<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 10 Aug 2026 12:42:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsim benzerliği yüzünden 10 gün hapis yattı, 'pardon' denilerek tahliye edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isim-benzerligi-yuzunden-10-gun-hapis-yatti-pardon-denilerek-tahliye-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isim-benzerligi-yuzunden-10-gun-hapis-yatti-pardon-denilerek-tahliye-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da imza işlemi için çağrıldığı polis merkezinde, isim benzerliği nedeniyle başka bir kişinin 10 günlük kesinleşmiş hapis cezası yüzünden cezaevine gönderilen Ali Süslü (47), suçsuzluğunu 9'uncu günde psikoloğun T.C. kimlik numarasını kontrol etmesiyle kanıtlayabildi. Kalan cezası tamamlatılarak 10'uncu günde tahliye edilen ve bu süreçte işini kaybeden Süslü, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Konyaaltı ilçesinde emlak sektöründe çalışan Ali Süslü'yü 26 Temmuz günü telefonla arayan polis memuru, ‘Bir imza işiniz var, polis merkezine gelin’ diyerek kendisini davet etti. Kısa süre önce göbek fıtığı ameliyatı olan ve istirahatte olan Süslü, polis merkezine gitti. Burada gözaltına alınan Süslü, adliyeye sevk edildi. Suçunun ne olduğunu öğrenemeyen Süslü, 10 günlük kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesiyle Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na gönderildi.</p>

<p><strong>KENDİNİ CEZAEVİNDE BULDU</strong></p>

<p>Süslü'nün neden cezaevine girdiği yönündeki sorusuna da 'Bilmiyoruz' karşılığı verildi. Cezaevinde zor günler geçiren Süslü, ameliyatlı olduğu için pansumanını koğuştakiler yaptı ve iki kez ambulansla hastanenin acil servisine götürüldü. Süslü, defalarca suçsuz olduğunu ve bir yanlışlık yapıldığını söylemesine rağmen kimseyi inandıramadı.</p>

<p><strong>“ÖZÜR DİLERİZ, BİR HATA OLDU”</strong></p>

<p>Gerçek, cezaevindeki 9'uncu günde ortaya çıktı. Psikolog ile rutin görüşmeye çıkarılan Süslü, suçunun ne olduğunu bilmediğini söyledi. Bilgisayarından kayıtları inceleyen psikolog, tutuklu Ali Süslü ile hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan Ali Süslü'nün isimlerinin aynı, T.C. kimlik numaralarının farklı olduğunu fark etti. Aranan hükümlünün de Süslü gibi Adana doğumlu olduğu ancak adreslerinin uyuşmadığı anlaşıldı. İddiaya göre; yapılan hatanın anlaşılması üzerine Süslü'ye 'Özür dileriz, bir hata oldu' denildi. Gerçeğin ortaya çıkması ile tahliye olmak isteyen Süslü'ye 10 günlük cezayı tamamlaması gerektiği söylenerek, ertesi gün tahliye edildi.</p>

<p><strong>İŞİNİ DE KAYBETTİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Süslü, cezaevine girmesinin ardından hakkındaki iddialar nedeniyle işini de kaybetti. Psikolojisi bozulan Süslü, avukatı Abdullah İlkkahraman aracılığıyla ilgililer hakkında ‘Görevi kötüye kullanma’, ‘Görevi ihmal’ ve ‘Hürriyeti tahdit’ suçlarından suç duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>“KENDİ SUÇUNU BİLMİYOR MUSUN”</strong></p>

<p>Ne olduğunu anlayamadan kendini bir anda cezaevinde bulduğunu söyleyen Süslü, "Polis memuru beni aradı ve ‘Bir imza işiniz var. Lütfen karakola gelin’ dedi. Ameliyatlı olduğum halde oraya gittim. Suçumun ne olduğunu sordum. İçeriğini göremediği için ‘Mahkemeye çıkacaksın’ dedi. Beni de oradan adliyeye götürdüler ve nezarete koydular. Orada tekrar ‘Yeni ameliyat oldum, beni neden tutuyorsunuz, suçum nedir?’ diye sorduğumda ‘Sen kendi suçunu bilmiyor musun?’ denildi. Sonrasında ‘Savcıya çıkabilir miyim?’ diye sordum. Onlar da 'Kesinleşmiş cezan olduğu için savcıya çıkamazsın. Bu cezayı yatacaksın' dediler. Beni L Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürdüler ve 10 gün boyunca tutuklu kaldım" dedi.</p>

<p><strong>“ÖZÜR DİLERİZ, SENİ BIRAKAMAYIZ”</strong></p>

<p>Yaşadıklarına inanamadığını ve çok üzgün olduğunu belirten Süslü, "9’uncu günde psikoloğa çıkacağımı söylediler. Psikolog bana sorular sordu ve ‘Suçunuz zaten belli’ dedi. Ben de ‘Suçumun ne olduğunu hala bilmiyorum’ dedim. Psikolog da bilgisayarı açtığında Ali Süslü evet, isim benim, fakat T.C. kimlik numaraları aynı değil. Gülmeye başladılar. ‘9 gün yattım beni bırakın’ dedim. Bana ‘Özür dileriz seni bırakamayız ve bir hata oldu, bunun için de özür dileriz’ dediler. Beni 1 gün sonra tahliye ettiler" diye konuştu.</p>

<p><strong>“ÇOK AĞRIMA GİTTİ”</strong></p>

<p>Bu olay yüzünden işsiz kaldığını anlatan Süslü, "Emlak sektöründe çalışıyordum, bazı müşterileri dolandırdığım için bu cezayı yattığım söylentileri çıkmış. Şu an hiçbir yerde çalışamıyorum. Yaptığım sözleşmeler de iptal oldu. Psikolojik olarak, iş hayatı olarak, yaptığım sözleşmeler, cezaevinde hepsi bozuldu. Hayatım altüst oldu bir yanlış yüzünden. 10 gün boyunca ben olmadığımı polise, jandarma kolluğuna, yattığım cezaevindeki gardiyanlara söyledim. Kimse ilgilenmedi, ‘Cezanı yatacaksın, başka yolu yok’ dediler. Cezamı yattıktan sonra 'Pardon, özür dileriz' deyip, hastaneden bıraktılar. 10 gün boyunca bilmediğim suçtan yatmam çok ağrıma gitti. Suçsuz yere 10 gün ceza çektim, itibarım kayboldu" dedi.</p>

<p><strong>3 AY ÖNCE DE POLİS EVİNİ BASTI</strong></p>

<p>Kimin yerine cezaevine girdiğini merak ettiğini ancak kendisini bulamadığını söyleyen Süslü, "Maalesef 3 ay önce sabah 05.30’da evime polisler gelip, bir yandan zili çalıp bir yandan kapıyı kıracakmış gibi vurdular. Uykulu halde kapıyı açtığımda polisler direkt beni yere yatırıp telefonuma, bilgisayarıma el koydular. Telefonumu ve bilgisayarımı incelemeye başladılar. Tutanaklar tutulurken en son her şey bittiğinde T.C. kimlik numaramı yazdıklarında fark ettiler ki bu ben değilim. Tekrar ‘Pardon, özür dileriz’ deyip evimi terk ettiler" diye konuştu.</p>

<p><strong>PARDON FİLMİ GİBİ OLAY</strong></p>

<p>Ali Süslü'nün avukatı Abdullah İlkkahraman, sorumlular hakkında hukuki süreç başlattıklarını söyledi. Olayı Ferhan Şensoy'un 'Pardon' filmine benzeten İlkkahraman, "Müvekkilimiz talihsiz bir şekilde isim benzerliğinden dolayı, T.C. ve diğer hususlar dikkate alınmadan, başka bir kişi hakkında çıkan 10 günlük zorlama hapsi için kolluk görevlileri tarafından davet edilmiştir. Davet sonrası savcılığa çıkarmışlardır. Herhangi bir ifade, müracaat alınmadan veya bir soru sorulmadan, yine adliyeden ve nezarethaneden götürülerek cezaevine konulmuştur. Bu süreçte müvekkil derdini anlatacak kimseyi bulamadığı gibi, 9’uncu gün psikologla görüşmesi esnasında 'Bu kişi ben değilim, ben haksız şekilde yatıyorum' dediğinde olay tespit edilmiştir. Maalesef 10’uncu gün tamamlatılarak müvekkil tahliye edilmiştir" dedi.</p>

<p><strong>“TAZMİNAT DAVASI AÇACAĞIZ”</strong></p>

<p>Müvekkilin yaşadığı mağduriyeti anlatan İlkkahraman, "Evrakı incelediğimizde, isim benzerliğinden dolayı, adres veya mahkemeyle hiçbir alakası olmayan müvekkilin haksız şekilde cezaevinde yattığını öğrendik. Müvekkilimiz gayrimenkul işiyle uğraşır. Bu süreçten dolayı kendisiyle ilgili farklı haberler yayıldığı için işinden dolayı da mağduriyet yaşamaktadır. Müvekkilimizin yaşadığı durumla ilgili, Cumhuriyet Başsavcılığı'na ilgililer hakkında ‘Görevi kötüye kullanma’, ‘Görevi ihmal’ ve ‘Hürriyeti tahdit’ suçlarından suç duyurusunda bulunduk. Yine tazminat davası açacağız" dedi. (Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>ÖZEL HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isim-benzerligi-yuzunden-10-gun-hapis-yatti-pardon-denilerek-tahliye-edildi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/6a798bfd2f1329bc8150fe71.webp" type="image/jpeg" length="80955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PARSELASYON İŞLEMLERİNE İTİRAZ - DAVA SÜRECİ VE MUHTEMEL HUKUKA AYKIRILIKLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/parselasyon-islemlerine-itiraz-dava-sureci-ve-muhtemel-hukuka-aykiriliklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/parselasyon-islemlerine-itiraz-dava-sureci-ve-muhtemel-hukuka-aykiriliklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Arazi ve arsa düzenlemesi, bölgeye ilişkin imar planının uygulanması amacıyla, bu plan kapmasında bulunan gayrimenkullerin maliklerinin rızası aranmaksızın ve imar durumlarına bakılmaksızın birleştirilmesi ve gerekli kesintiler yapıldıktan sonra eski sahiplerine yeniden dağıtılmasına yönelik genel düzenleyici işlemdir. Temel dayanağı İmar Kanunu’nun 18. Maddesidir. Söz konusu işlemin asli amacı inşaata elverişli imar parseli üretmektir.</p>

<p>Söz konusu idari işlem Belediye encümenince karar altına alınır ve İmar Kanunu’nun 8. Maddesi uyarınca 30 gün süreyle askı panosunda ilan edilir. İşleme karşı 30 günlük askı süresi içerisinde itiraz edilebileceği gibi askı süresinin bitiminden itibaren 60 gün içerisinde de İdare Mahkemelerinde, işlemin iptali için iptal davası ikame edilebilecektir. Bu sebeple imar planının iptali için dava açmadan önce belediye veya İl Özel İdaresine (Valiliğe) itiraz etmek, dava şartı değildir. Eğer itiraz edilmeden doğrudan dava yoluna başvurulacaksa; imar planları askıdan indikten sonra 60 gün içerisinde dava açılabilir. İmar planları henüz askıdayken dava açılması mümkün değildir.</p>

<p>Askı süresi içerisinde işlemi yapan kuruma yazılı olarak itiraz edilmişse, ret kararının ilgilisine yazılı olarak bildirilmesinden itibaren 60 gün içerisinde de dava açılabilir. Yine zımmı ret süresi geçtikten sonra da 60 gün içerisinde İdare Mahkemesinde işlemi yapan kuruma karşı dava açılabilir.</p>

<p><strong>2. Muhtemel Hukuka Aykırılık Sebepleri</strong></p>

<p><strong>2.1. İmar Planı Bulunmayan Yerlerde Veya İmar Planına Aykırı Olarak Yapılması</strong></p>

<p>Parselasyon işlemi, bir uygulama işlemi niteliğindedir. Bu sebeple sadece uygulama imar planı bulunan yerlerde ve bu plana uygun olarak yapılabilir. Bu sebeple işlem uygulanacak alanda öncelikle 1/1000 ölçekli imar planı yapılması ve bu plana uygun olarak 18. madde uygulaması yapılmalıdır. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20031709-e-200426-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Danıştay 6. Dairesi 2003/1709 E. Ve 12.01.2004 Tarihli Karar)</a></strong></p>

<p>Parselasyon planı, uygulama imar planındaki çizim, kararlar, alan fonksiyonları ve plan notlarına birebir uymak zorundadır. İmar planının yargı merciince iptal edilmesi halinde, ona dayanılarak yapılan 18. madde uygulaması da hukuki dayanaktan yoksun kalır ve iptali gerekir.</p>

<p><strong>2.2. Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) Hesabında Yapılan Usulsüzlükler</strong></p>

<p>Düzenleme ortaklık payı; yol, meydan, park, otopark, ibadet yeri, okul gibi umumi hizmet alanları için maliklerden bedelsiz olarak alınan paydır. İmar Kanunu’nun 18. Maddesi gereği alınabilecek azami oran %45’tir. Bu oranın üzerinde kesinti yapılması açıkça hukuka aykırı olacağı gibi düzenleme alanındaki tüm parsellerden eşit oranda DOP kesintisi yapılması esastır. Bazı parsellerden %20, diğerlerinden %45 kesinti yapılması eşitlik ilkesini ihlal eder. Bu kesinti yalnızca kanunda belirtilen hizmet alanları için kesilebilir. İdarenin özel mülkiyetine geçirmek üzere kesinti yapması hukuka aykırıdır.</p>

<p>Taşınmazdan daha önceki bir imar uygulaması veya rızaen terk / ifraz işlemi esnasında kesinti yapılmışsa, yeni uygulamada ancak eski kesinti ile yeni oran arasındaki fark kadar (toplamda %45’i geçmeyecek şekilde) ilave DOP kesilebilir.</p>

<p><strong>2.3. Dağıtım ve Tahsis İlkelerinin İhlali</strong></p>

<p>Düzenleme sonrası arsa maliklerine yapılacak tahsislerde keyfilik hukuka aykırıdır. İmar Kanunu’nun 18. Maddesi uyarınca malike ilk olarak kendi kök parselinin bulunduğu yerden veya yakınından imar parseli verilmelidir. Zorunlu ve teknik bir engel bulunmadıkça kök parselden uzak, eşdeğer olmayan, değeri düşük bir alandan tahsis yapılması hukuka aykırıdır. Yine idarenin kamuya taşınmaz kazandırılması amacıyla veya başka parsellerde bulunan idare hisselerinin birleştirilmesi amacıyla parselasyon yapılması hukuka aykırı olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Parselasyon işlemi yapılırken mümkün olduğunca müstakil parsel verilmeli, müstakil yapılmaya elverişli parsel sahibini teknik zorunluluk olmaksızın başkalarıyla hisseli hale getirmek hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yine kanunun amacı yapılaşmaya elverişli parsel oluşturmak olduğundan, işlem sonrası yapılaşmaya elverişli parseller oluşturulmalı, üzerinde yapı yapmaya elverişsiz, sorunlu artık parsel oluşturulmamalıdır.</p>

<p><strong>2.4. Şekil ve Usul Kurallarına Uyulmaması</strong></p>

<p>Söz konusu kararların Belediye sınırları içerisinde belediye encümeni, belediye sınırları dışında ise İl Encümeni tarafından alınması zorunlu olup, yetkisiz kurum ve organlarca alınan kararlar geçersiz olacaktır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/04/ali-anil-ozbag.jpg" rel="nofollow" title="fancybox"><img alt="detail-photo-fancybox-0" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/04/ali-anil-ozbag.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ali Anıl ÖZBAĞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/parselasyon-islemlerine-itiraz-dava-sureci-ve-muhtemel-hukuka-aykiriliklar</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/kamu-proje-parsel-mahkeme.jpg" type="image/jpeg" length="16696"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/251 E., 2025/588 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023251-e-2025588-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023251-e-2025588-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.12.2025 tarihli, 2023/251 E., 2025/588 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/251 E., 2025/588 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1339-79</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3-4(a), 62, 52/2-4, 53, 54, 58... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.04.2019 tarihli ve 43-214 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 28.01.2020 tarih ve 1339-79 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 09.06.2021 tarih, 2389-7188 sayı ve oy çokluğuyla; "Sanığın evinde yakalanan uyuşturucu maddenin miktarı, ele geçiriliş şekli, sanığın savunmaları ve dosya kapsamına göre; uyuşturucu madde ticareti yapmadığı yönündeki savunmasının aksine mahkûmiyetine yeterli ve kesin delil bulunmayan sanığın, ikametinde ele geçirilen kokaini kullanma amacıyla bulundurduğu anlaşıldığından, eyleminin değişen suç vasfına göre kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu gözetilmeden uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Başkanı ... ve Daire Üyesi ...; "...Sanık ...'in, Nazilli'de yürütülen soruşturma kapsamında etkin pişmanlıktan faydalanan tanık ...'ın beyanlarında geçen uyuşturucu maddesi satın aldığını söylediği kişi olduğu; ayrıca, evinde usulüne uygun olarak yapılan aramada televizyon sehpasındaki çorap içerisinde ele geçen 1,64 gram kokain maddesinin miktarı itibarıyla birkaç kullanımdan çok fazla 50-60 kullanıma yetecek miktarda olması, paketlemede kullanılan kâğıt yaprakları ve bir adet makas ile çok sayıda paketleme lastiklerinin bulunması, kullanıcı olduğuna dair beyanları arasında her aşamada çelişki bulunması, kan ve idrarında yapılan incelemede herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı maddeye rastlanılmaması nedenleriyle sanığın uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği sabit olduğundan temyiz isteminin esastan reddi düşüncesinde olduğumuz için sayın çoğunluğun sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.09.2021 tarih ve 27130 sayı ile karşı oyda belirtilen gerekçeler doğrultusunda itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 02.05.2023 tarih, 15291-3827 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgeler ile 24.10.2018 tarihli arama ve yakalama tutanağına göre; Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüpheli ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yürütülen 2018/7814 sayılı soruşturma kapsamında; şüphelinin evinde ve iş yerinde yazılı arama emrine istinaden 16.07.2018 tarihinde yapılan aramalar neticesinde yirmi üç (23) paket eroinin, yetmiş dokuz (79) adet tabletin ve yirmi bir (21) adet kırmızı reçeteye tabi ... adlı ilacın ele geçirildiği, şüphelinin 17.07.2018 tarihinde kollukta, savcılıkta ve Sulh Ceza Hâkimliğinde alınan ifadelerinde; aramalarda ele geçirilen eroinleri, Antalya’da ikamet eden açık kimlik bilgilerini bilmediği bir şahıstan satın aldığını, 07.09.2018 tarihinde savcılıkta alınan ek ifadesinde ise; Antalya’dan getirdiği eroinleri, ... lakabıyla tanınan kişiden, şahsın evinde satın aldığını, ancak evin açık adresini bilmediğini beyan ettiği, şüpheli müdafii tarafından soruşturma dosyasına sunulan 19.09.2018 havale tarihli dilekçede de; tanığın Antalya’dan getirdiği uyuşturucu maddeleri lakabıyla bilinen şahıstan temin ettiğinin, söz konusu şahsın Antalya'nın Zeytinköy ilçesinde, ... Caddesi, ... Sitesi, No: ..., Kat: ... sayılı adreste ikamet ettiğinin belirtildiği, bunun üzerine Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosuna gönderilen 03.10.2018 tarihli yazıda; söz konusu adreste ikamet eden ... lakaplı kişinin evinde arama yapılmasının belirtildiği, bu yazıya istinaden Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca, Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Amirliğine gönderilen 04.10.2018 tarihli müzekkerede; ... lakaplı şahsın açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilip düzenlenecek belgenin gönderilmesinin istenildiği, kolluk tarafından yapılan araştırma neticesinde düzenlenen 08.10.2018 tarihli tutanakta; ... lakaplı şahsın, *** kimlik numaralı sanık ... olduğunun, sanığın Yeşildere Mahallesi, ... Caddesi, ... Sitesi, No: ...sayılı adreste ikamet ettiğinin, sistem üzerinden temin edilen sanığa ait bir adet fotoğrafın da teşhis işleminin gerçekleştirilebilmesi amacıyla tutanağa eklendiğinin yazılı olduğu,</p>

<p>Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığının 03.10.2018 tarihli yazısına ve kolluk tarafından düzenlenen söz konusu araştırma tutanağına istinaden Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanığın ikametine ilişkin olarak mahkemeden arama kararı talep edildiği, bunun üzerine Antalya 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 23.10.2018 tarih ve 4855 sayı ile adli arama kararı verildiği, bu kapsamda görevlilerce 24.10.2018 tarihinde saat 10.45 sıralarında, sanığın Muratpaşa İlçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi, ... Sitesi, No: ... sayılı adreste bulunan ikametine gelindiği, burada sanığın huzurunda narkotik köpeği eşliğinde yapılan aramada; daire giriş kapısının karşısındaki odada bulunan televizyon sehpasının üzerindeki siyah renkli çorabın içinde, daralı ağırlığı 5 gram gelen suç konusu kokain ile söz konusu sehpanın içindeki bir adet makasın, çok sayıda paketleme lastiğinin ve boş defter sayfalarının ele geçirildiği, gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatı uyarınca, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan işlem yapıldığı,</p>

<p>İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 08.10.2018 tarihli raporuna göre; başka dosya şüphelisi ...'ın evinde ve iş yerinde ele geçirilen toplam 35,9 gram gelen 24 paket hâlindeki krem renkli toz maddelerin net 4,308 gram eroin, toplam 28,7 gram ağırlığındaki 79 adet mor renkli tabletlerin ise net 9,758 gram MDMA içerdiği,</p>

<p>Antalya Kriminal Polis Laboratuvarının 06.11.2018 tarihli raporuna göre; sanığın evinde ele geçirilen net 4 gram ağırlığındaki beyaz renkli katı maddenin 1,64 gram kokain içerdiği,<br />
Adli Tıp Kurumu Antalya Grup Başkanlığının 12.12.2018 tarihli raporunda; sanığın kan ve idrar örneklerinde, herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı maddeye rastlanmadığının belirtildiği,<br />
Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen ve Cumhuriyet savcısı ile şüpheli ...'in imzası bulunan 06.12.2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağına göre; şüpheli ...'in fotoğrafı gösterilen sanığın, uyuşturucu madde temin ettiği ... lakaplı şahıs olduğunu beyan ettiği,</p>

<p>Dosyada yer alan HTS kayıtlarına göre; 23.06.2018 tarihinde, şüpheli ... adına kayıtlı olan 0*** 3** ** ** numaralı hattan, sanık adına kayıtlı olan 0*** 1** ** ** numaralı hattın saat 16.26'da ve 17.05'de olmak üzere iki kez arandığı, ilk görüşmenin 69, ikinci görüşmenin ise 9 saniye sürdüğü, söz konusu görüşmelerin yapıldığı sırada şüpheli ...'in kullandığı hattın, Antalya ili Muratpaşa ilçesinden baz sinyal bilgileri aldığı,</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgeler ile UYAP üzerinde yapılan incelemeden; şüpheli ... hakkında 16.07.2018 tarihinde ele geçirilen uyuşturucu maddeler nedeniyle Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığının 27.11.2018 tarihli ve 2122-207 sayılı iddianamesi ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK'nın 188/3-4, 1 92... . maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığı, Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde 27.01.2023 tarih ve 391-18 sayı ile; sanık ...'in TCK'nın 188/3-4(a), 192/3, 62, 52/2-4, 53, 54, 58... . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 16.660,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu hükmün müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, bu hükmün de müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtaya gönderilen dava dosyasının 2023/23118 esas numarasıyla Yargıtay 10. Ceza Dairesinin arşivinde incelenmek üzere beklediği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Başka dosya sanığı ... soruşturma evresinde; Nazilli'de ikamet ettiğini, 17.07.2018 tarihinde evinde ve iş yerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olduğunu, yaklaşık otuz yıldır uyuşturucu madde kullandığını, suç tarihinden yaklaşık bir ay önce eroin satın almak amacıyla otobüs ile Antalya'ya gittiğini, otobüsten indikten sonra şu an numarasını hatırlamadığı hattı arayıp görüştüğü kişinin tarifi üzerine Kısıkköy mevkiinde karşılaştığı bir şahıstan yaklaşık 10 gram eroin satın aldığını, daha sonra iki farklı tarihte yine Antalya'ya gidip açık kimlik bilgilerini bilmediği bu şahıstan eroin temin ettiğini, söz konusu şahsın ... lakabını kullandığını, bahsi geçen kişinin kendisini Antalya'daki uyuşturucu madde satıcılarıyla da tanıştırdığını, adli makamlara yardımcı olabilmek amacıyla yer gösterme yapabileceğini,</p>

<p>Kovuşturma evresinde; sanığın Antalya'daki evine eroin satın almak amacıyla üç kez gittiğini, sanıktan birinci alışverişte 10, ikincisinde 30, son alışverişte ise 50 gram eroin satın aldığını, sanığın evine bir seferinde arkadaşlarıyla diğer ikisinde ise yalnız gittiğini, kendisini her hafta telefon ile aradığını, soruşturma evresinde fotoğrafı kendisine gösterilen sanığı teşhis ettiğini, huzurda bulunan sanığın ... lakabıyla tanındığını ve ismini ... olarak bildiğini, sanığa iftira atmasını gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığını, sanığın kendisini tanımamasının mümkün olmadığını, bu yöndeki beyanlarını kabul etmediğini,</p>

<p>İfade etmiştir.</p>

<p>Sanık soruşturma evresinde; yaklaşık dört yıldır esrar kullandığını, herhangi bir lakabının bulunmadığını, iki ya da üç kez de kokain kullandığını, söz konusu maddeyi ücret karşılığında ilişkiye girdiği Gürcistanlı bir kadından temin ettiğini, üç yıl öncesine kadar uyarıcı tablet de kullandığını, evinde yapılan arama neticesinde çorap içerisinde ele geçirilen kokainin kendisine ait olmadığını, evine kimin getirdiğini bilmediğini, çocuğunun oyun oynarken söz konusu çorabın içine koymuş olabileceğini, suç konusu uyuşturucu maddenin yanında bulunan lastiklerin kayınbiraderinin kızına ya da eşine ait olabileceğini, aynı yerde ele geçirilen alüminyum folyoyun da yemek yaparken kullanıldığını,</p>

<p>Kovuşturma evresinde; tanığı tanımadığını, tanığa ya da arkadaşlarına uyuşturucu madde satmadığını, tanığın beyanlarını kabul etmediğini, ... olarak bilinen bir lakabının bulunmadığını, suç tarihinden bir gün önce, evinde para karşılığında ilişkiye girdiği bayanın yanında kokain getirdiğini, birlikte söz konusu maddeyi kullandıklarını, arta kalan kokaini ise çorabının içine sakladığını, hem oto yıkamacısı olması hem de ikinci el araç alım satımı yapması nedeniyle birçok kişiyle telefonda görüştüğünden kendisini arayan her şahısla irtibatlı olduğu sonucunun çıkarılamayacağını,</p>

<p>Savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşturucu madde bulundurmak eyleminin, kullanmaya mı yoksa ticarete mi matuf olduğunun tespiti suç vasfını da belirleyecektir.</p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 tarihli ve 107-1 36... .03.2012 tarihli ve 387-75 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, eylemin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun tayini için;</p>

<p>a. Sanığın bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediği,</p>

<p>b. Uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimi,</p>

<p>c. Bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşidi ve miktarı,</p>

<p>d. Sanığın uyuşturucu madde kullandığının tıbbi raporla tespit edilip edilmediği,</p>

<p>şeklinde ifade edilebilecek ve doktrin ile uygulamada kabul görmüş olan kriterlerin her somut olay özelinde ayrıca tartışılması gerekir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme<br />
Hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, başka dosya sanığı ...'ın etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için kendisinde ele geçirilen eroini ... lakabıyla bildiği uyuşturucu satıcısından aldığı beyanında bulunması üzerine, alınan arama kararı doğrultusunda sanık ...'in ikametinde yapılan aramada; siyah çorap içerisinde 1,64 gram kokain ile gizlenmiş vaziyette, paketleme malzemesi olduğu değerlendirilen çok sayıda boş defter yaprağı ve lastik ile bir adet makasa el konulduğu, böylelikle sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı kabul edilen olayda;</p>

<p>Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 27.01.2023 tarih ve 391-18 sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilen başka dosya sanığı tanık ..., gerek söz konusu yargılamanın aşamalarında gerekse sanığın yargılandığı Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/43 esas sayılı dosyasında, 16.07.2018 tarihinde evinde ve iş yerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerden yirmi üç (23) paket hâlindeki eroini Antalya’da ikamet eden ve ... lakabıyla bilinen huzurdaki sanıktan satın aldığını, soruşturma evresinde kendisine gösterilen fotoğraftan sanığı teşhis ettiğini, uyuşturucu madde almak amacıyla sanığın Antalya'daki evine üç kez gittiğini, her gidişinde eroin satın aldığını, sanık ile telefon görüşmelerinin bulunduğunu beyan etmiştir. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının müzekkeresi üzerine kolluk tarafından düzenlenen 08.10.2018 tarihli araştırma tutanağında; sanığın çevresinde ... lakabı ile tanındığı belirtilmiştir. Dosya içerisinde yer alan HTS kayıtlarına göre; başka dosya sanığı tanık ...'in kullandığı hat ile sanığın kullandığı hat arasında 23.06.2018 tarihinde iki kez görüşme gerçekleşmiştir. Bu hâliyle gerek kolluk araştırması, gerekse HTS kayıtlarıyla tanığın açıklamaları doğrulanmıştır. Sanığın evinde suç tarihinde yapılan arama neticesinde; suç konusu net 1,64 gram kokainin yanı sıra, uyuşturucu maddelerin satışa hazır hale getirilmesinde kullanılan materyalden olan çok sayıda boş defter sayfası ve paket lastiği ele geçirilmiştir. Olay tarihinden bir gün önce kokain kullandığını, evinde ele geçirilen kokainin söz konusu maddeden geriye kalan kısım olduğunu, uzun süredir uyuşturucu madde kullandığını ifade eden sanığın kan ve idrar örneklerinde, savunmasının aksine herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde tespit edilememiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suç konusu kokaini kullanmak amacıyla bulundurduğuna ilişkin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu gizlemeye ve bu suçun cezasından kurtulmaya yönelik olan ve aşamalarda da çelişki gösteren savunmalarına itibar edilemeyeceği, sanığın sabit olan eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 09.06.2021 tarihli ve 2389-7188 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023251-e-2025588-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="82097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/70 E., 2025/549 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202370-e-2025549-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202370-e-2025549-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.12.2025 tarihli, 2023/70 E., 2025/549 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/70 E., 2025/549 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 226-64</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3-4(a), 62, 52/2-4, 53, 54... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis ve 25.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.10.2020 tarihli ve 362-183 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 24.12.2020 tarih ve 3529-3343 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, söz konusu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 17.06.2021 tarih ve 4275-7749 sayı ile; "Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrası ile CMK’nın 34... . maddeleri gereğince, hükmün gerekçe bölümünde sanıkların lehindeki ve aleyhindeki delillerin belirtilmesi, hükme esas alınan ve reddedilenlerin gösterilmesi, gerçekleşen somut olay ve olgularla bağlantısının gösterilmesi gerekli olup, sanıklar ..., ... ve ...'ın mahkûmiyetlerine konu suçu işlediklerine dair elde edilen delillerin ayrı ayrı tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin her sanık için açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat ve delillerle sonuç arasında bağ kurulması yerine, yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, 01.03.2022 tarih ve 226-64 sayı ile sanığın, TCK'nın 188/3-4(a), 62, 52/2-4, 53, 54... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis ve 25.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 16.06.2022 tarih ve 8054-7929 sayı ile temyiz isteminin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.10.2022 tarih ve 123597 sayı ile; "...Olay günü, itiraza gelen sanığın kullandığı araç ile sanıkları alarak uyuşturucu madde satın almaya gittikleri, itiraz gelen sanığın araçta beklediği, sanıkların iki poşet hâlinde uyuşturucu madde satın aldıkları, içinde fişeklenmiş uyuşturucu madde bulunan poşetli sanık ...'ın montunun cebine koyduğu ve içinde fişeklenmemiş uyuşturucu madde bulunan poşetli aracın bagajına koydukları, boş araziye aracı park ettikleri, kolluğun şüphe üzerine aracın yanına geldiği, sanıkların üzerlerindeki uyuşturucu madde ile itiraz gelen sanığın araç bagajındaki uyuşturucu maddeyi kolluğa teslim ettikleri, itiraza gelen sanığın soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifade ve beyanlarında olay tarihinden önce sanık ...'den uyuşturucu madde satın aldığını ve olay günü kullanmak amacıyla uyuşturucu madde almak amacıyla hükümlülerle bir araya geldiğini beyan ettiği, olay gününe ait telefon kayıtları ile diğer sanıkların itiraza gelen hükümlünün savunmasını doğruladığı anlaşılmakla; itiraza gelen sanığın diğer sanıkların suçuna iştirak ettiğine dair mahkûmiyete yetecek kuşku sınırını aşan kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığı, eyleminin kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde kabul etmek veya bulundurmak olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 08.12.2022 tarih ve 14172-12949 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri, Özel Dairece temyiz istemlerinin esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
18.10.2019 tarihli olay tutanağına göre; Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, geçmiş tarihli birçok ihbarda uyuşturucu madde satışının yapıldığı yer olarak belirtilen Mavigöl Mahallesi, Hükümdar Sokakta bulunan boş arazide 18.10.2019 tarihinde, saat 18.30 sıralarında gerçekleştirilen devriye görevi esnasında, park hâlindeki ** ** **** plaka sayılı aracın yanında oturan üç şahsın durumundan şüphelenilmesi üzerine görevlilerce aracın yanına yaklaşılıp polis tanıtma kartları gösterildikten sonra sanığın yapılan üst yoklamasında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, yalnızca 0*** *** ** ** numaralı hattın takılı olduğu bir adet cep telefonunun ele geçirildiği, inceleme dışı sanıkların yapılan üst yoklamalarında ise inceleme dışı sanık ...'un montunun sağ iç cebinde, inceleme dışı sanık ...'in de sağ çorabının içinde kabarıklık fark edildiği, sebebi sorulduğunda inceleme dışı sanık ...'un cebinden çıkardığı şeffaf poşet içindeki, toplam daralı ağırlığı 28,05 gram gelen ve her biri beyaz kâğıda sarılı olan 29 paket hâlindeki, inceleme dışı sanık ...'in de çorabının içinden çıkardığı beyaz kâğıda sarılı olan ve daralı ağırlığı 0,83 gram gelen suç konusu uyuşturucu maddeleri görevlilere teslim ettiği, uyuşturucu maddeler muhafaza altına alındıktan sonra devam edilen üst yoklamalarında inceleme dışı sanıkların üzerlerindeki cep telefonlarının da ele geçirildiği, araçta herhangi bir suç unsuru bulunup bulunmadığı, sorulduğunda sanığın; "Araç babamın, arabayı ben kullanıyorum. ... doğruyu söylesene, malzemeyi teslim edeceğim, yoksa başım yanacak." dedikten sonra, aracın bagajından çıkardığı şeffaf poşet içindeki, daralı ağırlığı 20,41 gram olan suç konusu uyuşturucu maddeyi görevlilere teslim ettiği, ardından sanığın; "... ve ...’dan daha önce de uyuşturucu madde satın aldım. Dün akşam da birlikteydik. Hatırlamıyorum ama ikisinden biri not defteri alıp arabaya bıraktı. Bugün akşam saatlerinde aradığım ... ile şehir parkında buluştuk. Bu sırada ...'in yanında ...'da vardı. Kullandığım araçla hep birlikte Şirindere'ye gittik. Burada araçtan inen ..., eşkalini net göremediğim ancak adını ... olarak bildiğim kişiden, şeffaf poşet içindeki fişeklenmemiş olan uyuşturucu maddeyi satın aldı. Daha sonra Sineklik olarak bilinen ormanlık alana gittik. ... ile ... uyuşturucu madde kullandı, ancak ben kullanmadım. Arabada bulunan defter kâğıtlarıyla uyuşturucu maddeleri fişeklediler." şeklinde beyanda bulunduğu, inceleme dışı sanık ...'in; "... ... beni aradığında yanımda ...'da vardı. ... ...'in kullandığı araçla hep birlikte Şirindere'ye gittik. ... araçtan inip açık kimlik bilgilerini bilmediğim, ancak ... adıyla tanıdığım torbacının yanına gitti. Bu şahıstan 500 TL karşılığında iki poşet uyuşturucu madde satın aldı. Poşetlerden birinde fişeklenmiş, diğerinde ise açık hâldeki uyuşturucu maddeler bulunuyordu. Daha sonra arabayla Sineklik denilen yere gittik. Paketlenmiş uyuşturucu maddeleri açıp üçe böldükten sonra söz konusu yerden ayrılacaktık. Üzerimdeki uyuşturucu maddeyi arkadaşlarıma fark edilmeden çorabımın içine koydum.", inceleme dışı sanık ...'un; "... ile şehir parkında buluştuk. Bir süre sonra söz konusu yere araçla ... ... geldi. Bunun üzerine araca binip hep birlikte Şirindere’ye gittik. Burada üçümüzde arabadan indik ve ... adıyla tanıdığım torbacıdan 550 TL karşılığında, iki poşet hâlindeki uyuşturucu maddeleri satın aldık. Paranın tamamı ben verdim. Poşetlerden birinde fişeklenmiş, diğerinde ise açık hâldeki uyuşturucu maddeler vardı. Ardından araçla Sineklik olarak bilinen yere gittik ve birlikte uyuşturucu madde kullandık. Satın aldığımız uyuşturucu maddeleri gün boyunca kullanacaktık." şeklinde beyanda bulundukları, konu ve gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatına istinaden inceleme dışı sanıklar ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan işlem yapıldığı,</p>

<p>İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının 12.11.2019 tarihli raporuna göre; inceleme dışı sanık ...'dan ele geçirilen toplam net 15,4 gram, inceleme dışı sanık ...'ten ele geçirilen net 0,5 gram ve aracın bagajında ele geçirilen net 15,3 gram ağırlığındaki açık yeşil renkli bitki parçalarının, uyuşturucu maddelerden sentetik kannabinoidler grubunda yer alan 5F-MDMB-PICA etken maddesini içerdiği,</p>

