<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 21:42:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FİYATLARI ETKİLEME SUÇU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fiyatlari-etkileme-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fiyatlari-etkileme-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.237’e göre; </strong><i>“(1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.</i></p>

<p><i>(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza yarısı oranında artırılır.</i></p>

<p><i>(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca yarısı oranında artırılır”</i>.</p>

<p><strong>Fiyatları etkileme suçu ile ilgili değerlendirmemiz;</strong></p>

<p>Fiyatları etkileme suçunun; Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmında yer alan “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölüm altında TCK m.237’de yer aldığı, bu suçla korunan hukuki yararın serbest piyasa düzeni ve dolayısıyla toplum olduğu, TCK m.237/1’de suçun unsurlarının ortaya koyulduğu, kusurun kast olarak gösterildiği, özel kasta, yani amaca ve saike önem verildiği, bu suçun olası, yani muhtemel kastla işlenemeyeceği, kanun koyucunun failin özel maksadını aradığı,</p>

<p>İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesine, yani sadece fahiş fiyata yol açacak değil, tersine piyasa düzenini bozacak şekilde ürünlerin fiyatlarında eksilmeye yol açabilecek şekilde ve bu maksatla yalan haber veya ilgiyle karşılanan söylenti yayan veya sair hileli yollara başvuran failin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve “Adli para cezası” başlıklı TCK m.52/1 gereğince beş günden yedi yüz otuz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacağı,</p>

<p>Kanun koyucunun TCK m.237/1’de “sair hileli yollara başvuran” unsuruna yer vererek, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sınırını genişlettiği ve zorladığı, “sair hileler” kavramının kullanıldığı, failin hileli, yani aldatıcı yollara başvurmak suretiyle ürünlerin fiyatlarında artışa veya eksilmeye neden olduğu, fiyatların artışı veya eksilmesi sonucunun doğmasının TCK m.237/1’de tanımlanan tehlike suçunun oluşması için zorunlu sayılmadığı, işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi sonucuna sebebiyet verilecek şekilde veya bu maksatla yalan haber veya söylenti yaymanın yeterli olduğu, yine işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi için hileli, yani serbest piyasa koşullarını bozmaya ve bunu da başka kişileri, firmaları veya toplumu aldatmaya dönük hareketlerle gerçekleştirmeye çalışanların fiyatları etkileme suçunu işleyeceği, bu fiilin sonucunda besin veya malların değerleri ile işçi ücretlerinin gözle görülür şekilde arttığının veya eksildiğinin tespiti halinde, TCK m.237/2 uyarınca 1. fıkrada sayılan suçun cezasında yarı oranında artırıma gidileceği,</p>

<p>TCK m.237/3’de; failin “ruhsatlı simsar” veya “borsa tellalı”, yani ürün borsalarında alım satım iş ve işlemlerine aracılık eden ve ticari aracılık faaliyetlerinden para kazanan kişilerden olması halinde, bu meslekleri icra edenlerle sınırlı olmak kaydıyla fiyatları etkileme suçunun cezasında ayrıca yarısı oranında artırım yapılacağı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kanun koyucu TCK m.237/3’de; açıkça “ruhsatlı simsar” ve “borsa tellalı” diyerek, ticari işlere aracılık edenlerle sınırlı olacak şekilde cezada artırıma gidilmesini öngörmüştür.</p>

<p>Bu suç malvarlığına karşı işlenmiş suçlar kapsamında düzenlenmediğinden, her bir mağdura karşı ceza sorumluluğu gündeme gelmeyecek, mağdur serbest piyasa şartları ve toplum kabul edildiğinden, faile bir ceza verilecek, şartları varsa nitelikli haller ve yasal şartlar oluşmuşsa zincirleme suçu düzenleyen TCK m.43’den dolayı bir ceza üzerinden cezada artırıma gidilecektir.</p>

<p><strong>TCK m.237’nin gerekçesi incelendiğinde;</strong></p>

<p>Bu madde tarafından serbest rekabet koşulları çerçevesinde fiyatların belirlenmesini ihlal edici hareketlerin engellenmesinin amaçlandığı, bu gerekçeye bakıldığında, fiyatları etkilemeye dönük ihlal edici hareketlerin neler olduğunun sayılmadığı, m.237/1’de tehlike suçunun tanımlandığı, 2. fıkranın ise zarar suçu olarak görülmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>Failin;</strong> işçi ücretlerinin, besin veya malların kıymetlerinin yapay olarak düşmesini veya artmasını sağlamak maksadıyla yalan haber veya havadisleri yaymasının arandığı, 1. fıkranın bir tehlike suçu olarak kabul edildiği, çünkü suçun tamamlanması için neticenin gerçekleşmesinin aranmadığı, maddi unsuru oluşturan icra hareketlerinin tamamlanmasıyla tehlike suçunun oluşacağının kabul edildiği, fakat burada failin yalan haber veya havadis yayma veya sair hileli yollarla ücretlerde veya fiyatlarda artışa veya eksilmeye sebep olma maksadına sahip olmasının aranmasının yanında, elbette icra hareketlerinin suçla korunan hukuki yararı tehlikeye düşürmeye elverişli olması gerekeceğinden, bu suçun TCK m.237/2’de sayılan nitelikli halinin gerçekleşmesinin mümkün olduğu, ancak ücretlerde veya fiyatlarda artış veya eksiliş olmadan da buna sebebiyet verebilecek ve bu maksatla yapılan haberlerin ve çıkarılan söylentiler ile hileli hareketlerin TCK m.237/1’de sayılan suçun basit halinin gerçekleşmesine imkan verebileceği, TCK m.237/1’de suçun basit halinin cezasının bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak gösterildiği, buna göre 2. fıkrada sayılan nitelik halin gerçekleşmesi durumunda cezanın bir buçuk yıldan dört buçuk yıla kadar hapis olacağı, para cezasının da TCK m.52/1’de gösterilenin iki katı oranında uygulanacağı,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Suçta ve cezada kanunilik” prensibini dikkate almak suretiyle fiyatları etkileme; yani kamuoyunda “fahiş fiyat” olarak bilinen, serbest piyasa koşullarına aykırı şekilde fiyatların düşürülmek ve bazı üreticilerin veya satıcıların zor durumda bulunmalarına yol açmak sebebiyle gerçekleştirilen hareketlerden ziyade, enflasyonun yüksek olduğu, insanların alım gücünün düştüğü, fiyat algısının kaybolduğu piyasa koşullarında, takibi ve kontrolü mümkün olmayan maliyet artışlarının ve kar marjları düşüklüğünün gerekçe gösterilerek, bulundukları piyasada üretici, aracı veya satıcı olarak fiyatları belirleme imkanına ve kabiliyetine sahip olan kişilerin ve firmaların bizzat kendileri veya aynı piyasada faaliyet gösteren diğer kişiler ve firmalarla anlaşarak, fiyatları serbest piyasa koşullarının üstüne ve tümü ile tüketicilerin aleyhine olacak şekilde “fahiş” kapsamına girebilecek oranda ve fiyat algısını ortadan kaldırmaya dönük ani artışlarla yükseltmesi, TCK m.237/1-2 kapsamında piyasaya ve dolayısıyla topluma dönük hileli yollardan sayılabilecek ve iktisadi koşulların olumsuzluğundan istifade etmek suretiyle fahiş fiyatlarda ve aşırı karlılık içeren oranlarda alım gücü de düşen tüketicileri zarara uğratacak ürün ve mal satışları fiyatları etkileme suçu kapsamında değerlendirilebilecektir.</p>

<p><strong>Anayasa m.166 ila m.173’ün başlığı “Ekonomik hükümler” olup, “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlıklı 166. maddenin 1. ve 2. fıkralarında;</strong> ekonomide planlama yapmanın Devletin görevi olduğu, planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrarı ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırımı ve istihdamı geliştirici tedbirlerin Devlet tarafından alınacağının belirtildiği,</p>

<p>“A. Tüketicilerin korunması” başlıklı Anayasa m.172’de; Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alacağı, tüketicinin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik edeceğinin belirtildiği ve “B. Esnaf ve sanatkarların korunması” başlıklı m.173’de; Devletin, esnaf ve sanatkarları koruyucu tedbirleri alacağının ifade edildiği, gerek m.166’da ve gerekse “II. Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” başlıklı m.167’de; Devletin “piyasa yapıcı” rolü olduğunun, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağının ve yine Devletin piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleyeceğinin söylendiği,</p>

<p><strong>Böylece;</strong> normlar hiyerarşisinin tepesinde olan ve Anayasa m.11 gereğince herkesi bağlayan Anayasada tüketicilerin ve esnafların korunacağı, fahiş fiyatların önleneceği, bu yolla ekonomide serbest piyasa koşulları işlese de, Devletin fahiş fiyat uygulanması yöntemiyle tüketicilerin mağdur edilmelerinin ve yine piyasanın koşullarını değiştirebilme imkanına ve kabiliyetine sahip büyük firmaların tekelleşmelerinin, fiyatları diledikleri gibi artırıp eksiltmelerinin önüne geçmeye yönelik her türlü tedbiri almak suretiyle iktisadi düzeni koruması gerektiği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Bu nedenle; </strong>serbest piyasa koşullarının ve toplum düzeninin korunması amacıyla çıkarılan TCK m.237’nin hukuki dayanağını Anayasada yer alan yukarıda belirttiğimiz hükümlerin oluşturduğu anlaşılmakla, kamuda veya özelde çalışan işçi ücretleri ile besin veya malların değerlerinin artırılması ve eksiltilmesi amacıyla ve buna elverişli olacak şekilde yalan haber veya dezenformasyon olarak nitelendirilebilecek havadisler veya kirli bilgilerle fiyatları etkileme tehlikesine yol açanların, bu konuda piyasa koşullarını etkileme gücüne sahip olan bir kişinin veya firmanın bağımsız hareketleri veya suça iştirak suretiyle birden fazla kişinin veya firmanın anlaşmak suretiyle fiyatları etkilemesi, özellikle enflasyonist ortamın yol açtığı belirsizlikten veya fiyat algısı bozulmalarından istifade ederek, zaten satın alma güçleri düşen ve bu nedenle yoksullaşan insanları iktisadi bakımdan daha zor duruma düşürecek hileli hareketlerle fahiş fiyatların gündeme gelme tehlikesine yol açanlar veya hileli yollarla fiyatları etkileyip, yüksek enflasyon ortamında “fahiş fiyat” olarak nitelendirebilecek ürün fiyatlarını artıran veya artışına destek veren faillerin TCK m.237/1-2 kapsamında sorumlu tutulmaları mümkün olabilecektir.</p>

<p>İzlenen mali ve para politikalarının enflasyonu artırdığı, borçları ve faizi yükselttiği, bütçe dengesini bozduğu, cari açığa yol açtığı, bu nedenle mali sistemin devamlı eleştirildiği, toplumu oluşturan çoğunlukta artan yoksullaşmanın, gelir dağılımında ortaya çıkan adaletsizliğin sürekli gündeme geldiği ve siyasi tartışmalara konu edildiği, ancak bunların hiçbirisinin “suçta ve cezada kanunilik” ve “şahsi kusur sorumluluğu” ilkeleri kapsamında, serbest piyasa koşullarının istikrarsızlığından faydalanarak ve maliyet artışlarını bahane ederek, özellikle de tüketicide bozulan fiyat algısından istifade etmek suretiyle fahiş fiyatla ve karla mal ve ürün satmanın serbest piyasa koşullarında gerçekleşebilecek olan hareketlerden sayılmasının, buna sebep olan sonucun izlenen hatalı mali ve para politikaları olduğundan bahisle, isteyenin istediği fiyattan ürün ve mal satabileceği, çalışan ücretlerini belirleyebileceği türünde savunmalar karşısında, “Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’yi gözardı etmek mümkün değildir.</p>

<p>Stokçuluk, yani elde mal ve ürün tutarak ve satışa arz etmeyerek piyasada fiyatların suni olarak yükselmesine sebep olma fiilinin, TCK m.240 kapsamında değil, fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237/1-2’ye göre değerlendirilmesinin uygun olacağı, buna göre elinde yeterli mal ve ürün olduğu halde bunları satmayıp depolayarak veya gizleyerek, besin veya malların değerlerinin suni olarak artmasının TCK m.237 kapsamında suç sayılacağı, ancak mal stoklamak, yani malı veya hizmeti satmaktan kaçınarak, halk için acil ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olma varsa, bu durumda mal veya hizmet satışından kaçınma suçunun oluşacağı,</p>

<p>Fiyatları etkileme suçu ile mal veya hizmet satımından kaçınma suçunun aynı fiille işlenmesinin mümkün olabileceği, bu durumda “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 gereğince cezası daha ağır olan fiyatları etkileme suçundan failin cezalandırılmasının gerektiği,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p>Suçun maddi unsurunu oluşturan icra hareketi ve tehlike veya zarar sonucu ile illiyet bağının kurulduğu, “tipiklik” unsuru çerçevesinde TCK m.237/1-2’de tanımlanan suçun işlendiği, bu şekilde maliyetlerin artırıldığı ve tüketicilerin zarara uğrama tehlikesi ve hatta düşen alım gücü karşısında mal ve ürünleri pahalı almak suretiyle zarara uğratıldığı bir durumda, fiyatları etkileme suçunun oluştuğundan bahsedileceği gibi, bunun fail tarafından somut bir veya birkaç kişiye karşı yapıldığı, hileli davranışlarla mağduru aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlayacak şekilde fahiş fiyattan, yani gerçek koşulları bilmesi ve yanıltılmaması halinde satın almayacağı bir ürünü veya malı yüksek fiyattan almak durumunda bırakılan mağdurun esasta hataya düşürüldüğü ve TCK m.157 ile m.158/1-h kapsamında dolandırılıp dolandırılmadığına da ayrıca bakılması gerektiği, ancak burada tartışma konumuzu oluşturan fiyatları etkileme suçumuzun topluma karşı işlenen suçlardan sayılan bir suç olduğu, fiyatları etkileme suçu kapsamına giren besin veya malların değerlerinde artışın ve eksilmenin genel ve herkese karşı işlenen bir suç olarak kabul edildiği gözardı edilmemelidir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>“Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’nin “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince gözden geçirilmesi, fahiş fiyat uygulamalarının önüne geçecek şekilde, fakat serbest piyasaya aşırı müdahale içermeden değiştirilmesi düşünülebilir. Buna göre; üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından hileli yollarla, serbest piyasa düzenini bozucu hareketlerle, başkalarıyla anlaşarak, fiyatlarda suni artışlara ve eksilmelere yol açacak şekilde bir malın veya hizmetin satış fiyatında piyasa koşullarına aykırı fahiş fiyat artışları yapılmasını suç sayan yasal düzenlemeye gidilebilir. 6585 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yer alan idari cezalar ile adli cezalar arasında “bir suçtan iki ceza verilemez” kuralının ihlalini önlemek amacıyla 6585 sayılı Kanunda değişikliğe gidilmesi de isabetli olacaktır.</p>

<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgili kısa bilgi verecek olursak;</strong></p>

<p>TCK m.237’de tanımlanan fiyatları etkileme suçu; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” başlıklı 100, “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı 128, “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlıklı 128/A, “Postada elkoyma” başlıklı 129, “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133, “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı 135, “Gizli soruşturmacı görevlendirmesi” başlıklı 139, “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140 ve “Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi” başlıklı 153. maddelerinde sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, bu suç yönünden yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu maddelerde tanımlanan müesseselerin uygulanamayacağını belirtmek isteriz.</p>

<p>Fiyatları etkileme suçunun bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde ise; örgüt suçu yönünden m.100’ün, m.128’in, m.135’in, m.139’un, m.140’ın ve dosyanın soruşturma aşamasında savunmaya karşı gizli tutulmasını öngören m.153/2’nin tatbiki mümkün olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fiyatlari-etkileme-sucu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 20:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/terazis.jpg" type="image/jpeg" length="69849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlaca Erişim Hakkı: Bir Sağlık Hukuku Meselesinden Çok, Yaşam Hakkı Meselesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ilaca-erisim-hakki-bir-saglik-hukuku-meselesinden-cok-yasam-hakki-meselesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ilaca-erisim-hakki-bir-saglik-hukuku-meselesinden-cok-yasam-hakki-meselesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir hasta düşünün. Onkoloji servisinden çıkıyor. Elinde hekim tarafından düzenlenmiş bir reçete, dosyasında tedavi raporları, zihninde ise tek bir cümle var:</p>

<p>“Bu ilaca bir an önce başlamamız gerekiyor.”</p>

<p>Ancak birkaç gün sonra tıbbi gerçeklik, idari bir gerçekle karşılaşıyor. İlacın bedeli SGK tarafından karşılanmıyor. Gerekçe çoğu zaman benzer: İlaç SUT kapsamında değil, geri ödeme listesinde yok, endikasyon şartları karşılanmıyor veya Kurum tarafından bedeli ödenebilir ilaçlar arasında sayılmıyor.</p>

<p>Bu noktada hasta ve ailesi için mesele artık yalnızca tıbbi olmaktan çıkıyor. Hekimin önerdiği tedaviye ulaşabilmek için bir yandan hastalıkla, diğer yandan bürokrasiyle ve hukuk sistemiyle mücadele edilmesi gerekiyor. İşte ilaca erişim hakkı tartışması tam da burada başlıyor. Çünkü bu davalar dışarıdan bakıldığında “ilaç bedeli davası” gibi görünse de, özünde şu soruya cevap arıyor:</p>

<p><strong>Bir ilacın SGK tarafından karşılanmaması gerçekten yalnızca mali bir tercih midir, yoksa yaşam hakkına müdahale niteliği taşıyan bir idari sonuç mudur?</strong></p>

<p>Bu soru, önümüzdeki yıllarda sağlık hukukunun en önemli tartışma başlıklarından biri olacak.</p>

<p><strong>Akıllı İlaç Davaları Sadece Bir Geri Ödeme Uyuşmazlığı Değildir.</strong></p>

<p>Kamuoyunda bu davalar çoğu zaman “akıllı ilaç davaları” olarak anılıyor. Bu ifade pratikte anlaşılır olsa da, meselenin hukuki derinliğini tam olarak yansıtmıyor. Çünkü burada tartışılan şey yalnızca pahalı bir ilacın faturasının kimin tarafından ödeneceği değildir. Asıl tartışma şudur:</p>

<p><i>Devletin sosyal güvenlik sistemi, tıbben gerekli olduğu ileri sürülen bir tedaviyi karşılamadığında, bireyin sağlık hakkı nerede başlar ve kamu maliyesinin sınırları nerede biter?</i></p>

<p>Bu soru, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı, 56. maddesinde düzenlenen sağlık hakkı ve 60. maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkının kesişim noktasında duruyor.</p>

<p>Özellikle kanser gibi yaşamı doğrudan tehdit eden hastalıklarda ilaç, klasik anlamda bir “ürün” olmaktan çıkıyor. Hasta açısından ilaç, bazen yaşam süresini uzatabilecek, bazen hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilecek, bazen de yaşam kalitesini koruyabilecek tek araç haline geliyor.</p>

<p>Bu nedenle ilaca erişim hakkı, yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının teknik bir alt başlığı olarak görülmemeli. Bazı durumlarda ilaca erişim hakkı, yaşam hakkının somutlaşmış halidir.</p>

<p><strong>Sağlık Hakkından İlaca Erişim Hakkına</strong></p>

<p>Modern sağlık hukuku, sağlık hakkını artık yalnızca hastaneye başvurma, muayene olma veya reçete alma hakkı olarak görmüyor.</p>

<p>Sağlık hakkı; erişilebilir, karşılanabilir, kaliteli ve etkili sağlık hizmetlerine ulaşabilmeyi de kapsıyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler düzeyindeki insan hakları yaklaşımı da bu yönde gelişiyor. Bu çerçevede ilaca erişim hakkı, sağlık hakkının en kritik parçalarından biri haline gelmiş durumda. Çünkü bir tedaviye teorik olarak sahip olmak ile o tedaviye fiilen ulaşabilmek aynı şey değildir. Bir ilaç piyasada bulunabilir. Hekim tarafından önerilmiş olabilir. Tıbbi literatürde etkinliği kabul görmüş olabilir. Hatta hasta için yaşamsal önemde de olabilir. Ancak hasta ekonomik olarak bu ilaca ulaşamıyorsa, ilaca erişim hakkından söz etmek mümkün müdür?</p>

<p>Kanaatimce mümkün değildir.</p>

<p>İlaca erişim hakkı, yalnızca ilacın ülkede bulunmasıyla gerçekleşmez. İlacın hastaya zamanında, kesintisiz ve ekonomik olarak ulaşılabilir şekilde temin edilebilmesi gerekir. Aksi halde hak, kağıt üzerinde kalır.</p>

<p><strong>SUT’un İşlevi ve Anayasal Gerilim</strong></p>

<p>Elbette sosyal güvenlik sistemi sınırsız değildir. SGK’nın hangi sağlık hizmetlerini ve ilaçları hangi koşullarda karşılayacağını belirleyen bir sistematiğe ihtiyaç vardır. Sağlık Uygulama Tebliği, bu yönüyle uygulamada merkezi bir işleve sahiptir.</p>

<p>SUT, sağlık hizmetlerinin finansmanında öngörülebilirlik sağlar. Kamu kaynaklarının planlanmasına hizmet eder. Hangi ilaçların hangi endikasyonlarda ödeneceğini belirler. Bu yönüyle teknik ve idari bir düzenleme niteliğindedir.</p>

<p>Ancak sorun tam da burada ortaya çıkar. Bir tebliğ, fiilen yaşam hakkının kullanımını sınırlandırabilir mi?</p>

<p>Normlar hiyerarşisi bakımından bakıldığında SUT, Anayasa’nın üzerinde değildir. Kanunun üzerinde değildir. Temel hakların özünü daraltacak şekilde yorumlanamaz. Bu nedenle SUT’ta yer almayan her ilacın otomatik olarak ödeme dışı bırakılması, her somut olayda mutlak ve tartışmasız bir sonuç doğurmamalıdır.</p>

<p>Özellikle tıbben ve fennen zorunlu olduğu, alternatif tedavilerin yetersiz kaldığı, ilacın hastanın yaşam süresi veya yaşam kalitesi bakımından anlamlı katkı sağlayabileceği durumlarda, SUT sınırlaması ile yaşam hakkı arasında ciddi bir anayasal gerilim doğar. Bu gerilimde yargının görevi, yalnızca idari düzenlemenin lafzını uygulamak değildir.Yargı, somut olayda ilacın hasta için taşıdığı yaşamsal önemi, tıbbi zorunluluğu, bilimsel kabul düzeyini ve tedaviye geç başlanmasının yaratacağı telafisi imkansız sonuçları birlikte değerlendirmek zorundadır.</p>

<p><strong>Mahkemelerin Yaklaşımı: Şekli Denetimden Yaşam Hakkı Merkezli Yoruma</strong></p>

<p>Son yıllardaki yargı kararlarına bakıldığında, mahkemelerin bu alanda giderek daha hassas bir denge kurmaya çalıştığı görülüyor. Bir yandan SGK’nın mali sürdürülebilirlik ve geri ödeme sistemi argümanları dikkate alınıyor. Diğer yandan, özellikle kanser ilaçlarında hastanın yaşam hakkı ve tedaviye zamanında erişim ihtiyacı göz ardı edilmiyor.</p>

<p>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin kararlarında öne çıkan temel ölçütlerden biri, ilacın “tıbben ve fennen zorunlu” olup olmadığıdır. Bu noktada mahkemeler, salt reçete veya hasta beyanı ile yetinmemekte; üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından alınacak bilimsel heyet raporlarını kritik delil olarak görmektedir. Bu yaklaşım önemlidir. Çünkü ilaca erişim hakkı, her talep edilen ilacın otomatik olarak kamu tarafından karşılanması anlamına gelmez. Hukuki korumanın merkezinde, tıbbi zorunluluk ve bilimsel ispat yer alır. Ancak aynı karar pratiği şunu da göstermektedir:</p>

<p>Hasta açısından ilacın yaşamsal önemi ortaya konulduğunda, SUT’ta yer almama gerekçesi tek başına belirleyici olmamalıdır.</p>

<p>Bu nedenle mahkemeler, özellikle hayati risk taşıyan hastalıklarda yalnızca idari geri ödeme listesine değil, hastanın somut tıbbi durumuna bakmak zorundadır.</p>

<p><strong>İhtiyati Tedbir: Bu Davalarda Usuli Bir Ayrıntı Değil, Hayati Bir Araçtır</strong></p>

<p>İlaç bedeli davalarında ihtiyati tedbir, klasik anlamda geçici bir hukuki koruma olmaktan çok daha fazlasıdır. Çünkü burada zaman, hukuki dosya takviminden farklı işler. Bir dava aylarca sürebilir. Bilirkişi raporu beklenebilir. İstinaf süreci uzayabilir. SGK savunma verebilir. Dosya tekemmül edebilir. Ama hastalık beklemez. Bu nedenle ihtiyati tedbir talebi, ilaca erişim davalarının en kritik aşamalarından biridir. Hasta, dava sonuçlanana kadar ilaca ulaşamazsa, davayı kazanmasının fiili anlamı kalmayabilir.</p>

