<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 17:22:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/23594 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202423594-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202423594-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2024/23594 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>V.T.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/23594)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Tuğba YILDIZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Cihan SÖYLEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından tazminata hükmedilmemesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucular 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında oluşan zararlarının tazmini talebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Zarar Tespit Komisyonu) muhtelif tarihlerde (bkz. ekli liste (E) sütunu) başvurmuştur. Taleplerinin zımnen reddi üzerine Elâzığ İdare Mahkemelerinde iptal davası açmış (tarihler için bkz. ekli liste (F) sütunu) ve yargılama süreçleri Danıştay Onuncu Dairesinin temyiz onama kararlarıyla (tarihler için bkz. ekli liste (E) sütunu) sona ermiştir. Başvurucular, yargılamanın uzun sürdüğü şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.</p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'la kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) başvurmaları gerektiğinden birleştirilen başvuruların tamamını kabul edilemez bulmuştur.</p>

<p>4. Bunun üzerine başvurucular, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin hak ettikleri tazminatlarının yasal faiziyle ödenmesi istemiyle muhtelif tarihlerde Tazminat Komisyonuna başvurmuştur. Tazminat Komisyonu değişik tarihlerde verdiği kararlarda başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Tazminat Komisyonu başvurucuların Zarar Tespit Komisyonuna başvuru tarihleri ile nihai olarak verilen temyiz kararları arasında geçen zamanın ortalama yedi buçuk yıl sürdüğünü ve bu sürecin makul olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>5. Başvurucular, karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucular itiraz dilekçelerinde idari yargı sürecinin uzun sürdüğünü, Anayasa Mahkemesine yapılan emsal başvurularda ihlal kararları verildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>6. Bölge İdare Mahkemesi, başvurucuların itirazının reddine hükmetmiş; karar gerekçesinde 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan bireysel başvurulara ilişkin emsal kararlar dikkate alındığında yedi buçuk yıllık sürecin makul ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygun olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>7. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan dosyaların konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2024/23594 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmesine ve incelemenin 2024/23594 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucular, yargılama sürecinin uzun sürdüğünü, Tazminat Komisyonunca tazminata hükmedilmemesinin Anayasa Mahkemesinin emsal kararlarına aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, Bölge İdare Mahkemesinin gerekçelerinin tarafların delilleri ve ilgili hukuk kurallarının yorumuna ilişkin olup açıkça keyfî olduğunun veya bariz bir takdir hatası içerdiğinin söylenemeyeceği, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>11. Başvuru konusu olayda temel mesele, başvurucuların taraf oldukları davaların makul sürede tamamlanmaması olduğundan başvuruya konu şikâyetlerin makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>12. Makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiasıyla 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan ve bu tarihten sonra makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan başvurular yönünden bir kanun yolu oluşturulmuş olup eldeki başvuruda inceleme söz konusu kanun yolu olan Tazminat Komisyonu kararları ve bu karara karşı itirazı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi kararlarına ilişkin olacaktır.</p>

<p>13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>14. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (<i>Y.T.</i> [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; <i>Murat Haliç </i>[1. B.], B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).</p>

<p>15. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (<i>İlhan Gökhan</i> [2. B.], B. No: 2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).</p>

<p>16. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda Tazminat Komisyonu ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde Tazminat Komisyonu ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (<i>Sabri Çetin</i> [1. B.], B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; <i>Mahmut Can Arslan</i> [2. B.], B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68;<i> Mehmet Gürgen</i> [1. B.], B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66;<i> Celal Demir</i> [1. B.], B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (<i>İsmet Kaya</i> [1. B.], B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).</p>

<p>17. Olayda başvurucuların şikâyetlerinin yargılama sürecine ilişkin olması ve Tazminat Komisyonunda kısa sürede başvuruların sonuçlandırılmış olması dikkate alındığında başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının 5233 sayılı Kanun kapsamında Anayasa Mahkemesince oluşturulan ilkelere göre değil Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikâyetlerde uyguladığı genel ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>18. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih, sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (<i>Selahattin Akyıl </i>[2. B.], B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47). Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (<i>Selahattin Akyıl</i>, § 41).</p>

<p>19. İncelenen olayda anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar ile davaların niteliği ve uyuşmazlığın türü dikkate alındığında başvurucuların taraf olduğu söz konusu idari davalara ilişkin yargılama sürelerinin -Zarar Tespit Komisyonunda geçen süre hariç yargılamaların yedi yıla yakın sürdüğü görüldüğünden- makul olmadığı tartışmasızdır.</p>

<p>20. Uyuşmazlıkların niteliği, taraf sayısı, yargılamanın süresi gözönünde bulundurulduğunda makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilen başvurucular için Tazminat Komisyonunun, sadece Zarar Tespit Komisyonuna başvuru tarihi ve yargılamanın bitiş tarihi arasındaki süreci dikkate alarak yargılama süreçlerini makul görmesi katı ve şekilci bir yorum olarak değerlendirilmiştir. Bu durumda Tazminat Komisyonunun anılan değerlendirmesi nedeniyle başvurucuların makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>22. Başvurucular, ihlalin tespiti ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Başvuruda tespit edilen makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. İhlalin giderilmesi için kararın Tazminat Komisyonu kararlarının nihai denetimini yapan Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği Bölge İdare Mahkemesince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>24. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (ekli listenin (D) sütununda esas numaraları belirtilen) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202423594-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="91425"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/101601 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023101601-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023101601-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2023/101601 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.P.</strong> <strong>V</strong><strong>E</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/101601)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer Faruk NURSAÇAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; haksız yakalama ve gözaltına alma işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresi içinde muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>3. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan bireysel başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2023/101601 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine, incelemenin 2023/101601 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.</p>

<p>4. Komisyon ayrıca ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A</strong><strong>. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İ</strong><strong>hlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>5. Başvurucular, haklarında mahkemelerce verilen beraat kararı veya Cumhuriyet başsavcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar sonrası ceza muhakemesi sürecinde uygulanan gözaltı ve/veya tutuklama şeklindeki haksız koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurunun kabul edilebilirlik kriterlerini karşılayıp karşılamadığının incelenmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuş; başvuru formundaki iddiaları tekrarlamıştır.</p>

<p>6. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi <i>Gülseren Çıtak</i> ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketilmiş kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle; yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme, tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (<i>Gülseren Çıtak</i>, §§ 36-38).</p>

<p>8. Somut başvuruda da ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemeler tarafından ihlal tespiti yapılmış ve bir miktar manevi tazminata hükmedilmiş olmakla başvuruda yapılacak inceleme hükmedilen tazminat miktarlarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (<i>M.E. </i>[2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 47).</p>

<p>9. Ağır ceza mahkemelerinin tazminat için somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından düşük olması tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerekir (<i>M.E.</i>, § 48).</p>

<p>10. Bunun yanında manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır (<i>Siyami Hıdıroğlu</i> [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35).</p>

<p>11. Maddi zarar, zarara uğrayanın hâlen mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiilî azalma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir. Öte yandan ihlal ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması, illiyet bağının belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata hükmedilmeyecektir. Hükmedilecek tazminat miktarının her zaman maddi zarara eşit olması gerekmez. Başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilmesi de yeterli olabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (<i>O.O.</i> <i>ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2021/64808, 23/10/2024, § 11).</p>

<p>12. Somut olayda ağır ceza mahkemelerinin yaptığı değerlendirmeler sonucunda bazı başvurucuların maddi tazminat taleplerini reddetmesinin keyfî olduğu, açık ve bariz takdir hatası içerdiği söylenemeyecektir. Bazı başvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının ise incelenen olayın koşullarında orantısız olmadığı görülmektedir.</p>

<p>13. Mahkemelerce hükmedilen manevi tazminat miktarının ise Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine hükmettiği ya da hükmedebileceği tazminat miktarına göre düşük olduğu sonucuna varılmıştır (Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmedeceği tazminat miktarları için bkz. aşağıdaki tablo).</p>

<p>14. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>15. Bazı başvurucular ayrıca tazminat davalarının uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 12/3/2024 tarihinde yürürlüğe giren 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>17. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>18. Başvuruculardan bir kısmı, yukarıda belirtilen hakların yanı sıra Anayasa'da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddiaları Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yetkisine girdiği ölçüde ve sunulan belgeler çerçevesinde değerlendirildiğinde temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da düzenlenen diğer kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının<i> kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>20. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihi, şayet manevi tazminat miktarı bölge adliye mahkemesi kararıyla değiştirilmişse istinaf mahkemesinin karar tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine vereceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılarak uygun tazminatın belirlenmesi gerekir (bkz. aşağıdaki tablo). Karar tarihi itibarıyla hükmedilecek tazminatın hesabında tedbir/dava tarihinden karar tarihine kadar işleyecek yasal faiz de dikkate alınabilir.</p>

<p>22. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddi ile kararın yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen Mahkemelere gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kamuya açık belgelerde talep eden başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen vekâlet ücreti ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>2016 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>-Bir gün gözaltı için asgari 300 TL</p>

   <p>-Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 15.000 TL, Ortalama: 40.000, Azami: 100.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2017 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 360 TL</p>

   <p>- Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 18.000 TL, Ortalama: 48.000 TL, Azami: 120.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2018 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 400 TL</p>

   <p>- Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 20.000 TL, Ortalama: 54.000 TL, Azami: 135.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2019 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 600 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 29.700 TL, Ortalama: 79.200 TL, Azami: 198.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2020-2021 yılları için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 600 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 30.000 TL, Ortalama: 80.000 TL, Azami: 200.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2022 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 1.350 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 67.500 TL, Ortalama: 180.000 TL, Azami: 450.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2023 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 1.800 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 90.000 TL, Ortalama: 240.000 TL, Azami: 600.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2024 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 2.970 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 148.500 TL, Ortalama: 396.000 TL, Azami: 990.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2025 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 3.330 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 166.500 TL, Ortalama: 444.000 TL, Azami: 1.110.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023101601-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="72033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2019/7900 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20197900-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20197900-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/4/2026 tarihli ve 2019/7900 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2019/7900)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler de bulunmaktadır.</p>

<p>2. Afyonkarahisar Halk Sağlığı Müdürlüğünde sağlık memuru olarak görev yapan başvurucunun hakkında Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Soruşturma işlemleri kapsamında başvurucuya ait yurt dışı giriş çıkış, otel konaklama, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çalışma kayıtları, sendika üyelik bilgileri, banka hesap hareketleri ile başvurucunun ByLock kullanıcısı olup olmadığı araştırılmıştır.</p>

<p>4. Yazı cevapları doğrultusunda başvurucunun 18/7/2016 tarihine kadar 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Ufuk Sağlık Görevlileri Sendikası (UFUK SAĞLIK-SEN) üyeliğinin bulunduğu, Asya Katılım Bankası A.Ş.ye (Bank Asya) ait hesabında 7/1/2014-19/3/2014 tarihleri arasında 40.150 euro artış yaptığı tespit edilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğü tarafından başvurucuya ait konaklama kayıtları doğrultusunda hazırlanan raporda ise başvurucunun 16/3/2012-7/3/2014 tarihleri arasında K. Termal Otel ve İ. Termal Otelde örgütün Afyonkarahisar il ve ilçe imamlarıyla birlikte konakladığına dair toplam 12 kaydın bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 11/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Kolluk görevlilerince müdafi huzurunda ifadesi alınan başvurucu; Bank Asya hesabını yurt dışında yaşayan dayısının yatırım amacıyla kendisine gönderdiği paralar için kullandığını, bu Bankayı havale ücreti alınmadığı için tercih ettiğini, mesleği nedeniyle UFUK SAĞLIK-SEN üyesi olduğunu, 2005 yılında dinî amaçlı sohbet toplantılarına katılmaya başladığını ve 2012 yılında K. Termal Otelde yapılan toplantıya ailesiyle birlikte tatil yapmak amacıyla katıldığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca İ. Termal Otelde yapılan toplantıya da katıldığını ve yurt dışı seyahatlerini gezi amaçlı yaptığını belirtmiştir. Sulh ceza hâkimliğindeki sorgusunda da benzer yönde ifade veren başvurucu anılan suçtan 15/8/2016 tarihinde tutuklanmıştır.</p>

<p>6. Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından başvurucuya ait ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Ayrıca 29/3/2017 tarihli yazı cevabında ise başvurucunun hakkında benzer suçtan işlem yapılan kişilerle 24/1/2013 ve 29/1/2014 tarihlerinde yurt dışı giriş çıkış kaydının olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>7. Başsavcılık tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 1/6/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede özetle başvurucunun UFUK SAĞLIK-SEN üyesi olduğu, örgütle irtibatlı ve iltisaklı nitelikte yurda giriş ve çıkışının bulunduğu ve Bank Asyada katılım hesabı açmak suretiyle hesabında artış gerçekleştirdiği açıklanmıştır. Başvurucunun çocuklarının örgüte ait okullarda eğitim gördüğü ve eşinin de örgütle irtibatlı kurumda çalıştığı belirtildikten sonra örgütün il ve ilçe yapılanmasında görevli kişilerle 12 konaklama kaydının tespit edildiği belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.</p>

<p>8. İddianamenin kabulüyle açılan dava Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 9/6/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır.</p>

<p>9. Yargılama iki celsede tamamlanmıştır. Birinci celsede müdafi huzurunda savunmasını yapan başvurucu; sağlık memuru olarak çalışırken görevinden ihraç edildiğini, UFUK SAĞLIK-SEN'in örgütle irtibatını bilmediğini, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden hemen sonra sendikadan istifa ettiğini, 2012-2014 yılları arasında imkânlarından faydalanmak amacıyla ailesiyle otelde bulunduğunu ancak toplantılara katılmadığını, sadece bir defa yurt dışı eğitimi ve sağlık mesleğiyle ilgili toplantıya katılmak amacıyla ailesiyle birlikte K. Termal Oteldeki toplantıya katıldığını, diğer toplantılara katılmadığını, aynı dönemlerde otelde bulunan örgüt üyeleriyle ilgili bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Bank Asya hesabını yurt dışında bulunan akrabasıyla yapacakları yatırımlar için kullandığını beyan eden başvurucu, örgüt liderinin talimatıyla işlem yapmadığını belirtmiştir.</p>

<p>10. Aynı celsede Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkında mütalaa verilmiştir. Mütalaada, başvurucunun Bank Asya hesabındaki artış miktarı ve örgütle irtibatlı kişilerle birlikte yaptığı otel konaklamasına dair kayıtlar gözetilerek atılı suçtan cezalandırılması talep edilmiştir. Mahkeme savunmasını hazırlaması için başvurucuya süre verilmesi amacıyla celseyi ertelemiştir. Celse arasında yazılı savunmasını sunan başvurucu sendika üyeliğinin yasal bir hak olduğunu, sendikanın örgütsel bağlantısından bilgisinin olmadığını, Bank Asya hesabını yatırım amacıyla kullandığını ve ByLock kullanıcısı olmamasının örgütsel bağının bulunmadığını gösterdiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Mahkemece başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinde; başvurucunun örgütle iltisakı nedeniyle kapatılmasına karar verilen UFUK SAĞLIK-SEN üyeliğinin bulunmasına, Bank Asya katılım hesabında 19/3/2014 tarihinde 40.150 euro artış olmasına, örgütün il ve ilçe imamlarıyla birlikte 16/3/2012-7/3/2014 tarihleri arasında 12 otel konaklama kaydının bulunmasına, çocuklarının örgüte ait kolejde eğitim görmesine ve eşinin örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan kurumda çalışma kaydının bulunmasına dayanılmıştır. Ayrıca başvurucunun örgüte finans ve eleman sağlamak amacıyla il ve ilçe imamlarının da katıldığı otel toplantılarına 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra katılmış olmasına vurgu yapılmıştır. Son olarak başvurucunun eylemlerindeki çeşitlilik ve yoğunluk ile örgütün il yapılanmasındaki konumu nedeniyle alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ceza tayin edildiği açıklanmıştır.</p>

<p>12. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- Bank Asya hesap hareketlerinin incelenmediğini, otel kaydıyla ilişkilendirilen toplantılara katılmadığını ve delillerin örgütle ilişkilendirilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu sunduğu ek istinaf dilekçesinde HTS kayıtlarının araştırılmasını ve isimlerini verdiği tanıkların dinlenmesini de talep etmiştir.</p>

<p>13. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) tarafından duruşmalı inceleme neticesinde verilen 16/1/2018 tarihli kararla, Mahkemenin alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin somut delillerle uyuşmadığı belirtilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>14. İstinaf Dairesi başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini sabit kabul ederek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. İstinaf Dairesinin gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"...</i><i>Dosya içerisinde tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanık H.K.'nın </i>[başvurucu]<i> sağlık meslek lisesi mezunu olduğu, Afyon Demirçevre sağlık ocağında sağlık memuru olarak görevli iken 2014 yılında Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Hastanesinde geçici görevle kanser kayıt merkezinde görevlendirildiği, 667 sayılı kanun hükmünde kararname ile kapatılmasına karar verilen örgüte müzahir Ufuk Sağlık Sen isimli sendikaya üye olduğu, örgütün finansal kuruluşu olan Bank asya'ya örgüt elebaşının talimatından sonra 07/01/2014 tarihinde 75 günlük 40 bin euro katılım hesabı, 15/01/2014 tarihinde 75 günlük 2 bin euro katılım hesabı açtırdığı, örgütün düzenlediği otel toplantılarına katıldığı, 12 adet otel kaydı bulunduğu, </i></p>

<p><i>-16.03.2012 tarihinde</i> [K.]<i> Termal Otelde FETÖ/PDY Emirdağ ilçe imamı </i>[U.M.]<i>, Şuhut İlçe imamı </i>[İ.B.]<i> ve FETÖ/PDY soruşturmalarında ismi geçen çok sayıda şahısla birlikte, </i></p>

<p><i>-27.09.2013 tarihinde </i>[K.] <i>Termal Otelde Sandıklı ilçe imamı </i>[S.B.]<i> ve FETÖ/PDY soruşturmalarında ismi geçen </i>[M.K.], [B.U.], [M.Ç.], [H.Ü.], [M.Ö.], [R.K.] ve [N.Y.] ile,</p>

<p><i>-10.01.2014 tarihinde </i>[İ.]<i> Otelde FETÖ/PDY Afyonkarahisar imamı </i>[M.K.]<i>, Çay ilçe imamı </i>[H.D.], <i>Bolvadin ilçe imamı </i>[Ü.E.], [M.K.], <i>Emirdağ ilçe imamı </i>[U.M.],</p>

<p><i>-07.03.2014 tarihinde </i>[K.]<i> Termal Otelde FETÖ/PDY Afyonkarahisar il imamı </i>[M.K.]<i> Emirdağ ilçe imamı </i>[U.M.],<i> Bolvadin ilçe imamı</i> [Ü.E.], [M.K.],<i> Sandıklı İlçe imamı </i>[S.B.]<i> ve yine örgüt soruşturmalarında adı geçen birçok kişiyle konaklama kaydının bulunduğunu, bu itibarla otelde ilçe imamları ve diğer örgüt mensuplarıyla birlikte sanığın FETÖ/PDY silahlı örgütünün disiplin ve stratejisi gereği örgütsel bağının artırılması ve örgütün ideolojisinin aşılanması ve örgüte eleman kazandırılması ve finans sağlanması amacıyla örgüt tarafından düzenlenen otel toplantılarına çoğu kez katıldığı ve 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra da katılmaya devam ettiği, yine örgüt tarafından</i> [24/1/2013 ve 29/1/2014 tarihlerinde] <i>düzenlenen yurt dışı gezisine örgütün imamı olan</i> [Ü.E.]<i> ile birlikte katıldığı, sanığın eylem ve faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk durumu dikkate alındığında sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği açıktır."</i></p>

<p>15. Başvurucu; İstinaf Dairesinin kararına yönelik sunduğu temyiz dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- istinaf aşamasında sunulan delillerin toplanmadığını, örgüt içindeki konum ve hiyerarşik ilişkisinin açıklanmadığını, sendika üyeliğinin yasal bir hak olduğunu, hesap hareketlerinin hatalı değerlendirildiğini ve örgüt üyeliği suçunun oluşmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi, İstinaf Dairesi kararını 20/12/2018 tarihinde onamıştır.</p>

<p>16. Başvurucu, nihai kararı 13/2/2019 tarihinde öğrendikten sonra 7/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>17. Komisyon adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri, tanık dinletme ve sorgulama hakkı, örgütlenme özgürlüğü ile suçta ve cezada kanunilik ilkesi dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna ve anılan şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>18. Başvurucu; sendika üyeliği, Bank Asya hesabına para yatırma, otel konaklama kayıtları ve çocuğunu özel okula gönderme şeklindeki bilgi ve belgelerin hangi gerekçelerle mahkûmiyet kararında aleyhe değerlendirildiğinin ve örgütsel talimata göre hareket ettiğine ilişkin kabulün hangi delillere dayandırıldığının kararda açıklanmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca suçun unsurlarının oluşmadığını, tanık dinlenmesine ve tahkikatın genişletilmesine yönelik taleplerinin hangi gerekçeyle kabul edilmediğinin de kararda açıklanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının ve olağan kanun yollarının tüketilip tüketilmediğinin incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Diğer taraftan ise dava konusu maddi olay ve olguların, delillerin değerlendirilmesinin, hukuk kurallarının yorumlanmasının ve uygulanmasının, uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun ve kullanılan takdir yetkisinin sebeplerinin makul bir şekilde gerekçelendirildiği açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>20. Başvurucunun şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı bağlamında incelenmiştir.</p>

<p>21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi de dikkate alındığında kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48; Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>23. Somut olayda İstinaf Dairesince, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan mahkûm olmasında dayanılan deliller;</p>

<p>i. Örgütle irtibatlı olması nedeniyle kapatılmasına karar verilen sendikaya üyeliğinin bulunması,</p>

<p>ii. Örgütün finans kurumu olan Bank Asyaya destek olmak amacıyla örgüt liderinin talimatı doğrultusunda 2014 yılında para yatırması,</p>

<p>iii. Örgüte eleman kazandırılması ve finans sağlanması amacıyla örgüt tarafından düzenlenen otel toplantılarına il ve ilçe imamlarıyla birlikte 12 defa katılması ve 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonraki dönemde de katılmaya devam etmesi,</p>

<p>iv. Örgüt tarafından düzenlenen yurt dışı gezilerine örgütün il imamıyla birlikte katılması olarak açıklanmıştır (bkz. § 14).</p>

<p>24. Başvurucu yargılamanın tüm aşamalarında sunmuş olduğu savunmasında Bank Asya hesabını yurt dışında yaşayan akrabasının yatırım ve ev tadilatı yapılması amacıyla kendisine gönderdiği paralar için kullandığını, UFUK SAĞLIK-SEN'in örgütsel bağlantısından bilgisinin olmadığını, otel konaklamalarını ailesiyle birlikte tatil amacıyla gerçekleştirdiğini ve yine yurt dışı çıkışını eğitim almak için yaptığını ileri sürmüştür (bkz. §§ 5, 9).</p>

<p>25. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgütle iltisaklı Bank Asya'ya örgüt liderinin talimatıyla ve terör örgütüne yardım etme kastıyla destek amaçlı para yatırdıklarına ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulunmaması durumunda, mevcut şüphe sanık lehine değerlendirilmektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2022/24737, K.2024/15026; 12/12/2024 tarihli ve E.2022/30656, K.2024/18046; 23/12/2024 tarihli ve E.2022/34231, K.2024/19255 sayılı kararları]. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi ilgili Yargıtay içtihadına da atıf yapmak suretiyle başvurucuların örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını, bankacılık işlemleri yaptıklarını gösterir, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, § 24).</p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019) kararında örgütsel amaçlarla yapıldığını gösteren somut olgular ortaya konulmadığı sürece yalnızca FETÖ/PDY'ye aidiyeti veya örgütle iltisakı, irtibatı belirlenen sivil toplum örgütüne üye olunmasının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulünü mümkün görmemiştir (Mustafa Özterzi, §§ 105, 106; aynı yöndeki değerlendirmeler için ayrıca bkz. Mustafa Açay [1. B.], B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 61; İlker Deniz Yücel [2. B.], B. No: 2017/16589, 28/5/2019, § 86; Murat Aksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 146; mahkûmiyet kararı yönünden benzer değerlendirmeler için ayrıca bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 17, 18, 57).</p>

<p>27. Yargıtay, FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan işlem yapılan kişilerle konaklama kaydının bulunmasını -aynı kişilerle yurt dışına çıkması ve dijital materyallerinde elde edilen diğer delillerin varlığı birlikte gözetildiğinde- sanığın eylemlerinin hiyerarşik yapıya dâhil olup örgütle organik ilişki içinde olduğunu gösterir çeşitlilik, yoğunluluk ve süreklilik göstermediğine karar vermiştir [Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/3/2025 tarihli ve E.2022/2475, K.2025/8472 sayılı kararı].</p>

<p>28. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58). Ancak başvurucunun Bank Asya hesabını yurt dışında yaşayan dayısının yatırım için kendisine gönderdiği paralar için açtığına, UFUK SAĞLIK-SEN'in örgütle irtibatını bilmediğine, mesleğiyle ilgili toplantıya katılmak için ailesiyle birlikte otelde konakladığına ve örgüt imamlarının otelde bulunduğundan haberinin olmadığına dair sübuta, ceza hukukunun temel prensiplerine ve Yargıtay uygulamasına temas eden kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunma ve itirazları hakkında gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak somut değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 14).</p>

<p>29. Başvuru konusu olayda gerekçeli karara bakıldığında başvurucunun sendika üyelik kaydı, birtakım banka verileri, yurt dışı gezisine katılma ile örgütle irtibatlı olduğu belirtilen kişilerle aynı otelde konakladığını gösteren kayıtlar dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarında ve Yargıtay içtihadında yer verilen (bkz. §§ 25-27) ilkelerin herhangi bir şekilde kararda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen başvurucunun örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Diğer taraftan mahkûmiyet kararında örgüt tarafından düzenlenen yurt dışı gezisinde yapılan toplantının ve sendika üyeliğinin örgütsel bir özellik taşıyıp taşımadığı ile başvurucunun diğer birtakım kişilerle aynı otelde ve aynı zamanda konaklamış olmasının başvurucunun örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirilmiş örgütsel faaliyetlerinin varlığını ortaya koyduğunun yeterli gerekçeyle açıklanamadığı da değerlendirilmiştir. Yine temyiz incelemesi sırasında da bu eksiklik telafi edilmemiştir.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Başvuruda, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun örgütlenme özgürlüğü, suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri bakımından kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>32. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 1.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>35. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine (E.2017/3066, K.2018/140) iletilmek üzere Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/376, K.2017/313) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 364,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.364,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20197900-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="78806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/14985 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014985-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014985-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/2/2026 tarihli ve 2020/14985 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/14985)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 18/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Cihan BAYDERE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Hidayet Elif VURAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, emeklilik başvurusunun karara bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (Hâkimler ve Savcılar Kurulu/HSK) tarafından 16/7/2016 tarihinde görevinden uzaklaştırılmıştır. Başvurucu, bunun üzerine 18/7/2016 tarihinde emeklilik dilekçesi vermiştir. Daha sonra HSK, başvurucuyu 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarmış; 29/11/2016 tarihinde bu işleme karşı yaptığı itirazını kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu daha sonra 10/1/2017 tarihinde açıktan emekli edilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) emeklilik dilekçesi vermiş, SGK 20/3/2017 tarihinde başvurucunun emeklilik talebini kabul etmiştir. SGK başvurucuya 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlamış ve başvurucuya emekli ikramiyesi ödemesini de yapmıştır.</p>

<p>4. Başvurucu 18/7/2016 tarihinde yaptığı ilk emeklilik başvurusunun kabul edilmemesi yönündeki zımni ret işleminin iptali talebiyle dava açmıştır. Konya 1. İdare Mahkemesince 21/5/2019 tarihinde verilen kararla 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (673 sayılı KHK) <i>"Emeklilik onayları"</i> başlıklı 6. maddesinde yer alan emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin olağanüstü hal süresince uygulanmayacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, dava konusu zımni ret işleminin oluştuğu tarihte başvurucunun görevinden çıkarıldığı ve olağanüstü hal sürecinin devam ettiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Karara ilişkin istinaf başvurusu 30/1/2020 tarihinde verilen kararla kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 2/3/2020 tarihinde öğrendikten sonra 5/5/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun ile COVID-19 pandemisi nedeniyle yargı alanındaki süreler 13/3/2020 tarihinden 15/6/2020 tarihine kadar durdurulduğundan başvurunun süresinde olduğu anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>7. Başvurucu 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 48. maddesine göre emeklilik işleminin bir ay içinde yapılması gerektiği, buna rağmen emeklilik talebinin ardından bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe giren 673 sayılı KHK uyarınca talebinin yerine getirilmediği, kazanılmış hakkının bulunduğu, hukuki belirlilik ilkesinin ve sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, diğer hususlarla birlikte başvurucunun emeklilik işleminin yapılıp 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığının bağlandığını ve emekli ikramiyesinin ödendiğini, bu nedenle kişi bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 1/2/2017 tarihine kadarki süreçteki emekli aylıklarının ödenmediğini ifade etmiştir.</p>

<p>9. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>11. Başvuru konusu olayla ilgili ilkeler, daha önce Anayasa Mahkemesinin<i> Raci Ün</i> ([2. B.], B. No: 2020/21683, 17/7/2025) başvurusuna ilişkin kararda ortaya konulmuştur. Anılan başvuruda aynı şikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bahsedilen başvuruda, başvurucunun şikâyet ettiği emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kalması iddiasının dayanağının olağanüstü hal ilanını gerekli kılan olaylarla ve bu kapsamda çıkarılan 673 sayılı KHK ile ilgili olduğu görüldüğünden, başvuru Anayasa'nın 15. ve 35. maddeleri kapsamında incelenmiştir (<i>Raci Ün</i>, § 41). Söz konusu kararda, 673 sayılı KHK'nın başvurucunun emeklilik talebinin üzerinden bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe girdiği, bu nedenle esasen bu bir aylık sürenin geçmesiyle başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği, bu aşamada yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre başvurucuya emekli aylığının bağlanması gerektiği, KHK'nın emekliliği hak etme koşullarında bir değişiklik yapmadığı ve ekonomik koşullar nedeniyle kişilerin emekli aylıklarının verilmemesi ya da azaltılmasını da düzenlemediği, başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin olağanüstü halin gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki uyuşmazlığa ilişkin sonuca etkili iddialarının mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmadığı tespit edilmiştir (<i>Raci Ün</i>, §§ 59-62). Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>12. Olayda, başvurucu 18/7/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduktan bir ay sonrasında başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği, 673 sayılı KHK'nın ise 1/9/2016 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle başvurucuya geçmişe etkili bir müdahalede bulunulduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun geçmişe etkili olarak müdahalede bulunulduğu ve kazanılmış hakkının ihlal edildiği iddiaları yargı mercileri tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmamıştır. Başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin olağanüstü halin gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu görülmüştür.</p>

<p>13. Açıklanan gerekçelerle olağanüstü hal döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>14. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya 1. İdare Mahkemesine (E.2019/455, K.2019/568) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE </strong></p>

<p>1. Başvurucunun emeklilik talebinde bulunduğu tarih itibarıyla meri olan mevzuat, idareye emekliliğe sevk onayını talep tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde tesis etme ödevi yüklemektedir. Somut olayda, bu yasal sürenin herhangi bir idari işlem tesis edilmeksizin dolmuş olması, başvurucu lehine geri dönülemez hukuki sonuçlar doğurmuş ve emeklilik sürecini hukuk düzeni nezdinde tekemmül ettirmiştir. Bu aşamadan sonra, başvurucunun emekli aylığına hak kazanmadığının ileri sürülmesi, yürürlükteki kanun hükümlerinin bağlayıcılığının ve normatif değerinin ihlali anlamına gelmektedir.</p>

<p>2. Yasal bir aylık sürenin hitamı ile birlikte başvurucunun statüsü, soyut bir beklenti aşamasını aşarak, mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken somut bir hukuki menfaat ve kazanılmış hak niteliği kazanmıştır. Söz konusu durum, idarenin takdir yetkisiyle bertaraf edilebilecek bir ihtimal değil; doğrudan doğruya kanunun emredici hükmünün bir sonucu olarak ortaya çıkan kesin bir hukuki statüdür.</p>

<p>3. Olağanüstü hâl koşullarında kabul edilen ve emeklilik sürelerine ilişkin usulü güvenceleri askıya alan düzenlemelerin, Anayasa’nın 15. maddesi çerçevesinde ve ölçülülük ilkesine sadık kalınarak ileriye dönük olarak uygulanması hukuken mümkün görülebilir. Ancak, bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden önce tamamlanmış ve hüküm doğurmuş bir hukuki sürece geriye etkili biçimde sirayet ettirilmesi, hukuk devleti ilkesinin en temel güvencesi olan hukuki güvenlik ilkesini zedeler. Bu tür bir geriye yürüme, Anayasa’nın 15. maddesindeki olağanüstü hâl rejiminin dahi izin vermediği bir durumdur.</p>

<p>4. Olağanüstü hâl rejimi, doğası gereği idareye henüz doğmamış hakları erteleme veya usulü yükümlülükleri askıya alma yetkisi verebilir; fakat bu yetki, yürürlükteki mevzuat uyarınca kesinleşmiş statüleri sonradan ortadan kaldırma veya etkisiz kılma gücü bahşetmez. Aksinin kabulü, olağanüstü hâl düzenlemelerini hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldıran sınırsız bir müdahale aracına dönüştürür ki bu durum "hukuk devleti" vasfıyla bağdaşmaz.</p>

<p>5. Başvurucunun 18/07/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduğu; 01/09/2016 tarihinde yürürlüğe giren 673 sayılı KHK’daki bir düzenlemeye dayanarak aylık bağlama işleminin ileri bir tarihe ötelenmesi, "kanunların geriye yürümezliği" ilkesinin fiilen ilga edilmesidir. Bu yaklaşım, olağanüstü hâl dönemlerinde dahi dokunulamaz olan "hukuki belirlilik" ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>6. Başvurucunun emekli aylığının, hak kazandığı tarihten itibaren değil de aylar sonra bağlanmış olması, mülkiyet hakkı kapsamında korunan meşru menfaatine yönelik ağır ve orantısız bir müdahaledir. İlgili düzenleme emeklilik hakkının özünü değiştirmemesine rağmen, ödeme sürecini geciktirerek başvurucuya "kişiye özgü, ölçüsüz ve katlanılması zor bir külfet" yüklemiştir.</p>

<p>7. İhlal değerlendirmesinin odağında, OHAL düzenlemesinin kendisinden ziyade; bu düzenlemenin, yürürlüğünden önce sübut bulmuş bir hukuki duruma tatbik edilerek mülkiyet hakkının kullanımının engellenmesi yer almalıdır. Bu yönüyle, belirli bir süre için mülkiyet hakkının ihlal edildiği açıktır.</p>

<p>8. Bu itibarla, çoğunluk görüşünün benimsediği yaklaşım, olağanüstü hâl düzenlemelerinin geriye etkili uygulanmasına dolaylı bir meşruiyet kazandırmakta ve Anayasa’nın 15. maddesinin istisnai karakterini sınırlarını aşacak şekilde genişletmektedir. Belirtilen bu nedenlerle, çoğunluğun ulaştığı ihlal sonucuna farklı bir gerekçe ile iştirak ediyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Başvurucu 18.07.2016 tarihinde emeklilik dilekçesi verdiğini, ancak bir aylık süre zarfında emeklilik işleminin yapılmadığını belirtmiştir. İdare Mahkemesince verilen kararda 15.08.2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesi kapsamında bir aylık sürenin OHAL süresince uygulanmayacağının öngörüldüğü, zımni ret işleminin gerçekleştiği tarihte davacının görevinden çıkarıldığı ve OHAL’in devam ettiği, bu nedenlerle davanın reddedildiği belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de başvurucunun istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, 26.10.2022 tarihli, 2018/76 E. ve 2022/125 K. sayılı (R.G.Tarih-Sayı : 2/3/2023-32120) kararı ile 6/2/2018 tarihli ve 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu maddeye göre, “<i>MADDE 6- (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü halin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre olağanüstü hal süresince uygulanmaz</i>”.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 2022/125 K. sayılı iptal talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesinde; kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulandığı, bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği, darbe teşebbüsü ve FETÖ/PDY kapsamında on binlerce kamu görevlisi hakkında kamu görevinden çıkarma, görevden uzaklaştırma ve bunlarla bağlantılı farklı nitelikte tedbirler uygulandığı, bütün bu olgular karşısında özellikle darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY üyeliği ve terör ile ilgili suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında uygulanan adli ve idari tedbirler nedeniyle emeklilik işlemlerinin yürütülmesi sırasında aksaklıklar olması doğal olduğu, bu bağlamda söz konusu tedbirlerin yoğun bir şekilde uygulandığı dönemde kamu personelinin durumlarındaki belirsizliklerden dolayı emeklilik başvurusu yapan çalışanların özlük dosyalarındaki bilgiler değerlendirilmek suretiyle emeklilik hakkı kazanıp kazanamadıklarının tespiti sırasında gecikme ve zorluklar yaşanabildiği, ayrıca kamu görevlileri hakkında uygulanan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan personel eksikliği de dikkate alındığında olağanüstü hâl döneminde emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin ortadan kaldırılmasının sosyal güvenlik sisteminin düzgün ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacı bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının (2022/125 K.) gerekçesinde, memurlar ve kamu görevlileri için emeklilik işleminin tamamlanabilmesi ve emeklilik aylığının bağlanabilmesi için yaş ve sigortalılık süresi koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte, başkaca bir şart aranmadığı, kuralın, memurların veya kamu görevlilerinin emeklilik hakkından yararlanabilmesi için yeni bir şart öngörmediği, dolayısıyla belirtilen düzenleme dışında olağanüstü hâl nedeniyle kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili olarak emekliliğe hak kazanma koşulları, emeklilik başvurusu, emekli aylığı ve emekli ikramiyesi hesaplanma yöntemi ve benzeri unsurlar yönünden diğer kamu görevlilerinden farklı bir uygulama geliştirilmediği ve bu kişiler sosyal güvenlik hukuku genel hükümleri çerçevesinde olağan işleme tabi tutulmaya devam edildiği, bunun yanı sıra kuralın, olağanüstü hâl süresince emeklilik talebinde bulunulamayacağı veya emeklilik işlemlerinin yapılmayacağı anlamına gelmemekte olup sadece bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu kaldırıldığı, bir kamu görevlisi tarafından emeklilik talebinde bulunulması durumunda yetkili amir tarafından emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre içinde veya bu süreden sonra emekliye sevk onayı verilmesi mümkün olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, yasal düzenleme bir aylık süreden sonra çıkmış olsa bile yürürlük tarihi geçmişe dönük olarak 21.07. 2016 olarak belirlenmiş olduğundan, başvurucunun dilekçesi ise 18.07.2016 tarihli olduğundan bir aylık sürenin geçtiği kabul edilemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde ortaya koyduğu gerekçe ve ulaştığı sonuç somut başvuru açısından da geçerlidir.</p>

<p>Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014985-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="14641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/106568 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022106568-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022106568-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/4/2026 tarihli ve 2022/106568 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>R.</strong> <strong>H. </strong><strong>Z. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/106568)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Şeyda Nur ÜN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Zahide Esra SAYIN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, işverene gönderilen elektronik postada sarf edilen sözlerden dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu 1967 doğumlu olup 2011 yılından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar bir anonim şirkette (işveren) belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışmıştır. Başvurucu, işveren ile akdettiği sözleşme uyarınca maaş ve buna ek prim usulü ile çalışmaktadır. İddiasına göre başvurucunun hak ettiği prim ücretleri 2018 yılında eksik ödenmiş, 2019 yılının Mart ayından itibaren ise hiç ödenmemiştir.</p>

