<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 09 Sep 2026 00:49:38 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Lisans Programlarına Yatay Geçiş Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bogazici-universitesi-lisans-programlarina-yatay-gecis-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bogazici-universitesi-lisans-programlarina-yatay-gecis-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Lisans Programlarına Yatay Geçiş Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Eylül 2026 Tarihli ve 33365 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boğaziçi Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ LİSANS PROGRAMLARINA YATAY GEÇİŞ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 7/7/2015 tarihli ve 29409 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Boğaziçi Üniversitesi Lisans Programlarına Yatay Geçiş Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“c) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya ilgili yönetim kurulları tarafından, söz konusu programdan mezun olabilmek için alınması gereken zorunlu derslerin tamamı üzerinde yapılan karşılaştırma neticesinde, içeriklerinin en az yüzde sekseni aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,”</p>

<p>“n) Başarı sıralaması: Yükseköğretim Kurulu tarafından belirli programlara öğrenci kabulünde aranan başarı sıralaması şartını sağlayan en düşük yerleştirme sıralamasını,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Öğrenciler ikinci sınıfa geçiş yapmak için üçüncü kayıt döneminden, üçüncü sınıfa geçiş yapmak için ise beşinci kayıt döneminden sonra yatay geçiş başvurusu yapamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Yatay geçiş başvuruları, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisine yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Başvurular, adayların başvurduğu programın puan türünde yükseköğretime kayıt yaptırdığı yıldaki ÖSYS/YKS başarı sıralaması esas alınarak Senato tarafından belirlenen ve genel not ortalamasını, transfer not ortalamasını, başarı sıralaması ile YKS sıralamasını ilişkilendiren hesaplama yöntemine ve Senato tarafından onaylanan başkaca ölçütler çerçevesinde değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Öğrenciler ikinci sınıfa geçiş yapmak için üçüncü kayıt döneminden, üçüncü sınıfa geçiş yapmak için ise beşinci kayıt döneminden sonra yatay geçiş başvurusu yapamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Yatay geçiş başvuruları, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisine yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(2) Başvurular, adayların başvurduğu programın puan türünde yükseköğretime kayıt yaptırdığı yıldaki ÖSYS/YKS başarı sıralaması esas alınarak Senato tarafından belirlenen ve genel not ortalamasını, transfer not ortalamasını, başarı sıralaması ile YKS sıralamasını ilişkilendiren hesaplama yöntemine ve Senato tarafından onaylanan başkaca ölçütler çerçevesinde değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Öğrenciler ikinci sınıfa geçiş yapmak için üçüncü kayıt döneminden, üçüncü sınıfa geçiş yapmak için ise beşinci kayıt döneminden sonra yatay geçiş başvurusu yapamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin beşinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı bende aşağıdaki alt bent eklenmiş ve sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“2) Yurt dışında açık ve uzaktan eğitim gibi devam zorunluluğu bulunmayan öğretim programlarında okuyan öğrencilerin yurt içindeki örgün öğretim programlarına yatay geçiş müracaatında bulunması,”</p>

<p>“3) Yurt dışı yükseköğretim kurumlarından yurt içindeki yükseköğretim kurumlarına yatay geçiş müracaatında bulunan öğrencilerin öğrenim süresince ilgili ülkede kaldığını pasaport, emniyet müdürlükleri, e-Devlet ve benzeri yerlerden alınan resmî belge ile belgelemeleri,”</p>

<p>“(8) Yatay geçiş başvuruları, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisine yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Değerlendirmede kullanılmak üzere ilgili bölüm tarafından yazılı sınav yapılır ve bu sınavda asgari %75 başarı gösteremeyen adaylar değerlendirme dışı bırakılır. İlgili bölüm tarafından sözlü sınav yapılabilir.</p>

<p>(2) Başvurular, adayların programın puan türünde yükseköğretime kayıt olduğu yıldaki ÖSYS/YKS/SAT veya YÖK tarafından yurtdışından öğrenci kabulünde kullanılması kabul edilen diğer sınavların puanının en az %40'ı hesaplamaya dahil edilerek, Senato tarafından onaylanan ölçütlere göre değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Başvurular, akademik takvimde ilan edilen başvuru süresi içinde Üniversitenin Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına yapılır. Başvuru ilanında belirtilen belgeler, eksiksiz bir biçimde ve ilanda belirtilen şekilde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Başvuru değerlendirme sonuçları, Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı tarafından Üniversitenin internet sitesinde ilan edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 25- (1) Kurum içi yatay geçişi kabul edilen öğrenciler, bölüm değişikliği işlemlerini akademik takvimde belirtilen tarihlerde ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisinde yaptırırlar.</p>

<p>(2) Üniversite dışından yatay geçiş yoluyla kabul edilen öğrenciler, kayıt işlemlerini akademik takvimde belirtilen tarihlerde, Boğaziçi Üniversitesi Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin ilgili maddesi hükümlerine göre ilgili fakültenin öğrenci işleri ofisinde yaptırırlar.”</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) 2011 yılı ve öncesinde ÖSYM tarafından yapılan sınavlara girmiş adaylar için ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Bu adayların, ilgili puan türünde geçiş yapmak istedikleri programın taban puanına eşit veya bu puandan yüksek bir puana sahip olmaları gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Boğaziçi Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bogazici-universitesi-lisans-programlarina-yatay-gecis-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="11727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-turk-mutfagi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-turk-mutfagi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Eylül 2026 Tarihli ve 33365 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anadolu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANADOLU ÜNİVERSİTESİ TÜRK MUTFAĞI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 9/3/2020 tarihli ve 31063 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 1 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Anadolu Üniversitesi Türk Mutfağı Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “reçeteleri” ibaresi “tarifleri” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “reçetelerini” ibaresi “tariflerini” şeklinde, (b) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Türkiye’nin yöresel ve bölgesel özellikleri dikkate alınarak bugüne kadar yayımlanmış yazılı kaynakları araştırmak ve incelemek.”</p>

<p>“f) Üniversitede mutfak eğitimi alanında yürütülen hizmetlerin gelişmesine akademik destek ve katkı sağlamak.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Müdür, Üniversitenin Aşçılık, Beslenme Eğitimi, Beslenme ve Diyetetik, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Halkbilimi (Folklor) alanlarının en az birinde yetkinliği bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılan Müdürün yerine aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür, görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer. Görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılan müdür yardımcısının yerine aynı usulle yeni bir müdür yardımcısı görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (ğ) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlamak, Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Anadolu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anadolu-universitesi-turk-mutfagi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="22356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatı silahla tehdit eden sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukati-silahla-tehdit-eden-sanigin-tutukluluk-halinin-devamina-karar-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukati-silahla-tehdit-eden-sanigin-tutukluluk-halinin-devamina-karar-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum’da mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatların hedef alındığı olaya ilişkin davanın ilk duruşması Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve Erzurum Barosunun katılma taleplerini kabul eden Mahkeme, sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Olay, 30 Nisan 2026 tarihinde, bir icra dosyasının borçlusunun alacaklı vekillerinin bulunduğu avukatlık bürosuna giderek avukatları silahla tehdit etmesi üzerine meydana geldi. Yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli 2 Mayıs 2026 tarihinde tutuklandı.</p>

<p>Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede eylem “silahla tehdit” suçu kapsamında değerlendirilirken, dosyanın gönderildiği Erzurum 3. Asliye Ceza Mahkemesi, eylemin “nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs” suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi. Bu karar üzerine dava Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.</p>

<p><strong>TBB VE ERZURUM BAROSUNUN KATILMA TALEPLERİ KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Davanın 7 Eylül’de görülen ilk duruşmasında TBB ve Erzurum Barosunun katılma talepleri kabul edildi. Mahkeme, sanığın tutukluluk hâlinin devamına hükmederek duruşmayı 23 Eylül 2026 tarihine erteledi.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi, olayın meydana geldiği tarihten itibaren hem alacaklı vekili olan avukat hem de büroda doğrudan tehdide maruz kalan bağlı çalışan avukat yönünden süreci Erzurum Barosu ile birlikte takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“AVUKAT, MÜVEKKİLİYLE ÖZDEŞLEŞTİRİLEMEZ”</strong></p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi, avukatların üstlendikleri dosyalar veya temsil ettikleri kişiler nedeniyle uyuşmazlığın tarafı hâline getirilemeyeceğine dikkat çekerek, avukatın müvekkiliyle özdeşleştirilmesinin mesleğe yönelik şiddeti besleyen temel sorunlardan biri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle tehdit ve şiddetin hedefi hâline getirilmesinin olağanlaştırılamayacağını belirten Merkez, bu tür eylemlere karşı etkili ve caydırıcı bir yargısal sürecin işletilmesinin yalnızca avukatların güvenliği açısından değil, savunma hakkının ve yurttaşların adalete erişiminin korunması bakımından da zorunlu olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>TBB Avukat Hakları Merkezi ve Erzurum Barosu, 23 Eylül 2026 tarihinde görülecek ikinci duruşma dâhil olmak üzere yargılama sürecini takip etmeyi sürdürecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukati-silahla-tehdit-eden-sanigin-tutukluluk-halinin-devamina-karar-verildi</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/baro/avuka54a4atok.jpg" type="image/jpeg" length="20186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9628 E., 2026/87 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2025/9628 E., 2026/87 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9628 E., 2026/87 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1226 E., 2025/1362 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 39. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/65 E., 2025/149 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 01.10.2007-11.09.2023 tarihleri arasında iş geliştirme uzmanı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından sona erdirildiğini, davacı işçinin iş sözleşmesinin sona ermesinde bir rızası olmadığını, zira davacının tek başına üniversitede okuyan çocuğuna baktığını, hem yaşı itibarıyla hem de ekonomik ihtiyacı nedeniyle çalışmak zorunda olduğunu, bu nedenle arabuluculuk tutanağını rıza ile değil işverenin baskısı ve yanlış yönlendirmesi sonucu imzalandığını, arabuluculuk görüşmelerinin mutlaka taraflardan bağımsız bir yerde veya adliye içinde yapılması gerekirken arabuluculuk görüşmesinin davalı işyerinde gerçekleştiğini, davacının, işveren yetkilileri tarafından yanlış yönlendirilerek ''senin üniversitede çocuğun var, biz sana yanlış yapmayız, anlaşmayı kabul et paranı al denilerek'' hak kaybına uğratıldığını, davacının işe iade davasından kaynaklanan haklarının tutanak ile bertaraf edilmemiş olsaydı davacının almış olduğu ücret düşünüldüğünde en az 700.000,00 TL'lik hak elde etmiş olacağını, davacının arabulucuya usulüne uygun bir başvurusunun olmadığını, görüşmenin yapıldığı tarihte başka işçinin de aynı muameleye tâbi tutulduğunu ve işyerinde belgelerin imzalatıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesine aykırı olarak tutanağa ibra etkisi kazandırılmaya çalışıldığını, tazminat ve sair alacaklar ve de işe iade davası için delil oluşturma ve dava açma yasağı oluşturma çabası içine girildiğinin açıkça belli olduğunu, geçerli bir ihtiyari arabuluculuk olarak nitelendirme yapmanın mümkün olmadığını belirterek taraflar arasında yapılan 11.09.2023 tarihli arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile işe iade, iş güvencesi tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının belirlenmesi ile davacının iş sözleşmesinin feshi nedeniyle doğan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığını, arabuluculukta anlaşılan hususlar bakımından müvekkili Şirkete dava yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacıya arabuluculuk anlaşmasına istinaden tüm hak ve alacakların eksiksiz bir biçimde banka kanalıyla ödendiğini, davacının serbest iradesi ile ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin tutanakları imza altına aldığını, davacının baskı, tehdit vb. şekilde iradesinin sakatlanmasının söz konusu olamayacağını, davacının müvekkili Şirketin genel merkezinde çalıştığını, ... Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduğunu, daha öncesinde pek çok kurumsal şirkette çalıştığını ve müvekkili şirkette neredeyse 17 yıldır çalışmaya devam ettiğini, son görevinin süreç geliştirme uzmanı olup 50 yaşında kıdemli bir çalışan olduğunu, bu nedenle davacının yalnızca müvekkili Şirketteki kıdemi düşünüldüğünde dâhi bu iddialara itibar edilemeyeceğini, Yargıtay kararlarında da sabit olduğu üzere, arabuluculuk görüşmesinin davalı işyerinde yapılmış olmasının arabuluculuk tutanağını geçersiz hâle getirmeyeceğini, arabuluculuk görüşmelerinde toplantı esnasında davacının avukatı ile görüşmek istediğini bildirdiğini ve davacının bu talebi doğrultusunda toplantıya ara verildiğini, ara verilmesinin ardından tekrar görüşmeye devam edildiğini, akabinde davacının öğle yemeği arası boyunca görüşmeler yaptığını, görüşmelerinin sonunda toplantıya tekrar katılım sağladığını, avukattan da görüş aldığını ilettiğini ve tamamen serbest iradesi ile arabuluculuk tutanağını imzaladığını, bu durumun davacıya düşünmesi için süre verildiğinin ve arabuluculuk teklifi konusunda kendisine teklifi değerlendirmek üzere imkân tanındığının göstergesi olduğunu, dolayısıyla zorla ve baskıyla imzalatma durumunun söz konusu olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 11.09.2023 tarihli ... no.lu ihtiyari arabuluculuk belgesine göre uyuşmazlığın anlaşma ile sonuçlandığı, görüşmelerin 11.09.2023 tarihinde başladığı, iş sözleşmesinin davalı işverence sonlandırıldığı ve tarafların bir kısım işçilik alacakları bakımından anlaştıkları yönünde ibarelerin yer aldığı ancak dava dosyasında yazılı fesih bildiriminin tespit edilemediği, işten ayrılış kodunun (4) (Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi olduğu ) olarak bildirildiği, bu şekli ile arabuluculuk görüşmelerinde henüz taraflar arasında feshe dair uyuşmazlık bulunmadığı ancak fesih kapsamındaki tazminatların ve bir kısım ücret alacaklarının da görüşmelere konu edildiği, bu hâlde sunulan tutanakların geçerli arabuluculuk anlaşma belgesi olarak kabul edilemeyecekleri, söz konusu belgeler yönünden ancak 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesindeki koşullara göre veya ifaya ilişkin değerlendirme yapılabileceği gerekçesiyle ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının iş sözleşmesinin feshinin ardından davacı yan ile müvekkili Şirket arasında yapılan arabuluculuk anlaşmasına istinaden tüm hak ve alacakların eksiksiz bir biçimde banka kanalıyla ödendiğini, tarafların serbest iradeleri ile arabuluculuk anlaşması ile yapılacak ödeme miktarının daha düşük olabileceğini kararlaştırabileceğini, içinde bulunulan enflasyonist ortam göz önünde bulundurulduğunda davacının iş ilişkisinin sona ermesinden ve işe iadeden doğan tüm alacaklarını, açılacak bir davanın sonucunun beklenilmesinden çok daha kısa sürede kazanmış olduğunun açık olduğunu, tutanakları davacının serbest iradesi ile ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin imza altına aldığını,</p>

<p>2. İşe iade davası açmak için hak düşürücü sürenin de aşılmış olduğunu, zira işe iade için aranan hak düşürücü sürenin geçtiğinin mahkeme kararı ile tespit edildiğini ve karara karşı davacı yan tarafından istinaf yoluna başvurulmayarak kararın kesinleştiğini, neticede arabuluculuk tutanağının iptalinde hukuki yarar da bulunmadığını,</p>

<p>3. Davalı tanığı beyanı ile davacıya yönelik hiçbir baskı ve zorlama olmadığı, bilakis özel sağlık sigortasının hemen iptal edilmeyerek iyiniyet gösterildiğinin de açıkça ispat edildiğini,</p>

<p>4. Davacı tanık beyanlarına göre de müvekkili Şirketçe yapılan arabuluculuk görüşmesi sonrası arabuluculukta anlaşıp anlaşmamanın tamamen işçinin kendi inisiyatifinde ve iradesine bağlı olduğu, istemeyenlerin imzalamayabileceğinin açıkça ikrar ve ispat edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği, buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediği noktasındadır.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesi, borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olup bu sözleşmenin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü bağlamında geçerli olmadığı ileri sürülebilir. Böyle bir durumda, arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı ya da irade fesadı iddiası ileri sürüldüğünde, ispat yükü davacıya aittir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmesi akabinde rızası dışında müvekkiline ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalatıldığı, bu süreçte iradesinin fesada uğratıldığı ileri sürülmüş; davalı tarafından ise davacının serbest iradesi ile arabuluculuk tutanaklarını imzaladığı savunulmuştur.</p>

<p>Dosyada dinlenilen davacı tanıklarının davacının arabuluculuk süreci ile ilgili duyuma dayalı beyanda bulundukları, kendilerine de davalı Şirket tarafından arabuluculuk teklifinde bulunulduğunu ancak kabul etmeyerek belgeleri imzalamadıklarını beyan ettikleri görülmüştür. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı tanıklarının beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının ihtiyari arabuluculuk tutanağına yönelik irade fesadı iddiasını usulüne uygun olarak ispat edemediği anlaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca davacının arabuluculuk faaliyeti sırasında arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları konusunda bilgilendirildiği, dosyada mevcut arabuluculuk ilk oturum açılış tutanağı, anlaşma tutanağı ve arabuluculuk son tutanağından anlaşılmaktadır. Bu durumun aksi de davacı tarafından ispat edilememiştir. O hâlde, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline yönelik davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirme ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>13.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong><br />
Dairece oy çokluğuyla, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline yönelik davanın reddi yerine ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K., §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 E., 2018/82 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere “18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir.Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez”. Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez.<br />
Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diğer yandan, iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğine ve böylece uyuşmazlık ortaya çıkmadan bu yola başvurulduğuna sıkça rastlanmaktadır. Kuşkusuz işçinin alacaklarının eksiksiz ödenmesi durumunda işlemin ya da anlaşmanın ne şekilde yapıldığının önemi yoktur. Ancak işçiye alacaklarının kanun ve sözleşme uyarınca ödenmesi gereken miktarın çok altında ödenmesini öngören ve aynı zamanda işçinin dava açma hakkını da ortadan kaldıracak bir anlaşmanın kanuna ve usule uygun yapılması anayasal bir zorunluluktur.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacı, 01.10.2007-11.09.2023 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalışmış olup işverence 11.09.2023 tarihinde iş sözleşmesine son verilmiştir. İş sözleşmesinin son bulduğu tarih ile aynı gün arabulucuya başvurularak işyerinde bulunan davacı ile saat 10.00'da arabuluculuk müzakere sürecinin başladığı ve yine aynı gün saat 11.00'de işçilik alacakları konusunda anlaşmaya varıldığı görülmektedir. Dosya kapsamına göre arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce davacı işçi ile hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığı ortaya konulmadığı gibi iş sözleşmesinin son bulduğu tarih ile aynı gün ve işyerinde bulunan davacı işçi ile işveren arasında yapıldığı belirtilen müzakerenin usulüne uygun gerçekleştirildiğinin kabulü de mümkün değildir. Dosya içeriğinden davalı işverenin, davacının ileride dava açma imkânını ortadan kaldırmak amacıyla, iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı tazminatlar ile diğer alacakları ödemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Arabuluculuk yöntemi, uyuşmazlığı çözme dışında başka bir amaç için kullanılamaz. Açıklanan nedenlerle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="98179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2023/17751 E., 2024/933 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2024 tarihli, 2023/17751 E., 2024/933 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/17751 E., 2024/933 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/620 E., 2023/697 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 12. ... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/557 E., 2022/428 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından açılmış ve hâlen devam eden ... 7. ... Mahkemesinin 2019/325 Esas ... dosyasına, davalı tarafından sunulan arabuluculuk son tutanağının usülüne uygun olarak tutulmadığını, Aski Genel Müdürlüğünün arabuluculuk sürecine dâhil edilmediğini, davalı tarafından 2019/6561 büro dosya numaralı, 2019/230481 arabuluculuk numaralı dosyada ... Arabuluculuk Bürosu tarafından 7778 sicil numaralı Arabulucu Av. ... ...'ın görevlendirildiğini, arabulucu Avukat tarafından Kuruma karşı davet mektubu çıkarıldığını ancak bu davet mektubunun Kuruma tebliğ edilmediğini, işe iade talepli davalarda dava şartı olarak öncelikle arabuluculuk görüşmesinin tamamlanması ve bu arabuluculuk görüşmelerine mecburi dava arkadaşlığı kapsamında asıl işveren ve alt işverenin birlikte katılmasının zorunlu kılındığını ancak arabuluculuk kapsamında bu şarta uyulmadığını iddia ederek arabuluculuk görüşmeleri usulüne uygun yapılmadığından davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; aynı taraflar arasında ... 5. ... Mahkemesinin 2019/755 Esas ... dosyasında görülen davanın açıldığını ve o davada Kurumun itirazları reddedilerek davanın kabulüne karar verildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta davalı ... tarafından arabuluculuk bürosuna sunulan başvuru formunda karşı tarafların ... Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ), Altın Koza şirketi ve ... Büyükşehir Belediyesi olarak gösterildiği, ASKİ'nin adresinin "Cemalpaşa mah. .... Seyhan/..." olarak gösterildiği, arabulucu tarafından aynı işverene karşı birden fazla işçinin başvurusu birleştirilmek suretiyle ... davetiye ile arabuluculuk daveti hazırlanarak karşı taraflara tebliğe çıkartıldığı, davacı ASKİ'ye çıkartılan arabuluculuk davetinin İdareye teslim edilmemesi sebebiyle tekrar arabulucu F.C. imzasına teslim/iade edildiği, ASKİ dışındaki tarafların katılımı ile gerçekleştirilen görüşmelerin anlaşamama ile sonuçlandığı ve arabuluculuk son tutanağının bu şekilde düzenlendiğinin anlaşıldığı, davacının 7036 ... ... Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 ... Kanun) 3 üncü maddesi uyarınca arabuluculuk başvurusunu yaptığı, karşı taraf olarak gösterilen şirket ve Kurumların ismi ile bildiği adreslerini başvurusunda göstermek suretiyle yükümlülüğünü yerine getirdiği, davacının usulüne uygun yapmış olduğu başvuru sonrası arabulucunun taraflara göndermiş olduğu davet yazısında tarafların adreslerinin doğru gösterilmemiş olması ya da doğru gösterilmişse bile davetin karşı taraflara çeşitli nedenlerle ulaşmamış olmasında davacının sorumluluğunun bulunmadığı, arabulucunun taraflara ulaşma ve toplantıya davet etme sorumluluğunu usulünce yerine getirmeden arabuluculuk faaliyetini sonlandırması hâlinde dahi 7036 ... Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen arabuluculuk dava şartının gerçekleşmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; davalı tarafından sunulan arabuluculuk son tutanağının usulüne uygun tutulmadığını ve iptalinin gerektiğini, arabuluculuk tutanağında ASKİ'nin davaya dâhil edilmediğini, 7036 ... Kanun'un 3 üncü maddesi gereği işe iade talepli davalarda dava şartı olarak öncelikle arabuluculuk görüşmesinin tamamlanması ve bu arabuluculuk görüşmelerine mecburi dava arkadaşlığı kapsamında asıl işveren ve alt işverenlerin birlikte katılmasının zorunlu kılındığını ancak davalının bu şarta uymadığını, davalı tarafından 2019/6561 büro dosya numaralı 2019/230481 arabuluculuk numaralı dosyanın ... Arabuluculuk Bürosu tarafından 7778 sicil numaralı arabulucu Av. F.C.'nın görevlendirildiğini, arabulucu Avukat tarafından kuruma karşı davet mektubu çıkarıldığını ancak davet mektubunun taraflara tebliğ edilmediğini, 7 kişilik arabuluculuk davet mektubunun 1 mektup içinde bir davet mektubu şeklinde düzenlendiğini, arabulucunun davet mektubunu 401468240298 gönderi kodu ile Yurtiçi Kargo ile postaladığını, davet mektubundan ancak dava esnasında haberdar olunduğunu, taraflarca yapılan araştırmada Yurtiçi Kargo Barkal Şubesi tarafından gerçekleştirilen işlemin detaylarına ulaşılamadığını, Yurtiçi Kargo tarafından taraflara yapılan şifahi bildirimde kurum merkezine E.I. adına ve kargo kayıtlarda bu ismin kayıtlı olması nedeniyle tebligatın çıkartıldığı ancak teslim edilmediğinin bildirildiğini, tebligat çıkartılan ilgili ismin Kurumun eski çalışanı olduğunu ve emekli olduğunu, arabulucu tarafından yeniden bir tebligata gerek duyulmadığını, Kurumun mail adresine bildirim yapılmadığını arabulucu tarafından yeterli çabanın gösterilmediğini ve son tutanağın anlaşamama olarak tutulduğunu, arabuluculuk son tutanağında kuruma nasıl ve neden ulaşılamadığının tafsilatlı olarak belirtilmediğini, arabulucu ilk oturum davetini yaparken toplantı tarihi ve yerinin belirlenmesi konusunda taraflar ile iletişim kurması gerektiğini ancak iletişimin gerçekleşmediğini, müvekkili Kurumun ... Şehrinin Su İdaresi olduğunu ve ulaşılamamasının mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı işçi tarafından arabuluculuk başvurusunda bulunulduğu ve dava şartı olan arabuluculuğun gerçekleştiği, davacının üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacı Kurumun arabuluculuk görüşmelerine usulüne uygun olarak davet edilmemesi ve görüşmelere katılamaması nedeniyle dava şartı arabuluculuk son tutanağının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 6325 ... Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 ... Kanun) "Taraflarla görüşme ve iletişim kurulması" başlıklı 8 inci maddesine göre arabulucu, tarafların her biri ile ayrı ayrı veya birlikte görüşebilir ve iletişim kurabilir.</p>

