<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 26 Aug 2026 00:35:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukukta yapay zekâ yarışı dikeyleşiyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Veri sahipleri model kuruyor, model devleri hukuk pazarına iniyor</strong></p>

<p>Google'ın hukuk büroları ve şirket hukuk birimleri için geliştirdiği yeni yapay zekâ platformunu 25 Ağustos'ta duyurması, hukuk teknolojisi pazarında birkaç yıldır giderek yükselen bir soruyu daha da görünür hale getirdi: Güçlü bir dil modelini hukuki veri tabanına bağlayarak hizmet veren yapay zekâ şirketlerinin kalıcı rekabet üstünlüğü nereden gelecek?</p>

<p>Soru artık yalnızca teorik değil. Google, Gemini Enterprise for Legal ile sözleşme incelemesinden hukuki araştırmaya ve düzenleme takibine uzanan işler için doğrudan hukuk sektörüne girdi. Platform, hukuk bürolarının kendi belgelerinin yanı sıra iManage, NetDocuments, Relativity, Thomson Reuters, Harvey ve Legora gibi üçüncü taraf sistemlerine bağlanabiliyor. Şirket, özellikle kendi altyapısını, modellerini ve uygulama katmanını birlikte işletmenin maliyet avantajına dikkat çekiyor.</p>

<p>Bundan yalnızca beş gün önce, hukuk yapay zekâsının en yüksek değerlemeli girişimlerinden Harvey de ters yönde fakat aynı soruna cevap veren bir adım attı. Şirket, Çinli Moonshot AI'ın açık ağırlıklı Kimi K3 modelinden geliştirdiği Harvey Tenet'i tanıttı. Harvey bunu, kendi hukuk işlerine göre uçtan uca sonradan eğittiği ilk açık ağırlıklı model olarak nitelendiriyor.</p>

<p>Bir başka cephede Thomson Reuters da kendi modeli Thomson'u geliştirdi. Westlaw ve Practical Law gibi onlarca yılda oluşturduğu hukuki içeriğe sahip şirket, artık bu veriyi yalnızca başka şirketlerin büyük dil modellerine besleyen taraf olmaktan çıkıp model katmanının da sahibi olmaya çalışıyor. Thomson Reuters, geliştirdiği mimarinin yine de modelden bağımsız kalacağını ve gerekli görevlerde Anthropic gibi sağlayıcıları kullanmaya devam edeceğini söylüyor.</p>

<p>Bu üç gelişme birlikte değerlendirildiğinde, hukuk teknolojisinde rekabetin merkezinin değişmeye başladığı görülüyor. İlk üretken yapay zekâ dalgasında değer, büyük ölçüde güçlü bir temel modele erişmekten, hukuki kaynakları modele taşıyacak bir arama sistemi kurmaktan ve bunu hukukçunun kullanabileceği bir arayüze dönüştürmekten ibaretti. Şimdi bu parçaların hemen her biri başka bir şirket tarafından satın alınabilir, kiralanabilir veya açık kaynak teknolojilerle yeniden üretilebilir hale geliyor.</p>

<p><strong>API'nin kendisi artık kale değil</strong></p>

<p>Bir hukuk yapay zekâsının basitleştirilmiş mimarisinde birkaç ayrı katman bulunuyor: hukuk verisinin kendisi; ilgili kararı veya mevzuatı bulan arama sistemi; büyük dil modeli; modele hangi kaynağa ne zaman başvuracağını söyleyen orkestrasyon katmanı; atıf ve doğrulama sistemi; son olarak sözleşme inceleme, araştırma, dilekçe hazırlama veya dava dosyası analizi gibi hukukçunun fiilen kullandığı iş akışı.</p>

<p>Bu zincirde temel modele API üzerinden ulaşmanın fiyatı hızla düşüyor. Stanford Üniversitesi'nin 2025 AI Index raporu, GPT-3.5 düzeyindeki performans için tahmini çıkarım maliyetinin Kasım 2022 ile Ekim 2024 arasında milyon token başına yaklaşık 20 dolardan 7 sente gerilediğini hesapladı. Daha sonraki araştırmalar da aynı seviyedeki yapay zekâ kapasitesinin fiyatının yıllık birkaç kat düşmeye devam ettiğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu gelişme bir taraftan küçük hukuk teknolojisi şirketlerinin güçlü modeller kullanabilmesini kolaylaştırırken, diğer taraftan yalnızca aynı modellere erişebilmek üzerine kurulu rekabet üstünlüğünü ortadan kaldırıyor.</p>

<p>Asıl tehlike, temel model şirketlerinin müşterinin karşısına yalnız model sağlayıcısı olarak çıkmayı bırakması halinde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Google'ın yeni ürünü bunun güncel bir örneğidir. Gemini Enterprise for Legal yalnız API sağlamıyor; hukuk görevleri için hazırlanmış beceriler, ajanlar, veri bağlantıları, erişim yetkileri ve denetim sistemlerini aynı ürün içinde sunuyor. Microsoft da Word içinde çalışan ve belgeleri özetleyip inceleyebilen Legal Agent'ı Copilot kullanıcılarına açmış durumda.</p>

<p>Böylece bağımsız hukuk yapay zekâsı girişimleri iki güçlü rakip grubunun arasında kalıyor.</p>

<p>Bir tarafta Google, Microsoft ve potansiyel olarak diğer temel model şirketleri model, bulut altyapısı, kurum içi belgeler ve son kullanıcı arayüzünü kontrol ediyor. Diğer tarafta Thomson Reuters ve LexisNexis gibi şirketler hukukçunun ihtiyaç duyduğu güvenilir ve lisanslı hukuki veriye sahip bulunuyor.</p>

<p>LexisNexis'in yeni nesil Protégé platformu da şirketin kendi güvenilir içeriğini araştırma, taslak hazırlama, belge analizi ve ajan tabanlı iş akışlarıyla birleştiriyor. Thomson Reuters ise daha da ileri giderek kendi temel hukuk modelini geliştiriyor.</p>

<p>Bu tablo, ortadaki şirketlerin basit bir "model + veri tabanı + sohbet ekranı" olmaktan daha fazlasını sunmasını zorunlu hale getiriyor.</p>

<p><strong>Harvey neden açık modele yöneldi?</strong></p>

<p>Harvey’in son hamlesi bu açıdan özellikle dikkat çekicidir.</p>

<p>Şirket uzun süre OpenAI modelleriyle güçlü biçimde özdeşleşti. Ancak Mayıs 2025'te Anthropic ve Google modellerini de sisteme eklediğini açıklayarak modelden bağımsız bir mimariye geçti. Daha sonraki ürünlerinde sorguyu en uygun model ve araca yönlendiren orkestrasyon yaklaşımını geliştirdi. Harvey’in güncel altyapısında OpenAI'nin yanı sıra Anthropic, Google, Mistral ve başka model sağlayıcıları bulunuyor.</p>

<p>Ağustos 2026'da açıklanan Tenet, bunun bir sonraki aşamasıdır.</p>

<p>Harvey, açık ağırlıklı modeller üzerinde yürüttüğü araştırmanın iki amacını net biçimde tanımlıyor: hukuk alanında ileri düzey yapay zekâ geliştirmek ve hukuk bürolarının kendi çalışmalarına göre uzmanlaşmış modeller geliştirerek bu "zekâya" sahip olmasını sağlamak. Şirket ayrıca Tenet'in hukuk ajanlarını çok daha düşük maliyetle sürekli çalıştırmayı mümkün kılacağını belirtiyor.</p>

<p>Maliyet meselesi küçümsenecek boyutta değil. Wall Street Journal'a göre Harvey platformundaki aylık token kullanımı 2026'nın ilk yarısında yaklaşık 1 trilyondan 14,5 trilyona çıktı. Ajanların bir görevi tamamlamak için tekrar tekrar arama yaptığı, belge okuduğu ve sonuçlarını kontrol ettiği sistemlerde kullanıcı sayısı arttıkça API giderleri klasik yazılımlardaki marjları hızla aşındırabiliyor. Harvey’in açık ağırlıklı Kimi ve GLM modellerini kullanmaya başlamasında bu ekonomik baskının rol oynadığı bildiriliyor.</p>

<p>Buna karşılık Harvey’in bu kararı OpenAI veya başka bir temel model şirketinin ileride kendisine rakip olmasından "korktuğu" için aldığına dair açık bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Böyle bir riskin stratejik hesaplarda hiç yer almadığı da söylenemez. Model sağlayıcısına bağımlılığı azaltmak, maliyet üzerinde denetim sağlamak ve kendi modellerini geliştirebilmek, aynı zamanda gelecekteki bir rakibe karşı pazarlık gücü yaratıyor. Fakat bu, mevcut kaynaklardan çıkarılabilecek bir stratejik sonuçtur; şirket tarafından açıklanmış bir gerekçe değildir.</p>

<p>Üstelik Harvey’in davranışı, OpenAI'den kopmaktan çok çoklu-model bağımsızlığına işaret ediyor. Şirket, OpenAI'nin yeni modellerini kullanmaya devam ederken Anthropic ve Google modellerini de göreve göre seçiyor, kendi açık ağırlıklı modelini geliştiriyor ve müşterilerinin ileride kendilerine özgü modeller oluşturmasını hedefliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, hukuk yapay zekâsı şirketlerinin gelecekteki savunma hattının nerede oluşabileceğine dair de ipucu veriyor.</p>

<p><strong>Veri kadar iş akışı ve hafıza da değer kazanıyor</strong></p>

<p>Hukukta yalnız modele sahip olmak yeterli değil. Harvey’in Mayıs 2026'da yayımladığı Legal Agent Benchmark sonuçlarında, test edilen ileri modellerin karmaşık hukuki görevleri eksiksiz tamamlama oranı yüzde 10'un altında kaldı. Şirketin değerlendirmesine göre hiçbir model bütün hukuk alanlarında sürekli üstünlük göstermedi ve en başarılı yapıların bazı görevlerde yaklaşık 50 dolarlık çıkarım maliyetine ve 20 dakikayı aşan çalışma süresine ulaşması gerekti.</p>

<p>Bu nedenle hukuk yapay zekâsındaki rekabet yalnızca "hangi LLM daha zeki?" sorusuyla açıklanamıyor.</p>

<p>Doğru kaynağı bulmak, kaynağın güncel olup olmadığını denetlemek, her hukuki önermeyi gerçek karara bağlamak, kurum içindeki erişim yetkilerini korumak, önceki dosyaları ve kurumun tercihlerini hatırlamak ve çok aşamalı işi insan denetimine uygun biçimde yürütmek, ayrı mühendislik sorunlarıdır.</p>

<p>Google'ın dahi yeni hukuk platformunu tanıtırken "genel amaçlı yapay zekânın tek başına hukuk için yeterli olmadığını" özellikle vurgulaması bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Burada hukuk şirketlerinin savunabileceği alan ortaya çıkıyor: model değil, modelin hukuk bürosunun çalışma biçimine yerleştirilmesi.</p>

<p>Örneğin Harvey II, dosya ve proje geçmişini hatırlayan kurumsal hafızayı merkezine alıyor. Bir büro yıllarca kendi sözleşme örneklerini, müvekkil notlarını, müzakere stratejilerini, geçmiş görüşlerini ve kendi çalışma biçimini sisteme aktardıkça ortaya çıkan şey yalnızca daha iyi çalışan bir yapay zekâ değil, başka bir platforma taşınması giderek güçleşen kurumsal bir bilgi katmanı oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durum, hukuk yapay zekâsında uzun vadeli rekabet üstünlüğünün modelden çok kurumsal hafıza, veri hakları ve iş akışlarında oluşabileceği görüşünü güçlendiriyor. Genel amaçlı bir model birkaç ay içinde daha güçlü bir rakiple değiştirilebilir. Buna karşılık, yıllar içinde bir hukuk bürosunun belgelerine, tercih ettiği sözleşme hükümlerine, geçmiş görüşlerine, müvekkil ilişkilerine ve iç denetim mekanizmalarına uyarlanmış bir sistemin değiştirilmesi çok daha yüksek maliyet yaratabilir.</p>

<p>Açık ağırlıklı modeller de bu denklemi değiştiriyor. Harvey’in Tenet araştırmasının ikinci hedefini, hukuk bürolarının kendi uzmanlaşmış modellerini geliştirebilmesi ve bu "zekâya" sahip olabilmesi olarak tanımlaması, gelecekte bazı büyük büroların hazır bir hukuk asistanı satın almak yerine kendi bilgi birikimleri üzerinde çalışan modeller kurabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu, aynı zamanda veri egemenliği ve gizlilik sorunlarına da başka bir çözüm sunabilir. Müvekkil sırrı, mesleki gizlilik ve erişim yetkilerinin kritik olduğu hukuk sektöründe modelin nerede çalıştığı ve hangi verilerin dışarı çıktığı, yalnız teknik değil ticari bir tercih haline geliyor. Thomson Reuters da kendi modeli Thomson'u tanıtırken modelin çalışma biçimi ve eğitimini tamamen kontrol edebilmesini, müşterinin verisini eğitime katmamasını ve üçüncü taraf model sağlayıcılarının fiyatlandırmasına bağımlılığı azaltmasını öne çıkardı.</p>

<p><strong>Türkiye'de yarış veri tabanından iş akışına taşınıyor</strong></p>

<p>Benzer dönüşüm Türkiye'de daha küçük ölçekte fakat belirgin biçimde görülüyor.</p>

<p>LEXPERA'nın geliştirdiği LEXI, soruları LEXPERA'nın kendi hukuk veri tabanında araştırarak yargı kararları ve mevzuata doğrudan referans veren yanıtlar oluşturuyor. Sistem ayrıca yüklenen belgeleri veri tabanındaki kaynaklarla birlikte inceleyebiliyor. Şirketin kullanıcılarına yapay zekâya iletilecek sorulardaki kişisel verileri ayıklamalarını tavsiye etmesi, hukuk yapay zekâsında veri koruma sorununun Türkiye bakımından da ürün tasarımının bir parçası olduğunu gösteriyor.</p>

<p>De Jure AI ise hukuki aramayı derin araştırma, dilekçe ve sözleşme hazırlama, doküman analizi, hafıza, UETS ve UYAP bağlantılı özelliklerle birleştiriyor. Şirket kendi açıklamasında yüklenen belgelerin model eğitiminde kullanılmadığını ve verilerin KVKK'ya uygun teknik ve idari önlemlerle işlendiğini belirtiyor. Bunlar şirketin kendi beyanları olmakla birlikte, ürünün konumlandırılması açısından önemlidir: rekabet yalnızca "hangi sistem daha çok karar buluyor?" sorusundan, hukukçunun günlük çalışmasının ne kadarının aynı ortamda yapılabildiğine kayıyor.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nin Şubat 2026'da "Yapay Zekâ Destekli Avukat Asistanı" oluşturmak üzere çalışan ürünü veya prototipi bulunan teknoloji şirketlerine çözüm ortaklığı çağrısı yapması da, yapay zekâ destekli hukuk araçlarının yalnız özel girişimlerin alanı olarak kalmayabileceğini gösterdi. TBB çağrının amacını, yapay zekânın hukuk pratiğine entegrasyonu ve meslektaşların teknolojik araçlarla güçlendirilmesi olarak açıkladı.</p>

<p>Adalet Bakanlığı'nın 2025-2029 Yargı Reformu Stratejisi de aynı dönüşümün yargı ayağını içeriyor. Stratejide "teknoloji destekli adalet" temel politika eksenlerinden biri olarak belirlenirken, yapay zekâ uygulamalarının adalete erişimi kolaylaştırması ve yargılamaları hızlandırması hedefleniyor. Bakanlığın planı ayrıca, yapay zekâ uygulamalarının etik ve hukuki çerçevesini belirleyecek kurumsal bir yapı oluşturulmasını öngörüyor.</p>

<p>Türkiye açısından bunun önemli bir sonucu var. Küresel hukuk yapay zekâsında Westlaw veya LexisNexis gibi özel şirketlerin oluşturduğu devasa içerik havuzları rekabet üstünlüğü sağlarken, Türkiye'de UYAP, yüksek mahkemelerin karar sistemleri, mevzuat kaynakları ve özel hukuk veri tabanları farklı aktörlerin elinde bulunuyor. Dolayısıyla başarılı bir yerli hukuk yapay zekâsı için yalnızca güçlü bir model yeterli olmayacak; güvenilir hukuki içeriğe erişimi gerçek mesleki iş akışıyla aynı yerde buluşturabilmek de gerekecek.</p>

<p>Bu yapı aynı zamanda Türkiye'deki girişimler için hem koruma hem risk yaratıyor. Türk hukukuna özgü veri, karar sınıflandırması, içtihat bağlantıları ve UYAP çevresinde geliştirilen işlevler, yabancı bir genel amaçlı model sağlayıcısının pazara bir gecede hâkim olmasını güçleştiriyor. Buna karşılık küresel bir teknoloji şirketi güçlü bir yerel veri sağlayıcısıyla anlaşır veya onu satın alırsa, bugün yerli şirketlerin kullandığı temel modeller ile kendi uygulamaları arasındaki mesafe hızla kapanabilir.</p>

<p><strong>Veri lisansı yeni stratejik cephe olabilir</strong></p>

<p>Bu nedenle hukuk yapay zekâsının geleceğinde yalnız model rekabetinin değil, veriye erişim rekabetinin de büyümesi beklenebilir.</p>

<p>Mahkeme kararının kendisinin kamuya açık olması, o kararların yıllar boyunca toplanması, temizlenmesi, sınıflandırılması, birbirine bağlanması, güncel mevzuatla ilişkilendirilmesi ve üzerinde uzman editoryal içerik oluşturulmasıyla meydana gelen veri tabanının ekonomik değerini ortadan kaldırmıyor. Lisans sözleşmeleri, veri tabanı üzerindeki haklar, yayıncıların hazırladığı özgün içerik ve teknik olarak kullanılabilir temiz veri setleri, üretken yapay zekâ çağında daha da değerli hale geliyor.</p>

<p>Thomson Reuters'ın Thomson modeli bunun en güçlü örneklerinden biridir. Şirket, modelini açık kaynaklı bir temel üzerinde geliştirirken Westlaw, Practical Law ve diğer tescilli içeriklerini eğitim sürecine dahil ettiğini; yüzlerce alan uzmanının eğitim ve değerlendirme aşamalarında görev aldığını açıkladı. Yaklaşık 40 milyon dolarlık geliştirme yatırımıyla ortaya çıkan modelin ilk olarak CoCounsel içinde kullanılması planlanıyor.</p>

<p>Bu strateji başarılı olursa veri tabanı şirketlerinin rolü değişebilir. Bugüne kadar başka şirketlerin modellerine güvenilir içerik sağlayan yayıncılar, aynı veriyi kendi uzman modellerini eğitmek için kullanarak zincirin daha büyük bölümünü kontrol edebilir.</p>

<p>Bu da bağımsız girişimler bakımından ikinci sıkışma noktasını oluşturuyor: model şirketi müşteriye yaklaşırken veri sahibi de modele yaklaşıyor.</p>

<p>Ancak bu durum, bağımsız hukuk teknolojisi şirketlerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Google'ın Gemini Enterprise for Legal'ı tanıtırken Harvey ve Legora dahil başka hukuk sistemleriyle bağlantıyı desteklemesi, bunun şimdilik en açık göstergelerinden biridir. Google dahi, genel amaçlı model zekâsının hukuk için tek başına yeterli olmadığını; kurumun becerileri, bilgi sistemleri, ajanlar ve yönetişim katmanının birlikte çalışması gerektiğini söylüyor.</p>

<p>Aynı nedenle geleceğin legal-tech şirketi mutlaka kendi temel modelini geliştiren şirket olmayabilir. Farklı modeller arasından göreve en uygun olanı seçen, gerektiğinde kendi küçük uzman modelini çalıştıran, hukuk veri tabanlarına bağlanan ve bütün bunları hukukçunun iş akışına görünmez biçimde yerleştiren şirket de güçlü bir konum elde edebilir.</p>

<p>MCP gibi sistemler arası bağlantıyı standartlaştıran teknolojiler bu eğilimi hızlandırabilir. Bunun iki zıt sonucu bulunuyor: bir yandan girişimlerin büyük platformlara bağlanmasını kolaylaştırıyor; diğer yandan entegrasyonun kendisini daha kolay kopyalanabilir hale getirerek yalnız "bağlantı sağlayan" şirketlerin değerini azaltıyor.</p>

<p><strong>Birleşme ve satın alma dönemi gelebilir</strong></p>

<p>Önümüzdeki birkaç yıl için en güçlü olasılıklardan biri, bu nedenle saf bir "kazanan hepsini alır" yarışından çok konsolidasyondur.</p>

<p>Hukuki içeriği olan şirketler teknoloji satın alabilir; güçlü hukuk iş akışlarına sahip girişimler veri sağlayıcılarıyla birleşebilir; büyük model şirketleri de bazı dikey uygulamalara doğrudan girmek yerine başarılı hukuk ürünlerini kendi bulut ve ajan altyapılarının üzerinde tutmayı tercih edebilir.</p>

<p>Thomson Reuters'ın 2024'te yapay zekâ araştırma şirketi Safe Sign Technologies'i satın almasının ardından kendi modelini geliştirmesi, bu yolun şimdiden mümkün olduğunu gösteriyor. Şirket bugün artık içeriğe, uygulamaya ve belirli görevlerde kullandığı modele aynı anda sahiptir.</p>

<p>Bu nedenle yalnız API aracılığıyla bir genel amaçlı modele erişen ve kamuya veya kolay lisanslanabilir verilere dayanarak yanıt üreten girişimler en kırılgan grubu oluşturabilir. Model fiyatlarının düşmesi onların maliyetini azaltırken aynı zamanda pazara giriş engelini de düşürüyor.</p>

<p>Buna karşılık, kendi veri haklarına, hukukçu tarafından hazırlanmış değerlendirme setlerine, doğrulanmış atıf sistemine, kurum içi bilgi tabanına, güvenlik altyapısına ve gerçek çalışma süreçlerine derin entegrasyona sahip şirketlerin konumu daha güçlüdür.</p>

<p><strong>Dört gelecek senaryosu</strong></p>

<p>Mevcut gelişmeler önümüzdeki iki ila beş yıl için dört temel senaryoya işaret ediyor.</p>

<p>İlk senaryoda Google, Microsoft ve diğer temel model sağlayıcıları dikeyleşerek hukuk pazarının daha büyük bölümünü doğrudan üstleniyor. Bu durumda standart araştırma, belge inceleme ve sözleşme işlerinin önemli kısmı genel kurumsal yapay zekâ platformlarının içine gömülebilir. Ayrı bir hukuk asistanı satın alma ihtiyacı, özellikle daha basit kullanımlarda azalabilir.</p>

<p>İkinci senaryoda veri sahipleri üstünlük kuruyor. Thomson Reuters ve LexisNexis gibi şirketlerin tescilli içeriklerini kendi modelleri ve ajan sistemleriyle birleştirmesi, doğruluk ve kaynak güvenilirliğinin kritik olduğu hukuki araştırmada genel teknoloji şirketlerine karşı önemli bir engel oluşturabilir.</p>

<p>Üçüncü senaryoda bağımsız uygulama şirketleri kalıcı oluyor. Bunun gerçekleşmesi için Harvey, Legora ve benzeri şirketlerin değerini herhangi bir modelden bağımsız hale getirmesi; müşterinin belgelerini, bilgisini, çalışma alışkanlığını ve iş akışını sahiplenmesi gerekiyor. Harvey’in aynı anda OpenAI, Anthropic ve Google modellerini kullanması ve bunların üzerine kendi açık ağırlıklı modelini eklemesi, bu stratejiyle uyumludur.</p>

<p>Dördüncü ve bugünkü işaretlere göre en olası görünen senaryo ise hibrit pazardır. Büyük model sağlayıcıları altyapı ve genel ajan platformlarını sunarken veri şirketleri güvenilir içeriği kontrol edecek; bağımsız hukuk teknolojisi şirketleri ise belirli hukuk işlerini ve kurumların bilgi birikimini yöneten katmanda rekabet edecek. Aynı şirketler bazı alanlarda rakip, bazı alanlarda birbirinin müşterisi ve teknoloji sağlayıcısı olabilecek.</p>

<p>Bunu hangi senaryonun kazanacağından çok, zincirin hangi bölümünde ekonomik değerin birikeceği belirleyecek.</p>

<p><strong>Saatlik ücret modeli de baskı altında</strong></p>

<p>Değişim yalnız yazılım şirketleriyle sınırlı değil.</p>

<p>Thomson Reuters'ın 2026 araştırmasında şirket hukukçularının yüzde 71'i, yapay zekâ kullanımı arttıkça dışarıdan hizmet aldıkları hukuk bürolarının ticari modellerini değiştirmesini beklediğini söyledi. Buna karşılık hukuk bürolarının yalnız yüzde 28'i, yapay zekâ nedeniyle fiyatlandırmasında değişiklik yaptığını bildirdi.</p>

<p>Bir hukuk araştırmasının veya yüzlerce sözleşmenin ilk incelemesinin saatler yerine dakikalar içinde yapılması halinde, teknolojik kazancın tamamının büroda kalıp müşteriye yine çalışma saati olarak fatura edilmesi giderek daha zor savunulabilir hale gelebilir. Sabit ücret, sonuç odaklı fiyatlandırma ve teknoloji maliyetini ayrıca içeren yeni modeller bu nedenle hukuk yapay zekâsı tartışmasının ekonomik ayağını oluşturuyor.</p>

<p>Bu dönüşüm genç hukukçuların görevlerini de değiştirebilir. İlk içtihat taraması, belge sınıflandırması, standart sözleşme incelemesi ve ilk taslak gibi geleneksel olarak mesleğin alt basamaklarında yapılan işler giderek makine tarafından üstlenilirken, hukukçunun görevi çıktıyı doğrulama, strateji geliştirme, müvekkil ilişkisi ve hukuki muhakeme tarafına kayabilir. Bunun mesleki eğitimin nasıl yapılacağına ilişkin ayrı bir sorun yaratması muhtemeldir: Kıdemli avukatların bugün sahip olduğu muhakeme becerisinin önemli bölümü, gençliklerinde artık makinelere devredilmesi düşünülen işleri yıllarca yaparak oluştu.</p>

<p><strong>Asıl rekabet modeli kimin yaptığı değil, hukuki zekâyı kimin kontrol ettiği</strong></p>

<p>Hukuk yapay zekâsı pazarının ilk yıllarında büyük dil modeline erişebilmek başlı başına teknolojik avantajdı. 2026 yazındaki gelişmeler, bunun giderek normal bir girdiye dönüştüğünü gösteriyor.</p>

<p>Harvey açık ağırlıklı model geliştiriyor. Thomson Reuters kendi tescilli modelini kuruyor. Google doğrudan hukuk iş akışına giriyor. Aynı şirketler buna rağmen rakip modelleri ve üçüncü taraf uygulamalarını sistemlerinden çıkarmıyor; tersine çoklu-model ve açık entegrasyon stratejilerini koruyor.</p>

<p>Dolayısıyla yakın geleceğin kazananını yalnız "en iyi hukuk modelini kim geliştirdi?" sorusu belirlemeyebilir.</p>

<p>Daha önemli sorular başka yerde olacak: En güvenilir hukuki veriyi kim kontrol ediyor? Modelin verdiği cevabı kim doğrulayabiliyor? Hukuk bürosunun yıllar içinde oluşan bilgisini hangi sistem hatırlıyor? Yapay zekâ, gerçek dosya ve belge akışının ne kadarını yönetebiliyor? Ve müşteri, kullandığı model değişse bile hangi platformdan ayrılmak istemiyor?</p>

<p>Bu açıdan Harvey’in Tenet hamlesi, bir başlangıçtan çok işaret fişeği sayılabilir. Açık ağırlıklı modeller yeterince güçlü ve ucuz hale geldikçe, temel modelin kendisi hukuk teknolojisi şirketlerinin en değerli varlığı olmaktan çıkabilir.</p>

<p>O noktada hukuk yapay zekâsı yarışının konusu "kimin API'si daha iyi?" değil, veriyi, uzmanlığı, doğrulamayı ve iş akışını tek bir güvenilir sisteme kimin dönüştürebildiği olacak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/yapay-zeka-1.jpg" type="image/jpeg" length="90555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Noterlik Ücret Tarifesinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 Yılı Noterlik Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>2026 YILI NOTERLİK ÜCRET TARİFESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TARİFE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>30/12/2025 tarihli ve 33123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026 Yılı Noterlik Ücret Tarifesinin 11 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>“Yol ödeneği ve yol masrafı</strong></p>

<p><strong>Madde 11- </strong>Noterler ve imzaya yetkili vekilleri, noterlik dairesi dışında iş yapmak için daireden ayrıldıklarında gerekli yol giderlerinden başka her işten, her gün için 319,60 TL yol ödeneği alırlar.</p>