<p>3. 10/6/2020 tarihinde başvurucu, prim alacaklarının ödenmesi talebiyle insan kaynakları departmanı yöneticisine bir elektronik posta (e-posta) göndermiştir. 11/6/2020 tarihinde işveren söz konusu elektronik postaya<i> "işyerinde kullanılmayan izinler dolayısıyla maliyetlerin arttığı ve başvurucunun kullanılmamış izinleri bulunduğu, bu sebeple başvurucunun 12/6/2020 tarihinden itibaren 49 gün süre ile yıllık ücretli izne ayrılmasının uygun olduğu" </i>şeklinde cevap vermiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, işveren tarafından gönderilen e-postaya aynı gün<i> "kendisine daha önceden bu hususta yapılmış bir bilgilendirme olmadığı, şirket içinde izinlerin kullanımı ile ilgili makul süre öncesinden bir planlama yapılmadığı, halihazırda izin kullanmakla ilgili bir planı bulunmadığı, takibindeki işler ve iş programının bu şekilde izne çıkmasını elvermediği, çalışan bir eşe ve okul çağında iki çocuğa sahip olduğu, salgın ortamında bugünden yarına bir tatil planlaması yaparak izne çıkma imkanının bulunmadığı, şayet işverenin gerçek amacı birikmiş izinlerin eritilmesi ise eylül ayından başlamak üzere yıl sonuna kadar birikmiş izinlerini kullanabileceği, yapılan uygulamanın uzun zamandır tarafına muhtemelen yabancı ve Yahudi olmasının yanı sıra şirket üst yönetimindeki çekişmeden kaynaklanan baskılama ve ayrımcılığın bir uzantısı olduğu kanaatinde olduğu"</i> şeklinde cevap vermiştir. İşveren ise söz konusu e-postayı başvurucunun 12/6/2020 tarihinden itibaren yıllık ücretli izinde sayılacağını bildirerek yanıtlamıştır.</p>

<p>5. Başvurucu 15/6/2020 tarihinde işverene noter aracılığıyla ihtarname keşide etmiştir. Başvurucu söz konusu ihtarnamede ödenmeyen prim alacaklarının ödenmesi ile yıllık ücretli izne çıkarılması uygulamasının mobbing teşkil eden bir eylem ve işlem niteliğinde olduğunu belirterek <i>"kendisine uygulanan mobbingin nedeninin kendisinin yabancı uyruklu ve gayrimüslim olması ve/veya şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğu kanaatini taşıdığını"</i> belirtmiştir. İşveren söz konusu ihtarnameye cevaben 19/6/2020 tarihinde başvurucunun talep ve iddialarını kabul etmediğini bildirmiştir.</p>

<p>6. Akabinde işveren 25/6/2020 tarihinde başvurucunun iddialarının<i> "işçinin, işverenin yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunulması" </i>mahiyetinde olduğu gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının b bendine dayanarak iş sözleşmesinin bildirimsiz ve tazminatsız olarak haklı sebeple feshedildiğini bildirmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, fesih işleminin haksız ve geçersiz olduğunu belirterek işveren aleyhine işe iade talepli tespit davası açmıştır. Davanın görüldüğü Bakırköy 13. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 3/6/2022 tarihinde<i> "d</i><i>avacının işçilik alacaklarından olan prim alacağını talep etmesi üzerine sadece davacının ertesi gün başlayacak şekilde yıllık izne çıkarılacağının bildirilmesi sonrası ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri ve serzeniş olarak mail gönderdiği, gönderilen mail ve ihtarname içeriğinin haklı nedenle feshe yol açacak bir beyan olmadığı kanaatine varılarak feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" </i>gerekçesiyle davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir.</p>

<p>8. İşveren tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, başvurucu da istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi sunmuştur. Bunun üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi/Daire) 27/10/2022 tarihinde İş Mahkemesi tarafından verilen kararın ortadan kaldırılmasına ve feshin geçerli kabul edilerek davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Davacının davalıya ait işyerinde 8 yılı aşkın süredir çalıştığı, son olarak </i><i>TV/Radyo Grubu'ndan Sorumlu Ticari Grup Başkanı olarak görev yaptığı, t</i><i>araflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı tarafça 25.06.2020 tarihli bildirim ile 'haklı fesih' savunmasıyla sona erdirildiği anlaşılmaktadır. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Fesih öncesi davacının işverene 11.06.2020 tarihli mail göndererek işverenin kendisini önceden planlama yapılmadan yıllık izne gönderme kararına tepki gösterip '.. Yapılan bu uygulamanın uzun zamandır tarafıma muhtemelen yabancı ve Yahudi olmanın yanı sıra şirket üst yönetimindeki çekişmeler kaynaklı uygulanan baskılama ve ayrımcılığın bir uzantısı olduğu kanaatindeyim' açıklamasında bulunduğu, ardından davacı vekilince davalıya 15.06.2020 tarihinde ihtarname gönderildiği ve ihtarname içeriğinde ' .. Muhatap tarafından kendisine uygulanan yıldırma politikasının nedeninin müvekkilin yabancı uyruklu ve gayrimüslüm olması ve/veya muhatap şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğu kanaatindeyiz' denildiği, söz konusu ihtarnamenin davalıya 16.06.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafın ihtarnameye 19.06.2020 tarihinde cevap verdiği ve ardından 25.06.2020 tarihli bildirim ile iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Fesih bildiriminde, davacının yukarıda açıklanan mail ve ihtarında 'eşit işlem borcuna aykırılık, ırk ve dini inanış ayrımcılığı' ithamlarının 4857 sayılı Kanunun 25/II-b hükmü gereği işverene iş sözleşmesini haklı olarak fesh etme imkanı tanıdığı açıklanarak sözleşme feshedilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Somut uyuşmazlıkta, fesih öncesi davacı taraf işverenden alacaklı olduğundan bahisle prim talebinde bulunmuş, işverence ise davacıya ücretli izin teklifi yapılmıştır. Bunun üzerine davacı taraf işverene gönderdiği e-posta ile işverenin din ve ırk nedeniyle ayrımcılık yaptığı kanaatinde olduğunu açıklamış, yine bu e-postadan sonra vekili aracılığıyla gönderilen ihtarnamede aynı düşünceler tekrarlanmıştır. </i></p>

<p><i>Mahkemece davacının davalıya yönelik isnadları eleştiri ve serzeniş olarak nitelendirilse de yukarıda yapılan açıklamalar göz önüne alındığında yapılan isnadların sadakat borcunun ihlali niteliğinde olduğu, işçiye duyulan güvenin sarsılacağı ve iş sözleşmesinin devamının beklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Buna göre fesih geçerli nedenle yapılmıştır. Mahkemece hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmakla davalı itirazları yerinde bulunmuştur."</i></p>

<p>9. Başvurucu, nihai kararı 21/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 13/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>11. Başvurucu; işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede görevini layıkıyla yapmasına karşın işverenin eşit işlem yapma borcuna aykırı davranmasının nedenini sorguladığını, söz konusu nedenin kendi kanaatine göre yabancı uyruklu olması veya şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğunu düşündüğünü, burada bir suç isnadı yahut ihbarın mevcut olmadığını, anılan ifadelerin kendi kanaati olduğunu belirtmiştir. Başvurucu bu düşüncelerini işverenin yetkilileri ile paylaştığını ve bunun en doğal hakkı olduğunu, anılan düşünceleri herhangi bir şekilde alenileştirmediğini, düşüncelerinin eleştiri ve serzeniş mahiyetinde ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ileri sürmüştür. Devamında başvurucu diğer yandan haklı nedenle feshin altı günlük hak düşürücü süreye tabi olduğunu ancak iş sözleşmesinin hak düşürücü süre geçtikten sonra feshedildiğini, yargı makamlarının bu esaslı iddiayı değerlendirmediğini ve bu hâliyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda mevcut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel hatlarıyla bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>13. Başvurucunun iddialarının işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede yer verdiği ifadeleri nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı işe iade davasının reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmüştür. Diğer bir ifadeyle iş sözleşmesinin feshi ve buna ilişkin yargısal süreç sonucunda verilen kararın ifade özgürlüğü kullanımıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>14. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme, bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak her türlü düşüncenin barışçıl şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; <i>Mehmet Ali Aydın </i>[GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; <i>Tansel Çölaşan</i> [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).</p>

<p>15. Bu bağlamda devletten ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri kapsamında ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin yalnızca üçüncü kişiler tarafından herhangi bir saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmalarını temin etmesi değil aynı zamanda -iş sözleşmelerinin feshi gibi- yapılabilecek her türlü müdahaleye karşı da önlem alması beklenir. Anayasa Mahkemesinin yapması gereken inceleme de devletin ifade özgürlüğüne yönelik söz konusu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğiyle ilgili olacaktır. Bu doğrultuda başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>17. Temel hak ve özgürlüklere yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda temel hak ve özgürlüklere keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Adnan Oktar (3)</i> [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32;<i> Ömür Kara ve Onursal Özbek</i> [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023, § 35).</p>

<p>18. Devletin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması, uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesi ve bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi sorumluluğu bulunmaktadır. Yine bireylerin temel hak ve özgürlüklerine, üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve mahkemelerce korunma sağlanması da söz konusu yükümlülükler kapsamındadır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler alınmış olsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Ömür Kara ve Onursal Özbek</i>, §§ 47-49; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i>, § 36).</p>

<p>19. Bu doğrultuda, iş sözleşmesi kapsamında çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik işverence gerçekleştirilen müdahaleye ilişkin iddiaları içeren uyuşmazlıkların karara bağlandığı davalarda yargı mercilerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır (<i>Ömür Kara ve Onursal Özbek</i>, § 50;<i> Kasim Çiftçi ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 32; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i>, § 37).</p>

<p>20. Başvuruya konu olayda başvurucunun işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede sarf ettiği sözler nedeniyle iş sözleşmesi feshedilmiştir. Daire gerekçesi de (bkz. § 8) gözönüne alındığında neticeten başvurucunun iş sözleşmesi işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih kapsamında feshedilmiştir.</p>

<p>21. 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından sona erdirilmesinde geçerli bir sebep bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu hükümde geçerli sebeplerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliği ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebin işveren tarafından gösterilmesi gerekir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. Hükme göre bir davranış ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması hâlinde geçerli sebep sayılabilir. İşçinin davranışlarının işyerindeki üretim ve iş ilişkisi sürecine olumsuz bir etkisi yoksa bu davranışların iş sözleşmesinin feshinde geçerli bir sebep olarak gösterilmesi mümkün değildir (<i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i>, § 42).</p>

<p>22. Bu kapsamda işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları geçerli fesih nedenlerinden biridir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden biri de işçinin işveren veya aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesidir. Bu hâlin söz konusu olması ancak işveren veya aile üyelerinden birine (veya işveren vekiline) eleştiri sınırını aşan ve hakaret boyutunda olan sözlerin sarf edilmesidir. Bununla birlikte Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünden<i> herkes</i> gibi işçiler de yararlanır. İfade özgürlüğünün sağladığı güvence, yerine getirilen görevle bağlantılı bir şekilde genel olarak işçilerin işverenleri hakkında yaptıkları beyanları da kapsamaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz.<i> İlter Nur</i> [2. B.], B. No: 2013/6829, 14/4/2016, § 26). Ancak işverene karşı sadakat yükümlülüğü içinde bulunan işçi, ahlak ve iyi niyet kurallarına uygun hareket etmelidir.</p>

<p>23. İncelenen olayda başvurucu, prim alacaklarının ödenmesi talebiyle işverene e-posta göndermiş, işveren ise söz konusu e-postaya başvurucunun 49 gün yıllık ücretli izne çıkarılmasının uygun olduğundan bahisle cevap vermiştir. Akabinde de başvurucu izne çıkarılmasına yönelik işlemin şirket planlaması dâhilinde yapılmadığını, kendisinin bir izin talebinin bulunmadığını belirtmiş, böyle bir uygulamanın muhtemelen yabancı uyruklu ve Yahudi olması ve/veya şirket üst yönetimindeki çekişmelerden kaynakladığını düşündüğünü ifade etmiştir. Söz konusu ileti özü itibarıyla başvurucunun prim alacağının ödenmesi talebinin yıllık ücretli izne çıkarılmasının uygun görüldüğü söylemine cevap verir nitelikte hazırlanmış ve iletinin bazı yerlerinde başvurucu; işverenin anılan eyleminin altında yatan sebeplerin neler olduğuna dair kendi kanaatini içeren bir kısım ifadeler kullanmıştır. Başvurucunun bu ifadeleri e-postanın içeriğinde yer alan sözlerin bütünlüğü içinde ve kendisine mobbing yapıldığı düşüncesiyle yazdığı anlaşılmaktadır. Sonrasında gerçekleşen ihtarname sürecinde de başvurucunun aynı ifadeleri kullandığı ve düşüncelerini tekrarladığı görülmektedir.</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile ifadeleri nedeniyle karşı tarafın müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 49; Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 49; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 56-58; Haci Boğatekin [2. B.], B. No: 2014/18101, 26/10/2017, § 43). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan bu haklar arasında dengeleme yapılırken başvurunun şartlarına göre "ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu ile ilgili kişinin önceki davranışları, kullanılan ifadelerin türü, içeriği, şekli ve sonuçları, ifadelerin kullanıldıkları bağlamdan koparılıp koparılmadığı" gibi kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediği denetlenir (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 60-66; Kemal Kılıçdaroğlu, § 59; Nihat Zeybekci [1. B.], B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29; Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2018/24677, 28/1/2021, § 36; Kayseri Yeni Haber Radyo Televizyon Gazetecilik Matbaacılık ve Yayıncılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2019/21340, 22/2/2022, § 39).</p>

<p>25. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesinin Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabileceğini belirtmiştir (<i>Nilgün Halloran</i>, § 52;<i> Fatih Taş</i> [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 99; <i>Bekir Coşkun</i>, §§ 62, 63;<i> Önder Balıkçı</i> [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45; <i>Nihat Zeybekci</i>, § 36). Söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiği bağlamdan koparıldığında <i>başkalarının şöhret ve haklarına</i> yönelik sataşma ve hakaret mahiyetinde bir saldırı oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına haklı çıkarmamaktadır. Bu nedenle ifadelerin bir bütün olarak ele alınması gerekir (iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.<i> İlter Nur</i>, § 37). Bu açıklamalara karşın olayların gelişimi ve e-posta ile ihtarnamenin bütünü gözönüne alındığında feshe konu ifadelerin yukarıda anılan bağlamda (bkz. § 22) söylendiği görülmüş ancak olayın bütünü gözönüne alınmadan yalnızca belirli ifadelerin bağlamından koparılarak feshe konu edildiği anlaşılmıştır. Nitekim olayda işverenin ve Dairenin yalnızca belirli ifadeleri bağlamlarından kopararak değerlendirme yaptığı ve söz konusu ifadeleri dinî ve ırk temelli ayrımcılık taşıdığından bahisle eleştiri mahiyetinde görmeyerek şeref ve itibara dokunucu nitelikte kabul ettiği görülmektedir.</p>

<p>26. Oysa gönderilen iletideki eleştiri sınırını aştığı değerlendirilen ifadelerin temelinde başvurucunun kendisine yönelik işverenin olumsuz yaklaşımının belirli bir hukuki sebebe dayanmadığı, dolayısıyla bunun olsa olsa yabancı uyruklu olmasından ya da şirket içi çekişmelerden kaynaklı olabileceği düşüncesinin yer aldığı anlaşılabilmektedir. Nitekim başvurucu özellikle şirketin yıllık ücretli izinlere dair bir planlamasının olmadığını, kendisinin de bir izin planı bulunmadığını, çocuklarının okula gittiğini, eğer bir yıllık izin planlaması yapılması mecburi ise sonraki bir dönemde yapılmasının kendisi için daha uygun olacağını belirtmesine karşın bunların dikkate alınmadan yıllık izne ayırma uygulamasından vazgeçilmediğini görmesi nedeniyle mevcut uygulamanın hangi sebeplerle yapılmış olabileceğine dair kendi kanaatini içeren bir ifade kullanmıştır. Üstelik başvurucunun gönderdiği e-posta ve ihtarname yalnızca ilgili işverene yönelik olup işverenin itibarını sarsacak nitelikte aleniyet kazanmamıştır. Bu hâliyle söz konusu ifadeler sınırlı bir kesim tarafından öğrenilmiştir (benzer yönde bkz.<i> İlter Nur</i>, § 35).</p>

<p>27. Mevcut olayda Dairenin karar gerekçesinde benzer davalara ilişkin gözetilmesi gereken ilkeler sıralanmış, soyut olarak açıkça ifade edildiği hâlde başvurucunun söz konusu ifadelerinin somut olarak <i>işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz olarak etkilediğine ilişkin</i> bir değerlendirmeye yer verilmemiş, <i>işverenin zarar gören işletme menfaatlerinin neler olduğu</i> açıklanmamıştır. Başvurucunun kullandığı ifadeler ile işvereni olan şirketin <i>şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına</i> verdiği zararlar gösterilmediği gibi ifadelerin hangi surette<i> "[iş] sözleşme[si] ile güdülen amacı tehlikeye sokacak"</i> özellikleri olduğu da ortaya konulamamıştır. İfadelerin bütünlüğü içinde ayrımcılık içerdiği iddia edilen sözlerin başvurucunun gönderdiği metinlerin içeriğinin ciddiyetle incelenmesine yönelik çabası olup olmadığı karar gerekçesinde belirtilmemiştir (benzer yönde bkz. <i>İlter Nur</i>, §§ 38, 39).</p>

<p>28. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi, başvurucunun söz konusu ifadelerinin 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde yer alan işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli sebepler kapsamında değerlendirilmesine yönelik olarak Dairenin ihtilafa konu içeriklerin niteliğini ve kullandığı bağlamı, aynı zamanda ifadelerin muhtemel etkilerini yeterli derecede ve detaylı bir şekilde incelemediğini tespit etmiştir. Başvurucunun eleştiri hakkı kapsamında sarf ettiği sözlerin iş sözleşmesinin feshine gerekçe yapılması karşısında Daire, başvurucu ile işveren arasındaki<i> güven ilişkisinin koptuğu ve ifadelerin iş yerinde olumsuzluğa yol açtığı</i> kabulüne dair ilgili ve yeterli gerekçe sunamamıştır. Başvurucunun ifadelerinin işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin kopmasına neden olduğu yönündeki kabulün işverenin tek taraflı beyanına dayandığı ancak ifadelerin sonuçları itibarıyla iş sözleşmesinin sürdürülmesinin işverenden beklenemeyeceği hususunun işveren ve Daire tarafından ortaya konulamadığı, bu hâliyle Daire tarafından ifade özgürlüğüne ilişkin Anayasa'da belirtilen güvencelerin gözetildiği bir yargılama yapılmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>30. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları bakımından ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi ve buna dair aşağıda hükmedilen giderim gözetildiğinde adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>31. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesine (E.2022/2435, K.2022/1761) iletilmek üzere Bakırköy 13. İş Mahkemesine (E.2020/274, K.2022/401) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022106568-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="92353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/4107 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20234107-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20234107-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/4/2026 tarihli ve 2023/4107 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İ.</strong> <strong>A. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/4107)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Tolga BAŞBOZKURT</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atılması dolayısıyla disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesi nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başvuruya konu olayların yaşandığı tarihte görevi yaptırmamak için direnme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından hükümlü olarak Adana F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.</p>

<p>3. 6/6/2022 tarihli olay tutanağına ve 20/6/2022 tarihli soruşturma raporuna göre 6/6/2022 tarihinde hastaneye sevki bulunan başvurucu nakil için jandarma görevlilerine teslim edilmiştir. Başvurucunun jandarma görevlilerince yapılacak ağız içi aramayı kabul etmemesi üzerine hastaneye sevki yapılamamış, bunun üzerine <i>"tedavi hakkımız engellenemez"</i> şeklinde slogan attığı tespit edilmiştir.</p>

<p>4. Slogan atma eylemi nedeniyle başvurucu hakkında Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca (Disiplin Kurulu) disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin soruşturması sonucunda 21/6/2022 tarihinde başvurucuya 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen<i> gereksiz olarak marş söyleme veya slogan atma</i> eyleminden iyi hâlli olmadığı da gözönünde tutularak 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince <i>bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma</i> cezası verilmiştir.</p>

<p>5. Disiplin Kurulu kararında başvurucunun slogan atma eyleminin sabit olduğu ve söz konusu eylemi ikrar ettiği belirtilmiştir. Aynı zamanda olay anına ilişkin kamera görüntüsünün izleme kaydına da kararda yer verilmiştir. Anılan kayıttaki belirlemeler şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Kurumumuzda 06/06/2022 tarihinde saat 08:55 sularında görevli memurların hükümlü İ.A.ı mahkûm kabul birimi bekleme odasından alarak görevli jandarma personelinin bulunduğu alana getirdikleri, hükümlü İ. A. ve jandarma personellerinin diyalog halinde oldukları, hükümlü İ.A.'ın el kol hareketleriyle bir şeyler anlattığı, hükümlünün üst aramasının yapılmadan mahkûm kabul birimindeki bekleme odasına yeniden alındığı görülmüştür."</i></p>

<p>6. Başvurucu, Disiplin Kurulu kararına karşı Adana 4. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Başvuru dilekçesinde ifade özgürlüğünün kullanılması sonucunda disiplin cezasına maruz bırakıldığını, slogan atmanın suç olmadığını, eylemin ceza infaz kurumunun düzenini ve güvenliğini bozduğunun somut olarak ortaya konulamadığını ve şikâyetinin inceleneceği sözlü yargılamaya doğrudan katılmak istediğini ifade etmiştir.</p>

<p>7. Şikâyet başvurusunu inceleyen Hâkimlik, başvurucunun sözlü yargılamaya katılma talebini 29/7/2022 tarihli tensip kararında savunmasını yapabilmesi için Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) salonunda hazır edilmesine, aynı zamanda hazır bulunması hâlinde avukatıyla birlikte savunma yapabileceğine karar vermiştir.</p>

<p>8. Hâkimliğin 1/8/2022 tarihli celsesinde başvurucu SEGBİS aracılığıyla yapılan sözlü yargılamaya katılım sağlamıştır. Başvurucu SEGBİS yerine fiilen hâkim huzurda ifade vermek istediğini beyan etmiştir. Bunun üzerine Hâkimlik başvurucunun bu talebini değerlendirerek duruşma salonunda bizzat bulunarak savunma yapmasının gerekli olmadığı sonucuna ulaşmış ve bir sonraki celseye kadar avukatıyla görüşmesi için süre verilmesine karar vermiştir. Hâkimlik kararının ilgili kısımları şu şekildedir:</p>

<p><i>"...dosyanın yapılan incelemesinde, ceza infaz kurumu tarafından tutanaktan sonra yapılan disiplin soruşturması neticesinde, tüm delillerin eksiksiz bir şekilde toplandığı, toplanmamış olsa dahi infaz hakimliğimizce resen eksik hususların tamamlanabileceği, ortada tartışılacak bir delilin bulunmadığı, hükümlü ve tutuklunun suç türü ve bulunduğu kurumun kapalı ve yüksek güvenlikli olması dikkate alındığında Adana Ceza İnfaz Kurumları kampüsünden Adana Adliyesine sırf iş bu dosyaya konu, basit nitelikteki bir disiplin cezasının duruşması için getirilmesinin hem kurum hem de sevk işlemini gerçekleştirecek kolluk görevlilerinin güvenliklerini tehlikeye düşürebileceği, ayrıca hükümlü tutuklunun firar etme gibi hareketlere tevessül edebileceği ve son olarak duruşma salonunda bizzat hazır edilmesinin usul ekonomisine uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte hakimliğimizce ceza infaz kurumu kampüsüne gidilerek hükümlü/tutuklunun savunmasının bizzat alınabileceği düşünülmüş ise de, Adana Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü alanında 8 adet kurumun bulunduğu, bunların birbirinden bağımsız ve duruşma salonunun kampüs girişinde hemen sağ tarafta bulunduğu, her bir ceza infaz kurumundan tüm hükümlü tutukluların ayrı ayrı söz konusu duruşma salonuna getirilmelerinin istenilmesi halinde hükümlü tutukluların bu duruşma salonuna getirilmelerindeki zorlukların Adana Adliyesinde İnfaz Hakimlikleri duruşma salonunda hazır edilmelerinin istenilmeleri halindeki ile aynı zorluklar ve güvenlik riskine haiz olduğu, ayrıca benzer bir olay sebebiyle Ankara Batı İnfaz Hakimliği'nin 26/01/2021 tarihli ve 2021/49 esas 2021/320 kararına konu olayda terör örgütü üyeliğinden tutuklu kişinin duruşma salonuna sevk edilirken, nakil aracı içerisindeki kameraya zarar vermeye çalışarak güvenlik riski oluşturduğu, yine benzer bir olay sebebiyle Ankara Batı İnfaz Hakimliği'nin 04/03/2022 tarihli ve 2022/740 esas 2022/1370 sayılı karar ile 2021/1649 esas 2021/4181 esas, 2021/4180 esas, 2021/4023 esas sayılı dosyalarında da terör örgütü üyeliğinden kurumda bulunan hükümlü ve tutukluların duruşmaya, adliyeye ve hastaneye giderken slogan atarak kapıya vurma eylemi gerçekleştirdikleri, oturma eylemi yaparak kurum görevlilerine zorluk çıkardıkları, ayrıca Ankara Batı İnfaz Hakimliği'nin 24/02/2022 tarihli ve 2022/485 esas 2022/1229 sayılı karar ile 2022/315 esas, 2021/5820 esas, 2020/569 esas sayılı dosyalarında hükümlü tutukluların çok iyi derecede Türkçe dilini bilmelerine rağmen ısrarla ana dillerinde savunma yapmak isteyerek şikayet sürecini sürüncemede bırakmaya çalıştıkları, bu kişilerin aynı zamanda duruşmada bizzat hazır bulunmak istediklerini de belirttikleri, yani bu taleplerinin şikayet sürecini uzatmak amacıyla yaptıklarının açık olduğu, dolayısıyla yukarıda belirtilen somut olaylardan da anlaşılacağı üzere güvenlik riski nedeniyle infaz hakimliği tarafından şikayet incelemelerinde şikayet edenin/edenlerin savunma alma işlemi sırasında bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyeceği değerlendirilmiştir." </i></p>

<p>9. Hâkimliğin 10/8/2022 tarihli celsesinde başvurucu; huzurda savunma yapmak istediğini, aksi takdirde savunma yapmayacağını belirtmesi üzerine Hâkimlik başvurucunun bu talebini reddederek savunma hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir.</p>

<p>10. İnfaz Hâkimliği yaptığı değerlendirme sonucunda 16/8/2022 tarihinde başvurucunun slogan attığını kabul eden beyanları doğrultusunda gereksiz marş söylemek veya slogan atmak disiplin suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle verilen disiplin cezasının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek şikâyetin reddine karar vermiştir. Hâkimlik gerekçesinde şu hususları belirtmiştir:</p>

<p><i>"Hükümlü/tutuklu hakkındaki disiplin soruşturmasının 5275 Sayılı Kanunun 47. maddesi uyarınca süresinde başlatılıp sonuçlandırıldığı, hükümlünün savunması ve tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; Hükümlü her ne kadar duruşmada bizzat hazır bulunma talebinde bulunmuşlarsa da şikayetin 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu'na göre neticelendirilmesi gerektiği, belirtilen kanuna göre infaz hakimliğinin duruşmalı inceleme yapma zorunluluğun olmaması, duruşma açılan şikayetlerle ilgili her ne kadar delillerin toplanması için gerekli yazışmaların yapılması veya hükümlünün taleplerinin değerlendirilmesi neticesinde kanunda belirtilen yedi günlük sürenin uzamasına sebebiyet verse de Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2012/16893-18285 Esas-Karar sayılı kararı da disiplin cezalarına itirazlarda da 1 haftalık sürenin kıyas yoluyla uygulanması gerektiği yönündedir. Bu sebeple Anayasa'nın 141. Maddesi uyarınca da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesine uygun olacak şekilde, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında olan disiplin cezalarının, yüz yüzelik ilkesini ihlal etmeyen, ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin hızlıca hakim karşısına çıkarılmasını sağlayan ve nakillerde meydana gelebilecek her türlü zararı ortadan kaldırmaya yönelik en uygun yöntem olan Segbis ile hükümlülerin şikayetine ilişkin savunmaların alınması kararlaştırılmaktadır. Şikayete konu disiplin işleminin hükümlülerin cezaevi uygulamasına karşı slogan atma eyleminden kaynaklandığı, disiplin soruşturması esnasında alınan ifadelerinde hükümlülerin eylemlerini ikrar ettikleri, olayın karmaşık olmadığı, yazılı savunmalarının mevcut olduğu göz önünde bulundurulduğunda hükümlülere tanınan segbis aracılığıyla savunmalarını yapmasında herhangi bir hak kaybı yaşanmayacağı görülmektedir. Bunun yanında hükümlülerin duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin reddine karar verilmesine sebep bir diğer gerekçe ise Covid 19 salgınının dünya ve ülke genelinde yeniden ve hızla artış göstermesi, Sağlık Bakanlığı'nın yakın tarihli, vaka sayılarının hızla artıyor olması yönündeki açıklamaları, ceza infaz kurumlarında hastalığa ilişkin vakalara rastlanıyor ve ceza infaz kurumlarında karantina uygulamalarının devam ediyor olması nedeniyle, hakimin duruşma esnasında duruşma salonunda bulunması gereken jandarma görevlileri, mahkeme personeli, varsa hükümlü avukatları, hükümlüler, infaz koruma memurlarının sağlığını da düşünerek buna ilişkin tedbirleri alması gerektiği göz önüne alındığında hastalığın bulaşma riskinin en aza indirilmesi gerektiği düşünüldüğünden hükümlülerin taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Her ne kadar hükümlünün savunma vermek istememesi nedeniyle savunmaları alınamamışsa da disiplin soruşturması esnasında alınan yazılı savunmalarında hükümlünün eylemi ikrar ettikleri bu nedenle disiplin cezasına konu suçun sabit olduğu anlaşıldığından şikayetin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." </i></p>

<p>11. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu önceki iddialarına ek olarak İnfaz Hâkimliğinin SEGBİS ile sözlü yargılama yapmasının ve bu yolla savunma yapmaya zorlanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. İtirazı inceleyen Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi/Mahkeme) ise İnfaz Hâkimliği kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle 28/11/2022 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, nihai kararı 12/12/2022 tarihinde öğrendikten sonra 6/1/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. İfade Özgürlüğünün </strong><strong>İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia</strong></p>

<p>14. Başvurucu; ceza infaz kurumunda slogan atmanın tek başına disiplin suçunu oluşturmayacağını, hastaneye sevki sırasında yapılan aramanın usulsüz olması nedeniyle itiraz ettiğini, bunun üzerine hastaneye götürülmediğini ve bu haksızlığı protesto etmek için <i>"tedavi hakkımız engellenemez"</i> sloganını attığını, bu sebeple verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca adil yargılanma hakkı kapsamında savunma hakkının kısıtlandığını, müdafi yardımından faydalandırılmadığını, hakkaniyete uygun yargılanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.</p>

<p>15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Anayasa Mahkemesinin somut olaya benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiştir. Daha sonra Bakanlık, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu/hükümlülerin kurumda attığı slogan nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasını ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. <i>Cihat Özdemir</i> [2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 19;<i> Ömer Haran</i> [1. B.], B. No: 2017/33744, 1/7/2020, § 21;<i> Barış İnan (2)</i> [1. B.], B. No: 2018/38006, 17/11/2021, § 17). Söz konusu kararlar çerçevesinde başvurucunun iddialarının bir bütün hâlinde ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; <i>Mehmet Ali Aydın</i> [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; <i>Tansel Çölaşan</i> [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).</p>

<p>19. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir (<i>Murat Karayel (5)</i> [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27). Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlandırılabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (<i>Murat Karayel (5)</i>, § 29).</p>

<p>20. Kurum içinde attığı slogan nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir.</p>

<p>21. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun'un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun'daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanun'un 37. maddesine göre, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).</p>

<p>22. Mevcut başvuruda attığı bir slogan nedeniyle başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır. Anayasa Mahkemesi 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; <i>Murat Karayel (5)</i>, §§ 43, 44; <i>Cihat Özdemir</i>, § 22). Bununla birlikte ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunabilecek toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı da ifade edilmiştir (<i>Murat Karayel (5)</i>, § 46; <i>Cihat Özdemir</i>, § 22). Dolayısıyla başvurucunun gerçekleştirdiği slogan atma eyleminin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı ile bu hususta idare ve yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerin ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>23. Olay günü hastaneye sevki bulunması nedeniyle başvurucu hastaneye götürülmek üzere jandarma görevlilerine teslim edilmiştir. Jandarma görevlileri tarafından yapılan ağız içi aramasına karşı başvurucu yaptığı itiraz üzerine jandarma görevlileri başvurucuyu hastaneye götürmeyip bekleme odasına almıştır. Başvurucu bekleme odasına götürülürken <i>"tedavi hakkımız engellenemez"</i> şeklinde slogan atmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır.</p>

<p>24. Disiplin Kurulu kararında başvurucunun yaptığı slogan atma eyleminin kurum düzeni ve güvenliği üzerindeki etkisi yönünden bir değerlendirmeye yer verilmemiştir (bkz. § 5). Dahası kararda yer verilen olay anına ilişkin kamera görüntülerinin tutanağa geçirilmesine ilişkin açıklamalarda başvurucunun jandarma görevlilerinin talimatları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır. Yargılama makamlarının da başvurucunun kabul ettiği slogan atma eyleminin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin bir belirlemesi bulunmamaktadır.</p>

<p>25. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir. Bu bağlamda mahpusların toplu olarak gerçekleştirdikleri özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya yönelik toplu ve sistematik bir eylem niteliğindeki protesto eylemlerinin kurumun güvenliğini veya disiplinini bozacağı ya da kurumda düzenli yaşamı sürdürmeyi olumsuz etkileyeceği açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Murat Karayel (5)</i>, § 46; <i>Cihat Özdemir</i>, § 24; <i>Şükrü Yıldız</i> [2. B.], B. No: 2015/18720, 9/5/2018, § 27;<i> Rıza Şahin</i> [1. B.], B. No: 2016/12909, 22/7/2020, § 44). Ancak eldeki olayda başvurucunun yapılan ağız içi aramasına itirazı sonrasında bekleme odasına alınırken yaptığı eylemin kurumun güvenliği veya disiplini ya da kurumdaki düzenli yaşamı olumsuz etkilediği somut olgulara dayalı olarak ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde başvurucunun attığını kabul ettiği sloganın disiplin cezasına konu edilebilmesi için 5275 sayılı Kanun'daki düzenlenme şekline göre neden <i>"gereksiz"</i> olduğu da anlaşılamayacaktır.</p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını denetler (diğerleri arasından bkz.<i> Kemal Kılıçdaroğlu</i> [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; <i>Bekir Coşkun</i>, § 56;<i> Tansel Çölaşan</i>, § 56; <i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120;<i> Sırrı Süreyya Önder</i> [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz.<i> Eşref Arslan</i> [2. B.], B. No: 2014/14655, 18/7/2018, §§ 50-54; <i>Abdulhamit Babat (3) </i>[1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Somut olayda idare ve yargılama makamları, başvurucunun eylemi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını <i>ilgili</i> ve <i>yeterli</i> bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğüne <i>bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma</i> cezası vermek suretiyle yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği değerlendirilmiştir.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>28. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılması ve buna dair hükmedilen giderim dikkate alındığında başvurucunun disiplin soruşturması sürecindeki usulü eksikliklerle bağlantılı olarak ileri sürdüğü iddiaların ayrıca incelenmesine gerek olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong>Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia</strong></p>

<p>29. Başvurucu Hâkimlik ve Ağır Ceza Mahkemesine yaptıkları itirazlarda SEGBİS ile sözlü yargılama yapılmasının yüz yüzelik ilkesine aykırı olduğunu, bu konuda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının bulunduğunu, Hâkimliğin gerekçelerinin müdahaleyi haklı kılabilecek nitelik taşımadığını belirterek duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>30. Bakanlık görüşünde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiştir. Daha sonra Bakanlık, başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>31. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği <i>Emrah Yayla</i> ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve <i>Emrah Yayla (2)</i> ([2. B.], B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 196. maddesinin söz konusu müdahalenin <i>kanunilik</i> ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik <i>meşru bir amaca</i> dayandığı değerlendirmelerine yer verilen kararda,<i> ölçülülük</i> yönünden yapılan incelemede infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulandıktan sonra başvurucunun hâkim huzurunda fiziken dinlenilme talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS yoluyla katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi<i> gereklilik </i>unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>32. Öte yandan Anayasa Mahkemesi <i>Emrah Yayla</i> kararında belirtilen medeni hak yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği değerlendirmesine (anılan kararda bkz. § 70) <i>Ercan Yıldız ve diğerleri (2) </i>([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklık getirmiştir. Buna göre ilk olarak ceza infaz kurumunda verilen disiplin cezalarına karşı şikâyette bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. § 59). Kararda, duruşmada hazır bulunma konusunda; başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışlarının, başvurucuların davanın karşı tarafınca sözlü olarak sunulan görüş ve kanıtlar, bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olup olamadıkları ile bunlara karşı kendi delillerini sunma hususunda dezavantajlı konuma düşüp düşmediklerinin, yargılamanın niteliği, şeklî ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığının, ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transfer edilmedeki zorlukların, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunmak istemelerine yönelik ileri sürdükleri gerekçelerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirip gerektirmediğinin, davanın konusunun, karşı tarafın konumu ve tanık sorgulama veya bu türden duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek kabul edilebilir gerekliliklerin yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır (aynı kararda bkz. § 60).</p>

<p>33. Başvuruya konu olayda sözlü yargılama hazırlığı işlemleri kapsamında Hâkimlikçe düzenlenen tensip tutanağında başvurucunun SEGBİS aracılığıyla hazır edilmesine karar verilmiştir. Hâkimlik, sözlü yargılamanın SEGBİS aracılığıyla yapılacağı hususunu da içeren tensip tutanağını başvurucuya tebliğ etmiştir. Başvurucu SEGBİS yoluyla yapılan sözlü yargılamada, duruşma salonunda yüz yüze savunma yapma hakkı verilmesini talep etmişse de Hâkimlik sıraladığı birçok gerekçeyle bu talebi reddederek celseyi sonlandırmış, sonraki celsede başvurucunun bizzat hâkim önünde savunma talebinde ısrar etmesi üzerine ise İnfaz Hâkimliği başvurucunun savunma hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir (bkz. §§ 8, 9).</p>

<p>34. İncelenen başvuruda, başvurucunun sözlü yargılamada bizzat hazır bulunmak istemesine yönelik herhangi bir gerekçe öne sürmediği görülmekle birlikte davanın konusuna, tanık sorgulamaya veya bu türden sözlü yargılamaya bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek bir hususa ilişkin resen dikkate alınabilecek başvuru kapsamında bir bilgi de bulunmamaktadır. Öte yandan İnfaz Hâkimliğinin gerekçeli kararında başvurucunun yüz yüze duruşma salonunda savunma yapma talebinin davanın konusu bağlamında değerlendirilerek ilgili ve yeterli bir gerekçeyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda <i>Ercan Yıldız ve diğerleri (2) </i>kararında belirtilen ilkeler uyarınca başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>36. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>37. Başvuruda, başvurucunun disiplin cezasıyla tecziye edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi Ceza İnfaz Kurumu ekranında yapılan sorgulamada başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmasının sona erdiği görüldüğünden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Bununla birlikte yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında ve eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin bilgi için Adana 4. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/3366, K.2022/3976) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20234107-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="51228"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Banka Hesabının Üçüncü Kişilere Kullandırılması: Dolandırıcılık İştiraki ve 5549 Sayılı Kanun Kapsamında "Tipiklik" Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/banka-hesabinin-ucuncu-kisilere-kullandirilmasi-dolandiricilik-istiraki-ve-5549-sayili-kanun-kapsaminda-tipiklik-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/banka-hesabinin-ucuncu-kisilere-kullandirilmasi-dolandiricilik-istiraki-ve-5549-sayili-kanun-kapsaminda-tipiklik-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Banka hesap bilgilerinin belirli bir maddi veya manevi menfaat (para vb.) karşılığında üçüncü kişilere devredilmesi ve hesabın kontrolünün (mobil bankacılık kurulumu dahil) tamamen bu kişilere bırakılması, günümüzde suç örgütlerinin dolandırıcılık gelirlerini aklamak için sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Ancak hesap sahibinin hesabının bir dolandırıcılık eyleminde kullanılacağından tamamen habersiz olması, ceza hukuku bağlamında failin sorumluluğunun sınırlarını belirlerken son derece hassas bir hukuki analiz gerektirmektedir. Bu noktada TCK md. 157-158 ve 5549 sayılı Kanunun 15. maddesi çerçevesinde araştırma yapılması gerekir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'na göre dolandırıcılık (TCK m. 157-158), ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Bir kişinin dolandırıcılık suçuna "müşterek fail" veya "yardım eden" sıfatıyla iştirak etmiş sayılabilmesi için, eylemin dolandırıcılık olduğunu bilmesi ve bu suça bilerek, isteyerek katkı sağlaması (kast unsuru) şarttır.</p>