<p>Kovuşturma evresinde dosyaya sunulan 28.04.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre; sanığın telefonunda "..." ibaresiyle kayıtlı olan 0*** *** ** ** numaralı hat ile sanığın kullandığı hat arasında WhatsApp programı üzerinden 09.10.2019 tarihinde saat 16. 50... .43 arasında; "Sanık: Kral ne yaptınız bekliyoz biz. Kanki gidecekler çocuklar geldin mi", "Kral: Bekleyin fazla fazla alacaksınız, ama bekleyin.", "Sanık: Kaç dakika kanki, adamların işi varmış, misafirleri bekliyormuş. Kanki adamlar bana sıkıntı yapıyor, misafirleri kalkacakmış, ben bekliyorlar, neredesin sen", sanığın telefonunda "....lar" adıyla kayıtlı olan 0*** *** ** ** numaralı hattan, sanığın kullandığı hatta WhatsApp programı üzerinden 10.10.2019 tarihinde saat 14.14'te "Araba şekli var mı ortak", sanığın telefonunda "..." ibaresiyle kayıtlı olan 0*** *** ** ** numaralı hattan, sanığın kullandığı hatta WhatsApp programı üzerinden 13.10.2019 tarihinde saat 18.08'de "... var mı sıkgark", sanığın telefonunda "... ..." ismiyle kayıtlı olan 0*** *** ** ** numaralı hattan, sanığın kullandığı hatta WhatsApp programı üzerinden 27.09.2019 tarihinde saat 23.58'de "Jantlar var, yeni arabası olsan arkadaşın var mı", 29.09.2019 tarihinde saat 20. 16... .58 arasında; "...: Ne kadar, kaç parası var, emanet güzel", "Sanık: 100 tl var dio kanka", "...: Tamam ayarlayalım hemen, haber bekle benden. Arkadaşları hemen alıp geleyim yanınıza birazdan, oradan çıkıcam hemen", "Sanık: Kanka parçaları beraber getirsen olur mu?", "...: Parayı almam lazım", "Sanık: Dayının yanına uğrayıp gelsen çok mu geç olur", "...: Aynen kanka, o yüzden hemen bendekini vereyim", "Sanık: Sende de var mı üstünde", "...: Var az birşey", "Sanık: Geçenkinin devamı olarak mı kanka", "...: Hepsi olur", 30.09.2019 tarihinde saat 13. 04... .50 arasında; "...: …Dünkü adam vardıya, atsana numarasını veya sen arayıp söylesene", "Sanık: Ne diyeyim ben kanka", "...: Bugün gelecekti bana, onun yemeğini napayım, ayırdım fırında", "Sanık: Kanka akşam alırım dio, sıcak sıcak", "...: Kesin mi ona göre başkası da soruyor, abiye de dün söz verdiğim için bekletiyorum normalde, sen bana nosunu atsana. Meteyle ilgilenen yok mu", 01.10.2019 tarihinde saat 19.29'da; "...: Yemek var sıcak sıcak", 04.10.2019 tarihinde saat 16. 48... .59 arasında; "...: Ne kadar var kanka ", "Sanık: Kanki ot laktaki, ne diyo", "...: Tamam ottan bahsediyorum bende, ne kadarın var söyle, ona göre yapıcam bende", "Sanık: Keke ne diyor gr sine, bana bir uyarıdır ", "...: Gr mı soruyorsun sen", "Sanık: Aynen, gr gelmiyor mu ", "...: Hallederiz merak etme, sen elindeki parayı söyle, bende ona göre söyleyeyim dayıma", "Sanık: Kanka sen gr ye ne dio, onu söyle sana zahmet. Kesin fiyatı bilelim, uyarsa gideriz", 05.10.2019 tarihinde saat 01. 29... .30 arasında; "Sanık: ... abi bugün beni aradı, dandik şeyi verdi dedi", "...: Kendi yanında yapıyordum, halimi kendi gördü, dandik mi dedi ona", 10.10.2019 tarihinde saat 16. 11... .08 arasında; "...: Kanka hani hiç mi çevren yok, yapsana yönlendirme, ayıp be", "Sanık: Söyleyecem ben kral herkese, rahat", 13.10.2019 tarihinde saat 01. 27... .52 arasında; "Sanık: Kanka tekerleğim patladı, var mı açık lastikçi", "...: Yedek lastikler bitti", "Sanık: Nereden halledeceğiz", "...: Zor", "Sanık: Kanka siko var mı", "...: Valla vardı, şansına küs, ben yaptım", "Sanık: Ne kanka", "...: Senin dediğin işte ..., SK", "Sanık: ... kanka", "...: Aynısı işte ...", "...: Yeniler geldi", sanığın telefonunda "... Abi ..." ibaresiyle kayıtlı olan 0*** *** ** ** numaralı hat ile sanığın kullandığı hat arasında WhatsApp programı üzerinden 13.10.2019 tarihinde saat 01. 29... .31 arasında; "Sanık: Abi, burası yalan da semtte bir sorayım mı", "... Abi ...: Sağol canım, eyvallah", "Sanık: Valla burada başka kimse var mı bilmiyorum, istersen bakayim", "... Abi ...: Boş koy, saat geç oldu" şeklinde mesajların gönderilmiş olduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tutanak düzenleyici tanıklar mahkemede; altında imzaları bulunan olay tutanağının doğru olduğunu,<br />
İnceleme dışı sanık ... soruşturma evresinde; olay günü saat 12.00 sıralarında inceleme dışı sanık ...’i arayıp görüşmek istediğini söylediğini, adı geçenle Arnavutköy’deki şehir parkında buluştuklarını, bir süre sonra inceleme dışı sanığın, sanığı arayıp söz konusu yere gelmesini istediğini, bunun üzerine sanığın kullandığı araçla yanlarına geldiğini, hep birlikte araçla biraz dolaştıktan sonra Şirindere’ye gittiklerini, bir süre sonra bahsi geçen yere, sürücülüğünü ... adlı şahsın yaptığı beyaz renkli aracın geldiğini, hep birlikte araçtan inip söz konusu şahsın yanına gittiklerini ve 550 TL karşılığında bir kısmı kilitli poşette, bir kısmı ise paketlenmiş olan suç konusu uyuşturucu maddeleri satın aldıklarını, sanığın kilitli poşeti alıp aracın bagajına koyduğunu, ardından araçla Sinekli olarak bilinen yere gittiklerini, burada paketlenmiş olan uyuşturucu maddeler ile ayrı bir poşette bulunan açık hâldeki uyuşturucu maddeleri birleştirmeye çalıştıkları esnada polislerin geldiğini, suç konusu uyuşturucu maddeleri birlikte kullanmak amacıyla satın aldıklarını, sanığın beyanlarını kabul etmediğini, sanığa uyuşturucu madde satmadığını,</p>

<p>Mahkemede; olay günü kendisini arayan inceleme dışı sanık ...'in; "Bende bonzai var. Şehir parkında buluşalım." dediğini, bunun üzerine evden çıkıp bankamatikten para çektikten sonra, söz konusu yerde inceleme dışı sanıkla buluştuğunu, inceleme dışı sanığın araması üzerine kısa bir süre sonra sanığın araçla yanlarına geldiğini, hep birlikte araçla Merva olarak bilinen ormanlık alana gittiklerini, burada inceleme dışı sanık ...'in uyuşturucu madde satın almak amacıyla araçtan indiğini, araçtan inmeden önce adı geçene 550 TL verdiğini, bir süre sonra inceleme dışı sanığın elindeki bir poşetle geri geldiğini, söz konusu poşetin içinde bir kısmı paketlenmiş, bir kısmı ise toz hâlinde olan suç konusu uyuşturucu maddelerin bulunduğunu, inceleme dışı sanığın poşeti bagaja koyduktan sonra araca bindiğini, ardından Sinekli olarak bilinen yere gittiklerini, hep birlikte araçtan indikten sonra inceleme dışı sanığın paket hâlindeki uyuşturucu maddeleri kendisine verdiğini, birlikte söz konusu maddelerin bir kısmını kullandıklarını, ardından polislerin geldiğini, kullandığı uyuşturucu maddeleri her zaman inceleme dışı sanıktan satın aldığını, soruşturma evresindeki beyanlarını kabul etmediğini, mahkemedeki savunmalarına itibar edilmesini talep ettiğini,</p>

<p>İnceleme dışı sanık ... soruşturma evresinde; olay tarihinde inceleme dışı sanık ... ile telefonda görüşüp saat 14.00 sıralarında buluştuklarını, bir süre dolaştıktan sonra inceleme dışı sanığın bankamatikten para çektiğini, ardından uyuşturucu madde kullanmaya karar verdiklerini, araçları olmadığı için sanığı arayıp yanlarına çağırdığını, kısa bir süre sonra sanığın araçla bulundukları yere geldiğini, araçla Şirindere’ye gittiklerini, burada inceleme dışı sanığın, açık kimlik bilgilerini bilmediği ... adlı şahsı aradığını, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra söz konusu şahsın beyaz renkli bir araçla bulundukları yere geldiğini, inceleme dışı sanık ile birlikte adı geçenin yanına gittiklerini, söz konusu şahıstan 500 TL karşılığında suç konusu uyuşturucu maddeleri satın aldıklarını, ardından araçta bekleyen sanığın yanına gelip hep birlikte Sinekli olarak bilinen yere gittiklerini, burada paketleri açıp içindeki uyuşturucu maddeleri tek bir poşette birleştirmeye çalıştıkları sırada polislerin geldiğini, yakalanmamaları hâlinde uyuşturucu maddeleri kullanmak amacıyla aralarında bölüşeceklerini,</p>

<p>Mahkemede; olay günü inceleme dışı sanık ... ile birlikte kullanmak amacıyla uyuşturucu madde satın almaya karar verdiklerini, ardından sanığı arayıp "... ile uyuşturucu madde alacağız, satın alacağımız yere bizi götür, karşılığında sana da bir fişek uyuşturucu veririz." dediğini, sanığın olumlu cevap vermesi üzerine, hep birlikte sanığın kullandığı araçla Memba adıyla bilinen bir yere gittiklerini, burada inceleme dışı sanık ile birlikte ... lakaplı şahıstan, iki poşet hâlindeki suç konusu uyuşturucu maddeleri satın aldıklarını, bu esnada sanığın araçta beklediğini, poşetlerin birinde toz, diğerinde ise yirmi dokuz paket hâlindeki suç konusu uyuşturucu maddelerin bulunduğu, paranın tamamını inceleme dışı sanığın verdiğini, sanığın toz hâlindeki uyuşturucu maddeleri alıp "Bunu bagaja saklarım." dediğini, paketlenmiş olan uyuşturucu maddeleri ise inceleme dışı sanığın aldığını, sanık ile inceleme dışı sanığa fark edilmeden bir paket uyuşturucu maddeyi alıp çorabının içine yerleştirdiğini, uyuşturucu maddeleri kullanmak amacıyla araçla Sinekli olarak bilinen yere gittiklerini, burada birlikte uyuşturucu madde kullandıklarını, kısa bir süre sonra polislerin geldiğini,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık kollukta; ara sıra uyuşturucu madde kullandığını, inceleme dışı sanıklar ile arkadaş olduğunu, olay tarihinde inceleme dışı sanık ...'in kendisini arayıp Arnavutköy'deki şehir parkına gelmesini söylediğini, bunun üzerine babasına ait olan 34 ** **** plaka sayılı araçla söz konusu yere gittiğini, burada bekleyen inceleme dışı sanıkların araca bindiklerini, inceleme dışı sanık ...'in; "Şirindere’ye gidelim." demesi üzerine bahsi geçen yere gittiklerini, inceleme dışı sanık ...'dan para alıp araçtan inen inceleme dışı sanık ...'in, açık kimlik bilgilerini bilmediği ... isimli şahıstan suç konusu uyuşturucu maddeleri satın aldığını, inceleme dışı sanık ...'un suç konusu uyuşturucu maddelerin bir kısmını inceleme dışı sanık ...'ten alıp aracın bagajına koyduğunu, ardından hep birlikte araçla Sineklik olarak bilinen yere gittiklerini, araçtan indikten sonra inceleme dışı sanık ...'un, bagajdakiler dışındaki uyuşturucu maddeleri paketlemeye başladığını, bu sırada polislerin geldiğini, üzerinde paketler hâlinde uyuşturucu madde ele geçirilen inceleme dışı sanık ...'un; "Bunlar hepimizin." demesi üzerine, adı geçene "Doğruyu söyle." şeklinde cevap verip aracın bagajındaki suç konusu uyuşturucu maddeleri görevlilere teslim ettiğini, bir ya da iki gün önce inceleme dışı sanık ...'dan uyuşturucu madde satın aldığını, suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Mahkemede; inceleme dışı sanık ... ile olay tarihinden bir gün önce tanıştığını, arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...'ten, daha önce birkaç kez uyuşturucu madde satın aldığını, inceleme dışı sanık ...'dan ise uyuşturucu madde satın almadığını, olay tarihinde inceleme dışı sanık ...'in, kendisini arayıp şehir parkına çağırdığını, babasına ait araçla söz konusu yere gittiğinde, inceleme dışı sanıkların kendisini beklediklerini gördüğünü, araca binen inceleme dışı sanıkların, uyuşturucu madde satın alacaklarını ve Şirindere'ye gitmek istediklerini söylediklerini, bunun üzerine söz konusu yere gittiklerini, burada araçtan inen inceleme dışı sanık ...'in, bir süre sonra suç konusu uyuşturucu maddelerle geri geldiğini, söz konusu maddelerin bir kısmının paketlenmiş şekilde, bir kısmının ise toz hâlinde olduğunu, inceleme dışı sanık ...'in; "Bunu bagaja koy, polisler görmesin." diyerek toz hâlindeki suç konusu uyuşturucu maddeyi kendisine, paketlenmiş uyuşturucu maddeleri ise inceleme dışı sanık ...'a verdiğini, bunun üzerine toz hâlindeki uyuşturucu maddeyi bagaja koyduğunu, daha sonra hep birlikte araçla Sinekli olarak bilinen yere gittiklerini, burada inceleme dışı sanıkların uyuşturucu madde kullandıklarını, henüz kendisi uyuşturucu madde kullanmamışken polislerin geldiğini, soruşturma evresindeki savunmalarını kabul etmediğini, mahkemedeki beyanlarının esas alınmasını talep ettiğini,<br />
Savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Uyuşturucu madde bulundurmak eyleminin, kullanmaya mı yoksa ticarete mi matuf olduğunun tespiti suç vasfını da belirleyecektir.</p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 tarihli ve 107-1 36... .03.2012 tarihli ve 387-75 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, eylemin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun tayini için;</p>

<p>a. Sanığın bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediği,</p>

<p>b. Uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimi,</p>

<p>c. Bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşidi ve miktarı,</p>

<p>d. Sanığın uyuşturucu madde kullandığının tıbbi raporla tespit edilip edilmediği gibi kriterlerin her somut olay özelinde ayrıca tartışılması gerekir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme<br />
Suç tarihinde kolluk görevlilerince ifa edilen devriye görevi sırasında, park hâlindeki 34 *** **** plaka sayılı aracın yanında görülen sanık ile inceleme dışı sanıkların yapılan üst aramalarında; inceleme dışı sanıklardan ele geçirilen toplam otuz paket, sanığın kullanımındaki aracın bagajında ise net ağırlığı 15,3 gram olan suç konusu sentetik uyuşturucu maddenin ele geçirildiği olayda;</p>

<p>18.10.2019 tarihli olay tutanağında belirtildiği üzere, sanık ile inceleme dışı sanıklardan uyuşturucu madde ele geçirilen bölge, geçmiş tarihli birçok ihbarda uyuşturucu madde satışının yapıldığı yer olarak bilinmektedir. Aynı tutanak içeriği, telefon görüşme kayıtları ve ikrarlarından; sanık ve inceleme dışı sanıkların suç tarihini kapsayan döneme ilişkin olay günü öğle saatlerinden itibaren beraber oldukları ve suç konusu uyuşturucu maddeyi birlikte veya birbirlerinden haberdar şekilde temin ettikleri anlaşılmaktadır. İnceleme dışı sanıkların üzerlerinden ve sanığın kullanımdaki araçtan ele geçirilen uyuşturucu maddenin aynı türde olması da bu tespiti desteklemektedir. Dolasıyla sanığın, görevlilerce inceleme dışı sanıkların üzerlerinden ele geçirilen otuz paket hâlinde ve günlük kullanım miktarının oldukça üzerinde olan sentetik uyuşturucu maddelerden de sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir. WhatsApp programı üzerinden yaptığı yazışmalara ilişkin 28.04.2020 tarihli bilirkişi raporu da dikkate alındığında sanığın, satıcılar ile uyuşturucu madde almak isteyen kişiler arasında uzun zamana yayılan bir aracılık/başkalarına temin rolü üstlendiği hususunda da kuşku bulunmamaktadır. Sanık ve inceleme dışı sanıkların gerek kendi içinde gerekse birbirleriyle çelişki arz eden aşamalardaki savunmaları da gözetildiğinde; sanığın sabit olan eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202370-e-2025549-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="10287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/180 E.  2025/445 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025180-e-2025445-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025180-e-2025445-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.10.2025 tarihli, 2025/180 E.  2025/445 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/180 E.  2025/445 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 446-575</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine ilişkin İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.12.2016 tarihli ve 363-335 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 17.04.2018 tarih ve 446-575 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin hükmünün kaldırılarak sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188/3, 192/3, 62, 52... . maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.</p>

<p>Söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 22.10.2024 tarih ve 18168-24396 sayı ile; "Dosya kapsamına göre; tüm aşamalarda ele geçen uyuşturucu maddeyi kullanmak amacıyla bulundurduğunu söyleyen sanığın savunmalarının aksine; miktar itibarıyla kullanım sınırlarındaki uyuşturucu maddeyi satma veya başkalarına verme gibi kullanma dışında bir amaç için bulundurduğuna dair kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.12.2024 tarih ve 49308 sayı ile; "…Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yaptıkları ve bu amaçla hint keneviri yetiştirdiklerine dair ihbar bulunduğu ve arama sonucu bu ihbarın doğru olduğunun tespit edildiği, kenevir bitkilerini yetiştirmek için hazırlanan tertibatın masraflı ve özel bir çalışmayı gerektirdiği, bu tertibatın kullanmak için esrar yetiştiren normal bir şahsın yapacağı faaliyet olmadığı, ele geçen 21 adet dikili kenevir bitkisinin daralı ağırlığının 94 12... gram ağırlığında olduğu ve kurutulmaya bırakılmış daralı ağırlığı 780 gram kenevir bitkisi ile birlikte değerlendirildiğinde ele geçen uyuşturucu maddenin kullanma sınırının üstünde olduğu, aynı eylemde bulunan diğer sanık ... hakkında verilen ve Yargıtay 9. CD'nin 22/09/2016 tarih ve 2016/1211-7577 sayılı kararı ile kesinleşen karara göre de suç vasfı yönünden kesin hükmün bulunduğu, birbirini doğrulayan delillere göre sanığın eylemi uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğundan, usul ve yasaya uygun bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.02.2025 tarih, 9769-973 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
20.11.2015 tarihli olay tutanağına göre; İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Amirliği görevlilerince, uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin olarak 20.11.2022 tarihinde yapılan istihbarat çalışmaları neticesinde; ... adlı şahsın, ikametinde özel düzenekler kullanmak suretiyle oluşturduğu serada esrar yetiştirdiği ve Buca ilçesindeki eğlence merkezlerinde sattığı bilgisinin elde edildiği, bunun üzerine konu hakkında gerçekleştirilen araştırma sonucunda; söz konusu şahsın *********** kimlik numaralı tanık ... olduğunun, adı geçenin Kemalpaşa İlçesi, ... Köyü, Hürriyet Mahallesi, ... Sokak, No: ... sayılı adreste ikamet ettiğinin tespit edildiği, konu ve gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeden arama kararı talep edildiği, görevlilerce, Kemalpaşa Sulh Ceza Hâkimliğinin 20.11.2015 tarihli ve 730 sayılı arama kararına istinaden, aynı gün saat 18.30 sıralarında söz konusu adresteki iki katlı binanın önüne gelindiği, kapıyı açan tanığa arama kararı gösterilip konu ve yapılacak işlemler hakkında bilgi verildiği sırada, bir şahsın alt kattan üst kata doğru koştuğunun fark edildiği, bunun üzerine görevlilerce, kaçan şahsın takip edilip ikinci katta yakalandığı, yapılan kimlik kontrolü neticesinde söz konusu şahsın inceleme dışı sanık ... ... olduğunun tespit edildiği, ardından adı geçen ile tanığın huzurunda konutta yapılan aramada; birinci kattaki girişe göre karşıda bulunan ve ışıklandırma ile havalandırma sistemleri kurulmak suretiyle sera hâline getirilmiş odada; saksılara dikilmiş hâlde olan ve boyları 1 00... cm arasında değişen toplam yirmi bir (21) kök suç konusu kenevir ile bir adet koku engelleyici filtrenin, bir adet termometrenin, iki adet buhar makinesinin, iki adet alüminyum baca borusunun, iki adet projektörün, üç adet fanın, dört adet alüminyum aydınlatıcı levhanın, üç adet maskenin, dört adet floresanın, dört adet güçlendiricinin, aynı kattaki salonda ise duvar dibinde bulunan naylon poşetin içindeki, daralı ağırlığı 804 gram gelen suç konusu esrarın ele geçirildiği, ikinci katta yapılan aramada ise herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı,</p>

<p>İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 24.11.20 15... .11.2015 tarihli raporlarına göre; ele geçirilen net 780 gram ağırlığındaki yeşil renkli bitkilerin, esrar etken maddesi tetrahidrokannabinol içeren kenevir bitkileri olduğu, söz konusu bitkilerden net 78 gram esrar elde edilebileceği, dikili hâlde ele geçirilen ve toplam net 14052 gram ağırlığında olan 21 kök yeşil renkli bitkilerin de, esrar etken maddesi tetrahidrokannabinol içeren kenevir bitkileri olduğu, söz konusu bitkilerden net 2107,8 gram esrar elde edilebileceği,</p>

<p>Tanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçlarından, Kemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca 2015/4594 sayılı soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma kapsamında isnat edilen suçlardan 21.11.2015 tarihinde tutuklanan tanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 06.01.2015 tarihli ve 677-475 sayılı iddianamesiyle; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK'nın 188/3, 53, 54... . maddeleri; esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan ise 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Kanunu'nun 23. maddesinin 5. fıkrasında uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığı, İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde 14.03.2016 tarih ve 21-53 sayı ile; tanığın TCK'nın 188/3, 62, 52/2-4, 53, 54... . maddeleri uyarınca 9 yıl 2 ay hapis ve 4000,00 TL adli para cezasıyla, 2313 sayılı Kanun'un 23/5. maddesi gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu hükümlerin tanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.09.2016 tarih ve 1211-7577 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verildiği,</p>

<p>Tanığın ceza infaz kurumundan gönderdiği 29.08.2016 havale tarihli dilekçesinde özetle; uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, evinde ele geçirilen malzemeleri arkadaşı olan sanık ile birlikte internet üzerinden satın aldıklarını, satın alma işlemlerinde sanığın kredi kartını kullandıklarını, ticaret amacıyla ekmedikleri bitkileri sanıkla birlikte yetiştirdiklerini, yeniden yargılanıp etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirttiği,</p>

<p>Sanığın dosyaya ibraz ettiği 23.09.2016 havale tarihli dilekçesinde; arkadaşı olan tanığın uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, hem tanığın hem de kendisinin uyuşturucu madde kullandıklarını, suç konusu uyuşturucu maddeleri birlikte ektiklerini, ele geçirilen uyuşturucu maddeleri satmak amacıyla ekmediklerini, söz konusu maddeleri kullanmak amacıyla paylaştıktan sonra içeceklerini, tanığın aldığı cezadan dolayı vicdanen rahatsız olduğunu beyan ettiği,</p>

<p>Ceza infaz kurumundan gönderilen 29.08.2016 havale tarihli dilekçeye istinaden, Kemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.10.2016 tarihinde tanığın ihbar eden sıfatıyla bilgisine başvurulduğu, tanığın; 20.11.2015 tarihinde ele geçirilen suç konusu malzemeler ile uyuşturucu maddelerin sanık ile kendisine ait olduğunu, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde elde etmek amacıyla sanık ile birlikte söz konusu malzemeleri satın aldıklarını ve uyuşturucu maddeleri yetiştirdiklerini beyan etmesi üzerine, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçlarından, Kemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/4509 sayılı soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma neticesinde sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2016 tarihli ve 32376-1891 sayılı iddianamesiyle; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK'nın 188/3, 53, 54... . maddeleri; esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan da 2313 sayılı Kanun’un 23. maddesinin 5. fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığı,</p>

<p>Sanık hakkında İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince 29.12.2016 tarih ve 363-335 sayı ile; esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan 2313 sayılı Kanun'un 23. maddesinin 5. fıkrası ile TCK'nın 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasına hükmolunduğu, söz konusu kararın sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince, duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 17.04.2018 tarih ve 446-575 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin hükmünün kaldırılarak sanığın, 2313 sayılı Kanun'un 23. maddesinin 5. fıkrası ve TCK'nın 62... . maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Başka dosya sanığı olup iş bu dosyada tanık olarak ifadesine başvurulan tanık ... yargılandığı davanın aşamalarında; esrar kullandığını, dil öğrenmek amacıyla Rusya’da bulunduğu sırada, esrara ve söz konusu maddenin yetiştirilme yöntemlerine ilgi duyduğunu, serada nasıl esrar yetiştirildiği konusunda bilgi sahibi olduğunu, 2015 yılının Şubat ayında Türkiye’ye döndüğünde, kullanmak amacıyla esrar elde etmek için evinde sera kurmaya karar verdiğini, olay tarihinden yaklaşık üç ay önce, yabancı bir internet sitesinden kenevir tohumları satın aldığını, kargo yoluyla gelen tohumları sera olarak kullandığı odadaki saksıya ektiğini, zaman içinde büyüyen kenevir bitkilerini diğer saksılara paylaştırdığını, bu işi tek başına yaptığını, aramada ele geçirilen 804 gram ağırlığındaki bitkilerin sararmış yapraklar olduğunu, söz konusu bitkileri çöpe atmak amacı ile ayırdığını, satmak ya da birilerine temin etmek amacıyla bulundurmadığını, kenevir bitkilerini kullanmak amacıyla yetiştirdiğini, uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, olay günü ikametinde yakalanan ... ...'ın arkadaşı olduğunu, adı geçenin suç konusu uyuşturucu maddelerle bir ilgisinin bulunmadığını,</p>

<p>İhbar eden sıfatıyla 06.10.2016 tarihinde savcılıkta; ceza infaz kurumundan gönderdiği 29.08.2016 tarihli dilekçesini tekrar ettiğini, suç konusu uyuşturucu maddeleri evinde sanık ile birlikte yetiştirdiklerini, ele geçirilen tüm malzemeler ile uyuşturucu maddelerin sanık ile kendisine ait olduğunu, kesinlikle uyuşturucu madde satmak amacıyla kenevir yetiştirmediklerini, söz konusu bitkileri kullanmak amacıyla esrar elde etmek için yetiştirdiklerini, kenevir bitkilerinin yetiştirilmesi için gerekli olan malzemeleri, olay tarihinden yaklaşık dört ay önce sanığın kredi kartı ile internet üzerinden satın aldıklarını,</p>

<p>Mahkemede; suç konusu uyuşturucu maddeler nedeniyle on üç yıldan fazla ceza aldığını, hükümlü sıfatıyla ceza evinde bulunduğunu, yargılandığı davada sorulmadığı için sanığın ismini açıklamadığını, sanığın da kendisi gibi uyuşturucu madde kullandığını, sanık ile birlikte internette yaptıkları araştırma neticesinde, evde uyuşturucu madde yetiştirebileceklerini öğrendiklerini, bunun üzerine yabancı bir site ile bağlantı kurup kenevir tohumu sipariş ettiklerini, söz konusu tohumların parasını sanığın kredi kartı ile ödediklerini, sanığın uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, suç konusu kenevir bitkilerini kullanmak için esrar elde etmek amacıyla birlikte ektiklerini,</p>

<p>İnceleme dışı sanık ... ... aşamalarda; uyuşturucu madde kullandığını, tanığın arkadaşı olduğunu, olay günü saat 18.00 sıralarında tanığın evine gittiğini, bir süre sonra eve polislerin geldiğini, yapılan aramada tanığın ektiği kenevirler bitkilerinin ele geçirildiğini, söz konusu bitkileri olay tarihinden iki gün önce gördüğünü, bunun üzerine tanığın; kenevir bitkilerini kullanmak amacıyla esrar elde etmek için yetiştirdiğini söylediğini, tanıktan kullanmak amacıyla uyuşturucu madde satın almadığını, tanığın uyuşturucu madde ticareti yapmadığını,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık soruşturma evresinde; tanık ...'ın arkadaşı olduğunu, uyuşturucu madde kullandığını, olay tarihinde ele geçirilen tüm malzemeler ile uyuşturucu maddelerin kendisi ile tanığa ait olduğunu, kenevir bitkilerinin yetiştirilmesi için gerekli olan malzemeleri, kendisine ait kredi kartıyla yurt dışı merkezli bir internet sitesinden satın aldıklarını, malzemelerin parasını aralarında bölüştüklerini, amaçlarının kullanmak için esrar elde etmek olduğunu, bu sebeple kenevir bitkisi yetiştirdiklerini, suç konusu uyuşturucu maddeyi kullanamadan tanık ...'ın yakalandığını, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu kabul ettiğini, ancak uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu kabul etmediğini,<br />
Mahkemede; soruşturma evresindeki savunmalarını tekrar ettiğini, yabancı bir internet sitesinden on tane kenevir tohumu siparişi verdiklerini, kenevir tohumlarını tanık ... ile birlikte kullanmak amacıyla esrar elde etmek amacıyla ektiklerini,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinde; Rusya'da bulunduğu sırada uyuşturucu ile ilgili bazı bilgileri edindiğini söyleyen tanık ...'ın, kenevir bitkisi ekimi için gerekli malzemeleri satın almak amacıyla kendisinden kredi kartını istediğini, kartın hesap ekstrelerini kimin ödeyeceğini sorduğunda; "Ben ödeyeceğim." dediğini, bunun üzerine teklifini kabul edip kredi kartını verdiğini, tanık ...'ın söz konusu kartla ele geçirilen malzemeleri sipariş ettiğini ve arama yapılan konuttaki düzeneği oluşturduğunu, kenevir bitkilerinin ekimini tanık ... ile birlikte gerçekleştirdiklerini, ilk ekimden sonra tanığın evine hiç gitmediğini, ancak dışarıda görüşmeye devam ettiklerini, dolasıyla esrar elde edilmesi ile ilgili olarak kendisinin bir iştirakının bulunmadığını, tanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapıp yapmadığını bilmediğini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Uyuşturucu madde bulundurmak eyleminin, kullanmaya mı yoksa ticarete mi matuf olduğunun tespiti suç vasfını da belirleyecektir. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 tarihli ve 107-1 36... .03.2012 tarihli ve 387-75 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, eylemin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu mu yoksa kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu mu oluşturduğunun tayini için;</p>

<p>a. Sanığın bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediği,</p>

<p>b. Uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimi,</p>

<p>c. Bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşidi ve miktarı,</p>

<p>d. Sanığın uyuşturucu madde kullandığının tıbbi raporla tespit edilip edilmediği gibi kriterlerin her somut olay özelinde ayrıca tartışılması gerekir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme<br />
Yapılan ihbar üzerine başka dosya sanığı olan tanık ...'in ikametinde yapılan aramada toplam yirmi bir kök kenevir bitkisinin ele geçirildiği ve tanık tarafından söz konusu keneviri sanıkla birlikte yetiştirdiklerinin ileri sürüldüğü olayda;</p>

<p>Kolluk tarafından uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna dair yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen bilgiler sanığa ilişkin değildir. Hakkındaki uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen tanık, aşamalarda; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, suç konusu kenevirleri kullanmak amacıyla esrar elde etmek için ektiklerini ve sanığın uyuşturucu maddeyi kullandığını ifade etmiştir. Yine inceleme dışı sanık ...; sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Sanık da tüm aşamalarda; uyuşturucu madde kullandığını ve ele geçirilen kenevirleri kullanmak amacıyla esrar elde etmek için ektiklerini savunmuştur. Ele geçirilen suç konusu uyuşturucu madde, net 78 gram olup bu bağlamda miktar itibarıyla kullanma sınırları içinde kalmaktadır. Olay tutanağı içeriğinden; suç konusu esrarın paketçikler hâlinde değil tek parça olarak ele geçirildiği ve arama yapılan konutta hassas teraziye ya da paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerine rastlanmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin ortadan kaldırılması ve suç konusu uyuşturucu maddeyi satma veya başkalarına verme gibi kullanma dışında bir amaç için bulundurduğuna ilişkin tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de bu yönde oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, bu hâliyle sanığın sabit olan eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025180-e-2025445-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="24664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1,64 GRAM TİCARET, 78 GRAM KULLANMA: CEZA GENEL KURULU'NUN UYUŞTURUCU DOSYALARINDA MİKTARA BİÇTİĞİ YER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/164-gram-ticaret-78-gram-kullanma-ceza-genel-kurulunun-uyusturucu-dosyalarinda-miktara-bictigi-yer-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/164-gram-ticaret-78-gram-kullanma-ceza-genel-kurulunun-uyusturucu-dosyalarinda-miktara-bictigi-yer-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>24 Ekim 2018 sabahı, saat 10.45. Antalya Muratpaşa'da bir dairede, narkotik köpeği eşliğinde arama yapılıyor. Giriş kapısının karşısındaki odada, televizyon sehpasının üzerinde siyah bir çorap duruyor. Çorabın içinden 1,64 gram kokain çıkıyor. Aynı sehpada bir makas, çok sayıda paket lastiği ve boş defter yaprakları var.</p>

<p>Bir buçuk gram. Kriminal raporda tek satır tutan bir kalem.</p>

<p>O dosya, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetle kesinleşti. Buna karşılık İzmir'de bir evin odasında kurulmuş serada yakalanan yirmi bir kök kenevirin ve poşetteki 780 gramlık kenevir bitkisinin bulunduğu dosyada Ceza Genel Kurulu, eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğuna hükmetti.</p>

<p>İki dosyanın arasında yedi hafta var. Uygulanan ölçütler ise yirmi yıldır aynı. Bu üç kararı yan yana koymak, uyuşturucu dosyalarında miktarın gerçekte ne kadar yer tuttuğunu görmenin en kestirme yolu.</p>

<p><strong>II. ANTALYA: ÇORAPTAKİ 1,64 GRAM</strong></p>

<p>Antalya dosyasının başlangıcı Antalya'da değil, Nazilli'de. Uyuşturucu madde ticaretinden yürütülen bir soruşturmada, evinde ve iş yerinde yirmi üç paket eroin ele geçirilen şüpheli, etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla eroinleri Antalya'da oturan ve bir lakapla tanıdığı kişiden aldığını söylüyor. Kolluk araştırması o lakabın hangi kişiye ait olduğunu tespit ediyor, fotoğraf teşhisi yapılıyor, arama kararı alınıyor ve yukarıda anlattığım arama gerçekleşiyor.</p>

<p>Sanık, aşamalarda birbirini tutmayan iki savunma yapıyor. Soruşturmada, çoraptaki kokainin kendisine ait olmadığını, eve kimin getirdiğini bilmediğini, çocuğunun oyun oynarken çorabın içine koymuş olabileceğini, lastiklerin ise kayınbiraderinin kızına ya da eşine ait olabileceğini söylüyor. Kovuşturmada bu anlatım değişiyor: olaydan bir gün önce evine gelen bir kişiyle birlikte kokain kullandığını, arta kalanı çorabına sakladığını beyan ediyor.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporuna göre sanığın kan ve idrar örneklerinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı maddeye rastlanmıyor.</p>

<p>Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2021 yılında oy çokluğuyla bozma kararı veriyor: miktar ve ele geçiriliş biçimi karşısında ticaret için kesin delil yok, eylem kullanmak için bulundurmadır. Karşı oy yazan iki üye ise 1,64 gramın elli-altmış kullanıma yeteceğini, paketleme malzemelerinin bulunduğunu, kullanıcı olduğuna dair beyanların çeliştiğini ve kan-idrar tahlilinin temiz çıktığını vurguluyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tam da bu karşı oy doğrultusunda itiraz yoluna başvuruyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023251-e-2025588-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu 17.12.2025 tarihli ve <strong>E.2023/251, K.2025/588</strong> sayılı kararı</a>yla itirazı oy birliğiyle kabul etti. Alıcı konumundaki tanığın beyanının kolluk araştırması, fotoğraf teşhisi ve HTS kayıtlarıyla doğrulandığını; evde paketleme materyali bulunduğunu; uzun süredir madde kullandığını söyleyen sanığın tahlillerinin buna aykırı olduğunu tek tek saydıktan sonra şu sonuca vardı:</p>

<p><i>"sanığın suç konusu kokaini kullanmak amacıyla bulundurduğuna ilişkin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu gizlemeye ve bu suçun cezasından kurtulmaya yönelik olan ve aşamalarda da çelişki gösteren savunmalarına itibar edilemeyeceği, sanığın sabit olan eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir."</i></p>

<p>Bir buçuk gram, bu dosyada ticaretin engeli olmadı.</p>

<p><strong>III. İZMİR: SERADAKİ YİRMİ BİR KÖK VE 78 GRAM</strong></p>

<p>İzmir dosyası aksi yönden ilerliyor. İhbar üzerine gidilen evde, ışıklandırma ve havalandırma sistemi kurularak seraya çevrilmiş bir oda bulunuyor: saksılara dikilmiş yirmi bir kök kenevir, koku engelleyici filtre, termometre, buhar makineleri, fanlar, projektörler. Salonda ise naylon poşet içinde, daralı ağırlığı 804 gram olan kenevir bitkisi.</p>

<p>Kriminal rapora göre dikili haldeki bitkilerden 2.107,8 gram, poşetteki kurutulmuş bitkilerden ise 78 gram esrar elde edilebiliyor.</p>

<p>Bu dosyanın sanığı evde yakalanan kişi değil. Evin sahibi olan ve ticaretten mahkûmiyeti kesinleşen kişi, cezaevinden gönderdiği dilekçeyle malzemeleri bir arkadaşının kredi kartıyla birlikte aldıklarını ve bitkileri kullanmak için birlikte yetiştirdiklerini bildiriyor. Sanık, o arkadaş.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi ticaretten mahkûmiyete karar verdi, Özel Daire bozdu, Başsavcılık itiraz etti. Başsavcılığın itirazı ciddiydi: serayı kurmak masraflı ve özel bir çalışma gerektirir, bu kullanıcı bir kişinin yapacağı iş değildir; üstelik dikili bitkiler ve kurutulmuş bitkiler birlikte değerlendirildiğinde miktar kullanma sınırının çok üstündedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025180-e-2025445-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu 30.10.2025 tarihli ve <strong>E.2025/180, K.2025/445</strong> sayılı kararı</a>yla itirazı oy çokluğuyla reddetti. Kararda kolluğun istihbarat çalışmasının sanığa ilişkin olmadığı, evin sahibinin ve olay günü evde bulunan diğer kişinin sanık aleyhine hiçbir beyanda bulunmadığı belirtildikten sonra maddi bulgulara geçildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>"Ele geçirilen suç konusu uyuşturucu madde, net 78 gram olup bu bağlamda miktar itibarıyla kullanma sınırları içinde kalmaktadır. Olay tutanağı içeriğinden; suç konusu esrarın paketçikler hâlinde değil tek parça olarak ele geçirildiği ve arama yapılan konutta hassas teraziye ya da paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerine rastlanmadığı anlaşılmıştır."</i></p>

<p>Kararın dikkatten kaçan yanı burada. Kurul, vasıf değerlendirmesinde dikili bitkilerden elde edilebilecek 2.107,8 gramı değil, kurutulmuş bitkilerden elde edilebilecek 78 gramı esas aldı. Karar metni bunun gerekçesini ayrıca açıklamıyor; ancak sanığın esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan 2313 sayılı Kanun uyarınca ayrıca mahkûm edilmiş olması, dikili bitkilerin ayrı bir suçun konusunu oluşturduğu düşüncesini akla getiriyor. Uygulamada bu ayrımın sonuçları büyük: aynı parselde duran iki grup bitki, iki ayrı hesaba yazılabiliyor.</p>

<p><strong>IV. ARNAVUTKÖY: BAGAJDAKİ POŞET VE ÜÇ HAFTALIK YAZIŞMA</strong></p>

<p>Üçüncü dosyada sanık, olay yerinde uyuşturucu maddesi üzerinden çıkmayan tek kişi. 18 Ekim 2019 akşamı, daha önce çok sayıda ihbarda satış yeri olarak bildirilen boş bir arazide üç kişi bir aracın yanında oturuyor. İki kişinin üzerinden toplam otuz paket sentetik kannabinoid çıkıyor. Sanığın üzerinden ise yalnızca cep telefonu çıkıyor; sonra aracın bagajından net 15,3 gramlık poşeti kendisi çıkarıp görevlilere teslim ediyor.</p>