<p>3. 6325 ... Kanun'un "Görevin özenle ve tarafsız biçimde yerine getirilmesi" kenar başlıklı 9 uncu maddesi şu şekildedir:<br />
"(1) Arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.<br />
(2) Arabulucu olarak görevlendirilen kimse, tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde, bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu açıklamaya rağmen taraflar, arabulucudan birlikte talep ederlerse, arabulucu bu görevi üstlenebilir yahut üstlenmiş olduğu görevi sürdürebilir.<br />
(3) Arabulucu, taraflar arasında eşitliği gözetmekle yükümlüdür.<br />
(4) Arabulucu, bu sıfatla görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili olarak açılan davada, daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenemez."</p>

<p>4. 6325 ... Kanun'un "Tarafların aydınlatılması" kenar başlıklı 11 inci maddesi şöyledir:<br />
"(1) Arabulucu, arabuluculuk faaliyetinin başında, tarafları arabuluculuğun esasları, süreci ve sonuçları hakkında gerektiği gibi aydınlatmakla yükümlüdür.<br />
"</p>

<p>5. 6325 ... Kanun'un 14 üncü maddesine göre başkaca bir usul kararlaştırılmadıkça arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilir.</p>

<p><br />
6. 6325 ... Kanun'un "Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi" kenar başlıklı 15 nci maddesinin ilgili bölümü şöyledir:<br />
"(1) Arabulucu, seçildikten sonra tarafları en kısa sürede ilk toplantıya davet eder.</p>

<p>2) Taraflar, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilirler.</p>

<p>3) Taraflarca kararlaştırılmamışsa arabulucu; uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları göz önüne alarak arabuluculuk faaliyetini yürütür. "</p>

<p>7. 6325 ... Kanun'un "Arabuluculuğun sona ermesi" kenar başlıklı 17 nci maddesinin ilgili kısımları şöyledir:<br />
" ...<br />
(2) Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.</p>

<p>(3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar ve taraflar hazır değilse her türlü iletişim vasıtasını kullanarak hazır bulunmayan tarafları bilgilendirir.</p>

<p>(4) Arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi hâlinde, arabulucu, bu faaliyete ilişkin kendisine yapılan bildirimi, tevdi edilen ve elinde bulunan belgeleri, ikinci fıkraya göre düzenlenen tutanağı beş yıl süre ile saklamak zorundadır. Arabulucu, arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlediği son tutanağın bir örneğini arabuluculuk faaliyetinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde Genel Müdürlüğe gönderir."</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 ... Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Somut uyuşmazlıkta, aynı taraflar arasında görülen ... 7. ... Mahkemesinin 2019/325 Esas ... işe iade davasına sunulan dava şartı arabuluculuk son (anlaşmama) tutanağının iptali talep edilmiştir. Anılan davada arabuluculuk dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediği Mahkemece resen incelenir. Arabuluculuk tutanağının geçerliliği ile tarafların bu yöndeki iddia ve savunmaları da bu inceleme kapsamında yer aldığından, davacının somut davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddi hatalı ise de karar sonucu itibarıyla doğru olduğundan kararın bu ilave gerekçe ile onanması gerekir.</p>

<p>3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 ... Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="97753"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/499 E., 2025/329 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.05.2025 tarihli, 2024/499 E., 2025/329 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/499 E., 2025/329 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/14 E., 2024/50 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.09.2023 tarihli ve<br />
2023/7970 Esas, 2023/11782 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br />
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin alt işveren davalı ... Yemek ve San. Tic. Ltd. Şti. (... Ltd. Şti.) işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde 27.07.2005 tarihinden iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği 31.08.2020 tarihine kadar çalıştığını, davalı ... Ltd. Şti. ile imzalanan arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan son taksitin ödenmemesi nedeniyle eldeki davanın açıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... Ltd. Şti vekili; davacı ile arabuluculuk aşamasında anlaşmaya varıldığını, bu nedenle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/5. maddesi gereğince dava şartı noksanlığının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>2. Davalı ... dışındaki diğer davalılar vekilleri; davanın reddini savunmuşlar; davalı ... ise dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 19.10.2021 tarihli ve 2021/421 Esas, 2021/531 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamında bulunan 18.02.2021 tarihli "Arabuluculuk Anlaşma Belgesi" uyarınca taraflar arasında anlaşmaya varıldığı, 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi gereğince aynı alacaklar için dava açılmasının ve arabuluculuk tutanağına şart konulmasının yasal olarak mümkün olmadığı, davacının anlaşma metninde belirtilen alacağının ödenmemesi hâlinde yapması gerekenin icra edilebilirlik şerhini aldıktan sonra arabuluculuk tutanağındaki alacakları icraya koymak olduğu ya da 6325 sayılı Kanun'da belirtildiği gibi tarafların ve vekillerin katılarak düzenlenen tutanağı herhangi bir şerh almadan icraya koyabileceği, öte yandan dava açıldıktan sonra da kalan kısmın davalı tarafından davacıya ödendiği gerekçesiyle 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağından davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli ve 2022/438 Esas, 2023/488 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..1. Taraflar arasında ihtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli anlaşma belgesinin 3 üncü maddesi, " ... Yemek San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip Başvurucu ve/veya vekili iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu atlaşma (doğrusu anlaşma) belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapabileceği gibi, buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir." şeklinde düzenlenmiştir. Tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacı alacaklıya iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı alacaklı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri talep edebilecek, isterse anlaşma geçersiz kabul edilerek ödenen miktarları mahsup ederek tüm alacaklarını isteyebilecektir.</p>

<p>2. Somut uyuşmazlıkta, taksitlerin zamanında ödenmediği sabit olup davacının anlaşma belgesinde kararlaştırıldığı gibi ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu ihtimalde, anlaşmanın yapılmamış sayılması gerektiği kabul edildiği hâlde geçerli bir anlaşma olduğu yönünde değerlendirme yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten somut olayda tarafların ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı ile ihtilafı çözme yoluna gittikleri ancak ihtiyari arabuluculuk tutanağındaki şartın yerine getirilmemesi nedeniyle eldeki davanın açıldığı, 6325 sayılı Kanun’un 17 ve 18. maddelerinde yer alan düzenlemeler göz önüne alındığında arabuluculuk faaliyeti sonunda üzerinde anlaşılan arabuluculuk sözleşmesinin, uyuşmazlığı çözecek nitelikte bir mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan emin olması, belirsiz noktaların kalmaması gerektiği, ayrıca arabuluculuk sözleşmesine şerh verilmesi suretiyle ilam niteliğini haiz belge hâline gelmesinin de sözleşmenin icraya uygun olarak hazırlanmasıyla mümkün olduğu, bu anlamda arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların kapsamını serbestçe belirleyerek üzerinde anlaştıkları arabuluculuk sözleşmesinin sözleşmede anlaşılan hususlarda tarafların dava açamamasından dolayı dikkatlice hazırlanması gereken bir sözleşme olduğu, taraflar arasında düzenlenen arabuluculuk tutanağı incelendiğinde anlaşma şartlarının açık ve kesin bir şekilde ortaya konularak taraflarca imzalandığı, 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesindeki düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olup taraflarca aksine bir karar alınmasının mümkün olmadığı, arabuluculuk tutanağına şart konulmasına yasal olarak olanak bulunmadığı, belirtilen düzenlemenin amacının tarafların anlaştığı konularda tekrar dava açılmasının önüne geçilmesi olduğu, aksinin düşünülmesi hâlinde arabulucu ile anlaşılan her konuda dava açılabileceği, kaldı ki dava açıldıktan sonra kalan kısmın davalı tarafından ödendiği, davalı tarafın gecikmeli de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiği, davacının arabuluculuk görüşmeleri sonunda kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için davalı ile anlaşma yoluna gittiği, söz konusu alacakları hak edip etmediği ya da ne kadarını hak ettiğinin yargılama sonucu ortaya çıkacak durumda iken davacının kendi lehine olan anlaşma tutanağı ile alacağına en kısa sürede kavuştuğunu, sonrasında söz konusu alacakları talep etmesinin yasal olarak mümkün olmadığı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili, anlaşma belgesinin yalnızca anlaşmanın tarafı olan davalı ... Ltd. Şti. için bağlayıcı olduğunu, usulden red kararının bu şirket yönünden yerinde olduğu kabul edilse bile diğer davalılar yönünden kararın hatalı olduğunu, Borçlar Hukukuna göre arabuluculuk anlaşma belgesinin sulh sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bu belgenin imzalanmasındaki amacın uzun yargılama süreci sonrasında ödeme güçlüğü içerisinde olan davalıdan alacakların tahsil edilememe riski ve müvekkilinin dört ay gibi kısa bir vadede ekonomik zorluklardan kurtulmak istemesinin etkili olduğunu, anlaşma metninin bir ve üç numaralı maddelerinden de anlaşıldığı üzere alacaklardan indirim yapıldığını, 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesindeki hükmün somut olayda üçüncü maddede belirtildiği gibi bir hükmün bulunmadığı durumlarda uygulanabileceğini, anlaşmanın amacının ibra olmadığını, davalı ... Ltd. Şti’nin edimini yerine getirmeyerek temerrüde düştüğünü ve eldeki davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, bu nedenle davalılar lehine vekâlet ücreti, yargılama gideri ve arabuluculuk ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında ihtiyari arabulucu önünde imzalanan 18.02.2021 tarihli anlaşma belgesi ile davalı tarafından dört taksit hâlinde ödenmesi kararlaştırılan alacağın öngörülen vadede ödenmediği somut olayda, anlaşma belgesi uyarınca ödenen miktar mahsup edilerek alacağın tamamının mı dava konusu edilebileceği yoksa 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi uyarınca üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından bahisle davanın usulden reddine mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>1.6325 sayılı Kanun'un 18. maddesi.</p>

<p>2. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 21. maddesi.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan uyuşmazlıkların çözümüdür. Arabuluculuk kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>2. Ülkemizde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihinde kabul edilen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (7036 sayılı Kanun) olmak üzere bazı kanunlarla arabuluculuk, dava şartı hâline getirilmiştir.</p>

<p>3. Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesi ile Yönetmeliğin 4/1-c maddesinde; "Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>4. Türk Hukuk Lügatı'nda da arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun ve Yönetmelik'teki tanıma benzer şekilde uyuşmazlıkların giderilmesi için sistematik yöntemler uygulayarak tarafları bir araya getirip çözüm bulmalarını sağlamayı amaçlayan yöntem olarak tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 66).</p>

<p>5. Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişinin anlaşmazlığa düşmüş tarafların çözüme ulaşmalarında, taraflara yardımcı olma süreci olarak da ifade edilmektedir. Bu itibarla arabuluculuk kurumunun amacı, taraflara müzakere ortamı sağlayarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasını sağlamaktır.</p>

<p>6. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği şekilde uyuşmazlığın taraflarının kendilerini yeterince ifade etme imkânı bulduğu ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır. Arabuluculuk uyuşmazlığın kural olarak aleni olmayan bir ortamda çözümlenmesi ve gizliliğin sağlanması suretiyle tarafların yıpratıcı olmayan bir süreçte, özellikle 6325 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı şekilde iş ve ticaret sırlarını da koruyarak uyuşmazlığı çözmelerinin beklendiği bir süreci hedeflemektedir.</p>

<p>7. Arabuluculuk süreci ılımlı, esnek ve mücadeleci olmayan bir yapıda kurgulanmıştır. Bu anlamda olmak üzere 6325 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermelerinin ve bu şekilde arabuluculuğun toplumsal barışa katkı sağlamasının beklendiği ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1/2. maddesinde "Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır." şeklinde düzenlenen hüküm ile arabuluculuk kurumunun, hangi tür uyuşmazlıklarda ve hangi kayıtla uygulama alanı bulacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeye göre arabuluculuk kurumunun işlerlik kazanacağı uyuşmazlıklar, hukuk uyuşmazlıkları olup hukuk uyuşmazlıklarından maksat ise yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 1/2. maddesi ile arabulucular sicilinin tutulmasına ilişkin 19/1. maddesinde açıkça "özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapmaktan" söz edilmektedir.</p>

<p>9. Diğer taraftan arabuluculuk kurumu, sadece tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hukuk uyuşmazlıkları bağlamında uygulama alanı bulacaktır. Bu durum karşısında kamu düzenine ilişkin olan ve dolayısıyla tarafların anlaşmak suretiyle üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmasına olanak vermeyen hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında, arabuluculuk kurumuna müracaat edilemeyecektir (Süha Tanrıver, Medenî Usul Hukuku, Cilt II, Ankara, 2021, s. 252; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, 2. Baskı, Ankara, 2022, s. 59).</p>

<p>10. Arabuluculuk kural olarak gönüllülük (iradilik) esasına dayanan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Nitekim bu husus 6325 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde; "Taraflar arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. (Ek cümle:6/12/2018-7155/22 md.) Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır." şeklinde açıkça hükme bağlanmıştır (Yönetmelik md. 5/1). Aynı maddenin 2. fıkrasında ise tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip olduğu düzenlenerek arabuluculuk sürecinde tarafların eşitliği vurgulanmıştır (Yönetmelik md. 5/2). Arabuluculuk konusunda gözetilmesi gereken ilkelerden biri olan gizlilik ilkesi ise 6325 sayılı Kanun'un 4. maddesinde hem arabulucu ile bu sürece katılan diğer üçüncü kişiler bakımından hem de taraflar ile temsilcileri bakımından özel bir düzenlemeyle hüküm altına alınmıştır (Yönetmelik md. 6).</p>

<p>11. Arabuluculukla ilgili yapılan bu genel açıklamalardan sonra arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşması ile sona ermesi durumunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliği ile hüküm ve sonuçları hakkında açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.</p>

<p>12. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Tarafların anlaşması" başlıklı 18/1. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle, ister ihtiyarî ister dava şartı arabuluculukta arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak anlaşma, anlaşamama ya da uyuşmazlığın bir kısmına ilişkin anlaşma (kısmi anlaşma) haklarının bulunduğunu söylemek mümkündür.</p>

<p>13. Burada önemli olan, varılan anlaşmanın uyuşmazlığı çözecek nitelikte mutabakat içermesi, sorunu kalıcı olarak çözmesi ve tarafların bu sonuçtan tam emin olarak belirsiz noktaların kalmamasıdır. Anlaşmanın uyuşmazlığın iç ve dış dinamiklerini gözetecek şekilde oluşması, kalıcılık ve yeni sorunlar doğurmaması bakımından önemlidir (Ömer Ekmekçi, Muhammet Özekes, Murat Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul, 2018, s. 94).</p>

<p>14. Diğer taraftan, 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesindeki hükümde yer alan "anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır" düzenlemesinden ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan her hâlde tarafların bu anlaşmayı mutlaka yazılı bir metne dökmek zorunda olmadıkları anlaşılmaktadır. Ancak varılan mutabakatın yazılı şekilde bir anlaşma metnine dönüştürülmesi birçok açıdan yararlı olacaktır. Özellikle, ileride uyuşmazlığa ilişkin bir sorunun çıkmamasının ve anlaşmanın icrasına ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılmak istenmesi ile ortaya çıkan anlaşmanın farklı sebeplerle kullanılmasının gerekmesi durumlarında anlaşmanın metin hâlinde getirilmesinde fayda bulunmaktadır [Melis Taşpolat Tuğsavul, Türk Hukukunda Arabuluculuk (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Çerçevesinde), Ankara, 2012, s. 183, 184; Ekmekçi, Özekes, Atalı, s. 94].</p>

<p>15. Arabuluculuk anlaşma belgesinin tanımına ilişkin 6325 sayılı Kanun'da ve Yönetmelikte ayrıntılı bir düzenleme bulunmayıp daha çok belgenin ortaya çıkardığı sonuçların belirlenmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar (yasal ve iradi temsilciler) ve arabulucu (veya eş arabulucular) tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanması mümkündür (Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl:9, Sayı:18, 2021, s.51).</p>

<p>16. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin esaslı unsurları ise arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya ulaşılması, tarafların anlaşması ve kanun koyucu tarafından öngörülen şekil kuralına uyulması olarak belirlenebilir. Bu kapsamda öncelikle anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olması unsuru irdelenmelidir. Özellikle arabuluculuğun 6325 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesindeki tanımı dikkate alındığında, tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri müzakere veya görüşme sonucunda düzenledikleri bir sözleşmeyi arabulucunun da imzalamalarını istemeleri üzerine belgenin arabulucu tarafından imzalanmasıyla ortaya çıkan sözleşmenin anlaşma belgesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Badur, s.59). Keza arabuluculuk faaliyeti, sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden, faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade etmektedir. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Bu itibarla, Kanun'a uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir.</p>

<p>17. Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere 6325 sayılı Kanun'un 18/1. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. 6325 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>18. Tarafların hangi konularda ve hangi ölçüde anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18/4. maddesinin uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu belirtilmiştir. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinin gerekçesinde de arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar, varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında "anlaşılan hususların" net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunduğu belirtilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.</p>

<p>19. Diğer taraftan, anlaşma metnindeki ifadelerin açık ve anlaşılır olmasına dikkat etmek ve tarafların yükümlülüklerini ayrı ayrı belirtmek ve birden fazla şekilde ifasının mümkün olduğu hâllerde bu konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekmektedir (Muhammet Özekes, Çiğdem Yazıcı, Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt V, 16. Bası, İstanbul, 2025, s. 4915).</p>

<p>20. Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul ise şekil unsurudur. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelendirilebilmesi için 6325 sayılı Kanun'da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma belgesinde arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun, anlaşma belgesini imzalamasının başlıca nedeni, söz konusu metnin, arabuluculuk faaliyeti sonucunda oluşturulduğuna yönelik ispat kolaylığı sağlanmasıdır. Ayrıca bu belgenin usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğurabilmesi (icra edilebilirlik şerhi alınabilmesi veya ilam niteliğinde belge statüsü kazanabilmesi) için de arabulucunun imzası önem taşımaktadır (Badur, s. 63).</p>

<p>21. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin hukuki niteliğine ilişkin mevzuatta herhangi bir düzenleme yer almamakla birlikte anlaşma belgesi, maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olup sözleşme hukukunun genel hükümlerine tabidir (Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Anlaşmazlık Çözümü, 5. Baskı, Ankara, 2022, s. 1715; Mine Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:20, Sayı:2, 2018, s.16; Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; Emre Kıyak, "Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği", Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:6, Sayı:21, 2015, s.531; Badur, s.66-67).<br />
Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz (Faruk Barış Mutlay, "İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk", İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, İstanbul, 2018, s. 43). Nitekim tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344; Özekes, Yazıcı, s. 4918).</p>

<p>22. Belirtmek gerekir ki, maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için tarafların uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının bulunması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Örneğin kıdem ve ihbar tazminatlarının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir.</p>

<p>23. Sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen anlaşma belgesinin usul hukukuna ilişkin etkisi ise 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesinde "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" hükmü ile düzenlenmiştir. Hükmün gerekçesi ise şöyledir: "6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında “anlaşılan hususların” net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden “anlaşılan hususlar” net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tabi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir”. Görüldüğü üzere söz konusu hükmün gerekçesinde, daha önce de değinildiği şekilde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan hususların açık ve net olması gerekliliğine vurgu yapılarak "dava açma yasağı"nın kapsamının belirlenmesi anlamında açıklama getirilmiştir.</p>

<p>24. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin alt işveren davalı ... Ltd. Şti. işçisi olarak asıl işveren olan diğer davalılara ait işyerlerinde çalıştığını, zorunlu arabuluculuk kapsamında davalılar ile anlaşma sağlanamadığını, sonrasında ise davalı ... Ltd. Şti. ile ihtiyari arabuluculuk kapsamında 18.02.2021 tarihinde kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için net 45.970,12 TL'nin dört taksit hâlinde ödenmesi konusunda anlaşmaya varılarak bu hususta anlaşma belgesi düzenlendiğini, anlaşma belgesinin 3. maddesi kapsamında son taksitin zamanında ödenmemesi nedeniyle anlaşılan miktarla ve alacak kalemleri ile sınırlı olmaksızın dava açabileceğinden eldeki davanın açıldığını belirtmiş, davalı ... Ltd. Şti. ile bir kısım davalılar vekilleri ise diğer itirazlarının yanı sıra 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesi uyarınca anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından davanın reddi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>25. Dosya içeriğinde bulunan ve tarafların anlaşmaması ile sonuçlanarak 25.11.2020 tarihinde düzenlenen dava şartı arabuluculuk son tutanağında tarafların aralarındaki uyuşmazlık konuları, kıdem tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin, fazla çalışma, fark ücret, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları olarak belirlenmiştir. İhtiyari arabulucu önünde düzenlenen 18.02.2021 tarihli "Arabulucu Anlaşma Belgesi" ise davacı vekili ile davalılardan ... Ltd. Şti. vekili arasında imzalanmış olup kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmesi konusunda tarafların anlaşmasına yönelik olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>26. Anlaşma belgesinin içeriği incelendiğinde, "Anlaşmanın Şartları" başlıklı 1. maddesinde; ... Ltd. Şti'nin, başvurucunun (davacı) iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi nedeniyle alacakları olan kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için hesaplanan net miktarlar üzerinden iyiniyet çerçevesinde indirim yapmaları nedeniyle aynı iyiniyet çerçevesinde toplamda net 45.970,12 TL ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği; anlaşmanın 2. maddesinde ise ödemenin ne şekilde yapılacağı düzenlenmiş olup maddeye göre ... Ltd. Şti'nin 1. maddede belirtilen bedeli dört taksit hâlinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, taksitlerden ilki olan 11.492,53 TL'nin anlaşmanın imzalandığı gün, aynı miktardaki diğer taksitlerden ikinci taksitin 31.03.2021, üçüncü taksitin 30.04.2021 ve dördüncü taksitin ise 31.05.2021 tarihinde davacı vekilinin belirtilen banka hesabına ödeneceği, ödemelerin taksit tarihlerinden itibaren üç gün içerisinde yapılması hâlinde gününde yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>27. Anlaşma belgesinin 3. maddesi, taksitlerin zamanında ödenmemesi durumunda başvurulabilecek hukuki yollara ilişkin ayrıntılı bir düzenleme içermektedir. Maddeye göre "... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından belirtilen taksitlerin zamanında ödenmemesi halinde bir sonraki taksitler muaccel hale gelip iş bu anlaşma belgesi ile yasal işlem başlatılabileceği gibi Başvurucu gerek anlaşma belgesi konusu gerekse diğer işçilik alacakları için yapılan indirim neticesinde tanzim edilen iş bu anlaşma belgesinde belirtilen miktar ile sınırlı kalmaksızın tüm alacaklarını talep edebilecek/yargı yoluna başvurabilecektir. Özetle; yukarıda belirtilen miktarlar, belirtilen vadelerde ... Yemek San. ve Tic. Ltd. Şti. Tarafından tam ve eksiksiz şekilde ödenmezse, Başvurucu bu anlaşma belgesi ile neticeye bağlanan kısım için (yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra) işverene karşı icra takibi yapılabileceği gibi buna ilaveten aynı zamanda indirim yapılan bakiye alacakları için de yasal yollara müracaat edebilecek, dava açabilecek ya da icra takibi yapabilecektir". Anlaşma belgesinin 4. maddesinde başvurucunun, ödemelerin tam ve eksiksiz yapılması hâlinde daha önce dava şartı arabuluculuk kapsamında anlaşamama ile sonuçlanan dosyada adı geçen tarafları ibra edeceği, bunlara karşı da dava açmayacağını taahhüt ettiğini, ancak ödemelerin zamanında yapılmaması hâlinde başvurucunun ve/veya vekilinin tüm yasal dava ve şikâyet hakkını derhal kullanabileceği; 5. maddede ise anlaşma belgesi konusu ödemelerin tamamının ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmesi hâlinde başvurucunun ... Ltd. Şti'den başka bir hak ve alacağının kalmadığını kabul ve taahhüt ettiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>28. Yargılama aşamasında davacı vekili, davalının ödeme güçlüğü nedeniyle alacaklarının yalnızca %40'ı için anlaşma tutanağı düzenlediklerini, bu indirime rağmen alacaklarının ödenmemesi durumunda ise dava açılacağının sözleşmede açık bir şekilde düzenlendiğini iddia etmiştir. "Anlaşma Şartları"nın gerek 1., gerekse 3. maddesinde davacının alacaklarından indirim yapıldığı hususunun açıkça belirtildiği anlaşılmakta ise de davacının anlaşma konusu edilen işçilik alacaklarının indirim yapılmadan önceki toplam miktarı ve indirim oranı tespit edilmemektedir. Bununla birlikte taraflar, irade özerkliği çerçevesinde tayin ettikleri alacak miktarının ne şekilde ödeneceğini belirlemişler ve ödenmemesinin sonuçlarını da ayrıntılı şekilde düzenlemişlerdir.</p>