<p>Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusursuz sorumluluk yasağı uyarınca, failin iç dünyasındaki bu bilgisizlik hali dolandırıcılık suçunun manevi unsurunu yani kastını ortadan kaldırır. Yalnızca mağdurlara ait paraların ilgili hesaba transfer edilmiş olması, hesap sahibinin dolandırıcılarla fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğini ispata tek başına yetmez. Bu noktada suçun manevi unsurları çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Hesap sahibinin, banka hesabını arkadaşlık veya akrabalık gibi manevi saiklerle ya da bir menfaat karşılığı başkasına kullandırması durumunda, hesabın dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılacağına dair herhangi bir bilgisinin veya kastının bulunmaması hali bu makalemizde tartışılacaktır.</p>

<p>5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 15. Maddesi şöyledir; "Yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır."</p>

<p>5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15. maddesi kapsamında anılan suçun oluşabilmesi; kişinin yükümlü nezdinde kendi adına ancak başkası hesabına işlem tesis etmesi ve bu durumu yükümlü kuruluştan gizlemesi şartına bağlanmıştır. Bu doğrultuda; kişinin hesap işlemleri üzerinde aktif rol oynaması, mobil bankacılık uygulamasını üçüncü bir kişinin telefonuna kurarak doğrulama adımlarını tamamlaması ve uygulamayı aktif kullanıma açması, işlemlere ilişkin doğrulama SMS şifrelerini paylaşması ve tüm bu hususları yükümlü kuruma bildirmeyerek kendi adına ve başkası hesabına hareket etmesi, mezkûr suçun maddi unsurlarını oluşturacaktır. Buna karşılık kanun metninde geçen "kimlik tespitini gerektiren işlem" kavramından ne anlaşılması gerektiği hususu da büyük önem taşımaktadır. Zira bu kavram kapsamında girmeyen işlemlerde 5549 sayılı kanunun 15. Maddesi uyarınca sorumluluk gündeme gelmeyecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5549 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Tedbirler Yönetmeliğinin 6. Maddesinde " Gerçek kişilerin kimlik tespitinde; ilgilinin adı, soyadı, doğum tarihi, uyruğu, kimlik belgesinin türü ve numarası, adresi ve imza örneği, iş ve mesleğine ilişkin bilgiler, varsa telefon numarası, faks numarası, elektronik posta adresi ile Türk vatandaşları için bu bilgilere ilave olarak T.C. kimlik numarası, Türk uyruklu olmayanlar için doğum yeri bilgisi " üzerinden teyidin yapılabileceğine yer verilmiştir. Bu halde düzenlemede yer verilen bilgilerin teyit için gerekmediği işlemlerde 5549 sayının Kanunun 15. Maddesi çerçevesinde bir suç oluşturmayacağını belirtmemiz gerekir.</p>

<p>"Kıyas Yasağı" ve "Tipiklik" Ceza hukukunun en temel ilkeleri arasında yer alır. Bir yasa maddesi "başkası hesabına bizzat işlem yapıp bildirmemeyi" suç sayıyorsa, mahkeme bunu genişleterek "hesap şifrelerini başkasına verip kullandırmayı" bu madde kapsamında cezalandıramaz. Yasa koyucu, kimlik teyidi gerektirmeyen hesap kiralamayı/ kullandırmayı henüz bağımsız bir suç olarak tanımlamamıştır ve bu kapsamda gerçekleşen işlemlerin suç unsuru olarak ileri sürülebilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Hasılı, uygulamada "IBAN dolandırıcılığı" olarak adlandırılan ve banka hesaplarının üçüncü kişilerin kullanımına tahsis edilmesi suretiyle gerçekleştirilen eylemlere ilişkin yargılama süreçlerinde; somut olayın kendine özgü koşullarının, sanıkların suç organizasyonuna hangi saikle ve ne ölçüde iştirak ettiklerinin, hesap bilgilerinin üçüncü şahıslarla hangi yöntemlerle paylaşıldığının titizlikle incelenmesi esastır. Bu kapsamda, sanığın eylemi ile dolandırıcılık suçunu icra eden ana organizasyon arasındaki iradi bağın ve iştirak iradesinin tespiti, suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 157. ve 158. maddeleri çerçevesinde kast unsurunun varlığı her somut olay özelinde ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Failin, hesabının dolandırıcılık suçuna alet edileceğini bilerek ve bu sonucu isteyerek hareket edip etmediği (iştirak kastı) saptanamadığı, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun manevi unsurunun gerçekleşmediği durumlarda ise hukuki nitelendirme aşamasına geçilmelidir. Bu doğrultuda, kast unsurunun bulunmadığı hallerde, sanığın hesap açılış veya kullanım sürecinde kimlik tespiti yükümlülüklerine uyup uymadığı, gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği irdelenerek, eylemin 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 15. maddesi ve ilgili mevzuat hükümleri bağlamında değerlendirilmesinin hukuki şartlarının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Av. Tarık Buğra KAYA</strong></p>

<p><span style="color:#999999">Kaynakça</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aydın D, Türk Ceza Hukukunda Suça İştirak, (Yetkin Yayınları, Ankara 2009), Aydın D ve Arslan Ç, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama ve Terörizmin Finansmanı Suçları, (Yetkin Yayınları, Ankara 2023), Bozkurt Ö, İhmali Suçlarda İştirak, (Adalet Kitabevi, Ankara 2024), Demirtaş T, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, (19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024), Özgenç İ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, (19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023), Sapan O, Başkası Hesabına İşlem Yapıldığının Bildirilmemesi Suçu, (TADD Yıl:16 Sayı:63 Temmuz 2025), Şahin C ve Göktürk N, Ceza Muhakemesi Hukuku, (14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023)</span></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/banka-hesabinin-ucuncu-kisilere-kullandirilmasi-dolandiricilik-istiraki-ve-5549-sayili-kanun-kapsaminda-tipiklik-sorunu</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="14403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİLAHLA TEHDİT SUÇU KAPSAMINDA 'SİLAH' KAVRAMI VE YARGITAY KARARLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/silahla-tehdit-sucu-kapsaminda-silah-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/silahla-tehdit-sucu-kapsaminda-silah-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p><strong>TEHDİT KAVRAMI</strong></p>

<p>Tehdit, sözlük anlamıyla bir kimseye zarar verileceğinin bildirilmesi veya korkutulmasıdır. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin <strong>birinci fıkrasına</strong> göre:</p>

<p><i>''Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.''</i></p>

<p>Kanun metninden de anlaşılacağı üzere tehdit suçunda esas olan, mağdurun geleceğe ilişkin ciddi bir kötülük beklentisi içine sokulmasıdır.</p>

<p>Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlâl eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez.<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20231953-e-202310914-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 6. CD 2023/1953 E. , 2023/10914 K.)</a></strong></p>

<p>Gelecekte gerçekleştirilecek bir kötülük ifade etmeyen sözler ise tehdit suçu oluşturmaz. Örneğin, Yargıtay kararlarına göre:</p>

<p><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a><i>"ben boğazını sıkmadım, sıksaydım ölürdü, ben nereden boğazını sıkıcam, bir sıkımlık canı var sıksam ölecek”</i> şeklindeki sözler gelecekte gerçekleştirilecek bir kötülük ifade etmediğinden tehdit suçunun unsurları oluşmaz.</p>

<p><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a><i>''dua et yenge yanında, yoksa pekmezini akıtırdım'' </i>biçimindeki şarta bağlı sözlerin, ilerde gerçekleşmesi muhtemel bir kötülük içermemesi nedeniyle, tehdit suçunun unsurları oluşmamıştır.</p>

<p><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a><i> '' ... Birbirimizi mi öldürelim''</i> sözü sanığın gelecekte gerçekleştireceği bir kötülüğü ifade etmemektedir. Gelecekte gerçekleştirilecek bir kötülük ifade etmeyen sözler tehdit suçunu oluşturmaz.</p>

<p></p>

<p>TCK'nın 106. maddesinin <strong>ikinci fıkrasına</strong> göre:</p>

<p><i>Tehdidin;</i></p>

<p><i>a) <strong>Silahla</strong>,</i></p>

<p><i>b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,</i></p>

<p><i>c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,</i></p>

<p><i>d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</i></p>

<p>Tehdit suçunun nitelikli hali olan silahla tehdidin kabulü için, silahın, tehdit suçunda bizzat mağdura yönelik olarak görüp hissedilebileceği ve mağdurun üzerindeki etkisini artıracak biçimde teşhiri veya kullanılması gerekmektedir. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p></p>

<p><strong>SİLAH KAVRAMI</strong></p>

<p>TCK madde 6/1-f'de silah deyiminden neyin anlaşılacağı düzenlenmiştir. Buna göre:</p>

<p><i>Silah deyiminden;</i></p>

<p><i>1. Ateşli silahlar,</i></p>

<p><i>2. Patlayıcı maddeler,</i></p>

<p><i>3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,</i></p>

<p><i>4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,</i></p>

<p><i>5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler, </i></p>

<p><i>anlaşılır.</i></p>

<p>Madde metninden anlaşılacağı üzere, ''<i>fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler</i>'' denilerek silah kavramı geniş yorumlanmıştır. Bu kapsamda gündelik birçok eşya da tehdit amacıyla kullanıldığında “silah” sayılabilmektedir. Örneğin Yargıtay kararlarında:</p>

<p>Taş <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20158721-e-ile-20137296-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2015/8721 E. , K.2017/20617)</strong></a></p>

<p>Köpek (“Elimdeki köpeği bırakır sizi ısırttırırım.”)<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/elimdeki-kopegi-birakir-sizi-isirttiririm-sozunun-silahla-tehdit-sucunu-olusturdugu" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/25432 E. , 2022/18406 K.)</a></strong></p>

<p>Oyuncak Tabanca<strong> </strong>(''Oyuncak da olsa silahın gerçek tabancadan görünüm olarak ayırt edilemeyen ve objektif ölçülere göre görünüşteki korkutuculuk özelliği nedeniyle'') <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/30159 E. , </strong><strong>2015 / 38813 K.)</strong></p>

<p>Maket Bıçak<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2015/15445 E. , 2015/37258 K.)</strong></p>

<p>Çatal<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2010/17344 E., 2012/9411 K.)</strong></p>

<p>Kompresör Hava Tabancası<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131119-e-202223470-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/31119 E. , 2022/23470 K.)</a></strong></p>

<p>Tahra<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/13531 E. , 2015/28273 K.)</strong></p>

<p>Sopa<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20158721-e-ile-20137296-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/7296 E. , 2015/22675 K.)</a></strong></p>

<p>Odun<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/29561 E. , 2015/38913 K.)</strong></p>

<p>Demir Parçası<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201332607-e-ile-201117143-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/32607 E. , 2016/669 K.)</strong></a></p>

<p>Demir Çubuk<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/23876 E. , 2018/11123 K.)</strong></p>

<p>Çakı <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2015/2956 E. , 2019/7516 K.)</strong></p>

<p>Çekiç<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201332607-e-ile-201117143-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2011/17143 E. , 2013/10478 K.)</a></strong></p>

<p>Kırık Ayna Parçası<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201613730-e-ile-201217432-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/13730 E. , 2020/10324 K.)</a></strong></p>

<p>Kuru Sıkı Tabanca<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2016806-e-20107233-e-ve-200227434-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/806 E. , 2020/4703 K.)</a></strong></p>

<p>Tahta Tabure <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201613730-e-ile-201217432-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/17432 E. , 2014/24094 K.)</strong></a></p>

<p>Tornavida<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/9643 E. , 2013/25599 K.)</strong></p>

<p>İngiliz Anahtarı<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi </strong><strong>2011/20557 E. , 2013/15323 K.)</strong></p>

<p>El Yapımı Bomba<strong> (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/1969 E. , 2015/21612 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>Silahla tehdit suçunda, silahın gösterilmesi veya mağdura doğrultulması yeterli olabilmektedir. Örneğin:</p>

<p>· Hiçbir söz söylemeksizin silah göstermek<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/4844 E. , 2016/9225 K.) , (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/30927 E. , K.2018/20914 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>· Söz söylemeden sadece bıçak çekmek <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/40122 E. , 2019/561 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>· Herhangi bir söz söylemeden satırı uzaktan sallamak<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20231953-e-202310914-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/1953 E. , 2023/10914 K.)</a></strong></p>

<p></p>

<p>Silahın kullanılma biçimi de Yargıtay kararlarında belirleyicidir. Örneğin:</p>

<p><i>''Müştekinin, sanığın elinde tornavida ya da kesici delici alet görmediğine ilişkin beyanı karşısında, sanığın, içeri giren <strong>müştekinin yokluğunda, elinde tornavida bulundurarak</strong> <strong>ölümle tehdit sözleri söylemesi</strong>nin, silahın korkutucu özelliğinin nitelikli hal olarak kabul edilemeyeceği, eylemin TCK'nın 106/1-1 maddesinde düzenlenen ölümle tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden suçun vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanunun 106/2-a maddesi gereğince hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş...''</i> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/13239 E. , 2016/14996 K.) </strong></p>

<p><i>''Sanık Ali'nin, herhangi bir söz söylemeden elindeki tahrayı sallayarak katılan sanık Arif'in üzerine yürüdüğü sırada tanıklarca engellenmesi biçiminde gerçekleşen eyleminde, katılan sanık Ali'nin tahrayı katılan sanık Arif'e <strong>savurma gibi bir icrai hareketinin başlamamış olması karşısında, eylemin bir bütün halinde silahlı tehdit suçunu oluşturduğu</strong> gözetilmeden, yaralamaya teşebbüs suçundan da ayrıca mahkumiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı görüldüğünden...'' </i><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/13531 E. , 2015/28273 K.)</strong></p>

<p><i>''Silah taşıma ruhsatı bulunan köy muhtarı sanığın, tehdit içeren sözleri söylediği sırada belinde takılı bulunan ve olayın meydana geldiği mevsim dikkate alındığında dışarıdan görülebilecek durumda olan silahı eline alma, teşhir ve mağdura yöneltme gibi bir davranışından söz edilmemesi karşısında; <strong>olayda ne şekilde kullanıldığı ve silahın korkutuculuk özelliğinin ne suretle oluştuğu açıklanıp tartışılmadan</strong> silahlı tehdit suçundan hüküm kurulması, Kanuna aykırı görüldüğünden...''</i><strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/27071 E. , 2015/33864 K.)</strong></p>

<p><i>''Sanığın, tartışma sırasında <strong>eline aldığı bıçak ile eşi olan mağdura “seni öldüreceğim” diyerek kovalaması </strong>şeklindeki eyleminin sübutu halinde TCK’nın 106/2-a maddesindeki silahlı tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı görüldüğünden...'' <strong> </strong></i><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/29460 E. , 2015/39030 K.)</strong></p>

<p><i>"Yargılamaya konu somut olayda sanığın, sinirlenerek aracından aldığı silahı kimse tarafından<strong> fark edilmemesi amacıyla beze sarması, tehdit içerikli sözleri söylediği sırada silahın korkutucu etkisinden yararlanmaması,</strong> bu sırada mağdurun olay yerinde olmaması, silahın mağdur tarafından görülmemesi ve suça konu eylemi sonradan mesai arkadaşlarından öğrenmesi karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yerinde olmayan gerekçeyle silahla tehdit suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş ..."</i> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7425 E. , 2021/29845 K.)</strong></p>

<p><i>''<strong>Mağdurun yokluğunda gerçekleştirilen tehdit eyleminin, silahla tehdit suçunu oluşturabilmesi bakımından</strong>, silahın, mağdurun evi, arabası gibi daimi kullanımında olan eşyalarında hasar, iz, emare gibi belirtiler oluşturacak ve bu suretle tehdidin mağdurun üzerinde meydana getirdiği korkunun etkisini artıracak tarzda kullanılması icap eder. Bu itibarla, mağdurun yokluğunda gerçekleşen tehdit eyleminde, salt silahın teşhir edilmesi, suçun nitelikli halinin oluşumu için yeterli sayılamayacaktır.''</i> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7425 E. , 2021/29845 K.) <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/20188 E. , 2021/2330 K.)</a></strong></p>

<p><i>''Yargılamaya konu somut olayda sanığın, müşteki Aziz'in evinin önüne pompalı tüfekle ve sallama diye tabir edilen bıçakla giderek müştekiye hitaben "çık dışarıya seni öldürmeye geldik" demesi ve daha sonra müşteki Aziz'in teknesinin bağlı bulunduğu İçmeler iskelesine giderek tanık ...'ya "Aziz ile kardeşini karımız yapacağız, onları buraya gömeceğiz, buradaki teknelerin hepsini kaldıracaksınız, ona söyle" demesi şeklinde iddia ve kabul edilen eylemlerinin gerçekleştiği esnada, <strong>müşteki Aziz'in olay yerlerinde bulunmayıp suça konu eylemleri tanıklardan öğrendiğinin anlaşılması karşısında,</strong> sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, silahla tehdit suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirdiğinden...''</i><strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/20188 E. , 2021/2330 K.)</a></strong></p>

<p></p>

<p><strong>KURU SIKI TABANCAYA YÖNELİK OLARAK:</strong></p>

<p><i>''</i>Sanığın, aralarındaki tartışma sırasında, adli emanette kayıtlı kuru sıkı tabancayı müştekiye gösterme şeklinde kabul edilen eyleminin, silahın korkutuculuk özelliği dolayısıyla herhangi bir söz söylenmese bile, ağır ve haksız zarara uğratmayı bildirme niteliğinde olup TCK'nın 106/2-a maddesindeki<strong> “silahla tehdit” suçunu oluşturduğu gözetilmeden</strong>, <i>"TCK 106/1-1.cümlesi kapsamında değerlendirilebilecek bir hareketinin olmadığı, sanığın isnat edilen suçu işleme kastının bulunmadığı'' biçimindeki kanuni olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi, Kanuna aykırı bulunmuştur.''</i><strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/16188 E. , 2015/30142 K.</strong></p>

<p><i>''Oluşa uygun kabule göre, sanığın, elinde bulundurduğu kuru sıkı tabancayı katılanlara göstermesi şeklindeki eyleminin silahın gerçek tabancadan görünüm olarak ayırt edilemeyen ve objektif ölçülere göre görünüşteki korkutuculuk özelliği nedeniyle herhangi bir söz söylenmese bile, ağır ve haksız zarara uğratmayı bildirme niteliğinde sayılması karşısında, <strong>sanığın eyleminin silahla tehdit suçunu oluşturduğu</strong> <strong>gözetilmeden</strong> TCK'nın 106/1-1. cümlesi kapsamında kaldığı şeklindeki yanlış nitelendirme ve yasal olmayan gerekçe ile mahkumiyet kararı verilerek suçta kullanılan tabancanın iadesine karar verilmesi, ... Bozmayı gerektirmiş...'' <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2016806-e-20107233-e-ve-200227434-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/806 E. , 2020/4703 K.)</strong></a></i></p>

<p><i>''Mağdurun tabancanın kuru sıkı olduğunu bilmesi halinde silahın korkutucu özelliğinin ortadan kalktığı ve<strong> silahla tehdit suçunun koşullarının oluşmayacağının anlaşılması</strong> karşısında; sanığın, şikâyetçiye "Bana yanlış yapma, kuru sıkım var" diyerek belindeki tabancayı göstermesi şeklindeki eyleminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, ... hukuka aykırı bulunmuştur.'' <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20237444-e-20247377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/7444 E. , 2024/7377 K.)</strong></a></i></p>

<p><i>''Olay Yeri Görgü Tespit Tutanağına göre; suça konu tabancayı kendisine doğrultarak "gelmeyin yoksa sıkarım" dediği, müdahale edildiği sırada ise tabancayı mağdura yönelttiği sırada etkisiz hale getirildiği, bu tutanağa göre sanığın mağdura yönelik tehdit içeren bir söz kullanmadığı<strong>, suça konu tabancanın kuru sıkı olduğunu mağdurun bilmesi karşısında eylemin şikayete bağlı 5237 sayılı Kanun'un 106/1-2. cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçunu oluşturduğundan...</strong>'' </i><strong>(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/4531 E. , 2023/15017 K.)</strong></p>

<p><i>''Sanığın, mağdurun ve tanıkların beyanlarında, tabancanın kuru sıkı olduğunu olay öncesinde bildiklerini söylemeleri karşısında, mağdurun eyleme konu silahın kuru sıkı olduğunu bildiği,<strong> silahın korkutucu özelliğinin ortadan kalktığı ve silahlı tehdit suçunun koşullarının oluşmadığı</strong> anlaşılmakla, ... sanığın, kuru sıkı tabancayı mağdura yönelterek iddianamede belirtilen sözleri söylediğinin kabul edilmesi karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, sanığın silahla tehdit suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, ... Bozmayı gerektirdiğinden ... '' <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20197802-e-202128072-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7802 E. , 2021/28072 K.)</strong></a></i></p>

<p><i>“Tehdit suçunda kullanılan kurusıkı tabancanın, müşteki ve sanıkla aynı evde oturan müştekinin oğlu tanık Z.’ye ait olması karşısında, <strong>müştekinin tabancanın kurusıkı olduğunu bilip bilmediği araştırılıp tartışılmadan</strong>, yetersiz gerekçe ile sanık hakkında silahla tehdit suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı ... görüldüğünden...” <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2010/31566 E. , 2013/8301 K.)</strong></i></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>TCK m. 6/1-f hükmünde ''<i>fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler</i>'' şeklinde ifade edilerek silah kavramı geniş yorumlanmıştır. Bu kapsamda gündelik birçok eşya da tehdit amacıyla kullanıldığında “silah” sayılabilmektedir. Ancak her somut olay kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://sozluk.gov.tr/</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/4664 E. , 2016/9743 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/2184 E. , 2016/7385 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/12947 E. , 2025/2815 K.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20237444-e-20247377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20237444-e-20247377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/7444 E. , 2024/7377 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20197802-e-202128072-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20197802-e-202128072-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7802 E. , 2021/28072 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/silahla-tehdit-sucu-kapsaminda-silah-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haaa.jpg" type="image/jpeg" length="28759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2017/20188 E., 2021/2330 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 26/01/2021 tarihli, 2017/20188 E., 2021/2330 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/20188 E., 2021/2330 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇLAR : Silahla tehdit, hakaret<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, iddianame anlatımında sanık hakkında müşteki ...'ya yönelik tehdit suçundan da dava açıldığı halde hüküm kurulmamış ise de; zamanaşımı içerisinde mahallinde hüküm kurulabileceği kabul edilmekle dosya görüşüldü:</p>

<p>A-Sanık hakkında hakaret suçlarına ilişkin kararda öngörülen cezaların nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükümlerin temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca tebliğnameye uygun olarak, sanık ...'in TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,</p>

<p>B- Sanık hakkında silahla tehdit suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince;</p>

<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-Tehdit suçunun nitelikli hali olan silahla tehdidin kabulü için, silahın, tehdit suçunda bizzat mağdura yönelik olarak görüp hissedilebileceği ve mağdurun üzerindeki etkisini artıracak biçimde teşhiri veya kullanılması gerekir. Mağdurun yokluğunda gerçekleştirilen tehdit eyleminin, silahla tehdit suçunu oluşturabilmesi bakımından, silahın, mağdurun evi, arabası gibi daimi kullanımında olan eşyalarında hasar, iz, emare gibi belirtiler oluşturacak ve bu suretle tehdidin mağdurun üzerinde meydana getirdiği korkunun etkisini artıracak tarzda kullanılması icap eder. Bu itibarla, mağdurun yokluğunda gerçekleşen tehdit eyleminde, salt silah teşhir edilmiş olması, suçun nitelikli halinin oluşumu için yeterli sayılamayacaktır.</p>

<p>Yargılamaya konu somut olayda sanığın, müşteki Aziz'in evinin önüne pompalı tüfekle ve sallama diye tabir edilen bıçakla giderek müştekiye hitaben "çık dışarıya seni öldürmeye geldik" demesi ve daha sonra müşteki Aziz'in teknesinin bağlı bulunduğu İçmeler iskelesine giderek tanık ...'ya "Aziz ile kardeşini karımız yapacağız, onları buraya gömeceğiz, buradaki teknelerin hepsini kaldıracaksınız, ona söyle" demesi şeklinde iddia ve kabul edilen eylemlerinin gerçekleştiği esnada, müşteki Aziz'in olay yerlerinde bulunmayıp suça konu eylemleri tanıklar Kadri ve Umut'tan öğrendiğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin</p>

<p>1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, silahla tehdit suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>2-Bozma kararına uyulması ve sanığın eyleminin TCK madde 106/1-1. cümle kapsamında kaldığının kabul edilmesi halinde ise;</p>

<p>a-02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b- Sanığın sabıkasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların bulunması, CMK’nın 231/8. maddesine 6545 sayılı Yasanın 72. maddesiyle “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiş ise de, adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların kesinleşme tarihinin 28/06/2014 tarihli 6545 sayılı Yasa'dan önce olması nedeniyle engel oluşturmaması karşısında; adli sicil kaydında bulunan diğer ilamların kesinleşme ve infaz tarihini gösterir şekilde onaylı örneklerinin getirtilmesi, silinme koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenerek sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda da bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, “ sabıkalı olduğu ” biçimindeki yetersiz gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,</p>

<p>c-Duruşmalardan bağışık tutulma talebi bulunmayan ve hüküm tarihinde başka suçtan ayrı yargı çevresinde bulunan Pozantı M Tipi Kapalı Cezaevi İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu anlaşılan sanığın, hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı 07/04/2015 tarihli oturumda hazır bulundurulmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 193. ve 196. maddelerinde aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>d-Uzlaşmaya varılamaması halinde ise;<br />
17/10/2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiştir.<br />
Ancak bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 5. maddenin (d) bendi ile; "01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Konuyu somut norm denetimi yoluyla inceleyen Anayasa Mahkemesi (25/06/2020, 2020/16, 2020/33; R.G. 19/08/2020, Sayı: 31218), sözü geçen geçici 5/d maddesindeki hükmün, "kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresinin aynı bentte yer alan, "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38. maddesine aykırı görerek iptaline karar vermiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararında, hükme bağlanmış dosyalarla ilgili iptale karar verilmemiş ise de, 5271 sayılı Kanun'un 2/1-(f) maddesince hükme bağlanmış dosyalarla ilgili olarak kovuşturma evresinin kesinleşmeye kadar devam etmesi ve aynı Yasanın 251/3. maddesi gereği mahkûmiyet hükmü verildiği takdirde sonuç cezadan dörtte bir indirim öngörülmesi, bu durumunda temyiz incelemesi devam eden dosyalar bakımından lehe düzenleme getirmesi karşısında,</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararında; sanık lehine getirilen yeni düzenlemenin, 7188 sayılı Kanunun 31. maddesi gereğince 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 5. maddesiyle "kovuşturma evresine geçilmiş" dosyalar bakımından uygulanması gerektiğine işaret edildiğinden, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı CMK'nın 251/1. maddesi kapsamına giren suçlar yönünden; Anayasa'nın 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 7 ve 5271 sayılı CMK'nın 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,</p>

<p>Bozmayı gerektirdiğinden, sanık ...'in temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayıp sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 26/01/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="33710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. Yargı Paketi'nde vatandaşı doğrudan ilgilendiren önemli değişiklikler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-vatandasi-dogrudan-ilgilendiren-onemli-degisiklikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-vatandasi-dogrudan-ilgilendiren-onemli-degisiklikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[12. Yargı Paketi, Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Paket; icra-iflas, hukuk muhakemeleri, ceza muhakemesi, idari yargı, noterlik ve hâkim-savcı eğitimine dair köklü değişiklikler içeriyor. En dikkat çekici düzenlemeler arasında belirsiz alacak davasının kaldırılması, HAGB’nin yeniden tanımlanması ve miras ortaklığında satış usulünün değişmesi bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun,</span></a></strong> 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Paket, yargının hızlanması, şeffaflığın artması ve vatandaşların hak arama yollarının daha netleşmesi amacıyla hazırlandı.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun,</a> yargılama usullerini ve avukatlık uygulamasını doğrudan etkileyecek kapsamlı değişiklikler içeriyor.</p>

<p><strong>BAŞLICA DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>

<p><strong>-</strong> <strong>HAGB kararlarına</strong> <strong>karşı istinaf,</strong> istinaf kararlarına karşı da kanuni şartları varsa temyiz yolu açıldı.</p>

<p><strong>-</strong> <strong>HMK m.107 (Belirsiz Alacak Davası) </strong>yürürlükten kaldırıldı. Kısmi davalarda tahkikat bitinceye kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talep artırımı yapılabilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- Duruşmalar arasındaki süre, zorunlu hâller dışında 3 ayı geçemeyecek.</strong></p>

<p><strong>- SEGBİS / e-Duruşma uygulamasının kapsamı genişletildi</strong>; uzaktan katılıma ilişkin usuller yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>-</strong> <strong>İcra ve ortaklığın giderilmesi satışlarında elektronik satış sistemi</strong>, teminat, ihale bedelinin yatırılması, paydaşlara satış ve ihalenin sonuçlarına ilişkin önemli değişiklikler yapıldı.</p>

<p><strong>-</strong> <strong>İstinaf ve temyiz sistemi yeniden düzenlendi; </strong>bazı kararlar bakımından kanun yolu genişletilirken, bazı dosyalarda parasal sınırlar ve inceleme usulleri değiştirildi.</p>

<p><strong>- </strong>Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararlarda, sadece<strong> vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine</strong> ilişkin uyuşmazlıklarda <strong>temyiz yolu kapatıldı.</strong> Ayrıca temyiz edilebilirlik bakımından yeni parasal değerlendirme ölçütleri getirildi.</p>

<p><strong>- Kaçak sanık hakkında mahkûmiyet verilebilmesinin şartları yeniden düzenlendi; </strong>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Ceza Genel Kuruluna itiraz yetkisi genişletildi.</p>

<p><strong>- IBAN, banka kartı ve kripto varlık hesaplarının suçta kullandırılması</strong> fiilinin yalnızca hesap kullandırmakla sınırlı kalması hâlinde cezada yarı oranında indirim öngörüldü.</p>

<p><strong>- Kanuni faiz,</strong> destekten yoksun kalma tazminatı, bilirkişiye başvurma, noterlik işlemleri, Adli Tıp Kurumu, hakim-savcı yardımcılığı sistemi ve elektronik satış portalına ilişkin önemli değişiklikler yürürlüğe girdi.</p>

<p><strong>- Kanuni faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi;</strong> TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.</p>

<p><strong>- Destekten yoksun kalma ve bedensel zarar tazminatları</strong>nda, faiz başlangıcı ve yapılan ödemelerin tazminattan mahsup usulü yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>- Bilirkişiye başvurma,</strong> hâkim ve savcılar bakımından mesleki yetkinlik ölçütleri arasına açıkça eklendi.</p>

<p><strong>- Noterlik işlemleri</strong>nde, mahkeme ve savcılıkların talep ettiği noter evraklarının elektronik ortamda güvenli şekilde gönderilmesine imkân tanındı.</p>

<p><strong>- Hâkim ve savcı yardımcılığı sistemi</strong>nde, eğitim programı ile yazılı ve sözlü sınav usulleri ayrıntılı olarak yeniden belirlendi.</p>

<p><strong>- Elektronik satış portalı (UYAP)</strong> üzerinden yapılacak satışların usulü ile vesayet makamının onay süreci yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>- Yargıtay Başsavcısına itiraz yetkisi</strong>: Ceza daireleri kararlarına karşı 3 ay içinde itiraz edilebilecek.</p>

<p><strong>- Miras ortaklığı satış usulü</strong>: İlk artırma sadece mirasçılar arasında yapılacak.</p>

<p><strong>İdari Yargı</strong></p>

<p><strong>- Tek hâkim sınırı</strong>: Parasal sınır <strong>486.000 TL</strong> oldu.</p>

<p>- İstinaf ve temyiz sınırları yeniden düzenlendi, iş yükü azalacak.</p>

<p><strong>Hâkim ve Savcı Eğitimi</strong></p>

<p><strong>- Sınav sistemi</strong>: Yazılı ve sözlü sınav getirildi.</p>

<p>- Eğitim konuları: anayasa, insan hakları, ceza, özel hukuk, idare, vergi, usul hukuku, duruşma yönetimi.</p>

<p><strong>Yasal faiz oranı, reeskont faiz oranının% 80'i olacak şekilde değişti</strong></p>

<p>12. yargı paketi ile yasal faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi; TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.</p>

<p>Resmî Gazete’de yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a></strong> ile, mevcut sabit oran yerine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası reeskont faizinin %80’ine endekslenmesi hüküm altına alındı. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p><strong>2575 sayılı Danıştay Kanunu’nda</strong> yapılan değişiklik ile Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılarak Danıştay daire sayısının azalmayacak olması dolayısıyla boşalan her 2 üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasının da 23 Temmuz 2030'a kadar devamına yönelik düzenleme yapıldı.</p>

<p><strong>Hukuki Etki</strong></p>

<p><strong>Yargının hızlanması: </strong>Duruşma aralarının 3 ayla sınırlandırılması, davaların sürüncemede kalmasını önleyecek.</p>

<p><strong>Sanık lehine düzenlemeler: </strong>HAGB’nin yeniden tanımlanması, mağdur zararının giderilmesi şartını güçlendiriyor.</p>

<p><strong>Ekonomik düzenlemeler: </strong>Kanuni faiz oranı TCMB reeskont oranına bağlandı.</p>

<p><strong>Şeffaflık:</strong> Elektronik satış portalı entegrasyonu ile icra süreçleri daha açık hale gelecek.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th scope="col"><strong>Alan</strong></th>
   <th scope="col"><strong>Değişiklik</strong></th>
   <th scope="col"><strong>Sonuç</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <th scope="row">HMK</th>
   <td>Belirsiz alacak kaldırıldı</td>
   <td>Davalarda netlik</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">CMK</th>
   <td>HAGB yeniden düzenlendi</td>
   <td>Sanık lehine sistem</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">TCK</th>
   <td>IBAN dolandırıcılığı indirimi</td>
   <td>Ceza yarı oranında azaltılacak</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">İcra-İflas</th>
   <td>Mirasçılar arası artırma</td>
   <td>Aile mülkiyeti korunuyor</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">Noterlik</th>
   <td>Evrak elektronik gönderim</td>
   <td>Masrafsız, hızlı işlem</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">İdari Yargı</th>
   <td>Tek hâkim sınırı 486.000 TL</td>
   <td>İş yükü azalıyor</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">Hâkim-Savcı</th>
   <td>Yazılı &amp; sözlü sınav</td>
   <td>Mesleki kalite artışı</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-vatandasi-dogrudan-ilgilendiren-onemli-degisiklikler</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/hapis-ceza-uzlasmaa.jpg" type="image/jpeg" length="79901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WhatsApp Gruplarında ve İkili Yazışmalarda Yer Alan Mesajlara Kullanıcı Müdahalesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/whatsapp-gruplarinda-ve-ikili-yazismalarda-yer-alan-mesajlara-kullanici-mudahalesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/whatsapp-gruplarinda-ve-ikili-yazismalarda-yer-alan-mesajlara-kullanici-mudahalesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bilim ve tekniğin sağladığı imkanlar sayesinde iş yerlerinde artık karşılıklı görüşmeler yerine; toplu görüntülü, sesli veya bilgisayar veya cep telefonu üzerinden ortak gruplar oluşturmak suretiyle yazışmaların yapılabilmektedir.</p>

<p><strong>Bu yazışmaların; </strong>bir hiyerarşik düzen içinde amirler ile diğer çalışanlar arasında gerçekleştirildiği, ancak bu görüşme ve yazışma gruplarında paylaşılan belgelerin ve yapılan iş konuşmalarının silinebildiği veya değiştirilebildiği, bunun da grup yöneticisinin veya yetki verdiği kişinin veya grupta bulunanların, yapılan paylaşımları, yazışmaları veya paylaşılan görüntüleri silmesi suretiyle gerçekleşebildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>II. Ortak paylaşımların; tüm grubun izni olmadan, grubun yöneticisi veya yetkilisi veya grupta bulunan birisi tarafından silinmesi hukuka uygun mudur?</strong></p>

<p>Elbette gruba dışarıdan müdahale etmek suretiyle dijital platformdaki paylaşımların silinmesi, bozulması fiilleri; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Bilişim Alanında Suçlar” başlığı altında düzenlenen “Bilişim sistemine girme” başlıklı m.243 ve “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlıklı m.244 kapsamında değerlendirilmelidir.</p>

<p>Grubun yazılı veya dijital ortamda bir uyulması gereken kurallarını içeren bir sözleşmesi veya iş yerine girerken düzenlenmiş bir hizmet sözleşmesi olup da; yazışmaların ve paylaşımların yer aldığı gruba giren birisi tarafından, grupta paylaşılanların ve paylaştıklarının ayrıca izni veya muvafakati alınmaksızın silinebileceğinin kabul edilmesi halinde, grupta yapılan paylaşımların tahrif edilmemek kaydıyla silinmesinde, TCK m.26/2 kapsamında rızasının olduğu ve bunun da bir hukuka uygunluk sebebi taşıdığı kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gruba giren kişinin gösterdiği rızanın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı TCK m.26/2’ye uygun olduğu durumda, verilen bu rıza üzerine kimin grupta paylaşımları silme hakkı ve yetkisi varsa, o kişi tarafından ve belirtilen prosedürde kalmak kaydıyla, otomatik olarak veya müdahale suretiyle paylaşımların silinmesinden hukuki bir sakınca doğmayacaktır. Çünkü ilgilinin rızası; bir hukuka uygunluk sebebi olup, suçun hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p><strong>Elbette bu husus;</strong> iş yerinde yürütülen iş ve işlemlerin görülmesi ve gördürülmesi ile hiyerarşik yapı içinde gerçekleşen faaliyetlerde, işin yapılmasında meydana gelen gecikmelerde, hatalarda ve eksik hususlarda ispat sorununa yol açacaktır, ancak bunun, tutanağa veya karşılıklı yazışmaya bağlanmamış ve kayıt altına alınmamış karşılıklı görüşmelerden bir farkı da bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>III. Grupta bulunup da dijital sisteme müdahale etmeyen, bilgisayar veya akıllı telefon üzerinden yürütülen bilişim sistemini bozmayan, bilişim sisteminde bulunan verileri tahrif etmeyen, ortadan kaldırmayan, değiştirmeyen veya erişilmez kılmayan, fakat burada yapılan paylaşımların ekran görüntüsünü alan çalışan bakımından bir sorumluluk doğar mı?</strong></p>

<p>Konuyu, her zaman olduğu gibi “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi çerçevesinde değerlendirmek gerekir. “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlıklı TCK m.244/2’de tanımlanan “var olan verileri başka bir yere gönderen” fiilinin tanımına giren izinsiz bir paylaşım olmadıkça ve burada paylaşılan ticari sırları “Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlıklı TCK m.239’a aykırı olarak yetkisiz kişilerle paylaşmadıkça veya bu sırları ifşa etmedikçe, yapılan paylaşımların ileride silinme veya tahrif edilme ihtimaline binaen ve en önemlisi de kendisi bakımından delil olması maksadıyla ekran görüntüsünün alınıp saklanması suç teşkil etmeyecektir.</p>

