<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 27 Jul 2026 00:30:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HESAP VE ÖDEME ARACI KULLANDIRMAYA ÖZGÜ İNDİRİM NORMU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-hesap-ve-odeme-araci-kullandirmaya-ozgu-indirim-normu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-hesap-ve-odeme-araci-kullandirmaya-ozgu-indirim-normu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>CEZA HUKUKU • SUÇ VE YAPTIRIM TEORİSİ İNCELEMESİ</strong></p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HESAP VE ÖDEME ARACI </strong><strong>KULLANDIRMAYA ÖZGÜ İNDİRİM NORMU: TCK m.158/4</strong></p>

<p><strong><i>Normun hukuki niteliği, iştirak dogmatiği, yaptırım hesabı ve zaman bakımından uygulama</i></strong></p>

<p><strong><a name="mevzuat-durumu">MEVZUAT DURUMU</a></strong></p>

<p>Bu çalışma, 7589 sayılı Kanun’un 16 Temmuz 2026’da TBMM Genel Kurulunca kabul edilen nihai metni esas alınarak hazırlanmıştır. 26 Temmuz 2026 itibarıyla TBMM Kanun Bilgileri sayfasında Resmî Gazete tarihi ve sayısı yer almamaktadır. Bu nedenle makalede, TCK m.158/4 bakımından “eklenmesi kabul edilen” ve “öngörülen” ifadeleri kullanılmıştır. Kanunun 13. maddesi ile Geçici Madde 1’in altıncı ve yedinci fıkraları, Kanunun 26. maddesi uyarınca yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p><strong><a name="öz">ÖZ</a></strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun’la TCK m.158’e eklenmesi kabul edilen dördüncü fıkra, dolandırıcılık suçuna iştiraki belirli ödeme araçlarının veya hesap erişimini sağlayan bilgi ve araçların başkasına verilmesiyle sınırlı kalan kişiler bakımından cezada yarı oranında zorunlu indirim öngörmektedir. Düzenleme ne bir af ne de bağımsız bir suç tipidir. Bununla birlikte normun daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl mi, yoksa cezayı azaltan şahsi sebep mi olduğu tartışmalıdır. Bu nitelendirme; bağlılık kuralı, sirayet ve sonuç cezanın belirlenme sırası bakımından önem taşır.</p>

<p>Çalışma üç ana iddiayı tartışmaktadır. Birincisi, normun uygulanabilmesi için aranan “haksız menfaat sağlamak amacı” ibaresinin bağımsız bir saik unsuru sayılması hâlinde olası kastla bağdaşması güçleşir; ancak bu sonuç, olası kastla dolandırıcılığa iştirak sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İkincisi, uygulamada yerleşen otomatik müşterek faillik kabulü, işlevsel hâkimiyetin hilenin icrası üzerinde değil hesabın kullanımı üzerinde aranması sorununa dayanmaktadır ve yeni fıkra bu kabulün yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Üçüncüsü, TCK m.39 ile TCK m.158/4’ün birlikte uygulanabileceği savunulabilir; bununla birlikte özel norm ve aynı olgunun iki kez değerlendirilmesi itirazı ile yasama sürecinde açıklanan amaç, aksi görüşü de güçlü kılmaktadır.</p>

<p>Çalışmada ayrıca, tek bir hesap kullandırma fiiliyle birden fazla mağdura zarar verilmesi hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilirliği, adli para cezasında esas alınacak menfaatin kapsamı ve sonuç cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılması eşiği karşısındaki durumu incelenmektedir.</p>

<p><strong><a name="abstract">ABSTRACT</a></strong></p>

<p>Article 158(4) of the Turkish Criminal Code, as adopted by Parliament under Law No. 7589 but not yet published in the Official Gazette as of 26 July 2026, provides a mandatory one-half reduction where participation in fraud is limited to handing over specified payment instruments or the information and tools enabling the use of an account. The provision is neither an amnesty nor an autonomous offence. Whether it constitutes a privileged form of the offence or a personal ground for mitigation remains open to debate; that classification affects accessoriness, transferability and the sequence of sentence determination.</p>

<p>The article discusses three principal claims. First, if the requirement of acting “for the purpose of obtaining an unlawful benefit” is treated as an autonomous special-intent element, its compatibility with dolus eventualis becomes doubtful; this does not, however, automatically exclude participation in fraud with dolus eventualis. Second, the practice of treating account holders as co-perpetrators rests on locating functional control over the use of the account rather than over the execution of the deception, and the provision requires that practice to be reconsidered. Third, cumulative application of articles 39 and 158(4) may be defended, while the legislative purpose, the lex specialis argument and the prohibition of double consideration support the opposite view. The article further examines successive-offence rules, the basis of the judicial fine, and the resulting sentence’s position relative to the threshold for deferral of the announcement of the verdict.</p>

<p><strong><a name="X18609d3b91909ae0f92d1cb3d855f575ea1b6e3">§ 1. SORUNUN ORTAYA KONULMASI VE ÇALIŞMANIN TEZİ</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-uygulamanın-ürettiği-sorun">I. Uygulamanın ürettiği sorun</a></strong></p>

<p>Bilişim sistemleri ve bankacılık altyapısı üzerinden işlenen dolandırıcılık suçlarında para, çoğu kez hileli davranışı gerçekleştiren kişinin hesabına değil, üçüncü kişiler adına açılmış banka, elektronik para veya kripto varlık hesaplarına yönlendirilmektedir. Uygulamada “hesapçı” ya da “para katırı” olarak anılan bu kişiler, bazı dosyalarda suç planının bilinçli bir halkası, bazı dosyalarda ise hesabının hangi amaçla kullanılacağını bilmeyen bir araç konumundadır. Hesap kullandırmanın dolandırıcılık, aklama, yasa dışı bahis ve diğer malvarlığı suçlarıyla kesişen yapısı, güncel Türk öğretisinde ayrıntılı biçimde incelenmiştir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>Ceza hukukunun burada karşılaştığı güçlük, banka kaydındaki görünür hesap sahibi ile hileli sürecin işlevsel failini birbirinden ayırabilmektir. Uygulamanın bu güçlüğe verdiği cevap, uzun süre iki yönlü bir basitleştirme olmuştur: hesabına para gelen kişi çoğu kez dolandırıcılığın müşterek faili sayılmış, iştirak biçimi ayrıca gerekçelendirilmemiş ve savunmalar hayatın olağan akışına aykırılık formülüyle karşılanmıştır. Bu basitleştirme, kişisel ceza sorumluluğunu fiilen hesap sahipliğine bağlayan bir sonuç doğurmuştur.</p>

<p><strong><a name="ii-normun-getirdiği-ve-getirmediği">II. Normun getirdiği ve getirmediği</a></strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle TCK m.158’e eklenmesi kabul edilen dördüncü fıkra, bu güçlüğün yalnızca cezanın miktarına ilişkin bir bölümüne cevap vermektedir. Hüküm şu şekildedir:</p>

<p><i>“Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”</i></p>

<p>Norm, hesap sahibinin kastını varsaymamakta, failin kim olduğunu yeniden tanımlamamakta ve ispat standardını düşürmemektedir. Aksine, indirimin kurulabilmesi için önce kasten iştirak edilmiş bir dolandırıcılık suçunun varlığı ortaya konulmalıdır. Bu yönüyle düzenleme, uygulamadaki asıl sorunu çözmemekte; yalnızca çözülmüş varsayıldığında devreye giren bir sonuç kuralı getirmektedir.</p>

<p><strong><a name="iii-normun-ürettiği-yeni-sorunlar">III. Normun ürettiği yeni sorunlar</a></strong></p>

<p>Buna karşılık hüküm, kendisi bakımından bir dizi dogmatik sorun üretmektedir. Bu çalışma bunlardan altısını ele almaktadır.</p>

<p>Birincisi, normun hukuki niteliğidir. Cezayı azaltan sebep şahsi midir, objektif midir? Bu sorunun cevabı, hükmün bağlılık kuralı karşısındaki konumunu ve diğer iştirakçilere sirayet edip etmeyeceğini belirler.</p>

<p>İkincisi, hükümde yer alan “haksız bir menfaat sağlamak amacıyla” ibaresinin niteliğidir. Bu ibare özel bir saik unsuru ise, olası kastla hareket eden hesap sahibi bakımından hükmün uygulanması mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Üçüncüsü, katkının zamanıdır. Dolandırıcılık bir zarar suçudur ve mağdurun malvarlığında eksilme meydana geldiğinde tamamlanır. Suçun tamamlanmasından sonraki davranışlar iştirak oluşturmadığından, hesaba gelen paranın çekilmesi veya aktarılması bakımından iştirak ile aklama arasındaki sınır ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>Dördüncüsü, iştirak biçiminin belirlenmesidir. Hesap kullandıran kişi müşterek fail midir, yardım eden midir? Uygulamadaki baskın kabul, işlevsel hâkimiyeti hesabın kullanımında aramaktadır.</p>

<p>Beşincisi, TCK m.39’daki yardım etme indirimi ile yeni fıkranın birlikte uygulanıp uygulanamayacağıdır. Bu, çalışmanın merkezî iddiasıdır.</p>

<p>Altıncısı, sonuç cezanın belirlenmesidir. m.158/3’teki artırım nedenleri, zincirleme suç hükümleri, etkin pişmanlık ve adli para cezasının alt sınırı birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, kamuoyundaki “cezalar yarıya iniyor” önermesinden önemli ölçüde farklıdır.</p>

<p><strong><a name="iv-çalışmanın-tezi">IV. Çalışmanın tezi</a></strong></p>

<p>Çalışmanın temel tezi üç kademelidir.</p>

<p>Kast ve saik yoksa indirim değil beraat. Kast varsa iştirak biçimi bağımsız olarak ve gerekçeli biçimde belirlenmeli; hesabın para akışındaki merkezî konumundan hareketle müşterek faillik kurulmamalıdır. İştirak biçimi belirlendikten sonra, kanuni indirim nedenleri kendi ölçütleri uyarınca ayrı ayrı uygulanmalıdır.</p>

<p>Bu üç kademe birbirine karıştırıldığında ortaya iki zıt sakınca çıkar. Bir yandan salt hesap sahipliğinden mahkûmiyet kurulup yeni indirim telafi aracı olarak kullanılabilir; diğer yandan organizasyonda aktif rol alan kişiler katkılarını yalnızca hesap verme olarak sunabilir. İlk sakınca masumiyet karinesini, ikincisi maddi gerçeği zedeler. Çözüm, indirim normuna geniş veya dar bir etiket yapıştırmak değil; kastı, saiki, katkının zamanını, iştirak biçimini ve katkının sınırını ayrı ayrı gerekçelendirmektir.</p>

<p><strong><a name="X91c6a797b68ca97c07c6b217956f868538ca676">§ 2. NORMUN HUKUKİ NİTELİĞİ VE SİSTEMDEKİ YERİ</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-bağımsız-bir-suç-tipi-değildir">I. Bağımsız bir suç tipi değildir</a></strong></p>

<p>TCK m.158/4, Kanun teklifinin ilk metninde yer almamış; TBMM Adalet Komisyonundaki görüşmeler sırasında önergeyle metne eklenmiştir. Komisyon görüşmelerinde, hesaba veya ödeme aracına erişim sağlayan kişinin fiilindeki daha düşük haksızlık içeriğinin cezaya yansıtılması gerektiği ifade edilmiştir. Aynı görüşmelerde, hesap kullandırmayı taksirli biçimiyle de cezalandıran bağımsız bir suç modeli önerilmiş; bu model kabul edilmemiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Yasama sürecinin bu seyri iki dogmatik sonuç doğurur. Birincisi, düzenleme yeni bir suç tipi değil, dolandırıcılığa iştirak bakımından cezayı azaltan özel bir normdur. İkincisi ve daha önemlisi, kanun koyucu özensiz hesap kullandırmayı cezalandıran bir taksir hükmü ihdas etmemiştir. TCK m.22/1 uyarınca taksirle işlenen fiiller ancak kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılabildiğinden, dolandırıcılığın taksirli şekli bulunmamaktadır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Reddedilen önerge, bu sistematik sonucu teyit etmektedir. Hesabını dikkatsizce kullandıran kişi, yalnızca bu özensizlik nedeniyle dolandırıcılıktan cezalandırılamaz.</p>

<p><strong><a name="X90ed6480eb7c60896cee0b4c3b4785680dc5786">II. Hukuki nitelik: şahsi indirim sebebi mi, daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl mi?</a></strong></p>

<p>Normun hangi tür ceza azaltıcı sebep olduğu, uygulamada doğuracağı sonuçlar bakımından belirleyicidir. İlk bakışta iki nitelendirme mümkündür.</p>

<p>Birinci görüşe göre hüküm, daha az cezayı gerektiren suç tipine bağlı bir nitelikli hâldir. Düzenlemenin TCK m.158’in içinde, nitelikli dolandırıcılığa ilişkin artırım nedenlerinin hemen ardından yer alması; “verilecek ceza” ibaresini kullanması ve belirli bir hareket biçimini objektif olarak tarif etmesi bu görüşü destekler. Bu kabulde indirim, TCK m.61/4 aşamasında nitelikli hâllerin uygulanması sırasında dikkate alınır.</p>

<p>İkinci görüşe göre ise hüküm, faile bağlı şahsi bir indirim sebebidir. Çünkü norm, dolandırıcılık fiilinin bütünü yerine belirli bir iştirakçinin katkısının kapsamına ve o kişinin haksız menfaat sağlama amacına odaklanmaktadır. Bu kabulde indirim diğer suç ortaklarına sirayet etmez ve TCK m.61/5’teki şahsi nedenler aşamasında uygulanır.</p>

<p>TCK m.40/1 uyarınca suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir; suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p>Öğretide ve madde gerekçesinde, cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran kişisel nedenlerin ancak ilgili suç ortağı bakımından hukuki sonuç doğuracağı kabul edilmektedir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>Kanaatimizce şahsi indirim sebebi nitelendirmesi daha güçlüdür. Bunun üç dayanağı vardır. Birincisi, hüküm fiilin haksızlık içeriğini bütün iştirakçiler bakımından değil, yalnızca belirli bir iştirakçinin katkısının kapsamını esas almaktadır. İkincisi, “iştirakin … sınırlı olması” ibaresi, değerlendirmenin suç bakımından değil kişi bakımından yapılacağını göstermektedir. Üçüncüsü, hükümde aranan haksız menfaat amacı kişiye özgü sübjektif bir unsurdur.</p>

<p>Ne var ki bu sonuç tartışmasız değildir. Hükmün madde içindeki konumu ve belirli bir hareket tipini esas alması, nitelikli hâl görüşünü önemsiz kılmaz. İçtihat oluşuncaya kadar mahkemelerin benimsedikleri nitelendirmeyi açıkça göstermeleri gerekir. Zira bu tercih yalnızca teorik değildir; ceza hesabındaki uygulama sırasını ve diğer iştirakçiler bakımından sirayet tartışmasını etkiler.</p>

<p>Bu nitelemenin üç sonucu vardır.</p>

<p>İlk olarak indirim, diğer iştirakçilere sirayet etmez. Aynı dosyada hesabını kullandıran sanık hakkında m.158/4 uygulanması, hileyi gerçekleştiren veya organizasyonu yöneten sanıkların cezasını etkilemez. Bu husus, çok sanıklı dosyalarda kararın gerekçesinde ayrıca gösterilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak, aynı dosyada birden fazla kişinin hesabını kullandırmış olması hâlinde, her biri bakımından şartlar ayrı ayrı değerlendirilir. Bir hesap sahibinin katkısının verme fiilini aşması, diğerinin indirimden yararlanmasına engel değildir.</p>

<p>Üçüncü olarak, şahsi nitelik indirimin uygulanmasını iştirak biçiminden bağımsız kılmaz. Bağlılık kuralı, iştirakçinin kendi kusuruna göre cezalandırılmasını öngördüğünden, iştirak biçiminin belirlenmesi zorunluluğu ortadan kalkmaz.</p>

<p><strong><a name="iii-af-niteliğinde-değildir">III. Af niteliğinde değildir</a></strong></p>

<p>Düzenleme, Anayasa ve ceza hukuku anlamında genel ya da özel af niteliğinde değildir. Suçu ve mahkûmiyeti ortadan kaldırmaz; belirli koşulları taşıyan bir iştirakçi bakımından sonuç cezanın hesabına etki eder. Hüküm kesinleşmiş olsa dahi yeni normun uygulanması için uyarlama kararı, yenilenmiş ceza hesabı ve infaz statüsünün ayrıca belirlenmesi gerekir. Cezanın yarıya inmesi, her dosyada derhâl tahliye sonucunu doğurmaz; mahsup, koşullu salıverilme, tekerrür, içtima ve başka ilamların varlığı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="iv-maddedeki-konumu-ve-norm-çevresi">IV. Maddedeki konumu ve norm çevresi</a></strong></p>

<p>Hükmün TCK m.158 içindeki konumu tesadüfi değildir. Dördüncü fıkra, artırım nedenlerini düzenleyen üçüncü fıkranın hemen ardından gelmekte ve etkin pişmanlığı düzenleyen m.168 ile birlikte çalışmaktadır. Sonuç cezanın belirlenmesinde bu üç hüküm ile iştirak hükümleri arasındaki sıra, TCK m.61 uyarınca kurulur ve çalışmanın yedinci bölümünde ayrıca incelenmektedir.</p>

<p>Normun dışında kalan alan da belirlenmelidir. Hüküm, metin itibarıyla TCK m.157’deki basit dolandırıcılık ile m.158’deki bütün nitelikli hâlleri kapsar; yalnızca m.158/1-f ile sınırlı değildir. Buna karşılık banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (TCK m.245), suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK m.282), suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (TCK m.165) ve yasa dışı bahis mevzuatına aykırılık suçlarından kurulan mahkûmiyetlere doğrudan uygulanamaz. Uygulamada kullanılan “IBAN dosyası” adlandırması yasal bir suç kategorisi değil, birbirinden farklı suç tiplerini barındırabilen pratik bir etikettir.</p>

<p><strong><a name="Xe9020570fe8c299463ffd6165a0edc69e3f8c61">§ 3. UYGULAMA ÖN ŞARTI: DOLANDIRICILIĞA KASTEN İŞTİRAKİN VARLIĞI</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-ön-koşulun-niteliği">I. Ön koşulun niteliği</a></strong></p>

<p>Hüküm açıkça TCK m.157 ve m.158’de yer alan suçlara iştiraki konu alır. Bu sebeple normun uygulanabilmesi için tamamlanmış ya da en azından teşebbüs aşamasına varmış bir dolandırıcılık suçu ile bu suça bağlanan bir iştirak iradesi bulunmalıdır. TCK m.40/3 uyarınca suça iştirakten sorumluluk için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerektiğinden, hile hiç icra edilmemişse hesabın verilmiş olması tek başına cezalandırılabilir bir katkı oluşturmaz.</p>

<p>Suçun sırf bilişim sistemi veya banka aracı kullanılarak işlenmesi, hesap sahibini kendiliğinden iştirakçi yapmaz. İştirak sorumluluğu, TCK m.37–40 çerçevesinde ortak suç işleme kararı, azmettirme veya yardım etme şartlarıyla ayrıca kurulmalıdır.</p>

<p><strong><a name="ii-manevi-unsur-kast">II. Manevi unsur: kast</a></strong></p>

<p>TCK m.20 uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir; m.21/1 uyarınca suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.</p>

<p>Hesap kullandırma bakımından kastın konusu, hesabın veya ödeme aracının bir dolandırıcılık suçunda kullanılacağı olgusudur. Kişinin hesabının kime verildiğini bilmesi yeterli değildir; verilen aracın hangi amaçla kullanılacağını bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Bu ayrım, uygulamada çoğu kez gözden kaçmaktadır.</p>

<p><strong><a name="X8430a967a809d9b262d18eeef1c5679c8aefa4c">III. Özel saik unsuru ve olası kast sorunu</a></strong></p>

<p>Yeni fıkra, kasta ek olarak “kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacı” aramaktadır. Bu ibarenin niteliği tartışmalıdır ve iki farklı okumaya açıktır.</p>

<p><strong>Birinci okuma: bağımsız bir saik unsuru değildir.</strong> Bu görüşe göre TCK m.157 zaten “kendisine veya başkasına yarar sağlamak” unsurunu içermektedir. Dolayısıyla m.158/4’teki amaç ibaresi, iştirakçi bakımından suçun yapısında hâlihazırda bulunan unsurun tekrarıdır ve ayrı bir sübjektif şart getirmez. Bu okumanın sonucu, ibarenin ispat bakımından kastın ispatına eklenen bağımsız bir yük doğurmaması ve olası kastı dışlamamasıdır.</p>

<p><strong>İkinci okuma: kastın ötesinde özel bir saik unsurudur.</strong> Kanaatimizce bu okuma daha isabetlidir. Kanun koyucu, hükmü m.157’ye atıf yapmakla yetinmemiş, iştirakçi bakımından amacı ayrıca vurgulamıştır. Ceza normlarında gereksiz tekrar varsayımından kaçınılması gerektiğinden, ibareye bağımsız bir anlam verilmesi yerinde olur.</p>

<p>Bununla birlikte bu tercihin kesin olmadığı ve içtihatla açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmelidir. Aşağıdaki iki sonuç, ikinci okumanın kabulü hâlinde doğar.</p>

<p><strong>Birinci sonuç: saik ayrıca ispatlanmalıdır.</strong> Amaç unsuru, kastın ispatıyla birlikte gerçekleşmiş sayılmaz. Kişinin hesabının suçta kullanılacağını bilmesi, aynı zamanda haksız menfaat sağlamayı amaçladığı anlamına gelmez. Bu amaç, hesap sahibinin mutlaka komisyon almasını gerektirmez; menfaatin asıl faile veya üçüncü kişiye sağlanması da yeterlidir. Ancak amaç unsurunun varlığı varsayımla değil delille ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>İkinci sonuç: olası kastla bağdaşmaz.</strong> Özel saikle işlenen suçlarda olası kastın mümkün olup olmadığı öğretide tartışmalıdır. Bir görüşe göre olası kast, bu tür suçlarda kural olarak mümkün değildir. Zira TCK m.21/2 anlamında olası kast, neticeyi öngörmekle birlikte kabullenmeyi ifade eder; oysa saik, iradenin belirli bir sonuca yönelmesini gerektirir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Bu görüş benimsendiğinde TCK m.158/4 bakımından pratik olarak önemli bir sonuç doğar.</p>

<p>Hesabının dolandırıcılıkta kullanılabileceğini öngören, fakat bunu amaçlamayan kişi bakımından tablo şu şekildedir. Böyle bir kişi, dolandırıcılığa olası kastla iştirak etmiş sayılabilir. Buna karşılık m.158/4’ün aradığı haksız menfaat amacı gerçekleşmediğinden, indirim normu lafzen uygulanamaz. Ortaya, katkısı hem derece hem kusur bakımından daha hafif olan kişinin indirimden yararlanamaması gibi sistematik bakımdan savunulamaz bir sonuç çıkar.</p>

<p>Bu sonuca iki çözüm önerilebilir. Birinci çözüm, yukarıda anılan birinci okumayı benimseyerek amaç ibaresini bağımsız bir saik saymamak ve olası kastla hareket eden kişiye de m.158/4’ü uygulamaktır. Bu çözüm sonuca daha kolay ulaşır; ancak ibareye anlam vermemek sakıncasını taşır. İkinci çözüm, olası kast hâlinde TCK m.21/2’nin kendi indirim hükmünün uygulanmasıdır. Anılan hüküm, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis dışındaki suçlarda temel cezanın üçte birden yarısına kadar indirilmesini öngörür. Böylece hesabının kullanılabileceğini yalnızca öngören kişi, m.158/4’ten değil m.21/2’den yararlanır.</p>

<p>Hangi çözüm benimsenirse benimsensin, savunma bakımından sonuç şudur: olası kast nitelendirmesi, TCK m.21/2’deki kanuni indirim nedeniyle sonuç cezayı doğrudan etkiler. Mahkeme, hukuki nitelendirmeyi ve lehe hükmü resen uygulamakla yükümlüdür; bununla birlikte maddi olguların ve alternatif hukuki nitelendirmenin savunmada açıkça gösterilmesi, gerekçeli karar ve kanun yolu denetimi bakımından önem taşır. İçtihat oluşana kadar amaç ibaresine ilişkin iki yorumun da tartışılması yerinde olur.</p>

<p><strong><a name="Xae89b86f7ef1358d03c107208ddec9fa4edb287">IV. Katkının zamanı: suçun tamamlanma anı sorunu</a></strong></p>

<p>Dolandırıcılık, mağdurun malvarlığında zarar meydana geldiği anda tamamlanan bir zarar suçudur. TCK m.40/1 uyarınca iştirakten sorumluluk için suçun icrasına katkı gerektiğinden, suçun tamamlanmasından sonraki davranışlar kural olarak iştirak oluşturmaz. Bu kural, hesap kullandırma dosyalarında yeterince tartışılmamaktadır.</p>

<p>Ayrım şu şekilde kurulmalıdır.</p>

<p><strong>Hesabın verilmesi.</strong> Bu fiil, hilenin icrasından önce gerçekleştiğinden ve paranın yönlendirileceği yeri sağladığından, suçun icrasına yönelik bir katkıdır. İştirak bakımından değerlendirilmesi isabetlidir.</p>

<p><strong>Paranın çekilmesi veya aktarılması.</strong> Bu davranışlar, çoğu olayda para hesaba geçtikten ve mağdur zararı gerçekleştikten sonra ortaya çıkar. Ancak yalnızca kronolojik olarak sonradan gerçekleşmeleri, bunları kendiliğinden ayrı bir suç hâline getirmez. Önceden vaat edilmiş veya ortak planın parçası olan çekim ve transfer, dolandırıcılığa yardımın başlangıçtan kararlaştırılmış devamı olabilir. Önceden kararlaştırılmamış sonraki davranış ise tamamlanmış dolandırıcılığa geçmişe etkili biçimde iştirak doğurmaz; önceki kastın delili olabilir veya şartları varsa başka bir suç kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Uygulamada bu davranışlar çoğu kez, katkının verme fiilini aştığı ve dolayısıyla m.158/4’ün uygulanmayacağı sonucuna dayanak yapılmaktadır. Kanaatimizce bu yaklaşım eksiktir. Doğru soru, davranışın verme fiilini aşıp aşmadığı değil, öncelikle dolandırıcılığın icrası kapsamında kalıp kalmadığıdır. Şu ayrım yapılmalıdır.</p>

<p>Sanık, hesabı vermeden önce paranın çekilip faile teslim edileceği konusunda anlaşmışsa, çekme fiili baştan kurulan planın parçasıdır ve iştirak kapsamında değerlendirilir. Bu hâlde katkı verme fiilini aşar ve m.158/4 uygulanmaz.</p>

<p>Buna karşılık sanık yalnızca hesabını vermiş, para geldikten sonra önceden kararlaştırılmamış yeni bir iradi kararla çekim yapmışsa, bu davranış tamamlanmış suça ilişkindir. Dolandırıcılığa iştirak bakımından katkı yine verme fiiliyle sınırlı kalabilir ve m.158/4 uygulanabilir; çekme fiili ise kendi unsurları içinde ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Bu noktada TCK m.165 ve m.282 otomatik sonuç olarak gösterilemez. TCK m.165, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesini öncül suçun işlenişine iştirak etmeme şartına bağladığından, dolandırıcılığa iştirak ettiği kabul edilen kişi hakkında aynı malvarlığı değeri yönünden uygulanamaz. TCK m.282 bakımından da suç gelirinin kaynağını gizleme veya meşru görünüm kazandırma amacına elverişli ayrıca bir davranış aranır; basit çekim veya teslim, tek başına aklama suçunun oluştuğunu göstermez. Kişi öncül dolandırıcılığa hiç iştirak etmemişse TCK m.165; suç gelirini gizleme veya meşrulaştırmaya yönelik ek işlemler varsa TCK m.282 somut unsurlarıyla tartışılabilir.</p>

<p>Bu ayrımın pratik önemi büyüktür. Birinci ihtimalde sonraki hareket, dolandırıcılığa iştirak katkısının kapsamını belirler. İkinci ihtimalde ise dolandırıcılığa iştirak bakımından geçmişe etkili sonuç kurulamaz; ayrı suç ihtimali ancak o suçun bütün unsurları gösterilerek değerlendirilebilir.</p>

<p><strong><a name="Xa8ac7aece13efbce1484896dae94dc34238c031">§ 4. MADDİ KONU VE HAREKET</a></strong></p>

<p><strong><a name="X3ffe81246ed578bf8e798df1379e7130a26c906">I. Kanunda sayılan ödeme araçları, bilgiler ve erişim araçları</a></strong></p>

<p>Fıkranın ilk grubu, kendisine veya başkasına ait “banka veya kredi kartı gibi ödeme araçları”dır. “Gibi” sözcüğü, benzer işlev gören ödeme araçlarının da kapsama alınabileceğini gösterir. Ancak ceza hukukunda kıyas yasağı sebebiyle kapsam, ödeme işlevi ve kanuni tanım üzerinden öngörülebilir sınırlar içinde belirlenmelidir.</p>

<p>İkinci grup, banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ya da araçlardır. İnternet ve mobil bankacılık şifresi, tek kullanımlık doğrulama kodu, SIM kart, kayıtlı telefon, cihaz, özel anahtar veya benzeri erişim unsurları somut olayın özelliğine göre bu grupta değerlendirilebilir.</p>

<p>Kanun, “zorunlu bilgiler veya araçlar” ifadesini tanımlamamıştır. Bankacılık ve ödeme teknolojilerinin hızla değişmesi karşısında araçların tek tek sayılmaması anlaşılabilir; ancak ceza normunun öngörülebilirliği, kavramın işlevsel ve dar yorumunu gerektirir. Ölçüt, bilginin veya aracın somut hesap üzerinde tasarrufu ya da hesabın suç planı içinde kullanılmasını fiilen mümkün kılmasıdır.</p>

<p>Bu noktada gündelik dildeki adlandırma ile kanun metni arasındaki fark önem taşır. Kanun, sırf IBAN numarasının paylaşılmasını müstakil biçimde saymamaktadır. Bir görüşe göre IBAN, çoğu durumda hesaba para gönderilmesini sağlayan adresleme bilgisidir; hesabın yönetimini tek başına sağlamadığından “hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi” sayılmaz. Karşı görüşe göre ise hesabın suç gelirinin kabulünde kullanılabilmesi için alıcıya bildirilmesi zorunlu olan IBAN, normun işlevsel amacı bakımından bu kapsama girebilir. Ceza hukukunda kıyas yasağı ve belirlilik ilkesi gözetildiğinde, sıradan ticari ilişkide paylaşılan IBAN, dekont veya hesap adı; suç kastı, haksız menfaat amacı ve somut suç planındaki işlev gösterilmeden kapsam içine alınmamalıdır.</p>

<p>Kavramın sınırları, finansal mevzuattaki tanımlarla birlikte belirlenmelidir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu banka ve mevduat hesaplarına; 5464 sayılı Kanun kart ve kartlı ödeme sistemlerine; 6493 sayılı Kanun ödeme hesabı, ödeme hizmeti ve elektronik paraya; 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ise aracı kurumlar ile kripto varlık hizmet sağlayıcılarına ilişkin kurumsal çerçeveyi verir. Bu mevzuat, TCK m.158/4’ün kapsamını genişletmek için değil, kanunda kullanılan teknik kavramları öngörülebilir biçimde açıklamak için yardımcı norm olarak kullanılabilir.</p>

<p>Kripto varlıklar bakımından da iki yapı ayrılmalıdır. Kişinin kendi özel anahtarlarıyla yönettiği gözetimsiz kişisel cüzdan, bir “kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde bulunan hesap” değildir. Buna karşılık bir kripto varlık hizmet sağlayıcısında açılan müşteri hesabı ve bu hesaba erişimi sağlayan kimlik doğrulama bilgileri, fıkranın lafzına daha doğrudan girer. Kişisel cüzdan anahtarı ise “ödeme aracı” veya “hesabın kullanılmasını sağlayan araç” kavramları üzerinden ancak kanunilik ilkesiyle bağdaşan dar bir yorum çerçevesinde değerlendirilebilir.</p>

<p><strong><a name="X7c0bf0ca37c51322f4cbd52fcb21ecd9b7bc81e">II. “Başkasına vermek” ve katkının bununla sınırlı kalması</a></strong></p>

<p>Normun ayırt edici şartı, iştirakin verme fiiliyle sınırlı olmasıdır. Sınırlılık hem niceliksel hem niteliksel bir değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kişinin kartı, telefonu, şifreyi veya hesabın kullanımını sağlayan aracı devretmesi ve ardından suçun icrasına başka bir katkı sunmaması, hükmün tipik uygulama alanıdır. Buna karşılık mağdurla temas kurmak, hileli senaryoyu üretmek, sahte ilan veya hesap açmak, işlem anında doğrulama kodlarını yönetmek, mağdura güven vermek veya yeni hesap sahipleri temin etmek sınırlılık şartını ortadan kaldırabilir.</p>

<p>Bununla birlikte her ek hareket otomatik olarak kapsam dışına çıkarma sonucu doğurmamalıdır. Hesabın devri için zorunlu teknik işlemler, başlı başına dolandırıcılığın icrasına ek katkı sayılmayabilir. Değerlendirme, hareketin görünüşüne değil suç planındaki işlevine göre yapılmalıdır. Paranın çekilmesi bakımından ise, yukarıda üçüncü bölümde açıklanan tamamlanma anı ayrımı esas alınmalıdır.</p>

<p><strong><a name="X2935da3cd45e2463ee20d731529ed83c2828282">§ 5. İŞTİRAK DOGMATİĞİ: FAİLLİK Mİ, ŞERİKLİK Mİ?</a></strong></p>

<p><strong><a name="Xae07639c25c1f025228dc012ad6afb7eb7c5f48">I. Ölçüt: işlevsel hâkimiyet nerede aranmalıdır</a></strong></p>

<p>TCK m.37 müşterek faillik için suçun kanuni tanımındaki fiilin birlikte gerçekleştirilmesini ve icra üzerinde işlevsel hâkimiyeti; TCK m.39 ise suçun işlenmesini kolaylaştıran maddi veya manevi yardımı esas alır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p>Uygulamada ve mesleki yazında, hesap veya erişim aracını kullandıran kişinin kural olarak müşterek fail sayıldığı bir çizgi bulunmaktadır. Bu görüşe göre hesabın suçta kullanılması yoluyla fiil üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmakta, bu sebeple kişi yardım eden değil müşterek fail sıfatıyla sorumlu olmakta ve TCK m.39 uygulanmamaktadır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Buna karşılık Yargıtay, salt hesap kullandırmanın kastı göstermediği ve beraat gerektiği olaylara<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> ve hesap sahibinin ancak yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulduğu olaylara da karar vermiştir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> İçtihat, yeni fıkranın kabulünden önce de tek yönlü değildir.</p>

<p><strong><a name="ii-baskın-kabulün-eleştirisi">II. Baskın kabulün eleştirisi</a></strong></p>

<p>Kanaatimizce baskın uygulamanın dayanağı dogmatik bakımdan tartışmaya açıktır. Eleştiri üç kademede kurulabilir.</p>

<p><strong>Birinci kademe: hâkimiyetin konusu.</strong> Müşterek faillik için aranan hâkimiyet, suçun kanuni tanımındaki fiil üzerinde bulunmalıdır. Dolandırıcılığın tipik hareketi hileli davranışlarla aldatmadır. Hesabın veya erişim aracının sağlanması, kural olarak hilenin icrasına değil, hile tamamlandıktan sonra menfaatin aktarılmasına ilişkin bir katkıdır. Hesap sahibi, mağdurun iradesini sakatlayan süreç üzerinde hiçbir hâkimiyete sahip değildir; hileyi ne kurar, ne yürütür, ne de durdurabilir.</p>

<p><strong>İkinci kademe: ölçütün nedenselliğe indirgenmesi.</strong> Hesabın para akışındaki merkezî konumundan hareketle işlevsel hâkimiyet kurulduğu kabul edilirse, TCK m.37’nin aradığı ölçüt nedensellik katkısına indirgenmiş olur. Bu ise müşterek faillik ile yardım etme arasındaki sınırı fiilen ortadan kaldırır. Zira yardım etme de tanımı gereği suçun işlenmesini kolaylaştıran, yani nedensel katkı sunan bir davranıştır. Nedensel katkıyı hâkimiyet sayan bir ölçüt, TCK m.39’u uygulama alanından tümüyle çıkarır.</p>

<p><strong>Üçüncü kademe: menfaat unsurunun yeri.</strong> Baskın görüş, menfaat elde edilmesini müşterek failliğin göstergesi saymaktadır. Oysa menfaat, iştirak biçiminin değil kastın ve saikin ispatına ilişkin bir olgudur. Yardım eden de yardımı karşılığında menfaat elde edebilir; bu, onu fail yapmaz. Menfaatin varlığı ile hâkimiyetin varlığı farklı sorulardır.</p>

<p><strong><a name="iii-yeni-fıkranın-bu-tartışmaya-etkisi">III. Yeni fıkranın bu tartışmaya etkisi</a></strong></p>

<p>TCK m.158/4’ün kabulü, bu tartışmayı yeniden açmaktadır. Kanun koyucu ilk kez, katkısı belirli araç veya bilgilerin verilmesiyle sınırlı kalan iştirakçiyi ayrı bir kategori olarak tanımıştır. Bir normun sınırlı katkı kategorisi kurması, mahkemelerin her hesap sahibini gerekçesiz biçimde icra üzerinde hâkimiyet sahibi saymasıyla bağdaşmaz.</p>

<p>Bununla birlikte metinde “yardım etme” yerine daha genel olan “iştirak” kavramı tercih edilmiştir. Bu tercih nedeniyle hükmün yalnızca TCK m.39 kapsamındaki yardım edenlere özgülenip özgülenemeyeceği tartışmalıdır. Müşterek fail sayılan kişinin somut katkısının kanunda sayılan verme fiiliyle sınırlı olduğu istisnai durumda hükmün lafzen uygulanabileceği savunulabilir. Buna karşılık azmettirme, başkasında suç işleme kararını doğurmaya yönelik manevi etkiyi gerektirdiğinden, azmettirenin katkısının salt hesap veya erişim aracı verme fiiliyle sınırlı kalması kural olarak mümkün değildir. Yeni fıkra, iştirak biçiminin belirlenmesini gereksiz kılmaz; tam tersine gerekçelendirilmesini zorunlu hâle getirir.</p>

<p><strong><a name="X218270b70b530c6528c440642ae9e43dc42dd1c">§ 6. TCK m.39 İLE TCK m.158/4’ÜN BİRLİKTE UYGULANMASI SORUNU</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-sorunun-sınırı">I. Sorunun sınırı</a></strong></p>

<p>Düzenlemenin en tartışmalı dogmatik sorunu, yardım etme indirimi ile yeni fıkranın birlikte uygulanıp uygulanamayacağıdır. Sorun yalnızca yardım eden olarak nitelendirilen iştirakçi bakımından doğar; müşterek fail ve azmettiren zaten TCK m.39 indiriminden yararlanamayacağından, onlar yönünden birleşme meselesi gündeme gelmez.</p>

<p><strong><a name="ii-karşı-görüş">II. Karşı görüş</a></strong></p>

<p>Bir yaklaşıma göre iki indirimin birleşmesi mükerrer değerlendirme yaratır. Bu görüşün gerekçesi güçlüdür ve şu şekilde kurulabilir. TCK m.39’un dayanağı, yardım edenin katkısının fail hareketine göre daha düşük haksızlık içermesidir. TCK m.158/4’ün komisyon görüşmelerinde dile getirilen gerekçesi de, hesabına veya ödeme aracına erişim sağlayan kişinin fiilindeki daha düşük haksızlık içeriğidir. Öyleyse “kişi yalnızca hesabını vermiş, başka katkı sunmamıştır” olgusu bir kez TCK m.39, bir kez de TCK m.158/4 kapsamında değerlendirilerek aynı azalmış haksızlık iki kez cezadan düşülmüş olur. Özel norm, genel iştirak indirimini tükettiğinden yalnızca TCK m.158/4 uygulanmalıdır.</p>

<p><strong><a name="iii-yasama-amacı-ve-özel-norm-itirazı">III. Yasama amacı ve özel norm itirazı</a></strong></p>

<p>Karşı görüş, özellikle yasama görüşmeleriyle desteklenmektedir. Adalet Bakanlığı temsilcisi, hesap kullandırmanın dogmatik olarak “fer’î faillik” ve yardım etme niteliğinde olmasına rağmen uygulamada asli maddi faillik kabul edilerek tam ceza verilmesinden doğan ölçüsüzlüğün giderilmek istendiğini açıklamıştır.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Teklif sahibi de hesap kullandıranların fer’î fail olarak değerlendirilmesini amaçladıklarını belirtmiştir. Bu açıklamalar, m.158/4’ün m.39’a eklenen ikinci bir indirimden çok, uygulamada yardım eden sayılmayan hesap sahipleri için dolandırıcılığa özgü düzeltici bir norm olarak tasarlandığı görüşünü güçlendirir.</p>

<p>Bununla birlikte yasama açıklamaları norm metninin yerini tutmaz. Kabul edilen metinde “yardım eden” değil “iştirak” kavramı kullanılmış ve TCK m.39’un ayrıca uygulanmasını engelleyen açık bir tüketme hükmüne yer verilmemiştir. Bu nedenle özel norm itirazı güçlü olmakla birlikte, birlikte uygulama ihtimalini metin düzeyinde kesin olarak ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong><a name="X4de36cbd9e373e3223a7bcf1cfb5e611bb343ce">IV. İki normun ölçtüğü olgular aynı değildir</a></strong></p>

<p>Mükerrer değerlendirme yasağı, aynı olgunun iki kez dikkate alınmasını yasaklar; birlikte gerçekleşen farklı ölçütlerin ayrı ayrı uygulanmasını değil.</p>

<p>TCK m.39 kişinin suça katılım derecesini ölçer. Ölçütü, icra hareketleri üzerinde işlevsel hâkimiyetin bulunmamasıdır ve suç tipinden bağımsız olarak her suçta işler. TCK m.158/4 ise katkının konusunu ve sınırını ölçer. Ölçütü, katkının kanunda sayılan verme fiiliyle sınırlı kalmasıdır ve yalnızca dolandırıcılık suçlarına özgüdür.</p>

<p>İki ölçütün soyut kapsamı tamamen örtüşmez. Hileli senaryoyu kurgulayan fakat icra üzerinde hâkimiyet kurmayan kişi yardım eden olabilir; ancak katkısı verme fiiliyle sınırlı olmadığından TCK m.158/4 uygulanmaz. Öte yandan hesap sağlama dışında suçun icrası üzerinde işlevsel hâkimiyet kuran kişi müşterek fail olabilir; bu kişinin katkısı da artık salt verme fiiliyle sınırlı sayılamaz. Dolayısıyla iki normun ölçütleri kavramsal olarak farklı olsa da tipik hesap kullandırma olayında her ikisi aynı “sınırlı katkı” olgusuna dayanabilir. Mükerrer değerlendirme itirazının asıl ağırlığı burada ortaya çıkar.</p>

