<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 07 Sep 2026 20:50:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29031"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal Medyada Hakarete Uğradığınızda Şikayet ve Tazminat Yolu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medyada-hakarete-ugradiginizda-sikayet-ve-tazminat-yolu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-medyada-hakarete-ugradiginizda-sikayet-ve-tazminat-yolu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla günlük hayatımızın büyük bölümü sosyal medyada geçiyor ve platformlardaki tartışmalar da giderek daha fazla hukuki uyuşmazlığa dönüşüyor. Türk Ceza Kanunu'nun <strong>125. maddesi</strong>, bir kişiyi onur, şeref veya saygınlığını rencide edecek şekilde hedef alan sözlü, yazılı ya da görsel ifadeleri hakaret suçu olarak tanımlıyor ve bu suç <strong>3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasını</strong> gerektirebiliyor. Peki bir yorum, paylaşım ya da mesajla hedef alındığınızda ilk olarak ne yapmalısınız?</p>

<p><strong>Sosyal Medyada Hakaret Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Bir paylaşımın hukuken hakaret sayılması için karşı tarafı <strong>küçük düşürücü somut bir fiil ya da sıfatla</strong> hedef alması gerekiyor; sadece kaba veya rahatsız edici bir söz her zaman suç oluşturmayabilir. Örneğin bir yorumda kişinin ismi açıkça belirtilerek onur kırıcı bir suçlama yapılması ile genel bir öfke ifadesi arasında hukuken önemli bir fark var.</p>

<p>Diyelim ki Elif, bir e-ticaret sitesinde yaşadığı anlaşmazlığı sosyal medyada paylaştı ve karşı taraf ona yorumlarda hakaret içeren ifadelerle cevap verdi. Bu noktada <strong>alenilik unsuru</strong> devreye giriyor: paylaşım herkese açık bir hesapta yapıldıysa, TCK md. 125/4 uyarınca ceza bir oranda artırılabiliyor.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Hakaretin bir kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi ya da dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç ve düşüncelerinden dolayı yapılması, cezanın <strong>alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı</strong> nitelikli hallerdendir (TCK md. 125/3).</p>

<p>Delillerin zamanında ve doğru şekilde kayıt altına alınması sürecin en kritik adımıdır.</p>

<p><strong>Delilleri Doğru Şekilde Nasıl Toplarsınız?</strong></p>

<p>Sosyal medya paylaşımları kolayca silinebildiği için <strong>ilk yapmanız gereken şey delili kaybetmeden kayıt altına almak</strong>. Basit bir ekran görüntüsü çoğu zaman yeterli olsa da, karşı taraf içeriği silerse ispat gücünü artırmak için ekran görüntüsünün yanına tarih-saat bilgisini de içeren bir video kaydı eklemeniz faydalı olur.</p>

<p>Daha güçlü bir delil isteyen davalarda <strong>noter tespiti</strong> tercih edilebiliyor: noter, ilgili sayfayı ziyaret ederek içeriği resmi bir tutanakla belgeliyor. Örneğin Mehmet'in yaşadığı bir olayda, karşı taraf paylaşımı birkaç saat içinde sildiği için sadece ekran görüntüsü tartışmaya açık kalmış, noter tespiti ise mahkemede tereddütsüz kabul görmüştü.</p>

<p><strong>Adım Adım Süreç</strong></p>

<p><strong>1. Delili kayıt altına alın</strong>, ekran görüntüsü, video, gerekiyorsa noter tespiti.</p>

<p><strong>2. Şikayet dilekçesi hazırlayın</strong>, savcılığa veya karakola başvurun.</p>

<p><strong>3. Süreci takip edin</strong>, soruşturma aşamasında ifade verin.</p>

<p><strong>4. Tazminat talebini değerlendirin</strong>, ayrı bir hukuk davası açabilirsiniz.</p>

<p><strong>Şikayet Dilekçesi ve Savcılığa Başvuru Süreci</strong></p>

<p>Hakaret suçu, <strong>şikayete bağlı suçlardan</strong> biri; yani savcılık kendiliğinden harekete geçmiyor, mağdurun başvurusu gerekiyor. Şikayetinizi doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçeyle yapabileceğiniz gibi, en yakın karakola giderek de tutanağa geçirtebilirsiniz.</p>

<p><strong>Şikayet süresi, fiili ve faili öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay</strong> ile sınırlı (TCK md. 131). Bu süreyi kaçırmak hakkın kaybına yol açabileceği için, delillerinizi topladıktan sonra başvuruyu geciktirmemek önemli. Şikayet dilekçenizde paylaşımın tarihi, hesap bilgileri ve elinizdeki delilleri ayrıntılı biçimde belirtmeniz sürecin hızlanmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Ceza Davası mı, Manevi Tazminat Davası mı?</strong></p>

<p>Çoğu kişi hakaret şikayetinin otomatik olarak tazminat da getirdiğini düşünüyor, ama bu iki süreç aslında birbirinden bağımsız. Ceza davası, faili devlet adına cezalandırmayı; manevi tazminat davası ise mağdurun uğradığı manevi zararın karşılanmasını hedefliyor.</p>

<p>Ceza ve tazminat sürecinin birlikte mi yoksa ayrı mı yürütüleceğine somut olaya göre karar verilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Ceza Davası</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Manevi Tazminat Davası</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Amaç</p>
   </td>
   <td>
   <p>Faili cezalandırmak</p>
   </td>
   <td>
   <p>Manevi zararı karşılamak</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Başvurulan Yer</p>
   </td>
   <td>
   <p>Savcılık / Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Süre</p>
   </td>
   <td>
   <p>6 ay şikayet süresi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel zamanaşımı süreleri geçerli</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Uygulamada bu iki yolu birlikte yürüten çok sayıda dosya var: Örneğin Zeynep, hakkında yapılan hakaret içerikli paylaşım nedeniyle hem savcılığa şikayette bulunmuş hem de ayrı bir manevi tazminat davası açarak sürecin her iki boyutunu da takip etmişti.</p>

<p><strong>Fail Sahte veya Anonim Hesap Kullanıyorsa Ne Olur?</strong></p>

<p>Sosyal medyada karşılaşılan sorunların önemli bir kısmı, hakareti yapan kişinin gerçek kimliğini gizli tutan sahte hesaplar üzerinden gerçekleşiyor. Bu durumda dosya, savcılık aracılığıyla ilgili platforma ve internet servis sağlayıcılarına gönderilen yazışmalarla <strong>IP adresi tespiti</strong> üzerinden ilerliyor.</p>

<p>Bu süreç, hesabın gerçek bir isimle açılmış olduğu durumlara göre <strong>daha uzun sürebiliyor</strong>; çünkü platformun yurt dışında olması halinde bilgi talebi uluslararası yazışma süreçlerine tabi. Yine de sahte hesap olması şikayet hakkınızı ortadan kaldırmıyor, sadece süreci teknik olarak uzatabiliyor.</p>

<p><strong>Süreç Ne Kadar Sürer, Nelere Dikkat Etmelisiniz?</strong></p>

<p>Soruşturma aşaması, delillerin netliğine ve failin kimliğinin belirlenip belirlenmediğine göre değişkenlik gösteriyor; basit ve delili net dosyalarda süreç birkaç ay içinde sonuçlanabilirken, kimlik tespiti gereken dosyalarda bu süre uzayabiliyor. Önemli olan, <strong>şikayet süresini kaçırmadan</strong> ve delilleri eksiksiz toplayarak sürece başlamak.</p>

<p>Ayrıca hakaret davası sırasında karşı tarafla arabuluculuk yoluyla bir uzlaşma sağlanması da mümkün; bu, hem sürecin hızlanmasına hem de tarafların uzun bir yargılamadan kaçınmasına imkân tanıyor.</p>

<p><strong>Sadece ekran görüntüsü delil olarak yeterli mi?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basit dosyalarda yeterli olabilir, ancak karşı tarafın içeriği silme ihtimaline karşı noter tespiti gibi ek bir delil sunmak ispat gücünüzü artırır.</p>

<p><strong>İş yerinde yaşanan bir tartışmanın sosyal medyaya taşınması da bu kapsama girer mi?</strong></p>

<p>Evet; hakaretin nerede yapıldığından çok, içeriğin onur kırıcı nitelikte ve hedefi belli olması önemlidir.</p>

<p><strong>Şikayetten sonra vazgeçebilir miyim?</strong></p>

<p>Şikayete bağlı suçlarda mağdur, dava sürecinde şikayetinden vazgeçebilir; ancak bu durumun sonuçları dosyanın aşamasına göre değişebileceğinden bir avukata danışmanız önerilir.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medyada-hakarete-ugradiginizda-sikayet-ve-tazminat-yolu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/sosyal-medya-sf564.jpg" type="image/jpeg" length="16302"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/2220 E., 2015/1336 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.05.2015 tarihli, 2013/2220 E., 2015/1336 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2013/2220 E., 2015/1336 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 27.03.2013<br />
NUMARASI : 2013/88 E-2013/184 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.02.2011 gün ve 2009/40 E-2011/40 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 29.02.2012 gün ve 2012/1289 E-2012/3131 K. sayılı ilamıyla;</p>

<p>(...1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.</p>

<p>2-Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, davalıların sahte evrakla aldıkları vergi iade bedellerinin tazmini ile vergi cezasının tahsili istemine ilişkindir.<br />
Yerel mahkemece, istemin kısmen kabulüne dair verilen karar, taraflarca temyiz edilmiştir.<br />
Davacı, dava dışı Mardak Anonim Şirketi yetkilileri ile şirketin mali müşavirini dava ederek sahte fatura tanzimiyle ihraç edilmemiş malların ihraç edilmiş gibi gösterilerek Akyurt Mal Müdürlüğünden vergi iadesi alındığını, yapılan denetimlerde haksız ödemenin tespit edildiğini, 24388 TL ödenen vergi iadesi aslı ile bunun 3 katı olan 73166 TL vergi cezası kesildiğini belirterek vergi iadesi aslı ile vergi cezasının ödetilmesini istemiştir.</p>

<p>a) Dosya içeriğinden; vergi iadesi aslının üç katı olan vergi cezasının Mardak Anonim şirket hakkında kesildiği, şirketin cezanın iptali istemiyle vergi mahkemesine dava açtığı anlaşılmaktadır. Şu halde vergi cezası ayrı tüzel kişiliği bulunan şirket hakkında kesildiğine göre, şirket yetkilileri olan davalı H.. A.., davalı S.. A.. ve E.. B.. ile şirketin mali müşaviri olan davalı Ö.. K..'nun vergi cezasından sorumluluğu bulunmamaktadır. Anılan davalılar hakkında vergi cezasına yönelik istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>b) Eldeki davaya konu edilen alacak nedeniyle dava dışı Mardak Anonim Şirketinin de müşterek müteselsil sorumluluğu bulunduğundan verilecek kararda tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydının düşülmesi gerekmektedir. Bu hususun gözetilmemiş olması da bozmayı gerektirmiştir...)<br />
gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENLER : Taraf vekilleri</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava; davalıların sahte evrakla aldıkları vergi iade bedellerinin tazmini ile vergi cezasının tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, bilirkişi raporu benimsenerek, 334.543,05 TL Hazine zararının müteselsilen davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, asıl alacak 24.388 TL'sına 01.05.2006’dan itibaren yasal faiz uygulanmasına, fazla talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar taraf vekillerinin temyizleri üzerine Özel Dairece, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel mahkemece, bozma ilamının (2/b) bendine uyulmuş; bozma ilamının (2/a) bendine karşı ise, “…Borçlar Kanununun 41. ve 50.maddelerine göre, davalılar haksız fiilin müeyyidelerinden fer'ileri olan cezalarla birlikte sorumlu oldukları, tüzel kişilerin gerçek kişiler tarafından temsil edildiği, işlemlerin gerçek kişiler tarafından yürütüleceği ve haksız fiilden şirket adına işlem yapan gerçek kişilerin de sorumlu olduğu…” gerekçesiyle önceki kararda vergi cezası yönüyle kısmen direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararını, taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>

<p>Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar vardır.</p>

<p>I-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde:</p>

<p>Bilindiği üzere, hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.<br />
Davanın kısmen kabulüne ilişkin mahkemenin ilk kararı, davacı vekilinin temyiz ve karar düzeltme istemlerinin reddi nedeniyle kesinleşmiş; bu yön davacı taraf bakımından uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Bu nedenle; davacı vekilinin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.</p>

<p>O halde, davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.</p>

<p>II-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince:<br />
Yerel mahkemenin ilk kararına yönelik davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş olmakla, davaya konu yapılan vergi aslından davalıların sorumlu olduğu hususu kesinleşmiş ve uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır.<br />
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şirket yönetim kurulu üyeleri olan davalılar Hafize Serap Aytaş, S.. A.. ve E.. B.. ile yeminli mali müşavir olan davalı Ö.. K..'nun vergi cezasından sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, sorumluluk hukukumuzda ilke olarak borcun kaynakları mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (eBK)’nda, “Borçların Teşekkülü” başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar (md.1–40) ile haksız fiilden doğan borçlar (md.41–60) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak, haksız (sebepsiz) iktisaba (md.61–66) yer verilmiştir.</p>

<p>eBK'nun 41.maddesinde ifadesini bulan haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.<br />
eBK’nun 41.maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar veren kimse bu zararı tazmine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Özel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmemiş bütün hallerde bir kimse için haksız fiil sorumluluğunun söz konusu olması, eBK'nun 41.maddesindeki şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Öteki deyişle, ayrık bir düzenleme bulunmayan kusur sorumluluğu hallerinde, eBK.m.41 ve devamında yer alan esaslar uygulanır.</p>

<p>Bunun yanında, eBK’nun 50.maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde; “Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde… mütesilsilen mesul olurlar.” Hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 47 (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 49.maddesi) uyarınca tüzel kişilere hak sahibi olabilme özelliği verildiği açıktır. Tüzel kişinin hak sahibi olarak üçüncü şahıslarla ilişki kurabilmesi ve iradesini açıklayabilmesi için organlara sahip bulunmasının gerekli olduğu kanunda hükme bağlanmıştır. 743 sayılı Kanunun 48.maddesine (4721 sayılı TMK’nun m.50) göre “Tüzel kişinin iradesi, organlar aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumlu olurlar” kuralı konulmuştur.</p>

<p>743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 47 ve 48 (4721 sayılı TMK. m.50) maddelerinde organ kavramı kullanılmıştır. Bu kavramın özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) 1/II ve 138.maddelerinde düzenlenmiştir. eTTK 138.maddesine göre “Her şirket nev’ine mahsus hükümler mahfuz kalmak şartıyla Medeni Kanunun 45, 47, 48, 49.maddeleri... her şirket nev’inin mahiyetine uygun olduğu nisbette, ticaret şirketleri hakkında da tatbik olunur” denilmiştir.</p>

<p>eTTK'nun 177/II.maddesine göre, “Bir ortağın şirkete ait vazifelerini ifa dolayısıyla işlediği haksız fiillerden şirket de doğrudan doğruya mes’uldür”. Yine eTTK’nun 321/son maddesinde “Temsile veya idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirket mesul olur. Şirketin rücu hakkı mahfuzdur” denilmiştir. Ayrıca eTTK’nun 336/I-5 bendine göre, şirket yönetim kurulu üyeleri, gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerden kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmaması halinde, şirket namına yapmış oldukları işlemlerden dolayı gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen sorumludurlar.</p>

<p>Nihayet, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 12/1.maddesi, “Yeminli mali müşavirler gerçek ve tüzelkişilerin veya bunların teşebbüs ve işletmelerinin mali tablolarının ve beyannamelerinin mevzuat hükümleri, muhasebe prensipleri ile muhasebe standartlarına uygunluğunu ve hesapların denetim standartlarına göre incelediğini tasdik ederler.” Hükmünü içermekte olup; aynı Kanunun 12/4.maddesinde ise, “Yeminli mali müşavirler yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumludurlar. Yaptıkları tasdikin doğru olmaması halinde, tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar…” Düzenlemesine yer verilmiştir. Bunun yanında, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227/3.maddesi kapsamında ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi, ceza, gecikme faizlerinden mükellefle birlikte yeminli mali müşavirler müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.</p>

<p>Yukarıda içeriklerine yer verilen kanun hükümlerinin ortaya koyduğu sonuç şudur: tüzel kişiliği haiz ticaret şirketlerinin organlarının işledikleri haksız fiiller, eTTK’nun 138 ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 48.maddelere göre, tüzel kişinin haksız fiili sayılır (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.1958 gün ve 69/59 sayılı ilamı). eBK’nun 41 ve 50.maddeleri ile eTTK’nun177/II, 321/son ve 336/I-5 maddelerine göre, şirket ve yönetim kurulu üyeleri haksız fiil sonucu verilen zararlardan dolayı müteselsilen sorumludurlar. Bunun yanında, vergi yükümlüsü şirket ile birlikte yeminli müşavir de, vergi ziyaına bağlı olarak vergi aslı, ceza ve gecikme faizlerinden müştereken ve müteselsilen sorumludur (213 sayılı Vergi Usul Kanunu mükerrer m.227/3; 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu m.12/1).</p>

<p>Somut olaya gelince; dava dışı Mardak Anonim Şirketi yetkilileri ile yeminli mali müşavirin, sahte faturaya dayalı olarak ihraç edilmemiş malların ihraç edilmiş gibi gösterilerek Akyurt Mal Müdürlüğü’nden vergi (KDV) iadesi alındığı, yapılan denetimlerde haksız ödemenin tespit edildiği, 24.388 TL ödenen vergi iadesi aslı ile bunun üç (3) katı olan 73.166 TL vergi cezası kesildiği (213 sayılı VUK. m.344, 345 ve 359) dosya kapsamıyla belirgindir.<br />
Yukarıda vurgulandığı üzere, dava dışı şirket ve yönetim kurulu üyeleri ile yeminli mali müşavirin haksız eylemleri sonucu kamu zararına neden olunduğu anlaşıldığından, anılan kişiler bu zarardan müteselsilen sorumludurlar. Bu sorumluluğun bir sonucu olarak, alacaklı zararın tahsili bakımından, borçluların tamamına veya bir yada birkaçına da başvurabilir.</p>

<p>Bu durumda, davalı yönetim kurulu üyeleri ile yeminli mali müşavirin haksız eylem sonucu oluşan vergi kaçakçılığı cezasından davalıların müteselsil sorumlu olduklarına ilişkin temyize konu mahkeme kararı isabetlidir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşme sırasında azınlıkta kalan üyelerce, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10, 333 ve eTTK’nun 321/son ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunu’nun mükerrer 35 ve 75.maddeleri uyarınca kamu alacağından doğrudan borçlu olarak şirketin sorumlu olduğu, zira burada yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunun tali (ikinci) nitelikte olduğu, bu kapsamda şirketten tahsil edilemeyen alacak bakımından kanuni temsilci olan şirket yönetim kurulu üyelerine başvurulacağı, bu bakımdan eksik araştırmaya yönelik değişik gerekçeyle hükmün bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.<br />
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, aynı gerekçelerle Özel Daire bozma kararına karşı, vergi cezası yönünden önceki kararda kısmen direnilmiş olması usul ve yasaya uygundur.</p>

<p>Ne var ki, bozma nedenine göre, işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daire'ye gönderilmesi gerekir.</p>

<p>III-Taraf vekillerinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Mahkemece bozma ilamının (2/b) numaralı bendinde yer alan bozma nedenine uyulmuş olmasına göre, açık biçimde yeni hüküm niteliğindeki bu hükme karşı temyiz itirazlarını inceleme görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.</p>

<p>O halde, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.</p>

<p><strong>S O N U Ç :</strong> A)Yukarıda (I) numaralı bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin direnmeyi temyize ilişkin isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B)Yukarıda (II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davalılar vekilinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>C)Yukarıda (III) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>13.05.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="79991"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5865 E., 2024/8480 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28.11.2024 tarihli, 2023/5865 E., 2024/8480 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/5865 E., 2024/8480 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1294 Esas, 2023/1394 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/1117 E., 2022/410 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların, davalı şirketin Yönetim Kurulu (YK) üyesi olduklarını ve işbu davayı YK'nın 30.11.2021 tarihli 2021/4 ve 5 ve 6 numaralı kararlarının 24.03.2017 tarihli Şirket İç Yönergesine aykırılık teşkil etmesi ve davacıların yönetim haklarının ellerinden alınması sonucunu doğurması sebebiyle batıl olduğunu, 30.11.2021 tarihli YK'nın 4 ve 5 ve 6 numaralı kararların 3/5 çoğunlukla alındığını, oysa 24.03.2017 tarihli iç yönergenin 3/1. maddesindeki bazı önemli işlerin yapılabilmesi için getirilmiş 4/5 çoğunluğa riayet edilmesi gerektiğini, zira YK'nın bir kısım önemli konularda karar alabilmesi için öngörülmüş çoğunluğun iç yönergenin değiştirilebilmesi için de aranmasının zorunlu olduğunu, karar yeter sayısı sağlanmadığından mezkur kararların yok hükmünde olduğunu, ayrıca 6 nolu kararın çağrıya ilişkin e-mail ekinde taslak olarak bulunduğunu, ancak toplantı sırasında davacıların önüne getirilmediğini ve davacıların bu yönde muhalefet şerhi koymalarının önüne geçildiğini, YK'nın diğer 3 üyesi tarafından imzalandığını, kararın yok hükmünde olduğunu, mezkur kararların Anonim Şirketin temel esasları arasında yer alan "haklardan sermayeye katılma oranına göre yararlanma ilkesi" ile "eşit işlem ilkesi" gibi temel ilkelere aykırı olduğunu ileri sürerek anılan YK kararlarının geçersiz olduklarının tespitini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ileri sürdüğü nisabın sınırlı sayıda işlere ilişkin olduğunu, yeni iç yönetmelikte eskisinden ayrışılmadığını, temsilde üç imzadan iki imzaya düşüldüğünü, bu durumun esas sözleşmeye aykırılık teşkil etmediğini, davacıların %40 paylarına rağmen %80 temsil hakkı istediklerini, davacıların altı numaralı karara ilişkin haberdar edilmeme iddialarının doğru olmadığını, aynı şirket binası içerisinde böyle bir durumun olamayacağını, iki karar için muhalefet imkanı sunulup bir tanesi için sunulmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacıların şirket yönetimine katılma haklarının devam ettiğini, kararın kendi içerisinde çelişki barındırmadığı gibi birlikte ve ayrı ayrı yapılacak işlerin ayrıştırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, iç yönerge tahsisi ve yürürlükten kaldırılması TTK'nın 367. maddesine göre YK'nın yetkisi dahilinde olup, bu yöndeki işlemler için davalı şirket ana sözleşmesinde öngörülmüş bir nisap bulunmadığı, YK'nın TTK'nın 390. maddesindeki nisaba uygun karar almış olmasının yeterli olduğu, davacıların iç yönergedeki bazı işlemler için öngörülmüş çoğunluğun, YK'nın mevcut iç yönergeyi kaldırıp yeni bir iç yönerge getirmesi ile ilgili karar alması için de uygulanacağı iddiasının TTK'nın 390/1.maddesi karşısında uygun bulunmadığı, yönetim kurulunun, üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanıp, kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alacağına dair kuralın, ancak esas sözleşmeye konulacak bir hükümle ağırlaştırılabileceğinin TTK'nın 390/1.maddesinde açıkça ifade edildiği, somut olayda YK'nın 5 üyesi ile toplanıp ve üyelerin 3 olumlu oyu ile karar aldığı, toplantı ve karar yeter sayısının sağlandığı, davacıların YK toplantısına çağrının e-mail ile yapıldığını ve toplantıda müzakere edilecek hususların e-mail içeriğinde belirtildiğini, ayrıca üzerinde görüşme yapılacak iç yönergenin mail ekinde bulunduğunu ifade ettikleri, bu durumda YK toplantısına çağrının usulüne uygun yapıldığı, taraflar arasında bu konuda uyuşmazlık olmadığı, iç yönerge değişiklikliğinin toplantıda müzakere edilmediği ve oylanmadığı yönündeki iddianın ispata muhtaç olduğu ve ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı ... vekilince istinaf edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesince, davaya konu yönetim kurulu toplantısında toplantı ve karar yeter sayısına uyulduğu, alınan kararlarda yasaya ve şirket ana sözleşmesine aykırı bir yön bulunmadığı, toplantıya çağrının e-mail yolu ile yapıldığı, üzerinde görüşme yapılacak iç yönergenin mail ekinde gönderilmiş olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ İNCELEMESİ</strong><br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, anonim şirket yönetim kurulu kararların batıl ve yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 391 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.İlk derece mahkemesince verilen davanın reddi kararının davacılardan ... vekili Avukat ... tarafından istinaf edildiği, işbu vekilin diğer davacı ...'ın da vekil tayin ettiği Avukat ... Kırcı tarafından yetkilendirilmediği; her ne kadar bölge adliye mahkemesince verilen esastan ret kararı her iki davacı vekili olan Avukat ... Kırcı tarafından temyiz edilse de ilk derece mahkemesi kararının davacı ... bakımından kesinleştiği ve işbu davacının bölge adliye mahkemesi kararını temyiz hakkı bulunmadığı anlaşıldığından Osman Budak Turan adına verilen temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2.Dava konusu edilen yönetim kurulu kararı daha önceden oy birliği ile kabul edilmiş iç yönergenin iptali ve o yönergedeki temsil yetkisinin değiştirilmesi ile ilgilidir. Değiştirilen iç yönergenin önceki hali ile yönetim kurulun temsil yetkisine ilişkin en nitelikli kararının %80 çoğunluk nisabı ile alınması öngörülmüş olmakla sözü edilen iç yönergenin değiştirilmesi de aynı nisapla alınacak bir karar ile mümkün olacaktır. Nisap sağlanmadan alınmış yönetim kurulu kararı yok hükmünde olduğundan İlk Derece Mahkemesince şirket esas sözleşmesinde ağırlaştırıcı nisap bulunmadığı, önceki iç yönergede tahdidi olarak sayılan belirli kararların alınması için oy çokluğu dışında ağırlaştırıcı nisap öngörülmüş olması, iç yönergeninde bu ağırlaştırıcı nisap ile değiştirileceği sonucu doğurmayacağından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ: </strong>Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.11.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="79050"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/5198 E., 2025/7327 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2025 tarihli, 2025/5198 E., 2025/7327 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/5198 E., 2025/7327 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/521 Esas, 2023/166 Karar<br />
HÜKÜM : Asıl, karşı ve birleşen davaların reddi</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada mahkemece verilen kararı bozan Dairenin kararı aleyhinde ... ve ... vekili tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş olmakla, tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup görüşüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I.ASIL ve BİRLEŞEN DAVA</strong><br />
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirketin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ve şirket yönetimi ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun (4389 sayılı Kanun) 15. maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendi gereğince 01.08.2003 tarih ve 454 sayılı karar ile Fon tarafından devralındığını, şirketin kuruluşu itibariyle faaliyetinin İMKB ile yapmış olduğu veri yayın sözleşmesi gereğince temin ettiği borsa verileri ile diğer mali piyasaların ihtiyaç duyduğu finans bilgilerini temin etmek, elektronik ortamda müşterilerine transfer etmek olduğunu, davalılar ..., ... ve ...'in ... grubu şirketlerinden ......A.Ş. ile yapmış oldukları 19.06.2000 tarihli hisse devir ve satış sözleşmesi kapsamında ortaklık hisselerinin bir kısmını ......A.Ş'ye devrettiklerini, devir sonrası ...'nin hakim ortak konumuna geldiğini, bu şirketin devir aldığı hisseleri ... Bankası'ndan kullandığı kredi ile aldığını ve almış olduğu hisseleri rehin verdiğini, daha sonra kredinin ödenmemesi üzerine rehin alınan bu hisselerin ... Bankası'nın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nda (TMSF) olması ve alacağın tahsilinde yarar görülmesi üzerine şirketin yönetim ve denetiminin 01.08.2003 tarihli kararla Fon tarafından devralındığını, bu tarihten sonra mevcut yönetim ve denetim kurulu üyelerinin azliyle Fon'un atadığı yeni yönetim ve denetim kurulu üyelerinin göreve geldiğini, yeni atanan denetim kurulunun yaptığı inceleme ve hazırlanan 19.09.2003, 02.10.2003, 09.10.2003, 24.10.20 03... .10.2003 tarihli raporlar ile eski yönetim ve denetim kurulunun sorumluluk durumunu belirlediklerini, 06.10.2004 tarihli TMSF Birinci Tahsilat Dairesi Başkanlığına sunulan yazıda da bu raporlara atıflar yapılarak olaylar ve sorumluluk miktarlarının belirtildiğini ve bu kapsamda; davacı ile aynı grup şirketlerinden... Hiz. ve Yat. A.Ş arasında teknik danışmanlık, bakım, data hattı kiralamasını kapsayan ve davacının 28.500,00 USD + KDV ödemesini gerektiren sözleşmeye istinaden aynı hizmeti veren kuruluşlar ve nezdinde bir araştırma yapmadan rayicin çok üzerinde bir sözleşme miktarı ile ödeme yapıldığını, karşılığında hizmetin alınmadığını; yine müvekkiliyle ...ve ... A.Ş. arasında 01.09.2000 tarihinde "VBI Satırı Kiralama Sözleşmesine" istinaden aylık 10.000,00 USD + KDV ödemesinin kararlaştırıldığını, ancak 16.08.2000 tarihli 9 sayılı yönetim kurulu kararında şirkete mali yük getirecek sözleşmelerin A ve B grubunun imza yetkilileri tarafından imzalaması gerekirken B ve C grubu yetkilisi ... ve ... tarafından imzaladığını, aynı hizmetlerin daha düşük ücretler ile alınabilecek iken araştırma yapılmadığını, hatta müvekkilinin teknik servis görevlilerinin yazılı beyanlarında hiçbir zaman anılan hizmeti almadıklarını ifade ettiklerini, ...ve ... A.Ş.'nin 09.05.2005 tarihli yazısında hizmet verilmediğinin açıkça anlaşıldığını, hizmet alınmamasına rağmen anılan şirkete 27.10.20 00... .01.2001'de ... ve birleşen davada davalı ... imzasıyla 70.000,00 TL ödeme yapıldığının tespit edildiği; ... Hukuk Bürosu, Avukat ..., ...Bürosu ve ...'e toplam 154.381,00 USD karşılığı danışmanlık ücreti adı altında hizmet alınmadan para aktarıldığının anlaşıldığı; yine davacı nezdinde çalışmamasına rağmen ... şirketler topluluğu bünyesinde başka şirket çalışanlarının maaşlarının davacı şirketten ödendiğinin ve bu şekilde diğer grup şirketlerinin nakit sıkışıklıklarının aşılmaya çalışıldığı; şirketin 21.07.2000 tarihinde sermaye artışına gittiği, artırılan sermayenin 1/4'ünün 3 ay içinde kalanın ise 20.07.2003 tarihine kadar ödenmesine karar verildiği, bu sırada ... ve ...'ın Mart 2002 de ...A.Ş.'yi TMSF'den devraldıkları ve davacının tarafı olduğu "... Sözleşmesinin" 13 üncü maddesi gereği ... ve ...'ın davacı hissellerini anlaşmalı olarak 20.12.2001'de davalı ...'e devrettikleri, dolayısıyla sermaye borcunun anılana geçtiği, ...'e sermaye koyma borcunu 20.07.2003'e kadar yerine getirmesi ihtarı üzerine bu paranın davacı şirketten muvazaalı şekilde çıkarılması için davalılar ... ve ...'ın genel müdür ve genel müdür yardımcısı sıfatlarıyla işlemler yapıldığı; bu kapsamda 17.04.2003'de ... A.Ş. temsilcisi ... ile ... adlı programın yapımı için anlaşma yapıldığını, bu anlaşmanın da A grubu imza yetkisi olmadan B ve C gurubu imza yetkilisi genel müdür ... ve yardımcısı ... tarafından imzalandığını, anlaşmayı fiilen imzalayan ..., ... ve karşı tarafta ...'ün ...A.Ş.'de birlikte yönetim kurulu üyesi olduklarını, anılan programın halen tam çalışır vaziyette olmadığını, kaldı ki yeterli altyapıya sahip müvekkili şirketin bu işi kendi bünyesinde halledebileceğini, bu kapsamda ...'e 125.250,00 TL ödendiğini, aynı gün bu bedelin ...'nın şahsi hesabına aktarıldığını; davacı şirketten ... ve ...'nın abisine ait olan dava dışı .....A.Ş. arasında 1.000 adet decoder alımı konusunda mutabakata varıldığını, bunun üzerine ...'in davacıya bir faksla 100,00 USD/adet fiyat verdiğini, ücretin yarısını siparişte avans diğer yarısını teslimde talep ettiğini, bu faks üzerine ... tarafından "uygundur" şerhi düşülmesiyle ... ve ... imzasıyla ... şirketine 45.000,00 USD karşılığı TL'nin EFT yapıldığını, bir gün sonra bu bedelin ...'nın şahsi hesabına "decoder avans iadesi" açıklamasıyla iade edildiğini, davacı ve birleşen davada davalı ...'nın sahibi olduğu .....Ltd.Şti. arasında 19.10.2001 tarihinde teknik destek ve danışmanlık sözleşmesi imzalandığını, bu kapsamda ... şirketinin iletişim hatlarının bakım ve onarımını taahhüt ettiğini, karşılığında her ay 10.000,00 USD karşılığında anlaşıldığını, şirkete mali yük getiren bu anlaşmanın da B ve C grubu imza yetkilileri ... ve mali işler müdürü ... tarafından imzalandığını, bir yıllık sözleşmenin 19.10.2002'de yine bir yıllık uzatıldığını ve aylık bedelin 12.500,00 USD'ye çıkarıldığını, uzayan yılın son üç aylık bedelinin peşin istenmesi üzerine bu üç aylık ödemenin henüz hizmet alınmadan peşin olarak yapıldığını, davacının bu tür bir hizmet almasının yersiz olduğunu zira kendi bünyesinde bu işi yapacak elemanları bulunduğunu, ödenen bu peşin bedelin de aynı gün ...'nın şahsi hesabına yatırıldığını, en son anılan bu üç işlem nedeniyle ..., ..., ..., ..., ... ... ... ve ... hakkında emniyeti suistimal suçlamasıyla ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/976 E. sayılı dosyasında dava açıldığını ve derdest olduğunu, ...'nın hesabında toplanan bu paraların sonraki birkaç gün içinde davalı ...'in hesabına gönderildiğini ve ...'in da davacı şirkete sermaye koyma borcunu ödediğini, müvekkili şirketin 19.07.2000 tarihinde tür değiştirerek limited şirketten anonim şirkete dönüştüğünü, 21.07.2000 tarihinde olağanüstü genel kurulda sermayenin artırıldığını, bu arttırımla sermayenin çok ciddi oranda arttığını ve .....A.Ş.'nin davacının en büyük hissedarı konumuna geldiğini, yukarıda anılan sürelerde artan sermaye taahhüdünü zamanında ödemeyen ......A.Ş. ve ... hakkında gerekli işlemlerin zamanında yapılmadığını ve şirketin bu yolla da mali kayıplara uğratıldığını; ..., ..., ... ve ...'in 19.06.2000'de hisselerini ......A.Ş.'ye devrettiklerini, adı geçenler ve diğer personel ... ile davacı şirket arasında 01.08.2000'den itibaren üç yıl geçerli süreli hizmet sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmelerden ... ile yapılanda davacıyı temsilen ... ve ... imzalarının olduğunu, ancak imza tarihinde ...'in yönetim kurulu üyesi olmadığını, ...'ın 16.08.2000'de yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, sözleşme asıllarının şirkette bulunmadığını ancak adı geçenlerin sunduğu fotokopilere göre aylık olarak ... ile 9.000,00 USD, ..., ... ve ...'dan her biriyle 6.000,00 USD, ... ile de 3.500,00 USD karşılığında anlaşıldığının görüldüğünü, adı geçenlerin 01.10.200 tarihinden 31.07.2003 tarihine kadar görevde kaldıklarını ve prim dahil tahakkuk eden tutar 1.224.000,00 USD olmasına rağmen bordroyla 698.851,00 USD ödeme yapıldığını, bu şahıslarında bakiye kısmı şirketten farklı yollarla alma yolunu denediklerini, bu kapsamda yukarıda anılan işlemleri yaptıklarını ve ... şirketine alınmayan bir hizmet karşılığında toplam 341.830,00 USD ödediklerini, davalılar ... ve ...'ın ortağı olduğu ... şirketiyle davacı şirket arasında 15.04.2002 tarihinde "..." isimli bir programın hazırlanıp ... şirketinin kullanımına sunulması ve üç yıl süreyle bakımının yapılması, bunun karşılığında bakım için aylık 800,00 USD, programın satımı için ise 10.000,00 USD karşılığında anlaşıldığını, bu anlaşmanın A grubu imza yetkisi olmaksızın ... tarafından imzalandığını, bu programın yapımı için ekstra eleman çalıştırıldığını ve hizmetin verildiğini, ancak ... tarafından bir ödeme yapılmadığını, ... ve ...'ın aynı dönemlerde hisselerini devraldıkları ... şirketinin bu programa ihtiyacını bildiklerini, kendi şirket ihtiyaçlarını bu yolla davacı şirket üzerinden karşıladıklarını; yine ... şirketiyle 01.05.2002 tarihinde ekran kullanıcı sözleşmesi imzalandığını, buna göre 100 adet üzerindeki ekran kullanımlarından ücret alınmayacağının kararlaştırıldığını, fiiliyatta 165 adet ekran kullanan ... şirketinden 65 adet ekranın ücretinin alınmadığını, kaldı ki alınan ekran ücretinin de piyasaya satılandan çok altta olduğunu, davacı şirket zararına işlem yapıldığını; piyasaya hizmet bedeli karşılığında tahsis edilen ... isimli programın da ... şirketine bedelsiz olarak tahsis edildiğini, bu hizmet karşılığında davacı şirket tarafından internet hizmet servisi sağlayıcısına bir bedel ödenirken karşılık alınmaksızın ... şirketine tahsisinin şirket zararına olduğunu, sunulan bu raporlar ışında 05.04.2005 tarihinde 2003 yılı için yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararlarla 2000, 20 01... yıllarına ilişkin genel kurullarda alınan ibra kararlarının şirketin mali tablolarının gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle kaldırılmasına, 2000, 2001, 200 02... yıllarına ilişkin anılan olaylar nedeniyle sorumlu yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında eldeki davanın açılmasına kararının alındığını, yönetim ve denetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi olduğunu ve anılan zarardan sorumluluklarının gerektiğini ileri sürerek, davalılardan şimdilik 250.000,00 TL'nin reeskont faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, daha sonra davasını davalı ... 188.250,00 TL'sinden ... ise tamamından sorumlu olmak üzere 318.250,00 TL'ye ıslah etmiştir.</p>