<p>Savunması, uygulamada sıkça duyulan bir savunma: kendisi yalnızca şoför, arkadaşları uyuşturucu almaya giderken aracı o kullanmış, bagajdaki poşeti "polisler görmesin" denildiği için oraya koymuş. Diğer iki kişi de aşamaların bir kısmında bu anlatımı destekliyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bile itirazında sanık lehine görüş bildirerek eylemin kullanmak için bulundurma olduğunu ileri sürüyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202370-e-2025549-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu 03.12.2025 tarihli ve <strong>E.2023/70, K.2025/549</strong> sayılı kararı</a>yla bu itirazı oy birliğiyle reddetti. Kurulu ikna eden şey bagajdaki poşetin ağırlığı değil, telefondaki yazışmalar oldu. Olaydan önceki üç haftaya yayılan mesajlarda sanığın fiyat sorduğu, "gram"a ne dendiğini öğrenmeye çalıştığı, kendisinden yönlendirme istendiği ve buna olumlu karşılık verdiği görülüyor. Karara göre sanık, satıcılarla almak isteyenler arasında bir aracılık rolü üstlenmiştir. Buna, maddenin herkeste aynı türden olması ve savunmaların birbirini tutmaması eklenince sonuç ticaret oldu.</p>

<p><strong>V. ÖLÇÜTLER YİRMİ YILDIR AYNI; DEĞİŞEN, DOSYANIN İÇİ</strong></p>

<p>Her üç kararda da aynı çerçeve tekrarlanıyor. Ceza Genel Kurulunun 2004 ve 2012 tarihli yerleşik kararlarına atıfla, bulundurmanın kullanmaya mı ticarete mi yönelik olduğunun tespitinde dört ölçüt sayılıyor: maddenin başkasına satılması, devredilmesi veya tedarik edilmesi yönünde bir davranışın bulunup bulunmadığı; maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimi; maddenin çeşidi ve miktarı; sanığın madde kullandığının tıbbi raporla saptanıp saptanmadığı.</p>

<p>Dört ölçütün yalnızca biri miktarla ilgili. Kararların gösterdiği şey, bu ölçütün tek başına neredeyse hiçbir şeye karar vermediği.</p>

<p>Antalya dosyasında birinci ölçüt, yani başkasına temin yönünde davranış, alıcının beyanı ve teşhisiyle dolmuştu; dördüncü ölçüt de tahlil sonucuyla sanığın aleyhine gerçekleşmişti. Bu iki ölçütün karşısında 1,64 gramın küçüklüğü sonucu değiştirmedi. İzmir dosyasında ise birinci ölçüte dair hiçbir bulgu yoktu; ikinci ölçüt sanık lehineydi, çünkü madde paketçikler hâlinde değil tek parçaydı ve evde ne hassas terazi ne ambalaj bulunmuştu. Geriye kalan 78 gram, tek başına ticareti taşımaya yetmedi. Arnavutköy dosyasında ise sanığın üzerinde madde bile yokken, telefonundaki yazışmalar birinci ölçütü tek başına doldurdu.</p>

<p>Kanaatimizce buradan çıkan pratik sonuç şudur: uyuşturucu dosyalarında tartışma, ele geçen maddenin gramajı üzerinden değil, birinci ve dördüncü ölçütler üzerinden kazanılıyor ya da kaybediliyor. Miktar, ancak diğer ölçütler sessiz kaldığında belirleyici hâle geliyor.</p>

<p><strong>VI. KARŞI OY CİDDİYE ALINMAYI HAK EDİYOR</strong></p>

<p>İzmir kararı oy çokluğuyla verildi; üç üye itirazın kabulü gerektiği görüşünde kaldı. Bu karşı oyun dayandığı düşünce, Başsavcılığın itirazında açıkça ifade edilmişti: ışıklandırma, havalandırma, filtre ve fanlarla kurulmuş bir sera, kişisel kullanım için esrar temin etmenin olağan yolu değildir; böyle bir düzeneği kurmak, masraf ve emek bakımından zaten bir üretim ölçeğine işaret eder.</p>

<p>Karşı oyun dayandığı gözlem güçlü. Düzeneğin niteliği, "bulunduruluş biçimi" ölçütünün içine pekâlâ yerleştirilebilirdi ve o zaman ikinci ölçüt de sanık aleyhine dönerdi.</p>

<p>Yine de sonucu çoğunluk doğru kurdu. Çünkü seranın kurulmuş olması, o serayı fiilen kimin işlettiğini ve ürünün nereye gittiğini göstermez. Bu dosyada sanığın katkısı, malzemelerin kredi kartıyla alınmasıydı; evin sahibi olan ve mahkûmiyeti kesinleşen kişi de dâhil olmak üzere hiç kimse sanığın satış yaptığına dair beyanda bulunmadı. Ceza muhakemesinde şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi, tam da delillerin bir yorumu mümkün kıldığı ama zorunlu kılmadığı bu tür durumlar için vardır. Karşı oy, düzeneğin ölçeğinden failin amacına doğrudan bir köprü kuruyor; o köprünün ayakları bu dosyada eksikti.</p>

<p><strong>VII. DOSYADA NE ARANMALI</strong></p>

<p>Bu üç karar, savunma ve iddia makamına aynı kontrol listesini veriyor.</p>

<p><strong>Kullanıcı savunması, tıbbi rapor olmadan yalnız kalır.</strong> Antalya dosyasında sanığı en çok zorlayan tek bulgu, kan ve idrarında hiçbir maddeye rastlanmamasıydı. Kullanıcı olduğunu ileri süren kişinin yakalandığı anda alınan örnekler dosyanın belkemiğidir; bu örnekler alınmamışsa, tedavi kayıtları, denetimli serbestlik dosyaları ve önceki tahliller derhal celbedilmelidir.</p>

<p><strong>Paketleme materyali, gramajdan daha çok konuşur.</strong> Makas, lastik, boş kâğıt, hassas terazi ve poşet; hepsi ikinci ölçütün içine giriyor. İzmir kararında bunların yokluğu açıkça gerekçe yapıldı. Arama tutanağında bu tür malzemenin "bulunmadığının" yazılı olması, savunma için tutanakta yer alabilecek en değerli cümledir; tutanakta yoksa, tutanağı düzenleyen görevlilerin tanık olarak dinlenmesi istenmelidir.</p>

<p><strong>Alıcı beyanı tek başına dosyayı taşımaz, ama doğrulanırsa taşır.</strong> Antalya dosyasında etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişinin beyanı, kolluk araştırması, fotoğraf teşhisi ve iki telefon görüşmesiyle desteklendiği için hükme esas alındı. Bu tür beyanların karşısına çıkılacaksa, doğrulayıcı delilin niteliği tartışılmalıdır: HTS kaydı bir görüşmenin yapıldığını gösterir, içeriğini göstermez.</p>

<p><strong>Yazışmalar artık dosyanın merkezinde.</strong> Arnavutköy dosyasında sanık, üzerinde madde bulunmayan tek kişiydi; buna rağmen ticaretten mahkûm oldu. Bilirkişi raporuna geçirilen mesajlar, savunmanın anlattığı "tesadüfen orada bulunan şoför" tablosunu geçersiz kıldı. Bu tür dosyalarda telefon incelemesinin kapsamı, tarih aralığı ve seçilen mesajların bağlamı, savunmanın ilk itiraz etmesi gereken noktadır.</p>

<p><strong>VIII. SONUÇ</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulu yedi hafta içinde verdiği üç kararla, uyuşturucu suçlarında uzun zamandır yerleşmiş ölçütleri değiştirmedi; onların nasıl işletileceğini gösterdi. Bir buçuk gram kokain ticaret sayılabiliyor, yetmiş sekiz gram esrar kullanma sayılabiliyor.</p>

<p>Uygulamada "kaç gram çıktı" sorusuyla başlayan değerlendirmelerin bu kadar sık yanılmasının sebebi de bu. Doğru soru şudur: dosyada bu kişinin maddeyi başkasına ulaştırdığına dair bir davranış izi var mı, madde nasıl paketlenmiş, kişinin kendisinin kullandığı tıbben saptanmış mı? Miktar, bu üç sorunun cevabı belirsiz kaldığında devreye giren yardımcı bir ölçüttür.</p>

<p>Savunmayı üstlenen meslektaş için sonuç yalın: dosyanın kaderi çoğu zaman kriminal raporun gramaj satırında değil, arama tutanağının ayrıntılarında, tahlil raporunun varlığında ve telefon incelemesinin sınırlarında yazılıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025180-e-2025445-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2025/180, K.2025/445, T.30.10.2025 (oy çokluğu)</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202370-e-2025549-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/70, K.2025/549, T.03.12.2025 (oy birliği)</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023251-e-2025588-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/251, K.2025/588, T.17.12.2025 (oy birliği)</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Kararlarda uygulanan hükümler: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 188, m. 191, m. 192; 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun m. 23; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 223, m. 308</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/164-gram-ticaret-78-gram-kullanma-ceza-genel-kurulunun-uyusturucu-dosyalarinda-miktara-bictigi-yer-1</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/hukukihaber-yazi-04-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="76892"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/272 E., 2026/80 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025272-e-202680-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025272-e-202680-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2025/272 esas - 2026/80 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/272</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/80</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 10/8/2026-33336</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Kırşehir 2. Aile Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve adresleri.</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 119. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Dava dilekçesinin içeriği</i></p>

<p><i>MADDE 119-</i><i> (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:</i></p>

<p><i>a) Mahkemenin adı.</i></p>

<p><i>b) Davacı ile davalının adı, soyadı</i> <i><strong><u>ve adresleri</u></strong></i><i>.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. 6100 sayılı Kanun’un 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar arasında davacının ve davalının adı, soyadı ve adresleri sayılmıştır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme anılan bentte yer alan “<i>…ve adresleri.</i>” ibaresinin iptalini talep etmiştir.</p>

<p>4. İtiraz konusu kural, davacı ve davalı ibareleri yönünden geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davada uyuşmazlık konusu olan hususun davacıya davalının adresini bildirme yükümlülüğünün getirilmesi olduğu gözetildiğinde kuralın esasına ilişkin incelemenin bentte yer alan “<i>…davalının…</i>”<i> </i>ibaresi yönünden yapılması gerekir.</p>

<p>5. Açıklanan nedenle 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve</i> <i>adresleri.</i>” ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “<i>anılan bentte yer alan ‘davalının’ ibaresi</i>” yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>7. 6100 sayılı Kanun’un 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasında dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar düzenlenmiştir. Söz konusu fıkranın (b) bendinde dava dilekçesinde davacının ve davalının adı, soyadı ve adreslerinin belirtilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Anılan bentte yer alan “<i>…ve</i> <i>adresleri.</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural, anılan bentte yer alan “<i>…davalının…</i>” ibaresi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>8. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında (1) numaralı fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde hâkimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği belirtilmiştir. Buna göre dava dilekçesinde davalının adresine yer verilmemesi hâlinde hâkim, davalının adresini bildirmek üzere davacı tarafa bir hafta kesin süre verecek; bu süre içinde de davalının adresinin bildirilmemesi durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar vererek yargılamayı sona erdirecektir.</p>

<p>9. Yargıtay kararlarında dava dilekçesinde davalının adresinin hiç bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının isteneceği, eksikliğin tamamlanmaması hâlinde uygulanacak yaptırımın karşı tarafa ihtar edilmesi gerektiği, davalının adresinin davacı tarafından bilinmemesi veya bildirilen adreste davalıya tebligatın yapılamaması durumunda mahkemenin davalının adresini araştırarak tespit etmesi gerektiği belirtilmiştir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E.2015/7468, K.2018/741, 5/2/2018; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2017/4868, K.2018/12298, 4/12/2018; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E.2016/10693, K.2020/410, 20/1/2020; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E.2023/706, K.2023/1704, 23/3/2023).</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>10. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla davacı için öngörülen davalının adresini bildirme yükümlülüğünün mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz şekilde sınırladığı, davacının davalının adresini tespit etmesinin her zaman mümkün olmadığı, nitekim davalının bildirilen adresinin hatalı olması hâlinde mahkeme tarafından davalının adresinin resen araştırıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>11. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>12. Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).</p>

<p>13. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10).</p>

<p>14. 6100 sayılı Kanun’un 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu kuralın da yer aldığı (b) bendi ve (2) numaralı fıkrası uyarınca dava dilekçesinde davalının adresinin bildirilmesine ilişkin eksikliğin giderilmemesi hâlinde mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. Dolayısıyla kural kapsamında davacı için öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmemesinin davanın esasının incelenmesi imkânını ortadan kaldırdığı gözetildiğinde kuralla mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirildiği açıktır.</p>

<p>15. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>16. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>17. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>18. Anılan Kanun’un 119. maddesinde davalının adres bilgileri de dâhil olmak üzere dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar ile davalının adresinin bildirilmemesi hâlinde yapılacak işlemlerin açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>19. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.</p>

<p>20. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>”<i> </i>denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013).</p>

<p>21. Kuralda öngörülen dava dilekçesinde davalının adresine yer verilmesi zorunluluğunun davanın eksiksiz şekilde açılmasının sağlanarak yargılamanın birtakım usul eksiklikleri sebebiyle zaman kaybedilmeden esas yönünden sonuçlandırılması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın yargılamanın makul bir sürede tamamlanmasına katkı sunduğu ve bu yönüyle meşru amaç taşıdığı açıktır (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Elif Yaylı</i> [2. B.], B. No: 2022/31465, 22/5/2024, § 41).</p>

<p>22. Mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamada meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp aynı zamanda sınırlamanın ölçülü olması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>23. Kural gereğince dava dilekçesinde davalının adresinin bildirilmemesi hâlinde davacı tarafa davalının adresini bildirmek üzere kesin süre verilecek ve eksikliğin giderilmemesi durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmek suretiyle yargılama sona erdirilecektir. Dolayısıyla kuralın yargılamanın makul sürede tamamlanması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.</p>

<p>24. Öte yandan davalının adresini tespit etme yükümlülüğünün davacı yerine bütünüyle mahkemeye yüklenmesinin de başvurulabilecek bir araç olduğu düşünülebilir. Ancak böyle bir yöntemin benimsenmesi, hedeflenen amaca ulaşılmasını sağlamayabilir. Gerçekten davalının adresini bildirme yükümlülüğünün öncelikle davacıya yüklenmesi davacıları daha özenli davranmaya sevk edebilecek ve davanın esasına hızlı bir biçimde geçilmesini sağlayabilecektir. Davacının bu yükümlülükten kurtarılması ve davalının adresinin araştırılması ödevinin bütünüyle mahkemeye yüklenmesi ilk inceleme aşamasını gereksiz yere uzatabilecektir. Yargılama usulü kurallarının belirlenmesi hususunda kanun koyucunun haiz olduğu takdir yetkisi de gözetildiğinde davalının adresini bildirme yükümlülüğünün öncelikle davacıya yüklenmesinin başvurulabilecek bir araç olduğu ve gereklilik koşulunu sağladığı değerlendirilmektedir.</p>

<p>25. Kuralda dava dilekçesinde davalıyla ilgili adres bilgilerinin gösterilmesi zorunlu kılınmış ise de davalının davacı tarafından bildirilen adreste bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla kural, davacı tarafından davalının adresi olarak bildirilen adrese tebligat yapılamaması durumunda adresin mahkemece tespit edilerek yargılamaya devam edilmesi imkânını ortadan kaldırmamaktadır. Yargıtay kararlarında da davacının davalının adresini bilmemesi veya davacıdan davalının adresini tespit etmesinin beklenememesi ya da davacı tarafından bildirilen adrese tebligat yapılamaması durumunda mahkeme tarafından adres araştırmasının yapılarak yargılamaya devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>26. Kural kapsamında dava dilekçesinde davalının adresinin gösterilmesi zorunlu tutulmuş ise de söz konusu yükümlülük davacının davalının kesin ve güncel adresini tespit etmesini zorunlu kılmamaktadır. Davacı tarafından bildirilen adreste davalıya tebligat yapılamaması hâlinde mahkemenin gerekli adres araştırmasını yaparak yargılamaya devam etmesi mümkündür. Bu itibarla dava dilekçesinde davalıya ilişkin bir adres bilgisinin gösterilmesi yükümlülüğünün davacının mahkemeye erişimini aşırı ölçüde zorlaştırdığı söylenemez. Dolayısıyla kuralla mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın<strong> </strong>Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve</i> <i>adresleri.</i>” ibaresinin <i>“</i><i>anılan bentte yer alan ‘…davalının…’ ibaresi”</i> yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 16/4/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan <i>“ve adresleri”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. Dava konusu kuralların içinde yer aldığı Kanun’un 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasında dava dilekçesinin içeriğinde yer alan hususlar sıralanmakta olup, fıkranın (b) bendinde davacı ile davalının adı, soyadı ve adreslerinin de bu dilekçede yer alacağı öngörülmektedir.</p>

<p>3. Dava konusu kuralın Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkına bir sınırlama getirdiği, sınırlamanın meşru bir amacının olduğu ve bu meşru amaca ulaşma noktasında da bu sınırlamanın ölçülülük ilkesi bağlamında elverişli bir araç olduğu şeklindeki görüşlere katılmaktayım.</p>

<p>4. Bununla birlikte sınırlamanın ölçülülük ilkesinin ikinci alt ilkesi olan gereklilik bağlamında sorunlu olduğu kanaatindeyim. Öngörülen meşru amaca ulaşma noktasında getirilen sınırlamanın zorunlu olması anlamına gelen gereklilik ilkesi bağlamında dava konusu ibareye bakıldığında, bir dava dilekçesinde davalının adresinin davacı tarafından belirtilmesinin zorunlu bir unsur olmadığını belirtmek gerekir.</p>

<p>5. Zira dava dilekçesinde davalının adresine yer verilmesi, esasında ülkemizde 2002 yılından bu yana İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından uygulanmakta olan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının nüfus kayıtlarını, kimlik bilgilerini ve ikametgâh adreslerini elektronik ortamda merkezi bir veri tabanında tutan Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi’nin (MERNİS) varlığı nedeniyle zorunlu olmamalıdır.</p>

<p>6. Yaşanan teknolojik gelişmeler neticesinde oluşturulan yeni imkanlar nedeniyle kişilerin ikametgah adreslerine kamu otoritelerince oluşturulan teknolojik imkanlar aracılığıyla ulaşma imkanı varken kişilerden dava dilekçesinde davalının adresini yazma zorunluluğunu beklemek gereklilik ilkesi boyutu ile sorunludur. Gereklilik unsuru yönünden ölçülülük ilkesi ile çeliştiği içindir ki dava konusu kural Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır.</p>

<p>7. Bu yönü ile Mahkememiz çoğunluğunun kuralın gerekliliği ile ilgili ortaya koymuş olduğu <i>“yargılama usulü kurallarının belirlenmesi hususunda kanun koyucunun haiz olduğu takdir yetkisi de gözetildiğinde davalının adresini bildirme yükümlülüğünün öncelikle davacıya yüklenmesinin başvurulabilecek bir araç olduğu”</i> (§ 24) şeklindeki gerekçeye katılmak mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. Öte yandan dava konusu ibarenin içinde yer aldığı 119. maddenin (2) nolu fıkrasında dava dilekçesinde adresin eksik olması hâlinde, hâkimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağı öngörülmektedir.</p>

<p>9. Dolayısıyla bu biçimdeki bir kural da dikkate alındığında MERNİS aracılığıyla adrese erişim imkanı bulunmasına rağmen dava dilekçesindeki adres eksikliğinin davanın açılmamış sayılmasına yol açmasının mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale niteliği taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla dava konusu ibare ölçülülük ilkesinin üçüncü alt ilkesi olan orantılılık yönü ile de bağdaşmamaktadır.</p>

<p>10. Bu bağlamda orantılılık yönü ile yapılan değerlendirmede çoğunluk kararında yer verilen <i>“Kural kapsamında dava dilekçesinde davalının adresinin gösterilmesi zorunlu tutulmuş ise de söz konusu yükümlülük davacının davalının kesin ve güncel adresini tespit etmesini zorunlu kılmamaktadır. Davacı tarafından bildirilen adreste davalıya tebligat yapılamaması hâlinde mahkemenin gerekli adres araştırmasını yaparak yargılamaya devam etmesi mümkündür.”</i> (§ 26) şeklindeki gerekçeye de kuralın açık hükmüne bakıldığında katılmak mümkün değildir.</p>

<p>11. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle dava konusu kural, kişilerin mahkemeye erişim hakkına gereksiz ve orantısız bir müdahale imkanı verdiği için Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir. Bu nedenle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1- Çoğunluğun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan "...ve adresleri" ibaresinin anılan bentte yer alan "..., davalının..." ibaresi yönünden; dava dilekçesinde davalının adresinin gösterilmesi zorunluluğunun yargılamanın makul sürede tamamlanması amacına hizmet ettiği kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, davacıdan davalının kesin adresini tespit etmesinin beklenmediği ve tebligat yapılamaması halinde mahkemenin resen adres araştırması yapacağı gerekçesi ile itiraz konusu kuralın Anayasa’ya uygun olduğu şeklindeki kararına iştirak etmiyoruz. Şöyle ki:</p>

<p>2- Davaya konu kuralın yer aldığı HMK 119. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Dava dilekçesinin içeriği</i></p>

<p><i>Madde</i> <i>119 -</i> <i>(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:</i></p>

<p><i>a) Mahkemenin adı.</i></p>

<p><i>b) Davacı ile davalının adı, soyadı</i> <i><strong>ve adresleri</strong></i><i>.</i> <i>... (2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde,</i> <i>hakim</i> <i>davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlan</i><i>ma</i><i>ması halinde</i> <i><strong>dava açılmamış sayılır.</strong></i><i>"</i></p>

<p>3- Dava konusu kural, davacı tarafından dava dilekçesinde davalının adresinin bildirilmemesini "davanın açılmamış sayılması" gibi davanın esasına girilemeden sona erdiren usul yaptırımıdır. Bu yönüyle kuralın "mahkemeye erişim hakkı"na müdahale ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>4- Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan "hak arama özgürlüğünün" temel unsuru olan "mahkemeye erişim hakkı", davaların mahkemeler önüne götürülmesini ve etkin bir şekilde çözüme kavuşturulmasını güvence altına alır. Bu hakka getirilen sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca meşru bir amaca dayanması yeterli olmayıp, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü (elverişli, gerekli, orantılı) olması zorunludur.</p>

<p>5- Dava konusu kural, adresi bildirmeyen davacıya bir haftalık kesin süre verilmesini ve aksi halde davanın açılmamış sayılmasını emretmektedir. Kanun metni, mahkemeye bu noktada herhangi bir istisna veya takdir alanı bırakmamaktadır. Çoğunluk kararında kuralın anayasal sorununu, kanun metninin açık lafzını aşan ve uygulama birliği bulunmayan Yargıtay içtihadı ile gidermeye çalışmaktadır. Temel hakların korunmasını, kanun metnindeki açık ve kesin ifadeye rağmen yargısal makamların istikrarsız içtihatlarına bırakılması ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen "hukuki güvenlik ve belirlilik" ilkeleriyle de bağdaşmaz.</p>

<p>6- Dava konusu kuralın yargılamayı hızlandırma amacına hizmet ettiği şeklindeki çoğunluk gerekçesi somut yargılama gerçekleri ile çelişmekte olduğu anlaşılmaktadır. Davacının, davalının adresini gerçekten bilmediği hallerde, kesin süre ihtarının tebliği sürenin beklenmesi ve sonuçta da davanın usulden reddi süreçleri mahkemenin davanın başında MERNİS veya UYAP gibi kurumsal veri tabanlarından yapacağı saniyelik bir sorgulamadan çok daha fazla zaman kaybına yol açmaktadır. Bu haliyle kural, yargılamanın makul sürede tamamlanması amacına hizmet etmek bir yana, dava sürecini gereksiz yere uzatan bir engel haline gelmiştir.</p>

<p>7- Mahkemenin (Devletin) elinde bulunan merkezi kayıt sistemleri ve dijital altyapı (MERNİS, SGK, Emniyet v.b.) göz önüne alındığında, kamusal verilere erişim yetkisi bulunmayan bireye bu adresi temin etme külfetinin yüklenmesi "zorunlu" bir sınırlama da değildir. Aynı amaca, mahkemenin resen sorgulama yapması gibi daha kolay ve etkili bir yöntemle ulaşılması mümkündür.</p>

<p>8- Dava dilekçesinde davalının adresinin eksikliği mahkemece her an giderilebilecek bir eksikliğin, davanın esasına girilmeden "açılmamış sayılmasına" şeklinde ağır bir sonuca ulaşılması makul dengenin davacı aleyhine bozulmasına neden olmaktadır. Özellikle itiraza konu olayın boşanma davası olması, meselenin sosyal boyutunu da ortaya koymaktadır. Aile içi şiddet mağdurlarının veya uzun zamandır ayrı yaşayan tarafların, davalının adresini bilmemesi hayatın olağan akışına uygundur.</p>

<p>9- Açıkladığımız nedenlerle kuralın; hukuki güvenlik ilkesini zedelemesi, genel uygulamada meşru amaca hizmet etmemesi, daha hafif araçlar mevcut iken ağır bir külfet öngörmesi ve davanın açılmamış sayılması sonucunu doğurması nedeniyle ölçüsüz olduğunu düşündüğümüz için Anayasa’nın 13., 36. ve 2. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025272-e-202680-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="21976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/216 E., 2026/128 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025216-e-2026128-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025216-e-2026128-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 4/6/2026 tarihli, 2025/216 esas - 22026/128 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/216</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/128</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 4/6/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 10/8/2026-33336</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 12., 13., 17., 41. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Nüfus kaydının kocanın hanesine taşınmasına yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 23. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>(2)</u></strong></i> <i><strong><u>E</u></strong></i><i><strong><u>vlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır. Kocası ölen kadın yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalır. Ancak dilerse babasının kütüğüne dönebilir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktedir.</p>

<p>3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5490 sayılı Kanun’un 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu fıkranın birinci cümlesinde evlenen kadının kaydının kocasının hanesine taşınacağı, ikinci ve üçüncü cümlelerinde ise kocası ölen kadının yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalacağı ancak dilerse babasının kütüğüne dönebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davanın konusu evlilik nedeniyle nüfus kaydının kocanın hanesine taşınmasına yönelik işlemin iptali talebine ilişkindir. Bu itibarla kuralın kocası ölen kadının yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalacağı ancak dilerse babasının kütüğüne dönebileceğini öngören ikinci ve üçüncü cümlelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>5. Açıklanan nedenle 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci cümlesinin esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci ve üçüncü cümlelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümlelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>7. 5490 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının kişinin doğumundan ölümüne kadar kişisel ve medeni durumuna, uyrukluğuna ve bunlarda meydana gelebilecek değişikliklere ait doğal ve hukuki olayların belirlenip saptanmasını, bu amaçla düzenlenmiş kütüklere yazılmasını, elektronik ortamda ulusal adres veri tabanının oluşturulmasını, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamak olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Kanun’un “<i>Tanımlar</i>” başlıklı 3. maddesinde aile kütüğü, nüfus olaylarına ilişkin kayıtların kâğıt veya elektronik ortamda tutulduğu kütük; nüfus kaydı ise aile kütüğüne işlenmiş kişisel bilgiler olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>9. 7. maddede de aile kütüğünde yer alacak bilgiler düzenlenmiştir. Buna göre aile kütüğünde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, kayıtlı bulunulan il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları ve evli kadınların önceki soyadları, doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, evlenme, boşanma, soy bağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler ile kişinin dini, medeni hâli, yerleşim yeri adresi, fotoğrafı, velayete ve vesayete ilişkin bilgiler yer alacaktır.</p>

<p>10. 23. maddenin (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde ise evlenen kadının kaydının kocasının hanesine taşınacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; kadının kendi adına bir nüfus kütüğüne sahip olmadığı, kaydının evlenirken baba hanesinden erkek eşin hanesine, boşandığında ise tekrar baba hanesine taşındığı, itiraz konusu kuralla kadının hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkının ihlal edildiği, bu suretle kadın-erkek ve eşler arası eşitlik ilkeleri ile taraf olunan uluslararası sözleşme hükümlerine aykırı olarak kadın ve erkek arasında kadın aleyhine cinsiyet temelli bir ayrımcılığın oluşturulduğu, nüfus kütüğünün koca esas alınarak değiştirilmesinin meşru amacı olmadığı, bu durumun demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 12., 13., 17., 41. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Maddede belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>13. Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 102).</p>

<p>14. 5490 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde belirtildiği üzere nüfus kütüklerinin tutulması, devletin altyapı hizmetlerinden biri olan nüfus hizmetleri kapsamında yürütülen hukuki ve teknik bir hizmettir. Nüfus kütüklerinin tutulmasının temel amacı kişilerin kimlik bilgilerinin, aile bağlarının, vatandaşlık durumlarının, şahsi hâllerine ilişkin değişiklerin belirli bir düzen içinde kaydedilmesi ve kamu hizmetlerinin bu kayıtların esas alınması suretiyle kesintisiz ve düzenli biçimde yürütülmesidir.</p>

<p>15. Devlet, bu amaçla ilçe ve aile esasına göre nüfus olaylarının tescil edildiği bir kayıt sistemi oluşturmuştur. Bu sistemde aynı soydan olup bir aile numarası altında kayıtlı olan kişiler ile onların eş ve çocuklarına ilişkin kayıtlar belirli bir sistem içinde tutulmaktadır. Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte kayıtların itiraz konusu kuralda belirtilen şekilde güncellenmesi öngörülmüştür. Bu itibarla kuralın mevcut nüfus kayıt sisteminin işleyişinin belirli bir düzen içinde sürdürülmesine, kayıtların düzenli tutulmasına ve bu suretle anılan kayıtların esas alınarak kamu hizmetlerinin etkin şekilde yürütülmesine yönelik kamu düzeni ve kamu yararı gerekleri doğrultusunda kabul edilmiş teknik bir düzenleme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>16. Ayrıca Anayasa kişiyle ilgili nüfus olaylarının işleneceği idari birimi belirleme hususunda kişiye herhangi bir hak bahşetmemektedir. Nüfus olaylarının nasıl bir sistemle, hangi usul ve esaslar çerçevesinde kayıt altına alınacağının ve nüfus olaylarına ilişkin kayıt ve bilgilerin hangi idari birimde toplanacağının belirlenmesi hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi bulunmaktadır. Kişiyle ilgili nüfus olaylarının işlendiği sicili ifade etmekten öte bir mahiyeti bulunmayan nüfus kütüğünün kişisel kimliğin bir parçası olmadığı da açıktır. Bu itibarla kuralın kanun koyucunun takdir yetkisinin sınırları içinde kaldığı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>17. Anayasa’nın 10. maddesinde “<i>Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde</i> <i>eşittir./</i><i>Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak</i> <i>yorumlanamaz./</i><i>Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</i>” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>18. Anayasa'nın anılan maddesinde belirtilen eşitlik ilkesinin amacı, hukuksal durumları aynı olanların kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanun karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.</p>

<p>19. Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle aynı ya da benzer durumda bulunan kişiler arasında bireysel menfaatleri etkileyen farklı muamelenin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>20. Bu bağlamda nüfus kütüklerine kişisel bilgiler kaydedilmekle birlikte anılan Kanun’un <i>“Gizlilik”</i> başlıklı 9. maddesi uyarınca söz konusu kayıtlar gizli tutularak, bu kayıtların yetkisiz kişiler tarafından görülmesi ve incelenmesi engellenmektedir. Ayrıca kişilere verilen kimlik belgelerinde de aile kütüğüne ilişkin bilgilere yer verilmemektedir. Dolayısıyla nüfus kütüğü, bireyin dış dünyadaki hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan belirleyen bir belge niteliğinden ziyade idare bünyesinde tutulan bir kayıt sistemi niteliğindedir. Bu itibarla evlenen kadının kaydının kocasının hanesine taşınmasının kişinin özel hayatına, dış dünyayla ilişki kurmasına, mevcut hukuki statüsüne ve somut herhangi bir menfaatine doğrudan ve belirleyici bir etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>21. Dolayısıyla kuralın evlenen kadının dış dünyadaki hukuki statüsünü, medeni haklardan yararlanma durumunu veya somut bireysel menfaatini doğrudan etkileyen bir düzenleme niteliği taşımadığı, esas itibarıyla idare bünyesinde yürütülen teknik bir kayıt yöntemine ilişkin olduğu dikkate alındığında kuralda öngörülen muamelenin ayrımcılık yasağı çerçevesinde değerlendirilmesine imkân bulunmamaktadır. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 10. maddesine aykırı bir yönü mevcut değildir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 17. maddesinde <i>“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”</i> denilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır.</p>

<p>23. Nüfus kütüğünün idare bünyesinde tutulan ve gizliliği kanunla güvence altına alınan bir kayıt sistemi niteliği taşıdığı, kişinin dış dünyadaki hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan şekillendiren bir yönü olmadığı anlaşıldığından kuralın kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına yönelik bir sınırlama oluşturduğu söylenemez.</p>

<p>24. Anayasa’nın 41. maddesinde “<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlanmasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.</i>” hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>25. Anılan maddede ailenin birey ve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş; devlete, ailenin korunması için gerekli düzenlemeleri yapması ve teşkilatı kurması konusunda ödevler yüklenmiştir. Böylece aile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle eşler ve çocuklardan oluşan ailenin birlik ve bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır.</p>

<p>26. Nitekim uluslararası hukukun temel belgelerinden olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 16. ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 10. maddelerinde de ailenin toplumun doğal ve temel unsuru olduğu ve devlet tarafından korunması gerektiği belirtilmiş; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde herkesin aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>27. Kural, mevcut nüfus kayıt sistemi çerçevesinde evlilik sonrasında kayıtların hangi yöntemle tutulacağını öngören teknik bir düzenleme niteliğindedir. Kuralın aile hayatına ilişkin hak ve yükümlülükleri doğrudan etkileyen bir niteliğe sahip olmadığı gözetildiğinde devletin aile kurumunu koruma yükümlülüğüyle çelişen bir yönü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 2., 10., 17. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa'nın 12., 13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 4/6/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Şaban KAZDAL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Mahkememiz çoğunluğu, 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır.” hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> İtiraz konusu kural, evlenme hâlinde yalnızca kadının nüfus kaydının değiştirilmesini öngörmektedir. Erkek eş bakımından benzer bir kayıt taşıma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla kural, evlilik birliği içinde aynı hukuki statüde bulunan eşler arasında doğrudan cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>3.</strong> Çoğunluk kararında kuralın, nüfus hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin teknik bir kayıt düzeni olduğu, kayıtların gizli tutulduğu, kişilerin kimlik belgelerinde aile kütüğüne ilişkin bilgilere yer verilmediği ve bu nedenle kuralın kadının dış dünyadaki hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan belirlemediği kabul edilmiştir. Ancak bir kuralın idari kayıt tekniği içinde yer alması, onun anayasal haklar bakımından sonuç doğurmadığı anlamına gelmez. Devletin kişiyi nasıl kaydettiği, aynı zamanda onu hukuk düzeni içinde nasıl tanıdığıyla ilgilidir.</p>

<p><strong>4.</strong> Nüfus kaydı, yalnızca idarenin iç işleyişine ait nötr bir veri düzeni değildir. Kişinin aile bağları, medeni hâli, soy bağı, yerleşim yeri, velayet ve vesayet gibi kişisel durumuna ilişkin temel bilgiler bu kayıt sistemi içinde tutulmaktadır. Bu nedenle nüfus kayıt düzeninin kuruluşunda benimsenen esas, bireyin hukuk düzeni içindeki görünürlüğü ve hukuki kişiliğiyle doğrudan ilişkilidir.</p>

<p><strong>5.</strong> Evlenen kadının kaydının baba hanesinden çıkarılarak kocasının hanesine taşınması, kadının aile içindeki hukuki konumunu bağımsız birey olmaktan ziyade önce baba, sonra koca hanesi üzerinden tanımlayan tarihsel ve ataerkil bir anlayışın devamı niteliğindedir. Erkek evlendiğinde kendi hanesinde kalmakta, kadın ise evlilik sebebiyle idari kayıtta yer değiştirmektedir. Bu durum, evlilik birliği içinde erkeği sabit merkez, kadını ise ona eklenen kişi olarak konumlandırmaktadır.</p>

<p><strong>6.</strong> Anayasa’nın 10. maddesi yalnızca kanun önünde biçimsel eşitliği değil, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü bulunduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm, devlete cinsiyet temelli eşitsizlikleri sürdürmeme yükümlülüğü yanında, bunları ortadan kaldırma yönünde pozitif yükümlülük de yüklemektedir.</p>

<p><strong>7.</strong> Bu bağlamda Anayasa’nın 10. maddesinin ikinci fıkrası, evlilik ve aile ilişkileri alanında kadın aleyhine kalıplaşmış hukuki statülerin devamına izin veren değil, bunların tasfiyesini gerektiren bir anayasal normdur. Kadının evlenmesiyle birlikte kaydının zorunlu olarak kocasının hanesine taşınması, kadın ve erkeğin evlilik içindeki eşit statüsüyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>8.</strong> Anayasa’nın 41. maddesinde aile, eşler arasında eşitliğe dayanan bir kurum olarak tanımlanmıştır. Bu anayasal tercih, aileyi erkeğin merkezde, kadının ise onun hanesine eklenen kişi konumunda olduğu bir yapı olarak değil; eşit hak ve yükümlülüklere sahip iki kişinin kurduğu hukuki birlik olarak kabul etmektedir. Bu nedenle aile kütüğünün zorunlu olarak erkek eşin hanesi üzerinden kurulması, Anayasa’nın 41. maddesinde güvence altına alınan eşler arası eşitlik ilkesiyle çelişmektedir.</p>

<p><strong>9.</strong> Çoğunluk kararında kuralın aile kurumunu koruma amacıyla çelişmediği belirtilmiş ise de aileyi koruma amacı, eşlerden birinin hukuki konumunu diğerine bağlı kılan bir kayıt sistemini meşrulaştıramaz. Anayasa’nın koruduğu aile, hiyerarşik değil eşitlikçi aile düzenidir. Aile birliğinin idari kayıtlarda görünür kılınması gerekiyorsa bu amaç, eşlerden birinin diğerinin hanesine taşınmasıyla değil, eşler ve çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapmayan bağlantılı kayıt sistemiyle sağlanabilir.</p>

<p><strong>10.</strong> Kural, Anayasa’nın 12. maddesinde güvence altına alınan kişiliğe bağlı, dokunulmaz ve devredilmez temel hak anlayışıyla da bağdaşmamaktadır. Her birey hukuk düzeni önünde kendi adına ve bağımsız kişiliğiyle tanınma hakkına sahiptir. Kadının evlenmekle birlikte kaydının zorunlu olarak kocasının hanesine taşınması, onun hukuki kişiliğini evlilik ilişkisi içinde erkek eş üzerinden konumlandırmaktadır.</p>

<p><strong>11.</strong> Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, kişinin kimliğini, kişiliğini ve hukuk düzeni içinde bağımsız birey olarak tanınmasını da kapsar. Kadının medeni hâlindeki değişikliğin erkek eşin hanesine kaydedilmesi biçiminde sonuç doğurması, kişiliğin bağımsızlığına ilişkin anayasal değerle uyumlu değildir.</p>

<p><strong>12.</strong> Çoğunluk kararında nüfus kayıtlarının gizli olduğu, kimlik belgelerinde aile kütüğüne ilişkin bilgilere yer verilmediği ve bu nedenle kuralın somut bir menfaati doğrudan etkilemediği belirtilmiştir. Ancak ayrımcılığın varlığı için farklı muamelenin mutlaka aleni olması gerekmez. Devletin kendi kayıt sisteminde kadın ve erkeği farklı hukuki mantıkla konumlandırması, kayıt gizli olsa dahi eşitlik ilkesinin denetim alanı içindedir.</p>

<p><strong>13.</strong> Bir hukuki düzenlemenin ayrımcı niteliği, onun toplum önünde görünür olup olmamasına göre değil, aynı hukuki durumda bulunan kişiler arasında cinsiyet temelinde farklı statü kurup kurmamasına göre belirlenir. Kural tam da bunu yapmakta; erkek eşin kaydını evlilikten etkilenmeyen ana kayıt olarak korurken, kadın eşin kaydını evlilik sebebiyle koca hanesine taşımaktadır.</p>