<p><strong><a name="Xad4446d56af05b8e9a0a0739b8fc5d3ce9527a7">V. Kanunilik, lehe yorum ve ihtiyatlı sonuç</a></strong></p>

<p>Birlikte uygulama lehindeki en güçlü dayanak, metinde TCK m.39’u dışlayan açık bir hükmün bulunmamasıdır. Sanık aleyhine sonuç doğuran bir tüketme kuralının yalnızca amaçsal yorumla kurulması, kanunilik ve öngörülebilirlik bakımından itiraza açıktır. Buna karşılık özel norm ilişkisi her zaman açık bir dışlama cümlesi gerektirmez; normların konusu, amacı ve sistem içindeki işlevi üzerinden de kurulabilir. Dolayısıyla sorun “lehe yorum her durumda iki indirimi gerektirir” önermesiyle çözülemez.</p>

<p><strong><a name="X0d168f606a73876a3c206e4c16fd4110af8aec2">VI. TCK m.61 sistematiği birleşmeye elverişlidir</a></strong></p>

<p>TCK m.61/5, sonuç cezanın belirlenmesinde iştirak ile cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi nedenleri ayrı aşamalar olarak sıralar. TCK m.158/4 şahsi indirim sebebi sayılırsa, TCK m.39 iştirak aşamasında; m.158/4 ise şahsi nedenler aşamasında uygulanır. Norm daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl sayılırsa m.61/4 aşamasına yerleşir. Farklı sırada uygulanmaları, matematiksel olarak iki indirimin birleşmesine elverişli bir teknik yapı sunar; ancak bu durum mükerrer değerlendirme itirazını tek başına ortadan kaldırmaz.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a name="vii-sonuç-ve-sınır">VII. Sonuç ve sınır</a></strong></p>

<p>Sonuç olarak, kanun metninde açık bir dışlama bulunmadığından TCK m.39’un unsurları bağımsız biçimde gerçekleştiğinde iki indirimin birlikte uygulanabileceği savunulabilir. Bununla birlikte yasama amacı, özel norm ilişkisi ve aynı sınırlı katkının iki kez değerlendirilmesi itirazı nedeniyle aksi görüş de güçlüdür. Konu, nitelikli içtihatla açıklığa kavuşuncaya kadar kesin bir pozitif hukuk sonucu gibi değil, gerekçeleri ve karşı gerekçeleri bulunan bir yorum sorunu olarak sunulmalıdır.</p>

<p>Uygulama bakımından değişmeyen sonuç şudur: mahkeme, sanığın iştirak biçimini gerekçeli olarak belirlemeli; yardım eden sıfatı varsa TCK m.39’u uygulamalı ve m.158/4’ün ayrıca uygulanıp uygulanmayacağına yukarıdaki iki görüşü tartışarak karar vermelidir. Yeni fıkra bulunduğu gerekçesiyle iştirak biçimi değerlendirmesinin atlanması veya müşterek faillik vasfının gerekçesiz kabulü, indirim normunu sanık aleyhine bir nitelendirme aracına dönüştürür.</p>

<p><strong><a name="X7b9219e933059ce2477639ce55bf3c58fb826f4">§ 7. YAPTIRIM TEORİSİ: SONUÇ CEZANIN BELİRLENMESİ</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-tck-m61-uyarınca-kademelenme">I. TCK m.61 uyarınca kademelenme</a></strong></p>

<p>Yeni fıkranın uygulanmasında en sık yapılan hata, indirimin sonuç ceza üzerinden doğrudan işletilmesidir. Oysa TCK m.61 cezanın belirlenmesini sıkı bir kademelenmeye bağlar.</p>

<p>Temel ceza, m.61/1’deki ölçütlere göre alt ve üst sınır arasında belirlenir. Nitelikli hâllerin bulunması hâlinde m.61/4 uyarınca temel cezada önce artırma, sonra indirme yapılır. Ardından m.61/5’teki sıra işletilir: teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler sırasıyla uygulanır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Ceza hesabı düz bir “yarıya indirme” işlemi değildir. Önce TCK m.61/1 uyarınca temel ceza belirlenir. Olası kast kabul edilmişse TCK m.61/2 gereğince m.21/2 indirimi bu aşamadan hemen sonra uygulanır. Ardından m.61/4 uyarınca suçun nitelikli hâllerine ilişkin artırma ve indirmeler işletilir. TCK m.158/4 daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl sayılırsa bu aşamada; şahsi indirim sebebi sayılırsa m.61/5’in ilerleyen aşamasında uygulanacaktır.</p>

<p>Sonraki sıra TCK m.61/5 uyarınca teşebbüs, iştirak ve zincirleme suç hükümleridir. Yardım etme nedeniyle TCK m.39 uygulanırken, indirim sonucunda verilecek cezanın sekiz yılı geçemeyeceğine ilişkin üst sınır ayrıca gözetilir. Daha sonra varsa haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim gerektiren şahsi sebepler; son olarak TCK m.62’deki takdiri indirim uygulanır. TCK m.168 etkin pişmanlık hükmü de niteliğine uygun biçimde şahsi nedenler aşamasında değerlendirilir.</p>

<p>Bu sıralama m.39 ile m.158/4’ün birlikte uygulanmasına teknik olarak imkân verir; fakat altıncı bölümde açıklanan özel norm ve mükerrer değerlendirme tartışmasını tek başına çözmez.</p>

<p><strong><a name="ii-tck-m1583teki-artırım-nedenleri">II. TCK m.158/3’teki artırım nedenleri</a></strong></p>

<p>Yeni fıkra, artırım nedenlerini düzenleyen üçüncü fıkranın hemen ardından gelmektedir. Anılan fıkra uyarınca, m.157 ve m.158’deki suçların üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde bir kat artırılır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Hesap kullandırma dosyalarının tipik görünümü çok sanıklı olduğundan, indirim tartışılan hemen her dosyada bu artırım da gündeme gelir.</p>

<p>Buradan doğan asıl sorun, katkısı yalnızca verme fiiliyle sınırlı kalan kişinin “üç veya daha fazla kişi” sayısına dahil edilip edilmeyeceğidir. Bu sorunun cevabı yalnızca katkının sınırlı olmasına göre verilemez. Belirleyici olan, kişinin TCK m.37 anlamında müşterek fail mi, yoksa TCK m.38 veya m.39 anlamında şerik mi olduğudur. Baskın görüşe göre yardım eden ve azmettiren, “birlikte işleme” sayısına katılmaz; gerçek müşterek fail ise katkısının ağırlığından bağımsız olarak sayıya dahil edilir. Karşı görüş, artırımın suçun işlenmesine katılan kişi sayısını esas aldığını savunabilir. Mahkeme, hangi görüşü benimsediğini ve sanığın iştirak statüsünü gerekçelendirmeden salt hesap sayısından hareketle m.158/3 artırımına gidemez.</p>

<p>Örgüt bendinin uygulandığı dosyalarda ise bir kat artırım devreye gireceğinden, m.158/4’ün yarı oranındaki indirimi bu artırımı ancak kısmen dengeler. Kamuoyunda dolaşan “cezalar yarıya iniyor” önermesi, örgüt kabulü bulunan dosyalarda gerçeği yansıtmamaktadır.</p>

<p><strong><a name="Xe4805b3d6803cd126bf3b86ad1ea5d256c2b1bb">III. Zincirleme suç sorunu: tek verme fiili, çok sayıda mağdur</a></strong></p>

<p>Uygulamada en ağır sonuçları doğuran fakat en az tartışılan sorun budur. Bir hesap, kural olarak tek bir mağdura karşı kullanılmakla kalmaz; aynı hesaba haftalar boyunca farklı mağdurlardan para gönderilir. Bu durumda hesabını kullandıran kişi hakkında, farklı yerlerde açılmış çok sayıda dosyada ayrı ayrı mahkûmiyet kurulmakta ve cezalar toplanmaktadır.</p>

<p>Soru şudur: hesabını bir kez veren kişi bakımından kaç suç vardır?</p>

<p>TCK m.43/2 uyarınca, aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi hâlinde de zincirleme suç hükümleri uygulanır ve tek bir cezaya hükmedilerek bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p>Kanaatimizce hesap kullandırma bakımından bu hükmün uygulanabilirliği ciddi biçimde tartışılmalıdır. Gerekçe şudur: iştirakçinin fiili, mağdur sayısı kadar tekrarlanmamıştır. Kişi hesabını bir kez vermiştir. Sonraki her mağdur, asıl failin ayrı hileli davranışının sonucudur; iştirakçinin katkısı ise tek ve bölünmez bir fiildir. İştirakçinin fiil sayısı, asıl failin fiil sayısına göre değil kendi hareketine göre belirlenmelidir.</p>

<p>Karşı görüş güçlüdür ve iki dayanağa sahiptir. Birincisi, TCK m.43/2 “aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi”ni aramaktadır. Buradaki tek fiil ölçütü, suçun işlenmesindeki fiile ilişkindir; dolandırıcılıklar ise farklı zamanlarda, farklı mağdurlara karşı, asıl failin ayrı ayrı hileli davranışlarıyla işlenmiştir. İştirakçinin fiilinin tek olması, suçların tek fiille işlendiği anlamına gelmez. İkincisi, bağlılık kuralı gereği iştirakçinin sorumluluğu her bir asıl suça ayrı ayrı bağlanır; buradan gerçek içtima sonucu çıkar.</p>

<p>Bu itiraz karşılanmadan tez savunulamaz. Karşılık şu olabilir: TCK m.43 fiil sayısını esas alan bir hükümdür ve fiilin kime ait olduğu sorusu, sorumluluğu değerlendirilen kişiye göre cevaplanır. Yardım edenin fiili tek ise, onun bakımından tek fiil vardır. Aksi kabul, iştirakçinin ceza sorumluluğunu kendi hareketinden bağımsızlaştırır ve asıl failin kaç kez suç işlediğine bağlar.</p>

<p>Bu görüş, hesap kullandırma fiillerinde iştirakçinin tek davranışı ile mağdur sayısı arasındaki ilişkiyi inceleyen güncel öğretide de savunulmuştur.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> Buna karşılık Adalet Bakanlığı temsilcisi, komisyon görüşmelerinde dolandırıcılık suçlarının mağdur sayısınca oluşmaya devam edeceğini ve yeni indirimin her hüküm bakımından ayrı uygulanacağını belirtmiştir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Yasama sürecindeki bu açıklama bağlayıcı değildir; ancak karşı görüşün güçlü dayanaklarından biridir. Yerleşik içtihat henüz bulunmadığından aşağıdaki değerlendirme, mevcut hukukun tartışmasız tespiti değil gerekçeli bir içtima önerisi olarak sunulmaktadır.</p>

<p>Ayrım şu şekilde kurulmalıdır. Kişi hesabını bir kez vermiş ve süreç boyunca başka bir katkı sunmamışsa, tek fiil bulunduğundan m.43/2’nin uygulanması isabetlidir. Buna karşılık kişi hesabına erişimi tekrar tekrar yenilemiş, yeni şifreler iletmiş veya kapanan hesabın yerine yenisini açmışsa, birden fazla fiil vardır ve zincirleme suç bakımından m.43/1’deki değişik zamanlarda işleme ölçütü ile gerçek içtima arasındaki sınır ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Bu sorunun pratik ağırlığı büyüktür. Aynı hesaba ilişkin yirmi ayrı dosyada yirmi ayrı mahkûmiyet ile tek bir mahkûmiyet ve dörtte bir ile dörtte üç arasında artırım arasındaki fark, çoğu dosyada yeni indirim hükmünün sağladığı faydadan kat kat büyüktür. Ayrı ayrı hükümler kurulduğunda TCK m.61/7’deki otuz yıllık sınır tek hüküm bakımından işlediğinden, çok sayıda ilamın infazında bu sınır koruyucu bir işlev de görmez.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> Savunmanın bu talebi ayrıca ileri sürmesi ve dosyaların birleştirilmesini istemesi uygulamada önemlidir. Bununla birlikte içtima hükümleri hukuki nitelendirme alanına girdiğinden mahkemece resen uygulanır. Aynı hesaba ilişkin dağınık dosyaların tespiti, bağlantının gösterilmesi ve mümkün olan aşamada birleştirme talep edilmesi, çelişkili hükümleri önlemek bakımından savunmanın temel görevlerinden biridir.</p>

<p><strong><a name="iv-etkin-pişmanlıkla-birlikte-uygulama">IV. Etkin pişmanlıkla birlikte uygulama</a></strong></p>

<p>TCK m.158/4 ile etkin pişmanlık farklı hukuki nedenlere dayanır. Birincisi katkının sınırlılığına, ikincisi zararın giderilmesine bağlıdır. Bu nedenle ikisinin birlikte uygulanmasına engel yoktur.</p>

<p>TCK m.168 uyarınca mağdurun zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilirse, kovuşturma başlamadan önce cezanın üçte ikisine kadar, kovuşturma başladıktan sonra fakat hüküm verilmeden önce cezanın yarısına kadar indirim yapılır. Kısmi geri verme veya tazminde indirim, mağdurun rızası koşuluna bağlıdır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p>Etkin pişmanlık, salt ödeme işlemine indirgenemez. TCK m.168, failin “bizzat pişmanlık göstererek” aynen geri verme veya tazmin suretiyle zararı gidermesini arar. Bu nedenle ödemenin kaynağı kadar sanığın iradesiyle bağlantısı da araştırılmalıdır. Yakın veya üçüncü kişi tarafından yapılan ödeme, sanığın bilgisi, istemi veya sonradan açık benimsemesiyle gerçekleşmişse pişmanlığın dışa vurumu sayılabilir; sanıktan tamamen bağımsız ödeme ise tek başına bu koşulu karşılamaz.</p>

<p>Bir suç ortağının yaptığı tam ödemenin diğer sanıklar bakımından sonucu da otomatik değildir. Mağdur zararı objektif olarak ortadan kalkmış olsa bile her sanığın pişmanlık iradesi şahsen değerlendirilmelidir. Zarar banka, sigortacı veya başka bir fail tarafından karşılanmışsa mağdurun doğrudan kaybının giderilmesi ile halefiyet veya rücu alacağı birbirinden ayrılmalı; etkin pişmanlık koşullarının hangi zarar gören bakımından gerçekleştiği gerekçelendirilmelidir.</p>

<p>Kovuşturmanın başlangıcı iddianamenin düzenlendiği tarih değil, iddianamenin kabul edildiği tarihtir. Maddedeki oranlar “kadar” ibaresi taşıdığından üst sınırdır; azami oranın uygulanması zorunlu değildir. Kısmi geri verme veya tazminde mağdurun rızası aranır. “Tam giderim” hesabında suçun doğrudan doğurduğu malvarlığı eksilmesi esas alınmalı; anapara, iade edilen tutarlar ve doğrudan masraflar somut olarak belirlenmeli, faiz ile dolaylı zararların kapsama dahil edilip edilmeyeceği içtihat ve olayın özelliği gözetilerek ayrıca gerekçelendirilmelidir.</p>

<p>Son olarak, zararın giderilmesi savunma hakkının kullanılmasıdır ve tek başına kastın veya suçun ikrarı sayılamaz. Mahkeme, ödeme olgusunu diğer delillerden bağımsız biçimde mahkûmiyet karinesine dönüştürmemelidir. Yeni fıkra ile m.168/2’nin birlikte uygulanması hâlinde sonuç cezanın uyarlama öncesindeki cezanın dörtte birine kadar inebileceği öğretide belirtilmektedir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p><strong><a name="X49d123cca4a7f295647b8b049d480578d06cc00">V. Adli para cezası ve menfaatin kapsamı sorunu</a></strong></p>

<p>TCK m.158/1’de ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Maddenin son cümlesi uyarınca (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p>Bu alt sınır kuralı, hesap kullandıran bakımından tartışılmamış bir sorun doğurur: “suçtan elde edilen menfaat” kavramı, kimin elde ettiği menfaati ifade eder?</p>

<p>İki yorum mümkündür. Birinci yoruma göre kavram, suçtan elde edilen toplam menfaati yani mağdurlardan alınan tüm tutarı ifade eder. Bu yorumda, kendisine yalnızca komisyon kalan hesap sahibi, hesaba giren toplam tutarın iki katı kadar adli para cezasıyla karşılaşır. İkinci yoruma göre kavram, sanığın fiilen elde ettiği menfaati ifade eder.</p>

<p>Kanaatimizce ikinci yorum isabetlidir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusur ilkesi, yaptırımın kişinin kendi kusuru ve elde ettiği menfaatle orantılı olmasını gerektirir. Aksi yorum, hesap sahibini asıl failden ağır bir mali yaptırımla karşı karşıya bırakabilir; zira asıl fail çoğu kez tespit edilemezken hesap sahibi tespit edilebilir durumdadır. Ayrıca m.158/4 ile kanun koyucunun bu kişi bakımından benimsediği hafifletici yaklaşım, adli para cezasında tersine çevrilmemelidir.</p>

<p>Bu tartışmanın hapis cezasındaki indirimden daha büyük pratik sonuç doğurabileceği gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong><a name="vi-uygulamalı-örnek">VI. Uygulamalı örnek</a></strong></p>

<p>Aşağıdaki örnek, bütün aşamaları birlikte göstermek amacıyla varsayımsaldır. Üç müşterek failin bilişim sistemi aracılığıyla dolandırıcılığa teşebbüs ettiği; sanığın ise mobil bankacılık erişimini haksız menfaat amacıyla sağlayarak yardım ettiği, katkısının verme fiiliyle sınırlı kaldığı, aynı suç işleme kararı kapsamında zincirleme suç hükümlerinin dörtte bir yerine üçte bir oranında uygulandığı ve zararın kovuşturma başladıktan sonra fakat hükümden önce tamamen giderildiği kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>Hapis cezası hesabı.</strong> TCK m.158/1-f uyarınca temel ceza 8 yıl olarak belirlenir. Suç üç veya daha fazla müşterek fail tarafından birlikte işlendiği için TCK m.158/3 uyarınca yarı artırım yapılır ve ceza 12 yıla çıkar. Teşebbüs nedeniyle TCK m.35 uyarınca dörtte bir indirimle 9 yıl kalır. Sanık yardım eden olduğundan TCK m.39/2 uyarınca yarı indirim yapılır ve ceza 4 yıl 6 aya iner; bu miktar m.39’daki sekiz yıllık üst sınırın altındadır. TCK m.43 uyarınca üçte bir artırım yapıldığında ceza 6 yıl olur.</p>

<p>TCK m.39 ile m.158/4’ün birlikte uygulanabileceği görüşü benimsenirse, m.158/4 uyarınca yarı indirimle ceza 3 yıla iner. TCK m.168/2 uyarınca yarı oranında etkin pişmanlık indirimi uygulanırsa 1 yıl 6 ay; TCK m.62 uyarınca altıda bir takdiri indirim uygulanırsa sonuç ceza 1 yıl 3 ay olur.</p>

<p>Özel norm görüşü benimsenip TCK m.39’un ayrıca uygulanmayacağı kabul edilirse; teşebbüs sonrasındaki 9 yıl üzerinden zincirleme suç artırımı ile 12 yıla, m.158/4 indirimiyle 6 yıla, m.168/2 indirimiyle 3 yıla ve m.62 indirimiyle 2 yıl 6 aya ulaşılır. Böylece m.39–m.158/4 tartışmasının aynı olayda sonuç cezayı 1 yıl 3 aydan 2 yıl 6 aya çıkarabildiği görülür.</p>

<p><strong>Adli para cezası hesabı.</strong> Başlangıçta 2.400 gün adli para cezası belirlendiği varsayılırsa aynı artırım ve indirimler, TCK m.61/8 uyarınca para miktarı üzerinden değil gün sayısı üzerinden işletilir: 2.400 gün; m.158/3 ile 3.600 güne, teşebbüs indirimiyle 2.700 güne, m.39 indirimiyle 1.350 güne, zincirleme suç artırımıyla 1.800 güne, m.158/4 indirimiyle 900 güne, m.168/2 indirimiyle 450 güne ve m.62 indirimiyle 375 güne dönüşür. Son para miktarı, sonuç gün sayısının TCK m.52 uyarınca belirlenen bir günlük karşılıkla çarpılmasıyla bulunur. TCK m.158’in suçtan elde edilen menfaatin iki katına ilişkin özel alt sınırı da ayrıca denetlenmelidir. Bu denetimde toplam suç geliri ile sanığın fiilen elde ettiği menfaatin hangisinin esas alınacağı, yukarıda açıklanan tartışma çerçevesinde gerekçelendirilmelidir.</p>

<p>Oransal işlemlerin bir kısmı matematiksel olarak yer değiştirse de TCK m.61’deki kanuni sıra, hükmün denetlenebilirliği ve özel üst-alt sınırların doğru uygulanması bakımından bağlayıcıdır.</p>

<p><strong><a name="vii-sonuç-cezanın-hukuki-sonuçları">VII. Sonuç cezanın hukuki sonuçları</a></strong></p>

<p>Yeni indirimin en önemli pratik sonuçlarından biri, sonuç cezanın belirli eşiklerin altına inmesiyle ortaya çıkar.</p>

<p>TCK m.158/1-f’de hapis cezasının alt sınırı dört yıl olduğundan, bu bentten kurulan mahkûmiyetlerde hükmün açıklanmasının geri bırakılması için aranan iki yıllık üst sınır kural olarak aşılmaktaydı. Bu sebeple hesap kullandırma dosyalarında bu kurum fiilen gündeme gelmiyordu.</p>

<p>TCK m.158/4’ün öngördüğü zorunlu yarı indirim, şartları varsa m.39, m.43, m.21/2 ve m.168 ile birlikte uygulandığında sonuç cezayı iki yılın altına indirebilmektedir. Yukarıdaki sayısal hesap bunun somut örneğidir. Bu durumda üç ayrı imkân gündeme gelir: CMK m.231 uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması, TCK m.51 uyarınca hapis cezasının ertelenmesi ve TCK m.50 uyarınca kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi.</p>

<p>Bu noktada 7589 sayılı Kanun’un kendi içindeki bağlantı önem taşır. Anayasa Mahkemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen CMK m.231/5–14 hükümlerini iptal etmiş ve yürürlük tarihini ertelemişti; aynı Kanunla söz konusu hükümler yeniden düzenlenmiş ve hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması şartı korunmuştur.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> Dolayısıyla aynı kanunda, bir yandan sonuç cezayı düşüren indirim normu, diğer yandan bu düşüşün kapısını açtığı kurumun yeni hükümleri kabul edilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte hiçbir sonuç kendiliğinden doğmaz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması bakımından mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesi ile sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması şartları ayrıca aranır. Erteleme ve seçenek yaptırımlar bakımından da kanuni koşullar ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="X86150e31744da03522d797d3d294acb1a2b9bfa">§ 8. MUHAKEME HUKUKU BOYUTU: KAST VE SAİKİN İSPATI</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-banka-kaydının-delil-değeri">I. Banka kaydının delil değeri</a></strong></p>

<p>Hesap kullandırma dosyalarında ispat sorunu, maddi ceza hukukundaki nitelendirme sorunundan ayrı ele alınmalıdır. Bu ayrım, uygulamada sıklıkla yapılmamakta ve nitelendirme ile ispat iç içe geçmektedir.</p>

<p>Banka kayıtları, hesabın kime ait olduğunu ve para hareketini gösterir. Bu kayıtlar güvenilir belgelerdir; ancak gösterdikleri olgu hesap sahipliği ve para hareketidir, kast veya saik değildir. CMK m.217 uyarınca hâkim, kararını ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillere dayandırarak ve vicdani kanaatiyle serbestçe takdir ederek verir. Kayıt, bu takdirin konusunu oluşturan bir başlangıç verisidir; sonucu değil.</p>

<p>Bu nedenle “hesap senin adına, o hâlde kastın vardır” biçimindeki çıkarım, delil değerlendirmesi değil karine kurmadır. Ceza muhakemesinde sanık aleyhine karine kurulamaz.</p>

<p><strong><a name="Xc4f531609289be854232baa9f2644861a9ec99c">II. Kast ve saik bakımından incelenmesi gereken delil grupları</a></strong></p>

<p>Kast ve saikin ispatı bakımından şu delil grupları ayrı ayrı toplanmalı ve değerlendirilmelidir.</p>

<p>İlk grup, hesap sahibi ile asıl fail arasındaki iletişimdir. Mesajlaşma içerikleri, sesli görüşme kayıtları ve iletişim sıklığı, hesabın hangi bilgiyle devredildiğini gösterebilir.</p>

<p>İkinci grup, menfaat akışıdır. Hesap sahibine komisyon, ücret veya başka bir karşılık ödenip ödenmediği, ödemenin miktarı ve düzenliliği hem kast hem saik bakımından belirleyicidir.</p>

<p>Üçüncü grup, işlem davranışıdır. Hesap açılış zamanı, para giriş ve çıkışlarının hızı, gişe veya ATM görüntüleri, IP ve cihaz kayıtları ile hesabın normal kullanım örüntüsünden sapma.</p>

<p>Dördüncü grup, kişinin durumudur. Yaş, eğitim, dijital okuryazarlık, işsizlik veya ekonomik zorunluluk, bilişsel durumu ve daha önce benzer bir olaya karışıp karışmadığı.</p>

<p>Beşinci grup, savunmanın tutarlılığıdır. Hesabın nasıl devredildiğine ilişkin anlatının kayıtlarla, tanık beyanlarıyla ve zaman çizelgesiyle uyumu.</p>

<p>Bu delillerin hiçbiri soyut bir kontrol listesi biçiminde kullanılmamalıdır. Örneğin işsizlik tek başına kastı göstermez; ancak yüksek tutarlı düzenli komisyon ödemeleri ile birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır.</p>

<p><strong><a name="iii-i̇spat-yükü-ve-şüphe">III. İspat yükü ve şüphe</a></strong></p>

<p>CMK m.223 uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hâlinde beraat kararı verilir. Anayasa m.38 uyarınca suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Bu ilkelerin somut sonucu şudur: hesabının kullanılacağını bildiğinin ve haksız menfaat amacı taşıdığının ispatı iddia makamına aittir. Sanıktan bilmediğini ispat etmesi beklenemez.</p>

<p>Uygulamada bu ilkeye aykırı bir eğilim gözlenmektedir. Delil gruplarının çoğu kez toplanmadığı, kararların suçun iştirak iradesiyle işlendiğini belirtmekle yetindiği; sanıkların hesaplarının kullanıldığı yönündeki savunmalarının ayrıca değerlendirilmediği veya yalnızca hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu gerekçesiyle reddedildiği görülmektedir.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p><strong><a name="Xea08dfd79ab204e681176748db69cafafe28dfb">IV. Gerekçeli karar yükümlülüğü ve yeni fıkranın etkisi</a></strong></p>

<p>Yeni fıkranın uygulanacağı dosyalarda gerekçe eksikliği doğrudan sonuç doğurur. Uyarlama yargılamasında mahkeme, ilk hükmün gerekçesine bakarak sanığın katkısının verme fiiliyle sınırlı olup olmadığını belirlemek durumundadır. İlk hükümde iştirak biçimi gerekçelendirilmemiş ve katkının kapsamı gösterilmemişse, bu belirlemeyi yapmak mümkün olmaz.</p>

<p>Bu nedenle yeni fıkra, geçmişe yönelik olarak gerekçeli karar hakkının pratik önemini artırmaktadır. Kararlarında iştirak biçimini ve katkının sınırını göstermeyen mahkemeler, uyarlama aşamasında maddi gerçeği yeniden ortaya koymak zorunda kalacaktır. Anayasa Mahkemesi de, sanığın savunmasının esasına ilişkin iddialarının karşılanmaması hâlinde gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini kabul etmektedir.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p>Bundan sonra kurulacak hükümlerde şu üç hususun gerekçede ayrıca gösterilmesi gerekir: sanığın kastının ve haksız menfaat saikinin hangi delillere dayandığı; iştirak biçiminin hangi ölçütle belirlendiği; katkının verme fiiliyle sınırlı olup olmadığı ve bu sonuca hangi olgulardan varıldığı.</p>

<p><strong><a name="X4e9bc258da759925834ac33b5a8945de00ff3e9">§ 9. ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA VE GEÇİŞ HÜKÜMLERİ</a></strong></p>

<p><strong><a name="i-lehe-kanunun-geçmişe-etkisi">I. Lehe kanunun geçmişe etkisi</a></strong></p>

<p>TCK m.7/2 uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. TCK m.158/4 cezayı azaltan bir hüküm olduğundan lehe kanundur ve geçmişe etkilidir.</p>

<p>Lehe kanun karşılaştırması soyut biçimde madde metinleri üzerinden değil, somut olayda ortaya çıkacak sonuç ceza üzerinden yapılır. Bu nedenle karşılaştırma, iştirak biçimi, zincirleme suç, artırım nedenleri, etkin pişmanlık ve takdiri indirim birlikte hesaplanarak yapılmalıdır.</p>

<p><strong><a name="ii-dosyanın-aşamasına-göre-usul">II. Dosyanın aşamasına göre usul</a></strong></p>

<p>Uygulama, dosyanın bulunduğu aşamaya göre farklılaşır.</p>

<p>Soruşturmada Cumhuriyet savcısı, kast ve saik için yeterli şüphe bulunup bulunmadığını ve katkının somut içeriğini araştırır; yeterli şüphe yoksa kovuşturmaya yer olmadığı kararı, varsa katkıyı somutlaştıran bir iddianame gündeme gelir. İlk derece yargılamasında mahkeme önce beraat ihtimalini, sonra iştirak biçimini, içtima hükümlerini, m.158/4’ü ve etkin pişmanlığı kanuni sırayla değerlendirir.</p>

<p>Dosya istinaftaysa Geçici Madde 1/6 uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, m.158/4’ün uygulanacağı dosyada bozma kararı vererek dosyayı ilk derece mahkemesine gönderir. Dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığındaysa geliş usulüne uygun biçimde ilk derece mahkemesine gönderilir. Yargıtay ceza dairesindeki dosyalarda ise TCK m.7/2 uyarınca lehe kanun resen gözetilir. Hüküm kesinleşmişse, hükmü veren mahkemece uyarlama ve yeni ceza hesabı yapılır; şartları varsa Geçici Madde 1/7’deki özel etkin pişmanlık imkânı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="Xf67100577d71794964c0f0623d5e77dc14614f8">III. Geçici Madde 1/6: kanun yolu incelemesindeki dosyalar</a></strong></p>

<p>Geçici Madde 1/6, m.157 veya m.158 uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup dosyası bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı incelemesinde bulunanlar bakımından özel bir usul öngörmektedir. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri, yeni fıkranın uygulanması için hükmü bozarak dosyayı ilk derece mahkemesine gönderir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise hükmü veren mahkemeye iade edilir.</p>

<p>Fıkranın metninde Yargıtay ceza dairelerinde bulunan dosyalar bakımından açık bir düzenleme yer almamaktadır. Bu boşluk, lehe kanun ilkesini bertaraf edecek şekilde yorumlanamaz. Öğretide de, açık hüküm bulunmamasına rağmen dosyanın bozma kararıyla ilk derece mahkemesine, şartları oluştuğu takdirde bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerektiği savunulmaktadır.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a> Kanaatimizce isabetli olan da bu çözümdür; zira TCK m.7/2 doğrudan uygulanabilir bir hükümdür ve uygulanması için ayrı bir geçiş normuna ihtiyaç bulunmaz.</p>

<p><strong><a name="X8474f7c515f1460f7294e7765aeddadfa47bba6">IV. Geçici Madde 1/7: infaz aşamasındaki hükümlüler</a></strong></p>

<p>Geçici Madde 1/7, cezası kesinleşmiş ve infaz aşamasında bulunan hükümlüler bakımından etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma imkânı tanımaktadır. Bu imkân bakımından dört noktanın altı çizilmelidir.</p>

<p>Birincisi, altı aylık süre Resmî Gazete tarihinden değil, mahkemenin hükümlüye yaptığı ihtar tarihinden başlar. Bu ayrım, sürenin hesaplanmasında en sık yapılan hatadır.</p>

<p>İkincisi, zarar tamamen giderilmedikçe bu gerekçeyle infaz durdurulmaz. Kısmi ödeme, kural olarak infazın durdurulması sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Üçüncüsü, kanun metni taksitle ödeme imkânı öngörmemektedir. Komisyon görüşmelerinde, aynı kişi hakkında çok sayıda dosya ve yüksek zarar bulunması hâlinde tam ödemenin güçlüğü açıkça gündeme getirilmiş; ancak nihai hüküm taksit olanağı içermemiştir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>

<p>Dördüncüsü, uyarlama kararı tahliye kararı değildir. Yeni ceza hesabından sonra mahsup, koşullu salıverilme, denetimli serbestlik ve varsa diğer ilamlar birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="v-uyarlama-yargılamasının-yöntemi">V. Uyarlama yargılamasının yöntemi</a></strong></p>

<p>Kesinleşmiş hükümlerde temel usul, 5275 sayılı Kanun m.98–101 çerçevesinde hükmü veren mahkemenin lehe kanun nedeniyle yeniden ceza belirlemesidir. 5252 sayılı Kanun m.9/3’teki bütüncül karşılaştırma ilkesi de yol göstericidir: eski ve yeni hükümlerin ilgili olaya bütün olarak uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmalı, karma bir üçüncü kanun yaratılmamalıdır.</p>

<p>Uyarlama yargılaması kural olarak kesinleşmiş hükümde sabit kabul edilen maddi vakıayı yeniden yargılama yolu değildir. Ancak eski hüküm, sanığın katkısının salt hesap veya erişim aracı vermekle sınırlı olup olmadığını hiç belirlememişse, yeni normun uygulanması dosya üzerinden salt aritmetik işlemle çözülemez. Böyle bir durumda çelişmeli yargılama ve savunma hakkı gözetilmeli; sanık ve müdafiin diyecekleri alınmalı, gerekirse duruşma açılmalı ve kesin hükmün sınırları aşılmadan mevcut dosyadaki deliller üzerinden katkının kapsamı belirlenmelidir. Yeni delil toplanması, kesinleşmiş mahkûmiyetin maddi temelini baştan kurmak için değil, yeni indirim normunun aradığı ve önceki hükümde değerlendirilmeyen sınırlılık koşulunu açıklığa kavuşturmak için zorunlu olduğu ölçüde gündeme gelebilir. Bu sınır, içtihatla netleştirilmelidir.</p>

<p>Kanun yolundaki çok sanıklı dosyalarda lehe bozma nedeninin, hükmü temyiz etmeyen sanıklara CMK m.306 uyarınca sirayet edip etmeyeceği ayrıca incelenmelidir. Sirayet, ancak bozma nedeni diğer sanığa kişisel olmayan biçimde uygulanabiliyorsa mümkündür; m.158/4 ise katkının sınırına ve kişisel amaca bağlı olduğundan otomatik sirayet sonucu doğurmaz. Her sanığın şartları ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>HAGB dosyalarında açıklanması geri bırakılan hükmün hukuki sonuç doğurmaması ile hüküm içindeki ceza hesabı birbirinden ayrılmalıdır. Hüküm açıklanacaksa karar tarihinde yürürlükte bulunan lehe kanun resen gözetilmelidir. Mevcut HAGB kararının yalnızca uyarlama yoluyla değiştirilip değiştirilemeyeceği, kararın kesinleşme ve denetim durumu ile yeni CMK m.231 hükümleri gözetilerek somut dosyada değerlendirilmelidir.</p>

<p>Cezası tamamen infaz edilenler bakımından da uyarlamanın hukuki yararı sona ermiş sayılmaz. Yeni sonuç ceza; adli sicil kaydı, tekerrür, haklardan yoksunluk ve sonraki mahkûmiyetlere bağlanan sonuçları etkileyebilir. Bu nedenle infazın tamamlanmış olması, lehe kanun incelemesini kendiliğinden konusuz bırakmaz.</p>

<p><strong><a name="Xd2e7bbc184d023b3efe76b26cf1ddb0aea40a9e">VI. Geçiş hükümlerinin çözemediği sorunlar</a></strong></p>

<p>Geçiş rejimi üç noktada eksiktir.</p>

<p>Birincisi, kesinleşmiş çok sayıda dosyanın birlikte ele alınması bakımından bir usul öngörülmemiştir. Aynı hesaba ilişkin farklı yerlerdeki dosyaların uyarlama aşamasında birleştirilmesi, zincirleme suç tartışması bakımından zorunlu olmasına rağmen düzenlenmemiştir.</p>

<p>İkincisi, zararın tespiti bakımından ölçüt getirilmemiştir. Hesaba giren toplam tutar ile mağdurun fiilen uğradığı zarar arasındaki farkın nasıl belirleneceği belirsizdir.</p>

<p>Üçüncüsü, taksit imkânının bulunmaması, yüksek zararlı dosyalarda yedinci fıkradaki imkânı fiilen kullanılamaz kılmaktadır. Ödeme gücü bulunmayan hükümlü bakımından hüküm, teorik bir olanaktan öteye geçmemektedir.</p>

<p><strong><a name="X44350e4af08935f96bea033cd79151763d0f9d9">§ 10. KARŞILAŞTIRMALI ÇERÇEVE VE KRİMİNAL POLİTİKA DEĞERLENDİRMESİ</a></strong></p>

<p><strong><a name="X2c9875f7b4ebad4a06ae211cb762c9ec1b9a677">I. Karşılaştırmalı çerçeveye ilişkin kısa not</a></strong></p>

<p>Hesap kullandırma, Türk hukukuna özgü bir sorun değildir. Uluslararası literatürde “money mule” olarak adlandırılan bu olgu, sınır aşan dolandırıcılık organizasyonlarının ortak yöntemidir ve mali eylem görev gücü ile Avrupa kolluk işbirliği kuruluşlarının raporlarında düzenli olarak ele alınmaktadır. FATF, siber destekli dolandırıcılıkta aday veya emanet hesaplar ile money mule ağlarının suç geliri hareketinin baştan itibaren parçası hâline geldiğini; Europol ise tespit edilen money mule işlemlerinin çok büyük bölümünün siber suçlarla bağlantılı olduğunu belirtmektedir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>

<p>Karşılaştırmalı hukukta, ayrıntıları ülkeye göre değişmekle birlikte, iki şematik model gözlenmektedir. Birinci modelde hesap kullandırma, esas suça iştirak kuralları içinde değerlendirilir; sorumluluğun derecesi genel iştirak hükümleriyle belirlenir. İkinci modelde fiil, aklama mevzuatı veya bağımsız bir suç tipi üzerinden ele alınır ve taksirli ya da ihmali biçimleri de cezalandırılabilir.</p>

<p>Türk kanun koyucusu, Adalet Komisyonunda sunulan bağımsız suç önergesini reddederek birinci modelde kalmayı tercih etmiştir. Bu tercih, çalışma boyunca savunulan yaklaşımı destekler: fiil, iştirak dogmatiği içinde ve kusur ilkesine bağlı olarak çözülmelidir. Ayrıca ikinci modelin benimsenmemesi, özensiz hesap kullandırmanın cezalandırılamayacağı sonucunu teyit eder.</p>

<p>Bu notun sınırı belirtilmelidir. Çalışma bir karşılaştırmalı hukuk incelemesi olmayıp, yalnızca Türk hukukundaki tercihi konumlandırmak amacıyla bu çerçeveye değinmektedir. Yabancı hukuk düzenlerinin ayrıntılı incelenmesi ayrı bir çalışmanın konusudur.</p>

<p><strong><a name="ii-düzenlemenin-olgusal-zemini">II. Düzenlemenin olgusal zemini</a></strong></p>

<p>Yeni fıkra, kriminal politika bakımından anlaşılabilir bir ihtiyaca cevap vermektedir. Bilişim yoluyla işlenen dolandırıcılıkta suç organizasyonları, tespit riskini hesap sahiplerine devretmektedir. Asıl faillerin yurtdışında veya kimliği belirsiz biçimde kalabildiği bu yapıda, ceza yargılamasının fiilen ulaşabildiği kişi çoğu kez yalnızca hesap sahibidir.</p>

<p>Bu durumun sonucu, ceza tehdidinin ağırlığının kusurla ters orantılı biçimde dağılmasıdır. Organizasyonu kuran kişi yargılanmazken, karşılığında az bir menfaat elde eden hesap sahibi nitelikli dolandırıcılığın tam cezasıyla karşılaşmaktadır. Kanun koyucunun sınırlı katkıyı ayrı bir kategori olarak tanıması, bu dengesizliğe verilen bir cevaptır ve isabetlidir.</p>

<p><strong><a name="iii-düzenlemenin-taşıdığı-riskler">III. Düzenlemenin taşıdığı riskler</a></strong></p>

<p>Buna karşılık düzenleme iki risk taşımaktadır.</p>

<p>Birinci risk, indirimin nitelendirme baskısını azaltmasıdır. Mahkemeler, cezanın yarıya indiği bir dosyada iştirak biçimini titizlikle belirlemek yönündeki gerekliliği daha az hissedebilir. Bu durumda yeni fıkra, kastın ve iştirak biçiminin gerekçelendirilmemesini telafi eden bir araca dönüşür. Böyle bir gelişme, kusur ilkesini normun kendisinden bağımsız biçimde zedeler.</p>

<p>İkinci risk, sınırlılık şartının savunma stratejisine dönüşmesidir. Organizasyonda aktif rol alan kişiler, katkılarını yalnızca hesap verme olarak sunmayı deneyebilir. Bu riskin karşılığı, delil toplamanın niteliğini artırmaktır; normu daraltmak değil.</p>

<p><strong><a name="iv-öneriler">IV. Öneriler</a></strong></p>

<p>Kanaatimizce üç yönde iyileştirme gereklidir.</p>

<p><strong>Yargı uygulaması bakımından.</strong> Hesap kullandırma dosyalarında iştirak biçiminin gerekçelendirilmesi zorunluluğu içtihatla açıkça vurgulanmalıdır. Müşterek faillik kabulünün, hesabın para akışındaki konumundan değil icra üzerindeki hâkimiyetten çıkarılması gerektiği bir Yargıtay kararında ilkesel olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>Yasama bakımından.</strong> Üç noktada düzenleme gereklidir. Birincisi, kesinleşmiş çok sayıda dosyanın uyarlama aşamasında birleştirilmesine ilişkin usul kuralı. İkincisi, yedinci fıkradaki ödeme imkânı bakımından taksit olanağı. Üçüncüsü, adli para cezasında esas alınacak menfaatin sanığın fiilen elde ettiği menfaat olduğunun açıklığa kavuşturulması.</p>

<p><strong>Suç önleme bakımından.</strong> Ceza normu, hesap kullandırmanın önlenmesinde tek başına yeterli değildir. Hesap açılışında kimlik doğrulama, olağandışı para hareketlerinin gerçek zamanlı izlenmesi ve özellikle genç yaş gruplarına yönelik bilgilendirme, ceza tehdidinden daha etkili araçlardır. Ceza hukukunun son çare niteliği, bu alanda özellikle gözetilmelidir.</p>

<p><strong><a name="Xe7f8576ddc74da7da1aa70a5815789e948bde31">§ 11. SONUÇLAR</a></strong></p>

<p><strong>1.</strong> TCK m.158/4 af değildir, bağımsız bir suç tipi değildir ve ispat standardını düşürmez. Hükmün daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl mi, yoksa şahsi indirim sebebi mi olduğu tartışmalıdır. Kanaatimizce şahsi sebep görüşü daha güçlüdür; ancak hükmün madde içindeki yeri ve hareket tipini esas alan yapısı karşı görüşün açıkça tartışılmasını gerektirir.</p>