<p>Konunun bu yönüyle TCK m.132 ila m.140’da düzenlenen özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar kapsamında incelenmesi gerekir. Grupta bulunan failin, grupta paylaşılanları diğer grupta bulunanların izni olmaksızın ekran görüntüsünü almak suretiyle saklaması, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi çerçevesinde “Haberleşmenin gizliliği ihlal” başlıklı TCK m.132’de, “Kişiler arasında konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı m.133’de ve “Özel hayatın gizliliğini ihlal” başlıklı m.134’de düzenlenen suçları oluşturmayacaktır.</p>

<p><strong>IV. Grupta bulunan birisi tarafından paylaşımların ekran görüntülerinin alınması; TCK m.135’de düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, m.136’da tanımlanan verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi suçlarından birisini oluşturur mu?</strong></p>

<p><strong>Bizce oluşturmaz; </strong>çünkü failin burada amacı hukuka aykırı olarak verileri kaydetmek veya ele geçirmek olmayıp, ileride verilerin silinme veya değiştirilme ihtimaline karşı ispat imkanını elinde tutmaktır.</p>

<p><strong>Bu açıdan bakıldığında;</strong> WhatsApp üzerinden oluşturulan gruplarda yapılan paylaşımlara dikkat etmek gerekmekle, bu gruplarda yapılan paylaşımların grupta bulunan birisi tarafından ekran görüntüsünün alınmak suretiyle suç duyurusuna konu edilmesi veya ileride ispat için kullanılabilmesi mümkün olabilmektedir.</p>

<p>Bugüne kadar, gerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu üzerinden bu sorunu çözmek mümkün olamamıştır. Nitekim; bilim ve tekniğin ve dijital platformlar ile bilgisayarların ve akıllı cep telefonlarının sağladığı imkanları sonuna kadar kullanmak ve bunların nimetlerinden faydalanmak isteyen insanlar, bu tür gelişmelerin külfetlerine hiçbir şekilde katlanmak istememektedirler.</p>

<p><strong>Esasında; </strong>bilişim sisteminde yaşanan olağanüstü gelişmeler, sosyal varlık niteliği taşıyan insanların karşılıklı bir araya gelebilmesini veya telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dışında dijital platformlarda ve bilişim teknikleri üzerinden ikili veya çoklu güvenli şekilde görüşüp yazışabilmesini mümkün kılabilmektedir.</p>

<p>Elbette bu dijital ortamlar ve gruplar suç işlemek amacıyla kullanılmamalıdır. Nitekim; bir hukuk devletinde kanunların izin verdiği ölçüde muhaberat, yani haberleşme hürriyetine müdahale edilebilmesi mümkün olduğundan, insanların bir araya gelmeden ve başkalarının duyamayacağı teknikler üzerinden yaptıkları görüntülü ve sesli görüşmeleri ile yazışmalarına ve paylaşımlarına da müdahale edilebildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>Tekrar belirtmek gerekirse;</strong> bu müdahalelerin hukuka uygun yapılması gerekmektedir, aksi halde bu müdahaleler hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilecek, hem yargılamada delil olarak kullanılamayacak ve hem de özel hayata, muhaberata ve iletişim hürriyetine hukuka aykırı müdahale teşkil ettiğinden suç sayılacaktır.</p>

<p><strong>V. Tekrar konumuza dönecek olursak; bir iş yerinde, işlerin ve mesleki faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla yapılan yazışmaları ve paylaşımları herkesten silen veya WhatsApp üzerinden mesajların belirlenen süre sonunda silinmesini sağlayan süreli mesajlar uygulamasını aktif etmek suretiyle burada paylaşılan verileri otomatik olarak ortadan kaldıran failin ceza sorumluluğu var mıdır?</strong></p>

<p><strong>WhatsApp uygulamasında süreli mesajlar aktif edilerek; </strong>24 saatlik, 7 günlük veya 90 günlük sürelerin seçimi yoluyla, bu sürelerin sonunda yazışmaların sohbetten kaybolacağı yazışmalar yapılabilir. Örneğin; bir yazışmanın yalnızca 24 saatliğine sohbette tutulması istenildiğinde, WhatsApp’ın <i>“Tutulmadığı takdirde 24 saat sonra bu sohbetten kaybolacak.” </i>uyarısı ile beraber yazışma yapabilmek mümkündür. Bu kayıt önceden sistemde bulunduğundan ve iki tarafça bilindiğinden, paylaşımı silmeye rıza gösterildiğinin kabulü ile bir hukuka aykırılıktan bahsedilemeyecektir.</p>

<p><strong>Fail; </strong>paylaşımda yer alan verileri izinsiz olarak siliyorsa veya süreli mesaj tekniği kullanarak veya bir başka müdahale ile verilerin silinmesini sağlıyorsa, konuyu TCK m.243/3, m.244/2, m.281 kapsamında değerlendirmek, bu değerlendirmeyi de “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 kapsamında dikkate almak gerekir.</p>

<p>WhatsApp grubuna izinsiz giren, yani şifresini kırıp grubu izlemeye alan failin bu fiili TCK m.243/1’e göre suç teşkil etmektedir. Fail tarafından; izinsiz girdiği bilişim sisteminde yer alan veriler ortadan kaldırılırsa veya değiştirilirse veya bu veriler başka bir yere nakledilirse veya sisteme girilmeksizin teknik araçlarla grup hukuka aykırı şekilde izlenirse, TCK m.243/3-4’de düzenlenen suçlar gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Somut olayda;</strong> bir iş yeri, şirket ya da ofis tarafından ve iş amaçlı kurulan WhatsApp grubuna katılan kişinin, sistemde bulunan veriler üzerinde gerçekleştirdiği hukuka aykırı fiillerinin suç oluşturup oluşturmayacağını değerlendirdiğimizde, bu fiilin TCK m.244/1-2 ve m.281 kapsamında ele alınması gerektiği, fiilin her iki suçu oluşturması halinde de TCK m.44’ün tatbikinin gerekeceği izahtan varestedir.</p>

<p>Bilişim sisteminin işleyişini bozan, içinde bulunduğu sistemde yer alan verileri tahrif eden, ortadan kaldıran, değiştiren veya bunları erişilmez kılan veya burada bulunan verileri başka yere gönderen failin bu fiilleri TCK m.244/1-2 kapsamında suç teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>Bu özel hüküm yanında; </strong>konuyu, “Suç delillerini yok, gizleme veya değiştirme” başlıklı TCK m.281 kapsamında da değerlendirmek gerekir.</p>

<p><strong>TCK m.281’de;</strong> <i>“</i>(1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.</p>

<p>(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) İlişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.” hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>TCK m.244/1’e göre, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.</p>

<p><strong>Fiilin;</strong> verileri bozma, ortadan kaldırma, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verilere başka yere gönderme şeklinde gerçekleşmesi halinde, fail 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok etme, silme, gizleme, değiştirme veya bozma şeklinde gerçekleştirilen fiilin cezası ise, TCK m.281/1’e göre 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.</p>

<p><strong>TCK m.281/2’de;</strong> bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı, TCK m.281/3’de ise, ilgili olduğu suç nedeniyle hükmün verilmesinden önce, gizlenen delillerin mahkemeye teslimi halinde cezanın beşte dördünün indirileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>“Fikri içtima” başlıklı TCK m.44’de; </strong>“İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Somut olayda; </strong>WhatsApp grubuna müdahale içeren fiilin özellikleri, unsurları ve niteliği dikkate alınarak ve TCK m.281/3’de yer alan ceza indirimi gözönünde bulundurulmaksızın, fiil aynı anda birden fazla suç oluşturuyorsa, alt ve üst sınırlarına göre fail en ağırından cezalandırılır.</p>

<p><strong>VI. İş ortamında veya resmi yazışmalarda e-posta yerine WhatsApp kullanımı sorunlu sayılır mı?</strong></p>

<p><strong>WhatsApp verilerinin delil niteliği ve gücü tartışmalı olmakla birlikte; </strong>son zamanlarda güvenilir şekilde elde edilen, yani müdahale tekniği CMK m.134’e ve m.135’e uygun olmak kaydıyla veya bunun dışında veri sahibinin izni ile özel kişiler tarafından paylaşılan veya karşılıklı yazışmanın muhataplarından birisi tarafından sadece delil maksatlı olarak ekran fotoğrafı değil, ekran kaydı alınarak, geçerliliğinde sorun teşkil etmeyecek şekilde paylaşımların bir kovuşturmaya veya davaya delil olarak sunulması mümkündür.</p>

<p><strong>WhatsApp yazışmalarının Özel Hukukta delil başlangıcı niteliği taşıdığı söylense de; </strong>WhatsApp yazışmalarının ceza muhakemesinde başka somut delillerle desteklenmesi gereken delillerden olacağı, tek başına paylaşımların ve yazışmaların suç teşkil etmeyeceği, ancak paylaşımların şantaj, tehdit, hakaret gibi suçların unsurlarını içerebileceği, bunun dışında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti veya insan öldürme gibi suçlarda başka delillerle desteklenmesi gereken delil niteliği taşıyacağı, sonuçta yazışmalarda yer alan içeriğin doğruluğunun ortaya koyulmasının gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p>E-posta yoluyla yapılan yazışmaların daha güvenli olduğu, bu yazışmalara müdahale edilemediği, yazışmaların silinemediği, dolayısıyla mesleki yazışmaların ikili veya çoklu şekilde WhatsApp üzerinden yapmak yerine, İspat Hukuku açısından e-posta sistemi üzerinden yapmak gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>E-posta; </strong>mektup veya diğer geleneksel iletişim teknikleri gibi üzerinden uzun zaman geçmiş, ancak hala “yeni nesil” sayılabilecek bir iletişim tekniğidir. Ayrıca; kanun koyucu tarafından elektronik imzanın, elektronik tebligatın, UYAP, EKAP, UETS sistemler üzerinden yazışma tekniklerinin kullanılabilir kılındığı da bilinmektedir.</p>

<p><strong>VII. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Klasik bir söz olarak; </strong>hukukun, bilim ve teknik gelişmelerin gerisinde kaldığı, düzenlemelerin gelişmelerden çok sonra getirildiği, ancak bu düzenlemelerin de geç kalınmışlık sebebiyle ihtiyaçları tam anlamıyla karşılamadığı, bununla birlikte temel hak ve hürriyetlere müdahale şeklinde uygulanabildiği görülmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu, temel hak ve hürriyetlerin korunması amacıyla kanunları çıkarır. Bir kanun; sırf temel hak ve hürriyetleri sınırlamak için değil, aksine onları korumak için getirilir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün amacı da esasında temel hak ve hürriyetler ile kamu düzenini korumaktır.</p>

<p><strong>Bu kapsamda; </strong>kamu kurum ve kuruluşları ile özel iş yerlerinde ve şirketlerde ispat amaçlı yazışmaların nasıl yapılacağı elbette düzenlenebilir, fakat “fikri alan” taşıyan bu alana Ceza Hukukunun aşırı müdahalesi düşünülemez. Bu tür bir müdahalenin, demokratik toplumda duyulan zorunluluk olarak nitelendirilmesi de mümkün olmayacaktır. Konuyu, bilim ve tekniğin sağladığı nimetler ve külfetler olarak görmek gerekir.</p>

<p>İnsanların ikili veya çoklu yapacağı görüşmelere ve yazışmalara dışarıdan müdahale, Anayasa m.13 çerçevesinde olmadıkça hukuka uygun sayılamaz, yani kanunla her şeyi yapamazsınız ve her şeyi zorunlu kılamazsınız, aksi halde hukuk devletinin yerini kanun devleti alır.</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> kamu kurum ve kuruluşlarını bir tarafta tutacak olursak, şirketlerin ve özel iş yerlerinin yapacağı yazışmaların e-posta yoluyla mı, yoksa ikili veya çoklu şekilde WhatsApp kullanmak suretiyle mi yapılacağı, özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı gözetilmek suretiyle bunların denetimi ve bunlara müdahale de dahil olmak üzere, tümü ile bu iş yerinin çıkartacağı talimatlar ve çalışanların akdettiği hizmet sözleşmeleri çerçevesinde belirlenir. Ancak belirtmeliyiz ki; bu sözleşmede yer alan hükümlerin, kamu düzenine ve temel hak ve hürriyetlerin özüne aykırı olmaması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/whatsapp-gruplarinda-ve-ikili-yazismalarda-yer-alan-mesajlara-kullanici-mudahalesi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/yazar/ersan-sen-whatsapp.jpg" type="image/jpeg" length="26067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2018/445 E., 2021/12 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.01.2021 tarihli, 2018/445 E., 2021/12 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2018/445 E., 2021/12 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu<br />
Mahkemesi :Ceza Dairesi</p>

<p><br />
Sanık ...'in ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/2, 43/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 53/5. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ilk derece sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 11.07.2018 tarihli ve 7-15 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "Onama" istemli 26.09.2018 tarihli ve 7 sayılı tebliğnamesiyle dosya Ceza Genel Kuruluna gönderilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:<br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verilen hükmün adli para cezası olması karşısında, sanık müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin CMK’nın 299. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.<br />
İncelenen dosya kapsamına göre;</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesince 21.06.2016 tarih ve 6962-7554 sayı ile; daha önce yapılan denetimler sırasında, ilgili soruşturma evrakında gerekli işlemlerin yapılmadığı tespit edilip, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılı ve sözlü uyarılar yapılarak soruşturma dosyalarının gereğinin yapılması istenmesine ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda görevli Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde bulunan derdest evrak sayısının ihbar tarihi itibarıyla ortalama 350-400 civarında olmasına rağmen, son yapılan denetimde; sanığın, uhdesinde bulunan yaklaşık 950 soruşturma evrakının yarısına tekabül edecek şekilde 460 soruşturma evrakında makul sürede işlem yapmayarak gecikmeye sebebiyet verdiği, bu evrakın yaklaşık 245 adedi ile ilgili 1 ilâ 2 yıl süreyle hiç işlem yapmadığı, kalan evrak üzerinde ise 5 ilâ 8 ay süreyle işlem tesis etmediği iddiasına ilişkin olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet savcısı olan sanık hakkında muhakkik tarafından soruşturma yapılmak üzere 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca soruşturma izni verilmesi hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına karar verildiği, HSYK Başkanı tarafından da 28.07.2016 tarihinde bu hususta olur verildiği,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesince 20.02.2017 tarih ve 196-90 sayı ile; soruşturma izni verilmesine konu iddialar ile ilgili olarak kovuşturma yapılması gerekli görüldüğünden sanık hakkında kovuşturma izni verilmesine, düzenlenecek iddianame ile birlikte İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine verilmek üzere soruşturma evrakının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 20.10.2017 tarihli ve 17851-36117 sayılı cevabi yazısına göre; sanığın 31.12.2006 tarihinde birinci sınıf olduğunun bildirildiği,</p>

<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı HSK Muhabere Bürosunun 02.02.2018 tarihli ve 2018/150 sayılı cevabi yazısına göre; sanığın 02.09.2013 - 01.09.2015 tarihleri arasında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda görev yaptığı,</p>

<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcı Vekili..... tarafından düzenlenen 05.05.2016, 13.05.2016 ve 18.05.2016 tarihli dosya inceleme tutanaklarında; sanık hakkında soruşturma ve kovuşturma izni verilmesine konu hususlarla ilgili tespitlere yer verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanık ...; 2014 yılının Şubat ayından itibaren yaklaşık bir yıl süre Cumhuriyet savcısı olan sanığın yanında zabıt kâtibi olarak çalıştığını, o tarihlerde sanığın duruşmalara çıktığını, ilk başlarda dosya sayısının 700 civarında olduğunu, sanık tarafından kendisine verilen işlerin hepsini zamanında yaptığını, sanığın duruşmalara çıktığı dönemde daha az dosyanın gelmesi nedeniyle dosyalarının azalarak hatırladığı kadarıyla 550 civarına kadar düştüğünü, duruşma kaldırılınca sanığa diğer savcılarla eşit sayıda dosya gelmeye başladığını, bu nedenle dosya sayısının yeniden artarak 900 civarına ulaştığını, günlük verilen dosyaları ve ek evrakı günü gününe sanığa verdiğini, sanığın kendisine geri vermiş olduğu evrakın işlemlerini yaptığını ancak sanık tarafından verilen talimatları ve görevleri yerine getirmesine rağmen iş yükü çok fazla olduğundan ve işlere tek başına yetişemediğinden yer değişikliği talebinde bulunduğunu ve görev yerinin değiştirildiğini,<br />
Tanık ...; tarihini net olarak hatırlayamamakla birlikte sanığın yanında tanık...’dan sonra zabıt kâtibi olarak çalışmaya başladığını, teslim aldığı dosya sayısının 750-800 civarında olduğunu, sanığın mesai saatlerine muntazam olarak uyduğunu ancak dosya sayısı biraz fazla olması ve zaman kalmaması nedeniyle dosyalara yetişemediğini, zira o tarihlerde diğer savcıların ortalama 350-400 civarında dosyasının bulunmasına karşın kendi dosyalarının sayısının yaklaşık 800 civarında olduğunu, sanığın işine sahip çıkan birisi olup gelen vatandaşlar ve avukatlarla ilgilendiğini, taleplerini dinlediğini, teftiş zamanı iki dosyanın eksik çıkması nedeniyle sanıkla aralarında küçük bir problem yaşandığını ancak daha sonra dosyaların bulunduğunu, söz konusu tartışma yüzünden yer değişikliği isteyerek sanığın yanından ayrıldığını,</p>

<p>Tanık ...; 2015 yılının Ocak ayında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 1 Numaralı Genel Soruşturma Bürosunda memuriyete başladığını, göreve başladıktan sonra sanığın kâtibi tanık...'a yardımcı olmak için görevlendirildiğini, yaklaşık bir ay kadar çalıştıktan sonra da başka bir Cumhuriyet savcısının yanında görevlendirildiğini, bu süre zarfında sanık ile ilgili olumsuz bir duruma şahit olmadığını, sanığın mesaiye riayet ettiğini, herhangi bir şekilde görevini ihmal ettiğine şahit olmadığını, işe yeni başladığı için yargılamaya konu olaylara pek vakıf olmadığını,</p>

<p>Tanık ...; tarihini net olarak hatırlayamamakla birlikte beş altı ay kadar süre ile sanığın kâtibi olarak görev yaptığını, çalıştığı dönemde sanığın 500-600 civarında dosyası olduğunu, hatırladığı kadarıyla diğer Cumhuriyet savcılarında da aynı sayıda dosya bulunduğunu, sanığın mesai saatlerine riayet ettiğini, dosyaları titizlik ve dikkatle incelediğini, hatta evine dosya götürüp evde bile çalıştığını, herhangi bir şekilde görevini ihmal ettiğine şahit olmadığını,</p>

<p>Tanık ...; 2013 yılında İstanbul Anadolu yakasındaki adliyelerin birleştirilmesi üzerine Pendik Adliyesindeki görevinden ayrılarak İstanbul Anadolu Adliyesinde çalışmaya başladığını, yaklaşık iki yıl kadar ağır ceza mahkemesinde duruşma savcısı olarak görev yaptıktan sonra mahkemenin çok yoğun olması, haftada dört gün ve akşam saatlerine kadar duruşma yapılması nedeniyle Cumhuriyet Başsavcısına duruşmadan ayrılmak istediğini söylediğini, Cumhuriyet Başsavcısının; sanığın dosyalarını teraküme uğrattığını, onun dosyalarını alması hâlinde duruşma savcılığından alınabileceğini söylemesi üzerine bu teklifi kabul etmek zorunda kaldığını, sanığın uhdesinde bulunan binin üzerindeki dosyayı teslim aldığını, dosyaları incelediğinde bir kısım dosyada çeşitli notlar olduğunu gördüğünü ancak dosyalarda çok eksik de bulunduğunu, bazı dosyalarda müsvedde olarak iddianame veya takipsizlik yazılmış ise de söz konusu dosyaların mevcut hâli ile karara çıkmasının mümkün olmadığını, eksiklikleri giderdikten sonra dosyaları neticelendirdiğini, bazı dosyaların uzun süre işlemsiz kaldığını ancak aradan uzun süre geçmesi nedeniyle kaç dosyanın ne kadar süre ile işlemsiz kaldığını tam olarak hatırlamadığını, işlemsiz dosyaların bazılarında notlar olmakla birlikte prensip gereği bunlara itibar etmeyerek dosyaları baştan incelediğini, A'dan Z'ye tüm dosyaları inceledikten sonra kararlarını yazdığını, dosyaların birçoğunun hazır olmadığını, her akşam saat 19.00’dan önce adliyeden çıkmayıp, hafta sonları da çalışarak dosya sayısını makul seviyeye indirdiğini,</p>

<p>Tanık..; sanığı İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapması nedeniyle tanıdığını, Cumhuriyet Başsavcısınca sanığın 1 Numaralı Genel Soruşturma bürosunda görevlendirildiğini, Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak iş bölümündeki açıklamalar doğrultusunda Cumhuriyet savcılarına evrak tevzi edildikten sonra altı ayda bir denetim yapıp, tutanak tutarak bilgi amacıyla Cumhuriyet Başsavcısına gönderdiğini, bu şekilde iki kez denetim yaptığını, her ikisinde de sanığın uhdesindeki soruşturma evrakının çoğunda işlem yapılmadığını tutanakla tespit ettiğini, sanığa, yazım ile ilgili sorun olduğu takdirde kâtip takviyesi yapabileceklerini söylediğini, bazen iki kâtip görevlendirilmesi bazen de sanığın notladığı kararların dağıtılarak kalemde yazdırılması suretiyle sorunu gidermeye çalıştıklarını, sanığın çalışmış olduğu bir kâtipten, dosyalarına işlem yapılmadığını öğrenen bazı vatandaş veya avukatların bu durumdan yakındıklarını öğrenmesi üzerine sanığı bu konuda uyardığını, sanığın da bu hususları dikkate alacağını söylediğini, daha sonra sanığın görüldü ve denetim işlemlerinin tanık ... tarafından yerine getirildiğini, altı aylık son denetim sonucunda, sanığın devraldığı ve sonradan tevzi edilen evrakta teraküme neden olduğunu belirterek düzenlemiş olduğu tutanağı Cumhuriyet Başsavcısına verdiğini ve Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Hâkimler ve Savcılar Kuruluna ihbarda bulunulduğunu, yapılan suç duyurusunu takiben Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından konuyla ilgili olarak kendisine inceleme yetkisi verilince buna dair tespitlerini fezlekeye bağladığını,</p>

<p>Tanık ... ...; 2015 yılının Ocak ayında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görevlendirildiğini, görevi gereği birlikte çalıştığı Cumhuriyet savcılarının dosyalarını altı aylık süreler içerisinde denetlediğini, sanığın da, birlikte çalıştığı Cumhuriyet savcılarından olduğunu, 09.06.2015 tarihli denetim tutanağının kendisi tarafından yapılan denetleme sonucu düzenlendiğini, tutanakta da belirtildiği üzere sanığın uhdesinde bulunan 900'e yakın soruşturma evrakının çoğunun çok uzun süreler işlemsiz kaldığını, bu denetimden sonra soruşturma evrakının tanık ...'ye devredildiğini, tanık...’ın çok kısa sürede bu evrakı azalttığını, bunun da dosyaların esasen karara bağlanmaya hazır edilmiş olduğu anlamına geldiğini, 2015 yılından önce de sanık hakkında o tarihlerde görevli Cumhuriyet Başsavcı vekili tarafından benzer tutanaklar düzenlendiğini, göreve başladığında sanığa kaç dosya verildiği konusunda bir bilgisinin olmadığını, bunların UYAP ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarından temin edilebileceğini, bunun 300 ya da 400 civarında olduğunu tahmin ettiğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ...; yaklaşık 30 yıldır Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, 2013 yılında İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak göreve başladığında kendisine yaklaşık 350-400 civarında soruşturma dosyası verildiğini ayrıca her geçen gün tevziden dosya geldiğini, gelen dosyalarda Cumhuriyet savcısı olarak yapması gerekenleri ilgili evrakın üzerine notlar alıp müzekkereler yazmak suretiyle yerine getirdiğini ancak bu notlarının gereğini yapmayan zabıt kâtiplerinin kendisiyle çalışmak üzere görevlendirildiğini, söz konusu kâtiplerin görevlerini yapmadığını ve ihmal ettiğini Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan tanık ...e söylediğini, tanık ...in de, kendisine "Tutanak tut, gereğini yapalım." dediğini, tutanak tutmasına rağmen kâtipler hakkında takipsizlik kararı verilerek kendisi hakkında teraküme sebebiyet vermekten işlem yapıldığını, başka meslektaşları gibi daimi aramaya evrak göndermediği için elinde kalan dosya sayısının fazla göründüğünü, kalan dosyaları 2015 yılı adli tatilinde evine götürdüğünü, soruşturma evrakı üzerinde çalışarak yapılacak işlemlerle ilgili olarak dosyalara notlar eklediğini ancak adli tatil dönüşünde uhdesinde bulunan bu dosyaların tanık...’a verildiğini öğrendiğini, işlerin birikmesinin bir sebebinin de eşinden boşanması ve trafik kazası geçirmesi olduğunu, olayların psikolojisini bozarak kendisini olumsuz yönde etkilediğini, görevini kasten ihmal etmediğini, 30 yıllık mesleki geçmişinde hiçbir zaman teraküme neden olmadığını, suçsuz olduğunu, ayrıca bu kadar dosya içerisinde soruşturmanın tarafı olan hiç kimsenin hakkında şikâyetçi olmadığını, beraatini talep ettiğini, aksi kanaat hâlinde ise lehe olan hükümlerin uygulanmasını ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiğini savunmuştur.<br />
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından Cumhuriyet savcısının görev ve yetkilerine ilişkin mevzuat hükümleri üzerinde durulmalıdır.<br />
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un "Cumhuriyet başsavcılığının görevleri" başlıklı 17. maddesinde;</p>

<p>"1. Kamu davasının açılmasına yer olup olmadığına karar vermek üzere soruşturma yapmak veya yaptırmak,</p>

<p>2. Kanun hükümlerine göre, yargılama faaliyetlerini kamu adına izlemek, bunlara katılmak ve gerektiğinde kanun yollarına başvurmak,</p>

<p>3. Kesinleşen mahkeme kararlarının yerine getirilmesi ile ilgili işlemleri yapmak ve izlemek,</p>

<p>4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.";</p>

<p>Aynı Kanun’un "Cumhuriyet savcısının görevleri" başlıklı 20. maddesinde ise;</p>

<p>"1. Adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,</p>

<p>2. Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adlî ve idarî görevleri yerine getirmek,</p>

<p>3. Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek,</p>

<p>4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak."</p>

<p>Hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi;</p>

<p>"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.</p>

<p>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",</p>

<p>Aynı Kanun’un "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası ise;<br />
"Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...",<br />
Biçimindedir.</p>

<p>Bu aşamada sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin açıklamalara da yer verilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu 257. maddede ;</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)" şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü’ne göre ihmal; "Yapmama, savsama" anlamına gelmekte, gecikme ise; "Bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi" olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin, ikinci fıkrasında, kamu görevlisinin yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya kanuna göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi veya vaktinde yapmayıp geciktirmesi suç sayılmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenen suçlardan olup, bu suçtan söz edilebilmesi için; "Kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesi" gerekmektedir.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için "Mağduriyet", "Kamunun zarara uğraması" ve "Haksız menfaat" kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).</p>

<p>Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.</p>

<p>Son olarak uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "zincirleme suç" ve "mütemadi suç" kavramları üzerinde de durulması gerekmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.</p>

<p>TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir.</p>

<p>TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;</p>

<p>a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,</p>

<p>b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,</p>

<p>c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.</p>

<p>TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.<br />
Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.</p>

<p>Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.</p>

<p>Teselsül iliskisi içerisinde islenen suçlar icrai nitelikte olabileceği gibi, ihmali nitelikte de olabilir. TCK'da bu hususta herhangi bir kısıtlama öngörülmediğinden ihmali suçlarda da zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür. Ancak 765 sayılı Kanun’un 80. maddesinde yer alan; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır..." şeklindeki düzenlemeden farklı olarak 5237 sayılı TCK'nın suçların 'farklı zamanlarda' işlenmesini zincirleme suç bakımından şart hâline getirmesi nedeniyle ihmali suç niteliğinde olsa dahi aynı anda gerçekleştirilen fiiller açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.</p>

<p>Öte yandan tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara ani suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamaya kadar fail tarafından gerçekleştirilen eylemler ise hukuksal anlamda tek fiil oluşturmaktadır. Buna karşın failin aynı suçu oluşturmakla birlikte farklı zamanlarda gerçekleşen ve her biri başlı başına suç teşkil eden eylemlerinin farklılaştığı veya çeşitlilik gösterdiği durumlarda temadiden söz edilemeyeceğinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olabilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>02.09.2013 - 01.09.2015 tarihleri arasında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın, belirtilen dönem içerisinde kendisine tevdi edilen yaklaşık 950 soruşturma dosyasının 460 adedinde makul sürede işlem yapmadığı, anılan evrakın yaklaşık 245 tanesinde bir yıldan iki yıla, kalan evrak üzerinde ise beş aydan sekiz aya varan sürelerle herhangi bir işlem tesis etmediği, buna karşın genel soruşturma bürosunda görevli diğer Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde bulunan derdest evrak sayısının ortalama 350-400 civarında olduğu, sanığın bu ortalamanın çok üzerinde evrak bulundurmak suretiyle teraküme yol açtığı ve atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işlediği İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda;<br />
Her ne kadar sanık aşamalarda; kendisine tevdi edilen dosyaların gereğini, üzerlerine notlar alıp müzekkereler yazmak suretiyle yerine getirdiğini ancak zabıt kâtiplerinin kendilerine bu şekilde teslim edilen dosyaların gereğini yapmadıklarını, diğer meslektaşları gibi daimi aramaya evrak göndermediği için elinde kalan dosya sayısının fazla göründüğünü, 2015 yılı adli tatilinde evine götürdüğü dosyalara yapılacak işlemlerle ilgili olarak notlar eklediğini ancak adli tatil dönüşünde uhdesinde bulunan bu dosyaların tanık...’a verildiğini öğrendiğini ve sonuçlandırılmaya hazır olan bu dosyaların tanık... tarafından kısa sürede karara bağlandığını, işlerin birikmesinin bir sebebinin de eşinden boşanması ve trafik kazası geçirmesi olduğunu, yürüttüğü soruşturmaların tarafı olan hiç kimsenin de hakkında şikâyetçi olmadığını savunmuş ise de;</p>

<p>Sanığın da aralarında yer aldığı Cumhuriyet savcılarınca yapılan işlemleri belirli sürelerle denetlemekle görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilleri olan tanıklar... ve ... ...’ün, yaptıkları denetimler sonucu sanığın uhdesinde bulunan dosyalarda teraküme yol açtığını belirlediklerine ilişkin anlatımları ile bu anlatımları destekleyen denetim raporları, sanığın yanında zabıt kâtibi olarak görev yapan tanık ...’nin, işlem yapılmak üzere sanık tarafından verilen dosyaların işlemlerini günü gününe yaptığını ifade etmesi ve sanıktan sonra suça konu soruşturma dosyalarını devralan Cumhuriyet savcısı tanık...’ın, işlemsiz dosyaların bazılarında notlar olmakla birlikte prensip gereği bunlara itibar etmeyerek dosyaları en baştan incelediğini, zira dosyaların mevcut hâli ile karara çıkmasının mümkün olmadığını belirtmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın iş bölümü gereği kendisine tevdi edilen soruşturma evrakının akıbetini takip etmek, gereğini yapmak, olanaklı olan en kısa sürede sonuçlandırmak ve bu işlemler sırasında kalem personelini denetlemekle görevli ve yükümlü olduğu hâlde, görevini mevzuatın öngördüğü şekilde yerine getirmediği, kalem personelini denetlemediği, soruşturma evrakının akıbetini takip etmediği, personel yetersizliği, trafik kazası geçirmesi ve boşanması gibi mazeretlere dayalı savunmasının ise aynı büroda görev yapan diğer Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde bulunan ortalama dosya sayısının sanığa oranla çok daha az olduğu dikkate alındığında makul olarak değerlendirilemeyeceği, açıklanan sebeplerle görevinin gereğini yapmakta ihmal ve gecikme göstererek mevzuata aykırı davranan ve gerek söz konusu soruşturma dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin yasal haklarını elde etmelerini geciktirmek gerekse soruşturmaların olağan sürede sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuksal durumunu askıda tutarak bir an önce aklanmaları olanağının önüne geçmek suretiyle kişilerin mağduriyetine yol açan sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Öte yandan İlk Derece Mahkemesince de değinildiği üzere sanığın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirdiği iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların yazılmaması, ifadeye çağırma işlemlerinin yapılmaması ve gereği yerine getirilmeyen müzekkerelerin tekit edilmemesi gibi soruşturma evrakı ile ilgili işlem yapmama eylemlerinin çeşitlilik göstermesi, Cumhuriyet Başsavcı Vekillerince yapılan olağan denetimler sonucu uyarılmasına karşın sanık tarafından suça konu eylemlerin sürdürülmesi ve dosyaları toplu olarak devraldıktan sonra dahi sanığa tevzi edilen dosya akışının sürmesi nedenleriyle sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla usul ve kanuna uygun İlk Derece Mahkemesi hükmünün onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı;<br />
"Olay yeri Cumhuriyet Savcısı olan sanık ...'in, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Genel Soruşturma Bürosunda, mevcut iş bölümü gereği kendisine tevdi edilen soruşturma evrakını sonuçlandırmakla görevli olduğu, bu bölümde görevli olduğu dönemde 01.09.2015 tarihine kadar uhdesinde 915 soruşturma dosyası bulunduğu, yaklaşık iki yıl görev yaptığı aynı bürodaki diğer Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde ise ortalama 350 - 400 civarında soruşturma dosyası bulunduğunun belirlendiği, aynı şekilde sanık ...’in, uhdesinde bulunan birçok evrakta makul sürede işlem yapmayarak birikime yol açtığı, bu suretle adalet bekleyen vatandaşların beklentisini karşılamayarak mağduriyetlerine neden olmak suretiyle görevini ihmal ettiği iddiasıyla kamu davası açılmış, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.07.2018 tarihli ve 7-15 sayılı kararı ile de sanığın zincirleme görevi ihmal suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 'Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar' arasında 257. maddede düzenlenmiştir. Bu suç ile, 'görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle' (TCK m. 257/1) ve 'görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek' (TCK m. 257/2) kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi cezalandırılmaktadır.<br />
Görevi kötüye kullanma suçu, kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında uygulama alanı bulduğundan bu suçun düzenlendiği hüküm tali norm özelliği göstermektedir. Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesinde cezalandırma alanına giren fiiller, kanunda ayrıca suç olarak tanımlananlar dışında kalan fiillerdir. Eğer belirli bir görevi kötüye kullanma fiilini cezalandıran bir norm varsa hüküm öncelikle o normun uygulanmasını emretmiş ve o norma asıl norm vasfı vermiştir. Örneğin zimmet ve rüşvet eylemleri, özel olarak cezalandırılması öngörülmüş olan görevi kötüye kullanma hâlleridir. Görevini kötüye kullanmak suretiyle zimmetine para geçiren kamu görevlisi TCK'nın 247. maddesinde cezalandırılacak, ayrıca faile TCK'nın 257. maddesinden dolayı ceza verilmeyecektir.</p>

<p>Bu suçla korunan hukuki yarar madde gerekçesinde, 'Toplumda, kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir.' denmek suretiyle bu suçla kamu idaresinin işleyişine duyulan güvenin korunmaya çalışıldığı ifade edilmiştir. Bu suçla kamu hizmetinin verilmesinde disiplin sağlanmakta, idarenin düzenli, etkin, dürüst ve tarafsız bir şekilde işleyişi güvence altına alınmaktadır.<br />
Görevi kötüye kullanma suçu sadece kamu görevlisi sıfatına sahip kişilerce işlenebilir. Bu nedenle suç özgü suçlar grubuna dahildir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Tanımlar' başlığını taşıyan 6/1-c maddesinde kamu görevlisi 'kamu görevlisi deyiminden, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi' olarak tarif edilmiştir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesinde 'görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevi kötüye kullanma' ve 'görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermek suretiyle' görevi kötüye kullanma olmak üzere iki ayrı suç tipi düzenlenmiştir. Bu suçları icrai surette görevi kötüye kullanma ve ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçları şeklinde adlandırmak da mümkündür.</p>

<p>Her iki görevi kötüye kullanma şeklinde de 'görevin gereklerine uymama' söz konusudur. Bu suçlarla görevin gereklerine aykırı hareket etmek veya görevin gerekleri yerine getirilmeyerek, gerçekleştirilen göreve uymayan davranış ve tutumlar ceza yaptırımına bağlanmıştır.</p>

<p>Bir kamu görevlisinin hizmeti veriş şekli, zamanı ve kapsamı kısacası görevin gereğinin ne olduğu, idare hukukunun ilkelerine, kanun, yönetmelik hükümlerine ve yapılan göreve ilişkin örfi kurallara göre belirlenir (Kaylan, atfen Tezcan/Erdem/Önok,Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 2017).</p>

<p>Görevin gerekleri, bir emirden doğabileceği gibi bir düzenleyici bir işlemden de doğmuş olabilir. Görev emirden doğmuş ise emrin yetkili kişi tarafından ve usulünü uygun olarak verilmiş olması gerekir.</p>

<p>Yapılan işlemlerin gereği gibi yapılmadığı veya görevin gereğinin hiç yapılmadığı ya da geç yapıldığına ilişkin değerlendirme ancak hizmetin kapsamını ve usulünü ortaya koyan mevzuatın ve örfi kuralların idare hukuku esaslarına göre, objektif ve soyut olarak ortaya koyulmasıyla mümkün olabilir (Ceza Genel Kurulunun 11.03.2008 tarihli, 197-46; 12.12.2006 tarihli, 203-301 ve 26.06.2012 tarihli 4-265/246 sayılı kararları).</p>

<p>Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması hâlinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icrai bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise, belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Ceza Kanunumuzun özel kısımda suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur.<br />
İhmal, Türkçe Sözlük'te; 'Gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme' olarak, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat'ta da 'Ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek' şeklinde açıklanmaktadır.</p>

<p>'İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif, hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır' (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69).</p>

<p>İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup gerçek ihmali suçlar olup 'ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır.' Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranışın sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Geçek olmayan ihmali suçlar ise, 'tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır.' Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar gerçek özgü suçlardır. Ceza kanununda düzenlenen her suç hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine gerçek olmayan ihmali suç denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülük bulunması gereklidir.</p>

<p>İhmali davranışla görevi kötüye kullanma suçu, gerçek ihmali suçlardandır. Suçun fiil unsuru, görevin gereği olan 'işlemi yapmakta ihmal göstermek' veya 'gecikme göstermek' suretiyle işlenir. Suç tanımında ihmaller 'veya' bağlayıcı ile bağlanarak seçimlik olarak gösterilmiştir. Birinci hâlde görev hiç yerine getirilmez; ikinci hâlde ise, görev usulüne uygun ve yetki aşımı olmadan, ancak geç yerine getirilir.</p>

<p>Öğretide de aynı görüş benimsenmiş olup; 'İhmali hareketle görevi kötüye kullanma suçu TCK'nın 257/2. maddesinde; 'görevinin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme göstermek' şeklinde tanımlanarak iki seçimli harekete yer verilmiştir. Bir kamu görevlisinin üstlenmiş olduğu görevin gereği olarak belli bir yönde davranmasının kendinden beklendiği, diğer bir ifade ile bu yönde icrai bir davranışta bulunması yükümlülüğünün söz konusu olduğu hallerde, kendisinden beklenen davranışı hiç gerçekleştirmemesi veya geciktirerek yerine getirmesi halinde, ihmali davranışla görevi kötüye kullanmış olacaktır (İlhan Üzülmez, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVI, Y. 2012 S. 1).</p>