<p><strong>14.</strong> Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır. Bu kapsamda kuralın meşru amaç, elverişlilik, gereklilik ve orantılılık yönlerinden incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong>15.</strong> Nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, aile bağlarının doğru biçimde izlenmesi ve kamu hizmetlerinin sağlıklı yürütülmesi kuşkusuz meşru amaçlardır. Ancak bu amaçlara ulaşmak için evlenen kadının zorunlu olarak kocasının hanesine taşınması gerekli değildir. Aile bağları, soy bağı, evlilik, boşanma, çocuklar ve diğer kişisel durumlar, kadın ve erkek arasında cinsiyet temelli farklılık yaratmayan birey esaslı kayıt sistemi içinde de güvenilir biçimde tutulabilir.</p>

<p><strong>16.</strong> Bu nedenle itiraz konusu kuralın yalnızca “mevcut nüfus kayıt sisteminin işleyişini sürdürmeye” hizmet ettiği kabul edilse bile, mevcut sistemin kendisinin Anayasa’nın eşitlikçi normlarına uygun olup olmadığı ayrıca denetlenmelidir. Anayasal denetimde belirleyici olan, idarenin mevcut kayıt düzeninin hangi esaslara göre kurulduğu değil, bu esasların kadın ve erkek arasında haklı nedene dayanmayan farklı muamele oluşturup oluşturmadığıdır.</p>

<p><strong>17.</strong> Kural, evlilik birliği kurulduğunda yalnızca kadının kaydının yer değiştirmesini öngörmektedir. Erkek eş bakımından benzer bir taşıma, intikal veya bağlılık ilişkisi kurulmamaktadır.</p>

<p><strong>18.</strong> Kadının evlenmeden önce baba hanesinde, evlendikten sonra koca hanesinde, kocasının ölümü hâlinde ise yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalması; kadını kendi adına bağımsız bir hukuki merkez olarak değil, erkek aile üyeleri üzerinden konumlandıran bir kayıt anlayışına dayanmaktadır. Bu anlayışın nüfus kayıt sisteminde yer alması, onun teknik niteliğini değil, cinsiyet temelli ayrımcılık içeren karakterini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>19.</strong> Çoğunluğun kuralı teknik bir kayıt yöntemi olarak değerlendirmesi, kuralın doğurduğu anayasal sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira devletin kişileri hangi esaslara göre kaydettiği, onların hukuk düzeni içinde nasıl tanındığıyla doğrudan ilgilidir. Nüfus kaydı yalnızca idarenin iç işleyişine ait pasif bir veri alanı değil; kişinin aile bağları, medeni hâli, soy bağı ve kişisel durumuna ilişkin temel bilgilerin tutulduğu resmî kayıt düzenidir.</p>

<p><strong>20.</strong> Bir düzenlemenin ayrımcı olup olmadığının tespitinde, onun dış dünyada ne ölçüde görünür olduğu tek başına belirleyici değildir. Ayrımcılık, yalnızca kimlik belgesinde görünen veya üçüncü kişiler tarafından bilinen statüler yoluyla ortaya çıkmaz. Devletin kendi resmî kayıt sisteminde kadın ve erkeği farklı hukuki mantıkla konumlandırması da eşitlik ilkesi yönünden denetime tabidir.</p>

<p><strong>21.</strong> Anayasa’nın 10. maddesi, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü bulunduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm, devletin yalnızca açık ve doğrudan hak kayıplarını önlemesini değil, kadın ve erkek arasında eşitsizliği yeniden üreten hukuki kalıpları da ortadan kaldırmasını gerektirir.</p>

<p><strong>22.</strong> Anayasa’nın 41. maddesinde ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığı belirtilmiştir. Bu anayasal ilke, aileyi erkek eşin hanesi etrafında örgütlenen hiyerarşik bir yapı olarak değil, kadın ve erkeğin eşit hukuki statüyle kurduğu bir birlik olarak kabul etmektedir. Kadının evlenmekle birlikte koca hanesine taşınması, eşitlikçi aile anlayışıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>23.</strong> Uluslararası insan hakları hukuku da bu sonucu desteklemektedir. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 15. maddesi, kadınların erkeklerle hukuk önünde eşitliğini; 16. maddesi ise evlilik ve aile ilişkilerinde kadın ve erkeklerin aynı hak ve sorumluluklara sahip olmasını güvence altına almaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesi ayrıca, kadın ve erkeklerin kalıplaşmış rollerine dayanan geleneksel uygulamaların değiştirilmesi yükümlülüğünü taraf devletlere yüklemektedir.</p>

<p><strong>24.</strong> İtiraz konusu kural, kadını evlilikle birlikte erkeğin hanesine taşınan kişi olarak kabul ettiği için, kadın ve erkeğin aile içindeki rollerine ilişkin geleneksel ve hiyerarşik bir kabulü hukuk düzeninde sürdürmektedir. Bu nedenle kural, CEDAW’ın (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) kadın-erkek eşitliğini yalnızca biçimsel değil, fiilî ve yapısal düzeyde gerçekleştirmeye yönelen amacıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>25.</strong> Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 23. maddesi de taraf devletlere, eşlerin evlilikte, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde hak ve sorumluluk eşitliğini sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. İnsan Hakları Komitesi de bu eşitliğin, eşlerin aile ilişkilerinden doğan bütün konular bakımından geçerli olduğunu kabul etmektedir.</p>

<p><strong>26.</strong> Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aile adı ve medeni statüye ilişkin içtihadı da cinsiyet temelli farklı muamelelerin gelenek, aile birliği veya idari kolaylık gerekçeleriyle kolayca haklılaştırılamayacağını ortaya koymaktadır. <i>Ünal Tekeli/Türkiye</i> (Başvuru no: 29865/96) kararında Mahkeme, evli kadının yalnızca kendi soyadını kullanamamasını cinsiyete dayalı ayrımcılık olarak değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>27.</strong> <i>Burghartz</i> <i>/ İsviçre</i> 16213/90 <i>ve</i> <i>Cusan</i> <i>ve</i> <i>Fazzo</i> <i>/ İtalya</i> 77/07 kararlarında da AİHM, aile adı ve soyadı alanında kadın ve erkek arasında farklı kurallar uygulanmasını özel hayat ve ayrımcılık yasağı bağlamında incelemiş; geleneksel aile adı uygulamalarının cinsiyete dayalı farklı muameleyi tek başına haklı kılamayacağını kabul etmiştir.</p>

<p><strong>28.</strong> Her ne kadar eldeki kural doğrudan soyadı kullanımına ilişkin değilse de bu içtihatlardan çıkan anayasal ve sözleşmesel ilke eldeki mesele bakımından da geçerlidir. Devlet, aile ilişkileri ve medeni hâl kayıtları alanında kadın ve erkeği farklı hukuki statülere yerleştirirken çok güçlü ve nesnel gerekçeler göstermek zorundadır. Geleneksel kayıt düzeninin devamı veya idari kolaylık, cinsiyet temelli farklı muameleyi haklılaştırmak için yeterli değildir.</p>

<p><strong>29.</strong> Karşılaştırmalı hukukta da aile veya hane merkezli nüfus kayıt sistemlerinden birey esaslı kayıt sistemlerine doğru belirgin bir dönüşüm yaşanmıştır. İsviçre, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İtalya, İspanya ve Norveç gibi ülkelerde medeni hâl kayıtları giderek birey temelli elektronik kayıt sistemlerine bağlanmış; aile bağları ise kişilerin kayıtlarının birbirleriyle ilişkilendirilmesi suretiyle gösterilmiştir.</p>

<p><strong>30.</strong> Bu uygulamalar, aile bağlarının korunması, soy bağının izlenmesi ve kamu hizmetlerinin etkin yürütülmesi için kadının evlenmekle kocasının hanesine taşınmasının zorunlu olmadığını göstermektedir. Modern nüfus kayıt sistemlerinde esas olan, kişinin bir erkek hanesine bağlı olarak değil, kendi kişiliği ve kimlik numarası üzerinden kayıt altına alınmasıdır.</p>

<p><strong>31.</strong> Bu karşılaştırmalı gelişim, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan eşitlikçi aile anlayışıyla da uyumludur. Aile bağı, kadının kaydının erkek hanesine taşınmasıyla değil; eşler ve çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapmayan, kişisel kayıtlar arasında hukuki bağlantı kuran çağdaş kayıt teknikleriyle korunabilir.</p>

<p><strong>32.</strong> Kuralın iptalinin mevcut nüfus kayıt sisteminde bazı teknik uyum ihtiyaçları doğurabilecek olması da Anayasa’ya aykırılık sonucunu ortadan kaldırmaz. Teknik güçlükler ve geçiş maliyetleri, temel hak ve eşitlik ilkesi aleyhine kalıcı bir meşrulaştırma sebebi olamaz. Hukuk devletinde idari altyapı Anayasa’ya uygun hâle getirilir; Anayasa idari altyapının mevcut sınırlarına göre daraltılmaz.</p>

<p><strong>33.</strong> Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarında yürürlüğe giriş tarihini erteleme imkânı bulunmaktadır. Bu imkân, kanun koyucuya ve idareye yeni kayıt sistemini Anayasa’ya uygun biçimde kurmak için gerekli süreyi tanıyabilir. Bu nedenle olası teknik geçiş sorunları, kuralın Anayasa’ya uygun olduğu sonucunu değil, iptal hükmünün yürürlüğe giriş zamanı bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasını gerektirir.</p>

<p><strong>34.</strong> Çocuğun aile bağlarının korunması yönünden de kuralın zorunlu olduğu söylenemez. Çocuğun anne ve babasıyla soy bağı, her iki ebeveynin bireysel kayıtlarıyla bağlantı kurularak gösterilebilir. Bunun için annenin kaydının baba hanesinden çıkarılıp koca hanesine taşınması gerekli değildir.</p>

<p><strong>35.</strong> Aksine, birey esaslı kayıt sistemi çocuğun hem anne hem baba ile hukuki bağının eşit biçimde görünmesini sağlayabilir. Çocuğun üstün yararı, anne ve babadan birinin diğerine bağlı veya tâbi gösterildiği bir kayıt düzeniyle değil, her iki ebeveynle eşit ve doğrudan hukuki bağ kurulmasıyla korunur.</p>

<p><strong>36.</strong> Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Kadın-erkek eşitliğini ve evlilikte eşlerin eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasını güvence altına alan uluslararası sözleşme hükümleri karşısında, kadının evlilik sebebiyle erkek hanesine taşınmasını öngören kuralın Anayasa’ya uygun kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>37.</strong> Hukuk devleti, insanı idarenin kayıt düzenine tabi bir unsur olarak değil, hak ve özgürlüklerin öznesi olan bağımsız bir kişi olarak görür. Nüfus kayıt sisteminin aile bağlarını göstermesi elbette mümkündür; ancak bunu yaparken kadını erkek eşin hanesine bağlı bir kayıt unsuruna dönüştürmesi, hukuk devletinin insan onuruna ve eşitliğe dayalı karakteriyle bağdaşmaz.</p>

<p><strong>38.</strong> Sonuç olarak itiraz konusu kural, evlilik birliği içinde aynı hukuki durumda bulunan kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı haklı bir neden içermeyen farklı muamele oluşturmakta; kadının hukuki kişiliğini bağımsız birey olarak değil, erkek eşin hanesine bağlı biçimde konumlandırmakta; eşler arası eşitliğe dayanan anayasal aile anlayışını zedelemekte ve uluslararası insan hakları hukukunda benimsenen kadın-erkek eşitliği standartlarıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>39.</strong> Açıklanan nedenlerle 5490 sayılı Kanun’un 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 10., 12., 13., 17., 41. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatine ulaşıldığından çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. Dava konusu kuralla evlenen kadının nüfus kaydının kocasının kayıtlı olduğu nüfus hanesine taşınacağı öngörülmektedir.</p>

<p>3. Burada kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde dikkate alınması gereken kuralların Anayasa’nın eşitlikle ilgili 10. maddesi ile ailenin korunmasını düzenleyen 41. maddesi hükümleridir.</p>

<p>4. Kuralın Anayasa'ya uygunluk denetiminde konumuz bağlamında kadın erkek eşitliğine ilişkin bu iki Anayasa maddesi bariz biçimde öne çıkmaktadır. Kanun önünde eşitlik konusunu düzenleyen Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu hüküm altına alınmaktadır.</p>

<p>5. Ek olarak, Anayasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin cinsiyet nedeniyle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmekteyken anılan maddeye 7/5/2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ikinci fıkrada kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçirilmesiyle yükümlü olduğu ifade edilmiştir. Söz konusu Kanun’un genel gerekçesinde dünyada gelişen yeni demokratik açılımlara uyum sağlanması, bu açılımlara uygun bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin evrensel düzeyde kabul edilmiş standart ve normlar ile Avrupa Birliği kriterleri seviyesine çıkarılması amacıyla kanunlarda düzenlemeler yapılması ihtiyacının Anayasa’da da değişiklikler yapma zorunluluğunu doğurduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2022/155, K.2023/38, 22/2/2023, § 33).</p>

<p>6. Kanun önünde eşitlikle ilgili Anayasa hükmünde de açıkça ifade edildiği üzere bu Anayasa hükmü gereğince gerçekleştirilen bütün kanuni düzenlemelerde kişiler arasında cinsiyete dayalı bir ayırım gözetilmemesi gerekmektedir.</p>

<p>7. Bununla birlikte dava konusu kuralla evlilik sürecinde evlenen kadının nüfus kaydının kocasının hanesine taşınacağı öngörülerek açıkça kanun hükmünde kadın aleyhine bir düzenleme gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>8. Kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçü norm olarak alınacak ikinci kural olan Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasında ise ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayandığı öngörülmektedir. Görüldüğü üzere bu maddede ailede eşlerin eşitliğine açık bir vurgu yapılmaktadır.</p>

<p>9. Dolayısıyla dava konusu kuralla evlilik birliği kurulurken evlenen kadının nüfus kaydının kocasının nüfus hanesine taşınmasının öngörülmesi Anayasa’nın 41. maddesinin ilk fıkrası hükmü ile açıkça çelişmektedir.</p>

<p>10. Anayasa’nın kanun önünde eşitlikle ilgili 10. maddesi ve ailenin korunması konusunu düzenleyen 41. maddesinin hükümleri dikkate alındığında dava konusu kurallardaki düzenleme Anayasa’nın bu iki maddesine açıkça aykırı biçimde cinsiyete dayalı bir eşitsizlik durumu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum ise Anayasa’nın sözüne aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>11. Bu bağlamda dava konusu kuralla eşler ve çocuklardan oluşan ailenin birlik ve bütünlüğünün korunmasının amaçlandığı şeklindeki çoğunluk kararında ön plana çıkarılan görüş de (§ 25) kuralın Anayasa’ya uygunluğunu sağlama noktasında sorunludur.</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da ifade edildiği üzere Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasında Türk toplumunun temeli olduğu belirtilen ailenin toplumsal değerlerin sonraki nesillere aktarılması gibi önemli işlevleri bulunmaktadır (bkz.: AYM, E.2022/155, K.2023/38, 22/2/2023, § 45). Türk toplumundaki işlevine binaen maddede ailenin korunmasına özel bir önem verilmektedir.</p>

<p>13. Bununla birlikte konumuz bağlamında ifade etmek gerekir ki ailenin korunması sadece evlenen kadının nüfus kaydının kocasının nüfus kütüğüne taşınması ile sağlanmaz. Bu konuda farklı ülke örneklerinde de görüldüğü üzere evli çiftlerin nüfus kayıt sistemleri bağlamında oldukça farklı tercihler söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerinde yukarıda zikredilen açık hükümler ortada iken ailenin nüfus kaydı ile ilgili gerçekleştirilecek kanuni düzenlemelerde kadın erkek eşitliğine uygun bir tercihin benimsenmesi zorunludur. Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerinin açık hükümleri karşısında dava konusu kural gereği evlenen kadının nüfus kaydının mutlaka kocanın hanesine taşınması gibi bir sonuç çıkarmak zaten mümkün değildir. Dolayısıyla kuralın meşru amacı olarak burada ailenin korunması saikine dayanılması farklı ülke örnekleri de dikkate alındığında gerçeklikle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>15. Mahkememiz çoğunluk kararında nüfus kütüklerine kişisel bilgiler kaydedilmekle birlikte Kanun’un <i>“Gizlilik”</i> kenar başlıklı 9. maddesi uyarınca söz konusu kayıtların gizli tutulması ve yetkisiz kişiler tarafından görülmesi ve incelenmesi yasaklanmakta olduğuna dikkatler çekildikten sonra kişilere verilen kimlik belgelerinde de aile kütüğüne ilişkin bilgilere yer verilmediğinden nüfus kütüğünün bireyin dış dünyadaki hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan belirleyen bir belge niteliğinden ziyade idare bünyesinde tutulan teknik bir kayıt sistemi niteliği taşıdığına vurgu yapılmaktadır. Buradan hareketle de evlenen kadının nüfus kaydının kocasının hanesine taşınmasının kişinin özel hayatına, dış dünyayla ilişki kurmasına, mevcut hukuki statüsüne ve somut herhangi bir menfaatine doğrudan ve belirleyici bir etkisi bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır (bkz.: § 20).</p>

<p>16. Her ne kadar Kanun’da nüfus kayıtlarının gizli tutulmakta olduğu öngörülüyor ve kişilere verilen kimlik belgelerinde kişinin aile kütüğü ile ilgili bir bilgi yer almıyorsa da kişilerin yine de banka veya kamudaki bazı işlerindeki nüfus kayıt örneklerinde nüfus kaydı ile ilgili bilgilerin başkaları tarafından da görülmesi nedeniyle bahse konu nüfus kaydı ile ilgili bir alenileşme durumunun yine de gerçekleşebileceğine işaret etmek gerekir. Bu durum evlenen kadının özel hayatına, dış dünya ile ilişki kurmasına belli ölçüde etki yapabilmektedir. Bu yönü ile dava konusu kuralın sadece idare bünyesinde tutulan teknik bir kayıt olmaktan öte kişinin dış dünyadaki pozisyonunu şekillendirmede bir etki doğurduğunu gözler önüne sermektedir.</p>

<p>17. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle dava konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir. Bu nedenle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025216-e-2026128-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="94072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/32 E., 2026/129 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202632-e-2026129-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202632-e-2026129-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 4/6/2026 tarihli, 2026/32 esas - 2026/129 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong> <strong>KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2026/32</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/129</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 4/6/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>10</strong><strong>/8/2026-3333</strong><strong>6</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Sakarya Vergi Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 22/7/1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen mükerrer 355. maddesine 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen yedinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan <i>“…mezkûr fıkralar kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar,…”</i> ibaresinin Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir<strong>.</strong></p>

<p><strong>OLAY:</strong> Özel usulsüzlük cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANU</strong><strong>N H</strong><strong>ÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un mükerrer 355. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı yedinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Ek fıkra:28/7/2024-7524/13</i> <i>md.</i><i>)</i><i><strong> </strong></i><i>153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkraları uyarınca istenilen teminatın süresinde verilmemesi veya tamamlanmaması halinde</i> <i><strong><u>mezkûr fıkralar kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar,</u></strong></i> <i>teminatı vermeyenler veya tamamlamayanlar adına özel usulsüzlük cezası kesilir. Bu ceza hakkında, Kanunun 376 </i><i>ncı</i><i> maddesi ile uzlaşma hükümleri uygulanmaz</i>.”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 12/2/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>II</strong><strong>. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. Kamu hizmetlerinin en önemli finansman kaynağı olan vergiye ilişkin yükümlülüklere uyulmasını sağlamak ve kanuna aykırılıkları önlemek amacıyla çeşitli kanunlarda vergi suç ve kabahatlerine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>4. Vergiye ilişkin kanuna aykırılıklardan biri de sahte belge düzenlemek suretiyle vergi kaybına yol açmaktır. Bu çerçevede kanun koyucu, sahte belge düzenlenmesi fiiline birtakım sonuçlar bağlamıştır. Öncelikle sahte belge düzenleme fiili 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinde vergi kaçakçılığı suçunu oluşturan ve hürriyeti bağlayıcı cezayla cezalandırılması öngörülen fiillerden birisi olarak düzenlenmiştir. Ayrıca sahte belge düzenlenmesi fiilinin vergi inceleme raporuyla tespit edilmesi durumu, vergi inceleme raporunda belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden anılan Kanun’un 30. maddesi gereğince verginin resen tarh edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Resen tarhiyatın yanı sıra vergi kabahatini oluşturan bu fiil nedeniyle idari yaptırım olarak vergi ziyaı cezası ile özel usulsüzlük cezası kesilmektedir.</p>

<p>5. Bu yaptırımların yanı sıra Kanun’un “<i>İşi bırakmanın bildirilmesi:</i>” başlıklı 160. maddesinin üçüncü fıkrasında başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı hâlde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporla tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi hâlinde mükellefin işi bırakmış addolunacağı ve mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6. 153/A maddesinde ise sahte belge düzenleme fiilini işlediği vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporla tespit edilen kişiler ile anılan fiile iştirak ettiği kesinleşip hakkında geçici olarak meslekten men cezası uygulanan, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nda meslek mensubu olarak sayılan serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirlerin aynı fiilleri tekrar işlemelerinin önüne geçmek ve işlemeye devam etmeleri durumunda oluşabilecek kamu zararını önlemek amacıyla birtakım idari tedbirler öngörülmüştür. Söz konusu amaçları gerçekleştirmek için öngörülen tedbirlerden biri de anılan kişilerin aynı mükellefiyet kaydı altında faaliyetlerine devam etmeleri durumunda veya yeniden mükellefiyet tesis ettirmek ya da başka bir mükellefiyet bünyesinde faaliyet göstermek istemeleri hâlinde öngörülen <i>teminat uygulaması</i>dır.</p>

<p>7. Anılan maddede öngörülen <i>teminat uygulaması</i> sahte belge düzenleme faaliyetinin niteliğine göre farklılaştırılmıştır. Buna göre sahte belge düzenleme faaliyetinin başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyet olmadan münhasıran ve mevcut faaliyetlerin yanı sıra yapılması, 3568 sayılı Kanun kapsamında meslek mensubu olup bu fiillere iştirak edilmesi hâllerinde <i>teminat uygulamasına</i> ilişkin farklı usuller öngörülmüştür.</p>

<p>8. Bu çerçevede maddenin bir ila üçüncü fıkralarında münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis edenlerin mükellefiyetleri terkin edildikten sonra bu kişiler adına yeniden mükellefiyet tesis edilebilmesi için gereken şartlar düzenlenmiştir.</p>

<p>9. Buna göre birinci fıkrada başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi üzerine işi bırakmış addolunan ve mükellefiyet kayıtları vergi dairesince terkin edilenlerden serbest meslek erbabının, şahıs işletmelerinde işletme sahibinin, adi ortaklıklarda ortaklardan her birinin, ticaret şirketlerinde; şirketin, kanuni temsilcilerinin, yönetim kurulu üyelerinin, şirket sermayesinin asgari %10’una sahip olan gerçek veya tüzel kişilerin ya da bunların asgari %10 ortağı olduğu veya yönetiminde bulundukları teşebbüslerin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlerin veya düzenlenen raporda fiillerin işlenmesinde bilfiil bulundukları tespit edilenlerin işe başlama bildiriminin alınması halinde, bunlar adına mükellefiyet tesis edilebilmesi için işe başlama bildiriminde bulunanların ve mükellefiyeti terkin edilenlerin tüm vergi borçlarının ödenmiş ve 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan neviden 75.000 Türk lirasından az ve 10 milyon Türk lirasından fazla olmamak üzere düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın %10’u tutarında teminat verilmesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>10. İkinci fıkrada da birinci fıkrada sayılanların ortağı oldukları adi ortaklıkların, kanuni temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, şirket sermayesinin asgari %10’una sahip oldukları ticaret şirketlerinin veya idare ettikleri tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin işe başlama bildiriminde bulunması hâlinde de birinci fıkra hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>11. Üçüncü fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde ise birinci fıkrada sayılanların, mükellefiyeti bulunan adi ortaklık, ticaret şirketleri ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin kanuni temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, idarecisi, asgari %10 ortağı olması, bunları devralması, kısmen veya tamamen bunlara devrolunması hâlinde, keyfiyetin vergi dairesinin ıttılaına girmesini müteakiben birinci fıkrada yer alan şartların altmış gün içinde yerine getirilmesinin veya aynı süre içinde sayılan kişilerin statülerinin sonlandırılması koşullarından birinin sağlanmasının bu mükelleflerden yazılı olarak isteneceği, altmış günlük süre içinde şartların yerine getirilmemesi ve sayılan kişilerin statülerinin devam ettirilmesi hâlinde birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibarıyla tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarının mükellef müşterek ve müteselsil sorumlu olmak üzere bu kişilerden 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ve tahsil edileceği öngörülmüştür. Anılan fıkranın devamında altmış günlük süre içinde mezkûr kişilerin statülerinin sona erdirilmesine yönelik yasal girişimleri başlatmış olan ve bu durumu muteber belgelerle ispat ve tevsik eden mükelleflerin -bu yasal girişimler sonucunda birinci fıkra kapsamındaki kişilerin statülerinin sona erdirilmesi şartıyla- söz konusu borçların takip ve tahsilinde müşterek ve müteselsil sorumlu tutulmayacakları, mezkûr kişilerin statülerinin altmış günlük süreden sonra sona erdirilmesi durumunda, alınmış teminatın mükellefin talebi üzerine, maddenin yedinci fıkrasındaki süre ve şartlar aranmaksızın başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>12. Dördüncü fıkrada mevcut ticari, zirai ve mesleki faaliyetinin yanı sıra sahte belge düzenleme faaliyetinde de bulunulması hâline ilişkin <i>teminat uygulaması</i> düzenlenmektedir. Bu bağlamda birinci fıkrada sayılanlar hariç olmak üzere 359. maddede yer alan sahte belge düzenleme fiilini işledikleri vergi incelemesine yetkili olanlarca mükellef hakkında yapılan inceleme neticesinde düzenlenen raporla tespit edilenlerden bu durumları kesinleşenlerin keyfiyetin vergi dairesinin ıttılaına girmesini müteakiben yazıyla 6183 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan neviden 75.000 Türk lirasından az ve 10 milyon Türk lirasından fazla olmamak üzere düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın %10’u tutarında, altmış gün içinde teminat göstermesinin isteneceği, fiilin tüzel kişilik veya tüzel kişiliği olmayan teşekkül bünyesinde işlenmesi durumunda teminatın bunlardan isteneceği belirtilmiştir. Bu itibarla söz konusu mükelleflerin hâlihazırda var olan mükellefiyet kaydı devam etmekte, bir başka deyişle mükellefiyet kaydı vergi idaresince terkin edilmediğinden bu mükellefler aynı mükellefiyet kaydı ile ticari faaliyetlerini sürdürebilmektedir.</p>

<p>13. Beşinci fıkrada da 3568 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunan meslek mensuplarından bu maddenin birinci fıkrasında sayılan haller dolayısıyla mükellefiyeti terkin edilenlerin bu fiillerine iştirak ettiği inceleme raporuyla tespit edilenler ve bu durumu kesinleşenler hakkında üç yıl süreyle geçici olarak mesleki faaliyetten alıkoyma cezasının uygulanacağı, bu cezanın uygulanmasında 3568 sayılı Kanun’da yer alan usullerin tatbik edileceği, sürenin sonunda meslek mensubunun tekrar faaliyete başlamak istemesi halinde kendisinden bir ay içinde 6183 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan neviden 75.000 Türk lirasından az ve 10 milyon Türk lirasından fazla olmamak üzere düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın % 10’u tutarında yazıyla teminat isteneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>14. Yine altıncı fıkrada 3568 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunan meslek mensuplarından dördüncü fıkrada sayılan fiile iştirak ettiği inceleme raporu ile tespit edilen ve bu durumu kesinleşenlerden beşinci fıkrada yer verilen esaslar dâhilinde teminat isteneceği öngörülmüştür.</p>

<p>15. 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesinde ise özel usulsüzlük cezası verilmesini gerektiren durumlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin yedinci fıkrasının birinci cümlesinde söz konusu Kanun’un 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkraları uyarınca istenilen teminatın süresinde verilmemesi veya tamamlanmaması halinde mezkûr fıkralar kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar, teminatı vermeyenler veya tamamlamayanlar adına özel usulsüzlük cezasının kesileceği hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “<i>…mezkûr fıkralar kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar,…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Buna göre kural, anılan teminatın süresinde verilmemesi veya tamamlanmaması durumunda verilmeyen veya tamamlanmayan tutar kadar özel usulsüzlük cezası uygulanmasını öngörmektedir. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de bu ceza hakkında, özel usulsüzlük cezalarında erken ödeme indiriminin düzenlendiği Kanun’un 376. maddesinin ve uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçe</strong><strong>s</strong><strong>i</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural kapsamındaki teminatın geçici nitelikte bir tedbir olduğu dolayısıyla teminatın istendiği aşamada henüz tam olarak hesaplanmış ve tahakkuk etmiş bir borcun bulunmadığı, teminat vermemenin bizatihi 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesinde yaptırımlara bağlandığı, önleyici nitelikteki bir idari tedbirin cezaya dönüştürülmesinin teminat işlevini aşıp yaptırım niteliğine dönüşmesine neden olduğu, bu haliyle teminat tutarı kadar özel usulsüzlük cezası kesilmesine imkân tanınmasının kanunilik ve belirlilik ilkelerini ihlal ettiği ve mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).</p>

<p>18. Anayasa’nın söz konusu maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 137; E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, § 13; <i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i> [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).</p>

<p>19. 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkraları uyarınca istenilen ve vergi alacağını garanti altına almaya yönelik mali yükümlülük niteliği taşıyan teminatın verilmesini sağlamak amacıyla getirilen kural yönünden de bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan teminatın süresinde ödenmemesi veya tamamlanmaması durumunda özel usulsüzlük cezası uygulanacağını öngören kural mülkiyet hakkını sınırlamaktadır.</p>

<p>20. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik sınırlamaların kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>21. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>23. Anayasa’nın anılan hükümleri uyarınca mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>24. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan <i>hukuki belirlilik</i> ilkesi uyarınca kanuni düzenlemeler hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmalı; ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermelidir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>25. 213 sayılı Kanun’un 153/A maddesinde teminatın hangi hâllerde ve kimlerden isteneceği açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca oransal olarak netleştirilmek, alt ve üst sınırına yer verilmek suretiyle teminat tutarına objektif bir ölçüt getirilmiştir. Kuralda ise istenilen teminatın süresinde verilmemesi veya tamamlanmaması hâlinde verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar, teminatı vermeyenler veya tamamlamayanlar adına özel usulsüzlük cezasının kesileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla vergi dairesine tanınan teminat isteme ve teminatın verilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası uygulama yetkilerinin genel çerçevesinin çizildiği kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p>26. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 35. maddesinde ise mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür.</p>

<p>27. Anayasa’nın 73. maddesinin birinci fıkrasında kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre herkesin vergi ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Mükelleflerin vergilendirmeye ilişkin yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirmemeleri veya vergiye ilişkin kanuna aykırı fiillerde bulunmaları devletin vergi kaybına uğramasına yol açabileceği gibi vergi alacağının tehlikeye girmesine de neden olabilir.</p>

<p>28. Teminat uygulamasıyla, vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile sahte belge düzenleme fiilini işlediği tespit edilen kişiler ile bu fiillere iştirak edip meslekten geçici men cezası uygulanan 3568 sayılı Kanun kapsamındaki meslek mensuplarının aynı fiilleri işlemeye devam etme ihtimallerinin bulunması nedeniyle bu fiilleri işlemeye devam etmeleri durumunda oluşabilecek kamu zararının önlenmesinin ve tahsil edilebilirliği tehlikeye giren kamu alacağının güvence altına alınarak eksiksiz şekilde tahsil edilebilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla anılan teminatın verilmemesi durumunda verilmeyen tutar kadar özel usulsüzlük cezası uygulanmasını öngören kuralın, kamu alacağının güvence altına alınmasına ilişkin idari bir tedbir olarak öngörülen teminat uygulamasının yerine getirilmesini sağlamaya yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>29. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik, gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i>, öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i>, ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>30. Kamu alacağı kavramı, kamu hizmetlerinin finansmanı amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlülüklerden doğan alacakları ifade etmektedir. Toplumun ortak ihtiyaçlarını gidermeyi esas alan kamu hizmetlerinin aksatılmadan yürütülebilmesi için kamu alacaklarının tahsil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle kamu alacağının tahsilinin tehlikeye düşebileceği bazı durumlar için bu alacağın güvence altına alınmasına yönelik birtakım koruyucu tedbirlerin öngörülmesi doğaldır (AYM, E.2018/142, K.2019/38, 15/5/2019, § 38; E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, § 23).</p>

<p>31. Kuralda, vergi alacağını güvence altına almaya yönelik mali yükümlülük niteliği taşıyan teminatın verilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası uygulanacağı belirtilerek anılan yükümlüğün yerine getirilmesi amaçlanmıştır. Bu itibarla kuralın teminat verme yükümlülüğünün yerine getirilmesini güvence altına almak bakımından elverişli olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>32. Kamu alacağı niteliğindeki vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu geniş takdir yetkisi, vergilerin tahsilini güvence altına almak amacıyla hem gerekli vergisel düzenlemeleri ihdas etmek hem de gerekli tasarruflarda bulunmak bakımından geçerlidir <i>(</i><i>Arbay</i> <i>Petrol Gıda Turizm Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti ve</i> <i>Arbay</i> <i>Turizm Taşımacılık İthalat İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. </i>[GK], B. No: 2015/15100, 27/2/2019, § 46; E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, § 24).</p>

<p>33. Bu bağlamda sahte belge düzenleme gibi vergi kayıplarına yol açan fiillerle bağlantılı olarak kamu alacağının güvence altına alınmasını sağlamak amacıyla uygulanan teminat yükümlülüğünün etkinliğinin sağlanması bakımından doğrudan mali bir yaptırım öngörülmesinin kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında başvurulabilecek araçlar arasında olduğu ve kuralın gereklilik ölçütünü karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>34. Mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın orantılı olabilmesi için öngörülen sınırlama ile elde edilmek istenen meşru amaç arasında adil ve makul bir denge gözetilmelidir. Bu nedenle kuralda öngörülen sınırlamanın kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor bir külfet yüklememesi gerekir (AYM, E.2025/152, K.2025/195, 8/10/2025, § 45).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>35. Kural kapsamında teminat yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hâlinde verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar özel usulsüzlük cezası öngörülmesinin mükellef üzerinde mali bir külfet doğurduğu açıktır. Ancak bu külfetin, verilmeyen teminat tutarıyla sınırlı olduğu, teminatın alt ve üst sınırlarının kanunda açık ve net biçimde belirlendiği ve doğrudan teminat verme yükümlülüğünün ihlaline bağlandığı görülmektedir. Bu itibarla teminatın kamu alacağına ilişkin geçici bir güvence tedbiri, özel usulsüzlük cezasının ise bu tedbire uyulmasını sağlamaya yönelik yaptırım olduğu gözetildiğinde kuralın ölçüsüz bir mali yükümlülük doğurduğu söylenemez.</p>

<p>36. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 22/7/1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen mükerrer 355. maddesine 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen yedinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan <i>“…mezkûr fıkralar kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar,…”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 4/6/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Şaban KAZDAL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…mezkûr fıkralar kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar,…”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>2. Kural, 153/A maddesi uyarınca istenen teminat süresinde verilmez veya tamamlanmazsa, eksik kalan tutar kadar ayrıca özel usulsüzlük cezası kesilmesini öngörmektedir. Mahkememiz aynı teminat müessesesinin tahsiline ilişkin hükümleri daha önce, E.2022/108, K.2023/55 sayılı kararıyla incelemiş ve 22/3/2023 tarihinde iptal etmişti. Kanun koyucu bu iptalin ardından 7524 sayılı Kanun’la 153/A maddesinde değişikliğe gitmiş, üstelik bununla yetinmeyip mükerrer 355. maddeye yeni bir fıkra ekleyerek teminat yükümlülüğünün ihlaline bambaşka bir yaptırım, teminat tutarı kadar özel usulsüzlük cezasına bağlamıştır.</p>

<p>3. Eski kararla iptal edilen kural ile dava konusu kural ikisi de aynı olayın, idarece istenen teminatın süresinde karşılanmamasının doğurduğu mali sonucu düzenliyor. Eski kararın mülkiyet hakkı bakımından koyduğu ölçülülük standardı, bu yeni yaptırım için de yol gösterici olmalıdır. Zaten itiraz konusu kuralın ortaya çıkış nedeni de budur: eski tahsil yöntemi (gecikme zammıyla cebri takip) iptal edildiği için kanun koyucu teminatın etkinliğini başka bir araçla, yeni bir cezayla sağlamaya çalışmıştır. Bu yeni aracın anayasallığını, eski kararın koyduğu ölçütlerden bağımsız değerlendiremeyiz.</p>

<p>4. Anayasa Mahkemesinin 22/03/2023 tarihli ve E.2022/108, K.2023/55 sayılı kararın iptal gerekçesini beş noktada özetlenebilir:</p>

<p>4.1- teminat tutarının üst sınırı yoktu;</p>

<p>4.2- otuz günlük sürenin bitiminden sonra ilgili kişinin statüsüne son verilse dahi mükellefin teminat yükümlülüğünden kurtulacağına dair bir güvence yoktu;</p>

<p>4.3- otuz günlük süre statü değişikliği işlemlerini tamamlamaya zaten yetmiyordu ve bu süreçte girişimde bulunduğunu kanıtlayan mükellefe ayrı bir imkân tanınmamıştı;</p>

<p>4.4- teminat idarenin elinde beklerken oluşan değer kaybını giderecek bir mekanizma yoktu;</p>

<p>4.5- son olarak, esasen borç bile sayılmayan bir teminata gecikme zammı uygulanması mükellefe ağır bir yük bindiriyordu.</p>

<p>5. Dava konusu yeni düzenlemede bunlardan ilki karşılanmış durumda: 7524 sayılı Kanun teminat tutarına 75.000 TL ile 10.000.000 TL arasında açık bir tavan getirdi. Bu noktada çoğunluğun kanunilik tespitine katılıyoruz.</p>

<p>6. İkinci ve üçüncü iptal gerekçeleri yeni kuralda karşılanmamıştır. Şöyle ki: Yeni 153/A maddesinin üçüncü fıkrası, altmış gün içinde statü değişikliği için girişimde bulunup bunu belgeleyen mükellefin müşterek sorumluluktan kurtulacağını, statü altmış günden sonra sona ererse alınan teminatın iade edileceğini düzenliyor. Ama bu güvence sadece üçüncü fıkra kapsamındakiler için, yani mevcut bir işletmeye sonradan ortak olan veya onu devralan kişiler için geçerli. Dördüncü fıkra kapsamındaki mükellefler -mevcut faaliyetinin yanında sahte belge düzenlediği kesinleşen ve mükellefiyeti kapatılmayanlar- ile beşinci ve altıncı fıkradaki meslek mensupları için böyle bir çıkış yolu yok. Oysa itiraz konusu kural “üçüncü ve müteakip fıkralar” diyor; yani dördüncü, beşinci, altıncı fıkra ihlallerini de cezanın kapsamına alıyor. Eski iptal kararının bu iki gerekçesi, kuralın önemli bir bölümü bakımından hâlâ geçerliliğini koruduğu görülmektedir.</p>

<p>7. Dördüncü gerekçe, yani teminatın idarede beklediği sürede oluşan değer kaybının telafisi, ne 7524 sayılı Kanun’da ne de şimdiki kararda hiç konu edilmemiştir. Malum olduğu üzere iade süresinin makul olması başka bir şey, bu sürede teminatın değer kaybetmeyeceği başka bir şeydir. Eski karar bu ikisini ayrı ayrı değerlendirmiş ve süre makul olsa bile değer kaybını giderecek bir düzenleme yoksa mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale olacağını söylemişti. Bu eksiklik dava konusu yeni düzenlemede aynen devam ettiği görünmektedir.</p>