<p><strong>2.</strong> Hüküm yalnızca m.158/1-f’ye değil, şartları oluştuğunda m.157 ve m.158’deki diğer dolandırıcılık biçimlerine de uygulanır. Buna karşılık m.245, m.282 ve m.165’ten kurulan mahkûmiyetlere doğrudan uygulanamaz. Uygulamadaki “IBAN dosyası” adlandırması yasal bir kategori değildir.</p>

<p><strong>3.</strong> Dolandırıcılığın taksirli şekli bulunmadığından salt özensizlik mahkûmiyet için yeterli değildir. Salt hesap sahipliği, hesaba para gelmesi veya asıl faille tanışıklık kastı ispatlamaz. Kast yoksa tartışılması gereken indirim değil, kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıdır.</p>

<p><strong>4.</strong> Hükümdeki “haksız menfaat sağlamak amacı” ibaresinin bağımsız bir saik unsuru olup olmadığı tartışmalıdır. Kanaatimizce bu ibare özel bir saiktir ve ayrıca ispatlanmalıdır; bu kabul benimsendiğinde unsur olası kastla bağdaşmayacağından, hesabının kullanılabileceğini yalnızca öngören kişi bakımından m.158/4 uygulanamaz. Böyle bir hâlde TCK m.21/2’nin kendi indirim hükmü mahkemece resen gözetilmelidir. Bu sonuç, olası kastla dolandırıcılığa iştirak ihtimalini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Aksi görüş benimsendiğinde ise m.158/4 olası kast hâlinde de uygulanır. Her iki yorumun da savunmada açıkça tartışılması, gerekçeli karar ve kanun yolu denetimi bakımından yerinde olur.</p>

<p><strong>5.</strong> Dolandırıcılık bir zarar suçu olduğundan, suçun tamamlanmasından sonraki davranışlar kural olarak iştirak oluşturmaz. Paranın çekilmesi, önceden kurulan planın parçası ise iştirak kapsamındadır ve sınırlılık şartını ortadan kaldırır; aksi hâlde tamamlanmış suça ilişkin ayrı bir fiildir. Bu ikinci durumda TCK m.165 ancak öncül suça iştirak yoksa; TCK m.282 ise gizleme veya meşrulaştırmaya yönelik ek unsurlar varsa tartışılabilir. Basit çekim veya teslim tek başına aklama oluşturmaz.</p>

<p><strong>6.</strong> Hesap kullandıranın kural olarak müşterek fail sayıldığı uygulama dogmatik bakımdan hatalıdır. Müşterek faillik için aranan hâkimiyet, hesabın kullanımı üzerinde değil hilenin icrası üzerinde bulunmalıdır. Aksi ölçüt, işlevsel hâkimiyeti nedensellik katkısına indirger ve TCK m.39’u uygulama alanından çıkarır. Menfaat elde edilmesi ise iştirak biçiminin değil kastın ve saikin ispatına ilişkin bir olgudur.</p>

<p><strong>7.</strong> Somut olayda yardım etme şartları ayrıca gerçekleşmişse TCK m.39 ile m.158/4’ün birlikte uygulanabileceği savunulabilir. Ancak yasama amacı, özel norm ilişkisi ve aynı sınırlı katkının iki kez değerlendirilmesi itirazı aksi görüşü de güçlü kılar. Mesele, içtihatla açıklığa kavuşuncaya kadar kesin sonuç değil, iki yönlü bir yorum sorunu olarak ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>8.</strong> Tek bir verme fiiliyle birden fazla mağdura zarar verilmesi hâlinde TCK m.43/2’nin uygulanabilirliği tartışılmalıdır. Kanaatimizce iştirakçinin fiil sayısı, asıl failin fiil sayısına göre değil kendi hareketine göre belirlenebilir. Buna karşılık yasama görüşmelerinde suçların mağdur sayısınca oluşmaya devam edeceği açıklanmıştır. Bu nedenle görüş, mevcut hukukun tartışmasız tespiti değil, öğretide karşılığı bulunan bir içtima önerisidir.</p>

<p><strong>9.</strong> TCK m.158/3’teki artırım nedenleri indirimden önce uygulanır. Üç kişilik sayıya dahil edilme, katkının sınırlılığından çok kişinin müşterek fail veya şerik olmasına göre belirlenmelidir. Yardım eden ve azmettirenin sayıya katılmayacağı görüşü güçlüdür; müşterek fail ise katkısının ağırlığından bağımsız olarak dikkate alınır. Örgüt kabulü bulunan dosyalarda bir kat artırım devreye girdiğinden, “cezalar yarıya iniyor” önermesi bu dosyalarda gerçeği yansıtmaz.</p>

<p><strong>10.</strong> Adli para cezasının alt sınırında esas alınacak menfaatin toplam suç geliri mi, yoksa sanığın fiilen elde ettiği menfaat mi olduğu açık değildir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ve orantılılık nedeniyle ikinci yorum savunulabilir; karşı görüş ve m.158’in lafzı kararda ayrıca tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>11.</strong> Zincirin sonunda ortaya çıkan sonuç ceza, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve seçenek yaptırımlar bakımından aranan eşiklerin altına inebilir. Bu imkânlar kendiliğinden doğmaz; her kurumun kanuni şartları ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>12.</strong> Geçici Madde 1/6 kanun yolu incelemesindeki dosyalar için özel usul öngörür; Yargıtay ceza dairesindeki dosyalar bakımından açık hüküm bulunmaması, TCK m.7/2’nin doğrudan uygulanmasına engel değildir. Geçici Madde 1/7’deki altı aylık süre Resmî Gazete tarihinden değil mahkemenin ihtarından başlar. Kesinleşmiş hükümlerde uyarlama, yalnızca aritmetik işlem değil; önceki hükümde katkının sınırı belirlenmemişse savunma hakkını koruyan gerekçeli bir yargısal inceleme olmalıdır.</p>

<p><strong>13.</strong> Hiçbir indirim veya tahliye otomatik değildir. Doğru sonuç; suç tarihi, kast, saik, katkının zamanı, iştirak biçimi, katkının sınırı, fiil sayısı, ödeme zamanı, dosyanın aşaması ve diğer ilamlar birlikte incelenerek verilebilir.</p>

<p>Sonuç olarak yeni düzenleme, “hesabın kim adına olduğu” sorusunu değil, “kişinin dolandırıcılık planını bilerek ve haksız menfaat amacıyla hangi somut katkıyı sunduğu” sorusunu merkeze almalıdır. Ceza hukukunun kusura dayalı yapısı korunduğu ölçüde TCK m.158/4, hem sınırlı katkıya orantılı ceza verilmesini hem de gerçek faillerle hesap sahipleri arasındaki ayrımın daha isabetli kurulmasını sağlayabilir. Bu yapı korunmadığında ise norm, gerekçesiz nitelendirmeleri meşrulaştıran bir araca dönüşme riski taşır.</p>

<p><strong><a name="ek-uygulama-şemasi">EK: UYGULAMA ŞEMASI</a></strong></p>

<p>Aşağıdaki şema, hesap kullandırma dosyalarında izlenmesi gereken sorgu sırasını göstermektedir. Her basamak, önceki basamak olumlu yanıtlanmadıkça işletilmez.</p>

<p><strong>Basamak 1 — Dolandırıcılık suçu var mı?</strong> Tamamlanmış veya en azından teşebbüs aşamasına varmış bir m.157 / m.158 suçu bulunmuyorsa iştirak sorumluluğu doğmaz (m.40/3).</p>

<p><strong>Basamak 2 — Kast var mı?</strong> Hesabın dolandırıcılıkta kullanılacağı biliniyor ve isteniyor mu? Hayır ise: KYOK veya beraat. Taksir yeterli değildir (m.22/1).</p>

<p><strong>Basamak 3 — Kastın türü nedir?</strong> Doğrudan kast mı, olası kast mı (m.21/2)? Olası kast hâlinde m.21/2 indirimi resen uygulanır; Basamak 4’teki amaç unsuruyla bağdaşma sorunu ayrıca tartışılır.</p>

<p><strong>Basamak 4 — Haksız menfaat saiki var mı?</strong> Kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacı ayrıca ispatlanmış mı? Hayır ise m.158/4 uygulanmaz.</p>

<p><strong>Basamak 5 — Katkı ne zaman gerçekleşti?</strong> Verme fiili icradan önce mi? Paranın çekilmesi önceden kurulan planın parçası mı, tamamlanmış suça ilişkin sonraki bir fiil mi?</p>

<p><strong>Basamak 6 — İştirak biçimi nedir?</strong> İcra üzerinde işlevsel hâkimiyet var mı? Varsa müşterek faillik (m.37); yoksa yardım etme (m.39/2). Hâkimiyet, hesabın kullanımında değil hilenin icrasında aranır.</p>

<p><strong>Basamak 7 — Katkı verme fiiliyle sınırlı mı?</strong> Mağdurla temas, hileli içerik üretimi, doğrulama yönetimi, yeni hesap temini gibi ek katkılar var mı?</p>

<p><strong>Basamak 8 — Kaç fiil var?</strong> Tek verme fiili ile çok sayıda mağdur mu? m.43/2 tartışılmalı. Erişim tekrar tekrar yenilenmiş mi? Gerçek içtima değerlendirilir.</p>

<p><strong>Basamak 9 — Sonuç ceza hesabı.</strong> m.61/1 → varsa m.21/2 → nitelikli hâller ve m.158/3 → m.35 → m.39 → m.43 → m.158/4’ün kabul edilen hukuki niteliğine göre uygun aşama → m.168 → m.62. TCK m.39’un sekiz yıllık üst sınırı ile adli para cezasında gün üzerinden hesap kuralı ayrıca gözetilir.</p>

<p><strong>Basamak 10 — Sonuç cezanın hukuki sonuçları.</strong> CMK m.231, TCK m.51 ve TCK m.50 bakımından eşikler ve kanuni şartlar ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-serdar-tosun" title="Av. Serdar TOSUN"><img alt="Av. Serdar TOSUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Serdar-TOSUN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-serdar-tosun" title="Av. Serdar TOSUN">Av. Serdar TOSUN</a></strong></h4>

<p><strong><a name="kaynakça"><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></a></strong></p>

<p><strong><a name="i-mevzuat"><span style="color:#999999">I. Mevzuat</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.38 ve m.141.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (RG: 12.10.2004, S. 25611), özellikle m.2, 7, 20–22, 35, 37–40, 43, 50, 51, 61, 62, 157–158, 165 ve 168.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (RG: 17.12.2004, S. 25673), özellikle m.2, 175, 217, 223, 230 ve 231.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (RG: 29.12.2004, S. 25685), m.98 ve 101.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 5411 sayılı Bankacılık Kanunu (RG: 01.11.2005, S. 25983 mükerrer).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu (RG: 01.03.2006, S. 26095), m.15, 16 ve 37.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun (RG: 27.06.2013, S. 28690).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (RG: 30.12.2012, S. 28513), özellikle aracı kurumlar ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarına ilişkin hükümler.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, m.9.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (TBMM Genel Kurulunca kabul tarihi: 16.07.2026).</span></p>

<p><strong><a name="ii-yasama-belgeleri"><span style="color:#999999">II. Yasama Belgeleri</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> TBMM, Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 28. Dönem, 4. Yasama Yılı, 24.06.2026 tarihli toplantı.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> TBMM, 2/3737 esas numaralı Kanun Teklifi ve 280 sıra sayılı Komisyon Raporu.</span></p>

<p><strong><a name="iii-i̇çtihat"><span style="color:#999999">III. İçtihat</span></a></strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/makul-surede-yargilanma-hakki-ceza-davasinda-makul-surenin-asilmasi-453470" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Anayasa Mahkemesi, Recep Varol ve diğerleri, B. No: 2014/5985.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Anayasa Mahkemesi, 10.07.2025 tarih, 2024/98 E., 2025/149 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/saniklarin-diger-sanigin-istegi-uzerine-ucuncu-kisilere-ait-hesap-bilgileri-ile-banka-kartlarini-temin-etmesi-ve-hesaplara-yatan-paralari-cekerek-diger-saniga-vermesi-durumunda-saniklar-musterek-fail-olarak-cezalandirilirlar" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 04.06.2024 tarih, 2021/16966 E., 2024/7470 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201736376-e-20189968-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 24.12.2018 tarih, 2017/36376 E., 2018/9968 K.</span></a></p>

<p><strong><a name="iv-öğreti"><span style="color:#999999">IV. Öğreti</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> AKBULUT, Berrin: Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> BOZBAYINDIR, Ali Emrah: Olası Kast Kavramı ve Sınırları, Adalet Yayınevi, Ankara 2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> BULUT, İlhan: “Banka Hesaplarının Kullandırılması ve Ceza Sorumluluğu”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 2, 2024, s. 719–756, DOI: 10.54704/akdhfd.1556442.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> CENTEL, Nur / ZAFER, Hamide: Ceza Muhakemesi Hukuku, 20. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> ÇAKIR, Kerim: Suça İştirakte Müşterek Faillik, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> ÇELEN, Ömer: Bir İştirak Şekli Olarak Yardım Etme, Adalet Yayınevi, Ankara 2020.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> EKİCİ ŞAHİN, Meral: “İştirak Hâlinde İşlenen Suçlarda Suça Etki Eden Nedenlerin Şeriklere Sirayeti”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 64, S. 3, 2015, s. 637–686.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> EVİK, Vesile Sonay: Suça İştirakte Yardım Edenin Ceza Sorumluluğu, Adalet Yayınevi, İstanbul 2010.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> HAKERİ, Hakan: Ceza Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> KANTARCI, Nurullah: “Banka Hesabının Kullandırılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçuna İştirak”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, 2025, s. 497–539.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> KOCA, Mahmut / ÜZÜLMEZ, İlhan: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> KOCA, Mahmut / ÜZÜLMEZ, İlhan: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 10. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> ÖZBEK, Veli Özer / DOĞAN, Koray / BACAKSIZ, Pınar: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> ÖZGENÇ, İzzet: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 20. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> ŞEN, Ersan / KÖROĞLU, Anıl / AKSÜT, Ertekin: “</span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri" rel="dofollow"><span style="color:#999999">12. Yargı Paketi Olarak Bilinen 7589 Sayılı Kanunun Bazı Hükümleri</span></a><span style="color:#999999">”, Hukuki Haber, 18.07.2026, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> (erişim: 25.07.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> ŞİMŞEK, Bedirhan: “</span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">12. Yargı Paketinde Dolandırıcılık ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarına İlişkin Düzenlemelerin İnfaz Gören Dosyalara Etkisi Bakımından Değerlendirme</span></a><span style="color:#999999">”, Hukuki Haber, 19.07.2026, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> (erişim: 25.07.2026).</span></p>

<p><strong><a name="v-elektronik-kaynaklar"><span style="color:#999999">V. Elektronik Kaynaklar</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Mevzuat Bilgi Sistemi, https://www.mevzuat.gov.tr</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Türkiye Büyük Millet Meclisi, https://www.tbmm.gov.tr</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> FATF: Cyber-Enabled Fraud: Digitalisation and Money Laundering, Terrorist Financing and Proliferation Financing Risks, Paris, Şubat 2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>•</strong> Europol: “Money Muling”, Public Awareness and Prevention Guide, https://www.europol.europa.eu/operations-services-and-innovation/public-awareness-and-prevention-guides/money-muling</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM, 7589 sayılı Kanun Bilgileri ve kabul edilen nihai kanun metni. Nihai metinde TCK m.158/4 Madde 13’te; kanun yolu ve infaz hükümleri Geçici Madde 1’in sırasıyla altıncı ve yedinci fıkralarında; yürürlük ise Madde 26’da düzenlenmiştir. 26.07.2026 itibarıyla TBMM Kanun Bilgileri sayfasındaki Resmî Gazete tarihi ve sayısı alanları boştur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> BULUT, İlhan: “Banka Hesaplarının Kullandırılması ve Ceza Sorumluluğu”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 2, 2024, s. 719–756; KANTARCI, a.g.m., s. 497–539.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 24.06.2026 tarihli toplantı. Görüşmelerde TCK m.158/4 önergesi ile birlikte, hesap kullandırmayı taksirli biçimiyle de cezalandıran bağımsız bir suç tipi ihdas eden alternatif bir önerge sunulmuş; bu öneri kabul edilmemiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.20, m.21 ve m.22. Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır. Dolandırıcılık suçunun taksirli şekli bulunmamaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.40/1: “Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.” Üçüncü fıkra uyarınca iştirakten sorumluluk için suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir. Ayrıntılı değerlendirme için bkz. ÖZGENÇ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, iştirak bölümü; KOCA/ÜZÜLMEZ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, iştirak bölümü.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. TCK m.40 madde gerekçesi ve öğreti. Cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran kişisel nedenler, ancak ilgili suç ortağı bakımından hukuki sonuç doğurur. Bu kabul, TCK m.158/4’ün şahsi indirim sebebi olarak nitelendirilmesi hâlinde diğer iştirakçilere sirayet etmeyeceği sonucunu destekler.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.21/2. Özel saikle işlenen suçlarda olası kastın mümkün olup olmadığı öğretide tartışmalıdır. Baskın görüş, saikin iradenin belirli bir sonuca yönelmesini gerektirdiği gerekçesiyle olası kastla bağdaşmadığı yönündedir. Bkz. ÖZGENÇ, a.g.e., manevi unsur bölümü; KOCA/ÜZÜLMEZ, a.g.e., kast bölümü; HAKERİ, Ceza Hukuku Genel Hükümler, kast bölümü. Bu çalışmada savunulan sonuç, anılan baskın görüşün TCK m.158/4’e uygulanmasından çıkarılmıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.37 ve m.39. Müşterek faillik için suçun kanuni tanımındaki fiilin birlikte gerçekleştirilmesi ve icra üzerinde işlevsel hâkimiyet aranır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Bu yaklaşım, hesap veya ödeme aracının kullandırılması hâlinde fiil üzerinde birlikte hâkimiyet kurulduğu, bu sebeple yardım etme hükümlerinin uygulanamayacağı ve kişinin müşterek fail sıfatıyla sorumlu olacağı esasına dayanır. Uygulamadaki yansıması için izleyen notta anılan karara bakınız. Görüş, metinde belirtilen gerekçelerle tartışmaya açıktır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/saniklarin-diger-sanigin-istegi-uzerine-ucuncu-kisilere-ait-hesap-bilgileri-ile-banka-kartlarini-temin-etmesi-ve-hesaplara-yatan-paralari-cekerek-diger-saniga-vermesi-durumunda-saniklar-musterek-fail-olarak-cezalandirilirlar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 04.06.2024 tarih, 2021/16966 E., 2024/7470 K. Karar</span></a><span style="color:#999999">da, hesabını arkadaşına güvenerek kullandıran ve menfaat elde ettiği kanıtlanamayan sanığın suç kastıyla hareket ettiğine ilişkin mahkûmiyete yeter kesin delil bulunmadığı değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201736376-e-20189968-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 24.12.2018 tarih, 2017/36376 E., 2018/9968 K. Karar</span></a><span style="color:#999999">da, baştan beri diğer sanıklarla eylem birliği belirlenemeyen kişinin hesap numaralarını kullandırmak suretiyle yardım eden sıfatıyla cezalandırılması isabetli bulunmuştur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 24.06.2026 tarihli toplantı, s. 87–88. Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürü, fiilin “fer’î faillik” ve yardım etme niteliğinde olması gerekirken uygulamada asli maddi faillik kabul edildiğini; düzenlemenin ölçülülük amacıyla getirildiğini belirtmiştir. Aynı açıklamada dolandırıcılık suçlarının mağdur sayısınca oluşmaya devam edeceği ifade edilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.61/5: “Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.”</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.61. Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca birden fazla nitelikli hâlin gerçekleşmesi durumunda temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır; beşinci fıkrasındaki sıralama ise sonuç cezanın belirlenmesinde bağlayıcıdır. Takdiri indirim nedenleri de beşinci fıkranın son halkasında yer alır. Sekizinci fıkra uyarınca adli para cezası hesaplanırken artırma ve indirimler gün üzerinden yapılır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.158/3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.43. Birinci fıkra, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesini; ikinci fıkra ise aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesini kapsar. Tek bir iştirak fiiliyle birden fazla asıl suça katkı sunulması hâlinde fiil sayısının nasıl belirleneceği öğretide tartışmalıdır ve bu konuda yerleşik içtihat bulunmamaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> KANTARCI, Nurullah: “Banka Hesabının Kullandırılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçuna İştirak”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, 2025, s. 530–531. Yazar, tek hesap verme fiiliyle birden fazla suça katkı hâlinde şerikin fiil tekliğini esas alan görüşü savunmakta ve aynı neviden fikrî içtima sonucuna ulaşmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 24.06.2026 tarihli toplantı, s. 87–88. Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürü, fiilin “fer’î faillik” ve yardım etme niteliğinde olması gerekirken uygulamada asli maddi faillik kabul edildiğini; düzenlemenin ölçülülük amacıyla getirildiğini belirtmiştir. Aynı açıklamada dolandırıcılık suçlarının mağdur sayısınca oluşmaya devam edeceği ifade edilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.61/7. Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza otuz yıldan fazla olamaz. Sınır, her bir hüküm bakımından ayrı ayrı işler.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.168. Kovuşturmanın başlangıcı bakımından iddianamenin kabulü tarihi esas alınır (CMK m.175).</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> ŞİMŞEK, a.g.m. Yazar, hesabını kullandırdığı kabul edilen hükümlü bakımından m.158/4 ile m.168/2’nin birlikte uygulanması hâlinde sonuç cezanın uyarlama öncesindeki cezanın dörtte birine kadar inebileceğini belirtmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.158/1 ve son cümlesi. Basit dolandırıcılıkta ceza m.157 uyarınca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Kabul edilen 7589 sayılı Kanun metni, TCK m.158/1’deki temel ceza miktarlarını değiştirmemektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi 10.07.2025 tarih, 2024/98 E., 2025/149 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">yla CMK m.231/5–14 hükümlerini iptal etmiş ve yürürlük tarihini ertelemiştir. 7589 sayılı Kanunla anılan fıkralar yeniden düzenlenmiştir. Ayrıca bkz. TCK m.50 ve m.51.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Uygulamadaki bu eğilim ve uyarlama yargılamasına etkisi hakkında bkz. ŞİMŞEK, Bedirhan: </span><a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“12. Yargı Paketinde Dolandırıcılık ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarına İlişkin Düzenlemelerin İnfaz Gören Dosyalara Etkisi Bakımından Değerlendirme”</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber,</span></a><span style="color:#999999"> 19.07.2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/makul-surede-yargilanma-hakki-ceza-davasinda-makul-surenin-asilmasi-453470" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Recep Varol ve diğerleri, B. No: 2014/5985.</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. Anayasa m.141/3 ve CMK m.230.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> ŞEN, Ersan / KÖROĞLU, Anıl / AKSÜT, Ertekin:</span><a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> “12. Yargı Paketi Olarak Bilinen 7589 Sayılı Kanunun Bazı Hükümleri”</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber,</span></a><span style="color:#999999"> 18.07.2026. Yazarlar, Yargıtay ceza dairelerindeki dosyalar bakımından açık hüküm bulunmamasının boşluk oluşturmadığı; dosyanın bozma kararıyla ilk derece mahkemesine veya şartları oluştuğu durumda bölge adliye mahkemesine gönderileceği görüşündedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 24.06.2026 tarihli toplantı. Görüşmelerde, aynı kişi hakkında çok sayıda dosya ve yüksek zarar bulunması hâlinde tam ödemenin güçlüğü ile infazın durması sorunları gündeme getirilmiş; nihai hüküm taksit olanağı içermemiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> FATF, Cyber-Enabled Fraud: Digitalisation and Money Laundering, Terrorist Financing and Proliferation Financing Risks, Şubat 2026, s. 3–5; Europol, “Money Muling”, Public Awareness and Prevention Guide.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-hesap-ve-odeme-araci-kullandirmaya-ozgu-indirim-normu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teradhak.jpg" type="image/jpeg" length="34261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15 BAŞLIKTA 12. YARGI PAKETİ'NİN GETİRDİĞİ DEĞİŞİKLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/15-baslikta-12-yargi-paketinin-getirdigi-degisiklikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/15-baslikta-12-yargi-paketinin-getirdigi-degisiklikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilindiği üzere Türkiye’de Yargı Reformu süreci, 2019 yılı itibari ile gündeme getirilen Yargı Reformu Strateji Belgesi doğrultusunda ardı ardına gelen paketlerle hayat bulmuştur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>10. ve 11. Yargı Paketlerinin ardından kamuoyunda ‘ 12. Yargı Paketi ’ olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasallaşmış ve 7589 Sayılı Kanun numarasını almıştır.</p>

<p><strong>Nitekim 12. Yargı Paketi’nin getirdiği değişiklikleri, genel itibari aşağıda açıklandığı üzere 15 başlık altında toplamak mümkündür.</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması</strong></p>

<p>Böylelikle kısmi dava açan tarafa, alacağın tamamı için zamanaşımını kesme imkânı tanınmakta olup tahkikat aşamasının sonuna kadar artırım yapabilme imkânı sağlanmaktadır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Celseler Arasındaki Sürenin 3 ay ile Sınırlanması</strong></p>

<p>12. Yargı Paketi’nin getirdiği diğer bir değişiklik ise; celseler arası süredir. Buna göre; bilirkişi veya istinabe gibi zorunlu hallerde ilgili hâkim tarafından gerekçe gösterilerek uzatılabilme hali dışında celse arası süre 3 ayı geçemeyecektir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Mirasçıya Öncelik Hakkı</strong></p>

<p>Miras satışında ilk ihalenin sadece mirasçılara açık olması öngörülmektedir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Yasal Faizin Reeskont Faiz Oranına Bağlanması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme ile mevcut sabit oran yerine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası reeskont faizinin %80’ine endekslenmesi hüküm altına alınmıştır. Zira söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacaktır.</p>

<p><strong>5. </strong><strong>HAGB Kararı Verilmesi ve HAGB Kararlarına Karşı İstinaf Yoluna Gidilebilmesi Durumlarına İlişkin Yeni Düzenlemeler</strong></p>

<p>Buna göre, sanığa isnat edilen suç sebebiyle yapılan yargılama neticesinde hükmolunan ceza, <strong>2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek.</strong> (Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı olmak kaydıyla)</p>

<p><strong>Öte yandan, önceden kapalı olan HAGB kararlarına karşı istinaf yolu açılmakta; BAM kararları da temyize taşınabilmektedir. </strong></p>

<p>Ayrıca eziyet, işkence ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara ilişkin sanığa HAGB yasağı getirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p><strong>6. </strong><strong>Firari Sanığa İadeyi Muhakeme Hakkı</strong></p>

<p>Bu düzenleme ile şahsi fikrimce de yerinde görülen <strong>‘sorgusuz mahkûmiyet yasağı’</strong> getirilmekte, böylelikle firari sanık veya müdafii, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek Yargılamanın Yenilenmesini talep edebilmektedir.</p>

<p><strong>7. </strong><strong>IBAN Mağdurları</strong></p>

<p>Kanaatimizce 12. Yargı Paketi’nin Ceza Hukuku anlamında getirdiği en önemli yeniliklerden biri de önceki düzenlemeden farklı olarak <u>hesabını başkasına kullandırmak ile sınırlı iştirakte verilecek cezanın yarı oranında indirilmesi olup ayrıca yine geçmiş dosyalar için 6 ay içinde zararı gideren sanıklara da ‘ etkin pişmanlık’ hükümlerinden istifade hakkı getirilmiş bulunmaktadır.</u></p>

<p><strong>8. </strong><strong>Cumhuriyet Başsavcısı İtirazı</strong></p>

<p>Yargıtay’ın tüm Ceza Dairesi Kararlarını kapsayacak şekilde itiraz süresinin 1 aydan 3 aya çıkartılması öngörülmüş olup itirazın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na yapılması ve sanık lehine itirazda süre sınırının bulunmaması kararlaştırılmış bulunmaktadır.</p>

<p><strong>9. </strong><strong>E- Duruşma</strong></p>

<p>Ses ve görüntü nakli yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına karar verilenler hakkında, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma halleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>10. Vesayet Altındaki kişinin Taşınır Mallarının Satışı</strong></p>

<p>Yeni düzenleme ile <strong>vesayet altındaki kişinin</strong> <strong>menfaatine olmak kaydıyla </strong>değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat gereğince, UYAP’a entegre elektronik satış portalında açık artırma ile satışa sunulabilecektir.</p>

<p><strong>11. Genetik İnceleme Sonuçlarının Gizliliği’nin İçeren Hükümlerde Değişiklik</strong></p>

<p>Sisteme kaydedilip delil olarak saklanan bilgiler, KYOK kararı, KYOK kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, Ceza Verilmesine Yer Olmadığı veya Beraat Kararlarının verilip kesinleşmesi halinde derhal diğer hallerde ise mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıllık sürenin geçmesi ile Cumhuriyet Savcısının huzurunda yok edilecek ve bu eylem de tutanağa geçirilmek suretiyle kayıt altına alınacaktır.</p>

<p><strong>12. Destekten Yoksunluğa İlişkin Yeni Düzenleme </strong></p>

<p>Bu konuda getirilen düzenleme; düzenleme tarihinden sonra meydana gelecek olan haksız fiilleri kapsamakta olup bu düzenleme ile kazancın bilindiği döneme haksız fiil tarihinden, bilinmediği döneme ilişkin olarak ise karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi hüküm altına alınmış bulunmaktadır.</p>

<p><strong>13. Noterlik Evrak İletimi </strong></p>

<p>12. Yargı Paketi ile getirilen yeni düzenleme ile mahkeme veya savcılıkların talep ettikleri noter evraklarının elektronik ortamda güvenli imza ile iletilebilmesi ve bu evraklar için de harç, vergi ve değerli kâğıt ücreti alınmaması hükme bağlanmış bulunmaktadır.</p>

<p><strong>14. Bilirkişi İncelemesi Hususunda Getirilen Değişiklikler</strong></p>

<p>Getirilen yeni düzenleme ile hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenebilecek hususlarda bilirkişiye başvuran hâkime uyarı cezası verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme kanaatimizce de yargılamanın sürat ve ekonomisi ilkeleri açısından faydalı olabilecek bir yeniliktir.</p>

<p><strong>15. Davaların birleştirilmesi Hükmü</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davaların birleştirilmesi" başlıklı hükmünde yapılan değişikliğe göre, ilk davanın açıldığı mahkeme, birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlı olacaktır.</p>

<p><strong>Netice itibariyle </strong>12. Yargı Paketi’nin yargılama pratiği açısından en etkili olabilecek hükümleri; IBAN Mağdurlarının ceza indirimi, Celseler arası 3 ay sınırı, hakimin bilirkişiye müracaatı konusunda uyarma yaptırımı, belirsiz alacak davasının kaldırılması, HAGB’ye istinaf hakkı, miras taşınmazı satışında mirasçıya öncelik hakkı, firari sanığa yargılamanın yenilenmesi hakkı ve kanuni faizin reeskont faizine endekslenmesi şeklinde karşımıza çıkmakta olup hukuki durumunuzun belirlenmesi için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/serhat-metin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Serhat METİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/15-baslikta-12-yargi-paketinin-getirdigi-degisiklikler</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="69886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hatay-mustafa-kemal-universitesi-deneysel-arastirmalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hatay-mustafa-kemal-universitesi-deneysel-arastirmalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 27 Temmuz 2026 Tarihli ve 33322 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hatay Mustafa Kemal Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>HATAY MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ DENEYSEL ARAŞTIRMALAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, bu organların görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Üniversite (HMKÜ): Hatay Mustafa Kemal Üniversitesini,</p>

<p>d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; deney hayvanları üzerinde yürütülecek tüm araştırma ve uygulamaların, etik kurallara uygun olarak hayvan refahı ve hayvan haklarına riayet edilmesini sağlamak için gerekli altyapıyı kurmak, geliştirmek ve işletmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Bilimsel içerikli hayvan deneyi araştırmalarına destek sağlayacak her türlü altyapıyı oluşturmak ve işletmek.</p>

<p>b) Laboratuvar hayvanlarının uluslararası standartlarda yetiştirilmesi, bakımı ve beslenmesi için uygun ortamı sağlamak.</p>

<p>c) Araştırma ve uygulamalar için yerli ve yabancı bilimsel kuruluşlar ile iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında deney hayvanları üzerinde araştırma ve uygulama yapacak öğretim elemanlarına destek sağlamak, bu amaçla kurs ve seminerler düzenlemek.</p>

<p>d) Deneysel araştırmalar ve laboratuvar hayvanı bakım ve yetiştiriciliği ile ilgili her türlü kaynak ve yayınları içeren bir kitaplık kurulmasını sağlamak; kitap yayımlamak, ilgili kaynak eserleri temin etmek.</p>

<p>e) Üniversitenin Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu ile iş birliği içinde çalışmak ve gerektiğinde Merkezde yapılacak çalışmaları birlikte denetlemek.</p>

<p>f) Hayvan deneyi çalışmalarına konu olan hayvanları yetiştirmek ve temin etmek.</p>

<p>g) Deney hayvanları üzerinde ilk kez araştırma ve uygulama yapacak öğretim elemanlarının eğitimine olanak sağlamak.</p>

<p>ğ) Bu alanda, diğer uygulama ve araştırma merkezleri ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekalet süresinin altı ayı aşması durumunda görevi sona erer ve yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresinin sona ermesi durumunda müdür yardımcısının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(3) Müdür yardımcısı, Müdürün kendisine vereceği görevleri yapar.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık etmek; merkezin idari işlerini yürütmek, genel gözetim ve koordinasyonu sağlamak, eğitim, araştırma ve uygulama faaliyetleri hakkında hazırlayacağı yıllık raporu ilgili makama sunmak.</p>

<p>b) Üniversitenin Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu ile koordinasyonu sağlamak ve araştırmacıların çalışma taleplerinden ve merkez olanaklarından adil şekilde yararlanmasını temin etmek.</p>

<p>c) Projelerin izin verilen prosedüre uygun yürütülmesini sağlamak ve prosedürlere uyulmaması durumunda gerekli önlemleri alarak söz konusu durumu ilgili makamlara bildirmek.</p>

<p>ç) Merkez personelinin görev dağılımını yapmak, işin eğitim ve performans takibini sağlama ve personelin düzenlemelere uygun çalışmasını temin etmek.</p>

<p>d) Merkezin kaynak kullanımını planlamak ve harcamaların gerekliliğini denetlemek; iş sağlığı ve güvenliği ile mevzuat ve etik kuralların uygulanmasını takip etmek, iç ve dış denetimlerde gerekli belge ve raporları sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili alanlarda çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam en fazla yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine salt çoğunluk ile toplanır ve kararlarını toplantıya katılanların oy çokluğu ile alır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantılarında alınan kararlar ve tavsiyeleri içeren rapor gerektiğinde Rektörün ve ilgili birimlerin bilgisine sunulur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Bu Yönetmeliğe ve kuruluş amacına göre Merkezin genel çalışma düzenini tespit etmek ve ilgili diğer yönetim konularında karar verip girişimlerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin kuruluş amaçlarının gerçekleştirilmesi ve uygulanmasında Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p>c) Merkezde yürütülen deneysel araştırmaları denetlemek ve bu konuda Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu ile iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) Merkezde üretilen deney hayvanları ve hayvan bakım-besleme ücretlerinin değişen şartlara göre düzenlenmesine ilişkin ilgili mevzuatla verilen görevleri yürütmek.</p>

<p>d) Her takvim yılının bitimini izleyen iki ay içinde merkezin faaliyet, yatırım, gelir ve harcamalarına ilişkin bir rapor hazırlayarak Müdürün onayı ile Rektöre sunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) 16/3/2012 tarihli ve 28235 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mustafa Kemal Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hatay-mustafa-kemal-universitesi-deneysel-arastirmalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="22207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/36376 E., 2018/9968 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201736376-e-20189968-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201736376-e-20189968-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 24.12.2018 tarihli, 2017/36376 E., 2018/9968 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/36376 E., 2018/9968 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : TCK'nın 157/1, 39/c, 52, 53, 5275 sayılı yasanın 106/3. maddeleri uyarınca mahkumiyet</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan, sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;<br />
Temyize gelmeyen sanık.... ’ın adına kayıtlı araç ile yanında dayısı olarak tanıttığı .... isimli şahısla birlikte katılanın yanına gittiği, katılanın oğlunun asker arkadaşının abisi Sebahattin Ulaş olarak tanıttığı, bu süre içerisinde dayısının.... de yaşadığını ve kendisini görmek için gideceğini söylediği, 2 gün kaldıktan sonra ayrıldığı, katılanı 4-5 gün sonra arayarak .... 'de bulunan dayısına iki adet araç verildiğini bu araçlardan bir tanesini oğlu .... adına Türkiye'ye getirebileceklerini, aracın bedeli konusunda daha sonra anlaşabileceklerini söylediği katılanın da bu teklifi kabul ettiği, yaklaşık bir hafta sonrasında katılanı yeniden telefonla aradığı, otomobil ile gümrüğe geldiklerini ancak gümrükte işlemleri yapamadıklarını,.... ye yardım vergisi vermeleri gerektiğini bunun için oğlu .... in kimlik bilgileri ile 50.000 TL paraya ihtiyacı olduğunu söylediği, sanık .... 'in bu telefon konuşmasından bir gün sonrasında yine.... plakalı araçla köye geldiği ve katılandan 50.000 TL nakit para ile oğlu .... 'in kimlik bilgilerini alarak ayrıldığı, 3 gün sonrasında kendisini avukat ... olarak tanıtarak katılanı yeniden telefonla aradığı, oğluna getirilen araç üzerine bloke konulduğunu bu nedenle 30.000 TL paraya daha ihtiyaç olduğunu söylediği, 4-5 gün sonrasında sanık İzzet'in yine katılanın ikamet ettiği köye geldiği, masraflarının da olacağını söyleyerek 40.000 TL para istediği, katılanın da istemiş olduğu parayı nakit olarak verdiği, takip eden tarihlerde sanık.... ile arkadaşı olan temyize gelmeyen sanık.... in telefonlarla arayarak araç için harç ve masraflar olduğunu beyan ederek paralar istedikleri, bu paraları ise sanık ... ile temyize gelmeyen sanık ... .... adına açılmış banka hesaplarına göndermesini söyledikleri, katılanın bildirilen banka hesaplarından sanık ...'in hesabına değişik tarihlerde 1.300 TL, 2.800 TL, 2.000 TL ve 7.000 TL olmak üzere 4 ayrı işlem ile toplam 13.100 TL, sanık ....... ın banka hesabına ise 600 TL ve 1.800 TL olmak üzere toplam 2.400 TL para yatırdığı, sanıklar Özgür Tulay ve ...'in banka hesaplarından çekmiş oldukları paraların bir kısmını sanık Muaz Erz'e elden verdikleri, bir kısmını ise posta havalesi ile gönderdikleri, bu şekilde sanığın temyize gelmeyen sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde katılanı 103.000.TL dolandırdıklarının iddia edildiği olayda; bozma üzerine taraflar arasında uzlaştırma sağlanamadığından, dosya kapsamında toplanan delillere göre baştan beri sanıklar İzzet ve Muaz ile eylem birliği içinde hareket ettiği belirlenemeyen sanık ...'in hesap numaralarını kullandırmak suretiyle yardım eden sıfatıyla cezalandırılmasına ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Bozma üzerine yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;</p>

<p>1-)Sanık müdafiinin, lehe hükümlerin uygulanması talebi ile ilgili olarak 5237 sayılı TCK'nın 62, 51. ve CMK'nın 231/5. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi,</p>

<p>2-)Sanığa verilen gün para cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında, uygulama madesinin gösterilmemesi ve TCK'nın 39. maddesiyle yapılan uygulama sırasında uygulama maddesinin "39/2-c" yerine "39/c" olarak yazılması,</p>

<p>3-)Sanığa verilen adli para cezasının ödenmemesi durumunda infaza ilişkin olduğu halde 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi gereği, ödenmeyen kısmın hapis cezasına çevrilip bir günü 2 saatten olmak üzere kamuya yararlı işte çalışmasına karar verileceğinin ihtarına karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201736376-e-20189968-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="27481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GİZLİ SES KAYDI, DELİL ELDE ETME AMACI VE KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gizli-ses-kaydi-delil-elde-etme-amaci-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gizli-ses-kaydi-delil-elde-etme-amaci-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi’nin Genel Kurul tarafından verilen <a href="https://www.hukukihaber.net/aleni-olmayan-bir-konusmanin-hukuka-aykiri-sekilde-kayit-altina-alinmasi-nedeniyle-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakkinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow"><strong>Alper Erarslan Başvurusu (B. No: 2018/16857, 29/9/2022) </strong>kararı,</a> gizlice alınan ses kayıtlarının hukuki niteliği, kişisel verilerin korunması hakkı, özel hayatın gizliliği ve “delil elde etme amacıyla kayıt” savunmasının sınırları bakımından son derece önemli anayasal tespitler içermektedir.</p>

<p>Karar, özellikle uygulamada sıkça karşılaşılan “delil elde etmek amacıyla ses kaydı alma” savunmasının sınırsız bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, soruşturma makamlarının yalnızca Yargıtay içtihatlarına genel atıf yapmakla yetinemeyeceğini; somut olayın özellikleri çerçevesinde kişisel verilerin korunması hakkı ile delil elde etme amacı arasında adil denge kurulması gerektiğini açık biçimde vurgulamıştır.</p>

<p><strong>I. Olayın Özeti ve Başvurunun Konusu</strong></p>

<p>Başvurucu, aleni olmayan bir ortamda yaptığı konuşmanın rızası dışında gizlice kaydedildiğini ve bu kaydın bir ceza soruşturmasında delil olarak kullanıldığını ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Cumhuriyet Başsavcılığı ise ses kaydını alan kişinin “delil sunma saikiyle hareket ettiği” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliği de itirazı reddetmiştir.</p>

<p>Başvurucu, bireysel başvurusunda;</p>

<p>*Ses kaydının planlı şekilde alındığını,</p>

<p>*Gerekli teknik incelemelerin yapılmadığını,</p>

<p>*Montaj ve kesinti ihtimalinin araştırılmadığını,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>*İlgili kişilerin ifadelerinin alınmadığını,</p>

<p>*Kişisel verilerinin korunmadığını</p>

<p>ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>II. Gizli Ses Kaydı ve TCK’daki Düzenleme</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun 133.maddesinde “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması”,134.maddesinde ise “özel hayatın gizliliğini ihlal” suç olarak düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Uygulamada özellikle şu tartışma önem taşımaktadır</strong>: Bir konuşmanın tarafı olan kişi, karşı tarafın rızası olmaksızın yaptığı kaydı hangi şartlarda hukuka uygun şekilde kullanabilir?</p>

<p>İşte Yargıtay kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmesi tam da bu noktada önem kazanmaktadır.</p>

<p><strong>III. Yargıtay’ın Yaklaşımı: Delil Elde Etme Amacı Her Durumda Hukuka Uygunluk Sağlar mı?</strong></p>

<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uzun yıllardır bazı kararlarında, belirli koşullar altında gizli kayıtların hukuka uygun kabul edilebileceğini belirtmektedir.</p>

