<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 23 Jun 2026 13:17:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/25 E., 2026/25 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202625-e-202625-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202625-e-202625-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2026/25 esas - 2026/25 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2026/25</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/25</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Tarihi :</strong> <strong>12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>23/6/</strong><strong>2026 -</strong> <strong>33289</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 16. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10/7/2008 tarihli ve 5786 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle...</i>” ibaresinin Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğinin (Birlik) hazırladığı yönetmeliğin Gelir İdaresi Başkanlığınca uygun görülmemesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 10. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Yeminli mali müşavirlik sınavı</i></p>

<p><i>Madde 10 – (</i><i>Değişik :</i> <i>10/7/2008-5786/6 md.)</i></p>

<p><i>Yeminli malî müşavirlik sınavı Birlik tarafından yazılı olarak yapılır. Maliye Bakanlığı bu sınavın adil, tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri almaya yetkilidir.</i></p>

<p><i>Sınav komisyonu biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. Sınav komisyonu başkan ve üyeleri; dördü Maliye Bakanlığı vergi denetim elemanları arasından, biri Yükseköğretim Kurulunca önerilecek iki aday arasından, ikisi ise Birlikçe önerilecek dört aday arasından Maliye Bakanı tarafından seçilir.</i></p>

<p><i>Sınav komisyonu üyeliklerine aday gösterileceklerin; hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık veya idarî bilimler dallarının birinden lisans veya lisansüstü seviyesinde mezun olmaları ve bu konularda en az onbeş yıl çalışmış veya bu kadar süre öğretim üyeliği veya görevliliği yapmış bulunmaları şarttır.</i></p>

<p><i>Sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve sınava ilişkin diğer usul ve esaslar</i> <i><strong><u>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle</u></strong></i> <i>Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i></p>

<p><i>Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav sonuçlarının yargı mercilerine intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi incelemesine gerek görülmesi halinde, sınav komisyonunda görev almamış olmaları kaydıyla, biri Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanı, biri alanında uzman meslek mensubu, biri ise dava edilen sınav konusunda ihtisas sahibi öğretim üyesinden oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyeti tayin edilir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 12/2/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 3568 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının işletmelerde faaliyetlerin ve işlemlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde işleyişini sağlamak, faaliyet sonuçlarını ilgili mevzuat çerçevesinde denetlemeye, değerlendirmeye tabi tutarak gerçek durumu ilgililerin ve resmî mercilerin yararlanmasına tarafsız bir şekilde sunmak ve yüksek mesleki standartları gerçekleştirmek üzere serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik meslekleri ve hizmetleri ile serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları, serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları birliğinin kurulmasına, teşkilat, faaliyet ve denetimlerine, organlarının seçimlerine dair esasları düzenlemek olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. Kanun’un 28. maddesinin birinci fıkrasında serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirlere ait bütün odaların katılacağı Birliğin kurulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında da Birliğin tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>5. 10. maddede ise yeminli mali müşavirlik sınavına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu kapsamda anılan maddenin birinci fıkrasında sınavın Birlik tarafından yapılacağı belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fıkralarında sınav komisyonunun oluşumu ve komisyon üyeliğine seçimde aranacak şartlar düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Maddenin dördüncü fıkrasında ise sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve sınava ilişkin diğer usul ve esasların Hazine ve Maliye Bakanlığının (Bakanlık) uygun görüşü alınmak suretiyle Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “<i>…Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle...</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Bu itibarla kurala göre Birlik tarafından söz konusu hususlara ilişkin olarak çıkarılacak yönetmeliğin yürürlüğe girmesi için Bakanlığın görüşünün alınması zorunludur.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>8. Başvuru kararında özetle; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üzerinde devletin denetim yetkisinin idari ve mali denetim konularıyla sınırlı olduğu, meslek kuruluşlarının karar ve yönetim organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesinin ve sorumlu organlarının görevlerine yargı kararlarıyla son verilebileceğinin hükme bağlanmasının bu kuruluşların özerkliğine işaret ettiği, meslek kuruluşlarının çıkaracağı yönetmeliklerde Bakanlığın uygun görüşünün alınması şartı getirilmesinin bu kuruluşların yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getireceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>9. Anayasa Mahkemesi 16/2/2023 tarihli ve <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">E.2022/142, K.2023/32 sayılı kararı</a>nda 3568 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra...</i>” ibaresini “<i>anılan maddenin birinci fıkrasının (k) bendi</i>” yönünden Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırı bularak iptaline karar vermiştir.</p>

<p>10. Anılan kararda öncelikle Anayasa’nın 135. maddesi uyarınca meslek kuruluşlarının karar ve yönetim organlarının seçimle göreve gelmesinin, devletin idari ve mali denetimine tabi olmasının ve sorumlu organlarının görevlerine ancak yargı kararıyla son verilebilmesinin bu idarelerin özerkliğine işaret ettiği belirtilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">(AYM, E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, § 17).</a></p>

<p>11. Öte yandan kararda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının çıkaracağı yönetmeliklerin devletin idari denetim kapsamında kullanacağı idari vesayet yetkisi yoluyla denetlenmesinin Anayasa’nın 135. maddesi gereğince mümkün olduğu, denetimin sağlanacağı vesayet aracının seçimi konusunda da kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu ifade edilmiş ancak meslek kuruluşlarının yönetmelik çıkarma yetkisinin idari vesayet yoluyla denetlendiği durumlarda uygulanacak vesayet aracının seçiminde Anayasa’nın 124. maddesine dayanan yönetmelik çıkarma yetkisinin de gözetilmesi ve seçilecek vesayet yöntemi ile Anayasa’nın 124. maddesi uyarınca meslek kuruluşuna verilen yetkinin ortadan kaldırılmaması gerektiğine dikkat çekilmiştir (AYM, E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, § 22).</p>

<p>12. Kararda ayrıca Bakanlıkça uygun görüş verilmediği sürece yönetmeliklerin Resmî Gazete’de yayımlanamayacak, dolayısıyla yürürlüğe giremeyecek olması nedeniyle idareye tanınan uygun görüş bildirme yetkisinin, niteliği itibarıyla bir onama yetkisi olduğu belirtilmiş; Bakanlık tarafından uygun görüş verilmediği takdirde meslek kuruluşu tarafından yönetmelik çıkarılamayacağı gözetildiğinde kanun koyucu tarafından seçilen vesayet aracının meslek kuruluşunun yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getirdiği sonucuna ulaşılmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">(AYM, E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, §§ 23, 24).</a></p>

<p>13. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Kural gereğince Bakanlık tarafından uygun görüş verilmediği takdirde Birlik tarafından yönetmelik çıkarılamayacağı gözetildiğinde kanun koyucu tarafından seçilen vesayet aracı Birliğin yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getirmektedir.</p>

<p>14. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kadir ÖZKAYA, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10/7/2008 tarihli ve 5786 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle</i><i>...</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Kadir ÖZKAYA, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 12/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğunca, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10/7/2008 tarihli ve 5786 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle...</i>” ibaresinin Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 4/5/2023 günlü ve 32180 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış bulunan ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline ilişkin olan 16/02/2023 günlü ve <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">E:2022/142; K:2023/32 sayılı karar</a>da yer alan “Karşı Oy” da belirtilen gerekçelerle iptal talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk görüşüne dayalı iptal kararına katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğunca; 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan, <i>“Maliye Bakanlığının uygun görüşü alın</i><i>mak suretiyle</i><i>…”</i> ibaresinin Anayasanın 124. ve 135. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz konusu kural, yeminli mali müşavirlik sınavı için oluşturulacak sınav komisyonunun çalışma usullerinin, sınav konularının ve sınava ilişkin diğer usul ve esasların Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirleneceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Çoğunluk görüşünde, <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 16/2/2023 tarihli ve E.2022/142, K.2023/32 sayılı</a> ve yine 23/7/2024 tarihli 2024/71 E. ve 2024/147 K. sayılı kararlarına atıfla, Bakanlık tarafından uygun görüş verilmediği takdirde meslek kuruluşu tarafından yönetmelik çıkarılamayacağı vurgulanıp, kanun koyucu tarafından seçilen vesayet aracının, meslek kuruluşunun yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getirdiği sonucuna ulaşılmış ve somut başvuruya konu kurallar bakımından Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtilen gerekçelerden ayrılmayı gerektirir bir durumun bulunmadığına işaret edilerek iptal sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>3568 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan <i>“Maliye Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra...”</i> ibaresi <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 16/2/2023 günlü ve E:2022/142, K:2023/32 sayılı kararı</a>yla <i>“anılan maddenin birinci fıkrasının (k) bendi”</i> yönünden iptal edilmiştir. Söz konusu karar 04/05/2023 günlü Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yine 3568 sayılı Kanunun 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra</i>…” ibaresinin “<i>anılan maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (m) bentleri</i>” yönünden Anayasa Mahkemesi’nin 23/7/2024 tarihli 2024/71 E. ve 2024/147 K. sayılı kararıyla iptaline karar verilmiş ve bu karar 10/12/2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında yer alan karşı oylarda belirtilen gerekçeler işbu dava açısından da geçerli olup, iptal isteminin bu nedenlerle reddi gerekmektedir.</p>

<p>Yine dava konusu kural ile ilgili olarak aşağıda belirteceğimiz nedenlerle de iptal isteminin reddi gerekmektedir. Öyle ki, dava konusu kuralın yer aldığı 3568 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yeminli mali müşavirlik sınavının yapılmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Maddenin ilk fıkrasında yeminli malî müşavirlik sınavının Birlik tarafından yazılı olarak yapılacağı, Maliye Bakanlığı bu sınavın adil, tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri almaya yetkili olduğu belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, sınav komisyonunun biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşacağı, sınav komisyonu başkan ve üyelerinin, dördü Maliye Bakanlığı vergi denetim elemanları arasından, biri Yükseköğretim Kurulunca önerilecek iki aday arasından, ikisi ise Birlikçe önerilecek dört aday arasından Maliye Bakanı tarafından seçileceği belirtilmiştir. Dava konusu kuralda ise, sınav konuları, komisyonun çalışma usulleri ve sınava ilişkin sair hususların Bakanlığın uygun görüşü alınmak suretiyle Birlik tarafından çıkarılacak Yönetmelik ile düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere Kanun, sınav komisyonunun oluşumu ve sınavın adil ve tarafsız bir şekilde yapılması hususunda Bakanlığa yetki vermiş olup, Birlik tarafından çıkarılacak Yönetmelik’te sınav komisyonunun oluşumu ve çalışma şeklinin belirlenmesi, sınavın adil ve tarafsız yapılmasına ilişkin önlemlerin düzenlenmesi hususlarında Bakanlığın uygun görüşünün alınması, Kanun’un Bakanlığa verdiği söz konusu yetki ve görevlerin yerine getirilmesi için zorunluluk arz etmektedir. Hal böyle olunca, dava konusu kuralın meslek kuruluşunun özerkliğini ihlal etmesi söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kurala ilişkin iptal isteminin reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202625-e-202625-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="61217"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Turgut Mete Kuruç vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-turgut-mete-kuruc-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-turgut-mete-kuruc-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Turgut Mete Kuruç (2403) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. TURGUT METE KURUÇ (2403) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>13.12.1958 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Turgut Mete KURUÇ (2403) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 24.06.2026 Çarşamba günü Bilkent Doğramacızade Ali Paşa Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/turgut-mete-kuruc.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-turgut-mete-kuruc-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/turgut-mete-kuruc-1.jpg" type="image/jpeg" length="49562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞİRKET DENETİMİ VEYA YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ (CMK m.133)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sirket-denetimi-veya-yonetimi-icin-kayyim-tayini-cmk-m133-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sirket-denetimi-veya-yonetimi-icin-kayyim-tayini-cmk-m133-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şirket Denetimi veya Yönetimi İçin Kayyım Tayini 
(CMK m.133)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bu yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133. maddesinde düzenlenen, denetim ve yönetim kayyımını açıklayacak, ilgili düzenleme uyarınca, bu koruma tedbirine başvurulabilmesi için gerekli şartları, bu tedbire ne zamanlarda başvurulabileceğini ve bu tedbirin uygulanmasının sonuçlarının neler olabileceğini ortaya koyacağız.</p>

<p><strong>II. Düzenleme</strong></p>

<p><strong>“Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı CMK m.133’de;</strong> <i>“(1) Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hakim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur.</i></p>

<p><i>(2) Hakim veya mahkemenin kayyım hakkında takdir etmiş bulunduğu ücret, şirket bütçesinden karşılanır. Ancak, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararının verilmesi halinde; ücret olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamı, kanunî faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır.</i></p>

<p><i>(3) İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler.</i></p>

<p><i>(4) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>a) Türk Ceza Kanununda yer alan,</i></p>

<p><i>1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),</i></p>

<p><i>2. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</i></p>

<p><i>3. Parada sahtecilik (madde 197),</i></p>

<p><i>4. Fuhuş (madde 227),</i></p>

<p><i>5. Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),</i></p>

<p><i>6. Zimmet (madde 247),</i></p>

<p><i>7. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</i></p>

<p><i>8. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),</i></p>

<p><i>9. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),</i></p>

<p><i>Suçları,</i></p>

<p><i>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,</i></p>

<p><i>c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</i></p>

<p><i>d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,</i></p>

<p><i>e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.</i></p>

<p><i>(5) Bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları, 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.”</i></p>

<p>Hükmü yer almaktadır.</p>

<p><strong>133. madde incelendiğinde;</strong> 1. fıkrada şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirine başvurulması için gerekli şartların ve kayyımın türlerinin (yönetim/denetim) düzenlendiği, 2. fıkrada kayyımın çalışma sırasındaki ödemelerine ilişkin kurallara yer verildiği, 3. fıkrada ilgili kişilerin kayyımın işlemleri hakkında 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca yargı yoluna gidebilmelerinin öngörüldüğü, 4. fıkrada bu tedbirin yalnızca belirli suçlara ilişkin uygulanabileceğinin kararlaştırıldığı ve 5. fıkrada da bu koruma tedbiri ile ilgili tazminat düzenlemelerine ilişkin kuralların yer aldığı görülmektedir.</p>

<p>Anayasa m.35’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 1. Protokolü’nün 1. maddesinin güvencesi altında bulunan mülkiyet ve zilyetlik haklarına ve yine Anayasanın 48 ile 49. maddelerinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetine, bir ceza muhakemesi tedbiri olarak CMK m.133’de öngörülen kayyımlık suretiyle sınırlama getirildiği, öncelikle bu sınırlamanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı m.13’e ve İHAS 1. Ek Protokol m.1’de öngörülen çerçeveye uygun olması gerektiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>III. Kayyım Türleri ve Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayininin Şartları</strong></p>

<p><strong>1. Kayyım Türleri</strong></p>

<p>İlk olarak belirtmeliyiz ki; Türk Dil Kurumu “kayyum” kelimesine yer vermiştir. <strong>Sözlük anlamına göre kayyum; bir malın yönetilmesi veya bir işin yapılması için görevlendirilen kimsedir.</strong> Anlamları aynı olsa bile, CMK m.133’de “kayyım” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. Yazıda, Kanuna bağlı kalarak “kayyım” kelimesi kullanılacaktır.</p>

<p>Her ne kadar CMK m.133’ün başlığında <i>“… kayyım tayini” </i>denilerek tek bir ifadeye yer verilmiş olsa da, hükmün içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere kanun koyucu, CMK m.133 hükmünde bir şirket için başvurulabilecek iki ayrı kayyım türü öngörmüştür. <strong>Tedbirin düzenlendiği CMK m.133’ün birinci fıkrasının ikinci cümlesinde;</strong> <i>“Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin </i><i>ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin</i><i> tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir.” </i>ifadesine yer verilerek, tayin edilecek kayyımın, ya ilgili şirketin yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin onayına ilişkin olabileceği <strong>(denetim kayyımı)</strong> ya da yönetim organının yetkileri ve ortaklık payları ile menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüne ilişkin olabileceği <strong>(yönetim kayyımı)</strong> şeklinde iki türde olabileceği açık bir şekilde düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p><strong>Dolayısıyla kanun koyucu;</strong> iki türlü kayyımlık öngörmüş olup, birincisi denetim kayyımlığı ve ikincisi yönetim kayyımlığıdır. Hakim veya mahkeme atama kararında; yönetim organlarının karar ve işlemlerinin geçerliliğini yalnızca kayyımın onayına bağlı kılmışsa şirkete denetim kayyımı, yönetim organının yetkilerinin tümü ile kayyıma vermişse yönetim kayyımı atandığı kabul edilecektir. Elbette yönetim kayyımı, denetim kayyımından daha geniş hak ve yetkilere sahiptir. Bu genişlik, yönetimin kayyımının sorumluluğunu da artırır. Çünkü yönetim kayyımı, şirketin icra organı olarak faaliyetlerini sürdürecek ve şirketi idare edecektir. Bu idare; şirketin faaliyetlerinin durdurulması, sekteye uğratılması veya değiştirilmesi olmamalıdır. Yönetim kayyımı, şirketin hak ve yararlarını gözetmek zorundadır. Aksi halde, kayyımın hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Bu kısımda son olarak ifade etmek gerekir ki;</strong> aşağıdaki başlıkta ayrıntılı olarak izah edeceğimiz üzere, kanun koyucu ilgili hükümde her ne kadar iki farklı kayyımlık türü öngörmüş olsa da, her ikisine başvurulması için gerekli şartlar arasında bir farklılık bulunmamakta, gerek denetim ve gerekse yönetim kayyımlığına başvurulabilmesi için gerekli olan şartlar birebir aynı niteliktedir. Ancak; her ne kadar başvurulma şartları aynı olsa da, yönetim kayyımlığının içerisinde zaten denetim kayyımlığını da barındırdığını, bunun yanında denetim kayyımlığının ise daha hafif bir tedbir olmakla birlikte yönetim kayyımlığını içinde barındırmadığı izahtan varestedir.</p>

<p><strong>2. Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayininin (Yönetim veya Denetim) Şartları</strong></p>

<p><strong>a) Katalog Suç</strong></p>

<p>Şirket yönetimi için kayyım tayinine başvurulması için gereklerin şartları birçoğu CMK m.133’ün 1. fıkrasında yer almakta olsa da, en önemli dikkat edilmesi gereken ilk şart hükmün 4. fıkrasında yer almakta olup, burada yer verilen şart katalog suç, yani bu koruma tedbirine ancak maddede yer verilen suçların işlendiği iddiası kapsamında başvurulabileceği, katalog dışında bırakılan suç soruşturma ve kovuşturmalarında ise kesinlikle bu tedbirin uygulanamayacağıdır. CMK m.133/4’de katalog halinde sayılan suçlardan en az birisi ile ilgili başlatılan soruşturma veya iddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma sürecinde, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı gereklidir ki, ancak bu durumda şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirine başvurulabilir. Burada önemli olan; CMK m.123’de ve m.128’de tanımlanan eşyaya, kazanca, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma dışında kalan, soruşturma veya kovuşturmaya konu suçun bir şirketin faaliyeti kapsamında işlenmekte olduğuna dair kuvvetli şüphe sebeplerinin tespit edilip edilemediğidir.</p>

<p><strong>Bunun yanında dikkatle belirtmek gerekir ki;</strong> şirket yönetimi için kayyım tayin edilebilmesinde kanun koyucu, CMK m.133/4’de sayılan katalog suçlardan birisinin şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğinden değil, işlenmekte olduğundan bahsetmiştir. “Suçun işlenmekte olması” demek, iddiaya konu suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmeye devam edilmesi anlamını taşımaktadır. Aksi halde uygulanacak yöntem; taşıdığı şartlara göre CMK m.123, m.127 veya m.128 olacaktır.</p>

<p><strong>b) Suçun Şirket Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmekte Olması</strong></p>

<p>Yukarıda yaptığımız açıklamalardan da açıkça anlaşılacağı üzere; şirket yönetimi için kayyım tayini tedbirine başvurulabilmesi için gerekli diğer bir ikinci şart, katalogda yer alan ve halen işlenmeye devam edilen suçun <i>“bir şirket faaliyeti çerçevesinde işlenmekte” </i>olmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus; şirket ile neyin kastedildiği ve hangi tür şirketlere kayyım tayin edilebileceğinin belirlenmesi olup, CMK m.133’ün üçüncü fıkrasından yola çıkılarak, kayyım tayin edilebilecek şirketlerin ancak Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş şirketler olabileceği (kolektif, komandit, anonim ve limited), bunun yanında adi şirket türü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlendiğinden, adi şirketler bakımından bu tedbirin uygulanamayacağı söylenmelidir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p><strong>c) Kuvvetli Şüphe Sebeplerinin Varlığı</strong></p>

<p>CMK m.133/1’de yer alan, <i>“suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı”</i> tümcesinde geçen <i>“kuvvetli şüphe sebepleri” </i>ibaresi ve şartı dikkat çekicidir. Kanun koyucu şirket yönetimi için kayyım tayininde; iddiaya konu suç ile şirketin faaliyetleri arasında kuvvetli şüphenin olduğunu, yani illiyet bağının bulunduğunu gösteren sebeplerin varlığını aramıştır. Esasında bu ibare ile 6 Mart 2014 tarihinde 6526 sayılı Kanunla değiştirilen CMK m.128’de yer alan <i>“somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi” </i>şartı farklılık arz etmektedir.</p>

<p>CMK m.128; elkoyma için kuvvetli şüphe sebebini gösteren somut delil aranmasını öngörerek, elkoyma tedbirinin tatbikini zorlaştırmıştır. CMK m.133’de ise, kuvvetli şüphe sebebinin varlığı yeterlidir ve buna ek olarak somut delilin elde edilme şartı aranmamıştır. Kanaatimizce; somut delille birlikte kuvvetli şüphe sebebinin varlığı gerçekleştiğinde, bir anlamda suç veya iddiaya konu malvarlığının suçla ilgili kanıtlanmış olmaktadır.</p>

<p>Tüm bunlara rağmen, CMK m.133/1’de öngörülen şartta da suç ile şirket arasında kurulması gereken illiyet bağında, yani sebep sonuç ilişkisinde kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğunu gösteren somut delile ulaşılmalı, kuvvetli şüphe için en azından iz ve emarelerin varlığı tespit edilmelidir. Bu şart oluşmadığı takdirde, zaten şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan ön şartın gerçekleştiğinden bahsedilemez.</p>

<p><strong>d) Maddi Gerçeğin Ortaya Çıkarılması İçin Gerekli Olma</strong></p>

<p>Kanun hükmünde geçen <i>“maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli olması halinde”</i> ibaresi de bir şart ve esasında şirket yönetimi için kayyım tedbiri uygulanmasının amacıdır.</p>

<p>Suç; şirket faaliyeti çerçevesinde halen işlenmekte olduğu için, şirkete kayyım tayin edilmesindeki yakın amaç suçun işlenmesini önlemek, uzak amaç ise maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olacaktır. Böylelikle atanan kayyımın; atanma durumuna göre şirket hesaplarını, ekipmanlarını, insan kaynaklarını veya şirketin kararlarını kontrol altına alarak, suçu önleme, suçun maddi delillerinin ortaya çıkarılmasına zemin hazırlama, delillerin yok edilmesine ve kaçırılmasına mani olma şeklinde yetkileri olup, kayyımın görev ve yetkileri bunlarla sınırlıdır ve kendisi suçu soruşturarak delilleri ortaya çıkartmakla yetkilendirilmiş kişi olmadığı gibi, gizli soruşturmacı niteliğinde bir görev ve yetkisi de bulunmamaktadır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p><strong>IV. Kayyımın Atanma Usulü</strong></p>

<p>Öncelikle hükmün lafzından açıkça anlaşıldığı üzere, şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirine ceza yargılamasının gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamasında başvurulabilmektedir. Şirket yönetimi için kayyım tayini kararını, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliği ve kovuşturma aşamasında davayı gören mahkeme verir. Kovuşturmayı yapan; bir hakimle değil de heyet halinde yargılama yapan mahkeme olduğunda, kayyım kararının oybirliği ile verilmesi zorunluluğu aranmaz.</p>

<p><strong>CMK m.267’ye göre;</strong> <i>“Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”. </i>Bu hükme göre, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliğinin ve dolayısıyla sulh ceza hakiminin verdiği kararlara karşı CMK m.133’de ayrıca bir düzenleme bulunmasına ihtiyaç olmaksızın itiraz kanun yoluna başvurulabilir. CMK m.260/1’e göre itiraz hakkı; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan ve suçtan zarar görene, yani mağdura tanınmıştır. Ancak bu itiraz hakkı, kovuşturma aşamasında şirket yönetimi için kayyım tayinine dair mahkeme kararlarına karşı öngörülmemiştir. Çünkü CMK m.267; mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna başvuruda özel hüküm aramıştır. Mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvuruda özel düzenleme olmadığı takdirde, itiraz konu karara karşı yalnızca hükümle birlikte temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Tutuklama tedbiri ile ilgili CMK m.103/2’de Cumhuriyet savcısına tanınan serbest bırakma yetkisinin, şirket yönetimi için kayyım tayinini düzenleyen CMK m.133’de tanımlanmadığını görmekteyiz. Kayyım kararının uygulama ve etkisi bakımından farklılık içermesi, kayyımların ücret ve sorumlulukları, kayyım tayinine konu edilen şirket ve şirketin yetkilileri ile ortaklarının varlığı, kayyım kararının Özel Hukuka etkisi gibi sebepler düşünüldüğünde, bu kararın yine hakim tarafından kaldırılması gerektiği fikri ileri sürülebilir.</p>

<p>Elbette tutuklama gibi kişi hürriyeti ve güvenliğini sınırlandıran ağır bir tedbire son verebilen cumhuriyet savcısının, kayyım tayininde de aynı yetkiye sahip olması gerektiği, tutuklama kararını veremeyen cumhuriyet savcısının şüpheliyi serbest bıraktığı düşünüldüğünde, soruşturmanın amiri sıfatıyla kayyım konusunda da aynı yetkiye sahip olduğunun kabulünün doğru olacağı, bu sebeple soruşturma devam ederken şirket için kayyım ihtiyacının ortadan kalktığı durumda, cumhuriyet savcısının da ayrı bir hakim kararına ihtiyacı olmaksızın kayyımın görevine son verebileceği fikri savunulabilir.</p>

<p>Ancak uygulamada; CMK m.103/2’de öngörülen serbest bırakma yetkisinin çok kullanılmadığı, bunu yerine salıverilmenin hakim tarafından yapılmasının tercih edildiği dikkate alındığında, aynı uygulamanın kayyımlıkta da devam edeceğini, cumhuriyet savcısının re’sen karar vermek yerine, hakim kararıyla şirket denetimi ve yönetimi için verilen kayyım tayin kararının kaldırılmasını sağlayacağı, böylece sorumluluk üstlenmek istemeyeceği ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>V. Kayyımın Görevleri ile Sorumluluğu</strong></p>

<p>Yukarıda ifade ettiğimiz üzere CMK m.133 iki tür kayyımlık düzenlemiş olup, bunlardan birisi denetim kayyımlığı, bir diğeri ise yönetim kayyımlığıdır. Denetim kayyımlığı, yani onay makamı olarak kayyım, şirketin yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini denetlemekle görevli ve yetkili kayyımlık türü iken; yönetici kayyımlığı ise, yönetim organı yerine veya yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık paylarını ve menkul kıymetleri idare etmek için atanan kayyımlık türüdür ve bu kayyımlık türü doğal olarak içerisinde ve yetkisinde denetim kayyımlığını da bulundurur.</p>

<p>CMK m.133/2’de; kayyımın ücretinin atandığı ve görev yaptığı şirket bünyesinden karşılanacağı öngörülmüş olup, yine isabetli şekilde fıkranın devamında soruşturma veya kovuşturma sonucunda şirket faaliyeti çerçevesinde işlendiği iddia edilen suçla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi halinde, kayyıma şirket bütçesinden ödenen ücretin tamamının kanuni faizi ile birlikte Devlet Hazinesinden karşılanarak, ilgili şirkete geri ödeneceği düzenlenmiş ve böylelikle şirketin hakları kanun koyucu tarafından güvence altına alınmıştır.</p>

<p>Bunun yanında; kayyım olarak atanan yöneticilerin, görev sürelerinde yaptıkları iş ve işlemlerden dolayı sorumlulukları da CMK m.133’ün son fıkrası olan 5. fıkrasında yer almakta olup, bu hükme göre, kayyım olarak görev yapanlarla ilgili olarak görev sürelerine ilişkin olarak yaptıkları ihlaller hakkında tazminat davalarının CMK m.141, m.142, m.143 ve m.144 uyarınca açılabileceği, fakat öncelikle bu davaların doğrudan kayyım olarak görev yapmış olan kişilere değil, Devlete karşı açılacağı, dava sonucunda kayyımların görevini kötüye kullandığı tespit edilmek suretiyle tazminata hükmedilmesi durumunda da, Devletin bu tazminatı öncelikle ödeyeceği ve sonrasında kayyım kişilere bunu rücu edeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce, bu düzenleme şirket sahiplerini korumaktadır ve isabetlidir. Çünkü kayyım; kişilerin görevlerini kötüye kullanmaları suretiyle gerçekten kayyım atanan şirketlerin ciddi zararlara uğraması oldukça sık durumlarda sözkonusu olabilecek olup, kanun koyucunun bu zararın öncelikle garanti olacak şekilde Devletten tahsilini öngörmesi, mülkiyet hakkının korunması bakımından hukuken isabetli olmuştur.</p>

<p><strong>VI. Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini ile İlgili Başka Kanunlarda Yapılmış Özel Bazı Düzenlemeler</strong></p>

<p>Daha önce “Kaçağın Kayyım Atanan Şirketinin veya Ortaklık Payının Satışı ve Tasfiyesi” başlıklı yazımızda; olağanüstü hal kapsamında yürütülen kayyımlık faaliyetlerinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) görevlendirildiğini, TMSF’nin kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip bir kuruluş olup, görevini yaparken bağımsız olduğunu, TMSF’nin kayyım olarak atanmasının, 01.09.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu KHK’nın kanunlaşmasını sağlayan 24.11.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6758 sayılı Kanun m.19/1-2 uyarınca gerçekleştiğini, 6758 sayılı Kanun m.19’a göre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK m.133 uyarınca kayyım atanan şirketlerde, kayyım yetkilerinin TMSF’ye devredileceğini, yine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ve OHAL süresince terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK m.133 uyarınca kayyım atanacak şirketlere doğrudan TMSF’nin kayyım olarak atanabileceğini, olağanüstü hal dönemi ile ilgili bu tür düzenlemelere gidildiğini ifade etmiştik.</p>

<p>Ancak; 19.07.2018 tarihinde OHAL kalkmış olmasına rağmen, 31.07.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesinde yer alan, <i>“10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına ilişkin hüküm, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle uygulanır.” </i>hükmü ile birlikte yukarıda bahsettiğimiz 6758 sayılı Kanunun 19. maddesinin uygulanmasına devam edilmesi sağlanmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte; 28 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7333 sayılı Kanunun 20. maddesiyle, 7145 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan yukarıda metnine yer verdiğimiz hükümde yine değişiklik yapılmış, <i>“3 yıl süreyle uygulanır”</i> yerine, <i>“6 yıl süreyle uygulanır”</i> ibaresi kabul edilmiş ve bu uygulamanın 3 yıl süre ile daha yürürlükte kalması ve uygulanabilmesi sağlanmış, ancak süre dolmakla bu hüküm de yürürlükten kalkmıştır.</p>

<p>Ancak buna rağmen yine 4 Şubat 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir hükümle, olağan hukuk düzeninde de yukarıda yer verdiğimiz düzenlemelere yine benzer bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Bu hüküm de 5 yıl süre ile geçici olmakla birlikte, devam eden uygulamada kalıcı bir düzenlemeye dönüştüğü görülmektedir.</p>

<p>Bu yeni düzenleme (7145 sayılı Kanun geçici m.2); 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282 (suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama), 314 (silahlı örgüt) ve 315. (silah sağlama) maddelerinde veya 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un 4. maddesinde yer alan suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, CMK m.133 gereğince şirketlere veya CMK m.128/10 gereğince malvarlığı değerlerine kayyım atanmasına karar verilmesi halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF’nin) kayyım olarak atanabileceğini öngörmektedir.</p>

<p><i>Kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı </i>kriteri önemli olmakla birlikte, hakimlik ve mahkeme kararlarında bu kriterin <i>basmakalıp, </i>yani<i> </i>hükümde geçen bir unsur olarak yer aldığı, somut hukuki ve fiili sebeplerin tartışılmadığı, Anayasa m.35 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Ek 1. Protokol m.1’in güvencesi altında bulunan mülkiyet ve zilyetlik haklarının korunmadığı ve bunlara kolay sınırlamalar getirildiği görülmektedir. Oysa mülkiyet ve zilyetlik haklarına sağlanan güvenceler, 1215 Magna Carta Özgürlükler Bildirgesi’nden bu tarafa temel hak ve hürriyetlerin unsurlarından birisini teşkil eder. 7145 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi, hem metni ve hem de benzer geçmiş uygulamaları itibariyle sorunlu, olağan hukuk düzeninde temel hak ve hürriyetleri (mülkiyet ve zilyetlik hakları ile iş ve çalışma hürriyetini) aşırı kısıtlayıcı mahiyette olup, bu hükmün tatbikinde birçok sorunla karşılaşıldığı görülmektedir.</p>

<p>Hakim veya mahkeme tarafından kayyım tayini kararının verilmesi elbette bir güvencedir, fakat temel hak ve hürriyetlerden olan mülkiyet hakkı ve ona bağlı olan zilyet hakkını tek başına korumaya yeterli değildir. Bu karara itiraz edilebileceği ve her zaman kararın gözden geçirilebileceği doğru olmakla birlikte, bilhassa soruşturma aşamasında, hatta kovuşturma evresinde bu konu ile ilgili kararı davanın sonuna bırakmak suretiyle etkin bir denetimin yapılamadığına dair birçok eleştiri ile karşılaşıldığı izahtan varestedir.</p>

<p>İncelediğimiz yeni düzenlemede; genel hüküm olan CMK m.133’de olduğu gibi soruşturma ve kovuşturma ayırımı yapılmayarak, bu hükümlerde gösterilen şekil ve şartların tatbiki suretiyle şirketlere ceza yargılamasının her aşamasında yönetim kayyımı tayin edilebileceği anlaşılmaktadır. Kararın sırf hakim veya mahkeme tarafından verilmesinden ziyade, hükümde öngörülen kayyım tayini suretiyle kısıtlamaya dönük şekil ve esas şartlarının çok iyi denetlenmesi gerekir. Sorun sadece madde metninden de değil, hatta daha ziyade uygulamadan kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>Yine aynı düzenleme uyarınca; kayyım atanan şirketlerin genel kurul yetkilerinin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın TMSF tarafından kullanılabileceği,</strong> bu şirketler ve malvarlığı değerlerinin TMSF gözetiminde TMSF’nin atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak basiretli tacir gibi yönetileceği, bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine TMSF tarafından karar verilebileceği, şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere TMSF yönetim kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonunun adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahip olduğu, TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında CMK m.128 uyarınca verilen elkoyma ve tedbir kararlarının, kayyım yetkisinin TMSF’ye devri ile birlikte kendiliğinden ortadan kalkacağı, kayyım atanan şirketlerin veya elkoyulan malvarlığı değerlerinin müsaderesine karar verilmesi halinde müsadere kararının, şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin, bunların yönetim/müdür kurulları veya kayyım temsilcilikleri ya da TMSF tarafından satışı veya tasfiye edilmesi suretiyle yerine getirileceği, TMSF’nin kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davalar bakımından, TMSF merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinin yetkili olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> CMK m.133 uyarınca hakim veya mahkeme, atadığı kayyımın şirketin denetimini veya idaresini yapabilme bilgi ve ehliyetine sahip olduğunu tespit etmelidir. Atanan kayyım; tarafsız olmalı, şirketin denetimi ve idaresi sırasında tarafsızlığını bozabilecek tasarruflarda bulunmasına yol açabilecek özellikleri taşımamalıdır. Hakim veya mahkeme; şirketle olan ilişkisi veya husumeti nedeniyle tarafsız edemeyeceği anlaşılan bir kişiyi, ya kayyım olarak atamamalı veya bu durumunu tespit ettiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermemelidir. Çünkü kayyım görevini; tarafsız bir şekilde sürdürmek, bu sırada şirketin yararlarını korumak ve hukuka riayet etmek zorundadır. Başlangıçta veya sonradan ortaya çıkan nedenlerle kayyım adayının veya kayyımın; objektif, güvenilir, ehliyetli bir şekilde görevini yapamayacağı anlaşıldığında, hakim veya mahkeme, ya o kişiyi kayyım tayin etmemeli veya bu durum tespit edildiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermelidir.</p>

<p><strong>Yine aynı şekilde yukarıda birinci başlık altında açıkladığımız üzere;</strong> Anayasa m.35’de İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ise 1. Ek Protokolünde düzenlenen ve bir temel hak olarak kabul edilen mülkiyet hakkının ve buna bağlı zilyetlik, yani malı kullanma hakkının güvenliğinin önemli olduğunu, bir iktisadi hürriyet olarak Anayasa m.48’de yer alan çalışma ve sözleşme hürriyetinin hür teşebbüs ve serbest piyasa, beraberinde istikrar ve müteşebbislerin güvenliğini öngördüğünü, halihazırda olağanüstü hal döneminden geçmediğimizi ve dolayısıyla Anayasa m.15’in geçerli olmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa m.13’e uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, elbette bir suç işlendiği iddiası karşısında, soruşturulan suç, şüpheli veya sanıkla ilgili olan malvarlığının, iddiaya konu suçun faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilen şirket, hesap, kayıt ve tasarrufların gözardı edilmesinin mümkün olmadığını, ancak bu yöntemin tatbikinde, Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması gerektiğini, malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini düşünmekteyiz.</p>

<p><strong>Hep vurguladığımız şekilde;</strong> asıl sorunun, düzenlemenin, yani kanunun varlığı veya yokluğu değil, uygulanması olduğu, çünkü birçok düzenlemenin keyfi veya kötüye kullanılarak uygulanabildiği, kanunu ve düzenlemeyi getirmenin elbette önemli bir konu olduğu, Anayasa m.13’ün ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi hükümlerinin muhakkak gözetilmesi gerektiği, ancak bir o kadar ve hatta daha fazla önemli olanın uygulamadan ve hukukilik denetiminden geçtiği, gerek bu başlıkta değerlendirdiğimiz hükme ve gerekse benzer düzenlemelere baktığımızda her ne kadar katalog suç gibi sıkı bir şarta yer verilse de, uygulamada bunun keyfi ve kötüye kullanıldığı, birçok soruşturma ve kovuşturmada bu tedbirlerin uygulanması amacıyla, dosyada şartları oluşmadığı halde, suç isnadının ve hukuki nitelendirmenin zorlama yollarla katalogda yer alan suçlarla ilgili yapıldığı, en çok da örgüt ve kara para iddialarının kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Bu kapsamda son söz olarak;</strong> “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı CMK m.133’ün 2005 yılından bu tarafa yürürlükte olduğunu, ancak ilk yıllarında fazla kullanılmadığını, daha ziyade arama ve elkoyma tedbirleri ile yetinildiğini,</p>

<p>Ceza Hukukumuzda tüzel kişinin ceza sorumluluğu olmasa bile, tüzel kişiler hakkında yaptırım niteliğinde tedbirlerin uygulandığını, Ceza Muhakemesi Hukukumuzda CMK m.133’ün etkin kullanımının ise son yıllarda gündeme geldiğini,</p>

<p>Özellikle olağanüstü hal döneminin yürürlükte olduğu 20 Temmuz 2016 ile 19 Temmuz 2018 tarihleri arasında kayyımlık müessesinin ceza yargılamalarında yoğun şekilde uygulandığını, olağanüstü hal döneminin kaldırıldığı andan itibaren de CMK m.133’ün yanında, geçici düzenlemelere yer verilmek suretiyle bazı suçlar yönünden, bilhassa TMSF’ye denetim veya yönetim kayyımlığı yetkilerinin verildiğini,</p>

<p>Mevcut durumda 7145 sayılı Kanunun geçici 2. maddesiyle bu uygulamaya devam edildiğini, olağanüstü hal döneminde getirilen bu düzenlemenin olağan hukuk düzeninde yürürlükte kalmasının mülkiyet ve zilyetlik hakları bakımından isabetli olmayacağını, bunun Anayasa m.13 ile bağdaşmayacağını, bu hususun Anayasa m.35, İHAS Ek 1. Protokolde düzenlenen mülkiyet hakkı ile Anayasa m.48’de yer alan çalışma ve sözleşme hürriyetlerinin özüne müdahale edebilecek nitelikte olduğunu,</p>

<p>Esasen; CMK m.133’ün yürürlükte olduğunu, bu nedenle m.133 üzerinden devam edilerek, bu maddenin şekle ve esasa ilişkin şartlarının iyi uygulanması ve denetlenmesi suretiyle bazı suçlar yönünden denetim, yeterli olmadığı takdirde yönetim kayyımlığının tedbir niteliğinde düşünülebileceğini,</p>

<p>Belirtmek isteriz.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar </strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Osman Yaşar/Cengiz Otacı, Yeni İçtihatlarla Uygulamalı ve Yorumlu Ceza Muhakemesi Kanunu, 1. Cilt, Seçkin Yayıncılık, 11. Baskı, Ankara, 2025, s.942.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yaşar/Otacı, a.g.e., s.944.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>31.01.2025 tarihinde kabul edilip, 04.02.2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7539 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 25.07.2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna eklenen geçici m.2’ye göre;</strong> <i>“(1) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 282 nci, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde veya 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi gereğince şirketlere veya 128 inci maddesinin onuncu fıkrası gereğince malvarlığı değerlerine kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, <strong>bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanabilir.</strong> Bu halde kayyımlık hak ve yetkileri bakımından 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen hak ve yetkiler kıyasen uygulanır. Şirketlerin genel kurul yetkileri, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılır. Bu şirketler veya malvarlığı değerleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gözetiminde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli bir tacir gibi yönetilir. Bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin mali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunları nedeniyle şirketin veya varlıklarının ya da malvarlığı değerlerinin kısmen veya tamamen satılmasına veya feshi ile tasfiyesine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından karar verilebilir. Satış ve tasfiye işlemleri, ilgili şirketin yönetim/müdürler kurulu veya malvarlığı değerleri kayyım temsilcileri ya da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilir. Satış ve tasfiye işlemlerinde azınlık hisselerinin sahiplerinin rızası aranmaz. Satıştan elde edilen gelirden şirket veya malvarlığı değerlerinin borçları ödendikten sonra kalan tutar, şirket veya malvarlığı değerlerinin işlerinde kullanılabilir. Fesih ve tasfiye işlemleri sonunda borçlar ödendikten sonra kalan tutar, yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar açılan bir hesapta nemalandırılır. Şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahiptir. Kayyımlık görevi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesi uyarınca verilen el koyma ve tedbir kararları, kayyım yetkisinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devriyle birlikte kendiliğinden kalkar. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketleri veya malvarlığı değerlerini yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar veya görevlendirilenler ya da atananlar tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzere görevlendirilenler ile bu kapsamda yapılan işlemler hakkında 5411 sayılı Kanunun 127 nci maddesi uygulanır.</i></span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>(2) Bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin müsaderesine karar verilmesi halinde müsadere kararı; şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin, bunların yönetim/müdürler kurulları veya kayyım temsilcilikleri ya da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından satışı veya tasfiye edilmesi suretiyle yerine getirilir. Bu süreçte şirket ya da malvarlığı değerlerinin yönetimine birinci fıkra kapsamında devam edilir. Şirket veya malvarlığı değerlerinin satış veya tasfiyeleri veya ticari ve iktisadi bütünlük satışları 5411 sayılı Kanun ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen yetkiler çerçevesinde yapılır. Satıştan elde edilen gelirden şirket veya malvarlığı değerlerinin borçları ödendikten sonra kalan tutar şirket veya malvarlığı değerlerinin işlerinde kullanılabilir. Tasfiyeye karar verilmesi halinde işlemler tasfiye komisyonlarınca yerine getirilir. Tasfiye sonunda bakiye kalması halinde Hazineye irat kaydedilir.</i></span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>(3) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davalar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinde görülür”.</i></span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sirket-denetimi-veya-yonetimi-icin-kayyim-tayini-cmk-m133-1</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/bilirkisi-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="56264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KVKK'dan belediyelerin turistik tanıtım amacıyla yaptığı canlı yayınlara ilişkin duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-belediyelerin-turistik-tanitim-amaciyla-yaptigi-canli-yayinlara-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-belediyelerin-turistik-tanitim-amaciyla-yaptigi-canli-yayinlara-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belediyelerin turizm ve tanıtım amacıyla, gerçek kişilerin kimliklerinin tespit edilmesine yol açan ve 6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde yer alan herhangi bir hukuki sebebe dayanmayan mevcut canlı yayın faaliyetlerini ivedilikle durdurması ve söz konusu canlı yayın faaliyetlerinin ilgili kişilerin kişisel verileri işlenmeyecek şekilde alternatif yollarla sağlanması hususunda gerekli tedbirlerin alınması gerektiği...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Belediyelerin Turistik Tanıtım Amacıyla Yaptığı Canlı Yayınlar Hakkında Kamuoyu Duyurusu</strong></p>

<p>Belediyeler tarafından turistik tanıtım amacıyla cadde, meydan, park, sahil gibi il/ilçelerin işlek veya turistik bölgelerine kameralar kurulduğu ve kamera görüntülerinin belediyelerin internet sitesinde herkesin izleyebileceği şekilde canlı olarak yayımlandığı yönünde Kurumumuza çok sayıda ihbar ve şikâyet intikal etmiştir. Söz konusu uygulamanın ülke genelinde yaygın olduğu tespit edildiğinden, kişisel veri güvenliğinin sağlanması ve hak ihlallerinin önlenmesi amacıyla kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulunca yürütülen incelemelerde, belediyelerce turistik tanıtım amacıyla konumlandırılan kameraların açıları sebebiyle gerçek <strong>kişilerin yüzlerinin göründüğü ve araç plakalarının okunabildiği</strong> belirlenmiştir. Bu verilerin kişisel veri niteliğinde olduğu gözetildiğinde; kamerayla izleme, görüntüler kaydedilmese dahi internet üzerinden canlı olarak yayımlanması, kişisel verileri erişilebilir kıldığından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında bir kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle veri sorumlusu olan belediyelerin Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve bu verilere yetkisiz erişilmesini önlemek amacıyla gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri alması zorunludur.</p>

<p>6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartları sayılmış olup, anılan maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği; ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan <i>(-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını</i> <i>açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da</i> <i>bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin</i> <i>kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel</i> <i>verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi</i> <i>için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi,</i> <i>kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve</i> <i>özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin</i> <i>zorunlu olması) </i>birinin varlığı halinde ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Belediyelerin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14’üncü maddesi belediyelere, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla kültür ve sanat, turizm ve tanıtım hizmetlerini yapma yetkisi vermektedir.<i> </i> Ancak bu hüküm, belediyelerin turistik tanıtım amacıyla doğrudan kamerayla canlı izleme yapabileceğine dair açık bir yasal yükümlülük içermemektedir. Ayrıca bu tür yayınlar, yetkili kamu makamlarınca kamusal alanların güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan izlemeler kapsamında da değerlendirilemeyecektir.</p>

<p>Bu tür veri işleme faaliyetlerinin Kanun’da yer alan “<i>ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması</i>” hukuki sebebine dayandırılması için ise veri sorumlusunun meşru menfaati ile ilgili kişinin menfaatleri ve temel hak ve özgürlükleri arasında ciddi bir denge testi yapılması ve işlemenin Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca <i>“işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma”</i> ilkesine uygun olması gerekmektedir. Ölçülülük değerlendirmesinde, ilgili kişilerin kamerayla izleme yapılmayacağına ilişkin objektif makul mahremiyet beklentileri önem arz etmekte olup, kişilerin mahremiyet beklentisi ise izlenen alana göre farklılaşmaktadır. Zira özel hayata saygı hakkı bireyin diğer insanlarla ve dış dünyayla ilişki kurma ve geliştirme hakkını (özel sosyal hayat hakkı) da içerdiğinden, kişilerin özel hayatının korunacağına dair makul beklentisinin olması halinde, kamuya açık alanlar da özel hayat kapsamında değerlendirilmektedir. Bahsedilen hususlar gözetilerek yapılan denge testinde;</p>

<p>- Kameraların meydan, yürüyüş yolu, oturma alanları ve kumsal gibi kişilerin sosyalleşerek dinlendiği ve vakit geçirdiği alanlarda <strong>davranışlarının </strong><strong>izlenmemesini bekleyebileceği</strong>, yapılan izlemelerin ilgili kişilerin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiği,</p>

<p>- Görüntülerin anlık olarak internette yayımlanması sebebiyle sınırsız sayıda kişinin görüntülere erişebildiği, bu durumun üçüncü kişiler tarafından görüntülerin turizm dışındaki amaçlarla veyahut hırsızlık, tehdit, şantaj, şiddet gibi kötü niyetli amaçlarla kaydedilmesini, aktarılmasını ve kullanılabilmesini mümkün kıldığı için ilgili kişiler açısından telafisi güç zararlar doğurma riski barındırdığı</p>

<p>dikkate alındığında, turizm ve kentin tanıtılması amacıyla ilgili kişilerin temel hak ve özgürlüklerine yapılan müdahalenin, orantılı olmadığı, kişiler tanımlanmayacak ve kişisel veri içermeyecek şekilde görüntüleme yapılması suretiyle veya kişisel veri içermeyen görüntü ve fotoğraf yayımlanması vb alternatif yollarla da aynı amaca ulaşılabileceği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda;</p>

<p><strong>- Belediyelerin turizm ve tanıtım amacıyla, gerçek kişilerin kimliklerinin tespit edilmesine yol açan ve 6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde yer alan herhangi bir hukuki sebebe dayanmayan mevcut canlı yayın faaliyetlerini ivedilikle durdurması ve söz konusu canlı yayın faaliyetlerinin ilgili kişilerin kişisel verileri işlenmeyecek şekilde alternatif yollarla sağlanması hususunda gerekli tedbirlerin alınması gerektiği,</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- Kişisel veri güvenliğine yönelik gerekli tedbirlere ve Kurul Kararlarına uygun hareket etmediği tespit edilen veri sorumlusu belediyeler hakkında 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi çerçevesinde idari yaptırım tesis edilebileceği</strong></p>

<p>hususu kamuoyuna saygı ile duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-belediyelerin-turistik-tanitim-amaciyla-yaptigi-canli-yayinlara-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="55442"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ZOR KULLANMA YETKİSİNDEN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN ZARAR GÖRMESİ DURUMUNDA İDARENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zor-kullanma-yetkisinden-ucuncu-kisilerin-zarar-gormesi-durumunda-idarenin-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zor-kullanma-yetkisinden-ucuncu-kisilerin-zarar-gormesi-durumunda-idarenin-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukumuzda esas alınan suç teorisine göre suçun unsurları; maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç kısımda incelenmektedir. Suç, kanundaki tipe uygun haksızlık oluşturan fiildir. Suç bir haksızlık türü olsa da her haksızlık, suç olarak nitelendirilmemektedir. Ceza hukukunda bir suçtan bahsedilebilmesi için ilk önce ceza kanunundaki tipe uygun bir fiil bulunması gerekir. Ceza hukukunda fiil olmadan haksızlık olmaz, haksızlık olmadan kusur olmaz, kusur olmadan ceza olmaz kuralı geçerlidir (Mahmut Koca ve İlhan Üzülmez, (2020), “Taksirli Suçların Teorik Yapısı ve Bu Bağlamda İş Kazalarından Kaynaklanan Cezai Sorumluluğa İlişkin Değerlendirmeler”, <i>Adalet Dergisi</i>, S. 64, s. 239).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Suçun hukuka aykırılık unsuru, suçun hukuk düzeninin tümü bakımından hukuka aykırı olduğu, hukuk düzeni ile çatıştığı anlamına gelmektedir. Hukuk düzeninin bir bütün olduğu kabul edildiğinden dolayı hukuka aykırılık unsuru bakımından bir fiil, ya hukuka uygundur veya hukuka aykırıdır. Hukuka aykırılık unsurunu kaldıran nedenler, suç oluşturan fiilleri ceza hukukunun kapsamından çıkarıp meşru olarak görülmesini sağlamaktadır. Hukuka uygunluk nedenleri tüm hukuk düzeni bakımından fiilin hukuka uygun olmasını sağlamaktadır. Başka bir ifadeyle hukuka uygunluk nedenleri, aslında “suç” olarak cezalandırılması gereken tipik fiil işlenmesine rağmen bu fiilin, hukuka uygun kabul edilmesini sağlayarak suçun oluşmasını engellemektedir.</p>

<p>Hukuka uygunluk nedenleri, belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla fiili meşru kılmaktadır. Sınırın aşılması durumunda yeni bir sorumluluk başlamakta, sınıra uygun olması halinde fiil hukuka uygun olmaktadır.</p>

<p>Polisin zor kullanma yetkisi bakımından üçüncü kişilerin etkilenmesi, uygulama açısından büyük bir sorundur. Olayla ilgisi olmayan üçüncü kişiler, kolluk tarafından zor kullanılan olaylarda zarar görebilir. Bu kişiler, doğrudan kolluğa direnmemesine veya kolluğa saldırmamasına rağmen kolluğun kullandığı zordan olumsuz etkilenebilmektedir. Planlı operasyonlarda üçüncü kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin önceden alınabilmesi mümkün olabilirse de ani gelişen olaylarda üçüncü kişiler de olaya dahil olabilmektedir. Dolayısıyla hukuka uygunluk nedenlerinde sınır, kişi bakımından aşılabilmektedir. Böyle bir durumda tek fiilin iki farklı kişiyi etkilemesi (neticesi) söz konusu olmaktadır. Muhatabına karşı hukuka uygun olan fiil, üçüncü kişi bakımından nasıl değerlendirilecektir sorusu olaya göre değişmektedir. Ayrıca polisin zor kullanma yetkisi kapsamında ceza sorumluluğu, disiplin sorumluluğu ve idarenin sorumluluğuyla ilgili birbirinden bağımsız süreçler işlemektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/her-davaci-acisindan-talebin-ayri-ayri-gosterilmesi-maddi-ve-manevi-tazminat-istemi" rel="dofollow">Danıştay 10. Daire Esas No: 2016/186 Karar No : 2021/7077 sayılı kararı</a></strong>na konu olayla ilgili olarak;</p>

<p>"...MADDİ OLAY :</p>

<p>Hurdacılık işiyle uğraşan ..., 23/11/2012 tarihinde ... ve ... tarafından telefonla aranmış, bu kişiler kendilerinde bulunan hurda malzemeleri satmak istediklerini beyan ederek adreslerini vermişlerdir.</p>

<p>... kamyonetiyle hurda malzemelerin bulunduğu adrese gitmiş, malzemeler kamyonete yüklendikten sonra, ... kamyonete binmiş, ... ise kendi aracı ile kamyoneti takip etmeye başlamıştır.</p>

<p>Uşak İl Emniyet Müdürlüğü'nde komiser yardımcısı olarak görev yapan ... ve iki polis memuru çalıntı eşyaların hurdacıya satılacağı yönünde ihbar gelmesi üzerine olay yerine gitmiş, polis aracı ile önde giden malzeme yüklü kamyonetin önü kesilerek durdurulması sağlanmış, gelenlerin polis olduğunu anlayan ... kamyonetten inerek yaya olarak, ... ise aracı ile kaçmaya başlamıştır.</p>

<p>Komiser yardımcısı ..., yaya olarak kaçan ve daha önceki soruşturmalardan tanıdığı ...'yi önce "Samet dur kaçma" diyerek ikaz ederek yakalamak için kovalamaya başlamış, ancak ...'nin teslim olmaması üzerine zimmetli silahı ile havaya bir el ateş açmıştır.</p>

<p>Silah seslerini duyan mahalle sakinleri evlerinden çıkarak komiser yardımcısı ...'ya tepki göstermiş, bu tepkinin artması üzerine kaçmakta olan ... ve ..., ...'nın yanına gelerek ellerinde taş ve sopalar bulunan mahalle sakinleri ile birlikte ...'yı itekleyip vurmak suretiyle darp etmeye başlamış, arbede esnasında ... kafa atarak ...'nın burnunun kırılmasına neden olmuş ve zimmetli silahını elinden almaya çalışmıştır.</p>

<p>Elindeki silahı vermemek ve kendisine yapılan saldırıyı bertaraf edebilmek için ... ile boğuşması esnasında ...'nın silahı patlamış ve silahından çıkan mermi, olay mahallinde bulunan ...'ın kafa bölgesine isabet etmesi sonucu ölümüne neden olmuştur.</p>

<p>Bunun üzerine, ...'nın, telsiz ile anonslarda bulunması sonucu gelen takviye ekiplerinin müdahalesiyle olaylar sonlandırılmıştır....</p>

<p>Olayla ilgili yapılan ceza yargılamasında, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla, ...'nın kalabalık bir yerde silahını ateşlemiş olması, bu nedenle birilerinin yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngördüğü halde silahını emniyetli bir şekilde kabzasına koyması gerekirken, atışa hazır halde elinde tutmaya devam etmesi nedeniyle bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerektiği, maktul ...'ın ise herhangi bir direnmesinin ve olayla bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle ...'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Anılan kararın temyizi üzerine, Yargıtay .... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:...K:...sayılı kararıyla, komiser yardımcısı olan sanığın (...), görevini yaparken direnişle karşılaştığı, nitekim adli raporda belirlendiği üzere sanık ...'in kafa atması sonucu burnunun kırıldığı, elindeki silahı almamaları için direndiği, yerde sanıklar ile boğuştuğu sırada elinde bulunan silahı ateşlemesi neticesinde maktul ...'ın ölümüne sebep olduğu, polis olan ve olaya müdahale eden sanık ...'nın, kendisine yönelen haksız saldırıyı bertaraf etmek amacı ile adam öldürme kastı olmaksızın silahı ateşlediği, ancak bir polisten beklenebilecek dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek kendisine saldırıda bulunmamış olan maktul ...'ın ölümüne neden olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen meşru müdafada sınırın aşılması suretiyle mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>.... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla bozma kararına uyulmak suretiyle sanık ...'nın meşru müdafada sınırın aşılması suretiyle işlenen <strong>taksirle adam öldürme</strong> suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 6.000,00 TL adli para cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Ayrıca, Uşak Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu'nun ...tarih ve ...sayılı kararıyla, meydana gelen olayda, olay mahallinde bulunan şahısların, görevi yaptırmamak için direnme, suçluyu kayırma, yaralama, cep telefonu ile zimmetli el telsizine karşı yapılan yağma ve boğuşma eylemleri sırasında tetiğinin kimin tarafından çekildiği belli olmayan silahının ateş alması sonucu ...'ın öldüğü, bu nedenle komiser yardımcısı ...'nın kusurlu olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle <strong>ceza tayinine mahal olmadığına</strong> karar verilmiştir....</p>

<p>darenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi ve manevi zararların idarece tazmin edilmesini sağlayan hukuksal bir kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, yine bu suretle kişi varlığında oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.</p>

<p>İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.</p>

<p>Kusursuz (objektif) sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, hukuka uygun olarak yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, istisnai bir risk sonucu oluşan, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmin etmekle yükümlüdür.</p>

<p>Kusursuz sorumluluğu, “risk ilkesi” (hasar/tehlike/muhatara) ve “kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi” olmak üzere temelde iki başlık altında ele almak mümkündür.</p>

<p>Buna göre <strong>risk ilkesi</strong>, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile, yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir. İdari faaliyetin bizatihi kendisinin veya faaliyetin yürütülmesinde kullanılan araç ve gereçlerin bünyesinde taşıdığı tehlike nedeniyle hizmeti yürüten kamu görevlilerinin, hizmetten yararlanan kişilerin veya yürütülen hizmetle bağlantısı olmayan üçüncü kişilerin zarara uğraması halinde risk ilkesi uygulama alanı bulmaktadır....</p>

<p>Buna göre, suçun önlenmesi ve/veya suçlunun yakalanmasına yönelik görev yapılırken direnişle karşılaşılması durumunda silah kullanma yetkisinin yasal sınırlarda kaldığından ve ölçülü olduğundan bahsedebilmek için, emniyet güçlerince öncelikle "dur" ihtarında bulunulması, bu uyarıya uyulmaması halinde "havaya ateş" edilmek suretiyle uyarının yenilenmesi, buna rağmen kişinin "silahla karşılık vermesi" veya benzer bir sebeple "meşru müdafaa" durumuna düşülmesi gerekmektedir. <strong>Belirtilen koşulların hepsinin, aktarılan sırayla gerçekleşmemesine karşın silah kullanılması halinde, kanuni yetkinin aşılacağı, dolayısıyla hizmetin kusurlu işletilmiş olacağı açıktır.</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta, ihbar üzerine olay mahalline intikal eden komiser yardımcısı ...'nın, suçun önlenmesi ve suçluların yakalanması görevi kapsamında, yukarıda özetlenen mevzuat uyarınca kaçan şüpheliye önce "dur" ihtarında bulunduğu, kaçmaya devam etmesi üzerine "havaya ateş" ettiği, bu sırada olayın gerçekleştiği mahallenin sakinlerince meskun mahalde silah kullanımı nedeniyle ve suçluları kayırma amacıyla taş ve sopalarla komiser yardımcısına yönelik saldırıda bulunulduğu, polise yönelik oluşan mahalli tepkiden faydalanarak olay yerine geri dönen şüpheli ... tarafından kafa atılmak suretiyle komiser yardımcısının burnunun kırıldığı, bu suretle şüpheliye karşı "meşru müdafaa" haline düşen ...'nın silah kullanmasının kanuni yetkileri içerisinde olduğu, ancak komiser yardımcısının kendisine saldıranlarca elindeki silahın alınmaması için direndiği ve yerde boğuştuğu sırada elinde bulunan zimmetli silahı yanlışlıkla ateşlemesi sonucu çıkan merminin, olay yerinde bulunan fakat kendisine saldırıda bulunmayan ...'ın kafasına isabet ederek ölümüne neden olduğu, buna göre komiser yardımcısının olay anında bulunduğu koşullar göz önünde bulundurulduğunda, <strong>kendisine yönelen saldırıları meşru müdafaa sınırları dahilinde bertaraf etmeye çalışırken yaşanan arbede sırasında kazaen meydana gelen ölüm olayında kusurunun bulunmadığı, dolayısıyla istenmeyen sonucun oluşumunda davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</strong></p>

<p>Bununla birlikte, idarenin faaliyet alanı içerisinde gerçekleşen ve bünyesinde risk unsurunu barındıran güvenlik/asayiş hizmeti sırasında meydana gelen dava konusu olay ile idari hizmet arasında illiyet bağı bulunduğu açık olup; dava konusu zararın, müteveffa ...'ın komiser yardımcısına saldırıda bulunmadığı ve olayın meydana gelmesinde herhangi bir dahli olmadığı, olayın bütünüyle güvenlik/asayiş hizmetinin bünyesinde bulunan risk unsuru sonucu meydana geldiği anlaşıldığından, komiser yardımcısının üzerine zimmetli silahı ateşlemesi sonucu ...'ın ölümü nedeniyle oluşan özel ve olağan dışı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idarece tazmini gerektiği sonucuna ulaşılmıştır...." denilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak yukarıdaki örnek olayda görevli polis hakkında taksirli sorumluluk nedeniyle ceza mahkumiyeti verilmiş, disiplin soruşturmasında ceza verilmemiştir. İdarenin sorumluluğu bakımından ise kusur sorumluluğu yerine kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanması önemlidir. Bu noktada ceza hukukundaki taksir, idare hukuku bakımından "hizmet kusuru" ile eş anlamlı olmadığını vurgulamak gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zor-kullanma-yetkisinden-ucuncu-kisilerin-zarar-gormesi-durumunda-idarenin-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="10038"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FETÖ/PDY ile İltisakları ve İrtibatları Oldukları Değerlendirilerek Kamu Görevinden Çıkarılmaları Nedeniyle Yapılan Başvurulara İlişkin Kararlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fetopdy-ile-iltisaklari-ve-irtibatlari-olduklari-degerlendirilerek-kamu-gorevinden-cikarilmalari-nedeniyle-yapilan-basvurulara-iliskin-kararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fetopdy-ile-iltisaklari-ve-irtibatlari-olduklari-degerlendirilerek-kamu-gorevinden-cikarilmalari-nedeniyle-yapilan-basvurulara-iliskin-kararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 2/4/2026 tarihinde, M. E. O. (B. No: 2023/47320) başvurusunda Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine; D. D. (B. No:2023/1011) başvurusunda Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Polis memuru ve ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduklarından bahisle kamu görevinden çıkarılan başvurucular, kararın iptali talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) başvurmuştur. OHAL Komisyonu, başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmalarının ve diğer tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatlarını ortaya koyduğunu belirtmiş ve başvuruları reddetmiştir.</p>

<p>Başvurucuların OHAL Komisyonu kararlarının iptali talebiyle idare mahkemelerinde açtıkları davalar reddedilmiş, idare mahkemelerinin ret kararları istinaf ve temyiz kanun yolu aşamalarının ardından kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucular, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatları oldukları değerlendirilerek olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde isimlerine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılmaları nedeniyle özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>Genel Değerlendirme</strong></p>

<p>FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen soruşturmalar kapsamında <i>Garson </i>kod adlı gizli tanığın (Garson) beyanları alınmış ve bu şahıs soruşturmalar ile ilgili önemli bilgileri içeren iki adet micro SD kartı ve bir adet cep telefonunu teslim etmiştir.</p>

<p><i>Garson</i>'un Cumhuriyet başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan <i>veri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle <i>veri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır. Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür.</p>

<p><i>Garson</i>'un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında veri inceleme raporlarındaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Son tahlilde ortaya çıkan <i>veri analiz raporları</i>nın ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle veri analiz raporlarının tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine veri inceleme raporlarında yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken, veri analiz raporlarının zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır.</p>

<p><strong>A- M. E. O. Başvurusunun İncelenmesi</strong></p>

<p>Polis memuru olarak görev yapan başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin yürütülen yargılamada <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde EA (FETÖ içinden olup "<i>Örgüt</i> b<i>enim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) şeklindeki kodlar davanın reddine gerekçe olarak ilgili yargısal kararlarda yer almaktadır. Başvurucu hakkında verilen kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda değinilen başvurucunun Bank Asyadaki hesap bilgisinin ise idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate değer görülmediği anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle yargısal makamlar yalnızca bahse konu kodlama bilgilerinden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlıkta başvurucu, hakkında düzenlenen <i>veri inceleme raporu</i>nda EA ("<i>Örgüt benim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığı yönünde temel bir şikâyet ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan başka bir veri, idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmamıştır. Yine başvurucu, hakkında düzenlenen raporda "ETÜD: 2015/1" kodlaması bağlamında 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ve buna yönelik yürütülen yargılama sonunda veri inceleme raporundaki veriler gerekçe gösterilerek ve başka herhangi bir delile dayanılmadan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen sorgulama sonucu belgesinde yer alan kodların davanın reddine gerekçe olarak belirtilmekle birlikte başvurucunun iddiaları da gözönüne alınarak anılan kodlamaları teyit edici nitelikte bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen ve farklı listelerdeki kodlama içeriklerini sunma kabiliyetini haiz bir veri analiz raporu da getirtilerek yargılama safahatında değerlendirilmemiştir. Bunun yanında yine veri inceleme raporunun sorgulama sonucu kısmında yer alan bazı kodlama bilgileri de yargısal makamlar tarafından bir değerlendirilmeye tabi tutulmamıştır.</p>

<p>Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>B- D.D. Başvurusunun İncelenmesi</strong></p>

<p>İlçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun kamu görevinden çıkarılması hakkında yürütülen yargılamada, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olması ve hakkındaki tanık beyanları davanın reddine gerekçe olarak ilgili yargısal kararlarda yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasının gerekçesi olarak yargısal makamlar yalnızca <i>veri inceleme raporu</i>ndaki kodlamaları değil başvurucu hakkındaki tanık beyanlarını da değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda başvurucu hakkındaki kodlama dışında bahse konu tanık beyanlarının davanın reddine gerekçe olarak alındığı görülmektedir. Başvurucu ile aynı yerde görev yapan iki kişiye ait bahse konu beyanlar başvurucunun darbe teşebbüsü öncesi dönemde FETÖ/PDY'yi öven bir kişi ile ilgili tutulan rapora başvurucunun işlem yaptırmadığına, diğeri ise yine aynı dönemde başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilere şubelerde görev verdiğine yöneliktir. Netice itibarıyla yargısal makamlar başvurucu hakkındaki <i>veri inceleme raporu</i>nda yer alan kodlama bilgisinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüpheyi bahse konu tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirerek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda başvurucunun demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına yönelik değerlendirmelere gerekçe olarak gösterilen olguların anayasal güvenceleri ortaya koyacak şekilde ilgili ve yeterli olarak nitelendirilmeye uygun hâle getirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.</p>

<p>Olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>E.</strong> <strong>O.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/47320)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, açılan iptal davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 9/6/2023 tarihinde yapılmıştır. 2024/34956 numaralı bireysel başvuru dosyası konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/47320 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş, 2024/34956 numaralı bireysel başvuru dosyası kapatılmış ve inceleme 2023/47320 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p><strong>1. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; <i>N.E.</i> [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 5; <i>A.S. </i>[GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; <i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).</p>

<p>7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla <i>halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma,</i> <i>devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma,</i> <i>paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması </i>ve <i>bir terör örgütü </i>olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "<i>Legal Görünümlü İllegal Yapılar"</i> başlığı altında <i>"Paralel Devlet Yapılanması"</i> adıyla yer almıştır (<i>A</i><i>ydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 28, 33; <i>C.A. (3), </i>§ 11; <i>N.E.</i>, § 6; <i>A. S.</i>, § 6; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 7).</p>

<p>8. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (<i>Selçuk Özdemir </i>[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan </i>[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; <i>C.A. (3), </i>§ 12; <i>N.E.</i>, § 7; <i>A.S.</i>, § 7; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 8).</p>

<p>9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliği olduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (<i>C.A. (3), </i>§ 13; <i>N.E.</i>, § 8; <i>A.S.</i>, § 8; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 9).</p>

<p>10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>(aynı kararda bkz. §§ 47-66) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3), </i>§ 14; <i>N.E.</i>, § 9; <i>A. S.</i>, § 9; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 10).</p>

<p>11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) dair, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 50; <i>C.A. (3), </i>§ 18; <i>N. E.</i>, § 10; <i>A. S.</i>, § 10; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 11).</p>

<p>12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut bunlarla irtibatlı olan kişiler, anılan kanun hükmünde kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.</p>

<p>13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanığın Beyanları ve Kodlamalara İlişkin Bilgiler</strong></p>

<p>14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben 18/4/2017 tarihli yazısıyla FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında <i>Garson</i> kod adlı gizli tanığın (<i>Garson</i>) beyanlarının alındığını ve bu şahsın soruşturma ile ilgili olarak önemli bilgileri içeren iki micro SD kartı ve bir cep telefonunu teslim ettiğini belirtmiştir. Anılan yazıda bahse konu dijital materyallere el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Bununla birlikte anılan soruşturma kapsamında 18/4/2017 tarihli gizli tanık ifade tutanağına göre <i>Garson</i>'un beyanları şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2011 yılından beri FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak birçok bilgiyi edindim. Bu kapsamda örgütün özellikle Emniyet teşkilatı içerisinde yer alan birçok mensubu ile ilgili fikir sahibiyim. Bu bahsettiğim kişiler ve örgütün hareket ve strateji tarzı ile ilgili ayrıntılı bilgiler size teslim ettiğim SD kartlarda ve yine size teslim ettiğim Samsung A5 marka cep telefonunda mevcuttur. Zaman zaman yapılan toplantılarda örgütün bölge sekreteri olarak tanımladığımız kişiler bu bilgileri getirirlerdi. Ayrıca benim şahsen tanıdığım kişileri de bu kartlara ben yazdım. Bu kartlarda bildiğim kadarıyla 4700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgileri vardır. İlk aklıma gelen kişiler </i>[T.A.]<i> (Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[H.S.]<i> (bu kişi de T.A.dan önce Emniyet teşkilatındaki FETÖ üyesi kişilerin üst düzey sorumlusudur), </i>[M.A.]<i> (İstanbul Emniyet Teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[Y.K.]<i> (İzmir Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur). Söylediğim gibi benzer şekilde binlerce FETÖ mensubu ile ilgili bilgi SD kartta bulunmaktadır. Ben darbe teşebbüsü ve daha önceki süreç içerisinde bu örgütün gerçek yapısını anlayıp devlet için oldukça tehlikeli bir oluşum olduğuna kanaat getirdiğim için kendi irademle başvurma gereği duydum."</i></p>

<p>15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda aktarılan 18/4/2017 tarihli talebine binaen Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) aynı tarihli kararıyla <i>Garson</i> tarafından teslim edilen eşyalara el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından birtakım çalışmalar yapılmış, bu doğrultuda raporlar hazırlanmıştır. Yine buradan hareketle süreç içinde ilgililer hakkında bahse konu kodlamaların yer aldığı bireyselleştirilmiş raporlar tanzim edilmiştir.</p>

<p>16. Yapılan çalışmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilk olarak ilgililer hakkında <i>veri inceleme raporu</i> adı altında raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında genel mahiyetteki şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince imaj alma işlemi gerçekleştirilen dijital veri üzerinde yapılan incelemelerde, Emniyet Mahrem Yapılanması kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından fişlendiği ve personelin; </i></p>

<p><i>Örgüt mensubunun örgüte bağlılık derecesi, katıldığı örgütsel toplantı sayısı, örgüt evinde kalma durumu ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgütten zaman içinde ayrılmış örgüt eski üyesinin örgüte bakışı, örgüte geri dönme potansiyeli, varsa katıldığı örgütsel toplantı sayısı ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu değilse örgüte bakış açısı, sosyal hayattaki tavrı, yaşam tarzı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu olsun olmasın bazı personelin özel ve meslek hayatına ilişkin kişi özelinde hazırlanmış açıklamaların yer aldığı ve örgüt perspektifiyle çeşitli sistematik kodlar verildiği tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Ele geçirilen örgüte ait dijital veriden alınan imajı verisi içerisinde 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' içerisinde yer alan 'TÜM LİSTE' isimli Excel tablosunda, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde: ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli tablolar olduğu görülmüştür. Excel tabloları içerisinde tüm emniyet teşkilatı personelinin yukarıda izah edilen şekilde fişlendiği (kayıt altına alındığı), personelin adının karşısındaki haneye kodlar yazıldığı belirlenmiştir. Amir/memur sınıfı personel ayrılarak ‘A4, A5, B4, B5, SAY, EA, AD, F’ vb. harf ve rakam kodlarıyla yaklaşık 80 kategoride; örgüt üyesi olan/olmayan, örgüte yakın/uzak olan, örgüte zarar verebilecek olan vb. şeklinde tüm EGM personelinin tek tek kayıt altına alındığı görülmüştür. Örgüt üyesi olan EGM personelinin, bağlı olduğu 'Öğretmen, Vekil, Zümre Başkanı' olarak nitelenen örgüt yönetici bilgileri, 'Kurs Taksidi, Ofis, Etüt' adı altında, örgüt üyesi Emniyet Teşkilatı personeli tarafından örgüte aktarılan paralar, örgüt içi faaliyetler vb. detayların bulunduğu görülmüştür. Bu fişleme listelerinde Emniyet Teşkilatı personelinin sicil, isim, TCKN, adres, telefon, eş-çocuk isim bilgileri, özel notlar vb. gibi kişisel bilgiler de yer almaktadır. </i></p>

<p><i>Tabloda 'Tüm liste' olarak belirtilen başlığın tüm EGM personeli, 'Güncel lise' olarak belirtilen başlığın Polis Memuru rütbesindeki güncel personel, 'Tüm Emekli' olarak belirtilen başlığın emekli edilen rütbeli personel olduğu değerlendirilmiştir. Verinin oluşturulduğu tarihteki personelin görev durumu ile güncel görev durumunda (aktif görevli-emekli olup olmaması, rütbe değişikliği ve görev yeri değişikliği vb.) farklılıkların olabildiği görülmüştür. Polis Memurları için 'Güncel lise' verisinin daha detaylı ve güncel bilgiler içerdiği değerlendirilmiştir. ..."</i></p>

<p>17. Öte yandan bahse konu kodlamalardan bazıları ise 22/10/2019 tarihli bir <i>veri inceleme raporu</i>nda şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"0: Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>A: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, (Normalde A'nın yanına rakam yazıldığı, ancak burada eksik yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği </i></p>

<p><i>A?: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan ancak A4 ve A5 derecesine karar verilememiş kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>A5: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>B4: FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL, DİL1, DİL2, DİL3: Emniyet içindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği, (Bu kodun kendi arasında DİL1, DİL2 ve DİL3 olarak kategorilendirildiği görülmüş, kazanılmaya en yakın olanın DİL3 koduyla ifade edildiği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DC: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>E: Farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>F, F1, F2, F3, F4, F5, F6: Farklı hayat görüşünden olan, hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile bağlantısı olmamış, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar verebileceği düşünülen kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY: FETÖ mensubu olup her şeyiyle teslim olan ancak yönecilik vasıfları olmayan polis memurunu ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAYA: FETÖ mensubu olup 'gassalın elindeki meyyit' olarak ifade edilen, zaafları olmayan, her şeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SLM, SM: Yazım yanlışı olabileceği, süreçle alakalı bir kod olduğu ve 17-25 sürecinden önce FETÖ mensubu olan kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SVHT, VHT: Süreçle alakalı bir kod olduğu veya yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>TML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Anılan 22/10/2019 tarihli <i>veri inceleme raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmı olan <i>"Sorgulama Sonucu" </i>başlığı altında özetle şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>TÜM LİSTE </i></p>

<p><i>Sicili ..., </i><i>TCKN ..., Ad ..., Soyad ..., Medeni Durum ..., Rütbe ..., Derece 1: EA, Derece 2: 0 </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE </i></p>

<p><i>Sicili ..., TCKN ..., 2015 Mart Alan: EA, 2015 Mart Alan Dışı: 0, Alan: EA, AD:0, Zaaf:0 ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Rapor, ele geçirilen ve imajı alınan örgüte ait dijital verinin içerisinde bulunan 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' başlığında yer alan 'TÜM LİSTE' isimli excel tablosu içinde, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde bulunan ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli excel sayfalarından, herhangi bir müdahale yapılmaksızın, ilgili personelin sicili karşısında yer alan hücrelerdeki tüm bilgiler aktarılmış, ‘Güncel lise’ ve ‘Tüm Emekli’ sayfasındaki personelin sicil bilgisinden TCKN bilgisi bulunarak rapora eklenmiştir. Sorgulanan personel için sayfa(lar)da birden fazla kayıt olması durumunda tüm kayıtlar ayrı ayrı listelenmiştir. Personel ile ilgili sayfa(lar)da veri olmaması durumunda sadece sayfanın ana başlığı rapora alınmıştır </i></p>

<p><i>İş bu rapor tarafımdan tanzim edilerek imza altına alınmıştır"</i></p>

<p>19. Devam eden süreçte bu kez Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgililer hakkında <i>veri analiz raporu</i> adı altında daha detaylı raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında yer alan bilgiler şöyledir:</p>

<p><i>"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu) 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanıktan ele geçirilen '…siyah renkli, üzerinde Samsung 32 gb Micro SD HC I, beyaz açık kahve renkli, üzerinde Lexar 1000x 64 gb Micro SD XC II,…' dijital materyaller ile ilgili Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 D.İş kararı kapsamında, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gerekli incelemeler yapılarak, şifresi çözümlenebilen kısıtlı sayıdaki dosya, KOM Daire Başkanlığı’na teslim edilmiş, şifresi çözümlenemeyen alanlarla ilgili çalışmalara da devam edildiği bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Çözümlenebilen alanlardan elde edilen veriler doğrultusunda, EGM personeline ilişkin ‘Veri İnceleme Raporu’ tanzim edilerek ilgili birimlere gönderilmekteyken, dijital materyaller içerisinde yer alan ve şifre çözümlemeleri yapılamayan alanların şifrelerinin çözüldüğü bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile çözümlemesi yapılan yeni alanlarla ilgili çalışmalara KOM Başkanlığı tarafından başlanılmıştır. </i></p>

<p><i>Yapılan ilk tespitlerde; her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veriler özelinde, veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığı görülmüştür. Kıymetlendirme sürecinde yapılan kimlik tespitlerinde, EGM personelinin özlük bilgileri ve aile bilgileri gibi kişisel bilgilerden faydalanılmıştır. (örneğin: excel tabloda erkek personelin gerçek ad bilgisinin baba adı başlıklı sütunda, kadın personel için ise anne adı başlıklı sütununda yer alması; excel tabloda personelin gerçek telefon numarasına ‘11880’, ‘11111’ vb. ekleme/çıkarma yapılarak kaydedilmesi; çalıştığı birim bilgisinin örgüt terminolojisine göre kodlanarak yazılması; mezun olduğu yıl bilgisinin harf/rakamlarla kodlanarak yazılması gibi tekniklerle listelerde yer alan şahısların gerçek kimlik bilgisinin saklanmaya çalışılması.) </i></p>

<p><i>Yapılan çalışmalar neticesinde, EGM personelinin ve listelerde yer alan diğer şahıslara ilişkin kodlama/fişleme verisi olduğu değerlendirilen (232) farklı Excel dosyası tespit edilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili veriler özelinde 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında Gizli Tanık Garson (K)’un beyanı alınmıştır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile EGM personelinin kodlama/fişleme verileri özelinde ‘Veri Analiz Raporu’ formatı oluşturulmuştur. Orijinal veri içerisinde yer alan ilgiliye ait tüm bilgilerin birebir dışa aktarımını sağlayacak (veri tabanı tabloları oluşturma ve modelleme esnasındaki yazılım kuralları zorunlulukları hariç, adli bilişim standartlarına uygun olarak), veri bütünlüğünü de koruyacak model uygulanmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Yine 27/5/2024 tarihli bir <i>veri analiz raporu</i>nda bazı kodlamaların anlamları şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>AD / ALAN DIŞI / DIŞ: Emniyet içindeki örgüt yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerdir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL/İLGİ: Dil ibaresi ile örgüt üyesi olmayan ancak muhafazakar, kazanılabilir olduğu </i></p>

<p><i>değerlendirilerek örgüte dahil etme potansiyeli olduğu düşünülen kişiler belirtilmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL 3/ XDİL3/SDİL3/DİL3?: DİL3 seviyesi, grup toplantılarına katılım sağlamış, diğer grup üyeleriyle ve hatta çoğu zaman mahrem sorumlusu ile de tanışmış, alana aktarım aşamasına gelmiş ancak son noktada örgüt mahrem sorumlusu tarafından ‘bizim’ denilmemiş, henüz alana aktarılmamış kişidir. İlgili kodun ön veya arka kısmına konulan X ve S ibareleri şahıs hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>SÖZ: Alan içinde olmayan ve şu anda bir kategori olarak kullanılmayan ancak daha önceki yıllarda örgüt içerisinde DİL3 ile EA arasındaki bir kategoride tasniflenen kişiler için kullanılmış kodlama türüdür. </i></p>

<p><i>A/A?/SA: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>A4/SA4/XA4: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarlarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan kişilerdir. Zaafları yoktur. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>B/B?: Örgüt mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>B4/B4?/SB4/XB4: Örgüt mensubu olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarılarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksiklikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan ve de zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EA/EA?/EŞİT A/EŞİT AĞIRLIK/SEA/XEA/YEA: EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişileridir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY/SAYISAL/SSAY/XSAY: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı ancak vekil olarak grubu idare edeceğine yönelik değerlendirme bulunmayan kişidir. </i></p>

<p><i>SAY A/SAYA/SSAYA/XSAYA/SAY1: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı, gerektiğinde vekil olarak grubu idare edebileceği değerlendirilmiş kişidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten kopmuş olan ancak tekrar örgüte dahil edilmeye çalışılan kişilerdir. "</i></p>

<p>21. Bunun yanında 27/5/2024 tarihli bahse konu <i>veri analiz raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmında ise şifresi çözülen farklı dosyalar içinde ilgili kişinin yer aldığı listeler sıralanmıştır. 27/5/2024 tarihli bu raporda ilgili kişi özelindeki kısımların bazıları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 SONBAHAR LİSTE.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: SÖZ </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...GENEL\PERSONEL\ÇALIŞAN\aralık 2012\OCAK 2013 LİSE LISTE .xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...rar\2013 haziran güncel liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...TÜMÜ LİSE ÖĞRENCİ 1 TEMMUZ - resmi list - Kopya.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 ilkbhar liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: ALAN DIŞI </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...YENİ\PERSONEL\Tüm liste.xlsx </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN: EA </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>ALAN: SC </i></p>

<p><i>AD_: SCB </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Öte yandan süreç içinde ortaya çıkan veriler kapsamında yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından <i>Garson'un</i> beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda anılan beyanlar Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında şu şekilde aktarılmıştır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen söz konusu kodlama verilerine yönelik olarak verileri teslim eden gizli tanığın 2017/68532 soruşturma sayılı dosyası kapsamında beyanlarına başvurulduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Gizli tanık 'Garson'un 27/04/2017 tarihli beyanında: '…Yaklaşık 8-9 yıl kadar önce de Emniyet mahrem yapısı olarak nitelendirdiğimiz yapıya dahil oldum. Bu yapıyı açıklamam gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Emniyet teşkilatı ile ilgili polis okulları ve polis akademisine girişlerin takibi, giren cemaat mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenerek uygulanması, okuldan mezun olarak emniyet görevlisi sıfatıyla işe başladıktan sonra da bu kişilerin takibini gerçekleştirir, bu doğrultuda toplantılar düzenleyerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirmesine yönelik işlemleri yürütür. Bu kişiler benim dahil olduğum süre zarfında sivil kişilerden oluşmaktaydı. … Mahrem hizmetler yapısı Türkiye genelinde Marmara (İstanbul), Ankara, Ege (İzmir), Gaziantep ve Erzurum olmak üzere 5 bölgeye ayrılmıştı. … Biz mahrem imamlar olarak genellikle Ankara ilinde ayda bir olmak üzere toplantılar düzenlerdik. Aramızdaki irtibatı kendi adımıza kayıtlı olmayan telefon hatları ile çok ayrıntıya girmeden toplantı yerini kararlaştırırdık. Bu toplantılara 5 bölgenin sorumluları olan kişiler katılırdı. Bu toplantılara ben de iştirak etmekteydim. Bu kartlarda ele geçirilen bilgiler bu süreç içerisinde toplantılarda kayıt altına alınan bilgiler ve aynı süreçte öğrenerek kayda geçirdiğim bilgilerdir. Kartların incelemesi ile de anlaşılacağı üzere örgüt tarafından emniyet teşkilatı içeresinde yer alan herkesin yakın veya uzak olup olmadığı, örgüt ile ilgili kanaati, mezhebi, dünya görüşü, siyasi görüşüne göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Bahsettiğim 5 bölge altında kendi içerisinde bu bölgelere bağlı küçük bölge olarak adlandırdığımız alt bölgeler vardır. … Alt bölgelerden toplanan bilgiler, himmet olarak tabir ettiğimiz paralar 5 bölgenin üst düzeydeki temsilcilerine aktarılır, bu şekilde bir bilgi ve maddi kaynak havuzu oluşturulmuştur. Tüm personel ile ilgili bilgiler de bu şekilde kayıt altına alınmış bulunmaktadır…. Güncel Lise Kitabı başlıklı dosyada Türkiye’de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tüm Emekli kitabı listesiyle, bu liste emniyet teşkilatından emekli olan çeşitli rütbelerde olan rütbeli personeli göstermektedir. Tüm Liste kitabı listesiyle, EGM de bulunan tüm personelin FETÖ açısından derecelendirmesini belirtir excel tablosudur. Bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personel yer almakta ve bunlara aşağıda açıklayacağım kodlamalarla bir sistematik kurulmuştur. Bu liste incelendiğinde EGM de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişiler ayırt edilebilir. Bu liste 2016 Nisan ayında hazırlanmış bir listedir…' ..." </i></p>