<p>Kamu görevlisinin, emir ve talimat olmaksızın hukuken belirlenmiş olan görevinin gereğini yapmaması, hareketsiz kalması veya belirli bir süre içinde yerine getirmesi gerekeni, o süre içinde yerine getirmemesi yani savsamasıdır. Kanun'da işlem için bir süre belirtilmişse, o sürenin görev yerine getirilmeden geçirilmesi ile suç oluşur. Eğer işlem için bir süre belirtilmemişse o işlemin yapılması için gerekli olan 'makul sürenin' gerçekleşmesiyle suç oluşacaktır. Görevin niteliği ve somut olayın özelliklerine göre makul sürenin geçip geçmediği tespit edilir. Görevin geç yerine getirilmiş olması da ihmal sayılır. Gecikme durumunda, görev yapılmış olmakla beraber geç yapılmış olması ihmali suç teşkil eder. Belirtelim ki, bir emrin yerine getirilmesi söz konusu ise ve emir veren bir süre belirtmişse; bu süre içinde emrin yerine getirilmemesi veya süre geçirildikten sonra yerine getirilmesi ihmal teşkil eder. Görevin bir emirden doğması ile düzenleyici bir işlemden doğması arasında fark yoktur. Görevde gecikme olup olmadığı yapılması gereken işin önemine, kamu görevlisinin iş yoğunluğuna göre belirlenir. Aynı koşullardaki bir kamu görevlisinin o işi ne kadar sürede yapabileceği objektif olarak belirlenip failin gecikmesi ile karşılaştırılır (Hamide Zafer, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 2).</p>

<p>Görevin gereklerine aykırı icra veya ihmalin, kişilerin mağduriyetini sonuçlamış veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olmuş ya da kişilere haksız bir yarar sağlamış olması 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cezalandırma şartı olarak yer almamıştı. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için görevin kötüye kullanılması teşkil eden hareketin yapılması veya hareketsiz kalınması ile suç tamamlanmakta ve suç sırf hareket suçu veya soyut tehlike suçu olarak nitelendirilmekteydi. Bu şekildeki düzenleme kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiilin ceza yaptırımı ile karşılanması sonucunu doğurmaktaydı. Belirtelim ki, idarenin mevzuata aykırı eylem ve işlemlerine karşı, idare hukuku kapsamında birçok denetim yolu öngörülmüştür. Tam yargı davası açılması, ilgili kamu görevlisi hakkında disiplin soruşturması yapılması gibi. Bu nedenle kamu görevlisinin mevzuata her aykırı işlemi veya eylemi görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaz, oluşturmamalıdır da. Aksi bir tutum ceza hukukunun son çare olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Bir aykırılık yani ihlal, ancak fiili yola dönüştüğünde kamu görevlisinin cezai sorumluluğuna gidilebilmelidir. Kamu görevlisinin her türlü usule aykırılıkta cezai sorumluluğunun doğacağını kabul etmek kamu hizmetini görülemez hâle getirebilir ve sürekliliğini aksatabilir. Ceza hukuku kapsamında değerlendirilebilecek fiili yol uygulamasının unsurları öğretide şu şekilde ortaya koyulmuştur: 'Fiili yolun varlığı için idarenin hareketinin hukuka aykırılığı tek başına yeterli değildir. Hukuka aykırılık açık ve 'derhal görünebilecek' ve eylemin niteliğini değiştirecek derecede ağır bir hukuka aykırılık olmalıdır. Açıkça hukuka aykırı bir kararın uygulanması fiili yola neden olduğu gibi, hukuka uygun olsun ya da olmasın bir idari kararın açıkça hukuka aykırı bir şekilde uygulanması da usule ilişkin bir fiili yol oluşturabilir. Uygulamada da fiili yol, acil durumlar ve yasanın açık izinler dışında, genellikle, idarenin zor kullanırken uyması gereken usullere uymamasından kaynaklanan usul hataları şeklinde belirir. Bu durumda idari eylem, önlem ve hareketlerdeki basit hukuka aykırılıklar ve usulsüzlükler fiili yol oluşturmayacaktır. Ağır bir tecavüz derecesine varmayan usulsüz fiiller ise idari olma niteliklerini koruduklarından idari yargı kapsamında kalırlar (Y. Oğurlu, 'İdare Hukukunda 'Fiili Yol' ve Yargısal Denetim', Turan Yıldırım, İdari Yargı, İstanbul 2008, 35-36).<br />
Görevi kötüye kullanma suçu sonuç olarak idari bir işlem ya da eylemin idare hukukunun dışına çıkartılıp ceza hukuku alanında değerlendirmeye alınabilmesi için ihlalin, çirkin ve ağır bir hukuka aykırılık oluşturması ve bu ihlal nedeniyle kişi güvenliği, konut dokunulmazlığı ve mülkiyet gibi temel bir hakkın zarar görmüş olması gerekir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde yasa koyucu yukarıdaki teorik yaklaşımlara uygun bir düzenleme yapmış ve suç tanımına cezalandırma alanını daraltmaya yönelik unsurlar eklemiştir. TCK'nın 257. maddesinin gerekçesinde bu husus şu şekilde ifade edilmiştir: 'Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın (veya ihmalin) kişilerin mağduriyetini sonuçlamış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir yarar sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.'</p>

<p>'Belirtelim ki, görevi kötüye kullanma suçundaki ihmal, yani görevi yapmama ile geç yapma mesleki özensizlik ile yapılan geç yapma olmayıp, bilerek ve isteyerek yapılan yapmama ve geç yapmadır. Çünkü görevi kötüye kullanmanın hem icrai şekli hem de ihmali şekli kasten işlenebilen suçlardandır' (Hamide Zafer, agm).<br />
Görevi kötüye kullanma/ihmal suçunun manevi unsuru kasttır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK'nın 21. maddesi ).</p>

<p>Suçun oluşabilmesi ve failin cezalandırılabilmesi için failin fiilini, fiilinden meydana gelen neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması gerekir.<br />
Eski TCK döneminde söz konusu olan özel kast - genel kast tartışması bu yeni düzenleme bakımından ortadan kalkmıştır. Suçun kanunda belirtilen tüm biçimleri açısından genel kast yeterlidir. Kastın varlığından söz edilebilmesi için kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmesi ve istemesi gerekir. Şayet kamu görevlisi görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmiyorsa manevi unsur gerçekleşmiş olmayacağından suç oluşmayacaktır (Tezcan/Erdem/Önok, age., s. 828; Toroslu, Ceza Hukuku Özel, s. 308).</p>

<p>Suç tanımındaki fiilin (icra veya ihmalin), eğer suç neticeli suç olarak kabul edilirse ayrıca neticenin de iradi olması gerekir. Söz konusu suçların fiil unsuru; görevi gereği gibi yapmamak, hiç yapmamak (ihmal) veya geç yapmaktır. Yapmama (ihmal) veya geç yapma ya da gereği gibi yapmama, dikkatsizlik ve özensizlik sonucu olabilir. Bu hâllerde hareketin ve ihmalin iradi olduğundan söz edilemez. Bu suçlar, görevin yüklediği özen yükümlülüğüne aykırılıkla yani dikkatsizlik ve tedbirsizlikle işlenemez. Suçun taksirli hali öngörülmemiştir. Özellikle örneğin iş yoğunluğu nedeniyle ihmalin farkında dahi olunamadığı veya iş yoğunluğu nedeniyle hizmetin gereği gibi yapılamadığının dahi farkında olunamadığı hallerde, suçun manevi unsuru gerçekleşmez. İhmal kastında, görev gereğince yapılması gerektiği bilinen bir şeyin yapılmaması veya geç yapılması söz konusudur. Failin sadece ihmalde ve geç yapmada bilinçli olması yeterli değildir. Fail, özellikle ihmalinin yerine görevi gereğince neyi yapması gerektiğini de bilmelidir. Yukarıda da belirtildiği üzere görevi kötüye kullanma suçlarının taksirli hâli öngörülmemiştir. Bir kamu görevlisinin insani bir hata ile öngörülen usule aykırı işlem yaptığı veya iş yoğunluğu nedeniyle görevinin gereğini yapmayı unuttuğu hâlde cezai sorumluluğu olmayacaktır. Nitekim Ceza Genel Kurulu önceki tarihlerde verdiği kararlarda bu duruma işaret etmiştir. 'Somut olayda sanık Aziz A.'nın 261 adet soruşturma evrakını 3 aydan 2 yıl 1 aya varan sürelerde, sanık ....'nin ise 155 adet soruşturma evrakını 1 yıl 10 aya varan sürelerde, 44 adet infaz evrakını 3 aydan 1 yıl 9 ay 15 güne varan sürelerde işlemsiz bıraktığı, infaz evrakının 38 adedinin savcılık kaleminde herhangi bir işlem yapılmadan bekletilmesine ve 7 adedinin ise zamanaşımına uğramasına neden olduğu hususları tartışmasızdır. Cumhuriyet savcısı olarak sanıklar, iş bölümü gereği kendisine düşen soruşturma ve ilam evrakının akıbetini takip etmek, gereğini yapmak, olanaklı olan en kısa sürede sonuçlandırmak ve bu işlemler sırasında kalem personelini denetlemekle görevli ve yükümlüdür. Ancak, sanıkların görev yaptıkları Erdemli ilçesinin deniz kenarında ve turizm açısından hareketli bir yer olması nedeniyle özellikle yaz aylarında oldukça artan iş yükü, yeterli sayıda kalem personelinin bulunmaması ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni ceza mevzuatının uygulanmasında yaşanan zorluklar ile uyum süreci göz önüne alındığında, soruşturma ve ilam evrakının bir kısmının işlemsiz bırakılması, bir kısmının ise zamanaşımına uğramasında 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen suçun manevi unsuru oluşmamıştır.' (YCGK, 17.3.2009 tarihli ve 4-267/59 sayılı karar) aynı şekilde 'Görevi kötüye kullanma ve görevi savsama suçları genel kastla işlenen suçlardan olup, suça konu eylemlerin bilerek yapılması, sonucunun da sanık tarafından istenmesi gerekmektedir. Sanık C. Savcısı H.Ü.'nün olayda görevi kötüye kullanma ve görevi savsama kastıyla hareket etmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanığın olayda suç kastının bulunmadığı sonucuna varılmış, infaz işlemlerine katılan diğer görevliler gibi insani yanılgı ile yanlış uygulama yaptığı anlaşılmıştır.' (YCGK, 7.2.2006 tarihli ve 4-163/14 sayılı kararı).<br />
Yargıtayın bazı kararlarında söz konusu suçun taksirle işlenebileceği şeklinde anlaşılmaya müsait şekilde 'görevini özensizlikle' yerine getirmesini bu suç kapsamında kabul ettiği anlaşılmakta ise de, özensizlik ibaresi taksiri göstermekte olup, bu suçun taksirli halinin yasada öngörülmediği, öğreti tarafından kabul edilmiştir (Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, Dr. Pınar Memiş Kartal Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi).</p>

<p>Suçun görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek işlenmesi (TCK'nın 257/2. maddesi) bakımından da, kamu görevlisinin görevinin gereklerine bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya gecikme göstermesi fiillerini bilerek ve isteyerek hareket etmesi, kastın varlığı için yeterlidir. Bu suçun taksir ile işlenmiş hâli, kanunda açıkça öngörülmediğinden taksirle işlenemez (TCK'nın 22/1. maddesi). Dolayısıyla kamu görevlisinin dikkat ve özensizliği nedeniyle görevinin gereğini yerine getirmemesi durumunda görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılamaz. Bu bakımdan failin görevi bilmemesi, yanlış bilmesi, unutması ve iş yoğunluğu sebebiyle görevin gereğini yerine getirilmemesi hâlinde, kastının yokluğundan dolayı ihmali surette görev kötüye kullanma suçu oluşmayacaktır. Ancak bu hususta faili dikkate alan sübjektif bir değerlendirme yerine objektif değerlendirme yapılmalı, somut olayın özelliği dikkate alınmalıdır (Handan Yokuş Sevük, DÜHFD, Cilt: 23, Sayı: 39, Yıl: 2018, s. 257-316-295).</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 228/1 ve 240. maddeleri, 5237 sayılı TCK'nın 257/1. maddesine denk gelmektedir. Eski TCK m. 240’da yer alan 'Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan' ifadesi 5237 sayılı TCK’da 'görevinin gereklerine aykırı hareket etme' olarak daha yerinde bir şekilde ifade edilmiştir. Çünkü ilk ifade biçimi keyfiyete ve geniş yoruma yol açabilecekken, yeni düzenlemede bir görev tanımına aykırılık hâli söz konusu olacaktır. Nitekim 765 sayılı TCK m. 240, kanunda kullanılan bu ifade nedeniyle Anayasa Mahkemesi önüne gelmiş ve her ne kadar itiraz reddedilmiş olsa bile (Anayasa Mahkemesi, E.1965/27, K.1965/55, T. 12.10.1965) suçta ve cezada kanunilik ilkesi karşısında karar tartışma konusu olmuştur. 765 sayılı mülga TCK'nın 240. maddesinde görevin kötüye kullanılmış olması yeterli olup, zararın gerçekleşmesi aranmamaktayken, 5237 sayılı Kanun zarar neticesinin meydana gelmesini aramıştır. 765 sayılı TCK’da düzenlenen görevi kötüye kullanma suçları tehlike suçu iken, 5237 sayılı TCK’da öngörülen görevi kötüye kullanma suçu zarar suçudur.</p>

<p>765 sayılı mülga TCK'nın 230. maddesinde belirtilen görevi ihmal suçu, 5237 sayılı TCK'nın 257/2. maddesine karşılık gelmektedir. Yine burada da eski TCK’da zarar neticesinin meydan gelmesi aranmamakta iken 5237 sayılı TCK’da görevinde ihmal ve gecikme gösteren kamu görevlisinin bu hareketinden ötürü bir zarar doğmuş olması aranmaktadır. Eski TCK’da tehlike suçu olarak öngörülen hüküm, yürürlükteki TCK’da zarar suçu olarak düzenlenmiştir (Pınar Memiş Kartal, agm).<br />
YCGK'nın 20.11.2007 tarihli ve 83-244 sayılı kararında, yargı görevi yapanların uyacağı kurallar bir başka ifadeyle görev tanımı, etik kuralların kişilerin zararına yol açması hâlinde görevi kötüye kullanma söz konusu olabileceği ifade edilmektedir. Kararda şu ifadelere yer verilmiştir; 'Yargı mensupları, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat koşullarına sahip olmalıdırlar.</p>

<p>Hâkim ve savcılar kendilerine verilen görev ve tanınan yetkileri, ulusal hukuk normları ile evrensel anlamda kendilerini bağladığında kuşku bulunmayan, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri ve Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları 'Budapeşte İlkeleri' kurallarına tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkim ve savcıların hukuka veya etik kurallarına aykırı davranışlarının, kişilerin mağduriyetine yol açması veya kamunun zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlaması, 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinde yaptırıma bağlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.'</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında;<br />
Somut olayda: Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın, uhdesinde bulunan bir kısım soruşturma evrakında uzun süre işlem yapmaksızın soruşturma aşamasının uzamasına sebebiyet verdiği anlaşılmakta ise de; kamu zararına ya da kişilere haksız bir menfaat sağladığı sonucuna ulaştıracak bir delil bulunmadığı gibi, yargılama merciinin de bu yönde kabule erişmeksizin, incelemeye konu soruşturma dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin yasal haklarını elde etmelerinin geciktirilmesi ve soruşturmaların olağan sürede sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuksal durumunun askıda tutularak bir an önce aklanmaları olanağının önüne geçilmesi nedenleriyle kişi mağduriyetine sebebiyet verildiğini kabul ettiği olayda;</p>

<p>İstanbul adliyeleri yargı çevresinde savcılığa intikal eden işlerin çok yoğun olduğu, Cumhuriyet savcılarının personel yetersizliği nedeniyle uzun süre tek kâtip ile birlikte çalıştıkları, normal mesai saatleri içinde soruşturma işlemlerinin yürütüldüğünden mesai dışı zamanlarda evrakların incelenip kâtibin yapacağı işlemlerle ilgili not yazılarak evraklara eklemesine rağmen ara kararların zamanında yerine getirilemediği, ayrıca bu süreçte trafik kazası geçirmesi nedeniyle bir süre çalışılamadığının savunulması ve bu savunmanın tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan Cumhuriyet Başsavcılığı çalışanları tarafından önemli ölçüde doğrulanması karşısında; sanığın kasten görevinin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme gösterdiğinin kabul edilemeyeceği, beşeri hatalar ile sağlık ve diğer nedenlerden kaynaklanan performans düşüklüğünün idari bakımından değerlendirilip tayin ve terfilerde nazara alınması ya da disiplin hukukuna göre yaptırım uygulanması gereken hâllerden kabul edilmesi gerekirken, ceza yaptırımına maruz kılınması, objektif sorumluluğa yer vermeyen 5237 sayılı Ceza Kanunumuzun suç teorisine uygun olmadığı gibi, görevin ifasında dikkatsiz ve kayıtsız davranışın kusurluluğun özel şekli olan taksiri oluşturduğu, 5237 sayılı TCK'nın 257. maddesinde tanımlanın suçun kasten işlenebileceği, taksirli hâlin unsurlar içinde yer almadığı gözetilmeksizin, unsurları oluşmayan suç nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan mahkûmiyete ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum." düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Olay tarihinde İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görevli olan ... hakkında kendisine tevdi edilen soruşturma evraklarını uzun süre işlemsiz bıraktığı iddiasıyla görevi ihmal suçundan açılan davada Yargıtay 5. Ceza Dairesinin ilk derece olarak yaptığı yargılama sonucunda, 11.07.2018 tarihli 7.MD-15.MD sayılı kararı ile TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilerek TCK'nın 43/2. maddesi gereğince ceza artırılmıştır.</p>

<p>Süresinde temyiz edilerek Ceza Genel Kurulunun 2018/445 esasına kayıt edilen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.07.2018 tarihli ve 7 MD-15.MD sayılı mahkûmiyet kararının yapılan temyiz incelemesi sonucunda, temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.</p>

<p>Suçlanan ...’in savunmasında; önceki görev yerinde trafik kazası geçirip yaralandığını, aynca ailevi problemleri nedeniyle eşinden boşandığını, bu problemleri yaşarken İstanbul Anadolu Adliyesine Cumhuriyet savcısı olarak atandığını, İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görevli olduğu dönemde kendisine yeterli olmayan zabıt kâtibi verildiğini, kendisine tevdi edilen soruşturma evraklarını inceleyip notladığını, yazması için kâtibe verdiği hâlde kâtibin evrakları süresinde yazamadığı, gecikmelerin zabıt kâtibinin yetersiz olması ve notlarını süresinde yazmamasından kaynaklandığını, evrakları bilerek geciktirme ve görevi ihmal suçu kastının olmadığını beyan etmesi nedeniyle,</p>

<p>Suçlanan Cumhuriyet Savcısı ...’e isnat edilen eylemlerin en fazla idari nitelikte olarak disiplin soruşturmasını gerektirecek eylemler olduğu, isnat edilen TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen görevi ihmal suçunun unsurlarının oluşmadığı, görevi ihmal suçunun temadi eden suç olması nedeniyle TCK'nın 43/2. maddesinin de uygulanamayacağı, bu nedenlerle Yargıtay 5. Ceza Dairesinin TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen görevi ihmal suçundan mahkûmiyet ve TCK'nın 43/2. maddesi gereğince artırım yapılmasına dair kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği..." görüşüyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan İki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Sanık hakkında TCK'nın 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı..." savıyla karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Usul ve kanuna uygun olan Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.07.2018 tarihli ve 7-15 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.01.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="50935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2018/287 E., 2020/409 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.10.2020 tarihli, 2018/287 E., 2020/409 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2018/287 E., 2020/409 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Sulh Ceza<br />
Sayısı : 64-1008</p>

<p>Sanık ...'nın ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/2, 62 ve 51. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin İstanbul (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 28.05.2013 tarihli ve 64-1008 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 16.01.2018 tarih ve 10258-197 sayı ile;</p>

<p>"Avea İletişim Hizmetleri Anonim Şirketinin özel hukuk statüsüne tabi şirket olması nedeniyle Ceza Hukuku uygulamasında (memur) 'kamu görevlisi' sayılmayan ve 'kamu görevlisi gibi' cezalandırılması olanağı bulunmayan şirket adli yazışmalarından sorumlu olan sanığın, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/4744 sayılı soruşturma kapsamında şirkete yazılan müzekkerelere süresinde cevap vermeme şeklindeki eyleminin; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinde düzenlenen emre aykırı davranış niteliğinde olduğu, anılan maddede öngörülen idari para cezasının miktarına göre eylem tarihi ile inceleme günü arasında 5326 sayılı Kanun'un 20/2-c maddesinde öngörülen 3 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşılmış ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca bu hususta bir karar verilmesi mümkün olduğundan gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5326 sayılı Kanun'un 20. maddesi gereğince sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına..." oy çokluğuyla karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi Z. Şahin;<br />
"...CMK'nın 332. maddesinde suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında C.Savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenilen bilgilere cevap verilmemesi hâlinde TCK'nın 257. maddesine aykırılık oluşturacağı öngörülmüştür. Madde metnine göre bilgi yazılı olarak istenmeli ve müzekkereye 10 gün içinde cevap verilmesi, verilmemesi hâlinde CMK'nın 332. maddesi uyarınca işlem yapılacağı şerhi düşülmelidir. Düzenleme itibarıyla belirtilen yükümlülüğe aykırı davranan kişinin kamu görevlisi olmasının zorunlu olmadığı, ancak kamusal faaliyet gördüğü için kamu görevlisi sayıldığı anlaşılmaktadır (Y. 5 CD. 18.03.2015 tarih, 2013/7399 E., 2015/8476 ve 16.10.2014 tarih 2013/4711 E. - 2014/9821 karar sayılı kararları 11.07.2012 tarih, 2012/7527 E., 2012/8180 K).</p>

<p>Çünkü CMK'nın 161/2-4. maddesi uyarınca adli kolluk görevlileri ve diğer kamu görevlileri, yürütülmekte olan soruşturma ile ilgili ihtiyaç duyulan belgeleri talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür. Maddenin 5. fıkrasına nazaran da belge temininde ihmalleri görülen memur ve amirler hakkında doğrudan soruşturma yapılabilecektir. Görüldüğü gibi kamu görevlilerinin bilgi ve belge vermemeleri hâlinde bu madde gereği diğer bir ifade ile CMK'nın 332. maddesine ihtiyaç duyulmadan haklarında işlem yapılacaktır. Bu sebeple önemli olan husus özel hukuk tüzel kişilerinin C. savcısı ve mahkemelerin talebine cevap vermemesi durumunda sanıkların eylemlerinin hangi suçu oluşturacağıdır. CMK'nın 332/2. maddesinde bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin TCK'nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır dendiğinden ve herhangi bir sınırlama yapılmadığından düzenleme tüm özel ve resmi kuruluşları kapsamaktadır. Cevap vermeme hâlinde oluşacağı belirtilen suçun görevi kötüye kullanma olduğu ve özgü suç niteliği taşıdığı için failinin ancak kamu görevlisi olabileceği sabittir. Anılan maddede kanun koyucu savcı veya mahkeme tarafından kendisinden yazılı bir talepte bulunulan kişinin tıpkı tanık, tercüman, bilirkişi görevlendirilmesinde olduğu gibi kamusal faaliyete katıldığını ön gördüğünden ve kendisine yargı görevi yüklenmiş olan özel bir şahısta hâkim veya C. savcısınca atama veya seçilme yoluyla ya da her hangi bir surette geçici olarak kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olduğundan, TCK'nın 6/c maddesi de nazara alındığında kamu görevlisi sayılacak ve kamu görevlisi gibi cezalandırılması gerekecektir (Y. 5CD. 07.05.2014 tarih, 2013/1163 E.-2014/5088 K).</p>

<p>Maddenin Adalet Komisyonuna sunulan teklif gerekçesinde de 'suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla söz konusu önergenin verildiği' belirtilmiştir. Gerekçe etkin suç soruşturması ve kovuşturmasının teminine yönelik olduğuna göre özel kişi ve kuruluşların bundan ayrık tutulduğu düşünülemez. Hatta bilgi ve belge temini resmi devlet kurumlarının ilgili biriminde çalışan kamu görevlilerinin görevinin normal fonksiyonu gereği olduğundan bu maddenin esasen özel kişi ve kurumlar için eklendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan tüm bu gerekçelerden dolayı müzekkerelere cevap vermemek suretiyle üç kez müzekkere yazılmasına sebebiyet verip, müştekinin şikayetinin etkin şekilde soruşturulmasını engelleyerek, kamunun zararına ve kişilerin mağduriyetine neden olan sanığın eylemini görevi ihmal olarak niteleyen mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı..." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.05.2016 tarih ve 306313 sayı ile;<br />
"...Maddi olayda, Kadıköy C. Başsavcılığı tarafından yürütülen 2010/4744 sayılı soruşturması nedeniyle 0 554 ...., 0 554 ....., 0 554 499 ...., 0 554 ...., 0 554 ...., 0 554 ...., 0 554 ..... no'lu telefon abonelik sözleşmelerinin asıllarının gönderilmesi için Kadıköy C. Başsavcılığınca 04.02.2010 tarihinde, 24.11.2010 tarihinde ve 07.02.2011 tarihinde müzekkere yazılmış olmasına rağmen, 16/05/2011 tarihine kadar bu sözleşmelerin gönderilmesi için gönderilen müzekkerelerin gereğini yerine getirmediği şeklinde gerçekleşen eylemde,</p>

<p>AVEA İletişim Hizmetleri A.Ş.'nin adli yazışmalarda sorumlu olan sanık ... abonelik sözleşmelerinin asıllarının mahkemeye göndermediği, bilgi istenilen kişi olan sanığın, tanık, bilirkişi, tercüman görevlendirilmesinde olduğu gibi, kamusal faaliyete katılan ve kamu görevlisi sayılan bir kişi konumunda bulunduğu ve TCK'nın 6/c maddesi kapsamında memur sayıldığı,</p>

<p>Sanığın kamu hizmetine atama ya da seçilme yoluyla değil ancak geçici olarak kamu hizmetine katılan kişi sıfatında bulunduğu ve mahkemenin istemiyle yerine getirdiği özel görevin kamu hizmeti olduğu ve CMK'nın 332/2. maddesinde bilgi isteme tüm özel ve resmî kuruluşları kapsadığı tartışmasız kabul edilmelidir. Zira bu düzenleme olmasa da resmî görevliler hakkında TCK'nın 161/5. maddesi kapsamında sorumlu olduğu açıkça görülmektedir.</p>

<p>Kanun koyucunun amacı, soruşturma ve yargılamayı yürüten hâkim ve savcıların maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve makul sürede, süratli, adil ve usul ekonomisi açısından uygun şekilde tüm işlemlerin disiplin içinde yürütülmesi sağlamak için resmî ve özel tüm kuruluşları kapsayan CMK'nın 332 maddesinin düzenlendiği kabul edilmelidir..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.04.2018 tarih, 3357-2458 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; özel hukuk hükümlerine tabi şirkette adli yazışmalardan sorumlu olan sanığın Cumhuriyet Başsavcılığınca yazılan müzekkerelere cevap vermemesi şeklindeki eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu mu yoksa Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinde düzenlenen emre aykırı davranış kabahatini mi oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosunun 16.05.2011 tarihli ve 2010/4744 sayılı suç duyurusu yazısına göre; Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2010/4744 sayılı soruşturma kapsamında suç delili niteliğinde olan ve asıllarına ihtiyaç duyulan sözleşme asıllarının 04.02.2011 tarihli yazı ile Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’den istenildiği, söz konusu şirket tarafından 15.03.2010 tarihli yazı ile araştırmanın devam ettiği, bulunduğunda gönderileceğinin bildirildiği, makul süre içerisinde olumlu veya olumsuz bir cevap verilmemesi nedeniyle 24.11.2010 tarihli yazı ile sözleşmelerin tekrar istendiği, bu yazıya bir cevap verilmediği için 07.02.2011 tarihinde tekit yazıldığı, söz konusu yazıya da hâlihazırda cevap verilmediği anlaşılmakla sorumlular hakkında gereğinin rica edildiği,</p>

<p>Ekte gönderilen yazışmaların suç duyurusuna konu yazı içeriğini doğruladığı, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’ye gönderilen tüm yazılarda CMK’nın 332. maddesine ilişkin ihtarın yer aldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’de adli yazışmalar sorumlusu olduğunu, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının şirkete göndermiş olduğu 04.02.2010 tarihli yazıya 15.03.2010 tarihli ve 796917 referans sayılı yazı ile cevap vererek belge asıllarının arşiv kayıtlarında araştırılmasına devam edildiğini bildirdiğini, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2011 tarihli yazısına ise 31.10.2011 tarihli ve 78306 referans sayılı yazı ile cevap verdiğini, şirkete adli ve resmî makamlar tarafından bilgi ve belge talepli çok sayıda yazı geldiğini, çalıştığı birime haftada ortalama 6.000-8.000 adet müzekkere tebliğ edildiğini, buna rağmen adli makamların müzekkerelerine mümkün olan en kısa sürede cevap verildiğini, ancak evrak yoğunluğu nedeniyle zaman zaman gecikmelerin yaşanabildiğini, yine müzekkerelerin postaya verilmesi, postada geçen süre, istenen bilgilerin araştırılarak hazırlanması ve arşiv biriminden temin edilmesi gibi nedenlerle aksaklıkların meydana geldiğini, bu konuda herhangi bir kastının olmadığını savunmuştur.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu 257. maddede;</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü'ne göre ihmal; "Yapmama, savsama" anlamına gelmekte, gecikme ise; "Bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi" olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin, ikinci fıkrasında, kamu görevlisinin yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya kanuna göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi veya vaktinde yapmayıp geciktirmesi suç sayılmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenen suçlardan olup, bu suçtan söz edilebilmesi için; "Kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesi" gerekmektedir.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası ise haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>TCK’nın 257. maddesinde yer alan "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ifadesi, görevi kötüye kullanma suçunun genel ve tamamlayıcı nitelikte olduğunu ifade etmektedir. Suçun bu niteliğinden dolayı kamu görevlisinin ceza sorumluluğunun doğabilmesi için eyleminin başka bir suçu oluşturmaması gerekir.<br />
Yasal düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere görevi kötüye kullanma suçunun faili kamu görevlisidir. Bu nedenle söz konusu suç ancak görevinden kaynaklanan yetkilerini kötüye kullanan veya görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösteren kamu görevlisi tarafından işlenebilir.</p>

<p>"Kamu görevlisi" kavramı, TCK’nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde "Kamu görevlisi deyiminden, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Maddenin gerekçesinde de;</p>

<p>"765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki 'memur' tanımının doğurduğu sakıncaları aynen devam ettirecek nitelikte olan tanım, Tasarı metninden çıkarılarak; memur kavramını da kapsayan 'kamu görevlisi' tanımına yer verilmiştir. Yapılan yeni tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegane ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.</p>

<p>Bilindiği üzere, kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddî karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Bu bakımdan, örneğin mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Keza kişi, bilirkişilik, tercümanlık ve tanıklık faaliyetinin icrası kapsamında bir kamu görevlisidir. Askerlik görevi yapan kişiler de kamu görevlisidirler. Bu bakımdan örneğin bir suç vakıasına müdahil olan, bir tutuklu veya hükümlünün naklini gerçekleştiren jandarma subay veya erleri de, kamu görevlisidirler. Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır." hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>Madde ve gerekçesi dikkate alındığında, kamu görevlisi toplumu oluşturan bireyler adına kamu erkini kullanmak suretiyle kamu görevini ifa eden kişi, bir başka deyişle devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, kamu hizmetini yerine getirmek için, kamu hukuku usulüne uygun olarak, Anayasa’nın 128. maddesindeki ifadeyle "Genel idare esaslarına göre" sürekli veya süreli olarak atanan, seçilen ya da başka bir şekilde görevlendirilen kişi olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda milletvekili, belediye başkanı, belediye ve il genel meclis üyesi, muhtar, avukat, tercüman, tanık ve bilirkişiler faaliyetinin icrası kapsamında kamu görevlisi olarak kabul edilir.</p>

<p>Bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenebileceği, başka bir ifadeyle özgü suç niteliğinde olduğu açık olmakla birlikte, CMK’nın 332. maddesinde yar alan;</p>

<p>"(1) Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.</p>

<p>(2) Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır." şeklindeki düzenleme nedeniyle kamu görevlisi sıfatı taşımayan bu kişilerin görevi kötüye kullanma suçunun faili olup olmayacağı üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet savcıları veya mahkemeler tarafından yazılı olarak istenen bilgilere cevap verme zorunluluğu 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun Ek 4. maddesinde de;</p>

<p>"Ek birinci maddede gösterilen suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları veya hakim yahut mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere yedi gün içinde cevap verilmesi zorunludur.</p>

<p>Eğer bu süre içinde istenen bilginin verilmesi imkansız ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği bildirilir.</p>

<p>Bilgi istenen yazıda, yukarıdaki fıkralar hükmü ile buna aykırı hareket etmenin kanuni sonuçları yazılır.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kimse, üç aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.</p>

<p>Bu maddede yazılı suçu, haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler işlediği takdirde de umumi hükümler dairesinde işlem yapılır.</p>

<p>Yasama dokunulmazlığı saklıdır." biçiminde düzenlenmişti.</p>

<p>CMK'nın 332. maddesinde Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında yazılı olarak istenilen bilgilere belirtilen süre içerisinde cevap verilmemesinin TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği belirtilmekte, ancak bu aykırılığın yalnızca kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilmesi durumunda görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağına ilişkin bir sınırlamaya yer verilmemektedir.</p>

<p>Maddenin TBMM Adalet Komisyonuna sunulan teklif gerekçesinde "Suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla söz konusu önergenin verildiği" hususu da dikkate alındığında, soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin teminine yönelik bu zorunluluktan özel kişi ve kuruluşların ayrık tutulmasının söz konusu olamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>CMK’nın "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin;<br />
"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.</p>

<p>…</p>

<p>(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür." şeklindeki fıkraları da gözetildiğinde, söz konusu bilgi ve belge temininin, kamu görevlilerinin görevlerinin normal fonksiyonu gereği olması nedeniyle CMK’nın 332. maddesinin esasen kamu görevlisi sıfatını taşımayan özel kişi ve kurumlar için düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Emre aykırı davranış" başlıklı 32. maddesi;</p>

<p>"(1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.</p>

<p>(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.</p>

<p>(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır." düzenlemesini içermekte,</p>

<p>Aynı Kanun'un "İçtima" başlıklı 15. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; "Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır." hükmü yer almaktadır.<br />
Bu düzenlemelere göre, yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişinin eylemi "Emre aykırı davranış" kabahatini oluşturmakla birlikte, söz konusu eylem aynı zamanda kanunda suç olarak da tanımlanmış ise sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2010/4744 sayılı soruşturma kapsamında suç delili niteliğinde olan ve asıllarına ihtiyaç duyulan yedi adet telefon hattına ilişkin abone sözleşmesinin, CMK’nın 332. maddesine ilişkin ihtara da yer verilerek, sanığın adli yazışmalardan sorumlu olduğu Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’den 04.02.2010, 24.11.2010 ve 07.02.2011 tarihli müzekkereler ile talep edildiği, ancak sanığın yalnızca 04.02.2010 tarihli müzekkereye cevaben araştırmanın devam ettiğine ve abone sözleşmelerinin bulunduğunda gönderileceğine ilişkin 15.03.2010 tarihli yazıyı düzenlediği, 24.11.2010 ve 07.02.2011 tarihli müzekkerelerin ise gereğini yerine getirmediği ve müzekkerelere herhangi bir cevap vermediği kabul edilen olayda;</p>

<p>CMK'nın 332. maddesinde Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında yazılı olarak istenilen bilgilere on günlük süre içerisinde cevap verilmemesinin yalnızca kamu görevlileri açısından TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceğine ilişkin bir sınırlamaya yer verilmemesi, adli kolluk görevlileri ile diğer kamu görevlilerinin yürütülmekte olan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısınca ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri temin etme yükümlülüğünün CMK’nın 161. maddesinde düzenlenmesi, diğer kamu görevlilerinin, görevlerinin gereğini yapmakta ihmal veya gecikme göstermelerinin ise zaten görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabilecek olması nedeniyle CMK'nın 332. maddesinin esasen özel bir müeyyide hükmü teşkil etmesi, bu anlamda anılan düzenlemeye uymamanın TCK'nın 257. maddesine aykırılık "oluşturabileceği"nin yazılması ile 1412 sayılı CMUK'un Ek 4. maddesinde olduğu gibi doğrudan ceza tayini yoluna gidilmesi arasında herhangi bir fark bulunmaması ve CMK'nın 332. maddesinin TBMM Adalet Komisyonuna sunulan teklif gerekçesinde "suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla söz konusu önergenin verildiği" hususu dikkate alındığında, soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin teminine yönelik zorunluluktan kamu görevlisi olmayanların ayrık tutulmasının düşünülememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde;</p>

<p>Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.'de adli yazışmalardan sorumlu sanığın esasen kamu görevlisi sıfatı bulunmamakla birlikte CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenleme uyarınca suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından kendisinden yazılı olarak belge istendiğinde, tıpkı tanık ve bilirkişi görevlendirilmesinde olduğu gibi TCK’nın 6. maddesinde söz edildiği üzere kamusal bir faaliyet olan yargı görevinin işleyişine "herhangi bir surette" katıldığı ve bu anlamda kamu görevlisi sayıldığı, açıklanan sebeple bu yöndeki kabulün görevi kötüye kullanmanın özgü suç olma özelliği ile herhangi bir suretle çelişmediği ve "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" ile bağdaşmayan bir duruma neden olunmadığı, sanığın Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma işlemlerinde yol açtığı gecikmeye bağlı olarak hem adil yargılanma ilkesinin ve hak arama hürriyetinin ihlali sebebiyle şüphelinin ve şikâyetçinin mağduriyetine hem de soruşturma giderlerinin artmasına yol açmak suretiyle kamu zararına sebebiyet verdiği, bu nedenle eyleminin TCK’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır." şeklindeki hüküm nedeniyle de sanığa emre aykırı davranış kabahati nedeniyle yaptırım uygulanmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.'de adli yazışmalardan sorumlu kişi olarak görev yapan sanık ...’nın Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şirkete yazılan 04.02.2010, 24.11.2010, 07.02.2010 tarihli ve CMK'nın 332. maddesine havi şerhleri içeren müzekkerelere cevap vermeme şeklinde gerçekleşenen eyleminin, TCK'nın 257/2. maddesinde belirtilen görevi ihmal suçunu oluşturacağına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, anılan maddedeki suçun oluşacağından bahisle itirazın kabulüne dair kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için 5271 sayılı CMK’nın 332. maddesinin benzer hükümler düzenleyen 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesi ile birlikte irdelenerek arada fark bulunup bulunmadığının belirlenmesinden sonra ceza kanununun amacı ve kanunilik ilkesi ile irtibatlandırılarak, Türk Ceza Kanunu'ndaki benzer düzenlemelerden yola çıkılarak TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun oluşup oluşamayacağının benzer olaylardaki yerleşik yargısal kararlar doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>1412 Sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesi;</p>

<p>'Ek birinci maddede gösterilen suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları veya hakim yahut mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere yedi gün içinde cevap verilmesi zorunludur.</p>

<p>Eğer bu süre içinde istenen bilginin verilmesi imkansız ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği bildirilir.</p>

<p>Bilgi istenen yazıda, yukarıdaki fıkralar hükmü ile buna aykırı hareket etmenin kanuni sonuçları yazılır.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kimse, üç aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.'<br />
5271 sayılı CMK’nın 332. maddesi;<br />
'Bilgi isteme</p>