<p>Noterlik dairesi dışında piyango, özel ve resmî kuruluşların kur'a, seçim ve toplantılarında hazır bulunarak; tutanak düzenlemeleri halinde, noterler ve imzaya yetkili vekilleri gerekli yol giderlerinden başka her işten, her gün için 2.928,05 TL yol ödeneği alırlar.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi uyarınca, mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi üzerine, evrak aslının fiziken teslim edilmesinin zorunlu olduğu hâllerde, noter veya görevlendireceği noterlik personelinin teslim işlemi nedeniyle yaptığı ulaşım gideri, belgelendirilmesi kaydıyla yol masrafı olarak karşılanır.</p>

<p>Yol masrafı, kamuya açık toplu taşıma araçları veya zorunluluk halinde kullanılan diğer ulaşım araçlarına ilişkin fiilen yapılan ulaşım giderlerinden oluşur.</p>

<p>Belge aslının tesliminde toplu taşıma kullanıldığının beyanı halinde ayrıca belgelendirme aranmaz ve ilgili güzergâh için belirlenen gidiş dönüş ücreti yol masrafı olarak ödenir.</p>

<p>Bu kapsamda ödenecek yol masrafı, her bir teslim görevi için 750,00 TL’yi geçemez. Aynı güzergâhta ve aynı seyahat kapsamında yerine getirilen birden fazla teslim işlemi için tek yol masrafı ödenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/resmi/noter4a.jpg" type="image/jpeg" length="35845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Konkordato Gider Avansı Tarifesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konkordato-gider-avansi-tarifesi-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konkordato-gider-avansi-tarifesi-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konkordato Gider Avansı Tarifesi, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KONKORDATO GİDER AVANSI TARİFESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tarife, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince konkordato talep edilirken mahkeme veznesine yatırılacak olan avansın miktarı ile ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirler.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tarife, 2004 sayılı Kanunun 285 inci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Konkordato gider avansı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Talep eden, bu Tarifede gösterilen gider avansını konkordato talebinde bulunurken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Konkordato gider avansı her türlü tebligat ve posta ücretleri, bilirkişi ve konkordato komiseri ücretleri, ilan ücreti, iflas gideri ile dosyanın bölge adliye mahkemesi ve Yargıtaya gidiş dönüş ücretleri gibi giderleri kapsar.</p>

<p><strong>Konkordato gider avansı miktarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Talep eden;</p>

<p>a) Konkordato talep edilirken bildirilen alacaklı sayısının üç katı tutarında tebligat gideri,</p>

<p>b) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacak yedi adet ilan bedelinin asgari tutarı olan 2.600,00 Türk Lirası,</p>

<p>c) Resmî İlan Fiyat Tarifesinde belirlenen Basın-İlan Kurumu resmî ilan portalında yapılacak yedi adet ilan bedelinin asgari tutarı,</p>

<p>ç) İlgili kurum ve kuruluşlara yapılacak bildirim için elli adet iadeli taahhütlü posta ücreti,</p>

<p>d) Bir bilirkişi için Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin üç katı tutarı,</p>

<p>e) Mahkemece belirlenecek ücreti sonradan tamamlanmak üzere konkordato komiseri olarak görevlendirilecek kişi için asgari 3.380,00 Türk Lirası üzerinden hesaplanan, geçici mühlet süresini kapsayacak şekilde, beş aylık ücret tutarı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>f) Diğer iş ve işlemler için 1.690,00 Türk Lirası,</p>

<p>g) İflasa tabi olanlar yönünden 68.900,00 Türk Lirası iflas gideri,</p>

<p>toplamını avans olarak öder.</p>

<p>(2) İflasa tabi olmayan borçlular yönünden yukarıda sayılan gider avansı miktarından indirim yapılmasına mahkemece karar verilebilir.</p>

<p><strong>Konkordato gider avansının iadesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra talep edene iade edilir. Talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir.</p>

<p><strong>Gider avansının ikmal ettirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Tarifeye göre yatırılmış gider avansının yeterli olmadığı yargılama sırasında anlaşılır ise eksik kalan kısım, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 120 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre ikmal ettirilir.</p>

<p><strong>Zaman bakımından uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tarifedeki gider avansı, 15/3/2018 tarihinden sonra yapılan konkordato taleplerinde uygulanır ve Tarifeye göre alınması gereken gider avansının eksik olduğunun anlaşılması halinde 2004 sayılı Kanunun 285 inci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Kanunun 114 üncü ve 115 inci maddelerine göre işlem yapılır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan tarife</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) 16/8/2025 tarihli ve 32988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Konkordato Gider Avansı Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konkordato-gider-avansi-tarifesi-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/adalet-baf4.webp" type="image/jpeg" length="34119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Süleyman Demirel Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>31/7/2023 tarihli ve 32265 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 8- (1) Muafiyet ve intibak işlemleri ilgili mevzuat hükümleri ve Üniversite tarafından çıkarılan ilgili yönerge hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 9- (1) Fakülteye kayıtlı katkı payı/öğrenim ücreti ödemekle yükümlü her bir öğrenci, kayıt yapıldığı eğitim-öğretim yılından/yarıyılından başlamak üzere mezun oluncaya kadar her eğitim-öğretim yılı/yarıyılı başlangıcında katkı payını/öğrenim ücretini yatırdıktan sonra, akademik takvimde ilan edilen ders kayıtları süresi içerisinde Üniversite Öğrenci Bilgi Sistemi üzerinden derslerine kayıtlarını yapmak zorundadır.</p>

<p>(2) Ders kaydını belirlenen sürelerde (kayıt ve ekle-sil haftası) mazeretsiz şekilde yapmayan öğrenci o yılda/yarıyılda derslere ve sınavlara giremez, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve öğrencinin kayıt yenilemediği yıl, öğrenim süresinden sayılır. Zamanında kayıt yenileyemeyen öğrenciler, mazeret gerekçelerini ifade eden dilekçe ve belgelerle akademik takvimde belirtilen süreler içinde Dekanlığa başvururlar. Mazeretleri Fakülte Yönetim Kurulu kararı ile kabul edilen öğrenciler ders kaydını yapabilirler.</p>

<p>(3) Öğrenci, akademik takvimde belirtilen ekleme-bırakma tarihlerinde, almak zorunda olduğu dersler hariç olmak üzere OBS üzerinden yeni dersler ekleyebilir veya aldığı dersleri bırakabilir. Seçmeli dersler için ders bırakma işlemi ders ekleme-bırakma tarihlerinde OBS üzerinden yapılamaz. Seçmeli derslerin bırakılması veya değiştirilmesi işlemleri ders ekleme-bırakma tarihlerinin bitimine müteakip üç iş günü içinde öğrencinin dilekçe ile başvurması üzerine Fakülte Yönetim Kurulu onayı ile öğrenci işleri birimi tarafından yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(4) Ders ekleme-bırakma tarihlerinden sonra OBS üzerinden ders ekleme-bırakma işlemi yapılamaz.</p>

<p>(5) Bir eğitim-öğretim yılında öğrencinin almakla yükümlü olduğu ders kredisi toplamı 60 AKTS’dir. Eğitim-öğretim süresince bir öğrencinin almak zorunda olduğu toplam ders kredisi ise en az 240 AKTS’dir.</p>

<p>(6) Birinci sınıfa yeni kayıt yaptıran öğrenciler aynı zamanda o dönemdeki derslere de kayıt yaptırmış olurlar.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) Öğrenciler ikinci yıldan itibaren aşağıdaki esaslara göre AKTS kredisi alabilir:</p>

<p>a) GNO’su 1,99 ve daha az olan öğrencinin bir yıllık ders yükü en fazla 60 AKTS kredisidir.</p>

<p>b) GNO’su 2,00-2,99 arasında olan öğrenciler için ders yükü en fazla 80 AKTS kredisidir.</p>

<p>c) GNO’su 3,00 ve üzerinde olan öğrenciler için ders yükü en fazla 100 AKTS kredisidir.</p>

<p>(2) Üst yıldan/yarıyıldan alınacak derslerin ders programında çakışması halinde öğrenci, bu derslerden birini varsa diğer şubeden alabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 11- (1) Öğrenciler, ilgili yönetim kurulunun uygun göreceği haklı ve geçerli nedenlerle yarıyıl esasına dayalı öğretim planlarında bir defada en az bir, en çok iki yarıyıl; yıl esasına dayalı öğretim planlarında ise bir defada bir yıl kayıt dondurma talebinde bulunabilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler öğrenimleri süresince en çok iki yıl veya dört yarıyıl kayıt dondurabilirler. Ancak öğrencinin rahatsızlığının ve tedavi sürecinin devam etmesi durumu ile hükümlü öğrenciler için ilgili yönetim kurulu azami öğrenim süresinden sayılmadan dört yarıyıldan fazla kayıt dondurulabilmesine karar verebilir.</p>

<p>(3) Kayıt donduran öğrenci eğitimine devam edemez, öğrenci kimliği verilmez, verilmişse geri alınır ve izinli olduğu dönemdeki sınavlara giremez.</p>

<p>(4) Kayıt dondurulan süre toplam öğrenim süresine dâhil değildir.</p>

<p>(5) Azami öğrenim süresi sonunda olan öğrenciler, kayıt dondurma talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(6) Eksik belge nedeniyle kayıtları geçici olarak yapılan öğrenciler, kesin kayıt işlemi yapılana kadar geçen süre içinde kayıt dondurma talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(7) Ağır hastalık, kaza, doğal afetler gibi belgelendirilebilen olağanüstü durumlar dışında kayıt dondurma başvurusu dönemin ilk iki haftası içinde yapılır.</p>

<p>(8) Yedinci fıkrada yer alan olağanüstü durumlar sebebi ile kayıt dondurma talebinin olması durumunda öğrencinin, mazeretinin sona ermesini takip eden ilk beş iş günü içinde belgeleriyle birlikte ilgili birime müracaat etmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin dördüncü ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Sınavların yapılacağı yer ve tarihler, Dekanlık tarafından belirlenir ve ilan edilir. Öğrenciler, sınava ilan edilen gün, saat ve yerde girmek; kimlik belgeleri ile istenecek başka belgeleri yanlarında bulundurmak zorundadırlar. Sınavlara geçerli mazereti olmadan katılmayan öğrenci, sıfır not almış sayılır. Öğrencinin girme hakkı bulunmadığı bir sınava girmesi sonucunda aldığı not, ilan edilmiş olsa da iptal edilir.”</p>

<p>“(6) Öğrenci, sınav salonunda ve sınav yerinde görevli öğretim elemanı tarafından yönetilen sınav düzenine uymak zorundadır. Sınav kurallarına ve sınav görevlilerinin uyarılarına uymayan, sınav düzenini bozan, kopya çeken veya kopya çekilmesine yardım edenler ile sınav kâğıtlarının incelenmesinden kopya çektiği ya da kopya çekilmesine yardım ettiği tespit edilen öğrenciler o sınavlardan sıfır almış sayılır. Aynı zamanda bu öğrenciler hakkında, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi uyarınca disiplin işlemi uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Ölçme ve değerlendirmelere ilişkin genel esaslar</p>

<p>MADDE 15- (1) Birimlerde bir dersin başarı notu Senatoca belirlenen mutlak değerlendirme yöntemine göre belirlenir.</p>

<p>(2) Bir dersin değerlendirme yöntemleri aşağıdaki esaslara göre belirlenir:</p>

<p>a) Değerlendirme; dönem içi çalışmaları, dönem sonu sınavı ve bütünleme sınavından oluşur.</p>

<p>b) Sınavlar; muafiyet sınavı, dönem içi çalışmalar, mazeret hakkı, dönem sonu sınavı, bütünleme sınavı, tek ders sınavı ve azami öğrenim süresi sonundaki ek sınavlardır.</p>

<p>c) Dönem içi çalışmalarının ders başarı notuna katkısı en az %20, en çok %50; dönem sonu sınavının katkısı ise en az %50, en çok %80 arasında belirlenir. Dönem içi çalışmaları ile dönem sonu sınavının katkı oranları toplamı %100 olmak zorundadır.</p>

<p>ç) Ders başarı notu, dönem içi çalışmaları ile dönem sonu sınavı veya bütünleme sınavının ağırlıklı ortalaması ile hesaplanır.</p>

<p>d) Değerlendirme yöntemleri, katkı oranları ve başarı ölçütleri, kayıt yenilemelerin başlangıç tarihinden önce öğrencilere ders bilgi paketi üzerinden ilan edilir.</p>

<p>e) 2547 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında okutulan derslerde dönem içi çalışmalarının ve dönem sonu sınavının yazılı sınav olarak yapılması zorunludur.</p>

<p>f) Değerlendirilme amacıyla kullanılacak olan öğrenme yönetim sistemi en geç ilgili eğitim-öğretim yılının kayıt yenileme başlangıç tarihinden önce Senato kararı ile belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yarıyıl sonu sınav sınırı (YSSS), yarıyıl içi etkinlik notları ne olursa olsun öğrencilerin bir dersten koşullu veya doğrudan geçebilmeleri için yarıyıl/yılsonu ve bütünleme sınavında 100 üzerinden belirlenen alt limiti ifade eder. YSSS 45 olarak uygulanır. YSSS altında kalan öğrencilere, notları 38 ve aşağısında ise doğrudan FF, 39 ve üzerinde ise doğrudan FD verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Değerlendirme sonuçlarının ilanı, itirazlar ve düzeltme</p>

<p>MADDE 18- (1) Bir dersin değerlendirme sonuçları, belirlenen süreler içinde sorumlu öğretim elemanı tarafından Öğrenci Bilgi Sistemine girilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler dersin değerlendirme sonucuna olan itirazlarını, ilgili dönem içi çalışmalarının, dönem sonu ve bütünleme sınav sonucunun ilan edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde yazılı olarak iletir. Dersin sorumlu öğretim elemanı konunun kendisine bildirilmesinden itibaren en geç üç iş günü içinde değerlendirme yaparak gerekçeli kararı ilgili birime yazılı olarak bildirir. Not değişikliği ancak birim yönetim kurulunun kararı ile gerçekleştirilir ve öğrenciye duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 20- (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun, Süleyman Demirel Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümleri ile Yükseköğretim Kurulu kararları uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="62189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil Hazırlık Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-dil-hazirlik-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-dil-hazirlik-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil Hazırlık Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Süleyman Demirel Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ YABANCI DİLLER YÜKSEKOKULU YABANCI DİL HAZIRLIK EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>1/12/2016 tarihli ve 29905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Süleyman Demirel Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Yabancı Dil Hazırlık Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“ı) Yeterlik sınavı: Öğrencilerin kayıtlı oldukları program için gerekli yabancı dil düzeyine sahip olup olmadıklarını belirlemek amacıyla okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerileri ile dil kullanımını ölçen sınavı,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları veya eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarında; alanı bir yabancı dil olan ve yabancı dilde eğitim verilen programların hazırlık sınıfları için 100 tam puan üzerinden en az 80 puan, derslerin tamamı %100 yabancı dilde olan programların hazırlık sınıfları için en az 70 puan, kısmen yabancı dilde eğitim veren programların hazırlık sınıfları için en az 60 puan veya dengi puanın alınması gerekir. Bu sınavların dört temel dil becerisini (okuma, yazma, dinleme, konuşma) kapsaması esastır. Dört temel dil becerisini kapsamayan, yalnızca okuma ve dil bilgisi (gramer) ölçen sınavlardan alınan puanlar, yeterlik sınavının yalnızca dil kullanımı bölümü için eşdeğer kabul edilir. Sınavı yapan kurum tarafından belirlenen sınav geçerlilik süresinin sona ermemiş olması gerekir. Sınavın geçerlik süresinin belli olmaması halinde, karar Yüksekokul Yönetim Kurulu tarafından verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“MADDE 13- (1) Hazırlık eğitimi süresince öğrencilerin disiplin iş ve işlemlerinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Zorunlu yabancı dil derslerinden muafiyet sınavı yılda bir kez Yüksekokulca belirtilen tarihte yapılır ve bu sınavdan geçme koşulları Süleyman Demirel Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğine göre belirlenir. Sınava girmeyen öğrenciler zorunlu yabancı dil derslerini almak ve sınavlarını başarmak zorundadırlar.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) 2023-2024 eğitim-öğretim yılından önce Üniversitede hazırlık eğitimini anılan dönemde geçerli mevzuat hükümlerine göre başarı ile tamamlayan İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin yatay geçişlerinde, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında yer alan 70 puan şartı aranmaz. Bu öğrenciler hazırlık eğitiminden muaftır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü yürütür</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suleyman-demirel-universitesi-yabanci-diller-yuksekokulu-yabanci-dil-hazirlik-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="89248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/basit-konaklama-tesisleri-ile-plaj-isletmelerinin-belgelendirilmesine-iliskin-yonetmelikte-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/basit-konaklama-tesisleri-ile-plaj-isletmelerinin-belgelendirilmesine-iliskin-yonetmelikte-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BASİT KONAKLAMA TESİSLERİ İLE PLAJ İŞLETMELERİNİN BELGELENDİRİLMESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 25/9/2021 tarihli ve 31609 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 7 nci maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(8) Basit konaklama turizm işletme belgesi, ölüme bağlı tasarruf veya miras yoluyla intikal haricindeki nedenlerle devredilemez. Aksi durumun tespiti halinde Kanunun 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi hükümleri valilik tarafından uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğe 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Basit konaklama tesislerinin asgari nitelikleri</p>

<p>MADDE 8/A- (1) Basit konaklama tesislerinde aşağıdaki nitelikler aranır:</p>

<p>a) Kapasitesi 25 oda ve üzeri olan tesislerin girişinde resepsiyon bulunur.</p>

<p>b) Tesiste yiyecek ve içecek servisi yapılması halinde malzemeler; saklama ve servis anında bozulmalarını önleyecek biçimde, uygun ısıda muhafaza edilir.</p>

<p>c) Tesiste ilk yardım malzemeleri bulundurulur ve ilk yardım sertifikalı personel istihdam edilir.</p>

<p>ç) Tesislerin temizlik ve bakımları düzenli olarak sağlanır. Haşere ile düzenli mücadele yürütülür.</p>

<p>d) Yüzme havuzu bulunması halinde; yüzme havuzunun zemin ve duvarları uygun ve nitelikli malzeme ile kaplı olması, çevresinde taşma oluğu veya aynı fonksiyonu yapan benzer sistemin olması, suyunun devamlı temizliğini sağlayan filtrasyon ve dezenfeksiyon sisteminin bulunması, çevresinde ve güneşlenme alanlarında kaymayı önleyici zemin kaplamasının ve düzenlemesinin bulunması, içinde emniyet basamaklarının olması, derinliğin değiştiği her kademede ölçünün olması, çocuklar için en fazla elli santimetre derinlikte ayrı bir havuzun bulunması, havuz kullanım kurallarının yer aldığı Türkçe ve en az iki yabancı dilde belirtildiği levhanın bulunması, soyunma kabininin ve duşun olması, en az iki tane olmak üzere tesisteki havuz sayısı ve büyüklükleri dikkate alınarak yeterli sayıda sertifikalı cankurtaranın bulunması gerekir. Müşterilerin önceden bilgilendirilmesi şartıyla pazarlama ve işletme politikası gereği sadece on iki yaş ve üzeri müşteri kabul eden konaklama tesislerinde çocuk havuzu şartı aranmaz. Ancak bu tesislerin, söz konusu pazarlama ve işletme politikasını değiştirmeleri durumunda anılan politikaları uygulamaya geçmeden önce çocuk havuzu yapmaları zorunludur.</p>

<p>e) Yüzme amaçlı kullanılmayan; kaydırak, şelale, dalga havuzu ve benzeri eğlence amaçlı su aktivitelerinin gerçekleştirildiği havuz ve düzenlemelerin bulunması durumunda eğlence havuzunun faal olduğu zamanlarda düzeni ve emniyeti sağlamakla görevli personel bulundurulur. Eğlence havuzunun çevresinde kaymayı önleyici zemin kaplamasının bulunması, suyunun devamlı temizliğini sağlayan sistemin olması ve havuz kullanım kurallarının Türkçe ve en az iki yabancı dilde belirtildiği levhanın bulunması aranır.</p>

<p>f) Yatak odalarında; standartlara uygun yatak, kişi başı bir yastık, yastık kılıfı, el ve banyo havlusu, çarşaf, iklim koşullarına göre pike veya yorgan, yatak başucu sehpası veya benzeri düzenleme, genel aydınlatma, doğal havalandırma, priz, çöp kutusu, elbise dolabı veya benzeri düzenleme, perde veya benzeri düzenleme bulunur. Oda kapılarında elektronik kilidin bulunmaması halinde ilave kilit sistemi yapılır. Banyolarda; suyun yayılımını engelleyici eşik veya benzeri düzenleme ile duş kabini veya duş perdesi, vitrifiye, armatür, batarya, duş donanımı, ayna, çöp kutusu ve sabun bulundurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasına “bu belgelere sahip olan tesislerin denetimleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Bakanlık kontrolörleri ile” ibaresi eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(1) Plaj işletmelerinin ve basit konaklama tesislerinin bu Yönetmelikteki nitelikleri sağlaması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 2 nci maddesi ile eklenen 8/A maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentleri 1/11/2026 tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/basit-konaklama-tesisleri-ile-plaj-isletmelerinin-belgelendirilmesine-iliskin-yonetmelikte-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/resmi/kultur-ve-turizm-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="49219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nafaka Ödemeyen Eşe Karşı İcra ve Şikayet Yolları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/nafaka-odemeyen-ese-karsi-icra-ve-sikayet-yollari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/nafaka-odemeyen-ese-karsi-icra-ve-sikayet-yollari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mahkeme nafakaya hükmetti ama ödeme gelmiyor mu? O zaman şunu bilin: nafaka, kanun koyucunun en sıkı koruduğu alacaklardan biridir. <strong>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesi</strong>, nafaka yükümlülüğünü ihlal eden borçlu için <strong>3 aya kadar tazyik hapsi</strong> öngörür, yani ödememenin yaptırımı yalnızca haciz değil, özgürlüğü kısıtlayan bir tedbire kadar uzanır.</p>

<p>Üstelik nafaka alacaklısının elindeki araçlar bununla sınırlı değil: <strong>maaş, emekli maaşı ve mal varlığı haczi</strong> de devrededir. Bu yazıda, nafaka ödemeyen eski eşe karşı hangi adımı hangi sırayla atacağınızı, kritik süreleri ve Yargıtay’ın aradığı şartları adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>Nafaka Alacağı Neden “Sıradan Borç” Değildir?</strong></p>

<p>Nafaka, geçimi doğrudan ilgilendirdiği için kanunda <strong>öncelikli alacak</strong> olarak korunur. Sıradan bir borçta uygulanamayan araçlar, örneğin emekli maaşından kesinti veya ödememenin hapisle karşılanması, nafakada devrededir. Bu ayrıcalık, çocuk için ödenen <strong>iştirak nafakasında</strong> da, boşanma sonrası <strong>yoksulluk nafakasında</strong> da geçerlidir.</p>

<p>Somut örnek: Bahçelievler’de yaşayan Derya’ya boşanma kararıyla birlikte çocuğu için aylık iştirak nafakası bağlandı; eski eşi ilk 2 aydan sonra ödemeyi kesti. Derya’nın yapabileceği şey beklemek değil, çünkü nafaka alacağı <strong>her ay yeniden doğar</strong> ve her ödenmeyen ay için ayrı ayrı takip ve şikayet hakkı işler. Boşanma devam ederken hükmedilen <strong>tedbir nafakası</strong> için bile aynı koruma uygulamada kabul edilir;</p>

<p><strong>Adım 1: İcra Takibi Başlatın</strong></p>

<p>İlk adım, mahkeme kararına (ilama) dayanarak icra dairesinde <strong>ilamlı icra takibi</strong> açmaktır. Takipte hem <strong>birikmiş nafaka borcunu</strong> hem de takipten sonra <strong>işleyecek aylık nafakaları</strong> birlikte talep edebilirsiniz, böylece her ay yeni takip açmanız gerekmez. Borçluya gönderilen icra emrinde ödeme için <strong>7 günlük süre</strong> bulunur.</p>

<p>Hangi ayların ödendiğini gösteren dekont ve kayıtları düzenli tutmak, takip ve şikayet aşamasında işinizi çok kolaylaştırır.</p>

<p>Şöyle bir soru sorun kendinize: “Elimde hangi belgeler var?” Nafakaya hükmeden <strong>kararın aslı veya onaylı örneği</strong>, varsa ödenen ayların dekontları ve borçlunun bildiğiniz adres-işyeri bilgileri takibi hızlandırır. Ödemelerin elden yapıldığı iddiası sık görülür; bu yüzden alacaklıysanız ödemelerin <strong>banka kanalıyla ve açıklamalı</strong> yapılmasında ısrar edin.</p>

<p><strong>Adım Adım Süreç</strong></p>

<p><strong>1. İlamlı icra takibi açın:</strong> Nafaka kararıyla icra dairesine başvurun; birikmiş + işleyecek nafakaları birlikte isteyin</p>

<p><strong>2. İcra emri tebliğ edilir:</strong> Borçlunun ödeme için 7 günü vardır</p>

<p><strong>3. Ödeme gelmezse haciz isteyin:</strong> Maaş, emekli maaşı, banka hesabı, araç ve taşınmazlar için haciz talep edin</p>

<p><strong>4. Aylık nafaka yine ödenmiyorsa şikayet:</strong> İcra ceza mahkemesinden tazyik hapsi talep edin</p>

<p><strong>Adım 2: Ödemezse Tazyik Hapsi Şikayeti</strong></p>

<p>İcra takibine rağmen ödeme yapılmıyorsa devreye en caydırıcı araç girer: <strong>İİK m. 344 uyarınca tazyik hapsi</strong>. İcra ceza mahkemesine yapılan şikayet üzerine, nafaka yükümlülüğünü ihlal eden borçlu hakkında <strong>3 aya kadar</strong> tazyik hapsine karar verilebilir.</p>

<p><strong>Tazyik Hapsinin Şartları</strong></p>

<p>• <strong>Kesinleşmiş icra takibi:</strong> Önce takip açılmış ve icra emri tebliğ edilmiş olmalı</p>

<p>• <strong>İşleyen aylık nafaka borcu:</strong> Yargıtay yerleşik uygulamasına göre şikayet tarihi itibarıyla ödenmemiş en az 1 aylık güncel nafaka bulunmalı</p>

<p>• <strong>Süresinde şikayet:</strong> Ödememenin öğrenilmesinden itibaren 3 ay, her hâlde 1 yıl içinde başvurulmalı</p>

<p>Buradaki en kritik ayrıntı şu: tazyik hapsi <strong>geçmişte birikmiş borç için değil, işleyen aylık nafaka için</strong> uygulanır. Örneğin “Eski eşim 2 yıl önceki borcu ödemiyor, hapisle zorlayabilir miyim?” Yargıtay uygulamasında cevap hayır, eski dönem borcu haciz yoluyla tahsil edilir; hapis yaptırımı, şikayet tarihine yakın dönemde <strong>güncel nafakanın ödenmemesi</strong> hâlinde gündeme gelir. Bu yüzden şikayeti geciktirmeden, <strong>3 aylık süre</strong> içinde yapmak belirleyicidir.</p>

<p>Bir yanılgıyı da düzeltelim: tazyik hapsi bir <strong>cezalandırma değil, ödemeye zorlama</strong> aracıdır. Borçlu birikmiş güncel nafakayı öderse hapis uygulanmaz veya derhâl sona erer, amaç, nafakanın düzenli akmasını sağlamaktır.</p>

<p><strong>Maaş, Emekli Maaşı ve Mal Varlığı Haczi</strong></p>

<p>Nafakanın ayrıcalığı en net haciz aşamasında görülür. Normal bir borçta maaşın ancak <strong>dörtte biri</strong> haczedilebilirken, <strong>işleyen aylık nafaka</strong> öncelikli olarak ve ayrıca kesilir; birikmiş nafaka alacağı için ise dörtte bir sınırı içinde ek kesinti yapılır.</p>

<p>Hangi haciz yolunun önce işletileceği, borçlunun gelir ve mal varlığına göre dosya bazında planlanır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Gelir / Mal Varlığı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Nafaka Borcunda Durum</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Maaş (işleyen nafaka)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Aylık nafaka tutarı öncelikli olarak tamamen kesilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Maaş (birikmiş nafaka)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dörtte bir sınırı içinde kesinti yapılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Emekli maaşı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Normalde haczedilemezken nafaka borcu istisnadır, kesinti yapılabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Banka hesabı, araç, taşınmaz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel hükümlere göre haczedilip satışı istenebilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Emekli maaşı kural olarak borçlunun rızası olmadan haczedilemez; ancak <strong>nafaka borcu bu kuralın kanuni istisnasıdır</strong>. Yani “emekliyim, maaşıma dokunulamaz” savunması nafaka alacağı karşısında geçerli değildir.</p>