<p>2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirketin eski mali işler müdürü olan davalı ...'in özen ve sadakat yükümüne aykırı bir yaklaşımla haklarında sorumluluk davaları açılan eski yönetim kurulu üyesi, genel müdür ve genel müdür yardımcısı sıfatları bulunan ... ve ...'ın sahibi ve yöneticisi oldukları ...Menkul Değerler A.Ş.'ye müvekkili şirketin olanaklarını bedelsiz ya da çok düşük bedelle aktarmak, ayrıca hissedar ve eski yönetim kurulu üyesi ...'in sermaye koyma (...) borcunu kapatma amacıyla, ... İletişim Ltd.Şti'ye henüz alınmamış hizmet karşılığı gibi ödeme yapmak suretiyle, adı geçen dava dışı eski yöneticiler ve diğer davalı ... ile birlikte, aralarındaki hileli anlaşmaya dayalı olarak şirketi zarara uğratmaları nedeniyle, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 100.000,00 TL'lik zararını (davalı ... 60.000,00 YTL'lik bölümünden sorumlu olmak üzere) avans faiz oranındaki faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. ASIL VE BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP ile KARŞI DAVA</strong><br />
1.Bir kısım davalılar ..., ..., ... vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde, davacı tarafın iddialarının asılsız olduğunu ve davacının taraf ehliyeti ve dava açma sıfatı bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiş, karşı davalarında asıl ve birleşen davaya dayanak yapılan 05.04.2005 tarihli genel kurul kararı usulsüz olduğundan iptalinin gerektiğini ileri sürerek 05.04.2005 tarihli genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>2. Asıl ve birleşen davalarda diğer davalar vekilleri ayrı ayrı cevap dilekçelerinde, esasa ve usule ilişkin savunmalarda bulunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemece bozma ilamına uyularak asıl, birleşen ve karşı davaların reddine karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 10.07.2024 tarihli, 2023/6904 E. ve 2024/5801 K. sayılı kararı ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, Dairemiz ilamına karşı asıl davada davalılar ... ve ... vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. KARAR DÜZELTME İNCELEMESİ</strong><br />
A.Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, asıl davada davacı şirketin eski yönetim kurulu üyeleri, denetçileri ve müdürleri olan davalılar aleyhine açılan sorumluluk, karşı davada ibra kararının geçersizliğine yönelik genel kurul kararının iptali, birleşen dava ise davacı şirket tarafından usulsüz ödeme yapılarak uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini istemine ilişkindir.</p>

<p>B.Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, asıl davada davalılar ... ve ... vekilinin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme istemlerinin reddi gerekir.</p>

<p>V. SONUÇ: Asıl davada davalılar ... ve ... vekilinin karar düzeltme isteminin HUMK'un 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 391,60 TL karar düzeltme ret harcının ve 3506 sayılı Kanun ile değiştirilen HUMK'un 442/3 hükmü uyarınca takdiren 3.605,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyen ... ve ...'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 08.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="22149"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANONİM ŞİRKETLERDE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN HUKUKÎ SORUMLULUĞU VE FARKLILAŞTIRILMIŞ TESELSÜL İLKESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-yonetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-sorumlulugu-ve-farklilastirilmis-teselsul-ilkesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-yonetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-sorumlulugu-ve-farklilastirilmis-teselsul-ilkesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a name="_Toc233058832">ÖZET</a></strong></p>

<p>Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğu, kanundan veya esas sözleşmeden doğan özen ve sadakat yükümlülüklerini kusurlu eylemleriyle ihlâl etmeleri neticesinde meydana gelen zararların tazmin edilmesi esasına dayanmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, mülga 6762 sayılı Kanundaki mutlak müteselsil sorumluluk anlayışını terk etmiş ve farklılaştırılmış teselsül (TTK md. 557) ilkesini esas almıştır. Kusurun şahsîleştirilmesini esas alan bu yaklaşımla birlikte, her bir yöneticinin ödeyeceği tazminat miktarı; şahsî kusurunun ağırlığına, zarar ile arasındaki illiyet bağına ve somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı belirlenmektedir. Böylelikle şirket yönetim kurulu üyelerinin ticarî hayatta makul risk alma inisiyatifleri korunmuş; zararın doğmasında doğrudan etkisi bulunmayan yöneticilerin topyekûn sorumlu tutulmalarının önüne geçilerek hakkaniyete uygun, rasyonel ve hukukî güvenliği sağlayan yenilikçi bir yaklaşım tanzim edilmiştir. Çalışmamızda, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumlulukları, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve yüksek mahkeme kararları esas alınarak irdelenmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur.</p>

<p></p>

<p><strong>ABSTRACT</strong></p>

<p>The civil liability of board members in joint-stock companies rests on the principle of compensating damages that occur when directors culpably breach their statutory or articles of association-based duties of care and loyalty. Moving away from the absolute joint and several liability framework of the repealed Code No. 6762, the Turkish Commercial Code No. 6102 introduced the concept of differentiated joint and several liability under Article 557. This shift toward individualizing fault means that the exact compensation a director owes is no longer fixed; instead, it is assessed case-by-case based on the gravity of personal fault, the specific causal nexus tying their conduct to the damage, and the unique dynamics of the event. Ultimately, this approach safeguards directors' room for taking reasonable business risks in commercial life. By preventing the blanket liability of executives who played no direct role in the damage, the current framework establishes an equitable, rational, and innovative system that ensures legal certainty. Grounded in the Turkish Commercial Code No. 6102 and relevant supreme court precedents, this study examines and clarifies the legal boundaries of such liability.</p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Serbest piyasa ekonomisinin ulaştığı karmaşık yapı, küreselleşen dünya, hızlı bir ivme ile gelişen teknoloji ve büyük ölçekli yatırımlar; anonim ortaklıkları modern ticarî hayatın merkezine konumlandırmaktadır. Tüzel kişiliği haiz sermaye şirketi olan anonim ortaklıkların hak iktisap edebilmesi ve borç altına girebilmesi, şüphesiz ki kanunî organlarının varlığına tabidir. Ortaklığın karar, idare ve temsil yetkilerini münhasıran elinde bulunduran yönetim kurulu; şirketin ekonomik geleceğini tayin eden stratejik kararları tesis ederken, haiz olduğu geniş takdir yetkisine mukabil şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı ağır bir özen ve sadakat yükümlülüğü altındadır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu döneminde, yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluklarına ilişkin mutlak müteselsil sorumluluk anlayışının benimsenmektedir. Bu kapsamda; zararın meydana gelmesinde illiyet bağı olmayan veya şahsî kusuru bulunmayan yöneticilerin dahi mutlak müteselsil sorumluluk ilkesi gereğince tüm malvarlıklarıyla zararı tazmin etmekle yükümlü tutulmaları, ticarî hayatın doğasına aykırılık teşkil etmektedir. Mülga Kanun döneminde benimsenen yaklaşımın, ticaretin özünü oluşturan girişimciliği ve rasyonel risk alma iradesini zedelemesi, nitelikli yöneticilerin anonim şirketlerde görev almaktan kaçınmalarına sebebiyet vermesi sebebiyle öğretide haklı olarak eleştirilmiştir. 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu mülga Kanunun yaklaşımını terk ederek sorumluluk hukukunda köklü bir değişikliği ihdas etmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, kusurun şahsîleştirilmesi esasına dayanan farklılaştırılmış teselsül ilkesi esas alınarak oluşturulmuştur. Bu açıdan; her bir yönetim kurulu üyesinin yalnızca şahsî kusuru oranında ve her somut olay nezdinde durumun gereklerine göre şahsına isnat edilebilen zarardan sorumlu tutulabilmesi, kanunî bir güvenceye kavuşturulmuştur. Çalışmamızın temel gayesi; anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğunu, farklılaştırılmış teselsül ilkesini esas almak suretiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve yüksek mahkeme kararlarını bir bütün olarak irdelemek ve açıklığa kavuşturmaktır.</p>

<p><strong>1. Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulunun Hukukî Niteliği</strong></p>

<p><strong><a name="_Toc233058836">1.1. Şirket Tüzel Kişiliği ve Organ Teorisi</a></strong></p>

<p>TMK’nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümlerin yer aldığı md. 47 uyarınca tüzel kişilerin fiil ehliyetlerini kanuna ve kuruluş belgelerine göre teşekkül etmiş organları aracılığıyla icra ettikleri, izahtan varestedir. Bu kapsamda, anonim şirketlerde yönetim kurulu; salt olarak şirketin bir vekili olmaktan ziyade tüzel kişiliğin iradesini oluşturan ve açıklayan aslî yürütme organı vasfını haizdir. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket tüzel kişiliği arasındaki iç ilişkinin hukukî niteliği, ticaret hukukunun amir hükümleriyle sınırlandırılmış nevi şahsına münhasır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> (sui generis) bir özellik teşkil etmektedir; mevcut durumun şirket yöneticilerine sadakat ve özen borcu yüklediği, öğretide kabul görmektedir.</p>

<p>Anonim şirketler ile yönetim kurulu arasında yer alan hukukî ilişkinin nitelendirilmesi hususunda öğretide farklı görüşler (TBK md. 630 esas alınarak tanzim edilen vekâlet akdi teorisi, hizmet akdi teorisi, TMK md. 50 uyarınca düzenlenen organ teorisi vb.) mevcut olsa da güncel yüksek mahkeme içtihatları ve öğretide hâkim olan görüş, organ teorisini esas almaktadır. Bu teori uyarınca yönetim kurulu, şirketin aslî ve vazgeçilmez organıdır; yönetim kurulunu oluşturan gerçek kişilerin işlemleri, doğrudan şirket tüzel kişiliğini bağlamaktadır. Her ne kadar organ teorisi organik bağı açıklasa da kanunda hüküm bulunmayan hallerde ve yöneticilerin şahsî yükümlülüklerinin nitelendirilmesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde TBK’nın vekâlet akdine ilişkin amir hükümleri, tamamlayıcı bir hukukî dayanak olarak uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>Dış ilişkide ise yönetim kurulunun TTK’nın md. 370’te yer alan amir hükümleri uyarınca kural olarak çift imzayla şirketi temsile yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan; yöneticilerin üçüncü kişiler ile olan ilişkilerinde, temsil yetkisinin sınırlarına riayet etme zarureti hukukî sorumluluğun tayin edilmesinde son derece önem arz etmektedir. Yönetim kurulu üyeleri, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her türlü hukukî işlemi şirket adına yapabilmektedir. Yine yönetim kurulu üyelerinin işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlamaktadır. Yönetim kurulu, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticarî vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilmektedir. Sonuç olarak; anonim şirketlerde yönetim kurulu, şirket tüzel kişiliğinin iradesini temsil eden aslî vasfa ve nevi şahsına münhasır özelliklere haiz bir organ niteliğindedir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket ile aralarında bulunan organik bağ ve kendine özgü statüsü, yönetim kuruluna geniş bir takdir yetkisi tanımakta ve ağır bir hukukî sorumluluk yüklemektedir.</p>

<p>Nitekim; anonim şirket yönetim kurulunun iç ilişkide emredici hükümler ile düzenlenen özen ve sadakat yükümlülüğü ile dış ilişkide şirketi doğrudan hak ve borç altına sokan temsil yetkisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yöneticilerin şirket tüzel kişiliği ile aralarında organik bir bağ bulunduğu ve temsil yetkisine ilişkin ağır bir hukukî sorumluluklarının doğduğu anlaşılmaktadır. Belirtmek gerekir ki yönetim kurulunun öğretide çoğunlukla kabul gördüğü üzere organ teorisi uyarınca değerlendirilmesi, hem hukukî sorumluluğun tespit edilmesinde hem de yönetim kurulu üyelerinin şahsî kusurunu esas alan farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca işlem tesis edilmesinde önem arz etmektedir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058837">1.2. Yönetim Kurulunun Yetki Devri ve Devredilemez Yetkiler Açısından Hukukî Sorumluluğun Tespit Edilmesi</a></strong></p>

<p><img alt="Bağlantı" src="" title="Bağlantı" />Büyük bir teknolojik ivme ile değişen ticaret ve küreselleşen dünyada anonim şirketlerin günümüzde ulaştığı devasa ekonomik hacim, yönetim kurulunun şirketin sevk ve idaresine dair işlemleri bizatihi ifa etmesini fiilen imkânsız kılmaktadır, mevcut durumun aksinin kabul edilmesi hayatın olağan akışına aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu, ticarî hayatın doğasına uygun bir şekilde TTK md. 367’de yer alan birtakım düzenlemeler tanzim etmiştir. Buna göre; anonim şirkette yönetim yetkisinin hukuken geçerli bir biçimde devredilebilmesine imkân sağlanmış; esas sözleşmede bu hususta açık bir hükmün bulunması ve yönetim kurulu tarafından şirketin iç işleyişini tanzim eden bir iç yönergenin<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> ihdas edilmesi, zorunlu kılınmıştır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Hukukî niteliği itibariyle iç yönerge, şirketin organizasyon yapısını, yetkinin sınırları ve yönetim şeklini belirleyen düzenlemedir.</p>

<p>İç yönergenin Türk ticaret siciline tescil ve ilan edilmemiş olması, yönetim kurulunun yetki devrinin şirket içi ilişkideki geçerliliğini etkilememekle birlikte, üçüncü kişilerin iyi niyetinin korunması ve sorumluluk hukukunda kusurun tespit edilebilmesi açısından hayatî bir öneme sahiptir. Geçerli bir yetki devrinin bulunmadığı durumlarda, yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumlulukları doğacaktır; usûlüne uygun şekilde tanzim edilen iç yönergenin varlığı halinde ise sorumluluk, münhasıran devredilen yetkiyi kullanan yönetim kurulu üyelerine ait olacaktır. Dolayısıyla yetki devrinin usûlüne uygun yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi son derece önemlidir.<strong> </strong></p>

<p>Evvela anonim şirketlerde yönetim kurulunun yetki devri; modern ticarî hayatta şirket tüzel kişiliğinin karar almasında hızlı, etkin, profesyonel ve şeffaf bir yönetim anlayışını oluşturmaktadır. Mevcut durum; yönetim kurulunu anonim şirket tüzel kişiliğinin aslî organı olma vasfını ve yönetim kurulunun hukukî sorumluluğunu geçersiz kılmamaktadır. Nitekim, yönetim kurulunun devredilemez yetkileri TTK md. 375’te tahdidî olarak yer almaktadır. Kanunun lafzından anlaşılacağı üzere; şirketin yönetimi, şirketin organizasyonun sağlanması ve koordinesinin icra edilmesi, muhasebe ve finansman düzeninin tesis edilmesi gibi birtakım aslî ve devredilemez yetkiler, münhasıran yönetim kuruluna aittir. Kanunun amir hükümlerine aykırı bir şekilde yönetim kurulunun devredilemez yetkilerin devredilmesi halinde ise mezkûr işlem mutlak butlanla sakat olmaktadır, bu açıdan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> doğmaktadır.</p>

<p>Her ne kadar TTK md. 553 uyarınca; kanuna ve esas sözleşmeye uygun olarak yetkilerini devreden organ veya kişiler, yetkileri devralan kişilerin fiil ve kararlarından kural olarak sorumlu tutulamasalar da mezkûr durum mutlak bir nitelik teşkil etmemektedir. Unutulmamalıdır ki anonim şirket yönetim kurulunun yetkileri, TTK’ya uygun bir şekilde devredilse dahi yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülükleri devam etmektedir. Yetkilerini devreden yönetim kurulu üyeleri; yönetim yetkisini devralan kişi veya kişilerin ehliyet, liyakat ve vasıflarını özenle araştırmak<i>, </i>yönetim yetkisini devralanları hukuka, şirket menfaatlerine uygun şekilde yönlendirmek ve yönetime ilişkin faaliyetlerini düzenli bir şekilde denetlemekle TTK md. 369 gereği mükellef kılınmıştır.</p>

<p>Yönetim kurulunun devredilemez yetkilerinin tespit edilmesi ve söz konusu yetkilerin sınırlarının belirlenmesi, sorumluluk hukukunda şahsî kusurun tayini açısından hayatî bir öneme haizdir. Öğretide<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> isabetle belirtildiği üzere, TTK md. 375’te tahdidî olarak sayılan yetkiler, şirketin varlığını ve malî yapısı oluşturmaktadır. Yönetim kurulunun, kanunun amir hükmüne aykırı bir şekilde söz konusu yetkileri başka bir yönetim kurulu üyesine veya üçüncü herhangi bir kişiye devretmesi işlemi butlan ile sakatlamaktadır.</p>

<p>Böyle bir durumda, yetki devrine rağmen zararın meydana gelmesinde doğrudan sebep olmayan yönetim kurulu üyeleri dahi, yetki devrine iştirak etmiş olmaları ve kanunî özen ve bağlılık yükümlülüklerini ihlâl etmeleri sebebiyle hukukî açıdan sorumludur.</p>

<p>Yetki devrinin geçerli olabilmesi için esas sözleşmede mevcut bir hükmün yer alması ve bu hükme istinaden şirket tüzel kişiliği tarafından ayrıca bir iç yönergenin ihdas edilmesi zarurîdir. Yetki devrine ilişkin yukarıda yer verilen şartlardan herhangi birinin eksik olması durumunda ileride doğacak ya da doğması muhtemel zararlardan tüm yönetim kurulu üyeleri müteselsil bir şekilde sorumlu olacaktır. Bu bağlamda tesis edilen bir yüksek mahkeme kararında ifade edildiği üzere; somut olayda yönetimi tasarruf mevduatı sigorta fonuna devredilen bir anonim şirketin yönetim kurulu eski üyelerinin ve temsile yetkili müdürlerin, temsil yetkilerinin sınırlarını aşmak suretiyle şirkete malî yük getiren sözleşmeler akdettikleri, somut bir hizmet alınmaksızın muvazaalı ödemeler gerçekleştirdikleri ve sermaye koyma borçlarını hileli yollarla tasfiye ederek şirketi zarara uğrattıkları tespit edilmiştir.</p>

<p>Söz konusu usûlsüzlüklerin ortaya çıkmasıyla birlikte geçmiş dönem ibra kararları genel kurulca iptal edilerek yöneticiler aleyhine ikame edilen davada; yöneticilerin özen, sadakat ve üst gözetim borçlarını ağır biçimde ihlâl ettikleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak; şirketi hukuka aykırı, muvazaalı ve yetki aşımı barındıran işlemlerle zarara uğratan aslî failler (zararın doğmasında doğrudan sorumluluğu bulunan yönetim kurulu üyeleri) ile denetim zafiyeti gösteren diğer yöneticilerin şahsî malvarlıklarıyla müteselsilen sorumlu tutulacaklarına içtihat edilmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[6]</a></p>

<p>Somut karar irdelendiğinde, yönetim yetkisi her ne kadar usûle uygun bir şekilde devredilmiş olsa da yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık borcunun ihlâl edilmesi halinde zarara yol açan ancak fiili bizzat gerçekleştirmeyen yönetim kurulu üyelerinin dahi özen ve bağlılık yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sebebiyle hukukî açıdan sorumlulukları doğmuştur.</p>

<p>Yine benzer anlayışla içtihat edilen başka bir kararda<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari" rel="dofollow">[7]</a> somut olayda yönetim kurulu tarafından daha önceden oy birliği ile kabul edilmiş bir iç yönergenin iptali ve söz konusu yönergede yer alan temsil yetkisinin değiştirilmesine ilişkin farklılaştırılmış teselsül ilkesi esas alınmak suretiyle hüküm kurulmuştur. Yüksek mahkeme, iç yönergede tahdidî olarak sayılan belirli kararların alınması için oy çokluğu dışında ağırlaştırıcı bir nisap öngörülmüş olması halinde, iç yönergenin değiştirilmesinin veya kaldırılmasının ancak aynı ağırlaştırıcı nisapla alınacak başka bir karar ile mümkün olabileceğine karar vermiştir.</p>

<p>Nitelikli çoğunluk sağlanmadan alınmış yönetim kurulu kararlarının maddî hukuk açısından yok hükmünde sayılması gerektiğine karar verilmiştir. Sonuç olarak, hukuken geçersiz kılınan iç yönerge kapsamında şirket tüzel kişiliği adına tasarrufta bulunan veya temsil yetkisinin sınırlarını aşan yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumlukları doğacaktır.</p>