<p>29. Bu anlamda olmak üzere tarafların ödenmesi yönünde anlaştıkları miktarın, anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde davacıya (alacaklıya) iki seçenek sunulmuş olup buna göre davacı isterse bir taksitin ödenmemesi nedeniyle muaccel olan diğer taksitleri için yasal işlem başlatabilecek; isterse ödenen miktarları mahsup ederek indirim yapılan bakiye alacaklar da dahil olmak üzere tüm alacakları için yasal yollara başvurabilecek; dava açabilecek veya icra takibi yapabilecektir.</p>

<p>30. Görüldüğü üzere anlaşma belgesine göre tarafların anlaşmalarının temelinde, kararlaştırılan miktarın "tam ve eksiksiz ödenmesi" şartı yer almaktadır. Somut olayda ise bu şart davalı ... Ltd. Şti. tarafından yerine getirilmemiş ve davacı anlaşma belgesinde toplam miktarı belirtilmeyen alacaklarının tamamını dava konusu yapmayı tercih etmiştir. Esasen burada tarafların arasındaki uyuşmazlığın arabuluculuk faaliyeti sonucunda imzalanan anlaşma belgesi ile kalıcı şekilde çözülerek sona erdiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Zira uyuşmazlığın sona ermesi "tam ve eksiksiz ödeme" şartına bağlandığından anlaşma belgesine göre bu şartın gerçekleşmemesine bağlı olarak eldeki dava açılmıştır.</p>

<p>31. Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, davalı ... Ltd. Şti. tarafından anlaşma belgesinde öngörülen tarihte son taksitin ödenmediği sabit olup davacının ödenen miktarları mahsup ederek alacağın tamamını dava konusu yapması anlaşma belgesine uygun düşmektedir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk anlaşma belgesi ile taraflarca anlaşmaya varıldığı kabul edilerek 6325 sayılı Kanun'un 18/5. maddesine göre dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p>32. Diğer taraftan ilke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Davalı ... Ltd. Şti. vekili yargılama aşamasında 06.09.2021 tarihli banka dekontunu sunarak son taksitin de ödendiğini, davacının alacağının kalmadığını belirtmiş ise de davanın açıldığı tarih itibarıyla davalı ... Ltd. Şti'nin anlaşma belgesi uyarınca ödemesi gereken son taksiti ödemediği, bu hâliyle ödemelerin tam ve eksiksiz şekilde yapılmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin yargılama aşamasında son taksitin ödendiği, davalının geç de olsa sözleşmenin gereğini yerine getirdiğine dair direnme gerekçesi de yerinde değildir.</p>

<p>33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, anlaşma belgesinde yer alan, tarafların üzerinde anlaştıkları miktarın anlaşma belgesinde öngörülen vadelerde ödenmemesi hâlinde dava açabileceğine dair düzenlemenin anlaşmanın şarta bağlı olarak yapıldığı anlamına geldiği, anlaşma belgesi şarta bağlanamayacağından bu düzenlemenin geçersiz olduğu ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27/2. maddesine göre sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesi ile anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>34. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="98677"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/7792 E., 2024/10322 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 01.07.2024 tarihli, 2024/7792 E., 2024/10322 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/7792 E., 2024/10322 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/236 E., 2024/312 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/845 E., 2023/829 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalılardan ... Ağır San. İnş. ve Taah. AŞ, ... İnşaat San. Turizm ve Tic. AŞ ve ... İnşaat ve Tic. AŞ (..., ... ve ... Şirketleri) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ..., ... ve ... Şirketleri vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalılardan asıl işveren ..., ... ve ... Şirketleri Adi Ortaklığı işyerinde diğer davalı alt işveren ... Yapı Madencilik ve İş Makinaları San. ve Tic. Ltd. Şti. (... Yapı Şirketi) tarafından yürütülen metro tünel inşaatı işinde çalıştığını, iş sözleşmesinin işverenlerce haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin çalıştığı dönem boyunca fazla çalışma yaptığını, iki haftada bir hafta tatillerinde çalıştığını, ulusal ... ve genel tatillerde çalışmaya devam ettiğini; ancak söz konusu çalışmalarının karşılığının ödenmediğini, söz konusu dönemlerde her ay düzenli imzalattırılması gereken ancak imzalattırılmayan ve biriken bordroların davalı alt işveren ... Yapı Şirketinin muhasebecisi tarafından tüm işçilere baskı yapılarak, acele ettirilerek, detaylıca incelemelerine izin verilmeden ve "imzalamazsanız işten çıkışınızı veririz” şeklindeki korkutmalar ile müdahalelerde bulunularak toplu olarak şantiyede imzalattırıldığını, davalı ... Yapı Şirketinin toplu olarak birçok personeli hiçbir haklı ve hukuki gerekçe göstermeden işten çıkarması üzerine müvekkili ve birçok işçinin, davalı Şirket yetkililerine başvurarak hak ettikleri işçilik alacaklarının ve tazminatlarının eksiksiz olarak taraflarına ödenmesini talep ettiklerini, davalı alt işveren Şirket tarafından bir süre oyalandıklarını, ancak işten çıkışlarının verilmesini takip eden günlerde ... Yapı Şirketinin işçilerin tamamını Şirkete çağırarak taraflarına ödeme yapılacağını ilettiğini, söz konusu çağrı üzerine davacının da içinde bulunduğu birçok işçinin Şirketin muhasebe birimine başvurduğunu ve alacaklarını talep ettiğini, ancak davalı ... Yapı Şirketi çalışanı C.D’nin ödeme yapılmadan önce birtakım evrakların imzalanması gerektiğini, şayet imzalamazlar ise ödemenin yapılmayacağını belirterek davacının da içinde bulunduğu birçok işçiye ayrı ayrı yüzlerce evrakın imzalatıldığını, taraflarına ödeme yapılacağı düşünülürken davalı Şirket çalışanının ödemelerin arabuluculuk görüşmesi ile yapılacağını, arabuluculuk belgelerine ödenecek tutarın da yazıldığını ve arabulucunun taraflarını arayacağını belirterek işçilerin tamamını başkaca hiçbir açıklama yapmadan ve soru sormalarına bile izin vermeden gönderdiğini, işbu olaydan birkaç gün sonra davacı işçinin bilmediği bir numaradan arandığını ve kendisini arabulucu olarak tanıtan bir erkekle görüştüğünü, söz konusu telefon görüşmesinde kendini arabulucu olarak tanıtan şahsın yalnızca "belgedeki miktarı kabul ediyor musunuz?" diye davacıya sorduğunu ve sonrasında başkaca bir şey söylemeden görüşmeyi sonlandırdığını, müvekkilinin sonrasında aynı durumda olan diğer arkadaşları ile görüştüğünde kendilerinin de aynı şekilde arabulucu tarafından arandığını öğrendiğini, taraflarına arabuluculuğa ilişkin evraklar gönderilmeksizin diğer davalılar ..., ... ve ... Şirketleri tarafından banka hesabına "Maaş Tazminat ve İzin Ücret Ödemeleri" açıklamasıyla ödeme yapıldığını, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülmediğini, ortada usulüne uygun arabuluculuk başvurusu dahi bulunmadığını, zira arabuluculuk ilk oturum, son oturum tutanakları ile anlaşma belgesinde dosya numarası dahi yazmadığını, ayrıca arabuluculuk sistemindeki dosya açılış tarihi ile belgelerin düzenleme tarihinin farklı olduğunu, müvekkilinin arabuluculuk süreci hakkında bilgilendirilmediğini, toplantı günü belirlenerek toplantıya davet edilmediğini, müvekkiline arabuluculuğa ilişkin belgelerin tebliğ edilmediğini, belgelerin herkese toplu olarak süreçle ilgisi olmayan muhasebeci tarafından çeşitli evrakların içine gizlenerek imzalatıldığını, tutanaklarda kararlaştırıldığı iddia edilen miktarın hangi alacağa ilişkin olduğu ve hak edilen bedelin ne kadar olduğu konusunda açıklık içermediğini ileri sürerek usulüne uygun olmayan arabuluculuk tutanağının iptalini talep etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalılar ..., ... ve ... Şirketleri vekili; davalı Şirketlerin bir adi ortaklık oluşturmak suretiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ihale edilen Ümraniye-Ataşehir-Göztepe Metrosu İnşaat ve Elektromekanik Sistemler Temin, Montaj ve İşletmeye Alma İşlerini üstlendiklerini, diğer davalı ... Yapı Şirketi ile de alt yüklenici sözleşmesi imzaladıklarını; ancak söz konusu Şirketin yaşadığı ekonomik sıkıntıların yürütülmekte olan metro projesinde gecikmelere ve sorunlara da yol açması sebebiyle aralarındaki sözleşmenin müvekkili Şirketler tarafından feshedildiğini, adi ortaklığa ait şantiyede çalışmış bulunan işçilerin hak kaybı yaşamaması adına davacıların da içinde yer aldığı ... Yapı Şirketi çalışanlarının hak kazandıkları tüm hak ve alacaklarının diğer davalı ... Yapı Şirketinin hak edişlerinden kesilmek suretiyle müvekkili Ortaklık tarafından ödenmesine ilişkin karar alındığını; ancak ... Yapı Şirketinin konkordato sürecinde olması, ödemeler için konkordato komiserlerinden izin alınmasının gerekmesi ve tüm bu sürecin konkordato komiserlerinin denetiminde olması sebebiyle yapılan müzakereler sonucu ihtiyari arabuluculuk sürecine başvurulmasına karar verildiğini, davacı dâhil tüm işçilere hesaplamaların neye göre yapıldığının ayrı ayrı açıklandığını, bu süreçte bazı çalışanların yapılan hesaplamaları kabul etmedikleri gibi arabuluculuk görüşmelerine katılmayı da kabul etmediklerini ve dava açma yolunu tercih ettiklerini, davacının da içinde yer aldığı çalışanların ise yapılan hesaplamaları doğru bulduklarından kendilerine ödenecek tutarlarda herhangi bir eksiklik bulunmadığını kabul ederek kendi ... iradeleri ile arabuluculuk görüşmelerine katılıp arabuluculuk belgelerini imzaladıklarını, müvekkili Şirketlerin de dâhil olduğu arabuluculuk sürecinde hiçbir şekilde tehdit yahut baskı yapılmadığını, arabuluculuk sürecine katılmak istemeyen işçilerin zorlanmadığını, dolayısıyla davacının irade fesadı iddialarının dinlenmesinin mümkün olmadığını, nitekim N.T. isimli bir çalışan tarafından Şirket vekiline atılan mesajlarda görüşmelerden haberdar olunduğunun açık olduğunu, üstelik bu işçinin geç ödeme sebebiyle arabuluculuk görüşmesindeki görüşmelerini kabul etmeyip dava yoluna da başvurduğunu, yine şantiye şefi G.E. ile Adi Ortaklığı oluşturan Şirketlerin vekili arasında yapılan yazışmalardan da taraflarla arabuluculuk görüşmesi yapıldığının ve tüm süreçten davacıların bilgisi olduğunun kanıtlandığını; huzurdaki davaya konu arabulucu anlaşması “ihtiyari arabulucu” anlaşması olup, ihtiyari arabuluculuk görüşmesinde dava şartı olan arabulucu görüşmelerinde olduğu gibi büro numarası veya Bakanlık numarası alınmasına gerek olmadığını, böyle bir eksiklik olsa bile arabulucu anlaşmasının geçerliliğiyle ilgili bir durum olmadığını, davacı vekili tarafından öne sürülen davacının arabuluculuk evraklarına ulaşamadığına ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... Yapı Şirketi vekili yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sunulan ve toplanan bilgi ve belgelere göre arabuluculuk başvurusunun işverenlikçe yapıldığı, görüşmenin telekonferans yoluyla gerçekleştirildiği, görüşmeye davacı ve davalı ... Yapı Şirketi yetkilisinin aynı anda davalı Adi Ortaklığa ait metro şantiyesinde hazır bulunarak katıldığı, arabuluculuk tutanaklarının ve anlaşma belgesinin posta veya kargo yoluyla karşılıklı gönderilmesi suretiyle imzalanması ve arabuluculuk masrafının davalı Adi Ortaklık tarafından karşılanması hususlarında anlaşmaya varıldığı, tanıkların da beyanlarında davalı ... Yapı Şirketi muhasebecisi tarafından toplu şekilde işyerine çağrıldıklarını, ödeme yapılabilmesi için belgeleri imzalamaları gerektiğinin söylendiğini, hangi alacak için ne kadar ödeme yapılacağının açıklanmadığını, söylenen tutarı kabul edip etmediklerinin sorulduğunu, paraya ihtiyaçları olduğu için kabul ettiklerini söylemek zorunda kaldıklarını, sonrasında çok sayıda belge imzalatıldığını, dışarıda bekleyen çok sayıda işçi olduğundan ve evrak sayısı da fazla olduğundan okumaya fırsat verilmediğini, belgelerin örneğini alamadığını ve daha sonrasında da taraflarına belge ulaşmadığını, bazı işçileri aynı gün bazılarını da birkaç gün sonra kendisini arabulucu olarak tanıtan bir kişinin aradığı ve sadece toplantıdaki tutarı kabul edip etmediklerini sorduğunu beyan ettikleri; hem çok sayıda çalışanla aynı anda hem de davalı işyerinde arabuluculuk görüşmesi yapıldığının sabit olduğu, dolaysıyla arabuluculuk sürecinin hukuka uygun ve sağlıklı şekilde yürütülmediği, çok sayıda işçi ile dar zamanda ve mekanda yani bağımsız bir yerde olmayıp da işyerinde görüşme yapılması, bu esnada işçilerin üçüncü kişilerden yardım alma durumunun bulunmaması, işçilerin maddi ve manevi olarak zor durumda olmaları sebebiyle irade sakatlandığından belgenin hukuki geçerliliğinin bulunmadığı; ayrıca anlaşma belgesine "SGK'ya yapılmış bildirim süreleri kapsamında" şerhi koyularak görüşmelerin işçi aleyhine sınırlandırıldığının anlaşıldığı, ihtiyari arabuluculuk masraflarının işveren tarafından ödeneceğinin belirtildiği, aslında ibra niteliğinde bulunan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin arabuluculuğun amacına uygun olmadığı ve iptalinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve davaya konu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ... ve ... Şirketleri vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı ..., ... ve ... Şirketleri vekili; cevap dilekçesindeki savunmalarının yanı sıra arabuluculuk anlaşma belgesinin ibraname veya ibra sözleşmesi gibi değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının irade sakatlığının söz konusu olmadığını, davacının dava dilekçesinde gabinin varlığına ilişkin bir iddiası yahut Mahkeme dosyasına sunmuş olduğu somut bir delili bulunmadığını, davacı tarafından arabulucuya anlaşmak istemediğine, hesaplanan tutarları kabul etmediğine, arabuluculuk görüşmesi yapmak istemediğine ilişkin herhangi bir beyan ileri sürülmediği gibi anlaşma iradesinin davacı tarafından açıkça ortaya koyulduğunu , yapılan ödemelerin konkordato komiserlerinin denetiminde de olduğu gözetildiğinde zaten müvekkili Adi Ortaklığın gabine sebebiyet verebilecek bir iş veya eyleminin olmasının mümkün olmadığını, müvekkili Şirket yetkilileri tarafından çalışanların arabuluculuk görüşmelerine katılmaya zorlanmasının söz konusu olmadığını, zira davacıyla aynı dönemde çalışan bazı işçilerin, yapılan hesaplamaları kabul etmeyerek arabuluculuk sürecine de dâhil olmadıklarını ve dava açtıklarını, davacı tarafça arabuluculuk evrakının diğer evraklar arasına gizlenerek imzalatıldığı iddiası ile dava dilekçesinin devamında arabuluculuk evraklarının tehdit ve baskı ile imzalatıldığı iddialarına yer verilmesinin çelişkili olduğunu, arabuluculuk görüşmelerinin usulüne uygun olduğunu, tutanakların içeriğinde de herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların toplu hâlde işyerine davet edildikleri, işverence hazırlanan belgeleri imzaladıkları takdirde önceden işverence belirlenen işçilik alacaklarını alabileceklerinin beyan edildiği, işçilerin tek tek davalı Şirket yetkilisi C.D. ile görüştükleri, işçilerin kendilerine verilen belgeleri hızlıca imzaladıkları, ödemeyi kabul eden işçilerin arabulucu tarafından telekonferans yolu ile arandığı ve arabuluculuk faaliyetinin sonuçları hakkında temel bilgiler verilmeksizin yalnızca teklif edilen tutarın kabul edilip edilmediğinin sorulduğu, kabul ettiğini beyan eden işçilere ilişkin ihtiyari arabuluculuk tutanağı düzenlendiği, bu şekilde arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ilgili aydınlatma görevinin yerine getirilmediği, davacının arabuluculuk görüşmelerine arabulucunun davetiyle değil de davalı işverenin dayatmasıyla katıldığı, davacı tarafın arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucunun seçiminde ve görüşme yeri konusunda herhangi bir iradesinin bulunmadığı dikkate alındığında arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği, arabuluculuğun temel ilkelerinden iradi olma ve eşitlik ilkelerine de uyulmadığı hususları dikkate alındığında ihtiyari arabuluculuk görüşmesinin amacına uygun şekilde gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ..., ... ve ... Şirketleri vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ..., ... ve ... Şirketleri vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği gerekçelere dayanarak ve resen dikkate alınacak nedenlerle davanın reddine karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, dava konusu ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 3, 8, 9, 11, 13, 14, 15, 16, 17 ve 18 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılardan ..., ... ve ... Şirketleri vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="33851"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/8505 E., 2025/9892 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 15.12.2025 tarihli, 2025/8505 E., 2025/9892 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8505 E., 2025/9892 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/850 E., 2025/1061 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 3. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/594 E., 2025/46 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 06.08.2014-30.09.2023 tarihleri arasında künefe ustası olarak çalıştığını, mevcut davada iptali istenilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının 11.07.2023 tarihli olduğunu ve davacının o tarihte çalışmaya devam ettiğini, davacının arabulucuyu hiç görmediğini, arabulucu ile görüşmesinin olmadığını işyerinde çalışan herkesin imzaladığı söylenerek kendisine sair belgelerle birlikte bu belgenin de imzalatıldığını, anlaşma belgesinde işçilik kalemlerinin teker teker yazılmadığını, bütün alacakları ibaresinin yazıldığını ileri sürerek Mersin Arabuluculuk Bürosunun ... numaralı ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen davalı tarafından dosyaya cevap dilekçesi sunulmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta Mersin Hukuk Mahkemeleri Ön Bürosundan gelen cevabi yazıda ihtiyari arabuluculuk tutanağını düzenleyen arabulucu ... 'nin Mersin 5. İş Mahkemesinin başka bir dosyasında davalıyı vekil olarak temsil ettiğinin anlaşıldığı, arabulucu avukat davalı Şirketi dava ve duruşmalarda temsil ettiğinden görevini tarafsızlıkla ve eşitliğe uygun olarak yaptığı hususunda tereddüt oluştuğu, ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri sırasında davacı işçiye davalı işverenin başka dosyadaki avukatının arabuluculuk yapacağı konusunda bilgilendirme yapılmadığı, davacıya arabuluculuk tutanağının imzalanması öncesinde yeterli bilgi verildiğine ilişkin Ön bilgilendirme formu ya da Arabulucu Belirleme Tutanağı bulunmadığı, tutanakta sadece "Taraflara arabuluculuk anlaşma belgesinin hukuki ve mali bütün sonuçları hakkında bilgi verildi." denildiği ve arabulucu seçiminin ne şekilde yapıldığı, davalı Şirketi kimin temsil ettiği, taraflara hangi hususlarda ne şekilde bilgi verildiğinin açıkça yazılmadığı, yine önceden bilgilendirme yapılmaksızın aynı gün sadece tutanak yapıldığı, buna göre arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, arabulucu tarafından aydınlatma görevinin yerine getirilmediği, arabulucu tarafından arabuluculuk uyuşmazlık çözüm yolunun temel ilkeleri olan iradilik, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davaya konu 11.07.2023 tarihli ve 2023/372986 arabuluculuk numaralı ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacı ile anlaşılarak sonuca gidildiğini, arabuluculuk sürecinin usule ve kanuna uygun yürütüldüğünü,</p>

<p>2. Davacının sonradan bu davayı açmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu ve davacının iddialarını ispat edemediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/5 hükmü uyarınca geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığı ve iptalinin gerekip gerekmediği hususundadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="14622"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukat Muzaffer Erke vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-muzaffer-erke-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-muzaffer-erke-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Muzaffer Erke (10485) vefat etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. MUZAFFER ERKE (10485) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>04.09.1991 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Muzaffer ERKE (10485) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 09.09.2026 Çarşamba günü saat 16.45’te Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/muzaffer-erke.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-muzaffer-erke-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/muzaffer-erke-1.jpg" type="image/jpeg" length="90506"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İfade ve Sorguda Şüphelinin Hakları: Susma Hakkı ve Avukat Talep Etme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ifade-ve-sorguda-suphelinin-haklari-susma-hakki-ve-avukat-talep-etme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ifade-ve-sorguda-suphelinin-haklari-susma-hakki-ve-avukat-talep-etme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 147. maddesi, 2026 itibarıyla hâlâ Türkiye'de gözaltına alınan veya ifadeye çağrılan her şüpheliye aynı üç hakkı güvence altına alıyor: <strong>susma hakkı, avukat talep etme hakkı ve bir yakınına haber verdirme hakkı</strong>. Ne var ki birçok kişi karakol kapısından içeri girer girmez bu hakları bildiğini unutuyor, panikle "her şeyi anlatayım da bitsin" diyor ve sonradan geri dönülmesi zor ifadeler veriyor. Oysa doğru davranış biçimini önceden bilmek, sürecin tamamının seyrini değiştirebiliyor.</p>

<p><strong>Gözaltına Alınma veya İfadeye Çağrılma Anında Neler Olur?</strong></p>