<p>Hukukta “telafisi imkansız zarar” kavramı çoğu alanda soyut bir ifade gibi görünür. Ancak bu davalarda telafisi imkansız zarar, oldukça somuttur. Tedaviye geç başlanması, hastalığın ilerlemesi, tedavi şansının azalması veya hastanın dava devam ederken hayatını kaybetmesi ihtimali… Bu nedenle ihtiyati tedbir, yalnızca davacının menfaatini koruyan bir usul kurumu değil; yaşam hakkının fiilen korunmasını sağlayan bir mekanizmadır.</p>

<p>Elbette bu noktada mahkemelerin dikkatli davranması gerekir. Çünkü ihtiyati tedbir kararı, çoğu zaman davanın sonucuna yakın bir etki yaratır. SGK açısından mali sonuç doğurur. Bu nedenle yaklaşık ispat, tıbbi raporlar, endikasyon dışı kullanım onayı, bilimsel literatür ve hastanın somut klinik durumu birlikte değerlendirilmelidir. Ancak bütün bu değerlendirme yapılırken unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Bu davalarda gecikme, yalnızca usuli bir gecikme değildir. Bazen doğrudan yaşam süresinden eksilen zamandır.</p>

<p><strong>Bir Hastanın İlaca Ulaşabilmek İçin Dava Açmak Zorunda Kalması Hukuk Devleti Açısından Ne Anlama Geliyor?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu soru, meselenin en rahatsız edici ama en gerekli sorusudur. Bir hasta, hekiminin gerekli gördüğü ilaca ulaşabilmek için önce SGK’ya başvurmak, ardından ret cevabı almak veya zımni ret süresini beklemek, sonra dava açmak, ihtiyati tedbir talep etmek, tıbbi raporlar toplamak, bilirkişi süreçlerini izlemek ve tüm bu aşamalarda hastalığıyla mücadele etmek zorunda kalıyorsa, burada yalnızca bireysel bir uyuşmazlıktan söz edemeyiz. Burada sistemsel bir sorun vardır. Bu sorun politik bir tartışmadan bağımsız olarak hukuki zeminde ele alınmalıdır.</p>

<p>Hukuk devleti, bireyin en temel haklarına erişimini yalnızca teorik olarak tanıyan değil, bu hakların etkili şekilde kullanılmasını sağlayan devlettir. Eğer bir hakka ulaşmak için dava açmak istisna olmaktan çıkıp olağan yol haline gelmişse, artık o alanda mevzuat ile gerçek yaşam arasında bir kopukluk var demektir. İlaç bedeli davaları bugün tam da bu kopukluğu göstermektedir.</p>

<p>Hastalar yargıya başvurarak çoğu zaman yalnızca bir bedelin ödenmesini değil, sağlık sisteminin kendileri için kapattığı bir kapının açılmasını talep etmektedir. Bu nedenle bu davalara yalnızca “SGK’ya karşı alacak davası” gibi bakmak eksik olur. Bu davalar, sosyal devletin sınırlarının, idarenin takdir yetkisinin, mahkemelerin temel hakları koruma rolünün ve tıp biliminin hukuk karşısındaki etkisinin yeniden tartışıldığı davalardır.</p>

<p><strong>Tıbbi Zorunluluk: Davanın Kalbi</strong></p>

<p>İlaca erişim davalarında en belirleyici kavramlardan biri tıbbi zorunluluktur. Tıbbi zorunluluk yoksa, yalnızca daha yeni, daha pahalı veya daha popüler bir tedavi olması tek başına yeterli değildir. Ancak hastanın mevcut tedavilere yanıt vermediği, alternatif tedavilerin etkisiz kaldığı, ilacın bilimsel olarak kabul gören bir etkinliğe sahip olduğu ve somut hasta bakımından anlamlı fayda sağlayabileceği ortaya konulabiliyorsa, hukuki tartışmanın ağırlık merkezi değişir.</p>

<p>Bu noktada üniversite hastanelerinden alınan heyet raporları, tıbbi onkoloji uzman görüşleri, endikasyon dışı kullanım onayları ve bilimsel kılavuzlar dosyanın kaderini belirleyebilir. Çünkü mahkeme, tıbbi zorunluluğu hukukçu sezgisiyle değil, bilimsel veriyle değerlendirmek zorundadır. Bu nedenle bu davalarda avukatın rolü yalnızca dilekçe yazmak değildir. Avukat, tıbbi veriyi hukuki argümana dönüştürmek zorundadır.</p>

<p>Hekimin raporundaki klinik gerçekliği, Anayasa’nın yaşam hakkı güvencesiyle bağlayabilmelidir. SUT sınırlamasının somut olayda neden hakkın özüne müdahale ettiğini açıklayabilmelidir. İhtiyati tedbirin neden lüks değil, zorunluluk olduğunu gösterebilmelidir.</p>

<p><strong>“Önce Hasta Ödesin, Sonra İade Alır” Yaklaşımı Neden Sorunlu?</strong></p>

<p>Uygulamada zaman zaman tedbir kararlarına rağmen hastadan önce ilacı temin etmesi, bedeli ödemesi, ardından fatura ile Kurumdan iade talep etmesi beklenebiliyor. Bu yaklaşım, ilaca erişim hakkının doğasıyla çelişir. Çünkü bu davaların temel nedeni zaten hastanın ilacın bedelini karşılayamamasıdır. Bir hastaya “önce sen yüzbinlerce liralık ilacı al, sonra geri ödemeyi talep et” demek, hukuken tanınan hakkı fiilen kullanılamaz hale getirebilir. Bu nedenle etkili bir tedbir kararı, yalnızca teorik olarak ödeme yükümlülüğü doğurmamalı; hastanın ilaca doğrudan ve kesintisiz ulaşmasını sağlayacak şekilde kurulmalıdır. Aksi halde tedbir kararı, kağıt üzerinde var olan ama pratikte hastayı korumayan bir mekanizmaya dönüşür.</p>

<p><strong>Gelecek Daha Zor: Kişiselleştirilmiş Tıp ve Yeni Nesil Tedaviler</strong></p>

<p>Bugün tartıştığımız sorunların gelecekte daha da büyüyeceğini öngörmek zor değil. Çünkü tıp bilimi artık standart tedavi protokollerinden kişiselleştirilmiş tedavilere doğru ilerliyor. Genetik analizlere dayalı tedaviler, immünoterapiler, hücresel tedaviler, gen tedavileri, biyoteknolojik ilaçlar ve yapay zeka destekli klinik karar sistemleri önümüzdeki yıllarda daha fazla gündeme gelecek.Bu gelişmeler, sağlık hukuku bakımından yeni sorular doğuracak:</p>

<p>Bir gen tedavisinin bedeli milyonlarla ifade edildiğinde sosyal güvenlik sistemi nasıl karar verecek?</p>

<p>Yapay zeka destekli analizler bir hasta için özel bir tedavi önerdiğinde, bu önerinin hukuki değeri ne olacak?</p>

<p>Kişiselleştirilmiş tıp çağında SUT gibi genel ve kategorik listeler, bireysel tıbbi ihtiyacı karşılamakta ne kadar yeterli olacak?</p>

<p>Bu sorular bugün teorik görünebilir. Ancak çok yakın gelecekte mahkeme dosyalarının merkezinde yer alacak. Dolayısıyla ilaca erişim hakkı tartışması, yalnızca bugünün akıllı kanser ilaçlarıyla sınırlı değildir. Bu tartışma, geleceğin sağlık sisteminin temel haklarla nasıl uyumlandırılacağına ilişkin daha büyük bir tartışmanın başlangıcıdır.</p>

<p><strong>Sonuç: Bu Davalar Para Davası Değildir.</strong></p>

<p>İlaç bedeli davalarını yalnızca geri ödeme uyuşmazlığı olarak görmek, meselenin insani ve anayasal boyutunu gölgede bırakır. Evet, dosyanın konusu çoğu zaman bir ilaç bedelidir. Evet, davalı çoğu zaman SGK’dır. Evet, teknik olarak uyuşmazlık genel sağlık sigortası mevzuatından kaynaklanır. Ancak dosyanın merkezinde bir fatura değil, bir insan hayatı vardır. Bu nedenle ilaca erişim hakkı, sağlık hukukunun dar teknik alanlarından biri olarak değil, yaşam hakkının en somut sınavlarından biri olarak görülmelidir.</p>

<p>Sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği elbette önemlidir. Ancak hiçbir mali denge tartışması, yaşam hakkının özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz. Bugün mahkemelerin önüne gelen ilaç bedeli davaları, aslında hukuk sistemine şu soruyu sormaktadır:</p>

<p>Bir insanın tedaviye ulaşabilmesi için ne kadar beklemesi kabul edilebilir?</p>

<p>Bu sorunun cevabı yalnızca mevzuatta değil, hukuk devletinin insan hayatına verdiği değerde saklıdır. Çünkü ilaç bedeli davaları, gerçekte para davaları değildir. Bu davalar, yaşam hakkının sınırlarının yeniden çizildiği davalardır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" rel="nofollow" title="Fatma Tokat"><img alt="Fatma Tokat" height="206" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ilaca-erisim-hakki-bir-saglik-hukuku-meselesinden-cok-yasam-hakki-meselesi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 18:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ilaca-erisim-hakki.jpg" type="image/jpeg" length="94917"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖMÜR BOYU NAFAKA TARİH Mİ OLUYOR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/omur-boyu-nafaka-tarih-mi-oluyor-anayasa-mahkemesi-karari-sonrasi-surec-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/omur-boyu-nafaka-tarih-mi-oluyor-anayasa-mahkemesi-karari-sonrasi-surec-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Süreç]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi'nin 4 Haziran 2026 tarihinde verdiği kararla, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının "süresiz olarak" bağlanabilmesine imkan veren düzenleme iptal edildi. Ancak kamuoyunda oluşan algının aksine, bu karar nafakanın bugün itibarıyla tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.</p>

<p><strong>Öncelikle: Derdest Davalar Nasıl Etkilenecek?</strong></p>

<p>Bugün devam eden boşanma ve nafaka davalarında mahkemeler, mevcut kanunu uygulamaya devam eder.</p>

<p>Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı hemen uygulanmamaktadır. Kararın yürürlüğe girmesi 9 ay ertelenmiştir.</p>

<p>Bu süre içinde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi aynen uygulanmaya devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yani mahkemeler şu an için mevcut sistemi değiştirmez.</p>

<p>Bununla birlikte bazı mahkemelerin, Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımını dikkate alarak nafaka süresi ve miktarında daha dengeli kararlar vermesi mümkündür. Ancak şu aşamada hâkimleri belirli süreli nafaka vermeye zorlayan yeni bir düzenleme yoktur.</p>

<p><strong>Hangi Nafaka Türü İptal Kararından Etkileniyor?</strong></p>

<p>Kamuoyunda oluşan yanlış algının aksine, Anayasa Mahkemesi tüm nafaka türlerini değil, yalnızca boşanma sonrası hükmedilen <strong>yoksulluk nafakasının süresiz olarak bağlanabilmesine imkan veren düzenlemeyi</strong> iptal etmiştir.</p>

<p>Bu nedenle;</p>

<p>- Çocukların bakım ve eğitim giderleri için ödenen <strong>iştirak nafakası</strong> aynen devam etmektedir.</p>

<p>- Dava süresince hükmedilen <strong>tedbir nafakası</strong> bakımından herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.</p>

<p>- Kanundan doğan diğer nafaka türleri de karar kapsamı dışında kalmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla kamuoyunda zaman zaman dile getirilen "nafaka tamamen kaldırıldı" veya "çocuk nafakası artık ödenmeyecek" şeklindeki değerlendirmeler hukuken doğru değildir. Tartışmanın konusu yalnızca boşanma sonrasında eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının süresidir.</p>

<p><strong>Adım 1: Kararın Gerekçesi Yayınlanacak</strong></p>

<p>Henüz yalnızca iptal sonucu açıklanmıştır. Kararın ayrıntılı gerekçesi Resmî Gazete'de yayımlandığında, Anayasa Mahkemesi'nin hangi anayasal ilkelere dayanarak "süresiz" ibaresini iptal ettiği netleşecektir. Bu gerekçe, ileride yapılacak yasal düzenlemenin de çerçevesini belirleyecektir.</p>

<p><strong>Adım 2: TBMM Yeni Bir Düzenleme Yapacak</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kanun koyucuya fiilen 9 aylık bir süre tanımıştır. Bu süre içerisinde TBMM'nin yeni bir nafaka modeli oluşturması beklenmektedir.</p>

<p>Kulislerde ve daha önceki reform çalışmalarında tartışılan modeller şunlardır:</p>

<p>- Evlilik süresine göre nafaka süresi belirlenmesi,</p>

<p>- Hakimin somut olaya göre belirli bir süre tayin etmesi,</p>

<p>- Yaş, çalışma gücü ve çocuk durumu gibi kriterlerin dikkate alınması,</p>

<p>- İstisnai durumlarda daha uzun süreli nafaka verilmesi.</p>

<p>Ancak şu an itibarıyla bunların hiçbiri kesinleşmiş değildir.</p>

<p><strong>Adım 3: Mevcut Nafakalar Kendiliğinden Sona Ermeyecek</strong></p>

<p>Kararın en çok yanlış anlaşılan yönü budur.</p>

<p>Bugün nafaka ödeyen kişiler bakımından, Anayasa Mahkemesi kararı nedeniyle nafaka borcu kendiliğinden ortadan kalkmamaktadır. Aynı şekilde nafaka alacaklılarının mevcut nafaka hakları da otomatik olarak sona ermemektedir.</p>

<p>Mevcut nafakaların kaldırılması veya azaltılması için yine mahkemeye başvurulması gerekecektir.</p>

<p><strong>Adım 4: Yeni Açılacak Davalarda Geçiş Dönemi Yaşanacak</strong></p>

<p>İptal hükmü yürürlüğe girene kadar açılan davalarda mevcut düzenleme uygulanacaktır.</p>

<p>İptal hükmünün yürürlüğe girmesinden sonra ise iki ihtimal ortaya çıkacaktır:</p>

<p>1. TBMM yeni bir düzenleme yaparsa, mahkemeler yeni kanunu uygulayacaktır.</p>

<p>2. TBMM düzenleme yapmazsa, "süresiz olarak" ibaresi hukuk düzeninden çıkmış olacak ve uygulamada ciddi tartışmalar yaşanabilecektir. Bu durumda hâkimlerin nasıl karar vereceği ve Yargıtay'ın nasıl bir içtihat geliştireceği ayrı bir tartışma konusu olacaktır.</p>

<p><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p>Kanaatimizce, birkaç ay veya birkaç yıl sürmüş bir evlilik nedeniyle taraflardan birinin diğerine ömür boyu nafaka ödemek zorunda kalması hakkaniyet ve adalet duygusunu zedeleyen sonuçlar doğurabilmekteydi. Özellikle kısa süreli evliliklerde, evlilik süresi ile nafaka yükümlülüğü arasında makul bir dengenin bulunmaması uzun yıllardır kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde eleştirilmektedir.</p>

<p>Elbette ekonomik olarak korunmaya muhtaç eşlerin desteklenmesi sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu korumanın süresiz olması yerine, somut olayın özelliklerine göre belirli kriterlere bağlanması daha adil bir sistem sağlayacaktır.</p>

<p>Bizce en uygun çözüm; nafaka süresinin evlilik süresi, tarafların yaşı, çalışma imkânları, sağlık durumları ve müşterek çocukların varlığı dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenmesi; ancak ağır engellilik, ileri yaş veya çalışma imkânının fiilen bulunmadığı istisnai durumlarda daha uzun süreli nafaka verilmesine imkan tanınmasıdır.</p>

<p>Önümüzdeki aylarda yapılacak yasal düzenlemenin, hem ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan eşleri mağdur etmeyen hem de kısa süreli evliliklerin ömür boyu mali yükümlülüklere dönüşmesini engelleyen dengeli bir sistem oluşturması beklenmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK"><img alt="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ozgur-turan-ozturk.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK">Av. Özgür Turan ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/omur-boyu-nafaka-tarih-mi-oluyor-anayasa-mahkemesi-karari-sonrasi-surec-1</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/nafakas-bosanma.jpg" type="image/jpeg" length="42914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/540 E., 2021/1223 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020540-e-20211223-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020540-e-20211223-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.10.2021 tarihli, 2020/540 E., 2021/1223 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2020/540 E., 2021/1223 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin karara yönelik davacı iflas idaresi vekili, fer’î müdahil vekili, davalı ... vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekilinin istinaf başvurularının Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi tarafından esastan reddine dair karar davacı vekili, fer'î müdahil vekili, katılma yolu ile davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda oy çokluğu ile bozulmuş, ilk derece mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı iflas idaresi vekili ve fer'î müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı ve Fer'î Müdahil İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; ... (TMSF) Yönetim Kurulunun 20.12.2000 tarihli ve 36 sayılı kararına istinaden Yahya Murat ... hakkında İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/4 E. sayılı dosyası ile şahsi iflas davası açıldığını, mahkemece ... ...'in şahsi iflasına, iflasın 31.12.2008 günü açılmasına karar verildiğini, iflas tasfiye işlemlerinin ilk olarak İstanbul 1. İflas Müdürlüğünün 2009/1 sayılı dosyası ile yürütülmeye başlandığını, daha sonra Fon Kurulunun 19.02.2009 tarihli ve 2009/47 sayılı kararı ile ... A.Ş hakim ortağı müflis ... ...'in iflas tasfiye işlemlerinin 5411 sayılı Kanun’un Geçici 11. maddesinin yollaması uyarınca alacaklılar toplantısı, iflas dairesi, iflas idaresi görev ve yetkilerine haiz olarak Fon tarafından yürütülmesine karar verildiğinden Fon Kurulunun iş bu kararı İstanbul 1. İflas Müdürlüğünün 2009/1 sayılı dosyasına ibraz edilerek tasfiye dosyası ile içeriği belge asıllarının TMSF'ye teslim edilmesinin talep edildiğini, iflas tasfiye dosyasının İstanbul 1. İflas Müdürlüğünden 16.04.2009 tarihinde teslim alındığını ve iflas tasfiye işlemlerinin TMSF-HUK 2009/1 sayılı dosyasından yürütüldüğünü, iflas alacaklarının genel toplamının 22.727.728.187,85TL olduğunu ve masanın 5.018.828,86TL'lik nakit mevcudunun söz konusu alacakları karşılamayacağını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 184. maddesi: "İflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer…" şeklinde düzenlendiğinden mirasın açılması ile müflis ... ...'e intikal eden miras payının iflas masası dahiline girdiğini, İİK’nın 266. maddesi gereğince masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğunu, müflis ... ...'in babası Şevket ...'in 09.05.2016 tarihinde vefat ettiğini ve muris ... ...'in vefatı sonrasında iki adet vasiyetname bıraktığını, bu vasiyetnameler ile yapılan tasarruflar neticesinde müflis Yahya Murat ...'in mirastan ıskat edildiğini, söz konusu iki adet vasiyetnamenin hukuka aykırı olup iptalinin gerektiğini, mirastan ıskat sebebi olarak gösterilen iddiaların yersiz olduğunu, müflis Yahya Murat ...'e 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 562. maddesi uyarınca tasarrufların iptali ve tenkisi ile ilgili olarak yasal yollara başvurması hususunda süre verilerek aksi hâlde bu davanın açılacağının ihtarname ile bildirildiğini, ihtarnamenin bila tebliğ iade edildiğini, müteveffa Şevket ...'in oğlu Yahya Murat ile hiçbir iş ilişkisinin ve ortaklığının bulunmadığı yönündeki 07.04.2015 tarihli vasiyetnamede yer alan iddiaların gerçeği yansıtmadığını, ... ailesi ve ... grubu şirketleri ile ... A.Ş arasında fiili ve organik bağın bulunduğunu, yine 07.04.2015 tarihli vasiyetnamede ileri sürülen müflis Yahya Murat'ın sahte vekaletnameler kullanarak ... ... ... A.Ş.'ye ... A.Ş'nin ortağı gibi gösterdiği ve bu sebeple maddi ve manevi olarak zarara uğrattığına ilişkin iddiasının temelsiz olup fiili durumla bağdaşmadığını, Şevket ... ve arkadaşları ile Fon arasında imzalanan sulh ve ibra sözleşmesinin Şevket ...'in ... A.Ş ile olan bağını kanıtladığını ve Şevket ...'in tüm iddialarının haksız olduğunu gösterdiğini belirterek Isparta 2. Noterliğince düzenlenen 03.12.2010 tarihli ve 14472 yevmiye sayılı ve Beyoğlu 7. Noterliğince düzenlenen 07.04.2015 tarihli ve 06108 yevmiye sayılı vasiyetnamelerin iptaline, bu mümkün olmadığı takdirde Beyoğlu 7. Noterliğince düzenlenen vasiyetname ile yapılan tasarrufun tenkisine, iptale konu tasarruflar gereğince mirasın paylaşılmasını ve iflas idaresinin zarara uğramasını engellemek amacıyla Şevket ...'in terekesinden müflis Yahya Murat ...'e intikal edecek miras payına ilişkin olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>5. Fer’i müdahil TMSF vekili dilekçesinde; müvekkilinin, ... ... iflas masasında en büyük alacaklısı durumunda olduğunu, bu sebeple işbu dava sonucuna göre elde edilecek tahsilat miktarı bakımından menfaatinin söz konusu olduğunu, davanın iflas idaresi lehine sonuçlanması ve miras payının masa malvarlığına dahil olması durumunda, iflas alacaklılarına payları oranında dağıtım yapılacağından, fonun masadan yapacağı tahsilat tutarının artmış olacağını, bu sebeple fonun iddia ve savunmalara ilişkin davacı taraf yanında açıklama ve beyanların davanın seyri açısından önemli olacağını ve hukukî menfaatlerinin bulunduğunu ileri sürerek davaya fer’i müdahil olarak katılmalarına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>6. Davalılar vekilleri ortak cevap dilekçesinde; davacının iptal davası açma hakkının bulunmadığını, davalıların yanlış gösterilmiş olduğunu, vasiyeti yerine getirme görevlilerinin ve atanmış mirasçıların da davalı olarak gösterilmesi gerektiğini, henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle ilk vasiyetnamenin iptal davasına konu olamayacağını, mirasçılıktan ıskat sebeplerinin vasiyetnamede detaylı olarak açıklandığını, ıskat sebeplerinin var olmadığını veya gerçek olmadığını ispat yükünün davacıda olduğunu, ıskat edilenin miras bırakana ve miras bırakanın yakınlarına karşı birçok ağır suç işlediğini, aile hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, vasiyetnamenin iptali şartlarının gerçekleşmemiş olduğunu, tenkis davasının iptal davası ile birlikte terditli olarak açılamayacağını, tenkis davası ön koşullarının da yerine getirilmediğini, ıskat hâlinde, ıskat edilen kişinin tenkis hakkı bulunmadığını, Yahya Murat ...'in mirastan ıskat edilmiş olduğuna göre ikinci vasiyetname iptal edilmediği müddetçe mirasçılık hakkını kazanamamış olacağını, davacının tenkis davasının kapsamının TMK m. 562/1–2 ve TMK m. 512/3 ilk cümlesi ile sınırlı olduğunu, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin itiraz etme imkânını kullanmaması durumunda ise TMK m. 562/2 ile iflas idaresi veya alacaklıların tenkis davası açabilmesi imkânı bulunduğunu, mirasçılıktan çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda da iflas idaresi veya alacaklıların, TMK m. 561/1’deki aynı koşullarla tenkis davası açabileceğini, alacaklıya TMK m. 562/2 ile tanınan hakkın sadece “tenkis” davası açma hakkı olduğunu, tenkisin ise tasarrufun saklı payı aşan kısmının indirilmesi demek olduğundan, alacaklı yani davacının hiç bir zaman “çıkarmanın geçersiz” olduğunu iddia edemeyeceğini, koşulları gerçekleşir ise tasarrufun saklı paya tecavüz eden kısmının kaldırılmasını isteyebileceğini, müteveffa ... ...'in ikinci vasiyetnamesinde ıskat sebeplerini gayet açık ve net olarak sıraladığını, bu sebepler hakkında herhangi bir yanılma içerisinde olmadığını, davacının böyle bir iddiasının da bulunmadığını, muris Şevket ...’in Yahya Murat ...’in çeşitli borçlarını ödediğini, savunma masraflarını üstlendiğini ve Yahya Murat ...’in suç ve eylemleri nedeniyle ... ...’in malvarlığına gelen zararların rakamsal toplamının Yahya Murat ...’in terekedeki saklı payının kat be kat üstünde olduğunu, bu nedenle Şevket ...’in vasiyetnamelerindeki tasarrufunun miras payını fazlasıyla zaten almış olan Yahya Murat ...’in saklı payına tecavüz ettiğinden bahsedilemeyeceğini ileri sürerek davanın usulden ve esastan reddini savunmuş, ihtiyati tedbir kararının da kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Kararı:</p>