<p>8. Beşinci gerekçe konusunda durum şu şekildedir: gecikme zammı hükümleri madde metninden çıkarıldı, ancak kanun koyucu bunu teminatın tahsilini güvence altına almaktan vazgeçerek değil, yerine çok daha ağır bir şey koyarak yaptı. Eski karardaki gecikme zammı, teminatın kendisinin tahsili sürecinde ortaya çıkan ek bir yük idi. Şimdi ise mükellef teminatı vermediğinde hem teminat tutarı tahakkuk ettirilip 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ediliyor, hem de üstüne aynı miktarda ayrıca özel usulsüzlük cezası kesilebiliyor. Yani tek bir fiil -teminatı süresinde vermemek- iki ayrı mali sonuç doğuruyor: teminatın tahsili ve onunla aynı tutarda ceza. Mükellefin sonunda karşılaştığı yük, eski kararda ölçüsüz bulunan gecikme zammından çok daha fazla.</p>

<p>9. Yeni düzenlemede daha da ağırlaştıran bir durum da söz konusudur. Şöyle ki: mükerrer 355. maddenin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi, bu ceza için 376. maddedeki erken ödeme indirimini ve uzlaşma hükümlerini devre dışı bırakıyor. Özel usulsüzlük cezalarının normalde yararlandığı bu yumuşatıcı imkânlar burada bilinçli olarak kaldırılmış. Kararın 43. paragrafında <i>“külfetin verilmeyen teminat tutarıyla sınırlı olduğu”</i> söyleniyor; ama bu tutarın aslında teminatla birlikte iki katına çıkabileceği ve mükellefin hiçbir yumuşatma imkânı bulamadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>10. Bu noktada belirtmek gerekir ki itiraz konusu kural, yalnızca mülkiyet hakkı bakımından değil, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan ceza ve ceza yerine geçen tedbirlerin kanuniliği ve ölçülülüğü ilkeleri bakımından da ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Zira kural, klasik bir kabahat cezası öngörmekten öte, teminat yükümlülüğüyle iç içe geçmiş, indirim ve uzlaşma imkânlarından mahrum bırakılmış, dolayısıyla mükellefin nihai olarak karşı karşıya kaldığı mali yükü fiilen iki katına çıkaran bir yaptırım niteliği taşımaktadır. Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük denetiminin, ceza hukuku alanında 38. madde ile birlikte okunması gerektiği gözetildiğinde, bu denli ağırlaştırılmış ve yumuşatma imkânlarından yoksun bırakılmış bir yaptırımın salt mülkiyet hakkı ölçütleriyle değil, cezanın orantılılığı bakımından da sınanması icap eder. Kuralın bu açıdan da Anayasa’nın 2. ve 38. maddeleriyle bağdaşmadığı kanaatindeyiz.</p>

<p>11. Teminat ile ceza ayrı ayrı şeylerdir. Teminat, henüz gerçekleşmemiş bir riske karşı alınan geçici bir önlemdir; özel usulsüzlük cezası ise bağımsız bir yaptırımdır. Teminatın yerine getirilmemesini, üstüne aynı tutarda ceza keserek cezalandırmak, bu iki kurumu iç içe geçiriyor ve teminatı kendi işlevinin ötesine taşımış oluyor. Kararın 43. paragrafındaki “teminatın işlevini aşan ölçüsüz bir mali yükümlülük doğurduğu söylenemez” tespiti, bu iki katlı yükü ve indirim imkânlarının yokluğu gözetildiğinde gerekçenin isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>12. Son olarak, kararın 44. paragrafında yer alan -yükümlülüğün mükellefin kendi iradesiyle girdiği bir statüden kaynaklandığı, dolayısıyla sonucun öngörülebilir olduğu- gerekçe de orantılılık denetiminin yerini tutmaz. Bir müdahalenin önceden bilinebilir olması, o müdahalenin ağırlığının kamu yararı ile bireyin yararı arasındaki dengeyi bozmadığı anlamına gelmez. Bu durum, kanunilik şartının sağlanmasını tek başına yeterli sayıp orantılılık denetimini anlamsız kılar; bu da Anayasa’nın 13. maddesindeki elverişlilik-gereklilik-orantılılık üçlüsünden oluşan ölçülülük testiyle bağdaşmaz.</p>

<p>13. Açıklanan nedenlerle:</p>

<p>a) Kuralın, 153/A maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları kapsamındaki mükellefler bakımından, E.2022/108, K.2023/55 sayılı kararda tespit edilen statü-sona-erme güvencesi ve süre yetersizliği sorunlarını gidermemiş olması,</p>

<p>b) Teminatın idarede beklediği süreye ilişkin değer kaybı güvencesinin hâlâ öngörülmemiş olması,</p>

<p>c) Eski kararda ölçüsüz bulunan gecikme zammı yükünün, bu kez teminat tutarı kadar ayrıca kesilen ve indirim/uzlaşma imkânlarından da yoksun bırakılan, dolayısıyla daha ağır bir cezayla yer değiştirmiş olması,</p>

<p>d) Teminat yükümlülüğünün ihlaline bağlanan bu yaptırımın, ceza ve ceza yerine geçen tedbirlerin ölçülülüğüne ilişkin Anayasa’nın 38. maddesindeki güvencelerle de bağdaşmaması, karşısında, kuralın mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği ve Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine, ayrıca ceza ve ceza yerine geçen tedbirlerin ölçülülüğü bakımından Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu kanaatindeyiz. Bu nedenlerle çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202632-e-2026129-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="31194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/48905 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202148905-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202148905-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/2/2026 tarihli ve 2021/48905 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ENERJİ</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>VE</strong> <strong>MADEN</strong> <strong>KAMU</strong> <strong>EMEKÇİLERİ</strong> <strong>SENDİKASI</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/48905)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 10/8/2026 - 33336</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Gülsüm Gizem GÜRSOY</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Candan DUMRUL KADIYORANOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; kamu kurum ve kuruluşlarında özel güvenlik görevlisi olanların sendika kurma haklarının bulunmadığına dair işlemin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle sendika hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 3/6/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu Sendika, internet sitesinde yer alan bilgilere göre 10/8/2001 tarihinde kurulmuş olup şu anda Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı olarak enerji, sanayi ve maden hizmet kolunda faaliyet göstermektedir.</p>

<p>7. Başvurucunun beyanına göre Sendikanın örgütlülük alanında Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü de bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu 2010 yılında DSİ'de örgütlenme faaliyetleri yürütmüş ve özel güvenlik hizmeti veren bazı DSİ çalışanları Sendikaya üye olmuştur.</p>

<p>8. DSİ 10. Bölge Müdürlüğü 19/1/2011 tarihli işlemiyle 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun kapsamında özel güvenlik çalışanlarının sendika üyesi olamayacakları gerekçesiyle bu kişilerin sendika üyeliklerini kabul etmemiş ve sendika aidatlarını başvurucu sendikaya yatırmamıştır.</p>

<p>9. Başvurucu Sendika 8/3/2011 tarihinde anılan işlemin iptali talepli dava açmıştır. Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 28/3/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararda 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personelinin sendikaya üye olamayacağı düzenlemesine yer verildiği, bu yönüyle DSİ tarafından tesis edilen işlemin mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>10. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi 14/5/2019 tarihinde onama kararı vermiştir. Kararda, her ne kadar dava konusu işlemin tesis edildiği 19/1/2011 tarihinden sonra 4/4/2012 tarihli ve 6289 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde yer alan <i>"ile kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeli" </i>ibaresinin madde metninden çıkarıldığı ve güvenlik personeli açısından bu tarih itibarıyla sendikaya üye olunamayacağına ilişkin yasağın kaldırıldığı anlaşılmışsa da dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümleri doğrultusunda tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>11. Karar düzeltme istemi Danıştay Onuncu Dairesinin 11/3/2021 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu nihai kararı 4/5/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p>13. 22/7/1981 tarihli ve 2495 sayılı mülga Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun'un<i> "Sendika, Dernek ve Siyasi Partilere Girme Yasağı"</i> başlıklı 21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Özel güvenlik teşkilatı personeli, sendika, dernek ve siyasi partilere üye olamazlar. ..." </i></p>

<p>14. 5188 sayılı Kanun'un<i> "Yürürlükten kaldırılan kanun"</i> başlıklı 27. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"22.7.1981 tarihli ve 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır." </i></p>

<p>15. 4688 sayılı Kanun'un <i>"Amaç"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını belirlemek ve toplu sözleşme yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." </i></p>

<p>16. 4688 sayılı Kanun'un bireysel başvuru tarihi itibarıyla<i> "Kapsam"</i> başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanun, Devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin yürütmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin görüldüğü genel, katma ve özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı kuruluşlarda kamu iktisadî teşebbüslerinde, özel kanunlarla veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle ya da bunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan banka ve teşekküller ile bunlara bağlı kuruluşlarda ve diğer kamu kurum veya kuruluşlarında işçi statüsü dışında çalışan kamu görevlileri hakkında uygulanır." </i></p>

<p>17. 4688 sayılı Kanun'un <i>"Sendika üyesi olamayacaklar" </i>başlıklı 4/4/2012 tarihli değişiklik öncesi 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanuna göre kurulan sendikalara; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>j</i><i>) </i><i>Emniyet hizmetleri sınıfı ve emniyet teşkilatında çalışan diğer hizmet sınıflarına dahil personel ile kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeli, </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>ü</i><i>ye olamazlar ve sendika kuramazlar."</i></p>

<p>18. 6289 sayılı Kanun'un 31. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"4688 sayılı Kanunun; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>b) ... 'ile kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeli' ibareleri madde metninden çıkarılmıştır." </i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. Uluslararası Sözleşmeler </strong></p>

<p>19. 8/8/1951 tarihli ve 5834 sayılı Teşkilâtlanma ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Müteallik 98 Numaralı Milletlerarası Çalışma Sözleşmesinin Onanması Hakkında Kanun'la onaylanarak 14/8/1951 tarihinde yürürlüğe giren Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 98 No.lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Sözleşmesi'nin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Madde 1: İşçiler çalışma hususunda sendika hürriyetine halel getirmeye matuf her türlü fark gözetici harekete karşı tam bir himayeden faydalanacaktır. </i></p>

<p><i>Böyle bir himaye bilhassa, </i></p>

<p><i>Bir işçinin çalıştırılmasını, bir sendikaya girmemesi veya bir sendikadan çıkması şartına tabi kılmak; </i></p>

<p><i>Bir sendikaya üye olması yahut çalışma saatleri dışında veya işverenin muvafakatı ile çalışma saatlerinde sendika faaliyetlerine iştirak etmesinden dolayı bir işçiyi işinden çıkarmak veya başka suretle onu izrar etmek; maksatları güden hareketlere mütaallik hususlarda uygulanacaktır. </i></p>

<p><i>Madde 2: İşçi ve işveren teşekkülleri, gerek doğrudan doğruya, gerek mümessilleri veya üyeleri vasıtasıyla birbirlerinin kuruluşları, işleyişleri ve idarelerini müdahalede bulunmalarına karşı gerekli surette himaye edileceklerdir. </i></p>

<p><i>Bilhassa işçi teşekküllerini bir işverenin veya bir işveren teşekkülünün kontrolüne tabi kılmaya, bir işverenin veya bir işveren teşekkülünün kendi nüfuzu altına alınmış işçi teşekkülleri ihdasını tahrik etmeye veya işçi teşekküllerinin mali yollarla veya başka bir şekilde desteklemeye matuf tedbirler, bu maddedeki manası ile müdahale hareketlerinden sayılır. </i></p>

<p>...</p>

<p><i>Madde 4: Çalışma şartlarını kollektif mukavelelerle tanzim etmek üzere işverenler veya işveren teşekkülleriyle işçi teşekkülleri arasında ihtiyari müzakere usulünden faydalanılmasını ve bu usülün tam bir surette geliştirilmesini teşvik etmek ve gerçekleştirmek için lüzumu halinde milli şartlara uygun tedbirler alınacaktır. </i></p>

<p><i>Madde 5: Bu sözleşmede derpiş olunan teminatın ne gibi hallerde silahlı kuvvetler ve zabıta kuvvetlerine hangi ölçüde uygulanacağı milli mevzuatla tayin edilecektir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>20. 25/11/1992 tarihli ve 3847 sayılı Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'la onaylanarak 12/7/1993 tarihinde yürürlüğe giren ILO 87 No.lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi'nin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Madde 2: </i></p>

<p><i>Çalışanlar ve işverenler herhangi bir ayırım yapılmaksızın önceden izin almadan istedikleri kuruluşları kurmak ve yalnız bu kuruluşların tüzüklerine uymak koşulu ile bunlara üye olmak hakkına sahiptirler. </i></p>

<p><i>Madde 3: </i></p>

<p><i>Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler. </i></p>

<p><i>Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar. </i></p>

<p><i>Madde 4: </i></p>

<p><i>Çalışanların ve işverenlerin örgütleri yönetsel yoldan feshedilme veya faaliyetten menedilmeye tabi tutulamazlar. </i></p>

<p><i>Madde 5: </i></p>

<p><i>Çalışanların ve işverenlerin örgütler, federasyon ve konfederasyon kurma ve bunlara üye olma ve her örgüt, federasyon veya konfederasyon, uluslararası çalışanlar ve işverenler örgütlerine katılma haklarına sahiptirler. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Madde 10: </i></p>

<p><i>Bu sözleşmede “örgüt” terimi, çalışanların veya işverenlerin çıkarlarına hizmet ve bu çıkarları savunma amacını güden çalışanların ve işverenlerin her türlü kuruluşunu ifade eder. </i></p>

<p><i>Madde 11: </i></p>

<p><i>Hakkında bu sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütünün her üyesi, çalışanların ve işverenlerin örgütleme hakkını serbestçe kullanmalarını sağlamak amcıyla gerekli ve uygun bütün önlemleri almakla yükümlüdür." </i></p>

<p>21. 25/11/1992 tarihli ve 3848 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 Sayılı Sözleşmenin Uygun Bulunduğuna Dair Kanun'la onaylanarak 12/7/1993 tarihinde yürürlüğe giren ILO 151 No.lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi'nin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Madde 1: </i></p>

<p><i>Bu Sözleşme, diğer uluslararası çalışma sözleşmelerinde bu kesime uygulanabilecek daha elverişli hükümler bulunmadığı durumlarda kamu makamlarınca çalıştırılan herkese uygulanır. </i></p>

<p><i>Bu Sözleşmede öngörülen güvencelerin, görevleri izlenecek politikaları belirleme ve yönetim işleri kabul edilen üst düzey görevlilere veya çok gizli nitelikte görevler ifa edenlere hangi ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla belirlenecektir. </i></p>

<p><i>Bu Sözleşme öngörülen güvencelerin silahlı kuvvetlere ve polise ne ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla belirlenecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Madde 4: </i></p>

<p><i>Kamu görevlileri, çalıştırılmaları konusunda sendikalaşma özgürlüğüne halel getirecek her türlü ayrımcılığa karşı yeterli korumadan yararlanacaklardır. </i></p>

<p><i>Böyle bir koruma, özellikle aşağıdaki amaçlara yönelik tasarruflara karşı uygulanacaktır: </i></p>

<p><i>Kamu görevlilerinin çalıştırılmalarını, bir kamu görevlileri örgütüne katılmama veya üyelikten ayrılma koşuluna bağlamak, </i></p>

<p><i>Bir kamu görevlisini, bir kamu görevlileri örgütüne üyeliği veya böyle bir örgütün normal faaliyetlerine katılması nedenleriyle işten çıkarmak veya ona zarar vermek. </i></p>

<p><i>Madde 5: </i></p>

<p><i>Kamu görevlileri örgütleri, kamu makamlarından tamamen bağımsız olacaklardır. </i></p>

<p><i>Kamu görevlileri örgütleri kuruluş, işleyiş veya yönetimlerinde kamu makamlarının her türlü müdahalesine karşı yeterli korumadan yararlanacaklardır. </i></p>

<p><i>Bir kamu makamının tahakkümü altında kamu görevlileri örgütlerinin kuruluşunu geliştirmeye veya kamu görevlileri örgütlerini bir kamu makamının kontrolü altında tutmak amacıyla mali veya diğer biçimlerde desteklemeye yönelik önlemler bu madde bakımından müdahaleci faaliyetler olarak kabul edilecektir." </i></p>

<p><strong>2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı </strong></p>

<p>22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) <i>Demir ve Baykara/Türkiye</i> ([BD], B. No: 34503/97, 12/11/2008) başvurusunda, yerel yargı makamlarınca Gaziantep Belediyesinde görevli olan memurların toplu sözleşme yapma hakkının olmadığının değerlendirilmesi sonucu yapılan başvuruda memurların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) 11. maddesi teminatlarından yararlanıp yararlanamayacaklarını incelemiştir. AİHM'in değerlendirmeleri (<i>Demir ve Baykara/Türkiye</i>, §§ 140-170) özetle şöyledir:</p>

<p>i. AİHM adı geçen başvuruda, faaliyetlerinin devletin idare mekanizması ile alakası olmayan belediye memurlarına ilke olarak <i>devletin idare mekanizmasının görevlileri</i> olarak muamele edilemeyeceğini, buna göre bu temelde örgütlenme ve sendika kurma haklarında bir kısıtlamaya gidilemeyeceğini ifade etmiştir.</p>

<p>ii. AİHM, uluslararası hukukta toplu görüşme hakkının ILO 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Sözleşmesi'nde düzenlendiğini gözlemlemiştir. 1949 yılında kabul edilen ve uluslararası çalışma şartlarına ilişkin en temel hukuki belgelerden biri olan bu belgenin Türkiye tarafından 1951 yılında imzalandığına dikkat çekmiştir. AİHM, ayrıca kamu hizmetindeki iş ilişkilerine dair 151 sayılı ILO Sözleşmesi'nin devletleri silahlı kuvvetler veya kolluk mensuplarının çalışma şartlarının belirlenmesine katılma hakkını tanıyıp tanımama konusunda özgür bıraktığı ancak bu hakkın kamu hizmetine ilişkin diğer tüm alanlarda gerekli görülmesi hâlinde özel şartlar belirlemek suretiyle geçerli olduğunu kaydetmiştir. Buna ek olarak 151 sayılı Sözleşme'nin 1/1 maddesi uyarınca söz konusu sözleşmenin hükümleri, 98 sayılı ILO Sözleşmesi tarafından öngörülen güvencelerin kapsamını daraltmak amacıyla kullanılamayacaktır.</p>

<p>iii. Avrupa devletlerinin uygulamaları hususunda AİHM, söz konusu devletlerin çoğunluğunda devlet memurlarının idare ile toplu görüşme haklarının tanındığını ancak hassas olarak nitelendirilen bazı alanların veya devlete ait özel yetkiler taşıyan bazı memur gruplarının kapsam dışında tutulması amacıyla bazı istisnaların söz konusu olduğunu yinelemiştir. Özellikle yerel makamlar tarafından çalıştırılan ve devlet yetkileri taşımayan memurların maaşlarını ve çalışma şartlarını belirlemeye yönelik toplu görüşme haklarının Sözleşmeci devletlerin çoğunluğu tarafından tanındığının altını çizmiştir.</p>

<p>iv. AİHM'e göre başvurunun yapıldığı tarihten itibaren Türkiye'deki durumun gelişimi de dikkate alınmalıdır. Türkiye dernek kurma özgürlüğü ve örgütlenme hakkının korunmasına ilişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi'ni imzalamasını müteakip 1995 yılında Anayasa'nın 53. maddesinde, kamu görevlileri tarafından oluşturulan sendikaların yargı mercilerine üyeleri adına başvurabileceklerini ve idareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabileceklerini öngören bir paragraf ekleyerek değişiklik yapmıştır. Daha sonra 4688 sayılı Kanun devlet memurlarının toplu görüşme haklarını kullanmalarını düzenleyen şartları ortaya koymuştur. Sonuç olarak AİHM hem uluslararası hem de ulusal alanda Çalışma Kanunu'ndaki gelişmeleri ve Sözleşmeci devletlerin bu konulardaki uygulamalarını dikkate alarak işverenle toplu görüşme yapma hakkının esas itibarıyla 11. maddede ortaya konan “<i>çıkarlarını korumak için sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak hakkının</i>” temel unsurlarından biri hâline geldiğini ve devletlerin sistemlerini gerekli gördükleri takdirde temsilci sendikalara özel statü tanıyacak şekilde düzenlemekte serbest olduklarını değerlendirmiştir. Bu hakların kullanılmasında AİHS'in 11. maddesi anlamı dâhilinde <i>meşru sınırlamalar</i> saklı kalmak kaydıyla -çok özel durumlar dışında- diğer çalışanlar gibi devlet memurlarının da toplu sözleşme hakkından yararlanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>v. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında AİHM, TÜM BEL-SEN'in olayların meydana geldiği dönemde bu konuya kendisi de itiraz etmeyen işveren idareyle toplu görüşme yapma hakkından faydalandığını değerlendirmiştir. Bu hak, AİHS'in 11. maddesi tarafından söz konusu sendikaya tanındığı gibi sendikal faaliyetlerde bulunma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmuştur. Daha sonra bu görüşmeleri müteakip işveren ile TÜM BEL-SEN arasında toplu sözleşme yapılmıştır. Bu sözleşmede sendika üyelerinin tüm hakları ve yükümlülükleri öngörülmüş ve koruma altına alınmıştır. Ayrıca toplu sözleşme yürürlüğe konmuştur. Toplu Sözleşme taraflar arasında ihtilaflı olan belirli mali hükümler istisna olmak üzere Gaziantep Belediyesindeki tüm işçi-işveren ilişkilerini iki yıl süreyle düzenlemiştir. Dolayısıyla bu davadaki toplu görüşme ve sonucunda yapılan toplu sözleşmenin söz konusu sendika için üyelerinin çıkarlarını iyileştirmek ve korumak amacıyla temel bir yol oluşturduğunu belirlemiştir. AİHM, Türkiye tarafından imzalanmış olan uluslararası çalışma sözleşmeleri hükümlerini uygulamaya koyacak gerekli mevzuatın eksikliği ve yargı makamlarının bu eksikliğe dayalı olarak verdiği ve fiiliyatta söz konusu toplu sözleşmenin geçmişe dönük olarak iptali ile sonuçlanan kararı nedeniyle başvurucuların AİHS'in 11. maddesi tarafından korunan sendika haklarına müdahale edildiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>vi. AİHM, olayların meydana geldiği dönemde birtakım unsurların belediye memurları olan başvuranların toplu görüşme hakkını ve dolayısıyla idareyi toplu sözleşme yapmaya ikna etme hakkını reddetmenin <i>acil sosyal ihtiyaç</i> kavramını karşılamadığını ortaya koyduğunu açıklamıştır. AİHM, öncelikle devlet memurlarının esas itibarıyla toplu görüşme hakkının hem evrensel hem de bölgesel olmak üzere uluslararası hukuk belgeleri tarafından tanındığını yinelemiştir. Ayrıca Türkiye'nin 1952 yılında işçilerin toplu görüşme ve toplu sözleşme yapma haklarını uluslararası açıdan koruyan başlıca yasal metin olan 98 sayılı ILO Sözleşmesi'ni imzaladığını, başvurucuların sendikasının <i>devletin idare mekanizmasında görevli olan memurları yansıttığını</i> yani devletin idare mekanizmasına özgü görevler yaptığını, 98 sayılı ILO Sözleşmesi'nin 6. maddesinde öngörülen istisnalar sınıfına girdiğini gösteren bir delil olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>vii. AİHM, yasama organının sebep olduğu gecikmeden kaynaklanan yasal boşluk olduğu yönündeki argümanın tek başına iki yıldır uygulanmakta olan üstelik dernek kurma özgürlüğünün kısıtlanabileceği şartlara uygun olan bir toplu sözleşmenin iptalini mazur göstermeye yetmediğini tespit etmiştir. Ayrıca belediye memurları olan başvurucuların söz konusu toplu sözleşmeyi yapabilmek için sendika özgürlüklerinin özünde bulunan toplu iş görüşmesi yapma hakkından mahrum bırakılmalarını haklı gösterecek özel durumlara ilişkin bir delil sunulmadığını değerlendirmiştir. AİHM'e göre devlet memurlarının ayrım olmaksızın diğer çalışanlara göre ayrıcalıklı bir konumda bulundukları açıklaması bu bağlamda yeterli değildir. AİHM, dolayısıyla idare ile yapılan toplu görüşmeyi müteakip başvurucuların sendikasının yaptığı toplu sözleşmenin geriye dönük olarak iptali şeklindeki müdahalenin -AİHS'in 11. maddesi anlamı dâhilinde- <i>demokratik toplumda zorunlu</i> olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla AİHS'in 11. maddesi hem başvurucuların sendikası hem de kendileri açısından ihlal edilmiştir.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 19/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>24. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun <i>ikincil niteliği</i> ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Sendika</strong><strong> Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>27. Başvurucu, özel güvenlik personelinin sendikaya üye olma hakkı olmasına karşın verilen ret kararlarının kanunilik koşulunu taşımadığını ve Anayasa'nın 51. maddesinde düzenlenen sendika hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>28. Bakanlık görüşünde; başvuru konusu işlemin iptaline ilişkin olarak açılan davanın reddedilmesindeki haklı gerekçelerin yargı mercilerinin kararlarında gösterilip gösterilmediğinin, başvurucunun sendika hakkı ile bir bütün olarak toplumun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının, müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli ve orantılı olup olmadığının, amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup bulunmadığının yapılacak incelemede dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>29. Anayasa'nın <i>"Sendika kurma hakkı" </i>başlıklı 51. maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. </i></p>

<p><i>Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir." </i></p>

<p><strong>a</strong><strong>. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i</strong><strong>. Müdahalenin Varlığı</strong></p>

<p>31. Özel güvenlik personelinin sendikaya üye olamayacağı gerekçesiyle başvurucunun üye kaydetmesi engellenmiştir. Söz konusu karar ile başvurucunun sendika hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 51. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." </i></p>

<p>33. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk şartlarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>(1) </strong><strong>Kanunilik </strong></p>

<p>34. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik ölçütü ilk olarak şeklî bir kanunun varlığını gerekli kılar (<i>Tuğba Arslan</i> [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 96). Bir yasama işlemi olarak kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinin(TBMM) iradesinin ürünüdür ve TBMM tarafından Anayasa'da öngörülen kanun yapma usullerine uyularak yapılan işlemlerdir. Bu anlayış temel hak ve özgürlükler alanında önemli bir güvence sağlar (<i>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 54). Bu kapsamda 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendindeki özel güvenlik görevlilerine sendikaya üye olma yasağı öngören normun şeklî anlamda bir kanun olduğu görülmektedir. Öte yandan kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır (<i>Tuğba Arslan</i>, § 98). Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın erişilebilirliği ve öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini garanti altına alır (<i>Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi</i> [GK], B. No: 2014/15220, 4/6/2015, § 56; <i>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri</i>, § 55). Bu kapsamda dava tarihinde yürürlükte olan 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin erişilebilir, belirli ve öngörülebilir olmadığı söylenemeyeceğinden kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>(2) </strong><strong>Meşru Amaç </strong></p>

<p>35. Başvurucunun sendika hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden <i>kamu düzeninin korunmasına</i> yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>(3)</strong><strong> Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk </strong></p>

<p><strong>(a) Genel İlkeler </strong></p>

<p>36. Anayasa Mahkemesi <i>demokratik toplum düzeninin gerekleri</i> ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır (sendikalarla ilgili olarak bkz.<i> Kristal-İş Sendikası</i> [GK], B. No: 2014/12166, 2/7/2015, §§ 53, 70, 74; <i>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri</i>, § 73; <i>Birleşik Metal İşçileri Sendikası</i> [2. B.], B. No: 2015/14862, 9/5/2018, §§ 42, 43; derneklerle ilgili olarak bkz. <i>Hint Aseel Hayvanları Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç</i> [1. B.], B. No: 2014/4711, 22/2/2017, § 45). Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir.</p>

<p>37. Buna göre sendika hakkına yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Ahmet Parmaksız</i> [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, § 80; <i>B</i><i>irleşik Metal İşçileri Sendikası</i>, § 43; <i>Kristal-İş Sendikası</i>, § 70). O hâlde sendika hakkına yargısal veya idari bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olup olmadığına, bu bağlamda toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına ve sınırlamanın izlenen amaçlarla orantılı olup olmadığına bakılmalıdır.</p>

<p><strong>(b) Somut Olayın Değerlendirilmesi </strong></p>

<p>38. İncelenen olayda yargı mercileri işlem tarihinde yürürlükte olan 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin amir hükmü gereği kamu kurum ve kuruluşlarında özel güvenlik personeli olarak görev yapanların sendika üyesi olma hakkı olmadığını, bu nedenle başvurucu Sendikaya üye olmalarına hukuki imkân bulunmadığını değerlendirmiştir.</p>

<p>39. Dava tarihinde yürürlükte olan hâliyle 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesi bazı kamu görevlilerinin sendika kurmalarını ve sendikaya üye olmalarını tamamen yasaklamıştır. Maddenin (j) bendinde ise kamu kurum ve kuruluşlarında özel güvenlik personeli olarak çalışanların bu kapsamda olduğu düzenlenmiş, bu görevdekiler yönünden sendika hakkı tamamen ortadan kaldırılmıştır.</p>

<p>40. Anayasa Mahkemesi norm denetiminde verdiği bir kararında 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan <i>“…daire başkanları…”</i> ibaresi ile (d) bendinde yer alan <i>“…fakülte dekanları, enstitü ve yüksek okulların müdürleri ile bunların yardımcıları,”</i> ibaresinin söz konusu kamu görevlilerinin sendika hakkının bulunmamasının Anayasa'ya aykırı olduğunu tespit etmiştir (AYM, E.2023/92, K.2023/156, 13/9/2023). Anılan kararda kamu görevlilerinin sendikal hak ve özgürlüklere tam olarak sahip olması gerektiği belirtilmiş, aksi hâlde demokratik toplum düzeninin önemli göstergelerinden biri olan sendikal örgütlenme özgürlüğünün tam anlamıyla gerçekleşmesinden söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca demokratik bir devlet yapısı içinde tüm kamu görevlilerinin mesleki, ekonomik ve sosyal menfaatlerine dair sorunlarını ve bunlara ilişkin taleplerini örgütlü bir şekilde ifade etmelerini sağlamaya yönelik düzenlemeler yapmanın devletin yükümlülükleri arasında olduğu ifade edilmiştir (anılan kararda bkz. §§ 20,21). Anayasa Mahkemesi bu kararda bazı kamu görevlilerinin sendikal faaliyetlerinin yürütülen hizmetin niteliği, sunulan kamu hizmetinin önemi, bir kamu hizmetinin sunulamamasının diğer kişilerin hak ve özgürlükleri üzerindeki etkisi, kamu görevlilerinin çalıştıkları birimlerin özellikleri gibi hususlar gözetilerek sınırlanabileceğini ancak bu tür sınırlamalar yerine bazı kamu görevlilerinin sendika hakkından kategorik olarak mahrum bırakılmasının demokratik toplumda zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılayamayacağını değerlendirmiştir (anılan kararda bkz. §§ 22-25).</p>

<p>41. Bu karardan da anlaşılacağı üzere kamu görevlilerinin örgütlü hareket etmelerinin esas olduğunun, bu hakkı sınırlandırmanın ise istisna olarak değerlendirilmesi gerekliliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından altı çizilmiştir. O hâlde başvuruya konu dava tarihinde başvurucu Sendikaya örgütlenme imkânı verilmemesine neden olan kanun maddesi tarafından öngörülen yasaklamanın demokratik toplum düzeninin gerekliliklerine uygunluk ölçütünü karşılayıp karşılamadığının da yukarıda anılan karardaki değerlendirme çerçevesinde belirlenmesi gerekir.</p>

<p>42. Diğer çalışanlarda olduğu gibi kamuda çalışan özel güvenlik personelinin de çalışma koşulları ve ekonomik şikâyetlerinin olduğu açıktır. Bu meslek grubunu temsil edecek örgütlü bir yapıya kavuşmalarının sorunların güçlü bir biçimde dile getirilmesine ve çözümüne katkı sağlayacağı tartışmasızdır. Kamuda çalışan özel güvenlik görevlilerinin bu şekilde demokratik bir hakka kavuşması kamu hizmetlerinin daha etkin bir şekilde yerine getirilmesine ve dolayısıyla toplumsal refaha da hizmet edecektir. Nitekim sonrasında bu hususlar gözetilerek söz konusu yasak kaldırılmış ve kamuda görev yapan özel güvenlik personelinin sendika kurma hakkı mümkün kılınmıştır.</p>

<p>43. Dolayısıyla dava tarihinde yargılamaya esas alınan 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde yer alan düzenleme kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan özel güvenlik personeline yönelik sendika kurma, bunlara üye olma hakkının kategorik olarak yasaklanmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve dolayısıyla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez. Öte yandan anılan kanun maddesinde öngörülen mutlak yasaklama şeklindeki müdahalenin telafi edici bir mekanizmanın öngörülmemiş olması gözetildiğinde orantılı olmadığı da açıktır.</p>

<p>44. Sonuç olarak başvuruya konu müdahale tarihinde yürürlükte olan 4688 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan özel güvenlik personeli bakımından sendika hakkını tamamen yasaklayarak sendika hakkını ihlal ettiği ve ihlalin doğrudan kanundan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra söz konusu kuralın mülga olmadan önce veya sonra yargı mercilerince somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne getirilmediği de anlaşılmıştır. Bu şekildeki hak ihlalinin yargısal uygulamaya bakan bir yönünün olduğu da vurgulanmalıdır.</p>

<p>45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>46. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>47. Bireysel başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığının her başvuru özelinde değerlendirilmesi gerekir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğunun tespit edilmesi durumunda Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>48. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (<i>Mehmet Doğan</i>, § 57).</p>

<p>49. Buna göre ihlal, idari makamların veya yargı mercilerinin Anayasa'ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun hükmünü uygulamaları veya kanundaki belirsizlikler sebebiyle ortaya çıkmışsa bu ihlal kanunun uygulanmasından değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün ortadan kaldırılması veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ya da yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi için belirsizliğin giderilmesi suretiyle giderilebilir (<i>Y.T.</i> [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 68).</p>

<p>50. Somut olayda da ihlal kanundan kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin <i>Hulusi Yılmaz</i> ([GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) kararında, kanundan kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Bununla birlikte eldeki başvuruda ihlalin kaynağı olan kuralın ilga edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin somut norm denetimi yoluyla önüne getirilen mülga kuralların da anayasal denetimini yaptığı ve gerekli gördüğünde mülga olsa dahi -o davada da etkili olacak şekilde- normu iptal edebildiği bilinmektedir (AYM, E.2019/104, K.2021/3, 14/1/2021). Bu bakımdan işbu başvurudaki anılan farklılığın <i>Hulusi Yılmaz</i> kararında belirlenen ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir niteliği olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>51. Mevcut başvuru bakımından başvurucunun mağduriyetinin<i> eski hâle getirme</i> ilkesi çerçevesinde giderilmesi Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca zorunludur. Bunun için ise yukarıda değinildiği üzere mümkün olduğunca ihlalden önceki duruma dönülmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde başvurucunun mağdur statüsü sona erdirilmemiş ve ihlalin sonuçları giderilmemiş olur. Bu kapsamda ihlalden önceki duruma dönülmesini temin etmek için ihlalin sonuçlarının gideriminin anılan maddeye göre yeniden yargılama kapsamında sağlanıp sağlanmayacağı hususunun Anayasa'da ve anılan Kanun'da yer alan hükümler çerçevesinde tartışılması gerekir (<i>Hulusi Yılmaz</i>, § 62).</p>

<p>52. İncelenen başvuruda İdare Mahkemesi veya temyiz incelemesini yapan Danıştay Onuncu Dairesi bireysel başvuru öncesi yapılan yargılama sırasında Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında bu davada uygulanan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır. Bununla birlikte yeniden yapılacak yargılamada anılan Anayasa hükmü çerçevesinde davada uygulanacak kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde itirazda bulunulabilmesi mümkün görülmüştür (<i>Hulusi Yılmaz</i>, § 66).</p>

<p>53. Bu durumda eldeki başvuruda tespit edilen hak ihlalinin ve sonuçlarının yukarıda belirtilen şekilde ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı merciinin yapması gereken, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir. Temel haklara yönelik Anayasa'ya aykırı müdahalelere engel olamadığı Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş bir kanun hükmüne göre karar verilemeyeceği açık olduğundan mahkeme; yeniden yapacağı yargılama sırasında Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında bu davada uygulanan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunmalı yahut Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası hükmünü gözönünde bulundurarak milletlerarası anlaşma hükümlerini esas almak suretiyle uyuşmazlığı çözmelidir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>54. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya talebine bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine (E.2011/1139, K.2012/390) GÖNDERİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvurunun esası hakkında Mahkememizce uyuşmazlığa uygulanacak olan Kanun maddesinin Anayasa’nın 13. maddesinin aradığı anlamda kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun hükmü niteliğinde olmadığı, dolayısıyla müdahalenin kanuni temelinin bulunmadığı, bu nedenle de ihlalin kanundan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. İhlal yönündeki karara ve gerekçeye katılmaktayım.</p>

<p>2. İhlalin giderimiyle ilgili olarak ise daha önce Mahkememizin 2018/313 numaralı bireysel başvurusu hakkındaki karara karşı yazdığım ayrık görüşte belirtilen gerekçelerle ihlalin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama kararı verilmesi yerine Mahkememiz Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması yönünde karar vermesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Kamu kurum ve kuruluşlarında özel güvenlik görevlisi olanların sendika kurma haklarının bulunmadığına dair işlemin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak <i>“Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine (E.2011/1139, K.2012/390) gönderilmesine”</i> karar vermiştir.</p>

<p>2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın esasını doğrudan ilgilendiren 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun'un 21. maddesinde yer alan<i> "Özel güvenlik teşkilatı personeli, sendika, dernek ve siyasi partilere üye olamazlar."</i> şeklinde yer alan hükümde kategorik biçimde sendikaya üye olma yasağı getiren kuraldan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>3. Her ne kadar bu yasak daha sonra 5188 sayılı Kanun’la kaldırılmış ise de bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta ihlale sebebiyet veren işlemin tesisinde yürürlükte idi. Bu nedenle her ne kadar ihlale sebebiyet veren kanun hükmü artık mülga hale gelmişse de Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlalden sonra ihlalin giderimi olarak o hükmün hukuk düzeninden ayıklanması gerekmektedir.</p>

<p>4. İhlalin kanunun açık hükmünden kaynaklandığı durumlarda ihlalin giderimi olarak Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımından farklı olarak yazmış olduğum giderim yönünden karşıoylardaki argümanların burada da geçerli olduğu kanaatindeyim (Örnek olarak bkz.: İsmail Yiğit [GK], B. No: 2021/57086, 31/7/2025 künyeli karardaki karşıoyum).</p>

<p>5. Bunun içindir ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.</p>

<p>6. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.</p>

<p>7. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna taşınması gerekmektedir.</p>

<p>8. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin,<i> “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi”</i> başlıklı Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında<i> “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.”</i> şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>9. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda, Anayasa’nın 152. maddesi gereğince<i> “davaya bakmakta olan mahkeme”</i> sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanunun açık hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm denetiminde bu kuralın Anayasa’nın sendika hakkı ile ilgili 51. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış olacaktır.</p>

<p>11. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.</p>

<p>12. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde, müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun olmayacaktır.</p>

<p>13. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>14. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda<i> “yetkisizlik asıl ve yetki istisna”</i> olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.</p>

<p>15. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma konusunda açık bir yetkisi var mıdır?</p>

<p>16. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.</p>

<p>17. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).</p>

<p>18. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.</p>

<p>19. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>20. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural” hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28, 17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017, § 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).</p>

<p>21. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>22. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.</p>

<p>23. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın 152. maddesi hükmüdür.</p>

