<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 23:57:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKATINIZLA TERS DÜŞMEYİN, işbirliği yapın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı.”<br />
— Molierac</p>

<p>Türkiye’de yerleşmiş bazı ifadeler vardır ki, farkında olmadan zihniyetimizi ele verir. “Avukat tutmak” da bunlardan biridir. “Dosyamı avukatım takip ediyor.” Demezler nedense.</p>

<p>Tutmak…<br />
Neyi tutarsınız? Bir işçi, bir hizmetli, bir görevli…</p>

<p>Oysa avukat, ne emir alan bir memurdur ne de yönlendirilecek bir taşeron. Avukat; bağımsızdır, hukuka bağlıdır ve yalnızca mesleğinin gereklerine göre hareket eder. Bu yüzden avukatla kurulan ilişki, bir “emir-komuta” ilişkisi değil; akla, bilgiye ve güvene dayalı bir ortaklıktır.</p>

<p>Uygulamada ise tam tersi yaşanır. Müvekkil avukatını seçer ama yönetmek ister. Süreci başlatır ama kontrolü bırakmaz. Kulaktan dolma bilgilerle yön vermeye çalışır. Sonra işler ters gittiğinde sorumlu arar.</p>

<p>Gerçek şu: Hukuk, bireysel reflekslerle değil; bilgi, deneyim ve stratejiyle yönetilir.</p>

<p>Avukat, dosyanızı sadece bilen değil; aynı zamanda okuyan, öngören ve yöneten kişidir. Hangi dilekçenin ne zaman verileceğini, hangi iddianın nasıl kurulacağını, hangi suskunluğun konuşmaktan daha değerli olduğunu bilir. Buna rağmen “şunu da yazalım”, “bunu da söyleyelim”, “karşı tarafla ben konuşayım” şeklindeki müdahaleler, çoğu zaman davanın dengesini bozar. Çünkü hukuk, sadece ne söylediğiniz değil; ne zaman, nerede ve nasıl söylediğinizdir.</p>

<p>Avukat müvekkil gizliliği ilkesi gereği müvekkil ile yâri gelir sırdaş oluruz. Ama verilen her Eksik bilgi, yanlış yönlendirme, gizlenen detaylar avukatı değil, doğrudan dosyayı sabote eder. Avukatınız sizin anlattığınız gerçeklik üzerinden savunma kurar. O gerçeklik eksikse, kurulan yapı da çöker. Açık konuşalım: Avukatınızı yanıltan, aslında kendi davasını kaybeder.</p>

<p>“Avukat tuttum” diyen bir müvekkil ile “dosyamı avukatım takip ediyor” diyen bir müvekkil aynı yerde durmaz. İlki kontrol etmek ister, ikincisi sürecin doğru yönetilmesini ister. Çünkü avukat satın alınan bir karar verici değildir. Ücret ödersiniz ama talimat vermezsiniz. Avukatın sorumluluğu sadece size değil; hukuka ve vicdana karşıdır.</p>

<p>Gelelim çağımızın yeni alışkanlığına… Her meseleyi yapay zekâya sorma refleksi. Evet refleksi diyorum çünkü bilgiye ulaşmak artık okadar kolay oldu ki günümüzde tek tıkla önümüze seriliyor sayfalar dolusu malumat. Elbette teknoloji bir araçtır. Ancak araç ile uzmanlık aynı şey değildir. Hukuki bir süreci, birkaç cümlelik bir soruyla, dosyanın bütününü bilmeyen bir sistemden öğrenmeye çalışmak; ameliyatı internetten okuyup kendi kendine yapmaya benzer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sunuda net söylemek gerekiyor hukuk çocuk oyuncağı değil <strong>Yapay zekâ genel bilgi verir, avukat ise sorumluluk alır.</strong></p>

<p>Çünkü avukat, sadece dosya takip etmez. <strong>İnsanların hayatına dokunur.</strong></p>

<p>Bir dilekçe bazen bir ailenin geleceğini belirler. Bir savunma, bir insanın özgürlüğünü korur.<br />
Bir itiraz, yılların emeğini kurtarır.</p>

<p>Bir makine hata yaptığında kimse hesap sorulmaz. Ama bir avukatın attığı her imzanın bir karşılığı vardır. Eskiler bu sorumluluğu “Cebimde ağır ceza celbi taşıyorum” nispetiyle anlatırdı.</p>

<p>Ve duayen hukukçu Baki Kuru bu gerçeği şöyle ifade eder:<br />
“Bir hukukçunun erişebileceği en yüksek mertebe avukatlıktır; profesör de olsanız, Anayasa Mahkemesi Başkanı da olsanız, Yargıtay Başkanı da olsanız, emekli olduktan sonra dönüp dolaşacağınız yer barodur. Bu nedenle avukatlık son durak ve en yüksek mertebedir.”</p>

<p>Bu söz bir övgü değil, bir tespittir. Avukatlık; teorinin, pratiğin ve sorumluluğun birleştiği noktadır. Dolayısıyla avukatla ters düşmek, yalnızca bir kişiyle değil; birikimle, tecrübeyle ve mesleğin özüyle ters düşmektir.</p>

<p>Avukatınıza güvenmiyorsanız onunla çalışmayın. Ama onunla çalışıyorsanız süreci sabote etmeyin.</p>

<p>Hukuk, “ben bilirim” diyenleri değil, bilenle hareket edenleri korur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK"><img alt="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ozgur-turan-ozturk.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK">Av. Özgür Turan ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/baro/avukat-ss.jpg" type="image/jpeg" length="80682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASTEN YARALAMA VE EZİYET SUÇUNUN AYRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk ceza hukukunda bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğü, temel hukuki değerlerden biri olarak korunmakta olup bu kapsamda çeşitli suç tipleri düzenlenmiştir. Bu suç tipleri arasında en sık uygulama alanı bulan düzenlemelerden biri, Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde yer alan kasten yaralama suçu ile 96. maddesinde düzenlenen eziyet suçudur. Her iki suç tipi de mağdurun fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü koruma amacı taşımakla birlikte, suçun oluşum şartları ve yapısal unsurları bakımından önemli farklılıklar barındırmaktadır.</p>

<p><strong>Kasten Yaralama Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu; bir kimsenin vücuduna acı verilmesi, sağlığının bozulması veya algılama yeteneğinin zedelenmesi şeklinde seçimlik hareketlerle işlenebilen bir suç tipidir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu - Madde 86<strong> </strong><i>(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, </i><i>bir yıl altı aydan</i><i> üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p>Bu yönüyle suç, yalnızca fiziksel müdahaleleri değil, aynı zamanda mağdurun ruhsal ve zihinsel bütünlüğünü etkileyen fiilleri de kapsamaktadır. Suçun oluşumu bakımından tek bir fiil yeterli olup, eylemin ani veya süreklilik arz etmesi zorunlu değildir.</p>

<p><strong>Eziyet Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Eziyet suçu; bir kimseye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, acı çekmesine veya aşağılanmasına yol açan ve sistematik şekilde gerçekleştirilen fiillerden oluşur. Bu suç tipinde belirleyici unsur, fiillerin süreklilik ve sistematiklik arz etmesidir. Tekil ve ani nitelikteki bir davranış kural olarak eziyet suçunu oluşturmaz.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu - Madde 96 <i>(1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</i></p>

<p><strong>Eziyet ve Kasten Yaralama Suçlarını Ayıran Temel Kriter</strong></p>

<p>Eziyet suçunu oluşturan fiillerin çoğu, tek başına değerlendirildiğinde kasten yaralama suçunun seçimlik hareketlerinden birini meydana getirebilecek niteliktedir. Zira eziyet ve kasten yaralama suçu kapsamında gerçekleştirilen ortak davranışlar mağdurun:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Vücuduna acı verilmesine</p>

<p>· Sağlığının bozulmasına</p>

<p>· Algılama yeteneğinin zedelenmesine</p>

<p>neden olmaktadır. Bu yönüyle maddi fiil unsuru bakımından iki suç tanımı arasında kesişim bulunmaktadır. Nitekim iki suç bakımından da ortak özellik taşıyan hareketlere örnek vermemiz gerekirse; hipnotik hareketler, korkutucu, sinir bozucu, sağlık veya algılama yeteneğini etki edecek dolaylı hareketler de bu suç kapsamına girebilecektir. Suçun unsurlarından olan algılama yeteneğinin bozulmasına örnek vermemiz gerekirse;</p>

<p>· Bir kimsenin yemeğine algılamayı bozacak nitelikte madde katılması <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow">¹</a></p>

<p>· Korkutma veya yoğun psikolojik baskı sonucu uyku bozukluğu meydana gelmesi</p>

<p>· Hipnotik etki doğuracak müdahaleler</p>

<p>· Ruhsal çöküntüye yol açacak davranışlar</p>

<p>bu kapsamda değerlendirilebilir ve fiillerin sistematik olarak aynı şahıs veya şahıslar tarafından tekrarına bağlı olarak iki suçtan biri olarak değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p>Burada suçun oluşması için esas olan hukuken geçerli bir nedensellik bağının ve gerçekleşen fiilin doğrudan failin hareketiyle ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğinin yani fiilin faile hukuken yüklenebilir olup olmadığının belirlenmesidir.</p>

<p>Ayrım noktası ise fiilin niteliğinde değil, işleniş biçimindedir. Kasten yaralama suçu tek bir icrai ya da ihmali hareketle dahi oluşabilirken, eziyet suçu bakımından sistematiklik ve süreklilik zorunlu unsurdur.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i> </i>²</a></p>

<p>Başka bir ifadeyle, kasten yaralama boyutundaki fiillerin belirli bir süreç içerisinde bilinçli ve düzenli bir şekilde tekrar edilmesi halinde hukuki nitelendirme eziyet suçuna dönüşebilecektir. Nitekim yargı içtihatları ile de bu durumun yerleşmiş olduğu görülecektir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" rel="dofollow">³</a></p>

<p>Bu bağlamda sistematiklik ve süreklilikten söz edilebilmesi için; aynı tür fiillerin aynı fail tarafından aynı mağdura birden çok kez yöneltilmesi gerekmektedir. Arızi, rastlantısal veya farklı kişiler arasında gerçekleşen münferit eylemler eziyet suçunun yapısal şartlarını karşılamayacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla hukuki değerlendirme yapılırken;</p>

<p>· Fiillerin tekil mi yoksa tekrar eden nitelikte mi olduğu,</p>

<p>· Aralarında zaman bakımından bağlantı bulunup bulunmadığı,</p>

<p>· Davranışların insan onuruyla bağdaşmayacak yoğunlukta olup olmadığı,</p>

<p>· Failin mağdur üzerinde süreklilik arz eden bir baskı ve acı oluşturma kastının bulunup bulunmadığı</p>

<p>somut olayın özelliklerine göre titizlikle incelenmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak, kasten yaralama ile eziyet suçu arasındaki ayrımı belirleyen temel kriter, fiillerin sistematik ve süreklilik arz eden bir bütünlük içinde işlenip işlenmediğidir. Bu nedenle nitelendirme yapılırken yalnızca meydana gelen neticeye değil, fiilin işleniş biçimine ve zamansal örgüsüne de dikkat edilmesi kişinin mahkûmiyet süresinin belirlenmesinde de önem arz edecektir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçunun sınırlarının belirlenmesinde özellikle eziyet suçu ile olan ayrımın dikkatle yapılması gerekir. Tekil ve ani nitelikteki fiiller kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilirken; sistematiklik ve süreklilik arz eden, insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar eziyet suçuna vücut verebilecektir. Dolayısıyla hukuki nitelendirme yapılırken yalnızca meydana gelen neticeye değil, fiilin işleniş biçimine ve zamansal bütünlüğüne de dikkat edilmesi gereklidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">¹ Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21.06.2011 tarihli, 2011/10-120 E., 2011/143 K.</span></a><span style="color:#999999">; Akçin, Erel, Halitoğlu, Bozoğlu, Fazla, Örer, Özbey; s. 436</span></p>

<p><span style="color:#999999">·</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> ² Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/9855 E. , 2019/6551 K. </span></a><span style="color:#999999">-</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/9725 E. , 2024/1684 K. </span></a><span style="color:#999999">- </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2025/2287 E., 2025/5618 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">³ Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.06.2018 T., 2018/7210 E., 2018/7245 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41.jpg" type="image/jpeg" length="55333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2025/2287 E., 2025/5618 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 03.07.2025 tarihli, 2025/2287 E., 2025/5618 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2287 E., 2025/5618 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/43 E., 2024/1382 K.<br />
SUÇ : Çocuğa karşı eziyet<br />
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik olarak çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-b maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir. Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz istemi vasfa dair olmadığından sanık müdafinin bu hükme dair temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 286/2-b maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı silahla kasten yaralama suçundan kurulan hükme, sanık ... hakkında katılan çocuklara karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine dair yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>a-)Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.10.2021 tarihli ve 2021/274 Esas, 2021/106 Karar sayılı kararı ile sanık ...'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ... 'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>b-)Aynı kararla; sanık ...'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ...'in katılan ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiş; kararlar, katılan ... vekili ve sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesinin hükümlerinin 5271 sayılı Kanun'un 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir. Akabinde;</p>

<p>a-)Sanık ...'in katılan ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ...'in katılan ... 'e yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 86/2, 3-b-e, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>b-) Sanık ...'in katılanlar ...'e ve ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1.Katılanlar ... ve ... Vekillerinin Temyiz İstemleri<br />
Sanık ... hakkında beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna; sanık ... hakkında katılan ...'e karşı kurulan hükümde suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne ve sanığın eyleminin eziyet suçunu oluşturduğuna; ayrıca, cezaların alt sınırdan tayin edilerek lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>2.Katılan ... Vekilinin Temyiz istemi<br />
Sanık ... hakkında beraat hükümleri kurulmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. Sanık ...'in ...'e yönelik eylemi yönünden suç vasfında hataya düşüldüğüne ve eziyet suçundan hüküm kurulması gerektiğine; diğer kurulan hükümlerde ise alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi gerektiğine ve lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>3.Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi<br />
Her iki katılana yönelik kurulan hükümlerin hukuka aykırı olduğuna, beraat kararı verilmesi gerektiğine; katılan ...'e yönelik olarak kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 86/3. maddesi uyarınca artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dava dosyası kapsamına göre; sanık ...'in katılan ...'in boşandığı eşi olduğu, katılan çocukların ise bu evlilikten olan çocuklar olduğu, suç tarihinde sanık ... ile sanık ...'in birlikte yaşadıkları ve katılan çocukların sanıklarla yaşadığı, sanıkların iştirak halinde katılan çocukları elleriyle, oklavayla yaraladığı, falakaya yatırmakla ve dövmekle silahla öldürmekle tehdit ettikleri, katılan çocuk ...'yı falakaya yatırdıkları, saçlarını kestikleri ve elektrik verdikleri iddiasına ilişkin olarak;</p>

<p>1.Sanık ... hakkında katılan çocuk ... 'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin; ayrıca sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 286/2-b maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında sanık müdafinin ve katılanlar vekillerinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında katılan çocuklar ...'e ve ... 'e karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre ve sanığın atılı suçları işlemediğine dair savunmalarına göre değerlendirme yapılmıştır. Sanığın aşamalarda değişmeyen atılı suçu işlemediğine dair savunmaları ile katılan çocukların ilk beyanlarında sanığın kendilerine eziyet teşkil eden eylemden bahsetmedikleri gibi tanık rehber öğretmenin sanık hakkında yaralama yahut diğer eylemlere yönelik katılan çocuğun kendisine beyanda bulunmadığına dair beyanları ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında beraat hükümleri kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>3.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne dair temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.03.2009 gün ve 43-56, 27.12.2005 gün ve 121-171, 29.11.2005 gün ve 123-151 sayılı kararlarında da açıklandığı ve Dairemizce de benimsendiği üzere sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı çocuğa karşı kasten yaralama suçundan kurulan kesin nitelikteki hükme ilişkin suçun yaptırımı daha ağır olan eziyet suçunu oluşturdurduğuna dair suç vasfına yönelik katılanlar vekillerinin temyiz istemleri üzerine bu hususla sınırlı biçimde inceleme yapılmıştır.<br />
a-)5237 sayılı Kanun'un 96. maddesinde "Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi..." ibaresi yer almakta; yasada eziyet kabul edilen eylemler tanımlanmamaktadır. Madde gerekçesinde ise "Eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. Aslında bu fiiller de kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen eziyetin özelliği, işkence gibi, kişinin psikolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, eziyetin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir." denilmektedir. Dairemizin 2021/18090 Esas, 2024/1209 Karar sayılı ve 2021/3207 Esas, 2021/18333 Karar sayılı ilamları başta olmak üzere süregelen uygulamalarına göre; eziyet suçunu kasten yaralama, kötü muamele gibi suçlardan ayıran unsur süreklilik ve sistematiklik unsurlarını bünyesinde barındırmasıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın katılan çocuk ...'e yönelik eylemlerinin incelenmesinde; katılan ... hakkında düzenlenen 18.05.2019 tarihli adli raporda sol el içi ve sağ kalçada morluk ve ekimoz olduğunun, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirlendiği, bu yaralama izlerinin 06.05.2019 tarihinde meydana gelen olayda oluştuğu, raporda eskiye dair yaralanmaların tespit edilmediği belirtilmiştir. Katılan ...'in sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında; sanık ...'in ablası olan ... 'e şiddet uyguladığı gün eline ve kalça bölgesine oklava ile vurduğunu beyan ettiği, sanık ...'in ilk savunmasında ve Bölge Adliye Mahkemesince alınan savunmasında olay tarihinde katılan ...'in eline oklava ile vurduğunu beyan ettiği, katılan ...'in rehber öğretmeni olan tanık ...'nin beyanında katılan ...'ya sanıkların benzer şiddet eylemlerini kardeşlerine de uygulayıp uygulamadığını sorması üzerine katılan ...'nın sanıkların kardeşlerine (... ve ...) yönelik şiddet eylemlerinde bulunmadıklarını beyan ettiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; sanık ...'in sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde katılan ... 'e yönelik eylemlerde bulunduğunun sabit olmadığı gibi sanığın doktor raporuyla uyumlu ikrarına göre katılan çocuk ...'in eline ve kalça bölgesine ele geçmeyen oklava ile vurmaktan ibaret eyleminin sistematiklik ve süreklilik unsurlarını içermediği anlaşıldığından sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka uygun olup bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>b-)Sanığın eylemine uyan suçun cezasının üst sınırının 1 yıl 6 ay hapis cezası olarak belirlendiği dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, "...kovuşturma evresine geçilmiş..." ibaresinin, aynı bentte yer alan "... Basit yargılama usulü..." yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun'un 5/1-d maddesinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun'nun 251/3. maddesine göre; "mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir." şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun'un 251/3. maddesinde yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, "Basit Yargılama Usulü" yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Nedeniyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin; ayrıca sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>Gerekçenin (1) bölümünde açıklanan nedenle katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin bu hükme yönelik temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. fıkrası uyarınca REDDİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında katılan çocuklar ...'e ve ... 'e karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;<br />
Gerekçenin (2) bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararında katılanlar vekilleri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>3.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne dair temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Gerekçenin (3) bölümünde açıklanan nedenle katılanlar vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="51335"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2021/9725 E., 2024/1684 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 22.02.2024 tarihli, 2021/9725 E., 2024/1684 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/9725 E., 2024/1684 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/513 E. 2016/534 K.<br />
SUÇ : Eziyet<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanık müdafii<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 28.07.2014 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında eziyet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca dava açılmıştır.</p>

<p>2. Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekili ve sanık müdafinin temyiz isteği;<br />
Herhangi bir nedene dayanmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Dava konusu olay, sanığın eşinin eziyet çekmesine yol açacak bir takım davranışlarda bulunup bulunmadığı iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. 30.07.2013 tarihinde müteveffa Vecide'nin evlerinin bir odasında kendisini boynundan asmak suretiyle intihar ettiği yönünde alınan ihbar ile şüpheli ölüm olayı nedeniyle sanık ve annesi hakkında soruşturma başlatıldığı, müteveffanın ailesinin kızlarının eşi olan sanık tarafından sürekli darp edildiğini, çocuklarının olması nedeniyle boşanamadığını, zaman zaman vücudundaki morartıları kendilerine gösterdiğini, kızlarının ölümüne de sanığın sebep olduğunu belirterek şikayetçi oldukları belirlenmiştir.</p>

<p>3. a) Müteveffanın babası katılanın ve annesi ve kardeşlerinin aşamalarda, müteveffanın sanık tarafından sürekli olarak darp edildiğini, sanığın harçlık bile vermediğini, çocuklarına bez parasını bile yalvararak verdiğini, darp izlerine zaman zaman şahit olduklarını, ancak çocukları için boşanamadığını beyan ettikleri, akrabaları F.Ş.'nin, bir perde mevzuu nedeniyle müteveffanın darp edilip aç bırakıldığını çocuklarından ve kızkardeşinden duyduğunu beyan ettiği belirlenmiştir.</p>

<p>b) Müteveffa ve sanığın ortak çocukları olan B.O.B. ve M.B. savcılıkta, anneleri olan müteveffanın babaları tarafından sürekli darp edildiğini, hatta sanığın annelerini ası süsü vererek öldürdüğünü beyan ettikleri, çocukların alınan ifadelerinin ardından sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen değerlendirme ve sonuç başlıklı raporda, B.O.B.'nin olaya kendisinin şahit olmadığını, savcılıkta yanlış bilgiler verdiğini, olaya abisi M.B.'nin şahit olduğunu beyan ettiği, babasının ailesinin yanına gitmekten korktuğu için o şekilde ifade verdiğini ifade ettiği, ancak çocukların kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında babaları olan sanığın annelerini sürekli darp ettiğini, vefat etmeden önce de darp ettiğini, daha sonra da öldürdüğünü beyan ederek soruşturma aşamasındaki ifadelerine döndükleri belirlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. a) 30.07.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı ile, müteveffanın sol uyluk poupart bağının hemen altında ön tarafta biri 6 cm, diğeri 2 cm çapında sarı renk almış eski ekimoz, sağ dirsekte 0,3 cm çapında kurutlu eski yara mevcut olduğu,</p>

<p>b) İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun 23.12.2015 tarihli raporu ile müteveffanın ölümünün ası sonucu gerçekleşmiş olduğu, ası dışında travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı belirlenmiştir.</p>