<p>Bu açıdan, yönetim kurulu tarafından iç yönergeyle ihdas edilen ağırlaştırılmış karar nisaplarının, usûlde ve yetkide paralellik ilkesi uyarınca yine aynı nitelikli çoğunluk ile değiştirilebileceği, aksine bir tasarrufla salt çoğunluk ile tesis edilen kararların yok hükmünde sayılacağı anlaşılmaktadır. Mezkûr karar uyarınca, hukuken geçersiz kılınan bir iç yönerge ile şirket tüzel kişiliği adına tasarrufta bulunan veya temsil yetkisini aşan yönetim kurulu üyelerinin TTK md. 557 uyarınca hukuken sorumlulukların bulunduğu izahtan varestedir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058838">2. Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluğu</a></strong></p>

<p><strong><a name="_Toc233058839">2.1. Kanundan, Esas Sözleşmeden veya Dürüstlük Kuralından Kaynaklanan Yükümlülüklerin İhlâl Edilmesi</a></strong></p>

<p>TTK md. 553’te yer alan emredici amir hükümlerinden anlaşılacağı üzere; yönetim kurulu üyeleri, kanundan, esas sözleşmeden veya dürüstlük kuralından kaynaklanan yükümlülüklerini ihlâl etmesi halinde hukukî sorumluluk altına girmektedir. Öğretide, yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülüklerinin ihlâlinin tespit edilmesinde; yöneticilerin görevlerinin kapsamının, şirketin faaliyet alanının ve ekonomik durumunun tespit edilmesi gibi birçok hususun her somut olay nezdinde ayrıca ve açıkça değerlendirilmesinin önem arz ettiği ifade edilmektedir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Şüphesiz ki yönetim kurulu üyelerinin şirketin malvarlığını koruma ve şirketin menfaatlerini şahsî menfaatlerinin üzerinde tutma yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>

<p>Bu açıdan; uygulamada sıklıkla karşılaşıldığı üzere, şirket malvarlığının yönetim kurulu üyelerinin şahsî menfaatleri doğrultusunda kullanılmak suretiyle içinin boşaltılması, (örtülü kazanç<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> aktarımı, kirli para aklama, yasa dışı bahis ve terörün finanse edilmesi, haksız kredi kullandırılması, amme alacaklarının<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> kasten veya ağır ihmâl neticesinde ödenmeyerek şirketin birtakım adlî ve malî takibe maruz bırakılması vb.) tipik yükümlülük ihlâli<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> niteliğindedir. YGHK tesis ettiği bir kararda; somut olayda davacı hazine vekilinin, dava dışı anonim şirketin yetkilileri ve yeminli mali müşavirin sahte fatura tanzim etmek suretiyle haksız vergi iadesi almak suretiyle kamu zararına sebebiyet verdiğinden bahisle Yüksek Mahkeme Genel Kurulunca yapılan denetimde; davalı yönetim kurulu üyeleri ile yeminli mali müşavirin haksız eylemlerinden şahsen ve müteselsilen sorumlu olduklarına içtihat etmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari" rel="dofollow">[12]</a></p>

<p>Ayrıca tüzel kişilik perdesinin ardına sığınılarak şirket hesaplarının haksız kazanç ve suç geliri aklama aracı olarak kullanılmasına ilişkin, MASAK tarafından yayımlanan Ulusal Risk Değerlendirmesi ve Aklama Suçu Tipolojileri isimli raporda<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> mezkûr durum ayrıca ve açıkça tespit edilmek suretiyle belgelenmiştir. Mezkûr MASAK raporu ile farklılaştırılmış teselsül ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; suç organizasyonlarında şirket tüzel kişiliği perdesinin arkasına sığınmak suretiyle şirket hesapları üzerinden haksız kazanç sağlayan, yasa dışı bahis, terörün finanse edilmesi ve kirli para aklama gibi suç teşkil eden işlemlerde bulunan yönetim kurulu üyelerinin aslî fail olarak kastı ve ağır kusuru tespit edilecek; diğer yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ise TTK md. 369 uyarınca özen ve bağlılık yükümlülüklerinin ihlâli kapsamında değerlendirilecektir. Netice itibarıyla, farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca suç teşkil eden işlemlere bizzat iştirak eden yönetim kurulu üyeleri ile özen ve bağlılık yükümlülülüğü görevini ihmâl eden yönetim kurulu üyelerinin müteselsil bir şekilde sorumlu olduklarının kabul edilmesi akla, mantığa ve hukuka aykırıdır.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058840">2.2. Kusurun Tespit Edilmesi ve İş Adamı Kararının İrdelenmesi</a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, görevlerini ifa ederken aynı hâl ve şartlar altında, basiretli ve tedbirli bir şirket yöneticisinin göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermek, dürüstlük kuralına uygun bir şekilde davranmak zorundadır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> Her ne kadar kusurun tespit edilmesinde kural olarak kastî ve ağır ihmâlî davranışların mevcudiyeti aranmaktaysa da yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu esastır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p>Bu kapsamda; modern ticarî hayatın en tartışmalı konularından olan ve Anglo-Sakson Hukuku’nda tesis edilen İş Adamı Kararının<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> idrak edilmesi, elzemdir.</p>

<p>İş Adamı Kararı vasıtasıyla şirket yöneticilerinin hukukî sorumluluklarının tespit edilmesinde ticarî hayatın özünden kaynaklanan risk alma iradesi, kanunî bir güvence altına alınmıştır. İçtihat içeriğinde; akla, mantığa ve hayatın olağan akışına uygun bir anlayış uyarınca yönetim kurulu üyelerinin işlemleri denetlenirken ticarî hayatın özünden kaynaklanan risk alma ölçütünün varlığı esas alınmak suretiyle kabul edilmektedir. Nitekim; anonim şirket yönetim kurulunun şirket tüzel kişiliği adına tesis ettiği veya edeceği işlemlerde gerekli özeni göstermek suretiyle yeterli araştırmayı yapması, özen ve bağlılık yükümlülüğünü yerine getirmesi, şahsî menfaatlerini ön planda tutmaması ve şirket lehine tasarruflarda bulunmasına rağmen şirketin zarara uğraması halinde, yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğunun doğmayacağına içtihat edilmiştir.</p>

<p>Şüphe yoktur ki ticarî hayatın doğasında var olan kâr ve zarar olguları son derece tabiidir; TTK esas olmak üzere, öğretide hâkim olan görüş<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> ve güncel yüksek mahkeme içtihatları ticarî hayatın özüne uygun olan risk ölçütünü<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> gözetmiş ve gerekli özeni<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> gösteren (özen ve bağlılık yükümlülüklerini yerine getiren) yönetim kurulu üyelerini adeta koruma altına almıştır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p>Nitekim Yargıtay’ın bu minvalde hüküm tesis ettiği bir kararında, somut olayda yönetim kurulu üyelerinin rasyonel verilere dayanmak suretiyle şirketin mutat işleyişine uygun bir biçimde aldıkları ticarî kararların daha sonradan şirketi zarara uğratması ihtimâlinde dahi, somut bir ihmâl ve kusurun varlığı ispat edilmediği müddetçe doğan zarardan yönetim kurulu üyelerinin şahsî malvarlıklarıyla sorumlu tutulamayacağına içtihat etmiştir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p>Yargıtay, benzer anlayışla hüküm verdiği başka bir ilamında; somut olayda yönetim kurulu üyelerinin karar anındaki şartları gözetmek suretiyle şirketin ticarî menfaatlerini korumak saikiyle aldıkları rasyonel ticarî kararların yerindelik denetimine tabi tutulamayacağını ve somut bir ihmâl veya kusurun varlığının tespit edilmediği müddetçe doğan zarardan yönetim kurulu üyelerinin şahsî malvarlıklarıyla sorumlu tutulamayacağına içtihat etmiştir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p>Bu doğrultuda, Anglo-Sakson hukuk sisteminden kıta Avrupasına ve nihayet Türk Hukukuna intikal eden İş Adamı Kararı İlkesi (Business Judgment Rule) yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğunun sınırlandırılmasında ilke bir karar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ilke kapsamında yönetim kurulu üyelerinin şirket tüzel kişiliği adına tesis ettiği işlemlerin yargısal denetimden muaf tutulabilmesi ve dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin kusursuz sayılabilmesi için öğretide ve güncel yüksek mahkeme içtihatları uyarınca aranan belirli kriterler mevcuttur.</p>

<p>Evvela, şirket tüzel kişiliği adına yönetim kurulu üyelerince tesis edilen işlemlerde; yönetim kurulu üyelerinin şirkette şahsî veya dolaylı bir menfaatinin bulunmaması gerekmektedir. Nitekim yönetim kurulu üyelerinin icra edilen işlemde doğrudan yahut dolaylı, şahsî veya yakınları lehine ticarî bir menfaatlerinin bulunmaması, esasen özen ve bağlılık yükümlülüğünün bir gereğidir.</p>

<p>Ayrıca, piyasa şartları, malî raporlar ve uzman görüşleri gibi birçok hususun birlikte makûl ve basiretli bir yöneticiden beklenecek düzeyde yeterli bilgiyle analiz edilmesinin tespit edilmesi zarurîdir. Piyasa verilerinin, malî analizlerin, uzman mütalaalarının ve ticarî raporların basiretli bir yöneticiden beklenecek düzeyde gerekli ve yeterli bir araştırma neticesinde analiz edilmiş olması gerekmektedir. Nihayetinde yönetim kurulunca tesis edilen işlemlerin dürüstlük kuralı çerçevesinde, şirket menfaatine uygun olduğu saikiyle ifa edilmesi gerekmektedir. Evvelemirde, şirket tüzel kişiliği adına ifa edilen her türlü işlemin, dürüstlük kuralı çerçevesinde ve yalnızca şirket tüzel kişiliğinin iktisadî menfaatlerini korumak gayesiyle yapılması zarurîdir.</p>

<p>Netice itibarıyla yönetim kurulu üyelerinin şirket adına tesis ettikleri hukukî işlemlerde, yukarıda izah edilen ölçütlere uygun davranmaları halinde şirket tüzel kişiliği zarar görse dahi yöneticilerin hukukî sorumlulukları doğmamaktadır.</p>

<p>Yargıtay, emredici hükümlere aykırı hareket edilmesi durumunda ifa edilen işlemleri doğrudan yok hükmünde saymaktadır. Bu minvalde hüküm verilen bir kararda<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a>, somut olayda bakanlık temsilcisinin yer almadığı olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kurulu üye sayısının azaltılması veya yetkilendirilmesinin geçersiz sayılacağından bahisle emredici kurallara aykırı davranmak suretiyle şirket tüzel kişiliği adına tasarrufta bulunan, temsil yetkisini münferiden icra eden veya rüçhan haklarını kısıtlayan yönetim kurulu üyelerinin işlemleri sebebiyle doğacak zararlardan ötürü farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca şahsî sorumluluklarının oluşacağına içtihat edilmiştir. Kusurun tespit edilmesine ilişkin yukarıda arz edilen açıklamamaların aksinin kabul edilmesi, esasen ticarî hayatının özünün reddedilmesi anlamına gelmektedir. Unutulmamalıdır ki piyasa gerçeklerini (kâr ve zarar olgusunu) göz ardı eden/yok sayan her türlü yapay müdahale hem şirketlerde hem de ticarî hayatta kalıcı ve telafisi mümkün olmayan hasarlar meydana getirecektir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058841">2.3. Doğrudan Zarar ve Dolaylı (Yansıma) Zarar</a></strong></p>

<p>Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin ikame edilen davalarda, doğrudan zarar ile dolaylı (yansıma) zarar kavramlarının tespit edilmesi son derece önem arz etmektedir. Nitekim; anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayalı davaların sıklıkla aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddedilmesinin özünde bu ayrımın yapılamadığı idrak edilmektedir.</p>

<p>Doğrudan zarar, yönetim kurulu üyelerinin hukuka veya esas sözleşmeye aykırı eylemleri neticesinde pay sahibinin yahut alacaklı üçüncü kişilerin şahsî malvarlıklarında doğrudan meydana gelen zarardır.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a> Dolaylı (yansıma) zarar ise yönetim kurulu üyelerinin hukuka, esas sözleşmeye aykırı işlemleri (ağır kusurlu işlemlerle şirketin içinin boşaltılması veya malvarlığının azalması vb. gibi) neticesinde, şirket paylarının hisse değerinin düşmesini veya üçüncü kişi alacaklı ya da alacaklıların alacağına kavuşamamasını<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a> ifade etmektedir. Bu hususla ilgili olarak Yargıtay; davacı pay sahibinin şirket yöneticilerinin şirket taşınmazlarını düşük bedelle satarak şirketi zarara uğrattıkları, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan bağımsız bölümleri şirket adına devralmaktan kaçındıkları, bu nedenle oluşan zararın payı oranında davacı pay sahibinin şahsına ödenmesi ve söz konusu taşınmazların üçüncü kişilerden alınarak şirket adına tescil edilmesi talebiyle ikame ettiği davada<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a> son derece yerinde tespitler yapmıştır.</p>

<p>Yüksek mahkeme; yönetim kurulu üyelerinin şirket tüzel kişiliği adına ifa ettiği işlemler neticesinde şirket malvarlığında meydana gelen azalmanın davacı pay sahibi açısından dolaylı (yansıma) zarar teşkil ettiğine, davacı pay sahibinin aktif husumet ehliyetinin yokluğuna ve bu sebeple tazminatın ancak şirket tüzel kişiliği adına talep edilebileceğine karar vermiştir. Buna karşılık, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca şirkete devredilmesi gereken bağımsız bölümlerin, şirket yöneticileri tarafından hileli eylemlerle arsa sahipleri üzerinde bırakılmasına yönelik ikame edilen tapu iptal ve tescil davasında davacı pay sahibinin aktif husumet ehliyetinin bulunduğuna içtihat etmiştir.</p>

<p>Mezkûr karar irdelendiğinde; her ne kadar dolaylı (yansıma) zararların yalnızca şirket tüzel kişiliği adına talep edilebileceği anlaşılmaktaysa da özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranan yönetim kurulu üyelerine karşı, şirket ortaklarının şirketin haklarını korumak amacıyla söz konusu tapuların iptali ile şirket adına tescilini talep etmek hususunda aktif husumet ehliyetlerinin bulunduğuna hüküm verilmiştir. Netice olarak; doğrudan ve dolaylı (yansıma) zararın hukukî niteliği, TTK’nın 553 ilâ 556’ncı maddelerinde tanzim edilen emredici amir hükümleri esas alınmak üzere öğretide tasnif edildiği üzere ele tespit edilmelidir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058842">2.4. İlliyet Bağı</a></strong></p>

<p>Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumlulukların doğabilmesi için; kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusur bir şekilde ihlâl edilmesi ile vuku bulan somut zarar arasında hukuken uygun bir illiyet bağının bulunması, kanunî bir zorunluluktur. Yüksek mahkemenin istikrar kazanmış içtihatlarında ve öğretide çoğunlukla kabul gördüğü üzere; kural olarak hayatın olağan akışına göre söz konusu neticeyi doğurmaya elverişli olan işlemler, illiyet bağının varlığını kanıtlamaktadır. Fakat; öngörülemez etkenler, yönetim kurulu üyelerinin tasarrufları ile zarar arasındaki illiyet bağını kesmektedir. Bu hususta TTK md. 1 uyarınca özel bir düzenlemenin yer almaması sebebiyle TBK md. 50’de yer alan genel hükümler esas alınmaktadır. Emredici kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat etmek zorundadır. Şayet zararın miktarının tam olarak ispat edilemediği durumlarda olayların olağan akışı ve zarar görenin aldığı önlemler esas alınmak suretiyle zararın hakkaniyete uygun bir şekilde tespit edilmektedir. Bu açıdan zarar ile illiyet bağı arasındaki ilişkinin incelenmesi önem arz etmektedir. İlliyet bağını kesen ve dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğunu ortadan kaldıran etmenler, iki temel başlık altında toplanmaktadır.</p>

<p>Birincisi; şirketin malî açıdan acze düşmesine veya ağır ekonomik kayba uğramasına sebebiyet veren küresel/ulusal krizlerin cereyan etmesi, ani piyasa dalgalanmalarının yaşanması, savaşlar, ambargolar veya küresel pandemiler gibi dış faktörleri ihtiva eden mücbir sebep ve beklenmeyen hâllerdir.</p>

<p>İkincisi, bizzat zarar görenin yahut üçüncü kişi/kişilerin ağır kusuru veya kastının bulunmasıdır. (Örneğin şirket çalışanının makul denetim sınırlarını ihlâl etmek suretiyle güveni kötüye kullanarak şirket kaynaklarını suistimal etmesi, evrakta sahtecilik vb. suç teşkil eden hileli eylemlere başvurması vb. gibi.) İlliyet bağını kesen sebeplerin mevcut olması neticesinde, meydana gelen zarar ile yönetim kurulu üyelerinin işlem/eylemleri arasında bir ilişki bulunmadığından hukukî sorumluluğun maddî şartları oluşmayacaktır. Doğası gereği karmaşık bir yapıda bulunan ticarî hayat içerisinde, illiyet bağının tamamen kesilemediği veya zararın birden fazla yönetim kurulu üyesinin farklı ağırlıktaki kusurlu eylemlerinin birleşmesiyle ortaya çıktığı durumlar da yaşanabilmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda; kanun koyucu, kusuru daha hafif olan yönetim kurulu üyesinin, tüm zarardan sorumlu tutulmasının meydana getireceği adaletsizliği bertaraf etmek ve hakkaniyet ilkesini esas almak suretiyle sorumluluğun belirlenmesini tatbik etmek maksadıyla, Türk Hukuku’nda mTTK’da yer alan mutlak müteselsil sorumluluk anlayışını terk etmiş ve kusurun şahsîleştirilmesini amir kılan farklılaştırılmış teselsül<strong> </strong>ilkesini ihdas etmiştir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058843">2.5. Mutlak Müteselsil Sorumluluk Anlayışının Terk Edilmesi</a></strong></p>

<p>6762 sayılı mTTK md. 336’da yer alan mutlak müteselsil sorumluluk anlayışı ticaret hukukunun ve ticarî hayatın özüne aykırılık teşkil etmektedir. Mezkûr sorumluluk halleri, mTTK’da tahdidî olarak sayılmış (Dağıtılan ve ödenen kâr paylarının hakiki olmaması, kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması, Umumî heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi, Gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmâl neticesi olarak yapılmaması) olsa da kanunun esasında yönetim kurulu üyelerinin dış ilişkide anonim şirket tüzel kişiliğine ve alacaklılara karşı oluşacak zararın tamamından müteselsilen sorumlu olacakları hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Her ne kadar mTTK’nın 336'ncı maddesinde tanzim edilen yetki devri, md. 319 uyarınca müteselsil sorumluluğun bertaraf edileceği ve sorumluluğun ilgili yönetim kurulu üyelerinde bulunacağı hususu mezkûr hükümde lafzî olarak yer almış olsa da dönemin anlayışı bu hükmü metruk hale getirmiştir. Nitekim şirketten ayrılan kanunî temsilcinin, söz konusu ayrılık kararının ticaret sicilinde ilan edildiği tarihe kadar olan döneme ait şirket vergi borçlarından şahsen sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkin davalı idare tarafından ikame edilen davada; Danıştay, kanunî temsilcinin sorumluluğunun ticaret sicilindeki ilan tarihine kadar devam ettiğine ve pay sahibinin geçmiş dönem vergi ödevlerini yerine getirip getirmediği araştırılmadan salt olarak ortaklıktan ayrıldığı gerekçesiyle ödeme emrinin iptal edilemeyeceğine karar vermiştir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>

<p>Yine davacı kooperatifin, yönetim kurulu üyelerinin basiretsiz yönetimleri ve usûlsüz ödemeleri neticesinde kooperatifin zarara uğramasından bahisle ikame edilen davada Yargıtay mTKK uyarınca usûlüne uygun bir görev ve iş bölümü kararı bulunmadığı müddetçe, kusur ayrımı yapılmaksızın tüm yönetim kurulu üyelerinin zararın tamamından müteselsil olarak sorumlu tutulması gerektiğine; alt işlemlerde imzası bulunmayan üyeler hakkındaki davanın salt olarak mezkûr gerekçeyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğuna içtihat etmiştir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>

<p>Benzer başka bir olayda<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a> davacı kooperatifin önceki dönem yönetim kurulu üyelerinin yüklenici şirkete haksız ve fazla ödemeler yapmak suretiyle kurumu zarara uğrattıkları ileri sürülerek yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğuna ilişkin ikame edilen tazminat davasında; Yargıtay, usûlüne uygun kanunî iş bölümü veya görev devri kararı bulunmadığı müddetçe yönetim kurulu üyelerinin usûlsüz ödemelerin yapıldığı tarihte zarara yol açan belgelerde imzasının bulunmamasının mTTK’da yer alan mutlak müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağına ilişkin hüküm tesis etmiştir.</p>

<p>Üst gözetim ve denetim yükümlülüğü (özen ve bağlılık yükümlülüğü) son derece geniş yorumlanmış, zarara doğrudan sebep olmayan yönetim kurulu üyeleri dahi mutlak müteselsil sorumluluk anlayışı (kusursuzluk karinesi) uyarınca müteselsilen sorumlu bulunmuştur. Nitekim, dönemin yüksek mahkeme içtihatları bir bütün olarak irdelendiğinde; ispat yükünü ters çeviren kusur karinesinin esas alındığı şüphe barındırmamaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin kusursuz olduklarını mutlak ve kesin delillerle ispat edemedikleri her türlü durumda, kusursuz olsalar dahi zarardan müteselsilen sorumlu olduklarına içtihat edilmiştir.</p>

<p>Mevcut mutlak sorumluluk anlayışı ve dönemin yüksek mahkeme içtihatları bir bütün olarak ele alındığında; söz konusu durumun uygulamada birçok mağduriyetin ve sorunun oluşmasına sebebiyet verdiği, ticarî hayatın işlevselliğine aykırı hadiselerin vuku bulduğu ortadadır.</p>

<p>Zararın tahsil edilmesi üzerine görülen davalarda, zarara ağır kusuru veya kastî olarak sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerinin aksine mezkûr işlem/fiil ile hiçbir surette doğrudan veya dolaylı illiyet bağı bulunmayan yönetim kurulu üyelerinin davalı taraf olarak yer alması, yine yönetim kurulunda bulunan bazı üyelerin suç teşkil eden eylemleri sebebiyle oluşan zarardan salt olarak yönetim kurulunda ismi yer alan ve olaydan bağımsız bulunan yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulması gibi birçok vaka; hem ticarî hayatın durgunlaşmasına sebebiyet vermiş hem de anonim şirket yönetim kurulu üyelerini pasif ve eylemsiz bırakmıştır.</p>

<p>Şüphesiz ki mTTK’da kabul gören mutlak müteselsil sorumluluk anlayışı; defaatle ifade edildiği üzere ticaretin özünü oluşturan girişimciliği ve rasyonel risk alma iradesini zedelemiş, liyakatli ve donanımlı yöneticilerin anonim şirketlerde görev almaktan kaçınmalarına sebebiyet vermiştir.</p>

<p>Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu döneminde esas alınan ve yönetim kurulu üyelerinin kusur oranları ile sorumluluklarını göz ardı eden mutlak müteselsil sorumluluk anlayışı, öğretide ve ticarî hayatta haklı olarak eleştirilmiştir. Bu minvalde kanun koyucu, sorumluluk hukukunun evrensel ilkelerini ikame etmek amacıyla yeni bir kanunî düzenleme tanzim etmiştir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058844">2.6. Farklılaştırılmış Teselsül İlkesi</a></strong></p>

<p>01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’da, mTTK’da yer alan mutlak müteselsil sorumluluk anlayışı ilga edilerek kusurun şahsîleştirilmesi esasına dayanan ve hakkaniyete uygun farklılaştırılmış teselsül ilkesi esas alınmıştır. TTK’nın sorumluluk rejimini düzenleyen emredici amir hükümlerinden anlaşılacağı üzere; şirket yöneticileri, yükümlülüklerini ihlâl ettikleri takdirde ancak kusurları sebebiyle meydana gelen zararlardan sorumludur.</p>

<p>Ticaretin özü ve sorumluluk hukukunun genel ilkeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; meydana gelen zararın, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin objektif özen yükümlülüğüne aykırı bulunan işlem ve eylemlerinin beklenen, muhtemel ve öngörülebilir bir neticesi olması gerekmektedir. Bu kapsamda; hem ticarî hayatın doğasına ve hem de hakkaniyet ilkesine uygun olan illiyet bağı teorisi<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a> esas alınmak suretiyle hüküm kurulmaktadır. Evvelemirde; kusurun şahsîleştirilmesini merkeze alan farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca, her bir anonim şirket yönetim kurulu üyesinin hukukî sorumluluğu; şahsî kusurunun ağırlığı, zarar ile arasındaki illiyet bağı<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a> ve her somut olay nezdinde ayrıca ve açıkça tespit edilmektedir.</p>

<p>Böylelikle anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ticarî hayatta makul risk alma inisiyatifi korunmuş; zararın meydana gelmesinde doğrudan etkisi bulunmayan yöneticilerin topyekûn bir şekilde sorumlu tutulmalarının önüne geçilerek<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a> akla, mantığa ve hakkaniyete uygun, hukukî güvenliği sağlayan modern bir yaklaşım<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a> tanzim edilmiştir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058845">2.6.1. Farklılaştırılmış Teselsül İlkesinin İç ve Dış İlişki Kapsamında Değerlendirilmesi</a></strong></p>

<p>Yukarıda izah edildiği üzere; kusurun şahsîleştirilmesini amir kılan 6102 sayılı TTK uyarınca, farklılaştırılmış teselsül ilkesi salt olarak sorumluluğun tespit edilmesi olarak değerlendirilmemelidir. Esasen mezkûr düzenleme, ticaret hukukunda yer alan modern ve hakkaniyete uygun yeni bir anlayışın aslî kurucu unsuru olma vasfını ifade etmektedir. Farklılaştırılmış teselsül ilkesinin neticeleri, dış ilişkide (şirket alacaklılarına veya pay sahiplerine karşı) ve iç ilişkide (yönetim kurulu üyeleri arasındaki rücu vb. işlemler) ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Dış ilişkide; zarara uğrayan üçüncü kişilerin, pay sahibinin tazminat talebini değerlendirilirken, her bir yönetim kurulu üyesinin şahsî kusurunun ağırlığının (kast, ağır/hafif ihmâl) ve somut işlem/eylemin illiyet bağı ile olan ilişkisinin ayrı ayrı tespit edilmesi zarurîdir. İç ilişkide, alacaklıların zararını tazmin eden yönetim kurulu üyesinin, ifa ettiği tutarın kendi kusur ağırlığını aşan kısmı için diğer kusurlu (kast veya ihmal derecesine göre) yöneticilere rücu hakkı mahfuzdur.</p>

<p>Burada idrak edilmesi elzem olan mesele; kanun koyucunun temel gayesinin, yönetim kurulu üyelerinin iç ilişkide birbirlerine karşı rücu davaları açma külfetiyle bırakmaktan ziyade, dış ilişkideki mutlak müteselsil sorumluluk anlayışını, adalet ve hakkaniyet ölçüsünde her bir yönetim kurulu üyesinin şahsî kusuru oranında sınırlandırmakta ve tespit etmektedir. Netice itibarıyla; mTTK döneminde zarar gören lehine işleyen mutlak müteselsil sorumluluk ve ispat kolaylığı, hakkaniyet ilkesi uyarınca dengelemiş ve davacı, meydana gelen zararın hangi yönetim kurulu üyesine ne ölçüde isnat edilebileceğini somut delillerle ispat külfeti altına sokulmuştur.</p>

<p>Davacı (şirket, pay sahibi veya alacaklı) mezkûr zararın hangi yönetim kurulu üyesine, hangi illiyet bağı çerçevesinde ve hangi kusur oranıyla isnat edilebileceğini de somut delillerle ortaya koymakla mükellef kılınmıştır. Yargıtay, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ile genel kurulun ibra yetkisinin sınırlarını TMK. md. 2’de yer alan dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirdiği kararında<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a>; şirket imza sirkülerine göre temsil yetkisini müşterek imzalarıyla kullanan ve şirketin zarara uğramasına yol açan ortak işlemlerde birlikte hareket eden yönetim kurulu üyeleri arasında kısmî ibra kararı alınmasını hukuka aykırı bulmuştur. Her ne kadar TTK’nın 557’nci maddesi kapsamında müteselsil sorumluluğun tayininde farklılaştırılmış teselsül ilkesi benimsenmiş, bu doğrultuda kusurun şahsîleştirilmesi ilkesi esas alınmış olsa da mevcut durumun çoğunluk pay sahiplerine azınlık veya muhalif kalan yönetim kurulu üyelerini şahsî olarak cezalandırma/baskı altına alma serbestisi tanımadığına içtihat edilmiştir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen mezkûr karar incelendiğinde, farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin şahsî kusurları uyarınca hukukî sorumlulukları tespit edilmeden önce zarara sebebiyet veren işlemlerin icra edildiği tarihteki müşterek temsil yetkisinin varlığının ve şirket genel kurul iradesinin dürüstlük kuralına uygun olup olmadığının tespit edilmesinin önem arz ettiği anlaşılmaktadır. Evvelemirde mevcut durum, tüzel kişilik perdesinin haksız yere aralanmasını engellemekte ve ticarî güvenliğin sağlanmasında temel bir dayanak teşkil etmektedir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058846">3. Farklılaştırılmış Teselsül İlkesi Uyarınca Sorumluluk Davası</a></strong></p>

<p><strong><a name="_Toc233058847">3.1. Aktif ve Pasif Husumet Ehliyeti</a></strong></p>

<p>Şüphesiz ki; anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğuna yönelik ikame edilecek tazminat davalarında usûl hukuku kurallarının tespiti son derece önem arz etmektedir. Aktif husumet ehliyeti, uğranılan zararın niteliğine göre (doğrudan veya dolaylı zarar) değişkenlik göstermektedir. Anonim şirket tüzel kişiliğinin doğrudan zarara uğraması halinde dava açma hakkı, evvela şirket tüzel kişiliğine ve pay sahiplerine aittir.</p>