<p>(1) Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.</p>

<p>(2) Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır.'</p>

<p>Yukarıdaki maddelerde açıklandığı üzere, 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde bazı suçların soruşturması sırasında bilgi vermeyenler hakkında, Ek 4. maddedeki koşulların gerçekekleşmesi hâlinde doğrudan doğruya maddede yazılı bulunan cezaya hükmolunacağı belirtilirken, cevap vermeyen kişinin memur olması gerektiği hususunda herhangi bir ibareye yer verilmediği için, özel tüzel kişi yetkililerinin de koşulların gerçekleşmesi hâlinde 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesi uyarınca cezalandırılmasının mümkün olmasına karşın, 5271 sayılı CMK’nın 332. maddesinde, bilgi istenen sorumlu kişinin kamu görevlisi ya da özel tüzel kişi olması gerektiği hususunda herhangi bir ayrım yapılmaksızın TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşabileceği belirtilmiş, ancak atıfta bulunulan TCK’nın 257. maddesinde suçun failinin kamu görevlisi olması gerektiği çok net bir şekilde vurgulanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından, özel şahısların da CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenleme karşısında; özgü suç olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmayan TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olabilecekleri kabul edilirken, aşağıda açıklanan üç ayrı gerekçeye dayanılmıştır.</p>

<p>1-) 'CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemede kamu ya da özel tüzel kişi ayrımının yapılmamış olması nedeniyle ister özel ister kamu tüzel kişisi CMK’nın 332. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hâlinde TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın anılan suçun oluşabileceği kabul edilmiştir.'</p>

<p>2-) 'CMK'nın 161/2-4. maddesi uyarınca, Adli kolluk görevlileri ile diğer kamu görevlilerinin, yürütülmekte olan soruşturmayla ilgili ihtiyaç duyulan belgeleri talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlü kılındığından; CMK’nın 332. maddesindeki düzenleme olmasa dahi CMK’nın 161/2-4. maddesi uyarınca bilgi ve belge vermeyen kamu görevlilerinin TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olabilecekleri hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığından, CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemenin özel şahıslar için özellikle düzenlenmiş olması nedeniyle özel şirketlerde çalışan yetkili şahıslarında TCK’nın 257/2. maddesinden sorumlu tutulmalarında herhangi bir sakınca olmadığı ileri sürülmüştür.'</p>

<p>3-) 'Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında bilgi ve belgelerin istendiği kişi tıpkı tanıklıkta ve bilirkişilikte olduğu gibi Cumhuriyet savcısının ya da hâkimin veya mahkemeninin yazısına muhatap olduğunda geçici olarak kamu görevlisi gibi görevlendirilmiş sayılacağından CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olmaları son derece normal karşılanmalıdır.'</p>

<p>Şeklindeki gerekçelerle CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı özel tüzel kişilerin yetkilisi bulunan şahısların da Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesindeki özgü suçun faili olabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır,</p>

<p>Yukarıda açıklanan gerekçelerle, özel şahısların CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olup olamayacaklarının, öncelikle TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun unsurları tespit edilip buna bağlı olarak TCK’nın 6-c maddesinde tanımlanan kamu görevlisi kavramından ne anlaşılması gerektiği irdelenerek, Türk Ceza Kanunu'ndaki benzer düzenlemelerin yargı kararlarında nasıl karşılık buluduğu açıklandıktan sonra ceza hukukunun izin verdiği ölçüde yorum prensiplerinden yararlanarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>TCK'nın 257/2. maddesi;</p>

<p>'(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'<br />
Yukarıda açıklandığı üzere, TCK’nın 257/2. maddesindeki suç, özgü bir suç olup geçici veya kalıcı bir kamu görevinin üstlenilmesi ya da özel teşkilat kanunlarında Türk Ceza Kanunu'nun uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılacağının ayrıca belirtilmesi gerekmektedir.<br />
TCK'nın 6/c maddesinde kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 332. maddesinde TCK’nın 257/2. maddesine atıfta bulunulduğu için suçların soruşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim ya da mahkeme tarafından istenen bilgi ya da belgeyi şerhe rağmen mazeretsiz olarak göndermeyen şahsın, TCK’nın 6/c maddesinde tanımlanan kamu görevlisi olmasının zorunlu olmadığı gibi özel teşkilat kanunlarında da TCK’nın uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılacağına dair bir hükme yer verilmesine gerek olmadığı, özel şahısların da TCK’nın 332. maddesindeki özel düzenmeden dolayı TCK’nın 257/2. maddesinden sorumlu tutulacağı şeklindeki görüşe iştirak edilmesi kanaatimizce mümkün değildir. Zira bir taraftan özgü suç olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmayan TCK’nın 257. maddesindeki suçun ancak geçici veya sürekli kamu görevi üstlenenler ya da özel teşkilat kanununda Türk Ceza Kanunu'nun uygulanmasında kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına dair ayrı bir düzenleme bulunan özel tüzel kişiler tarafından işlenebileceği kabul edilirken, diğer taraftan anılan suça atıfta bulunan CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257. maddesindeki zorunlu unsurların aranmamasının çok büyük bir çelişki olabileceği gibi benzer düzenlemelerde atıfta bulunulan suçlardaki unsurların aranacağına dair uzun yıllar öncesine dayanan aşağıda örnek olarak gösterilen Yargıtay içtihatlarına aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>Örnek 1: TCK’nın 290. maddesinin 2. fıkrasında; 'Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması halinde hırsızlık, cebren alınması halinde yağma, hileyle alınması halinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi halinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir'.</p>

<p>Örnek 2: 'TCK'nın 209. maddesinin 2. fıkrasında; İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır'.</p>

<p>Şeklinde hükümlere yer verilmiştir. Aynı maddelere aykırılıktan dolayı sanıkların cezalandırılabilmeleri için Yargıtayın aşağıda her bir maddeye örnek olarak gösterilen içtihatlarında açıklandığı üzere; atıfta bulunulan maddelerdeki suçların unsurları itibarıyla oluşması aranmış, gerek uygulamada, gerekse öğretide bu hususta herhangi bir duraksama yaşanmamıştır.</p>

<p>Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 2013/31394 K sayılı ilamında;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Hacizli malların sanığın bina vasfındaki işyerinden alınarak 3. kişiye verilmesi karşısında eylemin TCK'nın 290/2. maddesi delaletiyle TCK'nın 142/1-b maddesindeki suçu oluşturmasına karşın, yerinde olmayan gerekçe ile TCK'nın 141/1. maddesi ile hüküm kurulması',</p>

<p>Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesinin 2015/23922 K sayılı ilamında;</p>

<p>'Sanık ...'ın, açığa imza sahibi tarafından kendisine tevdi olunmayan imzalı kağıdı bertakrip ele geçirip sahibinin rızası dışında zilyet olarak unsurlarını doldurup bono hâline dönüştürmesi, sanık ...'in ise, fikir ve eylem birliği içerisinde katılanca imzalı bu belgeyi hukuki hükmü haiz olacak şekilde doldurup kullanması için sanık ...'a vermesi nedeniyle, eylemlerinin kül hâlinde 5237 sayılı TCK'nın 209/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 204/1. maddesindeki 'resmî belgede sahtecilik' suçunu oluşturacağı da gözetilerek, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hâkime ait olduğu cihetle, suça konu belge aslı dosya içerisine alınarak, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğunun kararda tartışılması ile sonucuna göre, sanıkların hukuki durumunun takdiri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi',</p>

<p>Örnek olarak açıklanan içtihatlar doğrultusunda herhangi bir maddede düzenlenen suça atıfta bulunulduğunda, cezalandırılma maddesinde öngörülen suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasının zorunlu olduğuna dair çeşitli dairelerin çok sayıda içtihadının zaman içerisinde istikrar kazanarak yerleşik uygulamaya dönüştüğü; Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suç olduğu dikkate alınmadan CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı özel tüzel kişilerin yetkilileri tarafından da işlenebileceği yönündeki görüşünün, kanaatimizce ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkeleri arasında yer alan ve TCK’nın 2. maddesi ile Anayasa'nın 38. maddesi ile güvence altına alınan kanunilik ilkesinin zorunlu sonuçlarından olan belirlilik ilkesine aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>2-) CMK'nın 161/2-4. maddesindeki düzenlemeden dolayı, bilgi ve belge vermekte mazeretsiz olarak geciken kamu görevlilerinin eylemlerinin zaten suç oluşturacağı için anılan maddenin kapsamı dışında bırakılan özel şahısların CMK’nın 332. maddesindeki düzenleme ile görevi kötüye kullanma suçunun faili olabilmelerinin önündeki engelin aşıldığı şeklindeki gerekçeye de iştirak edilmesi mümkün değildir. Zira kanun koyucu özel şahıslarında görevi kötüye kullanma suçunun faili olabileceğini arzu etmiş olsaydı, TCK’nın 257. maddesindeki düzenlemeyi yaparken kamu ya da özel tüzel kişi ayrımı yapmayabileceği gibi ayrıca 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde olduğu gibi CMK’nın 332. maddesinde de TCK’nın 257. maddesine atıfta bulunma yerine doğrudan doğruya cezaya hükmedilebilirdi. Kanun koyucunun böyle bir ayrıntıyı düşünmeyeceğini iddia etmek, bütün çağdaş anayasalarda temel bulan 'Kanun koyucu abesle iştigal etmez' kuralına aykırı olacaktır. Kanaatimizce CMK’nın 332. maddesindeki düzenleme son derece yerinde ve isabetli bir düzenlemedir. Zira soruşturmaların aciliyetine ve önemine istinaden kamu görevlisi olsa dahi CMK’nın 332. maddesindeki şerhin bulunmaması hâlinde kaç kez istenilen bilgi ya da belgeye zamanında cevap verilmemesi hâlinde TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşacağı konusunda mahkemenin ele alabileceği bir ölçüt bulunmamaktadır. CMK’nın 332. maddesinde düzenlemenin olmaması hâlinde, kimi mahkemeye göre 2 yazıya, kimi mahkemeye göre, 3 ya da 4 veya daha fazla yazıya mazeretsiz cevap verilmemesi hâlinde suçun oluşabileceği konusunda takdir yetkisi kullanılacağından, farklı mahkemelerden aynı eylemden dolayı farklı kararların çıkacağı ve buna bağlı olarak Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı sonuçların ortaya çıkmasına neden olunacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Ayrıca soruşturmaların ya da yargılamaların gecikmesi de engellenemeyecektir. Kanun koyucu işin aciliyetine binaen, CMK’nın 332. maddesindeki şerhi içeren yazının gönderilmesi hâlinde mazeretsiz olarak bir tek yazıya dahi cevap vermeyen kamu görevlisini sorumlu tutarak, hem ülke genelinde uygulama birliğini sağlamak hem de soruşturmaların ya da ceza yargılamalarının zaman geçirmeden sonuçlandırılmasını sağlamak suretiyle adil yargılanma hakkı çerçevesinde maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen Ceza Muhakemesi Kanununun amacına ve ruhuna uygun davranmıştır.</p>

<p>3-) Cumhuriyet savcısı ya da hâkim ve mahkemenin ceza soruşturması ve yargılaması ile ilgili olarak bilgi ve belge talebine muhatap olan kişinin geçici olarak kamu görevlisi sayılacağı yönündeki gerekçenin de kanaatimizce ceza hukukukun en temel ilkelerinden birisi olan kanunilik ilkesine aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira TCK’nın 6/c maddesinde kamu görevlisi tarif edilmiştir. Ayrıca yasa koyucu tarafından, bazı teşkilat kanunlarında; özel tüzel kişi olmalarına rağmen, gördükleri işin önemine binaen, özel şirket mensuplarının ceza kanununun uygulanması bakımından kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı özellikle belirtilmiştir. Kamu görevlisi kavramı öğretide tartışılmış, Toroslu tarafından 'Yargıtay kararlarında ifade edildiği şekliyle Devletin herhangi bir faaliyeti yalnızca veya daha çok devlete ait hukuki bir yetki ve iktidarın kullanılması amacıyla örgütlendiğinde söz konusu olan 'kamu görevi' kavramının, kamusal faaliyetin tanımı ve kapsamıyla ilgili yeni bir anlayış konuluncaya kadar benimsenmesi uygun olacağı' belirtilmiştir. Ayrıca kamusal faaliyet kavramının anlaşılmasında Kanun'un gerekçesinin de önemli olduğu değerlendirilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesinin gerekçesinde kamusal faaliyetle ilgili şu görüşlere yer verilmiştir: 'Kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddi karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Bu bakımdan mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Keza kişi, bilirkişilik, tercümanlık ve tanıklık (Gökcan/Artuç, 'Kamu Görevlisi', s. 28-38, Toroslu, N., Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2009, Savaş Yayınevi, s. 273–274) faaliyetinin icrası kapsamında bir kamu görevlisidir. Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesine ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır.'</p>

<p>Madde gerekçesinden bir faaliyetin kamusal faaliyet sayılması için iki koşulunun aynı anda bulunması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Buna göre;</p>

<p>1-) Kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması,</p>

<p>2-) Hizmetin kuruluşunun siyasi iradeye dayanmasıdır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 41. maddesinde kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceği ifade edilmiştir. Ancak bu maddeye göre kamu hizmetinin yürütülmesine katılan işçi devlet memuru sayılmamakta, özel hukuk hükümlerine göre istihdam edilmektedir. Bununla birlikte kişinin özel hukuk hükümlerine göre istihdam edilmiş olması, onun kamu görevlisi sayılmasına engel teşkil etmemektedir. Zira burada önemli olan husus, o kişinin genel idare esaslarına göre istihdam edilmesi ve bu çerçevede kamu idaresinin emir ve talimatları, denetim ve gözetimi altında kamu hizmeti yürütmekte olması ve iştirak ettiği kamusal faaliyet dolayısıyla az veya çok kamu gücünü kullanmasıdır. Buna karşılık bir kamu hizmetinin yürütülmesinin idari bir sözleşme ile özel bir şahsa verilmiş olması ve idarenin denetimi altında olsa dahi bu hizmetin özel kişilerce yürütülüyor olması hâlinde kamusal faaliyete katılmaktan söz edilemez. Kamusal faaliyete geçici olarak katılması münasebetiyle kamu görevlisi sayılan kişiler, genel idari esaslara göre atanmamakta ve idareyle bir istihdam ilişkisine girmemektedirler. Bu kişilerin ne şekilde kamusal faaliyete katıldıkları ilgili kanunlarda düzenlenmektedir. Örneğin muhtar, belediye meclisi üyesi, il genel meclis üyesi, seçim ve sandık kurulları üyelerinin kamusal faaliyetlere katılma usulü ilgili kanunlarda düzenlenmektedir.Aynı şekilde üstlendikleri geçici ve zorunlu görev nedeniyle kamu görevlisi sayılan, tanık, bilirkişi, avukat, yedimenin gibi kişilerin ne şekilde görevlendirilecekleri ilgili kanunlarda düzenlenmektedir.</p>

<p>Somut olayımızda böyle bir görevlendirme mevcut değildir. İstenen bilgi ya da belgeninin verilmesinde, özel kuruluşta çalışan görevlinin idarenin denetiminde olmadığı gibi kamusal gücü de kullanması söz konusu değildir. TCK’nın 332. maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı ya da hâkim veya mahkemenin talebine muhatap kalan kişinin kamu görevlisi olarak kabul edilmesi hâlinde; kamu görevlisi kavramının sınırları yasal dayanağı olmadığı hâlde çok fazla genişletilerek bir ilçede zaruri ekmek ihtiyacını karşılayan tek fırın işleticisinin, bazı özel ulaşım şirket çalışanlarının, servis şoförlerinin, kamu kurumlarına teknik destek sağlayan bilişim şirketi çalışanlarının kamusal faaliyete katıldıklarından bahisle kamu görevlisi olarak sayılacağı ve buna bağlı olarak görevi kötüye kullanmak suçunun yanında bazı özgü suçların da faili olabileceği örneğin somut olayımızda bilgi ya da belgeyi mazeretsiz olarak geciktiren kişiye bir başka şahsın sırf gecikmeyi sağlamak için rüşvet vermesi hâlinde rüşvet suçunun da oluşabileceğinin kabul edilmesi gerekir ki evrensel hukuk normlarının böyle bir kabule izin vermesi beklenemez. Nitekim 5237 sayılı TCK’nın 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi' başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; 'Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz' hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; 'Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Benzer olaylarda Yargıtay Yüksek 7. Ceza Dairesinin örnek olarak aşağıda açıklanan içtihatlarında; CMK’nın 332. maddesindeki özel düzelemeden dolayı TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için TCK’nın 257. maddesindeki suçun unsurlarının bulunması aranmıştır.</p>

<p>(Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2012/22339 K. sayılı ilamında; 'Dosya kapsamına göre, şüphelinin ödemeden maaş haczi talimatını uygulamama biçimindeki eyleminin memur sayılmaması sebebiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinde öngörülen kabahati oluşturması karşısında'</p>

<p>2014/13951 K sayılı ilamında; '5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 23. maddesinde yer alan 'Özel güvenlik görevlileri, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır...' ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 332. maddesindeki 'Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet Savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.</p>

<p>Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır.' şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, kamu görevlisi gibi cezai sorumluluğu bulunan ve mahkeme müzekkerelerinin gereğini yerine getirmeyen güvenlik şirketi görevlilerinin eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmeksizin')</p>

<p>Sonuç itibarıyla; yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, somut olayımızda özel şirkette çalışan sanığın geçici veya sürekli kamu görevini üstlenmemiş olması nedeniyle; Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinden sorumlu tutulması gerekirken özgü suç olarak düzenlenen TCK’nın 257/2. maddesinden sorumlu tutulması gerektiğinden bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle,</p>

<p>Altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 16.01.2018 tarihli ve 10258-197 sayılı, hükmün bozulmasına ve idari para cezası verilmesine yer olmadığına şeklindeki kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Usul ve kanuna uygun olan İstanbul (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.05.2013 tarihli ve 64-1008 sayılı sayılı hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.10.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 08.10.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="46237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNA DAİR - II]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-ii-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-ii-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>"Kanun koyucu abesle iştigal etmez."</i></p>

<p><i>— <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari" rel="dofollow">YCGK 2018/287 E., 2020/409 K. sayılı karar</a>a ilişkin karşı oydan</i></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Daha önce bu sitede kaleme aldığımız bir <a href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat" rel="dofollow"><strong>yazıda,</strong> [1]</a> görevi kötüye kullanma suçunda aranan "kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma" yahut "kişilere haksız bir menfaat sağlama" unsurunun, haksızlık açısından önem arz etmeyen bir objektif cezalandırılabilme şartı olduğu kanaatine varmıştık. Orada mesele büyük ölçüde şartın varlığı etrafında dönüyor; kanun koyucunun 765 sayılı Kanun devrinin aksine norma aykırı davranışı tek başına cezalandırmaya yeter saymayışını, izlediği suç siyasetinin tabii bir neticesi olarak okumaya çalışıyorduk.</p>

<p>Bu tavsifin öğretideki zeminini hatırlatmak faydalı olacaktır. Objektif cezalandırılabilme şartları, fiille bağlantılı olmakla birlikte failin kastının kapsamına girmesi aranmayan, gerçekleşmedikçe ise fiil tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu olsa dahi cezaya hükmedilemeyen şartlardır. Bu şartların haksızlıkla münasebeti ise tartışmalıdır; nitekim öğretideki tasniflerden biri tam bu noktaya dayanmakta, şartlar “haksızlık açısından önem arz eden” ve “önem arz etmeyen” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Diğer tasnif ise “gerçek” ve “gerçek olmayan (görünüşte)” şartlar ayrımıdır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Ağırlıklı görüş, bu şartların haksızlık açısından önem teşkil etmediği, suçun diğer unsurlarının şart gerçekleşmeksizin de cezalandırılmaya değer bir haksızlık sergilediği ve dolayısıyla kusur prensibinin ihlal edilmediği yönündedir. Nitekim İtalyan Ceza Kanunu’nun 44. maddesi, şartın bağlı olduğu sonuç fail tarafından istenmemiş olsa bile failin sonuçtan sorumlu olacağını söylemekle iktifa etmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Ne var ki TCK m. 257 özelinde mesele öğretide tartışmalıdır ve tartışma tam şurada düğümlenir: maddede sayılan haller suçun maddi unsurlarından "netice"yi mi teşkil eder, yoksa bir objektif cezalandırılabilme şartı mıdır?<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Bu, nazarî bir merak değildir; en az üç tatbikî neticesi bulunmaktadır. Birincisi kastın kapsamıdır: bu haller netice sayıldığı takdirde failin kastının seçimlik neticelerden birini de kapsaması gerekir; objektif şart sayıldığında ise kastın fiile yönelmiş olması yeterlidir. İkincisi teşebbüstür: netice sayıldığında teşebbüs mümkün görülmekte, objektif şart sayıldığında ise mümkün olmadığı ifade edilmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Üçüncüsü nedensellik meselesidir; şart olarak nitelense bile fiil ile mağduriyet yahut zarar arasında bir bağın kurulması gerektiği isabetle belirtilmiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>İçtihadın ve öğretinin bu tartışmadaki yeri ise kendi içinde bir gerilim taşımaktadır. Bir yanda 5237 sayılı Kanun’la birlikte bu suçun tehlike suçundan zarar suçuna dönüştüğü yerleşik biçimde ifade edilmektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Öte yanda maddede sayılan hallerin objektif cezalandırılabilme şartı teşkil ettiği, Yargıtay uygulamasının da bu kabulü benimsediği belirtilmektedir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Bu iki niteleme aynı şey değildir: zarar suçu nitelemesi neticeyi haksızlığın içine alır, objektif şart nitelemesi ise dışında bırakır. Buna rağmen ikisi çoğu zaman yan yana, aralarındaki gerilim tartışma konusu edilmeksizin zikredilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte her iki nitelemenin müşterek bir neticesi vardır ve bu yazının meselesi odur. Şart, ister haksızlığın içinde bir netice ister dışında bir cezalandırılabilme şartı sayılsın, gerçekleştiğinin gösterilmesi gereken bir vakıadır. Fiilin varlığından hareketle çıkarsanamaz. Zira bir şeyin ispat edilmesi gereğini ortadan kaldıran, onun haksızlığın içinde mi dışında mı bulunduğu değil, hiç aranmamasıdır.</p>

<p>Bunun tatbikatta ne ölçüde karşılık bulduğunu görmek için Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kısa aralıklarla verdiği iki kararı ele alacağız.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Kararların biri failin sıfatına, diğeri neticenin tespitine dair temel bir tartışmayı barındırmakta olup her ikisi de oy çokluğuyla verilmiştir. Bilhassa karşı oylar üzerinde durmayı tercih edeceğiz; zira bir kararı anlamak için çoğunluğun vardığı sonuç kadar, o sonuca varılırken hangi itirazların aşıldığını da bilmek gerekir.</p>

<p>Suçun bütüncül bir incelemesi yine bu yazının kapsamı dışındadır; maddi ve manevi unsurlara dair tafsilatı ilgili eserlere havale ediyoruz.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p><strong>İki Karar, İki Fiil</strong></p>

<p><strong>Birinci karar</strong>, özel hukuk hükümlerine tabi bir telekomünikasyon şirketinde adli yazışmalardan sorumlu olarak çalışan bir kişiye ilişkindir. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü bir sahtecilik soruşturmasında delil niteliğindeki abonelik sözleşmelerinin asıllarını, CMK’nın 332. maddesine ilişkin ihtarı da içeren üç ayrı müzekkere ile şirketten istemiş; sanık yalnızca ilk müzekkereye "araştırma sürüyor, bulunduğunda gönderilecek" mahiyetinde bir cevap vermiş, sonraki iki müzekkereyi cevapsız bırakmıştır. Savunması, birimine haftada altı bin ilâ sekiz bin arasında müzekkere tebliğ edildiği, gecikmelerin evrak yoğunluğundan ve arşiv temini gibi sebeplerden kaynaklandığı yönündedir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi TCK’nın 257/2. maddesinden mahkûmiyet kurmuş, Yargıtay 5. Ceza Dairesi ise sanığın kamu görevlisi sayılamayacağı ve eyleminin Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesindeki emre aykırı davranış kabahatini oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kurulu, 01.10.2020 tarihli birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından bir hafta sonra yaptığı ikinci müzakerede, oy çokluğuyla itirazı kabul ederek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.</p>

<p><strong>İkinci karar</strong> ise bir Cumhuriyet savcısı hakkındadır. Sanığın, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda görev yaptığı iki yıllık dönemde uhdesinde bulunan yaklaşık dokuz yüz elli soruşturma evrakının dört yüz altmışında makul sürede işlem yapmadığı, bunların iki yüz kırk beş kadarında bir ilâ iki yıl hiçbir işlem tesis etmediği tespit edilmiştir. Aynı büroda görevli diğer savcıların ortalama dosya sayısı üç yüz elli ile dört yüz arasındadır. Savunması; kâtip yetersizliği, kâtiplerin notlarının gereğini yerine getirmemesi, bu dönemde geçirdiği trafik kazası ve eşinden boşanması etrafında toplanmaktadır. Sanık ayrıca, bu kadar dosya içinde soruşturmanın tarafı olan hiç kimsenin kendisinden şikâyetçi olmadığını da belirtmiştir.</p>

<p>Sanığın hâkimlik-savcılık teminatı sebebiyle ilk derece yargılaması Yargıtay 5. Ceza Dairesince yapılmış, verilen 1.860 TL adli para cezasına ilişkin hüküm Ceza Genel Kurulunca 28.01.2021 tarihinde oy çokluğuyla onanmıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere her iki olayda da fiil aynı mahiyettedir: yapılması gereken bir işin vaktinde yapılmaması. Farklılık, failin sıfatı ile neticenin nasıl kurulduğundadır.</p>

<p><strong>Fail: Özgü Suç ve Kamu Görevlisi Kavramının Sınırları</strong></p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun özgü suç olduğu, yani ancak kamu görevlisi tarafından işlenebileceği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Kamu görevlisi ise TCK’nın 6/1-c maddesinde, "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Birinci kararda tartışma, CMK’nın 332. maddesinden doğmaktadır. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre, bilgi istenen yazıda birinci fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Hüküm, muhatabın kamu görevlisi olması yönünde bir kayıt taşımamaktadır. Ceza Genel Kurulu çoğunluğu bu sükûtu, kanun koyucunun özel kişileri de kapsama iradesi olarak okumuş ve şu sonuca varmıştır:</p>

<p><i>"Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’de adli yazışmalardan sorumlu sanığın esasen kamu görevlisi sıfatı bulunmamakla birlikte CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenleme uyarınca suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından kendisinden yazılı olarak belge istendiğinde, tıpkı tanık ve bilirkişi görevlendirilmesinde olduğu gibi TCK’nın 6. maddesinde söz edildiği üzere kamusal bir faaliyet olan yargı görevinin işleyişine ’herhangi bir surette’ katıldığı ve bu anlamda kamu görevlisi sayıldığı, açıklanan sebeple bu yöndeki kabulün görevi kötüye kullanmanın özgü suç olma özelliği ile herhangi bir suretle çelişmediği..."</i></p>

<p>Çoğunluk, CMK’nın 161. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin bilgi ve belge temini yükümlülüğünün esasen zaten mevcut olduğunu, dolayısıyla 332. maddenin asıl olarak kamu görevlisi sıfatı taşımayanlar için düzenlendiğini de eklemektedir.</p>

<p>Çoğunluğun bu kabulü, ilk defa bu kararla benimsenmiş değildir. Karar metninde Özel Dairenin aynı yöndeki bir içtihat silsilesine atıf yapılmakta; CMK’nın 332. maddesindeki yükümlülüğe aykırı davranan kişinin kamu görevlisi olmasının zorunlu olmadığı, ancak kamusal faaliyet gördüğü için kamu görevlisi sayıldığı yolundaki kabulün 2012 yılından itibaren verilen kararlarda tekrarlandığı görülmektedir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Şu hâlde Ceza Genel Kurulunun yaptığı, yeni bir esas ihdas etmekten ziyade sekiz yıla yayılan bir daire uygulamasını tasdik etmektir. Bu tespit, aşağıda ele alacağımız karşı oyun ağırlığını azaltmaz; kanaatimizce artırır. Zira karşı oy, yerleşik sayılabilecek bir uygulamaya rağmen kanunilik itirazını sürdürmektedir.</p>

<p>Karşı oy ise meseleyi bambaşka bir yerden kurmaktadır. Karşı oy sahibi üyeye göre, bir maddede başka bir suça atıf yapıldığında, atıf yapılan suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması zorunludur. Bu, TCK’nın 290/2 ve 209/2. maddeleri gibi benzer atıf düzenlemelerinde uzun yıllardır istikrar kazanmış bir yaklaşımdır:</p>

<p><i>"...bir taraftan özgü suç olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmayan TCK’nın 257. maddesindeki suçun ancak geçici veya sürekli kamu görevi üstlenenler ya da özel teşkilat kanununda Türk Ceza Kanunu’nun uygulanmasında kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına dair ayrı bir düzenleme bulunan özel tüzel kişiler tarafından işlenebileceği kabul edilirken, diğer taraftan anılan suça atıfta bulunan CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257. maddesindeki zorunlu unsurların aranmamasının çok büyük bir çelişki olabileceği..."</i></p>

<p>Karşı oyun ikinci ayağı, kanun koyucunun tercihinin bilinçli olduğu yönündedir. Mülga 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde, bilgi vermeyen kişi hakkında doğrudan doğruya ceza tayin edilmekteydi ve maddede failin memur olması gerektiğine dair bir kayıt yoktu. 5271 sayılı CMK ise doğrudan ceza tayini yolunu terk etmiş, TCK’nın 257. maddesine atıf yapmayı tercih etmiştir. Karşı oya göre bu tercihin bir anlamı olmalıdır:</p>

<p><i>"Zira kanun koyucu özel şahıslarında görevi kötüye kullanma suçunun faili olabileceğini arzu etmiş olsaydı, TCK’nın 257. maddesindeki düzenlemeyi yaparken kamu ya da özel tüzel kişi ayrımı yapmayabileceği gibi ayrıca 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde olduğu gibi CMK’nın 332. maddesinde de TCK’nın 257. maddesine atıfta bulunma yerine doğrudan doğruya cezaya hükmedilebilirdi. Kanun koyucunun böyle bir ayrıntıyı düşünmeyeceğini iddia etmek, bütün çağdaş anayasalarda temel bulan ’Kanun koyucu abesle iştigal etmez’ kuralına aykırı olacaktır."</i></p>

<p>Karşı oyun üçüncü ayağı ise kıyas yasağına dayanmaktadır. TCK’nın 2/3. maddesi, suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağını âmirdir. Karşı oy sahibi üye, çoğunluğun benimsediği yorumun kamu görevlisi kavramını nerede durduracağını sormakta ve neticeyi somut misallerle göstermektedir:</p>

<p><i>"...kamu görevlisi kavramının sınırları yasal dayanağı olmadığı hâlde çok fazla genişletilerek bir ilçede zaruri ekmek ihtiyacını karşılayan tek fırın işleticisinin, bazı özel ulaşım şirket çalışanlarının, servis şoförlerinin, kamu kurumlarına teknik destek sağlayan bilişim şirketi çalışanlarının kamusal faaliyete katıldıklarından bahisle kamu görevlisi olarak sayılacağı ve buna bağlı olarak görevi kötüye kullanmak suçunun yanında bazı özgü suçların da faili olabileceği örneğin somut olayımızda bilgi ya da belgeyi mazeretsiz olarak geciktiren kişiye bir başka şahsın sırf gecikmeyi sağlamak için rüşvet vermesi hâlinde rüşvet suçunun da oluşabileceğinin kabul edilmesi gerekir ki evrensel hukuk normlarının böyle bir kabule izin vermesi beklenemez."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nihayet karşı oy, somut olayda bir görevlendirme işleminin bulunmadığını da tespit etmektedir: tanık, bilirkişi, tercüman, yediemin gibi geçici olarak kamusal faaliyete katılan kişilerin ne şekilde görevlendirileceği ilgili kanunlarda düzenlenmişken, kendisine müzekkere gönderilen şirket çalışanı bakımından böyle bir usul mevcut değildir; bu kişi idarenin denetimi altında olmadığı gibi kamu gücü de kullanmamaktadır. Karşı oy sahibi üyenin yanı sıra altı üye daha itirazın reddi yönünde oy kullanmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce burada dikkati hak eden husus, çoğunluğun ulaştığı sonucun isabetli olup olmadığından önce, hangi yolla ulaşıldığıdır. Bir usul kanununda yer alan ve esasen ihtar mahiyetinde olan bir hükmün lafzındaki sükût, maddi ceza hukukunun bir suç tipinin fail unsurunu genişletmeye elverişli sayılmıştır. Lafzın vaz’ı ile delaleti arasındaki mesafenin, bu suretle failin lehine değil aleyhine kapatıldığını söylemek mümkündür.</p>

<p><strong>Netice I: Mağduriyet</strong></p>

<p>İkinci karar, seçimlik neticelerin ilkinde yer alan mağduriyet kavramını tanımlamaktadır:</p>

<p><i>"Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; ’Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir.’ şeklinde vurgulanmış..."</i></p>

<p>Kurul, öğretiye de atıfla, bireyin sosyal, siyasi ve medeni her türlü hakkının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine sebep olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini kaydetmektedir.</p>

<p>Bu formülün ikinci karara mahsus bir tespit olmadığını da kaydetmek gerekir. Mağduriyet kavramının ekonomik zararla sınırlı olmadığı ve bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği yolundaki kabul, en az 2005 tarihli bir Ceza Genel Kurulu kararına kadar geri götürülebilmektedir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Şu hâlde önümüzdeki karar, on beş yılı aşkın bir süredir tekrarlanagelen bir kalıbı tatbik etmektedir.</p>

<p>Bu geniş tanımın somut olaya tatbiki şu şekildedir:</p>

<p><i>"...gerek söz konusu soruşturma dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin yasal haklarını elde etmelerini geciktirmek gerekse soruşturmaların olağan sürede sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuksal durumunu askıda tutarak bir an önce aklanmaları olanağının önüne geçmek suretiyle kişilerin mağduriyetine yol açan sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir."</i></p>

<p>Birinci kararda ise mağduriyet, adil yargılanma ilkesinin ve hak arama hürriyetinin ihlali üzerinden, hem şüpheli hem şikâyetçi bakımından kurulmuştur.</p>

<p>Bu kabullerin hukuki isabetini tartışmak bu yazının konusu değil; ancak bir usul meselesine işaret etmek gerekir. Her iki kararda da mağdur sıfatını haiz kişiler, dosyada beyanı bulunan, kimliği belirlenmiş, mağduriyetini ortaya koymuş kimseler değildir. Bilhassa ikinci kararda sanığın "bu kadar dosya içerisinde soruşturmanın tarafı olan hiç kimsenin hakkında şikâyetçi olmadığı" yönündeki beyanı, karar metninde çürütülmeksizin geçmektedir. Mağduriyet, tespit edilen değil çıkarsanan bir neticedir. Gecikme sabit olduğuna göre birilerinin mağdur olmuş olması gerektiği kabul edilmekte; kimin, hangi hakkının, ne ölçüde ihlal edildiği ise fiilin kendisinden istidlal edilmektedir.</p>

<p>Bu istidlalin cazibesi anlaşılabilir. Neticesiz bırakılan bir soruşturma dosyasının arkasında elbette bir insan vardır. Ne var ki kanun koyucu, tam da her aykırılığın cezalandırılmasının önüne geçmek için bir netice şartı ihdas etmişken, o şartın fiilden istidlal yoluyla doldurulması, şartın varlık sebebini boşa çıkarmaktadır. Şart, metinde durmakta; işlevini ise büyük ölçüde yitirmektedir.</p>

<p><strong>Netice II: Kamu Zararı ve İki Karar Arasındaki Çelişki</strong></p>

<p>Kamu zararı bahsinde ise iki karar arasında, kanaatimizce üzerinde durulması gereken bir tutarsızlık bulunmaktadır.</p>

<p><strong>İkinci kararda</strong> kamu zararı, kanuni bir tanıma ve somut bir ölçüte bağlanmıştır:</p>

<p><i>"Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ’ekonomik bir zarar’ olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanunu’nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir."</i></p>

<p>Kurul, miktarın kesin olarak saptanmasının şart olmadığını, ancak rayiç bedelin üzerinde bir alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde kamu zararının kabul edilebileceğini belirttikten sonra, esaslı bir uyarıya yer vermektedir:</p>

<p><i>"Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir."</i></p>

<p>Bu pasaj, kamu zararı bakımından açıkça bir istidlal yasağı koymaktadır: norma aykırılıktan zarar çıkarsanamaz. Öğretide de keyfîliğin önüne geçilmesi bakımından buradaki zararın somut bir zarar olması gerektiği belirtilmektedir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p><strong>Birinci kararda</strong> ise kamu zararı, sanığın müzekkerelere cevap vermemesi neticesinde "soruşturma giderlerinin artmasına yol açmak" suretiyle gerçekleşmiş sayılmıştır. Kararda ne 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesine bir atıf, ne kamu kaynağında bir eksilme veya artışa engel olma tahlili, ne de artan giderin cinsine, miktarına yahut hesabına ilişkin herhangi bir tespit bulunmaktadır. Üç müzekkere yazılmış olması, kamu zararının varlığı için yeterli görülmüştür.</p>

<p>Bu iki yaklaşımı bir arada tutmak güçtür. Ekim 2020’de bir soruşturmanın uzamasından doğan gider artışı, hiçbir hesaba tabi tutulmaksızın kamu zararı sayılmakta; Ocak 2021’de ise aynı Kurul, kamu zararının 5018 sayılı Kanun’daki tanıma göre ve somut olayın özellikleri gözetilerek belirlenmesi gerektiğini, norma aykırılıktan hareketle zarar çıkarsanamayacağını söylemektedir.</p>

<p>Kaldı ki ikinci kararda benimsenen ölçütün bizzat kendisi de tartışmaya açıktır. Rayiç bedel karşılaştırmasına dayanan bu ölçüt, alım, yapım ve hizmet temini işlemleri için biçilmiş bir elbisedir; oysa ikinci kararın somut olayında ne bir alım ne bir yapım ne de bir ihale bulunmaktadır. Karar, önündeki fiille teması olmayan bir ölçütü, mevcudiyeti tartışılmayan bir içtihat kalıbı olarak zikretmekte ve ardından kamu zararının bu olayda gerçekleşmediği sonucuna geçmektedir. Sonuç isabetlidir; ancak isabet, ölçütün doğru tatbikinden değil, ölçütün olaya hiç uymamasından doğmaktadır.</p>

<p>Buradan çıkan mesele bizce şudur: bir kavramın muhtevası, o kavramı ihtiva eden kalıp cümlelerin tekrarıyla değil, her somut olayda yeniden kurulmakla belirlenir. Kalıp cümle, hükmün gerekçesinde durduğu sürece gerekçe vazifesi gördüğü zannını uyandırır; halbuki olayla teması kesildiği anda süsten ibaret kalır.</p>

<p>Bu noktada haklı bir itiraz akla gelmektedir: soruşturmaların yıllarca işlemsiz kalmasında kamu hiç zarar görmemekte midir?</p>

<p>Kanaatimizce burada iki katmanı birbirinden ayırmak gerekir. Suçla korunan hukuki yarar, madde gerekçesinin ifadesiyle, kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda hâkim olan güvendir. Bu manada evet: görevin gereklerine aykırı her davranışta kamu zarar görür; zaten zarar görmese fiil hukuka aykırı sayılmazdı. Ne var ki TCK m. 257’de netice olarak aranan "kamunun zararı" bu değildir. Gerekçenin kendi ifadesiyle bu, ekonomik bir zarardır; ikinci kararın 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesine yaptığı atıf da bunu teyit etmektedir. Hukuki yarar ile netice aynı şey olsaydı, kanun koyucunun ayrıca bir netice şartı ihdas etmesine hiç lüzum kalmazdı; zira hukuki yarar her ihlalde zedelenir. İkinci kararın koyduğu istidlal yasağı tam bu karıştırmaya karşıdır: kamuya duyulan güvenin sarsılmasından kamu zararına geçilemez.</p>