<p>5. Sanık ve annesi hakkında kasten öldürme ve intihara yönlendirme suçlarından delil yetersizliği nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirlenmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinde düzenlenen eziyet suçundan ayrı şekilde failin öldürmeye yönelik kastının bulunması durumunda ayrıca kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı göz önünde bulundurularak, somut olayda sanık ve ölen ...'nin ortak çocukları olan B.O.B. ve M.N.B. kovuşturma aşamasında pedagogun da itibar edilebilir bulduğu beyanlarında ilk ifadelerine dönerek babalarının annelerini öldürdüğüne ilişkin anlatımların 5271 sayılı Kanun'un 172 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında yeni delil olarak kabul edilebileceği anlaşılmakla, bu kapsamda yeniden bir değerlendirme yapılarak işlem yapılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>2. 5237 sayılı Kanun'un "Eziyet" başlıklı 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında eziyet suçunun maddi unsuru, “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştirmek” şeklinde belirtilmiş, ancak bu davranışların ne olduğu somut olarak ortaya konulmamıştır. Ancak maddenin gerekçesinde; eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerektiği belirtilmiştir. Böylece kanun koyucu işkence suçuna ilişkin 94 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma, eziyet suçunu düzenleyen 96 ncı maddenin metninde değil, gerekçesinde yer vererek eziyet suçunda fiilin arz ettiği özellikleri belirlemiştir. Bu durumda eziyet suçu ile işkence suçu, maddi unsuru bakımından benzerlik göstermektedir. Ancak eziyet suçu bakımından maddenin gerekçesinde, işkence suçunda öngörülen “algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine” yol açacak hareketten söz edilmemektedir.</p>

<p>Eziyet serbest hareketli bir suçtur. Mağdurun gerek bedensel gerek ise ruhsal yönden acı çekmesine neden olacak, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandırıp onurunu zedeleyecek hareketler eziyet kapsamındadır. Bu suç tipinde mağdur, objektif olarak aşağılayıcı ve eza verici hareketler aracılığıyla, insan olma niteliğinin gerekli kıldığı düzeyin objektif olarak altında kalan ve kişiliğinin derhal ya da ileride gelişebilmesi için gerekli olan dengeye olarak etki edebilecek muamelelere tabi kılınmaktadır.</p>

<p>Eziyet teşkil eden fiiller, kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Eziyetten söz edebilmek için, maddenin gerekçesine göre eziyet oluşturan fiillerin sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sistematik olmaktan kastedilen, mağdura karşı yapılan birden fazla saldırının, genel bir tutum çerçevesinde gerçekleştirilen davranışların bir parçası olması ya da önceden kararlaştırılmış, organize ve düzenli bir seyir izlemesidir. Sistematik olma hali, hareketlerin eziyet suçunu oluşturup oluşturmadığını tespite yarayan kriterlerden biridir. Hareketlerin sistematik biçimde uygulanması, mağdura yönelik davranışların belli bir süreç içinde düzenli ve bir bütünlük arz eder biçimde yapılmasını gerektirir. Bu sebeple mağdura yönelik hareketler, fail tarafından bilerek ve istenerek belirli bir süreçte genel bir tutum çerçevesinde bir bütünün parçası olarak veya belirli bir plan dahilinde işlenirlerse eziyet suçu oluşur. Burada çeşitli nitelikteki hareketler objektif olarak belirli bir şiddeti içermekte, asgari düzeyde bir ağırlığa ulaşmaktadır. Hareketler bir bütün halinde objektif olarak eziyet teşkil edecek boyuta ulaştığında, başka bir deyişle asgari bir düzeyde şiddete ulaştığında suç tamamlanmış olacaktır.</p>

<p>Dava konusu olayda, sanığın eşi olan müteveffayı evlilik süreci içerisinde sistematik bir şekilde gerek darp etme, gerekse aç bırakma, para vermeyip belli başlı ihtiyaçlardan mahrum bırakma şeklinde gerçekleşen ve ölüm olayına kadar devam eden eylemlerin 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesi kapsamında eziyet suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekili ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararında katılan vekili ve sanık müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.02.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="31447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2019/9855 E., 2019/6551 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 09.05.2019 tarihli, 2019/9855 E., 2019/6551 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/9855 E., 2019/6551 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Eziyet<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Sanığın eylemine uyan ve 5237 sayılı TCK.nın 102/2. maddesinde düzenlenen resmi nikahlı eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikayete tabi olduğu ve mağdurenin 13.10.2013 tarihli duruşmada ifadesinde şikayetten vazgeçtiğini beyan etmesi karşısında, 5237 sayılı TCK.nın 73/6. maddesi gereğince sanığa vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorulduktan sonra kabulü halinde TCK.nın 73/4 ve CMK.nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.05.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Mağdure aşamalardaki ifadesinde; sanığın suç tarihinde gece saat 01.00 sıralarında kendisi ile zorla anal yoldan cinsel ilişkiye girdiğini, ertesi akşam saat 21.00 civarında tekrar anal yoldan cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediği, kabul etmeyip,<br />
“seni sosyal hizmetlere şikayet ettim beni sığınma evine çocukları da yurda gönderecekler.” şeklinde cevap vermesi üzerine, yine “seni cezalandıracağım” diyerek banyodan bir kalıp sabun alıp ikiye böldüğünü, sabun parçalarından birisini vajinasına, diğerini ise makatına zorla soktuğunu beyan etmiştir.</p>

<p>Mağdurun ertesi sabah kendi imkanları ile Atatürk Devlet Hastanesine giderek rapor aldığı ve hastenece düzenlenen 30.05.2012 tarihli raporda anüs bölgesinde oluşan yaralanmanın tespit edilerek mağdurun vajinasından ve makatından sabun parçalarının çıkartıldığı, mağdurun mahkemece adli tıp kurumuna sevk edilmesi üzerine Adli Tıp İhtisas Kurulunca 07.07.2011 tarihinde düzenlenen raporda ise mağdurun olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun belirlendiği anlaşılmıştır.<br />
Mağdurla sanığın evli olduğu, suç tarihinde sanığın alkollü olarak 01.00 sıralarında eve geldiği sanığın odaya girerek “benimle ters ilişkiye gireceksin” dediği, mağdurun böyle bir ilişkiye girmek istemediğini söylemesine rağmen sanığın mağdurenin ayaklarından çekerek üzerinde bulunan pijamasını indirdiği iç çamaşırlarını sıyırdığı mağdurenin direnmesine rağmen halının üzerine yatırmak suretiyle zorla tersten ilişkiye girdiği aynı gün saat 16.00 sıralarında sanığın mağdureyi telefonla arayarak “akşam erken gelecem yine tersten ilişkiye girecez” dediği, bunun üzerine mağdurun telefonu kapattığı aynı gün saat 21.00 sıralarında sanığın alkollü olarak olarak eve geldiği, mağdurun “seni sosyal hizmetlere şikayet ettim, olanları anlattım, beni sığınma evine, çocuklarıda yurda gönderecekler” dediği bunun üzerine sanığın “seni cezalandıracam” diyerek ardından banyoya gidip sabun aldığı, sabunu keserek ikiye ayırdığı yatak odasında bulunan halının üzerine mağduru yatırdığı, mağdurenin giysilerini çıkarttığı, mağdurenin yine direnmeye çalıştığı ancak başarısız olduğu mağdureyi çıplak hale getirdikten sonra kestiği sabunun bir parçasını mağdurun vajinasına, diğer parçasını makatına zorla soktuğu, mağdurenin ertesi gün Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesine gittiği düzenlenen 30.05.2012 tarih 479180-12 Protokol nolu Genel Adli Muayene Raporu neticesi vajinal ve anal bölgede sabunların belirlendiği ıkınma yoluyla sabunların her iki bölgeden çıkartıldığı, olay nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulması şeklinde iddia ve kabul edilen eylemde öncelikle sanığa atılı suçun niteliği belirlenmelidir.</p>

<p>Cinsel saldırı suçunun basit hali TCK.nın 102/1. maddesinde, vücuda organ ve cisim sokma şeklindeki nitelikli hali ise maddenin 2. fıkrasında düzenlendikten sonra 2. fıkranın 2. cümlesinde bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma yapılması şikayete bağlanmıştır.</p>

<p>TCK.nın 102/2. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun maddi unsurlarından olan fiilin ne olduğu yani hangi eylemlerin cinsel saldırı (hangilerinin yaralama, eziyet vb.) sayılacağının belirlenmesine gelince;</p>

<p>Cinsel saldırı suçu cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olarak gerçekleştirilen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ancak vücuda organ veya cisim sokma mahiyeti taşımayan davranışlarla işlenebilir. Maddenin gerekçesine göre, “cinsel davranış, cinsel arzuları tatmin amacıyla gerçekleştirilen hareketlerdir”.<br />
Vücut dokunulmazlığını ihlal eden bir haraketin cinsel saldırı suçu bakımından tipik olup olmadığı, hareketi gerçekleştirenin hangi amaçla hareket ettiğine bakılarak belirlenecektir. Cinsel arzuları tatmin amacı taşımayan vücut dokunulmazlığını ihlal eden hareketler cinsel saldırı suçunu oluşturmayacaktır. Suçun oluşması için, gerçekleştirilen hareketin objektif olarak şehevi nitelikte bulunması ve cinsel arzuları tatmin amacıyla gerçekleştirilmesi yeterlidir, failin şehevi arzularını fiilen tatmin etmiş olması gerekli değildir.</p>

<p>Kişinin vücudu üzerinde iradesi hilafına cinsel arzuları tatmin amacıyla temas halinde gerçekleştirilen ve sarkıntılık boyutunu aşan süreklilik arz eden okşama, vücudunun çeşitli yerlerini elleme, sarılıp öpme, mahrem yerlerini sıkma şeklindeki hareketler cinsel saldırının temel şeklini oluşturur.<br />
Fiilin icrası sırasında cebir kullanılmış ise, bunun kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine yol açtığı hallerde, fail ayrıca neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralamadan sorumlu tutulacaktır.</p>

<p>Başvurulduğu takdirde bu suçun unsurunu oluşturan cebir, cinsel saldırı teşkil eden harekete katlanmasını, izin vermesini sağlamak amacıyla mağdur üzerinde uygulanan acı veren fiziki güç kullanımını ifade eder.</p>

<p>Suçun manevi unsuru kasttır. Kast, suçun kanuni tarifindeki unsurların bilerek gerçekleştirilmesini ifade etmektedir. Buna göre failin kastı; mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlalini kapsamalıdır. Failin kasten hareket etmesi gerekli ve yeterlidir. Somut olayda failinin kastının neye yönelik olduğu hangi amaçla hareket ettiğine bakılarak belirlenebilir. Failin, somut olayda vücut dokunulmazlığını ihlal eden hareketleri cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olarak gerçekleştirdiği belirlenebildiği takdirde, onun kastının cinsel saldırıya yönelik olduğundan bahsedilebilecektir. Esasen, ancak bu sayede vücut dokunulmazlığını ihlal eden hareketin cinsel saldırıyı mı, kasten yaralamayı mı, yoksa hakareti mi oluşturduğu belirlenebilecektir. Dolayısıyla, madde gerekçesinde geçen “cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir” ifadesinin, somut olayda failin kastının belirlenmesine yönelik bir ölçüt getirdiğini kabul etmek gerekmektedir.</p>

<p>Mahkemenin kabulü olan eziyet suçu yönünden bir değerlendirme yapmak gerekirse;<br />
Türkiye’nin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 5. maddesinde yer alan “Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.” hükmüne paralel olarak Anayasamızın 17/3. maddesinde “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya ve muameleye tabi tutulumaz” hükmü ile işkence ve eziyet yasaklanmıştır.<br />
5237 sayılı TCK.nın 96/1. maddesinde “Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında ….” ibaresi yer almakta, yasada eziyet kabul edilen eylemler tanımlanmamaktadır. Madde gerekçesinde ise “Eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. Aslında bu fiiller de kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen eziyetin özelliği, işkence gibi, kişinin psikolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, eziyetin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir” denilmektedir.</p>

<p>Yargıtay uygumalarına ve doktirine göre sistematik olarak ve belli bir süreç içinde ika edilen kasten yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel taciz niteliği taşıyan, insan onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışlar eziyet suçunu oluşturmaktadır. Aynı maddenin 2-b bendinde eziyet suçunun eşe karşı işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilerek kanun koyucu tarafından daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.<br />
Yaralama suçu ise TCK.nın 86/1. maddesinde kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına elverişli ve uygun hareketler olarak tanımlanmıştır. Ruh sağlığının bozulması da yaralama suçu kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu açıklamalar karşısında failin kastı, eylemin hangi suçu oluşturacağı konusunda önem arzetmektedir. Örneğin fail, sırf acı çektirmek amacıyla (yaralama ya da eziyet kastıyla) mağdurun cinsel organına sıcak şiş sokup kenarını yakarsa sırf cinsel organına yöneldiğinden söz ederek eylemin cinsel davranış olarak kabulü mümkün değildir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında yukarıda mahkemece de kabul edildiği belirtilen dava konusu olay incelendiğinde; sanık cinsel arzularını (alışılmadık şekilde de olsa) gidermek amacıyla değil, kendisini resmi kurumlara şikayet ettiğini öğrendiği mağduru cezalandırmak amacıyla hareket etmiştir. Nitekim bu hususu mağdura eyleminden önce “seni cezalandıracağım” şeklinde sarf ettiği sözlerle de ortaya koymuştur. Mağdurun makat ve vajinasına sabun sokmak fiilini cinsel tatmin amacıyla yaptığını ileri sürmek mümkün olmayıp acı vermek amacıyla davrandığı çok açıktır.</p>

<p>Sanığın sabun sokma eyleminden bir önceki eylemi, tamamen eşinin rızası haricinde onunla ters ilişkide bulunarak cinsel tatmin amaçlıdır. Bu nedenle bu fiili TCK.nın 106/2. maddesi kapsamında kalıp şikayete bağlı bir eylemdir. Ancak ikinci gün yaptığı vajina ve makata sabun sokma şeklindeki fiilleri cinsel tatmin olmaksızın sırf acı verme amacına yöneliktir. Bu nedenle cinsel saldırı olarak nitelendirilemez. Cinsel saldırı olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan bu fiilin tek başına yukarıda belirtilen şekilde sistematik ve belli süreç içinde (devam eden şekilde) gerçekleştirildiğinden söz edilemez ise de; aşamalarda doğrulanan mağdurun kolluk ifadesine göre evlilik boyunca ağza alınmayacak küfürler etmek, sürekli kötü muamele ve aşağılamak, tehdit etmek ve darp etmek eylemlerini gerçekleştirmiştir. Mağdurun bu sözlerini doğrulayan her ne kadar maddi delil yok ise de, mağdurun anlatımlarının son olayda sağlık raporları ile teyit edilmesi ve 13 yıllık eşinin cinsel organlarına sabun sokup acı çekmesini izleyen birinin daha basit darp, tehdit, hakaret eylemlerini gerçekleştirdiği yönündeki mağdur ifadesinin samimiyetini ortadan kaldıran bir husus bulunmadığı gibi, aynı zamanda olayın tanığı olan bu mağdurun beyanlarına itibar ederek hüküm kuran yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık görülmemektedir. Kaldı ki şikayete bağlı bir eylem olsa ve şikayet yokluğundan soruşturma ve kovuşturma yapılamasa dahi sürekli ve sistematik şekilde eşinin zorla ırzına geçmek ya da cinsel organlarına acı veren cisimler sokulması eylemlerinin insan onuruna sığmayan açık bir eziyet olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>TCK.nın 86/2, 3-a maddesinde eşe karşı gerçekleştirilen en basit etkili eylem uzlaşma ve şikayete tabi suçlar kapsamına alınmazken, basit bir yaralama eyleminden daha fazlasını gerçekleştiren bir kişinin cezasız bırakılarak ödüllendirilmesi kanunun sistematik ve amacına uygun bir sonuç değildir. Aksi halde eşini döven kurnaz bir fail yaralama ya da eziyet suçundan yapılacak soruşturmadan kurtulmak için daha fazlasını yapıp eşinin ayrıca ırzına geçer ve sonrasında şikayet ettirmez ya da şikayetten feragatı sağlarsa cezasız kalabilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın eşini cezalandırmak için değil de bir an için sayın çoğunluk gibi cinsel amaçlı davrandığını kabul etsek dahi, sanığın eylemi sonucu mağdurun ruh sağlığı bozulmuştur. Ruh sağlığının bozulması TCK.nın 86/1. maddesinde kapsamında kalan bir kasten yaralama eylemidir. Cinsel saldırı suçundan soruşturma ya da kovuşturma yapılamaz ise de şikayete tabi olmayan kasten yaralama suçundan ceza verilmesine engel durum yoktur. Bu nedenlerle sayın çoğunluğun düşme yönündeki kararına iştirak etmek mümkün olmamıştır.09.05.2019</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="45573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/7210 E., 2018/7245 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 21.06.2018 tarihli, 2018/7210 E., 2018/7245 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/7210 E., 2018/7245 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Eziyet etme<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Sanığın eşine karşı işlediği kabul edilen tehdit ve kasten yaralama eylemlerinin bir bütün halinde eziyet suçu kapsamında kaldığı gözetilmeden ayrıca fiil bölünerek tehdit ve yaralama suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında, kasten yaralama ve tehdit suçları nedeni ile verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hükmün kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sistematik olarak ve belli bir süreç içinde kasten yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel taciz niteliği taşıyan, insan onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışların eziyet suçunu oluşturacağı cihetle oluşa ve dosya kapsamına göre sanığın eşi olan mağdurun, ellerini, ayaklarını ve ağzını koli bandı ile bantlayıp kolunda sigara söndürmek, ağzında bulunan bandı nefessiz kalana ve bayılmasına yakın bir ana kadar çıkartmamak eylemlerinin bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine yol açan ve insan onuruyla bağdaşmayan nitelikte olması sebebiyle eziyet olarak kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Sanık hakkında eşine yönelik eziyet suçundan hüküm kurulurken doğrudan TCK'nun 96/2-b maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, önce aynı Kanunun 96/1. maddesiyle hüküm kurulduktan sonra 96/2-b maddesinin uygulanması sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın madde kullanımı nedeniyle bilincinin yerinde olmadığına yönelik temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddiyle hükmün ONANMASINA, 21.06.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="85294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/10-120 E., 2011/143 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.06.2011 tarihli, 2011/10-120 E., 2011/143 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2011/10-120 E., 2011/143 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname : 2010/143413<br />
Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : BURDUR Ağır Ceza<br />
Günü : 22.12.2009<br />
Sayısı : 180-308</p>

<p>Kasten yaralama, uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma, başkalarına verme ve iftira suçlarından sanık S. K..’ün;<br />
Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçundan 5237 sayılı TCY’nın 188/3, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 1.000 TL adli para,</p>

<p>İftira suçundan 5237 sayılı TCY’nın 267/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis,</p>

<p>Kasten yaralama suçundan da 5237 sayılı TCY’nın 86/2 ve 53. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmen tutuklanmasına ilişkin, Burdur Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.12.2009 gün ve 180-308 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 28.03.2011 gün ve 35841-3469 sayı ile onanmasına ve tahliye talebinin reddine karar verilmiştir.<br />
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 02.05.2011 gün ve 143413 sayı ile;</p>

<p>“A-Yargıtay 10. Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık sanığın yerel mahkemece sabit görülen fiillerinin hukuki nitelendirmesine ilişkindir.</p>

<p>B- Uyuşturucu madde ticareti (TCK md. 188/3) ve basit yaralama (TCK md. 86/2) suçunu ilişkin olarak:</p>

<p>1) Dosya kapsamı itibariyle sanık ile mağdurun yaklaşık iki yıldır tanıştığı, zaman zaman görüştükleri ve sanığa ait dükkânda CD/film seyrettikleri, olay tarihinde (08.04.2006) adı geçen dükkâna gelen mağdurenin, onun davetiyle içeri girdiği, bir süre film seyrettiği, devam eden ve dosyaya ayrıntıları yansıyan süreçte sanığın mağdureye ikram ettiği içeceğe gizlice amfetamin etken maddesi içeren uyuşturucuyu katarak içmesini sağladığı, uyuşturucunun etkisiyle rahatsızlanan mağdurenin iletişim kurduğu arkadaşlarının da yardımıyla hastaneye kaldırıldığı, midesinin yıkandığı, bu fiil nedeniyle mağdurenin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>2) Sanığın kamu davasına konu olan olay öncesinde mağdure ile yakınlaşmak için çaba sarf etmesi, beraber olma isteğini birkaç defa dile getirmiş olması, bu yönde manevi baskı uygulaması, olay günü de geç sayılabilecek bir saatte mağdureyle yalnız kalabilmek amacıyla dükkânına alması, daha sonra yanlarına gelen mağdurenin kardeşini başlarından savması ve özellikle onun iradesini etkilemek, direncini kırmak amacıyla hile ile içeceğine uyuşturucu maddeyi gizlice katarak içmesini sağlaması fiilleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, eylemin -gerekçeli kararda da belirtildiği üzere- doğrudan cinsel istismara yönelik olduğu görülmektedir.</p>

<p>3) Sanığın açıklandığı şekilde sübut bulduğunu düşündüğümüz fiili, hakkında ceza tayin edilen TCK'nun 188/3. maddesindeki ‘uyuşturucu madde ticareti’ ile aynı Kanun'un 86/2. maddesindeki ‘basit yaralama suçları’nın değil, tebliğnamemizde belirtildiği üzere, -TCK'nun 42. maddesi de gözetildiğinde- 103/1-b, 35. tanımlanan ‘cinsel istismara teşebbüs suçunu’ oluşturmaktadır. Gerçekten sanık hakkında ceza tayin edilen TCK'nin 188/3. maddesindeki suçun oluşabilmesi için faalin, ‘uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satması, satışa arz etmesi, başkalarına vermesi, sevk etmesi, nakletmesi, depolaması, satın alması, kabul etmesi veya bulundurması’ şeklinde vazedilen seçimlik hareketlerden birinin veya birkaçının işlemesi gerekmektedir.<br />
Mahkemenin kararı gözönüne alındığında sanığın eylemi ‘uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız olarak başkalarına verme, satın alma, kabul etme, bulundurma’ seçimlik hareketlerini oluşturmakta ise de, kanımızca bu kabul isabetli değildir. Zira öncelikle belirtmek gerekir ki, TCK'nin 188/3 ve 191. maddeleri beraberce düşünüldüğünde 188/3. maddedeki suçun oluşması için ‘satın alma, kabul etme veya bulundurma’ seçimlik hareketlerin ticaret amacıyla gerçekleştirilmesi aranmakta, diğer taraftan ‘başkasına verme’ seçimlik hareketiyle suçun oluşması için ise, fail ile mağdur arasında uyuşturucunun alması verilmesi hususunda açık veya zımni bir irade örtüşmesinin bulunması gerekmektedir. Somut olayda ortaya çıktığı şekliyle hile ve/veya mefruz cebir ile ya da tehditle veya şiddet uygulamak suretiyle mağdura uyuşturucu verilmesi ise, bu suç açısından tipik değildir. Bununla birlikte sanığın gerçekleştirdiği fiil yaptırımsız kalmamakta ve haksızlık içeriğinin boyutunu da karşılayacak şekilde -tebliğnamemizde de belirtildiği üzere-, cinsel istismara teşebbüs suçunu oluşturmaktadır. Gerçekten sanık, yukarıda belirtilen şekilde mağdura karşı cinsel istismar fiilini gerçekleştirmeye yönelik olarak, niteliği itibariyle hazırlık hareketlerini aşacak düzeyde bir dizi icra hareketleri gerçekleştirmiş, ancak mağdurun arkadaşları ile iletişime geçmesi nedeniyle iradesi dışındaki nedenlerle kastettiği fiili tamamlayamamıştır.</p>