<p>Pay sahibi, şirket tüzel kişiliğine tazminatın şirkete ödenmesini talep etmek suretiyle dava ikame edebilir. Şirketin iflas etmesi halinde dava açma hakkı, 6102 sayılı TTK md. 556 uyarınca münhasıran iflas idaresine geçmektedir. Alacaklıların dava hakkı ise kural olarak dolaylı zararlar açısından ancak şirketin iflası halinde ve iflas idaresinin dava açmaktan vazgeçmesi durumunda ikincil bir hak olarak doğmaktadır.</p>

<p>Pasif husumet ehliyeti; zarara yol açan kusurlu işlemi/fiili icra eden, yetki devrini hukuka aykırı yapan veya gözetim borcunu ihlâl eden yönetim kurulu üyelerine yöneltilmektedir.</p>

<p>Doğrudan zararda ortakların veya alacaklıların malvarlığı, şirket malvarlığından bağımsız olarak idare organının hukuka aykırı bir fiilî neticesinde eksilmektedir. Örneğin, bir yönetim kurulu üyesinin pay sahibine şirket yatırımları hakkında kasten yanıltıcı bilgi vermek suretiyle şirkete ait hisselerin değerinin altında işlem görmesine sebebiyet vermesi tipik bir doğrudan zarar teşkil etmektedir.</p>

<p>Buna mukabil dolaylı (yansıma) zararda failin eylemi doğrudan doğruya şirket malvarlığı ile ilgilidir; (örneğin şirketin içinin boşaltılması, fahiş bedellerle grup şirketlerinden mal alınması vb.) pay sahipleri ve alacaklılar ancak şirketin malvarlığının azalması neticesinde hisse değerlerinin düşmesi veya alacaklarını tahsil edememeleri sebebiyle dolaylı (yansıma) şekilde zarar görmektedir. 6102 sayılı TTK, mTTK döneminde esas alınan anlayışın aksine dolaylı zararların tazmini için pay sahiplerine ve şirketin iflası halinde belirli şartlar dahilinde şirket alacaklılarına dava ikame etme hakkı tanımaktadır.</p>

<p>Pay sahibi, mTTK’ md. 555’te yer alan emredici amir hükümler uyarınca dolaylı zararın varlığı halinde dava açma hakkını haiz olmakla birlikte, hükmedilecek tazminatın şahsî malvarlığına değil, ancak şirket tüzel kişiliğine<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a> talep edebilecektir.</p>

<p>Emredici kanun hükmü, şirket alacaklılarının haklarının korunması ve şirket sermayesinin örtülü bir şekilde pay sahiplerine aktarılmasının önlenmesi açısından elzemdir.</p>

<p>Maddî hukuk açısından sorumluluk sıfatının tanziminde tüm yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumluluğu üzerine dava ikame edilmesi mümkün değildir. Aksine, her bir davalı yönetim kurulu üyesinin somut olaydaki mevcut görevi, şahsî kusurunun derecesi ve zararı meydana getiren işlem/fiil ile illiyet bağını somut delillerle ortaya konulması zarureti<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a> bulunmaktadır. Misalen, malî işlerden sorumlu olmayan veya usûlüne uygun bir şekilde yetki devri neticesinde sevk ve idare yetkisi bulunmayan pasif bir yönetim kurulu üyesinin maddî hukuk açısından sorumlu tutulabilmesi, ancak üst gözetim ve denetim yükümlülüğünün kastî bir surette yahut ağır ihmâlle ihlâl edildiğinin kanıtlanması durumunda mümkün olabilecektir.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058848">3.2. Zamanaşımı ve İbra Müessesesinin Sorumluluğa Etkisi</a></strong></p>

<p>Yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğuna ilişkin davalar; ticarî hayatın istikrarı, hukukî güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri uyarınca ve TTK md. 560’ta yer alan emredici hükümler gereğince belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. 6102 sayılı TTK uyarınca; yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davaları, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğramaktadır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, yönetim kurulu üyelerinin mezkûr işlem veya fiillerinin aynı zamanda TCK uyarınca daha uzun bir zamanaşımına tabi bir suçu (Güveni kötüye kullanma, hileli iflas, nitelikli dolandırıcılık vb. gibi) teşkil etmesi durumunda, TTK gereğince TCK’da öngörülen daha uzun ceza zamanaşımı süreleri (örneğin TCK md. 66 uyarınca 8, 15 veya 20 yıllık süreler) tazminat davası bakımından da uygulanma alanı bulacaktır. Bu durum, şirket malvarlığını suç teşkil eden eylemler ile zarara uğratan yönetim kurulu üyeleri açısından, şirket tüzel kişiliğinin arkasına sığınmak suretiyle sorumluluktan kaçılmasını engelleyen bir müeyyide niteliğindedir.</p>

<p>Ayrıca, sorumluluk davasının ikame edilmesini engelleyen/sınırlayan en önemli maddî müesseselerden biri TTK md. 550’de düzenlenen ibra müessesesidir. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi, şirketin ibra edilen dönemde gerçekleşen ve genel kurulca bilinen işlem ve fiillerden dolayı yönetim kurulu üyelerine karşı dava açma hakkından feragat etmesi anlamına gelen tek taraflı bir irade beyanıdır. İbra kararı, ibra yönünde olumlu oy kullanan pay sahipleri açısından mutlak bir dava açma yasağı teşkil etse de azınlık haklarının korunması maksadıyla ibra kararına muhalif kalan veya ibra oylamasına katılmayan pay sahiplerinin hakları mahfuzdur.</p>

<p>İbra kararına muhalif olan veya ibra kararı verilmesine yönelik oylamaya katılmayan pay sahipleri, kararın alındığı tarihten itibaren 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde sorumluluk davası açma hakkına sahiptir. Öğretide isabetle belirtildiği üzere, ibranın bu koruyucu etkisi ancak genel kurula sunulan finansal tabloların, bilançonun ve faaliyet raporlarının gerçeği yansıtması halinde geçerlidir. Şayet yönetim kurulu, şirketin mali durumunu bilançolarla gizlemiş, örtülü kazanç aktarımlarını veya hileli işlemleri genel kuruldan saklamışsa, alınan ibra kararı bu gizlenen işlemleri kapsamamaktadır. Zira iradesi hile ile sakatlanan genel kurulun yaptığı ibra tasarrufu geçersizdir, mevcut durumda 2 ve 5 yıllık genel zamanaşımı süreleri içinde TTK md. 560 uyarınca sorumluluk davası her zaman ikame edilebilecektir.</p>

<p>Yargıtay’ın bir kararında<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a> bilançonun onaylanmasına dair alınan kararın TTK md. 424 uyarınca yönetim kurulu üyelerinin örtülü ibrası sonucunu doğuracağı, ancak TTK md. 436/2 uyarınca yönetim kurulu üyelerinin şahsî ibra kararlarında oydan yoksun olduklarına ilişkin hükmün, örtülü ibra sonucunu doğuracak bilançonun onaylanmasına ilişkin tesis edilen kararlarda da mutlak surette tatbik edilmesi gerektiğine içtihat edilmiştir.</p>

<p>Yüksek mahkeme, oy kullanması yasak olan yönetim kurulu üyelerinin oyları sayılmadığında karar nisabı sağlanamıyorsa örtülü ibra kararının maddî hukuk açısından doğrudan yok hükmünde sayılacağına hükmetmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde alınan ibra kararları, şirketi zarara uğratan kusurlu yönetim kurulu üyelerine karşı farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca sorumluluk davası ikame edilmesini engellemez. Nitekim yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk davalarında ibra def'ini ileri sürebilmeleri, usûlüne uygun bir şekilde karar verilmiş meşrû işlemlerin varlığına bağlıdır.</p>

<p>Yukarıda izah edilen açıklamalar ve yüksek mahkeme kararı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; genel kurula sunulan finansal tabloların gerçeği yansıtmaması, muvazaalı işlemler ile bilançonun dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde tanzim edilmesi vb. gibi durumlarda, şirket tüzel kişiliğini zarara uğratan yönetim kurulu üyelerinin ibra müessesesini ileri süremeyeceği, farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca hukukî sorumluluklarının doğacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong><a name="_Toc233058849">SONUÇ</a></strong></p>

<p>Modern ticarî hayatın ulaştığı devasa ekonomik hacim, anonim şirketleri ticaret hukukunun merkezine yerleştirmiştir. Çalışmamız kapsamında; kanundan, esas sözleşmeden veya dürüstlük kuralından kaynaklanan yükümlülüklerin ihlâli neticesinde doğan hukukî sorumluluk; mülga 6762 sayılı mTTK ile 6102 sayılı TTK’nın anlayışları esas alınmak suretiyle yüksek mahkemenin güncel içtihatları uyarınca tahlil edilmiştir. 6762 sayılı mTTK döneminde esas alınan mutlak müteselsil sorumluluk anlayışı, ticarî hayatın gerçeklerine ve hakkaniyet ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Zararın doğmasında şahsî kusuru veya doğrudan illiyet bağı bulunmayan yönetim kurulu üyelerinin dahi salt olarak yönetim kurulunda yer almaları gerekçesiyle tüm malvarlıklarıyla sorumlu tutulması, uygulamada ciddi mağduriyetlerin yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Mutlak müteselsil sorumluluk anlayışının, ticaretin özünü oluşturan girişimcilik ruhunu zedelediği, makul risk alma iradesini adeta yok ettiği ve nitelikli yöneticilerin görev almaktan kaçınmalarına sebebiyet verdiği idrak edilmiştir. 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK, mTTK’nın ticarî hayatın özüne aykırılık teşkil eden mevcut yaklaşımını terk etmek suretiyle sorumluluğun tespit edilmesi açısından radikal bir anlayış değişikliğine gitmiştir. Kusurun şahsîleştirilmesini esas alan farklılaştırılmış teselsül ilkesiyle birlikte her bir yönetim kurulu üyesinin hukukî sorumluluğu; şahsî kusurunun ağırlığına, ihlâl ettiği özen borcunun derecesine ve zarar ile arasındaki illiyet bağına göre ayrı ayrı tespit edilmektedir. Ayrıca kanun koyucu, modern ticaret hukuku ilkelerine uygun bir şekilde yetki devrini geçerli şartlara bağlamış, İş Adamı Kararı İlkesini Türk Hukukuna kazandırarak basiretli ve dürüst yöneticilerin makul ticarî kararlarını yargısal denetimden muaf tutmuştur. Netice itibarıyla, yüksek mahkemenin içtihatları irdelendiğinde; pay sahiplerince ikame edilen dolaylı zarara yönelik davalarda aktif husumet sınırlarının ve usûl kurallarının, farklılaştırılmış teselsül ilkesinin sınırlarını tanzim ettiği anlaşılmaktadır. Mevcut yaklaşım; şirket tüzel kişilik perdesinin haksız yere aralanmasını engellemenin yanı sıra ticarî güvenliği tahkim etmektedir. Bu minvalde hem alacaklıların hakları korunmakta hem de yönetim kurulu üyelerinin ticarî inisiyatiflerini güvence altına alan bir denge mekanizması sağlanmaktadır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-b-alperen-dereci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. B. Alperen DERECİ"><img alt="Av. B. Alperen DERECİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/alperen-dereci.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-b-alperen-dereci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. B. Alperen DERECİ">Av. B. Alperen DERECİ</a></strong></h4>

<p><strong>© 2026, Av. B. Alperen DERECİ. Her Hakkı Saklıdır.</strong></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> ALKAÇ, Sezin Ezgi; Anonim Şirket ile Ceo Arasındaki İlişkinin Hukukî Niteliği, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 48, Sayfa: 1324-1339, Yayımlanma Tarihi: 30 Aralık 2023, Erişim Tarihi: 16 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> KARSLIOĞLU, Hasan; Anonim Şirketlerde İç Yönerge ve İç Yönergenin Yönetim Kurulunun Sorumluluğuna Etkisi, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1, Sayfa: 37-53, Yayımlanma Tarihi: 28 Ocak 2022, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> ARIKAN, Fadime Yağmur; Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK md. 367 Uyarınca Yetki Devri Halinde Hukukî Sorumlulukları, Yaşar Hukuk Dergisi, Cilt: 7, Sayı:1, Sayfa: 1-39, Yayımlanma Tarihi: 22 Ocak 2025, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> ŞANLI, Şeyda; Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluğu, Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 24, Yayımlanma Tarihi: 30 Ekim 2022, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> PULAŞLI, Hasan; 2024, Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 9’uncu Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, s. 415.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6] </span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11’inci HD’nin 2025/5198 Esas, 2025/7327 Karar sayılı ve 08 Aralık 2025 tarihli ilamı</span></a><span style="color:#999999">, Erişim Bağlantısı: </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255198-e-20257327-k-sayili-karari</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11’inci HD’nin 2023/5865 Esas, 2024/8480 Karar sayılı ve 28 Kasım 2024 tarihli ilamı</span></a><span style="color:#999999">, Erişim Bağlantısı: </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235865-e-20248480-k-sayili-karari</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> DOĞAN, Beşir Fatih; YILDIRIM, Rümeysa Betül; Yönetim Kurulu Üyelerinin Kusursuz Sorumluluğu, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 11, Sayı:1 Sayfa: 67-111, Yayımlanma Tarihi: 31 Ağustos 2023, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> GÜNAY, Ece Deniz; Sermaye Piyasası Hukuku’nda Örtülü Kazanç Aktarımı ve Türk Ticaret Kanunu Açısından Değerlendirilmesi, Yayıncı: On İki Levha Yayıncılık, Yayın Tarihi: Mayıs 2018, ISBN: 978-605-152-847-2 Baskı:1, Erişim Ortamı: LEXPERA Hukuk Bilgi Sistemi, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://www.lexpera.com.tr/literatur/kitaplar/giris-978-605-152-847-2-1/1</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> YILDIZ, Seyfi; ERCAN, Zümre; Yargı Kararları Bağlamında Sermaye Şirketlerinde Kanunî Temsilcilerin VUK ve AATUHK Kapsamındaki Sorumlulukları, Cilt: 6, Sayı: 2, Yayımlanma Tarihi: 01 Kasım 2024, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> TAŞAN KUTGİ, Ayşe Selcen; Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Yükümlülükleri ve Tabi Olduğu Yasaklar, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 17, Sayı:34, Güz: 2018/2, Sayfa: 143-180, Kabul Tarihi: 11 Şubat 2019, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">YGHK'nın 2013/2220 Esas, 2015/1336 Karar sayılı ve 13 Mayıs 2015 tarihli ilamı</span></a><span style="color:#999999">, Erişim Bağlantısı: </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132220-e-20151336-k-sayili-karari</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu, Ulusal Risk Değerlendirmesi, Yayımlanma Tarihi: 01 Temmuz 2025, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ms.hmb.gov.tr/uploads/sites/12/2025/07/URD-Rapor-Ozeti-2025-d8a4f54fc9e7c181.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> TTK, Md. 369.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> DİNÇ, Serhan; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluk Hâlleri, Ankara Barosu Dergisi, Sayı: 4, Yayımlanma Tarihi: 01 Temmuz 2016, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> MOORE, Justice; Aronson v. Lewis, Atlantic Reporter Second Series (A.2d), Orijinal Lisan: İngilizce, Cilt: 473 Sayfa: 805, Yayımlanma Tarihi: 01 Mart 1984, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> AZARKAN, Necat; Delaware Yüksek Mahkemesi’nin Kararları Işığında İş Adamı Kararı İlkesi (Business Judgment Rule): İş Adamı Kararı İlkesi (Business Judgment Rule): Koruma Kalkanı mı Yoksa Sorumluluk Silahı mı? Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 30, Sayı: 52, Yayımlanma Tarihi: 30 Haziran 2025, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> DÜNDAR, Efe; Kurumsal Yönetim Perspektifinde İş Adamı Kararı İlkesinin Bir Değerlendirmesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Kabul Tarihi: 05 Mart 2024, Yıl: 2024 (171) Sayfa: 289-318, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> DEDEAĞAÇ, Önder; SAPAN, Oğuzhan; Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu ve Sorumluluğu, Ankara Barosu, Sayfa: 50-55, Basım Yeri: ARCS OFSET Matbaacılık Kazımkarabekir Cad. Tunahan 101-2G İskitler/ANKARA, Basım Yılı: 2013, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> ÖNAL, Esin; Amerikan Hukuku Işığında İş Adamı Kararı İlkesi, Yayıncı: On İki Levha Yayıncılık Yayın tarihi: Kasım 2022 ISBN: 978-625-432-323-2 Baskı: 1, Erişim Ortamı: LEXPERA Hukuk Bilgi Sistemi, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11’inci HD’nin 2025/1190 Esas, 2025/6676 Karar sayılı ve 06 Kasım 2025 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: LEXPERA Hukuk Bilgi Sistemi, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://29b13951316a490bc215ebb98f180002769de725.vetisonline.com/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2025-1190-k-2025-6676-t-6-11-2025</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2025/3138 Esas, 2026/413 Karar sayılı ve 22 Ocak 2026 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: LEXPERA Hukuk Bilgi Sistemi, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://29b13951316a490bc215ebb98f180002769de725.vetisonline.com/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2025-3138-k-2026-413-t-22-1-2026</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2022/4793 Esas, 2023/3988 Karar sayılı ve 22 Haziran 2023 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2022-4793-k-2023-3988-t-22-06-2023/6423159/anonim+%c5%9firket+yans%c4%b1ma+zarar</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> ÖZDEMİR, İbrahim Akan; Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyesinin Görevden Alınması Açısından Haklı Sebep Unsurunun Türk Ticaret Kanunu Düzenlemeleri Bakımından Değerlendirilmesi, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, ISSN: 2147-768X, Cilt: 11, Sayı: 1, Sayfa: 301-340, Kabul Tarihi: 17 Şubat 2023, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> ÇETİN, Müge; Anonim Şirketlerde Kurucuların Hukukî Sorumluluğu, Yayıncı: Bilge Yayınevi, Barkod / ISBN: 9786051681986, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih: 2016, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2020/7581 Esas, 2022/922 Karar sayılı ve 09 Şubat 2022 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2020-7581-k-2022-922-t-09-02-2022/4420946/anonim+%c5%9firket+y%c3%b6netim+kurulu+zarar+husumet+yoklu%c4%9fu</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> Danıştay 3'üncü Dairesi’nin 2006/1022 Esas, 2007/284 Karar sayılı ve 19 Haziran 2007 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 21 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://29b13951316a490bc215ebb98f180002769de725.vetisonline.com/ictihat/danistay/3-daire-e-2007-3169-k-2008-2115-t-19-6-2007-1</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2005/1689 Esas, 2005/615 Karar sayılı ve 17 Aralık 2007 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 21 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://29b13951316a490bc215ebb98f180002769de725.vetisonline.com/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2007-13253-k-2007-15908-t-17-12-2007</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2010/5373 Esas, 2010/8502 Karar sayılı ve 20 Temmuz 2010 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 21 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2010-5373-k-2010-8502-t-20-07-2010/5317381/m%c3%bcteselsil+sorumluluk+y%c3%b6netim+kurulu+anonim+%c5%9firketler</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> YÜCE, Aydın Alber; KÖROĞLU, Emre; Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluğunda Yansıma Yoluyla Zarar, Ticarî ve Fikrî Mülkiyet Hukuku Dergisi, Cilt: 8, Numara: 2 Yayımlanma Tarihi: 15 Aralık 2022, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> ARSLAN, Firdevs; Farklılaştırılmış Teselsül İlkesi Uyarınca Bireysel Sorumluluğun Belirlenmesi, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 2 Sayfa: 165-195, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><span style="color:#999999">[32]</span></a><span style="color:#999999"> KOÇ, Himmet; Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Farklılaştırılmış Teselsül İlkesi Uyarınca Sorumluluklarına Genel Bir Bakış, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 1, Yayımlanma Tarihi: 30 Haziran 2020, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><span style="color:#999999">[33]</span></a><span style="color:#999999"> BATTAL, Ahmet; Farklılaştırılmış Teselsül Kuralının Banka Yöneticilerinin Hukukî Sorumluluğu Örneği Üzerinden Uygulanması, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 12, Sayı: Özel Sayı, Yayımlanma Tarihi: 31 Ekim 2022, Erişim Tarihi: 18 Mayıs 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><span style="color:#999999">[34]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11’inci Hukuk Dairesi’nin 2022/2261 Esas, 2023/5780 Karar sayılı ve 11 Ekim 2023 tarihli ilamı. Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 20 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2022-2261-k-2023-5780-t-11-10-2023-sirket-genel-kurul-kararlarinin-iptali-istemi/5195834/ger%c3%a7e%c4%9fe+ayk%c4%b1r%c4%b1+bilan%c3%a7o+ibran%c4%b1n+kapsam%c4%b1</span></p>

<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><span style="color:#999999">[35]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2023/6783 Esas, 2024/8545 Karar sayılı ve 02 Aralık 2024 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 20 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2023-6783-k-2024-8545-t-02-12-2024/5625616/yans%c4%b1ma+zarar+aktif+husumet+y%c3%b6netim+kurulu</span></p>

<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><span style="color:#999999">[36]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11'inci HD'nin 2016/4352 Esas, 2016/5690 Karar sayılı ve 25 Mayıs 2016 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 20 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2016-4352-k-2016-5690-t-25-05-2016/2434408/</span></p>

<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><span style="color:#999999">[37]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11’inci HD’nin 2023/295 Esas, 2024/4130 Karar sayılı ve 21 Mayıs 2024 tarihli ilamı, Erişim Ortamı: Legalbank Elektronik Hukuk Bankası, Erişim Tarihi: 20 Mayıs 2026, Erişim Bağlantısı: https://ea70330bbfe919e2312426c9be35e661274d7d97.vetisonline.com/belge/y-11-hd-e-2023-295-k-2024-4130-t-21-05-2024/5431171/ger%c3%a7e%c4%9fe+ayk%c4%b1r%c4%b1+bilan%c3%a7o+ibran%c4%b1n+kapsam%c4%b1</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-yonetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-sorumlulugu-ve-farklilastirilmis-teselsul-ilkesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/terazi-veraset-ilamia.jpg" type="image/jpeg" length="12787"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukat Mahmut Kemal Kumkumoğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-mahmut-kemal-kumkumoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-mahmut-kemal-kumkumoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu üyesi Avukat Mahmut Kemal Kumkumoğlu (5666) vefat etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i>İstanbul Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p>1976 – 1978 yılları arasında</p>

<p>İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeliği,</p>

<p>1981 yılında Türkiye Barolar Birliği Delegeliği görevinde bulunan</p>

<p>Baromuzun 5666 sicil sayısında kayıtlı,</p>

<p>Av. MAHMUT KEMAL KUMKUMOĞLU</p>

<p>07/09/2026 tarihinde vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aziz Meslektaşımızın cenazesi 08/09/2026 Salı günü, Üsküdar Şakirin Camii’nde, kılınacak ikindi namazını müteakip, ebedi istirahatgahına defnedilecektir.</p>

<p>Merhuma Allahtan rahmet, kederli ailesine ve meslektaşlarımıza başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/h-rm6-o-it-w-a-a-e3wnp.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-mahmut-kemal-kumkumoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/mahmut-kemal-kumkumoglu.jpg" type="image/jpeg" length="73821"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin, 2022/4023 E., 2024/276 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224023-e-2024276-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224023-e-2024276-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 10.01.2024 tarihli, 2022/4023 E. ve 2024/276 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/4023 E., 2024/276 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/1312 E., 2020/345 K.<br />
SUÇ : Nitelikli yağma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilere sanık müdafinin temyizinin; Sanığın atılı suçu işlemediğini, sanığın müştekinin iş yerine önceki araçta alımından kalan borcu ödemeye gittiğini ve eşinden kendisi ceza evinde iken istenen senet için tartıştıklarını, borcunu ödemeyeceğini ve üstüne de para talebinin olduğu iddiasını kabul etmediklerini, atılı yağma suçunun unsurlarının oluşmadığını ve sanığın beraatine yönelik olduğu belirlenerek, anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede;</p>

<p>Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun madde 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde dahada açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir.</p>

<p>Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen Ahmet vd mal varlığına karşı suçlar Adalet ... 2018 age s. 74, Özgenç İzzet türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı Seçkin ... 2021 ağe. s 168 vd, Tezcan/Erdem/Önok age s. 704, Koca/Üzülmez TCK Genel Hükümler seçkin 9. Baskı age s. 583)</p>

<p>Cebir veya tehdit kullanılması malın alınmasında araç olarak kullanılması yağma suçunun ayırıcı unsurudur. Dolayısıyla iki hareket arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yani malın alınması kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olmalıdır. kullanılan cebir veya tehdit mağduru malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılacak düzeyde olmalıdır. Teslim mecburiyeti yaratmayan cebir veya tehdit suçun oluşumu bakımından yeterli değildir. Kullanılan zor ile malın alınması arasında nedensellik ilişkisi yoksa (sebep-sonuç) fail yağma suçundan cezalandırılmaz. (benzer görüşler için bkz. Özbek, /Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku özel hükümler 13. bası ... age 657, Gökçek vd age s.88)</p>

<p>Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz. Mesela konut veya işyerine girmek isteyen birine karşı konulması halinde mağdura yönelen cebir eylemi yağmaya dönüştürmez. Nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal suçu oluşur. Bunun gibi bir mal almaya yönelik olmayan cebir eylemi yağmaya dönüştürmeyecektir. Mesela cinsel istismara karşı koyan mağdura uygulanan cebir de olduğu gibi. Bu gibi durumlarda yağma değil cebren cinsel saldırı suçları oluşacaktır. (Benzer görüşler için bkz. Artuç mal varlığına karşı suçlar adalet 2011 age s.231,Gökcan/Artuç age s.5348)</p>

<p>Doğrudan malı almaya yönelik olmayan zor eylemi yağmaya dönüştürmez. Mesela başka nedenle kavga ettikten sonra giderken mağdurun mallarının alınması halinde yağma değil gerçek içtima kuralları uygulanmalıdır. Cebir veya tehdidin cezasına ilave olarak hırsızlıktan ceza verilmelidir. Ancak bura da dikkat edilmesi gereken husus mağdurun malın alındığını görmemesi gerekir. Eğer mağdur malın alındığını gördü ama az önce uğradığı saldırının etkisi ve korkusu ile kendisini savunamayacak durumda, direnci kırılmış olduğu için müdahale edemeyecek durumda ise artık yağma oluşacaktır.</p>

<p>Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır ve bu cebrin mal alma tamamlanmadan önce yapılması, malın bu cebir veya tehdidin etkisiyle alınmış olmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişinin kastı iç dünyasında meydana geldiğinden niyet okuyuculuk yapılamayacağından kastını tespit için dış dünyaya yansıyan, olay öncesi olay sırasında ve olay sonrasında gerçekleşen söz, davranış ve hareketlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Tüm hususlar birlikte değerlendirilerek eylemin başlangıçtan itibaren malı almak amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılıyorsa mağdurun malın alındığını görmesine bile gerek olmadan eylemi yağma olarak kabul etmek gerekir. Ancak eylem başlangıçta malı almak için değilde başka bir nedenle ... ve mağdur cebir veya tehdide maruz kalmış direnci kırılmış ise bu takdirde malın alındığını görmesi en azından malın alınacağını bilmesi gerekir ki az önce uğradığı cebir veya tehdidin etkisiyle karşı koyamamış olsun ve yağma suçu yasal unsurları itibariyle oluşsun. Aksi takdirde cebir veya tehdidin etkisiyle malın tesliminden bahsedilemeyecektir.</p>

<p>Yağma suçunda cebir veya tehdidin malı almaya yönelik olması, malın bu cebit ve tehdit etkisiyle verilmesi gerekir.Malın götürülmesine yönelik olmayan cebir veya tehdidin yağma suçunu oluşturmayacağı anlaşılmakla;</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; suç tarihinden önce katılan ...'un sanık ...'ye araç sattığı, ancak bedelinin bir kısmını alamaması nedeniyle aracın devrini vermediği, bu arada sanık ...'nin cezaevine girip çıktığı, sonrasında sanık ...'nin zaman zaman aracın devrini istediği, katılan ...'un ise ''arabamı getir, parayı geri vereyim'' dediği, bu nedenle taraflar arasında bir husumet olduğu, suç tarihinde de her üç sanığın katılan ...'un iş yerine geldikleri, sanık ...'nin aracın devrini istediği ve katılan ...'un aracın parasını istediği, tarafların tartışmaya başladığı, katılan ...'un çalışan katılan ...'ya işaret yaparak polisi aramasını istediği, sonrasında sanık ...'nin diğer sanıklarla dışarı çıkmak istediği ancak katılan ...'un engel olmak istediği, sanığın kolundan tuttuğu ve vurduğu, bu sırada yaşanan arbedede katılanın elindeki anahtar ve telefonunu yere düştüğü ve geriye dönen sanık ... tarafından telefon ve anahtarın Vahdi'ye ait olduğu zannedilerek alındığı, arbedenin işyeri dışına taştığı, sanık ... ve sanık ...'in geldikleri araca bindikleri, sanık ...'nin de kendi aracına binmeye çalıştığı, yanına katılanın gelerek araç içerisinde sanığın gitmesini engellemeye çalıştığı ancak araç üzerindeki anahtarın katılanın çalışanları tarafından alındığı ve sanığın anahtarı bulmak için araçtan inerek gitmesini engelleyen şikayetçiler ..., ...'a ve ordakilere elindeki silahı doğrulttuğu, aracın anahtarını bulmak için elinde silahla katılanın işyerine yöneldiği ancak aracının anahtarını bulamayınca aracını bırakarak olay yerinde park halindeki şikâyetçi Ferdi'ye ait motorsiklet ile diğer iki sanığın geldikleri araçla olay yerinden kaçtıkları, sanık ... ile ...'ın aralarındaki konuşma sonrası aldıkları telefon ve anahtarın Vahdi'ye ait olmadığını anlayınca katılan ...'un telefon ve anahtarının sanık ... tarafından iade edildiği olayda;</p>