<p>23. Bununla birlikte yürütülen soruşturma kapsamında incelenen dijital materyal içeriklerinde tespit edilen kodlamalarla ilgili olarak <i>Garson</i>'un Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında da yer verilen beyanları şöyledir:</p>

<p><i>“… Genel olarak EGM personelini örgütsel tasnifleme ile beşe ayırmak mümkündür. Bunlar; ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olarak nitelendirilebilir... </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI; Emniyet Teşkilatında görevli bulunduğu süre zarfında örgüt ile bağlantısı olmayanlar olarak nitelendirilebilir. Özellikle Alan Dışı kısmında yer alan personelin kodlamaları, birlikte çalıştığı alan içinde yer alan örgüt mensubu emniyet teşkilatı personellerinden (EA, SAY, A4, A5, B4, B5 vb. kodlamasına sahip kişiler) alınan bilgiler neticesinde verilmiştir… Ayrıca ilgili personelin hayata bakış açısı, yaşam tarzı, aile yapısı, mezhebi ve inancına ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak kodlama/fişleme yapılmıştır... </i></p>

<p><i>İLGİ; Nitelikleri itibarı ile görüşülmesi uygun görülenlerdir. İlgi alanına aktarılması düşünülen emniyet mensubunun, örgütün mahrem yapılanmasında görev alan mahrem sorumlunun toplantılarına katılan öğrencilerden (Emniyet Personellerinden) alınan bilgiler doğrultusunda, nitelikleri itibari ile görüşülmesi planlanan kişiye öncelikle öğrenciler arasından bir stajyer planlaması yapılır, başlangıçta hedef kişinin bu durumdan haberi dahi olmaz. Stajyer tarafından örgütsel bir sistematik içerisinde hedef şahsın aile yaşantısı, ilişkileri, dünya görüşü ve gündemdeki konulara bakışına kadar birçok konudaki görüşleri hakkında bilgiler toplanır, dini konular hakkında gerekli hassasiyet oluşturularak stajyer ile arasında bir vefa ilişkisi oluşturma anlamında gerekli çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar ilk başta genel olarak insani ilişkiler üzerinden oluşturulur. Bu ilişkiler genel olarak iş yerinde birlikte yemek yeme, çay içme vb. şeklinde olur. Üç veya dört farklı safhada yaklaşık olarak dokuz aylık süreç sonrasında alana aktarımı yapılabilir. Hedef bu ilgilenme sürecinin sonunda alana aktarımı yapılmadan hemen önce, mahrem sorumluyla tanıştırma ve örgütsel toplantılar ile himmet gündeme gelir. İlgi alanındaki öğrencinin alana aktarılması, örgüt mahrem sorumlusunun üst yönetimden takdir alması açısından önemli bir eylemdir. Zaten hedef olarak kendilerine de verilir. Bu nedenle sahada görevli mahrem sorumlular ilgilendikleri öğrencilerin belirli aralıklarla alana aktarımını sağlarlar... </i></p>

<p><i>ALAN İÇİ; Bu kısımda yer alan kodlamalara sahip kişiler, örgütün içerisinde yer alan kişilerdir. Bu alanda bulunanlar belirli bir aşamadan geçtikten sonra bu alana dahil edilir. Burada birden fazla kodlama bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>Alan içinde bulunan örgüt mensupları, örgütün sohbet toplantılarına katılır, himmet verir (özel durumlar hariç) çalışmış olduğu birimdeki diğer personeller hakkında bilgi aktarabilir, eğer KOM, TEM, İstihbarat gibi kritik birimlerde çalışıyor ise örgütün herhangi bir şahıs ile ilgili olarak bilgi alması gerekiyor ise şubesinde bulunan bilgiyi temin ederek kendisinden sorumlu olan abiye aktarabilir, Vekil olarak sorumluluk alabilir. </i></p>

<p><i>Kısacası bu alandaki şahıslar gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik işlemleri yürütür, örgütü tamamen benimsemiş kişilerdir. Bu kişilerin içerisinde, çekirdekten yetişmiş, örgüt tarafından gerek sınav sorularının verilmesi ile gerekse mülakatlarda referans olunmak sureti ile emniyet teşkilatına yerleştirilmiş kişiler olabileceği gibi, örgüt ile okulda veya meslekte tanışarak örgüte katılan kişiler de bulunabilir. </i></p>

<p><i>Örgüt, emniyet teşkilatındaki üst düzey atamaları, emniyet teşkilatı için önemli olan kritik birimlerde çalışacak rütbeli veya rütbesiz personeli genel olarak bu alandan seçerek yerleştirirdi. Çünkü bu alanda yer alan kişiler, yukarıda da açıkladığım gibi örgüt kendisinden bir bilgi isterse yerine getirebilecek durumdaki kişilerdir... </i></p>

<p><i>ÜMİT; Hayatının bir döneminde aidiyet duygusuna sahip olmuş, en az 6 ay boyunca örgütsel toplantılara devam etmiş, örgütün mahremiyetine ve hiyarerşik yapılanmasına dahil olmuş (istişare sistemi-dua namaz-literatür), bu yolda ilerlerken herhangi bir sebepten dolayı, örgütten kopmuş olan şahıslara ÜMİT denir. Örgütün mahrem yapılanması açısından ÜMİT durumuna düşmüş kişiler aşırı derecede önemlidir, ÜMİT konusu ile ilgili olarak hatırladığım kadarıyla özel gündemler oluşturulurdu; ÜMİT konusu ile ilgili olarak örgüt liderine atfedilen 'Beni her vakit kabeye ışınlasanız, bir ümit erinin düzelmesi kadar sevindiremezsiniz. Ümit bağrıma saplanmış bir hançerdir. Çözümü dünyada bulamazsak öbür taraftan getirmeli. Kendi evlatlarımızın kaymaması için nasıl dua ediyorsak, bu işi yapanlar olarak bizde öyle dua etmeliyiz. Normal Müslümanlık performansı yetmez ekstra Müslümanlık ister. Yoğunlaşma olmalı, yeni yöntemler keşfedilmeli, sıfırlama mümkün mü bilmiyorum ama sıfırlama peşinde olalım' şeklinde söylemlerinden bahsedilirdi. Hatta ÜMİT bir kişinin kazanılması ile ilgili nasıl bir yol izlenmesine ilişkin ayrıntılı sunum ve notlar hazırlanırdı. Dijital materyaller içerisinde de bu minvaldeki sunum ve notlarda bulunabilir. Bu noktada şu anda adını hatırlamadığım bir ümitle ilgili olarak kazanılması amacıyla hali hazırda Afrika ülkesinde görevlendirilen bir mahrem sorumlusunun (abi) masrafları karşılanarak getirilmesi ve şahısla görüşme yapılması gündeme alınmıştı. ÜMİT durumunda olan kişi, örgütün mahrem yapısının işleyişini öğrenmiş, mahrem sorumluyu tanıyan ve dolayısı ile örgütsel toplantılara diğer katılanları da bilen bir kişi olması nedeniyle, ÜMİT durumundaki şahsın, örgüte ihanet ederek karşı tarafa geçmesi halinde oluşabilecek durumlara tedbir almak amacıyla ÜMİT konusuna örgütün bu kadar yoğunlaşmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Mahrem yapının işleyişinde, bir kez mahrem sorumluyla tanışıp, örgütsel toplantılara katılan, kendisinden görevinin gereği dışında, örgütün menfaati doğrultusunda iş ve işlem yapması istenilen şahısların, örgütten ayrılması kendisi açısından mümkün ancak örgüt açısından mümkün değildir. En sert şekilde örgütü eleştirerek ayrılan kişiler bile ÜMİT olarak değerlendirilir... </i></p>

<p><i>SERHAT; 17/25 Aralık sürecinden sonra bilhassa polis memuru rütbesindeki personelde korku nedeniyle yoğun şekilde ayrılmalar söz konusu oldu, bu örgütün yine üst düzey bir toplantısında gündeme geldi, o zamana kadar rastlanılmayan şekilde yoğun bir 'ÜMİT' durumu ortaya çıktı. O toplantıda bu kadar çok ÜMİT’in olamayacağı, sürecin normale dönmesi ile pek çoğunun tekrar geri geleceği inancıyla ayrı bir kodlama yapılması gündeme geldi ve 'SÜRECİ' ifade eden 'S' kodu üretildi.” </i></p>

<p>24. Danıştay yaptığı değerlendirmeler neticesinde öncelikle bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek hukuka uygun veri niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır. Bunun yanında Danıştay bahse konu kodlama sistematiğinin varlığına yönelik olarak da bazı kişilerin ifadelerini kararlarına yansıtmıştır. Ayrıca bir emniyet mensubunun <i>alan içi</i> kategorisinde kodlanmış olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 56-59).</p>

<p>25. Devam eden süreçte bazı ağır ceza mahkemeleri tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson'un</i> beyanları alınmıştır. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2016/697 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan 1/6/2018 tarihli duruşmanın tutanağının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>BAŞKAN: Peki bu verilerin güvenliği, güvenilirliği konusunda ne dersiniz? Sağlam mı bu veriler? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım verileri siviller olarak yani 2016 Nisan ayında güncellenmiş en son sivillerle alakalı ama 17-25 Aralık’dan sonra özellikle amir memur kesiminde çok gelmeyen insanlar olduğundan dolayı veya sivilden de insanların ayrılmalarından dolayı özellikle amir memur kısmındaki verilerde </i>[2015]<i>’den sonra problem olabilir, problem derken yani bir insan ismi varsa bu listede vardır ama ne diyebilir ilgili şahıs, ben 17-25’den 2015’den sonra gitmiyordum, bırakmıştım, zaten darbeden sonra hiç gitmiyordum diyebilir, bu söylemler insanların söylemi karşısında mahkemenizin vicdanına kalmış şeyler ama 2015’den sonra bazı şeylerde yani güncellenmesinde kişinin yerinde değişiklik olmuştur güncellenmemiştir, rumuzlar güncellenmemiş olabilir ama bir kişi bu listede varsa onda bir problem yoktur Sayın Başkanım, sivil olarak da amir memur olarak da ama özetlemem gerekiyorsa</i> [2015]<i>’den sonra derse ki bir polis memuru veya bir amir arkadaşımız, kardeşimiz yani ben 2015’den sonra zaten gitmiyordum, irtibatı kopartmıştım derse benim onu iddia ederek yok gidiyor diyecek bir belge yok, çünkü elimdeki belgenin özelliği </i>[2015]’<i>de güncellenmiş bir listeyi teslim ettiğim için onun üzerinden ben yorum yaparak bilgi veriyorum." </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Veri kaynağı olarak diyor bazı bilgiler var ki diyor çocuğunun ikinci ismini diyor dedesi bile unutmuş ama diyor kayıtlarda çıkıyor diyor, acaba diyor bu kayıtları diyor, bu bilgileri diyor POL-NET’ ten mi aldınız diyor? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bizim emniyet mahrem yapı sivil abilerin olduğu liste yapının kendi oluşturduğu bir excel sayfasıdır ama avukat beyin söylemiş olduğu yani tüm emniyet sınıfının dahil olduğu ne kadar emniyet mensubu varsa bu zaten birebir de aynen dendiği gibi yani personel daireden gelmiş, bizlere verilmiş yani idarecilerimiz tarafından getirilmiş formattır, dolayısı ile yani personel dairenin emniyette birebir kullandığı bir formattır yani bizim işimize yarayan kısmı da kesilmiş olabilir ama oradan alınıp getirilmiştir yani öyle bir listedir doğru söylüyor yani. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bazı bilgiler POL-NET’ ten alınmış olabilir diyorsun yani? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Evet. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV.</i> [F.Ç.]<i>: Efendim şimdi tanığı dinledik, tanık kendisinin mahrem imamlar kategorisinde olduğunu ve veri topladığını beyan etti ve bu topladığı verileri de sayman olarak işlediğini. Şimdi bu veri analiz raporlarını incelediğimizde bazı bölümlerde olmuş olabilir ya da işte bu şekilde değerlendirilmiştir gibi ibareler var, şimdi gelen verileri işlediğine göre bu kişilerin hangi kategoriye yazılması gerektiğini biliyor ve işliyor, neden bu şekilde muallak ifadeler kullanılmış? Yani tam anlamıyla bilmiyor mu bu kodların ne anlama geldiğini? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım bir kere ezberden bilemeyiz yani bu orada çok şey var çünkü yani bir amirle memurla alakalı başka mesela F’ler var, başka cemaatlere mültesipliği vardır yani parametre çok geniş olduğu için bu ezberden yapılmaz, bunun bilinenleri nedir ? mesela A5 bilinir, B5 bilinir, sayısal bilinir, sayısal A bilinir ama uzadığı gittiği zaman yani burada diller var, ondan sonra SC ve SCA’ lar yani çok fazla rumuz var, bu rumuzları yazmak için biz ve bizim gibi meslek bu işi yapan arkadaşlar onların hepsinin kayıtlı olmuş olduğu bir</i> [excel]<i> sayfasından bakarak buralara yazılır, yani oradan bu aradaki yani kafadaki karışıklık giderilir yani net yazılmış olur, dolayısı ile ister ben olayım ister başka bir veri toplayan bir kişi olsun bunu ezberden hepsini bilemez ama öne çıkmış olanlar bilinir yani çünkü öncelikle bilinmesi gereken şeylerdir çünkü sizin yol yürüdüğünüz insanlardır, A’dır, B’dir, C’dir bunlar bilinir ama uzaklaşıldığı kadarıyla o şeyler biraz az bilinir çünkü bir defa işlerseniz bir daha hiç kullanmazsınız onları, güncellemezsiniz de çünkü sizin karşınızda olan bir F tekrar sizin içinize gelecek bir insan değildir, işlersiniz biter yani unutulabilir çünkü öbürüyle sürekli iş yapıyorsunuz, bir de verilerin tamamını ben girmiyorum yani hep baştan beri ifade ettim ben bunun bir parçasıyım yani her il de var yani 160-200 dolayında veri giren insan var, dolayısı ile insan hatası da bazen olabilir yani burada bir isim burada varsa sivil olsun amir memur olsun burada bir problem yoktur ama o insanların verilerin güncellenmesinde problem olacağını hep kabul ediyorum çünkü geçenlerde devletimizin de soy ağacında açıkladığı gibi yani insan giriyor dedesi ölmemiş gözüküyor, bu tip teknolojinin getirdiği olabilir ama bir insan bu excelde varsa amir veya memur olarak veya sivil olarak dolayısı ile burada vardır ama ilk bilgilerin de bazı hataları olmuş olabilir, bunu ifade etmemizde fayda var. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.B.]<i>: Bu 160 kişi ile veriyi topladıklarını söyledi, acaba bu veriler içerisinde örgüt mensuplarının örgüt ile olan irtibatlarını gösteren örneğin para vermesinin, konuşmalarına katılmasını, çocuğunun okula gitmesini, bankasya da para olmasını, bylock kullanması gibi, örgüt ile iltisakını gösteren verilerde var mı acaba ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsunuz? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu insanların sohbete gelmesi, para vermesi bu tüm bölgelerde illerde biraz (anlaşılamadı) bırakılmış, format ortada olduğu için dolduran da var, doldurmayan da var ama normalde diyelim insanlar kimin ne kadar para verdiğini, gelip gittiğini görme açısından bunları yazarlar, işlerler buraya, en son soruyu alamadım, kusura bakmayın bir parametre daha vardı. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Diyor ki bylock kullanıp kullanmadığı, işte sohbetlere tamamen katılıp katılmadığı, himmetin hepsini verip vermediği, bankasya da bir irtibatının olup olmadığı, çocuklarını okula yazdırıp yazdırmadığı. </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu başka mahkemelerde de benim karşıma geldi, ben bunu açıklıkla ifade etmem gerekirse doğruluk olarak, doğruluk düzleminde normalde zannedersem kişinin bankasya da parasının bulunması, çocuklarının bizim cemaat okullarına gidiyor olmaması bunlar sonradan ilgili emniyette ki yapının yani Kom çalışıyorsa, Tem çalışırsa bunların eklediği şey olarak düşünüyorum. Yani bylock kullandığı özellikle yani belki biz yazmış olabiliriz onu ama özellikle bankasya da parasının olması hesabının olması veyahutta çocuklarının kurumlara gidiyor olması okullara bununla alakalı bizim takibimiz yoktu, benim verdiğim formatlarda yoktu ama ilgili emniyet biriminin bu boyutlandırmak, yapmak, daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu şeyler olduğunu düşünüyorum özellikle bankasya ile çocuklarla alakalı. Bylocku da tam söyleyemiyorum, (anlaşılamadı) kalıyorum çünkü bylock ID’ leri bazen yazılıyor o da yine büyük ihtimal emniyetteki bazı ilgili birimlerimizin, soruşturmayı derinleştirmek daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu bir şey olabilir yani bir sütun olmuş olabilir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Bunu sorma sebebim şimdi şöyle düşünüyorum ben, bu şahıs gitti emniyete, emniyette açtılar burayı, içine bazı verileri yüklediler, kapattılar. Sonra şahıs bir ay sonra tekrar geldi. Bir ay sonra geldi, teslim etti diyelim bunları. Şimdi ben böyle bir iddiada bulundum, şimdi bu benim iddiam değil mi, bir kişiyim ben. Bunu ben maddi olarak birşeyle delillendiremedikten sonra bunun bir anlamı olmayacaktır değil mi? Şimdi bu adam gelmiş birşeyi iddia ediyor ve kendisinin de bilmediği bir sürü isimleri veriyor bir şekilde. Yani kendisini şöyle söyleyeyim yani kanunlarda ve hukuk içerisinde burada mesela insanlar pandoradan yargılandılar, pandorada ismi var diye yargılandılar. Orada mağduriyetlerini dile getiriyorlar burada, onları yazanlar da var vs vs bunun için savunmalar yapıldı. Bu adamın vermiş olduğu şeyin doğru olduğunu biz nasıl anlayacağız ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? Beyanın var mı bu konuda? </i></p>

<p><i>SANIK</i> [A.A.]:<i> Ben verdim bu kesin doğrudur dediği zaman doğru oluyorsa ben dediğim zaman niye doğru olmayacak? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON : Sayın Başkanım buna akıl yürüttüğümüz zaman benim doğru diyeceğime siz doğru değil diyeceksiniz o zaman şöyle, bir veri toplayan bilgisinin daha devletin ele geçirilmesi lazım, ondan veriyi alması lazım, onu eşleştirmesi lazım, öyle bir pratikteki kimseyi nereden bulucaksınız şimdi, bulamadığınız müddetçe doğru diyeceksiniz. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bunlar kesin delil değil zaten takdiri delil </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Şundan söylüyorum, tüm bu veriler emniyet genel müdürlüğünün </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Senin hakkında bir veri yokmuş zaten herhalde. </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Sonuçta başkanım bunlar emniyet genel müdürlüğünün polnetten aldığı veriler deniyor, sadece buraya üç, beş tane veri eklenerek birşeyler yapıldığı görülüyor. Şimdi ...abinin dediği gibi biz excel tablosunu girdiniz, control F dediğiniz zaman arama yaptığı gibi, control H derseniz de değiştir butonu var. Çok basit, oraya birşey eklediniz, herkese bir şey yazabilirsiniz, ya bu adam yaptıysa böyle birşeyi bunu da şöyle söyleyelim, bugüne kadar ifade veren insanların ifadelerinde okuyoruz, şu şöyledir, bu böyledir ama yüz yüze geldiği zaman konunun öyle olmadığı şeyler de var. Yani şahsın getirileceği devlet olarak ne kadar itimat edeceğiz, benim sorularımın sebebi buydu, bundan dolayı sordum, teşekkür ederim. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>26. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 16/2/2018 tarihli duruşmanın SEGBİS çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Başkan</i> [A.T.]<i>: bu veriler nerelerde, hangi ortamlarda tutuluyordu, yedekleri var mıydı bunların </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim yedekleri var yani olur yani dolayısıyla ben zaten yedekli olarak teslim ettim iki taneydi yani genelde bu veriler kaybolduğu zaman ondan sonra yedekli olur. Ama az önce başta ifade ettiğim gibi bu bilgiler aslında çok insanda vardı yani Türkiye'de çok insan derken bu mahrem yapıyla kıyasladığınız zaman yani mahrem yapıyla ifadeyi yan yana getirdiğiniz zaman insan yoksa bu bir yerde olması lazım. Ama bu bölgelerde, bazen illerde filan da vardı dolayısıyla örneğin ben yani bu verilerimi kaybetmiş olsam 4700'le alakalı Türkiye'nin muhtelif yerindeki arkadaşlarla görüşerek, yazışarak yeniden temin etme imkanım aslında vardı yani bende olan onlarda da var, onda olan bende de var biraz efor sarf ettiğim zaman bende kaybolmuş bilgileri yeniden elde etme imkanım vardı. Ama yedekli çalışılması yine bu zahmete de girmemek için tavsiye edilirdi, saklanması ifade edilirdi. Bunların kendilerine göre güvenlik şifreleri vardı. dolayısıyla herkesin kendine göre sakladığı, muhafaza ettiği, yedekli bir sistemi vardı ama tamamen yedeğini de kaybolduğu bir zamanda Türkiye genelinde ilgili kişilerle görüşerek bunun temin edilmeside zor bir iş değildi. </i></p>

<p><i>Başkan </i>[A.T.]<i>: bazı bilgiler hatalı, eksik olabiliyor mu bu konuda. </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim olabilir o şundan dolayı bilgi hata dediğimiz mesela diyelim ki il İzmir merkezi diyelim Denizli'den bilgi istedi o insanın biraz ihmali varsa hızlı bir şekilde istenmişse bazen excelin acizliğine gelebilecek yani çakıştırma, hızlı yazma yani böyle aşağıya doğru çekme yani çok yani ben teknik olarak bilmiyorum ama aşağı doğru çekildiği zaman bazen yanlış olduğu olabiliyor ama bunlar 2016 Nisan ayında diyorum en son verileri verdiğimizde zaten bu tip yanlışlıklar olduğu zaman biz bunun öncesinde bunları görüyoruz bir şekilde ortaya çıkıyor ama 2016 Nisan ayı artık yeni yeni veriler, veri bilgisi girmediğimiz, veriler, bilgilerin artık donduğu, çok hareket etmediği bir zaman olduğu için yeni bir talep de olmuyordu, yeni bir girişde olmuyordu dolayısıyla o noktada net bilgiydi. Ama önceki zamana gittiğimiz zaman yer yer eksiklikler olabiliyordu yani sizin eski verilerde beşyüz personel varmış şimdi 400 tane girmişiniz dediğimiz zaman o 100 tane tekrar unutulmuş, ihmale gelmiş yani hızlı bir şekilde gönderildiği için diye ikaz edildiği zaman o bilgiler tekrar gelme imkanı vardı. Ama 2016 Nisan ayı son güncellemenin olduğu aydı daha sonra bir güncelleme yapılmadı. Dolayısıyla bu bilgiler benim kanaatime göre net bilgilerdi efendim."</i></p>

<p>27. Yine Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 21/9/2018 tarihli duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i> : Peki bunların güvenirliği nedir? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Sayın başkanım normalde bu listede gerek polis, gerek amir, gerekse sivil mahrem abi listede varsa bu kişi reelde vardır. Ama 81 ilde veri toplayan kişileri de göz önünde bulundurduğunuz zaman insan faktörünü yani bu kişilerin bazı telefon bilgileri yanlış olabilir. Bu yanlışın sebebi o veriyi veren birebirde bizim sorduğumuz kişide yanlış vermiş olabilir Tc’sini eksik vermiş olabilir yani bu toplandığında, istendiğinde.</i> <i>Veyahut da bu kişilerin excelin acizliğine uğramış, bunu çekmiş te olabilir. Bizim burdaki esas şeyimiz listede bu x şahsı var mı? Bu şahıs yerinde mi başka ile bir tayin oldu mu, gitti mi buna bakarız. Yani bizim için. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Anladım. Peki </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Ama burda plakası eksikti, telefonu eksikliği çok bizim takıldığımız, takip ettiğimiz şeyler değildi. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Peki şunu sormak istiyorum sizin yani bize gelen bazı beyanlarda, sorularda benim müvekkilim veyahut da ben yanlışlıkla bu listeye yazıldım. Beni karıştırmış diyenler var öyle bir karışmanın veyahut da hatanın olma ihtimali var mı sizin tuttuğunuz kayıtlarda bu kişinin mutlaka, bu kişi mutlaka Fetö/ Pdy örgütünün içerisinde midir yani sizin sd’de tuttuğunuz. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Evet ... sayın başkanım. Bunlar reelde olan kişilerdir çünkü bunları biz teslim etmeden bunları …(anlaşılmadı) yapıyoruz, bunlarla iş yapıyoruz eğer burda bir insanın burdan maksat sulandırılma, karıştırılma, bunu ekleme, çıkarma, yanlışlıkla yazılma gibi şeylerden yola çıkarsak zaten biz o düz zeminde işimizi yapamayız ki böyle yanlışlıklar olduğu zamanda benim gibi bu listeyi takip eden insanlar bugün olmasa bile yarın onun farkına varacağından dolayı böyle bir yanlışlık zaten yolda yürürken takip edilir, bulunur ki bunlara da ben çok şahit olmadım. dolayısıyla buraya yazılan şeyler gerçek kişilerdir. Ama dediğiniz gibi bir ildeki bir kişi o şahsın bilgilerini ihmalkarlığından olabilir, yanlış yazmış olabilir, eksik yazmış olabilir. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: …(anlaşılmadı) Yani şunu sormuyorum ben size isim yazıldı yani o isim diğer bilgilerle o kişiyse bu adamın örgüt dışı birisi olup olmadığı veyahut da mutlaka sizin örgüttendir diye bir durum var mı yoksa hatayen oraya yazılma gibi bir ihtimali var mı? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Yok hatayen bir yazılma ihtimali olmaz sayın başkanım."</i></p>

<p><strong>B. Somut Olay Bilgisi </strong></p>

<p>28. Başvurucu Niğde İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğundan bahisle 14/7/2017 tarihli ve 30124 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5/6/2017 tarihli ve 692 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (692 sayılı KHK) ekli (1) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. Dilekçesinde başvurucu, hiçbir sebep gösterilmeden kamu görevinden çıkarıldığını, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte 1/4/2013 tarihinde faizsiz ve uygun kredi imkânları sunması nedeniyle Bank Asyadan 115.000 TL ev kredisi kullandığını ifade eden başvurucu 17/25 Aralık sürecinden sonra bu Bankadaki krediyi kapatmayı düşündüğünü fakat bu Bankaya yüklü miktarda para yatırmasının destek olarak algılanabilecek olması nedeniyle böyle bir yol tercih etmediğini, 7/8/2014 tarihine kadar kredi borçlarını yatırdığını belirtmiştir. Öte yandan başvurucu öğrenciliği döneminde FETÖ/PDY'ye ait evlerde ya da yurtlarda kalmadığını, şifreli haberleşme programlarını kullanmadığını, himmet vermediğini, çocuklarını FETÖ/PDY ile bağı bulunan eğitim kurumlarına göndermediğini vurgulamış; FETÖ/PDY mensuplarının komiserlik sınavlarını, soruları çalarak kazandığının bilinmesine karşın kendisinin 2009 yılında yapılan komiserlik sınavını kazanamadığını da ayrıca dile getirmiştir.</p>

<p>30. OHAL Komisyonu 18/6/2019 tarihinde anılan başvuruyu reddetmiştir. Kararın <i>"İnceleme"</i> başlığı altında, başvurucunun herhangi bir örgütle iltisak ve irtibatının bulunmadığına, Bank Asyayı faizsiz olması nedeniyle tercih ettiğine, ByLock kullanmadığına yönelik beyanlarının olduğuna değinilmiş; ayrıca Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından 1/12/2017 tarihinde başvurucu hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yine aynı başlık altında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından ve Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda EA (FETÖ/PDY içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişileri ifade ettiği), ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı), zümre başkanı (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi) ve öğretmen (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi) verilerinin bulunduğu tespitleri ile kodlanmış olduğu aktarılmıştır.</p>

<p>31. Netice itibarıyla OHAL Komisyonunun anılan kararının başvurunun değerlendirilmesi kısmında, başvurucunun FETÖ/PDY örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu ve başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>32. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar verilmesi talebiyle Ankara 25. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, ilk olarak Başsavcılık tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonucunda hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu <i>Garson</i>'un beyanlarında tutarsızlıklar ve çelişkiler olduğunu, nitekim ceza yargılamalarında da bu sebeple kodlama bilgilerinin tek başına delil sayılmadığını ifade etmiştir. Öte yandan başvurucu, EA (FETÖ/PDY içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişi) olarak kodlanmış olan bir kişi hakkında başkaca hususların bulunması gerektiğini, kendisi ile ilgili olarak da örgütü sahiplendiğini gösterir nitelikte hiçbir delil bulunmadığını vurgulamıştır. Kamu görevinden çıkarılma sürecinde kendisine savunma hakkı verilmediğini ve gerekçelerin bildirilmediğini de dile getiren başvurucu, bu şekilde bir yaptırıma maruz kalmasının kendisi ve ailesi açısından maddi ve manevi olarak telafisi imkânsız zararlara sebep olduğunu ve dava konusu işlemin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>33. İçişleri Bakanlığı (İdare) tarafından dava dosyasına sunulan savunmada 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL süreci aktarılmış, FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin hususlara değinilmiştir. Bunun yanında anılan savunmanın ekinde yer alan <i>veri inceleme raporu</i>nda emniyet teşkilatına yönelik olarak ele geçen kodlama bilgilerine yer verilmiş, buna göre <i>"EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme- kampa kalma- her çağrıldığında gelme- sigara- karşı cins- namaz) kişileri ifade ettiği"</i> şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Ayrıca bahse konu <i>veri inceleme raporu</i>nun başvurucu ile ilgili olarak düzenlenmiş olan sorgulama sonucu kısmı özetle şöyledir:</p>

<p><i>" TÜM LİSTE... Ad: M. Soyad: O. ... ÜNV.-LİSE: LİSE ... DERECE1: EA,DERECE 2: O, Akitif Çalıştığı Yer. ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE ... AD: M., SOYAD:O. ... 2015 MART ALAN: EA 2015 MART ALAN DIŞI: 0, ALAN:EA, AD:0, ZAAF:0 ... ETÜT 2015:1, ZÜMRE BAŞKANI:SERDAR, ÖĞRETMENİ:HAMZA, ASİL VEKİL: </i>[C.Y.]</p>

<p>...<i>"</i></p>

<p>34. İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihinde davanın reddine oyçokluğuyla karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Bununla birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında örgüt üyesi olan veya olmayan tüm emniyet teşkilatı personelinin kodlanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı belirtilmiştir. Bu bağlamda İdare Mahkemesi bahse konu dijital materyallerdeki kodlama listelerinin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma hususundaki incelemeye esas alınabileceği kanaatine ulaşmıştır.</p>

<p>35. Netice itibarıyla başvurucuyla ilgili olarak örgüt arşivindeki detay bilgisinde, FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak şekilde mahrem yapıda EA (FETÖ içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) seviyesinde, ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı), zümre başkanı (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi), öğretmen (bağlı olduğu mahrem yapı örgüt üyesi) şeklindeki kodlamanın olduğunu vurgulayan İdare Mahkemesi, başvurucunun FETÖ/PDY ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu ve OHAL Komisyonu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Diğer taraftan İdare Mahkemesi, başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasıyla ortaya çıkan temel hak ve özgürlüklerine yönelik müdahaleyle ilgili olarak da inceleme yapmıştır. Bu bağlamda İdare Mahkemesi uyuşmazlık konusu edilen kamu görevinden çıkarma işleminin ölçülü olduğunu, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmediğini ve çekirdek haklara herhangi bir müdahalenin de söz konusu olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>36. Diğer yandan İdare Mahkemesi kararının azlık oyunda, başvurucu hakkındaki <i>Garson</i>'dan ele geçen SD kartta yer alan kodlamanın herhangi bir bilgi ve bulgu ile desteklenmeksizin doğrudan terör örgütü ile irtibat veya iltisak noktasında yeterli sayılmasının genellemeye dayalı olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda kodlamaya ilişkin veri inceleme raporundaki tespiti doğrulayacak şekilde başvurucunun irtibat veya iltisakını ortaya koyabilecek somut bilgi ile güvenilir, teyit edilebilir ve hukuken denetlenebilir nitelikte bulguların yer almadığı, bu nedenle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>37. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrar etmekle birlikte İdare Mahkemesi kararında yer alan azlık oyuna atıfta bulunmuş ve bazı anayasal haklarının ihlal edildiğine vurgu yapmıştır.</p>

<p>38. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 17/6/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine oy çokluğuyla karar vermiştir. Kararın karşı oyunda; başvurucunun EA (FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişi) seviyesinde kodlanmış olmakla birlikte 8/11/2016 ve 2/2/2017 tarihlerinde üst amiri tarafından yapılan değerlendirmelerde <i>"Geçmişte örgütle irtibatı olsa da 17/25 Aralıktan sonra tarafsız görev yapabileceği"</i> kanaatinin bildirildiği ve dosyada başvurucunun örgütle irtibat yahut iltisakına ilişkin olarak başkaca bir tespit de bulunmadığı ifade edilerek dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>39. Başvurucu bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, dava ve istinaf dilekçelerinde yer alan iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Danıştay Beşinci Dairesi 21/3/2024 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddine ve anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>40. Nihai karar 12/5/2024 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.</p>

<p>41. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmada Başsavcılık, 1/12/2017 tarihinde kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun <i>ByLock</i> kaydına rastlanmadığı, Bank Asyada 18/1/2008 tarihinde açılan hesabın proje geri ödemesi, kart borcu ödemesi gibi işlemlerde ve 2015 ve 2016 yıllarında da benzer nitelikteki işlemler için kullanıldığı, ekonomik gerekçeler dışında kullanıldığına yönelik bir tespitin bulunmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun okul çağındaki çocuğunun devlet okulunda okuduğu, Zaman gazetesi aboneliğine, sohbetlerde bulunduğuna, himmet verdiğine ve FETÖ/PDY soruşturmalarını protesto amacıyla toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldığına ilişkin bir bilgi veya belgenin tespit edilemediği vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun ikametgâhında ele geçirilen dijital eşyalarda da suç unsuruna rastlanmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>42. 692 sayılı KHK'nın <i>"Kamu personeline ilişkin tedbirler" </i>başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara … iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."</i></p>

<p>43. 692 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7089 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>44. 685 sayılı KHK'nın <i>"Komisyonun oluşumu" </i>başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."</i></p>

<p>45. 685 sayılı KHK'nın <i>"Yargı denetimi" </i>başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir."</i></p>

<p>46. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. İlgili Yargı Kararları</strong></p>

<p><strong>a. FETÖ/PDY'nin Yapısına İlişkin Kararlar </strong></p>

<p>47. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. </i></p>

<p><i>İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur. </i></p>

<p><i>Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; </i></p>

<p><i>'Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!' </i></p>

<p><i>'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.' </i></p>

<p><i>'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.' </i></p>

<p><i>'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' </i></p>

<p><i>'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' </i></p>

<p><i>'Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız...' </i></p>

<p><i>'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir." </i></p>

<p>48. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. <i>Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.</p>

<p>49. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında <i>"FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" </i>başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim</i> [2014 tarihli HSYK seçimi] <i>süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘</i>[İ.Ç.] <i>Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday </i>[İ.Ç.]<i>yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim … Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.' </i></p>

<p><i>Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. </i></p>

<p><i>Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi' şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."</i></p>

<p>50. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025 tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün, büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın, 21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanıktan Ele Geçen Kodlamalara İlişkin</strong><strong> Kararlar </strong></p>

<p><strong>i. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları </strong></p>

<p>51. Anayasa Mahkemesinin <i>Ulvi Kün</i> ([1. B.], B. No: 2016/72052, 10/12/2019) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>38. Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile irtibatlı HTS kayıtlarına ve istihbarat raporlarına atıf yapılmıştır ... </i></p>

<p><i>39. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, 2004-2010 yılları arasında ABD'de eğitim görmesine, başvurucunun çalıştığı birimlere ve aldığı eğitimlere, mesai arkadaşları nezdinde ve çevresinde yapılan araştırma sonucu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirmesine dayanılmıştır. Bunların haricinde mahkûmiyet kararında da atıf yapılan H.Ö. adlı kişiye ait 7/3/2017 tarihli tanık ifadesi ve 7/3/2018 tarihli Veri İnceleme Raporu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>40. Başvurucu hakkındaki veri inceleme raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen emniyet mahrem yapılanması soruşturmasında Garson kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu Micro SD kart içeriğindeki bilgilere istinaden hazırlanmıştır. Bu Micro SD kart içinde FETÖ/PDY tarafından emniyet personeli ile ilgili yapılan fişleme kayıtlarının bulunduğu ve örgüt perspektifiyle örgüte bağlılık düzeyine göre emniyet personeline bazı kodların verildiği belirtilmiştir. Veri inceleme raporunda başvurucunun "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi" ifade eden A4 koduyla kodlandığı açıklanmıştır. FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurumlarında örgütlendiği ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet birimleri, yargı organları ve istihbarat birimlerinde örgütlenmeye özel bir önem verdiği ve bu yerlerin mahrem alanlar olarak ifade edildiği bilinmektedir. Yine FETÖ/PDY'nin bu alanlarda görev yapan mensuplarının örgüt içindeki yapılanmada sivil imamlara bağlı olarak faaliyette bulundukları birçok soruşturma ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Bu kapsamda emniyet müdürü olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkındaki veri inceleme raporuna esas dijital verinin (Micro SD kartın) FETÖ/PDY'nin emniyet teşkilatından sorumlu sivil imamları tarafından ülke çapında emniyet personeli hakkında düzenlenmiş olan birtakım kayıt ve kodları içerdiğinin ve bir gizli tanık tarafından soruşturma mercilerine verildiğinin belirtilmesi karşısında bu dijital veri içinde yer alan başvurucuyla ilgili bilgi ve olguların somut olayın koşullarında FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim anılan dijital verideki olguların Yargıtay tarafından da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak kabul edildiğine işaret eden yargısal kararlar mevcuttur..."</i></p>

<p>52. Anayasa Mahkemesinin <i>Hasan Hüseyin Özan</i> ([1. B.], B. No: 2022/103754, 27/5/2025) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve diğer anayasal hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>31. Bölge Adliye Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne esas aldığı tanık Y.R.nin ifadesinde, başvurucuyu 2012-2013 yıllarında birkaç kez sohbet toplantılarında gördüğünü, başvurucunun toplantılarda para verdiğini görmediği yönündeki beyanları karşısında toplantıların örgütsel niteliğine ve Yargıtayca kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam edip etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. </i></p>

<p><i>32. Yargıtay uygulamasında ise sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde 'B4' olarak kodlanması mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararı; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/2/2025 tarihli ve E.2022/11020, K.2025/2707 sayılı kararı.) </i></p>

<p><i>33. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tanık Y.R.nın beyanlarında bahsedilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin -gerçekleştirildiği tarih dikkate alındığında- neden örgütsel nitelikte bir faaliyet olarak kabul edildiğine dair herhangi bir izahat yapılmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle sohbet adı altındaki toplantılara katılması şeklinde mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği somut olayda gösterilememiştir. SD karttan elde edilen verilerle ilgili olarak yeteri kadar araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır. </i></p>

<p>53. Anayasa Mahkemesinin<i> H.K.</i> ([1. B.], B. No: 2021/30997, 11/6/2024) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru; kanun yolu incelemesi aşamasında ileri sürülen, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; mahkûmiyet kararında tanık İ.K.nın beyanlarına, Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen hafıza kartında yer alan ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından sınıflandırıldığı listede başvurucunun 'DERECE2:B4 (FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi)' olarak sınıflandırılmasına, terör örgütünün tepe yönetiminde yer alan O.H.Ö.nün kullandığı 0 506 ... 46 numaralı GSM hattından 25/5/2009 günü saat 17.15.04'te 36 saniyelik görüşme kaydının bulunmasına dayanmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>14. Başvurucu, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartı içindeki verilerin kanuna aykırı şekilde elde edilmesi ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. ... </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>17. Başvuru konusu olayda gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartında yer alan bilgilerin incelenmesi ve anlamlandırılması sonucunda hazırlanan veri inceleme raporuna, tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak başvurucunun mahkȗmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu; hafıza kartının elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olduğunu, bu delilin hükme esas alınamayacağını genel ve soyut ifadelerle ileri sürmüş ancak delilin hangi nedenle hukuka aykırı olduğuna yönelik bir açıklama yapmamıştır. Diğer bir ifadeyle somut olayın koşullarında başvurucunun bu delilin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte bir şikâyeti yoktur. Anılan delilin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda somut olayda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılması gerekir." </i></p>

<p><strong>ii. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>54. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Veri İnceleme Raporunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık hakkında 'FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan' kişileri ifade eden (B4) kodu ile kodlandığının belirtilmesi karşısında, ilgili birimlere yazı yazılarak gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde sanık hakkında güncel liste bilgilerinin bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak varsa dosya içerisine getirtilmesi, ayrıca güncel liste bilgilerinde sanığın öğretmeni ve zümre başkanı olarak belirtilen şahısların açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediği araştırılarak, tespit edilmesi halinde ilgili dava dosyaların onaylı suretlerinin getirtilip incelenmesi ile söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, </i>[bozmayı gerektirmiştir.]</p>

<p><i>..." </i></p>

<p>55. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2023 tarihli ve E.2022/32832, K.2023/10379 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas sayılı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere ilişkin raporların, müsnet suç yönünden; gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu belirlenmekle, </i></p>

<p><i>Dosya içerisinde yer alan örgüt mensubu gizli tanık Garson'dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Veri İnceleme Raporuna göre, sanığa ilişkin 'DERECE 1' ve '2015 MART ALAN' başlıklarının 'FETÖ içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağırıldığında gelme-sigara, karşı cins-namaz)' kişileri ifade eden 'EA' koduna, 'ALAN' başlığının '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama' anlamına gelen 'SC' koduna, 'AD' başlığının ise '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişiler' anlamına gelen 'SCC' koduna karşılık geldiği şeklindeki bilgilerin bulunması karşısında, sanığın örgütün operasyonel faaliyetlerinin başlamasından ve görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra da örgütsel bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle kamuoyunda, yazılı ve görsel basında Garson adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde yeni bilgilerin elde edildiğinin ve şifreli dokümanların çözümlendiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle yeniden ilgili makamlara yazı yazılarak sanık hakkında güncellenmiş bilgiler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve var ise dosya içerisine getirtilmesi, anılan raporda 'öğretmeni' olarak yer alan 'HAMİT' isimli şahsın ve vekil numarasının '162601' olduğunun belirtilmiş olması dikkate alınarak 162601 sicil numaralı polis memurunun gerçek kimlikleri tespit edilip, söz konusu şahıslara ve ayrıca -162601 sicil numaralı polis memurunun</i> [H.U.]<i> isimli şahıs olmadığının tespiti halinde- aynı Raporda 'vekili' olarak yer alan</i> [H.U.ya] <i>yönelik silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının belirlenmesi, var ise söz konusu şahısların tüm aşama ifadelerinin ve veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında, KOM ve TEM Daire Başkanlıkları nezdindeki tanık beyanlarını içeren veri bankası ile ByLock veri havuzunda sanık ile ilgili başkaca bir beyan yahut delil olup olmadığının tespit edilmesi, elde edilecek tüm delillerin ve hükümden sonra dosyaya UYAP sistemi üzerinden 14.10.2021 tarihinde gelen</i> [H.M.Ö.nün]<i> ve elde edilecek tüm diğer delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması ve var ise beyanda bulunan şahısların mahkeme huzurunda beyanlarının alınması neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>iii. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>56. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>3- Kodlama Sistematiğinin İşleyine Dair Diğer Beyanlar </i></p>

<p><i>UYAP üzerinden erişilen ceza yargılaması kayıtlarının incelenmesinden, örgüt tarafından oluşturulan kodlama verilerinin anlamlandırılmasına yönelik olarak, gizli tanık Garson tarafından ifade edilen bilgiler ile örtüşen beyanlar bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18927 sayılı soruşturması kapsamında, M.K.’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan 05/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Benim grubumda yer alanların tamamı polis memuruydu. Çoğunluğu karakol ve asayiş birimlerinde çalışan sivil ve resmi polislerdi. KOM, TEM, İstihbarat birimleri ile rütbeli personeller özel birim olarak kabul edilir bunların sohbet verenleri de özel olarak seçilirdi o yüzden benim grubumda bu kişiler yoktu. Biz hatta bu sohbet veren kişilerinde kim olduğunu bilmezdik. O birimlerin ayrı ayrı kodları olur. Örneğin İngilizce Coğrafya Tarih gibi kod isimleri farklı verirdi. Ancak benim ilgilendiğim polislerin bir kodlaması varmı yokmu bilmiyorum. Çünkü bizim bölümlerimiz kritik bölümler değildi. İ.T. 2013-2014 ortalarına kadar bizden sorumlu idi. 2014 ten sonra Hacılarda Sosyal Bilgiler öğretmeni olan BEYAZIT kod adlı B.E. geldi. Bu sorumlularda bir flash bellek bulunur bu flash belleklerin kod adı YGS dir. Flash Bellek içerinde kim hangi bölüme bakıyor ilgilendikleri kişiler kimlerdir. Bu kişilerin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerde sohbetlere katılan her bireyin mesleki ailevi ve kişisel iletişim bilgileri, bu kişileri ilgi alanları zaafları özel yetenekleri eğitim bilgileri hangi alanda kullanılabileceği, örgüte ne kadar himmet verdiği, ne kadar yardım yapabileceği bilgileri ile kimlerin cemaate dahil edilebileceği yeni atanan tüm memurların kişisel bilgileri bu memurlardan cemaate dahil edilebilecekler ve edilemeyeceklerin başka cemaatlerle ilgisi bulunanların bilgileri yer alır. Bu kişilere sınıflama kodu verilir. Sınıflama kodunda 1 Kodlu kişiler cemaate gelmeyen ancak gelme ihtimali olan özellikteki kişileri gösterir 3 Kodlu kişiler Cemaat sohbetlerine düzenli katılan kişileri gösterir, 4 KOD lu kişiler Sohbetlere düzenli gelmekle birlikte himmet ve yardımlarını düzenli yapan kişileri gösterir bu kişilere Eşit Ağırlıklı (EA) Kodu da denilir, 5 Kodlu kişiler Aktif olarak örgütçe görevlendirilebilecek kadar örgüte sadık kişileri gösterir, 5 Kodununda bölümleri vardır örneğin 5 A Kodlu kişi listesi Sorgusuz bütün verilen görevleri yapabilecek kişileri gösteren listedir. Ben bu listeyi B.E. nda gördüm bana göstermesinin nedeni de bir gün benden sohbet verdiğim kişilerle ilgili detaylı özel hayatı gerektiren bilgiler sorunca ben de neden böle bir soru soruyorsun dediğimde kendisi İnternet Bağlantısı olmayan sadece bu flaşın takılı bulunduğu ve kendi sorumluluğunda bulunan bilgisayara bu flaşı taktı ve bana bu bilgileri gösterdi. Hatta kendimi bu listede 5. KOD da gördüm. Bu flaş bellek her bilgisayarda çalışmaz TRUECRYPT denilen Disk şifreleme programı ile çalışmaktadır. Bu program yine hem flashta olmalı hem bilgisayarda olmalıdır aksi takdirde bu flash yine kullanılamaz. Bana gösterdiği EXCELL formatlı bu listede sadece benim bilgilerimin yerini bana gösterdi. Bu listede benim sohbet verdiğim Kayseri deki tüm polis memurları bu listede benim ismimin altında yer alıyordu. Bu sistemi kimseye göstermezler gizliliği için çok büyük çaba sarfederlerdi.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle kendisinin 5. derecede kodlandığını ikrar suretiyle teyit etmesinin yanı sıra, örgütün kodlama sisteminin işleyişini, veri giriş sisteminde belirli bir programa ve şifrelemeye ihtiyaç duyulduğunu, veri girişinin mahrem sorumlular tarafından yapıldığını, örgütün kodlamaya muhatap olan kişileri nasıl derecelendirdiğini açıklayan bilgiler verdiği, </i></p>

<p><i>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 12/06/2019 tarih ve İddianame No:2019/1896 sayılı iddianamesinde yer verilen M.F.T.’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/13608 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde, '..Bizlerin bu yapı içerisindeki görevlerimize gelince Sohbet gruplarına katılan polislerin öncelikle listeleri oluşturulurdu, bu listeleri sohbet hocalığı yapan benim bir altımda bulunan sohbet grup abileri herkes kendi grubunda bulunan personelin listesini hazırlar ve bu sohbete katılan polis memurları hakkında gerekli bilgileri düzenleyerek şahısların sohbete katılımları, himmetlerini düzenli verip vermediklerini ve sadakatlarını ölçeklendirme yapılarak 1-3 ve 5 numara ile derecelendirilerek şahsın bağlılığını gösterirdi. Bu dereceler içerisinde en yüksek derece 5 oluyordu bu derece ile derecelendirilen memur Fetö Terör örgütüne cemaate yani hizmete bağlılığı olduğu anlaşılırdı, en düşük derecede bulunan memurlara da herhangi bir dışlama söz konusu olmazdı aksine şahıslar ile daha çok ilgilenilmesi gerektiği belirtilirdi. Bu hazırlanan listeler rapor halinde bizden sorumlu olan Emniyet Müdürlüğü Polis memurlarından sorumlu olan imam olan C.D.nin bizleri ziyarete geldiğinde, bende sohbet gruplarında sorumlu abileri çağırıp gerekli bilgileri bu abimize verirlerdi C.D.’de yanında getirdiği bilgisayarına bunları kayıt ederdi ...' yönünde beyanda bulunmak suretiyle kodlamanın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdiği: </i></p>

<p><i>Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esas sayılı dosyasındaki 14/12/2017 tarihli duruşma tutanağında yer verildiği üzere, A.K.nın Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/56109 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 04/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Bu kamp daha önce belirttiğim villada gerçekleşti. Bu kamp yıllık olarak belirli periyotlarla yapılan personel yetiştirme programlarından birisiydi. Benim yeni katılmam nedeniyle ayrıntılı olarak gerçekleşti. Hem maneviyat olarak yani kuran tecviti, risale bilgisi dini bilgilerin yanında mesleki bilgiler öğretiliyordu. Mesleki bilgiden kasıt Emniyet Müdürlüğü teşkilatını ayrıntılı olarak anlatıp cemaatin bu teşkilattaki faliyetleri anlatılıyordu. Polis memuru ile amir arasındaki farklar, komiser olmanın şartları, müdür olabilmenin şartları, müdürlerin kaç yıldızının bulunduğu, müdürlerin dereceleri ve yükselme şartları, hangi derecedeki müdür hangi göreve getirileceği anlatılmıştı. Villada başlayan sinevizyonlu seminerlerde ayrıntılı bilgiler aldık. Cemaat için en önemli birimlerin Terör(Tarih), Kaçakçılık(kimya), istihbarat(İngilizce) olduğu belirtilmişti. Amaç özellikle bu birimlere kendi adamlarımızı yerleştirmekti. Cemaat benim geldiğimde çok kan kaybetmişti. Özellikle bu üç birimdeki elemanı azaldığı için yapılacak operasyonları eskisi gibi önceden bilemiyordu. Bazen bize özellikle soruluyordu yokmu içerden haber alabilecek biri diyerek tepki veriliyordu. Bir örnek verecek olursam; emniyet bazı araçlar ayarlamış ve bazı cemaatçileri takip ediyormuş, bu bilgi üzerine harekete geçtiler ve bize de alttakilere sormamızı istediler bu araçların plakaları nedir kim öğrenebilir diye araştırmaya başladılar. Daha önceden olsaydı cemaat bu plakaları çok çabuk bulabilirdi. Seminerlerin en önemli gündem maddesi polislerin manevi durumları hakkındaydı. Her bir memurun okuması ve dinlemesi için maneviyat hedefleri burada belirleniyordu. Tabloya yansıtılıyordu. Ayrıca bu seminerde ilgilenilen kişilerden bahsediliyordu. Cemaat kendisine yakın kişilerin yanında dışarıdan kişiler kazanıyordu, bunun listesi yapılmıştı. Bazen kendi personelini kaybediyordu fakat bunları yine bırakmıyor ve ümit arıza denilen grup oluşturup bu başlık altında sohbet ağabeylerine teslim edilip diğer memurlar tarafından ilgilenmesi sağlanıyordu. Bu şekilde geçmiş hafızası kaydedilip kontrol ediliyordu. Seminer içerisinde bütün emniyet birimleri ve alt birimleri anlatılıp bunlara kod isimler verilmişti. Dışarda konuşmalarda ve iletişim araçlarında emniyet birimlerinin kod isimleri ile bahsedilirdi. Bu yetiştirme seminerlerinde emniyetin hiyerarşik yapısı, yükselme ve terfi işlemleride anlatılmıştı. Bir personelin iş yerinde nasıl tedbir yapacağı, arkadaşları ile nasıl konuşacağı apartmandaki komşularla nasıl konuşacağı hayatını dışarıya nasıl aksettireceği çocuğunu hangi okula yazdıracağı bu kamplarda ayrıntılı anlatılmıştı. Yani bu kampta benim yapacağım işin her ayrıntısı anlatılmıştı.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle örgütün bütün emniyet birimleri ve alt birimleri dahil olmak üzere özellikle kadrolaşmak yönünden önemli gördüğü birimleri 'tarih (terör)', 'kimya (kaçakçılık)' ve 'ingilizce (istihbarat)' olarak kodladığı ve bu birimlerden kritik bilgiler edinmeye çalıştığı hakkında bilgi verdiği; </i></p>

<p><i>Artvin Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2018 tarih ve İddianame No:2018/72 sayılı iddianamesinde yer aldığı üzere, 2017/1652 soruşturma sayılı dosyasında şüpheli olan B.Y.’nin ifadesinde özetle, '2012 ile 2016 yılları arasında Artvin ilindeki emniyet mahrem yapısı içerisinde örgüt mensubu polis memurluğundan geçme komiser ve komiser yardımcılarından sorumlu olarak görev aldığını, mahrem yapılanma hakkında detaylı şekilde bilgi sahibi olduğunu, mahrem yapının Türkiye'de beş büyük bölgeye ayrıldığını, küçük illerin birleşerek beş büyük bölgeden birine bağlandığını, bir kaç ilin birleşmesi ile alt bölgeler oluşturulduğunu, illerde 'müdür, zümre başkanı ve öğretmen' olarak adlandırılan birimlerin olduğu, öğretmenlerin kendi aralarında 'rehber, ümitçi, arama-taramacı, sosyal medyacı ve kasa' olmak üzere görev bölümü yapıldığını, akademiden mezun olan ve komiser yardımcısı ve yukarı rütbedeki memurlardan 'üniversite öğrencisi' diye adlandırıldığı, polis ve baş polis memurlarının 'lise öğrencisi' olarak adlandırıldığı, meslekten geçen komiser yardımcısı, başkomiser ve müdür rütbesinde bulunan memurların yüksek okul öğrencisi olarak adlandırıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarının özelliklerine göre harf ve rakamlarla katagorize ettiklerini, bu şekilde örgüt içerisindeki konumlarının tayin edildiğini, mahrem yapı içerisinde Uğur kod adını kullandığını, meslekten geçen komiser ve komiser yardımcılarından Artvin ilinde yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu, emniyet içerisindeki tayinlerin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarından düzenli olarak kendi evinde veya komiser ve komiser yardımcılarının evinde sohbet yaptığını, bir çoğuna bylock isimli programı yüklediğini, himmet adı altında maaşının belli bir kısmını aldığını, kurban parası aldığını, mahiyetinde bulunan kişilere karşı yapmış olduğu faaliyetleri Trabzon ilinde bulunan üstü konumundaki Turgut kod adlı Y.K.'ya ilettiği(ni)…' belirtmek suretiyle içerisinde mahrem sorumlu olarak görev aldığı örgütün bölge ve il yapılanması, görev dağılımı, rütbeli ve rütbesiz personelin ne şekilde kodlandığı, kodlama sistemi, kodlama sistemine bağlı olarak atamaların yapıldığı hususlarında bilgiler verdiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, örgütün kodlama sisteminin işleyişine ve ne için kullanıldığına dair bilgiler içeren yukarıdaki beyanların dışında, kodlama verilerinin ne anlama geldiğini ve doğruluğunu teyit eden ifadelerin de bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/10364 ve 2021/7818 iddianame numaralı iddianamelerinde yer verildiği üzere, A.K., S.K. ve H.Ş. isimli kişiler hakkında düzenlenen sırasıyla 21/12/2018, 24/10/2019 ve 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporlarında adı geçenlerin 'vekili' olarak kodlandığı görülen A.G. isimli kişinin ifadesinde '...Bana hitaben sen başka bir grupla beraber olacaksın ve grubun 4 kişi olacak dediler. Bunu bana Mesut isimli sivil şahıs söyledi. Süreçten önce sohbetlere katılan ve sonra bırakan bazı isimler vardı, Bu isimler A.K., Y.D. isimli şahıslardır. Yeni grupta ise C.E. ders verecek olan şahıs, H.Ş., S.K. ve ben yer aldık. Genel her hafta grup içinde birimizin evinde toplanıyorduk. Sohbet edip dini konular hakkında görüş alışverişinde bulunuyorduk. Bizim bu grupla Harun isimli sivil bir şahıs ilgilenmeye başladı...' beyanında bulunmak suretiyle 'vekil' kavramının sivil sorumlunun yerine görev yapan sorumlu kişi anlamına geldiği ile anılan iddianamede yer verildiği üzere A.G.nin kendisi hakkındaki 'SAYV' kodlamasının doğruluğunu teyit ettiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İ.B. isimli kişinin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/7/2018 tarihli, E:2016/383, K:2018/235 sayılı kararında İ.K. isimli kişi hakkında verdiği ifadesinde, '2007 veya 2008 yılında olay yeri şube abisi olduğunu, sanığın (İ.K.) grup abisi olarak kendisinin yardımcısı olduğunu' belirtmek suretiyle kendisinin şube abisi olduğunu ve İ.K. isimli şahsın yardımcısı olduğunu ikrar ederken, aynı zamanda İ.K. hakkında düzenlenen 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporunda İ.K.nın 'vekil' olarak kodlandığı yönündeki bilgiyi teyit ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6- Kodlama Verisi Tespitinin Davacı Yönünden Değerlendirmesi </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında 'EA' olarak, 'ALAN' kısmında 'SC' olarak, 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun 'FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri' ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'alan-içi' kategoride, 'EA' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, emniyet personeli olması nedeniyle Anayasal düzene hassasiyetle ve ara vermeksizin sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan davacının, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle Anayasal sadakat bağı koptuğundan, daha sonra, serhat kategorisinde, 'SCD' alt kodu ile kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında davacının 'EA' olarak, raporun 'AD' kısmında ise ' SCD' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SCD' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>57. Danıştay Beşinci Dairesinin 30/9/2024 tarihli ve E.2024/6129, K.2024/13691 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 25/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 Mart Alan' ve 'ALAN' kısımlarında 'DİL' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Ayrıca, davalı idare tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan, davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun incelenmesinden, davacının raporun '2011 ALAN' ve '2012 NİSAN ALAN' kısımlarında 'EA' şeklinde kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için tek başına dikkate alınabilecek somut veri niteliğinde olduğu; öte yandan örgüt tarafından 'EA' koduyla 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmanın, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun, 'EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı." şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, temyiz aşamasında dosyaya sunulan davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun davacıya tebliğ edilip, varsa cevabı alındıktan sonra, davacı hakkındaki 'EA' kodunun ve bu kodun içerisinde yer aldığı kategorinin karşılığı olarak tanımlanan aşama ve faaliyetlerin değerlendirilmesi suretiyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının karara bağlanması gerektiğinden, 'kodlamanın FETÖ mensubu olmayan kişileri belirtmek için kullanılan kodlamalardan olduğu' gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>58. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/9/2024 tarihli ve E.2024/6183, K.2024/13216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, raporun '2015 MART ALAN' kısmında 'SDİL3' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olmasının, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve çoğu zaman örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak gibi faaliyetlerden geçirilmiş olması ve söz konusu bu faaliyetlerde bulunmayı iradi olarak tercih etmesi suretiyle, Dil1 ve Dil2 aşamalarını geçerek 'alan-içi' kategoriye aktarılmaya en yakın aşamaya gelmesini ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'ilgi' kategorisinde 'Dil3' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... örgüt tarafından 'Dil3' kodlamasının karşılığı olan tanımlamanın 'toplantılara katılmak, diğer grup üyeleriyle tanışmak, himmet vermek, çoğu zaman mahrem sorumlu ile tanıştırılmak, alana aktarım aşamasına gelmek, mahrem sorumlu ile tanıştırılmak' hususlarını içerdiği görülmekle birlikte, 'ilgi' kategorisinin yaklaşık 9 aylık süreçte geçirilen Dil1,Dil2 ve Dİl3 safhalarından oluştuğu, bunlardan 'Dil3' safhasının yaklaşık 3 aylık süreye tekabül ettiği, bir kişinin bir sonraki safha olan 'alan-içi' kategorideki bir kod ile kodlanmadıkça, 'Dil3' kategorisi için tanımlanan faaliyetlerin ilk aşamasında mı olduğu, yoksa bu kategori için tanımlanan faaliyetlerin hepsinden geçirilip alana aktarım aşamasına mı geldiğinin tespit edilemediği hususu, bu şekilde kodlanmış kişinin henüz örgütün etki alanı içerisine girmeyip, örgüte kazandırılma aşamasında olduğu hususu ile bir arada değerlendirildiğinde, hakkındaki veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt kısımlarındaki ek verilerle veya bakılmakta olan dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit ile desteklenmedikçe 'Dil3' olarak kodlanmış olmanın tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunda 'SDİL3' olarak kodlandığı ve gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit bulunmadığı görülmekle, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddiyle; dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>59. Danıştay Beşinci Dairesinin 7/3/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/2527 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun 'DERECE 1' kısmında 'SC' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; davacının örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlamış olmasının, daha önce örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlandığını teyit ettiği, 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının ise davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, örgüt tarafından 'alan-içi' kategoride kodlanmış olması nedeniyle, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan ve Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan söz konusu örgüt ile itisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle, Anayasal sadakat bağı kopan davacının, daha sonra çeşitli sebeplerle örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY: </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında, örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'alan-içi' kapsamında kodlanmış iken, daha sonra 'ümit' kapsamında 'C', 'CA', 'CB', 'CC', 'CD', 'CE', 'DA' veya 'DP' olarak; 'serhat' kapsamında 'SC', 'SCA', 'SCB', 'SCC', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>'</i><i>alan içi' kategoride kodlanan ancak çeşitli sebeplerle örgütten ayrılan ve ayrıldıktan sonraki dönemde fiilen temasın kurulmadığını ifade eden 'CD', 'CE', 'DA', 'DP', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' ile kodlanmış olan kişi hakkında, bu kodlamanın aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmadıkça, bu kişinin örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Son olarak, 'ümit' kategorisini tanımlayan 'C' kodu ile 'serhat' kategorisini tanımlayan 'SC' kodlarından birisiyle kodlanan, ancak bu kategoriler içerisindeki alt kodlardan birisiyle kodlandığı bilgisi bulunmayan kişilerin ise, yukarıda değinildiği üzere kişinin örgütle iltisak ve irtibatını gösterdiği değerlendirilen 'CA', 'CB', 'CC' veya 'SCA', 'SCB', 'SCC' alt kodlarıyla mı, yoksa iltisak ve irtibatını göstermeye yeterli görülmeyen 'CD', 'CE','DA', 'DP' veya 'SCD', 'SCE', 'SDA', 'SDP' şeklindeki kodlardan birisiyle mi kodlandığı tespit edilemediğinden, 'C' veya 'SC' ile kodlanmanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe, tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun 'DERECE1' kısmında davacının 'SC' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SC' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin reddiyle, dava konusu işlemin iptali ve işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p><strong>c. Yargılama Usulüne İlişkin Danıştay Kararları </strong></p>

<p>60. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/9/2021 tarihli ve E.2019/2, K.2021/2733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara 11. İdare Mahkemesinin 14/05/2018 tarih ve E:2016/3550, K:2018/1053 sayılı kararında; 25/07/2016 tarih ve 1075 sayılı Bakanlık Oluru ile oluşturulan kurul tarafından davacının durumunun incelenmesi üzerine terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirildiği, yine aynı Bakanlık bünyesinde Başkatip olarak görev yapan davacının eşi </i>[B.D.nin]<i> de kamu görevinden çıkarıldığı, buna karşı açılan davanın da Ankara 15. İdare Mahkemesinin E:2016/3572, K:2018/257 sayılı kararı ile reddedildiğinin görüldüğü, bu durumda davalı idare tarafından 667 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen ve yapılan inceleme ile hakkındaki bu kanaat belirginleşen davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 27/06/2019 tarih ve E:2018/2142, K:2019/1482 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20.maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirmenin gösterildiği, Mahkemece davacının irtibat ve iltisakına yönelik değerlendirmenin dayanaklarının davalı idareden sorulması üzerine, anılan ara karara cevaben söz konusu tespitlerin davalı idarece yargılama esnasında dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespitler değerlendirilmeksizin salt idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu ve aynı Bakanlıkta görev yapan eşinin de kamu görevinden çıkarıldığı, anılan işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, Mahkemece öncelikle; davalı idarece dava dosyasına sunulan, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi, gerek görülmesi halinde yeniden sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>61. Danıştay Beşinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2019/5096, K.2021/3539 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>... Mersin 1. İdare Mahkemesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/963, K:2018/338 sayılı kararında; uyuşmazlık konusu olayda; gerek davacı hakkında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak olup olmadığı hususunun ortaya konulması amacıyla cezai soruşturmanın devam etmesi gerekse de davalı Merkez Bankasınca bu kapsamda yapılan incelemede davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak değerlendirmesini yapması hususunda yetkili Merkez Bankası Yönetim Komitesinin ortak kanaatleri göz önünde bulundurularak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 28/09/2018 tarih ve E:2018/1071, K:2018/1433 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme gösterilmiş ise de; bu değerlendirmenin dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu değerlendirme ve davacı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Öte yandan İdare Mahkemesi tarafından davacı hakkında ceza soruşturmasının devam etmesi hususu ret kararına gerekçe olarak esas alınmış ise de, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sadece bu haliyle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Bu nedenlerle, Mahkemece öncelikle; davalı idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve varsa ceza kovuşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>d. </strong><strong>Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları </strong></p>

<p>62. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen <i>“…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. </i></p>

<p><i>31. Diğer yandan anılan kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu serbestçe gözetecektir. </i></p>

<p><i>33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir. </i></p>

<p><i>37. Ayrıca kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan <i>“…Milli Güvenlik Kurulunca…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>9. Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır. </i></p>

<p><i>12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." </i></p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyeliği, mensubiyeti veya…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir. </i></p>

<p><i>59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir. </i></p>

<p><i>61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."</i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”</i> iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. </i></p>

<p><i>162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır. </i></p>

<p><i>164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>166. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>66. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir. </i></p>

<p><i>77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42). </i></p>

<p><i>78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>... </i></p>

<p><i>111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir. </i></p>

<p><i>112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101). </i></p>

<p><i>113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir. </i></p>

<p><i>116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>67. Sözleşme'nin <i>"Özel ve aile hayatına saygı hakkı"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." </i></p>

<p>68. Sözleşme'nin "<i>Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. </i></p>

<p><i>2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. </i></p>

<p><i>3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir." </i></p>

<p>69. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler. </i></p>

<p><i>2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."</i></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>70. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. <i>C.A. (3), </i>§§ 62-75; <i>Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 53-67.</p>

<p><strong>a. Sözleşme'nin 15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme </strong></p>

<p>71. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye’deki OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 148-162).</p>

<p>72. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon bildiriminde bulunan devletler yönünden <i>ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup olmadığı</i> hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin <i>krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde</i> hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık</i>, B. No: 14553/89, 14554/89, 26/5/1993, § 43).</p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Pişkin/Türkiye</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>73. AİHM <i>Pişkin/Türkiye </i>(B. No: 33399/18, 15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§ 109).</p>

<p>74. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 150-152).</p>

<p>75. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana <i>terörist</i> ve<i> vatan haini</i> olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden de incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 159-166).</p>

<p>76. AİHM, öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 209, 210).</p>

<p>77. Bu bağlamda AİHM; işverenin başvurucunun yasa dışı yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde keyfî müdahaleye karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 218-229).</p>

<p><strong>c. </strong><strong><i>Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>78. <i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna</i> (B. No: 58812/15, 53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır. Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, </i>§§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 203-211).</p>

<p>79. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini vurgulamıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 276, 277). Müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir. AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 292, 293).</p>

<p><strong>d. </strong><strong><i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>80. AİHM, <i>Xhoxhaj/Arnavutluk </i>(B. No: 15227/19, 9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.</p>

<p>81. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 230-353).</p>

<p>82. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 356-364). Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu belirtmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 374-393). Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk,</i> §§ 394-412).</p>

<p>83. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik yapmaktan ömür boyu yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış; başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 413, 414).</p>

<p><strong>e. </strong><strong><i>Naidin/Romanya</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>84. <i>Naidin/Romanya</i> (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele almıştır.</p>

<p>85. Olayda, 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 6-17).</p>

<p>86. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 49-51).</p>

<p>87. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır (<i>Naidin/Romanya, </i>§§ 42-57).</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü </strong></p>

<p>88. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde <i>"15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş</i>" isimli belgeyi yayımlamıştır.</p>

<p>89. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>90. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>91. Başvurucu; kamu görevinden çıkarılmasına dayanak alınan kodlamaların ne şekilde ve kim tarafından oluşturulduğunun bilinmediğini, bu kodlamalar gündeme geldiğinde ortaya atılan en önemli iddialardan birinin FETÖ/PDY yargılamalarını sulandırmak olduğunu belirtmiştir. Hakkında düzenlenmiş olan veri inceleme raporunda EA (örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığını vurgulayan başvurucu aksine <i>ByLock</i> ve benzeri uygulamaları kullanmadığı, Bank Asyaya talimat doğrultusunda para yatırmadığı, çocuklarını FETÖ/PDY iltisaklı okullara göndermediği gibi hususların hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla da sabit olduğunu ifade etmiştir. Yine başvurucu, hakkında düzenlenmiş olan veri inceleme raporunda yer alan "ETÜD: 2015/1" kodlamasının en az irtibat derecesinde bir bağ olarak değerlendirildiğini ancak 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir. Netice itibarıyla başvurucu; kamu görevinden çıkarılmış olması nedeniyle sosyal durumunun ve haklarının zedelendiğini, POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) üzerinden elde edilen verilerden hareketle oluşturulan fişleme evrakına dayanılarak hakkında karar verildiğini vurgulayarak adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>92. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin genel bilgilere yer verilmiş, yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Diğer taraftan İdareden temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur. Başvurucu, bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>a. Uygulanabilirlik Yönünden</strong></p>

<p>93. Anayasa’nın <i>"Özel hayatın gizliliği" </i>başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.</p>

<p>95. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmüştür. Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki durumlara ilişkin olarak da <i>N.E.,</i> <i>A.S. ve Halit İnciroğlu</i> kararlarında detaylı olarak açıklanmıştır (<i>N.E.</i>, §§ 89-99; <i>A.S.</i>, §§ 91-101; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 95-106).</p>

<p>96. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve özel hayatında etki doğuracağının muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru formundaki anlatımları ve FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucunun hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmüştür.</p>

<p>97. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Usulü </strong></p>

<p>98. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği, söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu husustaki detaylı açıklamalar için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 100-108; <i>A.S.</i>, §§ 102-110; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 107-115).</p>

<p>99. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri, olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş; böylece olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde başvurucu hakkında geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).</p>

<p>100. Bu durumda terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 109-114; <i>A.S.</i>, §§ 111-116; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 116-121).</p>

<p><strong>c</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>d. Esas Yönünden</strong></p>

<p>102. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 146; <i>N.E.</i>, § 116; <i>A.S.</i>, § 118; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 123).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı</strong></p>

<p>103. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 196, 197; <i>N.E.</i>, § 117; <i>A.S.</i>, § 119; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 124).</p>

<p>104. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (<i>N.E.</i>, § 118; <i>A.S.</i>, § 120; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 125)</p>

<p>105. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin<i> olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 119; <i>A.S.</i>, § 121; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 126).</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>106. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>107. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 198-201; <i>N.E.</i>, § 121; <i>A.S.</i>, § 123; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 128).</p>

<p>108. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 122; <i>A.S.</i>, § 124; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 129).</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>109. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 203; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 153; <i>N.E.</i>, § 123; <i>A.S.</i>, § 125; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 130).</p>

<p>110. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0NzZkODM3LTg2M2QtNTNiNC05NGIzLTk0YTAzODkxNmQ5NA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.1990/25</a>, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>111. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 155; <i>N.E.</i>, § 125; <i>A.S.</i>, § 127; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 132).</p>

<p>112. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 208; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 156; <i>N.E.</i>, § 126; <i>A.S.</i>, § 128; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 133).</p>

<p>113. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>N.E.</i>, § 127; <i>A.S.</i>, § 129; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 134).</p>

<p>114. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 157; <i>N.E.</i>, § 128; <i>A.S.</i>, § 130; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 135).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>115. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (<i>Ayla Demir İşat, </i>§ 150). Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (<i>N.E.</i>, § 129; <i>A.S.</i>, § 131; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 136).</p>

<p>116. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL'e ilişkin süreçte kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 349; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 152; <i>N.E.</i>, § 130; <i>A.S.</i>, § 132; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 137).</p>

<p>117. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 215; <i>N. E.</i>, § 131; <i>A. S.</i>, § 133; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 138).</p>

<p>118. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 217; <i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 47, 49). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (<i>C.A. (3)</i> § 133; <i>N.E.</i>, § 132; <i>A.S.</i>, § 134; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 139).</p>

<p>119. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi, kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. <i>N.E.</i>, § 133; <i>A.S.</i>, § 135; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 140).</p>

<p>120. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; <i>N.E.</i>, § 134; <i>A.S.</i>, § 136; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 141).</p>

<p>121. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (<i>N.E.</i>, § 135; <i>A.S.</i>, § 137; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 142).</p>

<p>122. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (<i>N.E.</i>, § 136; <i>A.S.</i>, § 138; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 143).</p>

<p>123. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, polis memuru olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 62, 66; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; <i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 26; <i>C.A. (3)</i>, § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (<i>N.E.</i>, § 139; <i>A.S.</i>, § 141; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 146).</p>

<p>124. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde EA (FETÖ içinden olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) şeklinde kodlanmış olmasına dayanılmıştır. Başvurucu hakkında verilen kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda değinilen Bank Asya hesap bilgisinin ise idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle yargısal makamlar yalnızca bahse konu kodlama bilgilerinden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatının olduğu ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>125. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>126. <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan v<i>eri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle v<i>eri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 16-21). Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür (bkz. §§ 25-27).</p>

<p>127. Danıştay kararlarında yer aldığı üzere bahse konu kodlamalarda emniyet teşkilatında yer alan kişilerin "<i>alan dışı", "ilgi", "alan içi", "ümit" ve "serhat"</i> şeklinde beş ana başlık altında kategorize edildiği görülmüştür. <i>Garson</i>'un beyanlarına göre<i> "alan dışı"</i> kategorisi FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan kişileri, <i>ilgi</i> kategorisi nitelikleri itibarıyla FETÖ/PDY'ye katılımının sağlanabileceği düşünülen, nitelikleri itibarıyla görüşülmesi uygun görülen ve alan içi kategorisine alınabileceği değerlendirilen kişileri, "<i>alan içi"</i> kategorisi FETÖ/PDY içinde yer alan kişileri, "<i>ümit"</i> kategorisi bir dönem FETÖ/PDY içinde yer almış fakat sonradan bir sebepten bağlantısını koparmış kişileri, "<i>serhat"</i> kategorisi ise "<i>ümit</i>" kategorisinin özelleştirilmiş bir yan kategorisi olarak 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'den ayrılmış olan kişileri ifade etmektedir.</p>

<p>128. Süreç içinde Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar ve <i>Garson</i>'un beyanları sonucunda bu beş genel kategorinin altında daha hususi hale getirilmiş birçok alt kodun ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan<i> veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamalarla ilgili olarak <i>"Y</i><i>anlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir." </i>şeklinde ibareler olduğu, diğer taraftan bu nevi kodlamaların dijital materyaller üzerindeki teknik çalışmaların ilerlemesi ile düzenlenen <i>veri analiz raporları</i>nda ise yer almadığı görülmektedir. Yine söz konusu kodlamaların içerisinde anlamı birbirine benzer olan kodlamaların bulunduğu, ayrıca bazı kodlamalarda yer alan "<i>X", "S" </i>ve<i> "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 17, 20).</p>

<p>129. Konu ile ilgili olarak Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, <i>Garson</i> tarafından teslim edilen dijital materyallerin Sulh Ceza Hâkimliği kararına istinaden incelenmesi neticesinde anılan kodlama verilerinin tespit edildiği ve bunların hukuka uygun veri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine Danıştayın yaptığı değerlendirmeler de aynı şekilde bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğinde olduğu yönündedir (bkz. §§ 54-59). Bununla birlikte bahse konu kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim vurgulandığı üzere kamu görevinden çıkarma şeklindeki tedbirin durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için de bu yönde bir incelemenin yapılması elzemdir.</p>

<p>130. Öncelikle bahse konu kodlama bilgilerinin yer aldığı dijital materyallerin herhangi bir arama ve elkoyma kararına istinaden ele geçirilmediğini, <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde anılan dijital materyalleri ilgili birimlere teslim ettiğini belirtmek gerekir. <i>Garson</i> aynı zamanda bu dijital materyalleri teslim ettiği tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da bazı beyanlarda bulunmuştur (bkz. § 14). Buna göre <i>Garson</i>, 2011 yılından beri FETÖ/PDY ile ilgili olarak birçok bilgi edindiğini, örgütün özellikle emniyet teşkilatı içinde yer alan birçok mensubu ile ilgili olarak fikir sahibi olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilerin teslim ettiği dijital materyallerde olduğunu dile getiren <i>Garson</i>, şahsen tanıdığı kişileri de bu kartlara kendisinin yazdığını, bu kartlarda bildiği kadarıyla <i>4.700</i> civarında FETÖ mensubu kişinin bilgilerinin olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>131. <i>Garson</i>'un dijital materyalleri teslimiyle başlayan süreçte ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalarda da <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson </i>teslim ettiği dijital materyallerle ilgili olarak sorulan bazı soruları cevaplandırmıştır (bkz. §§ 25-27). Öncelikle <i>Garson</i>'un bu sorulara verdiği <i>bazı verilerde hataların olabileceği</i>ne ilişkin beyanlarının elle veri girişi yapılan her belgede karşılaşılması muhtemel istisnai hatalara yönelik olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında bu muhtemel durumun periyodik olarak güncellenen önceki ve sonraki veriler dikkate alınarak bertaraf edilebileceği, bu yöntemin izlenmesi hâlinde belli bir dönemde yapılan hatanın verilerin genel güvenilirliğine zarar vermemiş olacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>132. Yine <i>Garson</i>, teslim ettiği dijital materyallerdeki kodlamalara yönelik olarak bunların emniyet teşkilatının personel biriminin bire bir kullandığı bir formatın üzerine yazıldığını, teslim ettiği verilere yönelik bazı sorulara cevaben yine emniyetteki bazı birimlerin soruşturmayı derinleştirmek, bütün olarak bakmak için eklediği sütunlar olabileceğini dile getirmiştir. Bunun yanında bahse konu kodlamaların/rumuzların ezberden yazılıp yazılmadığı sorusuna cevaben de <i>Garson</i>, bu işlemi yapan ve FETÖ/PDY bağlantılı olan kişilerin bir Excel belgesine bakarak bu kodlamaları yazdığını beyan etmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün düzenlediği <i>veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamaların yanlış yazılmış olabileceğine yönelik değerlendirme, kodlarının bazılarının anlamlarının birbiriyle benzer olması, bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S" </i>ve<i> "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığına ilişkin tespitler gözönüne alındığında <i>veri inceleme raporları</i>nın hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>133. Bunun yanında bahse konu dijital veriler üzerindeki teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla düzenlenen <i>veri analiz raporları</i> ise daha detaylı veriler içermektedir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında verilen genel bilgilerde bahse konu dijital veriler üzerinde yapılan ilk tespitlerde her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veri özelinde veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığının görüldüğü, yürütülen çalışmalar neticesinde 232 farklı Excel dosyasının tespit edildiği belirtilmiştir (bkz. § 19). Nitekim <i>veri analiz raporları</i>nda kodlamaların anlamlarıyla alakalı olarak yeknesak tanımlamaların ve ilgili kişilerle ilgili olarak farklı dosya yollarından elde edilen farklı listelerdeki kodlamaların birlikte yer alabildiği görülmüştür (bkz. § 21). Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünce olgunlaştırılan söz konusu raporlarda bu kodlamaların yıllara yayılmış şekilde, çok sayıda ve farklı mahrem imamlar tarafından işlendiğinin ortaya konulduğu, bu suretle verilerin karşılaştırılması ve tutarlı olup olmadığı konusunda daha objektif değerlendirme yapma imkânı tanıyan içeriklerin açığa çıkarılmasıyla söz konusu delilin güçlendirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>134. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ya da gruplara ve terör örgütlerine üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (<i>Sinan Ulu</i> [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, § 98; <i>Sümeyra Bakla</i> [GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025, § 100).</p>

<p>135. Bu kapsamda düşünüldüğünde benzer şekilde bir koruma tedbiri olan tutuklamanın hukukiliği iddiasından hareketle bir olayın, olgunun, bilgi ya da belgenin örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak değerlendirilerek kuvvetli suç şüphesinin varlığının ortaya konulması da otomatik olarak aynı olay, olgu, bilgi ya da belgenin iltisak ve irtibatın varlığına yeter nitelikte olduğu anlamına gelmeyecektir.</p>

<p>136. Diğer taraftan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında<i> durumun gerektirdiği ölçüde</i> olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay, olgular ve esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte olması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir ve somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Bu bağlamda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da belirtildiği üzere (bkz. § 50) FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma hâlinin OHAL ilanından çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de gözönünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsayabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>137. Bunun yanında Danıştayın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya ilişkin davalarda verdiği bazı kararlarda, kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bazı durumları FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Yine Danıştay bu yöndeki bozma kararlarında uyuşmazlığın çözümü için verilecek ara kararlarıyla davacıların terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>138. Bakılan uyuşmazlıkta başvurucu, hakkında düzenlenen<i> veri inceleme raporu</i>nda EA ("<i>Örgüt benim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığı yönünde temel bir şikâyet ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan başka bir veri, idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmamıştır. Yine başvurucu, hakkında düzenlenen raporda "ETÜD: 2015/1" kodlaması bağlamında 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>139. Yukarıda da vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Bu bağlamda <i>Garson'un</i> teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>140. Diğer taraftan yine yukarıda vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında <i>veri inceleme raporları</i>ndaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>141. Bununla birlikte son tahlilde ortaya çıkan<i> veri analiz raporları</i>nın ise ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle<i> veri analiz raporları</i>nın tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine <i>veri inceleme raporları</i>nda yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken şey, <i>veri analiz raporları</i>nın zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Diğer yandan Danıştayın idari yargı düzenindeki resen araştırma ilkesinden hareketle benzer şekilde bir araştırma yöntemine ilişkin yol haritasını farklı kararlarında derece mahkemelerine gösterdiği bilinmektedir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>142. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasında ve buna yönelik olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>veri inceleme raporu</i>ndaki verilerin gerekçe gösterildiği ve başkaca bir delile dayanılmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen sorgulama sonucu belgesinde yer alan EA (FETÖ içinde olup<i> "Örgüt benim örgütüm."</i> diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) davanın reddine gerekçe olarak belirtilmekle birlikte başvurucunun iddiaları da gözönüne alınarak anılan kodlamaları teyit edici nitelikte bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen ve farklı listelerdeki kodlama içeriklerini sunma kabiliyetini haiz bir <i>veri analiz raporu</i> da İdareden getirtilerek yargılama safahatında değerlendirilmemiştir. Bunun yanında yine <i>veri inceleme raporu</i>nun sorgulama sonucu kısmında yer alan "<i>ZÜMRE BAŞKANI: SERDAR, ÖĞRETMENİ: HAMZA, ASİL VEKİL: </i>[C.Y.]" gibi kodlama bilgileri de yargısal makamlar tarafından bir değerlendirilmeye tabi tutulmamıştır.</p>

<p>143. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>144. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Masumiyet Karinesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>145. Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde meslekten çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>146. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (<i>Kürşat Eyol </i>[2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>147. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku, kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Özcan Pektaş </i>[1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; <i>Kürşat Eyol</i>, § 30).</p>

<p>148. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (<i>Galip Şahin </i>[1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47).</p>

<p>149. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan ve <i>olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olan bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen <i>devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma</i> ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>150. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>151. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>152. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun<i> ikincil niteliği</i> ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>153. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM</strong></p>

<p>154. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesine, yeniden yargılama yapılmasına ve 50.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>155. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>156. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir. Bu bağlamda yeniden yargılama yapacak olan ilgili idari yargı mercilerince somut başvurudaki hak ihlalinin gerekçesi olarak işaret edilen hususlarda verilerin tutarlılığını ve doğruluğunu ortaya koyacak şekilde yeni gerekçelerin oluşturulması durumunda ancak ihlalin giderilmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p>157. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 25. İdare Mahkemesine (E.2019/1115, K.2020/566) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığı ile Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesine (E.2020/5901, K.2022/3787) ve Danıştay Beşinci Dairesine (E.2022/11942, K.2024/3773) GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>---</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong><strong>D.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/1011)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 26/12/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p><strong>1. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; <i>N.E.</i> [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 5; <i>A.S. </i>[GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; <i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).</p>

<p>7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla <i>halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma,</i> <i>devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma,</i> <i>paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması </i>ve <i>bir terör örgütü </i>olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "<i>Legal Görünümlü İllegal Yapılar"</i> başlığı altında <i>"Paralel Devlet Yapılanması"</i> adıyla yer almıştır (<i>A</i><i>ydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 28, 33; <i>C.A. (3), </i>§ 11; <i>N.E.</i>, § 6; <i>A. S.</i>, § 6; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 7).</p>