<p>Girişte temas ettiğimiz tartışma tam burada hükmünü icra etmektedir. Maddede sayılan haller ister suçun neticesi ister objektif bir cezalandırılabilme şartı sayılsın, gerçekleştiğinin gösterilmesi gereken bir vakıadır. Neticeyi haksızlığın içinde gören yaklaşım, onu diğer unsurlar gibi ispat etmek durumundadır: hangi kişinin, hangi hakkının, ne suretle ihlal edildiği ortaya konulmalıdır. Şartı haksızlığın dışında gören yaklaşım ise, kastın kapsamı dışına çıkardığı bu hususu ispat yükünün de dışına çıkarmış olmaz; kastın kapsamı ile ispatın kapsamı ayrı meselelerdir. Fiilden istidlal ile yetinildiğinde ise şart, ne unsur ne şart olarak varlığını sürdürür; fiilin tabii bir sonucu sayılmakla suç, 765 sayılı Kanun devrindeki tehlike suçu vasfına yeniden yaklaştırılmış olur.</p>

<p>Nitekim ikinci kararın kamu zararı bahsinde koyduğu istidlal yasağı, aynı kararın mağduriyet bahsinde işletilmemiştir. Neticenin bir kolunda ispat aranmakta, diğer kolunda istidlal ile iktifa edilmektedir; oysa üç hâl de aynı fıkrada, aynı cümlede ve seçimlik olarak sayılmıştır. Bu tefrikin hangi ölçüte dayandığı ise izah edilmemiştir.</p>

<p><strong>Manevi Unsur: Kast mı, Taksir mi?</strong></p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun taksirli hâli kanunda öngörülmemiştir. Dolayısıyla failin, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösterdiğini bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması gerekir.</p>

<p>Burada öğretide tartışmalı olan bir husus, failin görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmesinin yeterli olup olmadığı, yoksa mağduriyete yahut kamunun zararına yol açacağını da bilmesinin gerekip gerekmediğidir. Bir görüş failin zarara yol açtığını bilmesini aramakta; diğer görüş ise bu hallerin objektif cezalandırılabilme şartı olduğundan hareketle failin bunları bilmesine lüzum görmemektedir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Görüldüğü üzere girişte temas ettiğimiz nitelendirme meselesi, manevi unsur bahsinde de doğrudan hüküm doğurmaktadır.</p>

<p>Her iki dosyada da aynı savunma ileri sürülmüştür: iş yoğunluğu.</p>

<p>İkinci kararda çoğunluk bu savunmayı, mukayese yoluyla reddetmiştir. Aynı büroda görevli diğer savcıların ortalama dosya sayısının sanığa nazaran çok daha az olduğu gözetildiğinde, personel yetersizliği, trafik kazası ve boşanmaya dayalı mazeretlerin makul kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Şu var ki iş yoğunluğu, öğretide çoğunluğun tanıdığından farklı bir ağırlık taşımaktadır. Görevin geciktirilmesi bahsinde olağan iş akışının gereklerinin, görevin niteliğinin ve somut olayın gözetilmesi gerektiği; gecikmenin iş yoğunluğundan kaynaklandığı tespit edilebiliyorsa fiilin görevi kötüye kullanma olarak kabul edilmemesi gerektiği belirtilmektedir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Çoğunluk, mazereti bertaraf ederken bu ölçütü değil, emsal dosya sayısıyla yapılan mukayeseyi esas almıştır. Emsalden sapmanın kusurluluğu ne suretle kurduğu ise kararda açıklanmamıştır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulu Başkanının karşı oyu ise meseleyi kusurluluk teorisi üzerinden kurmakta ve bu yaklaşımın objektif sorumluluğa kapı açtığını ileri sürmektedir:</p>

<p><i>"...beşeri hatalar ile sağlık ve diğer nedenlerden kaynaklanan performans düşüklüğünün idari bakımından değerlendirilip tayin ve terfilerde nazara alınması ya da disiplin hukukuna göre yaptırım uygulanması gereken hâllerden kabul edilmesi gerekirken, ceza yaptırımına maruz kılınması, objektif sorumluluğa yer vermeyen 5237 sayılı Ceza Kanunumuzun suç teorisine uygun olmadığı gibi, görevin ifasında dikkatsiz ve kayıtsız davranışın kusurluluğun özel şekli olan taksiri oluşturduğu..."</i></p>

<p>Karşı oy, bu tespiti daha genel bir ilkeye bağlamaktadır. İdarenin mevzuata aykırı işlem ve eylemlerine karşı idare hukukunda tam yargı davası ve disiplin soruşturması gibi denetim yolları öngörülmüşken, her aykırılığı ceza hukukuna taşımak, ceza hukukunun son çare olması ilkesiyle bağdaşmaz:</p>

<p><i>"Bu nedenle kamu görevlisinin mevzuata her aykırı işlemi veya eylemi görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaz, oluşturmamalıdır da. Aksi bir tutum ceza hukukunun son çare olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Bir aykırılık yani ihlal, ancak fiili yola dönüştüğünde kamu görevlisinin cezai sorumluluğuna gidilebilmelidir."</i></p>

<p>Karşı oy, idare hukukundaki fiili yol (voie de fait) müessesesinden hareketle bir eşik önermektedir. Buna göre bir idari işlem veya eylemin idare hukukunun dışına çıkarılıp ceza hukuku alanında değerlendirilebilmesi için, ihlalin ağır ve açık bir hukuka aykırılık oluşturması ve bu ihlal nedeniyle kişi güvenliği, konut dokunulmazlığı, mülkiyet gibi temel bir hakkın zarar görmüş olması gerekir. Bu ölçüt, kararın çoğunluk görüşünde benimsenen "bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranış" formülünden hissedilir biçimde dardır.</p>

<p>Karşı oyun en dikkat çekici kısmı ise, aynı Kurulun daha önceki bir kararına yaptığı atıftır. YCGK’nın 17.03.2009 tarihli kararına<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> konu olayda, iki Cumhuriyet savcısının yüzlerce soruşturma ve infaz evrakını iki yıla varan sürelerle işlemsiz bıraktığı, hatta bir kısım evrakın zamanaşımına uğradığı tartışmasız kabul edilmiş; ancak ilçenin turizm sebebiyle artan iş yükü, yeterli kalem personelinin bulunmaması ve yeni ceza mevzuatına uyum sürecindeki güçlükler gözetilerek suçun manevi unsurunun oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Karşı oyda anılan bir diğer kararda ise failin "insani yanılgı" ile hareket ettiği kabul edilmiştir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p>Şu hâlde iş yoğunluğu, bir kararda manevi unsuru ortadan kaldıran bir vakıa, diğerinde ise mukayese yoluyla bertaraf edilen bir mazeret sayılmaktadır. İki kararı birbirinden ayıran unsur, aynı birimdeki emsal dosya sayısıyla yapılan karşılaştırmadır. Bu karşılaştırmanın kusurluluk tespitinde ne ölçüde belirleyici olabileceği, kanaatimizce ayrıca tartışılmaya değerdir; zira emsalden sapma, kastın delili olabileceği kadar performans düşüklüğünün de delili olabilir ve ikisi arasındaki tefrik, ceza sorumluluğu ile disiplin sorumluluğu arasındaki hattı tayin etmektedir.</p>

<p><strong>Zincirleme Suç Bahsi</strong></p>

<p>Son olarak kısa bir kayıt düşmek gerekir.</p>

<p>İkinci kararda sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesi tatbik edilmiş; çoğunluk, işlem yapmama eylemlerinin çeşitlilik göstermesini, uyarılara rağmen fiilin sürdürülmesini ve dosya akışının devam etmesini gerekçe göstermiştir. Buna karşılık iki üye zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı görüşünde kalmış, bir başka üye ise görevi ihmal suçunun temadi eden bir suç olması sebebiyle 43. maddenin hiç uygulanamayacağını savunmuştur.</p>

<p>Öğretide ise, kamu görevlisinin farklı zamanlarda görevinin gereklerine aykırı davranarak farklı kişileri mağdur etmesi hâlinde zincirleme suç hükümlerinden bahsedilemeyeceği ifade edilmektedir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> İkinci kararın somut olayında dört yüz altmışı aşkın soruşturma evrakının farklı kişilere ait olduğu düşünüldüğünde, bu görüşün karşı oy veren üyelerin kanaatini desteklediği söylenebilir.</p>

<p>Mesele önemsiz değildir: ihmali bir suçta "değişik zamanlarda işlenme" şartının nasıl tespit edileceği, yani her müzekkerenin yahut her dosyanın ayrı bir fiil mi sayılacağı yoksa süregelen tek bir hareketsizliğin mi mevcut olduğu, hem suç sayısını hem cezanın miktarını doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Nitekim karar, TCK’nın 43/1. maddesinin tatbiki için aranan şartları sayarken mağdurların aynı kişi olması gereğini bizzat zikretmektedir. Buna rağmen, dört yüz altmışı aşkın ayrı soruşturma dosyasının mağdurlarının aynı kişi olmadığı aşikâr iken, bu şartın somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmamıştır. Kararın kendi koyduğu ölçüt ile vardığı sonuç arasındaki mesafe, karşı oy veren üyelerin dayandığı zemini de izah etmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bu iki karar, aynı suç tipinin iki farklı ucundan bakıldığında görünen manzarayı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Fail bahsinde, bir usul hükmündeki sükût, özgü suçun fail çevresini genişletmeye elverişli sayılmıştır. Netice bahsinde, mağduriyet fiilden istidlal edilmekte; kamu zararı ise bir kararda hiçbir hesaba tabi tutulmaksızın kabul edilirken diğerinde kanuni bir tanıma bağlanmakta ve norma aykırılıktan zarar çıkarsanamayacağı açıkça belirtilmektedir. Manevi unsur bahsinde ise aynı savunma, bir kararda beraat, diğerinde mahkûmiyet sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>Bütün bu hususlarda çoğunluk görüşünün karşısında, hacimli ve mütalaaya değer karşı oylar bulunmakta; üstelik bu karşı oyların bir kısmı öğretide savunulan görüşlerle örtüşmektedir. Birinci kararda kurulun ilk müzakerede yeterli çoğunluğu sağlayamamış olması, ikinci kararda ise Kurul Başkanının beraat yönünde kalması, meselelerin içtihatta yerleşmiş sayılamayacağını göstermektedir.</p>

<p>Daha önceki yazımızda vardığımız kanaati burada yeniden ifade etmek durumundayız: kanun koyucu, 5237 sayılı Kanun’da izlediği suç siyaseti gereği, görevin gereklerine aykırı hareketi tek başına cezalandırmaya yeter saymamış ve bir objektif cezalandırılabilme şartı ihdas etmiştir. Bu şartın metinde bulunması ile tatbikatta işlemesi ise farklı meselelerdir. Şart, muhtevası fiilden istidlal yoluyla dolduruldukça, cezalandırma alanını daraltma vazifesini yerine getirmemektedir.</p>

<p>Kanaatimizce burada asıl mesele, kavramların ne kadar geniş veya dar tanımlandığından ziyade, tanımın somut olayla teması olup olmadığıdır. Bir gerekçenin kıymeti, ihtiva ettiği kalıp cümlelerin doğruluğuyla beraber önündeki fiille kurduğu bağın sıhhatindedir. Bu bağı teşhis ve tayin etmek ise kalıbı tekrar etmekle yetinmeyen bir dirayeti gerektirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Muhammed Ali Öztürk,</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> "Görevi Kötüye Kullanma Suçuna Dair Bazı Galatat",</span></a></strong><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, 14.05.2026, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Tasnifler için bkz. Ersoy, Uğur, Ceza Hukukunda Objektif Cezalandırılabilme Şartları, Legal Yayıncılık, 2015, İstanbul; “gerçek” ve “gerçek olmayan” ayrımı için s. 45 vd., “haksızlık açısından önem arz eden” ve “önem arz etmeyen” ayrımı için s. 50 vd. Ayrıca bkz. Bekar, Elif, Objektif Cezalandırılabilme Koşulları ve Bu Koşullar Bağlamında Türk Ceza Kanunu’nda Yer Alan Suçlar, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Toroslu, Nevzat, "Objektif Cezalandırılabilirlik Şartı", https://repository.bilkent.edu.tr/items/094d9228-013a-4f89-b93a-738f9520722b</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Üzülmez, İlhan, "Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 257)", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVI, Y. 2012, S. 1, s. 191 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Memiş Kartal, Pınar, “Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 257)”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan Özel Sayısı), 2013, C. 19, S. 2, s. 1373-1395; teşebbüs tartışması için bkz. s. 1387-1388.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Şen, Ersan / Kaplan, Dilşad Firuze, “Kamu Görevlisi Hekimin Ceza Sorumluluğunda TCK m. 85’in ve m. 257’nin Yeri”, https://www.sen.av.tr/tr/makale/kamu-gorevlisi-hekimin-ceza-sorumlulugunda-tck-m-85-in-ve-m-257-nin-yeri (Erişim tarihi: 28.07.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 14.07.2009, 2009/4-3 E., 2009/201 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Bu yönde bkz. Memiş Kartal, agm., s. 1387 (YCGK’nın 18.10.2005 tarihli ve 96/118 sayılı kararına atıfla); ayrıca Çimen, Abdullah Oğuzhan, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-cercevesinde-gorevi-kotuye-kullanma-sucu-tck-257" rel="dofollow"><span style="color:#999999">"Yargıtay Kararları Çerçevesinde Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK 257)"</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-cercevesinde-gorevi-kotuye-kullanma-sucu-tck-257" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-cercevesinde-gorevi-kotuye-kullanma-sucu-tck-257</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">YCGK, 08.10.2020, 2018/287 E., 2020/409 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">YCGK, 28.01.2021, 2018/445 E., 2021/12 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Artuk, Mehmet Emin / Gökçen, Ahmet / Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 10. Bası, Ankara 2010; Özbek, Veli Özer / Kanbur, M. Nihat / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar / Tepe, İlker, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2010; Okuyucu-Ergün, Güneş, "Görevi Kötüye Kullanma Suçu", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 82, 2009.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Y. 5. CD, 11.07.2012 tarihli ve 2012/7527 E., 2012/8180 K.; 07.05.2014 tarihli ve 2013/1163 E., 2014/5088 K.; 16.10.2014 tarihli ve 2013/4711 E., 2014/9821 K.; 18.03.2015 tarihli ve 2013/7399 E., 2015/8476 K. Anılan kararlara birinci kararın metninde atıf yapılmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 20.09.2005, 2005/4-47 E., 2005/104 K. Karara Memiş Kartal, agm., s. 1383, dn. 44’te atıf yapılmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Tezcan, Durmuş / Erdem, Mustafa Ruhan / Önok, Murat, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2010, s. 811 vd.; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1384.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> İlk görüş için bkz. Özbek / Kanbur / Doğan / Bacaksız / Tepe, age., s. 1040 ve Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, Ankara 2012, s. 697; ikinci görüş için Artuk / Gökçen / Yenidünya, age., s. 947; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1389.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Üzülmez, agm., s. 205; Tezcan / Erdem / Önok, age., s. 823; Özgenç, İzzet / Şahin, Cumhur, "Kamu Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu Üzerine Düşünceler", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VI, S. 1-2, Haziran-Aralık 2002, s. 216; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1386.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 17.03.2009, 2008/4-267 E., 2009/59 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 07.02.2006, 2005/4-163 E., 2006/14 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Üzülmez, agm., s. 214; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1390.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-ii-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/terazi/tokmak-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="47509"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yasal faiz oranı, reeskont faiz oranının% 80'i olacak şekilde değişti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasal-faiz-orani-reeskont-faiz-oraninin-80i-olacak-sekilde-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasal-faiz-orani-reeskont-faiz-oraninin-80i-olacak-sekilde-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[12. yargı paketi ile yasal faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi; TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Resmî Gazete’de yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Kanun</span></a></strong> ile, mevcut sabit oran yerine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası reeskont faizinin %80’ine endekslenmesi hüküm altına alındı. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p><i>İlgili madde şöyle;</i></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; 12. YARGI PAKETİ TAM METİN İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasal-faiz-orani-reeskont-faiz-oraninin-80i-olacak-sekilde-degisti</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/para-hesap.jpg" type="image/jpeg" length="86752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/44251 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/12/2025 tarihli ve 2021/44251 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ÖMER</strong> <strong>TOSUN</strong><strong> BAŞVURUSU</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/44251)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 10/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>

   <p>Murat İlter DEVECİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer TOSUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Mehmet YALÇIN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluk görevlilerinin yakalama ve gözaltına alma işlemi sırasında aşırı güç kullanması sonucu meydana gelen yaralanma ve bu konuda etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 27/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, jandarma görevlilerince 29/5/2020 tarihinde yapılan trafik denetimi sırasında hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddiasıyla yakalanıp gözaltına alınmıştır. Görevliler H.H.K., G.A. ve A.Ş. tarafından olay günü 00.45'te düzenlenen tutanağa göre başvuruya konu olayın gelişimi şöyledir:</p>

<p>- Şüpheli şekilde seyrettiği değerlendirilen 35 ... plakalı aracın sürücüsü olan başvurucu, bir okulun önünde önleyici kolluk faaliyeti kapsamında durdurulmuştur. Görevliler kimlik kartını, ehliyetini ve aracın ruhsatını istese de başvurucu, aracı kendisinin kullanmadığını ve araç sürücüsünün gittiğini söyleyerek istenen belgeleri vermemiştir. Görevlilerin başvurucunun araçtan indiğini tespit ettiklerini başvurucuya söylemesi de durumu değiştirmemiştir. Ayrıca başvurucu, görevlilerinin onurunu zedeleyebilecek nitelikte bazı sözler sarf etmiştir. Durumdan haberdar edilen Cumhuriyet savcısı, başvurucunun gözaltına alınması için görevlilere talimat vermiştir. Başvurucu, G.A. ve A.Ş. tarafından jandarma aracına götürülmüştür. Araca binerken ve araç içinde kendisine kelepçe takılmaması için direnen başvurucu; görevlilerin kol, boyun ve kasık bölgelerine saldırmıştır. Bu nedenle G.A. ile A.Ş. başvurucuya karşı güç kullanmak zorunda kalmıştır. Sonrasında başvurucunun elleri arkasından kelepçelenmiştir.</p>

<p>6. Aynı gün aynı görevliler tarafından düzenlenen bir başka tutanakta başvurucunun saat 01.30 sıralarında kardeşi İ.T. ve vekili Mehmet Yalçın ile Av. E.Y.nin yanında da görevlilere karşı olumsuz davranışta bulunduğu ifade edilmiştir. Ayrıca 01.37'de alkolmetre ile yapılan ölçüme göre başvurucu 1,49 promil alkollüdür.</p>

<p>7. Başvurucunun gözaltına alınması nedeniyle Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekim tarafından 03.04 sıralarında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun ön ve yan sol yüzde yüzeyel sıyrıkların, sağ alt yan ve arka kostalarda (kaburga kemikleri) yüzeyel kızarıklıkların tespit edildiği belirtilmiştir. Saat 10.37 sıralarında aynı hastanede görevli bir başka hekim tarafından düzenlenen genel adli muayene raporunda ise darp izi bulunmadığı açıklanmıştır.</p>

<p>8. A.Ş. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun orta, sol yan tarafta ağır ve yüzeyel sıyrıklar bulunduğu; G.A. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda ise boyun sağ ve sol yan orta kısımlarında yüzeyel kızarıklık, sağ ön kol ön ve arka yüzde yüzeyel sıyrıklar olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>9. A.Ş., G.A. ve H.H.K. ile olay günü icra edilen önleyici kolluk faaliyetinde görev alan M.F.K.nın ifadeleri Pamukkale Merkez Jandarma Karakol Komutanlığında (Merkez Karakolu) alınmıştır.</p>

<p>i. A.Ş., başka hususlar yanında, şüpheli şekilde seyreden iki aracı durdurduklarını, bu araçlardan birinin sürücüsü olan E.S.nin kimlik kartını, ehliyetini ve aracının ruhsatını verdiğini ancak diğer aracın sol ön kapısından inen başvurucunun, aracı kendisinin kullanmadığını ve araç sürücüsünün kaçtığını ileri sürerek gerekli belgeleri vermemekte ısrar ettiğini beyan etmiştir. A.Ş. ifadesinin devamında gözaltı talimatı uyarınca G.A. ile birlikte başvurucuyu jandarma aracına bindirmek istediklerini, aracın yerden yüksek olması nedeniyle ayağı boşluğa denk gelen başvurucunun aracın içine sırt üstü düştüğünü, bu sırada başvurucunun tırnaklarıyla G.A.nın koluna saldırdığını, başvurucu ile aralarında yaşanan arbede sırasında başvurucunun G.A.nın boynunu çizip kendisinin (A.Ş.nin) boynunu da sıktığını, güç kullanarak başvurucuyu etkisiz hâle getirmek durumunda kaldıklarını ifade etmiştir. A.Ş. son olarak koltuğa oturtmak istedikleri sırada başvurucunun, kasığına tekme attığını, başvurucunun vekilleri ile kardeşinin bir saat kadar sonra olay yerine geldiğini söylemiştir.</p>

<p>ii. G.A., A.Ş. ile tamamıyla aynı yönde ifade vermiştir.</p>

<p>iii. M.F.K. ve H.H.K., -A.Ş.nin kasığına tekme atılmasına yönelik beyan haricinde- A.Ş. ve G.A.nın ifadeleriyle uyumlu beyanlarda bulunmuştur.</p>

<p>10. Jandarma devriyesi tarafından kayda alınan görüntünün içeriği konusunda H.H.K. ve G.A. tarafından olay günü sabah saatlerinde bir tutanak düzenlenmiştir. Bu tutanakta başvurucuya karşı kullanılan güçle ilgili bir husus yer almamaktadır.</p>

<p>11. Kolluk aşamasında susma hakkını kullanan başvurucu, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) verdiği ifadesinde aracının park hâlinde olduğunu, jandarmanın olay yerine sonradan geldiğini, araç kullanmadığı için alkolmetre ile ölçüm yaptırmak istemediğini, jandarma görevlileriyle arasında arbede yaşandığını ve jandarma görevlilerince darbedildiğini beyan etmiştir.</p>

<p>12. İfadesinin ardından serbest bırakıldığı anlaşılan başvurucu, aynı gün özel bir sağlık kuruluşuna başvurmuştur. Burada düzenlenen tıbbi belgelerde sol kulakta hafif dereceli iletim tipi işitme kaybı mevcut olduğu, sol kulak<i> timpan membran</i> (kulak zarı) <i>anteriorunda</i> (ön tarafında) yaklaşık 6x4 mm boyutlarında etrafı<i> hemorajik</i> (kanamalı) <i>kurutlu</i> (kabuk bağlanmış, kabuklanmış)<i> perforasyon</i> (delinme) bulunduğu, etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyeceğinden <i>miringoplasti </i>(kulak zarı deliklerinin onarımı için yapılan tıbbi işlem) önerildiği belirtilmiştir.</p>

<p>13. Başvurucu, vekili aracılığıyla Başsavcılığa sunduğu 1/6/2020 tarihli dilekçesiyle bazı delillerin toplanmasını istemiştir. Başvurucu bilhassa kulağından yaşadığı sorun nedeniyle adli raporun aldırılmasını, olay yerini gören kameralar ile jandarma aracının içindeki kameranın kaydettiği görüntülerin getirtilmesini ve tanık E.S.nin ifadesinin alınmasını talep etmiştir.</p>

<p>14. Başvurucunun adli raporunun aldırılması için gerekli işlemleri yapan Başsavcılık, ayrıca olay yerini gören kameralar ile jandarma aracının içindeki kameranın kaydettiği görüntülerin temin edilerek içeriklerinin saptanması ve E.S.nin ifadesinin alınması için Pamukkale İlçe Jandarma Komutanlığına (Komutanlık) müzekkere yazmıştır.</p>

<p>15. Başvurucu 1/6/2020 tarihinde Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından muayene edilmiştir. Muayenede sol ramus mandibula çevresinde 4x3 cm'lik sarı-yeşil renk ekimoz, bu alan içinde 2 mm çaplı üzeri kurutlu abrazyon, sol kulak arka bölgesinde ve boyun-ense bölgesinde palpasyon ile hassasiyet, sol klavikula alt komşuluğunda 2x2 cm sarı-yeşil renk ekimoz, sağ boyun yan bölgede dike yakın oblik yerleşimli iki adet birbirine paralel ve bitişik birer santimetrelik üzeri kurutlu çizik lezyon saptanmıştır. Başvurucu muayene sırasında jandarma görevlilerinin araba içinde kendisini darbettiğini, sol yüz boyun ve kulak bölgesine vurduğunu, bu eylemlerin iki defa gerçekleştiğini söylemiştir. Ö.D.nin önerisi doğrultusunda başvurucu aynı gün Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekimce muayene edilmiştir. Bu muayene nedeniyle düzenlenen reçetede sol timpanik membran santral perforasyonunun mevcut olduğu ve yapılan odyometri testine göre solda iletim tipi işitme kaybı bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p>16. Komutanlıkta görevli oldukları anlaşılan A.D.G., A.Y. ve Ö.Ö. tarafından düzenlenen 9/6/2020 tarihli tutanağa göre olay günü olay yerinde bulunan araçta kamera bulunmaktadır ancak oynatma cihazı olmadığından faal değildir.</p>

<p>17. Öte yandan bir MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntüler DVD'ye aktarılmış, içerikleri de Komutanlıkta görevli A.D.G., H.B. ve N.S. tarafından tutanağa yazılmıştır. Anılan tutanağa göre;</p>

<p>i. Başvurucunun aracı 00.26'da kamera açısına girmiştir. Geri geri gelerek aracını park eden başvurucu, 00.27'de aracın sol ön kapısından inip aracın arka istikametine doğru yürümüştür.</p>

<p>ii. Saat 00.44 sıralarında başvurucu elini G.A.ya doğru sallamış, G.A. da başvurucuyu iterek kendisinden uzaklaştırmıştır. A.Ş. kolundan tuttuğu başvurucuyu jandarma aracına götürmüştür.</p>

<p>iii. 00.45'te başvurucu jandarma aracına bindirilmiştir. Sonrasında G.A. ile A.Ş. de araca binmiştir.</p>

<p>iv. G.A. 00.47'de, A.Ş. 00.49'da, başvurucu ise 00.51'de araçtan inmiştir.</p>

<p>v. 00.56'da jandarma trafik ekibi bölgeye gelmiştir.</p>

<p>vi. 00.59'da başvurucuya kelepçe takılmaya çalışılmıştır.</p>

<p>vii. Başvurucu 01.00'de kelepçeli hâlde araca bindirilmiştir.</p>

<p>viii. Başvurucu 01.03'de elleri kelepçeli hâlde araçtan inse de yeniden araca bindirilmiştir.</p>

<p>ix. Araçtaki parlak yansıtıcıların parlaması, mesafenin uzaklığı ve gece olması nedeniyle aracın içinde yaşananlar görüntülerde yer almamaktadır.</p>

<p>18. Başsavcılığın talimatı uyarınca E.S.nin ifadesi 10/6/2020 tarihinde Merkez Karakolunda alınmıştır. E.S. ifadesinde başvurucunun arkadaşı olduğunu, olay günü birlikte alkollü içki içtiklerini, olay zamanında alkollü olduğu için yaşanan olayı tam olarak hatırlamadığını, olay yerinden ayrılırken başvurucuyu kelepçeli hâlde gördüğünü söylemiştir.</p>

<p>19. Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda; özel sağlık kuruluşunda tespit edilen bulgular ile Servergazi Devlet Hastanesinde görevli hekimce 1/6/2020 tarihinde tespit edilen bulguların örtüştüğü, yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğu açıklanmıştır. Raporda ayrıca başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı belirtilmiştir. Rapora göre başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yüzde sabit ize neden olup olmayacağı ve duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için olay tarihinin üzerinden altı ay geçtikten sonra Servergazi Devlet Hastanesinde yapılacak muayene ve tetkiklere ilişkin sonuçlar ile birlikte başvurucunun Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünde muayene edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>20. Başsavcılığın talimatı üzerine G.A.nın müşteki-şüpheli olarak ifadesi 1/10/2020 tarihinde Merkez Karakolunda, A.Ş.nin müşteki-şüpheli olarak ifadesi ise 28/10/2020 tarihinde Başsavcılığın istinabe talebi ve Sason Cumhuriyet Başsavcılığın talimatı üzerine Sason Polis Merkezi Amirliğinde alınmıştır. A.Ş. ve G.A. ifadelerinde önceki ifadeleriyle uyumlu beyanlarda bulunmuştur.</p>

<p>21. Ö.D. tarafından düzenlenen 2/2/2021 tarihli raporda başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yüzde sabit ize neden olmadığı, duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için sol kulakta işitme kaybı olup olmadığı yönünden ilgili uzmanca yapılacak muayene ve tetkiklerin sonuçlarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>22. Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir uzman hekimce düzenlenen 11/3/2021 tarihli raporda, başka hususlar yanında, başvurucuda işitme kaybı olmadığı ve yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>23. Başsavcılık; başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde hafif olduğunu belirtip G.A. ve A.Ş.nin zor kullanma yetkilerini aşmadıklarını ifade ederek 3/5/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Öte yandan Başsavcılık aynı tarihte hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.</p>

<p>24. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/8/2021 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>25. Başvurucu, nihai nitelikteki bu kararı 1/9/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>26. Başvurucu hakkında açılan kamu davasında başvurucunun isnat edilen her iki suç yönünden de süreli hapis cezalarına mahkûm edildiği, başvurucunun istinaf isteminin de esastan reddedildiği ancak hakaret suçu yönünden istinaf mahkemesince verilen kararın başvurucu tarafından temyiz edildiği ve bu başvuru hakkında henüz bir karar verilmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>27. Anayasa Mahkemesinin 10/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>28. Başvurucu; alkollü olarak araç kullanmadığını, jandarma görevlileri alkol muayenesi yapmak isteyince avukatının olay yerine gelmesini beklemek istediğini ancak sözü edilen görevlilerin, alkol kullandığına ilişkin itiraf almak yahut alkollü olmasından dolayı cezalandırmak için kendisini darbettiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre maruz kaldığı muamele işkencedir. Başvurucu ayrıca şikâyeti hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olmasından yakınarak yaşam hakkının, adil yargılanma hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini öne sürmüştür.</p>

<p>29. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede ilgili mevzuatın dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal iddialarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme</strong></p>

<p>31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>32. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."</i></p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a</strong><strong>. Genel İlkeler</strong></p>

<p>34. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>35. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (<i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 81; <i>K.K.</i>, § 27).</p>

<p>36. Güç kullanımına ilişkin bu ilkeler, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin hukuka uygun olarak verdikleri emre karşı etkin (aktif) veya edilgin (pasif) direniş gösterilmesi hâlinde de geçerlidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Arif Haldun Soygür </i>[2. B.], B. No: 2013/2659, 15/10/2015, §§ 51, 52).</p>

<p>37. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (<i>K.K.</i>, § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 95;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 83).</p>

<p>38. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (<i>S.D.</i> [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; <i>Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek</i> [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (<i>Ferit Kurt ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).</p>

<p>39. Anayasa'nın 17. maddesi -<i>"Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin<i> savunulabilir</i> iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (<i>Tahir Canan</i> [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 111, 112, 114-117; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin</i> [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).</p>

<p><strong>b. İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>40. Başvurucu, jandarma görevlilerince darbedildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre jandarma görevlileri eylemlerini alkol kullandığına ilişkin kendisinden itiraf almak yahut alkollü olmasından dolayı kendisini cezalandırmak amacıyla yapmıştır. Jandarma görevlileri H.H.K., G.A. ve A.Ş. tarafından olay günü 00.45'te düzenlenen tutanakta ise hakkında verilen gözaltı kararı uyarınca başvurucunun jandarma aracına götürüldüğü, araca binerken ve araç içinde kendisine kelepçe takılmaması için direnen başvurucunun görevlilerin kol, boyun ve kasık bölgelerine saldırdığı, bu nedenle G.A. ile A.Ş.nin başvurucuya karşı güç kullanmak zorunda kaldığı ve sonrasında başvurucunun ellerinin arkasından kelepçelendiği belirtilmiştir. Ayrıca A.Ş. ve G.A.nın Merkez Karakolunda verdiği ifadelere göre gözaltı talimatı uyarınca başvurucu G.A. ile A.Ş. tarafından jandarma aracına götürülmüştür. Aracın yerden yüksek olması nedeniyle ayağı boşluğa denk gelen başvurucu, aracın içine sırt üstü düşmüştür. Bu sırada başvurucu, tırnaklarıyla G.A.nın koluna saldırmıştır. G.A. ve A.Ş. ile arasında yaşanan arbede sırasında başvurucu, G.A.nın boynunu çizip A.Ş.nin de boynunu sıkmıştır (bkz. §§ 5, 9).</p>

<p>41. Bir MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntülerin içeriğiyle ilgili tutanaktan; kamera açısına aracıyla giren başvurucunun geri geri giderek aracını park ettiği, saat 00.44 sıralarında başvurucunun elini G.A.ya doğru salladığı, G.A.nın da başvurucuyu iterek kendisinden uzaklaştırdığı, A.Ş.nin kolundan tuttuğu başvurucuyu jandarma aracına götürdüğü, başvurucunun 00.45'te jandarma aracına bindirildiği, sonrasında G.A. ile A.Ş.nin de araca bindiği anlaşılmaktadır. Söz konusu tutanağa göre başvurucuya kelepçe takılmasının zamanı 00.59'dur ve başvurucu elleri kelepçeli hâlde araca 01.00'de bindirilmiştir. Tutanakta kamera görüntülerindeki zaman bilgisinin gerçek zamanla uyumlu olmadığına yönelik bir bilgi de yoktur (bkz. § 17). Bu durumda görüntüler, başvurucunun araca binerken kendisine kelepçe takılmasını engellemek amacıyla jandarma görevlilerine direndiğini doğrulamamaktadır. Bununla birlikte bahsi geçen görüntülerin aracın içinde yaşananları göstermediği açıktır. Başvurucu da, Başsavcılıkta verdiği ifadesinde jandarma görevlileriyle arasında bir arbede yaşandığını kabul etmiştir (bkz. § 11). Ayrıca A.Ş. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun orta, sol yan tarafta ağır ve yüzeyel sıyrıkların; G.A. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda ise boyun sağ ve sol yan orta kısımlarında yüzeyel kızarıklığın, sağ ön kol ön ve arka yüzde yüzeyel sıyrıkların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 8). Bu sebeple başvurucunun jandarma aracının içinde kendisine kelepçe takılmasını engellemek amacıyla direnmesi ve/veya jandarma görevlilerine saldırması nedeniyle jandarma görevlilerinin başvurucuya karşı fiziki güç kullanmasının gerekli hâle geldiği söylenebilir.</p>

<p>42. Öte yandan başvurucunun gözaltı giriş raporunda bazı hafif bulgulardan (bkz. § 7) söz edilse de serbest bırakıldığı gün özel bir sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen tıbbi belgelerde sol kulakta hafif dereceli iletim tipi işitme kaybı bulunduğu, sol kulak zarında kanamalı, kabuk bağlanmış yırtılma/delinme olduğu belirtilmiştir (bkz. § 12). Bu bulgular Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekim tarafından da doğrulanmıştır. Ek olarak başvurucuyu 1/6/2020 tarihinde muayene eden Adli Tıp Uzmanı Ö.D.; sol ramus mandibula çevresinde 4x3 cm'lik sarı-yeşil renk ekimoz, bu alan içinde 2 mm çaplı üzeri kurutlu abrazyon, sol kulak arka bölgesinde ve boyun-ense bölgesinde palpasyon ile hassasiyet, sol klavikula alt komşuluğunda 2x2 cm sarı-yeşil renk ekimoz, sağ boyun yan bölgede dike yakın oblik yerleşimli iki adet birbirine paralel ve bitişik birer santimetrelik üzeri kurutlu çizik lezyon tespit etmiştir (bkz. § 15). Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda da özel sağlık kuruluşunda tespit edilen bulgular ile Servergazi Devlet Hastanesinde görevli hekimce tespit edilen bulguların örtüştüğü ifade edilerek yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19). Başvuruya konu soruşturmada elde edilen bilgi ve belgelerin başvurucunun, kendisine karşı bu kadar şiddetli fiziki güç kullanılmasını gerektirecek eylemde bulunduğunu ortaya koymadığı dikkate alındığında başvurucuya karşı kullanılan gücün başvurucunun tutumuyla orantılı olduğunu ve fiziki güç kullanımında aşırıya kaçılmadığını söylemek mümkün değildir.</p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin gereksiz ve/veya orantısız güç kullandığı sonucuna vardığı hâllerde genellikle mağdurun uğradığı muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan yasaklanmış muamele türlerinden (işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) hangisine karşılık geldiğini de açıklamaktadır (muamele türleriyle ilgili ayrıntılı açıklamalar için bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 84-91; <i>S.D.</i>, §§ 84-88). Bunun sebebi çok ağır ve dayanılmaz acılara neden olan kasıtlı insanlık dışı muamelelerin varlığına özel olarak işaret etmektir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 84). Anayasa Mahkemesine göre somut olayda yasaklanan muamele türlerinden hangisinin söz konusu olduğunu açıklamaya gerek bulunmamaktadır ve başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yasaklanan muamele türlerinin tamamını kapsayan bir üst kavram olan “kötü muamele yasağı” içinde kaldığını ifade etmek yeterlidir.</p>

<p>44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>45. Kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaya gelince, başvurucunun hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Başsavcılıkta verdiği ifadesinde jandarma görevlilerince darbedildiğini beyan etmesi üzerine Başsavcılık, soruşturmayı başvurucunun iddialarını da içerecek şekilde genişletmiştir. Bu doğrultuda yürütülen soruşturmada başvurucunun kesin adli raporunun alınması için çaba gösterilmiş, kolluk tutanaklarında başvurucuya karşı güç kullandığı belirtilen jandarma görevlilerinin müşteki-şüpheli olarak ifadelerinin alınması için gerekli işlemler yapılmış, olayla ilgili kamera görüntülerinin içerikleri tespit ettirilmiştir. Ayrıca başvurucunun tanık olarak bildirdiği E.S.nin ifadesi alınmıştır. Bunlara rağmen soruşturma belli yönlerden eksiktir:</p>

<p>i. Olaya karışan görevliler soruşturmadaki bilgi ve belgelere göre olay tarihinde Merkez Karakolunda görevlidir. Buna rağmen H.H.K., M.F.K., G.A. ve E.S.nin ifadelerinin alınması, jandarma devriyesi tarafından kayda alınan görüntünün ve MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntülerin içeriklerinin tespiti gibi esaslı soruşturma işlemleri şüphelilerin çalıştığı Merkez Karakolunca yapılmıştır. Bahse konu görüntülerin içerikleri, Başsavcılıkça veya Başsavcılığın görevlendirdiği bağımsız bir bilirkişi tarafından da incelenmemiştir. Dolayısıyla soruşturmanın kaderi büyük ölçüde Merkez Karakolunun eline bırakılmıştır.</p>

<p>ii. Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda 1/6/2020 tarihinde yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğunun açıklanmasına ve başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı belirtilmesine rağmen Başsavcılık, başvurucunun tedavi edilmesi sonrasında Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir uzman hekimce düzenlenen 11/3/2021 tarihli rapora dayanarak yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderileceği sonucuna varmıştır.</p>

<p>iii. Ö.D. tarafından düzenlenen 2/2/2021 tarihli raporda duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için sol kulakta işitme kaybı olup olmadığı yönünden ilgili uzmanca yapılacak muayene ve tetkiklerin sonuçlarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmesine ve gerekli muayene ve tetkikler yaptırılmasına karşın bunların sonuçları adli tıp uzmanının incelemesine sunulmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>iv. Başsavcılık, olay sonrasında başvurucunun kulak zarının yırtıldığını/delindiğini dikkate almamış; bu durumu ve 23/6/2020 tarihli raporu başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılı olup olmadığı konusunda yaptığı değerlendirmede gözetmemiştir.</p>

<p>46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>V. GİDERİM</strong></p>

<p>47. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile toplam 40.000 TL manevi ve 5.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca başvurucu tedavi gördüğü özel sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen 1.500 TL bedelli 2/6/2020 tarihli bir fatura ibraz etmiştir.</p>