<p>7. Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.03.2017 tarihli ve 2016/512 E. 2017/59 K. sayılı kararı ile; davayı açan iflas idaresinin, vasiyetçinin mirasçısı veya vasiyet alacaklısı olmadığına göre vasiyetnamelerin iptalini istemeye hak ve yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle vasiyetnamelerin iptaline yönelik açılan davanın reddine karar vermek gerektiği, davacının terditli talebi olan muris Şevket ... tarafından Beyoğlu 7. Noterliğine düzenlettirilen 07.04.2015 tarihli ve 06108 yevmiye sayılı vasiyetname ile yapılan tasarrufun mirasçı Yahya Murat ...'e ait mahfuz hisseyi aşan kısmının tenkisine yönelik talebi yönünden; TMK'nın 562. maddesinde iflas idaresinin veya mirasçının alacaklılarının tenkis davası açmasının, mirasçıya yapılacak ihtara rağmen mirasçının dava açmaması koşuluna bağlı olduğu, bu maddede öngörülen ihtarın dava şartı niteliğinde bulunduğu, davacı taraf usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş bir ihtarın varlığını ileri sürmediğine göre tenkis davası yönünden yasada öngörülen dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:</p>

<p>8. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı iflas idaresi vekili, fer'î müdahil vekili, davalı ... vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>9. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 29.09.2017 tarihli ve 2017/615 E. 2017/807 K. sayılı kararı ile; “…4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisi başlıklı kısmında 557. maddede iptal davası ve sebepleri düzenlendikten sonra devam eden 558. maddesinde dava hakkı düzenlenmiş; İptal davasının, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabileceği hükme bağlanmıştır. Mirasçının alacaklılarının hakları ise aynı yasanın 562. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metninde aynen "Mirasbırakan, tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen mirasçı, iflâsı hâlinde iflâs dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine karşı ellerinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen tenkis davası açmazsa, iflâs idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde edilmesi için gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis davası açabilirler. Düzenlemesi öngörülmüştür. Yasanın açık düzenlemesi ile iflas idaresinin ve alacaklıların dava hakkı tenkis davası ile sınırlandırılmış olup yasa metninin vasiyetnamenin iptali ile ilgili hükümlerinde mirasçı alacaklılarına veya iflas idaresine böyle bir hakkın verilmemiş olması yasakoyucunun bilinçli bir tercihidir. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceğinden sıfat yokluğundan davanın reddine karar verir olayımızda da davacı İflas idaresinin vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı bulunmayıp bu davanın münhasıran mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabileceği gözönüne alındığında ilk derece mahkemesince vasiyetnamenin iptali davasının usulden reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin ve davacı yanında karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran feri müdahilin vasiyetnamenin iptali davasında ilk derece mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf kanun yolu başvurusu yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin ilk derece mahkemesince tenkis davası hakkında verilen hükme yönelik istinaf kanun yolu başvurusuna gelince; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 562/II. maddesinde mirasçılıktan çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi halinde de, iflas idaresi veya alacaklılarının aynı koşullar altında tenkis davası açma hakkına sahip olacakları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle kanun koyucu iflas idaresine veya alacaklılara tenkis davası açabilme hakkı tanıyarak saklı pay sahibi mirasçının keyfi olarak miras payını talep etmemesine karşı alacaklıları korumuştur. Saklı paylı mirasçının alacaklılarının veya iflas idaresinin tenkis davası açabilmeleri için, mirasın geçtiği tarih itibariyle borç ödemeden aciz belgesine veya iflas kararına sahip olması, alacaklıların veya iflas idaresinin tenkis davası açmasını saklı paylı mirasçıya ihtar etmiş olmaları ve bunun için makul bir süre tanımaları gerekir. Saklı pay sahibi mirasçıya yapılan ihtara rağmen tenkis talep davası açılmadığı takdirde alacaklılar veya iflas idaresi kendi adına tenkis davası açma hakkına sahip olur. Olayımızda dava tarihi itibarıyla davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 562. maddesi uyarınca tenkis davası açma hakkı bulunmamaktadır. Ilk derece mahkemesince davacının terditli tenkis davasının reddine dair verilen kararda da usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacının ve davacı yanında karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran feri müdahilin bu yöndeki istinaf kanun yolu başvurusu da yerinde değildir.</p>

<p>Davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı ileri sürülen TMSF'nin feri müdahale talebinin kabulünün yerinde olmadığı reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik istinaf kanun yolu başvurusuna gelince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 66. maddesinde, “ üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’i müdahil olarak davada yer alabilir” hükmü öngörülmüş olup, müdahale dilekçesindeki açıklamalara ve taraf beyanlarına göre feri müdahilin müflis Yahya Murat ... iflas masasında alacaklı durumunda olduğu, eldeki davanın kabulüne karar verilmesi halinde malvarlığında artış meydana geleceği bu sebeple müdahale talebinde de hukuki yararı bulunduğu gözetildiğinde Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'nun feri müdahale talebinin kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davalıların bu yöndeki istinaf kanun yolu başvurusu yerinde değildir.</p>

<p>Davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı ileri sürülen ve ihtiyati tedbire itirazın reddine ve tedbirin kararın kesinleşmesine kadar devamına ilişkin ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf kanun yolu başvurusuna gelince; Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği üzere ihtiyati tedbir "...kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır." şeklinde tarif edilmiştir. Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır. Nitekim 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmının birinci bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi 389. madde başlığında "geçici hukuki korumalar" olarak vasıflandırılmış ve aynı maddenin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yada tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlar da duraksamaya yer bırakmayacak şekilde takip edilmesi ve yapılması gerekli usul ve prosedür vazedilmiştir. Olayımızda ise vasiyetnamenin iptaline dair eldeki dava derdest olup vasiyetname kesinleşmeden ve infaz edilebilir olmadan, öte yandan terekenin elbirliği ile mülkiyetine tabi olduğu herhangi bir mirasçının tereke üzerinde tek başına tasarruf hakkının bulunmadığı da gözetilmeksizin ilk derece mahkemesince "müteveffa Şevket ... terekesinden müflis Yahya Murat ...'e intikal edecek miras payına ilişkin olarak takdiren teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına," şeklinde tedbir kararı verilmiş olması ve davanın esası hakkında davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmiş olması doğru değildir. Davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf kanun yolu başvurusu yerinde olup ihtiyati tedbirin devamına ilişkin hüküm kısmının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle davacı ve feri müdahilin istinaf başvurusunun reddi, davalıların feri müdahile yönelik istinaf başvurusunun reddi ile tedbire yönelik istinaf başvurusunun kabulüne,…” karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
10. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili, fer'î müdahil vekili ve katılma yolu ile davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>11. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince 09.04.2019 tarihli ve 2018/911 E. 2019/3250 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda; İİK’nın 184. maddesindeki; "İflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer." düzenleme gereğince mirasın açılması ile müflis Yahya Murat ...'e intikal eden miras payının iflas masası dahiline girmiştir. Bu sebeple iflas idaresinin vasiyetnamenin iptali davasını açma hakkı vardır.</p>

<p>Davacı vekilinin ikinci kademedeki talebi olan tenkis için dava şartı olarak öngörülen ihtar, yargılama aşamasında giderilebilecek bir dava şartıdır. HMKnın 115/2. maddesinde; “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.” hükmü yer almaktadır. Dava açılmadan önce müflise gönderilen Beyoğlu 34. Noterliğinin 16.08.2016 tarih 10531 yevmiye numaralı ihtarnamesi 18.08.2016 tarihinde tebliğ edilemediğinden merciine iade edilmiştir. İstinaf aşamasında müflise gönderilen Beyoğlu 18. Noterliğinin 23.03.2017 tarih 06882 yevmiye numaralı ihtarnamesi ise Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre muhtara tebliğ edilerek dava şartı noksanlığının giderildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yerel mahkemece dava şartı olan ihtarın gerçekleştiği gözetilerek işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken davanın usulden reddine karar verilmesi, bölge adliye mahkemesince de davacı vekilinin ve davacı yanında istinaf kanun yoluna başvuran feri müdahilin istinaf başvurusu yerinde görülmeyerek Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.03.2017 tarih ve 2016/512 Esas 2017/59 karar sayılı hükmüne yönelik istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir,…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy çokluğu ile karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
12. Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.09.2019 tarihli ve 2019/353 E. 2019/607 K. sayılı kararı ile; borçluya gönderilip de iade edilen ilk ihtarnamenin davacı iflas idaresi tarafından gönderilmiş olmakla beraber, ikinci kez (karardan sonra) gönderilen ve usulsüz olarak tebliğ edilen ihtarnamenin davacı tarafça değil, fer'î müdahil tarafından gönderildiği, başka bir anlatımla karardan sonra gönderilen ve gönderilmesi ile dava şartının yerine getirildiği iddia edilen ihtarnamenin, davacı tarafça gönderilmediği gibi bu ihtarnamenin de usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği, çünkü Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi gereğince, muhataba tebliğ yapılabilmesi için tebligatı çıkaran kurumun önce, muhatabın bilinen adresine tebligat gönderdikten sonra bu tebligat iade edilirse sistemde kayıtlı adresine tebligat çıkartabileceği, karar tarihinden sonra gönderilmesi dava şartının yerine getirilmesi için yeterli olmaması bir yana, bu ihtarnameyi çıkartan noterin, muhatabın bilinen adresine daha önce tebligat çıkartmadığı, davadan önce gönderilen ilk ihtarnameyi gönderen noterin Beyoğlu 34. Noteri; karar tarihinden sonra gönderen Noterin ise Beyoğlu 18. Noteri olduğu, Yargıtay tarafından, dava şartının gerçekleştiği iddia edilen ihtarnamenin, 18. Noterlikçe muhatabın bilinen adresine tebligat çıkartılmadan direkt olarak 21/2. maddesine göre gönderildiği, bu nedenle tebligatın usulsüz olduğu, bir an için dosyadaki dava şartının sonradan giderilebilir bir dava şartı olduğu varsayılsa bile, bu dava şartı hükümden önce değil, hükümden sonra tamamlandığı, fakat yerleşik Yargıtay kararları uyarınca tamamlanabilir dava şartının ancak karar verilinceye kadar tamamlanma imkanının bulunduğu, aksinin kabulünün dosyaların gereksiz yere üst mahkemelerden dönmesine ve yargılamanın uzamasına sebebiyet vereceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
13. Direnme kararı süresi içinde davacı iflas idaresi vekili ve fer'î müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;</p>

<p>1- Davacı iflas idaresinin muris Şevket ... tarafından düzenlenen iki ayrı vasiyetnamenin iptaline ilişkin olarak dava açma hakkının bulunup bulunmadığı,</p>

<p>2- Davacı vekilinin ikinci kademedeki talebi olan tenkis için dava şartı olarak öngörülen ihtarın usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği, dava şartı noksanlığının giderilip giderilmediği, buradan varılacak sonuca göre işin esasının incelenmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A- Fer’î müdahil TMSF vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, fer'î müdahil TMSF vekilinin direnme kararını temyizinde hukukî yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>16. Bilindiği üzere hukukî yarar, dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır.</p>

<p>17. Fer’î müdahil TMSF vekili 18.02.2020 tarihli temyiz dilekçesi ile direnme kararının bozulmasını talep etmiş, ardından kararın temyizi aşamasında Hukuk Genel Kuruluna “Sayın Mahkemenizde görülmekte olan dava dosyasına fer-i müdahil olarak katılmıştık. Bu defa gördüğümüz lüzum üzerine fer-i müdahillikten çekildiğimizi beyan eder gereğini saygılarımızla arz ve talep ederiz…” şeklinde 28.12.2020 tarihli fer'î müdahillikten çekilme dilekçesi sunmuştur.</p>

<p>18. O hâlde fer’i müdahil TMSF vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.<br />
Davacı iflas idaresi vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;<br />
B- (1) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>19. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “ölüme bağlı tasarruf” ve “vasiyetnamenin iptali” kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.</p>

<p>20. Miras bırakanın ölümünden sonra meydana gelmesini arzu etmiş olduğu hususlara ilişkin her türlü irade açıklaması, ölüme bağlı tasarruf olarak nitelendirilir (Öztan, Bilge/Öztan, Fırat: Ölüme Bağlı Tasarruflara İlişkin Medeni Kanunu’ndaki ve Noterlik Kanunu’ndaki Şekil Şartları, AÜHFD, 65 (4), 2016, s. 3586). Kanun koyucu, miras bırakanın irade özgürlüğüne büyük önem verdiğinden, miras bırakanın iradesinin öldükten sonra da ayakta tutulmasını ve değer taşımasını, yapacağı ölüme bağlı tasarrufların hukuk düzenince korunmasına bağlamıştır (Kılıçoğlu, Ahmet: Miras Hukuku, Ankara 2018, s. 32).</p>

<p>21. Bu tür hukukî işlemlerin, ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırılmalarının sebebi, bu işlemlerin miras bırakanın terekesine ilişkin olmalarıdır (Serozan, Rona/Engin, Baki İlkay: Miras Hukuku, Ankara 2018, s. 276).</p>

<p>22. Ölüme bağlı tasarruflar, şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar ve maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar olarak ikiye ayrılır. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf, miras bırakanın ölümünden sonra gerçekleşmesini ümit ettiği son arzularını kanunda öngörülen belli şekil şartlarına uygun olarak meydana getirmesidir. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflarda sınırlı sayı söz konusu olduğundan yalnızca vasiyetname ve miras sözleşmeleri şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf niteliği taşır. Bunların dışında herhangi bir işlem, şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf olarak kabul edilmez (Serozan /Engin, s.277).</p>

<p>23. Vasiyetname ise, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup, amacı bütün mamelekini veya muayyen bir malını gerçek veya tüzel bir şahsa mülkiyetinin devrinin yapılmasını sağlayan tek taraflı bir hukuksal işlemdir.</p>

<p>24. Somut olayda muris Şevket ... tarafından düzenlenen Isparta 2. Noterliğinin 03.12.2010 tarihli ve 14472 sayılı vasiyetnamesi incelendiğinde; oğlu Yahya Murat ...'in terekede sahip olacağı miras hakkından sadece saklı payını almasını arzu ettiği, Yahya Murat ...'e kalacak miras payının saklı pay dışındaki kısmını kızları Şehriban Nihan Atasgun ve Ümmühan Binhan Kesici'ye ve torunu Şevket Saim Atasagun'a eşit şekilde hak sahibi olmak üzere bıraktığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>25. Beyoğlu 7. Noterliğince düzenlenen 07.04.2015 tarihli ve 06108 yevmiye sayılı muris Şevket ...'in vasiyetnamesi incelendiğinde; oğlu Yahya Murat ...'in sadece saklı payını almasını arzu ettiği vasiyetnamesindeki iradesinin daha da kuvvetlendiği, kendisinin mirasçılıktan çıkarılması yönünde bir iradeye dönüştüğü, bu vasiyetname ile yapacağı ıskat tasarrufu herhangi bir sebeple geçersiz kalırsa veya yaptığı ikinci vasiyetname hakkında bütünüyle hükümsüzlük kararı alınırsa 03.10.2010 tarihli vasiyetnamede belirttiği iradesinin geçerliliğini koruyacağı, Yahya Murat ... ve kendisinden olma alt soyunun sadece mahfuz payını alacağını belirttikten sonra mirasçılıktan çıkarma tasarrufunun nedenlerini açıkladığı görülmüştür.</p>

<p>26. Dosya arasında bulunan İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.12.2008 tarihli ve 2001/4 E. 2008/814 K. sayılı kararı ile; Yahya Murat ...'in şahsi iflasına, iflasın 31.12.2008 günü açılmasına karar verildiği, kararın 14.07.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>27. Muris Şevket ...'in yasal mirasçılarını gösteren İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.05.2016 tarihli ve 2016/468 E. 2016/325 K. sayılı kararı ile; muris Şevket ...'in 09.05.2016 tarihinde vefat ettiği, yasal mirasçılarının ..., ..., ..., ... ve Yahya Murat ... olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>28. Somut olaya ilişkin bu açıklamalardan sonra davacı iflas idaresinin muris Şevket ... tarafından düzenlenen ve yukarıda açıklanan iki ayrı vasiyetnamenin iptaline ilişkin olarak dava açma hakkının bulunup bulunmadığı hususuna gelince;</p>

<p>29. Türk Medeni Kanunu’nun 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar; “a- Ehliyetsizlik, b- Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, c- Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması, d- Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması” hâlleridir.</p>

<p>30. Türk Medeni Kanunu’nun 557. maddesinde belirtilmiş olan iptal sebepleri dışında herhangi başka bir sebebe dayanarak vasiyetnamenin iptaline ilişkin dava açılması mümkün değildir. Bunun sebebi, yasa koyucunun iptal sebeplerini sınırlı sayı ilkesine (numerus clausus) dayandırmasıdır.</p>

<p>31. Türk Medeni Kanunu’nun 558. maddesinde “…İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir. İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir…” şeklinde düzenleme mevcuttur.</p>

<p>32. Ölüme bağlı tasarrufun iptali davasını açabilecekler kanunda gösterilmiştir. Tasarrufun iptalinde menfaati bulunan mirasçı tarafından iptal davası açılabilir. Bu davayı yasal mirasçı açabileceği gibi, atanmış mirasçının da açması mümkündür. Ayrıca iptal davası tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan vasiyet alacaklısı tarafından da açılabilir.</p>

<p>33. Yukarıda açıklandığı üzere madde metninde iflas idaresine dava hakkının verilmemiş olması kanun koyucunun bilinçli bir tercihidir. Dolayısıyla İİK’nın 184. maddesindeki “iflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer” şeklinde düzenlemeden hareketle TMK’nın 558. maddesinde sınırlı olarak sayılan mirasçı ve vasiyet alacaklısına ek olarak iflas idaresine vasiyetnamenin iptali davası açma hakkının verilmesi kanunun amacına da aykırıdır. Zira TMK’da iflas idaresinin hangi hâllerde dava açabileceği açıkça düzenlenmiştir. (TMK m. 562, 617) Bu nedenle iflas idaresinin vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı bulunmayıp, bu davanın münhasıran mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabileceği cihetle ilk derece mahkemesince vasiyetnamenin iptali davasının usulden reddine kararı verilmesi yerindedir.</p>

<p>34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında İcra ve İflas Kanunun (İİK) 184. maddesi uyarınca mirasın açılması ile müflis Yahya Murat ...’e intikal eden miras payının iflas masasına geçtiği, bu nedenle iflas idaresinin vasiyetnamenin iptali davası açma hakkının bulunduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>35. Hâl böyle olunca, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, direnme kararında açıklanan nedenlere göre (1) numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanmalıdır.<br />
C- (2) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>36. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “tenkis” ve “saklı pay” kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.</p>

<p>37. Tenkis indirme, azaltma veya eksiltme anlamına gelmektedir. TMK’nın 560. maddesi ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası ise, miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir davadır (Nar, Ahmet: Türk Miras Hukukunda Tenkis, İstanbul 2016, s.14 vd.).</p>

<p>38. Saklı pay, TMK’da belirli sebepler dışında sahibinden ayrılması mümkün olmayan bir miras hakkıdır. Gerçekten iş hayatında, alacaklının muhtemel saklı pay sahibi bir kimseye kredi ve borç verirken miras bırakanın ölümünde onun malvarlığına girecek bu payı göz önünde tutmaması mümkün değildir. Bununla birlikte borçlunun saklı pay sahibi mirasçı olması alacaklı için her zaman yeterli bir teminat teşkil etmeyebilir. İşte alacaklıların durumunu göz önüne alan kanun koyucu bazı hâllerde tenkis davası açabilmelerini mümkün kılmıştır (Eren, Fikret/ Yücer Aktürk, İpek: Türk Miras Hukuku, 3. Baskı Ankara 2020, s. 344; İmre, Zahit/Erman, Hasan; Miras Hukuku, İstanbul 2017, s. 261 vd.).</p>

<p>39. Gerçekten de TMK’nın “Mirasçının alacaklılarının hakları” başlığı taşıyan 562. maddesinde “Mirasbırakan, tasarruf edebileceği kısmı aştığında, saklı payı zedelenen mirasçı, iflası halinde iflas dairesinin veya mirasın geçtiği tarihte kendisine karşı ellerinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların ihtarına rağmen tenkis davası açmazsa, iflas idaresi veya bu alacaklılar, alacaklarının elde edilmesi için gerekli olan oranda ve mirasçıya tanınan süre içinde tenkis davası açabilirler.<br />
Mirasçılıktan çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda da iflas idaresi veya alacaklılar, aynı koşullarla tenkis davası açabilirler…” şeklinde düzenleme ile alacaklı veya iflas idaresine belli koşullarda tenkis davası açma hakkı tanınmıştır.</p>

<p>40. Tenkis davasının alacaklı veya iflas idaresi tarafından açılabilmesi için gerçekleşmesi gereken koşullar;<br />
“a-Alacaklı veya iflas idaresinin dava açabilmesi için öncelikle tenkis davasının esas şartları mevcut olmalı, başka bir anlatımla miras bırakan tasarruf edilebilir kısmı aşmalı ve bunun sonunda mirasçının saklı payı ihlal edilmelidir.<br />
b-Saklı paylı mirasçıya karşı iflas kararı veya borç ödemekten aciz belgesi alınmış olmalıdır.<br />
c-Saklı paylı mirasçı tenkis davasını açmamış olmalıdır.<br />
d-Saklı paylı mirasçıya tenkis davası açması için yapılan ihtar sonuçsuz kalmış olmalıdır.” şeklinde sıralanabilir.</p>

<p>41. Mirasçılıktan çıkarılan mirasçının tenkis davası açmaması hâlinde bu davayı iflas idaresi ve alacaklılara sağlayan TMK’nın 562. maddenin 2. fıkrasına göre gerekli şartlar, aynen 1. fıkrada olduğu gibidir. Başka bir anlatımla TMK’nın 562. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, mirasçılıktan çıkarılanın çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda da iflas idaresi ve alacaklılar, aynı koşullarla tenkis davası açabilirler. Bu nedenle TMK’nın 562. maddesinin 1. fıkrasındaki koşulları yerine getirerek mirasçılıktan çıkarma tasarrufuna itiraz etmeyen saklı pay sahibi mirasçının alacaklıları ve iflas idaresi de, hükümde belirtilen sebeplere dayanarak tenkis davası açabileceklerdir (İnan, Ali Naim /Ertaş, Şeref/Albaş, Hakan: Miras Hukuku, Ankara 2006, s. 386).</p>

<p>42. Alacaklı veya iflas idaresine tanınan dava hakkı, saklı payı ihlal edilen mirasçıya ait dava hakkından tamamen bağımsız bir haktır. Bu itibarla davanın alacaklı veya iflas idaresi tarafından açılması hâlinde saklı paylı mirasçının temsili sözkonusu değildir (Eren / Yücer Aktürk, s. 344).</p>

<p>43. İflas idaresi, TMK’nın 562. maddesinde düzenlenen hükmün kesin ifadesi karşısında, saklı paylı mirasçıya dava açması için ihtarda bulunmalıdır. Ayrıca ihtarın sonuçsuz kalması da gerekmektedir. Bundan maksat verilen süre içinde saklı paylı mirasçının dava açmamış olmasıdır (Eren / Yücer Aktürk, s. 349-350; İmre /Erman; s. 265 vd.; Dural Mustafa/Öz, Turgut Türk Özel Hukuku, Cilt IV, Miras Hukuku, İstanbul 2003, s. 271). Yukarıda anlatılanlar ışığında TMK’nın 562. maddesinde zikredilen ihtar keyfiyeti dava şartlarındandır.</p>

<p>44. Bu aşamada TMK’nın 562. maddesinin doğru uygulanabilmesi için dava şartlarının incelenmesi gereklidir.</p>

<p>45. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. maddesinde;<br />
"Dava şartları şunlardır:<br />
(1) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.<br />
.....<br />
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması,<br />
(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>46. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesinin 2. fıkrasında ise,<br />
“Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir.</p>

<p>47. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesine göre bir kısım dava şartlarının eksikliği yargılama sırasında giderilebilecek durumdayken, bir kısım dava şartlarının bulunmaması durumunda işin esasına girilmesi mümkün değildir. Öte yandan 6100 sayılı HMK’nın 115. maddesinin 2. fıkrasında dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verileceği belirtilmesine rağmen hangi dava şartlarının sonradan tamamlanabileceği noktasında açıklama yapılmamıştır.</p>

<p>48. Türk Medeni Kanunu’nun 562. maddesinde anılan ihtar keyfiyetinin, 6100 sayılı HMK’nın 114. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen diğer kanunlarda yer alan dava şartlarından yani özel kanunda düzenlenen dava şartlarından olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca iflas idaresinin veya alacaklının tenkis davası açma hakkı, ancak ihtara rağmen saklı paylı mirasçının tenkis davası açmaması; TMK’nın 562/2. maddesine göre de saklı paylı mirasçının mirasçılıktan çıkarma tasarrufuna itiraz etmemesi durumunda tanınan bağımsız bir hak niteliğindedir.</p>