<p>8. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (<i>Selçuk Özdemir </i>[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan </i>[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; <i>C.A. (3), </i>§ 12; <i>N.E.</i>, § 7; <i>A.S.</i>, § 7; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 8).</p>

<p>9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (<i>C.A. (3), </i>§ 13; <i>N. E.</i>, § 8; <i>A. S.</i>, § 8; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 9).</p>

<p>10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>(aynı kararda bkz. §§ 47-66) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3), </i>§ 14; <i>N. E.</i>, § 9; <i>A. S.</i>, § 9; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 10).</p>

<p>11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) dair, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 50; <i>C.A. (3), </i>§ 18; <i>N. E.</i>, § 10; <i>A. S.</i>, § 10; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 11).</p>

<p>12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut bunlarla irtibatlı olan kişiler, anılan kanun hükmünde kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.</p>

<p>13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanığın Beyanları ve Kodlamalara İlişkin Bilgiler</strong></p>

<p>14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben 18/4/2017 tarihli yazısıyla FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında<i> Garson</i> kod adlı gizli tanığın (<i>Garson</i>) beyanlarının alındığını ve bu şahsın soruşturma ile ilgili önemli bilgileri içeren iki adet micro SD kartı ve bir adet cep telefonunu teslim ettiğini belirtmiştir. Anılan yazıda bahse konu dijital materyallere el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Bununla birlikte anılan soruşturma kapsamında 18/4/2017 tarihli gizli tanık ifade tutanağına göre <i>Garson'</i>un beyanları şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2011 yılından beri FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak birçok bilgiyi edindim. Bu kapsamda örgütün özellikle Emniyet teşkilatı içerisinde yer alan birçok mensubu ile ilgili fikir sahibiyim. Bu bahsettiğim kişiler ve örgütün hareket ve strateji tarzı ile ilgili ayrıntılı bilgiler size teslim ettiğim SD kartlarda ve yine size teslim ettiğim Samsung A5 marka cep telefonunda mevcuttur. Zaman zaman yapılan toplantılarda örgütün bölge sekreteri olarak tanımladığımız kişiler bu bilgileri getirirlerdi. Ayrıca benim şahsen tanıdığım kişileri de bu kartlara ben yazdım. Bu kartlarda bildiğim kadarıyla 4700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgileri vardır. İlk aklıma gelen kişiler </i>[T.A.]<i> (Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[H.S.]<i> (bu kişi de T.A.dan önce Emniyet teşkilatındaki FETÖ üyesi kişilerin üst düzey sorumlusudur), </i>[M.A.]<i> (İstanbul Emniyet Teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[Y.K.]<i> (İzmir Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur). Söylediğim gibi benzer şekilde binlerce FETÖ mensubu ile ilgili bilgi SD kartta bulunmaktadır. Ben darbe teşebbüsü ve daha önceki süreç içerisinde bu örgütün gerçek yapısını anlayıp devlet için oldukça tehlikeli bir oluşum olduğuna kanaat getirdiğim için kendi irademle başvurma gereği duydum."</i></p>

<p>15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda aktarılan 18/4/2017 tarihli talebine binaen Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) aynı tarihli kararıyla <i>Garson</i> tarafından teslim edilen eşyalara el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından birtakım çalışmalar yapılmış, bu doğrultuda raporlar hazırlanmıştır. Yine buradan hareketle süreç içinde ilgililer hakkında bahse konu kodlamaların yer aldığı bireyselleştirilmiş raporlar tanzim edilmiştir.</p>

<p>16. Yapılan çalışmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilk olarak ilgililer hakkında v<i>eri inceleme raporu</i> adı altında raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında genel mahiyetteki şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince imaj alma işlemi gerçekleştirilen dijital veri üzerinde yapılan incelemelerde, Emniyet Mahrem Yapılanması kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından fişlendiği ve personelin;</i></p>

<p><i>Örgüt mensubunun örgüte bağlılık derecesi, katıldığı örgütsel toplantı sayısı, örgüt evinde kalma durumu ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgütten zaman içinde ayrılmış örgüt eski üyesinin örgüte bakışı, örgüte geri dönme potansiyeli, varsa katıldığı örgütsel toplantı sayısı ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu değilse örgüte bakış açısı, sosyal hayattaki tavrı, yaşam tarzı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu olsun olmasın bazı personelin özel ve meslek hayatına ilişkin kişi özelinde hazırlanmış açıklamaların yer aldığı ve örgüt perspektifiyle çeşitli sistematik kodlar verildiği tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Ele geçirilen örgüte ait dijital veriden alınan imajı verisi içerisinde 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' içerisinde yer alan “TÜM LİSTE” isimli Excel tablosunda, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde: ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli tablolar olduğu görülmüştür. Excel tabloları içerisinde tüm emniyet teşkilatı personelinin yukarıda izah edilen şekilde fişlendiği (kayıt altına alındığı), personelin adının karşısındaki haneye kodlar yazıldığı belirlenmiştir. Amir/memur sınıfı personel ayrılarak ‘A4, A5, B4, B5, SAY, EA, AD, F’ vb. harf ve rakam kodlarıyla yaklaşık 80 kategoride; örgüt üyesi olan/olmayan, örgüte yakın/uzak olan, örgüte zarar verebilecek olan vb. şeklinde tüm EGM personelinin tek tek kayıt altına alındığı görülmüştür. Örgüt üyesi olan EGM personelinin, bağlı olduğu 'Öğretmen, Vekil, Zümre Başkanı' olarak nitelenen örgüt yönetici bilgileri, 'Kurs Taksidi, Ofis, Etüt' adı altında, örgüt üyesi Emniyet Teşkilatı personeli tarafından örgüte aktarılan paralar, örgüt içi faaliyetler vb. detayların bulunduğu görülmüştür. Bu fişleme listelerinde Emniyet Teşkilatı personelinin sicil, isim, TCKN, adres, telefon, eş-çocuk isim bilgileri, özel notlar vb. gibi kişisel bilgiler de yer almaktadır. </i></p>

<p><i>Tabloda 'Tüm liste' olarak belirtilen başlığın tüm EGM personeli, 'Güncel lise' olarak belirtilen başlığın Polis Memuru rütbesindeki güncel personel, 'Tüm Emekli' olarak belirtilen başlığın emekli edilen rütbeli personel olduğu değerlendirilmiştir. Verinin oluşturulduğu tarihteki personelin görev durumu ile güncel görev durumunda (aktif görevli-emekli olup olmaması, rütbe değişikliği ve görev yeri değişikliği vb.) farklılıkların olabildiği görülmüştür. Polis Memurları için 'Güncel lise' verisinin daha detaylı ve güncel bilgiler içerdiği değerlendirilmiştir. ..."</i></p>

<p>17. Öte yandan bahse konu kodlamalardan bazıları ise 22/10/2019 tarihli bir <i>veri inceleme raporu</i>nda şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"0: Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>A: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, (Normalde A'nın yanına rakam yazıldığı, ancak burada eksik yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği </i></p>

<p><i>A?: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan ancak A4 ve A5 derecesine karar verilememiş kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>A5: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>B4: FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL, DİL1, DİL2, DİL3: Emniyet içindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği, (Bu kodun kendi arasında DİL1, DİL2 ve DİL3 olarak kategorilendirildiği görülmüş, kazanılmaya en yakın olanın DİL3 koduyla ifade edildiği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DC: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>E: Farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>F, F1, F2, F3, F4, F5, F6: Farklı hayat görüşünden olan, hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile bağlantısı olmamış, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar verebileceği düşünülen kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY: FETÖ mensubu olup her şeyiyle teslim olan ancak yönecilik vasıfları olmayan polis memurunu ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAYA: FETÖ mensubu olup 'gassalın elindeki meyyit' olarak ifade edilen, zaafları olmayan, her şeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>SC: 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SLM, SM: Yazım yanlışı olabileceği, süreçle alakalı bir kod olduğu ve 17-25 sürecinden önce FETÖ mensubu olan kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SVHT, VHT: Süreçle alakalı bir kod olduğu veya yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>TML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Anılan 22/10/2019 tarihli <i>veri inceleme raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmı olan <i>"Sorgulama Sonucu" </i>başlığı altında özetle şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>TÜM LİSTE </i></p>

<p><i>Sicili ..., </i><i>TCKN ..., Ad ..., Soyad ..., Medeni Durum ..., Rütbe ..., Derece 1: EA, Derece 2: 0 </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE </i></p>

<p><i>Sicili ..., TCKN ..., 2015 Mart Alan: EA, 2015 Mart Alan Dışı: 0, Alan: EA, AD:0, Zaaf:0 ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Rapor, ele geçirilen ve imajı alınan örgüte ait dijital verinin içerisinde bulunan 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' başlığında yer alan 'TÜM LİSTE' isimli excel tablosu içinde, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde bulunan ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli excel sayfalarından, herhangi bir müdahale yapılmaksızın, ilgili personelin sicili karşısında yer alan hücrelerdeki tüm bilgiler aktarılmış, ‘Güncel lise’ ve ‘Tüm Emekli’ sayfasındaki personelin sicil bilgisinden TCKN bilgisi bulunarak rapora eklenmiştir. Sorgulanan personel için sayfa(lar)da birden fazla kayıt olması durumunda tüm kayıtlar ayrı ayrı listelenmiştir. Personel ile ilgili sayfa(lar)da veri olmaması durumunda sadece sayfanın ana başlığı rapora alınmıştır </i></p>

<p><i>İş bu rapor tarafımdan tanzim edilerek imza altına alınmıştır" </i></p>

<p>19. Devam eden süreçte bu kez Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgililer hakkında v<i>eri analiz raporu</i> adı altında daha detaylı raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında yer alan bilgiler şöyledir:</p>

<p><i>"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu) 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanıktan ele geçirilen '…siyah renkli, üzerinde Samsung 32 gb Micro SD HC I, beyaz açık kahve renkli, üzerinde Lexar 1000x 64 gb Micro SD XC II,…' dijital materyaller ile ilgili Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 D.İş kararı kapsamında, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gerekli incelemeler yapılarak, şifresi çözümlenebilen kısıtlı sayıdaki dosya, KOM Daire Başkanlığı’na teslim edilmiş, şifresi çözümlenemeyen alanlarla ilgili çalışmalara da devam edildiği bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Çözümlenebilen alanlardan elde edilen veriler doğrultusunda, EGM personeline ilişkin ‘Veri İnceleme Raporu’ tanzim edilerek ilgili birimlere gönderilmekteyken, dijital materyaller içerisinde yer alan ve şifre çözümlemeleri yapılamayan alanların şifrelerinin çözüldüğü bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile çözümlemesi yapılan yeni alanlarla ilgili çalışmalara KOM Başkanlığı tarafından başlanılmıştır. </i></p>

<p><i>Yapılan ilk tespitlerde; her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veriler özelinde, veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığı görülmüştür. Kıymetlendirme sürecinde yapılan kimlik tespitlerinde, EGM personelinin özlük bilgileri ve aile bilgileri gibi kişisel bilgilerden faydalanılmıştır. (örneğin: excel tabloda erkek personelin gerçek ad bilgisinin baba adı başlıklı sütunda, kadın personel için ise anne adı başlıklı sütununda yer alması; excel tabloda personelin gerçek telefon numarasına ‘11880’, ‘11111’ vb. ekleme/çıkarma yapılarak kaydedilmesi; çalıştığı birim bilgisinin örgüt terminolojisine göre kodlanarak yazılması; mezun olduğu yıl bilgisinin harf/rakamlarla kodlanarak yazılması gibi tekniklerle listelerde yer alan şahısların gerçek kimlik bilgisinin saklanmaya çalışılması.) </i></p>

<p><i>Yapılan çalışmalar neticesinde, EGM personelinin ve listelerde yer alan diğer şahıslara ilişkin kodlama/fişleme verisi olduğu değerlendirilen (232) farklı Excel dosyası tespit edilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili veriler özelinde 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında Gizli Tanık Garson (K)’un beyanı alınmıştır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile EGM personelinin kodlama/fişleme verileri özelinde ‘Veri Analiz Raporu’ formatı oluşturulmuştur. Orijinal veri içerisinde yer alan ilgiliye ait tüm bilgilerin birebir dışa aktarımını sağlayacak (veri tabanı tabloları oluşturma ve modelleme esnasındaki yazılım kuralları zorunlulukları hariç, adli bilişim standartlarına uygun olarak), veri bütünlüğünü de koruyacak model uygulanmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Yine 27/5/2024 tarihli bir <i>veri analiz raporu</i>nda bazı kodlamaların anlamları şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>AD / ALAN DIŞI / DIŞ: Emniyet içindeki örgüt yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerdir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL/İLGİ: Dil ibaresi ile örgüt üyesi olmayan ancak muhafazakar, kazanılabilir olduğu </i></p>

<p><i>değerlendirilerek örgüte dahil etme potansiyeli olduğu düşünülen kişiler belirtilmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL 3/ XDİL3/SDİL3/DİL3?: DİL3 seviyesi, grup toplantılarına katılım sağlamış, diğer grup üyeleriyle ve hatta çoğu zaman mahrem sorumlusu ile de tanışmış, alana aktarım aşamasına gelmiş ancak son noktada örgüt mahrem sorumlusu tarafından ‘bizim’ denilmemiş, henüz alana aktarılmamış kişidir. İlgili kodun ön veya arka kısmına konulan X ve S ibareleri şahıs hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SÖZ: Alan içinde olmayan ve şu anda bir kategori olarak kullanılmayan ancak daha önceki yıllarda örgüt içerisinde DİL3 ile EA arasındaki bir kategoride tasniflenen kişiler için kullanılmış kodlama türüdür. </i></p>

<p><i>A/A?/SA: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>A4/SA4/XA4: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarlarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan kişilerdir. Zaafları yoktur. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>B/B?: Örgüt mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>B4/B4?/SB4/XB4: Örgüt mensubu olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarılarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksiklikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan ve de zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EA/EA?/EŞİT A/EŞİT AĞIRLIK/SEA/XEA/YEA: EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişileridir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY/SAYISAL/SSAY/XSAY: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı ancak vekil olarak grubu idare edeceğine yönelik değerlendirme bulunmayan kişidir. </i></p>

<p><i>SAY A/SAYA/SSAYA/XSAYA/SAY1: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı, gerektiğinde vekil olarak grubu idare edebileceği değerlendirilmiş kişidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten kopmuş olan ancak tekrar örgüte dahil edilmeye çalışılan kişilerdir. "</i></p>

<p>21. Bunun yanında 27/5/2024 tarihli bahse konu <i>veri analiz raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmında ise şifresi çözülen farklı dosyalar içinde ilgili kişinin yer aldığı listeler sıralanmıştır. 27/5/2024 tarihli bu raporda ilgili kişi özelindeki kısımların bazıları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 SONBAHAR LİSTE.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: SÖZ </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...GENEL\PERSONEL\ÇALIŞAN\aralık 2012\OCAK 2013 LİSE LISTE .xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...rar\2013 haziran güncel liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...TÜMÜ LİSE ÖĞRENCİ 1 TEMMUZ - resmi list - Kopya.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 ilkbhar liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: ALAN DIŞI</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...YENİ\PERSONEL\Tüm liste.xlsx </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN: EA </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>ALAN: SC </i></p>

<p><i>AD_: SCB </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Öte yandan süreç içerisinde ortaya çıkan veriler kapsamında yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından <i>Garson'</i>un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda anılan beyanlar Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında şu şekilde aktarılmıştır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen söz konusu kodlama verilerine yönelik olarak verileri teslim eden gizli tanığın 2017/68532 soruşturma sayılı dosyası kapsamında beyanlarına başvurulduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Gizli tanık 'Garson'un 27/04/2017 tarihli beyanında: '…Yaklaşık 8-9 yıl kadar önce de Emniyet mahrem yapısı olarak nitelendirdiğimiz yapıya dahil oldum. Bu yapıyı açıklamam gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Emniyet teşkilatı ile ilgili polis okulları ve polis akademisine girişlerin takibi, giren cemaat mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenerek uygulanması, okuldan mezun olarak emniyet görevlisi sıfatıyla işe başladıktan sonra da bu kişilerin takibini gerçekleştirir, bu doğrultuda toplantılar düzenleyerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirmesine yönelik işlemleri yürütür. Bu kişiler benim dahil olduğum süre zarfında sivil kişilerden oluşmaktaydı. … Mahrem hizmetler yapısı Türkiye genelinde Marmara (İstanbul), Ankara, Ege (İzmir), Gaziantep ve Erzurum olmak üzere 5 bölgeye ayrılmıştı. … Biz mahrem imamlar olarak genellikle Ankara ilinde ayda bir olmak üzere toplantılar düzenlerdik. Aramızdaki irtibatı kendi adımıza kayıtlı olmayan telefon hatları ile çok ayrıntıya girmeden toplantı yerini kararlaştırırdık. Bu toplantılara 5 bölgenin sorumluları olan kişiler katılırdı. Bu toplantılara ben de iştirak etmekteydim. Bu kartlarda ele geçirilen bilgiler bu süreç içerisinde toplantılarda kayıt altına alınan bilgiler ve aynı süreçte öğrenerek kayda geçirdiğim bilgilerdir. Kartların incelemesi ile de anlaşılacağı üzere örgüt tarafından emniyet teşkilatı içeresinde yer alan herkesin yakın veya uzak olup olmadığı, örgüt ile ilgili kanaati, mezhebi, dünya görüşü, siyasi görüşüne göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Bahsettiğim 5 bölge altında kendi içerisinde bu bölgelere bağlı küçük bölge olarak adlandırdığımız alt bölgeler vardır. … Alt bölgelerden toplanan bilgiler, himmet olarak tabir ettiğimiz paralar 5 bölgenin üst düzeydeki temsilcilerine aktarılır, bu şekilde bir bilgi ve maddi kaynak havuzu oluşturulmuştur. Tüm personel ile ilgili bilgiler de bu şekilde kayıt altına alınmış bulunmaktadır…. Güncel Lise Kitabı başlıklı dosyada Türkiye’de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tüm Emekli kitabı listesiyle, bu liste emniyet teşkilatından emekli olan çeşitli rütbelerde olan rütbeli personeli göstermektedir. Tüm Liste kitabı listesiyle, EGM de bulunan tüm personelin FETÖ açısından derecelendirmesini belirtir excel tablosudur. Bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personel yer almakta ve bunlara aşağıda açıklayacağım kodlamalarla bir sistematik kurulmuştur. Bu liste incelendiğinde EGM de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişiler ayırt edilebilir. Bu liste 2016 Nisan ayında hazırlanmış bir listedir…' ..." </i></p>

<p>23. Bununla birlikte yürütülen soruşturma kapsamında incelenen dijital materyal içeriklerinde tespit edilen kodlamalarla ilgili olarak <i>Garson</i>'un Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında da yer verilen beyanları şöyledir:</p>

<p><i>“…Genel olarak EGM personelini örgütsel tasnifleme ile beşe ayırmak mümkündür. Bunlar; ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olarak nitelendirilebilir... </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI; Emniyet Teşkilatında görevli bulunduğu süre zarfında örgüt ile bağlantısı olmayanlar olarak nitelendirilebilir. Özellikle Alan Dışı kısmında yer alan personelin kodlamaları, birlikte çalıştığı alan içinde yer alan örgüt mensubu emniyet teşkilatı personellerinden (EA, SAY, A4, A5, B4, B5 vb. kodlamasına sahip kişiler) alınan bilgiler neticesinde verilmiştir… Ayrıca ilgili personelin hayata bakış açısı, yaşam tarzı, aile yapısı, mezhebi ve inancına ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak kodlama/fişleme yapılmıştır... </i></p>

<p><i>İLGİ; Nitelikleri itibarı ile görüşülmesi uygun görülenlerdir. İlgi alanına aktarılması düşünülen emniyet mensubunun, örgütün mahrem yapılanmasında görev alan mahrem sorumlunun toplantılarına katılan öğrencilerden (Emniyet Personellerinden) alınan bilgiler doğrultusunda, nitelikleri itibari ile görüşülmesi planlanan kişiye öncelikle öğrenciler arasından bir stajyer planlaması yapılır, başlangıçta hedef kişinin bu durumdan haberi dahi olmaz. Stajyer tarafından örgütsel bir sistematik içerisinde hedef şahsın aile yaşantısı, ilişkileri, dünya görüşü ve gündemdeki konulara bakışına kadar birçok konudaki görüşleri hakkında bilgiler toplanır, dini konular hakkında gerekli hassasiyet oluşturularak stajyer ile arasında bir vefa ilişkisi oluşturma anlamında gerekli çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar ilk başta genel olarak insani ilişkiler üzerinden oluşturulur. Bu ilişkiler genel olarak iş yerinde birlikte yemek yeme, çay içme vb. şeklinde olur. Üç veya dört farklı safhada yaklaşık olarak dokuz aylık süreç sonrasında alana aktarımı yapılabilir. Hedef bu ilgilenme sürecinin sonunda alana aktarımı yapılmadan hemen önce, mahrem sorumluyla tanıştırma ve örgütsel toplantılar ile himmet gündeme gelir. İlgi alanındaki öğrencinin alana aktarılması, örgüt mahrem sorumlusunun üst yönetimden takdir alması açısından önemli bir eylemdir. Zaten hedef olarak kendilerine de verilir. Bu nedenle sahada görevli mahrem sorumlular ilgilendikleri öğrencilerin belirli aralıklarla alana aktarımını sağlarlar... </i></p>

<p><i>ALAN İÇİ; Bu kısımda yer alan kodlamalara sahip kişiler, örgütün içerisinde yer alan kişilerdir. Bu alanda bulunanlar belirli bir aşamadan geçtikten sonra bu alana dahil edilir. Burada birden fazla kodlama bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>Alan içinde bulunan örgüt mensupları, örgütün sohbet toplantılarına katılır, himmet verir (özel durumlar hariç) çalışmış olduğu birimdeki diğer personeller hakkında bilgi aktarabilir, eğer KOM, TEM, İstihbarat gibi kritik birimlerde çalışıyor ise örgütün herhangi bir şahıs ile ilgili olarak bilgi alması gerekiyor ise şubesinde bulunan bilgiyi temin ederek kendisinden sorumlu olan abiye aktarabilir, Vekil olarak sorumluluk alabilir. </i></p>

<p><i>Kısacası bu alandaki şahıslar gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik işlemleri yürütür, örgütü tamamen benimsemiş kişilerdir. Bu kişilerin içerisinde, çekirdekten yetişmiş, örgüt tarafından gerek sınav sorularının verilmesi ile gerekse mülakatlarda referans olunmak sureti ile emniyet teşkilatına yerleştirilmiş kişiler olabileceği gibi, örgüt ile okulda veya meslekte tanışarak örgüte katılan kişiler de bulunabilir. </i></p>

<p><i>Örgüt, emniyet teşkilatındaki üst düzey atamaları, emniyet teşkilatı için önemli olan kritik birimlerde çalışacak rütbeli veya rütbesiz personeli genel olarak bu alandan seçerek yerleştirirdi. Çünkü bu alanda yer alan kişiler, yukarıda da açıkladığım gibi örgüt kendisinden bir bilgi isterse yerine getirebilecek durumdaki kişilerdir... </i></p>

<p><i>ÜMİT; Hayatının bir döneminde aidiyet duygusuna sahip olmuş, en az 6 ay boyunca örgütsel toplantılara devam etmiş, örgütün mahremiyetine ve hiyarerşik yapılanmasına dahil olmuş (istişare sistemi-dua namaz-literatür), bu yolda ilerlerken herhangi bir sebepten dolayı, örgütten kopmuş olan şahıslara ÜMİT denir. Örgütün mahrem yapılanması açısından ÜMİT durumuna düşmüş kişiler aşırı derecede önemlidir, ÜMİT konusu ile ilgili olarak hatırladığım kadarıyla özel gündemler oluşturulurdu; ÜMİT konusu ile ilgili olarak örgüt liderine atfedilen 'Beni her vakit kabeye ışınlasanız, bir ümit erinin düzelmesi kadar sevindiremezsiniz. Ümit bağrıma saplanmış bir hançerdir. Çözümü dünyada bulamazsak öbür taraftan getirmeli. Kendi evlatlarımızın kaymaması için nasıl dua ediyorsak, bu işi yapanlar olarak bizde öyle dua etmeliyiz. Normal Müslümanlık performansı yetmez ekstra Müslümanlık ister. Yoğunlaşma olmalı, yeni yöntemler keşfedilmeli, sıfırlama mümkün mü bilmiyorum ama sıfırlama peşinde olalım' şeklinde söylemlerinden bahsedilirdi. Hatta ÜMİT bir kişinin kazanılması ile ilgili nasıl bir yol izlenmesine ilişkin ayrıntılı sunum ve notlar hazırlanırdı. Dijital materyaller içerisinde de bu minvaldeki sunum ve notlarda bulunabilir. Bu noktada şu anda adını hatırlamadığım bir ümitle ilgili olarak kazanılması amacıyla hali hazırda Afrika ülkesinde görevlendirilen bir mahrem sorumlusunun (abi) masrafları karşılanarak getirilmesi ve şahısla görüşme yapılması gündeme alınmıştı. ÜMİT durumunda olan kişi, örgütün mahrem yapısının işleyişini öğrenmiş, mahrem sorumluyu tanıyan ve dolayısı ile örgütsel toplantılara diğer katılanları da bilen bir kişi olması nedeniyle, ÜMİT durumundaki şahsın, örgüte ihanet ederek karşı tarafa geçmesi halinde oluşabilecek durumlara tedbir almak amacıyla ÜMİT konusuna örgütün bu kadar yoğunlaşmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Mahrem yapının işleyişinde, bir kez mahrem sorumluyla tanışıp, örgütsel toplantılara katılan, kendisinden görevinin gereği dışında, örgütün menfaati doğrultusunda iş ve işlem yapması istenilen şahısların, örgütten ayrılması kendisi açısından mümkün ancak örgüt açısından mümkün değildir. En sert şekilde örgütü eleştirerek ayrılan kişiler bile ÜMİT olarak değerlendirilir... </i></p>

<p><i>SERHAT; 17/25 Aralık sürecinden sonra bilhassa polis memuru rütbesindeki personelde korku nedeniyle yoğun şekilde ayrılmalar söz konusu oldu, bu örgütün yine üst düzey bir toplantısında gündeme geldi, o zamana kadar rastlanılmayan şekilde yoğun bir 'ÜMİT' durumu ortaya çıktı. O toplantıda bu kadar çok ÜMİT’in olamayacağı, sürecin normale dönmesi ile pek çoğunun tekrar geri geleceği inancıyla ayrı bir kodlama yapılması gündeme geldi ve 'SÜRECİ' ifade eden 'S' kodu üretildi.” </i></p>

<p>24. Danıştay yaptığı değerlendirmeler neticesinde öncelikle bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek hukuka uygun veri niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır. Bunun yanında Danıştay bahse konu kodlama sistematiğinin varlığına yönelik olarak da bazı kişilerin ifadelerini kararlarına yansıtmıştır. Ayrıca bir emniyet mensubunun <i>alan içi</i> kategorisinde kodlanmış olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 56-59)</p>

<p>25. Devam eden süreçte bazı ağır ceza mahkemeleri tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson</i>'un beyanları alınmıştır. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2016/697 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan 1/6/2018 tarihli duruşmanın tutanağının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Peki bu verilerin güvenliği, güvenilirliği konusunda ne dersiniz? Sağlam mı bu veriler? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım verileri siviller olarak yani 2016 Nisan ayında güncellenmiş en son sivillerle alakalı ama 17-25 Aralık’dan sonra özellikle amir memur kesiminde çok gelmeyen insanlar olduğundan dolayı veya sivilden de insanların ayrılmalarından dolayı özellikle amir memur kısmındaki verilerde </i>[2015]<i>’den sonra problem olabilir, problem derken yani bir insan ismi varsa bu listede vardır ama ne diyebilir ilgili şahıs, ben 17-25’den 2015’den sonra gitmiyordum, bırakmıştım, zaten darbeden sonra hiç gitmiyordum diyebilir, bu söylemler insanların söylemi karşısında mahkemenizin vicdanına kalmış şeyler ama 2015’den sonra bazı şeylerde yani güncellenmesinde kişinin yerinde değişiklik olmuştur güncellenmemiştir, rumuzlar güncellenmemiş olabilir ama bir kişi bu listede varsa onda bir problem yoktur Sayın Başkanım, sivil olarak da amir memur olarak da ama özetlemem gerekiyorsa</i> [2015]<i>’den sonra derse ki bir polis memuru veya bir amir arkadaşımız, kardeşimiz yani ben 2015’den sonra zaten gitmiyordum, irtibatı kopartmıştım derse benim onu iddia ederek yok gidiyor diyecek bir belge yok, çünkü elimdeki belgenin özelliği </i>[2015]’<i>de güncellenmiş bir listeyi teslim ettiğim için onun üzerinden ben yorum yaparak bilgi veriyorum." </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Veri kaynağı olarak diyor bazı bilgiler var ki diyor çocuğunun ikinci ismini diyor dedesi bile unutmuş ama diyor kayıtlarda çıkıyor diyor, acaba diyor bu kayıtları diyor, bu bilgileri diyor POL-NET’ ten mi aldınız diyor? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bizim emniyet mahrem yapı sivil abilerin olduğu liste yapının kendi oluşturduğu bir excel sayfasıdır ama avukat beyin söylemiş olduğu yani tüm emniyet sınıfının dahil olduğu ne kadar emniyet mensubu varsa bu zaten birebir de aynen dendiği gibi yani personel daireden gelmiş, bizlere verilmiş yani idarecilerimiz tarafından getirilmiş formattır, dolayısı ile yani personel dairenin emniyette birebir kullandığı bir formattır yani bizim işimize yarayan kısmı da kesilmiş olabilir ama oradan alınıp getirilmiştir yani öyle bir listedir doğru söylüyor yani. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bazı bilgiler POL-NET’ ten alınmış olabilir diyorsun yani? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Evet. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV.</i> [F.Ç.]<i>: Efendim şimdi tanığı dinledik, tanık kendisinin mahrem imamlar kategorisinde olduğunu ve veri topladığını beyan etti ve bu topladığı verileri de sayman olarak işlediğini. Şimdi bu veri analiz raporlarını incelediğimizde bazı bölümlerde olmuş olabilir ya da işte bu şekilde değerlendirilmiştir gibi ibareler var, şimdi gelen verileri işlediğine göre bu kişilerin hangi kategoriye yazılması gerektiğini biliyor ve işliyor, neden bu şekilde muallak ifadeler kullanılmış? Yani tam anlamıyla bilmiyor mu bu kodların ne anlama geldiğini? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım bir kere ezberden bilemeyiz yani bu orada çok şey var çünkü yani bir amirle memurla alakalı başka mesela F’ler var, başka cemaatlere mültesipliği vardır yani parametre çok geniş olduğu için bu ezberden yapılmaz, bunun bilinenleri nedir ? mesela A5 bilinir, B5 bilinir, sayısal bilinir, sayısal A bilinir ama uzadığı gittiği zaman yani burada diller var, ondan sonra SC ve SCA’ lar yani çok fazla rumuz var, bu rumuzları yazmak için biz ve bizim gibi meslek bu işi yapan arkadaşlar onların hepsinin kayıtlı olmuş olduğu bir</i> [excel]<i> sayfasından bakarak buralara yazılır, yani oradan bu aradaki yani kafadaki karışıklık giderilir yani net yazılmış olur, dolayısı ile ister ben olayım ister başka bir veri toplayan bir kişi olsun bunu ezberden hepsini bilemez ama öne çıkmış olanlar bilinir yani çünkü öncelikle bilinmesi gereken şeylerdir çünkü sizin yol yürüdüğünüz insanlardır, A’dır, B’dir, C’dir bunlar bilinir ama uzaklaşıldığı kadarıyla o şeyler biraz az bilinir çünkü bir defa işlerseniz bir daha hiç kullanmazsınız onları, güncellemezsiniz de çünkü sizin karşınızda olan bir F tekrar sizin içinize gelecek bir insan değildir, işlersiniz biter yani unutulabilir çünkü öbürüyle sürekli iş yapıyorsunuz, bir de verilerin tamamını ben girmiyorum yani hep baştan beri ifade ettim ben bunun bir parçasıyım yani her il de var yani 160-200 dolayında veri giren insan var, dolayısı ile insan hatası da bazen olabilir yani burada bir isim burada varsa sivil olsun amir memur olsun burada bir problem yoktur ama o insanların verilerin güncellenmesinde problem olacağını hep kabul ediyorum çünkü geçenlerde devletimizin de soy ağacında açıkladığı gibi yani insan giriyor dedesi ölmemiş gözüküyor, bu tip teknolojinin getirdiği olabilir ama bir insan bu excelde varsa amir veya memur olarak veya sivil olarak dolayısı ile burada vardır ama ilk bilgilerin de bazı hataları olmuş olabilir, bunu ifade etmemizde fayda var. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.B.]<i>: Bu 160 kişi ile veriyi topladıklarını söyledi, acaba bu veriler içerisinde örgüt mensuplarının örgüt ile olan irtibatlarını gösteren örneğin para vermesinin, konuşmalarına katılmasını, çocuğunun okula gitmesini, bankasya da para olmasını, bylock kullanması gibi, örgüt ile iltisakını gösteren verilerde var mı acaba ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsunuz? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu insanların sohbete gelmesi, para vermesi bu tüm bölgelerde illerde biraz (anlaşılamadı) bırakılmış, format ortada olduğu için dolduran da var, doldurmayan da var ama normalde diyelim insanlar kimin ne kadar para verdiğini, gelip gittiğini görme açısından bunları yazarlar, işlerler buraya, en son soruyu alamadım, kusura bakmayın bir parametre daha vardı. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Diyor ki bylock kullanıp kullanmadığı, işte sohbetlere tamamen katılıp katılmadığı, himmetin hepsini verip vermediği, bankasya da bir irtibatının olup olmadığı, çocuklarını okula yazdırıp yazdırmadığı. </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu başka mahkemelerde de benim karşıma geldi, ben bunu açıklıkla ifade etmem gerekirse doğruluk olarak, doğruluk düzleminde normalde zannedersem kişinin bankasya da parasının bulunması, çocuklarının bizim cemaat okullarına gidiyor olmaması bunlar sonradan ilgili emniyette ki yapının yani Kom çalışıyorsa, Tem çalışırsa bunların eklediği şey olarak düşünüyorum. Yani bylock kullandığı özellikle yani belki biz yazmış olabiliriz onu ama özellikle bankasya da parasının olması hesabının olması veyahutta çocuklarının kurumlara gidiyor olması okullara bununla alakalı bizim takibimiz yoktu, benim verdiğim formatlarda yoktu ama ilgili emniyet biriminin bu boyutlandırmak, yapmak, daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu şeyler olduğunu düşünüyorum özellikle bankasya ile çocuklarla alakalı. Bylocku da tam söyleyemiyorum, (anlaşılamadı) kalıyorum çünkü bylock ID’ leri bazen yazılıyor o da yine büyük ihtimal emniyetteki bazı ilgili birimlerimizin, soruşturmayı derinleştirmek daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu bir şey olabilir yani bir sütun olmuş olabilir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Bunu sorma sebebim şimdi şöyle düşünüyorum ben, bu şahıs gitti emniyete, emniyette açtılar burayı, içine bazı verileri yüklediler, kapattılar. Sonra şahıs bir ay sonra tekrar geldi. Bir ay sonra geldi, teslim etti diyelim bunları. Şimdi ben böyle bir iddiada bulundum, şimdi bu benim iddiam değil mi, bir kişiyim ben. Bunu ben maddi olarak birşeyle delillendiremedikten sonra bunun bir anlamı olmayacaktır değil mi? Şimdi bu adam gelmiş birşeyi iddia ediyor ve kendisinin de bilmediği bir sürü isimleri veriyor bir şekilde. Yani kendisini şöyle söyleyeyim yani kanunlarda ve hukuk içerisinde burada mesela insanlar pandoradan yargılandılar, pandorada ismi var diye yargılandılar. Orada mağduriyetlerini dile getiriyorlar burada, onları yazanlar da var vs vs bunun için savunmalar yapıldı. Bu adamın vermiş olduğu şeyin doğru olduğunu biz nasıl anlayacağız ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? Beyanın var mı bu konuda? </i></p>

<p><i>SANIK</i> [A.A.]:<i> Ben verdim bu kesin doğrudur dediği zaman doğru oluyorsa ben dediğim zaman niye doğru olmayacak? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON : Sayın Başkanım buna akıl yürüttüğümüz zaman benim doğru diyeceğime siz doğru değil diyeceksiniz o zaman şöyle, bir veri toplayan bilgisinin daha devletin ele geçirilmesi lazım, ondan veriyi alması lazım, onu eşleştirmesi lazım, öyle bir pratikteki kimseyi nereden bulucaksınız şimdi, bulamadığınız müddetçe doğru diyeceksiniz. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bunlar kesin delil değil zaten takdiri delil </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Şundan söylüyorum, tüm bu veriler emniyet genel müdürlüğünün </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Senin hakkında bir veri yokmuş zaten herhalde. </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Sonuçta başkanım bunlar emniyet genel müdürlüğünün polnetten aldığı veriler deniyor, sadece buraya üç, beş tane veri eklenerek birşeyler yapıldığı görülüyor. Şimdi ...abinin dediği gibi biz excel tablosunu girdiniz, control F dediğiniz zaman arama yaptığı gibi, control H derseniz de değiştir butonu var. Çok basit, oraya birşey eklediniz, herkese bir şey yazabilirsiniz, ya bu adam yaptıysa böyle birşeyi bunu da şöyle söyleyelim, bugüne kadar ifade veren insanların ifadelerinde okuyoruz, şu şöyledir, bu böyledir ama yüz yüze geldiği zaman konunun öyle olmadığı şeyler de var. Yani şahsın getirileceği devlet olarak ne kadar itimat edeceğiz, benim sorularımın sebebi buydu, bundan dolayı sordum, teşekkür ederim. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>26. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 16/2/2018 tarihli duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Başkan</i> [A.T.]<i>: bu veriler nerelerde, hangi ortamlarda tutuluyordu, yedekleri var mıydı bunların </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim yedekleri var yani olur yani dolayısıyla ben zaten yedekli olarak teslim ettim iki taneydi yani genelde bu veriler kaybolduğu zaman ondan sonra yedekli olur. Ama az önce başta ifade ettiğim gibi bu bilgiler aslında çok insanda vardı yani Türkiye'de çok insan derken bu mahrem yapıyla kıyasladığınız zaman yani mahrem yapıyla ifadeyi yan yana getirdiğiniz zaman insan yoksa bu bir yerde olması lazım. Ama bu bölgelerde, bazen illerde filan da vardı dolayısıyla örneğin ben yani bu verilerimi kaybetmiş olsam 4700'le alakalı Türkiye'nin muhtelif yerindeki arkadaşlarla görüşerek, yazışarak yeniden temin etme imkanım aslında vardı yani bende olan onlarda da var, onda olan bende de var biraz efor sarf ettiğim zaman bende kaybolmuş bilgileri yeniden elde etme imkanım vardı. Ama yedekli çalışılması yine bu zahmete de girmemek için tavsiye edilirdi, saklanması ifade edilirdi. Bunların kendilerine göre güvenlik şifreleri vardı. dolayısıyla herkesin kendine göre sakladığı, muhafaza ettiği, yedekli bir sistemi vardı ama tamamen yedeğini de kaybolduğu bir zamanda Türkiye genelinde ilgili kişilerle görüşerek bunun temin edilmeside zor bir iş değildi. </i></p>

<p><i>Başkan </i>[A.T.]<i>: bazı bilgiler hatalı, eksik olabiliyor mu bu konuda. </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim olabilir o şundan dolayı bilgi hata dediğimiz mesela diyelim ki il İzmir merkezi diyelim Denizli'den bilgi istedi o insanın biraz ihmali varsa hızlı bir şekilde istenmişse bazen excelin acizliğine gelebilecek yani çakıştırma, hızlı yazma yani böyle aşağıya doğru çekme yani çok yani ben teknik olarak bilmiyorum ama aşağı doğru çekildiği zaman bazen yanlış olduğu olabiliyor ama bunlar 2016 Nisan ayında diyorum en son verileri verdiğimizde zaten bu tip yanlışlıklar olduğu zaman biz bunun öncesinde bunları görüyoruz bir şekilde ortaya çıkıyor ama 2016 Nisan ayı artık yeni yeni veriler, veri bilgisi girmediğimiz, veriler, bilgilerin artık donduğu, çok hareket etmediği bir zaman olduğu için yeni bir talep de olmuyordu, yeni bir girişde olmuyordu dolayısıyla o noktada net bilgiydi. Ama önceki zamana gittiğimiz zaman yer yer eksiklikler olabiliyordu yani sizin eski verilerde beşyüz personel varmış şimdi 400 tane girmişiniz dediğimiz zaman o 100 tane tekrar unutulmuş, ihmale gelmiş yani hızlı bir şekilde gönderildiği için diye ikaz edildiği zaman o bilgiler tekrar gelme imkanı vardı. Ama 2016 Nisan ayı son güncellemenin olduğu aydı daha sonra bir güncelleme yapılmadı. Dolayısıyla bu bilgiler benim kanaatime göre net bilgilerdi efendim."</i></p>

<p>27. Yine Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 21/9/2018 tarihli duruşmanın SEGBİS çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i> : Peki bunların güvenirliği nedir? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Sayın başkanım normalde bu listede gerek polis, gerek amir, gerekse sivil mahrem abi listede varsa bu kişi reelde vardır. Ama 81 ilde veri toplayan kişileri de göz önünde bulundurduğunuz zaman insan faktörünü yani bu kişilerin bazı telefon bilgileri yanlış olabilir. Bu yanlışın sebebi o veriyi veren birebirde bizim sorduğumuz kişide yanlış vermiş olabilir Tc’sini eksik vermiş olabilir yani bu toplandığında, istendiğinde.</i> <i>Veyahut da bu kişilerin excelin acizliğine uğramış, bunu çekmiş te olabilir. Bizim burdaki esas şeyimiz listede bu x şahsı var mı? Bu şahıs yerinde mi başka ile bir tayin oldu mu, gitti mi buna bakarız. Yani bizim için. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Anladım. Peki </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Ama burda plakası eksikti, telefonu eksikliği çok bizim takıldığımız, takip ettiğimiz şeyler değildi. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Peki şunu sormak istiyorum sizin yani bize gelen bazı beyanlarda, sorularda benim müvekkilim veyahut da ben yanlışlıkla bu listeye yazıldım. Beni karıştırmış diyenler var öyle bir karışmanın veyahut da hatanın olma ihtimali var mı sizin tuttuğunuz kayıtlarda bu kişinin mutlaka, bu kişi mutlaka Fetö/ Pdy örgütünün içerisinde midir yani sizin sd’de tuttuğunuz. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Evet ... sayın başkanım. Bunlar reelde olan kişilerdir çünkü bunları biz teslim etmeden bunları …(anlaşılmadı) yapıyoruz, bunlarla iş yapıyoruz eğer burda bir insanın burdan maksat sulandırılma, karıştırılma, bunu ekleme, çıkarma, yanlışlıkla yazılma gibi şeylerden yola çıkarsak zaten biz o düz zeminde işimizi yapamayız ki böyle yanlışlıklar olduğu zamanda benim gibi bu listeyi takip eden insanlar bugün olmasa bile yarın onun farkına varacağından dolayı böyle bir yanlışlık zaten yolda yürürken takip edilir, bulunur ki bunlara da ben çok şahit olmadım. dolayısıyla buraya yazılan şeyler gerçek kişilerdir. Ama dediğiniz gibi bir ildeki bir kişi o şahsın bilgilerini ihmalkarlığından olabilir, yanlış yazmış olabilir, eksik yazmış olabilir. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: …(anlaşılmadı) Yani şunu sormuyorum ben size isim yazıldı yani o isim diğer bilgilerle o kişiyse bu adamın örgüt dışı birisi olup olmadığı veyahut da mutlaka sizin örgüttendir diye bir durum var mı yoksa hatayen oraya yazılma gibi bir ihtimali var mı? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Yok hatayen bir yazılma ihtimali olmaz sayın başkanım." </i></p>

<p><strong>B. Somut Olay Bilgisi </strong></p>

<p>28. Başvurucu, Antalya'nın Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğünde ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğundan bahisle ve 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (677 sayılı KHK) ekli (3) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. OHAL Komisyonu 26/2/2019 tarihinde anılan başvuruyu reddetmiştir. Kararın<i> ''İnceleme''</i> başlığı altında başvurucu hakkında devam eden ceza yargılamasında başvurucunun ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY aleyhine bir raporu işleme almadığı hususunun tanık beyanıyla sabit olduğu, FETÖ/PDY tepe yöneticilerinden Ö.A. adına kayıtlı hat üzerinden on adet mesajlaşma kaydının bulunduğu, personel bilgi dosyasında başvurucu hakkında üst amir kanaati olarak FETÖ/PDY ile kuvvetli iltisak ve irtibatının bulunduğu yönünde görüş bildirildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yine aynı başlık altında Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçirilen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda A4 (FETÖ/PDY'ye mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan) seviyesinde kodlanmış olduğuna yönelik tespit aktarılmıştır.</p>

<p>30. Netice itibarıyla OHAL Komisyonunun anılan kararının başvurunun değerlendirilmesi kısmında, başvurucunun FETÖ/PDY örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının ve diğer tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu ve başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>31. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu ilk olarak hakkında devam eden ceza yargılamasının bulunduğunu ve bu yargılama sonucunda beraat edeceğinin kuvvetle muhtemel olduğunu belirtmiştir. FETÖ/PDY aleyhine işleme almadığı bir evrakın olmadığını, mesajlaşma kaydının olduğu belirtilen Ö.A.nın da kim olduğunu bilmediğini vurgulayan başvurucu, üst amir kanaatinin de delil olarak değerlendirilemeyeceğini dile getirmiştir. Öte yandan başvurucu A4 olarak kodlanmış olmasının uydurulmuş bir belgeye dayalı olduğunu, buradaki kişisel bilgilerin Emniyet POL-NET personel bilgi sisteminde var olan bilgiler olduğunu, FETÖ/PDY mensuplarının kritik birimlerde çalışmış olması nedeniyle bu bilgilere ulaşmalarının zor olmadığını, bu kodlamaların delil olarak kullanılamayacağını ifade etmiştir.</p>

<p>32. İçişleri Bakanlığı (İdare) tarafından dava dosyasına sunulan savunmada 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL süreci aktarılmış, FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin hususlara değinilmiştir. Bunun yanında başvurucu hakkında düzenlenmiş olan <i>veri inceleme raporu</i>nda emniyet teşkilatına yönelik olarak ele geçen kodlama bilgilerine yer verilmiş, buna göre <i>"A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi ifade ettiği; DERECE 1: Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen harf kodları; DERECE 2: Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen 2. kademe harf kodları"</i> şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Öte yandan bahse konu <i>veri inceleme raporu</i>nun sorgulama sonucu kısmında başvurucu hakkında <i>"DERECE 1: A4; DERECE 2: A4"</i> şeklinde kodlamalar yer almaktadır.</p>

<p>33. Ankara 22. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) dava devam ederken 28/2/2020 tarihli ara kararıyla UYAP üzerinden temin edilen başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısına ve örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunduğuna yönelik tanık ifadelerinin başvurucuya gönderilmesine ve bunlara karşı beyanlarını dosyaya sunması için başvurucuya on beş gün süre verilmesine karar vermiştir. Başvurucu bu ara kararına yönelik cevap dilekçesinde özetle ifade sahipleri ile aralarında husumet bulunduğunu, beyanlarının gerçeği yansıtmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>34. İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Öte yandan başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) dosyasında bulunduğu belirtilen tanık beyanlarına yer verilmiştir. Anılan beyanlar şöyledir:</p>

<p>"...<i>Tanık</i> [A.K.] <i>Beyanında; '2012 yılında Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğüne atama geldim, burada çalışmaya başladım, 2014 şubat ayında CİMER başvurumda isimlerini verdiğim kişiler Aksu İlçe Emniyette bulundukları yerlerden gönderildiler, gönderilme sebepleri dönemki adıyla cemaatle olan ilişkileriydi, hatta ilçe emniyet müdürü olan </i>[E.İ.]<i> bey bu kişiler kesinlikle bilgisayar başında olmayacak, bilgisayara oturmayacak diye sözlü olarak talimat vermişti, ben</i> [O.Ş.nin]<i> söylemlerine bu tarihten itibaren tanık oldum, kendisi Aksu İlçe Emniyetin sorumlusu gibi davranırdı, atamaları, görevlendirmeleri idare etmeye çalışırdı, bunu söylemlerinde de açıkça söylerdi, kısa bir süre sonra D.D. isimli kişi de müdür yardımcısı olarak atandı, D. D. ve </i>[O.Ş.]<i> birbirlerine çok yakın ve iyi görüşen iki kişiydi, D. D. ilçe emniyet müdürünün sözlü talimatına rağmen yavaş yavaş sahte gerekçeler uydurarak ilçeye dışarıdan gelen kişileri şubelerde görevlendirmeye başladı, bizleri şube dışına çıkarmaya başladılar, ben </i>[O.Ş.]<i> hakkında sizin hangi cemaate dahil olduğunuzu, arkanızda hangi cemaat olduğunu bilerek şikayetçi olduğumda D. D. araya aracı koyarak benden bu şikayetimi geri almamı, aksi halde hakkımda iyi olmayacağını bana iletti, bunu yine FETÖ'den ihraç olan müdür yardımcısı </i>[A.D.nin]<i> aracılığıyla yaptı,</i> [T.K.yla]<i> da </i>[O.Ş.] <i>oldukça iyi görüşürlerdi, mesai içerisinde kapıyı kapatıp uzun süre birlikte görüşürlerdi, bunlara yönelik elimde somut bir şey yoktur, ancak olayları biliyorum, anlattığım şekildedir' şeklinde beyanda bulunmuştur....Sanık D. D.müdafi Av. Hasan Atalay Gök'ün talebi üzerine tanıktan sorulduğunda: 'sistematik baskıdan kastım şudur, en ufak bir hatamızda, yani kendilerinden olmayan insanların yaptığı bir hatada her türlü zulmü yaptılar, yani işe geç kaldığımızda her türlü soruşturmayı açarım dediler, anksiyete hastalığım oldu, bu yüzden silahımı aldılar, benim bu yönden üzerime baskı yapıp piskolojik olarak yıpratınca devlet hastanesinden rapor aldım' şeklinde beyanda bulunmuştur... </i></p>

<p><i>Tanık </i>[A.K.E.] <i>Beyanında: 'Sanık D.D. Antalya Aksu İlçe Emniyet Müdür Yardımcılığı görevini yapmaktaydı, polis memuru </i>[Ö.Ş.ye] <i>tanzim ettiğim rapordan sonra tarafıma karşı uzun bir süre katı bir tutum içerisinde olmuş, yine polis merkez amirliği görevini emniyet amiri</i> [A.Y.]<i> ile birlikte polis memuru </i>[Ö.Ş.ye]<i> herhangi bir işlem yapmamış, bu polis memurunun görev yerinin değiştirilmesini istememe rağmen yaklaşık 9 aylık süre zarfında grubumun karşılığı olan görev teslimi yaptığımız grupta mukayit olarak görevlendirilmiş ve görevlerini yapmamışlardır, söyleyeceklerim bundan ibarettir'</i><i> şeklinde beyanda bulunmuştur.</i>"</p>

<p>35. Netice itibarıyla İdare Mahkemesi başvurucu hakkındaki bahse konu tanık beyanlarını, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlamalarda A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olmasını değerlendirerek başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde yer aldığı ve FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>36. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, önceki beyanlarını tekrar etmekle birlikte, ifade sahipleri A.K.E. ile A.K.nın tanık değil kendisi ile ilgili olarak şikâyetçi pozisyonunda olduğunu, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olduklarına ilişkin beyanlarının olmadığını, beyanlarının asılsız, soyut ve hasmane tutum içinde verildiğini vurgulamıştır. Yine başvurucu, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlamalarda hataların olduğunu, bu kodlamaların geçerliliğinin bulunmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>37. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi (Daire) 16/3/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>38. Başvurucu bu karara karşı önceki iddialarını yineleyerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 2/11/2022 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>39. Nihai karar 20/12/2022 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.</p>

<p>40. Öte yandan Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürütülen yargılama sonucunda 10/10/2019 tarihinde başvurucunun 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan kararda <i>Garson</i>'un vermiş olduğu hafıza kartı içerisindeki dijital verilerin incelenmesi sonucu düzenlenen veri inceleme raporuna göre başvurucunun tüm liste içinde<i> ''Derece 1 A4''</i>,<i> ''Derece 2 A4''</i> olarak kodlandığı, A4 kodunun<i> "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi"</i> ifade ettiği belirtilmiştir. Bununla birlikte tanıklar A.K. ve A.K.E.nin beyanları değerlendirilerek başvurucunun FETÖ/PDY bağlılığını ve örgütün amacı doğrultusunda faaliyetlerini ortaya koyan eylemlerinin bulunduğu ifade edilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusunun 24/12/2020 tarihinde esastan reddine karar vermiştir. Başvurucunun bu karara karşı yapmış olduğu temyiz başvurusu hakkında ise henüz bir karar verilmemiştir.</p>

<p>41. Bununla birlikte başvurucu hakkında bahse konu ceza kovuşturması öncesinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenmiş olan 7/2/2018 tarihli iddianamede 10/9/2015 tarihinde Başpolis Memuru A.K.E.nin düzenlediği raporda; polis memuru Ö.Ş.nin, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği, FETÖ/PDY'yi öven ve savunan konuşmalarının olduğunu belirttiği ancak Aksu İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı D. D.’ın tanzim edilen rapora herhangi bir işlem yaptırmadığı iddiası ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı tarafından 3/7/2017 tarihli raporun düzenlendiği ifade edilmiştir. Bu raporda yer verilen H.K. isimli emniyet görevlisinin<i> “Başpolis Memuru </i>[A.K.E]<i> tarafından tutulan raporu alarak ilçe Emniyet Müdür Yardımcısı D. D.’a çıkardığını, D. D.’ın kendisine İlçe Emniyet Müdürü ile görüştükten sonra kendisi ile tekrar görüşeceğini söylediğini, İlçe Emniyet Müdürü ile görüşüp görüşmediğini bilmediğini ancak birkaç gün sonra kendisine karakol amiri konuyu halledecek, rapor bu şekilde dursun hiçbir yere yazılmasın işlem yapılmasın diyerek raporu kendisine verdiği"</i> şeklinde beyanda bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>42. 677 sayılı KHK'nın <i>"Kamu personeline ilişkin tedbirler" </i>başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c) Ekli (3) sayılı listede yer alan kişiler Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır.Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Jandarma Genel Komutanlığı teşkilatından, Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından ve kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."</i></p>

<p>43. 677 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7083 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>44. 685 sayılı KHK'nın <i>"Komisyonun oluşumu" </i>başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."</i></p>

<p>45. 685 sayılı KHK'nın <i>"Yargı denetimi" </i>başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir."</i></p>

<p>46. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. İlgili Yargı Kararları</strong></p>

<p><strong>a. FETÖ/PDY'nin Yapısına İlişkin Kararlar </strong></p>

<p>47. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. </i></p>

<p><i>İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur. </i></p>

<p><i>Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; </i></p>

<p><i>'Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!' </i></p>

<p><i>'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.' </i></p>

<p><i>'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.' </i></p>

<p><i>'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' </i></p>

<p><i>'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' </i></p>

<p><i>'Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız...' </i></p>

<p><i>'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir." </i></p>

<p>48. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. <i>Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc3YjdjYWFhLWEwMzYtMWMyMS1mMDQwLWRkNTUwZGJkYzExOQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2018/24245</a>, 8/10/2020, § 63.</p>

<p>49. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında <i>"FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" </i>başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim</i> [2014 tarihli HSYK seçimi] <i>süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘</i>[İ.Ç.] <i>Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday </i>[İ.Ç.]<i>yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim … Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.' </i></p>

<p><i>Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. </i></p>

<p><i>Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi' şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir." </i></p>

<p>50. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025 tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün, büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın, 21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir.</i></p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanıktan Ele Geçen Kodlamalara İlişkin Kararlar </strong></p>

<p><strong>i. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları </strong></p>

<p>51. Anayasa Mahkemesinin <i>Ulvi Kün</i> ([1. B.], B. No: 2016/72052, 10/12/2019) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>38. Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile irtibatlı HTS kayıtlarına ve istihbarat raporlarına atıf yapılmıştır ... </i></p>

<p><i>39. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, 2004-2010 yılları arasında ABD'de eğitim görmesine, başvurucunun çalıştığı birimlere ve aldığı eğitimlere, mesai arkadaşları nezdinde ve çevresinde yapılan araştırma sonucu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirmesine dayanılmıştır. Bunların haricinde mahkûmiyet kararında da atıf yapılan H.Ö. adlı kişiye ait 7/3/2017 tarihli tanık ifadesi ve 7/3/2018 tarihli Veri İnceleme Raporu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>40. Başvurucu hakkındaki veri inceleme raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen emniyet mahrem yapılanması soruşturmasında Garson kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu Micro SD kart içeriğindeki bilgilere istinaden hazırlanmıştır. Bu Micro SD kart içinde FETÖ/PDY tarafından emniyet personeli ile ilgili yapılan fişleme kayıtlarının bulunduğu ve örgüt perspektifiyle örgüte bağlılık düzeyine göre emniyet personeline bazı kodların verildiği belirtilmiştir. Veri inceleme raporunda başvurucunun 'FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi' ifade eden A4 koduyla kodlandığı açıklanmıştır. FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurumlarında örgütlendiği ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet birimleri, yargı organları ve istihbarat birimlerinde örgütlenmeye özel bir önem verdiği ve bu yerlerin mahrem alanlar olarak ifade edildiği bilinmektedir. Yine FETÖ/PDY'nin bu alanlarda görev yapan mensuplarının örgüt içindeki yapılanmada sivil imamlara bağlı olarak faaliyette bulundukları birçok soruşturma ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Bu kapsamda emniyet müdürü olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkındaki veri inceleme raporuna esas dijital verinin (Micro SD kartın) FETÖ/PDY'nin emniyet teşkilatından sorumlu sivil imamları tarafından ülke çapında emniyet personeli hakkında düzenlenmiş olan birtakım kayıt ve kodları içerdiğinin ve bir gizli tanık tarafından soruşturma mercilerine verildiğinin belirtilmesi karşısında bu dijital veri içinde yer alan başvurucuyla ilgili bilgi ve olguların somut olayın koşullarında FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim anılan dijital verideki olguların Yargıtay tarafından da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak kabul edildiğine işaret eden yargısal kararlar mevcuttur..."</i></p>

<p>52. Anayasa Mahkemesinin <i>Hasan Hüseyin Özan</i> ([1. B.], B. No: 2022/103754, 27/5/2025) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve diğer anayasal hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>31. Bölge Adliye Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne esas aldığı tanık Y.R.nin ifadesinde, başvurucuyu 2012-2013 yıllarında birkaç kez sohbet toplantılarında gördüğünü, başvurucunun toplantılarda para verdiğini görmediği yönündeki beyanları karşısında toplantıların örgütsel niteliğine ve Yargıtayca kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam edip etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. </i></p>

<p><i>32. Yargıtay uygulamasında ise sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde 'B4' olarak kodlanması mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararı; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/2/2025 tarihli ve E.2022/11020, K.2025/2707 sayılı kararı.) </i></p>

<p><i>33. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tanık Y.R.nın beyanlarında bahsedilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin -gerçekleştirildiği tarih dikkate alındığında- neden örgütsel nitelikte bir faaliyet olarak kabul edildiğine dair herhangi bir izahat yapılmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle sohbet adı altındaki toplantılara katılması şeklinde mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği somut olayda gösterilememiştir. SD karttan elde edilen verilerle ilgili olarak yeteri kadar araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır.</i>"</p>

<p>53. Anayasa Mahkemesinin<i> H.K.</i> ([1. B.], B. No: 2021/30997, 11/6/2024) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru; kanun yolu incelemesi aşamasında ileri sürülen, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; mahkûmiyet kararında tanık İ.K.nın beyanlarına, Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen hafıza kartında yer alan ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından sınıflandırıldığı listede başvurucunun 'DERECE2:B4 (FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi)' olarak sınıflandırılmasına, terör örgütünün tepe yönetiminde yer alan O.H.Ö.nün kullandığı 0 506 ... 46 numaralı GSM hattından 25/5/2009 günü saat 17.15.04'te 36 saniyelik görüşme kaydının bulunmasına dayanmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>14. Başvurucu, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartı içindeki verilerin kanuna aykırı şekilde elde edilmesi ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür ... </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>17. Başvuru konusu olayda gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartında yer alan bilgilerin incelenmesi ve anlamlandırılması sonucunda hazırlanan veri inceleme raporuna, tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak başvurucunun mahkȗmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu; hafıza kartının elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olduğunu, bu delilin hükme esas alınamayacağını genel ve soyut ifadelerle ileri sürmüş ancak delilin hangi nedenle hukuka aykırı olduğuna yönelik bir açıklama yapmamıştır. Diğer bir ifadeyle somut olayın koşullarında başvurucunun bu delilin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte bir şikâyeti yoktur. Anılan delilin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda somut olayda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılması gerekir." </i></p>

<p><strong>ii. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>54. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Veri İnceleme Raporunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık hakkında 'FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan' kişileri ifade eden (B4) kodu ile kodlandığının belirtilmesi karşısında, ilgili birimlere yazı yazılarak gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde sanık hakkında güncel liste bilgilerinin bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak varsa dosya içerisine getirtilmesi, ayrıca güncel liste bilgilerinde sanığın öğretmeni ve zümre başkanı olarak belirtilen şahısların açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediği araştırılarak, tespit edilmesi halinde ilgili dava dosyaların onaylı suretlerinin getirtilip incelenmesi ile söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, </i>[bozmayı gerektirmiştir.]</p>

<p><i>..." </i></p>

<p>55. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2023 tarihli ve E.2022/32832, K.2023/10379 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas sayılı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere ilişkin raporların, müsnet suç yönünden; gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu belirlenmekle, </i></p>

<p><i>Dosya içerisinde yer alan örgüt mensubu gizli tanık Garson'dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Veri İnceleme Raporuna göre, sanığa ilişkin 'DERECE 1' ve '2015 MART ALAN' başlıklarının 'FETÖ içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağırıldığında gelme-sigara, karşı cins-namaz)' kişileri ifade eden 'EA' koduna, 'ALAN' başlığının '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama' anlamına gelen 'SC' koduna, 'AD' başlığının ise '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişiler' anlamına gelen 'SCC' koduna karşılık geldiği şeklindeki bilgilerin bulunması karşısında, sanığın örgütün operasyonel faaliyetlerinin başlamasından ve görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra da örgütsel bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle kamuoyunda, yazılı ve görsel basında Garson adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde yeni bilgilerin elde edildiğinin ve şifreli dokümanların çözümlendiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle yeniden ilgili makamlara yazı yazılarak sanık hakkında güncellenmiş bilgiler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve var ise dosya içerisine getirtilmesi, anılan raporda 'öğretmeni' olarak yer alan 'HAMİT' isimli şahsın ve vekil numarasının '162601' olduğunun belirtilmiş olması dikkate alınarak 162601 sicil numaralı polis memurunun gerçek kimlikleri tespit edilip, söz konusu şahıslara ve ayrıca -162601 sicil numaralı polis memurunun</i> [H.U.]<i> isimli şahıs olmadığının tespiti halinde- aynı Raporda 'vekili' olarak yer alan</i> [H.U.ya]<i> yönelik silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının belirlenmesi, var ise söz konusu şahısların tüm aşama ifadelerinin ve veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında, KOM ve TEM Daire Başkanlıkları nezdindeki tanık beyanlarını içeren veri bankası ile ByLock veri havuzunda sanık ile ilgili başkaca bir beyan yahut delil olup olmadığının tespit edilmesi, elde edilecek tüm delillerin ve hükümden sonra dosyaya UYAP sistemi üzerinden 14.10.2021 tarihinde gelen</i> [H.M.Ö.nün]<i> ve elde edilecek tüm diğer delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması ve var ise beyanda bulunan şahısların mahkeme huzurunda beyanlarının alınması neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>iii. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>56. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>3- Kodlama Sistematiğinin İşleyine Dair Diğer Beyanlar </i></p>

<p><i>UYAP üzerinden erişilen ceza yargılaması kayıtlarının incelenmesinden, örgüt tarafından oluşturulan kodlama verilerinin anlamlandırılmasına yönelik olarak, gizli tanık Garson tarafından ifade edilen bilgiler ile örtüşen beyanlar bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18927 sayılı soruşturması kapsamında, M.K.’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan 05/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Benim grubumda yer alanların tamamı polis memuruydu. Çoğunluğu karakol ve asayiş birimlerinde çalışan sivil ve resmi polislerdi. KOM, TEM, İstihbarat birimleri ile rütbeli personeller özel birim olarak kabul edilir bunların sohbet verenleri de özel olarak seçilirdi o yüzden benim grubumda bu kişiler yoktu. Biz hatta bu sohbet veren kişilerinde kim olduğunu bilmezdik. O birimlerin ayrı ayrı kodları olur. Örneğin İngilizce Coğrafya Tarih gibi kod isimleri farklı verirdi. Ancak benim ilgilendiğim polislerin bir kodlaması varmı yokmu bilmiyorum. Çünkü bizim bölümlerimiz kritik bölümler değildi. İ.T. 2013-2014 ortalarına kadar bizden sorumlu idi. 2014 ten sonra Hacılarda Sosyal Bilgiler öğretmeni olan BEYAZIT kod adlı B.E. geldi. Bu sorumlularda bir flash bellek bulunur bu flash belleklerin kod adı YGS dir. Flash Bellek içerinde kim hangi bölüme bakıyor ilgilendikleri kişiler kimlerdir. Bu kişilerin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerde sohbetlere katılan her bireyin mesleki ailevi ve kişisel iletişim bilgileri, bu kişileri ilgi alanları zaafları özel yetenekleri eğitim bilgileri hangi alanda kullanılabileceği, örgüte ne kadar himmet verdiği, ne kadar yardım yapabileceği bilgileri ile kimlerin cemaate dahil edilebileceği yeni atanan tüm memurların kişisel bilgileri bu memurlardan cemaate dahil edilebilecekler ve edilemeyeceklerin başka cemaatlerle ilgisi bulunanların bilgileri yer alır. Bu kişilere sınıflama kodu verilir. Sınıflama kodunda 1 Kodlu kişiler cemaate gelmeyen ancak gelme ihtimali olan özellikteki kişileri gösterir 3 Kodlu kişiler Cemaat sohbetlerine düzenli katılan kişileri gösterir, 4 KOD lu kişiler Sohbetlere düzenli gelmekle birlikte himmet ve yardımlarını düzenli yapan kişileri gösterir bu kişilere Eşit Ağırlıklı (EA) Kodu da denilir, 5 Kodlu kişiler Aktif olarak örgütçe görevlendirilebilecek kadar örgüte sadık kişileri gösterir, 5 Kodununda bölümleri vardır örneğin 5 A Kodlu kişi listesi Sorgusuz bütün verilen görevleri yapabilecek kişileri gösteren listedir. Ben bu listeyi B.E. nda gördüm bana göstermesinin nedeni de bir gün benden sohbet verdiğim kişilerle ilgili detaylı özel hayatı gerektiren bilgiler sorunca ben de neden böle bir soru soruyorsun dediğimde kendisi İnternet Bağlantısı olmayan sadece bu flaşın takılı bulunduğu ve kendi sorumluluğunda bulunan bilgisayara bu flaşı taktı ve bana bu bilgileri gösterdi. Hatta kendimi bu listede 5. KOD da gördüm. Bu flaş bellek her bilgisayarda çalışmaz TRUECRYPT denilen Disk şifreleme programı ile çalışmaktadır. Bu program yine hem flashta olmalı hem bilgisayarda olmalıdır aksi takdirde bu flash yine kullanılamaz. Bana gösterdiği EXCELL formatlı bu listede sadece benim bilgilerimin yerini bana gösterdi. Bu listede benim sohbet verdiğim Kayseri deki tüm polis memurları bu listede benim ismimin altında yer alıyordu. Bu sistemi kimseye göstermezler gizliliği için çok büyük çaba sarfederlerdi.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle kendisinin 5. derecede kodlandığını ikrar suretiyle teyit etmesinin yanı sıra, örgütün kodlama sisteminin işleyişini, veri giriş sisteminde belirli bir programa ve şifrelemeye ihtiyaç duyulduğunu, veri girişinin mahrem sorumlular tarafından yapıldığını, örgütün kodlamaya muhatap olan kişileri nasıl derecelendirdiğini açıklayan bilgiler verdiği, </i></p>

<p><i>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 12/06/2019 tarih ve İddianame No:2019/1896 sayılı iddianamesinde yer verilen M.F.T.’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/13608 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde, '..Bizlerin bu yapı içerisindeki görevlerimize gelince Sohbet gruplarına katılan polislerin öncelikle listeleri oluşturulurdu, bu listeleri sohbet hocalığı yapan benim bir altımda bulunan sohbet grup abileri herkes kendi grubunda bulunan personelin listesini hazırlar ve bu sohbete katılan polis memurları hakkında gerekli bilgileri düzenleyerek şahısların sohbete katılımları, himmetlerini düzenli verip vermediklerini ve sadakatlarını ölçeklendirme yapılarak 1-3 ve 5 numara ile derecelendirilerek şahsın bağlılığını gösterirdi. Bu dereceler içerisinde en yüksek derece 5 oluyordu bu derece ile derecelendirilen memur Fetö Terör örgütüne cemaate yani hizmete bağlılığı olduğu anlaşılırdı, en düşük derecede bulunan memurlara da herhangi bir dışlama söz konusu olmazdı aksine şahıslar ile daha çok ilgilenilmesi gerektiği belirtilirdi. Bu hazırlanan listeler rapor halinde bizden sorumlu olan Emniyet Müdürlüğü Polis memurlarından sorumlu olan imam olan C.D.nin bizleri ziyarete geldiğinde, bende sohbet gruplarında sorumlu abileri çağırıp gerekli bilgileri bu abimize verirlerdi C.D.’de yanında getirdiği bilgisayarına bunları kayıt ederdi ...' yönünde beyanda bulunmak suretiyle kodlamanın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdiği: </i></p>

<p><i>Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esas sayılı dosyasındaki 14/12/2017 tarihli duruşma tutanağında yer verildiği üzere, A.K.nın Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/56109 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 04/05/2017 tarihli ifadesinde, “Bu kamp daha önce belirttiğim villada gerçekleşti. Bu kamp yıllık olarak belirli periyotlarla yapılan personel yetiştirme programlarından birisiydi. Benim yeni katılmam nedeniyle ayrıntılı olarak gerçekleşti. Hem maneviyat olarak yani kuran tecviti, risale bilgisi dini bilgilerin yanında mesleki bilgiler öğretiliyordu. Mesleki bilgiden kasıt Emniyet Müdürlüğü teşkilatını ayrıntılı olarak anlatıp cemaatin bu teşkilattaki faliyetleri anlatılıyordu. Polis memuru ile amir arasındaki farklar, komiser olmanın şartları, müdür olabilmenin şartları, müdürlerin kaç yıldızının bulunduğu, müdürlerin dereceleri ve yükselme şartları, hangi derecedeki müdür hangi göreve getirileceği anlatılmıştı. Villada başlayan sinevizyonlu seminerlerde ayrıntılı bilgiler aldık. Cemaat için en önemli birimlerin Terör(Tarih), Kaçakçılık(kimya), istihbarat(İngilizce) olduğu belirtilmişti. Amaç özellikle bu birimlere kendi adamlarımızı yerleştirmekti. Cemaat benim geldiğimde çok kan kaybetmişti. Özellikle bu üç birimdeki elemanı azaldığı için yapılacak operasyonları eskisi gibi önceden bilemiyordu. Bazen bize özellikle soruluyordu yokmu içerden haber alabilecek biri diyerek tepki veriliyordu. Bir örnek verecek olursam; emniyet bazı araçlar ayarlamış ve bazı cemaatçileri takip ediyormuş, bu bilgi üzerine harekete geçtiler ve bize de alttakilere sormamızı istediler bu araçların plakaları nedir kim öğrenebilir diye araştırmaya başladılar. Daha önceden olsaydı cemaat bu plakaları çok çabuk bulabilirdi. Seminerlerin en önemli gündem maddesi polislerin manevi durumları hakkındaydı. Her bir memurun okuması ve dinlemesi için maneviyat hedefleri burada belirleniyordu. Tabloya yansıtılıyordu. Ayrıca bu seminerde ilgilenilen kişilerden bahsediliyordu. Cemaat kendisine yakın kişilerin yanında dışarıdan kişiler kazanıyordu, bunun listesi yapılmıştı. Bazen kendi personelini kaybediyordu fakat bunları yine bırakmıyor ve ümit arıza denilen grup oluşturup bu başlık altında sohbet ağabeylerine teslim edilip diğer memurlar tarafından ilgilenmesi sağlanıyordu. Bu şekilde geçmiş hafızası kaydedilip kontrol ediliyordu. Seminer içerisinde bütün emniyet birimleri ve alt birimleri anlatılıp bunlara kod isimler verilmişti. Dışarda konuşmalarda ve iletişim araçlarında emniyet birimlerinin kod isimleri ile bahsedilirdi. Bu yetiştirme seminerlerinde emniyetin hiyerarşik yapısı, yükselme ve terfi işlemleride anlatılmıştı. Bir personelin iş yerinde nasıl tedbir yapacağı, arkadaşları ile nasıl konuşacağı apartmandaki komşularla nasıl konuşacağı hayatını dışarıya nasıl aksettireceği çocuğunu hangi okula yazdıracağı bu kamplarda ayrıntılı anlatılmıştı. Yani bu kampta benim yapacağım işin her ayrıntısı anlatılmıştı.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle örgütün bütün emniyet birimleri ve alt birimleri dahil olmak üzere özellikle kadrolaşmak yönünden önemli gördüğü birimleri 'tarih (terör)', 'kimya (kaçakçılık)' ve 'ingilizce (istihbarat)' olarak kodladığı ve bu birimlerden kritik bilgiler edinmeye çalıştığı hakkında bilgi verdiği; </i></p>

<p><i>Artvin Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2018 tarih ve İddianame No:2018/72 sayılı iddianamesinde yer aldığı üzere, 2017/1652 soruşturma sayılı dosyasında şüpheli olan B.Y.’nin ifadesinde özetle, '2012 ile 2016 yılları arasında Artvin ilindeki emniyet mahrem yapısı içerisinde örgüt mensubu polis memurluğundan geçme komiser ve komiser yardımcılarından sorumlu olarak görev aldığını, mahrem yapılanma hakkında detaylı şekilde bilgi sahibi olduğunu, mahrem yapının Türkiye'de beş büyük bölgeye ayrıldığını, küçük illerin birleşerek beş büyük bölgeden birine bağlandığını, bir kaç ilin birleşmesi ile alt bölgeler oluşturulduğunu, illerde 'müdür, zümre başkanı ve öğretmen' olarak adlandırılan birimlerin olduğu, öğretmenlerin kendi aralarında 'rehber, ümitçi, arama-taramacı, sosyal medyacı ve kasa' olmak üzere görev bölümü yapıldığını, akademiden mezun olan ve komiser yardımcısı ve yukarı rütbedeki memurlardan 'üniversite öğrencisi' diye adlandırıldığı, polis ve baş polis memurlarının 'lise öğrencisi' olarak adlandırıldığı, meslekten geçen komiser yardımcısı, başkomiser ve müdür rütbesinde bulunan memurların yüksek okul öğrencisi olarak adlandırıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarının özelliklerine göre harf ve rakamlarla katagorize ettiklerini, bu şekilde örgüt içerisindeki konumlarının tayin edildiğini, mahrem yapı içerisinde Uğur kod adını kullandığını, meslekten geçen komiser ve komiser yardımcılarından Artvin ilinde yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu, emniyet içerisindeki tayinlerin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarından düzenli olarak kendi evinde veya komiser ve komiser yardımcılarının evinde sohbet yaptığını, bir çoğuna bylock isimli programı yüklediğini, himmet adı altında maaşının belli bir kısmını aldığını, kurban parası aldığını, mahiyetinde bulunan kişilere karşı yapmış olduğu faaliyetleri Trabzon ilinde bulunan üstü konumundaki Turgut kod adlı Y.K.'ya ilettiği(ni)…' belirtmek suretiyle içerisinde mahrem sorumlu olarak görev aldığı örgütün bölge ve il yapılanması, görev dağılımı, rütbeli ve rütbesiz personelin ne şekilde kodlandığı, kodlama sistemi, kodlama sistemine bağlı olarak atamaların yapıldığı hususlarında bilgiler verdiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, örgütün kodlama sisteminin işleyişine ve ne için kullanıldığına dair bilgiler içeren yukarıdaki beyanların dışında, kodlama verilerinin ne anlama geldiğini ve doğruluğunu teyit eden ifadelerin de bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/10364 ve 2021/7818 iddianame numaralı iddianamelerinde yer verildiği üzere, A.K., S.K. ve H.Ş. isimli kişiler hakkında düzenlenen sırasıyla 21/12/2018, 24/10/2019 ve 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporlarında adı geçenlerin 'vekili' olarak kodlandığı görülen A.G. isimli kişinin ifadesinde '...Bana hitaben sen başka bir grupla beraber olacaksın ve grubun 4 kişi olacak dediler. Bunu bana Mesut isimli sivil şahıs söyledi. Süreçten önce sohbetlere katılan ve sonra bırakan bazı isimler vardı, Bu isimler A.K., Y.D. isimli şahıslardır. Yeni grupta ise C.E. ders verecek olan şahıs, H.Ş., S.K. ve ben yer aldık. Genel her hafta grup içinde birimizin evinde toplanıyorduk. Sohbet edip dini konular hakkında görüş alışverişinde bulunuyorduk. Bizim bu grupla Harun isimli sivil bir şahıs ilgilenmeye başladı...' beyanında bulunmak suretiyle 'vekil' kavramının sivil sorumlunun yerine görev yapan sorumlu kişi anlamına geldiği ile anılan iddianamede yer verildiği üzere A.G.nin kendisi hakkındaki 'SAYV' kodlamasının doğruluğunu teyit ettiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İ.B. isimli kişinin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/7/2018 tarihli, E:2016/383, K:2018/235 sayılı kararında İ.K. isimli kişi hakkında verdiği ifadesinde, '2007 veya 2008 yılında olay yeri şube abisi olduğunu, sanığın (İ.K.) grup abisi olarak kendisinin yardımcısı olduğunu' belirtmek suretiyle kendisinin şube abisi olduğunu ve İ.K. isimli şahsın yardımcısı olduğunu ikrar ederken, aynı zamanda İ.K. hakkında düzenlenen 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporunda İ.K.nın 'vekil' olarak kodlandığı yönündeki bilgiyi teyit ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6- Kodlama Verisi Tespitinin Davacı Yönünden Değerlendirmesi </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında 'EA' olarak, 'ALAN' kısmında 'SC' olarak, 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun 'FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri' ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'alan-içi' kategoride, 'EA' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, emniyet personeli olması nedeniyle Anayasal düzene hassasiyetle ve ara vermeksizin sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan davacının, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle Anayasal sadakat bağı koptuğundan, daha sonra, serhat kategorisinde, 'SCD' alt kodu ile kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında davacının 'EA' olarak, raporun 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SCD' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>57. Danıştay Beşinci Dairesinin 30/9/2024 tarihli ve E.2024/6129, K.2024/13691 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 25/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 Mart Alan' ve 'ALAN' kısımlarında 'DİL' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Ayrıca, davalı idare tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan, davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun incelenmesinden, davacının raporun '2011 ALAN' ve '2012 NİSAN ALAN' kısımlarında 'EA' şeklinde kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için tek başına dikkate alınabilecek somut veri niteliğinde olduğu; öte yandan örgüt tarafından 'EA' koduyla 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmanın, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun, 'EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı.' şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, temyiz aşamasında dosyaya sunulan davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun davacıya tebliğ edilip, varsa cevabı alındıktan sonra, davacı hakkındaki 'EA' kodunun ve bu kodun içerisinde yer aldığı kategorinin karşılığı olarak tanımlanan aşama ve faaliyetlerin değerlendirilmesi suretiyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının karara bağlanması gerektiğinden, 'kodlamanın FETÖ mensubu olmayan kişileri belirtmek için kullanılan kodlamalardan olduğu' gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>58. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/9/2024 tarihli ve E.2024/6183, K.2024/13216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, raporun '2015 MART ALAN' kısmında 'SDİL3' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olmasının, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve çoğu zaman örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak gibi faaliyetlerden geçirilmiş olması ve söz konusu bu faaliyetlerde bulunmayı iradi olarak tercih etmesi suretiyle, Dil1 ve Dil2 aşamalarını geçerek 'alan-içi' kategoriye aktarılmaya en yakın aşamaya gelmesini ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'ilgi' kategorisinde 'Dil3' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... örgüt tarafından 'Dil3' kodlamasının karşılığı olan tanımlamanın 'toplantılara katılmak, diğer grup üyeleriyle tanışmak, himmet vermek, çoğu zaman mahrem sorumlu ile tanıştırılmak, alana aktarım aşamasına gelmek, mahrem sorumlu ile tanıştırılmak' hususlarını içerdiği görülmekle birlikte, 'ilgi' kategorisinin yaklaşık 9 aylık süreçte geçirilen Dil1,Dil2 ve Dİl3 safhalarından oluştuğu, bunlardan 'Dil3' safhasının yaklaşık 3 aylık süreye tekabül ettiği, bir kişinin bir sonraki safha olan 'alan-içi' kategorideki bir kod ile kodlanmadıkça, 'Dil3' kategorisi için tanımlanan faaliyetlerin ilk aşamasında mı olduğu, yoksa bu kategori için tanımlanan faaliyetlerin hepsinden geçirilip alana aktarım aşamasına mı geldiğinin tespit edilemediği hususu, bu şekilde kodlanmış kişinin henüz örgütün etki alanı içerisine girmeyip, örgüte kazandırılma aşamasında olduğu hususu ile bir arada değerlendirildiğinde, hakkındaki veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt kısımlarındaki ek verilerle veya bakılmakta olan dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit ile desteklenmedikçe 'Dil3' olarak kodlanmış olmanın tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunda 'SDİL3' olarak kodlandığı ve gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit bulunmadığı görülmekle, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddiyle; dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>59. Danıştay Beşinci Dairesinin 7/3/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/2527 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun 'DERECE 1' kısmında 'SC' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; davacının örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlamış olmasının, daha önce örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlandığını teyit ettiği, 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının ise davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, örgüt tarafından 'alan-içi' kategoride kodlanmış olması nedeniyle, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan ve Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan söz konusu örgüt ile itisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle, Anayasal sadakat bağı kopan davacının, daha sonra çeşitli sebeplerle örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY: </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında, örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'alan-içi' kapsamında kodlanmış iken, daha sonra 'ümit' kapsamında 'C', 'CA', 'CB', 'CC', 'CD', 'CE', 'DA' veya 'DP' olarak; 'serhat' kapsamında 'SC', 'SCA', 'SCB', 'SCC', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>'</i><i>alan içi' kategoride kodlanan ancak çeşitli sebeplerle örgütten ayrılan ve ayrıldıktan sonraki dönemde fiilen temasın kurulmadığını ifade eden 'CD', 'CE', 'DA', 'DP', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' ile kodlanmış olan kişi hakkında, bu kodlamanın aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmadıkça, bu kişinin örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Son olarak, 'ümit' kategorisini tanımlayan 'C' kodu ile 'serhat' kategorisini tanımlayan 'SC' kodlarından birisiyle kodlanan, ancak bu kategoriler içerisindeki alt kodlardan birisiyle kodlandığı bilgisi bulunmayan kişilerin ise, yukarıda değinildiği üzere kişinin örgütle iltisak ve irtibatını gösterdiği değerlendirilen 'CA', 'CB', 'CC' veya 'SCA', 'SCB', 'SCC' alt kodlarıyla mı, yoksa iltisak ve irtibatını göstermeye yeterli görülmeyen 'CD', 'CE', 'DA', 'DP' veya 'SCD', 'SCE', 'SDA', 'SDP' şeklindeki kodlardan birisiyle mi kodlandığı tespit edilemediğinden, 'C' veya 'SC' ile kodlanmanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe, tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun 'DERECE1' kısmında davacının 'SC' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SC' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin reddiyle, dava konusu işlemin iptali ve işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p><strong>c. Yargılama Usulüne İlişkin Danıştay Kararları </strong></p>

<p>60. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/9/2021 tarihli ve E.2019/2, K.2021/2733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara 11. İdare Mahkemesinin 14/05/2018 tarih ve E:2016/3550, K:2018/1053 sayılı kararında; 25/07/2016 tarih ve 1075 sayılı Bakanlık Oluru ile oluşturulan kurul tarafından davacının durumunun incelenmesi üzerine terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirildiği, yine aynı Bakanlık bünyesinde Başkatip olarak görev yapan davacının eşi </i>[B.D.nin]<i> de kamu görevinden çıkarıldığı, buna karşı açılan davanın da Ankara 15. İdare Mahkemesinin E:2016/3572, K:2018/257 sayılı kararı ile reddedildiğinin görüldüğü, bu durumda davalı idare tarafından 667 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen ve yapılan inceleme ile hakkındaki bu kanaat belirginleşen davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>...Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 27/06/2019 tarih ve E:2018/2142, K:2019/1482 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20.maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirmenin gösterildiği, Mahkemece davacının irtibat ve iltisakına yönelik değerlendirmenin dayanaklarının davalı idareden sorulması üzerine, anılan ara karara cevaben söz konusu tespitlerin davalı idarece yargılama esnasında dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespitler değerlendirilmeksizin salt idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu ve aynı Bakanlıkta görev yapan eşinin de kamu görevinden çıkarıldığı, anılan işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, Mahkemece öncelikle; davalı idarece dava dosyasına sunulan, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi, gerek görülmesi halinde yeniden sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>61. Danıştay Beşinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2019/5096, K.2021/3539 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>...Mersin 1. İdare Mahkemesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/963, K:2018/338 sayılı kararında; uyuşmazlık konusu olayda; gerek davacı hakkında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak olup olmadığı hususunun ortaya konulması amacıyla cezai soruşturmanın devam etmesi gerekse de davalı Merkez Bankasınca bu kapsamda yapılan incelemede davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak değerlendirmesini yapması hususunda yetkili Merkez Bankası Yönetim Komitesinin ortak kanaatleri göz önünde bulundurularak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 28/09/2018 tarih ve E:2018/1071, K:2018/1433 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme gösterilmiş ise de; bu değerlendirmenin dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu değerlendirme ve davacı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Öte yandan İdare Mahkemesi tarafından davacı hakkında ceza soruşturmasının devam etmesi hususu ret kararına gerekçe olarak esas alınmış ise de, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sadece bu haliyle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Bu nedenlerle, Mahkemece öncelikle; davalı idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve varsa ceza kovuşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>d. Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları </strong></p>

<p>62. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen <i>“…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. </i></p>

<p><i>31. Diğer yandan anılan kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu serbestçe gözetecektir. </i></p>

