.</p>

<p><strong>Madde 7 - Madde 5/A Gerekçesi</strong></p>

<p>Akran zorbalığı, çocukların eğitim hayatı boyunca yalnızca akranlar arası çatışma olarak değil, çoğu zaman süreklilik arz eden, gelişimsel süreci etkileyen, mağdur çocuk bakımından psikolojik, sosyal ve akademik sonuçlar doğurabilen çok boyutlu bir risk alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle akran zorbalığına yönelik müdahale, olay meydana geldikten sonra verilen tepkilerle sınırlı tutulmamalı; erken tespit, önleyici takip, bireyselleştirilmiş destek ve okul-aile işbirliği ekseninde kurumsal bir koruma mekanizmasına dönüştürülmelidir. Maddenin amacı, çocukların okul ortamında karşılaşabilecekleri zorbalık davranışlarının mümkün olan en erken aşamada belirlenmesi, çocuk özelinde ihtiyaçların değerlendirilmesi ve mağduriyetin derinleşmesinin önüne geçilmesidir.</p>

<p>Birinci fıkra ile, akran zorbalığının önlenmesi, erken tespiti ve etkilerinin giderilmesi amacıyla okul rehberlik servisi tarafından her çocuk yönünden bireysel ihtiyaç planı hazırlanması öngörülmektedir. Bu düzenleme, çocuğu soyut ve genel bir kategori olarak değil, gelişim özellikleri, risk faktörleri, destek ihtiyacı ve korunma gereksinimleri bakımından ayrı ayrı ele alan bireyselleştirilmiş bir koruma yaklaşımını benimsemektedir. Böylelikle, zorbalığa maruz kalan çocuklar bakımından yalnızca kriz anında müdahale eden değil, risk henüz oluşum aşamasındayken önleyici tedbir geliştiren bir sistem kurulmaktadır. Aynı zamanda zorbalık davranışını sergileyen çocuklar yönünden yönlendirici ve destekleyici bir yaklaşım benimsenerek davranışın nedenleri, tetikleyicileri ve çevresel etkileri profesyonel biçimde değerlendirilmiş olacaktır.</p>

<p>İkinci fıkra ile bireysel ihtiyaç planının veliye ve okul yönetimine yazılı olarak bildirilmesi, planın uygulanmasında aile, okul yönetimi, sınıf öğretmenleri ve rehberlik servisi arasında işbirliği sağlanması ve planın düzenli biçimde güncellenmesi amaçlanmaktadır. Çocukla ilgili önleyici koruma tedbirlerinin etkili olabilmesi, ancak okul ve ailenin aynı yönde, aynı hedefe yönelmiş, eşgüdümlü bir tutum sergilemesiyle mümkündür. Bu çerçevede aile ile kurulacak iletişim, çocuğun davranışlarının “kusur”, “etiket” veya “ayıp” ekseninde değerlendirilmesine indirgenmemeli; çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının anlaşılması, desteklenmesi ve iyileştirilmesi yönünde pedagojik bir işlev görmelidir. Böylece, uygulamada zaman zaman karşılaşılabilen “bizim çocuğumuz kusurlu değildir”, “çocuğumuza haksızlık yapılıyor”, “etiketlenme yaratılıyor”” şeklindeki savunmaların doğurabileceği iletişim kopuklukları azaltılacak; aile, sürecin dışlayıcı değil koruyucu yönünü daha açık biçimde görebilecektir.</p>

<p>Bu yönüyle düzenleme, aileyi bir yaptırım muhatabı olarak değil, çocuğun yararına işleyen koruyucu sistemin zorunlu paydaşı olarak konumlandırmaktadır. Maddenin pedagojik temeli, çocuğun davranışının ahlaki mahkûmiyet konusu yapılması değil, davranışın hangi ihtiyaçlardan veya risklerden kaynaklandığının uzmanlar tarafından değerlendirilmesidir. Böylece hem mağdur çocuk hem de davranış riski taşıyan çocuk bakımından damgalama yerine destek, dışlama yerine izleme ve cezalandırma yerine yönlendirme esas alınmaktadır. Bu yaklaşım, okul ikliminde kutuplaşmayı azaltacak, öğretmen ile veli arasındaki gerilimi yumuşatacak ve okul idaresi üzerinde oluşabilecek “sadece disiplin cezası verilsin” ya da “çocuk olduğu için hiçbir şey yapılmasın” şeklindeki uç beklentilerin önüne geçecektir.</p>