<p>24. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır. Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>25. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında hukuken savunulamaz.</p>

<p>26. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.</p>

<p>27. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:</p>

<p><i>“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı, devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir.</i></p>

<p><i>Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır.</i></p>

<p><i>İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır. Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması önlenmiştir.</i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz</i><i>1</i><i>.</i></p>

<p><i>Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir. Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir</i><i>2</i><i>. Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir</i><i>3</i><i>.”</i> (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).</p>

<p>28. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında 6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır. Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.</p>

<p>30. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin -bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK], B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1. B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).</p>

<p>31. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.</p>

<p>32. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.</p>

<p>33. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde edilebilir.</p>

<p>34. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması gerekmektedir.</p>

<p>35. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.</p>

<p>36. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.</p>

<p>37. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu sokulmalıdır.</p>

<p>38. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru” biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>39. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir. Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.</p>

<p>40. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca incelemekte fayda vardır.</p>

<p>41. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.</p>

<p>42. Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır.</p>

<p>43. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.</p>

<p>44. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.</p>

<p>45. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı<i> “Kararın bir örneğinin sendika hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine (E.2011/1139, K.2012/390) gönderilmesi”</i> şeklindeki sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>46. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.</p>

<p>47. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 20. Bası, Beta Yay., İstanbul, 2020, s. 486-487.</p>

<p><sup>2</sup> Mehmet Merdan Hekimoğlu, Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Detay Yay., Ankara, 2004, s. 66-67.</p>

<p><sup>3</sup> Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yay., Ankara, 1996, s. 212.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202148905-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymsasa.jpg" type="image/jpeg" length="89484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ramazan Özkepir vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ramazan-ozkepir-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ramazan-ozkepir-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Ramazan Özkepir (36149) vefat etti. Özkepir için bugün saat 14:00’de Yargıtay Başkanlığı’nda resmi tören yapılacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. RAMAZAN ÖZKEPİR (36149) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>05.02.2020 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Ramazan ÖZKEPİR (36149) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 10.08.2026 Pazartesi günü (bugün) saat 15.45’te Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ramazan-ozkepir.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ramazan-ozkepir-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/ramazan-ozkepir-1.jpg" type="image/jpeg" length="29246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Çocuk cinayetleri’ne ilişkin düzenleme Meclis’te kabul edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cocuk-cinayetlerine-iliskin-duzenleme-mecliste-kabul-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cocuk-cinayetlerine-iliskin-duzenleme-mecliste-kabul-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Minguzzi ve Atlas cinayetiyle gündemi sarsan ‘çocuk cinayetleri’ne ilişkin düzenleme Meclis’te kabul edildi. Yasadaki ‘suça sürüklenen çocuk’ tanımının yerini ‘adli süreçteki çocuk’ aldı. 18 yaşını doldurmayan faillerde suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa 19 yıldan 27 yıla, müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa 15 yıldan 18 yıla kadar hapis verilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurul'da kabul edilerek yasalaştı. Kanunla getirilen düzenlemelere yönelik 10 soru ve yanıtları şöyle...</p>

<p><strong>1- "Suça sürüklenen çocuk" ibaresinin yerine ne kullanılacak?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk Koruma Kanunu, Sosyal Hizmetler Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun çeşitli hükümlerinde yer alan "suça sürüklenen" ibaresi "adli süreçteki" olarak değiştirilecek.</p>

<p><strong>2- Çocuk hakkında kamu davası açılması durumunda ne yapılacak?</strong></p>

<p>Çocuk hakkında kamu davası açılması halinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilecek.</p>

<p><strong>3- Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde hapis cezaları nasıl olacak?</strong></p>

<p>Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 19 yıldan 27 yıla, müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 15 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.</p>

<p><strong>EVDEKİ SİLAH CEZASI</strong></p>

<p><strong>4- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi nasıl cezalandırılacak?</strong></p>

<p>Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.</p>

<p><strong>5- Ceza sorumluluğu bulunmayan adli süreçteki çocuklara yönelik nasıl bir düzenlemeye gidiliyor?</strong></p>

<p>Ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar için çocuklara özgü güvenlik tedbiri niteliğinde "yönlendirme tedbirleri" belirlendi. Bunlar, "sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri", "dijital risklerden korunma tedbiri", "kitap ve kütüphane tedbiri", "çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri" ve "tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri" başlıklarında sıralandı.</p>

<p>Bu tedbirlerin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkabilecek direnç veya zorluklara karşı kolluktan yardım istenebilecek. Ayrıca tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanacak.</p>

<p><strong>6- Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu nasıl sağlanacak?</strong></p>

<p>Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu, merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nca, il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanacak. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından yürütülecek.</p>

<p><strong>TAZYİK HAPSİ KİMLERE</strong></p>

<p><strong>7- Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket edenlere hangi cezalar verilecek?</strong></p>

<p>Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla 3 günden 10 güne kadar "tazyik hapsi" ile cezalandırılacak.</p>

<p><strong>8- Sosyal inceleme kimlere uygulanacak?</strong></p>

<p>Çocuk Koruma Kanunu'nda yapılan değişiklikle 15 yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu olacak. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından 15 yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilecek.</p>

<p><strong>9- Adli süreçteki çocuğun yargılaması sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde ne olacak?</strong></p>

<p>Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanacak. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler, düzenlemede sayılan kurumlar tarafından yerine getirilecek. Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması halinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilecek.</p>

<p><strong>KESİCİ, DELİCİ, BERELEYİCİ ALETLERİN SATIŞI</strong></p>

<p><strong>10- Bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin satışına yönelik nasıl bir düzenlemeye gidilecek?</strong></p>

<p>Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin, Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun'a göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi yasaklanacak. Bu hüküm 1 Aralık 2026'da yürürlüğe girecek. 18 yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması yasaklanacak. Bu yasaklara uymayanlara 5 bin lira, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise 10 bin lira idari para cezası verilecek. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde 5 bin lira idari para cezası verilecek. Kabahatin konusu olan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilecek.</p>

<p><strong>GÜRLEK: CAYDIRICI YAPTIRIMLARIN ÖNÜ AÇILDI</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Göreve geldiğimiz ilk günlerden itibaren çocuklarımızı suçla özdeşleştiren kavram ve uygulamaları değiştireceğimizi ifade ettik. Bu kapsamda ‘suça sürüklenen çocuk’ yerine ‘adli süreçteki çocuk’ kavramını hukuk sistemimize kazandırılmış oldu” dedi.</p>

<p>Bakan Gürlek, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen 'Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin sanal medya hesabı üzerinden paylaşım yaptı. Bakan Gürlek paylaşımda şunları vurguladı: “Çocuk adalet sistemimizi daha güçlü, daha caydırıcı ve çocuğun üstün yararını esas alan bir yapıya kavuşturan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Gazi Meclisimizde kabul edilerek yasalaştı. Yeni düzenlemeyle; ağır suçlarda daha caydırıcı yaptırımların önü açıldı, çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına karşı mücadele güçlendirildi ve 15 yaşından küçük çocuklar için sosyal inceleme zorunlu hale getirildi. Göreve geldiğimiz ilk günlerden itibaren çocuklarımızı suçla özdeşleştiren kavram ve uygulamaları değiştireceğimizi ifade ettik. Bu kapsamda ‘suça sürüklenen çocuk’ yerine ‘adli süreçteki çocuk’ kavramını hukuk sistemimize kazandırılmış oldu.” (Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cocuk-cinayetlerine-iliskin-duzenleme-mecliste-kabul-edildi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/minguzzi.webp" type="image/jpeg" length="95808"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 2003/1709 E., 2004/26 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20031709-e-200426-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20031709-e-200426-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 6. Dairesi'nin 12.01.2004 tarihli, 2003/1709 E., 2004/26 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No: 2003/1709<br />
Karar No: 2004/26</strong></p>

<p><br />
Temyiz İsteminde Bulunan :… Belediye Başkanlığı<br />
Vekili :Av....<br />
Karşı Taraf : ... Bankası … Şubesi Müdürlüğü<br />
Vekili :Av. ...<br />
İstemin Özeti :... İdare Mahkemesinin … günlü, E:..., K:... sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Savunmanın Özeti :Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbiri bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>Danıştay Tetkik Hakimi ...'un Düşüncesi :Parselasyon işleminin dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı dava konusu edilmediğinden, dava konusu parselasyon işleminin 3194 sayılı yasa ve ilgili yönetmelik hükümleri ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ve parselasyon ilkelerine uygun yapılıp yapılmadığının irdelenmesi suretiyle yeniden karar verilmesi gerektiğinden mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>Danıştay Savcısı ...'nun Düşüncesi :..., … ilçesi ... Mahallesi … pafta, … ada, … parselde kayıtlı taşınmazın bulunduğu yerde 3194 sayılı Kanunun 18.maddesine göre imar uygulaması yapılmasına ilişkin 21.9.2001 günlü ve … sayılı Belediye Encümen Kararını iptal eden idare mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından parselasyon işlemi sonucu kendisine tahsis edilen parselin başkaları ile hisseli olduğunu ve taşınmazın düzenleme öncesi konumu ile ilişkisinin bulunmadığı, düzenlemenin adalet ve eşitlik ilkelerine ters düştüğü, belediyenin yeni oluşturduğu parsellerin her birine kendisini hissedar yaparak Kanunun amacı dışına çıktığı, mevzuat hükümlerine aykırı biçimde kapanan kadastrol yolların belediyeye ait parsel şeklinde düzenlemeye dahil edildiği ve düzenleme sonucu belediye adına parseller oluşturulduğu iddiaları ile parselasyon işleminin iptali istemiyle dava açıldığı halde mahkemece imar planı yönünden inceleme yapılıp dava konusu parselasyon işleminin iptal edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu yüzden parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davanın davacının iddiaları gözönünde bulundurularak karara bağlanması gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle temyiz konusu mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, ..., … İlçesi, … pafta, … ada, … parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi uyarınca parselasyon yapılmasına ilişkin 21.9.2001 günlü, 697 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; idare mahkemesince, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla, dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, yapılan düzenleme sonucunda oluşturulan imar parsellerinin standart bir büyüklüğünün bulunmadığı, objektif kriterlere dayanılmadığı kentsel siluet açısından birbirine yakın adalarda bile farklı yapılaşma ve yoğunluk kararlarının oluşturulduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare vekili tarafıdan temyiz edilmiştir.</p>

<p>3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin 1.fıkrasında, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyelerin yetkili olduğu kurala bağlanmıştır. İmar Kanununun 18.maddesi uyarıca yapılacak Arazı ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 10.maddesinde de imar parsellerinin oluşturulması ve dağıtımındaki esaslar belirlenmiştir.</p>

<p>Anılan Yasa ve Yönetmelik hükümlerinin değerlendirilmesinden, parselasyon işlemiyle amaçlananın imar planı, plan raporu ve imar yönetmeliği hükümlerine göre imar adasının tüm biçim ve boyutu, yapı düzeni, inşaat yaklaşma sınırı ve bahçe mesafeleri, yapı yüksekliği ve derinliği, yerleşme yoğunluğu, taban alanı ve kat alanı katsayısı, arazinin kullanma şekli, mülk sınırları, mevcut yapıların durumu gözönüne alınmak suretiyle sorunsuz, üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli oluşturmak olduğu açıktır.</p>

<p>Öte yandan, bir bölgede parselasyon işlemi yapılabilmesi için öncelikle 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılması ve parselasyon işlemimin de bu plana dayalı olması gerekmektedir.<br />
Dosyanın incelenmesinden, davanın davacıya ait taşınmazın bulunduğu alanda 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin iptali istemiyle açıldığı, idare mahkemesince, dava konusu düzenlemenin 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi ve ilgili Yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığının tespiti amacıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ancak bilirkişi raporunda parselasyon işlemiyle birlikte, bu işlemin dayanağı imar planına yönelik değerlendirmelere de yer verildiği, mahkemenin de, dava konusu olmadığı halde imar planına yönelik değerlendirmeleri esas almak suretiyle parselasyon işleminin iptaline karar verdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda, parselasyon işleminin dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı dava konusu edilmediğinden, dava konusu parselasyon işleminin yukarıda anılan Yasa ve Yönetmelik hükümleri ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ve parselasyon ilkelerine uygun yapılıp yapılmadığının, irdelenmesi suretiyle yeniden bir karar verilmelidir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, ... İdare Mahkemesinin … günlü, E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, …-lira karar harcı ile fazla yatırılan …-lira harcın temyiz isteminde bulunana iadesine, dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine 12.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20031709-e-200426-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="79159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Millete danışmadan 'yaptım oldu' ile bu iş olmaz!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/millete-danismadan-yaptim-oldu-ile-bu-is-olmaz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/millete-danismadan-yaptim-oldu-ile-bu-is-olmaz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifinin kanunlaşması halinde, uygulanması MGK’nın alacağı kararının Resmi Gazete’de yayımlanması ön şartına bağlanmıştır.</p>

<p>Erteleme kapsamına alınan suçlar adı belirtilmiş bir terör örgütünün faaliyetleri ile sınırlı tutulmuş olup, bu yönü ile düzenlemenin “eşitlik” ve “adalet” ilkeleri bakımından sorunlu olduğu görülmektedir.</p>

<p>Kesin olan; suça iştirakin hangi derecesi olursa olsun veya TCK m.220/5 gereğince terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde kasten öldürme suçları ile bu suçlara teşebbüsten sorumlu tutulanlar ve 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının gerektiren suçlar kapsam dışı bırakıldığından, bunlar dışında kalan suçlar ile sorumluları kapsama girmişlerdir. Cezaya göre değil de suça göre istisnaların öngörülmesi isabetli olurdu.</p>

<p>Yeri gelmişken;</p>

<p>“Ben şuyum buyum” demenin bir manası yok! Tamam doğarken ne olduğunu seçme imkanın yok, ama Türk vatandaşı oldun mu bu iş biter. Artık önemli olan ne olduğun değil, bunu sahiplenerek verdiğin demokrasi ve hukuk mücadelesidir. Kimlik üzerinden siyaset en hatalı iştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birisi “bu anahtar yasa” diyor, ne demek bu? “Diğer kapıları açmak için anahtar” da ne demek? “Onun ne dediği önemli değil, bize güvenin” diyerek işin içinden çıkılamaz, belli ki işin bir tarafında, vatana ihanetten cezasını çekenin milletin muhatabı olması mümkün değildir. Türk milletine danışılmadan, “yaptım oldu” ile de bu iş olmaz!</p>

<p>Mesele, suç veya ceza affı veya soruşturma, kovuşturma ve ceza erteleme çerçevesinde ele alındığında; Kanun Teklifinin en önemli sorununun “eşitlik” ve “adalet” ilkelerinde ortaya çıktığı, bugüne kadar 4616 sayılı Kanun ve bu Kanunu değiştiren 4758 sayılı Kanun da dahil olmak üzere, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen birçok geçici madde ile af benzeri veya erteleme kanunlarının çıkarıldığı, ancak ilk defa bir terör örgütünün adı zikredilmek suretiyle ceza affı veya soruşturma, kovuşturma ve infaz erteleme yönteminin tercih edildiği görülmektedir.</p>

<p>Anayasa m.10 ile güvence altına alınan “kanun önünde eşitlik” mutlak veya tam bir fiili eşitlik olmayıp, hukuki eşitlik olarak uygulanmaktaysa da, burada fiili eşitlikten ayrılmayı gerçekten zorunlu kılan bir sebebin varlığı ve hukuki eşitliğin sağlandığının tespiti gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin bugüne kadar; “hukuki sıfat”, “hukuki durum” veya “kanun koyucunun takdiri” gerekçeleriyle, suç ve kapsam süresi bakımından Anayasaya aykırı bulmadığı infaz veya af benzeri kanunları Anayasaya aykırı bulmadığı, ancak ceza yönünden yapılan ayrıştırmaları Anayasaya aykırı gördüğü ve kişiye özel çıkarılan kanunları da “eşitlik” ilkesine aykırı saydığı bilinmektedir.</p>

<p>İlk defa bir örgütün adı verilmek suretiyle infaz veya af benzeri bir kanun çıkarılacağı görülmektedir ki; bu Kanunun tatbiki açısından hangi prosedür tercih edilirse edilsin, “eşitlik” ve “adalet” ilkelerine aykırılık tartışmalarının ciddi şekilde gündeme geleceği izahtan varestedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/millete-danismadan-yaptim-oldu-ile-bu-is-olmaz-1</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yazar/ersan-sen-44as.jpg" type="image/jpeg" length="26254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Meslekten ihraç edilen eski hâkim, adliyede sahte kimlikle yakalandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/meslekten-ihrac-edilen-eski-hakim-adliyede-sahte-kimlikle-yakalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/meslekten-ihrac-edilen-eski-hakim-adliyede-sahte-kimlikle-yakalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2019 yılında meslekten ihraç edilen eski hâkim A.E.'nin, İstanbul Adliyesi'ne sahte kimlik göstererek aktif görevde hâkim olduğunu söyleyip dosya takibi yapmaya çalıştığı belirtildi. Şüpheli tavırları üzerine kimliği kontrol edilen E., sahte hâkim olduğunun ortaya çıkmasının ardından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sabah'tan Armağan Yılmaz'ın haberine göre, 2019 yılında meslekten ihraç edilen 55 yaşındaki eski hâkim A.E., yanında bulunan iki kişiyle İstanbul Adliyesi'nde Kaçakçılık Bürosu Kalem Müdürü Oğuzhan Kötek'in odasına geldi. Anadolu Adliyesi'nde aktif olarak asliye hukuk hâkimliği yaptığını söyleyen E., sahte kimlik kartını göstererek yeğeninin şüpheli olarak yer aldığı bir dosyanın hangi savcıda bulunduğunu öğrenmek istedi. Görüşme sırasında E. ve beraberindekilerin çelişkili ifadelerinden şüphelenen Kötek, E.'den hâkimlik sicil numarasını istedi. E.'nin soruyu geçiştirmesi üzerine Anadolu Adliyesi ile iletişime geçen Kötek, A. E. isimli aktif bir hâkim bulunmadığını öğrendi ve durumu Başsavcı Vekiline bildirdi.</p>

<p><strong>Tutuklandı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbar üzerine polis ve güvenlik ekipleri, kamera kayıtlarından E. ve beraberindekilerin adliyenin yemekhanesinde bulunduğunu belirledi. Burada gözaltına alınan E.'nin, sahte kimliği kullanmasına rağmen hâkim olduğunu söylemeyi sürdürdüğü aktarıldı. Savcılıkta, işi hızlandırmak amacıyla hâkim olduğunu söylediğini ve herhangi bir menfaatinin bulunmadığını savunan E., kimliği ise yerde bulduğunu öne sürdü. E. ile birlikte savcılığa sevk edilen iki kişi tutuklama talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilirken, mahkeme E.'nin tutuklanmasına, diğer iki şüphelinin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/meslekten-ihrac-edilen-eski-hakim-adliyede-sahte-kimlikle-yakalandi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/istanbul-caglayan-1.jpeg" type="image/jpeg" length="39665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["VARSA" İBARESİ YORUMLA YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/varsa-ibaresi-yorumla-yururlukten-kaldirilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/varsa-ibaresi-yorumla-yururlukten-kaldirilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAYIN KARASU'NUN CEVAPLARINA CEVAP: EKSPER RAPORU BİR DELİLDİR, BAŞVURU ŞARTI DEĞİLDİR]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş ve Ortak Zemin</strong></p>

<p>Sayın Prof. Dr. Rauf Karasu, 8 Ağustos 2026 tarihinde <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">hukukihaber.net</a>'te yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminat-taleplerinde-eksper-raporu-sunma-zorunluluguna-iliskin-elestirilere-bilimsel-cevaplar-ve-yeni-duzenleme-yapma-onerisi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">"Sigorta Tazminat Taleplerinde Eksper Raporu Sunma Zorunluluğuna İlişkin Eleştirilere Bilimsel Cevaplar ve Yeni Düzenleme Yapma Önerisi"</span></a></strong> başlıklı yazısıyla, SEDDK'nın 05.08.2026 tarihli ve 2026/02 sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-tahkim-basvurusu-mumkun-mu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Sirkülerine yönelttiğimiz eleştirilere </span></a></strong>cevap vermiştir. Sayın Karasu'nun eleştirilerimizi bilimsel çerçevede karşılamasını ve nazik ifadelerini teşekkürle karşılıyoruz. Kendisinin şahsına yönelik karalama niteliğindeki söylemleri ise biz de kesin olarak reddediyoruz: Akademik bir görüşün sahibini hedef almak, o görüşü çürütmez; yalnızca tartışmayı fakirleştirir. Bizim eleştirimiz dünkü yazımızda olduğu gibi bugünkü yazımızda da yalnızca metne ve tezlere yöneliktir, öyle kalacaktır.</p>

<p>Bu ikinci tur, önemli bir kazanımla açılmaktadır: Sayın Karasu, ekspertiz raporunun hazırlanmasına ilişkin azami bir sürenin bulunmamasının "hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkının ihlali riskini doğurduğunu" açıkça kabul etmiş; ayrıca raportörlerin yargısal değerlendirme yapamayacağı yönündeki tespitimize katılan bir düzenleme önerisi getirmiştir. Bu iki kabul, aşağıda göstereceğimiz üzere, savunulan sirkülerin bugünkü hâliyle uygulanamayacağının en yetkili ağızdan teyididir. Zira bir başvuru şartının anayasal hakları ihlal etme riski taşıdığını kabul edip aynı şartın bugün uygulanmasını savunmak, kendi içinde sürdürülebilir bir pozisyon değildir.</p>

<p>Aşağıda Sayın Karasu'nun üç ana tezini sırasıyla ele alıyoruz: (1) Genel Şartlar Ek-6'daki "varsa" ibaresinin hükmünü yitirdiği tezi, (2) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin maluliyet raporu içtihadıyla kurulan kıyas, (3) 15 günlük süre önerisinin mevcut sorunu çözdüğü varsayımı.</p>

<p><strong>II. "Varsa" İbaresi Yorum Yoluyla Yürürlükten Kaldırılamaz</strong></p>

<p>Sayın Karasu'nun yeni yazısındaki taşıyıcı argüman şudur: Genel Şartlar Ek-6'da eksper raporu "varsa" kaydıyla sayılmıştır; ancak yeni düzenlemelerle belirli tutarın üzerindeki hasarlarda eksper ataması zorunlu hâle geldiğinden, "buradaki 'varsa' ibaresi artık pratikte hükmünü yitirmiştir." Bu tez, dört ayrı düzlemde sakattır.</p>

<p><strong>1. Açık lafız, yorumla tersine çevrilemez.</strong> "Varsa" ibaresi, düzenleyicinin bilinçli bir tercihidir ve anlamı açıktır: Rapor mevcutsa sunulur; mevcut değilse başvuru yine geçerlidir. Açık bir lafzı, metinde hiçbir değişiklik yapılmamışken "artık hükmünü yitirmiştir" diyerek okumak, yorum değil, contra legem bir düzeltme faaliyetidir. Genel Şartları değiştirme yetkisi kimdeyse, "varsa" ibaresini kaldırma yetkisi de ondadır; dilerse kaldırır ve bu tercihi yargısal denetime açılır. Yorum yoluyla ilga, hukuk metodolojisinin tanıdığı bir yol değildir. Kaldı ki lehe bir kaydın yorum yoluyla aleyhe daraltılması, tüketici ve sigortalı lehine yorum ilkesinin (TTK m. 1425 gerekçesinde de ifadesini bulan yaklaşımın) tam tersine işletilmesidir.</p>

<p><strong>2. Atama zorunluluğu ile raporun başvuranın elinde olması, birbirinden tamamen farklı iki olgudur.</strong> "Eksper ataması zorunlu olduğuna göre rapor da vardır; öyleyse sunulması da zorunludur" çıkarımı, yeni rejimin işleyişini gözden kaçırmaktadır. 1 Ağustos 2026 rejiminde eksper, taraflarca değil merkezi sistem üzerinden atanmakta; raporun yazım takvimi zarar görenin iradesinin tamamen dışında ilerlemekte; rapor sigortacıya teslim edilmektedir. Atama zorunluluğu, sürecin <i>başlatılacağını</i> garanti eder; raporun <i>belirli bir anda başvuranın elinde olacağını</i> garanti etmez. "Varsa" kaydının işlevi tam da budur: Kayıt, raporun henüz mevcut olmadığı — yani yeni rejimde kural hâline gelen — durumu düzenler. Sayın Karasu'nun tezi kabul edilirse ortaya kronolojik bir kısır döngü çıkar: Rapor, hasar ihbarıyla başlayan sürecin ürünüdür; ama ihbarla başlayan başvurunun ön şartı da rapor sayılmaktadır. Başvuru raporu, rapor başvuruyu beklemektedir.</p>

<p><strong>3. Sayın Karasu'nun kendi önerisi, tezini çürütmektedir.</strong> Önerilen sirküler maddesi, raporun "sigorta şirketine <strong>ve menfaat sahiplerine</strong> teslim edilmesini" hükme bağlamaktadır. Bu öneri, mevcut düzende raporun menfaat sahibine teslim edilmediğinin — yani zarar görenin, sunması istenen belgeye çoğu zaman erişiminin dahi bulunmadığının — zımni ikrarıdır. Kişiye, hukuken erişimi güvence altına alınmamış bir belgeyi sunma yükümlülüğü yüklenemez; imkânsızı yükleyen kural, kural olma vasfını yitirir.</p>

<p><strong>4. Anayasa Mahkemesinin çizgisi: Hakkın özüne dokunan sınırlama ancak kanunla konulur.</strong> Bu tartışmanın anayasal çerçevesi, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinin-belirlenmesinde-yurutmeye-yetki-veren-bazi-kurallarin-iptali" rel="dofollow">AYM'nin 17.07.2020 tarihli ve E. 2019/40, K. 2020/40 sayılı kararı</a></strong>nda (RG 09.10.2020, S. 31269) çizilmiştir. AYM bu kararla, KTK m. 90'daki "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ve "...ve genel şartlarda..." ibarelerini ve m. 92'nin (i) bendini — yani tazminat hakkının kapsamını Genel Şartlara, bir idari düzenlemeye bırakan hükümleri — <strong>iptal etmiştir</strong>. İptal gerekçesi kayda değerdir: Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkeler kanunla belirlenmeden idareye geniş takdir yetkisi bırakılması, kanunilik ölçütü yönünden Anayasa'nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır (kararın § 30-34). Aynı kararda KTK m. 97'deki yazılı başvuru şartı ise anayasaya uygun bulunmuştur; ancak bu sonucun dayanağı, şartın basit, külfetsiz ve tamamen zarar görenin kontrolünde bir ön adım olmasıdır.</p>

<p>Bu iki tespit yan yana konulduğunda tablo netleşir: AYM, <i>kanun hükmü</i> düzeyindeki bir yetki devrini bile hakkın kapsamına dokunduğu için iptal etmişken; kanunun da, Genel Şartların da altında yer alan bir <i>sirkülerin</i> — üstelik Genel Şartlardaki "varsa" kaydına rağmen — başvuru şartının içeriğini genişletmesi, kanunilik ilkesiyle açıkça bağdaşmaz. Bu noktada dürüst bir tartışma adına ekleyelim: AYM aynı kararda, KTK m. 99'daki "genel şartlarıyla belirlenen belgeleri" ibaresine yönelik itirazı reddetmiştir. Ancak bu ret, sirküleri kurtarmaz; çünkü (i) m. 99 başvurunun geçerliliğini değil, tazminatın <i>muacceliyetini</i> (belgelerin iletilmesinden itibaren sekiz iş günü) düzenler; (ii) ibarenin atıf yaptığı Genel Şartların kendisi eksper raporunu "varsa" kaydıyla saymaktadır; (iii) reddin konusu bir kanun hükmüdür — sirkülerin kanun ve Genel Şartlar hilafına şart ihdas etmesine anayasal dayanak oluşturmaz. Kısacası KTK m. 97'nin aradığı tek şey yazılı başvurudur; başvuruya 15 gün içinde cevap verilmemesi veya cevabın talebi karşılamaması hâlinde dava ve tahkim yolu <i>kanun gereği</i> açılır. Sirkülerin "rapor tamamlanmadıkça uyuşmazlık doğmamış sayılır" kurgusu, kanunun bu açık hükmünü idari işlemle askıya almaktadır.</p>

<p><strong>III. Maluliyet Raporu Kıyası: Benzemeyenlerin Kıyası</strong></p>

<p>Sayın Karasu, tezini Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin maluliyet raporuna ilişkin içtihadıyla ve özellikle <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow">15.02.2023 tarihli, E. 2021/23765, K. 2023/1845 sayılı kararı</a></strong>yla desteklemektedir. Kararın tam metnini Adalet Bakanlığı Bedesten sistemi üzerinden inceledik; kararın gerçekliği ve aktarılan sonucu doğrudur. Doğru olmayan, bu karardan sirküler lehine çıkarılan sonuçtur.</p>

<p><strong>1. Kararın ratio decidendi'si, sirküler tartışmasına taşınamaz.</strong> Anılan dosyada maluliyet raporu sigortacıya başvuru sırasında <i>sunulmuştur</i>; sorun raporun yokluğu değil, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik uyarınca sürekli iş göremezliğin tespiti için gereken bir yıllık iyileşme süreci dolmadan düzenlenmiş olmasıdır. Yani karardaki "tamamlanamazlık", belgenin gecikmesinden değil, <i>zararın kendisinin henüz tıbben ölçülebilir olmamasından</i> kaynaklanmaktadır: İyileşme süreci tamamlanmadan sürekli maluliyet oranı hukuken tespit edilemez; ölçülemeyen zarar üzerinden yapılan başvuru bu nedenle geçerli sayılmamıştır. Araç hasarı ve değer kaybında ise zarar, kaza anında doğmuş ve ölçülebilir hâldedir; geciken şey zararın olgunlaşması değil, ölçümü yapacak görevlinin raporunu yazmasıdır. Birincisi maddi hukuka ilişkin bir olgunlaşma sorunu, ikincisi salt operasyonel bir gecikmedir. Benzemeyen durumlar arasında kıyas kurulamaz.</p>

<p><strong>2. Kıyasın ikinci benzemezliği: Belgeye erişim.</strong> Maluliyet raporu, zarar görenin kendi girişimiyle — yetkili sağlık kuruluşuna başvurarak — temin edebileceği bir belgedir; alınması, zamanlaması ve sunulması onun kontrolündedir. Eksper raporu ise yukarıda açıklandığı üzere merkezi sistemce atanan eksperin, zarar görenin etkileyemeyeceği bir takvimle hazırladığı ve sigortacıya teslim ettiği bir belgedir. AYM'nin KTK m. 97'yi anayasaya uygun bulmasının gerekçesi — şartın zarar görenin kontrolünde ve külfetsiz olması — hatırlandığında, kontrolü tamamen üçüncü kişilerde olan bir belgeyi başvuru şartına dönüştürmenin bu gerekçeyle taban tabana zıt olduğu görülür.</p>

<p><strong>3. Sayın Karasu'nun kendi ölçütü, eksper raporu bakımından usulden reddi imkânsız kılar.</strong> Sayın Karasu, Dairenin yaklaşımını şöyle özetlemektedir: Bazı eksikliklerde başvuru hemen reddedilmez, dava şartı <i>tamamlatılır</i>; ancak eksikliğin yargı sürecinde tamamlatılması <i>imkânsızsa</i> usulden ret onanır. Bu özet doğrudur — ve tam da bu ölçüt, sirkülerin savunulamazlığını gösterir. Çünkü eksper raporu, tanımı gereği her zaman tamamlanabilir bir delildir: Rapor yargılama sırasında sunulabilir, hakem heyeti bilirkişi incelemesi yaptırabilir, değer kaybı ve hasar bağımsız incelemeyle her aşamada tespit edilebilir. Maluliyetteki "bir yıllık iyileşme süreci" gibi tabiat kanunlarına bağlı, beklemekten başka çaresi olmayan bir engel burada yoktur. Sayın Karasu'nun benimsediği ölçüt tutarlı uygulanırsa varılacak tek sonuç şudur: Eksper raporu eksikliği, hiçbir zaman "tamamlanamaz" kategorisine giremeyeceğinden, hiçbir zaman usulden ret sebebi olamaz.</p>

<p><strong>4. Dairenin güncel çizgisi de bu yöndedir.</strong> 2023 tarihli tek bir karardan genel kural üretilirken, aynı Dairenin daha yeni tarihli kararları çizgiyi netleştirmiştir.<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023282-e-20255-k-sayili-karari" rel="dofollow"> 4. HD, 06.01.2025 tarihli ve E. 2023/282, K. 2025/5 sayılı kararı</a></strong>nda, "usulüne uygun belgelerle başvuru yapılmadığı" gerekçesiyle verilen usulden ret kararını oy birliğiyle bozmuş; hakem heyetinin evrakı bizzat tamamlatması, çelişkili raporları irdelemesi ve işin esasına girmesi gerektiğine hükmetmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313060-e-20256574-k-sayili-karari" rel="dofollow">24.04.2025 tarihli ve E. 2023/13060, K. 2025/6574 sayılı kararı</a>nda ise kaza tarihi mevzuatına uygun sağlık kurulu raporu sunulmadan yapılan başvuruya dayalı tahkim kararını esastan onamış; karardaki karşı oy, çoğunluğun yerleşik yaklaşımını bizzat şu cümleyle teslim etmiştir: "hiç başvuru olmaması halinde bu durumun yargılama sırasında tamamlanabileceği kabul edilmezken, eksik ve hatalı belge ile başvurulmasının tamamlanabileceği benimsenmektedir." Başka bir deyişle "eksik belgeyle başvuru geçersizdir" tezi, bugün Yargıtay'da ancak karşı oy düzeyinde kendine yer bulabilmektedir. HMK m. 115/2'nin, tamamlanabilir dava şartı eksikliğinde dahi önce kesin süre verilmesini emrettiği; doğrudan usulden reddin kanunun sistematiğinde son çare olduğu da hatırlanmalıdır.</p>

<p><strong>IV. On Beş Günlük Süre Önerisi: Doğru Teşhis, Hükümsüz Reçete</strong></p>

<p>Sayın Karasu'nun, raporun hazırlanmasına azami süre öngörülmemesini hak arama hürriyeti bakımından sakıncalı bulan tespitimize katılması ve bir çözüm önerisi geliştirmesi, tartışmanın en değerli kazanımıdır. Ne var ki öneri, üç nedenle sorunu çözmez.</p>

<p><strong>1. Kabulün bugünkü hukuki sonucu görmezden gelinemez.</strong> Bir düzenlemenin "hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkının ihlali riskini doğurduğu" kabul ediliyorsa, o düzenleme ileride iyileştirileceği ümidiyle bugün uygulanamaz. "Uygulama yeni başladığından zamanla eksikliklerin giderileceği" temennisi, bu süre zarfında başvurusu iade edilen, zamanaşımı riskiyle ve temerrüt faizinden mahrumiyetle baş başa bırakılan zarar görenler bakımından hukuki bir güvence değildir. Hakem heyetleri ve mahkemeler sirkülerle bağlı olmadığından, yapılması gereken bellidir: Kanuni çerçeve (KTK m. 97, m. 99; 5684 sayılı Kanun m. 30) uygulanmalı, sirkülerin kanuna aykırı kurgusuna itibar edilmemelidir.</p>

<p><strong>2. Sirkülerin sakatlığı sirkülerle giderilemez.</strong> Önerilen madde de bir sirküler maddesidir. Oysa yukarıda ortaya konulduğu üzere sorunun kaynağı, başvuru ve dava şartlarına ilişkin bir konunun — AYM'nin kanun hükümlerini dahi iptal ettiği bir alanda — sirküler düzeyinde düzenlenmesidir. Hak arama hürriyetine ilişkin süreler ve şartlar kanun konusudur (AY m. 13, m. 36). Yetkisiz düzeyde konulmuş bir kural, aynı düzeyde konulacak ek kurallarla sıhhat kazanmaz; sakat temelin üzerine kat çıkılmaz.</p>

<p><strong>3. Kanun, önerilen çözümü zaten içermektedir.</strong> KTK m. 97 uyarınca sigortacı başvuruya en geç 15 gün içinde cevap vermezse veya cevap talebi karşılamazsa dava ve tahkim yolu açılır; KTK m. 99 uyarınca tazminat, belgelerin iletilmesinden itibaren sekiz iş günü içinde muaccel olur. Yani kanun koyucu, sigortacı cephesindeki her türlü gecikmenin sonucunu zaten düzenlemiştir: Süre dolar, uyuşmazlık doğar, temerrüt işler. Rapor gecikmesinin riskini sigortacıya yükleyen bu kanuni denge dururken, sirkülerle önce bu denge askıya alınmakta, sonra askıya alınan dengenin yerine yeni bir idari süre inşa edilmektedir. Doğru olan, yeni süre ihdası değil, mevcut kanuni sürelerin uygulanmasına dönülmesidir. Kaldı ki önerinin kendi içinde de boşluklar vardır: 15 günlük sürenin başlangıcı olan "hasar ihbarı" tarihinin tespiti uyuşmazlık konusu olabilecek; süre aşımının tek yaptırımı "başvurunun reddedilememesi" olarak kaldığından, raporu geciktirmenin sigortacı bakımından hiçbir maliyeti bulunmayacak; sirkülerin "sigortacıya yüklenemeyecek etkenler" gibi muğlak ölçütleri varlığını sürdürecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. Raportörlerin Yetkisi: Katıldığımız Nokta ve Bu Noktanın Asıl Anlamı</strong></p>

<p>Sayın Karasu'nun, başvuruların usulüne uygunluğuna ilişkin değerlendirmenin idari görev ifa eden raportörlerce değil, yargılama yetkisini haiz hakemlerce yapılması gerektiği yönündeki tespitine katılıyoruz. 5684 sayılı Kanun m. 30 sistematiğinde raportörün işlevi ön incelemeyle sınırlıdır; raportör eliyle fiilen usulden ret sonucu doğuran uygulamalar kanunla bağdaşmaz.</p>

<p>Ancak bu isabetli tespitin asıl anlamı üzerinde durulmalıdır: Raportörlerin sirküle dayanarak "uyuşmazlık doğmamıştır" değerlendirmesi yapması riski, bizzat sirkülerin yarattığı bir risktir. Başvurunun önüne "eksper raporu tamamlanmış mı" biçiminde, dosya üzerinden ve yargılama yapılmaksızın denetlenecek bir ön şart konulduğunda, bu şartın ilk uygulayıcısının raportör olması kaçınılmazdır. Sayın Karasu'nun önerisi, semptomu doğru teşhis etmekte; ancak semptomu üreten düzenlemeyi savunmaya devam etmektedir. Şart kalktığında, raportör sorunu da kendiliğinden ortadan kalkar.</p>

<p><strong>VI. Sonuç</strong></p>

<p>1. Genel Şartlar Ek-6'daki "varsa eksper raporu" ibaresi yürürlüktedir; açık lafız, "pratikte hükmünü yitirmiştir" denilerek yorum yoluyla ilga edilemez. Eksper atamasının zorunlu olması, raporun başvuru anında zarar görenin elinde olmasını gerektirmez; tam tersine yeni rejimde rapor, zarar görenin kontrolü dışındaki bir sürecin ürünüdür.</p>

<p>2. AYM'nin E. 2019/40, K. 2020/40 sayılı kararı, tazminat hakkının kapsamına dokunan düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiğini kanun hükümlerini iptal edecek kararlılıkla ortaya koymuştur. Kanunun ve Genel Şartların altındaki bir sirkülerle, üstelik Genel Şartların açık lafzına rağmen başvuru şartı ihdası kanunilik ilkesine aykırıdır.</p>

<p>3. Maluliyet raporu içtihadıyla kurulan kıyas tutmaz: Oradaki "tamamlanamazlık" zararın henüz tıbben ölçülememesinden kaynaklanır; eksper raporu ise her zaman tamamlanabilir bir delildir. Sayın Karasu'nun benimsediği "tamamlatılması imkânsızsa usulden ret" ölçütü tutarlı uygulandığında, eksper raporu eksikliğinin hiçbir zaman usulden ret sebebi olamayacağı sonucuna varılır. 4. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararları da bu yöndedir.</p>