<p>Kararlarda; özellikle hakaret, tehdit, şantaj, cinsel saldırı, iftira gibi suçların başka türlü ispatının mümkün olmadığı ani gelişen durumlarda, kişinin delili koruma amacıyla kayıt alabileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararında vurgulanan Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27/4/2015 tarihli 2014/23371 esas, 2015/6859 karar, 7/6/2017 tarihli 2016/4795 esas, 2017/4840 karar, 24/3/2021 tarihli 2019/8984 esas, 2021/3089 karar sayılı kararında belirli şartlarda delil elde etme saikiyle yapılan kayıtların suç oluşturmayabileceğini ifade etmiştir.</p>

<p>Ancak Yargıtay içtihatlarında dahi bu yaklaşımın mutlak olmadığı görülmektedir.</p>

<p>Özellikle;</p>

<p>*Başka türlü delil elde etme imkânının bulunmaması,</p>

<p>*Ani gelişen bir durumun mevcut olması,</p>

<p>*Kaydın üçüncü kişilerle paylaşılmaması,</p>

<p>*Ölçülülük ilkesine uygun hareket edilmesi,</p>

<p>gibi kriterler önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. Anayasa Mahkemesi’nin Eleştirisi: Soyut Atıf Yeterli Değildir</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, somut olayda soruşturma makamlarının yalnızca Yargıtay kararlarına genel atıf yapmakla yetinmesini yeterli görmemiştir.</p>

<p>Mahkemeye göre;</p>

<p>*Başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin ağırlığı,</p>

<p>*Ses kaydının hangi koşullarda elde edildiği,</p>

<p>*Gerçekten zorunlu olup olmadığı,</p>

<p>*Daha hafif yöntemlerle aynı sonucun elde edilip edilemeyeceği,</p>

<p>*Kişisel verilerin korunması hakkına verilen zararın boyutu,</p>

<p>somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmeliydi.</p>

<p>Kararda özellikle şu tespit dikkat çekmektedir:</p>

<p><strong>“Delil elde etme amacına kesin şekilde üstünlük veren bu türden bir yaklaşımın kategorik olarak böylesi saldırıların hukuk karşısında himaye edilmesine neden olacağı ve anayasal düzeyde teminat altında olan kişisel verileri ve özel hayat alanını korumasız bırakacağı değerlendirilmektedir.”</strong></p>

<p>Bu değerlendirme, uygulamada sıklıkla ileri sürülen “delil için kayıt aldım” savunmasının artık otomatik bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemeyeceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>V. Anayasa Mahkemesi İhlal Kararı Ne Anlama Gelmektedir?</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, somut olayda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>Bu ihlal kararı birkaç açıdan önem taşımaktadır:</p>

<p><strong>1. “Delil Elde Etme” Gerekçesi Sınırsız Değildir</strong></p>

<p>Mahkeme, delil elde etme amacıyla yapılan her kaydın otomatik biçimde hukuka uygun kabul edilemeyeceğini ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>2. Savcılık ve Mahkemeler Somut Gerekçe Oluşturmak Zorundadır</strong></p>

<p>Soruşturma makamları artık yalnızca genel Yargıtay kararlarına atıf yaparak dosyayı kapatamayacaktır.</p>

<p>Somut olay bakımından; zorunluluk, ölçülülük, kişisel verilerin korunması, alternatif delil imkânları ayrıntılı biçimde tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>3. Gizli Ses Kaydı Her Zaman Hukuka Uygun Delil Sayılmaz</strong></p>

<p>Özellikle planlı şekilde gerçekleştirilen kayıtlar bakımından daha sıkı anayasal denetim gerekeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>4. Yeniden Soruşturma Yolu Açılmıştır</strong></p>

<p>Mahkeme, ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden soruşturma yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Bu durum, bireysel başvurunun yalnızca teorik bir tespit mekanizması olmadığını, somut soruşturma süreçlerini etkileyebilen anayasal bir denetim yolu olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>VI. Kararın Ceza Yargılamasına Muhtemel Etkileri</strong></p>

<p><strong>Bu kararın; </strong>Hukuka aykırı delil tartışmalarında,</p>

<p>*Gizli ses kaydı dosyalarında,</p>

<p>*Özel hayatın gizliliği suçlarında,</p>

<p>*Kişisel veri ihlallerinde,</p>

<p>*Ceza soruşturmalarında delil değerlendirmesinde,</p>

<p>önemli etkiler doğurması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>Bundan sonraki süreçte mahkemelerin;</strong></p>

<p>*“Başka türlü ispat imkânı var mıydı?”,</p>

<p>*“Ölçülülük ilkesi gözetildi mi?”,</p>

<p>*“Kişisel veriler gereksiz şekilde ihlal edildi mi?”,</p>

<p>*“Kayıt planlı şekilde mi yapıldı?”</p>

<p>sorularına daha ayrıntılı cevap vermesi gerekecektir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aleni-olmayan-bir-konusmanin-hukuka-aykiri-sekilde-kayit-altina-alinmasi-nedeniyle-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakkinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin Alper Erarslan kararı,</a> Türk hukukunda gizli ses kayıtlarına ilişkin tartışmalarda önemli bir anayasal çerçeve ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>Karar, delil elde etme amacıyla hareket edildiği gerekçesiyle kişisel verilerin ve özel hayatın sınırsız biçimde ihlal edilmesine anayasal koruma sağlanamayacağını açık biçimde göstermektedir.</strong></p>

<p>Hukuk devletinde suçla mücadele amacı meşru olmakla birlikte, bu mücadelenin anayasal güvenceleri ortadan kaldıracak ölçüde geniş yorumlanması mümkün değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gizli-ses-kaydi-delil-elde-etme-amaci-ve-kisisel-verilerin-korunmasi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/anayasa4f.jpg" type="image/jpeg" length="50909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kastamonu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kastamonu-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kastamonu-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kastamonu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliği, 26 Temmuz 2026 Tarihli ve 33321 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kastamonu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Kastamonu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Kastamonu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik takvim: Her yıl Senato tarafından belirlenen lisansüstü eğitim-öğretim döneminde yarıyıl başlama/bitiş, ders, sınav ve benzeri tarihlerinin belirtildiği takvimi,</p>

<p>b) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>c) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>ç) Bilimsel hazırlık programı: Lisansüstü programlara kabul edilen öğrencilerin akademik eksiklerini gidermek amacıyla en çok iki yarıyıl süren ve eğitim süresinden sayılmayan tamamlama eğitimini,</p>

<p>d) DUS: Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>e) Enstitü: Kastamonu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünü,</p>

<p>f) Enstitü ana bilim/ana sanat dalı (EABD/EASD): 3/3/1983 tarihli ve 17976 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisans Üstü Eğitim Öğretim Enstitülerinin Teşkilât ve İşleyiş Yönetmeliğinin 5 inci maddesinde tanımlanan ve Enstitüde lisansüstü eğitim-öğretim programı bulunan akademik birimleri,</p>

<p>g) Enstitü Kurulu (EK): Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ile Enstitüde programları bulunan ana bilim/ana sanat dalı başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>ğ) Enstitü Yönetim Kurulu (EYK): Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ile Müdürün göstereceği altı aday arasından seçilecek üç öğretim üyesinden oluşan kurulu,</p>

<p>h) EUS: Eczacılıkta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>ı) Kredi: Bir lisansüstü dersin ulusal kredi değerini,</p>

<p>i) ÖBS: Öğrenci Bilgi Sistemini,</p>

<p>j) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>k) Rektör: Kastamonu Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>l) Senato: Kastamonu Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>m) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>n) Üniversite: Kastamonu Üniversitesini,</p>

<p>o) Yabancı dil sınavı: Yükseköğretim kurumları veya ÖSYM tarafından yapılan ve eşdeğerliği YÖK tarafından kabul edilen sınavları,</p>

<p>ö) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlara İlişkin Genel Esaslar</p>

<p><strong>Program, yeni ders teklifleri ve derslerin açılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Enstitü bünyesinde lisansüstü programlar; EABD/EASD’nin teklifi, EK’nin görüşü, Senato kararı ve YÖK onayı ile açılır.</p>

<p>(2) Uzaktan öğretim programlarının açılabileceği alanlar ve programlara ilişkin esaslar YÖK tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Yeni ders teklifleri ile öğretim planlarının hazırlanması ve güncellenmesi EABD/EASD’nin teklifi, EYK’nin kararı ve Senatonun onayıyla kesinleşir.</p>

<p>(4) Bir yarıyılda hangi derslerin açılacağı ve açılması planlanan derslerin doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu hangi öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar tarafından verileceği EABD/EASD’nin teklifi ve EYK’nin onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(5) Lisansüstü programlarda aynı isim veya içerikle ders açılamaz.</p>

<p>(6) Lisansüstü öğretim planları, lisansüstü programlardan mezun olunabilmesi için alınması gereken zorunlu ve seçmeli dersler ile bu derslerin açılması, yürütülmesi ve dersleri verecek öğretim üyelerinin belirlenmesine ilişkin diğer esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Öğretim dili ve yabancı dil hazırlık programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Öğretim dili lisansüstü programın dilidir. İhtiyaç duyulduğu takdirde, EK’nin teklifi, Senatonun kararı ve YÖK onayı ile yabancı dilde lisansüstü programlar açılabilir veya dersler yabancı dilde yürütülebilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü eğitim programlarında isteğe bağlı yabancı dil hazırlık sınıfı açılabilir.</p>

<p>(3) Ders, uygulama ve sınavların yabancı dilde yapılabilmesi için ilgili öğretim üyesinin, 23/3/2016 tarihli ve 29662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Öğretimi ve Yabancı Dille Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara İlişkin Yönetmelikte belirtilen şartlara sahip olması gerekir.</p>

<p><strong>Programların kontenjanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Lisansüstü programların kontenjanları, YÖK tarafından belirlenen lisansüstü programlarda görev alabilecek öğretim üyesi sayısı ve mevcut öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı dikkate alınarak tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programları için öğretim üyesi başına düşen tez danışmanlığı en fazla 14, tezsiz yüksek lisans programları için ise tezli yüksek lisans ve doktora programları hariç en fazla 16 öğrenci düşecek şekilde belirlenir. Ancak, YÖK ile yapılan protokol dâhilinde ve üniversite-sanayi iş birliği çerçevesinde yürütülen lisansüstü programlar için bu kontenjan %50’ye kadar artırılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlar için kontenjan ve başvuru şartları EABD/EASD’nin teklifi, EYK’nin kararı ve Senatonun onayı ile belirlenerek Enstitünün kurumsal internet sayfasında ilan edilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara öğrenci kabulü için başvuru, adaylarda aranacak şartlar ve değerlendirme sürecine ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans programlarına başvuru ve öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların lisans diplomasına sahip olmaları ve başvurdukları programın puan türünde 55 puandan az olmamak kaydıyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak;</p>

<p>a) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının EABD/EASD’ye öğrenci kabulünde,</p>

<p>b) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında,</p>

<p>ALES şartı aranmaz.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranmayabilir ancak, ALES puanı istenildiği takdirde taban puan Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Mezun durumda olan/olabilecek adayların başvurularına ilişkin esaslar, ALES puanının % 50’den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı ve lisansüstü eğitim-öğretime öğrenci kabulüne dair diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programına öğrenci kabulünde ALES puanı ve lisans not ortalaması esas alınabileceği gibi ALES puanı ve lisans not ortalamasının yanı sıra yazılı olarak yapılacak bilimsel değerlendirme ve/veya mülakat sonucu da değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p>(5) Birinci fıkranın (b) bendi kapsamındaki adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>a) Senato tarafından mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>b) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>(6) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının EABD/EASD’deki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri ''yaygın gelişimsel bozukluk'' (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p>(7) Bütünleşik yüksek lisans programlarına başvuran adayların 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir lisans not ortalamasına sahip olmaları, lisans öğrenimlerinin en erken yedinci yarıyılında bulunmaları, başvuru yaptıkları yarıyıla kadar aldıkları tüm derslerden başarılı olmaları, ilgili programa müracaat ettiği dönemdeki aldığı ALES puanı ve yabancı dil koşullarını sağlaması zorunludur.</p>

<p><strong>Doktora programlarına başvuru ve öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Doktora programına başvurabilmek için adayların;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve başvurdukları programın puan türünde 55 puandan az olmamak şartıyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak, doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Senato tarafından mezun olunan lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın 55’ten az 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir. Bu adaylar daha önceden aldıkları puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir. İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>3) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>b) Tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Doktora programına öğrenci kabulünde, ALES puanı ile birlikte yazılı olarak yapılacak bilimsel değerlendirme sınavı ve/veya mülakat sonucu esas alınır. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru koşulları ve öğrenci kabulüne dair diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Hazırlık sınıfları hariç, on yarıyıl süreli lisans eğitimi alanlar yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(3) ALES puanının % 50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Yalnız ALES puanı ile de öğrenci kabul edilebilir. ALES'e eşdeğer kabul edilen ve YÖK tarafından ilan edilen eşdeğer puanlar, Senato kararı ile yükseltilebilir.</p>

<p>(4) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının EABD/EASD’ye öğrenci kabulünde ALES puanı aranmaz. Ancak Senato kararı ile ALES puanı aranabilir. ALES puanı istenildiği takdirde taban puan Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Doktora programına öğrenci kabulünde anadilleri dışında YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir.</p>

<p>(6) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavından alınmış temel tıp puanına veya ALES’in sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları; tıp fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına (diş hekimliği ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine) ve ALES’in sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavında temel tıp bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; klinik tıp bilimleri testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir. Doktora programlarına öğrenci kabulünde, temel tıp puanı veya ALES puanı yanı sıra gerekirse, lisans ve/veya yüksek lisans not ortalaması, bilimsel değerlendirme ve/veya mülakat sonucu da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru için adayların sağlaması gereken diğer belgeler (referans mektubu, neden doktora yapmak istediğini belirten kompozisyon, uluslararası standart sınavlar ve benzeri) Senato tarafından belirlenir. Ancak temel tıp bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir. Temel tıp puanının veya ALES puanının %50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Yalnız temel tıp puanı veya ALES puanı ile de öğrenci kabul edilebilir.</p>

<p>(7) Bütünleşik doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 80’den az olmamak şartıyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(8) YÖK tarafından belirlenen öncelikli alanlardaki doktora programlarına öğrenci alım usul ve esasları ilgili mevzuat çerçevesinde yapılır.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik programlarına başvuru ve öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Sanatta yeterlik programına başvurabilmek için adayların lisans veya yüksek lisans diplomasına sahip olmaları, güzel sanatlar fakülteleri ve konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eşdeğer programlarından mezun olanların haricinde yüksek lisans derecesiyle başvuran adayların ALES sözel puan türünde 55 puandan, lisans derecesiyle başvuran adayların ise ALES sözel puan türünde en az 80 puandan az olmamak şartıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, ALES puanı, yüksek lisans not ortalaması ile mülakat/yetenek sınavı/portfolyo incelemesi sonucu da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru koşulları ve öğrenci kabulüne dair diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir. Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının EABD/EASD’deki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri “yaygın gelişimsel bozukluk” (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p>(4) ALES puanının %50’den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Yalnız ALES puanı ile de öğrenci kabul edilebilir. ALES’e eşdeğer kabul edilen ve YÖK tarafından ilan edilen eşdeğer puanlar, Senato kararları ile yükseltilebilir. Ancak, güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvarlara ilişkin EABD/EASD’ye öğrenci kabulünde birinci fıkra hükümleri uygulanır.</p>

<p>(5) Bütünleşik sanatta yeterlik programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması ve başvurduğu programın puan türünde 80’den az olmamak şartıyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına başvuru ve öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına kabul edilen öğrencilerden lisans veya yüksek lisans derecesini kabul edildikleri programdan farklı alanlarda almış olanlar ile söz konusu derecelerini kabul edildikleri yükseköğretim kurumu dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan adaylar bilimsel hazırlık programına tabi tutulur.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programında alınması gereken zorunlu dersler ilgili lisansüstü programını tamamlamak için gerekli görülen derslerin yerine sayılamaz. Bu dersler mezuniyet belgesinde yer alır ancak, lisansüstü ağırlıklı genel not ortalamasına dâhil edilmez.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en çok iki yarıyıldır. Yaz öğretimi bu süreye dâhil edilmez. Bu süre dönem izinleri dışında uzatılamaz. Süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Bilimsel hazırlık programında geçirilen süre yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik programı sürelerine dâhil edilmez.</p>

<p>(5) Bilimsel hazırlık programı öğrencilerinin ders kaydı, devam durumu, sınavlar, derslerden başarılı sayılma şartları ve ders tekrarı gibi hususlarda kayıtlı bulundukları lisansüstü program için belirlenen şartlar geçerlidir.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bir yüksek lisans, doktora/sanatta yeterlik programına kayıtlı öğrenciler diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere özel öğrenci olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(2) Özel öğrenci kabulüne ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yatay geçişle öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Enstitü içindeki başka bir EABD/EASD veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılı tamamlamış olan başarılı öğrenci, eşdeğer diploma programına yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir. Yatay geçiş yoluyla kabul edilme koşulları Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Uluslararası öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Uluslararası öğrencilerin kabulüne ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Kayıt ve dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Lisansüstü programlara kayıt hakkı kazanan adaylar ile öğrenimlerine devam eden öğrencilerin kayıt ve kayıt yenileme, kredi aktarma ve ders muafiyetleri ile farklı yükseköğretim kurumlarından ders alma durumlarına ilişkin işlemler akademik takvimde belirlenen süre içinde Senatonun belirlediği esaslara göre yürütülür.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programları hariç olmak üzere öğrenciler aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptıramaz.</p>

<p><strong>Kayıt silme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Lisansüstü programlarda öğrenim gören öğrencilerin kayıtları;</p>

<p>a) Öğrencinin kaydını sildirmek istediğini yazılı olarak beyan etmesi,</p>

<p>b) Öğrencinin ilgili mevzuat hükümlerine göre yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almış olması,</p>

<p>c) Kayıtlı olduğu programdan yatay geçiş yoluyla ayrılması,</p>

<p>ç) Bu Yönetmelikte belirtilen süreler içinde ilgili programın tamamlanamaması veya belirlenen şartların sağlanamaması,</p>

<p>halinde silinir.</p>

<p>(2) Kaydı silinen öğrencilerin ödemiş oldukları katkı payı veya öğrenim ücretleri iade edilmez.</p>

<p>(3) Kaydı silinen öğrencinin durumu ilgili birimlere ve kurumlara bildirilir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Lisansüstü programlarda kayıt dondurmaya yönelik esaslar ilgili mevzuat hükümleri ve YÖK kararları çerçevesinde Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Katkı payı/öğrenim ücreti</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Lisansüstü programlara kayıtlı olup katkı payı/öğrenim ücretini ödemekle yükümlü öğrenciler güz ve bahar yarıyılları başında akademik takvimde belirtilen tarihlerde ilgili mevzuat hükümlerine göre ücretlerini ödemekle yükümlüdür. Süresi içinde katkı payını/öğrenim ücretini ödemeyen ve mazeretleri EYK tarafından kabul edilmeyen öğrenciler, ilgili yarıyıl için kayıt yaptıramaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz.</p>

<p>(2) İkinci öğretim/uzaktan öğretim tezsiz yüksek lisans programları ücretli, birinci öğretim tezsiz yüksek lisans programları ise ücretli veya ücretsiz olarak açılabilir. Ücretli programa kayıt yaptıran öğrencilerden alınacak öğrenim ücreti ilgili yıla ait Cumhurbaşkanı kararı çerçevesinde EYK’nin teklifi ve Üniversite Yönetim Kurulunun onayı ile belirlenir.</p>

<p><strong>Disiplin işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Seminer ve dönem projesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Lisansüstü programlarda öğrenim gören öğrencilerin seminer ve dönem projesi uygulamalarına ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Araştırma ve etik kurul izni </strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Lisansüstü programlarda öğrenim gören öğrencilerin araştırma ve etik kurul izinlerine ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Ölçme-değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Öğrencilerin lisansüstü programlara devam durumu, girecekleri sınav türleri, sınavlardan başarılı sayılma şartları, ders tekrarları, sınav notlarına itiraz ve sınav sonuçlarının düzeltilmesi ile ilgili hususlar Senatonun belirlediği esaslara göre yürütülür.</p>

<p>(2) Enstitüde uygulanan puan, harf notu ve katsayı sistemi aşağıda belirtilmiştir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p><u>Puan</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p><u>Harf Notu</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p><u>Katsayı</u></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>90-100</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>AA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>4.00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>85-89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>BA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>3.50</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>80-84</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>BB</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>3.00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>75-79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>CB</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>2.50</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>65-74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>CC</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>2.00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>64 ve altı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>FF</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>0.00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>0.00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>D</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>0.00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p>0.00</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>GR</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>0.00</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>G</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="102">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p>K</p>
   </td>
   <td valign="top" width="85">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>(3) Harf notlarının açıklaması aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Yüksek lisans programlarında seminer, tez, uzmanlık alan ve dönem projesi dışındaki derslerden AA, BA, BB, CB ve CC notlarından birini alan öğrenci ilgili dersten başarılı sayılır. Bu notlar dışındaki FF, D ve GR notları ise öğrencinin derslerden başarısız olduğunu belirtir.</p>

<p>b) Doktora/sanatta yeterlik programlarında seminer, yeterlik, tez önerisi, tez ve uzmanlık alan dışındaki derslerden AA, BA, BB ve CB notlarından birini alan öğrenci o dersten başarılı olmuş sayılır. Bu notlar dışındaki CC, FF, D ve GR notları ise öğrencinin derslerden başarısız olduğunu belirtir.</p>

<p>c) D (Devamsız): Derse devam yükümlülüklerini yerine getiremediği için sınava girme hakkını elde edemeyen öğrencilere verilir. D notu not ortalaması hesaplarında FF notu olarak değerlendirilir.</p>

<p>ç) GR (Sınava Girmedi): Sınava girmeyen öğrencilere verilir. GR notu, not ortalaması hesaplarında FF notu olarak değerlendirilir.</p>

<p>d) G (Geçti): Seminer, tez, uzmanlık alanı derslerini başarıyla tamamlayan, yeterlik sınavına girerek başarılı olan, tez önerisi kabul edilen öğrencilere verilir.</p>

<p>e) K (Kaldı): Seminer, tez, uzmanlık alanı derslerinde başarısız olan, yeterlik dersinin seçildiği yarıyılda jürisi oluşturulmayan veya yeterlik sınavına girip başarısız olan, tez önerisi verilmeyen ya da tez önerisini verip başarısız olan öğrencilere verilir.</p>

<p>f) G ve K notları, not ortalaması hesaplamalarına dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Ağırlıklı genel not ortalaması ve notların yükseltilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Ağırlıklı genel not ortalaması; her bir dersten elde edilen başarı notu katsayısının ilgili dersin AKTS’si ile çarpımından ortaya çıkan sonucun toplam AKTS’ye bölünmesi ile hesaplanır. Ağırlıklı genel not ortalaması virgülden sonra iki basamak olacak şekilde yuvarlanır.</p>

<p>(2) Ağırlıklı genel not ortalamasının yükseltilmesi amacıyla tekrar alınan derslerde son başarı notu geçerlidir.</p>

<p>(3) Seminer, uzmanlık alan dersi, yeterlik, tez önerisi, tez çalışması ve dönem projesi başarı notu ile değerlendirilmez ve ağırlıklı genel not ortalamasına katılmaz.</p>

<p><strong>Ulusal/uluslararası ortak faaliyetlerin yürütülmesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Lisansüstü programlarda yürütülecek ulusal/uluslararası ortak faaliyetler, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenen esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Lisansüstü eğitim tez ödülleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Lisansüstü programlardan mezun olan öğrencilere tez ödülleri verilebilir. Lisansüstü eğitim tez ödüllerine ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tezli Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının amacı; öğrenciye bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmasını sağlamaktır.</p>

<p><strong>Dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programı toplam yirmi bir krediden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dâhil en az sekiz ders ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(2) Seminer dersi “Geçti” veya “Kaldı” şeklinde değerlendirilir. Derslerini ilk yarıyılda tamamlayacak olan öğrenciler hariç olmak üzere seminer dersi birinci yarıyılda verilmez.</p>

<p>(3) Bütünleşik yüksek lisans programları ilgili mevzuat hükümleri ile Senato tarafından belirlenen esaslara göre yürütülür.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p>(5) Bir öğrenci bir yarıyılda en fazla 45 AKTS karşılığı derse kayıt olabilir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde en az 2.50 ağırlıklı genel not ortalamasını sağlayamayan, azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencilerin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Bütünleşik program, yatay geçiş ve ders saydırma gibi gerekçeleri olan öğrenciler için tezli yüksek lisans programı en az iki yarıyılı tez çalışması olmak üzere en erken üç yarıyılda tamamlanabilir.</p>

<p>(4) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrenciler, istekleri halinde doğumdan sonra iki yarıyıl ek süre alabilirler. Bu süreler azami eğitim süresine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında, EABD/EASD başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını en geç birinci yarıyılın sonuna kadar; öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusunu da en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez konusu EYK onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve EYK’nin kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde EYK tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p><strong>Tez konusunun belirlenmesi ve değiştirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Öğrenci kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamladıktan sonra akademik takvimde belirtilen tarihler arasında tez konusunu belirleyerek danışmanın onayını taşıyan tez öneri formunu EABD/EASD başkanlığına teslim eder. Tez önerisi EABD/EASD’nin teklifi ve EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Tez konusu değişikliği danışmanın teklifi, EABD/EASD başkanlığının onayı ve EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p>(3) Tez konusu EYK kararı ile değiştirilen öğrenci, öğrenim süresi içinde EYK karar tarihini takip eden en az altı ay boyunca tez savunma sınavına giremez.</p>

<p>(4) Tez konusunun belirlenmesi ve değiştirilmesine ilişkin diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin sonuçlanması </strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında öğrenim gören bir öğrenci elde ettiği sonuçları Senato tarafından kabul edilen lisansüstü tez yazım kılavuzuna uygun biçimde yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur. Öğrencinin savunma sınavına girebilmesi için Senato tarafından belirlenen şartları yerine getirmesi zorunludur.</p>

<p>(2) Tez savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin benzerlik raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Teze ilişkin herhangi bir intihalin tespiti halinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>(3) Yüksek lisans tez jürisi tez danışmanı ve EABD/EASD başkanlığının teklifi, EYK’nin onayı ile görevlendirilir. Jüri; biri öğrencinin tez danışmanı, en az biri de Üniversite dışından olmak üzere üç veya beş öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.</p>

<p>(4) EYK, teklif edilen öğretim üyeleri arasından sıralamaya bakılmaksızın savunma jürisini oluşturur. Jüri üyelerinin lisans/lisansüstü eğitimi, çalışma alanı ve yayınlarının öğrencinin tez konusuyla uyumlu olması gerekir.</p>

<p>(5) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğuna ilişkin yazılı görüşü ile birlikte tezin nüshalarını EABD/EASD başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>(6) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır. Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez savunma sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve diğer dinleyicilerin katılımına açık ortamlarda gerçekleştirilir.</p>

<p>(7) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri tez hakkında salt çoğunlukla kabul, düzeltme veya ret kararı verir. Bu karar EABD/EASD başkanlığı tarafından sınavı izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(8) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç üç ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(10) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklilikleri yerine getirmiş olmanın yanı sıra ilgili programın Enstitü bünyesinde açık olması şartıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir. Tezsiz yüksek lisans programına geçen öğrenciye programı tamamlaması için bir yarıyıl ek süre verilir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin ciltlenmiş kopyalarını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan yüksek lisans öğrencisine tezli yüksek lisans diploması verilir. EYK tarafından talep halinde teslim süresi en fazla bir ay daha uzatılabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK’e gönderilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tezsiz Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programının amacı; öğrencilere meslekî alanda bilgi kazandırmak ve mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını göstermektir.</p>

<p><strong>Dersler </strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı toplam 75 AKTS’den az olmamak kaydıyla en az on ders ve dönem projesi dersinden oluşur. Öğrenci, dönem projesi dersinin alındığı yarıyılda dönem projesi dersine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı proje ve/veya rapor vermek zorundadır. Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(2) Bir öğrenci bir yarıyılda en fazla 45 AKTS derse kayıt olabilir.</p>

<p>(3) Örgün ve uzaktan öğretim şeklinde yürütülen tezsiz yüksek lisans programlarında başarısız olunan dersin tekrar edilmesi halinde ilgili yarıyılda her bir ders için belirlenen ders ücreti ödenir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programları, ikinci öğretim veya uzaktan öğretim şeklinde de yürütülebilir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrenciler, istekleri halinde doğumdan sonra iki yarıyıl ek süre alabilirler. Bu süreler azami eğitim süresine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programında EABD/EASD başkanlığı her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senato tarafından belirlenen niteliklere sahip doktora derecesine sahip bir öğretim görevlisini en geç birinci yarıyılın sonuna kadar belirler.</p>

<p><strong>Dönem projesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Dönem projesi konusunun belirlenmesi, değiştirilmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Kredili derslerini ve dönem projesini başarıyla tamamlayan öğrencilere tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Başarılı kabul edilen dönem projeleri değerlendirme formu ile birlikte EABD/EASD tarafından elektronik ortamda Enstitüye gönderilir. Öğrencinin mezuniyet tarihi, dönem projesinin ve dönem projesi değerlendirme formunun Enstitüye gönderildiği tarihtir.</p>

<p>(3) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programından tezli yüksek lisans programına yapılacak geçişlere ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Doktora programının amacı; öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırmayı sağlamaktır.</p>

<p><strong>Dersler </strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(2) Her öğrenci bir yarıyılda en fazla 45 AKTS karşılığı derse kayıt olabilir.</p>

<p>(3) Doktora programı; lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki kredilik 14 ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(4) Öğrencilerin lisans ve yüksek lisansta almış olduğu dersler doktora ders yüküne ve kredisine sayılmaz.</p>

<p>(5) Seminer dersi “Geçti” veya “Kaldı” şeklinde değerlendirilir. Derslerini ilk yarıyılda tamamlayacak olan öğrenciler hariç olmak üzere seminer dersi birinci yarıyılda verilmez.</p>

<p>(6) Öğrencilerin yeterlik sınavına girebilmesi için ağırlıklı genel not ortalamasının en az 3.00 olması gerekir. Yüksek lisans derecesi ile programa kabul edilmiş öğrencilerin seminer dersi dâhil en az 60 AKTS’lik dersi başarması, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrencilerin ise seminer dersi dâhil en az 120 AKTS’lik dersi başarması gerekir.</p>

<p>(7) Bütünleşik doktora programları ilgili mevzuat hükümleri ve Senato tarafından belirlenen esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde derslerini başarıyla tamamlayamayan öğrencilerin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Ders dönemini başarıyla tamamlayan, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden, kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara, doktora tezinde başarılı olamayanlara tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir. Tezsiz yüksek lisans programına geçen bu öğrencilere ilgili programı tamamlamaları için bir yarıyıl ek süre verilir.</p>

<p>(5) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrenciler, istekleri halinde doğumdan sonra iki yarıyıl ek süre alabilir. Bu süreler azami eğitim süresine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) EABD/EASD başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını ve danışmanla öğrencinin birlikte belirleyeceği tez konusu ile tez başlığını Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez önerisi EYK kararıyla kesinleşir. Tez danışmanının öğrencinin programı içinde ne zaman atanacağı Senato tarafından belirlenir. Ancak tez danışmanının en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar atanması zorunludur.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve EYK kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde EYK tarafından başka bir üniversiteden öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Diş hekimliği, eczacılık, tıp ve veteriner fakülteleri anabilim dalları hariç doktora programlarında öğretim üyelerinin tez yönetebilmesi için başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olması gerekir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p><strong>Doktora yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Yeterlik sınavı, derslerini ve seminerini tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçülmesidir. Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez yeterlik sınavına girer.</p>

<p>(2) Yeterlik sınavına girmek isteyen öğrenci, güz ve bahar yarıyıllarında başvurusunu EABD/EASD aracılığı ile Enstitüye yapar. Yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler en geç beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenciler ise en geç yedinci yarıyılın sonuna kadar yeterlik sınavına girmek zorundadır. Bu süreler içinde yeterlik sınavına girmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları danışmanın görüşü, EABD/EASD’nin teklifi ve EYK onayı ile oluşturulan beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Komite, farklı alanlardaki sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla sınav jürileri kurar. Sınav jürisi en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Jüri üyelerinin uzmanlık alanlarının öğrencinin çalışma alanı ile uyumlu olması gerekir. Danışmanın oy hakkı olup olmadığına EYK karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(4) Yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olarak iki aşamada yapılır. Yazılı sınavda başarılı olan öğrenci sözlü sınava alınır. Sınavlardan başarılı sayılmak için her iki sınavdan da 100 üzerinden en az 75 puan almış olmak gerekir.</p>

<p>(5) Sınav jürisi, öğrencinin sınavlardaki başarı durumlarını değerlendirerek başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar EABD/EASD tarafından yeterlik sınavını izleyen en geç üç gün içerisinde Enstitüye yazılı tutanakla bildirilir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan veya sınava girmeyen öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(7) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başarıyla geçen öğrencilerden ders yüklerini tamamlamış olsalar dahi toplam AKTS’nin üçte birini geçmemek şartıyla fazladan ders/dersler almalarını isteyebilir. Öğrenciler, EYK kararıyla belirlenecek bu dersleri de başarmak zorundadır.</p>

<p>(8) Bütünleşik doktora programına kabul edilen ve derslerini başarı ile tamamlayan öğrenciler tezli yüksek lisans programına geçebilir. Bu nitelikteki öğrenciler; danışmanının görüşü, EABD/EASD teklifi ve EYK kararıyla Enstitüde bulunan ilgili yüksek lisans programına kayıt yaptırabilir.</p>

<p><strong>Tez izleme komitesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için danışmanın görüşü, ilgili EABD/EASD’nin teklifi ve EYK onayı ile bir ay içerisinde tez izleme komitesi oluşturulur.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi biri öğrencinin tez danışmanı, biri EABD/EASD içinden ve biri dışından olmak üzere üç öğretim üyesinden oluşur. EABD/EASD dışından olan öğretim üyesi diğer yükseköğretim kurumlarından da görevlendirilebilir. İkinci danışmanın atanması durumunda ikinci danışman dilerse komite toplantılarına katılabilir, ancak oy kullanamaz.</p>

<p>(3) Tez izleme komitesi üyelerinin lisans/lisansüstü eğitimi, çalışma alanı ve yayınlarının öğrencinin tez önerisinde belirttiği konu alanıyla uyumlu olması gerekir.</p>

<p>(4) Tez önerisi savunma sınavı ile tez izleme sınavları söz konusu komite tarafından yapılır.</p>

<p>(5) Tez izleme komitesinin kurulmasından sonraki dönemlerde, ilgili EABD/EASD başkanlığının gerekçeli önerisi ve EYK kararı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavını başarı ile tamamlayan öğrenci en geç altı ay içinde yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini tez izleme komitesi önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisi ile ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabul, düzeltme veya reddedileceğine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme kararı verilmesi halinde öğrenciye bir ay süre tanınır. Bu sürenin sonunda kabul veya ret yönünde salt çoğunlukla verilen karar EABD/EASD başkanlığı tarafından işlemin bitişini izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tez önerisinin kabul edilmesi durumunda tez konusu EYK kararı ile onaylanır.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve/veya tez konusu belirleme hakkına sahiptir. Bu durumda öğrenciye yeni bir tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde danışman ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) EYK tarafından kabul edilmiş geçerli bir mazereti olmaksızın komiteye süresi içerisinde tez önerisi raporu sunmayan veya tez önerisi savunma sınavına girmeyen öğrencinin tez önerisi reddedilir.</p>

<p><strong>Tez izleme sınavları ve tez konusunun değiştirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 46- </strong>(1) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için tez izleme komitesi, Ocak-Haziran ve Temmuz-Aralık ayları arasında birer defa olmak üzere yılda iki kez toplanır. Bu toplantılar arasında en az üç ay süre olmalıdır. Belirlenen dönemlerde tez izleme komitesi toplantısının yapılmaması durumunda öğrenci başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(2) Tez önerisi Ocak-Haziran ayları arasında kabul edilen öğrenci birinci tez izleme sınavına Temmuz-Aralık ayları arasında, tez önerisi Temmuz-Aralık ayları arasında kabul edilen öğrenci ise birinci tez izleme sınavına Ocak-Haziran ayları arasında girer.</p>

<p>(3) Tez önerisi savunma sınavı ile birinci tez izleme toplantısı arasında en az üç ay süre olmalıdır.</p>

<p>(4) Öğrenci tez izleme sınavı tarihinden en az bir ay önce tez izleme komitesi üyelerine yazılı bir rapor sunar. Bu raporda o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir.</p>

<p>(5) Tez izleme sınavı yer ve saati ilan edilmek üzere sınav tarihinden en az on beş gün önce danışman tarafından EABD/EASD başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderilir.</p>

<p>(6) Tez izleme sınavı sonucunda öğrencinin tez çalışması, tez izleme komitesi tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilerek ilgili form ve ekleri EABD/EASD başkanlığı aracılığıyla Enstitüye iletilir.</p>

<p>(7) EYK tarafından kabul edilmiş bir mazereti bulunmadan ilan edilen gün ve saatte sınava girmeyen veya Enstitüye üç iş günü içinde tez izleme komitesi tarafından onaylanmış form ve eklerini sunmayan öğrencinin tez izleme sınavı başarısız sayılır.</p>

<p>(8) Tez izleme sınavına katılarak veya mazeretsiz olarak tez izleme sınavına katılmayarak üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Tez önerisi savunma sınavı sonucunda çalışma konusu kabul edilen tezlerin takip eden süreçte isimlerinde değişiklik yapılabilir. Bunun için tez izleme komitesinin teklifi ve EYK’nin kararı gerekir. İsim değişikliklerinde tez izleme sınavları değişiklik öncesinde gelinen aşamadan devam eder.</p>

<p>(10) Tez konusu değişikliğinin söz konusu olduğu ve EYK tarafından kabul edildiği hallerde tez önerisi en geç altı ay içerisinde tekrar verilir. Bu durumda tez önerisi ile ilgili süreç tekrarlanır.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlandırılması </strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Öğrenci tezini Senato tarafından kabul edilen lisansüstü tez yazım kılavuzuna uygun biçimde yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Tez savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin benzerlik raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Teze ilişkin herhangi bir intihalin tespiti halinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>(3) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç başarılı tez izleme komitesi raporu sunmuş olması gerekir.</p>

<p>(4) Doktora tezleri bilimsel yayınlardan da hazırlanabilir. Buna ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Doktora tez jürisi, danışman ve EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığına EYK karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(6) Jüri üyeleri söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez savunma sınavına alır.</p>

<p>(7) Tez savunma sınavı EYK tarafından belirlenen tarih ve saatte öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve diğer dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(8) Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümlerinden oluşur.</p>

<p>(9) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri üyeleri dinleyicilere kapalı olarak tez çalışması hakkında salt çoğunlukla kabul, düzeltme veya ret kararı verir.</p>

<p>(10) Tezi kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Bu karar EABD/EASD başkanlığınca tez sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(11) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(12) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Düzeltme kararı sonunda belirtilen süre içerisinde tez savunma sınavına katılmayan veya tez savunma sınavı sonunda tezi reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci tezin istenen sayıda nüshasını danışmanına teslim eder. Danışman, tezi yazım kurallarına uygunluğu yönünden inceleyerek görüşü ile birlikte tezin nüshalarını EABD/EASD başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir. Enstitü tezin benzerlik raporunu alır ve son kontrolleri yapar. Kurallara uyulmaması halinde bundan doğacak sorumluluk ile benzerlik oranının kabul edilebilir düzeye getirilmesinde tüm sorumluluk öğrenci ve danışmanına aittir.</p>

<p>(2) Tez savunma sınavında başarılı olmak ve mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin ciltlenmiş kopyalarını tez savunma sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan doktora öğrencisine doktora diploması verilir. EYK talep edilmesi halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu şartları yerine getirmeyen öğrenci istenilenleri yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Doktora diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD programının YÖK tarafından onaylanmış adı yer alır. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının Enstitüye teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(4) Tezin tesliminden itibaren üç ay içerisinde doktora tezinin bir kopyası bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Ulusal Tez Merkezine yüklenir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) Sanatta yeterlik programının amacı; özgün bir sanat eserinin, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığın ortaya konulmasıdır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı sonunda hazırlanacak olan tezin ve birlikte sunulacak olan sergi, bireysel icra, konser, resital, gösteri, performans, temsil gibi uygulamalı çalışmaların; sanat/tasarım dalına yenilik getirme veya yeni bir sanatsal yöntem geliştirme ve/veya bilinen bir sanatsal yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programı ile ilgili olarak bu bölümde yer almayan hususlarda, bu Yönetmeliğin doktoraya ilişkin hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Dersler </strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Sanatta yeterlik programı tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki kredilik on dört ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(2) Öğrencilerin lisans ve yüksek lisans eğitimlerinde almış olduğu dersler sanatta yeterlik ders yüküne ve kredisine sayılmaz.</p>

<p>(3) Öğrencinin sanatta yeterlik programının yeterlik sınavına girebilmesi için gerekli sayıdaki dersi ve semineri başarmış ve en az 3,00 GNO’yu sağlamış olması gerekir. Yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrencilerin seminer dersi dâhil en az 60 AKTS’lik dersi başarması, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrencinin ise seminer dersi dâhil en az 120 AKTS’lik dersi başarıyla tamamlaması gerekir.</p>

<p>(4) Bütünleşik sanatta yeterlik programı ilgili mevzuat hükümleri ve Senato tarafından belirlenen esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) Sanatta yeterlik programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya Üniversitenin öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini ve uygulamalarını başarı ile bitiren, ancak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını birinci fıkrada belirtilen azami on iki yarıyıl veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvurmuş öğrencilerden gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla sanatta yeterlik tezinde başarılı olamayanlara talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir. Tezsiz yüksek lisans programına geçen bu öğrencilere ilgili programı tamamlamaları için bir yarıyıl ek süre verilir.</p>