<p>Peki borçlu kayıt dışı çalışıyorsa? Bu durumda haciz, <strong>banka hesapları, araçlar ve taşınmazlar</strong> üzerinden yürütülür; gerekirse borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına da gidilir. Görünürde geliri olmayan borçlu için tazyik hapsi şikayeti çoğu zaman en etkili baskı aracı olarak öne çıkar.</p>

<p><strong>Anlaşma Kapısı: Ödeme Taahhüdü ve Kalıcı Çözüm</strong></p>

<p>Her dosya çekişmeyle bitmek zorunda değil. İcra baskısı başladıktan sonra borçlular çoğu zaman masaya oturur; icra dairesinde <strong>ödeme taahhüdü</strong> verilmesi veya avukatlar aracılığıyla yapılandırılmış bir <strong>ödeme planında anlaşılması</strong> mümkündür. Alacaklı açısından düzenli akan makul bir plan, yıllarca sürecek haciz-şikayet döngüsünden çoğu zaman daha değerlidir.</p>

<p>Şunu da unutmayın: borçlunun gelir durumu gerçekten köklü biçimde değiştiyse doğru yol ödememek değil, <strong>nafakanın uyarlanması (indirim) davası</strong> açmaktır. Taraflardan biri sizseniz, arabulucu kimliği de bulunan bir avukatla <strong>müzakere yoluyla kalıcı çözüm</strong> aramak, iki taraf için de yıpratıcı süreci kısaltabilir.</p>

<p><strong>Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>

<p><strong>Kaç ay ödenmeyince şikayet edebilirim?</strong></p>

<p>Yargıtay uygulamasında şikayet tarihi itibarıyla <strong>ödenmemiş 1 aylık güncel nafaka</strong> yeterlidir; aylarca birikmesini beklemeniz gerekmez. Süre yönünden ödememeyi öğrendiğiniz tarihten itibaren <strong>3 ay</strong> içinde başvurmalısınız.</p>

<p><strong>Eski eşim hapse girerse borç silinir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Tazyik hapsi borcu ortadan kaldırmaz; <strong>haciz yoluyla tahsil</strong> ayrıca devam eder. Tersine, borçlu güncel nafaka borcunu öderse hapis uygulanmaz veya sona erer.</p>

<p><strong>Nafaka alacağı zamanaşımına uğrar mı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkeme kararına bağlanmış alacaklar için genel kural <strong>10 yıllık zamanaşımıdır</strong>; işleyen nafaka ise her ay yeniden doğar. Yine de hakkın zayıflamaması için takibi geciktirmemek en güvenli yoldur.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Nafaka <strong>öncelikli alacaktır</strong>: emekli maaşından bile kesinti yapılabilir, işleyen aylık nafaka maaştan tam olarak kesilir.</p>

<p>- İlk adım <strong>ilamlı icra takibidir</strong>; birikmiş ve işleyecek nafakaları tek takipte isteyin.</p>

<p>- Güncel aylık nafaka ödenmiyorsa <strong>İİK m. 344 şikayetiyle 3 aya kadar tazyik hapsi</strong> istenebilir; şikayet süresi 3 aydır.</p>

<p>- Tazyik hapsi <strong>işleyen nafaka</strong> içindir; eski birikmiş borç haciz yoluyla tahsil edilir.</p>

<p>- Ödeme taahhüdü ve müzakereyle <strong>kalıcı bir ödeme planı</strong> kurmak, çoğu dosyada en hızlı çözümdür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/nafaka-odemeyen-ese-karsi-icra-ve-sikayet-yollari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/bosanma-jnafaka.jpg" type="image/jpeg" length="36245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN TAŞINMAZLARININ MÜSADERE EDİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-tasinmazlarinin-musadere-edilmesi-mumkun-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-tasinmazlarinin-musadere-edilmesi-mumkun-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN TÜM TAŞINMAZLARININ MÜSADERE EDİLMESİ MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLMESİ SONUCUNU DOĞURUR MU? (AİHM ve YARGITAY KARARLARI ARASINDAKİ FARKLILIKLAR)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Ceza Kanunu'nda rüşvet suçu 252. maddede düzenlenmiştir. Bu maddeye göre rüşvet suçu genel olarak; görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla bir kamu görevlisine veya göstereceği bir kişiye menfaat sağlanması veya ilgili kamu görevlisinin menfaat sağlanması olarak tanımlanmaktadır. Rüşvet almak ve vermek olmak üzere farklı fiillerin öngörüldüğü bu suç faillerin karşılıklı serbest iradeleri örtüştüğünde yani rüşvet anlaşması akdedildiğinde işlenmiş sayılmaktadır.</p>

<p>Rüşvet suçunda Etkin Pişmanlık müessesesi ise TCK'nın 254. maddesinde düzenlenmiştir. TCK 254 şu şekildedir:</p>

<p><i>(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet alan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüşvet alma konusunda başkasıyla anlaşan kamu görevlisinin durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce durumu yetkili makamlara haber vermesi halinde de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlaşmaya varan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet suçuna iştirak eden diğer kişilerin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.</i></p>

<p><i>(4) (Ek: 26/6/2009 – 5918/4 md.) Bu madde hükümleri, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilere uygulanmaz.</i></p>

<p>Bu açıklanan haller söz konusu olduğunda sanıklar hakkında rüşvet suçundan etkin pişmanlık nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir. Esasen bakıldığında kanunumuzun örnek olarak alındığı Alman Ceza Kanunu'nda sadece rüşvet alan yönünden cezasızlık hali öngörülmüş ancak rüşvet veren yönünden öngörülmemiştir. Alman Ceza Kanunu'nunda rüşvet suçu 331 ile 335. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanunun 331. maddesinin 3. fıkrası "Fail, kendisi tarafından talep edilmiş olmayan bir yararı, vaat ettirir veya alırsa ve yetkili makam, yetkisi çerçevesinde olmak üzere, yararın alınmasına önceden izin vermiş olur veya, fail tarafından gecikmeksizin yapılan ihbar üzerine, yararın alınmasına izin verirse, fail birinci fıkraya göre cezalandırılmaz." şeklindedir. Buna göre kamu görevlisinin söz konusu yararın alınmasına yetkili makam tarafından izin verilmesi, bu suçu oluşturmayacaktır. Bu bakımdan Alman hukukundaki işleyiş hukukumuzdaki işleyişten farklılık göstermektedir.</p>

<p>TCK da rüşvet suçu; kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan kabul edildiğinden dolayı, malvarlığına karşı işlenen suçlarda <i>(hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs, karşılıksız yararlanma)</i> olduğu gibi etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için zararın karşılanması şartının sağlanması gerekmemektedir. Dolayısıyla suçun tamamlanması sonucu tarafların mal varlığında artış meydana gelmesi durumunda etkin pişmanlıktan yararlanmak için suçtan elde edildiği değerlendirilen malvarlığının müsadere edilmesine gerek yoktur. Bu doğrultuda müsadere kararının ayrıca verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>765 sayılı TCK döneminde; müsadere kararı verilebilmesi için, mahkûmiyet kararı verilmesi zorunlu olmasına rağmen 5237 sayılı TCK da bu şekilde bir zorunluluğa gerek duyulmamıştır. Nitekim <strong>Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 13.11.2019 tarihli 2019/6671 E. 2019/10659 K. Sayılı ilamında muhalif üyenin karşı oy yazısının</strong> gerekçesinde bu konu şu şekilde açıklanmıştır; <i>" 765 sayılı TCK'nın 36. maddesindeki "Mahkumiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşya fiilde methali olmayan kimselere ait olmamak şartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur." şeklindeki hüküm uyarınca bu Kanun kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olduğu, ancak 5237 sayılı TCK'nın eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur." biçimindeki hüküm ile kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki "Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir." şeklindeki hükme göre 5237 sayılı TCK kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim; ön ödeme, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, etkin pişmanlık, özel af, şahsi cezasızlık halleri ve karşılıklı hakaret hallerinde mahkûmiyet hükmü kurulamamasına rağmen müsadere kararı vermek mümkündür. CMK'nın 256/1. maddesinde yer alan "Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir." şeklindeki düzenleme Kanunun müsadere için mahkûmiyet kararının varlığını aramadığı gibi kamu davası açılmayan hallerde dahi müsaderenin mümkün olduğunu hüküm altına almıştır. CMK 256. maddede usulü gösterilen müsadere bizatihi yasak eşya ile ilgili değildir. Zira, bizatihi yasak olan eşya ile ilgili müsadere usulü CMK'nın 259. maddesinde düzenlenmiştir. "</i></p>

<p><strong>RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN TÜM TAŞINMAZLARININ MÜSADERE EDİLMESİ MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLMESİ SONUCUNU DOĞURUR MU?</strong></p>

<p>Öncelikle belirtmeliyiz ki; bu hususta <strong>AİHM ile Yargıtay kararları taban tabana ters düşmektedir.</strong> Şöyle ki; AİHM ihlal tespiti yaparken tarafların <strong>kısa sürede yasal gelirle elde edilmesi mümkün olmayacak kadar çok malvarlığının elde edilmiş olup olmaması kriterini</strong> göz önünde bulundurulmaktadır. Mahkeme, 26/06/2018 tarihli TELBİS ve VİZİTEU/ROMANYA kararına konu olayda; başvurucuların Romanya’da devlet hastanesinde doktor olarak çalışan S.T.’nin eşi, kızı ve yeğeni olduğu yargılamada S.T.’nin görevini icra ederken 291 kez rüşvet aldığı tespit edilmiş ve bu kapsamda başvuranların birtakım malvarlıklarına el konulmuştur. Yapılan yargılama sonucunda S.T. Rüşvet suçundan suçlu bulunmuş ve soruşturma aşamasında el konulan malvarlıklarının müsaderesine karar verilmiştir. Başvuranlar haklarında bir mahkûmiyet kararı olmaksızın mülklerinin müsadere edilmesinden ve S.T. hakkında yapılan yargılamaya kendilerinin müdahil olarak eklenmediklerinden hareketle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Mahkeme burada yine önceki içtihatlarına da atıf yaparak yolsuzluk, kara para aklama ve uyuşturucu suçları gibi ciddi cezai suçlarla bağlantılı mülklerin, önceden cezai bir mahkûmiyet olmaksızın müsadere edilmesini teşvik eden ortak Avrupa ve hatta evrensel yasal standartların mevcut olduğunu gözlemlemiştir. Bununla birlikte, müsaderenin yalnızca doğrudan suç işleyen kişilere değil, aynı zamanda suçtan elde edilen malvarlığının yasal kökenini gizlemek amacıyla iyi niyet olmaksızın bu mülklerin mülkiyetini elde etmiş olan üçüncü kişilere de uygulanabileceğini ifade etmiştir. Mahkeme S.T. ile ilgili ceza yargılamasına başvuranların kendilerinin müdahil olabileceklerini, iç hukuktaki yasal düzenlemenin buna engel olmadığını ve başvuranları resen dahil etme gibi bir durumun da söz konusu olmadığını belirtmiştir. S.T. hakkındaki yargılamada müsadere edilen mülklerin başvuranlara ait olduğu makul bir şekilde ortaya konulamadığı gibi başvuranların yasal olarak o denli bir mülkü elde etme olanaklarının olmadığı ve haricen bir gelirlerinin de bulunmadığı tespit edilmiştir. En nihayetinde Mahkeme müdahalenin keyfilik barındırmadığını, yerel mahkemeler tarafından, söz konusu varlıkların yasa dışı kökenli olma ihtimalinin yüksek olması ve başvuranların bunun aksini kanıtlayamamalarından hareketle müdahalenin orantılı olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. AİHM bu kararında geniş kapsamlı bir müsadere işleminin uygulanması noktasında kamu hizmetinde yolsuzlukların önlenmesi ve ortadan kaldırılmasının önemini ortaya koymuş ve kamu düzeni vurgusu yapmıştır.</p>

<p>AİHM'in bu kararı, mahkemenin devletlerin varsayımlara dayanarak el koyma ya da müsadere uygulamasını makul gördüğüne işaret etmekteyken Yargıtay aksine, sanığın malvarlığının kaynağına ilişkin makul ve ikna edici bir açıklama yapamamasından hareketle müsadere edilmesinin hukuka aykırı olduğu yönünde kararlar vermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10/02/2022 tarihli 2020/103 E. 2022/83 K. Sayılı ilamında;</strong><i> " Sanığın, malvarlığını kanuna veya genel ahlaka uygun olarak edindiğini veya yaptığı harcamaların sosyal yaşantısına uygun olduğunu ispat etmesi gerektiği anlaşılmakta ise de ispat yükünün sanığa bırakılmasının ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğu, ceza muhakemesi hukuku açısından muhakemeye katılan hiçbir tarafa ispat külfeti yüklenmediği, ceza muhakemesinin amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu ve bu amaç doğrultusunda mahkemenin re'sen yapacağı araştırmanın neticesinde toplanacak deliller değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerektiği, ,,,, 3628 sayılı Kanun'un 4. maddesinde sanığa yüklenen ispat külfetinin sanığın gelirleri ve giderlerinin hangi kalemlerden oluştuğu hususunda adli makamlara bildirimde bulunmasından ibaret olduğu, sanığın haksız mal edinmediğinin, itham edildiği suçu işlemediğinin ispatı noktasında sanığa bir külfetin yüklenemeyeceği, sanığın gelirlerini oluşturan kalemleri bildirmesinden sonra maddi gerçeğin ortaya çıkartılması adına sanık tarafından bildirilen gelirlerin ve giderlerin doğruluğunun denetimi ile malların kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlanıp sağlanmadığı veya ilgilinin yaptığı harcamalardaki artışların sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olup olmadığı hususlarının denetiminin mahkeme tarafından yapılacağı, sanığa yüklenen ispat külfetinin, mahkemenin gerekli araştırmayı resen yapma görevini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. "</i></p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17/01/2019 tarihli 2014/284 E. 2019/19 K. Sayılı ilamında;</strong> <i>" Mahkemece, sanığın gelirlerinin nelerden oluştuğuna yönelik olarak dosyaya sunduğu (makbuzlar, tapu kayıtları, dekontlar, hesap dökümleri, ekstreler, vekaletname, bordrolar, bildirimler, formlar, bilgi notları, tablolar, listeler ve araç tescil belgeleri vb.) tüm bilgi ve belgeler ile sanığın savunmasında belirttiği gelirlerine ait kaynaklara ilişkin araştırma yapılarak, sunulan belgelerin ve savunulan malvarlığı kaynaklarının doğruluğunun denetlenmesi, özellikle sanığın her yıl düzenli fındık geliri olup olmadığı hususunun mahallince araştırılması, yapılan araştırmalar sırasında tesadüfen öğrenilen sanığa ait gelir ve giderlere ilişkin bilgilerin tespiti ve denetimi sağlandıktan sonra malvarlığının Kanun'a veya genel ahlaka uygun olarak sağlanıp sağlanmadığının veya geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar yapılıp yapılmadığı hususlarının resen araştırılması sonucu elde edilen bilgilerle birlikte yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan niteliklere sahip bilirkişi heyetine inceleme yaptırılması gerektiğinden hareketle "</i></p>

<p><strong>Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 27/05/2021 tarihli 2019/11114 E. 2021/4477 K. Sayılı ilamında; </strong><i>" sanığın malvarlığına dahil edildiğinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından; sanığın hesabına yatırılan ve örgüte ait olduğu kabul edilen paraların sanık tarafından çekilip çekilmediğinin gerekirse banka evrakları üzerinde imza incelemesi de yaptırılmak suretiyle saptanmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde müsadere kararı verilmesi "</i></p>

<p><strong>Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2019/5397 E. 2020/5512 K. Sayılı ilamında;</strong> <i>" sanıklar ve müdafilerinin bu varlıkların kaynağına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapamadıklarının tespit ve kabul edilmiş olmasına göre; 2015 yılı itibarıyla hesaplarda bulunan ve müsadere edilen paraların, örgüte ait olduğu kabul edilen paralarla ilgili 2014 yılındaki işlemlerle olan bağlantısının araştırılıp bilirkişiden alınacak ek rapor ile tespit edilmesinden sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde müsadere kararı verilmesi "</i></p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK; </strong>kararlardan anlaşıldığı kadarıyla Yargıtay, değerlendirme yaparken yargı organlarının objektif bakış açısına dayanan keyfiyetten uzak hükümler tesis etmesini amaçlamaktadır. Ancak bunu yaparken <strong>" suç geliri " (proceeds of crime) </strong>veya<strong> " kara para " (dirty money) </strong>olarak adlandırılan metanın, serbest dolaşıma sokulmasının başka suçların işlenmesine de sebebiyet verebileceği unutulmamalıdır. Aksi halde dengenin bozulması, suç gelirleriyle mücadele için uluslararası iş birliği ve ülke mevzuatlarının uyumlaştırılmasına yönelik uluslararası girişim ve anlaşmaların çiğnenmesine yol açacaktır. Diğer taraftan malvarlığının ne kadarının rüşvetten ne kadarının rüşvet dışı gelirlerden oluştuğu hususunda yaptırılacak bilirkişi incelemesi son derece titizlik ve hassasiyet gerektirmektedir. Ayrıca el koyma tarihinde menfaatin ulaşacağı değerle suçun işlendiği sıradaki menfaatin değerini oranlamak ve hesaplamak bir hayli zordur. Bunun da ötesinde rüşvetten elde edilen menfaati gizlemek amacıyla rüşvetten sonra ardıl suç (ikincil suç) olarak adlandırılan ekonomik suçların işlenmesi varsayımında bu tespit neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Bu da mevcut görüşün geliştirilmeye muhtaç olduğu tezini güçlendirmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" rel="nofollow" title="Mehmet Koçkavak"><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-tasinmazlarinin-musadere-edilmesi-mumkun-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/terazi-tokgasmd.jpg" type="image/jpeg" length="59435"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TERÖRLE MÜCADELEDE YARALANAN ANCAK VAZİFE MALULÜ (GAZİ) SAYILMAYAN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONELİ İÇİN ÖNEMLİ MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/terorle-mucadelede-yaralanan-ancak-vazife-malulu-gazi-sayilmayan-turk-silahli-kuvvetleri-personeli-icin-onemli-mevzuat-degisikligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/terorle-mucadelede-yaralanan-ancak-vazife-malulu-gazi-sayilmayan-turk-silahli-kuvvetleri-personeli-icin-onemli-mevzuat-degisikligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Terörle mücadele görevlerinin ifası esnasında yaralanmasına rağmen, vazife malulü (gazi) sayılmayan personele tanınan haklara ilişkin olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7594</a> sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">“Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a></strong> 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki mevzuat değişikliği 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girecektir.</p>

<p>Bilindiği üzere, mevcut sistemde bir kişinin terörle mücadele sırasında yaralanmış olması tek başına her durumda vazife malulü sayılması için yeterli değildir. Yaralanmanın hukuken ve tıbben belirli bir malullük sonucunu doğurması veya 5510 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü derecelerinden birine girmesi gerekmektedir. Yeni mevzuat değişikliği ile ise, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen Geçici Madde 20 kapsamında, mevcut <strong>vazife malullüğü/gazi statüsü sisteminin dışında kalan, </strong>(malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan) <strong>fakat terörle mücadele sırasında yaralanmış personel için yeni ve özel bir aylık hakkı oluşturulmuştur. </strong></p>

<p>Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, mevzuat değişikliği ile bağlanması gereken aylık bir <strong>vazife malullüğü aylığı veya normal emeklilik aylığı değil, terörle mücadele sırasında meydana gelen belirli nitelikteki yaralanma nedeniyle verilen özel sosyal güvenlik aylığıdır. Yani bu madde kapsamında aylık bağlanması, 3713 sayılı Kanun kapsamındaki hakların kazanımına ya da vazife malullüğü için mezvuatta düzenlenmiş hakların alınması anlamına gelmediği gibi, kişiyi de vazife malulü (gazi) statüsüne sokmamaktadır.</strong></p>

<p>Mevzuat değişikliği özellikle “acaba gazi mi olacağım” sorusuna yönelik tenakuz oluşturabileceğinden, bu yazıda soru-cevap şeklinde ilerlenerek personelin detaylı olarak bilgilendirilmesi esas alınmıştır.</p>

<p><strong>1. Mevzuat değişikliğinden yararlanmanın ilk şartı nedir?</strong></p>

<p>Mevzuat değişikliği kapsamından faydalanacak kişiler için aranan ilk şart; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yürütülen terörle mücadele görevlerinin ifası esnasında yaralanmış olmaktır.</p>

<p><strong>2. Hangi yaralanmalar bu kapsamda değerlendirilecektir?</strong></p>

<p>Maddede iki ayrı fıkra halinde yaralanma çeşitleri sayılmıştır. Bunlar;</p>

<p>a.Ateşli silah, patlayıcı ve mühimmat kaynaklı yaralanmalar;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>mermi çekirdeğinin vücuda penetrasyonu,</li>
 <li>şarapnel,</li>
 <li>benzeri mühimmat,</li>
 <li>ateşli silah,</li>
 <li>EYP,</li>
 <li>mayın,</li>
 <li>havan,</li>
 <li>roket,</li>
 <li>el bombası,</li>
 <li>patlayıcı mühimmat,</li>
 <li>blast etkisi,</li>
 <li>termal etki kapsamında oluşan yaralanmalar.</li>
</ul>

<p>b. İkinci yaralanma grubu: yakın muharebe saldırıları;</p>

<p>Terör örgütü mensuplarının: kesici, delici, ezici veya benzeri yakın muharebe niteliğindeki saldırıları sonucundaki yaralanmalar.</p>

<p>Buradaki <strong>“penetran yaralanma”</strong> kavramını açıklamak uygun olacaktır. Tıbbi anlamda penetran yaralanma, bir cismin vücut dokusuna girerek doku bütünlüğünü bozmasıdır. Dolayısıyla düzenleme yalnızca “vücuduna kurşun isabet etti ve içeride kaldı” durumuyla sınırlı okunmamalıdır. Mermi veya şarapnelin oluşturduğu giriş yarası, doku hasarı ve benzeri sonuçların tıbbi değerlendirmesi önem taşır. Ayrıca patlayıcının doğrudan parçacığıyla oluşan yaralanmanın yanında, <strong>blast etkisi</strong> ve <strong>termal etki</strong> de açıkça kapsama alınmıştır.</p>

<p>Örneğin patlama sonucunda kişiye doğrudan şarapnel isabet etmese bile patlama basıncı veya ısı nedeniyle meydana gelen işitme kaybı ve tıbben “hafif olmayan” sair bir yaralanma bu kapsamda değerlendirilebilecektir.</p>

<p>Kanaatimizce maddenin uygulamasında en fazla uyuşmazlık yaratabilecek nokta “hafif nitelikte olmayan yaralanma” ifadesidir. Ancak “hafif” kavramının belirlenmesini doğrudan kurumun takdirine bırakılmamış, bunun yerine <strong>Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütlerini</strong> esas alınmıştır. Yani kişinin “ben ciddi yaralandım” demesi yeterli olmadığı gibi aynı şekilde kurumun “bu basit bir yaralanmadır” şeklindeki idari değerlendirmesi de tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Bu değerlendirmenin yapılması için; Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınarak, olay tarihindeki yaralanmalarının hafif nitelikte olmayan yaralanma niteliği taşıdığı ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğu en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>3. Hangi kurum personeli veya kişiler yararlanabilir?</strong></p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:lower-alpha" type="a">
 <li>Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerî personeli,</li>
 <li>Jandarma Genel Komutanlığı personeli,</li>
 <li>Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli,</li>
 <li>MİT mensupları,</li>
 <li>Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli,</li>
 <li>Güvenlik korucuları.</li>
</ol>

<p></p>

<p>Burada ki en önemli vurgu, <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bakımından erbaş ve erlerin açıkça dahil edilmiş olmasıdır. D</strong>olayısıyla düzenleme yalnızca subay, astsubay, uzman erbaş veya profesyonel personele yönelik değil, erbaş ve erleri de dahil eden ve kişi yönünden kapsayıcı bir düzenlemedir.</p>

<p><strong>4. Yaralanmanın Hafif Nitelikte Olmadığı Ve Terörle Mücadele Görevlerinin İfası İle İlgili Olup Olmadığına Nasıl Karar Verilecek?</strong><strong> </strong></p>

<p>Mevzuat değişikliğinden yararlanmak için iki önemli kriter bulunmaktadır; Bunlardan biri “hafif nitelikte olmayan” yararlanma geçirilmiş olması, diğeri ise yaralanmanın terörle mücadele görevinin ifası esnasında olması yani; “illiyet bağı” kurulmasıdır.<strong> </strong></p>

<p>Örneğin kişi 2005 yılında operasyon sırasında patlama yaşadı ve omzundan yaralandıysa, sağlık raporunun yalnızca “omuzda hareket kısıtlılığı vardır” demesi yeterli olmayarak raporda olay ile mevcut/olay tarihindeki yaralanma arasında bağlantının kurulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>olay tutanağı,</li>
 <li>operasyon kayıtları, (HAGÜNDURAP, TEMGÜNDURAP vs)</li>
 <li>görev yazıları,</li>
 <li>hastane kayıtları,</li>
 <li>ilk müdahale kayıtları,</li>
 <li>epikriz,</li>
 <li>ameliyat kayıtları,</li>
 <li>röntgen/MR/BT kayıtları,</li>
 <li>askerî sağlık birimi kayıtları,</li>
 <li>personel dosyası,</li>
 <li>tanık/olay belgeleri gibi belgeler önem taşımaktadır.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>5. Daha önce herhangi bir Kanun (3713, 2330 vb.) kapsamında vazife malulü olanlar bu haktan yararlanabilir mi? </strong></p>

<p>Mevzuat değişikliğinin asıl amacı zaten malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan kişilerin mağduriyetini gidermek olduğundan, daha önce herhangi bir şekilde vazife malulü sayılmış kişilerin bu mevzuat değişikliğinden yararlanması mümkün değildir. Kaldı ki, mevzuat değişikliğinde, bu maddeden yararlandıktan sonra derece alarak vazife malulü sayılacak kişilerin bu madde kapsamında bağlanacak aylıklarının kesileceği ve vazife malulü olarak tabi olacağı kanun kapsamında düzenlenen aylıklardan yararlanacağı düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. Aylığın miktarı: 17.135 gösterge ne anlama gelmektedir? Miktarı ne kadardır? Aylık ne zaman bağlanır?</strong></p>

<p>Bu maddeden yararlanacak kişilere ödenecek aylığa ilişkin tutarın “<strong>17.135 × memur aylık katsayısı” </strong>olduğu dikkate alındığında<strong>; </strong>1 Temmuz–31 Aralık 2026 dönemi için memur aylık katsayısı <strong>1,575512</strong> olarak uygulanacak şekilde <strong>17.135 × 1,575512 = 26.996,40 TL </strong>olarak belirlenecektir. (hesaplama hatası olabileceğinden asıl aylığın SGK tarafından hesaplanacağı unutulmamalıdır)</p>

<p>Aylık, <strong>başvuru tarihinden itibaren değil, başvuru tarihini takip eden aybaşından itibaren bağlanacaktır. </strong>Örneğin kişi 15 Ekim 2026'da başvurursa ve yapılacak değerlendirmede yukarıdaki şartları taşıdığı tespit edilirse 1 Kasım 2026 aylık alma başlangıç tarihi olacaktır.</p>

<p>Ancak belirtilmesi gereken en önemli konu, “memur aylık katsayısı” ile çarpım öngörüldüğünden memur maaşlarındaki katsayının artması, aylıkların da artması anlamına gelecektir.</p>

<p><strong>7. Yaralanmanın olduğu tarih önemli mi?</strong></p>

<p>Bu düzenlemenin en önemli özelliklerinden biri de <strong>geçmiş olayları kapsaması</strong>dır. Madde metninde “yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar” için uygulanacağı düzenlenmiştir. Yani düzenlemenin amacı geçmişte meydana gelmiş ve mevcut mevzuat nedeniyle aylık bağlanamamış yaralanmaları yeniden değerlendirmektir.</p>

<p>Kısacası madde hükümleri, yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar hakkında bir defaya mahsus uygulanacak, 01 Eylül 2026’dan sonra meydana gelen olaylar bakımından bu madde kapsamında yeni başvuru yapılamayacaktır.</p>

<p><strong>8. Başvuru süreci nasıl olacak?</strong></p>

<p>Yukarıda belirtilen şartları haiz olan kişilerin, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten; yani 01 Eylül 2026’dan itibaren bir yıl içerisinde ilgili kuruma başvurması gerekecektir. Yani başvuru tarihleri 01 Eylül 2026 ile 01 Eylül 2027 arasında yapılmak zorundadır.</p>