<p>Diyelim ki Kadıköy'de bir trafik tartışması büyüdü ve kolluk kuvvetleri sizi ifade vermek üzere karakola davet etti. İlk dakikalarda görevlilerin size <strong>hangi suçla ilgili işlem yapıldığını ve haklarınızı</strong> sözlü olarak bildirmesi ve bunu tutanağa geçirmesi yasal bir zorunluluktur. Bu bildirim yapılmadan alınan ifadeler, sonradan mahkemede delil olarak kullanılamaz hale gelebilir.</p>

<p>Bu aşamada sakin kalmak, kimlik bilgilerinizi doğru vermek ve hakkınızda yürütülen işlemin ne olduğunu net biçimde sormak en doğru ilk adımdır. Unutmayın, gözaltına alınmak suçlu olduğunuz anlamına gelmez; masumiyet karinesi sürecin başından sonuna kadar geçerliliğini korur.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Haklarınızın okunduğu tutanağı imzalamak, o anda söylediklerinizi kabul ettiğiniz anlamına gelmez; sadece hakların size bildirildiğini gösterir. İfadenin kendisini imzalamadan önce mutlaka dikkatle okumalısınız.</p>

<p>İfade öncesi avukatla yapılan görüşme, sürecin en kritik anlarından biridir.</p>

<p><strong>Susma Hakkı Nedir, Nasıl ve Ne Zaman Kullanılır?</strong></p>

<p>Susma hakkı, şüphelinin kendi aleyhine ifade vermeye <strong>hiçbir şekilde zorlanamayacağı</strong> anlamına gelir. Peki ama bu hak pratikte nasıl işliyor? Sorgu memuru veya savcı size "Neden suskun kalıyorsunuz, saklayacak bir şeyiniz mi var?" dediğinde, susmanın aleyhinize bir emare olarak kullanılamayacağını bilmeniz gerekir.</p>

<p>Şöyle bir cümle kurabilirsiniz: "Avukatım gelmeden ifade vermek istemiyorum." Bu, ne suçu kabul etmek ne de inkâr etmek anlamına gelir; sadece hukuki bir haktan yararlanmaktır. Susma hakkını kullanmak, tanıklık veya kimlik bilgisi verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, bu ikisi ayrı konulardır.</p>

<p>Şimdi gelelim sık karıştırılan bir noktaya: susma hakkı yalnızca gözaltında değil, savcılık ve mahkeme aşamasında da geçerlidir. Sürecin her evresinde aynı korumadan yararlanırsınız.</p>

<p><strong>Avukat Talep Etme Hakkı: Ücretsiz Müdafi Nasıl Atanır?</strong></p>

<p>Ayşe Hanım'ın oğlu bir gece yarısı gözaltına alındığında ailenin aklına ilk gelen soru "avukat tutacak paramız yok, şimdi ne olacak?" oldu. Oysa CMK'nın 150. maddesi uyarınca, <strong>kendi avukatını temin edemeyen şüpheliye baro tarafından ücretsiz bir müdafi görevlendirilir</strong> ve bu hizmetin bedeli devlet tarafından karşılanır.</p>

<p>18 yaşından küçükler ile belirli bir cezayı gerektiren suçlarda avukat talebi olmasa dahi müdafi ataması zorunludur. Görevlendirilen avukatla görüşme yapılmadan ifadenin alınması usule aykırıdır.</p>

<p><strong>Avukat Talep Etme Adımları</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Kolluğa veya savcıya "avukatım yok, baro tarafından görevlendirilmesini istiyorum" deyin.</p>

<p><strong>2.</strong> Görevli, ilgili baronun nöbetçi avukatlık merkezini arar.</p>

<p><strong>3.</strong> Nöbetçi avukat karakola veya adliyeye gelir, sizinle önce baş başa görüşür.</p>

<p><strong>4.</strong> Avukatla görüşme tamamlanmadan resmi ifade alınmaz.</p>

<p>Kendi avukatınızı tercih ediyorsanız da bu tamamen sizin hakkınızdır; barodan atanan avukat yalnızca bir güvence, bir zorunluluk değildir.</p>

<p><strong>İfade Sırasında Sık Yapılan Hatalar ve Kaçınılması Gerekenler</strong></p>

<p>Mehmet Bey gözaltına alındığında "açıklarsam daha çabuk biter" diye düşünüp avukatını beklemeden uzun bir ifade verdi; sonrasında bu ifadenin bazı bölümleri aleyhine yorumlandı. Bu, sahada en sık karşılaşılan hatalardan biridir.</p>

<p>Gözaltı süreleri de sık bilinmeyen bir konu. Bireysel suçlarda ve toplu suçlarda süreler birbirinden farklıdır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Durum</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Azami Gözaltı Süresi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Bireysel işlenen suçlar</p>
   </td>
   <td>
   <p>24 saat</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Toplu (3+ kişi) işlenen suçlar</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kademeli olarak en fazla 4 güne kadar uzatılabilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Sık yapılan diğer hatalar arasında <strong>tutanağı okumadan imzalamak</strong>, <strong>baskı altında detaylı itiraflarda bulunmak</strong> ve <strong>haklarının hatırlatılmasını talep etmekten çekinmek</strong> sayılabilir. Bu hataların hiçbiri geri döndürülemez değildir, ancak sürecin ilerleyen aşamalarında ek bir hukuki mücadele gerektirebilir.</p>

<p>Sorgu sonrası bekleme süreci de haklarınızın geçerli olduğu bir aşamadır.</p>

<p><strong>Sorgu Sonrası Süreç: Serbest Bırakılma, Adli Kontrol veya Tutuklama</strong></p>

<p>İfade tamamlandıktan sonra dosya savcılığa gönderilir. Savcı, delil durumuna göre üç yoldan birini seçer: <strong>serbest bırakma, adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakma veya tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk</strong>. Bu karar, ifadede söylenenlerin ve toplanan delillerin bütününe göre şekillenir.</p>

<p>Eğer sorgu sürecinde temel haklarınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız ve olağan hukuk yollarını tükettiyseniz, hak ihlalinin giderilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunu da değerlendirebilirsiniz. Bu, son çare niteliğinde ama önemli bir güvencedir.</p>

<p><strong>Hatırlatma</strong></p>

<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu</strong>'na göre işkence, kötü muamele veya usule aykırı baskı altında alınan ifadeler hükme esas alınamaz. Bu, sürecin en temel güvencelerinden biridir.</p>

<p><strong>Avukatım gelene kadar ifade vermeyi reddedebilir miyim?</strong></p>

<p>Evet. Avukatla görüşme talebiniz karşılanmadan ifade vermeniz istenemez; bu talebiniz tutanağa geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Susma hakkımı kullanırsam bu durum mahkemede aleyhime kullanılır mı?</strong></p>

<p>Hayır, susma hakkının kullanılması tek başına suçlamayı kabul ettiğiniz veya sizi suçlu gösteren bir delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p><strong>Kolluk haklarımı bildirmeden ifademi alırsa ne olur?</strong></p>

<p>Haklar bildirilmeden alınan ifadeler usule aykırı kabul edilebilir ve avukatınız bu durumu dosyada itiraz konusu yapabilir.</p>

<p>Özetle, ifade ve sorgu sürecinde bilmeniz gereken üç temel nokta var: <strong>susma hakkınızı çekinmeden kullanabilirsiniz</strong>, <strong>avukat talebiniz karşılanmadan ifade veremezsiniz</strong> ve <strong>ekonomik durumunuz ne olursa olsun ücretsiz müdafi hakkınız güvence altındadır</strong>. Bu üç hakkı bilmek, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ifade-ve-sorguda-suphelinin-haklari-susma-hakki-ve-avukat-talep-etme-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/terazii-dava.jpg" type="image/jpeg" length="19039"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48897"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İSTANBUL BAROSU Seçimlerinde Hangi Adayı Destekliyorsunuz?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ANKET: İSTANBUL BAROSU Seçimlerinde Hangi Adayı Destekliyorsunuz? - Lütfen İstanbul Barosu üyesi iseniz oy kullanınız - Alfabetik sıralama uygulanmıştır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026">&gt;&gt; Ankete katılmak için <span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h2>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><img alt="Hasan Kiliç-2" height="375" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/hasan-kilic-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="640" /></a></p>

<p style="text-align:center"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026">Av. Hasan KILIÇ</a></strong></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-144"><img alt="Av. Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/10/ibrahim-kaboglu.jpg" /></label></a></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-144">Av. Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-145"><img alt="Av. Prof. Dr. Korkut KANADOĞLU" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/korkut-kanadoglu-1.jpg" /></label></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-145">Av. Prof. Dr. Korkut KANADOĞLU</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-146"><img alt="Av. Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/umit-kocasakal-2.jpg" /></label></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-146">Av. Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-147"><img alt="Kararsızım" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/11/baro/ist-baa1.jpg" /></label></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-147">Kararsızım</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"></p>

<h2 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Ankete katılmak için TIKLAYINIZ</span></a></strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/baro/ist-baro-a5-1.jpg" type="image/jpeg" length="51454"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Fikir: Trafik Denetiminde Hukukçular Görev Alsın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bir-fikir-trafik-denetiminde-hukukcular-gorev-alsin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bir-fikir-trafik-denetiminde-hukukcular-gorev-alsin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ben bu yaz neredeydim? Şener Şen in Hababam sınıfında Badi Ekrem karakteri gibi giriş yaptım. :) Bu yaz bir süreliğine Bakü’deydim. Ve çok beğendim.</p>

<p>Bir şehri gezerken insanın dikkatini çeken çok fazla şey oluyor. Fakat benim dikkatimi en çok çeken şeylerden biri, ilk bakışta son derece basit görünen bir ayrıntıydı: <strong>Yere atılmış çöp neredeyse hiç görmedim. </strong>Hani “bal dök yala” derler ya. İşte o cinsten bir temizlik.</p>

<p>Hatta rehber şaka yollu <strong>“Siz gələcəysiz deyə axşama kadar yıkadık, süpürdük buraları.”</strong> diye latifeli bir anlatımla gururla bahsetti şehrin temizliğinden. Bir süre sonra bunun yalnızca temizlik meselesi olmadığını düşünmeye başladım.</p>

<p>Çünkü kamu düzeni yalnızca büyük olaylardan ibaret değil; insanların günlük hayatta birbirlerinin yaşam alanlarına ve ortak şehir düzenine gösterdiği özen de bunun bir parçasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakü’de gördüğüm bu tablo, ister istemez beni Türkiye’yi düşünmeye sevk etti. Açık söyleyeyim: <strong>Kıskandım. Gıpta ettim.</strong> Çünkü Ankara’nın, Adana’nın, Elazığ’ın, Rize’nin ve hele ki benim gözümde dünyanın en güzel şehri olan İstanbul’un bundan daha temiz, daha düzenli ve daha yaşanabilir olmayı hak ettiğini düşünüyorum.</p>

<p>Çünkü burası bizim memleketimiz. <strong>Bizim evimiz.</strong> İnsanın kendi evinin salonuna çöp atmayıp sokağına atması nasıl açıklanabilir?</p>

<p>İşte tam da bu noktada aklıma, yıllardır uygulanan fakat bana göre potansiyeli yeterince kullanılmayan <strong>fahri trafik müfettişliği sistemi</strong> geldi.</p>

<p>Ve şu soruyu sormaya başladım: <strong>Madem hukukçular hukuku biliyor, neden kamu düzeninin korunmasında onlara daha fazla görev vermeyelim?</strong></p>

<p>Türkiye’de trafik denetiminin yalnızca kolluk tarafından yapılmadığını biliyoruz. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında uygulanan fahri trafik müfettişliği sistemiyle, belirli şartları taşıyan vatandaşlara bazı trafik ihlallerini tespit ederek tutanak düzenleme imkânı tanınıyor.</p>

<p>Fahri trafik müfettişleri araç durduramıyor, sürücüyle muhatap olamıyor ve kolluk görevlisi gibi hareket edemiyor. Görevleri, mevzuatın izin verdiği kapsamda ihlali tespit etmek ve usulüne uygun şekilde bildirmekle sınırlı.</p>

<p>Bu sistemin temelinde önemli bir düşünce var: Devletin her yerde ve her anda bulunmasının mümkün olmadığı durumlarda, vatandaşların gözlem ve tespit gücünden kamu düzeninin korunması amacıyla yararlanmak.</p>

<p>Peki, bu model neden hukukçular bakımından özel bir statüyle geliştirilemesin? Mevcut sistem korunarak, özel eğitim ve sertifikasyondan geçirilen hukukçulara daha uzman bir görev alanı neden oluşturulmasın?</p>

<p>Burada önerdiğim şey avukatlara herhangi bir ayrıcalık tanınması değil.</p>

<p><u>Avukatların trafik polisi veya zabıta haline getirilmesini de önermiyorum.</u></p>

<p>Önerdiğim şey, <strong>hukuk eğitimi almış kişilerin belirli bir eğitim ve sertifikasyon sürecinden geçirilerek kamu düzeninin korunmasına ilişkin bazı alanlarda özel olarak görevlendirilebilmesi.</strong></p>

<p>Hukukçunun mesleki eğitimi, ihlalin tespiti ve hukuki niteliğinin doğru belirlenmesinde önemli bir fark yaratabilir. Bu nedenle, özel eğitim ve sertifikayla hukukçuların mevcut fahri trafik müfettişliği sistemi içerisinde görev alması düşünülebilir. Örneğin görev yapmak isteyen avukatlar;</p>

<p>trafik mevzuatı, idare hukuku, kabahatler kanunu, kişisel verilerin korunması, fotoğraf ve video ile ihlal tespiti, elektronik tutanak düzenleme, görev ve yetki sınırları konularında özel bir eğitimden geçirilebilir.</p>

<p>Eğitimin sonunda sınav yapılabilir ve başarılı olanlara belirli süreyle geçerli bir <strong>“Trafik Hukuku ve Kamu Düzeni Denetimi Sertifikası”</strong> verilebilir.</p>

<p>Bu sertifikaya sahip hukukçular, mevcut fahri trafik müfettişliği sisteminin içinde, daha nitelikli bir tespit ve raporlama faaliyeti yürütebilir.</p>

<p>Burada önemli olan nokta şudur:</p>

<p><strong>Bu kişilere doğrudan idari para cezası verme yetkisi verilmesi gerekmemektedir.</strong></p>

<p>Hukukçu tespit eder, belgeler ve bildirsin. Nihai değerlendirme ve yaptırım kararını yine devletin yetkili makamı tarafından verilsin.</p>

<p>Böylece kamu gücünün art niyetle kullanılması bakımından ortaya çıkabilecek sorunlar da önlenmiş olur.</p>

<p>Bugün herkesin cebinde bir fotoğraf makinesi var. Bir trafik ihlali saniyeler içerisinde görüntülenebiliyor.</p>

<p>Örneğin; seyir halinde cep telefonu kullanılması, emniyet şeridinin amacı dışında kullanılması, kırmızı ışık ihlali, engelli park alanının ihlali, araçtan yola çöp atılması gibi konular, uygun koşullarda görüntülenebilir.</p>

<p>Burada amaç, insanların birbirlerini sürekli gözetlediği bir topluluk oluşturmak değil. Hemen aklınıza George Orwell’ın 1984 romanı gelmesin. Kimsenin üzerinde sürekli gözetleniyormuş gibi bir kaygı ve tedirginlik oluşmasını da istemiyoruz. Mesele, denetimi hukuk içinde ve kötüye kullanılmayacak sınırlar içerisinde kurabilmek. Üstelik bugün araç kameralarının zorunlu hale getirilmesi dahi gündemde. <strong>Madem trafikte olup biteni kaydedeceğiz, neden bu kayıtları kurallara uymayanları tespit etmek için de kullanmayalım?</strong> Hukukçunun rolü ceza vermek değil, hukuka uygun tespit yapmak olmalı</p>

<p>Hukukçuya “ceza kesme” yetkisi vermek değil <strong>hukuka uygun tespit yapma ve bunu kamu makamına sunma görevi</strong> verilmelidir.</p>

<p>Bildirim ilgili kamu birimi tarafından incelenebilir. Yeterli şartlar oluşmuşsa idari yaptırım uygulanır. Böyle bir model, trafik denetiminin gücünü de artırabilir.</p>

<p><strong>Kamu düzeni yalnızca devletin değil, toplumun da meselesidir.</strong> Ancak bu sorumluluk devletten vatandaşa devredilmemeli; hukuk bilgisine sahip kişilerin, belirli sınırlar içerisinde bu düzene katkı vermesi sağlanmalıdır.</p>

<p>Hukukçular bunun için en uygun meslek gruplarından biridir. Çünkü hukukçu yalnızca ihlali gören değil, <strong>ihlalin hukuki niteliğini de değerlendirebilen kişidir.</strong></p>

<p>Bu nedenle mevcut fahri trafik müfettişliği sistemi geliştirilmeli, özel eğitimden geçirilmiş ve sertifikalandırılmış avukatların trafik denetimine daha etkin biçimde katılması tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>Fahri trafik müfettişliği.</strong></p>

<p>Bu sistemin hukukçuların mesleki bilgi ve yetkinliklerinden daha fazla yararlanacak şekilde yeniden tasarlanmalı.</p>

<p>Peki, yıllarca düzenli ve doğru şekilde bu görevi yapan hukukçuyu nasıl teşvik edeceğiz? Her ihlal başına ödeme yapmak, sistemi baştan yanlış bir noktaya götürür. Bunun yerine, belirli bir süre boyunca görevini başarıyla sürdüren hukukçulara <strong>emeklilik hakkı bakımından ilave bir avantaj</strong>, hatta belirli şartlarla bir veya iki yıl daha erken emeklilik imkânı sağlanması dahi tartışılabilir. Böylece hukukçu, ceza yazdığı için değil, <strong>yıllarca kamu düzenine katkı sunduğu için</strong> ödüllendirilmiş olur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK"><img alt="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ozgur-turan-ozturk.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK">Av. Özgür Turan ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bir-fikir-trafik-denetiminde-hukukcular-gorev-alsin-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/trafik-kadaj.jpg" type="image/jpeg" length="37713"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHTİYARİ ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİNİN GEÇERSİZLİĞİ VE İPTALİ: YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA BİR İNCELEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-anlasma-belgesinin-gecersizligi-ve-iptali-yargitay-ictihatlari-isiginda-bir-inceleme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-anlasma-belgesinin-gecersizligi-ve-iptali-yargitay-ictihatlari-isiginda-bir-inceleme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arabuluculuk, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarını, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve tarafların iradelerine dayalı olarak çözmelerini amaçlayan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sonuçlanması hâlinde düzenlenen anlaşma belgesi ise yalnızca usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğuran bir belge olmayıp aynı zamanda maddi hukuk bakımından tarafları bağlayan bir sözleşme niteliğindedir. Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği, bir taraftan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda öngörülen arabuluculuk ilkeleri ve usul kurallarına, diğer taraftan Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmelerin geçerliliğine ilişkin hükümlerine tabidir.</p>

<p>Özellikle iş hukukunda, ihtiyari arabuluculuğun iş sözleşmesinin sona erdirilmesi ve işçilik alacaklarının ödenmesinin belgelendirilmesi amacıyla kullanılmaya başlanması, arabuluculuk anlaşma belgelerinin geçerliliği konusunda önemli uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/temel-amaci-mevcut-bir-uyusmazligin-muzakere-edilerek-cozulmesi-olan-arabuluculuk-bu-amac-disina-cikilarak-salt-iscinin-ileride-dava-acmasini-engellemek-amaciyla-kullanilabilecek-bir-yontem-degildir" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin son dönem kararları</a>nda; taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı, gerçek bir müzakere sürecinin yürütülüp yürütülmediği, işçinin sürece özgür iradesiyle katılıp katılmadığı, arabulucunun tarafsızlık ve bilgilendirme yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği gibi ölçütler ön plana çıkmaktadır.</p>

<p>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun kabul edilmesiyle birlikte arabuluculuk, Türk hukukunda giderek daha geniş bir uygulama alanına sahip olmuştur. İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun kabul edilmesi ise arabuluculuk kurumunun çalışma hayatındaki önemini daha da artırmıştır. Bununla birlikte arabuluculuğun yaygınlaşması, kurumun amacı dışında kullanılması ihtimalini de beraberinde getirmiştir.</p>

<p>Bu sorun özellikle iş sözleşmesinin sona ermesi sırasında gündeme gelmektedir. Uygulamada işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesinin hemen öncesinde veya hemen sonrasında ihtiyari arabuluculuğa yönlendirilmesi, işçilik alacaklarının arabuluculuk anlaşma belgesiyle ödenmesi ve işçiden işe iade dâhil olmak üzere geniş kapsamlı haklarından vazgeçtiğine ilişkin beyanlar alınması sıkça yargı kararlarına konu olmaktadır.</p>

<p><strong>Oysa arabuluculuk, işverenin zaten ödemekle yükümlü olduğu işçilik alacaklarının ödenmesini belgelendiren alternatif bir “ibraname mekanizması” değildir. </strong>Arabuluculuk kurumunun varlık sebebi, mevcut bir özel hukuk uyuşmazlığının taraflar arasında gerçekleştirilecek gerçek bir müzakere sonucunda çözümlenmesidir. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de son dönem kararlarında bu noktaya özel önem vermekte ve arabuluculuğun yalnızca şeklen gerçekleştirilmiş olmasını yeterli kabul etmemektedir.</p>

<p>Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinin altında tarafların ve arabulucunun imzalarının bulunması, tek başına belgenin 6325 sayılı Kanun anlamında geçerli bir arabuluculuk anlaşması olduğunu göstermemektedir. Geçerlilik değerlendirmesinde sürecin bütünü dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>II. Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>6325 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamını taraflar belirlemekte ve anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde belge taraflar ile arabulucu tarafından imzalanmaktadır. Kanunun 18/5. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması durumunda üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Güncel Kanun metninde bu düzenleme 18. maddenin beşinci fıkrasında yer almaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesinin en önemli özelliği, çift yönlü bir hukuki niteliğe sahip olmasıdır. Belge bir taraftan 6325 sayılı Kanun’da düzenlenen arabuluculuk faaliyetinin sonucudur; diğer taraftan tarafların karşılıklı irade beyanlarından meydana gelen bir özel hukuk sözleşmesidir.</p>

<p>Nitekim öğretide ve Yargıtay uygulamasında arabuluculuk anlaşma belgesinin maddi hukuk bakımından bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle anlaşma belgesi yalnızca 6325 sayılı Kanun bakımından değil; ehliyet, emredici hükümlere aykırılık, irade bozuklukları ve aşırı yararlanma gibi genel sözleşme hukuku kuralları bakımından da geçerlilik denetimine tabidir.</p>

<p>Bu noktada iki aşamalı bir geçerlilik denetiminden söz etmek mümkündür. İlk olarak ortada 6325 sayılı Kanun anlamında gerçek ve usulüne uygun yürütülmüş bir arabuluculuk faaliyeti bulunmalıdır. İkinci olarak bu faaliyet sonunda ortaya çıkan anlaşma, borçlar hukuku bakımından geçerli bir sözleşmenin taşıması gereken koşulları taşımalıdır. Bu ayrım önemlidir. Zira her “arabuluculuk anlaşma belgesi” başlıklı evrak, hukuken geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi olmayabilir.</p>

<p><strong>III. Gerçek Bir Uyuşmazlığın Varlığı Geçerliliğin Ön Koşuludur</strong></p>

<p>Arabuluculuk kavramının merkezinde “uyuşmazlık” bulunmaktadır. 6325 sayılı Kanun’un amacı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesidir. Bu nedenle henüz tarafların karşı karşıya gelmediği, herhangi bir hakkın ileri sürülmediği veya ileri sürülen talebin karşı tarafça reddedilmediği bir durumda gerçek anlamda bir uyuşmazlığın varlığından söz edilemez.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu konuda oldukça belirgin bir içtihat geliştirmiştir. Daireye göre taraflar arasında uyuşmazlığın varlığından söz edilebilmesi için bir tarafın diğerine karşı alacak, tazminat veya işe iade gibi bir hak ileri sürmesi ve karşı tarafın bu talebi kabul etmemesi sonucunda tarafların anlaşamamış olmaları gerekir. Bu nedenle henüz bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan düzenlenen arabuluculuk belgesinin 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi anlamında geçerli bir anlaşma belgesi sayılması mümkün değildir.</p>