<p>(5) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrenciler istekleri halinde doğumdan sonra iki yarıyıl ek süre alabilir. Bu süreler azami eğitim süresine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Danışman atanması ve değişikliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 52- </strong>(1) EABD/EASD başkanlığı, her öğrenci için danışmanlık yapacak kendi üniversite kadrosunda bulunan, ders ve uygulama seçimi ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların yürütülmesi için bir danışman ile danışman ve öğrencinin birlikte belirleyeceği tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların konusunu ve başlığını Enstitüye önerir, bu öneri EYK kararı ile kesinleşir. Danışmanın öğrencinin programı içinde ne zaman atanacağı ilgili Senato tarafından belirlenir. Ancak danışmanın, en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar atanması zorunludur. Sanatta yeterlik çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda ikinci tez danışmanı atanabilir. Sanatta yeterlik programlarında tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar yönetilebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olmak gerekir. İkinci tez danışmanı Üniversite kadrosu dışından da doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(2) Danışman, nitelikleri ilgili Senato tarafından belirlenen öğretim üyeleri ile doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip öğretim görevlileri arasından seçilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Tez hazırlayan öğrenciler elde ettikleri sonuçları; sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmasını açıklayan ve belgeleyen metni Senato tarafından kabul edilen yazım kurallarına uygun biçimde yazarak, tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç başarılı tez izleme komitesi raporu sunmuş ve Senato tarafından belirlenen sanatta yeterlik yayın şartlarını yerine getirmiş olması gerekir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik çalışmasının savunmasından önce ve düzeltme verilen tez ve çalışmalarda ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini/çalışmasını tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez EYK’ye gönderilir. Sanatta yeterlik tezleri bilimsel yayınlardan da hazırlanabilir. Buna ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik jürisi, danışman ve EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile atanır. Jüri, en az ikisi Üniversite dışından öğretim üyesi olmak üzere danışman dâhil beş kişiden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda EYK karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı kişiden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(5) Jüri üyeleri, söz konusu tezin veya metnin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi sınava alır. Sınav, sanatta yeterlik çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Sınav öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(6) Sınavın tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, öğrencinin tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışması hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Tezi ve sanatta yeterlik çalışması kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Bu karar, EABD/EASD başkanlığınca sınavı izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi ve sanatta yeterlik çalışması başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir. Sanatta yeterlik çalışması hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışmasını aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak sanatta yeterlik çalışması kabul edilmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir. Tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışmasında başarılı olamayan öğrencilere talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik tezinin teslimi </strong></p>

<p><strong>MADDE 54- </strong>(1) Sanatta yeterlik çalışmasını tamamlayan öğrenciler tezin istenen sayıda nüshasını danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden görüşünü yazılı olarak belirtir ve tezi EABD/EASD aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 55- </strong>(1) Sanatta yeterlik çalışmasında başarılı olan öğrenciye, diğer koşulları da sağlamak kaydıyla YÖK tarafından onaylanan sanat dalının özelliğine göre alanı belirleyen bir diploma verilir. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(2) Tez savunma sınavında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla sanatta yeterlik tezinin ciltlenmiş kopyalarını tez savunma sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenciye sanatta yeterlik diploması verilir. EYK talep edilmesi halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu şartları yerine getirmeyen öğrenci istenilenleri yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik diploması üzerinde öğrencinin tamamlamış olduğu EABD/EASD programının YÖK tarafından onaylanmış adı yer alır.</p>

<p>(4) Tezin tesliminden itibaren üç ay içerisinde sanatta yeterlik tezinin bir kopyası bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Ulusal Tez Merkezine yüklenir.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 56- </strong>(1) Eğitim-öğretim, sınavlar ve benzeri konularda Enstitünün kurumsal internet sayfası ve ÖBS üzerinden yapılan ilanlar öğrenciye tebliğ edilmiş sayılır.</p>

<p>(2) Öğrenci hakkındaki diğer bireysel işlemler, ilk kayıtta öğrenci tarafından yazılı olarak beyan edilen veya sonra yazılı bildirimle güncellenen posta veya elektronik posta adresine gönderilmek suretiyle tebliğ edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 57- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri ile YÖK kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 58- </strong>(1) 14/1/2021 tarihli ve 31364 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kastamonu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte aktif öğrenci olup 58 inci madde ile yürürlükten kaldırılan yönetmeliğe göre önceden planlanmış öğrenim faaliyetleri devam eden öğrencilerin söz konusu süreçlerine mülga yönetmelik hükümleri uyarınca devam olunur.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 59- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 60- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Kastamonu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kastamonu-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="95340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antalya Bilim Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/antalya-bilim-universitesi-agiz-ve-dis-sagligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bilim-universitesi-agiz-ve-dis-sagligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Bilim Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 26 Temmuz 2026 Tarihli ve 33321 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANTALYA BİLİM ÜNİVERSİTESİ AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 29/8/2020 tarihli ve 31228 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Antalya Bilim Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“ğ) İdari Müdür: Merkezin idari, mali, teknik ve destek hizmetlerinin koordinasyonundan sorumlu yöneticiyi,</p>

<p>h) Müdür yardımcısı (Başhekim yardımcısı): Merkezin müdür yardımcısını,</p>

<p>ı) Üniversite: Antalya Bilim Üniversitesini,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin başlığı “Müdür (Başhekim)” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğe 9 uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Müdür yardımcıları (Başhekim yardımcıları) ve görevleri</p>

<p>MADDE 9/A- (1) Merkeze, Müdürün (Başhekimin) önerisi üzerine en fazla üç kişi Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) olarak görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdürün (Başhekimin) yapacağı iş bölümüne göre Merkezin amaçları doğrultusunda müdür yardımcıları Müdüre (Başhekime) yardımcı olurlar.</p>

<p>(3) Müdürün (Başhekimin) görevi başında bulunmadığı zamanlarda, Müdür (Başhekim) tarafından belirlenen müdür yardımcılarından (başhekim yardımcılarından) biri Müdüre (Başhekime) vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni bir Müdür (Başhekim) görevlendirilir.</p>

<p>(4) Müdürün (Başhekimin) görevi sona erdiğinde, müdür yardımcılarının görevi de kendiliğinden sona erer. Görev süresi biten müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce aynı usulle görevden alınabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) Yönetim Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Müdür yardımcısı/yardımcıları ile tam zamanlı statüde görev yapan, ağız ve diş sağlığı konusunda deneyimi olan öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye dahil olmak üzere toplam en fazla dokuz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyeler tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Merkezin idari, mali, teknik ve sağlık hizmet sunumuna ilişkin karar organıdır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında yılda en az dört kez, önceden belirlenen gündem ile toplanır. Müdür, Yönetim Kurulunu gerek gördüğünde daha sık toplantıya çağırabilir. Yönetim Kurulu, üye tam sayısının yarıdan fazlası ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Üyeler çekimser oy kullanamazlar.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“e) Ağız ve diş sağlığı alanında yeni ünite veya birimlerin kurulması konusunda Rektöre sunmak üzere teklif hazırlamak.”</p>

<p>“g) Yönetim Kurulu; Merkezde gerçekleştirilecek staj, uygulama ve araştırmalarda uyulacak esaslar, sorumluluklar ve kontenjanlara ilişkin kararları almaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 12- (1) Danışma Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Dekan, Merkezin faaliyet alanlarında deneyimli olan Üniversitenin ve diğer üniversitelerin öğretim elemanları ile ilgili kurum ve kuruluşlardaki uzman kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dokuz üyeden oluşur. Herhangi bir sebeple görev süresi sona eren üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak için aynı usulle yeni üye görevlendirilir. Görev süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 14- (1) Merkezde ve bağlı birimlerde bulunan ameliyathane, poliklinik, laboratuvar, idari ve teknik hizmet birimlerinde görev yapan personel Müdüre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Merkezin personel ihtiyacı, Müdür tarafından belirlenerek Rektörlüğe teklif edilir.</p>

<p>(3) Merkezin bütçe, taşınır kayıt, cihaz, ekipman, demirbaş, sarf malzeme ve diğer kaynaklarının etkili, verimli ve mevzuata uygun şekilde kullanılması Müdür (Başhekim) tarafından sağlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğe 14 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“İdari Müdür ve görevleri</p>

<p>MADDE 14/A- (1) İdari Müdür, Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilir. İdari Müdür, Yönetim Kurulu toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılabilir.</p>

<p>(2) İdari Müdür, Merkezin idari, mali, teknik, destek ve operasyonel hizmetlerinin düzenli, etkin ve verimli şekilde yürütülmesinden Müdüre karşı sorumludur.</p>

<p>(3) İdari Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) İdari personelin çalışma düzeni ve koordinasyonunu sağlamak.</p>

<p>b) Satın alma, taşınır kayıt, demirbaş, teknik bakım-onarım ve destek hizmetlerinin yürütülmesini koordine etmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Kalite yönetimi, hasta hizmetleri, arşiv, bilgi işlem, güvenlik, temizlik ve benzeri idari süreçlerin yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin bütçe, kaynak planlaması ve idari ihtiyaçlarına ilişkin çalışmaları yürütmek ve Müdüre rapor sunmak.</p>

<p>d) Müdür tarafından verilen diğer görevleri yapmak.”</p>

<p>“Merkeze bağlı çalışma grupları, komisyonlar ve komiteler</p>

<p>MADDE 14/B- (1) Merkez bünyesinde Müdürün (Başhekimin) önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet ve eğitim kalitesini ve verimliliği arttırmak amacıyla çalışma grupları, komisyonlar, komiteler kurulabilir veya kurulmuş olanlar kaldırılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Antalya Bilim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/antalya-bilim-universitesi-agiz-ve-dis-sagligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="82961"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/agri-ibrahim-cecen-universitesi-surekli-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/agri-ibrahim-cecen-universitesi-surekli-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 26 Temmuz 2026 Tarihli ve 33321 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ SÜREKLİ EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına ve bu organların görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (AĞRISEM): Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesini,</p>

<p>e) Üniversite Yönetim Kurulu: Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>f) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitede; ön lisans, lisans ve lisansüstü program dışında gerçekleştirilen bilimsel ve teknolojik gelişmelerden küçük, orta ve büyük sanayi, ticaret, hizmet, tarım ve diğer işletmeler ile kamu kurum ve kuruluşları ve özel kuruluşların yararlanmalarını, üretim ve verimliliklerini arttırmalarını sürekli eğitim programı yoluyla sağlamak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Üniversitenin, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve özel kurum ve kuruluşların hizmet içi eğitim ile mesleki eğitim taleplerini karşılamak amacıyla eğitim programları düzenlemek.</p>

<p>c) Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal gelişimine ve Dünya ekonomisiyle rekabet edebilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>ç) Yeni bilimsel ve teknolojik bilgi ve gelişmeleri takip ederek; bunları talep eden kişi, kurum ve kuruluşlara aktarmak.</p>

<p>d) Merkezin çalışma alanlarıyla ilgili konularda ortaya çıkan sorunlara çözümler üretmek için gerekli faaliyetleri planlamak, düzenlemek ve yürütmek.</p>

<p>e) Örgün, uzaktan ve karma olmak üzere ön lisans, lisans ve lisansüstü programların dışında verilecek örgün, uzaktan ve karma eğitim programlarını ilgili mevzuat hükümleri ile ulusal ve uluslararası standartlara uygun olarak yürütmek.</p>

<p>f) Merkezin faaliyet alanları kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde danışmanlık hizmetleri sunmak; seminer, konferans, kongre ve çalıştaylar düzenlemek.</p>

<p>g) Alan araştırmaları yapmak, sınav organizasyonları gerçekleştirmek ve Üniversite Yayınevi Koordinatörlüğü ile iş birliği içinde eserlerin basım ve yayımını sağlamak.</p>

<p>ğ) Avrupa Birliği normlarına uyum çerçevesinde meslek standartlarının geliştirilmesine yönelik çalışmaları düzenlemek.</p>

<p>h) Üniversitenin kamu, özel sektör ve uluslararası kuruluşlarla iş birliğini geliştirmek ile ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını desteklemek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Merkezin amaçları doğrultusunda kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve uluslararası kuruluş ve kişilere ihtiyaç duydukları alanlarda danışmanlık hizmeti vermek ve konferans, kongre, çalıştay düzenlemek veya bu faaliyetlere aracılık etmek.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Üniversitenin ilgili birimleriyle birlikte; yüz yüze, senkron ve asenkron uzaktan eğitim teknikleri, sanal ve artırılmış gerçeklik eğitim ortamlarını tekil veya karma kullanarak, eğitim-öğretim, seminer ve kurs programları düzenlemek.</p>

<p>c) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde eğitim programları, kurslar, seminerler ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında bölgenin öncelikli sorunlarını göz önüne alarak ortaöğretim öğrencilerinin gelişimine, ortaöğretimde var olan sınavlara ve üniversite sınavına yönelik eğitim programlarını hayata geçirmek, meslek edindirme kursları açmak, sosyo-kültürel faaliyetler düzenlemek; bilgisayar, İngilizce, halkla ilişkiler, diksiyon ve benzeri kurslar vermek.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Ağrı’nın ekonomik yapısında yer alan küçük, orta ve büyük ölçekli ticari firmaların ihtiyaç duyduğu ara elemanlar için bilgisayar, İngilizce, halkla ilişkiler, diksiyon ve benzeri kurslar vermek.</p>

<p>e) Firmalar için paket çözüm programları oluşturmak.</p>

<p>f) Üniversite öğrencilerine yönelik sertifika programları oluşturmak.</p>

<p>g) Ulusal ve uluslararası düzeyde sınav organizasyonları gerçekleştirmek veya bu sürece aracılık etmek.</p>

<p>ğ) Danışmanlık, eğitim ve proje gibi faaliyetler yapmak ve bu hizmetlerin sunulmasına aracılık etmek.</p>

<p>h) Yurt dışındaki kuruluşlarla ortaklık kurarak onlar adına belgelendirme, sempozyum, kongre ve çalıştay gibi organizasyonlar düzenlemek.</p>

<p>ı) Bireylerin yaşam boyu eğitimlerini destekleyici programlar geliştirmek.</p>

<p>i) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında eğitim ve diğer etkinlik programları sonunda katılımcılara katılım belgesi, başarı belgesi, sertifika ve benzeri belgeler vermek.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Merkezin tüm faaliyetlerinin duyurulması amacıyla gerekli tanıtım/reklam işlemlerini yapmak veya yaptırmak.</p>

<p>k) Sürekli eğitim kapsamında Rektörlükçe önerilen ve/veya Yönetim Kurulu kararıyla belirlenen diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman Rektör onayı ile müdür yardımcılarından birini vekil bırakır. Göreve vekâlet altı ayı aştığı takdirde, Rektör aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulanan Üniversitenin kadrolu öğretim elemanları arasından en fazla üç kişi üç yıl süre için Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdür yardımcısının görev süresi Müdürün görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdürün görevi başında olmadığı zaman yardımcısı Müdüre vekâlet eder.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yönetim Kurulunun aldığı kararları ve hazırladığı çalışma programını uygulamak.</p>

<p>b) Yönetimi altındaki birimleri Merkezin amaçları doğrultusunda yönetmek.</p>

<p>c) Merkezin yıllık bütçesini planlamak ve hazırlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetlerinin yürütülmesi için gerekli olan yürütücü, denetçi, koordinatör, sınav komisyonu ve diğer komisyonları görevlendirmek.</p>

<p>d) Diğer üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri ya da bu alanda görev yapan birimleriyle iş birliği yapmak; görüş birliği sağlamak ve eğitim faaliyetlerini geliştirmek ve yaygınlaştırmak üzere çalışmalar yapmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Merkez faaliyetleriyle ilgili ulusal ve uluslararası toplantılar planlamak ve düzenlemek.</p>

<p>f) Yönetim Kurulunda alınan kararları Üniversite Yönetim Kurulunda görüşülmek üzere Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>g) Yönetim Kurulu ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen iki üye olmak üzere toplam en fazla altı üyeden oluşur. Görev süresi biten üye aynı usulle tekrar görevlendirilebilir. Görev süresinin bitiminden önce ayrılan ya da altı aydan daha fazla Üniversite dışında görevlendirilenlerin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleriyle ilgili eğitim programlarının hazırlanması, planlanması, katılım koşulları ve maliyet öngörüleri, eğitim sonunda verilecek belgenin türü ve görevlendirilecek eğitmenlerin nitelikleri konularında planlamalar yapmak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetlerine ilişkin kararlar almak.</p>

<p>c) Verilen eğitim programları sonrasında sertifika, başarı belgesi ve benzeri belgelerin verilmesine ilişkin işlemlere dair esasların belirlenmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Merkez bünyesinde proje ve araştırma gruplarını oluşturmak.</p>

<p>d) Kurs, staj, sertifika ve benzeri programlarda görevlendirilecek, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili konularda iş birliği yapılacak Üniversite birimleri, ulusal ve uluslararası kişi, kurum ve kuruluşlarla iş birliğine yönelik esasların tespitinde Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından, Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla beş üyeden oluşur. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine veya gerektiğinde toplanır. Danışma Kurulu, üyelerin salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi, Merkezin amaç ve hedefleri doğrultusunda yürütülen faaliyetlerin etkinlik ve verimliliğinin artırılmasına yönelik değerlendirme ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaların verimliliğini ve etkinliğini artırmak üzere sürekli veya geçici çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grupları, Müdürün teklifi üzerine Üniversite Yönetim Kurulu kararıyla kurulur.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) 18/10/2009 tarihli ve 27380 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/agri-ibrahim-cecen-universitesi-surekli-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="36647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapı Kayıt Belgeli Hazine Taşınmazlarında Satılacak Alanın Hesaplanması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapi-kayit-belgeli-hazine-tasinmazlarinda-satilacak-alanin-hesaplanmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapi-kayit-belgeli-hazine-tasinmazlarinda-satilacak-alanin-hesaplanmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hazineye ait taşınmazların Yapı Kayıt Belgesi sahiplerine satışında, hak sahibine satılabilecek alanın belirlenmesine ilişkin esaslar 396 Sıra Sayılı Millî Emlak Genel Tebliği’nin 9. maddesinde düzenlenmiştir. Satılacak alan; taşınmazın belediye ve mücavir alan sınırları içindeki konumuna, yapıların sayısına ve taban alanlarına, bağımsız bölümlerin arsa paylarına ve satıştan sonra taşınmazda kalacak alanın büyüklüğüne göre belirlenmektedir.</p>

<p>Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların yer aldığı Hazine taşınmazlarında hak sahibine satılacak alan belirlenirken aşağıdaki ölçütler uygulanır:</p>

<p><strong>1. Satılabilecek azami alan</strong></p>

<p>Taşınmazın 18/5/2018 tarihi itibarıyla;</p>

<p>• Belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunması hâlinde en fazla <strong>600 m²’lik</strong>,</p>

<p>• Belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunması hâlinde ise en fazla <strong>2.000 m²’lik</strong></p>

<p>kısmı hak sahibine satılabilir.</p>

<p>Ancak yapının taban alanı bu sınırların üzerinde ise yapının taban alanının tamamı satılır. Başka bir ifadeyle, yapının taban alanı 600 m² veya 2.000 m² sınırını aşıyorsa bu sınırlamalar uygulanmaz.</p>

<p><strong>2. Taşınmaz üzerinde birden fazla yapı bulunması</strong></p>

<p>Taşınmaz üzerinde birden fazla yapı bulunması ve taşınmazın yüzölçümünün her yapı için ayrı ayrı azami satış alanı ayrılmasına yeterli olmaması hâlinde, öncelikle yapıların taban alanları dikkate alınır.</p>

<p>Yapıların taban alanları dışında kalan taşınmaz bölümü ise her yapının taban alanının toplam yapı taban alanına oranına göre paylaştırılır. Bu şekilde bulunan alan, ilgili yapının taban alanına eklenerek o yapı için satılacak toplam alan belirlenir.</p>

<p>Hesaplama şu şekilde yapılır:</p>

<p>Yapıya ayrılacak alan = Yapıların taban alanları dışında kalan bölüm × İlgili yapının taban alanı / Toplam yapı taban alanı</p>

<p><strong>3. Satıştan sonra taşınmazda kalan alanın yüzde kırktan az olması</strong></p>

<p>Hak sahiplerine yapılacak satıştan sonra geriye kalan kısmın taşınmazın toplam yüzölçümünün <strong>yüzde kırkından az</strong> olması hâlinde, bu bölüm de hak sahibinin talebi üzerine Tebliğ kapsamında satılabilir.</p>

<p>Taşınmaz üzerinde birden fazla yapı bulunuyorsa kalan kısım, her yapının taban alanının toplam yapı taban alanına oranı esas alınarak yapılar arasında paylaştırılır. Bulunan miktar, ilgili yapı için satılacak alana eklenir.</p>

<p><strong>4. Yapıda birden fazla bağımsız bölüm bulunması</strong></p>

<p>Yapıda birden fazla bağımsız bölüm bulunması hâlinde, hak sahiplerine satılacak alan bağımsız bölümlerin arsa paylarına göre belirlenir.</p>

<p>Hak sahipleri arsa paylarının belirlenmesi konusunda anlaşır ve buna ilişkin noter onaylı muvafakatnameyi İdareye sunarsa arsa payları bu muvafakatname esas alınarak belirlenir.</p>

<p>Hak sahiplerinin anlaşamaması hâlinde ise her bağımsız bölümün arsa payı, bağımsız bölüm alanının yapının toplam inşaat alanına oranlanması suretiyle hesaplanır:</p>

<p><strong>Satış hesabında esas alınacak arsa payı oranı = Bağımsız bölüm alanı / Yapının toplam inşaat alanı</strong></p>

<p>Her hak sahibine satılacak taşınmaz alanı ise bulunan arsa payının yapı için satılabilecek toplam alanla çarpılması suretiyle belirlenir:</p>

<p><strong>Hak sahibine satılacak alan = Arsa payı × Yapı için satılabilecek toplam alan</strong></p>

<p><strong>5. Hazine taşınmazına taşan istinat duvarı ve benzeri müştemilat</strong></p>

<p>Özel mülkiyete konu bir taşınmazda bulunan istinat duvarı veya benzeri müştemilatın bir kısmının Hazine taşınmazına taşması ve bu yapı hakkında Yapı Kayıt Belgesi bulunması hâlinde, taşkın kısmın bulunduğu Hazine taşınmazı satışa konu edilebilir.</p>

<p>Ancak taşkın yapı nedeniyle satılabilecek Hazine taşınmazının alanı, Yapı Kayıt Belgesi sahibinin özel mülkiyetindeki taşınmazın yüzölçümünün <strong>yüzde beşini geçemez</strong>.</p>

<p><strong>6. Büyük yüzölçümlü taşınmaz üzerinde küçük bir yapı bulunması</strong></p>

<p>Yapı Kayıt Belgesi alınan yapının bulunduğu Hazine taşınmazının yüzölçümü büyük, yapının kapladığı alan ise küçükse yapının bulunduğu bölümün ifraz edilmesi ve satışın ifraz sonucunda oluşan taşınmaz üzerinden gerçekleştirilmesi gerekir.</p>

<p>İfrazın teknik veya hukuki olarak mümkün olmaması hâlinde ise taşınmazın tamamı satılmaz; hak sahibine, satılabilecek alana karşılık gelen taşınmaz payı satılır.</p>

<p><strong>Örnek 1 - Belediye Sınırları İçinde Tek Yapı Bulunması</strong></p>

<p>18/5/2018 tarihi itibarıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan 1.100 m² yüzölçümlü Hazine taşınmazı üzerinde, (a) kişisine ait, 250 m² taban alanlı, giriş ve 2 kattan oluşan ve 6 bağımsız bölüm içeren (X) yapısı bulunmaktadır.</p>

<p>Taşınmaz belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunduğundan, hak sahibine satılabilecek azami alan 600 m²’dir. Yapının 250 m² olan taban alanı, 600 m² sınırını aşmadığından taban alanına ilişkin istisna bu örnekte uygulanmaz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p><strong>Taban alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Satılacak alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Satılacak ilave alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Hesaplanan toplam alan</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p>250 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>600 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>600 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Buna göre taşınmazın 600 m²’lik kısmı hak sahibine satılacaktır. İfrazın mümkün olmaması hâlinde ise 1.100 m² yüzölçümlü taşınmazın <strong>600/1100 payı</strong> hak sahibine satılır.</p>

<p>Altı bağımsız bölümün tamamı (a) kişisine ait olduğundan satılacak alanın bağımsız bölümler arasında ayrıca paylaştırılmasına gerek bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Örnek 2 - Satış Dışında Kalan Alanın Yüzde Kırktan Az Olması</strong></p>

<p>Bu örnekte taşınmaz üzerinde tek yapı bulunmaktadır. Temel satış alanı ayrıldıktan sonra kalan bölüm, taşınmazın toplam yüzölçümünün yüzde kırkından az olduğundan hak sahibinin talebi üzerine satış alanına ilave edilebilmektedir.</p>

<p>18/5/2018 tarihi itibarıyla belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan <strong>3.300 m²</strong> yüzölçümlü Hazine taşınmazı üzerinde, (a) kişisine ait <strong>325 m² taban alanlı</strong> (X) yapısı bulunmaktadır.</p>

<p>Taşınmaz belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğundan hak sahibine kural olarak en fazla <strong>2.000 m²</strong> alan satılabilir. Bu satıştan sonra taşınmazın <strong>1.300 m²’lik</strong> kısmı kalacaktır.</p>

<p>Taşınmazın yüzde kırkı:</p>

<p><strong>3.300 m² × %40 = 1.320 m²’dir.</strong></p>

<p>Satış dışında kalan 1.300 m², taşınmazın yüzölçümünün yüzde kırkından az olduğundan bu kısım da hak sahibinin talebi üzerine ilave satışa konu edilebilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p><strong>Taban alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Satılacak alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Satılacak ilave alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Toplam satılacak alan</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p>325 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>2.000 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>1.300 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>3.300 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu şekilde hesaplanarak, hak sahibinin talep etmesi hâlinde taşınmazın tamamı hak sahibine satılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 3 - Taşınmaz Yüzölçümünün Her Yapı İçin Azami Satış Alanı Ayrılmasına Yetmemesi</strong></p>

<p>Bu örnekte taşınmazın yüzölçümü, her yapı için ayrı ayrı 600 m² satış alanı ayrılmasına yetmemektedir. Bu nedenle yapıların taban alanları dışında kalan bölüm, her yapının taban alanının toplam yapı taban alanına oranına göre paylaştırılarak satılacak alanlar belirlenmektedir.</p>

<p>18/5/2018 tarihi itibarıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan <strong>1.200 m²</strong> yüzölçümlü Hazine taşınmazı üzerinde aşağıdaki yapılar bulunmaktadır:</p>

<p>• <strong>(X) yapısı:</strong> 100 m² taban alanlı olup eşit oranlarda (a) ve (b) kişilerine aittir.</p>

<p>• <strong>(Y) yapısı:</strong> 300 m² taban alanlı, giriş ve 2 kattan oluşan, 6 bağımsız bölümlü bir yapıdır. Bağımsız bölümler (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) kişilerine aittir. Giriş kattaki bağımsız bölümlerin her biri <strong>30/300</strong>, birinci kattakilerin her biri <strong>50/300</strong>, ikinci kattakilerin her biri ise <strong>70/300</strong> arsa payına sahiptir.</p>

<p>• <strong>(Z) yapısı:</strong> 400 m² taban alanlı olup (ı) kişisine aittir. Ancak (ı), taşınmazı satın alma talebinde bulunmamıştır.</p>

<p><strong>Satılacak alanların hesaplanması</strong></p>

<p>Taşınmaz belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunduğundan, her yapı için kural olarak en fazla 600 m² alan satılabilir. Üç yapı için teorik olarak satılabilecek toplam alan 1.800 m² olmakla birlikte taşınmazın yüzölçümü 1.200 m²’dir.</p>

<p>Yapıların toplam taban alanı ise:</p>

<p><strong>100 m² + 300 m² + 400 m² = 800 m²’dir.</strong></p>

<p>Taşınmazın yapı taban alanları dışında kalan bölümü:</p>

<p><strong>1.200 m² − 800 m² = 400 m²’dir.</strong></p>

<p>Bu 400 m²’lik bölüm, her yapının taban alanının toplam yapı taban alanına oranına göre yapılar arasında paylaştırılır.</p>

<p><strong>(X) yapısına ayrılacak alan:</strong></p>

<p>400 m² × 100/800 = <strong>50 m²</strong></p>

<p><strong>(Y) yapısına eklenecek alan:</strong></p>

<p>400 m² × 300/800 = <strong>150 m²</strong></p>

<p><strong>(Z) yapısına eklenecek alan:</strong></p>

<p>400 m² × 400/800 = <strong>200 m²</strong></p>

<p>Buna göre satılabilecek alanlar şu şekilde belirlenir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p><strong>Yapı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Taban alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Taban alanları dışında kalan bölümden ayrılacak alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Toplam satılacak alan</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p>(X)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>100 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>50 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>150 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p>(Y)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>300 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>150 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>450 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p>(Z)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>400 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>200 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p>600 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="151">
   <p><strong>Toplam</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>800 m²</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>400 m²</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>1.200 m²</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Buradaki 50 m², 150 m² ve 200 m²’lik miktarlar ilave satış alanı değildir. Bu miktarlar, taşınmaz yüzölçümünün her yapı için ayrı ayrı 600 m² alan ayrılmasına yetmemesi nedeniyle taban alanları dışında kalan bölümden ilgili yapılara ayrılan alanlardır.</p>

<p><strong>(X) yapısındaki hak sahiplerine yapılacak satış</strong></p>

<p>(X) yapısı için satılabilecek toplam alan 150 m²’dir. Yapı, (a) ve (b) kişilerine eşit oranlarda ait olduğundan bu alan iki hak sahibi arasında eşit olarak paylaştırılır:</p>

<p><strong>150 m² ÷ 2 = 75 m²</strong></p>

<p>Bu nedenle taşınmazın;</p>

<p>• <strong>75/1200 payı (a) adına,</strong></p>

<p>• <strong>75/1200 payı (b) adına</strong></p>

<p>tapuya tescil edilir.</p>

<p><strong>(Y) yapısındaki hak sahiplerine yapılacak satış</strong></p>

<p>(Y) yapısı için satılabilecek toplam alan 450 m²’dir. Bu alan, bağımsız bölümlerin belirtilen arsa paylarına göre hak sahipleri arasında paylaştırılır.</p>

<p>Giriş kattaki bağımsız bölümlerin her biri için:</p>

<p><strong>450 m² × 30/300 = 45 m²</strong></p>

<p>Birinci kattaki bağımsız bölümlerin her biri için:</p>

<p><strong>450 m² × 50/300 = 75 m²</strong></p>

<p>İkinci kattaki bağımsız bölümlerin her biri için:</p>

<p><strong>450 m² × 70/300 = 105 m²</strong></p>

<p>Buna göre taşınmazın;</p>

<p>• <strong>45/1200 payı (c) adına,</strong></p>

<p>• <strong>45/1200 payı (d) adına,</strong></p>

<p>• <strong>75/1200 payı (e) adına,</strong></p>

<p>• <strong>75/1200 payı (f) adına,</strong></p>

<p>• <strong>105/1200 payı (g) adına,</strong></p>

<p>• <strong>105/1200 payı (h) adına</strong></p>

<p>tapuya tescil edilir.</p>

<p><strong>(Z) yapısı bakımından sonuç</strong></p>

<p>(Z) yapısı için satılabilecek alan 600 m² olup normal koşullarda taşınmazın <strong>600/1200 payının (ı) adına</strong> tescil edilmesi gerekir.</p>

<p>Ancak (ı) kişisi satın alma talebinde bulunmadığından, (Z) yapısına ayrılan <strong>600/1200 pay yönünden herhangi bir satış ve tescil işlemi yapılmaz</strong>.</p>

<p>Satın alma talebinde bulunmayan (ı) kişisine ait (Z) yapısı da alan hesabına dâhil edilir. Çünkü taşınmaz yüzölçümünün yapılar arasında paylaştırılmasında, yalnızca satın alma talebinde bulunan yapılar değil, taşınmaz üzerindeki bütün yapıların taban alanları dikkate alınır. Ancak (ı) satın alma talebinde bulunmadığından (Z) yapısı için belirlenen pay yönünden satış ve tescil işlemi yapılmaz.</p>

<p><strong>Örnek 4 – Birden Fazla Yapı Bulunması Hâlinde Kalan Alanın Temel Satış Alanlarına İlave Edilmesi</strong></p>

<p>Bu örnek, her yapı için satılabilecek alanlar ayrıldıktan sonra taşınmazda kalan bölümün, taşınmazın toplam yüzölçümünün yüzde kırkından az olması hâlinde uygulanacak hesaplama yöntemini göstermektedir. Bu durumda kalan bölüm, talep edilmesi hâlinde yapıların taban alanları oranında paylaştırılarak satılacak alanlara ilave edilir.</p>

<p>18/5/2018 tarihi itibarıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan 2.250 m² yüzölçümlü Hazine taşınmazı üzerinde;</p>

<p>• 200 m² taban alanlı ve eşit oranlarda (a) ve (b) kişilerine ait (X),</p>

<p>• 300 m² taban alanlı, 2 kattan ve 6 bağımsız bölümden oluşan; bağımsız bölümleri (c), (ç), (d), (e), (f) ve (g) kişilerine ait olan ve her bağımsız bölüm için 50/300 arsa payı belirlenen (Y),</p>

<p>• 400 m² taban alanlı, (h) kişisine ait olan ancak hakkında satın alma talebinde bulunulmayan (Z)</p>

<p>yapıları bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Satılacak alanın belirlenmesi</strong></p>

<p>Taşınmaz belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunduğundan her yapı için kural olarak en fazla 600 m² alan satılabilir. Buna göre üç yapı için satılabilecek temel alan:</p>

<p><strong>600 m² × 3 = 1.800 m²’dir.</strong></p>

<p>Satılacak temel alanlar ayrıldıktan sonra taşınmazda kalan bölüm:</p>

<p><strong>2.250 m² − 1.800 m² = 450 m²’dir.</strong></p>

<p>Taşınmazın yüzde kırkı:</p>

<p><strong>2.250 m² × %40 = 900 m²’dir.</strong></p>

<p>Satış dışında kalan 450 m², taşınmazın toplam yüzölçümünün yüzde kırkından azdır. Bu nedenle kalan bölüm de talep üzerine satışa konu edilebilir.</p>

<p><strong>İlave alanın yapılar arasında paylaştırılması</strong></p>

<p>Yapıların toplam taban alanı:</p>

<p><strong>200 m² + 300 m² + 400 m² = 900 m²’dir.</strong></p>

<p>Kalan 450 m²’lik bölüm, her yapının taban alanının toplam yapı taban alanına oranına göre paylaştırılır.</p>

<p><strong>(X) yapısına eklenecek alan:</strong></p>

<p>450 m² × 200/900 = <strong>100 m²</strong></p>

<p><strong>(Y) yapısına eklenecek alan:</strong></p>

<p>450 m² × 300/900 = <strong>150 m²</strong></p>

<p><strong>(Z) yapısına eklenecek alan:</strong></p>

<p>450 m² × 400/900 = <strong>200 m²</strong></p>

<p>Buna göre her yapı için satılabilecek toplam alan şöyledir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="122">
   <p><strong>Yapı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>Taban alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>Satılacak temel alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>Satılacak ilave alan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>Hesaplanan toplam alan</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="122">
   <p>(X)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>200 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>600 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>100 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>700 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="122">
   <p>(Y)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>300 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>600 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>150 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>750 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="122">
   <p>(Z)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>400 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>600 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>200 m²</p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p>800 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="122">
   <p><strong>Toplam</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>900 m²</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>1.800 m²</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>450 m²</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="115">
   <p><strong>2.250 m²</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Tablodaki 2.250 m², bütün yapılar için hesaplanan alanların toplamıdır. Z yapısının sahibi satın alma talebinde bulunmadığından fiilen satışa konu edilecek alan, X ve Y yapıları için hesaplanan toplam 1.450 m² ile sınırlıdır. Z yapısı için hesaplanan 800/2250 pay başka hak sahiplerine dağıtılmaz.</p>

<p><strong>(X) yapısındaki hak sahiplerine yapılacak satış</strong></p>

<p>(X) yapısı için satılabilecek toplam alan 700 m²’dir. Yapı, (a) ve (b) kişilerine eşit oranlarda ait olduğundan bu alan iki hak sahibi arasında eşit olarak paylaştırılır:</p>

<p><strong>700 m² ÷ 2 = 350 m²</strong></p>

<p>Buna göre taşınmazın;</p>

<p>• <strong>350/2250 payı (a) adına,</strong></p>

<p>• <strong>350/2250 payı (b) adına</strong></p>

<p>satışa konu edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>(Y) yapısındaki hak sahiplerine yapılacak satış</strong></p>

<p>(Y) yapısı için satılabilecek toplam alan 750 m²’dir. Yapıdaki altı bağımsız bölümün her biri 50/300 oranında eşit arsa payına sahip olduğundan her bağımsız bölüme düşen alan:</p>

<p><strong>750 m² × 50/300 = 125 m²’dir.</strong></p>

<p>Buna göre taşınmazın;</p>

<p>• <strong>125/2250 payı (c) adına,</strong></p>

<p>• <strong>125/2250 payı (ç) adına,</strong></p>

<p>• <strong>125/2250 payı (d) adına,</strong></p>

<p>• <strong>125/2250 payı (e) adına,</strong></p>

<p>• <strong>125/2250 payı (f) adına,</strong></p>

<p>• <strong>125/2250 payı (g) adına</strong></p>

<p>satışa konu edilir.</p>

<p>Satış şartlarının gerçekleşmesi ve satış bedelinin ödenmesi hâlinde bu paylar hak sahipleri adına tapuya tescil edilir.</p>

<p><strong>(Z) yapısı yönünden sonuç</strong></p>

<p>(Z) yapısı için satılabilecek toplam alan 800 m²’dir. Satın alma talebinde bulunulmuş olması hâlinde taşınmazın <strong>800/2250 payının (h) adına</strong> satılması gerekirdi.</p>

<p>Ancak (h) kişisi satın alma talebinde bulunmadığından bu pay yönünden herhangi bir satış ve tescil işlemi yapılmaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapi-kayit-belgeli-hazine-tasinmazlarinda-satilacak-alanin-hesaplanmasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/ev-bina-83824-1-17052023141931.jpg" type="image/jpeg" length="82960"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/14626 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202314626-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202314626-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/11/2025 tarihli ve 2023/14626 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M. E.D.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/14626)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işledikleri sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Başvurucuların bir kısmı yönünden dernek ve sendika üyelikleri, tanık beyanları, çalışma kayıtları gibi deliller de değerlendirmeye alınmıştır.</p>

<p>3. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan işyerlerinde harcama yaptıklarının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır.</p>

<p>6. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/14626 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmiş ve inceleme 2023/14626 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu Ali Metin Pendik 8/8/2024 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucunun mirasçıları Emine Pendik, Sadullah Pendik, Mustafa Pendik ve Hüseyin Pendik 24/10/2024 tarihinde kayda giren dilekçeleriyle başvuruya devam etmek istediklerini bildirmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>10. Başvurucular; alanında uzman kişilere Bank Asyadaki mutat hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan cezalandırıldıklarını, bankacılık işlemlerini örgütsel faaliyette bulunma amacıyla gerçekleştirmediklerini, mahkûmiyet kararında bu konularda yeterli açıklamalara yer verilmediğini ileri sürmüştür.11. Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-37. Yargıtay kararları için bkz. Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, §§ 15-17.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi<i> Gürcan Balık</i> kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen<i> mutat</i> hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında<i> mutat</i> işlemlerin dışında kalan, <i>örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri</i> suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz.<i> Gürcan Balık</i>, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan<i> beraatine karar verilmesi gerekirken</i> mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı anlaşılmaktadır (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17).</p>

<p>16. Kişinin örgüt liderinin talimatıyla işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından Bank Asya nezdinde 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtların dosyaya celbedilip incelenmesi, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir (Yargıtay kararları için bkz.<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 13-21).</p>

<p>17. Somut başvuruda ilgili yargı mercilerinin gerekçeli kararlarında başvurucuların terör örgütüne üye olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Bir kısım başvurucu yönünden yan deliller bulunmakla birlikte aşağıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında Bank Asya hesap hareketleri başvurucuların cezalandırılmasında<i> tek ya da belirleyici delil</i> olarak kullanılmıştır. Bu kararlara göre başvurucular hakkındaki Bank Asya hesap hareketleri onların FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiğini göstermekte ve örgütsel saikle bankacılık işlemleri yaptıklarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>18. Mahkemelerin kararlarının gerekçesinde hükme esas aldığı delillerin ağırlığı hususunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine dayanak olarak değerlendirilen deliller, bu delillere ilişkin anayasal güvenceler yönünden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı yönünden ele alınacak olur ise öncelikle Yargıtay örgütün profesyonel eylemlerinin kamuoyunca bilinir hâle geldiği süreçten önce icra edilen yapılanmanın evlerinde kalmak ve sohbetlere katılmak gibi faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/7057, K.2024/11904; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/5877, K.2024/11981; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/24146, K.2024/1337 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli ve E.2017/3689, K.2018/3718 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37. Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B. ], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541 sayılı kararları; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi<i> Metin Birdal</i> ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemelerce değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar (Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları), toplantılara katılma bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Sadece başvurucuların yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmemeli, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- değerlendirme yapılmalıdır. Benzer şekilde kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmaları (tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı), örgüte müzahir otelde konaklamaları (kategorik olarak örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin tespitler için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 1/3/2023 tarihli ve E.2021/9204, K.2023/884; 29/11/2023 tarihli ve E.2022/23978, K.2023/9667 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 29/4/2019 tarihli ve E.2019/664, K.2019/3014 sayılı kararı) anılan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>20. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendika üyesi olma şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13507, K.2022/4206; 29/9/2022 tarihli ve E.2021/21414, K.2022/5210 sayılı kararları; ayrıca bkz. <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 17-19). Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre başvurucuların konumları ve kişisel özellikleri nazara alınarak FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu kabul edilen dernek ve sendikaya üye olma eylemlerinin anayasal örgütlenme özgürlüğü dışında ve örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla hareket edilip edilmediğini ortaya koyan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, § 25;<i> Cemile Doğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56).</p>

<p>21. Yargıtay kararlarına göre <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut</i> [1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47;<i> M.G.</i> [2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>22. Gerekçeli kararda tanık beyanına dayanılan başvurucular bakımından tanığın başvurucuların bulunmadığı bir celsede dinlenmesi, başvurucular yönünden dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında <i>tanık</i> kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve<i> tanık sorgulama hakkı</i> ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Suç tipi için kanunda belirlenen cezanın ağırlığı arttıkça duruşmada hazır bulunarak savunma yapmanın da öneminin artacağı hususunda tartışma yoktur (Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, 25/7/2023, § 41).</p>

<p>23. Son olarak Yargıtay, sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde salt ByLock kalıntısı bulunduğuna dair dijital veri raporu doğrultusunda mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı). Benzer şekilde Eagle program kalıntısının sanık aleyhinde değerlendirilmeyeceğine karar veren ilk derece mahkemesi kararının onanmasına da karar vermiş (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/318, K.2023/1442 sayılı kararı), kişilerin Eagle isimli programı kullanmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/10/2022 tarihli ve E.2021/10685, K.2022/6720; 17/10/2022 tarihli ve E.2021/7421, K.2022/6209 sayılı kararları).</p>