<p>Örneğin 2002 yılında TSK bünyesinde yaralanmış ve yukarıdaki şartları sağlayan bir kişi, 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Milli Savunma Bakanlığına veya bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığına başvuru yapabilecektir. Buradaki en önemli nokta “olay tarihinde mensubu olduğu kuruma” başvuru yapılmasıdır. Örneğin 2020 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında er olarak görev yapmaktayken yaralanan bir kişinin sonradan Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde Uzman Erbaş olarak görev yapması halinde başvuruyu Jandarma Genel Komutanlığına değil, Kara Kuvvetleri Komutanlığına veya Milli Savunma Bakanlığına yapması gerekecektir. Buradaki en önemli konu olay esnasında hangi kurumun mensubu olarak görev yaptığıdır.</p>

<p>Başvuru yazılı olarak ya da ilgili kurumun elektronik ortamda sunacağı bir form üzerinden yapılabilecektir. Konuya ilişkin olarak örneğin Milli Savunma Bakanlığı tarafından 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren portal oluşturulduğu ve bu portal üzerinden başvuruların kabul edileceği duyurulmuştur.</p>

<p>Yapılacak başvurudan sonra ilgili kurum kişiyi yaralanmanın Geçici Madde 20 kapsamında olabileceğini değerlendirirse kişiyi Sağlık Bakanlığınca belirlenen hastanelere sevk edecektir. Yetkili hastane, mevcut tıbbi kayıtları, eski sağlık belgelerini ve diğer belgeleri inceleyecek ve Geçici Madde 20 kapsamında bir sağlık kurulu raporu düzenleyecektir. Bu rapor tekrar ilgili kuruma gönderilecek, müteakiben de ilgili kurum tarafından sağlık kurulu raporu, olay belgeleri ve diğer bilgi ve belgeler Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilecek, değerlendirme SGK tarafından yapılacak ve şartları haiz olarak bu maddeden yararlanması gerektiği değerlendirilenlere aylık bağlanacaktır.</p>

<p>Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, <strong>kişinin bu maddeden yararlanıp yararlanamayacağına kişinin sevk edildiği sağlık teşkili ya da kişinin olay tarihinde görev yaptığı kurum değil; rapor ve belgelerin incelenmesi sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu karar verecektir</strong>.</p>

<p><strong>9. 1005 Sayılı Kanuna Yapılan Atıf Ne Anlama Geliyor?</strong></p>

<p>Mevzuat metninde belirtilen “Bu madde kapsamında aylık bağlananlar, aylık bağlanmasına ilişkin hükümler hariç olmak üzere 1005 sayılı Kanun kapsamındakiler için ilgili mevzuatında sağlanan diğer haklardan yararlanır.” hükmü önem arz etmektedir. 1005 sayılı Kanun'un tam adı “İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun” olup, 1005 sayılı kanun kapsamında ödenen aylık ile bu madde kapsamında ödenen aylık aynı miktarda değildir.</p>

<p>Bu maddeden yararlanacak kişiler, <strong>1005 sayılı Kanundan yararlanan kişilerin aldığı aylık dışındaki diğer haklardan yararlanabileceklerdir.</strong></p>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel açıklamasına göre 1005 kapsamındaki başlıca haklar şunlardır: (Hakların detaylı ve güncel hali için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının resmi internet sitesinin incelenmesi veya bu hakların kullanılması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının il/ilçe müdürlüklerine başvurulması önemlidir)</p>

<p><strong>Ücretsiz seyahat : </strong>Kapsam dahilindeki kişinin; kendisi, eşi, 25 yaşını doldurmamış ve evlenmemiş çocukları, anne ve babası belirli toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmektedir.</p>

<p><strong>Sağlık hakkı: </strong>1005 kapsamında şeref aylığı alanlarla eşlerinin sağlık hizmetlerinde belirli <strong>katılım payı muafiyetleri</strong> bulunmaktadır.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ayrıca 1005 kapsamındaki şeref aylığı alanlarla eşlerinden sağlık hizmetlerinde katılım payı alınmadığını ve şeref aylığı alan kişiler bakımından ilave ücret alınmadığını belirtmektedir.</p>

<p><strong>Elektrik indirimi: </strong>1005 kapsamında ikamet edilen konutta kullanılan elektrik enerjisi için en az %40 indirim öngören sistem bulunmaktadır. Bu hak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel sosyal haklar açıklamasında da açıkça belirtilmektedir.</p>

<p><strong>Su indirimi : </strong>1005 kapsamındaki kişiler için belediyelerce tahakkuk ettirilen su ücretlerinde en az %50 indirim öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Emlak/mesken vergisi muafiyeti: </strong>1005 kapsamında ayrıca mesken vergisi muafiyeti bulunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açıklamasına göre bu muafiyet 200 m²'yi aşmayan tek mesken için uygulanmaktadır. Dolayısıyla kişinin birden fazla konutu varsa veya mesken 200 m² sınırını aşarsa durum ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Eğitimle ilgili haklar : </strong>1005 kapsamındaki muharip gaziler bakımından ayrıca yükseköğretimde katkı payı ve öğrenim ücreti alınmaması, KYK bakımından burs/öncelik gibi sosyal haklar da bulunmaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı güncel haklar listesinde yükseköğretim katkı payı/öğrenim ücreti, KYK bursu ve bazı çocuklara ilişkin eğitim avantajlarını açıkça saymaktadır.</p>

<p><strong>Sosyal tesis, müze, ören yeri ve benzeri haklar: </strong>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel açıklamasında 1005 kapsamındaki muharip gaziler için sosyal tesislerden yararlanma,</p>

<p>müze ve ören yerlerinden ücretsiz yararlanma, Devlet Tiyatrolarından ücretsiz yararlanma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı huzurevlerinden ücretsiz yararlanma gibi sosyal haklar da belirtilmektedir.</p>

<p>Kaynak bakımından 1005 kapsamındaki sosyal hakların güncel ve resmî açıklaması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının muharip gaziler sayfası özellikle önemlidir.</p>

<p>Özellikle vurgulamak gerekir ki, başta bağlanacak aylık ve verilecek diğer haklar yönünden <strong>geriye dönük olarak geçmiş yılların bütün aylıklarının topluca ödenmesi</strong> veya geriye dönük hak iadesi şeklinde bir düzenleme olmayacak; örneğin aylık, başvuruyu takip eden aybaşından itibaren başlatılacaktır.</p>

<p><strong>10. SGK Tarafından Kişinin Bu Maddeden Yararlanması Uygun Görülmediyse Ne Yapılmalıdır? Başvurulabilecek Hukuki Bir Yol Var Mıdır?</strong></p>

<p>Bu maddeden yararlanmak isteyen kişiler tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış başvurular neticesinde yapılan değerlendirme sonucunda, şartları sağlamadığı gerekçesi ile başvurusu reddedilen kişiler, mevzuatta yer alan süreler içerisinde yargı yoluna başvurabilirler. Zira yargılama neticesinde haklı görülen kişilerin bu şartları sağladığı tespit edileceğinden, mahkeme kararı doğrultusunda bu maddeye ilişkin haklardan yararlanabileceği izahtan varestedir.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ferhat-caliskan-av-firat-acar" title="Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR">Av. Ferhat ÇALIŞKAN - Av. Fırat ACAR</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/terorle-mucadelede-yaralanan-ancak-vazife-malulu-gazi-sayilmayan-turk-silahli-kuvvetleri-personeli-icin-onemli-mevzuat-degisikligi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="35166"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişisel Verilerin Korunmasında “Alenileştirme” Kavramı ve “Kanunilik” İlkesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasinda-alenilestirme-kavrami-ve-kanunilik-ilkesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasinda-alenilestirme-kavrami-ve-kanunilik-ilkesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Devletin cezalandırma yetkisinin sınırlandırılması, demokratik hukuk devletinin temel gerekleri arasında yer alır. Bu sınırlandırmanın en önemli anayasal ve uluslararası güvencelerinden birini ise, Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi oluşturmaktadır. Anılan ilke; bireylerin hangi fiillerinin hukuki yaptırıma bağlandığını önceden bilebilmelerini sağlamakta; kamu otoritelerinin keyfi, öngörülemez veya genişletici yorumlarla cezalandırma yetkisini kullanmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. “Kanunilik” ilkesi, öngörülebilirlik ve bilinirlik açısından bireyin hak ve hürriyetleri ile bunların serbestçe kullanılabilmesinin teminatıdır. Ancak “kanunilik” ilkesinin sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde yazılması yeterli olmayıp, bu ilkenin sağladığı güvencenin suç ve ceza gösteren kanunlar ve bilhassa da bu kanunların tatbikinde ortaya koyulması gerekir. Sadece “kanunilik” ilkesinin varlığı ve hatta bu ilkeye uygun şekilde suçlar ile cezalarının kanunlarda gösterilmesi yeterli olmayıp, kıyas ve kıyasa varan genişletici yorum yasaklarının dikkate alındığı bir uygulamaya ihtiyaç vardır.</p>

<p>Bizce; temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla kısıtlanabileceğine dair bir diğer ve çok önemli güvence, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’dür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) bireysel başvurular kapsamında geliştirdiği içtihada göre, idari yaptırımların da belirli koşullar altında Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan “kanunilik” ilkesinin koruma alanına girdiği kabul edilmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow">[1].</a> Kabahatler ve idari yaptırımlar alanında “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin; Ceza Hukukuna kıyasla daha esnek uygulanabileceği kabul edilmekle birlikte, bu durum “kanunilik” güvencesinin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Özellikle idari yaptırımların kapsamının, kanunda yer almayan kavramlar veya idarenin düzenleyici işlemleri aracılığıyla öngörülemez biçimde genişletilmesi Anayasa m.38’in ihlaline yol açmaktadır.</p>

<p><strong>II. AYM Genel Kurulu’nun 27.01.2026 Tarihli Kararı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM Genel Kurulu, 16.06.2026 tarih ve 33282 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 27.01.2026 tarihli ve 2020/32193 Başvuru numaralı <i>Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş.</i> kararında, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olarak uygulanan idari para cezasını “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi kapsamında incelemiş ve başvurucu Şirket hakkında uygulanan idari yaptırımın Anayasa m.38’de güvence altına alınan “kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine karar vermiştir (B. No: 2020/32193, 27/1/2026).</p>

<p>Başvuruya konu olayda; şikayetçi, daha önce herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunmadığı başvurucu Şirket tarafından telefonla aranması üzerine kişisel verilerinin açık rızası olmaksızın elde edildiği iddiası ile Kişisel Verileri Koruma Kurumuna şikayette bulunmuştur. Başvurucu Şirket savunmasında; şikayetçiye ait ad, soyadı ve cep telefonu bilgilerinin herkesin erişimine açık bir internet sitesinden (<i>hizmetburada.com</i>)<i> </i>temin edildiğini, bu nedenle 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK)<strong> </strong>m.5/2-d kapsamında ilgili kişinin açık rızasının aranmasının gerekmediğini söylemiştir.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından yapılan değerlendirmede, ilgili kişinin verilerinin bir dönem internet ortamında bulunmasının somut olayda tek başına belirleyici olmadığı belirtilmiştir. Kurula göre Şirket, bilgileri internet sitesinde bulunma ve alenileştirilme amacına uygun olarak kullanmamıştır. Nitekim şikayetçiyle; onun mesleki yetkinliğinden yararlanmak amacıyla değil, Şirketin faaliyetleri konusunda konuşmak ve kendisinden randevu talep edilmek üzere iletişim kurulmuştur. Bu nedenle; kişisel verilerin “alenileştirilme amacı” dışında kullanıldığı sonucuna varılarak, başvurucu Şirket hakkında KVKK m. 12/1-a hükmüne aykırılık nedeniyle m. 18/1-b uyarınca idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Başvuru Şirket tarafından idari yaptırım kararının ortadan kaldırılması için Sulh Ceza Hakimliğine yapılan başvuruda yaptırımın hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu karara yapılan itiraz da kesin olarak reddedilmiştir. Kesinleşen bu karara karşı başvurucu Şirket tarafından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>AYM; öncelikle “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin kabahatler bakımından da uygulanabilir olduğunu, her ne kadar bu ilkenin kabahatler alanında daha esnek yorumlanabilmesi mümkün olsa da, bu esnekliğin “kanunilik” ilkesinin özünü ortadan kaldıracak ölçüde genişletilemeyeceğini vurgulamıştır (§ 34-39).</p>

<p>Nitekim, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesi “Kanunilik ilkesi” başlığını taşımaktadır.</p>

<p><strong>Kabahatler Kanunu m.4’e göre;</strong> <i>“(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.</i></p>

<p><i>(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir”.</i></p>

<p>Somut vakayı değerlendiren AYM; Başvurucu Şirketin şekli anlamda bir yasal düzenlemeye dayanılarak cezalandırıldığını, yaptırımın dayanağının ise, kabahat oluşturan fiil yönünden KVKK m.12/1-a ve yaptırımı bakımından da m.18/1-b hükümleri olduğunu belirtmiştir (§40). Bununla birlikte AYM, uyuşmazlığın esasını oluşturan “alenileştirme amacı” kavramının Kanunda düzenlenmediğine dikkat çekmiştir. Gerçekten de; KVKK m.5/2-d hükmünde yalnızca ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilen kişisel verilerin açık rıza aranmaksızın işlenebileceği belirtilmiş, ancak alenileştirmenin amacı, kapsamı ve bu amaca aykırı kullanımın hangi koşullarda yaptırıma bağlanacağı hususlarında herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.</p>

<p>AYM’ye göre; Kanunda yer almayan “alenileştirme amacı” ölçütünün, yalnızca Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na İlişkin Uygulama Rehberi’nde yapılan açıklamalar esas alınarak yorumlanması ve bu yorum sonucunda kişiye idari yaptırım uygulanması ilgili Kanun hükümlerinin öngörülemeyecek şekilde genişletilmesi sonucunu doğurmaktadır (§ 43). Yüksek Mahkeme ayrıca, başvurucu Şirketin neden veri sorumlusu olarak kabul edildiği ve kişisel verilerin ilk yayımlandığı platformun sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında da yeterli bir değerlendirme yapılmadığını ifade etmiştir (§ 44).</p>

<p>AYM sonuç olarak; başvurucu hakkında uygulanan idari para cezasının, Anayasa m.38’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiştir (§ 45).</p>

<p><strong>III. Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p><i>Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş.</i> kararı, idari yaptırımlar bakımından “kanunilik” ilkesinin sınırlarının belirlenmesinde önemli bir Genel Kurul kararı niteliğindedir.</p>

<p>Somut olaya bakıldığında; başvurucu Şirket hakkında uygulanan yaptırımın dayanağını oluşturan KVKK m.5/2-d hükmünde, “kişisel verilerin alenileştirilmesi” kavramına yer verilmiş olmakla birlikte, “alenileştirme amacı” kavramı ve bu amaca aykırı kullanımın hukuki sonuçları düzenlenmemiştir. Buna rağmen, somut olayda başvurucu hakkında uygulanan idari yaptırımın gerekçesinin, esas itibariyle “alenileştirme amacı” kavramına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Gerçekten de; uyuşmazlığın temelini oluşturan husus, ilgili kişinin kişisel verilerinin alenileştirilip alenileştirilmediğinden ziyade, bu verilerin alenileştirilme amacı dışında kullanılıp kullanılmadığıdır. Oysa bu ölçütün kapsamı, sınırları ve yaptırım bakımından sonuçları kanun koyucu tarafından düzenlenmemiştir. Kanunda açıkça yer almayan bir kavramın yorum yoluyla genişletilerek, yaptırımın dayanağı haline getirilmesinin Anayasa m.38’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sağladığı güvence ile bağdaştığını söylemek güçtür.</p>

<p><strong>Bu yönüyle karar;</strong> kabahatler alanında “kanunilik” ilkesinin daha esnek uygulanabileceğine ilişkin yerleşik yaklaşımı değiştirmemekle birlikte, bu esnekliğin sınırlarının da bulunduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Nitekim AYM; somut olayda, kanunda düzenlenmeyen bir unsurun yorum yoluyla yaptırımın uygulanmasında belirleyici hale getirilmesinin, Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan “kanunilik” ilkesi ile bağdaşmadığını ortaya koymuştur.</p>

<p>Gerçekten de “Kanunilik ilkesi” başlıklı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesi incelendiğinde; sosyal düzene aykırılıklar olarak da bilinen kabahatlerin belirlenmesinde kanun koyucunun suç ve cezalar bakımından TCK m.2’de olduğu gibi katı olmadığı, nitekim iki hüküm karşılaştırıldığında “suç” olarak kabul edilmeyen kabahatlerde Kabahatler Kanunu m.4/1’in <i>esnek hüküm</i> içerdiği,</p>

<p>Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu Kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi, kanunun kapsamı ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleri ile de doldurulabileceğinin belirtildiği, ancak kabahat karşılığı olan yaptırımların, süresinin ve miktarının yalnızca kanunla tespit edilebileceğinin ifade edildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Bu yönüyle Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin, Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesine aykırı olmadığının kabulünün gerektiği,</strong></p>

<p>Üst norm niteliği taşıyan Anayasa m.38 ile İHAS m.7’nin suç ve cezalar yönünden <i>kanun </i>zorunluluğunu aradığı, kabahatler bakımından ise böyle bir zorunluluğa yer verilmediği, fakat kabahatlerin de kısıtlama ve yaptırım öngörmesi itibariyle “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’de öngörülen <i>kanun</i> mecburiyetine kabahatlerde de uyulmasının gerektiği, fakat bunun suç ve cezalara göre esnek ele alınabileceği,</p>

<p>Bu bakımdan, kabahatlerle ilgili emir ve yasaklar ile bunların yaptırımlarında Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı m.3 ile “Kanunilik ilkesi” m.4’ün dikkate alınmasının lüzumlu olduğu,</p>

<p><strong>Dolayısıyla;</strong> yaptırımlar bakımından olmasa da kabahat niteliği taşıyan sosyal düzene aykırılıkların Kabahatler Kanunu’nun m.4/1’de belirtildiği çerçevede idarenin genel ve düzenleyici işlemlerinden olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Cumhurbaşkanı kararı veya yönetmeliklerle kabahatlerin tespitinin mümkün olduğu, ancak somut olayda bu yasal zorunluluğa uyulmadan ve idarenin iç işlem niteliği taşıyan tespit ve yorumundan hareketle kabahatin kabulü ile yaptırım tatbiki yoluna gidildiği, bunun da Anayasa m.13’e, m.38’e ve İHAS m.7’ye aykırı olduğu, esasen her ne kadar kabahatlerin tespiti ve yaptırımların tatbiki yetkisi idari makamlara tanınsa da, sonuçta bunların suçlar ile cezalara benzediği, bu yönden de yukarıda yaptığımız açıklamaya uygun düşmeyen kabahat tespitleri ile buna göre uygulanan yaptırımların hukuka aykırı olacağı,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Ecem Ağca</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasinda-alenilestirme-kavrami-ve-kanunilik-ilkesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-bilfi.jpg" type="image/jpeg" length="46655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YURT DIŞINDAN TEMİN EDİLEN VE SGK TARAFINDAN KARŞILANMAYAN İLAÇLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yurt-disindan-temin-edilen-ve-sgk-tarafindan-karsilanmayan-ilaclar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yurt-disindan-temin-edilen-ve-sgk-tarafindan-karsilanmayan-ilaclar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 DÜZENLEMELERİ VE HUKUKİ YOLLAR]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ilacın Türkiye’de bulunmaması ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaması aynı sorun değildir. İlacın yurt dışından teminine izin verilmiş olması da bedelinin SGK tarafından ödeneceği anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle nadir ve genetik hastalıklarda kullanılan yüksek maliyetli ilaçlar bakımından bu ayrım hasta ve yakınları açısından son derece önemlidir.</p>

<p>Bir uyuşmazlıkla karşılaşıldığında üç ayrı sorunun cevaplanması gerekir: İlaç Türkiye’den temin edilebiliyor mu? Yurt dışından teminine veya kullanımına ilişkin gerekli süreç tamamlanmış mı? Bedeli SGK tarafından karşılanıyor mu?</p>

<p>Bu soruların hukuki cevapları birbirinden farklıdır.</p>

<p>2026 yılında yurt dışından şahsi tedavi amacıyla temin edilen ilaçlara ilişkin geri ödeme ve tedarik mekanizmalarında yapılan düzenlemeler de bu ayrımı daha önemli hâle getirmiştir.</p>

<p><strong>2026’DA YURT DIŞINDAN İLAÇ TEMİNİNDE NE DEĞİŞTİ?</strong></p>

<p>SGK, 18 Mart 2026 tarihinde “Şahsi Tedavi İçin Yurt Dışından Temin Edilen İlaçların Alternatif Geri Ödeme Başvurularına İlişkin Usul ve Esaslar”ı yayımlamıştır. Bu düzenleme, yurt dışından şahsi tedavi amacıyla temin edilen ilaçlar bakımından alternatif geri ödeme mekanizmasının usulünü belirlemektedir.</p>

<p>Ayrıca 2026 yılında Sağlık Uygulama Tebliği ve eklerinde, Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi ile Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi bakımından çeşitli güncellemeler yapılmıştır. Bu nedenle yurt dışından temin edilen bir ilaçla ilgili değerlendirmede ilacın tıbbi gerekliliğinin yanında güncel SUT, geri ödeme koşulları, temin biçimi ve hastanın somut kullanımının ilgili şartlara uygunluğu birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Bir SGK ret kararının verildiği tarihteki geri ödeme şartları ile dava veya yeni başvuru tarihindeki şartların aynı olduğu varsayılmamalıdır.</p>

<p><strong>YURT DIŞINDAN TEMİN İZNİ, SGK’NIN ÖDEYECEĞİ ANLAMINA GELİR Mİ?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hayır. Uygulamada en fazla karıştırılan hususlardan biri budur.</p>

<p>Bir ilacın hasta bakımından kullanılmasının uygun görülmesi veya yurt dışından teminine ilişkin gerekli izin sürecinin tamamlanması ile o ilacın bedelinin SGK tarafından karşılanması farklı hukuki değerlendirmelerdir.</p>

<p>Bu ayrımın önemi Anayasa Mahkemesine taşınan uyuşmazlıklarda açık biçimde görülmektedir.</p>

<p><strong>KAFTRIO ÖRNEĞİ: TEMİN EDİLEBİLEN İLACIN BEDELİNE ERİŞİLEMEMESİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin B. No: 2021/50688, 23.02.2022 tarihli kararına konu olayda kistik fibrozis hastasının tedavisinde Kaftrio isimli ilacın kullanılması gündeme gelmiştir.</p>

<p>SGK’nın ilaç bedelinin karşılanmasına ilişkin talebi reddetmesi üzerine uyuşmazlık idari yargıya taşınmıştır. Ankara 12. İdare Mahkemesi, uyuşmazlık devam ederken yürütmenin durdurulmasına; daha sonra ise SGK’nın ret işleminin iptaline karar vermiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru üzerine 16.11.2021 tarihinde tedbir talebini kabul etmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce bu uyuşmazlığın dikkat çekici tarafı şudur: Bir ilacın hukuken temin edilebilir olması ile hastanın o ilaca fiilen erişebilmesi aynı şey değildir. Çok yüksek maliyetli bir ilacın finansmanı sağlanamıyorsa, teorik olarak mevcut olan tedavi hasta açısından fiilen erişilemez hâle gelebilir.</p>

<p><strong>STRENSIQ ÖRNEĞİ: TEDAVİNİN FİNANSMANI NASIL SAĞLANACAK?</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin B. No: 2019/41507, 22.02.2022 tarihli kararına konu uyuşmazlıkta infantil hipofosfatazya tanılı çocuk hasta için asfotase alfa etken maddeli Strensiq isimli ilacın kullanımı ve ithali TİTCK tarafından uygun görülmüş; ancak SGK ilaç bedelinin karşılanması talebini reddetmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın taşındığı Ankara 27. İş Mahkemesi, tedavi süresince kullanılacak ilaç bedellerinin kesinti yapılmaksızın SGK tarafından karşılanmasına ve ithalat için gerekli ödemenin doğrudan ilacın yurt dışından temininde yetkili kuruluşa yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>AYM ise yargılama devam ederken 07.01.2020 tarihinde tedbir talebini kabul etmiştir. Daha sonra bireysel başvuruyu olağan başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur. Bu nedenle AYM’nin tedbir kararının, uyuşmazlığın esası hakkında verilmiş nihai bir “SGK ödeme yapmak zorundadır” kararı olarak yorumlanması doğru değildir.</p>

<p>Bununla birlikte dosya, yüksek maliyetli bir ilaca erişimde ödemenin nasıl ve ne zaman yapılacağının da tedaviye erişim bakımından belirleyici olabileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>İLACI HASTANIN ÖNCE KENDİSİNİN ALMASI GERÇEKÇİ Mİ?</strong></p>

<p>Yüksek maliyetli ilaç uyuşmazlıklarının önemli pratik sorunlarından biri budur. Hastaya ilacı kendi imkânlarıyla temin edip daha sonra bedelini talep etme imkânı tanınması, ilk bakışta bir çözüm olarak görülebilir.</p>

<p>Ancak bedeli hastanın veya ailesinin ödeme gücünün çok üzerinde olan bir ilaç söz konusuysa bu yöntem fiilen tedaviye erişim sağlamayabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ağır, ilerleyici veya yaşamı tehdit eden hastalıklarda hukuki korumanın zamanlaması önem kazanmaktadır. İhtiyati tedbir veya yürütmenin durdurulması gibi geçici hukuki koruma mekanizmalarının bu uyuşmazlıklardaki işlevi de burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Mahkemenin yıllar sonra hastayı haklı bulması, tedavinin uygulanması gereken dönem geçmişse her zaman etkili bir sonuç yaratmayabilir.</p>

<p><strong>SGK RET KARARINA KARŞI HANGİ MAHKEMEYE BAŞVURULUR?</strong></p>

<p>SGK tarafından ilaç bedelinin karşılanması talebinin reddedilmesi hâlinde görevli yargı yerinin doğru belirlenmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101. maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, aksine bir düzenleme bulunmadıkça iş mahkemelerinde görülür.</p>

<p>Bununla birlikte özellikle 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce 5434 sayılı Kanun kapsamında bulunan kamu görevlileri ve bunların hak sahipleri bakımından farklı bir görev değerlendirmesi yapılabilmektedir.</p>

<p>Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 16.02.2026 tarihli, E.2026/45, K.2026/50 sayılı kararında, hastanın tedavisinde kullanılan ilaç bedelinin SGK tarafından karşılanması talebinin reddinden kaynaklanan somut uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi kapsamında adli yargıda görülmesi gerektiğine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle görevli yargı yeri belirlenirken hastanın sosyal güvenlik statüsü, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük ve geçiş hükümleri ile uyuşmazlığın hukuki dayanağı birlikte değerlendirilmelidir. İlaca erişimin zaman açısından kritik olabildiği düşünüldüğünde, görev konusunda yapılacak bir hata ayrıca süre kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>SGK RET KARARI GELDİĞİNDE DOSYADA NELER İNCELENMELİ?</strong></p>

<p>Yurt dışından temin edilen veya SGK tarafından karşılanmayan bir ilaçla ilgili uyuşmazlıkta yalnızca reçete ile SGK ret yazısına bakılması yeterli değildir.</p>

<p>Dava veya yeniden başvuru öncesinde; ilacın Türkiye’deki ruhsat ve temin durumu, varsa TİTCK kullanım/temin izinleri, güncel SUT ve geri ödeme koşulları, hastanın sosyal güvenlik statüsü, hastalığın tanısı ve seyri, uzman hekimin ilacın gerekliliğine ilişkin değerlendirmesi, daha önce uygulanan tedaviler, mevcut alternatif tedavilerin somut hasta bakımından yeterliliği, tedavinin gecikmesi veya kesilmesinin yaratabileceği tıbbi sonuçlar ile ilacın maliyeti ve temin yöntemi birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle uzman hekim raporunda yalnızca ilacın “uygun” veya “gerekli” olduğunun belirtilmesiyle yetinilmemesi; mümkün olduğu ölçüde neden bu tedavinin seçildiğinin, alternatiflerin durumunun ve tedavinin gecikmesinin hasta açısından doğurabileceği sonuçların açıklanması uyuşmazlığın değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Yurt dışından temin edilen ilaçlara ilişkin uyuşmazlıklarda “ilaç Türkiye’de bulunmuyor”, “TİTCK kullanımına izin verdi” ve “SGK ilacı karşılamıyor” ifadeleri aynı hukuki sorunu anlatmamaktadır. Her biri ayrı bir inceleme gerektirir.</p>

<p>2026 yılında yurt dışından şahsi tedavi amacıyla temin edilen ilaçların alternatif geri ödeme süreçlerine ilişkin yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesi de bu alanda güncel mevzuatın her somut olay bakımından ayrıca incelenmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Özellikle yüksek maliyetli ve nadir hastalıklarda kullanılan ilaçlarda hukuki uyuşmazlığın konusu görünüşte bir geri ödeme kararıdır. Ancak hasta açısından asıl mesele çoğu zaman çok daha somuttur: Tedaviye ihtiyaç duyduğu anda ulaşabilecek midir?</p>