<p>Diğer taraftan sanığın mağduru cinsel yönden istismar etmek amacıyla içeceğine uyuşturucu katarak sanığın tüketmesini sağlaması sonucunda mağdurun basit tıbbi müdahaleyle giderilecek ölçüde yaralanmasına neden olması, TCK'nun 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç kuralları gözetildiğinde, cinsel istismara teşebbüs suçunun unsuru olması itibariyle, bu fiil (suç) içinde erimekte ve dolayısıyla ayrıca ceza tayini yoluna gidilmesi hukuken olanaksız hale gelmektedir. Gerçekten sanığın sübut bulan mağdurenin içeceğine gizlice uyuşturucu koyması fiili, TCK'nin 103/1-b maddesindeki ‘cebir, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden’ kapsamında düşünülmesi gereken davranışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4) İddianamenin konuyla ilgili kısmında sevk maddesi olarak her ne kadar cinsel istismara teşebbüs suçundan (TCK md. 103/1-b, 35) değil, uyuşturucu madde ticareti (TCK md. 188/3) ve basit yaralama (TCK md. 86/2) suçundan cezalandırma talep edilmiş ise de, mahkemenin hukuki nitelendirmeyle bağlı olmaması, iddianamenin metin kısmındaki anlatılan olayın doğrudan sanığın mağdura yönelik cinsel istismar kapsamındaki fiillerini kapsaması nedeniyle cinsel istismara teşebbüs suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davasının bulunduğu düşünülmüştür.</p>

<p>C-İftira suçuna ilişkin olarak:</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti ve basit yaralama yanında sanık hakkında ceza tayin edilen ve TCK'nin 267. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan iftara suçunun oluşması için failin; suç soruşturmasına yetkili olan makamlara,</p>

<p>a) İhbar veya şikâyette bulunarak ya da</p>

<p>b) Basın ve yayın yoluyla,</p>

<p>İşlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, bu fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde ise, verilecek cezanın yarı oranında artırılması söz konusu olacaktır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, söz konusu suç, maddi unsurunu oluşturan fiil göz önüne alındığında ancak belli şekillerde işlenebileceğinden bağlı hareketli bir suç tipidir. Başka bir anlatımla suçun oluşması için iftira teşkil eden fiilin ya basın yayın aracılığıyla ya da suç yetkili makamlara ihbar veya şikâyet yoluyla mağdura yüklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa ve yasalara göre şikâyet hakkı bulunan bir bireyin bu hakkını kullanması halinde suçun hukuka aykırılık unsurunun oluştuğundan söz edilemez. Başka bir anlatımla, suçun diğer öğelerinin yanında hukuka aykırılık unsurunun da oluştuğunun kabul edilmesi için, suçsuz olduğu bilinen kişiye hukuka aykırı bir fiilin maddede belirtilen şekilde isnat edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Sanığın 07.03.2006 ve 09.04.2006 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığındaki şüpheli sıfatıyla verdiği ifadeleri sırasında savunma hakkı ve argümanları kapsamında isnat edilen suçlamaları reddederken, mağdurun işyerinde bulunan telefonunu aldığını da belirterek şikâyetçi olduğunu söylemiş, bilahare 09.11.2006 tarihli beyanında ise, bu konudaki yakınmasından vazgeçtiğini dile getirmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamı itibariyle sanığın iddiası konusunda herhangi bir araştırma yapılmadığı ve konu muktezaya bağlanmadığı gibi, iddianın iftira niteliğinde olduğuna dair bir ikrar veya bağlayıcı hukuki bir delil de bulunmamaktır. Dolayısıyla sanığın bu çerçevedeki fiili mevcut belge ve deliller dikkate alınarak değerlendirildiğinde isnat edilen iftira suçunun maddi ve hukuka aykırılık unsurları yönünden oluşmadığı düşünülmektedir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık S. K..’ün; uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçundan 5237 sayılı TCY’nın 188/3, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 1.000 TL adli para, iftira suçundan 5237 sayılı TCY’nın 267/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis, kasten yaralama suçundan ise 5237 sayılı TCY’nın 86/2 ve 53. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlen¬mesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1-) Sanığa atılı kasten yaralama ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçlarının nitelendirilmesine,</p>

<p>2-) İftira suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>1969 doğumlu, evli ve iki çocuk babası olan sanığın Burdur İli Gölhisar İlçesinde bir giyim mağazası işlettiği, 15.03.1989 doğumlu olup suç tarihinde henüz 18 yaşını tamamlamamış bulunan ve yargılama sırasında Denizli Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümünü kazanarak burada okumaya başlayan katılanın ailesinin köyde oturması nedeniyle kardeşi C..ile beraber ilçe merkezinde bir evde yaşadıkları, akrabası R..’ın daha önce sanığın işyerinde tezgâhtar olarak çalışması nedeniyle katılan ile sanığın tanıştığı, R..’ın bu işyerinden ayrılmasından sonra da katılanın zaman zaman sanığın işyerine gittiği ve bilgisayarda film izlediği, suç tarihi olan 08.04.2006’da katılan F...’nın akşam saatlerinde sanığa ait işyerinin önünden geçerken konuşmaya başladıkları, sanığın katılana “canın sıkılıyorsa gel içeriye film seyret” teklifi üzerine birlikte içeriye girdikleri, katılanın markete gidip çikolata aldığı, sanığın da kendisine kek ve meyve suyu ikram ettiği, daha sonra “eve gidiyorum” diyerek işyerinin kapısını katılanın üzerine kilitleyip gittiği, aradan bir süre geçince sanığın katılanı arayarak birahanede olduğunu ve bira içip içmeyeceğini sorduğu, katılanın kardeşinin evde yalnız olduğunu söyleyerek işyerine gelmesini istediği, daha sonra sanığın elinde bir şişe su ile katılanın yanına gelerek kahve içeceğini söylediği, kısmen dolu meyve suyunu katılandan alıp içtiği, katılana moralinin bozuk olduğunu ve bir yoldaşa ihtiyacı olduğunu söylediği, bu sırada katılanın kız kardeşi C..Ç..’ın da işyerine geldiği, sanığın katılana kaş göz işareti yaparak kız kardeşini göndermesini istediği, katılanın da kız kardeşini eve götürüp işyerine geri döndüğü, bu sırada sanığın katılanın ayrılmasını fırsat bilerek hazırladığı neskafenin içine amfetamin içeren uyuşturucu nitelikteki maddeyi karıştırdığı, katılanın neskafeyi içerken sanığın bir yere gideceğini söyleyip yine işyerinin giriş kapısını kilitleyerek ayrıldığı, hazırlanan uyuşturucu içeren neskafeyi içen katılanın 10-15 dakika sonra ayağa kalktığında fenalaştığı ve gözünün karardığını hissettiği, sanığı cep telefonundan defalarca aradığı ve mesaj çektiği, ancak sanığın telefonunu açmadığı, kapı kilitli olduğu için dışarıya çıkamayan katılanın işyerinin önünden geçmekte olan okul arkadaşlarını görünce N.. G..’ı arayarak işyerinin yakınlarında olmalarını istediği, daha sonra sanığın işyerine geri geldiği, katılanın rahatsız olduğunu belli etmeden film izlemeye devam eder gibi yaptığı, içeriye giren sanığın katılana arabasıyla gezmeyi teklif ettiği, bu sırada katılanın işyerinden çıkıp hızla evine yöneldiği, sanığın katılanın arkasından arabasıyla gelerek, kendisiyle gelmesi konusunda ısrar etmesine karşın katılanın gelmediği, sanığın bunun üzerine arabasıyla yanın¬dan uzaklaştığı, katılanın evine gidip cep telefonuyla arkadaşını arayarak evde olduğunu ve sanığın neskafesinin içerisine bir şey kattığından şüphelendiğini söylediği, bunun üzerine arkadaşlarının evin önüne geldikleri ve evin önünde bir süre birlikte oturdukları ve olayı konuştukları, katılanı tedavi ettirmek amacıyla hep birlikte Gölhisar Devlet Hastanesi Acil Servisine gittikleri, burada katılanın midesinin yıkandığı, kan ve idrar örneklerinin alındığı, alınan rapor ile de saptandığı üzere katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede sağlığının ve algılama yeteneğinin bozularak vücudunun acı gördüğü, katılanın kan ve idrar örneğinin incelenmesinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5. İhtisas Kurulu raporuyla da saptandığı üzere uyuşturucu madde niteliğindeki amfetamin maddesine rastlanıldığı,<br />
İşyerine dönen sanığın katılanı birçok kez telefonla aradığı ve gerek kendisinin gerekse katılanın neskafe içerken kullandığı bardakları yıkayarak temizlediği, ardından da katılanın evine gidip katılanın kızkardeşi C..’yu da alarak birlikte hastaneye gittikleri, ziyaret görünüşüyle geldiği hastanede sanığın kimseye fark ettirmeden kendisine ait cep telefonunu katılanın askıda asılı bulunan montunun cebine bıraktığı,</p>

<p>09.04.2006 gecesi saat 04.00 sıralarında C. Savcısının verdiği arama kararı üzerine sanığın işyerinde yapılan aramada boş naylon paket ve poşetler, boş meyve kutusu, çikolata kabı, kek kabı bulunarak muhafaza altına alındığı, ancak karton kutu içerisinde 4 adet temiz, yıkanmış çay bardağı, bir adet kulplu temiz yıkanmış vaziyette neskafe bardağının üzerinde herhangi bir artık olmadığından muhafaza altına alınmadığı,</p>

<p>Sanığın 09.04.2006 tarihinde saat 14.48'de katılana; “abisi bana bu iftirayı kim attırdı sana, çok ayıp ettin, bence şikâyetini geri al bu lekeyi sürme bana, senin hırsızlığının ortaya çıkmasını istemem” şeklinde mesaj gönderdiği,</p>

<p>Sanığın aynı gün saat 14.50 sıralarında da 155 nolu polis imdat telefonunu arayarak katılanın kullandığı neskafe kalıntılarının işyerindeki temizlik kovası içerisindeki az miktarda su içerisinde bulunduğunu belirterek kontrole esas olarak almak üzere kolluk kuvvetlerine bildirerek teslim ettiği, ancak bundan herhangi bir sonuç çıkmadığı, ardından katılanın amcasının kızı R..’ı da arayarak; “F.. beni tuzağa düşürdü, benim cep telefonumu çalmış, bunu ört bas etmek için bana iftira attı” dediği, R.. Ç..'ın bu durumu katılana anlattığı, katılanın cebine sanık tarafından konulan telefonu sanığa getirerek verdiği,</p>

<p>Sanığın 09.04.2006 tarihinde kollukta, 10.04.2006 tarihinde C.Savcılığında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde, katılanın işyerinde bulunan cep telefonunu aldığını ileri sürerek şikâyetçi olduğu, bunun üzerine katılanın 10.04.2006'da şüpheli sıfatıyla C.Savcılığında savunmasının alındığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>1- Sanığa atılı kasten yaralama ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçlarının nitelendirilmesi:<br />
Konumuza ilişkin olan 5237 sayılı TCY'nın 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklindedir.</p>

<p>Bu fıkrada yazılı suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen seçimlik hareketlerin herhangi birisinin yapılmış olması gerekir. Olayımız açısından diğer seçimlik hareketlerin söz konusu olmadığı açık olduğundan “uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri başkalarına verme, satın alma, kabul etme, bulundurma” şeklindeki seçimlik hareketlerin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir.</p>

<p>Uyuşturucu ya da uyarıcı maddeleri başkalarına verme; bir kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan uyuşturucu maddeyi satış sayılmayacak şekilde ve bedel almadan başkasına devretmesidir. Bunun için uyuşturucuyu verecek kişi ile alacak kişinin iradelerinin uyuşması ve maddenin zilyetliğinin devredilmesi gerekir.<br />
Satın alma; uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin üzerinde tasarruf edebilme hakkının bir bedel veya başka bir değer karşılığı elde edilmesi, kabul etme de; bir kişinin başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı maddenin zilyetliğini herhangi bir karşılık vermeden üzerine almasıdır.</p>

<p>Bulundurma ise; bir kişinin kendisine veya başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak fiili egemenliği altında ve o madde üzerinde tasarruf olanağı bulunacak şekilde elinde tutmasıdır. Ancak uyuşturucu veya uyarıcı maddenin TCY'nın 188/3. maddesi kapsamında bulundurulduğundan söz edebilmek için kendi kişisel kullanımı dışında bir amaçla, örneğin; başkasına satmak, başkasına suç atmak, başkasının içeceğine karıştırmak veya yeni uyuşturucu imal etmek gibi nedenlerle bulundurması gerekir.</p>

<p>Somut olayda; sanığın bir şekilde temin ettiği ve Adli Tıp Kurumu raporuna göre amfetamin içerdiği anlaşılan uyuşturucu maddeyi bulundurduğu ve katılanın kahvesine koyduğunun anlaşılması karşısında eyleminin, 5237 sayılı TCY'nın 188/3. maddesi kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bulundurma suçunu oluşturmaktadır.</p>

<p>Kasten yaralama ise, 5237 sayılı TCY’nın 86/1. maddesinde; “kasten başkasının vücuduna acı verme veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma” olarak açıklanmıştır.</p>

<p>Sanığın amfetamin içeren uyuşturucu maddeyi katılanın kahvesine kasten koyması sonucunda, katılanın rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı ve midesinin yıkandığı, adli rapora göre bu durumun, vücudunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte etki yarattığı tespit edildiğinden ayrıca kasten yaralama suçu da oluşmuştur.</p>

<p>Kaldı ki, cinsel istismar suçunu işleme kastıyla hareket ettiğini gösterir herhangi bir söylemi veya bu suç tipiyle belirli yakınlık ve bağlantı içerisinde olduğunu gösterir eylemi bulunmayan sanığın katılanın kahvesine uyuşturucu madde koymasının tek başına 5237 sayılı TCY'nın 103/1-b maddesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunun icra hareketlerine başlandığının yeterli kanıtı olamayacağı da ortadadır.</p>

<p>Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının bu konuya ilişkin itirazında isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>2-) İftira suçunun oluşup oluşmadığına gelince:</p>

<p>İftira suçu TCY'nın 267. maddesinde; “(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Özgü suç olarak düzenlenmediği için herkes tarafından işlenebilen iftira suçunda, hukuka aykırı olarak yapılan suç isnadı ile soruşturma başlatılma olanağı bulunduğu takdirde bu suç oluşacaktır. Soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verilmesi veya açılan davanın beraatla sonuçlanması suçun oluşumu açısından önem taşımamaktadır. İhbar veya şikâyetin 5271 sayılı CYY'nın 158. maddesinde gösterilen C.Savcılığı, kolluk, mahkemeler, valilik, kaymakamlık ve yurtdışında konsolosluklara yapılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda, sanığın hastaneye kaldırılan katılanı ziyaret ediyor görüntüsü altında hastaneye gittiğinde, kendisine ait cep telefonunu katılanın cebine gizlice koyduğu, katılana; “abisi bana bu iftirayı kim attırdı sana, çok ayıp ettin, bence şikâyetini geri al bu lekeyi sürme bana, senin hırsızlığının ortaya çıkmasını istemem” şeklinde cep telefonu mesajı gönderdiği, katılanın amcasının kızı R..’ı da arayarak; “F.. beni tuzağa düşürdü, benim cep telefonumu çalmış, bunu örtbas etmek için bana iftira attı” dediği, kollukta ve C.Savcılığında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde katılanın işyerinde bulunan cep telefonunu aldığını da belirterek şikâyetçi olduğu, bunun üzerine katılanın şüpheli sıfatıyla C.Savcılığında savunmasının alındığı anlaşıldığından, sanığın bu eylemlerinin savunma hakkının kullanılması olarak kabul edilemeyeceği ve iftira suçunu oluşturduğu açıkça ortadadır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın eylemlerini uyuşturucu madde bulundurma, kasten yaralama ve iftira suçu olarak kabul eden yerel mahkeme hükmü ile bunu onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="98415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA MOBBİNG SAYILABİLECEK BAŞLICA HALLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-mobbing-sayilabilecek-baslica-haller-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-mobbing-sayilabilecek-baslica-haller-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>A-İŞ HUKUKUNDA MOBBİNG NEDİR?</strong></p>

<p>Mobbing, Türk Dil Kurumu (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğünde, iş yerlerinde psikolojik taciz olarak tanımlanır. Bu terim, belirli bir kişiyi hedef alarak çalışmalarını sistemli bir biçimde engellemek ve huzursuz olmasına yol açmak amacıyla yapılan eylemleri ifade eder.</p>

<p>Türkiye’de mobbing ilk defa Ankara 8. İş Mahkemesi tarafından tanımlanmıştır. İlgili kararda mobbing, <i>“…işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeyde çalışanlar ya da astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele…”</i> şeklinde tanımlanmaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>İşyerlerinde Psikolojik Tacizin Önlenmesi konulu 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nde ise mobbing kavramı <i>“Kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik taciz”</i> olarak açıklanmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>Mobbingin tanımı gerek yabancı kaynaklarda gerekse de yerel çalışmalarda birçok kez yapılmışsa da esasen ortak bir kanıya varılmış bir tanım yapılamamıştır. Bu çalışmamızda ise Yargıtay kararları çerçevesinde mobbingin temel unsurlarından ve mobbing sayılabilecek başlı hallerden bahsedilecektir.</p>

<p>İş hukuku bakımından bir davranışın mobbing olarak kabul edilebilmesi için, aynı iş ilişkisi içerisinde yer alan ve aralarında güç eşitsizliği bulunan failin, mağdura yönelik belirli bir süre devam eden, sistematik, kasıtlı ve yıldırma amacı taşıyan davranışlarda bulunması gerekmektedir.</p>

<p>Bu nedenle mobbing kavramı, aynı iş ilişkisi içerisinde yaşanabilecek ve mobbing kavramına yakın olsa da farkları bulunan; çatışma, zorbalık, şiddet, işyeri stresi, kabalık, ısrarlı takip, sataşma gibi kavramlardan ayrılmaktadır.</p>

<p><strong>B-YARGITAY KARARLARINA GÖRE MOBBİNG SAYILABİLECEK BAŞLICA HALLER</strong></p>

<p>Öncelikle belirtmek isteriz ki, “mobbing” iddiası, İş Hukukunda ispatlanması en zor iddialardan biridir. Bu nedenle Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre de bu ispat zorluğu dikkate alınarak <i>“her türlü şüpheden uzak, kesin delil aranmayacağı, işçinin kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguların ileri sürmesinin yeterli olduğu” </i>belirtilmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3]</a> <a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-psikolojik-tacize-maruz-kalindigi-iddiasindan-kaynaklanan-alacak-ve-tazminat-istemi-psikolojik-tacizde-ispat-isverenin-isciyi-gozetme-borcu" rel="dofollow">[4]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2015/8730 E., 2017/1000 K. sayılı bir kararı</a>nda; <i>“İşten ayrılmaya zorlamak için bir kişiye gücünün üzerinde iş vermek, izin ve tatil taleplerinde her türlü zorluğu çıkarmak, sosyal etkinliklerden haberdar etmemek, mağdur geldiğinde konuyu değiştirerek aleyhine konuşulduğu duygusuna kapılmasını sağlamak, gruba dahil olduktan sonra kendisiyle</i> <i>göz teması kurmamak, söylediklerini dinlermiş gibi yapıp dinlememek, önerilerini dikkate almamak ve tekliflerini kabul etmemek gibi davranışlar..”</i> ın mobbing teşkil edeceğini belirtmiştir.</p>

<p>Dış görünüş veya giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, sürekli eleştirilmesi, yüksek sesle azarlanması, önerilerinin dikkate alınmaması, işyerindeki pozisyonuna veya uzmanlık alanına uygun olmayan işler verilmesi, <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5]</a></p>

<p>Asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi,<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" rel="dofollow"> [6]</a></p>

<p>Kişinin çalışma bölümünün çok sık değiştirilmesi, <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Kişinin şerefine, kişiliğine, karakterine, inancına, değerlerine, yeteneklerine, tecrübelerine, birikimlerine, düşüncelerine, etnik kökenine, yaşam biçimine, kültür vb. yönleri hakkında dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemler,<a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbinge-iliskin-yargitay-kararlari" rel="dofollow">[8]</a> mobbing sayılabilecek başlıca hallerdir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilmeyecektir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-22-hukuk-dairesinin-20143426-e-20144165-k-sayili-karari" rel="dofollow">[9]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN"><img alt="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukada548pda_6.jpg" width="96" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN">Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ankara 8. İş Mahkemesi, 20.12.2006, E. 2006/19, K. 2006/625,</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> RG. S. 27879, 19.03.2011 T.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/6841 E., 2025/8428 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Diğer yandan, her ne kadar psikolojik tacize uğradığını iddia eden mağdur, bu iddiasını ispatlamakla yükümlü ise de psikolojik tacizin genellikle tacizi uygulayan ile tacize maruz kalan arasında gerçekleşen bir olgu olması karşısında olayların tipik akışı ve tecrübe kuralları göz önüne alınarak sonuca gidilmesinde yarar bulunmaktadır. Yaklaşık ispat olarak adlandırılan bu yaklaşım tarzı işin doğasına da uygundur. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-psikolojik-tacize-maruz-kalindigi-iddiasindan-kaynaklanan-alacak-ve-tazminat-istemi-psikolojik-tacizde-ispat-isverenin-isciyi-gozetme-borcu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2022/14587 E., 2022/16048 K.)</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2016/1427 E., 2021/53 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/9-1925 E., 2013/1407 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2008/10408 E., 2009/26968 K.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbinge-iliskin-yargitay-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8] Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/15971 E, 2014/19538 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-22-hukuk-dairesinin-20143426-e-20144165-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[9] Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/3426 E., 2014/4165 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-mobbing-sayilabilecek-baslica-haller-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/mobbing-asdf.jpg" type="image/jpeg" length="69640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/9-1925 E., 2013/1407 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.09.2013 tarihli, 2012/9-1925 E., 2013/1407 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2012/9-1925 E., 2013/1407 K.</strong></p>