<p>49. Tüm bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde; ... tarafından gönderilen Beyoğlu 34. Noterliğinin 16.08.2016 tarihli ve 10531 yevmiye sayılı ihtarnamesinde “ Murisiniz Şevket ... 09.05.2016 tarihinde vefat etmiş olup vefatı sonrasında iki adet vasiyetname bırakmıştır. Bu vasiyetnamelerden Isparta 2. Noterliğince düzenlenen 03.12.2010 tarih ve 14472 yevmiye sayılı vasiyetname ile murisiniz Şevket ... terekedeki miras hakkınızdan sadece saklı payınızı almanızı vasiyet etmiştir. Daha sonra Beyoğlu 7. Noterliğince düzenlenen 07.04.2015 tarih ve 06108 yevmiye sayılı vasiyetname ile 2010 tarihli vasiyetnamede yapılan değişiklikler sonucunda Şevket ... mirasından ıskat edilmiş bulunmaktasınız. Medeni Kanunun 562. maddesi gereğince mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan ve saklı payınızı zedeleyen bu tasarrufların iptali ve tenkise ilişkin yasal yollara başvurup başvurmayacağınız hususunu ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 3 gün içinde Müflis Yahya Murat ... iflas idaresine bildirmeniz aksi halde Müflis Yahya Murat ... iflas idaresince icra ve iflas kanununun 226. maddesi gereğince masa menfaatini gözetmek amacıyla vasiyetnamelerin iptali ve tenkise ilişkin dava açacağımızı ihtar ederiz” şeklinde açıklama bulunmakta olup, ihtarnamenin muhataba tebliği istenmiş, ardından ihtarname muhatabın adreste tanınmadığından bahisle bila tebliğ iade edilmiş ve 31.08.2016 tarihinde eldeki dava açılmıştır.</p>

<p>50. Tenkis davasına özel dava koşulu olan ihtarın tamamlanabilir dava koşulu olmadığı, saklı payı ihlal edilen mirasçının tenkis davası açmaması ve kendine yapılan ihtarın sonuçsuz kalması durumunda iflas idaresinin dava hakkının bulunduğu, davanın açıldığı tarihte ihtar koşulunun tamamlanmasının gerektiği, somut olayda muhataba yapılan ihtarın bila tebliğ iade edildiği anlaşılmakla; mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>51. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında istinaf aşamasında müflise gönderilen ihtarnamenin Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca muhtara tebliğ edilerek dava şartı noksanlığının giderildiği, bu nedenle dava şartı olan ihtarın gerçekleştiği, bu nedenle hükmün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>52. Hâl böyle olunca TMK’nın 562. maddesinde düzenlenen saklı paylı mirasçıya ihtarname gönderilmesi hususunun tamamlanabilir dava şartı olmadığı, dava açılırken bulunması gereken tenkis davasına özgü dava şartı olduğu cihetle ilk derece mahkemesinin 2 numaralı uyuşmazlık yönünden davanın usulden reddine dair kararı yerindedir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>I- A bendinde (§15-18) belirtilen gerekçelerle fer’î müdahil TMSF vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan REDDİNE oy birliği ile,</p>

<p>II- B bendinde (§19-35) belirtilen nedenlerle (1) numaralı uyuşmazlık yönünden davacı iflas idaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA oy çokluğu ile,</p>

<p>III- C bendinde (§36-52) belirtilen nedenlerle (2) numaralı uyuşmazlık yönünden davacı iflas idaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,</p>

<p>Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 14.10.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020540-e-20211223-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="81751"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2012/5651 E., 2012/9653 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20125651-e-20129653-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20125651-e-20129653-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2012 tarihli, 2012/5651 E., 2012/9653 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2012/5651 E., 2012/9653 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : GÖNEN(BALIKESİR) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 27/09/2011<br />
NUMARASI : 2009/145-2011/427</p>

<p>Yanlar arasında görülen tapu iptali-tescil ve tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, aksi takdirde tenkis isteğine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakanın çekişme konusu 553 ada 10 sayılı parselde bulunan 5 numaralı bağımsız bölümdeki 1/4 payını evlilik dışı birliktelik yaşadığı davalıya mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde temlik ettiği anlaşıldığından, anılan bağımsız bölüm yönünden davacı mirasçıların payları oranında iptal-tescile karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalının temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.</p>

<p>Davacıların temyiz itirazlarına gelince; gerçekten de, 5 numaralı bağımsız bölüm dışındaki çekişme konusu 1 numaralı bağımsız bölüm ile 464 ada 6 sayılı parselin miras bırakanla kayden bir ilgisinin olmadığı saptanarak bu taşınmazlar yönünden iptal-tescil isteğinin reddedilmesi doğru ise de, davada tapu iptali-tescil isteği yanında terditli olarak ileri sürülen tenkis isteğinin de bulunduğu gözetilerek, satın alma bedellerinin miras bırakan tarafından ödendiği iddia edilen anılan taşınmazlar bakımından tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur.</p>

<p>Bilindiği üzere, tenkis(indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmalarının(tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu(inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul, miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilebilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma(temlik) dışı terekenin tümünün bilinmesiyle mümkündür. Tereke, miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de terekenin pasifidir. Belirtilen borçların aktiften indirilmesiyle net tereke oluşur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılıp parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. Miras bırakanın Türk Medeni Kanunu'nun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif(nesnel) ve subjektif(öznel) unsurlar dikkate alınarak saptanmalıdır. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.</p>

<p>Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda(ölüme bağlı tasarruflar veya Türk Medeni Kanunu'nun 565. maddesinin 1, 2 ve 3. bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde, özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Türk Medeni Kanunu'nun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı mahfuz hisseli mirascılardan ise aynı Kanun'un 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa, davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.</p>

<p>Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde, tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse, bu kısımlar bağımsız bölüm halinde taraflar adına tescil edilmelidir.</p>

<p>Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde, sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Bu durumda davalıdan tercihi sorulmalı, sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın mirasın açıldığı gündeki değerine, o günden karar gününe kadar geçen süre içindeki toptan eşya fiyat endeksleri ile bu süre içinde oluşan nitelik ve imar değişikliği gibi fiyata etkili özel unsurlar hakkaniyet kuralları çerçevesinde uygulanarak değer hakim tarafından belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hal böyle olunca, 553 ada 10 sayılı parseldeki 1 numaralı bağımsız bölüm ile 464 ada 6 sayılı parsel bakımından yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, tenkis isteğinin değerlendirme dışı tutulması doğru değildir.</p>

<p>Davacıların temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla) HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; kabule göre de, davanın tereke adına açılmasına ve dava dışı mirasçıların davaya muvafakat etmesine rağmen, kabul edilen taşınmaz yönünden tüm mirasçılar adına tescil kararı verilmesi gerektiğinin düşünülmemesinin, bu hususun temyiz konusu yapılmaması karşısında bozma sebebi sayılmamasına, (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20125651-e-20129653-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="84731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİRAS HUKUKUNDA SAKLI PAY, TENKİS VE TEREKENİN PAYLAŞILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/miras-hukukunda-sakli-pay-tenkis-ve-terekenin-paylasilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/miras-hukukunda-sakli-pay-tenkis-ve-terekenin-paylasilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Miras hukuku, bir kimsenin ölümüyle birlikte malvarlığının, haklarının, alacaklarının ve borçlarının kimlere, hangi sırayla ve hangi ölçüde geçeceğini düzenleyen temel özel hukuk alanlarından biridir. Türk Medeni Kanunu sistemi, bir yandan mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü korurken, diğer yandan aile bağlarını ve özellikle saklı paylı mirasçıların asgari miras hakkını güvence altına alır. Bu denge, uygulamada en çok tenkis davaları, terekenin tespiti, miras ortaklığının yönetimi ve paylaşım uyuşmazlıkları üzerinden somutlaşmaktadır. Saklı pay sisteminin amacı, mirasbırakanın iradesini tamamen ortadan kaldırmak değil; iradenin, kanunun çizdiği koruma sınırları içinde kullanılmasını sağlamaktır. Tenkis kurumu ise saklı payı ihlal eden sağlararası veya ölüme bağlı kazandırmaların kanuni sınıra indirilmesine hizmet eder. Bu çalışmada miras hukukunun temel ilkeleri, mirasın açılması, küllî halefiyet, saklı pay, tenkis, terekenin değerlendirilmesi ve paylaşılması, özellikle de elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyete geçiş ve paylaşma davası ekseninde akademik bir çerçevede ele alınmış; güncel mevzuat ve yerleşik yargısal yaklaşım ışığında sistematik bir değerlendirme yapılmıştır.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Miras hukuku, ölüm olgusunun özel hukuk bakımından doğurduğu sonuçları düzenler. Mirasbırakanın ölümü, yalnızca kişisel hak ve borçların değil; malvarlığına ilişkin birçok hukuki ilişkinin de yeniden tanımlanmasını gerektirir. Bu nedenle miras hukuku, hem bireyin malvarlığı üzerindeki tasarruf serbestisini hem de aile üyelerinin korunmasını birlikte gözeten bir sistem üzerine kurulmuştur.</p>

<p>Türk hukukunda mirasın açılması, mirasçılık sıfatının kazanılması, terekenin paylaşılması ve saklı payın korunması, Türk Medeni Kanunu’nun miras hükümleri içinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Özellikle TMK m. 505, m. 506, m. 575, m. 576, m. 599, m. 640, m. 642, m. 644 ve m. 676 hükümleri, miras hukukunun kurucu normları arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>1. Miras hukukunun amacı ve temel ilkeleri</strong></p>

<p>Miras hukukunun ana amacı, mirasbırakanın ölüm sonrasında malvarlığının hukuka uygun ve öngörülebilir biçimde el değiştirmesini sağlamaktır. Bu amaç, yalnızca mülkiyetin intikaliyle sınırlı değildir; aynı zamanda aile içi adaletin korunması, alacaklıların menfaatlerinin gözetilmesi ve uyuşmazlıkların belirli kurallara bağlanması işlevini de içerir.</p>

<p>Bu alanda iki temel ilke öne çıkar. İlki, küllî halefiyet ilkesidir. Mirasçı, terekeyi tek tek mallar toplamı olarak değil, bir bütün olarak kazanır. İkincisi ise tasarruf özgürlüğü ile saklı pay dengesidir. Mirasbırakan, malvarlığı üzerinde geniş bir tasarruf serbestisine sahip olmakla birlikte, kanunun saklı pay tanıdığı mirasçıların hakları bu serbestinin sınırını oluşturur.</p>

<p>Nitekim TMK m. 505, mirasbırakanın saklı paylar dışındaki kısım üzerinde tasarruf edebileceğini açıkça düzenlemekte; TMK m. 506 ise saklı pay oranlarını belirlemektedir. Böylelikle kanun koyucu, mirasbırakanın özgür iradesi ile aileyi koruma ihtiyacını dengelemektedir.</p>

<p><strong>2. Mirasın açılması ve terekenin değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Miras, mirasbırakanın ölümü ile açılır. Bu ilke, miras hukukunda zaman bakımından belirleyici bir başlangıç noktası yaratır. Mirasın ne zaman açıldığı sorusu, hangi malvarlığı değerlerinin terekeye dahil olacağını, hangi hukuki işlemlerin hangi değer üzerinden değerlendirileceğini ve uyuşmazlıkta hangi hukuki rejimin uygulanacağını doğrudan etkiler.</p>

<p>TMK m. 575 uyarınca miras, ölüm anındaki durum esas alınarak değerlendirilir. Bu hüküm, özellikle tenkis ve paylaşma davalarında büyük önem taşır. Çünkü mirasbırakan sağlığında çeşitli işlemler yapmış olabilir; ancak bu işlemlerin miras üzerindeki etkisi, ölüm anındaki tereke değerleri dikkate alınarak belirlenir.</p>

<p>Terekenin doğru tespiti, çoğu miras uyuşmazlığının çözümünde ilk ve en kritik basamaktır. Aktif malvarlığı kadar borçların da hesaba katılması gerekir. Aksi halde saklı pay ihlali, tenkis oranı veya paylaşma dengesinin doğru belirlenmesi mümkün olmaz.</p>

<p><strong>3. Küllî halefiyet ve mirasçılık sıfatının kazanılması</strong></p>

<p>Mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle birlikte mirası bir bütün olarak kazanırlar. TMK m. 599 bu hususu açık şekilde düzenler. Küllî halefiyetin en önemli sonucu, mirasçının yalnızca mallara değil, aynı zamanda haklara, alacaklara ve borçlara da halef olmasıdır.</p>

<p>Bu sistemin iki temel sonucu vardır. Birincisi, tereke üzerindeki geçişin kanun gereği ve kendiliğinden gerçekleşmesidir. İkincisi, mirasçıların mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olabilmesidir. Bu nedenle miras, salt bir kazanç alanı değil; aynı zamanda borç ve yükümlülüklerin de devralındığı bir hukukî statüdür.</p>

<p>Uygulamada mirasçıların bu yönü çoğu zaman gözden kaçabilmektedir. Oysa tereke yalnızca taşınmazlardan ibaret değildir; banka alacakları, şirket hisseleri, araçlar, taşınır mallar, tazminat alacakları ve borçlar da terekenin unsurudur. Bu nedenle mirasçılığın kapsamı tespit edilirken malvarlığının bütünsel değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>4. Saklı pay sistemi ve mirasbırakanın tasarruf sınırı</strong></p>

<p>Saklı pay, Türk miras hukukunun koruyucu merkezidir. Kanun koyucu, bazı mirasçıları mirasbırakanın iradesine karşı özel olarak koruma altına almıştır. Bu koruma, mirasbırakanın aileyi tamamen dışlayan tasarruflar yapmasını engeller.</p>

<p>TMK m. 506’ya göre saklı paylı mirasçılar altsoy, ana ve baba ile sağ kalan eştir. Buna karşılık, güncel hukuk düzeninde kardeşlerin saklı pay hakkı bulunmamaktadır. Bu nokta, özellikle uygulamada eski bilgilerle işlem yapılması halinde ciddi hatalara yol açabileceğinden önemlidir.</p>

<p>Saklı pay sisteminin işlevi, mirasbırakanın tüm malvarlığını dilediği gibi dağıtmasını sınırlamaktır. Böylelikle, özellikle aile içi ekonomik denge korunur. Mirasbırakanın iradesi tamamen geçersiz kılınmaz; yalnızca kanunun izin verdiği sınır içinde geçerli olur.</p>

<p><strong>5. Tenkis davasının hukuki niteliği</strong></p>

<p>Tenkis, saklı payı ihlal eden tasarrufların kanuni sınıra indirilmesi sonucunu doğuran bir kurumdur. Bu kurum, miras hukukunda adalet ve dengeyi sağlayan en önemli mekanizmalardan biridir. Mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlararası kazandırmaları, saklı paylı mirasçının hakkını ihlal ettiğinde tenkis gündeme gelir.</p>

<p>Yargıtay içtihatlarında tenkis davasının, mirasbırakanın saklı payı ihlal eden kazandırmalarının yasal sınıra çekilmesini amaçlayan yenilik doğurucu bir dava olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle tenkis hesabının uzmanlık gerektirdiği, terekenin aktif ve pasif unsurlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği, saklı pay ihlalinin net tereke üzerinden tespit edilmesi gerektiği istikrarlı şekilde kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu davada temel mesele, yalnızca bir işlemin hukuken geçerli olup olmadığı değildir. Asıl sorun, tasarrufun saklı paya etkisinin ne olduğudur. Dolayısıyla tenkis incelemesi, işlem odaklı değil; sonuç odaklı bir değerlendirme gerektirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20221177-e-20231237-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/1177 E., 2023/1237 K.</i></strong></a></p>

<p><strong><i>Tenkis davası, Türk Medeni Kanunu'nun 560 ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan, mirasbırakanın saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının yasal sınıra </i></strong><strong><i>indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir dava niteliğindedir. Bu dava sonucunda verilen kararla; mirasbırakanın yapmış olduğu tasarruflar, mirasın açıldığı tarihten itibaren hüküm doğurmak üzere, saklı payı aştığı ölçüde geçersiz olacaktır.</i></strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020540-e-20211223-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/540 E., 2021/1223 K.</i></strong></a></p>

<p><strong><i>TMK'nın 3. maddesi ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası ise, miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir davadır.</i></strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20125651-e-20129653-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012/5651 E., 2012/9653 K.</i></strong></a></p>

<p><strong><i>Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul, miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilebilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma dışı terekenin tümünün bilinmesiyle mümkündür.</i></strong></p>

<p><strong>6. Net tereke kavramı ve tenkis hesabı</strong></p>

<p>Tenkis hesabı yapılabilmesi için öncelikle net terekenin belirlenmesi gerekir. Net tereke, terekenin aktifinden pasifinin çıkarılmasıyla ulaşılan gerçek ekonomik değeri ifade eder. Bu aşamada terekenin yalnız görünür malvarlığı değil, bütün hak ve borçlar dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, saklı payların zedelendiğinden söz edilebilmesi için kazandırma konusu tereke ile kazandırma dışı terekenin tümü bilinmelidir. Bu nedenle mahkeme, tereke ile ilgili kayıt ve belgeleri eksiksiz şekilde değerlendirmelidir. Terekedeki taşınmazların, nakit alacakların, muhtemel hakların ve borçların tam olarak belirlenmesi, tenkis hesabının doğruluğu bakımından zorunludur.</p>

<p>Bu hesaplama, uygulamada teknik ve uzmanlık gerektiren bir alan olduğundan, bilirkişi incelemesi çoğu zaman kaçınılmazdır. Ancak bilirkişi raporu tek başına yeterli olmayıp, dosyadaki tüm belgelerle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>7. Mirasın paylaşılması ve miras ortaklığı</strong></p>

<p>Mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle birlikte terekeye bir bütün olarak hak kazanır. Ancak bu kazanım, mirasın fiilen mirasçılar arasında bölüşülmesi anlamına gelmez. Paylaşma gerçekleşinceye kadar tereke, birden fazla mirasçının birlikte hak sahibi olduğu özel bir ortaklık rejimi altında bulunur. Bu nedenle mirasın paylaşılması, yalnızca malvarlığının fiziksel olarak ayrılması değil; aynı zamanda tereke üzerindeki ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesidir.</p>

<p>TMK m. 640 hükmü, birden çok mirasçı bulunması hâlinde mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana geldiğini açıkça düzenler. Bu ortaklıkta mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Dolayısıyla paylaşma gerçekleşmeden önce mirasçıların her biri, terekenin belirli bir malı üzerinde bağımsız ve somut bir pay hakkına sahip değildir; hakları, ortaklık ilişkisinin bütününe yayılmıştır.</p>

<p><strong>7.1. Elbirliği mülkiyeti</strong></p>

<p>Elbirliği mülkiyeti, miras hukukunun en karakteristik malvarlığı rejimlerinden biridir. Türk Medeni Kanunu’na göre elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları bulunmaz; her bir ortak hakkını tek başına belirli bir oran olarak değil, ortaklığa giren malın tamamına yayılmış şekilde kullanır. Miras ortaklığında bu rejim, terekenin paylaşılmasına kadar devam eder.</p>

<p>Bu sistemin en önemli sonucu, mirasçılardan birinin terekeye giren bir mal üzerinde tek başına tasarrufta bulunamamasıdır. Çünkü elbirliği mülkiyetinde tasarruf yetkisi bireysel değil, toplu niteliktedir. Bu durum, hem tereke mallarının korunmasını sağlar hem de paylaşma gerçekleşmeden önce keyfî işlem yapılmasını engeller. Ancak aynı zamanda uygulamada yönetim zorlukları doğurur. Özellikle taşınmazların kiraya verilmesi, satılması, ipotek edilmesi veya dava konusu edilmesi gibi işlemlerde tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir.</p>

<p>Elbirliği mülkiyeti, özellikle mirasçılar arasında anlaşmazlık olduğunda paylaşmanın gecikmesine ve yönetim krizlerine yol açabilir. Bu sebeple kanun koyucu, mirasçılardan her birine tereke üzerindeki hakların korunmasını isteme yetkisi tanımıştır. Böylece elbirliği mülkiyeti yalnızca bir paylaşım öncesi rejim değil; aynı zamanda terekenin güvenlik altına alındığı geçici bir koruma modeli olarak da işlev görür.</p>

<p>Yargıtay içtihatlarında da miras ortaklığının elbirliği esasına dayandığı, tereke üzerindeki hakların mirasçılara ayrık paylar halinde değil, bir bütün olarak ait olduğu ve bu nedenle tek bir mirasçının yalnız kendi payını ileri sürerek tasarrufi işlem yapamayacağı istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Özellikle son dönemde verilen kararlar, bir mirasçının terekeye ilişkin davayı tek başına açmasının kural olarak mümkün olmadığını vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, elbirliği mülkiyetinin doğasına uygundur.</p>

<p><strong>7.2. Paylı mülkiyete geçiş</strong></p>

<p>Miras ortaklığında temel amaçlardan biri, elbirliği mülkiyetinin doğurduğu yönetim güçlüklerinin giderilmesidir. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu, belirli koşullar altında elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine imkân tanımıştır. Bu dönüşüm, mirasçılardan her birinin artık belirli oranlarda pay sahibi olması sonucunu doğurur ve paydaşlık ilişkisini başlatır.</p>

<p>TMK m. 644’e göre, bir mirasçı terekeye dâhil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini isteyebilir. Sulh hâkimi, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirlediği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder. Elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verilir.</p>

<p>Paylı mülkiyete geçişin hukuki sonucu, artık her paydaşın belirli bir orana sahip olmasıdır. Bu sayede her bir mirasçı kendi payı üzerinde bağımsız tasarruf yetkisine yaklaşan bir konuma gelir. Ancak bu geçiş, terekenin tamamının otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez; yalnızca ortaklık rejiminin yapısı değişir. Bunun sonucunda paylaşma süreci daha öngörülebilir ve daha yönetilebilir hale gelir.</p>

<p>Bu dönüşüm, miras ortaklığının sona erdirilmesinde ara bir adım niteliği de taşıyabilir. Çünkü uygulamada çoğu zaman elbirliği mülkiyetinden paylı mülkiyete geçiş talebi, doğrudan paylaşma davasının öncesinde veya onunla bağlantılı biçimde gündeme gelir. Böylece payların belirlenmesi ve fiilî paylaşmanın kolaylaştırılması hedeflenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay kararlarında da, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi davalarının, ortaklığı sona erdiren ve taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalar olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca bu kararların hüküm fıkrasında her paydaşın payının açıkça gösterilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu husus, paylı mülkiyet rejiminin açıklık ve belirginlik ilkesinin doğal sonucudur.</p>

<p><strong>7.3. Paylaşma davası</strong></p>

<p>Mirasçılar arasında paylaşma konusunda anlaşma sağlanamazsa, her mirasçı paylaşma davası açma hakkına sahiptir. TMK m. 642, mirasçılardan her birinin kural olarak her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebileceğini düzenlemektedir. Bu hak, miras ortaklığının süresiz biçimde devam etmesini engeller ve ortaklığın sona erdirilmesini mümkün kılar.</p>

<p>Paylaşma davasında hâkim, terekenin tümünü ve terekeye giren malların niteliğini birlikte değerlendirir. Amaç, yalnızca matematiksel bir bölüştürme değil; aynı zamanda ekonomik ve fiilî bakımdan adil bir paylaşma sağlamaktır. Bu nedenle taşınmazların aynen bölünmesi mümkünse buna öncelik verilir; mümkün değilse satış yoluyla paylaştırma gündeme gelir. Ayrıca, taşınmazların değerleri arasında farklılık varsa para ile denkleştirme yapılır. Bu düzenleme, paylaşmada eşitliği ve adaleti gerçekleştirmeyi amaçlar.</p>

<p>Miras paylaşmasının sözleşme yoluyla yapılması da mümkündür. TMK m. 676 uyarınca mirasçılar arasında yapılan paylaşma sözleşmesi, mirasçıları bağlar ve yazılı şekle tabidir. Bu sözleşmeyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler. Böylece paylaşma, yargı kararıyla olabileceği gibi, iradi anlaşma yoluyla da sonuçlandırılabilir.</p>

<p>Paylaşma davasının uygulamadaki en önemli sonucu, miras ortaklığına son vermesi ve her mirasçının kendi payı üzerinde bireysel hak sahibi olmasını sağlamasıdır. Bu yönüyle paylaşma davası, miras hukukunun sonlandırıcı kurumlarından biridir. Ancak paylaşma davası, çoğu durumda terekenin niteliğine bağlı olarak teknik inceleme gerektirir. Özellikle taşınmazların bölünebilirliği, aile konutu, ortak kullanım malları, tarımsal taşınmazlar ve borçların paylaşımı gibi hususlar davanın çözümünü etkiler.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında da paylaşma ve ortaklığın giderilmesi niteliğindeki davaların tarafların hukuki durumlarını belirleyen, iki taraflı ve sonuç doğurucu davalar olduğu; mirasçıların aralarındaki paylaşma sözleşmesiyle elbirliği mülkiyetine son vermeleri halinde artık uyuşmazlığın farklı bir hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, paylaşma davasının hem sonuç doğurucu hem de sona erdirici karakterini ortaya koyar.</p>