<p>Bu nedenle yurt dışı ilaç uyuşmazlıklarında etkili hukuki koruma yalnızca bedelin sonunda kimin tarafından karşılanacağını değil, tedavinin zamanında sürdürülebilmesini de gözetmelidir.</p>

<p>Çünkü bazı uyuşmazlıklarda geciken şey yalnızca bir ödeme değildir. Geciken, tedavinin kendisidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yurt-disindan-temin-edilen-ve-sgk-tarafindan-karsilanmayan-ilaclar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/ilac-1.jpg" type="image/jpeg" length="78108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-yildirim-beyazit-universitesi-ogrenme-ve-ogretme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-yildirim-beyazit-universitesi-ogrenme-ve-ogretme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Ağustos 2026 Tarihli ve 33351 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENME VE ÖĞRETME UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ÖĞMER): Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenme ve Öğretme Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitenin tüm paydaşlarına yönelik etkili, yenilikçi ve sürdürülebilir öğrenme-öğretme stratejileri tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>b) Öğrencilerin akademik, mesleki ve sosyal gelişimlerini destekleyecek bütüncül programlar tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>c) Mesleğe yeni başlayan öğretim elemanları için mesleğe uyum programları tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>ç) Akademik personelin öğretme becerilerini, araştırma yetkinliklerini ve dijital adaptasyonlarını geliştirecek eğitimleri tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>d) İdari personelin görev yeterliliğini ve kurumsal aidiyetini güçlendirecek uygulamaları tasarlamak, uygulamak ve değerlendirmek.</p>

<p>e) Üniversite dışındaki toplumsal paydaşlara yönelik katma değer sağlayan sertifikalı/sertifikasız programlar ile temel, sürekli ve teknik mesleki eğitimler düzenlemek ve danışmanlık hizmetleri sunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçlarına yönelik öğrenme-öğretme süreçlerini sürekli olarak iyileştirmek; dijital okuryazarlık, yapay zekâ uygulamaları ve yenilikçi pedagojik yaklaşımlarla desteklemek, etkili öğrenme-öğretme, ters yüz öğrenme (flipped learning), yaşam boyu öğrenme, dijital eğitim, kişisel gelişim, yabancı dil eğitimi ve toplumsal faydaya odaklanan faaliyetleri planlamak ve yürütmek.</p>

<p>b) Merkezin amaçlarına yönelik atölye, seminer, kurs, çalıştay, sertifikalı/sertifikasız eğitim programları düzenlemek, katılanlara katılım belgesi ve sertifika vermek.</p>

<p>c) Öğrenme ve öğretme süreçlerine ilişkin zengin dijital içerikler ve çevrimiçi kaynakların yer aldığı sanal kütüphane oluşturmak.</p>

<p>ç) Farklı akademik disiplinlerden öğretim elemanlarının bilgi ve deneyimlerini paylaşabilecekleri meslektaş öğrenme grupları ile etkileşim ortamları oluşturmak.</p>

<p>d) Bilimsel araştırma, proje yönetimi, akademik yazım ve yayım süreçlerine yönelik gelişim programları düzenlemek.</p>

<p>e) Yönetim, liderlik ve kurum içi gelişim konularında rehberlik programları yürütmek.</p>

<p>f) Merkezin amaçlarına yönelik rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunmak.</p>

<p>g) Öğrencilere yönelik akran destekli öğrenme toplulukları ve ortak çalışma programları tasarlamak.</p>

<p>ğ) Üniversiteye yeni katılan öğrencilerin akademik ve sosyal uyum süreçlerini destekleyecek kapsamlı uyum programları yürütmek.</p>

<p>h) Öğretim elemanları, öğrenciler ve diğer paydaşların profilini, ihtiyaçlarını ve memnuniyetlerini belirlemeye yönelik düzenli araştırmalar yapmak.</p>

<p>ı) Öğrencilerin gelişimini etkileyen faktörlere ilişkin araştırmalar yapmak ve öğretim ortamına ilişkin projeler geliştirmek.</p>

<p>i) Araştırma çıktıları doğrultusunda öğretim süreçlerinin geliştirilmesine katkı sunacak öneriler üretmek.</p>

<p>j) Elde edilen bilimsel bulguları ulusal ve uluslararası platformlarda sunmak ve yayımlamak.</p>

<p>k) Merkezin faaliyet alanlarına ilişkin her türlü süreli/süresiz yayın, dijital yayın yapmak ve açık erişimli kaynaklar hazırlamak.</p>

<p>l) Üniversite öğretim ortamının çağdaşlaştırılmasına yönelik olarak dijital öğrenme platformları (LMS-Learning Management System), yapay zekâ uygulamaları ve kişiselleştirilmiş öğrenme destekleri gibi teknolojik çözümleri yaygınlaştırmak.</p>

<p>m) Merkez faaliyetlerinin ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlığını artırmak amacıyla diğer üniversiteler, araştırma merkezleri, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklıklar geliştirmek, ortak projeler yürütmek ve bilgi paylaşımına dayalı ağlar kurmak.</p>

<p>n) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarında eğitim ve araştırma deneyimi bulunan eğitim alanında doktora derecesine sahip Üniversitenin kadrolu öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür tekrar görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden önce görevinden ayrılan Müdürün yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak, toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezin denetimini sağlamak ve idari işlerini yürütmek.</p>

<p>d) Merkezde verilen hizmetlerin amacına uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı şekilde düzenli olarak sunulmasını, değerlendirilmesini ve sürekli geliştirilmesini sağlamak ve ihtiyaç duyulan alanlarda komisyon ve program koordinatörlüğü kurulmasını Yönetim Kuruluna teklif etmek.</p>

<p>e) Merkezin strateji, bütçe, planlama, kaynak yönetimi, mali işlemler, kurumsal süreçler ve kalite yönetiminin etkin yürütülmesini sağlamak, bu kapsamda gerekli koordinasyonu tesis etmek.</p>

<p>f) Her faaliyet dönemi sonunda Merkezin yıllık çalışma raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayarak Yönetim Kurulu ve Rektöre sunmak.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili kişi, birim, kurum ve kuruluşlar ile iş birliği ve/veya koordinasyon esasları çerçevesinde ortak projeler oluşturmak ve yürütmek.</p>

<p>ğ) Merkezde görev yapacak akademik, idari ve teknik personel ihtiyacını belirlemek ve görevlendirilmeleri ile ilgili teklifleri Rektöre sunmak.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından görevlendirilen iki üye ile birlikte toplam en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez olmak üzere üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanları doğrultusunda gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık çalışma raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını karara bağlamak.</p>

<p>c) Danışma Kurulundan gelecek önerileri değerlendirmek ve karara bağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile gerçekleştirilecek iş birliği esaslarını belirlemek.</p>

<p>d) Merkezin kısa, orta ve uzun vadeli stratejik hedeflerine yönelik politika ve uygulama önerileri geliştirmek; bu hedeflerle uyumlu olarak gelişim planlarını onaylamak.</p>

<p>e) Merkez tarafından yürütülen eğitim, seminer, proje ve danışmanlık faaliyetlerinin etkililiğine yönelik periyodik değerlendirme raporlarını incelemek ve iyileştirme kararları almak.</p>

<p>f) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili komisyon ve proje koordinatörlüğü kurulmasına karar vermek.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarında bilgi, deneyim ve yetkinliğe sahip kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarının temsilcileri ile akademik, idari, sektörel ve/veya toplumsal katkı sunabilecek kişiler arasından Müdürün teklifi, Yönetim Kurulunun uygun görüşü ve Rektörün onayı ile görevlendirilen en fazla dokuz üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu yılda en az bir defa olmak üzere Müdürün çağrısı üzerine toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarını uzun vadeli hedefleri, stratejik planları ve faaliyet alanları doğrultusunda değerlendirmek ve Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin stratejik vizyonu, eğitim modelleri ve gelişim öncelikleri hakkında görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Dijital dönüşüm, sürdürülebilir eğitim politikaları, toplumsal katkı ve üniversite-sektör iş birlikleri alanlarında öneriler geliştirmek.</p>

<p>ç) Merkez tarafından yürütülen programların toplumsal etkisini ve yenilikçiliğini değerlendirmek ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>d) Ulusal ve uluslararası iyi uygulama örneklerini paylaşmak ve proje, yayın, eğitim ya da iş birliği önerilerini sunmak.</p>

<p>e) Üniversite içi ve dışı paydaşlarla ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunacak stratejik önerilerde bulunmak.</p>

<p>f) Merkez raporlarını, faaliyet çıktılarını ve yıllık değerlendirmeleri inceleyerek kalite odaklı gelişim için öneriler sunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük </strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme </strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-yildirim-beyazit-universitesi-ogrenme-ve-ogretme-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="20323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıda yeni güvenlik riski “dilekçede prompt injection”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargida-yeni-guvenlik-riski-dilekcede-prompt-injection-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargida-yeni-guvenlik-riski-dilekcede-prompt-injection-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mahkemeye sunulan dilekçenin temel işlevi hâkime, karşı tarafa davacının iddialarını, davalının savunmalarını taşımaktı. Yapay zekânın dava dosyalarını okumaya başlamasıyla belgenin ikinci ve daha az görünür bir işlevi ortaya çıktı: Belgenin içine yerleştirilen talimatlar, onu inceleyen yapay zekâ sisteminin davranışını değiştirmeye çalışabiliyor.</p>

<p>ABD'nin Connecticut eyaletinde bir mahkemenin ağustos ayında verdiği yaptırım kararı ile Brezilya'da son aylarda ortaya çıkan bir dizi vaka, siber güvenlik çevrelerinde uzun süredir bilinen “prompt injection” tekniğinin artık gerçek dava dosyalarında kullanıldığını gösteriyor.</p>

<p>Connecticut Yüksek Mahkemesi yargıcı Walter Spader Jr., kendi davasını avukatsız takip eden Matthew Elliott'ın 24 Temmuz'da elektronik olarak sunduğu belgelerin içine insan gözüyle görülmesi güç, çok küçük ve beyaz renkte metinler yerleştirdiğini belirledi.</p>

<p>Gizli metin, belgeyi okuyabilecek bir yapay zekâ sisteminden Elliott'ın görüşünü destekleyen çıktı üretmesini ve daha önce aleyhine verilmiş bir mahkeme ara kararının düzeltilmesi gerektiği sonucuna varmasını istiyordu. Mahkeme, bunu bir “prompt injection” girişimi olarak nitelendirdi.</p>

<p>Yargıç Spader, 6 Ağustos tarihli kararında Elliott'ın elektronik dosyalama yetkisini kaldırdı ve bundan sonraki belgelerini kâğıt üzerinde mahkeme kalemine vermesine hükmetti.</p>

<p>Olayın alışılmadık yönlerinden biri, saldırının hedeflediği sistemin gerçekte bulunmamasıydı. Connecticut yargısı dava dosyalarını incelemek veya karara bağlamak için yapay zekâ kullanmıyor. Mahkeme de ara kararında gizli komutun hiçbir kararı etkilemediğini belirtti.</p>

<p>Ancak yargıç açısından bu girişimden sonuç alınamaması davranışın niteliğini değiştirmedi. Spader, bir belgenin görünen içeriğinden ayrı olarak makinelere yönelik gizli bir mesaj taşımasının yargılama sürecinin açıklığıyla bağdaşmadığını söyledi. Elliott ise Reuters'a metni mahkemenin yapay zekâ kullanıp kullanmadığını “denetlemek” amacıyla yerleştirdiğini söyledi.</p>

<p><strong>ABD'deki olayın öncüsü Brezilya oldu</strong></p>

<p>Connecticut mahkemesi kararını verirken doğrudan Brezilya'da birkaç ay önce yaşanan bir olaya atıf yaptı.</p>

<p>Brezilya'nın Pará eyaletindeki Parauapebas 3. İş Mahkemesi'nde görülen bir davada iki avukat, Mayıs ayında sundukları dilekçenin içine beyaz zemin üzerinde beyaz yazıyla yapay zekâya yönelik gizli bir talimat yerleştirdi.</p>

<p>Komut, belgeyi inceleyen yapay zekâdan davalının savunmasını özetlemek için için hazırlayacağı içeriği yüzeysel tutmasını ve dilekçeye ekli belgeleri karara etkili olacak şekilde sorgulamamasını istiyordu.</p>

<p>Ancak saldırı başarılı olmadı. Brezilya iş yargısında kullanılan <strong>Galileu</strong> adlı yapay zekâ sistemi gizli içeriği tespit etti.</p>

<p>Mahkeme davranışı ağır bir usulî kötü niyet olarak değerlendirdi ve iki avukata dava değerinin yüzde 10'una karşılık gelen yaklaşık <strong>84 bin real</strong> para cezası verdi; olay ayrıca Baroya ve ilgili adli mercilere bildirildi.</p>

<p>Başlangıçta sıra dışı görünen olay kısa sürede tekil olmaktan çıktı.</p>

<p>Brezilya Yüksek Adalet Mahkemesi STJ, 20 Mayıs'ta kendi dava arşivinde de gizli yapay zekâ komutları içeren dilekçeler tespit ettiğini açıkladı. Mahkeme Başkanı Herman Benjamin, STJ'nin kullandığı üretken yapay zekâ sistemi <strong>STJ Logos</strong> üzerindeki girişimlerin engellendiğini, vakaların haritalandırıldığını ve sorumlular hakkında usulî, idari ve olası cezai yaptırımların araştırılacağını söyledi.</p>

<p>STJ ayrıca polis soruşturması ve idari inceleme başlattı.</p>

<p>São Paulo Eyalet Mahkemesi de Campinas ve São Paulo'da aynı avukat tarafından açıldığı belirtilen bir dizi davada beyaz renkle gizlenmiş komutlar tespit etti. Talimatlar yapay zekâdan adli yardım talebini ve varsa ihtiyati tedbiri kabul etmesini ve davalının çağrılmasını istiyordu.</p>

<p>Mahkeme olaylardan birinde avukata kötü niyetli dava takibi nedeniyle 10 asgari ücret tutarında ceza verdi ve dosyanın savcılık, yargı denetim makamı ve barolara gönderilmesine karar verdi. Mahkeme olayları aynı zamanda seri ve kötüye kullanılan dava takibi şüphesiyle ilişkilendirdi.</p>

<p>Santa Catarina yargısı da haziran ayında bir tüketici davasındaki savunma belgesinde gizli talimat tespit edildiğini ve yargıyı kötü niyetle etkileme girişimi nedeniyle yaptırım uygulandığını açıkladı.</p>

<p>Temmuz ayında São Paulo'daki 9. İş Mahkemesi'nde görülen başka bir davada ise savunma dilekçesinin sonunda, küçük ve beyaz yazıyla, yapay zekâya davanın reddi yönünde karar taslağı hazırlamasını söyleyen bir komut bulundu. İki avukata yargıyı kötü niyetle etkileme girişimi nedeniyle para cezası verildi.</p>

<p>Vakalar birlikte değerlendirildiğinde Brezilya, yargıya karşı prompt injection'ın teorik bir siber güvenlik ihtimali olmaktan çıkıp tekrarlanan bir adli uygulama sorununa dönüştüğü ilk ülkelerden biri haline geldi.</p>

<p><strong>Brezilya ülke çapında güvenlik programı başlattı</strong></p>

<p>Art arda gelen vakalar düzenleyici tepkiyi de beraberinde getirdi.</p>

<p>Brezilya Ulusal Adalet Konseyi CNJ, 9 Haziran'da yapay zekâ kullanan yargı sistemlerini gizli komutlardan korumaya yönelik ulusal bir teknik çerçeveyi oybirliğiyle kabul etti.</p>

<p>CNJ'nin değerlendirmesine göre saldırı yalnızca dilekçede beyaz yazıyla gizlenmiş birkaç kelimeden ibaret olmayabilir. Zararlı talimatlar PDF metadatasında, bağlantılarda, bilgi tabanlarında ve sistem tarafından alınan başka girdilerde de bulunabilir.</p>

<p>Konsey özellikle dışarıdan belge alan ve üretken yapay zekâyla <strong>özet, karar taslağı, sınıflandırma veya tavsiye</strong> üreten sistemlerin daha yüksek güvenlik denetimine tabi tutulmasını istedi.</p>

<p>CNJ bunun için <strong>Proseg-IA – Yargı Yapay Zekâ Sistemleri Adversarial Güvenlik Programı</strong> adı verilen ulusal programı oluşturdu.</p>

<p>Program kapsamında yapay zekâ sistemlerinin belgelerdeki normal içerikle şüpheli içeriği ayırıp ayırmadığının, kullanılan metnin kaynağını takip edip edemediğinin ve dava dosyalarındaki talimatların sistem komutu olarak yorumlanmasını önleyecek sınırların bulunup bulunmadığının denetlenmesi öngörülüyor.</p>

<p>Konsey ayrıca gizli metin, olağandışı metadata veya başka bir manipülasyon girişimi tespit edildiğinde bunun dava dosyasına kaydedilmesini; sistemlerde izlenebilirlik, insan gözetimi ve olay müdahale mekanizmalarının bulunmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, prompt injection sorununu yalnızca “hile yapan avukata ne ceza verilmeli?” sorusundan çıkarıp doğrudan <strong>yargısal bilgi sistemlerinin mimarisi</strong> ile ilgili bir meseleye dönüştürüyor.</p>

<p><strong>Bir PDF artık sadece belge olmayabilir</strong></p>

<p>Teknik açıdan sorun, büyük dil modellerinin kendilerine verilen “talimat” ile incelemeleri istenen “içeriği” her zaman güvenilir biçimde ayıramamasından kaynaklanıyor.</p>

<p>Siber güvenlik kuruluşu OWASP, prompt injection'ı büyük dil modelleri için en temel güvenlik risklerinden biri olarak sınıflandırıyor. Özellikle bir internet sitesi, e-posta veya dosya gibi dış kaynaktaki talimatın model tarafından okunması <strong>dolaylı prompt injection</strong> olarak adlandırılıyor. Komutun insan tarafından görülebilir olması da gerekmiyor.</p>

<p>ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü NIST de saldırganların görünmeyen bölgelere talimat gizleyebileceğini ve bu tür komutların yapay zekâ ajanlarının asıl görevini değiştirerek saldırganın istediği eylemleri yapmasına yol açabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle yapay zekâ açısından mahkemeye gelen bir PDF, Word belgesi, e-posta veya web sayfası artık yalnızca <strong>okunacak veri</strong> değildir. Aynı dosya, sistem tarafından yanlış yorumlanması halinde <strong>çalıştırılmaya çalışılan bir talimatın taşıyıcısı</strong> haline gelebilir.</p>

<p>Aradaki fark özellikle otonom veya yarı otonom yapay zekâ sistemleri yaygınlaştıkça önem kazanıyor.</p>

<p>Sadece bir belgeyi özetleyen bir modelde başarılı saldırı, özetin taraflı veya eksik oluşturulmasına yol açabilir. Dosyaları araştırabilen, başka sistemlere erişebilen veya taslak karar ve işlem hazırlayabilen bir ajan söz konusu olduğunda saldırının etkisi daha geniş olabilir.</p>

<p>Bu nedenle güvenli tasarımın yalnızca “model kötü komuta uyacak mı?” sorusuna dayanması yeterli görülmüyor. CNJ'nin Brezilya için önerdiği modelde dış belgeler güvenilmeyen veri olarak ele alınıyor; metnin kaynağı takip ediliyor ve belge içeriği ile sistemi yöneten komut katmanı birbirinden ayrılmaya çalışılıyor.</p>

<p><strong>Halüsinasyondan manipülasyona</strong></p>

<p>Üretken yapay zekânın hukuk alanındaki ilk büyük güvenilirlik tartışması, avukatların ChatGPT ve benzeri sistemlerin ürettiği var olmayan içtihatları mahkemelere sunmasıyla ortaya çıktı.</p>

<p>Prompt injection ise farklı bir problem yaratıyor.</p>

<p>Halüsinasyonda yapay zekâ kendi hatası nedeniyle gerçeğe aykırı bilgi üretirken, prompt injection'da dışarıdaki bir kişi sistemi <strong>kasıtlı olarak yanıltmaya</strong> çalışıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle riskin kaynağı yalnızca modelin güvenilmezliği değil; davanın tarafları, avukatlar veya dava dosyasına belge sunma yetkisine sahip bilirkişi gibi kötü niyetli başka bir aktörler de yapay zekânın okuyacağı içeriği saldırı aracına dönüştürebilir.</p>

<p>Connecticut kararı bu nedenle Brezilya örneklerinden farklı bir uyarı taşıyor. Connecticut mahkemesi gizli komutun hedefleyebileceği bir yargısal yapay zekâ sistemi kullanmıyordu. Buna rağmen mahkeme, elektronik dosyanın içine makineye yönelik gizli talimat yerleştirilmesini başlı başına yargısal sürecin bütünlüğüne yönelik bir davranış olarak değerlendirdi.</p>

<p>Bu yaklaşım yaygınlaşırsa gelecekte mahkemelerin yalnızca başarılı manipülasyonları değil, yapay zekâyı gizlice etkilemeye yönelik <strong>teşebbüsleri</strong> de usul hukuku ve meslek etiği bakımından ayrıca değerlendirmesi gündeme gelebilir.</p>

<p>Üstelik bu saldırıyla hedeflenebilecek tek risk altındaki tek merci mahkemeler de değil. Benzer şekilde yapay zeka ile iş akışı yöneten her özel ve resmi kurum da bu saldırının hedefi olabileceği gibi, <strong>bu tür bir yönlendirici komut içeren dilekçeyi kullandığı AI destekli uygulamaya yükleyip cevap hazırlamaya çalışan avukat da hedefe dönüşebilir.</strong></p>

<p><strong>Türkiye açısından risk henüz teorik, altyapı tartışması ise bugünden başlamalı</strong></p>

<p>Türkiye'de kamuoyuna yansımış benzer bir yargısal prompt injection vakası bulunduğuna ilişkin güvenilir bir kayıt şimdilik yok.</p>

<p>Ancak Brezilya'daki gelişmeler Türkiye açısından uzak bir teknoloji tartışması olarak görülemeyebilir. Çünkü Türk yargısında da yapay zekânın dosya inceleme ve karar hazırlama süreçlerinde kullanılması kurumsal hedefler arasında yer alıyor.</p>

<p>Yargıtay'ın 2024 faaliyet raporunda, Yargıtay İçtihat Merkezi istenen düzeye getirildikten sonra <strong>dosya özetleme, gerekçeli karar yazımı ve takrir raporu hazırlama</strong> alanlarında yapay zekâ algoritmalarının geliştirilmesinin planlandığı belirtiliyor.</p>

<p>Yargıtay'ın 2025 faaliyet raporu da “yapay zekâ destekli rapor hazırlama ve gerekçeli karar yazma usullerinin uygulanması” hedefini koruyor ve bu konuda ön görüşmeler ile çalışmaların devam ettiğini bildiriyor.</p>

<p>Bu projeler prompt injection nedeniyle terk edilmesi gereken çalışmalar anlamına gelmiyor. Brezilya örneğinin gösterdiği durum bunun tam tersi: Yapay zekâ yargısal iş akışına ne kadar fazla girerse, <strong>dışarıdan gelen dava belgelerinin güvenilmeyen veri olarak işlenmesi</strong> o kadar önemli hale geliyor.</p>

<p>Türkiye açısından olası güvenlik standardı; UYAP veya başka yargısal sistemlerden alınan PDF, UDF, Word, taranmış belge ve eklerin yapay zekâya doğrudan komut akışının parçası olarak verilmemesini, görünmeyen metin ve metadata katmanlarının denetlenmesini, olağandışı talimatların işaretlenmesini ve sistemin kullandığı her bilgi parçasının kaynağının sonradan izlenebilmesini içerebilir.</p>

<p>Daha ileri aşamada yapay zekânın hazırladığı özet, rapor veya karar taslağının hangi belge parçalarından etkilendiğini gösteren <strong>denetim izi</strong> de yargısal güvenliğin önemli unsurlarından biri haline gelebilir.</p>

<p>Buradaki mesele yalnızca siber güvenlik değildir. Bir tarafın gizli komutunun mahkemenin kullandığı yapay zekâ tarafından dikkate alınması; silahların eşitliği, hâkimin tarafsızlığı, hukuki dinlenilme hakkı, çelişmeli yargılama ve kararın gerekçesinin kaynağının denetlenebilirliği gibi doğrudan adil yargılanma ilkelerini ilgilendirebilir.</p>

<p>Brezilya CNJ'sinin prompt injection konusunda ulusal standart geliştirmesi bu açıdan Türkiye için dikkat çekici bir örnek sunuyor: yapay zekâ güvenliği, sistem faaliyete geçirildikten sonra ortaya çıkan kötüye kullanımları cezalandırmakla sınırlı bırakılmıyor; <strong>belgenin sisteme girdiği ilk noktadan itibaren yargısal mimarinin bir parçası olarak ele alınıyor.</strong></p>

<p>Yapay zekâ destekli hukuk sistemleri geliştikçe mahkemelerin önündeki güvenlik sorusu bu nedenle yalnızca modellerin ne kadar doğru olduğuyla sınırlı kalmayabilir.</p>

<p><strong>Geleceğin dava dosyasında mahkemenin yalnızca belgenin ne söylediğini değil, belgenin yapay zekâya ne yaptırmaya çalıştığını da denetlemesi gerekebilir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargida-yeni-guvenlik-riski-dilekcede-prompt-injection-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/yapaysze-kisisel.jpg" type="image/jpeg" length="61773"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ev Sahibi Tahliye İsterse: Kiracının Yasal Hakları ve Süreçler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ev-sahibi-tahliye-isterse-kiracinin-yasal-haklari-ve-surecler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ev-sahibi-tahliye-isterse-kiracinin-yasal-haklari-ve-surecler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de konut kiraları 2026 yılında da artışını sürdürürken, ev sahibiyle kiracı arasındaki <strong>tahliye uyuşmazlıkları</strong> da sulh hukuk mahkemelerinin en yoğun dosya kalemlerinden biri haline geldi. Elinize bir ihtarname, ödeme emri veya dava dilekçesi ulaştığında panikle hareket etmek yerine, kanunun size tanıdığı süreleri ve hakları bilmek çoğu zaman sürecin sonucunu değiştiriyor.</p>

<p>Bu yazıda ev sahibi tahliye talep ettiğinde <strong>kiracı olarak hangi haklara sahip olduğunuzu</strong>, hangi sürede ne yapmanız gerektiğini ve dava/icra sürecinin nasıl işlediğini adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>İhtar veya Dava Dilekçesi Elinize Ulaştığında İlk Adım</strong></p>

<p>Diyelim ki kapınıza bir tebligat memuru geldi ve elinize <strong>tahliye ihtarnamesi</strong> veya bir icra dairesinden gönderilmiş ödeme/tahliye emri tutanağı bıraktı. İlk yapmanız gereken şey tebliğ tarihini not almak, çünkü kanundaki tüm süreler bu tarihten itibaren işlemeye başlıyor.</p>

<p>Belgenin ne olduğunu (icra takibi mi, doğrudan dava dilekçesi mi, yoksa noter ihtarı mı) ayırt etmek kritik. Örneğin İstanbul'da oturan bir kiracının kapısına bırakılan bir <strong>ödeme emri</strong> ile bir <strong>dava tebligatı</strong> tamamen farklı hukuki yollar izler ve farklı sürelere tabidir. Belgeyi okumadan veya bir avukata danışmadan cevap vermemek, süre kaçırmamak açısından önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'na göre kiraya veren, kira sözleşmesi süresi ne kadar uzun olursa olsun, sözleşmenin başlangıcından itibaren <strong>on yıllık uzama süresi</strong> dolmadan sebep göstermeksizin tahliye isteyemez. Bu on yıllık süre dolmadan yapılan sebepsiz fesih talepleri hukuken geçerli sayılmaz.</p>

<p><strong>Ev Sahibi Hangi Hukuki Yollarla Tahliye İsteyebilir?</strong></p>

<p>Ev sahibinin kiracıyı tahliye edebilmesi için kanunda sayılan belirli sebeplerden birine dayanması gerekir; keyfi bir istekle kapınıza dayanıp "çıkın" demesi hukuken bir sonuç doğurmaz. <strong>Kira bedelinin ödenmemesi</strong>, ev sahibinin kendisinin veya yakınlarının konuta ihtiyaç duyması, yeniden inşa/esaslı onarım gerekliliği ya da kiracının önceden verdiği <strong>tahliye taahhüdü</strong> bu sebeplerin başında geliyor. Bu konuların ayrıntılarını ve ev sahibinin hangi durumlarda dava açabileceğini tahliye davasının şartlarını anlattığımız yazımızda daha kapsamlı ele almıştık.</p>

<p>Burada asıl odaklanacağımız nokta şu: <strong>siz kiracı olarak bu süreçte pasif bir taraf değilsiniz.</strong> Kanun, hangi sebeple karşı karşıya kalırsanız kalın, size itiraz etme, savunma yapma ve gerekirse süreci uzatma imkânı tanıyor.</p>