<p><strong>MOBBİNG<br />
İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ<br />
MANEVİ TAZMİNAT<br />
İŞCİNİN SÜREKLİ OLARAK FARKLI İLLERDEKİ İŞYERLERİNDE ÇALIŞTIRILMASI<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 332<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 49<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 41</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 07.05.2009 gün ve E:2008/655, K:2009/255 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin 28.02.2012 gün ve 2009/30916-2012/6093 sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...A) Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı işçi, 11.01.1993-31.10.2007 tarihleri arasında P.T.A.Ş hukuk bölümü (Türkiye Halk Bankası A.Ş Risk Tasfiye ve Tahsil- 1/2 daire başkanlığı)'nda belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile avukat olarak çalıştığını, uzunca bir süre psikolojik tacize (mobbing) uğradığını, beyanla davalarının kabulüyle 30.000,00TL manevi tazminatın ve 06.05.2009 havale tarihli dilekçesinde açıklamasını yaptığı 10.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalı işveren, davanın zaman aşımına uğradığını, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, ayrıca psikolojik taciz iddiasının doğru olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece, davacının manevi tazminat talebine dayanak olarak gösterdiği uygulamaların psikolojik taciz yani mobbing oluşturmadığı, bir an için öyle olduğu kabul edilse bile kişilik haklarına saldırı oluşturacak şekilde Borçlar Kanunu’nun 41. veya 49. maddeleri anlamında manevi tazminat talep edilmesine imkan verecek uygulamalar olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek manevi tazminat isteği reddedilmiştir.</p>

<p>Maddi tazminat talebi yönünden de davacının tayinen gittiği ve 9 ay süreyle çalıştığı görev yerinde bulunduğu sırada yapmak durumunda kaldığını iddia ettiği gerek şehir içi ve gerekse şehirler arası, görevi ile ilgili olmayan ancak İstanbul'da bulunsaydı yapmak durumunda kalmayacağını iddia ettiği, ulaşım, iletişim, yatma ve yemek giderlerinden oluştuğu, bu tür masraflarının işverence karşılanacağının taahhüt edildiğine dair yazılı belge veya hizmet sözleşmesi bulunmadığı, aile bağlarının devam ettirilebilmesi gerekçesiyle olsa bile özel ulaşım ve iletişim masraflarının da aynı gerekçelerle talep edilmesi mümkün görülmediği gerekçesiyle isteğin reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>D) Temyiz:</p>

<p>Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:</p>

<p>Davacının işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı ve bu durumun maddi manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>Çağdaş iş hukuku bir taraftan uluslararası sözleşmeler, diğer taraftan Avrupa normları işçinin huzur içerisinde işini görmesi, emeğinin karşılığını alması, çalışma ilişkisinin, karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçlamıştır.</p>

<p>İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) çağdaş hukukun son zamanlarda mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirdiği bir hukuki kurumdur. Örneğin Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. (BAG, 15.01.1997, NZA. 1997) Görüleceği üzere işçi bir taraftan diğer işçiye, diğer taraftan işverene karşı korunmaktadır. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması mobbingin varlığını tartışmasız ortaya koyar.</p>

<p>Öte yandan ispat kurallarının zorlanan sınırları usul hukukunda yeni arayışlara yol açmıştır. Emare bu anlayışın bir sonucudur. Olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alındığında varılacak sonuçla ispat gerçekleşir. Başka bir anlatımla bu ilk görünüş ispatıdır. (Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku B.6, İstanbul 1997 ;sh.622).</p>

<p>Somut olayda, 56 yaşında evli bir kadın olan davacının, 14 yıl aralıksız olarak davalı bankanın İstanbul işyerinde avukat olarak çalışmasının ardından Adana ve farklı illerde kısa sürelerle 9 ay boyunca ve 30 kez yer değiştirmek suretiyle görevlendirildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı işveren yapılan görevlendirmenin olağan bir uygulama olduğu ve diğer benzer durumda çalışanlara da uygulandığı yönünde bir savunma getirmemiştir. Davacının risk tasfiye ekibi içinde tek avukat olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bankanın diğer avukatlarının aynı dönemde benzer şekilde görevlendirildikleri ileri sürülmüş ve kanıtlanmış da değildir. Davacının iş sözleşmesinin feshi öncesinde 9 aylık sürede gerçekleşen görevlendirmelerin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı somut biçimde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Dosyadaki delil durumuna göre davacı işçinin uzun süre İstanbul’da sabit bir görevde avukat olarak çalışmasının ardından Adana ilinde görevlendirildiği, ardından sürekli olarak değişik illerde kısa sürelerle çalışmasının istendiği, işverenin bu uygulamalarının davacıyı yıldırma, bezdirme amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mahkemece psikolojik tacizin varlığı kabul edilse dahi Borçlar Kanunu’nun 41. ve 49. Maddelerine göre manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı yönündeki kabulü de doğru değildir.</p>

<p>Psikolojik taciz (mobbing) olarak değerlendirilen uygulamaların oluş şekli ve süresi dikkate alındığında manevi tazminatın kabulüne karar verilmelidir. Mahkemece uygun bir miktar manevi tazminat taktir edilerek bu yönde hüküm kurulmalıdır.</p>

<p>Öte yandan, davacının yer değiştirmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek giderleri adı altında talep ettiği maddi tazminat yönünden dosya ekindeki klasör içindeki belgeler değerlendirilmeli, psikolojik taciz uygulamalarının doğrudan bir sonucu olan ve varsayıma dayanmayan gerçek zarar belirlenmeli, davacının görevlendirmelerle ilgili olarak harcırah alıp almadığı da tespit olunarak bu doğrultuda maddi tazminat yönünden de bir karar verilmelidir.</p>

<p>Mahkemece psikolojik tacizin bulunmadığı ve delillerin toplamasına gerek görülmediğinden söz edilerek karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...)</p>

<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin, davanın reddine dair verdiği karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı vekili, temyiz etmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı yararına somut olayda psikolojik taciz (mobbing) nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerekip gerekmediği; ayrıca davacının maddi tazminat talebi bakımından yer değiştirmeye bağlı olarak yaptığı giderlere ilişkin dosyaya sunulan belgelerin yerel mahkemece değerlendirilmesi gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>Bu noktada, psikolojik taciz (mobbing) hakkında genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır:</p>

<p>Türk Hukukunda psikolojik taciz (mobbing); işyerinde çalışanlara, diğer çalışanlar veya işverenler tarafından sistematik biçimde uygulanan, tekrarlanan her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışlar olarak ifade edilmiştir. Psikolojik tacizin en bariz örnekleri, kendini göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle azarlamak, sürekli eleştiri, çalışan iş ortamında yokmuş gibi davranmak, iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi sayılabilir (Tınaz, Pınar/Bayram, Fuat/Ergin, Hediye: Çalışma Psikolojisi ve Hukuki Boyutlarıyla İşyerinde Psikolojik Taciz (mobbing), Beta Yayınları, İstanbul 2008, s.7, s.53-58, aktaran K. Ahmet Sevimli, agm., s.116).</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hal alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır.</p>

<p>Önceleri özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, hizmet sözleşmesinin taraflara yükledikleri borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında, psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332.maddesi kapsamında işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacakları tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği düzenlenmişti. Bu düzenleme ise, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ise, bunun yerine “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417 ve devamı maddelerini getirmiştir. Bu maddenin getirdiği yenilik, psikolojik taciz terimine açıkça yer vermiş olması ve işçinin kişiliğinin korunmasını yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlemesidir. Buna göre;</p>

<p>“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.</p>

<p>İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir”</p>

<p>Somut olaya gelince; 56 yaşında evli bir kadın olan davacının, 14 yıl aralıksız olarak davalı bankanın İstanbul işyerinde avukat olarak çalışmasının ardından Adana iline atamasının yapılarak, akabinde Kahramanmaraş, Gaziantep ve Mardin illerinde kısa sürelerle 9 ay boyunca ve 30 kez yer değiştirmek suretiyle görevlendirildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı işveren, yapılan görevlendirmenin olağan bir uygulama olduğu ve diğer benzer durumda çalışanlara da uygulandığı yönünde bir savunma getirmediği gibi, davacının risk tasfiye ekibi içinde tek avukat olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bankanın diğer avukatlarının aynı dönemde benzer şekilde görevlendirildikleri ileri sürülmüş ise de bu husus kanıtlanmış değildir. Davacının iş sözleşmesinin feshi öncesinde 9 aylık sürede gerçekleşen görevlendirmelerin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı da somut biçimde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Ayrıca davalı işverenin kurum içi yazışmalarından, davacı avukatın emekli olmayı düşünmediği kanısıyla, en uygun çözüm yolunun sözleşmesinin feshedilmesi; bunun mümkün olmaması halinde ise, daha önce gündeme geldiği belirtilen Bursa iline atama yapılmasının uygun olacağına dair değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, davalı avukatın maruz kaldığı bu durum, psikolojik taciz mahiyetinde olup, bu yolla davacı avukatın istifa ya da emekliliği tercih etmesi sağlanarak, işyerinden ayrılması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Davacı işçi, davalı işverenden maruz kaldığı psikolojik taciz nedeniyle, hizmet sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceği gibi, işe devam etmek suretiyle diğer yasal haklarını kullanma konusunda seçimlik hakka sahiptir (Örneğin; eldeki maddi ve manevi tazminat davası açması gibi).</p>

<p>Şu durumda, psikolojik taciz olgusunun somut olayda gerçekleştiğinin kabulü ile davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, davacının yer değiştirmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek giderleri adı altında talep ettiği maddi tazminat yönünden dosya ekindeki klasör içindeki belgeler değerlendirilmeli, psikolojik taciz uygulamalarının doğrudan bir sonucu olan ve varsayıma dayanmayan gerçek bir zarar olup olmadığı belirlenmeli, davacının görevlendirmelerle ilgili olarak harcırah alıp almadığı da tespit olunarak, bu doğrultuda maddi tazminat yönünden de bir karar verilmelidir.</p>

<p>O itibarla mahkemece, psikolojik tacizin bulunmadığı ve delillerin toplamasına gerek görülmediğinden söz edilerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/son maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="30078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/1427 E., 2021/53 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.02.2021 tarihli, 2016/1427 E., 2021/53 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2016/1427 E., 2021/53 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “işyerinde psikolojik taciz (mobbing) nedeniyle manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 9. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.07.1997-10.11.2008 tarihleri arasında davalı işyerinde değişik birimlerde görev yaptığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğini, amiri pozisyonunda olan işveren yetkilisi davalı ...'ün davacıya psikolojik taciz uygulamasının feshin temel sebebi olduğunu, 2008 yılı Şubat ayında birim değişikliği talebinde bulunduğunu, davalı ...'ün de talebi uygun bularak onayladığını, davalı işveren tarafından zaman zaman boşalan kadrolar ile ilgili yapılan tekliflerin müvekkili tarafından uygun bulunmadığını, sonucun gecikmesi üzerine temmuz ayından itibaren davalı ...'ün davacıya karşı agresif, iş performansını haksız bir şekilde sorgulayıcı, görevinde hata yapmasına yönelik kışkırtıcı ve baskı altına alan suçlayıcı davranışlarda bulunduğunu, müvekkilinin yönetici pozisyonundaki diğer çalışma arkadaşlarından farklı bir uygulamaya tâbi tutulduğunu ve dışlandığını, yönettiği portföylerden alınıp görev tanımına uymayan işlerde görevlendirildiğini, kendisinden daha düşük seviyede olan çalışma arkadaşının alt kadrosunda çalışmaya zorlandığını, aynı seviyedeki arkadaşları tarafından sınava ve değerlendirmeye tabi tutulduğunu, davalı işverenin olayı görmezlikten gelerek gözetme borcunu yerine getirmediğini, kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacıya boşalan kadrolar ile ilgili yapılan önerilerin hiçbirini davacının kabul etmediğini, davacının performansının da bu süreçte düştüğünü, tüm uyarılara rağmen görevlerini yerine getirmediğini, psikolojik tacize uğradığına ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. İstanbul 9. İş Mahkemesinin 20.07.2010 tarihli ve 2009/7 E., 2010/494 K. sayılı kararı ile; davacının performansı ile ilgili davalı ...’ün olumsuz sözler söylemesi, alt kadrosunun yaptığı işleri yapmaya zorlanması, alt kadrosunun denetiminde çalıştırılması dikkate alındığında psikolojik tacize maruz kaldığı ve kişilik haklarının saldırıya uğradığının kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. İstanbul 9. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.02.2013 tarihli ve 2010/38293 E., 2013/5390 K. sayılı kararı ile; “…Her ne kadar mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, mevcut delil durumu mobbingin koşullarının oluştuğunu kabule yeterli değildir.<br />
Somut olayda, davacı, öncelikle iddia ettiği olayları , sonrasında da kişilik haklarının ihlal edildiğini ispat etmelidir. Dosyadaki e-maillerin içeriği incelendiğinde gayet nezaketli bir dil kullanıldığı gibi, verilen talimatların işin gereği, bankanın işleyişi için, hatta geçici görevlendirme kapsamında olduğu izlenimi doğmaktadır. Davacının konumu itibariyle talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğu kabul edilecek olsa dahi mobbingde herşeyden önce süreklilik esastır. Kaldı ki, böyle bir sonuç çıkarmaya çalışmak zorlama bir yorum olacaktır. Yöneticinin görevini yapmak için otoriter olması yukarıda da bahsedildiği gibi mobbingin uygulandığı anlamına gelmez. Ayrıca, davacının pek tabii olarak 4857 sayılı yasanın 22. maddesi uyarınca iş koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle bu tür görevlendirmeleri kabul etmeme hakkı vardır. Davacının tek tanığının beyanları da olayların ispatı açısından yetersiz olup, koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul 9. İş Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2013/86 E., 2013/686 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Yargıtay bozma kararında belirtildiği şekilde işveren tarafından verilen talimatlarda nezaketli bir dil kullanılmış ve talimatlar işin gereği verilmiş olsa da davacının kendi alt kadrosunda bir kere bile görevlendirilmiş olmasının psikolojik taciz için yeterli olduğu, davacının da kendi alt kadrosu bakımından görevini yerine getirebilmesi ve otoritesini koruyabilmesi için işyerindeki konumunun sarsılmamasının gerektiği, davacının psikolojik tacize uğradığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II- UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı işçinin amiri pozisyonundaki davalı işveren yetkilisinin davacıya yönelik psikolojik taciz (mobbing) teşkil edecek davranışlarda bulunup bulunmadığı ve davacının kişilik haklarının ihlâl edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III- GEREKÇE</strong></p>

<p>12. İş hukuku, bir taraftan uluslararası sözleşmelerle, diğer taraftan Avrupa normlarıyla işçinin huzur içerisinde işini görmesini, emeğinin karşılığını almasını ve çalışma ilişkisinin karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçlamıştır.</p>

<p>13. Bu bağlamda işyerinde psikolojik taciz, mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirilen bir hukuki kurumdur. Örneğin, Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında, psikolojik taciz (mobbing); işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır (BAG, (Alman Federal İş Mahkemesi), 15.01.1997, NZA. 1997).</p>

<p>14. Psikolojik taciz, somut olarak çok değişik davranış biçimleri şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin, işçinin gücünün üzerinde aşırı yük altına sokulması, iletişiminin kesilmesi, özel kutlama ve sosyal etkinliklere kasıtlı olarak davet edilmemesi, dış görünüş veya giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, sürekli eleştirilmesi, yüksek sesle azarlanması, önerilerinin dikkate alınmaması, işyerindeki pozisyonuna veya uzmanlık alanına uygun olmayan işler verilmesi, hak ettiği yetkilerin verilmesinden kaçınılması gibi işveren davranışları psikolojik taciz sayılır. Bu davranışların bir kısmı teker teker ele alındığında hukuka aykırı bir fiil oluşturmayabilir. Ancak psikolojik taciz anlık bir olay olmayıp, sistemli olarak sürekli tekrarlanan davranışlardan oluşan bir süreçtir. Başka bir deyişle, bu davranışlardan oluşan taciz süreci hukuka aykırıdır (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 389-390).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi (AYM) psikolojik tacizi, çalışanlara yönelik işyerlerinde gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, dışlama, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine ve özellikle ruh sağlıklarına zarar veren, bireylerin yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşan, kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlamış olup, bu nitelikteki eylem, işlem ya da ihmallerin Anayasa ve Sözleşme ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını zedeleyebileceğini şeklinde ifade etmektedir (Fecir Ergün Turan, B. No: 2014/10590, Karar Tarihi: 05.12.2017, § 48).</p>

<p>16. İşçinin anlattığı psikolojik taciz teşkil eden olayların tutarlılık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik haklarının ve sağlığın ağır saldırıya uğraması psikolojik tacizin varlığının tartışmasız kabulünü doğurur.</p>

<p>17. Çalışanların adil çalışma koşulları altında güvenli ve sağlıklı ortamlarda çalışmaları ile ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili diğer bir takım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Örneğin Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın 26. maddesinde tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, tekrarlanarak devam eden eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesi konusunda desteklenmesi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemlerin alınması taraf devletlerin taahhüdü olarak düzenlenmiştir (Fecir Ergün Turan kararı, § 49).</p>

<p>18. Ülkemizde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan (TBK) önceki dönemde özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, iş sözleşmesinin taraflara yükledikleri borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir.</p>

<p>19. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinde işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacağı tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği hususu düzenlenmişti. Bu düzenleme, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. Buna karşılık dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’da “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417. maddesinde psikolojik taciz terimine açıkça yer verilmiş ve işçinin kişiliğinin korunması yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>20. 6098 sayılı TBK’nın 417. maddesine göre;<br />
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.<br />
İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.<br />
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”.</p>

<p>21. Bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmâllerin psikolojik taciz olarak nitelendirilmesi her somut olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesiyle mümkün olduğuna değinen Anayasa Mahkemesi ayrıca, müdahalelerin işyeri ile ilgili işyerinde çalışan diğer şahıslar tarafından süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanan, sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı; mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda ve sağlığında zarar ortaya çıkaran nitelikte olması gerektiğini belirttikten sonra müdahalelerin neden olduğu sonuçların boyutunun, mağdurun konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna kadar birçok faktöre göre değişebildiğini de ifade etmiştir (Ebru Bilgin, B. No: 2014/7998, Karar Tarihi: 19.07.2018, § 81).</p>

<p>22. Psikolojik taciz mahiyetindeki bu tür davranışların önlenmesi için tedbirler alınması ve gerçekleştirildiğine yönelik şikayetlerin etkili şekilde incelenmesi anayasal bir gereklilik olduğu gibi yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilip sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmaları da bu gerekliliğin bir devamını oluşturmaktadır (Hacer Kahraman, B. No: 2013/7935, Karar Tarihi: 20.04.2016, § 67).</p>

<p>23. Öte yandan, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (1982 Anayasası/Anayasa) 17. maddesinin 1. fıkrasında; herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin kendini gerçekleştirme ve kendine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, Karar Tarihi: 19.12.2013, § 30).</p>

<p>24. Sonuç olarak, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hâl alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır.</p>

<p>25. O hâlde, süreklilik göstermeyen, belirli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış psikolojik taciz olarak nitelendirilemez.</p>

<p>26. Somut olayda, davacının 01.07.1997 - 10.11.2008 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde değişik birimlerde görev yaptığı, en son müşteri hizmetleri bölümünde yönetici olarak çalıştığı, 2008 yılı Şubat ayında başka birimde çalışmak için talepte bulunduğundan davalı işveren tarafından boşalan kadrolarla ilgili yapılan tekliflerin davacı tarafından kabul edilmediği ve davacının müşteri hizmetleri bölümünde çalışmaya devam ettiği hususları taraflar arasında ihtilafsızdır.</p>

<p>27. Dosya kapsamında bulunan 04.09.2008 tarihli elektronik posta içeriğinden de anlaşılacağı gibi; davacının amiri pozisyonundaki davalı işveren yetkilisi ..., davacıyı iş akışını güncelleme çalışması yapmak üzere görevlendirerek bu çalışma süresinde, davacının mevcut görevi olan portföy yönetiminin dava dışı... tarafından yürütüleceğine ve ihtiyaç duyulduğunda davacının yine kendi görevine ilişkin çalışma yapabileceğine dair talimat vermiştir.</p>

<p>28. Davacı ise, belirtilen talimatla verilen görevlendirmeyle ilgili herhangi bir itirazda bulunmaksızın bahsi geçen işte çalışmaya başlamıştır.</p>

<p>29. Davacının iş akışını güncelleme çalışması yaptığı sırada gönderilen 06.10.2008 tarihli elektronik posta ile de; davacıya aksi bir bilgilendirme yapılana kadar portföy yönetiminden dava dışı ...’in sorumlu olduğu belirtilerek davacıdan destek olarak işlem yönlendirmesi yapması istenilmiştir.</p>

<p>30. Tüm bu aşamalardan sonra davacının 28.10.2008 tarihinde davalı işveren tarafından görevlerinin yerine getirmesi konusunda uyarıldığı ve 10.11.2008 tarihinde de iş sözleşmesinin, verilen görevlerin yerine getirilmediği, hatırlatıldığı hâlde aynı davranışların sürdürüldüğü gerekçesiyle geçerli nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>31. Yargılama sırasında dinlenilen davacı ... ...; davacının başka bir bölümde görevlendirmesine ilişkin talebi sonrasında amiri konumunda olan ...’ün psikolojik baskısına maruz kaldığını, davalı ...’ün davacının yaptığı iş bakımından yetersiz olduğunu açıkça söylediğini, yönetici pozisyonunda olmasına rağmen alt kadrosunda olan ...’in denetiminde çalıştırıldığını beyan etmiştir.</p>

<p>32. Davalı tanıkları da davalı ...’ün davacı ile aynı pozisyonda çalışanlara göre farklı, aşağılayıcı şekilde davrandığını, davacının dışlandığını görmediklerini, yapılan toplantılara davacının da çağırıldığını beyan etmekle birlikte, davalı ... ... ayrıca, işyerinde yönetici olanlar ile diğer çalışanların kullandıkları ekranların aynı olduğu, bu nedenle işlerin yoğun olduğu zamanlarda yöneticilerin diğer çalışanların işlemlerini de yapabildiklerini ifade etmiştir.</p>

<p>33. Bu itibarla; davacının amiri konumundaki işveren yetkilisi davalı ...’ün iş akışını güncelleme çalışması yapmak üzere davacıyı görevlendirdiği, davacının da bu görevde itiraz etmeksizin çalışmaya başladığı, nezaketli bir dil kullanılarak oluşturulan bir çok elektronik posta içeriğinden de anlaşıldığı üzere davacıya verilen bu görevin geçici nitelikte olduğuna sürekli vurgu yapıldığı ve davacıdan müşteri hizmetleri bölümündeki portföy yönetiminde ilişkin işinde, iş akışını güncelleme çalışmasına son verilene kadar destekleyici nitelikte çalışma yapmasının istenildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının amiri konumundaki işveren yetkilisi davalı ...’ün işin gereğini yerine getirmek ve davalı Bankadaki işleyişi sağlamak amacıyla yaptığı iş akışını güncelleme çalışması için uygun gördüğü davacıyı nezaketli bir dil kullanarak geçici olarak görevlendirmesinin psikolojik taciz niteliğinde olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>34. Zira, alt görevde çalıştırıldığını iddia eden davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi gereğince iş koşullarında esaslı değişiklik yapıldığı takdirde yapılan görevlendirmeyi kabul etmeme hakkı bulunmasına rağmen herhangi bir itirazda bulunmaksızın bahsi geçen işte çalışmasını sürdürdüğü de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>35. Nitekim, davacı ile birlikte çalışan davalı tanıkları da davacıya sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı eylemlerde bulunulmadığını açıkça ifade etmişlerdir.</p>