<p>Katılan ...'nın hazırlıkta beyan ettiği ''her üç sanığın katılan ...'un iş yerine geldikleri, sanık ... ile katılan ...'un araç meslesi yüzünden tartışmaya başladığı,Masum'un Vahdi'ye aracın borcunu öde ve devrini üzerine al deyince sanığın '' sana para vermiyorum, aksine ceza kestim bana 50.000 TL para vereceksin,aracın satışınıda vereceksin dedi'' şeklindeki ifadesine karşı Mahkemede "Ben suç tarihinde öğle saatlerinde müşteki Mahsum'a yemek getiriyordum, yan taraftaki komşular gelirken beni aradı, Mahsum yalnız yanına tiplerini beğenmediğimiz 3 kişi geldi acele et sorun çıkabilir dediler ben dükkana geldiğimde 3 kişi oturuyorlardı, Vahdi o esnada konuşuyordu, Mahsum Vahdi'ye benim arabamı getir dedi, Vahdi de arabayı falan getirmeyeceğim sen bana araba ver ondan sonra ben sana arabayı getireceğim dedi, Vahdi'nin sesi yükselmeye başlayınca Mahsum bana 155 i ara diye işaret etti, ben telefonu çıkarırken bunlar anladılar ayağa kalktılar, huzurda bulunan sanıklar dışarıya çıktılar Vahdi'de kapıdan çıkacağı sırada birdaha eline geçiremeyeceğini düşünerek onu tuttu, o sırada elinde bulunan telefon ve anahtar yere düştü, ... da onları alarak arabaya bindiler, Vahdi arabayı çalıştırmaya çalışıyordu'' şeklindeki ifadesiyle tehditle para isteme olayını doğrulamadığı, sadece sanığın konuşurken sesini yükselttiğini beyan ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca katılan ...'un iş yerindeki olayları görmüş gibi çalışan ... yerine kızı ...'a emniyette yalan ifade verdirdiği, ancak katılanın kızı ...'ın Cumhuriyet savcılığında ''olay yerinde olmadığını, müşteki olan babasının yönlendirmesiyle polise ifade verdiğini,<br />
görgüye dayalı bilgisi olmadığını olayları kameradan gördüğünü ''beyan etmiştir.</p>

<p>Ayrıca sanık ile beraber iş yerine gelen beraat eden temyiz dışı sanıklar ... ve Ahmet'in hazırlık ve mahkemedeki savunmalarında '' iş yerinde sanığın tehdit veya hakaretini görmediklerini aksine katılanın sanık işyerinden çıkarken kolundan tuttuğunu ve sanık dışarıya çıkmaya yönelirken katılanın sanığa vurduğunu,arbede yaşandığını ve kendilerinin olay yerinden uzaklaştıklarını'' beyan etmişlerdir.</p>

<p>Ayrıca işyeri önündeki kamera kayıtlarına ve şikâyetçiler ..., ...'ın beyanlarına görede; sanığın aracına bindiğinde katılanında araca binerek onun gitmesini engellemeye çalıştığı, tanıkların ikisini ayırmaya çalıştıkları, sanığın araçtan çıkarak silah çektiği ve motorla kaçtığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere;<br />
"Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."</p>

<p>Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak,<br />
Sanığın savunmalarında üzerine atılı yağma suçuna ilişkin suçlamayı ısrarla kabul etmemesi, sanığın aşamalarda '' kaçmak için silah çektiğini ancak katılanı tehdit edip para istemediğini'' ifade etmesi, Katılan ...'nın, şikâyetçiler ..., ...'ın beyanları, işyeri önündeki kamera kayıtları, dosyadaki bilgi ve belgeler karşısında; sanığın kaçmasını engellemeye çalışan şikâyetçiler ..., ...'ın, ...'ya karşı olay yerinden kaçıp kurtulmak için silah çekmesinin meşru müdafaa veya meşru müdafaa sınırlarını aşıp aşmadığı, meşru müdafa sınırlarında değil ise ağır tahrik altında silahla tehdit suçunun işlenip işlenmediği hususları tartışılmadan, yağma suçunu işlediğine ilişkin, katılanın soyut beyanı ve diğer katılan ...'nın mahkemede doğrulamadığı iddiası dışında, hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanığın nitelikli yağma suçundan beraati yerine yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 304/2. maddesi uyarına yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın ... Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesine, bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>10.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224023-e-2024276-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="16017"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“SAHİP OLMA” TEORİSİ KAPSAMINDA HIRSIZLIK VE YAĞMA SUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sahip-olma-teorisi-kapsaminda-hirsizlik-ve-yagma-suclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sahip-olma-teorisi-kapsaminda-hirsizlik-ve-yagma-suclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu yazımızda;</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.141’de düzenlenen hırsızlık suçu ile TCK m.148’de düzenlenen yağma suçunu birbirinden ayıran maddi unsurlardan <i>“almak”</i> fiili değerlendirilecek olup, Ceza Hukuku doktrininde kabul gören “sahip olma” teorisi uyarınca zilyetliğin sona ermesi ve <i>“kesintisiz takip”</i> kriteri ele alınarak, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararı ışığında, cebir veya tehdit fiilinin zamanlamasının suçun vasfına olan etkisi incelenecektir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Hırsızlık ile Yağma Suçlarında Almak Fiili ve Bileşik (Mürekkep) Suç Kavramı</strong></p>

<p><strong>Türk Ceza Kanunu m.141’e göre hırsızlık suçu</strong>; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma şeklinde tanımlanmıştır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. <strong>TCK m.148’de düzenlenen yağma suçu ise;</strong> bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücuduna veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak olarak hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>Yağma suçu; </strong>mal sahibi veya malı kullanana karşı işlenebilecek bir suç tipi olup, cebir, şiddet veya tehdit suçlarından en az birisi ile hırsızlık suçunun beraber işlenmesi ile oluşan bir mürekkep, yani bileşik suçtur. TCK m.42’ye göre bileşik suç; birisi diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturan ve kendi içlerinde nitelik değiştirmeyen, fakat birleştikleri için tek bir fiil sayılan suç tipidir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Kanun koyucunun; yağma suçunu, cebir veya tehdit yoluyla gerçekleştirilen hırsızlık suçu şeklinde düzenlediğini ileri sürmektedir. Yağma suçu; bir bileşik, yani mürekkep suç türü olup, iki farklı suçun birlikte işlenmesi ile gerçekleşir. Yağma suçunu düzenleyen 148. maddenin gerekçesinde; yağma ve hırsızlık suçlarının taşınır malın alınması ile ilgili olduğu, her iki suçun oluşması için de zilyedinin rızasının bulunmaması gerektiği ifade edilmiştir. Kanun koyucu; bu iki suç arasındaki temel farkın, mağdurun rızasının ortadan kaldırılma şeklinde yattığına dikkat çekerek, yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Her iki suçun ortak maddi unsuru olan “almak” fiili, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi ve mağdurun eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale getirilmesidir. Hırsızlık suçundan farklı olarak; yağma suçunun oluşabilmesi hususunda suça konu malın, mağdurun rızasının bizzat cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması ve suça konu eşyanın failin zilyetliğine geçmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu iki suç tipi arasında yegane fark, mağdurun rızasının ortadan kalkış şeklidir. Hırsızlık suçunda mağdurun haberi ve rızası olmazken mal elinden giderken; yağma suçun mağdurun rızasının olmayışı, cebirden veya tehditten kaynaklanan güç kullanmanın veya korkutmanın bir sonucu olarak malvarlığı yitirilmektedir. Ancak her iki suçta da “yarar sağlama maksadı” bulunmaktadır ve korunan hukuki yarar bakımından her iki suç da malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında düzenlenmiştir.</p>

<p>Yağma suçunu tanımlayan TCK m.148/1’de failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlama unsuruna yer verilmediği ileri sürülse de, yağma suçunun bileşik suç olması, hırsızlık suçunun yağma suçunun cebir veya tehdit suçu ile birlikte unsuru sayılması, malvarlığına karşı işlenen suç türü olan yağmada “mal edinme” veya “yarar sağlama” maksadının varlığı zaten yağma suçunun içinde yer almaktadır.</p>

<p>Yağma suçunda özel kastın yokluğu veya “hırsızlık” suçunu düzenleyen TCK m.141’de yer alan <i>“kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla”</i> ibaresinin TCK m.148’de ve m.149’da yer almayışı, yağma suçunda mal edinme veya yarar sağlama maksadının aranmayacağı ve yağma suçunun genel suç işleme kastı ile failin saikine bakılmaksızın işlenebileceğini savunan düşünceye katılmadığımızı, yağma suçunda korunan hukuki yararın malvarlığı olmakla birlikte, fail yönünden hırsızlık suçunda olduğu gibi yağma suçunda mal edinme veya yarar sağlama maksadının aranması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi düşünce ve katı bir lafzi bir yorumun, zilyetliğin cebir veya tehdit yoluyla ele geçirildiği her durumun da yağma olarak tanımlanmasının önünü açacağını belirtmek isteriz.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Sahip Olma Teorisi, Zilyetliğin Sona Ermesi ve Kesintisiz Takip</strong></p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>hırsızlık ve yağma suçlarında “almak” fiilinin ne zaman tamamlandığı ve fiilin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı hususu, “sahip olma” teorisi uyarınca zilyetliğin el değiştirmesine bağlıdır. Zilyetlik; eşya üzerinde iradi şekilde hakimiyetin ele geçirilmesi ile doğan ve bu hakimiyetin iradi olarak terkine, başkası tarafından hukuka aykırı olarak veya başka sebeplerle sona ermesine kadar devam eden hukuki bir durum olup<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>, suçun tamamlanması için failin malı sadece bulunduğu yerden alması yeterli olmayıp, malın mağdurun hakimiyet alanından (fiziki sınırlarından) çıkarılması ve failin eşya üzerinde kendi bağımsız hakimiyetini kurması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Nitekim; </strong>her cebir veya tehdit fiilinin yağma suçuna sebebiyet vermeyecek olup, cebir veya tehdit fiilinin suça konu malın alınmasında araç olarak kullanılması ve iki hareket arasında nedensellik bağı bulunması gerekmektedir. Suça konu olan malın mağdurdan alınmasının; kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olması gerektiği, fail tarafından kullanılan cebir veya tehdidin de, mağduru malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılacak düzeyde olması gerektiği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>Yargıtay kararı uyarınca; malvarlığına karşı teslim mecburiyeti yaratmayan cebir veya tehdit, yağma suçunun oluşumu bakımından yeterli kabul edilmemekle birlikte<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224023-e-2024276-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[4]</strong></a>, </strong>kullanılan zor ile suça konu malın alınması arasında nedensellik (sebep-sonuç) ilişkisi bulunmadığı durumda, failin yağma suçundan ceza sorumluluğunun olmadığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Fail; hırsızlık fiilini icra ederken zilyet veya bir üçüncü kişi tarafından fark edilir ve kesintisiz bir takip sonucunda yakalanırsa, fail malı kendi hakimiyet alanına kalıcı olarak geçirememiş sayılacağından suç yine teşebbüs aşamasında kalacaktır. Zilyedin mal üzerindeki tasarruf ve koruma imkanı, kesintisiz takip sürdüğü müddetçe hukuken son bulmuş sayılmaz.</p>

<p><strong>Bu konuyu somut bir olayla örneklendirmek gerekirse; </strong>gece vakti bir işyerine hırsızlık gayesi ile giren failin, kasadaki nakit paraları ve birtakım kıymetli eşyayı alıp kapıdan çıktığı sırada, dükkan sahibi veya devriye gezen kolluk kuvvetleri tarafından fark edilmesi durumunda, failin, elindeki suç eşyası ile birlikte sokak boyunca mağdur veya polis tarafından hiç gözden kaybedilmeden, yani aralıksız bir şekilde takip edilerek yakalanması halinde, hırsızlık suçu teşebbüs aşamasında kalmış olacaktır.</p>

<p><strong>Nitekim; </strong>eşya henüz failin bağımsız egemenlik alanına girmemiş, mağdurun eşya üzerindeki tasarruf imkanı <i>“kesintisiz takip”</i> sayesinde hukuken tam manası ile kopmamıştır. Bunun yanında; faile yapılan takip, herhangi bir noktada kopar, yani fail karanlık bir ara sokağa girerek izini kaybettirir ve mal üzerindeki zilyetliğini şüphesiz şekilde tesis ederse, hırsızlık suçu takibin kesildiği o an itibariyle tamamlanmış sayılacaktır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224336-e-20242013-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 15.02.2024 tarihli, 2022/4336 E. ve 2024/2013 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Malını, hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye (mağdura) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçlarını oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. (…)</i></p>

<p><strong><i>Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması halinde, artık yağma suçundan söz edilemez. ‘Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.’ şeklinde açıkça gösterilmiştir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(…) özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.</i></strong></p>

<p><i>Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan ‘sahip olma teorisinin’ savunduğu gibi Mağdurun hakimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hakimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır.” </i>ifadelerine yer verilmiş ve sanık hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulmuştur.</p>

<p><strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararında; </strong>hırsızlık suçunun başlangıcından tamamlanıncaya kadar, yani zilyedin mal üzerindeki tasarruf olanağının kalkmasına kadarki aşamada kullanılan cebir veya tehdit fiilinin, sözkonusu suçu hırsızlık suçundan yağma suçuna dönüştüreceği belirtilmiş olup, TCK m.148’in gerekçesinde de ifade edildiği üzere, evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsızın, malı götürebilmek için ona karşı cebir veya tehdit kullanması halinde yağma suçu gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Şu halde; </strong>mülga 765 sayılı TCK m.495/2’de yer alan <i>“dolaylı yağma”</i> düzenlemesi 5237 sayılı TCK’da yer almamış olup, fiilin tamamlanmasından sonra eşyanın geri alınmasını engellemek, olay yerinden kaçmak veya kendini kurtarmak amacıyla sonradan başvurulan cebir veya tehdit eyleminin, fiili geriye dönük olarak yağma suçuna dönüştüreceği, yani zilyetliğin kesintisiz takip olmaksızın tam manası ile failin egemenlik alanına girdiği ve hırsızlık suçunun tamamlanması sonrasında gerçekleşen cebir ve tehdit fiilinin artık yağma suçuna sebebiyet vermeyeceği, tehdit suçu yönünden TCK m.106’ya, cebir suçu yönünden TCK m.108’e, kasten insan yaralama suçu bakımından TCK m.86 ve 87’ye, hırsızlık suçu unsurları yönünden ise TCK m.141 yönünden değerlendirilmesi gerektiği açıktır.</p>

<p><strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararında; </strong><i>“(…) özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan ‘sahip olma teorisinin’ savunduğu gibi mağdurun hakimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hakimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır. Hakimiyet alanı da fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır. (…)</i></p>

<p><i>Bu açıklamalardan sonra somut olay ve fiil, yağma suçunun maddi unsuru yönünde değerlendirildiğinde;</i></p>

<p><i>Tüm dosya kapsamından; 29.11.2019 günü sanığın müştekiyi telefonla aradığı, müştekiye akrabası olan (…)’ya ulaşması gerektiğini bu nedenle buluşmak istediğini söylediği, bu sebeple 10.12.2019 tarihinde (…) Cafe’de buluştukları, dosya arasında bulunan görüntü inceleme tutanağına göre, <strong>10.12.2019 tarihli görüntü kayıtlarından sanığın müştekiye yönelik herhangi bir tehdit veya baskı olmaksızın birlikte masada oturup konuştuklarını, sanığın bir kağıda bir şeyler yazıp müştekiye verdiğini, müşteki mekandan ayrılmadan önce sanığın beyaz bir paket verdiğini ve mekandan ayrıldığının belirtildiği görülmüş olup,</strong> dosya arasında sanığın mağdura 20 bin USD borçlu olduğuna dair evrakın bulunduğu anlaşılmıştır. Müştekiye Yusuf’un alacaklılarını zor durduğunu, zarar vermek istediklerini, bu nedenle bu parayı kendisine vermediği takdirde Yusuf’un kendisine de zarar vereceğini söylemesi üzerine müştekinin söylenenlerden korkarak sanığa parayı verdiği bu eylemde, 03.12.2019 tarihinde sanığın tekrardan müştekiden para istediği, vermediği takdirde Yusuf’un alacaklıların kendisini öldürebileceğini beyan edip müştekinin sanıkla buluşmasını sağlayıp müştekinin kendisine 65.000 Euro ve 15.000 Dolar verdiği olayda ve son olarak 14.12.2019 cumartesi günü gerçeklesen eylem bakımından da mağdurun kollukta verdiği ifade de ‘kendisine bir araba kiralamamı istedi, ben bu isteğini kabul etmedim, şahıs da benden arabanın kira maliyeti olan 25.000 Euro para istedi, ben de 16.12.2019 günü saat 14:00 sıralarında Akmerkez (…) Cafe isimli işyerinde şahısla buluşup 28.000 Dolar parayı kendisine elden verdim’ şeklindeki beyanı da dikkate alındığında, <strong>olaylarda sanığın bu sözlerinin yağmanın unsuru olan tehdit boyutuna ulaşmadığı gibi yağmanın unsurunu teşkil eden cebirin de bulunmadığı anlaşılmakla sanığın atılı 10.12.2019 tarihli, 13.12.2019 ve 16.12.2019 tarihli eylemlerinden yağma suçundan beraatı yerine, </strong>yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.” </i>gerekçesi ile bozma kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>Bu doğrultuda; </strong>yağma suçunda malın teslim edilmesi veya alınmasında, suça konu mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun bu mal üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi, malın alınmasına teslim alınmasına karşı koymamaya mecbur kılma tabiri, fail tarafından kullanılan zor nedeniyle direnci kırılan mağdurun, suça konu malı fail tarafından teslim alamaması gerekmekte olup, suça konu malın failin bağımsız egemenlik alanına tam olarak girmesi ve kesintisiz takibin de bulunmaması halinde yağma suçunu oluşturmayacağının kabulünü gerektirmektedir.</p>

<p><strong>Suçun hukuki nitelendirmesinde;</strong> failin haksız zilyetliği ne zaman tesis ettiği belirleyici bir ölçüt olup, kesintisiz takibin koptuğu ve failin çaldığı eşya üzerinde kendi fiili hakimiyetini tam anlamıyla kurduğu anın, hırsızlık suçunu oluşturduğu, bu eşiğin aşılmasından sonra, malını geri almak isteyen mağdura karşı gösterilen cebir veya tehdit fiilinin yağma suçunu oluşturmayacaktır.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> “sahip olma” teorisi ve “kesintisiz takip” ölçütü uyarınca, zilyetliğin sona erme anının, hırsızlık ile yağma suçlarının birbirinden ayrılmasında önem teşkil ettiği, Anayasa m.38’de ve TCK m.2’de düzenlenip güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hırsızlık suçunun tamamlanması ve zilyetliğin sona ermesi ile suç tamamlandıktan sonraki cebir veya tehdidin yağma kapsamında değerlendirmesinin hukuka aykırı olacağı ise tartışmasızdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Muhammed Enes Efe</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Ersan Şen,</strong> Hırsızlık Suçları, Ankara Barosu Dergisi, Sayı: 3, Mayıs 2012, s.322,</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a name="_Hlk193454826"><span style="color:#999999"><strong>Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, </strong>Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, 1. Baskı, Ankara, 2021, s. 5008.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>M. Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay-Özdemir,</strong> Eşya Hukuku Kısaltılmış Ders Kitabı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2018, s.15.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224023-e-2024276-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224023-e-2024276-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> <strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 10.01.2024 tarihli, 2022/4023 E. ve 2024/276 K. sayılı kararı.</strong></span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sahip-olma-teorisi-kapsaminda-hirsizlik-ve-yagma-suclari-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yazar/ersan-sen-yazdi1-teraz4f.jpg" type="image/jpeg" length="71298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2022/4336 E., 2024/2013 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224336-e-20242013-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224336-e-20242013-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 15.02.2024 tarihli, 2022/4336 E. ve 2024/2013 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/4336 E., 2024/2013 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/2581 E., 2020/1321 K.<br />
SUÇLAR : Nitelikli yağma, nitelikli hırsızlık, mala zarar verme<br />
HÜKÜMLER : İstinaf isteminin esastan reddine<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Sanık hakkında nitelikli hırsızlık, mala zarar verme suçlarından kurulan hükümler yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık hakkında bu suçlar yönünden kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanık müdafiinin temyiz istemlerinin, aynı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesince nitelikli yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
A. Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının, 2016/721 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında; katılanlar ... ve ...'a yönelik, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ( 5237 sayılı Kanun) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a), (d) bentleri, 53 üncü, 63 üncü ve 54 üncü maddeleri gereğince cezalandırılması için kamu davası açılmıştır.</p>

<p>B. Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.02.2019 tarihli ve 2016/121 Esas, 2019/58 Karar sayılı kararıyla; sanık hakkında; 5237 sayılı Kanun'un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 168 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 53 üncü ve 63 üncü maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 8. Ceza Dairesinin, 02.07.2020 tarihli ve 2019/2581 Esas, 2020/1321 Karar sayılı kararıyla; sanık ve müdafii istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrası (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık Müdafi Temyiz Sebepleri<br />
1. Her türlü kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığına,<br />
2. Suçun vasfında hataya düşüldüğüne,<br />
3. Lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine,<br />
4. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Temyizin kapsamına göre;<br />
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
1. Katılanlar ... ve ...'ın evine, evin kapısının kilit göbeğini ingiliz anahtarı ile kırmak suretiyle girdikleri, evde bulunan ''Samsung marka laptop bilgisayar, şarj cihazı, 2 adet üç boyutlu gözlük, 1 adet Olıypus marka fotoğraf makinesi, gümüş takıların bulunduğu makyaj çantası ve katılan ...'e ait kahverengi çorabın bulunduğu bilgisayar çantasını, 85 TL parayı'' çaldıkları, katılan ...'in bahçedeki sanıkları gördüğü ve sanıkların elinde bulunan bilgisayar çantasının kendisine ait olduğunu düşünerek sanıklardan şüphelendiği, eve geçtiğinde giriş kapının kilit göbeğinin kırık olduğunu görmesi üzerine apartmanın dışına çıkarak "hırsız var" diye bağırmaya başladığı, bu sırada gelen ...'in eşi olan katılan ...'ın motosiklet ile kaçan sanıkların peşine düştüğü, ...'in geldiğini gören sanıklar ... ile ... birbirlerinden ayrılarak kaçmayı sürdürmeleri üzerine katılan ...'in motosikleti ile sanık ...'ı takip etmeye başladığı, biraz uzaklaştıktan sonra sanık ...'ın, katılanlar ... ve ...'in evinden almış olduğu, içerisinde Samsung marka laptop bilgisayar, şarj cihazı, 2 adet üç boyutlu gözlük, 1 adet Olıypus marka fotoğraf makinesi, gümüş takıların bulunduğu makyaj çantası ve katılan ...'e ait kahverengi çorabın bulunduğu bilgisayar çantasını boş arsaya atıp cebinde bulunan 85.00 TL ile kaçmaya devam ettiği, bu sırada sokakta aracını temizleyen şikâyetçi ...'in kaldırıma bıraktığı araç anahtarını arabaya binerek kaçma düşüncesi ile aldığı, ancak katılan ...'in kendisine yaklaşması üzerine buna fırsatı olmadığından yaklaşık 80-90 metre daha koştuktan sonra araç anahtarını kaldırıma atarak koşmaya devam ettiği, bir süre sonra katılan ...'in sanık ...'ı yakaladığı ve aralarında arbede yaşandığı, arbede sırasında sanık ...'ın yanında taşıdığı tornavidayı katılan ...'e sallayarak boynundan ve sol kolundan basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı ve ...'in elinden kurtularak kaçtığı, kiraladığı aracın yanına gelen sanığın aracına binerek kaçmaya devam ettiği ancak gelen ihbarlar nedeniyle harekete geçen kolluk görevlilerince sanığın kullandığı 34 .. .... plaka sayılı aracın park halinde olduğunun görülmesi üzerine aracın yanına gidildiği ve sanık ...'ın cebinde bulunan 85.00 TL ile birlikte aracının içinde yakalandığı anlaşılmıştır.</p>

<p>2. Katılanın sanığı kovaladığı ve katılanın yaralandığı mesafenin ikametten yaklaşık 406 metre mesafede olduğunun tespit edildiği 01.06.2016 tarihli resimli görgü tespit tutanağı dava dosyasında bulunmaktadır.</p>

<p>3. Katılanların kapı göbeğinin kırık olduğu ve değerinin 40,00 TL olduğu tespit edildiği 02.06.2016 tarihli değer tespit tutanağı dava dosyasında mevcuttur.</p>

<p>4. Sanığın kiraladığı araçta bulunan toplam 85,00 TL paranın rıza ile muhafaza altına alındığının belirtildiği 01.06.2016 tarihli tutanak dava dosyasında bulunmaktadır.</p>

<p>5. Katılanların evinin karıştırıldığı ve alınan eşyaların tespit edildiği 01.06.2016 tarihli görgü tespit tutanağı dava dosyasında mevcuttur.</p>

<p>6. Sanığın olay sonrası araç ile yakalandığı yerin katılanların ikametine 4,7 km mesafede olduğunun tespit edildiği 02.06.2016 tarihli resimli mesafe tespit tutanağı dava dosyasında bulunmaktadır.</p>

<p>7. Katılan ...'in yaranmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olduğunun tespit edildiği rapor dava dosyasında bulunmaktadır,</p>

<p>8. Sanık tarafından katılanların laptoplarında tespit edilen 250,00 TL değerindeki zararın giderildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>9. Sanığın isnat edilen suçlamayı tevil yoluyla ikrar ettiği görülmüştür.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlerde kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
5237 sayılı Kanun'un 148 inci maddesindeki düzenlemeye göre, mal alma işlemi tamamlanıncaya kadar uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmektedir. Malını, hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye (mağdura) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçlarını oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur.</p>

<p>Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. "Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir." şeklinde açıkça gösterilmiştir.</p>

<p>Kısaca özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.</p>

<p>Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan "sahip olma teorisi"nin savunduğu gibi Mağdurun hakimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hakimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır. Hakimiyet alanıda fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır.</p>

<p>Anılan açıklamalar ışığında somut olayımıza gelince; Olay ve olgular başlığı altında (1) numaralı paragrafta anlatıldığı şekilde gerçekleşen eylemde; sanığın evin içerisinden aldığı katılanlara ait eşyalar ile katılanların binasından çıktıktan sonra, katılanların hakimiyet alanından çıkarması üzerinde hırsızlık suçunun tamamlandığı, daha sonra katılana cebir uyguladığı anlaşılmakla sanığın hırsızlıkla başlayan eylemi yağmaya dönüşmeyeceğinden sanığın eyleminin hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali, kasten yaralama suçlarını oluşturduğu halde suç vasfının tayininde hata yapılarak nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur..</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
A. Nitelikli Hırsızlık ve Mala Zarar Verme Suçları Yönünden<br />
Ön inceleme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>B. Nitelikli Yağma Suçu Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 8. Ceza Dairesinin 02.07.2020 tarihli ve 2019/2581 Esas, 2020/1321 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın korunmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Bergama Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>15.02.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20224336-e-20242013-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="66119"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KAT MÜLKİYETİNDE YÖNETİM PLANININ "ANAYASA" NİTELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kat-mulkiyetinde-yonetim-planinin-anayasa-niteligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kat-mulkiyetinde-yonetim-planinin-anayasa-niteligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>I. </strong><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kat mülkiyeti rejimini yalnızca gayrimenkul hukukunun teknik bir alt başlığı olarak okumak, bu rejimin gerçek işlevini gözden kaçırmak anlamına gelir. Modern kent yaşamı, bireyi dikey veya yatay devasa toplu yapılarda, sitelerde ve karma projelerde ortak yaşamaya mecbur bırakmıştır.</p>

<p>Binlerce insanın ortak iradeyle yönetildiği bu mega alanlar, klasik mülkiyet kalıplarını aşarak kendi kurallarını koyan özerk bir mikro-hukuk düzenine dönüşmüştür. Bu yazımda, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun kurumsal yapısını, yönetim planının hukuki niteliğini ve toplu yapı hukukunun günümüz ihtiyaçları karşısında nereye evrilmesi gerektiğine dair düşüncelerimi paylaşacağım.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>KAT MALİKLERİ KURULUNUN KURUMSAL YAPISI</strong></p>

<p>634 sayılı Kanun'un sistematiğine bakıldığında, kat malikleri kurulunun bir nevi yasama organı, yönetici veya yönetim kurulunun bütçeyi yürüten bir yürütme organı, denetçilerin ise mali şeffaflığı sağlayan bir denetim mekanizması olarak kurgulandığı görülür. Bu, tesadüfi bir benzerlik değildir; kanun koyucu, ortak yaşam alanının idaresini bilinçli olarak organlar arası bir denge üzerine kurmuştur.</p>

<p>Buna rağmen; genel kurul toplantılarına katılmama, ortak iradeyi beyan etmek yerine süreci boş vekaletnamelerle belirli kişilere devretme veya toplantıları aidat eksenli yüzeysel tartışmaların ötesine geçirememe sahada karşılaşılan bu dengeyi zedeleyen durumlara örnek teşkil etmektedir.</p>