<p><i>33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir. </i></p>

<p><i>37. Ayrıca kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan <i>“…Milli Güvenlik Kurulunca…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>9. Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.</i></p>

<p><i>12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." </i></p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyeliği, mensubiyeti veya…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir. </i></p>

<p><i>59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir. </i></p>

<p><i>61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."</i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”</i> iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. </i></p>

<p><i>162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır. </i></p>

<p><i>164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>166. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>66. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir. </i></p>

<p><i>77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42). </i></p>

<p><i>78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir. </i></p>

<p><i>112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101). </i></p>

<p><i>113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir. </i></p>

<p><i>116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>67. Sözleşme'nin <i>"Özel ve aile hayatına saygı hakkı"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." </i></p>

<p>68. Sözleşme'nin "<i>Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. </i></p>

<p><i>2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. </i></p>

<p><i>3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir." </i></p>

<p>69. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler. </i></p>

<p><i>2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."</i></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>70. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. <i>C.A. (3), </i>§§ 62-75; <i>Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 53-67.</p>

<p><strong>a. Sözleşme'nin 15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme </strong></p>

<p>71. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye’deki OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 148-162).</p>

<p>72. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon bildiriminde bulunan devletler yönünden <i>ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup olmadığı</i> hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin <i>krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde</i> hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık</i>, B. No: 14553/89,14554/89, 26/5/1993, § 43).</p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Pişkin/Türkiye</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>73. AİHM <i>Pişkin/Türkiye </i>(B. No: 33399/18, 15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§ 109).</p>

<p>74. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir. AİHM ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 150-152).</p>

<p>75. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana <i>terörist</i> ve<i> vatan haini</i> olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden de incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 159-166).</p>

<p>76. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 209, 210).</p>

<p>77. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde keyfî müdahaleye karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 218-229).</p>

<p><strong>c. </strong><strong><i>Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>78. <i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna</i> (B. No: 58812/15, 53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır. Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, </i>§§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 203-211).</p>

<p>79. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini vurgulamıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 276, 277). Müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir. AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 292, 293).</p>

<p><strong>d. </strong><strong><i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>80. AİHM, <i>Xhoxhaj/Arnavutluk </i>(B. No: 15227/19, 9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.</p>

<p>81. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 230-353).</p>

<p>82. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 356-364). Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu belirtmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 374-393). Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk,</i> §§ 394-412).</p>

<p>83. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik yapmaktan ömür boyu yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış; başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 413, 414).</p>

<p><strong>e. </strong><strong><i>Naidin/Romanya</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>84. <i>Naidin/Romanya</i> (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele almıştır.</p>

<p>85. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 6-17).</p>

<p>86. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 49-51).</p>

<p>87. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır (<i>Naidin/Romanya, </i>§§ 42-57).</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü </strong></p>

<p>88. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde <i>"15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş</i>" isimli belgeyi yayımlamıştır.</p>

<p>89. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>90. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>91. Başvurucu; kamu görevinden çıkarılmasına dayanak alınan kodlamaların gerçek dışı olduğunu, buradaki kişisel bilgilerin hepsinin POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) sisteminde olan bilgileri içerdiğini ve FETÖ/PDY mensuplarının bu bilgilere ulaşmalarının zor olmadığını belirtmiştir. Kodlamalar doğru olsaydı bunu destekleyen diğer delillerin de bulunması gerektiğini vurgulayan başvurucu, bunların darbe teşebbüsünden sekiz ay sonra ortaya çıktığını dile getirmiştir. Bununla birlikte başvurucu, iltisak ve irtibat kelimelerinin hukuki kavramlar olmadığını, A.K. ve A.K.E.nin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğuna dair bir beyanda bulunmadığını, somut, maddi, açık ve net bir belge ortaya koyamadığını ifade etmiştir. Netice itibarıyla başvurucu, adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>92. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Diğer taraftan İdareden temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur. Başvurucu bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>a. Uygulanabilirlik Yönünden</strong></p>

<p>93. Anayasa’nın <i>"Özel hayatın gizliliği" </i>başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.</p>

<p>95. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki durumlara ilişkin olarak da <i>N.E.,</i> <i>A.S. ve Halit İnciroğlu</i> kararlarında detaylı olarak açıklanmıştır (<i>N.E.</i>, §§ 89-99; <i>A.S.</i>, §§ 91-101; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 95-106).</p>

<p>96. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve özel hayatında etki doğuracağının muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucunun hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmektedir.</p>

<p>97. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Usulü </strong></p>

<p>98. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği, söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu husustaki detaylı açıklamalar için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 100-108; <i>A.S.</i>, §§ 102-110; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 107-115).</p>

<p>99. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri, olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş; böylece olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde başvurucu hakkında geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).</p>

<p>100. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 109-114; <i>A.S.</i>, §§ 111-116; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 116-121).</p>

<p><strong>c</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>d. Esas Yönünden</strong></p>

<p>102. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 146; <i>N.E.</i>, § 116; <i>A.S.</i>, § 118; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 123).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı</strong></p>

<p>103. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 196, 197; <i>N.E.</i>, § 117; <i>A.S.</i>, § 119; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 124).</p>

<p>104. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (<i>N.E.</i>, § 118; <i>A. S.</i>, § 120; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 125)</p>

<p>105. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin<i> olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 119; <i>A.S.</i>, § 121; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 126).</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>106. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>107. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 198-201; <i>N.E.</i>, § 121; <i>A.S.</i>, § 123; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 128).</p>

<p>108. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 122; <i>A.S.</i>, § 124; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 129).</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>109. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 203; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 153; <i>N.E.</i>, § 123; <i>A.S.</i>, § 125; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 130).</p>

<p>110. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>111. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 155; <i>N.E.</i>, § 125; <i>A.S.</i>, § 127; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 132).</p>

<p>112. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 208; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 156; <i>N.E.</i>, § 126; <i>A.S.</i>, § 128; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 133).</p>

<p>113. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>N.E.</i>, § 127; <i>A.S.</i>, § 129; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 134).</p>

<p>114. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 157; <i>N.E.</i>, § 128; <i>A.S.</i>, § 130; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 135).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>115. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (<i>Ayla Demir İşat, </i>§ 150). Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (<i>N.E.</i>, § 129; <i>A.S.</i>, § 131; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 136).</p>

<p>116. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL'e ilişkin süreçte kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 349; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 152; <i>N.E.</i>, § 130; <i>A.S.</i>, § 132; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 137).</p>

<p>117. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 215; <i>N.E.</i>, § 131; <i>A.S.</i>, § 133; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 138).</p>

<p>118. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 217; <i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 47, 49). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (<i>C.A. (3)</i> § 133; <i>N.E.</i>, § 132; <i>A.S.</i>, § 134; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 139).</p>

<p>119. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY ile irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi, kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. <i>N.E.</i>, § 133; <i>A.S.</i>, § 135; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 140).</p>

<p>120. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; <i>N.E.</i>, § 134; <i>A.S.</i>, § 136; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 141).</p>

<p>121. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (<i>N.E.</i>, § 135; <i>A.S.</i>, § 137; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 142).</p>

<p>122. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (<i>N.E.</i>, § 136; <i>A.S.</i>, § 138; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 143)</p>

<p>123. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 62-66; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 [D. İş], K.2016/12, 4/8/2016, § 80; <i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 26; <i>C.A. (3)</i>, § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (<i>N.E.</i>, § 139; <i>A.S.</i>, § 141; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 146).</p>

<p>124. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olmasına ve hakkındaki tanık beyanlarına dayanılmıştır.</p>

<p>125. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>126. <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan v<i>eri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle v<i>eri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 16-21). Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür (bkz. §§ 25-27).</p>

<p>127. Danıştay kararlarında da yer aldığı üzere bahse konu kodlama listesinde emniyet teşkilatında yer alan kişilerin ''<i>alan dışı'', "ilgi", "alan içi", "ümit ve serhat"</i> şeklinde beş ana başlık altında kategorize edildiği görülmüştür. <i>Garson</i>'un beyanlarına göre<i> alan dışı</i> kategorisi FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan kişileri, <i>ilgi</i> kategorisi nitelikleri itibarıyla FETÖ/PDY'ye katılımının sağlanabileceği düşünülen, nitelikleri itibarıyla görüşülmesi uygun görülen ve alan içi kategorisine alınabileceği değerlendirilen kişileri, "<i>alan içi"</i> kategorisi FETÖ/PDY içinde yer alan kişileri, "<i>ümit"</i> kategorisi bir dönem FETÖ/PDY içinde yer almış fakat sonradan bir sebepten bağlantısını koparmış kişileri, "<i>serhat"</i> kategorisi ise <i>"ümit"</i> kategorisinin özelleştirilmiş bir yan kategorisi olarak 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'den ayrılmış olan kişileri ifade etmektedir.</p>

<p>128. Süreç içinde Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar ve <i>Garson</i>'un beyanları sonucunda bu beş genel kategorinin altında daha hususi hale getirilmiş birçok alt kodun ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan<i> veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamalarla ilgili olarak <i>"Y</i><i>anlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir." </i>şeklinde ibareler olduğu, diğer taraftan bu nevi kodlamaların dijital materyaller üzerindeki teknik çalışmaların ilerlemesi ile düzenlenen <i>veri analiz raporları</i>nda ise yer almadığı görülmektedir. Yine söz konusu kodlamaların içinde anlamı birbirine benzer olan kodlamalar olduğu, ayrıca bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S " ve "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 17, 20).</p>

<p>129. Konu ile ilgili olarak Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, <i>Garson</i> tarafından teslim edilen dijital materyallerin Sulh Ceza Hâkimliği kararına istinaden incelenmesi neticesinde anılan kodlama verilerinin tespit edildiği ve bunların hukuka uygun veri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine Danıştayın yaptığı değerlendirmeler de aynı şekilde bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğinde olduğu yönündedir (bkz. §§ 54-59). Bununla birlikte bahse konu kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim vurgulandığı üzere kamu görevinden çıkarma şeklindeki tedbirin durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için de bu yönde bir incelemenin yapılması elzemdir.</p>

<p>130. Öncelikle bahse konu kodlama bilgilerinin yer aldığı dijital materyallerin herhangi bir arama ve elkoyma kararına istinaden ele geçirilmediğini, <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde anılan dijital materyalleri ilgili birimlere teslim ettiğini belirtmek gerekir. <i>Garson</i> aynı zamanda bu dijital materyalleri teslim ettiği tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da bazı beyanlarda bulunmuştur (bkz. § 14). Buna göre <i>Garson</i>, 2011 yılından beri FETÖ/PDY ile ilgili olarak birçok bilgi edindiğini, örgütün özellikle emniyet teşkilatı içinde yer alan birçok mensubu ile ilgili olarak fikir sahibi olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilerin teslim ettiği dijital materyallerde olduğunu dile getiren <i>Garson</i>, şahsen tanıdığı kişileri de bu kartlara kendisinin yazdığını, bu kartlarda bildiği kadarıyla 4.700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgilerinin olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>131. <i>Garson</i>'un dijital materyalleri teslimiyle başlayan süreçte ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalarda da <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson </i>teslim ettiği dijital materyallerle ilgili olarak sorulan bazı soruları cevaplandırmıştır. (bkz. §§ 25-27). Öncelikle<i> Garson</i>'un bu sorulara verdiği <i>bazı verilerde hataların olabileceği</i>ne ilişkin beyanlarının elle veri girişi yapılan her belgede karşılaşılması muhtemel istisnai hatalara yönelik olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında bu muhtemel durumun periyodik olarak güncellenen önceki ve sonraki veriler dikkate alınarak bertaraf edilebileceği, bu yöntemin izlenmesi hâlinde belli bir dönemde yapılan hatanın verilerin genel güvenilirliğine zarar vermemiş olacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>132. Yine <i>Garson</i>, teslim ettiği dijital materyallerdeki kodlamalara yönelik olarak bunların emniyet teşkilatının personel biriminin bire bir kullandığı bir formatın üzerine yazıldığını, teslim ettiği verilere yönelik bazı sorulara cevaben yine emniyetteki bazı birimlerin soruşturmayı derinleştirmek, bütün olarak bakmak için eklediği sütunlar olabileceğini dile getirmiştir. Bunun yanında bahse konu kodlamaların/rumuzların ezberden yazılıp yazılmadığı sorusuna cevaben de <i>Garson</i>, bu işlemi yapan ve FETÖ/PDY bağlantılı olan kişilerin bir Excel belgesine bakarak bu kodlamaları yazdığını beyan etmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün düzenlediği <i>veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamaların yanlış yazılmış olabileceğine yönelik değerlendirme, kodlarının bazılarının anlamlarının birbiriyle benzer olması, bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S" ve "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığına ilişkin tespitler gözönüne alındığında <i>veri inceleme raporları</i>nın hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>133. Bunun yanında bahse konu dijital veriler üzerindeki teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla düzenlenen <i>veri analiz raporları</i> ise daha detaylı veriler içermektedir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında verilen genel bilgilerde bahse konu dijital veriler üzerinde yapılan ilk tespitlerde her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veri özelinde veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğinde yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığının görüldüğü, yürütülen çalışmalar neticesinde 232 farklı Excel dosyasının tespit edildiği belirtilmiştir (bkz. § 19). Nitekim <i>veri analiz raporları</i>nda kodlamaların anlamlarıyla alakalı olarak yeknesak tanımlamaların ve ilgili kişilerle ilgili olarak farklı dosya yollarından elde edilen farklı listelerdeki kodlamaların birlikte yer alabildiği görülmüştür (bkz. § 21). Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünce olgunlaştırılan söz konusu raporlarda, bu kodlamaların yıllara yayılmış şekilde çok sayıda ve farklı mahrem imamlar tarafından işlendiğinin ortaya konulduğu, bu suretle verilerin karşılaştırılması ve tutarlı olup olmadığı konusunda daha objektif değerlendirme yapma imkânı tanıyan içeriklerin açığa çıkarılmasıyla söz konusu delilin güçlendirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>134. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (<i>Sinan Ulu</i> [GK], B.No:2023/57158, 25/9/2025, § 98; <i>Sümeyra Bakla</i> [GK], B.No:2023/46215, 20/11/2025, § 100).</p>

<p>135. Bu kapsamda düşünüldüğünde benzer şekilde bir koruma tedbiri olan tutuklamanın hukukiliği iddiasından hareketle bir olayın, olgunun, bilgi ya da belgenin örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak değerlendirilerek kuvvetli suç şüphesinin varlığının ortaya konulması da otomatik olarak aynı olay, olgu, bilgi ya da belgenin iltisak ve irtibatın varlığına yeter nitelikte olduğu anlamına gelmeyecektir.</p>

<p>136. Diğer taraftan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında<i> durumun gerektirdiği ölçüde</i> olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay, olgular ve esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte olması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir ve somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Bu bağlamda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da belirildiği üzere (bkz. § 50) FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma hâlinin OHAL ilanından çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de gözönünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsayabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>137. Bunun yanında Danıştayın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya ilişkin davalarda verdiği bazı kararlarda, kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bazı durumları FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Yine Danıştay bu yöndeki bozma kararlarında uyuşmazlığın çözümü için verilecek ara kararlarıyla davacıların terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>138. Yukarıda da vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Bu bağlamda <i>Garson</i>'un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>139. Diğer taraftan yine yukarıda vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında <i>veri inceleme raporları</i>ndaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>140. Bununla birlikte son tahlilde ortaya çıkan<i> veri analiz raporları</i>nın ise ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle<i> veri analiz raporları</i>nın tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine <i>veri inceleme raporları</i>nda yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken şey, <i>veri analiz raporları</i>nın zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Diğer yandan Danıştayın idari yargı düzenindeki resen araştırma ilkesinden hareketle benzer şekilde bir araştırma yöntemine ilişkin yol haritasını farklı kararlarında derece mahkemelerine gösterdiği bilinmektedir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>141. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasının gerekçesi olarak yargısal makamlar yalnızca<i> veri inceleme raporu</i>ndaki kodlamaları değil başvurucu hakkındaki A.K. ve A.K.E.nin beyanlarını da değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda başvurucunun A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanması yanında bahse konu tanık beyanlarının davanın reddine gerekçe olarak alındığı görülmektedir. Başvurucu ile aynı yerde görev yapan iki kişiye ait bahse konu beyanlar başvurucunun darbe teşebbüsü öncesi dönemde FETÖ/PDY'yi öven bir kişi ile ilgili tutulan rapora başvurucunun işlem yaptırmadığına, diğeri ise yine aynı dönemde başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilere şubelerde görev verdiğine yöneliktir (bkz. §§ 34, 41). Netice itibarıyla yargısal makamlar başvurucu hakkındaki veri inceleme raporunda yer alan kodlama bilgisinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüpheyi bahse konu tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirerek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda başvurucunun demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına yönelik kanaate gerekçe olarak gösterilen olguların anayasal güvenceleri ortaya koyacak şekilde ilgili ve yeterli olarak nitelendirilmeye uygun hâle getirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>142. FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişilerin tespit edilmesi konusunda devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde harekete geçmesi, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Ayrıca başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ile birlikte bir daha kamu görevlisi olamayacağına dair tedbirin örgütün -gizli yapısı ve henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilemediği gözetildiğinde- kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından gerekli olduğu açıktır. Bu bağlamda başvuruya konu olan tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.</p>

<p>143. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatılı olan kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 65).</p>

<p>144. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır. Nitekim<i> Xhoxhaj/Arnavutluk</i> ve <i>Naidin/Romanya </i>kararlarında AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 80-87).</p>

<p>145. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu görevinden ilgili ve ikna edici somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.</p>

<p>146. Diğer taraftan somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>147. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>148. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Masumiyet Karinesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>149. Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>150. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (<i>Kürşat Eyol </i>[2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>151. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku; kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Özcan Pektaş </i>[1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; <i>Kürşat Eyol</i>, § 30).</p>

<p>152. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (<i>Galip Şahin </i>[1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47).</p>

<p>153. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan <i>olağanüstü tedbir</i> niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen <i>devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma</i> ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>154. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin bilgi için, Ankara 22. İdare Mahkemesine (E.2019/2582, K.2020/1521), Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesine (E.2021/8010, K.2022/1259), Danıştay Beşinci Dairesine (E.2022/7536, K.2022/7942) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fetopdy-ile-iltisaklari-ve-irtibatlari-olduklari-degerlendirilerek-kamu-gorevinden-cikarilmalari-nedeniyle-yapilan-basvurulara-iliskin-kararlar</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="29241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Denizli Barosu Başkanı Ufuk Kök istifa etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denizli-barosu-baskani-ufuk-kok-istifa-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denizli-barosu-baskani-ufuk-kok-istifa-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli Barosu Başkanı Avukat Ufuk Kök, hakkında yürütülen soruşturma sürecinin Baro’nun kurumsal yapısını tartışmaların odağına taşıdığı gerekçesiyle görevinden istifa ettiğini duyurdu. Kök, hukuk devletine ve adalete olan inancını vurgulayarak mesleki mücadelesine devam edeceğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizli Barosu Başkanı Avukat Ufuk Kök, hakkında yürütülen soruşturma sürecinin Baro’nun kurumsal yapısını tartışmaların odağına taşıdığı gerekçesiyle görevinden istifa ettiğini duyurdu.</p>

<p><strong>"HUKUK DEVLETİ İLKESİNE İNANCIM TAM"</strong></p>

<p>Avukat Ufuk Kök tarafından yapılan yazılı açıklamada, hukuk devletine olan inancının tam olduğu vurgulanarak, yargılama sürecinin sonunda gerçeklerin ortaya çıkacağına ve aklanacağına dair herhangi bir tereddüdü bulunmadığı ifade edildi. Kök, açıklamasında sürecin tüm aşamalarında adalete olan güvenini koruyacağını belirterek, mesleki mücadelesine hukuk sınırları içerisinde devam edeceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>"BARO BAŞKANLIĞI KİŞİSEL BİR MAKAM DEĞİL"</strong></p>

<p>İstifasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kök, Denizli Barosu Başkanlığı makamının kişisel bir mevki olmadığını, savunmanın bağımsızlığı ve meslek onurunun temsil edildiği önemli bir görev olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaşanan süreç nedeniyle Baro çalışmalarının ve kurumsal yapının zarar görmemesi adına böyle bir karar almak durumunda kaldığını belirtti.</p>

<p><strong>TEŞEKKÜR MESAJI</strong></p>

<p>Görev süresi boyunca birlikte çalıştığı yönetim kurulu üyelerine, Baro organlarında görev yapan meslektaşlarına ve Türkiye Barolar Birliği başta olmak üzere destek veren herkese teşekkür eden Kök, dayanışma gösteren meslektaşlarına da minnettarlığını iletti.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/image-689.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denizli-barosu-baskani-ufuk-kok-istifa-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 09:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ufuk-kok-1.jpg" type="image/jpeg" length="84942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet Kurulunun Amazon Kararı: Algoritmik Fiyatlandırma Araçları ve Topla-Dağıt Koordinasyon İddiası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-amazon-karari-algoritmik-fiyatlandirma-araclari-ve-topla-dagit-koordinasyon-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-amazon-karari-algoritmik-fiyatlandirma-araclari-ve-topla-dagit-koordinasyon-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rekabet Kurulu (“<strong>Kurul</strong>”), 18.04.2025 tarihli ve 25-15/348-164 sayılı kararıyla, Amazon Turkey Perakende Hizmetleri Ltd. Şti.’nin (“<strong>Amazon</strong>”) çok kategorili e-pazaryeri pazarında satıcıların kullanımına sunduğu otomatik fiyatlandırma mekanizması aracılığıyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“<strong>4054 sayılı Kanun</strong>”) 4. maddesini ihlal edip etmediğini incelemiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Rekabet Kurumunun soruşturma heyeti tarafından hazırlanan soruşturma raporu ve ek yazılı görüşte, Amazon’un otomatik fiyatlandırma mekanizması aracılığıyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği ve idari para cezası uygulanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Buna karşılık Kurul, Amazon’un 4. maddeyi ihlal etmediğine ve idari para cezası uygulanmasına gerek olmadığına oybirliği ile karar vermiştir.</p>

<p>Karar, e-pazaryeri platformlarının satıcılara sunduğu otomatik fiyatlandırma araçlarının, algoritmik koordinasyon riskleri ve ispat standardı bakımından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde nasıl değerlendirileceğine ilişkin tespitler içermesi bakımından dikkat çekmektedir. Bu bilgi notunda, soruşturma süreci ile otomatik fiyatlandırma mekanizmasının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilmesine ilişkin Kurul tespitleri özetlenmektedir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Soruşturmanın Arka Planı</strong></p>

<p>Süreç, 2023 Ağustos’ta Hepsiburada’nın konu olduğu önaraştırma ile başlamıştır. Önaraştırma sonucunda, Hepsiburada’nın sözleşmelerinde yer alan EKM (<i>en çok kayırılan müşteri</i>) koşulu ve ayrımcı uygulamalar bakımından soruşturma açılmasına gerek olmadığına; buna karşılık otomatik fiyatlandırma mekanizmasının 4054 sayılı Kanun’u ihlal edip etmediğinin tespiti amacıyla soruşturma açılmasına 2023 yılının Ekim ayında karar verilmiştir. Kurul, Trendyol ve Amazon’un da benzer mekanizmaları kullandığını tespit ederek bu teşebbüsler hakkında da eş zamanlı olarak resen soruşturma başlatmıştır. Soruşturma süresi 21.03.2024 tarihli karar ile altı ay uzatılmıştır.</p>

<p>Soruşturma sürecinde Trendyol, Hepsiburada ve Amazon taahhüt sunma talebinde bulunmuş; Trendyol ve Hepsiburada bakımından taahhütlerin rekabetçi endişeleri gidermeye yeterli olduğu kabul edilerek Ekim 2024’te Trendyol ve Hepsiburada bakımından soruşturmalar sonlandırılmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Amazon ise, iddia edilenin aksine, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının kullanımı ile rekabet karşıtı endişelerin ortaya çıkmadığı argümanı ile taahhüt sürecinden çekilme talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Kurul, 10 Ekim 2024’te Amazon bakımından taahhüt sürecini sonlandırarak soruşturmanın devamına karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. </strong><strong>İlgili Pazar ve Amazon’un Pazar Gücü</strong></p>

<p>Amazon, çok kategorili bir pazaryeri platformu olarak Eylül 2018’den beri Türkiye’de faaliyet göstermektedir. Şirket, e-pazaryeri hizmetine ek olarak Eylül 2020’den bu yana Amazon Prime abonelik programını sunmakta; Prime Video hizmeti de Türkiye’de Prime aboneliği kapsamında yer almaktadır. Amazon ayrıca Twitch Interactive, Inc.’in de sahibidir.</p>

<p>İlgili ürün pazarının tanımlanmasına yönelik ikame analizinde (i) çevrim içi ve fiziki kanallar, (ii) e-pazaryerleri ile satıcıların kendi internet siteleri ve sosyal medya kanalları, (iii) çok kategorili ve tek kategorili e-pazaryerleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Kurul; sektör raporları, geçmiş Kurul kararları<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgeleri değerlendirerek çevrim içi kanalların fiziki kanala, e-pazaryerlerinin satıcıların kendi kanallarına ve çok kategorili pazaryerlerinin tek kategorili pazaryerlerine ikame teşkil etmediği sonucuna ulaşmış; ilgili ürün pazarını “çok kategorili e-pazaryeri pazarı” olarak tanımlamıştır. Coğrafi pazar ise Türkiye olarak belirlenmiştir.</p>

<p>Pazar gücü analizinde, çok taraflı yapı nedeniyle yalnızca geleneksel pazar payı ölçütleriyle yetinilmemesi gerektiği; işlem hacmi ve işlem sayılarının yanı sıra kullanıcı sayıları, ağ etkileri, giriş engelleri ve diğer yapısal göstergelerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Dosya kapsamında pazar büyüklüğü ve teşebbüslerin konumu işlem hacmi ve işlem sayıları esas alınarak analiz edilmiş; platformların aracılık ettiği toplam işlem hacmi temel ölçüt olarak alınmıştır. Yapılan değerlendirmede Amazon’un işlem hacmi bazındaki payının giriş sonrası dönemde artış gösterdiği, sonrasında kısmi gerilemeye rağmen üçüncü sırada yer aldığı; işlem sayıları bakımından ise belirli bir dönemde zirveye ulaştıktan sonra dördüncü sıraya gerilediği tespit edilmiştir. İşlem hacmi ve işlem sayıları birlikte değerlendirildiğinde Amazon’un Türkiye’deki çok kategorili e-pazaryeri pazarındaki üçüncü en güçlü oyuncu konumunda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Amazon Tarafından Uygulanan </strong><strong>Otomatik</strong><strong> Fiyatlandırma Mekanizması</strong></p>

<p>Amazon, Türkiye’de Nisan 2020 itibarıyla otomatik fiyatlandırma mekanizmasını devreye almıştır. Mekanizma, aynı barkodlu ürünlerin birden fazla satıcı tarafından sunulduğu durumlarda Buybox (Rekabetçi Satın Alma Kutusu) rekabetini otomatikleştirmeyi amaçlamaktadır. Buybox’ta yer alan “Rekabetçi Öne Çıkan Teklif”, platformun algoritmik metrikleri uyarınca müşteriye en yüksek faydayı sağladığı varsayılan teklif olup, “Sepete Ekle” veya “Şimdi Al” işlemleri bu teklif üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle Buybox’ta görünürlük satıcılar açısından kritik önemi haizdir.</p>

<p>Satıcılar, zorunlu olmamakla birlikte, Seller Central arayüzü üzerinden otomatik fiyatlandırma kuralları tanımlayabilmekte; fiyat değişimlerini belirli parametreler çerçevesinde otomatikleştirebilmektedir. Sistem satıcılara; “Rekabetçi Öne Çıkan Teklif”, “Rekabetçi En Düşük Fiyat”, “Harici Rakibin Fiyatı” ve “Satılan Birimlere Dayalı” olmak üzere dört kural türü sunmaktadır. İlk üç kural fiyat referanslı olup satıcılara fiyatı eşitleme veya referans fiyatın altında kalma seçenekleri sunmaktadır. “Satılan Birimlere Dayalı” kural ise satış performansına göre fiyat değişimini tetiklemektedir.</p>

<p>Amazon, mekanizmanın isteğe bağlı olduğunu, satıcıların fiyatlarını bağımsız belirlediğini ve Öne Çıkan Teklifin yalnızca fiyata değil; stok, teslimat performansı ve satıcı güvenilirliği gibi çoklu parametrelere dayandığını belirtmektedir. İlaveten, Amazon tarafından otomatik fiyatlandırma kullanan satıcı sayısının toplam satıcılar içinde nispeten küçük bir bölüm olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>Kurul, Rekabetçi Öne Çıkan Teklif’in dinamik, çok parametreli ve algoritmik bir belirleme sürecine dayandığını; fiyatın tek belirleyici unsur olmadığını, stok durumu, teslimat performansı ve satıcı güvenilirliği gibi faktörlerin de dikkate alındığını belirtmiştir. Ayrıca bu algoritmanın işleyişine ilişkin teknik detayların satıcılara açıklanmadığı; yalnızca genel performans kriterleri hakkında bilgilendirme yapıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Fiyatlandırma Algoritmalarının Yol Açtığı Rekabet Karşıtı Endişeler</strong></p>

<p>Kurul, dosya kapsamında fiyatlandırma algoritmalarının rekabet üzerindeki olası etkilerinin ortaya konulmasını gerekli görmüştür. Dijitalleşme ile birlikte teşebbüslerin fiyat belirleme, kişiselleştirme ve pazar öngörüsü amacıyla algoritmalardan yaygın biçimde yararlandığı; bu araçların veri izleme, dinamik fiyatlandırma ve kişiselleştirme algoritmaları olarak sınıflandırılabileceği belirtilmiştir. Algoritmaların maliyetleri düşürme, dinamik fiyatlama sağlama ve tüketici arama maliyetlerini azaltma gibi etkinlik artırıcı sonuçlar doğurabildiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, algoritmaların piyasa şeffaflığını artırması ve fiyat değişikliklerine hızlı tepki verilmesini mümkün kılması, teşebbüsler arasında örtülü koordinasyon riskini gündeme getirebilmektedir. Kurul, özellikle fiyatlandırma algoritmaları bakımından, resmi bir anlaşma olmaksızın paralel davranışların istikrarlı hale gelmesi ihtimalinin rekabet hukuku açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Öğretide algoritmaların rekabet üzerindeki etkileri koordineli davranış riskleri ve tek taraflı davranış riskleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Algoritmaların fiyat tespiti, bilgi değişimi veya danışıklı teklif gibi ihlallerin gerçekleştirilmesinde araç olarak kullanılabileceği; özellikle üçüncü taraf bir yazılım sağlayıcısı aracılığıyla “hub-and-spoke” (topla-dağıt) türü bir yapının oluşabileceği belirtilmektedir. Kurul, özellikle “hub-and-spoke” modeline benzer bir yapının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli kümülatif koşulların gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre:</p>

<p>1. Bir satıcının geleceğe dönük fiyat niyetini platforma iletmesi,</p>

<p>2. Platformun bu bilgiyi diğer satıcılara aktarması,</p>

<p>3. Bilginin ulaştığı satıcının kaynağın fiyat stratejisini bildiğini öngörebilecek durumda olması,</p>

<p>4. Bu bilginin bilinçli biçimde fiyat stratejisinde kullanılması gerekmektedir.</p>

<p>Kurul, algoritmaların her durumda rekabet karşıtı sonuç doğurmayacağını; hukuki değerlendirmenin algoritmanın tasarımı, kullanım amacı, taraflar arasındaki sözleşme ilişkileri ve olası rekabet karşıtı sonuçların öngörülebilirliği gibi unsurlar dikkate alınarak somut olay özelinde yapılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamında, benzer nitelikte geçmiş tarihli bir Kurul kararının bulunmadığı; ancak yabancı otorite uygulamalarının algoritmaların hangi koşullarda rekabet karşıtı etkilere yol açabileceğini anlamak bakımından yol gösterici olduğu ifade edilerek Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) E-Turas kararı<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>; Danimarka Rekabet ve Tüketici Otoritesi’nin (DCCA) Ageras kararı<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>; Birleşik Krallık Rekabet Otoritesi’nin (CMA) Trod–GBE kararı<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> ile ABD’de görülen RealPage<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ve Uber<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> davalarına atıf yapılmıştır.</p>

<p><strong>5. </strong><strong>Kurul’un Değerlendirmeleri</strong></p>

<p>Önaraştırma aşamasında Bilgi Teknolojileri Dairesi Başkanlığı’ndan otomatik fiyatlandırma mekanizmasına ilişkin görüş alınmıştır. Görüş tarihinde dosya tarafı Hepsiburada olmakla birlikte, her iki platform tarafından kullanılan otomatik fiyatlandırma mekanizmalarının kural tabanlı oluşları ile yapısal olarak benzerlik gösterdiği belirtilmiştir. Bilgi Teknolojileri Dairesi Başkanlığı, otomatik fiyatlandırma aracılığıyla satıcıların fiyatlarını Buybox’ı kazanan teklifin altında, üstünde veya eşit olacak şekilde belirleyebildiğini; bu yapının satıcılar arasında koordinasyon ihtimalini artırabileceğini ve algoritma yoluyla fiyat uyumunun kolaylaşabileceğini ifade etmiştir.</p>

<p>Soruşturma aşamasında Ekonomik Analiz ve Araştırma Dairesi’nden (“<strong>EAAD</strong>”), otomatik fiyatlandırma mekanizmalarının koordinasyon doğurucu etki yaratıp yaratmadığına ilişkin analiz talep edilmiştir. EAAD, incelenen sistemlerin kural tabanlı olduğunu; makine öğrenmesi içermediğini ve satıcılara belirli referans fiyatlara göre eşitleme/altında kalma komutları verme imkânı sunduğunu belirtmiştir. Bu nedenle potansiyel rekabetçi risklerin, öğrenme temelli sistemlere kıyasla daha sınırlı olabileceği değerlendirilmiştir. Ayrıca otomatik fiyatlandırma kullanan satıcı oranının düşük olduğu kaydedilmiştir.</p>

<p>01.01.2024-31.05.2024 tarihlerini kapsayan döneme ilişkin Amazon’da satılan 7 farklı üründe 67 farklı Amazon satıcısına ait saatlik veriler incelenmiş; fiyat hareketlerinin heterojen ve dinamik olduğu, koordinasyon veya rekabet karşıtı fiyatlama davranışına dair pozitif bir bulguya ulaşılamadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte EAAD, düşük kullanım oranı ve süreklilik eksikliği nedeniyle sonuçların ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini; özellikle “referans fiyata eşitle” kuralının yaygınlaşması hâlinde fiyat çeşitliliğinin azalması riskine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Kurul, incelemeyi 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde yapılandırarak öncelikle otomatik fiyatlandırma mekanizmasının hukuki niteliğini, ardından olası rekabetçi risk senaryolarını ve somut olayda neden ihlal sonucuna varılmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda 4. maddenin hem yatay hem de dikey anlaşmaları kapsadığı hatırlatılmış; dosyada ilk olarak Amazon ile satıcılar arasındaki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ndeki tanım esas alınarak, satıcıların pazaryerinde ürün sunan teşebbüsler; Amazon’un ise satıcı ile tüketiciyi buluşturan bir platform hizmeti sağlayıcısı olduğu kabul edilmiş ve tarafların üretim/dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Otomatik fiyatlandırma mekanizmasının da bu ilişkinin parçası olduğu değerlendirilerek ilişkinin 2002/2 sayılı Tebliğ anlamında dikey nitelik taşıdığı belirtilmiştir.</p>

<p>Kurul, ilişkinin yatay veya dikey olarak nitelendirilmesinden bağımsız şekilde 4. madde bakımından belirleyici ölçütün “amaç” ve/veya “etki” olduğunu vurgulamış; ihlal tespiti için rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı ya da etkisi bulunan bir anlaşma veya uyumlu eylemin varlığının ortaya konulması gerektiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda rekabet hukukunun temel hedefinin, her teşebbüsün ticari stratejisini rakiplerinden bağımsız biçimde belirlemesini temin etmek olduğu hatırlatılmıştır.</p>

<p>Kurul, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının algoritmik “topla-dağıt” (hub-and-spoke) risklerine benzer sonuçlar doğurmasının teorik olarak mümkün olduğunu belirtmekle birlikte, bu modelin 4. madde kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli kümülatif koşulların gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Buna göre bir satıcının geleceğe dönük fiyat stratejisini, diğer satıcılara iletileceğini öngörerek platforma sağlaması; platformun bu bilgiyi aktarması; bilginin ulaştığı satıcının kaynağın hangi koşullarda bilgi verdiğini bilebilecek durumda olması ve bu bilginin fiyat stratejisinin belirlenmesinde kullanılması gerekmektedir. Somut olayda söz konusu koşulların ortaya konulamadığı ve salt algoritma kullanımının irade uyuşması olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Algoritmik fiyatlamanın her durumda amaç bakımından ihlal teşkil etmeyeceği; bu araçların belirli koşullarda etkinlik artırıcı sonuçlar doğurabileceğinin de kabul edildiği hatırlatılmıştır. Bununla birlikte algoritmaların karar alma süreçlerini otomatikleştirerek zımni koordinasyonu kolaylaştırma potansiyelinin somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Somut mekanizma bakımından satıcıların fiyatlarını “Rekabetçi Öne Çıkan Teklif”, “Rekabetçi En Düşük Fiyat” ve “Harici Rakibin Fiyatı” gibi referanslara göre belirleyebildiği; özellikle Rekabetçi Öne Çıkan Teklif fiyatının her ürün bakımından dinamik ve çoklu parametreye dayalı olduğu belirtilmiştir. Satıcılar arasında rekabet parametrelerine ilişkin doğrudan veya dolaylı bir temas tespit edilmediği; referans fiyatın platform içi, tüm satıcılara eşit uygulanan kriterler doğrultusunda belirlendiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede Kurul, halihazırda otomatik fiyatlandırmanın mekanizmasının zorunlu tutulmaması, satıcılar arasında söz konusu mekanizmanın kullanımı konusunda herhangi bir anlaşma ve/veya uyumlu eylem anlamına gelebilecek bir irade uyuşmasının tespit edilmemiş olması, otomatik fiyatlandırma mekanizması kapsamında oluşturulan kural setinin -büyük ölçüde- her bir satıcı tarafından farklılaştırılabilecek nitelikte tasarlanması, her bir satıcının tanımladığı kurala ilişkin olarak farklı geçerlilik süreleri belirleyebiliyor olması ve otomatik fiyatlandırma mekanizmasının öğrenme tabanlı değil de kural tabanlı bir algoritma ihtiva etmesi hususlarını birlikte değerlendirerek, somut olayda 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma veya uyumlu eylemin varlığının ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Bu değerlendirmelerin yanı sıra, 04.10.2024 tarihinde Amazon tarafından otomatik fiyatlandırma mekanizmasının geleceğine ilişkin bir bildirimde bulunulmuştur. Amazon’un soruşturmaya konu edilen kural setiyle sınırlı kalmaksızın otomatik fiyatlandırma mekanizmasının tamamının 10.02.2025 tarihi itibarıyla Türkiye’de kullanıma kapatılacağı ifade edilmiştir. Amazon savunmasında, mekanizmanın kapatılması suretiyle ileri sürülen rekabetçi endişelerin ortadan kaldırıldığını ve bu nedenle soruşturmanın sonlandırılması gerektiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte Kurul, taahhüt mekanizması işletilmediği sürece, ileriye dönük bir uygulama değişikliğinin geçmiş dönemde gerçekleştiği iddia edilen rekabet karşıtı davranışlar bakımından soruşturmanın kendiliğinden sona ermesini sağlamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca söz konusu dilekçede, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının ilerleyen dönemde Türkiye pazarında yeniden devreye alınmayacağına dair açık ve bağlayıcı bir taahhüdün de bulunmadığına da kararda dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla Kurul değerlendirmesini mekanizmanın kapatılacağı yönündeki beyana değil; somut olayda 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma veya uyumlu eylemin varlığının ortaya konulup konulamadığı sorusuna dayandırmıştır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kurul’un değerlendirmesi, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının satıcılar arasında 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında bir anlaşma veya uyumlu eylem doğurup doğurmadığı sorusu üzerinde yoğunlaşmıştır. Nihai kararda, Amazon tarafından sunulan mekanizma aracılığıyla satıcılar arasında geleceğe dönük fiyat niyetinin aktarıldığına veya koordinasyonun tesis edildiğine ilişkin yeterli delil ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Karar, dijital platformlar tarafından sağlanan algoritmik fiyatlandırma araçlarının tek başına rekabet ihlali teşkil etmeyeceğini; ihlal tespiti için irade uyuşmasını ortaya koyan somut bulguların bulunması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. “Hub-and-spoke” modeline benzer teorik risklerin varlığı, somut olayda bu tür bir ihlalin söz konusu olduğunu ispatlamaya yetmemektedir.</p>

<p>Aynı soruşturma sürecinde diğer platformlar bakımından taahhüt yoluna gidilmiş olması; Amazon bakımından ise ihlal sonucuna varılmaması, Kurul’un her teşebbüs yönünden ayrı ve somut delil temelli değerlendirme yaptığını göstermektedir.</p>

<p>Bu karar, dijital pazarlarda algoritmik araçların 4. madde kapsamında değerlendirilmesinde ispat standardı ve koordinasyon analizi bakımından önemli bir referans noktası teşkil etmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Baran BAŞ</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Gülce KORKMAZ</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 18.04.2025 tarihli ve 25-15/348-164 sayılı gerekçeli kararı için bkz. www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=a15e07b0-e3e5-4c42-b43b-f2783dac6d5f</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 3.10.2024 tarihli ve 24-40/950-409 ile 24-40/951-410 sayılı kararları.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 12.05.2011 tarihli ve 11-30/591-187 sayılı Gittigidiyor, 03.01.2013 tarihli ve 13-01/7-7 sayılı D&amp;R, 10.11.2015 tarihli ve 15-40/662-231 sayılı Hepsiburada, 09.06.2016 tarihli ve 16-20/347-156 sayılı Yemeksepeti, 05.01.2017 tarihli ve 17-01/12-4 sayılı Booking ve 01.10.2018 tarihli ve 18-36/584-285 sayılı Sahibinden kararları. Rekabet Kurumu (2022), E-Pazaryeri Platformları Sektör İncelemesi Nihai Raporu,</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/geneldosya/e-pazaryeri-si-raporu-pdf.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Case C-74/14 Eturas and other v Lietuvos Respublikos konkurencijos taryba [2016] OJ C 98/3 ECLI:EU:C:2016:42. Case C-74/14, Eturas v Others [2016], OJ C 24</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. https://en.kfst.dk/nyheder/kfst/english/decisions/20200630-danish-competition-council-ageras-has-infringed-competition-law/, https://kfst.dk/media/ws5nbdtx/20200630-ageras-final-a.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> CMA, Case 50223, https://assets.publishing.service.gov.uk/media/57ee7c2740f0b606dc000018/case-50223-final-non-confidential-infringement-decision.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Columbia Bölge Yüksek Mahkemesi, Case No. 2023 CAB 6762, https://business.cch.com/ald/DistrictofColumbiavRealPageInc792024.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Spencer Meyer v Travis Kalanick, 15 Civ 9796; 2016 US. Dist. Lexis 43944.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-amazon-karari-algoritmik-fiyatlandirma-araclari-ve-topla-dagit-koordinasyon-iddiasi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 09:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/resmi/rekabet-kurumu-1.jpg" type="image/jpeg" length="20234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/18451 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118451-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118451-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 29/1/2026 tarihli ve 2021/18451 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Y.</strong> <strong>B.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/18451)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 29/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kübra ÇİFTÇİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, pasaportuna hukuka aykırı olarak tahdit konulduğu yargı kararıyla tespit edilen kişinin tahdit sebebiyle yurt dışına çıkamamasından kaynaklanan zararının tazmin edilmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Olay tarihinde Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde araştırma görevlisi olan başvurucu 17/4/2017 tarihli ve 689 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (689 sayılı KHK) uyarınca kamu görevinden çıkarılmış, aynı KHK gereğince de başvurucunun pasaportuna tahdit konulmuştur. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin yargısal süreç, eldeki başvurunun karar tarihi itibarıyla devam etmektedir.</p>

<p>3. Ayrıca aralarında başvurucunun da olduğu bazı akademisyenler hakkında PKK/KCK terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda düzenlendiği ileri sürülen<i> "Ortadoğu Çıkmazında Radikal Demokrasi Özyönetim Modeli" </i>adlı panele katıldıkları gerekçesiyle terör örgütü propagandası yapma suçundan Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkemece 28/9/2017 tarihinde sanıkların tümü hakkında beraat kararı verilmiştir. Anılan karar, başvurucu yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmadan 1/12/2017 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>4. Anılan kararın kesinleşmesinin ardından başvurucu, Diyarbakır Valiliğine (Valilik) verdiği 5/10/2018 tarihli dilekçeyle pasaport tahdidinin kaldırılmasını talep etmiştir. Valilik, başvurucunun hakkındaki ceza yargılamasından beraat etse de kamu görevine tekrar iade edilmediğini gerekçe göstererek 18/10/2018 tarihli işlemle talebi reddetmiştir. Başvurucu, bu işlemin iptali ve uğramış olduğu manevi zararın tazmini talebiyle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır.</p>

<p>5. Bu süreçte başvurucu hakkında ayrıca <i>Barış Akademisyenleri Bildirisi</i> olarak bilinen metne imza atması nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçundan Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde 15/1/2018 tarihinde dava açılmıştır. Mahkeme 11/12/2019 tarihinde beraat kararı vermiştir. Anılan karar, başvurucu yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmadan 19/12/2019 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>6. İdare Mahkemesi başvurucunun bir panele katılması nedeniyle yargılandığı davadan beraat ettiğini ve bu kararın kesinleştiğini, <i>Barış Akademisyenleri Bildirisi </i>olarak bilinen metni imzalaması nedeniyle devam eden yargılamanın ise derdest olduğunu ancak benzer davalarda verilen mahkûmiyet hükümlerine Anayasa Mahkemesince ihlal kararı verildiğini, her iki yargılamada da başvurucu hakkında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiri uygulanmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun memleketten ayrılmasında genel güvenlik bakımından mahzur bulunduğunun veya terör örgütlerine aidiyeti, bu örgütlerle iltisakı veya irtibatı belirlenen yurt dışındaki her türlü eğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin kurucusu veya yöneticisi olduğunun veya bu yerlerde çalıştığının İçişleri Bakanlığınca tespit de edilmediğini, sonuç olarak davalı tarafından yeterince araştırma ve inceleme yapılmadan tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığını ifade ederek dava konusu işlemi iptal etmiştir.</p>

<p>7. İdare Mahkemesi başvurucunun manevi tazminat talebiyle ilgili olarak ise işlemin iptalini gerektiren her hukuki yanlışlığın ve aykırılığın kendiliğinden hizmet kusuru olarak nitelendirilemeyeceğini, hizmet kusuru oluşabilmesi için saptanan hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerektiğini, her idari makamın işleyebileceği türden, olağan nitelikteki hukuki yanlışlık ve aykırılıkların hizmet kusuruna yol açmadığını, idari işleme veya eyleme muhatap olan kişinin tutum veya davranışının da idarenin sorumluluğunun belirlenmesinde önemli olduğunu, sonuç olarak 689 sayılı KHK'nın hükümlerini uygulamaya çalışan idarenin ağır kusuru bulunmadığını belirterek başvurucunun manevi tazminat talebini reddetmiştir. Anılan karar, hem başvurucu hem de idare tarafından istinaf kanun yoluna taşınmış ancak her iki tarafın talebi de Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 2/3/2021 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, nihai kararı 26/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 31/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>10. Başvurucu; söz konusu pasaport tahdidinin hukuka aykırılığı yargı kararıyla tespit edildiği hâlde işlem tesisinde idarenin ağır kusuru bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddedildiğini, bu süreçte terörist olarak damgalanması nedeniyle iş hayatının olumsuz etkilendiğini, akademisyen olduğu için yurt dışına çıkmaya ihtiyaç duyduğunu, bazı sivil toplum kuruluşlarında görev almak istediği hâlde pasaportu olmadığından iş başvurularının kabul edilmediğini, kamu görevinden çıkarıldığından bu iş başvurularının kendisi için önem arz ettiğini belirterek pasaport tahdidi sebebiyle uğradığı manevi zararın tazmin edilmemesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Fransa'daki Nantes Üniversitesinde doktoraya kabul edilmiş ve Collège De France'dan da burs kazanmış olmasına rağmen belirlenen tarihlerde yurt dışına çıkamadığı için bursunu kaybettiğini, bu sebeple yaşadığı manevi zararların giderilmemesi nedeniyle de eğitim hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilk olarak başvurucunun ihlal iddialarının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisinde olup olmadığının belirlenmesi, konu bakımından yetkili görülmesi hâlinde söz konusu iddiaların olağanüstü hal koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda zararının tazmin edilmemesi nedeniyle mağduriyetinin devam ettiğini belirterek ihlal iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi; seyahat özgürlüğü bağlamında yurt dışına çıkışı engelleyen tedbirlere ilişkin yapılan bireysel başvuruların özellikle kişinin gitmek istediği ülke ile güçlü kişisel, ailevi, ekonomik ve mesleki bağlarının olduğu durumlarda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilebileceğine karar vermiştir. Ancak bu şekilde inceleme yapılabilmesi için bireysel başvuru formunda başvurucuların şikâyet edilen tedbirin özel ve aile hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde ortaya koymaları gerekmektedir (<i>Onur Can Taştan</i> [GK], B. No: 2018/32475, 27/10/2021, §§ 47-50;<i> Yağmur Erşan</i> [GK], B. No: 2018/36451, 27/10/2021, §§ 47-50; <i>Şengül Tükel</i> [2. B.], B. No: 2018/12456, 12/1/2022, §§ 40, 41).</p>

<p>13. Başvurucunun gitmek istediği ülkeyle kişisel ve mesleki bağları olduğunu somut dayanaklarıyla ortaya koyduğu, bu suretle hakkındaki pasaport tahdidinin özel hayatını etkilediği görüldüğünden bu kapsamdaki şikâyetlerinin özel hayata saygı hakkıyla bağlantılı olduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun yurt dışındaki doktora eğitimine gidememesine yönelik şikâyetlerinin ise belirli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumuna erişememe niteliğinde olduğu görülerek eğitim hakkıyla bağlantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>14. Başvurucunun şikâyetinin pasaport tahdidi nedeniyle özel ve eğitim hayatının olumsuz etkilenmesinden doğan zararların giderilmemesine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda şikâyetin özü, pasaport tahdidi nedeniyle başvurucunun özel hayatına saygı hakkına ve eğitim hakkına yönelik müdahaleden kaynaklanan zararın idari ve yargısal süreçlerin sonucunda giderilmemesine yönelik olduğu görülmüştür. Bu durumda başvurucunun iddiaları bir bütün olarak özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>16. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (<i>Y.T.</i> [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47).</p>

<p>17. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun hem teoride hem de uygulamada ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da <i>makul bir tazmin imkânı sunma açısından etkili olması</i> gerekir (<i>K.A. </i>[GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNjY4MmQ0LThiMTMtN2I5Ni0wNDk3LWQ4OGVmYTRiOTE5Yw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2014/13044</a>, 11/11/2015, § 71). Bu nitelikte bir başvuru yolu yoksa etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır (<i>Mahfuz Güleryüz</i> [1. B.], B. No: 2020/25276, 9/1/2024, § 48).</p>

<p>18. Bunun yanında adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Yargılama makamlarının bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda yeterli derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira yargılama makamları tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Fatma Kılıç ve İbrahim Haldız</i> [1. B.], B. No: 2017/37387, 21/4/2021, §§ 31-37; <i>Greta</i> <i>Madeleine</i> <i>Kocaoğlu</i> [2. B.], B. No: 2020/814, 19/7/2023, § 13).</p>

<p>19. Hukuk devletinde idare, hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğü altındadır. İdare; eski hâle getirme<i> (restitutio in integrum)</i> ilkesi gereğince kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür. Bu açıdan hukuka aykırı işlem nedeniyle zarar oluşması hâlinde idari işlemin iptal edilmesiyle ihlalin bütünüyle giderildiği söylenemeyecektir. Bu hâlde ihlalin tam olarak giderildiğinden söz edilebilmesi için hukuka aykırı işlem nedeniyle oluşan zararın da kusur değerlendirmesi yapılmak suretiyle ortadan kaldırılması gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Narin Nihal Parlak </i>[1. B.], B. No: 2019/16487, 3/3/2022, § 39).</p>

<p>20. Somut olayda başvurucunun pasaportuna idarece uygulanan tahdit işleminin hukuka aykırı olduğu İdare Mahkemesinin 13/9/2019 tarihli kararıyla saptanmıştır. İdare Mahkemesi, başvurucunun pasaportuna idare tarafından yeterince araştırma yapılmadan tahdit konulduğunu belirterek pasaport tahdidini iptal etmiştir (İdare Mahkemesinin iptal gerekçesi için bkz. § 6). Dolayısıyla başvurucunun anayasal haklarına yönelik ihlal, esas itibarıyla iptal kararını veren İdare Mahkemesince tespit edilmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, işlemin hukuka aykırı olduğu konusunda yapılan tespit de dikkate alınarak başvurucuya yeterli bir giderim sağlama konusunda etkili bir başvuru yolunun sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi ile sınırlı olacaktır (benzer bir değerlendirme için bkz.<i> Önder Soylo</i> [1. B.], B. No: 2021/4654, 16/7/2025, § 20).</p>

<p>21. Mevcut durumda pasaport tahdidinin yargı kararıyla iptal edilmiş olması süregelen ihlali ortadan kaldırsa da başvurucunun bu işlemden zarar görmesi hâlinde bu zarar giderilmediği müddetçe iptal kararının başvurucunun mağduriyetini tam olarak giderdiğinden bahsedilemez. Başka bir deyişle mağduriyetin gerçek manada ortadan kalkabilmesi için başvurucunun pasaport tahdidi nedeniyle uğradığı zararlar da giderilmelidir. Eldeki başvuruda başvurucu, açtığı iptal davasında ayrıca pasaport tahdidi nedeniyle oluşan manevi zararlarının karşılanmasını talep etmiş, İdare Mahkemesi ise bu talebi reddetmiştir.</p>

<p>22. İdare Mahkemesi, başvurucu hakkındaki pasaport tahdidini iptal ederken söz konusu tahdidin idarece başvurucunun somut durumuyla ilgili <i>yeterli araştırma yapılmadan </i>uygulandığını gerekçe göstermişken (bkz. § 6) manevi tazminat talebini reddederken işlemin tesisinde idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığını gerekçe göstermiştir (bkz. § 7). İdare Mahkemesine göre olayda hizmet kusuru bulunmamasının nedeni ise başvurucunun bu süreçteki tutum ve davranışları ile pasaport tahdidinin idarece KHK hükmü gereğince konulmuş olmasıdır.</p>

<p>23. İdare Mahkemesi kişinin tutum veya davranışlarından kastını başvurucunun olağanüstü hal döneminde kamu görevinden çıkarılması ve aynı dönemde hakkında iki ayrı ceza yargılaması yürütülmesi olarak değerlendirmiştir. Mahkemece idari işlemin hukuka aykırılığını ortadan kaldırabilecek güçte görülmeyen bu nedenlerin hizmet kusurunu nasıl ortadan kaldırdığının açıklanması gerekmektedir. Öte yandan İdare Mahkemesinin tahdidin idarece 689 sayılı KHK hükümlerini uygulamak gayesiyle tesis edildiği, dolayısıyla işlemin tesisinde idarenin ağır kusuru bulunmadığı şeklindeki yorumunun başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmin edilmesini neredeyse kategorik olarak engelleyecek mahiyette olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>24. Başvurucunun manevi tazminat talebinin bu şekilde reddedilmesi olayın somut koşullarının değerlendirilmediğini, dolayısıyla etkili bir başvuru yolunun gerektirdiği şekilde yargısal inceleme ve tartışma yapılmadığını göstermektedir. Bu durumda incelenen olayda makul bir tazmin imkânı sunmayan yargısal yaklaşım sona ermiş, müdahaleye ilişkin yeterli giderimde bulunma ve uygun bir telafi şansı sunma konusunda başvurucuya elverişli bir başvuru yolu imkânı sağlamamıştır.</p>

<p>25. Sonuç olarak yargılama bir bütün hâlinde incelendiğinde yargılama makamlarınca ulaşılan sonucun özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının gerçekleştirilmesi için tam yargı davası müessesesinin pratikte etkisiz hâle gelmesine ve başvurucunun doğan zararlarının giderilmemesine yol açtığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. ve 42. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong><strong> GİDERİM</strong></p>

<p>27. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini etkili bir inceleme yapmak suretiyle gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri</i> <i>Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 20. ve 42. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2019/33, K.2019/1439) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118451-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="82005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/47320 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347320-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347320-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2/4/2026 tarihli ve 2023/47320 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>E.</strong> <strong>O.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/47320)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, açılan iptal davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 9/6/2023 tarihinde yapılmıştır. 2024/34956 numaralı bireysel başvuru dosyası konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/47320 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş, 2024/34956 numaralı bireysel başvuru dosyası kapatılmış ve inceleme 2023/47320 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p><strong>1. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; <i>N.E.</i> [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 5; <i>A.S. </i>[GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; <i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).</p>

<p>7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla <i>halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma,</i> <i>devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma,</i> <i>paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması </i>ve <i>bir terör örgütü </i>olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "<i>Legal Görünümlü İllegal Yapılar"</i> başlığı altında <i>"Paralel Devlet Yapılanması"</i> adıyla yer almıştır (<i>A</i><i>ydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 28, 33; <i>C.A. (3), </i>§ 11; <i>N.E.</i>, § 6; <i>A. S.</i>, § 6; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 7).</p>

<p>8. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (<i>Selçuk Özdemir </i>[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan </i>[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; <i>C.A. (3), </i>§ 12; <i>N.E.</i>, § 7; <i>A.S.</i>, § 7; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 8).</p>

<p>9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliği olduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (<i>C.A. (3), </i>§ 13; <i>N.E.</i>, § 8; <i>A.S.</i>, § 8; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 9).</p>

<p>10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>(aynı kararda bkz. §§ 47-66) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3), </i>§ 14; <i>N.E.</i>, § 9; <i>A. S.</i>, § 9; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 10).</p>

<p>11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) dair, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 50; <i>C.A. (3), </i>§ 18; <i>N. E.</i>, § 10; <i>A. S.</i>, § 10; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 11).</p>

<p>12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut bunlarla irtibatlı olan kişiler, anılan kanun hükmünde kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.</p>

<p>13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanığın Beyanları ve Kodlamalara İlişkin Bilgiler</strong></p>

<p>14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben 18/4/2017 tarihli yazısıyla FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında <i>Garson</i> kod adlı gizli tanığın (<i>Garson</i>) beyanlarının alındığını ve bu şahsın soruşturma ile ilgili olarak önemli bilgileri içeren iki micro SD kartı ve bir cep telefonunu teslim ettiğini belirtmiştir. Anılan yazıda bahse konu dijital materyallere el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Bununla birlikte anılan soruşturma kapsamında 18/4/2017 tarihli gizli tanık ifade tutanağına göre <i>Garson</i>'un beyanları şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2011 yılından beri FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak birçok bilgiyi edindim. Bu kapsamda örgütün özellikle Emniyet teşkilatı içerisinde yer alan birçok mensubu ile ilgili fikir sahibiyim. Bu bahsettiğim kişiler ve örgütün hareket ve strateji tarzı ile ilgili ayrıntılı bilgiler size teslim ettiğim SD kartlarda ve yine size teslim ettiğim Samsung A5 marka cep telefonunda mevcuttur. Zaman zaman yapılan toplantılarda örgütün bölge sekreteri olarak tanımladığımız kişiler bu bilgileri getirirlerdi. Ayrıca benim şahsen tanıdığım kişileri de bu kartlara ben yazdım. Bu kartlarda bildiğim kadarıyla 4700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgileri vardır. İlk aklıma gelen kişiler </i>[T.A.]<i> (Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[H.S.]<i> (bu kişi de T.A.dan önce Emniyet teşkilatındaki FETÖ üyesi kişilerin üst düzey sorumlusudur), </i>[M.A.]<i> (İstanbul Emniyet Teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[Y.K.]<i> (İzmir Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur). Söylediğim gibi benzer şekilde binlerce FETÖ mensubu ile ilgili bilgi SD kartta bulunmaktadır. Ben darbe teşebbüsü ve daha önceki süreç içerisinde bu örgütün gerçek yapısını anlayıp devlet için oldukça tehlikeli bir oluşum olduğuna kanaat getirdiğim için kendi irademle başvurma gereği duydum."</i></p>

<p>15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda aktarılan 18/4/2017 tarihli talebine binaen Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) aynı tarihli kararıyla <i>Garson</i> tarafından teslim edilen eşyalara el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından birtakım çalışmalar yapılmış, bu doğrultuda raporlar hazırlanmıştır. Yine buradan hareketle süreç içinde ilgililer hakkında bahse konu kodlamaların yer aldığı bireyselleştirilmiş raporlar tanzim edilmiştir.</p>

<p>16. Yapılan çalışmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilk olarak ilgililer hakkında <i>veri inceleme raporu</i> adı altında raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında genel mahiyetteki şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince imaj alma işlemi gerçekleştirilen dijital veri üzerinde yapılan incelemelerde, Emniyet Mahrem Yapılanması kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından fişlendiği ve personelin; </i></p>

<p><i>Örgüt mensubunun örgüte bağlılık derecesi, katıldığı örgütsel toplantı sayısı, örgüt evinde kalma durumu ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgütten zaman içinde ayrılmış örgüt eski üyesinin örgüte bakışı, örgüte geri dönme potansiyeli, varsa katıldığı örgütsel toplantı sayısı ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu değilse örgüte bakış açısı, sosyal hayattaki tavrı, yaşam tarzı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu olsun olmasın bazı personelin özel ve meslek hayatına ilişkin kişi özelinde hazırlanmış açıklamaların yer aldığı ve örgüt perspektifiyle çeşitli sistematik kodlar verildiği tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Ele geçirilen örgüte ait dijital veriden alınan imajı verisi içerisinde 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' içerisinde yer alan 'TÜM LİSTE' isimli Excel tablosunda, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde: ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli tablolar olduğu görülmüştür. Excel tabloları içerisinde tüm emniyet teşkilatı personelinin yukarıda izah edilen şekilde fişlendiği (kayıt altına alındığı), personelin adının karşısındaki haneye kodlar yazıldığı belirlenmiştir. Amir/memur sınıfı personel ayrılarak ‘A4, A5, B4, B5, SAY, EA, AD, F’ vb. harf ve rakam kodlarıyla yaklaşık 80 kategoride; örgüt üyesi olan/olmayan, örgüte yakın/uzak olan, örgüte zarar verebilecek olan vb. şeklinde tüm EGM personelinin tek tek kayıt altına alındığı görülmüştür. Örgüt üyesi olan EGM personelinin, bağlı olduğu 'Öğretmen, Vekil, Zümre Başkanı' olarak nitelenen örgüt yönetici bilgileri, 'Kurs Taksidi, Ofis, Etüt' adı altında, örgüt üyesi Emniyet Teşkilatı personeli tarafından örgüte aktarılan paralar, örgüt içi faaliyetler vb. detayların bulunduğu görülmüştür. Bu fişleme listelerinde Emniyet Teşkilatı personelinin sicil, isim, TCKN, adres, telefon, eş-çocuk isim bilgileri, özel notlar vb. gibi kişisel bilgiler de yer almaktadır. </i></p>

<p><i>Tabloda 'Tüm liste' olarak belirtilen başlığın tüm EGM personeli, 'Güncel lise' olarak belirtilen başlığın Polis Memuru rütbesindeki güncel personel, 'Tüm Emekli' olarak belirtilen başlığın emekli edilen rütbeli personel olduğu değerlendirilmiştir. Verinin oluşturulduğu tarihteki personelin görev durumu ile güncel görev durumunda (aktif görevli-emekli olup olmaması, rütbe değişikliği ve görev yeri değişikliği vb.) farklılıkların olabildiği görülmüştür. Polis Memurları için 'Güncel lise' verisinin daha detaylı ve güncel bilgiler içerdiği değerlendirilmiştir. ..."</i></p>

<p>17. Öte yandan bahse konu kodlamalardan bazıları ise 22/10/2019 tarihli bir <i>veri inceleme raporu</i>nda şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"0: Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>A: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, (Normalde A'nın yanına rakam yazıldığı, ancak burada eksik yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği </i></p>

<p><i>A?: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan ancak A4 ve A5 derecesine karar verilememiş kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>A5: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>B4: FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL, DİL1, DİL2, DİL3: Emniyet içindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği, (Bu kodun kendi arasında DİL1, DİL2 ve DİL3 olarak kategorilendirildiği görülmüş, kazanılmaya en yakın olanın DİL3 koduyla ifade edildiği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DC: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>E: Farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>F, F1, F2, F3, F4, F5, F6: Farklı hayat görüşünden olan, hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile bağlantısı olmamış, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar verebileceği düşünülen kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY: FETÖ mensubu olup her şeyiyle teslim olan ancak yönecilik vasıfları olmayan polis memurunu ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAYA: FETÖ mensubu olup 'gassalın elindeki meyyit' olarak ifade edilen, zaafları olmayan, her şeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SLM, SM: Yazım yanlışı olabileceği, süreçle alakalı bir kod olduğu ve 17-25 sürecinden önce FETÖ mensubu olan kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SVHT, VHT: Süreçle alakalı bir kod olduğu veya yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>TML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Anılan 22/10/2019 tarihli <i>veri inceleme raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmı olan <i>"Sorgulama Sonucu" </i>başlığı altında özetle şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>TÜM LİSTE </i></p>

<p><i>Sicili ..., </i><i>TCKN ..., Ad ..., Soyad ..., Medeni Durum ..., Rütbe ..., Derece 1: EA, Derece 2: 0 </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE </i></p>

<p><i>Sicili ..., TCKN ..., 2015 Mart Alan: EA, 2015 Mart Alan Dışı: 0, Alan: EA, AD:0, Zaaf:0 ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Rapor, ele geçirilen ve imajı alınan örgüte ait dijital verinin içerisinde bulunan 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' başlığında yer alan 'TÜM LİSTE' isimli excel tablosu içinde, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde bulunan ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli excel sayfalarından, herhangi bir müdahale yapılmaksızın, ilgili personelin sicili karşısında yer alan hücrelerdeki tüm bilgiler aktarılmış, ‘Güncel lise’ ve ‘Tüm Emekli’ sayfasındaki personelin sicil bilgisinden TCKN bilgisi bulunarak rapora eklenmiştir. Sorgulanan personel için sayfa(lar)da birden fazla kayıt olması durumunda tüm kayıtlar ayrı ayrı listelenmiştir. Personel ile ilgili sayfa(lar)da veri olmaması durumunda sadece sayfanın ana başlığı rapora alınmıştır </i></p>

<p><i>İş bu rapor tarafımdan tanzim edilerek imza altına alınmıştır"</i></p>

<p>19. Devam eden süreçte bu kez Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgililer hakkında <i>veri analiz raporu</i> adı altında daha detaylı raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında yer alan bilgiler şöyledir:</p>

<p><i>"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu) 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanıktan ele geçirilen '…siyah renkli, üzerinde Samsung 32 gb Micro SD HC I, beyaz açık kahve renkli, üzerinde Lexar 1000x 64 gb Micro SD XC II,…' dijital materyaller ile ilgili Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 D.İş kararı kapsamında, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gerekli incelemeler yapılarak, şifresi çözümlenebilen kısıtlı sayıdaki dosya, KOM Daire Başkanlığı’na teslim edilmiş, şifresi çözümlenemeyen alanlarla ilgili çalışmalara da devam edildiği bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Çözümlenebilen alanlardan elde edilen veriler doğrultusunda, EGM personeline ilişkin ‘Veri İnceleme Raporu’ tanzim edilerek ilgili birimlere gönderilmekteyken, dijital materyaller içerisinde yer alan ve şifre çözümlemeleri yapılamayan alanların şifrelerinin çözüldüğü bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile çözümlemesi yapılan yeni alanlarla ilgili çalışmalara KOM Başkanlığı tarafından başlanılmıştır. </i></p>

<p><i>Yapılan ilk tespitlerde; her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veriler özelinde, veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığı görülmüştür. Kıymetlendirme sürecinde yapılan kimlik tespitlerinde, EGM personelinin özlük bilgileri ve aile bilgileri gibi kişisel bilgilerden faydalanılmıştır. (örneğin: excel tabloda erkek personelin gerçek ad bilgisinin baba adı başlıklı sütunda, kadın personel için ise anne adı başlıklı sütununda yer alması; excel tabloda personelin gerçek telefon numarasına ‘11880’, ‘11111’ vb. ekleme/çıkarma yapılarak kaydedilmesi; çalıştığı birim bilgisinin örgüt terminolojisine göre kodlanarak yazılması; mezun olduğu yıl bilgisinin harf/rakamlarla kodlanarak yazılması gibi tekniklerle listelerde yer alan şahısların gerçek kimlik bilgisinin saklanmaya çalışılması.) </i></p>

<p><i>Yapılan çalışmalar neticesinde, EGM personelinin ve listelerde yer alan diğer şahıslara ilişkin kodlama/fişleme verisi olduğu değerlendirilen (232) farklı Excel dosyası tespit edilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili veriler özelinde 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında Gizli Tanık Garson (K)’un beyanı alınmıştır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile EGM personelinin kodlama/fişleme verileri özelinde ‘Veri Analiz Raporu’ formatı oluşturulmuştur. Orijinal veri içerisinde yer alan ilgiliye ait tüm bilgilerin birebir dışa aktarımını sağlayacak (veri tabanı tabloları oluşturma ve modelleme esnasındaki yazılım kuralları zorunlulukları hariç, adli bilişim standartlarına uygun olarak), veri bütünlüğünü de koruyacak model uygulanmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Yine 27/5/2024 tarihli bir <i>veri analiz raporu</i>nda bazı kodlamaların anlamları şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>AD / ALAN DIŞI / DIŞ: Emniyet içindeki örgüt yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerdir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL/İLGİ: Dil ibaresi ile örgüt üyesi olmayan ancak muhafazakar, kazanılabilir olduğu </i></p>

<p><i>değerlendirilerek örgüte dahil etme potansiyeli olduğu düşünülen kişiler belirtilmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL 3/ XDİL3/SDİL3/DİL3?: DİL3 seviyesi, grup toplantılarına katılım sağlamış, diğer grup üyeleriyle ve hatta çoğu zaman mahrem sorumlusu ile de tanışmış, alana aktarım aşamasına gelmiş ancak son noktada örgüt mahrem sorumlusu tarafından ‘bizim’ denilmemiş, henüz alana aktarılmamış kişidir. İlgili kodun ön veya arka kısmına konulan X ve S ibareleri şahıs hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>SÖZ: Alan içinde olmayan ve şu anda bir kategori olarak kullanılmayan ancak daha önceki yıllarda örgüt içerisinde DİL3 ile EA arasındaki bir kategoride tasniflenen kişiler için kullanılmış kodlama türüdür. </i></p>

<p><i>A/A?/SA: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>A4/SA4/XA4: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarlarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan kişilerdir. Zaafları yoktur. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>B/B?: Örgüt mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>B4/B4?/SB4/XB4: Örgüt mensubu olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarılarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksiklikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan ve de zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EA/EA?/EŞİT A/EŞİT AĞIRLIK/SEA/XEA/YEA: EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişileridir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY/SAYISAL/SSAY/XSAY: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı ancak vekil olarak grubu idare edeceğine yönelik değerlendirme bulunmayan kişidir. </i></p>

<p><i>SAY A/SAYA/SSAYA/XSAYA/SAY1: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı, gerektiğinde vekil olarak grubu idare edebileceği değerlendirilmiş kişidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten kopmuş olan ancak tekrar örgüte dahil edilmeye çalışılan kişilerdir. "</i></p>

<p>21. Bunun yanında 27/5/2024 tarihli bahse konu <i>veri analiz raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmında ise şifresi çözülen farklı dosyalar içinde ilgili kişinin yer aldığı listeler sıralanmıştır. 27/5/2024 tarihli bu raporda ilgili kişi özelindeki kısımların bazıları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 SONBAHAR LİSTE.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: SÖZ </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...GENEL\PERSONEL\ÇALIŞAN\aralık 2012\OCAK 2013 LİSE LISTE .xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...rar\2013 haziran güncel liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...TÜMÜ LİSE ÖĞRENCİ 1 TEMMUZ - resmi list - Kopya.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 ilkbhar liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: ALAN DIŞI </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...YENİ\PERSONEL\Tüm liste.xlsx </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN: EA </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>ALAN: SC </i></p>

<p><i>AD_: SCB </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Öte yandan süreç içinde ortaya çıkan veriler kapsamında yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından <i>Garson'un</i> beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda anılan beyanlar Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında şu şekilde aktarılmıştır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen söz konusu kodlama verilerine yönelik olarak verileri teslim eden gizli tanığın 2017/68532 soruşturma sayılı dosyası kapsamında beyanlarına başvurulduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Gizli tanık 'Garson'un 27/04/2017 tarihli beyanında: '…Yaklaşık 8-9 yıl kadar önce de Emniyet mahrem yapısı olarak nitelendirdiğimiz yapıya dahil oldum. Bu yapıyı açıklamam gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Emniyet teşkilatı ile ilgili polis okulları ve polis akademisine girişlerin takibi, giren cemaat mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenerek uygulanması, okuldan mezun olarak emniyet görevlisi sıfatıyla işe başladıktan sonra da bu kişilerin takibini gerçekleştirir, bu doğrultuda toplantılar düzenleyerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirmesine yönelik işlemleri yürütür. Bu kişiler benim dahil olduğum süre zarfında sivil kişilerden oluşmaktaydı. … Mahrem hizmetler yapısı Türkiye genelinde Marmara (İstanbul), Ankara, Ege (İzmir), Gaziantep ve Erzurum olmak üzere 5 bölgeye ayrılmıştı. … Biz mahrem imamlar olarak genellikle Ankara ilinde ayda bir olmak üzere toplantılar düzenlerdik. Aramızdaki irtibatı kendi adımıza kayıtlı olmayan telefon hatları ile çok ayrıntıya girmeden toplantı yerini kararlaştırırdık. Bu toplantılara 5 bölgenin sorumluları olan kişiler katılırdı. Bu toplantılara ben de iştirak etmekteydim. Bu kartlarda ele geçirilen bilgiler bu süreç içerisinde toplantılarda kayıt altına alınan bilgiler ve aynı süreçte öğrenerek kayda geçirdiğim bilgilerdir. Kartların incelemesi ile de anlaşılacağı üzere örgüt tarafından emniyet teşkilatı içeresinde yer alan herkesin yakın veya uzak olup olmadığı, örgüt ile ilgili kanaati, mezhebi, dünya görüşü, siyasi görüşüne göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Bahsettiğim 5 bölge altında kendi içerisinde bu bölgelere bağlı küçük bölge olarak adlandırdığımız alt bölgeler vardır. … Alt bölgelerden toplanan bilgiler, himmet olarak tabir ettiğimiz paralar 5 bölgenin üst düzeydeki temsilcilerine aktarılır, bu şekilde bir bilgi ve maddi kaynak havuzu oluşturulmuştur. Tüm personel ile ilgili bilgiler de bu şekilde kayıt altına alınmış bulunmaktadır…. Güncel Lise Kitabı başlıklı dosyada Türkiye’de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tüm Emekli kitabı listesiyle, bu liste emniyet teşkilatından emekli olan çeşitli rütbelerde olan rütbeli personeli göstermektedir. Tüm Liste kitabı listesiyle, EGM de bulunan tüm personelin FETÖ açısından derecelendirmesini belirtir excel tablosudur. Bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personel yer almakta ve bunlara aşağıda açıklayacağım kodlamalarla bir sistematik kurulmuştur. Bu liste incelendiğinde EGM de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişiler ayırt edilebilir. Bu liste 2016 Nisan ayında hazırlanmış bir listedir…' ..." </i></p>

<p>23. Bununla birlikte yürütülen soruşturma kapsamında incelenen dijital materyal içeriklerinde tespit edilen kodlamalarla ilgili olarak <i>Garson</i>'un Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında da yer verilen beyanları şöyledir:</p>

<p><i>“… Genel olarak EGM personelini örgütsel tasnifleme ile beşe ayırmak mümkündür. Bunlar; ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olarak nitelendirilebilir... </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI; Emniyet Teşkilatında görevli bulunduğu süre zarfında örgüt ile bağlantısı olmayanlar olarak nitelendirilebilir. Özellikle Alan Dışı kısmında yer alan personelin kodlamaları, birlikte çalıştığı alan içinde yer alan örgüt mensubu emniyet teşkilatı personellerinden (EA, SAY, A4, A5, B4, B5 vb. kodlamasına sahip kişiler) alınan bilgiler neticesinde verilmiştir… Ayrıca ilgili personelin hayata bakış açısı, yaşam tarzı, aile yapısı, mezhebi ve inancına ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak kodlama/fişleme yapılmıştır... </i></p>

<p><i>İLGİ; Nitelikleri itibarı ile görüşülmesi uygun görülenlerdir. İlgi alanına aktarılması düşünülen emniyet mensubunun, örgütün mahrem yapılanmasında görev alan mahrem sorumlunun toplantılarına katılan öğrencilerden (Emniyet Personellerinden) alınan bilgiler doğrultusunda, nitelikleri itibari ile görüşülmesi planlanan kişiye öncelikle öğrenciler arasından bir stajyer planlaması yapılır, başlangıçta hedef kişinin bu durumdan haberi dahi olmaz. Stajyer tarafından örgütsel bir sistematik içerisinde hedef şahsın aile yaşantısı, ilişkileri, dünya görüşü ve gündemdeki konulara bakışına kadar birçok konudaki görüşleri hakkında bilgiler toplanır, dini konular hakkında gerekli hassasiyet oluşturularak stajyer ile arasında bir vefa ilişkisi oluşturma anlamında gerekli çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar ilk başta genel olarak insani ilişkiler üzerinden oluşturulur. Bu ilişkiler genel olarak iş yerinde birlikte yemek yeme, çay içme vb. şeklinde olur. Üç veya dört farklı safhada yaklaşık olarak dokuz aylık süreç sonrasında alana aktarımı yapılabilir. Hedef bu ilgilenme sürecinin sonunda alana aktarımı yapılmadan hemen önce, mahrem sorumluyla tanıştırma ve örgütsel toplantılar ile himmet gündeme gelir. İlgi alanındaki öğrencinin alana aktarılması, örgüt mahrem sorumlusunun üst yönetimden takdir alması açısından önemli bir eylemdir. Zaten hedef olarak kendilerine de verilir. Bu nedenle sahada görevli mahrem sorumlular ilgilendikleri öğrencilerin belirli aralıklarla alana aktarımını sağlarlar... </i></p>

<p><i>ALAN İÇİ; Bu kısımda yer alan kodlamalara sahip kişiler, örgütün içerisinde yer alan kişilerdir. Bu alanda bulunanlar belirli bir aşamadan geçtikten sonra bu alana dahil edilir. Burada birden fazla kodlama bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>Alan içinde bulunan örgüt mensupları, örgütün sohbet toplantılarına katılır, himmet verir (özel durumlar hariç) çalışmış olduğu birimdeki diğer personeller hakkında bilgi aktarabilir, eğer KOM, TEM, İstihbarat gibi kritik birimlerde çalışıyor ise örgütün herhangi bir şahıs ile ilgili olarak bilgi alması gerekiyor ise şubesinde bulunan bilgiyi temin ederek kendisinden sorumlu olan abiye aktarabilir, Vekil olarak sorumluluk alabilir. </i></p>

<p><i>Kısacası bu alandaki şahıslar gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik işlemleri yürütür, örgütü tamamen benimsemiş kişilerdir. Bu kişilerin içerisinde, çekirdekten yetişmiş, örgüt tarafından gerek sınav sorularının verilmesi ile gerekse mülakatlarda referans olunmak sureti ile emniyet teşkilatına yerleştirilmiş kişiler olabileceği gibi, örgüt ile okulda veya meslekte tanışarak örgüte katılan kişiler de bulunabilir. </i></p>

<p><i>Örgüt, emniyet teşkilatındaki üst düzey atamaları, emniyet teşkilatı için önemli olan kritik birimlerde çalışacak rütbeli veya rütbesiz personeli genel olarak bu alandan seçerek yerleştirirdi. Çünkü bu alanda yer alan kişiler, yukarıda da açıkladığım gibi örgüt kendisinden bir bilgi isterse yerine getirebilecek durumdaki kişilerdir... </i></p>

<p><i>ÜMİT; Hayatının bir döneminde aidiyet duygusuna sahip olmuş, en az 6 ay boyunca örgütsel toplantılara devam etmiş, örgütün mahremiyetine ve hiyarerşik yapılanmasına dahil olmuş (istişare sistemi-dua namaz-literatür), bu yolda ilerlerken herhangi bir sebepten dolayı, örgütten kopmuş olan şahıslara ÜMİT denir. Örgütün mahrem yapılanması açısından ÜMİT durumuna düşmüş kişiler aşırı derecede önemlidir, ÜMİT konusu ile ilgili olarak hatırladığım kadarıyla özel gündemler oluşturulurdu; ÜMİT konusu ile ilgili olarak örgüt liderine atfedilen 'Beni her vakit kabeye ışınlasanız, bir ümit erinin düzelmesi kadar sevindiremezsiniz. Ümit bağrıma saplanmış bir hançerdir. Çözümü dünyada bulamazsak öbür taraftan getirmeli. Kendi evlatlarımızın kaymaması için nasıl dua ediyorsak, bu işi yapanlar olarak bizde öyle dua etmeliyiz. Normal Müslümanlık performansı yetmez ekstra Müslümanlık ister. Yoğunlaşma olmalı, yeni yöntemler keşfedilmeli, sıfırlama mümkün mü bilmiyorum ama sıfırlama peşinde olalım' şeklinde söylemlerinden bahsedilirdi. Hatta ÜMİT bir kişinin kazanılması ile ilgili nasıl bir yol izlenmesine ilişkin ayrıntılı sunum ve notlar hazırlanırdı. Dijital materyaller içerisinde de bu minvaldeki sunum ve notlarda bulunabilir. Bu noktada şu anda adını hatırlamadığım bir ümitle ilgili olarak kazanılması amacıyla hali hazırda Afrika ülkesinde görevlendirilen bir mahrem sorumlusunun (abi) masrafları karşılanarak getirilmesi ve şahısla görüşme yapılması gündeme alınmıştı. ÜMİT durumunda olan kişi, örgütün mahrem yapısının işleyişini öğrenmiş, mahrem sorumluyu tanıyan ve dolayısı ile örgütsel toplantılara diğer katılanları da bilen bir kişi olması nedeniyle, ÜMİT durumundaki şahsın, örgüte ihanet ederek karşı tarafa geçmesi halinde oluşabilecek durumlara tedbir almak amacıyla ÜMİT konusuna örgütün bu kadar yoğunlaşmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Mahrem yapının işleyişinde, bir kez mahrem sorumluyla tanışıp, örgütsel toplantılara katılan, kendisinden görevinin gereği dışında, örgütün menfaati doğrultusunda iş ve işlem yapması istenilen şahısların, örgütten ayrılması kendisi açısından mümkün ancak örgüt açısından mümkün değildir. En sert şekilde örgütü eleştirerek ayrılan kişiler bile ÜMİT olarak değerlendirilir... </i></p>

<p><i>SERHAT; 17/25 Aralık sürecinden sonra bilhassa polis memuru rütbesindeki personelde korku nedeniyle yoğun şekilde ayrılmalar söz konusu oldu, bu örgütün yine üst düzey bir toplantısında gündeme geldi, o zamana kadar rastlanılmayan şekilde yoğun bir 'ÜMİT' durumu ortaya çıktı. O toplantıda bu kadar çok ÜMİT’in olamayacağı, sürecin normale dönmesi ile pek çoğunun tekrar geri geleceği inancıyla ayrı bir kodlama yapılması gündeme geldi ve 'SÜRECİ' ifade eden 'S' kodu üretildi.” </i></p>

<p>24. Danıştay yaptığı değerlendirmeler neticesinde öncelikle bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek hukuka uygun veri niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır. Bunun yanında Danıştay bahse konu kodlama sistematiğinin varlığına yönelik olarak da bazı kişilerin ifadelerini kararlarına yansıtmıştır. Ayrıca bir emniyet mensubunun <i>alan içi</i> kategorisinde kodlanmış olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 56-59).</p>