<p>24. Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda Bank Asya hesap hareketliliğine ilişkin delilin bazı başvurucular yönünden mahkûmiyet kararlarına götüren <i>tek</i> bazıları yönünden ise <i>belirleyici</i> nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>25. Başvurucular; ilgili yargı mercilerindeki savunmalarında hesap hareketlerinin kredi kartı kullanımı, düğünde hediye edilen altınları hesaba para/altın olarak yatırma, para ödünç alma ya da vermeden kaynaklanan rutin bankacılık işlemleri olduğunu, hırsızlık yapılması endişesi nedeniyle altın ve paralarını konutlarında değil Bankada tuttuklarını, araç/konut satın alma amacıyla gerçekleştirdikleri işlemler olduğunu, bu durumun sicil kayıtlarından ya da bu konularda sundukları delillerden de anlaşılabileceğini, kredi başvurusunda bulunmaları nedeniyle hesap açma işlemi gerçekleştirdiklerini, kredi sözleşmesinin kritik tarihten öncesinde yapıldığını ve ödemelerinin kredi taksitlerine ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca ticaretle uğraştıkları, ticari işletmeleri, hac işlemleri, bireysel emeklilik, okul taksitleri için hesap açtıkları şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucular konut kredisi finansman oranının miktarı, faizsiz bankacılık yapan bir banka olması, indirim ve taksit imkânları, kurumsal firmalardan yapılan alışverişlerde anlaşmalı bankalar arasında yer alması nedeniyle Bank Asyayı tercih ettiklerini, ihracat yaptıklarını, hesap hareketlerinin hesaplarına aktarılan ihracat bedelleri olduğunu, diğer bankalarla da işlemler yaptıklarını belirtmiştir. Bunlara ek olarak başvurucular; örgüt liderinin talimat tarihinden önce de bu Bankada hesap hareketleri olduğunu, Bankanın fona devri sonrasında da bankacılık işlemlerine devam ettiklerini, kritik tarihten çok önce Banka ile işlem yaptıklarını, uzun zamandır Bank Asyadaki hesaplarını kullanmadıklarını, bu nedenle para hareketlerinden haberdar olmadıklarını, hesap hareketini kendilerinin gerçekleştirmediklerini, ilgili dekontlardan ya da işlem türünden durumun anlaşılabileceğini, Banka hakkında çıkan haberler akabinde kamuda oluşan algı sonrasında yatırımlarını geri çektiklerini, hesaplarını kapattıklarını iddia etmiştir.</p>

<p>26. Vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceğinin belirlenmesi meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanında değildir (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p>27. Somut olayda mahkeme kararlarına bakıldığında birtakım banka verileri dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Yargıtay içtihadında yer verilen (<i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17) ilkelerin herhangi bir şekilde kararlarda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucuların örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını gösteren, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarında başvurucuların, örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı üzerine örgütsel faaliyet kastıyla bankacılık işlemleri yaptıklarının yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı görülmüştür.</p>

<p>28. Bunların yanında başvuruya konu gerekçeli kararlarda 2014 yılı ve sonrasında gerçekleşen bir kısım hesap hareketine değinilmiş ancak başvurucuların Bank Asyadaki hesabının hangi tarihte açıldığına, bu hesaba ilişkin bankacılık işlemlerinin FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı öncesindeki niteliği ve hacmine, bu talimattan sonra anılan hesabın ne şekilde kullanıldığına, aktif kullanım olarak kabul edilen işlemlerin hacminin ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle söz konusu bankacılık işlemlerinin neden mutat kabul edilemeyeceğine ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı sonrasındaki bankacılık işlemlerinin bu talimattan önceki dönemle uyumlu olmadığı veya olağan dışı bir hesap hareketliliği olduğu ortaya konulamamıştır. Dahası başvurucuların Bank Asya nezdindeki 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve hesabın ilk açıldığı tarihten itibaren tüm hesap hareketlerine ilişkin olarak alanında uzman bilirkişi marifeti ile bir inceleme de yaptırılmamıştır. Mahkûmiyet gerekçelerinde örgüt liderinin talimatı üzerine mevduat hesabında artışa gidildiği veya mutat hesap hareketleri dışında bir işlemle bankaya likidite sağlandığı gibi soyut ve genel ifadeler dile getirilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak için hareket etmediklerine, söz konusu işlemlerin rutin bankacılık işlemleri olduğuna ilişkin kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialarının gerekçede karşılanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>30. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde, yapılacak yeniden yargılamada ilgili mahkemelerce başvurucuların yargılamanın esasına ilişkin diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkı ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar </strong></p>

<p>31. Ekli listenin (G) sütununda belirtilen başvurucular, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddialarının<i> Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>32. Ekli listenin (H) sütununda belirtilen başvurucuların suç isnadına bağlı tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Mehmet Emin Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve<i> Mehmet Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020, §§ 47-70) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Ayrıca ekli listenin (İ) sütununda belirtilen başvurucuların mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Ç.Ö.</i> ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 27-53) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>33. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>34. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>35. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>36. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlenmesi talebinde bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı </i>ve<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202314626-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/aym-11423-slider.jpg" type="image/jpeg" length="29657"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/47552 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347552-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347552-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/11/2025 tarihli ve 2023/47552 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D. K.</strong> <strong>V</strong><strong>E</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/47552)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işledikleri sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Başvurucuların bir kısmı yönünden dernek ve sendika üyelikleri, tanık beyanları, çalışma kayıtları gibi deliller de değerlendirmeye alınmıştır.</p>

<p>3. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan işyerlerinde harcama yaptıklarının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır.</p>

<p>6. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/47552 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmiş ve inceleme 2023/47552 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>8. Ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucular; Bank Asyadaki mutat hesap hareketlerine dayanılarak ve bilirkişi raporunda lehe tespitler bulunmasına rağmen cezalandırıldıklarını, bankacılık işlemlerini örgütsel faaliyette bulunma amacıyla gerçekleştirmediklerini, mahkûmiyet kararında bu konularda yeterli açıklamalara yer verilmediğini ileri sürmüştür.10. Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).</p>

<p>11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-37. Yargıtay kararları için bkz. Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, §§ 15-17.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi<i> Gürcan Balık</i> kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen<i> mutat</i> hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında<i> mutat</i> işlemlerin dışında kalan, <i>örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri</i> suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz.<i> Gürcan Balık</i>, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan<i> beraatine karar verilmesi gerekirken</i> mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı anlaşılmaktadır (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17).</p>

<p>15. Kişinin örgüt liderinin talimatıyla işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından Bank Asya nezdinde 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtların dosyaya celbedilip incelenmesi, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir (Yargıtay kararları için bkz.<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 13-21).</p>

<p>16. Somut başvuruda ilgili yargı mercilerinin gerekçeli kararlarında başvurucuların terör örgütüne üye olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Bir kısım başvurucu yönünden yan deliller bulunmakla birlikte aşağıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında Bank Asya hesap hareketleri başvurucuların cezalandırılmasında<i> tek ya da belirleyici delil</i> olarak kullanılmıştır. Bu kararlara göre başvurucular hakkındaki Bank Asya hesap hareketleri onların FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiğini göstermekte ve örgütsel saikle bankacılık işlemleri yaptıklarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>17. Mahkemelerin kararlarının gerekçesinde hükme esas aldığı delillerin ağırlığı hususunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine dayanak olarak değerlendirilen deliller, bu delillere ilişkin anayasal güvenceler yönünden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı yönünden ele alınacak olur ise öncelikle Yargıtay örgütün profesyonel eylemlerinin kamuoyunca bilinir hâle geldiği süreçten önce icra edilen yapılanmanın evlerinde kalmak ve sohbetlere katılmak gibi faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/7057, K.2024/11904; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/5877, K.2024/11981; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/24146, K.2024/1337 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli ve E.2017/3689, K.2018/3718 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37. Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B. ], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541 sayılı kararları; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları).</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi<i> Metin Birdal</i> ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemelerce değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar (Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları), toplantılara katılma bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Sadece başvurucuların yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmemeli, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- değerlendirme yapılmalıdır. Benzer şekilde kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmaları (tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı), örgüte müzahir otelde konaklamaları (kategorik olarak örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin tespitler için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 1/3/2023 tarihli ve E.2021/9204, K.2023/884; 29/11/2023 tarihli ve E.2022/23978, K.2023/9667 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 29/4/2019 tarihli ve E.2019/664, K.2019/3014 sayılı kararı) anılan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>19. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendika üyesi olma şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13507, K.2022/4206; 29/9/2022 tarihli ve E.2021/21414, K.2022/5210 sayılı kararları; ayrıca bkz. <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 17-19). Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre başvurucuların konumları ve kişisel özellikleri nazara alınarak FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu kabul edilen dernek ve sendikaya üye olma eylemlerinin anayasal örgütlenme özgürlüğü dışında ve örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla hareket edilip edilmediğini ortaya koyan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, § 25;<i> Cemile Doğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56).</p>

<p>20. Yargıtay kararlarına göre <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut</i> [1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47;<i> M.G.</i> [2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>21. Gerekçeli kararda tanık beyanına dayanılan başvurucular bakımından tanığın başvurucuların bulunmadığı bir celsede dinlenmesi, başvurucular yönünden dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında <i>tanık</i> kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve<i> tanık sorgulama hakkı</i> ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Suç tipi için kanunda belirlenen cezanın ağırlığı arttıkça duruşmada hazır bulunarak savunma yapmanın da öneminin artacağı hususunda tartışma yoktur (Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, 25/7/2023, § 41).</p>

<p>22. Son olarak Yargıtay, sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde salt ByLock kalıntısı bulunduğuna dair dijital veri raporu doğrultusunda mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı). Benzer şekilde Eagle program kalıntısının sanık aleyhinde değerlendirilmeyeceğine karar veren ilk derece mahkemesi kararının onanmasına da karar vermiş (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/318, K.2023/1442 sayılı kararı), kişilerin Eagle isimli programı kullanmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/10/2022 tarihli ve E.2021/10685, K.2022/6720; 17/10/2022 tarihli ve E.2021/7421, K.2022/6209 sayılı kararları).</p>

<p>23. Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda Bank Asya hesap hareketliliğine ilişkin delilin bazı başvurucular yönünden mahkûmiyet kararlarına götüren <i>tek</i> bazıları yönünden ise <i>belirleyici</i> nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>24. Başvurucular; ilgili yargı mercilerindeki savunmalarında hesap hareketlerinin kredi kartı kullanımı, düğünde hediye edilen altınları hesaba para/altın olarak yatırma, para ödünç alma ya da vermeden kaynaklanan rutin bankacılık işlemleri olduğunu, hırsızlık yapılması endişesi nedeniyle altın ve paralarını konutlarında değil Bankada tuttuklarını, araç/konut satın alma amacıyla gerçekleştirdikleri işlemler olduğunu, bu durumun sicil kayıtlarından ya da bu konularda sundukları delillerden de anlaşılabileceğini, kredi başvurusunda bulunmaları nedeniyle hesap açma işlemi gerçekleştirdiklerini, kredi sözleşmesinin kritik tarihten öncesinde yapıldığını ve ödemelerinin kredi taksitlerine ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca ticaretle uğraştıkları, ticari işletmeleri, hac işlemleri, bireysel emeklilik, okul taksitleri için hesap açtıkları şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucular konut kredisi finansman oranının miktarı, faizsiz bankacılık yapan bir banka olması, indirim ve taksit imkânları, kurumsal firmalardan yapılan alışverişlerde anlaşmalı bankalar arasında yer alması nedeniyle Bank Asyayı tercih ettiklerini, ihracat yaptıklarını, hesap hareketlerinin hesaplarına aktarılan ihracat bedelleri olduğunu, diğer bankalarla da işlemler yaptıklarını belirtmiştir. Bunlara ek olarak başvurucular; örgüt liderinin talimat tarihinden önce de bu Bankada hesap hareketleri olduğunu, Bankanın fona devri sonrasında da bankacılık işlemlerine devam ettiklerini, kritik tarihten çok önce Banka ile işlem yaptıklarını, uzun zamandır Bank Asyadaki hesaplarını kullanmadıklarını, bu nedenle para hareketlerinden haberdar olmadıklarını, hesap hareketini kendilerinin gerçekleştirmediklerini, ilgili dekontlardan ya da işlem türünden durumun anlaşılabileceğini, Banka hakkında çıkan haberler akabinde kamuda oluşan algı sonrasında yatırımlarını geri çektiklerini, hesaplarını kapattıklarını iddia etmiştir.</p>

<p>25. Vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceğinin belirlenmesi meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanında değildir (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p>26. Somut olayda mahkeme kararlarına bakıldığında birtakım banka verileri dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Yargıtay içtihadında yer verilen (<i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17) ilkelerin herhangi bir şekilde kararlarda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucuların örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını gösteren, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarında başvurucuların, örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı üzerine örgütsel faaliyet kastıyla bankacılık işlemleri yaptıklarının yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı görülmüştür.</p>

<p>27. Bunların yanında mahkemeler, bankacılık verileri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay uygulamasının aksine bilirkişi raporlarının hesabın açılmasından itibaren tüm hesap hareketlerini konu almadığı, sadece Aralık 2013 veya Ocak 2014 ve sonrası işlemler dikkate alınarak raporların hazırlandığı, ilgili raporların Yargıtay içtihatlarına uygun olacak şekilde yeteri kadar açıklayıcı nitelikte olmadığı tespit edilmiştir. Gerekçeli kararlarda 2014 yılı ve sonrasında gerçekleşen bir kısım hesap hareketine değinilmiş ancak başvurucuların Bank Asyadaki hesabının hangi tarihte açıldığına, bu hesaba ilişkin bankacılık işlemlerinin FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı öncesindeki niteliği ve hacmine, bu talimattan sonra anılan hesabın ne şekilde kullanıldığına, aktif kullanım olarak kabul edilen işlemlerin hacminin ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle söz konusu bankacılık işlemlerinin neden mutat kabul edilemeyeceğine ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı sonrasındaki bankacılık işlemlerinin bu talimattan önceki dönemle uyumlu olmadığı veya olağan dışı bir hesap hareketliliği olduğu ortaya konulamamıştır. Bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi kararlarında da belirtilen hususların değerlendirildiğine ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak başvurucuların suç işlemek maksadıyla kurulmuş örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak için hareket etmediklerine, söz konusu işlemlerin rutin bankacılık işlemleri olduğuna ilişkin kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialarının gerekçede karşılanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>29. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde, yapılacak yeniden yargılamada ilgili mahkemelerce başvurucuların yargılamanın esasına ilişkin diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong> Makul Sürede Yargılanma Hakkı ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar </strong></p>

<p>30. Ekli listenin (G) sütununda belirtilen başvurucular, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddialarının<i> Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Ekli listenin (H) sütununda belirtilen başvurucuların suç isnadına bağlı tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Mehmet Emin Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve<i> Mehmet Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020, §§ 47-70) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Ayrıca ekli listenin (İ) sütununda belirtilen başvurucuların mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Ç.Ö.</i> ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 27-53) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>32. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>35. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlenmesi talebinde bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı </i>ve<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347552-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasa-ms5.jpg" type="image/jpeg" length="75901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/25666 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202325666-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202325666-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2023/25666 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>DERYA</strong> <strong>BAŞ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/25666)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin Özgür SEVİMLİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Derya BAŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Adem UZAK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 7/4/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında ByLock programını kullandıkları ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, muhakeme sürecinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve soruşturmaya Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından devam edilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir. Başvurucunun yakalanarak yapılan üst aramasında bir adet çift SIM kartlı cep telefonu ele geçirilmiş ve bu cihaz, üzerinde inceleme yapılmak üzere ilgili kolluk birimlerine teslim edilmiştir. Kolluk tarafından yapılan araştırmalarda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları üzerinden yapılan bağlantılar sonucunda oluşturulan<i> 235553</i> user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) 21/10/2010 ila 5/2/2015 tarihleri arasında yedi ayrı hesap açtırıp bu hesaplardan üçünün aktif olduğuna ve 2013 yılının Aralık ayından sonraki tarihlerde hesaplarını aktif olarak kullandığına, örgüte ait yayın organlarının dijital platformlardan çıkarılması üzerine başvurucunun da Tivibu aboneliğini sonlandırdığına dair tespitlerde bulunulmuştur.</p>

<p>6. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde özetle ev hanımı olduğunu, ByLock programını kullanmadığını, Bank Asyaya bir kereye mahsus para yatırdığını, Tivibu aboneliğini kendisine bu platform tarafından eksik bilgilendirme yapıldığı için sonlandırdığını, liseden 2009 yılında mezun olduğunu, lisede okurken 2008 yılında örgüte müzahir dershaneye gittiğini, 2005 ila 2009 yılları arasında örgüte ait olduğunu duyduğu pansiyonda kaldığını ancak terör örgütüne dair etkinliklere katılmadığını ve anılan örgütle hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunmuştur.</p>

<p>7. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık, iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, platform üyeliğini sonlandırmasına, örgüte müzahir dershaneye gidip örgüte ait pansiyonda kalmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu hakkındaki yargılama Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 6/4/2017 tarihinde düzenlediği tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattına ait HTS kayıtlarının da Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucu; yargılamanın 13/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek ve bu savunmalarından kısmen farklı olarak 2011 ila 2014 yılları arasında Akdeniz Üniversitesinde öğrenim gördüğünü, ByLock tespitine konu olan GSM hattını öğrenci olduğu dönemde almış olabileceğini, Bank Asyada yedi ayrı hesap açtırmadığını ve lise yıllarında örgüte müzahir K. Dershanesine gitmediğini, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir.</p>

<p>10. Celse arasında BTK, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan IP numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen<i> 235553</i> user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 12/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir:</p>

<p>i. <i>"Kullanıcı Profil Bilgileri"</i> başlıklı kısımda bu user-ID'ye bağlı oluşturulan kullanıcı adının <i>"derya"</i>, şifrenin <i>"derya.2812", </i>mesajın <i>"derya"</i> ve son çevrim içi olduğu tarihin "<i>14/2/2016"</i> olduğu,</p>

<p>ii. 235553 user-ID numarasının başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanıldığı ve tespit edilebilen ilk log tarihinin <i>15/3/2015</i> olduğu, bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapıldığı ve e-posta alınıp gönderildiği,</p>

<p>iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen veya bu user-ID numarasını kendi listesine ekleyen ve bazılarının gerçek kullanıcılarının tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcılarına yer verildiği,</p>

<p>iv. 235553 user-ID numarasının, gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan <i>"m"</i> adlı bir gruba üye olduğunun, anılan gruba katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldıklarının tespit edildiği,</p>

<p>v. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının <i>"Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler"</i> başlığı altında yer alan tablolarda, 235553 user-ID numarası ile gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka ByLock kullanıcıları arasında yapılan yazışmalara ve karşılıklı gönderilen maillere yer verildiği,</p>

<p>vi. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ayrıca 235553 user-ID numaralı kullanıcı ile gerçek kimlik bilgileri tespit edilen/edilemeyen diğer ByLock user-ID numaraları arasında gerçekleşen aramalara dair kayıtlarla bu user-ID numarası ile ByLock kullanıldığı sırada oluşan IP bağlantılarına (log kayıtları) dair tablolara da yer verilmiştir.</p>

<p>11. Yargılamanın 17/10/2017 tarihli ikinci celsesinde CGNAT kayıtları ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı içeriği başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, söz konusu GSM hattını kendisinin kullandığını ancak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan verileri kabul etmediğini ve bu verilerde adları geçen diğer ByLock kullanıcılarını da tanımadığını savunmuştur.</p>

<p>12. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşmış ve atılı suçtan başvurucu hakkında 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Sanığın, 235553 ID numarası üzerinden 15/03/2015 - 14/02/2016 tarihleri arasında; derya2812 kullanıcı adı ve derya.2812 şifre ile, adını derya olarak kaydederek Bylock programını kullandığı, </i><i>Bylock karşı IP adres bilgilerini içerir iletişim tespit tutanağına göre Bylock programına 1071 kez bağlandığı </i><i>görülmüştür. </i></p>

<p><i>Sanık, söz konusu programı kurmadığını ve kullanmadığını savunmuş ise de, </i><i>ByLock</i><i> adlı programın kullanıcısı olduğu, bu programı </i><i>kendisine ait olduğunu ve kendisinin kullandığını kabul ettiği </i>[...]<i> numaralı GSM hattı üzerinden kullandığının belirlendiği, sanığın kullandığını beyan ettiği kendisine ait </i>[...]<i> numaralı GSM hattına ait Bylock karşı IP adres bilgilerini içerir iletişim tespit tutanağına göre Bylock programına 1071 kez bağlandığı, bylock programına kayıtlı kullanıcı adı, şifre ve adı kısmında derya isminin yer aldığı göz önüne alındığında sanığın savunmasına itibar edilmemiştir</i><i>. </i></p>

<p><i>Ö</i><i>rgütün tüm felsefesinin tedbir/takiye üzerine kurulu olması nedeniyle toplum içerisinde kimin FETÖ örgütüne üye olduğu vatandaşlar ve kurumlar tarafından bilinmez iken, kimlerin bu örgütün üyesi olduğunun bu örgüt tarafından çok iyi bilindiği, örgütün güvendiği, sadakatinden emin olduğu üyelerine bu programı verdiği, üyelerinden bu program ile iletişim kurmalarını istediği anlaşılmıştır. Örgüt bu konuda çok seçici davranmış ve bylock sırrı kamu oyuna sızmamıştır. Bu da örgüt üyelerinin disiplinini ortaya koymaktadır. </i></p>

<p><i>Bylock programının FETÖ silahlı terör örgütünün gizlilik esasına uygun olarak, örgütsel faaliyetlerin icrası amacıyla, örgüt üyeleri arasındaki haberleşmenin sağlanması için, </i><i>münhasıran FETÖ silahlı terör örgütünün mensupları tarafından kullanılan bir ağ olduğu,</i><i> FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişimi ve öncesindeki pek çok terör suçunun falili olduğu, sanığın, FETÖ tarafından kullanılmakta olan ağa, Bylock programına bu özelliğini bilerek kasten dahil olduğu, bu ağı iletişim için kullandığı, dolayısı ile FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>T</i><i>üm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde,</i><i> sanığın </i><i>FETÖ/PDY</i><i> silahlı terör örgütünün</i><i> bir üyesi olarak, </i><i>örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket ettiği, </i><i>ByLock iletişim sisteminin, yukarıda açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu anlaşılan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespit eden Yargıtay 16. Ceza Dairesi 14.07.2017 T. 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, kişinin örgütle bağlantısını gösteren somut delil niteliğinde olduğu, </i><i>sanığın üzerine atılı FETÖ-PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, sanığın inkara yönelik savunmasına, yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt bulunmadığından itibar edilmemiştir. </i></p>

<p><i>Bylock programı ile ilgili tespit ve değerlendirme tutanağı içeriğine göre, sanığın FETÖ/PDY üyeleri tarafından düzenlenen sohbetlere katıldığının, zaman zaman örgütsel amaçlarla yapılan toplantılarda 'sohbet hocalığı' yaptığının, örgüte maddi kaynak sağlamak amacıyla diğer örgüt üyelerinden kurban bağışı adı altında para topladığının, dergi ve gazete aboneliği faaliyetlerini yoğun şekilde yürüttüğünün ve örgütün amaçları doğrultusunda bir fiil çalıştığının anlaşıldığı, dolayısıyla sanığın örgüt içindeki konumu, örgütsel faaliyetleri, kastının yoğunluğu ve ağırlığı bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanık hakkında ceza tayin edilirken 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi gözetilerek 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi gereğince alt sınırdan yeterli oranda uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi cihetine gidilmiş</i> [karar verilmiştir.]<i>"</i></p>

<p>13. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (Daire) 13/6/2018 tarihli kararı ile başvurucunun istinaf talebini esastan reddetmiştir. Başvurucu, Daire kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; Yargıtay 3. Ceza Dairesi 23/1/2023 tarihinde Daire kararını onamıştır. Onama kararında yer verilen açıklama şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>ByLock programının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı nazara alındığında, sanığın ByLock kullanıcısı olduğuna ilişkin tespit ve değerlendirme tutanağının temin edilmesi karşısında sanığın inkara yönelik savunmalarına itibar edilmemiş, sanığın ByLock kullanıcısı olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edildiğinden, temyiz aşamasında gelen sanıktan ele geçen materyallerde ByLock kalıntısına rastlandığını belirten dijital mateyal inceleme raporu beklenmeksizin karar verilmesi sonuca etkili olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.</i><i>"</i></p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>14. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. <i>Ali Bayram İskender</i> [GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025, §§ 15-37; <i>Şerif Özmutlu</i> [GK], B. No: 2020/36986, 25/9/2025, §§ 29-59; <i>Ramazan Çakır</i> [GK], B. No: 2019/6030, 24/2/2026, §§ 17-39.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>16. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı mercilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>17. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin suçta ve cezada kanunilik ilkesine dair değerlendirmelerini içeren kararlarına yer verilmiş; ihlal iddiaları incelenirken söz konusu içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>18. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b</strong><strong>. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i.</strong><strong> Genel İlkeler</strong></p>

<p>20. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (<i>Karlis A.Ş.</i> [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; <i>Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104;<i> Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 60).</p>

<p>21. Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (<i>Fikriye Aytin ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13;<i> Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 61).</p>

<p>22. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorum ceza normlarının özüyle çelişmemeli ve öngörülebilir olmalıdır. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47;<i> Adnan Şen</i>, § 107; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (<i>Ahmet Aslan</i> [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62).</p>

<p>23. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>24. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş dahi olsa örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (<i>Metin Birdal</i> [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).</p>

<p>25. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihatlarının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (<i>Ahmet Aslan</i>, §§ 50, 51; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 50).</p>

<p>26. O hâlde bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için <i>örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi</i> gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay; terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce <i>icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği</i>ni, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay, bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak<i> terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek</i> örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, §§ 11-19, 51).</p>

<p>27. Bu sebeple Yargıtay; FETÖ/PDY davalarında da örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemleri terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet için yeterli görmemektedir. Yargıtaya göre FETÖ/PDY üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, saikinin suç işlemek olması şartı aranmalıdır (Yargıtay kararı için bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 13).</p>

<p>28. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareket eden ve FETÖ/PDY'nin güvenlik güçlerince önemli ölçüde çözümlenen hiyerarşik yapılanmasını gözeten Yargıtay; üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının katıldığı örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay, FETÖ/PDY'nin oldukça uzun süre yasal zeminde faaliyet göstermesi ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle özellikle sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin örgütün nihai amacını bildiğinin ortaya konması gerektiğini kabul etmiştir <i>(Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, §§ 11-13, 19; ayrıca bkz. <i>Adnan Şen</i>, § 114;<i> İlhami Aksu</i> [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, § 21).</p>

<p>29. Yargı mercilerinin değerlendirmelerinden çıkan sonuca göre FETÖ/PDY'nin daha alt katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin -örgütün nihai amacını bildikleri ortaya konmadığı müddetçe- örgüte <i>bir ahlak ve eğitim hareketi, gönüllüler hareketi, dinî bir cemaat </i>olduğu zannı ile sempati duydukları, örgütle irtibat ve iltisaklı oldukları kabul edilmektedir. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarih vermek yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi doğrultusunda hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 54).</p>

<p>30. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi, bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır <i>(Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz.<i> Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p><strong>ii. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>31. Somut olayda Mahkeme kararının içeriği gözönüne alındığında mahkûmiyetin başvurucunun ByLock programı üzerinden <i>235553</i> user-ID numarası alıp bu numaraya bağlı alt veriler oluşturmak suretiyle anılan ağa dâhil olduğuna ve bu programı <i>örgütsel iletişim amacıyla</i> yoğun olarak kullandığına dair tespite dayandığı anlaşılmıştır (bkz. § 12).</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi, <i>Ferhat Kara</i> ([GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020) kararında<i> "yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkûmiyete dayanak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini tamamen etkisiz hâle getiren ve açıkça keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ByLock'un mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasına ilişkin iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu" </i>nu değerlendirmiştir (<i>Ferhat Kara</i>, § 161).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve onu destekleyen diğer veriler doğrultusunda ByLock programının kullanıldığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçu açısından verilen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak değerlendirilmesini <i>Adnan Şen </i>kararında <i>suçta ve cezada kanunilik ilkesi</i> açısından ele almıştır. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock programını kullanmak</i> şeklinde gerçekleşen faaliyetin örgütsel nitelikte olduğuna, başvurucunun örgüt içi iletişimin sağlanması amacıyla FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulan ByLock programını örgütsel amaçla kullandığına, dolayısıyla başvurucunun bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olduğuna dair adli makamlarca yapılan yorumların kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediğini, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediğini ve öngörülebilir olduğunu, atılı suçun unsurları netleştirilirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen gösterildiğini değerlendirmiş ve ihlal olmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Adnan Şen</i>, § 121).</p>

<p>34. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesinin <i>Ferhat Kara </i>ve<i> Adnan Şen</i> kararlarından sonraki süreçte verdiği <i>Yüksel</i> <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>([B.D.], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini geniş ve öngörülemez şekilde yorumlayarak ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit ettiklerini belirtmiş; bu bağlamda ulusal hukuktaki suçun yasal tanımı kapsamında gerekli olan kastın varlığı ayrıca tespit edilmeksizin ByLock programını kullanan kişilere doğrudan ve etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklendiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla AİHM, bu durumun suçun özellikle de manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme gereği duyulmaksızın terör örgütü üyesi olma suçunu katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi yarattığı sonucuna varmıştır (<i>Yalçınkaya/Türkiye</i>, §§ 271, 272).</p>

<p>35. Yargıtay da özellikle AİHM'in <i>Yalçınkaya/Türkiye</i> kararından sonraki tarihlerde verdiği kararlarda örgütsel yazışma içeriği tespit edilemeyen sanıkların ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına yansıyan verilere yönelik- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini güncel ve istikrarlı içtihatlarında belirlemiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2024 tarihli ve E.2022/6887, K.2024/12706; 31/10/2024 tarihli ve E.2022/13560, K.2024/12904; 4/11/2024 tarihli ve E.2022/8312, K.2024/13516; 5/11/2024 tarihli ve E.2022/8457, K.2024/13588; 25/11/2024 tarihli ve E.2024/17021, K.2024/15092; 28/11/2024 tarihli ve E.2022/15419, K.2024/15834; 6/1/2025 tarihli ve E.2022/28134, K.2025/427; 21/1/2025 tarihli ve E.2021/11306, K.2025/1891; 21/5/2025 tarihli ve E.2025/542, K.2025/15312 sayılı kararları).</p>

<p>36. Nitekim Anayasa Mahkemesi de <i>Ali Bayram İskender</i> kararında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>37. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde <i>Ramazan Çakır</i> kararına konu olayda başvurucunun ByLock programını kullandığının teknik verilerle ispat edilmesine dair tespitlere yönelik itirazlarına ek olarak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan yazışma ve e-posta verilerinin örgütsel nitelikte olup olmadığına, dolayısıyla bu programın örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanılıp kullanılmadığına dair herhangi bir değerlendirmede bulunulmamasını da ele almıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu hâlde mahkûmiyet gerekçesinde bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ramazan Çakır</i>, §§ 56-58).</p>

<p>38. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, <i>Şerif Özmutlu</i> kararına konu olayda ise terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında başvurucunun ByLock programını kullandığının teknik verilerle ortaya konulmasının yanı sıra örgütsel faaliyetlerini belirli tarihlerden sonra dahi devam ettirerek örgüt hiyerarşisi içinde üst konumlara gelmesini değerlendirmiştir. Anılan kararda yargı makamları, ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullandığına dair tespit dikkate alınmasa dahi ByLock delili dışındaki diğer delilleri de esas almak suretiyle başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde faaliyetlerde bulunduğunu değerlendirmiş; örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak <i>örgütün nihai amacını bildiği </i>kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi; yargı makamlarının bu tespitlerinin somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı, kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu sonucuna ulaşmıştır (<i>Şerif Özmutlu</i>, §§ 76-87).</p>

<p>39. Somut olayda mahkûmiyet kararının içeriği itibarıyla FETÖ/PDY tarafından <i>sohbet</i> adı altında düzenlenen toplantılara da değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi; <i>Sinan Ulu </i>([GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025) ve<i> Sümeyra Bakla</i> ([GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025) kararlarında yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle örgüt tarafından düzenlenen <i>sohbet</i> adı altındaki toplantıların örgüt liderine ilişkin olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, katılanlarda kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, kişilerin bu doğrultuda yetiştirilmesi, grup aidiyetinin sağlanması, bağlılık, güven ve örgüte sadakatin oluşturulması gibi bazı fonksiyonel özellikleri olduğunu, bu toplantıların FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle örgüt tarafından <i>sohbet</i> olarak adlandırılan ve belirtilen nitelikte düzenlenen toplantıların tertibine iştirakin veya olayın özelliğine göre salt katılımın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda <i>sohbet</i> adı altında düzenlenen bu toplantıların niteliği gözönüne alındığında olgusal olarak bahse konu toplantılara yönelik belirtilen faaliyetler; kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur olarak değerlendirilebileceği, bu kabulle birlikte söz konusu toplantıları organize etmek şeklindeki eylemin ise kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur olarak değerlendirilmesinin evleviyetle mümkün olduğu ifade edilmiştir (<i>Sinan Ulu,</i> §§ 100, 101; <i>Sümeyra Bakla</i>, §§ 102, 103).</p>

<p>40. Mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun <i>235553</i> user-ID numarası ile kullandığı ByLock programı üzerinden diğer ByLock kullanıcılarıyla olan mesajlaşma ve mail içerikleri itibarıyla FETÖ/PDY üyeleri tarafından düzenlenen <i>sohbetlere</i> katıldığına, örgütsel amaçlarla yapılan bu toplantılarda bazen <i>"sohbet hocalığı"</i> yaptığına, örgüte maddi kaynak sağlamak amacıyla diğer örgüt üyelerinden kurban bağışı adı altında para topladığına, dergi ve gazete aboneliği faaliyetlerini yoğun şekilde yürüttüğüne, bu şekilde örgütün amaçları doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğuna dair tespitlerde bulunulması (bkz. § 12) ve Anayasa Mahkemesinin anılan kararları (bkz. §§ 36-39) gözetildiğinde somut olayda Mahkemenin, başvurucunun ByLock programını <i>örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla</i> yoğun şekilde kullandığını değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun ByLock programını <i>örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla</i> yoğun şekilde kullanmak suretiyle terör örgütü hiyerarşisi içinde bulunduğunu ortaya koyarak <i>örgütün nihai amacını bildiği </i>sonucuna varmış ve aksi yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir.</p>

<p>41. Bu noktada başvurucunun ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan log kayıtları ile BTK'dan gönderilen CGNAT kayıtları arasında farklılıklar olduğuna dair mahkûmiyet gerekçesine göre esasa etkisi olmayan itirazlarının ötesinde, <i>ByLock verilerini içeren dijital materyallerin</i> Mahkeme huzuruna getirtilmemesine veya bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamasına dair muhakeme sürecinde itiraz ileri sürmediğinin ve bireysel başvuru formunda bu hususta bir ihlal iddiasında bulunmadığının da altı çizilmelidir.</p>

<p>42. Sonuç olarak Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>44. Başvurucunun;</p>

<p>i. Suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Mehmet</i> <i>Emin</i> <i>Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve <i>Mehmet</i> <i>Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i>;</p>

<p>ii. Kamu görevlilerine isnat ettiği birtakım eylemler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Ömer</i> <i>Aktaş</i> ([1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, §§ 38, 39) kararı doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i>;</p>

<p>iii. ByLock haberleşmesi ve kişisel verilerin yasal olmayan şekilde elde edildiğine dair itirazları nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Bestami Eroğlu</i> ([GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020) kararı, özel hayatına ait verilerin toplanarak sınırsız şekilde kolluk birimlerinin erişimine açıldığına dair itirazları nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve benzer eylemlerin toplumun bir kesimi açısından suç sayıldığına dair itirazları nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin, temellendirmeksizin soyut şekilde ileri sürdüğü iddialarının <i>Cemal Günsel</i> ([GK], B. No: 2016/12900, 12/1/2021) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması,</i></p>

<p>iv. ByLock verilerinin elde edilme usulü yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Özlem Yıldırım</i> ([GK], B. No: 2022/73725, 28/12/2022, §§ 30-33) kararı; karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedenleriyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Yasemin Ekşi</i> ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57) ve <i>Mehmet Yavuz</i> ([1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51) kararları; eksik araştırma yapıldığına ve yeterli delil elde edilmeden mahkûmiyet kararı verildiğine ilişkin iddiasının da<i> E.D.</i> ([2. B.], B. No: 2015/1668, 22/2/2018, §§ 36-38) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i></p>

<p>Nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>A. 1. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini</i> karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202325666-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="88689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/107328 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107328-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107328-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/107328 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Ç.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/107328)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yunus Emre BAĞLAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Rıdvan DAVAZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) uyuşturucu madde ticareti yapıldığı ihbarı üzerine başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>3. İhbar üzerine 24/11/2018 günü gerçekleşen olaya ilişkin olarak kolluk görevlilerince yapılan araştırmalarda parkın içindeki taziye evinin önünde başvurucu ve diğer üç kişinin bulunduğu, başvurucunun üzerinde bulunan kâğıda sarılı vaziyette daralı ağırlığı 1,83 gram esrar maddesini kolluk görevlilerine rızaen teslim ettiği, diğer üç şahsın üzerinde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı; ayrıca bu kişilerin yakın çevresi kontrol edildiğinde başvurucuya yaklaşık 2-3 metre mesafedeki çöp kutusunun içinde siyah renkli poşet içinde, başvurucunun üzerinde ele geçirilen esrar maddesinin sarılı bulunduğu pakete benzer gazete kağıtlarına sarılı 19 paket daralı ağırlığı toplam 101,28 gram olan esrar maddesi bulunduğu da tutanak altına alınmıştır.</p>

<p>4. Başsavcılık 24/11/2018 tarihinde başvurucu üzerinden ve çöp kutusundan ele geçirilen uyuşturucu maddelere gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında el konulmasına karar vermiştir. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği elkoyma kararını onamıştır.</p>

<p>5. Başvurucu, bu olaya ilişkin kollukta müdafii eşliğinde alınan ifadesinde; üzerinden ele geçirilen esrar maddesinin kendisine ait olduğunu, bu maddeyi ismini bilmediği bir şahsın kendisine verdiğini, çöp kutusunda bulunan uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Başsavcılık başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmadığı, üzerine atılı suçun katalog suçlardan olduğu gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasını talep etmiştir. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 24/11/2018 tarihinde tutuklama talebinin reddine ve başvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.</p>

<p>6. Diğer yandan Başsavcılık, uyuşturucu satıldığına dair ihbar üzerine 17/12/2018 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında başvurucunun kullanımında olan işyerinde arama kararı vermiştir. Kolluk görevlilerince tanzim edilen arama tutanağında; 22.40 sıralarında ilgili adrese geçildiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söyleyen M.Ç. ve hazır bulunan K.T. eşliğinde saat 22.50 sıralarında aramaya başlandığı, işyeri içindeki masanın altında toplamda beş paket daralı ağırlığı toplam 11,7 gram esrar, üç paket daralı ağırlığı toplam 0,67 gram eroin, iki paket daralı ağırlığı toplam 0,37 gram metamfetamin olduğu değerlendirilen maddelerin ele geçirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>7. M.Ç. isimli kişi arama neticesinde bir zararın olmadığını beyan etmiştir. Söz konusu arama tutanağında kolluk görevlilerinin haricinde hazirun olarak K.T., dükkân sahibi olarak da M.Ç. isimli kişinin imzası bulunmaktadır. Başvurucu ise arama esnasında hazır bulunmamıştır. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 18/12/2018 tarihinde uyuşturucu maddeler hakkındaki elkoyma kararının onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>8. 17/12/2018 tarihli olaya ilişkin başvurucu, soruşturma aşamasında kollukta müdafii eşliğinde alınan ifadesinde; işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, bu uyuşturucu maddeleri işyerine F. ve Y. isimli kişilerin koymuş olabileceğini, yine polislerin de bu uyuşturucu maddeleri koymuş olabileceğini, bu işin E. isimli kişinin bir oyunu olabileceğini ileri sürmüştür. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılığın talebi üzerine 18/12/2018 tarihinde başvurucu hakkında adli kontrol uygulanmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Arama tutanağında imzası bulunan M.Ç., kollukta bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadesinde; aramanın yapıldığı işyerini kullanması için oğlu olan başvurucuya verdiğini, bu şekilde bir iş yapacağını bilseydi bu dükkânı başvurucuya vermeyeceğini, başvurucunun uyuşturucu madde sattığıyla ilgili daha önce müracaatta bulunduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>10. Başsavcılık, başvurucunun uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması talebiyle 20/3/2019 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; parkın içinde yakalanan uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır hâlde bulunduğunu, başvurucunun işyerinde tespit edilen uyuşturucu maddelerin satışa hazır, ayrı ayrı paketlenmiş hâlde eroin, metamfetamin ve esrar içerdiğini, başvurucunun ifadelerinin soyut nitelikte ve suçtan kurtulmaya yönelik olduğu gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 31/5/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır. Tensip tutanağında, diğerlerinin yanı sıra başvurucunun 18/12/2018 tarihli ifadesinde geçen E.Y. isimli kişinin araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde duruşma gününde hazır edilmesi için ilgili kolluk birimine müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>12. Üçüncü celsede başvurucu savunmasında; üzerinde bulunan esrar maddesini ismini bilmediği bir şahsın kendisine verdiğini, çöp kutusunda bulunan uyuşturucu maddenin kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeleri E.Y. isimli kişinin yönlendirdiği kişilerin bıraktığını düşündüğünü ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Dördüncü celsede; tanık E.Y. hakkında Batman İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye olumsuz cevap verildiği, tanığın hazır edilemediği duruşma tutanağından anlaşılmaktadır. Ayrıca bu celsede parkta gerçekleşen olayda başvurucunun yanında bulunan diğer üç kişi tanık olarak dinlenmiştir. Bu kişiler, başvurucuyu suçlayıcı nitelikte bir beyanda bulunmamıştır. Parkta gerçekleşen olaya ilişkin tutanakta imzası bulunan ve tanık olarak dinlenen C.A. ve H.Y. isimli kolluk görevlileri ise tutanak içeriğini doğrular nitelikte beyanda bulunmuştur.</p>

<p>14. Beşinci celsede dinlenen başvurucunun babası M.Ç. tanık ifadesinde; uyuşturucu madde yakalanmadan bir hafta on gün önce işyerini başvurucuya teslim ettiğini, başvurucunun uyuşturucu madde kullandığı gerekçesiyle ihbarda bulunduğunu ancak sattığına ilişkin herhangi bir müracaatta bulunmadığını beyan etmiştir. Bu celsede ayrıca iddia makamı esas hakkında mütalaasını sunmuştur.</p>