<p>36. Diğer taraftan, yapılan görevlendirme itibariyle verilen talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğuna ilişkin iddiaya yönelik olarak psikolojik tacizin başlangıç tarihinin 2008 yılı Mayıs ayı olduğuna ilişkin davacının beyanı ile iş sözleşmesinin feshedildiği tarihin 10.11.2008 olduğu hususu dikkate alındığında sürenin kısalığı itibariyle bahsi geçen eylemin belli bir süreye yayılmasının ve bu durumun sistematik bir hâl almasının mümkün olmadığı açıktır.</p>

<p>37. Bu aşamada belirtmek gerekir ki; davacı tanığının ara sıra meydana gelmiş birkaç davranıştan bahsederek genel ifadeler ile davacının psikolojik tacize maruz kaldığına ilişkin başkaca delillerle desteklenmeyen beyanı olayın ispatı açısından yeterli görülmemiştir.</p>

<p>38. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, davacının, davalı işveren ve davalı işveren yetkilisi tarafından psikolojik tacize maruz bırakıldığını somut delillerle ispat edemediği anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>39. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>40. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br />
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="13135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6841 E., 2025/8428 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2025 tarihli, 2025/6841 E., 2025/8428 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6841 E., 2025/8428 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1442 E., 2025/1452 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 35. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/662 E., 2022/237 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette mekanik mühendisi olarak çalıştığını, müvekkiline psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, müvekkilinin ticari teknisyen olarak çalıştığını, ticari teknisyenlerin ticari araçlara basmış oldukları barkodlarla ispat etmek suretiyle performanslarına göre prime hak kazandıklarını, ancak müvekkili ile birlikte diğer tüm ticari teknisyenlere binek araç yaptırmaları yasak olmasına rağmen işveren tarafından sırf prim kazanamamaları için rot balans, lastik sökme, takma, binek araç bakım onarım, hasarlı araçların bakım onarımları gibi binek araç işlemleri yaptırıldığını, bu nedenle müvekkilinin ticari teknisyen olarak işini yapamaması nedeniyle prime hak kazanamadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının prime hak kazanamaması için binek araç işinde çalıştırıldığına ilişkin iddianın yersiz olduğunu, sigorta primlerinin eksiksiz yatırıldığını, davacının üç gün üst üste işe devam etmediğini, davacı tarafa baskı ve yıldırma politikası uygulandığına ilişkin ithamın asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; psikolojik tacizin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu, ayrıca psikolojik taciz iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmayacağı, kendisine işyerinde psikolojik taciz uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguların ileri sürülmesinin yeterli olduğu, tanık anlatımı ile davacının iddialarını ispatladığı, buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, ihbar tazminatı isteminin reddi gerektiği, yapılan inceleme sonucunda davacının bakiye yıllık ücretli izin hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belge ve delillere göre İlk Derece Mahkemesinin uyuşmazlık konusu hukuki ilişki ve hususları nitelemesi, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitleri, delilleri takdir ve değerlendirmesi, uyuşmazlığın çözümü için gereken hukuk kurallarını uygulaması, uyuşmazlık konusu hususları gerekçelendirmesi isabetli olup, kamu düzenine aykırı bir husus da tespit edilmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının, müvekkili Şirkette 27.06.2021 – 01.11.2021 tarihleri arasında toplamda yalnızca 4 ay süreyle çalıştığının sabit olduğunu, sırf bu nedenle talep edilen alacaklara hak kazanamadığını,</p>

<p>2. İş sözleşmesinin davacı işçi tarafından devamsızlık etmek suretiyle haksız olarak feshedildiğini,</p>

<p>3. Davacının maruz kaldığını iddia ettiği psikolojik taciz vakalarının süreklilik, sistematiklik ve kasıt unsurlarından yoksun, soyut ve genel nitelikli iddialardan ibaret olduğunu, davacı tanıklarının beyanlarının da soyut olduğunu,</p>

<p>4. Davacının mekanik teknisyeni olarak istihdam edildiğini, görev tanımının dışına çıkarıldığı ve farklı araçlarda çalıştırılmasına rağmen prim alamadığı yönündeki davacı iddialarının tamamen dayanaksız ve soyut nitelikte olduğunu,</p>

<p>5. Yalnızca davacı lehine olan tanık beyanlarının dikkate alındığını, davalı tanıklarının açık ve çelişkisiz ifadelerine ise itibar etmediğini, hukuk yargılamasında tanıkların beyanlarının objektif, tutarlı ve yaşamın olağan akışına uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin kim tarafından feshedildiği ve buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktalarındadır.<br />
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="65144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/8730 E., 2017/1000 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 31/01/2017 tarihli, 2015/8730 E., 2017/1000 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/8730 E., 2017/1000 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ</p>

<p>DAVA : Taraflar arasındaki, manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından duruşma talep edilmesi, ve temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 31/01/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>A) Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, davalıya ait işyerinde 29/01/2003-27/08/2012 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığını, 2009 yılında işyerindeki yüksek gürültü içeren üretim ortamından kaynaklı olarak kulağından ağır bir hastalığa yakalandığını ve biri hayati tehlikeye sahip üç ameliyat geçirdiğini, kendisinde kalıcı hasarlar kaldığını, bu durumun davacı üzerinde doğal olarak psikolojik sorunlar yarattığını ve müvekkilinin kendisini toparlamak ve bu durumu işe yansıtmamak için insan üstü çaba gösterdiğini, davacının bu rahatsızlığı sonrası 2011 yılının sonlarında ise 2009 yılından beridir devam eden sözlü ve davranışsal tacizler, yerini iş kullanmak zorunda olduğu ağır depresif ilaçlar nedeniyle uyku problemleri yaşamaya başladığını, bu nedenle iş yerine 5-10 dakika geç kaldığını, ancak davacının tüm iyiniyeti ile geç kaldığı vakit toplamını, telafi etme anlamında yaptığı fazla mesailerden düşürse bile uyarıldığını, savunmasının istendiğini, davalı işverenin bu durumu bildiği halde davacıya uyguladığı mobbing ile davacının psikolojisinde tamiri mümkün olmayan hasarlara sebebiyet verdiğini ileri sürerek; manevi tazminat talebi ile mobbing yapan işyeri temsilcisi ...'in psikolojik destek alması yönünde karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacının, 2003 yılından beri davalı şirkette kalite güvence ekip lideri olarak görev yaptığını, davacının iş akdinin 27/08/2012 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenerek iş kanununun 22. Maddesi gereğince feshedildiğini, bahsi geçen hastalığın yüksek gürültü içeren üretim ortamından kaynaklandığı iddiasının asılsız olduğunu, yine iddia edildiği gibi çalışanların işe geç kalmalarına müsamaha gösterilmesi, bu konuda ayrımcılık yapılmasının söz konusu olmadığını, asıl davacının kendi davranışlarının işverene yönelik taciz olarak nitelendirilebilecekken davacının mobbing mağduru olduğu iddiasının hayret verici olduğunu savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</strong></p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>D) Temyiz:</strong></p>

<p>Karar süresinde taraflarca temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>E) Gerekçe:</strong></p>

<p>Taraflar arasında davacı işçinin işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı, bu bağlamda manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>Genel olarak “İşyerinde gerçekleşen, sistematik hale gelen, kasıtlı olarak yapılan ve süreklilik gösteren, yıldırma ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan, kişinin kişiliğinde, sağlığında ve mesleki durumunda zarar doğuran davranışlar” ‘psikolojik taciz (mobbing)’ olarak ifade edilmektedir. Buna göre işten uzaklaştırmaya yönelik tacizim sık ve belirli bir süre alması, süreklilik göstermesi, sistematik olarak tekrarlanması ve kasıtlı olması gerekir. Diğer taraftan iki tarafın kendine özgü silahı varsa ve bunları kullanabiliyorlarsa psikolojik tacizden bahsedilemez. Çalışanı işten ayrılmaya zorlamak için yapılan her davranış mutlaka psikolojik taciz oluşturmaz. Özel düzenlemelerle yasal koruma sağlanmışsa, mağdurun da kullanabileceği silahları varsa, psikolojik tacizden söz edilemez. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez(Yargıtay 22. HD. 27.02.2014 gün, 2014/ 3426 E, 2014/ 4165 K).</p>

<p>Diğer taraftan, manevi tazminat talep edebilmek için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarının ihlali boyutunda olması gerekir. Yasal dayanağı TMK.'un 24 ve TBK.’un 58. maddeleridir. Bu maddeler gereğince manevi tazminat istenilebilmesi için kişilik haklarının ihlal edilmiş olması gerekir. Psikolojik tacizin işyerinde veya işyeri dışında gerçekleşmesinin önemi yoktur.</p>

<p>İşten ayrılmaya zorlamak için bir kişiye gücünün üzerinde iş vermek, izin ve tatil taleplerinde her türlü zorluğu çıkarmak, sosyal etkinliklerden haberdar etmemek, mağdur geldiğinde konuyu değiştirerek aleyhine konuşulduğu duygusuna kapılmasını sağlamak, gruba dahil olduktan sonra kendisiyle göz teması kurmamak, söylediklerini dinlermiş gibi yapıp dinlememek, önerilerini dikkate almamak ve tekliflerini kabul etmemek gibi davranışlar psikolojik taciz teşkil etse de bu davranışların kişilik haklarını ihlal eden davranışlar olduğunu söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Eşit Davranma İlkesi” başlıklı 5.maddesine göre iş ilişkisinde, dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz. Aynı maddenin 3.fıkrasında ise “işveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz” kuralı öngörülmüştür.</p>

<p>İş Kanunu’nun 5. Maddesi ile ayırımcılık açısından doğrudan ayırımcılığın yanı sıra dolaylı ayırımcılık da yasaklanmış, ancak doğrudan veya dolaylı ayrımcılık kavramları tanımlanmamıştır. İşveren açısından fesih nedeni olarak kabul edilecek davranışta bulunan ve aynı konumda olan işçilerden bir kısmının iş sözleşmesi feshedilmezken, bu davranışın bazı işçiler için fesih sebebi olarak kullanılması, dolaylı ayrımcılık ve dolayısı ile eşit işlem borcuna aykırılık teşkil eder.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; mahkemece, davacının zaman zaman işe geç gelmesi nedeni ile hakkında tutanaklar tutularak savunmasının alındığı, başka işçilerinde geç kaldıklarının 05.06.2012 tarihli güvenlik tutanağı ile sabit olduğu ancak bu tutanakta ismi geçen kişiler hakkında tutanak tutulduğuna ya da savunmalarının alındığına dair belge sunulmadığı, davacıya cuma namazına gitmek için izin verilmediği iddiasına ilişkin olarak, işverenin böyle bir zorunluluğu bulunmasa da beyaz yakalı olarak tabir edilen bir kısım işçiye bu iznin verildiği, bu durumun ibadet özgürlüğünü engelleyen bir durum olduğu, davacının yöneticisi hakkındaki şikayetlerini defalarca işverene bildirdiği, işverenin şikayetleri değerlendirdiğine dair herhangi bir belge sunmadığı gerekçeleri ile davacının psikolojik baskı altında bırakıldığı ve mobbing nedeni ile manevi tazminata hak kazandığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Davacının işe geç geldiğinden bahisle hakkında tutanaklar tutulup savunmasının alındığı anlaşılmaktadır. İşveren yönetim hakkı kapsamında çalışmanın başlama ve bitiş saatlerini belirleyebilir. İşveren çalışma sürelerini belirledikten sonra, işçilerin işyerine geç gelmelerini veya erken çıkmalarını hoş görmek veya buna katlanmak zorunda değildir. İşveren böyle bir durumda, durumu tespit eden tutanak tutabilir ve işçiye uyarıda bulunabilir. Aksine bir durumun işyeri organizasyonunun bozulmasına neden olacağı açıktır.</p>

<p>Davalı işverence, davacının işe geç geldiği belirtilerek dört farklı tarihte savunmasının istendiği, davacının savunmalarında işe zamanında geldiği gibi bir iddiasının bulunmadığı, her ne kadar işe geç gelen diğer işçiler için tutanak tutulup savunmalarının alınmadığı iddia edilse de, davalının diğer işçilerin davacı kadar sık işe geç gelmediğini savunduğu, bir an için işverenin diğer işçiler için bu şekilde bir uygulamada bulunmadığı kabul edilecek olsa dahi, bu durumun davacının kişilik haklarını ihlal eder bir nitelik taşımadığı gibi süreklilikte arz etmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan yerel mahkemece, gerekçeli kararda da belirtildiği üzere sadece davacıya değil beyaz yakalı olmayan kimseye cuma namazı izni verilmediği ortadadır. Tüm çalışanlara veya mavi yakalı çalışanlara izin verilipte, davacıya bu yönde bir iznin verilmemesi halinde eşit davranma borcuna aykırı davranıldığı bir tartışma konusu olabilecekken, tüm mavi yakalı çalışanlara izin verilmediği dikkate alındığında bu durumun ayrımcılık yarattığı da söylenemeyecektir.</p>

<p>Manevi tazminat talep edebilmek için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarına zarar vermesi gerekir. Psikolojik taciz olarak belirtilen her davranış manevi tazminat sonucunu doğurmaz. Davranışın psikolojik taciz sayılabilmesi için sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir. Ayrıca hareketin amacı da doğru tespit edilmelidir. Çünkü psikolojik tacizde amaç, iş ilişkisi içinde bulunduğu mağdurdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmaktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Kişilik haklarının ihlali boyutuna ulaşmayan psikolojik taciz nedeniyle manevi tazminat talep edilmesine imkan veren yasal bir düzenleme yoktur.</p>

<p>Davacı tarafından kişilik haklarını ihlal eden ve süreklilik arz eden (sistematik), kasıtlı ve işten uzaklaştırmaya yönelik davranışların varlığı ispatlanamamıştır.<br />
Manevi tazminatın koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeksizin, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır.</p>

<p>Ayrıca dava dilekçesinde, işveren vekili olduğu anlaşılan ...'in psikolojik destek almasına karar verilmesi talep edilmiş iken, mahkemece davacının, psikolojik tedavisinin davalı tarafça üstlenilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nun 26. maddesi uyarınca hakim tarafların talepleri ile bağlı olup, olmayan bir talebe hükmedilmesi de yerinde değildir.<br />
Bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değil ise de kararın davalı vekilinin temyizi yönünden belirtilen gerekçeler ile bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>F) Sonuç:</strong><br />
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31/01/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="11654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DENETİMLİ SERBESTLİKTE YENİ BİR KURUMSAL AŞAMA: GENEL MÜDÜRLÜK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yeni-bir-kurumsal-asama-genel-mudurluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yeni-bir-kurumsal-asama-genel-mudurluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denetimli serbestlik sisteminin kökeni 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Modern anlamda ilk uygulamalar, 1840’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde John Augustus’un bireyleri hapis cezası yerine toplum içinde denetim altında tutma girişimleriyle başlamıştır. Bu yaklaşım zamanla kurumsallaşmış ve 20. yüzyılın başlarından itibaren başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkede ceza adalet sisteminin önemli bir parçası haline gelmiştir. Özellikle İngiltere ve Fransa’da denetimli serbestlik birimleri, ceza infaz kurumları ile koordineli olarak suçluların topluma yeniden kazandırılmasını sistematik bir şekilde sağlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte denetimli serbestlik anlayışının tarihsel kökleri yalnızca modern Batı uygulamalarıyla sınırlı değildir. 1840 yılında yürürlüğe giren ilk Osmanlı Ceza Kanunu ve sonrasında yapılan düzenlemelerde, denetimli serbestlik anlayışıyla örtüşen uygulamalara rastlanmaktadır. Osmanlı Devleti’nde görülen bu erken örnekler, bireyin tamamen hapsedilmesi yerine belirli koşullar altında toplum içinde denetlenmesini esas alan bir yaklaşımın izlerini taşımaktadır. Türkiye’de ise bu anlayış, ilk defa 1926 yılında yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kendine yer bulmuştur. Ancak bu dönemde uygulamalar daha çok mahkeme kararlarının kolluk kuvvetleri aracılığıyla yerine getirilmesi şeklinde sürdürülmüş, kurumsal anlamda ceza adalet sistemine dahil olması ise 2005 yılını bulmuştur.</p>

<p>20 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu ile kurumsal bir yapıya kavuşan sistem, Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu tarihten itibaren hızla gelişen denetimli serbestlik uygulamaları, kısa süre içerisinde ceza infaz sisteminin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Türkiye’de her ilde denetimli serbestlik birimleri kurulmuş ve ülke genelinde koordinasyon, merkezi olarak Daire Başkanlığı üzerinden sağlanmaktadır. Denetimli serbestlik müdürlükleri idari yönden, Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonunun bulunduğu yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına bağlı olarak görev yapmaktadır.</p>

<p>Türkiye’de ceza adalet sistemi son yıllarda köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Klasik ceza infaz kurumu merkezli infaz anlayışı, yerini bireyin toplum içinde denetim ve rehabilitasyonunu esas alan daha çağdaş modellere bırakmaktadır. Bu dönüşümün en önemli taşıyıcılarından biri ise Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı olmuştur.</p>

<p>Bugün denetimli serbestlik sistemi; yalnızca bir infaz yöntemi değil, suçun tekrarını önlemeyi hedefleyen, bireyi topluma kazandırmayı amaçlayan ve kamu güvenliğini toplum içinde sağlamaya çalışan çok boyutlu bir yapıya dönüşmüştür. Elektronik izleme uygulamalarının yaygınlaşması, yükümlülere yönelik eğitim ve iyileştirme programlarının artması ve kurumlar arası iş birliğinin genişlemesi, bu alanın her geçen gün daha da büyüdüğünü açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda, denetimli serbestlik müdürlükleri tarafından aşağıda belirtilen kararların infazı gerçekleştirilmektedir:</p>

<p>- Adli Kontrol</p>

<p>- Çocuğun Denetim Altına Alınması</p>

<p>- Kısa Süreli Hapis Cezasına Seçenek Yaptırımlar</p>

<p>- Hapis Cezasının Ertelenmesi ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>- Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma</p>

<p>- Tedavi ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>- Etkin Pişmanlık</p>

<p>- Denetimli Serbestlik Tedbiri Uygulanarak Cezaların İnfazı</p>

<p>- Adli Para Cezasına Karşılık Kamuya Yararlı Bir İşte Çalıştırılma</p>

<p>- Koşullu Salıverilme</p>

<p>- Mükerrirlere ve Bazı Suç Faillerine Özgü İnfaz Rejimi ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>- Hapis Cezasının Konutta Çektirilmesi</p>

<p>- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>Tam da bu noktada kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Bu kadar hızlı büyüyen ve fonksiyonları çeşitlenen bir yapı, mevcut Daire Başkanlığı statüsüyle yoluna devam edebilir mi? Bu soruya verilecek cevap, geleceğe dair güçlü bir öngörüyü de beraberinde getirmektedir. Zira denetimli serbestlik hizmetlerinin ulaştığı kapasite, yürüttüğü faaliyetlerin çeşitliliği ve üstlendiği sorumluluklar dikkate alındığında, bu yapının ileride müstakil bir genel müdürlük hâline gelme potansiyeli taşıdığı görülmektedir.</p>

<p>Nitekim geçmişte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün geçirdiği kurumsal dönüşüm süreci, benzer bir evrimin denetimli serbestlik alanında da yaşanabileceğini göstermektedir. Kurumlar, görev ve sorumlulukları arttıkça daha üst düzey kurumsal yapılara evrilirler. Denetimli serbestlik sistemi de bugün tam olarak bu eşiğe gelmiş durumdadır. Bu noktada “neden genel müdürlük?” sorusu özellikle önem kazanmaktadır. Çünkü genel müdürlük düzeyine geçiş;</p>

<p>- Daha geniş bütçe ve kaynak yönetimi,</p>

<p>- Uzmanlaşmış personel istihdamı,</p>

<p>- Daha güçlü kurumsal temsil ve karar alma yetkisi,</p>

<p>- Ulusal ve uluslararası düzeyde politika üretme kapasitesi arttırma anlamına gelmektedir.</p>

<p>Mevcut Daire Başkanlığı yapısı, kısa vadede hizmetlerin yürütülmesini sağlasa da sistemin artan kapasitesi ve sorumlulukları dikkate alındığında gelecekte müstakil bir genel müdürlük hâline gelmesi olası bir gelişme olarak öngörülmektedir.</p>

<p>Avrupa ülkelerindeki uygulamalar da bu yönelimi desteklemektedir. Örneğin Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren HM Prison and Probation Service, binlerce personeliyle hem ceza infaz kurumlarını hem de denetimli serbestlik hizmetlerini bütüncül bir yapı içerisinde yürütmektedir. Bu sistemde denetimli serbestlik birimleri; risk analizi yapmakta, bireyselleştirilmiş programlar uygulamakta ve elektronik izleme yöntemlerini etkin biçimde kullanmaktadır. Fransa’da Service pénitentiaire d’insertion et de probation (SPIP) bünyesinde görev yapan uzmanlar, her yükümlü için sosyal inceleme raporları hazırlamakta ve rehabilitasyon sürecini sistematik bir şekilde yönetmektedir. Almanya’da ise “Bewährungshilfe” sistemi kapsamında denetimli serbestlik hizmetleri, sosyal hizmet temelli bir yaklaşımla yürütülmektedir.</p>

<p>Bunun yanı sıra Avrupa’da farklı ülkelerde denetimli serbestlik hizmetlerinin doğrudan Adalet Bakanlıklarına bağlı genel müdürlükler veya benzeri üst kurumsal yapılar altında yürütüldüğü görülmektedir. Çek Cumhuriyeti’nde denetimli serbestlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük bünyesinde kamu teşebbüsü olarak faaliyet göstermekte ve ülke genelinde yaygın bir teşkilat yapısıyla hizmet sunmaktadır. İngiltere ve Galler’de denetimli serbestlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı’na bağlı ulusal bir yapı tarafından yürütülmekte olup Türkiye’nin bu alandaki kurumsal gelişiminde de örnek teşkil etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtalya’da denetimli serbestlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı bünyesinde “Toplum İçinde Cezaların İnfazı” alanından sorumlu genel müdürlük tarafından yürütülmekte; bölgesel ofisler aracılığıyla planlama, koordinasyon ve denetim sağlanmaktadır. İsviçre’de ise federal yapı gereği kantonlara özgü uygulamalar bulunmakla birlikte, merkezi düzeyde genel müdürlük benzeri bir yapı koordinasyon ve denetim işlevini üstlenmektedir. Norveç ve Portekiz gibi ülkelerde de denetimli serbestlik hizmetlerinin, Adalet Bakanlıklarına bağlı genel müdürlük düzeyinde örgütlendiği ve kamu teşebbüsü niteliği taşıdığı görülmektedir. Bu örnekler, denetimli serbestlik hizmetlerinin etkin ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi açısından güçlü, merkezi ve üst düzey kurumsal yapılanmaların tercih edildiğini göstermektedir.</p>

