<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 23:07:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAHKİM KARARLARINI İPTAL ETTİRECEK EZBER BOZAN MADDE: Sigortacılık Kanunu m. 30/24]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tahkim-kararlarini-iptal-ettirecek-ezber-bozan-madde-sigortacilik-kanunu-m-3024</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tahkim-kararlarini-iptal-ettirecek-ezber-bozan-madde-sigortacilik-kanunu-m-3024" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ülkemizde sigorta uyuşmazlıkları büyük oranda Sigorta Tahkim Komisyonu (STK) nezdinde çözülmekle birlikte; bu uyuşmazlıkların bir kısmı da tarafların iradesiyle TOBB Tahkim Merkezi, İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC), TBB Tahkim Merkezi gibi diğer kurumsal tahkim merkezlerinde veya ad hoc tahkimde çözülmektedir. Ancak, bu merkezlerce atanan ve ad hoc tahkim sürecinde taraflarca seçilen hakemlerin, 5684 sayılı Kanun’un m. 30/24 hükmünde aranan çok önemli şartları ve nitelikleri taşıması gerektiği hususu bilinmemektedir.</p>

<p>Bu çalışmada anılan emredici hükümle hakemlerde bulunması gereken nitelikler ve bu nitelikleri taşımayan hakemlerce verilen kararların hukuki sonuçları üzerinde durulacaktır. Ayrıca bu konuda ortaya çıkan sorunları önlemek için düzenleyici ve denetleyici kurumlara çözüm önerilerinde bulunulacaktır.</p>

<p><strong>1. Yasal Mevzuat ve Hakem Niteliklerine İlişkin Emredici Hükmün Kapsamı</strong></p>

<p>Sigortacılıkta tahkim kavramı hukukumuza ilk defa 03.06.2007 tarihinde kabul edilerek 14.06.2007 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi ile girmiştir.</p>

<p>5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun "Sigortacılıkta Tahkim" başlıklı 30. maddesinin 8. fıkrası aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:</p>

<p>(8) Sigorta hakemlerinin;</p>

<p>a) Malî güç dışında sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) En az dört yıllık yüksek okul mezunu olması,</p>

<p>c) Sigorta hukukunda en az beş yıl veya sigortacılıkta en az on yıl deneyimi olması,</p>

<p>gerekir. (Ek cümle: 13/6/2012-6327/58 md.) Müsteşarlık bu fıkra uyarınca aranacak deneyim ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütleri belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>Aynı Kanunun 30. maddesinin 24. fıkrası ise, Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde yapılacak tahkim için seçilecek hakemlerin de bu maddede sigorta hakemleri için aranılan nitelikleri taşıması gerektiğini öngörmüştür. Söz konusu hüküm, hiçbir istisna tanımaksızın, sigorta uyuşmazlıklarında görev yapacak tüm hakemlerin uzmanlık ve liyakat şartlarını emredici bir şekilde düzenlemiştir.</p>

<p>SK’nun 30. maddesinin 24. fıkrası, HMK hükümlerine nazaran özel hüküm niteliğindedir. Nitekim Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun, T. 19.6.2020, E. 2019/4 ve K. 2020/1 sayılı kararında bu konuda aşağıdaki ifadelere yer vermiştir:</p>

<p><i>“6100 sayılı HMK’nın “genel kanun”, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun ise “özel kanun” olduğu hususu hiçbir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak ölçüde açıktır. Bu şekilde bir özel düzenleme varken genel yollama kuralının uygulanması ise hukuk metodolojisi ile de bağdaşmayacaktır.”</i></p>

<p>“Özel hüküm genel hükümden önce uygulanır” ilkesi dikkate alındığında, bu özel hüküm ile hakemlerin niteliklerini genel olarak düzenleyen HMK hükümlerinin çelişmesi halinde, bu hükmün uygulanması gerektiği kuşkusuzdur. “Özel hüküm genel hükümden önce uygulanır” ilkesi, özel amaçlarla çıkarılan ve somut sorunlara özgün çözüm yollarını düzenleyen hükümlerin uygulamada öncelik taşıması gerekir (Bkz. Karasu, Rauf; Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, 2. Bası, Ankara 2015, s. 63; Bkz. Manavgat, Çağlar, Türk Ticaret Kanunu Tasarısının Sermaye Piyasasını Etkileyen Yönleri, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, C. II, Sa. 1, s. 527; Moroğlu, Erdoğan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı İle Yürürlük ve Uygulama Kanunu Tasarısı Taslağı, Değerlendirme ve Öneriler, 4. Bası, Ankara 2006, s. 146 vd).</p>

<p><strong>2. Diğer Kurumsal Tahkim Merkezlerinde ve Ad Hoc Tahkim Yargılamalarında Yapılan Hatalar</strong></p>

<p>Ülkemizde sigorta uyuşmazlıkları büyük oranda Sigorta Tahkim Komisyonu (STK) nezdinde çözülmekle birlikte; bu uyuşmazlıkların bir kısmı da tarafların iradesiyle TOBB Tahkim Merkezi, İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC), TBB Tahkim Merkezi gibi diğer kurumsal tahkim merkezlerinde veya ad hoc tahkimde çözülmektedir. Ancak, bu merkezlerde ve ad hoc tahkim sürecinde seçilen hakemlerin, 5684 sayılı Kanun’un m. 30/24 hükmünde aranan niteliklerini taşıyıp taşımadığı hususu çoğunlukla göz ardı edilmektedir. Grek kurumsal tahkim merkezlerinin sekretarya ve divanları gerekse Ad Hoc tahkim yoluna başvuran uyuşmazlık tarafları ve vekilleri, bu özel ve emredici düzenleme hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Bu bilgi eksikliği neticesinde, sigorta hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda kanunun aradığı nitelikleri taşımayan kişilerin hakem olarak atandığı müşahede edilmektedir.</p>

<p><strong>3. Usulsüz Hakem Seçiminin Hukuki Sonuçları </strong></p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 439. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca; hakemlerin seçiminde kanunda öngörülen usul ve niteliklere uyulmaması, doğrudan bir <strong>"Hakem Kararının İptali"</strong> sebebidir. Taraflar veya kanun, hakem için özel bazı şartlar ve nitelikler aramış ise, bu şart ve nitelikler "seçim usulünün" bir parçası kabul edilir. Sigorta hukuku gibi uzmanlık gerektiren ve kamu düzenini yakından ilgilendiren bir alanda seçilen hakemler kanunda aranan şartları taşımıyorsa, hakemler tarafından verilen kararlar iptal edilebilir.</p>

<p><strong>4. Çözüm Önerileri </strong></p>

<p>Yukarıda açıklanan hukuki risklerin, özellikle ileride doğabilecek iptal davalarının önüne geçilebilmesi, hak kayıplarının engellenmesi ve sigorta uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla çözümünde hukuki güvenliğin sağlanması açısından; her çeşit sigorta tahkim yargılamasında atanacak veya taraflarca seçilecek hakemlerin 5684 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta sigorta hakemleri için aranan nitelikleri (mesleki tecrübe, uzmanlık vb.) taşıyan uzman kişilerden seçilmesinin zorunlu olduğu hususunda farkındalığa ihtiyaç vardır.</p>

<p>Bu nedenle, SEDDK’nın sigortacılık alanında düzenleyici ve denetleyici rolü gereği, Adalet Bakanlığı ile işbirliği yaparak;</p>

<p>Sigorta uyuşmazlıklarının Sigorta Tahkim Komisyonu dışındaki kurumsal veya ad hoc tahkim yöntemleriyle çözülmesi halinde, atanacak ve seçilecek bütün hakemlerin mutlaka 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/24. maddesindeki yasal nitelikleri taşıması gerektiği hususunun; ülkemizde faaliyet gösteren tüm kurumsal tahkim merkezlerine (TOBB, TBB, ISTAC, İTO vb.) resmî bir yazı/genelge ile bildirmesi ve söz konusu emredici hüküm hakkında kamuoyunda, uygulayıcılarda ve tahkim merkezlerinde farkındalık oluşturulması adına gerekli bilgilendirme çalışmalarının yapılması büyük önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAGAZİN</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tahkim-kararlarini-iptal-ettirecek-ezber-bozan-madde-sigortacilik-kanunu-m-3024</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 22:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" type="image/jpeg" length="71302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ali Sözen vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ali-sozen-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ali-sozen-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu üyesi Avukat Ali Sözen (5015) 91 yaşında yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Nurettin Sözen’in ağabeyi, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat Ali Sözen, 91 yaşında yaşamını yitirdi.</p>

<p>Sözen için cenaze töreni, yarın (15 Temmuz) Ataköy 5. Kısım Camii’nde öğle namazının ardından düzenlenecek. Cenaze, Topkapı Eski Kozlu Aile Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözen’in ailesi ikindi namazının ardından saat 17.30’da aynı caminin yanındaki taziye evinde dua programı ve yemek ikramı yapılacağını duyurdu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ali-sozen-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ali-sozen.jpg" type="image/jpeg" length="90156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Hikmet Gürsoy vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-hikmet-gursoy-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-hikmet-gursoy-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Hikmet Gürsoy (5725) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. HİKMET GÜRSOY (5725) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>15.02.1973 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Hikmet GÜRSOY (5725) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 15.07.2026 Çarşamba günü Kırklareli Asilbeyli Köyü Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Asilbeyli Köyü Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/hikmet-gursoy.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-hikmet-gursoy-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/hikmet-gursoy-1.jpg" type="image/jpeg" length="69664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuka Aykırı Arama ve Ceza Yargılamasına Etkisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-arama-ve-ceza-yargilamasina-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-arama-ve-ceza-yargilamasina-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmak elbette önemlidir. Ancak maddi gerçeğe ulaşma amacı, hukuk devletinin temel güvencelerini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz. Çünkü ceza muhakemesi yalnızca suçun failini bulmaya yarayan teknik bir süreç değildir. Aynı zamanda bireyin temel hak ve özgürlüklerini devlet gücü karşısında koruyan anayasal bir güvence sistemidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu nedenle arama, elkoyma, yakalama, ifade alma gibi koruma tedbirleri kanunda öngörülen usule uygun şekilde uygulanmalıdır. Özellikle konutta, işyerinde veya kapalı alanlarda yapılan aramalar, kişinin özel hayatına ve konut dokunulmazlığına doğrudan temas eder. Bu alanlarda yapılan usul hataları, çoğu zaman yalnızca “şekli eksiklik” olarak görülemez. Bazı durumlarda hukuka aykırı arama, yargılamanın bütününü etkileyen ciddi bir adil yargılanma sorunu haline gelir.</p>

<p><strong>Hukuka Aykırı Arama Hangi Durumlarda Söz Konusu Olur?</strong></p>

<p>Hukuka aykırı arama, arama kararının veya arama emrinin kanuna aykırı olması ya da karar usulüne uygun olsa bile aramanın icrası sırasında kanuni güvencelere uyulmaması halinde gündeme gelir.</p>

<p>Örneğin arama kararında belirtilen yer dışında arama yapılması, arama kararının kapsamının aşılması, gecikmesinde sakınca bulunan hal şartı bulunmadığı halde hakim kararı olmadan arama yapılması, arama sırasında hazır bulunması gereken kişilerin bulundurulmaması veya arama tutanağının gerçeği yansıtmaması hukuka aykırılık tartışmasını doğurabilir.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 119. maddesi, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılabilmesi için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulmasını öngörmektedir. Bu düzenleme basit bir formalite değildir. Aramanın nasıl yapıldığını, sonradan delil yerleştirilip yerleştirilmediğini, arama sırasında kişilerin haklarına uyulup uyulmadığını denetlemeye yarayan önemli bir güvencedir.</p>

<p>Bu sebeple arama tanığı meselesi, yalnızca tutanağın altına imza attırılacak bir kişi bulundurma zorunluluğu olarak görülmemelidir. Arama tanığı, aramanın başından sonuna kadar aramanın icrasını gözlemleyebilecek konumda olmalıdır. Arama bittikten sonra çağrılan, arama mahalline hiç girmeyen veya yalnızca tutanağı imzalayan kişinin varlığı, kanunun aradığı güvenceyi sağlamaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201921704-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz Kararı</strong></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201921704-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz başvurusu</a>, hukuka aykırı aramanın ceza yargılamasına etkisini göstermesi bakımından oldukça önemlidir.</p>

<p>Başvuruya konu olayda uyuşturucu madde ticareti suçuna ilişkin bir soruşturma yürütülmüştür. Kolluk görevlileri tarafından yapılan araştırmada, başvurucuların ikametinde uyuşturucu madde bulunduğu ve satıldığı yönünde bilgi elde edildiği belirtilmiştir. Cumhuriyet savcılığından alınan yazılı emir sonrasında konutta ve eklentilerinde arama yapılmıştır.</p>

<p>Arama sonucunda uyuşturucu madde olduğu değerlendirilen maddeler ve hassas terazi ele geçirilmiştir. Başvurucular hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan dava açılmış, yargılama sonunda mahkumiyet kararı verilmiştir. Mahkumiyet hükmünde arama sonucunda elde edilen deliller, arama tutanağı, uzmanlık raporları, tanık beyanları ve sanıkların beyanları birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p>Ancak olayda kritik mesele, aramanın CMK’nın 119/4. maddesinde öngörülen arama tanığı güvencesine uygun şekilde yapılıp yapılmadığıdır. Dosyada mahalle muhtarının arama sırasında gerçekten hazır bulunup bulunmadığı tartışılmıştır. Muhtar, mahkemede verdiği ifadede ;”olay yerine arama bittikten sonra çağrıldığını, eve girmediğini, arama işlemine katılmadığını ve tutanağı polislere güvenerek imzaladığını” belirtmiştir.</p>

<p>Bu ifade, arama tutanağında yazılı olan hususlarla çelişmektedir. Tutanakta muhtarın aramada hazır bulunduğu izlenimi oluşurken, mahkeme huzurundaki beyanı arama sırasında fiilen bulunmadığını göstermektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi bu noktada arama tanığı bulundurulması zorunluluğunun amacına dikkat çekmiştir. Bu zorunluluk, arama işleminin güvenilirliğini sağlamak, arama sırasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları önlemek ve hukuka aykırı delil elde edilmesini engellemek için kabul edilmiştir. Dolayısıyla arama tanığının yalnızca tutanağı imzalaması yeterli değildir. Tanığın arama işlemi sırasında fiilen hazır olması gerekir.</p>

<p>Kararda, hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen arama sonucunda elde edilen delillerin mahkumiyette belirleyici şekilde kullanılmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Burada önemli olan husus şudur: Mahkeme, hukuka aykırılığı yalnızca aramanın teknik bir eksikliği olarak görmemiştir. Arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınmasını, yargılamanın adilliği bakımından değerlendirmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 2013/6183 no’lu Yaşar Yılmaz Başvurusu</a>nda</strong> da Mahkeme, bu yönde bir değerlendirme yapmıştır.</p>

<p>Bu yaklaşım, ceza yargılamasında oldukça önemlidir. Çünkü bazı uygulamalarda arama sırasında yapılan usul hataları “sonuca etkili değil” denilerek geçiştirilebilmektedir. Oysa arama, davanın ana delilini ortaya çıkaran işlem ise ve bu işlem hukuka aykırı yapılmışsa, artık yalnızca şekli bir eksiklikten söz edilemez. Bu durumda mahkumiyetin dayandığı delilin meşruiyeti tartışmalı hale gelir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013464-e-2015132-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.2015 tarihli, 2013/464 Esas ve 2015/132 Karar sayılı kararı</a>nda da bu husus açıkça vurgulanmıştır. Karara göre, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılan aramalarda CMK’nın 119/4. maddesinde öngörülen “o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurma” zorunluluğuna uyulmaması, arama işlemini icrası bakımından hukuka aykırı hale getirir. Bu durumda arama sonucunda elde edilen deliller de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğindedir.</p>

<p><strong>Hukuka Aykırı Arama ve İkrarın Delil Değerine Etkisi</strong></p>

<p>Hukuka aykırı arama tartışmalarında uygulamada en sık karşılaşılan savunma sorunlarından biri, arama sonucunda ele geçirilen eşyanın daha sonra şüpheli veya sanık tarafından kabul edilmesi hâlinde bu kabulün hukuka aykırılığı ortadan kaldırıp kaldırmayacağıdır.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında bu soruya verilen cevap açıktır: Arama işlemi hukuka aykırı ise, bu arama sonucunda elde edilen delilin varlığının veya zilyetliğinin sanık tarafından kabul edilmesi, delilin hukuka aykırı niteliğini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bu yaklaşım, birçok Yargıtay kararında dile yer bulmuştur. Özellikle uyuşturucu madde suçlarına ilişkin davalarda Yargıtay 10. Ceza Dairesi, hukuka aykırı arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin mahkumiyete esas alınamayacağını; sanığın bu maddelerin varlığını veya zilyetliğini kabul etmesinin de hukuka aykırılığı bertaraf etmeyeceğini açıkça kabul etmiştir.</p>

<p>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-20235427-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2021/3448 Esas, 2023/5427 Karar sayılı kararı</a>nda; sanıklara ait evlerde yapılan aramalarda CMK 119/4 hükmüne uygun şekilde ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı belirtilmiş, bu nedenle arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Kararda özellikle sanıkların tüm aşamalarda uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmelerinin, delillerin hukuka aykırı elde edilmiş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır. Benzer yaklaşım <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202314155-e-20239139-k-sayili-karari" rel="dofollow">Daire’nin 2023/14155 Esas, 2023/9139 Karar sayılı kararı</a>nda sürdürülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2023291-e-20235294-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2023/291 Esas, 2023/5294 Karar sayılı kararı</a>nda ise daha da dikkat çekici bir değerlendirme yapılmıştır. Arama sırasında yalnızca mahalle muhtarının hazır bulunması, bunun dışında ihtiyar heyetinden veya komşulardan ikinci bir kişinin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmaması hukuka aykırılık nedeni sayılmıştır. Ayrıca sanıkla aynı evde oturan annenin, CMK 119/4’te belirtilen kişilerden olmadığı kabul edilmiştir. Kararda, sanığın uyuşturucu maddenin varlığını ve zilyetliğini kabul etmesinin yanında, bu maddeyi sakladığına ilişkin ikrarının da hukuka uygun bir ikrar olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde şu sonuca ulaşılmaktadır: Hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delil, sonradan sanığın beyanı ile hukuka uygun hale gelmez. Delilin kaynağı hukuka aykırı ise, bu delile bağlı olarak ortaya çıkan ikrarın da bağımsız, özgür ve hukuka uygun bir delil olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle “sanık zaten kabul etti” şeklindeki gerekçe, her durumda mahkumiyet için yeterli değildir. Özellikle hukuka aykırı arama dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca, bağımsız ve hukuka uygun delil bulunmuyorsa; yalnızca hukuka aykırı aramada ele geçirilen maddeye ve bu maddenin kabulüne dayanılarak mahkumiyet kurulması adil yargılanma hakkı ve hukuka aykırı delil yasağı bakımından ciddi sorun doğurur.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK’nın 119/4 maddesine aykırı şekilde yapılan arama yalnızca şekli bir eksiklik olarak görülemez. Aramanın güvenilirliğini sağlayan kanuni güvenceler ihlal edilmişse, bu arama sonucunda elde edilen deliller hukuka aykırı hale gelir. Sanığın bu delillerin varlığını veya zilyetliğini kabul etmesi de hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Böyle bir durumda mahkumiyet için hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerin bulunması gerekir.</p>

<p><strong>Hukuka Aykırı Delil ve Adil Yargılanma Hakkı</strong></p>

<p>Anayasa’nın 38. maddesine göre kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK’nın 206. maddesi de hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin reddedileceğini düzenlemektedir. CMK’nın 217. maddesine göre ise hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Ancak bu delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması gerekir.</p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağının amacı, yalnızca sanığın lehine bir imkan yaratmak değildir. Bu yasak, devletin suçla mücadele ederken hukuk içinde kalmasını zorunlu kılan anayasal bir ilkedir. Devlet, suçla mücadele ederken hukuka aykırı yöntemlerle delil elde ederse, yargılamanın meşruiyeti zedelenir.</p>

<p>Bu nedenle “nasıl olsa suç eşyası bulundu” şeklindeki yaklaşım ceza muhakemesinin ruhuna aykırıdır. Hukuk devletinde önemli olan yalnızca delilin bulunması değil, delilin hukuka uygun şekilde elde edilmesidir. Aksi halde her hukuka aykırı işlem, sonradan elde edilen sonuçla meşrulaştırılmaya çalışılır ki bu anlayış, temel hak güvencelerini işlevsiz hale getirir.</p>

<p><strong>Hukuka Aykırı Aramaya Karşı Ne Yapılmalıdır?</strong></p>

<p>Hukuka aykırı arama iddiası bulunan dosyalarda ceza avukatı birçok yönden etkili savunma yapabilir.</p>

<p>Öncelikle arama kararının hukuki şartlarını inceler. Arama kararında makul şüphe gösterilmiş mi, aramanın yapılacağı yer açıkça belirtilmiş mi, kararın kapsamı aşılmış mı, gecikmesinde sakınca bulunan hal gerçekten mevcut mu, bunlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak aramanın icrası incelenmelidir. Arama sırasında Cumhuriyet savcısı hazır mıydı? Hazır değilse ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulunduruldu mu? Bu kişiler aramanın başından sonuna kadar gerçekten orada mıydı? Yoksa arama bittikten sonra mı çağrıldılar? Arama tutanağı gerçeği yansıtıyor mu?</p>

<p>Üçüncü olarak elkoyma işlemi değerlendirilmelidir. El konulan eşyalar usulüne uygun şekilde muhafaza edilmiş mi, tutanaklara doğru geçirilmiş mi, elkoyma kararı süresinde hakim onayına sunulmuş mu, delil zinciri korunmuş mu?</p>

<p>Dördüncü olarak hukuka aykırı delilin dosyadan çıkarılması (CMK 206) veya hükme esas alınmaması talep edilmelidir. Bu talep yalnızca genel ifadelerle değil, somut olayın özellikleri gösterilerek yapılmalıdır. Hangi işlemin hangi kanun hükmüne aykırı olduğu, bu aykırılığın delilin güvenilirliğini ve yargılamanın adilliğini nasıl etkilediği açıkça ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Son olarak ifade süreci dikkatle yönetilmelidir. Şüpheli veya sanık, dosyada hukuka aykırı delil dışında mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı halde, aceleyle veya baskı altında kendisini suçlayıcı beyanda bulunmamalıdır. Susma hakkı, savunmanın en temel araçlarından biridir. Her olayda susmak doğru olmayabilir; ancak her olayda konuşmak da doğru değildir. Bu değerlendirme, dosyanın delil durumuna göre uzman bir ceza avukatıyla birlikte yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Hukuka aykırı arama, ceza yargılamasında çoğu zaman davanın kaderini etkileyen temel meselelerden biridir. Arama işlemi kanuna aykırı yapılmışsa ve mahkumiyet büyük ölçüde bu arama sonucunda elde edilen delillere dayanıyorsa, artık yalnızca basit bir usul eksikliğinden söz edilemez. Bu durumda adil yargılanma hakkı, hukuka aykırı delil yasağı, özel hayata saygı hakkı ve savunma hakkı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın kararları, arama işlemlerindeki usul güvencelerinin kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini göstermektedir. Arama tanığının gerçekten hazır bulunması, tutanağın gerçeği yansıtması, delilin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ceza muhakemesinin temel güvenceleridir.</p>

<p>Ceza yargılamasında amaç, ne pahasına olursa olsun mahkumiyet kurmak değildir. Amaç, hukuka uygun delillerle, adil bir yargılama sonucunda maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu nedenle hukuka aykırı arama yapılan dosyalarda erken ve etkili hukuki yardım alınması büyük önem taşır. Çünkü bazen dosyanın en önemli savunması, arama tutanağının içinde değil; o tutanağın nasıl düzenlendiğinde, kimin imzaladığında ve aramanın gerçekten nasıl yapıldığında saklıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuka-aykiri-arama-ve-ceza-yargilamasina-etkisi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="44249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2023/291 E., 2023/5294 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2023291-e-20235294-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2023291-e-20235294-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 07.06.2023 tarihli, 2023/291 E., 2023/5294 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/291 E., 2023/5294 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/913 E., 2021/1337 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.01.2021 tarihli ve 2020/314 Esas, 2021/26 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 16.660,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 07.04.2021 tarihli ve 2021/913 Esas, 2021/1337 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümdeki hukuka aykırılıklar düzeltilerek, hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Olay, yakalama, muhafaza altına alma tutanağı ve ev arama tutanağı içerikleri, banka kayıtları ile tüm dosya kapsamına göre; evinde tanık...'da ele geçirilen uyuşturucu maddenin sarılı olduğu materyalin parçası, esrar ve metamfetamin bulunan sanığın, olay tarihinde hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapılan tanık...'a metamfetamin verdiği ve satmak amacıyla evinde metamfetamin ve esrar bulundurduğu gerekçesiyle mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükümdeki uyuşturucu maddenin müsaderesine ve hak yoksunluklarına ilişkin hukuka aykırılıklar düzeltilerek İlk Derece Mahkemesi hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmalarının zorunluğu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 nci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanığa ait evde yapılan arama sırasında sadece mahalle muhtarının hazır bulundurulduğu, bunun dışında ihtiyar heyetinden veya komşulardan bir kişinin daha aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, arama esnasında evde bulunan ve sanıkla aynı ikamette oturan annesi ...'in 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen kişilerden olmadığı görülerek yapılan incelemede, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanığa ait evde yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı; sanığın tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmesinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, bu anlamda sanığın tanık ...'da ele geçirilen uyuşturucu maddeyi sakladığına ilişkin ikrarının da hukuka uygun bir ikrar sayılmayacağı anlaşıldığından, evde ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin hukuka uygun başkaca bir delil bulunmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 07.04.2021 tarihli ve 2021/913 Esas, 2021/1337 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>07.06.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2023291-e-20235294-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="31234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2023/14155 E., 2023/9139 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202314155-e-20239139-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202314155-e-20239139-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 26.10.2023 tarihli, 2023/14155 E., 2023/9139 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2023/14155 E., 2023/9139 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>İ T İ R A Z</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün düzeltilerek<br />
onanması<br />
İTİRAZA KONU KARAR : Bozma<br />
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>

<p>Dairemizin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/15582 Esas, 2023/5298 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.07.2023 tarihli ve KD-2021/8009 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, uyuşturucu madde sattığı şeklinde ihbar bulunan ve istihbari çalışma ile de ihbar içeriği doğrulanan sanığın evinde aynı gün 20.09.2019 tarihinde (gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen arama kararı doğrultusunda yapılan aramada kişisel kullanım sınırı üzerinde 4 parça halinde kokain ve 1 parça halinde esrar ele geçirildiği, arama tutanağının hazır bulunan aza ve yine hazır bulunan sanık tarafından itiraz edilmeksizin imzalandığı, tutanağın bu haliyle hem Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarında olduğu gibi delillerin oraya yerleştirildiği iddialarını önleyecek şekilde olduğu ve hükme esas alınmasının Anayasa Mahkemesinin kararı gereğince adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceği gibi hem de yasama gerekçesindeki istisnai hali yani 5271 sayılı Kanun'un 118 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki halin gerçekleşmesi nedeniyle hazirun bulundurma zorunluluğunun bulunmaması karşısında usulüne uygun olduğu, sanığın ticari amaçla uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyetine dair verilen kararın onanmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma ilamının kaldırılmasına ve sanık müdafiinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmasının zorunlu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanığa ait evde yapılan arama sırasında sadece ihtiyar heyetinden bir azanın hazır bulundurulduğu, bunun dışında ihtiyar heyetinden veya komşulardan bir kişinin daha aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanığa ait evde yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı, sanığın tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmesinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, evde ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca da bir delil bulunmadığı gözetilmeden beraat yerine mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı görülmesi nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,</p>

<p>2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Dairemizin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/15582 Esas, 2023/5298 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>26.10.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>08.06.2023 tarihli karşı oy gerekçesi ile itirazın kabulü yerine reddine ilişkin görüşe katılmıyoruz. 26.10.2023</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202314155-e-20239139-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="88878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2021/3448 E., 2023/5427 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-20235427-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-20235427-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3448 E., 2023/5427 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3448 E., 2023/5427 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T U T U K L U</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/667 E., 2020/686 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri ile sanık ...</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... ve müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.12.2018 tarihli ve 2017/214 Esas, 2018/608 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 7 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 7.760,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>2. Sanık ...'nin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,</p>

<p>3. Sanık ...'nin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 14 yıl hapis ve 14.000,00TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 26.10.2020 tarihli ve 2019/667 Esas, 2020/686 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafileri ile sanık ...'nin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükümlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle, hükümlerin onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Sanığın suçtan sonradan haberi olduğuna, diğer sanıklarla fikir ve eylem birlikteliği içinde bulunmadığına,<br />
İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>4. Sanığın, cezaevinde sanık ... ile yaptığı kapalı görüşlerde alınan ses kayıtlarının hukuka aykırı olduğuna, çözümü yapılan bu konuşmaların hükme esas alınamayacağına,</p>

<p>5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><br />
<strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Sanıklar... ve ... hakkında; alınan adli arama kararına istinaden ikametlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin miktarı, çeşidi, ele geçirildikleri yer, kolluk araştırma tutanağı, sanıkların beyanları, olay yakalama, arama ve el koyma tutanağı, kriminal raporlar ve tüm dosya kapsamına göre uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işledikleri gerekçesiyle mahkûmiyetlerine; sanık ...'in beyanları ile suç ortağı sanık ...'ın suçunun açığa çıkmasına yardım etmesi ve sanık ...'nin de uyuşturucuların bulunduğu yerleri göstermek ve suçunu itiraf etmek suretiyle suç eşyasının açığa çıkmasına yardımcı olması nedeniyle haklarında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>Sanık ... hakkında; sanık ...'in aşamalardaki beyanında evinde ele geçen uyuşturucu maddeleri sanık ...'nin dava dışı sanık ... ile beraber getirdiğini ve sanık ...'nin bu uyuşturucuları evinde saklamak için bıraktığını söylediği, sanık ...'nin cezaevine gelerek sanık ... ile yaptığı kapalı görüşlerde kaydı yapılan ses kayıtlarına ilişkin alınan bilirkişi raporunda çözümü yapılan görüşme içeriklerinin de bu hususu doğruladığı, sanık ...'in evinde ele geçen uyuşturucu maddelerin miktarı, çeşidi, ele geçirildikleri yer, kolluk araştırma tutanağı, olay yakalama, arama ve el koyma tutanağı, kriminal raporlar ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ...'nin üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu sanık ... ile iştirak halinde işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, hükümlere yapılan eleştiriler dışında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmalarının zorunluğu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/02/2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanıklar... ve ...'ye ait evlerde yapılan aramalar sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanıklara ait evlerde yapılan aramalar sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükümlerine esas alınamayacağı, sanıklar... ve ...'nin tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmelerinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, evlerde hukuka aykırı olarak ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca bir delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>V. KARAR</p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafileri ile sanık ...'nin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 26.10.2020 tarihli ve 2019/667 Esas, 2020/686 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanık ...'ın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ... 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>12.06.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-20235427-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="10790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/464 E., 2015/132 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013464-e-2015132-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013464-e-2015132-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.04.2015 tarihli, 2013/464 Esas ve 2015/132 Karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/464 E., 2015/132 K.</strong></p>

<p><strong>ATEŞLİ SİLAHLAR KANUNUNA MUHALEFET<br />
HUKUKA AYKIRI DELİL<br />
ARAMA GÜVENİRLİĞİ<br />
İŞLEM TANIĞI BULUNDURULMASI ZORUNLULUĞU<br />
ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 12<br />
ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 13<br />
ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 11<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 59<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 53<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 54<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 63<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 119<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 250<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 169<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 116<br />
1982 ANAYASASI (2709) Madde 36<br />
1982 ANAYASASI (2709) Madde 148</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Sanık İ.. K.. hakkında terör örgütüne silah sağlama suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda eylemin bireysel silah ticareti suçunu oluşturduğu kabul edilerek 6136 sayılı Kanunun 12/1, 765 sayılı TCK’nun 59/2, 5237 sayılı TCK’nun 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 375 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.07.2008 gün ve 28-327 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.01.2012 gün ve 22094-394 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.03.2012 gün ve 16586 sayı ile;</p>

<p>“Bireysel mermi ticareti yapmak suçu 6136 sayılı Kanunun 12. maddesinde 'Her kim bu Kanunun kapsamına giren ateşli silahlarla bunlara ait mermileri ülkeye sokar veya sokmaya kalkışır veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları 29.6.2004 tarihli ve 5201 sayılı Harp Araç ve Gereçleri ile Silâh, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Kanun hükümleri dışında ülkede yapar veya bu suretle ülkeye sokulmuş ve ülkede yapılmış olan ateşli silahları veya mermileri bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya bilerek aracılık eder, satar veya satmaya aracılık ederse veya bu amaçla bulundurursa beş yıldan on iki yıla kadar hapis ve beş yüz günden beş bin güne kadar adlî para edasıyla cezalandırılır' şeklinde, yasak mermi bulundurmak suçu ise aynı Kanunun 13. maddesinde 'Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur' şeklinde düzenlenmiş olup maddenin 3. fıkrasında 'Bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin ev veya işyerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan iki yıla kadar hapis ve yirmibeş günden yüz güne kadar adlî para cezasıdır' şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>6136 sayılı Kanunda yasak silahlar bakımından sayısal ve nitelik itibariyle, yasak mermiler bakımından ise sadece sayısal vahamet hali düzenlenmiş olduğundan ele geçen mermilerin niteliği ile çeşitliliğinin suç vasfının belirlenmesi yönünden bir önemi bulunmamaktadır. Nitekim Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesinin konu ile ilgili uygulamaya yön veren içtihatlarında da, 6136 sayılı Kanunun 12/1. maddesinde yazılı olan bireysel mermi ticareti yapmak suçu yönünden mermi sayısının öneminin bulunmadığı, ticaret maksadıyla hareket edilmesi koşulunun arandığı, silah ticareti hedef alındığından, sanığın amacı silah ticaretine yönelik olmadıkça bu maddenin değil aynı kanunun 13. maddesinin uygulanacağının, ele geçen mermi sayısının ticaret yapmak kastına delalet eden bir unsur olmayıp 13. maddenin hangi fıkrasının uygulanacağını belirlemek bakımından esas alındığı, uygulamada suça konu mermi sayısının 51 ila 250 adet arasında olması durumunda, sayı mutad kabul edilerek eylemin 6136 sayılı Kanunun 13. maddenin 3. fıkrası kapsamında kabul edildiği görülmüştür.</p>