<p>25. Devam eden süreçte bazı ağır ceza mahkemeleri tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson'un</i> beyanları alınmıştır. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2016/697 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan 1/6/2018 tarihli duruşmanın tutanağının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>BAŞKAN: Peki bu verilerin güvenliği, güvenilirliği konusunda ne dersiniz? Sağlam mı bu veriler? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım verileri siviller olarak yani 2016 Nisan ayında güncellenmiş en son sivillerle alakalı ama 17-25 Aralık’dan sonra özellikle amir memur kesiminde çok gelmeyen insanlar olduğundan dolayı veya sivilden de insanların ayrılmalarından dolayı özellikle amir memur kısmındaki verilerde </i>[2015]<i>’den sonra problem olabilir, problem derken yani bir insan ismi varsa bu listede vardır ama ne diyebilir ilgili şahıs, ben 17-25’den 2015’den sonra gitmiyordum, bırakmıştım, zaten darbeden sonra hiç gitmiyordum diyebilir, bu söylemler insanların söylemi karşısında mahkemenizin vicdanına kalmış şeyler ama 2015’den sonra bazı şeylerde yani güncellenmesinde kişinin yerinde değişiklik olmuştur güncellenmemiştir, rumuzlar güncellenmemiş olabilir ama bir kişi bu listede varsa onda bir problem yoktur Sayın Başkanım, sivil olarak da amir memur olarak da ama özetlemem gerekiyorsa</i> [2015]<i>’den sonra derse ki bir polis memuru veya bir amir arkadaşımız, kardeşimiz yani ben 2015’den sonra zaten gitmiyordum, irtibatı kopartmıştım derse benim onu iddia ederek yok gidiyor diyecek bir belge yok, çünkü elimdeki belgenin özelliği </i>[2015]’<i>de güncellenmiş bir listeyi teslim ettiğim için onun üzerinden ben yorum yaparak bilgi veriyorum." </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Veri kaynağı olarak diyor bazı bilgiler var ki diyor çocuğunun ikinci ismini diyor dedesi bile unutmuş ama diyor kayıtlarda çıkıyor diyor, acaba diyor bu kayıtları diyor, bu bilgileri diyor POL-NET’ ten mi aldınız diyor? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bizim emniyet mahrem yapı sivil abilerin olduğu liste yapının kendi oluşturduğu bir excel sayfasıdır ama avukat beyin söylemiş olduğu yani tüm emniyet sınıfının dahil olduğu ne kadar emniyet mensubu varsa bu zaten birebir de aynen dendiği gibi yani personel daireden gelmiş, bizlere verilmiş yani idarecilerimiz tarafından getirilmiş formattır, dolayısı ile yani personel dairenin emniyette birebir kullandığı bir formattır yani bizim işimize yarayan kısmı da kesilmiş olabilir ama oradan alınıp getirilmiştir yani öyle bir listedir doğru söylüyor yani. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bazı bilgiler POL-NET’ ten alınmış olabilir diyorsun yani? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Evet. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV.</i> [F.Ç.]<i>: Efendim şimdi tanığı dinledik, tanık kendisinin mahrem imamlar kategorisinde olduğunu ve veri topladığını beyan etti ve bu topladığı verileri de sayman olarak işlediğini. Şimdi bu veri analiz raporlarını incelediğimizde bazı bölümlerde olmuş olabilir ya da işte bu şekilde değerlendirilmiştir gibi ibareler var, şimdi gelen verileri işlediğine göre bu kişilerin hangi kategoriye yazılması gerektiğini biliyor ve işliyor, neden bu şekilde muallak ifadeler kullanılmış? Yani tam anlamıyla bilmiyor mu bu kodların ne anlama geldiğini? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım bir kere ezberden bilemeyiz yani bu orada çok şey var çünkü yani bir amirle memurla alakalı başka mesela F’ler var, başka cemaatlere mültesipliği vardır yani parametre çok geniş olduğu için bu ezberden yapılmaz, bunun bilinenleri nedir ? mesela A5 bilinir, B5 bilinir, sayısal bilinir, sayısal A bilinir ama uzadığı gittiği zaman yani burada diller var, ondan sonra SC ve SCA’ lar yani çok fazla rumuz var, bu rumuzları yazmak için biz ve bizim gibi meslek bu işi yapan arkadaşlar onların hepsinin kayıtlı olmuş olduğu bir</i> [excel]<i> sayfasından bakarak buralara yazılır, yani oradan bu aradaki yani kafadaki karışıklık giderilir yani net yazılmış olur, dolayısı ile ister ben olayım ister başka bir veri toplayan bir kişi olsun bunu ezberden hepsini bilemez ama öne çıkmış olanlar bilinir yani çünkü öncelikle bilinmesi gereken şeylerdir çünkü sizin yol yürüdüğünüz insanlardır, A’dır, B’dir, C’dir bunlar bilinir ama uzaklaşıldığı kadarıyla o şeyler biraz az bilinir çünkü bir defa işlerseniz bir daha hiç kullanmazsınız onları, güncellemezsiniz de çünkü sizin karşınızda olan bir F tekrar sizin içinize gelecek bir insan değildir, işlersiniz biter yani unutulabilir çünkü öbürüyle sürekli iş yapıyorsunuz, bir de verilerin tamamını ben girmiyorum yani hep baştan beri ifade ettim ben bunun bir parçasıyım yani her il de var yani 160-200 dolayında veri giren insan var, dolayısı ile insan hatası da bazen olabilir yani burada bir isim burada varsa sivil olsun amir memur olsun burada bir problem yoktur ama o insanların verilerin güncellenmesinde problem olacağını hep kabul ediyorum çünkü geçenlerde devletimizin de soy ağacında açıkladığı gibi yani insan giriyor dedesi ölmemiş gözüküyor, bu tip teknolojinin getirdiği olabilir ama bir insan bu excelde varsa amir veya memur olarak veya sivil olarak dolayısı ile burada vardır ama ilk bilgilerin de bazı hataları olmuş olabilir, bunu ifade etmemizde fayda var. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.B.]<i>: Bu 160 kişi ile veriyi topladıklarını söyledi, acaba bu veriler içerisinde örgüt mensuplarının örgüt ile olan irtibatlarını gösteren örneğin para vermesinin, konuşmalarına katılmasını, çocuğunun okula gitmesini, bankasya da para olmasını, bylock kullanması gibi, örgüt ile iltisakını gösteren verilerde var mı acaba ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsunuz? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu insanların sohbete gelmesi, para vermesi bu tüm bölgelerde illerde biraz (anlaşılamadı) bırakılmış, format ortada olduğu için dolduran da var, doldurmayan da var ama normalde diyelim insanlar kimin ne kadar para verdiğini, gelip gittiğini görme açısından bunları yazarlar, işlerler buraya, en son soruyu alamadım, kusura bakmayın bir parametre daha vardı. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Diyor ki bylock kullanıp kullanmadığı, işte sohbetlere tamamen katılıp katılmadığı, himmetin hepsini verip vermediği, bankasya da bir irtibatının olup olmadığı, çocuklarını okula yazdırıp yazdırmadığı. </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu başka mahkemelerde de benim karşıma geldi, ben bunu açıklıkla ifade etmem gerekirse doğruluk olarak, doğruluk düzleminde normalde zannedersem kişinin bankasya da parasının bulunması, çocuklarının bizim cemaat okullarına gidiyor olmaması bunlar sonradan ilgili emniyette ki yapının yani Kom çalışıyorsa, Tem çalışırsa bunların eklediği şey olarak düşünüyorum. Yani bylock kullandığı özellikle yani belki biz yazmış olabiliriz onu ama özellikle bankasya da parasının olması hesabının olması veyahutta çocuklarının kurumlara gidiyor olması okullara bununla alakalı bizim takibimiz yoktu, benim verdiğim formatlarda yoktu ama ilgili emniyet biriminin bu boyutlandırmak, yapmak, daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu şeyler olduğunu düşünüyorum özellikle bankasya ile çocuklarla alakalı. Bylocku da tam söyleyemiyorum, (anlaşılamadı) kalıyorum çünkü bylock ID’ leri bazen yazılıyor o da yine büyük ihtimal emniyetteki bazı ilgili birimlerimizin, soruşturmayı derinleştirmek daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu bir şey olabilir yani bir sütun olmuş olabilir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Bunu sorma sebebim şimdi şöyle düşünüyorum ben, bu şahıs gitti emniyete, emniyette açtılar burayı, içine bazı verileri yüklediler, kapattılar. Sonra şahıs bir ay sonra tekrar geldi. Bir ay sonra geldi, teslim etti diyelim bunları. Şimdi ben böyle bir iddiada bulundum, şimdi bu benim iddiam değil mi, bir kişiyim ben. Bunu ben maddi olarak birşeyle delillendiremedikten sonra bunun bir anlamı olmayacaktır değil mi? Şimdi bu adam gelmiş birşeyi iddia ediyor ve kendisinin de bilmediği bir sürü isimleri veriyor bir şekilde. Yani kendisini şöyle söyleyeyim yani kanunlarda ve hukuk içerisinde burada mesela insanlar pandoradan yargılandılar, pandorada ismi var diye yargılandılar. Orada mağduriyetlerini dile getiriyorlar burada, onları yazanlar da var vs vs bunun için savunmalar yapıldı. Bu adamın vermiş olduğu şeyin doğru olduğunu biz nasıl anlayacağız ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? Beyanın var mı bu konuda? </i></p>

<p><i>SANIK</i> [A.A.]:<i> Ben verdim bu kesin doğrudur dediği zaman doğru oluyorsa ben dediğim zaman niye doğru olmayacak? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON : Sayın Başkanım buna akıl yürüttüğümüz zaman benim doğru diyeceğime siz doğru değil diyeceksiniz o zaman şöyle, bir veri toplayan bilgisinin daha devletin ele geçirilmesi lazım, ondan veriyi alması lazım, onu eşleştirmesi lazım, öyle bir pratikteki kimseyi nereden bulucaksınız şimdi, bulamadığınız müddetçe doğru diyeceksiniz. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bunlar kesin delil değil zaten takdiri delil </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Şundan söylüyorum, tüm bu veriler emniyet genel müdürlüğünün </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Senin hakkında bir veri yokmuş zaten herhalde. </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Sonuçta başkanım bunlar emniyet genel müdürlüğünün polnetten aldığı veriler deniyor, sadece buraya üç, beş tane veri eklenerek birşeyler yapıldığı görülüyor. Şimdi ...abinin dediği gibi biz excel tablosunu girdiniz, control F dediğiniz zaman arama yaptığı gibi, control H derseniz de değiştir butonu var. Çok basit, oraya birşey eklediniz, herkese bir şey yazabilirsiniz, ya bu adam yaptıysa böyle birşeyi bunu da şöyle söyleyelim, bugüne kadar ifade veren insanların ifadelerinde okuyoruz, şu şöyledir, bu böyledir ama yüz yüze geldiği zaman konunun öyle olmadığı şeyler de var. Yani şahsın getirileceği devlet olarak ne kadar itimat edeceğiz, benim sorularımın sebebi buydu, bundan dolayı sordum, teşekkür ederim. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>26. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 16/2/2018 tarihli duruşmanın SEGBİS çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Başkan</i> [A.T.]<i>: bu veriler nerelerde, hangi ortamlarda tutuluyordu, yedekleri var mıydı bunların </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim yedekleri var yani olur yani dolayısıyla ben zaten yedekli olarak teslim ettim iki taneydi yani genelde bu veriler kaybolduğu zaman ondan sonra yedekli olur. Ama az önce başta ifade ettiğim gibi bu bilgiler aslında çok insanda vardı yani Türkiye'de çok insan derken bu mahrem yapıyla kıyasladığınız zaman yani mahrem yapıyla ifadeyi yan yana getirdiğiniz zaman insan yoksa bu bir yerde olması lazım. Ama bu bölgelerde, bazen illerde filan da vardı dolayısıyla örneğin ben yani bu verilerimi kaybetmiş olsam 4700'le alakalı Türkiye'nin muhtelif yerindeki arkadaşlarla görüşerek, yazışarak yeniden temin etme imkanım aslında vardı yani bende olan onlarda da var, onda olan bende de var biraz efor sarf ettiğim zaman bende kaybolmuş bilgileri yeniden elde etme imkanım vardı. Ama yedekli çalışılması yine bu zahmete de girmemek için tavsiye edilirdi, saklanması ifade edilirdi. Bunların kendilerine göre güvenlik şifreleri vardı. dolayısıyla herkesin kendine göre sakladığı, muhafaza ettiği, yedekli bir sistemi vardı ama tamamen yedeğini de kaybolduğu bir zamanda Türkiye genelinde ilgili kişilerle görüşerek bunun temin edilmeside zor bir iş değildi. </i></p>

<p><i>Başkan </i>[A.T.]<i>: bazı bilgiler hatalı, eksik olabiliyor mu bu konuda. </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim olabilir o şundan dolayı bilgi hata dediğimiz mesela diyelim ki il İzmir merkezi diyelim Denizli'den bilgi istedi o insanın biraz ihmali varsa hızlı bir şekilde istenmişse bazen excelin acizliğine gelebilecek yani çakıştırma, hızlı yazma yani böyle aşağıya doğru çekme yani çok yani ben teknik olarak bilmiyorum ama aşağı doğru çekildiği zaman bazen yanlış olduğu olabiliyor ama bunlar 2016 Nisan ayında diyorum en son verileri verdiğimizde zaten bu tip yanlışlıklar olduğu zaman biz bunun öncesinde bunları görüyoruz bir şekilde ortaya çıkıyor ama 2016 Nisan ayı artık yeni yeni veriler, veri bilgisi girmediğimiz, veriler, bilgilerin artık donduğu, çok hareket etmediği bir zaman olduğu için yeni bir talep de olmuyordu, yeni bir girişde olmuyordu dolayısıyla o noktada net bilgiydi. Ama önceki zamana gittiğimiz zaman yer yer eksiklikler olabiliyordu yani sizin eski verilerde beşyüz personel varmış şimdi 400 tane girmişiniz dediğimiz zaman o 100 tane tekrar unutulmuş, ihmale gelmiş yani hızlı bir şekilde gönderildiği için diye ikaz edildiği zaman o bilgiler tekrar gelme imkanı vardı. Ama 2016 Nisan ayı son güncellemenin olduğu aydı daha sonra bir güncelleme yapılmadı. Dolayısıyla bu bilgiler benim kanaatime göre net bilgilerdi efendim."</i></p>

<p>27. Yine Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 21/9/2018 tarihli duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i> : Peki bunların güvenirliği nedir? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Sayın başkanım normalde bu listede gerek polis, gerek amir, gerekse sivil mahrem abi listede varsa bu kişi reelde vardır. Ama 81 ilde veri toplayan kişileri de göz önünde bulundurduğunuz zaman insan faktörünü yani bu kişilerin bazı telefon bilgileri yanlış olabilir. Bu yanlışın sebebi o veriyi veren birebirde bizim sorduğumuz kişide yanlış vermiş olabilir Tc’sini eksik vermiş olabilir yani bu toplandığında, istendiğinde.</i> <i>Veyahut da bu kişilerin excelin acizliğine uğramış, bunu çekmiş te olabilir. Bizim burdaki esas şeyimiz listede bu x şahsı var mı? Bu şahıs yerinde mi başka ile bir tayin oldu mu, gitti mi buna bakarız. Yani bizim için. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Anladım. Peki </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Ama burda plakası eksikti, telefonu eksikliği çok bizim takıldığımız, takip ettiğimiz şeyler değildi. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Peki şunu sormak istiyorum sizin yani bize gelen bazı beyanlarda, sorularda benim müvekkilim veyahut da ben yanlışlıkla bu listeye yazıldım. Beni karıştırmış diyenler var öyle bir karışmanın veyahut da hatanın olma ihtimali var mı sizin tuttuğunuz kayıtlarda bu kişinin mutlaka, bu kişi mutlaka Fetö/ Pdy örgütünün içerisinde midir yani sizin sd’de tuttuğunuz. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Evet ... sayın başkanım. Bunlar reelde olan kişilerdir çünkü bunları biz teslim etmeden bunları …(anlaşılmadı) yapıyoruz, bunlarla iş yapıyoruz eğer burda bir insanın burdan maksat sulandırılma, karıştırılma, bunu ekleme, çıkarma, yanlışlıkla yazılma gibi şeylerden yola çıkarsak zaten biz o düz zeminde işimizi yapamayız ki böyle yanlışlıklar olduğu zamanda benim gibi bu listeyi takip eden insanlar bugün olmasa bile yarın onun farkına varacağından dolayı böyle bir yanlışlık zaten yolda yürürken takip edilir, bulunur ki bunlara da ben çok şahit olmadım. dolayısıyla buraya yazılan şeyler gerçek kişilerdir. Ama dediğiniz gibi bir ildeki bir kişi o şahsın bilgilerini ihmalkarlığından olabilir, yanlış yazmış olabilir, eksik yazmış olabilir. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: …(anlaşılmadı) Yani şunu sormuyorum ben size isim yazıldı yani o isim diğer bilgilerle o kişiyse bu adamın örgüt dışı birisi olup olmadığı veyahut da mutlaka sizin örgüttendir diye bir durum var mı yoksa hatayen oraya yazılma gibi bir ihtimali var mı? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Yok hatayen bir yazılma ihtimali olmaz sayın başkanım."</i></p>

<p><strong>B. Somut Olay Bilgisi </strong></p>

<p>28. Başvurucu Niğde İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğundan bahisle 14/7/2017 tarihli ve 30124 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5/6/2017 tarihli ve 692 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (692 sayılı KHK) ekli (1) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. Dilekçesinde başvurucu, hiçbir sebep gösterilmeden kamu görevinden çıkarıldığını, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte 1/4/2013 tarihinde faizsiz ve uygun kredi imkânları sunması nedeniyle Bank Asyadan 115.000 TL ev kredisi kullandığını ifade eden başvurucu 17/25 Aralık sürecinden sonra bu Bankadaki krediyi kapatmayı düşündüğünü fakat bu Bankaya yüklü miktarda para yatırmasının destek olarak algılanabilecek olması nedeniyle böyle bir yol tercih etmediğini, 7/8/2014 tarihine kadar kredi borçlarını yatırdığını belirtmiştir. Öte yandan başvurucu öğrenciliği döneminde FETÖ/PDY'ye ait evlerde ya da yurtlarda kalmadığını, şifreli haberleşme programlarını kullanmadığını, himmet vermediğini, çocuklarını FETÖ/PDY ile bağı bulunan eğitim kurumlarına göndermediğini vurgulamış; FETÖ/PDY mensuplarının komiserlik sınavlarını, soruları çalarak kazandığının bilinmesine karşın kendisinin 2009 yılında yapılan komiserlik sınavını kazanamadığını da ayrıca dile getirmiştir.</p>

<p>30. OHAL Komisyonu 18/6/2019 tarihinde anılan başvuruyu reddetmiştir. Kararın <i>"İnceleme"</i> başlığı altında, başvurucunun herhangi bir örgütle iltisak ve irtibatının bulunmadığına, Bank Asyayı faizsiz olması nedeniyle tercih ettiğine, ByLock kullanmadığına yönelik beyanlarının olduğuna değinilmiş; ayrıca Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından 1/12/2017 tarihinde başvurucu hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yine aynı başlık altında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından ve Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda EA (FETÖ/PDY içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişileri ifade ettiği), ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı), zümre başkanı (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi) ve öğretmen (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi) verilerinin bulunduğu tespitleri ile kodlanmış olduğu aktarılmıştır.</p>

<p>31. Netice itibarıyla OHAL Komisyonunun anılan kararının başvurunun değerlendirilmesi kısmında, başvurucunun FETÖ/PDY örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu ve başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>32. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar verilmesi talebiyle Ankara 25. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, ilk olarak Başsavcılık tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonucunda hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu <i>Garson</i>'un beyanlarında tutarsızlıklar ve çelişkiler olduğunu, nitekim ceza yargılamalarında da bu sebeple kodlama bilgilerinin tek başına delil sayılmadığını ifade etmiştir. Öte yandan başvurucu, EA (FETÖ/PDY içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişi) olarak kodlanmış olan bir kişi hakkında başkaca hususların bulunması gerektiğini, kendisi ile ilgili olarak da örgütü sahiplendiğini gösterir nitelikte hiçbir delil bulunmadığını vurgulamıştır. Kamu görevinden çıkarılma sürecinde kendisine savunma hakkı verilmediğini ve gerekçelerin bildirilmediğini de dile getiren başvurucu, bu şekilde bir yaptırıma maruz kalmasının kendisi ve ailesi açısından maddi ve manevi olarak telafisi imkânsız zararlara sebep olduğunu ve dava konusu işlemin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>33. İçişleri Bakanlığı (İdare) tarafından dava dosyasına sunulan savunmada 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL süreci aktarılmış, FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin hususlara değinilmiştir. Bunun yanında anılan savunmanın ekinde yer alan <i>veri inceleme raporu</i>nda emniyet teşkilatına yönelik olarak ele geçen kodlama bilgilerine yer verilmiş, buna göre <i>"EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme- kampa kalma- her çağrıldığında gelme- sigara- karşı cins- namaz) kişileri ifade ettiği"</i> şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Ayrıca bahse konu <i>veri inceleme raporu</i>nun başvurucu ile ilgili olarak düzenlenmiş olan sorgulama sonucu kısmı özetle şöyledir:</p>

<p><i>" TÜM LİSTE... Ad: M. Soyad: O. ... ÜNV.-LİSE: LİSE ... DERECE1: EA,DERECE 2: O, Akitif Çalıştığı Yer. ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE ... AD: M., SOYAD:O. ... 2015 MART ALAN: EA 2015 MART ALAN DIŞI: 0, ALAN:EA, AD:0, ZAAF:0 ... ETÜT 2015:1, ZÜMRE BAŞKANI:SERDAR, ÖĞRETMENİ:HAMZA, ASİL VEKİL: </i>[C.Y.]</p>

<p>...<i>"</i></p>

<p>34. İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihinde davanın reddine oyçokluğuyla karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Bununla birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında örgüt üyesi olan veya olmayan tüm emniyet teşkilatı personelinin kodlanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı belirtilmiştir. Bu bağlamda İdare Mahkemesi bahse konu dijital materyallerdeki kodlama listelerinin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma hususundaki incelemeye esas alınabileceği kanaatine ulaşmıştır.</p>

<p>35. Netice itibarıyla başvurucuyla ilgili olarak örgüt arşivindeki detay bilgisinde, FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak şekilde mahrem yapıda EA (FETÖ içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) seviyesinde, ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı), zümre başkanı (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi), öğretmen (bağlı olduğu mahrem yapı örgüt üyesi) şeklindeki kodlamanın olduğunu vurgulayan İdare Mahkemesi, başvurucunun FETÖ/PDY ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu ve OHAL Komisyonu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Diğer taraftan İdare Mahkemesi, başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasıyla ortaya çıkan temel hak ve özgürlüklerine yönelik müdahaleyle ilgili olarak da inceleme yapmıştır. Bu bağlamda İdare Mahkemesi uyuşmazlık konusu edilen kamu görevinden çıkarma işleminin ölçülü olduğunu, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmediğini ve çekirdek haklara herhangi bir müdahalenin de söz konusu olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>36. Diğer yandan İdare Mahkemesi kararının azlık oyunda, başvurucu hakkındaki <i>Garson</i>'dan ele geçen SD kartta yer alan kodlamanın herhangi bir bilgi ve bulgu ile desteklenmeksizin doğrudan terör örgütü ile irtibat veya iltisak noktasında yeterli sayılmasının genellemeye dayalı olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda kodlamaya ilişkin veri inceleme raporundaki tespiti doğrulayacak şekilde başvurucunun irtibat veya iltisakını ortaya koyabilecek somut bilgi ile güvenilir, teyit edilebilir ve hukuken denetlenebilir nitelikte bulguların yer almadığı, bu nedenle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>37. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrar etmekle birlikte İdare Mahkemesi kararında yer alan azlık oyuna atıfta bulunmuş ve bazı anayasal haklarının ihlal edildiğine vurgu yapmıştır.</p>

<p>38. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 17/6/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine oy çokluğuyla karar vermiştir. Kararın karşı oyunda; başvurucunun EA (FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişi) seviyesinde kodlanmış olmakla birlikte 8/11/2016 ve 2/2/2017 tarihlerinde üst amiri tarafından yapılan değerlendirmelerde <i>"Geçmişte örgütle irtibatı olsa da 17/25 Aralıktan sonra tarafsız görev yapabileceği"</i> kanaatinin bildirildiği ve dosyada başvurucunun örgütle irtibat yahut iltisakına ilişkin olarak başkaca bir tespit de bulunmadığı ifade edilerek dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>39. Başvurucu bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, dava ve istinaf dilekçelerinde yer alan iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Danıştay Beşinci Dairesi 21/3/2024 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddine ve anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>40. Nihai karar 12/5/2024 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.</p>

<p>41. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmada Başsavcılık, 1/12/2017 tarihinde kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun <i>ByLock</i> kaydına rastlanmadığı, Bank Asyada 18/1/2008 tarihinde açılan hesabın proje geri ödemesi, kart borcu ödemesi gibi işlemlerde ve 2015 ve 2016 yıllarında da benzer nitelikteki işlemler için kullanıldığı, ekonomik gerekçeler dışında kullanıldığına yönelik bir tespitin bulunmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun okul çağındaki çocuğunun devlet okulunda okuduğu, Zaman gazetesi aboneliğine, sohbetlerde bulunduğuna, himmet verdiğine ve FETÖ/PDY soruşturmalarını protesto amacıyla toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldığına ilişkin bir bilgi veya belgenin tespit edilemediği vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun ikametgâhında ele geçirilen dijital eşyalarda da suç unsuruna rastlanmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>42. 692 sayılı KHK'nın <i>"Kamu personeline ilişkin tedbirler" </i>başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara … iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."</i></p>

<p>43. 692 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7089 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>44. 685 sayılı KHK'nın <i>"Komisyonun oluşumu" </i>başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."</i></p>

<p>45. 685 sayılı KHK'nın <i>"Yargı denetimi" </i>başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir."</i></p>

<p>46. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. İlgili Yargı Kararları</strong></p>

<p><strong>a. FETÖ/PDY'nin Yapısına İlişkin Kararlar </strong></p>

<p>47. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. </i></p>

<p><i>İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur. </i></p>

<p><i>Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; </i></p>

<p><i>'Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!' </i></p>

<p><i>'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.' </i></p>

<p><i>'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.' </i></p>

<p><i>'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' </i></p>

<p><i>'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' </i></p>

<p><i>'Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız...' </i></p>

<p><i>'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir." </i></p>

<p>48. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. <i>Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.</p>

<p>49. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında <i>"FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" </i>başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim</i> [2014 tarihli HSYK seçimi] <i>süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘</i>[İ.Ç.] <i>Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday </i>[İ.Ç.]<i>yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim … Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.' </i></p>

<p><i>Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. </i></p>

<p><i>Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi' şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."</i></p>

<p>50. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025 tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün, büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın, 21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanıktan Ele Geçen Kodlamalara İlişkin</strong><strong> Kararlar </strong></p>

<p><strong>i. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları </strong></p>

<p>51. Anayasa Mahkemesinin <i>Ulvi Kün</i> ([1. B.], B. No: 2016/72052, 10/12/2019) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>38. Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile irtibatlı HTS kayıtlarına ve istihbarat raporlarına atıf yapılmıştır ... </i></p>

<p><i>39. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, 2004-2010 yılları arasında ABD'de eğitim görmesine, başvurucunun çalıştığı birimlere ve aldığı eğitimlere, mesai arkadaşları nezdinde ve çevresinde yapılan araştırma sonucu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirmesine dayanılmıştır. Bunların haricinde mahkûmiyet kararında da atıf yapılan H.Ö. adlı kişiye ait 7/3/2017 tarihli tanık ifadesi ve 7/3/2018 tarihli Veri İnceleme Raporu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>40. Başvurucu hakkındaki veri inceleme raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen emniyet mahrem yapılanması soruşturmasında Garson kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu Micro SD kart içeriğindeki bilgilere istinaden hazırlanmıştır. Bu Micro SD kart içinde FETÖ/PDY tarafından emniyet personeli ile ilgili yapılan fişleme kayıtlarının bulunduğu ve örgüt perspektifiyle örgüte bağlılık düzeyine göre emniyet personeline bazı kodların verildiği belirtilmiştir. Veri inceleme raporunda başvurucunun "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi" ifade eden A4 koduyla kodlandığı açıklanmıştır. FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurumlarında örgütlendiği ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet birimleri, yargı organları ve istihbarat birimlerinde örgütlenmeye özel bir önem verdiği ve bu yerlerin mahrem alanlar olarak ifade edildiği bilinmektedir. Yine FETÖ/PDY'nin bu alanlarda görev yapan mensuplarının örgüt içindeki yapılanmada sivil imamlara bağlı olarak faaliyette bulundukları birçok soruşturma ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Bu kapsamda emniyet müdürü olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkındaki veri inceleme raporuna esas dijital verinin (Micro SD kartın) FETÖ/PDY'nin emniyet teşkilatından sorumlu sivil imamları tarafından ülke çapında emniyet personeli hakkında düzenlenmiş olan birtakım kayıt ve kodları içerdiğinin ve bir gizli tanık tarafından soruşturma mercilerine verildiğinin belirtilmesi karşısında bu dijital veri içinde yer alan başvurucuyla ilgili bilgi ve olguların somut olayın koşullarında FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim anılan dijital verideki olguların Yargıtay tarafından da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak kabul edildiğine işaret eden yargısal kararlar mevcuttur..."</i></p>

<p>52. Anayasa Mahkemesinin <i>Hasan Hüseyin Özan</i> ([1. B.], B. No: 2022/103754, 27/5/2025) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve diğer anayasal hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>31. Bölge Adliye Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne esas aldığı tanık Y.R.nin ifadesinde, başvurucuyu 2012-2013 yıllarında birkaç kez sohbet toplantılarında gördüğünü, başvurucunun toplantılarda para verdiğini görmediği yönündeki beyanları karşısında toplantıların örgütsel niteliğine ve Yargıtayca kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam edip etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. </i></p>

<p><i>32. Yargıtay uygulamasında ise sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde 'B4' olarak kodlanması mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararı; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/2/2025 tarihli ve E.2022/11020, K.2025/2707 sayılı kararı.) </i></p>

<p><i>33. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tanık Y.R.nın beyanlarında bahsedilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin -gerçekleştirildiği tarih dikkate alındığında- neden örgütsel nitelikte bir faaliyet olarak kabul edildiğine dair herhangi bir izahat yapılmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle sohbet adı altındaki toplantılara katılması şeklinde mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği somut olayda gösterilememiştir. SD karttan elde edilen verilerle ilgili olarak yeteri kadar araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır. </i></p>

<p>53. Anayasa Mahkemesinin<i> H.K.</i> ([1. B.], B. No: 2021/30997, 11/6/2024) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru; kanun yolu incelemesi aşamasında ileri sürülen, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; mahkûmiyet kararında tanık İ.K.nın beyanlarına, Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen hafıza kartında yer alan ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından sınıflandırıldığı listede başvurucunun 'DERECE2:B4 (FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi)' olarak sınıflandırılmasına, terör örgütünün tepe yönetiminde yer alan O.H.Ö.nün kullandığı 0 506 ... 46 numaralı GSM hattından 25/5/2009 günü saat 17.15.04'te 36 saniyelik görüşme kaydının bulunmasına dayanmıştır. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>... </i></p>

<p><i>14. Başvurucu, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartı içindeki verilerin kanuna aykırı şekilde elde edilmesi ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. ... </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>17. Başvuru konusu olayda gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartında yer alan bilgilerin incelenmesi ve anlamlandırılması sonucunda hazırlanan veri inceleme raporuna, tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak başvurucunun mahkȗmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu; hafıza kartının elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olduğunu, bu delilin hükme esas alınamayacağını genel ve soyut ifadelerle ileri sürmüş ancak delilin hangi nedenle hukuka aykırı olduğuna yönelik bir açıklama yapmamıştır. Diğer bir ifadeyle somut olayın koşullarında başvurucunun bu delilin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte bir şikâyeti yoktur. Anılan delilin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda somut olayda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılması gerekir." </i></p>

<p><strong>ii. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>54. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Veri İnceleme Raporunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık hakkında 'FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan' kişileri ifade eden (B4) kodu ile kodlandığının belirtilmesi karşısında, ilgili birimlere yazı yazılarak gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde sanık hakkında güncel liste bilgilerinin bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak varsa dosya içerisine getirtilmesi, ayrıca güncel liste bilgilerinde sanığın öğretmeni ve zümre başkanı olarak belirtilen şahısların açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediği araştırılarak, tespit edilmesi halinde ilgili dava dosyaların onaylı suretlerinin getirtilip incelenmesi ile söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, </i>[bozmayı gerektirmiştir.]</p>

<p><i>..." </i></p>

<p>55. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2023 tarihli ve E.2022/32832, K.2023/10379 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas sayılı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere ilişkin raporların, müsnet suç yönünden; gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu belirlenmekle, </i></p>

<p><i>Dosya içerisinde yer alan örgüt mensubu gizli tanık Garson'dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Veri İnceleme Raporuna göre, sanığa ilişkin 'DERECE 1' ve '2015 MART ALAN' başlıklarının 'FETÖ içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağırıldığında gelme-sigara, karşı cins-namaz)' kişileri ifade eden 'EA' koduna, 'ALAN' başlığının '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama' anlamına gelen 'SC' koduna, 'AD' başlığının ise '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişiler' anlamına gelen 'SCC' koduna karşılık geldiği şeklindeki bilgilerin bulunması karşısında, sanığın örgütün operasyonel faaliyetlerinin başlamasından ve görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra da örgütsel bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle kamuoyunda, yazılı ve görsel basında Garson adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde yeni bilgilerin elde edildiğinin ve şifreli dokümanların çözümlendiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle yeniden ilgili makamlara yazı yazılarak sanık hakkında güncellenmiş bilgiler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve var ise dosya içerisine getirtilmesi, anılan raporda 'öğretmeni' olarak yer alan 'HAMİT' isimli şahsın ve vekil numarasının '162601' olduğunun belirtilmiş olması dikkate alınarak 162601 sicil numaralı polis memurunun gerçek kimlikleri tespit edilip, söz konusu şahıslara ve ayrıca -162601 sicil numaralı polis memurunun</i> [H.U.]<i> isimli şahıs olmadığının tespiti halinde- aynı Raporda 'vekili' olarak yer alan</i> [H.U.ya] <i>yönelik silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının belirlenmesi, var ise söz konusu şahısların tüm aşama ifadelerinin ve veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında, KOM ve TEM Daire Başkanlıkları nezdindeki tanık beyanlarını içeren veri bankası ile ByLock veri havuzunda sanık ile ilgili başkaca bir beyan yahut delil olup olmadığının tespit edilmesi, elde edilecek tüm delillerin ve hükümden sonra dosyaya UYAP sistemi üzerinden 14.10.2021 tarihinde gelen</i> [H.M.Ö.nün]<i> ve elde edilecek tüm diğer delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması ve var ise beyanda bulunan şahısların mahkeme huzurunda beyanlarının alınması neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>iii. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>56. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>3- Kodlama Sistematiğinin İşleyine Dair Diğer Beyanlar </i></p>

<p><i>UYAP üzerinden erişilen ceza yargılaması kayıtlarının incelenmesinden, örgüt tarafından oluşturulan kodlama verilerinin anlamlandırılmasına yönelik olarak, gizli tanık Garson tarafından ifade edilen bilgiler ile örtüşen beyanlar bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18927 sayılı soruşturması kapsamında, M.K.’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan 05/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Benim grubumda yer alanların tamamı polis memuruydu. Çoğunluğu karakol ve asayiş birimlerinde çalışan sivil ve resmi polislerdi. KOM, TEM, İstihbarat birimleri ile rütbeli personeller özel birim olarak kabul edilir bunların sohbet verenleri de özel olarak seçilirdi o yüzden benim grubumda bu kişiler yoktu. Biz hatta bu sohbet veren kişilerinde kim olduğunu bilmezdik. O birimlerin ayrı ayrı kodları olur. Örneğin İngilizce Coğrafya Tarih gibi kod isimleri farklı verirdi. Ancak benim ilgilendiğim polislerin bir kodlaması varmı yokmu bilmiyorum. Çünkü bizim bölümlerimiz kritik bölümler değildi. İ.T. 2013-2014 ortalarına kadar bizden sorumlu idi. 2014 ten sonra Hacılarda Sosyal Bilgiler öğretmeni olan BEYAZIT kod adlı B.E. geldi. Bu sorumlularda bir flash bellek bulunur bu flash belleklerin kod adı YGS dir. Flash Bellek içerinde kim hangi bölüme bakıyor ilgilendikleri kişiler kimlerdir. Bu kişilerin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerde sohbetlere katılan her bireyin mesleki ailevi ve kişisel iletişim bilgileri, bu kişileri ilgi alanları zaafları özel yetenekleri eğitim bilgileri hangi alanda kullanılabileceği, örgüte ne kadar himmet verdiği, ne kadar yardım yapabileceği bilgileri ile kimlerin cemaate dahil edilebileceği yeni atanan tüm memurların kişisel bilgileri bu memurlardan cemaate dahil edilebilecekler ve edilemeyeceklerin başka cemaatlerle ilgisi bulunanların bilgileri yer alır. Bu kişilere sınıflama kodu verilir. Sınıflama kodunda 1 Kodlu kişiler cemaate gelmeyen ancak gelme ihtimali olan özellikteki kişileri gösterir 3 Kodlu kişiler Cemaat sohbetlerine düzenli katılan kişileri gösterir, 4 KOD lu kişiler Sohbetlere düzenli gelmekle birlikte himmet ve yardımlarını düzenli yapan kişileri gösterir bu kişilere Eşit Ağırlıklı (EA) Kodu da denilir, 5 Kodlu kişiler Aktif olarak örgütçe görevlendirilebilecek kadar örgüte sadık kişileri gösterir, 5 Kodununda bölümleri vardır örneğin 5 A Kodlu kişi listesi Sorgusuz bütün verilen görevleri yapabilecek kişileri gösteren listedir. Ben bu listeyi B.E. nda gördüm bana göstermesinin nedeni de bir gün benden sohbet verdiğim kişilerle ilgili detaylı özel hayatı gerektiren bilgiler sorunca ben de neden böle bir soru soruyorsun dediğimde kendisi İnternet Bağlantısı olmayan sadece bu flaşın takılı bulunduğu ve kendi sorumluluğunda bulunan bilgisayara bu flaşı taktı ve bana bu bilgileri gösterdi. Hatta kendimi bu listede 5. KOD da gördüm. Bu flaş bellek her bilgisayarda çalışmaz TRUECRYPT denilen Disk şifreleme programı ile çalışmaktadır. Bu program yine hem flashta olmalı hem bilgisayarda olmalıdır aksi takdirde bu flash yine kullanılamaz. Bana gösterdiği EXCELL formatlı bu listede sadece benim bilgilerimin yerini bana gösterdi. Bu listede benim sohbet verdiğim Kayseri deki tüm polis memurları bu listede benim ismimin altında yer alıyordu. Bu sistemi kimseye göstermezler gizliliği için çok büyük çaba sarfederlerdi.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle kendisinin 5. derecede kodlandığını ikrar suretiyle teyit etmesinin yanı sıra, örgütün kodlama sisteminin işleyişini, veri giriş sisteminde belirli bir programa ve şifrelemeye ihtiyaç duyulduğunu, veri girişinin mahrem sorumlular tarafından yapıldığını, örgütün kodlamaya muhatap olan kişileri nasıl derecelendirdiğini açıklayan bilgiler verdiği, </i></p>

<p><i>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 12/06/2019 tarih ve İddianame No:2019/1896 sayılı iddianamesinde yer verilen M.F.T.’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/13608 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde, '..Bizlerin bu yapı içerisindeki görevlerimize gelince Sohbet gruplarına katılan polislerin öncelikle listeleri oluşturulurdu, bu listeleri sohbet hocalığı yapan benim bir altımda bulunan sohbet grup abileri herkes kendi grubunda bulunan personelin listesini hazırlar ve bu sohbete katılan polis memurları hakkında gerekli bilgileri düzenleyerek şahısların sohbete katılımları, himmetlerini düzenli verip vermediklerini ve sadakatlarını ölçeklendirme yapılarak 1-3 ve 5 numara ile derecelendirilerek şahsın bağlılığını gösterirdi. Bu dereceler içerisinde en yüksek derece 5 oluyordu bu derece ile derecelendirilen memur Fetö Terör örgütüne cemaate yani hizmete bağlılığı olduğu anlaşılırdı, en düşük derecede bulunan memurlara da herhangi bir dışlama söz konusu olmazdı aksine şahıslar ile daha çok ilgilenilmesi gerektiği belirtilirdi. Bu hazırlanan listeler rapor halinde bizden sorumlu olan Emniyet Müdürlüğü Polis memurlarından sorumlu olan imam olan C.D.nin bizleri ziyarete geldiğinde, bende sohbet gruplarında sorumlu abileri çağırıp gerekli bilgileri bu abimize verirlerdi C.D.’de yanında getirdiği bilgisayarına bunları kayıt ederdi ...' yönünde beyanda bulunmak suretiyle kodlamanın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdiği: </i></p>

<p><i>Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esas sayılı dosyasındaki 14/12/2017 tarihli duruşma tutanağında yer verildiği üzere, A.K.nın Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/56109 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 04/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Bu kamp daha önce belirttiğim villada gerçekleşti. Bu kamp yıllık olarak belirli periyotlarla yapılan personel yetiştirme programlarından birisiydi. Benim yeni katılmam nedeniyle ayrıntılı olarak gerçekleşti. Hem maneviyat olarak yani kuran tecviti, risale bilgisi dini bilgilerin yanında mesleki bilgiler öğretiliyordu. Mesleki bilgiden kasıt Emniyet Müdürlüğü teşkilatını ayrıntılı olarak anlatıp cemaatin bu teşkilattaki faliyetleri anlatılıyordu. Polis memuru ile amir arasındaki farklar, komiser olmanın şartları, müdür olabilmenin şartları, müdürlerin kaç yıldızının bulunduğu, müdürlerin dereceleri ve yükselme şartları, hangi derecedeki müdür hangi göreve getirileceği anlatılmıştı. Villada başlayan sinevizyonlu seminerlerde ayrıntılı bilgiler aldık. Cemaat için en önemli birimlerin Terör(Tarih), Kaçakçılık(kimya), istihbarat(İngilizce) olduğu belirtilmişti. Amaç özellikle bu birimlere kendi adamlarımızı yerleştirmekti. Cemaat benim geldiğimde çok kan kaybetmişti. Özellikle bu üç birimdeki elemanı azaldığı için yapılacak operasyonları eskisi gibi önceden bilemiyordu. Bazen bize özellikle soruluyordu yokmu içerden haber alabilecek biri diyerek tepki veriliyordu. Bir örnek verecek olursam; emniyet bazı araçlar ayarlamış ve bazı cemaatçileri takip ediyormuş, bu bilgi üzerine harekete geçtiler ve bize de alttakilere sormamızı istediler bu araçların plakaları nedir kim öğrenebilir diye araştırmaya başladılar. Daha önceden olsaydı cemaat bu plakaları çok çabuk bulabilirdi. Seminerlerin en önemli gündem maddesi polislerin manevi durumları hakkındaydı. Her bir memurun okuması ve dinlemesi için maneviyat hedefleri burada belirleniyordu. Tabloya yansıtılıyordu. Ayrıca bu seminerde ilgilenilen kişilerden bahsediliyordu. Cemaat kendisine yakın kişilerin yanında dışarıdan kişiler kazanıyordu, bunun listesi yapılmıştı. Bazen kendi personelini kaybediyordu fakat bunları yine bırakmıyor ve ümit arıza denilen grup oluşturup bu başlık altında sohbet ağabeylerine teslim edilip diğer memurlar tarafından ilgilenmesi sağlanıyordu. Bu şekilde geçmiş hafızası kaydedilip kontrol ediliyordu. Seminer içerisinde bütün emniyet birimleri ve alt birimleri anlatılıp bunlara kod isimler verilmişti. Dışarda konuşmalarda ve iletişim araçlarında emniyet birimlerinin kod isimleri ile bahsedilirdi. Bu yetiştirme seminerlerinde emniyetin hiyerarşik yapısı, yükselme ve terfi işlemleride anlatılmıştı. Bir personelin iş yerinde nasıl tedbir yapacağı, arkadaşları ile nasıl konuşacağı apartmandaki komşularla nasıl konuşacağı hayatını dışarıya nasıl aksettireceği çocuğunu hangi okula yazdıracağı bu kamplarda ayrıntılı anlatılmıştı. Yani bu kampta benim yapacağım işin her ayrıntısı anlatılmıştı.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle örgütün bütün emniyet birimleri ve alt birimleri dahil olmak üzere özellikle kadrolaşmak yönünden önemli gördüğü birimleri 'tarih (terör)', 'kimya (kaçakçılık)' ve 'ingilizce (istihbarat)' olarak kodladığı ve bu birimlerden kritik bilgiler edinmeye çalıştığı hakkında bilgi verdiği; </i></p>

<p><i>Artvin Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2018 tarih ve İddianame No:2018/72 sayılı iddianamesinde yer aldığı üzere, 2017/1652 soruşturma sayılı dosyasında şüpheli olan B.Y.’nin ifadesinde özetle, '2012 ile 2016 yılları arasında Artvin ilindeki emniyet mahrem yapısı içerisinde örgüt mensubu polis memurluğundan geçme komiser ve komiser yardımcılarından sorumlu olarak görev aldığını, mahrem yapılanma hakkında detaylı şekilde bilgi sahibi olduğunu, mahrem yapının Türkiye'de beş büyük bölgeye ayrıldığını, küçük illerin birleşerek beş büyük bölgeden birine bağlandığını, bir kaç ilin birleşmesi ile alt bölgeler oluşturulduğunu, illerde 'müdür, zümre başkanı ve öğretmen' olarak adlandırılan birimlerin olduğu, öğretmenlerin kendi aralarında 'rehber, ümitçi, arama-taramacı, sosyal medyacı ve kasa' olmak üzere görev bölümü yapıldığını, akademiden mezun olan ve komiser yardımcısı ve yukarı rütbedeki memurlardan 'üniversite öğrencisi' diye adlandırıldığı, polis ve baş polis memurlarının 'lise öğrencisi' olarak adlandırıldığı, meslekten geçen komiser yardımcısı, başkomiser ve müdür rütbesinde bulunan memurların yüksek okul öğrencisi olarak adlandırıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarının özelliklerine göre harf ve rakamlarla katagorize ettiklerini, bu şekilde örgüt içerisindeki konumlarının tayin edildiğini, mahrem yapı içerisinde Uğur kod adını kullandığını, meslekten geçen komiser ve komiser yardımcılarından Artvin ilinde yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu, emniyet içerisindeki tayinlerin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarından düzenli olarak kendi evinde veya komiser ve komiser yardımcılarının evinde sohbet yaptığını, bir çoğuna bylock isimli programı yüklediğini, himmet adı altında maaşının belli bir kısmını aldığını, kurban parası aldığını, mahiyetinde bulunan kişilere karşı yapmış olduğu faaliyetleri Trabzon ilinde bulunan üstü konumundaki Turgut kod adlı Y.K.'ya ilettiği(ni)…' belirtmek suretiyle içerisinde mahrem sorumlu olarak görev aldığı örgütün bölge ve il yapılanması, görev dağılımı, rütbeli ve rütbesiz personelin ne şekilde kodlandığı, kodlama sistemi, kodlama sistemine bağlı olarak atamaların yapıldığı hususlarında bilgiler verdiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, örgütün kodlama sisteminin işleyişine ve ne için kullanıldığına dair bilgiler içeren yukarıdaki beyanların dışında, kodlama verilerinin ne anlama geldiğini ve doğruluğunu teyit eden ifadelerin de bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/10364 ve 2021/7818 iddianame numaralı iddianamelerinde yer verildiği üzere, A.K., S.K. ve H.Ş. isimli kişiler hakkında düzenlenen sırasıyla 21/12/2018, 24/10/2019 ve 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporlarında adı geçenlerin 'vekili' olarak kodlandığı görülen A.G. isimli kişinin ifadesinde '...Bana hitaben sen başka bir grupla beraber olacaksın ve grubun 4 kişi olacak dediler. Bunu bana Mesut isimli sivil şahıs söyledi. Süreçten önce sohbetlere katılan ve sonra bırakan bazı isimler vardı, Bu isimler A.K., Y.D. isimli şahıslardır. Yeni grupta ise C.E. ders verecek olan şahıs, H.Ş., S.K. ve ben yer aldık. Genel her hafta grup içinde birimizin evinde toplanıyorduk. Sohbet edip dini konular hakkında görüş alışverişinde bulunuyorduk. Bizim bu grupla Harun isimli sivil bir şahıs ilgilenmeye başladı...' beyanında bulunmak suretiyle 'vekil' kavramının sivil sorumlunun yerine görev yapan sorumlu kişi anlamına geldiği ile anılan iddianamede yer verildiği üzere A.G.nin kendisi hakkındaki 'SAYV' kodlamasının doğruluğunu teyit ettiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İ.B. isimli kişinin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/7/2018 tarihli, E:2016/383, K:2018/235 sayılı kararında İ.K. isimli kişi hakkında verdiği ifadesinde, '2007 veya 2008 yılında olay yeri şube abisi olduğunu, sanığın (İ.K.) grup abisi olarak kendisinin yardımcısı olduğunu' belirtmek suretiyle kendisinin şube abisi olduğunu ve İ.K. isimli şahsın yardımcısı olduğunu ikrar ederken, aynı zamanda İ.K. hakkında düzenlenen 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporunda İ.K.nın 'vekil' olarak kodlandığı yönündeki bilgiyi teyit ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6- Kodlama Verisi Tespitinin Davacı Yönünden Değerlendirmesi </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında 'EA' olarak, 'ALAN' kısmında 'SC' olarak, 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun 'FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri' ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'alan-içi' kategoride, 'EA' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, emniyet personeli olması nedeniyle Anayasal düzene hassasiyetle ve ara vermeksizin sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan davacının, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle Anayasal sadakat bağı koptuğundan, daha sonra, serhat kategorisinde, 'SCD' alt kodu ile kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında davacının 'EA' olarak, raporun 'AD' kısmında ise ' SCD' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SCD' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>57. Danıştay Beşinci Dairesinin 30/9/2024 tarihli ve E.2024/6129, K.2024/13691 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 25/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 Mart Alan' ve 'ALAN' kısımlarında 'DİL' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Ayrıca, davalı idare tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan, davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun incelenmesinden, davacının raporun '2011 ALAN' ve '2012 NİSAN ALAN' kısımlarında 'EA' şeklinde kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için tek başına dikkate alınabilecek somut veri niteliğinde olduğu; öte yandan örgüt tarafından 'EA' koduyla 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmanın, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun, 'EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı." şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, temyiz aşamasında dosyaya sunulan davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun davacıya tebliğ edilip, varsa cevabı alındıktan sonra, davacı hakkındaki 'EA' kodunun ve bu kodun içerisinde yer aldığı kategorinin karşılığı olarak tanımlanan aşama ve faaliyetlerin değerlendirilmesi suretiyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının karara bağlanması gerektiğinden, 'kodlamanın FETÖ mensubu olmayan kişileri belirtmek için kullanılan kodlamalardan olduğu' gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>58. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/9/2024 tarihli ve E.2024/6183, K.2024/13216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, raporun '2015 MART ALAN' kısmında 'SDİL3' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olmasının, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve çoğu zaman örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak gibi faaliyetlerden geçirilmiş olması ve söz konusu bu faaliyetlerde bulunmayı iradi olarak tercih etmesi suretiyle, Dil1 ve Dil2 aşamalarını geçerek 'alan-içi' kategoriye aktarılmaya en yakın aşamaya gelmesini ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'ilgi' kategorisinde 'Dil3' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... örgüt tarafından 'Dil3' kodlamasının karşılığı olan tanımlamanın 'toplantılara katılmak, diğer grup üyeleriyle tanışmak, himmet vermek, çoğu zaman mahrem sorumlu ile tanıştırılmak, alana aktarım aşamasına gelmek, mahrem sorumlu ile tanıştırılmak' hususlarını içerdiği görülmekle birlikte, 'ilgi' kategorisinin yaklaşık 9 aylık süreçte geçirilen Dil1,Dil2 ve Dİl3 safhalarından oluştuğu, bunlardan 'Dil3' safhasının yaklaşık 3 aylık süreye tekabül ettiği, bir kişinin bir sonraki safha olan 'alan-içi' kategorideki bir kod ile kodlanmadıkça, 'Dil3' kategorisi için tanımlanan faaliyetlerin ilk aşamasında mı olduğu, yoksa bu kategori için tanımlanan faaliyetlerin hepsinden geçirilip alana aktarım aşamasına mı geldiğinin tespit edilemediği hususu, bu şekilde kodlanmış kişinin henüz örgütün etki alanı içerisine girmeyip, örgüte kazandırılma aşamasında olduğu hususu ile bir arada değerlendirildiğinde, hakkındaki veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt kısımlarındaki ek verilerle veya bakılmakta olan dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit ile desteklenmedikçe 'Dil3' olarak kodlanmış olmanın tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunda 'SDİL3' olarak kodlandığı ve gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit bulunmadığı görülmekle, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddiyle; dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>59. Danıştay Beşinci Dairesinin 7/3/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/2527 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun 'DERECE 1' kısmında 'SC' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; davacının örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlamış olmasının, daha önce örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlandığını teyit ettiği, 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının ise davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, örgüt tarafından 'alan-içi' kategoride kodlanmış olması nedeniyle, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan ve Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan söz konusu örgüt ile itisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle, Anayasal sadakat bağı kopan davacının, daha sonra çeşitli sebeplerle örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY: </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında, örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'alan-içi' kapsamında kodlanmış iken, daha sonra 'ümit' kapsamında 'C', 'CA', 'CB', 'CC', 'CD', 'CE', 'DA' veya 'DP' olarak; 'serhat' kapsamında 'SC', 'SCA', 'SCB', 'SCC', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>'</i><i>alan içi' kategoride kodlanan ancak çeşitli sebeplerle örgütten ayrılan ve ayrıldıktan sonraki dönemde fiilen temasın kurulmadığını ifade eden 'CD', 'CE', 'DA', 'DP', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' ile kodlanmış olan kişi hakkında, bu kodlamanın aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmadıkça, bu kişinin örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Son olarak, 'ümit' kategorisini tanımlayan 'C' kodu ile 'serhat' kategorisini tanımlayan 'SC' kodlarından birisiyle kodlanan, ancak bu kategoriler içerisindeki alt kodlardan birisiyle kodlandığı bilgisi bulunmayan kişilerin ise, yukarıda değinildiği üzere kişinin örgütle iltisak ve irtibatını gösterdiği değerlendirilen 'CA', 'CB', 'CC' veya 'SCA', 'SCB', 'SCC' alt kodlarıyla mı, yoksa iltisak ve irtibatını göstermeye yeterli görülmeyen 'CD', 'CE','DA', 'DP' veya 'SCD', 'SCE', 'SDA', 'SDP' şeklindeki kodlardan birisiyle mi kodlandığı tespit edilemediğinden, 'C' veya 'SC' ile kodlanmanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe, tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun 'DERECE1' kısmında davacının 'SC' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SC' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin reddiyle, dava konusu işlemin iptali ve işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p><strong>c. Yargılama Usulüne İlişkin Danıştay Kararları </strong></p>

<p>60. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/9/2021 tarihli ve E.2019/2, K.2021/2733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara 11. İdare Mahkemesinin 14/05/2018 tarih ve E:2016/3550, K:2018/1053 sayılı kararında; 25/07/2016 tarih ve 1075 sayılı Bakanlık Oluru ile oluşturulan kurul tarafından davacının durumunun incelenmesi üzerine terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirildiği, yine aynı Bakanlık bünyesinde Başkatip olarak görev yapan davacının eşi </i>[B.D.nin]<i> de kamu görevinden çıkarıldığı, buna karşı açılan davanın da Ankara 15. İdare Mahkemesinin E:2016/3572, K:2018/257 sayılı kararı ile reddedildiğinin görüldüğü, bu durumda davalı idare tarafından 667 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen ve yapılan inceleme ile hakkındaki bu kanaat belirginleşen davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 27/06/2019 tarih ve E:2018/2142, K:2019/1482 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20.maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirmenin gösterildiği, Mahkemece davacının irtibat ve iltisakına yönelik değerlendirmenin dayanaklarının davalı idareden sorulması üzerine, anılan ara karara cevaben söz konusu tespitlerin davalı idarece yargılama esnasında dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespitler değerlendirilmeksizin salt idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu ve aynı Bakanlıkta görev yapan eşinin de kamu görevinden çıkarıldığı, anılan işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, Mahkemece öncelikle; davalı idarece dava dosyasına sunulan, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi, gerek görülmesi halinde yeniden sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>61. Danıştay Beşinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2019/5096, K.2021/3539 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>... Mersin 1. İdare Mahkemesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/963, K:2018/338 sayılı kararında; uyuşmazlık konusu olayda; gerek davacı hakkında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak olup olmadığı hususunun ortaya konulması amacıyla cezai soruşturmanın devam etmesi gerekse de davalı Merkez Bankasınca bu kapsamda yapılan incelemede davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak değerlendirmesini yapması hususunda yetkili Merkez Bankası Yönetim Komitesinin ortak kanaatleri göz önünde bulundurularak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 28/09/2018 tarih ve E:2018/1071, K:2018/1433 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme gösterilmiş ise de; bu değerlendirmenin dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu değerlendirme ve davacı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Öte yandan İdare Mahkemesi tarafından davacı hakkında ceza soruşturmasının devam etmesi hususu ret kararına gerekçe olarak esas alınmış ise de, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sadece bu haliyle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Bu nedenlerle, Mahkemece öncelikle; davalı idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve varsa ceza kovuşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>d. </strong><strong>Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları </strong></p>

<p>62. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen <i>“…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. </i></p>

<p><i>31. Diğer yandan anılan kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu serbestçe gözetecektir. </i></p>

<p><i>33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir. </i></p>

<p><i>37. Ayrıca kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan <i>“…Milli Güvenlik Kurulunca…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>9. Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır. </i></p>

<p><i>12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." </i></p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyeliği, mensubiyeti veya…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir. </i></p>

<p><i>59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir. </i></p>

<p><i>61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."</i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”</i> iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. </i></p>

<p><i>162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır. </i></p>

<p><i>164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>166. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>66. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir. </i></p>

<p><i>77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42). </i></p>

<p><i>78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir. </i></p>

<p><i>112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101). </i></p>

<p><i>113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir. </i></p>

<p><i>116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>67. Sözleşme'nin <i>"Özel ve aile hayatına saygı hakkı"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." </i></p>

<p>68. Sözleşme'nin "<i>Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. </i></p>

<p><i>2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. </i></p>

<p><i>3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir." </i></p>

<p>69. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler. </i></p>

<p><i>2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."</i></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>70. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. <i>C.A. (3), </i>§§ 62-75; <i>Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 53-67.</p>

<p><strong>a. Sözleşme'nin 15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme </strong></p>

<p>71. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye’deki OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 148-162).</p>

<p>72. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon bildiriminde bulunan devletler yönünden <i>ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup olmadığı</i> hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin <i>krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde</i> hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık</i>, B. No: 14553/89, 14554/89, 26/5/1993, § 43).</p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Pişkin/Türkiye</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>73. AİHM <i>Pişkin/Türkiye </i>(B. No: 33399/18, 15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§ 109).</p>

<p>74. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 150-152).</p>

<p>75. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana <i>terörist</i> ve<i> vatan haini</i> olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden de incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 159-166).</p>

<p>76. AİHM, öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 209, 210).</p>

<p>77. Bu bağlamda AİHM; işverenin başvurucunun yasa dışı yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde keyfî müdahaleye karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 218-229).</p>

<p><strong>c. </strong><strong><i>Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>78. <i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna</i> (B. No: 58812/15, 53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır. Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, </i>§§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 203-211).</p>

<p>79. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini vurgulamıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 276, 277). Müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir. AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 292, 293).</p>

<p><strong>d. </strong><strong><i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>80. AİHM, <i>Xhoxhaj/Arnavutluk </i>(B. No: 15227/19, 9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.</p>

<p>81. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 230-353).</p>

<p>82. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 356-364). Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu belirtmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 374-393). Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk,</i> §§ 394-412).</p>

<p>83. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik yapmaktan ömür boyu yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış; başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 413, 414).</p>

<p><strong>e. </strong><strong><i>Naidin/Romanya</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>84. <i>Naidin/Romanya</i> (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele almıştır.</p>

<p>85. Olayda, 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 6-17).</p>

<p>86. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 49-51).</p>

<p>87. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır (<i>Naidin/Romanya, </i>§§ 42-57).</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü </strong></p>

<p>88. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde <i>"15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş</i>" isimli belgeyi yayımlamıştır.</p>

<p>89. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>90. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>91. Başvurucu; kamu görevinden çıkarılmasına dayanak alınan kodlamaların ne şekilde ve kim tarafından oluşturulduğunun bilinmediğini, bu kodlamalar gündeme geldiğinde ortaya atılan en önemli iddialardan birinin FETÖ/PDY yargılamalarını sulandırmak olduğunu belirtmiştir. Hakkında düzenlenmiş olan veri inceleme raporunda EA (örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığını vurgulayan başvurucu aksine <i>ByLock</i> ve benzeri uygulamaları kullanmadığı, Bank Asyaya talimat doğrultusunda para yatırmadığı, çocuklarını FETÖ/PDY iltisaklı okullara göndermediği gibi hususların hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla da sabit olduğunu ifade etmiştir. Yine başvurucu, hakkında düzenlenmiş olan veri inceleme raporunda yer alan "ETÜD: 2015/1" kodlamasının en az irtibat derecesinde bir bağ olarak değerlendirildiğini ancak 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir. Netice itibarıyla başvurucu; kamu görevinden çıkarılmış olması nedeniyle sosyal durumunun ve haklarının zedelendiğini, POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) üzerinden elde edilen verilerden hareketle oluşturulan fişleme evrakına dayanılarak hakkında karar verildiğini vurgulayarak adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>92. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin genel bilgilere yer verilmiş, yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Diğer taraftan İdareden temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur. Başvurucu, bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>a. Uygulanabilirlik Yönünden</strong></p>

<p>93. Anayasa’nın <i>"Özel hayatın gizliliği" </i>başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.</p>

<p>95. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmüştür. Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki durumlara ilişkin olarak da <i>N.E.,</i> <i>A.S. ve Halit İnciroğlu</i> kararlarında detaylı olarak açıklanmıştır (<i>N.E.</i>, §§ 89-99; <i>A.S.</i>, §§ 91-101; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 95-106).</p>

<p>96. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve özel hayatında etki doğuracağının muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru formundaki anlatımları ve FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucunun hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmüştür.</p>

<p>97. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Usulü </strong></p>

<p>98. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği, söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu husustaki detaylı açıklamalar için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 100-108; <i>A.S.</i>, §§ 102-110; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 107-115).</p>

<p>99. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri, olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş; böylece olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde başvurucu hakkında geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).</p>

<p>100. Bu durumda terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 109-114; <i>A.S.</i>, §§ 111-116; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 116-121).</p>

<p><strong>c</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>d. Esas Yönünden</strong></p>

<p>102. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 146; <i>N.E.</i>, § 116; <i>A.S.</i>, § 118; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 123).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı</strong></p>

<p>103. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 196, 197; <i>N.E.</i>, § 117; <i>A.S.</i>, § 119; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 124).</p>

<p>104. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (<i>N.E.</i>, § 118; <i>A.S.</i>, § 120; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 125)</p>

<p>105. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin<i> olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 119; <i>A.S.</i>, § 121; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 126).</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>106. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>107. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 198-201; <i>N.E.</i>, § 121; <i>A.S.</i>, § 123; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 128).</p>

<p>108. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 122; <i>A.S.</i>, § 124; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 129).</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>109. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 203; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 153; <i>N.E.</i>, § 123; <i>A.S.</i>, § 125; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 130).</p>

<p>110. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0NzZkODM3LTg2M2QtNTNiNC05NGIzLTk0YTAzODkxNmQ5NA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.1990/25</a>, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>111. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 155; <i>N.E.</i>, § 125; <i>A.S.</i>, § 127; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 132).</p>

<p>112. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 208; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 156; <i>N.E.</i>, § 126; <i>A.S.</i>, § 128; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 133).</p>

<p>113. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>N.E.</i>, § 127; <i>A.S.</i>, § 129; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 134).</p>

<p>114. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 157; <i>N.E.</i>, § 128; <i>A.S.</i>, § 130; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 135).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>115. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (<i>Ayla Demir İşat, </i>§ 150). Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (<i>N.E.</i>, § 129; <i>A.S.</i>, § 131; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 136).</p>

<p>116. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL'e ilişkin süreçte kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 349; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 152; <i>N.E.</i>, § 130; <i>A.S.</i>, § 132; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 137).</p>

<p>117. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 215; <i>N. E.</i>, § 131; <i>A. S.</i>, § 133; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 138).</p>

<p>118. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 217; <i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 47, 49). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (<i>C.A. (3)</i> § 133; <i>N.E.</i>, § 132; <i>A.S.</i>, § 134; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 139).</p>

<p>119. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi, kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. <i>N.E.</i>, § 133; <i>A.S.</i>, § 135; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 140).</p>

<p>120. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; <i>N.E.</i>, § 134; <i>A.S.</i>, § 136; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 141).</p>

<p>121. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (<i>N.E.</i>, § 135; <i>A.S.</i>, § 137; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 142).</p>

<p>122. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (<i>N.E.</i>, § 136; <i>A.S.</i>, § 138; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 143).</p>

<p>123. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, polis memuru olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 62, 66; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; <i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 26; <i>C.A. (3)</i>, § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (<i>N.E.</i>, § 139; <i>A.S.</i>, § 141; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 146).</p>

<p>124. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde EA (FETÖ içinden olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) şeklinde kodlanmış olmasına dayanılmıştır. Başvurucu hakkında verilen kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda değinilen Bank Asya hesap bilgisinin ise idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle yargısal makamlar yalnızca bahse konu kodlama bilgilerinden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatının olduğu ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>125. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>126. <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan v<i>eri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle v<i>eri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 16-21). Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür (bkz. §§ 25-27).</p>

<p>127. Danıştay kararlarında yer aldığı üzere bahse konu kodlamalarda emniyet teşkilatında yer alan kişilerin "<i>alan dışı", "ilgi", "alan içi", "ümit" ve "serhat"</i> şeklinde beş ana başlık altında kategorize edildiği görülmüştür. <i>Garson</i>'un beyanlarına göre<i> "alan dışı"</i> kategorisi FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan kişileri, <i>ilgi</i> kategorisi nitelikleri itibarıyla FETÖ/PDY'ye katılımının sağlanabileceği düşünülen, nitelikleri itibarıyla görüşülmesi uygun görülen ve alan içi kategorisine alınabileceği değerlendirilen kişileri, "<i>alan içi"</i> kategorisi FETÖ/PDY içinde yer alan kişileri, "<i>ümit"</i> kategorisi bir dönem FETÖ/PDY içinde yer almış fakat sonradan bir sebepten bağlantısını koparmış kişileri, "<i>serhat"</i> kategorisi ise "<i>ümit</i>" kategorisinin özelleştirilmiş bir yan kategorisi olarak 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'den ayrılmış olan kişileri ifade etmektedir.</p>

<p>128. Süreç içinde Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar ve <i>Garson</i>'un beyanları sonucunda bu beş genel kategorinin altında daha hususi hale getirilmiş birçok alt kodun ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan<i> veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamalarla ilgili olarak <i>"Y</i><i>anlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir." </i>şeklinde ibareler olduğu, diğer taraftan bu nevi kodlamaların dijital materyaller üzerindeki teknik çalışmaların ilerlemesi ile düzenlenen <i>veri analiz raporları</i>nda ise yer almadığı görülmektedir. Yine söz konusu kodlamaların içerisinde anlamı birbirine benzer olan kodlamaların bulunduğu, ayrıca bazı kodlamalarda yer alan "<i>X", "S" </i>ve<i> "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 17, 20).</p>

<p>129. Konu ile ilgili olarak Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, <i>Garson</i> tarafından teslim edilen dijital materyallerin Sulh Ceza Hâkimliği kararına istinaden incelenmesi neticesinde anılan kodlama verilerinin tespit edildiği ve bunların hukuka uygun veri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine Danıştayın yaptığı değerlendirmeler de aynı şekilde bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğinde olduğu yönündedir (bkz. §§ 54-59). Bununla birlikte bahse konu kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim vurgulandığı üzere kamu görevinden çıkarma şeklindeki tedbirin durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için de bu yönde bir incelemenin yapılması elzemdir.</p>

<p>130. Öncelikle bahse konu kodlama bilgilerinin yer aldığı dijital materyallerin herhangi bir arama ve elkoyma kararına istinaden ele geçirilmediğini, <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde anılan dijital materyalleri ilgili birimlere teslim ettiğini belirtmek gerekir. <i>Garson</i> aynı zamanda bu dijital materyalleri teslim ettiği tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da bazı beyanlarda bulunmuştur (bkz. § 14). Buna göre <i>Garson</i>, 2011 yılından beri FETÖ/PDY ile ilgili olarak birçok bilgi edindiğini, örgütün özellikle emniyet teşkilatı içinde yer alan birçok mensubu ile ilgili olarak fikir sahibi olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilerin teslim ettiği dijital materyallerde olduğunu dile getiren <i>Garson</i>, şahsen tanıdığı kişileri de bu kartlara kendisinin yazdığını, bu kartlarda bildiği kadarıyla <i>4.700</i> civarında FETÖ mensubu kişinin bilgilerinin olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>131. <i>Garson</i>'un dijital materyalleri teslimiyle başlayan süreçte ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalarda da <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson </i>teslim ettiği dijital materyallerle ilgili olarak sorulan bazı soruları cevaplandırmıştır (bkz. §§ 25-27). Öncelikle <i>Garson</i>'un bu sorulara verdiği <i>bazı verilerde hataların olabileceği</i>ne ilişkin beyanlarının elle veri girişi yapılan her belgede karşılaşılması muhtemel istisnai hatalara yönelik olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında bu muhtemel durumun periyodik olarak güncellenen önceki ve sonraki veriler dikkate alınarak bertaraf edilebileceği, bu yöntemin izlenmesi hâlinde belli bir dönemde yapılan hatanın verilerin genel güvenilirliğine zarar vermemiş olacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>132. Yine <i>Garson</i>, teslim ettiği dijital materyallerdeki kodlamalara yönelik olarak bunların emniyet teşkilatının personel biriminin bire bir kullandığı bir formatın üzerine yazıldığını, teslim ettiği verilere yönelik bazı sorulara cevaben yine emniyetteki bazı birimlerin soruşturmayı derinleştirmek, bütün olarak bakmak için eklediği sütunlar olabileceğini dile getirmiştir. Bunun yanında bahse konu kodlamaların/rumuzların ezberden yazılıp yazılmadığı sorusuna cevaben de <i>Garson</i>, bu işlemi yapan ve FETÖ/PDY bağlantılı olan kişilerin bir Excel belgesine bakarak bu kodlamaları yazdığını beyan etmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün düzenlediği <i>veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamaların yanlış yazılmış olabileceğine yönelik değerlendirme, kodlarının bazılarının anlamlarının birbiriyle benzer olması, bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S" </i>ve<i> "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığına ilişkin tespitler gözönüne alındığında <i>veri inceleme raporları</i>nın hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>133. Bunun yanında bahse konu dijital veriler üzerindeki teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla düzenlenen <i>veri analiz raporları</i> ise daha detaylı veriler içermektedir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında verilen genel bilgilerde bahse konu dijital veriler üzerinde yapılan ilk tespitlerde her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veri özelinde veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığının görüldüğü, yürütülen çalışmalar neticesinde 232 farklı Excel dosyasının tespit edildiği belirtilmiştir (bkz. § 19). Nitekim <i>veri analiz raporları</i>nda kodlamaların anlamlarıyla alakalı olarak yeknesak tanımlamaların ve ilgili kişilerle ilgili olarak farklı dosya yollarından elde edilen farklı listelerdeki kodlamaların birlikte yer alabildiği görülmüştür (bkz. § 21). Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünce olgunlaştırılan söz konusu raporlarda bu kodlamaların yıllara yayılmış şekilde, çok sayıda ve farklı mahrem imamlar tarafından işlendiğinin ortaya konulduğu, bu suretle verilerin karşılaştırılması ve tutarlı olup olmadığı konusunda daha objektif değerlendirme yapma imkânı tanıyan içeriklerin açığa çıkarılmasıyla söz konusu delilin güçlendirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>134. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ya da gruplara ve terör örgütlerine üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (<i>Sinan Ulu</i> [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, § 98; <i>Sümeyra Bakla</i> [GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025, § 100).</p>

<p>135. Bu kapsamda düşünüldüğünde benzer şekilde bir koruma tedbiri olan tutuklamanın hukukiliği iddiasından hareketle bir olayın, olgunun, bilgi ya da belgenin örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak değerlendirilerek kuvvetli suç şüphesinin varlığının ortaya konulması da otomatik olarak aynı olay, olgu, bilgi ya da belgenin iltisak ve irtibatın varlığına yeter nitelikte olduğu anlamına gelmeyecektir.</p>

<p>136. Diğer taraftan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında<i> durumun gerektirdiği ölçüde</i> olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay, olgular ve esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte olması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir ve somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Bu bağlamda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da belirtildiği üzere (bkz. § 50) FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma hâlinin OHAL ilanından çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de gözönünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsayabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>137. Bunun yanında Danıştayın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya ilişkin davalarda verdiği bazı kararlarda, kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bazı durumları FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Yine Danıştay bu yöndeki bozma kararlarında uyuşmazlığın çözümü için verilecek ara kararlarıyla davacıların terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>138. Bakılan uyuşmazlıkta başvurucu, hakkında düzenlenen<i> veri inceleme raporu</i>nda EA ("<i>Örgüt benim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığı yönünde temel bir şikâyet ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan başka bir veri, idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmamıştır. Yine başvurucu, hakkında düzenlenen raporda "ETÜD: 2015/1" kodlaması bağlamında 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>139. Yukarıda da vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Bu bağlamda <i>Garson'un</i> teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>140. Diğer taraftan yine yukarıda vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında <i>veri inceleme raporları</i>ndaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>141. Bununla birlikte son tahlilde ortaya çıkan<i> veri analiz raporları</i>nın ise ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle<i> veri analiz raporları</i>nın tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine <i>veri inceleme raporları</i>nda yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken şey, <i>veri analiz raporları</i>nın zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Diğer yandan Danıştayın idari yargı düzenindeki resen araştırma ilkesinden hareketle benzer şekilde bir araştırma yöntemine ilişkin yol haritasını farklı kararlarında derece mahkemelerine gösterdiği bilinmektedir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>142. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasında ve buna yönelik olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>veri inceleme raporu</i>ndaki verilerin gerekçe gösterildiği ve başkaca bir delile dayanılmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen sorgulama sonucu belgesinde yer alan EA (FETÖ içinde olup<i> "Örgüt benim örgütüm."</i> diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) davanın reddine gerekçe olarak belirtilmekle birlikte başvurucunun iddiaları da gözönüne alınarak anılan kodlamaları teyit edici nitelikte bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen ve farklı listelerdeki kodlama içeriklerini sunma kabiliyetini haiz bir <i>veri analiz raporu</i> da İdareden getirtilerek yargılama safahatında değerlendirilmemiştir. Bunun yanında yine <i>veri inceleme raporu</i>nun sorgulama sonucu kısmında yer alan "<i>ZÜMRE BAŞKANI: SERDAR, ÖĞRETMENİ: HAMZA, ASİL VEKİL: </i>[C.Y.]" gibi kodlama bilgileri de yargısal makamlar tarafından bir değerlendirilmeye tabi tutulmamıştır.</p>

<p>143. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>144. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Masumiyet Karinesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>145. Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde meslekten çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>146. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (<i>Kürşat Eyol </i>[2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>147. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku, kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Özcan Pektaş </i>[1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; <i>Kürşat Eyol</i>, § 30).</p>

<p>148. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (<i>Galip Şahin </i>[1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47).</p>

<p>149. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan ve <i>olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olan bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen <i>devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma</i> ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>150. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>151. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>152. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun<i> ikincil niteliği</i> ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>153. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM</strong></p>

<p>154. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesine, yeniden yargılama yapılmasına ve 50.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>155. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>156. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir. Bu bağlamda yeniden yargılama yapacak olan ilgili idari yargı mercilerince somut başvurudaki hak ihlalinin gerekçesi olarak işaret edilen hususlarda verilerin tutarlılığını ve doğruluğunu ortaya koyacak şekilde yeni gerekçelerin oluşturulması durumunda ancak ihlalin giderilmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p>157. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 25. İdare Mahkemesine (E.2019/1115, K.2020/566) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığı ile Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesine (E.2020/5901, K.2022/3787) ve Danıştay Beşinci Dairesine (E.2022/11942, K.2024/3773) GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347320-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="56659"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/1011 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20231011-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20231011-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2/4/2026 tarihli ve 2023/1011 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong><strong>D.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/1011)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 26/12/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p><strong>1. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; <i>N.E.</i> [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 5; <i>A.S. </i>[GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; <i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).</p>

<p>7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla <i>halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma,</i> <i>devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma,</i> <i>paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması </i>ve <i>bir terör örgütü </i>olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "<i>Legal Görünümlü İllegal Yapılar"</i> başlığı altında <i>"Paralel Devlet Yapılanması"</i> adıyla yer almıştır (<i>A</i><i>ydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 28, 33; <i>C.A. (3), </i>§ 11; <i>N.E.</i>, § 6; <i>A. S.</i>, § 6; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 7).</p>

<p>8. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (<i>Selçuk Özdemir </i>[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan </i>[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; <i>C.A. (3), </i>§ 12; <i>N.E.</i>, § 7; <i>A.S.</i>, § 7; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 8).</p>

<p>9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (<i>C.A. (3), </i>§ 13; <i>N. E.</i>, § 8; <i>A. S.</i>, § 8; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 9).</p>

<p>10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>(aynı kararda bkz. §§ 47-66) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3), </i>§ 14; <i>N. E.</i>, § 9; <i>A. S.</i>, § 9; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 10).</p>

<p>11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) dair, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 50; <i>C.A. (3), </i>§ 18; <i>N. E.</i>, § 10; <i>A. S.</i>, § 10; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 11).</p>

<p>12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut bunlarla irtibatlı olan kişiler, anılan kanun hükmünde kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.</p>

<p>13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanığın Beyanları ve Kodlamalara İlişkin Bilgiler</strong></p>

<p>14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben 18/4/2017 tarihli yazısıyla FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında<i> Garson</i> kod adlı gizli tanığın (<i>Garson</i>) beyanlarının alındığını ve bu şahsın soruşturma ile ilgili önemli bilgileri içeren iki adet micro SD kartı ve bir adet cep telefonunu teslim ettiğini belirtmiştir. Anılan yazıda bahse konu dijital materyallere el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Bununla birlikte anılan soruşturma kapsamında 18/4/2017 tarihli gizli tanık ifade tutanağına göre <i>Garson'</i>un beyanları şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2011 yılından beri FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak birçok bilgiyi edindim. Bu kapsamda örgütün özellikle Emniyet teşkilatı içerisinde yer alan birçok mensubu ile ilgili fikir sahibiyim. Bu bahsettiğim kişiler ve örgütün hareket ve strateji tarzı ile ilgili ayrıntılı bilgiler size teslim ettiğim SD kartlarda ve yine size teslim ettiğim Samsung A5 marka cep telefonunda mevcuttur. Zaman zaman yapılan toplantılarda örgütün bölge sekreteri olarak tanımladığımız kişiler bu bilgileri getirirlerdi. Ayrıca benim şahsen tanıdığım kişileri de bu kartlara ben yazdım. Bu kartlarda bildiğim kadarıyla 4700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgileri vardır. İlk aklıma gelen kişiler </i>[T.A.]<i> (Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[H.S.]<i> (bu kişi de T.A.dan önce Emniyet teşkilatındaki FETÖ üyesi kişilerin üst düzey sorumlusudur), </i>[M.A.]<i> (İstanbul Emniyet Teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[Y.K.]<i> (İzmir Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur). Söylediğim gibi benzer şekilde binlerce FETÖ mensubu ile ilgili bilgi SD kartta bulunmaktadır. Ben darbe teşebbüsü ve daha önceki süreç içerisinde bu örgütün gerçek yapısını anlayıp devlet için oldukça tehlikeli bir oluşum olduğuna kanaat getirdiğim için kendi irademle başvurma gereği duydum."</i></p>

<p>15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda aktarılan 18/4/2017 tarihli talebine binaen Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) aynı tarihli kararıyla <i>Garson</i> tarafından teslim edilen eşyalara el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından birtakım çalışmalar yapılmış, bu doğrultuda raporlar hazırlanmıştır. Yine buradan hareketle süreç içinde ilgililer hakkında bahse konu kodlamaların yer aldığı bireyselleştirilmiş raporlar tanzim edilmiştir.</p>

<p>16. Yapılan çalışmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilk olarak ilgililer hakkında v<i>eri inceleme raporu</i> adı altında raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında genel mahiyetteki şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince imaj alma işlemi gerçekleştirilen dijital veri üzerinde yapılan incelemelerde, Emniyet Mahrem Yapılanması kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından fişlendiği ve personelin;</i></p>

<p><i>Örgüt mensubunun örgüte bağlılık derecesi, katıldığı örgütsel toplantı sayısı, örgüt evinde kalma durumu ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgütten zaman içinde ayrılmış örgüt eski üyesinin örgüte bakışı, örgüte geri dönme potansiyeli, varsa katıldığı örgütsel toplantı sayısı ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu değilse örgüte bakış açısı, sosyal hayattaki tavrı, yaşam tarzı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu olsun olmasın bazı personelin özel ve meslek hayatına ilişkin kişi özelinde hazırlanmış açıklamaların yer aldığı ve örgüt perspektifiyle çeşitli sistematik kodlar verildiği tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Ele geçirilen örgüte ait dijital veriden alınan imajı verisi içerisinde 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' içerisinde yer alan “TÜM LİSTE” isimli Excel tablosunda, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde: ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli tablolar olduğu görülmüştür. Excel tabloları içerisinde tüm emniyet teşkilatı personelinin yukarıda izah edilen şekilde fişlendiği (kayıt altına alındığı), personelin adının karşısındaki haneye kodlar yazıldığı belirlenmiştir. Amir/memur sınıfı personel ayrılarak ‘A4, A5, B4, B5, SAY, EA, AD, F’ vb. harf ve rakam kodlarıyla yaklaşık 80 kategoride; örgüt üyesi olan/olmayan, örgüte yakın/uzak olan, örgüte zarar verebilecek olan vb. şeklinde tüm EGM personelinin tek tek kayıt altına alındığı görülmüştür. Örgüt üyesi olan EGM personelinin, bağlı olduğu 'Öğretmen, Vekil, Zümre Başkanı' olarak nitelenen örgüt yönetici bilgileri, 'Kurs Taksidi, Ofis, Etüt' adı altında, örgüt üyesi Emniyet Teşkilatı personeli tarafından örgüte aktarılan paralar, örgüt içi faaliyetler vb. detayların bulunduğu görülmüştür. Bu fişleme listelerinde Emniyet Teşkilatı personelinin sicil, isim, TCKN, adres, telefon, eş-çocuk isim bilgileri, özel notlar vb. gibi kişisel bilgiler de yer almaktadır. </i></p>

<p><i>Tabloda 'Tüm liste' olarak belirtilen başlığın tüm EGM personeli, 'Güncel lise' olarak belirtilen başlığın Polis Memuru rütbesindeki güncel personel, 'Tüm Emekli' olarak belirtilen başlığın emekli edilen rütbeli personel olduğu değerlendirilmiştir. Verinin oluşturulduğu tarihteki personelin görev durumu ile güncel görev durumunda (aktif görevli-emekli olup olmaması, rütbe değişikliği ve görev yeri değişikliği vb.) farklılıkların olabildiği görülmüştür. Polis Memurları için 'Güncel lise' verisinin daha detaylı ve güncel bilgiler içerdiği değerlendirilmiştir. ..."</i></p>

<p>17. Öte yandan bahse konu kodlamalardan bazıları ise 22/10/2019 tarihli bir <i>veri inceleme raporu</i>nda şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"0: Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>A: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, (Normalde A'nın yanına rakam yazıldığı, ancak burada eksik yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği </i></p>

<p><i>A?: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan ancak A4 ve A5 derecesine karar verilememiş kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>A5: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>B4: FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL, DİL1, DİL2, DİL3: Emniyet içindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği, (Bu kodun kendi arasında DİL1, DİL2 ve DİL3 olarak kategorilendirildiği görülmüş, kazanılmaya en yakın olanın DİL3 koduyla ifade edildiği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DC: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>E: Farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>F, F1, F2, F3, F4, F5, F6: Farklı hayat görüşünden olan, hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile bağlantısı olmamış, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar verebileceği düşünülen kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY: FETÖ mensubu olup her şeyiyle teslim olan ancak yönecilik vasıfları olmayan polis memurunu ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAYA: FETÖ mensubu olup 'gassalın elindeki meyyit' olarak ifade edilen, zaafları olmayan, her şeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>SC: 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SLM, SM: Yazım yanlışı olabileceği, süreçle alakalı bir kod olduğu ve 17-25 sürecinden önce FETÖ mensubu olan kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SVHT, VHT: Süreçle alakalı bir kod olduğu veya yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>TML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Anılan 22/10/2019 tarihli <i>veri inceleme raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmı olan <i>"Sorgulama Sonucu" </i>başlığı altında özetle şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>TÜM LİSTE </i></p>

<p><i>Sicili ..., </i><i>TCKN ..., Ad ..., Soyad ..., Medeni Durum ..., Rütbe ..., Derece 1: EA, Derece 2: 0 </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE </i></p>

<p><i>Sicili ..., TCKN ..., 2015 Mart Alan: EA, 2015 Mart Alan Dışı: 0, Alan: EA, AD:0, Zaaf:0 ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Rapor, ele geçirilen ve imajı alınan örgüte ait dijital verinin içerisinde bulunan 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' başlığında yer alan 'TÜM LİSTE' isimli excel tablosu içinde, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde bulunan ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli excel sayfalarından, herhangi bir müdahale yapılmaksızın, ilgili personelin sicili karşısında yer alan hücrelerdeki tüm bilgiler aktarılmış, ‘Güncel lise’ ve ‘Tüm Emekli’ sayfasındaki personelin sicil bilgisinden TCKN bilgisi bulunarak rapora eklenmiştir. Sorgulanan personel için sayfa(lar)da birden fazla kayıt olması durumunda tüm kayıtlar ayrı ayrı listelenmiştir. Personel ile ilgili sayfa(lar)da veri olmaması durumunda sadece sayfanın ana başlığı rapora alınmıştır </i></p>

<p><i>İş bu rapor tarafımdan tanzim edilerek imza altına alınmıştır" </i></p>

<p>19. Devam eden süreçte bu kez Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgililer hakkında v<i>eri analiz raporu</i> adı altında daha detaylı raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında yer alan bilgiler şöyledir:</p>

<p><i>"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu) 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanıktan ele geçirilen '…siyah renkli, üzerinde Samsung 32 gb Micro SD HC I, beyaz açık kahve renkli, üzerinde Lexar 1000x 64 gb Micro SD XC II,…' dijital materyaller ile ilgili Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 D.İş kararı kapsamında, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gerekli incelemeler yapılarak, şifresi çözümlenebilen kısıtlı sayıdaki dosya, KOM Daire Başkanlığı’na teslim edilmiş, şifresi çözümlenemeyen alanlarla ilgili çalışmalara da devam edildiği bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Çözümlenebilen alanlardan elde edilen veriler doğrultusunda, EGM personeline ilişkin ‘Veri İnceleme Raporu’ tanzim edilerek ilgili birimlere gönderilmekteyken, dijital materyaller içerisinde yer alan ve şifre çözümlemeleri yapılamayan alanların şifrelerinin çözüldüğü bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile çözümlemesi yapılan yeni alanlarla ilgili çalışmalara KOM Başkanlığı tarafından başlanılmıştır. </i></p>

<p><i>Yapılan ilk tespitlerde; her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veriler özelinde, veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığı görülmüştür. Kıymetlendirme sürecinde yapılan kimlik tespitlerinde, EGM personelinin özlük bilgileri ve aile bilgileri gibi kişisel bilgilerden faydalanılmıştır. (örneğin: excel tabloda erkek personelin gerçek ad bilgisinin baba adı başlıklı sütunda, kadın personel için ise anne adı başlıklı sütununda yer alması; excel tabloda personelin gerçek telefon numarasına ‘11880’, ‘11111’ vb. ekleme/çıkarma yapılarak kaydedilmesi; çalıştığı birim bilgisinin örgüt terminolojisine göre kodlanarak yazılması; mezun olduğu yıl bilgisinin harf/rakamlarla kodlanarak yazılması gibi tekniklerle listelerde yer alan şahısların gerçek kimlik bilgisinin saklanmaya çalışılması.) </i></p>