<p><strong>İcra Yoluyla Tahliyede İtiraz Hakkınız</strong></p>

<p>Ev sahibi, kira bedelinin ödenmediğini ileri sürerek doğrudan icra dairesi üzerinden <strong>tahliye talepli icra takibi</strong> başlatabilir. Bu durumda size bir ödeme emri tebliğ edilir. Örnek verelim: Kadıköy'de bir dairede oturan kiracıya iki aylık kira borcu nedeniyle ödeme emri geldiğini varsayalım, eğer kiracı borcu gerçekten ödediyse veya borç miktarına itirazı varsa, İcra ve İflas Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca tebliğden itibaren <strong>yedi günlük yasal itiraz süresi</strong> içinde icra dairesine itiraz dilekçesi vermesi gerekir.</p>

<p>Bu süre içinde itiraz edilmezse takip kesinleşir ve tahliye süreci hızla ilerleyebilir. İtiraz edilmesi halinde ise ev sahibinin itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurması gerekir; bu da sürecin uzamasına ve kiracının hazırlık yapma süresi kazanmasına imkân tanır. Zaten icra takibiyle karşılaşan herkesin ilk 7 gün içinde nelere dikkat etmesi gerektiğini ayrı bir yazımızda ayrıntılı anlatmıştık.</p>

<p><strong>Sürede Kaçırılan Hak Geri Gelmiyor</strong></p>

<p>İcra takibine itiraz süresi ve dava dilekçesine cevap süresi <strong>hak düşürücü</strong> niteliktedir. Bu süreler geçtikten sonra yapılan itirazlar kural olarak dikkate alınmaz; bu nedenle tebliğ tarihini not etmek ve süre içinde harekete geçmek belirleyicidir.</p>

<p>Süreci bir uzmanla değerlendirmek, doğru adımı zamanında atmanızı sağlar.</p>

<p><strong>Tahliye Davasında Savunma Hakkınız</strong></p>

<p>Ev sahibi doğrudan sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açtıysa, size dava dilekçesi tebliğ edilir. Genel hükümlere göre bu tebliğden itibaren <strong>iki haftalık cevap süreniz</strong> bulunur. Bu süre içinde bir cevap dilekçesi hazırlayarak dava sebebine itiraz edebilir, delillerinizi (ödeme dekontları, yazışmalar, tanık beyanları) sunabilirsiniz.</p>

<p>Somut bir örnek düşünelim: Ev sahibi “kendim oturacağım” gerekçesiyle dava açtı ama siz aslında dairenin kısa süre sonra başka bir kiracıya verildiğini öğrendiniz. Bu durumda mahkemeye bu bilgiyi ve varsa delillerini sunarak <strong>gerçek ihtiyaç şartının oluşmadığını</strong> ileri sürebilirsiniz. Cevap süresini kaçırmak, elinizdeki savunma imkânlarını büyük ölçüde zayıflatır.</p>

<p><strong>Arabuluculuk Bir Seçenek mi?</strong></p>

<p>Kira uyuşmazlıklarında dava açmadan önce <strong>arabuluculuğa</strong> başvurabilir. Bu, mahkeme sürecine göre çok daha hızlı işleyen ve tarafların kendi çözümlerini üretmesine imkân tanıyan bir yoldur; arabulucu genellikle görevlendirildikten kısa bir süre sonra tarafları ilk toplantıya davet eder.</p>

<p>Örneğin uzun süredir aynı evde oturan, ev sahibiyle iyi ilişkileri olan ama ödeme takviminde anlaşmazlık yaşayan bir kiracı için arabuluculuk, hem dava masrafından hem de aylarca sürebilecek bir yargılama sürecinden kaçınmanın pratik bir yolu olabilir. Taraflar arabuluculukta anlaşırsa varılan mutabakat, imzalanan tutanakla bağlayıcı hale gelir.</p>

<p><strong>Mahkeme Tahliyeye Karar Verirse Ne Olur?</strong></p>

<p>Mahkeme tahliye kararı verirse ve karar kesinleşirse, ev sahibi kararı icraya koyarak tahliyeyi talep edebilir. Kiracıya bu aşamada da bir tebligat yapılır ve evi belirli bir süre içinde boşaltması istenir. Bu süreçte de kiracının, örneğin kararın usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğini denetleme veya icra memuru işlemlerine karşı şikâyet yoluna başvurma gibi hakları devam eder.</p>

<p><strong>Sürecin Genel Akışı</strong></p>

<p>1. Tebliğ tarihini not edin</p>

<p>2. Belgenin türünü (icra/dava/ihtar) belirleyin</p>

<p>3. Yasal süre içinde itiraz veya cevap dilekçenizi verin</p>

<p>4. Delillerinizi toplayın (ödeme dekontu, yazışma, tanık)</p>

<p>5. Gerekirse arabuluculuk seçeneğini değerlendirin</p>

<p>6. Karar kesinleşirse tebligat ve icra sürecini takip edin</p>

<p>Tahliye süreci sonuçlansa dahi kiracının bazı hakları devam eder.</p>

<p><strong>Depozito İadesi ve Diğer Haklarınız</strong></p>

<p>Tahliye süreci hangi şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, kiracının <strong>güvence bedeli (depozito)</strong> üzerindeki hakkı ayrı bir konudur. Ev sahibi, evde herhangi bir hasar veya ödenmemiş borç yoksa depozitoyu iade etmekle yükümlüdür. Örneğin evden çıkarken dairenin durumunu fotoğraflarla belgelemek, ileride “hasar var” iddiasıyla depozitonun haksız yere kesilmesinin önüne geçebilir.</p>

<p>Ayrıca kiracının evden çıkış tarihine kadar oturma hakkı, eşyalarını güvenli şekilde taşıma süresi ve gerektiğinde tahliye sürecine ilişkin tüm işlemleri bir avukat aracılığıyla takip ettirme hakkı da her zaman saklıdır.</p>

<p><strong>Ev sahibi hiçbir sebep göstermeden beni evden çıkarabilir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Kanunda sayılan geçerli bir sebep (ödeme yapılmaması, ihtiyaç, tahliye taahhüdü gibi) olmadan yapılan tahliye talepleri hukuken geçerli kabul edilmez.</p>

<p><strong>İhtarnameye hiç cevap vermezsem ne olur?</strong></p>

<p>Süresi içinde itiraz veya cevap verilmemesi, karşı tarafın talebinin kesinleşmesine ve sürecin aleyhinize hızla ilerlemesine yol açabilir.</p>

<p><strong>Özetle:</strong> Ev sahibinin tahliye talebiyle karşılaştığınızda panik yerine tebliğ tarihini not etmek, belgenin türünü doğru tespit etmek, yasal süreler içinde itiraz/cevap vermek ve gerekiyorsa arabuluculuk seçeneğini değerlendirmek en önemli adımlardır. Her somut olayın kendine özgü koşulları olduğunu unutmayın.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ev-sahibi-tahliye-isterse-kiracinin-yasal-haklari-ve-surecler-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/insaat-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="89544"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Büroları Koda Dönüşürken: Brahe ve AI-Native Hukuk Pratiği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-burolari-koda-donusurken-brahe-ve-ai-native-hukuk-pratigi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-burolari-koda-donusurken-brahe-ve-ai-native-hukuk-pratigi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuk sektöründeki asıl dönüşüm, avukatların ChatGPT veya Claude kullanmaya başlaması olmayabilir. Daha köklü bir değişimden söz ediyoruz:</p>

<p>“<strong>Hukuk bürosunun kendisinin, iş akışlarının, insan kaynağının, bilgi yönetiminin ve hatta ekonomik modelinin en baştan yapay zeka etrafında tasarlanması.”</strong></p>

<p>Bu ayrımı görünür kılan güncel örneklerden biri, Helsinki merkezli yeni hukuk bürosu <strong>Brahe</strong>.</p>

<p>Yeni tanıtılan Brahe, kendisini bir LegalTech şirketi ya da deneysel bir proje olarak değil, doğrudan <strong>“AI-native” bir hukuk bürosu</strong> olarak konumlandırıyor. Antti Innanen’in ifadesiyle yaklaşımın özeti oldukça net:</p>

<p><strong>“AI is the operating system, not the lawyer.”</strong></p>

<p>Yani: Yapay zeka avukat değil; işletim sistemi.</p>

<p>Bence üzerinde durulması gereken asıl cümle de tam olarak bu. Çünkü bugün hukuk sektöründe “yapay zeka kullanmak” ile “hukuk hizmetini yapay zeka etrafında yeniden tasarlamak” çoğu zaman aynı şeymiş gibi konuşuluyor. Oysa değiller.</p>

<p><strong>-AI-enabled bir hukuk bürosu ile AI-native bir hukuk bürosu aynı şey değil.</strong></p>

<p>Bugün bir avukatın yapay zeka ile sözleşme taslağı hazırlaması, uzun bir dosyayı özetletmesi, emsal araştırmasında destek alması veya yazışmalarını hızlandırması artık olağanlaşmaya başlayan kullanım biçimleri. Ancak burada mevcut hukuk bürosu değişmiyor. Aynı organizasyon yapısı, aynı dosyalama mantığı, aynı iş bölümü, aynı onay zinciri, aynı fiyatlandırma modeli korunuyor; yalnızca bu yapının içerisine yeni bir teknoloji ekleniyor. Bu, <strong>AI-enabled</strong> bir model.</p>

<p>AI-native yaklaşım ise başka bir soru soruyor:</p>

<p><strong>“Bu hukuk bürosunu bugün sıfırdan kursaydık ve elimizde bu teknoloji zaten var olsaydı, işi yine aynı şekilde mi organize ederdik?”</strong></p>

<p>Brahe’nin ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor. Büro, kendi açıklamasında yapay zekanın sonradan mevcut yapıya “eklenmediğini”; organizasyonun en baştan bu teknoloji temel alınarak tasarlandığını söylüyor. Brahe’nin geliştirdiği sistem, bir hukuki işin türünü belirliyor, ilgili workflow’ları devreye sokuyor, araştırma yapıyor, ilk taslakları hazırlıyor, çıktıları doğruluyor ve sorumlu avukata öneriler sunuyor. Nihai sorumluluk ise avukatta kalıyor. Bu nedenle Brahe örneğinde yapay zeka yalnızca “belge yazan bir araç” değil. <strong>Dosyanın nasıl hareket edeceğini belirleyen altyapının parçası.</strong> Bu ayrım küçük görünse de hukuk bürolarının geleceği açısından oldukça büyük sonuçları olabilir.</p>

<p><strong>-Rekabet avantajı hangi modeli kullandığınız olmayabilir.</strong></p>

<p>Antti Innanen’in röportajdaki bir başka tespiti bence en az hukuk bürosunun kendisi kadar önemli. Innanen’e göre foundation model’ler giderek birbirinin yerine kullanılabilir hale geliyor. Dolayısıyla uzun vadede rekabet avantajını yaratan unsur, yalnızca hangi modeli kullandığınız değil; o modelin etrafında hangi işletim sistemini kurduğunuz. Bu fikir hukuk sektörü açısından önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Bugün sıkça şu soruları soruyoruz:</p>

<p>· “Claude mu daha iyi?”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· “ChatGPT mi?”</p>

<p>· “Hangi model sözleşme incelemesinde daha başarılı?”</p>

<p>Fakat modeller geliştikçe ve performans farkları belirli alanlarda daraldıkça hukuk büroları açısından daha kritik sorular şunlar olabilir:</p>

<p>- Yapay zeka hangi veri kaynaklarına erişiyor?</p>

<p>-Büronun geçmiş dosyaları ve kurumsal bilgi birikimi nasıl yapılandırılmış?</p>

<p>-Hangi görev ne zaman AI sistemine aktarılıyor?</p>

<p>-Hangi çıktılar insan denetimine tabi?</p>

<p>-Hangi risk seviyesinde ikinci bir kontrol gerekiyor?</p>

<p>-Sistem yapılan hatalardan nasıl öğreniyor?</p>

<p>-Ve belki de en önemlisi: Büronun yıllar içinde oluşturduğu mesleki bilgi, teknoloji tarafından kullanılabilir bir kurumsal hafızaya dönüşebiliyor mu?</p>

<p>Bu durumda geleceğin hukuk bürosunun teknolojik üstünlüğü bir yazılım aboneliğinden çok, kendi bilgi mimarisinde ve süreç tasarımında yatabilir. Aynı yapay zeka modelini yüzlerce büro kullanabilir. Ama aynı kurumsal hafızaya, workflow’a, doğrulama sistemine ve risk protokolüne sahip olmayacaklar.</p>

<p><strong>-“Üç hafta yerine üç gün” yalnızca hız meselesi değil.</strong></p>

<p>Brahe kendi tanıtımında, daha önce üç hafta sürebilen bir işin üç günde tamamlanabileceğini ileri sürüyor. Bunun Brahe’nin kendi performans iddiası olduğunu ve bağımsız olarak doğrulanmış genel bir sektör ölçütü olmadığını özellikle ayırmak gerekir. Ancak varsayımı düşünsel bir deney olarak kabul edelim. Bir hukuki iş gerçekten üç hafta yerine üç günde tamamlanabiliyorsa mesele yalnızca “avukat artık daha hızlı çalışıyor” değildir. Bu, hukuk bürosunun ekonomik mantığını tartışmaya açar. Çünkü uzun yıllardır hukuk hizmetlerinin önemli bir bölümü zaman üzerinden ölçülüyor. Avukatın harcadığı saat ile yaratılan değer arasında örtük bir bağlantı kuruluyor. Peki teknoloji aynı sonucu çok daha kısa sürede üretmeye başladığında ne olacak?</p>

<p><strong>Bir hukuki iş üç hafta yerine üç günde yapılabiliyorsa, hukuk bürosunun değer önerisi hala harcanan zaman üzerinden mi kurulabilir?</strong></p>

<p>Bu soru yalnızca billable hour modelini ilgilendirmiyor. Fixed fee, subscription, success-based veya value-based pricing gibi alternatif modellerin önem kazanmasına; müvekkilin “kaç saat çalışıldı?” sorusundan “hangi risk ortadan kaldırıldı, hangi sonuç üretildi?” sorusuna yönelmesine neden olabilir.</p>

<p>Ve dönüşüm burada da bitmiyor. Geleneksel büyük hukuk bürosu modeli önemli ölçüde bir <strong>leverage</strong> mantığı üzerine kuruludur: Çok sayıda junior avukat araştırma, belge inceleme, due diligence ve ilk taslak gibi yoğun emek gerektiren işleri yürütür; daha kıdemli avukatlar ise bu çalışmaları yönlendirir ve kontrol eder. Eğer bu görevlerin önemli bir bölümü AI tarafından üstlenilirse piramidin geometrisi değişebilir. Daha küçük ekipler daha yüksek hacimli işi yönetebilir. Ama bunun beraberinde başka bir soru gelir:</p>

<p><strong>Junior avukatlar nasıl yetişecek?</strong></p>

<p>Çünkü bugün “rutin” dediğimiz işlerin önemli bir kısmı aynı zamanda avukatın mesleki muhakemesini geliştirdiği eğitim alanıdır. Binlerce sayfalık belgeyi incelemek verimsiz olabilir; fakat hangi belgenin neden önemli olduğunu öğrenmenin yolu da çoğu zaman o süreçten geçmiştir. Dolayısıyla AI yalnızca iş gücü ihtiyacını değil, <strong>mesleki yetişme modelini</strong> de yeniden tasarlamayı gerektirebilir.</p>

<p><strong>-Avukat ortadan kalkmıyor; avukatın yaptığı iş değişiyor.</strong></p>

<p>Bu nedenle meseleyi “AI avukatların yerini alacak mı?” sorusuna indirgemeyi çok verimli bulmuyorum. Brahe’nin modeli de böyle bir iddia üzerine kurulmuş değil. Tam tersine, sistem tarafından hazırlanan taslakların sorumlu avukat tarafından kontrol edildiği ve dosya boyunca hukuki sorumluluğun avukatta kaldığı özellikle vurgulanıyor. Belki de daha doğru soru şu:</p>

<p><strong>AI, avukatın yaptığı işlerin kompozisyonunu nasıl değiştirecek?</strong></p>

<p>Araştırmanın ilk aşaması, belge karşılaştırmaları, ilk taslaklar, rutin kontroller ve idari süreçler giderek otomatikleşirse insan avukatın değeri başka alanlarda daha görünür hale gelebilir:</p>

<p><strong>muhakeme + strateji + müzakere + risk değerlendirmesi + müvekkil ilişkisi.</strong></p>

<p>Bir model yüzlerce belgeyi saniyeler içinde tarayabilir. Ancak bir müvekkile, hukuken mümkün olan üç seçenek arasından hangisinin ticari olarak doğru olduğunu anlatmak başka bir iştir. Bir sözleşme maddesindeki riski tespit etmek ile o riskin müzakere masasında ne ölçüde üstlenilmesi gerektiğine karar vermek de aynı şey değildir. Teknoloji cevap üretme maliyetini düşürdükçe, belki de avukatın gerçek değeri doğru soruyu sormakta ve üretilen cevabın hangi bağlamda anlamlı olduğunu değerlendirmekte daha fazla yoğunlaşacak.</p>

<p><strong>-LegalTech yalnızca hukuki metin üretmek olmayabilir.</strong></p>

<p>Brahe röportajındaki en ilginç noktalardan biri ise hukuki çalışmadan çok, hukuk bürosunun günlük işletimine ilişkin. Innanen; zaman kaydı, fatura takibi, referans çalışmalarının hazırlanması, LinkedIn içerikleri ve business development gibi işlerin avukatın zamanının şaşırtıcı derecede büyük bölümünü tükettiğini söylüyor ve bu alanlarda da AI agent’ları denediklerini belirtiyor. Bu ayrıntı önemli. Çünkü LegalTech tartışmasının büyük bölümü hala “AI dilekçe yazabilir mi?”, “sözleşme hazırlayabilir mi?”, “içtihat bulabilir mi?” sorularında yoğunlaşıyor. Oysa belki daha büyük verimlilik alanı hukuk bürosunun bütününde. Dosya açılışından conflict check’e, görev dağılımından takvime, bilgi yönetiminden faturaya, müvekkil iletişiminden iş geliştirmeye kadar uzanan bir süreç düşünün. Bu açıdan geleceğin LegalTech'i yalnızca <strong>hukuki metin üreten teknoloji</strong> olmayabilir. <strong>Hukuk bürosunu yeniden tasarlayan teknoloji</strong> olabilir.</p>

<p><strong>-Peki Türkiye’de asıl soru ne?</strong></p>

<p>Türkiye açısından tartışmanın artık yalnızca “avukatlar yapay zeka kullanmalı mı?” düzeyinde olmadığını söylemek mümkün. Nitekim Türkiye Barolar Birliği’nin 2026 yılında gerçekleştirdiği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı ve devamındaki sonuç panelinde de mesleki sır, kişisel verilerin korunması, insan denetimi, doğrulama yükümlülüğü, şeffaflık ve mesleki sorumluluk gibi başlıklar öne çıktı. TBB’nin aktardığı temel yaklaşım da tartışmanın yapay zekanın kullanılıp kullanılmayacağı noktasını aşarak hangi etik ilkeler, hukuki sınırlar ve sorumluluk mekanizmaları içinde kullanılacağı meselesine geldiği yönünde. Bence bundan sonraki aşamada buna bir soru daha eklememiz gerekiyor:</p>

<p><strong>Yapay zekayı hukuk bürosunun kurumsal yapısına nasıl entegre edeceğiz?</strong></p>

<p>Çünkü bireysel bir avukatın bir chatbot kullanması ile müvekkil verilerinin, geçmiş dosyaların, sözleşme arşivinin ve büro içi know-how’ın AI destekli bir işletim sistemine bağlanması aynı risk düzeyinde değil. Burada müvekkil gizliliği, sır saklama yükümlülüğü, KVKK, veri güvenliği, erişim yetkileri, model sağlayıcılarıyla veri paylaşımı, çıktıların doğrulanması ve insan denetimi gibi başlıkların ayrı ayrı tasarlanması gerekiyor. Belki hukuk bürolarının gelecekte yalnızca bir “AI kullanım politikası” değil;</p>

<p>· hangi verinin hangi sisteme aktarılabileceğini,</p>

<p>· hangi çıktının kim tarafından kontrol edileceğini,</p>

<p>· hangi görevlerin otomatikleştirilemeyeceğini,</p>

<p>· hataların ve hallucination riskinin nasıl yönetileceğini,</p>

<p>· AI kullanımının nasıl kayıt altına alınacağını</p>

<p>belirleyen gerçek bir <strong>AI governance mimarisine</strong> ihtiyacı olacak. Bu nedenle Brahe örneğinde beni en çok düşündüren şey Claude kullanmaları değil. Asıl dikkat çekici olan, <strong>hukuk bürosunu bir sistem tasarımı problemi olarak ele almaları.</strong></p>

<p>Belki de önümüzdeki dönemin rekabeti “kim daha fazla AI aracı kullanıyor?” yarışı olmayacak. Hatta en gelişmiş modeli satın almak da tek başına belirleyici olmayacak. Farkı; insan muhakemesini, kurumsal bilgiyi, teknolojiyi, etik sorumluluğu ve iş süreçlerini en iyi şekilde bir araya getiren hukuk büroları yaratabilir. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, hukuk hizmetinin merkezinde hala bir karar vardır: Ve o kararın nasıl üretildiği, hangi bilgiye dayandığı, kim tarafından kontrol edildiği ve sorumluluğunu kimin taşıdığı hukuk pratiğinin özünü oluşturmaya devam edecek.</p>

<p>Belki de geleceğin başarılı hukuk bürosu en fazla yapay zeka aracına sahip olan değil; hangi işi makineye, hangi kararı insana bırakacağını en doğru şekilde tasarlayan büro olacak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-burolari-koda-donusurken-brahe-ve-ai-native-hukuk-pratigi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/baro/yapay-avukat-k71.jpg" type="image/jpeg" length="66594"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2023/10193 E., 2023/15686 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202310193-e-202315686-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202310193-e-202315686-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 23.10.2023 tarihli, 2023/10193 E., 2023/15686 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/10193 E., 2023/15686 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/931 E., 2023/399 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. ... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/369 E., 2018/490 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kararları ile meydana gelen birleşmeler sonucu davaya konu alacağın takip ve tahsil hakkının müvekkiline intikal ettiğini, Anafartalar şubesi müşterilerinden H.T. ve Z.T. tarafından, hesaplarındaki paraların bilgileri dışında çekildiği iddiası ile davacı Banka aleyhine dava açıldığını, yargılama sırasında yapılan imza incelemesinde para çekme talimatlarındaki imzaların mudiler H.T. ve Z.T'ye ait olmadığının belirlenmesi sonucunda davacı Banka aleyhine hüküm kurulduğunu, hükmün kesinleşmesi üzerine davacı Bankanın mudiler lehine hükmedilen tutarı ödediğini, davalı işçinin sanık olarak yargılandığı ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/107 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada davalı işçinin 7 yıl, 9 ay, 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, davalı işçinin 20.10.2003 tarihli ifadesinde; H.T. ve Z.T'nin hesaplarını kullandığını ikrar ettiğini, yine ceza dosyasında alınan 18.04.2005 tarihli bilirkişi raporunda davalı işçinin sahte talimatlar düzenleyerek müşteri hesaplarından, diğer müşterilere ve üçüncü kişilerin hesaplarına aktarma yaptığın, bazı EFT ve havalelerin imza taklit edilmek suretiyle, müşterilerin bilgisi ve talimatı dışında hazırlanıp operasyon servisine iletildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle H.T. ve Z.T'nin hesaplarında gerçekleşen usulsüz işlemlerden dolayı müvekkili Bankaca ödenen miktardan davalının sorumluluğunun bulunduğunu belirterek müvekkilince ödemek zorunda kalınan 537.713,35 Avro alacağın davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; talebe konu edilen miktarın 17 banka müşterisine ilişkin bedel olduğunu, söz konusu bedelin tamamının müvekkiline rücu edilmesinin fahiş olduğunu, söz konusu işlemin çift imza ile gerçekleştirilmesi ve davacı Bankanın kusurunun da ağır olması nedeniyle öncelikle davanın reddine, aksi takdirde Bankanın kusurunun ağır olarak değerlendirilerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/107 Esas sayılı dosyasında yine davalının kendi ikrarı ile söz konusu eylemleri yaptığı ve mahkum olduğu, bu hâli ile davalının, davacı Banka nezdindeki yetkisi ve görevini suistimal ederek, zincirleme olarak, basit bankacılık zimmet suçunu işleyerek talebe konu edilen miktarda davalı tarafın müşterilerine ödeme yapılmasına sebep olduğu, davacı Bankanın davalı işçiyi gerektiği gibi gözetim ve denetim altında bulundurmadığı, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyip davalının usulsüz işlemlerini zamanında tespit etmediğinden zararın oluşmasına yardım ettiği ve kendi iç denetim eksikliğinden kaynaklanan bilirkişi heyetince de tespit edilen %25 oranında kusurundan kendisinin sorumlu tutulması gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Banka alacağının hatalı faiz hesaplama yöntemi ile eksik hesaplandığını, Mahkemenin kararına dayanak olan bilirkişi raporlarına itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporundaki hatanın, ... Bankası tarafından yayımlanan kamu bankalarınca Avro cinsinden 1 yıla kadar vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanacağı bildirilen azami faiz oranlarının uygulanmamasından kaynaklandığını, Mahkemece müterafik kusur kavramının kanuna aykırı olarak tanımlanmış ve dava konusu uyuşmazlığa uyarlanmış olduğunu, müvekkili Bankaya yapılan kusur atfının açıkça kanuna aykırı olduğunu, suç sayılan usulsüz işlemleri ile üçüncü kişileri zarara uğratan davalıyı sorumluluktan kurtaracak bir müterafik kusurun müvekkili Bankaya atfedilmesinin mümkün olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davalarının tamamıyla kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı işçinin, Banka nezdindeki yetkisi ve görevini suistimalle, zimmet suçunu işleyerek, talebe konu edilen miktarda davacı tarafın müşterilerine ödeme yapılmasına sebep olduğu, davalı işçinin, dava dışı H.T. ve Z.T'nin müşterek hesaplarından bilgi ve talimatları olmaksızın sahte talimatlar ile çekilen paranın Mahkemece hesap sahibi mudilere ödenmesine karar verildiği, davacı Bankanın personeli olan davalıyı gerektiği gibi gözetim ve denetimi altında bulundurmadığı, davalının usulsüz işlemlerini zamanında tespit etmediğinden zararın oluşumunda kusurunun bulunduğu, davacının uğramış olduğu zararın hesaplanmasında kamu bankalarının fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranlarının dikkate alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporların bilimsel verilere ve dosya kapsamına uygun olduğu ve hesaplama hatası bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davalının kusuru sebebiyle zarara uğramış olan davacı işverenin, zararın oluşmasında müterafik kusuru bulunup bulunmadığı noktasındadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.</p>

<p>2. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu, 51 inci, 52 nci ve 400 üncü maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. ... sözleşmesinin tarafı olan işçi, işi özenle ifa borcu altındadır. 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinde, işçinin yüklendiği işi özenle yapmak zorunda olduğu ifade edilmiş ise de gösterilmesi gereken özenin derecesi ile ilgili herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.<br />
3. 6098 sayılı Kanun'un "İşçinin sorumluluğu" kenar başlıklı 400 üncü maddesine göre işçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve niteliklerinin göz önünde tutulacağı ifade edilmiştir. Bu hükme göre işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde işin niteliğinin yanında işçinin gerek subjektif gerekse objektif özelliklerinin önemli bir rol oynayacağı tartışmasızdır.</p>

<p>4. Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca ... gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (Haluk Tandoğan Haluk, ... Mesuliyet Hukuku, ..., 1961, s. 318).</p>

<p>5. Somut olayda; davalı işçinin, davacı Bankanın Anafartalar şubesinde 1999 ile 2001 yılları arasında ikinci müdür olarak görev yaptığı, Anafartalar şubesi müşterilerinden H.T. ve Z.T. tarafından, hesaplarındaki paraların bilgileri dışında çekildiği iddiası ile davacı Banka aleyhine dava açıldığı, yargılama sırasında yapılan imza incelemesinde para çekme talimatlarındaki imzaların mudiler H.T. ve Z.T'ye ait olmadığının belirlenmesi sonucunda davacı Banka aleyhine hüküm kurulduğu, hükmün kesinleşmesi üzerine davacı Bankanın mudiler lehine hükmedilen tutarı ödediği ve işbu dava ile dava dışı mudilere ödenen tutardan kaynaklanan zararını davalı işçiden tahsilini talep ettiği, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/107 Esas sayılı dosyasında davalı işçinin sanık olarak yargılandığı ve davacı Banka nezdindeki yetki ve görevini suiistimalle, zincirleme olarak, basit bankacılık zimmet suçunu işlediği, davacı tarafın müşterilerine talebe konu edilen miktarda ödeme yapılmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Davalı işçi 1998 yılında ikinci müdür olarak çalıştığı sırada aralarında H.T. ve Z.T'nin de bulunduğu müşterilerin paralarını ... bir hesapta toplayıp yüksek faizler ile repo yaptığını ve gelen parayı da eşit olarak usulsüz şekilde, yüksek faizler ile dağıttığını ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/107 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamada ikrar etmiştir. H.T. ve Z.T'nin hesaplarından, usulsüzce sahte talimatlar ile çekilen paralardan kaynaklanan zarardan davalı işçinin sorumlu bulunduğu tartışmasızdır.</p>