<p>Öte yandan, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Avrupa Denetimli Serbestlik Kuralları, bu hizmetlerin güçlü, bağımsız ve yeterli kaynaklara sahip kurumsal yapılar altında yürütülmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, dünyada denetimli serbestlik sistemlerinin genel müdürlük veya bağımsız birim statüsünde yönetilmesi, uygulamaların etkinliği ve sürdürülebilirliği açısından kritik bir faktör olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, denetimli serbestlik sisteminin gelecekte müstakil bir genel müdürlük hâline gelme olasılığı, güçlü bir öngörü olmanın ötesinde, mevcut gelişmelerin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak burada asıl önemli olan nokta, bu dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden ziyade, bu dönüşüme ne kadar hazırlıklı olunacağıdır. Kurumsal yapı, personel eğitimi, uzmanlaşma alanları ve çalışma yöntemleri bugünden bu değişime uygun şekilde geliştirilmezse, ileride yapılacak yapısal değişiklikler istenilen etkiyi yaratmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle denetimli serbestlik sisteminin bugünden itibaren;</p>

<p>- Uzman personel yapısını güçlendirmesi,</p>

<p>- Bilimsel ve kriminolojik veriye dayalı çalışma modellerini geliştirmesi,</p>

<p>- Kurumsal kapasitesini artırması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Genel müdürlük düzeyinde bir yapılanmaya geçilmesi, yalnızca idari kapasitenin artırılmasıyla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda denetimli serbestlik kapsamındaki yükümlüler ve toplum açısından da önemli kazanımlar sağlayacaktır. Öncelikle, kurumsal kapasitenin güçlenmesiyle birlikte yükümlülere yönelik bireyselleştirilmiş iyileştirme programlarının daha etkin şekilde uygulanması mümkün hâle gelecektir. Bu durum, suç tekrarının azaltılması ve bireyin topluma uyum sürecinin hızlandırılması açısından belirleyici bir rol oynayacaktır. Ayrıca uzman personel sayısının artması ve mesleki uzmanlaşmanın derinleşmesi, yükümlülerin psikososyal destek, eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinden daha etkin biçimde yararlanmasını sağlayacaktır. Bununla birlikte, ceza infaz kurumlarının üzerindeki yoğunluğun azaltılması, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını mümkün kılacak; alternatif infaz yöntemlerinin etkinliği artacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak denetimli serbestlik, Türkiye’de ceza adalet sisteminin geleceğini şekillendiren temel unsurlardan biri hâline gelmiştir. Bu yapının ilerleyen süreçte müstakil bir genel müdürlük olarak yeniden yapılandırılması, yalnızca idari bir değişiklik değil, aynı zamanda çağdaş infaz anlayışının doğal bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Bu sürecin başarıyla yönetilmesi ise ancak bugünden yapılacak hazırlıklarla mümkün olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ali-ozkardas" title="Ali ÖZKARDAŞ"><img alt="Ali ÖZKARDAŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/ali-ozkardas.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ali-ozkardas" title="Ali ÖZKARDAŞ">Ali ÖZKARDAŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong><u>KAYNAKÇA:</u></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://doingtime.co.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://www.gov.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://hmiprobation.justiceinspectorates.gov.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://www.parliament.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://hmiprobation.justiceinspectorates.gov.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://cte.adalet.gov.tr/Home/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://www.insee.fr/en/metadonnees/definition/c1770</span></p>

<p><span style="color:#999999">- ERYALÇIN Talip, BİRİNCİ Mehmet, <i>“Türkiye ve Avrupa’da Denetimli Serbestlik Sisteminin Yönetim Yapısı”,<strong> </strong></i><strong>Sosyal Çalışma Dergisi</strong>, C: 2, S: 2, 2021</span></p>

<p><span style="color:#999999">- YAVUZ A. Hakan, <strong>Ceza Adalet Sisteminde Denetimli Serbestlik</strong>, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2011</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yeni-bir-kurumsal-asama-genel-mudurluk-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/tutuklu-kelepce.jpg" type="image/jpeg" length="98591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/85 E., 2018/1105 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-201885-e-20181105-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-201885-e-20181105-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 12.04.2018 tarihli, 2018/85 E., 2018/1105 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/85 E., 2018/1105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne silah sağlama<br />
Hüküm : TCK’nın 315, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK’nın 62, 53,<br />
54, 63. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet<br />
hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya duruşmalı olarak incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda hukuka aykırılıklar veya yanılgılar olabilir, bu hataların giderilmesi işine “kanun yolu” adı verilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisince 14.03.1985 tarihinde imzalanıp 10.03.2016 tarih ve 6684 sayılı Kanunla onaylanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7 numaralı protokolü ile istinafı da içine alan kanun yollarına başvurmak hakkının insan haklarından olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Hukukumuzda, dar manada olağan kanun yolu olarak “itiraz”, “istinaf” ve “temyiz” kurumlarına yer verilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden sonra ilk derece mahkemesinden verilen hükümlere karşı, istinaf kanun yoluna başvurma hakkı tanınmıştır. İstinaf kelime anlamı, yeniden başlama, baştan başlamadır. İkinci derece yargılaması olan istinaf ilk derece mahkemesinde verilen kararların maddi ve hukuki denetimini yapar. Bu bakımdan istinaf, maddi ve hukuki denetimin yapıldığı olağan bir kanun yoludur. Esas mahkemesi tarafından verilen hüküm iki meseleyi halleder; birincisi fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği (maddi mesele) sorunu, ikincisi, sanık tarafından gerçekleştirilmiş olan fiilin suç teşkil edip etmediği, yargılamanın nasıl yapılacağı ve eyleme hangi cezanın verilmesi gerektiği sorunudur (hukuki mesele). Eğer maddi ve hukuki meselenin kanun yolu muhakemesi tarafından incelenmesi kabul edilmiş ise bu yola istinaf, sadece hukuki denetim incelemesi yapılacaksa temyiz ismi verilmektedir. İstinaf ile temyizi ayıran en önemli özellik, temyizde delillere temas edilerek öğrenme muhakemesi yapılmamasına karşılık, istinafta gerektiğinde delil incelenerek esas hakkında yeni bir karar verilmesidir. Dolayısıyla istinafta hem maddi mesele denetlenebildiği gibi hukuki denetim de yapılabilir.</p>

<p>Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda istinafa, ilk derece mahkemelerince verilen hükümlere karşı başvurulabilen ilk kanun yolu olarak CMK. 272 ve devamında, istinafın arkasından sınırlı bazı hallerde temyiz yolu da açılabilmesine de CMK. 286 maddelerinde yer verilmiştir.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Hukukuna esas alınan delillerin takdirindeki “vasıtasızlık” ilkesi gereğince, ikincil derece yargılama yapan istinaf maddi meseleyi tekrar inceleyerek gerçeğe ulaşabilmektedir. Eğer ilk derece mahkemesinde maddi olgunun tespitinde bir hata yaptığı kanaatinde ise olay yargılaması yaparak, duruşma sonunda önceki hükmü kaldırmak suretiyle yeni hüküm kuracaktır.</p>

<p>Usul hukukumuza göre istinaf kanun yoluna başvurulduğunda, Bölge Adliye Mahkemesinin görevli dairesi, istinaf edilen hükümleri ön incelemeden geçirdikten sonra eksiklik yoksa esas incelemesi yapar. Bu inceleme sonucunda dosyanın tekemmül ettiğini, delillerin ve usuli işlemlerin tam olduğunu, hükümde usule ve esasa ilişkin aykırılık bulunmadığını ve ispat bakımından ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğunu gördüğü taktirde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verir. İkinci halde; hükümde CMK’nın 303. maddesinin 1. fıkrasının (c, e, f, g, h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden hukuka aykırılığı gidererek (düzeltme yaparak) istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilebilecektir. üçüncü halde ise; dosya üzerinden yapılan incelemede CMK’nın 289. maddesindeki hukuka kesin aykırılık hallerinin varlığı saptanırsa bozma kararı verilerek dosya ilk derece mahkemesine gönderilecektir. Dördüncü halde ise, ilk derece mahkemesinin verdiği hükümde maddi meselede sonucu etkileyen bir hata veya önemli bir hukuka aykırılığın bulunduğunu tespit eder, bu hukuka aykırılıklar CMK’nın 289. maddesi kapsamında bulunmazsa, davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine karar vermesi gerekecektir.</p>

<p>Görüldüğü üzere; Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre ancak mutlak hukuka aykırılık hallerinde bozma kararı verebilecektir. İlk derece mahkemesinin delillerin değerlendirilmesinde ve maddi olgunun kabulündeki hata nedeniyle bozma kararı verilemeyecektir, bu halde duruşma açarak davayı yeniden görmek suretiyle hatayı kendisi giderilecektir.</p>

<p>İstinaf sonrası hüküm temyiz edildiğinde, temyiz incelemesi hükmün hukuki yönüne ilişkin olacaktır. Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık CMK’nın 288/1 maddesi gereğince “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” olarak tanımlanmıştır. Bir hukuk normunun uygulanmaması da hukuka aykırılıktır. Kural olarak hukuki denetimde, olay mahkemesinin duruşmada ortaya konulan deliller çerçevesinde vicdani kanaatine göre maddi meseleyi ortaya koymasına karışmayacaktır. Ancak maddi gerçeğin araştırılmasında hukuk devleti ilkelerine riayet edilmeli ve tarafların hakları ihlal edilmemelidir. Usul hukuku normlarına aykırılık gibi, maddi meseleye ilişkin olan normlara aykırılıkta hukuka aykırılıktır. Bunların arasında olayın daha ziyade aydınlatılabilmesi için kovuşturmanın genişletilmesi gerekliliğine uyulmaması maddi denetleme niteliğinde kabul edilemeyeceğinden bozma konusu yapılabileceği gibi, delillerin değerlendirilmesi ve maddi olayın tespitinde akla mantığa ve bilme aykırı kabullerin temyiz denetimine konu edilmesi maddi denetim kapsamında görülmeyecektir. Olay mahkemesi hüküm verirken beyan deliline ya da belge deliline dayanabilir. Beyan delili temyiz mahkemesince denetlenmesi mümkün değil ise de belge delili dosyada mevcut olduğundan kanun yolu mercileri tarafından denetlenmesi mümkündür. Yerel ve istinaf mahkemesi sanığın suçu işlediğine ilişkin sonuca varırken olay yeri tutanağı, ele geçen silah ve patlayıcılar hakkındaki rapor gibi belge delillerine dayanmıştır. Bu delillerin denetlenmesinde ilk derece ya da istinaf mahkemelerine göre temyiz mercii açısından herhangi bir dezavantaj söz konusu değildir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>1-28.08.2015 günü kolluk görevlileri tarafından yapılan kontroller esnasında, saat 16:45 sıralarında Sur ilçesi ... Sokak üzerinde bulunan bahçe kenarında sanıkla birlikte oturmakta olan üç kişiden birisinin olay mahallinden kaçarak uzaklaşması sebebiyle şüphelenen polis memurlarının sanıklar ... ... ve ... ile birlikte kaçan şahsın bahçede olabileceğini düşünerek arama yaptıkları, sanıkların da kolluk görevlilerine yardımcı oldukları, bahçe içinde terkedilmiş durumdaki kulübede suça konu silahlar ile patlayıcı maddelerin ele geçirildiği, olay yerinden kaçan şahsı önceden söylemeyen sanıkların daha sonra akrabaları ... ... olduğunu, hırsızlık suçu nedeniyle arandığı için kaçtığını beyan ettikleri, mülkiyeti TOKİ’ye ait olan bahçede sanık ...’ın meyve ağaçları dikip sebze ektiğini, zaman zaman gelen misafirlerini bahçede ağırladığı, elegeçen silahlar ve patlayıcı maddelerin bahçeye kim tarafından konulduğunu bilmediğini savunulması, bahçenin başkalarının girişini engelleyen bir kapısının dolayısıyla bahçenin sanığın hakimiyet alanında bulunmaması, sanığın arama esnasında kolluk görevlilerine refakat edip, silahlar ile patlayıcıların bulunduğu köpek kulübesinin kapısını göstermesi ve ele geçen silahlar ile patlayıcı maddeler üzerinde sanığın parmak izlerinin bulunmadığı, bir silah üzerinde parmak izi bulunan başka dosyada yargılanan suça sürüklenen çocuk ile bu sanıklar arasında irtibat kurulamadığı olayda;</p>

<p>İlk derece mahkemesince, bahçenin sanıkların mülkiyetinde olmaması, etrafının açık olup isteyen herkes tarafından kolayca girilip çıkılabilmesi, ele geçen silahlarda sanıklara ait parmak izinin bulunmaması ve sanıkların savunmasına göre hakimiyetleri altında bulunmayan bahçede ele geçen silahlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.</p>

<p>Bu karara karşı o yer Cumhuriyet savcısı tarafından Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine istinaf talebinde bulunulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesince; “Sanığın kullanımındaki bahçenin etrafının tel örgü ile çevrilmiş olması, sanığın kendisine ait köpeği kulübeye yakın 2-4 metre mesafeye bağlaması, bahçedeki ağaçların ve köpeğin bakımı ile piknik yapmak amacıyla gelip gittiğini belirtmesi ve nihayet olay günü de sanığın bahçedeyken kolluk görevlilerince yakalanmış olması, örgüte ait bu miktardaki silah, mühimmat ve örgütsel malzemenin örgüt üyeleri tarafından gelişi güzel rastgele ilgisiz bir yere bırakılmasının veya saklanmasının mümkün olmaması karşısında, bu hususların karar yerinde yöntemince tartışılıp sanığın hukuksal durumunu buna göre takdir ve tayini gerektiğini gözetilmeyerek sanığın savunmasına itibarla oluşa ve dosya kapsamıyla örtüşmeyen yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma sonrası ilk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda bozma doğrultusunda bir kabule vararak sanık ...’ın TCK’nın 315/1 ve TMK’nın 5/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme ve istinaf dairesinin dosya kapsamındaki delilleri değerlendirmesi sonucunda varmış olduğu kabül ile sanığın suçunun subut bulduğu kabul edilmiş ise de; Yargıtay Ceza Daireleri ve Ceza Genel Kurulunun bir çok kararında vurgulandığı üzere; ceza hukukunun genel prensibi "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesidir. Bir suçtan cezalandırılmanın temel koşulu suçun kuşkuya yer verilmeyecek şekilde ispat edilmesine bağlıdır. Kuşkusu tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddiaların sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, toplanan kanıtların bir kısmına itibar edilip, diğerlerinin gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya göre değil, kesin ve açık bir ispata dayanması ve ispatın başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olması gerektiği, yüksek de olsa bir olasılığa dayalı olarak sanıkların cezalandırılması ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmadan varsayıma dayalı hüküm vermek anlamına geleceği, bu nedenle ceza yargılamasında mahkumiyetin her türlü kuşkudan uzak kesin delile dayanması gerektiği, adli hataların önüne geçebilmenin başka yolunun da bulunmadığı gözetilerek, dosya kapsamında bulunan delil ve belgelere dayanılarak suçun sübutu bakımından ilk derece mahkemesinin farklı Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesinin farklı sonuca varmış olması karşında; sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delillerle tespit edilmesi bakımından, gerektiğinde tutanak tanıkları da hazır bulundurulmak ve bilirkişi dinlemek suretiyle olay mahallinde keşif yapılarak TOKİ’ye ait olup bir kısmı sanığın geçici kullanımında olan bahçenin başkalarının girişini engelleyecek tarzda tel örgü ile çevrili olup olmadığı, kapısının kilitli bulunup bulunmadığı, silahların ve patlayıcı maddelerin bulunduğu kulübenin içerisine başkaları tarafından bu maddelerin kolaylıkla konulup konulamayacağı, sanığa ait köpeğin bu yerde sürekli olarak bağlı olup olmadığı, köpeğin varlığına rağmen yabancılar tarafından kulübeye girilip girilemeyeceği, olay mahallinden kaçtığı beyan edilen ... ...’ün hırsızlık ya da başka suçtan kolluk tarafından aranmasının olup olmadığı araştırılarak toplanacak deliller ve bilirkişi mütalaasına göre sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken eksik araştırmayla yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine hükmedilmesi,</p>

<p>2-Kabul ve Uygulamaya göre de;</p>

<p>İlk derece mahkemesinin hükmünde CMK 289. maddesinde yazılı hukuka kesin aykırılık hali tespit edilmediği gibi, suçun sübutunda hata yapıldığı kabul edilmesine rağmen duruşma açılarak yargılama yapılması ve oluşan sonuca göre bizzat karar verilmesi yerine, ilk derece mahkemesinin hükmünün bozulmasına karar verilerek CMK 281/1-d,e bentlerine muhalefet edilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz dilekçesi ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine ve mevcut delil durumuna göre sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde DERHAL SALIVERİLMESİNİN sağlanması için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 12.04.2018 tarihinde üye ...'ın hükmün onanması gerektiğine dair muhalefeti ve oy çokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY:</strong></p>

<p>Sanık hakkında TCK'nın 315, 62, 53, 54, 63, 3713 sayılı Kanunun 5 maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin hükmün bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına iştirak etmek mümkün olmamıştır.</p>

<p>Sanık ve kardeşi ... ... haklarında 315/1, 53, 54, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış; açılan bu dava üzerine Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların eylemi sabit olmadığından 31.01.2017 tarihinde beraat kararı verilmiş, verilen karar sanık yönünden Cumhuriyet savcısı tarafından sanığın suçunun sabit olduğu gerekçesi ile istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından Anayasanın 141/3 CMK'nın 34, 230, 289/1. maddeleri gerekçe gösterilerek sanığın kullanımındaki bahçenin etrafının tel örgü ile çevrili olması, sanığın köpeğini kulübeye 2-4 mesafede bağlaması, sanığın bahçedeki ağaçlar ve köpeğin bakımı için gelip gittiğinin ifade edilmesi ve nihayet sanığın bahçede iken yakalanmış olması, örgüte ait olduğu tespit edilen silah mühimmat ve malzemenin gelişigüzel rastgele ve ilgisiz yere bırakılmasının ve saklanmasının mümkün olmaması karşısında, bu hususlar karar yerinde yöntemince tartışılıp hukuksal durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden dosya kapsamı ile örtüşmeyen yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verildiğinden bahisle 11.04.2017 tarihinde bozulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı üzerine bozmaya uyulmasına karar veren Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkmesi sanık hakkında TCK'nın 315, 62, 53, 54, 63, 3713 sayılı Kanunun 5 maddeleri uyarınca 17.07.2017 tarihinde mahkumiyet kararı vermiştir. Bu kararın sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 04.10.2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. İstinaf mahkemesinin bu kararı duruşmalı olarak temyiz edilmekte olup temyiz konusu karar ilk derece ve bölge adliye mahkemesinin esastan ret kararına ilişkindir.</p>

<p>Olay ve yakalama tutanağından PKK terör örgütünün bölge genelinde bir çok silahlı ve EYP saldırıları gerçekleştirmesinden sonra örgütün kadro tabir edilen mensuplarının şehir merkezine gelerek eylemleri organize ettiği bilgileri üzerine Sur ilçesi bölgesinde meydana gelebilecek saldırı ve eylemlerin önlenmesi kapsamında, yapılan çalışmalar sırasında Sur ilçesi ... sokak üzerinde bahçe kenarında üç kişinin tabureler üzerinde oturdukları esnada, 20-25 yaşlarında olan kişinin görevlileri görünce, bahçenin yan tarafından Hevsel bahçeleri yönüne kaçtığı görülmesi üzerine görevlileri görünce kaçan kişi ile birlikte görülen sanık ile hakkında beraat kararı kesinleşen kardeşi ... yakalanmışlar, yakalanan kişilere kaçan kişinin kim olduğu sorulmuş yakalanan sanık ve ... kimsenin kaçmadığını, sadece kendilerinin olduğunu beyan etmişler ve çelişkili cevaplar üzerine bahçe sahibinin kim olduğu sorusuna, bahçenin tapulu sahibinin olmadığını burayı kendilerinin sahiplendiğini içerisine ağaç dikip tarımsal ekim ile değerlendirdiklerini, bahçeyi kendilerinin kullandığını beyan etmişler ve çelişkili beyanda bulunmaları üzerine kaçan şahsın bahçede yakalanabileceği düşünülerek yakalama çalışmasına sanık ve ... ... de olduğu halde başlanılmış, bahçenin Dicle nehrine doğru ot ve çalılarla çevrili olarak 4 kademeden oluştuğu, bahçenin ağaçlı ve sebze ekili olduğu birinci kademede mutfak olarak kullanılan barakanın olduğu 3 ve 4. kademelerde herhangi bir yapı bulunmadığı, 4 kademede ise tuvalet ve bir köpek kulübesinin olduğu, kaçan kişinin belirtilen yere girmiş olabileceği düşünülerek, bahçenin kontrolüne başlandığı 4. kademede bulunan köpek kulübesinin dış görünüş itibariyle kapısının gözükmediği, arama sırasında bulunan şahısların kulübenin kapısının bahçenin dış kısmına doğru çevrilmiş olduğunu söylemeleri üzerine külübenin etrafında bulunan çalı ve otlar alınarak yapılan kontrolde içerisinde uzun namlulu silahlar el yapısı bomba ve roketatarlar ve diğer malzemeler görülerek el konulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ekspertiz raporuna göre ele geçen silahlar 16.01.2015 ... sokak ... otel önünde güvenlik güçlerine silahlı saldırı, 22.08.2015 tarihinde ... sokak ... kapı sokak kesişiminde güvenlik güçlerine silahlı saldırı ve 22.08.2015 tarihinde ... sokak ... bahçe 1 sokak kesişiminde bombalı roketatarlı saldırı eylemlerinde kullanıldığı tespit edilmiş, yine bu silahlardan bazıları 07.05.2011; 14.08.2013; 16.12.2014; 18.12.2014; 17.12.2014; 16.12.2014; 29.10.2014; 20/21.10.2014 tarihli eylemlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Olay yerinde ele geçirilen ... seri nolu silah üzerinde ve ... Halk dergisi üzerinde eylemlere katıldığı için soruşturması devam eden ... ... parmak izi ile birlikte çok sayıda başka kişilere ait parmak izi tespit edilmiştir.</p>

<p>... ... duruşmada SEGBİS ile alınan ifadesinde silah ve mühimmatlarla ilgisinin olmadığını Sur bölgesine gittiği dönemlerde maskeli silahlı kişileri gördüğünü ancak bu temasının olmadığını beyan etmiştir. ... ... hakkında TCK'nın 314/2, 174/1-2 ve 6136 sayılı Kanunun 13/2 maddelerinden açılan dava bu dava ile birleştirilmiş ise de Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesi birleştirmeye yer olmadığına karar vermiştir.Sanık savunmasında yakalama öncesinde kaçan kişinin ...olduğunu kendisi kaçtığında</p>