<p>Bu açıklamalar ve konu ile ilgili yasal düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında; somut olayda, yasadışı silahlı terör örgütü ile bağlantısı olduğuna ve mermi ticareti yaptığına dair aleyhine herhangi bir delil elde edilmeyen sanığın, dosya kapsamındaki delillerle sabit olan 228 adet yasak mermiyi evinde bulundurmaktan ibaret eyleminin, ele geçen mermilerin sayısı itibariyle 6136 sayılı Kanunun 13. .maddesinin 3. fıkrasında yazılı suç tipine uyduğu halde evinde ele geçen mermilerin sayısı düşünüldüğünde bunu ancak ticaretini yapmak için bulundurduğu kanaatiyle, salt varsayıma dayalı olarak mermi ticareti yapmak suçundan 6136 sayılı Kanunun 12/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.02.2005 tarih ve 193-2 sayılı kararında belirtilen 'Şüphe ve aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilmez. Ceza mahkumiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorik de olsa hiç bir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek dahi olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir, o halde ceza yargılamasında mahkûmiyet büyük veya küçük bir ihtimale değil kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır' şeklindeki temel hukuk prensiplerine de aykırı olup bu nedenlerle hükmün bozulması germektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Dairesince 09.04.2013 gün ve 8270-5460 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilerek açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın sabit kabul edilen 6136 sayılı Kanuna muhalefet eyleminin anılan kanunun 12/1. maddesi kapsamında mı yoksa 13/3. maddesi kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkin ise de; Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 07.03.2015 gün ve 292288 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan 19.11.2014 gün ve 2013/6183 Başvuru numaralı kararı karşısında, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca sanığın konutunda 5271 sayılı CMK’nun 119/4. maddesine aykırı davranılarak o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan arama neticesinde elde edilen delillerin “hukuka aykırı delil” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, hukuka aykırı delil olduğu sonucuna ulaşılması durumunda ise aramada elde edilen maddi deliller dışında dosyada yer alan diğer delillerin sanığın mahkûmiyeti için yeterli olup olmadığı hususlarının öncelikle ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>25.12.2005 Pazar günü akşam saatlerinde Van Emniyet Müdürlüğü 155 polis imdat hattını arayan erkek bir şahsın; “K........... evde PKK terör örgütü patlayıcı saklıyor ve valiye suikast düzenleyecekler, bunu eşim bizzat kendisi bayanlar konuşurken duymuş ve ben de bu evin çok yakınında ikamet ediyorum” şeklinde bir ihbarda bulunması üzerine kolluk görevlilerince durumun CMK'nun 250. maddesi ile yetkili Van nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirildiği,</p>

<p>Cumhuriyet savcısı tarafından aynı gün saat 20.00’de gecikmesinde sakınca bulunan hal nedeniyle hâkim kararı alınmadan belirtilen adreste arama yapılmasına yazılı emir verildiği,</p>

<p>Özel Harekât Şube Müdürlüğü ekiplerince saat 22.00’de arama yapılacak yere gidilip kapının çalındığı, 5-7 dakika sonra kapının açıldığı, içeride bulunan inceleme dışı sanıklar S.. K.., L.. U.., A.. K.., A.. U.. ve H.. K..’ın yakalandıkları, gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra saat 22.30’da terörle mücadele şube görevlilerince o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmaksızın aramaya başlandığı, evin giriş bölümüne göre sağdan ikinci sırada bulunan odada sandık içerisinde beze sarılmış vaziyette menşei belli olmayan Kaleşnikof marka uzun namlulu silaha ait 55 adet dolu fişek, aynı odada girişin hemen karşısında bulunan karyolanın altındaki tahta kutu içerisinde 1 çift yeni kahve renkli tabanca kabzası ve siyah deri kap içerisinde 1 adet kelepçe, evin banyo bölümünde naylon bidon içerisinde siyah bir poşetin içerisine bırakılmış vaziyette menşei belli olmayan Bixi olarak tabir edilen tam otomatik uzun namlulu silahta ve Kanas tabir edilen suikast silahında kullanılan 170 adet dolu fişek ve 3 adet menşei belli olmayan 7.65 çaplı dolu fişek, evin bodrum bölümünde yapılan aramada sarı renkli bir sırt çantası içerisinde serum şişesine konulmuş siyah renkli toz bir madde, L.. U..’ın üst aramasında ise bel kısmında beyaz naylona sarılmış vaziyette 1 adet 7.65 mm. çapında üzerinde ............ibareleri bulunan tabanca, şarjör ve şarjör içerisinde 7 adet üzerinde SB 7.65 ibaresi bulunan dolu fişeğin ele geçirilip zapt edildiği,<br />
Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliğince 26.12.2005 gün ve 558 müteferrik sayı ile arama ve el koyma işleminin onaylanmasına karar verildiği,<br />
Van Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünce ele geçen tabanca, şarjör, fişekler ve şeffaf naylon poşet parçası üzerinde yapılan incelemede herhangi bir parmak izi tespit edilemediği,</p>

<p>Jandarma Genel Komutanlığı Van Bölge Kriminal Laboratuvar Amirliği Balistik İnceleme Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.01.2006 tarihli ekspertiz raporuna göre; ele geçen silahın, sağ yan yüzeyinde "...........", namlusunda "...." numaraları bulunan, 7.65 mm. çapında Brovning tipi fişek istimal eden, Çekoslovakya yapısı, Vzör marka, yarı otomatik çalışma sistemine sahip bir tabanca olduğu, yapılan teknik kontrol ve muayenesinde emniyet mandalının sağlam ve işler durumda bulunduğu, atışına mani veya kendiliğinden ateş almasına sebep olabilecek mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, deneme ve mukayese atışlarında çap ve tipine uygun fişekleri patlattığı, ele geçen toplam 235 adet fişekten 170 adedinin 7.62x54 mm. çapında, 55 adedinin 7.62x39 mm. çapında, 10 adedinin ise 7.65 mm. çapında olup, çap ve tiplerine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildikleri, 7.65 çaplı fişeklerden tabancanın şarjöründen çıkan 7 adedinin üzerinde S&amp;B 7.65B, banyodaki bidon içerisinde bulunan poşetten çıkan fişeklerin 2 tanesinin üzerinde 80 7.65, bir tanesinin üzerinde ise Geco ibarelerinin yazılı bulunduğu, ele geçen fişeklerden 10 adet 7.65 mm. çapında olanların tamamının inceleme konusu silahla, 170 adet 7.62x54 mm ve 55 adet 7.62x39 mm. çapında olanların ise içerisinden rastgele seçilen yirmişer adedinin laboratuvarda bulunan çap ve tiplerine uygun silahlarla yapılan deneme ve mukayese atışlarında patladıkları, bu itibarla söz konusu tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı Kanuna göre atışa elverişli ve yasak niteliğe haiz vahim nitelikte olmayan ateşli silah ve fişeklerden oldukları, 7.65 mm. çapında Browning tipi mukayese kovanları ile atıldığı silahı tespit edilemeyen olaylar arşivinde mevcut aynı çaptaki suç konusu kovanların mikroskopta yapılan karşılaştırılmaları neticesinde mevcut genel izlere atfen, aralarında bir ilişkinin bulunmadığı,</p>

<p>Jandarma Genel Komutanlığı Van Bölge Kriminal Laboratuvar Amirliği Balistik İnceleme Şube Müdürlüğünce düzenlenen 30.01.2006 tarihli ekspertiz raporuna göre de; inceleme konusu tabancanın sürgüsünün sol yan yüzeyinde bulunan "67" rakamından 1967 yılında imal edildiği, bu nedenle değerli belli bir özelliği bulunmadığı ve benzerlerine çok miktarda rastlanıldığından mevcut durumu itibarıyla 6136 sayılı Kanunun 11. maddesinin son fıkrasında belirtilen antika vasıflı silahlardan sayılmayacağı,</p>

<p>Jandarma Genel Komutanlığı Van Bölge Kriminal Laboratuvar Amirliği Kimya İnceleme Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.01.2006 tarihli ekspertiz raporuna göre; serum içerisinde ele geçen toz maddede uyuşturucu, uyarıcı, patlayıcı ve toksik özellikte bir maddeye rastlanılmadığı, ne olduğunun belirlenmesi için daha geniş donanımlı bir araştırma merkezinde incelenmesi gerektiği, Cumhuriyet savcılığınca bu maddenin beyanlarda geçtiği gibi kökboyası olduğu kabul edilerek şüphelilere iade edildiği,</p>

<p>Şüphelilerin ifadelerinde ele geçen mermilerin evde olmadıkları bir zamanda başkası tarafından konulduğunu ve şüpheli A.. K..’ın evde kaldığı bölümün giriş kısmı farklı bağımsız bir bölüm olduğunu beyan etmeleri üzerine Cumhuriyet savcısının talimatı ile olay yeri inceleme ekiplerinde 27.12.2005 günü saat 15.30’da suça konu yerde yapılan incelemede; bahse konu evin 3 oda 1 salon, mutfak, banyo ve tuvaletten oluştuğu, odalarda herhangi bir dağınıklığın olmadığı, eve 3 ayrı kapıdan girilebildiği, kapıların ahşaptan imal edildiği, pencerelerin demir parmaklıklarla muhafaza edildiği, kapılar ve pencereler üzerinde yapılan incelemede her hangi bir zorlama veya kırılma izine rastlanılmadığı, suç aletlerinin taşınmazın hangi bölümünde ele geçirildiğini gösterecek biçimde evin krokisinin çizilip kapı, pencere ve odaların fotoğraflarının çekildiği,</p>

<p>GBT ve arşiv kayıtlarından sanıkların daha önceden gerçekleştirdikleri herhangi bir yasadışı eylemlerinin tespit edilemediği, PKK terör örgütüyle bağlantılı olup olmadıkları ve bağlantılı iseler örgütsel konumlarıyla ilgili olarak aramanın yapıldığı ve nüfusa kayıtlı oldukları emniyet müdürlükleri ve jandarma komutanlıklarına yazılan müzekkerelere sanıklar hakkında belirtilen konularla ilgili bir arşiv kaydının bulunmadığı cevaplarının verildiği,</p>

<p>Van Cumhuriyet savcılığınca şüphelilerin savunmalarında bahsi geçen H....in şüpheliler Karşıyaka Mahallesinde oturdukları halde ve bu kişinin köylüleri olduklarını söylemelerine rağmen Van Merkez H.....muhtarından sorulup tanınmadığı şeklinde cevap alındığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hakkında verilen beraat kararı kesinleşen, sanığın eşi S.. K.. aşamalarda özetle; evde eşi, çocukları, kız kardeşi L.. ve kayınbiraderi A.. ile birlikte kaldıklarını, eşi İ.. K..’ın köyde çobanlık yaptığı için olay anında evde olmadığını, olay günü kız kardeşi L.. ile birlikte bir akrabalarını ziyarete gittiklerini, akşam vakti karanlık çöktüğünde eve döndüklerini, geldiklerinde kapının açık olduğunu fark ettiklerini, giderken kapıyı kilitleyip kilitlemediklerini hatırlamadığını, eve dönmelerinden hemen sonra diğer sanıklar A.... ile A...., onlardan kısa bir süre sonra da polislerin eve geldiğini, Van Valisine yönelik suikast yapacakları ve bu suikastın evlerinde ele geçirilen mühimmatla yapılacağı iddiasını kabul etmediğini, kendisinin ve ailesinin bu iddia ile en ufak bir alakasının olmadığını, kardeşi L......ın üzerinde ele geçen tabancanın kocası H.. A.. K..'a ait olduğunu bildiğini ancak mermilerle alakalarıolmadığını, kim tarafından ve ne amaçla evlerine konulduğunu bilmediğini, kendilerini ihbar eden kişi tarafından kasıtlı olarak konulduğunu düşündüğünü, tabanca kabzası ve kelepçenin ise oğlu M..tarafından yıllar önce çöplükte bulunduğunu, uzun zamandır evlerinde durduğunu, serum şişesindeki toz maddenin yün boyamada kullanılan kökboyası olduğunu, mermilerin bulunduğu odanın eşi sanık İbrahim ile birlikte kullandıkları yatak odaları olduğunu, kayınbiraderi A.. K..’ın odasının ayrı olduğunu, bu odanın balkonundan dışarı açılan ayrı kapısı bulunduğunu, mermilerin ele geçirildiği diğer bir yer olan banyoyu ise ortak kullandıklarını söylemiş,</p>

<p>Hakkında verilen beraat kararı kesinleşen, üzerinde tabanca bulunan, sanığın üvey annesi aynı zamanda eşi S..’ın kız kardeşi L.. U.. aşamalarda özetle; aramanın yapıldığı ve mermilerin ele geçirildiği eve yaklaşık üç ay kadar önce taşındıklarını, bu evde üvey oğlu İbrahim ve onun eşi aynı zamanda kız kardeşi olan Siyahal ve üvey oğlu A.. ile birlikte yaşadıklarını, A..’ın kaldığı yerin ayrı girişi bulunan bağımsız bir bölüm olduğunu, mermilerin ele geçtiği odayı sanık İ.. ile S..l’ın kullandıklarını, olay günü Siyahal ile birlikte bir akrabalarını ziyarete gittiklerini, akşam karanlık çökünce eve döndüklerini, giderken kapıyı kilitleyip anahtarı yanlarına aldıklarını, geldiklerinde evin giriş kapısının açık olduğunu fark ettiklerini, kapının açık olmasından şüphelendiklerini, eve girdikten kısa bir süre sonra polislerin gelip arama yaptıklarını, polisleri görünce sandık içinde bulunan kocası H.. A..’ye ait tabancayı alarak eteğinin arasına saklamaya çalıştığını, üzerini arayan polislerin tabancayı bulduklarını, ele geçen diğer malzemelerin nerede ve nasıl bulunduğunu bilmediğini, mermilerden haberi olmadığını, husumetli oldukları köylüleri H.. Ş.. adlı kişinin eve koymuş olabileceğinden şüphelendiğini, aramada ele geçen toz maddenin yün boyama işinde kullandıkları kökboyası olduğunu, PKK ile bir bağlantıları olmadığını anlatmış,</p>

<p>Hakkında verilen beraat kararı kesinleşen ve sanıkla birlikte aynı evde kalan erkek kardeşi A.. K.. aşamalarda özetle; arama yapılan evde ağabeyi sanık İ.. K.. ve ailesi birlikte yaşadığını ancak kendisinin evin sadece bir odasını kullandığını, olay günü Abdulhalik ile birlikte sinemaya gittiklerini, saat 19.00 sıralarında döndüklerini, eve geldiklerinde yengesi S..ve üvey annesi L..’ın evde olduğunu, eşi ile birlikte kendi odasında istirahate çekildiğini, saat 21.00 sıralarında polislerin gelip arama yaptıklarını, kaldığı odada herhangi bir suç unsuru bulunmadığını, mermilerin ele geçtiği odayı abisi İbrahim ve yengesi Siyahal’ın kullandığını, ele geçen mermilerle ve diğer malzemelerle ilgilisinin olmadığını, PKK terör örgütü ile bağlantısının bulunmadığını, ihbar konusundan polisler bahsedince haberdar olduğunu, kendilerine iftirada bulunulduğunu ifade etmiş,</p>

<p>Hakkında verilen beraat kararı kesinleşen ve olay günü arama yapılan evde misafir olarak kaldığı anlaşılan A.. U.. aşamalarda özetle; olay günü iş bulmak amacıyla geldiği Van’da teyzeleri S.. ve L..’ın evinde misafir olarak kaldığını, A.. ile birlikte sinemaya gittiklerini, saat 19.00 sıralarında döndüklerinde teyzelerinin evde olduğunu, 1-1,5 saat birlikte oturduklarını, saat 21.00 sıralarında polislerin eve gelip arama yaptıklarını, evin farklı bölümlerinde mermilerin ele geçirildiğini, daha önce bu mermileri hiç görmediğini, terör örgütü ile bağlantısının olmadığını dile getirmiş,</p>

<p>Hakkında verilen beraat kararı kesinleşen sanığın öz oğlu H.. K.. aşamalarda özetle; aramada ele geçen mermi, tabanca ve diğer malzemelerle bir ilgisinin bulunmadığını, kim tarafından ve nasıl evlerine konulduğunu bilmediğini, PKK terör örgütü ile bağlantısının olmadığını, mermilerin ele geçirildiği odayı anne ve babasının kullandığını ancak babasının köyde olması nedeniyle uzun zamandır odanın kullanılmadığını, amcası A.. K..’ın kaldığı odanın ise ayrı girişi olan bağımsız bir bölüm olduğunu, banyo ve tuvaleti ortak kullandıklarını anlatmış,</p>

<p>Hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanığın babası A.. K.. aşamalarda özetle; G........oturduğunu, gayrı resmi eşi L.. U..’ın üzerinde ele geçen tabancanın babasından kalan çok eski bir tabanca olduğunu, PKK ile bir bağlantısının olmadığını, ele geçen mermiler ve diğer malzemelerle de ilgisinin bulunmadığını söylemiş,</p>

<p>Sanık İ.. K.. aşamalarda özetle; arama yapılan evi 3-4 ay önce kiraladığını ancak geçimini ve diğer işlerini kardeşi A.. K..’a bıraktığını, arama sırasında evde olmadığını, çobanlık yaptığı Y... Mezrasında olduğunu, ele geçen mermilerin kendisine ait olmadığını, kimin tarafından evine konulduğunu bilmediğini, husumetli oldukları köylüleri H..tarafından konulmuş olabileceğini, kendilerine iftira atıldığını, PKK terör örgütü ile bağlantısının olmadığını, valiye suikast hazırlığı yapma gibi bir durumunun bulunmadığını savunmuştur.</p>

<p>Arama, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde, "arama işi, taharri", aramak ise “birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak” şeklinde tanımlanmıştır. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2009, s. 113)</p>

<p>Arama, gizli, saklı olan bir şeyin ortaya çıkarılması için yürütülen bir faaliyet olup gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler arama kavramı içerisine girmemektedir. Bu nedenle örneğin; bir polis memurunun yolda yayalar ya da diğer araçlar bakımından tehlike oluşturacak şekilde kullanılması nedeniyle durdurduğu bir aracın arka koltuğunda uyuşturucu madde veya tabanca görmesi üzerine bunlara el koyması arama olarak kabul edilmemektedir. (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999, 1. Bası, s. 18)</p>

<p>Arama kişilerin konut ve eklentileri, iş yerleri, araçları, üstleri, eşyaları, özel kağıtları, kullandığı bilgisayar veya bilgisayar programları ile bilgisayar kütükleri üzerinde yapılmaktadır. Kişinin üstünde yapılan aramanın beden muayenesi boyutuna varmaması gerekir. Zira beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması aramadan farklı hükümlere tâbi kılınmış olup, cinsel organlar veya anüs bölgesine bakılması iç beden muayenesi sayılmaktadır. Bu bölgeler haricindeki ağız, koltuk altı gibi beden boşlukları ile ayak, kol, saç arası gibi vücut bölgelerine tıbbi araç veya yöntemler kullanılmaksızın bakılması arama hükümlerine tabidir.<br />
Arama başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlüklere önemli bir müdahale niteliğindedir. Bunun dışında aranan yer ve icra ediliş şekline göre aramanın konut dokunulmazlığına, kişi özgürlüğüne, seyahat özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne müdahale oluşturması da mümkündür. Bu nedenle gerek arama kararı verilmesi gerekse, aramanın icrası sıkı usul kurallarına bağlanmıştır.</p>

<p>Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hâkim veya Cumhuriyet savcısının her zaman aramaya katılıp nezaret etmesi de mümkündür.<br />
5271 sayılı CMK'nun 119/4. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması zorunludur. Bu kişilere arama (işlem) tanığı denilmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu "bulundurulur" demek suretiyle arama tanıklarının bulundurulmaları zorunluluğunu, "arama yapabilmek için" demek suretiyle de arama tanıkların aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmaları gerektiğini vurgulamış, aramada tanıkların aramanın sonunda veya sadece bir kısmında hazır bulundurulmaları yeterli sayılmamıştır. Ancak aramaya engel olunduğu için zor kullanılmış veya aranılacak yere haber verilmeden baskın şeklinde girilmiş ise arama tanıkları güvenliğin sağlanmasından hemen sonra getirilebilirse de ancak aramaya tanıklar getirilmeden başlanamaz. Bu durumda düzenlenen tutanağa arama tanıklarının başlangıçta getirilmeme sebepleri ve hangi aşamada getirildikleri yazılmalıdır.</p>

<p>Arama tanığı bulundurma zorunluluğu konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak aramalar bakımından geçerlidir. Kanun koyucu bu yerlerin dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği ilkesi bakımından taşıdığı önem nedeniyle arama koruma tedbirine maruz kalan kişilere teminat sağlamıştır.</p>

<p>Hâkim veya Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan aramalarda hâkim ve savcının aramaya katılması yeterli bir güvence sayılmış, ayrıca dışarıdan arama tanığı hazır bulundurulmasına gerek görülmemiştir. CMK'nun 169. maddesi uyarınca her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adlî kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir. Arama da bir soruşturma işlemi olduğuna göre, hâkim ve Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan aramalarda hâkim ve savcıların yanlarında zabıt kâtibi de bulunacaktır.</p>

<p>Aramanın icra edilmesi sırasında doğabilecek muhtemel sorunlar ile elde edilebilecek delillerin güvenilirliğine ilişkin doğabilecek şüphelerin giderilmesi yönünden CMK'nun 116/4. maddesindeki düzenleme özel bir önem arzetmektedir. Kanun koyucu tarafından kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebi ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamaktır. Gerçekten de arama sonunda aramaya maruz kalan kişilerle aramayı yapan kolluğun aramanın hukuka uygunluğu, ele geçen delillerin varlığı ve ele geçiriliş biçimleri bakımından uyuşmazlığa düşmesi her zaman mümkündür. Hâkim ve savcıların hazır bulunmadığı aramalarda arama tanığı hazır bulundurulmaz ise bu uyuşmazlıklar nedeniyle arama işlemi ve ele geçen deliller üzerinde oluşan şüphenin giderilebilmesi için tanıklığına başvurulabilecek aynı zamanda arama faaliyetinde görev almış sorumlu kolluk görevlileri dışında kimse kalmayacak ve bu durum yargılama sırasında arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliği üzerindeki tartışmaların sürüp gitmesine neden olabilecektir.</p>

<p>Arama tanığı arama yerine gelmek istemez ise zorla getirilebilir. Nitekim Jandarma Teşkilatı Görev Yetkileri Yönetmeliğinin 115/c maddesinde "Hâkim ya da Cumhuriyet Savcısı hazır bulunmaksızın yapılan arama sırasında; o yerin muhtarı ve ihtiyar heyetinden, bunların yokluğu durumunda aranacak kimsenin komşularından iki kişi işlem tanığı olarak bulundurulur. Bu kimseleri emirle arama yerine getirmeye ve emrine uymayanlar hakkında gerekli kanuni işlemi yapmaya Jandarma yetkilidir" denilmiştir.</p>

<p>Arama tanıkları ancak kanunda belirtilen o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan kişiler olabilir. Her halükarda başka bir birimde çalışsa bile kolluk görevlileri arasından arama tanığı seçilemez.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun "Aramada hazır bulunabilecekler" başlıklı 120/1. maddesi uyarınca aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir; kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişi veya komşusu hazır bulundurulur. Arama tanıkları ile aramada hazır bulunacak kişiler birbirini tamamlayan ancak birbirinden farklı konulardır. CMK'nun 119/4. maddesi kolluk tarafından yapılan aramaya ilişkin olup, hazır bulunacak kişiler tanık niteliğini taşımaktadır. Halbu ki CMK'nun 120/1. maddesinde aramayı yapacak kişi bakımından bir ayrım yapılmamış olup, arama kimin tarafından yapılmış olursa olsun maddede belirtilen kişilerin aramada hazır bulundurulmaları gerekir. Ayrıca aramada bulunacak kişilerden mümessil, mümeyyiz akraba, birlikte sakin olunan kimse veya komşu, arama tanıklarından farklı bir işleve sahiptir. Bunlar sahip veya zilyedin bulunmaması halinde onun yerinde aramada hazır bulunarak sahip ve zilyedin menfaatini korumaktadır. Bu bakımdan CMK'nun 120/1. maddesi aramanın güvenirliğinin sağlanmasından ziyade savunma hakkı ile ilgili bir konudur. (Veli Özer Özbek, M.Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2012, 4. Bası, s. 360; Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999, 1. Bası, s. 18)<br />
CMK'nun 119/4. maddesine aykırı davranılarak kolluk tarafından konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama tanığı bulundurmadan yapılan aramalarda ele geçen delillerin hukuki niteliği ve hükme esas alınıp alınamayacağı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 gün ve 147-159 ve 13.03.2012 gün 278-96 sayılı kararlarında tartışılmış, her iki kararda da; sırf arama sırasındaki şekle ilişkin bu koşulun ihlal edilmesine dayanılarak aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve ele geçen delillerin de “hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil” olarak nitelenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Ancak bu kararlardan sonra, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce başvurucunun konutunda arama tanıkları hazır bulundurulmadan yapılan bir aramada ele geçen delillerin hükme esas alınması ile ilgili bir olayda verilen 19.11.2014 gün ve 2013/6183 numaralı Bireysel Başvuru kararında ;</p>

<p>"...Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesine göre, hâkim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın süknada (konutta) veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulacaktır. İhtiyar heyetinden veya komşulardan kimse hazır bulundurulmadan yapılan aramanın, o tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olduğu görülmektedir.</p>

<p>Diğer taraftan, Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, hak arama özgürlüğünün ancak meşru vasıtalardan yararlanmak suretiyle kullanılabileceğine açıkça işaret edilmiştir. Hal böyle olunca, adil yargılanma hakkı bakımından, aramanın icrasındaki 'kanuna aykırılığın' bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisi incelenmelidir.</p>

<p>Yargılama, 'arama' ve 'arama esnasında elde edilen eşyalar' üzerine bina edilmiştir. İlk derece Mahkemesinin davayı kabul gerekçesi incelendiğinde, 23.1.2003 tarihinde jandarma tarafından tutulan tutanakta post, trofe ve boynuzların davalıya ait köy merası üzerindeki evlerde bulunduğunun tespit edildiği, buna göre tutanak tutulduğu, bu belgenin resmi evrak niteliğinde olduğu, aksinin geçerli delillerle kanıtlanamadığı yönündeki tespitler olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Mahkeme kararından anlaşıldığına göre, yargılamanın esaslı ve belirleyici delili, aramada ele geçen post, trofe ve boynuzlardır. Dayanılan diğer deliller ise, aramada elde edilen eşyaların değer ve niteliğini tespite ilişkin 'bilirkişi raporları' ile kollukça tanzim edilmiş 'tespit tutanağı'dır. Diğer bir anlatımla, hükmün esas ve belirleyici unsuru, gerçekleştirilen hukuka aykırı arama işlemi sonucunda elde edilen delillerdir. Bilirkişi raporları, aramada ele geçen delillerin değerlendirilmesine yönelik bir araçtır.<br />
Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki 'kanuna aykırılığın' yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir" şeklinde açıklamalarda bulunulmuştur.</p>

<p>Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesince aramanın icrasına ilişkin CMK 119/4 (CMUK 97/2) maddesine aykırılık sadece basit şekli bir kurala aykırılık olarak telakki edilmemiş, bu kurala aykırı bir arama sonucunda elde edilen deliller tek ve belirleyici delil olarak kullanılarak hüküm kurulmasının adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere Anayasanın 148. maddesi uyarınca herkesin Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlamaktadır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki bu kararı karşısında mevcut içtihatların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir.</p>

<p>Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Hukuka aykırılık bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı halinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2001 gün ve 2-2 sayılı kararında: “Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır.</p>

<p>Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasakoyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır (Örneğin, E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115). Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir” denilmektedir.</p>

<p>Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir.</p>

<p>Hukuka aykırı olarak yapılan aramanın hem ceza muhakemesi hukuku, hem maddi ceza hukuku, hem de tazminat hukuku bakımından birtakım müeyyedeleri ortaya çıkabilecektir.</p>

<p>Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır.</p>

<p>Ceza Muhakemesinde, şeklî gerçekle yetinilmeyip işin esası araştırılır. Ceza muhakemesinin amacı hiç bir duraksamaya yer vermeden maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak, bir hukuk devletinde, maddî gerçeğin “her ne pahasına olursa olsun” araştırılması kabul edilmemekte; delil yasakları ile bunların sonucu olarak ortaya çıkan yasak delillerle bu ilkeye bazı sınırlar getirilmektedir. Hukuk devleti esaslarına uygun bir şekilde yapılandırılmış bulunan bir ceza muhakemesinde delil elde edilmesi ve değerlendirilmesi işlemlerine getirilen sınırlamalara delil yasakları denilmektedir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinde; "1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.</p>

<p>(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” şeklindeki düzenlemeyle hakimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Anılan kanunun 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması halinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki, aynı kanunun 230. maddenin birinci fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur.<br />
Uyuşmazlık konusunun çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için öğretideki görüşlerinde ele alınıp incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Bu konuda öğretide; “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur. Bu kişilere arama tanığı adı verilmektedir. İki değil, bir kişi bulundurulması aramayı hukuka aykırı kılar ve bu nedenle de bu yolla elde edilen deliller kullanılamaz (AY m. 38/6, CMK m. 217/2)” (Bahri Öztürk, Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Özge Sırma, Yasemin F. Saygılar Kırıt, Özdem Özaydın, Esra Alan Akçan, Efser Erdem, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 5. Bası, Ankara, 2013, s. 511); "Burada belirtilen kişilerin aramada hazır bulundurulması zorunludur. Nitekim yasa koyucu 'bulundurulur' diyerek bu kesinliği ifade etmiştir. Böylece arama koruma tedbirine maruz kalan kişiye güvence sağlanmıştır. Bu bakımdan, adı geçen kişilerin arama kararının yerine getirilmesi sırasında bulundurulmamaları aramayı hukuka aykırı kılar ve bu suretle elde edilen delilleri de kullanılamaz hale sokar" (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin Yayınevi, 1. Bası, Ankara, Eylül 2013, s. 121); "Hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından gerçekleştirilmeyen ve ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi bulundurulmaksızın CMK'ya aykırı olarak sanığın evinde yapılan aramada ele geçirilen deliller CMK'nun 217/2 (CMUK'nun 254/2) madde ve fıkrası hükmü uyarınca soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller niteliğindedir ve hükme esas alınamaz" (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku Cilt 1, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, Mayıs 2013, s. 556-557); "Dolayısıyla kolluk, arama işlemi gerçekleştirilirken aramada bulunmaya yetkili kişilerin işlem sırasında hazır bulunmasına imkan tanımak zorundadır. Bununla birlikte kanunun öngördüğü hallerde aramada hazır bulunması gerekli kişilerin var olup olmadığına dikkat etmek ve bu hususu arama tutanağına geçirmekle de görevlidir. Kanaatimizce söz konusu komşu veya ihtiyar heyetinden iki kişi bulunmaksızın arama yapılması halinde elde edilecek deliller hukuka aykırı olacak ve hükme esas teşkil etmeyecektir." (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku I, Savaş Yayınevi, 1. Bası, Ankara, Ekim 2014, s. 252) "Eğer, konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde aramada Cumhuriyet Savcısı hazır bulunamıyorsa, arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması yasal zorunluluktur. (CMK.md.119/4) Aksi durumda hem arama işlemi hem de dolayısıyla bu işlemden ele geçirilen deliller hukuka aykırı duruma gelip, hükme esas alınamazlar. (CMK.md.217/2)" (Serap Keskin Kiziroğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Basit Arama (Adli Arama), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, Cilt 58, Sayı 1, s. 165) “Delilin elde edilmesinde yapılacak hukuka veya kanuna aykırılığın önemli veya önemsiz, mutlak veya nisbi bir hakkı ihlal etmesi gibi ayrımlar yapılmamıştır. Delil kanunda kabul edilen usul hükümlerinin tümü uygulanarak elde edilmelidir. Aksi takdirde, delil elde eden soruşturma ve kovuşturma organlarının bir kısım kanun hükümlerini 'önemsiz', 'ihmal edilebilir', 'ihlali mutlak hakları zedelemeyen' gibi ayrımlara tabi tutarak uygulamaması hali söz konusu olur ki, bu durum bir takım kanun hükümlerinin uygulamada yürürlükte kaldırılması sonucunu doğurur. Yargıtay CGK’nın (26.07.2007 gün ve 147-159 sayılı kararında) kabul ettiği şekilde düşünüldüğünde, arama sırasında arama tanıklarının hazır bulundurulmasına ilişkin hükümlerin hiçbir uygulama alanı kalmayacaktır. Arama tanıkları 'olmasalar da olur' kabul edilecek bir ayrıntı haline getirilmiştir. Uygulamanın bu şekilde yerleşmesi halinde CMK’nın arama tanıklarını düzenleyen hükmü fiilen yürürlükten kalkmış olacaktır" (Murat Aydın, Arama ve El Koyma, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, Ocak 2012, s. 67) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında arama işleminin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin önsorunun değerlendirilmesinde;</p>