<p>15. Yedinci celsede başvurucu müdafii savunmasında; arama yapılırken ihtiyar heyetinden iki kişi ya da komşulardan bir kişi hazır bulunmadan arama yapıldığını, arama tutanağında adı geçen K.T.nin aynı mahallede oturan bir kişi olmadığını, arama kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucunun 24/11/2018 tarihli eylemi nedeniyle kullanmak için uyuşturucu madde satın almak veya bulundurmak suçundan mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme 17/12/2018 tarihli eylemi nedeniyle başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 15 yıl hapis ve 30.000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>16. Mahkemenin gerekçesinin uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyete ilişkin kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>“…</i><i>Sanık </i>[başvurucu]<i> her ne kadar atılı suçu inkar etse de, somut olaya ilişkin ihbar yapıldığı, ihbarla uyumlu şekilde sanığın kullanımında olan dükkanda uyuşturucu madde ele geçirildiği, uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır halde bulunduğu, bulunan uyuşturucu maddelerin</i><i> eroin, metamfetamin ve esrar olmak üzere çeşitlilik arzetmesi, </i><i>bulunan uyuşturucu maddelerin içerisinde eroin maddesi bulunmasına rağmen sanığın 18.12.2018 tarihli Batman Devlet Hastanesinin raporunda sanığın idrar numunesinde eroin kullandığına ilişkin bir değerin bulunmaması, sanığın verdiği isimlerin aşamalarda değişiklik gösterdiği ve soyut beyan olarak kabulünün gerektiği, sanığın Hts kayıtlarında </i>[E.Y. (E.G.)] <i>isimli bir şahısla görüşmesinin bulunmaması, soruşturma aşamasında yanına gelen kişilerin </i>[F.]<i> ve </i>[Y.]<i> olduğunu beyan etmesine rağmen </i><i>kovuşturma aşamasında bu kişilerden birinin adının </i>[H.]<i> olduğunu beyan etmesi, yine soruşturma aşamasında dükkanına gelen kişileri bir kez yalnız bıraktığını beyan etmesine rağmen Mahkeme huzurundaki beyanında bu kişilere iki kez yalnız bıraktığını ve uyuşturucuları bu kişilerin koymuş olabileceğine dair beyanları da dikkate alındığında sanığın soyut, çelişkili ve suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmemiş, Sanık savunmaları, tanık beyanları, </i><i>uzmanlık raporları, arama ve olay tutanakları, el koyma tutanağı, tartı vezin tutanağı ve ekspertiz raporları, hastane raporları, Hts kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sanığın üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak suçunu işlediği Mahkememizce kabul edilerek sanığın cezalandırılması yoluna gidilmiştir.</i><i>…"</i></p>

<p>17. Başvurucu müdafii, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde özetle; kolluk görevlileri tarafından aramaya başlandıktan sonra M.Ç. ve K.T. isimli kişilerin aramaya eşlik ettiğini, kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini, uyuşturucu maddelerin dükkânın önünde bulunan demir döner masasında ele geçirildiğini ileri sürmüştür. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 22/1/2021 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>18. Başvurucu müdafii, İstinaf Dairesinin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları yinelemiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 29/9/2022 tarihinde temyiz başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>19. Başvurucu müdafii, nihai kararı 1/11/2022 tarihinde öğrenmiş ve 23/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>20. Komisyon, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>21. Başvurucu; kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden işyerinde arama yapılması, arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa ve mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>23. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>25. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (<i>Orhan Kılıç</i> [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).</p>

<p>26. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi <i>Orhan Kılıç</i> kararında hukuka aykırı delillerin mahkûmiyette kullanılmasının adil yargılanma hakkına etkisine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler çerçevesinde böyle bir durumda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için üç aşamalı bir testten bahsedilebilecektir (<i>Hacı Karabulut (2)</i> [GK], B. No: 2020/27959, 20/3/2025, § 67). Buna göre anılan testin:</p>

<p>i. İlk aşamasında, şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu <i>ilk bakışta anlaşılabilen</i> veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde <i>mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan</i> bir delil olup olmadığına bakılmalıdır. Buna göre hukuka aykırılık, bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebiliyorsa, diğer bir ifadeyle hukuka aykırılık ilk bakışta anlaşılacak kadar belirginse (apaçıksa) <i>ilk bakışta</i> anlaşılabilen bir hukuka aykırılıktan söz edilebilir (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 68). Testin ilk aşamasında, hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde <i>mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığı</i> olarak belirtilen ikinci durum yönünden ise öncelikle <i>Orhan Kılıç</i> kararında genel olarak içtihattan değil delile ilişkin olarak mahkemelerce yapılacak bir tespitten bahsedildiğinin altı çizilmelidir. İçtihatların yapılan değerlendirmede ve özellikle ilk bakışta anlaşılma testi yönünden destekleyici birer argüman olarak kullanılması mümkün ise de testin bu aşaması bakımından doğrudan ve sadece içtihatlardan hareketle yapılan hukuka aykırılık tespitinin içtihadın anayasal düzeyde uygulanması sonucunu doğuracağı, bu yöntemin de anayasal denetim açısından uygun olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu aşamada delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiğinin <i>somut olay özelinde ve mahkemelerce tespit edilip edilmediğine</i> bakılarak bir değerlendirme yapılmalıdır (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 69).</p>

<p>ii. İkinci aşamada, söz konusu delilin mahkûmiyette <i>tek veya belirleyici delil</i> olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir. Testin ikinci aşaması uygulanırken <i>delilin tekliğinden</i> o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, <i>delilin belirleyiciliğinden</i> ise söz konusu davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğiliminde olması anlaşılmalıdır (tanık sorgulama hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Baran Karadağ</i> [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 65). Mahkûmiyete esas alınan delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan delillerin ağırlık derecesinin gerekçeli kararda tartışılmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 70).</p>

<p>iii. Üçüncü aşamada ise bu tür bir delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak esas alınmasının <i>yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediği</i> değerlendirilmelidir. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır (<i>Güllüzar</i><i> Erman</i> [2. B.], B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (<i>Orhan Kılıç</i>, §§ 47, 48). Bununla birlikte hukuka aykırı olduğu tespit edilen ve yargılamada tek veya belirleyici olarak kullanılan delilin yargılamanın adilliğini etkilemediğinin tespiti için onun gerçek ve güvenilir olduğuna dair ikna edici bir değerlendirmenin yapılabiliyor olması da zorunludur (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Yaşar Yılmaz </i>[1. B.], B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46) (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 71).</p>

<p>27. Mahkeme somut olayda, başvurucunun kullanımında olan dükkânda ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır hâlde uyuşturucu madde ele geçirildiğini, bu uyuşturucu maddelerin eroin, metamfetamin ve esrar olmak üzere çeşitlilik arz ettiğini gözönünde bulundurarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 16). Başvurucu ise kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmüştür (bkz. §§ 17, 18).</p>

<p>28. Somut olayda yukarıda anılan testin ilk aşaması kapsamında öncelikle şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu <i>ilk bakışta anlaşılabilen</i> veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde <i>mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan</i> bir delil olup olmadığına bakılmalıdır.</p>

<p>29. Başvurucu; kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığı, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınmaması gerektiği şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürmesine karşın İstinaf Dairesi ve Ceza Dairesi tarafından buna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla somut olayda arama sonucu ele geçirilen delilin hukuka aykırı olduğu yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunmamaktadır.</p>

<p>30. Bu aşamada testin ilk aşamasının diğer bir yönü olan delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından <i>ilk bakışta anlaşılabilen </i>bir hukuka aykırılık olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre Cumhuriyet savcısı hazır bulunmadan konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak olan arama esnasında o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulunması zorunludur. Somut olayda usulüne uygun olarak alınan arama kararına istinaden kararda belirtilen adreste ve tarihte arama yapılmıştır. Yine arama tutanağına göre arama esnasında kolluk görevlilerinin yanı sıra K.T. ile işyeri sahibi ve aynı zamanda başvurucunun babası M.Ç. hazır bulunmuş ve bu kişilerin tutanakta imzaları bulunmaktadır.</p>

<p>31. Öte yandan Yargıtay, arama esnasında hazır bulunması gereken kişiler bulunmadan yapılan aramalarda elde edilen delillerin mahkûmiyete gerekçe yapılması durumunda delillerin hukuka aykırılığı konusunda farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. Şöyle ki Yargıtay bir kısım kararlarında arama sırasında hazır bulunması gerekli kişiler hazır bulunmaksızın yapılan arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir (bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2/3/2026 tarihli ve E.2021/8257, K.2026/2432; 9/2/2026 tarihli ve E.2021/8179, K.2026/1288 sayılı kararları). Diğer yandan Yargıtayın, yapılan arama sırasında gerekli kişilerin hazır bulunmadığına yönelik itirazların da ileri sürüldüğü bazı durumlarda ise elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğuna dair bir tespitte bulunmadığı görülmektedir (bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 24/2/2026 tarihli ve E.2026/541, K.2026/2035; Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 19/2/2026 tarihli ve E.2025/8425, K.2026/2409 sayılı kararları). Yargıtay kararları da dikkate alındığında somut olayda mahkûmiyete dayanak yapılan delillerin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu <i>ilk bakışta anlaşılabilen </i>bir nitelikte olup olmadığı konusunda tereddüt bulunmaktadır. Dolayısıyla somut olayda meselenin çözümü için testin ikinci aşamasının uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>32. Testin ikinci aşaması kapsamında, söz konusu delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir. Mahkeme, mahkûmiyet gerekçesinde işyerinde yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucu maddelere, HTS kayıtlarına, sanık savunmalarına, tanık beyanlarına, uzmanlık raporlarına, arama ve olay tutanaklarına, elkoyma tutanağına, tartı vezin tutanağına, ekspertiz raporlarına, hastane raporlarına dayanmıştır. Bu nedenle işyerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin mahkûmiyete ilişkin tek delil olmasa da belirleyici mahiyette bir delil olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>33. Testin üçüncü aşaması kapsamında, delilin belirleyici nitelikte hükme esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediğinin tespit edilebilmesi için delillerin elde edildiği koşulların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının somut olay şartlarında incelenmesi gerekir. Somut olayda aramada hazır bulunan başvurucunun babası M.Ç. mahkemede tanık sıfatıyla verdiği beyanında uyuşturucu madde yakalanmadan önce söz konusu işyerini başvurucunun kullanımına verdiğini ifade etmiştir. Ayrıca M.Ç.nin aramada ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kolluk görevlilerince veya başkaca bir kimse tarafından konulduğuna, aramanın usule aykırı gerçekleştirildiğine yönelik herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun soruşturma aşamasında kollukta müdafi eşliğinde verdiği ifadesindeki polislerin bu uyuşturucu maddeleri koymuş olabileceğine yönelik beyanı, aramaya bizzat katılan ve başvurucunun babası olan M.Ç. tarafından desteklenmemiştir.</p>

<p>34. Öte yandan başvurucunun aşamalarda, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin E.Y. isimli bir kişi veya onun yönlendirdiği kişiler tarafından konulmuş olabileceğine yönelik itirazları söz konusudur. Mahkeme tensip tutanağında E.Y. isimli kişinin araştırılması ve tanık olarak dinlenmesi için gerekli usul işlemlerinin yapılmasına karar vermiştir. Batman İl Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda, yapılan çalışmalarda E.Y. isimli kişinin kimlik ve adres tespitinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucunun HTS kayıtlarına ilişkin yaptığı incelemede E.Y. ile herhangi bir görüşme kaydının olmadığını tespit etmiştir. Bu şekilde başvurucunun uyuşturucu maddenin başka kimseler tarafından konulmuş olabileceğine yönelik itirazları, Mahkeme tarafından dikkate alınmıştır. Sonuç olarak başvurucuya delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verilmiş, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gözetilerek savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler sağlanmış ve başvurucunun itirazlarına yönelik yapılan araştırmalar neticesinde varılan sonuçlar, bir bütün hâlinde delillerle bağ kurulmak suretiyle gerekçeli kararda tartışılmıştır.</p>

<p>35. Sonuç olarak şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>37. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Abdullah Topçu</i> ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı; aleni yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Feyyaz Bayram</i> ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararı; yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddiasının <i>Ahmet Sağlam</i> ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı; tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Muhammet Fatih Berber</i> ([2. B.], B. No: 2018/13628, 11/5/2022, § 54) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. Uyuşturucu madde ticareti yapıldığı ihbarı üzerine başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak suçundan açılan soruşturma bağlamında uyuşturucu satıldığına dair ihbar üzerine 17/12/2018 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında başvurucunun kullanımında olan işyerinde bir arama gerçekleştirilmiş olup bu arama kararında da iki kişinin imzası bulunmaktadır.</p>

<p>3. Bununla birlikte başvurucu Kanun’da arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını ve bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesine rağmen mahkemeler bu iddiaya ilişkin bir değerlendirme yapmadan başvurucunun mahkumiyetine karar vermişlerdir.</p>

<p>4. Konu ile ilgili 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin (4) nolu fıkrasında Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulacağı öngörülmektedir. Oysa somut olayda bu minvalde yapılan aramada bulunan iki kişiden birisi bu şartı sağlamamaktadır.</p>

<p>5. Dolayısıyla mezkur aramaya bağlı biçimde elde edilen delilin hukuken delil olarak kullanılması Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü gereğince mümkün olmamalıdır.</p>

<p>6. Bu açık düzenlemelere rağmen Mahkememiz çoğunluğu şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği sonucuna ulaşmıştır (§§ 28-35).</p>

<p>7. Eldeki bireysel başvurudaki temel mesele başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği noktasında odaklanmaktadır. Zira başvurucu ele geçirilen delillerin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu nedenle hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmektedir.</p>

<p>8. Bu konu ile ilgili bireysel başvuru inceleme sürecindeki değerlendirmede dikkate alınması gereken Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla burada yapılacak incelemede bireysel başvuruya konu olayda mahkumiyete esas alınan delilin kanuna uygun biçimde elde edilmiş olup olmadığı önem arz etmektedir.</p>

<p>9. Benzer bir konuya ilişkin bir bireysel başvuru kararı üzerine yazdığım karşıoydaki hususların bu dosyada da geçerli olduğu kanaatiyle bahse konu değerlendirmelere burada da aynen yer vermek uygun olacaktır (bkz.: Hacı Karabulut (2) [GK], B. No: 2020/27959, 20/3/2025, §§ 6-27).</p>

<p>“<i>Bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesinin görevi kural olarak mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamalardaki delilleri değerlendirmek değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamaların kişilerin bireysel başvuru kapsamındaki haklarını ihlal edip etmediği ile ilgilenmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (bkz.: Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 44). </i></p>

<p><i>Bununla birlikte somut bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmemesi davanın özünü etkilemekte olup, bu durum aynı zamanda kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören Anayasa’nın 38. maddesinin açık hükmü ile de doğrudan ilgilidir. </i></p>

<p><i>Dolayısıyla kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Zira ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir (Orhan Kılıç, § 45). </i></p>

<p><i>Bunun içindir ki eldeki başvuruda mahkumiyete esas alınan delilin hukuka uygun bir delil niteliğinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulması önem arz etmektedir. Hal böyle olunca gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde bu nitelikteki delillerin elde edilme süreçlerinde kanunlarda öngörülen arama ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine bakmak ve delil elde etme süreçlerinde bu kanun hükümlerine riayet edilip edilmediğini ortaya koymak gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bununla birlikte somut olayla ilgili bireysel başvuru incelemesinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaline karar verebilmek için yapılacak değerlendirmede başvurucunun mahkumiyetinde başka bir delile dayanılıp dayanılmadığının tespiti de önem arz etmektedir. Dosyadaki verilere bakıldığında başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyetindeki tek delil önleme araması sonucu elde edilen bahse konu delildir. </i></p>

<p><i>Kişinin mahkumiyetine dayanak olan tek delil kanuna aykırı biçimde elde edilen delil olduğu içindir ki bireysel başvuru incelemesi kapsamında, Mahkememiz çoğunluk kararında yapıldığı şekilde başvurucuya “delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verildiği, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetildiği, savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler”in sağlanıp sağlanmadığına ( bkz.: § 79) ilişkin testleri uygulamaya gerek olmadığı kanaatindeyim. </i></p>

<p><i>Zira burada adil yargılanma güvencelerinin sağlanması durumunda dahi mahkumiyete ulaşma noktasında kullanılan delil Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere hukuka aykırı biçimde elde edilen delildir. </i></p>

<p><i>Anayasa’nın 38. maddesindeki açık hüküm karşısında bu tek delile dayalı verilen mahkumiyet hükmünün bireysel başvuru incelemesinde adil yargılanma hakkı bağlamında daha net biçimde değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Zira uyuşturucu madde ticareti suçundan gerçekleştirilen yargılamada hukuka aykırı biçimde elde edilmiş olan delilin tek delil olarak kullanılması bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemektedir (Hukuka aykırı elde edilen delilin ceza yargılamasında belirleyici delil olarak kullanılmasının ihlale sebebiyet vermesi ile ilgili bir bireysel başvuru karar örneği için bkz.: Orhan Kılıç, § 55). </i></p>

<p><i>Bu yönü ile çoğunluk kararı hukuken sorunludur. Zira çoğunluk kararındaki yaklaşıma göre mahkumiyete esas alınan delil kanuna aykırı biçimde elde edilmiş ve tek delil olsa bile bu durumda kişiye yargılama sürecinde etkili itiraz ve çelişme imkanı sağlandığında gerçekleştirilen yargılama hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal etmeyecektir. </i></p>

<p><i>Kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir. </i></p>

<p><i>Zira çoğunluk kararındaki yaklaşım, kanuna aykırı biçimde elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören önemli bir anayasal güvenceyi devre dışı bırakarak tamamen anlamsızlaştırmaktadır. Oysa gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi konumuz bağlamında adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Anayasa’da yer alan güvenceleri dikkate almak zorundadır. Anayasa’da mutlak bir güvence olarak kanuna aykırı elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceği öngörülmüş olmasına ve yargılamada bu nitelikteki bir delil tek delil olarak kullanılmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun burada hakkaniyete uygun yargılanma hakkında bir sorun görmemesini bireysel başvurunun getiriliş amacı ile de bağdaştırmak mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Zira Anayasa’nın 148. maddesinde açıkça ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.’ hükmüne yer verilmiş olmasına rağmen eldeki başvuruda Mahkememiz çoğunluğu adil yargılanma hakkı bağlamında Anayasa’nın 38/6. maddesinde yer verilen ‘Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.’ şeklindeki temel bir anayasal güvenceyi tamamen göz ardı etmiştir</i>”.</p>

<p>10. Sonuç olarak kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olmasa bile belirleyici mahiyette delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir.</p>

<p>11. Bu nedenle somut bireysel başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107328-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="83004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/95759 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202295759-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202295759-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/95759 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Y.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/95759)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yunus Emre BAĞLAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Songül KASIRGA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. Başvurucu Hakkındaki İlk Yargılama Süreci</strong></p>

<p>2. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet suçundan soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>3. Kolluk görevlilerince tanzim edilen 5/5/2016 tarihli tutanakta; 5/5/2016 tarihinde yapılan ihbar üzerine başvurucunun yapılan üst aramasında 7,65 mm çapında, siyah kabzalı, siyah renkli, bir adet tabanca, tabancaya takılı bir adet şarjör ve şarjörün içinde üç adet fişek ele geçirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu; soruşturma aşamasında emniyette müdafi hazır bulunmadan alınan 5/5/2016 tarihli ifadesinde üzerinden çıkan silahı C.Ö. isimli kişinin kendisine hediye olarak verdiğini, silahın şarjörün ve üç adet merminin muhafaza altına alınmasına rıza gösterdiğini, daha önce tehdit aldığı için silah taşıdığını, silahı herhangi bir olayda kullanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Başvurucu soruşturma aşamasında emniyette müdafi huzurunda alınan 6/5/2016 tarihli ifadesinde; üzerinden çıkan silahı C.Ö. isimli kişinin kendisine verdiğini, can güvenliği için bu silahı aldığını, silahı aldığında şarjörünün içinde üç adet merminin bulunduğunu, silahı hiç kullanmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>6. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle 9/5/2016 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede; başvurucuya ait dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeye esas tanzim edilen bilirkişi raporunda örgütün faaliyetlerine ilişkin bir kısım fotoğrafların tespit edildiğini, silahlı terör örgütü DAEŞ'in çağrıları üzerine fikir ve amaçlarını benimseyerek örgütün amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğunu, başvurucunun üzerinden bir adet 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğu anlaşılan tabanca ve üç adet merminin ele geçirildiğini gözönüne bulundurarak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>7. Yargılama tek celsede sonuçlanmıştır. Başvurucu savunmasında<i> "Her ne kadar suça konu tabancayı bana </i>[C.nin]<i> verdiğini söylemişsem de silah bana dedemden kalmadır."</i> şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçundan 6 ay 7 gün hapis cezasıyla 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan ise 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Kolluk kuvvetleri tarafından DEAŞ terör örgütünün ülkemize yönelik faaliyetlerinin ve olası terör eylemlerinin önlenebilmesi, ülkemiz/ilimiz üzerinden çatışma bölgelerine malzeme temin edilen mekânlarının takip edilmesi ve terör örgütüne eleman/militan teminine yardımcı olan faaliyetlerin engellenmesine yönelik yapılan çalışmalarda; </i><i>Olay tarihinde il emniyet müdürlüğüne yapılan bir ihbar ile içinde sanıkların bulunduğu araçla ilgili şüpheli hareketlerin yapıldığı hususlarına ilişkin bildirimde bulunulması üzerine kolluk kuvvetleri tarafından anılan hususlara ilişkin çalışmalar yapıldığı, bu kapsamda yapılan çalışmalar doğrultusunda sanıklardan M.Y.'ın </i>[başvurucu]<i> üzerinden bir adet 6136 Sayılı yasa kapsamında olduğu anlaşılan tabanca ve üç adet merminin ele geçirildiği bu şekilde üzerlerine atılı suçları işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanıklardan M.Y.'a ait dijitaller üzerinde yapılan incelemeye esas tanzim edilen bilirkişi raporu incelendiğinde; anılan örgütün faaliyetlerine ilişkin bir kısım fotoğrafların varlığına ilişkin tespit yapılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanıklardan </i>[C.Ö.den]<i> elde edilen dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde anılan terör örgütü tarafından kullanıldığı anlaşılan TAUHİD kelimesinin bulunduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanık </i>[C.Ö.]<i> hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan kamu davası açılmış ise de; sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, olay yakalama tutanağında suça konu silağın diğer sanık M. Y.ın yapılan üst aramasında bulunması, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın müsnet suçu işlediğine dair diğer sanığın atfı cürmi niteliğindeki beyanı dışında, sanığnı cezalandırılmasına yeter, </i><i>her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması sebebiyle müsnet suç sabit olmadığından sanığın CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kamu davası açılmış ise de; Sanıkların siyasi, ideolojik, silahlı eğitim aldıklarına, </i><i> terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduklarına, </i><i>kendilerine bir kod ismi aldıklarına bu şekilde DEAŞ terör örgütüne üye olduğuna dair iddia dışında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmadığı ancak Gaziantep'de diğer sanıkla birlikte kiraladıkları araçla DEAŞ militanlarını sınırdan Suriyeye geçirmek üzere hazırlık yaparken eylemini tamamlayamadan yakalandıkları anlaşıldığından sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu kanaatine varılmış ve sanıkların </i><i> silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçu sübuta ermiştir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla; Sanıkların silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçundan eylemlerine uyan yasa maddesinin asgari haddi esas alınarak cezalandırılmasına, sanıklar etkin pişmanlık göstermediğinden haklarında TCK'nun 221 maddesinin tatbikine yer olmadığına, sanıkların, hiyerjik yapısına dahil olmadığı terör örgütüne yaptığı yardımın niteliğine göre cezası TCK'nun 220/7-son cümle gereğince 2/3 oranında indirilmesine, sanıklara verilen ceza 3713 sayılı kanunun 5/1 maddesi gereğince yarı oranında arttırılmasına, sanıkların eylemi teşebbüs aşamasında kaldığından cezası TCK'nun 35/2 maddesi gereğince 3/4 oranında indirilmesine, sanıkların geçmişi, sosyal ilişkileri ve yargılama sürecindeki davranışları lehine takdiri hafifletici neden kabul edilerek 5328 Sayılı Yasa ile değişik 5237 Sayılı TCK’nun 62/1.maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirilmesine, Sanık M.Y.'a verilen hapis cezasının sanık daha önce kasıtlı suçtan mahkum olduğundan hakkında CMK 231 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın geçmişteki hali nazara alındığından yeniden suç işlemeyeceğine dair mahkemede olumlu kanaat hasıl olmadığından verilen cezanın TCK 51 md uyarınca ertelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, Sanık </i>[C.Ö.ye]<i> verilen hapis cezasının süresi ve sanığın beyanı nazara alınarak sanık hakkında CMK'nun 231 maddesinin uygulanmasına oy birliğiyle karar verilerek </i><i>aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."</i></p>

<p>8. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, başvurucu müdafiinin öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra hükmü temyiz ettiği gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>B. Başvurucu Hakkındaki İkinci Yargılama Süreci</strong></p>

<p>9. Diğer yandan Başsavcılık, başvurucunun aynı olaya ilişkin 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle 16/6/2016 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun üzerinden tabanca, şarjör ve mermilerin ele geçirildiğini, alınan kriminal raporunda tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı Kanun kapsamında taşınması ve bulundurulması yasak olduğunun tespit edildiği gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Üç celse süren yargılama neticesinde Mahkeme, başvurucunun ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçundan 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Sanıkların üzerine atılı 6136 sayılı yasaya aykırılık suçundan yapılan yargılamada, 05.05.2016 tarihli Tutanağa göre haber merkezinin </i>[…]<i> Kavşağında bulunan </i>[…]<i> Lokantası önünde </i>[…]<i> plakalı araç içerisindeki şahısların üzerinde silah olduğunu bildirmesi üzerine olay yerine gidildiği, sanık M. Y.'ın </i>[başvurucu]<i> üzerinde yapılan aramada suça konu tabanca ve fişeklerin bulunduğu, sanığın soruşturma aşamasında alınan savunmasında suça konu silahı kendisine diğer sanık </i>[C.Ö.] <i>nün verdiğini beyan ettiği, sanık </i>[C..]<i> nin olay yerinde bulunmadığı, Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 16.05.2016 tarihli Uzmanlık Raporuna göre suça konu tabancanın atışına mani herhangi bir mekanik arızası bulunmadığının, yapılan deneme ve mukayese atışlarında çap ve tipine uygun fişekleri patlattığının, suça konu fişeklerin çap ve tipine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildiğinin, yapılan deneme atışlarında normal olarak patladıklarının, tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı kanuna göre yasak niteliği haiz ateşli silah ve fişeklerden olduğunun tespit edildiği, sanık Mehmet'in alınan savunmasında silahın kendisine ait olduğunu, silahın dedesinden kaldığını, sanık </i>[C..]<i> nin kendisini şikayet ettiğini düşündüğü için önceki beyanında silahı ondan aldığını söylediğini, şimdiki beyanlarının doğru olduğunu beyan ederek suçu ikrar ettiği, diğer sanık </i>[C..] <i>nin</i><i> ise suçlamayı kabul etmediği anlaşılmakla tüm dosya kapsamına göre sanık Mehmet'in ruhsatı bulunmayan ve 6136 sayılı yasaya göre yasak niteliği haiz tabanca ve buna ait fişekleri taşıyarak üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğundan cezalandırılmasına…</i>”</p>

<p>11. Başvurucu hakkında istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen mahkûmiyet kararının, istinaf edilmeden 7/12/2017 tarihinde kesinleştiğini gösterir kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.</p>

<p>12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11/6/2020 tarihinde kararın kanun yararına bozulmasını talep etmiştir. Talebin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/7. maddesinde 'Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.' hükmünün yer aldığı, dosya kapsamına göre; sanığın </i>[başvurucu]<i>, </i><i>6136 sayılı Kanun’a muhalefet </i><i>suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2016/208 esas, 2016/318 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verilmiş olunması karşısında, sanığın aynı eylemi sebebiyle Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 tarihli ve 2016/35029 soruşturma, 2016/13251 sayılı iddianamesi ile açılan mükerrer davanın, 5271 sayılı Kanun’un 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir..."</i></p>

<p>13. Yargıtay 8. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) 4/10/2021 tarihinde, konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edildiğinden bahisle Mahkemenin mahkûmiyet kararının kanun yararına bozulmasına karar vermiştir. Ceza Dairesinin kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“ …Dosya kapsamına göre hükümlü M.Y. </i>[başvurucu]<i> hakkında 05.05.2016 tarihinde, Emniyet Haber merkezinden </i>[…]<i> kavşağında bulunan </i>[…] <i>Lokantası önünde </i>[…]<i> plakalı araç içerisinde silahlı 5 şahsın olduğunun bildirilmesi üzerine ekiplerce olay yerine gidildiği, şüpheli M.Y.'ın üzerinden 1 adet </i>[...]<i> marka 7,65 mm çapında siyah kabzeli, siyah renkli, </i>[…]<i> seri numaralı tabanca, 1 adet şarjör, 3 adet 7,65 mm çapında MKE ibareli mermi ele geçirildiği olayda; hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 09.05.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/208 Esas 2016/318 Karar 30.06.2016 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verilip kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği, kanun yararına bozma istemine konu olan Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesince 2016/481 Esas, 2017/761 Karar sayılı dosyasında ise hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, 16.06.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak 2.10.2017 tarihinde hükümlünün cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılması karşısında; </i></p>

<p><i>5271 sayılı CMK.nın 223/7. maddesinde yer alan "aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir." hükmünün yer aldığı, Ceza Genel Kurulu'nun 13.04.2010 tarih 2010/1-9 Esas, 2010/83 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edilmesi halinde, daha sonradan düzenlenen iddianame ile açılan ikinci kamu davasının, aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava niteliğinde olup açılan bu ikinci kamu davasının CMK.nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, kanun yararına bozma incelemesine konu edilen Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/481 Esas, 2017/761 sayılı kararında aynı fiil nedeniyle daha sonraki tarihli iddianameyle açılan ve temyiz edilmeden kesinleşen mükerrer davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, </i></p>

<p><i>Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı'nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/481 Esas, 2017/761 sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA…” </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14. Kanun yararına bozma sonrası dava, Mahkemede yeniden görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 21/9/2022 tarihinde açılan davanın mükerrer olduğu gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Sanık hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 09.05.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/208 Esas 2016/318 Karar 30.06.2016 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verilip kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği, kanun yararına bozma istemine konu olan Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesince 2016/481 Esas, 2017/761 Karar sayılı dosyasında ise hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, 16.06.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak 02.10.2017 tarihinde hükümlünün cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Bilindiği üzere 5271 sayılı CMK.nın 223/7. maddesinde yer alan 'aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir.' hükmünün yer aldığı, Ceza Genel Kurulu'nun 13.04.2010 tarih 2010/1-9 Esas, 2010/83 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edilmesi halinde, daha sonradan düzenlenen iddianame ile açılan ikinci kamu davasının, aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava niteliğinde olup açılan bu ikinci kamu davasının CMK.nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, </i></p>

<p><i>Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 tarih ve 2016/13251 esas sayılı iddianamesi ile sanık M.Y. </i>[başvurucu]<i> hakkında 6136 sayılı yasaya aykırılıktan kamu davası açıldığı, suç tarihinin 05/05/2016 olduğu, yine aynı sanık hakkında Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının da 6136 sayılı yasaya muhalefet olduğu ve suç tarihinin 06/05/2016 olduğu, aynı olaya ilişkin mükerrir iddianame düzenlendiği zira her iki iddianamede olayın anlatımının aynı olduğu anlaşıldığından CMK.nun 223/7. maddesi gereğince davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…” </i></p>

<p>15. Başvurucu hakkında verilen davanın reddi kararı, temyiz edilmeden 11/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>16. Başvurucu, davanın reddi kararının kesinleşmesinin akabinde 20/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>17. Komisyon tarafından başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>18. Başvurucu, daha önce yargılandığı eyleme ilişkin olarak yeniden bir yargılama sürecinin yürütülmesi nedeniyle aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>20. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek (7) No.lu Protokol'ün 4. maddesinde düzenlenen aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi Anayasa'da açıkça düzenlenmemiştir. Anayasa Mahkemesi önceleri hukuk devleti ilkesinin temel ilkeleri arasında yer aldığını kabul ettiği bu ilkeyi <i>Ünal Gökpınar</i> ([GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019) kararında, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesi konusundaki kendi içtihadından hareketle ve bazı uluslararası hukuk metinlerine referansla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak görmüştür (<i>Ünal Gökpınar</i>, § 50).</p>

<p>23. Kişilerin haklarında yürütülen ve kesinleşen bir ceza yargılaması sürecinin ardından tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını güvence altına alan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki cezai süreçler yönünden hukuki güvenliğin sağlanması amaçlanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek (7) No.lu Protokol’de ayrı bir hak olarak düzenlenmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı özel bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Bazı uluslararası sözleşmelerde de aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi açık bir biçimde adil yargılanma hakkının bir güvencesi olarak kabul edilmiştir (<i>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.</i> [GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023, § 146; <i>Ünal Gökpınar</i>, § 49).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi 4/11/2021 tarihli ve E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında konuya ilişkin uluslararası belgeleri de dikkate alarak aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesini, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağı veya cezalandırılamayacağı biçiminde tarif etmiştir. Söz konusu kararda bu ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin yeniden işletilmesi, farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması ve ilkenin istisnalarından birinin olmaması şeklinde sıralanmıştır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27; <i>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş</i>., § 147).</p>

<p>25. Birinci ve üçüncü koşul bakımından “<i>ceza</i>” ile ilgili yargılama süreçlerinin her durumda teknik olarak ceza yargılaması hukuku anlamında bir süreç olarak öngörülmüş olması şart olmayıp bu kavram anayasal anlamda özerk bir yoruma tabidir. Nitekim AYM norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarında, Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerini yorumlayarak “ceza” kavramının idari vergi cezalarını da kapsadığını belirtmiştir (bkz. AYM, E.2019/16, K.2019/15, 14/3/2019, § 13; <i>Ünal Gökpınar,</i> §§ 54-56).</p>

<p>26. İkinci koşul bakımından <i>mahkûmiyet</i> ya da <i>beraat</i> hükmünden ne anlaşılması gerektiği AYM tarafından özerk olarak yorumlanmalıdır. Bu bağlamda aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin koruduğu menfaat, “<i>ceza</i>” yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın<i> esası incelenerek</i> kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin/kesinleşmiş bir karardan sonra tekrar/yeniden yargılanmaması ve cezalandırılmamasıdır. Dolayısıyla özerk yorum çerçevesinde “<i>ceza</i>” olarak nitelendirilen bir yaptırıma ilişkin yargılamada delillerin değerlendirilmesi ve olguların tespiti sonrası kişinin ilgili suçu işlediği ya da işlemediği yönünden değerlendirme içeren bir kararın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi anlamında mahkûmiyet ya da beraat kararı olarak nitelendirilmesi gerekir. Bununla birlikte isnadın esası incelenmeden verilen, kişinin cezai sorumluluğuyla ilgili tespit içermeyen kararlar, örneğin zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararı ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar söz konusu ilke kapsamında beraat kararı olarak nitelendirilemez (bkz. AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 29).</p>

<p>27. İlk dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde ilkeye aykırılık oluşur. Bununla birlikte uluslararası hukukta ilkeye istisna teşkil edebilecek bazı özel durumlar öngörülmüştür. Bunlar Anayasa’nın anılan ilke bağlamında yorumunda da dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No.lu Protokol'ün 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen, Türk hukukunda kanunlarda kabul edilen yeni delil ortaya çıkması ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı ilk iki istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Üçüncü istisnai durum ise AİHM içtihatları ile geliştirilen (şeklen birden fazla olsalar bile) cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir (<i>AİHM, A ve B/Norveç</i> [BD], B. No: 24130/11 ve 29758/11, 15/11/2016, § 130).</p>

<p>28. Diğer yandan kişi hakkında ikinci kez yürütülen yargılama sürecinde yargılama makamlarının mükerrerliğe ilişkin iddia ve itirazlara hızlı bir şekilde cevap vermesi, en kısa sürede yargılamanın mükerrer olup olmadığı hususunda değerlendirme yapması ve bu yöndeki karar mekanizmalarını işletmesi beklenmelidir. Bu bağlamda aynı fiile ilişkin olarak ikinci kez yürütülen kovuşturmada davanın mükerrer olduğunun tespitine ilişkin karar mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmesi, aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilip edilmediği açısından önem arz etmektedir.</p>

<p>29. Aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin veya kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağını veya cezalandırılamayacağını ifade etmektedir. Mahkûmiyet ya da beraat hükmünden ne anlaşılması gerektiği ise ceza yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın<i> esasının incelenerek</i> kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir kararın varlığı biçiminde anlaşılmaktadır. Başvuru konusu olayda Mahkeme, başvurucunun daha önceden yargılandığı ve ceza aldığı aynı eyleme ilişkin olarak bu cezanın kesinleşmesinden sonra yeniden bir yargılama süreci yürüterek başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiş ve bu kararın kanun yararına bozulması üzerine davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu hakkında daha önceden yargılandığı ve ceza aldığı aynı eylem nedeniyle başlatılan ikinci yargılama sürecinde, mükerrerliğin tespitine ilişkin karar mekanizmaları etkin bir şekilde işletilmemiştir. Bu nedenle -somut olayın şartlarında- aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>30. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>31. Mahkeme tarafından verilen davanın reddine ilişkin kararın niteliği de gözetilerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>32. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebiyle bağlı olarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>Ç. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202295759-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="82998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/38876 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202238876-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202238876-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/38876 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>F.</strong> <strong>S.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/38876)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Şeyda Nur ÜN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, işçilik alacaklarının ödenmesi istemiyle açılan alacak davasının sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlardan ötürü reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 24/3/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Bireysel Başvuru Öncesi Süreç </strong></p>

<p>5. Başvurucu 2018 yılına kadar Van'da asıl işveren olan Türkerler Vangölü Elektrik Perakende Satış A.Ş.ye (VEDAŞ) bağlı olarak yüklenici firma bünyesinde arıza onarım ve bakım personeli olarak çalışmaktadır.</p>

<p>6. Van Valiliği Olağanüstü Hâl (OHAL) Bürosu 27/3/2018 tarihli yazıyla yüklenici personeli olarak çalışanların terör örgütleri ile irtibatı/iltisakı olup olmadığına yönelik yapılan araştırmaların sonucunu VEDAŞ'a göndermiştir. VEDAŞ'ın bu yazıyı yüklenici firmalara iletmesi üzerine yüklenici firmalar, terör örgütleri ile irtibatı/iltisakı olduğu değerlendirilen ve başvurucunun da aralarında bulunduğu bir grup personelin iş sözleşmesini 7/8/2018 tarihinde feshetmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle asıl işveren ve yüklenici firma aleyhine 11/9/2018 tarihinde dava açmıştır. Davanın görüldüğü Van 2. İş Mahkemesi 13/11/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>8. Başvurucu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 17/1/2019 tarihinde <i>"</i><i>iş sözleşmesinin feshine dayanak yapılan OHAL Bürosu'nun yazısı ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına ilişkin çıktı ve içeriklerinin ilgili kurumdan getirtilip incelenmesi ve söz konusu sosyal medya paylaşımlarının hakaret, tehdit ve şiddet içerikli olup olmadığı, eleştiri kapsamında kendi düşüncelerini açıklayıp açıklamadığı, sosyal medya paylaşımları ile ilgili davacı hakkında adli yönden herhangi bir terör soruşturması olup olmadığı, davacı işçinin şüpheyi haklı kılacak herhangi bir davranışının olup olmadığının araştırılıp Anayasa’nın 25. maddesi ve siyasi görüşün fesih için geçerli sebep oluşturmayacağına dair 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinin dikkate alınarak değerlendirme yapılması" </i>gerekçesiyle esasın incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Yeniden yapılan yargılama üzerine Van 2. İş Mahkemesi 2/5/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Van İl Emniyet Müdürlüğünün .. yazısı ekinde davacı hakkında Siber Suçları Önleme Büro Amirliğince düzenlenen ... sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporunun ibraz olunduğu, ayrıca Van Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen ... tarihli iddianameye göre davacı hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle 'Terör Örgütü Propagandası Yapmak' suçundan ... Mahkemesinde kamu davası başlatıldığı görüldü. Davacı hakkında düzenlenen Siber Suçları Önleme Büro Amirliğince düzenlenen ... sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporuna göre davacı</i><i> tarafından kullanıldığı sübut bulan sosyal medya hesabından yapılan paylaşım ve beğenilere ilişkin görüntü içeriklerine göre; davacının PKK/KCK terör örgütüne mensup sözde yönetici ve silahlı teröristlerinin bulunduğu gönderilere ilişkin paylaşımda bulunduğu, bu nedenle davacı hakkında kamu davası başlatıldığının bildirildiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>... </i><i>Tüm bu izah edilenlere göre gerek davacı hakkında başlatılan ceza soruşturması gerekse davacının beğeni ve paylaşımının </i><i>terör örgütü propagandasının yapıldığı görüntülere ilişkin olduğu, davacının söz konusu eyleminin işveren ile</i><i> aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, buna göre iş sözleşmesinin feshinde makul şüphe olduğu ve bunun şüphe feshine gerekçe oluşturduğu görülmektedir.</i> <i>Değinilen makul şüphe, Anayasa Mahkemesi’nin 04.08.2016 tarih, 2016/6 Değişik İş ve 2016/12 karar sayılı Genel Kurul kararında ifade edildiği üzere cezai soruşturmadan bağımsız olarak eylemin sübuta ermesi boyutunda olmamakla beraber karar merci tarafından üyelik, aidiyet ve irtibat ya da iltisak noktasında bir kanaati ifade etmektedir. </i></p>

<p><i>... Van Valiliği İl Emniyet Müdürülüğü tarafından ibraz edilen .. </i><i>sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporu ve Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ibraz olunan İddianame içeriğine göre d</i><i>avacı tarafça yapılan paylaşımların ülkenin bölünmez bütünlüğünün hedef alındığı, terörü, suç ve suçluyu övme kapsamında terör örgütlerinin şiddet argümanlarına ilişkin olduğu, bu beğeni ve paylaşımların yukarıda izah olunduğu üzere d</i><i>üşünce, vicdan ve din özgürlüğü kapsamında kabul edilemeyeceği,</i><i> bu paylaşımlardan dolayı aynı işyeri çalışanı diğer işçilerin iç huzurunu olumsuz etkileyeceğinin. bunun neticesi çalışma ortam ve iş barışının da bozulacağının muhakkak olduğu, bu şartlarda davacı ile davalı arasında güven ilişkisinin doğal olarak zedelenmiş olacağı, davalı işverenin davacı ile iş akdini sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği, tüm bu sebeplerle davalı tarafça yapılan feshin haklı fesih sebebi sayılamasa da en azından geçerli fesih sebebi olduğu anlaşılmakla davanın reddine..."</i></p>

<p>10. Başvurucu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 5/9/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Dosya içerisine alınan belgelere göre, davacının terör örgütü ile irtibat veya iltisakına ilişkin Olağanüstü Hal Bürosunca bir kısım tespitlerde bulunulmuş, bu tespitler asıl işveren tarafından alt işverene bildirilmiştir. Kamu işvereni ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzalamış olan asıl işverene terörle bağlantılı çalışanı bulunduğu bilgisi verilmesi ve asıl işveren tarafından bu bilginin alt işverene iletilmesi üzerine, alt işveren bakımından şüphe feshinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durmak gerekecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere burda çalışanın cezai sorumluluğunun olup olmamasından öte, fesih tarihi itibariyle iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğun ortadan kalkıp kalmadığının incelenmesidir. Yani inceleme hukuk yargılaması kapsamında yapılan bir inceleme çerçevesinde kalacak olup, ceza yargılaması ilkeleri açısından bir değerlendirme içermemektedir. Alt işverenin işçisi hakkında ileri sürülen iddiaların kapsamı dikkate alındığında elindeki imkanlar kapsamında yapabilecek olup da yapmadığı araştırma söz konusu değildir. </i></p>