<p>arkasından ateş edileceğini düşünerek ismini vermediğini emniyete gidince hırsızlık suçundan arandığını öğrenip emniyette ismini verdiğini, etrafı çevrili bahçeye haftada iki kez gittiğini, orada misafirlerini ağırladığını kangal köpeğin kendisine ait olduğunu, köpek kulübesi denilen yerin köpek kulübesi değil bahçe malzemelerini saklamak için kullanılan yer olduğunu, köpeği bu kulübeye hiç bağlamadığını köpeğin bu kulübeye 3-4 metre mesafede bağlı olduğunu ele geçen silah malzeme ile ilgisinin olmadığını bahçenin TOKİ arazisi olup ağaçları kurumasın diye kendisinin suladığını, evinin bahçeye 400 metre mesafede olduğunu diğer sanık ... kardeşi olup bahçe ile ilgisinin olmadığını olaydan 25-30 dakika önce oğlu ile geldiğini beyan etmiş ... de sanık gibi beyanda bulunmuştur.</p>

<p>Yine hakkında beraat kararı kesinleşen ... de başka suçtan araması olduğu için kaçtığını, bahçedeki ağaçların bakımını ...'ün yaptığını ve ... misafirleri geldiğinde bahçeye götürüp ağırladığını beyan etmiştir. Olay yeri inceleme raporundan olay yeri görüntülerinin çekildiği anlaşılmakla birlikte dosya içerisinde bulunan CD zarar gördüğünden çalıştırılamadığı anlaşılmış olmakla birlikte dosya içerisinde kroki ve resimlerin bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öncelikle ilk derece mahkemesince verilen beraat kararının Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince hükmün yeterli gerekçeyi içermemesi nedeniyle bozmasına ilişkin temyiz incelemesinin yapılması mümkün değildir. Zira usule ilişkin bu husus temyiz konusu edilmemiş olup, CMK'nın 288, 294, 301. maddeleri uyarınca bu konuda temyiz incelemesi yapılamayacaktır.</p>

<p>Velev ki olayda CMK'nın 302/3 maddesi kapsamında bir saptama yapılabileceğini kabul etsek bile istinaf aşamasında bozulmuş olan ilk derece mahkemesinin kararı istinaf bozması ile bütün geçerliliğini yitirmesi bozma sonrası ilk derece mahkemesinin bölge adliye mahkemesinin bozma kararına uyarak yeni bir hüküm tesis etmiş olması ve bölge adliye mahkemesince bozmadan sonra ilk derece mahkemesinin kurduğu yeni hükmün istinaf edilmesi üzerine esastan ret kararı verdiği nazara alındığında bu hususun temyizen incelenmesi de mümkün değildir. Zira ilk derece mahkemesinin beraat hükmünün gerekçesi yeterli görülmediğinden olay tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 280/b maddesi uyarınca bozulmuştur. Hükmün yeterli gerekçeyi içerip içermediği rolatif bir değerlendirme olup ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesinin bozma kararına uymuş ve yeni bir karar vermiştir. Verilen bu karar, bölge adliye mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmiştir. Bu safhada bölge adliye mahkemesinin rolatif değerlendirme içeren ilk bozma kararının yerinde olup olmadığının temyizen incelenmesi mümkün değildir.</p>

<p>Gerek ilk derece ve gerekse bölge adliye mahkemelerinde bu vakıanın hükme dayanak yapılıp yapılmayacağı hususunda tüm deliller toplandıktan sonra her türlü kuşkudan uzak tam bir vicdani kanı ile vakıanın kabulü gerekecektir. Eğer bu vakıa yeterli araştırma yapılmadan kabul edilmiş ise hükme dayanak yapılan bu vakıanın tespiti yönünden temyiz incelemesinde eksik araştırma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozma kararı verilmesi sonucu itibariyle hukuki denetim içinde kabul edilmesi gerekir. Temyiz incelemesinde eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verilmesi mümkün olmakla birlikte dosyanın geçirdiği safahat ve suç tarihi nazara alındığında olay yerinde keşif yapılması olaya bir yenilik katmayacaktır. Sayın çoğunluğun eksik incelemeye dayanan bozma gerekçesi esas itibarıyla temyiz incelemesinde CMK'nın 288 kapsamı dışında kalan maddi denetim kapsamında derlendirilebilecek niteliği haiz olup bu nedenle de sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayı incelediğimizde; sanığın bahçe üzerinde tasarrufta bulunduğu ve bahçeyi kullandığı hususunda bir kuşku yoktur. Nitekim sanık ve kardeşi bahçe önünde otururlarken yanlarında bulunan kişinin kaçması güvenlik kuvvetlerinin dikkatini çekmiş bunun üzerine sanık ve kardeşinin yanlarına gidildiğinde, sanık ve kardeşi kaçan kişinin kim olduğu hususunda beyanda bulunmadıkları gibi kimsenin kaçmadığında ısrar etmişler ve kaçan kişinin kimliğini emniyet ifadelerine kadar gizli tutmuşlardır. Bahçede arama, kaçan kişinin yakalanması amacına yönelik olarak sanıkta refakatte olduğu halde yapılmıştır. Silahlar bahçe içerisinde 4 kademede çalı ve otlarla kapatılmış köpek kulübesinde bu çalı ve otlar kaldırıldığında bulunmuştur. Sanığın ifadesinden sanığa ait köpek bu kulübeye 3-4 metre mesafede bağlı tutulduğu anlaşılmaktadır. Aynı 4 kademede kulübeye yakın yerde tuvalette mevcuttur. Sanık köpeğin ve ağaçların bakımını kendisi yaptığını ifade etmektedir. Köpek kulübesi içerisinde bulunan uzun namlulu silahlar, roketatar ve diğer patlayıcılar ile malzemelerin yapılan balistik incelemesinden bu silahların bir çok terör eyleminde kullanıldığı sabittir. PKK terör örgütünün suç tarihini de kapsayacak dönemde çok yoğun silahlı saldırı ve eylemlerinin olduğu bu kapsamda çalışmalar yapılması sırasında silah ve patlayıcılar yakalanmıştır. Örgütün stratejisi gereği bu şekilde eylem silahlarının güvenilir olmayan ortamlarda muhafaza edilmesi mümkün değildir. Ele geçen silahlardan bir tanesinin suç tarihinden sadece 6 gün önce bir silahlı saldırı eyleminde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bahçenin etrafı çit ve çalılarla çevrili olup silahların saklandığı köpek kulübesinin 3-4 metre yanında sanığa ait kangal köpeğinin bağlı bulunması kulübenin çalı ve otlarla kapatılmış olması sürekli bahçede bağlı olan köpeğin bakımının sanık tarafından yapılması ve sanığın bizzat silahlar yakalanmadan önce kaçan kişinin kimliğini gizlemesi ve silahların yakalanma şekli nazara alındığında ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin suçun sübutu yönündeki kabul ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle hükmün onanması düşüncesiyle sayın çoğunluğun hükmün bozulması ve sanığın tahliyesi yönündeki düşüncesine katılmıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TEFHİM ŞERHİ:</strong></p>

<p>12.04.2018 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ... ... huzurunda, duruşmada sanık ...’ün savunmasını yapmış bulunan Av. ... .... ve Av. ...'in yokluklarında, 18.04.2018 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-201885-e-20181105-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="11585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2013/2995 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132995-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132995-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/2/2014 tarihli ve 2013/2995 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">MEHMET YAVUZ BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2013/2995)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 20/2/2014</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Zehra Ayla PERKTAŞ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Şebnem NEBİOĞLU ÖNER</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mehmet YAVUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Ferruh ONUR</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafı olduğu hukuk davasına ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, yargılamanın adil olmadığını ve yargılamanın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle, ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru, 24/4/2013 tarihinde Antalya Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Birinci Bölümün Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı 26/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">OLAY VE OLGULAR</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Olaylar</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucuya ait Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Köprücek köyünde kain 162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali istemiyle, 5/5/2006 tarihinde Tavşanlı Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belirtilen dava Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kaydedilmiş, Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin 20/10/2009 tarih ve E.2006/855, K.2009/943 sayılı kararı ile, davacı tarafından davanın takipsiz bırakıldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş ve karar 9/12/2009 tarihinde kesinleşmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belirtilen davanın davacısı tarafından, 12/2/2010 tarihinde Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinde tapu iptal ve tescil talebiyle aynı taşınmazı konu alan yeni bir dava açılmış, açılan bu dava Mahkemenin E.2010/178 sırasına kaydedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 14/7/2010 tarih ve E.2010/178, K.2010/800 sayılı kararı ile, davalılardan biri hakkındaki davanın husumet yoluğundan, başvurucuya yönelik davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393, K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulmuş, bozma ilamı sonrasında davanın Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 1/6/2012 tarih ve E.2011/1092, K.2012/548 sayılı kararı ile, davanın kabulüne ve başvurucuya ait 162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın tapusunun 235.16m2’lik kısmının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı ilamı ile onanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Onama ilamı başvurucu vekiline 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İlgili Hukuk</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “<i>Usul ekonomisi ilkesi</i>” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İNCELEME VE GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 20/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/4/2013 tarih ve 2013/2995 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, kendisine ait taşınmaza ilişkin olarak yürütülen ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını, keşif ve bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazlarının ve taleplerinin mahkemelerce karşılanmadığını, bu duruma bağlı olarak dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Değerlendirme</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kabul Edilebilirlik </span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafı olduğu ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">i. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyasına ilişkin olarak</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (B. No. 2012/51, 25/12/2012, § 18).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında, makul sürenin tespitinde nazara alınacak sürenin başlangıç tarihi olarak Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kayıtlı dava tarihini esas almış olmakla beraber, 5/5/2006 havale tarihli dava dilekçesi ile yargılamasına başlanılan E.2006/855 sayılı davanın 20/10/2009 tarihli celsesinde davacı tarafça yargılamanın takip edilmeyeceğinin beyan edilmesi üzerine, uyuşmazlık hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm tesis edildiği ve gerekçeli kararın başvurucuya 23/11/2009 tarihinde tebliğ edilmesini takiben, 9/12/2009 tarihinde kesinleştiğine dair şerh verildiği görülmekle, başvurucunun belirtilen dava evrakına yönelik makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının incelenmesinin, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu kararın bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 gününden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “<i>zaman bakımından yetkisizlik</i>” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ii. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyasına ilişkin olarak</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru evrakı kapsamından, başvurucunun Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru evrakı kapsamından, başvurucunun yargılamanın adil olmadığı yönündeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Esas İnceleme</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını beyan ederek, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucunun iddiasına konu ettiği Tavşanlı Kadastro Mahkemesi’nin E.2006/855 sırası üzerinde yürütülen yargılama faaliyeti açısından, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının “<i>zaman bakımından yetkisizlik</i>” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiş olmakla, belirtilen iddia açısından değerlendirmeye alınacak yargılama süreci Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası kapsamında yürütülen süreçtir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un “<i>Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi</i>” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un “<i>Esas hakkındaki inceleme</i>” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 40).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 46). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, iki adet taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle genel yetkili mahkemelerde açılan bir tapu iptali ve tescil davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 49).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 12/2/2010 tarihidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 51).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin E.2013/901 ve K.2013/1041 sayılı onama ilamı tarihi olan 18/2/2013 tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki taşınmaz arasındaki sınır ihtilafına dayanan bir tapu iptal ve tescil davası olduğu, 12/2/2010 havale tarihli dava dilekçesi üzerine Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2010/178 sırasına kaydı yapılan davanın 15/2/2010 tarihli tensip zaptı ile birlikte dava evrakının ikmaline başlanıldığı, devam eden celsede taraflara delil ibrazı hususunda mehil verilerek 8/7/2010 tarihinde yapılan keşfi takiben 14/7/2010 tarihli celsede başvurucu hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın ise husumet yokluğundan reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393, K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulduğu, bozma ilamı sonrasında Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılan davanın 11/10/2011 tarihli tensip zaptı sonrasında, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek, ilam gereğince evrak ikmaline başlanıldığı, 30/4/2012 tarihinde icra edilen keşif sonrasında, 1/6/2012 tarihli celsede davanın kısmen kabulü ile, başvurucuya ait taşınmazın tapusunun 235,16 m2’lik kısmının iptaline ve davacı adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı kararıyla onandığı, onama kararının 17/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği ve karar düzeltme kanun yoluna başvurulmadığı anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmaza ilişkin sınır ihtilafı nedeniyle yetkili sulh hukuk mahkemesinde görülen bir mülkiyet uyuşmazlığı olduğu, iki davalı aleyhine açılan davada iki defa taşınmaz başında keşif icra edilerek bilirkişi raporu temin edildiği, yargılama kapsamında uyuşmazlığa ilişkin olarak ilk derece mahkemesince iki defa karar verildiği, belirtilen kararların iki defa Yargıtay denetiminden geçtiği, bu inceleme süreçlerinin toplamda üç yıl altı günlük bir süreyi kapsadığı, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu ve başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri nazara alındığında, söz konusu iki dereceli yargılama prosedüründe geçen üç yıllık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yukarıda açıklanan nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, maliki olduğu taşınmaza ilişkin olarak yürütülen yargılamada ileri sürdüğü talep ve itirazlarının mahkemelerce karşılanmadığını, bu kapsamda dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların esasen, hatalı değerlendirmeler içerdiği iddia edilen bilirkişi raporu karşısında, yeniden keşif yapılarak bilirkişi raporu temin edilmesi ve başvurucu tarafından dosyaya sunulan harita ve kadastro mühendisi raporunda yer alan aksi yöndeki tespitler de tartışılarak, taşınmazların sınırına ilişkin değerlendirmenin yeniden yapılması yönündeki itiraz ve taleplerinin derece mahkemelerince karşılanmadığı noktasında toplandığı anlaşılmakla, belirtilen iddiaların gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edildiği, yargılama süreci boyunca hakkını savunmak için görüşlerini sunma imkânı bulduğu, başvurucunun iddialarının mahkeme tarafından esastan incelendiği, bir temel hak ve özgürlük ihlal edilmedikçe, yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki hataların bireysel başvuru incelemesine konu edilemeyeceği, mülkiyet iddiası açısından ise, öncelikle 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi kapsamında tazminat davası açma imkânının bulunduğunun ve ihtilafın iki özel kişi arasında görülmekte olduğunun nazara alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18)</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</span></i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın “<i>Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması</i>” kenar başlıklı 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Sözleşme’nin “<i>Adil yargılanma hakkı</i>” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri olup, Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı gibi ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması gerekmektedir (B. No. 2013/1213, 4/12/2013,§ 26; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Ruiz</i><i> Torija/İspanya</i>, B. No. 18390/91, 09/12/1994, §§ 29,30; <i>Hiro</i><i> Balani/İspanya</i>, B. No. 18064/91, 09/12/1994, § 28; <i>Georgiadis</i><i>/Yunanistan</i>, B. No. 21522/93, 29/05/1997, §§ 40-43; <i>H.A.L./Finlandiya</i>, B. No. 38267/97, 27/01/2004, §§ 50-51; <i>X/Yunanistan</i>, B. No. 8769/79, 16/07/1981; <i>Les</i><i> Travaux Du Midi/Fransa</i>, B. No. 12275/86, 02/07/1991).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru konusu olayda, iki taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle yürütülen yargılama neticesinde kurulan hükmün temyiz incelemesi sonucunda, Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın hüküm vermeye yeterli olmadığından bahisle bozulduğu, özellikle bozma kararında keşfen tatbiki gerektiği belirtilen ve davacı taşınmazının dayanak kaydı olan tapu kaydı kapsamının tayini yönünden yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda, başvurucunun taşınmazına dâhil olan 235,16 m2’lik kısmın davacının dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığının belirtildiği, ilk derece mahkemesi tarafından takdiri bir delil olan bilirkişi raporunun yanı sıra, dinlenilen tanık beyanları ve dayanak tapu kayıtları da nazara alınarak, başvurucuya ait taşınmazın bilirkişi raporunda belirtilen kısmının davacıya ait taşınmazın dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığı ve taraf taşınmazları arasında bulunduğu iddia edilen ark ve dereye ilişkin olarak mahallinde somut olguların bulunmadığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu suretle başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen talebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verildiği anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki iddialarını ise yargılama neticesine dayandırdığı, özellikle derece Mahkemelerince yürütülen ve adil yargılanma hakkına riayet edilmediği iddia edilen yargılama neticesinde verilen kabul kararının taşınmazın yüz ölçümünde azalma meydana gelmesine neden olduğunun ve sonucu itibariyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğinin iddia edildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda olduğu gibi, özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyet hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber, bu hak kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulî güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.<i> Novoseletskiy/Ukrayna</i>, B. No. 47148/99, 22/2/2005, § 102;<i> Sovtransavto Holding/Ukrayna</i>, B. No. 48553/99, 25/7/2002, § 96). Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (§§ 41-52<strong>)</strong> başvurucunun delillerinin ve iddialarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde derece mahkemelerince ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">HÜKÜM</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “<i>zaman bakımından yetkisizlik</i>” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20/2/2014 tarihinde <strong>OY BİRLİĞİYLE</strong> karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132995-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/anayasaf1687165933022.jpeg" type="image/jpeg" length="79168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Özkaya, Pakistan’a çalışma ziyareti gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistana-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistana-calisma-ziyareti-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, ikili ilişkilerin geliştirilmesi kapsamında Pakistan’a çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Anayasa Mahkemesi ve Pakistan Yüksek Mahkemesi arasında yargısal iş birliğine ilişkin mutabakat zaptının imzalandığı ziyaret kapsamında önemli temaslarda bulunan Başkan Özkaya ve beraberindeki heyet, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile de görüşme gerçekleştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pakistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Yahya Afridi’nin daveti üzerine 7-9 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen ziyarette Başkan Kadir Özkaya’ya; Anayasa Mahkemesi Üyeleri Rıdvan Güleç ve Recai Akyel, Genel Sekreter Murat Azaklı ile diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p>Ziyaret kapsamında Anayasa Mahkemesi ile Pakistan Yüksek Mahkemesi arasında iş birliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi ile belirlenen alanlarda çeşitli faaliyetler gerçekleştirilmesine yönelik mutabakat zaptı imzalandı.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, imza töreninde yaptığı konuşmada iş birliğinin yalnızca kurumsal ilişkileri değil Türkiye ile Pakistan arasındaki köklü dostluk bağlarını da yansıttığını ifade etti. Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin tarihsel dayanışma ve kardeşlik temelinde şekillendiğini belirten Başkan Özkaya, “Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, sıradan diplomatik ilişkilerin çok ötesinde tarihsel dayanışma, karşılıklı saygı ve kardeşlik duygularına dayanan güçlü bir dostluğun ürünüdür. Milletlerimiz tarih boyunca birbirlerinin sevinçlerini ve zor zamanlarını paylaşmış, ihtiyaç duyduklarında birbirlerine destek olmuştur. Bugün imzalayacağımız bu iş birliği anlaşması, ülkelerimiz arasındaki kadim dostluk bağlarının yüksek yargı organları seviyesindeki somut ve kıymetli bir yansımasıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Anayasal yargı kurumlarının hukukun üstünlüğünün korunması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından önemli bir sorumluluk üstlendiğini aktaran Başkan Özkaya, bu kapsamda farklı hukuk sistemleri arasında diyalog kurulmasının ve tecrübe paylaşımının önemine işaret etti.</p>

<p><strong>Uluslararası Yargı Diyaloğunu Son Derece Değerli Görüyoruz</strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya; günümüzde anayasal yargının yalnızca ulusal hukuk düzenlerinin bir unsuru olmadığını, küresel ölçekte gelişen bir hukuk diyaloğunun parçası hâline geldiğini ifade etti. Başkan Özkaya, “Yüksek mahkemeler arasında tesis edilen kurumsal bağlar, ortak sorunlara kolektif çözümler üretmenin yanı sıra farklı hukuk pratiklerinden beslenmeyi de mümkün kılan bir tecrübe havuzu oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi olarak bizler uluslararası yargı diyaloğunu son derece değerli görmekteyiz.” dedi.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin dönem başkanlığını yürüttüğü İslam Dünyası Anayasa Yargısı Konferansının (İDAY) anayasal yargı alanında iş birliği ve tecrübe paylaşımını geliştirmeyi amaçlayan önemli bir platform olduğunu dile getiren Başkan Özkaya, “Pakistan Yüksek Mahkemesinin bu Konferansın seçkin üyeleri arasında bulunması, kurumlarımız arasındaki köklü diyaloğun uluslararası platformlarda da ne denli sağlam bir zemine oturduğunun en somut göstergelerinden biridir.” ifadelerini kullandı. Her iki yüksek mahkemenin Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) üyesi olduğunu da hatırlatan Başkan Özkaya, ortak üyeliklerin anayasal yargı alanında bölgesel ölçekte yürütülen iş birliğinin ve karşılıklı tecrübe paylaşımının güçlendirilmesi bakımından büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p><strong>Mahkemelerimiz Arasındaki İş Birliği, Ülkelerimiz Arasındaki Dostluğu da Daha İleriye Taşıyacaktır</strong></p>

<p>Pakistan Yüksek Mahkemesinin anayasal değerlerin korunmasına ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesine yönelik çalışmalarını takdirle takip ettiklerini belirten Başkan Özkaya, Mahkemeler arasında kurulacak iş birliğinin verimli sonuçlar doğuracağına olan inancını dile getirdi. Başkan Özkaya, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk, yalnızca geçmişin güçlü bir mirası değil aynı zamanda geleceğe yön veren sağlam bir ortaklıktır. Bugün burada attığımız adım, bu ortaklığın hukuk alanındaki yeni ve önemli bir sayfasını açmaktadır. İnanıyorum ki Mahkemelerimiz arasında bugün tesis edilen ve güçlendirilen bu iş birliği, yalnızca iki yüksek mahkeme arasındaki ilişkileri değil aynı zamanda ülkelerimiz arasındaki köklü dostluğu da daha ileriye taşıyacaktır.”</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, konuşmasının sonunda başta Gazze olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan zulüm ve hak ihlallerine değinerek savaş ve çatışmaların bir an önce sona ermesi temennisinde bulundu.</p>

<p><strong>Bu Önemli Anlaşma Mahkemelerimiz Arasındaki İş Birliğini Artıracak, Kurumsal Bağları Güçlendirecek</strong></p>