<p>Kolluk tarafından ihbar üzerine sanığın evinde PKK silahlı terör örgütüne ait patlayıcı madde bulunduğu ve valiye suikast yapılacağı ihbarı üzerine Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile konutta o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmaksızın yapılan arama sonucunda 228 adet ruhsatsız merminin ele geçirilen, yasadışı herhangi bir eyleme katıldığına dair kayıt bulunmayan ve PKK terör örgütü ile de bağlantısı tespit edilemeyen sanığın tüm aşamalarda aramada ele geçen suç unsuru şeylerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmediği, başka kişiler tarafından evine konulmuş olabileceğini savunduğu, arama sırasında evde bulunan ve beraatlerine karar verilen inceleme dışı sanıkların da eve geldiklerinde kapının açık olduğu, ele geçen mermileri evde daha önce hiç görmedikleri şeklinde beyanda bulundukları, suça konu mermiler ve bu mermilerin içinde bulunduğu şeffaf naylon poşet parçası üzerinde yapılan incelemede parmak izi tespit edilemediği, poşet içeresinden çıkan 7,65 mm çaplı fişekler ile inceleme dışı sanıklardan Lalihan'ın üzerinde bulunan aynı çaplı tabancanın şarjöründen çıkan mermilerin modellerinin farklı olduğu anlaşılan somut olayda; kolluk tarafından aramanın 5271 sayılı CMK'nun aramanın güvenirliliği ile ilgili 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" amir hükmüne aykırı olarak o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen suça konu mermilerin hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.<br />
Bu itibarla, hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen delilin ve buna ilişkin düzenlenen tutanağın, yerel mahkemece hükme esas alınmasında ve Özel Dairece de bu hükmün onanmasında isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Yapılan arama işleminin icrası bakımından hukuka aykırı olduğu kabul edildikten sonra, hukuka aykırı aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin somut olayda mahkûmiyet için yeterli olup olmadığına gelince;</p>

<p>Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle ispat edilebilmesidir.</p>

<p>Bu itibarla, hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; sanığın tüm aşamalarda suçlamayı, aramada ele geçen şeylerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmediği de gözetildiğinde dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda sanığın cezalandırılmasına yeterli delil bulunmamaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında yapılan arama işlemi hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı, dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda ise sanığın cezalandırılması yeterli başkaca delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "arama işleminin hukuka uygun olduğu ve mevcut delillerin sanığın mahkûmiyet için yeterli bulunduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09.01.2012 gün ve 22094-394 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.07.2008 gün ve 28-327 sayılı kararının sanık hakkında icra edilen arama işlemi hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı, dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda ise sanığın cezalandırılması için yeterli başkaca yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.04.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013464-e-2015132-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="29745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2013/6183 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/11/2014 tarihli ve 2013/6183 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">YAŞAR YILMAZ BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2013/6183)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 19/11/2014</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">R.G. Tarih-Sayı: 7/3/2015-29288</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Erdal TERCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Akif YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yaşar YILMAZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Ahmet YILDIZ</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu, avlanması yasak av hayvanlarına ilişkin unsurları bulundurduğu gerekçesiyle aleyhine açılan tazminat davasının kabulüne karar verildiğini ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığını belirterek, adil yargılanma ve özel yaşama saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talep etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvuru, 5/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 22/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 22/7/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III. OLAYLAR VE OLGULAR</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Olaylar</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu hakkında, koruma altında bulunan hayvan ve tahnit (boynuz, deri vb.) bulundurduğu iddiası üzerine evleri, müştemilatları ve arazilerinde arama yapılabilmesi amacıyla Tuzla Sulh Ceza Mahkemesince 22/1/2003 tarihinde arama kararı verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucuya ait olduğu iddia edilen taşınmazda yapılan aramada, bir kısmı Türkiye'de yaşamayan yaban hayvanlarına ait post vd. unsurlar bulunmuş, bu durumu tespit etmek üzere tutanak düzenlenmiş ve bu tutanak sadece jandarma görevlileri ve Milli Parklar orman mühendisince imzalanmıştır. Arama esnasında mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan kimse bulunmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Söz konusu tutanağa dayanılarak Çevre ve Orman Bakanlığınca kesilen idari para cezalarına karşı açılan davalar, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 13/9/2004 tarihli kararlarında, suç tarihinden sonra çıkarılan kanuna göre ceza kesildiği gerekçesiyle cezalar iptal edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucunun mera vasfındaki araziyi tel çitlerle çevirerek işgal ettiği iddiasıyla Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada ise 14/3/2003 tarihinde, söz konusu yerin belediye sınırları içinde olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu aleyhine Orman Bakanlığı Marmara Bölge Müdürlüğü Av - Yaban Hayatı Başmüdürlüğü adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğünce, 1/3/2004 tarihinde, 23/1/2003 tarihli tutanaktaki tespitler dolayısıyla 5/5/1937 tarih ve 3167 sayılı mülga Kara Avcılığı Kanunu'na uymayarak verdiği zarar nedeniyle tazminat davası açılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Davaya bakan Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesinin, 21/9/2004 tarihli kararıyla, davaya konu tazminat alacağının idari yargının görev alanında olduğu gerekçesiyle dilekçenin görev yönünden reddine karar verilmiş, bu karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 14/4/2005 tarih ve E.2005/3851, K.2005/3979 sayılı ilamıyla bozulmuş, bozmaya uyarak davayı inceleyen Mahkemenin, 26/9/2007 tarih ve E.2005/603, K.2007/811 sayılı kararıyla, <i>"21/3/2003 tarihinde tutulan tutanaktaki çeşitli cins ve adetteki post, trofe, boynuzların davalıya ait olduğu ve davalı tarafından işlem yapıldığına dair dosyaya herhangi bir belge ve delil konulamadığı gibi davalının olayda davalı sıfatının olmadığı " </i>gerekçe gösterilerek dava husumet nedeniyle reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Davacı idare tarafından temyiz edilen bu karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 6/3/2008 tarih ve E.2008/161, K.2008/2932 sayılı ilamıyla, <i>"Dosyadaki belgelerden 23/1/2003 tarihinde jandarmaca tutulan tutanakta dava konusu post, trofe ve boynuzların davalı Yaşar Yılmaz'a ait köy merası üzerindeki evlerde bulunduğu belirtilmiştir. Anılan belge resmi evrak niteliğinde olup aksi geçerli delillerle kanıtlanmış bulunmamaktadır. Şu durumda davanın husumetten reddi doğru değildir. Mahkemece işin esasına girilmek ve yapılacak incelemeye göre karar verilmek üzere usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir" </i>denilmek suretiyle bozulmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Bozmaya uyan Mahkemenin, 24/5/2011 tarih ve E.2009/137, K.2011/341 sayılı kararıyla, <i>"toplanan delillere, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre 23/1/2003 tarihinde jandarma tarafından tutulan tutanakta post, trofe ve boynuzların davalıya ait köy merası üzerindeki evlerde bulunduğunun tespit edildiği, buna göre tutanak tutulduğu, bu belgenin resmi evrak niteliğinde olduğu, aksinin geçerli delillerle kanıtlanamadığı, hazine tarafından talep edilen tazminatın merkez av komisyonu kararlarına uygun olduğu"</i> gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28/2/2012 tarih ve E.2012/93, K.2012/3040 sayılı ilamıyla onanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin, 16/4/2013 tarih ve E.2012/10148, K.2013/7103 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Bu karar, 5/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu 5/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İlgili Hukuk</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 94. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerde aranma yapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu arama şüphe altında bulunan kimsenin yakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübut delillerinin meydana çıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Aynı Kanun’un<i> </i>97.<i> </i>maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Hakim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Aynı Kanun’un<i> </i>98.<i> </i>maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">“</span><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Arama muamelesine tabi yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir. Kendisi bulunmazsa mümessili veya mümeyyiz hısımlarından biri yahut kendisiyle birlikte sakin olan bir kimse veya komşusu bulundurulur.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun <i>“İspat hakkı”</i> kenar başlıklı 189. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun<strong> temyiz</strong>e ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil <strong>nihaî kararlar</strong> ile hakem kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir; bu süre, 8.1.1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanuna tâbi kamu kurumları hakkında otuz gündür.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15/2/2012 tarih ve E.2011/2-703, K.2012/70 sayılı kararı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“…Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Vurgulanmalıdır ki, bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Somut olaya gelince;</span></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalı kadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekilde oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün değildir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kaldı ki, bir an için delil olarak kabul edilse dahi ne CD içeriği, ne savcılık evrakı ve icra dosyaları ne de tanık beyanları davalının kusurlu olduğunu ispata yeterli bulunmamıştır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır…”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Yüce Divan’ın 19.12.2012 tarih ve E.2011/1, K.2012/1 sayılı kararında konuya ilişkin şu ifadelere yer verilmiştir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“…Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.”; 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV. İNCELEME VE GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Mahkemenin 19/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/8/2013 tarihli ve 2013/6183 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu, ilk derece Mahkemesi kararına esas alınan 23/1/2003 tarihli tespit tutanağında belirtilen taşınmazın kendisine ait olmadığını ve kendisi tarafından kullanılmadığını, açıkça adres belirtilmeyen arama kararının hukuka uygun olmadığını, aramanın kanunda belirtilen usule aykırı yapıldığını, arama esnasında kendisinin bulunmadığını, buna rağmen </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadığını,</span><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000"> </span></i><span face="Times New Roman" style="color:#010000">arama tutanağı ile sonradan hazırlanan rapor arasında farklılıklar bulunduğunu, tutanaktaki tespitin aksine söz konusu taşınmazın kendisine ait olmadığına ilişkin delillerinin dikkate alınmadığını, ilk bilirkişi raporu lehe iken, taraflı hazırlanan ikinci bilirkişi raporunda orman mühendisi olan bilirkişilerce hukuki değerlendirmeler yapıldığını, bilirkişilerin tarafsız olmadığına yeni bilirkişi atanmasına ilişkin taleplerinin reddine dair kararın masrafları yatırılmasına karşın Mahkemece temyize gönderilmediğini, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması taleplerinin kabul edilmediğini belirterek, Anayasa'nın 20., 21., 36. ve 38. maddelerinde tanımlanan özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, adil yargılanma hakları ile 38. maddesinde yer alan kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kullanılamayacağı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlallerin tespiti ve ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması ve tedbir kararı verilerek icra işlemlerinin durdurulması taleplerinde bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Değerlendirme</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu Anayasa’nın 20., 21., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun arama yapılan yerin kendisine ait olmadığını ısrarla dile getirdiği, bu nedenle iddialarının özünün, yargılamanın adil olmadığı ve hukuka aykırı delillere dayanılarak hüküm tesis edildiği hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları aşağıda Anayasa’nın 36. ve onunla ilgili 38. maddelerinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu, mahkemece atanan bilirkişiler tarafsız olmadığı için yeni bilirkişi atanmasına ilişkin taleplerinin reddine dair kararın, masrafların yatırılmasına karşın Mahkemece temyize gönderilmediğini, bu nedenle hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Mahkemece, başvurucunun yeni bilirkişi atanması isteminin reddine dair kararın temyize gönderilmemesi mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilecektir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Hukuk yargılamasında kural olarak nihaî kararlar ile hakem kararlarına karşı temyiz kanun yoluna gidilebilir (§ 24). Anayasa’da, <i>“mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin” </i>kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna göre, usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Anayasa’da mahkeme ara kararlarının temyiz edilebilmesi hakkını içeren bir kurala yer verilmemiştir. Ara kararlar, kural olarak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Somut olayda, başvurucu ara kararla verilen <i>“bilirkişi atanması talebinin reddi”</i> kararını temyiz etmiştir. Mahkemece, yargılama bir hükümle sonlanmadan evvel duruşmalar safahatında dile getirilen bu istem örtülü olarak reddedilerek, talep, esas hükümle birlikte sonradan temyize gönderilmiştir. Başvurucunun savunmaları ve iddiaları, esas hükümle birlikte yapılan temyiz kanun yolunda incelenmiştir. Mahkemece verilen<i> “bilirkişi atanması talebinin reddine” </i>ilişkin karar ara kararı olup, ara kararı ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir. Her ne kadar bahsi geçen ara kararda temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiş ise de, mahkemenin bu yöndeki kararı izhari nitelikte olduğundan, davalıya esas hükümden ayrı olarak buna ilişkin ara kararı temyiz hakkı vermez. Bu nedenlerle, Mahkemenin duruşmalar safahatında verdiği ara kararın, nihai kararın verilmesi beklenilmeden temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmemesi mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle Mahkemece verilen<i> “bilirkişi atanması talebinin reddine” </i>ilişkin ara kararın, yargılamanın duruşmalar safahatında temyize gönderilmemesinin açık bir ihlal niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, başvurucunun bu yöndeki iddiaları <i>“açıkça dayanaktan yoksun”</i> bulunduğundan başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b. Diğer Şikâyetler</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucunun, açıkça adres belirtilmeyen arama kararının hukuka uygun olmadığı, aramanın kanunda belirtilen usule aykırı yapıldığı, aramada ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadığını, arama sonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığı, bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Anılan nedenlerle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Esas Yönünden</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu, aleyhindeki davada delil olarak kullanılan eşyaların, </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulmadığı bir arama kararının icrası esnasında ele geçirildiğini, aramanın 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesine aykırı olarak icra edildiğini, bu nedenle ele geçen eşyaların yargılamada delil olarak kullanılmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini şikâyet etmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “<i>Bireysel başvuru hakkı</i>” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde, davada kullanılan delillerin ispat güçleri ile ilgili bir düzenleme bulunmamakla birlikte, ceza muhakemesi açısından 17/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinde delilleri takdir yetkisi ile ilgili olarak yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği belirtilmiştir. Ayrıca aynı Kanun’un 230. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine göre mahkeme hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">6100 sayılı Kanun’un <i>“ispat hakkı”</i> başlığını taşıyan 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan; <i>“Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz”</i> hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir Böylece ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir (</span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15/2/2012 tarih ve E.2011/2-703, K.2012/70 sayılı kararı).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27). Bu yönüyle Anayasa Mahkemesini görevi, belirli delil unsurlarının kanuna uygun şekilde elde edilip edilmediklerini tespit etmekten ziyade, bu türden <i>“kanuna aykırılığın”</i> Anayasa’da korunan başka bir hakkın ihlali ile sonuçlanıp sonuçlanmadığını ve bu <i>“kanuna aykırılığın”</i> bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (AİHM’in bu hususta benzer değerlendirmeleri içerir kararı için bkz. <i>Ramanauskas</i><i>/Litvanya</i> [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008, § 52).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">AİHM, delilerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak, somut davada kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada “<i>silahların eşitliği</i>” ve “<i>çelişmeli yargılama</i>” ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (<i>Tamminen</i><i>/Finlandiya,</i> B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; <i>Barberà</i><i>, Messegué </i>ve<i> Jabardo/İspanya</i>, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin 19. maddesi bağlamında görevinin, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’ye ilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin koruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal bir mahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevinin bulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvence altına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (<i>Schenk</i><i>/İsviçre</i>, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45-46; <i>Desde</i><i>/Türkiye</i>, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 124).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (<i>Jalloh</i><i>/Almanya</i> [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; <i>Desde</i><i>/Türkiye</i>, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; <i>Khodorkovskiy</i><i> ve Lebedev/Rusya</i>, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699)</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">AİHM’e</span><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> göre, iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması, başvurucuya gerekli usuli güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması halinde, genellikle Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz <i>(Chalkley/Birleşik Krallık </i>[k.k.], B. No: 63831/00, 26/9/2002). Delillerle ilgili olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği ve mahkemece değerlendirmeye alınıp alınmadığı incelenmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Bahsi geçen anayasal kural, temel olarak ceza yargılaması hukukuna ilişkin olmakla birlikte, uygulanabildiği ölçüde hukuk yargılaması bakımından da dikkate alınmalıdır. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un. 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasında hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Madde gerekçesinde de, bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerektiği; hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından resen göz önüne alınması ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesinin kabul edildiği ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Arama ve el koyma koruma tedbirleri, 5271 sayılı Kanun'un "<i>Koruma tedbirleri</i>" başlıklı dördüncü kısmının 116 ila 134. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 116. maddesinde yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda hükümde belirtilen nitelikteki şüphe mevcutsa şüphelinin veya sanığın üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabileceği; 117. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla, diğer bir kişinin de üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabileceği; (2) numaralı fıkrasında ise aramanın yapılabilmesinin, aranılan kişinin veya suçun delillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlı olduğu ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Aynı Kanun’un 119. maddesinde ise hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin arama yapabilecekleri hükme bağlanmıştır. Benzer düzenlemeler, 1412 sayılı Kanun’un 94. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Somut olayda, Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Tuzla Sulh Ceza Mahkemesinin 22/1/2003 tarih ve 2003/16 Müt. sayılı kararı ile şüphelinin Akfırat Beldesinde bulunan evleri ve müştemilatı ile arazilerinin aranmasına izin verilmiştir. Mahkeme’nin, 1412 sayılı Kanun’un şüphelinin </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">evi ile ona ait sair mahallerde arama yapılabileceğine ilişkin 94. maddesine dayandığı anlaşılmaktadır. Arama yapılması talebi, suç delillerine ulaşılması ve bunlara el konulması nedenleriyle kabul edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesine göre, hâkim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulacaktır. İhtiyar heyetinden veya komşulardan kimse hazır bulundurulmadan yapılan aramanın, o tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olduğu görülmektedir</span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Diğer taraftan, Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, hak arama özgürlüğünün ancak meşru vasıtalardan yararlanmak suretiyle kullanılabileceğine açıkça işaret edilmiştir. Hal böyle olunca, adil yargılanma hakkı bakımından, aramanın icrasındaki<i> “kanuna aykırılığın”</i> bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisi incelenmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Yargılama, <i>“arama”</i> ve <i>“arama esnasında elde edilen eşyalar”</i> üzerine bina edilmiştir. </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">İlk derece Mahkemesinin davayı kabul gerekçesi incelendiğinde, 23/1/2003 tarihinde jandarma tarafından tutulan tutanakta post, trofe ve boynuzların davalıya ait köy merası üzerindeki evlerde bulunduğunun tespit edildiği, buna göre tutanak tutulduğu, bu belgenin resmi evrak niteliğinde olduğu, aksinin geçerli delillerle kanıtlanamadığı yönündeki tespitler olduğu anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Mahkeme kararından anlaşıldığına göre, yargılamanın esaslı ve belirleyici delili, aramada ele geçen </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">post, trofe ve boynuzlardır. Dayanılan diğer deliller ise, aramada elde edilen eşyaların değer ve niteliğini tespite ilişkin <i>“bilirkişi raporları”</i> ile kollukça tanzim edilmiş <i>“tespit tutanağı”dır</i>. Diğer bir anlatımla, hükmün esas ve belirleyici unsuru, gerçekleştirilen hukuka aykırı arama işlemi sonucunda elde edilen delillerdir. Bilirkişi raporları, aramada ele geçen delillerin değerlendirilmesine yönelik bir araçtır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki <i>“kanuna aykırılığın”</i> yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Adil yargılanma hakkı yönünden ihlal kararı verildiğinden, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerin incelemesine gerek görülmemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">62.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucunun tazminat talebi bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">63.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">64.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" style="color:#010000">Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V. HÜKÜM</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span face="Times New Roman" style="color:#010000"> Başvurucunun,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Mahkemeye erişim hakkına ilişkin şikâyetlerinin “<i>açıkça dayanaktan yoksunluk</i>” nedeniyle <strong>KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adil yargılanma hakkı kapsamındaki şikâyetlerinden hukuka aykırı delillerin hükme esas alındığına ilişkin şikâyetinin <strong>KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının <strong>İHLAL EDİLDİĞİNE,</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin <strong>BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE</strong>,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D.</span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">E.</span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye <strong>GÖNDERİLMESİNE</strong>,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19/11/2014 tarihinde <strong>OY BİRLİĞİYLE</strong> karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="51297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2019/5584 E., 2020/1730 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-hukuk-dairesinin-20195584-e-20201730-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-hukuk-dairesinin-20195584-e-20201730-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 09/06/2020 tarihli, 2019/5584 E., 2020/1730 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/5584 E., 2020/1730 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı vekili, İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, Merdivenköy mahallesi 284 pafta 2248 ada 6 sayılı parselde tapuya kayıtlı bulunan 201 m²'lik arsasının üzerinde inşa edilmiş üç katlı binanın bodrum katında 3/32 arsa paylı 94,36 m²'lik 1 nolu bağımsız bölüm ve eklentisinin maliki olduğunu, çatı katındaki çok daha küçük olan 49 m²'lik 6 ve 7 no.lu küçük dairelere 6/32 arsa payı verilmiş olması arsa paylarında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olduğunun kanıtı olduğunu, 1 nolu dairenin 3/32 payının düşük olması nedeni ile karşılığında daire yerine para ödemesi yapılacağı ve diğer dairelerin maliklerine ise daire verileceği ve 2018 yılı Nisan ayına kadar yıkım yapılacağı beyan edildiğini, arsa payının belirlenmesinde yapılmış olan açık ve haksız paylaşım sonucu 4/32 arsa payı sahipleri daire alırken müvekkilinin 3/32 pay ile daire alamayarak telafisi imkansız bir hak kaybına ve zarara uğrayarak mağdur olduğunu, paylarının yeniden düzenlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkemece, “davacı tarafça arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan ve bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığından açılan davanın reddine” karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf mahkemesi, “bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler davacı tarafından ortaya konulmadığından davacının istinaf talebi heyetimizce yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesinin kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de hatalı bir sonuca varılmadığı” gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, istinaf başvurusunun esastan reddine karşı temyiz isteminde bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre; dava arsa paylarının yeniden düzenlenmesi istemine ilişkin olup, 2006 olan kat irtifakına geçiş tarihinde bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan, bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı gibi, sonradan ortaya çıkan gelişme ve değişmelerin ise değerlendirmeye alınamayacağı anlaşılmakla, verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesine, dava dosyasının İstanbul Anadolu 5. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine 09/06/2020 günü oybirliği ile karar verildi<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-hukuk-dairesinin-20195584-e-20201730-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="88382"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/5267 E., 2023/1448 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225267-e-20231448-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225267-e-20231448-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 16.05.2023 tarihli, 2022/5267 E., 2023/1448 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/5267 E., 2023/1448 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/868 E., 2022/596 K.<br />
DAVA TARİHİ: 26.12.2013<br />
KARAR: Davanın kısmen kabulü<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/443 E., 2020/302 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın davalılardan ..., ... ve ... yönünden reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, yeniden esas hakkında; davanın davalılardan ..., ... ve ... yönünden reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz, davacılar vekili ile davalılar ..., ... ve ... vekilleri tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; 07.03.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde taraflardan bir kısmı gelmediğinden, Cumhurbaşkanlığının 11.02.2023 tarihli ve 32101 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 120 numaralı " Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Kararnamesi " kapsamında verilen 06.02.2023 tarihinden başlamak üzere 06.04.2023 tarihine kadar durma kararına istinaden Yargıtay Birinci Başkanlığının 13.02.2023 tarihli ve E-84632637/1786 sayılı yazısı ekinde sunulan Yargıtay Başkanlar Kurulunun 13.02.2023 tarih ve 4 sayılı kararının 4 üncü ve 5 inci maddeleri gereği duruşmanın 16.05.2023 tarihine ertelenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen tarihte gelen davacılar vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av.... ve diğer davalı asıl ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacılar; bağımsız bölüm maliki oldukları davaya konu taşınmazda bulunan binanın depreme dayanıksız olması nedeniyle, kentsel dönüşüm kapsamında, kat maliklerinin ortak kararıyla yıktırıldığını, yeniden inşa edilmesi için dava dışı yüklenici şirket ile görüşmelere başlanıldığını, bu görüşmeler sırasında "dairelerin küçülmeyeceği, herkesin eski metrekare kullanımındaki arsa payları oranında yeni dairelere sahip olacağının " karara bağlanmasına rağmen, hazırlanan projede kendilerine verilecek dairelerin öncekine oranla metrekarelerinin küçültüldüğünün, diğer daire malikleri olan davalılara verilecek dairelerin ise metrekarelerinin artırıldığının görüldüğünü, kullanım haklarının ağır şekilde ihlal edildiğini, bu nedenle projeyi kabul etmediklerini, ancak davalılar ile müteahhit arasında binanın yapımına dair sözleşmenin imzalandığını, müteahhit tarafından kendilerine çekilen ihtarname ile sözleşmenin akdedilmemesi halinde paylarının satışa çıkarılacağının bildirildiğini, projede belirtilen daire paylaşımının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, yıkılan binadaki daire metrekareleri tespit edilemediği takdirde, dairelerin eşit metrekarelerde olduğu kabul edilerek yeniden proje hazırlanması gerektiğini ileri sürerek; öncelikle arsa paylarına müdahalenin önlenmesini, projenin iptali ile yeni proje hazırlatılmasını, işbu taleplerinin kabul edilmemesi halinde arsa paylarının tespiti ile taksimini, dava devam ederken binanın yapılması durumunda ise haklarına tecavüz edilen kısmın tespiti ile yıkılmasını talep etmişler; 09.10.2020 tarihli ıslah dilekçeleri ile taleplerini 10.07.2019 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah etmişlerdir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar; bağımsız bölüm maliki oldukları binanın kentsel dönüşüm kapsamında kat maliklerince alınan ortak kararla yıktırıldığını, hali hazırda taşınmazda arsa payı ortaklığının söz konusu olduğunu, davaya konu projeye göre tüm dairelerin metrekarelerinde önceki kullanımlarına oranla küçülme olduğunu, nitekim eski projeye uygun bina yapılmasına belediyenin onay vermediğini, davacıların talebinin yasal prosedür çerçevesinde kabul edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p><br />
<strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 10.07.2019 tarihli bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınarak, davacıların 09.10.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davayı tamamen ıslah ettiği, davaya konu ilgili parsel sayılı taşınmazda bulunan eski binanın riskli yapı olması nedeniyle kentsel dönüşüm kapsamında bağımsız bölüm maliklerinin ortak kararıyla yıktırıldığı, akabinde yapılan toplantılarda yeni binanın yapılması hususunda dava dışı yüklenici şirket ile anlaşmaya varıldığı, her bir bağımsız bölüm malikinin yüklenici şirkete ödeyeceği tutarın da belirlendiği, ancak davacıların toplantı tutanaklarını imzalamadıkları, kararların oy çokluğuyla alındığı, mimari projeye uygun olarak yapılan yeni binanın bağımsız bölüm maliklerine 2015 yılının sonuna doğru teslim edildiği, dairelerin kiraya verilmesi suretiyle kira geliri elde edildiği; davacıların eldeki davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğu, nitekim yeni projeye uygun olarak yapılan binada çatı piyeslerinin eklenmesi suretiyle özellikle 13, 14 ve 15 nolu bağımsız bölümlerin metrekarelerinin arttığı, buna karşın davacıların kullanımına bırakılan dairelerin küçüldüğü, davacıların gerçekleşen zararından davalıların hisseleri oranında sorumlu oldukları, ödeyecekleri tazminat miktarının bilirkişi raporu ile hukuka uygun olarak hesaplandığı gerekçesiyle; davanın davalı ..., ... ve ... yönünden reddine, diğer davalılar yönünden kabulü ile davacı ... yönünden; 9.673,80 TL'nin 7 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den , 8.200,46 TL'nin 8 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 2.913,21 TL'nin 9 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 9.673,80 TL'nin 10 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 1.826,45TL'nin 11 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 2.913,21 TL'nin 12 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 59.406,32 TL'nin 13 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 68.067,20 TL'nin 14 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 53.216,14 TL'nin 15 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den , davacı ... yönünden; 10.067,73 TL'nin 7 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den , 8.534,39 TL'nin 8 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 3.031,84 TL'nin 9 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 10.067,73 TL'nin 10 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 1.900,82 TL'nin 11 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 3.031,84 TL'nin 12 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 61.825,39 TL'nin 13 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 70.838,96 TL'nin 14 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 55.383,14 TL'nin 15 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, davacı ... yönünden; 10.024,40 TL'nin 7 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 8.497,66 TL'nin 8 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 3.018,79 TL'nin 9 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 10.024,40 TL'nin 10 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 1.892,64 TL'nin 11 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 3.018,79 TL'nin 12 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 61.559,30 TL'nin 13 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 70.534,07 TL'nin 14 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 55.144,78 TL'nin 15 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den ıslah tarihi olan 09.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Davalı ... vekili; davacının davasını kısmen ıslah ettiğini, ıslah dilekçesiyle alacak talebinde bulunulamayacağını, talebin genişletilip değiştirilemeyeceğini, Mahkemenin görevsiz olduğunu, dava dilekçesindeki bir kısım talepler hakkında karar verilmemesinin hatalı olduğunu, dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağını, ıslah tarihi dikkate alındığında alacağın zamanaşımına uğradığını, davacıların dairelerini 2015 yılının Eylül ayında teslim alıp kiraya verdiklerini, dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde eldeki davanın açıldığını, dava tarihi itibariyle sebepsiz zenginleşmeden bahsedilemeyeceği gibi sebepsiz zenginleşme davasının da ileriye yönelik açılamayacağını, imar planına uyulmasının yasal zorunluluk olduğunu, sorumluluklarına gidilemeyeceğini, kararın kendi içinde çelişkili olduğunu, bir yandan ıslah tam ıslah olarak kabul edilip, öte yandan yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulduğunu, oysa tam ıslah halinde ıslah tarihine kadar yapılan yargılama giderlerinin davalılara yükletilemeyeceğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalılar ...,, ..., ..., ..., , ..., , ..., ..., ... vekili; davanın kısmen ıslah edildiğini, dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığını, davacının diğer talepleri yönünden karar verilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağını, dava tarihi itibariyle sebepsiz zenginleşmeden bahsedilemeyeceği gibi sebepsiz zenginleşme davasının da ileriye yönelik açılamayacağını, imar planına uyulmasının yasal zorunluluk olduğunu, sorumluluklarına gidilemeyeceğini, davalılardan ..., ... ve...'in dairelerindeki küçülmelerin hesaplama yapılırken davacılar lehine değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, kararın kendi içinde çelişkili olduğunu, bir yandan ıslah tam ıslah olarak kabul edilip, öte yandan yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulduğunu, oysa tam ıslah halinde ıslah tarihine kadar yapılan yargılama giderlerinin davalılara yükletilemeyeceğini, yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin hükmün usule aykırı olduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalı ... ve ... vekili; eldeki davanın kısmen ıslah edildiğini, tam ıslahtan bahsedilemeyeceğini, nitekim ıslah dilekçesinin HMK'nın 180 inci maddesinde belirtilen bir haftalık yasal süre içerisinde ibraz edilmediğini, süresinde ibraz edilmeyen dava dilekçesinin kabulünün mümkün olmadığını, kaldı ki Mahkemenin dava dilekçesinde ileri sürülen talepler yönünden görevsiz olması nedeniyle, görevsiz mahkemede yapılan ıslaha da geçerlilik tanınamayacağını, tam ıslahın kabulü halinde ise ıslah tarihine kadar yapılan yargılama giderlerinin davalılara yükletilemeyeceğini, yargılama gideri ve vekalet ücreti ve harç yönünden kurulan hükmün infaza elverişli olmadığını, her bir davalı açısından ayrı ayrı hüküm tesis edilmesi gerektiğini, davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına gidilemeyeceğini, davacılara ait yıkılan binadaki daire yüzölçümlerinin yeni binadakinden küçük olduğunu, ancak davacıların daha öncesinde imar mevzuatına aykırı olarak balkonları kapattıklarını, kaçak yapıların hak bahşetmeyeceğini, dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde eldeki davanın açıldığını, sebepsiz zenginleşmeden ya da haksız fiilden bahsedilemeyeceğini, davacıların arsa payları üzerinde de değişikliğe gidilmesi gerektiğini, dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağını, imar planına uyulmasının yasal zorunluluk olduğunu, sorumluluklarına gidilemeyeceğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>4. Davacılar vekili; taraflar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğunu, davaların birbirinden bağımsız olduğunu, bu nedenle her bir davalı aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, toplam tazminat miktarı üzerinden tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacılar aleyhine yargılama giderine hükmedilemeyeceğini, hesaplanan tazminat miktarının davacıların gerçek zararını karşılamadığını, hüküm altına alınan alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu ana taşınmaz üzerinde bulunan önceki binanın kentsel dönüşüm kapsamında yıktırıldığı, binanın yeniden inşa edilmesi hususunda davalı bağımsız bölüm malikleri ile dava dışı yüklenici şirket arasında noterde düzenleme şeklinde 30.10.2013 tarihli inşaat yapım sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmeye göre toplam 15 daire yapılacağı, dairelerin tamamının daire sahiplerine verileceği, inşaat yapım bedeli olarak bahçe katındaki 1,2, ve 3 nolu daireler için 78.000 'er TL, giriş kattaki 4, 5 ve 6 nolu daireler için 123.000 'er TL, normal katlardaki 7,8,9,10,11, ve 12 nolu daireler için 123.000 'er TL ve çatı arası piyesli 13, 14 ve 15 nolu dubleks daireler için ise 209.000 'er TL'nin yüklenici firmaya ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin tarafı olmayan davacıların sözleşmede belirtilen yapım bedelini ödedikleri anlaşıldığından sözleşmeyi zımnen benimsemiş sayılacakları; davacıların, binanın yıkılarak yeniden inşa edilmesiyle birlikte bağımsız bölümler arasında sebepsiz zenginleşme neticesi doğuracak şekilde açık bir eşitsizlik meydana geldiği, dairelerin kullanım alanı (metrekare) yönünden birbirinden farklı olduğu, bunun sonucunda dairelerin orantısız olarak değerlendirildiği, davalıların sebepsiz zenginleştikleri iddiasında bulundukları, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporu ile davacılara ait 4,5 ve 6 nolu bağımsız bölümlerin alanlarının yeni proje ile küçüldüğünün, buna karşılık 7,8,9,10,11,12,13,14 ve 15 nolu dairelerin yüzölçümlerinin arttığının tespit edilip, bu durumda her bir davalının davacılardan her birine ödemesi gereken tutarın belirlendiği, proje üzerinden ve yerinde yapılan inceleme sonucu, ibraz olunan emsaller dahilinde hesaplamanın yapıldığı, raporun hukuka uygun olup, taraf ve Yargıtaya denetimine elverişli olduğu; davacıların kentsel dönüşüm kapsamında binanın yıktırılıp yeniden yapılmasına müsaade etmiş olmalarının eldeki davayı açmalarına engel teşkil etmeyeceği, terditli olarak açılan davanın usulüne uygun olarak tamamen ıslah edildiği, nitekim ıslah dilekçesinde önceki taleplerin ileri sürülmediği, taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalıların ıslah tarihi itibariyle temerrüde düşürüldükleri, bu itibarla dava tarihinden itibaren faize hükmedilemeyeceği, sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak istemiyle açılan eldeki davada Mahkemenin görevli olduğu, sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkının, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı, eldeki davada davacıların geri isteme hakkı olduğunu ve iade yükümlüsünü tam olarak 09.06.2020 tarihli bilirkişi raporu ile öğrenmiş olup yasal süre içinde talepte bulundukları, davanın zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceği; davacılar vekili her ne kadar yargılama giderinin ve vekalet ücretinin davalılar bazında bireyselleştirilmediğini beyan etmiş ve davacı tarafın talebi üzerine Mahkemece verilen ek kararlar ile hüküm fıkralarında değişiklik yapılarak; harç, vekalet ücreti ve yargılama giderinin davalıların payları oranında tahsiline karar verilmiş ise de; hükümde tavzihle değişiklik yapılamayacağı, bu nedenle ek kararların hukuken yok hükmünde olduğu, HMK'nın 326 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir." şeklinde düzenlemeye yer verildiği, işbu hüküm gereğince yargılama giderleri ile vekalet ücretinin tüm davalılardan müteselsilen ve müştereken tahsiline karar verilmiş olmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, yeni inşa edilen binada dairelerinin yüzölçümlerinde herhangi bir artış gerçekleşmeyen davalılar..., ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmesi ve dava tarihi itibariyle haklılık durumuna göre adı geçen davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı; öte yandan davacıların her birinin davasının birbirinden bağımsız olduğu dikkate alınarak, davacılardan her biri için hüküm altına alınan miktar üzerinden ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, toplam tazminat miktarı üzerinden tek vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, hükmün bu yönüyle düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle; davalıların istinaf başvurularının esastan reddine, davacıların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında; davanın davalı ..., ... ve ... yönünden reddine, diğer davalılar yönünden kabulü ile davacı ... yönünden; 9.673,80 TL'nin 7 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 8.200,46 TL'nin 8 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 2.913,21 TL'nin 9 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 9.673,80 TL'nin 10 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 1.826,45TL'nin 11 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 2.913,21 TL'nin 12 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 59.406,32 TL'nin 13 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 68.067,20 TL'nin 14 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 53.216,14 TL'nin 15 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, davacı ... yönünden; 10.067,73 TL'nin 7 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den , 8.534,39 TL'nin 8 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 3.031,84 TL'nin 9 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 10.067,73 TL'nin 10 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 1.900,82 TL'nin 11 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 3.031,84 TL'nin 12 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 61.825,39 TL'nin 13 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 70.838,96 TL'nin 14 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 55.383,14 TL'nin 15 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, davacı ... yönünden; 10.024,40 TL'nin 7 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 8.497,66 TL'nin 8 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 3.018,79 TL'nin 9 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 10.024,40 TL'nin 10 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 1.892,64 TL'nin 11 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 3.018,79 TL'nin 12 nolu bağımsız bölüm maliki ...'dan, 61.559,30 TL'nin 13 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den, 70.534,07 TL'nin 14 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve ...'den, 55.144,78 TL'nin 15 nolu bağımsız bölüm maliki ...'den ıslah tarihi olan 09.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili ile davalılar ..., ..., ..., ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacılar vekili; davalılardan..., ... ve ... lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, davanın açılmasına adı geçen davalıların sebebiyet verdiğini, hüküm altına alınan alacağa haksız fiil tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili; istinaf karar harcının hatalı hesaplandığını, neredeyse hükmedilen miktar kadar harç tahsiline karar verildiğini, Harçlar Yasası gereği sorumlu olduğu harç miktarının 11.185,35 TL olup, bunun 4.493,00 TL'sini peşin harç olarak yatırdığını, bunun mahsubu ile bakiye 6.692,35 TL harcın tahsiline karar verilmesi gerektiğini, bu yöndeki tavzih talebinin reddedildiğini, her bir davacı yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalı ... ve ... vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yanında, davalıların tamamının istinaf başvurusunda bulunmalarına ve başvurularının esastan reddine karar verilmiş olmasına rağmen, sadece kendileri ve davalılardan ... ve ... aleyhine ayrı ayrı istinaf karar harcına hükmedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğu gibi hesaplamanın da hatalı yapıldığını, davacılar lehine hüküm altına alınan toplam miktar üzerinden tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davacılardan her biri lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>4. Davalı ... vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepler yanında, davalıların tamamının istinaf başvurusunda bulunmalarına ve başvurularının esastan reddine karar verilmiş olmasına rağmen, sadece kendileri ve davalılardan ... ve ... aleyhine istinaf karar harcına hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, diğer davalıların her birinden ayrı ayrı harç tahsili yönünde hüküm tesis edilmesi gerektiğini, nitekim davalılar arasında müteselsil borçluluktan bahsedilemeyeceğini, davacılar lehine hüküm altına alınan toplam miktar üzerinden tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davacılardan her biri lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.</p>