<p>Özellikle iş hukukunda fesih işlemiyle aynı gün içerisinde ihtiyari arabuluculuğa başvurulması, arabulucunun görevlendirilmesi, tarafların işçilik alacaklarının tamamını müzakere ettiği ve aynı gün anlaşma sağladığının belirtilmesi Yargıtay tarafından ihtiyatla değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/temel-amaci-mevcut-bir-uyusmazligin-muzakere-edilerek-cozulmesi-olan-arabuluculuk-bu-amac-disina-cikilarak-salt-iscinin-ileride-dava-acmasini-engellemek-amaciyla-kullanilabilecek-bir-yontem-degildir" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli, 2024/13061 E., 2025/348 K. sayılı kararı</a></strong>nda; fesih işlemiyle aynı gün gerçekleştirilen arabuluculukta taraflar arasında önceden hangi uyuşmazlığın bulunduğunun ortaya konulmadığı, arabuluculuk yönteminin fesih işlemleri ve buna bağlı ödemelerin yapılması için kullanılamayacağı belirtilmiştir. Daire, arabuluculuğun özellikle işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılmasının kurumun amacıyla bağdaşmadığını kabul etmiştir.</p>

<p>Bu içtihat doğrultusunda söylenebilir ki arabuluculuğun geçerliliği bakımından kronoloji önem taşımaktadır. İş sözleşmesinin sona ermesi, işçinin bir talepte bulunması, işverenin bu talebi tamamen veya kısmen reddetmesi ve sonrasında arabuluculuk yoluna başvurulması şeklindeki doğal uyuşmazlık kronolojisi ile; işverenin iş sözleşmesini sona erdirirken önceden hazırladığı belgelerle birlikte çalışanı arabuluculuğa yönlendirmesi aynı hukuki nitelikte değildir.</p>

<p><strong>IV. Arabuluculuk, İbra veya Ödeme Belgesi Üretme Aracı Olarak Kullanılamaz</strong></p>

<p>İş hukukundaki en önemli tartışmalardan biri, arabuluculuk anlaşma belgesinin işçi alacaklarına ilişkin ibra hükümlerini bertaraf etmek amacıyla kullanılıp kullanılamayacağıdır.</p>

<p>Yargıtay’ın yaklaşımına göre usulüne uygun bir arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen geçerli anlaşma belgesine doğrudan TBK m.420’deki ibra koşullarının uygulanması mümkün değildir. Aksi hâlde arabuluculuk yoluyla iş uyuşmazlıklarının çözülmesi önemli ölçüde imkânsız hâle gelebilecektir.</p>

<p>Ancak bunun ön koşulu, gerçek ve usulüne uygun bir arabuluculuk faaliyetinin bulunmasıdır. Arabuluculuğun yalnızca işverenin mevcut borçlarını ödemesi ve bu ödemenin karşılığında işçinin haklarından vazgeçtiğine ilişkin güçlü bir belge elde etmesi amacıyla kullanıldığı tespit edildiğinde durum değişmektedir.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi açık biçimde, geçerli bir arabuluculuk faaliyetinin bulunmadığı hâllerde belgenin somut olayın özelliklerine göre TBK m.420’deki ibra koşulları veya ifaya ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilmesine engel bulunmadığını belirtmektedir. <strong>Bu yaklaşım, iş hukukunun emredici koruma hükümlerinin arabuluculuk görüntüsü altında etkisiz hâle getirilmesini önlemesi bakımından önemlidir.</strong></p>

<p><strong>V. İradi Olma ve Eşitlik İlkelerinin İhlali</strong></p>

<p>6325 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre taraflar ihtiyari arabuluculuk bakımından arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya süreçten vazgeçmek konusunda serbesttir. Aynı maddede tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Özellikle işçi–işveren ilişkilerinde taraflar arasındaki ekonomik ve organizasyonel güç farkı dikkate alındığında, şekli eşitlik tek başına yeterli değildir. İşçinin işverenin işyerine çağrılması, görüşmenin tamamen işveren tarafından organize edilmesi, arabulucunun işveren tarafından belirlenmesi, işçinin hukuki yardım almadan çok sayıda işveren temsilcisi karşısında bırakılması, belgelerin önceden hazırlanmış olması ve çalışana yalnızca imza aşamasında sunulması gibi olgular birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247792-e-202410322-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 01.07.2024 tarihli, 2024/7792 E., 2024/10322 K. sayılı kararı</a>na konu olayda işçilerin toplu hâlde işyerine çağrılması, önceden belirlenen ödemelerin kabul edilmesi karşılığında belgelerin imzalatılması ve arabulucunun telefonla yalnızca teklif edilen miktarın kabul edilip edilmediğini sorması yeterli görülmemiştir. Kararda gerçek anlamda müzakere aşamasının gerçekleşmediği ve arabuluculuğun temel ilkeleri olan iradilik ile eşitliğin sağlanmadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla iradilik yalnızca “belgede imzası var mı?” sorusuna indirgenemez. Asıl değerlendirilmesi gereken, tarafın arabuluculuk sürecine ve anlaşmanın içeriğine ilişkin kararını gerçek anlamda özgür şekilde oluşturup oluşturamadığıdır.</p>

<p><strong>VI. Gerçek Bir Müzakere Sürecinin Bulunması Zorunluluğu</strong></p>

<p>Arabuluculuk, belgelerin hazırlanıp taraflara imzalatılmasından ibaret bir şekil işlemi değildir. Kanundaki tanım gereğince arabuluculuk; tarafları görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla bir araya getiren, tarafların birbirlerini anlamalarını ve kendi çözümlerini üretmelerini sağlayan sistematik bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.</p>

<p>Bu nedenle anlaşma belgesinin geçerlilik denetiminde müzakerenin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekir. Tarafların taleplerini ortaya koymadığı, teklif ve karşı tekliflerin değerlendirilmediği, anlaşmanın sonuçlarının açıklanmadığı ve arabulucunun yalnızca hazırlanmış bir mutabakatı tasdik ettiği süreç, gerçek anlamda arabuluculuk olarak nitelendirilemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024499-e-2025329-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2025 tarihli, 2024/499 E., 2025/329 K. sayılı kararı</a>nda da arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğunun yalnızca anlaşmanın imzalandığı anda değil, <strong>sürecin tamamında</strong> mevcut olması gerektiği vurgulanmıştır. Kurul, tarafların kendi aralarında oluşturdukları bir sözleşmenin sonradan arabulucuya imzalatılmasının tek başına bu belgeye arabuluculuk anlaşması niteliği kazandırmayacağını belirtmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, “şekli arabuluculuk” ile “gerçek arabuluculuk” arasındaki sınırı ortaya koyması bakımından önemlidir.</p>

<p><strong>VII. Arabulucunun Tarafsızlığı, Şahsen Görev Yapması ve Bilgilendirme Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Arabulucunun rolü anlaşmanın geçerliliği bakımından tali değil, merkezi niteliktedir. Arabulucunun tarafların anlaşmasını sadece kayıt altına alan bir kişi olarak görülmesi mümkün değildir. Arabulucu tarafsızlığını korumalı, süreci bizzat yürütmeli ve tarafların arabuluculuk sürecinin niteliğini ve hukuki sonuçlarını anlayabilecekleri bir süreç oluşturmalıdır.</p>

<p>Özellikle arabulucunun işverenle geçmiş veya mevcut bir vekâlet ilişkisinin bulunması, taraflardan biriyle ekonomik ya da mesleki bağlantısının olması veya sürece yalnızca belge imzalatılması aşamasında katılması tarafsızlık bakımından ciddi sorunlar doğurabilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20258505-e-20259892-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15.12.2025 tarihli, 2025/8505 E., 2025/9892 K. sayılı kararı</a>nda arabulucunun işverenle olan vekâlet ilişkisi, yeterli bilgilendirme yapılmaması ve gerçek bir müzakere sürecinin yürütülmemesi değerlendirilerek anlaşma belgesinin iptaline ilişkin karar hukuka uygun bulunmuştur. Bu nedenle arabulucunun tarafsızlığı ve süreci gerçekten yürütüp yürütmediği, anlaşma belgesinin geçerlilik denetiminde araştırılması gereken temel unsurlardandır.</p>

<p><strong>VIII. Borçlar Hukuku Bakımından İrade Sakatlığı</strong></p>

<p>Usulüne uygun bir arabuluculuk süreci bulunması, anlaşma belgesinin borçlar hukuku bakımından her durumda geçerli olduğu anlamına gelmez. Arabuluculuk anlaşma belgesi bir sözleşme olduğundan yanılma, aldatma ve korkutma gibi irade bozukluklarına ilişkin TBK hükümleri bu sözleşmeler bakımından da uygulanabilir.</p>

<p>Örneğin çalışana imzaladığı belgenin yalnızca kıdem ve ihbar tazminatı ödemesine ilişkin olduğu söylenmesine rağmen belgede işe iade hakkından ve sair işçilik alacaklarından vazgeçildiğine ilişkin hükümler bulunması, somut olayın özelliklerine göre aldatma veya esaslı yanılma gündeme getirebilir.</p>

<p>Benzer şekilde işçinin hak ettiği ve işverenin zaten ödemekle yükümlü olduğu alacakların ancak arabuluculuk anlaşması imzalanırsa ödeneceğinin bildirilmesi, olayın şartlarına göre iradenin serbestçe oluşup oluşmadığının değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p>TBK m.39 uyarınca yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde sözleşmeyle bağlı olunmadığının ileri sürülmemesi hâlinde sözleşme onanmış sayılmaktadır. Bu nedenle irade sakatlığına dayalı taleplerde süre meselesinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. Aşırı Yararlanma</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgelerinin iptalinde gündeme gelebilecek diğer bir hukuki sebep TBK m.28’de düzenlenen aşırı yararlanmadır. Özellikle işsiz kalmış, ekonomik olarak zor durumda bulunan ve hak ettiği tazminatlara süratle ulaşma ihtiyacı içerisinde olan işçinin bu durumundan yararlanılarak hak ettiği tutarla açıkça orantısız bir ödeme karşılığında çok geniş kapsamlı haklarından vazgeçmesinin sağlanması hâlinde aşırı yararlanma tartışması doğabilir.</p>

<p>TBK m.28 gereğince açık oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak meydana getirilmesi hâlinde zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri sürebileceği gibi edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini de talep edebilir. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin Kanunda bir yıllık ve her hâlde beş yıllık süreler öngörülmüştür.</p>

<p>Öğretide de arabuluculuk anlaşma belgesinin bir borçlar hukuku sözleşmesi olması nedeniyle aşırı yararlanma hükümlerine tabi olduğu ve şartların gerçekleşmesi hâlinde belgenin iptal edilebileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca tarafların anlaştığı miktarın mahkeme sonucunda elde edilebilecek muhtemel miktardan düşük olması tek başına aşırı yararlanmayı kanıtlamaz. Zarar görenin zayıf durumundan karşı tarafın bilinçli biçimde yararlanmış olduğunun da ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>X. “İptal” Kavramının Hukuki Açıdan Ayrıştırılması Gereği</strong></p>

<p>Uygulamada genel olarak “arabuluculuk tutanağının iptali” veya “anlaşma belgesinin iptali” ifadeleri kullanılmaktadır. Ancak hukuki yaptırım bakımından bütün geçersizlik sebepleri aynı nitelikte değildir. Gerçekte bir arabuluculuk faaliyetinin hiç bulunmaması veya Kanunun temel şartlarının gerçekleşmemesi durumunda tartışma, belgenin 6325 sayılı Kanun anlamında bir arabuluculuk anlaşma belgesi sayılıp sayılamayacağına ilişkindir.</p>

<p>Sözleşmenin emredici hükümlere, kamu düzenine, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı olması durumunda kesin hükümsüzlük söz konusu olabilir. Yanılma, aldatma, korkutma veya aşırı yararlanma durumlarında ise kural olarak iptal edilebilirlik gündeme gelir.</p>

<p>Dolayısıyla “arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali” üst başlığı altında aslında birbirinden farklı hükümsüzlük türleri bulunmaktadır. Makul olan, mahkemenin yalnızca belgeyi iptal etmekle yetinmemesi, belgenin hangi hukuki sebeple geçersiz sayıldığını da ortaya koymasıdır. Bu ayrım özellikle süre, ispat yükü ve belgenin daha sonra başka bir hukuki işlem olarak ayakta tutulup tutulamayacağı bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>XI. 6325 Sayılı Kanun m.18/5’teki Dava Açma Yasağı Mutlak Değildir</strong></p>

<p>6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi uyarınca arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz. Ancak bu hükmün geçersiz bir anlaşma belgesini yargısal denetimden tamamen bağışık hâle getirdiği kabul edilemez.</p>

<p>Nitekim gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında dava açma yasağının mutlak olmadığı; anlaşma belgesinin sahteliğinin, irade sakatlığının, aşırı yararlanmanın veya arabuluculuk faaliyetinin usulüne uygun yürütülmediğinin ileri sürülmesinin mümkün olduğu kabul edilmektedir. Aksi yorum, sahte veya irade sakatlığıyla oluşturulmuş bir anlaşma belgesinin sırf üzerinde “arabuluculuk anlaşma belgesi” yazması nedeniyle hiçbir zaman yargı önüne taşınamaması sonucunu doğurur ki bu sonucun hukuk devleti ve hak arama özgürlüğü ile bağdaştırılması mümkün değildir. <strong>Bu nedenle m.18/5 hükmündeki dava açma yasağı ancak hukuken geçerli bir arabuluculuk anlaşması bakımından sonuç doğurmalıdır.</strong></p>

<p><strong>XII. Anlaşma Belgesinin İptalinin Ayrı Dava veya Asıl Taleple Birlikte İleri Sürülmesi</strong></p>

<p>Uygulamadaki önemli sorunlardan biri de arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin ne şekilde ileri sürüleceğidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.07.2024 tarihli, 2024/8763 E., 2024/10645 K. sayılı kararı</a>nda anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren tarafın iptali ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi, alacak veya işe iade talebiyle birlikte de ileri sürebileceği kabul edilmiştir. Daire ayrıca ayrı açılan arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile işe iade davasının farklı kanun yolu rejimlerine tabi olması nedeniyle usuli sorunlara dikkat çekmiştir.</p>

<p>Bu durum özellikle işe iade davalarında önemlidir. Zira geçerli olduğu ileri sürülen ihtiyari arabuluculuk anlaşmasında işçinin işe iade talebinden vazgeçtiğinin düzenlenmiş olması hâlinde, işe iade uyuşmazlığının esasının incelenebilmesi için öncelikle anlaşma belgesinin geçerliliğinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Buna karşılık yalnızca dava şartı arabuluculuk sonunda düzenlenen bir <strong>anlaşmama son tutanağının</strong> iptal edilmek istenmesi farklı değerlendirilmelidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202317751-e-2024933-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/17751 E., 2024/933 K. sayılı kararı</a>nda dava şartının mahkeme tarafından re’sen incelenecek olması sebebiyle ayrıca anlaşmama son tutanağının iptalini istemekte hukuki yarar bulunmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla “arabuluculuk tutanağının iptali” ifadesi kullanılırken anlaşma belgesi ile anlaşmama son tutanağının birbirinden ayrılması zorunludur.</p>

<p><strong>XIII. İspat Sorunu ve Güncel Yargıtay Yaklaşımı</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalini isteyen taraf, dayandığı geçersizlik sebebini kural olarak ispat etmek zorundadır. Bu noktada anlaşmanın işyerinde yapılması, işverenin arabuluculuk teklifinde bulunmuş olması veya görüşmenin fesih tarihine yakın gerçekleştirilmesi önemli emareler olmakla birlikte her somut olayda tek başına geçersizlik sonucunu doğurmayabilir.</p>

<p>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259628-e-202687-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.01.2026 tarihli, 2025/9628 E., 2026/87 K. sayılı kararı</a>nda işçi, işveren baskısı ve yanlış yönlendirme sonucunda anlaşma belgesini imzaladığını ileri sürmüş; ancak Daire irade fesadı iddiasının yeterli delillerle ispatlanamadığını, belgelerden işçinin arabuluculuk süreci ve sonuçları konusunda bilgilendirildiğinin anlaşıldığını belirterek iptal kararını bozmuştur.</p>

<p>Bu karar, son dönem Yargıtay yaklaşımının önemli bir yönünü göstermektedir: Mahkemeler ne belgenin altında imza bulunmasını tek başına geçerlilik için yeterli kabul etmeli ne de işverenin organizasyonunun varlığını otomatik olarak geçersizlik sebebi saymalıdır. Asıl yapılması gereken, somut olayın bütün özelliklerinin incelenmesidir.</p>

<p>Görüşmenin nerede gerçekleştirildiği, ne kadar sürdüğü, arabulucunun sürece ne şekilde katıldığı, tarafların ayrı ayrı dinlenip dinlenmediği, işçinin haklarının kapsamının açıklanıp açıklanmadığı, teklif ve karşı teklif bulunup bulunmadığı, belgelerin ne zaman hazırlandığı, işçiye suret verilip verilmediği, arabulucu ile işveren arasındaki ilişki, işçinin görüşmeden hemen önce ve sonra ortaya koyduğu davranışlar ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Son dönem Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgelerinin geçerliliği bakımından giderek daha somut bir denetim modeli oluştuğu görülmektedir. Bu denetimin merkezinde imza değil, <strong>gerçek uyuşmazlık, gerçek müzakere ve gerçek irade</strong> bulunmaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk kurumunun hukuki gücü, tarafların anlaşmasına önemli sonuçlar bağlanmasından kaynaklanmaktadır. Arabuluculuk anlaşmasının ilam niteliğinde belge hâline gelebilmesi ve üzerinde anlaşılan konularda yeniden dava açılmasının engellenmesi, kuruma olağan bir özel hukuk sözleşmesinden daha güçlü sonuçlar kazandırmaktadır. Tam da bu nedenle arabuluculuk mevzuatından kaynaklanan bu avantajların ancak gerçekten arabuluculuk niteliğini taşıyan süreçlere tanınması gerekir.</p>

<p>İşverenin zaten ödemekle yükümlü olduğu alacakları belirleyerek çalışanı işyerine çağırdığı, hazırlanan belgelerin imzalanmasını ödemenin koşulu hâline getirdiği, arabulucunun müzakereyi fiilen yürütmediği ve çalışanın ileride dava açmasını önlemek amacıyla geniş kapsamlı feragat hükümlerinin oluşturulduğu bir işlemin yalnızca tarafların ve arabulucunun imzasını taşıması nedeniyle 6325 sayılı Kanun’un korumasından yararlandırılması, arabuluculuğu uyuşmazlık çözüm yönteminden çıkarıp özel bir ibra mekanizmasına dönüştürür.</p>

<p>Buna karşılık her ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının işçinin daha sonra pişman olması veya mahkemede daha fazla hak elde edebileceğini düşünmesi nedeniyle geçersiz sayılması da mümkün değildir. Gerçek bir uyuşmazlık mevcutsa, taraflar süreç hakkında bilgilendirilmişse, gerçek bir müzakere yürütülmüşse ve taraf iradesini sakatlayan bir durum ispat edilemiyorsa yapılan anlaşmanın bağlayıcılığı korunmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla yargısal denetimin amacı arabuluculuk anlaşmalarını kolaylıkla hükümsüz hâle getirmek değil; <strong>arabuluculuk görüntüsü altında gerçekleştirilen işlemler ile gerçek arabuluculuk faaliyetlerini birbirinden ayırmak</strong> olmalıdır.</p>

<p>İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sonuçlanması üzerine ortaya çıkan ve taraflar açısından önemli maddi ve usuli sonuçlar doğuran bir sözleşmedir. Ancak belgenin 6325 sayılı Kanun’un sağladığı hukuki sonuçlardan yararlanabilmesi için yalnızca şekli koşulların gerçekleşmesi yeterli değildir.</p>

<p>Öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın bulunması, arabuluculuk sürecinin Kanunun temel ilkelerine uygun şekilde yürütülmesi, tarafların sürece özgür iradeleriyle katılması, eşitliğin korunması, arabulucunun tarafsız ve etkin şekilde görev yapması ve taraflar arasında gerçek bir müzakere gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun yanında arabuluculuk anlaşma belgesi bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğundan yanılma, aldatma, korkutma, aşırı yararlanma ve kesin hükümsüzlük sebepleri bakımından da denetime tabidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle iş hukukunda arabuluculuk; iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemleri gerçekleştirmek, mevcut işçilik alacaklarının ödenmesini belgelendirmek veya işçinin ileride dava açmasını engelleyen geniş kapsamlı bir ibra belgesi oluşturmak amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Yargıtay’ın son dönem içtihatlarında ortaya çıkan yaklaşım da bu doğrultudadır. Geçerlilik değerlendirmesinin merkezine şekli imza yerine uyuşmazlığın gerçekliği, müzakerenin varlığı ve taraf iradesinin özgürlüğü yerleştirilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği konusunda benimsenmesi gereken temel ölçüt şu şekilde ifade edilebilir: <strong>Arabuluculuğun hukuki sonuçlarından yalnızca şeklen arabuluculuk olarak adlandırılan işlemler değil, 6325 sayılı Kanun’un amacı ve temel ilkelerine uygun biçimde gerçekleştirilen gerçek arabuluculuk faaliyetleri yararlanmalıdır.</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ceren KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-anlasma-belgesinin-gecersizligi-ve-iptali-yargitay-ictihatlari-isiginda-bir-inceleme</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/sozlemesaas.jpg" type="image/jpeg" length="98117"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KİRA TESPİT DAVASI: KİRA BEDELİ MAHKEME KARARIYLA NASIL BELİRLENİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-kira-bedeli-mahkeme-karariyla-nasil-belirlenir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-kira-bedeli-mahkeme-karariyla-nasil-belirlenir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda kira bedellerinde yaşanan hızlı değişim, kiracı ve kiraya veren arasındaki uyuşmazlıkların en önemli nedenlerinden biri hâline geldi. Özellikle uzun yıllardır devam eden kira ilişkilerinde, sözleşmede belirlenen kira bedeli ile taşınmazın bulunduğu bölgedeki güncel kira rayiçleri arasında ciddi farklar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu noktada tarafların en çok başvurduğu hukuki yollardan biri <strong>kira tespit davası</strong> oluyor.</p>

<p>Ancak kamuoyunda kira tespit davası çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu dava, kiracının tahliye edilmesini sağlayan bir dava olmadığı gibi, mevcut kira sözleşmesini sona erdiren bir dava da değildir.</p>

<p>Kira tespit davasının temel amacı, mevcut kira ilişkisini sona erdirmek değil; kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde, taraflar arasındaki kira bedelinin yeni dönem bakımından mahkeme tarafından belirlenmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASI NEDİR?</strong></p>

<p>Kira tespit davası, mevcut kira bedelinin günün ekonomik koşullarına ve kanuni düzenlemelere uygun olmadığının ileri sürülmesi üzerine, yeni kira döneminde uygulanacak kira bedelinin mahkeme tarafından belirlenmesini sağlayan yenilik doğuran nitelikte bir dava olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Özellikle uzun süre devam eden kira ilişkilerinde, kira bedelinin piyasa koşullarının çok altında kalması veya taraflar arasında kira artışının nasıl uygulanacağı konusunda uyuşmazlık çıkması hâlinde bu dava gündeme gelmektedir.</p>

<p>Dava sonucunda mevcut kira sözleşmesi ortadan kalkmaz.</p>

<p>Taraflar arasında yeni bir kira sözleşmesi kurulmaz.</p>

<p>Kiracı ile kiraya veren arasındaki mevcut kira ilişkisi devam eder.</p>

<p>Mahkeme yalnızca kira bedeline ilişkin hukuki durumu, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde yeniden belirler.</p>

<p>Bu nedenle kira tespit davasını bir tahliye davası ile karıştırmamak gerekir.</p>

<p>Bir davanın amacı kiralananın boşaltılması iken, diğerinin amacı kira ilişkisinin devamı sırasında uygulanacak kira bedelinin belirlenmesidir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASININ HUKUKİ DAYANAĞI NEDİR?</strong></p>

<p>Kira tespit davasının temel hukuki dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344 ve 345. maddeleri oluşturmaktadır.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu, özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında kira bedelinin belirlenmesini tamamen tarafların serbest iradesine bırakmamıştır.</p>