<p>Pakistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Yahya Afridi ise törende yaptığı konuşmada, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyeti ağırlamaktan onur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Söz konusu anlaşmanın iki yüksek mahkeme arasında ileriye dönük bir iş birliği imkânı sağlayacağını kaydeden Başyargıç Afridi, “Bu önemli anlaşma mahkemelerimiz arasındaki iş birliğini artıracak, bilgi paylaşımını geliştirecek, hukukun üstünlüğünü ve kurumsal bağları güçlendirecektir. Geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesinin 63. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla İstanbul’da gerçekleştirilen programa katılmak üzere Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdim. Şunu belirtmeliyim ki Türkiye’deki hukuk sistemi ve teknoloji beni çok etkiledi. Daha sonra Türkiye’den alanında uzman bir ekip Pakistan’a geldi ve onlarla birlikte çalışmalar gerçekleştirdik. Bu süre boyunca Sayın Başkan’ın değerli desteğini gördük. Ayrıca Türkiye’nin Pakistan Büyükelçisi İrfan Neziroğlu’nun katkılarını da özellikle takdir etmek isterim. Günümüzde mahkemeler artık tek başına çalışamaz. Teknoloji ve haklarla ilgili konular sürekli değişiyor. Bu nedenle ülkeler arasında iş birliği çok önemlidir. Bu anlaşma ile iş birliğimizi daha aktif hâle getirecek ortak çalışma grubu kurulacak. Pakistan ve Türkiye farklı sistemlere sahip olsa da demokrasi ve anayasa konusunda aynı değerlere sahiptir. Bu anlaşmanın iki Mahkeme arasında daha iyi bir iş birliği sağlayacağına inanıyorum. Gelecekte bu iş birliğinin sadece kurumlarımızı değil adaleti de güçlendirmesini diliyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi Heyeti, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Bir Araya Geldi</strong></p>

<p>Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan’da çalışma ziyareti için bulunan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyeti kabul etti. Gerçekleştirilen görüşmede Başbakan Şahbaz Şerif, Anayasa Mahkemesi heyetinin Pakistan’da bulunmalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Türkiye ve Pakistan arasında yüzyıllardır süregelen kardeşlik ilişkilerine değinen Başbakan Şerif, adaletin daha hızlı sağlanması için her iki ülkenin teknolojinin kullanımına ilişkin potansiyele sahip olduğuna dikkat çekerek bu alanda deneyimlerin paylaşılmasının önemine vurgu yaptı. Anayasa Mahkemesi heyetinin ziyareti kapsamında imzalanan mutabakat zaptının da bu yönde atılan önemli bir adım olduğunu aktaran Başbakan Şerif; iki ülkenin iklim değişikliği, terörizmle mücadele, göç ve diğer alanlarda yasalar ve bunların uygulanması konularında da birbirlerinin deneyimlerinden yararlanabileceğine işaret etti.</p>

<p>Başkan Özkaya ise Pakistan’daki misafirperverlik için Başbakan Şerif’e teşekkürlerini iletti ve iki ülke halkları arasındaki güçlü bağlara dikkat çekti. Başkan Özkaya, 64 yıllık geçmişe sahip Anayasa Mahkemesinin deneyimlerini paylaşmak üzere Pakistan ile bir pilot proje başlatmaya hazır olduklarını belirtti.</p>

<p>Başkan Özkaya ve beraberindeki heyet, Kasım 2025’te kurulan Pakistan Federal Anayasa Mahkemesine bir ziyaret gerçekleştirdi. Burada Başkan Amin-ud-Din Khan ile bir araya gelen Başkan Özkaya, yeni kurulan Federal Anayasa Mahkemesinin Pakistan halkının hak ve özgürlüklerinin güvencesi olarak çok önemli bir görev üstlendiğini belirterek kendisine başarılar diledi.</p>

<p>Söz konusu ziyaretin iki ülke arasındaki hukuki ve kültürel bağları daha da güçlendirmek için önemli bir adım olarak tarihe geçeceğini belirten Başkan Özkaya, Türk Dünyası Anayasa Yargısı Konferansı (TÜRK-AY) Dönem Başkanı Azerbaycan Anayasa Mahkemesinin Pakistan Federal Anayasa Mahkemesini TÜRK-AY gözlemci üyesi olma yönündeki davetine ilişkin, “Davet bizleri ziyadesi ile memnun etmiştir. Bu konudaki ilerlemeleri yakinen takip edeceğimizi ve en kısa sürede TÜRK-AY’a gözlemci üye olmanız yönündeki desteğimizi de belirtmek isterim.” değerlendirmesini yaptı. Görüşmede ayrıca iki Mahkeme arasında iş birliği anlaşması yapılması konusunda da mutabık kalındı.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Pakistan Federal Hukuk ve Adalet Bakanlığını da ziyaret etti. Baş başa ve heyetler arası görüşmelerin gerçekleştirildiği ziyarette Bakan Azam Nazeer Tarar, Türkiye ve Pakistan arasında siyasi ve ekonomi başta olmak üzere diğer tüm alanlardaki güçlü ilişkilerin yargı alanında da geliştirilerek devam etmesine yönelik çalışmalara her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu belirtti. Bakan Azam Nazeer Tarar ayrıca yargı kurumları arasında karşılıklı çalışma ziyaretlerinin sürdürülmesi yönündeki temennilerini dile getirdi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet ayrıca Pakistan Başsavcısı Mansoor Usman Awan, Yüksek Mahkeme Barolar Birliği Başkanı Sayın Haroon-ur-Rashid, Lahor Yüksek Mahkemesi Başkanı Aalia Neelum ve Mahkeme üyeleri ile de bir araya geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Özkaya ve beraberindeki heyetin Pakistan temaslarına, iki ülkenin yargı alanındaki iş birliğinin gelişmesine yönelik önemli çalışmalar yürüten Türkiye’nin Pakistan Büyükelçisi İrfan Neziroğlu da eşlik etti.</p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10191/1.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10192/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10193/3.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10194/4.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10195/5.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10196/6.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10197/7.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10198/8.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10199/9.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10200/10.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10201/11.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10202/12.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10203/13.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10204/14.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10205/15.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistana-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/10-4.jpeg" type="image/jpeg" length="82345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz: Savunma biat etmeyecek!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-sefa-yilmaz-savunma-biat-etmeyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-sefa-yilmaz-savunma-biat-etmeyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yargıya yönelik müdahalelere ve İzmir’de kurulmak istenen “ikinci baro” girişimlerine sert tepki gösterdi. Yılmaz, “Hukuksuzluğun kanıksatılmaya çalışıldığı bir düzen yaşıyoruz. Susmayacağız, korkmayacağız, biat etmeyeceğiz” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5 Nisan Avukatlar Günü, yargı bağımsızlığına yönelik tartışmaların ve avukatlara yönelik artan baskıların gölgesinde geçti. İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, ülkedeki hukuk sistemine, savunma makamına yönelik müdahalelere ve baroları bölme girişimlerine sert tepki gösterdi. Süreci “hukuksuzluğun kanıksatılmaya çalışıldığı bir düzen” olarak niteleyen Yılmaz, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle cezalandırıldığını vurgulayarak “Ne yazık ki son süreçte Avukatlar Günü’nü buruk kutlamaya devam ediyoruz. Çünkü gerçekten hukuksuzluğun artık bu ülkenin kanıksatılmaya çalışıldığı bir düzen şekli olması yönünde çok ciddi adımlar atıldığı, avukatların müvekkilleriyle özleşleştirildiği, avukatların sözel, fiziksel, ekonomik şiddetin yanında hukuksal şiddete maruz bırakıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Sadece görevini yaptığı için gözaltına alınıp tutuklanan meslektaşlarımız var. Katledilen meslektaşlarımız var. Savunma mesleğini istemeyen, adliyelerde adliye koridorlarında duruşma salonlarında yaka paça salonlardan ve koridorlardan atılan meslektaşlarımız var” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÖTEKİLEŞTİREN BİR ANLAYIŞ VAR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Geleceğimizi umutsuz hale getirmeye çalışan bir anlayış var” diye devam eden Yılmaz, “Bu anlayışa karşı da mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin en temel taşı da bizim örgütlü gücümüz barolardır. O yüzden barolar üzerinde bir takım yasal düzenlemeler yapıp bölme çabalarının temelinde de bu vardır zaten. Ankara’da ve İstanbul’da bunu yaptılar. Ne yazık ki numaracı baroları oluşturdular. Geçtiğimiz günlerde de bir partinin İzmir milletvekili aynı şeyleri dillendirmeye ve İzmir’de de ikinci baroları kurmak için faaliyette bulunacaklarına ilişkin bir açıklama yaptı. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamayan, kendi yaşam biçimiyle ilgili söz söyleyen herkesi ötekileştiren bir anlayışla mücadele etmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"BU SUÇU İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ"</strong></p>

<p>Adaletsizliğin ülkenin kaderi haline getirilmek istendiğini vurgulayan İzmir Barosu Başkanı Yılmaz, “Hukuksuzluk her tarafta. Sağlıkta, eğitimde, gelir dağılımında... Adaletsizlik artık bu ülkenin kaderiymiş gibi bir anlayışı bugün yerleştirmeye çalışıyorlar. Bizim bütün mücadelemiz bununla. Barış istiyoruz, özgürlük istiyoruz. Bu kötü bir şey değil ki! Ötekileştirilmemiş; dili, dini, cinsiyeti, siyasi görüşü, inancı ne olursa olsun herkesin bu hukuk güvenliği içerisinde barış içinde yaşaması kadar güzel bir şey olabilir mi? Bu güzel şeyleri istemek suçsa biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz. Ve avukatlar olarak inanın barolar olarak bunu başaracak yurttaşlarımızla birlikte başaracak gücümüz de var. Ve susmayacağız, korkmayacağız, biat etmeyeceğiz” dedi. (Yusuf Körükmez / Cumhuriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-sefa-yilmaz-savunma-biat-etmeyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/35cc5d54-6d27-4e02-aaa1-046eb08f8c56.webp" type="image/jpeg" length="69429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gayrimenkul alım-satımında yeni dönem 1 Temmuz'da başlıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gayrimenkul-alim-satiminda-yeni-donem-1-temmuzda-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gayrimenkul-alim-satiminda-yeni-donem-1-temmuzda-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dolandırıcılığın ve kayıt dışılığın önlenmesi, para transferinin güvenle tamamlanması için araçta olduğu gibi taşınmaz satışında da ‘güvenli ödeme sistemi’ zorunlu tutulacak. Bakanlık yeni uygulama için son aşamaya gelindiğini, sistemi 1 Temmuz’da devreye almayı planladıklarını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gayrimenkul satışların-da alıcı ve satıcıların dolandırıcılık, hırsızlık ve sahtecilik riskine maruz kalmaması, kayıt dışılığın azaltılması, para transferinin güvenli bir ortamda gerçekleştirilmesi amacıyla ikinci el araç satışlarında uygulanan ‘güvenli ödeme sistemi’ taşınmaz satışlarında da zorunlu hale gelecek. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan yeni düzenleme için ilk etapta 1 Mayıs tarihi açıklanmıştı. Bakanlık yetkililerinin Hürriyet’e verdiği bilgiye göre düzenleme 1 Temmuz’da devreye girecek.</p>

<p>Taşınmaz satışlarında satış bedelinin satıcıya genellikle elden ödendiğini ve bu durumun kayıt dışı işlemlere, alıcı ve satıcı taraflar açısından dolandırıcılık ve sahtecilik olaylarına yol açabildiğini, tarafların yüksek meblağda nakit taşımasının paranın çalınması gibi riskleri ortaya çıkardığını belirten yetkililer düzenlemedeki son durum için Hürriyet’e şu değerlendirmeyi yaptı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MEVZUATTA SON AŞAMAYA GELİNDİ</strong></p>

<p>“Gerekli teknik altyapının oluşturulması ve sistem geliştirmelerinin yapılarak eksiksiz şekilde devreye alınabilmesi amacıyla sistemin 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla devreye alınması planlanmakta olup, bakanlığımıza söz konusu süreyi 3 aya kadar uzatma yetkisinin de alınması öngörülmektedir. Mevzuat çalışmamızda son aşamaya gelindi. Sistemin öngörülen zamanda devreye alınması için çalışmalarımızı titizlikle sürdürmekteyiz. Bu kapsamda, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile teknik altyapı çalışmalarına da başladık. Anılan değişikliğin en kısa sürede yürürlüğe konulmasını hedeflemekteyiz.”</p>

<p><strong>SÜREÇ NASIL İLERLEYECEK?</strong></p>

<p>Türkiye’de yıllardır ev alım satımında ödemeler çoğu zaman tapudan önce, tapu sırasında ya da tapudan sonra yapılıyor. Ödeme yöntemleri ise genellikle banka havalesi, EFT ya da kısmen elden ödeme şeklinde gerçekleşiyor. Alıcı parayı gönderdiğinde tapunun geçip geçmeyeceğinden, satıcı ise tapuyu devrettiğinde paranın hesabına yatıp yatmayacağından tam olarak emin olamıyor.</p>

<p>Yeni dönemde ise süreç şu şekilde işleyecek: Alıcı ve satıcı satış bedelinde anlaşacak. Güvenli ödeme sistemi üzerinden işlem başlatılacak. Alıcı, satış bedelini satıcının hesabına değil, sistemin güvenli hesabına yatıracak. Bu para tapu devri gerçekleşene kadar kilitli kalacak.</p>

<p>Tapuda satış işlemi tamamlandığında para satıcının hesabına aktarılacak. Eğer tapu devri gerçekleşmezse, para alıcıya iade edilecek.</p>

<p>Güvenli ödeme sistemi kullanıldığında cüzi bir hizmet bedeli de ödenecek. Bu ücret sistemin yürürlüğe girdiği tarihte belli olacak.</p>

<p>Sistem henüz devreye girmese de alım-satımda güvence isteyenler için farklı uygulamalar var. İlk olarak Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Takasbank işbirliği ile hayata geçirilen Taputakas devreye alınmıştı. 2015’ten bu yana hizmet veren sistemin kullanılması halinde satış bedeline bakılmaksızın 200 TL tahsil ediliyor. Benzer uygulamaları bankalar da yapıyor. Ancak bunlar zorunluluk değil tercih olduğu için talep görmüyor.</p>

<p><strong>‘SİSTEM ÖLÜ DOĞMASIN’</strong></p>

<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gayrimenkul Hizmetleri Meclis Üyesi Mustafa Hakan Özelmacıklı, yeni modelle hem alıcı hem de satıcı için dolandırıcılık, para taşıma, sayma, sahte para gibi birçok riskin ortadan kalkacağını söyledi. Ancak sistemin ölü doğması endişesine değinen Özelmacıklı, bunu şöyle açıkladı: “Güvenli ödeme zorunlu denildiğinde vatandaş şunu yapabilir; Evi 5 milyon TL’ye satar ama tapuda 3 gösterir. Güvenli sistem üzerinden de 3 milyon TL için işlem olur, 2 milyon TL yine elden ödenir. Neden bunu yapar? İlki yüksek tapu harcı, ikincisi de değer artış kazancı vergisi. Gayrimenkulde değerin yüzde 4’ü kadar tapu harcı ödenirken, bir de 5 yıldan önce mülkünü satanlar değer kazancına göre vergi veriyor. Vatandaş bu yükten kaçınmak için de düşük gösteriyor. Üstelik müteahhitten ev alındığında değer düşük gösterildiği için, vatandaş evini satarken çok daha fazla vergiyle karşılaşıyor. Biz bu nedenle bir defaya mahsus muafiyet gelsin, değer artışında vergi alınmasın ve tapu harcı da makul seviyeye çekilsin istiyoruz. Eğer bu olursa vatandaş işlemlerde gerçek değeri belirtir ve ülkemizde doğru değer haritaları ortaya çıkar, sektöre şeffaflık gelir.”</p>

<p><strong>‘SAVAŞFLASYON DALGASI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ’</strong></p>

<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, küresel ‘savaşflasyon’ dalgasıyla karşı karşıya kalındığını belirtti. Türkiye açısından dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyüme kompozisyonunu etkileyebileceğini söyleyen Avdagiç, “Bizim gücümüz, kendi çözümlerimizdir” dedi ve şu önerileri sıraladı:</p>

<p>“Yenilenebilir kaynaklarla ve nükleerde kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim ve ihracatla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekalâ gelebiliriz. Güçlü avantajlarımızın kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz.”</p>

<p><span style="color:#999999">Haber: Gülistan Alagöz/Hürriyet</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gayrimenkul-alim-satiminda-yeni-donem-1-temmuzda-basliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/ev-bina-sozlesma.jpg" type="image/jpeg" length="70542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK İdari Yargı Başmüfettişi Zafer Bilgi hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hsk-idari-yargi-basmufettisi-zafer-bilgi-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hsk-idari-yargi-basmufettisi-zafer-bilgi-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, hayatını kaybeden Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) İdari Yargı Başmüfettişi Zafer Bilgi için taziye mesajı paylaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek'in paylaşımı şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Hâkimler ve Savcılar Kurulu İdari Yargı Başmüfettişimiz Sayın Zafer Bilgi’nin vefatını üzülerek öğrendim.</p>

<p>Merhuma Yüce Allah’tan rahmet; kıymetli ailesine, yakınlarına ve adalet camiamıza başsağlığı diliyorum.</p>

<p>Mekânı cennet, makamı âli olsun."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hsk-idari-yargi-basmufettisi-zafer-bilgi-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 23:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/hsk-yeni-bina.jpg" type="image/jpeg" length="33932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDARİ YARGIDA EKSİK HARÇ VE MASRAFLARIN TAMAMLANMASI SÜRECİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargida-eksik-harc-ve-masraflarin-tamamlanmasi-sureci-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargida-eksik-harc-ve-masraflarin-tamamlanmasi-sureci-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>İdari yargıda dava açılması sırasında eksik yatırılan harç ve masrafların tamamlanmasına ilişkin süreç, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6. maddesinin 4. fıkrası çerçevesinde belirlenmiştir. Özellikle tebligata rağmen eksikliklerin giderilmemesi halinde bildirimin bir kez daha tekrarlanmasını öngören düzenleme, hak arama özgürlüğü bakımından önemli bir usulî güvence olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu yazımızda, söz konusu mekanizmanın hukuki niteliği, uygulamadaki sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmaktadır.</p>

<p>İdari yargıda dava açılması, yalnızca dilekçenin verilmesiyle değil, aynı zamanda gerekli harç ve yargılama giderlerinin yatırılmasıyla tamamlanır. Harç ve masrafların eksik yatırılması halinde ise yargılama süreci doğrudan etkilenmektedir. Bu bağlamda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6. maddesinin 4. fıkrası, eksikliklerin tamamlatılması ve tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımı düzenleyerek önemli bir işlev üstlenmektedir.</p>

<p><strong>I. İlgili Yasal Düzenleme</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 6/4:</p>

<p>“3 üncü fıkrada yazılı hususlara uyulmadığı takdirde, otuz gün içinde bu eksikliklerin tamamlanması, aksi halde davanın reddedileceği hususu davacıya tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Verilen süre içinde noksanları tamamlanmayan dilekçeler reddedilir.”</p>

<p>Bu hüküm, eksik harç ve masrafların tamamlatılması sürecinin de hukuki temelini oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>II. Eksik Harç ve Masrafların Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>A. Dava Şartı Olarak Harç ve Giderler</p>

<p>İdari yargıda:</p>

<p>- Başvuru harcı</p>

<p>- Karar harcı</p>

<p>- Posta ve tebligat giderleri</p>

<p>yargılamanın yürütülebilmesi için zorunlu unsurlardır.</p>

<p><strong>B. Eksikliğin Sonuçları</strong></p>

<p>Harç ve masrafların eksik olması:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davanın doğrudan reddine yol açmaz</p>

<p>Öncelikle tamamlatılması gerekir</p>

<p>Bu yönüyle sistem, “önce tamamlama, sonra yaptırım” ilkesine dayanır.</p>

<p><strong>III. Eksikliklerin Tamamlatılması Süreci</strong></p>

<p>A. İlk Tebligat</p>

<p>Mahkeme tarafından:</p>

<p>- Eksik harç ve masraflar açıkça belirtilir</p>

<p>- Davacıya 30 gün süre verilir</p>

<p>- Aksi halde davanın reddedileceği ihtar edilir</p>

<p>B. Tekrar Tebligat (İkinci Şans Mekanizması)</p>

<p><strong>İlk tebligata rağmen eksiklikler giderilmezse:</strong></p>

<p>Mahkeme aynı bildirimi bir kez daha tekrar eder ve davacıya ikinci bir imkân tanınır.</p>

<p>Söz konusu düzenleme, her şeyden önce özellikle harç ve masraf gibi teknik konularda davacının hak kaybını önlemeye yöneliktir.</p>

<p><strong>IV. Tekrar Tebligatın Önemi ve Hak Arama Özgürlüğü Bağlamında Kısaca Değerlendirme</strong></p>

<p>Usuli bir güvence niteliği taşıyan tebligat basit bir usul işlemi olmayıp hak arama özgürlüğünü koruyan bir güvence mekanizmasıdır.</p>

<p>Tebligat ve özellikle tekrar tebligat uygulamada kritik bir role sahiptir. Zira, idari yargıda harç hesaplamalarının karmaşık olması ve posta giderlerinin değişkenliği gibi nedenlerle eksiklikler sıkça ortaya çıkması davacıya ikinci bir şansın verilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle ikinci tebligat, hak kayıplarını önlemeye yönelik son ve kritik usulî güvence niteliğindedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, belirtilen bu hususlar anayasal çerçevede hak arama özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ile güvence altındadır.</p>

<p><strong>V. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar</strong></p>

<p>A. Tekrar Tebligatın Yapılmaması</p>

<p>Bazı durumlarda ikinci tebligat yapılmadan davanın reddedildiği görülmektedir. En iyi ihtimal ile telefonla ulaşılarak eksikliğin aynı gün giderilmesi talep edilmektedir.</p>

<p>Bu durum kanuna aykırı olup bozma sebebi teşkil edebilir.</p>

<p>B. Eksikliklerin Belirsiz Bildirilmesi</p>

<p>Harç miktarının açık yazılmaması ve masraf kalemlerinin net belirtilmemesi davacının eksikliği tamamlamasını zorlaştırmaktadır.</p>

<p><strong>VI. Değerlendirme ve Öneriler</strong></p>

<p>İYUK m.6/4:</p>

<p>Yargılamanın disiplinini sağlarken hak arama özgürlüğünü koruyan çift aşamalı bir sistem kurmaktadır.</p>

<p>- Tebligatlar açık ve kalem kalem yapılmalı,</p>

<p>- Harç hesaplama sistemleri dijitalleştirilmeli,</p>

<p>- Mahkemeler yönlendirici rol üstlenmeli,</p>

<p>- İkinci tebligat zorunluluğu titizlikle uygulanmalı,</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İdari yargıda eksik harç ve masrafların tamamlanması süreci, yalnızca teknik bir usul işlemi değil; aynı zamanda bireylerin yargıya erişimini doğrudan etkileyen kritik bir aşamadır.</p>

<p>2577 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrasında öngörülen tekrar tebligat mekanizması, bu süreçte hak kayıplarını önleyen temel bir güvence niteliğindedir.</p>

<p>Bu nedenle, tekrar tebligat mekanizmasının şekli bir formalite olarak değil, hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını sağlayan asli bir güvence olarak yorumlanması gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargida-eksik-harc-ve-masraflarin-tamamlanmasi-sureci-1</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/tokmkdfgte4.jpg" type="image/jpeg" length="71893"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94144"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32232"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68347"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66228"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="73288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="69688"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="37445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="46500"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="73713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="52548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="95765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="12128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="88889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="72382"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