<p><br />
2. İlgili Hukuk<br />
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ( 6098 sayılı Kanun) 77 nci maddesinin birinci fıkrasına göre; "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür."</p>

<p>2. 6098 sayılı Kanun'un 82 nci maddesi uyarınca; " Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın her halde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar."</p>

<p>3. Davacının geri isteme hakkı olduğunu öğrenebilmesi için zenginleşenin kimliğini, zenginleşmenin kendisine ait olduğunu ve nihayet zenginleşmenin miktarını fiilen bilmesi gerekir. Bu şartlar davacı tarafından tahmini olarak değil, kesin olarak veya en azından davanın açılmasına imkan verecek ölçüde yeter derecede bilmesi gerekir.</p>

<p>4. Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak, sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır (6098 sayılı Kanun mad. 117)</p>

<p>5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( 6100 sayılı Kanun) 176 ncı maddesine göre ıslah tamamen veya kısmen olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir.</p>

<p>6. Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan (dava dilekçesinden) itibaren ıslah eder ve bir hafta içerisinde yeni bir dava dilekçesi verir (6100 sayılı Kanun m. 180). Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (HMK m. 179/1). Bu hâlde dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin tamamının yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için buna davanın tamamen ıslahı denir (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s. 424). Başka bir anlatımla davacı tamamen ıslah ile yeni bir dilekçe vererek davasını baştan itibaren usule müteallik bütün işlemlerini değiştirebilir. Yani davacı bu yolla dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirip genişletebileceği gibi, davalı da tam ıslah ile savunmasını tamamen değiştirip genişletebilecektir. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekecektir.</p>

<p>7. Davanın tamamen (kâmilen) ıslah edilmesi hâlinde dava dilekçesi dahil, yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır (6100 sayılı Kanun m. 179). Ancak, ıslahın ikrara, keşfe, bilirkişi raporlarına, şahit sözlerine bir etkisi olmaz. Yani ıslah ile bunlar geçersiz sayılamaz. Taraflar ancak kendi usul işlemlerini ıslah ile düzeltebilirler. Mahkemenin ve karşı tarafın işlemleri ıslahın konusu dışındadır. Aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2007 tarihli ve 2007/2-99 E., 2007/141 K. sayılı kararında da değinilmiştir.</p>

<p>8. Gerek öğretide gerekse uygulamada, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır. (Hukuk Genel Kurulunun 26.05.2022 tarihli ve 2019/3-178 E., 2022/738 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. 6100 sayılı Kanun'un 178 inci maddesinin birinci fıkrasında; " Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış sayılır. " hükmü getirilmiştir.</p>

<p>10. 6100 sayılı Kanun'un “ İhtiyari dava arkadaşlarının davadaki durumu” başlığı altında düzenlenen 58 inci maddesinde ise; “İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>11. Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun'un "Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326 ncı maddesinde; “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.<br />
(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.<br />
(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><br />
12. Bundan başka, mahkeme, haksız çıkan dava arkadaşlarının yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olduklarına açık biçimde karar vermemişse, her dava arkadaşı yargılama giderlerinin kendi payına düşen miktarından sorumludur. Davada haksız çıkan ihtiyarî dava arkadaşları da davada kendisini vekil ile temsil ettirmiş olan karşı tarafa ayrı ayrı vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edilirler. (Hukuk Genel Kurulunun 03.10.2019 tarihli ve 2017-11/415 E., 2019/989 K. sayılı kararı da aynı yöndedir).</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile yukarıda yer verilen hukuk kurallarına, dava şartlarına, davanın tamamen ıslah edilerek alacak davasına dönüştürülmesinin ve alacak davası olarak karara bağlanmasının mümkün olmasına, alacak isteminin sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanıyor olmasına ve uyuşmazlığa uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 2 yıl olmasına, bu sürenin yeni binanın bağımsız bölüm maliklerine teslim edildiği tarihten itibaren başlayacak olmasına ( 2015 yılı ), bu durumda davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olmasına, ıslah tarihi itibariyle davalıların temerrüde düşürülmüş sayılmalarına, davanın tamamen ıslahı sonucunda geçersiz hale gelen bir işlem söz konusu olmadığı gibi karşı tarafça ıslah sonucunda zarara uğranıldığı da ileri sürülmediğinden, davalılar aleyhine yargılama giderine hükmedilmiş olmasında hukuka aykırılık bulunmamasına, yargılama giderlerinden davalıların müteselsilen sorumluluklarına gidilebilecek olmasına, bu hususta açıkça hüküm tesis edilmiş olmasına, aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan her bir davacı lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmiş olmasının hukuka uygun olmasına, istinaf karar harcına yönelik hatalı olarak tesis edilen hükmün 13.04.2022 tarihli tavzih kararı ile düzeltilmiş olmasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraf ve Yargıtay denetimine elverişli, hukuka uygun olmasına, imar affından faydalanılarak üzerinde mülkiyet hakkı kurulan alanların kaçak olduğundan bahsedilemeyecek olmasına, bağımsız bölüm maliki olan davalılardan..., ... ve ... yönünden davanın reddi ile davalılar lehine vekalet ücreti hükmedilmiş olmasında usul ve kanuna aykırılık bulunmamasına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacılar vekili ile davalılar ..., ..., ..., ... vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><br />
<strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harçlarının temyiz eden davalılara yükletilmesine, fazla alınan temyiz karar harcının ise istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,</p>

<p>8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalı ...'e; davalı ...'den alınıp davacılara verilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225267-e-20231448-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1643.jpg" type="image/jpeg" length="17155"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KENTSEL DÖNÜŞÜMDE ARSA PAYININ VE MİMARİ PROJENİN ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-arsa-payinin-ve-mimari-projenin-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-arsa-payinin-ve-mimari-projenin-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. </strong>Geçtiğimiz günlerde kentsel dönüşüm sonucunda elde edilecek bağımsız bölümün nitelikleri ile ilgili sanılanın aksine: Arsa payının, müteahhit ile yapılacak anlaşmada bir önemi olmadığını, belediye uhdesindeki mimari projenin önemli olduğunu belirtmiştim. Ardından birçok vatandaşımızın ve hatta meslektaşlarımın dahi karşıt görüşlerini bildirdiğini gözlemlediğimden işbu bilgi notunu kamu hizmeti olarak düzenleme gereği vazife edinmekteyim.</p>

<p><strong>2. </strong>634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (‘’<strong>KMK</strong>’’) m. 3<strong>:</strong> <i>‘’Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bağımsız bölümlerin <strong><u>konum</u> ve<u> büyüklüklerine</u> göre hesaplanan değerleri ile oranlı</strong> arsa payı tahsisi ile kurulur. Arsa payı değerle orantılı değilse, her malik mahkemeye başvurarak düzeltme isteyebilir.’’</i></p>

<p>Kanun lafzından arsa payının neye göre belirlenmesi gerektiği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Ne yazık ki geçmişte arsa payları kanundaki düzenleme doğrultusunda değil, çoğunlukla rastgele dağıtılmıştır. Doğru bir şekilde arsa payı dağıtıldığı nerdeyse hiç görülmemektedir. Kaldı ki günümüzde dahi kentsel dönüşüme giren binalarda arsa payları; yanlış olsa dahi aynen korunarak müteahhitle paylaşım oranı doğrultusunda eksilerek yanlış bir şekilde varlığını sürdürmektedir ve tapu müdürlükleri uygulaması da bu yöndedir. Zira tapu müdürlüklerinin, kat irtifakı kurulması aşamasında arsa paylarına ölçüt aldığı tek husus: Kentsel dönüşüme ilişkin sözleşmede yer alan paylaşım oranıdır.</p>

<p>Örneğin: Arsa payınız 1/10’sa ve müteahhitle yapılan anlaşmada malikler uhdesine düşen oran %50 ise, yeni arsa payını 1/20 olacaktır. Oysa arsa payı, niteliği gereği her kat irtifakı kuruluşunda KMK m. 3 doğrultusunda yeniden dağıtılmalıdır. Nitekim Arsa payının düzeltilmesi taleplerinde de kat irtifakı veya kat mülkiyetinin kurulduğu tarihteki değerlerin esas alınması zorunludur.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-hukuk-dairesinin-20195584-e-20201730-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a></p>

<p><strong>3. </strong>Çok basit bir mantıkla: KMK m.3 doğrultusunda arsa payının düzeltilmesi davası açıldığında, ilgili arsa payı; resmi mimari projeye göre belirlenir. Zira en arsa payının belirlenmesinde önemli kriterler: Metrekare, cephe ve şerefiyedir. Öyleyse bu basit durum bile arsa payının değil resmi mimari projenin esas alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>4. </strong>Kentsel dönüşüm her ne kadar uzun süredir ülke gündemini meşgul etse ve herkesin bir şekilde hayatına dokunsa da ne yazık ki süreçler büyük bir bilgi eksikliğiyle ilerlemektedir. Kentsel dönüşüm projelerinde maliklere eski bağımsız bölümleriyle aynı şerefiye, cephe veya metrekarenin verilmemesi durumunda yargı: "Mülkiyet hakkının korunması" ve "Paylaşımın adilliği" ilkeleri üzerinden denetim yapmaktadır. Yargı: Çoğunluğun azınlık haklarını ihlal ederek anlaşmalar yapması sonucunda, hükmettiği tazminat kararlarında; kentsel dönüşümde vatandaşların haklarını koruyabilmek adına, hiçbir gerçekçi karşılığı olmayan arsa payları yerine; somut resmi mimari projeyi esas almaktadır ki doğrusu da budur.</p>

<p><strong>5. </strong>Zira yine basit bir mantıkla arsa payı önemli olsa dahi; mağdur olan kişinin arsa payı oranının aynı kalarak korunması fakat; m2, şerefiye ve cephe yönünden mağdur edilmesi de mümkündür ve asıl mağduriyet de bu şekilde oluşmaktadır.</p>

<p>Örneğin: Eski projede 100 m2 olan dairenizin arsa payı 10/100 olabilir, yeni projede ise daireniz 50 m2’ye düşmesine rağmen ve arsa payınız 9/10 olabilir. Hukuken böyle bir anlaşma yapılmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu ihtimalde arsa payınız yüksek kalmış olmasına rağmen m2’niz yarıya düşmüş oluyor. Dolayısıyla taşınmazınızın da değeri yarıya düşmüş. Oysa arsa payınız yalnızca %10 düşmüş. Hatta bu ihtimalde diğer malikler arsa payının düzeltilmesi davası açarak arsa payınızın da m2’niz oranında azalmasını talep edebileceklerdir zira arsa payları mimari projeyle doğru orantılı olmalıdır.</p>

<p><strong>6. </strong>Konu ile ilgili yerleşik yargı içtihatlarında arsa paylarının yalnızca adı geçmekte; resmi mimari projenin ise tamamen belirleyici olduğu açık bir şekilde görülmektedir:</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225267-e-20231448-k-sayili-karari" rel="dofollow">- Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/5267, K. 2023/1448, T. 16.05.2023:</a> "Davacıların, binanın yıkılarak yeniden inşa edilmesiyle birlikte bağımsız bölümler arasında sebepsiz zenginleşme neticesi doğuracak şekilde açık bir eşitsizlik meydana geldiği, dairelerin kullanım alanı (metrekare) yönünden birbirinden farklı olduğu, bunun sonucunda dairelerin orantısız olarak değerlendirildiği, davalıların sebepsiz zenginleştikleri iddiasında bulundukları, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporu ile davacılara ait 4,5 ve 6 nolu bağımsız bölümlerin alanlarının yeni proje ile küçüldüğünün, buna karşılık 7,8,9,10,11,12,13,14 ve 15 nolu dairelerin yüzölçümlerinin arttığının tespit edilip, bu durumda her bir davalının davacılardan her birine ödemesi gereken tutarın belirlendiği, proje üzerinden ve yerinde yapılan inceleme sonucu, ibraz olunan emsaller dahilinde hesaplamanın yapıldığı, raporun hukuka uygun olup, taraf ve Yargıtaya denetimine elverişli olduğu; davacıların kentsel dönüşüm kapsamında binanın yıktırılıp yeniden yapılmasına müsaade etmiş olmalarının eldeki davayı açmalarına engel teşkil etmeyeceği,"</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20184855-e-20198655-k-sayili-karari" rel="dofollow">- Yargıtay 3. HD., E. 2018/4855 K. 2019/8655 T. 4.11.2019: </a>‘’Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, yüklenicinin finansı kendisi tarafından sağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapımı işini üstlendiği, arsa malikinin ise bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetini yükleniciye geçirmeyi vaat ettiği sözleşme olarak tanımlanabilir.</p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri düzenlenilirken mülkiyet hakkının korunması temel amaç edinilmelidir. Kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma imkanı tanıyan ayni bir hak niteliğinde olan mülkiyet hakkı, sahibine en geniş kapsamlı yetkileri verir. Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanunla değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kentsel dönüşüm kapsamında yıktırılan binanın yerine yenisinin yapılması kararının verilmesi durumunda, bina maliklerinin sahip olduğu pay oranlarının orantısız biçimde azaltılması mülkiyet hakkını zedeleyecektir. Yıkılacak bina ile yapılacak bina karşılaştırılmalı, uygun düştüğü ölçüde yapı maliklerinin bağımsız bölümlerinin konum, katı, büyüklüğü ve diğer özellikleri muhafaza edilmelidir. Aksi durumda tarafların sebepsiz zenginleşmesine yol açacaktır.’’</p>

<p>Anılan kararlar ile AYM tarafından 2018/1567 başvuru numaralı kararda belirlenen ilkelerin benzer olduğu açıkça görülecektir.</p>

<p><strong>7. </strong>Arsa paylarının da kentsel dönüşümde önemli olduğu yerler bulunmaktadır:</p>

<p>1- Kentsel dönüşüme ilişkin sözleşmenin imzalanmasına karar verilmesi oylamasında tüm malikler arsa payı oranınca oy gücüne sahiptir.</p>

<p>2- Sözleşmeye imza atmayan maliklerin arsa payları, arsa payları değerince satılır. Değerleme bağımsız bölüm üzerinden değil, arsa payı üzerinden yapılır. Arsa payının düzeltilmesi davasının kentsel dönüşüme etkisi de bundan ibarettir.</p>

<p>3- Arsa payı sözleşmedeki paylaşım oranından fazla veya mimari projeye uygun bir şekilde yeniden tesis edilmemişse arsa payının ihlali nedeniyle ayrıca tazminat davası veya arsa payının düzeltilmesi davası açılabilir.</p>

<p>Bilgi notunun aydınlatıcı ve faydalı olduğunu umarız. Olası depremlerde kimsenin zarar görmemesi dileğiyle…</p>

<p><img alt="Atacan Atalan" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/atacan-atalan.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="201"></p>

<p><strong>Av. Atacan ATALAN</strong><br />
 </p>

<p><span style="color:#999999">------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-hukuk-dairesinin-20195584-e-20201730-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] Yargıtay, 20. Hukuk Dairesi, E. 2019/5584, K. 2020/1730, T. 09.06.2020</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-arsa-payinin-ve-mimari-projenin-etkisi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="18039"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/232 E., 2025/607 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.12.2025 tarihli, 2023/232 E., 2025/607 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/232 E., 2025/607 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 597-1299</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1, 62, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.06.2016 tarihli ve 1197-694 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.04.2021 tarih ve 18226-12139 sayı ile; "...Maddi ceza hukukuna ilişkin hükümler içeren basit yargılama usulünün 'hükme bağlanmış dosyalarda' uygulanmasını engelleyen 5271 sayılı CMK.nın geçici 5. maddesinin (d) bendindeki 'hükme bağlanmış' ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle temyiz davasına konu dosyalarda lehe hükümler içeren 5271 sayılı CMK.nın 251/3. maddesinin uygulanması imkânının doğması ve bu konuda mahkemesince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu" nedeninden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 08.07.2021 tarih ve 597-1299 sayı ile; hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanığın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası delaletiyle TCK'nın 292/1, 62/1, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 8 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 30.03.2022 tarih, 126-5305 sayı ve "Sanığın savunmasında kapalıya iadesine ilişkin tebligatı aldığına, ancak eşinin cezaevinde olması nedeniyle karara uymadığına ilişkin savunması ile muhatabın bilinen en son adresine çıkartılan tebligatın iade edilmesi ve adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bu adresten farklı olması hâlinde; adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine 'Mernis adresi' şerhi verilerek Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca doğrudan tebligat çıkartılmasının yeterli olduğuna, öncelikle bu adrese normal bir tebligat çıkartılmasının gerekmediğine dair Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı 2019/2 Esas, 2020/3 Karar, 20.11.2020 tarihli kararına göre; denetimli serbestlik müdürlüğünce sanığın nüfus kayıt sistemindeki adresine Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılmadan doğrudan Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılmasında usulsüzlük bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir." açıklaması ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.06.2022 tarih ve 69402 sayı ile;</p>

<p>"1- Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarihli ve 2014/421 esas, 2014/436 sayılı kararında 'kararın tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine' dair ihtar şerhinin bulunmamasına ve bu nedenle denetimli serbestlik dosyası içeriği itibarı ile de sanığın bilinen en son adresinin '19 Mayıs Mahallesi ... Cad No: 6-12 .../Samsun' adresi olmasından dolayı bu adrese Tebligat Kanunu'nun 10/1. maddesine göre Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarihli ve 2014/421 esas, 2014/436 sayılı kararının 'kararın tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine' dair ihtar şerhini içeren normal tebligat çıkarılması gerekmesine karşın, sanığın bahse konu bilinen en son adresine tebligat çıkartılmadan doğrudan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesine göre mernis adresi olan '19 Mayıs Mahallesi ... Caddesi No: 23 İç Kapı No: 1 .../Samsun' adresine 'kararın tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine' dair ihtar şerhi içermeyen tebligat çıkartıldığı ve 29.09.2014 tarihinde yapılan tebliğ işlemine istinaden sanığın tebliğ tarihinden itibaren iki gün içerisinde en yakın Cumhuriyet savcılığına teslim olmadığından bahisle hakkında kamu davası açıldığının anlaşılması karşısında, bu şekilde yapılan tebliğ işlemi usul ve yasa hükümlerine aykırı olup sanığın denetimli serbestlik tedbirini ihlali nedeniyle Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna iadesine ilişkin Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarih ve 2014/421 esas, 2014/436 karar sayılı kararının, tebliğ tarihinden itibaren iki gün içerisinde en yakın Cumhuriyet savcılığına teslim olması gerektiğine ilişkin şerhi içerir şekilde usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nın 292/1. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2- Bozma öncesi verilen ve sadece sanık tarafından temyiz edilen 13.06.2016 tarihli ilk hükümde, sanık hakkında 2. kez mükerrir hükümleri uygulanmadığı halde, bozmadan sonra kurulan son hükümde, kazanılmış hak gözetilmeden sanık hakkında 2. kez mükerrir hükümlerinin uygulanması suretiyle CMUK.nun 326/son madde ve fıkrasına aykırılık yapılması,</p>

<p>Hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.12.2022 tarih ve 3185-18401 sayı ile; (1) numaralı itiraz konusu bakımından itirazın reddine, (2) numaralı itiraz konusu bakımından ise itirazın kabulüne, 30.03.2022 tarihli ve 126-5305 sayılı onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün TCK'nın 58. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.01.2023 tarih ve 69402 sayı ile; ilk itirazın (1) numaralı parafında yer alan görüş doğrultusunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 3185-18401 sayılı düzeltilerek onama kararına karşı itiraz yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.04.2023 tarih ve 373-2156 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Dosya arasına getirtilen 2014/662 NKL sayılı denetimli serbestlik dosyası ile birlikte yapılan incelemeye göre;</p>

<p>Sanığın 18.06.2014 tarihli dilekçesi ile; yirmi ay hapis cezasından hükümlü olup Giresun Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğunu, koşullu salıverme tarihine bir yılın altında bir süre kalması nedeniyle cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesini talep ettiği, söz konusu dilekçesinde ikamet adresini ise "19 Mayıs Mah. ... Cad. No. 6 Merkez/Samsun" olarak belirttiği,</p>

<p>Giresun İnfaz Hâkimliğince 18.06.2014 tarih ve 593-595 sayı ile; sanığın talebinin kabulü ile, cezasının koşullu salıverilme tarihi olan 04.06.2015'e kadar kalan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, sanığın başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse tahliyesine karar verildiği,</p>

<p>Giresun Açık Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 18.06.2014 tarihli adres tespit ve ihtar tutanağından; 18.06.2014 tarihinde saat 17.20'de anılan kurumdan çıkış yapan sanığın adresini "19 Mayıs Mah. ... Cad. No. 6/12 .../Samsun" olarak bildirdiği,</p>

<p>Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce sanık hakkında düzenlenen denetim planına göre; sanığın 20.06.2014 tarihinde Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurduğu,</p>

<p>Sanığın, denetim planı gereği 06.08.2014 tarihinde gerçekleştirilen HAYDE (Hayat İçin Değişim Programı) grup çalışmasının birinci oturumuna katılmaması üzerine ibraz ettiği 07.08.2014 tarihli mazeret dilekçesinde; adresinin "19 Mayıs Mah. ... Cad. No. 12 .../Samsun" olduğunu belirttiği, bu adresin sanığın bilinen en son adresi olduğu,</p>

<p>Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce Samsun İnfaz Hâkimliğine hitaben düzenlenen 05.09.2014 tarihli ve 2014/662 NKL sayılı yazı ile; sanığın, HAYDE grup çalışmasının 13.08.2014 tarihinde yapılan ikinci oturumuna katılmayıp 25 ceza puanıyla uyarıldığı, yine HAYDE grup çalışmalarının üçüncü ve beşinci oturumlarını ihlal ettiği ve imza atma yükümlülüğüne 02.09.2014 tarihinde uymadığı açıklandıktan sonra sanığın kapalı ceza infaz kurumuna iade edilmesine karar verilmesinin talep edildiği,</p>

<p>Samsun İnfaz Hâkimliğince 09.09.2014 tarih ve 421-436 sayı ile; denetimli serbestlik programına uymadığı ve belirlenen yükümlülüklere uymamakta ısrar ettiği gerekçesi ile sanık hakkında, Giresun İnfaz Hâkimliğince verilen 18.06.2014 tarihli ve 593-595 sayılı kararın kaldırılmasına, sanığın 5275 sayılı Kanun'un 105/A-6 (b) maddesi gereğince yükümlülüğünü ihlal ettiği en son tarih olan 02.09.2014 tarihinden itibaren kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verildiği, bu kararda tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmadığı takdirde hakkında TCK'nın 2 92... . maddelerinde yazılı hükümlerin uygulanacağına dair herhangi bir ihtar bulunmadığı,</p>

<p>Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce 2014/662 NKL sayı üzerinden sanık adına düzenlenen ve içinde sadece "Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarihli 421-436 sayılı kararı"nın bulunduğu şerhi düşülen tebligat mazbatasının "(Mernis Adresi) 19 Mayıs Mah. ... Cad. No: 23 İç Kapı No: 1 .../Samsun" adresine gönderildiği, söz konusu adresin kapalı olması nedeni ile de tebliğ işleminin 29.09.2014 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre gerçekleştirildiği,</p>

<p>UYAP sisteminden yapılan incelemede; sanığın eşi olan ...'ın 31.08.2014-14.11.2014 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu, sanığın 25.09.2000, 11.12.20 03... .08.2010 tarihli üç çocuğunun olduğu,</p>

<p>Sanık hakkında Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat ve İnfaz Bürosu tarafından 18.09.2014 tarihinde yirmi ay içtimalı hapis cezasına ilişkin olarak yakalama emri düzenlendiği, sanığın 18.04.2016 tarihinde yakalandığı, 19.04.2016 tarihinde ise Samsun (Kapatılan) E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna hükümlü olarak alındığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık; eşinin olay tarihinde Samsun Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğunu, okula giden çocukları bulunduğu için dışarıda kalması gerektiğini, bu nedenle tebligatlara uyamadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Öncelikle ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.06.2024 tarihli ve 182-201 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>Tebligat Kanunu'nun "Bilinen adreste tebligat" başlıklı 10/1 ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 16/1. madde ve fıkralarına göre tebligat öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır.</p>

<p>Bilinen en son adres, adres kayıt sistemindeki (MERNİS) adresi olabileceği gibi, başka bir adres de olabilir. Her iki durumda da muhatabın bilinen en son adresine öncelikle normal bir tebligat çıkarılması gerekir. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde ise Tebligat Kanunu'nun 10/2 ve anılan Yönetmelik'in 16/2. madde ve fıkraları uyarınca başka bir adres araştırmasına gerek olmadan muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.</p>

<p>Tebligat Kanunu'nun "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 32. maddesi şöyledir;</p>

<p>"Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.</p>

<p>Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.",</p>

<p>Anılan Yönetmelik'in "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 53. maddesi ise;</p>

<p>"(1) Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.</p>

<p>(2) Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir.</p>

<p>(3) Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir.". Buna göre, sanığın tebliği öğrendiğini beyan ettiği veya hâl ve hareketleri ile bunu ortaya koyduğu tarihte usulsüz tebliğ geçerli hâle gelecektir.</p>

<p>TCK'nın "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" başlıklı 292. maddesinin birinci fıkrası; "Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.",</p>

<p>"Etkin pişmanlık" başlıklı 293. maddesi ise "Tutuklu veya hükümlünün, kaçtıktan sonra etkin pişmanlık göstererek kendiliğinden teslim olması halinde, kaçtığı günden itibaren teslimin gerçekleştiği güne kadar geçen süre dikkate alınarak, verilecek cezanın altıda beşinden altıda birine kadarı indirilir. Ancak, kaçma süresinin altı ayı geçmesi halinde cezada indirim yapılmaz." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin altıncı fıkrası uygulama tarihi itibarıyla;</p>

<p>"Hükümlünün;</p>

<p>a) Ceza infaz kurumundan ayrıldıktan sonra, talebinde belirttiği denetimli serbestlik müdürlüğüne üç gün içinde müracaat etmemesi,</p>

<p>b) Hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi,</p>

<p>c) Ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi,</p>

<p>hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine, infaz hâkimi tarafından karar verilir...",</p>

<p>Sekizinci fıkrası ise "...kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 292 nci ve 293 üncü maddelerinde yazılı hükümler uygulanır." şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlü hakkında TCK'nın 292. maddesinde düzenlenen suçun ceza yaptırımı ile 293. maddesinde hüküm altına alınan etkin pişmanlık müessesi uygulanacaktır. Bu anlamda vazııkanun, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrasına göre kapalı ceza infaz kurumuna iadesine karar verilen hükümlüden iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmasını istemekte, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesini de suç olarak düzenlemektedir.</p>

<p>Ancak ceza hukukunun evrensel ve kadim ilkesi olan, İHAS'ın 7/1. maddesinde;"Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz." TCK'nın 2/1. maddesinde ise, "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz." şeklinde düzenlenen kanunilik ilkesinin anlam ve kapsamı ile ilgili olarak İHAM ve AYM'nin şu tespitleri önemli ve yeterlidir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözleşme’nin 7. maddesinin koruması ceza kanununun sanığın aleyhine olacak şekilde geriye yürütülmesi yasağı ile sınırlı değildir (Del Río Prada/İspanya, § 78). Bunun ötesinde anılan madde -daha genel anlamda- ancak kanun ile bir suçun tanımlanabileceği ve bir cezanın öngörülebileceği ilkesini de içermektedir (Parmak ve Bakır/Türkiye, B. No: 22429/ 07... /07, 3/12/2019, § 58). Sözleşme'nin 7. maddesi özel olarak ise mevcut suçların kapsamını daha önceden suç olarak sayılmayan eylemlere teşmil edilmesini yasaklarken aynı zamanda ceza kanununun -örneğin kıyas yoluyla- sanığın aleyhine olacak şekilde geniş bir biçimde yorumlanmaması gerektiği ilkesini de içermektedir (Coëme ve diğerleri/Belçika, B. No: 32492/96, ... ve 33210/96, § 145; Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye [BD], B. No: 23536/ 94... /94, § 36).</p>

<p>İHAM'a göre bütün bu değerlendirmelerden suçların ve ilgili cezaların kanun ile açıkça tanımlanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu gereklilik, bir kimsenin ilgili hükmün ifadesinden veya ihtiyaç duyması durumunda mahkemelerin bu hükmü yorumlamalarından hangi aktif davranışlarının ve ihmallerinin cezai sorumluluk gerektirdiğini anlayabildiği zaman karşılanmış sayılır (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 58). Sözleşme anlamında kanun, yazılı hukukun yanı sıra içtihatları da içermekte; erişebilirliği ve öngörülebilirliği de kapsayan niteliksel gerekliliklere işaret etmektedir (Kasymakhunov ve Saybatalov/Rusya, B. No: 26261/ 05... /06, 14/3/2013, § 77).</p>

<p>Sözleşme'nin 7. maddesi, cezai sorumluluk kurallarının suçun özü ile tutarlı olması ve makul olarak öngörülebilmesi şartıyla davadan davaya aşamalı olarak adli yorum yoluyla netleştirilmesini yasaklar şekilde anlaşılamaz (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 59).</p>

<p>İHAM, bir norm ne kadar açık şekilde düzenlenirse düzenlensin ceza hukuku da dâhil olmak üzere herhangi bir hukuk sisteminde kaçınılmaz olarak bir yargısal yorum unsuru olabileceğini kabul etmektedir. Çünkü daima şüpheli noktaların aydınlığa kavuşturulması ve değişen durumlara uyarlanması ihtiyacı olacaktır. Kesinlik çoğu zaman istenen bir durum olsa da bu, beraberinde aşırı katılık getirebilir. Kanunların değişen koşullara ayak uydurabilmesi gerekir. Buna göre birçok kanun, az ya da çok belirsizlik içerir; bunların yorumlanmaları ve tatbik edilmeleri bir uygulama sorunudur. Mahkemelerin görevi, tam da bu türden kalan yorumsal şüpheleri gidermektir (Kafkaris/Kıbrıs [BD], B. No. 21906/04, 12/2/2008, § 141).<br />
(Bkz.AYM 15/4/2021 t. 2018/8903 sy.)</p>