<p>Üçüncü fıkra ile planın uygulanmasına ilişkin tutanakların, görüşme kayıtlarının, izleme formlarının ve yazılı bildirimlerin okul dosyasında muhafaza edilmesi; plana aykırı hareket edilmesi veya riskin devam etmesi hâlinde ilgili sosyal hizmet birimlerine bildirim yapılması ve gerekli görüldüğünde çocuk hâkiminin koruyucu ve destekleyici tedbir kararı vermesi için işlem tesis edilmesi düzenlenmektedir. Bu hükmün uygulanmasında beşinci maddede ki gibi özel bir aile sosyal veya hakim kararı gerekmez. Uygulamanın sadece sözlü uyarılarla sınırlı kalmamasını, izlenebilir, denetlenebilir ve gerektiğinde yargısal korumaya taşınabilir bir kayıt sistemi içinde yürütülmesini sağlar. Böylece okulun rehberlik mekanizması, hem çocuğun yararı hem de ileride ortaya çıkabilecek ihtilaflarda ispat kolaylığı bakımından kurumsal bir güvenceye kavuşur.</p>

<p>Dördüncü fıkra ile Millî Eğitim Bakanlığı’na her eğitim-öğretim yılının başında usul ve esasları belirleme ve eğitim kurumlarına duyurma görevi verilmesi, uygulamada birlik sağlanması bakımından zorunludur. Akran zorbalığı, okuldan okula, bölgeden bölgeye ve yaş grubuna göre farklı görünüm kazanabildiğinden, standart bir uygulama çerçevesi oluşturulması gerekmektedir. Bakanlığın bu yetkisi, rehberlik servislerinin işleyişine açıklık kazandıracak, okul yönetimlerinin çekimser davranmasını önleyecek ve uygulamanın ülke genelinde sistematik biçimde yürütülmesini temin edecektir.</p>

<p>Beşinci fıkra ile işlemlerin çocuğun üstün yararı, gizlilik, veri güvenliği, aile ile işbirliği ve eğitim hakkının korunması ilkelerine uygun olarak yürütülmesi güvence altına alınmaktadır.</p>

<p>Aynı fıkrada, yürütülen işlemlere karşı ailenin fiziki müdahalesi durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 265 inci maddesinin uygulanacağının belirtilmesi ise, eğitim ortamında görev yapan öğretmen ve rehberlik personelinin güvenliğini sağlama amacını taşımaktadır. Son yıllarda eğitim kurumlarında öğretmene, idareciye veya rehberlik personeline yönelik sözlü ve fiziksel şiddetin artabildiği dikkate alınarak, bu tür müdahalelerin hukuken tolere edilmeyeceğinin açık biçimde vurgulanması gereklidir. Buradaki amaç, aileyi peşinen suçlu ilan etmek değil; çocuğun korunmasına ilişkin süreçlerin, öğretmen ve okul personelinin güvenliği zedelenmeden, hukuka uygun ve barışçıl yöntemlerle yürütülmesini sağlamaktır. Çocukların eğitim hakkı kadar öğretmenlerin mesleki güvenliği de korunmaya değerdir. Kahramanmaraş olayında olduğu gibi okul, yalnızca disiplin yaptırımının uygulandığı bir alan değil; çocuğun güvenliğinin, psikososyal desteğinin ve şiddetin önlenmesinin kurumsal olarak sağlandığı bir koruma alanı olmalıdır. Bu nedenle, süreç içerisinde itirazların ve görüş ayrılıklarının şiddet yerine iletişim, kayıt, değerlendirme ve gerektiğinde idari/ yargısal başvuru yollarıyla çözülmesi hedeflenmektedir.</p>

<p>Sonuç itibarıyla akran zorbalığına ilişkin müdahale modeli ile suça sürüklenen çocuk ile korunmaya muhtaç çocuğun korunması bakımından eşit duyarlılığı esas almakta; ihmaller sebebiyle suça sürüklenen çocuğun da çocuk hâkimi kararı aranmaksızın Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yönetmelikle mağduriyetten korunmasını hedeflemektedir.</p>