<p>Kanun koyucu bir yandan sözleşme serbestisini kabul etmiş, diğer yandan kira ilişkisinin ekonomik ve sosyal niteliği nedeniyle taraflar arasındaki dengeyi korumaya yönelik sınırlamalar getirmiştir.</p>

<p>Bu nedenle kira bedelinin belirlenmesinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kira ilişkisinin süresi,</li>
 <li>sözleşmede artış şartının bulunup bulunmadığı,</li>
 <li>TÜFE oranı,</li>
 <li>taşınmazın özellikleri,</li>
 <li>emsal kira bedelleri,</li>
 <li>hakkaniyet ilkesi</li>
</ul>

<p>gibi birçok unsur önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>HER KİRA SÖZLEŞMESİ İÇİN AYNI KURAL MI UYGULANIR?</strong></p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kira tespit davalarında en önemli ayrımlardan biri, kira ilişkisinin <strong>beş yılı doldurup doldurmadığıdır.</strong></p>

<p>İlk beş yıllık dönemde kira bedelinin belirlenmesine ilişkin sistem ile beş yıllık sürenin dolmasından sonraki sistem aynı değildir.</p>

<p>İlk beş yıllık kira ilişkilerinde, kira bedelinin belirlenmesinde kanunda öngörülen artış sınırlamaları önem taşır.</p>

<p>Buna karşılık kira ilişkisinin beş yılı doldurması veya beş yıldan sonra her yeni beş yıllık dönemin sonuna gelinmesi hâlinde, kira bedelinin belirlenmesinde daha geniş kapsamlı bir değerlendirme yapılmaktadır.</p>

<p>Bu aşamada mahkeme yalnızca TÜFE oranına bakmaz.</p>

<p>Mahkeme;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>TÜFE oranını,</li>
 <li>taşınmazın bulunduğu bölgedeki kira rayiçlerini,</li>
 <li>emsal kira bedellerini,</li>
 <li>kiralananın fiziksel ve ekonomik özelliklerini,</li>
 <li>hakkaniyet ilkesini</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirir.</p>

<p>İşte uygulamada kamuoyunda sıkça kullanılan <strong>“beş yıl dolunca rayiç kira bedeli istenebilir”</strong> şeklindeki ifade, bu hukuki düzenlemeye dayanmaktadır.</p>

<p>Ancak beş yılın dolmuş olması, mahkemenin doğrudan internet ilanlarında görülen veya kiraya verenin talep ettiği bedeli kira bedeli olarak kabul edeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Her somut olay ayrı değerlendirilir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASINI KİM AÇABİLİR?</strong></p>

<p>Uygulamada bu davanın yalnızca kiraya veren tarafından açılabileceği yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır.</p>

<p>Oysa kira tespit davasını açma hakkı yalnızca kiraya verene ait değildir.</p>

<p>Koşulları bulunduğu takdirde kiracı da kira bedelinin mahkeme tarafından belirlenmesini talep edebilir.</p>

<p>Kiraya veren açısından kira bedelinin güncel ekonomik koşulların ve emsal kira bedellerinin çok altında kaldığı durumlarda dava açılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Kiracı açısından ise sözleşmede veya uygulamada kanuna aykırı bir kira artışı talep edilmesi, kira bedelinin hukuka aykırı şekilde artırılması veya kira bedeline ilişkin uyuşmazlık bulunması hâlinde dava açılması söz konusu olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla kira tespit davası, yalnızca kiraya verenin kira bedelini artırmak için kullandığı bir hukuki araç olarak görülmemelidir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASI NE ZAMAN AÇILMALIDIR?</strong></p>

<p>Kira tespit davalarında en önemli konulardan biri davanın ne zaman açıldığıdır.</p>

<p>Çünkü dava her zaman açılabilecek nitelikte olsa bile, davanın açıldığı tarih mahkeme tarafından belirlenecek yeni kira bedelinin <strong>hangi kira döneminden itibaren uygulanacağını</strong> doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 345. maddesi bu konuda özel kurallar getirmiştir.</p>

<p>Yeni kira döneminde belirlenecek kira bedelinin o dönemin başlangıcından itibaren uygulanabilmesi için, kanunda öngörülen süreler içerisinde dava açılması veya gerekli yazılı bildirimin yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Örneğin kira sözleşmesinin her yıl 1 Eylül tarihinde yenilendiği bir kira ilişkisinde, sürelerin doğru hesaplanması davanın ekonomik sonucunu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Süresinde hareket edilmemesi, dava açma hakkını her zaman ortadan kaldırmasa da mahkeme tarafından belirlenecek kira bedelinin hangi dönemden itibaren uygulanacağı konusunda hak kaybına neden olabilir.</p>

<p>Özellikle yüksek kira bedellerinin söz konusu olduğu taşınmazlarda, bir kira döneminin kaçırılması ciddi ekonomik sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p><strong>EMSAL KİRA BEDELLERİ NASIL BELİRLENİR?</strong></p>

<p>Beş yılı dolduran kira ilişkilerinde en önemli konulardan biri emsal kira bedelleridir.</p>

<p>Ancak emsal araştırması, yalnızca internet üzerindeki ilanlara bakılması anlamına gelmez.</p>

<p>Bir taşınmazın başka bir taşınmazla emsal kabul edilebilmesi için belirli ölçüde benzerlik taşıması gerekir.</p>

<p>Örneğin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>aynı veya benzer bölgede bulunması,</li>
 <li>kullanım amacının benzer olması,</li>
 <li>büyüklüğünün yakın olması,</li>
 <li>binanın yaşının benzer olması,</li>
 <li>fiziksel özelliklerinin karşılaştırılabilir olması,</li>
 <li>ulaşım ve çevresel imkânlarının benzer olması</li>
</ul>

<p>önem taşır.</p>

<p>İşyeri kiralarında ise araştırma daha da ayrıntılı hâle gelir.</p>

<p>İşyerinin bulunduğu cadde, yaya trafiği, ticari hareketlilik, vitrin genişliği, görünürlüğü ve bölgenin ticari potansiyeli kira bedelini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle aynı büyüklükte iki işyerinin yalnızca farklı bir sokakta bulunması bile kira bedelleri arasında önemli farklılıklar yaratabilir.</p>

<p>Mahkeme, gerekli gördüğü durumlarda bilirkişi incelemesi yaptırarak taşınmazın ve emsal olarak gösterilen diğer taşınmazların özelliklerini karşılaştırır.</p>

<p>Kira tespit davalarında emsal seçimi, davanın sonucunu doğrudan etkileyen en önemli konulardan biridir. Dava konusu taşınmazla karşılaştırılabilir olmayan emsallere dayanılarak yapılacak bir değerlendirme, gerçek kira değerinin belirlenmesini zorlaştıracaktır.</p>

<p><strong>BİLİRKİŞİ RAPORU MAHKEMEYİ BAĞLAR MI?</strong></p>

<p>Kira tespit davalarında bilirkişi incelemesi uygulamada önemli bir yere sahiptir.</p>

<p>Mahkeme genellikle taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılmasına ve uzman bilirkişiler aracılığıyla emsal araştırması yapılmasına karar verir.</p>

<p>Bilirkişi raporunda genellikle;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>taşınmazın fiziksel özellikleri,</li>
 <li>bulunduğu bölge,</li>
 <li>kullanım amacı,</li>
 <li>çevredeki benzer taşınmazlar,</li>
 <li>emsal kira bedelleri</li>
</ul>

<p>değerlendirilir.</p>

<p>Ancak bilirkişi raporu hâkimi mutlak şekilde bağlayan bir belge değildir.</p>

<p>Hâkim, bilirkişi raporunu dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirir.</p>

<p>Raporun yetersiz bulunması hâlinde ek rapor alınmasına veya yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilebilir.</p>

<p>Bu nedenle kira tespit davasında hazırlanan bilirkişi raporunun yalnızca bir rakam içermesi yeterli değildir.</p>

<p>Emsallerin neden seçildiği, dava konusu taşınmaz ile hangi yönlerden benzer veya farklı olduğu ve ulaşılan kira bedelinin hangi hesaplama ve değerlendirme sonucunda belirlendiği açıkça ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>“ESKİ KİRACI İNDİRİMİ” NEDİR?</strong></p>

<p>Kira tespit davalarında uygulamada en çok tartışılan konulardan biri de hakkaniyet indirimidir.</p>

<p>Taşınmazın serbest piyasada yeni bir kiracıya verilmesi hâlinde ulaşabileceği kira bedeli ile uzun süredir aynı taşınmazı kullanan mevcut kiracının hukuki durumu aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Bu nedenle kira bedeli belirlenirken hakkaniyet ilkesi önem taşır.</p>

<p>Uygulamada bu durum sıklıkla “eski kiracı indirimi” olarak ifade edilmektedir.</p>

<p>Ancak bu indirim her olayda otomatik olarak belirli bir oran üzerinden uygulanacak matematiksel bir kural değildir.</p>

<p>Taşınmazın özellikleri, kira ilişkisinin süresi ve tarafların hukuki durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Amaç, bir taraftan taşınmazın gerçek ekonomik değerini dikkate almak, diğer taraftan da mevcut kira ilişkisinin özelliklerini tamamen göz ardı etmemektir.</p>

<p><strong>İNTERNETTEKİ KİRA İLANLARI EMSAL OLARAK YETERLİ Mİ?</strong></p>

<p>Son yıllarda kira uyuşmazlıklarında en çok başvurulan kaynaklardan biri internet üzerindeki emlak ilanlarıdır.</p>

<p>Bir internet ilanında yer alan kira bedeli, çoğu zaman taşınmazın <strong>istenen kira bedelini</strong> göstermektedir. Taşınmazın gerçekten o bedelle kiraya verilip verilmediği ise farklı bir konudur. Bu nedenle internet ilanlarının tek başına gerçek kira bedelinin kesin kanıtı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte ilanlar, piyasa araştırması sırasında yardımcı veri olarak değerlendirilebilir. Ancak hükme esas alınacak kira bedelinin belirlenmesinde taşınmazların gerçek kira ilişkileri, somut özellikleri ve diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASI İLE KİRA UYARLAMA DAVASI AYNI ŞEY DEĞİL</strong></p>

<p>Uygulamada bu iki dava türü sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.</p>

<p>Kira tespit davası, Türk Borçlar Kanunu'nun kira bedelinin belirlenmesine ilişkin özel hükümleri çerçevesinde açılır.</p>

<p>Kira uyarlama davası ise olağanüstü koşulların ortaya çıkması hâlinde sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması amacıyla gündeme gelir.</p>

<p>Bu nedenle;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>davaların hukuki dayanakları,</li>
 <li>aranan şartlar,</li>
 <li>uygulanacak ilkeler,</li>
 <li>dava sonucunda ortaya çıkacak sonuçlar</li>
</ul>

<p>aynı değildir.</p>

<p>Bir kira uyuşmazlığında hangi hukuki yolun tercih edilmesi gerektiği, somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.</p>

<p>Yanlış dava türünün tercih edilmesi, yargılama sürecinin uzamasına ve tarafların hak kaybına uğramasına neden olabilir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASINDA EN BÜYÜK HATA; SADECE “RAYİÇ YÜKSEK” DEMEK</strong></p>

<p>Birçok kira uyuşmazlığında kiraya veren, taşınmazın bulunduğu bölgede kiraların yükseldiğini belirterek kira bedelinin doğrudan piyasa rayicine çıkarılabileceğini düşünmektedir.</p>

<p>Ancak kira tespit davasında mahkemenin görevi yalnızca çevredeki en yüksek kira bedelini bulmak değildir.</p>

<p>Mahkeme;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kanuni sınırlamaları,</li>
 <li>kira ilişkisinin süresini,</li>
 <li>sözleşmenin hükümlerini,</li>
 <li>emsal kira bedellerini,</li>
 <li>taşınmazın özelliklerini,</li>
 <li>hakkaniyet ilkesini</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirmek zorundadır.</p>

<p>Kira tespit davası, yalnızca bir “piyasa araştırması” değildir.</p>

<p>Bu dava, kira ilişkisinin kendine özgü hukuki kuralları içerisinde yapılan kapsamlı bir değerlendirmedir.</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK</strong></p>

<p>Kira tespit davası, özellikle uzun süreli kira ilişkilerinde taraflar arasındaki ekonomik dengenin yeniden kurulması bakımından önemli bir hukuki kurumdur.</p>

<p>Ancak bu dava, kamuoyunda zaman zaman düşünüldüğü gibi, kiraya verenin istediği kira bedelini mahkeme kararıyla doğrudan elde etmesini sağlayan bir yol değildir.</p>

<p>Aynı şekilde kira tespit davası, kiracının tahliyesini sağlayan bir dava da değildir.</p>

<p>Mahkeme her somut olayda kira ilişkisinin süresini, kira sözleşmesini, kanuni düzenlemeleri, taşınmazın özelliklerini, emsal kira bedellerini ve hakkaniyet ilkesini birlikte değerlendirmek zorundadır.</p>

<p>Bu nedenle kira tespit davalarında en kritik üç konu şudur,</p>

<p><strong>Doğru zamanda hareket etmek, doğru emsalleri ortaya koymak ve kira ilişkisinin hukuki niteliğini doğru değerlendirmek.</strong></p>

<p>Kira uyuşmazlıklarında çoğu zaman davanın sonucu yalnızca “taşınmazın rayiç değeri” ile belirlenmez.</p>

<p>Davanın hangi tarihte açıldığı, kira ilişkisinin kaç yıldır devam ettiği, sözleşmede artış hükmü bulunup bulunmadığı ve emsal araştırmasının ne kadar sağlıklı yapıldığı da sonucu doğrudan etkiler.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-kira-bedeli-mahkeme-karariyla-nasil-belirlenir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/terazi/kiragg.jpg" type="image/jpeg" length="97769"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[REKABET SORUŞTURMALARINDA HUKUKA AYKIRI DELİL YASAĞI: YERİNDE İNCELEMEDE ELDE EDİLEN DELİLLERİN KULLANILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-sorusturmalarinda-hukuka-aykiri-delil-yasagi-yerinde-incelemede-elde-edilen-delillerin-kullanilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-sorusturmalarinda-hukuka-aykiri-delil-yasagi-yerinde-incelemede-elde-edilen-delillerin-kullanilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisi, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesinde düzenlenmiştir. Bu yetki kapsamında Kurum uzmanları teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgeyi inceleyebilmekte, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmektedir.</p>

<p>Yerinde incelemenin anayasal sınırları, <a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 23.03.2023 tarihli Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararı</a>yla yeniden tartışmaya açılmıştır. AYM, somut olayda Rekabet Kurumu uzmanlarının hakim kararı bulunmaksızın şirketin işyerinde gerçekleştirdiği yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. Başvuru No: 2019/40991, 23.03.2023).</a></p>

<p>Ford kararının uygulamaya yansıması ise beklenen yönde olmamıştır. Karardan sonra 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde AYM'nin işaret ettiği hakim güvencesini sağlayacak bir değişiklik yapılmamış; Rekabet Kurumu hakim kararı bulunmaksızın yerinde inceleme yapmaya devam etmiştir. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşıması üzerine verilen 06.11.2025 tarihli norm denetimi kararı da tartışmayı sona erdirmemiştir. AYM, maddenin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü hallerde” ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamış; hakim kararını yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığına bağlayan üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında ise esasa ilişkin bir karar vermemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">(AYM, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025).</a> Rekabet Kurulu da Ford kararının 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesini yürürlükten kaldırmadığı gerekçesiyle mevcut uygulamasını sürdürmüş ve hakim kararı olmaksızın yapılan yerinde incelemelerde elde edilen belgeleri soruşturmalarda kullanmaya devam etmiştir.</p>

<p>Yerinde incelemenin hukuka aykırı olması, bu inceleme sonucunda elde edilen delillerin hukuki durumunu da tartışmalı hale getirmektedir. Temel hak ihlali oluşturan bir inceleme sırasında elde edilen belge, e-posta ve diğer dijital verilerin Rekabet Kurulu tarafından teşebbüs aleyhine kullanılması, hukuka aykırı delil yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>AYM’nin Ford kararı bu soruya açık bir cevap vermemiştir. AYM konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiş, ancak inceleme sırasında elde edilen elektronik yazışmaların rekabet soruşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Bu nedenle yerinde incelemenin hukuka aykırı olması ile bu incelemede elde edilen delillerin kullanılamaması birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında ise <i>“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”</i> hükmü yer almaktadır. Bu hüküm karşısında Ford kararının ardından tartışılması gereken mesele artık yalnızca hakim kararı olmaksızın yerinde inceleme yapılıp yapılamayacağı değildir. Asıl sorun, temel hak ihlali oluşturan bir yerinde inceleme sonucunda elde edilen bulguların Rekabet Kurulunun ihlal tespitine ve idari para cezası kararına dayanak oluşturup oluşturamayacağıdır.</p>

<p>Bu çalışmada mesele Türk hukuku bakımından ele alınacak; 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihadı ile Rekabet Kurulunun yaklaşımı birlikte değerlendirilerek hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen delillerin hukuki durumu incelenecektir.</p>

<p><strong>2. Rekabet Soruşturmalarında Yerinde İnceleme ve Delil Elde Etme Yetkisi</strong></p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Rekabet Kuruluna Kanun'un kendisine verdiği görevleri yerine getirirken gerekli gördüğü hallerde teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde yerinde inceleme yapma yetkisi vermektedir.</p>

<p>Kurul bu kapsamda teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgelerini inceleyebilmekte, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmektedir. Teşebbüslerden belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama istenmesi ve teşebbüslerin her türlü malvarlığına ilişkin mahallinde inceleme yapılması da Kanun'da öngörülen yetkiler arasındadır.</p>

<p>Ticari iletişimin büyük ölçüde elektronik ortamda yürütülmesi, yerinde incelemeyi rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasındaki en etkili delil elde etme araçlarından biri haline getirmiştir. Çalışanların bilgisayarlarında bulunan e-postalar, mesajlaşmalar, elektronik belgeler ve diğer dijital veriler soruşturmanın sonucunu doğrudan belirleyebilecek nitelikte olabilmektedir.</p>

<p>Yerinde incelemenin teşebbüs tarafından engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde ise inceleme sulh ceza hakimi kararıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla mevcut düzenlemede yerinde inceleme yapılabilmesi için kural olarak önceden hakim kararı alınması gerekmemekte; hakim kararı ancak incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde aranmaktadır.</p>

<p>Ford kararında anayasal sorun da tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştır. AYM'ye göre Anayasa'nın 21. maddesi kapsamındaki bir alana kamu görevlilerince girilmesi ve burada inceleme yapılması kural olarak hakim kararına dayanmalıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri yeterli olabilirse de bu kararın yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulması gerekir. 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde ise Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılması gecikmesinde sakınca bulunan hallerle sınırlandırılmadığı gibi Kurul kararının sonradan hakim onayına sunulması da öngörülmemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. p. 63-65).</a></p>

<p>Yerinde inceleme yetkisinin geniş olması, bu yetki kullanılarak elde edilen her bulgunun delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. İdarenin kanundan kaynaklanan bir delil toplama yetkisine sahip olması ile bu yetkinin Anayasa'ya uygun biçimde kullanılması ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Anayasa m.38/6 Kapsamında Hukuka Aykırı Delil Yasağının İdari Yaptırımlara ve Rekabet Soruşturmalarına Uygulanması</strong></p>

<p>Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, <i>“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”</i> hükmüne yer verilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinde de kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilin reddedileceği, 217. maddesinde ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>AYM de hukuka aykırı delile ilişkin bireysel başvuru içtihadında delilin elde edilmesindeki hukuka aykırılığın yargılamanın hakkaniyetini nasıl etkilediğini değerlendirmektedir. Helin Yusuf kararında hukuka aykırı elde edilen delillere dayanılarak mahkumiyet kurulması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014678-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Helin Yusuf Başvuru No: 2020/14678, 14.01.2025).</a></p>

<p>Rekabet soruşturmaları ise ceza muhakemesi değildir. Rekabet Kurulu bir ceza mahkemesi olmadığı gibi, 4054 sayılı Kanun uyarınca uygulanan para cezaları da iç hukuktaki sınıflandırma bakımından idari yaptırım niteliğindedir. Bu nedenle CMK'nın hukuka aykırı delile ilişkin hükümlerinin rekabet soruşturmalarında doğrudan uygulanmasından söz edilemez.</p>

<p>Anayasa m.38/6 bakımından ise mesele farklıdır. Anayasa hükmü, delil yasağını “ceza yargılamasında” veya “mahkumiyet kararında” şeklinde sınırlandırmamış; genel olarak kanuna aykırı şekilde elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Anayasa'nın 11. maddesi de Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu düzenlemektedir.</p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağının rekabet soruşturmalarında uygulanıp uygulanamayacağı, yalnızca CMK hükümlerinin idari yaptırım hukukuna kıyasen uygulanması meselesi değildir. Burada doğrudan Anayasa'nın 38. maddesindeki yasağın, idari yaptırım uygulayan bir kamu otoritesini bağlayıp bağlamadığı tartışılmaktadır.</p>

<p>Öğretide de Anayasa m.38/6'daki yasağın rekabet soruşturmalarında uygulanması gerektiği savunulmaktadır. Yalçın, İYUK, Kabahatler Kanunu ve 4054 sayılı Kanun'da meseleyi doğrudan çözen özel bir hüküm bulunmamasına rağmen Anayasa m.38/6'nın idari yaptırımlar bakımından da uygulanabileceğini ve Rekabet Kurulunun delil toplarken teşebbüslerin temel hak ve özgürlüklerine riayet etmesi gerektiğini belirtmektedir (Yalçın, AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği, 2022). Şahan ve Ünal da Anayasa'daki hukuka aykırı delil yasağının rekabet hukuku bakımından temel bir ilke oluşturduğu görüşündedir (Şahan/Ünal, Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delil Kavramına İlişkin Tartışmalar, 2025).</p>

<p>Rekabet Kurulu teşebbüs hakkında soruşturma yürütmekte, delil toplamakta, ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemekte ve ihlal tespit ettiğinde önemli miktarlara ulaşabilen idari para cezaları uygulamaktadır. Böyle bir yaptırım sürecinde idarenin delil toplarken Anayasa ile bağlı olmadığı düşünülemeyeceği gibi, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir delilin yaptırıma dayanak yapılması da hukuken kabul edilemez.</p>

<p>Delilin elde edilmesi sırasında ortaya çıkan her hukuka aykırılık aynı sonucu doğurmaz. AYM'nin hukuka aykırı delil içtihadında da basit usul eksiklikleri ile temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan hukuka aykırılıklar arasında fark bulunduğu görülmektedir. Delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı, güvenilirliğinin tartışılıp tartışılmadığı ve tarafın delile karşı etkili biçimde savunma yapma imkanına sahip olup olmadığı da değerlendirmede önem taşımaktadır.</p>

<p>Ford kararında tespit edilen hukuka aykırılık ise basit bir şekil eksikliği değildir. Sorun doğrudan Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkına ve bu hakkın temel güvencelerinden biri olan hakim kararına ilişkindir.</p>

<p>Anayasa m.38/6'da düzenlenen hukuka aykırı delil yasağının rekabet soruşturmalarında uygulanmayacağını kabul etmek mümkün değildir. Tartışma, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir delilin hangi hallerde değerlendirme dışı bırakılacağı ve bunun Rekabet Kurulunun nihai kararına nasıl etki edeceği üzerinde yoğunlaşmaktadır.</p>

<p><strong>4. AYM'nin Ford Kararı Sonrasında Yerinde İncelemede Elde Edilen Delillerin Hukuki Durumu</strong></p>

<p>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararına konu olayda Rekabet Kurulu, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun'u ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla ön araştırma yapılmasına karar vermiştir. Kurum uzmanları Ford'un işyerine gitmiş, şirket personelinin bilgisayarlarını incelemiş ve elektronik postalardan oluşan belgeleri teslim almıştır. İnceleme öncesinde hakim kararı alınmamıştır.</p>