<p><strong>8. Mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmaların değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Miras hukukunda en sık uyuşmazlık doğuran alanlardan biri, mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmaların hukuki niteliğidir. Çünkü her kazandırma tenkise tabi değildir; ancak saklı payı ihlal eden nitelikteki kazandırmalar tenkis incelemesine konu olabilir.</p>

<p>Burada öncelikle şu sorular sorulmalıdır:</p>

<p>İşlem ölüme bağlı bir tasarruf mudur? Sağlararası bir kazandırma mı söz konusudur?</p>

<p>Tasarruf görünüşte satış, gerçekte bağış mı niteliğindedir? İşlem saklı payı zedelemek amacıyla mı yapılmıştır?</p>

<p>Bu sorular, somut olayın çözümünde belirleyicidir. Yargısal uygulamada, işlemin dış görünüşü kadar ekonomik ve gerçek sonucu da dikkate alınmaktadır.</p>

<p><strong>9. Yargısal yaklaşımın güncel yönü</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında miras hukukuna ilişkin yaklaşım giderek daha sistematik hâle gelmiştir. Tenkis davalarında terekenin eksiksiz tespiti, saklı payın hesaplanması, tasarruf oranının belirlenmesi ve kazandırmaların niteliğinin saptanması aynı anda değerlendirilmelidir. Eksik tereke tespiti, hatalı bilirkişi incelemesi veya kazandırma niteliğinin yanlış sınıflandırılması, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Aşağıdaki kararlar bu yaklaşımı açık biçimde göstermektedir:</p>

<p><strong><i><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20221177-e-20231237-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay HGK, E. 2022/1177, K. 2023/1237, T. 13.12.2023: </a>Tenkis davasının yenilik doğurucu niteliği ve saklı payı aşan tasarrufların yasal sınıra indirileceği vurgulanmıştır.</i></strong></p>

<p><strong><i><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020540-e-20211223-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay HGK, E. 2020/540, K. 2021/1223, T. 14.10.2021:</a> Tenkisin, saklı payı ihlal eden sağlararası veya ölüme bağlı kazandırmaların kanuni sınıra indirilmesini amaçladığı kabul edilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20125651-e-20129653-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. HD, E. 2012/5651, K. 2012/9653, T. 19.09.2012:</a> Saklı pay ihlalinin değerlendirilmesi için terekenin tümünün bilinmesi gerektiği belirtilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>Bu kararlar, miras hukukunda teknik hesabın ve bütüncül değerlendirme yaklaşımının önemini teyit etmektedir.</i></strong></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Miras hukuku, ölüm olgusunun özel hukuk alanında yarattığı sonuçları düzenleyen, aynı zamanda aile içi ekonomik dengeyi koruyan ve mirasbırakanın iradesini kanuni sınırlar içinde geçerli kılan önemli bir hukuk dalıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre miras, ölümle açılır; mirasçılar terekeyi bir bütün olarak kazanır; saklı paylı mirasçılar ise kanunun özel koruması altındadır.</p>

<p>Bu sistem içinde tenkis kurumu, saklı payı aşan tasarruflara karşı temel koruma aracıdır. Tenkis hesabının doğru yapılabilmesi için net terekenin eksiksiz tespiti, kazandırmaların niteliğinin belirlenmesi ve ölüm anındaki değerlerin esas alınması gerekir. Uygulamada en çok uyuşmazlık doğuran konular da bu hesap ve nitelendirme sorunlarıdır.</p>

<p>Mirasın paylaşılması bakımından ise elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyete geçiş ve paylaşma davası birbirini tamamlayan üç ana kurumdur. Elbirliği mülkiyeti, paylaşmaya kadar terekeyi koruyan geçici rejimi ifade eder; paylı mülkiyete geçiş, bu ortaklık yapısının belirli paylara dayalı daha yönetilebilir bir düzene dönüşmesini sağlar; paylaşma davası ise ortaklığı kesin olarak sona erdirir. Bu nedenle mirasın paylaşılması, sadece teknik bir bölüşüm işlemi değil, tereke üzerindeki ortaklığın hukuk düzeni içinde sonlandırılmasıdır. Özellikle TMK m. 640, 642, 644 ve 676 hükümleri bu bölümün omurgasını oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç / Özet</strong></p>

<p>Miras hukuku, mirasbırakanın ölümünden sonra malvarlığının intikali, saklı payların korunması ve terekenin adil paylaşımı üzerine kurulu bir sistemdir. Bu çalışmada görüldüğü üzere, TMK’nın miras hükümleri ile yargısal içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde; mirasın açılması, küllî halefiyet, saklı pay, tenkis ve paylaşma kurumlarının birbirini tamamlayan bir yapıda olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle paylaşma bakımından elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyete geçiş ve paylaşma davası, miras ortaklığının sona erdirilmesinde temel üç aşamayı oluşturmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça Mevzuat İçtihatlar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20221177-e-20231237-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/1177 E., 2023/1237 K.</span></a><span style="color:#999999">, </span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020540-e-20211223-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/540 E., 2021/1223 K.</span></a><span style="color:#999999">, </span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20125651-e-20129653-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012/5651 E., 2012/9653 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/miras-hukukunda-sakli-pay-tenkis-ve-terekenin-paylasilmasi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teradhak.jpg" type="image/jpeg" length="28484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2015/6282 E., 2015/6125 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20156282-e-20156125-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20156282-e-20156125-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 18/06/2015 tarihli, 2015/6282 E., 2015/6125 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/6282 E., 2015/6125 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : . Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı gösterme izni ve saat tespiti davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p>Dava, T.B.K.'nun 319/2.maddesi gereğince, kiralananın gezip görülmesine izin verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı, davalıya kiralanan taşınmazın satılıncaya kadar muhtemel alıcılara gösterilmesi konusunda gün ve saat belirlenmesini talep etmiş davalı vekili, davalı ve eşinin çalışan kişiler olması sebebiyle ancak tatil günlerinde münasip bir süre için izin verilmesi gerektiğini savunmuş, mahkemece altı ay süre ile her hafta Cumartesi, Çarşamba günleri saat 12-14 arası gösterime hazır bulundurulması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nda kiracının borçları başlığındaki düzenlemede, kiralananın gösterilmesine katlanma borcunun varlığından bahsedilerek, bu husus T.B.K.'nun 319.maddesinde açıklanmıştır. T.B.K. 319/2.fıkrasında "Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlü olduğu, T.B.K.'nun 319/3 fıkrasında ise "Kiraya verenin, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını gözönünde tutmak zorunda" olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Davalı vekili yargılama sırasında, davalı ve eşinin çalışan kişiler olduğundan sözetmiş, temyiz aşamasında davalı ve eşinin halen çalıştıkları iş yerlerini gösterir belgeleri dosyaya ibraz etmiştir. Bu durumda mahkemece, davalı ve eşinin çalışma şartları araştırılarak, kanun maddesinde de açıklandığı üzere, kiracının yararları gözönünde tutularak hakkaniyete uygun olacak şekilde, hem süre, hem de hazır bulundurma gün ve saatlerinin belirlenmesi gerekir. Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Hüküm bu edenle bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik inelenmesine yerolmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 18/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20156282-e-20156125-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="22643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2015/12845 E., 2016/201 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-201512845-e-2016201-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-201512845-e-2016201-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 21/01/2016 tarihli, 2015/12845 E., 2016/201 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/12845 E., 2016/201 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 19/11/2015<br />
NUMARASI : 2015/693-2015/790</p>

<p>Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı kiralananın gösterilmesine izin verilmesi davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p>Dava, satışa çıkarılan kiralananın haftanın belli gün ve saatlerinde alıcılara gösterilmesine izin verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın davacı tarafından hafta içi Salı ve Perşembe günleri saat 18:00- 20:00 saatleri arasında, hafta sonu Cumartesi günleri ise saat 14:00-16:00 saatleri arasında 3 ay boyunca gösterilmesi hususunda izin verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili, davacı kiraya verenin kiralananı satışa çıkardığını, davalı kiracının alıcıların taşınmazı görmesine izin vermediğini, hafta içi iki gün ve hafta sonu bir gün olmak üzere kiralananın gösterilmesine izin verilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı vekili kira artış oranında tarafların anlaşamadıklarını, sözlü olarak bildirimin yapıldığını, hakkın kötüye kullanıldığını, talebin reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Anayasamızca teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve korunması ilkesi gereğince, kişinin konut dokunulmazlığı korunmaya alınmıştır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilmiş Hâkim kararı olmadıkça; Milli güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça konuta girilemez. Ancak konut dokunulmazlığına sahip kişinin bu hakkını kullanması mutlak olmadığından yasal koşulların oluşması halinde bu hak sınırlandırılabilir. Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi kiralayan mecuru satmak istediğinde kiracının mecuru satın almak isteyen kişilere göstermemesi halinde mahkemeye müracaat edildiğinde, mahkemece izin kararı verilmelidir. Bu husus tarafların ve mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki, herkes hakkını objektif iyiniyet kuralları içerisinde kullanmalıdır. Mahkemece, mecurun 3 ay süre ile Salı ve Perşembe 18.00 ve 20.00, Cumartesi günleri ise 14.00 ile 16.00 saatleri arasında davacının müşterilerine kiralananın davalı tarafça gösterilmesi için izin verilmiştir. Karar bu haliyle davacıya tanınan hakkın kötüye kullanılmasına müsait olduğundan yeni uyuşmazlıkların doğmasına da sebep olacak niteliktedir. O halde mahkemece, mahallinde keşif ve uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılarak, ekonomik koşullar, diğer özel genel faktörler, taşınmazın bulunduğu yer, taşınmazın nitelikleri, davalının mesken olarak kullandığı hususları da gözetilerek kiralananın ne kadar sürede satılabileceği tespit edilerek, mecurun gösterimine bu süre ile sınırlı olarak ve davalının iş ve beşeri ilişkileri de göz önüne alınarak tarafların çıkarları değerlendirilerek hakkaniyete uygun denge kurulmak suretiyle izin verilmesi gerekirken bu konuda araştırma yapılmadan yazılı şekilde eksik araştırmayla karar verilmesi doğru değildir.<br />
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 21/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-201512845-e-2016201-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="71407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2015/9795 E., 2016/4611 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20159795-e-20164611-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20159795-e-20164611-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 13.06.2016 tarihli, 2015/9795 E., 2016/4611 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/9795 E., 2016/4611 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Kiralananın gösterilmesine izin</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı kiralananın gösterilmesine izin davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p>Dava, satışa çıkarılan kiralananın haftanın belli gün ve saatlerinde alıcılara gösterilmesine izin verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne, halen davalının kullanımında olan taşınmazın Pazar günleri hariç haftanın 6 günü saat 10:00 ile 17:00 saatleri arasında talep gibi alıcılara gösterilmesine, her bir alıcı için günde üç kez ve yarım saati aşmamak üzere süre verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin kiralananı satmak istediğini ve bu nedenle evin alıcılara gösterilmesi gerektiğini, müvekkilinin bu hususu kiracıya 19.11.2014 ve 05.12.2014 tarihli ihtarnameler ile bildirdiğini, müvekkilinin yasadan kaynaklanan evin alıcılara gösterilmesi hakkını kullanamadığını ileri sürerek, belirlenen günlerde evin alıcılara gezdirilip gösterilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, davacının taleplerine açıkça cevap verilmemiş olması ve suskun kalınmasının itiraz anlamına gelmediğini, aksine davacının telefon ile bildirmek kaydıyla her zaman taşınmazı alıcılara gösterebilecekken bunu dava yoluyla ileri sürmesinin doğru olmadığını, oysaki davacının eve bakmak üzere hiç kimseyi kiralanana getirmediğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Anayasamızca teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve korunması ilkesi gereğince, kişinin konut dokunulmazlığı korunmaya alınmıştır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilmiş Hâkim kararı olmadıkça; ... veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça konuta girilemez. Ancak konut dokunulmazlığına sahip kişinin bu hakkını kullanması mutlak olmadığından yasal koşulların oluşması halinde bu hak sınırlandırılabilir. Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi kiralayanlar taşınmazı satmak istediğinde kiracının taşınmazı satın almak isteyen kişilere göstermemesi halinde mahkemeye müracaat edildiğinde, mahkemece izin kararı verilmelidir. Bu husus tarafların ve mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki herkes hakkını objektif iyiniyet kuralları içerisinde kullanmalıdır.</p>

<p>Mahkemece, taşınmazın Pazar günleri hariç haftanın 6 günü saat 10:00 ile 17:00 saatleri arasında, yani kiracıyı haftanın altı günü gündüz vakti yedi saat boyunda eve bağlı kalacak şekilde alıcılara gösterilmesine, her bir alıcı için günde üç kez ve yarım saati aşmamak üzere izin verilmesine karar verilmiştir. Karar bu haliyle davacıya tanınan hakkın<br />
./..<br />
kötüye kullanılmasına müsait olduğundan yeni uyuşmazlıkların doğmasına engel olmak için verilen izne süre sınırlaması getirilmesi gerekir. O halde mahkemece, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak, ekonomik koşullar, taşınmazın bulunduğu yer, taşınmazın nitelikleri, davalının mesken olarak kullandığı hususları da gözetilerek kiralananın ne kadar sürede satılabileceği tespit edilerek, taşınmazın gösterimine bu süre ile sınırlı olarak ve davalının iş ve beşeri ilişkileri de göz önüne alınarak izin verilmesi gerekirken bu konuda araştırma yapılmadan yazılı şekilde eksik araştırmayla karar verilmesi doğru değildir.<br />
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 13.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20159795-e-20164611-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargita-asfasf.jpg" type="image/jpeg" length="10363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiralananın Gösterilmesine İzin Davası (TBK m. 319/2)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralananin-gosterilmesine-izin-davasi-tbk-m-3192</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralananin-gosterilmesine-izin-davasi-tbk-m-3192" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kira ilişkisinde kiracı, kira sözleşmesi devam ettiği sürece kiralananı kullanma hakkına sahiptir. Bu hak, özellikle konut kiralarında özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı ile doğrudan bağlantılıdır. Kiraya veren ise malik sıfatıyla taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkından kaynaklanan tasarruf yetkilerini kullanmaya devam eder. Bu nedenle kiraya verenin taşınmazı satmak, yeniden kiraya vermek, bakım ve onarım yaptırmak ya da benzeri hukuki ve fiili işlemleri gerçekleştirmek istemesi halinde, kiracının kullanım hakkı ile kiraya verenin mülkiyet hakkı arasında hassas bir denge kurulması gerekir.</p>

<p>Kiralananın gösterilmesine izin davası, bu dengenin kurulmasını sağlayan dava türlerinden biridir. Uygulamada bu dava, kiraya verenin taşınmazı satışa çıkarmasına, yeniden kiraya vermek istemesine veya kiralananda yapılması gereken işlemler sebebiyle taşınmazın görülmesine ihtiyaç duymasına rağmen, kiracının haklı bir neden olmaksızın kiralananın gösterilmesine izin vermemesi halinde gündeme gelmektedir. Bu durumda kiraya veren, mahkemeden kiralananın belirli gün ve saatlerde, belirli bir süreyle ve kiracının menfaatleri gözetilerek üçüncü kişilere gösterilmesine izin verilmesini talep edebilir.</p>

<p>Kiralananın gösterilmesine izin davasının temel hukuki dayanağı Türk Borçlar Kanunu’nun 319. maddesidir. Anılan hükme göre kiracı, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıpların giderilmesi için yapılacak çalışmalara katlanmakla yükümlü olduğu gibi, bakım, satış veya sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişilerin kiralananı gezip görmesine izin vermekle de yükümlüdür. Bu düzenleme, kiraya verene sınırsız bir giriş veya denetim hakkı tanımamakta, yalnızca kanunda belirtilen amaçlarla ve gerekli olduğu ölçüde kiralananın gösterilmesine imkân sağlamaktadır.</p>

<p>Bu noktada özellikle vurgulanması gereken husus, kiracının katlanma yükümlülüğünün sınırsız olmadığıdır. Kiraya veren, taşınmazı dilediği gün ve saatte gösteremez. Kiralananın gezilip görüleceği hususu kiracıya uygun bir süre önce bildirilmelidir. Gösterim sırasında kiracının özel hayatı, çalışma düzeni, aile yaşamı, sağlık durumu, konut veya işyeri olarak kullanım biçimi ve diğer kişisel koşulları göz önünde tutulmalıdır. Aksi halde kiraya verenin talebi, mülkiyet hakkının kullanımı olmaktan çıkarak kiracının yaşam alanına ölçüsüz müdahale niteliği kazanabilir.</p>

<p>Kiralananın gösterilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda yalnızca Türk Borçlar Kanunu hükümleri değil, anayasal güvenceler de önem taşır. Anayasa’nın 20. maddesi özel hayatın gizliliğini, 21. maddesi ise konut dokunulmazlığını koruma altına almaktadır. Kiralanan taşınmaz, kira ilişkisi devam ettiği sürece kiracının fiili hâkimiyet alanındadır. Bu nedenle kiraya veren malik olsa dahi kiracının rızası olmaksızın kiralanana giremez. Ancak konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği mutlak ve sınırsız haklar değildir. Kanundan kaynaklanan haklı nedenlerin bulunması halinde, ölçülülük ve hakkaniyet ilkelerine uygun şekilde sınırlandırılabilir.</p>

<p>Kiraya verenin taşınmazı satmak istemesi, bu davaların en sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Taşınmazın satılabilmesi için muhtemel alıcıların taşınmazı görmesi çoğu zaman kaçınılmazdır. Aynı şekilde kira sözleşmesinin sona ereceği veya kiralananın yeniden kiraya verilmesinin gündeme geldiği durumlarda da yeni kiracı adaylarının taşınmazı görmesi gerekebilir. Kiracının bu gösterimlere hiçbir haklı gerekçe olmaksızın engel olması, kiraya verenin mülkiyet hakkından doğan ekonomik yararlanma ve tasarruf yetkisini fiilen sınırlandıracaktır. Buna karşılık kiraya verenin de bu hakkı kiracının günlük yaşamını sürekli baskı altında bırakacak şekilde kullanması mümkün değildir.</p>

<p>Bu davalarda mahkemenin temel görevi, taraflardan birinin menfaatini diğerine üstün tutmak değil, taraf menfaatleri arasında hakkaniyete uygun bir denge kurmaktır. Bu denge kurulurken kiralananın niteliği, konut veya işyeri olarak kullanılıp kullanılmadığı, taşınmazın bulunduğu bölge, satış veya kiralama piyasasının koşulları, taşınmazın makul sürede satılabilme veya kiraya verilebilme ihtimali, kiracının çalışma düzeni, ailevi ve sosyal durumu birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle kiralananın gösterilmesine ilişkin kararlar soyut, süresiz veya belirsiz şekilde kurulmamalıdır.</p>

<p>Uygulamada mahkemeler genellikle belirli bir süreyle, haftanın belirli günlerinde ve günün makul saatlerinde gösterime izin vermektedir. Örneğin taşınmazın üç ay süreyle haftada iki gün, belirli saat aralıklarında gösterilmesine karar verilebilir. Ancak her dosyada aynı gün ve saatlerin belirlenmesi doğru değildir. Kiracının çalışma saatleri, evde bulunma durumu, aile yaşamı ve taşınmazın kullanım şekli dikkate alınmalıdır. Konut olarak kullanılan bir taşınmaz yönünden haftanın altı günü ve uzun saatler boyunca gösterim yapılmasına izin verilmesi, kiracının yaşam alanını ölçüsüz şekilde sınırlandırabileceğinden hukuka uygun görülmemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kiralananın gösterilmesine ilişkin davalarda dava açılmadan önce kiracıya yazılı bildirim yapılması önemlidir. Kiraya veren, taşınmazın hangi amaçla gösterilmek istendiğini, kimlere gösterileceğini ve hangi gün ve saatlerde gösterim talep edildiğini açıkça bildirmelidir. Bu bildirim noter ihtarnamesiyle yapılabileceği gibi, ispatlanabilir başka yazılı yollarla da yapılabilir. Bununla beraber noterden bildirim yapılması önerilmektedir. Kiracının bu bildirime rağmen makul bir çözüm önermemesi veya gösterime tamamen engel olması halinde dava açılması gündeme gelir.</p>

<p>Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması da ayrıca değerlendirilmelidir. Kiralananın gösterilmesine izin davası, kira ilişkisinden doğan bir uyuşmazlık niteliği taşıdığından, dava şartı arabuluculuk yoluna tabidir. Bu nedenle dava açılmadan önce arabuluculuk başvurusu yapılması, böylece dava şartının sağlanması gerekir.</p>

<p>Kiralananın gösterilmesine izin davalarında görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Dava dilekçesinde taraflar arasındaki kira ilişkisi, kiraya verenin taşınmazı gösterme ihtiyacı, kiracının gösterime izin vermediği veya makul olmayan koşullar ileri sürdüğü hususları açıkça ortaya konulmalıdır. Delil olarak kira sözleşmesi, tapu kaydı, satış ilanı, emlak danışmanı yazışmaları, potansiyel alıcı veya kiracı adaylarıyla yapılan yazışmalar, ihtarname, arabuluculuk son tutanağı ve kiracının gösterime engel olduğunu ortaya koyan sair belgeler sunulabilir.</p>

<p>Yargılama sırasında mahkeme, gerektiğinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaparak taşınmazın niteliğini, bulunduğu yeri, piyasa koşullarını ve makul gösterim süresini belirleyebilir. Özellikle satış amacıyla açılan davalarda, taşınmazın ortalama ne kadar sürede satılabileceğinin tespiti önem taşır. Zira gösterim izninin süresiz verilmesi, kiracının özel hayatı üzerinde sürekli bir baskı oluşturur. Buna karşılık çok kısa süreli ve yetersiz bir izin de kiraya verenin mülkiyet hakkını etkili şekilde kullanmasını engelleyebilir.</p>

<p>Bu dava türünde ihtiyati tedbir talebi ayrı bir öneme sahiptir. Yargılama sürecinin uzaması, özellikle satış veya yeniden kiralama amacıyla hareket eden kiraya veren bakımından ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir. Kiraya verenin muhtemel alıcıları veya kiracı adaylarını kaybetmesi, taşınmazın ekonomik değerinden yararlanamaması ya da satış sürecinin gereksiz şekilde uzaması ihtimali bulunabilir. Bu nedenle şartları oluştuğunda, dava sonuçlanıncaya kadar geçerli olmak üzere kiralananın belirli gün ve saatlerde gösterilmesine ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Nitekim Yargıtay, kiralananın gösterilmesine izin davası bakımından, yakın tarihli kararında ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini içtihat etmiştir. Ancak tedbir kararı da kiracının özel hayatını ölçüsüz biçimde sınırlandırmayacak şekilde kurulmalıdır.</p>

<p>İhtiyati tedbir bakımından mahkeme, yaklaşık ispat koşulunu, gecikmesinde sakınca bulunan bir halin mevcut olup olmadığını ve taraf menfaatleri arasındaki dengeyi dikkate almalıdır. Kiraya verenin satış veya yeniden kiralama amacının gerçekliği, kiracının gösterime haksız şekilde engel olup olmadığı, kira sözleşmesindeki hükümler ve somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle kira sözleşmesinde kiralananın gösterilmesine ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde, mahkeme bu hükmü de dikkate alarak tedbir kararı verebilir.</p>

<p>Sonuç olarak kiralananın gösterilmesine izin davası, kiraya verenin mülkiyet hakkı ile kiracının özel hayatının gizliliği ve konut dokunulmazlığı arasında denge kurmayı amaçlayan özel nitelikli bir dava türüdür. Türk Borçlar Kanunu’nun 319. maddesi, kiracıya bakım, satış veya sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde kiralananın gösterilmesine izin verme yükümlülüğü yüklemektedir. Ancak bu yükümlülük sınırsız değildir. Kiraya verenin önceden bildirim yapması, gösterimin amacını ve kapsamını açıkça ortaya koyması, kiracının yararlarını gözetmesi ve dürüstlük kuralına uygun davranması gerekir. Mahkeme de karar verirken kiralananın niteliğini, tarafların menfaatlerini, satış veya kiralama sürecinin gereklerini ve kiracının yaşam düzenini dikkate alarak belirli süre, gün ve saatlerle sınırlı, ölçülü ve uygulanabilir bir karar kurmalıdır.</p>

<p><strong><u>Kiralananın Gösterilmesine İzin Davasıyla İlgili Yargıtay Kararları</u></strong></p>