<p>Somut olay yönünden, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrasında, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, TCK'nın 2 92... . maddelerinde yazılı hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş ise de, oldukça karmaşık ve sürekli değişikliğe uğrayan infaz mevzuatı çerçevesinde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen sanığın teslim mercii, şekli ve zamanı ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarının ne olduğu hususlarında öngörülebilir ve anlaşılabilir bir durumla karşı karşıya olduğundan bahsetme imkânı bulunduğunu söylemek zordur. Binaenaleyh bu konularda gerekli ihtarat ve bilgilendirme yapılmayan sanığın, teslim olmak zorunluluğunu yerine getirmemek şeklinde tanımlanan ihmali davranışının açık bir haksızlık içerdiği ve bu cümleden olarak düzenlenen suçun kanuni tanımında yer alan unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğinden söz edilemez. Özel Daire içtihatları da bu yönde gelişmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.11.2017 tarihli ve 15423-12531; 26.09.2024 tarihli ve 15897-7154; 08.05.2024 tarihli ve 14142-3976 sayılı kararları).</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
Sanığın, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararının tebliğine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmadığı gerekçesi ile 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası yollaması ile TCK'nın 292. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği anlaşılan olayda;<br />
Sanığın, denetimli serbestlik kararının infazı sırasında ibraz ettiği 07.08.2014 tarihli mazeret dilekçesinde belirttiği "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: 12, .../Samsun" adresi, bilinen en son adresidir. Bu adrese usulüne uygun bir tebligat çıkarılmadan, doğrudan MERNİS kaydında yer alan "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: ..., İç Kapı No: 1, .../Samsun" adresine, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca yapılan tebligat, mevzuata aykırı olup usulsüzdür.</p>

<p>Diğer taraftan, alınan savunmasında eşinin olay tarihinde Samsun Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğunu, okula giden çocukları bulunduğu için dışarıda kalması gerektiğini, bu nedenle tebligatlara uyamadığını ifade eden sanık her ne kadar karardan haberdar olduğu tarihi açık bir şekilde ifade etmese de UYAP sisteminden yapılan incelemede; eşinin 31.08.2014-14.11.2014 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğunun anlaşılması karşısında sanığın söz konusu tebligattan son olarak 14.11.2014 tarihinde haberdar olduğu, bu nedenle de usulsüz tebliğin geçerli hâle geldiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Ancak, gerek kapalıya iade kararında gerekse bu kararın tebliğine ilişkin düzenlenen mazbatada; sanığın, tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiği ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarını içeren herhangi bir ihtara yer verilmemesi nedeniyle sanığın kasıtlı hareket ettiğinden söz edilemeyecektir. Bu nedenle de sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü ile karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 3185-18401 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.07.2021 tarihli ve 597-1299 sayılı hükmünün, sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="90378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DENETİMLİ SERBESTLİK İHLALİ NEDENİYLE AÇIK KURUMA İADE, FİRAR SUÇU, YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlik-ihlali-nedeniyle-acik-kuruma-iade-firar-sucu-yargitay-ceza-genel-kurulu-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlik-ihlali-nedeniyle-acik-kuruma-iade-firar-sucu-yargitay-ceza-genel-kurulu-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5275 sk.nun 105/A-6 ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin 87.maddesi gereğince; Hükümlünün hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi halinde Denetimli Serbestlik Komisyon kararı ile İnfaz hakimliğinden hükümlünün açık kuruma iadesi istenilecekdir.</p>

<p>Denetimli Serbestlik Yönetmeliğinin 44. Maddesi gereğince; Denetimli serbestlik kararlarının infazında, yükümlülüğün bir yıl içerisinde mazereti olmaksızın ve kasıtlı olarak üç defa ihlal edilmesi yükümlülüğe uymamada ısrar etme sayılır. Yükümlünün ikinci kez uyarılmasının ardından bir yıl içerisinde üçüncü ihlalin tespit edilmesi halinde dosyanın kapatılması ile ilgili süreç başlatılır.</p>

<p>İnfaz Hakimliğince, bu durumda olan hükümlünün cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının açık kurumda çektirilmesine karar verilir.<br />
İnfaz hakiminin açık ceza infaz kurumuna iade kararından itibaren 2 gün içerisinde C. Savcılığına teslim olmayan hükümlü hakkında TCK.nun 292-293. Maddeleri gereğince firar suçundan adli işlem yapılacaktır. (5275 sk madde 105/A-8)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay CGK, aşağıda önemli kısımları paylaşılan kararında; Bu durumda olan bir hükümlü hakkında verilen açığa iade kararında ve tebligat mazbatasında 2 gün içerisinde C.Savcılığına teslim olmayan hükümlü hakkında TCK.nun 292-293. Maddeleri gereğince firar suçundan adli işlem yapılacağına dair ihtarata yer verilmemesi halinde TCK. Nun 292. Maddesindeki suçun oluşmayacağına hükmetmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu 2023/232 2025/607 24.12.2025</a></strong></p>

<p>...Somut olay yönünden, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrasında, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, TCK'nın 292,293. maddelerinde yazılı hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş ise de, oldukça karmaşık ve sürekli değişikliğe uğrayan infaz mevzuatı çerçevesinde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen sanığın teslim mercii, şekli ve zamanı ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarının ne olduğu hususlarında öngörülebilir ve anlaşılabilir bir durumla karşı karşıya olduğundan bahsetme imkânı bulunduğunu söylemek zordur. Binaenaleyh bu konularda gerekli ihtarat ve bilgilendirme yapılmayan sanığın, teslim olmak zorunluluğunu yerine getirmemek şeklinde tanımlanan ihmali davranışının açık bir haksızlık içerdiği ve bu cümleden olarak düzenlenen suçun kanuni tanımında yer alan unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğinden söz edilemez. Özel Daire içtihatları da bu yönde gelişmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.11.2017 tarihli ve 15423-12531; 26.09.2024 tarihli ve 15897-7154; 08.05.2024 tarihli ve 14142-3976 sayılı kararları)...</p>

<p>...Sanığın, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararının tebliğine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmadığı gerekçesi ile 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası yollaması ile TCK'nın 292. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği anlaşılan olayda;</p>

<p>Sanığın, denetimli serbestlik kararının infazı sırasında ibraz ettiği 07.08.2014 tarihli mazeret dilekçesinde belirttiği "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: 12, .../Samsun" adresi, bilinen en son adresidir. Bu adrese usulüne uygun bir tebligat çıkarılmadan, doğrudan MERNİS kaydında yer alan "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: ..., İç Kapı No: 1, .../Samsun" adresine, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca yapılan tebligat, mevzuata aykırı olup usulsüzdür. Diğer taraftan, alınan savunmasında eşinin olay tarihinde Samsun Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğunu, okula giden çocukları bulunduğu için dışarıda kalması gerektiğini, bu nedenle tebligatlara uyamadığını ifade eden sanık her ne kadar karardan haberdar olduğu tarihi açık bir şekilde ifade etmese de UYAP sisteminden yapılan incelemede; eşinin 31.08.2014-14.11.2014 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğunun anlaşılması karşısında sanığın söz konusu tebligattan son olarak 14.11.2014 tarihinde haberdar olduğu, bu nedenle de usulsüz tebliğin geçerli hâle geldiği değerlendirilmiştir. Ancak, gerek kapalıya iade kararında gerekse bu kararın tebliğine ilişkin düzenlenen mazbatada; sanığın, tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiği ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarını içeren herhangi bir ihtara yer verilmemesi nedeniyle sanığın kasıtlı hareket ettiğinden söz edilemeyecektir. Bu nedenle de sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. (Yazarın notu; metinde geçen kapalı kurum ibaresi 7242 sk. İle açık kurum olarak değiştirilmiştir)</p>

<p>Peki gerekli ihtaratın yapılmaması nedeniyle firar suçundan beraat eden hükümlü hakkında disiplin cezası verilebilecek midir?</p>

<p>Firari durumuna düşenler de daha sonra yakalandıklarında açık kuruma alınır. Ancak haklarında firar nedeniyle disiplin soruşturması başlatılır ve 5275 sk.nun 14/5a ve Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 12/1b maddesi gereğince kapalı kuruma gönderilirler. Firar eyleminin disiplin yönünden karşılığı ise 5275 sk.nun 44/3ı maddesinde 11 günden 20 güne kadar hücreye koyma cezası olarak belirlenmiştir.</p>

<p>İnfaz Kanununun 48/3b maddesi gereğince; "Disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkça koşullu salıverilme işlemi yapılmaz, ancak bu süre hak ederek salıverme tarihini geçemez." yine aynı maddenin 4f bendi gereğince 11-20 gün hücre cezaları infaz edildiği tarihten itibaren 1 yıl sonra kalkar. Yani hükümlünün hücre cezasının infaz edildiği tarihten itibaren 1 yıllık süre içerisinde şartla tahliye tarihi gelmiş olsa bile hükümlü salıverilmez bu bir yıllık sürenin sonu beklenir.</p>

<p>Ancak bu 1 yıllık süre bihakkın tahliye tarihini geçemez.</p>

<p>Görüldüğü üzere firari duruma düşmenin sonuçları çok ağırdır. Hükümlü denetimli serbestlik hakkını kaybettiği gibi şartla tahliye hakkını da kaybedebilmektedir.<br />
Firari duruma düşmesi nedeniyle disiplin soruşturması kapsamında kapalıya iade edilip hücre cezası verilen hükümlü hakkında firar suçundan açılan kamu davasından yukarıda bahsi geçen ihtarat eksikliği nedeniyle beraat kararı verilmiş ise kanaatimizce cezaevi disiplin kuruluna başvurup hakkında verilen disiplin cezasının kaldırılmasını isteyebilecektir. Her ne kadar prensip olarak ceza hukuku ve disiplin hukuku birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmekte ise de; açığa iade kararı verilmesine rağmen 2 gün içerisinde C. Savcılığına teslim olmamak şeklinde gerçekleşen firar suçunun hem disiplin hem de ceza hukuku anlamında unsurları aynıdır. YCGK bu şekilde gerçekleşen firar suçunu hem karmaşık ve anlaşılmaz ve hem de AİHS madde 7 kapsamında öngörülemez olarak değerlendirmiştir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari" rel="dofollow">(BKNZ kararın tamamı)</a></strong></p>

<p><strong>Esat Faruk BENLİ<br />
Hukukçu</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlik-ihlali-nedeniyle-acik-kuruma-iade-firar-sucu-yargitay-ceza-genel-kurulu-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/turk-ceza-kanunu-2.jpg" type="image/jpeg" length="50628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15-18 yaş arası çocuklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/15-18-yas-arasi-cocuklara-agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasi-verilebilecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/15-18-yas-arasi-cocuklara-agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasi-verilebilecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AK Parti suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren çocukları koruma kanun teklifini Meclis'e sundu. Teklifle kasten öldürme ve ağır yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş arasındaki çocuklara hakimin takdir yetkisiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek. Çocuklara yönelik hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, suça sürüklenen çocuklara yönelik yasal düzenlemeye ilişkin açıklama yaptı. Buna göre; 15-18 yaş arası suça sürüklenen çocuklara, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek.</p>

<p>“Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunuldu. AK Partili Leyla Şahin Usta düzenlemeye ilişkin açıklama yaptı.</p>

<p>Usta konuşmasında şunları söyledi:</p>

<p>"TCK’da tekerrür hükümlerinin uygulanma yaş sınırları 18’den 15’e düşürülerek caydırıcılığın sağlanması amaçlanmaktadır."</p>

<p>"Çocuk hükümlülerin infazına çocuk kapalı cezaevlerinde başlamasına iyi halli olması halinde çocuk eğitim evlerine ayrılmasına imkan sağlanmaktadır."</p>

<p>"Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılmaktadır."</p>

<p>AK Partili Usta, "Temmuz ayı sonuna kadar çalışma planımız var temel hedefimiz kapanmadan kanunun geçirilmesi" dedi.</p>

<p><strong>TEKLİFLE 15-18 YAŞ ARASINA HAKİME TAKDİR YETKİSİ VERİLECEK</strong></p>

<p>18 maddelik teklifle "suça sürüklenen çocuk" tanımı yerine "adli süreçteki çocuk" kavramı getirilecek.</p>

<p>Teklifle kasten öldürme ve ağır yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş arasındaki çocuklara hakimin takdir yetkisiyle müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek. Aynı suçları işleyen 12-15 yaş arasındaki çocuklara da hakimin takdir yetkisiyle daha az ceza indirimi uygulanabilecek.</p>

<p>12-15 yaş grubu çocuklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında 12 yıldan 15 yıla kadar olan üst sınır 15 yıldan 18 yıla, müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda 9 yıldan 11 yıla kadar olan hapis cezası 10 yıldan 12 yıla kadar çıkarılacak. 15-18 yaş grubu çocuklarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda 24 yıl olan üst sınırının 27 yıla, müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda hapis cezası 15 yıldan 18 yıla kadar yükselecek.</p>

<p><strong>TEKLİFLE 15 YAŞINDAN İTİBAREN "MÜKERRER" SUÇ SAYILACAK</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'na göre çocukların tekrar işledikleri suçlar mükerrer sayılmıyor. Meclis'e sunulan teklifle 15 yaşını doldurmuş çocuk hükümlülerin tekrar işlediği suçlar "mükerrer" sayılacak. Bir suçu 2-3 kez işleyen çocuğa daha ağır cezalar verilecek.</p>

<p><strong>ÖNCE KAPALI CEZAEVİNE SONRA EĞİTİMEVİNE GÖNDERİLECEKLER</strong></p>

<p>Teklifle suç işleyen çocuk hükümlüler önce çocuk eğitimevi yerine Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilecek. Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sonra eğitimevine geçebilecek.</p>

<p><strong>CEZAEVİNDE GEÇİRDİKLERİ 1 GÜN, 1 GÜN OLARAK SAYILACAK</strong></p>

<p>Çocukların 15 yaşını doldurana kadar ceza infaz kurumunda geçirdikleri 1 günün 2 gün sayılması uygulaması kaldırılacak. Bu çocukları için cezaevinde geçirilen her 1 gün, 1 gün olarak hesaplanacak. Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işleyen çocukların ailelerine verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılacak. Ateşli silahı çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişiye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.</p>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK'TEN MESAJ</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek de Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" X hesabından paylaşım yaptı. Bakan Gürlek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Çocuklarımızın adli süreçlerle karşı karşıya kalmasını önlemek, onları her türlü istismar ve tehditten korumak; suç mağduru ailelerimizin adalet beklentisine karşılık vermek devletimizin en temel sorumluluklarındandır.</p>

<p>Bu anlayışla hazırlıklarına katkı sunduğumuz ve AK Parti Grubumuz tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; çocukları koruyan, caydırıcılığı güçlendiren ve kamu vicdanını gözeten önemli düzenlemeler içermektedir.</p>

<p>Teklifle, 12-15 ve 15-18 yaş gruplarındaki çocuklara uygulanacak ceza indirimleri yeniden düzenlenmekte; kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama gibi ağır suçlarda hâkime, fiilin niteliğini gözeterek daha geniş takdir yetkisi tanınmaktadır.</p>

<p>Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlaline ilişkin cezalar artırılmakta; çocuğun bakım, gözetim ve korunmasına ilişkin sorumluluklarını yerine getirmeyen kişilere yönelik yaptırımlar güçlendirilmektedir.</p>

<p>Çocuklarımızın korunması amacıyla dijital riskler, bağımlılıklar, çevre bilinci, kitap ve kütüphane alışkanlığı ile sosyal hizmetlere yönelik yeni yönlendirme tedbirleri getirilmektedir. Sosyal inceleme raporlarının etkinliği artırılırken koruyucu ve destekleyici tedbirlerde kurumlar arası koordinasyon da güçlendirilmektedir.</p>

<p>Ayrıca çocuk odaklı hukuk anlayışını ve masumiyet karinesini daha güçlü biçimde yansıtmak amacıyla mevzuatımızdaki “suça sürüklenen çocuk” ibaresinin yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesinin kullanılması öngörülmektedir.</p>

<p>Amacımız; çocuğu koruyan, suçu önleyen, suç örgütlerinin çocukları istismar etmesine engel olan, ailelerin sorumluluğunu güçlendiren; ağır suçlar karşısında ise kamu vicdanını ve mağdur haklarını gözeten etkili bir adalet sistemi tesis etmektir.</p>

<p>Teklifin hazırlanmasına katkı sunan başta TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarımıza, teklifi Meclis gündemine taşıyan AK Parti Grubumuza, ilgili kurumlarımıza, akademisyenlerimize ve uzmanlarımıza teşekkür ediyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde; çocuklarımızın üstün yararını, toplumumuzun huzur ve güvenliğini ve mağdur ailelerimizin adalet beklentisini birlikte gözeten reformlarımızı kararlılıkla hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>

<p><strong>SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR DÜZENLEMESİ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“MADDE 13/A- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “oniki yıldan onbeş yıla;” ibaresi “onüç yıldan onsekiz yıla;”, “dokuz yıldan onbir yıla” ibaresi “on yıldan oniki yıla”, “yedi yıldan” ibaresi “dokuz yıldan” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “onsekiz yıldan yirmidört yıla;” ibaresi “ondokuz yıldan yirmiyedi yıla;”, “oniki yıldan onbeş yıla” ibaresi “onbeş yıldan onsekiz yıla”, “oniki yıldan fazla” ibaresi “onbeş yıldan fazla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Somut olayda;</p>

<p>a) Kasta dayalı kusurun ağırlığı,</p>

<p>b) Güdülen amaç ve saik,</p>

<p>c) Suçun işleniş şekli,</p>

<p>d) Daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma, hususlarından biri ya da birkaçı göz önünde bulundurularak kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87) suçlarını işleyen onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan kişiler hakkında ise ikinci fıkra hükümleri yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>5237 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “onsekiz yaşını” ibaresi “onbeş yaşını” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>5237 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıla” ibaresi “üç aydan iki yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “altı aydan iki yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87) suçunu işlemesi halinde şikayet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“e) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen,”<strong>MADDE 6-</strong>13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çocuk tutukluların” ibaresi “Çocuk hükümlülerin veya tutukluların” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “çocuklar,” ibaresinden sonra gelmek üzere ‘‘suç türleri,’’ ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong>5275 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Çocuk hükümlülerin çocuk kapalı ceza infaz kurumundan çocuk eğitimevine ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı ve öğretmen gibi en az bir uzman görevlinin de katılımıyla idare ve gözlem kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir.</p>

<p>Çocuk eğitimevine ayırmaya ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen çocuk hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri altı ayı geçemez.”</p>

<p>“(4) Aşağıdaki hâllerde çocuk hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilir:</p>

<p>a) Terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanlar.</p>

<p>b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanlar.</p>

<p>(5) Doğrudan çocuk eğitimevine alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan</p>

<p>çocuk hükümlülerden;</p>

<p>a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler idare ve gözlem kurulu kararıyla,</p>

<p>b) Kapalı ceza infaz kurumuna iade veya odaya kapatma disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar idare ve gözlem kurulu kararıyla, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler.</p>

<p>(6) Çocuk hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, çocuk eğitimevlerine ayrılıp ayrılmamalarına, çocuk eğitimevlerinde geçirecekleri sürelere, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınmalarına, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınanların çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong>5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102 ve 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (madde 220) hariç olmak üzere, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong>30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa 43/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Amaç dışı bıçak taşıma</p>

<p>MADDE 43/C – (1) Her ne ad altında olursa olsun, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin;</p>

<p>a) 11/9/1981 tarihli ve 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanuna göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi,</p>

<p>b) Onsekiz yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması, yasaktır.</p>

<p>(2) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan yasaklara uymayanlara beşbin Türk Lirası, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir.</p>

<p>(3) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.</p>

<p>(4) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir tarafından karar verilir.</p>

<p>(5) Bu maddenin birinci fıkrasındaki kabahati işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında çocuğun üstün yararı gözetilerek, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uyarınca koruyucu ve destekleyici tedbirlere karar verilmesi amacıyla mülki amir tarafından çocuk hâkiminden tedbir talebinde bulunulur.</p>

<p>(6) Bu madde hükmü internet satışları ve mesafeli satışlar için de uygulanır.</p>

<p>(7) Bir sanat veya mesleğin icrası için gerekli bıçak, şiş ve benzerlerinin icra yerinde ve icra eden kişilerce kullanılması, bulundurulması ve taşınması bu madde hükümlerine tabi değildir.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong>3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yönlendirme tedbirleri</p>

<p>MADDE 5/A- (1) Bu Kanunun 5 inci maddesinde düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yanında bu maddede düzenlenen yönlendirme tedbirleri, ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır.</p>

<p>(2) Yönlendirme tedbirleri olarak;</p>

<p>a) Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri: Spor kulüpleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere çocukların 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almalarına,</p>

<p>b) Dijital risklerden korunma tedbiri: Kullandığı telefon cihazı, telefon hattı veya her türlü bilgisayar, tablet ve benzeri dijital cihazın bildirilerek cihazın tedbir kararından sonraki hareketlerini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından 3 aydan az 2 yıldan fazla olmamak üzere çeşitli takip yazılımlarıyla ilgili kurum denetimine açmaya, riskli olarak tanımlı bazı mecralar, uygulamalar ve dijital platformlarına erişimin engellenmesine,</p>

<p>c) Kitap ve kütüphane tedbiri: Kütüphane ve okuma salonu gibi yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almaya veya bu kuruluşların yetkililerince belirlenen eserleri okumaya,</p>

<p>d) Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri: Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar park, bahçe, sahil gibi belirlenecek bir bölgede çevre temizliğiyapmaya, belirlenecek bitkilerin bakımı, ağaçlandırma ve çiçeklendirme faaliyetlerine katılmaya,</p>

<p>e) Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri: Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yeşilay tarafından yerine getirilmek üzere çocukların sağlıkları için tehlike oluşturan bağımlılıklarının tedavi ve rehabilitasyonu için belirlenecek programları tamamlamaya, hükmedilir.</p>

<p>(3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde 45 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır.</p>

<p>(4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen ve herhangi bir suretle Sağlık Bakanlığına veya üniversitelere bağlı yataklı sağlık kurumlarına gelen veya getirilen çocuk hakkında, tedaviye ihtiyaç bulunduğunun ilgili uzman tabip tarafından tespit edilmesi hâlinde, acil korunma kararı alınması amacıyla yirmi dört saat içinde rapor düzenlenir. Sağlık kurumu, uzman hekim raporunun düzenlendiği tarihten itibaren en geç yirmi dört saat içinde çocuk hâkimine başvurur. Başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde ilgili dal uzman hekiminin yer aldığı üç uzman hekimden oluşan resmî sağlık kurulu tarafından düzenlenen rapor mahkemeye sunulur.</p>

<p>(5) Hâkim, başvuru ve sağlık kurulu raporunu değerlendirerek talep hakkında en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Çocuğun sağlık kuruluşuna gelmesi veya getirilmesinden hâkim kararının sağlık kuruluşuna tebliğine kadar geçen sürede, çocuğa gerekli görülen tıbbî müdahale ve tedavi uygulanır. Bu süreçte ihtiyaç duyulması hâlinde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk, bu kapsamda yapılan talepleri, kanunla kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde yerine getirir.</p>

<p>(6) Hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerekli görmesi hâlinde kişisel ilişkinin kurulmasına veya sınırlandırılmasına karar verebilir. Hâkim, sağlık kurulu raporunu dikkate alarak acil korunma kararının kaldırılmasına, devamına veya çocuğun durumuna uygun başka bir koruyucu ve destekleyici tedbire karar verir.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> 5395 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Çocuk hakkında kamu davası açılması halinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong>5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde bu Kanunun 5/A maddesinde düzenlenen yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler 5/A maddesinde belirtilen kurumlar tarafından yerine getirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için suçun konusunu oluşturan malın değerinin az olması halinde zararın giderilmesi şartı aranmayabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong>5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilir.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong>5395 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yerinegetirilmesi sırasında gerekmesi halinde kolluktan yardım istenebilir.”</p>

<p>“(4) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanır. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülür.</p>

<p>Hâkim veya mahkeme tarafından verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları, yerine getirilmek üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderilir.</p>

<p>(5) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla üç günden on güne kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Bu kararlara karşı 14 üncü madde uyarınca itiraz yoluna gidilebilir. Tazyik hapsine ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yerine getirilir. Bu kararlar çocuk hâkimi tarafından ilgili kuruma bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong>(1) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (17) numaralı alt bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>(2) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>(3) 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun;</p>

<p>a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>b) 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>c) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>ç) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”,</p>

<p>d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”,</p>

<p>e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”,</p>

<p>f) 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”,</p>

<p>g) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>ğ) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adlisüreçteki”,</p>

<p>h) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Suça sürüklenen”</p>

<p>ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>ı) 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>i) 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”,</p>

<p>j) 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>k) 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Suça sürüklenmesi” ibaresi “Hakkında adli süreç yürütülmesi”,</p>

<p>şeklinde değiştirilmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/15-18-yas-arasi-cocuklara-agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasi-verilebilecek</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/cocuk-hapisa.jpg" type="image/jpeg" length="29527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/249 E., 2026/79 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025249-e-202679-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025249-e-202679-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2025/249 esas - 2026/79 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/249</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/79</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 14/7/2026-33310</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Konkordato talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 287. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Geçici mühlet:</i></p>

<p><i>MADDE 287- (Değişik: 28/2/2018-7101/15</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Konkordato talebi üzerine mahkeme,</i> <i>286</i> <i>ncı</i> <i>maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde</i> <i><strong><u>derhâl geçici mühlet kararı verir</u></strong></i> <i>ve 297</i> <i>nci</i> <i>maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.</i></p>

<p><i>Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun</i> <i>286</i> <i>ncı</i> <i>maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.</i></p>

<p><i>Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün</i> <i>olup</i> <i>olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. (Ek cümle:6/12/2018-7155/14</i> <i>md.</i><i>) Üç komiser görevlendirilmesi durumunda komiserlerden biri, mahkemenin bulunduğu ilde faaliyet göstermek şartıyla Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetçiler arasından seçilir. 290</i> <i>ıncı</i> <i>madde bu konuda kıyasen uygulanır.</i></p>

<p><i>Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.</i></p>

<p><i>291 inci ve</i> <i>292</i> <i>nci</i> <i>maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.</i></p>

<p><i>Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Genel Açıklama</strong></p>

<p>3. 2004 sayılı Kanun’un 285 ila 309. maddelerinde konkordato kurumu düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Anılan Kanun’un 285. maddesinin birinci fıkrasında borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun vade verilmek veya indirim yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek ya da muhtemel bir iflastan kurtulmak için mahkemeden konkordato talep edebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da iflas talebinde bulunabilecek her alacaklının gerekçeli bir dilekçeyle borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>5. Buna göre borçlu veya alacaklı tarafından talep edilebilen konkordatoyla, borçlunun çeşitli sebeplerle bozulan maddi durumunun iyileştirilmesine, ekonomik faaliyetlerini sürdürmesine ve borçlarını ödemesine imkân tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Kanun’un 286. maddesinin birinci fıkrasının (a) ila (e) bentlerinde konkordato talebine eklenecek belgeler düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Bu kapsamda anılan fıkranın (a) bendine göre borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi konkordato talebine eklenecek belgelerdendir.</p>

<p>8. Fıkranın (b) bendinde de borçlunun mal varlığının durumunu gösterir belgeler, borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun mali durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler konkordato talebine eklenecek belgeler arasında sayılmıştır.</p>

<p>9. (c), (d) ve (e) bentlerine göre alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste; konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca (Kurum) yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları konkordato talebine eklenecek diğer belgeler arasında sayılmıştır.</p>

<p>10. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında birinci fıkranın (e) bendi kapsamında düzenlenecek raporlar ve bu raporlara dayanak olacak denetimlerde, denetim kuruluşlarının faaliyetleri, hak ve yükümlülükleri, raporların inceleme ve denetimleri, bu raporlar sebebiyle doğacak idari ve hukuki sorumluluk ile diğer hususlar hakkında 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>11. Söz konusu KHK’nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde “<i>bağımsız denetim kuruluşu</i>” bağımsız denetim yapmak üzere Kurum tarafından yetkilendirilen sermaye şirketleri olarak tanımlanmıştır. KHK’nın 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemek; (d) bendinde bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetleri ile denetim çalışmalarının Kurumca yayımlanan standart ve düzenlemelere uyumunu gözetlemek ve denetlemek, (e) bendinde ise mevzuata aykırılıkları tespit edilen bağımsız denetim kuruluşları hakkında idari yaptırım kararı vermek Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun (Kurul) görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p>12. KHK’nın 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bağımsız denetim kuruluşlarının denetledikleri finansal tablo, bilgi ve raporlara ilişkin olarak hazırladıkları bağımsız denetim raporlarının denetim standartlarına aykırı olması ile bu raporlardaki yanlış, eksik ve yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuken sorumlu oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p>13. 25. maddenin (5) numaralı fıkrasında Kurumca yapılan incelemeler sonucunda bağımsız denetim kuruluşları hakkında ikaz, uyarı, faaliyetin kısıtlanması, faaliyet izninin askıya alınması ve iptali dâhil olmak üzere uygun yaptırımların uygulanacağı ve bu fıkrada belirtilen idari yaptırımlara karar verilmiş olmasının ayrıca idari para cezasına karar verilmesine engel olmayacağı öngörülmüştür.</p>

<p>14. 26. maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde KHK hükümlerine dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden bağımsız denetim kuruluşlarına, Kurul tarafından on bin Türk lirasından elli bin Türk lirasına kadar idari para cezasının verileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>15. 2004 sayılı Kanun’un 287. maddesinin birinci fıkrasında konkordato talebi üzerine mahkemenin 286. maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı vereceği ve 297. maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dâhil olmak üzere, borçlunun mal varlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun’un 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>16. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde konkordato işlemlerinin başlatılmasının alacaklılardan biri tarafından talep edilmesi hâlinde borçlunun 286. maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararının verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>17. Maddenin üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiserinin görevlendirileceği, alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiserin de görevlendirilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Dördüncü fıkrada geçici mühletin üç ay olduğu, mahkemenin bu üç aylık sürenin dolmasından önce borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabileceği, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşünün alınacağı ve geçici mühletin toplam süresinin beş ayı geçemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>19. Beşinci fıkrada Kanun’un 291. ve 292. maddelerinin geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre 291. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin geçici mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen geçici mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilecektir.</p>

<p>20. 292. maddede kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının (a) ila (d) bentlerinde kesin mühletin verilmesinden sonra borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılması gerekiyorsa, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa, borçlunun 297. maddeye aykırı davrandığı veya komiserin talimatlarına uymadığı ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa, borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatifin konkordato talebinden feragat etmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkemenin kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve iflasa tabi borçlunun iflasına resen karar vereceği düzenlenmiştir. Buna göre söz konusu hâllerin geçici mühlet kararından sonra gerçekleşmesi durumunda da konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilebileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. 292. maddenin ikinci fıkrası dikkate alındığında iflasa tabi olmayan borçlu bakımından birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde sayılan konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması ile borçlunun 297. maddeye aykırı davranması veya komiserin talimatlarına uymaması ya da alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması hâllerinin geçici mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme geçici mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verecektir.</p>

<p>22. 287. maddenin altıncı fıkrasında geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiserin görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>23. 288. maddenin birinci fıkrasında ise geçici mühletin, kesin mühletin sonuçlarını doğuracağı belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında mahkemece geçici mühlet kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilan portalinde ilan edileceği ve derhâl tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahallî ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer gerekli yerlere bildirileceği, yapılacak ilanda ayrıca alacaklıların ilandan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâlin bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebileceklerinin belirtileceği öngörülmüştür.</p>

<p>24. Bu itibarla geçici mühletin en önemli etkisinin 294. madde uyarınca mühlet içinde ilke olarak mevcut takiplerin durması ve yeni bir takibin başlatılamaması olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra 297. madde gereğince borçlunun tasarruf yetkisi de önemli ölçüde sınırlanmaktadır. Anılan madde kapsamında borçlunun bazı tasarrufları yapması yasaklanmakta veya konkordato komiserinin iznine tabi kılınmakta; borçlu, konkordato komiserinin gözetiminde faaliyetlerine devam edebilmektedir. Borçlunun tasarruf yetkisinin tamamen kaldırılarak borçlunun yerine konkordato komiserinin işletmenin faaliyetlerini devam ettirmesine dahi hükmedilebilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>25. Dolayısıyla konkordato mühletinin, borçlunun takiplerden korunmuş bir şekilde alacaklılar toplantısı vasıtasıyla alacaklılarla anlaşarak konkordato yapabilmesine ve konkordatonun mahkemece tasdikine imkân tanıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>26. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla gerekli belgeleri sunan kişi hakkında geçici mühlet kararı verilmesinin zorunlu kılındığı, sunulan belge ve delilleri değerlendirmek için hâkime takdir yetkisinin tanınmadığı, geçici mühlet kararının alacaklıların hukuki durumunu doğrudan etkilemesine rağmen kötü niyetli başvuruları denetleme imkânının getirilmediği, geçici mühlet kararına karşı kanun yoluna başvurulamamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>28. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i> <i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.</p>

<p>29. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir (AYM, E.2024/8, K.2024/126, 27/6/2024, §§ 10, 11).</p>

<p>30. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı verir (AYM, E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).</p>

<p>31. Geçici mühlet kararının borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisini sınırladığı, alacaklıların başlattığı takipler üzerinde de etkisinin olduğu gözetildiğinde itiraz konusu kuralın borçlu ve alacaklılar yönünden mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>32. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmesi ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla gereken yasal, idari ve yargısal önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>33. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerekli kılar (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; <i>Eyyüp</i> <i>Boynukara</i><i> </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39, 40).</p>