<p>AYM öncelikle Anayasa'nın 21. maddesindeki “konut” kavramının yalnızca kişilerin yaşadığı yerlerle sınırlı olmadığını kabul etmiştir. Bir şirketin yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü merkez, şube ve diğer işyerleri de herkesin serbestçe girebildiği alanlardan farklı olarak konut dokunulmazlığı hakkının korumasından yararlanabilmektedir. Rekabet uzmanlarının teşebbüsün faaliyetlerini yürüttüğü alanlara girmesi, bilgisayarlarda inceleme yapması ve elektronik yazışmaları temin etmesi de bu hakka müdahale niteliğindedir.</p>

<p>AYM'ye göre Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca böyle bir müdahalenin kural olarak hakim kararına dayanması gerekir. 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki sistem ise hakim kararını yerinde incelemenin başlangıç şartı olarak öngörmemekte, ancak incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde devreye sokmaktadır. Mahkeme bu nedenle konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiş; ihlalin kanundan kaynaklanan yapısal bir sorun olduğunu belirterek kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine hükmetmiştir.</p>

<p>Ford kararının hukuka aykırı delil bakımından sınırı burada ortaya çıkmaktadır. AYM, yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesini ihlal ettiğini açıkça tespit etmiş; inceleme sırasında elde edilen elektronik yazışmaların hukuka aykırı delil sayılıp sayılmayacağı ve Rekabet Kurulu tarafından kullanılıp kullanılamayacağı konusunda ise ayrıca karar vermemiştir.</p>

<p>Ford kararından, hakim kararı bulunmadan elde edilen bütün delillerin geçersiz olduğu sonucu çıkarılamaz. Ancak AYM'nin tespit ettiği ihlal doğrudan delilin elde ediliş yöntemine ilişkindir. İnceleme sırasında alınan e-postalar ve diğer dijital veriler, Anayasa'nın 21. maddesine aykırı olduğu tespit edilen müdahale sırasında elde edilmiştir. Bu nedenle söz konusu delillerin Anayasa m.38/6 karşısındaki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu sorun daha sonra Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. hakkında yürütülen soruşturmada doğrudan Rekabet Kurulunun önüne gelmiştir. Şirket, 31.01.2023 tarihinde gerçekleştirilen yerinde incelemenin hakim kararına dayanmadığını; Ford kararı uyarınca Anayasa'nın 21. maddesinin ihlal edildiğini ve bu incelemede elde edilen belgelerin Anayasa'nın 38. maddesi gereğince hukuka aykırı delil sayılarak kullanılmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Rekabet Kurulu, 29.02.2024 tarihli ve 24-11/193-77 sayılı kararında bu savunmayı kabul etmemiştir. Kurul, yerinde incelemenin yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanılarak gerçekleştirildiğini; ayrıca Ford kararında konut dokunulmazlığının ihlal edildiğine karar verilmiş olmakla birlikte incelemede elde edilen belgelerin delil niteliği hakkında bir değerlendirme yapılmadığını belirtmiştir. Kurul soruşturma sonucunda Altıparmak Gıda'nın 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğine karar vermiş ve şirkete idari para cezası uygulamıştır (Rekabet Kurulu, 29.02.2024, 24-11/193-77).</p>

<p>Kurulun bu yaklaşımında iki ayrı hukuka uygunluk sorunu bulunmaktadır. Yerinde incelemenin yürürlükteki 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanması işlemin kanuni dayanağını açıklar. Yetkinin Anayasa'nın temel haklara ilişkin güvencelerine uygun kullanılıp kullanılmadığı ise bundan farklıdır. Ford kararında AYM'nin tespit ettiği sorun da bu noktadadır.</p>

<p>Bu bakımdan, “4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi yürürlüktedir” gerekçesi Kurumun inceleme yetkisinin kanuni dayanağını açıklasa da Anayasa'ya aykırı yöntemle elde edilen delilin Anayasa m.38/6 karşısındaki durumunu tek başına çözmemektedir.</p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine ilişkin anayasal tartışma Ford kararından sonra norm denetimine de taşınmıştır. Danıştay 13. Dairesi, 19.09.2023 tarihli ve E.2023/2464 sayılı kararıyla maddenin birinci fıkrasındaki “gerekli gördüğü hallerde” ibaresi ile üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa'nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu kanaatine ulaşarak AYM'ye başvurmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">AYM, 06.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı </a><i><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">kararı</a>nda “gerekli gördüğü hallerde”</i> ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamış ve itirazı reddetmiştir. Ancak hakim kararını yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığına bağlayan üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında esasa ilişkin bir Anayasa'ya uygunluk kararı vermemiş; bu kural yönünden itiraz başvurusunu Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddetmiştir.</p>

<p>2025 tarihli norm denetimi kararı, Ford kararında ortaya konulan hakim güvencesi sorununu ortadan kaldırmamıştır. Ford kararında hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen somut müdahalenin Anayasa'nın 21. maddesini ihlal ettiği yönündeki tespit varlığını korumaktadır.</p>

<p><strong>5. Danıştay İçtihadı ve Hukuka Aykırı Delillerin Rekabet Kurulu Kararına Etkisi</strong></p>

<p>Ford kararından sonra yerinde incelemede elde edilen delillerin akıbeti bakımından Danıştay 13. Dairesinin 09.10.2025 tarihli, E.2020/1736, K.2025/3035 sayılı kararı özellikle önemlidir.</p>

<p>Daire önce Ford kararına değinmiş ve AYM'nin 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde hakim kararı olmaksızın Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılmasına imkan veren sistemin Anayasa'nın 21. maddesindeki güvencelere uygun olmadığı yönündeki değerlendirmesini aktarmıştır. Ardından 19.09.2023 tarihli E.2023/2464 sayılı kararıyla yaptığı norm denetimi başvurusuna yer vermiştir.</p>

<p>Danıştay, AYM'nin başvuruyu Anayasa'nın 152. maddesinde öngörülen beş aylık süre içinde sonuçlandırmamış olması nedeniyle, önündeki uyuşmazlığı yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine göre incelemeye devam etmiştir. Daire bunu, makul sürede yargılanma hakkı bakımından doğabilecek sorunun da önüne geçilmesi gerektiğini belirterek açıklamıştır (Danıştay 13. D., E.2020/1736, K.2025/3035, 09.10.2025).</p>

<p>Daire, rekabet ihlalinin varlığını değerlendirirken pişmanlık başvurusu kapsamında sunulan bilgi ve belgeleri, ön araştırma ve ek inceleme sırasında elde edilen verileri, taraf teşebbüslerden talep edilen belgeleri, BDDK ve TCMB'den edinilen bilgileri ve yerinde inceleme sonucunda elde edilen e-posta yazışmaları dahil bilgi, belge, bulgu ve tespitleri bir bütün olarak dikkate almış ve rekabete aykırı bilgi değişiminin gerçekleştiği sonucuna ulaşmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Danıştay bu kararda, Ford'a rağmen hakim kararı bulunmaksızın yapılan yerinde incelemede elde edilen delilleri değerlendirme dışında bırakmamıştır. Ancak Dairenin, yerinde incelemeden elde edilen e-postaların Anayasa m.38/6 bakımından hukuka uygun olduğuna karar verdiği de söylenemez. Kararda bu konu bağımsız bir hukuki sorun olarak incelenmemiştir.</p>

<p>Soruşturma dosyasında, şirket yöneticileri arasında yapılan ve açık rıza bulunmaksızın kaydedildiği ileri sürülen telefon görüşmeleri de bulunmaktadır. Danıştay bu kayıtların delil olarak kullanılıp kullanılamayacağını ayrıca incelemiştir. Daire, açık veya zımni rızanın bulunmadığı kabul edilse dahi kayıtların tek ve esaslı delil olup olmadığının, güvenilirliklerine ilişkin itirazların değerlendirilip değerlendirilmediğinin ve teşebbüse etkili savunma imkanı verilip verilmediğinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda telefon kayıtlarının tek ve esaslı delil olmadığını; aynı dönemde banka yöneticileri arasında rekabete hassas bilgilerin paylaşıldığını gösteren çok sayıda e-posta yazışmasının bulunduğunu belirterek telefon kayıtlarına ilişkin itirazın Kurul kararını hukuka aykırı hale getirmediği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Danıştay'ın telefon kayıtlarına ilişkin bu değerlendirmesi, yerinde incelemede elde edilen deliller hakkında verilmiş doğrudan bir hukuka aykırı delil kararı değildir. Yine de Dairenin, hukuka aykırılığı ileri sürülen bir delilin Kurul kararına etkisini değerlendirirken o delilin tek veya esaslı delil olup olmadığına bakması, yerinde incelemede elde edilen deliller bakımından da dikkate alınabilecek bir ölçüt ortaya koymaktadır.</p>

<p>Danıştay'ın bu yaklaşımından yola çıkıldığında, yerinde incelemede elde edilen deliller bakımından iki farklı durum ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Hakim kararı bulunmaksızın yapılan yerinde incelemede elde edilen delil çıkarıldığında rekabet ihlali hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerle ortaya konulabiliyorsa, bu delilin dosyada bulunmasının nihai Kurul kararını mutlaka sakatlayacağı söylenemez. Danıştay'ın 2025 tarihli kararında hukuka aykırılığı ileri sürülen telefon kayıtları bakımından benimsediği yaklaşım da bu yöndedir.</p>

<p>Buna karşılık Kurulun ihlal tespiti ve idari para cezası esas veya belirleyici ölçüde hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemede ele geçirilen e-postalara, mesajlara veya diğer dijital verilere dayanıyorsa sorun farklıdır. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hukuka aykırı bulgunun ispat değerinin azaltılmasını değil, delil olarak kabul edilmemesini öngörmektedir. Temel hak ihlali suretiyle elde edilmiş bir bulgu yaptırım kararının esaslı dayanağı ise hukuka aykırı delil itirazı artık tali bir usul itirazı olmaktan çıkar ve nihai idari işlemin hukuka uygunluğunu doğrudan etkiler.</p>

<p>Hakim kararı olmaksızın yapılan ve Anayasa m.21'e aykırılığı ileri sürülen yerinde incelemelerde, elde edilen delillere karşı m.38/6'ya dayanılması mümkündür. Ancak mevcut içtihat, bu itirazın tek başına delilin değerlendirme dışı bırakılması veya Kurul kararının iptali sonucunu doğurduğunu söylemeye henüz imkan vermemektedir.</p>

<p>Teşebbüsün inceleme sırasındaki hareket tarzı ise ayrı bir konudur. Ford kararı, yerinde incelemeyi yaptırımsız biçimde engelleme hakkı vermemektedir. Yerinde incelemenin engellenmesi 4054 sayılı Kanun kapsamında ayrıca idari para cezasına yol açabildiğinden, yalnızca hakim kararı bulunmadığı gerekçesiyle incelemeyi fiilen engellemek güvenli bir yöntem değildir.</p>

<p>Daha doğru yol; hakim kararı bulunmadığına, incelemeye hukuken rıza gösterilmediğine ve anayasal haklara ilişkin itirazların saklı tutulduğuna ilişkin beyanın yerinde inceleme tutanağına geçirilmesini istemek, incelemeyi fiilen engellememek ve elde edilen deliller teşebbüs aleyhine kullanıldığında hukuka aykırı delil itirazını soruşturma ve dava aşamasında açıkça ileri sürmektir. Özellikle nihai Kurul kararının belirleyici ölçüde bu delillere dayanması halinde, yerinde incelemenin hukuka aykırılığının yanı sıra, elde edilen delillerin Anayasa m.38/6 gereğince yaptırım kararına esas alınamayacağı da ayrıca ileri sürülmelidir.</p>

<p><strong>6. Sonuç</strong></p>

<p>Mevcut hukuk bakımından hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemede elde edilen delillerin her durumda geçersiz sayıldığı söylenemez. Ford kararının sonucu bu değildir; Ford sonrasındaki Rekabet Kurulu ve Danıştay uygulaması da bu yönde gelişmemiştir. Ancak bu durum, söz konusu delillerin hukuka uygun olduğu veya teşebbüs aleyhine herhangi bir sınırlama olmaksızın kullanılabileceği anlamına da gelmez.</p>

<p>AYM, Ford kararında Rekabet Kurumunun hakim kararı olmaksızın korunan işyeri alanlarına girerek bilgisayarlarda inceleme yapmasını Anayasa'nın 21. maddesine aykırı bulmuştur. Buradaki hukuka aykırılık basit bir usul eksikliği değil, temel hak ihlalidir. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini açıkça düzenlemektedir.</p>

<p>Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir bulgunun Rekabet Kurulunun yaptırım kararının tek, esaslı veya belirleyici delili olarak kullanılmaması gerektiği kanaatindeyiz. Aksi halde Ford kararında ortaya konulan hakim güvencesi, yaptırım süreci bakımından önemli ölçüde etkisiz kalacaktır. İdarenin Anayasa'ya aykırı bir müdahaleyle elde ettiği delili daha sonra idari para cezasının belirleyici dayanağı olarak kullanabilmesi, Anayasa m.38/6'daki yasakla bağdaşmaz.</p>

<p>Hukuka aykırı bir delilin soruşturma dosyasında bulunması ise Kurul kararının her durumda iptalini gerektirmez. Danıştay'ın 09.10.2025 tarihli kararındaki yaklaşım da dikkate alındığında, delilin nihai karar içindeki ağırlığı önem taşımaktadır. Söz konusu delil çıkarıldığında ihlal hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerle ortaya konulabiliyorsa Kurul kararının hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Buna karşılık delil olmaksızın ihlal tespiti kurulamıyor veya bu delil yaptırım kararının esaslı ve belirleyici dayanağını oluşturuyorsa Anayasa m.38/6'ya dayalı iptal gerekçesi çok daha güçlü hale gelir.</p>

<p>İnceleme anında ise Ford kararına dayanarak yerinde incelemenin fiilen engellenmesi, mevcut 4054 sayılı Kanun karşısında yaptırım riski taşımaktadır. Bu nedenle daha güvenli yol; hakim kararı bulunmadığına ilişkin itirazı tutanağa geçirmek, incelemeye hukuken rıza gösterildiği anlamına gelebilecek beyanlardan kaçınmak ve incelemeyi fiilen engellemeden hukuki itirazları saklı tutmaktır. İncelemede elde edilen veriler daha sonra teşebbüs aleyhine kullanıldığında Anayasa m.21 ve m.38/6 birlikte ileri sürülmeli; özellikle hangi delilin ihlal tespitinde ne ölçüde belirleyici olduğu somut olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Türk hukukunda bu sorunun henüz kesinleşmiş bir içtihatla çözüldüğünü söylemek mümkün değildir. Ancak mevcut anayasal düzenleme ve içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, hakim kararı bulunmaksızın ve Anayasa m.21'deki güvencelere aykırı şekilde yapılan yerinde incelemede elde edilen delillerin hukuka uygunluğunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Bu delillerin temel hak ihlali suretiyle elde edilmiş olması ve rekabet ihlalinin tek, esaslı veya belirleyici dayanağını oluşturması halinde ise Anayasa m.38/6 uyarınca yaptırıma esas alınmaması gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.11, m.21, m.36, m.38 ve m.152.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, m.15 ve m.16.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m.206 ve m.217.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5326 sayılı Kabahatler Kanunu.</span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Anayasa Mahkemesi Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, <i>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.</i> (GK), Başvuru No: 2019/40991, 23.03.2023, RG 20.06.2023, S.32227.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014678-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, <i>Helin Yusuf</i> Başvuru No: 2020/14678, 14.01.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025, RG 17.02.2026, S.33171.</span></a></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Danıştay Kararları</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E.2023/2464, 19.09.2023 (Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusu).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E.2020/1736, K.2025/3035, 09.10.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Rekabet Kurulu Kararları</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Rekabet Kurulu, Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., 29.02.2024 tarihli ve 24-11/193-77 sayılı karar.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Akademik Kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Şahan, Ali Mert / Ünal, Orhan, “Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delil Kavramına İlişkin Tartışmalar”, <i>Rekabet Hukukunda Güncel Gelişmeler Sempozyumu – XII</i>, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2025, s. 395-436.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yalçın, Ahmet, <i>AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği</i>, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 190, Yayın No: 373, Rekabet Kurumu, Ankara, Temmuz 2022.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-sorusturmalarinda-hukuka-aykiri-delil-yasagi-yerinde-incelemede-elde-edilen-delillerin-kullanilmasi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terajdfj.jpg" type="image/jpeg" length="32423"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TBB HEYETİ ORDU’DA AVUKATLARLA BULUŞTU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-heyeti-orduda-avukatlarla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-heyeti-orduda-avukatlarla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, Sayman Av. Ramazan Erhan Toprak, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Nizam Dilek, Av. Melih Yardımcı ve Av. Ali Bayram, Disiplin Kurulu Başkanı Av. Mahmut Karatekin ile Denetleme Kurulu Üyeleri Av. Ahmet Melilk Derindere ve Av. Sibel Torun’dan oluşan TBB heyeti, 7 Eylül’de Ordu’da kapsamlı bir program gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kamu ve yargı kurumlarına yapılan ziyaretlerin yanı sıra Ordu Barosu yönetimi ve avukatlarla buluşan heyet, genç avukatların katıldığı söyleşide mesleğin bugünü ve geleceğine ilişkin değerlendirmeleri dinledi. Program, Adli Yıl Açılış Yemeği ile meslekte 40. ve 50. yılını dolduran avukatlara plaketlerinin takdim edildiği törenle tamamlandı.</p>

<p><strong>VALİ EROL’A ZİYARET</strong></p>

<p>TBB heyetinin Ordu’daki ilk durağı Ordu Valiliği oldu. Ordu Valisi Muammer Erol’u makamında ziyaret eden heyet, hukuk ve adalet hizmetlerine ilişkin konular ile avukatlık mesleği üzerine görüş alışverişinde bulundu.</p>

<p>Avukatların mesleki faaliyetlerini etkin biçimde sürdürebilmeleri ve yurttaşların adalete erişiminin güçlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerin de paylaşıldığı ziyarette, savunma mesleğinin adalet hizmetlerinin işleyişindeki rolüne dikkat çekildi.</p>

<p><strong>YARGI TEMSİLCİLERİYLE TEMASLAR</strong></p>

<p>TBB heyeti, Ordu Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Mustafa Süren ile Ordu Adalet Komisyonu Başkanı Eyüphan Kılıç’ı da makamlarında ziyaret etti.</p>

<p>Yargı hizmetlerinin işleyişi, adliyelerdeki çalışma koşulları ve avukatların mesleki faaliyetlerini doğrudan ilgilendiren uygulamalar çerçevesinde gerçekleştirilen temaslarda, savunmanın yargının kurucu unsurlarından biri olduğu vurgulandı.</p>

<p><strong>ORDU BAROSU’NDA MESLEĞİN GÜNDEMİ ELE ALINDI</strong></p>

<p>Programın sonraki durağı Ordu Barosu oldu. TBB heyeti, Ordu Barosu Başkanı Av. Birsen Uçar, Baro Yönetim Kurulu üyeleri ve avukatlarla buluştu.</p>

<p>Mesleğin ekonomik ve yapısal sorunları ile uygulamada karşılaşılan güçlüklerin ele alındığı buluşmada, avukatların sahadan aktardıkları sorun ve talepler dinlendi. Yerelde ortaya çıkan ihtiyaçların TBB’nin çalışmalarına doğrudan yansıtılması ve çözüm süreçlerinin barolarla eş güdüm içinde yürütülmesi konusunda değerlendirmelerde bulunuldu.</p>

<p><strong>GENÇ AVUKATLARLA MESLEĞİN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ KONUŞULDU</strong></p>

<p>Günün devamında TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Samsun Barosu Başkanı Av. Pınar Gürsel Yıldıran ve Giresun Barosu Başkanı Av. Soner Karademir’in de katıldığı “Genç Avukatlarla Söyleşi” programında avukatlarla buluştu.</p>

<p>Söyleşide, mesleğe yeni başlayan avukatların karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve mesleki güçlüklerden avukatlığın geleceğine uzanan geniş bir çerçevede görüş alışverişinde bulunuldu. Genç avukatların deneyimlerini, sorunlarını ve beklentilerini doğrudan aktardıkları programda Sağkan, yöneltilen soruları yanıtlayarak TBB’nin mesleğin güncel sorunlarına yönelik çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>

<p><strong>MESLEKTE 40. VE 50. YIL ONURU</strong></p>

<p>Ordu programının son bölümünde TBB heyeti, Ordu Barosu tarafından düzenlenen Adli Yıl Açılış Yemeği ve Meslek Ustalarına Plaket Töreni’ne katıldı. Törende meslekte 40. ve 50. yılını dolduran avukatlara plaketleri takdim edildi.</p>

<p>Törende konuşan TBB Başkanı Sağkan, günün erken saatlerinde genç avukatlarla mesleğin sorunlarını ve geleceğini konuştuklarını hatırlatarak, aynı günün sonunda 40 ve 50 yıllık meslek deneyimini temsil eden avukatlarla buluşmanın özel bir anlam taşıdığını söyledi. Avukatlığın temelinde usta-çırak ilişkisinin bulunduğunu belirten Sağkan, mesleğin değerlerinin, mücadele geleneğinin ve kurumsal hafızasının kuşaktan kuşağa aktarıldığına dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği ve baroların hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konusundaki kararlı tutumunun, mesleğe uzun yıllar emek veren avukatların oluşturduğu birikim üzerinde yükseldiğini vurgulayan Sağkan, şunları söyledi:</p>

<p>“Bugün Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız bu ülkede hukukun üstünlüğü mücadelesini cesaretle verebiliyorlarsa, 85 milyonun adalete olan inancını ayakta tutabiliyorlarsa, hukuk devleti ilkesini ve yargı bağımsızlığını ısrarla ve cesaretle savunabiliyorlarsa, bunu tabii ki bu mesleğe yarım asrını veren meslektaşlarımıza borçluyuz.”</p>

<p>Sağkan, meslek ustalarına teşekkür ve şükranlarını sunarak, 40. ve 50. yıl plaketlerinin rutin bir kıdem takdiminin ötesinde anlam taşıdığını ifade etti. Bu özel anlarda meslektaşların yanında bulunmayı ve mutluluklarını paylaşmayı önemsediklerini belirten Sağkan, “İyi ki varlar.” sözleriyle mesleğe uzun yıllar emek veren avukatları selamladı.</p>

<p>Yeni adli yılı Ordu’daki meslektaşlarla birlikte karşılama ve meslek ustalarının 40. ve 50. yıl mutluluğuna ortak olma imkânı dolayısıyla Ordu Barosu Başkanı Av. Birsen Uçar’a teşekkür eden Sağkan’ın konuşmasının ardından, plaketlerin takdimi gerçekleştirildi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_1_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_2_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_3_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_4_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_5_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_6_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_7_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_8_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_9_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_10_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_11_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_12_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_13_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_14_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_15_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_16_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_17_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_18_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_19_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_20_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_21_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_22_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_23_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_24_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_25_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_26_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_27_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_28_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_29_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_30_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_31_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_32_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_33_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_34_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_35_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_36_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_37_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_38_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_39_7092026222048.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_40_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_41_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_42_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_43_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_44_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_45_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_46_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_47_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-heyeti-orduda-avukatlarla-bulustu</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/86667-7-7092026222030.jpeg" type="image/jpeg" length="77580"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[200 milyon liralık karşılıksız çek dolandırıcılığı; 4 tutuklama, 6 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/200-milyon-liralik-karsiliksiz-cek-dolandiriciligi-4-tutuklama-6-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/200-milyon-liralik-karsiliksiz-cek-dolandiriciligi-4-tutuklama-6-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da çok sayıda firmadan karşılıksız çekle mal alıp 200 milyon liralık dolandırıcılık yaptığı ileri sürülen 4 şüpheli tutuklandı, 6 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen çalışmalar kapsamında; piyasadan yüksek miktarda mal temin edilmesi amacıyla devralınan şirket adına bir süre düzenli ticaret yapılarak çek ve bankacılık güvenilirliğinin artırıldığı, ardından çok sayıda firmadan ileri vadeli çekler karşılığında yüksek tutarlı mal alındığı, alınan malların çek vadeleri gelmeden düşük bedellerle elden çıkarıldığı belirlendi.</p>