<p>7. Uyuşmazlık davalı işçinin suça konu eylemleri sonucu meydan gelen zarardan davacı Bankanın da sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında olup hükme esas alınan raporda; H. T. ve Z.T'nin hesaplarından paranın çekildiği tarih gözetilerek davacı işveren Bankanın 1998 ila 31.10.2000 tarihleri arasındaki uzun süreçte davalı işçiyi gerektiği gibi gözetim ve denetim altında bulundurmadığı, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyip davalının usulsüz işlemlerini zamanında tespit etmediğinden, zararın oluşmasına yardım ettiği ve kendi iç denetim eksikliğinden kaynaklanan %25 oranında müterafik kusurundan kendisinin sorumlu tutulması gerektiği mütalaa edilmiş ve bu rapora göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>8. Ne var ki yapılan değerlendirme ve varılan sonuç dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Zira banka çalışanının, bankacılık hizmetlerini yerine getirme şeklindeki ifa borcunun yanında, çalışması ve davranışları ile Bankanın itibar kaybına sebebiyet vermeme, banka mevzuatına ve uygulamalarına aykırı davranmama borcu da vardır. Bu kapsamda bankada ... sözleşmesi ile çalışan ve ... unsurunun son derece önemli olduğu bankacılık faaliyetlerinde görev alan işçinin, görevlerini yerine getirirken yürürlükteki mevzuata uyması, doğruluk, güvenilirlik ve sosyal sorumluluk prensiplerine aykırı davranışlarda bulunmaması, bankaya ait varlıkları ve kaynakları verimsiz ve amaç dışı kullanmaması, hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında üstlendikleri görevlerle ilgili olarak hesap verebilme sorumluluğu içinde olması gerekir. Özellikle de davalının ikinci müdür olarak görev yaptığı düşünülürse denetim, takip ve koruma hususlarında sorumluluğunun diğer çalışanlara nazaran daha fazla olduğu, eylem ve davranışları ile diğer banka personeline yol gösterme ve dahi emir ve talimat verme yetki ve görevlerinin bulunduğu maddi bir gerçekliktir. Diğer bir anlatımla, ikinci müdür olarak görev yapan davalının, ünvan, kıdem ve görev tanımı karşısında, davacı Bankanın müterafik kusurunun bulunduğu düşünülemez.</p>

<p>9. Şu hâlde davalının işlediği sabit olan zimmet suçu kapsamında meydana gelen zarara ilişkin olarak işverenin gözetim ve denetim sorumluluğuna atfen davacıya %25 ortak kusur izafe edilmesi isabetli olmayıp dava konusu zararın tamamından davalının sorumlu tutulması gerekir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202310193-e-202315686-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="58698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2023/14532 E., 2023/20147 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202314532-e-202320147-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202314532-e-202320147-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2023 tarihli, 2023/14532 E., 2023/20147 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/14532 E., 2023/20147 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2019/1737 E., 2022/2155 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 10. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2016/336 E., 2019/222 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı ... yönünden davanın kabulüne, diğer davalı yönünden sulh sözleşmesinin onanmasına karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davalı ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden sulh sözleşmesinin onanmasına karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların müvekkili Bankanın Çamdibi Şubesinde çalıştıkları dönem içerisinde ... Bir İnş. Tur. Nak. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.ne 23.11.2006 tarihli kredi sözleşmesi ile 300.000,00 TL üzerinden ipotekli taşınmaz karşılığında 150.000,00 TL’lik ticari kredi kullandırıldığını, kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2009/427 sayılı dosyası ile takip işlemlerine başlanıldığını, söz konusu ipotekli taşınmazın icra yolu ile 2009 ve 2012 tarihlerinde satışa çıkarılmasına karşılık satışın gerçekleşmediğini, borçlu ve kefilleri hakkında başlatılmış olan takipte birçok girişimlerde bulunulmasına rağmen değersiz olduğu tespit edilen taşınmaz haricinde herhangi bir taşınır ve taşınmaz malın tespit edilemediğini, kredinin borçlu ya da kefillerinden tahsil imkânı da kalmadığını, davalıların yasak olmasına rağmen grup kredisi kullandırarak yeterli teminat almadan ve sahte belgelere istinaden usulsüz kredi kullanılmasına sebebiyet verdiğini, ipotek tesis edilen taşınmaz değersiz bir dükkan olmasına rağmen ekspertiz raporunda mesken olarak gösterildiğini, ayrıca gerçek değerinin üstünde bir tespit yapıldığından kredide teminat açığına neden olunduğunu, davalılar tarafından müvekkili Bankanın mevzuatına ve genel bankacılık mevzuatına tamamen aykırı olarak kredi kullandırıldığını, Banka kaynaklarının haksız ve kötü kullanıldığını ileri sürerek 524.767,08 TL mali sorumluluğa konu kredi zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu edilen 23.11.2006 tarihli kredinin verilmesinde ana sorumlu olan kişinin şube müdürü olduğunu; ancak davacı Bankanın iş bu davada ana sorumlu olan kişi hakkında dava açmadığını, sadece kredi komitesinde yer alan diğer kişiler olarak kendilerine haksız ve eşitliğe aykırı bir davanın açıldığını, daha öncesinde şube müdürü aleyhine açılan davadan davacı Bankanın feragat ettiğini, 15.11.2006 tarihli ekspertiz raporunun kredi borçlusunun gösterdiği taşınmaz dikkate alınarak son derece iyiniyetli olarak hazırlandığını savunarak öncelikle zamanaşımı, bunun kabul görmemesi hâlinde esastan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, kredi verme işleminde esas sorumlunun şube müdürü olduğunu, ekspertiz raporu tanzim edilen taşınmaza teknik bilirkişi eşliğinde heyet olarak gidildiğini, taşınmazın tapu kaydı ile örtüşüp örtüşmediğini bilebilecek durumda olanın teknik bilirkişi olduğunu, müfettiş raporunda müvekkilinin heyetle birlikte kredi kullananlar tarafından kandırıldığının yazılı olduğunu, müvekkilinin olayda sorumluluğu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; davalıların müvekkili Bankanın Çamdibi Şubesinde çalıştıkları dönem içerisinde 24.11.2006 tarihinde ... Bir İnş. Tur. Nak. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.ne 150.000,00 TL tutarında küçük işletme kredisi kullandırıldığı, ekspertiz raporunun düzenlenmesi için keşif mahâlline M.S'nin aracı ile götürüldükleri, inşaatçı teknik elemanın heyet haricinde yalnız olarak M.S. tarafından götürüldüğü, Banka personeline yanlış taşınmazın M.S. tarafından gösterildiği, ekspertiz raporunda verilen 150.000,00 TL’lik kıymetin abartılmış olduğu, gerçek değerinin 10.000,00 TL olduğu anlaşıldığından söz konusu taşınmazın satışının sonuçsuz kaldığı, 18.01.2019 tarihli bilirkişi raporunda Banka zararından o tarihte şube müdürlüğü yapan K.Ç., yetkililer Z.Ş. ve davalı ... ile ekspertiz sahte raporunu düzenleyen ve imzalayan İ.B. ile davalı ...'ın müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının tespit edildiği, bilirkişi raporundaki tespitin yerinde olduğu, davacı ile ... arasında 28.04.2017 tarihli sulh sözleşmesi imzalandığı ve dosyaya ibraz edildiği gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın kabulüne, diğer davalı yönünden sulh sözleşmesinin onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı ... vekili; davanın kabulüne gerekçe gösterilen 18.01.2019 tarihli bilirkişi raporunun kabule değil davanın reddine gerekçe olacak bir rapor olduğunu, kabul manasına gelmemek kaydıyla Banka zararına neden olan şube müdüründen, şube yetkililerinden ve taşınmazın ekspertizinden zararın talep edilmeyerek ve bu kişiler hakkında dava açılmayarak şubede düz memur olan ve sırf şefin emri olduğu için usulen imza atan davalı hakkında tek kusurluymuş gibi Banka zararının tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ipotek tesis edilen taşınmaza ilişkin 15.11.2006 tarihli ekspertiz raporunu düzenleyecek kişinin alanında yetkin olması gerekirken servis yetkilisi olan davalı ...'ın eyleminin yanlış bilgi içeren ekspertiz raporunu imzalamaktan ibaret olduğu, dosya kapsamı itibarıyla davalının kredi verme işleminde üçüncü kişilerle ortak hareket etmek suretiyle menfaat teminine yönelik olarak haksız fiîl icrasında bulunduğuna dair bir delil de bulunmadığı, ayrıca davalının Bankadaki sınırlı görev ve yetkisi gözetildiğinde hatalı işlemler sonucunda tahsis edilen kredi sebebiyle sorumlu tutulabilmesini gerektirecek bir kusur izâfe edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden sulh sözleşmesinin onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; bankacılık faaliyetinin gerçekleştirilmesi sırasında suç oluşturan, kasıtlı ve kötüniyetli bir fiîli olmaksızın mevzuat hükümlerine uyulmasında kusurlu olan personeli ile Banka arasındaki çalışma barışının sağlanması ve personelin çok fazla mağduriyetine sebebiyet verilmemesini teminen geçmiş yıllarda alınan mali mesuliyete ilişkin kararların yargılama devam ederken müvekkili Bankanın yetkili kurulları tarafından gözden geçirildiğini, sorumluluk tutarlarının personel lehine indirim yapılması suretiyle yeniden belirlendiğini, bu kapsamda davalıların kullandırılan dava konusu kredinin tamamından değil ayrı ayrı 5.332,50 TL’den sorumlu olduğu yönünde belirleme yapılarak uyuşmazlığın sulh yoluyla çözülmesinin teklif edildiğini, davalı ...'ın sulh olmayı kabul etmediğini, olay tarihinde taşınmazın değer tespitini yapmanın kredi komitesinde yer alan personelin görevleri arasında olduğunu, davalıların gerekli inceleme ve araştırmayı yapmadan Banka usul ve mevzuatına uygun olmayan bir şekilde gerekli prosedüre uymadan ekspertiz raporu düzenlediklerini, davalı ...'ın fiîlinin suç oluşturmaması ya da hakkında cezai işlem yapılmamış olmasının hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, dava konusu banka zararından davalı işçinin sorumluluğunun bulunup bulunmadığına ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk</p>

<p>1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.</p>

<p>2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49, 50, 51, 114, 396 ve 400 üncü maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>1. İş sözleşmesinin tarafı olan işçi, işi özenle ifa borcu altındadır. 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesinde, işçinin yüklendiği işi özenle yapmak zorunda olduğu ifade edilmiş ise de gösterilmesi gereken özenin derecesi ile ilgili herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.</p>

<p>2. 6098 sayılı Kanun'un "İşçinin sorumluluğu" kenar başlıklı 400 üncü maddesine göre işçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve niteliklerinin göz önünde tutulacağı ifade edilmiştir. Bu hükme göre işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde işin niteliğinin yanında işçinin gerek subjektif gerekse objektif özelliklerinin önemli bir rol oynayacağı tartışmasızdır.</p>

<p>3. Banka çalışanının, bankacılık hizmetlerini yerine getirme şeklindeki îfa borcunun yanında, çalışması ve davranışları ile Bankanın itibar kaybına sebebiyet vermeme, Banka mevzuatına ve uygulamalarına aykırı davranmama borcu da vardır. Bu kapsamda Bankada iş sözleşmesi ile çalışan ve güven unsurunun son derece önemli olduğu bankacılık faaliyetlerinde görev alan işçinin, görevlerini yerine getirirken yürürlükteki mevzuata uyması, doğruluk, güvenilirlik ve sosyal sorumluluk prensiplerine aykırı davranışlarda bulunmaması, Bankaya ait varlıkları ve kaynakları verimsiz ve amaç dışı kullanmaması, hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında üstlendikleri görevlerle ilgili olarak hesap verebilme sorumluluğu içinde olması gerekir.</p>

<p>4. Somut olayda davalılar tarafından, banka mevzuatı ve uygulamalarına aykırı olarak kredi kullandırılması nedeniyle davacı Bankanın zarara uğradığı iddia edilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava dışı ... Bir İnş. Tur. Nak. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.ne 23.11.2006 tarihli genel ticari kredi sözleşmesi kapsamında kredi kullandırılması işleminde teminat olarak üzerine ipotek tesis edilen taşınmaza ilişkin düzenlenen 15.11.2006 tarihli ekspertiz raporunda, taşınmazın mesken vasfında ve 120.000,00 TL satış değerinde olduğu tespiti yapılmış ise de söz konusu taşınmazın tapu kaydında dükkan vasfında ve çok daha düşük değere sahip olduğu dosya kapsamında sabittir. 15.11.2006 tarihli ekspertiz raporunu düzenleyenler arasında kredi komitesinde yer alan davalı servis yetkilisi ... da yer almaktadır. İpotek konusu taşınmazın tapu kayıt bilgilerinde dükkan vasfında olduğu açıkça yazılı olmasına rağmen söz konusu ekspertiz raporuna taşınmazın vasfının mesken olduğu yazılarak gerçeğe aykırı rapor düzenlenmiştir. Bu nedenle tahsis edilen kredide teminat açığına neden olunduğu ve Bankanın zarara uğradığı dosyada mevcut ticari kredi sözleşmesi, 27.02.2009 tarihli müfettiş soruşturma raporları, 06.11.2009 tarihli disiplin kurulu kararı ve icra takip dosyasından anlaşılmaktadır.</p>

<p>5. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre; davalı ...'ın iş sözleşmesine göre işin îfası sırasında kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediği, bankacılık mevzuatı ve davacı Bankanın Ekspertiz İşleri Uygulama Esaslarına aykırı davranarak kusurlu davranışı ile banka zararına sebebiyet verdiği, bu sebeple sorumluluğuna gidilmesi gerektiği açıktır. Davacı tarafın temyiz dilekçesindeki beyanları dikkate alındığında; davalı ... yönünden zarar miktarı 5.332,50 TL ile sınırlandırılmıştır. Buna göre anılan davalının dava konusu zararın 5.332,50 TL'sinden sorumlu olduğuna karar verilmesi dosya kapsamına uygun düşecektir. Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile bu davalı yönünden davanın tümden reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202314532-e-202320147-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="64334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şirketlerde Finans ve Muhasebe Personelinin Hukuki Statüsü ve Alınabilecek Tedbirler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sirketlerde-finans-ve-muhasebe-personelinin-hukuki-statusu-ve-alinabilecek-tedbirler-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sirketlerde-finans-ve-muhasebe-personelinin-hukuki-statusu-ve-alinabilecek-tedbirler-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticari hayatta şirketlerin faaliyetlerini sağlıklı biçimde sürdürebilmeleri ve rekabet güçlerini koruyabilmeleri, büyük ölçüde mali süreçlerin düzenli, şeffaf ve güvenilir şekilde yürütülmesine bağlıdır. Bu süreçlerin merkezinde bulunan finans ve muhasebe çalışanları; şirketin banka hesaplarından nakit akışına, mali kayıtlarından müşteri ve tedarikçi bilgilerine kadar birçok önemli veri ve işleme görevleri gereği erişebilmektedir. Bu erişim imkânı, finans ve muhasebe personelinin özen ve sadakat borcunu özellikle önemli hâle getirmektedir. Çalışanın yalnızca kendisine verilen işi yerine getirmesi değil; görevini yürütürken işverenin haklı menfaatlerini gözetmesi, şirketin malvarlığını ve ticari bilgilerini koruması ve kendisine tanınan yetkileri görev amacı doğrultusunda kullanması gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte finans veya muhasebe alanında çalışan bir personelin yaptığı her hata veya ihmalin doğrudan ağır hukuki sonuç doğurduğunu söylemek mümkün değildir. Çalışanın sorumluluğu değerlendirilirken görev ve yetkilerinin kapsamı, mesleki bilgi ve tecrübesi, kusurunun derecesi ve meydana gelen zararla davranışı arasındaki bağlantı birlikte ele alınmalıdır. Nitekim TBK m. 400 kapsamında işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde de işin niteliği ile çalışanın bilgi, yetenek ve nitelikleri önem taşımaktadır. Öte yandan şirket varlıklarının kişisel amaçlarla kullanılması, güvenin kötüye kullanılması veya ticari ve mali bilgilerin yetkisiz kişilerle paylaşılması gibi daha ağır ihlaller, somut olayın özelliklerine göre tazminat sorumluluğunun yanı sıra 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II kapsamında haklı nedenle fesih sonucunu da doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle finans ve muhasebe personelinden kaynaklanabilecek hukuki risklerin yalnızca bir uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra değerlendirilmesi yeterli değildir. İşe alımdan başlayarak görev ve yetkilerin açıkça belirlenmesi, gerekli gizlilik ve denetim mekanizmalarının kurulması ve olası uyuşmazlıklarda kullanılabilecek kayıtların düzenli şekilde tutulması hem işveren hem de çalışan açısından daha güvenli bir çalışma düzeninin oluşturulmasına katkı sağlayacaktır..</p>

<p>• <strong>İşe Alım Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Hukuki Hususlar </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Finans ve muhasebe personeli; şirketin banka hesaplarına, ödeme süreçlerine, mali tablolarına, ticari kayıtlarına ve kimi zaman doğrudan nakit varlıklarına erişebilen çalışanlardır. Bu nedenle bu pozisyonlarda yapılacak bir işe alım, yalnızca doğru personelin seçilmesi değil, aynı zamanda şirketin mali güvenliğinin korunması açısından da önem taşır.</p>

<p>Bu noktada ilk adım, adayın mesleki yeterliliğinin ve geçmiş iş tecrübesinin doğru şekilde değerlendirilmesidir. Özellikle para transferi, banka işlemleri, kasa yönetimi veya şirketin mali kayıtları üzerinde yetki kullanacak personel bakımından referans kontrolü yapılması, ileride ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak işverenin aday hakkında araştırma yapma imkânı sınırsız değildir. Referans araştırmaları, adli sicil kaydı talepleri ve aday hakkında elde edilecek diğer kişisel veriler bakımından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerinin gözetilmesi gerekir. Adaydan yalnızca işe alım amacıyla bağlantılı ve gerekli bilgilerin talep edilmesi; kişisel verilerin hangi amaçla işlendiğinin açıkça ortaya konulması ve somut durumun gerektirdiği hâllerde gerekli hukuki şartların sağlanması önemlidir.</p>

<p>İşe alım tamamlandıktan sonra ise taraflar arasındaki ilişkinin sınırları mümkün olduğunca baştan belirlenmelidir. Özellikle finans ve muhasebe çalışanlarında yalnızca genel hükümler içeren standart bir iş sözleşmesiyle yetinilmesi, ileride “Bu işlem benim görevim değildi” veya “Bu konuda yetkim bulunmuyordu” şeklinde uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle çalışanın; görev ve sorumluluklarının, banka ve ödeme işlemlerindeki yetki sınırlarının, fatura onay ve kontrol süreçlerinin, kasa ve nakit yönetimine ilişkin sorumluluklarının, raporlama yükümlülüğünün ve kime karşı sorumlu olduğunun açık şekilde belirlenmesi faydalı olacaktır. Görev tanımının ayrıca hazırlanarak iş sözleşmesinin eki hâline getirilmesi ve çalışana tebliğ edilmesi, hem çalışanın sorumluluk alanını belirginleştirir hem de ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda önemli bir ispat aracı oluşturabilir.</p>

<p>İşveren açısından bir diğer koruyucu araç ise deneme süresidir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 15. maddesi uyarınca taraflar iş sözleşmesine kural olarak en fazla iki aylık deneme süresi koyabilir; bu süre toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir. Finans ve muhasebe gibi güven ilişkisinin özellikle önem taşıdığı görevlerde deneme süresi, çalışanın yalnızca mesleki yeterliliğinin değil, iş disiplinine ve şirket prosedürlerine uyumunun da değerlendirilmesine imkân sağlar. Nitekim Yargıtay uygulamasında da çalışanın görev alanının ve sorumluluğunun belirlenmesinde görev tanımı ve organizasyon yapısı önem taşımaktadır. Bu nedenle finans ve muhasebe personelinin yetkilerinin sözlü veya teamüle dayalı biçimde bırakılması yerine, yazılı ve denetlenebilir bir sistem kurulması hem çalışan hem de işveren bakımından daha güvenli bir hukuki zemin oluşturacaktır.</p>

<p>• <strong>Usuli Sonuçlar ve Dava Stratejisine Etkiler</strong></p>

<p>Finans ve muhasebe personelinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, maddi hukukun yanında ispat ve delillendirme süreci de büyük önem taşımaktadır. İşverenin çalışanın hatalı veya hukuka aykırı bir davranışını tespit etmiş olması, tek başına açılacak bir davanın kazanılacağı veya gerçekleştirilen feshin hukuka uygun kabul edileceği anlamına gelmez. İddia edilen davranışın, çalışanın kusurunun ve meydana gelen zararın somut delillerle ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Finans veya muhasebe çalışanının sadakat borcuna aykırı davrandığı, işverenin güvenini kötüye kullandığı veya şirketi zarara uğrattığı gerekçesiyle 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II kapsamında haklı nedenle fesih yapılması hâlinde, feshe dayanak oluşturan olayların ispatı büyük önem taşır.</p>

<p>Örneğin çalışanın bir ödemeyi yanlış hesaba göndermesi veya bir beyannamenin süresini kaçırması tek başına her durumda haklı fesih için yeterli olmayabilir. Çalışanın görev tanımı, hatanın nasıl gerçekleştiği, kusurun ağırlığı, olayın tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve güven ilişkisine etkisi birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle işverenin uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra delil toplamaya çalışması yerine, iş ilişkisinin başından itibaren ispat edilebilir bir organizasyon yapısı kurması daha sağlıklı olacaktır. Yazılı görev tanımları, yetki matrisleri, ödeme onay kayıtları, kurumsal e-postalar, banka işlem kayıtları ve şirket içi denetim raporları olası bir uyuşmazlıkta önemli deliller hâline gelebilir.</p>

<p>Çalışanın kusurlu davranışı sonucunda şirketin maddi zarara uğraması hâlinde TBK m. 400 kapsamında çalışanın sorumluluğu gündeme gelebilir. Ancak şirketin zarar görmesi, zararın otomatik olarak çalışandan tahsil edilebileceği anlamına gelmez. Öncelikle gerçek bir zararın meydana geldiğinin, bu zararın çalışanın kusurlu davranışından kaynaklandığının ve zarar ile davranış arasında uygun nedensellik bağının bulunduğunun ortaya konulması gerekir. Özellikle muhasebe ve finans işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi önem kazanabilir. Bir vergi cezasının gerçekten çalışanın ağır ihmalinden mi, şirket içerisindeki organizasyon eksikliğinden mi veya başka bir nedenden mi kaynaklandığının teknik olarak değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202314532-e-202320147-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2023/14532, K. 2023/20147, T. 20.12.2023 </strong>sayılı kararı</a>nda da TBK m. 400 kapsamında işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde işin niteliğinin yanında çalışanın eğitim, uzmanlık, yetenek ve diğer özelliklerinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle bir tazminat talebinde yalnızca “çalışan hata yaptı ve şirket zarar gördü” şeklinde bir bağlantı kurulması yeterli değildir. Çalışanın hangi yükümlülüğü ihlal ettiği ve bu ihlalin hangi zararı meydana getirdiği somutlaştırılmalıdır.</p>

<p>Finans ve muhasebe çalışanlarının şirketin en hassas ticari ve mali bilgilerine erişebilmeleri nedeniyle, gizlilik yükümlülüğünün yalnızca genel iş sözleşmesi hükümlerine bırakılmaması faydalı olacaktır. İş sözleşmesinin eki veya bağımsız bir Gizlilik Sözleşmesi ile hangi bilgilerin gizli olduğu, bu bilgilerin hangi amaçlarla kullanılabileceği, şirket dışına çıkarılmasının veya kişisel cihazlara aktarılmasının yasak olup olmadığı ve iş ilişkisinin sona ermesinden sonra hangi yükümlülüklerin devam edeceği açık şekilde düzenlenebilir. Bu düzenlemeler yalnızca çalışan üzerinde caydırıcılık sağlamaz. Olası bir uyuşmazlıkta çalışanın hangi bilgilerin gizli olduğunu bildiğinin ve bu konuda açık şekilde bilgilendirildiğinin ortaya konulmasına da yardımcı olur. Gizlilik veya sır saklama yükümlülüğünün ihlali hâlinde sözleşmede cezai şart öngörülmesi de uygulamada sık kullanılan yöntemlerden biridir. Ancak cezai şartın belirlenmesinde yalnızca yüksek bir tutar belirleyerek caydırıcılık sağlanmaya çalışılması doğru bir yaklaşım değildir. Cezai şartın sözleşmenin niteliği, çalışanın ücreti, ihlalin oluşturabileceği zarar ve somut olayın koşullarıyla ölçülü olması önem taşır. Aksi hâlde uyuşmazlık durumunda cezai şartın hâkim tarafından indirilmesi gündeme gelebilir. Dolayısıyla amaç, uygulanması güç derecede ağır bir yaptırım oluşturmak değil; hukuken savunulabilir ve aynı zamanda çalışan açısından caydırıcı bir sözleşme sistemi kurmaktır.</p>

<p>Finans departmanlarında ortaya çıkan birçok uyuşmazlık aslında hukuki süreç başlamadan önce doğru bir yetkilendirme sistemiyle önlenebilir. Özellikle yüksek tutarlı banka işlemlerinde tek bir çalışanın işlemi başlatması, onaylaması ve sonuçlandırması şirket açısından önemli bir risk oluşturabilir. Bu nedenle işlem tutarına göre yetki limitlerinin belirlenmesi ve belirli tutarın üzerindeki işlemlerde ikinci bir yönetici veya yetkilinin onayının aranması düşünülebilir. Benzer şekilde ödeme talimatının hazırlanması, kontrol edilmesi ve banka üzerinden onaylanması mümkün olduğunca farklı kişiler veya yetki seviyeleri arasında paylaştırılabilir. Bu sistemler yalnızca suistimali önlemeye yönelik değildir. İnsan hatasının erken aşamada tespit edilmesine de imkân sağlar.</p>

<p>Şirketin denetim mekanizmalarının yetersiz olması, çalışanın kasıtlı veya kusurlu davranışını her durumda ortadan kaldırmaz. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202310193-e-202315686-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2023/10193, K. 2023/15686, T. 23.10.2023 </strong>sayılı kararı</a>nda, zimmet suçundan kaynaklanan zarar bakımından işverenin gözetim ve denetim sorumluluğu gerekçe gösterilerek işverene %25 ortak kusur yüklenmesi isabetli bulunmamış ve somut olayın özellikleri çerçevesinde zararın tamamından çalışanın sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte bu karar, şirketlerin denetim sistemlerinden vazgeçebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Etkin bir denetim mekanizması öncelikle zararın meydana gelmesini engellemek için gereklidir. Ayrıca uyuşmazlık hâlinde hangi işlemin kim tarafından ve hangi yetki kapsamında gerçekleştirildiğinin ortaya konulmasını kolaylaştırır.</p>

<p>Şirketin banka hesaplarını yöneten, doğrudan nakit işlemleri gerçekleştiren veya fiziksel kasa sorumluluğu bulunan çalışanlar bakımından şirketin karşılaşabileceği mali risklere karşı ek güvence yöntemleri de değerlendirilebilir.</p>

<p>Somut görevin niteliğine göre, hukuki geçerlilik şartları ve yasal sınırlamalar gözetilmek kaydıyla kefalet alınması veya uygun mesleki sorumluluk/sadakat sigortası ürünlerinden yararlanılması gündeme gelebilir. Ancak bu yöntemler, görev tanımı ve iç kontrol mekanizmalarının alternatifi olarak görülmemelidir. Asıl amaç zararın ortaya çıkmasını önlemek; sigorta veya diğer güvence yöntemleri ise önlenemeyen risklerin mali sonuçlarını sınırlandırmak olmalıdır.</p>