<p>34. Anayasa'nın anılan maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların tahsiline ilişkin süreç bakımından da durum böyledir. Bu yönüyle devlet alacakların tahsiline ilişkin sistemi kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 21). Konkordato sürecindeki borçlunun mal varlığı ile alacaklıların hakları da Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkının kapsamındadır.</p>

<p>35. Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakkı çatışmaktadır. Devlet cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, öte yandan da icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; <i>Hesna</i> <i>Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 72; <i>Nihal Soydan</i> [2. B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).</p>

<p>36. Sosyal ve ekonomik koşullardaki değişiklikler nedeniyle işletmelerin ekonomik varlıklarını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları, alacaklılar bakımından alacaklarını tahsil edememe, çalışanlar bakımından ise işlerini kaybetme riskine yol açmaktadır. Bu riskin millî ekonomiyi ve yatırım ortamını doğrudan etkileyeceği açıktır. Bu nedenle konkordatoya ilişkin düzenlemelerde borçlunun, alacaklıların, çalışanların ve ülkenin ekonomik menfaatlerinin korunması ve dengelenmesine yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir (AYM, E.2024/27, K.2025/38, 11/2/2025, § 27).</p>

<p>37. Kural, 2004 sayılı Kanun’un 286. maddesinde yer alan belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunun tespit edilmesi hâlinde derhâl geçici mühlet kararı verilmesini öngörmektedir. Başka bir ifadeyle kural kapsamında geçici mühlet kararının verilebilmesi için anılan maddede belirtilen belgeler eksiksiz olarak mahkemeye sunulmalıdır. Bu durumun mahkeme tarafından tespit edilmesi hâlinde ise doğrudan geçici mühlet kararı verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>38. Gerekçesinde kuralın amacının ödeme güçlüğü içinde bulunan borçluya süratle geçici hukuki koruma sağlamak olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda geçici mühlet kararının, borçlunun ticari faaliyetlerini sürdürmesine ve borçlarını ödemesine imkân tanıyan geçici bir koruma tedbiri niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu karar alacaklıların alacaklarını tahsil etme ihtimalini artırmaya hizmet etmektedir.</p>

<p>39. Öte yandan devlet, alacakların tahsiline ilişkin bir sistem kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Bu husus tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin sağlanması açısından önem taşımaktadır.</p>

<p>40. Kural kapsamında geçici mühlet kararının verilebilmesi için bağımsız denetim kuruluşları tarafından hazırlanan konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporunun alınması gerekmektedir. Kurul denetimine tabi bağımsız denetim kuruluşları tarafından hazırlanan makul güvence veren denetim raporunun alınması zorunluluğu, gerçekleşmesi mümkün olmayan başka bir ifadeyle borçlunun ekonomik durumunu düzeltme amacı taşımayan dürüstlük kuralına aykırı konkordato taleplerinin önüne geçilmesini sağlamaktadır. Nitekim belirtilen denetim raporunun sunulmasını zorunlu kılan hükmün gerekçesinde de makul güvence veren denetim raporunun borçlu ve alacaklının menfaat dengesinin daha iyi bir şekilde korunmasına katkı sunacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>41. Diğer yandan bağımsız denetim kuruluşlarının, makul güvence veren denetim raporunun denetim standartlarına aykırı olması veya raporlardaki yanlış, eksik ve yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuken sorumlu oldukları, ayrıca duruma göre bu kuruluşlar hakkında faaliyet izninin durdurulmasına, iptaline veya idari para cezasına karar verilebileceği öngörülerek söz konusu raporun standartlara ve gerçeğe uygun bir şekilde hazırlanması için gerekli tedbirlerin öngörüldüğü anlaşılmıştır.</p>

<p>42. Anılan Kanun’da hâkime 286. maddedeki belgeleri inceleyerek bunların eksik olup olmadığını tespit etme hususunda takdir yetkisi tanınmış ancak belgelerin eksik olmadığının tespit edilmesi hâlinde geçici mühlet kararının verilmesi zorunlu tutulmuştur. Geçici mühlet kararının geçici nitelikte, uygulama süresi sınırlı, esas itibarıyla teknik ve objektif ölçütlere dayanılarak verilen bir tedbir kararı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu nedenle geçici mühlet kararının verilebilmesi için güvenirliği denetime tabi belgelerin varlığı gerekmektedir. Kanun koyucunun teknik boyutu bulunan ve hızlı müdahale gerektiren hususlarda hâkimin takdir yetkisini daraltmasında tek başına anayasal açıdan bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede kural kapsamında geçici mühlet kararının, önceden belirlenmiş objektif koşulların gerçekleşmesi hâlinde hızlı koruma sağlanması amacıyla verileceği dikkate alındığında hâkimin teknik bir konuda, objektif ve denetime elverişli raporların varlığına rağmen takdir yetkisini tamamen serbestçe kullanabilmesinin sistemin öngördüğü hızlı koruma mekanizmasını zayıflatabileceği açıktır.</p>

<p>43. Öte yandan devletin, mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüğü kapsamında borçlunun ve alacaklıların menfaatlerinin dengelenip dengelenmediğinin tespitinde geçici nitelikte bir tedbir olduğu anlaşılan geçici mühlet kararının uygulanacağı sürenin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu bağlamda geçici mühletin ilke olarak üç ay olarak öngörüldüğü ancak borçlunun veya geçici komiserin talebi üzerine bu sürenin en fazla iki ay daha uzatılabileceği ve nihai olarak geçici mühlet kararının en fazla beş ay devam edebileceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla geçici mühlet kararıyla borçlunun ticari faaliyetlerinin devam etmesinin ve borçlarının ödenmesinin amaçlandığı dikkate alındığında öngörülen azami beş aylık sürenin makul olmadığı söylenemez.</p>

<p>44. Ayrıca anılan maddenin altıncı fıkrası uyarınca geçici mühlet talebinin kabulüne ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulması mümkün olmamakla birlikte 288. maddenin birinci fıkrasında öngörülen usule göre yapılacak ilan sonrasında alacaklılara, konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâlin bulunmadığı yönünde itiraz etme imkânı tanınmıştır. Bu çerçevede geçici mühlet kararı verildikten sonra alacaklıların sürece dâhil edildiği ve kesin mühlet kararı verildikten sonra da alacaklıların iradelerinin dikkate alındığı bir sürecin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>45. Bununla birlikte mahkemenin konkordato talebiyle amaçlanan iyileşmenin geçici mühletin sona ermesinden önce gerçekleşmesi veya geçici mühlet sona ermeden borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılmasının gerekmesi, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun öngörülen sınırlamalara aykırı davranması ya da komiserin talimatlarına uymaması veya borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması durumunda geçici mühletin kaldırılmasına ve konkordato talebinin reddine karar vermesi mümkündür. Dolayısıyla alacaklıların menfaatlerinin korunması, geçici mühletin amacı dışında kullanılması ve başarıya ulaşma ihtimali bulunmayan konkordato projesine rağmen geçici mühletin devam etmesinin engellenmesi için gerekli önlemlerin de öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>46. Bu itibarla borçlunun ticari faaliyetlerinin devam etmesi ve alacaklıların alacaklarına kavuşma ihtimalinin artırılması amacıyla öngörülen kuralda alacaklılar ile borçlunun menfaatleri arasındaki makul dengenin sağlandığı gözetildiğinde kuralın mülkiyet hakkına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>47. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın<strong> </strong>Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025249-e-202679-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="46820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2018/11348 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201811348-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201811348-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2018/11348 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MAMBAY</strong> <strong>TARIM</strong> <strong>HAYVANCILIK</strong> <strong>VE</strong> <strong>GIDA</strong> <strong>ÜRÜNLERİ</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2018/11348)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 14/7/2026- 33310</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>GENEL KURUL </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ahmet Faruk TANYILDIZI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mambay Tarım, Hayvancılık ve Gıda Ürünleri Sanayi Ticaret Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Temsilcisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan TANRIVERDİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, irtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 17/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu Şirket, Niğde'nin Bor ilçesinde tarım ve hayvancılık alanında faaliyet göstermektedir. Şirketin %51 hissesi N.M.nin olup ortaklar K.B., M.T. ve F.T. %12,5 oranında hisseye, H.T. ise %11,5 oranında hisseye sahiptir. 5/2/2016 tarihinde Ortaklar Kurulunun aldığı kararla K.B.nin %12,5 oranındaki hissesi diğer ortaklara devredilmiştir.</p>

<p>7. Mülkiyeti Hazineye ait olan ve Niğde'nin Bor ilçesi, Kayı Yolu mevkii,175 ada, 5 parselde bulunan 1.164.505,16 metrekare yüz ölçümlü taşınmaz üzerinde başvurucu Şirket ortaklarından N.M. lehine 5/6/2008 tarihinden itibaren yirmi yıl süreyle irtifak hakkı tesis edilmiş, tesis edilen bu hak 6/6/2008 tarihinde tapuda tescil edilmiştir.</p>

<p>8. 29/4/2011 tarihinde taşınmaz üzerindeki irtifak hakkı, organik tarım ve hayvancılık yapılması amacıyla başvurucu Şirkete devredilmiştir.</p>

<p>9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde bir daha uzatılmayarak son bulmuştur. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.</p>

<p>10. 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 22/7/2016 tarihli 667 sayılı Olağanüstü Hâl kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 8. maddesinde mülkiyeti 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe kapsamındaki idarelere, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, sosyal güvenlik kurumlarına, mahalli idarelerle bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelere, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklara ve vakıflara ait olan taşınmazların yararlanıcılarının terör örgütleriyle bağlantılı görülmesi hâlinde irtifak haklarının ilgili kurum ve kuruluş tarafından resen iptal edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>11. 17/8/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (670 sayılı KHK) 10. maddesinin (4) numaralı fıkrası ile 667 sayılı KHK'nın 8. maddesine irtifak hakkı sahibi kurum ve kuruluşlara ait olup taşınmazlar üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve hakların, belge ve evrakın 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılacağı hükmü eklenmiştir.</p>

<p>12. 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 26/10/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle taşınmaz üzerindeki taşınırların devrini de düzenleyen hâliyle kanunlaşmıştır.</p>

<p>13. Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü, Niğde Valiliği Defterdarlık Millî Emlak Müdürlüğüne (Defterdarlık) yazı yazarak başvurucu Şirketin ortaklarından olup %51 hisseye sahip olan Şirket Müdürü N.M.nin, %12,5 hisseye sahip olan K.B.nin, %12,5 hisseye sahip olan M.T.nin, %12,5 hisseye sahip olan F.T.nin ve %11,5 hisseye sahip olan Şirket Müdürü H.T.nin Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) ait Bank Asyada hesaplarının olduğunu, bu yapının derneklerine üye olduklarını, çocuklarını bu yapının okullarına gönderdiklerini belirtmiş; bu nedenlerle 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi uyarınca, Şirket lehine tapuya tescil edilen irtifak hakkının resen terkin edilmesinin Maliye Bakanlığının 4/8/2016 tarihli onayıyla uygun görüldüğünü bildirmiştir.</p>

<p>14. Bor Kaymakamlığı Mal Müdürlüğü, Defterdarlığa 8/8/2016 tarihinde tapudan irtifak hakkının terkini işleminin yapıldığı bilgisini vermiştir.</p>

<p>15. Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü 5/10/2016 tarihinde başvurucu Şirketin taşınır mallarına el konularak Hazineye bedelsiz olarak devredilmesine karar vermiştir.</p>

<p>16. Başvurucu Şirket, anılan işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle 10/11/2016 tarihinde Ankara 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde Şirketin eski ortağı olan K.B.nin 5/2/2016 tarihinde ortaklıktan ayrıldığını, Bor Mal Müdürlüğüne ortaklık yapısının değiştiği bilgisinin verildiğini, K.B.nin hissesinin diğer ortaklara devredildiğini, diğer ortakların terör örgütüyle bağlantısı olmadığını, Şirketin %50 paylı ortağının ise herhangi bir soruşturma geçirmediğini, idarenin takdir yetkisini kötüye kullandığını, sekiz yıl emek verip ıslah ederek tarıma kazandırdıkları taşınmaz üzerindeki irtifak hakkının terkin edildiğini, tarım faaliyetinde bulunmak üzere taşınmaz üzerinde kurulan tesis, ekipman ve 343 büyükbaş dâhil olmak üzere tüm taşınırlarının haksız şekilde elinden alındığını ileri sürmüştür.</p>

<p>17. Ankara 2. İdare Mahkemesi 667 sayılı KHK'nın 10. maddesinde, bu KHK kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceğinin düzenlendiğini belirterek 16/11/2016 tarihinde yürütmenin durdurulması talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>18. Ankara 2. İdare Mahkemesi 8/6/2017 tarihinde davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Aksaray İdare Mahkemesine (İdare Mahkemesi) gönderilmesine karar vermiştir.</p>

<p>19. İdare Mahkemesince yapılan inceleme sonucu 22/8/2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde 667 sayılı KHK'ya göre millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum, gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, örgütle iltisakı veya irtibatının bulunmasının irtifak hakkı iptalini gerektirdiği, başvurucu Şirketin eski ortağı olan K.B.nin FETÖ/PDY içinde yönetici görevinde bulunduğu, Ö. Öğrenci Yurdunda yapılan toplantılara yönetici sıfatı ile katıldığı, terör örgütüne bağlı öğrenci yurtlarının inşası için bağış topladığı, Özel S. Okullarının yöneticisi ve hissedarı olduğu, anılan örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine birçok kez katıldığı, hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca Şirketin ortakları olan H.T. M.T. ve F.T.nin K.B. ile kayın hısımlığı ilişkisinden dolayı örgütün tanınan isimlerinden oldukları, haklarında terör örgütü üyesi olma suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiğini, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyalarında öğrenci yurdunun üst katında düzenlenen toplantılara ve örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine katıldıklarının değerlendirildiği belirtilerek başvurucu Şirket lehine tesis edilen irtifak hakkının terkin edilmesi ve Şirketin taşınır mallarına el konulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği değerlendirilmiştir.</p>

<p>20. Başvurucu Şirket, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; istinaf başvuru dilekçesinde Şirketin yarı oranında hissesine sahip olan N.M.nin Bank Asyada mevduat hesabının olmadığını, Şirket ortaklarının toplam on çocuğu olduğunu, çocuklardan yalnız birinin FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle kapatılan Özel S. Okulunda bir yıl öğrenim gördüğünü, diğer çocukların devlet okullarında öğrenim gördüğünü belirtmiştir. Başvurucu ayrıca ortakların hiçbirinin dernek üyeliği bulunmadığını, Niğde İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) Araştırma Tutanağı'nın gerçeklikten uzak olduğunu, terör örgütüyle bağlantısı olmadığını, terör örgütünün finansmanına katkı sağlamadığını, Emniyet Müdürlüğünün içeriği doğru olmayan tek taraflı tutanağına dayanılarak davanın reddedildiğini ileri sürmüştür. Konya Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 20/2/2018 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>21. Nihai karar 19/3/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>22. 667 sayılı KHK'nın<i> "İrtifak ve İntifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptali"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Mülkiyeti 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe kapsamındaki idarelere, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, sosyal güvenlik kurumlarına, mahalli idarelerle bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelere, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklara ve vakıflara ait olan her türlü taşınmazın yararlanıcıları ile kiracılarının, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatının değerlendirilmesi halinde irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmeleri ilgili kurum ve kuruluş tarafından resen iptal edilir. Bu durumda, ilgili kurum ve kuruluşlara ait ve sözleşme tarihinde mevcut bina, yapı ve tesisler hariç olmak üzere, taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve haklar, belge ve evrak 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılır.</i><i>"</i></p>

<p>23. 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde yer alan düzenleme, 29/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun kapsamında aynen kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>B. Anayasa Mahkemesi Kararı </strong></p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi 13/10/2022 tarihli E.2018/78, K.2022/114 sayılı kararında 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi ile benzer bir hüküm içeren 6/2/2018 tarihli ve 7083 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“Birinci fıkra kapsamında kapatılan derneklere ve basın-yayın kuruluşlarına ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılır, bunlara ait taşınmazlar tapuda resen Hazine adına, … tescil edilir.” </i>bölümü ile üçüncü cümlesini incelemiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"...</p>

<p><i>149. Dava konusu kurallar kapsamındaki tedbirler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin ivedi olarak kamu kontrolüne alınarak OHAL koşullarında bu değerlerin kaçırılmasının önlenmesi suretiyle bunların millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı faaliyetlerde kullanılmasını engelleyerek kamu güvenliği bakımından tehlike arz edebilecek işlem ve eylemlerin kontrol edilmesini amaçlayan bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla kapatılan kurum ve kuruluşlara ait ekonomik değerlerin devlete geçirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlama, sonuçları yanında özellikle amacı dikkate alındığında mülkün kamu yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmelidir. </i></p>

<p><i>150. Dava konusu kurallar, kapatılan kurum ve kuruluşların Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında kalan her türlü mal varlığı, alacak ve hakları ile belge ve evrakının, ayrıca taşınır ile taşınmaz mallarının Hazineye devredilmesini öngörmek suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir. </i></p>

<p><i>151. Mülkiyet hakkı, OHAL yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL’lerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. </i></p>

<p><i>152. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü dönemlerde mülkiyet hakkının kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkün olmakla birlikte anılan maddede OHAL’lerde durumun gerektirdiği ölçüde söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun kabul edilebilmesi için bunu aşan keyfî müdahalelere izin verilmemesi gerekir. </i></p>

<p><i>153. Ülkenin demokratik yollarla seçilmiş meşru hükûmetini silah zoruyla devirmeye çalışan yapı, oluşum ve gruplarla bağlantılı oldukları gerekçesiyle ekli listelerde yer verilen kurum ve kuruluşlar kapatılmış, kapatma işlemi ile birlikte bunların ekonomik değer teşkil eden varlıkları Hazineye devredilmiştir. Böylece kuralla, OHAL koşullarında belirtilen nitelikteki yapı, oluşum ve gruplarla iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının önlenmesi suretiyle bunların anılan terör faaliyetlerinin finansmanında kullanılmasının engellenmeye çalışıldığı ve kamu güvenliği bakımından tehlike arz edebilecek herhangi bir işlemde veya eylemde kullanımının ya da herhangi bir şekilde değerlendirilmesinin önlenmesi bakımından ivedi olarak devletin tasarruf yetkisi kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Buna göre kurallar kapsamında kalan kurum ve kuruluşlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak ile taşınmazların Hazineye devredilmesi suretiyle gerçekleşen müdahalenin söz konusu kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının ve kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önlenmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>154. Dava konusu kurallar, liste usulüyle kurum ve kuruluşların kapatılmasına ilişkin tedbirden ayrı olarak bunlara ait ekonomik değerlerin Hazineye devredilmesini öngörmektedir. Bu durumda kapatmaya yönelik tedbirin bireyselleştirilerek incelenmesinden ayrı olarak bu kurumların mal varlığının Hazineye devredilmesine ilişkin tedbirin de mülkiyet hakkı yönünden bireyselleştirme yapılarak incelenmesi gerekir (bu yönde bkz. AYM, E. 2018/74, K. 2019/92, 24/12/2019, §§ 30-39). Bu bağlamda, söz konusu kurum ve kuruluşların mal varlığının suçla bağlantısının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve buna yönelik olarak ilgililer tarafından ileri sürülecek iddialar incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. </i></p>

<p><i>155. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının gereği olarak Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren kişilere makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanmalıdır. </i></p>

<p><i>156. 685 sayılı KHK ile OHAL kapsamında başka bir işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Komisyon kurulmuş, anılan KHK 7075 sayılı Kanun’la TBMM tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır. </i></p>

<p><i>157. 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Ankara idare mahkemelerinde Komisyon kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi öngörülmüştür. Böylece kurallar kapsamında öngörülen kapatma tedbirinin her bir kurum ve kuruluş açısından hukukiliğinin denetlenmesi amacıyla Komisyona ve devamında idare mahkemesine başvurma imkânı tanınmıştır. </i></p>

<p><i>158. Anılan Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilk hâlinde, maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak OHAL kapsamında yürürlüğe konulan KHK’larda yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamayacağı belirtilmiştir. </i></p>

<p><i>159. İlave tedbirlere karşı Komisyona başvurulamayacağına ilişkin hükmün iptali talebiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi, söz konusu kuralın Anayasa’nın 40. maddesiyle güvence altına alınan etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğunu belirterek maddede geçen '…ilave tedbirler…' ibaresini iptal etmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjdmN2RlNzRjLTlkMzktMDA4Ni04Mjk2LWRiNDk2Y2M3OTA5OQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/74</a>, K.2019/92, 24/12/2019). Kararda, asıl tedbirin hukuka uygun olmasının bu tedbirlerden ayrılabilir nitelikte olan ilave tedbirlerin de mutlaka hukuka uygun olduğu anlamına gelmeyeceği, bu nedenle Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren ilave tedbirlerin asıl tedbirlerden bağımsız olarak hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin gerekli olduğu, asıl tedbirden bağımsız olarak uygulanan ilave tedbirlerin hukuka uygun olup olmadığının denetiminin ise ancak yargı makamlarının etkili bir denetim yapmasına imkân verecek bir idari başvuru yolunun öngörülmesiyle mümkün olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 37). </i></p>

<p><i>160. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda 7256 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. madde ile OHAL kapsamında başka bir işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK ile tesis edilen işlemlere bağlı olarak OHAL kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlere karşı bir başvuru yolu ihdas edilmiştir. Anılan maddeye göre kurum ve kuruluşların kapatılması tedbirine bağlı olarak OHAL kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlerin kaldırılması talebiyle tedbirle ilgili olan kamu kurum ve kuruluşlarına başvuruda bulunulabilecek, kamu kurum ve kuruluşlarının ilave tedbirlere ilişkin kararlarına karşı idare mahkemelerinde iptal davası açılabilecektir. </i></p>

<p><i>161. Söz konusu düzenlemeyle kurum ve kuruluşların kapatılması tedbirine bağlı olarak uygulanan ilave tedbirlere karşı idari ve yargısal yollara başvuru imkânı getirilmiştir. </i></p>

<p><i>162. Yapılan başvuru üzerine ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından, kapatılan kurum ve kuruluşlara ait ekonomik değerlerin Hazineye devredilmesini öngören ilave tedbirin hukuka uygun olup olmadığının yanı sıra bu tedbirin olağanüstü hâl ilanını gerektiren sebeplerin bertaraf edilmesi amacını gerçekleştirme açısından elverişli, gerekli ve zorunlu olup olmadığının asıl tedbir olan kapatma tedbirinden bağımsız olarak inceleneceği tabiidir. </i></p>

<p><i>163. Madde gerekçesinde de, “İlave tedbirlere karşı tedbiri uygulayan veya tedbir konusu işlemi gerçekleştirmeye yetkili olan ya da tedbiri kaldırabilecek kurum ve kuruluşlara başvurulabileceği düzenlenmiştir. … Düzenlemeyle kurum ve kuruluşlara ilave tedbirlerin asıl tedbirin zorunlu sonucu olup olmadığı veya devamının gerekip gerekmediği gibi hususları göz önünde bulundurmak suretiyle başvuruları reddetme veya tedbirlerin kaldırılmasına karar verme imkânı getirilmiştir.” denilmektedir. </i></p>

<p><i>164. Bu açıdan kurallarda öngörülen tedbirlere karşı Anayasa’nın 40. maddesi bağlamında etkili, makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya devam etmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuru imkânının sağlandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla devletin kurallar kapsamında tedbir uygulanan kişilere, etkili idari ve yargısal yolu sağlama yükümlülüğünü yerine getirdiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>165. Sonuç olarak Kanun’a ekli (6) ve (7) sayılı listelerle kapatılan kurum ve kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrakın Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılmasını ve bunlara ait taşınmazların tapuda resen Hazine adına tescil edilmesini öngören kuralların, OHAL’e neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında millî güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin mülkiyet hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>166. Öte yandan, Anayasa’nın 38. maddesinin onuncu fıkrasında “Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.” denmek suretiyle kişinin bütün mal varlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunları devlete nakleden genel müsadere cezasının uygulanması yasaklanmıştır. Müsaderenin suç ile ilgili veya varlığı suçu oluşturan şeylere ilişkin olması hâli haklı bir durum yaratabilirken suçla hiçbir ilgisi olmayan taşınır, taşınmaz ve haklar da dâhil bütün mal varlığına ilişkin olarak uygulanan bir genel müsadere cezası Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır (AYM, E. 1987/28, K. 1988/16, 3/6/1988). </i></p>

<p><i>167. Kurallarda yer alan, Kanun’a ekli (6) ve (7) sayılı listelerle kapatılan kurum ve kuruluşlara ait ekonomik değer taşıyan varlıkların Hazineye intikal etmesi tedbirinin ise söz konusu varlıkların kapatılan şirketlerin eylem ve işlemleri ile doğrudan bağlantı kurularak bu bağlamdaki niteliklerini dikkate alıp devir ve tescil yapılmasını sağlamaktan ziyade bunların kullanımını kontrol etmek suretiyle kamusal hayata dönük güveni yeniden tesis ederek demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi amacıyla uygulandığı anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>168. Ayrıca kapatılan kurum ve kuruluşların malvarlığının Hazineye devredilmesine ilişkin ilave tedbirlere karşı 7075 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesine göre yapılacak başvuru üzerine ilave tedbirler asıl tedbir olan kapatma tedbirinin zorunlu sonucu olup olmadığı veya kapatma tedbiri ile arasında bağlantı bulunup bulunmadığının yanı sıra OHAL’e neden olan şartlar yönünden de inceleneceğinden bu yolla bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânının öngörüldüğü anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>169. Bu durumda dernekler ile basın-yayın kuruluşlarının suç teşkil eden faaliyetlerinden birisi ile ilişkilendirmeden bütün mal varlığının üzerindeki mülkiyetin ortadan kaldırılması ve bunların Hazineye devredilmesi sonucunu doğuran ilave tedbire ilişkin olarak idari ve yargısal başvuru yolları öngörülmek suretiyle mülkiyeti kamuya geçirilen mal varlığının suçla bağlantısının bulunmadığına yönelik olarak ileri sürülecek iddiaların inceleneceği ve bu yolla bireyselleştirmenin sağlandığı da gözönüne alındığında söz konusu tedbirlerin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen genel müsadere cezası yasağına da aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>25. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>26. Başvurucu, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde irtibat ve iltisak değerlendirmesinin hangi merciler tarafından yapılacağının ve kriterlerin neler olduğunun net şekilde belirlenmemesi nedeniyle keyfî uygulamalar yapıldığını belirtmiştir. Şirket ortaklarının durumlarının sağlıklı şekilde değerlendirilmeyip Şirketin cezalandırıldığını, şirket ortaklarından K.B.nin işlemin tesis edilmesinden yaklaşık altı ay önce hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, Şirketin yarı hissesine sahip olan N.M. hakkında ise herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını, ortaklardan ikisinin beraat ettiğini, ortaklardan olan M.T.nin şahsi mal varlığına konan tedbirin kaldırıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca kolluk tarafından düzenlenen tutanaktaki tüm bilgilerin doğru kabul edilerek karar verildiğini, titizlikle inceleme yapılmadığını iddia etmiştir. Öte yandan başvurucu, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde yer alan belirsiz ve katı düzenleme sonucu taşınmaz üzerindeki taşınır malların Hazineye devredildiğini, söz konusu düzenleme ile keyfî şekilde idareye geniş takdir yetkisi tanındığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>27. Bakanlık görüşünde; dört ortaklı şirketin üç ortağı hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan soruşturma ve kovuşturmalar yürütüldüğü, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi ile FETÖ/PDY ile mücadele edilmesi, bu bağlamda terör örgütünün çeşitli organizasyonlarla faaliyetlerinin yürütülmesini temin eden iktisadi varlıklardan mahrum bırakılmasının sağlanmasının amaçlandığını, özellikle örgütlü suçlarla mücadele gibi zor bir alanda hangi tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesinin öncelikli olarak ilgili kamu makamlarının yetkisinde olduğunu, kamu makamlarının belli ölçüde takdir yetkisi olduğunu, somut olayda şikâyet edilen işlemin niteliği ile bu işleme ilişkin olarak başvurucuya sağlanan güvenceler dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiş; müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. OHAL döneminde FETÖ/PDY ile mücadele edilmesi için terör örgütünün çeşitli organizasyonlarla faaliyetlerinin yürütülmesini temin eden iktisadi varlıklardan mahrum bırakılmasının sağlanması konusunda ivedilikle hareket etme zaruretinin olduğu belirtilerek yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin dikkate alınması gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p>28. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında ortaklardan birinin ceza kovuşturmasına maruz kalması gerekçe gösterilerek diğer tüm ortakların ve Şirketin sorumlu tutularak cezalandırılmasının suçta ve cezada şahsilik ilkesini ihlal ettiğini, irtifak hakkının iptal edildiğini, yargılama yapılmadan idari bir işlemle terör örgütü finansörü olarak suçlandığını, taşınırlara keyfî ve ölçüsüz biçimde el konulduğunu, davalı idarenin taşınır malları piyasa değerinin altında bir bedelle sattığını, bu durumun anayasal güvencelere aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme</strong></p>

<p>29. Anayasa’nın<i> "Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” </i></p>

<p>30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, irtifak hakkının kurulmasına dair sözleşmenin iptali ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesine ilişkin olduğundan şikâyetlerin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Yönteminin Belirlenmesi </strong></p>

<p>31. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (<i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, §107).</p>

<p>32. Anayasa'nın<i> "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“</i><i>Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.</i></p>

<p><i>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</i><i>”</i></p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır.</p>

<p>34. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da OHAL birçok kez uzatılmıştır. OHAL ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 224, 226). OHAL ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin olarak kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 216).</p>

<p>35. Başvurucunun irtifak hakkı kurulmasına ilişkin sözleşmesinin iptal edildiği ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredildiği tarihte Türkiye'de olağanüstü hâl yönetim usulü yürürlüktedir. Ayrıca başvurucunun şikâyet ettiği sözleşmenin iptali ve taşınmaz üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devrine ilişkin işlemlerin dayanağının OHAL ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmüştür. Bu itibarla inceleme Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.</p>

<p><strong>2</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>3. Esas Yönünden </strong></p>

<p>37. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186;<i> Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 146).</p>

<p><strong>a. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı </strong></p>

<p>38. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 196, 197).</p>

<p>39. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında mülkiyet hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Bu bağlamda irtifak sözleşmesinin iptali ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi yönündeki tedbirde çekirdek hakların uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>b. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>40. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında, taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 15. ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin (MSHUS) 4. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülüğün azaltılmasının mümkün olmadığı bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 198-201).</p>

<p>42. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan mülkiyet hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında, bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır.</p>

<p><strong>c. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler</strong></p>

<p>43. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 203;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 153).</p>

<p>44. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın orantılı olmasını ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0NzZkODM3LTg2M2QtNTNiNC05NGIzLTk0YTAzODkxNmQ5NA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.1990/25</a>, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204;<i> Ayla Demir İşat,</i> § 154; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmJjMzQ3NjkyLWI5NzktZjkxNC0yODk0LTExZmMzZDUxNWVkYQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2013/57</a>, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>45. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliği öncelikle dikkate alınmalıdır. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönünde bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 155).</p>

<p>46. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 208;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 156).</p>

<p>47. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>Halit İnciroğlu,</i> §134).</p>

<p>48. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere koruma sağlayacak usul güvenceleri OHAL dönemlerinde de temin edilmelidir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 157).</p>

<p><strong>ii. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>49. İrtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesine yönelik tedbirlerin keyfî olmaması, bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların mülkiyet hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir. Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca OHAL yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin<i> durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır.</p>

<p>50. Somut olayda hakkında soruşturma bulunmayan ve Şirketin %51 hissesine sahip olan N.M lehine 5/6/2008 tarihinden itibaren yirmi yıl süreyle irtifak hakkı tesis edilmiş; 29/4/2011 tarihinde söz konusu taşınmaz üzerindeki irtifak hakkı, organik tarım ve hayvancılık yapılması amacıyla başvurucu Şirkete devredilmiştir. 5/2/2016 tarihinde şirketin %12,5 oranında hissesine sahip olan K.B hissesini diğer ortaklara devretmiştir. Ardından söz konusu irtifak hakkı 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi gereğince 8/8/2016 tarihinde resen terkin edilmiş, 5/10/2016 tarihinde ise başvurucu Şirketin taşınır mallarına el konularak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiştir (bkz. §§ 13-15).</p>

<p>51. Mahkeme, irtifak hakkının iptal edilerek taşınır mallara el konulmasına ve Hazineye devrine yönelik işlemin iptali için başvurucu Şirket tarafından açılan davanın reddine karar vermiştir. Mahkemece 667 sayılı KHK'nın 8. maddesine göre millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum, gruplara ya da terör örgütlerine üyeliğin, örgütle iltisakın veya irtibatın olmasının irtifak hakkı iptalini gerektirdiği, başvurucu Şirketin eski ortağı olan K.B.nin FETÖ/PDY içinde yönetici görevinde olduğu, Ö. Öğrenci Yurdunda yapılan toplantılara yönetici sıfatı ile katıldığı, terör örgütüne bağlı öğrenci yurtlarının inşası için bağış topladığı, Özel S. Okullarının yöneticisi ve hissedarı olduğu, örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine birçok kez katıldığı, hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca Şirketin ortakları olan H.T. M.T. ve F.T.nin K.B. ile kayın hısımlığı ilişkisinden dolayı örgütün tanınan isimlerinden oldukları, haklarında terör örgütü üyesi olma suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyalarında öğrenci yurdunun üst katında düzenlenen toplantılara ve örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine katıldıklarının değerlendirildiği belirtilerek başvurucu Şirket lehine tesis edilen irtifak hakkının terkin edilmesi ve Şirketin taşınır mallarına el konulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 19).</p>