<p>4. Azami süre bulunmamasının hak arama hürriyetini tehdit ettiğinin kabulü, sirkülerin bugünkü hâliyle uygulanamayacağının teyididir. Çözüm, sirküleri sirkülerle onarmak değil, kanuni çerçeveye (KTK m. 97, m. 99; 5684 sayılı Kanun m. 30) dönmektir: Süresinde cevaplanmayan başvuru uyuşmazlığı doğurur, tahkim yolu açılır, temerrüt işler.</p>

<p>5. Raportörlerin yargısal değerlendirme yapamayacağı tespitinde Sayın Karasu ile hemfikiriz; ancak bu riski üreten, bizzat savunulan sirkülerdir.</p>

<p>Eksper raporu bir delildir; başvuru ve dava şartı değildir. Sigorta hukukunun dengesi, zarar görenin tahkim kapısında bekletilmesiyle değil, kanunun öngördüğü sürelerin herkese eşit uygulanmasıyla korunur. Sayın Karasu'nun SEDDK'ya yönelttiği düzenleme çağrısına bir ekleme yaparak bitirelim: Kurumdan beklenen, sirküleri süre hükmüyle tahkim etmesi değil, kanunla çatışan bu kurguyu bütünüyle geri almasıdır. Bilimsel tartışmanın bu düzeyde sürmesi ise mesleğimiz ve hukukumuz adına kazançtır; Sayın Hocamızın katkısını bu vesileyle bir kez daha saygıyla selamlıyoruz.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Melih Küçükcankurtaran</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-tahkim-basvurusu-mumkun-mu"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; EKSPER RAPORU OLMAKSIZIN TAHKİM BAŞVURUSU MÜMKÜN MÜ?</span></a></strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-tahkim-basvurusu-mumkun-mu"><span style="color:#2980b9">SEDDK'nın 2026/02 Sayılı Sirkülerine ve Sirküleri Destekleyen Görüşe Eleştirel Bir Bakış</span></a></strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· SEDDK, Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna Yapılacak Başvurular Hakkında Kurum Sirküleri (2026/02), Kurul Kararı 1862, 05.08.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Karasu, R., </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminat-taleplerinde-eksper-raporu-sunma-zorunluluguna-iliskin-elestirilere-bilimsel-cevaplar-ve-yeni-duzenleme-yapma-onerisi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">"Sigorta Tazminat Taleplerinde Eksper Raporu Sunma Zorunluluğuna İlişkin Eleştirilere Bilimsel Cevaplar ve Yeni Düzenleme Yapma Önerisi",</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminat-taleplerinde-eksper-raporu-sunma-zorunluluguna-iliskin-elestirilere-bilimsel-cevaplar-ve-yeni-duzenleme-yapma-onerisi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999">, 08.08.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Karasu, R., </span><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">"Eksper Raporu Olmaksızın Hasar ve Değer Kaybı Talebi: SEDDK'nın 05.08.2026 Tarihli Sirküleri Çerçevesinde Zorunlu Başvuru Şartının Değerlendirilmesi"</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">hukukihaber.net.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinin-belirlenmesinde-yurutmeye-yetki-veren-bazi-kurallarin-iptali" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, 17.07.2020, E. 2019/40, K. 2020/40 (RG 09.10.2020, S. 31269).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 15.02.2023, E. 2021/23765, K. 2023/1845</span></a><span style="color:#999999"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari</span></a><span style="color:#999999">).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023282-e-20255-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 06.01.2025, E. 2023/282, K. 2025/5</span></a><span style="color:#999999"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023282-e-20255-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023282-e-20255-k-sayili-karari</span></a><span style="color:#999999">).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313060-e-20256574-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 24.04.2025, E. 2023/13060, K. 2025/6574</span></a><span style="color:#999999"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313060-e-20256574-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313060-e-20256574-k-sayili-karari</span></a><span style="color:#999999">).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 90, 92, 97, 99; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30; 6100 sayılı HMK m. 114-115; 4721 sayılı TMK m. 2.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>Bu yazı bilimsel eleştiri niteliğinde bir hukuki değerlendirmedir; belirli bir olaya hukuki tavsiye teşkil etmez. Anılan kararların tam metinleri Adalet Bakanlığı Bedesten sistemi ve AYM Norm Denetimi Bilgi Bankası üzerinden doğrulanmıştır.</i></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/varsa-ibaresi-yorumla-yururlukten-kaldirilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 00:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/downloaderla-615e90295a8b8-1200x628-1.jpg" type="image/jpeg" length="25819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7592 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 09 Ağustos 2026 Tarihli ve 33335 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7592</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 30/7/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Üyelerin Kurulda geçirdikleri süreler, tabi oldukları özel kanun hükümlerine göre fiilen mesleklerinde geçirilmiş sayılır ve terfi, birinci sınıfa ayrılma ve birinci sınıf olma sürelerinin hesabında dikkate alınır.”</p>

<p>“Üyelerin yaş haddinde, üye seçilmeden önceki kadronun yaş haddi esas alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> 2547 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Geçici 55 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü saklı kalmak kaydıyla,” ibaresi “Öğretim üyelerinden,” şeklinde, “yükseköğretim kurumunun teklifi” ibaresi “yükseköğretim kurumunun görüşü” şeklinde, “Yükseköğretim Kurulunun onayı” ibaresi “Yükseköğretim Kurulunun kararı” şeklinde, “birer yıllık sürelerle” ibaresi “ikişer yıllık sürelerle” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş, fıkranın mevcut ikinci cümlesinde yer alan “Bunlarla,” ibaresi “Bu fıkraya göre çalıştırılacaklarla,” şeklinde değiştirilmiş ve cümleye “belirlenmiş olan ek ödemenin” ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki parantez içi hüküm ve cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Bu fıkra kapsamında çalıştırılacak sözleşmeli öğretim üyesi sayısını bölüm, program veya yükseköğretim kurumları itibarıyla sınırlandırmaya ve uygulamanın hizmet gerekleri ve akademik kriterlere uygun yürütülmesi amacıyla gerekli belirlemeleri yapmaya Yükseköğretim Kurulu yetkilidir.”</p>

<p>“(58 inci maddenin (c) fıkrasından yararlananların ücretlerinde anılan ek 9 uncu madde uyarınca yapılan ek ödeme dikkate alınmaz)”</p>

<p>“Bunlar ayrıca, en son bulundukları kadro esas alınarak; 58 inci maddeye göre ek ödeme ile 2914 sayılı Kanunun 11 inci maddesine göre ek ders ücreti, 14 üncü maddesine göre geliştirme ödeneği ve ek 4 üncü maddesine göre de akademik teşvik ödeneğinden yararlanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> 2547 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesine “Uluslararası andlaşmalarla kurulan üniversitelerde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Yükseköğretim Kurulunun taraf olduğu protokoller gereği ikili andlaşmalarla yurt dışındaki yükseköğretim kurumları bünyesinde açılan programlarda” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin (c) fıkrasının üçüncü paragrafının birinci, sekizinci ve dokuzuncu cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve paragrafa aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Ancak azami öğrenim süresi sonunda kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için intörn eğitimi dönemi hariç son sınıf öğrencilerine, başarısız oldukları veya alamadıkları teorik/uygulamalı bütün dersler için iki ek sınav/tekrar hakkı verilir.”</p>

<p>“Bu öğrencilerden teorik/uygulamalı derslerden başarılı olmuş ancak uygulamalı eğitime/ intörn eğitimine başlamamış veya eğitimini tamamlamamış ya da başarısız olanlara, uygulamalı/intörn eğitimlerini tamamlama imkânı tanınır. Azami öğrenim süresini dolduran ara sınıf öğrencilerine ek sınav hakkı verilmez.”</p>

<p>“Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Yükseköğretim Kurulu yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> 2547 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin (b) fıkrasının (5) numaralı bendinin (b) alt bendine “kullanmak” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bu kapsamdaki yayın veya çalışmaları ücretli ya da ücretsiz olarak, kısmen yahut tamamen başkaları adına yapmak veya bunlara aracılık etmek” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>2547 sayılı Kanunun 53/A maddesinin başlığı ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Disiplin soruşturması, ifade alma ve savunma hakkı:”</p>

<p>“Disiplin soruşturmasında ifade ve savunmaya ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Soruşturmacı tarafından soruşturulana gönderilecek ifadeye davet yazısında hakkındaki iddiaların neler olduğu açıkça belirtilerek yedi günden az olmamak üzere verilecek süre içerisinde ifadesinin alınacağı ve bu süre içerisinde sözlü veya yazılı ifade verilmediği takdirde dosyadaki mevcut deliller kapsamında işlem tesis edileceği bildirilir. Soruşturmacı toplanan deliller kapsamında teklifte bulunur.</p>

<p>b) Disiplin cezası vermeye yetkili makam tarafından soruşturulana gönderilen savunmaya davet yazısında teklife esas alınan eylemin neden ibaret olduğu ve bu eyleme karşılık gelen disiplin cezasının ne olduğu ile yedi günden az olmamak üzere verilecek sürede savunmasını yapması gerektiği bildirilir. Davet yazısında ayrıca soruşturulana, savunmasını verilen sürede yapmadığı takdirde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delillere göre hakkında karar verileceği bildirilir.</p>

<p>c) Savunmaya davet yazısında soruşturulana savunma hakkını kullanmadan önce soruşturma evrakını inceleyebileceği bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (c) fıkrasının (1) numaralı bendine “yüzde 650’sini;” ibaresinden sonra gelmek üzere “tıpta uzmanlık mevzuatına göre yan dal uzmanlıkları bulunan öğretim üyelerine yüzde 1150’sini, yan dal uzmanlık eğitimi yapan araştırma görevlilerine yüzde 750’sini;” ibaresi, (2) numaralı bendine “yüzde 750’sini,” ibaresinden sonra gelmek üzere “tıpta uzmanlık mevzuatına göre yan dal uzmanlıkları bulunan uzman tabipler için yüzde 950’sini,” ibaresi, (h) fıkrasının birinci cümlesine “üniversitede” ibaresinden sonra gelmek üzere “bizzat” ibaresi, üçüncü cümlesine “tespit edilecek oranı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “bizzat” ibaresi, “ek ödeme matrahının yüzde 950’sini” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tıpta uzmanlık mevzuatına göre yan dal uzmanlıkları bulunan öğretim üyelerine yüzde 1150’sini” ibaresi, dördüncü cümlesine “sağlık hizmetlerini veren öğretim üyeleri için de yüzde 950” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tıpta uzmanlık mevzuatına göre yan dal uzmanlıkları bulunan öğretim üyelerine yüzde 1150” ibaresi ve beşinci cümlesine “yüzde 1900’ünü” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tıpta uzmanlık mevzuatına göre yan dal uzmanlıkları bulunan öğretim üyeleri için yüzde 2300’ünü” ibaresi ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“1) Ek 43 üncü madde gereğince Ar-Ge faaliyetleri için bir koordinatör yükseköğretim kurumunun bünyesinde birden fazla yükseköğretim kurumunun iş birliği ile kurulan ortak uygulama ve araştırma merkezinde yürütülen projeler sonucunda elde edilen gelirler, koordinatör üniversitenin döner sermaye işletmesinin ayrı bir hesabında toplanır. Bu kapsamda elde edilen gelirin en fazla yüzde 50’si, gelire katkıları oranında ilgili öğretim elemanlarına ödenir. Kalan tutar, (b) fıkrasında belirtilen işler için kullanılır. Bu maddenin (c) ve (d) fıkrası kapsamına giren öğretim elemanlarına ortak uygulama ve araştırma merkezindeki görevleri süresince kadrolarının bulunduğu yükseköğretim kurumlarından ilgili mevzuatı kapsamında döner sermaye ek ödemesi yapılmaya devam edilir. Yürütülen proje gelirlerinden alınan dayanıklı taşınırlar koordinatör üniversitenin envanterine kaydedilerek proje kapsamında ortak uygulama ve araştırma merkezi üniversitelerine tahsis edilebilir. Proje tamamlandığında dayanıklı taşınırların kurumlar arası bedelsiz devirle hangi yükseköğretim kurumuna verileceğine ortak uygulama ve araştırma merkezi yönetim kurulunca karar verilir. Koordinatör üniversite değişikliğinde ortak uygulama ve araştırma merkezinin borç, alacak ve nakit bakiyeleri yeni koordinatör üniversiteye devredilir.</p>

<p>m) 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 9 uncu maddesi kapsamında birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinin bir önceki yıl gayrisafi hasılatının yüzde 2,5 oranı dikkate alınarak ilgili üniversitelerin bünyesinde yürütülen bilimsel araştırma projelerinin desteklenmesi amacıyla yılı merkezi yönetim bütçesinde gerekli ödenek ilgili üniversite bütçesine tahsis edilir. Birlikte kullanımdaki bir sağlık tesisinin birden fazla üniversite ile protokol akdetmiş olması hâlinde ise yüzde 2,5 oranı; üniversitelerin birlikte kullanımdaki sağlık tesisinde görevlendirdiği öğretim elemanı sayısıyla orantılı şekilde bölünerek hesaplanır. Bu kapsamda yürütülecek işlemlere ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> 2547 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut üçüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış, mevcut dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “resmî tasfiye” ibaresi “terekenin resmî tasfiyesine ilişkin” şeklinde değiştirilmiş ve “tasfiye edilir” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tüzel kişiliği ise tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye süresince devam eder” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“Vakıf yükseköğretim kurumlarının mevzuata aykırı fiil ve işlemlerinin ağırlık derecesine göre; uyarma veya uyarma ve düzeltme isteme, yeni akademik birim kurma ve/veya program açma taleplerinin askıya alınması, öğrenci kontenjanının kısıtlanması veya öğrenci alımının durdurulması, faaliyet izninin geçici olarak durdurulması ve faaliyet izninin kaldırılması önlem ve yaptırımları uygulanır. Yükseköğretim Kurulu teklif edilen bu önlem ve yaptırımları vakıf yükseköğretim kurumlarının vermiş olduğu cevabı ve ilgili denetim döneminde; söz konusu önlem ve yaptırımı gerektiren eksiklikleri veya aykırılıkları gidermeye elverişli/uygun nitelikteki somut çalışmalarını dikkate alarak alt önlem ve yaptırımlara indirebilir. Bu maddede sayılan önlem ve yaptırım uygulanmasını gerektiren fiillere, nitelik ve ağırlıkları itibarıyla benzer fiillerin işlenmesi halinde de aynı türden önlem ve yaptırım uygulanır.</p>

<p>Uyarma veya uyarma ve düzeltme isteme: Vakıf yükseköğretim kurumuna, fiil ve işlemlerinde daha dikkatli olmasının ve tespit edilen eksikliklerin ve aykırılıkların, istenen bilgi ve belgelerin niteliğine bağlı olarak on beş günden az olmamak üzere verilen süre içerisinde fiilin durumuna göre tamamlanması veya düzeltilmesinin yazılı şekilde bildirilmesidir. Uyarma veya uyarma ve düzeltme isteme önlemini gerektiren işlem ve fiiller şunlardır:</p>

<p>a) Yükseköğretim Kurulu tarafından istenen bilgi ve belgelerin haklı bir sebep olmaksızın belirlenen süre içerisinde verilmemesi,</p>

<p>b) Denetleme raporlarında yer alan ve düzeltilmesi için vakıf yükseköğretim kurumuna bildirilen hususların belirlenen süre içerisinde yerine getirilmemesi,</p>

<p>c) Vakıf yükseköğretim kurumlarının mütevelli heyetinin mevzuata uygun olarak oluşturulmaması ve/veya değişikliklerin bir ay içinde bildirilmemesi,</p>

<p>ç) Vakıf yükseköğretim kurumu yöneticilerinin mevzuata aykırı olarak atanması,</p>

<p>d) Akademik ve idari birim yöneticiliklerinin bir yıldan uzun süre veya yaygın olarak vekâleten yürütülmesi,</p>

<p>e) Vakıf yükseköğretim kurumları bünyesindeki kurulların mevzuata uygun olarak oluşturulmaması veya çalıştırılmaması,</p>

<p>f) Vakıf yükseköğretim kurumunun işlem ve faaliyetine ilişkin kayıtlarının usulüne uygun tutulmaması,</p>

<p>g) Öğretim elemanı atama ve yükseltme işlemlerinin mevzuata uygun olarak yapılmaması,</p>

<p>ğ) Öğretim elemanlarına, uzmanlık alanı dışında veya haftalık teorik ve uygulamalı derslerde tez danışmanlığı ve uzmanlık alan ders yükü hariç toplam otuz saatin üzerinde ders yükü verilmesi,</p>

<p>h) Öğretim üyelerine Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen tez danışmanlığı sınırının üzerinde ve/veya uzmanlık alanı dışında danışmanlık verilmesi,</p>

<p>ı) Akademik ve idari personel ile öğrencilere ilişkin disiplin işlemlerinin mevzuata uygun yürütülmemesi,</p>

<p>i) Öğrenciler için gerekli açık ve kapalı alanların; uygulama, araştırma, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü mekanların yeterlilik, lisanslama ya da ruhsatlandırma işlemleri gibi konularda Yükseköğretim Kurulu ile diğer kurum ve kuruluşların belirlediği standartlara uygun olmaması,</p>

<p>j) Bu Kanunun 47 nci maddesinde düzenlenen öğrencilerin barınma, beslenme, çalışma, dinlenme ve boş zamanlarının değerlendirilmesine yönelik hizmetler ile engelli öğrencilere yönelik hizmetlerin yetersiz olması,</p>

<p>k) Araştırma ve geliştirme bütçesinin Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen asgari orandan düşük olması veya harcamaların Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen harcama kalemlerine aykırı olması,</p>

<p>l) Reklam ve tanıtım giderlerinin Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen azami orandan yüksek olması,</p>

<p>m) Vakıf yükseköğretim kurumu yönetici ve temsilcilerinin vakıf yükseköğretim kurumundan doğrudan veya dolaylı olarak mevzuata aykırı menfaat sağlaması veya vakıf yükseköğretim kurumuna ait her türlü varlık, hak ve yetkileri amacı dışında ya da özel işlerinde kullanması,</p>

<p>n) Kurucu vakfın ve/veya vakıfların yönetim organındaki her türlü değişikliğin bir ay içinde bildirilmemesi,</p>

<p>o) Vergi dairelerine olan borçlar ile sosyal güvenlik prim borçlarının zamanında ödenmemesi,</p>

<p>ö) Vakıf yükseköğretim kurumunun kuruluş taahhütlerinin yerine getirilmemesi,</p>

<p>p) Öğrenci ücret artış oranının bu Kanunun ek 9 uncu maddesine aykırı şekilde belirlenmesi,</p>

<p>r) Her bir programda ücretsiz okutulması gereken öğrenci sayısının, bu Kanunun ek 9 uncu maddesinde belirlenen oranın altında kalması,</p>

<p>s) Öğrenci kabul ve kayıt işlemlerinde, bulunması ve teyidi zorunlu olan belgelerin süresinde ve eksiksiz olarak tamamlatılmaması.”</p>

<p>“Yeni akademik birim kurma ve/veya program açma taleplerinin askıya alınması: Vakıf yükseköğretim kurumunun akademik birim ve/veya program açılması ya da daha önce açılmasına izin verilmiş ve ilk defa öğrenci alınacak programlara ilişkin taleplerinin bir yıl süre ile askıya alınmasıdır. Yeni akademik birim kurma ve/veya program açma taleplerinin askıya alınması yaptırımını gerektiren fiil ve işlemler şunlardır:</p>

<p>a) Uyarma veya uyarma ve düzeltme isteme önlemine konu olan hususların belirlenen süre içerisinde düzeltilmemesi,</p>

<p>b) Vakıf yükseköğretim kurumu tarafından çıkarılan mevzuatın, bu Kanun ve ilgili ikincil mevzuat hükümlerine aykırı hükümler içermesi,</p>

<p>c) Vakıf yükseköğretim kurumunun kuruluş taahhütlerinde yer alan mal varlığı unsurlarının Yükseköğretim Kurulundan izin alınmaksızın değiştirilmesi veya elden çıkarılması,</p>

<p>ç) Denetim faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması,</p>

<p>d) Alım, satım ve ihalelerde vakıf yükseköğretim kurumunu zarara uğratıcı nitelikte usulsüzlük yapılması,</p>

<p>e) Vakıf yükseköğretim kurumunun mali tablolarında gelir-gider ve mallarının eksik gösterilmesi,</p>

<p>f) Vakıf yükseköğretim kurumunun eğitim ve öğretim, yayın, danışmanlık, ticari ve diğer faaliyetleri ile bağışlardan elde ettiği diğer gelirler de dahil olmak üzere gelirlerini, yükseköğretim kurumunun akademik faaliyetleri ile yatırım ve cari giderlerini finanse etmekte kullanmadığının tespit edilmesi,</p>

<p>g) Vakıf yükseköğretim kurumu kurucu vakfı veya vakıfları tarafından kuruluşta taahhüt edilen harcamaların yükseköğretim kurumu gelirlerinden karşılanması,</p>

<p>ğ) Vakıf yükseköğretim kurumu mütevelli heyetine üye seçilmesi, yenilenmesi ve üyeliklerinin sona erdirilmesinde hileli işlemlerin yapılması, mütevelli heyet üyelerinin toplantılara katılımlarının engellenmesi ve bu Kanunun ek 5 inci maddesinde zikredilen mütevelli heyet üyesi olma niteliklerini kaybettiği tespit edilen vakıf yükseköğretim kurumu organı üyelerinin görevlerine, bu durumun öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde son verilmemesi,</p>

<p>h) Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin Yükseköğretim Kurulunun izin verdiği, yer ve alanlar dışında yapılması.</p>

<p>Öğrenci kontenjanının kısıtlanması veya öğrenci alımının durdurulması: Vakıf yükseköğretim kurumunun önlisans, lisans veya lisansüstü programlarındaki mevcut öğrenci kontenjanının bir yıl süre ile azaltılması veya bu programlara öğrenci alımının tamamen durdurulmasıdır. Öğrenci kontenjanının kısıtlanması veya öğrenci alımının durdurulması yaptırımını gerektiren fiil ve işlemler şunlardır:</p>

<p>a) Vakıf yükseköğretim kurumunca yeni akademik birim kurma ve/veya program açma taleplerinin askıya alınması yaptırımına konu olan hususlarda belirlenen süre içerisinde gerekli düzeltmelerin yapılmaması,</p>

<p>b) Öğrenci kayıt kabulü, sınavlar, yurt içi ve yurt dışı yatay geçiş, mezuniyet işlemlerinde veya bunlarla ilgili belgelerde usulsüzlük yapıldığının tespit edilmesi,</p>

<p>c) Yükseköğretim Kurulundan gerekli izinler alınmadan eğitim programlarının açılması veya çift diploma programları düzenlenmesi ve bu programlara öğrenci kabul edilmesi,</p>

<p>ç) Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen kontenjanların üzerinde öğrenci kaydedilmesi,</p>

<p>d) Eğitim ve öğretime başlanması ve sürdürülmesi için Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen öğretim elemanı sayılarının sağlanmadığının tespit edilmesi veya bu sayıların sağlanmış gösterilmesine yönelik yanıltıcı beyanda bulunulması,</p>

<p>e) Bir diploma programı için gerekli asgari öğretim elemanı dışında ilgili programda eğitim ve öğretim faaliyetlerine katkısı bulunmayan kişilerin; söz konusu programın akademik kadrosunda gösterilmesi,</p>

<p>f) Eğitim ve öğretimin bu Kanunun 44 üncü maddesi kapsamında Yükseköğretim Kurulunca belirlenmiş kredi yükü, programlara göre uygulamalı eğitim esasları başta olmak üzere her bir diploma programının gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinliklere uygun olarak yürütülmemesi.</p>

<p>Öğrenci kontenjanının kısıtlanması veya öğrenci alımının durdurulması yaptırımı, öncelikle ihlalin gerçekleştiği programda, mümkün olmaması durumunda ise kontenjan ve öğrenim ücreti miktarı bakımından emsal olacak diğer bir programda mevcut öğrenci kontenjanının yüzde kırkını geçmemek üzere bir yıl süre ile uygulanır. Aynı ihlalin bir sonraki denetim döneminde tespit edilmesi halinde bu programlara öğrenci alımı bir yıl süre ile tamamen durdurulur.</p>

<p>Faaliyet izninin geçici olarak durdurulması: Vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyet izninin toplamda üç yılı geçmemek üzere birer yıl süreyle geçici olarak durdurulması ve yönetiminin garantöre ya da Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek bir devlet üniversitesine devredilmesidir. Faaliyet izninin geçici olarak durdurulması yaptırımını gerektiren fiil ve işlemler şunlardır:</p>

<p>a) Öğrenci kontenjanının kısıtlanması veya öğrenci alımının durdurulması yaptırımını gerektiren aynı fiile veya işleme en fazla yedi yıl içerisindeki dört genel denetim döneminde Yükseköğretim Kurulunca yaptırım uygulandığının tespit edilmiş olması,</p>

<p>b) Vakıf yükseköğretim kurumlarının eğitim ve öğretim ile idari, mali ve ekonomik faaliyetlerinin gözetim ve denetimine ilişkin inceleme ve soruşturma faaliyetlerine kasten engel olunması,</p>

<p>c) Üniversitenin mali yönetim ve kontrol sisteminin kasıtlı olarak zaafa uğratılması,</p>

<p>ç) Tutulması gereken defter ve muhasebe kayıtlarının tahrif veya yok edilmesi ya da gizlenmesi,</p>

<p>d) Vakıf yükseköğretim kurumunun muaccel ve kısa vadeli borçlarını, toplam yıllık eğitim ve öğretim gelirleriyle veya eğitim alanı hariç mevcut mal varlığıyla ödeme imkânının bulunmadığının Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü ve Yükseköğretim Kurulunun kararıyla tespit edilmesi halinde; vakıf yükseköğretim kurumunun kurucu vakfının, Yükseköğretim Kurulunun altı ayı geçmemek üzere vereceği süre içinde vakıf yükseköğretim kurumunu acz halinden kurtaracak varlığı karşılayamaması veya kesin teminat mektubunu ibraz edememesi.</p>

<p>Faaliyet izninin geçici olarak durdurulması durumunda yükseköğretim kurumunun yönetimi, garantöre ya da Yükseköğretim Kurulu tarafından kapasitesi dikkate alınarak belirlenecek aynı ildeki bir devlet üniversitesine devredilir. Kasıtlı fiil ve işlemleriyle faaliyet izninin geçici olarak durdurulmasına sebep olanlara, vakıf yükseköğretim kurumu organlarında görev verilmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Faaliyet izninin kaldırılması: Vakıf yükseköğretim kurumunun kuruluş kanununun yürürlükten kaldırılmasıdır. Faaliyet izninin kaldırılması yaptırımını gerektiren fiil ve işlemler şunlardır:</p>

<p>a) Vakıf yükseköğretim kurumunun, kuruluş tarihinden itibaren üç yıl içinde eğitim ve öğretime başlamaması veya bu süre içinde kurucu vakfın kuruluş taahhüdü olarak devir, temlik ya da taahhüt ettiği mal varlığı unsurlarının vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyetini sürdürmeye imkân vermeyecek ölçüde kaybedildiğinin Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilmesi ve durumun nihai süre içinde aynen yahut nakden eski haline getirilmemesi,</p>

<p>b) Faaliyet izninin geçici olarak durdurulması süresinin kesintisiz olarak üç yıl devam etmesi ve üçüncü yılın sonunda yapılan denetimde yaptırımı gerektiren durumların ortadan kalkmadığının Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilmesi,</p>

<p>c) Faaliyet izninin geçici olarak durdurulması yaptırımının Yükseköğretim Kurulu tarafından kaldırılmasından sonra kurucu vakfa devredilen vakıf yükseköğretim kurumunun mütevelli heyetinin devirden itibaren altı ay içerisinde oluşturulamaması,</p>

<p>ç) Kurucu vakfa veya üçüncü şahıslara doğrudan ya da dolaylı olarak kaynak aktarımı olarak kabul edilen tutarın, altı ayı geçmemek üzere verilen süre içerisinde vakıf yükseköğretim kurumuna iade edilmemesi,</p>

<p>d) Faaliyet izni geçici olarak durdurulan vakıf yükseköğretim kurumunun, eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürebileceği yeterli taşınmazı bulunmadığının veya mevcut malvarlığıyla eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdüremeyeceğinin Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilmesi.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle, kurucu vakfa veya üçüncü şahıslara doğrudan ya da dolaylı kaynak aktarımı olarak kabul edilecek haller, nesnel ve ölçülebilir kriterlere göre belirlenir. Yükseköğretim Kurulu, kaynak aktarımının niteliği ve miktarına göre bu madde kapsamındaki yaptırımları uygular ve önlemleri alır.”</p>

<p>“Yapılan denetimler sonucunda faaliyet izninin kaldırılması gerektiği tespit edilen vakıf yükseköğretim kurumunun kuruluş kanununun yürürlükten kaldırılmasının sağlanması için Yükseköğretim Kurulu tarafından derhal Cumhurbaşkanlığına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirim yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> 2547 sayılı Kanunun ek 32 nci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Yükseköğretim kurumları yönetim kurulları, masrafları ofis sermayesinden karşılanmak şartıyla 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamındaki hizmet buluşlarının hak sahipliğinin ofise devrine karar verebilir. Bu durumda yükseköğretim kurumunun ilgili mevzuattan doğan hak ve yükümlülükleri ofise ait olur. Ofis, kendi adına tescil edilen haklardan elde edilen gelirin üçte birini söz konusu hakları devreden yükseköğretim kurumu döner sermayesine, üçte birinden az olmayacak tutarı ise buluşu yapana ödemekle yükümlü olup kalan tutar ofise aittir. Döner sermayeye aktarılan bu tutarlardan Hazine payı hariç herhangi bir kesinti yapılmaz ve bu tutarlar 58 inci maddenin (b) fıkrasında belirtilen giderler için kullanılır. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce hak sahipliği yükseköğretim kurumları bünyesinde olan buluş ve başvurular hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>Birden fazla yükseköğretim kurumu ortak bir ofis kurmak için başvurabilir. Bu durumda yerleşkesinde veya ortağı olduğu teknoloji geliştirme bölgesinde ofis kurulan yükseköğretim kurumu, başvuruda muhatap kurum olarak belirtilir. Ofis faaliyetlerine katkı sağlayacağı değerlendirilen diğer tüzel kişiler ofise sermaye koymak koşulu ile ortak olabilir.</p>

<p>Ofis, öz sermayesini veya gelirlerini kullanarak üretilen bilgi ve yapılan buluşların ticarileşmesi için yatırım yapabilir veya kamu ve özel sektör şirketleri ile ortaklıklar kurabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> 2547 sayılı Kanunun ek 39 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 39- Türkiye’deki devlet yükseköğretim kurumları, Cumhurbaşkanı kararıyla yurt dışında yerleşke, akademik birim, program ve bu kapsamda ihtiyaç duyulan diğer tesisleri kurabilir.</p>

<p>Bu madde uyarınca kurulan yurt dışı birimlerinin ihtiyacı olan akademik ve idari personel, kendi üniversitesinden veya Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarından görevlendirme suretiyle veya mahallinden sözleşmeli ya da saat başı ücret karşılığında 2809 sayılı Kanunun ek 158 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükümleri uygulanarak çalıştırılabilir. Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarından görevlendirme suretiyle çalıştırılacak olanlar dışındaki personelin nitelikleri, ücretleri, seçim esas ve usulleri, görev yerleri ve süreleri, azami sözleşme süresi, izinleri, yurt dışındaki görevlerinin sona erdirilmesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.</p>

<p>Üniversitenin yurt dışındaki faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin tutulacağı hesaba, yapılacak harcamalara, üniversite bütçesinden aktarılacak kaynağa, hesabın muhasebeleştirilmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığının uygun görüşü alınarak ilgili üniversite tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 47- Anket uygulaması, veri toplama gibi akademik değerlendirme içermeyen katkılar hariç olmak üzere, kişisel emeği ve akademik birikimi dışında ücretli veya ücretsiz olarak, kısmen yahut tamamen başkalarına yazdırdığı tez, makale, kitap veya yaptırdığı proje gibi çalışmalarla önlisans, lisans veya lisansüstü diploma derecesi ya da akademik ünvan alan kişiler, üniversite öğretim mesleğinden çıkarılır, bu yolla kazanılan akademik derece ve ünvanlar geri alınır.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki yayın veya çalışmaları ücretli ya da ücretsiz olarak, kısmen yahut tamamen başkaları adına yapan, üreten veya bunlara aracılık eden kişilere beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası verilir. Fiilin, meslek edinen kişilerce işlenmesi halinde verilecek adli para cezası on bin günden az yirmi bin günden fazla olamaz. Bu yayın ve çalışmaları kullanmak suretiyle diploma derecesi veya akademik ünvan alan kişilere beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası verilir.</p>

<p>Bu suçtan dolayı tüzel kişiler hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 60 ıncı maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 48- Yurt dışında bulunan bir eğitim kurumu adına hareket ederek mevzuata aykırı bir şekilde Türkiye’de önlisans, lisans ya da lisansüstü program açanlar veya bu programları yürütenler iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p>Mevzuata aykırı olarak Türkiye’de yükseköğretim kurumu açanlar veya işletenler iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p>Yukarıdaki fıkralarda yasaklanan kurum ve fiillerin tanıtımını yapanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve elli günden beş yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p>Türk veya yabancı yükseköğretim kurumlarına ait diploma, mezuniyet belgesi veya sertifika belgesini sahte olarak düzenleyen ve düzenletenler 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesine göre cezalandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> 2547 sayılı Kanunun geçici 82 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Ancak iki yıllık süreye ilave olarak bu madde kapsamında mülkiyeti veya süresi otuz yıldan az olmamak üzere irtifak hakkına sahip olduğu uygun taşınmaz üzerinde yapacağı hastane inşaatına imar iptali veya yargı süreci gibi zorunlu sebeplerle henüz başlayamayan ya da başladığı inşaatı henüz bitiremeyenler ile bu madde kapsamındaki uygun hastanenin mülkiyetinin veya süresi otuz yıldan az olmamak üzere irtifak hakkı, işletme hakkı ve ruhsatının devralınması süreçlerine başlamış ancak devir süreçlerini tamamlayamamış olanlara bu süreçleri tamamlamaları için otuz ay ek süre verilir.”</p>

<p>“Bu sürelerin sonunda gerekli şartları sağlamayan tıp fakültelerinin öğrencileri hakkında, bu Kanunun ek 11 inci maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 85- Yükseköğretim kurumlarında hazırlık dâhil bütün sınıflarda intibak, önlisans, lisans tamamlama, lisans, lisansüstü öğrenimi gören öğrencilerden; kendi isteğiyle ilişikleri kesilenler dâhil, terör suçu ile kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83), işkence suçundan (madde 94 ve 95), eziyet suçundan (madde 96), cinsel saldırı (madde 102), çocukların cinsel istismarı (madde 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) mahkum olanlar ile sahte belge sebebiyle kaydı iptal edilenler ile kayıt sırasında sahte belge verenler ile 5846 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde yazılı suçlar ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle ilişiği kesilenler hariç, her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler ile bir programı kazanarak kayıt yapma hakkı elde ettikleri halde kayıt yaptırmayanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde ilişiklerinin kesildiği veya kayıt hakkı kazandıkları yükseköğretim kurumuna başvuruda bulunmaları şartıyla bu Kanunun 44 üncü maddesinde belirtilen esaslara göre 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilirler.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamında yeniden öğrenime başlayanların askerlik ertelemeleri 7179 sayılı Kanunun 20 nci maddesindeki usul ve esaslara göre yapılır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte askerlik görevini yapmakta olanlar terhislerini takip eden iki ay içinde ilgili yükseköğretim kurumuna başvurmaları halinde bu maddede belirtilen haklardan yararlandırılır.</p>

<p>Bu maddede yer alan hükümlerden yararlanarak ayrıldığı yükseköğretim kurumuna kayıt yaptıranlardan ÖSYS/YKS puanı giriş yılı itibarıyla aynı veya farklı bir diploma programının aynı türden taban puanına sahip olanlar, bu programlardan birine yatay geçiş talebinde bulunabilirler. Bu kapsamda farklı bir diploma programından yatay geçişle kabul edilecek öğrenci sayıları, ilgili programa kayıtlı öğrenci sayısı ve üniversitenin fiziki koşulları dikkate alınmak suretiyle belirlenir. Buna ilişkin usul ve esaslar yükseköğretim kurumları senatolarınca belirlenir.</p>

<p>Bu madde hükümlerinden yararlanıp bir yükseköğretim kurumunda öğrenci statüsü kazananlar başvurmaları halinde Anadolu Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi bünyesindeki açık öğretim önlisans veya lisans düzeyindeki eşdeğer programlara yatay geçiş yapabilirler. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Yükseköğretim Kurulu yetkilidir.</p>

<p>Anayasanın 132 nci maddesi uyarınca özel kanun hükümlerine tabi olan, Polis Akademisi ile buna bağlı eğitim öğretim kurumları, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile buna bağlı eğitim öğretim kurumları, Millî Savunma Üniversitesine bağlı Harp Okulları, Astsubay Meslek Yüksekokulları ve enstitüler ile Millî Savunma Bakanlığı, Polis Akademisi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına başka yükseköğretim kurumlarında öğrenim görmekte iken kendi isteğiyle veya başka sebeplerle ilişiği kesilen öğrenciler hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 86- Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin (b) fıkrasında belirtilen şartları sağlayan ve 67 yaşını dolduran tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre uzman olup devlet yükseköğretim kurumlarında çalışmış öğretim üyeleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde, ihtiyacı olan bir yükseköğretim kurumuna başvurmaları halinde, bu Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usul ve esaslar kapsamında sözleşmeli olarak çalıştırılabilirler.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“ç) Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan İslami İlimler Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ile Rektörlüğe bağlı İlahiyat Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinin birleştirilmesiyle oluşturulan İlahiyat Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ile Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine bağlı iken bağlantıları değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Turizm Fakültesi ile İletişim Fakültesinden;</p>

<p>d) Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine bağlı Elbistan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ile Elbistan Meslek Yüksekokulunun adı ve bağlantısı değiştirilerek ve birleştirilerek oluşturulan ve Rektörlüğe bağlanan Elbistan Meslek Yüksekokulu ile Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Türkoğlu Meslek Yüksekokulu ile Rektörlüğe bağlı Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu ile Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulunun birleştirilmesiyle oluşturulan Onikişubat Meslek Yüksekokulundan;</p>

<p>e) Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Lisansüstü Eğitim Enstitüsünden;”</p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> 2809 sayılı Kanunun ek 177 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve toplam öğrenci sayısının en az yüzde 50’si tezli yüksek lisans ve doktora programlarındaki” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> 2809 sayılı Kanunun ek 190 ıncı maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi” ibareleri “İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” şeklinde, ikinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“a) Rektörlüğe bağlı Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi ile Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi, Fen Fakültesi, TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Anonim Şirketi) Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Elbistan İşletme Fakültesi ile Yabancı Diller Yüksekokulundan,”</p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 209- Mevzuatta Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine yapılmış olan atıflar İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine yapılmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde ve bu maddeye bağlı ekli (2) sayılı liste eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 210- Ekli (2) sayılı listede yer alan öğretim elemanı kadroları ihdas edilmiştir.”</p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 54- Bu maddeyi ihdas eden Kanunla İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağlı iken bağlantısı veya adı ve bağlantısı değiştirilerek Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanan yükseköğretim birimlerinin ilgili yılı bütçe ödenekleri, bütçedeki ödeneklerin tahakkuka bağlanma yetkisi, laboratuvar donanımı başka bir işleme gerek kalmaksızın Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine devredilmiş sayılır.</p>