<p>Burada dikkat çekmek istediğim nokta salt bir benzetmeden ibarettir, herhangi bir siyasi çıkarım ya da yönetime yönelik bir eleştiri taşımamaktadır: kendi apartmanının ya da sitesinin ortak alanına, genel kuruluna sahip çıkmayan bir kolektif bilincin, daha büyük ölçekte katılımcı bir karar alma kültürü inşa etmesi de o ölçüde zorlaşır. Sorun büyük ölçekte değil, günlük hayatın en yakın hukuki ilişkisinde başlar.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>YÖNETİM PLANININ HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Bu yapının en temel hukuki dayanağı, Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen yönetim planıdır. Yönetim planı, tarafları arasında sıradan bir nispi borç ilişkisi doğuran adi bir sözleşme değildir; taşınmazdaki tüm bağımsız bölüm maliklerini, onların külli ve cüzi haleflerini, hatta bağımsız bölümü kiracı sıfatıyla kullanan üçüncü kişileri dahi bağlayan, adeta o taşınmaza özgü bir "mikro-anayasa" niteliği taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mülkiyet hakkının kullanım sınırları, ortak giderlerin paylaşım yöntemi ve komşuluk hukukunun kuralları bu metinle belirlenir. Nitekim kanun koyucu da bu metnin değiştirilmesini, tıpkı bir anayasa değişikliği gibi, beşte dört oy oranına tabi kılarak nitelikli bir çoğunluk ve sertlik güvencesiyle korumuştur.</p>

<p>Yönetim planının bu kurucu niteliği teorik çerçeveyi oluştursa da, uygulamada avukatlar olarak, kanunun 1965 yılından bu yana pek değişmeden kalmış olmasından kaynaklanan bazı sorunlarla sıkça karşılaşıyoruz. Bu bölümden itibaren, dikkatimi çeken bu sorunları ve olası çözüm önerilerini paylaşacağım.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>KARMA KULLANIMLI MEGA PROJELERDE ÇIKAR ÇATIŞMASI</strong></p>

<p>Eski tip tek bloklu apartmanların yerini, binlerce bağımsız bölümlü, kendi güvenlik, enerji ve hizmet ağına sahip toplu yapılar almaktadır. Bu dönüşümün en karmaşık safhası, ticari alan ile rezidansın aynı yapı kompleksinde bir arada bulunduğu karma kullanımlı projelerdir (AVM + Plaza + Rezidans). Ticari alanların ciro odaklı işletme dinamikleri ile rezidans sakinlerinin mahremiyet ve sükunet beklentisi burada sürekli karşı karşıya gelir. AVM'lerin ve plazaların yüksek işletme ve enerji giderlerinin konut maliklerinin sırtına haksız şekilde yansıtılması, uygulamada en sık görülen uyuşmazlık kaynaklarından biridir. 1965 tarihli kanunun klasik mülkiyet kalıpları, bu asimetrik güç dengesini çözmekte yetersiz kalmaktadır.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>DİJİTAL GENEL KURUL İHTİYACI</strong></p>

<p>Mevcut kanuni altyapının pratik saha ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kaldığı bir diğer alan da çağrı ve tebligat usulüdür. Kanun'un öngördüğü fiziki mektup ve imza şartları, binlerce malikli yapılarda genel kurulu daha başlamadan usul yönünden sakatlamaktadır. Elektronik genel kurul sistemlerine ve UETS/KEP gibi entegre dijital bildirim mekanizmalarına açıkça izin veren bir mevzuat revizyonu yapılmadığı sürece, mega sitelerde fiili katılımın sağlanması giderek zorlaşacaktır.</p>

<p><strong>VI. </strong><strong>KENTSEL DÖNÜŞÜMDE MATBU YÖNETİM PLANI SORUNU</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm süreçlerinde yıkılıp yeniden inşa edilen yapıların yönetim planları, uygulamada hâlâ tapu müdürlüğü çevresinden veya internetten temin edilen standart örnek metinler üzerinden tescil edilmektedir. Oysa her yeni yapının mimari özellikleri, sosyal donatıları, ticari ünite dengesi ve demografik yapısı kendine özgüdür. Bu matbu metinler, projenin tesliminden sonraki ilk yıllarda aidat uyuşmazlıklarına, haksız ortak alan işgallerine ve yönetim kilitlenmelerine yol açmaktadır. Yönetim planlarının, projenin özgün niteliklerine göre baştan avukatlar tarafından hazırlanması, bu nedenle bir tercih değil ihtiyaçtır.</p>

<p><strong>VII. </strong><strong>ZORUNLU SİTE AVUKATLIĞI ÖNERİSİ</strong></p>

<p>Yıllık bütçesi, istihdam ettiği personel sayısı ve tedarik sözleşmeleriyle orta ölçekli bir ticari şirketi, hatta kimi ilçe belediyesini geride bırakan mega sitelerin hukuki destekten yoksun yönetilmesi, iş hukuku ve tazminat riskleri açısından ciddi bir zafiyettir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35/3. maddesinde belirli bir sermaye eşiğini aşan anonim şirketler için öngörülen zorunlu sözleşmeli avukat bulundurma mekanizmasına benzer şekilde, belirli bir bağımsız bölüm sayısının (örneğin 300 veya 500) üzerindeki toplu yapılarda "zorunlu site avukatlığı" müessesesinin getirilmesi, hem keyfi yönetimleri ve mali usulsüzlükleri önleyecek hem de meslektaşlarımız için sürdürülebilir bir istihdam alanı yaratacaktır.</p>

<p><strong>VIII. </strong><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sonuç olarak, kat mülkiyeti hukuku artık apartman yöneticiliğinin sıradan bir uzantısı olarak değil, kurumsal şeffaflık ve profesyonel bir bakış açısıyla ele alınması gereken bağımsız bir uzmanlık alanıdır. Nitekim binlerce bağımsız bölümden oluşan modern mega yapılarda ortak yaşam barışı, internetten indirilen matbu şablon yönetim planlarına terk edilemez. Dijital genel kurul altyapısının yasal zemine oturtulması ve belirli ölçeği aşan toplu yapılarda kurumsal/sözleşmeli avukatlık mekanizmasının zorunlu kılınması, uyuşmazlıkları başlamadan önleyecek en temel güvencelerden biridir. Mülkiyet hakkının korunması, her yapıya özgü yönetim planlarının diğer bir ifadeyle "mikro-anayasaların” uzman kişilerce inşa edilmesinden geçmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-metincan-ucar" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Metincan UÇAR"><img alt="Av. Arb. Metincan UÇAR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/10/metincan-ucar.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-metincan-ucar" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Metincan UÇAR">Av. Arb. Metincan UÇAR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kat-mulkiyetinde-yonetim-planinin-anayasa-niteligi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/site-yonetimizz.jpg" type="image/jpeg" length="72702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“YARGIDA BAĞIMSIZ VE VATANDAŞA HİZMET ODAKLI YAPILAŞMAYI TAMAMLADIK”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargida-bagimsiz-ve-vatandasa-hizmet-odakli-yapilasmayi-tamamladik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargida-bagimsiz-ve-vatandasa-hizmet-odakli-yapilasmayi-tamamladik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının âdeta milletimizin aleyhine işletildiğini ifade eden Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle millî güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı hâline getirmeye çalıştığını gördük. FETÖ eliyle âdeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gençleri olumsuz etkileyen tutumlara karşı gerekli yasal işlemlerin kararlılıkla sürdürüldüğünü vurgulayan Bakan Gürlek, "Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir" dedi.</p>

<p>Ankara 2 No’lu Barosu tarafından Ankara Adliyesi Konferans Salonunda düzenlenen 2026-2027 Adli Yılı Açılış programına katılan Adalet Bakanı Akın Gürlek, programın düzenlenmesine katkı sunan Ankara 2 No’lu Barosu’na teşekkür ederek, “2026-2027 Adli Yılı’nın başlangıcı vesilesiyle, millî iradenin kalbi ve merkezi olan başkentimiz Ankara’da sizlerle bir araya gelmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Gürlek, nazik davetleri ve samimi ev sahipliği için Ankara 2 No’lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yönetimine teşekkür etti.</p>

<p>Büyük hukuk ailesinin farklı alanlarında görev yapan mensuplarıyla bir araya gelmekten her zaman memnuniyet duyduğunu ifade eden Bakan Gürlek, Ankara 2 No’lu Baromuzun meslek odaklı çalışmalarını takdirle takip ettiğini belirtti.</p>

<p><strong>“FETÖ ELİYLE ÂDETA BİR DEPREM YAŞAYAN YARGI SİSTEMİMİZİ YENİDEN İNŞA ETTİK”</strong></p>

<p>Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının âdeta milletimizin aleyhine işletildiğini ifade eden Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle millî güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı hâline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle âdeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz” dedi.</p>

<p><strong>“YARGIDA BAĞIMSIZ VE VATANDAŞA HİZMET ODAKLI YAPILAŞMAYI TAMAMLADIK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıda bağımsız ve vatandaşa hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladıklarını dile getiren Bakan Gürlek, “Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık. Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız, cuntacı, darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı hâline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleksiyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin” diye konuştu.</p>

<p><strong>“ÜLKE VE MİLLET OLARAK BÜYÜK BEDELLER ÖDEDİK”</strong></p>

<p>Türkiye’nin bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini hatırlatan Bakan Gürlek, “Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit oldu. Çok şükür, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırma konusunda da son derece kararlıyız” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“DEVLET DEVASA BİR DUVAR İSE, HER BİREY VE HER KURUM O DUVARIN BİR TUĞLASIDIR”</strong></p>

<p>Avukatlarla mesleki konularda sürekli istişare halinde olduklarını söyleyen Bakan Gürlek, “Devlet devasa bir duvar ise, her birey ve her kurum o duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık, dökük veya gedik olmamalıdır. Bu güçlü yapının en önemli taşıyıcı unsurlarından biri de barolarımız ve onları oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyor, mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz. Aynı zamanda, o ildeki yargı altyapımızın yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek; yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal etkileşimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız” dedi.</p>

<p><strong>“ANKARA 2 NO’LU BAROSUNUN ÇALIŞMALARINI YAKINDAN TAKİP EDİYORUM”</strong></p>

<p>Ankara 2 No’lu Barosunun Türk Dünyası Hukuku İş Birliği Komisyonu vasıtasıyla yürüttüğü çalışmaları da yakından takip ettiğini belirten Bakan Gürlek, “Ortak tarih ve medeniyet değerlerini paylaştığımız Türk dünyasıyla siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarımız güçlenirken barolarımız ve hukukçularımız arasındaki iş birliğinin eğitimden tahkime, mevzuat çalışmalarından karşılıklı tecrübe paylaşımına kadar geniş bir alanda geliştirilmesini önemli görüyorum. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakâr çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren Baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı sunan bütün avukatlarımızı gönülden kutluyorum” dedi.</p>

<p>Bakanlığa sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açık olduğunu dile getiren Bakan Gürlek,</p>

<p><strong>“BİR SAATİN ÇARKLARI GİBİYİZ”</strong></p>

<p>Hepimiz büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız. Bir saatin çarkları gibi hâkimlerimizin, cumhuriyet savcılarımızın, avukatlarımızın ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır. Çünkü hepimizin hedefi, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği, vatandaşlarımızın hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple Bakanlığımıza sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır. Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde milletimizin menfaati bulunsun” dedi.</p>

<p><strong>“ADALET VE HUKUK NEREDE, KİME LAZIMSA ORADA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”</strong></p>

<p>Dünya hukuk düzeninde bugün uluslararası hukuka duyulan güvenin ciddi biçimde sarsıldığını ifade eden Bakan Gürlek, “Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına veya yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilenmesi, uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir. Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı ve hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimlerde uygulandığı bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın, barolarımızın ve avukatlarımızın katkısıyla insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukukun etkin biçimde işletilmesi için çaba göstermeye devam edecektir” diye konuştu.</p>

<p>Bakan Gürlek; Türk milletinin adalet ve hukuk nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edeceğini ifade etti.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA ADALET ARAYANLARIN UMUDU OLMAYA DEVAM EDECEK”</strong></p>

<p>Türkiye’nin siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, millî birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edeceğini belirten Bakan Gürlek, bunun yolunun öncelikle iç cephenin tahkim edilmesinden geçtiğini söyledi.</p>

<p>Kendi içerisinde güçlü, huzurlu ve dayanışma içinde olan bir Türkiye’nin bölgesel istikrara, insanlığın barışına ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacağını vurgulayan Bakan Gürlek, Millî Mücadele dönemini hatırlatarak tarihten ibret alınması ve rehavete kapılmadan hareket edilmesi gerektiğini ifade etti. Bakan Gürlek, “Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, millî birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“ADALET, HERKESE LAZIM OLAN CAN SUYUDUR” </strong></p>

<p>“Şüphesiz güçlü bir Türkiye’nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin, adalet ve hukuk güvenliğidir” diyen Bakan Gürlek, hukuk karşısında herkesin eşit olduğunu vurguladı. Bakan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hukuk karşısında herkes eşittir ve hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet, herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeği yansıtan en doğru terazimizdir.”</p>

<p><strong>“GENÇLERİ OLUMSUZ ETKİLEYEN TUTUMLARA KARŞI GEREKLİ YASAL İŞLEMLERİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”</strong></p>

<p>Toplumun millî ve ahlaki değerlerini zedeleyen, hukuksuzluğu özendiren ve özellikle gençleri olumsuz etkileyen tutumlara karşı gerekli yasal işlemlerin kararlılıkla sürdürüldüğünü vurgulayan Bakan Gürlek, “Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir. Aynı şekilde, insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini su istimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“SAVUNMA HAKKI, HUKUK SİSTEMİMİZİN DOKUNULMAZ DEĞERLERİNDEN BİRİDİR”</strong></p>

<p>Avukatlığın hukuk düzeninin en önemli unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Bakan Gürlek, mesleğin vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıdığını ve hak arama hürriyetini somutlaştırdığını söyledi.</p>

<p>Savunma hakkının hukuk sisteminin dokunulmaz değerlerinden biri olduğunu ifade eden Bakan Gürlek, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurumların siyasi ve ideolojik çekişmelerden uzak durarak bağımsızlıklarını, meslek etiğini ve hukukun üstünlüğünü korumalarının önem taşıdığını belirterek şöyle dedi:</p>

<p>“Elbette savunma hakkı, hukuk sistemimizin dokunulmaz değerlerinden biridir. Bununla birlikte, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurumların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları, siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, meslek etiğini ve hukukun üstünlüğünü her şartta korumaları büyük önem taşımaktadır. Aksi yöndeki tutumların hem savunma makamına hem de yargıya duyulan güvene zarar vereceği açıktır.”</p>

<p>Avukatların görevlerini daha iyi şartlarda yerine getirebilmesi için yürütülen çalışmaların yakından takip edildiğini kaydeden Bakan Gürlek, “Yargılama faaliyetinin farklı noktalarında görev yapıyor olsak da hepimizin ortak amacı hakkı ortaya çıkarmak ve adaletin tecellisini sağlamaktır.” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/174461173dfaa-14.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>12. YARGI PAKETİNİN İKİNCİ KISMI EKİMDE GÜNDEME GELECEK</strong></p>

<p>2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde savunmanın güçlendirilmesi ve avukatların adli süreçlere daha etkin katılımının temel hedefler arasında yer aldığını belirten Bakan Gürlek, Yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine, genç ve bağlı çalışan avukatlarla kamu avukatlarının desteklenmesinden CMK ve adli yardım hizmetlerinin iyileştirilmesine kadar birçok alanda çalışmaların sürdüğünü belirterek,”2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgemizle savunmayı güçlendirmeyi ve avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık” dedi.</p>

<p>12. Yargı Paketi’nin ilk kısmının kanunlaşarak yürürlüğe girdiğini hatırlatan Bakan Gürlek, paketin ikinci kısmının ekim ayında gündeme getirilmesinin planlandığını açıkladı. Bakan Gürlek, 24-25 maddeden oluşması öngörülen düzenlemelerde avukatların yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bazı hükümlere de yer verilmesinin hedeflendiğini kaydetti.</p>

<p><strong>AVUKATLARIN SİLAH RUHSATI ÜCRETLERİNE YÖNELİK DÜZENLEME EKİM AYINDA PLANLANIYOR </strong></p>

<p>Avukatlardan silah ruhsatı ücretleri konusunda yoğun talepler geldiğini belirten Bakan Gürlek, ilgili bakanlıkla yapılan görüşmeler sonucunda bu konuda ortak bir mutabakata varıldığını açıklayarak, “Avukatlarımızdan silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor. Bu konuda Maliye Bakanlığımızla görüşmeler yaptık, sağ olsunlar, onlar da bize yardımcı oldular. İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık.” dedi.</p>

<p><strong>“AVUKATLARIMIZIN ZAMANLARINI DURUŞMA SALONLARINDA VE ADLİYE KORİDORLARINDA BEKLEYEREK GEÇİRMELERİNİ İSTEMİYORUZ”</strong></p>

<p>Yargılamalarda hedef sürelere uyulmasının önemine dikkat çeken Bakan Gürlek, avukatların açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmeleri gerektiğini söyledi. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedeflediklerini belirten Bakan Gürlek, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında nafakaya ilişkin ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını kaydetti.</p>

<p>Bakan Gürlek, “Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“AYNI HUKUK AİLESİNİN MENSUPLARIYIZ”</strong></p>

<p>Avukatların mahkeme kalemlerinde ve adliye hizmetlerinden yararlanırken karşılaştıkları sorunları yakından bildiğini ifade eden Bakan Gürlek, adalet teşkilatının bütün mensuplarının avukatlara karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı. 27 bin 500 hâkim ve savcı ile 211 bin avukatın aynı büyük hukuk ailesinin mensupları olduğunu belirten Bakan Gürlek, yeni adli yılda yürütülen çalışmaların sonuçlarının uygulamada da görüleceğini söyledi. Bakan Gürlek, “27 bin 500 hâkim ve savcımızla, 211 bin avukatımızla aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yeni adli yılda yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada da göreceğiz.” dedi.</p>

<p><strong>“SİVİL, DEMOKRATİK VE KUŞATICI BİR ANAYASA HEDEFİMİZDEN VAZGEÇMEDEN HUKUK DEVLETİMİZİ İLERİYE TAŞIMA KARARLILIĞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”</strong></p>

<p>Güçlü Türkiye hedefinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğini vurgulayan Bakan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın yolunun güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğidir. Adaletin Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşıma kararlılığımızı sürdüreceğiz.”</p>

<p>Bakan Gürlek yeni adli yılın ülkemiz, milletimiz, yargı teşkilatımız ve hukuk camiamız için hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.</p>

<p>Törene; Adalet Bakan yardımcıları Burak Ceyhan ve Can Tuncay, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı <strong>Aykut Çelik</strong>, AK Parti Genel Sekreteri Eyüp Kadir İnan, MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da katıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargida-bagimsiz-ve-vatandasa-hizmet-odakli-yapilasmayi-tamamladik</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/akin-gurlek-85.jpg" type="image/jpeg" length="96326"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["YENİ ADLİ YILDA TEMEL HEDEFİMİZ, ADALETE GÜVENİN GÜÇLENDİRİLMESİ OLMALIDIR"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yeni-adli-yilda-temel-hedefimiz-adalete-guvenin-guclendirilmesi-olmalidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yeni-adli-yilda-temel-hedefimiz-adalete-guvenin-guclendirilmesi-olmalidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Barosu Başkanlığı tarafından, 2026-2027 dönemi adli yıl açılışı nedeniyle resepsiyon düzenlendi. Baro Başkanı Av. Gazi Özdemir konuşmasında, “Adaletin gecikmesi, çoğu zaman adaletin etkinliğini ve anlamını zedelemektedir. Yeni adli yılda temel hedefimiz; yargının iş yükünü azaltacak yapısal çözümlerin hayata geçirilmesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması ve her şeyden önemlisi, vatandaşın adaletin zamanında ve eşit şekilde tecelli edeceğine olan güveninin yeniden güçlendirilme]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir ve yönetim kurulu üyelerinin ev sahipliğinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayında düzenlenen resepsiyona Mersin Milletvekilleri Gülcan Kış ve Mehmet Emin Ekmen, Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Av. Hamit Mert Avcı, Mersin 3. İdare Mahkemesi Başkanı Gökhan Karabulut, KKTC Mersin Başkonsolosu Ülkü Alemdar ve Konsolos Muavini Enver Taşan, Mezitli Belediyesi Başkan Vekili Av. Samir Mannah, MHP MYK Üyesi Av. Bünyamin Köken, Yeni Parti Mersin İl Başkanı Cengiz Gökçel, DEM Parti İl Eş Başkanları Eylem Sonuvar ile Adnan Şahin, MHP Mersin İl Başkan Vekili Av. Nebi Mehmet Kaplan, MHP Toroslar İlçe Başkanı Av. Osman Mete Yıldız ve Mersin SMMMO Başkanı Emin Levent Türkili ve avukatlar katıldı.</p>

<p>Baro Başkanı Özdemir ve yönetim kurulu üyeleri, gecede canlı müzik eşliğinde eğlenen meslektaşlarına ve konuklarına eşlik etti.</p>

<p><strong>“YARGILAMALARIN MAKUL SÜREDE SONUÇLANDIRILAMAMASI, TOPLUMUN ADALETE VE HUKUK SİSTEMİNE DUYDUĞU GÜVENİ ZEDELİYOR”</strong></p>

<p>Gecede konuşma yapan Baro Başkanı Av. Gazi Özdemir, yargı sisteminin ve avukatlık mesleğinin sorunlarına değinerek, “Hukuk ve adalet toplumun ortak güvencesidir. Hukuk devleti; bağımsız ve tarafsız bir yargı ile özgür, etkin ve güçlü bir savunma makamının varlığıyla mümkündür.</p>

<p>Ancak bugün, yargı bağımsızlığına yönelik ciddi sorunların yaşandığı ve savunma makamının çeşitli baskı ve müdahalelerle karşı karşıya bırakıldığı bir süreçten geçiyoruz. Yürütmenin yargı süreçleri üzerindeki etkisinin artması, yargı kararlarının uygulanmasında yaşanan sorunlar ve ölçüsüz tutuklama uygulamaları, yurttaşların hukuka ve adalete duyduğu güveni ciddi biçimde zedelemektedir.</p>

<p>Ayrıca yargının en temel sorunlarından biri olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması; özellikle Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde uzun süredir sonuçlanmayı bekleyen dosyalar, hak arama özgürlüğünün etkin kullanılmasını güçleştirmekte; geciken yargılamalar, yalnızca taraflar bakımından değil, toplumun adalete ve hukuk sistemine duyduğu güven bakımından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Adaletin gecikmesi, çoğu zaman adaletin etkinliğini ve anlamını zedelemektedir.</p>

<p>Yeni adli yılda temel hedefimiz; yargının iş yükünü azaltacak yapısal çözümlerin hayata geçirilmesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması ve her şeyden önemlisi, vatandaşın adaletin zamanında ve eşit şekilde tecelli edeceğine olan güveninin yeniden güçlendirilmesi olmalıdır. Çünkü hukuk devletinin en güçlü teminatı, yalnızca adaletin varlığı değil, adaletin zamanında gerçekleşmesidir” diye konuştu.</p>

<p><strong>“SAVUNMANIN GÜÇSÜZLEŞMESİ, ADİL YARGILANMA HAKKININ HAYATA GEÇİRİLMESİNİ GÜÇLEŞTİRMEKTEDİR”</strong></p>

<p>Konuşmasında avukatlık mesleğinin sorunlarına çözüm önerilerini dile getiren Özdemir, “Avukatların ekonomik ve mesleki güvencelerinin zayıflatılması, savunma makamının etkinliğini doğrudan etkilemekte; savunmanın güçsüzleşmesi ise adil yargılanma hakkının hayata geçirilmesini güçleştirmektedir.</p>

<p>Plansız ve ihtiyaç analizinden uzak biçimde artırılan hukuk fakülteleri ve kontenjanların, hukuk eğitiminin niteliği ve mesleğin geleceği açısından önemli bir sorun oluşturduğunu her fırsatta dile getirmiş olmamız, bu konuda Türkiye Barolar Birliği ve barolarla iş birliği içerisinde gerekli kurumsal girişimler yapmamız ses getirmiştir. Devlet üniversiteleri ve vakıf üniversitelerindeki kontenjanların azaltılmasını ve hukuk fakültelerine girişte başarı sıralamasının yükseltilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz; ancak bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Nitelikli hukuk eğitiminin sağlanmasına yönelik kalıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ADALET GÜCÜ BAĞIMSIZ OLMAYAN BİR MİLLETİN, DEVLET HALİNDE VARLIĞI KABUL OLUNAMAZ”</strong></p>

<p>Avukata yönelik artan şiddetin son bulması, serbest çalışan avukatların iş alanlarının genişletilmesi, bağlı çalışan avukatlar için mesleğin onuruna uygun bir ücret rejimi oluşturulması, stajyer avukatlara destek sağlanması, kamu avukatlarının özlük haklarının düzenlenmesi, zorunlu müdafilik ödemelerinin artırılması ve adli yardım ödeneğinin yükseltilmesi hayati önem taşımaktadır. Türkiye Barolar Birliği’nin ve baroların ısrarlı taleplerini içeren bu düzenlemelerin yalnızca meslek için değil, toplumun adalete erişim hakkı için de kritik önemde olduğunu hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Konuşmasını Mustafa Kemal Atatürk’ün “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz” sözleriyle noktalayan Baro Başkanı Özdemir, “Yeni adli yıl, yalnızca yargının kurucu unsurları olan avukat, hakim ve savcıların değil, bütün yurttaşların adalet mücadelesinin yılı olmalıdır. Yeni adli yılın; bağımsız yargının güçlendiği, baroların özerkliğinin güvence altına alındığı, yargı mensuplarının ve toplumun tüm kesimlerinin adaletle buluştuğu bir yıl olmasını diliyoruz” diye konuştu.</p>

<p>Resepsiyon, İzmir Marşı ve 10. Yıl Marşı’nın hep birlikte söylenmesinin ardından sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yeni-adli-yilda-temel-hedefimiz-adalete-guvenin-guclendirilmesi-olmalidir</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/i-m-g-2815.JPG" type="image/jpeg" length="21283"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki Genel Kurul gündemi belli oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu-8-eylul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu-8-eylul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki (8 Eylül 2026) Genel Kurul gündemi belli oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>8 Eylül 2026 - Genel Kurul Gündemi</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>1.9.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>8.9.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="6" rowspan="1">
   <p><strong>Genel Kurul Gündemi </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Esas Sayısı</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>İnceleme Evresi</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Türü</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/202</p>

   <p></p>

   <p>Danıştay Onüçüncü Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 10. maddesinin dördüncü fıkrasının (e) bendinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/204</p>

   <p></p>

   <p>Ankara 13. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/213</p>

   <p></p>

   <p>Muğla İcra Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na 23/1/2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 12. maddenin iptaline karar verilmesi talebi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/214</p>

   <p></p>

   <p>Muğla İcra Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na 23/1/2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 12. maddenin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/215</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>11/6/2026 tarihli ve 7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/203</p>

   <p></p>

   <p>Muğla 2. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>10/7/2018 tarihli ve 30474 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 371. maddesinin (3) numaralı fıkrasının “<i>…Bakanlığın düzenlemeleri çerçevesinde il düzeyinde personelin adil ve dengeli dağılımını yapar ve bu amaçla il içinde personel nakil ve görevlendirme işlemlerini doğrudan gerçekleştirir.</i>” bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/207</p>

   <p></p>

   <p>Turgutlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen yirmi üçüncü fıkranın iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/217</p>

   <p></p>

   <p>Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 251. maddesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/218</p>

   <p></p>

   <p>Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…nitelikli dolandırıcılık (m. 158),…</i>” ibaresinin madde metninden çıkarılmasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/205</p>

   <p></p>

   <p>Ankara 28. Sulh Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 38. maddesine 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/206</p>

   <p></p>

   <p>Ankara 3. Vergi Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle eklenen Ek 32/C maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…indirim ve istisnalar düşülmeden önceki…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/212</p>

   <p></p>

   <p>Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 27. maddesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/208</p>

   <p></p>

   <p>Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’na 11/6/2026 tarihli ve 7584 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen ek 22. maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının iptallerine karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/211</p>

   <p></p>

   <p>Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’na 11/6/2026 tarihli ve 7584 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen Ek 22. maddenin;</p>

   <p>A. Birinci, yedinci ve onuncu fıkralarının,</p>

   <p>B. Beşinci fıkrasının (a) bendinin ikinci cümlesinin,</p>

   <p>iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/216</p>

   <p></p>

   <p>Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “<i>…bütün…</i>” ve <i>“…fiiller</i>…” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/210</p>

   <p></p>

   <p>İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’na 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/201</p>

   <p></p>

   <p>Danıştay Onüçüncü Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesinin 3/11/2022 tarihli ve 7420 sayılı Kanun’un 44. maddesiyle değiştirilen (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/209</p>

   <p></p>

   <p>Muğla 2. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesinin (3) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/85</p>

   <p></p>

   <p>Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2/3/1927 tarihli ve 984 sayılı Ecza Ticarethaneleriyle Sanat ve Ziraat İşlerinde Kullanılan Zehirli ve Müessir Kimyevi Maddelerin Satıldığı Dükkanlara Mahsus Kanun’a 21/7/2025 tarihli ve 7557 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/129</p>

   <p></p>

   <p>Diyarbakır 4. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 21/1/2010 tarihli ve 5947 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen ek 33. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…(nöbet süresi kesintisiz 6 saatten az olmamak üzere)…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/6</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/112</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>19/2/2025 tarihli ve 7542 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/29</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>23/1/2026 tarihli ve 7573 sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ek 19. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…16.881…”</i> ibaresinin <i>“…20.000…”</i> şeklinde değiştirilmesinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/47</p>