<p><i>Tüm bu tespitler ışığında, alt işverene verilen bilginin niteliği, alt işverenin kamuya ait enerji sektöründe hizmet veriyor olması karşısında taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve alt işverenden iş akdinin devamının beklenemeyecek derecede şüphe meydana geldiğinin kabulü gerekeceği, bu haliyle somut olayda alt işveren feshinin işe iade davası bakımından en azından geçerli nedene dayandığı sonucuna varılmıştır... </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiş olup istinaf talebinin reddine..."</i></p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya Konu Süreç</strong></p>

<p>11. Başvurucu, işe iade davasının kesinleşmesine müteakip 16/10/2019 tarihinde iş sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödenmesi talepli alacak davası açmıştır.</p>

<p>12. Davanın görüldüğü Van 1. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 27/1/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Kamu işvereni ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzalamış olan davalı asıl işverenin, çalıştırılan işçinin terör örgütü ile ilişkisi olabileceği gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesi yönünde davalı alt işverenlere verdiği talimat, alt işveren yönünden iş akdinin feshi için geçerli neden teşkil eder. Bir başka deyişle böyle bir durumda iş ilişkisinin sürdürülmesi alt işverenden beklenemeyeceğinden feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. Ancak geçerli neden ile haklı neden birbirinden farklıdır. Feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilse dahi haklı nedene dayanmaması durumunda işçi kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanacaktır. H</i><i>er ne kadar, davalı Vedaş tarafından, işe iade davasında davacının terör örgütü ile bağlantılı olduğu değerlendirilerek, haklı nedene dayalı olarak iş akdinin feshinin sağlandığı savunulmuş ve davacının işe iade davası reddedilmişse de, Ohal İl Bürosu'nca yapılan araştırmanın ardından oluşturulan liste kapsamında davacının iş akdinin feshedildiği, davalı tarafça, terör örgütü ile bağlantısı olabileceği değerlendirmesi ile hazırlanmış işçi listesi dışında, davacının terör örgütü bağlantısını gösterir hiç bir dayanak resmi bilgi ya da belge sunulmadığı gibi, işe iade davasında Mahkemece ilgili kurumlarla yeterli düzeyde yapılan yazışmalar neticesinde de herhangi bir somut bilgi ve belgeye ulaşılamadığı dikkate alındığında, fesih tarihinde yapılan feshin şüphe feshi niteliğinde olduğu, bu duruma göre feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından,</i> <i>fiili hizmet süresi üzerinden bilirkişi tarafından yapılan hesaplama, dava ve ıslah dilekçesindeki talepler</i><i> dikkate alınarak davacı tarafın kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacağına yönelik taleplerinin kabulüne hükmetmek gerekmiş... </i><i>y</i><i>ukarıda açıklanan tüm nedenlerle davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." </i></p>

<p>13. Taraflar karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/2/2022 tarihinde başvurucunun istinaf başvurusunun reddine; işverenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İş Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ihbar ve kıdem tazminatına yönelik davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Dava, iş akdinin haklı nedenle feshedilip edilmediği, davacı işçinin feshe bağlı alacakları hak edip etmediği ile davalıların sorumlu olup olmadığına ilişkindir. </i></p>

<p><i>Dosya içerisine alınan işe iade dava dosyası içerisinde davacı hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... İddianame numaralı iddianamesiyle Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında kamu davası açıldığı, iddianame içeriğinde açık kaynak araştırmasında davacının herkese açık olan facebook hesabında F. S. kullanıcı ismi ile terör örgütü PKK' yı öven paylaşımlar yaptığının tespit edildiği, 19/11/2015 tarihinde 'TSK yine YPG mevzilerine saldırdı - gerçekler karanlıkta kalmayacak- özgür gündem' başlıklı paylaşımda bulunduğu, 13/11/2015 tarihinde 'halkın sosyal medya gönüllüleri' isimli kullanıcıdan terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaştığı, 03/07/2015 tarihinde 'Türkmen köylülerden YPG ye teşekkür' başlıklı paylaşımda bulunduğu, 27/05/2010 tarihinde 'gerilla şarkıları' başlıklı paylaşımda bulunduğu, alınan ifadesinde facebook adresini kendisinin kullandığını, paylaşımları hatırlamadığını beyan ettiği görülmüştür. İşe iade dava dosyası içerisinde bu paylaşımlara ilişkin ekran çıktılarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı işveren tarafından Van Valiliği OHAL bürosunun ... tarihli davacının terör örgütleri ile irtibatı ve iltisakı olduğuna dair yazısı ve ekine istinaden iş akdinin haklı nedenle feshedildiği, fesih sonrasında davacı hakkında Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dava dosyasına konu fiili ve paylaşımları nedeniyle yargılama yapıldığı, hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin yukarıda bahsedilen kararında da, iş akdinin en azından geçerli nedenle feshedildiğinin belirtilmesi nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararında feshin haklı olup olmadığının eldeki davaya bırakıldığı, dosyada mevcut paylaşımlar davacının eylemi dosya kapsamı ile sabit olup, davacının eylemlerinin iş ilişkisinin devam ettiği döneme ait olması, davalı iş yerinin enerji sektöründe bulunan bir iş yeri olması da gözetildiğinde davalı işverenin fesihte haklı olduğu bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabul edilmesinin hatalı olduğu ortadadır. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerindedir. İlk derece mahkemesince yıllık izinler konusundaki değerlendirmesinin dosyada mevcut delillere göre yerinde olduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Yukarıda a</i><i>çıklanan nedenlerle ... davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı Vedaş vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, yapılan inceleme neticesinde yerel mahkeme kararının belirtilen gerekçelerle kaldırılarak, HMK.nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca yeniden hüküm kurma yoluna gidilmiştir."</i></p>

<p>14. Başvurucu nihai kararı 2/3/2022 tarihinde öğrenmiştir</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>15. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "<i>Feshin geçerli sebebe dayandırılması"</i> başlıklı 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>''Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (...) </i></p>

<p><i>Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır. </i></p>

<p><i>Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz: </i></p>

<p><i>a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak. </i></p>

<p><i>b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak. </i></p>

<p><i>c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak. </i></p>

<p><i>d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler. </i></p>

<p><i>e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek. </i></p>

<p><i>f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık. </i></p>

<p><i>İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>16. 4857 sayılı Kanun'un "<i>Sözleşmenin feshinde usul"</i> başlıklı 19. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. </i></p>

<p><i>Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır."</i></p>

<p>17. 4857 sayılı Kanun'un <i>''Fesih bildirimine itiraz ve usulü'</i> başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. </i></p>

<p><i>Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. </i></p>

<p><i>(Değişik üçüncü fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir."</i></p>

<p>18. 4857 sayılı Kanun'un <i>''İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı''</i> başlıklı 25. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması..." </i></p>

<p><strong>B. İlgili Yargı Kararları </strong></p>

<p>19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/3/2021 tarihli ve E.2017/9(22)-3108, K.2021/380 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i> 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tarafından açılan ve feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talepli davada, mahkemece iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği somut olayda, mahkemenin iş sözleşmesinin davalı işverence haklı nedenle feshedildiğine ilişkin kabulünün yerine olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanamayacağı noktalarında toplanmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 'delil', 'kesin hüküm' ve 'kuvvetli (güçlü) delil' kavramlarını kısaca açıklamakta yarar vardır. </i></p>

<p><i>16. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar ..., senet ... ve kesin hüküm... olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık ..., bilirkişi ..., keşif ... ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir.... Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir. </i></p>

<p><i>17. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK’nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır. </i></p>

<p><i>18. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. </i></p>

<p><i>19. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. </i></p>

<p><i>20. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz. </i></p>

<p><i>21. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır. </i></p>

<p><i>22. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2). </i></p>

<p><i>23. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder. </i></p>

<p><i>24. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, H.: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, Ankara, 2011, s. 2341 vd.). </i></p>

<p><i>25. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/9(7)-1867 E., 2020/908 K.; 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. ve sayılı kararlarında da yer verilmiştir. </i></p>

<p><i>26. Bu noktada feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında verilen ret kararlarının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisi üzerinde durulmalıdır. </i></p>

<p><i>27. Feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, mahkemece iş sözleşmesinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesindeki nedenlerle haklı olarak feshedildiği ve bu sebeple işe iade talebinin reddine karar verildiği takdirde, işe iade davasında feshin haklı nedene dayandığının kabulü yönündeki kesinleşen bu tespit, aynı vakalara dayanılarak kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında, unsur etkisi nedeni ile kuvvetli delil olarak kabul edilmeli ve kıdem ile ihbar tazminatlarının reddine karar verilmelidir. </i></p>

<p><i>28. İşe iade davasında mahkemece feshin açıkça haklı nedene değil de, geçerli nedene dayandığı tespit edilmiş ise, yine unsur etkisi nedeniyle bu kez feshin haklı nedene dayanmadığına ilişkin tespit kesinleştiğinden, işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı kabul edilmelidir. </i></p>

<p><i>29. Ancak her haklı feshin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde, burada unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır. </i></p>

<p><i>30. Somut olayda, davacı tarafından davalı işveren aleyhine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talepli davada; Sincan İş Mahkemesinin ... sayılı kararı ile, davacının işini yanlış yapması nedeniyle dava dışı .. ile sözlü tartışmaya başladığı, ...’un yumruk atması sonrasında davacının ...’a attığı kumandanın eritme kazanına düştüğü ve kullanılamaz hâle geldiği, bu olay nedeniyle davalı işverenden iş ilişkisinin sürdürülmesinin beklenilemeyeceği, feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin ... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>31. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, iş sözleşmesinin haklı nedenle mi yoksa geçerli nedenle mi feshedildiği konusunun tartışıldığı, mahkeme tarafından feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshin geçerli nedene dayandığına ilişkin kesinleşen bu tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı ve bu alacak davasında da feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerektiği anlaşıldığından, eldeki davada da feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerekir. </i></p>

<p><i>32. O hâlde davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin talepleri kabul edilmelidir."</i></p>

<p>20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/11/2020 tarihli ve E.2016/(7)9-1867, K.2020/908 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...27. Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin feshi üzerine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında Konya 2. İş Mahkemesinin ... sayılı kararı ile, süreklilik arz eden performans düşüklüğü nedeniyle davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle işe iade davasının reddine karar verilmiş ve bu kararı davacı vekili süresinde temyiz etmemesi nedeniyle mahkemece temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar temyiz edilmediğinden hüküm kesinleşmiştir. </i></p>

<p><i>28. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği konusunun tartışıldığı, mahkemece feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshe ilişkin tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>29. Özel Daire bozma kararında; işe iade davasında verilen kararın, daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı talepli davada kesin hüküm teşkil edeceği yönündeki tespiti davaların konusunun birbirinden farklı olması nedeniyle isabetli bulunmamıştır..."</i></p>

<p>21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 10/6/2020 tarihli ve E.2020/2011, K.2020/6227 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; feshin haklı nedene dayalı olup olmadığı hususu ilerde açılması muhtemel alacak davasında değerlendirilmek üzere, şimdilik fesih için geçerli nedenin oluştuğu anlaşılmakla Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacının yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA..."</i></p>

<p>22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11/9/2023 tarihli ve E.2023/14011, K.2023/11613 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Uyuşmazlık, feshin haklı nedene dayalı olup olmadığının işe iade davasında belirlenmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. </i></p>

<p><i>...5. Haklı neden geçerli neden ayrımı özellikle işçinin davranışları nedeniyle yapılan fesihlerde önem arz etmekte olup her haklı neden aynı zamanda bir geçerli neden iken her haksız fesih geçersiz nedenle fesih anlamına gelmez. </i></p>

<p><i>...7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41 ve 50. Hukuk Dairelerince şüphe feshine değinilerek haklı nedene dayalı olup olmadığı ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere fesih tarihinde en azından geçerli nedenin varlığı kabul edilmiş ise de işçiler tarafından gerçekleştirilen feshe konu eylem sabit olup işe iade davalarının tarafları arasındaki uyuşmazlık, feshe konu eylemin işveren bilgisi dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir. </i></p>

<p><i>...8. Belirtmek gerekir ki feshin haklılığının değerlendirilmesinin ileride açılması muhtemel alacak davasına bırakılarak işe iade davası bakımından en azından geçerli nedenin varlığının kabul edilmesi tüm davalar açısından uygulanabilir değildir. Uyuşmazlığın giderilmesi istemine konu dava dosyalarında, i</i><i>lâmın İlgili Hukuk bölümünün (5) numaralı paragrafında yer verilen ilâm örneğinde olduğu şekilde, c</i><i>eza davası gibi ileride sonucu değiştirebilecek bir olgunun varlığı iddia edilmediğine göre mevcut deliller kapsamında feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu husus gözetilmeden, feshin haklı nedene dayalı olup olmadığının ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere değerlendirilmemiş olması doğru bulunmamıştır."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>24. Başvurucu;</p>

<p>i. İşe iade davasında feshin haksız olduğuna karar verildiğini, işçilik alacaklarından kaynaklanan alacak davasında da ilk derece mahkemesinin feshin şüphe feshi kapsamında kaldığını belirterek ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağına yönelik davanın kabulüne karar verdiğini ancak bölge adliye mahkemesinin hakkındaki ceza yargılamasını gerekçe göstererek feshin haklı fesih kapsamında kaldığını belirtmek suretiyle davanın reddine karar verdiğini,</p>

<p>ii. Ceza yargılamasında; bölge adliye mahkemesinin gerekçesinde belirtilenin aksine tüm paylaşımların değil, yalnızca 13/11/2015 tarihli paylaşımının hükme esas alındığını, yapılan yargılama sonucu hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, bu hâliyle hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetinin bulunmadığını, söz konusu ceza yargılamasının hukuk davası yönünden kesin delil mahiyetinde görülemeyeceğini,</p>

<p>iii. Söz konusu ceza davasına konu soruşturmanın fesih tarihinden sonra başlatıldığını, bu hâliyle soruşturmanın feshe delil oluşturmak ve feshi haklı göstermek amacıyla gerçekleştirildiğini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>iv. 2015 tarihli bir paylaşımın 2018 tarihinde gerçekleştirilen feshe dayanak yapılmasının hukuka uygun olmadığını ve terör örgütleri ile irtibat ve iltisak kapsamında görülemeyeceğini belirterek tüm bu sebeplerle adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>25. Bakanlık görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınmasının faydalı olacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme</strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının sosyal medya hesabında bir kısım paylaşımda bulunması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi sonrası açtığı alacak davasının reddine yönelik işlemler bütününe dayandığı görülmektedir. Bu hâliyle başvuru esas olarak ifade özgürlüğünü ilgilendirmektedir. Bu yönüyle başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Anayasa’nın "<i>Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti</i>" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... </i></p>

<p><i>Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanununöngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir"</i></p>

<p><strong>1</strong><strong>. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Genel İlkeler</strong></p>

<p>29. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık, işçilik alacaklarından kaynaklı alacak davasının sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek reddedilmesine ilişkindir. Bu kapsamda temel hak ve özgürlüklere -somut başvuru kapsamında ifade özgürlüğüne- yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda temel hak ve özgürlüklere keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini sağlamaya yönelik olarak olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Adnan Oktar (3) </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; <i>Ö</i><i>mür Kara ve Onursal Özb</i><i>ek </i>[2. B.]<i>, </i>B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46). Ancak hemen belirtmek gerekir ki devletin ister pozitif isterse de negatif yükümlülükleri söz konusu olsun uygulanacak ilkeler de çoğunlukla önemli ölçüde benzeşmektedir (<i>Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).</p>

<p>30. Devletin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması, uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesi, bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi sorumluluğu bulunmaktadır. Yine bireylerin temel hak ve özgürlüklerine üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve mahkemelerce korunma sağlanması da söz konusu yükümlülükler kapsamındadır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler alınmış olsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Ömür Kara ve Onursal Özbek</i>, §§ 47-49).</p>

<p>31. Bu doğrultuda iş ilişkisi kapsamında çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik olarak işverence gerçekleştirilen müdahaleye ilişkin iddiasını içeren uyuşmazlıkların karara bağlandığı davalarda yargı mercilerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır (<i>Ömür Kara ve Onursal Özbek, </i>§ 50; <i>Kasım Çiftçi ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 32; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023, § 37 ).</p>

<p><strong>b. Somut Olayın Değerlendirilmesi </strong></p>

<p>32. Başvuruya konu olayda başvurucunun iş sözleşmesi; OHAL Bürosunun 27/3/2018 tarihli yazısının işverene ulaşmasına müteakip feshedilmiş, başvurucunun işe iade talepli açtığı dava ise feshin şüphe feshi kapsamında kaldığı ve en azından geçerli nedene dayandığı tespitiyle reddedilmiştir. Söz konusu kararın kesinleşmesine müteakip başvurucunun açtığı alacak davasında ilk derece mahkemesi feshin geçerli nedene dayandığı tespitiyle davanın kabulüne karar vermiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurucunun ceza yargılaması sonucu mahkûmiyetine karar verildiğini ve feshin haklı nedene dayandığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>33. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde iş sözleşmelerinin geçerli nedenle feshi düzenlenmiş ve bu kapsamda belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshinde geçerli bir neden bildirme zorunluluğu getirilmiştir (bkz. § 15). Söz konusu hükümde geçerli nedenlerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliği ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedenin işveren tarafından gösterilmesi gerekmektedir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. (<i>Kasım Çiftçi ve diğerleri</i>, § 35; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri,</i> § 42).</p>

<p>34. Geçerli fesih nedenlerinden biri de şüphe feshi olup şüphe feshinin özünde işçi tarafından işlendiği ispatlanamayan ancak işçinin işlediğine ilişkin somut olgular bulunan bir suç veya borca aykırı ağır davranış olmalıdır. Bu kapsamda şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı adına gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerekir. Nihayetinde feshin son çare olması ilkesinin şüphe feshi açısından da uygulanması gerekir. (benzer yönde bkz. <i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 47 vd.).</p>

<p>35. Diğer yandan 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi hâlleri düzenlenmiştir (bkz. § 18). İş sözleşmesinin haklı nedenle feshi dürüstlük kuralı gereği iş ilişkisinin sürdürülmesinin beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesini derhâl sona erdirme imkânı veren bir haktır. İş sözleşmesinde ortaya çıkan bir durum nedeniyle iş ilişkisine devam edilmesi çekilmez hâle gelmişse haklı nedenle derhâl fesih hakkı ortaya çıkar (<i>İshak Bekiroğlu</i> [1. B.], B. No: 2021/10035, 9/1/2024, § 17). Haklı fesih nedenlerinin neler olduğu Kanun metninde bentler hâlinde sayılmıştır. Buna göre işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları haklı fesih nedenidir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden birisi de aynı maddenin II-(e) bendinde düzenlendiği şekliyle işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarıdır.</p>

<p>36. Bu kapsamda haklı nedenle fesihte işveren açısından iş sözleşmesinin devamının beklenemeyeceği ağırlıkta ilişkiyi zedeleyen bir nedenin varlığı gerekliyken geçerli nedenle fesihte, haklı neden ağırlığında olmayan ancak iş sözleşmesinin devamını olanaksız kılan bir nedenin varlığı gereklidir. İş sözleşmelerinin geçerli nedenle feshi ile haklı nedenle feshi arasında usuli farklılıklar bulunmakla birlikte esas fark feshin niteliğinin kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisidir. İş sözleşmesinin geçerli nedenle feshinde işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanırken, haklı nedenle yapılan fesihte işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamaz. Bu anlamda feshin niteliği işçinin tazminat alacakları kapsamında önemli olup, iş sözleşmesinin feshinde geçerli ya da haklı bir neden olup olmadığı hususunun özellikle işçi alacağı konulu davalarda tespit edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>37. Bununla birlikte işe iade davalarının niteliği gereği kısa sürede sonuçlandırılması gerektiği de gözönüne alınarak anılan davalardaki fesih nedeninin ve verilen ret kararlarının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Yukarıda yer verilen yargı kararlarında (bkz. §§ 19-22); işe iade davaları ile tazminat davalarının niteliği gereği farklı davalar olduğu, işe iade davalarında feshin niteliğine ilişkin yapılan tespitin her durumda kesin delil teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda işe iade davalarında feshin niteliğine ilişkin yapılan değerlendirmelerin tazminat davalarına etkisine yönelik farklı durumların mevcut olabileceği belirtilmiştir (bkz. §§ 19-22). Özellikle;<i> "</i><i>her haklı feshin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde, unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği" </i>nin belirtilmesi karşısında işe iade davalarındaki feshin niteliği ile tazminat davalarındaki feshin niteliğinin farklı nedenlere dayanmasının mümkün olduğunun kabul edildiği görülmektedir.</p>

<p>38. Başvuruya konu olayda da başvurucunun açtığı işe iade davasında ilk derece mahkemesi; hem başvurucu hakkında başlatılan ceza soruşturmasını hem de başvurucunun sosyal medyadaki beğeni ve paylaşımının terör örgütü propagandasının yapıldığı görüntülere ilişkin olduğunu belirterek başvurucunun söz konusu paylaşımlarıyla işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, bu hâliyle iş sözleşmesinin feshinde makul şüphe olduğu ve bunun şüphe feshine gerekçe oluşturduğunu belirterek neticeten feshin haklı nedenle fesih kapsamında olmasa bile<i> en azından geçerli nedenle fesih</i> kapsamında bulunduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de benzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiş ve söz konusu karar kesinleşmiştir.</p>

<p>39. Başvurucunun kesinleşen karar üzerine açtığı alacak davasında ilk derece mahkemesi, işe iade davasında yer verilen gerekçeye benzer bir gerekçeyle feshin geçerli nedenle fesih kapsamında olduğunu belirtmiş ve davanın kabulüne karar vermiştir. Bununla birlikte istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi ise feshin haklı nedenle fesih kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>40. Bölge Adliye Mahkemesi anılan kararında uyuşmazlığın iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip feshedilmediğine yönelik olduğunu, işe iade davasında Bölge Adliye Mahkemesince iş sözleşmesinin <i>en azından geçerli nedenle</i> feshedilmiş olduğunun belirtildiğini ve bu hâliyle feshin haklı olup olmadığının eldeki davaya bırakıldığını belirtmiştir (bkz. § 13). Akabinde Bölge Adliye Mahkemesi; ceza yargılamasında başvurucunun terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkûmiyetine karar verildiğini belirtmiş ve söz konusu davaya konu paylaşımlara da yer vererek feshin haklı fesih kapsamında kaldığı değerlendirmesiyle davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>41. Bu durumda, eldeki başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ilk olarak işe iade konulu davada verilen nihai kararda feshin niteliğine (haklı fesih / geçerli fesih) ilişkin yapılan değerlendirmenin işçi alacağının talep edildiği davada bağlayıcı olup olmadığının -kesin hükme saygı ilkesi bağlamı da gözönüne alınarak- anayasal düzlemde değerlendirilmesi gerekir. İşe iade davasındaki esas uyuşmazlığın çözümünde ortada haklı ya da geçerli fesih türlerinden hangisinin bulunduğunun tespitinden ziyade iş sözleşmesinin feshedilmesinin belli bir temele dayanıp dayanmadığı, diğer bir ifadeyle feshin iş hukuku kurallarına uygun olup olmadığıyla ilgilenilmekte ve buna göre davanın kabulüyle işçinin işe iadesine ya da davanın reddine karar verilmektedir. Öte yandan işe iade davasında fesih türünün belirlenme zorunluluğu bulunmamasının işe iade davalarının kısa sürede sonuçlandırılması gerekliliğiyle de yakından ilgili olduğu anlaşılabilmektedir. Buna karşın feshin türünün ne olduğunun esas olarak işçi alacağı davasında kilit bir role sahip olduğu, zira belirlenecek fesih türüne göre hükmedilecek tazminatta değişiklik meydana geleceği açıktır. Buna göre işe iade davalarında salt iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olup olmadığı bağlamında feshin niteliğine dair yapılan tespitlerin işçi alacağı davalarında her durumda kesin delil teşkil etmeyebileceğinin kabulü gerekir. Nitekim konu hakkındaki Yargıtay içtihatlarında da benzer bir yaklaşımın benimsendiği, işe iade davasındaki tespitlerin işçi alacağı davasında kuvvetli delil olarak kabul edilip edilemeyeceğinin somut davanın koşullarına göre ele alınması gerektiğinin belirlendiği görülmektedir. Şu hâlde; Bölge Adliye Mahkemesinin işe iade davasında feshin <i>en azından geçerli nedene dayandığından</i> bahisle karar verilerek feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının eldeki davaya bırakıldığına ilişkin tespitinde ve neticeten feshin haklı nedene dayandığına ilişkin gerekçesinde herhangi bir sakınca görülmemiştir.</p>

<p>42. Bu aşamadan sonra Anayasa Mahkemesince yapılması gereken başvurucunun sosyal medya paylaşımları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı alacak davasının reddedilmesinin ifade özgürlüğüne etkisini belirlemektir.</p>

<p>43. Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer aldığı şekliyle başvurucu 19/11/2015 tarihinde <i>"TSK yine YPG mevzilerine saldırdı - gerçekler karanlıkta kalmayacak- özgür gündem"</i> başlıklı paylaşımda bulunmuş, 13/11/2015 tarihinde<i> "halkın sosyal medya gönüllüleri"</i> isimli kullanıcıdan terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaşmış, 03/07/2015 tarihinde<i> "Türkmen köylülerden YPG ye teşekkür"</i> başlıklı paylaşımda bulunmuş, 27/05/2010 tarihinde de <i>"gerilla şarkıları" </i>başlıklı paylaşımda bulunmuştur.</p>

<p>44. Her ne kadar başvurucu, hakkındaki ceza yargılamasında yalnızca 13/11/2015 tarihli paylaşımın hükme esas alındığını ve hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ileri sürmüşse de mevcut başvuruya konu uyuşmazlığın iş sözleşmesinin feshinden kaynaklanan işçi alacağına yönelik olması ve söz konusu davalarda feshe konu eylemin cezai anlamda bir suç oluşturması gerekliliğinin bulunmaması gözönüne alındığında söz konusu paylaşımların bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>45. Elbette işçi statüsünde olan başvurucunun da herkes gibi belirli olay ve olgulara ilişkin herhangi bir düşünceye sahip olması ve onu paylaşması ifade özgürlüğü kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte terör örgütleri, görüşlerinin toplum içinde yayılmasını ve fikirlerinin kökleşmesini hedefleyerek bu amacın gerçekleşmesine yönelik her türlü vasıtaya başvurabilmektedir. Terörün veya terör örgütlerinin propagandasının da söz konusu vasıtalardan biri olduğunda kuşku yoktur. Terör, başta ifade özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm değerlerine düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da bunlara teşvik eden durumlar ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (<i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 79; <i>Ayşe Çelik </i>[2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 43; <i>Sırrı Süreyya Önder</i> [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 61).</p>

<p>46. Başvuruya konu olayda başvurucunun feshe konu paylaşımları yaptığı sırada -iddialara göre- doğrudan sivilleri hedef alan terör saldırılarında ülke çapında en az 500 sivil ölmüş, 2015 yılının ortalarından itibaren ise daha sonra <i>hendek olayları</i> olarak isimlendirilen yoğun silahlı çatışmalar başlamıştır (ayrıntılı bilgiler için bkz. <i>Ayşe Çelik</i> [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, §§ 11-13).</p>

<p>47. Bu kapsamda başvurucunun feshe konu paylaşımlarını, güvenlik risklerinin gerçek olduğu ve buna bağlı kaygıların devlet ve toplum hayatı üzerinde yoğun bir şekilde hissedildiği sırada yaptığı açıktır. Başvurucu 19/11/2015 tarihli paylaşımında <i>Özgür Gündem</i> isimli yayın organına ait internet sitesinin bir haberini paylaşmış olup söz konusu haberde güvenlik güçlerinin YPG'ye saldırıda bulunduğu belirtilmiştir. Bu hâliyle paylaşıma konu haberin yapıldığı bağlama, haberi yayımlayanın kimliğine, haberin zamanına bir bütün olarak bakıldığında haberin terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici, zaten söz konusu yönteme başvurmayı benimsemiş kişilerin kararlarını destekleyici mahiyette ve terör örgütünün eylemlerini meşru gösterici nitelikte olduğunu kabul etmemek için bir neden bulunmamaktadır. Güvenlik güçleriyle çatışmaların şiddetlendiği bir sırada terörle bağlantılı manipülatif haberlerin yayılma çabalarını ifade özgürlüğünün koruması beklenemez (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. <i>Şengül Kılavuz</i> [2. B.], B. No: 2021/25429, 10/7/2024, § 19).</p>

<p>48. Diğer yandan başvurucunun 13/11/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaştığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi <i>Candar Şafak Dönmez</i> ([GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020) kararında diğer örgütsel eylemlerin yanında örgüt üyelerine ya da yöneticilerine ait fotoğrafların sergilenmesini, terör örgütünün ve örgütün kurucu ve üyelerinin yüceltilmesi için bir çaba olarak değerlendirmiştir (aynı kararda bkz. § 70) . Bu kapsamda başvurucunun örgüt üyelerinin fotoğraflarını içeren paylaşımının örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici ve örgütün eylemlerini meşru gösterici nitelikte olduğu kabul edilmiş ve söz konusu paylaşımın da ifade özgürlüğünün korumasından faydalanamayacağı anlaşılmıştır.</p>

<p>49. Bu hâliyle -yargı makamlarının farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde- iş ilişkisinden doğan uyuşmazlığı karara bağlayan Bölge Adliye Mahkemesinin, başvurucunun yaptığı paylaşımlar ve bu paylaşımlar nedeniyle feshin haklı nedene dayandığı konusundaki değerlendirmesinin ilgili ve yeterli gerekçe ihtiva etmediği söylenemeyecektir.</p>

<p>50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202238876-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 14:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="13703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UCM tarihinde bir ilk: Başsavcı Kerim Han görevden alındı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ucm-tarihinde-bir-ilk-bassavci-kerim-han-gorevden-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ucm-tarihinde-bir-ilk-bassavci-kerim-han-gorevden-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üyesi devletler, Başsavcı Kerim Han'ı hakkında ortaya atılan cinsel suistimal iddiaları nedeniyle görevden aldı. Karar, UCM tarihinde bir başsavcının ilk kez görevden alınması olarak kayıtlara geçerken, Han hakkındaki suçlamaları reddetmeyi sürdürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diplomatların Associated Press'e (AP) verdiği bilgiye göre, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üyesi devletler, Başsavcı Kerim Han'ı görevden aldı. Böylece mahkeme tarihinde ilk kez bir başsavcı görevden uzaklaştırılmış oldu.</p>

<p>UCM'nin 125 üye devleti, Han hakkında ortaya atılan cinsel suistimal iddialarının ardından yapılan oylamada büyük çoğunlukla görevden alma kararı verdi. Han ise suçlamaları defalarca reddetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar, UCM tarihinde bir başsavcının ilk kez görevden alınması anlamına geliyor. Han, kurum içi bir raporda "ciddi suistimalde bulunduğu" sonucuna varılmasının ardından iddiaların incelenmesi sürecinde haziran ayında geçici olarak görevden uzaklaştırılmıştı. Han, söz konusu tespitleri de kesin bir dille reddediyor.</p>

<p>AP'nin incelediği belgelere göre Han'ın şikâyetçi kadınla cinsel ilişki yaşadığı ve kadını şikâyetinden vazgeçirmeye çalıştığı öne sürüldü. Bağımsız denetim raporunda Han'ın "ciddi suistimalde bulunduğu" sonucuna varılırken, Han bu iddiaları kabul etmiyor.</p>

<p><strong>Trump yönetiminin artan baskısı</strong></p>

<p>Han'ın görevden alınması, UCM'nin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin artan baskısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşti. Trump yönetimi daha önce Han ile birlikte UCM'de görev yapan 12 personel hakkında yaptırım kararı almıştı.</p>

<p>Söz konusu yaptırımlar, UCM'nin Gazze'deki savaş nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey İsrailli yetkililer hakkında çıkardığı tutuklama kararları ile ABD personeline ilişkin Afganistan soruşturmaları nedeniyle uygulanmıştı.</p>

<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen hafta yaptığı açıklamada, Washington'ın "Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin ABD'nin egemenliğine yönelik oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik kapsamlı bir kampanya" başlattığını söylemişti.</p>

<p>Rubio, ABD'nin üye devletlere mahkemeden çekilmeleri yönünde baskı yapacağını, UCM ile iş birliği yapan kuruluşlara yaptırım uygulayacağını ve mahkeme çalışanlarının ABD'ye girişini engelleyeceğini ifade etti. Ayrıca, "ABD'nin güvenlik şemsiyesinden yararlanan" ülkelerin, mahkemenin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini reddetmeleri yönünde teşvik edileceğini belirtti.</p>

<p>Kerim Han'ın görevden alınmasının, UCM tarafından daha önce çıkarılan tutuklama kararları üzerinde ise doğrudan bir etkisi bulunmuyor. Bu kararların yürürlükte kalıp kalmayacağına yalnızca UCM yargıçları karar verebiliyor. (BBC Türkçe)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ucm-tarihinde-bir-ilk-bassavci-kerim-han-gorevden-alindi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kerim-han.webp" type="image/jpeg" length="42680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alman pil devi Varta iflas başvurusunda bulundu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alman-pil-devi-varta-iflas-basvurusunda-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alman-pil-devi-varta-iflas-basvurusunda-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kablosuz kulaklıklardan ev tipi enerji depolama sistemlerine kadar birçok alanda pil üreten Alman şirketi Varta, mali sıkıntılar nedeniyle iflas başvurusunda bulundu. Şirketin en büyük müşterilerinden Apple'ı kaybetmesi ve hissedarların ek finansman sağlamaması, iflas sürecini hızlandırdı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kablosuz kulaklıklardan elektrikli cihazlara kadar birçok alanda kullanılan şarj edilebilir pilleri üreten Alman şirketi Varta, mali sıkıntılar nedeniyle iflas başvurusunda bulundu.</p>

<p>Stuttgart Bölge Mahkemesi Sözcüsü, şirketin dört ayrı iflas başvurusu yaptığını açıkladı. Bu gelişme, son yıllarda finansal zorluklarla mücadele eden Varta için kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>HİSSEDARLAR FİNANSMAN SAĞLAMADI</strong></p>

<p>Reuters'ın haberine göre, Varta'nın hissedarları arasında bulunan spor otomobil üreticisi Porsche AG ile Avusturyalı yatırımcı Michael Tojner, şirkete ek finansman sağlamayı reddetti. Bunun üzerine şirket iflas sürecini başlattı.</p>

<p>İflasın ardından Varta'nın bölünmesi de gündemde. Deutsche Bank'ın da aralarında bulunduğu önemli alacaklıların, şirketin kârlı ev tipi pil üretimi faaliyetlerini devralmayı planladığı belirtilirken, yatırımcı Michael Tojner'in ise mikro pil bölümüyle ilgilendiği ifade edildi.</p>

<p>Varta'nın yaşadığı mali krizin en önemli nedenlerinden biri de büyük müşterisi Apple'ı kaybetmesi oldu. Şirket, AirPods kablosuz kulaklıklarda kullanılan şarj edilebilir "CoinPower" düğme pillerini artık Çin'deki tedarikçilerden satın almayı planlıyor. Bu kararın, Varta'nın gelirlerinde önemli bir kayba yol açtığı belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alman-pil-devi-varta-iflas-basvurusunda-bulundu</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/varta-pil.jpg" type="image/jpeg" length="87462"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdare Mahkemelerinin Kurulmasına ve Yargı Çevresinin Belirlenmesine İlişkin Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idare-mahkemelerinin-kurulmasina-ve-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idare-mahkemelerinin-kurulmasina-ve-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri 3. ve 4. - Edirne 2. ve 3. İdare Mahkemelerinin kurulmasına ve yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin kararlar, Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdare Mahkemelerinin Kurulmasına ve Yargı Çevresinin Belirlenmesine İlişkin Karar, 25 Temmuz 2026 Tarihli ve 33320 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-176.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idare-mahkemelerinin-kurulmasina-ve-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/adalet-aa.jpg" type="image/jpeg" length="25389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/10)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-202610</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-202610" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/10), 25 Temmuz 2026 Tarihli ve 33320 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI İDARESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/10)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, Türk Gümrük Tarife Cetvelinde 3907.61.00.00.00 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunda (GTİP) “78 ml/g veya daha fazla viskozitesi olanlar” tanımlı eşyanın ithalatında 10/7/2026 tarihli ve 11509 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan PET Resin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karar kapsamında ek mali yükümlülük şeklinde uygulanan korunma önleminden muafiyet sağlanması amacıyla açılan tarife kontenjanının kullanım usul ve esaslarının düzenlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karar ile 10/7/2026 tarihli ve 11509 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan PET Resin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Tarife kontenjanı miktarı, ek mali yükümlülüğün uygulandığı her bir dönemde, PET resin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Kararın ekinde yer alan ülkeler ve gümrük bölgeleri menşeli tarife kontenjanı kapsamı eşyanın tamamı için önlemin birinci döneminde toplam 12.041 ton, ikinci ve üçüncü döneminde her bir dönem için 24.081 ton olarak belirlenmiştir.</p>

<p>(2) Her bir ülke veya gümrük bölgesi menşeli eşya için bir dönemde verilecek tarife kontenjanı, önlemin birinci döneminde 4.014 tonu, ikinci ve üçüncü döneminde her bir dönem için 8.027 tonu geçemez.</p>

<p><strong>Başvuru usul ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular, Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) internet sitesinde (www.ticaret.gov.tr) yer alan E-İmza Uygulamaları altındaki “E-imza Uygulamalarına Giriş” bölümünde bulunan “İthalat İşlemleri” kısmında elektronik imza ile yapılır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ kapsamında elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurularda, birinci fıkrada belirtilen “İthalat İşlemleri” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” ana başlığı altındaki “Başvuru Girişi” ekranında Belge Türü olarak “TPS-0951-İthal Lisansı (Korunma)”, Tebliğ/Karar olarak bu Tebliğ seçilir. Başvuru formunun elektronik olarak doldurulup Ek-2’de belirtilen belgelerin eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır. Bir başvuruda ancak bir ithal lisansı talep edilebilir.</p>

<p>(4) Elektronik ortamda yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle başvuru yapılamaması halinde, başvurular fiziksel olarak da yapılabilir. Bu durumda Ek-1’de yer alan başvuru formu kullanılır.</p>

<p>(5) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık yetkilidir. Başvuruda sunulan bilgi ve belgelerde eksiklik veya tutarsızlık tespit edilmesi halinde ek bilgi ve belge istenebilir ve söz konusu eksiklik veya tutarsızlık başvuru sahibi tarafından giderilinceye kadar talep karşılanmaz. Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurulara ilişkin belgelerin asılları Bakanlık tarafından başvuru sahibinden istenebilir.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanının dağıtılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Tarife kontenjanı, İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Kararın 4 üncü maddesi çerçevesinde, ilk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtılır.</p>

<p>(2) Bir ithal lisansında verilebilecek tarife kontenjanı miktarı 150 tonu geçemez. Bir ithal lisansı sadece bir ülke veya gümrük bölgesi için düzenlenir.</p>

<p>(3) Bir başvuru sahibi adına yeni ithal lisansı düzenlenebilmesi için söz konusu başvuru sahibi adına bu Tebliğ kapsamında en son tahsis edilen ithal lisansının belge tarihi üzerinden en az 30 gün geçmiş olması ve daha önce düzenlenen ithal lisansı kapsamındaki eşyanın tüm ithalat işlemlerinin tamamlanmış olması gerekir.</p>

<p><strong>İthal lisansına ve ithal lisansının kullanımına ait bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta Bakanlıkça düzenlenen ithal lisansı gümrük beyannamesinin tescilinde ilgili gümrük idaresince aranır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan başvuru sahibi adına ithal lisansı Bakanlıkça elektronik olarak düzenlenir ve başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde Ticaret Bakanlığınca elektronik ortamda (Tek Pencere Sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.</p>

<p>(3) Bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibinin gümrük idaresinde kaydının olmaması nedeniyle, ithal lisansının Tek Pencere Sisteminde kaydının onaylanamaması durumunda, başvuru formunda yer alan e-posta adresine Bakanlıkça bildirimde bulunulur. Yapılan bildirim üzerine ithalatçı tarafından 5 iş günü içinde gümrük sistemine kayıt yaptırılarak Bakanlığa bilgi verilir. Aksi takdirde, yapılmış olan başvuru geçersiz sayılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı konusu eşya ancak ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde serbest dolaşıma girebilir.</p>

<p>(6) İthal lisansı devredilemez.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260725-3-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-202610</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="82053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatın Psikolojisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatin-psikolojisi-kitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-psikolojisi-kitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[hukukihaber.net yazarı, Avukat Fahrettin Kayhan'ın yeni kitabı "Avukatın Psikolojisi" raflardaki yerini aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Avukatın Psikolojisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kitap, avukata kusursuzluk önermiyor. Tam tersine, avukatın insan olduğunu hatırlatarak başlıyor. Yorulan, öfkelenen, bazen kırılan, bazen korkan, bazen kendisini yetersiz hisseden, bazen mesleğin ağırlığı altında bunalan bir insan...</p>

<p>Fakat insan olmak, dağınık kalmak zorunda olmak demek değildir. Avukat, kendi iç dünyasını tanıdıkça mesleğini daha berrak taşıyabilir. Hangi duygunun dosyaya, hangisinin kendisine ait olduğunu ayırt etmeye başlayabilir. Hangi tepkinin mesleki zorunluluktan, hangisinin kişisel tetiklenmeden doğduğunu görebilir. Nerede mücadele etmesi, nerede durması, nerede sınır koyması, nerede susması, nerede konuşması gerektiğini daha sağlıklı değerlendirebilir.</p>

<p>Bu nedenle Avukatın Psikolojisi, bir kişisel gelişim kitabı değildir. Avukata kolay teselli cümleleri sunmak için yazılmamıştır. “Pozitif düşün, geçer” türünden hafif bir iyimserliğe yaslanmaz. Bu kitap, mesleğin sertliğini inkâr etmeden, avukatın iç dünyasını ciddiye alma çağrısıdır.</p>

<p>Çünkü avukatın savunduğu yalnızca başkasının hakkı değildir. Bazen, farkında olmadan, kendi zihinsel bütünlüğünü, kendi mesleki haysiyetini, kendi insan kalma imkânını da savunur. Bu yüzden bu kitabın sorusu basittir ama kolay değildir: Avukat, bu mesleğin içinde kendisini kaybetmeden nasıl kalabilir?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KİTAPLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatin-psikolojisi-kitap</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/avukatin-psikolojisi.jpg" type="image/jpeg" length="74527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79409"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="53127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="28640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="78350"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="72130"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="65506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="48006"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="69595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="45066"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="62954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="86930"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