<p>Bağlantısı değiştirilen birimlerde görev yapan personel, birimin bağlandığı üniversiteye atanmış sayılır ve bu personele ilişkin kadro ve pozisyonlar herhangi bir işleme gerek kalmaksızın bağlandığı üniversiteye ihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesine aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesine aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesine aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İletişim Fakültesine aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Turizm Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Turizm Fakültesine aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Elbistan Mühendislik Fakültesi kapatılmış ve buradaki öğretim elemanları aynı Üniversitenin Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesine aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Elbistan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ve Elbistan Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak kurulan Elbistan Meslek Yüksekokuluna aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Türkoğlu Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Türkoğlu Meslek Yüksekokuluna aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde İslami İlimler, Sağlık Bilimleri, İnsan ve Toplum Bilimleri, İletişim ve Turizm anabilim dallarında öğrenim gören lisansüstü öğrenciler Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitülerinde öğrenim gören lisansüstü öğrenciler Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere aktarılmıştır.</p>

<p>İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağlı iken adı değiştirilerek veya değiştirilmeyerek bu Kanunla Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanan birimler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonunda devredilir. Bu birimler için ilan edilmiş öğretim elemanı alımları Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından tamamlanır.</p>

<p>Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine bağlı iken bağlantısı veya adı ve bağlantısı değiştirilerek Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanan birimlerde kayıtlı bulunan öğrencilere verilecek mezuniyet belgeleri ile diplomalar, öğrencilerin istemesi hâlinde kayıt tarihlerinde bağlı bulunduğu üniversite adıyla aktarıldıkları üniversite tarafından verilir. Bu konuda çıkabilecek ihtilafları sonuçlandırmaya Yükseköğretim Kurulu yetkilidir.</p>

<p>Bu maddeyi ihdas eden Kanunla İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlı iken adı değiştirilerek veya değiştirilmeyerek bağlantısı değiştirilen birimlerde uygulamayla ilgili olarak ortaya çıkabilecek sorunlar Yükseköğretim Kurulu tarafından çözülür.”</p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesinin birinci fıkrasına “Hazine geri ödeme garantisi vermeye” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve hibe almaya” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı Cetvelin “A) Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri” bölümünün 128 inci sırasında yer alan “Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi” ibaresi “İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p>

<p>8/8/2026</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260809-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="66924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yabancılar Hukuku Kapsamında Sınır Dışı Etme Kararlarının Kaldırılması, Giriş Yasakları ve Türkiye’ye Yeniden Giriş Süreçleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yabancilar-hukuku-kapsaminda-sinir-disi-etme-kararlarinin-kaldirilmasi-giris-yasaklari-ve-turkiyeye-yeniden-giris-surecleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yabancilar-hukuku-kapsaminda-sinir-disi-etme-kararlarinin-kaldirilmasi-giris-yasaklari-ve-turkiyeye-yeniden-giris-surecleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Yabancıların Türkiye’den sınır dışı edilmesi, Türkiye’ye girişlerinin yasaklanması, tahdit kodu uygulanması ve yeniden ülkeye kabul edilmeleri; kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması ile temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması arasında hassas bir denge kurulmasını gerektiren başlıca yabancılar hukuku meselelerindendir. Türkiye’de bu alanın temel düzenleyici kaynağı 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur. Kanun; sınır dışı etme sebeplerini, sınır dışı edilemeyecek kişileri, sınır dışı kararının tebliğini, bu karara karşı yargısal başvuru yollarını, idari gözetimi, geri gönderme yasağını ve Türkiye’ye giriş yasağını düzenlemektedir.</p>

<p>Sınır dışı kararı, giriş yasağı ve tahdit kodu birbirinden farklı hukuki işlemler veya idari kayıtlar niteliğinde olabilmektedir. Bu nedenle sınır dışı kararının iptal edilmesi her durumda giriş yasağının kendiliğinden kalkması sonucunu doğurmayabileceği gibi, tahdit kodunun kaldırılması da sınır dışı kararının hukuka aykırılığını otomatik olarak ortaya koymaz. Uygulamada etkili bir hukuki koruma sağlanabilmesi için her bir işlem veya kaydın dayanağının, süresinin, gerekçesinin ve yabancının temel haklarına etkisinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.</p>

<p>Bu çalışmada sınır dışı kararlarının hukuka uygunluk denetimi; kanunilik, ölçülülük, gerekçeli karar, aile hayatına saygı, özel hayatın korunması, geri gönderme yasağı ve etkili başvuru hakkı çerçevesinde incelenmektedir. Ayrıca idari gözetim, tahdit kodları, giriş yasağının kaldırılması, meşruhatlı vize ve Türkiye’ye yeniden giriş imkânı sağlayabilecek idari ve yargısal yollar değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Devletlerin ülkelerine kabul edecekleri yabancıları belirleme, kamu düzenini ve kamu güvenliğini koruma ve hukuka aykırı şekilde bulunan kişilerin ülkeden çıkarılmasını sağlama yetkisi, devlet egemenliğinin bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte çağdaş hukuk düzenlerinde bu yetki sınırsız değildir. Yabancılar hakkında tesis edilen sınır dışı işlemleri, kamu yararı amacı taşısa dahi kanunla öngörülmüş olmalı, somut olgulara dayanmalı, ölçülü olmalı ve ilgili kişinin temel haklarını kullanabilmesine imkân tanımalıdır.</p>

<p>Sınır dışı etme işlemi, yabancının yalnızca Türkiye’de kalma imkânını sona erdiren teknik bir idari işlem değildir. İşlem, kişinin ailesinden ayrılmasına, çocuklarıyla ilişkisinin kesilmesine, tedavisinin yarıda kalmasına, eğitim ve çalışma hayatının sona ermesine veya gönderileceği ülkede ciddi insan hakları ihlalleriyle karşılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle sınır dışı kararları, idare hukuku bakımından yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden incelenirken aynı zamanda anayasal temel haklar ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri bakımından da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Uygulamada “deport” olarak ifade edilen sonuç, tek bir işlemden oluşmayabilir. Yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınabilir, ayrıca Türkiye’ye giriş yasağı uygulanabilir, tahdit kodu tesis edilebilir ve yabancı sınır dışı işlemi tamamlanıncaya kadar idari gözetim altında tutulabilir. Bu işlemlerin her biri farklı amaçlara ve farklı başvuru yollarına sahip olduğundan, hukuki mücadelenin doğru işlem üzerinden ve doğru sürede yürütülmesi önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Birinci Bölüm: Sınır Dışı Etme İşleminin Hukuki Çerçevesi</strong></p>

<p><strong>1- Sınır dışı etme kararının hukuki niteliği</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı, yabancının Türkiye’de kalmasına son verilmesini ve kural olarak ülke dışına çıkarılmasını amaçlayan bireysel, kesin ve icrai bir idari işlemdir. İdari işlem niteliği taşıması nedeniyle bu karar, idare hukukunun temel ilkelerine ve idari yargı denetimine tabidir.</p>

<p>İdarenin sınır dışı yetkisi, kanundan kaynaklanan bağlı veya takdirî yetkinin niteliğine göre farklılaşabilir. Ancak takdir yetkisinin bulunması, idarenin herhangi bir gerekçe göstermeksizin veya somut olguları değerlendirmeksizin işlem tesis edebileceği anlamına gelmez. Takdir yetkisi, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, eşitlik, ölçülülük, hukuki güvenlik ve gerekçeli işlem ilkeleriyle sınırlı olarak kullanılmalıdır.</p>

<p>Sınır dışı kararında yabancının hangi kanuni sebep kapsamında değerlendirildiği açıkça ortaya konulmalıdır. Kararın yalnızca “kamu düzeni bakımından sakıncalı görülmüştür”, “kamu güvenliği açısından tehdit oluşturmaktadır” veya “mevzuata aykırı olarak ülkede kalmıştır” şeklindeki genel ifadelerle kurulması, somut olayın özelliklerine göre gerekçe yetersizliği sorununa yol açabilir. İdare, yabancının hangi fiil veya davranışının sınır dışı sebebi oluşturduğunu, bu fiilin ne zaman gerçekleştiğini ve kamu yararıyla bağlantısını ortaya koymalıdır.</p>

<p><strong>2- Sınır dışı etme sebepleri</strong></p>

<p>6458 sayılı Kanun’da yabancılar hakkında sınır dışı kararı alınabilecek çeşitli durumlar düzenlenmiştir. Uygulamada bu sebepler arasında vize veya ikamet izni ihlalleri, çalışma izni olmaksızın çalışma, kamu düzeni veya kamu güvenliği bakımından tehdit oluşturma, terör veya örgütlü suçlarla bağlantı, sahte belge kullanma ve Türkiye’ye giriş şartlarını ihlal etme gibi durumlar yer almaktadır.</p>

<p>Her sınır dışı sebebinin kendi içinde değerlendirilmesi gerekir. Örneğin vize süresinin aşılması ile kamu güvenliğine yönelik ciddi ve güncel tehdit aynı ağırlıkta değerlendirilemez. İhlalin süresi, yabancının ihlali giderme yönündeki davranışı, kusur durumu, ailevi ve insani koşulları ile kamu düzenine yönelik gerçek riskin ağırlığı arasında makul bir denge kurulmalıdır.</p>

<p>Kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçesine dayanan işlemlerde idarenin değerlendirmesi özellikle önemlidir. Bu kavramlar geniş yorumlanmaya elverişli olmakla birlikte, sınırsız ve soyut gerekçeler hâline getirilemez. Kamu düzeni gerekçesi, yabancının kişisel davranışları ve somut olayla ilişkilendirilmelidir. Aynı şekilde, geçmişte gerçekleşmiş bir olayın sınır dışı tarihinde hâlen güncel ve ciddi bir tehlike oluşturup oluşturmadığı da açıklanmalıdır.</p>

<p><strong>3- Gerekçeli işlem ilkesi</strong></p>

<p>Gerekçeli işlem ilkesi, idarenin karar alma sürecini görünür kılar ve kişinin karara karşı etkili biçimde başvurabilmesini sağlar. Sınır dışı kararının gerekçesi, yalnızca kanun maddesinin numarasını belirtmekten ibaret olmamalıdır. Kararda;</p>

<p>• Yabancının hangi statüde bulunduğu,</p>

<p>• Hangi olay veya belgelerin değerlendirildiği,</p>

<p>• Hangi sınır dışı sebebinin uygulandığı,</p>

<p>• Kamu düzeni veya güvenliği bakımından riskin neden mevcut olduğu,</p>

<p>• Aile, sağlık ve özel hayat bağlarının değerlendirilip değerlendirilmediği,</p>

<p>• Geri gönderme yasağı bakımından herhangi bir inceleme yapılıp yapılmadığı</p>

<p>anlaşılabilir biçimde gösterilmelidir.</p>

<p>Gerekçenin yetersiz olması, yabancının idari ve yargısal başvuru hakkını etkisiz hâle getirebilir. Özellikle kişi hakkında gizli veya istihbari nitelikte bilgilerin bulunduğu ileri sürülüyorsa, bu bilgilerin tamamının açıklanmaması mümkün olsa bile kararın yargısal denetime elverişli bir açıklıkta olması gerekir.</p>

<p><strong>İkinci Bölüm: Sınır Dışı Kararına Karşı Hukuki Başvuru Yolları</strong></p>

<p><strong>1- İdare mahkemesinde iptal davası</strong></p>

<p>Sınır dışı kararına karşı görevli idare mahkemesinde iptal davası açılması temel yargısal başvuru yoludur. Dava süresinin başlangıcı, kararın yabancıya usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesine bağlıdır. Bu nedenle tebliğ tarihi, tebliğin hangi dilde ve hangi usulle yapıldığı ve yabancının kararın içeriğini anlayıp anlamadığı önem taşır.</p>

<p>İptal davasında sınır dışı kararının yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülebilir. Bunun yanında anayasal hak ihlalleri de somutlaştırılmalıdır. Örneğin yabancının Türk vatandaşı eşi ve küçük çocuğu bulunuyorsa, sınır dışı işleminin aile hayatına müdahale teşkil ettiği ve idarenin daha hafif tedbirlerle kamu yararını gerçekleştirme imkânını değerlendirmediği açıklanabilir.</p>

<p>Dava dilekçesinde yalnızca “karar hukuka aykırıdır” şeklindeki genel ifadeler yeterli değildir. Yabancının kişisel durumu, Türkiye’deki ikamet süresi, aile bağları, çalışma veya eğitim ilişkisi, sağlık durumu ve gönderileceği ülkedeki riskler belgelerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>2- Yürütmenin durdurulması talebi</strong></p>

<p>Sınır dışı kararına karşı açılan iptal davasıyla birlikte yürütmenin durdurulması talep edilmesi çoğu durumda önem taşır. Zira sınır dışı işlemi uygulanıp yabancı ülke dışına çıkarıldıktan sonra açılan davanın etkili bir koruma sağlaması güçleşebilir.</p>

<p>Yürütmenin durdurulması bakımından iki temel koşul aranır: işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması. Sınır dışı dosyalarında telafisi güç zarar; geri gönderilen ülkede kötü muamele riski, aile bağlarının kopması, tedavinin yarıda kalması, çocuklardan ayrılma veya uzun süreli giriş yasağı nedeniyle Türkiye’ye dönememe gibi somut sonuçlarla açıklanabilir.</p>

<p>Yürütmenin durdurulması talebinin güçlü olabilmesi için dava dilekçesine aile kayıtları, sağlık raporları, çocukların eğitim ve bakım belgeleri, tehdit veya zulüm iddialarını destekleyen belgeler ve menşe ülkeye ilişkin güncel bilgiler eklenmelidir.</p>

<p><strong>3- Tebligat ve etkili başvuru hakkı</strong></p>

<p>Sınır dışı kararının tebliği, başvuru süresinin başlaması bakımından olduğu kadar etkili başvuru hakkının kullanılabilmesi bakımından da önemlidir. Türkçe bilmeyen bir yabancıya kararın içeriği anlaşılır biçimde açıklanmamışsa veya başvuru yolları bildirilmemişse, tebligatın hukuki sonuçları tartışmalı hâle gelebilir.</p>

<p>Yabancıya avukata erişim, tercüman desteği ve dava açma imkânı sağlanması gerekir. İdari gözetim altında bulunan kişilerin başvuru yapabilmesi için gerekli iletişim ve belge temini imkânlarının sağlanmaması, başvuru hakkını şeklen var fakat fiilen kullanılamaz hâle getirebilir.</p>

<p><strong>Üçüncü Bölüm: Geri Gönderme Yasağı ve Temel Haklar</strong></p>

<p><strong>1- Geri gönderme yasağının kapsamı</strong></p>

<p>Geri gönderme yasağı, yabancının gönderileceği ülkede işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muameleye, ölüm cezasına ya da ciddi ve kişisel bir tehdit oluşturan ağır insan hakları ihlallerine maruz kalabileceği durumlarda koruma sağlayan temel ilkedir.</p>

<p>Bu yasak, sınır dışı kararının kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçesine dayanması hâlinde dahi dikkate alınmalıdır. Yabancının geçmişte siyasi faaliyet yürütmüş olması, belirli bir etnik veya dini gruba mensup bulunması, silahlı çatışma bölgesinden gelmesi, tehdit edilmiş olması veya ciddi sağlık sorunları yaşaması gibi hususlar somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Geri gönderme yasağı iddiasının başarılı olabilmesi için genel ülke koşullarından ziyade, yabancının kişisel ve güncel riskinin ortaya konulması önemlidir. Uluslararası kuruluş raporları, mahkeme kararları, tehdit mesajları, kolluk başvuruları, sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve aile üyelerinin maruz kaldığı olaylar birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>2- Aile hayatına saygı hakkı</strong></p>

<p>Sınır dışı işlemi, yabancının Türkiye’de bulunan eşi, çocukları veya diğer yakınlarıyla ilişkisini etkileyebilir. Bu durumda özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı bakımından ölçülülük incelemesi yapılmalıdır.</p>

<p>Aile hayatı değerlendirilirken yalnızca resmi evlilik kaydı veya aynı adreste bulunma ölçütüyle yetinilmemelidir. Eşler arasındaki fiilî birliktelik, çocukla kurulan kişisel ilişki, bakım ve geçim sorumluluğu, çocuğun yaşı, çocuğun vatandaşlığı ve yabancının aile içindeki rolü dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Türk vatandaşı çocuk sahibi olmak, yabancıya mutlak biçimde Türkiye’de kalma hakkı vermese de sınır dışı kararının aile hayatına etkisini ağırlaştırabilir. Özellikle çocuğun bakımında yabancının aktif rolü varsa ve aile hayatının başka bir ülkede sürdürülmesi fiilen mümkün değilse, idarenin sınır dışı yerine daha hafif bir tedbiri değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p><strong>3- Çocuğun üstün yararı</strong></p>

<p>Sınır dışı kararlarında çocuğun üstün yararı ayrıca gözetilmelidir. Çocuğun yabancı ebeveyninden ayrılması, eğitim düzeninin bozulması, sağlık ve bakım ihtiyaçlarının karşılanamaması veya aile hayatının fiilen sona ermesi, kararın ölçülülüğünü etkileyebilir.</p>

<p>Çocuğun üstün yararı değerlendirmesi soyut biçimde yapılamaz. Çocuğun yaşı, sağlık durumu, eğitim düzeyi, bakım ihtiyacı, diğer ebeveynle ilişkisi ve yabancının çocuğun hayatındaki fiilî rolü somut olarak incelenmelidir.</p>

<p><strong>Dördüncü Bölüm: İdari Gözetim</strong></p>

<p><strong>1- İdari gözetimin amacı</strong></p>

<p>İdari gözetim, yabancının sınır dışı işleminin uygulanmasını güvence altına almak amacıyla başvurulan bir idari tedbirdir. Bu tedbirin cezalandırma amacı taşıması mümkün değildir. Dolayısıyla yabancının yalnızca hakkında sınır dışı kararı verilmiş olması, her durumda otomatik olarak idari gözetim altına alınmasını haklı kılmaz.</p>

<p>İdari gözetim kararı verilebilmesi için kaçma veya kaybolma riski, giriş veya çıkış kurallarının ihlali, sahte ya da asılsız belge kullanılması, kabul edilebilir bir mazeret olmaksızın Türkiye’den çıkma talimatına uymama gibi somut nedenlerin bulunması gerekir.</p>

<p><strong>2- İdari gözetimin ölçülülüğü</strong></p>

<p>İdari gözetim, kişi özgürlüğünü sınırladığı için son çare niteliğinde uygulanmalıdır. Yabancının sabit bir adresinin bulunması, aile bağlarının olması, kimliğinin belirli olması, düzenli olarak idareye başvurabilecek durumda bulunması veya seyahat belgesinin temin edilememesi gibi hususlar değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yükümlülüklerin belirlenmesi, belirli adreste ikamet, aile temelli bildirim, elektronik izleme veya başka idari tedbirler mümkünse, kapalı merkezde tutulmanın gerekliliği ayrıca açıklanmalıdır.</p>

<p><strong>3- İdari gözetim kararına karşı başvuru</strong></p>

<p>İdari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvuru yapılabilir. Başvuruda;</p>

<p>• Kaçma riskinin bulunmadığı,</p>

<p>• Sabit adresin mevcut olduğu,</p>

<p>• Aile bağlarının bulunduğu,</p>

<p>• Kimlik bilgilerinin açık olduğu,</p>

<p>• Sınır dışı işleminin uygulanabilir olmadığı,</p>

<p>• Sağlık durumunun kapalı merkezde kalmaya elverişli olmadığı,</p>

<p>• Daha hafif tedbirlerin yeterli olacağı</p>

<p>ileri sürülebilir.</p>

<p>İdari gözetimin devamı da belirli aralıklarla incelenmelidir. Sınır dışı işleminin fiilen gerçekleştirilemediği ve yakın zamanda gerçekleştirilemeyeceğinin anlaşıldığı durumlarda gözetimin sürdürülmesi ölçüsüz hâle gelebilir.</p>

<p><strong>Beşinci Bölüm: Tahdit Kodları ve Giriş Yasakları</strong></p>

<p><strong>1- Tahdit kodlarının hukuki görünümü</strong></p>

<p>Tahdit kodları, yabancıların Türkiye’ye girişleri veya Türkiye’deki statüleri bakımından idari değerlendirmeye konu olan kayıt sistemleridir. Ancak “tahdit kodu” tek başına yeterli bir hukuki açıklama değildir. Kodun hangi işlemden kaynaklandığı, hangi idari makam tarafından tesis edildiği, ne kadar süreyle uygulanacağı ve yabancıya hangi sonuçları doğurduğu belirlenmelidir.</p>

<p>Yabancı veya vekili öncelikle kodun tam içeriğini ve dayanak işlemi öğrenmeye çalışmalıdır. Kodun maddi hataya dayandığı, süresinin dolduğu, dayanak işlemin ortadan kalktığı veya kamu düzeni yönünden güncel bir risk bulunmadığı ileri sürülerek idareye kaldırma ya da düzeltme başvurusu yapılabilir.</p>

<p><strong>2- Giriş yasağı ile sınır dışı kararının ayrımı</strong></p>

<p>Sınır dışı kararı yabancının Türkiye’den çıkarılmasına, giriş yasağı ise belirli bir süre Türkiye’ye alınmamasına yöneliktir. Bu iki işlem aynı karar içinde veya birbirinden ayrı biçimde uygulanabilir.</p>

<p>Bu nedenle dava veya idari başvuru hazırlanırken talepler açık şekilde ayrıştırılmalıdır. Sınır dışı kararının iptali talep ediliyorsa bunun yanında giriş yasağının hangi işlemden kaynaklandığı da incelenmelidir. Giriş yasağı bağımsız bir işlem olarak tesis edilmişse, bu işleme karşı ayrıca başvuru yapılması gerekebilir.</p>

<p><strong>3- Giriş yasağının kaldırılması veya kısaltılması</strong></p>

<p>Giriş yasağının kaldırılması ya da süresinin kısaltılması için idareye başvurulabilir. Başvurunun değerlendirilmesinde;</p>

<p>• Yasağa neden olan ihlalin sona ermesi,</p>

<p>• İdari para cezalarının veya diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesi,</p>

<p>• Yabancının Türkiye’de bulunan eşi veya çocuğu,</p>

<p>• Tedavi, eğitim veya çalışma zorunluluğu,</p>

<p>• Türkiye’de yürütülen hukuki veya adli süreç,</p>

<p>• Kamu düzeni bakımından güncel risk bulunmaması,</p>

<p>• Yabancının önceki davranışlarından ders çıkardığını gösteren belgeler</p>

<p>önem taşır.</p>

<p>Başvurunun soyut bir “ülkeye giriş izni” talebi biçiminde değil, yasağın somut nedenini hedefleyen ve bu nedenin neden artık mevcut olmadığını açıklayan bir hukukî gerekçeyle hazırlanması gerekir.</p>

<p><strong>Altıncı Bölüm: Meşruhatlı Vize ve Türkiye’ye Yeniden Giriş</strong></p>

<p><strong>1- Meşruhatlı vizenin işlevi</strong></p>

<p>Meşruhatlı vize, yabancının Türkiye’ye belirli ve özel bir amaçla giriş yapabilmesine imkân sağlayabilecek bir vize türüdür. Aile birliği, tedavi, eğitim, çalışma, adli sürece katılım veya insani nedenler meşruhatlı vize talebinin temelini oluşturabilir.</p>

<p>Bununla birlikte meşruhatlı vize, mevcut giriş yasağını her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Yabancı hakkında tahdit kodu veya giriş yasağı bulunuyorsa, vize başvurusundan önce bu kaydın kapsamı ve kaldırılma imkânı incelenmelidir.</p>

<p><strong>2- Yeniden giriş başvurusunda sunulabilecek belgeler</strong></p>

<p>Başvurunun amacına göre aşağıdaki belgeler önem taşıyabilir:</p>

<p>• Pasaport ve kimlik belgeleri,</p>

<p>• Türkiye’deki eş veya çocukla aile bağını gösteren belgeler,</p>

<p>• Türk vatandaşı aile üyelerinin kimlik ve adres kayıtları,</p>

<p>• Tedavi için hastane kabul yazısı ve sağlık raporları,</p>

<p>• Eğitim kurumu kabul belgesi,</p>

<p>• İş sözleşmesi veya çalışma iznine ilişkin belgeler,</p>

<p>• Davet mektubu,</p>

<p>• Konaklama ve maddi yeterlilik belgeleri,</p>

<p>• Önceki ihlallerin giderildiğini gösteren makbuzlar,</p>

<p>• Giriş yasağının kaldırılması veya kısaltılması talebini destekleyen açıklamalar,</p>

<p>• Türkiye’ye giriş amacının gerçek ve sınırlı olduğunu gösteren belgeler.</p>

<p>Başvuru belgeleri arasındaki çelişkiler, özellikle önceki vize veya ikamet ihlalleri bulunan dosyalarda olumsuz değerlendirmeye yol açabilir. Bu nedenle yabancının önceki süreci açık ve tutarlı şekilde anlatılmalıdır.</p>

<p><strong>Yedinci Bölüm: Hukuki Başvurularda Delillendirme</strong></p>

<p>Sınır dışı ve giriş yasağı dosyalarında deliller, iddianın soyut olmaktan çıkarılıp somutlaştırılmasını sağlar. Delil listesi dosyanın temel iddiasına göre oluşturulmalıdır.</p>

<p>Aile hayatına dayanan başvurularda evlilik belgesi, nüfus kayıt örneği, çocukların doğum belgeleri, birlikte yaşama kayıtları, okul belgeleri, sağlık evrakı, banka ve kira kayıtları kullanılabilir. Sağlık gerekçesine dayanan başvurularda güncel ve uzmanlık alanına uygun raporlar sunulmalıdır. Geri gönderme yasağı bakımından tehdit mesajları, kolluk başvuruları, siyasi veya toplumsal faaliyet belgeleri, ülke raporları ve geçmişteki saldırıları gösteren kayıtlar önem taşır.</p>

<p>Tahdit kodunun kaldırılması talebinde ise kodun maddi hataya dayandığını veya dayanak işlemin artık geçerli olmadığını gösteren belgeler öne çıkarılmalıdır. Örneğin yabancının ülkeye giriş-çıkış kayıtları, ödeme makbuzları, önceki ikamet belgeleri ve idareyle yapılan yazışmalar, değerlendirmede kullanılabilir.</p>

<p>Delillerin yabancı dilde olması hâlinde, ilgili makamların kabul edeceği nitelikte Türkçe tercüme sunulması gerekir. Belgenin yalnızca tercüme edilmesi değil, gerektiğinde onay, apostil veya tasdik işlemlerinin de tamamlanması önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>Sekizinci Bölüm: Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, yabancının hakkında hangi işlemin uygulandığını tam olarak öğrenememesidir. Yabancı, yalnızca “deport” edildiğini bilmekte; ancak sınır dışı kararının tarihini, giriş yasağının süresini, tahdit kodunun niteliğini veya idari gözetim kararının dayanağını bilmemektedir. Bu belirsizlik, başvuru süresinin hesaplanmasını ve doğru hukuki yolun seçilmesini zorlaştırır.</p>

<p>Bir diğer sorun, idari işlemlerin standart ve genel ifadelerle gerekçelendirilmesidir. Kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçelerinin somut olayla bağlantısı açıklanmadığında, yabancının hangi olguya karşı savunma yapacağı belirsiz hâle gelir.</p>

<p>Ayrıca sınır dışı kararı ile giriş yasağının birbirinden ayrılmaması da önemli bir uygulama sorunudur. Bir işlem hakkında açılan davanın diğer işlemi otomatik olarak ortadan kaldıracağı düşüncesi, yabancının yeniden giriş bakımından ayrıca başvuru yapmamasına ve hak kaybına neden olabilir.</p>

<p>İdari gözetim bakımından da benzer bir sorun bulunmaktadır. Sınır dışı kararının varlığı, bazı durumlarda gözetimin devamı için tek başına yeterli görülmektedir. Oysa gözetimin amacı, kaçma veya kaybolma riskini önlemek ve sınır dışı işlemini gerçekleştirmektir. Bu amaçların somut olayda gerçekleşmediği durumlarda daha hafif tedbirlerin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Sınır dışı etme, giriş yasağı, tahdit kodu ve idari gözetim, yabancılar hukukunda birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte farklı hukuki sonuçlar doğuran işlemlerdir. Bu işlemler bakımından etkili bir hukukî strateji geliştirilebilmesi için öncelikle hangi işlemin tesis edildiği, işlemin dayanağı, tebliğ tarihi, süresi ve yabancıya yönelik somut sonucu belirlenmelidir.</p>

<p>Sınır dışı kararına karşı idare mahkemesinde iptal davası açılması ve koşulları varsa yürütmenin durdurulmasının talep edilmesi, temel yargısal koruma yoludur. İdari gözetim ayrıca sulh ceza hâkimliği önünde incelenmelidir. Tahdit kodu ve giriş yasağı bakımından ise ayrı idari başvurular yapılması ve gerektiğinde bağımsız yargısal yolların kullanılması gerekir.</p>

<p>Yabancının aile hayatı, çocukları, sağlık durumu, Türkiye’deki sosyal ve ekonomik bağları ile geri gönderileceği ülkedeki kişisel riski, sınır dışı işleminin ölçülülük denetiminde belirleyici olabilir. Ancak bu hususların yalnızca soyut biçimde ileri sürülmesi yeterli değildir. Her iddia güncel, somut ve doğrulanabilir belgelerle desteklenmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak, deport sürecinde başarılı bir hukuki başvuru; sınır dışı kararına, giriş yasağına, tahdit koduna ve idari gözetime ilişkin işlemlerin birbirinden ayrılmasına; sürelerin dikkatle takip edilmesine; geri gönderme yasağı ve temel hak iddialarının somutlaştırılmasına; ayrıca idari ve yargısal başvuruların birbiriyle tutarlı biçimde yürütülmesine bağlıdır.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça ve Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">1. 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4. 5682 sayılı Pasaport Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">6. 6458 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuat.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">8. Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme.</span></p>

<p><span style="color:#999999">9. Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme.</span></p>

<p><span style="color:#999999">10. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">11. Türkiye’de yabancıların sınır dışı edilmesine ve idari gözetimine ilişkin güncel idari uygulama ve yargı kararları.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yabancilar-hukuku-kapsaminda-sinir-disi-etme-kararlarinin-kaldirilmasi-giris-yasaklari-ve-turkiyeye-yeniden-giris-surecleri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/terazi/tokmak-terazis.jpeg" type="image/jpeg" length="80017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği, kuruluşunun 57. yılında Ata'nın huzurunda]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-barolar-birligi-kurulusunun-57-yilinda-atanin-huzurunda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-barolar-birligi-kurulusunun-57-yilinda-atanin-huzurunda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Yönetim, Disiplin ve Denetleme Kurulu üyeleri, avukatlar ve TBB çalışanları, Birliğin 57. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Anıtkabir'i ziyaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Birlik Başkanı Erinç Sağkan'ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mozolesine çelenk bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu.</p>

<p><strong>Sağkan, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları kaydetti:</strong><br />
<br />
<i>Büyük Atatürk,</i></p>

<p><i>Türkiye Barolar Birliğinin kuruluşunun 57. yılında </i><i>Yönetim, Disiplin ve Denetleme kurullarımız, meslektaşlarımız ve çalışma arkadaşlarımızla birlikte, </i><i>hukuku, adaleti ve Cumhuriyeti aynı ideal etrafında buluşturan fikirlerinize duyduğumuz bağlılığı ifade etmek üzere manevi huzurunuzdayız.</i></p>

<p><i>En büyük eseriniz olan Cumhuriyetin savunucuları olarak; hukuku hiçbir iradenin gölgesine bırakmadan, adaleti hiçbir ayrım gözetmeden ve insan onurundan taviz vermeden korumayı Cumhuriyete karşı vazifemiz olarak büyük bir kararlılık ile sürdürüyoruz.</i></p>

<p><i>Elli yedi yıldır hakkın onurla ayakta durduğu, hukukun eğilmediği, adaletin gecikmediği bir memleket idealini gerçekleştirmenin mesuliyetini taşıyoruz. </i></p>

<p><i>Bugün huzurunuzda, dün olduğu gibi aynı kararlılıkla ifade ediyoruz:<br />
Cumhuriyetimizin temelini oluşturan hukuk düzenini korumaktan, savunmanın onurunu ve bağımsızlığını yaşatmaktan ve adaleti her şart altında ayakta tutmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.</i></p>

<p><i>Minnet, özlem, </i><i>saygı ve sarsılmaz bağlılığımızla.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. R. Erinç Sağkan</strong><br />
<strong>Türkiye Barolar Birliği Başkanı</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_1_8082026114412.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_2_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_3_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_4_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_5_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_6_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_7_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_8_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_9_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_10_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_11_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_12_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_13_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_14_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_15_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_16_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260808_turkiye_barolar_birl/86622_17_8082026114417.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-barolar-birligi-kurulusunun-57-yilinda-atanin-huzurunda</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-182.jpg" type="image/jpeg" length="31168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA TAZMİNAT TALEPLERİNDE EKSPER RAPORU SUNMA ZORUNLULUĞUNA İLİŞKİN ELEŞTİRİLERE BİLİMSEL CEVAPLAR VE YENİ DÜZENLEME YAPMA ÖNERİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminat-taleplerinde-eksper-raporu-sunma-zorunluluguna-iliskin-elestirilere-bilimsel-cevaplar-ve-yeni-duzenleme-yapma-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminat-taleplerinde-eksper-raporu-sunma-zorunluluguna-iliskin-elestirilere-bilimsel-cevaplar-ve-yeni-duzenleme-yapma-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hakaretlere Karşı Hukuki Süreç</strong></p>

<p>Son dönemde yürürlüğe giren mevzuat düzenlemelerine ilişkin, bir akademisyen kimliğiyle yaptığım bilimsel ve nesnel değerlendirmeler, ne yazık ki bilgi sahibi olmadan fikir üreten çevreler tarafından şahsımı hedef alan asılsız karalamalara dönüştürülmüştür. Kanıta dayalı ve yapıcı eleştirilerin bu tarz niteliksiz saldırılarla gölgelenmeye çalışılması kabul edilemez. Bilimsel kriterlerden uzak, tamamen karalama amacı güden bu söz ve fiillere karşı tüm yasal haklarımı sonuna kadar kullanacağımı kamuoyuna saygıyla duyururum.</p>

<p><strong>Teşekkür:</strong> <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Makalemi </span></a></strong>bilimsel çerçevede eleştirenlere teşekkür ederim. Bu kapsamda <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-tahkim-basvurusu-mumkun-mu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Av. Melih Küçükcankurtaran’ın eleştirileri</span></a></strong>ne aşağıda kısaca cevap vereceğim.</p>

<p><strong>Sigorta Şirketine Başvuruda Belge Sunma Zorunluluğu</strong></p>

<p>Genel Şartlar, sigorta şirketine başvuru yapılırken hangi belgelerin sunulması gerektiğini düzenleme yetkisine sahiptir. Özel uzmanlık gerektiren konularda tazminatın hesaplanması için bu belgelerin istenmesi tabiidir.</p>

<p>Genel Şartların Ek-6 maddesinde, hasar ve değer kaybı taleplerinde sunulması zorunlu belgeler arasında <strong>"varsa eksper raporu"</strong> ibaresi yer almaktadır.</p>

<p>Yeni düzenlemelerle belirli tutarın üzerindeki hasarlarda eksper atama zorunluluğu getirildiğinden, buradaki <strong>"varsa"</strong> ibaresi artık pratikte hükmünü yitirmiştir. Dolayısıyla bu tür hasar bedeli taleplerinde eksper raporu sunulma zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Doktrin ve Yargıtay İçtihatları Çerçevesinde Usulüne Uygun Başvuru</strong></p>

<p>Trafik Sigortası Genel Şartları ekindeki belgelerin sunulması gerektiği, bu belgeler sunulmadan yapılan başvuruların usulsüz sayılacağı hem <strong>hakim öğreti (doktrin)</strong> hem de <strong>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi</strong> tarafından kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>Maluliyet Raporu Örneği:</strong> Kanunda açıkça belirtilmese de Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, maluliyet raporu sunulmadan yapılan başvuruları usulüne uygun kabul etmemektedir. Daire, bazı eksikliklerde başvurunun hemen reddedilmesi yerine, dava şartının tamamlatılmasını öngörmektedir. Ancak rapor hiç sunulmamışsa veya yargı sürecinde tamamlatılması imkansızsa, usulden ret kararlarını onamaktadır.</p>

<p><strong>Yargıtay Emsal Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202123765-e-20231845-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (E. 2021/23765, K. 2023/1845, T. 15.02.2023):</strong></span></a><br />
<i>"Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre devamlı engellilik raporu verilmeden önce 1 yıllık iyileşme sürecinin tamamlanması gerekir. Bu süre dolmadan ve yönetmeliğe uygun hazırlanmadan ibraz edilen raporlar geçerli bir başvuru unsuru değildir. Söz konusu eksiklik dava sırasında tamamlanamaz bir dava şartı olduğundan, başvurunun usulden reddi kararı usul ve kanuna uygundur."</i></p>

<p><strong>Ekspertiz Raporu Süresindeki Belirsizlik ve Çözüm Önerisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekspertiz raporunun hazırlanmasına ilişkin bir <strong>azami sürenin bulunmaması</strong> yönündeki eleştirilere katılıyorum. Başvuru şartının, hazırlanma zamanı belirsiz bir rapora bağlanması <strong>hak </strong>arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkının ihlali riskini doğurur.</p>

<p><strong>Sirküler Madde Önerisi:</strong><br />
<i>"Eksper raporu, hasar ihbarından itibaren en geç 15 gün içinde düzenlenerek sigorta şirketine ve menfaat sahiplerine teslim edilir. Bu sürenin aşılması halinde, raporun henüz düzenlenmemiş olması gerekçe gösterilerek başvuru reddedilemez."</i></p>

<p><strong>Yargılama Yetkisi Hakemlere Aittir </strong></p>

<p>Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuruların usulüne uygun olup olmadığının tespiti, idari bir organ niteliğindeki raportörlerin değil, yargılama yetkisini haiz hakemlerin görev ve yetki alanına dahil edilmelidir. Nitekim usule ilişkin bu tür bir hukuki değerlendirme, özü itibarıyla yargısal yetki kullanımı kapsamında olduğundan, idari görev ifa eden raportörlerin bu konuda inceleme yapıp karar vermesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>Sirküler Madde Önerisi:</strong></p>

<p><i>"Komisyona sunulan başvuruların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığına, dava şartlarının ve usul kurallarının sağlandığına ilişkin her türlü hukuki inceleme, uyuşmazlığı çözmekle görevlendirilen <strong>hakem veya hakem heyeti tarafından</strong> yapılır.</i></p>

<p><i>Raportörler, başvuruları yalnızca maddi eksiklikler, belge düzeni ve şekli unsurlar yönünden ön incelemeye tabi tutar; başvurunun esastan veya usulden reddi yahut kabulü anlamına gelecek hiçbir <strong>yargısal değerlendirmede bulunamazlar</strong>."</i></p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (SEDDK) bu bilimsel değerlendirmeleri dikkate alarak eksper raporlarına azami süre getireceğine inanıyorum. Uygulama yeni başladığından, zamanla bu tür eksikliklerin giderileceği kanaatindeyim.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-hasar-ve-deger-kaybi-talebi-seddknin-05082026-tarihli-sirkuleri-cercevesinde-zorunlu-basvuru-sartinin-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; EKSPER RAPORU OLMAKSIZIN HASAR VE DEĞER KAYBI TALEBİ: SEDDK'NIN 05.08.2026 TARİHLİ SİRKÜLERİ ÇERÇEVESİNDE ZORUNLU BAŞVURU ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ</span></a></strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminat-taleplerinde-eksper-raporu-sunma-zorunluluguna-iliskin-elestirilere-bilimsel-cevaplar-ve-yeni-duzenleme-yapma-onerisi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 14:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-kitaplks.jpg" type="image/jpeg" length="89513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="51879"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="67851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="97956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="46250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="35432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="90177"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="42349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="57392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="35562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="40783"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