<p>1- Kiralananın gösterilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda <strong>ihtiyati tedbir kararı verilebilir</strong>. Mahkeme, kiraya verenin mülkiyet hakkını, satış veya yeniden kiralama ihtiyacını ve yargılamanın uzamasından doğabilecek sakıncaları dikkate almalı; kiracının menfaatlerini de gözeterek hakkaniyete uygun şekilde geçici hukuki koruma sağlayabilmelidir.</p>

<p><i>“TBK'nın 319. maddesi uyarınca; kiracı, kiralananda daha sonradan ortaya çıkan ayıpların ortadan kaldırılması için kiralananda çalışma yapılmasına, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür. Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır. (…) Halen kiracı kullanımında olan kiralananın kiraya veren tarafından mülkiyet hakkının bir kullanım şekli olarak satış veya diğer tasarruf şekillerine (Trampa, ipotek kurulması vs. gibi) konu etmek istemesi halinde üçüncü kişilerin taşınmazı görüp incelemesi gerekebilir. Şayet sözleşmede kiralananın gösterilme süresi ve şartları kararlaştırılmışsa buna uygun tedbir kararı her halükârda verilir. İhtiyati tedbir kararı zorunlu, gecikmesinde sakınca bulunup zarar olabilecek hallerde verilebilir. Uygulamada dava şartı arabuluculuk süreciyle birlikte dava sürecinin uzaması kiralananın gösterilmesi istenilen kira döneminin aşılması sonucunu doğurmakta uzayan yargılama süreci mülkiyet hakkının kapsamında kalan kiralananı satma ve tasarruf etme, ekonomik olarak faydalanma hakkının kiraya verenin elinden alınmasına yol açabilecektir. Bu konuda TBK m.319/2 düzenlemesiyle kiraya verene bu hak verilmiştir. Ancak Ülkemizde yargılama sürelerinin uzun olması, ekonomik şartlardaki ani değişimler dikkate alındığında kiracı rızaen kiralananın üçüncü kişilere gösterilmesine müsaade etmediğinde bu konuda ortaya çıkan muarazanın giderilmesi için kiraya verenin dava açması gerekir. Bu davanın uzun sürmesine bağlı olarak kiraya verenin mülkiyet hakkından kaynaklanan kiralananı satıp nakde dönüştürme gibi tasarruf etme yetkisinin kullanımı kısıtlanmış olabileceği gibi satış, yeniden kiralama veya diğer işlemlerdeki gecikmeye bağlı olarak mağduriyete ve müşteri kaybına sebep olur. Kanun koyucu TBK m.319/2 de bu durumları dikkate alarak kiracıya kiralananın üçüncü kişilere gösterimi konusunda yükümlülük getirmiştir. Bu yükümlülüğün sınırları tarafların yararları ve hakkaniyete uygun olarak saptanması zorunludur. Mahkeme sözleşme taraflarının sahip olduğu hakları iki tarafın da menfaatlerini koruyarak hukuka ve hakkaniyete uygun bir biçimde uyuşmazlığı gidermelidir. Bu bağlamda; kiracının özel hayatının gizliliği, kiralananın niteliği, bulunduğu mevkii, taşınmazların satılabilme süresine etkili sosyal, ekonomik koşullar, diğer özel ve genel faktörler ile tarafların çıkarları değerlendirilerek hakkaniyete uygun denge kurulmak suretiyle bir defalık değil satışın yapılabileceği muhtemel, makul ve münasip bir süre ile, ayrıca bu süre içinde de hangi gün ve saatlerde kiralananın gösterilmesine izin verilmesinin uygun olacağı tespit edilerek hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, ülkemizdeki yargılama sürelerinin uzunluğu, mülkiyet hakkının kapsamı, kiraya verenin gecikme sebebiyle muhtemel alıcıları kaçırması ve ciddi bir zararın doğma ihtimali gibi nedenlerle AİHS m.6 da düzenlenen edil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilen hakka ulaşmanın kolaylaştırılması bakımından, şartları oluştuğunda ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir Yapılan bu açıklamalar ışığında başvuru incelendiğinde; açılan davada esas hakkındaki hükme kadar, taraflar açısından davanın uzamasından kaynaklanan sakıncaları gidermek ve geçici hukuki koruma sağlamak amacıyla şartları bulunduğunda tedbir kararı verilebilir. Bu kapsamda, kira sözleşmesindeki hükümler de gözetilerek, her uyuşmazlıkta somut olayın özellikleri ile bildirilen delillerin ayrı ayrı değerlendirilerek ihtiyati tedbir koşullarının oluştuğu kanaatine varan Mahkemenin, kiracının menfaatlerini de göz önünde tutmak suretiyle kiralananın gösterilmesi hususunda hakkaniyete uygun şekilde ihtiyati tedbir kararı verebileceğine, yukarıda belirtilen Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasındaki uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine karar vermek gerekmiştir.”</i> <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20244081-e-20251441-k-sayili-karari" rel="dofollow">3. HD., E. 2024/4081 K. 2025/1441 T. 10.03.2025</a></strong></p>

<p>2- Kiracının konut dokunulmazlığı ve özel hayatı korunmakla birlikte, kiraya verenin taşınmazı satmak istemesi halinde kiralananın muhtemel alıcılara gösterilmesine izin verilmelidir. Ancak <strong>izin kararı, kiracının eve bağlı kalmasına yol açacak şekilde geniş ve süresiz düzenlenemez.</strong></p>

<p><i>“Anayasamızca teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve korunması ilkesi gereğince, kişinin konut dokunulmazlığı korunmaya alınmıştır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilmiş Hâkim kararı olmadıkça; ... veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça konuta girilemez. Ancak konut dokunulmazlığına sahip kişinin bu hakkını kullanması mutlak olmadığından yasal koşulların oluşması halinde bu hak sınırlandırılabilir. Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi kiralayanlar taşınmazı satmak istediğinde kiracının taşınmazı satın almak isteyen kişilere göstermemesi halinde mahkemeye müracaat edildiğinde, mahkemece izin kararı verilmelidir. Bu husus tarafların ve mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki herkes hakkını objektif iyiniyet kuralları içerisinde kullanmalıdır. Mahkemece, taşınmazın pazar günleri hariç haftanın 6 günü saat 10:00 ile 17:00 saatleri arasında, yani kiracıyı haftanın altı günü gündüz vakti yedi saat boyunda eve bağlı kalacak şekilde alıcılara gösterilmesine, her bir alıcı için günde üç kez ve yarım saati aşmamak üzere izin verilmesine karar verilmiştir. Karar bu haliyle davacıya tanınan hakkın kötüye kullanılmasına müsait olduğundan yeni uyuşmazlıkların doğmasına engel olmak için verilen izne süre sınırlaması getirilmesi gerekir. O halde mahkemece, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak, ekonomik koşullar, taşınmazın bulunduğu yer, taşınmazın nitelikleri, davalının mesken olarak kullandığı hususları da gözetilerek kiralananın ne kadar sürede satılabileceği tespit edilerek, taşınmazın gösterimine bu süre ile sınırlı olarak ve davalının iş ve beşerî ilişkileri de göz önüne alınarak izin verilmesi gerekir.”</i> <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20159795-e-20164611-k-sayili-karari" rel="dofollow">6. HD., E. 2015/9795 K. 2016/4611 T. 13.06.2016</a></strong></p>

<p>3- Mahkemece verilen gösterim izni, hakkın kötüye kullanılmasına ve yeni uyuşmazlıklara yol açmayacak açıklıkta olmalıdır. <strong>Taşınmazın hangi süreyle, hangi günlerde ve hangi saatlerde gösterileceği hakkaniyete uygun biçimde belirlenmelidir</strong>.</p>

<p><i>“Mahkemece, mecurun 3 ay süre ile Salı ve Perşembe 18.00 ve 20.00, cumartesi günleri ise 14.00 ile 16.00 saatleri arasında davacının müşterilerine kiralananın davalı tarafça gösterilmesi için izin verilmiştir. Karar bu haliyle davacıya tanınan hakkın kötüye kullanılmasına müsait olduğundan yeni uyuşmazlıkların doğmasına da sebep olacak niteliktedir.”</i><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-201512845-e-2016201-k-sayili-karari" rel="dofollow"> 6. HD., E. 2015/12845 K. 2016/201 T. 21.01.2016</a></strong></p>

<p>4- Hüküm verilirken <strong>kiracının ve birlikte yaşadığı kişilerin çalışma şartları araştırılmadan gösterim gün ve saatlerinin belirlenmesi doğru değildir</strong>. Mahkeme, kiracının yararlarını gözeterek hem gösterim süresini hem de gün ve saatleri hakkaniyete uygun şekilde belirlemelidir.</p>

<p><i>“Davacı, davalıya kiralanan taşınmazın satılıncaya kadar muhtemel alıcılara gösterilmesi konusunda gün ve saat belirlenmesini talep etmiş davalı vekili, davalı ve eşinin çalışan kişiler olması sebebiyle ancak tatil günlerinde münasip bir süre için izin verilmesi gerektiğini savunmuş, mahkemece altı ay süre ile her hafta Cumartesi, Çarşamba günleri saat 12-14 arası gösterime hazır bulundurulması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. Davalı vekili yargılama sırasında, davalı ve eşinin çalışan kişiler olduğundan söz etmiş, temyiz aşamasında davalı ve eşinin halen çalıştıkları iş yerlerini gösterir belgeleri dosyaya ibraz etmiştir. Bu durumda mahkemece, davalı ve eşinin çalışma şartları araştırılarak, kanun maddesinde de açıklandığı üzere, kiracının yararları göz önünde tutularak hakkaniyete uygun olacak şekilde hem süre hem de hazır bulundurma gün ve saatlerinin belirlenmesi gerekir.”</i> <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20156282-e-20156125-k-sayili-karari" rel="dofollow">6. HD., E. 2015/6282 K. 2015/6125 T. 18.06.2015</a></strong></p>

<p><i><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" /></a></i></p>

<p><strong>Av. Berk KABAAĞAÇLI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralananin-gosterilmesine-izin-davasi-tbk-m-3192</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/bina-ev-sozlemsd.jpg" type="image/jpeg" length="73565"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakimi odasında silahla vuran savcıya 15 yıl hapis cezası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakimi-odasinda-silahla-vuran-savciya-15-yil-hapis-cezasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakimi-odasinda-silahla-vuran-savciya-15-yil-hapis-cezasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemesi'nde hakim A.K.'ı silahla yaralayan eski savcı Muhammed Çağatay K. hakkında 42 yıl 3 aya kadar hapis cezası talep edildi. Mahkeme heyeti, sanık K.'yı 15 yıl hapis cezasına çarptırarak tutukluluk halinin devamına karar verdi. Sanığın sabıkasız olması nedeniyle 3 suçtan verilen 3 yıl 4 ay hapis cezasında hükmün açıklanması geri bırakıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Anadolu Adliyesi'nde görevli Cumhuriyet Savcısı Muhammed Çağatay K., 13 Ocak'ta 23. Ceza Dairesi Hakimi A.K.'a, odasında ziyaret ettiği tartışma sonrası silahla ateş edip yaraladı. Savcı K., ikinci kez ateş etmek istediği sırada ise odada bulunan Maltepe Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü çaycı Yakup K. tarafından müdahale edildi. Hakim K. olaydan yaralı olarak kurtulurken savcı K. hakkında iddianamede ‘kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’, ‘cebir ve tehdit kullanmak suretiyle iş yeri dokunulmazlığını ihlal’, ‘silahla ve zincirleme şekilde tehdit’, ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek’ ve ‘ısrarlı takip’ suçlarından, 20 yıl 2 aydan 42 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılması talebiyle dava açılmıştı.</p>

<p>Davanın ikinci duruşması İstanbul Adliyesi 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık savcı Muhammed Çağatay K. ve tarafların avukatları katıldı.</p>

<p><strong>MÜTALAADA 42 YILA KADAR HAPSİ TALEP EDİLDİ</strong></p>

<p>Duruşmada savcılık esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcılık mütalaasında sanık K. hakkında ‘kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’, ‘cebir ve tehdit kullanmak suretiyle iş yeri dokunulmazlığını ihlal’, ‘silahla ve zincirleme şekilde tehdit’, ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek’ ve ‘ısrarlı takip’ suçlarından, 20 yıldan 42 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.</p>

<p><strong>'TUTUKLU YARGILANMAMA GEREK YOKTU'</strong></p>

<p>Tutuklu sanık savcı K., "Tutuklu bir dosyada iki buçuk ay sonrasına duruşma günü verildi ve ara celsede savcı beyin mütalaasını sunması istendi. Duruşmaya iki gün kala; ben hiç duruşma savcılığı yapmadım, soruşturma savcılığı yaptım ancak duruşma savcısı, 68 gün sonra iddianameyi önümüze kopyala-yapıştır şekilde koydu. Belli ki savcı bu işi çok bilmiyor, işten bihaber. Sevgili babam 30 yıl bu mesleğe hizmet etti. Yani müsnet suçtan yargılanmamı anlamıyorum. Herkesin huzurunda çelişkiler, yalanlar var. İlk celseden sonra tutuklu yargılanmama gerek yoktu" dedi.</p>

<p><strong>'HABERLER BUNA SEBEP OLDU'</strong></p>

<p>Sanık K. basına dönerek, "Sizin yaptığınız haberler de buna sebep oldu, durumu manipüle ettiniz' dedi. Daha sonra K., “Mağdur aslında gizli sanık burada. Buraya geldi, fasa fiso olaylar anlattı. Gazetecilerin de bunu kelime kelime yazmasını istiyorum. Bana sosyal medyada terörist diyenler olduö ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>DURUŞMA SAVCISINA TEPKİ GÖSTERDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>K., duruşma savcısına yönelik bulunduğu söylemler nedeniyle duruşma savcısı tarafından, "Bakın size bir şey söylemiyorum ama şahsıma yönelik bir şey söylemeyin" diye uyarıldı. Bunun üzerine sanık savcı, "Rica ediyorum, bu savcıyı susturur musunuz?" dedi. Duruşmada kısa süreli gerginlik yaşandı.</p>

<p><strong>‘HER ZAMAN SİLAH TAŞIYORUM’</strong></p>

<p>Sanık K., “Siz benim normalde silah taşımadığımı, sadece o gün taşıdığımı iddia ediyorsunuz. Sorun arkadaşlarıma; ben her zaman silah taşıyorum. Hayret bir şey. Ben liyakatsız derken inanın çok hafif söylüyorum. Bu kadar gaddarca muameleye maruz kalan saldırır, ben saldırmıyorum. Savcı Bey, ‘şüpheden sanık yararlanır’ bu size bir şey çağrıştırıyor mu? Şüpheden sanık yararlanır’ın adeta üstünde tepiniyor. Savcı Bey’in hukukla hiçbir ilgisi yok, hukuku çiğniyor. İnanamıyorum, ben Cumhuriyet savcılığı mı yaptım? Bu arkadaş başka bir meslekten geliyor herhalde. Ama ben bunu neden yaptığını biliyorum; ilgisizlikten ve korkusundan. Korku en büyük hastalıktır. Şu mütalaayla toplumun zekasıyla alay ediyor ve toplumun zekasını düşürüyor. Tamam, medyadan korktunuz, sosyal medyadaki 18 yaşındaki ergenlerden korktunuz ama başka bir mütalaa verebilirdiniz. Savcı, 68 günde kopyala-yapıştır yapmayı becerebilmiş. Dosyada benim kullanımımda olup olmadığı belli olmayan bir mail adresi var. Ben iki sene aile içi şiddet ve kadına şiddet bürosunda görev yaptım. En çok karşılaştığımız suç, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek. Yani bu inanılmaz bir şey. Buraya da direkt kopyala-yapıştır yapılmış. Nasıl verileri ele geçirmişim? İsteyin bakanlıktan, isteyin jandarmadan. Ben bunları nereden ele geçirmişim? Savcı iyi ki duruşma savcısıymış, soruşturma savcısı olsaymış yazık bu millete, vatana"dedi.</p>

<p><strong>'CEP TELEFONUNA GİRDİM'</strong></p>

<p>Sanık K. "Evet hatalı bir ilişkiydi. Ama evlenme gibi bir isteğim vardı. Müşteki benim evimdeydi. Birlikte vakit geçiriyorduk. Bir ara cep telefonuna girdim onun. Mesaj uygulamasında arşivlenmiş mesaja bastım. Bir kız arkadaşı ile mesajına baktım. Avukat arkadaşı ‘A. seni bununla tanıştırmak istiyorum’ diyor A. da ‘Ya olabilir’ diyor. Kesinlikle hayır demiyor. Bu anlattığım şey sizlere basit gelebilir. Üzerime bir ağırlık çöktü o mesajı gördükten sonra. Telefonu kenara koydum. Hiçbir şey söylemedim ağzımı açmadım. Çünkü söylediğim an ayrılmam gerekiyordu. Ayrılmaya cesaret edemedim. Sonrasında kendisine soğukluğum oldu. Benim erkekliğime kadar laf etti. Bir tartışma yaşadık ve beni engelledi" dedi.</p>

<p><strong>MAHKEME BAŞKANINDAN UYARI</strong></p>

<p>Mahkeme başkanı, sanığın esasa ilişkin mütalaaya karşı savunma yapmaması ve farklı konulara girmesi sebebiyle sanığa, "45 dakikadır savunma yapıyorsun, duruşma savcısını eleştirdin, kovuşturma savcısını eleştirdin, müştekiyi eleştirdin, herkesi eleştirdin. Artık mütalaaya karşı savunma yap" dedi.</p>

<p><strong>‘BEN SAVCI OLDUĞUM İÇİN BU YAPILIYOR’</strong></p>

<p>Son sözü sorulan K., "Meslektaşlarıma, meslek büyüklerime sesleniyorum. Sağır dilsiz kendimi savunamayan bir de olabilrdim. Savunamadığım halde sizin yaralamadan hüküm kurmanız gerekirdi. Bütün adalet teşkilatına sesleniyorum. Benim başıma gelen sizin başınıza da gelebilir. Ben savcı olduğum için bu yapılıyor. Benim babamı öldürmeye mi çalışıyorsunuz başkanım?” dedi.</p>

<p><strong>KADINA KARŞI KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS SUÇUNDAN 11 YIL CEZA</strong></p>

<p>Mahkeme kararını açıkladı. Kararda, sanık savcı Muhammet Çağatay K.’ın ‘kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 11 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verildi.</p>

<p><strong>TOPLAM 15 YIL CEZA</strong></p>

<p>Mahkeme, sanığın daha önce sabıka kaydı bulunmamasında dolayı , ‘cebir ve tehdit kullanmak suretiyle iş yeri dokunulmazlığını ihlal’ suçundan verilen 10 ay, ‘silahla ve zincirleme şekilde tehdit’ suçundan verilen 10 ay ve ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek’ suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezası yönünden ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakimi-odasinda-silahla-vuran-savciya-15-yil-hapis-cezasi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/untitled-1-16.jpg" type="image/jpeg" length="97294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan'dan meslekte 40, 50 ve 60 yılını dolduran avukatlara plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-meslekte-40-50-ve-60-yilini-dolduran-avukatlara-plaket-mersin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-meslekte-40-50-ve-60-yilini-dolduran-avukatlara-plaket-mersin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Mersin Barosu’nu ziyaret ederek, Baro Başkanı Av. Gazi Özdemir, Yönetim Kurulu üyeleri ve meslektaşlarla bir araya geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ziyaret kapsamında, meslekte 40 ve 50 yılını dolduran avukatlar ile 60 yılını dolduran Av. Ziya Arman için düzenlenen plaket törenine katılan Sağkan’a, Başkan Danışmanı Av. Veli Küçük eşlik etti.</p>

<p>Törene ev sahibi Mersin Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin yanı sıra Adana Barosu Başkanı Av. Volkan Böke, Hatay Barosu Başkanı Av. Hatay Tut, meslektaşlar ve aileler katıldı.</p>

<p>Sağkan, plaket töreninde yaptığı konuşmada, yarım asrı bulan ve aşan bir süre yurttaşların hak arama mücadelesinde yanlarında olmanın, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını savunmanın aynı zamanda demokrasiyi ve Cumhuriyet’i savunmak anlamına geldiğini söyledi. Meslek ustalarına verdikleri adalet mücadelesi için şükranlarını sunan Sağkan, “Ümit ediyorum ki bundan sonraki meslek yaşamınızda da bugüne kadar olduğu gibi meslektaşlarımızın ve baromuzun kutup yıldızı olmaya devam edeceksiniz” ifadelerini kullandı. Daha sonra plaket takdimine geçildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_1_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_2_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_3_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_4_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_5_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_6_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_7_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_8_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_9_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_10_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_11_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_12_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_13_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_14_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_15_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_16_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_17_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_18_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_19_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_20_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_21_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_22_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_23_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_24_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_25_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_26_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_27_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_28_11062026173716.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_29_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_30_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_31_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_32_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_33_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_34_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_35_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_36_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_37_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_38_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_39_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_40_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_41_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_42_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_43_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_44_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_45_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_46_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_47_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_48_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_49_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260611_tbb_baskani_av_r_e/86521_50_11062026173716.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-meslekte-40-50-ve-60-yilini-dolduran-avukatlara-plaket-mersin</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-152.jpg" type="image/jpeg" length="65686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MESAİ TAKİBİ AMACIYLA BİYOMETRİK VERİ İŞLENMESİNE İLİŞKİN KVKK İLKE KARARININ İŞ HUKUKU VE KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesine-iliskin-kvkk-ilke-kararinin-is-hukuku-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-hukuku-acisindan-degerlendirilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesine-iliskin-kvkk-ilke-kararinin-is-hukuku-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-hukuku-acisindan-degerlendirilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" rel="dofollow">Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından 29.04.2026 tarih ve 2026/921 sayılı İlke Kararı</a> ile mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesine ilişkin önemli bir karar verilmiştir. Söz konusu kararla özellikle işverenlerin çalışan devam kontrolü amacıyla kullandıkları parmak izi, yüz tanıma, iris veya retina tarama sistemlerinin hukuki dayanakları yeniden tartışmaya açılmış ve uygulamada yaygın olarak kullanılan birçok yöntemin Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) bakımından hukuka aykırılık riski taşıdığına işaret edilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere biyometrik veriler, KVKK’nın 6. maddesi kapsamında özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Parmak izi, yüz geometrisi, retina veya iris verileri gibi biyometrik veriler kişiye özgü, değiştirilemez ve ele geçirilmeleri halinde telafisi güç sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu sebeple biyometrik verilerin işlenmesi, sıradan kişisel verilere kıyasla daha sıkı hukuki şartlara bağlanmıştır.</p>

<p>İş hukuku bakımından değerlendirildiğinde, işverenin işyerinde çalışma sürelerini takip etme ihtiyacı doğmaktadır. Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca işveren, işçinin çalışma sürelerini, fazla çalışmalarını ve dinlenme sürelerini izlemek ve gerektiğinde ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu yükümlülük, işverenlere mesai takibini mutlaka biyometrik sistemlerle gerçekleştirme yetkisi vermemektedir. Başka bir ifadeyle, çalışma sürelerinin kayıt altına alınmasına ilişkin hukuki zorunluluk ile bu kaydın biyometrik veri işlenmesi yoluyla yapılması birbirinden farklı hususlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurul kararının temel dayanağı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Mevcut mevzuatta mesai takibinin biyometrik veriler kullanılarak yapılmasını zorunlu veya açıkça mümkün kılan özel bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle biyometrik veri işleme faaliyetinin KVKK m.6’da düzenlenen veri işleme şartlarından hangisine dayandırılacağı sorunu gündeme gelmektedir.</p>

<p>Uygulamada işverenler çoğu zaman çalışanlardan alınan açık rızaya dayanmakta ise de Kurul, işçi-işveren ilişkisindeki güç dengesizliği nedeniyle açık rızanın her zaman özgür iradeye dayandığının kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Gerçekten de işçinin işe alınma, iş ilişkisinin sürdürülmesi veya kariyerine ilişkin kaygılar sebebiyle rıza vermek zorunda hissedebilmesi mümkündür. Bu durumda verilen rızanın özgür iradeyle açıklanmış geçerli bir açık rıza olarak değerlendirilmesi güçleşmektedir.</p>

<p>Bunun yanında Kurul, veri işlemenin hukuka uygunluğunun yalnızca bir işleme şartının varlığı ile sınırlı olmadığını, KVKK’nın 4. maddesinde düzenlenen genel ilkelere de uygun olması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Özellikle ölçülülük ilkesi bakımından yapılan değerlendirme dikkat çekicidir. Ölçülülük ilkesi, veri işleme faaliyetinin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli ve elverişli olmasını, ayrıca aynı sonucun daha hafif müdahale araçlarıyla elde edilip edilemeyeceğinin araştırılmasını gerektirir.</p>