<p>52. Başvurucu Şirket, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde irtibat ve iltisak değerlendirmesinin hangi merciler tarafından yapılacağının ve kriterlerin neler olduğunun net şekilde belirlenmediğini, Şirketin cezalandırıldığını, şirket ortaklarından K.B.nin işlemin tesis edilmesinden yaklaşık altı ay önce hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, Şirketin yarı hissesine sahip olan N.M. hakkında ise herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını, ortaklardan ikisinin beraat ettiğini belirtmiştir. Başvurucunun bu iddiaları karşısında Mahkeme, şirketin eski ortağı olan K.B.nin terör örgütü ile iltisakını ortaya koyan maddi deliller bulunduğu, Şirketin ortaklarından H.T. M.T. ve F.T.nin K.B. ile kayın hısımlığından dolayı örgütün tanınan isimlerinden oldukları, bu kapsamda irtifak hakkı sözleşmesinin iptal edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>53. Öncelikle başvurucu Şirketin %51 hissesine sahip ve hakkında soruşturma bulunmayan N.M. lehine irtifak hakkı tesis edildiği, daha sonra irtifak hakkının başvurucu şirkete devredildiği anlaşılmıştır. Şirketin %12,5 hissesine sahip olan ve Mahkemece terör örgütü ile iltisaklı olduğu değerlendirilen K.B. 5/2/2016 tarihinde hissesini diğer ortaklara devretmek suretiyle ortaklıktan ayrılmıştır. İdare, gerçek kişiler olan şirket ortakları yönünden bir kısım olguya dayanarak 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi kapsamında hâlihazırda şirket tüzel kişiliği lehine tapuya tescil edilmiş olan irtifak hakkının resen terkin edilmesini istemiştir. Bu bağlamda idarece alınan kararda şirket tüzel kişiliğine ilişkin herhangi bir olguya yer verilmemiştir. İdare Mahkemesi ise özellikle Şirketin önceki ortaklarından K.B.nin terör örgütü ile ilişkili bulunduğu yönünde değerlendirmelere yer vermiş; başvurucu şirket yönünden 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde ifade edildiği şekilde üyelik, iltisak veya irtibat bağlamında bir değerlendirmede bulunmamıştır. 5/2/2016 tarihinde Şirketten ayrıldığı anlaşılan K.B.nin Şirket ile ilişkisinin devam ettiğine ve şirketteki etkinliğinin sürdüğüne dair herhangi bir açıklamada da bulunulmadığı görülmüştür. Bu bağlamda, başvurucu Şirket tüzel kişiliğinin terör örgütü ile iltisakı veya irtibatının yargılama makamlarınca gerektiği şekilde ortaya konulmadığı, bu hususta başvurucu Şirketin uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve itirazlarının ilgili ve yeterli gerekçe ile karşılanmadığı açıktır.</p>

<p>54. Öte yandan başvurucu Şirket, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin belirli ve öngörülebilir olmadığını, söz konusu düzenleme ile keyfî şekilde idareye geniş takdir yetkisi tanındığını ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucu Şirketin irtifak hakkının iptal edilmesine ilişkin işlemi hukuka aykırı bulmadığından Şirketin taşınır mallarının da bedelsiz olarak Hazineye devredilmesinin KHK'ya uygun olduğu sonucuna varmıştır.</p>

<p>55. Anayasa Mahkemesi 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi ile benzer bir hüküm içeren 7083 sayılı Kanunun 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasını incelediği 13/10/2022 tarihli E.2018/78, K.2022/114 sayılı kararında, OHAL koşullarında belirtilen nitelikteki yapı, oluşum ve gruplarla iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının önlenmesi suretiyle bunların anılan terör faaliyetlerinin finansmanında kullanılmasının engellenmeye çalışıldığı ve kamu güvenliği bakımından tehlike arz edebilecek herhangi bir işlemde veya eylemde kullanımının ya da herhangi bir şekilde değerlendirilmesinin önlenmesi bakımından ivedi olarak devletin tasarruf yetkisi kapsamına alınabileceğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda kurum ve kuruluşlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak ile taşınmazların Hazineye devredilmesi suretiyle gerçekleşen müdahalenin söz konusu kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının ve kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önlenmesi amacına ulaşmayı hedeflediğini ifade etmiştir (bkz. § 24).</p>

<p>56. Ayrıca anılan kararda, kurum ve kuruluşların kapatmaya yönelik tedbirin bireyselleştirilerek incelenmesinden ayrı olarak bu kurumların mal varlığının Hazineye devredilmesine ilişkin tedbirin de mülkiyet hakkı yönünden bireyselleştirme yapılarak incelenmesi gerektiği, bu bağlamda söz konusu kurum ve kuruluşların mal varlığının suçla bağlantısının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve buna yönelik olarak ilgililer tarafından ileri sürülecek iddialar incelenerek bir karar verilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır (bkz. § 24).</p>

<p>57. 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin ikinci cümlesinde maddenin birinci cümlesi ile bağlantılı olacak irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptali hâlinde taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Bu bağlamda 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin ikinci cümlesi gereğince mal varlığının bedelsiz devri, doğrudan anılan maddenin birinci cümlesi uyarınca irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptaline bağlanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptali haklı görüldüğünde kural kapsamında kalan mal varlığı değerlerinin de devri gerekecektir.</p>

<p>58. Anayasa Mahkemesi mülkiyeti kamuya geçirilen mal varlığının suçla bağlantısının bulunmadığına yönelik olarak ileri sürülecek iddiaların inceleneceği bir yol olmamasının durumun gerektirdiği ölçüde olma ölçütü yönünden sorunlu bir durum olduğuna işaret etmiştir (bkz. § 24). Bu bağlamda irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptal edilmesinden sonra taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve haklar, belge ve evrakın bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılacağına ilişkin düzenlemenin bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılmaya sebebiyet verebilecek objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulmasına ve irdelenmesine imkân vermesi beklenmelidir.</p>

<p>59. Ayrıca düzenleme kapsamında irtifak hakkı sözleşmesinin iptali sonrasında, taşınmazın düzenlemeye uygun şekilde tahliye edilebilmesi bakımından herhangi bir geçiş süresi öngörmediği de not edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>60. Bu kapsamda irtifak hakkı sözleşmesinin iptal edilmesinin ve sözleşme konu taşınmaz üzerindeki bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın Hazineye bedelsiz olarak devredilmesi ile ortaya çıkan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Genel İlkeler </strong></p>

<p>62. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.</p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Doğan</i> ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamında bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de gerekir (<i>Mehmet Doğan</i>, § 54).</p>

<p>64. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca<i> eski hâle getirmenin</i> yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>65. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (<i>Mehmet Doğan</i>, § 57).</p>

<p>66. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun hükmünü uygulamaları sebebiyle ortaya çıkmışsa bu ihlal kanunun uygulanmasından değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün ortadan kaldırılması veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ya da yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi için belirsizliğin giderilmesi suretiyle giderilebilir (<i>Süleyman Başmeydan</i> [GK], B. No: 2015/6164, 20/6/2019, § 70).</p>

<p><strong>B. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>67. Başvurucu; yeniden yargılama yapılması ile 14.000.000 TL maddi, 2.000.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>68. Başvuruya konu olayda ilk olarak 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin birinci cümlesi uyarınca irtifak hakkı sözleşmesinin iptal edilmesi yönünden, başvurucu Şirketin terör örgütü ile iltisakı veya irtibatının yargılama makamlarınca gerektiği şekilde ortaya konulmaması nedeniyle gerçekleştirilen müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu şirketin mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>69. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>70. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>71. İkinci olarak başvuruya konu olayda 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin ikinci cümlesinin, anılan hükmün birinci cümlesi kapsamında irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmesinin iptalinin bir sonucu olduğu, uygulanması, etkileri ve sonuçları itibarıyla gerçekleşen müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesindeki durumun gerektirdiği ölçüde olma kriterini taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin giderilebilmesi ve benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ihlale yol açan hükmün gözden geçirilmesi konusunda takdir yetkisi yasama organına aittir.<i> Durumun gerektirdiği ölçüde olma ölçütü</i> yönünden sorun teşkil ettiği, <i>b</i><i>elirlilik ve öngörülebilirlik </i>ölçütlerini sağlamadığı değerlendirilen hükmün yukarıdaki anayasal ilkeler çerçevesinde gözden geçirilmesi ihlalin giderimi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Bu çerçevede yukarıda değinilen anayasal ilkeler ve yargı organlarının kararları dikkate alınarak yapılacak bir düzenleme benzeri ihlallerin de önüne geçerek bireysel başvurunun amacı ve işlevine de uygun olacağından kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesi gerekir (bkz. bazı farklılıklarla birlikte benzer yöndeki karar için bkz.<i> Sabri Uhrağ</i> [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020, § 78) .</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>72. Mülkiyet hakkı yönünden ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aksaray İdare Mahkemesine (E.2017/664, K.2017/1213) GÖNDERİLMESİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>F. 294,70 TL harç ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ </strong></p>

<p>1. Çoğunluğun giderim yöntemine ilişkin kararında iki konuda katılmamaktayım. Çoğunluk kararına göre ilk olarak ihlalin nedeni kanundan kaynaklandığından giderim yolu olarak yasama organına çağrı yapılması gerekmektedir. Bu konuda daha önce Mahkememizin 2018/313 numaralı bireysel başvurusu hakkındaki karara karşı yazdığım ayrık görüşte belirtilen gerekçelerle ihlalin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama kararı verilmesi yerine Mahkememiz Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması yönünde karar vermesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<p>2. Giderim konusunda çoğunluk kararı, her zaman tercih ettiği Hulusi Yılmaz kararında öngörülen yerel mahkemeye itiraz yoluna başvurabilmesi imkanının sağlanması amacıyla yeniden yargılama kararı verilmesi yolunu burada benimsememiştir. Benimsememesinin nedeni ise ihlalin dayanağının doğrudan 667 sayılı KHK’nın madde 8’den kaynaklanması, ancak OHAL KHK’sının iptali amacıyla iptal veya itiraz davasının açılamayacağı görüşüdür. Bu görüşün dayandığı gerekçeleri ise Anayasa’nın sözüne aykırı düştüğü düşüncesiyle kabul etmemekteyim.</p>

<p>3. Anayasa’nın 148. maddesinin ilk fıkrasında Anayasa Mahkemesinin görevleri açıklanırken; “Anayasa mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.” denilmiştir. Fıkranın son cümlesinde ise OHAL ve savaş hallerine ilişkin kararnamelerin durumu açıklanmaktadır; “Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.”</p>

<p>4. Anayasanın 148. maddesinin ilk fıkrasının son cümlesinde yasaklananın hem iptal hem de itiraz davası olduğu ileri sürülebilir. Esasen 152. maddenin gerekçesinde itiraz-def’i yoluyla başvurunun da bir dava niteliğinde olduğu belirtilmektedir. Bu ifade de doğrudur, niteliği itibariyle her iki yolun da dava niteliğinde olduğu belirtilmelidir. Bununla birlikte 148. maddenin ikinci fıkrasında Anayasa koyucu kanunların şekil denetimi yönünden yayımından itibaren on günlük süreyi öngörürken “iptal davası açılamayacağı gibi def’i yoluyla da ileri sürülemeyeceği” açıkça düzenlenmiştir. İkinci fıkra sonundaki bu ifade ile ilk fıkradaki “dava açılamaz” ibaresi Anayasa’nın 2017 tarihli değişikliğinden önce de yer almaktadır.</p>

<p>5. İkinci fıkrada her iki başvuru yolunun da kapatılmasına ilişkin ayrıntılı ifade karşısında; ilk fıkradaki “dava açılamaz” ibaresinin ilk okunuşta akla makul gelen her iki başvuru yolunu da kapsadığı yorumunun doğru olmayabileceği de değerlendirilmelidir. İlk yorumun kabulü için Anayasa’nın aynı maddesinin iki fıkrasında başvuru yollarının kapatılması amacıyla kullanılan ifadelerin bilinçli kullanılmadığının söylenmesi gerekmektedir. Aynı madde içindeki iki fıkradaki kavramların bilinçli kullanılmadığının söylenmesi ancak yoruma dayalı olarak mümkün olabilir. Bu yorumu teyit edecek en önemli dayanak ise, madde 148/1’de iptal davası ibaresinin kullanılmayıp, “dava açılamaz” denilmiş olmasıdır. Buna mukabil diğer yorumu teyit eden Anayasa’nın sözünden kaynaklanan nedenler, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki her iki yolu da kapatan açık düzenleme ile 151. ve 152. maddelerin başlığında anayasal denetime başvuru yollarının ne şekilde ifade edilmiş olduğu hususudur.</p>

<p>6. Gerçekten, bakıldığında Anayasa’nın ilgili maddelerinde anayasal denetimi sağlayacak yolların ne şekilde adlandırıldığı görülmektedir. İlk yol Anayasa’nın 150. madde başlığında “iptal davası” biçiminde ifade edilmiş, metin içerisinde de “doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı” şeklinde kavram tekrar edilmiştir. Anayasal denetime mahkemeler tarafından yapılacak başvuru yolu ise Anayasa’nın 152. madde başlığında “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” biçiminde belirtilmiştir. Bu yola doktrinde “itiraz” veya “def’i” yolu denilmektedir. Düşüncemize göre madde metnindeki bu ifadelerin bilinçli kullanıldığı ve Anayasa’nın 148/1. maddesinde sözü edilen KHK’ya anayasal denetimin yalnızca iptal davası yönünden yasak getirildiği kabul edilmelidir.</p>

<p>7. Anayasa’nın sözüne verilen objektif anlam netleştiğinde madde gerekçeleri veya yasama hazırlık çalışmalarındaki değerlendirmelerin anayasal yoruma etkisi sınırlı olacaktır. Öte yandan aynı kurala iki farklı anlamın verilebildiğinin kabulü durumunda dahi yargısal denetimi kapatmayan yorumun tercih edilmesinin Anayasa’nın 11. maddesinde yer alan Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleri ile bu ilkelerin güvencesi olan Anayasa’nın 148. vd. maddeleriyle en uyumlu yorum olacağı değerlendirilmelidir.</p>

<p>8. Anayasa’nın 148. maddesinde savaş veya olağanüstü hallerde çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine yalnızca iptal davası yolunun kapatıldığı yorumunun benimsenmesinin sonuçları şunlardır. İlkin, savaş veya olağanüstü hallerde hükümetin ihtiyaç duyduğu tedbirlerin yürürlüğünün durdurulup iptal edilmesi için siyasal merciler tarafından iptal davası açma yolu kapatılmıştır. İptal davasının henüz KHK kurallarının uygulamaya geçilip adli uyuşmazlıklar ortaya çıkmadan söz konusu olduğu hatırlanmalıdır. Anayasa’ya aykırılığın mahkemeler tarafından def’i yoluyla ileri sürülmesi ise KHK kurallarının bireysel bir işleme konu olması ve bununda bir davanın konusu yapılması durumunda, başka deyişle aylar ve hatta yıllar sonra anayasal denetimin önüne gelmesine kapı açılması anlamına gelmektedir. İlk yorumun kabulü durumunda ise OHAL KHK kurallarına mutlak bir üstünlük, layüsellik, denetimsizlik imkanı tanınmaktadır.</p>

<p>9. Burada şu soru akla gelebilir; 667 sayılı KHK kanunlaştığına göre artık KHK Hükümleri yürürlükte değildir, neden denetlenmesi önemli olsun? Bilindiği üzere hukuk kurallarının geçerli olduğu dönemde doğurduğu hukuki sonuçlara ilişkin uyuşmazlıklar bakımından, yürürlükten kalktığı veya kalkmış sayıldığı dönemlerde dahi hukuki etkisi sürmektedir. Örneğin sonradan değişen bazı kanunun önceki hükümleri bir davada uygulanması nedeniyle def’i yoluyla denetlendiğinde halen yürürlükte olmadığı halde zaman bakımından yürürlükte olduğu döneme ilişkin bu kuralın o dava bakımından iptaline hükmedilebilmektedir. AYM tarafından bu konuda verilen çok sayıda iptal kararı örneği bulunmaktadır. Fakat incelemeye konu dosyada olduğu gibi OHAL KHK kuralının uygulandığı bir uyuşmazlıkta anayasal denetimin de kanunlaşan kurala değil, doğrudan uygulamaya konu OHAL kuralına yönelik olması gerektiği durumda, genel geçer yorumun benimsendiğinde bu kural hiçbir şekilde denetlenememektedir. Dolayısıyla yürütme organının bir düzenleyici işlemi olan KHK kuralına bir anlamda Anayasa üstü kural gücü verilmektedir.</p>

<p>10. Buna karşılık Anayasa’nın sözüne dayandırdığımız ikinci yorumun kabulü durumunda OHAL Kararnamelerine iptal davası açılamayacak, fakat birkaç yıl sonra da olsa görülmekteki bir davada uygulanması dolayısıyla bir mahkeme tarafından başvurulduğunda anayasal denetim yapılabilecektir. Anayasa’nın felsefesinde yer alan hukukun üstünlüğü ilkesi ve onun somutlaşmış biçimi olan Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkeleriyle denetimsiz kuralların hukuk sisteminde bir şekilde varlığının sürdürülmesinin bağdaşmayacağı açıktır. Bu nedenle Mahkememiz çoğunluğunun OHAL KHK kuralının denetiminin mümkün olmaması nedeniyle 152. maddenin işletilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı yolundaki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. İrtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak “<i>Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine</i>” karar vermiştir.</p>

<p>2. Bu dosyada giderim yönünden karşıoyda kaldığım bölüm itibariyle ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın esasını doğrudan ilgilendiren 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 8. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>3. Bunun içindir ki bu durumda ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.</p>

<p>4. Eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren kuralın bir OHAL KHK’sı hükmü olduğu ve bireysel başvuruya konu olaydaki Hazineye devir esnasında bu hükmün henüz Türkiye Büyük Millet Meclisince kanunlaştırılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla burada öncelikle başvurucunun mülkiyet hakkına müdahalede bulunan OHAL KHK’sı hükmünün Anayasa Mahkemesince denetiminin mümkün olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>5. Bilindiği gibi OHAL KHK’ları ile ilgili açılan iptal davalarında 2016 yılı itibariyle Anayasa Mahkemesi OHAL KHK’larının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için bu yöndeki bir anayasal yetkinin açıkça tanınması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre Anayasa’nın 148. maddesinin lafzı, Anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama belgeleri göz önünde bulundurulduğunda OHAL KHK’larının herhangi bir ad altında yargısal denetime tabi tutulamayacağı açıktır (aynı yaklaşımın sergilendiği birçok kararlar içindeki örnek bir karar için bkz.: AYM, E.2016/166, K.2016/159, 12/10/2016, § 23).</p>

<p>6. Ancak, vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin benim de katıldığım bu kararlardaki yaklaşımı, iptal davası yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne taşınan OHAL KHK’ları bağlamında oluşturulmuştur. Zira Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasında bu bağlamda açıkça “<i>Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz</i>” şeklinde bir hükme yer verilmektedir. Anayasa Mahkemesi o dönemde OHAL KHK’sı hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetleyemeyeceği biçimindeki içtihadını da bahse konu kuralların iptal davası yolu ile önüne getirilmesi üzerine oluşturmuştur.</p>

<p>7. Bununla birlikte Anayasa’nın lafzı dikkate alındığında OHAL KHK’larının Anayasa’ya uygunluğunun denetimi noktasında Anayasa Mahkemesine iptal davası ile başvurma ile itiraz yolu ile başvurma arasında bir fark olduğunu ifade etmek gerekir. OHAL KHK’larının Anayasa’ya uygunluk denetimi yetkisini kısıtlayan kuralların dar yorumlanması, Anayasa’nın açık lafzının dikkate alınarak ve mümkün olduğunca denetim lehine yorum yaparak değerlendirilmesi Anayasa Mahkemesinin işlevine de daha uygun olacaktır.</p>

<p>8. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bir kararında anayasa yargısının kabul edildiği bir hukuk sisteminde esas olan normların Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması ve Anayasa’ya aykırı olan kuralların hukuk sisteminden ayıklanması olduğunu öne çıkararak, Anayasa Koyucunun bu denetime bazı istisnalar getirmesi durumunda bu istisnaların dar yorumlanmasının anayasa yargısının amacına daha uygun olacağını vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesine göre bir an için denetim yasağına ilişkin kuralın yer aldığı maddenin lafzından hareketle yasağın kapsamı noktasında iki türlü yorumun mümkün olduğu kabul edilse bile, sınırlayıcı kuralın dar yorumlanması Anayasa’ya uygunluk denetiminin amacı bakımından daha doğru olacaktır (bkz.: AYM, E.2023/177, K.2024/30, 01/02/2024, § 16).</p>

<p>9. Bu bakış açısıyla hareket edildiğinde, Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasının açık hükmü karşısında iptal davası yolu ile Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larını denetlemesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla yukarıda zikredilen kararda OHAL KHK’larının iptal davası yolu ile denetlenemeyeceğine ilişkin benimsenen yaklaşımın da hukuken isabetli olduğu aşikardır.</p>

<p>10. Bununla birlikte itiraz yolu ile yapılacak başvurularda Anayasa Mahkemesinin henüz kanunlaşmayan OHAL KHK’sı hükümlerini denetlemesinin mümkün olduğunu ifade etmek gerekir. Nitekim Anayasa’nın 148. maddesindeki kullanılan ifadeler buna imkan tanımaktadır.</p>

<p>11. Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasının en sonunda OHAL KHK’ları ile ilgili kullanılan ifade <i>“…şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz”</i> biçiminde olup bu hitap sadece iptal davası yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurmayı kastetmektedir. 148. maddenin ikinci fıkrasının sonunda ise “<i>… şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez</i>” şeklinde bir kullanım yer almaktadır. Bu iki fıkradaki “<i>dava açılması</i>” ve “<i>def’i yoluyla ileri sürülmesi</i>” ifadeleri esasında Anayasa Koyucu tarafından bilinçli olarak kullanılmakta olup, bunlardan ilki iptal davası yolu ile ikincisi ise itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasını kastetmektedir.</p>

<p>12. Dolayısıyla OHAL KHK’sı hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağını öngören kural Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasında yer almakta olup, buradaki cümle “dava açılamaz” şeklindeki ifade ile tamamlandığına göre Anayasa Koyucunun yasakladığı yolun iptal davası olduğu sonucuna ulaşmak gerekir.</p>

<p>13. Bu yönü ile bakıldığında itiraz yolu ile OHAL KHK’larının Anayasa Mahkemesine taşınması ve bunların Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi tutulmasında yetki yönünden bir sorun bulunmamaktadır. Zira OHAL KHK’larıyla ilgili Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamayacağı hususunu düzenleyen Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasında “def’i yolu ile başvurulamayacağı” anlamına gelen bir ibare yer almamaktadır.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larını itiraz yolu ile denetleme yetkisi hususu bu şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra eldeki başvuruda ihlale sebebiyet veren 667 sayılı OHAL KHK’sının 8. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi tutulması konusunu değerlendirmek gerekir.</p>

<p>15. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.</p>

<p>16. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale neden olan OHAL KHK’sı hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna taşınması gerekmektedir.</p>

<p>17. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin, “<i>Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi</i>” başlıklı Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.</i>” şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>18. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta uygulanan açık OHAL KHK’sı hükmünden kaynaklanması durumunda, Anayasa’nın 152. maddesi gereğince “davaya bakmakta olan mahkeme” sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin OHAL KHK’sı açık hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm denetiminde bu kuralın Anayasa’nın mülkiyet hakkı ile ilgili 35. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan hüküm iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış olacaktır.</p>

<p>20. Bu bağlamda ihlalin kanundan kaynaklandığı bir bireysel başvuru kararında giderim yönünden Mahkememiz çoğunluğundan ayrıldığım için yazdığım karşıoydaki değerlendirmeler bu karşıoy için de aynen geçerli olduğu için burada bahse konu karardaki (bkz.: İsmail Yiğit [GK], B. No: 2021/57086, 31/7/2025) karşıoy gerekçemdeki ilgili yerlere aynen yer verilecektir.</p>

<p>“<i>8.Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir. </i></p>

<p><i>9.Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde, müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun olmayacaktır. </i></p>

<p><i>10.Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır. </i></p>

<p><i>11.Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda ‘yetkisizlik asıl ve yetki istisna’ olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir. </i></p>

<p><i>12.Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma konusunda açık bir yetkisi var mıdır? </i></p>

<p><i>13.Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır. </i></p>

<p><i>14.Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010). </i></p>

<p><i>15.Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir. </i></p>

<p><i>16.Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup bulunmadığıdır. </i></p>

<p><i>17.Bu itibarla burada davada ‘uygulanacak kural’ hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk incelemesini gerçekleştirirken, ‘uygulanacak kural’ ile kastedilenin davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28, 17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017, § 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2). </i></p>

<p><i>18.Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir. </i></p>

<p><i>19.Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür. </i></p>

<p><i>20.Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın 152. maddesi hükmüdür. </i></p>

<p><i>21.Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır. Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir. </i></p>

<p><i>22.Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında hukuken savunulamaz.</i></p>

<p><i>23.Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin önemine binaen bir ‘anayasal organ’ olarak öngörülmüş olup bu minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>24.Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır: </i></p>

<p><i>‘Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı, devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir. </i></p>

<p><i>Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır. </i></p>

<p><i>İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır. Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması önlenmiştir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz. </i><i>1</i></p>

<p><i>Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir. Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir</i><i>2</i><i> . Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir.</i><i>3</i><i> (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29). </i></p>

<p><i>25.Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında 6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>26.Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır. Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir. </i></p>

<p><i>27.Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin -bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK], B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1. B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).</i></p>

<p><i>28.Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir. </i></p>

<p><i>29.Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir. </i></p>

<p><i>30.Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde edilebilir. </i></p>

<p><i>31.İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>32.Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş durumdadır. </i></p>

<p><i>33.Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir. </i></p>

<p><i>34.Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu sokulmalıdır. </i></p>

<p><i>35.Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin ‘kendi kendine başvuru’ biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır. </i></p>

<p><i>36.Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir. Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir. </i></p>

<p><i>37.Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca incelemekte fayda vardır. </i></p>

<p><i>38.Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır. </i></p>

<p><i>39.Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır. </i></p>

<p><i>40.İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır. </i></p>

<p><i>41.Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.</i>”</p>

<p>21. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı “<i>Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine</i>” şeklindeki sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>22. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin müdahaleyi gerçekleştiren OHAL KHK’sı hükmünden kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.</p>

<p>23. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren OHAL KHK’sı hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvuru, irtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmış ve ihlalin Kanundan kaynaklandığı kabul edilerek TBMM’ye bildirimde bulunulmasına karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>Niğde Valiliği (Defterdarlık) tarafından Milli Emlak Genel Müdürlüğü'ne iletilen 29.07.2016 tarihli yazıda, İl Emniyet Müdürlüğü'nün Bor Kaymakamlığı'na (İlçe Olağanüstü Hal Bürosu) gönderdiği 27.07.2016 tarihli yazının içeriği aktarılarak; başvuran şirketin ortaklarından olup %51 hisseye sahip şirket müdürü N.M., %12,5 hisseye sahip K.B., %12,5 hisseye sahip M.T., %12,5 hisseye sahip F.T.ve %11,5 hisseye sahip Şirket müdürü H. T.’nin FETÖ/PDY'ye ait Bank Asya'da hesaplarının olduğu, bu yapıya ait derneklere tiye olduklarının anlaşıldığı bildirilmiştir. Bunun üzerine 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi uyarınca başvuran Şirketin irtifak hakkının iptal edilerek tapudan terkin edilmesi Maliye Bakanlığı Makamının 04.08.2016 tarihli ve 22017 sayılı Oluruyla uygun görülmüştür. Davacı şirketin irtifak hakkının tapudan terkin edilerek taşınır mallarına el konulmasına Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün 05.10.2016 tarih ve 27076 sayılı işlemiyle karar verilmiştir. İşlemin iptali için açılan dava yerel mahkemece reddedilmiş, söz konusu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>Başvuru dosyasında yer alan belgelere göre, başvuran Şirketin eski ortağı K. B.’nin silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla yargılandığı…Ağır Ceza Mahkemesi'nin ….sayılı-dosyasında ….tarihli kararla silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz incelemesi halen devam ettiği görülmüştür. Şirket ortaklarından M. T.' nin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı ….Ağır Ceza Mahkemesi'nin … sayılı dosyasında 6 yıl 3 ay mahkûmiyetine karar verildiği, kararın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin … tarih ve…K. sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği görülmüştür. Yine şirket ortaklarından ve aynı zamanda temsile yetkili şirket müdürü H.T.’nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesi'nin …K. sayılı dosyasında…tarihli kararla beraat ettiği, söz konusu kararın istinaf incelemesinin devam ettiği anlaşılmıştır. Şirket ortaklarından F.T.’nin ise, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … K. sayılı dosyasında …tarihli kararla beraat ettiği, kararın … tarihinde istinaf kararıyla kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Somut olayda, uyuşmazlığa konu irtifak hakkının iptali ve üzerindeki taşınır mallara el konulması 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10, maddesi 4. fıkrası ile değişikliğe uğramış 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 8. maddesi uyarınca gerçekleştirilmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre (667 sayılı KHK m.8); <i> “(1) Mülkiyeti 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe kapsamındaki idarelere, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, sosyal güvenlik kurumlarına, mahalli idarelerle bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelere, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklara ve vakıflara ait olan her türlü taşınmazın yararlanıcıları ile kiracılarının, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatının değerlendirilmesi halinde irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmeleri ilgili kurum ve kuruluş tarafından resen iptal edilir. Bu durumda, ilgili kurum ve kuruluşlara ait ve sözleşme tarihinde mevcut bina, yapı ve tesisler hariç olmak üzere, taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve haklar, belge ve evrak 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılır”</i>.</p>

<p>Yukarıda belirtildiği üzere, başvurucu şirket ortakları hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticiliği/üyeliği suçlarından yürütülecek soruşturmalara da esas olabilecek bilgilere dayanılarak Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirme sonucu, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi kapsamında söz konusu irtifak hakkının iptali ve üzerindeki taşınırların Hazineye devri işlemi yapılmıştır. 667 sayılı KHK, 6749 sayılı Kanun ile kanunlaştırılmıştır. Buna göre, yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir olan KHK hükümleri uyarınca ve anılan düzenlemelere uygun olarak gerçekleştirilen işlemin "kanunilik" koşulu mevcut olmaktadır.</p>

<p>Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği, birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve bunlardan dolayı suçlanamayacağı, suç ve cezalar geçmişe yürütülemeyeceği, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere mülkiyet hakkı Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen haklar arasında bulunmamaktadır. Buna göre, olağanüstü hallerde, mülkiyet hakkına ilişkin olarak Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilecektir.</p>

<p>Anayasa’nın 148. maddesinde ise, Anayasa Mahkemesi’nin görevleri belirtilmiş olup, söz konusu maddede, Anayasa Mahkemesi’nin kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyeceği ve bireysel başvuruları karara bağlayacağı belirtilmiştir. Yine aynı maddede, Anayasa değişikliklerinin ise sadece şekil bakımından inceleneceği ve denetleneceği, ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (<i>21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, “kanun hükmünde kararnamelerin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin” şeklinde değiştirilmiştir</i>), şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı düzenlenmiştir. Buna göre, olağanüstü hallerde çıkarılan kararnamelerin denetimi Anayasa Mahkemesinin görevi dışında kalmaktadır. Bireysel başvuru konusu işlemin dayanağını olağanüstü halde çıkarılan 667 sayılı Kararname oluşturduğundan Anayasa Mahkemesi’nin bu başvuruyu inceleme olanağı mevcut değildir. Öyle ki, bireysel başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edildiği bir an için kabul edilse bile söz konusu ihlal, 667 sayılı Kararname veya bunu kabul eden Kanundan değil, bizatihi Anayasa’nın 15. ve 148. maddelerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ihlalin varlığı varsayılsa bile, bu ihlal kanundan kaynaklanmadığından, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için, TBMM’ye bildirim yapılması da hukuken mümkün değildir.</p>

<p>6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usullerine İlişkin Kanun’un 48. maddesinde, bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması gerektiği belirtilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin üçüncü fıkrasında<i> “Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz”</i>. Anayasa’nın 148. maddesinde olağanüstü hallerde çıkarılan kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı düzenlendiğinden başvuruya konu olay, Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir hususa ilişkin olmaktadır. Hal böyle olunca, işbu başvuru açısından kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekmektedir. Aksi halde Anayasa’nın norm denetimine kapattığı olağanüstü hal kararnamelerinin bireysel başvuru yoluyla denetlenmesi gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, bu durumun Anayasa’nın lafzına ve ruhuna aykırı olduğu şüpheden uzaktır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediği ve başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği ve giderim yönünden TBMM’ye bildirim yapılmasının mümkün olmadığı kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 20. Bası, Beta Yay., İstanbul, 2020, s. 486-487.</p>

<p><sup>2</sup> Mehmet Merdan Hekimoğlu, Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Detay Yay., Ankara, 2004, s. 66-67.</p>

<p><sup>3</sup> Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yay., Ankara, 1996, s. 212.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201811348-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="10861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAKİP TALEBİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/takip-talebi-zafer-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/takip-talebi-zafer-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GENEL OLARAK</strong></p>

<p>İcra hukuku bakımından takip talebi, alacaklının cebrî icra organlarını harekete geçiren ve icra takibinin başlamasını sağlayan ilk usul işlemi niteliğindedir. Takip talebi, alacaklının devletin cebrî icra yetkisinden yararlanma iradesini ortaya koyduğu temel başvuru olup, hukuk yargılamasında dava dilekçesinin gördüğü fonksiyona benzer şekilde, icra hukukunda takibin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Ancak takip talebi, dava dilekçesinden farklı olarak, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ile İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği kapsamında ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup, kanun koyucu tarafından sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Bu nedenle takip talebinin, kanunda öngörülen zorunlu unsurları eksiksiz şekilde içerecek biçimde hazırlanması, takip hukukunun sağlıklı işlemesi ve icra dairesince gerçekleştirilecek işlemlerin hukuka uygun biçimde yürütülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebi; yazılı veya sözlü olarak icra dairesine yapılabileceği gibi, teknolojik gelişmelerle de uyumlu olarak 2/7/2012-6352/9 md. düzenlemesiyle Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla elektronik ortamda da gerçekleştirilebilmektedir. Böylece kanun koyucu, teknolojik gelişmeleri de dikkate alarak takip talebinin farklı usullerle ileri sürülmesine imkân tanımış, ancak başvurunun şekline bakılmaksızın kanunda öngörülen zorunlu bilgilerin eksiksiz şekilde sunulmasını aramıştır.</p>