   <p></p>

   <p>Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/7</p>

   <p></p>

   <p>Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 409. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/9</p>

   <p></p>

   <p>Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’a 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen geçici 27. maddenin birinci fıkrasının;</p>

   <p>A. Birinci cümlesinde yer alan “<i>…mahallinde mülki idare amirliğince ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı resmî internet sitesinde ilan edilir.</i>” ibaresinin,</p>

   <p>B. Beşinci cümlesinin,</p>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/57</p>

   <p></p>

   <p>Sayıştay 4. Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>25/12/2023 tarihli ve 7489 sayılı 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’na ekli “<i>EK DERS, KONFERANS VE FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETLERİ İLE DİĞER ÜCRET ÖDEMELERİNİN TUTARLARI</i>” başlıklı K- Cetveli'nin “<i>III. Fazla Çalışma Ücreti</i>” başlıklı bölümünün “<i>(B) Aylık Maktu Fazla Çalışma Ücreti</i>” kısmının (1) numaralı açıklamasının birinci cümlesinin “<i>Belediyeler ile bunlara bağlı müstakil bütçeli kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda (iktisadi işletmeler hariç), görevlerinin niteliği gereği 657 sayılı Kanunda belirtilen çalışma süre ve saatlerine bağlı olmaksızın zabıta ve itfaiye hizmetlerinde fiilen çalışan personele (destek hizmeti yürüten personel hariç),…</i>” bölümünün “<i>destek hizmeti yürüten personel</i>” yönünden iptaline karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/58</p>

   <p></p>

   <p>Hatay 1. Vergi Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>A. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 4/12/1985 tarihli ve 3239 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle değiştirilen 112. maddesinin 31/5/2012 tarihli ve 6322 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle yeniden düzenlenen (4) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi…</i>” ibaresinin,</p>

   <p>B. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesinin;</p>

   <p>1. Dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…ilgili vekiller,…</i>” ibaresinin,</p>

   <p>2. 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen altıncı fıkrasında yer alan “<i>…diğer şartları…</i>” ibaresinin,</p>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/63</p>

   <p></p>

   <p>Ankara 20. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun;</p>

   <p>A. 48. maddesinin birinci, ikinci ve onuncu fıkralarının,</p>

   <p>B. 50. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinin,</p>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/91</p>

   <p></p>

   <p>Edremit Sulh Ceza Hakimliği</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 61. maddesinin birinci fıkrasına 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen (o) bendinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>31</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/80</p>

   <p></p>

   <p>Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu-8-eylul</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-199.jpg" type="image/jpeg" length="68223"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OTUZ İKİ ŞİŞE KAÇAK İÇKİ, SEKİZ KARŞI OY: CEZA GENEL KURULU'NDAN ÖNLEME ARAMASI İLE ADLİ ARAMA ARASINDA TARTIŞMALI SINIR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/otuz-iki-sise-kacak-icki-sekiz-karsi-oy-ceza-genel-kurulundan-onleme-aramasi-ile-adli-arama-arasinda-tartismali-sinir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/otuz-iki-sise-kacak-icki-sekiz-karsi-oy-ceza-genel-kurulundan-onleme-aramasi-ile-adli-arama-arasinda-tartismali-sinir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>İhbar telefonu saat 21.20'yi gösteriyor. Manavgat'ta bir mahallede, plakası tutanağa yıldızlarla geçirilmiş bir araçta kaçak içki satıldığı söyleniyor. Jandarma ekibi olay yerine gittiğinde araç zaten park hâlde; içindeki kimse yok, sürücü aracın yanında duruyor. Görevliler bagajı "kabaca" kontrol ediyor, üstü açık bir kutunun içinde rakı şişeleri görülüyor. O andan itibaren dosya, sıradan bir kaçakçılık soruşturmasından çıkıp Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne kadar gidecek bir tartışmaya dönüşüyor: kolluk, elindeki genel bir "önleme araması" izniyle mi hareket etmişti, yoksa somut bir ihbar üzerine yeni bir "adli arama" kararı mı alması gerekiyordu?</p>

<p>Sanığın savunması ise dosyaya beklenmedik bir sivil renk katıyor: içkileri yeğeninin sünnet düğününde misafirlere ikram etmek için aldığını söylüyor. Ceza Genel Kurulu bu savunmayı hiç tartışmıyor, doğrudan arama işleminin hukuka uygunluğuna odaklanıyor. Odaklandığı yer öyle tartışmalı çıkıyor ki, sonunda çoğunluk sekiz üyelik bir azınlığı karşısında buluyor.</p>

<p><strong>II. Olayın Seyri: İki Kez Bozulan Beraat</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığı kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/18. maddesi ile TCK'nın 62, 52/2, 53, 58 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezasına mahkûm ediyor.</p>

<p>Sanığın istinaf başvurusunu inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi ise farklı düşünüyor: mahkûmiyet hükmünü kaldırıp sanığı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat ettiriyor, kaçak eşyanın ise 5607 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi yollamasıyla TCK'nın 54/4. maddesine göre müsaderesine karar veriyor. Katılan vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesi, arama işleminin "Cumhuriyet savcısının talimatı ve usulüne uygun önleme araması kararı gereğince" yapıldığını, ele geçirilen içkilerin hukuka uygun delil sayılması gerektiğini belirterek beraat kararını bozuyor.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi bu kez bozmaya direniyor. Gerekçesi nettir: aracın uygulama noktasına kendiliğinden gelmediği, ihbar üzerine kolluğun aracın yanına gittiği, arama sırasında sanığa 1-30 Eylül 2018 tarihlerini kapsayan genel bir önleme araması izninin gösterildiği anlaşılmaktadır. Daireye göre bu tablo açıktır: "önleme araması kararına istinaden suç ihbarı üzerine sanığın aracının aranamayacağı, mahkeme veya Cumhuriyet Savcısından arama kararı alınması gerektiği, genel önleme araması kararıyla adli arama yapılmasının hukuka aykırı olduğu" tespit edilmiştir. Direnme kararı üzerine dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca önce Yargıtay 7. Ceza Dairesine, oradan da Ceza Genel Kuruluna taşınıyor.</p>

<p><strong>III. Uyuşmazlığın Özü: Önleme Araması Adli Aramanın Yerini Tutar mı?</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulunun çözmesi gereken soru aslında tek cümleyle özetlenebilir: elde bir önleme araması izni varken, somut bir ihbar üzerine kolluğun bu izne dayanarak yaptığı arama, ceza muhakemesi anlamında geçerli bir "adli arama" sayılır mı?</p>

<p>İki kurum birbirine benziyor ama amaçları farklı. Adli arama, CMK'nın 116 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir; "yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa" yapılır ve kural olarak hâkim kararına, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emrine bağlıdır (CMK m.116/1, m.119/1). Önleme araması ise Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenmiş, henüz bir suç işlenmeden "tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi" amacıyla, sulh ceza hâkiminin kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülki amirin yazılı emriyle yapılan, idari nitelikli bir tedbirdir. Kanun bu aramanın nerede yapılabileceğini de sınırlamıştır: toplantı ve gösteri alanları, umuma açık yerler ile "her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda" önleme araması mümkündür; buna karşılık "konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz."</p>

<p>Somut olayda araç bir sokakta, kamuya açık bir alanda park hâlindeydi — yani PVSK m.9 anlamında önleme araması yapılabilecek yerlerden biriydi. Tartışma, aramanın yapıldığı yerin uygunluğunda değil, aramayı tetikleyen sebepteydi: elde hazır duran genel bir önleme izni, somut bir ihbarla ortaya çıkan yeni ve bireyselleşmiş bir şüpheyi karşılamaya yeter miydi?</p>

<p>Kararın gerekçesinde bir üçüncü ihtimale de yer veriliyor: eşya zaten gözle görülür ya da açıkta bırakılmışsa, bunu ele geçirmek için hiç arama kararına ihtiyaç yoktur; çünkü tanım gereği "arama", gizli olanı ortaya çıkarma faaliyetidir. Buna karşılık eşya gizlenmişse ve kişi bunu sözde bir rızayla teslim ediyor görünüyorsa, Kurul bu görünüşteki rızanın CMK m.123'teki muhafaza altına alma usulünü devre dışı bırakmayacağını, çünkü çoğu zaman önce hukuka aykırı bir arama yapılıp eşyaya ulaşıldığını, "rıza"nın bu aramayı meşrulaştırmak için sonradan üretildiğini vurguluyor. Somut olayda kutunun üstü açık bırakılmış olması, Kurulun eşyanın "açıkta" görüldüğü tespitini güçlendiren bir ayrıntı.</p>

<p><strong>IV. Ceza Genel Kurulunun Çoğunluk Gerekçesi</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulu, konuyu önce ilkesel düzeyde ele alıyor. Kararda çağdaş ceza muhakemesinin amacının "maddi hakikati her ne pahasına olursa olsun değil, insan onuruna/şerefine yaraşır biçimde ortaya çıkarmak" olduğu vurgulanıyor ve bu amaca ancak hukuka uygun elde edilmiş delillerle ulaşılabileceği hatırlatılıyor. Kurul, önleme araması ile adli aramanın farklı kurumlar olduğunu, önleme aramasının "adli arama yerine ikame olunamayacağını" ilke olarak kabul ediyor.</p>

<p>Ne var ki somut olaya geldiğinde Kurul, farklı bir sonuca varıyor. Gerekçede, kolluğun ihbarı aldıktan sonra durumu Cumhuriyet savcısına bildirdiği, savcının sözlü talimatı doğrultusunda hareket edildiği ve arama işleminin süre ve kapsam bakımından ölçülü yürütüldüğü vurgulanarak şu sonuca ulaşılıyor:</p>

<p>"...konu hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı doğrultusunda PVSK'nın 9 ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde belirtilen önleme araması kararına istinaden süresi ve şartları itibarıyla makul ve sanığa en az sıkıntı verecek şekilde gerçekleştirilen arama işlemi sonucunda ele geçirilen kaçak eşyanın hukuka uygun yöntemle elde edildiğinin kabulü gerekmektedir."</p>

<p>Kurulun mantığı şudur: CMK'nın 161/3. maddesindeki "Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir" kuralı, arama işlemi için de kıyasen uygulanabilir. Savcı sözlü de olsa bir talimat vermiş, kolluk da ölçülü davranmıştır; bu çerçevede önceden alınmış önleme izninin somut olaya "eklemlenmesi", ayrı bir adli arama kararı aranmasını gereksiz kılar. Sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı bozuluyor ve dosya, mahkûmiyete giden yolun yeniden açılması için yerel mahkemeye gönderiliyor.</p>

<p><strong>V. Karşı Oy: Sekiz Üyenin İtirazı</strong></p>

<p>Kararın altında duran ayrıntı gözden kaçırılmamalı: bu, oy birliğiyle değil oy çokluğuyla verilmiş bir karardır ve karşı oyu kullanan üye sayısı sekizdir — Ceza Genel Kurulu ölçeğinde küçümsenmeyecek bir azınlık. Karşı oy yazısını kaleme alan üye, çoğunluğun kurduğu köprüyü kabul etmiyor. Ona göre ihbarla birlikte ortaya çıkan şüphe, önceden alınmış genel önleme izninden bağımsız, yeni ve somut bir şüphedir; bu şüphe karşısında kolluğun CMK'nın 119. maddesine göre ya Cumhuriyet savcısından acil bir yazılı arama emri alması ya da mahkemeden adli arama kararı çıkarması gerekirdi. Karşı oy, savcının sözlü talimatının önleme izniyle harmanlanmasını yeterli görmüyor ve sonucu şöyle bağlıyor:</p>

<p>"Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın aracında usulüne uygun alınmış bir adli arama kararı bulunmadığı, yapılan arama hukuka aykırı olduğundan sanığın beraatine karar veren Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının hukuka uygun olduğu ve onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar veren, Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum."</p>

<p>Yedi üye de "benzer düşüncelerle" bu görüşe katılıyor. Karşı oyun arka planında, Anayasa'nın 20 ve 21. maddelerinde güvence altına alınan özel hayatın ve konut/eklenti dokunulmazlığının, idari bir önleme tedbiriyle değil ancak yargısal denetimden geçmiş somut bir adli kararla sınırlanabileceği düşüncesi yatıyor. Bu bakış açısına göre çoğunluğun yaklaşımı, PVSK m.9'un "önleme aramasının adli arama yerine geçemeyeceği" ilkesini, tam da uygulamada en çok ihtiyaç duyulan anda — bir ihbar geldiğinde — etkisiz bırakma riski taşıyor.</p>

<p><strong>VI. Değerlendirme</strong></p>

<p>İki görüşün de kendi içinde tutarlı bir mantığı var ve bu, kararı sıradan bir "arama-delil" içtihadından ayıran şey. Çoğunluğun gerekçesi pratik kaygıdan besleniyor: kolluk sahada, saniyeler içinde karar vermek zorunda; elinde geçerli bir önleme izni varken bunu görmezden gelip yeni bir adli arama kararı için saatler harcamasını beklemek, bazı hâllerde delillerin kaybolmasına yol açabilir. Karşı oyun kaygısı ise kurumsaldır: bugün bir kaçak içki ihbarında kabul edilen bu esneklik, yarın çok daha ağır soruşturmalarda "elimizde zaten bir önleme izni vardı" savunmasına dönüşüp adli arama güvencesini boşaltabilir.</p>

<p>Uygulamacı açısından çıkarılacak ders şudur: mahkeme, "elde hazır izin var mı" sorusuna değil, "bu izin somut ihbarı da kapsayacak nitelikte mi, savcı fiilen sürece dahil oldu mu ve arama ölçülü mü yürütüldü" sorularına bakıyor. Savunma tarafında çalışan bir avukat için önemli olan, dosyada önleme izninin kapsamını (yer, süre, gerekçe), savcıya bildirimin zamanını ve talimatın içeriğini titizlikle incelemektir; zira çoğunluğun kabul ettiği "eklemlenme" yalnızca bu unsurlar somut olayla örtüştüğünde işliyor. Kolluk tutanağında savcı talimatına dair bir kayıt yoksa ya da önleme izninin kapsamı (örneğin süresi dolmuş ya da farklı bir yer için verilmiş) somut olayla örtüşmüyorsa, karşı oyun çizdiği çizgiye geri dönülüp CMK m.206/2-a ve m.217/2 uyarınca delilin reddi istenebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024148-e-2025313-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun bu kararı</a></strong>, önleme araması ile adli arama arasındaki sınırı ortadan kaldırmıyor; ama sekiz üyelik güçlü bir azınlığın da gösterdiği gibi, bu sınırı uygulamada nasıl çizeceğimiz konusunda Yargıtay içinde bile fikir birliği yok. Nitekim yalnızca 2025 yılı içinde Ceza Genel Kurulunun hukuka aykırı arama iddialarını konu alan birbirinden bağımsız birkaç kararı daha bulunuyor; bu da meselenin tek seferlik bir uyuşmazlık olmadığını, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay dairelerinin arama usulünde sık sık farklı sonuçlara vardığını gösteriyor.</p>

<p>Kaçakçılık, uyuşturucu ya da silah gibi arama sonucu ele geçen delillerin belirleyici olduğu dosyalarda, aramanın hangi hukuki temele dayandığının — sözlü talimat mı, yazılı emir mi, önleme izni mi, adli arama kararı mı — dosyaya eksiksiz yansıtılması, bundan sonra da tartışmanın merkezinde kalacak gibi görünüyor. Sanığın sünnet düğünü savunmasının kararda hiç tartışılmamış olması da bunun bir göstergesi: mahkemelerin gözünde asıl mesele, şişelerin kime ait olduğu değil, o şişelere hangi kapıdan girildiğiydi.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024148-e-2025313-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2024/148, K.2025/313, T.02.07.2025</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m.116, m.119, m.123, m.127, m.148, m.160-162, m.206, m.217, m.230, m.288</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, m.9</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, m.3/18, m.13/1</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.20, m.21, m.35, m.38</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/otuz-iki-sise-kacak-icki-sekiz-karsi-oy-ceza-genel-kurulundan-onleme-aramasi-ile-adli-arama-arasinda-tartismali-sinir-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/arac-oto-bagaj.jpg" type="image/jpeg" length="14210"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu’nun 2024/148 E., 2025/313 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024148-e-2025313-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024148-e-2025313-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.07.2025 tarihli, 2024/148 E., 2025/313 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/148 E., 2025/313 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 531-968</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/18 ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2, 53, 58 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye ilişkin Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.02.2020 tarihli ve 305-53 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 16.10.2020 tarih ve 1600-476 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak, sanığın isnat edilen suçtan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi yollamasıyla TCK'nın 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.01.2023 tarih ve 10546-176 sayı ile; "Olay tarihinde, Manavgat ilçesi ... mevkiinde 07 ** *** plakalı araçta kaçak içki satıldığı ihbarı üzerine kolluk görevlilerince bahse konu bölgede ihbara konu aracın yanında sanık ...’ın bulunduğu, aracın bagaj kısmını açtığında üstü açık vaziyette kutu içerisinde içki şişelerinin görüldüğü, mesai saatleri dışında Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine jandarma karakol komutanlığına çekilen aracın Manavgat Sulh Ceza Hakimliği’nin 2018/4121 değişik iş numarasında kayıtlı önleme araması kararı uyarınca arandığı ve dava konusu alkollü içkilerin ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda; Cumhuriyet savcısının talimatı ve usulüne uygun önleme araması kararı gereğince, yapılan arama neticesinde ele geçirilen alkollü içkilerin hukuka uygun delil niteliğinde olduğu gözetilerek sanığın mahkûmiyeti yerine yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 22.06.2023 tarih ve 531-968 sayı ile; "02/09/2018 tarihinde saat 21.20 itibariyle görevli jandarma ekibi tarafından tanzim edilen arama tutanağında, ... Mahallesinde 07** *** plakalı araçta alkollü içki satıldığı ihbarı üzerine olay yerine gidildiği, (sanığın ve aracının uygulama noktasına gelmediği, ihbar üzerine kolluğun sanığın aracının yanına geldiği) şahsın aracın yanında görülmesi üzerine kimlik kontrolü yapıldığı, şahıstan aracın bagajının açılmasının istendiği, kendi isteği ile aracın bagajını açması üzerine kutu içerisinde rakı şişeleri olduğunun görülmesi üzerine Sulh Ceza Hakimliğinin 31/08/2018 tarih ve 2018/4121 sayılı 1 Eylül - 30 Eylül 2018 tarihlerini kapsayan önleme araması izni gösterilerek arama yapılacağı hususunun izah edildiği, sanığın aracının otuz günlük önleme araması kararına istinaden olay mahallinden Beşkonak Jandarma karakoluna götürülerek yapılan aramada araçta başkaca suç unsuruna rastlanmadığı, yalnızca bagajdaki suça konu 32 adet alkollü içkinin ele geçtiği anlaşılmakla, önleme araması kararına istinaden suç ihbarı üzerine sanığın aracının aranamayacağı, mahkeme veya Cumhuriyet Savcısından arama kararı alınması gerektiği, genel önleme araması kararıyla adli arama yapılmasının hukuka aykırı olduğu tespit edilmiştir." gerekçesiyle bozma kararına direnilerek önceki hüküm gibi sanığın isnat edilen suçtan CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.10.2023 tarihli ve 102890 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.02.2024 tarih ve 18552-1111 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu eşyanın hukuka uygun yöntemle elde edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
07 ** *** plaka sayılı araçta kaçak alkollü içki satıldığına dair gelen ihbar üzerine, anılan ihbarın gerçekliğini kontrol etmek için bahsi geçen adrese giden görevlilerin ihbarda bahsedilen aracı park hâlinde gördükleri, kabaca yapılan kontrolde aracın bagaj bölümünde alkollü içki şişelerinin görüldüğü, suç delilleri muhafaza altına alındıktan sonra Cumhuriyet savcısının talimatı ile 31.08.2018 tarihli ve 4121 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden sanığa ait araçta yapılan aramada toplam 32 şişe kaçak alkollü içkinin ele geçirildiği,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık aşamalarda; suç konusu kaçak içkileri yeğeninin sünnet düğününde misafirlere ikram etmek için aldığını savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Asıl Uyuşmazlık Konuları ile Ön Soruna İlişkin Açıklamalar<br />
Konu ile doğrudan ilgili normatif düzenlemeler şöyledir:</p>

<p>Anayasa<br />
"IV. Özel hayatın gizliliği ve korunması<br />
A. Özel hayatın gizliliği<br />
Madde 20 – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.<br />
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar...",</p>

<p>"B. Konut dokunulmazlığı<br />
Madde 21 – Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.",</p>

<p>" XII. Mülkiyet hakkı<br />
Madde 35 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.<br />
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.<br />
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.",</p>

<p>"C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar<br />
Madde 38 – ...Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.<br />
Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez...",<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu</p>

<p>"Tanımlar<br />
Madde 2 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;<br />
a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,<br />
b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,<br />
...<br />
e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,<br />
f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,<br />
...İfade eder.",<br />
"Şüpheli veya sanıkla ilgili arama<br />
Madde 116 – (1) Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.",<br />
"Arama kararı<br />
Madde 119 – Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir...",<br />
"Eşya veya kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara elkonulması<br />
Madde 123 – (1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır.<br />
(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilir...",</p>

<p>"Elkoyma kararını verme yetkisi<br />
Madde 127 – (1) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir.<br />
...</p>

<p>(3) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.) Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar.",<br />
"İfade alma ve sorguda yasak usuller<br />
Madde 148 – (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.</p>

<p>(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.</p>

<p>(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p>(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz...",<br />
"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi<br />
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.</p>

<p>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",</p>

<p>"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri<br />
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; ...</p>

<p>(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir...",<br />
"Soruşturmada Cumhuriyet savcısının hâkim kararı istemi<br />
Madde 162 – (1) Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi istenilen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir."</p>

<p>"Adlî kolluk ve görevi<br />
Madde 164 – (1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.</p>

<p>(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.</p>

<p>(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir.",<br />
"Delillerin ortaya konulması ve reddi<br />
Madde 206 – ...</p>

<p>(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:<br />
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.<br />
...",<br />
"Delilleri takdir yetkisi<br />
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.<br />
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.",<br />
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar<br />
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:<br />
...<br />
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.<br />
...",<br />
"Temyiz nedeni<br />
Madde 288 – ...<br />
(2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.",</p>

<p>Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu<br />
"Madde Ek 6<br />
Adlî görev ve yetkiler<br />
Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.</p>

<p>Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir.</p>

<p>Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır.</p>

<p>Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar...",</p>

<p>"Madde 25<br />
Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar.".<br />
Çağdaş ceza muhakemesinin amacı maddi hakikati her ne pahasına olursa olsun değil, insan onuruna/şerefine yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Bu amaca da ancak hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle ulaşılabilecektir. Kamu güvenliği, suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar için yapılan müdahalelerle kişi hak ve özgürlükleri arasında hakkaniyete uygun adil bir denge kurmak kamu otoriteleri için pozitif yükümlülüğün gereği iken yargı mercileri yönünden ayrıca kamu gücünü kullanan kurumların tüm eylem ve işlemlerinde hukuka uygun davranma zorunluluğunu netice veren hukuk devleti ilkesini, hak eksenli bir anlayışla yorumlayarak tahkim etme misyonunun yansımasıdır.</p>

<p>Elbette hiçbir devlet tehlikenin gelip çatmasını beklemez. Tehlikenin yakın ve açık olmasına göre yapacağı değerlendirmelerle her türlü önleme tedbirlerini alır. Bu bağlamda alınan tedbirlerin ve özellikle PVSK'nın 9, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenen ve "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemi.." (Yönetmelik'in 19. maddesi) olarak tanımlanan "önleme araması"nın ihtilaf konusu ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Buna rağmen önleme aramasının da ancak "hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle" yapılabileceği unutulmamalıdır. Bahsedilen aramada Cumhuriyet savcısının hiçbir görev ve yetkisi bulunmadığından ceza soruşturmasının bir öncülü, başlama sebebi olabilir ise de adli arama yerine ikame olunamaz. Aksinin kabulü, ceza soruşturmasının bir bölümünün, yerine göre mülki amirin</p>

<p>emir ve nezareti altında yapılabileceği neticesini doğurur.<br />
Sorun, başlatılıp icra edilen bir ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında yapılan arama ve/veya el koymanın hangi normatif düzenlemelere göre gerçekleştirilmesi hâlinde hukuka uygun olacağının belirlenmesi ile ilgilidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adli arama, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, iş yerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında CMK ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir (Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği madde 5).</p>

<p>Arama ve el koymaya ilişkin olarak CMK dışında kolluğa ilişkin kanunlarda da dolaylı düzenlemeler olduğu bilinmektedir. (PVSK, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5607 sayılı Kanun, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu ile 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname gibi) Ancak söz konusu olan ceza soruşturması ve kovuşturması olduğunda, arama ve el koymanın birer koruma tedbiri olarak CMK'nın 116 ve devamı maddelerinde yer aldığı görülmektedir. Bu durumda ceza soruşturması ve kovuşturması bağlamında arama ve el koymaya dair temel düzenlemelerin, Anayasa'nın emredici mahiyetteki 20, 21, 38 ve 35. maddelerinin ışığında yorumlanması gereken ve yukarıda yer verilen CMK'nın 116 ve devamı maddeleri olduğunda kuşku duyulmamalıdır.<br />
Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemleri düzenleyen CMK’nın 90/4. maddesi gereğince kolluğun yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engelleyecek tedbirleri alma yetkisi bağlamında kişinin yakalanmasından sonra yaptığı "kaba üst araması"nın, PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A-ç bendinde belirtilen ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma, durdurma sonrası kontrol ve arama işlemleri" başlıklı 27/6-a maddesinde zikredilen "yoklama biçiminde kontrol"ün, tamamen önleyici tedbir mahiyetinde olduğunda, bu işlemin bir kontrol tedbiri olan aramaya evrilemeyeceğinde kuşku yoktur. Anılan düzenlemelerde bu husus, "ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez..." (PVSK madde 4/A-6/son cümle), "durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır." (Yönetmelik madde 27/6-a) denilmek suretiyle sarahate kavuşturulmuştur. Bu işlemler ile aynı Kanun'un Ek 4. maddesinde yer alan; "bir suçla karşılaşan polisin, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza…" etmesi niteliği itibariyle arama olmadığından bir arama kararına da ihtiyaç bulunmamaktadır. Ancak bu hâlde suçun işlendiği bilgisini alan kolluk, olay yerinde delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi kapsamında yakaladığı kişi ya da kişilerin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ya da kişiler ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir.</p>

<p>İlgili bölümde yer verilen düzenlemeler aslında yoruma da yer bırakmayacak açıklıktadır. Şöyle ki; soruşturma, kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesi ile başlar (CMK madde 2-e). Polis, CMK ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir. Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hâle getirir. Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhâl gerekli tedbirleri alır. Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar (PVSK madde Ek 6).</p>

<p>Cumhuriyet savcısı da ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar (CMK madde 160/1). Adli kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür (CMK madde 160/2). Cumhuriyet savcısı, adli kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir (CMK madde 160/3). Cumhuriyet Başsavcılıklarınca arama ile ilgili kararları vermek üzere yirmi dört saat süreyle nöbetçi Cumhuriyet savcısı görevlendirilir. (Yön. md. 7/son) Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Sulh ceza hâkimi istenen işlem hakkında, kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir (CMK madde 162/1).</p>

<p>Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerler aranabilir (CMK madde 116/1). Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilir (CMK madde 119/1).</p>

<p>Şu hâle göre; (adli) kolluk görevlileri, bir önleme araması kararına dayansın ya da dayanmasın şüphelinin veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin/(müsaderesi gerekecek eşya ya da kazancın) elde edilebileceği hususunda makul şüphe duyduğunda, gerekiyorsa genel ve delil güvenliği için gerekli tedbirleri aldıktan sonra bir koruma tedbiri olarak arama işlemini icra için CMK 116 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlara uymakla mükelleftir. Yani kolluk görevlileri mümkün ise hemen Cumhuriyet savcısına ulaşacak ve onun delaletiyle sulh ceza hâkiminden arama kararı alınacaktır. Fakat gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl varsa Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise (konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar hariç) kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapabilecektir. CMK'nın 161/3. maddesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." şeklindeki düzenlemenin, acilliği de beraberinde taşıyan zorunluluk hâlinde arama işlemi için de uygulanabileceği kabul edilebilir. Doktrinde Kiziroğlu da aynı görüştedir. (Serap Keskin-Kiziroğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Basit Arama (Adli Arama) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, C.58, S. 1, s. 153).</p>

<p>Mer'i 5607 sayılı Kanun'un arama ve elkoymayı düzenleyen 9. maddesinin 1. fıkrası, arama ve elkoymalarda CMK’nın uygulanacağını emretmiş bulunmakla, 4926 sayılı Kanun'un mer'iyyeti döneminde uygulanmakta olan Yönetmelik'in 8. maddesinin "e" bendinin tatbik imkânının ortadan kalktığı gözetilmelidir.</p>

<p>Arama; "Arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s.113). Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Diğer bir ifade ile bu durumda yapılmış bir arama olmadığından bu koruma tedbiri için öngörülen yasal şartların yerine getirilmesi de gerekmez.</p>

<p>Ne var ki bu gibi durumlarda, yani suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış ise bunların elde edilmesi CMK'nın 123. maddesi uyarınca gerçekleştirilecektir. Burada iki ihtimal vardır ve farklı usullere tabi tutulmuştur:</p>