<p><i>Yapılan çalışmalar neticesinde, EGM personelinin ve listelerde yer alan diğer şahıslara ilişkin kodlama/fişleme verisi olduğu değerlendirilen (232) farklı Excel dosyası tespit edilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili veriler özelinde 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında Gizli Tanık Garson (K)’un beyanı alınmıştır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile EGM personelinin kodlama/fişleme verileri özelinde ‘Veri Analiz Raporu’ formatı oluşturulmuştur. Orijinal veri içerisinde yer alan ilgiliye ait tüm bilgilerin birebir dışa aktarımını sağlayacak (veri tabanı tabloları oluşturma ve modelleme esnasındaki yazılım kuralları zorunlulukları hariç, adli bilişim standartlarına uygun olarak), veri bütünlüğünü de koruyacak model uygulanmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Yine 27/5/2024 tarihli bir <i>veri analiz raporu</i>nda bazı kodlamaların anlamları şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>AD / ALAN DIŞI / DIŞ: Emniyet içindeki örgüt yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerdir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL/İLGİ: Dil ibaresi ile örgüt üyesi olmayan ancak muhafazakar, kazanılabilir olduğu </i></p>

<p><i>değerlendirilerek örgüte dahil etme potansiyeli olduğu düşünülen kişiler belirtilmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL 3/ XDİL3/SDİL3/DİL3?: DİL3 seviyesi, grup toplantılarına katılım sağlamış, diğer grup üyeleriyle ve hatta çoğu zaman mahrem sorumlusu ile de tanışmış, alana aktarım aşamasına gelmiş ancak son noktada örgüt mahrem sorumlusu tarafından ‘bizim’ denilmemiş, henüz alana aktarılmamış kişidir. İlgili kodun ön veya arka kısmına konulan X ve S ibareleri şahıs hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>SÖZ: Alan içinde olmayan ve şu anda bir kategori olarak kullanılmayan ancak daha önceki yıllarda örgüt içerisinde DİL3 ile EA arasındaki bir kategoride tasniflenen kişiler için kullanılmış kodlama türüdür. </i></p>

<p><i>A/A?/SA: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>A4/SA4/XA4: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarlarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan kişilerdir. Zaafları yoktur. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>B/B?: Örgüt mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>B4/B4?/SB4/XB4: Örgüt mensubu olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarılarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksiklikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan ve de zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EA/EA?/EŞİT A/EŞİT AĞIRLIK/SEA/XEA/YEA: EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişileridir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY/SAYISAL/SSAY/XSAY: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı ancak vekil olarak grubu idare edeceğine yönelik değerlendirme bulunmayan kişidir. </i></p>

<p><i>SAY A/SAYA/SSAYA/XSAYA/SAY1: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı, gerektiğinde vekil olarak grubu idare edebileceği değerlendirilmiş kişidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten kopmuş olan ancak tekrar örgüte dahil edilmeye çalışılan kişilerdir. "</i></p>

<p>21. Bunun yanında 27/5/2024 tarihli bahse konu <i>veri analiz raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmında ise şifresi çözülen farklı dosyalar içinde ilgili kişinin yer aldığı listeler sıralanmıştır. 27/5/2024 tarihli bu raporda ilgili kişi özelindeki kısımların bazıları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 SONBAHAR LİSTE.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: SÖZ </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...GENEL\PERSONEL\ÇALIŞAN\aralık 2012\OCAK 2013 LİSE LISTE .xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...rar\2013 haziran güncel liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...TÜMÜ LİSE ÖĞRENCİ 1 TEMMUZ - resmi list - Kopya.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 ilkbhar liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: ALAN DIŞI</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...YENİ\PERSONEL\Tüm liste.xlsx </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN: EA </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>ALAN: SC </i></p>

<p><i>AD_: SCB </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Öte yandan süreç içerisinde ortaya çıkan veriler kapsamında yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından <i>Garson'</i>un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda anılan beyanlar Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında şu şekilde aktarılmıştır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen söz konusu kodlama verilerine yönelik olarak verileri teslim eden gizli tanığın 2017/68532 soruşturma sayılı dosyası kapsamında beyanlarına başvurulduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Gizli tanık 'Garson'un 27/04/2017 tarihli beyanında: '…Yaklaşık 8-9 yıl kadar önce de Emniyet mahrem yapısı olarak nitelendirdiğimiz yapıya dahil oldum. Bu yapıyı açıklamam gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Emniyet teşkilatı ile ilgili polis okulları ve polis akademisine girişlerin takibi, giren cemaat mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenerek uygulanması, okuldan mezun olarak emniyet görevlisi sıfatıyla işe başladıktan sonra da bu kişilerin takibini gerçekleştirir, bu doğrultuda toplantılar düzenleyerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirmesine yönelik işlemleri yürütür. Bu kişiler benim dahil olduğum süre zarfında sivil kişilerden oluşmaktaydı. … Mahrem hizmetler yapısı Türkiye genelinde Marmara (İstanbul), Ankara, Ege (İzmir), Gaziantep ve Erzurum olmak üzere 5 bölgeye ayrılmıştı. … Biz mahrem imamlar olarak genellikle Ankara ilinde ayda bir olmak üzere toplantılar düzenlerdik. Aramızdaki irtibatı kendi adımıza kayıtlı olmayan telefon hatları ile çok ayrıntıya girmeden toplantı yerini kararlaştırırdık. Bu toplantılara 5 bölgenin sorumluları olan kişiler katılırdı. Bu toplantılara ben de iştirak etmekteydim. Bu kartlarda ele geçirilen bilgiler bu süreç içerisinde toplantılarda kayıt altına alınan bilgiler ve aynı süreçte öğrenerek kayda geçirdiğim bilgilerdir. Kartların incelemesi ile de anlaşılacağı üzere örgüt tarafından emniyet teşkilatı içeresinde yer alan herkesin yakın veya uzak olup olmadığı, örgüt ile ilgili kanaati, mezhebi, dünya görüşü, siyasi görüşüne göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Bahsettiğim 5 bölge altında kendi içerisinde bu bölgelere bağlı küçük bölge olarak adlandırdığımız alt bölgeler vardır. … Alt bölgelerden toplanan bilgiler, himmet olarak tabir ettiğimiz paralar 5 bölgenin üst düzeydeki temsilcilerine aktarılır, bu şekilde bir bilgi ve maddi kaynak havuzu oluşturulmuştur. Tüm personel ile ilgili bilgiler de bu şekilde kayıt altına alınmış bulunmaktadır…. Güncel Lise Kitabı başlıklı dosyada Türkiye’de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tüm Emekli kitabı listesiyle, bu liste emniyet teşkilatından emekli olan çeşitli rütbelerde olan rütbeli personeli göstermektedir. Tüm Liste kitabı listesiyle, EGM de bulunan tüm personelin FETÖ açısından derecelendirmesini belirtir excel tablosudur. Bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personel yer almakta ve bunlara aşağıda açıklayacağım kodlamalarla bir sistematik kurulmuştur. Bu liste incelendiğinde EGM de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişiler ayırt edilebilir. Bu liste 2016 Nisan ayında hazırlanmış bir listedir…' ..." </i></p>

<p>23. Bununla birlikte yürütülen soruşturma kapsamında incelenen dijital materyal içeriklerinde tespit edilen kodlamalarla ilgili olarak <i>Garson</i>'un Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında da yer verilen beyanları şöyledir:</p>

<p><i>“…Genel olarak EGM personelini örgütsel tasnifleme ile beşe ayırmak mümkündür. Bunlar; ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olarak nitelendirilebilir... </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI; Emniyet Teşkilatında görevli bulunduğu süre zarfında örgüt ile bağlantısı olmayanlar olarak nitelendirilebilir. Özellikle Alan Dışı kısmında yer alan personelin kodlamaları, birlikte çalıştığı alan içinde yer alan örgüt mensubu emniyet teşkilatı personellerinden (EA, SAY, A4, A5, B4, B5 vb. kodlamasına sahip kişiler) alınan bilgiler neticesinde verilmiştir… Ayrıca ilgili personelin hayata bakış açısı, yaşam tarzı, aile yapısı, mezhebi ve inancına ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak kodlama/fişleme yapılmıştır... </i></p>

<p><i>İLGİ; Nitelikleri itibarı ile görüşülmesi uygun görülenlerdir. İlgi alanına aktarılması düşünülen emniyet mensubunun, örgütün mahrem yapılanmasında görev alan mahrem sorumlunun toplantılarına katılan öğrencilerden (Emniyet Personellerinden) alınan bilgiler doğrultusunda, nitelikleri itibari ile görüşülmesi planlanan kişiye öncelikle öğrenciler arasından bir stajyer planlaması yapılır, başlangıçta hedef kişinin bu durumdan haberi dahi olmaz. Stajyer tarafından örgütsel bir sistematik içerisinde hedef şahsın aile yaşantısı, ilişkileri, dünya görüşü ve gündemdeki konulara bakışına kadar birçok konudaki görüşleri hakkında bilgiler toplanır, dini konular hakkında gerekli hassasiyet oluşturularak stajyer ile arasında bir vefa ilişkisi oluşturma anlamında gerekli çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar ilk başta genel olarak insani ilişkiler üzerinden oluşturulur. Bu ilişkiler genel olarak iş yerinde birlikte yemek yeme, çay içme vb. şeklinde olur. Üç veya dört farklı safhada yaklaşık olarak dokuz aylık süreç sonrasında alana aktarımı yapılabilir. Hedef bu ilgilenme sürecinin sonunda alana aktarımı yapılmadan hemen önce, mahrem sorumluyla tanıştırma ve örgütsel toplantılar ile himmet gündeme gelir. İlgi alanındaki öğrencinin alana aktarılması, örgüt mahrem sorumlusunun üst yönetimden takdir alması açısından önemli bir eylemdir. Zaten hedef olarak kendilerine de verilir. Bu nedenle sahada görevli mahrem sorumlular ilgilendikleri öğrencilerin belirli aralıklarla alana aktarımını sağlarlar... </i></p>

<p><i>ALAN İÇİ; Bu kısımda yer alan kodlamalara sahip kişiler, örgütün içerisinde yer alan kişilerdir. Bu alanda bulunanlar belirli bir aşamadan geçtikten sonra bu alana dahil edilir. Burada birden fazla kodlama bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>Alan içinde bulunan örgüt mensupları, örgütün sohbet toplantılarına katılır, himmet verir (özel durumlar hariç) çalışmış olduğu birimdeki diğer personeller hakkında bilgi aktarabilir, eğer KOM, TEM, İstihbarat gibi kritik birimlerde çalışıyor ise örgütün herhangi bir şahıs ile ilgili olarak bilgi alması gerekiyor ise şubesinde bulunan bilgiyi temin ederek kendisinden sorumlu olan abiye aktarabilir, Vekil olarak sorumluluk alabilir. </i></p>

<p><i>Kısacası bu alandaki şahıslar gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik işlemleri yürütür, örgütü tamamen benimsemiş kişilerdir. Bu kişilerin içerisinde, çekirdekten yetişmiş, örgüt tarafından gerek sınav sorularının verilmesi ile gerekse mülakatlarda referans olunmak sureti ile emniyet teşkilatına yerleştirilmiş kişiler olabileceği gibi, örgüt ile okulda veya meslekte tanışarak örgüte katılan kişiler de bulunabilir. </i></p>

<p><i>Örgüt, emniyet teşkilatındaki üst düzey atamaları, emniyet teşkilatı için önemli olan kritik birimlerde çalışacak rütbeli veya rütbesiz personeli genel olarak bu alandan seçerek yerleştirirdi. Çünkü bu alanda yer alan kişiler, yukarıda da açıkladığım gibi örgüt kendisinden bir bilgi isterse yerine getirebilecek durumdaki kişilerdir... </i></p>

<p><i>ÜMİT; Hayatının bir döneminde aidiyet duygusuna sahip olmuş, en az 6 ay boyunca örgütsel toplantılara devam etmiş, örgütün mahremiyetine ve hiyarerşik yapılanmasına dahil olmuş (istişare sistemi-dua namaz-literatür), bu yolda ilerlerken herhangi bir sebepten dolayı, örgütten kopmuş olan şahıslara ÜMİT denir. Örgütün mahrem yapılanması açısından ÜMİT durumuna düşmüş kişiler aşırı derecede önemlidir, ÜMİT konusu ile ilgili olarak hatırladığım kadarıyla özel gündemler oluşturulurdu; ÜMİT konusu ile ilgili olarak örgüt liderine atfedilen 'Beni her vakit kabeye ışınlasanız, bir ümit erinin düzelmesi kadar sevindiremezsiniz. Ümit bağrıma saplanmış bir hançerdir. Çözümü dünyada bulamazsak öbür taraftan getirmeli. Kendi evlatlarımızın kaymaması için nasıl dua ediyorsak, bu işi yapanlar olarak bizde öyle dua etmeliyiz. Normal Müslümanlık performansı yetmez ekstra Müslümanlık ister. Yoğunlaşma olmalı, yeni yöntemler keşfedilmeli, sıfırlama mümkün mü bilmiyorum ama sıfırlama peşinde olalım' şeklinde söylemlerinden bahsedilirdi. Hatta ÜMİT bir kişinin kazanılması ile ilgili nasıl bir yol izlenmesine ilişkin ayrıntılı sunum ve notlar hazırlanırdı. Dijital materyaller içerisinde de bu minvaldeki sunum ve notlarda bulunabilir. Bu noktada şu anda adını hatırlamadığım bir ümitle ilgili olarak kazanılması amacıyla hali hazırda Afrika ülkesinde görevlendirilen bir mahrem sorumlusunun (abi) masrafları karşılanarak getirilmesi ve şahısla görüşme yapılması gündeme alınmıştı. ÜMİT durumunda olan kişi, örgütün mahrem yapısının işleyişini öğrenmiş, mahrem sorumluyu tanıyan ve dolayısı ile örgütsel toplantılara diğer katılanları da bilen bir kişi olması nedeniyle, ÜMİT durumundaki şahsın, örgüte ihanet ederek karşı tarafa geçmesi halinde oluşabilecek durumlara tedbir almak amacıyla ÜMİT konusuna örgütün bu kadar yoğunlaşmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Mahrem yapının işleyişinde, bir kez mahrem sorumluyla tanışıp, örgütsel toplantılara katılan, kendisinden görevinin gereği dışında, örgütün menfaati doğrultusunda iş ve işlem yapması istenilen şahısların, örgütten ayrılması kendisi açısından mümkün ancak örgüt açısından mümkün değildir. En sert şekilde örgütü eleştirerek ayrılan kişiler bile ÜMİT olarak değerlendirilir... </i></p>

<p><i>SERHAT; 17/25 Aralık sürecinden sonra bilhassa polis memuru rütbesindeki personelde korku nedeniyle yoğun şekilde ayrılmalar söz konusu oldu, bu örgütün yine üst düzey bir toplantısında gündeme geldi, o zamana kadar rastlanılmayan şekilde yoğun bir 'ÜMİT' durumu ortaya çıktı. O toplantıda bu kadar çok ÜMİT’in olamayacağı, sürecin normale dönmesi ile pek çoğunun tekrar geri geleceği inancıyla ayrı bir kodlama yapılması gündeme geldi ve 'SÜRECİ' ifade eden 'S' kodu üretildi.” </i></p>

<p>24. Danıştay yaptığı değerlendirmeler neticesinde öncelikle bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek hukuka uygun veri niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır. Bunun yanında Danıştay bahse konu kodlama sistematiğinin varlığına yönelik olarak da bazı kişilerin ifadelerini kararlarına yansıtmıştır. Ayrıca bir emniyet mensubunun <i>alan içi</i> kategorisinde kodlanmış olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 56-59)</p>

<p>25. Devam eden süreçte bazı ağır ceza mahkemeleri tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson</i>'un beyanları alınmıştır. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2016/697 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan 1/6/2018 tarihli duruşmanın tutanağının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Peki bu verilerin güvenliği, güvenilirliği konusunda ne dersiniz? Sağlam mı bu veriler? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım verileri siviller olarak yani 2016 Nisan ayında güncellenmiş en son sivillerle alakalı ama 17-25 Aralık’dan sonra özellikle amir memur kesiminde çok gelmeyen insanlar olduğundan dolayı veya sivilden de insanların ayrılmalarından dolayı özellikle amir memur kısmındaki verilerde </i>[2015]<i>’den sonra problem olabilir, problem derken yani bir insan ismi varsa bu listede vardır ama ne diyebilir ilgili şahıs, ben 17-25’den 2015’den sonra gitmiyordum, bırakmıştım, zaten darbeden sonra hiç gitmiyordum diyebilir, bu söylemler insanların söylemi karşısında mahkemenizin vicdanına kalmış şeyler ama 2015’den sonra bazı şeylerde yani güncellenmesinde kişinin yerinde değişiklik olmuştur güncellenmemiştir, rumuzlar güncellenmemiş olabilir ama bir kişi bu listede varsa onda bir problem yoktur Sayın Başkanım, sivil olarak da amir memur olarak da ama özetlemem gerekiyorsa</i> [2015]<i>’den sonra derse ki bir polis memuru veya bir amir arkadaşımız, kardeşimiz yani ben 2015’den sonra zaten gitmiyordum, irtibatı kopartmıştım derse benim onu iddia ederek yok gidiyor diyecek bir belge yok, çünkü elimdeki belgenin özelliği </i>[2015]’<i>de güncellenmiş bir listeyi teslim ettiğim için onun üzerinden ben yorum yaparak bilgi veriyorum." </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Veri kaynağı olarak diyor bazı bilgiler var ki diyor çocuğunun ikinci ismini diyor dedesi bile unutmuş ama diyor kayıtlarda çıkıyor diyor, acaba diyor bu kayıtları diyor, bu bilgileri diyor POL-NET’ ten mi aldınız diyor? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bizim emniyet mahrem yapı sivil abilerin olduğu liste yapının kendi oluşturduğu bir excel sayfasıdır ama avukat beyin söylemiş olduğu yani tüm emniyet sınıfının dahil olduğu ne kadar emniyet mensubu varsa bu zaten birebir de aynen dendiği gibi yani personel daireden gelmiş, bizlere verilmiş yani idarecilerimiz tarafından getirilmiş formattır, dolayısı ile yani personel dairenin emniyette birebir kullandığı bir formattır yani bizim işimize yarayan kısmı da kesilmiş olabilir ama oradan alınıp getirilmiştir yani öyle bir listedir doğru söylüyor yani. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bazı bilgiler POL-NET’ ten alınmış olabilir diyorsun yani? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Evet. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV.</i> [F.Ç.]<i>: Efendim şimdi tanığı dinledik, tanık kendisinin mahrem imamlar kategorisinde olduğunu ve veri topladığını beyan etti ve bu topladığı verileri de sayman olarak işlediğini. Şimdi bu veri analiz raporlarını incelediğimizde bazı bölümlerde olmuş olabilir ya da işte bu şekilde değerlendirilmiştir gibi ibareler var, şimdi gelen verileri işlediğine göre bu kişilerin hangi kategoriye yazılması gerektiğini biliyor ve işliyor, neden bu şekilde muallak ifadeler kullanılmış? Yani tam anlamıyla bilmiyor mu bu kodların ne anlama geldiğini? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım bir kere ezberden bilemeyiz yani bu orada çok şey var çünkü yani bir amirle memurla alakalı başka mesela F’ler var, başka cemaatlere mültesipliği vardır yani parametre çok geniş olduğu için bu ezberden yapılmaz, bunun bilinenleri nedir ? mesela A5 bilinir, B5 bilinir, sayısal bilinir, sayısal A bilinir ama uzadığı gittiği zaman yani burada diller var, ondan sonra SC ve SCA’ lar yani çok fazla rumuz var, bu rumuzları yazmak için biz ve bizim gibi meslek bu işi yapan arkadaşlar onların hepsinin kayıtlı olmuş olduğu bir</i> [excel]<i> sayfasından bakarak buralara yazılır, yani oradan bu aradaki yani kafadaki karışıklık giderilir yani net yazılmış olur, dolayısı ile ister ben olayım ister başka bir veri toplayan bir kişi olsun bunu ezberden hepsini bilemez ama öne çıkmış olanlar bilinir yani çünkü öncelikle bilinmesi gereken şeylerdir çünkü sizin yol yürüdüğünüz insanlardır, A’dır, B’dir, C’dir bunlar bilinir ama uzaklaşıldığı kadarıyla o şeyler biraz az bilinir çünkü bir defa işlerseniz bir daha hiç kullanmazsınız onları, güncellemezsiniz de çünkü sizin karşınızda olan bir F tekrar sizin içinize gelecek bir insan değildir, işlersiniz biter yani unutulabilir çünkü öbürüyle sürekli iş yapıyorsunuz, bir de verilerin tamamını ben girmiyorum yani hep baştan beri ifade ettim ben bunun bir parçasıyım yani her il de var yani 160-200 dolayında veri giren insan var, dolayısı ile insan hatası da bazen olabilir yani burada bir isim burada varsa sivil olsun amir memur olsun burada bir problem yoktur ama o insanların verilerin güncellenmesinde problem olacağını hep kabul ediyorum çünkü geçenlerde devletimizin de soy ağacında açıkladığı gibi yani insan giriyor dedesi ölmemiş gözüküyor, bu tip teknolojinin getirdiği olabilir ama bir insan bu excelde varsa amir veya memur olarak veya sivil olarak dolayısı ile burada vardır ama ilk bilgilerin de bazı hataları olmuş olabilir, bunu ifade etmemizde fayda var. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.B.]<i>: Bu 160 kişi ile veriyi topladıklarını söyledi, acaba bu veriler içerisinde örgüt mensuplarının örgüt ile olan irtibatlarını gösteren örneğin para vermesinin, konuşmalarına katılmasını, çocuğunun okula gitmesini, bankasya da para olmasını, bylock kullanması gibi, örgüt ile iltisakını gösteren verilerde var mı acaba ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsunuz? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu insanların sohbete gelmesi, para vermesi bu tüm bölgelerde illerde biraz (anlaşılamadı) bırakılmış, format ortada olduğu için dolduran da var, doldurmayan da var ama normalde diyelim insanlar kimin ne kadar para verdiğini, gelip gittiğini görme açısından bunları yazarlar, işlerler buraya, en son soruyu alamadım, kusura bakmayın bir parametre daha vardı. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Diyor ki bylock kullanıp kullanmadığı, işte sohbetlere tamamen katılıp katılmadığı, himmetin hepsini verip vermediği, bankasya da bir irtibatının olup olmadığı, çocuklarını okula yazdırıp yazdırmadığı. </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu başka mahkemelerde de benim karşıma geldi, ben bunu açıklıkla ifade etmem gerekirse doğruluk olarak, doğruluk düzleminde normalde zannedersem kişinin bankasya da parasının bulunması, çocuklarının bizim cemaat okullarına gidiyor olmaması bunlar sonradan ilgili emniyette ki yapının yani Kom çalışıyorsa, Tem çalışırsa bunların eklediği şey olarak düşünüyorum. Yani bylock kullandığı özellikle yani belki biz yazmış olabiliriz onu ama özellikle bankasya da parasının olması hesabının olması veyahutta çocuklarının kurumlara gidiyor olması okullara bununla alakalı bizim takibimiz yoktu, benim verdiğim formatlarda yoktu ama ilgili emniyet biriminin bu boyutlandırmak, yapmak, daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu şeyler olduğunu düşünüyorum özellikle bankasya ile çocuklarla alakalı. Bylocku da tam söyleyemiyorum, (anlaşılamadı) kalıyorum çünkü bylock ID’ leri bazen yazılıyor o da yine büyük ihtimal emniyetteki bazı ilgili birimlerimizin, soruşturmayı derinleştirmek daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu bir şey olabilir yani bir sütun olmuş olabilir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Bunu sorma sebebim şimdi şöyle düşünüyorum ben, bu şahıs gitti emniyete, emniyette açtılar burayı, içine bazı verileri yüklediler, kapattılar. Sonra şahıs bir ay sonra tekrar geldi. Bir ay sonra geldi, teslim etti diyelim bunları. Şimdi ben böyle bir iddiada bulundum, şimdi bu benim iddiam değil mi, bir kişiyim ben. Bunu ben maddi olarak birşeyle delillendiremedikten sonra bunun bir anlamı olmayacaktır değil mi? Şimdi bu adam gelmiş birşeyi iddia ediyor ve kendisinin de bilmediği bir sürü isimleri veriyor bir şekilde. Yani kendisini şöyle söyleyeyim yani kanunlarda ve hukuk içerisinde burada mesela insanlar pandoradan yargılandılar, pandorada ismi var diye yargılandılar. Orada mağduriyetlerini dile getiriyorlar burada, onları yazanlar da var vs vs bunun için savunmalar yapıldı. Bu adamın vermiş olduğu şeyin doğru olduğunu biz nasıl anlayacağız ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? Beyanın var mı bu konuda? </i></p>

<p><i>SANIK</i> [A.A.]:<i> Ben verdim bu kesin doğrudur dediği zaman doğru oluyorsa ben dediğim zaman niye doğru olmayacak? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON : Sayın Başkanım buna akıl yürüttüğümüz zaman benim doğru diyeceğime siz doğru değil diyeceksiniz o zaman şöyle, bir veri toplayan bilgisinin daha devletin ele geçirilmesi lazım, ondan veriyi alması lazım, onu eşleştirmesi lazım, öyle bir pratikteki kimseyi nereden bulucaksınız şimdi, bulamadığınız müddetçe doğru diyeceksiniz. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bunlar kesin delil değil zaten takdiri delil </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Şundan söylüyorum, tüm bu veriler emniyet genel müdürlüğünün </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Senin hakkında bir veri yokmuş zaten herhalde. </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Sonuçta başkanım bunlar emniyet genel müdürlüğünün polnetten aldığı veriler deniyor, sadece buraya üç, beş tane veri eklenerek birşeyler yapıldığı görülüyor. Şimdi ...abinin dediği gibi biz excel tablosunu girdiniz, control F dediğiniz zaman arama yaptığı gibi, control H derseniz de değiştir butonu var. Çok basit, oraya birşey eklediniz, herkese bir şey yazabilirsiniz, ya bu adam yaptıysa böyle birşeyi bunu da şöyle söyleyelim, bugüne kadar ifade veren insanların ifadelerinde okuyoruz, şu şöyledir, bu böyledir ama yüz yüze geldiği zaman konunun öyle olmadığı şeyler de var. Yani şahsın getirileceği devlet olarak ne kadar itimat edeceğiz, benim sorularımın sebebi buydu, bundan dolayı sordum, teşekkür ederim. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>26. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 16/2/2018 tarihli duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Başkan</i> [A.T.]<i>: bu veriler nerelerde, hangi ortamlarda tutuluyordu, yedekleri var mıydı bunların </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim yedekleri var yani olur yani dolayısıyla ben zaten yedekli olarak teslim ettim iki taneydi yani genelde bu veriler kaybolduğu zaman ondan sonra yedekli olur. Ama az önce başta ifade ettiğim gibi bu bilgiler aslında çok insanda vardı yani Türkiye'de çok insan derken bu mahrem yapıyla kıyasladığınız zaman yani mahrem yapıyla ifadeyi yan yana getirdiğiniz zaman insan yoksa bu bir yerde olması lazım. Ama bu bölgelerde, bazen illerde filan da vardı dolayısıyla örneğin ben yani bu verilerimi kaybetmiş olsam 4700'le alakalı Türkiye'nin muhtelif yerindeki arkadaşlarla görüşerek, yazışarak yeniden temin etme imkanım aslında vardı yani bende olan onlarda da var, onda olan bende de var biraz efor sarf ettiğim zaman bende kaybolmuş bilgileri yeniden elde etme imkanım vardı. Ama yedekli çalışılması yine bu zahmete de girmemek için tavsiye edilirdi, saklanması ifade edilirdi. Bunların kendilerine göre güvenlik şifreleri vardı. dolayısıyla herkesin kendine göre sakladığı, muhafaza ettiği, yedekli bir sistemi vardı ama tamamen yedeğini de kaybolduğu bir zamanda Türkiye genelinde ilgili kişilerle görüşerek bunun temin edilmeside zor bir iş değildi. </i></p>

<p><i>Başkan </i>[A.T.]<i>: bazı bilgiler hatalı, eksik olabiliyor mu bu konuda. </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim olabilir o şundan dolayı bilgi hata dediğimiz mesela diyelim ki il İzmir merkezi diyelim Denizli'den bilgi istedi o insanın biraz ihmali varsa hızlı bir şekilde istenmişse bazen excelin acizliğine gelebilecek yani çakıştırma, hızlı yazma yani böyle aşağıya doğru çekme yani çok yani ben teknik olarak bilmiyorum ama aşağı doğru çekildiği zaman bazen yanlış olduğu olabiliyor ama bunlar 2016 Nisan ayında diyorum en son verileri verdiğimizde zaten bu tip yanlışlıklar olduğu zaman biz bunun öncesinde bunları görüyoruz bir şekilde ortaya çıkıyor ama 2016 Nisan ayı artık yeni yeni veriler, veri bilgisi girmediğimiz, veriler, bilgilerin artık donduğu, çok hareket etmediği bir zaman olduğu için yeni bir talep de olmuyordu, yeni bir girişde olmuyordu dolayısıyla o noktada net bilgiydi. Ama önceki zamana gittiğimiz zaman yer yer eksiklikler olabiliyordu yani sizin eski verilerde beşyüz personel varmış şimdi 400 tane girmişiniz dediğimiz zaman o 100 tane tekrar unutulmuş, ihmale gelmiş yani hızlı bir şekilde gönderildiği için diye ikaz edildiği zaman o bilgiler tekrar gelme imkanı vardı. Ama 2016 Nisan ayı son güncellemenin olduğu aydı daha sonra bir güncelleme yapılmadı. Dolayısıyla bu bilgiler benim kanaatime göre net bilgilerdi efendim."</i></p>

<p>27. Yine Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 21/9/2018 tarihli duruşmanın SEGBİS çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i> : Peki bunların güvenirliği nedir? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Sayın başkanım normalde bu listede gerek polis, gerek amir, gerekse sivil mahrem abi listede varsa bu kişi reelde vardır. Ama 81 ilde veri toplayan kişileri de göz önünde bulundurduğunuz zaman insan faktörünü yani bu kişilerin bazı telefon bilgileri yanlış olabilir. Bu yanlışın sebebi o veriyi veren birebirde bizim sorduğumuz kişide yanlış vermiş olabilir Tc’sini eksik vermiş olabilir yani bu toplandığında, istendiğinde.</i> <i>Veyahut da bu kişilerin excelin acizliğine uğramış, bunu çekmiş te olabilir. Bizim burdaki esas şeyimiz listede bu x şahsı var mı? Bu şahıs yerinde mi başka ile bir tayin oldu mu, gitti mi buna bakarız. Yani bizim için. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Anladım. Peki </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Ama burda plakası eksikti, telefonu eksikliği çok bizim takıldığımız, takip ettiğimiz şeyler değildi. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Peki şunu sormak istiyorum sizin yani bize gelen bazı beyanlarda, sorularda benim müvekkilim veyahut da ben yanlışlıkla bu listeye yazıldım. Beni karıştırmış diyenler var öyle bir karışmanın veyahut da hatanın olma ihtimali var mı sizin tuttuğunuz kayıtlarda bu kişinin mutlaka, bu kişi mutlaka Fetö/ Pdy örgütünün içerisinde midir yani sizin sd’de tuttuğunuz. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Evet ... sayın başkanım. Bunlar reelde olan kişilerdir çünkü bunları biz teslim etmeden bunları …(anlaşılmadı) yapıyoruz, bunlarla iş yapıyoruz eğer burda bir insanın burdan maksat sulandırılma, karıştırılma, bunu ekleme, çıkarma, yanlışlıkla yazılma gibi şeylerden yola çıkarsak zaten biz o düz zeminde işimizi yapamayız ki böyle yanlışlıklar olduğu zamanda benim gibi bu listeyi takip eden insanlar bugün olmasa bile yarın onun farkına varacağından dolayı böyle bir yanlışlık zaten yolda yürürken takip edilir, bulunur ki bunlara da ben çok şahit olmadım. dolayısıyla buraya yazılan şeyler gerçek kişilerdir. Ama dediğiniz gibi bir ildeki bir kişi o şahsın bilgilerini ihmalkarlığından olabilir, yanlış yazmış olabilir, eksik yazmış olabilir. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: …(anlaşılmadı) Yani şunu sormuyorum ben size isim yazıldı yani o isim diğer bilgilerle o kişiyse bu adamın örgüt dışı birisi olup olmadığı veyahut da mutlaka sizin örgüttendir diye bir durum var mı yoksa hatayen oraya yazılma gibi bir ihtimali var mı? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Yok hatayen bir yazılma ihtimali olmaz sayın başkanım." </i></p>

<p><strong>B. Somut Olay Bilgisi </strong></p>

<p>28. Başvurucu, Antalya'nın Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğünde ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğundan bahisle ve 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (677 sayılı KHK) ekli (3) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. OHAL Komisyonu 26/2/2019 tarihinde anılan başvuruyu reddetmiştir. Kararın<i> ''İnceleme''</i> başlığı altında başvurucu hakkında devam eden ceza yargılamasında başvurucunun ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY aleyhine bir raporu işleme almadığı hususunun tanık beyanıyla sabit olduğu, FETÖ/PDY tepe yöneticilerinden Ö.A. adına kayıtlı hat üzerinden on adet mesajlaşma kaydının bulunduğu, personel bilgi dosyasında başvurucu hakkında üst amir kanaati olarak FETÖ/PDY ile kuvvetli iltisak ve irtibatının bulunduğu yönünde görüş bildirildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yine aynı başlık altında Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçirilen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda A4 (FETÖ/PDY'ye mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan) seviyesinde kodlanmış olduğuna yönelik tespit aktarılmıştır.</p>

<p>30. Netice itibarıyla OHAL Komisyonunun anılan kararının başvurunun değerlendirilmesi kısmında, başvurucunun FETÖ/PDY örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının ve diğer tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu ve başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>31. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu ilk olarak hakkında devam eden ceza yargılamasının bulunduğunu ve bu yargılama sonucunda beraat edeceğinin kuvvetle muhtemel olduğunu belirtmiştir. FETÖ/PDY aleyhine işleme almadığı bir evrakın olmadığını, mesajlaşma kaydının olduğu belirtilen Ö.A.nın da kim olduğunu bilmediğini vurgulayan başvurucu, üst amir kanaatinin de delil olarak değerlendirilemeyeceğini dile getirmiştir. Öte yandan başvurucu A4 olarak kodlanmış olmasının uydurulmuş bir belgeye dayalı olduğunu, buradaki kişisel bilgilerin Emniyet POL-NET personel bilgi sisteminde var olan bilgiler olduğunu, FETÖ/PDY mensuplarının kritik birimlerde çalışmış olması nedeniyle bu bilgilere ulaşmalarının zor olmadığını, bu kodlamaların delil olarak kullanılamayacağını ifade etmiştir.</p>

<p>32. İçişleri Bakanlığı (İdare) tarafından dava dosyasına sunulan savunmada 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL süreci aktarılmış, FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin hususlara değinilmiştir. Bunun yanında başvurucu hakkında düzenlenmiş olan <i>veri inceleme raporu</i>nda emniyet teşkilatına yönelik olarak ele geçen kodlama bilgilerine yer verilmiş, buna göre <i>"A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi ifade ettiği; DERECE 1: Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen harf kodları; DERECE 2: Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen 2. kademe harf kodları"</i> şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Öte yandan bahse konu <i>veri inceleme raporu</i>nun sorgulama sonucu kısmında başvurucu hakkında <i>"DERECE 1: A4; DERECE 2: A4"</i> şeklinde kodlamalar yer almaktadır.</p>

<p>33. Ankara 22. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) dava devam ederken 28/2/2020 tarihli ara kararıyla UYAP üzerinden temin edilen başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısına ve örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunduğuna yönelik tanık ifadelerinin başvurucuya gönderilmesine ve bunlara karşı beyanlarını dosyaya sunması için başvurucuya on beş gün süre verilmesine karar vermiştir. Başvurucu bu ara kararına yönelik cevap dilekçesinde özetle ifade sahipleri ile aralarında husumet bulunduğunu, beyanlarının gerçeği yansıtmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>34. İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Öte yandan başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) dosyasında bulunduğu belirtilen tanık beyanlarına yer verilmiştir. Anılan beyanlar şöyledir:</p>

<p>"...<i>Tanık</i> [A.K.] <i>Beyanında; '2012 yılında Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğüne atama geldim, burada çalışmaya başladım, 2014 şubat ayında CİMER başvurumda isimlerini verdiğim kişiler Aksu İlçe Emniyette bulundukları yerlerden gönderildiler, gönderilme sebepleri dönemki adıyla cemaatle olan ilişkileriydi, hatta ilçe emniyet müdürü olan </i>[E.İ.]<i> bey bu kişiler kesinlikle bilgisayar başında olmayacak, bilgisayara oturmayacak diye sözlü olarak talimat vermişti, ben</i> [O.Ş.nin]<i> söylemlerine bu tarihten itibaren tanık oldum, kendisi Aksu İlçe Emniyetin sorumlusu gibi davranırdı, atamaları, görevlendirmeleri idare etmeye çalışırdı, bunu söylemlerinde de açıkça söylerdi, kısa bir süre sonra D.D. isimli kişi de müdür yardımcısı olarak atandı, D. D. ve </i>[O.Ş.]<i> birbirlerine çok yakın ve iyi görüşen iki kişiydi, D. D. ilçe emniyet müdürünün sözlü talimatına rağmen yavaş yavaş sahte gerekçeler uydurarak ilçeye dışarıdan gelen kişileri şubelerde görevlendirmeye başladı, bizleri şube dışına çıkarmaya başladılar, ben </i>[O.Ş.]<i> hakkında sizin hangi cemaate dahil olduğunuzu, arkanızda hangi cemaat olduğunu bilerek şikayetçi olduğumda D. D. araya aracı koyarak benden bu şikayetimi geri almamı, aksi halde hakkımda iyi olmayacağını bana iletti, bunu yine FETÖ'den ihraç olan müdür yardımcısı </i>[A.D.nin]<i> aracılığıyla yaptı,</i> [T.K.yla]<i> da </i>[O.Ş.] <i>oldukça iyi görüşürlerdi, mesai içerisinde kapıyı kapatıp uzun süre birlikte görüşürlerdi, bunlara yönelik elimde somut bir şey yoktur, ancak olayları biliyorum, anlattığım şekildedir' şeklinde beyanda bulunmuştur....Sanık D. D.müdafi Av. Hasan Atalay Gök'ün talebi üzerine tanıktan sorulduğunda: 'sistematik baskıdan kastım şudur, en ufak bir hatamızda, yani kendilerinden olmayan insanların yaptığı bir hatada her türlü zulmü yaptılar, yani işe geç kaldığımızda her türlü soruşturmayı açarım dediler, anksiyete hastalığım oldu, bu yüzden silahımı aldılar, benim bu yönden üzerime baskı yapıp piskolojik olarak yıpratınca devlet hastanesinden rapor aldım' şeklinde beyanda bulunmuştur... </i></p>

<p><i>Tanık </i>[A.K.E.] <i>Beyanında: 'Sanık D.D. Antalya Aksu İlçe Emniyet Müdür Yardımcılığı görevini yapmaktaydı, polis memuru </i>[Ö.Ş.ye] <i>tanzim ettiğim rapordan sonra tarafıma karşı uzun bir süre katı bir tutum içerisinde olmuş, yine polis merkez amirliği görevini emniyet amiri</i> [A.Y.]<i> ile birlikte polis memuru </i>[Ö.Ş.ye]<i> herhangi bir işlem yapmamış, bu polis memurunun görev yerinin değiştirilmesini istememe rağmen yaklaşık 9 aylık süre zarfında grubumun karşılığı olan görev teslimi yaptığımız grupta mukayit olarak görevlendirilmiş ve görevlerini yapmamışlardır, söyleyeceklerim bundan ibarettir'</i><i> şeklinde beyanda bulunmuştur.</i>"</p>

<p>35. Netice itibarıyla İdare Mahkemesi başvurucu hakkındaki bahse konu tanık beyanlarını, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlamalarda A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olmasını değerlendirerek başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde yer aldığı ve FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>36. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, önceki beyanlarını tekrar etmekle birlikte, ifade sahipleri A.K.E. ile A.K.nın tanık değil kendisi ile ilgili olarak şikâyetçi pozisyonunda olduğunu, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olduklarına ilişkin beyanlarının olmadığını, beyanlarının asılsız, soyut ve hasmane tutum içinde verildiğini vurgulamıştır. Yine başvurucu, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlamalarda hataların olduğunu, bu kodlamaların geçerliliğinin bulunmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>37. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi (Daire) 16/3/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>38. Başvurucu bu karara karşı önceki iddialarını yineleyerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 2/11/2022 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>39. Nihai karar 20/12/2022 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.</p>

<p>40. Öte yandan Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürütülen yargılama sonucunda 10/10/2019 tarihinde başvurucunun 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan kararda <i>Garson</i>'un vermiş olduğu hafıza kartı içerisindeki dijital verilerin incelenmesi sonucu düzenlenen veri inceleme raporuna göre başvurucunun tüm liste içinde<i> ''Derece 1 A4''</i>,<i> ''Derece 2 A4''</i> olarak kodlandığı, A4 kodunun<i> "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi"</i> ifade ettiği belirtilmiştir. Bununla birlikte tanıklar A.K. ve A.K.E.nin beyanları değerlendirilerek başvurucunun FETÖ/PDY bağlılığını ve örgütün amacı doğrultusunda faaliyetlerini ortaya koyan eylemlerinin bulunduğu ifade edilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusunun 24/12/2020 tarihinde esastan reddine karar vermiştir. Başvurucunun bu karara karşı yapmış olduğu temyiz başvurusu hakkında ise henüz bir karar verilmemiştir.</p>

<p>41. Bununla birlikte başvurucu hakkında bahse konu ceza kovuşturması öncesinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenmiş olan 7/2/2018 tarihli iddianamede 10/9/2015 tarihinde Başpolis Memuru A.K.E.nin düzenlediği raporda; polis memuru Ö.Ş.nin, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği, FETÖ/PDY'yi öven ve savunan konuşmalarının olduğunu belirttiği ancak Aksu İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı D. D.’ın tanzim edilen rapora herhangi bir işlem yaptırmadığı iddiası ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı tarafından 3/7/2017 tarihli raporun düzenlendiği ifade edilmiştir. Bu raporda yer verilen H.K. isimli emniyet görevlisinin<i> “Başpolis Memuru </i>[A.K.E]<i> tarafından tutulan raporu alarak ilçe Emniyet Müdür Yardımcısı D. D.’a çıkardığını, D. D.’ın kendisine İlçe Emniyet Müdürü ile görüştükten sonra kendisi ile tekrar görüşeceğini söylediğini, İlçe Emniyet Müdürü ile görüşüp görüşmediğini bilmediğini ancak birkaç gün sonra kendisine karakol amiri konuyu halledecek, rapor bu şekilde dursun hiçbir yere yazılmasın işlem yapılmasın diyerek raporu kendisine verdiği"</i> şeklinde beyanda bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>42. 677 sayılı KHK'nın <i>"Kamu personeline ilişkin tedbirler" </i>başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c) Ekli (3) sayılı listede yer alan kişiler Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır.Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Jandarma Genel Komutanlığı teşkilatından, Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından ve kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."</i></p>

<p>43. 677 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7083 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>44. 685 sayılı KHK'nın <i>"Komisyonun oluşumu" </i>başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."</i></p>

<p>45. 685 sayılı KHK'nın <i>"Yargı denetimi" </i>başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir."</i></p>

<p>46. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. İlgili Yargı Kararları</strong></p>

<p><strong>a. FETÖ/PDY'nin Yapısına İlişkin Kararlar </strong></p>

<p>47. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. </i></p>

<p><i>İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur. </i></p>

<p><i>Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; </i></p>

<p><i>'Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!' </i></p>

<p><i>'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.' </i></p>

<p><i>'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.' </i></p>

<p><i>'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' </i></p>

<p><i>'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' </i></p>

<p><i>'Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız...' </i></p>

<p><i>'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir." </i></p>

<p>48. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. <i>Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc3YjdjYWFhLWEwMzYtMWMyMS1mMDQwLWRkNTUwZGJkYzExOQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2018/24245</a>, 8/10/2020, § 63.</p>

<p>49. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında <i>"FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" </i>başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim</i> [2014 tarihli HSYK seçimi] <i>süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘</i>[İ.Ç.] <i>Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday </i>[İ.Ç.]<i>yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim … Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.' </i></p>

<p><i>Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. </i></p>

<p><i>Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi' şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir." </i></p>

<p>50. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025 tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün, büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın, 21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir.</i></p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanıktan Ele Geçen Kodlamalara İlişkin Kararlar </strong></p>

<p><strong>i. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları </strong></p>

<p>51. Anayasa Mahkemesinin <i>Ulvi Kün</i> ([1. B.], B. No: 2016/72052, 10/12/2019) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>38. Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile irtibatlı HTS kayıtlarına ve istihbarat raporlarına atıf yapılmıştır ... </i></p>

<p><i>39. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, 2004-2010 yılları arasında ABD'de eğitim görmesine, başvurucunun çalıştığı birimlere ve aldığı eğitimlere, mesai arkadaşları nezdinde ve çevresinde yapılan araştırma sonucu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirmesine dayanılmıştır. Bunların haricinde mahkûmiyet kararında da atıf yapılan H.Ö. adlı kişiye ait 7/3/2017 tarihli tanık ifadesi ve 7/3/2018 tarihli Veri İnceleme Raporu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>40. Başvurucu hakkındaki veri inceleme raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen emniyet mahrem yapılanması soruşturmasında Garson kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu Micro SD kart içeriğindeki bilgilere istinaden hazırlanmıştır. Bu Micro SD kart içinde FETÖ/PDY tarafından emniyet personeli ile ilgili yapılan fişleme kayıtlarının bulunduğu ve örgüt perspektifiyle örgüte bağlılık düzeyine göre emniyet personeline bazı kodların verildiği belirtilmiştir. Veri inceleme raporunda başvurucunun 'FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi' ifade eden A4 koduyla kodlandığı açıklanmıştır. FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurumlarında örgütlendiği ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet birimleri, yargı organları ve istihbarat birimlerinde örgütlenmeye özel bir önem verdiği ve bu yerlerin mahrem alanlar olarak ifade edildiği bilinmektedir. Yine FETÖ/PDY'nin bu alanlarda görev yapan mensuplarının örgüt içindeki yapılanmada sivil imamlara bağlı olarak faaliyette bulundukları birçok soruşturma ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Bu kapsamda emniyet müdürü olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkındaki veri inceleme raporuna esas dijital verinin (Micro SD kartın) FETÖ/PDY'nin emniyet teşkilatından sorumlu sivil imamları tarafından ülke çapında emniyet personeli hakkında düzenlenmiş olan birtakım kayıt ve kodları içerdiğinin ve bir gizli tanık tarafından soruşturma mercilerine verildiğinin belirtilmesi karşısında bu dijital veri içinde yer alan başvurucuyla ilgili bilgi ve olguların somut olayın koşullarında FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim anılan dijital verideki olguların Yargıtay tarafından da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak kabul edildiğine işaret eden yargısal kararlar mevcuttur..."</i></p>

<p>52. Anayasa Mahkemesinin <i>Hasan Hüseyin Özan</i> ([1. B.], B. No: 2022/103754, 27/5/2025) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve diğer anayasal hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>31. Bölge Adliye Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne esas aldığı tanık Y.R.nin ifadesinde, başvurucuyu 2012-2013 yıllarında birkaç kez sohbet toplantılarında gördüğünü, başvurucunun toplantılarda para verdiğini görmediği yönündeki beyanları karşısında toplantıların örgütsel niteliğine ve Yargıtayca kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam edip etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. </i></p>

<p><i>32. Yargıtay uygulamasında ise sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde 'B4' olarak kodlanması mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararı; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/2/2025 tarihli ve E.2022/11020, K.2025/2707 sayılı kararı.) </i></p>

<p><i>33. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tanık Y.R.nın beyanlarında bahsedilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin -gerçekleştirildiği tarih dikkate alındığında- neden örgütsel nitelikte bir faaliyet olarak kabul edildiğine dair herhangi bir izahat yapılmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle sohbet adı altındaki toplantılara katılması şeklinde mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği somut olayda gösterilememiştir. SD karttan elde edilen verilerle ilgili olarak yeteri kadar araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır.</i>"</p>

<p>53. Anayasa Mahkemesinin<i> H.K.</i> ([1. B.], B. No: 2021/30997, 11/6/2024) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru; kanun yolu incelemesi aşamasında ileri sürülen, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; mahkûmiyet kararında tanık İ.K.nın beyanlarına, Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen hafıza kartında yer alan ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından sınıflandırıldığı listede başvurucunun 'DERECE2:B4 (FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi)' olarak sınıflandırılmasına, terör örgütünün tepe yönetiminde yer alan O.H.Ö.nün kullandığı 0 506 ... 46 numaralı GSM hattından 25/5/2009 günü saat 17.15.04'te 36 saniyelik görüşme kaydının bulunmasına dayanmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>14. Başvurucu, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartı içindeki verilerin kanuna aykırı şekilde elde edilmesi ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür ... </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>17. Başvuru konusu olayda gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartında yer alan bilgilerin incelenmesi ve anlamlandırılması sonucunda hazırlanan veri inceleme raporuna, tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak başvurucunun mahkȗmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu; hafıza kartının elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olduğunu, bu delilin hükme esas alınamayacağını genel ve soyut ifadelerle ileri sürmüş ancak delilin hangi nedenle hukuka aykırı olduğuna yönelik bir açıklama yapmamıştır. Diğer bir ifadeyle somut olayın koşullarında başvurucunun bu delilin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte bir şikâyeti yoktur. Anılan delilin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda somut olayda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılması gerekir." </i></p>

<p><strong>ii. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>54. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Veri İnceleme Raporunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık hakkında 'FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan' kişileri ifade eden (B4) kodu ile kodlandığının belirtilmesi karşısında, ilgili birimlere yazı yazılarak gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde sanık hakkında güncel liste bilgilerinin bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak varsa dosya içerisine getirtilmesi, ayrıca güncel liste bilgilerinde sanığın öğretmeni ve zümre başkanı olarak belirtilen şahısların açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediği araştırılarak, tespit edilmesi halinde ilgili dava dosyaların onaylı suretlerinin getirtilip incelenmesi ile söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, </i>[bozmayı gerektirmiştir.]</p>

<p><i>..." </i></p>

<p>55. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2023 tarihli ve E.2022/32832, K.2023/10379 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas sayılı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere ilişkin raporların, müsnet suç yönünden; gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu belirlenmekle, </i></p>

<p><i>Dosya içerisinde yer alan örgüt mensubu gizli tanık Garson'dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Veri İnceleme Raporuna göre, sanığa ilişkin 'DERECE 1' ve '2015 MART ALAN' başlıklarının 'FETÖ içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağırıldığında gelme-sigara, karşı cins-namaz)' kişileri ifade eden 'EA' koduna, 'ALAN' başlığının '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama' anlamına gelen 'SC' koduna, 'AD' başlığının ise '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişiler' anlamına gelen 'SCC' koduna karşılık geldiği şeklindeki bilgilerin bulunması karşısında, sanığın örgütün operasyonel faaliyetlerinin başlamasından ve görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra da örgütsel bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle kamuoyunda, yazılı ve görsel basında Garson adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde yeni bilgilerin elde edildiğinin ve şifreli dokümanların çözümlendiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle yeniden ilgili makamlara yazı yazılarak sanık hakkında güncellenmiş bilgiler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve var ise dosya içerisine getirtilmesi, anılan raporda 'öğretmeni' olarak yer alan 'HAMİT' isimli şahsın ve vekil numarasının '162601' olduğunun belirtilmiş olması dikkate alınarak 162601 sicil numaralı polis memurunun gerçek kimlikleri tespit edilip, söz konusu şahıslara ve ayrıca -162601 sicil numaralı polis memurunun</i> [H.U.]<i> isimli şahıs olmadığının tespiti halinde- aynı Raporda 'vekili' olarak yer alan</i> [H.U.ya]<i> yönelik silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının belirlenmesi, var ise söz konusu şahısların tüm aşama ifadelerinin ve veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında, KOM ve TEM Daire Başkanlıkları nezdindeki tanık beyanlarını içeren veri bankası ile ByLock veri havuzunda sanık ile ilgili başkaca bir beyan yahut delil olup olmadığının tespit edilmesi, elde edilecek tüm delillerin ve hükümden sonra dosyaya UYAP sistemi üzerinden 14.10.2021 tarihinde gelen</i> [H.M.Ö.nün]<i> ve elde edilecek tüm diğer delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması ve var ise beyanda bulunan şahısların mahkeme huzurunda beyanlarının alınması neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>iii. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>56. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>3- Kodlama Sistematiğinin İşleyine Dair Diğer Beyanlar </i></p>

<p><i>UYAP üzerinden erişilen ceza yargılaması kayıtlarının incelenmesinden, örgüt tarafından oluşturulan kodlama verilerinin anlamlandırılmasına yönelik olarak, gizli tanık Garson tarafından ifade edilen bilgiler ile örtüşen beyanlar bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18927 sayılı soruşturması kapsamında, M.K.’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan 05/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Benim grubumda yer alanların tamamı polis memuruydu. Çoğunluğu karakol ve asayiş birimlerinde çalışan sivil ve resmi polislerdi. KOM, TEM, İstihbarat birimleri ile rütbeli personeller özel birim olarak kabul edilir bunların sohbet verenleri de özel olarak seçilirdi o yüzden benim grubumda bu kişiler yoktu. Biz hatta bu sohbet veren kişilerinde kim olduğunu bilmezdik. O birimlerin ayrı ayrı kodları olur. Örneğin İngilizce Coğrafya Tarih gibi kod isimleri farklı verirdi. Ancak benim ilgilendiğim polislerin bir kodlaması varmı yokmu bilmiyorum. Çünkü bizim bölümlerimiz kritik bölümler değildi. İ.T. 2013-2014 ortalarına kadar bizden sorumlu idi. 2014 ten sonra Hacılarda Sosyal Bilgiler öğretmeni olan BEYAZIT kod adlı B.E. geldi. Bu sorumlularda bir flash bellek bulunur bu flash belleklerin kod adı YGS dir. Flash Bellek içerinde kim hangi bölüme bakıyor ilgilendikleri kişiler kimlerdir. Bu kişilerin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerde sohbetlere katılan her bireyin mesleki ailevi ve kişisel iletişim bilgileri, bu kişileri ilgi alanları zaafları özel yetenekleri eğitim bilgileri hangi alanda kullanılabileceği, örgüte ne kadar himmet verdiği, ne kadar yardım yapabileceği bilgileri ile kimlerin cemaate dahil edilebileceği yeni atanan tüm memurların kişisel bilgileri bu memurlardan cemaate dahil edilebilecekler ve edilemeyeceklerin başka cemaatlerle ilgisi bulunanların bilgileri yer alır. Bu kişilere sınıflama kodu verilir. Sınıflama kodunda 1 Kodlu kişiler cemaate gelmeyen ancak gelme ihtimali olan özellikteki kişileri gösterir 3 Kodlu kişiler Cemaat sohbetlerine düzenli katılan kişileri gösterir, 4 KOD lu kişiler Sohbetlere düzenli gelmekle birlikte himmet ve yardımlarını düzenli yapan kişileri gösterir bu kişilere Eşit Ağırlıklı (EA) Kodu da denilir, 5 Kodlu kişiler Aktif olarak örgütçe görevlendirilebilecek kadar örgüte sadık kişileri gösterir, 5 Kodununda bölümleri vardır örneğin 5 A Kodlu kişi listesi Sorgusuz bütün verilen görevleri yapabilecek kişileri gösteren listedir. Ben bu listeyi B.E. nda gördüm bana göstermesinin nedeni de bir gün benden sohbet verdiğim kişilerle ilgili detaylı özel hayatı gerektiren bilgiler sorunca ben de neden böle bir soru soruyorsun dediğimde kendisi İnternet Bağlantısı olmayan sadece bu flaşın takılı bulunduğu ve kendi sorumluluğunda bulunan bilgisayara bu flaşı taktı ve bana bu bilgileri gösterdi. Hatta kendimi bu listede 5. KOD da gördüm. Bu flaş bellek her bilgisayarda çalışmaz TRUECRYPT denilen Disk şifreleme programı ile çalışmaktadır. Bu program yine hem flashta olmalı hem bilgisayarda olmalıdır aksi takdirde bu flash yine kullanılamaz. Bana gösterdiği EXCELL formatlı bu listede sadece benim bilgilerimin yerini bana gösterdi. Bu listede benim sohbet verdiğim Kayseri deki tüm polis memurları bu listede benim ismimin altında yer alıyordu. Bu sistemi kimseye göstermezler gizliliği için çok büyük çaba sarfederlerdi.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle kendisinin 5. derecede kodlandığını ikrar suretiyle teyit etmesinin yanı sıra, örgütün kodlama sisteminin işleyişini, veri giriş sisteminde belirli bir programa ve şifrelemeye ihtiyaç duyulduğunu, veri girişinin mahrem sorumlular tarafından yapıldığını, örgütün kodlamaya muhatap olan kişileri nasıl derecelendirdiğini açıklayan bilgiler verdiği, </i></p>

<p><i>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 12/06/2019 tarih ve İddianame No:2019/1896 sayılı iddianamesinde yer verilen M.F.T.’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/13608 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde, '..Bizlerin bu yapı içerisindeki görevlerimize gelince Sohbet gruplarına katılan polislerin öncelikle listeleri oluşturulurdu, bu listeleri sohbet hocalığı yapan benim bir altımda bulunan sohbet grup abileri herkes kendi grubunda bulunan personelin listesini hazırlar ve bu sohbete katılan polis memurları hakkında gerekli bilgileri düzenleyerek şahısların sohbete katılımları, himmetlerini düzenli verip vermediklerini ve sadakatlarını ölçeklendirme yapılarak 1-3 ve 5 numara ile derecelendirilerek şahsın bağlılığını gösterirdi. Bu dereceler içerisinde en yüksek derece 5 oluyordu bu derece ile derecelendirilen memur Fetö Terör örgütüne cemaate yani hizmete bağlılığı olduğu anlaşılırdı, en düşük derecede bulunan memurlara da herhangi bir dışlama söz konusu olmazdı aksine şahıslar ile daha çok ilgilenilmesi gerektiği belirtilirdi. Bu hazırlanan listeler rapor halinde bizden sorumlu olan Emniyet Müdürlüğü Polis memurlarından sorumlu olan imam olan C.D.nin bizleri ziyarete geldiğinde, bende sohbet gruplarında sorumlu abileri çağırıp gerekli bilgileri bu abimize verirlerdi C.D.’de yanında getirdiği bilgisayarına bunları kayıt ederdi ...' yönünde beyanda bulunmak suretiyle kodlamanın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdiği: </i></p>

<p><i>Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esas sayılı dosyasındaki 14/12/2017 tarihli duruşma tutanağında yer verildiği üzere, A.K.nın Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/56109 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 04/05/2017 tarihli ifadesinde, “Bu kamp daha önce belirttiğim villada gerçekleşti. Bu kamp yıllık olarak belirli periyotlarla yapılan personel yetiştirme programlarından birisiydi. Benim yeni katılmam nedeniyle ayrıntılı olarak gerçekleşti. Hem maneviyat olarak yani kuran tecviti, risale bilgisi dini bilgilerin yanında mesleki bilgiler öğretiliyordu. Mesleki bilgiden kasıt Emniyet Müdürlüğü teşkilatını ayrıntılı olarak anlatıp cemaatin bu teşkilattaki faliyetleri anlatılıyordu. Polis memuru ile amir arasındaki farklar, komiser olmanın şartları, müdür olabilmenin şartları, müdürlerin kaç yıldızının bulunduğu, müdürlerin dereceleri ve yükselme şartları, hangi derecedeki müdür hangi göreve getirileceği anlatılmıştı. Villada başlayan sinevizyonlu seminerlerde ayrıntılı bilgiler aldık. Cemaat için en önemli birimlerin Terör(Tarih), Kaçakçılık(kimya), istihbarat(İngilizce) olduğu belirtilmişti. Amaç özellikle bu birimlere kendi adamlarımızı yerleştirmekti. Cemaat benim geldiğimde çok kan kaybetmişti. Özellikle bu üç birimdeki elemanı azaldığı için yapılacak operasyonları eskisi gibi önceden bilemiyordu. Bazen bize özellikle soruluyordu yokmu içerden haber alabilecek biri diyerek tepki veriliyordu. Bir örnek verecek olursam; emniyet bazı araçlar ayarlamış ve bazı cemaatçileri takip ediyormuş, bu bilgi üzerine harekete geçtiler ve bize de alttakilere sormamızı istediler bu araçların plakaları nedir kim öğrenebilir diye araştırmaya başladılar. Daha önceden olsaydı cemaat bu plakaları çok çabuk bulabilirdi. Seminerlerin en önemli gündem maddesi polislerin manevi durumları hakkındaydı. Her bir memurun okuması ve dinlemesi için maneviyat hedefleri burada belirleniyordu. Tabloya yansıtılıyordu. Ayrıca bu seminerde ilgilenilen kişilerden bahsediliyordu. Cemaat kendisine yakın kişilerin yanında dışarıdan kişiler kazanıyordu, bunun listesi yapılmıştı. Bazen kendi personelini kaybediyordu fakat bunları yine bırakmıyor ve ümit arıza denilen grup oluşturup bu başlık altında sohbet ağabeylerine teslim edilip diğer memurlar tarafından ilgilenmesi sağlanıyordu. Bu şekilde geçmiş hafızası kaydedilip kontrol ediliyordu. Seminer içerisinde bütün emniyet birimleri ve alt birimleri anlatılıp bunlara kod isimler verilmişti. Dışarda konuşmalarda ve iletişim araçlarında emniyet birimlerinin kod isimleri ile bahsedilirdi. Bu yetiştirme seminerlerinde emniyetin hiyerarşik yapısı, yükselme ve terfi işlemleride anlatılmıştı. Bir personelin iş yerinde nasıl tedbir yapacağı, arkadaşları ile nasıl konuşacağı apartmandaki komşularla nasıl konuşacağı hayatını dışarıya nasıl aksettireceği çocuğunu hangi okula yazdıracağı bu kamplarda ayrıntılı anlatılmıştı. Yani bu kampta benim yapacağım işin her ayrıntısı anlatılmıştı.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle örgütün bütün emniyet birimleri ve alt birimleri dahil olmak üzere özellikle kadrolaşmak yönünden önemli gördüğü birimleri 'tarih (terör)', 'kimya (kaçakçılık)' ve 'ingilizce (istihbarat)' olarak kodladığı ve bu birimlerden kritik bilgiler edinmeye çalıştığı hakkında bilgi verdiği; </i></p>

<p><i>Artvin Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2018 tarih ve İddianame No:2018/72 sayılı iddianamesinde yer aldığı üzere, 2017/1652 soruşturma sayılı dosyasında şüpheli olan B.Y.’nin ifadesinde özetle, '2012 ile 2016 yılları arasında Artvin ilindeki emniyet mahrem yapısı içerisinde örgüt mensubu polis memurluğundan geçme komiser ve komiser yardımcılarından sorumlu olarak görev aldığını, mahrem yapılanma hakkında detaylı şekilde bilgi sahibi olduğunu, mahrem yapının Türkiye'de beş büyük bölgeye ayrıldığını, küçük illerin birleşerek beş büyük bölgeden birine bağlandığını, bir kaç ilin birleşmesi ile alt bölgeler oluşturulduğunu, illerde 'müdür, zümre başkanı ve öğretmen' olarak adlandırılan birimlerin olduğu, öğretmenlerin kendi aralarında 'rehber, ümitçi, arama-taramacı, sosyal medyacı ve kasa' olmak üzere görev bölümü yapıldığını, akademiden mezun olan ve komiser yardımcısı ve yukarı rütbedeki memurlardan 'üniversite öğrencisi' diye adlandırıldığı, polis ve baş polis memurlarının 'lise öğrencisi' olarak adlandırıldığı, meslekten geçen komiser yardımcısı, başkomiser ve müdür rütbesinde bulunan memurların yüksek okul öğrencisi olarak adlandırıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarının özelliklerine göre harf ve rakamlarla katagorize ettiklerini, bu şekilde örgüt içerisindeki konumlarının tayin edildiğini, mahrem yapı içerisinde Uğur kod adını kullandığını, meslekten geçen komiser ve komiser yardımcılarından Artvin ilinde yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu, emniyet içerisindeki tayinlerin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarından düzenli olarak kendi evinde veya komiser ve komiser yardımcılarının evinde sohbet yaptığını, bir çoğuna bylock isimli programı yüklediğini, himmet adı altında maaşının belli bir kısmını aldığını, kurban parası aldığını, mahiyetinde bulunan kişilere karşı yapmış olduğu faaliyetleri Trabzon ilinde bulunan üstü konumundaki Turgut kod adlı Y.K.'ya ilettiği(ni)…' belirtmek suretiyle içerisinde mahrem sorumlu olarak görev aldığı örgütün bölge ve il yapılanması, görev dağılımı, rütbeli ve rütbesiz personelin ne şekilde kodlandığı, kodlama sistemi, kodlama sistemine bağlı olarak atamaların yapıldığı hususlarında bilgiler verdiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, örgütün kodlama sisteminin işleyişine ve ne için kullanıldığına dair bilgiler içeren yukarıdaki beyanların dışında, kodlama verilerinin ne anlama geldiğini ve doğruluğunu teyit eden ifadelerin de bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/10364 ve 2021/7818 iddianame numaralı iddianamelerinde yer verildiği üzere, A.K., S.K. ve H.Ş. isimli kişiler hakkında düzenlenen sırasıyla 21/12/2018, 24/10/2019 ve 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporlarında adı geçenlerin 'vekili' olarak kodlandığı görülen A.G. isimli kişinin ifadesinde '...Bana hitaben sen başka bir grupla beraber olacaksın ve grubun 4 kişi olacak dediler. Bunu bana Mesut isimli sivil şahıs söyledi. Süreçten önce sohbetlere katılan ve sonra bırakan bazı isimler vardı, Bu isimler A.K., Y.D. isimli şahıslardır. Yeni grupta ise C.E. ders verecek olan şahıs, H.Ş., S.K. ve ben yer aldık. Genel her hafta grup içinde birimizin evinde toplanıyorduk. Sohbet edip dini konular hakkında görüş alışverişinde bulunuyorduk. Bizim bu grupla Harun isimli sivil bir şahıs ilgilenmeye başladı...' beyanında bulunmak suretiyle 'vekil' kavramının sivil sorumlunun yerine görev yapan sorumlu kişi anlamına geldiği ile anılan iddianamede yer verildiği üzere A.G.nin kendisi hakkındaki 'SAYV' kodlamasının doğruluğunu teyit ettiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İ.B. isimli kişinin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/7/2018 tarihli, E:2016/383, K:2018/235 sayılı kararında İ.K. isimli kişi hakkında verdiği ifadesinde, '2007 veya 2008 yılında olay yeri şube abisi olduğunu, sanığın (İ.K.) grup abisi olarak kendisinin yardımcısı olduğunu' belirtmek suretiyle kendisinin şube abisi olduğunu ve İ.K. isimli şahsın yardımcısı olduğunu ikrar ederken, aynı zamanda İ.K. hakkında düzenlenen 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporunda İ.K.nın 'vekil' olarak kodlandığı yönündeki bilgiyi teyit ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6- Kodlama Verisi Tespitinin Davacı Yönünden Değerlendirmesi </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında 'EA' olarak, 'ALAN' kısmında 'SC' olarak, 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun 'FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri' ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'alan-içi' kategoride, 'EA' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, emniyet personeli olması nedeniyle Anayasal düzene hassasiyetle ve ara vermeksizin sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan davacının, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle Anayasal sadakat bağı koptuğundan, daha sonra, serhat kategorisinde, 'SCD' alt kodu ile kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında davacının 'EA' olarak, raporun 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SCD' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>57. Danıştay Beşinci Dairesinin 30/9/2024 tarihli ve E.2024/6129, K.2024/13691 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 25/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 Mart Alan' ve 'ALAN' kısımlarında 'DİL' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Ayrıca, davalı idare tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan, davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun incelenmesinden, davacının raporun '2011 ALAN' ve '2012 NİSAN ALAN' kısımlarında 'EA' şeklinde kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için tek başına dikkate alınabilecek somut veri niteliğinde olduğu; öte yandan örgüt tarafından 'EA' koduyla 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmanın, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun, 'EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı.' şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, temyiz aşamasında dosyaya sunulan davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun davacıya tebliğ edilip, varsa cevabı alındıktan sonra, davacı hakkındaki 'EA' kodunun ve bu kodun içerisinde yer aldığı kategorinin karşılığı olarak tanımlanan aşama ve faaliyetlerin değerlendirilmesi suretiyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının karara bağlanması gerektiğinden, 'kodlamanın FETÖ mensubu olmayan kişileri belirtmek için kullanılan kodlamalardan olduğu' gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>58. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/9/2024 tarihli ve E.2024/6183, K.2024/13216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, raporun '2015 MART ALAN' kısmında 'SDİL3' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olmasının, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve çoğu zaman örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak gibi faaliyetlerden geçirilmiş olması ve söz konusu bu faaliyetlerde bulunmayı iradi olarak tercih etmesi suretiyle, Dil1 ve Dil2 aşamalarını geçerek 'alan-içi' kategoriye aktarılmaya en yakın aşamaya gelmesini ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'ilgi' kategorisinde 'Dil3' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... örgüt tarafından 'Dil3' kodlamasının karşılığı olan tanımlamanın 'toplantılara katılmak, diğer grup üyeleriyle tanışmak, himmet vermek, çoğu zaman mahrem sorumlu ile tanıştırılmak, alana aktarım aşamasına gelmek, mahrem sorumlu ile tanıştırılmak' hususlarını içerdiği görülmekle birlikte, 'ilgi' kategorisinin yaklaşık 9 aylık süreçte geçirilen Dil1,Dil2 ve Dİl3 safhalarından oluştuğu, bunlardan 'Dil3' safhasının yaklaşık 3 aylık süreye tekabül ettiği, bir kişinin bir sonraki safha olan 'alan-içi' kategorideki bir kod ile kodlanmadıkça, 'Dil3' kategorisi için tanımlanan faaliyetlerin ilk aşamasında mı olduğu, yoksa bu kategori için tanımlanan faaliyetlerin hepsinden geçirilip alana aktarım aşamasına mı geldiğinin tespit edilemediği hususu, bu şekilde kodlanmış kişinin henüz örgütün etki alanı içerisine girmeyip, örgüte kazandırılma aşamasında olduğu hususu ile bir arada değerlendirildiğinde, hakkındaki veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt kısımlarındaki ek verilerle veya bakılmakta olan dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit ile desteklenmedikçe 'Dil3' olarak kodlanmış olmanın tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunda 'SDİL3' olarak kodlandığı ve gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit bulunmadığı görülmekle, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddiyle; dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>59. Danıştay Beşinci Dairesinin 7/3/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/2527 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun 'DERECE 1' kısmında 'SC' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; davacının örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlamış olmasının, daha önce örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlandığını teyit ettiği, 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının ise davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, örgüt tarafından 'alan-içi' kategoride kodlanmış olması nedeniyle, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan ve Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan söz konusu örgüt ile itisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle, Anayasal sadakat bağı kopan davacının, daha sonra çeşitli sebeplerle örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY: </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında, örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'alan-içi' kapsamında kodlanmış iken, daha sonra 'ümit' kapsamında 'C', 'CA', 'CB', 'CC', 'CD', 'CE', 'DA' veya 'DP' olarak; 'serhat' kapsamında 'SC', 'SCA', 'SCB', 'SCC', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>'</i><i>alan içi' kategoride kodlanan ancak çeşitli sebeplerle örgütten ayrılan ve ayrıldıktan sonraki dönemde fiilen temasın kurulmadığını ifade eden 'CD', 'CE', 'DA', 'DP', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' ile kodlanmış olan kişi hakkında, bu kodlamanın aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmadıkça, bu kişinin örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Son olarak, 'ümit' kategorisini tanımlayan 'C' kodu ile 'serhat' kategorisini tanımlayan 'SC' kodlarından birisiyle kodlanan, ancak bu kategoriler içerisindeki alt kodlardan birisiyle kodlandığı bilgisi bulunmayan kişilerin ise, yukarıda değinildiği üzere kişinin örgütle iltisak ve irtibatını gösterdiği değerlendirilen 'CA', 'CB', 'CC' veya 'SCA', 'SCB', 'SCC' alt kodlarıyla mı, yoksa iltisak ve irtibatını göstermeye yeterli görülmeyen 'CD', 'CE', 'DA', 'DP' veya 'SCD', 'SCE', 'SDA', 'SDP' şeklindeki kodlardan birisiyle mi kodlandığı tespit edilemediğinden, 'C' veya 'SC' ile kodlanmanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe, tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun 'DERECE1' kısmında davacının 'SC' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SC' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin reddiyle, dava konusu işlemin iptali ve işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p><strong>c. Yargılama Usulüne İlişkin Danıştay Kararları </strong></p>

<p>60. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/9/2021 tarihli ve E.2019/2, K.2021/2733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara 11. İdare Mahkemesinin 14/05/2018 tarih ve E:2016/3550, K:2018/1053 sayılı kararında; 25/07/2016 tarih ve 1075 sayılı Bakanlık Oluru ile oluşturulan kurul tarafından davacının durumunun incelenmesi üzerine terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirildiği, yine aynı Bakanlık bünyesinde Başkatip olarak görev yapan davacının eşi </i>[B.D.nin]<i> de kamu görevinden çıkarıldığı, buna karşı açılan davanın da Ankara 15. İdare Mahkemesinin E:2016/3572, K:2018/257 sayılı kararı ile reddedildiğinin görüldüğü, bu durumda davalı idare tarafından 667 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen ve yapılan inceleme ile hakkındaki bu kanaat belirginleşen davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>...Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 27/06/2019 tarih ve E:2018/2142, K:2019/1482 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20.maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirmenin gösterildiği, Mahkemece davacının irtibat ve iltisakına yönelik değerlendirmenin dayanaklarının davalı idareden sorulması üzerine, anılan ara karara cevaben söz konusu tespitlerin davalı idarece yargılama esnasında dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespitler değerlendirilmeksizin salt idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu ve aynı Bakanlıkta görev yapan eşinin de kamu görevinden çıkarıldığı, anılan işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, Mahkemece öncelikle; davalı idarece dava dosyasına sunulan, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi, gerek görülmesi halinde yeniden sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>61. Danıştay Beşinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2019/5096, K.2021/3539 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>...Mersin 1. İdare Mahkemesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/963, K:2018/338 sayılı kararında; uyuşmazlık konusu olayda; gerek davacı hakkında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak olup olmadığı hususunun ortaya konulması amacıyla cezai soruşturmanın devam etmesi gerekse de davalı Merkez Bankasınca bu kapsamda yapılan incelemede davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak değerlendirmesini yapması hususunda yetkili Merkez Bankası Yönetim Komitesinin ortak kanaatleri göz önünde bulundurularak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 28/09/2018 tarih ve E:2018/1071, K:2018/1433 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme gösterilmiş ise de; bu değerlendirmenin dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu değerlendirme ve davacı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Öte yandan İdare Mahkemesi tarafından davacı hakkında ceza soruşturmasının devam etmesi hususu ret kararına gerekçe olarak esas alınmış ise de, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sadece bu haliyle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Bu nedenlerle, Mahkemece öncelikle; davalı idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve varsa ceza kovuşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>d. Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları </strong></p>

<p>62. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen <i>“…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. </i></p>

<p><i>31. Diğer yandan anılan kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu serbestçe gözetecektir. </i></p>

<p><i>33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir. </i></p>

<p><i>37. Ayrıca kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan <i>“…Milli Güvenlik Kurulunca…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>9. Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.</i></p>

<p><i>12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." </i></p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyeliği, mensubiyeti veya…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir. </i></p>

<p><i>59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir. </i></p>

<p><i>61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."</i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”</i> iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. </i></p>

<p><i>162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır. </i></p>

<p><i>164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>166. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>66. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir. </i></p>

<p><i>77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42). </i></p>

<p><i>78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir. </i></p>

<p><i>112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101). </i></p>

<p><i>113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir. </i></p>

<p><i>116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>67. Sözleşme'nin <i>"Özel ve aile hayatına saygı hakkı"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." </i></p>

<p>68. Sözleşme'nin "<i>Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. </i></p>

<p><i>2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. </i></p>

<p><i>3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir." </i></p>

<p>69. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler. </i></p>

<p><i>2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."</i></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>70. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. <i>C.A. (3), </i>§§ 62-75; <i>Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 53-67.</p>

<p><strong>a. Sözleşme'nin 15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme </strong></p>

<p>71. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye’deki OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 148-162).</p>

<p>72. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon bildiriminde bulunan devletler yönünden <i>ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup olmadığı</i> hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin <i>krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde</i> hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık</i>, B. No: 14553/89,14554/89, 26/5/1993, § 43).</p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Pişkin/Türkiye</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>73. AİHM <i>Pişkin/Türkiye </i>(B. No: 33399/18, 15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§ 109).</p>

<p>74. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir. AİHM ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 150-152).</p>

<p>75. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana <i>terörist</i> ve<i> vatan haini</i> olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden de incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 159-166).</p>

<p>76. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 209, 210).</p>

<p>77. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde keyfî müdahaleye karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 218-229).</p>

<p><strong>c. </strong><strong><i>Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>78. <i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna</i> (B. No: 58812/15, 53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır. Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, </i>§§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 203-211).</p>

<p>79. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini vurgulamıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 276, 277). Müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir. AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 292, 293).</p>

<p><strong>d. </strong><strong><i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>80. AİHM, <i>Xhoxhaj/Arnavutluk </i>(B. No: 15227/19, 9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.</p>

<p>81. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 230-353).</p>

<p>82. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 356-364). Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu belirtmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 374-393). Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk,</i> §§ 394-412).</p>

<p>83. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik yapmaktan ömür boyu yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış; başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 413, 414).</p>

<p><strong>e. </strong><strong><i>Naidin/Romanya</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>84. <i>Naidin/Romanya</i> (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele almıştır.</p>

<p>85. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 6-17).</p>

<p>86. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 49-51).</p>

<p>87. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır (<i>Naidin/Romanya, </i>§§ 42-57).</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü </strong></p>

<p>88. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde <i>"15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş</i>" isimli belgeyi yayımlamıştır.</p>

<p>89. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>90. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>91. Başvurucu; kamu görevinden çıkarılmasına dayanak alınan kodlamaların gerçek dışı olduğunu, buradaki kişisel bilgilerin hepsinin POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) sisteminde olan bilgileri içerdiğini ve FETÖ/PDY mensuplarının bu bilgilere ulaşmalarının zor olmadığını belirtmiştir. Kodlamalar doğru olsaydı bunu destekleyen diğer delillerin de bulunması gerektiğini vurgulayan başvurucu, bunların darbe teşebbüsünden sekiz ay sonra ortaya çıktığını dile getirmiştir. Bununla birlikte başvurucu, iltisak ve irtibat kelimelerinin hukuki kavramlar olmadığını, A.K. ve A.K.E.nin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğuna dair bir beyanda bulunmadığını, somut, maddi, açık ve net bir belge ortaya koyamadığını ifade etmiştir. Netice itibarıyla başvurucu, adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>92. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Diğer taraftan İdareden temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur. Başvurucu bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>a. Uygulanabilirlik Yönünden</strong></p>

<p>93. Anayasa’nın <i>"Özel hayatın gizliliği" </i>başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.</p>

<p>95. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki durumlara ilişkin olarak da <i>N.E.,</i> <i>A.S. ve Halit İnciroğlu</i> kararlarında detaylı olarak açıklanmıştır (<i>N.E.</i>, §§ 89-99; <i>A.S.</i>, §§ 91-101; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 95-106).</p>

<p>96. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve özel hayatında etki doğuracağının muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucunun hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmektedir.</p>

<p>97. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Usulü </strong></p>

<p>98. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği, söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu husustaki detaylı açıklamalar için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 100-108; <i>A.S.</i>, §§ 102-110; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 107-115).</p>

<p>99. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri, olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş; böylece olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde başvurucu hakkında geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).</p>

<p>100. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 109-114; <i>A.S.</i>, §§ 111-116; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 116-121).</p>

<p><strong>c</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>d. Esas Yönünden</strong></p>

<p>102. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 146; <i>N.E.</i>, § 116; <i>A.S.</i>, § 118; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 123).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı</strong></p>

<p>103. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 196, 197; <i>N.E.</i>, § 117; <i>A.S.</i>, § 119; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 124).</p>

<p>104. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (<i>N.E.</i>, § 118; <i>A. S.</i>, § 120; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 125)</p>

<p>105. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin<i> olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 119; <i>A.S.</i>, § 121; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 126).</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>106. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>107. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 198-201; <i>N.E.</i>, § 121; <i>A.S.</i>, § 123; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 128).</p>

<p>108. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 122; <i>A.S.</i>, § 124; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 129).</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>109. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 203; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 153; <i>N.E.</i>, § 123; <i>A.S.</i>, § 125; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 130).</p>

<p>110. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>111. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 155; <i>N.E.</i>, § 125; <i>A.S.</i>, § 127; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 132).</p>

<p>112. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 208; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 156; <i>N.E.</i>, § 126; <i>A.S.</i>, § 128; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 133).</p>

<p>113. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>N.E.</i>, § 127; <i>A.S.</i>, § 129; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 134).</p>

<p>114. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 157; <i>N.E.</i>, § 128; <i>A.S.</i>, § 130; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 135).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>115. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (<i>Ayla Demir İşat, </i>§ 150). Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (<i>N.E.</i>, § 129; <i>A.S.</i>, § 131; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 136).</p>

<p>116. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL'e ilişkin süreçte kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 349; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 152; <i>N.E.</i>, § 130; <i>A.S.</i>, § 132; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 137).</p>

<p>117. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 215; <i>N.E.</i>, § 131; <i>A.S.</i>, § 133; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 138).</p>

<p>118. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 217; <i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 47, 49). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (<i>C.A. (3)</i> § 133; <i>N.E.</i>, § 132; <i>A.S.</i>, § 134; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 139).</p>

<p>119. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY ile irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi, kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. <i>N.E.</i>, § 133; <i>A.S.</i>, § 135; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 140).</p>

<p>120. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; <i>N.E.</i>, § 134; <i>A.S.</i>, § 136; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 141).</p>

<p>121. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (<i>N.E.</i>, § 135; <i>A.S.</i>, § 137; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 142).</p>

<p>122. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (<i>N.E.</i>, § 136; <i>A.S.</i>, § 138; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 143)</p>

<p>123. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 62-66; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 [D. İş], K.2016/12, 4/8/2016, § 80; <i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 26; <i>C.A. (3)</i>, § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (<i>N.E.</i>, § 139; <i>A.S.</i>, § 141; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 146).</p>

<p>124. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olmasına ve hakkındaki tanık beyanlarına dayanılmıştır.</p>

<p>125. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>126. <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan v<i>eri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle v<i>eri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 16-21). Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür (bkz. §§ 25-27).</p>

<p>127. Danıştay kararlarında da yer aldığı üzere bahse konu kodlama listesinde emniyet teşkilatında yer alan kişilerin ''<i>alan dışı'', "ilgi", "alan içi", "ümit ve serhat"</i> şeklinde beş ana başlık altında kategorize edildiği görülmüştür. <i>Garson</i>'un beyanlarına göre<i> alan dışı</i> kategorisi FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan kişileri, <i>ilgi</i> kategorisi nitelikleri itibarıyla FETÖ/PDY'ye katılımının sağlanabileceği düşünülen, nitelikleri itibarıyla görüşülmesi uygun görülen ve alan içi kategorisine alınabileceği değerlendirilen kişileri, "<i>alan içi"</i> kategorisi FETÖ/PDY içinde yer alan kişileri, "<i>ümit"</i> kategorisi bir dönem FETÖ/PDY içinde yer almış fakat sonradan bir sebepten bağlantısını koparmış kişileri, "<i>serhat"</i> kategorisi ise <i>"ümit"</i> kategorisinin özelleştirilmiş bir yan kategorisi olarak 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'den ayrılmış olan kişileri ifade etmektedir.</p>

<p>128. Süreç içinde Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar ve <i>Garson</i>'un beyanları sonucunda bu beş genel kategorinin altında daha hususi hale getirilmiş birçok alt kodun ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan<i> veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamalarla ilgili olarak <i>"Y</i><i>anlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir." </i>şeklinde ibareler olduğu, diğer taraftan bu nevi kodlamaların dijital materyaller üzerindeki teknik çalışmaların ilerlemesi ile düzenlenen <i>veri analiz raporları</i>nda ise yer almadığı görülmektedir. Yine söz konusu kodlamaların içinde anlamı birbirine benzer olan kodlamalar olduğu, ayrıca bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S " ve "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 17, 20).</p>

<p>129. Konu ile ilgili olarak Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, <i>Garson</i> tarafından teslim edilen dijital materyallerin Sulh Ceza Hâkimliği kararına istinaden incelenmesi neticesinde anılan kodlama verilerinin tespit edildiği ve bunların hukuka uygun veri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine Danıştayın yaptığı değerlendirmeler de aynı şekilde bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğinde olduğu yönündedir (bkz. §§ 54-59). Bununla birlikte bahse konu kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim vurgulandığı üzere kamu görevinden çıkarma şeklindeki tedbirin durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için de bu yönde bir incelemenin yapılması elzemdir.</p>