<p>Türk icra hukuku sisteminde takip yolları genel olarak <strong>ilâmlı icra</strong> ve <strong>ilâmsız icra</strong> olmak üzere iki ana kategori altında toplanmaktadır. Bununla birlikte bu ayrım, takip yollarının hukuki dayanağı ve uygulanma şartları bakımından önem taşımakta olup, her bir takip yolu kendine özgü usul kurallarına tabidir.</p>

<p>Alacaklının elinde bir mahkeme ilâmı veya kanunen ilâm niteliğinde kabul edilen bir belge bulunması hâlinde, cebrî icra faaliyetleri ilâmlı icra hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu kapsamda para alacağı veya teminat verilmesine ilişkin ilâmlar ile ilâm niteliğindeki belgelere dayalı takiplerin yanı sıra; taşınır teslimi, taşınmazın tahliye ve teslimi, bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin eda hükümleri, irtifak haklarının kaldırılması veya kurulması ile gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılması ya da yükletilmesine ilişkin mahkeme kararlarının yerine getirilmesi de ilâmlı icra yoluyla sağlanmaktadır. Ayrıca ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle takip de, kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde bu kapsamda başvurulabilecek özel takip yollarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık alacaklının elinde cebrî icraya esas teşkil edecek bir mahkeme ilâmı veya ilâm niteliğinde belge bulunmaması hâlinde, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi kaydıyla ilâmsız icra yollarına başvurulabilmektedir. Bu kapsamda genel haciz yolu ile ilâmsız takip, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip, adi iflâs yolu ile takip, kambiyo senetlerine özgü iflâs yolu ile takip, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin takip ile yazılı kira sözleşmesine dayanılarak kira süresinin sona ermesi sebebiyle kiralananın tahliyesine ilişkin takip yolları uygulanabilmektedir.</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu (İİK), takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) nazaran özel kanun niteliği taşımaktadır. Bu nedenle takip hukukuna ilişkin meselelerde öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması; İİK'de açık bir düzenlemenin bulunmadığı hâllerde ise, ancak İİK'nin sistematiği, amacı ve temel ilkeleriyle çelişmemesi koşuluyla HMK hükümlerine başvurulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede, HMK'nın iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. maddesinin takip hukukunda uygulanması değerlendirilirken, cebrî icra hukukunun kendine özgü yapısı ve takip talebinin takip prosedürünü başlatan kurucu işlem niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim takip talebi, takip hukuku bakımından tarafların hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını belirleyen temel işlem olup, takip başlatıldıktan sonra bu talebin genişletilmesi veya değiştirilmesi kural olarak mümkün değildir. Aksi yöndeki bir kabul, takip hukukunun sürat, kesinlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi, takip hukukunun şekli yapısını da zedeleyecektir.</p>

<p>Her ne kadar HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı bakımından ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati istisna olarak öngörülmüş ise de, bu istisnaların takip hukukunda aynı kapsamda uygulanması mümkün değildir. Zira öğretide ve uygulamada baskın olarak kabul edildiği üzere, ıslah kurumu cebrî icra hukukunda uygulama alanı bulmamaktadır. Bunun yanında, kamu düzenine aykırı şekilde düzenlenmiş veya kanunun emredici hükümlerine aykırı nitelikte bulunan bir takip talebinin, borçlunun açık muvafakati bulunsa dahi hukuki sonuç doğurması ve infaz edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen istisnaların, takip hukukunun kendine özgü yapısı ve kamu düzenine ilişkin niteliği karşısında genel anlamda uygulanabilirlik kazanmamıştır.</p>

<p>Dolayısıyla takip talebi, yalnızca icra takibini başlatan şekli bir başvuru olmayıp, aynı zamanda takip yolunun belirlenmesi, tarafların hukuki durumlarının tespiti ve icra dairesinin takip işlemlerini hangi hukuki rejim çerçevesinde yürüteceğinin belirlenmesi bakımından da belirleyici nitelik taşımaktadır. Bu nedenle takip talebinin hazırlanması sırasında, alacağın hukuki niteliğinin, başvurulacak takip yolunun ve kanunda öngörülen şekli unsurların titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>II. TAKİP TALEBİ VE MUHTEVASI</strong></p>

<p>Takip talebinin içermesi gereken zorunlu unsurlar, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, takip talebinin yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımakla birlikte, başvurunun şekline bakılmaksızın belirli bilgilerin eksiksiz olarak gösterilmesini zorunlu tutmuştur. Bu düzenleme, icra takibinin sağlıklı biçimde yürütülmesi, tarafların doğru şekilde belirlenmesi ve icra müdürlüğünün takip işlemlerini herhangi bir tereddüde yer vermeksizin yerine getirebilmesi amacı taşımaktadır.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebinde öncelikle alacaklıya ilişkin kimlik ve iletişim bilgilerinin yer alması gerekmektedir. Buna göre alacaklının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı ve soyadı, yerleşim yeri, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka adı ve hesap bilgilerinin gösterilmesi zorunludur. Alacaklının yurt dışında yerleşik olması hâlinde ise Türkiye'de bir yerleşim yeri göstermesi gerekir. Kanun, Türkiye'de ayrıca bir yerleşim yeri gösterilmemesi durumunda, icra dairesinin bulunduğu yerin alacaklının kanuni yerleşim yeri sayılacağını hüküm altına almıştır.</p>

<p>Takip talebinde borçluya ilişkin bilgilerin de eksiksiz şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, yerleşim yeri ile alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarasının gösterilmesi zorunludur. Takibin terekeye karşı yöneltilmesi hâlinde ise tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile yerleşim yerlerinin de takip talebinde yer alması gerekir.</p>

<p>· <strong>İcra Takibinde Taraf Sıfatı ve Taraf Ehliyeti</strong></p>

<p>İcra takibinde taraf sıfatı, maddi hukuktaki hak ve borç ilişkisinin takip hukukuna yansımasını ifade etmektedir. Bu nedenle takip talebinde alacaklı sıfatıyla, takip konusu alacak üzerinde hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler; borçlu sıfatıyla ise takip konusu borcun ifasıyla yükümlü bulunan gerçek veya tüzel kişiler gösterilebilir. Takip ehliyetinin belirlenmesinde, kural olarak taraf ehliyetine ilişkin medeni usul hukuku ilkeleri uygulanır. Bununla birlikte, maddi hukukta hak ehliyetine sahip olmayan oluşumların icra takibinde taraf sıfatını kazanması mümkün değildir. Bu kapsamda adi ortaklık, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tüzel kişiliğe sahip olmayıp, bağımsız bir hak süjesi niteliği de taşımamaktadır. Dolayısıyla adi ortaklığın, kural olarak, icra takibinde doğrudan alacaklı veya borçlu sıfatıyla gösterilmesi mümkün değildir. Adi ortaklığa ait hak ve borçlar ortaklara ait olduğundan, takip talebinde ortaklığın ticaret unvanı veya işletme adı yerine ortaklığı oluşturan bütün ortakların ayrı ayrı alacaklı veya borçlu olarak gösterilmesi gerekir. Aksi hâlde takip, taraf sıfatına ilişkin temel bir eksiklik taşıyacağından, takip hukukunun şekli yapısı ve taraf ehliyetine ilişkin kurallarla bağdaşmayacaktır.</p>

<p>· <strong>Takip Talebinde Alacağın Miktarı, Faizi ve Yabancı Para Alacakları</strong></p>

<p>Takip talebinde alacağın konusu ve kapsamı da açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir. Bu çerçevede alacağın veya talep edilen teminatın Türk lirası cinsinden tutarı, faiz talep ediliyorsa faiz oranı ile faizin işlemeye başladığı tarih gösterilmelidir. Alacak yabancı para üzerinden talep ediliyorsa, hangi tarihteki döviz kuru esas alınarak talepte bulunulduğu ile yabancı para alacağına uygulanacak faiz bilgilerine de yer verilmesi zorunludur. Bu hususlar, hem icra emrinin veya ödeme emrinin doğru şekilde düzenlenmesi hem de borçlunun takip konusu alacağı açıkça öğrenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Kanun ayrıca takip talebinde alacağın dayanağının da belirtilmesini zorunlu kılmıştır. Buna göre alacak bir senede dayanıyorsa senedin, senet bulunmuyorsa borcun hukuki sebebinin takip talebinde açıkça gösterilmesi gerekir. Bunun yanında alacaklının, başvurduğu takip yolunu da açık biçimde belirtmesi zorunludur.</p>

<p>· <strong>Takip Yolunun Seçilmesi ve İcra Müdürünün Denetim Yetkisi</strong></p>

<p>İcra müdürü, takip hukukunda taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak, kural olarak alacaklının takip talebinde belirlediği takip yolu ile bağlıdır. Bu nedenle icra müdürü, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştiremez. Bununla birlikte, seçilen takip yolunun kanuni şartlarının mevcut olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Kanunda öngörülen şartları taşımayan bir takip talebini başka bir takip yoluna dönüştürmesi mümkün olmayıp, gerekli hâllerde talebi reddetmesi veya kanuni eksikliklerin giderilmesini istemesi gerekir.</p>

<p>· <strong>Takip Talebine Eklenecek Belgeler</strong></p>

<p>Alacak bir belgeye dayanıyorsa, belgenin aslının veya alacaklı ya da yetkili temsilcisi tarafından onaylanmış örneğinin, borçlu sayısından bir fazla nüsha ile takip talebi sırasında icra dairesine sunulması zorunludur. Bu yükümlülük, borçluya yapılacak tebligatın usulüne uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi ve takip dayanağı belgenin borçlu tarafından incelenebilmesinin sağlanması amacıyla öngörülmüştür.</p>

<p>· <strong>Takip Talebinin İçeriğinin Kanunla Sınırlı Olması İlkesi</strong></p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde takip talebinde yer alması gereken bilgiler sınırlı olarak sayılmıştır. Bu nedenle takip talebine, kanunda öngörülmeyen ve takip işlemleri bakımından hukuki bir fonksiyonu bulunmayan bilgilerin eklenmesi mümkün değildir. Bu kapsamda alacaklı veya vekiline ait sosyal medya hesaplarının takip talebinde gösterilmesinin herhangi bir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Aynı şekilde, kanuni düzenlemede öngörülmeyen ve ödeme işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik QR (Quick Response) kodu veya benzeri karekod uygulamalarının takip talebine eklenmesi de mümkün değildir. Bunun nedeni, takip talebinin maddi hukuki irade açıklaması olmayıp, kamu gücünü harekete geçiren şekli bir usul işlemi olmasıdır. Şekli işlemlerin içeriği ancak kanun tarafından belirlenebilir; idarenin veya tarafların bu içeriği genişletmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.</p>

<p><strong>III. İCRA MÜDÜRÜNÜN TAKDİR YETKİSİ </strong></p>

<p>İcra müdürünün, kural olarak, kanunda öngörülen zorunlu unsurları taşıyan bir takip talebini esastan inceleyerek reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Zira icra müdürü, maddi hukuka ilişkin uyuşmazlığı çözen bir yargı mercii değil, cebrî icra faaliyetini yürütmekle görevli idarî nitelikte bir icra organıdır. Bu nedenle icra müdürünün görevi, takip talebinin haklı olup olmadığını veya alacağın varlığını değerlendirmek değil; kanunun kendisine yüklediği ölçüde şekli incelemeyi yaparak takip işlemlerini yürütmektir.</p>

<p>Bu ilkenin doğal sonucu olarak, alacaklı tarafından bir mahkeme ilâmına dayanılarak ilâmlı icra yoluna başvurulması hâlinde, icra müdürü ilâmın maddi hukuka uygunluğunu veya kesinleşmesinin gerekip gerekmediğini re'sen değerlendiremez. Alacaklı tarafından kesinleşmesi gereken bir ilâmın kesinleşme şerhi bulunmaksızın takibe konulması hâlinde dahi, icra müdürünün takip talebini reddetmesi veya icra emri düzenlemekten kaçınması hukuken mümkün değildir. Bu durumda icra müdürü, takip talebini kabul ederek icra emrini düzenlemek ve borçluya tebliğ etmekle yükümlüdür. Kesinleşme şartına aykırı olarak başlatılan bu tür takiplerde hukuki denetim, icra müdürlüğü tarafından değil, şikâyet üzerine icra mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. Dolayısıyla borçlunun, İcra ve İflâs Kanunu'nun 16. maddesi kapsamında yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurarak takibin iptalini talep etmesi gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte, icra müdürünün takip talebini kabul yükümlülüğü mutlak değildir. Kanunun açıkça öngördüğü hâllerde icra müdürü, takip yoluna özgü şekli inceleme yapmakla yükümlüdür. Özellikle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takiplerde, İcra ve İflâs Kanunu'nun 168 ve devamı maddeleri uyarınca icra müdürü, takibe dayanak belgenin şeklen kambiyo senedi niteliğini taşıyıp taşımadığını ve senedin vadesinin gelmiş olup olmadığını re'sen incelemek zorundadır. Bu inceleme, alacağın esasına ilişkin olmayıp yalnızca kanunun aradığı şekli şartlarla sınırlıdır.</p>

<p>Bu nedenle, takibe dayanak belgenin şeklen kambiyo senedi niteliğini taşımaması veya henüz vadesinin gelmemiş olması hâlinde, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılması mümkün değildir. Böyle bir durumda icra müdürünün kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi, kanunun kendisine yüklediği şekli denetim yükümlülüğü ile bağdaşmayacaktır. Başka bir ifadeyle, kambiyo senetlerine özgü takip yolunda icra müdürü, yalnızca kanunun öngördüğü şekli şartların mevcut olup olmadığını denetlemekle yükümlü olup, bu denetimin sonucunda kambiyo senedi vasfını taşımayan bir belgeye dayanılarak bu özel takip yolunun işletilmesine izin veremez.</p>

<p>Yine, İcra ve İflâs Kanunu'nun 24 ilâ 41. maddelerinde ilamların icrasına ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Anılan hükümler uyarınca icra müdürü, takip talebine dayanak yapılan ilamın hukuki niteliğini resen incelemekle yükümlüdür. Bu çerçevede icra müdürü, mahkemenin kararında yaptığı hukuki nitelendirme ile bağlı olmayıp, ilamın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü niteliği taşıyıp taşımadığını, icrası bakımından kanunen kesinleşme şartının bulunup bulunmadığını ve uygulanacak takip hükümlerini doğrudan kanundan kaynaklanan bağlı yetkisi kapsamında belirlemek durumundadır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ</strong></p>

<p>Takip talebi, icra hukukunda cebrî icra faaliyetini başlatan ve icra organlarını harekete geçiren ilk usul işlemi niteliğini taşımaktadır. Her ne kadar maddi hukuktan kaynaklanan bir alacak hakkının tahsiline hizmet etse de, takip talebi maddi hukuki bir tasarruf işlemi olmayıp, takip hukukuna özgü şekli sonuçlar doğuran tek taraflı bir usul işlemidir. Bu nedenle takip talebinin geçerliliği, alacağın varlığından ziyade kanunda öngörülen şekli şartların eksiksiz olarak yerine getirilmesine bağlıdır.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi, takip talebinde bulunması gereken zorunlu unsurları sınırlı sayıda düzenlemiş olup, takip hukukunun şekli karakterinin bir sonucu olarak bu unsurların uygulama veya idari tasarruflarla genişletilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, kanunda öngörülmeyen sosyal medya hesapları, QR kodu veya benzeri bilgilerin takip talebinde yer almasına hukuken imkân bulunmamaktadır. Zira cebrî icra faaliyetinin kamu gücü kullanılarak yürütülmesi, takip talebinin içeriğinin ancak kanun koyucu tarafından belirlenebilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Takip hukukunda takip yolunun belirlenmesi kural olarak alacaklının tasarrufunda olmakla birlikte, icra müdürü seçilen takip yolunun kanuni şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini resen incelemekle yükümlüdür. Ancak bu inceleme, maddi hukuki uyuşmazlığın çözümüne yönelik olmayıp yalnızca kanunun öngördüğü şekli şartların denetlenmesiyle sınırlıdır. Bu nedenle icra müdürünün alacağın varlığı veya haklılığı konusunda değerlendirme yapması mümkün olmadığı gibi, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştirme yetkisi de bulunmamaktadır. Buna karşılık, kanunun açıkça şekli inceleme yükümlülüğü öngördüğü hâllerde, örneğin kambiyo senetlerine özgü takiplerde senedin kambiyo senedi niteliğini taşıyıp taşımadığı veya ilâmlı icrada ilâmın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü içerip içermediği hususlarının icra müdürü tarafından resen değerlendirilmesi zorunludur.</p>

<p>Takip talebinin hazırlanması sırasında taraf sıfatının doğru belirlenmesi, alacağın miktarı ve fer'ilerinin açıkça gösterilmesi, takip dayanağı belgelerin usulüne uygun şekilde ibraz edilmesi ve başvurulacak takip yolunun isabetli olarak seçilmesi, hem icra müdürlüğünün işlemlerini hukuka uygun biçimde yürütebilmesi hem de borçlunun savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu unsurlardaki eksiklikler, yalnızca takip işlemlerinin gecikmesine neden olmamakta; aynı zamanda şikâyet yoluyla takibin iptali veya düzeltilmesi sonucunu da doğurabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak takip talebi, uygulamada çoğu zaman yalnızca bir başvuru formu olarak değerlendirilmekte ise de, gerçekte cebrî icra faaliyetinin kapsamını, uygulanacak takip rejimini ve icra müdürünün işlem alanını belirleyen temel usul işlemidir. Bu nedenle takip talebinin hazırlanmasında yalnızca İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde yer alan zorunlu unsurların şeklen yerine getirilmesi yeterli olmayıp, takip hukukunun temel ilkeleri, başvurulan takip yolunun hukuki şartları ve icra müdürünün şekli inceleme yetkisinin sınırları da birlikte değerlendirilmelidir. Böyle bir yaklaşım, hem hukuka uygun bir takip sürecinin yürütülmesini sağlayacak hem de uygulamada sıklıkla karşılaşılan usul hatalarının ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların önemli ölçüde önüne geçebilir.</p>

<p><strong>V. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/3594 Esas ve 2025/5388 Karar</strong></a></p>

<p>İcra takibinin başlaması için alacaklının icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda bir takip talebinde bulunması gerekir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra müdürünün borçluya ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde bulunması gereken kayıtlara takip talebinin şartları denir. Takip talebinin İİK'nın 58. maddesinin öngördüğü hususları kapsaması zorunludur.</p>

<p>İİK’nın 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği, yine aynı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde ise; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/9538 Esas ve 2026/1836 Karar</strong></a></p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Alacaklı takip talebinde (vade veya takip talebi günündeki rayice göre ödeme yerine) fiili ödeme günündeki rayice (döviz kuruna) göre alacağının Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bunun için alacaklı yabancı para alacağının (takip tarihindeki kur üzerinden) Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi ve ayrıca yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kurdan talep ediyorsa bu hususu da takip talebinde belirtmek zorundadır. Bu halde alacaklı vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar yabancı para üzerinden faiz (3095 S.K. m. 4/a) talep edebilir. (İİK m. 58/3). (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 2010 vd., Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet/Özkan, Sungurtekin Meral; İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2022 s. 95 vd.).</p>

<p>Somut olayda, alacaklı tarafından takip talebinde 46.873,00 EURO asıl alacak, 4.687,30 EURO Çek tazminatı ve 13.053,00 EURO takip öncesi faiz olmak üzere toplam 64.613,30 EURO alacağın takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ile birlikte tahsilinin talep edildiği, ayrıca harca esas değerin Türk Lirası olarak gösterildiği, icra emrinde de yabancı para alacağının takip talebinde belirtildiği şekilde yine EURO olarak talep edildiği, takip talebi ve icra emrinde "fiili ödeme tarihi'' ibaresi yazılmış ise de bu tarihteki Türk Lirası karşılığının istendiğinin belirtilmediği, dolayısıyla alacaklının takip talebinde EURO olarak talep edilen alacak kısmının aynen tahsilini istediği anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafından icra müdürlüğünce harcın hesaplanabilmesi için harca esas değer olarak 532.477,28 TL'nin gösterilmiş olması alacağın Türk Lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, mahkemece, takip talebinde İİK'nın 58/3. maddesi uyarınca yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesi hususunun yer almadığı, yabancı paranın aynen tahsilinin talep edildiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemece re'sen de dikkate alınması gerektiği gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256239-e-20257199-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/6239 Esas ve 2025/7199 Karar</strong></a></p>

<p>2004 sayılı İİK'nın 30/1. maddesinde; ''Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24'üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işin yapılmasını emreder.'' hükmüne yer verilmiştir. İİK'nın 30/II maddesi ise bir işin yapılmasına ilişkin ilamların nasıl icra edileceğini düzenler. Bu maddeye göre, yapma borçları ifa şekilleri açısından şahsa bağlı olmayan işler (borcun konusu olan iş, borçlunun kişisel özelliklerini gerektirmiyorsa - örneğin bir duvarın örülmesi edimi- borçlu tarafından yapılmaması durumunda, masrafı borçludan tahsil edilmek üzere üçüncü bir kişiye yaptırılabilir) ve şahsa bağlı olan işler (borcun sadece borçlu tarafından yapılabilecek nitelikte olması durumunda -örneğin bir ressamın tablo yapması edimi- borçlunun edimi yerine getirmeye zorlanması para cezası ve tazyik hapsi gibi yaptırımlarla sağlanır) şeklinde iki temel kategoriye ayrılır.</p>

<p>İcra takibinin konusu olan "kira sözleşmesi yapma borcu", borçlunun bizzat rıza göstermesi, imzalaması ve bu imzayla bir hukuki işlem iradesini açıklaması gereken bir eylemdir. Bu edim, paranın tahsili, taşınır veya taşınmazın teslimi gibi fiziksel olarak gerçekleştirilebilen edimlerden köklü bir şekilde ayrılır İİK m. 30/II'nin öngördüğü tazyik hapsi, borçlunun sadece fiziksel bir eylemi yerine getirmesini sağlamak için bir baskı aracıdır. Bu yaptırım, borçlunun hukuki iradesini zorla beyan etmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Diğer taraftan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 15/4 maddesinde "Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hakim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur.</p>

<p>Sözleşme yapma vaadi (ön sözleşme) borcunun cebri icrası ancak ve ancak bir mahkeme kararı ile mümkündür. Eğer borçlu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınırsa, alacaklı (kiracı), mahkemeden aynen ifa davası açarak borçlunun iradesinin mahkeme hükmüyle ikame edilmesini talep edebilir. Bu tür bir mahkeme kararı, inşaî hüküm niteliğindedir; yani yeni bir hukuki durum (sözleşmenin kurulmuş olması) oluşturur. İcra Dairesi, bu tür bir inşaî yetkiye sahip değildir. Arabuluculuk tutanağı, tarafların sadece bir vaadini belgelemektedir; mahkemenin inşaî hükmünü içermemektedir. Bu nedenle, bu yönde hüküm içeren arabuluculuk anlaşma belgesine dayalı icra takibi başlatılarak borçlu kira sözleşmesi yapmaya zorlanamaz. O halde, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin kabulü ile borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20234482-e-20242078-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2023/4482 Esas ve 2024/2078 Karar</strong></a></p>

<p>Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası İİK'nın 32 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddede (para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam İcra Dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder…), İİK'nın “ilam mahiyetini haiz belgeler” başlığını taşıyan 38. maddesinde ise (Mahkeme huzurunda sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir…) şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. İlgili yasa maddeleri ile yasa koyucu hangi belgelere dayanılarak ilamlı takip yapılabileceğini, önemine binaen titizlikle düzenlemiş, gerekli gördüğü yerlerde bunu özel kanunlarda belirleyip sınırlandırmıştır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus ise maddede yer verilen ilamların, icrası yorum gerektirmeyecek açık tahsil hükmü (eda hükmü) taşıyan ilamlar olduğu noktasıdır. Bu nedenle eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez. Ancak, kesinleşmeleri halinde bu ilamlardaki vekalet ücreti ve yargılama giderine dayalı likit miktarların icra yolu ile infazı mümkündür.</p>

<p>Somut olayda takibe dayanak yapılan İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.07.2021 tarih ve 2019/437 E.2021/589 K. sayılı kararında “davalı/borçlu şirketin 30.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararlardan; (4) numaralı gündem maddesi ile ... dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve (7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın, ...’a TTK’nın 395. ve 396. maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların ayrı ayrı iptaline” karar verilmiş, ilamda likit bir miktarın ödenmesi yönünde eda hükmü oluşturulmamıştır. Bu durumda ilamın kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerin istenebilmesi dışında icra yolu ile infazı da mümkün değildir.</p>

<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikayetin eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez gerekçesi ile reddine karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz ise de sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-20149061-e-20148377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/9061 Esas ve 2014/8377 Karar</strong></a></p>

<p>HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez.</p>

<p>Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır. O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikâyetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20204814-e-2021693-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2020/4814 Esas ve 2021/693 Karar</strong></a></p>

<p>Takibe konu senedin tanzim tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 Sayılı TTK'nun 776/1-f maddesi uyarınca; senette düzenlenme yerinin yazılı olması gereklidir. Aynı Kanun'un 777/4. maddesinde ise; düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bononun, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Hukuk Genel Kurulu'nun 02.10.1996 gün ve 1996/12-590 sayılı kararında da benimsendiği üzere tanzim yeri olarak idari birim adının (kent, ilçe, bucak, köy gibi) yazılması zorunlu ve yeterlidir.</p>

<p>Öte yandan, keşide yeri unsuru bulunmayan dayanak belge bono olarak kabul edilemeyeceğinden, TTK'nun 776/1-f maddesinde öngörülen koşulu taşımayan bu belgeye dayanarak borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılması da mümkün değildir.</p>

<p>İİK' nun 170/a-2. maddesine göre; ''İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyla, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı husularını re' sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.''</p>

<p>Somut olayda, takibe dayanak senette düzenleme yeri belirtilmediği gibi, düzenleyenin adının yanında da herhangi bir idari birim adının yazılı olmadığı görülmektedir. Bu durumda, sözü edilen belgenin kambiyo senedi niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, İİK' nun 170/a-2. maddesi gereğince, takibe konu 29.01.2015 düzenleme tarihli belgenin kambiyo senedi vasfı taşımadığı hususunun re'sen nazara alınarak takibin iptaline karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/takip-talebi-zafer-1</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/dava1-ta11-cover.jpg" type="image/jpeg" length="44769"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/3594 E., 2025/5388 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2025/3594 E., 2025/5388 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/3594 E., 2025/5388 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>İlamsız takipte borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; sair şikayet ve itirazlarının yanında, yabancı para üzerinden başlatılan icra takibinde takip talebinde TL karşılığın gösterilmediğini ileri sürerek şikayet yoluna başvurduğu, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin kısmen kabulüne, tebliğ tarihinin 25.11.2020 olarak düzeltilmesine, sair şikayetlerin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, takip dosyasının fiziki suretindeki takip talebinde harca esas değerin TL karşılığının açıkça belirtildiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>İcra takibinin başlaması için alacaklının icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda bir takip talebinde bulunması gerekir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra müdürünün borçluya ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde bulunması gereken kayıtlara takip talebinin şartları denir. Takip talebinin İİK'nın 58. maddesinin öngördüğü hususları kapsaması zorunludur.</p>

<p>İİK’nın 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği, yine aynı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde ise; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 19/1-k maddesine göre hazırlanan Yönetmeliğe ekli örnek 11 numaralı ödeme emrinde de alacağın Türk Parasıyla tutarının gösterilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.</p>

<p>Buna göre; alacaklı, yabancı para alacağının TL karşılığını, takip talebinde göstermek zorunda olup, buna bağlı olarak bu zorunluluğun ödeme emrinde de yerine getirilmesi gerekir. Anılan noksanlık kamu düzeni ile ilgili ve devletin hükümranlık haklarına ilişkin olması nedeniyle takibin her safhasında re'sen göz önünde tutulmalıdır(HGK’nın 12.05.1999 tarih 99/12-271 E, 99/301 K. sayılı kararı).</p>

<p>Diğer taraftan, HMK'nın 445. maddesi ile HMK'nın uygulanmasına ilişkin yönetmeliğe göre elektronik ortamda saklanan UYAP kayıtları asıldır.<br />
Somut uyuşmazlıkta, takip tarihi 30.09.2020 olup UYAP sisteminde kayıtlı aynı tarihli takip talebinde 255.316,30 EURO alacağın tahsili istenilmekle birlikte yabancı para alacağının TL karşılığının gösterilmediği gibi, harca esas değerinin de Türk Lirası olarak yazılı olmadığı görülmüştür. Her ne kadar takip dosyasında bulunan sadece alacaklı vekili imzalı takip talebinde harca esas değer TL olarak gösterilmiş ise de UYAP kayıtları asıl olduğundan, ne zaman sunulduğu belli olmayan takip talebine itibar edilmemiştir. Öte yandan, UYAP kayıtlarındaki takip talebi ilk takip talebi kabul edileceğinden usulsüz olan ilk takip talebi iptal edilmeden ikinci bir takip talebinde bulunulması sureti ile de takibe devam edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>İcra takibi de bir dava gibi düşünüleceğinden ilk sunulan takip talebi iptal edilmeden sonradan sunulan takip taleplerinin bir hüküm ifade etmeyeceği Dairemizin ve HGK’nın yerleşik uygulamasıdır(HGK’nın 21.05.2025 tarih 2024/12-523 E.-2024/332 K. sayılı kararı).<br />
O halde, İlk Derece Mahkemesince, UYAP sisteminde kayıtlı takip talebinde yabancı para alacağının harca esas değer olarak Türk Lirası karşılığı gösterilmediğinden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 19.03.2025 tarih ve 2024/1255 E.-2025/585 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Bursa 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 03.04.2024 tarih ve 2023/797 E.-2024/255 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1643.jpg" type="image/jpeg" length="50063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/9538 E., 2026/1836 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 24.03.2026 tarihli, 2025/9538 E., 2026/1836 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2025/9538 E., 2026/1836 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız icra takibinde, borçluların icra mahkemesine başvurusunda; yabancı para alacağının hangi tarihteki kur üzerinden tahsilinin istendiğinin takip talebi ve icra emrinde belirtilmediğini ileri sürerek icra emrinin ve takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi (BK'nın 83 md.) uyarınca; “Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.”</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Alacaklı takip talebinde (vade veya takip talebi günündeki rayice göre ödeme yerine) fiili ödeme günündeki rayice (döviz kuruna) göre alacağının Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bunun için alacaklı yabancı para alacağının (takip tarihindeki kur üzerinden) Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi ve ayrıca yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kurdan talep ediyorsa bu hususu da takip talebinde belirtmek zorundadır. Bu halde alacaklı vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar yabancı para üzerinden faiz (3095 S.K. m. 4/a) talep edebilir(İİK m. 58/3). (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 2010 vd., Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet/Özkan, Sungurtekin Meral; İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2022 s. 95 vd.).</p>

<p>Somut olayda, alacaklı tarafından takip talebinde 46.873,00 EURO asıl alacak, 4.687,30 EURO Çek tazminatı ve 13.053,00 EURO takip öncesi faiz olmak üzere toplam 64.613,30 EURO alacağın takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ile birlikte tahsilinin talep edildiği, ayrıca harca esas değerin Türk Lirası olarak gösterildiği, icra emrinde de yabancı para alacağının takip talebinde belirtildiği şekilde yine EURO olarak talep edildiği, takip talebi ve icra emrinde "fiili ödeme tarihi'' ibaresi yazılmış ise de bu tarihteki Türk Lirası karşılığının istendiğinin belirtilmediği, dolayısıyla alacaklının takip talebinde EURO olarak talep edilen alacak kısmının aynen tahsilini istediği anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafından icra müdürlüğünce harcın hesaplanabilmesi için harca esas değer olarak 532.477,28 TL'nin gösterilmiş olması alacağın Türk Lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmaz.</p>

<p>O halde, mahkemece, takip talebinde İİK'nın 58/3. maddesi uyarınca yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesi hususunun yer almadığı, yabancı paranın aynen tahsilinin talep edildiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemece re'sen de dikkate alınması gerektiği gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Yukarıda yazılı nedenlerle; 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 08.10.2025 tarih ve 2025/355 E.-2025/1725 K. sayılı kararının re'sen (KALDIRILMASINA), Antalya 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 15.01.2025 tarih ve 2025/32 E.-2025/43 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p>Üye ...'ın Karşı Oy Yazısı:<br />
2004 sayılı İİK’nın 58/3. bendi “Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi;” şeklindedir.</p>

<p>Somut olayda; 25.10.2021 tarihli takip talebinde yabancı para alacağının harca esas karşılığının 532.477,28 TL olarak belirtildiği ve açıkça “Fiili Ödeme Tarihi” ibaresinin takip talebinde ve örnek 10 ödeme emrinde yer aldığı görülmektedir. Bu ibare ile yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden talep edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Takip talebinde ve ödeme emrinde “yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsili talebidir” şeklinde daha açık bir ibarenin yazılması gerekmez. Nitekim böyle bir ibarenin İİK’nın 58. maddesinde de geçmediği, sadece hangi tarihteki kur üzerinden ödemenin talep edildiğinin anlaşılmasının yeterli olduğu, Kanun’da zorunlu olarak aranmayan bir ibarenin içtihat yoluyla koşul haline getirilmesinin alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyeceği, ayrıca borçluya mal kaçırma fırsatı vereceği, öte yandan bu durumun Dairemizin öteden beri istikrarlı birçok kararında da belirtildiği üzere aşırı şekilcilik yapılarak hak kaybına neden olacağı aşikârdır.</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekirken, salt “yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsili talebidir” şeklindeki bir ibarenin takip talebinde yer almamasından bahisle kararın bozulması yönündeki Dairemizin sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 24.03.2026<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="47513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95519"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43416"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80606"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="69556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="70352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="10388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="34162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="89258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="40841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="66107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="41056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="24861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="92116"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