<p>Finans ve muhasebe personeliyle ilgili uyuşmazlıklarda şirketler açısından en önemli tedbirlerden biri, işlem geçmişinin sonradan denetlenebilir olmasıdır. Kimin hangi tarihte hangi ödemeyi hazırladığı, işlemi kimin onayladığı, çalışanın hangi banka hesaplarında hangi yetkilere sahip olduğu ve görev değişikliklerinde bu yetkilerin ne zaman kaldırıldığı kayıt altına alınmalıdır. Özellikle personelin işten ayrılması hâlinde kurumsal sistemlere erişimin kapatılması, banka yetkilerinin kaldırılması, şirkete ait cihaz ve belgelerin teslim alınması ve gerekli devir-teslim tutanaklarının hazırlanması ihmal edilmemelidir. Bu tür kayıtlar yalnızca güvenlik tedbiri değildir. Olası bir fesih veya tazminat davasında olayın ispatını sağlayabilecek delil altyapısının önemli bir bölümünü oluşturur.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> finans ve muhasebe personelinden kaynaklanabilecek hukuki risklere karşı en etkili yöntem, uyuşmazlık meydana geldikten sonra dava açmak değil; iş ilişkisinin başlangıcından itibaren görev, yetki, denetim ve delil sistemini doğru şekilde kurmaktır. Açık görev tanımları, ölçülü yetkilendirme, çift kontrol mekanizmaları, gizlilik düzenlemeleri ve düzenli iç denetim birlikte uygulandığında hem mali kayıp riski azalacak hem de olası bir hukuki uyuşmazlıkta şirketin ispat gücü önemli ölçüde artacaktır.</p>

<p><strong>Av. Ömer ÇEBİ</strong></p>

<p><strong>Ömer KORAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sirketlerde-finans-ve-muhasebe-personelinin-hukuki-statusu-ve-alinabilecek-tedbirler-2</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="57401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OTEL KİRALAMALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/otel-kiralamalarinin-hukuki-niteligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/otel-kiralamalarinin-hukuki-niteligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>OTEL KİRALAMALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p><strong>Ürün Kirası mı, Konut ve Çatılı İşyeri Kirası mı?</strong></p>

<p><strong>I. </strong><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Son yıllarda artan enflasyon, taşınmaz değerlerindeki hızlı yükseliş ve ticari kiralarda kira bedellerinin ciddi seviyelere ulaşması, kira hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları daha da görünür kılmıştır. Bu süreçte, kira sözleşmelerinin hukuki niteliğinin doğru tespiti, yalnızca teorik bir sınıflandırma meselesi olmaktan çıkmış; doğrudan ekonomik sonuçlar doğuran, tarafların menfaat dengesini belirleyen kritik bir unsur haline gelmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda otel kiralamaları, taşıdıkları yüksek ekonomik değer, ciddi işletme riski ve yüksek getiri potansiyeli nedeniyle, sözleşme türünün doğru belirlenmesini özellikle gerekli kılmaktadır. Zira otel kiralamasının ürün kirası mı yoksa konut ve çatılı işyeri kirası mı olduğunun tespiti farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, otel kiralamalarında hukuki nitelik tespiti oldukça önemlidir. Bu yazımda, otel kiralamalarının hukuki niteliğini tespitini ve bu tespitin sonuçlarını inceleyeceğim.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>ÜRÜN KİRASI KAVRAMI ve OTEL KİRALAMALARINDA HUKUKİ NİTELİĞİN TESPİTİ</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nda ürün (hasılat) kirası, kiraya verenin, ürün veren bir malın, işletmenin veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinden yararlanılmasını belirli bir bedel karşılığında kiracıya bırakmayı üstlendiği kira türü olarak düzenlenmiştir. Bu tanım çerçevesinde ürün kirasının ayırt edici unsuru, kiralananın yalnızca kullanılmasının değil, ürün ve gelir elde etme fonksiyonunun da kiracıya devredilmiş olmasıdır.</p>

<p>Otel işletmeleri, ekonomik fonksiyonları itibariyle yüksek getiri potansiyeline sahip, gelir üretmeye odaklı ticari faaliyet alanlarıdır. Bu yönüyle ilk bakışta ürün kirası tanımı ile büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak uygulamada, Yargıtay, ürün kirasının varlığının tespitinde, kanuni tanımın ötesine geçen <strong>tamamlayıcı bir değerlendirme yöntemi benimsemekte</strong> ve özellikle <strong>işletme ruhsatı ile birlikte kiralama olgusuna</strong> belirleyici önem atfetmektedir. Bu yaklaşım, otel kiralamaları bakımından da uygulanmakta; sözleşmenin hukuki niteliği belirlenirken, kiralananın yalnızca demirbaşlarıyla birlikte teslim edilmesi yeterli görülmemekte, <strong>işyeri açma ve çalışma ruhsatının da sözleşme kapsamında nasıl düzenlendiği</strong> dikkate alınmaktadır.</p>

<p><i>“…sözleşmede kiralanan alanın 1.235.000 m² Ankapark alanı ile 926.929,49 m² hayvanat bahçesi alanı olduğunun belirtildiği ve bilirkişi raporları ve ekli krokilerde de bu alanın çok büyük kısmının çatısız olduğunun belirtilmesi nedeniyle kiralanan alanın baskın vasfının açık alan ve dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) genel hükümlere tabi taşınmaz kira sözleşmesi kapsamında olduğunun anlaşıldığını, <strong>her ne kadar Mahkemece sözleşmenin ürün kirası niteliğinde olduğu kabul edilmiş ise de, anılan sözleşmede ruhsatların davacı kiracı tarafından alınacağı ve kiralananın ruhsatı ile kiralanamadığı anlaşıldığından yerleşik Yargıtay uygulamasına göre sözleşmenin ürün kirası niteliğinde olduğunun kabulünün doğru olmadığı,..”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></strong></i></p>

<p><i>“Somut olayda, takibe dayanak 01.01.2022 tarihli adi yazılı kira sözleşmesinin tetkikinde<strong>; dava konusu mecur otel ve restoran olarak kullanılması amacıyla tüm demirbaşları ile davalıya kiralanmışsa da otelin mefruşat ve demirbaş ile birlikte kiralanması sözleşmeyi hasılat kirası olarak nitelendirmek için yeterli olmayıp, kiralananın işletme ruhsatıyla birlikte işletme hakkının devredilmiş olması gerekmektedir</strong>.“<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a></i></p>

<p><i>“Borçlar Kanunu'nun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen hasılat kirasından söz edilebilmesi için hasılat getiren bir taşınır ya da taşınmaz mal, ticari işletme ya da hakkın kira ilişkisinin konusunu oluşturması, <strong>burasının demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiraya verilmesi gerekir</strong>. <strong>Temyiz aşamasında dosyaya ibraz edilen iş yeri açma ruhsatı ve işletme izin belgesi davalı kiracı adına olduğu anlaşılmaktadır.</strong> Buna göre kira sözleşmesi Borçlar Kanunun adi kira <u>(Kararın verildiği tarihte konut ve çatılı işyeri kira hükümleri henüz yoktu.)</u> hükümlerine tabi olup aynı Yasanın 260. maddesi gereğince 30 günlük ödeme süresi verilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle işin esasının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken deliller yanlış değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></i></p>

<p><i>“Sözleşmenin özel şartlar bölümü 1. maddesinde bu yerlerle ilgili her türlü işletme hakkının sözleşme tarihinden itibaren ve kullanma ruhsatının alınmasının kiracı tarafından eksiksiz tamamlanacağı, sözleşmenin özel şartlar 8 / h maddesinde şirketin her türlü işletme iznini alacağı, sözleşmenin özel şartlar 10. maddesinde de kira şartnamesinin ve demirbaş eşya teslim tutanağının sözleşmenin ayrılmaz bir mütemmim cüzü olduğu kararlaştırılmıştır. Bu şartlar geçerli olup tarafları bağlar. Borçlar Kanunu’nun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen hasılat kirasından söz edilebilmesi için hasılat getiren bir taşınır ya da taşınmaz mal, ticari işletme ya da hakkın kira ilişkisinin konusu oluşturması, burasının demirbaşları ve <strong>işletme ruhsatı ile birlikte kiraya verilmesi gerekir</strong>. Oysa taraflar arasında düzenlenen sözleşmede davacıya ait tesislerin demirbaşları ile birlikte otel olarak kullanılması için davalı borçluya kiraya verildiği ve işletme ruhsatı alma yükümlülüğünün davalı borçluya ait olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Kirazlı Belediye Başkanlığı’nca da işyeri açma ve çalışma ruhsatı 29.12.2006 tarihinde davalı borçlu adına düzenlenmiştir. <strong>Hasılat getiren bir yerin demirbaşları ile kiraya verilmesi tek başına ortada hasılat kirası ilişkisi olduğunu göstermez. Kiralananın işletme ruhsatı ile birlikte kiralanması da söz konusu olmalıdır.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong>[4]</strong></a></strong></i></p>

<p><i>“Musakkaf (çatılı) nitelikte olan kiralananın Borçlar Kanunu’nun hasılat kirası hükümlerine tabi olabilmesi için <strong>işletme ruhsatıyla birlikte kiraya verilmesi gerekir. Dosyaya ibraz edilen işyeri açma ruhsatı ve konaklama tesisi işletme izin belgesi davalı kiracı adına olduğu anlaşılmaktadır</strong>. Buna göre kira sözleşmesi Borçlar Kanunu’nun adi kira <u>(Kararın verildiği tarihte konut ve çatılı işyeri kira hükümleri henüz yoktu.)</u> hükümlerine tabidir.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><strong>[5]</strong></a></i></p>

<p><i>“<strong>Kiralananın Borçlar Kanunu’nun hasılat kirası hükümlerine tabi olabilmesi için işletme ruhsatnamesi ile kiraya verilmesi gerekir.</strong> Kiralananın kullanım şeklinin <strong>otel olarak gösterilmiş olması tek başına kira ilişkisinin hasılat kirası olduğunu göstermez</strong>. Dosyada taşınmazın işletme ruhsatı ile kiralandığına dair herhangi bir beyan ve iddia bulunmamaktadır. Bu durumda işletme ruhsatının kimin adına olduğu araştırılmaksızın kiralananın turistik tesis olarak işletilmek üzere kiralandığı gerekçesiyle hasılat kirası hükümlerinin uygulanması doğru değildir.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><strong>[6]</strong></a></i></p>

<p>Bu çerçevede Yargıtay, bir otel kiralamasının ürün kirası sayılabilmesi için yalnızca taşınmazın otel olarak kullanılmasının veya demirbaşlarıyla birlikte teslim edilmesinin yeterli olmadığını; ayrıca işletmeye ilişkin <strong>işyeri açma ve çalışma ruhsatının da kiraya veren tarafından kiracıya devredilmiş olmasını</strong> aramıştır. Bu yaklaşım, çok sayıda kararda açık biçimde ortaya konulmuştur. Kiracının iş yeri açma ve çalışma ruhsatını kendi adına alması halinde bu sözleşmenin ürün kirası olarak nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır. Bu nitelik belirleme sonuçlarına bir sonraki başlıkta değineceğim.</p>

<p>Bazı faaliyet alanlarında, işletme ruhsatının veya işletme izninin devri, ilgili özel mevzuat hükümleri gereği <strong>hukuken mümkün değildir.</strong> Bu tür durumlarda, kira sözleşmesinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde, işletme ruhsatının devrini esas alan klasik yaklaşımın aynen uygulanması, sözleşmenin gerçek ekonomik içeriğiyle bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Bu noktada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, ruhsat devrinin mevzuat gereği yasak olduğu bir somut uyuşmazlıkta, kira sözleşmesinin hukuki niteliğini belirlerken <strong>farklı bir değerlendirme yöntemi benimsemiş</strong> ve konuyu, ruhsat devrinden bağımsız olarak, doğrudan ürün kirasının kanuni unsurları çerçevesinde ele almıştır.</p>

<p><i>“Kira sözleşmesinin, ürün kirasına ilişkin hükümlere tabi olabilmesi için kiralananın işletme ruhsatıyla birlikte işletme hakkının devredilmiş olması gerektiği hususu, kanuni bir düzenleme olmayıp Yargıtay içtihatları ile getirilmiş bir uygulamadır. Bu suretle de, bu hususta her somut uyuşmazlığın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerekir. …. Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik’in 12. maddesinin altıncı fıkrası gereğince, kısmi işletme izni belgesi veya işletme izni belgesi, tesis işletmecisi dışında başkaları tarafından kullanılamaz ve devredilemez. … Bu durumda kira sözleşmesinin niteliğinin tayininde işletme belgesinin devrinin bir kriter olmayacağının kabulü gerekir. … Takip dayanağı kira sözleşmesinin incelenmesinden; kiralananın hasılat getiren bir tesis olduğu, demirbaşlarıyla birlikte kiralandığı, kira bedelinin sabit bedel ile hasılat payı olarak belirlendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde tarafların iradelerinin hasılat kirasına ilişkin olduğunun kabulü gerekir.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a></i></p>

<p><strong>III. </strong><strong>HUKUKİ NİTELİK TESPİTİNİN SONUÇLARI</strong></p>

<p>Otel kiralamasının ürün kirası mı yoksa konut ve çatılı işyeri kirası mı olduğunun tespiti, yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp; temerrüt, tahliye, kira artışı, sözleşmenin uzaması ve sözleşme serbestisi bakımından tamamen farklı bir hukuki rejimin uygulanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle sözleşmenin hukuki niteliği, uyuşmazlıkların sonucunu çoğu zaman doğrudan belirleyen kilit faktör haline gelmektedir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Temerrüt Halinde Ödeme Süresi: TBK m. 315 – 30 Gün / 60 Gün Ayrımı</strong></p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının temerrüdü halinde kiraya veren tarafından gönderilecek ihtarda <strong>en az otuz günlük ödeme süresi verilmesi zorunludur</strong> (TBK m. 315/1). Bu süre kamu düzenine ilişkindir ve daha kısa bir süre öngörülmesi halinde tahliye talebi hukuki sonuç doğurmaz.</p>

<p>Buna karşılık ürün kiralarında, temerrüt nedeniyle fesih ve tahliye için <strong>en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi zorunludur</strong> (TBK m. 362/2). Bu düzenleme, ürün kirasının ekonomik yapısı ve işletme faaliyetinin sürekliliği dikkate alınarak, kiracının korunması amacıyla getirilmiş özel bir güvencedir.</p>

<p>Dolayısıyla otel kiralamasının hukuki niteliği, temerrüt halinde 30 günlük mi yoksa 60 günlük mi süre verileceğini doğrudan belirlemektedir. Yanlış nitelendirme yapılması halinde, tahliye süreci daha baştan usul yönünden sakatlanmakta ve davanın reddi sonucunu doğurabilmektedir. Bu yönüyle sözleşmenin niteliği, icra ve tahliye süreçlerinde belirleyici bir eşik oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Sözleşmenin Uzaması: TBK m. 347 – 10 Yıllık Uzama Rejimi ve Ürün Kirasındaki Farklılık</strong></p>

<p>Otel kiralamalarında sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesinin en kritik sonuçlarından biri, sözleşmenin süresinin sona ermesi ve uzama rejimi bakımından ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, konut ve çatılı işyeri kiralarına özgü TBK m. 347’de öngörülen on yıllık uzama rejimi ile ürün kiralarına ilişkin TBK m. 367–368 hükümleri arasında köklü ve yapısal bir farklılık bulunmaktadır.</p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında, belirli süreli sözleşmeler, sürenin bitiminde kiracı tarafından feshedilmedikçe <strong>aynı koşullarla birer yıl uzamakta</strong> ve bu uzama süresi toplamda <strong>on yıla kadar ulaşmaktadır. </strong>Özellikle yüksek ekonomik değere sahip otel işletmeleri bakımından, TBK m. 347’de öngörülen bu uzama rejimi, sözleşme süresini fiilen 10–20 yıla kadar uzatabilen, öngörülemez ve ağır sonuçlar yaratmaktadır.</p>

<p>Ürün kiralarında ise, sözleşmenin sona ermesi ve uzaması, tamamen farklı bir sistematiğe tabidir. TBK m. 367 uyarınca, <strong>belirli süreli ürün kirası sözleşmesi, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.</strong> Bu yönüyle ürün kirasında, konut ve çatılı işyeri kiralarında olduğu gibi otomatik ve uzun süreli bir uzama rejimi öngörülmemiştir.</p>

<p>Kanun koyucu, yalnızca tarafların <strong>örtülü biçimde sözleşmeyi sürdürmeleri hâlinde</strong>, aksi kararlaştırılmadıkça sözleşmenin <strong>birer yıl için yenilenmiş sayılacağını</strong> kabul etmiştir. Ancak bu yenilenme, TBK m. 347’deki gibi zorunlu ve uzun vadeli bir koruma rejimi değil; taraf iradesine dayalı, daha esnek ve sınırlı bir yenilenme mekanizmasıdır. Ayrıca yenilenen sözleşme, <strong>yasal bildirim süresine uyularak her kira yılının sonunda feshedilebilir.</strong></p>

<p>Bu düzenleme, ürün kiralarında, taraflara <strong>sözleşme süresi üzerinde çok daha geniş bir tasarruf alanı</strong> tanımakta; özellikle kiraya veren bakımından, sözleşme ilişkisinin makul süreler içinde sona erdirilebilmesine imkân sağlamaktadır.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Kira Artış Rejimi: 12 Aylık TÜFE Ortalaması, Sözleşme Serbestisi Ayrımı</strong></p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında kira artışı, TBK m. 344/1 uyarınca <strong>TÜFE on iki aylık ortalaması sınırıyla </strong>sıkı şekilde sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama, ilerleyen dönemlerdeki kira bedelinin serbestçe belirlenmesini engelleyen, kiracı lehine <strong>emredici bir düzenlemedir.</strong></p>

<p>Buna karşılık ürün kiralarında kira artışına ilişkin böyle bir üst sınır öngörülmemiştir. Taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde, kira artış oranını serbestçe belirleyebilir; kira bedelini <strong>ciro, hasılat payı veya karma modeller</strong> üzerinden düzenleyebilir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Kira Bedeli Tespiti Davası Bakımından Ayrımın Önemi (TBK m. 344/3)</strong></p>

<p>Sözleşmenin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, yalnızca kira artış oranı ve uzama rejimi bakımından değil, <strong>kira bedelinin tespiti davası açılıp açılamayacağı</strong> yönünden de hayati sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim TBK m. 344/3 hükmü uyarınca, kira bedelinin tespiti davası, yalnızca <strong>konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından</strong> öngörülmüş bir hukuki imkândır. Bu düzenleme, ürün kiraları açısından uygulanma alanı bulmamaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede, otel kiralamasının ürün kirası kapsamında değerlendirilmesi hâlinde, kiraya verenin <strong>kira bedelinin piyasa koşullarına göre yeniden belirlenmesi amacıyla kira bedeli tespiti davası açma imkânı bulunmamaktadır.</strong> Buna karşılık sözleşmenin konut ve çatılı işyeri kirası sayılması durumunda, taraflar arasında kira bedeline ilişkin bir anlaşma bulunmaması veya mevcut kira bedelinin rayiç değerlerin gerisinde kalması hâlinde, kiraya verenin TBK m. 344/3 uyarınca kira bedelinin tespiti davası açması mümkün olabilmektedir.</p>

<p><strong>5.</strong> <strong>Kiracı Aleyhine Düzenleme Yasağı (TBK m. 346) ve Ürün Kirasındaki Sözleşme Serbestisi</strong></p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının korunması amacıyla, kira sözleşmelerine kiracı aleyhine hüküm konulmasını sınırlayan emredici düzenlemeler getirilmiştir. Bu çerçevede TBK m. 346 uyarınca, kiracıdan kira bedeli ve yan giderler dışında herhangi bir ödeme talep edilemeyeceği gibi, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar da geçersizdir.</p>

<p>Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında, tarafların sözleşme serbestisini ciddi ölçüde sınırlandırmakta; özellikle kiracının ekonomik olarak zayıf konumda olduğu varsayımına dayalı güçlü bir koruma rejimi oluşturmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık ürün kiralarında, TBK m. 346 hükmü uygulanmaz. Ürün kirası, niteliği gereği ticari ve ekonomik risk içeren bir sözleşme türü olup, taraflar arasında daha geniş bir sözleşme serbestisi alanı tanınmıştır. Bu nedenle ürün kiralarında, kira bedelinin yanı sıra, işletmenin gerektirdiği bakım, onarım, yenileme, personel, vergi, sigorta, ruhsat, lisans ve yatırım giderlerinin kiracıya yüklenmesi mümkündür. Aynı şekilde, kira bedelinin ödenmemesi hâlinde ceza koşulu veya muacceliyet hükümlerine yer verilmesi de, kural olarak geçerlidir.</p>

<p><strong>6. </strong><strong>Tahliye Rejimi: Konut ve Çatılı İşyeri Tahliye Sebeplerinin Uygulanmaması</strong></p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin tahliye talep edebilmesi, genel hükümlere dayalı tahliye sebepleri yanı sıra TBK m. 350–352 arasında sınırlı sayıda sayılan sebeplerle mümkündür. Bu kapsamda; ihtiyaç nedeniyle tahliye, yeniden inşa ve imar sebebiyle tahliye, yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye, tahliye taahhüdüne dayalı tahliye, iki haklı ihtar nedeniyle tahliye gibi sebepler, yalnızca konut ve çatılı işyeri kiralarına özgü tahliye yollarıdır.</p>

<p>Buna karşılık ürün kiralarında, bu özel tahliye sebepleri uygulanmaz. Ürün kirasında tahliye, esas itibariyle sözleşmenin sona ermesi, fesih, temerrüt ve genel borca aykırılık hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>Bu durum, otel kiralamalarının hukuki niteliğinin yanlış belirlenmesi halinde, kiraya verenin elindeki tahliye araçlarının büyük ölçüde ortadan kalkmasına yol açabilmektedir. Özellikle ihtiyaç, tahliye taahhüdü veya iki haklı ihtar gibi yolların kullanılamaması, kiraya vereni uzun yıllar boyunca fiilen sözleşmeye mahkûm eden ağır sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p><strong>7. </strong><strong>Depozito (Güvence Bedeli) Bakımından Ayrımın Sonuçları</strong></p>

<p>Sözleşmenin konut ve çatılı işyeri kirası kapsamında değerlendirilmesi, güvence bedeli bakımından da önemli sınırlamalar doğurmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 342. maddesi uyarınca, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıdan talep edilebilecek güvence bedeli üç aylık kira bedelini aşamaz. Bu sınırlama emredici nitelikte olup, tarafların sözleşme ile daha yüksek bir güvence bedeli kararlaştırmaları mümkün değildir. Ayrıca aynı hüküm gereği güvence bedelinin para olarak kararlaştırılması hâlinde, bu tutarın kiracı adına bir bankaya yatırılması ve kiraya verenin ancak kiracının rızası veya kesinleşmiş mahkeme kararı ile bu bedel üzerinde tasarrufta bulunabilmesi öngörülmüştür.</p>

<p>Buna karşılık ürün kiralarında Türk Borçlar Kanunu’nun 342. maddesinde öngörülen bu sınırlama uygulanmaz. Dolayısıyla ürün kirası niteliğindeki sözleşmelerde taraflar, sözleşme serbestisi çerçevesinde güvence bedelinin miktarını serbestçe belirleyebilir ve üç kira bedelini aşan teminatlar kararlaştırabilirler. Bu nedenle otel kiralamalarının hukuki niteliğinin belirlenmesi, yalnızca kira artışı, tahliye ve sözleşmenin uzaması bakımından değil; güvence bedelinin kapsamı ve miktarı bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>SONUÇ VE UYGULAMAYA YÖNELİK DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Otel kiralamalarında sözleşmenin hukuki niteliğinin, ürün kirası mı yoksa konut ve çatılı işyeri kirası mı olduğunun tespiti; temerrüt, tahliye, kira artışı, kira tespiti, sözleşmenin uzaması ve sona ermesi bakımından tamamen farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu ayrım, yalnızca doktrinel bir sınıflandırma değil; doğrudan sözleşmenin ekonomik kaderini belirleyen, stratejik öneme sahip bir hukuki tercihtir.</p>

<p>Özellikle kiraya verenler bakımından, yüksek ekonomik değere sahip otel işletmelerinde <strong>uzun süreli sözleşmeler kurulurken, sözleşme süresi sonunda ilişkiyi sona erdirme imkânının korunması</strong>, büyük önem taşımaktadır. Bu amacın sağlanabilmesi için, sözleşmenin daha en baştan hangi kira rejimine tabi olacağının açık ve bilinçli biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Zira sözleşme kurulduktan ve uzun süre uygulandıktan sonra, ilişkinin ürün kirası niteliğinde olduğu iddiasının ileri sürülmesi, çoğu durumda hukuki ve fiilî güçlüklerle karşılaşmakta; hatta somut sözleşme hükümleri karşısında <strong>artık mümkün olmayabilmektedir.</strong></p>

<p>Bu nedenle otel kiralamalarında, sözleşme süresinin sona ermesi, uzama rejimi, kira artışı ve tahliye koşulları gibi hayati sonuçlar doğuran hukuki nitelik tespiti, <strong>sözleşme kurulurken yapılmalı</strong>; sözleşme hükümleri, bu tercihle uyumlu biçimde, açık, tutarlı ve tereddüde yer vermeyecek şekilde kaleme alınmalıdır. Aksi hâlde, tarafların başlangıçta öngörmediği şekilde, sözleşmenin TBK m. 347 kapsamındaki on yıllık uzama rejimine tâbi hale gelmesi ve kiraya verenin uzun yıllar boyunca sözleşmeye bağlı kalması kaçınılmaz olabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, otel kiralamalarında hukuki nitelik tespiti, uyuşmazlık çıktıktan sonra ileri sürülecek tali bir savunma aracı olarak değil; <strong>sözleşme kurulurken stratejik biçimde ele alınması gereken temel bir unsur</strong> olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-metincan-ucar" title="Av. Arb. Metincan UÇAR"><img alt="Av. Arb. Metincan UÇAR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/10/metincan-ucar.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-metincan-ucar" title="Av. Arb. Metincan UÇAR">Av. Arb. Metincan UÇAR</a></strong></h4>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 01.10.2024 Tarih, 2024/522 E., 2024/2723 K. sayılı içtihat.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 10.03.2025 T. 2025/726 E.,<strong> </strong>2025/2085 K. sayılı içtihat.<strong> </strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 23.06.2009 T., 2009/5978 E., 2009/6086 K. sayılı içtihat.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 01.06.2010 T., 2010/5140 E., 2010/6524 K. sayılı içtihat.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 28.05.2007 T., 2007/5485 E., 2007/6561 K. sayılı içtihat.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 27.05.2013 T., 2013/6912 E., 2013/9179 K. sayılı içtihat.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 07.11.2024 T., 2024/6219 E., 2024/9386 K. sayılı içtihat.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/otel-kiralamalarinin-hukuki-niteligi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/thaoissa.jpg" type="image/jpeg" length="79169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FAST limiti 300 bin liraya yükseltildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fast-limiti-300-bin-liraya-yukseltildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fast-limiti-300-bin-liraya-yukseltildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), FAST işlem tutar limitlerinin 26 Ağustos 2026'dan itibaren artırılacağını duyurdu. FAST işlem tutar limitleri, para transferleri ve Ödeme İste Katman Servisi üzerinden gerçekleştirilen ödemelerde 100.000 TL'den 300.000 TL'ye, FAST-TR Karekod kullanılarak gerçekleştirilen dinamik doğrulamalı iş yeri ödemelerinde ise 250.000 TL'den 300.000 TL'ye yükseltildi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), FAST işlem tutar limitlerinin 26 Ağustos 2026'dan itibaren artırılacağını duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">TCMB'den yapılan açıklamada "TCMB tarafından geliştirilen ve 8 Ocak 2021 tarihi itibarıyla kullanıma açılan yeni nesil anlık ödeme sistemi FAST (Fonların Anlık ve Sürekli Transferi), Türkiye’de ödemeler alanında yarattığı yenilikçi yaklaşım ve katman servisleri ile günün her saati güvenli, hızlı ve kolay bir şekilde ödeme yapılmasına olanak sağlamakta olup alışveriş işlemlerinde nakit ve kartlı ödeme yöntemlerine alternatif bir yöntem olarak hızla yaygınlaşmaktadır." denildi.</p>

<p dir="ltr">Kullanıcıların FAST sistemine gösterdikleri ilgi ve ödemeler ekosisteminin dinamik gereksinimlerinin göz önünde bulundurulduğu belirtilerek, 26 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla FAST işlem tutar limitlerinin, para transferleri ve Ödeme İste Katman Servisi üzerinden gerçekleştirilen ödemelerde 100.000 TL’den 300.000 TL’ye, FAST-TR Karekod kullanılarak gerçekleştirilen dinamik doğrulamalı iş yeri ödemelerinde ise 250.000 TL’den 300.000 TL’ye yükseltildiği açıklandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fast-limiti-300-bin-liraya-yukseltildi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/para-hesap.jpg" type="image/jpeg" length="26722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52469"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19293"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="17116"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="30326"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="67928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="35078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="24152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="94906"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="93100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="43984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="89756"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="59816"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