<p>Mesai takibi bakımından değerlendirildiğinde şifreli kart sistemleri, PIN uygulamaları, RFID veya NFC tabanlı kartlar, imza föyleri ve benzeri yöntemlerin mevcut olduğu görülmektedir. Çalışanların işe giriş ve çıkış saatlerinin kayıt altına alınması amacı, biyometrik veri işlenmesine gerek kalmaksızın bu yöntemlerle de sağlanabilmektedir. Dolayısıyla biyometrik veri işlenmesi, amaca ulaşmak için zorunlu bir araç niteliğinde değildir. Kurul da bu gerekçeyle, çalışanın açık rızası bulunsa dahi biyometrik veri kullanımının ölçülülük kriterini karşılamayabileceği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce söz konusu <a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" rel="dofollow">İlke Kararı</a>, işverenlerin yönetim hakkı ile çalışanların temel hak ve özgürlükleri arasında kurulması gereken dengeyi hatırlatması bakımından önem taşımaktadır. İşverenlerin işyerinde düzeni sağlama, çalışma sürelerini kontrol etme ve kayıt altına alma yetkileri bulunmakla birlikte bu yetkilerin kullanımı kişilik haklarının ve özel hayatın korunması hakkının sınırları içerisinde kalmalıdır. Teknolojik gelişmelerin sunduğu imkanlar, kişisel verilerin korunmasına ilişkin anayasal ve yasal güvenceleri ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak Kurul’un <a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" rel="dofollow">2026/921 sayılı İlke Kararı,</a> mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin mevcut hukuki çerçevede oldukça istisnai bir alan oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Karar doğrultusunda işverenlerin mevcut uygulamalarını gözden geçirmeleri, biyometrik sistemler yerine daha az müdahaleci alternatif yöntemlere yönelmeleri ve KVKK’nın veri minimizasyonu, gereklilik ve ölçülülük ilkelerine uygun hareket etmeleri hukuki risklerin önlenmesi açısından önem arz etmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/01/ece-kizildag.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/01/ece-kizildag.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ece KIZILDAĞ GÜNAY</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesine-iliskin-kvkk-ilke-kararinin-is-hukuku-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-hukuku-acisindan-degerlendirilmesi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/parmak-izi-terazi.jpg" type="image/jpeg" length="73555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na Aykut Çelik atandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-cumhuriyet-bassavciligina-aykut-celik-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-cumhuriyet-bassavciligina-aykut-celik-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Aykut Çelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na atandı. Ömer Örücü ve Ahmet Akdeniz de Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevine atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 12.06.2026 tarihli ve 1250 Sayılı Adli Yargı Kararnamesi yayımlandı.</p>

<p>Kararnamede Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Başsavcı Vekilliklerine yönelik önemli görevlendirmeler yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararnameye göre; İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yapan Aykut Çelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atandı.</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Örücü ve Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nde vekâleten Genel Müdür Yardımcılığı görevini sürdüren Ahmet Akdeniz, Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevine atandı.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-151.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-cumhuriyet-bassavciligina-aykut-celik-atandi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/hsk-hakims.jpg" type="image/jpeg" length="54779"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyaz et sektörüne soruşturma: 13 şirkete denetim kayyımı atandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/beyaz-et-sektorune-sorusturma-13-sirkete-denetim-kayyimi-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/beyaz-et-sektorune-sorusturma-13-sirkete-denetim-kayyimi-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyaz et sektöründe haksız fiyat artışı ve piyasa manipülasyonu iddialarına yönelik 8 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturmada 32 şüpheli hakkında işlem yapılırken, 28'i gözaltına alındı. 13 şirkete ise denetim kayyımı atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyaz et sektöründe piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına neden oldukları ve tüketiciyi mağdur ettikleri değerlendirilen kişi ve şirketlere yönelik geniş çaplı operasyon düzenlendi.</p>

<p>Operasyon detaylarını Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile duyurdu.</p>

<p><i><strong>Bakan Gürlek X hesabından yaptığı paylaşımda şunları söyledi:</strong></i></p>

<p>"Vatandaşlarımızın temel gıda ürünlerine adil, güvenli ve makul koşullarda ulaşabilmesi ile tüketici haklarının korunması, en hassas olduğumuz konuların başında gelmektedir. Adalet, İçişleri, Ticaret ile Hazine ve Maliye Bakanlıklarımız bu hedef doğrultusunda koordinasyon ve eşgüdüm içinde hareket etmektedir.</p>

<p>Beyaz et sektöründe piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açtığı değerlendirilen eylemlere yönelik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde 8 ilde eş zamanlı adli operasyon gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Milletimizin temel gıda tedarik zincirinin kesintiye uğramaması ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun, şeffaf ve denetlenebilir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla soruşturma kapsamındaki 13 şirkete denetim kayyımı atanmıştır.</p>

<p>Yürütülen soruşturma kapsamında; serbest rekabet ortamını ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirdiği değerlendirilen 32 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri uygulanmıştır.</p>

<p>Hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde; vatandaşlarımızın ekonomik haklarını zedeleyen, piyasa düzenini bozmaya teşebbüs eden ve haksız kazanç sağlamaya yönelik hiçbir usulsüzlüğe müsamaha gösterilmeyecektir.</p>

<p>Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve bu süreçteki değerli katkılarından ötürü Rekabet Kurumu, Piyasa Gözetimi ve Denetimi Genel Müdürlüğü ile MASAK yetkililerine teşekkür ediyorum."</p>

<h3><strong>BAŞSAVCILIKTAN AÇIKLAMA</strong></h3>

<p>Operasyona ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada ise, şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından son dönemde beyaz et sektöründe yaşanan fiyat artışlarına ilişkin olarak kamuoyuna yansıyan şikâyetler, vatandaşlarımız tarafından yapılan ihbar ve başvurular ile piyasa işleyişine yönelik iddialar dikkate alınarak soruşturma işlemlerine başlanılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soruşturma kapsamında; beyaz et sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketler ile bu şirketlerin yetkilileri hakkında, haksız fiyat artışı iddiaları, sektör içerisindeki fiyatlama süreçleri ve piyasa düzenine etki eden uygulamalar birlikte ele alınarak kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır.</p>

<p>Yapılan değerlendirmelerde; bazı şirket yetkililerinin beyaz et sektöründeki fiyat oluşum süreçlerine etki edebilecek nitelikte birlikte hareket ettikleri, arz, satış ve fiyatlama politikalarının tüketici aleyhine sonuç doğurabilecek şekilde yönlendirildiği ve bu suretle serbest piyasa düzeni ile adil rekabet ortamının bozulmasına neden olunduğu yönünde kuvvetli şüpheye ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçu ile Türk Ceza Kanunu’nun 237. maddesinde düzenlenen fiyatları etkileme suçu ve ilgili mevzuat kapsamında satıştan kaçınma suçları yönünden yürütülen soruşturma çerçevesinde; 12/06/2026 tarihinde İstanbul merkezli olmak üzere Ankara, Balıkesir, Bolu, Bursa, İzmir, Samsun ve Uşak illerinde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Operasyon kapsamında, soruşturma dosyasında şüpheli olarak yer alan şirket yöneticileri ve yetkilileri hakkında yakalama, gözaltı, arama ve el koyma işlemleri uygulanmıştır. Ayrıca, soruşturma konusu eylemlerin niteliği, sektörün temel gıda tedariki bakımından taşıdığı önem ve şirket faaliyetlerinin hukuka uygun şekilde denetlenebilir olarak sürdürülmesi amacıyla, soruşturma kapsamındaki 13 şirket hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca denetim kayyımlığı tedbiri uygulanmıştır.</p>

<p>Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma; serbest piyasa düzeninin, adil rekabet ortamının, tüketici haklarının ve temel gıda ürünlerine erişimde kamu yararının korunması amacıyla, tüm yönleriyle ve titizlikle sürdürülmektedir."</p>

<h2>DENETİM KAYYIM NEDİR?</h2>

<p>Devam eden bir adli soruşturma sürecinde şirket yönetimini tamamen devralmak yerine, mevcut yönetimin aldığı kararları, ticari faaliyetleri ve finansal işlemleri hukuka uygunluk açısından adım adım incelemekle görevlendirilen mahkeme atamalı resmi bir denetçidir. Bu atamanın tüketici lehine en büyük faydası, soruşturma altındaki şirketlerin üretim ve tedarik süreçlerinin sekteye uğramasını engelleyerek piyasada ürün kıtlığı yaşanmasının önüne geçmesidir. Aynı zamanda bu sıkı denetim sayesinde; söz konusu şirketlerin stokçuluk yapması, malları satıştan kaçırması veya aralarında anlaşıp kartel oluşturarak suni fiyat artışlarına gitmesi engellenir; böylece vatandaşlarımızın temel gıda ürünlerine kesintisiz, adil ve şeffaf fiyatlarla ulaşması yasal güvence altına alınmış olur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/beyaz-et-sektorune-sorusturma-13-sirkete-denetim-kayyimi-atandi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/960x540-5.jpg" type="image/jpeg" length="41305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EMEKLİ ÇALIŞANIN HAKLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/emekli-calisanin-haklari-sadik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/emekli-calisanin-haklari-sadik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüz koşullarında, birçok kişi emekli olduktan sonra aktif bir şekilde çalışmaya devam etmektedir. Emeklilik sonrasında çalışma hayatına devam eden işçi sayısının artış göstermesi, bu konunun ele alınmasını gerekli kılmıştır. İş gören kişinin, bu işi bir başkasına bağımlı olarak ve ücret karşılığında yapması durumunda, bu iş ilişkisi İş Hukuku kapsamında ele alınır. İş Hukuku’nun ortaya çıkma sürecindeki en önemli etken, ücret karşılığında bir başkasına bağımlı olarak çalışan kişilerin korunması olmuştur. İş Hukuku, işçinin iş ilişkisi içerisinde, işverene bağımlı olarak, onun otoritesi altında ve talimatlarına uygun şekilde iş görürken, özel olarak korunmasını ve iş ilişkisinin tarafları arasında belirli ölçüde denge sağlanmasını amaçlar.</p>

<p>Türkiye’deki yasal düzenlemeler çerçevesinde, emekli çalışanların hakları ve yükümlülükleri emekli olmadan önceki çalışma döneminden bazı farklılıklar gösterse de emekli çalışanların hakları, normal çalışanların haklarından çok büyük bir farklılık göstermez. Yani emekli olmak, emekli çalışan için İş Hukuku bağlamında bir hak kaybına sebep olmaz.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu 2/1. maddesi uyarınca “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi” denir. Bu madde uyarınca işçi tanımı bir iş sözleşmesine dayanarak çalışma ve gerçek kişi olma unsurlarından oluşur. İş Hukukunun ortaya çıkış amacı işçiyi korumak olduğundan İş Hukuku’nun temel karakteri işçidir.</p>

<p>İş ilişkisini düzenleyen temel kaynak iş sözleşmesidir. İş sözleşmesi, İş Hukuku’nun temel yapıtaşıdır diyebiliriz. Bu sözleşme, iş ilişkisinin tarafları, çalışma süresi, izin süresi, ücret gibi konuları mevzuatın emredici hükümleri bağlamında belirler. İş sözleşmesi, aynı kanunun 8. maddesinde “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım uyarınca iş sözleşmesinin unsurları, iş, ücret ve bağımlılıktır.</p>

<p>Emekli olduktan sonra başka/aynı işyerinde çalışmaya başlayan kişi, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında “işçi” sıfatını korur ve diğer çalışanlarla aynı temel haklara sahiptir. İşçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin gibi hakları, bazı istisnai durumları olsa da , yeni işyerindeki çalışma süresi üzerinden hesaplanır.</p>

<p>Emekli bir kişinin başka bir işyerinde çalışması durumunda hakları şu esaslara göre belirlenir:</p>

<p><strong>1- <u>Kıdem Tazminatı</u>:</strong> İş sözleşmesi, kanunda öngörülen hallerden biri ile sona eren ve kanunda öngörülen en az sürenin üstünde çalışmış olan işçiye veya ölümü halinde kanuni mirasçılarına, işveren tarafından ödenen ve miktarı işçinin çalışma süresi ve ücretine göre belirlenen paradır.</p>

<p>4857 sayılı Kanun, Kıdem Tazminatı Fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdem tazminatı hakları için 1475 sayılı İş Kanunu 14. Maddesi hükmünün uygulanacağını düzenlemiştir. Bu durumda kıdem tazminatı fonuna ilişkin düzenleme yapılıncaya kadar önceki düzenleme geçerli olacaktır.</p>

<p>İş sözleşesinin sona erdiği her durumda işçi kıdem tazminatı talebinde bulunamaz. İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabileceği haller kanunda açıkça belirtilmiştir. Bu koşullardan ilki, iş sözleşmesinin kanunda belirtilen hallerden biri ile sona ermiş olmasıdır. Bir diğer koşul ise işçinin kanunda öngörülen en az süre kadar çalışmış olmasıdır. İşçinin, yeni işyerinde en az 1 yıl çalışmış olması gerekir. Bu bir yıllık sürenin başlangıcı, iş sözleşmesinin yapıldığı tarih değil, işçinin fiilen işe başladığı tarih olarak belirlenir. Emekli olduktan sonra yeni bir işverene bağlı olarak çalışmaya başlandığında kıdem süresi sıfırdan başlar. Eğer iş sözleşmesi işveren tarafından haksız olarak feshedilirse veya işçi, iş sözleşmesini haklı bir nedenle feshederse, işçi yeni iş yerindeki çalışma süresi üzerinden kıdem tazminatı alır. Ancak kişi zaten emekli olduğu için bu işyerinden “emeklilik” gerekçesiyle istifa edip tekrar kıdem tazminatı alamaz. Çünkü emeklilik hakkı bir kez kullanılan ve kıdemi tasfiye eden bir haktır.</p>

<p><strong>2- <u>İhbar tazminatı</u>:</strong> Belirsiz süreli iş sözleşmesinin kanunda belirlenen bildirim sürelerine uyulmaksızın feshedilmesi durumunda, sözleşmeyi fesheden tarafın karşı tarafa ödemekle yükümlü olduğu tazminattır.</p>

<p>4857 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca işçi veya işveren, iş sözleşmesini sona erdirmeden önce belirli bir süre önceden bildirim yapmak zorundadır. Bu süreler dikkate alınmaksızın yapılan fesihlerde, bildirim süresine ait ücret tutarında ihbar tazminatı doğar. Bu yaptırımın amacı, tarafların ani fesihler nedeniyle yaşayacağı ekonomik vb zararları, karşı tarafa önceden haber vererek, karşı tarafın yaşayacağı zararı en aza indirmektir.</p>

<p>Emekli çalışanlar için de bildirim süreleri geçerlidir. İşveren, emekli işçiyi işten çıkarırken, kıdemine göre belirlenen ihbar sürelerine uymak veya ihbar tazminatını ödemek zorundadır. İşçi de haklı bir nedeni olmaksızın işi bırakırsa işverene ihbar tazminatı ödemekle yükümlüdür.</p>

<p><strong>3- <u>Yıllık ücretli izin:</u></strong> Emekli çalışanların yıllık izin hakkı, yeni işyerindeki kıdemine göre belirlenir. Ancak İş Kanunu 53. Maddesi, 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, kıdemi ne olursa olsun 20 günden az olamaz. Bu, emekli çalışanların büyük çoğunluğu için geçerli olan çok önemli bir haktır.</p>

<p><strong>4- <u>Sosyal Güvenlik Statüsü</u>: </strong>Emekli olduktan sonra çalışmaya devam eden kişilerin en çok dikkat etmesi gereken konulardandır. Emekli çalışanlar için işveren tarafından “Sosyal Güvenlik Destek Primi” (SGDP) ödenir. Bu prim işçinin emekli aylığının kesilmesini önler ancak işçiye yeni bir emeklilik veya malullük hakkı sağlamaz. İş kazası veya meslek hastalığı durumunda ise bu sigorta kolundan sağlanan yardımlardan yararlanma hakkı mevcuttur.</p>

<p><strong>5- <u>Diğer işçilik alacakları</u>:</strong> Fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi alacaklar bakımından emekli işçi ile diğer işçiler arasında hiçbir fark yoktur. Çalışılan süreler ve yapılan mesailer karşılığında bu ücretlere tam olarak hak kazanılır.</p>

<p>Emekli çalışan, yeni işyerinde geçirdiği her tam yılı için bir aylık brüt ücreti tutarından kıdem tazminatına (yasada sayılan fesih hallerinde) ve kıdemine uygun ihbar tazminatına hak kazanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, emeklilik sonrasında yeniden çalışmaya başlayan kişiler, 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında işçi olma statüsünü korumaya devam etmekte aynı zamanda diğer çalışanlarla aynı iş mevzuatı korumasından yararlanmaktadır. Emeklilik statüsü, işçinin temel haklarını ortadan kaldırmamakta; yalnızca bazı hakların uygulanışında ve sosyal güvenlik bakımından bazı konularda birtakım farklılıklar ortaya çıkarmaktadır. Bu kapsamda emekli çalışanlar, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin ve diğer işçilik alacakları bakımından kanunun sağladığı güvencelerden faydalanmaya devam ederler. Günümüzde emeklilik sonrasında çalışma olgusunun yaygınlaşması karşısında, emekli çalışanların hak ve yükümlülüklerinin doğru şekilde bilinmesi hem işçi hem de işveren açısından hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle emeklilik sonrasında kurulan iş ilişkilerinin, İş Hukuku'nun temel ilkeleri ve çalışanı koruma amacı doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Sinem SADIK</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">4857 Sayılı İş Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">1475 Sayılı İş Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">İçtihatlar</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sümer, H.H. (2019),İş Hukuku,Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anadolu,F.K.,”Kıdem tazminatı Koşulları ve İşçinin Kıdeminin Hesaplanması”,Selçuk Üni. Sosyal Bilimler Ens. Dergisi,239-264,2003.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/emekli-calisanin-haklari-sadik</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/emekli-calisan.jpg" type="image/jpeg" length="33831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK Nisan 2026 Terfi Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hsk-nisan-2026-terfi-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hsk-nisan-2026-terfi-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi tarafından, Adli ve İdari Yargı 2026 yılı Nisan dönemine ilişkin terfi çalışmaları, 11 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tamamlanarak karara bağlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Nisan 2026 Terfi Sonuçları</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi tarafından, Adli ve İdari Yargı 2026 yılı Nisan dönemine ilişkin terfi çalışmaları, 11 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tamamlanarak karara bağlanmıştır.</p>

<p>Meslektaşlarımızın terfi tebligatlarının <strong>25 Haziran 2026 Perşembe</strong> gününden itibaren gönderilmesi planlanmaktadır. <strong>Terfi sonuçlarına, </strong>tebliğden itibaren on gün içerisinde Hâkimler ve Savcılar Kuruluna müracaatla yeniden inceleme isteminde bulunabileceklerdir.</p>

<p>2026 Nisan dönemi itibarıyla terfi eden tüm meslektaşlarımıza başarılar diler, terfilerin meslektaşlarımıza, ailelerine, yargı teşkilatımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederiz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202620162026-nisan-derece-tum-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Derece Terfi Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619572026-nisan-doneminde-itibari-terfi-yapan-h-kim-ve-csavcilarina-ait-terfi-sonuclaripdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">İtibari Terfi Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619572026-nisan-doneminde-birinci-sinifa-ayrilan-h-kim-ve-csavcilarina-ait-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Birinci Sınıfa Ayrılma Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619582026-nisan-doneminde-birinci-sinif-olan-h-kim-ve-csavcilarina-ait-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Birinci Sınıf Olma Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619572026-nisan-doneminde-kistas-ayligi-81-oranina-yukseltilen-h-kim-ve-csavcilarina-ait-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Kıstas Aylığı %81 Oranına Yükseltilme Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619572026-nisan-doneminde-kistas-ayligi-83-oranina-yukseltilen-h-kim-ve-csavcilarina-ait-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Kıstas Aylığı %83 Oranına Yükseltilme Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619572026-nisan-doneminde-kistas-ayligi-85-oranina-yukseltilen-h-kim-ve-csavcilarina-ait-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Kıstas Aylığı %85 Oranına Yükseltilme Sonuçları</a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/1106202619562026-nisan-doneminde-kistas-ayligi-86-oranina-yukseltilen-h-kim-ve-csavcilarina-ait-listepdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Kıstas Aylığı %86 Oranına Yükseltilme Sonuçları</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hsk-nisan-2026-terfi-sonuclari</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/yargi/hsk-hakim.jpg" type="image/jpeg" length="19591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karayollari-motorlu-araclar-zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-degisiklik-yapilmasina-dair-genel-sartlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-motorlu-araclar-zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-degisiklik-yapilmasina-dair-genel-sartlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar, 12 Haziran 2026 Tarihli ve 33278 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI GENEL ŞARTLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR GENEL ŞARTLAR</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>14/5/2015 tarihli ve 29355 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş, (e) bendinde yer alan “Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 2015/2 sayılı Motorlu Araç Sigortalarında Eşdeğer Parça Belgeleme Esaslarına İlişkin Genelge ile belirlenen” ibaresi “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca 5684 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca belirlenecek” şeklinde değiştirilmiştir ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“a) Sigortalı: Poliçe konusu motorlu araçta 2918 sayılı Kanuna göre işleten sayılan kişiyi,”</p>

<p>“j) Kalıcı veri saklayıcısı: Sigorta ettirenin, sigortalının ve sigortadan faydalanacak kişilerin gönderdiği veya kendisine gönderilen bilgiyi, bu bilginin amacına uygun olarak makul bir süre incelemesine elverecek şekilde kaydedilmesini ve değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bu bilgiye aynen ulaşılmasına imkân veren kısa mesaj, elektronik posta, internet, mobil uygulama, disk, CD, DVD, hafıza kartı ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden veya e-Devlet üzerinden kurulacak yapı ve benzeri her türlü araç veya ortamı,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Genel Şartların A.5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“A.5. KAPSAMA GİREN TEMİNAT TÜRLERİ</p>

<p>Bu Genel Şartlar kapsamındaki teminat türleri aşağıda yer almaktadır.</p>

<p>a) Maddi Zararlar Teminatı: Hak sahibinin bu Genel Şartlarda tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır. Değer kaybı, Kurum tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre atanacak sigorta eksperi tarafından aracın markası, yaşı, modeli, kullanılmışlık düzeyi, hasar gördüğü kısımları, geçmiş hasar durumu ve aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değeri ile onarılmasından sonraki ikinci el satış değerinin arasındaki fark dikkate alınarak tespit edilir. Araç hasarına ilişkin eksper atanması halinde tespiti yapan sigorta eksperi, değer kaybı tutarına ilişkin tespitine de raporunda yer verir.</p>

<p>Bu teminat kapsamında yapılacak başvurular, araçta meydana gelen hasar bedelini ve değer kaybını kapsar. Bu teminat kapsamında araç hasarı için başvuruda bulunan hak sahibi, değer kaybı talebinde de bulunmuş kabul edilir.</p>

<p>Sigortacı, hesaplanan değer kaybı tutarını, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla, en geç nihai eksper raporunun kendisine ulaştığı tarihi takip eden iş günü içerisinde hak sahibine bildirir.</p>

<p>b) Sağlık Giderleri Teminatı: Üçüncü kişinin trafik kazası dolayısıyla bedenen eski haline dönmesini teminen protez organ bedelleri de dahil olmak üzere yapılan tüm tedavi giderlerini içeren teminattır. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan giderler ile sürekli bakıcı gideri bu teminat kapsamındadır. 2918 sayılı Kanunun 98 inci maddesi kapsamındaki sağlık giderleri genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup, söz konusu madde kapsamında ödenen giderler için sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu sona ermiştir. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan ve tıbben gerekli olan sürekli bakıcı giderleri sigorta şirketleri veya Güvence Hesabı tarafından bu teminattan karşılanır. Mağdurun bakıcı ihtiyacı süresi ile tedavi sürecinin tamamlanması sonrasında sürekli bakıcı ihtiyacının belirlenmesinde, Kurul Raporu dikkate alınır.</p>

<p>c) Sakatlanma Teminatı: Üçüncü kişinin sürekli sakatlığı dolayısıyla ileride ekonomik olarak uğrayacağı maddi zararları karşılamak üzere, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminattır. Trafik kazası nedeniyle mağdurun geçici iş göremezliği ve sürekli sakatlığı bu teminattan karşılanır. Mağdurun tedavi sürecinin tamamlanması sonrasında sakatlık oranının ve geçici iş göremezlik süresinin belirlenmesinde, Kurul Raporu dikkate alınır.</p>

<p>Tazminat ödemesinde, ilgili kurum ve kuruluşlarca tanzim edilecek trafik kazasına ilişkin belgelerde illiyet bağı ile ilgili tespitin yer alması durumunda bu tespitin aksini ispat sigorta şirketine aittir. Sigortacı söz konusu rapor hakkında ilgili mevzuat uyarınca itiraz usulüne başvurduğunda mağdurun itiraz üzerine yaptığı belgelenmiş harcamalarını bu teminat kapsamında karşılamakla yükümlüdür. Söz konusu tazminat miktarlarının tespitinde sakat kalan kişi esas alınır.</p>