<p>Suç konusu malların satışından elde edilen gelirlerin şirket ve şahıs hesaplarına aktarıldığı, bazı işlemlerin bağlantılı şirketler üzerinden fatura ve para hareketleri oluşturularak, görünürde ticari işlem haline getirilmeye çalışıldığı; mal, para, çek ve şirket hareketlerinin Antalya, Isparta, Afyonkarahisar, Ankara, Burdur ve bağlantılı diğer illere yayılan organize bir yapı içerisinde gerçekleştirildiği tespit edildi. Soruşturmanın ilk aşamasında gözaltına alınan şüpheliler Y.C.L, E.G., M.Y. ve C.D., çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şüphelilerin ayrıntılı beyanları, müşteki anlatımları, ele geçirilen çek ve belgeler ile sonradan temin edilen GİB ve MASAK verileri sonrasında detaylandırılan soruşturmada, dolandırıcılık eylemlerinden daha geniş bir yapılanma olduğu ortaya çıkarıldı. Organizasyon tarafından piyasadan temin edilen mal ve hizmetlerin ekonomik değerinin yaklaşık 200 milyon TL olduğu belirlendi.</p>

<p>Soruşturmanın devamında Antalya merkezli Afyonkarahisar, Ankara, Hatay İskenderun ve Van Erciş'i kapsayan eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda, kimlikleri belirlenen 8 şüpheliden 6'sı gözaltına alındı. Şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/200-milyon-liralik-karsiliksiz-cek-dolandiriciligi-4-tutuklama-6-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/6a9fc22d290cc15b30dfe261.webp" type="image/jpeg" length="61513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/172 E., 2026/1083 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 19.06.2026 tarihli, 2024/172 E., 2026/1083 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<strong>T.C.<br />
İZMİR<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
11. HUKUK DAİRESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>DOSYA NO : 2024/172<br />
KARAR NO : 2026/1083</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 12.10.2023<br />
NUMARASI : 2022/247 E. - 2023/731 K.<br />
DAVANIN KONUSU : Tazminat<br />
KARAR TARİHİ : 19.06.2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ : 19.06.2026</p>

<p>İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.10.2023 tarih 2022/247 E. - 2023/731 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili, 05.08.2021 tarihinde, davalı sigorta şirketinin ZMS sigortacısı, davalı ...'ün maliki ve sürücüsü olduğu ... plakalı aracın dava dışı ... plakalı araca çarptığını, çarpmanın etkisiyle ... plakalı aracın da müvekkiline ait park halindeki .... yabancı plakalı araca çarptığını, müvekkiline ait aracın maddi zarara uğradığını, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden yapılan incelemede kazanın meydana gelmesinde ... plakalı aracın %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin ikamet ettiği Almanya'ya döndüğünde ekspertiz incelemesi yaptırdığını, aracındaki hasarın 6.037,30 Euro olduğunu, davalı sigorta şirketine başvurmaları sonucunda 04.01.2022 tarihinde (15.412,19 TL karşılığı) 1.035,78 Euro ödeme yapıldığını, kaza tarihinde ZMSS teminat limitinin 43.000,00 TL olduğunu, temerrüt tarihindeki Euro kuruna göre teminat limitinin karşılığının 4.029,61 Euro olduğunu, yapılan ödeme düşüldüğünde sigortanın sorumlu olduğu tutarın 2.993,83 Euro olduğunu, 1.004,84 Euro hasar tespit gideri yapıldığını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.993,83 Euro bakiye hasar bedelinin, davalı ...'den ise bakiye maddi zarar olan 5.001,52 Euro'nun tamamının her iki davalı için kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, 1.004,84 Euro ekspertiz gideri ile tercüme giderinin yargılama yargılama giderleri arasında davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>CEVAP:</strong> Davalı .... A.Ş. vekili, davacının zararın karşılandığını, hasar miktarı 15.412,19 TL hesaplanarak 04.01.2022 tarihinde davacı vekilinin hesabına ödendiğini, hesaplamanın genel şartlara göre yapılması ve gerçek zararın tespiti gerektiğini, onarım anlaşmalı serviste yapılması durumunda tedarik iskontosu uygulanacağını, KDV’den sorumlu tutulamayacaklarını, KDV ödendiğini gösteren fatura sunulmadığını, sigortalı aracın sürücüsünün kusurlu olduğunu kabul etmediklerini, kusur tespiti gerektiğini, sorumluluklarının kusur oranı ve poliçe limiti dahilinde olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili, müvekkilinin ... plakalı aracı ile seyir halindeyken ... plakalı aracın müvekkilinin aracına çarptığını, ardından davacıya ait park halindeki araca çarptığını, müvekkilinin ilk tutulan trafik tespit tutanağının yanlış olduğunu belirtmesi üzerine ikinci bir trafik tespit tutanağı düzenlendiğini, ikinci defa düzenlenen trafik tespit tutanağında da müvekkilinin beyanlarının eksik olarak aktarıldığını, kaza tespit tutanaga esas alınarak kusur tespiti yapılmasının hatalı olduğunu, kaza anında yaya yoluna park halinde bulunan ve davacı tarafa ait aracın ... plakalı aracın arkadan çarpması sonucu hasara uğradığını, sigorta şirketi tarafından davacı vekilinin hesabına maddi hasar bedeli ödemesi yapıldığını, davacının aracı yurt dışına çıktıktan uzun süre sonra tamir ettirdiğini, hasarın tamamen bu kazadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirsiz olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :</strong> Mahkemece; adli trafik bilirkişisi ve otomotiv bilirkişisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna göre ... plakalı araç sürücüsünün kazaya etken olduğu, ... plakalı araç sürücüsü ve davacıya ait park halindeki ..... plakalı araç sürücüsün etken olmadığı, davacıya ait araçta kaza nedeniyle meydana gelen hasar tutarının 5.642,74 Euro olduğu, davalı yanca yapılan ödemenin mahsubundan sonra bakiye 4.606,96 Euro zararın kaldığı, ekspertiz ücretinin rayiçlere uygun olduğu yönünde görüş bildirildiği, itiraz üzerine alınan ek raporda kök rapordaki 394,48 Euro tutarındaki işlemin hatalı algılandığı ve hasar değerinden düşülmesi yönündeki kök rapor kanaatin doğru olmadığı, önceki hasar bedeline bu tutarın eklenmesi ile Almanya koşullarına göre araçtaki hasarın toplam 6.037,23 Euro olduğu, davalı yanca yapılan ödemenin mahsubundan sonra bakiye 5.001,45 Euro zararın kaldığı, ekspertiz ücretinin rayiçlere uygun olduğu şeklinde görüş ve kanaat bildirildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 5.001,45 Euro bakiye hasar bedelinin davalı .... A.Ş.'den (2.993,83 Euro ile ve poliçe limitinden kalan bakiye 27.587,81 TL ile sınırlı sorumlu olmak kaydıyla) temerrüt tarihi 14.10.2021 tarihinden itibaren, diğer davalı ... yönünden ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL cinsinden hesaplanan karşılığının davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hasar talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ : </strong>Davalı ..... A.Ş. vekili, yargılama aşamasında belirttikleri savunmalarının yok sayıldığını, neden reddedildiğine ilişkin bir gerekçe yazılmadığını, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının hatalı olduğunu, ... plakalı araç sürücüsünün kavşağa girerken hızını azaltmadığının ilgili incelemelerde anlaşıldığını, tanık beyanında da bu durumun yer aldığını, kaza tespit tutanağının delil niteliği yok sayılarak farazi değerlendirmelerle kusur atfı yapıldığını, sigortalı araç sürücüsünün her türlü önlemi alsa bile söz konusu kazayı engelleme şansının bulunmadığını, davacının zararının karşılanmış olduğunu, aracın onarılıp onarılmadığı, onarılmış ise onarım bedelinin kim tarafından karşılandığı ve davacı tarafından araç teslim alınırken çekince konulup konulmadığı, davacı tarafından aracın daha yüksek bedel ile onarılma iddiasının bulunup bulunmadığı ve bu konuda fatura sunulup sunulmadığı hususlarının araştırılması gerektiğini, müvekkili sigorta şirketinin onarımı sonrasında yeni bir onarım yapılmadığından davacının taleplerinin reddi gerektiğini, hasar hesaplamasının ZMSS Genel Şartlara göre yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin söz konusu parçaların tedarikinde iskonto yapma imkânı bulunduğunu, iskontosuz yapılan hesaplamanın yetersiz ve hukuka aykırı olduğunu, davacı yetkisiz ve anlaşmasız serviste aracın onarımını gerçekleştirerek sigorta şirketinin iskonto uygulanmasına ilişkin hakkını elinden aldığını ve gerçek zarardan değil, kendi fiili ile artırmış olduğu fiili zarardan sorumlu tutulmasını sağlamaya çalıştığını, müvekkili sigorta şirketinin KDV’den sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, dava konusu taleplerin yabancı para cinsinden belirtilmesi ve bu şekilde karar tesisinin hatalı olduğunu, Türkiye’deki piyasa koşulları dikkate alınarak hasar bedelinin belirlenmesi gerektiğini, eksper ücreti talebi dolaylı zarar olduğundan reddi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili, kazanın meydana gelmesinde müvekillinin kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin ... plakalı aracı ile seyir halindeyken dönüş için beklediği bölgede ... plakalı aracın önce müvekkilinin aracına, ardından davacının aracına çarptığını, tutanak tutulması için sigortacı çağırıldığını, müvekkilinin ilk tutulan trafik tespit tutanağının yanlış olduğunu belirtmesi üzerine ikinci bir trafik tespit tutanağı düzenlendiğini, ikinci defa düzenlenen trafik tespit tutanağında da müvekkilinin beyanlarının eksik olarak aktarıldığını, sigorta görevlisinin yeni bir tutanak düzenlemek için ücret talep etmesi üzerine dosya içerisinde mevcut olan son tutanağın ... plakalı araç sahibi ..... ve müvekkili tarafından düzenlendiğini, son düzenlenen trafik tespit tutanağında ....'ın kendisinin müvekkilinin aracına çarptığına dair ifadesini, müvekkilinin kendisine çarptığı şekliyle değiştirdiğini, müvekkilinin son düzenlenen tutanağı imzalamak istemese de ....'ın yakınlarının müvekkilini darp etmeye kalkıştıklarını, müvekkilinin düzenlenen trafik tespit tutanağını imzalamak zorunda kaldığını, savunmalarının yerel mahkemece yok sayıldığını, müvekkiline müteselsil olarak tazminat bedelinin yansıtılmasının hatalı olduğunu, poliçe dahilinde olan sorumluluğun sigorta şirketine ait olduğunu, bilirkişi raporunda herhangi bir kamera kaydı veya somut veriye dayanmadan tamamen farazi değerlendirmeler üzerinden kusur atfında bulunulduğunu, sigortalı araç sürücüsünün her türlü önlemi alsa bile söz konusu kazayı engelleme şansının bulunmadığını, araçta meydana gelen hasar bedelinden ziyade uyuşmazlığa konu aracın onarılıp onarılmadığı, onarılmış ise onarım bedelinin kim tarafından karşılandığı ve başvuran tarafından araç teslim alınırken çekince konulup konulmadığı, başvuru sahibi tarafından aracın daha yüksek bedel ile onarılma iddiasının bulunup bulunmadığı ve bu konuda fatura sunulup sunulmadığı konularının tartışma konusu yapılması gerektiğini, davacıya ait aracın Türkiye şartlarında çok cüzi miktarlara tamiratı mümkünken aracı tamir ettirmediğini, davacının aracı yurt dışına çıktıktan uzun süre sonra tamir ettirdiğini, aracın tamirine ilişkin fatura gösterilmediğini, sadece ekspertiz raporu sunulduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE : </strong>Dava, davacıya ait yabancı plakalı araçta oluşan hasar bedelinin karşı aracın işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.</p>

<p>Davacının Almanya'da ikamet edip, geçici olarak Türkiye'ye getirdiği aracının trafik kazası sonucunda hasara uğradığı anlaşılmakta olup, davacı aracının onarımını Türkiye'de yapması konusunda zorlanamaz. Aracını Türkiye'de veya ikamet ettiği ülkede tamir ettirmek konusunda seçimlik hakka sahip olup, araç sahibinin bu seçimlik hakkını ikamet ettiği ülkede tamir ettirme yönünde kullanması durumunda, yurt dışı tamirine dair gerçek hasar bedelinin tespit edilerek bu bedelin Türk Lirası karşılığının tazminine karar verilmesi gerekmektedir. (Yargıtay</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu 24.06.2015 tarih 2014/17-28 Esas 2015/1745 Kararı) Davalıların bu yöndeki istinaf itirazları yerinde değildir.<br />
Toplanan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davacının aracında oluşan zarar dolayısıyla hasar tazminatına hak kazanmasına, kusur ve hasarın olayın oluş şekli ve dosya kapsamına uygun olarak belirlenmesine, araçtaki hasarın kaza ile uyumlu ve zararın gerçekçi olmasına, dava değerini oluşturan hasar bedeli yönünden yabancı para alacağının fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığı üzerinden davalıların sorumluluğu cihetine gidilmesine, tazminata taleple bağlı olmak üzere yabancı para alacağına davalıların sıfatına göre belirlenenen temerrüt tarihinden 3095 sayılı Kanun gereğince faiz yürütülmesine, dava değeri yapılan yabancı paranın dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı olan Türk Lirası esas alınarak kabul edilen miktar üzerinden harç ile karar tarihindeki tarifeye göre vekalet ücreti hesaplanmasına, hükmedilen tutarın dava tarihindeki kur itibariyle poliçe limiti kapsamında kalması nedeniyle vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin oranlanmasına gerek bulunmamasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine göre davalıların istinaf itirazları yerinde değildir.</p>

<p>Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçeler ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davalı .... A.Ş. vekili ve davalı Davalı ... vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Davalı ..... A.Ş. yönünden istinaf karar harcı olan 1.884,52 TL'den peşin alınan 1.394,55 TL'nin mahsubu ile bakiye 489,97 TL harcın davalı .... A.Ş.'den alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>3-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 5.578,17 TL'den peşin alınan 1.394,55 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.183,62 TL harcın davalı ...'den alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerilerinde bırakılmasına,</p>

<p>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 19.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/izmir-bolges-1.jpg" type="image/jpeg" length="13585"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/8787 E., 2025/16070 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2024/8787 E., 2025/16070 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/8787 E., 2025/16070 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/457 E.- 2024/466 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2024/İHK- 20737- 20738</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2024/58767</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yolcu olduğu davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 19.07.2022 tarihinde karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 240.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslahla talebini 770.886,37 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, adli rapor ücretinden davalının sorumlu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, zamanaşımı süresinden sonra yapılan başvurunun süre nedeniyle reddi gerektiğini, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kusur raporu alınarak sonuca gidilmesi gerektiğini, adli rapor ücretinden davalının sorumlu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sunduğu 18.04.2023 tarihli maluliyet raporuna göre davaya konu trafik kazasından dolayı %8 oranında sürekli malul kaldığı, ancak raporun usule uygun olmadığı, bu nedenle davacıya yeni bir maluliyet raporu alması için ara karar ile kesin süre verildiği, ancak davacının süresinde bilirkişi ücretini yatırmayarak ara kararın gereğini yerine getirmediği, davacının davalı ...Ş.'den olan alacağından feragat ettiği gerekçesiyle başvurunun davalı ...Ş. yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı ...Ş. yönünden usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin itiraz başvurusunda bulunması üzerine İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından sunulan 18.04.2023 tarihli maluliyet raporunun usule uygun olduğu, hükme esas alınması gerektiği, davalı ...Ş. tarafından davacıya 20.10.2023 tarihinde 84.000,00 TL ödeme yapıldığı, davacının davalı ...Ş. yönünden feragat dilekçesi sunduğu, hesaplamanın davalı ...Ş. yönünden %100 kusur ve %8 maluliyet oranı üzerinden yapıldığı gerekçesiyle, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, davalı ...Ş. yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı ...Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne, 682.886,37 TL sürekli iş göremezlik tazminatının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, yeniden kusur raporu alınarak sonuca gidilmesi gerektiğini, kusur oranları arasında çelişki oluştuğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davacının yolcu olduğu davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 19.07.2022 tarihinde karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, davacının zararının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre belirlenmesinin yerinde olmasına, müterafik kusurun ispat edilememiş olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı ...Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davalı ...Ş. vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden;<br />
a.Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Somut olayda hükme esas alınan ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 18.04.2023 tarihli sağlık kurulu raporunda, davacının trafik kazası sonrası lomber disk hernisi (bel fıtığı) yaşadığı, meydana gelen iş bu yaralanmasına bağlı sürekli iş göremezlik oranının Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre %8 olarak hesaplandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde davacının kaza tarihinden evvel bel fıtığı nedeniyle operasyon geçirdiği, davacı tarafından sunulan 18.04.2023 tarihli maluliyet raporunda da davacının davaya konu trafik kazası sonucu bel fıtığı nedeniyle %8 sürekli malul hale geldiğinin belirlendiği anlaşılmaktadır. Ancak iş bu raporda salt davaya konu trafik kazası nedeniyle oluşan maluliyet durumu veya oranının açık bir şekilde izah edilemediği, davacının kalıcı maluliyetinin davaya konu trafik kazası sonucu yaralanmasından mı yoksa kazadan daha önceki tarihte geçirdiği operasyondan mı kaynaklandığının tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasının illiyet bağı açısından gerekli olduğu gözetildiğinde 18.04.2023 tarihli maluliyet raporunun bu haliyle hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olmadığı sabittir.</p>

<p>Şu halde, izah edilen şekilde davacının salt 19.07.2022 tarihli trafik kazasından kaynaklanan kalıcı maluliyet durumunun davacının kazadan önceki operasyona dair olanlarda dahil olmak üzere tüm tedavi evrakı ve raporları temin edildikten sonra, davacıyı bizzat muayene etmek suretiyle yerleşim yerine en yakın üniversite adli tıp anabilim dalı başkanlığından yeniden maluliyet raporu alınarak sonuca gidilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p>b. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir.<br />
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, kaza tespit tutanağının düzenlendiği, buna göre davacının yolcu olduğu araç ile davalı ...Ş. tarafından sigortalı araca ayrı ayrı kusur izafe edildiği, hakem tarafından alınan kusur raporunda ise davacının yolcu olduğu araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı, davalı ...Ş. tarafından sigortalı aracın %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, başkaca kusur tespiti yapılmadığı, hakemce davalı ...Ş. tarafından sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kabul edilerek davacının tazminat alacağının hesaplanması yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayın meydana geliş şekli, kaza tespit tutanağındaki kusur tayini ile hakemce alınan kusur raporu arasında farklı belirlemeler olduğu, bu haliyle dosyada kusur oranları arasında çelişki oluştuğu değerlendirildiğinde, kusur oranlarına ilişkin yapılan araştırma yeterli görülmemiş olup eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.</p>

<p>Şu halde; İtiraz Hakem Heyetince, dava konusu trafik kazasına ilişkin varsa ceza soruşturma dosyası da dosya arasında alınarak, tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden seçilecek uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli, kaza tespit tutanağı ile dosyadaki rapor arasındaki çelişkiyi gideren, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulmuş olması doğru değildir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2-a) ve (2-b) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde davalı ...Ş.'ye iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>02.12.2025 tarihinde Üye ...'nin karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Davacı, 19.07.2022 tarihinde gerçekleşen çift taraflı trafik kazasında yaralanan yolcu (üçüncü kişi) konumundadır. Yolcu, kazanın meydana gelmesinde kendi eylemiyle bir kusuru bulunmadıkça, zararın tamamının tazminini isteme hakkına sahiptir. Sigorta hukukunda ve Karayolları Trafik Kanunu kapsamında, zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) poliçesi, sigortalı araçların işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zararları teminat altına alır.</p>

<p>Tazminatın kaynağı, sigortalı aracın işletilmesinden kaynaklanan riziko olup, yolcu konumundaki davacının zararının tazmininde, kusur oranları sadece sigortalı araç sürücüleri arasındaki rücu ilişkisi ve sigorta şirketinin sorumluluk sınırını belirleme açısından önem taşır. Davacı yolcuya karşı kusursuz sorumluluk ilkesi uygulanır. Dosyada mevcut delillerde davacının kazanın oluşumunda müterafik kusuruna (örneğin, tehlikeli bir davranışta bulunma) dair herhangi bir tespit ve iddia bulunmamaktadır.</p>

<p>Sayın çoğunluk, "olayda kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden seçilecek uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor" alınması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Oysa: Yukarıda belirtildiği gibi, davacı yolcunun kusuru bulunmadığından, sürücüler arasındaki kusur oranlarının yeniden belirlenmesi, yolcunun tazminat alacağı miktarını doğrudan etkilemeyecektir. Yolcunun zararı, ZMSS limiti dâhilinde sigortacı tarafından tam olarak karşılanmalıdır.</p>

<p>Dosyada mevcut olan ve numaralı belgede atıfta bulunulan trafik kaza tespit tutanağı ve hakem incelemesi sonucunda belirlenen kusur oranları, sigorta şirketlerinin kendi aralarındaki rücu ilişkileri için yeterli ve denetlenebilir kabul edilebilir.</p>

<p>Temyize konu İtiraz Hakem Heyeti kararında, davalı ...Ş. sigortalısı sürücünün %100 kusurlu olduğu ve diğer tarafın sigortacısı ... Sigorta A.Ş. sigortalısı sürücünün %0 kusurlu olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Yolcu olan davacının alacağının belirlenmesi için yeniden kusur tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınması, yargılamayı uzatacak ve gereksiz masrafa neden olacaktır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı yolcu olduğundan, sürücüler arasındaki kusur oranlarının yeniden tespiti için uzman bilirkişi raporuna gerek bulunmamaktadır. Bu düşünceyle sayın çoğunluğun yeniden kusur tespiti konusundaki bozma kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="58456"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/9619 E., 2025/13991 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13.10.2025 tarihli, 2025/9619 E., 2025/13991 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9619 E., 2025/13991 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/493 Değişik İş, 2023/493 Karar<br />
SAYISI : 2023/İHK-27560<br />
SAYISI : K-2023/113556</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 21.07.2021 tarihinde davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davacının sevk ve idaresindeki aracın karıştığı trafik kazası sonucu, davacının yaralanarak malul kalması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı olarak 100,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, talebini 284.338,82 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusuru kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne, 100,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 18.08.2022 tarihinde itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin itirazının reddine, davacı vekilinin itirazının kabulü ile davanın kabulüne, 284.338,82 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 18.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usulüne uygun düzenlenmeyen maluliyet raporu ile başvuru yapıldığından davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun usulüne uygun olmadığını, TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre ve % 1,8 teknik faiz uygulanarak tazminatın hesaplanması gerektiğini aksi kanaat halinde %1,65 oranında teknik faiz uygulanarak hesaplanması gerektiğini, ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren yasal faize hükmedilebileceğini, davacı lehine 1/5 oranında vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kusur oranının hatalı tespit edildiğini , değer kaybı nedeniyle açılan davada davalının %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, gelir tespitinin hatalı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. Dosyanın incelenmesinde; kaza tespit tutanağında, davalıya sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğu belirtilmiştir. Hükme esas alınan kusur raporunda; tarafların % 50'şer kusurlu olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından daha önce aynı kazaya ilişkin Sigorta Tahkim Komisyonunda 2022.E.159655 sayılı aracın değer kaybının tahsili talepli dava dosyasında alınan kusur raporunda ise, kaza tespit tutanağıyla uyumlu olarak davacının kusursuz olduğu, davalıya sigortalı araç sürücüsünün ise kusurlu olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda kaza tespit tutanağı ile kusur raporu arasında çelişki olduğundan, kusur raporuna neden itibar edildiği, kaza tespit tutanağına neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeli, tutanak ve rapor arasındaki çelişkiyi gideren ikinci bir rapor alınmalıdır.</p>

<p>Şu durumda kaza tespit tutanağı ile Hakem Heyetince alınan rapor arasındaki kusur dağılımına ilişkin çelişkilerin giderilmesi yönünde bilirkişiden (önceki bilirkişi dışında) denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli şekilde rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken çelişkiler giderilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmamış bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı onama harcının davalıdan alınmasına,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
13.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="37229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23642"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68891"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23375"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12917"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88102"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68979"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12275"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="99812"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="97551"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86276"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="68368"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="71967"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="38742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="44764"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="14554"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="50846"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="86674"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