<p><strong>MADDE 8</strong> - Bu madde ile, Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen baroya bildirim yükümlülüğünün, ceza muhakemesi kapsamında müdafi görevlendirilmesinden ayrı ve bağımsız bir kurumsal yükümlülük olduğu vurgulanmaktadır. Anılan Yönetmelik hükmü uyarınca, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuk hakkında işlem başladığında durumun derhâl baroya ve ilgili kurumlara bildirilmesi zorunludur. Bu itibarla, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında çocuğa müdafi atanması amacıyla avukat görevlendirilmesi yahut avukat talep edilmesi, baroya yapılması gereken bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Zira müdafi görevlendirilmesi, savunma hakkının kullanılması bakımından usulî bir işlem niteliğinde olup; baroya bildirim, çocuğun korunmasına ilişkin sürecin kurumsal takibi, gerektiğinde müdahalesi ve çocuğun üstün yararının gözetilmesi bakımından bağımsız bir fonksiyon icra etmektedir. Nitekim Barolar Anayasa’nın 135 inci maddesinde de kamu kurumu niteliğindeki yargı makamıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76 ncı maddesinde, baroların hukukun üstünlüğünü, insan haklarını korumakla görevli kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu açıkça düzenlenmiştir. Bu anayasal ve kanuni çerçeve birlikte değerlendirildiğinde, baronun sürece bildirim yoluyla dâhil edilmesi zorunlu olup; baro dışındaki bir merciden avukat talep edilmesi, baroya yapılmış bildirim sayılmaz.</p>

<p>Bu yetkinin yalnızca fiilin işlendiği yer barosuna tanınması da ayrıca isabetlidir. Böylece bölge dışı baroların sürece katılması önlenerek yetki karmaşası giderilmekte, iş yükü azaltılmakta ve yargılamada düzen sağlanmaktadır. Somut olayla en yakın ilişkili baronun sürece müdahalesi, çocuğun yargılamaya erişim hakkını güçlendirmekte ve adil yargılanma ilkesini daha etkin biçimde teminat altına almaktadır. Ayrıca bu düzenleme, baroların Anayasa’nın 135 inci maddesi ve 1136 sayılı Kanun’un 76 ncı maddesiyle belirlenen kamu yararı odaklı görev alanlarıyla tam bir uyum içindedir. Bu yönüyle hüküm, hem çocuğun korunması hem de ceza muhakemesinde etkin ve hızlı müdahale bakımından yerinde bir düzenleme niteliğindedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bayburt-barosu-akran-zorbaligi-kanun-calismasi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/bayburt-barosu.jpg" type="image/jpeg" length="35940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yediemin otoparklarında milyarlık vurgun! İhale öncesi otomobillerin parçalarını söküp değerini düşürmüşler...]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da Yediemin otoparklarındaki otomobiller üzerinden 3 farklı yöntemle yaklaşık 1,5 milyar liralık vurgun yaptıkları tespit edilen çete üyesi 32 şüpheli İstanbul merkezli 8 ilde yapılan operasyonla yakalandı. Şüphelilerin ihaleyle satılacak otomobillerin parçalarını ihaleden önce söktükleri, böylece ihalede otomobili değerini düşürüp 10’da 1 fiyatına satın aldıkları, ellerindeki parçaları geri takarak araçların 3. kişilere satışını gerçekleştirdikleri tespit edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Asayiş Şube Müdürlüğü, Oto Hırsızlık Büro Amirliği tarafından yaklaşık 6 ay süren teknik ve fiziki takibin ardından Yediemin otoparklarından hırsızlık yapan bir çeteye yönelik operasyon yapıldı. İstanbul merkezli Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Şanlıurfa, Balıkesir, Tekirdağ İllerinde yapılan eş zamanlı baskın yapıldı. Baskınlarda aralarında şebekenin yöneticileri olduğu tespit edilen Ö.T., O.T, Y.K., B.T.ve İ.A.’nın aralarında bulunduğu 32 şüpheli gözaltına alındı. Baskın yapılan yerler arasında Tuzla, Maltepe, Sultanbeyli ilçesinde bulunan 3 Yediemin otoparklı ile 2 adet deponun bulunduğu belirtildi.</p>