<p>ç) Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı: Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere 6098 sayılı Kanunun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre belirlenen tazminatları içeren teminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Genel Şartların B.2 nci maddesinin 2.1 inci fıkrasının birinci paragrafına aşağıdaki cümle eklenmiş, ikinci ve üçüncü paragrafları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin 2.3 üncü fıkrasının ikinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Kurum bu Genel Şartların Ek-6’sı kapsamında talep edilecek hak sahibine ait cep telefonu numarasının doğrulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p>“Hasar halinde, hasar gören orijinal parçanın onarımı mümkün değilse orijinal parça ile değiştirilir. Ancak, hak sahibinin onayının alınması veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde hasar gören parça, yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilir. Bu fıkra kapsamında hak sahibinden onay alındığını veya hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkân olmadığını ispat yükü sigortacıya aittir. Bu fıkranın uygulanması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelmiş olsa dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.</p>

<p>Hasar gören parçanın orijinal olmaması halinde parçanın onarımı mümkün değilse yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilir. Ancak, hasar gören parçanın yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde orijinal parça ile değiştirilir. Yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değişim imkânı olduğu halde orijinal parça ile onarım sağlanır ise sigortacının sorumluluğu, sigortacının kaza tarihi itibarıyla benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça bedeli ile sınırlıdır. Yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değişim imkânı olduğunu ispat yükü sigortacıya aittir. Bu fıkranın uygulanması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelmiş olsa dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.”</p>

<p>“Zarar gören aracın Kurumca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ağır hasara uğramış olduğunun eksper raporu doğrultusunda tespit edilmiş olması durumunda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Genel Şartların B.4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“f) Trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma hali ile bedeni hasara neden olan trafik kazalarında tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu ve benzeri kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Genel Şartların C.4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Genel Şartların Ek-1’i, Ek-2’si, Ek-3’ü ve Ek-7’si yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Genel Şartların Ek-6’sı ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Bu Genel Şartlar 1/7/2026 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Bu Genel Şartları Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı yürütür.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-149.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-150.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karayollari-motorlu-araclar-zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinda-degisiklik-yapilmasina-dair-genel-sartlar-1</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/trafik-kadaj.jpg" type="image/jpeg" length="83517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi heyetini kabul etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-turkmenistan-yuksek-mahkemesi-heyetini-kabul-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-turkmenistan-yuksek-mahkemesi-heyetini-kabul-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 8-10 Haziran 2026 tarihleri arasında Türkiye’ye çalışma ziyareti gerçekleştiren Türkmenistan Yüksek Mahkemesi Başkanvekili Toynazar Hudaynazarov ve beraberindeki heyeti kabul etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ziyaret kapsamında Başkan Kadir Özkaya ile Türkmenistan Yüksek Mahkemesi Başkanvekili Toynazar Hudaynazarov arasında ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirildi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi heyetini Anayasa Mahkemesinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Türkiye ile Türkmenistan arasında her alanda gelişen ilişkilerin ve iş birliğinin yargı kurumları arasındaki temaslarla da güçlendiğini belirten Başkan Özkaya, karşılıklı ziyaretlerin kurumsal bağların pekiştirilmesine ve ortak tecrübelerin paylaşılmasına imkân sağladığını kaydetti ve iki ülke arasındaki tarihî, kültürel ve kardeşlik bağlarına dikkat çekti.</p>

<p>Başkan Özkaya ayrıca hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında farklı ülkelerin yargı kurumları arasında sürdürülen bilgi ve deneyim paylaşımının önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin çok sayıda uluslararası kurum ve kuruluşun aktif üyesi olduğunu ve bu üyelikler kapsamında önemli roller üstlendiğini belirterek dünya anayasa yargısı alanında yürütülen çalışmalara ilişkin bilgiler aktardı. Başkan Özkaya, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi ile de ilişkileri en üst seviyeye çıkarmak istediklerini dile getirdi.</p>

<p>Türkmenistan Yüksek Mahkemesi Başkanvekili Toynazar Hudaynazarov ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinde bulunmaktan büyük memnuniyet duyduklarını dile getirerek Türk milletine duydukları saygı ve sevginin sonsuz olduğunu kaydetti. Türkmenistan yargı sistemi hakkında bilgiler aktaran Başkanvekili Toynazar Hudaynazarov, tecrübe paylaşımının önemine işaret ederek iş birliği ve karşılıklı ziyaretlerin devam etmesi temennilerini dile getirdi.</p>

<p>Heyetler arası görüşmede Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya’ya; Başkanvekilleri Basri Bağcı ve İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi Üyeleri Rıdvan Güleç, Recai Akyel, Yıldız Seferinoğlu, Selahaddin Menteş, Muhterem İnce, Yılmaz Akçil ve Genel Sekreter Murat Azaklı ile diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyeleri Engin Yıldırım ve Recai Akyel ile de bir araya gelen Türkmenistan’ın farklı yargı çevrelerinde görev yapan hâkimlerin de bulunduğu Başkanvekili Toynazar Hudaynazarov başkanlığındaki heyet, aile mahkemelerinin görev alanına giren konulara ilişkin düzenlenen eğitim programına katıldı. Program çerçevesinde Anayasa Mahkemesi raportörleri, Yargıtay tetkik hâkimleri, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ve Ankara Adliyesi hâkimleri tarafından evlilik, boşanma, nafaka, velayet, aile konutu ve mal paylaşımı gibi konularda sunumlar gerçekleştirildi.</p>

<p>Program kapsamında Anayasa Mahkemesinin yapısı ve çalışma usulleri hakkında da bilgi edinen heyet ayrıca Türkiye Adalet Akademisi ve Ankara Batı Adliyesine de ziyaretlerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10372/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10373/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10374/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10375/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-turkmenistan-yuksek-mahkemesi-heyetini-kabul-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1-3-3.jpg" type="image/jpeg" length="22464"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KTO - Karatay Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Diller Bölümü Hazırlık Programları Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kto-karatay-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-diller-bolumu-hazirlik-programlari-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kto-karatay-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-diller-bolumu-hazirlik-programlari-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTO - Karatay Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Diller Bölümü Hazırlık Programları Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 12 Haziran 2026 Tarihli ve 33278 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>KTO - Karatay Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KTO - KARATAY ÜNİVERSİTESİ YABANCI DİLLER YÜKSEKOKULU YABANCI DİLLER BÖLÜMÜ HAZIRLIK PROGRAMLARI EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; KTO - Karatay Üniversitesinin fakülte ve yüksekokullarında yabancı dil hazırlık eğitimi gerektiren bölüm/programlar ile isteğe bağlı hazırlık eğitimi almak isteyen öğrenciler için yürütülen yabancı dil eğitim-öğretimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; KTO - Karatay Üniversitesinin fakülte ve yüksekokullarında yabancı dil hazırlık eğitimi gerektiren bölüm/programlar ile isteğe bağlı hazırlık eğitimi almak isteyen öğrenciler için hazırlık programında yürütülen yabancı dil eğitim-öğretim ve sınavlarına ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü, 44 üncü ve 49 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Ara sınav: Modül süreci içinde uygulanan öğrencinin gelişimini tespit etmeyi hedefleyen sınavı,</p>

<p>b) Dil yeterlik sınavı: İngilizce hazırlık programı sonunda uygulanan, toplam geçme notunun %30’unu oluşturan ve devamsızlık sınırını aşmayan öğrencilerin 100 tam puan üzerinden en az 50 puan alma şartı arandığı sınavı,</p>

<p>c) e-TEP: Elektronik İngilizce Yeterlik (Electronic-Test of English Proficiency) Sınavını,</p>

<p>ç) E-YDS: Elektronik Yabancı Dil Sınavını,</p>

<p>d) Genel başarı notu: Öğrencinin eğitim aldığı seviyelerin ağırlıklı puanları ile dil yeterlik sınavı notunun ağırlıklı puanının toplanmasıyla hesaplanan ve İngilizce hazırlık programının başarıyla tamamlanıp tamamlanmadığını belirleyen nihai notu,</p>

<p>e) Kısa sınav: Modül süreci içinde uygulanan, alan ve beceri kapsamı dar olan gelişme sınavını,</p>

<p>f) Modül: İngilizce hazırlık programı eğitiminin verildiği her biri sekiz haftalık süreci,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>g) Modül sonu sınavı: Modülü kapsayan alan ve becerileri ölçen, modülün sonunda yapılan sınavı,</p>

<p>ğ) Mütevelli Heyet: KTO - Karatay Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>h) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>ı) Rektör: KTO - Karatay Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>i) Seviye tespit sınavı: Dil beceri ve alanlarında; muafiyet, öğrencileri sınıflama, seviyelere ayırma, başarı sıralaması oluşturma, beceri tespiti ve benzeri gayelerle yapılan sınavı,</p>

<p>j) Üniversite: KTO - Karatay Üniversitesini,</p>

<p>k) YDS: Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını,</p>

<p>l) YÖKDİL: Yükseköğretim Kurumları Yabancı Dil Sınavını,</p>

<p>m) Yüksekokul: KTO - Karatay Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>İngilizce Hazırlık Programı</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) İngilizce hazırlık programı ve isteğe bağlı hazırlık programı eğitim-öğretiminin amacı, öğrencilerin yabancı dilde okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirmenin yanında kelime dağarcığı, dil bilgisi ve telaffuz alanlarını ilerleterek akademik seviyede bilgi ve becerilerini kullanmalarını sağlamaktır.</p>

<p>(2) Dil eğitimi, Avrupa Ortak Dil Çerçevesine (CEFR) göre yapılır ve seviye tespit sınavı sonuçlarına göre aşağıdaki üç seviyeden başlar:</p>

<p>a) A1 (Başlangıç Seviyesi).</p>

<p>b) A2 (Temel Seviye).</p>

<p>c) B1 (Orta Seviye).</p>

<p>(3) İngilizce hazırlık programı eğitiminin süresi bir akademik yıldır ve bir akademik yıl sekiz haftalık dört modülden oluşur.</p>

<p>(4) Yüksekokul, Avrupa Ortak Dil Çerçevesince belirlenen B2 (Üst) seviyesini, İngilizce hazırlık programını bitirme aşaması olarak kabul eder.</p>

<p>(5) Zorunlu İngilizce hazırlık programına kayıtlı öğrenciler, dönem başında seviye tespit sınavına tâbi tutulurlar. Seviye tespit sınavı sonucuna göre elde edilen puanların seviye karşılıkları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir:</p>

<p>Puan Aralığı 0-35 36-60 61-79 80-100</p>

<p>Seviye A1 A2 B1 B2</p>

<p>(6) Beşinci fıkradaki tabloya göre 80 ve üzeri puan alarak B2 seviyesine ulaşan öğrenciler İngilizce hazırlık programından muaf sayılır ve eğitimlerine bağlı oldukları lisans programında devam ederler. Diğer öğrenciler ise puanlarına karşılık gelen seviye sınıflarına yerleştirilirler.</p>

<p>(7) Not ve/veya devamsızlık sebebi ile devam etmekte olduğu modülde başarısız olan öğrenciler ilgili seviyeyi tekrar eder.</p>

<p>(8) B2 seviyesini başarı ile tamamlayıp sonrasında yapılan dil yeterlik sınavını başarı ile geçen öğrenciler, hazırlık programlarını tamamlamış sayılır ve izleyen akademik dönemde lisans programına devam eder.</p>

<p>(9) Seviye tespit sınavı sonucuna göre B1 seviyesinden eğitime başlayan öğrenciler B1 ve B2 seviyelerine on altı haftalık tek bir modül olarak devam ederler. Güz dönemi sonunda uygulanan dil yeterlik sınavından başarılı oldukları takdirde İngilizce hazırlık programı eğitimini başarı ile tamamlamış olur ve bahar döneminden itibaren eğitimlerine bağlı oldukları bölümde devam ederler. Bu sınavdan başarısız olan öğrenciler bahar döneminde B1 ve B2 seviyelerini on altı haftalık program olarak tekrar ederler.</p>

<p>(10) Zorunlu hazırlık programı azamî iki akademik yılda tamamlanmak zorundadır. İkinci yılın sonunda başarısız olan öğrencilerin Yüksekokul ile ilişiği kesilir ve bu öğrenciler başvurmaları halinde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca Türkçe öğretim yapan programlara yerleştirilir.</p>

<p>(11) Akademik yıl içinde yatay geçiş veya merkezî yerleştirme ile eğitim dili yabancı dil olan programlara kayıt yaptıran öğrenciler seviye tespit sınavına girmek zorundadır.</p>

<p>(12) Eğitim dili Türkçe olan programlara kayıt yaptıran öğrenciler talepleri doğrultusunda İngilizce hazırlık programına dahil olabilir.</p>

<p>(13) İsteğe bağlı hazırlık programına katılmak isteyen öğrenciler, akademik yıl başında yapılan seviye tespit sınavından en az yedi iş günü önce Yüksekokul Müdürlüğüne başvurur.</p>

<p>(14) İsteğe bağlı hazırlık programının süresi azamî bir akademik yıldır. Bu süre öğrencilerin kayıtlı oldukları programın öğretim süresinden sayılmaz.</p>

<p>(15) İsteğe bağlı hazırlık programına dahil olan öğrenciler, İngilizce hazırlık programı başlangıcını takiben ikinci haftanın sonuna kadar ve güz dönemi sonunda Yüksekokula başvurarak hazırlık programından feragat edebilir ve bahar döneminde kayıtlı oldukları programda eğitimine devam edebilirler. İlgili tarihler sonrasında yapılan başvurular değerlendirmeye alınmaz ve öğrenciler İngilizce hazırlık programına devam ederler.</p>

<p>(16) İsteğe bağlı hazırlık programına kayıtlı olan öğrenciler başarılı veya başarısız olmalarına bakılmaksızın bir akademik yılın sonunda kayıt yaptırdıkları programlara geçiş yapar. Talep üzerine, başarılı olanlara belge düzenlenir.</p>

<p>(17) İsteğe bağlı hazırlık programına dahil olan öğrenciler dönem başında seviye tespit sınavına tabi tutulurlar. Sınav sonuçlarına göre uygun olan seviyeye yerleştirilirler.</p>

<p><strong>Başarı notu ve dil beceri seviyeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Öğrencinin, İngilizce hazırlık programını başarıyla tamamlayabilmesi için hem eğitim aldığı her bir seviyeyi ayrı ayrı geçmesi hem de yıl sonundaki genel başarı notunun yeterli olması gerekir. Bir seviyenin başarıyla tamamlanmış sayılabilmesi için o seviyeye ait puan ortalamasının 100 tam puan üzerinden en az 60 olması şarttır; bu ortalamayı sağlayamayan öğrenciler ilgili seviyede başarısız sayılır ve o seviyeyi tekrar ederler. İngilizce hazırlık programının tümünden başarılı sayılmak için ise öğrencinin eğitim aldığı seviyelerin ağırlıklı puanları ile dil yeterlik sınavı notunun ağırlıklı puanı toplanarak hesaplanan genel başarı notunun 100 tam puan üzerinden en az 60 olması zorunludur. Genel başarı notunun hesaplanmasında kullanılacak ağırlık yüzdeleri, öğrencinin eğitime başladığı seviyeye göre aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) A1 ve A2 seviyelerinden eğitime başlayan öğrenciler için;</p>

<p>Modül 1 Modül 2 Modül 3 Modül 4 Dil yeterlik sınavı Toplam</p>

<p>%17,5 %17,5 %17,5 %17,5 %30 %100</p>

<p>b) B1 seviyesinden eğitime başlayan öğrenciler için;</p>

<p>Modül 1 Modül 2 Dil yeterlik sınavı Toplam</p>

<p>%25 %25 %50 %100</p>

<p>(2) Devamsızlık nedeniyle başarısız olan öğrenciler, dil yeterlik sınavına katılamazlar.</p>

<p>(3) Modül notunu belirleyen ara sınav, kısa sınav, modül sonu sınavı, proje, ödev ve sınıf içi değerlendirme ölçme araçlarından hangilerinin kullanılacağına ve bunların ağırlıklarına Yüksekokul Yönetim Kurulu karar verir ve akademik yılın başında duyurur.</p>

<p><strong>Ölçme ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) İngilizce hazırlık programında; dil yeterlik sınavı, seviye tespit sınavı, ara sınav, kısa sınav, modül sonu sınavı uygulanır. Bu sınavlar yazılı, sözlü, işitsel veya hem yazılı hem sözlü hem de işitsel olarak uygulanabilir.</p>

<p>(2) Anılan ölçme araçlarının adedi, zamanı, kapsamı ve tatbik yöntemi ile ölçme ve değerlendirme sürecine dâhil edilecek sınav ve yöntemler Yüksekokul Yönetim Kurulu tarafından belirlenir ve dönem başında ilan edilir.</p>

<p><strong>Yaz okulu eğitimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yüksekokul Yönetim Kurulunun talebi ve Mütevelli Heyetin uygun bulması halinde, İngilizce hazırlık programını başarıyla tamamlayamayan öğrencilerin başvuru yapması halinde, yaz aylarında yoğun İngilizce hazırlık programı uygulanabilir.</p>

<p>(2) Yaz okulu azamî süre içerisinde değerlendirilmez.</p>

<p>(3) Yaz okulu sonunda yapılan dil yeterlik sınavına sadece yaz okulu eğitimine kayıtlı öğrenciler katılabilir. Bu sınavda 100 tam puan üzerinden 60 ve üzeri puan alan öğrenciler İngilizce hazırlık programını başarı ile tamamlamış addedilir. Başarısız öğrenciler, ertesi akademik yıl başında yapılacak seviye tespit sınavına katılabilir.</p>

<p>(4) Azamî süresini tamamlamış olan öğrenciler ilgili akademik yılın sonunda açılacak olan yaz okuluna başvurabilirler.</p>

<p>(5) Yaz okulu eğitiminde yapılan derslerin en az %80’ine katılmak mecburidir.</p>

<p>(6) Yaz okulu eğitimi ücretleri Mütevelli Heyet tarafından belirlenir. Yaz okulunda sınıf oluşabilmesi için gerekli asgari öğrenci sayısına Rektörlük tarafından karar verilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Arapça Hazırlık Programı</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Arapça hazırlık programı eğitim-öğretiminin amacı, öğrencilerin yabancı dilde okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirmenin yanında kelime dağarcığı, dil bilgisi ve telaffuz alanlarını ilerleterek akademik seviyede bilgi ve becerilerini kullanmalarını sağlamaktır.</p>

<p>(2) Arapça hazırlık programı eğitim süresi bir akademik yıldır.</p>

<p>(3) Dönem başında yapılan seviye tespit sınavından başarısız olan öğrenciler temel seviyeden eğitime başlar.</p>

<p>(4) Zorunlu hazırlık programı azamî iki akademik yılda tamamlanmak zorundadır. İkinci yılın sonunda başarısız olan öğrencilerin Yüksekokul ile ilişiği kesilir ve bu öğrenciler başvurmaları hâlinde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca Türkçe öğretim yapan programlara yerleştirilir.</p>

<p><strong>Başarı notu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Arapça hazırlık programı başarı notu 100 tam puan üzerinden en az 60’tır.</p>

<p>(2) Devamsızlık nedeniyle Arapça hazırlık programında başarısız olan öğrenciler, dil yeterlik sınavına giremezler.</p>

<p>(3) Dönem notunu belirleyen ara sınav, proje, ödev ve sınıf içi değerlendirme ölçme araçlarından hangilerinin kullanılacağına ve bunların ağırlıklarına Yüksekokul Yönetim Kurulu karar verir ve akademik yılın başında duyurur.</p>

<p><strong>Ölçme ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Arapça hazırlık programında; dil yeterlik sınavı, ara sınav, kısa sınav, seviye tespit sınavı uygulanır. Bu sınavlar yazılı, sözlü, işitsel veya hem yazılı hem sözlü hem de işitsel olarak uygulanabilir.</p>

<p>(2) Anılan ölçme araçlarının adedi, zamanı, kapsamı ve tatbik yöntemi ile ölçme ve değerlendirme sürecine dâhil edilecek sınav ve yöntemler Yüksekokul Yönetim Kurulu tarafından belirlenir ve dönem başında ilan edilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Muafiyet, Sınav Sonucuna İtiraz, Devam Durumu ve Mazeret Sınavı</p>

<p><strong>Muafiyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Aşağıdaki şartları sağlayan öğrenciler durumlarını belgelemek şartıyla zorunlu hazırlık programından muaf olur:</p>

<p>a) ÖSYM’nin eşdeğerliğini kabul ettiği ulusal ve uluslararası yabancı dil sınavlarına ait başarı belgesine sahip olmak.</p>

<p>b) Son iki yıl içerisinde ÖSYM’nin düzenlediği e-YDS/YDS’den 70, YÖKDİL sınavından 75 puan veya e-TEP sınavından 77,50 puan almak.</p>

<p>c) İngilizce hazırlık programı için ÖSYM tarafından yayımlanan Yabancı Dil Eşdeğerlikleri Tablosunda belirtilmek şartı ile son iki yılda TOEFL iBT 84, Cambridge CAE (B), PTE Akademik 71 puan ve üzeri almak.</p>

<p>ç) Son üç akademik yılda Üniversite veya başka bir üniversitede kazanılan bölümün eğitim alacağı yabancı dilinde hazırlık sınıfından muaf olmak yahut başarı belgesine sahip olmak.</p>

<p>d) Son üç akademik yılda resmî dili veya eğitim dili kaydolunan programın yabancı diliyle aynı olan bir ülke/kurumda lise eğitimini veya yükseköğrenimini yapmak.</p>

<p><strong>Sınav sonucuna itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Öğrencinin sınav sonucuna itiraz etme hakkı vardır. Sınav sonuçlarının ilanını takip eden beş iş günü içinde Yüksekokul Sekreterliğine dilekçe ile itiraz başvurusunda bulunulur. Kurulacak komisyon sınavda maddi hata olup olmadığını tetkik eder ve komisyonun kararı nihaidir.</p>

<p>(2) Çoktan seçmeli sınavlarda öğrencinin optik cevap kâğıdı kodlaması esnasında yaptığı hatalara dair itirazlar kabul edilmez.</p>

<p><strong>Devam durumu</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Yabancı dil hazırlık programlarında derse devam zorunludur. Öğrenciler derslerin en az %80’ine katılmakla yükümlüdür. İngilizce hazırlık programı ve isteğe bağlı yabancı dil hazırlık programı devam ve devamsızlık süreleri modül bazlı, Arapça hazırlık programı devam ve devamsızlık süreleri bir eğitim-öğretim yılı üzerinden değerlendirilir. Yabancı dil hazırlık programını başarısızlık nedeniyle tekrar eden öğrencilerin devam zorunluluğu yeni kayıt yaptırmış öğrenciler ile aynıdır. Devamsızlık ile ilgili uygulanacak hususlara akademik yıl başında Yüksekokul Yönetim Kurulu karar verir.</p>

<p>(2) Derse devam öğretim elemanı tarafından öğrenci bilgi sistemine kaydedilir ve bu kayıt esas alınır.</p>

<p>(3) İngilizce hazırlık programı ve isteğe bağlı yabancı dil hazırlık programı devamsızlık sınırını, sağlık dahil herhangi bir nedenle aşan öğrenciler ilgili modülden başarısız sayılır ve modülü tekrar ederler.</p>

<p>(4) Arapça hazırlık programı devamsızlık sınırını, sağlık dahil herhangi bir nedenle aşan öğrenciler devamsızlık nedeniyle başarısız olmuş sayılır.</p>

<p>(5) Rektörlüğün onayı ile Üniversiteyi veya ülkesini temsilen toplantı, spor, sanat ve benzeri faaliyetlere katılan öğrencilerin bu faaliyet günlerinde ilgili öğrenciler izinli sayılır. Ancak uygulamalı derslerde program yeterlilikleri için gerekli şartların sağlanması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Mazeret sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Yüksekokul Yönetim Kurulunca kabul edilen geçerli mazeretleri nedeniyle tanımlanan sınavlara giremeyen öğrencilere, mazeretlerini belgelemek ve sınavların sona erdiği tarihten itibaren üç gün içerisinde yazılı olarak başvurmak kaydıyla Yüksekokul Yönetim Kurulu kararı ile mazeret sınavı hakkı verilir.</p>

<p>(2) Mazeret olarak sağlık nedenlerinin gösterilmesi ve bu durumun sağlık raporu ile belgelendirilmesi hâlinde, sağlık raporunun kapsadığı tarihler içinde öğrencinin girdiği sınavlar geçersizdir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, 23/3/2016 tarihli ve 29662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Öğretimi ve Yabancı Dille Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara İlişkin Yönetmelik ile 29/8/2022 tarihli ve 31938 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan KTO - Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 31/8/2023 tarihli ve 32295 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan KTO-Karatay Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Hazırlık Sınıfı Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başında yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini KTO - Karatay Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kto-karatay-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-diller-bolumu-hazirlik-programlari-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="35941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29124"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79032"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="55516"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="32844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="28886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="63589"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="66143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="14377"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="10302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="26851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="38189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="40762"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