<p>130. Öncelikle bahse konu kodlama bilgilerinin yer aldığı dijital materyallerin herhangi bir arama ve elkoyma kararına istinaden ele geçirilmediğini, <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde anılan dijital materyalleri ilgili birimlere teslim ettiğini belirtmek gerekir. <i>Garson</i> aynı zamanda bu dijital materyalleri teslim ettiği tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da bazı beyanlarda bulunmuştur (bkz. § 14). Buna göre <i>Garson</i>, 2011 yılından beri FETÖ/PDY ile ilgili olarak birçok bilgi edindiğini, örgütün özellikle emniyet teşkilatı içinde yer alan birçok mensubu ile ilgili olarak fikir sahibi olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilerin teslim ettiği dijital materyallerde olduğunu dile getiren <i>Garson</i>, şahsen tanıdığı kişileri de bu kartlara kendisinin yazdığını, bu kartlarda bildiği kadarıyla 4.700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgilerinin olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>131. <i>Garson</i>'un dijital materyalleri teslimiyle başlayan süreçte ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalarda da <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson </i>teslim ettiği dijital materyallerle ilgili olarak sorulan bazı soruları cevaplandırmıştır. (bkz. §§ 25-27). Öncelikle<i> Garson</i>'un bu sorulara verdiği <i>bazı verilerde hataların olabileceği</i>ne ilişkin beyanlarının elle veri girişi yapılan her belgede karşılaşılması muhtemel istisnai hatalara yönelik olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında bu muhtemel durumun periyodik olarak güncellenen önceki ve sonraki veriler dikkate alınarak bertaraf edilebileceği, bu yöntemin izlenmesi hâlinde belli bir dönemde yapılan hatanın verilerin genel güvenilirliğine zarar vermemiş olacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>132. Yine <i>Garson</i>, teslim ettiği dijital materyallerdeki kodlamalara yönelik olarak bunların emniyet teşkilatının personel biriminin bire bir kullandığı bir formatın üzerine yazıldığını, teslim ettiği verilere yönelik bazı sorulara cevaben yine emniyetteki bazı birimlerin soruşturmayı derinleştirmek, bütün olarak bakmak için eklediği sütunlar olabileceğini dile getirmiştir. Bunun yanında bahse konu kodlamaların/rumuzların ezberden yazılıp yazılmadığı sorusuna cevaben de <i>Garson</i>, bu işlemi yapan ve FETÖ/PDY bağlantılı olan kişilerin bir Excel belgesine bakarak bu kodlamaları yazdığını beyan etmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün düzenlediği <i>veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamaların yanlış yazılmış olabileceğine yönelik değerlendirme, kodlarının bazılarının anlamlarının birbiriyle benzer olması, bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S" ve "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığına ilişkin tespitler gözönüne alındığında <i>veri inceleme raporları</i>nın hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>133. Bunun yanında bahse konu dijital veriler üzerindeki teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla düzenlenen <i>veri analiz raporları</i> ise daha detaylı veriler içermektedir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında verilen genel bilgilerde bahse konu dijital veriler üzerinde yapılan ilk tespitlerde her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veri özelinde veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğinde yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığının görüldüğü, yürütülen çalışmalar neticesinde 232 farklı Excel dosyasının tespit edildiği belirtilmiştir (bkz. § 19). Nitekim <i>veri analiz raporları</i>nda kodlamaların anlamlarıyla alakalı olarak yeknesak tanımlamaların ve ilgili kişilerle ilgili olarak farklı dosya yollarından elde edilen farklı listelerdeki kodlamaların birlikte yer alabildiği görülmüştür (bkz. § 21). Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünce olgunlaştırılan söz konusu raporlarda, bu kodlamaların yıllara yayılmış şekilde çok sayıda ve farklı mahrem imamlar tarafından işlendiğinin ortaya konulduğu, bu suretle verilerin karşılaştırılması ve tutarlı olup olmadığı konusunda daha objektif değerlendirme yapma imkânı tanıyan içeriklerin açığa çıkarılmasıyla söz konusu delilin güçlendirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>134. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (<i>Sinan Ulu</i> [GK], B.No:2023/57158, 25/9/2025, § 98; <i>Sümeyra Bakla</i> [GK], B.No:2023/46215, 20/11/2025, § 100).</p>

<p>135. Bu kapsamda düşünüldüğünde benzer şekilde bir koruma tedbiri olan tutuklamanın hukukiliği iddiasından hareketle bir olayın, olgunun, bilgi ya da belgenin örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak değerlendirilerek kuvvetli suç şüphesinin varlığının ortaya konulması da otomatik olarak aynı olay, olgu, bilgi ya da belgenin iltisak ve irtibatın varlığına yeter nitelikte olduğu anlamına gelmeyecektir.</p>

<p>136. Diğer taraftan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında<i> durumun gerektirdiği ölçüde</i> olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay, olgular ve esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte olması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir ve somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Bu bağlamda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da belirildiği üzere (bkz. § 50) FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma hâlinin OHAL ilanından çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de gözönünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsayabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>137. Bunun yanında Danıştayın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya ilişkin davalarda verdiği bazı kararlarda, kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bazı durumları FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Yine Danıştay bu yöndeki bozma kararlarında uyuşmazlığın çözümü için verilecek ara kararlarıyla davacıların terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>138. Yukarıda da vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Bu bağlamda <i>Garson</i>'un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>139. Diğer taraftan yine yukarıda vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında <i>veri inceleme raporları</i>ndaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>140. Bununla birlikte son tahlilde ortaya çıkan<i> veri analiz raporları</i>nın ise ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle<i> veri analiz raporları</i>nın tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine <i>veri inceleme raporları</i>nda yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken şey, <i>veri analiz raporları</i>nın zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Diğer yandan Danıştayın idari yargı düzenindeki resen araştırma ilkesinden hareketle benzer şekilde bir araştırma yöntemine ilişkin yol haritasını farklı kararlarında derece mahkemelerine gösterdiği bilinmektedir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>141. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasının gerekçesi olarak yargısal makamlar yalnızca<i> veri inceleme raporu</i>ndaki kodlamaları değil başvurucu hakkındaki A.K. ve A.K.E.nin beyanlarını da değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda başvurucunun A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanması yanında bahse konu tanık beyanlarının davanın reddine gerekçe olarak alındığı görülmektedir. Başvurucu ile aynı yerde görev yapan iki kişiye ait bahse konu beyanlar başvurucunun darbe teşebbüsü öncesi dönemde FETÖ/PDY'yi öven bir kişi ile ilgili tutulan rapora başvurucunun işlem yaptırmadığına, diğeri ise yine aynı dönemde başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilere şubelerde görev verdiğine yöneliktir (bkz. §§ 34, 41). Netice itibarıyla yargısal makamlar başvurucu hakkındaki veri inceleme raporunda yer alan kodlama bilgisinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüpheyi bahse konu tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirerek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda başvurucunun demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına yönelik kanaate gerekçe olarak gösterilen olguların anayasal güvenceleri ortaya koyacak şekilde ilgili ve yeterli olarak nitelendirilmeye uygun hâle getirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>142. FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişilerin tespit edilmesi konusunda devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde harekete geçmesi, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Ayrıca başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ile birlikte bir daha kamu görevlisi olamayacağına dair tedbirin örgütün -gizli yapısı ve henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilemediği gözetildiğinde- kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından gerekli olduğu açıktır. Bu bağlamda başvuruya konu olan tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.</p>

<p>143. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatılı olan kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 65).</p>

<p>144. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır. Nitekim<i> Xhoxhaj/Arnavutluk</i> ve <i>Naidin/Romanya </i>kararlarında AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 80-87).</p>

<p>145. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu görevinden ilgili ve ikna edici somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.</p>

<p>146. Diğer taraftan somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>147. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>148. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Masumiyet Karinesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>149. Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>150. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (<i>Kürşat Eyol </i>[2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>151. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku; kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Özcan Pektaş </i>[1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; <i>Kürşat Eyol</i>, § 30).</p>

<p>152. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (<i>Galip Şahin </i>[1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47).</p>

<p>153. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan <i>olağanüstü tedbir</i> niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen <i>devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma</i> ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>154. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin bilgi için, Ankara 22. İdare Mahkemesine (E.2019/2582, K.2020/1521), Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesine (E.2021/8010, K.2022/1259), Danıştay Beşinci Dairesine (E.2022/7536, K.2022/7942) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20231011-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="69160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞE İADE DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-sadik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-sadik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş sözleşmesi, geçerli bir neden olmaksızın feshedilen işçinin, işine geri dönebilmek için açtığı davaya işe iade davası denir. İş Kanunu 20. Maddesinde düzenlenen bu dava türü, işçilerin, işverenin haksız feshine karşı başvurabileceği önemli bir hukuki yoldur. İşe iade davası, işçiye, aynı işyerinde ve aynı koşullarda yeniden işe başlama olanağı tanımakta ve işçinin iş güvencesini sağlamakta önemli bir rol oynar. Bu dava, işçinin korunmasını sağlaması amacına da hizmet etmektedir. Bu dava sayesinde işçiler, haksız yere işten çıkarılmalarına karşı hukuki yollara başvurarak hem işlerine geri dönebilir hem de işsiz kaldıkları döneme ait maddi kayıplarını tazmin edebilirler.</p>

<p>Haksız olarak işten çıkarıldığını iddia eden işçi, işe iade davası açarak fesih işleminin geçersizliğini ve işe iadeyi talep edebilir. Dava sonucunda işçi haklı bulunursa, fesih geçersiz sayılır ve işveren, işçiyi işe almak zorunda kalır.</p>

<p>İşe iade davaları, iş güvencesinden yararlanan işçiler için getirilmiş bir koruma mekanizmasıdır. İş Kanunu, haksız fesih hallerini tek bir madde ile belirtmemiştir. Bu kanunun 24 ve 25. maddeleri haklı fesih sebeplerini belirtmiştir. Bu maddelerde düzenlenen, haklı fesih halleri dışındaki tüm fesihler haksız fesih olarak değerlendirilir. İş Kanunu, geçerli bir sebep olmaksızın yapılan fesihleri, haksız fesih olarak belirtir ve bu duruma maruz kalan işçiye, işe iade davası açma hakkı tanır. Dava basit yargılama usulüne tabidir. Dava sürecinde taraflar, genel hükümler kapsamında, iddialarını her türlü delille ispatlayabilirler.</p>

<p><strong>İşe İade Davasının Şartları nelerdir?</strong></p>

<p>1- İşçinin, İş Kanunu veya Basın İş Kanunu kapsamında çalışması gerekir. İşe iade hükümleri, 4857 sayılı İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında çalışanlar için geçerlidir. Örneğin Deniz İş Kanunu veya Borçlar Kanunu kapsamında çalışanlar bu hükümlerden yararlanamaz, bu davayı açamazlar. İş Kanunu 4. maddesinde, bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan çalışanlar belirtilmiştir. Bunlardan bazıları; deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar, çıraklar, 50’den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerde çalışanlar vs…</p>

<p>2-İşçinin iş sözleşmesi belirsiz süreli olmalıdır. Belirli süreli sözleşmelerle çalışanlar kural olarak iş güvencesi kapsamında değildir.</p>

<p>3- İşyerinde en az 30 işçi çalışıyor olması gereklidir. İşçinin çalıştığı işyerinde 30 veya daha fazla çalışan bulunmalıdır.</p>

<p>4-İşçinin, aynı işverene bağlı işyerinde en az 6 ay kıdeminin olması gereklidir. İşçinin o işyerindeki çalışma süresi 6 ayı doldurmuyorsa, işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. (Basın İş Kanunu’na tabi gazetecilerde bu şart aranmaz.) İşe iade davasında, işçinin 6 aylık kıdemi ile ilgili Yargıtay kararı: <i>“Davacı işçinin davalı işveren nezdinde hizmetinin altı aydan az olduğu ve işe iade davasında dava şartı olan davalı işyerinde <strong>en az 6 ay kıdem koşulunun bulunmadığı</strong> gözetilmeden işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.” (Yargıtay 7. HD.’nin 24.12.2015 Tarih, E. 2015/31765 ve K. 2015/26701 sayılı Kararı)</i></p>

<p>İstisna: Altı aylık kıdem şartı, işyerindeki işçi sayısı ve işverenin kim olduğuna bakılmaksızın sendika temsilcileri için uygulanmaz. Sendika temsilcileri, 6 ay kıdem şartı aranmaksızın işe iade davası açabilir.</p>

<p>5-İşçi, işveren vekili olmamalıdır. İşçi, işyerinde işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili pozisyonunda olmamalıdır. İşyerinde, üst düzey yönetici konumunda olanlar iş güvencesi kapsamında değildir.</p>

<p>6-Feshin, geçerli bir nedene dayanmaması, keyfi, mesnetsiz veya kanuna aykırı sebeplerle yapılması halinde fesih, geçersiz sayılır. Feshin geçerli olduğunu ispat yükü işverene aittir.</p>

<p>7-Davanın, mahkeme tarafından kabul edilmesi için, zorunlu arabuluculuk aşamasının tamamlanmış olması gereklidir. Bu dava arabuluculuğa tabidir, arabuluculuk dava şartıdır. Arabuluculuk aşaması tamamlanmadan açılan davalar usulden reddedilir. 2018 yılından itibaren, işe iade davası açmadan önce arabulucuya gidilmesi zorunlu tutulmuştur. İşçi, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurmalıdır. Bu süreçte taraflar anlaşırlarsa, dava açılmaz. Tarafların anlaşamaması durumunda son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde dava açılabilir. Arabuluculuk başvurusu işyerinin ya da işverenin bulunduğu yerdeki adliye içerisinde yer alan arabuluculuk bürosu aracılığıyla yapılır. Eğer o adliyede arabuluculuk bürosu yoksa sulh hukuk kalemine başvurulur ya da e-devlet (UYAP) üzerinden çevrimiçi başvuru yapılabilir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen koşulları sağlayan bir işçi, işten çıkarıldığında, fesih bildiriminin kendisine yapıldığı tarihten itibaren, kanunen tanına sürelerde gerekli başvuruları yaparak davasını açabilir. Yukarıda belirtilen şartlardan biri eksikse, işçi işe iade davası açamaz. Bu durumda da işçinin hakları tamamen kaybolmaz; kıdem ve ihbar tazminatı ve diğer işçilik haklarını talep etme yolu açıktır.</p>

<p><strong>İşe İade Davası Nasıl Açılır?</strong></p>

<p>İşe iade davası, belirli süre sınırlamalarına tabidir. Bu süreçte adım adım izlenmesi gereken aşamalar vardır:</p>

<p>1-Fesih bildirimi ve arabuluculuk başvurusu: İşveren, işçiyi yazılı bir fesih bildirimi ile işten çıkarmalı ve geçerli sebebi açıkça belirtmelidir. İşçi, fesih bildiriminin kendisine tebliğinden itibaren 1 ay içinde zorunlu arabuluculuk başvurusunu yapmalıdır. Arabulucu, başvuru yapıldıktan sonra 3 hafta (gerekirse + 1 hafta uzatma) içinde tarafları görüşmeye çağırır. Taraflar anlaşırsa dava açmaya gerek kalmaz. Anlaşma sağlanamadığı durumda, arabulucu son tutanağı düzenler.</p>

<p>2-Dava açma süresi: Son tutanak tarihinden itibaren 2 hafta içinde işçi, davayı açmalıdır. Bu iki haftalık süre kesin süre yani hak düşürücü süre niteliğindedir. 2 haftalık süre geçirilirse, işçi dava hakkını kaybeder. Arabulucuya başvurmadan açılan davalar, dava şartı yokluğu nedeniyle, usulden reddedilir. Bu durumda, ret kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içinde arabulucuya başvurularak süreç kurtarılabilir.</p>

<p>3-Görevli ve yetkili mahkeme: İşe iade davasında görevli mahkeme İş Mahkemesidir. Yetki olarak davalı işverenin yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer mahkemesi tercih edilir. Eğer belirtilen yerlerde İş Mahkemesi yoksa, Asliye Hukuk Mahkemesi de İş Mahkemesi sıfatıyla davada yetkilidir.</p>

<p>4-Dava dilekçesi ve yargılama süreci: İşe iade davası dilekçesinde, işçi fesih bildiriminin geçersiz ve haksız olduğunu nedenleriyle açıklar ve işe iadesini talep eder. Dilekçe, hukuki dayanaklar ve somut delillerle desteklenmelidir. Yargılama sırasında işveren, fesih için ileri sürdüğü nedenin geçerli veya haklı sebebe dayandığını ispat etmelidir. İşçi ise işverenin bu iddialarına rağmen feshin geçersiz olduğunu ortaya koyan olgulara dayanır. Taraflar, tanık beyanları, yazılı belgeler ve iş kayıtları gibi delillerle iddialar güçlendirilebilir.</p>

<p>5-Karar ve sonrası: mahkeme, inceleme sonucunda feshin geçerli bir sebebe dayanmadığına kanaat getirirse işe iade kararı verir. Aksi durumda davayı reddeder. Verilen kararın tebliğinden sonra taraflar istinaf kanun yoluna başvurabilir. Orada verilen kararlar da temyiz edilebilir. Kesinleşen karar, işe iade veya ret sonucuna göre uygulanır. İşe iade kararı kesinleştiğinde, işçinin 10 iş günü içinde işe başlamak için başvurması gerekir.</p>

<p>İşe iade kararının uygulanabilmesi için kararın kesinleşmesi gerekir. Kesinleşme, istinaf/ temyiz süreçlerinin tamamlanıp onanması ile gerçekleşir. Bazı durumlarda işveren istinafa gitmeyip kararı kabullenebilir; bu durumda ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşerek ivedilikle uygulamaya geçilir.</p>

<p><strong>İşe İade Davasının Sonuçları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1-Dava işçi lehine sonuçlanabilir (işe iade kararı): Mahkeme, işverenin yaptığı feshi geçersiz ve haksız bulursa işe iade kararı verir. İşçi, işe geri dönme hakkı kazanır. Kararın kesinleşmesiyle birlikte, işveren işçiyi aynı şartlarda işe geri almakla yükümlüdür. Mahkeme kararında, işçinin çalışamadığı döneme ilişkin boşta geçen süre ücreti ve işçinin işe başlatılmaması ihtimaline karşı işe başlatmama tazminatı miktarını da belirlenir. Mahkemenin işe iade kararı kesinleştikten sonra işçinin 10 iş günü içinde işverene işe başlamak üzere yazılı olarak başvurması gerekir. İşveren bu talep üzerine işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşveren bu yükümlülüğünü yerine getirmezse işe başlatmama tazminatını ödemekle yükümlü olur.</p>

<p>2-Dava işveren lehine sonuçlanabilir (ret kararı): Mahkeme, işverenin fesih işlemini geçerli veya haklı bulursa davayı reddeder. Bu durumda işe iade kararı kabul edilmez. İşçi için işe dönüş imkânı kalmaz ve iş sözleşmesinin feshi geçerli olarak kabul edilir. Davayı kaybeden işçi, koşulları uygunsa kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi alacakları için ayrı bir alacak davası açabilir. İşe iade davasının reddi bu alacakları ortadan kaldırmaz. Yani işe iade davası kaybedilse bile işçinin diğer tazminat talepleri duruma göre sürdürülebilir.</p>

<p>Sonuç itibariyle, işe iade davası, işverenin keyfi ve haksız olarak işçiyi işten çıkarması durumlarında, işçinin başvurabileceği bir yoldur. İşçinin haksız veya geçersiz feshine karşı iş güvencesi sağlayan, işe geri dönmesi ve çalışamadığı dönemlerdeki haklarını elde etmesini sağlayan hukuki bir yoldur. İşçinin böyle bir hukuki yola başvurabilecek olması, işverenin keyfi veya mesnetsiz fesih yapmasını önleyerek işyerindeki çalışma barışını ve istikrarı korur.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Sinem SADIK</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">4857 Sayılı İş Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">1475 Sayılı İş Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">İçtihatlar</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sümer, H.H. (2019),İş Hukuku,Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Demir,Ö.Faruk(2017).İşe İade Davasında Yargılama.Dicle ÜHFD,22(37),285-312.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Parlak,Metin.(2019).İşe İade Davasının Sonuçları.Liberal Düşünce Dergisi,24(93),59-76.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-sadik</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/isci-sozlesme-57zumu3l-1.jpeg" type="image/jpeg" length="88544"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcılarının 2026 Yılı Kararnamesi yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icra-mudur-ve-icra-mudur-yardimcilarinin-2026-yili-kararnamesi-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icra-mudur-ve-icra-mudur-yardimcilarinin-2026-yili-kararnamesi-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcılarının 2026 Yılı Kararnamesi çalışmaları tamamlanarak yayımlandı. Kararname ile 815 İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcının görev yeri değişti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcılarının 2026 Yılı Kararnamesi çalışmaları 22 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tamamlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararname ile 815 İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcının görev yeri değişti.</p>

<p>Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada "Kararname kapsamında ataması yapılan personelin tebligatları ayrıca gönderilecektir. Tebligat işlemleri yapılıncaya kadar atanan personelin ayrılış işlemlerinin yapılmaması gerekmektedir.</p>

<p>Ataması yapılan icra müdür ve icra müdür yardımcılarına yeni görev yerlerinde başarılar diler, kararnamenin, ailelerine, teşkilatımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederiz." denildi.<br />
 </p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/icra-mudur-ve-icra-mudur-yardimcilarina-ait-2026-yili-kararnamesi.pdf" rel="dofollow">&gt;&gt; İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcılarına Ait 2026 Yılı Kararnamesi için <span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icra-mudur-ve-icra-mudur-yardimcilarinin-2026-yili-kararnamesi-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/icra-mud1.jpg" type="image/jpeg" length="64144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 23 Haziran 2026 Tarihli ve 33289 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>SİGORTA BİLGİ VE GÖZETİM MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 9/8/2008 tarihli ve 26962 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (ö) bendinde yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“h) Kurum: Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunu,”</p>

<p>“p) Özellikli kuruluş: Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği ve nezdindeki alt kuruluşları, emeklilik gözetim merkezi, Doğal Afet Sigortaları Kurumu, Tarım Sigortaları Havuzu ile sigortacılık ve özel emeklilik alanında faaliyet gösteren diğer kurum ve kuruluşları,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>r) Yetkili kullanıcı: Veri tabanında yer alan verilere sınırlı şekilde erişim yetkisi tanınan, ilgisine göre sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri ve özellikli kuruluş yetkilileri, sigorta acenteleri, sigorta ve reasürans brokerleri, sigorta eksperleri ile diğer kişi ve kuruluşları,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Bu Yönetmelikte belirtilen görevleri yerine getirmek ve idari merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulan Merkez, usul ve esasları Yönetim Komitesi kararıyla belirlenmek üzere İstanbul’da veya diğer şehirlerde şube açabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tüm sigortalara ilişkin veriler, Kurumca belirlenen esaslara uygun olarak veri tabanında tutulur.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde ve aynı maddenin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Yönetim Komitesine Kurum tarafından belirlenen üyelerden biri başkanlık eder. Başkan bu üyeler arasından Yönetim Komitesi tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Alt Bilgi Merkezleri” ibaresi “Merkez birimleri” şeklinde ve aynı fıkranın (c) bendinde yer alan “Yönetmelik” ibaresi “Bu Yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “bu verilerin en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “üretim verilerinin eş zamanlı olarak” şeklinde, (b) bendinde yer alan “muallâk ve ödenmiş hasar verilerini güncellenmiş ve günlük olarak en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı” şeklinde, (ç) bendinde yer alan “bu verilerin en çok bir günlük gecikme ile” ibaresi “üretim verilerinin eş zamanlı olarak” şeklinde, (d) bendinde yer alan “muallâk ve ödenmiş hasar verilerini güncellenmiş ve günlük olarak en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı” şeklinde, (ğ) bendinde yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, (ı) bendinde yer alan “Müsteşarlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Trafik kazalarında kusur değerlendirmesi yapmak üzere Birliğin talebine istinaden Merkez bünyesinde yeterli sayıda tutanak değerlendirme komisyonu kurulur. Komisyonun çalışma usul ve esasları Kurum tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “kayıtların en çok bir gün gecikmeyle” ibaresi “üretim verilerinin eş zamanlı” şeklinde, (b) bendinde yer alan “muallâk ve ödenmiş hasar verilerini üye sigorta şirketlerinden en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı” şeklinde, (d) bendinde yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, (f) bendinde yer alan “Müsteşarlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “kayıtların en çok bir gün gecikmeyle” ibaresi “üretim verilerinin eş zamanlı” şeklinde, (b) bendinde yer alan “muallâk ve ödenmiş hasar verilerini üye sigorta şirketlerinden en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı” şeklinde, (d) bendinde yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, (f) bendinde yer alan “Müsteşarlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkralarında yer alan “Müsteşarlıkça” ibareleri “Kurumca” şeklinde, aynı maddenin yedinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan “Müsteşarlığın” ibareleri “Kurumun” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, aynı bentte yer alan “en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “üretim verilerinin eş zamanlı olarak” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “muallâk ve ödenmiş hasar verilerini” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı bentte yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, aynı bentte yer alan “güncellenmiş ve günlük olarak en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı” şeklinde, (c) bendinde yer alan “bu verilerin en çok bir günlük gecikme ile” ibaresi “üretim verilerinin eş zamanlı olarak” şeklinde, (ç) bendinde yer alan “muallâk ve ödenmiş hasar verilerini güncellenmiş ve günlük olarak en çok bir günlük gecikmeyle” ibaresi “güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı” şeklinde, (e) bendinde yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, (ğ) bendinde yer alan “Müsteşarlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde, aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin başlığında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum”, “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” ve “Müsteşarlık,” ibaresi “Kurum,” şeklinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 21- (1) Bu Yönetmelikle Merkeze verilen görevleri yerine getirmek üzere yapılacak giderler; üye sigorta şirketlerinin üyelik katılım paylarından, yatırım gelirlerinden, 22 nci maddede tanımlanan aşım bedellerinden, Merkez tarafından sağlanan hizmetler karşılığında elde edilen gelirlerden ve varsa Merkez nezdindeki iktisadi işletmenin gelirleri ile diğer gelirlerden karşılanır.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin başlığı “Katılım payı ve aşım bedeli” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca”, “Müsteşarlık,” ibaresi “Kurum,” şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun”, “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “katkı” ibareleri “katılım” şeklinde, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca”, “katkı” ibaresi “katılım”, “katılma” ibaresi “katılım” şeklinde, aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Üye sigorta şirketlerinin, yetkili kullanıcıların ve özellikli kuruluşların, Yönetim Komitesinin kararı ve Kurum onayıyla belirlenecek usul ve esaslarda öngörülen sınırları aşacak şekilde Merkez sistemlerini kullandığının tespit edilmesi halinde, üye sigorta şirketleri, yetkili kullanıcılar ve özellikli kuruluşlardan mezkur usul ve esaslarda belirlenen yöntem ve kriterlere göre aşım bedeli alınabilir.</p>

<p>(7) Üye sigorta şirketleri, yetkili kullanıcılar ve özellikli kuruluşlar tarafından altıncı fıkrada belirlenen sınırların sürekli olarak aşılması halinde, Merkez, 18/10/2022 tarihli ve 31987 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sigortacılık Verilerinin Toplanması, Saklanması ve Paylaşılmasına Dair Yönetmeliğin 13 üncü maddesi kapsamında işlem tesis eder.</p>

<p>(8) Altıncı fıkra kapsamında tahakkuk ettirilen aşım bedellerine ilişkin itirazlar, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Merkeze yapılır. Yönetim Komitesi, itirazları en geç otuz gün içinde karara bağlar.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Üye sigorta şirketleri ile özellikli kuruluşlar, Merkez tarafından kendilerinden istenen tüm bilgileri, doğru ve eksiksiz olarak belirlenen şekilde ve sürelerde Merkeze iletmekle yükümlüdür. Kurum, gerek görmesi halinde verilerin şekli ve içeriğine ilişkin sınırlamalar getirebilir.</p>

<p>(2) Üye sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerine ilişkin üretim verilerini eş zamanlı olarak Merkeze iletmekle yükümlüdür.</p>

<p>(3) Üye sigorta şirketleri, güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı olarak Merkeze iletmek ve gereken hallerde güncellemekle yükümlüdür. Yargı mercilerinde verilen kararlar doğrultusunda hasar verilerinin değişmesi halinde veri tabanında gerekli güncellemeler üye sigorta şirketi tarafından yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlıkça” ibaresi “Kurumca” şeklinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibareleri “Kurumun” şeklinde, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlık” ibaresi “Kurum” şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> Aynı Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Müsteşarlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan” ibaresi “Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 16 ncı maddesi 1/8/2026 tarihinde,</p>

<p>b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="80159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde Sağlık ve Palyatif Bakım Hizmetlerinin Sunumu ve Koordinasyonuna İlişkin Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/evde-saglik-ve-palyatif-bakim-hizmetlerinin-sunumu-ve-koordinasyonuna-iliskin-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/evde-saglik-ve-palyatif-bakim-hizmetlerinin-sunumu-ve-koordinasyonuna-iliskin-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evde Sağlık ve Palyatif Bakım Hizmetlerinin Sunumu ve Koordinasyonuna İlişkin Yönetmelik, 23 Haziran 2026 Tarihli ve 33289 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>EVDE SAĞLIK VE PALYATİF BAKIM HİZMETLERİNİN SUNUMU VE KOORDİNASYONUNA İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; evde sağlık hizmetleri ve palyatif bakım hizmetlerinin çağın gereklerine, günümüz ihtiyaç ve beklentilerine uygun olarak geliştirilmesi maksadıyla, evde sağlık hizmet birimlerinin ve palyatif bakım servislerinin kuruluşu, işleyişi, personel ve hizmet kıstasları, fiziki şartları, her türlü malzeme ve tıbbi teknolojik imkânları bakımından asgari standartlarını belirlemek, bu hizmetlerin birinci basamak, yataklı ve uzaktan sağlık hizmetleriyle koordineli ve entegre biçimde yürütülmesi ile kayıt, kalite ve denetim süreçlerine ait usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam </strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, belediyeler ve özel sağlık kuruluşlarına ait sağlık tesislerinde sunulan palyatif bakım hizmetleri ile kamu kurum ve kuruluşlarında sunulan evde sağlık hizmetlerini kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik; 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 9 uncu maddesinin (c) bendi ile ek 11 inci maddesi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (c) ve (e) bentleri ile 508 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Aile hekimi: Aile hekimliği uzmanı veya Bakanlıkça yetkilendirilmiş tabibi,</p>

<p>b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,</p>

<p>c) Çocuk palyatif bakım servisi: Bakanlıkça izin verilen sağlık tesisleri bünyesinde kurulan on sekiz yaş ve altı çocuk hastalara palyatif bakım hizmeti sunulan servisleri,</p>

<p>ç) Elektronik kayıt sistemi: Evde Sağlık Yönetim Sistemi (ESYS), Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS), Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS), Uzaktan Sağlık Bilgi Sistemi (USBS) ve ilişkili diğer sağlık bilgi sistemleri ile entegre çalışan ulusal dijital sağlık bilgi altyapısını,</p>

<p>d) ESH aracı: ESH sunumu için kullanılmak üzere tahsis edilen taşıtı,</p>

<p>e) ESH birimi: Müdürlüğün uygun gördüğü kamu sağlık tesisinde yapılandırılan ESH sunan birimi,</p>

<p>f) ESH birimi sorumlu tabibi: Bünyesinde ESH birimi oluşturulan sağlık tesislerinde başhekim tarafından görevlendirilen sorumlu tabibi,</p>

<p>g) ESH ekibi: ESH’de görevli tercihen eğitimini almış sağlık personeli ile diğer personelden oluşan ekibi,</p>

<p>ğ) ESH iletişim merkezi (ESHİM): ESH talebinde bulunan kişilerin beyan ettikleri bilgiler doğrultusunda başvuru kaydını oluşturan Bakanlık iletişim merkezini,</p>

<p>h) ESH koordinasyon merkezi (ESKOM): ESH almak için yapılan başvurularda klinik karar almaksızın ön değerlendirme yapan, kişilerin hizmete erişim biçimini ve hizmet yöntemini belirleyerek ilgili birimlere yönlendiren, kabul, sevk, nakil ve taburculuk süreçlerini takip eden ve birinci basamak, yataklı ve uzaktan sağlık hizmetleri ile idari ve organizasyonel olarak koordinasyonu sağlayan müdürlüğe bağlı olarak kurulan birimi,</p>

<p>ı) ESH ünitesi: Evde sağlık hastasının takipleri sırasında yataklı sağlık hizmeti gereksinimi oluşması halinde palyatif yatağı olmayan sağlık tesislerinde kullanılabilecek olan en az üç yatak kapasiteli üniteyi,</p>

<p>i) ESKOM koordinatörü: Müdürlük tarafından ESKOM’da görevlendirilen tabibi,</p>

<p>j) Evde sağlık hastası: Tanısı konmuş hastalıklar sebebiyle cihaza, yatağa veya eve bağımlı olan veya yaşlılığı sebebiyle sağlık hizmetine erişimde güçlük yaşayan, yaşamını sürdürdüğü mekânda evde sağlık hizmeti alma talebinde bulunan ve talebi uygun görülen kişiyi,</p>

<p>k) Evde sağlık hizmeti (ESH): Evde sağlık hastası olarak tanımlanan kişilere hayatını sürdürdüğü mekânda; aile hekimliği, palyatif bakım, yataklı ve uzaktan sağlık hizmetleri ile entegre şekilde sunulan koruyucu sağlık, teşhis, tedavi, tıbbi bakım, rehabilitasyon ve izlem hizmetlerini,</p>

<p>l) Evde Sağlık Yönetim Sistemi (ESYS): ESH’ye ilişkin tüm başvuru, değerlendirme, izlem, sevk, nakil, taburculuk ve sonuç verilerinin kayıt altına alındığı ve Bakanlıkça belirlenen sağlık bilgi sistemleri ile entegre çalışan dijital sistemi,</p>

<p>m) Genel Müdürlük: Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>n) Klinik rehber: Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri hakkında hazırlanan ve Bakanlıkça yayımlanan kanıta dayalı tıp rehberlerini,</p>

<p>o) Merkez komisyonu: Ülke genelinde yürütülen ESH ve palyatif bakım hizmetlerini değerlendirmek ve koordinasyonu sağlamak üzere Bakanlık bünyesinde oluşturulan 5 inci maddede belirtilen komisyonu,</p>

<p>ö) Müdürlük: İl sağlık müdürlüğünü,</p>

<p>p) Palyatif bakım: İyileştirici tedavinin mümkün olmadığı veya tedaviye bağlı yararın sınırlı olduğu durumlarda; hastanın ve ailesinin yaşam kalitesinin korunması ve artırılması amacıyla ağrı ve diğer semptomların kontrolünü, psikososyal ve manevi desteği kapsayan bütüncül bakım yaklaşımını,</p>

<p>r) Palyatif bakım ekibi: Palyatif bakım hizmeti sunan ekibi,</p>

<p>s) Palyatif bakım hastası: İlgili klinik rehberde tanımlanan kriterlere göre; yaşamı tehdit eden, kronik, ilerleyici veya tedavisi tamamen mümkün olmayan bir hastalığı bulunan, bu hastalığa bağlı olarak fiziksel, psikolojik veya sosyal sorunlar yaşayan ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla bütüncül bakım ve desteğe ihtiyaç duyan kişiyi,</p>

<p>ş) Palyatif bakım servisi: Bakanlıkça izin verilen yataklı sağlık tesisleri bünyesinde kurulan ve palyatif bakım hizmeti sunulan servisleri,</p>

<p>t) Palyatif bakım servisi sorumlu tabibi: Bünyesinde erişkin ya da çocuk palyatif bakım servisi olan sağlık tesislerinde sağlık tesisi yöneticisi tarafından görevlendirilen tam zamanlı çalışan sorumlu tabibi,</p>

<p>u) Palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimi: Sağlık tesisi bünyesinde palyatif bakım hizmetlerinin planlanması, sunumu, izlenmesi ve koordinasyonunu sağlayan; ESH, diğer yataklı servisler ve uzaktan sağlık hizmetleri ile entegrasyonu yürüten, palyatif bakım servisi bulunan sağlık tesislerinde bu servis üzerinden işleyen, servis bulunmayan sağlık tesislerinde ise ayrıca yapılandırılan; koordinasyon sorumlu tabibi yönetiminde faaliyet gösteren birimi,</p>

<p>ü) Palyatif kritik bakım hizmeti: Palyatif bakım servisleri bünyesinde; ileri semptom yükü bulunan, yakın klinik izlem ve yoğun destek gerektiren hastalara yönelik olarak sunulan, yoğun bakım hizmeti kapsamı dışında kalan ileri düzey palyatif bakım hizmetlerini,</p>

<p>v) Sağlıklı Yaş Alma Merkezleri (YAŞAM): Yaşlı kişilerin evde ve yerinde sağlık hizmeti ihtiyaçlarının belirlenmesi, izlenmesi ve desteklenmesi amacıyla Bakanlığa bağlı sağlık tesisleri bünyesinde kurulan birimleri,</p>

<p>y) Sorumlu idareci: Sağlık tesisleri bünyesinde bulunan ESH birimleri, palyatif bakım servisleri ile palyatif bakım ve ESH koordinasyon biriminden sorumlu olan başhekimi/mesul müdürü veya görevlendireceği yardımcısını,</p>

<p>z) Tescil komisyonu: ESH birimleri ve palyatif bakım servislerinin tescilini yapmak üzere müdürlük bünyesinde oluşturulan 7 nci maddede belirtilen komisyonu,</p>

<p>aa) Uzaktan Sağlık Hizmeti: İlgili mevzuat hükümlerine göre faaliyet izni almış sağlık tesislerinde, sağlık meslek mensubu tarafından uzaktan sağlık bilgi sistemi üzerinden sunulan sağlık hizmetini,</p>

<p>bb) Yürütme komisyonu: İl genelinde yürütülen evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerini değerlendirmek üzere müdürlük bünyesinde oluşturulan 6 ncı maddede belirtilen komisyonu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Komisyonların Oluşturulması</p>

<p><strong>Merkez komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamında verilen hizmetlerin ülke genelinde koordinasyonunu, hizmet sunumu sırasında ortaya çıkabilecek sorunları tespit ederek çözümlerini sağlamak ve hizmetlerin geliştirilmesi amacıyla Bakanlık bünyesinde merkez komisyonu oluşturulur.</p>

<p>(2) Komisyon, Bakanlığın daveti üzerine; Bakanlık ve evde bakım ile sosyal destek hizmetine ilişkin görev ifa eden diğer Bakanlıkların temsilcilerinin katılımıyla yılda en az bir defa toplanır. Bakanlıkça gerekli görülmesi ya da temsilcilerin talebi üzerine ilgili diğer kurum ve kuruluşlardan temsilciler, alanında uzman akademisyenler de davet edilebilir.</p>

<p>(3) Toplantıda ülke genelinde bu Yönetmelik kapsamında verilen hizmetlerin değerlendirmesi yapılır ve geliştirilmesine yönelik illerin iyi uygulama örnekleri ile projeleri değerlendirilir. İyi uygulamaların ülke genelinde yaygınlaştırılması teşvik edilir.</p>

<p>(4) Komisyonun sekretarya hizmetleri Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yürütme komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) İlde sunulan ESH ve palyatif bakım hizmetlerinin etkinliği, verimliliği ve sürekliliğinin sağlanması amacıyla müdürlük bünyesinde yürütme komisyonu kurulur.</p>

<p>(2) Komisyon hizmet sunum kalitesinin artırılmasına yönelik öneri ve değerlendirmelerde bulunur. İyi uygulama örneklerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapar. Hizmet sunumu sırasında ortaya çıkan problemleri ve eksikleri tespit eder ve çözüme kavuşturulmasını sağlar. Hizmet sunulan kişiler ve yakınlarının hizmetle ilgili şikâyetlerini değerlendirir. Hizmet kapsamında uygun görülmeyen talepleri ve itirazları inceleyerek karara bağlar. Bunlara ait toplantı kayıtlarının tutulmasını sağlar.</p>

<p>(3) Komisyon başkanı il sağlık müdürüdür. İl sağlık müdürünün toplantıya katılamayacağı durumlarda, müdürlükte ilgili başkanlıktan başkan veya başkan yardımcısı katılır. Yürütme komisyonu başkan ile birlikte asgari beş üye, azami dokuz üyeden oluşur. Başkan, ESKOM koordinatörü ile birlikte kamu hastaneleri, halk sağlığı, sağlık ve acil sağlık hizmetleri başkan veya başkan yardımcılarından ilgisine ve toplantı gündemine göre komisyon üyelerini belirler. Gerekli olan durumlarda ilgili branşta uzman tabipler komisyona davet edilebilir.</p>

<p>(4) Komisyon, düzenli olarak ayda en az bir defa toplanır. Ayrıca; komisyon, başkanın davetiyle veya üyelerden birinin müdürlüğe yapacağı başvuru ve başkanın uygun görmesiyle toplanabilir.</p>

<p>(5) Komisyon, asgari beş üye ile toplanır ve katılanların oy çokluğu ile karar alır. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır. Komisyon gündeme alınan konuları karara bağlar. Oylamalarda karara katılmayan üyeler karşı oy gerekçelerini kararda belirtirler. Komisyon tarafından alınan kararlar ESKOM’a iletilerek ESH ve palyatif bakım hizmeti birimleri tarafından uygulanır.</p>

<p>(6) Komisyonun yıllık faaliyet raporu ESKOM tarafından hazırlanır ve komisyon başkanına sunulur.</p>

<p>(7) Komisyonun sekretarya hizmetleri müdürlük ilgili başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Tescil komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Sağlık tesisi tarafından yapılan başvuru üzerine müdürlükçe ESH birimi ve palyatif bakım servisinin bulunduğu sağlık tesisinde inceleme ve değerlendirme yapmak için en az biri tabip olmak üzere ilgili başkanlıktan iki katılımcı ile birlikte üç kişiden oluşan yerinde tescil komisyonu kurulur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Evde Sağlık Hizmetlerinin Planlanması ve Hizmet Birimlerinin Oluşturulması</p>

<p><strong>Evde sağlık hizmetlerinin planlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) ESH’nin il genelinde planlanması, yürütülmesi, denetlenmesi ve koordinasyonundan müdürlükler sorumludur.</p>

<p>(2) ESH birimleri; kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı hizmet bölgesi esas alınarak, il genelindeki hizmet ihtiyacı ve sürekliliği, hizmete erişilebilirlik, hasta sayısı, coğrafi dağılım ve ulaşım şartları dikkate alınmak suretiyle müdürlük tarafından planlanır.</p>

<p>(3) ESH birimleri; her bir kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı için bir adet merkezi birim olacak şekilde yapılandırılır. Bu merkezi birimler müdürlüğün uygun gördüğü kamu sağlık tesisinde konuşlandırılır ve kapsadığı hizmet bölgesi genelinde faaliyetlerini yürütür.</p>

<p>(4) Aynı kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı hizmet bölgesinde;</p>

<p>a) Evde sağlık hastası sayısının, mevcut merkezi birimin hizmet sunum kapasitesini aşması,</p>

<p>b) Bölgenin coğrafi büyüklüğü, yerleşim yapısı veya ulaşım şartları sebebiyle hizmete erişimde uygun sürelerin sağlanamaması,</p>

<p>c) Kırsal, dağınık yerleşimli veya ulaşımı güç alanlarda hizmet sürekliliğinin tek bir merkezi birimle sağlanamaması,</p>

<p>ç) Mevsimsel nüfus artışı, göç, afet riski veya olağanüstü hâller sebebiyle hizmet ihtiyacının geçici veya kalıcı olarak artması,</p>

<p>gibi durumlardan en az birinin varlığının tespiti hâlinde, müdürlükçe merkezi birimlere ek olarak uydu birimler yapılandırılabilir ve gerekçeleriyle Bakanlığa bildirilir.</p>

<p><strong>ESH birimlerinin oluşturulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Evde sağlık hizmeti birimleri tipine göre;</p>

<p>a) H Tipi ESH Birimi (ESH-H): Kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı hizmet bölgesinde müdürlüğün uygun gördüğü sağlık tesislerinde; ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini kapsayacak şekilde yapılandırılan merkezi ya da uydu ESH birimleri,</p>

<p>b) D Tipi ESH Birimi (ESH-D): Kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı hizmet bölgesinde müdürlüğün uygun gördüğü ağız ve diş sağlığı merkezleri ya da hastanelerinde; ağız ve diş sağlığı hizmetlerini kapsayacak şekilde yapılandırılan merkezi ya da uydu ESH birimleri,</p>

<p>olarak ayrılır.</p>

<p>(2) ESH sunacak olan birimin açılış izni sorumlu idarecinin teklifi ve müdürlük onayı ile verilir.</p>

<p>(3) Açılış izni alan birimin EK-1’de yer alan Evde Sağlık Hizmeti Birimlerinin Asgari Donanım, Personel ve Hizmet Standartlarını sağlaması zorunludur. İlgili sağlık tesisi müdürlüğe başvurur. Müdürlük bu başvuru üzerine, oluşturulan tescil komisyonu ile birimin bulunduğu sağlık tesisinde inceleme ve değerlendirme yapar. EK-2’de yer alan Evde Sağlık Hizmeti Birimlerinin Tescil Talep Formuna göre uygunluğu tespit edilen birim en geç 30 gün içinde tescil edilir ve ESYS’ye kaydı yapılarak Bakanlığa bildirilir.</p>

<p>(4) Birimin veya bağlı olduğu sağlık tesisinin taşınması gibi hallerde müdürlüğe talepte bulunularak yeniden tescil işlemleri yapılır.</p>

<p>(5) Evde sağlık hizmeti sunulan hastanın sağlık tesisindeki ayaktan tetkik, tedavi ve diğer tıbbi işlemlerinin uzun sürmesi ya da sonraki günlere uzaması halinde, mağduriyete mahal verilmemesi için sorumlu idarecinin kararı doğrultusunda ilgili sağlık tesisi bünyesinde, uygun bir kliniğe yatışı yapılır. Sağlık tesisi bünyesinde palyatif bakım servisi olması ve boş yatak bulunması halinde evde sağlık hastası öncelikle bu servise yatırılır. Tercihen sorumlu idarecinin kararı ile bu hastalar için kullanılmak üzere en az üç yatak kapasiteli ve amaca uygun olarak donatılmış ESH ünitesi oluşturulabilir. Bu yataklar toplam yatak sayısına dahil edilmeden gözlem yatağı olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>ESH birimlerinin fiziki şartları ve donanım asgari standartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Birimlerin, EK-1’de yer alan tescil için gerekli olan araç, malzeme, tıbbi cihaz ve ilaçları bulundurması ve fiziki şartlara uyum sağlaması zorunludur. Bu kapsamdaki ihtiyaçlar birimlerin bağlı bulunduğu sağlık tesisince karşılanır.</p>

<p><strong>ESH araçlarının tahsisi </strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) ESH’de kullanılacak ulaşım araçları; kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı hizmet bölgesi esas alınarak, hizmet ihtiyacı, evde sağlık hastası sayısı, coğrafi dağılım, ulaşım süreleri ve hizmet sürekliliği kriterleri dikkate alınmak suretiyle müdürlükler tarafından planlanır ve tahsis edilir. Araç tahsisi, merkezî ve uydu ESH birimleri için bütüncül olarak yapılır ve illerin ihtiyaçlarına göre diğer hizmet araçlarından ayrı şekilde planlanır.</p>

<p>(2) ESH birimlerinin araç ihtiyacının mevcut kapasite ile karşılanamaması hâlinde, durum ESKOM tarafından gerekçelendirilerek müdürlüğe bildirilir. Müdürlükçe yapılacak değerlendirme sonucunda, gerekli görülmesi hâlinde Bakanlıkça ilgili komisyonlarda değerlendirme yapılır ve tedbirler alınır.</p>

<p>(3) ESH sunumunda görev alan personelin hastanın bulunduğu mekâna ulaşımını, hastanın evden sağlık tesisine ya da sağlık tesisinden eve naklini ve hizmet sunumunda kullanılacak her tür malzemenin taşınmasını sağlar.</p>

<p>(4) ESH sunumu esnasında, ekip tarafından hastanın acil sağlık hizmetine gereksinimi olduğunun tespit edilmesi hâlinde; hasta için 112 acil sağlık hizmetlerinden yararlanılması sağlanır. Bu durumda, ambulans ekibi gelinceye kadar 112 komuta kontrol merkezinin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket edilir ve hasta teslim tutanağı düzenlenerek 112 ekiplerine teslim edildikten sonra ziyaret sonlandırılır.</p>

<p>(5) Acil durumlarda hasta, sağlık tesisinin kendi ambulansı veya 112 acil sağlık hizmetleri ambulansı ile nakledilir.</p>

<p>(6) ESH araçları üzerinde Bakanlık logosu, ESH’ye ilişkin tanıtıcı ibareler ve ESHİM’e ait iletişim bilgileri bulunur. Araçlar hizmete özgü şekilde giydirilir, adres bulmayı ve hizmet planlamasını kolaylaştırmak amacıyla uydu konumlandırma ve araç takip sistemleri kullanılabilir.</p>

<p>(7) ESH araçlarının bakım, onarım, sigorta ve benzeri idari işlemleri; birimin konuşlandırıldığı kamu sağlık tesisinin sorumlu idarecisi tarafından, ESKOM ve müdürlük koordinasyonunda yürütülür.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Evde Sağlık Hizmetleri Personel Görevlendirmeleri,</p>

<p>Personellerin Yetki ve Sorumlulukları</p>

<p><strong>ESH birimleri ve ESKOM personel görevlendirmeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) ESH birimleri; bir veya ihtiyaç halinde birden fazla ESH ekibinden oluşur. Ekipte yer alacak personel EK-1’de belirtilmiştir.</p>

<p>(2) Ekipte görev yapacak personel; kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığı hizmet bölgesi esas alınarak, hizmet ihtiyacı ve hizmet sunum kapasitesine göre müdürlük tarafından planlanır ve görevlendirilir. ESH birimlerinin bulunduğu sağlık tesislerinde ekip sağlık tesisi bünyesindeki mevcut personelden oluşturulur. İhtiyaç halinde personel sayısı artırılabilir ve ekipte yer alan sağlık personeli, evde sağlık aracına sürücü olarak yetkilendirilebilir. Ekipler ESKOM koordinasyonunda hizmet sunar.</p>

<p>(3) ESH birimlerinde görev yapan personel bilgileri ESKOM’a bildirilir. Ekip personeli ESH birimleri ve YAŞAM’da görev alır ancak zorunlu hallerde aynı başkanlık bünyesindeki başka bir birimde görevlendirilebilir.</p>

<p>(4) ESH ekiplerinde görev alan personel bilgileri ve personelin ESH birimi sorumlu tabibi tarafından oluşturulan günlük, haftalık ve aylık görev planları ESYS üzerinden kayıt altına alınır ve ESKOM tarafından izlenir.</p>

<p>(5) ESH birimlerinde, kayıt, arşiv, iletişim ve koordinasyon faaliyetlerini yürütmek üzere tıbbi sekreter veya uygun nitelikte idari personel müdürlükçe görevlendirilebilir.</p>

<p>(6) ESH biriminde çalışan personel, görevli olduğu süre dâhilinde Bakanlık tarafından belirlenen hizmete ve mesleğe özgü uygun standart kıyafeti giymek ve adını, soyadını, unvanını ve mesleğini belirten tanıtıcı yaka kartı takmak zorundadır.</p>

<p>(7) ESH’de görevli personele yönelik hizmet içi eğitimler ve ilgili mevzuatı kapsamında sertifikalı eğitimler Bakanlık tarafından planlanır ve bu planlar doğrultusunda müdürlüklerce eğitimler verilir.</p>

<p>(8) Bakanlığın uygun gördüğü durumlarda Genel Müdürlükten alınan izin doğrultusunda üniversiteler, birinci basamak sağlık kuruluşları ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının sağlık tesisleri de evde sağlık hizmet sunumuna dâhil edilebilir.</p>

<p>(9) ESKOM koordinatörü, tabipler veya tercihen klinik bilimlerde ihtisası bulunan tabipler arasından en az iki yıllık süre ile müdürlükçe görevlendirilir.</p>

<p>(10) ESKOM’da, Genel Müdürlük tarafından belirlenen nitelikleri taşıyan personel müdürlükçe görevlendirilir.</p>

<p><strong>ESH birimi ve ESKOM personelinin görev, yetki ve sorumlukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) ESKOM koordinatörü, müdürlük bünyesinde kamu hastaneleri hizmetleri başkanlığında veya bu hizmetleri yürüten ilgili başkanlığa bağlı olarak görev ifa eder. ESH, palyatif bakım hizmetleri, yoğun bakım hizmetleri, aile hekimliği ile entegre evde sağlık uygulamaları ve uzaktan sağlık hizmetlerinin il düzeyinde organizasyonu, yönetimi, klinik ve idari koordinasyonu, hizmet bütünlüğü ile kaynakların etkin ve verimli kullanımının sağlanması hususlarında müdürlüğe karşı birinci derecede sorumludur. Gerektiğinde ilgili sağlık personeline tıbbi danışmanlık sağlar.</p>

<p>(2) ESH birimi sorumlu tabibi, sağlık tesisi sorumlu idarecisi ile birlikte birim ekiplerini oluşturur, sevk ve idaresini sağlar, evde sağlık hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini temin eder. Ekip faaliyetlerini ESKOM koordinasyonunda yürütür.</p>

<p>(3) Tabip dışındaki diğer ESH ekip personeli görevini; ilgili mesleki mevzuatı, ESH kapsamında almış oldukları sertifikalı ve diğer hizmet içi eğitimler ile sorumlu tabip tarafından belirlenen iş planı çerçevesinde yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Evde Sağlık Hizmetleri Sunum Süreçleri</p>

<p><strong>ESKOM yapılanması ve faaliyetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Palyatif bakım hizmetleri ve ESH’nin ilgili mevzuata ve hizmet gereklerine uygun şekilde yürütülmesinden ve koordinasyonundan, ESKOM’un oluşturulması, koordinatörün belirlenmesi, birimlerin personel, araç ve malzeme ihtiyacının karşılanmasından ve uygun çalışma ortamının sağlanmasından müdürlükler sorumludur.</p>

<p>(2) İlde ESH sunan birimler, yönetim ve iletişim yönünden ESKOM ile kesintisiz şekilde irtibatlandırılır.</p>

<p>(3) ESH başvuruları; aile hekimleri, palyatif bakım koordinasyon birimleri veya ESHİM aracılığıyla Bakanlıkça belirlenecek iletişim kanalları üzerinden alınır. Hasta başvuruları ESYS’de kayıt altına alınarak ESKOM’a iletilir.</p>

<p>(4) ESH talebinde bulunan kişiler ESHİM’e 08.00-22.00 saatleri arasında başvuru yapabilir.</p>

<p>(5) ESKOM müdürlüğe bağlı olarak hizmet sunar. ESKOM’da, Genel Müdürlükçe belirlenen nitelikleri taşıyan personel müdürlükçe görevlendirilir ve iletişim alt yapısı kurulur.</p>

<p>(6) İl genelinde yapılan ESH başvurularının hizmet süreçlerine uygun şekilde yürütülmesi, kesintisiz ve kısa zamanda ulaşılabilir hizmet sunulabilmesi, birimler arasındaki iletişim ve koordinasyonun sağlanmasından ESKOM koordinatörü sorumludur.</p>

<p>(7) ESKOM, bu Yönetmelik ve Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü tarafından oluşturulan ESYS kullanıcı kılavuzlarında belirtilen çalışma standartlarına göre faaliyetlerini yürütür.</p>

<p>(8) ESKOM’un çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>(9) ESKOM, evde sağlık hizmeti için kendisine iletilen başvuruları hizmete erişim şekli ve sunum yöntemi bakımından değerlendirerek; evde sağlık hizmeti, aile hekimliği, uzaktan sağlık hizmeti, poliklinik/hastane başvurusu, palyatif bakım hizmetlerine yönlendirme seçeneklerinden uygun olanını belirler.</p>

<p>(10) ESKOM’un faaliyetleri, hastanın tıbbi tanısına, tedavi planına, yatışına ve taburculuğuna ilişkin klinik kararların yerine geçmez; bu kararlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sorumlu tabipler tarafından alınır.</p>

<p>(11) ESKOM’un malzeme, cihaz ve benzeri ihtiyaçları müdürlük veya ilgili sağlık tesisince karşılanır.</p>

<p>(12) Bakanlık hizmet sunum etkinliğinin arttırılması amacıyla tablet bilgisayar, dizüstü bilgisayar ve GSM hatlı iletişim cihazları ve benzeri cihazların kullanımına yönelik standartları belirler.</p>

<p><strong>Evde sağlık hizmetlerine başvurunun yapılması, değerlendirilmesi ve hasta kabulü </strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) ESH’ye başvurular; hasta veya kanuni temsilcisi tarafından e-Nabız üzerinden elektronik ortamda, ESHİM aranarak, doğrudan başvuru veya Bakanlığın belirlediği iletişim araçları üzerinden yapılabilir. Aile hekimleri, palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimleri, bakım ve sosyal destek hizmetlerinde görevli olanlar tarafından da ESYS ile entegre yazılımlar vasıtasıyla yapılabilir.</p>

<p>(2) ESH için ilk kez yapılan başvurular elektronik bilgi sistemi ile ESKOM ve eş zamanlı olarak ilgili aile hekimliğine iletilir. Aile hekimi tarafından uzaktan sağlık hizmeti kullanılarak veya geçmiş sağlık ve muayene verileri esas alınmak suretiyle EK-1’de yer alan hasta ve klinik özelliklerine göre ön değerlendirmeye tabi tutularak ESH kapsamında olup olmadığına karar verilir. Aile hekimliğince bir iş günü içinde yanıtlanmayan başvurular gerekçeleri ile elektronik ortamda ESKOM’a iletilerek sonuçlandırılır.</p>

<p>(3) ESKOM’a iletilen tüm başvurular en geç üç günü içinde sonuçlandırılır. ESH birimleri tarafından yapılması planlanan ilk ev ziyaretleri de bu süre içinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(4) ESKOM başvurularının yanıtlanması, ESYS üzerinden kayıt altına alınması, hastanın ESH, aile hekimliği, uzaktan sağlık ve yataklı sağlık hizmetleri kapsamında değerlendirilmesi veya izlenmesi gibi iş ve işlemler ESKOM koordinatörü tarafından yürütülür.</p>

<p>(5) ESKOM koordinasyon ve işleyiş süreçleri, EK-8’de yer alan ESKOM Koordinasyon ve İşleyiş Süreçleri Algoritması doğrultusunda yürütülür.</p>

<p>(6) ESKOM tarafından yapılan tüm görüşmelerin kayıt altına alınması ve veri güvenliğinin sağlanması zorunludur.</p>

<p><strong>Evde sağlık hizmeti sunumu</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Evde sağlık hastasına sunulacak tıbbi bakım hizmeti aşağıdaki şekilde sürekli veya süreli olarak sınıflandırılır:</p>

<p>a) Sürekli ESH; ilk ev ziyareti sırasında ESH ekipleri tarafından ya da hastaneden taburcu olurken hekimi tarafından tedavi planı yapılan ve sürekli tıbbi bakım hizmeti alması uygun görülen, evde sağlık hizmetini ömür boyu ya da kendi isteği ile sonlandırana kadar alabilecek olan hastaları kapsar.</p>

<p>b) Süreli ESH; ilk ev ziyareti sırasında ESH ekipleri tarafından ya da hastaneden taburcu olurken hekimi tarafından süreli tıbbi bakım hizmeti alması uygun görülen, evde sağlık hizmetini bu süre içinde kendi isteği ile sonlandırana kadar alabilecek olan hastaları kapsar. Bu süre hastaneden taburculuk sonrası otuz güne kadar olup ilgili hekim uygun gördüğü takdirde ilave otuz güne kadar uzatılabilir.</p>

<p>(2) ESH birimine ESYS üzerinden gelen bildirim değerlendirilerek ekip görevlendirilir ve hastanın ilk ziyareti gerçekleştirilir. İlk ziyaret sorumlu tabip eşliğinde yapılır. Sorumlu tabip tarafından hastanın tıbbi değerlendirmesi yapılarak evde sağlık hastası olup olmadığına karar verilir.</p>

<p>(3) Ekip tarafından ESH kapsamında olmadığı değerlendirilen hastalar ESKOM’a bildirilir. Hasta veya hasta yakınlarına diğer yollarla sağlık hizmeti almaları gerektiği yönünde bilgilendirme yapılır. ESH kapsamında olmayan ancak evde bakım ve sosyal destek hizmeti talebi bulunan hastalar, konu ile ilgili birim, kurum ya da kuruluşlara yönlendirilir.</p>

<p>(4) ESH kapsamına alınan hastalar için EK-3’te yer alan Evde Sağlık Hizmeti Değerlendirme Formu düzenlenir. Günlük, haftalık veya aylık olarak ziyaret planı oluşturulur. Ziyaret planının bir örneği evde sağlık ekipleri tarafından kayıt altına alınır, arşivlenir ve hasta veya hasta yakını ile paylaşılır.</p>

<p>(5) Hizmetin kapsamı ve süresi gibi hususlarda birimde tereddüde düşülmesi halinde konu, ESKOM’a bildirilir. ESKOM tarafından idari açıdan değerlendirme yapılır. Çözüme kavuşturulamayan konular klinik karar içermemek kaydıyla yürütme komisyonu marifetiyle sonuçlandırılır. Kararların hasta hakları ve çalışan güvenliği açısından uygun nitelikte olmasına dikkat edilir.</p>

<p>(6) Birimler ESH ile ilgili iş ve işlemleri, bu Yönetmelik ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yerine getirir.</p>

<p>(7) ESH mesai saatlerinde sunulur. Ancak müdürlük ilin durumunu, talep yoğunluğunu, hastaların tıbbi durumlarını göz önünde bulundurarak belirlediği birimlerle hafta içi, hafta sonu, resmî tatil günlerinde mesai kaydırma yöntemiyle hizmet sunumunu sağlar. Sağlık hizmeti gerekleri doğrultusunda evde sağlık birimlerinin çalışma saatleri ile ilgili olarak Bakanlıkça düzenleme yapılabilir.</p>

<p>(8) ESH ilin hizmet ihtiyacını karşılayacak niteliklere sahip ve sayıca yeterli ekipler tarafından gerçekleştirilir. Birim sorumlu hekimi tarafından çalışma planı hazırlanır ve uygulanır.</p>

<p>(9) Gerektiği durumlarda ilgili branştan konsültasyon hizmeti sağlanır. Konsültasyon hizmetinin evde sunulabileceği durumlarda; ilgili branş hekim sayısı ve çalışma saatleri de dikkate alınarak konsültan hekim ekibe dâhil edilebilir.</p>

<p>(10) Evde sağlık hastasının kullandığı ilaç ve farmakolojik ürünler ile bitkisel preparatlar da dâhil olmak üzere, ilaç tedavisini bütüncül olarak akılcı ilaç kullanımı ilkeleri doğrultusunda gözden geçirmek, etkileşim, geçimsizlik gibi konularda hasta ve hasta yakınını bilgilendirmek ve danışmanlık hizmeti vermek üzere evde sağlık ekibine eczacı dâhil edilebilir.</p>

<p>(11) Hastanın raporlarının düzenlenmesi ve kullandığı ilaçların reçete edilmesine ilişkin iş ve işlemler, ilgili sosyal güvenlik mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütülür.</p>

<p>(12) ESH sunumu sırasında, bakıma ihtiyacı olduğu tespit edilen kimsesiz, ihtiyaç sahibi veya ihmal riski altında bulunduğu değerlendirilen kişiler hakkında aile ve sosyal hizmetler il müdürlüğüne bildirimde bulunulur; istismar ve benzeri durumlara ilişkin fizik muayene bulgularının veya adli takibi gerektiren hususların tespiti hâlinde ise durum tutanak altına alınarak mevzuat hükümleri doğrultusunda ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına gerekli bildirimler yapılır.</p>

<p>(13) Birimler hizmet için gerekli bütün araç, malzeme ve taşıtları kullanıma hazır halde bulundurur ve taşıtlar için gerekli bakım, onarım ihtiyacını, birimin sağlık tesisi sorumlu idarecisine ve ESKOM’a bildirir.</p>

<p>(14) Hastanın ve ailesinin, hizmet sunum sürecinde üstlenebilecekleri görevler ile hastalık ve bakım süreçleri hakkında, evde kullanması gereken tıbbi cihaz ve ekipmanlar konusunda, eğitim ve danışmanlık gibi hizmetlerin verilmesi sağlanır.</p>

<p>(15) Hizmet sunumu esnasında yabancı dil kullanımı, işaret dili, çevirmenlik ihtiyacı olması durumunda bu ihtiyaçlar müdürlük vasıtasıyla sağlanır.</p>

<p>(16) Hastanın genel durumunda meydana gelen acil hâllerde acil sağlık hizmetleri mevzuatına göre işlem tesis edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(17) Hekimin uygun görmesi ve hastanın talep etmesi hâlinde ESH, ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak uzaktan sağlık hizmeti ile sunulabilir.</p>

<p>(18) ESH sunulması uygun görülen kişilere bilgilendirme yapılması ve EK-4’te yer alan Evde Sağlık Hizmeti Bilgilendirme ve Rıza Formunun doldurulup kayıt altına alınarak rıza alınması zorunludur. Bilgilendirme ve rıza alımına ilişkin iş ve işlemlerde 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri esas alınır.</p>

<p>(19) Hizmetin verilmesi sırasında tıbbi deontoloji ve mesleki etik ilkeleri ile hasta hakları mevzuatına uygun olarak hareket edilmesi zorunludur.</p>

<p>(20) ESH’nin sunumu sırasında mümkünse hastanın yanında yakınlarından birisinin bulunması sağlanır.</p>

<p>(21) ESH sunan ekipler ihtiyaç bulunması hâlinde ilgili mülki idari amirin talimatı ile kolluk kuvvetlerinden yardım ve refakat talep edebilir.</p>

<p>(22) ESH birimleri; verilen sağlık hizmeti sonucunda oluşan atıkların mevzuatına uygun olarak bertaraf edilmesini sağlar.</p>

<p><strong>Evde sağlık hizmetinin sonlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Evde sağlık hizmeti;</p>

<p>a) Hastanın vefat etmesi,</p>

<p>b) Hastanın hekim tarafından ESH’ye ihtiyacının kalmadığının tespiti,</p>

<p>c) Hasta veya Hasta Hakları Yönetmeliği kapsamında rıza vermeye yetkili kişilerin talebi,</p>

<p>hallerinde sonlandırılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen sebeplerle hizmetin sonlandırılması haricinde ekiplerin hizmet sonlandırma için tereddüt ettiği durumlarda tutanak hazırlanarak ESKOM aracılığı ile yürütme komisyonuna iletilir. Komisyon, tutanağın ulaşmasını takiben üç iş günü içinde karar alır. Komisyon kararının beklendiği süre zarfında değerlendirmede olan hastanın ESH sunulmasını gerektiren iş ve işlemleri, koordinatörün kararı doğrultusunda yürütülür.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Palyatif Bakım Hizmetlerinin Planlanması ve Palyatif Bakım</p>

<p>Servislerinin Oluşturulması</p>

<p><strong>Palyatif bakım hizmetlerinin planlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Palyatif bakım hizmetlerinin il genelinde yürütülmesi, koordinasyonu ve denetiminden müdürlükler sorumludur.</p>

<p>(2) Palyatif bakım hizmetleri ülke ve il genelinde hizmet bölgeleri ve ihtiyaca uygun olarak Bakanlıkça planlanır.</p>

<p>(3) Palyatif bakım servislerinin yatak kapasitesi; ilin ve bölgenin nüfusu, mevcut palyatif bakım hizmet kapasitesi, doluluk oranları ve Bakanlıkça belirlenen sağlık hizmetleri planlama kriterleri dikkate alınarak belirlenir.</p>

<p>(4) Kamu sağlık tesislerinde palyatif bakım yatağı planlamasında sağlık tesisinin toplam yatak kapasitesine göre aşağıdaki üst sınırlar dikkate alınarak planlanması esastır:</p>

<p>a) 50 yatağa kadar olan sağlık tesislerinde, toplam yatak kapasitesinin en fazla %50’si.</p>

<p>b) 51 ila 100 yatak kapasiteli sağlık tesislerinde, toplam yatak kapasitesinin en fazla %40’ı.</p>

<p>c) 101 ila 250 yatak kapasiteli sağlık tesislerinde, toplam yatak kapasitesinin en fazla %20’si.</p>

<p>ç) 251 ila 400 yatak kapasiteli sağlık tesislerinde, toplam yatak kapasitesinin en fazla %10’u.</p>

<p>d) 400 yatak ve üzeri sağlık tesislerinde, toplam yatak kapasitesinin en fazla %5’i.</p>

<p>e) Tıpta uzmanlık eğitimi verilen sağlık tesislerinde, en az on yataklı olmak kaydıyla toplam yatak kapasitesinin en fazla %5’i.</p>

<p>(5) Müdürlükler, ildeki sağlık hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla, dördüncü fıkrada belirlenen oranlarda değişiklik yapabilir, bu değişiklik gerekçeleriyle birlikte Bakanlığa bildirilir.</p>

<p>(6) Üniversite hastanelerinde, toplam yatak kapasitesinin en fazla %5’i, en az on yataklı olmak kaydıyla erişkin palyatif bakım yatağı olarak planlanır.</p>

<p>(7) Özel sağlık tesislerinde palyatif bakım servisleri asgari beş yatak olarak yapılandırılır. Toplam palyatif servis yatak sayısı, sağlık tesisindeki toplam yoğun bakım yatak sayısının %20’sinden fazla olamaz.</p>

<p>(8) Çocuk palyatif bakım servisleri bu planlama esaslarına tabi değildir. Sağlık tesisi bünyesinde asgari standartları karşılaması kaydıyla en az beş yataklı olacak şekilde açılabilir.</p>

<p>(9) Ülke genelinde ve illerde ihtiyaca göre Bakanlık tarafından bu oranlarda değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Palyatif bakım servislerinin oluşturulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Palyatif bakım servisleri EK-5’te yer alan Palyatif Bakım Servislerinin Hizmet, Donanım Personel ve Fiziki Şartlar Asgari Standartları karşılaması kaydıyla genel palyatif servisi olarak yapılandırılabileceği gibi tür olarak erişkin ve çocuk hastalar için ayrı ayrı olacak şekilde de yapılandırılabilir.</p>

<p>(2) Erişkin palyatif bakım servisleri seviyesine göre; palyatif bakım servisi ve/veya palyatif kritik bakım servisi olarak yapılandırılır. Palyatif bakım hizmeti gerektiren tüm çocuk hastaların yatırılacağı çocuk palyatif bakım servisleri ise asgari donanım ve personel standartları bakımından palyatif kritik bakım servisine uygun olarak yapılandırılır.</p>

<p>(3) Sağlık tesisleri tarafından palyatif bakım servisi talepleri müdürlüklere iletilir. Müdürlükler Bakanlıktan onay aldıktan sonra en geç otuz gün içinde EK-6’da yer alan Palyatif Bakım Servisleri Tescil Talep Formunu doldurup tescil işlemlerini yaparak Bakanlığa bildirir.</p>

<p>(4) Bakanlığa bağlı kamu sağlık tesislerinde açılacak palyatif bakım servislerinin tescil işlemleri, bu Yönetmelikte belirtilen planlama kriterleri ve asgari standartlara uygun olması kaydıyla müdürlükler tarafından doğrudan yapılabilir. Bu şekilde gerçekleştirilen tescil işlemleri gerekçeleriyle birlikte Bakanlığa bildirilir.</p>

<p>(5) Tüm sağlık tesisleri bünyesinde palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimleri oluşturulur.</p>

<p>(6) Sağlık tesisleri bünyesinde ihtiyaca göre sorumlu idareciler tarafından palyatif bakım hizmetleri polikliniği yapılandırılır. Birden fazla palyatif bakım servisi bulunan sağlık tesislerinde birden fazla poliklinik oluşturulabilir.</p>

<p><strong>Palyatif bakım servislerinin fiziki şartları ve donanım standartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Palyatif bakım servislerinin EK-5’te yer alan Palyatif Bakım Servislerinin Hizmet, Donanım Personel ve Fiziki Şartlar Asgari Standartları sağlaması zorunludur. Gerekli güvenlik önlemleri ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak alınır.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Palyatif Bakım Hizmetleri Personel Görevlendirmeleri,</p>

<p>Personellerin Yetki ve Sorumlulukları</p>

<p><strong>Palyatif bakım hizmetleri personel görevlendirmeleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Palyatif bakım hizmetleri, palyatif bakım ekibi tarafından yürütülür. Palyatif bakım ekibinin yapısı; sunulan bakımın seviyesi, hasta yükü, hizmetin niteliği ve birimin görev tanımı dikkate alınarak belirlenir. Ekipte yer alacak personel EK-5’te belirtilmiştir.</p>

<p>(2) Palyatif bakım hizmetlerinde; servis ya da yatak sayısı ve hasta bakım ihtiyacı ile uyumlu olacak şekilde servis sorumlu tabibi, koordinasyon birimi sorumlu tabibi ve yeterli sayıda sertifikalı hemşire görevlendirilir. Hemşire sayısı; hizmetin yirmi dört saat esasına göre kesintisiz sunulmasını sağlayacak, vardiya ve nöbet düzenini temin edecek şekilde planlanır.</p>

<p>(3) Tek bir palyatif bakım servisi bulunan sağlık tesislerinde sorumlu tabip aynı zamanda palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimi ve palyatif bakım polikliniği sorumlusu olarak görev yapar. Birden fazla palyatif bakım servisi bulunan sağlık tesislerinde, her servis için bir sorumlu tabip ayrıca koordinasyon birimi için koordinatör tabip görevlendirilebilir.</p>

<p>(4) Palyatif bakım servisi bulunan sağlık tesislerinde palyatif bakım polikliniği oluşturulması halinde poliklinik çalışma düzeni sorumlu idareci tarafından ilgili tabipler arasında düzenlenir.</p>

<p>(5) Palyatif bakım servisi bulunmayan sağlık tesislerinde oluşturulan koordinasyon birimi için sorumlu tabip görevlendirilir. Poliklinik bulunması halinde çalışma düzeni sorumlu idareci tarafından belirlenir.</p>

<p>(6) Yeni açılan palyatif bakım servislerinde hemşirelere ilişkin sertifikasyon şartı, servisin faaliyete geçiş tarihinden itibaren en geç beş yıl içinde tamamlanır.</p>

<p>(7) Palyatif bakım servislerinde; sorumlu tabip ve hemşire kadrosuna ek olarak, kurumun imkânları ve hasta ihtiyaçları doğrultusunda diyetisyen, fizyoterapist, klinik psikolog ve diğer sağlık mensupları ile psikolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk gelişimcisi, manevi destek görevlisi ve diğer meslek mensupları görevlendirilebilir. Bu görevlendirmeler zorunlu kadro kapsamında değerlendirilmez.</p>

<p>(8) Palyatif kritik bakım servisleri için EK-5’te belirtilen uzman tabiplerin sağlık tesisinde tam zamanlı olarak hizmete katkı sağlaması esastır.</p>

<p>(9) Çocuk palyatif bakım servislerinde, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı palyatif bakım sorumlu tabibi olarak görevlendirilir. Ekip yapısı, Bakanlıkça yayımlanan klinik rehberler doğrultusunda oluşturulur.</p>

<p><strong>Palyatif bakım ekibi ve koordinasyon birimi personelinin görev, yetki ve sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimi sorumlu tabibi hizmetin klinik koordinasyonundan, kalite standartlarının uygulanmasından ve Bakanlıkça yayımlanan klinik rehberlere uygun yürütülmesinden sorumludur. Denetimlerde kurumunu temsil eder ve kayıtların düzenli tutulmasını sağlar.</p>

<p>(2) Servis sorumlu tabibi hasta bakım ve tedavi süreçlerinde tıbbi kararlar alır, konsültasyonları planlar, bireyselleştirilmiş bakım planlarını oluşturur ve günceller. Bakım ekibinin görev dağılımını yapar, personelin nöbet listeleri ve çalışma programını düzenler, hizmet içi eğitim, gelişim ve sertifikasyon faaliyetlerini destekler.</p>

<p>(3) Tabip dışındaki diğer palyatif bakım ekip personeli görevini; ilgili mesleki mevzuatı, palyatif bakım hizmeti kapsamında almış oldukları sertifikalı ve diğer hizmet içi eğitimler ile sorumlu tabip tarafından belirlenen iş planı çerçevesinde yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Palyatif Bakım Hizmetleri Sunum Süreçleri</p>

<p>Palyatif bakım hizmetlerine başvurunun yapılması, değerlendirilmesi ve hasta ka<strong>bulü </strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Palyatif bakım hizmetlerine ilk başvurular; ESH birimlerine, aile hekimlerine, acil servislere, yoğun bakım servislerine, kliniklere veya uzaktan sağlık hizmeti yoluyla yapılır.</p>

<p>(2) ESH birimi, aile hekimi veya hastane birimleri tarafından, hastanın takip ve tedavi planına ilişkin değerlendirme talebinde bulunulabilir. Bu talep doğrultusunda hastanın palyatif bakıma yatışına ilişkin nihai tıbbi karar palyatif bakım koordinasyon birimi tarafından verilir ve elektronik kayıt sistemi üzerinden güncellenir.</p>

<p>(3) Aile hekimleri ve ESH birimleri tarafından palyatif bakım ihtiyacı bulunduğu düşünülen hastalar için EK-7’de yer alan Palyatif Bakım Ön Değerlendirme Formu doldurularak ESKOM’a bildirilir. ESKOM tarafından ilgili sağlık tesisinin palyatif ve ESH koordinasyon birimi sorumlu tabibine iletilir ve değerlendirme bu birim tarafından yapılır. Palyatif servise yatışı gereken hastalar sağlık tesisi bünyesinde uygun palyatif yatağı varsa yatırılır. Uygun yatak bulunmaması hâlinde ESKOM’a bildirim yapılır. ESKOM tarafından uygun sağlık tesisinin belirlenmesi ve hasta transfer süreci koordine edilir.</p>

<p>(4) Sağlık tesisinde palyatif bakım ihtiyacı olduğu değerlendirilen hastalar, öncelikle palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimine bildirilir ve değerlendirme bu birim tarafından yapılır. Aynı sağlık tesisi bünyesinde uygun palyatif bakım yatağı bulunması hâlinde hasta ilgili servise yatırılır. Uygun yatak bulunmaması hâlinde EK-7’de yer alan form doldurularak ESKOM’a bildirim yapılır. ESKOM tarafından uygun sağlık tesisinin belirlenmesi ve hasta transfer süreci koordine edilir.</p>

<p><strong>Palyatif bakım servisine yatış endikasyonu ve taburculuk süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Palyatif bakıma yatış gerekliliği; semptom kontrolünün evde veya ayaktan bakım ile sağlanamaması, terminal dönem bakım ihtiyacının ortaya çıkması ya da sosyal ve fiziksel şartların evde bakımın sürdürülmesine imkân vermemesi durumunda hastanın tıbbi özgeçmişi ve güncel klinik durumu birlikte değerlendirilerek belirlenir.</p>

<p>(2) Hastanın tanıları, hastalık evresi, semptom kontrol düzeyi, fonksiyonel durumu, e-Nabız üzerinden verileri, sosyal şartları ve bakım verenin desteği birlikte değerlendirilerek palyatif bakım sorumlu tabibi tarafından palyatif bakım servisi veya palyatif kritik bakım servisine kabul/yatış işlemleri gerçekleştirilir. Palyatif bakım servisleri ve palyatif kritik bakım servislerinde hasta refakatçisi bulunması esastır.</p>

<p>(3) Hastanın klinik durumu, yaşam kalitesi beklentileri ile hasta veya yakınının tercihleri dikkate alınarak bakım hedefleri belirlenir. Bu kapsamdaki görüşmeler yüz yüze veya gerekli hâllerde uzaktan sağlık hizmeti yoluyla yapılır. Belirlenen bakım hedefi ve bireyselleştirilmiş bakım planı hakkında hasta ve yakınına bilgilendirme yapılarak rıza alınır ve kaydedilerek ilgili birimlere elektronik ortamda bildirilir.</p>

<p>(4) Palyatif bakım servislerinde yatmakta olan hastanın taburculuk kararı servis sorumlu tabibi tarafından verilir. Taburculuk sonrası evde izleme uygun görülen hastalar için bireyselleştirilmiş bakım planı oluşturularak ESH birimi ve aile hekimliği ile elektronik ortamda paylaşılır ve izlem süreci başlatılır. Taburculuğu takiben ilk ev değerlendirmesi ESH birimi tarafından en geç üç gün içinde gerçekleştirilir. Yapılan tüm işlemler elektronik hasta kaydına işlenir ve düzenli olarak aile hekimliği ve palyatif bakım ve ESH koordinasyon birimi ile paylaşılır.</p>

<p>(5) ESH birimi; evde izlenen palyatif bakım hastalarında aile hekimleri tarafından reçete edilemeyen ilaçlar, tıbbi malzemeler ve rapor gerektiren durumlar için ilgili hastane uzman hekimleri ile konsültasyon sürecini koordine eder. Gerekli hâllerde hastanın hastaneye naklini ve muayene edilmesini sağlar. Engellilik, tıbbi cihaz veya benzeri sağlık kurulu raporu gerektiren durumlarda uzaktan sağlık hizmeti aracılığıyla yapılacak değerlendirmeler organize edilir. Bu süreçler ESKOM ile eşgüdüm içinde yürütülür.</p>

<p>(6) Aile hekimi; taburculuk sonrası kendisine kayıtlı evde sağlık hastalarında reçete sürekliliğini sağlar ve uygun aralıklarla hasta ya da bakımını yapan kişi ile uzaktan sağlık hizmeti yoluyla veya hastayı bulunduğu yerde ziyaret ederek değerlendirme yapar. Yapılan değerlendirme ve öneriler elektronik kayıt sistemine işlenir.</p>

<p>(7) ESH birimleri tarafından yürütülen izlem süreçleri, bakım planı güncelleme ihtiyaçlarının takibi ve hizmet birimleri arasındaki idari ve organizasyonel koordinasyon ESKOM tarafından sağlanır.</p>

<p><strong>Yoğun bakım servisleri ve palyatif bakım servisleri arasında geçiş süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Yoğun bakım servisinde tedavi görmekte olan ve mevcut tıbbi durumu itibarıyla iyileştirici tedavi ile anlamlı klinik düzelme olması beklenmeyen hastalar için, ilgili hekim tarafından palyatif bakım ve ESH koordinasyon biriminden konsültasyon istenir. Konsültasyon sonucunda palyatif bakım ihtiyacı bulunduğunun belirlenmesi hâlinde hasta, aynı sağlık tesisi bünyesinde bulunan palyatif bakım veya palyatif kritik bakım servisine devredilir.</p>

<p>(2) Hastanın palyatif bakım ihtiyacının olduğu ancak aynı sağlık tesisinde palyatif bakım servisi bulunmadığı durumlarda, palyatif ve ESH koordinasyon birimi sorumlu tabibi tarafından ESKOM’a bildirilerek uygun yatak bulunan sağlık tesisine nakli sağlanır.</p>

<p>(3) Yoğun bakım servisinden çıkan hastanın palyatif ve ESH koordinasyon birimi tarafından yapılan klinik değerlendirmesi sonucunda; yatışı gerekli görülmeyerek, ESH kapsamında izlenmesine, aile hekimi takibine alınmasına ya da uzaktan sağlık hizmetleri ile desteklenmesine karar verilebilir ve elektronik kayıt sistemine işlenir.</p>

<p>(4) Hasta için oluşturulan bireyselleştirilmiş bakım planı; ESH birimi, hastanın kayıtlı olduğu aile hekimliği birimi ve gerekli hâllerde ilgili yataklı sağlık hizmeti sunucuları ile elektronik ortamda paylaşılır.</p>

<p>(5) Palyatif bakım servislerinden ileri yaşam desteği ve tedavi gereksinimi ile yoğun bakım servislerine geçecek olan hastalar yoğun bakım sorumlu hekimiyle konsültasyon yapılarak kararlaştırılır. Aynı sağlık tesisinde uygun yoğun bakım servisi varsa devredilir.</p>

<p>(6) Palyatif bakım servisinde yatarken yoğun bakım ihtiyacı olan hastalar için aynı sağlık tesisinde uygun yoğun bakım servisi/yatağı bulunamadığı durumlarda; palyatif ve ESH koordinasyon birimi sorumlu tabibi tarafından ASOS üzerinden uygun yatak bulunarak 112 Acil Sağlık Hizmetleri aracılığı ile hastanın nakli yapılır.</p>

<p>DOKUZUNCU BÖLÜM</p>

<p>Kayıt Raporlama, Kalite Performans İzleme,</p>

<p>Denetim ve Sorumluluk</p>

<p><strong>Kayıt raporlama</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki tüm iş ve işlemler dijital ortamda kaydedilir ve kişisel verilerin korunmasına dair mevzuatta yer alan istisnai düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, kaydedilen veriler, ilgili mevzuatı uyarınca Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde Bakanlık merkezî sağlık veri sistemine gönderilir.</p>

<p>(2) Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemi ile Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere talep edilen bilgi ve belgeler, sağlık tesisleri tarafından Bakanlığa gönderilir.</p>

<p>(3) ESH birimleri, palyatif bakım servisleri, palyatif bakım koordinasyon birimleri ve aile hekimliği birimleri; Bakanlıkça belirlenen elektronik kayıt formlarını eksiksiz, doğru ve güncel şekilde kullanmakla yükümlüdür.</p>

<p>(4) ESH ve palyatif bakım hizmetlerine ilişkin kayıtlar; bakımın sürekliliğinin sağlanması amacıyla ilgili ESH birimi, palyatif bakım servisi, palyatif bakım koordinasyon birimi ve hastanın kayıtlı olduğu aile hekimliği birimi arasında elektronik ortamda paylaşılır.</p>

<p>(5) ESH’ye geçiş, evden palyatif bakım servisine yönlendirme veya birimler arası bakım geçişlerine ilişkin idari ve organizasyonel kayıtlar ESKOM tarafından izlenir.</p>

<p>(6) ESH ile ilgili kayıtlar ve çağrı merkezi ses kayıtları 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan mevzuata uygun olarak saklanır.</p>

<p>(7) Arşivleme işlemleri, 18/10/2019 tarihli ve 30922 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak yürütülür.</p>

<p><strong>Kalite performans izleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) ESH ve palyatif bakım hizmetlerinin etkinliği, verimliliği, sürekliliği ve hizmet kalitesinin izlenmesi amacıyla Bakanlıkça yayımlanan sağlıkta kalite ve akreditasyon standartları esas alınır.</p>

<p>(2) Palyatif bakım servislerinde ilgili mevzuat doğrultusunda etkin enfeksiyon kontrol programları uygulanır.</p>

<p><strong>Denetim ve sorumluluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) ESH birimleri ve palyatif bakım servisleri; 17/11/2023 tarihli ve 32372 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Sağlık Tesislerinin Denetimi Hakkında Yönetmelik kapsamında belirlenen usul ve esaslara uygun olarak EK-9’da yer alan Evde Sağlık Hizmetleri Birimi Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Formu ve EK-10’da yer alan Palyatif Bakım Servisi Denetim Sorgu ve İdari Yaptırım Formunda belirlenen kriterlere göre denetlenir.</p>

<p>(2) Gerekli hallerde Bakanlık ve müdürlükler tarafından olağan dışı denetimler yapılabilir.</p>

<p>(3) Denetim sırasında müdürlükler ve sağlık tesisleri; bilgi sistemleri, veri tabanları ve kayıtlar bakımından denetime yetkili personelin erişimine gerekli kolaylığı sağlar.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelik kapsamındaki uygulamalar bakımından yasak olan fiiller şunlardır:</p>

<p>a) Bu Yönetmelik hükümlerine göre Bakanlıktan faaliyet izin belgesi alınmaksızın birim kurulamaz ya da servis açılamaz ve faaliyette bulunulamaz.</p>

<p>b) Bu Yönetmelik hükümlerine göre sağlık tesislerinde müdürlüğün izni alınmaksızın ESH veya palyatif bakım hizmeti sunulamaz.</p>

<p>c) ESH birimlerinde ve palyatif bakım servislerinde, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak ve müdürlükten izin alınmaksızın, faaliyet izin belgesine esas olan fiziki şartlar, donanım standartları ve personel durumunda değişiklik yapılamaz.</p>

<p>(5) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından kurulan ESH birimlerinde ve açılan palyatif bakım servislerinde bu Yönetmeliğe aykırı uygulamaların tespiti halinde; birinci ve ikinci tespitlerde yazılı uyarı yapılır ve eksikliğin giderilmesi için otuz gün süre verilir. Üçüncü tespitte kasıt, ihmal veya kusuru bulunan ilgililer hakkında ilgili mevzuat hükümlerine göre disiplin işlemleri uygulanır.</p>

<p>(6) Özel sağlık tesisleri bünyesinde açılan palyatif bakım servislerinde bu Yönetmeliğe aykırı uygulamaların tespiti halinde; EK-10’da yer alan Palyatif Bakım Servisi Denetim, Sorgu ve İdari Yaptırım Uygulama Formunda belirtilen idari yaptırımlar uygulanır.</p>