<p>48. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>49. Öte yandan başvurucuya manevi zararları karşılığında -talebiyle bağlı kalınarak- net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucuya ayrıca ibraz ettiği fatura nedeniyle net 1.500 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu maddi zararına yönelik başka bir belge ibraz etmediğinden fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2020/15212) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 40.000 TL manevi, 1.500 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. 1. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>2. Maddi tazminatın 2/6/2020 tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için işleyen yasal FAİZİYLE BİRLİKTE ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="36117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINA ENGEL KÖTÜ MUAMELE KABUL EDİLEBİLECEK SUÇLARDAN NE ANLAŞILMALIDIR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hukumlerinin-uygulanmasina-engel-kotu-muamele-kabul-edilebilecek-suclardan-ne-anlasilmalidir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hukumlerinin-uygulanmasina-engel-kotu-muamele-kabul-edilebilecek-suclardan-ne-anlasilmalidir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) hükümleri (CMK’nın 231/5-14) ile ilgili <a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi (AYM) peş peşe kısmi ya da tümden iptal kararları</a> vermiştir. En son AYM, 31.12.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">2024/98 Esas ve 2025/149 Karar sayılı kararı</span></a></strong> ile HAGB hükümlerini tamamen iptal etmiştir. Mahkeme, belirtilen kararında “<i>HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır</i>.” temel gerekçesine dayanmıştır. Kanun koyucu AYM’nin tanıdığı 9 ay süre içerisinde<span style="color:#2980b9"><strong> </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>7589 sayılı Kanun</strong></span> ile yeniden düzenleme yapmış ve bu düzenleme 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü girmiştir</a>.</p>

<p>Yeni düzenleme ile CKM’nın 231. maddesinin 14. fıkrası <strong><i>“Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.</i></strong>”<i> </i>halini almıştır. Böylece kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği Anayasanın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceği kanunlaştırılmıştır. İptal edilen metinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri “<i>Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz” </i>hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir.<strong> </strong></p>

<p>Kanuni düzenlemede “<strong><i>Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar” </i></strong>denilmek suretiyle<strong><i> </i></strong> “<i>eylemin işleniş şekli</i>” değil, “<i>suç</i>” esas alınarak düzenleme yapılmıştır. Dolayısıyla düzenlemeden, kamu görevlisinin görevi sebebiyle kötü muamele kabul edilen bir suçu işlemesi halinde, eylemin gerçekleşme şekli ve koşullarının bir önemi olmaksızın, HAGB hükümlerinin uygulanamayacağı sonucu çıkmaktadır. Bununla birlikte suçun kendisinin yanında, suçun işleniş şeklinin de kötü muamele niteliğine haiz olmasının gerektiğini ve düzenlemenin “<i>kötü muamele kabul edilebilecek biçimde işlenen suçlar</i>” şeklinde yorumlanması ya da bu yönde yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi takdirde hakkaniyete aykırı uygulamaların oluşma ihtimali bulunmaktadır. Örneğin, mağdurun kendisini durduran ve trafik uygulaması yapan kolluk görevlisine hakaret ettiği, buna karşılık kolluk görevlisinin de mağdura tehditte bulunduğu ya da öğretmeni ile tartışan lise öğrencinin öğretmenine yumruk attığı, akabinde öğretmenin de öğrencisine yumruk attığı gibi belirli bir sınır içerisinde yaşanan ve ani gelişen olaylarda da, AYM kararlarında<a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a> tehdit ve yaralama suçlarının kötü muamele oluşturabilecek suçlardan kabul edilmesi de gözetildiğinde, kolluk görevlisi ve öğretmen hakkında HAGB hükümleri uygulanamayacaktır. Aşağıda ayrıntıları belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi, eylemin kötü muamele oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken olayın anlık gelişmesi, eylemin asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gibi birçok ölçüt kullanmaktadır. Kanaatimizce, Devletin kötü muamele oluşturan davranışlara müsamaha göstermemesi gerekliliği ile somut olayın özellikleri arasında dengeli bir yaklaşım sergilenmelidir.</p>

<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinin konumuzu ilgilendiren bölümü </strong>“<i>Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir… <a name="_Hlk235219018">Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz</a></i>.” içeriğindedir.</p>

<p>Bilindiği üzere anayasalar, normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan ve temel esasları düzenleyen metinlerdir. Kazuistik yöntemle düzenlense bile anayasa metinlerinin kanun gibi yorumlanması mümkün değildir. Bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel kabul edilen Anayasa’nın 17. maddesine konu işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramlarından ne anlaşılacağı belirlenmelidir. Anayasa Mahkemesi, belirtilen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğunu, farklı kavramların bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiğini ve anılan ifadelerin TCK’da düzenlenen “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığını belirtmektedir<a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Ülkemizin de taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence, “<i>Bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak aşır acı veya ıstırap veren her hangi bir fiil</i>” olarak tanımlanmıştır. TCK’da (m. 94) ise işkence “<i>İnsan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranış” </i>şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi eziyeti, işkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler şeklinde tanımlamıştır<a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından yola çıkarak fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak nitelendirmiş ve bu nitelikteki muamelelerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir<a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>AYM, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya cezayı ise, kişiyi küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kişide korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya kişiyi kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki işkence ve eziyete göre daha hafif muameleler olarak tanımlamış ve tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamelelere örnek olabileceğini belirtmiştir<a href="#_edn5" name="_ednref5" title="">[5]</a>.</p>

<p>AYM’ye göre, bir eylemin işkence, eziyet ya da insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele kavramlarından hangisini oluşturduğu belirlenirken her somut olayın kendi özel koşulları değerlendirilmelidir. Mahkemeye göre, olaya konu eylemin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken, insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da, bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurulmasının zorunluluk oluşturduğu haller ihlal oluşturmayacaktır. Yine sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulması da kabul edilebilir niteliktedir<a href="#_edn6" name="_ednref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele şeklindeki yasaklanan eylemleri, bu kavramların tamamını kapsayan “<strong><i>kötü muamele yasağı</i></strong>” üst kavramı adı altında değerlendirmektedir<a href="#_edn7" name="_ednref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararlarında, hangi eylemlerin kötü muamele yasağının ihlalini oluşturacağına ilişkin bazı ölçütler belirlemiştir. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için, <a name="_Hlk235308570">eylemin asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşması gerekmektedir. Belirtilen asgari eşik (ağırlık) göreceli olup eylemin asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı belirlenirken somut olayın koşulları gözetilmelidir. Maruz kalınan muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler ile kasıt veya saik ve muamelenin amacı değerlendirilmelidir. Belirtilen hususlara ek olarak gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınmalıdır</a><a href="#_edn8" name="_ednref8" title="">[8]</a>.</p>

<p><strong>Hangi suçlar, Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele kabul edilmelidir?</strong></p>

<p>CMK’nın 231/14. maddesinde “işkence” (TCK m. 94) ve “eziyet” (TCK m.96) suç adı olarak sayıldığından, bu iki suç tereddütsüz biçimde HAGB kararı verilemeyecek suçlar arasındadır.</p>

<p>Yasal düzenlemede “işkence” ve “eziyetin” suç adı olarak sayıldığı gözetildiğinde, “kötü muamele” kavramının “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” kavramını karşılamak için kullanıldığı düşünülebilir ise de, yukarıda belirtildiği üzere AYM, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadelerin TCK’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”, “eziyet” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı görüşündedir. Dolayısıyla, TCK’da düzenlenen işkence ve eziyet suçundan daha geniş anlam içeren <a name="_Hlk235361470">işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele </a>kavramlarının içerisine giren suçlar hakkında HAGB kararı verilemeyecektir.</p>

<p>Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel ve öngörülebilir olması gerekmektedir<a href="#_edn9" name="_ednref9" title="">[9]</a>. CMK’nın 253/14. maddesinde yer alan “<i>Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar</i>” ibaresinden hangi suçların anlaşılacağı, hangi suçların bu kapsamda kabul edileceği farklı yorumlamalara müsaittir. Bu nedenle, çalışmanın kapsamı gözetilerek, düzenlemenin belirlilik ve öngörülebilirlik gibi yönlerden eleştiri ve tartışmalara açık olduğunu değerlendirdiğimizi belirtmekle yetiniyoruz.</p>

<p>İçtihatlarla kötü muamele kabul edilebilecek suçlar ve hangi eylemlerin kötü muamele kabul edileceğinin yeknesaklığına kavuşabileceği düşünülebilir ise de, kamu görevlilerinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele kabul edilebilecek ve ceza miktarı nedeniyle HAGB kapsamında kalabilecek suçların (<i>Kasten yaralama, hakaret, tehdit, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması gibi</i>) temyiz sınırları altında kalması ve temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile CMK’nın 286/3. maddesinde sayılan temyiz edilebilir katalog suçlar arasında bulunmaması gözetildiğinde, bu nitelikteki dosyaların tamamına yakınının istinaf aşamasında kesinleşeceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle Yargıtay tarafından içtihat geliştirilmesinin zaman alacağı görülmektedir. Bu durumun farklı istinaf daireleri ya da farklı istinaf mahkemeleri arasında farklı uygulamalara yol açma ihtimali bulunmaktadır. Bu bağlamda kanun yararına bozma (CMK m. 309), istinaf mahkemelerinin karar farklılıkları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi (5235 s.k. 35), bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının itiraz yetkisi (CMK m. 308/A) gibi yasal yolların etkin kullanımı uygulama birliğine katkı sağlayacaktır.</p>

<p><strong>Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde, </strong><a name="_Hlk235470297"><strong>kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele kabul edilen suçlar </strong></a><strong>belirlenirken;</strong></p>

<p><strong>a) </strong>Failin kamu görevlisi olması (işkence ve eziyet suçları hariç),</p>

<p><strong>b) </strong>Failin eylemini görevi sebebiyle gerçekleştirmesi (işkence ve eziyet suçları hariç),</p>

<p><strong>c) </strong>Failin eyleminin <a name="_Hlk235308482">Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele ( </a>işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) niteliğinde olması,</p>

<p>Gerekmektedir.</p>

<p><strong>Failin eyleminin </strong><strong>Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele ( </strong><strong>işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) </strong><strong>niteliği belirlenirken;</strong></p>

<p><strong>a) </strong>Failin eyleminin belli bir yoğunluk içerip içermediği, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşıp ulaşmadığı,</p>

<p><strong>b) </strong>Failin eyleminin ne kadar sürdüğü,</p>

<p><strong>c) </strong>Eylemin gerçekleştirildiği yer, zaman ve koşullar (atmosfer) (<i>eylemin nezarethanede bulunan mağdura yönelik gerçekleştirilmesi gibi</i>),</p>

<p><strong>d) </strong>Failin görevinden kaynaklanan yetki ve otoritesinin eylemin gerçekleştirilmesinde sağladığı kolaylığın derecesi (<i>öğretmenin küçük yaştaki öğrencisini ceza olarak odaya kapatması gibi</i>),</p>

<p><strong>e) </strong>Failin mağdur üzerindeki hakimiyetinin niteliği <a name="_Hlk235359813">(<i>darp eyleminin elleri kelepçeli mağdura uygulanması, jandarma görevlisinin nakil aracında bulunan tutuklu/hükümlüye hakaret etmesi gibi</i>),</a></p>

<p><strong>f) </strong>Olayın ani gelişen ya da belli bir süreç içerisinde gerçekleşen bir olay olup olmadığı,</p>

<p><strong>g) </strong> Olayda mağdurun kendi davranışından veya tutumundan kaynaklanan bir nedenin bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise bu neden ile failin eylemi arasında ölçülülük olup olmadığı, ölçü aşılmış ise derecesi,</p>

<p><strong>h) </strong>Eylemin mağdura fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurda oluşan zararın niteliği ve ağırlığı ve mağdurun sağlık durumu,</p>

<p><strong>i) </strong>Mağdurun cinsiyeti, yaşı,</p>

<p><strong>j) </strong>Failin kasıt veya saiki ile amacı,</p>

<p>Gibi ölçütler gözetilerek değerlendirme yapılabileceğini düşünüyoruz.</p>

<p>Yukarıda yer alan tespitler değerlendirildiğinde, işkence, eziyet, kasten yaralama, hakaret, tehdit, şantaj, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, konut dokunulmazlığının ihlali gibi suçların, Anayasanın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara konu olabileceğini değerlendirilmekteyiz.</p>

<p>Kötü muamele sayılabilecek eylemlerin genellikle polis, jandarma gibi zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri tarafından işlenebileceği düşünülebilirse de, bu hususun dar yorumlanmaması gerekmektedir. Öğretmenin öğrencisine ya da sağlık çalışanının hastaya yönelik, diğer şartların varlığı halinde, eylemleri de kötü muamele oluşturabilir. Dolayısıyla, failin sıfatı ve kullandığı kamu gücünün niteliği önemli olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA"><img alt="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/eyup-kara-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA">Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ednref1" name="_edn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Muhterem Turantaylak Başvurusu, B.N. 2014/15253</span></a></strong><span style="color:#999999">, K.T. 09/05/2018,;</span><a href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> <strong>İsmail Göktaş Başvurusu, B.N. 2017/20204,</strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>K.T. 19/11/2020, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu)</span></a></p>

<p><a href="#_ednref2" name="_edn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu, B.N. 2013/3924</span></a><span style="color:#999999">,</span></strong><span style="color:#999999"> K.T. 06/01/2015, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari)</span></a></p>

<p><a href="#_ednref3" name="_edn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu,</span></a></strong><span style="color:#999999"> B.N. 2013/293, K.T. 17/07/2014,</span><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> (https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu)</span></a></p>

<p><a href="#_ednref4" name="_edn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu,</span></a><span style="color:#999999"> </span><a name="_Hlk235307504"><span style="color:#999999">§ 88</span></a></p>

<p><a href="#_ednref5" name="_edn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a name="_Hlk235305555"><span style="color:#999999">§ 89-90</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ednref6" name="_edn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, § 880-81-82-</span></p>

<p><a href="#_ednref7" name="_edn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ömer Tosun Başvurusu, B.N. 2021/44251,</span></a></strong><span style="color:#999999"> K.T. 10/12/2025, § 43,</span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> (https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari)</span></a><span style="color:#999999">, e.t. 18/07/2026</span></p>

<p><a href="#_ednref8" name="_edn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Leyla Akyıldız Başvurusu, B.N. 2019/24131,</span></a></strong><span style="color:#999999"> K.T. 20/03/2025, § 55, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari)</span></a><span style="color:#999999">, E.T. 18/07/2026; </span><a href="http://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, § 83; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, § 75</span></p>

<p><a href="#_ednref9" name="_edn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, 2022/129 E. – 2023/189 K.</span></a></strong><span style="color:#999999">, T. 08/11/2023, § 17</span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari</span></a><span style="color:#999999">, E.T. 18/07/2026</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hukumlerinin-uygulanmasina-engel-kotu-muamele-kabul-edilebilecek-suclardan-ne-anlasilmalidir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/teraziafsl.jpg" type="image/jpeg" length="20256"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VERGİ YARGISINDA İSTİNAFIN YENİ ÇEHRESİ: 2577 SAYILI İYUK M.45 DEĞİŞİKLİĞİ NE GETİRDİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-yargisinda-istinafin-yeni-cehresi-2577-sayili-iyuk-m45-degisikligi-ne-getirdi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-yargisinda-istinafin-yeni-cehresi-2577-sayili-iyuk-m45-degisikligi-ne-getirdi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 45. maddesi, bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesi sonunda verebileceği kararların türlerini ve bu kararların hukuki sonuçlarını düzenlemektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">31 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun </span></a></strong>ile Maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yapılan değişiklik, istinaf merciinin karar verme yetkisinin kapsamını hem genişletmekte hem de sınırlarını daha belirgin biçimde çizmektedir. Bu çalışmada, eski ve yeni metin karşılaştırmalı olarak ele alınacak; her bir bendin getirdiği yenilik, bu yeniliğin dayandığı usul hukuku ilkeleri ve uygulamaya olası etkileri değerlendirilecektir.</p>

<p>Değişikliğin temel ekseni iki noktada toplanmaktadır: birincisi, ret kararının içeriğinin gerekçe değişikliğini de kapsayacak şekilde genişletilmesi; ikincisi ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesini gerektiren hallerin sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle yedi bent halinde tek tek sayılması ve bu haller dışında kaldırma kararı verilmesinin açıkça yasaklanmasıdır.</p>

<p><strong>II. İSTİNAF RET KARARINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİK (İYUK m.45/3)</strong></p>

<p><strong>A. Eski Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir."</i></p>

<p>Eski metin, istinaf ret kararını yalnızca iki durumla sınırlamaktaydı: kararın hukuka uygun bulunması ve maddi hataların düzeltilerek aynı sonucun korunması. Bu düzenlemede, ilk derece mahkemesinin gerekçesi ile bölge idare mahkemesinin gerekçesi arasındaki farklılıklar ayrı bir kategori olarak öngörülmemişti; uygulamada bölge idare mahkemeleri, sonucu doğru bulduğu ancak gerekçesini yetersiz veya hatalı gördüğü kararlarda dahi çoğunlukla "hukuka uygunluk" başlığı altında istinaf ret kararı vermek durumunda kalıyor, gerekçe değişikliğini kararın gövdesinde açıklamakla yetiniyordu.</p>

<p><strong>B. Yeni Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda; a) Kararı hukuka uygun bulursa, b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak, istinaf başvurusunun reddine karar verir."</i></p>

<p>Yeni düzenleme, istinaf ret kararını üç bent halinde sistematize etmektedir:</p>

<p>• a bendi: Kararın hem sonucunun hem gerekçesinin hukuka uygun bulunması hali — eski düzenlemedeki klasik onama/ret hükmünün korunmasıdır.</p>

<p>• b bendi (YENİ): Kararın sonucu doğru olmakla birlikte gerekçesinin yanlış veya eksik bulunması halinde, bölge idare mahkemesinin gerekçeyi değiştirerek istinaf ret kararı verebilmesi.</p>

<p>• c bendi: Maddi hataların düzeltilerek istinaf ret kararı verilmesi — eski düzenlemenin ikinci cümlesinin bent haline getirilmiş şeklidir.</p>

<p>Bu değişikliğin en önemli yönü, (b) bendiyle getirilen "gerekçe değiştirerek istinaf ret" müessesesidir. Söz konusu müessese, Türk medeni yargılama hukukunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesinde bölge adliye mahkemeleri için zaten öngörülmüş olan bir yetkinin idari yargı sistemine taşınması niteliğindedir. Bu düzenleme öncesinde bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin gerekçesini hukuka uygun bulmadığı hallerde formel olarak yalnızca "onama" ya da "kaldırma" seçenekleriyle sınırlıydı; oysa sonucun doğru fakat gerekçenin hatalı olduğu haller, davanın esasının yeniden görülmesini gerektirmeyen, ancak hükmün hukuki temelinin düzeltilmesini gerektiren ayrı bir kategoridir. Yeni bent, bu ayrımı usul hukukuna açıkça kazandırmakta ve bölge idare mahkemesine, dosyayı ilk derece mahkemesine geri göndermeksizin, kendi gerekçesini ikame ederek nihai karar verme imkanı tanımaktadır.</p>

<p>Bu değişikliğin pratik sonucu, usul ekonomisi bakımından olumludur: aksi halde sırf gerekçe farklılığı nedeniyle kararın kaldırılıp dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, hem yargılamanın uzamasına hem de gereksiz iş yüküne yol açabilecekken; yeni sistemde istinaf mercii meseleyi kendisi çözümleyip nihai kararı vermektedir. Öte yandan, bu yetkinin sınırlarının ne olduğu — örneğin gerekçe değişikliğinin davanın esasına yeni bir hukuki nitelendirme getirip getiremeyeceği, taraflara ek beyan hakkı tanınıp tanınmayacağı gibi hususlar — Danıştay içtihadıyla zamanla ortaya konulacak bir alandır.</p>

<p><strong>III. KALDIRMA KARARINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİK (İYUK m.45/5)</strong></p>

<p><strong>A. Eski Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eski metin, kaldırma kararının verilebileceği halleri iki başlıkla sınırlıyordu: (i) ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması ve (ii) davanın görevsiz/yetkisiz mahkeme ya da reddedilmiş/yasaklanmış hakim tarafından görülmüş olması. Bu sınırlı kapsam, uygulamada önemli bir boşluk doğuruyordu: taraf teşkili eksikliği, talep hakkında hiç karar verilmemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken yaptırılmaması, duruşma yapılması gerekirken yapılmaması gibi ciddi usul eksiklikleri, madde metninde açıkça sayılmadığından, bölge idare mahkemelerinin bu hallerde kaldırma kararı verip veremeyeceği tartışmalı hale geliyor; uygulama ile içtihat arasında tutarsızlıklar ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p><strong>B. Yeni Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi; a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması, c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi, g) Duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi, hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir. Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez."</i></p>

<p><strong>C. Yeni Bentlerin Analizi</strong></p>

<p><strong><i>1. Kapsamın Genişletilmesi (a bendi)</i></strong></p>

<p>Eski metindeki "ilk inceleme üzerine verilen kararlar" ifadesine, yeni düzenlemeyle "usule ilişkin verilen diğer nihai kararlar" eklenmiştir. Bu ekleme, yalnızca dava dilekçesinin ilk incelemesi aşamasında verilen kararları değil, yargılamanın ilerleyen safhalarında usule ilişkin olarak verilen ve davayı nihai şekilde sonuçlandıran ehliyet ret, incelenmeksizin ret gibi diğer kararları da kapsam içine almaktadır. Böylece, madde kapsamı ilk inceleme kararlarıyla sınırlı dar yorumdan kurtarılmış, usule ilişkin nihai kararların tamamını içerecek şekilde genişletilmiştir.</p>

<p><strong><i>2. Yeni Eklenen Bentler (c, d, e)</i></strong></p>

<p>Yeni düzenlemeyle getirilen c, d ve e bentleri, ilk derece yargılamasında sıklıkla karşılaşılan ve doğrudan hükmün hukuka uygunluğunu etkileyen üç temel usul eksikliğini açıkça sayma yoluna gitmiştir:</p>

<p>• Dilekçe ret şartlarının (İYUK m.15) mevcut olmasına rağmen dilekçe ret kararı verilmeksizin doğrudan esasa girilmesi (c bendi),</p>

<p>• Davanın eksik veya yanlış taraf teşkiliyle (hasım gösterilmeden veya yanlış hasımla) görülüp sonuçlandırılması (d bendi),</p>

<p>• Tarafların ileri sürdüğü taleplerden bir kısmı hakkında hiç karar verilmemesi ya da hükmün eksik kurulması (e bendi).</p>

<p>Bu üç halin ortak özelliği, davanın esasının bölge idare mahkemesince yeniden değerlendirilmesiyle giderilemeyecek nitelikte, ilk derece yargılamasının temelini sakatlayan eksiklikler olmasıdır. Örneğin eksik hasımla görülen bir davada, gerçek hasmın yargılamaya hiç dahil edilmemiş olması, savunma hakkının ihlali sonucunu doğurur; bu nedenle istinaf mercii dosyayı kendisi tamamlayamaz, ilk derece mahkemesine göndermek zorundadır. Aynı şekilde, talep hakkında eksik hüküm kurulması halinde de, ilk derece mahkemesince hakkında herhangi bir karar verilmemiş bir talep yönünden bölge idare mahkemesinin ilk kez hüküm tesis etmesi, istinaf kanun yolunun denetim işlevi ve sistematiğiyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, söz konusu değişiklik ile bölge idare mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın eksik inceleme ve kararın tamamlanması amacıyla yeniden karar verilmek üzere ilgili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong><i>3. Keşif, Bilirkişi ve Duruşma Eksikliği ile Bölge İdare Mahkemesinin Tamamlama Yetkisi (f ve g bentleri)</i></strong></p>

<p>Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken yaptırılmadan karar verilmesi (f bendi) ile duruşma yapılması gerektiği halde yapılmadan karar verilmesi (g bendi) de kaldırma sebepleri arasına alınmıştır. Ancak kanun koyucu, bu iki bent bakımından istisnai bir düzenlemeye yer vermiştir: bölge idare mahkemesi, dosyayı kaldırıp göndermek yerine, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği bizzat giderme yetkisine sahiptir. Yani istinaf mercii, gerekli keşif veya bilirkişi incelemesini kendisi yaptırabilir ya da duruşmayı kendisi açarak eksikliği tamamlayabilir; bu takdirde dosyayı ilk derece mahkemesine göndermeksizin işin esasına devam eder.</p>

<p>Bu istisna, usul ekonomisi ile hukuka uygun yargılama hakkının dengelenmesi çabasının bir yansımasıdır. Zira keşif, bilirkişi incelemesi ve duruşma eksiklikleri, taraf teşkili veya dilekçe ret eksikliklerinin aksine, davanın temelini sakatlayan değil, delil toplama sürecine ilişkin eksikliklerdir; bu nedenle istinaf mercii tarafından bizzat tamamlanabilir nitelikte görülmüştür. Böylece bölge idare mahkemesi, istinaf aşamasında adeta ikinci bir ilk derece mahkemesi gibi delil toplama işlevini üstlenebilecek, dosyanın gidiş-dönüşle kaybedilen zamanı önlenecektir.</p>

<p><strong>D. Sınırlı Sayma (Numerus Clausus) İlkesinin Getirilmesi</strong></p>

<p>Yeni fıkranın son cümlesi — "Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez." — düzenlemenin en belirleyici hükmüdür. Eski metinde böyle bir sınırlayıcı ifade bulunmamaktaydı; bu nedenle uygulamada bölge idare mahkemelerinin, madde metninde açıkça sayılmayan başka usul eksikliklerini de (örneğin re'sen araştırma ilkesine aykırılık gibi) kaldırma sebebi olarak değerlendirip değerlendiremeyeceği tartışmalıydı ve bu durum içtihat birliğini zorlaştırıyordu.</p>

<p>Yeni düzenleme, kaldırma sebeplerini tahdidi (sınırlı sayı) esasına bağlayarak bu tartışmayı sona erdirmektedir. Artık a'dan g'ye kadar sayılan yedi halin dışında hiçbir gerekçeyle kararın kaldırılıp dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi mümkün değildir. Bu sayılanların dışında kalan usule veya esasa ilişkin aykırılıklar bakımından bölge idare mahkemesi, meseleyi kendisi çözümlemek, gerekirse (b) bendi çerçevesinde gerekçeyi değiştirmek ya da esası yeniden inceleyerek karar vermek durumundadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞİŞİKLİĞİN AMACI VE GENEL DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Madde 45'te yapılan bu değişikliğin iki temel amaca hizmet ettiği söylenebilir:</p>

<p>• Usul ekonomisi: Gerekçe değiştirerek istinaf ret imkanı (b bendi) ile keşif/bilirkişi/duruşma eksikliğinin bölge idare mahkemesince bizzat giderilebilmesi (f-g istisnası), dosyanın gereksiz yere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesini önleyerek yargılama süresini kısaltmayı hedeflemektedir.</p>

<p>• Hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik: Kaldırma sebeplerinin sınırlı sayı ilkesiyle yedi bent halinde açıkça sayılması ve bu haller dışında kaldırma kararı verilmesinin yasaklanması, bölge idare mahkemeleri arasındaki içtihat farklılıklarını azaltacak, tarafların istinaf sürecinin sonucunu daha önceden öngörebilmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Değişikliğin, bölge idare mahkemelerinin işlevini ilk derece mahkemesi kararını sadece denetleyen bir merci olmaktan çıkarıp, belirli sınırlar içinde davanın esasına bizzat müdahale edebilen, tamamlayıcı bir yargı mercii haline getirdiği görülmektedir. Bu eğilim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki bölge adliye mahkemesi düzenlemesiyle de paralellik göstermekte; idari yargı ile adli yargı istinaf sistemleri arasındaki usul farklılıklarının azaltılması yönünde bir adım olarak okunabilir.</p>

<p>Öte yandan, sınırlı sayma ilkesinin getirdiği katılık, uygulamada madde metninde sayılmayan ancak ciddi hak ihlaline yol açabilecek usul aykırılıklarının nasıl telafi edileceği sorusunu gündeme getirebilir. Bu noktada, söz konusu aykırılıkların (b) bendi kapsamında "gerekçe değişikliği" yoluyla ya da doğrudan esasa ilişkin bozma/düzeltme mekanizmalarıyla giderilip giderilemeyeceği, Danıştay içtihadının zaman içinde şekillendireceği bir alan olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p><strong>V. SONUÇ</strong></p>

<p>2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinde yapılan değişiklik, bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonunda verebileceği kararları hem içerik hem de kapsam bakımından yeniden yapılandırmıştır. İstinaf ret kararı bakımından getirilen "gerekçe değiştirerek istinaf ret" imkanı, sonucu doğru fakat gerekçesi hatalı kararlarda dosyanın geri gönderilmesini önleyerek usul ekonomisine katkı sağlamaktadır. Kaldırma kararı bakımından ise, eski düzenlemenin dar kapsamlı iki halden ibaret yapısı terk edilmiş; taraf teşkili, talep hakkında karar verilmemesi, dilekçe ret şartları, keşif/bilirkişi ve duruşma eksiklikleri gibi ilk derece yargılamasının sıklıkla karşılaştığı usul sorunları ayrı bentler halinde açıkça düzenlenmiştir. Bu sayının sınırlı (tahdidi) olduğunun madde metninde açıkça vurgulanması, bölge idare mahkemeleri arasındaki uygulama farklılıklarını en aza indirecek ve istinaf sisteminin öngörülebilirliğini artıracak niteliktedir.</p>

<p>Sonuç olarak, değişiklik; istinaf merciinin denetim işlevini korurken, belirli usul eksikliklerini bizzat giderebilen tamamlayıcı bir yargılama merciine dönüştürülmesi yönünde önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Uygulamanın seyri ve Danıştay içtihadının bu yeni bentleri nasıl yorumlayacağı, önümüzdeki dönemde idari yargı usul hukuku bakımından yakından izlenmesi gereken bir konu olacaktır.</p>

<p><strong>EK: KARŞILAŞTIRMALI TABLO</strong></p>

<p><strong>Madde 45/5 — Kaldırma Sebepleri</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p><strong>Konu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p><strong>Eski Düzenleme</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p><strong>Yeni Düzenleme</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Kapsam</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>İlk inceleme kararları + görevsizlik/yetkisizlik/hakim reddi (2 hal)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>7 bent (a-g) — usule ilişkin nihai kararlar dahil genişletilmiş kapsam</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Taraf teşkili eksikliği</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça düzenlenmemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>d bendiyle açık kaldırma sebebi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Talep hakkında karar verilmemesi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça düzenlenmemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>e bendiyle açık kaldırma sebebi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Keşif/bilirkişi ve duruşma eksikliği</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça düzenlenmemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>f-g bentleri; BİM bizzat giderebilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Sayılanlar dışında kaldırma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açık yasak yok — tartışmalı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça yasaklanmış (numerus clausus)</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı"><img alt="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/volkan-erdogdu-profil.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı">Volkan ERDOĞDU </a></strong></h4>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı">Vergi Mahkemesi Başkanı</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı Kanun</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">7589 sayılı Kanun</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-yargisinda-istinafin-yeni-cehresi-2577-sayili-iyuk-m45-degisikligi-ne-getirdi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1a.jpg" type="image/jpeg" length="12131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SULH CEZA HÂKİMLİKLERİNDE YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sulh-ceza-hakimliklerinde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sulh-ceza-hakimliklerinde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 28/07/2026 Tarihli ve 1547 Sayılı Kararı, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HSK, kararıyla, CMK'nın 135, 139 ve 140. maddeleri kapsamındaki;</p>

<p>- iletişimin denetlenmesi,</p>

<p>- gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,</p>

<p>- teknik araçlarla izleme tedbirleri,</p>

<p>- 5651 s. Kanun kapsamındaki erişim engeli ve içerik kaldırma taleplerine bakacak ihtisas sulh ceza hâkimliklerini belirledi.</p>

<p>Buna göre;</p>

<p>-  İhtisaslaşma getirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sekiz ve daha fazla sulh ceza hâkimliği bulunan adliyelerde, bu tedbirlere ilişkin başvurular ağırlıklı olarak 1 numaralı Sulh Ceza Hâkimliği tarafından incelenecek.</p>

<p>- Yeni başvurular ihtisas hâkimliklerine gidecek.</p>

<p>1 Ağustos 2026 tarihinden sonra yapılacak yeni talepler ihtisas hâkimliklerine tevzi edilecek.</p>

<p>- Mevcut dosyalar yerinde kalacak.</p>

<p> Halen derdest bulunan dosyalar, yeni görevlendirilen ihtisas hâkimliklerine aktarılmayacak; görülmekte oldukları mahkemelerde sonuçlandırılacak.</p>

<p>- İhtisas kapsamı korunacak.</p>

<p>1 Eylül 2026'dan sonra sulh ceza hâkimliği sayısında değişiklik olsa bile, HSK'nın belirlediği ihtisas sistemi aynen devam edecek.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/fkaf.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/fkaf1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sulh-ceza-hakimliklerinde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 01:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/hsk-hakims.jpg" type="image/jpeg" length="64389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TCK m. 158/4 ile Getirilen Ceza İndirimi: “IBAN Dolandırıcılığında” Çözüm mü, Yeni Sorunların Kapısı mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tck-m-1584-ile-getirilen-ceza-indirimi-iban-dolandiriciliginda-cozum-mu-yeni-sorunlarin-kapisi-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tck-m-1584-ile-getirilen-ceza-indirimi-iban-dolandiriciliginda-cozum-mu-yeni-sorunlarin-kapisi-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TCK m. 158/4 ile Getirilen Ceza İndirimi: “IBAN Dolandırıcılığında” Çözüm mü, Yeni Sorunların Kapısı mı?</strong></p>

<p><strong>Av. Coşkun GENÇ</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">31/07/2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun</span></a></strong>’un 13. maddesi ile TCK m. 158’e dördüncü fıkra eklenmiştir. Düzenlemeye göre;</p>

<p><i>"Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun koyucunun amacı bellidir: Komisyon karşılığında hesap veya kart bilgilerini devreden ve kamuoyunda "IBAN dolandırıcılığı" olarak bilinen dosyalarda asıl failler gibi ağır cezalarla karşılaşan kişilerin yaşadığı mağduriyetlerin önüne geçmek. Amaç yerindedir; ancak hükmün kaleme alınış biçimi, sorun çözdüğü kadar sorun üretmeye de adaydır. Bu tespitin gerekçeleri aşağıda üç başlık altında ele alınmıştır.</p>

<p><strong>1. "Haksız Menfaat Sağlamak Amacıyla" İbaresinin Belirsizliği</strong></p>

<p>Yeni düzenlemede geçen "kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla" ibaresi belirsizlik içermektedir. Bu bilgileri alıp suçta fiilen kullanan gerçek fail ile bilgilerini devreden hesap veya kart sahibinin ayrımı hangi ölçütle yapılacaktır? Sübjektif bir amaç unsuruna bu kadar ağırlık yükleyen bir hüküm, dosyadan dosyaya değişen değerlendirmelere ve ciddi keyfî kararlara zemin hazırlayabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>2. Düzenleme, İştirak Sistematiğiyle (TCK m. 37-39) Çelişmektedir</strong></p>

<p>Haksız menfaat sağlayan kişi, teorik açıdan zaten suça iştirak eden konumdadır. TCK m. 37/2 ve m. 39’un kurduğu faillik-şeriklik sistematiği içinde yardım edenin cezasının nasıl belirleneceği esasen düzenlenmişken; iştirakin “belirli bir fiille sınırlı” olmasına özel sonuç bağlayan bu fıkra, kanunun kendi içeriğiyle çelişki oluşturmaktadır. Kaldı ki, TCK m. 39/1 uyarınca yardım eden hakkında verilecek ceza -süreli hapis gerektiren hâllerde- zaten yarı oranında indirilmektedir. O hâlde aynı katkı hangi hükümle indirilecektir: TCK m. 39 ile mi, TCK m. 158/4 ile mi, yoksa her ikisiyle birden mi? Katkısı esasen “fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak (TCK m. 39/2-b)” ibaret olan kişinin yardım eden mi yoksa müşterek fail mi sayılacağı tartışması çözülmeden getirilen bu özel indirim, sistematiği onarmak yerine yeni bir norm çatışması yaratmaktadır. Bu soruların cevabını da yine içtihat verecektir.</p>

<p><strong>3. Asıl Ayrım Sorunu İspat Boyutundadır</strong></p>

<p>Suç işleme amacı taşımaksızın bilgilerini kullandıran kişi ile bizzat kendi kart ve hesap bilgilerini kullanarak suç işleyen kişinin ayrımı objektif olarak hangi kriterle yapılacaktır? Dosyalarda “<i>kart bilgilerimi X’e verdim</i>” demek tüm sanıklar açısından yeterli mi kabul edilecektir? Bu savunma kalıplaşırsa hüküm, bizzat suçu işleyen failler için de hazır bir indirim kapısına dönüşme riski taşımaktadır. Böylece mağduriyetleri gidermek için getirilen düzenleme, bu kez maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacını zedeleyen bir araca dönüşebilecektir.</p>

<p><strong>Değerlendirme: Çözüm, TCK m. 157’deki Suçun Unsurlarında Aranmalıdır</strong></p>

<p>Kanaatimce çözüm, suçun unsurlarını cesurca ele almakta yatmaktadır. Adli makamlara intikal eden bu tür olayların birçoğunda TCK m. 157’deki dolandırıcılık suçunun kurucu unsuru olan hileli hareketin aldatma kabiliyetini haiz olup olmadığının değerlendirilmediği görülmektedir. Oysa yerleşik Yargıtay içtihadına göre hile, mağduru yanıltacak nitelikte ve aldatıcı yoğunlukta olmalıdır. Yapılan suç duyurularında suçun unsurları hukuk kalıpları içerisinde cesurca ele alındığında birçok soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilmesinin kuvvetle muhtemel olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla çözümün aslında TCK m. 157’de yer alan suçun unsurlarında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Yeni düzenleme, kanunun kendi içinde tutarsız olduğu gibi ceza yargılamasının temel amacını gerçekleştirmekten ziyade toplumda görülen bazı mağduriyetleri gidermeye odaklanmış, uygulaması ise tamamen yargı mercilerinin takdirine terk edilmiş durumdadır. Bu hâliyle hüküm, üzerinde yeterince düşünülmeden ortaya öylece bırakılmış bir “workshop çalışması” izlenimi vermektedir. Belirsiz kavramların içtihatla doldurulmasını beklemek yerine, suçun unsurlarının -özellikle aldatma kabiliyetinin- her somut olayda titizlikle denetlenmesi hem mağduriyetleri hem de cezasızlık tartışmalarını kökünden çözecektir.</p>

<p><strong>Teorik Olarak Yeni düzenlemeye göre;</strong></p>

<p><strong>TCK m. 158/4 kimlere uygulanır? </strong>sorusunun cevabı:<strong> </strong>Dolandırıcılık (TCK m. 157) ve nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) suçlarına katkısı, haksız menfaat sağlamak amacıyla kart bilgisi, hesap bilgisi veya bunlara erişim sağlayan araçları başkasına vermekten ibaret kalan kişilere uygulanır; bu hâlde verilecek ceza yarı oranında indirilir.</p>

<p><strong>Hesabını kullandıran herkes indirimden yararlanabilir mi? </strong>sorusunun cevabı:<strong> </strong>Teorik açıdan bu sorunun cevanı “hayır” olacaktır. Fıkra, iştirakin bu fiille “sınırlı” olmasını aramaktadır; katkısı bilgi veya araç vermenin ötesine geçenler bakımından hükmün uygulanıp uygulanmayacağı içtihatla şekillenecektir.</p>

<p><strong>Düzenleme derdest ve kesinleşmiş dosyaları etkiler mi?</strong> sorusunun cevabı:<strong> </strong>Lehe kanun ilkesi (TCK m. 7/2) uyarınca yeni fıkranın derdest yargılamalarda ve infaz aşamasındaki dosyalarda uyarlama yargılaması yoluyla gündeme gelmesi beklenmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tck-m-1584-ile-getirilen-ceza-indirimi-iban-dolandiriciliginda-cozum-mu-yeni-sorunlarin-kapisi-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 01:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/bankamatik-iban-magdur.jpg" type="image/jpeg" length="31390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35165"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41365"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="55427"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="72346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="70262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="75332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="27865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="26573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="72123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="98550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="65945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="45731"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