<p><strong>ÇETENİN YÖNTEMLERİ ORTAYA ÇIKARILDI</strong></p>

<p>Oto Hırsızlık Büro Amirliğinde sorgulanan şüphelilerin hırsızlar sırasında izledikleri yöntemde ortaya çıkarıldı. Şüphelilerin ilk yöntemde Yediemin otoparklarına bırakılan araçların değerli parçalarını sökerek yedek parça olarak sattıkları öğrenildi.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂYLA BİLİRKİŞİ RAPORLARI HAZIRLAMIŞLAR</strong></p>

<p>Şüphelilerin izledikleri ikinci yöntemde ise uzun süredir Yediemin otoparklarında tutulan ve ihaleyle satılacak otomobillerin, motor, kapı ve koltuk gibi parçalarını ihaleden önce söktükleri, böylece ihalede otomobilin değerinin 10’da bir fiyatına satın aldıkları, ellerindeki parçaları geri takarak araçların 3. kişilere satışını gerçekleştirdikleri tespit edildi. Şüphelilerin ihalede otomobili alamama durumunda bu defa aynı parçaları alan kişiye sattıkları öğrenildi. Şüphelilerin bazı ihalelerde ise hasarlı olmayan araçları yapay zekayla sahte bilirkişi raporları hazırladıkları, araçları hasarlı gibi ucuza satın aldıkları belirtildi.</p>

<p><strong>DEVLETİN BORCUNU ALMASINA ENGEL OLMUŞLAR</strong></p>

<p>Oto hırsızlık çetesi üyelerin ayrıca sahiplerinin vergi borcu nedeniyle satılamayan araçlarında satışını gerçekleştirdikleri belirlendi. Araç sahibinin başka işleri nedeniyle haciz konan araçları satmak için akıl almaz bir plan işleten şüphelilerin önce bu kişiyi sözde kendilerine borçlandırdıkları öğrenildi. Şahıs alacaklarının kamu alacaklarının önüne geçmesini düzenleyen maddeyi istismar eden şüphelilerin sözde alacaklarına karşılık otomobilini haciz edip, aracı 3. kişilere sattıkları komisyonlarını düştükten sonra otomobilin parasını eski sahibine verdikleri öğrenildi.</p>

<p><strong>BİR HASTANE SAHİBİ İLE İŞ İNSAANLARI DA GÖZALTINDA</strong></p>

<p>Bu yöntemle devletin vergi borcunu tahsil etmesini engelleyen şüphelilere müşteri olan Hastane sahibi bir doktor ile çok sayıda iş insanının da gözaltına alınanlar arasında bulunduğu belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1,5 MİLYAR LİRALIK VURGUN YAPMIŞLAR</strong></p>

<p>Polis soruşturması sonucunda şüphelilerin şu ana kadar bu yöntemleri kullanarak yaklaşık 1,5 milyar liralık vurgun yaptıkları ortaya çıktı. Olayla ilgili MASAK incelemesinin sürdüğü, raporun hazırlanmasının ardından gerçek vurgun rakamının ortaya çıkacağı öğrenildi.</p>

<p><strong>“ŞU ANDA NAKİT YOK ORADAN BİR KAÇ OTOMOBİL PARÇASI SÖKÜN”</strong></p>

<p>Yapılan teknik ve fiziki takip sırasında oldukça rahat olan şüphelilerin bazı konuşmalarında para lazım olduğu zaman 'Şu anda nakit yok. Oradan birkaç radyatör sökün paraya çevirin' gibi talimatlar verdikleri tespit edildi.</p>

<p>Asayiş Şube Müdürlüğünde işlemleri tamamlanan şüpheliler hakkında 71 ayrı Nitelikli dolandırıcılık, İhaleye fesat karıştırmak, Resmi Belgede sahtecilik, Güveni kötüye kullanmak suçlamasıyla Anadolu Adliyesine sevk edildiler. (Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/6a59faed5625e6181d3fd6f0.webp" type="image/jpeg" length="16083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67309"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21905"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="10670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="62021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="48047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="55829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="70875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="17789"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="56122"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="12495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="86825"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="23989"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