<p>(7) Bu Yönetmelik veya ilgili mevzuatında uygunsuzluk olarak belirlenen ancak idari yaptırımı bulunmayan fiiller hakkında; 3359 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>ONUNCU BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>İdarî sorumlulukların paylaşımı ve yetki devri </strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması sırasında doğacak tereddütleri ve uygulamaya ilişkin aksaklıkları gidermeye, uygulamayı yönlendirmeye ve sorumlulukları paylaştırmaya Bakanlık yetkilidir.</p>

<p>(2) Bakanlık, bu Yönetmelikteki yetkilerinden bir kısmını valiliklere devredebilir. Yetki devri ile ilgili gerekli düzenlemeler Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, ilgili sağlık tesisinin tabi olduğu mevzuat hükümleri ile genel sağlık mevzuatı uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) 2/6/2023 tarihli ve 32209 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Evde Sağlık Hizmeti Sunumu Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Mevcut denetimlerin tamamlanması</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce başlatılan denetimler 31 inci madde ile yürürlükten kaldırılan Evde Sağlık Hizmeti Sunumu Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak tamamlanır.</p>

<p><strong>Tescil edilen hizmet birimlerinin durumu</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce Bakanlıkça tescil edilen evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri birimlerinin bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde yeniden tescil işlemleri bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde tamamlanır.</p>

<p><strong>Mevcut palyatif bakım hizmetleri birimlerinde görevli hemşirelerin sertifikasyonu</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinde faaliyette bulunan ve geçici 2 nci maddeye göre tescil edilecek palyatif bakım hizmetleri birimlerinde görevli hemşirelere ilişkin sertifikasyon şartı, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren en geç beş yıl içinde tamamlanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260623-1-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/evde-saglik-ve-palyatif-bakim-hizmetlerinin-sunumu-ve-koordinasyonuna-iliskin-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/saglik-bajk.jpg" type="image/jpeg" length="48794"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM KARARI SONRASI KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVALARINDA BEDELİN BELİRLENECEĞİ TARİH VE GERÇEK KARŞILIK İLKESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-karari-sonrasi-kamulastirmasiz-el-atma-davalarinda-bedelin-belirlenecegi-tarih-ve-gercek-karsilik-ilkesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-karari-sonrasi-kamulastirmasiz-el-atma-davalarinda-bedelin-belirlenecegi-tarih-ve-gercek-karsilik-ilkesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamulaştırmasız el atma davalarında bedelin hangi tarih esas alınarak belirleneceği meselesi uzun yıllardır yargı kararlarının ve kanuni düzenlemelerin konusu olmuştur. Türk hukukunda bu konuda benimsenen temel ilke, bedelin dava tarihi itibarıyla belirlenmesidir. Günümüzde tartışma, bu ilkenin kendisinden ziyade dava tarihinde belirlenen bedelin ödeme tarihine kadar gerçek değerini koruyup korumadığı noktasında yoğunlaşmaktadır.</p>

<p><strong>Dava Tarihi İlkesinin Ortaya Çıkışı</strong></p>

<p>Bu konudaki temel yaklaşım, <strong>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.1956 tarihli ve E.1956/1, K.1956/6 sayılı kararı </strong>ile ortaya konulmuştur. Anılan kararda, idarenin herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın taşınmaza fiilen el atması halinde malikin müdahalenin önlenmesini talep edebileceği, ancak dilerse taşınmaz bedelini isteyerek mülkiyet hakkının idareye geçmesine razı olabileceği kabul edilmiştir. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, bu durumda talep edilebilecek bedelin;</p>

<p><strong>"...mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel..."</strong></p>

<p>olduğunu açıkça belirtmiştir.</p>

<p>Böylece kamulaştırmasız el atma hukukunun temel prensibi şekillenmiştir: Malik, taşınmaz bedelini talep etmekle mülkiyetin devrine rıza göstermekte; bu iradenin ortaya çıktığı tarih dava tarihi olduğundan, taşınmazın değeri de dava tarihindeki koşullara göre belirlenmektedir.</p>

<p>Aradan geçen altmış yılı aşkın süre boyunca Yargıtay uygulaması bu ilkeden ayrılmamıştır. Nitekim kanun koyucu da bu yerleşik içtihadı benimseyerek 21.12.2019 tarihinde kabul edilen ve 24.12.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7201 sayılı Kanun ile <strong>2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na Ek 3. maddeyi</strong> eklemiştir. Söz konusu düzenlemede kamulaştırmasız el atma davalarında bedelin;</p>

<p><strong>"...dava tarihi itibarıyla..."</strong></p>

<p>tespit edileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Bu düzenleme yeni bir ilke getirmemiş; yalnızca 1956 yılından beri uygulanan içtihadı kanun metnine taşımıştır.</p>

<p>Daha sonra <strong>Anayasa Mahkemesi'nin 04.05.2023 tarihli ve E.2019/93, K.2023/87 sayılı kararıyla Ek 3. maddede yer alan "...dava tarihi itibarıyla..." ibaresi iptal edilmiştir.</strong> Ancak bu iptal, dava tarihi ilkesinin terk edildiği anlamına gelmemiştir. <u>Çünkü ilkenin gerçek kaynağı Ek 3. madde değil, 1956 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararıdır.</u></p>

<p>Nitekim <strong>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, iptal kararından sonra verdiği 10.10.2023 tarihli, E.2023/256, K.2023/8687 sayılı kararı ile 14.11.2023 tarihli, E.2023/5918, K.2023/10981 sayılı kararında</strong> yeniden 1956 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına dayanmış ve bedelin dava tarihi itibarıyla belirlenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.</p>

<p>Bu nedenle bugün itibarıyla da kamulaştırmasız el atma davalarında taşınmaz bedelinin belirlenmesinde esas alınan tarih dava tarihidir.</p>

<p><strong>Enflasyonun Ortaya Çıkardığı Sorun</strong></p>

<p>Ancak zaman içerisinde başka bir sorun ortaya çıkmıştır. Sorun artık taşınmazın hangi tarihte değerlendirileceği değil, dava tarihinde belirlenen bedelin gerçek değerini koruyup korumadığıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, dava tarihinde doğru şekilde belirlenen bedellerin uzun süren yargılamalar sırasında önemli ölçüde değer kaybettiği görülmüştür. Böylece mahkeme tarafından hükmedilen bedel hukuken doğru olsa dahi, malik çoğu zaman taşınmazının gerçek ekonomik karşılığını elde edememektedir.</p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulunun Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu sorunu dikkate alarak <strong>08.04.2026 tarihli, E.2025/5-113, K.2026/114; E.2025/5-114, K.2026/115 ve E.2025/5-115, K.2026/116 sayılı kararlarında</strong>, Anayasa'nın 46. maddesinde yer alan "gerçek karşılık" ilkesine vurgu yapmıştır. Hukuk Genel Kurulu, dava tarihinde belirlenen bedelin yıllar sonra ödenmesi halinde taşınmazın gerçek karşılığının malik tarafından elde edilemediğini değerlendirmiştir. Bu kararlarla kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma davalarında hükmedilen bedele dava tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Böylece Hukuk Genel Kurulu, bedelin belirlenmesinde dava tarihi ilkesini korurken, dava tarihi ile ödeme tarihi arasında oluşan değer kaybını faiz yoluyla gidermeyi amaçlamıştır.</p>

<p>Ancak Hukuk Genel Kurulunun söz konusu kararlarından önce istinaf incelemesine gelen bazı dosyalarda, faiz talebinin dava ve ıslah dilekçelerinde yasal faiz olarak sınırlandırılmış olması ve istinaf aşamasında ıslah imkânının bulunmaması nedeniyle, yeni içtihadın uygulanması konusunda tereddütler ortaya çıkmıştır. Bu durum, bazı dosyalarda enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybının giderilememesi sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle sorun, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne taşınmıştır.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dava tarihi ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan değer kaybını en yüksek kamu alacağı faizinin uygulanması yoluyla gidermeye çalışmıştır. Ancak tartışma burada sona ermemiştir.</p>

<p>Nitekim<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202022992-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesi, </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202022992-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Mustafa Bahadır Bağyapan Başvurusu'nda (B. No: 2020/22992, 03.12.2025, RG 16.06,2026),</a> </strong>kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybetmesinin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi böylece nominal bedel ile gerçek karşılık arasındaki farkı doğrudan mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmiştir.</p>

<p>Bu karar, kamulaştırmasız el atma davalarındaki asıl meselenin bedelin hangi tarihte belirleneceği değil, belirlenen bedelin taşınmazın gerçek karşılığını sağlayıp sağlamadığı olduğunu ortaya koymuştur.</p>

<p>Gerçekten de 1956 yılından günümüze kadar Yargıtay bedelin belirlenmesinde dava tarihi ilkesini terk etmemiştir. Değişen husus, bedelin belirleneceği tarih değil, belirlenen bedelin gerçek değerinin nasıl korunacağı olmuştur. Gelinen noktada amaç, taşınmazını kaybeden kişinin yalnızca bir bedel elde etmesi değil, taşınmazının gerçek karşılığını alabilmesidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202022992-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Mustafa Bahadır Bağyapan kararı,</a> kamulaştırmasız el atma davalarında yeni bir tartışma alanı açmıştır. Artık mesele yalnızca taşınmaz bedelinin hangi tarih esas alınarak belirleneceği değil, hükmedilen bedelin ödeme tarihinde de taşınmazın gerçek karşılığını sağlayıp sağlamadığıdır.</p>

<p>Bu karar sonrasında, benzer nedenlerle yapılacak bireysel başvuruların artması beklenmektedir. Zira Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunmasını yalnızca bir bedelin hüküm altına alınmasına değil, bu bedelin gerçek ekonomik değerini koruyarak hak sahibine ulaşmasına bağlamıştır.</p>

<p>Bu nedenle, kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma bedellerinin enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyecek, Anayasa'nın 46. maddesinde güvence altına alınan gerçek karşılık ilkesini tam anlamıyla hayata geçirecek bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Zira mülkiyet hakkının güvencesi, yalnızca bir bedelin hüküm altına alınması değil, o bedelin taşınmazın gerçek karşılığını sağlayacak şekilde hak sahibine ulaştırılmasıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-karari-sonrasi-kamulastirmasiz-el-atma-davalarinda-bedelin-belirlenecegi-tarih-ve-gercek-karsilik-ilkesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 20:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terajasasf.jpg" type="image/jpeg" length="62759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GENETİK İNCELEME SONUÇLARININ İMHASI HÜKMÜNÜN İPTALİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/genetik-inceleme-sonuclarinin-imhasi-hukmunun-iptali-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/genetik-inceleme-sonuclarinin-imhasi-hukmunun-iptali-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bir-suca-iliskin-olarak-elde-edilen-genetik-inceleme-sonuclarinin-saklanmasina-belli-durumlarda-imkan-taniyan-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesi 18.03.2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 25.12.2025 tarihli, 2025/141 E. ve 2025/274 K. sayılı somut norm denetimi kararı</a>nda;</strong> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Genetik inceleme sonuçlarının gizliliği” başlıklı 80. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, <strong><i>“Bu bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hallerinde Cumhuriyet savcısının huzurunda derhal yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir.” </i></strong>hükmü<i> </i>ile<i> </i>“Yönetmelik” başlıklı 82. maddesinde yer alan <strong><i>“75 ila 81 inci maddelerde öngörülen işlemlerin yapılması ile ilgili usuller yönetmelikte gösterilir.” </i></strong>hükümlerinin Anayasa aykırı olduğunda bahisle yapılan iptal talebini incelemiştir.</p>

<p><strong>II. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesi; Anayasa m.2, m.13, m.17, m.20 ve m.40’a aykırı olduğu gerekçesiyle, CMK m.80/2’nin ve m.82’nin iptali için, “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı Anayasa m.152 gereğince Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. <strong>Başvuru dilekçesinde;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genetik inceleme sonuçlarının özel nitelikteki kişisel veri olduğu, CMK m.80/2’de sözkonusu kişisel verilerin korunması için yeterli güvencelerin öngörülmediği, anılan fıkrada bazı kararların verilmesi ve kesinleşmesi durumunda genetik inceleme sonuçlarının imha edileceğinin düzenlendiği, bu itibarla sözkonusu kararlar haricinde bir kararın verilmesi halinde veya bu kararların henüz verilmediği durumlarda elde edilen inceleme sonuçlarının saklanmasına ve bu suretle DNA veri tabanının oluşturulmasına imkan tanındığı şeklinde yorumlanabileceği,</p>

<p>CMK m.82’de biyolojik örneklerin elde edilmesi ve incelenmesinin yanı sıra saklanmasına ilişkin işlemlerin de yönetmelikte<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> düzenleneceğinin öngörüldüğü, genetik verilerin ne şekilde elde edileceği, nerede ve hangi koşullarda saklanacağı ve imha edileceği gibi konuların kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiği, kuralların belirli ve öngörülebilir olmadığı, kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermediği,</p>

<p>Hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>III. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>Kanunun 80. maddesinin 2. fıkrası için;</strong> kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkının, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçladığı,</p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesinde tahdidi olarak sayılan ve 6. maddenin 3. fıkrasında gösterilerin istisnalar dışında işlenmesinin yasak kılındığı özel nitelikteki kişisel verilerin içinde biyometrik ve genetik verilerin de yer aldığı, bu istisnalardan biri olan sözkonusu fıkranın (b) bendine göre kanunlarda açıkça öngörülmesi halinde özel nitelikli kişisel verilerini işlenmesinin mümkün olduğu,</p>

<p>İtiraz konusu kural uyarınca, bir suça ilişkin delil elde etmek amacıyla yapılan genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip bu kararların kesinleşmesi hallerinde derhal yok edilmesinin öngörüldüğü,</p>

<p>Kuralda genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin yukarıda sayılan kararların verilmesi hallerinde yok edileceği, ancak bu kararların verilmesi ve kesinleşmesine kadarki süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkumiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi kararların verilmesi halinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği, imha sırasında izlenecek usul ile ilgililerin bu bilgilerin silinmesini isteyip isteyemeyeceği gibi konularda Kanunda herhangi bir düzenlemeye verilmediği,</p>

<p>Bu itibarla moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna varıldığı,</p>

<p>Gerekçe gösterilerek, kuralın Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğunun ve iptalinin gerektiği,</p>

<p><strong>Kanunun 82. maddesi için;</strong> 80. maddenin iptali talebinin gerekçesinde sayılan hususlara yer verilerek, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin yukarıda anılan kararların verilmesi hallerinde yok edilmesine ilişkin usulün yönetmelikte gösterileceği hükme bağlanmak suretiyle düzenleme yapma yetkisinin idareye bırakıldığı,</p>

<p>Sayılan konularda sözkonusu bilgilerin silinmesi veya içeriğine yönelik talepte bulunma imkanları ile buna ilişkin etkili başvuru yolunun sağlanıp sağlanmadığı gibi temel konularda yasal çerçeve çizilmeden yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetki tanındığı, dolayısıyla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın “kanunilik” ilkesi ile bağdaşmadığı sonucuna varıldığı,</p>

<p>Açıklanarak, kuralın Anayasa m.13’e ve m.20/3’e aykırı olduğunun ve iptalinin gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>IV. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Kişiye ait genetik veriler;</strong> 6698 sayılı Kanunun 6. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen özel nitelikli kişisel verilerden, <i>“Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve <strong>genetik verileri</strong> özel nitelikli kişisel veridir.” </i>hükmüne yer verilerek, sayma metodu ile sayılmış olup, özel nitelikli kişisel verilerden kabul edilmiştir.</p>

<p>Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi; KVKK m.6/3’de, <i>“Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi yasaktır. Ancak bu verilerin işlenmesi;” </i>ve 3. fıkranın (b) bendinde <i>“Kanunlarda açıkça öngörülmesi,” </i>hükümlerine yer verilmek suretiyle mümkün kılınmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin; hükümlerin her ikisi için de aykırı olduğuna gerekçe gösterdiği, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi ve “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesi de birlikte değerlendirildiğinde, Kanunda işlenmesi özel şartlara bağlanmış ve tahdidi olarak sayılan özel nitelikli kişisel veriler arasında yer verilen genetik verilerin korunmasının, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden gerekli güvenceleri karşılaması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201823077-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin Bestami Eroğlu Başvurusu kararı</a>nda da vurgulandığı üzere,<i> “viii. Din veya felsefi inanç, ırk veya etnik köken, cinsel yönelim, bazı örgütlenmelere üyelik, sağlık, genetik veriler, biyometrik veriler ve mahkumiyet verileri gibi hassas kişisel verilerin söz konusu olduğu durumlarda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kural olarak sınırlanmamalı ya da bu hakka müdahale edilmemelidir. Sınırlama ve müdahalenin zorunlu olduğu bazı istisnai hallerde ise bunun kişiler üzerinde ortaya çıkaracağı sonuçların ağırlığı ve kişiler hakkında ayrımcı uygulamalara yol açma tehlikesi dikkate alınarak kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenceler daha katı uygulanmalıdır<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201823077-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>[2]</strong>.</a>”</i> paragrafı da dikkate alınarak, bu güvencelerin daha katı uygulanması gerektiği görüşündeyiz.</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> kişisel verilerin korumasını isteme hakkına yönelik müdahalelerin yalnızca kanunilik şartını sağlaması yeterli olmayıp, aynı zamanda “ölçülülük” ve “evleviyet” ilkelerine de uygun olması gerekmektedir. Genetik verilerin son derece hassas nitelikte olduğu gözönüne alındığında, bu verilerin saklanmasına ilişkin usullerin nispeten belirsiz bırakılması, müdahalenin orantılılığı bakımından da ciddi tereddütler doğuracaktır.</p>

<p><strong>Tüm bu sebeplerle;</strong> AYM’nin iptal kararını Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra yürürlüğe girecek şekilde vermiş olduğu ve hükümlerin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelik taşıdığı gözönüne alındığında, ivedilikle gerekli usuli güvenceleri öngören yasal düzenlemeye gidilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> iptal hükmünün Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra yürürlüğe gireceği ve Anayasa m.13 ile m.20/3 birlikte değerlendirildiğinde, bu hükümlerin Kanunda yeterli düzenlemeye yer verilerek Anayasal güvencelerle bağdaşır şekilde düzenlenmesi isabetli olacaktır. İptal kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı 18 Mart 2026 tarihinden başlayarak, 9 ay süreyle CMK m.80/2 ve m.82 uygulanmaya devam edecek, 9 ayın dolması ile iptal edilen hükümlerin yürürlüğü son bulacaktır. Kanun koyucunun bu arada yeni yasal düzenlemeye gitmesi gerektiği, konunun önemli olduğu, delil elde etme yöntemi olarak, CMK m.75’de şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması, m.76’da diğer kişilerin beden muayenesi ve vücutlarından örnek alınması ve m.78’de de moleküler genetik incelemeler yapılması hükümlerinin yürürlüğünün devam ettiği, yine CMK m.80/1’in yürürlükte olduğu, buna göre belirtilen hükümlere göre alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçlarının kişisel veri niteliğinde olduğu ve başka amaçla kullanılamayacağının, dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip olanlar tarafından başkalarına da verilemeyeceğinin belirtildiği,</p>

<p>Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın verilip kesinleşmesi hallerinde Cumhuriyet savcısının huzurunda bu bilgilerin ortadan kaldırılacağına ve bu hususun dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa bağlanacağına dair hükmün ise, 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, dolayısıyla saklanmasında gereği bulunmayan bu özel nitelikte kişisel verilerin ortadan kaldırılması ve tüm bunlara ilişkin gerekli yönetmeliğin çıkarılabilmesi amacıyla, bu iptal kararı yürürlüğe girmeden kanun koyucu tarafından yasal düzenleme yapılması gerektiği, çünkü Anayasa Mahkemesi’nin kanun koyucunun yerine geçerek yasal düzenleme yerini alacak şekilde karar veremeyeceği hususunun Anayasa m.153/2’de yasaklandığı,</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> Anayasa m.153/3’de gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayımı tarihinden itibaren azami 1 yılı geçemeyecek şekilde iptalin yürürlüğe girmesinin düzenlendiği, CMK m.80/2’nin ve m.82’nin iptalinden doğan boşluğun mağduriyete sebebiyet vermemesi amacıyla bir an evvel yasal düzenlemeye gidilmesinin, bu düzenlemede de Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçelerinin dikkate alınmasının isabetli olacağı, aksi halde saklanmasına lüzum kalmayan özel nitelikli kişisel verilerin imhasının mümkün olmayacağı, bunun da verilerin saklanması ve yasal altyapıya sahip imha yönünden hüküm olmadığından, genetik inceleme sonuçlarının sahiplerinin ve ilgililerinin mağduriyetine yol açabileceği,</p>

<p>Gözardı edilmemelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fiziki Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik (01.06.2005 tarihli, 25832 sayılı Resmi Gazete)</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201823077-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201823077-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17.09.2020, § 144</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/genetik-inceleme-sonuclarinin-imhasi-hukmunun-iptali-1</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 20:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/dna-genetik-inceleme.jpg" type="image/jpeg" length="52631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[81 ile 'Organize Suç Örgütleri ile Mücadele' genelgesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/81-ile-organize-suc-orgutleri-ile-mucadele-genelgesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/81-ile-organize-suc-orgutleri-ile-mucadele-genelgesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 81 ilde 175 Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına, suç örgütlerine karşı adli süreçlerin daha hızlı, daha etkin ve topyekün bir şekilde yürütülmesi için 'Organize Suç Örgütleri ile Mücadele' konulu kapsamlı bir genelge gönderildiğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; milletimizin huzurunu, esnafımızın emeğini, gençlerimizin geleceğini ve kamu düzenini hedef alan organize suç örgütleriyle mücadelemizi tavizsiz bir kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda talimatımızla, Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüz tarafından 81 ilde 175 Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına 'Organize Suç Örgütleri ile Mücadele' konulu yeni ve kapsamlı bir genelge gönderilmiştir. Genelgeyle; şehirlerde yapılanan, evlatlarımızı ve gençlerimizi istismar eden, sosyal medya üzerinden suç propagandası yapan, haraç, tehdit, yağma ve silahlı eylemlerle vatandaşlarımızı korkutmaya cüret eden suç örgütlerine karşı adli süreçlerin daha hızlı, daha etkin ve topyekün bir şekilde yürütülmesi hedeflenmiştir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'ÇETELERE GEÇİT VERİLMEYECEK'</strong></p>

<p>Soruşturmaların; örgütlü suçlar konusunda uzmanlaşmış Cumhuriyet savcıları eliyle yürütüleceğini belirten Gürlek, "Gerekli hallerde birden fazla savcı görevlendirilecek, kolluk birimleriyle kesintisiz ve sıfır toleranslı bir koordinasyon sağlanacak, hiçbir suçluya nefes aldırılmayacaktır. Bu yapılar sadece sokaktaki tetikçileriyle değil; yöneticileriyle, azmettiricileriyle, finans kaynaklarıyla, kripto varlıklar, yasa dışı bahis ve benzeri yöntemlerle aklamaya çalıştıkları suç gelirleriyle birlikte kökünden kazınmak üzere hedef alınacaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi suç örgütlerinin karanlık ağına çekmeye çalışanlara karşı hukuk düzenimizin öngördüğü tüm yaptırımlar en ağır şekilde uygulanacak, örgütsel amaçlarla çocukların istismar edilmesi halinde cezanın artırılacağı hususu tüm soruşturmalarda titizlikle gözetilecektir. Sosyal medya üzerinden suç örgütlerine özendiren, korku salan, çocukları ve gençleri suça yönlendiren içeriklere karşı da derhal harekete geçilecek; suç propagandasına, tehdit diline ve dijital çetelere müsamaha gösterilmeyecektir. Güvenli başvuru, gizlilik ve tanık koruma mekanizmaları devletin güvencesi altında en etkin şekilde işletilecek; alın teriyle ekmeğini kazanan esnafımız çetelerin merhametine asla terk edilmeyecektir. Ağır ceza merkezlerinde Cumhuriyet başsavcılıklarımız, Cumhuriyet savcılarımız, emniyet, jandarma ve ilgili tüm birimler düzenli koordinasyon toplantılarıyla sahadaki mücadeleyi kesintisiz takip edecektir. Kim hangi maskenin arkasına saklanırsa saklansın; sokak çetelerine, organize suç örgütlerine, çocuklarımızı hedef alan yapılara, esnafımızı haraca bağlamaya çalışanlara, vatandaşımızın huzurunu bozanlara asla geçit vermeyeceğiz. Devletimiz; her daim vatandaşının, esnafının, gençlerinin ve çocuklarının yanında olmaya devam edecektir" dedi.</p>

<p><strong>UZMAN SAVCILAR TARAFINDAN YAPILSIN</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilen 'Organize Suç Örgütleri ile Mücadele' konulu talimat yazısında, organize suç örgütlerinin bilişim ve iletişim teknolojileri aracılığıyla çocuklara ve gençlere ulaşarak faaliyetlerini artırdığı, sanal medya paylaşımları ve iletişim kanalları üzerinden eleman temin ettiği belirtildi. Yazıda, örgütlerin suçtan elde ettikleri gelirleri aklamak amacıyla kripto varlık ticareti, yasa dışı bahis ve kumar gibi yöntemlere başvurduklarının değerlendirildiği ifade edildi. Organize suç örgütlerine yönelik soruşturmaların alanında uzman savcılar tarafından yürütülmesi, mali soruşturmaların eş zamanlı yapılması, internet ortamındaki propaganda ve eleman teminine yönelik yayınlar hakkında gerekli işlemlerin derhal gerçekleştirilmesi istendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/81-ile-organize-suc-orgutleri-ile-mucadele-genelgesi</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 18:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="80465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elektronik Posta Delilinin Türk ve Mukayeseli İspat Hukukundaki Yeri, Niteliği ve İspat Gücü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/elektronik-posta-delilinin-turk-ve-mukayeseli-ispat-hukukundaki-yeri-niteligi-ve-ispat-gucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/elektronik-posta-delilinin-turk-ve-mukayeseli-ispat-hukukundaki-yeri-niteligi-ve-ispat-gucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1.Giriş </strong></p>

<p>İnsanlık tarihi boyunca hukuki ilişkilerin, ticari muamelelerin ve sözleşmesel taahhütlerin ispatı, medeniyetlerin teknolojik gelişim düzeyleriyle doğrudan bağlantılı bir evrim geçirmiştir. Yüzlerce yıl boyunca kil tabletler, papirüsler, mühür mumu ve nihayetinde ıslak imza taşıyan kâğıt belgeler üzerine inşa edilen klasik ispat hukuku dogmaları, yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren eşi görülmemiş bir dijital devrimle karşılaşmıştır. Geleneksel ispat rejimleri, fiziksel bir taşıyıcıya ve doğrudan duyusal algıya dayanan kanıtları merkeze alırken günümüz bilgi toplumunda, fiziksel bir gerçekliği olmayan, yalnızca binary kodlardan oluşan ve saniyeler içinde kıtalar arası transfer edilebilen dijital veriler hukuki uyuşmazlıkların merkezine yerleşmiştir.</p>

<p>Bu dijital ekosistemin en temel iletişim aracı olan elektronik posta (e-posta), bireylerarası iletişimden devasa şirket evliliklerine, idari yazışmalardan işveren-işçi talimatlarına kadar hayatın her hücresine nüfuz etmiştir. Uyuşmazlıkların yargı mercileri önüne taşınması durumunda, tarafların iddialarını ispatlamak, sözleşme müzakerelerini kanıtlamak veya karşı tarafın temerrüdünü belgelemek amacıyla sunacakları en birincil vasıta elektronik posta kayıtları olmaktadır. Ne var ki, doğası gereği kopyalanabilen, manipüle edilebilen ve silinebilen bu dijital verilerin yargılamada hangi hukuki statüde kabul edileceği, hâkimi ne derece bağlayacağı ve maddi gerçeğe ulaşmada nasıl bir rol üstleneceği hususları, usul hukukunda uzun ve çetrefilli doktriner tartışmalara zemin hazırlamıştır.</p>

<p>Bu rapor, elektronik posta delilinin Türk ispat hukuku sistematiği içindeki yerini, delil başlangıcı veya kesin delil niteliğine bürünme şartlarını, güvenli elektronik imza mekanizmalarını ve adli bilişim standartlarını derinlemesine tahlil etmektedir. Analiz kapsamında salt şekli usul kuralları ile yetinilmeyip; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), Türk Ticaret Kanunu (TTK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararları sentezlenmiş, aynı zamanda Avrupa Birliği (eIDAS Yönetmeliği) ve Anglo-Sakson hukuku pratikleri ile kapsamlı bir mukayeseli hukuk perspektifi sunulmuştur.</p>

<p><strong>2.Türk Medeni Usul Hukukunda Elektronik Postanın Usuli Temelleri</strong></p>

<p><strong>2.1. Mülga HUMK Dönemindeki Normatif Boşluk ve Paradigmaların Tıkanması</strong></p>

<p>Bir uyuşmazlığın aydınlatılmasında e-postanın rolünü anlayabilmek için ispat hukukundaki kavramsal hiyerarşinin tarihsel gelişimini incelemek zaruridir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) döneminde, "belge" kavramı geleneksel ve son derece dar bir çerçevede ele alınmaktaydı. Belge denildiğinde akla gelen yegâne format, fiziksel kâğıt üzerindeki yazılı ve imzalı beyanlardı. Henüz telefon veya telgrafın dahi insan hayatını günümüzdeki ölçüde düzenlemediği bir çağda kaleme alınan HUMK, teknolojik gelişmelere cevap veremez hâle gelmişti.</p>

<p>Elektronik postaların niteliğinin yasalarda açıkça hüküm altına alınmamış olması, yargı uygulamasında ciddi tereddütler yaratmıştır. Doktrinde bir kısım yazar, e-postaların hiçbir şekilde yazılı delil yerine geçemeyeceğini savunurken, bir kısım yazar ise bunların ancak hâkimin serbestçe takdir edeceği emareler olabileceğini ileri sürmüştür. Bu katı yaklaşım, milyarlarca dolarlık ticari hacmin dijital platformlar üzerinden aktığı bir çağda ispat hakkının zedelenmesine ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanmasına yol açmıştır.</p>

<p><strong>2.2.6100 Sayılı HMK ve "Belge" Kavramının Yeniden İnşası</strong></p>

<p>1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), medeni usul hukukumuzda dijital devrimi normatif bir zemine oturtmuştur. HMK'nın 199. maddesi, klasik belge tanımını terk ederek uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile "elektronik ortamdaki verileri" ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarını açık ve net bir biçimde "belge" olarak tanımlamıştır.</p>

<p>Bu devrim niteliğindeki düzenleme ile yasa koyucu, taşıyıcının türünden ziyade, bilginin ispat kabiliyetine odaklanmıştır. Elektronik cihazlarda oluşturulan, saklanan ve iletilen mesajlar ile veri logları, hukuki ihtilafın aydınlatılmasına hizmet ettiği sürece kanun nezdinde resmi bir belge statüsü kazanmıştır. HMK m. 199 uyarınca e-posta kayıtları, bilgisayar disklerinde, sunucularda veya mobil cihazlarda saklanan elektronik veriler olduklarından, yargı uygulamasında ve doktrinde artık tartışmasız bir biçimde belge delili olarak nitelendirilmektedir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarında da elektronik postalar, WhatsApp yazışmaları ve diğer dijital mesajlaşma kayıtları HMK m. 199 kapsamında doğrudan belge olarak kabul edilmekte ve uyuşmazlıkların çözümünde anahtar rol oynamaktadır.</p>

<p><strong>3.İspat Gücü Rejimi</strong></p>

<p>Elektronik postanın usul hukuku bağlamında bir belge olarak kabul edilmesi, onun tek başına ve mutlak surette iddiayı ispatlamaya yeteceği anlamına gelmemektedir. Türk usul hukukunda senet ve belge kavramları birbirinin eşanlamlısı değildir, her senet bir belgedir ancak her belge bir senet vasfı taşımaz. E-postanın ispat gücü, içerdiği imzanın niteliğine, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin boyutuna ve davanın türüne göre değişkenlik gösterir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3.1.Katı Senetle İspat Kuralı ve E-Postanın Sınırları</strong></p>

<p>HMK m. 200 gereğince, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunda belirtilen parasal sınırı aşıyorsa mutlak surette senetle ispat edilmesi zorunludur. Senet, aleyhine delil olarak kullanılacak kişi tarafından ıslak veya güvenli elektronik imza ile imzalanmış, borç veya taahhüt içeren yazılı belgedir.</p>

<p>Günlük iş akışında ve ticari yazışmalarda kullanılan standart e-postalar (örneğin Gmail, Outlook gibi yaygın sağlayıcılar üzerinden gönderilen ve kriptografik e-imza barındırmayan metinler), fiziksel veya güvenli elektronik imza içermedikleri için hukuken "senet" olarak değerlendirilemezler. Dolayısıyla, yüksek değerli bir sözleşmesel ilişkinin veya alacağın varlığını ispat yükü altında olan bir taraf, mahkemeye sadece sıradan bir e-posta dökümü sunduğunda, bu belge senetle ispat kuralını tek başına karşılamaya yetmeyecektir. Eğer karşı tarafın açık muvafakati yoksa, bu durumda salt imzasız e-postaya dayanarak tanık dinletmek kural olarak mümkün olmamalıdır. Ancak kanun koyucu, senetle ispat kuralının doğurabileceği adaletsizlikleri ve ticari hayatın akışını tıkamasını engellemek adına son derece hayati bir istisna mekanizması kurgulamıştır.</p>

<p><strong>3.2. İspat Zinciri</strong></p>

<p>HMK m. 202'de düzenlenen delil başlangıcı kurumu, senetle ispat kuralının en önemli istisnasıdır. İlgili madde uyarınca, senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.</p>

<p>Mülga HUMK döneminde bu kurum "yazılı delil başlangıcı" olarak adlandırılmaktaydı ve belgenin mutlaka fiziksel bir kâğıt üzerinde yazılı olması gerektiği şeklinde yorumlanıyordu. HMK m. 202 ise "yazılı" ibaresini metinden çıkararak, HMK m. 199'da tanımlanan her türlü belgenin, teknik koşulları sağlaması hâlinde delil başlangıcı olabileceği devrimini yaratmıştır.</p>

<p>Bir e-postanın delil başlangıcı sayılabilmesi ve ispat kapısını tanık beyanlarına açabilmesi için üç kümülatif unsurun bir araya gelmesi gerekir:</p>

<p><strong>1. Belge Niteliği:</strong> E-posta, HMK m. 199 anlamında uyuşmazlık konusu vakıayı ispata elverişli, mahkemeye sunulabilir bir elektronik veri veya çıktısı olmalıdır.</p>

<p><strong>2. Hukuki İşlemi Muhtemel Gösterme:</strong> E-postanın içeriği, taraflar arasında ispatı istenen hukuki işlemin veya ihtilaf konusu vakıanın varlığına, ifasına yahut tarafların bu yöndeki iradelerine dair akla yatkın, mantıksal bir emare (karine) barındırmalıdır. Belgenin vakıayı tam olarak ispatlaması beklenmez, ihtimal dâhilinde göstermesi kâfidir.</p>

<p><strong>3. Aidiyet Unsuru:</strong> Belki de uygulamada en çok tartışılan unsur budur. E-posta, aleyhine delil sunulan kişi (karşı taraf) veya onun hukuken yetkili temsilcisi tarafından gönderilmiş olmalıdır. Bu unsurun varlığı, e-posta adresinin ilgili kişiye ait olduğunun ve mesajın o kişinin kontrolündeki sistemden gönderildiğinin tespitine bağlıdır.</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 3., 11., 15. ve 23. Hukuk Daireleri), güvenli elektronik imza ile oluşturulmamış sıradan e-posta yazışmalarının, faks mesajlarının, WhatsApp iletişimlerinin ve SMS kayıtlarının, HMK m. 199 ve m. 202 uyarınca açıkça "delil başlangıcı" niteliğinde olduğunu karara bağlamışlardır. Delil başlangıcının yargılamaya dâhil olmasıyla birlikte ispat hukuku açısından senetle ispat bariyeri aşılır. İddia sahibi taraf, iddialarını tanık, bilirkişi, keşif ve diğer takdiri delillerle destekleyerek hâkimde tam bir vicdani kanaat oluşturma imkânına kavuşur. Bu yaklaşım, ticari hayatın olağan işleyişini, taraflar arasındaki asimetrik güç dengelerini ve dijital çağın hızını adalet sistemine entegre eden son derece pragmatik bir çözüm sunmaktadır.</p>

<p><strong>4.Elektronik İmza, KEP ve Kesin Delil Kavramı</strong></p>

<p>İmzasız veya standart e-postaların delil başlangıcı olarak değerlendirilip hâkimin takdirine bırakıldığı durumun aksine, elektronik verinin hukuki güvenliğini kriptografik yöntemlerle sağlayan teknolojiler, elektronik delile fiziksel senedin gücünü kazandırmaktadır.</p>

<p><strong>4.1. Güvenli Elektronik İmza ve HMK 205</strong></p>

<p>Türkiye'de 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu, e-imzayı "başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri" olarak tanımlamaktadır. Ancak ispat hukuku açısından asıl devrim niteliğindeki kavram Güvenli Elektronik İmzadır. Güvenli elektronik imza; münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin ve imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının (bütünlük) tespitini sağlayan imza türüdür.</p>

<p>HMK m. 205/2 gereğince, usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler "senet hükmündedir" ve aksi ispat edilinceye kadar "kesin delil" sayılırlar. Evlenme, veraset ve intikal gibi istisnai katı şekil şartına tabi işlemler hariç olmak üzere, güvenli elektronik imza elle atılan ıslak imza ile birebir aynı ispat gücüne haizdir. Bir yargılamada güvenli elektronik imza ile oluşturulmuş bir e-posta veya belge sunulduğunda, hâkim bu delilin içeriğiyle bağlıdır ve takdir yetkisi kullanamaz.</p>

<p>Bu belgenin geçerliliğine itiraz eden (inkâr eden) taraf, HMK m. 210 uyarınca oldukça ağır bir ispat külfeti altına girer. İnkâr hâlinde, imzanın gerçekten o kişiye ait olmadığı, sertifikanın yetkisiz kişilerce kullanıldığı veya verinin manipüle edildiği gibi iddiaların, alanında uzman bilişim bilirkişilerinin incelemesi (adli bilişim) yoluyla kanıtlanması gerekir.</p>

<p><strong>4.2. Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) Sisteminin Hukuki Derinliği</strong></p>

<p>Standart elektronik posta (SEP) servislerinin hukuki geçerlilik açısından en büyük zafiyeti; mesajın gerçekten gönderilip gönderilmediği, alıcısına ne zaman ulaştığı, alıcı tarafından okunup okunmadığı ve iletim süreci boyunca içerikte bir manipülasyon (man-in-the-middle vb.) yapılıp yapılmadığı noktalarında somut ve inkâr edilemez bir kanıt sunamamasıdır. Sözleşme fesihleri, temerrüt ihtarları ve hukuki tebligatlar gibi saniyelerin bile hak kayıplarına yol açabileceği durumlarda, SEP bu güvenlik ihtiyacını karşılayamaz.</p>

<p>Bu riskleri bertaraf etmek üzere Türk Ticaret Kanunu m. 1525 ve ilgili Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (KEPSİEY) ile KEP sistemi hukuki bir altyapıya kavuşturulmuştur. KEP; elektronik iletilerin gönderimi ve teslimatı süreçlerine ilişkin hukukî kesin delil sağlayan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından yetkilendirilmiş Kayıtlı Elektronik Posta Hizmet Sağlayıcıları (KEPHS) adlı güvenilir üçüncü taraflarca yürütülen kapalı bir sistemdir.</p>

<p>KEP sisteminin çalışma mekanizması, çok katmanlı bir şifreleme ve onaylama döngüsüne dayanır. Gönderici, mesajını güvenli elektronik imza ile imzalayarak kendi KEPHS'sine iletir. KEPHS, mesajı "işlem sertifikası" ile imzalar, "zaman damgası" (time stamp) vurarak alıcının KEPHS'sine yönlendirir. Teslimat gerçekleştiğinde ve alıcı mesajı okuduğunda, sistem otomatik olarak onay alındıları üretir. KEP tarafından üretilen bu zaman damgalı log kayıtları, uyuşmazlık hâlinde mahkemeler nezdinde senet hükmünde kesin delil teşkil eder. KEP ile gönderilen bir ihtarnameye karşı alıcının "spam klasörüne düştü" veya "haberim olmadı" gibi savunmaları hukuken dinlenmez.</p>

<p>Özellikle şirketler hukuku bağlamında, tacirler arasındaki ihbar ve ihtarların TTK m. 18 uyarınca noter, taahhütlü mektup, telgraf veya güvenli elektronik imza kullanılarak KEP üzerinden yapılması zorunludur. İş hukukunda ise işveren ile işçi arasındaki fesih bildirimleri, savunma talepleri veya görevlendirmelerin KEP üzerinden yapılmasını engelleyen bir norm bulunmamaktadır; bilakis, KVKK ilkelerine uyulması ve iş sözleşmesinde veya sonradan yapılan bir protokolle bu hususta karşılıklı açık mutabakat sağlanması hâlinde KEP kayıtları, iş davalarında dahi kesin delil değeri taşır. Ayrıca 7201 sayılı Tebligat Kanunu'na eklenen 7/a maddesi gereğince, anonim ve limited şirketler ile baroya kayıtlı avukatlara yapılacak tebligatların Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) ile entegre biçimde elektronik yolla yapılması kanuni bir zorunluluktur.</p>

<p><strong>5.Maddi Hukuk Dallarına Göre E-Posta Delilinin Görünümleri</strong></p>

<p>İspat gücünün analizi, yalnızca HMK çerçevesinde soyut usul kurallarıyla sınırlandırılamaz. E-postanın delil vasfı, uygulandığı maddi hukuk dalının özelliklerine, koruduğu menfaatlere ve kamu düzenine ilişkin önceliklerine göre somut uyuşmazlıklarda farklı içtihatlar üretilmesine neden olmuştur.</p>

<p><strong>5.1. İş Hukukunda Mobbing, İşe İade ve İşçi Alacakları</strong></p>

<p>İş hukuku, yapısı gereği işçinin korunması ilkesinin egemen olduğu, güç asimetrisini dengelemek amacıyla zaman zaman ispat yükünün yer değiştirdiği veya takdiri delillerin geniş yorumlandığı bir alandır. Günümüz çalışma koşullarında haksız fesih, fazla mesai iddiaları ve özellikle psikolojik taciz (mobbing) süreçleri genellikle e-posta, WhatsApp mesajları ve benzeri dijital iletişim kanallarında iz bırakmaktadır.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kurum e-postası üzerinden çalışana iletilen ve nezaket sınırları içerisinde kalarak işin gereğine ilişkin olan görevlendirme ve talimatlar, mobbing iddiasının ispatı için yeterli değildir. Ancak, amirler veya mesai arkadaşları tarafından sürekli, sistematik, aşağılayıcı ve kişiyi işyerinde ötekileştirme amacı güden e-posta silsileleri, mobbingin varlığını ispatlayan en güçlü delil başlangıcı, hatta olayın seyrine göre doğrudan haklı fesih gerekçesi sayılmaktadır. Yargıtay kararlarında vurgulanan bir diğer husus, e-postada yer alan ağır ifadelerin sadece içeriğinin değil, bu mesajın aleniyet kazanıp kazanmadığının (örneğin diğer çalışanların "CC"ye eklenip eklenmediğinin) da çalışanın itibarının zedelenmesi açısından değerlendirilmesidir.</p>

<p>Öte yandan, işçinin veya işverenin, diğer tarafın kişisel veya kurumsal e-posta hesabına rızası dışında girerek, casus yazılım kullanarak ya da iletişimini hukuka aykırı şekilde denetleyerek elde ettiği e-postalar, HMK m. 189/2 ve Anayasa m. 20 bağlamında "hukuka aykırı delil" (zehirli ağacın meyvesi) niteliğinde olup, haklı fesih sebebi olarak dahi mahkemelerde dikkate alınamaz. Zaman damgası içermese bile, müdahale edildiği teknik incelemeyle ispatlanamayan işyeri bilgisayar sistemlerindeki kurum içi elektronik kayıtların (login/logout saatleri, atılan mailler), aksi ancak kesin delillerle ispat edilene kadar fazla mesai sürelerinin belirlenmesinde geçerli belge sayılacağı da Yargıtay kararlarında açıkça hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>5.2. Ticaret Hukuku, Cari Hesaplar ve İnançlı İşlemler</strong></p>

<p>Ticari hayatta sözleşme müzakereleri, sipariş formları, ayıp ihbarları ve borç mutabakatları kâğıt ortamından tamamen e-posta ve ERP yazılımlarına kaymıştır. TTK m. 89 uyarınca cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılması bir geçerlilik şartıdır. Ancak, halihazırda kurulmuş bir ticari ilişki içerisinde, tarafların e-posta yoluyla gönderdikleri hesap mutabakatları, sevk bildirimleri ve fatura teyitleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Ticaret Dairelerinin içtihatlarıyla, ticari defter kayıtlarını destekleyici HMK m. 199 kapsamında birer belge ve m. 202 anlamında delil başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Tarafların e-posta ile hesap mutabakatı yapması ve buna süresi içinde itiraz edilmemesi, ticari alacağın kesinleşmesine karine teşkil edebilir.</p>

<p>Mülkiyet hukukunun ve borçlar hukukunun en zor ispatlanan alanlarından biri olan inançlı işlemler (fiduciary transfers), tarihsel olarak 05.02.1947 tarihli ve 20/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın katı boyunduruğu altındadır. Bu karara göre inançlı işlemin ispatı ancak "yazılı delille" (veya hiç olmazsa yazılı delil başlangıcıyla) mümkündür. Güncel hukuk pratiğinde, Yargıtay (özellikle 7. HD ve HGK), dijitalleşmenin bir sonucu olarak, taraflar arasında inançlı işlemi destekler nitelikteki e-posta yazışmaları, WhatsApp kayıtları ve açıklama içeren banka dekontlarını, HMK m. 202 çerçevesinde ispatı mümkün kılan geçerli bir "delil başlangıcı" olarak kabul etmektedir. Böylelikle dijital izler, hukukun en şekilci alanlarında dahi adalet terazisinin dengelenmesine olanak tanımaktadır.</p>

<p><strong>5.3. Ceza Muhakemesi Hukukunda E-Posta Delili, Tehdit ve Şantaj</strong></p>

<p>Ceza yargılamasının temel gayesi maddi gerçeğe ulaşmak olduğundan, ispat rejimi hukuk davalarına kıyasla son derece esnektir. CMK m. 217/2'de vücut bulan vicdani delil sistemi uyarınca; yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Herhangi bir miktar sınırı veya senetle ispat gibi şekli kısıtlamalar bulunmamaktadır. Günümüzde özellikle hakaret (TCK 125), tehdit (TCK 106) ve şantaj (TCK 107) gibi iletişim yoluyla işlenen suçların başlıca ispat araçları e-postalar, sosyal medya mesajları ve mesajlaşma uygulamalarındaki loglardır.</p>

<p>Ceza yargılamasında bir e-postanın delil olarak kabul edilebilirliği (admissibility), içeriğinden ziyade "elde ediliş yönteminin" hukuka uygunluğuna dayanır. Bir e-postanın CMK bağlamında incelenebilmesi iki farklı usule tabidir:</p>

<p><strong>1. İletişimin Denetlenmesi (CMK m. 135):</strong> Suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunan durumlarda, henüz gerçekleşmekte olan (gerçek zamanlı) e-posta akışının dinlenmesi veya sinyal verilerinin kaydedilmesidir. Sadece kanunda sayılan "katalog suçlar" için ve mutlak surette ağır ceza mahkemesi/hâkim kararıyla yapılabilir.</p>

<p><strong>2. Bilgisayarlarda ve Kütüklerde Arama ve El Koyma (CMK m. 134):</strong> E-posta daha önceden gönderilmiş ve cihazda/sunucuda bir veri olarak depolanmışsa, artık haberleşmenin gizliliğinden çıkıp, depolanmış veriye dönüşür. Şüphelinin telefonuna, bilgisayarına veya diskine el konulup bu e-postaların incelenmesi için mutlaka CMK m. 134 kapsamında özel bir hâkim kararı (veya gecikmesinde sakınca bulunan acil hâllerde savcı emri) gereklidir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Daireleri, kolluk kuvvetlerinin şüphelinin "rızası" var diyerek, mahkeme kararı olmaksızın dijital cihazlardaki WhatsApp mesajlarını veya e-postaları açıp tutanağa geçirmesini ağır bir hak ihlali olarak görmekte ve bu yolla elde edilen delilleri mutlak surette reddetmektedir. Buna mukabil, mağdurun kendisine yöneltilmiş bir tehdit veya şantaj e-postasını kendi bilgisayarında açarak ekran görüntüsü alması veya bu hesabı kolluğa kendi iradesiyle gösterip tutanak altma aldırması yahut noter tespiti yaptırması tamamen hukuka uygundur, zira haberleşmenin tarafı bizzat mağdurun kendisidir ve özel hayatın ihlali söz konusu değildir.</p>

<p><strong>6.Adli Bilişim Çerçevesinde E-Posta Bütünlüğü ve Orijinalliği</strong></p>

<p>Hukuki düzlemde bir verinin belge veya delil niteliğine sahip olması, onun maddi gerçeği temsil ettiği anlamına gelmez. Elektronik veriler, doğaları gereği manipülasyona, silinmeye ve değiştirilmeye (tampering) son derece açıktır. Salt bir ekran görüntüsü (screenshot) veya PDF olarak mahkemeye sunulan bir e-posta dökümü, karşı tarafın inkarı hâlinde zayıf bir argümandır. E-postanın yargılamada inandırıcı bir delile dönüşebilmesi; bütünlüğünün (integrity), orijinalliğinin (authenticity) ve şeffaflığının bilimsel standartlara uygun bir biçimde kanıtlanmasıyla mümkündür. Bu noktada devreye, hukukun teknik muhafızı olan Adli Bilişim (Digital Forensics) girmektedir.</p>

<p><strong>6.1. Kriptografik Özetler (Hash Analizi) ve Zincir Muhafaza</strong></p>

<p>Bir e-posta sunucusundan veya bilgisayardan delil elde edilirken, doğrudan orijinal cihaz üzerinde çalışılmaz, cihazın birebir bit-stream imajı (adli kopyası) alınır. Bu işlemin, cihaza veri yazılmasını engelleyen donanımsal engelleyiciler (write-blocker) kullanılarak yapılması esastır. Kopyanın orijinali ile birebir aynı olduğunun ispatı, MD5 veya SHA-256 gibi özetleme algoritmaları (hash değerleri) hesaplanarak yapılır. Hash değeri, o spesifik verinin benzersiz kriptografik parmak izidir. E-posta içeriğinde veya tarih damgasında yapılacak tek bir harf veya boşluk karakteri değişikliği dahi, tüm hash değerini radikal bir şekilde değiştirir. Mahkemeye sunulan kopyanın hash değeri, el koyma anındaki hash tutanağı ile eşleşmiyorsa, delilin bütünlüğünün bozulduğuna dair sanık müdafinin itirazı haklılık kazanır ve bu uyuşmazlık CMK m. 206 kapsamında delilin reddine kadar gidebilir.</p>

<p>Delilin güvenilirliğini koruyan diğer bir kavram "Zincir Muhafaza"dır (Chain of Custody). ISO/IEC 27037 standartlarına uygun olarak, bir dijital cihaza ilk müdahale edildiği andan itibaren, delile her temas eden kişinin kimliği, tarihi, saati ve müdahale amacı bir log defterine işlenmeli, cihazlar Faraday kafesi gibi izole çantalarda taşınmalı ve mühürlenmelidir.</p>

<p><strong>6.2.E-Posta Başlık Analizi ve Anti-Spoofing Protokolleri</strong></p>

<p>Hukuk ve ceza uyuşmazlıklarında e-postanın gerçekte kimin tarafından gönderildiğinin tespiti zorlayıcı olabilir; zira "Kimlik Avı" (Phishing) ve "Kimlik Taklidi" (Spoofing) yöntemleriyle, gönderici adının veya e-posta adresinin sahtesinin üretilmesi mümkündür. Bir çalışan, patronunun e-posta adresinden gelmiş gibi görünen sahte bir talimatla şirketi zarara uğratabilir.</p>

<p>Bu tür itirazlar karşısında bilirkişiler "E-Posta Header (Başlık) Analizi" gerçekleştirirler. Header bilgileri, e-postanın geçtiği tüm SMTP (Simple Mail Transfer Protocol) yönlendirme sunucularını, IP adreslerini, coğrafi lokasyonları ve kriptografik onay süreçlerini kronolojik bir log zinciri olarak barındırır. E-postanın iddia edilen alan adından (domain) yetkili sunucular aracılığıyla gönderildiğinin ispatı için üç temel güvenlik protokolünün (E-posta Güvenlik Standartları) sonuçlarına bakılır:</p>

<p><strong>1. SPF (Sender Policy Framework):</strong> E-postanın gönderildiği IP adresinin, gönderici alan adının DNS kayıtlarında e-posta göndermeye yetkili olup olmadığını denetler.</p>

<p><strong>2. DKIM (DomainKeys Identified Mail):</strong> E-postanın içeriğine asimetrik şifreleme algoritmasıyla bir dijital imza ekler. Alıcı sunucu, DNS'teki açık anahtarı kullanarak mesajın yolda (transit aşamasında) manipüle edilip edilmediğini doğrular.</p>

<p><strong>3. DMARC (Domain-based Message Authentication, Reporting, and Conformance):</strong> SPF ve DKIM protokollerini birleştirerek sahte iletilerin nasıl işleneceğini belirleyen bir politika standardıdır.</p>

<p>Eğer bir e-postanın header analizinde SPF ve DKIM "Pass" (Doğrulandı) sonucunu veriyorsa, adli bilişim standartlarında o e-postanın ilgili alan adından yetkili bir biçimde gönderildiği ve içeriğinin yolculuk boyunca tahrif edilmediği ispatlanmış olur. Bu teknik doğrulama, HMK veya CMK kapsamındaki yargılamanın kalbini oluşturur.</p>

<p><strong>7.Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Anayasa Mahkemesi İçtihatları</strong></p>

<p>Elektronik delillerin hukuki geçerliliği ve elde ediliş biçimi, yalnızca usul hukuku kurallarının değil, aynı zamanda Anayasa'nın doğrudan güvencesi altındaki "Özel Hayatın Gizliliği" (Anayasa m. 20) ve "Haberleşme Hürriyeti" (Anayasa m. 22) gibi evrensel temel hakların da konusudur. Teknolojinin işyerlerine entegre olması, özellikle çalışanlara tahsis edilen kurumsal e-posta hesaplarının işverenler tarafından denetlenmesi meselesinde işçi ve işveren hakları arasında derin uyuşmazlıklar yaratmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi (AYM), iş hukukundan doğan işe iade veya tazminat davaları neticesinde önüne gelen bireysel başvurularda (örneğin; G.G. Başvurusu- B. No: 2014/16701, Ö.A., F.T., K.Ü. başvuruları), kurumsal e-postaların denetlenmesine ilişkin çerçeveyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına uygun bir denge testiyle belirlemiştir. AYM kararlarında öne çıkan temel ilke, çalışana bilgisayar ve e-posta hesabı tahsis edilmesinin, işverene bu araçları her koşulda, sınırsız ve keyfi olarak inceleme yetkisi vermediğidir. Mesleki hayat, özel hayat kavramından tamamen dışlanamaz.</p>

<p>Bir işverenin, çalışanın kurumsal e-postasını inceleyerek elde ettiği yazışmaları haklı fesih gerekçesi yapabilmesi veya delil olarak sunabilmesi için AYM'nin aradığı asgari şartlar şunlardır:</p>

<p><strong>1. Açık ve Önceden Bilgilendirme (Aydınlatma):</strong> İşveren, e-posta sisteminin kişisel amaçlarla kullanılamayacağını ve iletişim trafiğinin önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde izlenebileceğini, çalışana önceden yazılı ve açık bir şekilde bildirmelidir. Eğer böyle bir bildirim yoksa, çalışanın söz konusu e-posta hesabının gizliliğine yönelik "haklı bir mahremiyet beklentisi" (legitimate expectation of privacy) doğar.</p>

<p><strong>2. Meşru Amaç ve Gereklilik:</strong> İnceleme, işletmenin güvenliğini sağlamak, ticari sırların sızmasını önlemek veya bir ihbarı araştırmak gibi mutlaka meşru ve haklı bir amaca dayanmalıdır.</p>

<p><strong>3. Ölçülülük İlkesi:</strong> İşverenin denetimi, ulaşılmak istenen meşru amaca elverişli olmalı ve çalışanın özel hayatına en az müdahale eden yöntem seçilmelidir. Konuyla ilgisi olmayan kişisel yazışmaların ifşası veya tamamının taranması ölçülülük ilkesini zedeler.</p>

<p>AYM ihlal kararlarında, çalışana önceden usulüne uygun aydınlatma yapılmaksızın rıza dışı elde edilen e-posta yazışmalarının delil olarak kullanıldığı ve derece mahkemelerinin bu hukuka aykırı bulguları esas alarak işe iade taleplerini reddettiği durumların, Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerini açıkça ihlal ettiğine hükmetmiştir.</p>

<p><strong>8.Mukayeseli Hukukta E-Posta Delilinin Kabul Edilebilirliği</strong></p>

<p>Elektronik verilerin ispat vasıtası olarak yargısal süreçlere entegrasyonu, tüm modern hukuk sistemlerinin ortak meselesidir. Kıt'a Avrupası (Civil Law) ile Anglo-Sakson (Common Law) sistemlerinin teknolojiye uyum sağlamak için kurguladıkları dogmatik araçlar farklı görünse de, vardıkları sonuçlar büyük ölçüde evrensel bir mutabakatı yansıtır.</p>

<p><strong>8.1. Avrupa Birliği ve eIDAS Yönetmeliği (910/2014)</strong></p>

<p>Avrupa Birliği genelinde geçerli olan 910/2014 sayılı eIDAS Tüzüğü, dijital pazarın güvenli, şeffaf ve entegre bir şekilde çalışmasını sağlayan temel yasal dayanaktır. Türkiye, AB üyesi olmasa da sınır ötesi dijital ticareti kolaylaştırmak adına iç mevzuatını ve özellikle Elektronik İmza Kanunu'nu eIDAS standartlarına büyük ölçüde uyumlu hale getirmiştir. eIDAS’ın getirdiği en büyük yenilik, bir elektronik delilin veya imzanın sırf dijital ortamda üretilmiş olması gerekçesiyle mahkemeler tarafından peşinen reddedilmesini yasaklamış olmasıdır. Bu durum, uluslararası ticari sözleşmelerde uyuşmazlıkların çözümünü hızlandran ve delil sunumunu standartlaştıran küresel bir yasal güvence oluşturur.</p>

<p>Basit Elektronik İmza (SES), günlük hayatta sıkça kullanılan, kimlik doğrulaması karmaşık kriptografik yöntemlerle yapılmayan ve sadece bir irade beyanı içeren imza türüdür. Bir e-postanın altına isim yazılması, mesajlaşma uygulamaları üzerinden onay verilmesi veya bir internet sitesindeki üyelik sözleşmesini onaylamak için kutucuğun tıklanması birer SES örneğidir. eIDAS Madde 25 uyarınca bu imza türü bir mahkemede sırf dijital formatta olduğu için yok sayılamaz. Ancak güvenlik düzeyi düşük olduğu için, bir dava esnasında karşı taraf imzayı kolayca inkâr edebilir ve bu durumda ispat yükü imzanın gerçek olduğunu iddia eden tarafa geçer. Türk hukuku açısından da bu durum kesin bir delil teşkil etmez; ancak uyuşmazlığın çözümüne yardımcı olan bir delil başlangıcı olarak nitelendirilir.</p>

<p>Gelişmiş Elektronik İmza (AES), eIDAS Madde 26'da yer alan teknik kriterlere göre münhasıran imza sahibine bağlı olan ve imza atan kişinin kimliğini kesin olarak tespit edebilen bir yapıya sahiptir. En önemli özelliği, imzalandıktan sonra belgede yapılacak herhangi bir tahrifatın sistem tarafından otomatik olarak belirlenebilmesidir. Günümüzde küresel imza platformlarının iki aşamalı doğrulama ve dijital sertifika şifrelemesi kullanarak attırdığı imzalar genellikle bu standarttadır. AES, ticari işlemlerde çok güçlü bir kabul edilebilirliğe sahiptir. Şirketler arası sözleşmelerde, tedarik zinciri yönetiminde ve uluslararası ticarette operasyonel hızı artırmak adına en çok tercih edilen yöntemdir. Kimlik doğrulama zinciri teknik olarak kayıt altına alındığı için, mahkemeler nezdinde ikna edicilik oranı basit imzalara kıyasla çok daha yüksektir.</p>

<p>Nitelikli Elektronik İmza (QES), teknik ve yasal hiyerarşinin zirvesinde yer alır. QES, sadece teknik bir şifreleme değil, aynı zamanda yetkili otoriteler tarafından lisanslanmış bir Nitelikli Sertifika Hizmet Sağlayıcısı tarafından verilen ve genellikle USB dongle veya akıllı kart gibi güvenli bir donanım üzerinde barındırılan imza türüdür. Bu imza, ıslak imza ile birebir aynı hukuki değere sahiptir. Bir üye ülkede yasal olarak alınan QES, tüm AB genelinde ve AB mahkemelerinde hiçbir ek doğrulama aranmaksızın kesin delil kabul edilir. Türk hukukundaki karşılığı, 5070 sayılı Kanun’da düzenlenen ve ıslak imza ile eş değer sayılan Güvenli Elektronik İmza'dır. Bu imza türünde ispat yükü tamamen tersine döner ve imzanın kendisine ait olmadığını iddia eden taraf, aksini kesin delillerle kanıtlamak zorundadır.</p>

<p>eIDAS Tüzüğü sadece bireysel imzalardan ibaret olmayıp kurumsal dijital güvenliğin tüm unsurlarını kapsar. Tüzüğün 43. maddesinde düzenlenen ERDS (Elektronik Nitelikli Teslimat Hizmeti), Türkiye’deki Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) sisteminin uluslararası düzeydeki doğrudan karşılığıdır. Bu sistem; iletinin göndericiden çıktığı anı, alıcının posta kutusuna ulaştığı zamanı ve alıcı tarafından okunduğu dakikayı yasal olarak günlük dosyalarına kaydeder ve tarafların inkâr mekanizmalarını tamamen kapatır. Elektronik mühür ise gerçek kişilerin attığı imzanın şirketlere, kurumlara ve bankalara uyarlanmış hali olup, belgenin doğrudan o tüzel kişi tarafından üretildiğini kanıtlayan bir dijital kaşedir. Nitelikli zaman damgaları da bir dijital verinin veya sözleşmenin, üzerinde yazan tarih ve saatte aynen o şekilde var olduğunu ve o andan itibaren hiçbir değişikliğe uğramadığını mühürleyerek AB mahkemelerinde manipüle edilmediğine dair yasal bir doğruluk karinesi yaratır.</p>

<p>Zürih'te planlanan doktora çalışmaları ile gelecekteki kurumsal uyum (compliance) ve uluslararası tahkim kariyeri bağlamında bu kurallar büyük bir önem taşır. İsviçre, AB üyesi olmasa da uluslararası ticaret ve finans merkezi olduğu için kendi e-imza kanununu (ZertES) büyük oranda bu eIDAS standartları ile uyumlu hale getirmiştir. Çok uluslu bir şirkette uyum direktörü olarak görev yaparken şirket sözleşmelerinde hangi imza türünün seçilmesi gerektiğine risk analizlerini yaparak karar vermek gerekir. Uluslararası tahkim uzmanı olarak da tarafların e-posta yazışmalarının veya dijital platformlar üzerinden onayladıkları revizyonların tahkim heyeti önünde ne derece bağlayıcı olduğu bu kurallara göre savunulur ve şirketlerin milyon dolarlık dijital delil süreçleri bu çerçevede yönetilir.</p>

<p><strong>8.2.Anglo-Sakson Hukuku (ABD) </strong></p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri hukuk sisteminde, elektronik verilerin mahkemede kabul edilebilirliği (admissibility), Federal Delil Kuralları (Federal Rules of Evidence - FRE) şemsiyesi altında çok daha analitik bir test silsilesine tabidir. E-postaların değerlendirilmesinde FRE Rule 901 (Authentication) ana mihenk taşıdır. Bu kural, delili sunan tarafın, o delilin gerçekten iddia ettiği şey olduğuna dair asgari bir destekleyici kanıt sunmasını emreder. ABD mahkemeleri, bir e-postanın orijinalliğini (authenticity), IP logları, sunucu kayıtları veya mesaj içeriğindeki benzersiz durumsal ifadeler (circumstantial evidence) üzerinden dolaylı yollarla da saptayabilmektedir.</p>

<p>Köklü usuli engel ise "Duyuma Dayalı Delil" (Hearsay) yasağıdır. Normal şartlarda mahkeme huzuru dışında söylenen sözlerin mahkemede ispat aracı yapılması yasaklanmıştır. Ancak e-postalar, yapay zekâ veya otomatize sistemler tarafından düzenli bir şekilde işlenen veriler bağlamında, ABD ve Kanada mahkemelerinde "ticari kayıtlar istisnası" (business records exception) kapsamında değerlendirilmekte ve Hearsay yasağından muaf tutularak yargılamaya kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>9.Sonuç</strong></p>

<p>Elektronik postanın (e-posta) medeni, ticari ve cezai ispat hukuku kapsamındaki konumu, salt mekanik bir normatif yorum meselesi değil, hukukun teknolojiye adaptasyonunun, adaletin şekilciliğe üstünlüğünün ve şeffaflık ile mahremiyet arasındaki dengenin yansımasıdır.</p>

<p>Mülga HUMK döneminin şekilci duvarlarını yıkan 6100 sayılı HMK, 199. maddesindeki yenilikçi "belge" tanımı ile dijital gerçekliği adalet sistemine entegre etmiş, uyuşmazlıklara modern dünyanın kapılarını açmıştır. Gelinen noktada, güvenli elektronik imza ile desteklenmeyen sıradan e-postalar veya SMS yazışmaları "senet" olarak mutlak bir ispat gücüne sahip olamasalar da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yenilikçi içtihatlarıyla, HMK m. 202 bağlamında "delil başlangıcı" olarak kabul edilmektedirler. Bu içtihadî ve dogmatik dönüşüm, senetle ispat bariyerini kırıp, davanın haklı tarafına tanık dinletme olanağı sunarak işçi-işveren ilişkilerinden devasa cari hesap mutabakatlarına kadar sayısız alanda adaletsizliklerin önüne geçmektedir.</p>

<p>Buna karşın, 5070 sayılı Kanun uyarınca güvenli elektronik imza ile oluşturulmuş elektronik postalar ile TTK m. 1525 doğrultusunda yetkili hizmet sağlayıcılarca yürütülen Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) sistemi bildirimleri, kriptografik güvenceleri sayesinde kâğıt üzerindeki ıslak imzalı fiziki bir senetle bütünüyle aynı ağırlıkta "kesin delil" statüsüne sahiptir. Bu sistemler, uyuşmazlığın çözümünde gönderim zamanı, içerik bütünlüğü ve taraf kimliği hususlarında inkârı imkânsız bir yasal karine ve matematiksel netlik sağlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte, elektronik veri olarak e-postanın usul hukuku bağlamındaki ispat gücü, onun hukuka uygun yollarla elde edilmiş olmasına ve teknik bütünlüğünün korunmuş olmasına organik olarak bağlıdır. CMK ve HMK'nın amir hükümleri ile Anayasa Mahkemesi'nin özel hayatın gizliliğini önceleyen emsal ihlal kararları (Aydınlatma yükümlülüğü ve ölçülülük testleri) gereğince; izinsiz elde edilen, casus yazılım aracılığıyla incelenen veya adli bilişim (digital forensics) ilkeleri kapsamında bütünlüğü MD5/SHA-256 hash değerleri ve SPF/DKIM logları ile doğrulanamayan e-postalar mutlak surette "hukuka aykırı delil" (zehirli ağacın meyvesi) niteliği taşıyıp yargılamanın dışında bırakılmaya mahkûmdur.</p>

<p>Avrupa Birliği'nin eIDAS Yönetmeliği ve Anglo-Sakson (ABD) hukukunun Federal Delil Kuralları (FRE 901 ve En İyi Delil kuralı istisnaları) ile mukayeseli olarak incelendiğinde, Türk ispat hukukunun e-posta delillerine ilişkin geliştirdiği normatif ve içtihat temelli altyapının, gelişmiş ülkelerdeki hukuki evrim ile büyük ölçüde senkronize olduğu görülmektedir. Gelecek projeksiyonunda yapay zekâ entegrasyonu, dağıtık defter tabanlı değişmez kayıt kütükleri ve kuantum-dirençli kriptografik yöntemlerin ticari uyuşmazlıklara dâhil olmasıyla, elektronik delil ve ispat dogmatiği daha da sofistike bir hâl alacaktır. Hukuk uygulayıcılarının, hâkimlerin ve yasa koyucuların müşterek sorumluluğu, gelişen dijital mimariyi multidisipliner bir yaklaşımla kavramak ve ispat kurallarını şekilciliğe hapsetmeden maddi gerçeğin hizmetine sunmaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-yigit" title="Av. Muhammed Ali YİĞİT"><img alt="Av. Muhammed Ali YİĞİT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/muhammed-ali-yigit.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-yigit" title="Av. Muhammed Ali YİĞİT">Av. Muhammed Ali YİĞİT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/elektronik-posta-delilinin-turk-ve-mukayeseli-ispat-hukukundaki-yeri-niteligi-ve-ispat-gucu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/tebligat-mail-mesaj.jpg" type="image/jpeg" length="85179"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİNİN İÇERİĞİNDE NELER VAR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinin-iceriginde-neler-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinin-iceriginde-neler-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, 12. Yargı Paketi'ne ilişkin açıklamada bulundu. Yargı paketi ile yapılacak olan yeni düzenlemeleri anlatan Akbaşoğlu, "Mahkemelerin iş yükünün azalması için idare mahkemelerinde tek hakimle çözülecek davaların kapsamını genişletiyoruz. " dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AK Parti Grup Başkanvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu, 12. Yargı Paketi'nin Meclis'e sunulduğunu açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30 maddeden oluşan 12. Yargı Paketi Meclis Genel Kurulu'na sunuldu.</p>

<p>AK Parti Grup Başkanvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu paketin içeriği hakkında açıklama yaptı.</p>

<p><strong>“ADLİ TIP KURUMU'NUN BİLİMSEL KAPASİTESİ GÜÇLENECEK”</strong></p>

<p>Muhammed Emin Akbaşoğlu, Adli Tıp Kurumu'nun bilimsel kapasitesinin güçleneceğini de belirtti.</p>

<p><strong>“NOTERLİK İŞLEMLERİNDE BÜYÜK BİR KOLAYLIĞA GİDİYORUZ”</strong></p>

<p>Noterlik işlemlerinde de büyük bir kolaylığa gidileceğini söyleyen Akbaşoğlu “Noterlik evrak ve defterlerin asıllarının mahkeme veya başsavcılıklarca istenmesi halinde noterlerin aslına uygun örneğini yerinde saklayarak ilgili merciine aslını göndermesi onaylı örnek istendiğinde ise evrakı elektronik ortamda tarayarak güvenli elektronik imza ile saniyeler içerisinde ilgili merciine ulaştırmasını düzenliyoruz” dedi.</p>

<p><strong>DURUŞMALAR ARASI SÜRE 3 AYDAN FAZLA OLAMAYACAK</strong></p>

<p>Teklifle yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin biçimde temini amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yapılacak değişikliğe göre hukuk yargılamalarında duruşmalar arası süre 3 aydan fazla olamayacak.</p>

<p>İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hallerde hakim gerekçesini belirterek daha uzun süre belirleyebilecek.</p>

<p><strong>E-DURUŞMA SİSTEMİNİN KAPSAMI GENİŞLETİLECEK</strong></p>

<p>Yargıda, bilişim teknolojilerinin sağladığı faydalardan daha fazla yararlanılması amacıyla e-Duruşma sisteminin kapsamı genişletilecek, ön inceleme duruşmaları da e-Duruşma ile yapılacak.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'ndaki değişiklikle ise haksız menfaat için hesap bilgilerini başkalarıyla paylaşmak müstakil suç olarak düzenlenecek ve hapis cezası verilecek.</p>

<p><strong>HAKSIZ MENFAAT İÇİN HESAP BİLGİLERİNİ BAŞKALARIYLA PAYLAŞMAK SUÇ SAYILACAK</strong></p>

<p>Yeni suç ihdası dolayısıyla hesap bilgilerini başkalarıyla paylaşanlar ve bu hesapları dolandırıcılıkta kullanılanlar "nitelikli dolandırıcılık" yerine yeni suç kapsamında cezalandırılacak.</p>

<p><strong>YARGITAY'IN BOZMA YETKİSİNDE DÜZENLEME YAPILACAK</strong></p>

<p>Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması amacıyla bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle Yargıtay'ın bozma kararı veremeyeceğine yönelik düzenleme yapılacak.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları doğrultusunda, hukuki boşlukların doldurulması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılacak.</p>

<p>---</p>

<h3><strong>12. YARGI PAKETİNİN İÇERİĞİNDE NELER VAR?</strong></h3>

<p><strong>MADDE 1: </strong>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na eklenen 34/a maddesiyle, adli yargı mercilerince idare aleyhine hükmedilen bir miktar para alacağı, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için doğrudan icra takibi başlatılması usulü değiştirilmektedir. Yeni düzenleme uyarınca, alacaklı veya vekili tarafından icra takibine geçilmeden önce idareye yazılı başvuruda bulunulması ve ödeme için banka hesap numarası bildirilmesi zorunluluğu getirilmektedir. İdareye tanınan bir aylık yasal ödeme süresi içinde ilamda belirtilen tüm alacak kalemlerinin faiz ve fer'ileriyle birlikte ödenmemesi halinde cebri icra yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 2: </strong>2004 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesi (izale-i şuyu) ihalelerinde yaşanan suistimallerin önlenmesi ve mirasçıların mülkiyet haklarının korunması amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre, tüm maliklerin mirasçı olduğu taşınmaz satışlarında birinci açık artırma sadece malik olan mirasçılar arasında ve bir defaya mahsus olmak üzere uygulanacaktır. Bu özel artırmada teklif verme bedeli malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ve satış masrafları üzerinden başlayacak; mirasçılar arasında alıcı çıkmaması halinde ikinci artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık icra edilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 3:</strong> 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 55 inci maddesinde yapılan değişiklikle, noterlik evrak ve defterlerinin gizliliği korunarak adli mercilerin ve soruşturmaya yetkili resmi dairelerin doğrudan belge talep etme ve inceleme süreçleri kolaylaştırılmaktadır. Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi halinde noter, belgenin onaylı bir örneğini yerinde saklayarak aslını talep eden mercie gönderecektir. Evrakın onaylı örneğinin istendiği durumlarda ise noter evrakı elektronik ortamda tarayıp güvenli elektronik imza ile imzalayarak ilgili mercie elektronik ortamda iletecektir; teknolojik imkânsızlık halinde fiziki aslına uygun onaylı örnek gönderilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 4: </strong>2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun geçici 27 nci maddesinde yapılan düzenlemeyle, Danıştayın daire sayısının on yediden, on daireye indirilmesine yönelik daha önce öngörülen on yıllık yasal süre, Danıştayın mevcut iş yükü dikkate alınarak dört yıl daha uzatılmakta ve azami süre on dört yıl olarak belirlenmektedir. Ayrıca daire sayısının dört yıl daha azalmayacak olması sebebiyle, üye sayısının kademeli olarak düşürülmesine yönelik her boşalan kadro için seçim yapılmaması uygulamasından da 23/7/2030 tarihine kadar vazgeçilmektedir. Böylece meslek mensubu kadro sayısında azalma yaşanmaması ve boşalan her üye kadrosu için aynı sayıda seçim yapılması sağlanarak yüksek mahkemenin verimliliği korunmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 5: </strong>2576 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde yapılan değişiklikle, idare mahkemelerinde heyet yerine tek hâkim tarafından çözümlenecek dava türlerinin kapsamı genişletilmektedir. Uygulamada içtihadın yerleştiği ve niteliği itibarıyla heyetçe tartışılması zaruri görülmeyen uyuşmazlıklar bu kapsama alınmıştır. Buna göre; konusu 2026 yılı için 486.000 TL’yi aşmayan iptal ve tam yargı davalarının yanı sıra; öğrencilerin ilişik kesme/uzaklaştırma hariç disiplin, sınıf geçme, not tespiti, yurt, burs işlemleri; kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman, izin ve uyarma cezası işlemleri; mesleki faaliyeti engellemeyen meslek kuruluşu disiplin cezaları ile 2022 sayılı Kanun uyarınca bağlanan muhtaçlık aylıklarına ilişkin davalar tek hâkim tarafından karara bağlanacaktır.</p>

<p><strong>MADDE 6: </strong>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45 inci maddesinde yapılan değişiklikle, ilk derece mahkemesi kararının sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gerekçesinin eksik veya hatalı bulunması hâlinde, bölge idare mahkemesine kararın gerekçesini değiştirerek istinaf başvurusunu reddedebilme imkânı tanınmaktadır. Ayrıca, bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak dosyayı yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderebileceği hâllerin sayısı artırılmakta; bu hâller dışında dosyanın geri gönderilemeyeceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Bununla birlikte; keşif, bilirkişi incelemesi veya duruşma yapılmamasından kaynaklanan usul eksikliklerinin uygun görülmesi hâlinde bölge idare mahkemesince giderilebilmesine imkân tanınarak, uyuşmazlığın mümkün olduğunca istinaf aşamasında sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 7: </strong>2577 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesinde yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda Bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak uyuşmazlığın esası hakkında yeniden verdiği kararlara karşı, kural olarak tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açılmaktadır. Böylece hükmün yüksek mahkemece denetlenmesini talep etme hakkı güvenceye kavuşturulmaktadır. Ancak makul sürede yargılanma ve Danıştay’'ın iş yükünün dengelenmesi ilkeleri gözetilerek bir istisna getirilmekte; idare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar ile Çiftçi Mallarının Korunması Kanunu, Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uygulamasından doğan davalar ve sadece vekalet ücreti/yargılama giderine ilişkin kararlar, kaldırma üzerine yeniden hüküm kurulmuş olsa dahi temyiz incelemesi dışında tutulmaktadır. Bu düzenleme, yürürlükten sonra bölge idare mahkemelerince verilecek kararlara uygulanacaktır.</p>

<p><strong>MADDE 8:</strong> 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda, daha önce Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenen atama şartları ve görev süreleri idarenin kanuniliği ilkesine uygun olarak kanun seviyesinde düzenlenmektedir. Buna göre, adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanabilmek için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şartı aranacaktır. İhtisas kurulu başkan ve üyeleri, adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıl olarak belirlenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9: </strong>2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 10 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda, hâkim ve savcı yardımcılarının eğitim ve sınav esasları kanun seviyesinde netleştirilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 10: </strong>2802 sayılı Kanun’un 63 üncü maddesine eklenen bent ile yargılama faaliyetinde teknik veya özel bilgi gerektirmeyen, münhasıran mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuran hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında disiplin yaptırımı olarak uyarma cezası verilebilmesi açıkça hükme bağlanmaktadır. Bu sayede bilirkişilik müessesesinin amacına uygun kullanılması ve yargılamaların daha hızlı, ekonomik yürütülmesi hedeflenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 11:</strong> 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1 inci maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı gerekçelerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmektedir. Paranın enflasyon karşısında değer kaybını önlemek ve alacaklı-borçlu dengesini adil bir zemine oturtmak amacıyla sabit yasal faiz oranı usulünden vazgeçilmektedir. Yeni sisteme göre faiz ödenmesi gereken ve miktarı sözleşmeyle belirlenmemiş hallerde yasal faiz oranı yıllık; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde seksenidir. 30 Haziran günü belirlenen reeskont oranının, önceki yıl sonu oranından 5 puan veya daha fazla farklı olması halinde, yılın ikinci yarısı için bu yeni oranın yüzde sekseni geçerli olacaktır.</p>

<p><strong>MADDE 12 - </strong>13: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 440 ve 444 üncü maddelerinde yapılan düzenlemeyle, vesayet altındaki kısıtlı kişilere ait taşınır ve taşınmaz malların satış usulü UYAP sistemine entegre edilmektedir. Söz konusu malların satışı, fiziki yer kısıtlamalarına maruz kalmaksızın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ile entegre çalışan elektronik satış portalı üzerinden açık artırmayla gerçekleştirilecektir. Böylelikle, daha rekabetçi bir ortamda çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak kısıtlının menfaatleri azami düzeyde korunacaktır.</p>

<p><strong>MADDE 14: </strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 80 inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin kişisel verilerin korunması hakkı bağlamında verdiği iptal kararı doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. Moleküler genetik inceleme sonuçlarının saklanması, kullanılması ve imha süreçlerine ilişkin yasal çerçeve çizilmektedir. İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılarak mahsus bir sisteme kaydedilecek ve delil olarak dosyasına gönderilecektir. Bu bilgiler; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının kesinleşmesi halinde derhâl imha edilecektir. Mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi diğer hallerde ise kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanakla yok edilecektir. Ayrıca veri sahibine, verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması halinde silinmesini talep etme hakkı tanınmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 15: </strong>5271 sayılı Kanun’un 134 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda veri güvenliği güvenceleri eklenerek yeniden düzenlenmektedir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirlerinin temel şartları korunurken, elde edilen dijital deliller ve kişisel verilerin korunması için yeni bir fıkra eklenmektedir. Bu tedbirle elde edilen veriler adli emanette saklanacak; kovuşturmaya yer olmadığı veya mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren on beş yıl sonuna kadar muhafaza edildikten sonra Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanakla imha edilecektir. İlgililere bu süre zarfında, amacın ortadan kalkması halinde verilerin silinmesini mahkemeden talep edebilme imkânı getirilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 16: </strong>5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinde yapılan değişiklikle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun uygulanma sınırları Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda netleştirilmektedir. HAGB müessesesi, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlilerinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17 nci maddesi kapsamında "kötü muamele" kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacaktır. Ayrıca kurumun usul yönünden iptal edilen diğer bağlantılı fıkraları da belirlilik ilkesine uygun olarak yeniden formüle edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 17: </strong>5271 sayılı Kanun’un 247 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda, kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanığa, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek mahkemede bizzat hazır bulunması kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilme hakkı tanınmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 18: </strong>5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinde yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın ceza daireleri kararlarına karşı Ceza Genel Kurulu’na itiraz yetkisinin kapsamı ve süreleri hak arama hürriyetini genişletecek şekilde yeniden belirlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 19: </strong>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesine eklenen fıkrayla, bedensel zararlar ile destekten yoksun kalma tazminatlarının hesaplanmasında ve faiz işletilmesinde yeknesaklığın sağlanması ile uygulamadaki duraksamaların giderilmesi amaçlanmaktadır. Düzenleme uyarınca; çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında, kişinin kazancının belirli olduğu döneme ait (bilinen dönem) kısma haksız fiil tarihinden itibaren; geleceğe yönelik varsayımsal döneme ait (bilinmeyen dönem) kısma ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilmesi esası getirilmektedir. Ayrıca, peşin sermaye değerinin tazminattan mahsubunda "oransal mahsup" yönteminin uygulanacağı netleştirilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>21: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılarak uygulamada hangi alacaklar için açılacağı hususunda ciddi tereddütlere ve yargılamaların uzamasına neden olan belirsiz alacak davası hukuk sistemimizden çıkarılmaktadır.Belirsiz alacak davasının alacağın tamamı yönünden zamanaşımını kesme ve hak kaybını önleme gibi sağladığı hukuki yararlar, eklenen fıkra ile kısmi dava kurumuna aktarılmaktadır. Düzenlemeyle, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda davacıya, ıslah hakkını kullanmak zorunda kalmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar alacağın geri kalan kısmını talep ederek dava değerini artırma hakkı verilmektedir. Bu durumda zamanaşımı, sonradan artırılan miktar veya kısım yönünden de dava açılan ilk tarihten itibaren kesilmiş sayılacaktır.</p>

<p><strong>MADDE 22: </strong>6100 sayılı Kanun’un 147 nci maddesine eklenen fıkrayla, makul sürede yargılanma hakkının temini ve usul ekonomi ilkesinin hayata geçirilmesi amacıyla hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulünün uygulandığı davalarda iki duruşma arasındaki süre kural olarak üç aydan daha uzun olamayacaktır. Ancak bilirkişi incelemesinin niteliği gereği uzaması veya istinabe yoluyla başka yerlerde tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu ve kaçınılmaz hallerde hâkim, somut ve olaya uygun gerekçesini duruşma tutanağına açıkça yazmak şartıyla üç aydan daha uzun bir süre için de duruşma günü belirleyebilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 23: </strong>6100 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesine eklenen fıkra ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasının kapsamı teknolojik imkânlardan üst düzeyde yararlanılması amacıyla genişletilmektedir. Yapılan düzenlemeyle, hukuk yargılamalarındaki ön inceleme duruşmaları da ses ve görüntü nakli yoluyla gerçekleştirilebilecektir. Uzaktan duruşmaya katılan taraf ve vekilleri hakkında; Kanun’un 154/3-ç maddesinde düzenlenen ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh olma beyanlarına ilişkin ıslak imza atma zorunluluğu hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> 25: 6100 sayılı Kanun’un 166 ve 168 inci maddelerinde yapılan değişikliklerle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda davaların birleştirilmesi usulü yeniden düzenlenmektedir. Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerince verilen birleştirme kararlarının, ilk davanın açıldığı mahkemeyi doğrudan bağlaması esası değiştirilmektedir. Düzenleme doğrultusunda ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararı ancak kesinleşmesiyle birlikte ilk mahkemeyi bağlayacaktır. Bu kesinleşmeyi sağlamak üzere; taraflara esas hükmün verilmesini beklemek zorunda kalmaksızın, birleştirme kararlarına karşı doğrudan ve müstakilen istinaf kanun yoluna başvurabilme hakkı tanınmaktadır. İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararları ile bölge adliye mahkemelerinin birleştirme/ayırma kararlarına karşı ise ancak esas hükümle birlikte kanun yoluna gidilebilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 26: </strong>6100 sayılı Kanun’un 362 nci maddesine eklenen fıkrayla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında verdiği ve miktar veya değeri itibarıyla ilk derece mahkemesi parasal sınırının üzerinde olan kararları bakımından temyiz yolu açılmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 27: </strong>6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesine eklenen fıkra ile yargılamaların sırf usuli yetki uyuşmazlıkları nedeniyle öngörülemez şekilde uzamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. İlk derece mahkemelerinin görev ve yetki durumları istinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemelerince zaten esastan incelenip denetlendiğinden, istinaf aşamasını geçmiş dosyaların temyiz incelemesinde Yargıtay tarafından sadece görevsizlik veya yetkisizlik gerekçesiyle bozma kararı verilemeyeceği esası getirilmektedir. Ancak bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı ve karara bağladığı özel davalar bu yasağın dışında tutulmaktadır.</p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1: </strong>Teklifle getirilen değişikliklerin yargısal süreçlerde karmaşaya yol açmaması amacıyla zaman bakımından uygulanma esasları, geçiş hükümleri düzenlenmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinin-iceriginde-neler-var</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tokmak-kis.jpg" type="image/jpeg" length="31936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="52193"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="22385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="73542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="28675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="94657"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="40539"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="96777"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="45435"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="91965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="33895"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