<p>Birinci ihtimalde; ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, ilgilinin/şüphelinin (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde muhafaza altına alınır (CMK madde 123/1). Rızaen teslim olgusunun; "Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." şeklindeki Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın 148. maddesinde ve Adli ve Önleme Araması Yönetmeliği'nin 8/f bendindeki "Rızaen arama" hükmünün iptaline ilişkin Danıştayın 13.03.2007 tarihli ve 6392-948 sayılı kararında belirlenen parametreler ışığında değerlendirilmesi gerekir. Bu cümleden olarak şüphelinin ve sanığın beyanı/rızası özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılmamalı, kanuna aykırı bir yarar vaat edilmemelidir. Yasak usüllerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. İlgilinin/şüphelinin, tadat olunan şeyleri, (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde elkoyma değil ve fakat muhafaza altına alma hâli olduğundan bir el koyma kararı da gerekmez.</p>

<p>Ancak suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeylerler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise yanında bulunduran kişinin (sözde) rızasıyla teslim etmesi, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü her şeyden önce bu durumda çoğunlukla arama kararı olmadan yapılan arama ile bu eşyaya ulaşılmakta bunun üzerine zilyed eşyayı sözde rızaen teslim etmektedir. Oysa Anayasa'nın 20 ve 21. maddelerinde yer verilen "özel hayatın gizliliği" ve "konut dokunulmazlığı" hakları dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, kişiliğe bağlı temel haklardandır. Anayasa'da bu hakların hangi hâllerde ve nasıl sınırlanabileceği belirtilirken, anılan hakların vazgeçilmez niteliği nedeniyle sınırlama usulleri içinde ilgilinin rızasına yer verilmemiştir. Keza gerek Anayasanın zikredilen maddelerinde gerekse CMK'da, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkı ile kamu güvenliği arasında bir denge kurulmaya çalışılırken, birey ile kolluk arasındaki güç dengesizliğinin, ilgilinin rızasını sakatlayabileceği endişesiyle, bu hakların, mümkün olduğunca yargı yerlerince verilen kararlarla sınırlanması esası benimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesi'nin 13.03.2007 günlü, E:2005/6392, K:2007/948 sayılı kararını onayan Danıştay İDDK., E. 2007/2257 K. 20). Zira, öncelikle bu şeylerlere/nesnelere bir arama kararı olmadan, aranarak ulaşılmış olmaktadır 14.9.2012 (tarihli ve 12/1117 sayılı) Bu nedenlerle suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise zilyedin görünüşte rızaen tesliminin, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. Aksi hâlde özel hayatın gizliliği (Anayasa madde 20) konut dokunulmazlığının ihlali (Anayasa madde 21) ve mülkiyet hakkı (Anayasa madde 35) ile adil yargılanma hakkının (Anayasa madde 38) özü ile bağdaşmayan ve keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılan bir sonuca ulaşılır.</p>

<p>Diğer taraftan kanun koyucu arama işleminde karar koşulu açısından kişinin konutu ile iş yerini bir tutmuş, konuta göre daha açık bir alan olması nedeniyle iş yerini, konut dokunulmazlığının ihlali suçundaki rızayla karıştırmamış; ceza muhakemesi hukukunda arama koruma tedbiri açısından özgürlük yararına bir düzenleme yapmıştır. İş yeri dokunulmazlığının ihlali suçunun düzenlendiği TCK'nın 116/2. maddesine göre, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan iş yerleri ve eklentilerine girilmesinde iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçu oluşmaz. Fakat bu husus, bu yerlerde arama işlemi yapabilmek için karar veya yazılı emir koşulunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz veya zayıflatmaz (Keskin-Kiziroğlu, s.152). Keza, kamuya açık kapalı alanların, kamuya açık olmayan kısımlarında yapılacak aramanın da hâkim kararı ya da şartları oluştuğunda Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile mümkün olacağının kabulü gerekir.</p>

<p>İkinci ihtimalde; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği hâllerde bu tür eşyaya elkonulabilir (CMK madde 123/2). Ancak el koyma işlemi arama kararına paralel bir usule tabi tutulmuştur. Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar (CMK madde 127/1-3).</p>

<p>Anayasal ve yasal dayanakları bu şekilde ortaya konulan adli arama, öngörülen şartlara uyulmadan icra edildiğinde; "bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" (CMK madde 288) hâli ortaya çıkacağından, hukuka aykırı olacaktır. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez (Anayasa madde 38). Yüklenen suç, (ancak) hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğinden (CMK madde 217/2) delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse mahkemece reddolur (CMK madde 206/2-a). Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirtilir; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir (CMK madde 230/1-b).</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
07 ** *** plaka sayılı araçta kaçak alkollü içki satıldığına dair gelen ihbar üzerine, anılan ihbarın doğruluğunu kontrol etmek için bahsi geçen adrese giden görevlilerin ihbarda bahsedilen aracı park hâlinde gördükleri, kabaca yapılan kontrolde aracın bagajında alkollü içki şişelerinin bulunduğu, suç delilleri muhafaza altına alındıktan sonra konu hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı doğrultusunda PVSK’nın 9 ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde belirtilen önleme araması kararına istinaden süresi ve şartları itibarıyla makul ve sanığa en az sıkıntı verecek şekilde gerçekleştirilen arama işlemi sonucunda ele geçirilen kaçak eşyanın hukuka uygun yöntemle elde edildiğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Olay tarihinde sanığın arabasında kaçak eşya bulunduğuna dair polise yapıldığı iddia edilen ihbar nedeniyle, önceden alınmış önleme aramasına dayanılarak sanığın arabasının bagajının arandığı arabanın bagajında, kutu içerisinde alkollü içkilerin görülmesi nedeniyle önleme araması kararına dayanarak Cumhuriyet Savcısının sözlü talimatı ile arama yapıldığı görülmüş ise de,</p>

<p>Yapılan inceleme sonucunda polise yapılan ihbar nedeniyle suç işlendiğine dair şüphe oluştuğundan kolluğun CMK'nın 119. maddesine göre Cumhuriyet Savcısının acele hâllerde kendisi yazılı arama kararı vermesi veya mahkemeden adli arama kararı alarak arama yapması gerekirken, önceden alınmış önleme aramasına dayanılarak Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile arama yapılması hukuka ayrıdır. Deliller CMK'nın 217/2. maddesinde belirtilen şekilde yüklenen suç hukuka uygun olan her türlü delile ispat edilebilir. Bu olayda hukuka aykırı arama kararı ile elde edilen delillerin CMK'nın 106/2- a maddesinde belirtilen şekilde reddedilmesi gerekir.</p>

<p>Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın aracında usulüne uygun alınmış bir adli arama kararı bulunmadığı, yapılan arama hukuka aykırı olduğundan sanığın beraatine karar veren Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının hukuka uygun olduğu ve onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar veren, Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum." görüşüyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi ise benzer düşüncelerle,</p>

<p>Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 22.06.2023 tarihli ve 531-968 sayılı direnme kararına konu hükmünün, suça konu alkollü içeceklerin hukuka uygun yöntemle elde edildiği hususunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024148-e-2025313-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="34335"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kaşif Kozinoğlu dosyası yeniden açıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasif-kozinoglu-dosyasi-yeniden-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasif-kozinoglu-dosyasi-yeniden-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında ceza infaz kurumunda rahatsızlanmasının ardından hayatını kaybetmesine ilişkin dosyanın yeniden açıldığını açıkladı. Bakan Gürlek, “Yıllar geçse de hiçbir şüpheli ölümü karanlıkta bırakmamakta kararlıyız. Kamu vicdanında soru işareti oluşturan dosyaları, aradan geçen zamana bakmaksızın yeniden ele alıyor; ulaşılabilecek her delilin izini sürüyoruz.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Soruşturma kapsamında olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılırken, 10 şüpheli gözaltına alındı. Bir şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edildi.</p>

<p>Adalet Bakanı Gürlek, Kozinoğlu’nun, tutuklu bulunduğu Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 12 Kasım 2011 tarihinde rahatsızlandığını belirterek, Silivri Devlet Hastanesine sevk edilen Kozinoğlu’nun hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini söyledi.</p>

<p>Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ile tıbbi belgelerin incelendiğini, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personelinin yanı sıra Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları ve eşinin tanık olarak dinlendiğini belirten Bakan Gürlek, 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini kaydetti.</p>

<p>Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının dosyayı yeniden incelemeye aldığını açıklayan Bakan Gürlek, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmeleri doğrultusunda Silivri Sulh Ceza Hâkimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararının kaldırıldığını ve soruşturmanın yeniden başlatıldığını açıkladı.</p>

<p>Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alındığını ve özel bir soruşturma ekibi oluşturulduğunu belirten Bakan Gürlek, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla kapsamlı çalışmaların yürütüldüğünü söyledi.</p>

<p><strong>11 ŞÜPHELİ HAKKINDA ADLİ İŞLEM BAŞLATILDI</strong></p>

<p>Soruşturmada gelinen son aşamaya ilişkin bilgi veren Bakan Gürlek, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı.</p>

<p>Şüphelilerden 10’unun gözaltına alındığını belirten Bakan Gürlek, bir şüphelinin ise FETÖ firarisi olarak yurt dışında bulunduğunun tespit edildiğini kaydetti.</p>

<p>Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ve ilgili kurumların koordinasyon içerisinde çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Bakan Gürlek, gerçeğin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilerek adalet önünde hesap vermelerinin sağlanması için soruşturmanın titizlikle yürütüldüğünü vurguladı.</p>

<p><strong>“HİÇBİR ŞÜPHEYİ ARAŞTIRILMADAN BIRAKILMASINA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Gürlek, faili meçhul cinayetlerin, şüpheli ölümlerin ve kamu vicdanında cevapsız kalan dosyaların üzerine kararlılıkla gidilmeye devam edileceğini belirterek, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yıllar geçse de hiçbir şüpheli ölümü karanlıkta bırakmamakta kararlıyız. Kamu vicdanında soru işareti oluşturan dosyaları, aradan geçen zamana bakmaksızın yeniden ele alıyor; ulaşılabilecek her delilin izini sürüyoruz.</p>

<p>Faili meçhul cinayetlerin, şüpheli ölümlerin ve kamu vicdanında cevapsız kalan dosyaların üzerine aynı kararlılıkla gitmeye devam edeceğiz. Hiçbir dosyanın unutulmasına, hiçbir şüphenin araştırılmadan bırakılmasına müsaade etmeyeceğiz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasif-kozinoglu-dosyasi-yeniden-acildi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/kasif-kozinoglu.jpg" type="image/jpeg" length="24308"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cinsel Suçluların Tretmanına Özgün Yaklaşımlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cinsel-suclularin-tretmanina-ozgun-yaklasimlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cinsel-suclularin-tretmanina-ozgun-yaklasimlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cinsel Suçluların Tretmanına Özgün Yaklaşımlar</strong></p>

<p><strong>(</strong><strong>Unique Approaches to the Treatment of Sex Offenders</strong><strong>)</strong></p>

<p>“<strong>En ciddi suçları, özellikle cinsel nitelikteki suçları işleyenler için uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar doğru gözükse de gerçek şu ki, suçlular bir noktada serbest bırakılacaktır!</strong>”</p>

<p>Cinsel terslik (<i>paraphilia</i>) içinde olan bir kişi cinsel bir suç da işlememiş olabilir. İşte cinsel suçlara eğilirken bu davranışı üç açıdan kavramlaştırmak yararlı olacaktır:</p>

<p>a) Davranışın kendisi,</p>

<p>b) Davranışın sergilediği suçlar ve</p>

<p>c) Davranışa özgü saik.</p>

<p>Bir cinsel davranış yasal olarak tanımlandığında cinsel bir suç olmaktadır. Suç ve cinsel terslik olarak sınıflandırılan davranışlar şiddet derecesine göre röntgencilikten sadistik/ cinsel adam öldürmeye kadar oldukça değişmektedir.</p>

<p><strong><u>Temas Suçları </u> </strong></p>

<p>Irza geçme</p>

<p>Cinsel istismar</p>

<p>Çocukların cinsel istismarı</p>

<p>Fuhuş</p>

<p>Sadistik/cinsel adam öldürme</p>

<p><strong><u>Temassız Suçlar</u></strong></p>

<p>Teşhircilik</p>

<p>Röntgencilik</p>

<p>Kamusal alanda mastürbasyon</p>

<p>Cinsel suçlar zaman zaman daha fazla görünürlük kazanmış, büyük bir endişe ve toplumsal istikrarsızlık kaynağı oluşturmuştur. Bu durum, mağdurlar ve ailelerinin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı üzerindeki etkisi nedeniyle toplumda meydana gelen en ciddi şiddet biçimlerinden biri olarak kabul edilir. Mağdurların fiziksel ve psikolojik sağlık ve refahını olumsuz etkileyen cinsel suçlular genellikle eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmezler, duygu düzenleme ve dürtü kontrolünde zorluk çekerler. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p><strong>Cinsel suçlar hakkında neler biliyoruz?</strong></p>

<p>Cinsel şiddet vakalarının bildirilme oranları düşüktür. Verilerde boşluklar vardır ve cinsel suçlara ilişkin resmimiz eksiktir. Kısacası, cinsel şiddetin ne kadar yaygın olduğunu bilmiyoruz. Araştırmalar büyük ölçüde ceza adalet sistemiyle temas kurmuş suçlulara dayanmaktadır; ancak bunlar cinsel şiddet uygulayanların sadece küçük bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>

<p>Bildiğimiz kadarıyla cinsel suçlardan hüküm giyen kişiler çeşitlidir. Davranışları, özellikleri ve ihtiyaçları bakımından farklıdırlar. Çoğunlukla erkektirler ve çoğunlukla kurbanları tarafından tanınmaktadırlar.</p>

<p>İnsanların cinsel suç işlemesinin birçok açıklaması vardır. Bunlar arasında sosyal nedenler (örneğin, cinsiyet eşitsizliği), bireysel faktörler(empati sorunları gibi) ve kişinin içinde bulunduğu ortam (örneğin, suç işleme fırsatının olup olmaması gibi) yer almaktadır.</p>

<p>Cinsel suçlardan hüküm giyen kişilerin genellikle yeniden suç işleme oranı düşükse de bazılarının yeniden suç işleme olasılığı diğerlerinden daha yüksektir. Özellikle aile içi şiddet ve cinsel şiddet arasındaki örtüşme göz önüne alındığında, cinsel şiddet gösterisi toplumsal açıdan ciddiyetini korumaktadır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, cinsel suç, genellikle zorlayıcı nitelikte, tamamlanmış veya teşebbüs edilmiş cinsel nitelikteki herhangi bir eylem olarak tanımlanmakta; bu eylem fiziksel teması ve şiddet kullanımını içerebilmektedir. Bunlar anal, vajinal ve/veya oral penetrasyon, okşama, insan ticareti veya istenmeyen yorumlar gibi çok çeşitli davranışları içerebilir. Çoğunlukla, cinsel suçlar her yaştan erkekler tarafından kadınlara veya çocuklara karşı işlenmekte;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a> mağdur ile fail arasında herhangi bir ilişkinin varlığına bağlı olmaksızın da ve kamusal alanlar (örneğin bahçeler) dahil olmak üzere farklı bağlamlarda (örneğin ev ve iş yerinde) meydana gelebilmektedir.</p>

<p>Cinsel suçlular, cinsiyet, yaş ve sapkın davranışın bağlamı (parafili türü, mağdur türü, psikiyatrik açıdan eşlik eden hastalıklar ve bağımlılık davranışlarıyla ilişkisi) gibi çeşitli ve heterojen özellikler sergilemektedir. Kuşkusuz, bu durum, farklı suç türlerine ve yasadışı cinsel davranışlara yol açarak, özel risk faktörlerini ve suç işlemeye yönelik ihtiyaçları (örneğin duygusal düzenleme eksiklikleri, sosyal zorluklar, suç işlemeyi destekleyici inançlar ve sapkın uyarılma) dikkate alan bireyselleştirilmiş tedavi planlamasını gerektirmektedir. Bu heterojenlik, cinsel suçluların etkili risk yönetimi ve tedavisini zorlaştırmış gibi görünmekte ve cinsel suçluların etkili bir şekilde tedavi edilip edilemeyeceği konusunda tartışmalar devam edegelmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> Bu konuda önemli olan suçluları mükerrir suçlu konumuna getirecek alternatif düşünce ve davranışların geliştirilmesini sağlamaktır. Davranışları ve düşünceleri değiştirmek ilk adım olup, duygular yoluyla anlamak ve çalışmak ise ikinci adımdır.</p>

<p><strong>Toplumda Yüksek Riskli Cinsel Suçluların Yönetimi</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/jhhgfg-7.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p>Cinsel suçluların yönetimi ve tedavisi sürecinde ölçülebilir ilerleme veya ilerleme eksikliği olacaktır. Suç kalıplarının döngüsel doğası ve değişken yaşam stresleri nedeniyle, cinsel suçluların risk seviyeleri sürekli değişim halindedir. Cinsel suçluların yönetimi ve tedavisindeki başarının kalıcı olduğu varsayılamaz. Bu nedenlerle, cinsel suçlular adli gözetim altında oldukları sürece risk izlemesi sürekli bir süreç olmalıdır. Dahası, denetimli gözetimi döneminin sonu, tehlikeliliğin sonu olarak görülmemelidir. Bu konuda sistemde yer alan yetkin denetimli serbesti görevlilerin katılımı ile araştırma projeleri geliştirilip uygulanmasına gereksinme vardır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a></p>

<p><strong>Özellikleri</strong></p>

<p>Cinsel suçluların bazı ortak özellikleri olup, bunlar genelde, fiziksel, duygusal veya cinsel olsun, ihmal veya istismar geçmişi olan kişilerdir. Genellikle sosyal veya duygusal becerilerden yoksun olup, dürtü kontrolünde bozukluk, depresyon, anksiyete, uyuşturucu madde kullanımı ve bağımlılığı veya antisosyal kişilik bozukluğu gibi zihinsel bozukluklara sahiptirler. Ek olarak, bu bireyler genellikle yanlış olan (yani tecavüz miti) bir dizi bilişsel çarpıtma ve inanca sahip olma eğiliminde olup, bu da sapkın davranışlarına katkıda bulunabilmektedir. Sonuç olarak, birçok cinsel suçlu, davranışlarının yasadışı doğasını tanımaz, sorumluluğu kabul etmez veya eylemin rızaya dayalı olduğunu ve/veya mağdurun davranışından kaynaklandığını iddia etmekte ve bu nedenle mükerrirlik riski yüksek olmaktadır. Bu riski azaltmak ve suçluları topluma yeniden entegre etmek için yeterli bir <strong>risk değerlendirmesi </strong>yapılması zorunluluk sergilemektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda cezalandırıcı yaptırımların güçlendirilmesine ek olarak, suçlular için psikolojik ve farmakolojik tedaviler de önem kazandı. Özellikle, cinsel suçlular için psikolojik tedavi geniş çapta incelendi ve etkinliğinin değerlendirilmesinde cinsel suçluların mükerrir suçlu olması temel ölçütlerden biri oldu. Farmakolojik tedaviler (antidepresan ilaç tedavisi ve testosteron düşürücü ilaçlar gibi), endokrin sistemdeki toplam ve serbest testosteronun azaltılması müdahalesi ilkesi kullanılarak cinsel dürtüyü ve dolayısıyla sapkın cinsel davranış da dahil olmak üzere cinsel davranışı önemli ölçüde azaltma hedeflendi. Önemli olan aşağıdaki tabloda yer cinsel suçlardaki mükerrrirlik oranının azaltılmasıdır. Bu konuda ülkemize ait bir veri bulunmamakta ise de küresel kriminoloji verileri ve geniş çaplı meta-analizler, cinsel suç faillerinin hırsızlık, uyuşturucu veya genel şiddet suçlularına kıyasla kendi suç kategorilerinde daha az mükerrerlik gösterdiğini ortaya koymaktadır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="103">
   <p>Ülke</p>
   </td>
   <td valign="top" width="150">
   <p>Mükerrirlik oranı (%)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="103">
   <p>Finlandiya</p>
   </td>
   <td valign="top" width="150">
   <p>1*</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="103">
   <p>İsveç</p>
   </td>
   <td valign="top" width="150">
   <p>3,6 **</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="103">
   <p>A.B.D.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="150">
   <p>5***</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>*Diğer suçlarda %33,5<br />
**Diğer suçlarda % 31,4</p>

<p>***Üç yıl içinde %5 olup- 15 yıllık süredeki oran ise yaklaşık %24</p>

<p></p>

<p>Aslında, mükerrir cinsel suçluların tedavi etkinliği üzerine çok sayıda çalışma yapılmış olmasına karşın, bazıları olumlu sonuçlar (belirli müdahale türleri/modaliteleri) bulmuştur. Diğerleri ise nötr veya olumsuz sonuçlara ulaşmıştır. Genelde, çoğu küçük örneklemler ve/veya düşük kaliteli kontrol grupları içermiştir. Cinsel suçlular için tedavi programlarının kaliteli değerlendirmelerine ihtiyaç duyulduğu konusunda yaygın bir görüş birliği olup; yüksek kalitede kanıt eksikliği karşısında tedavi programlarının mükerrir cinsel suçluluğu azaltabileceğine dair neredeyse kanıt söz konusu değildir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a></p>

<p>Cinsel suçlular için tedavinin etkinliği bilimsel ve profesyonel bir tartışma konusu olmaya devam ederken, en etkili psikolojik müdahalelerin Andrews ve Bonta tarafından önerilen Risk-İhtiyaç-Yanıt Verme (<strong>RNR</strong>) prensiplerini izlediğine dair kanıtlar vardır.</p>

<p>RNR, tedavinin yoğunluğunun mükerrirlik riskiyle orantılı olması gerektiğini, tedavinin mükerrirlikle ilgili sorunları ele alması gerektiğini ve tedavinin suçluların kültürü ve öğrenme tarzıyla tutarlı olması gerektiğini belirtmektedir. Bir öneri de tedavinin şunlara göre uyarlanması gerektiğidir: (a) Risk seviyesi ve (b) Suç oluşturan ihtiyaçlar. Buna ek olarak, eğitim seviyesi, öğrenme yeteneği, değişim motivasyonu, risk seviyesi ve işlenen suç türü gibi faktörler tedavi sırasında ele alınmalıdır. Örneğin, daha yüksek risk grubundaki suçlular (yani, mükerrer suç işleme olasılığı daha yüksek olanlar) daha yoğun tedavi görmelidir. Son olarak, RNR, bu suçlu türlerinin tedavisi için en uygun yaklaşım olarak Bilişsel Davranışçı Terapiyi (BDT) önermiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a> Ana amaç, aşağıdaki gibi farklı teknikler/stratejiler kullanarak riski azaltmak olmalıdır: (a) Bilişsel çarpıtmaların, özellikle cinsel suçla ilgili olanların yeniden yapılandırılması; (b) Yaşam becerilerinin geliştirilmesi; (c) Dürtüselliği azaltmak ve (d) Sapkın cinsel fantezileri ve uyarılmayı düşürmek.</p>

<p>Cinsel suçlardan hüküm giyen bireyler için katı cezalar ve etkili tedaviler konusunda kamuoyunda bir istek varsa da genelde basının ilgisi daha çok 'tecavüzcü' veya 'pedofil' gibi cinsel suç prototiplerine sahip olanlara odaklanmış durumdadır.</p>

<p><strong>Cinsel Suçluların Topluma Yeniden Kazandırılması ve Tedavisi:</strong></p>

<p><strong>Destek ve Sorumluluk Çemberleri (CoSA)<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></strong></p>

<p>Destek ve Sorumluluk Çemberleri (CoSA) olarak adlandırılan bu model, genellikle cinsel suçtan hüküm giymiş, yüksek riskli ve yüksek ihtiyaç grubundaki kişilerin cezaevinden evlerine dönüş sürecinde güvenli bir şekilde yeniden topluma kazandırılmasına odaklanmaktadır. Bu "çemberler" gönüllüler tarafından yönetilmektedir. CoSA, 1994 yılında Hamilton, Ontario'da ortaya çıkmış ve o zamandan beri Kanada genelinde ve ABD'nin bazı bölgelerinde daha yaygın olarak uygulanmaktadır.</p>

<p>Temel hedefler ve etkinlikleri şunlardır:</p>

<p>· Mükerrir suçluluk oranının düşürülmesi: Çalışmalar (örneğin Minnesota'nın CoSA programının değerlendirmeleri) tekrar suç işleme oranlarında önemli düşüşler olduğunu göstermektedir; bazı araştırmalar yeni bir cinsel suçtan dolayı tekrar tutuklanma riskinde %88'e varan bir azalma olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>· Kamu güvenliği: Bu yaklaşım, çekirdek üyenin izole olmaması veya tekrar suç işlememesi için duygusal ve lojistik destek sıkı topluluk gözetimiyle birleştirilmektedir.</p>

<p>Kanada'da CoSA'nın Değerlendirmeleri ve Birleşik Krallık CoSA katılımcıları arasında hem cinsel hem de cinsel olmayan mükerrir suçluluk oranlarının karşılaştırma gruplarına göre önemli ölçüde azaldığını göstermiştir. En önemlisi, Duwe'nin, Minnesota'da 2018 yılında yapılan randomize kontrollü bir CoSA denemesi, çekirdek üyeler arasında kontrol grubuna kıyasla cinsel mükerrir suçluluğun önemli ölçüde daha düşük olduğunu bulmuştur. Bu çalışmalar çekirdek üyelerden oluşan küçük örneklemlere dayanmasına rağmen, CoSA'nın cinsel suç tekrarını azaltma yeteneği hakkındaki kanıtlar umut verici olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Cinsel suçlardan hüküm giymiş kişilere yönelik bir yeniden entegrasyon programı olan Destek ve Sorumluluk Çemberleri (CoSA) engelli bireyleri destekleme modeline dayanarak geliştirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Anahtar kelimeler şunlardır:</p>

<p>- Cinsel suçlardan hüküm giymiş kişiler,</p>

<p>- Destek ve hesap verebilirlik çemberleri,</p>

<p>- CoSA,</p>

<p>- Engelli insanlar,</p>

<p>- Engelli çekirdek üyeler,</p>

<p>- CoSA personeli ve gönüllüleri.</p>

<p></p>

<p>Destek ve Sorumluluk Çemberleri (CoSA), cinsel suçlardan hüküm giymiş kişileri cezaevinden çıktıktan sonra topluma geri dönmeleri sürecinde destekleyerek mükerrir cinsel suçluluğu azaltmayı ve suçtan vazgeçmeyi teşvik etmeyi amaçlamakta; CoSA, çekirdek üyelere pratik destek ve sorumluluk sağlayan eğitimli gönüllülerden oluşan bir grupla, çekirdek üyelerin toplumda yasalara uygun bir yaşam sürmeleri için daha donanımlı olacakları varsayımına dayanmaktadır.</p>

<p>CoSA'nın temel ilkelerinden biri, çekirdek üye etrafında oluşturulan her gönüllü çemberinin, bireysel çekirdek üyenin ihtiyaçlarına ve koşullarına yanıt verecek şekilde tasarlandığı için benzersiz olmasıdır. Buna rağmen, CoSA modeli tipik olarak çember üyelerinin (yani çekirdek üye ve gönüllüler ve bazı programlarda ücretli bir personel üyesi de) haftalık toplantılarını içermektedir. Çember üyeleri, özellikle bir çekirdek üyenin hapisten çıkışının ilk birkaç haftasında, haftalık toplantılar dışında da birbirleriyle iletişime geçebilirler. Haftalık toplantılar mutlaka belirli bir yapıya uymasa da genellikle çekirdek üyenin amaçlarına ve ilerlemesine, mücadelelerine veya sorunlarına ve bunların nasıl ele alınabileceğine odaklanır. Gönüllüler genellikle çekirdek üyelere hapisten sonra topluma yeniden entegre olma ile ilgili pratik görevlerde yardımcı olurlar; bunlar arasında kimlik belgeleri aramak, uygun konaklama yeri bulmak, gerekli eşyaları satın almak ve çekirdek üyenin hapiste olduğu süre boyunca meydana gelmiş olabilecek teknolojik veya diğer gelişmeler konusunda yardım sağlamak yer almaktadır. Kritik nokta şu ki, gönüllüler kişisel duygusal destek ve teşvik de sağlasalar da (örneğin, dinleme, rehberlik sunma), CoSA bir tedavi yöntemi olmayıp, aksine, çekirdek üyeler gönüllü olarak, bazen cinsel suçlu tedavisine ve/veya ıslah denetimine katılmayla eş zamanlı olarak CoSA'ya katılırlar.</p>

<p>Bu yaklaşıma egemen olan özellikler şunlardır:</p>

<p>1. Cinsel suçluların topluma yeniden kazandırılması sürecini yeniden düşünmek, risk paradigmasını tersine çevirerek suçtan vazgeçmeye odaklanmayı gerektirir.</p>

<p>2. Güçlü yönlere odaklanan model, yeniden entegrasyona yardımcı olmak için cezalandırıcı önlemler yerine topluluk desteğini vurgular.</p>

<p>3. Araştırmalar, cinsel suçluların uzun vadede yeniden suç işleme oranının %24 olduğunu ve bu oranın yaş ilerledikçe azaldığını göstermektedir.</p>

<p>4. Kamuoyunun tutumu, yeniden entegrasyonu önemli ölçüde engelliyor; kamuoyunun yalnızca %16'sı çocuk suçluların çoğunun ıslah edilebileceğine inanıyor.</p>

<p>5. Suçtan vazgeçme süreci, cinsel suç dışındaki suçluların izlediği yollardan farklı olarak, iş hayatını, ilişkileri ve yeni bir kimliği içerir.</p>

<p>Destek ve Sorumluluk Çemberleri (COSA), cinsel suçluların rehabilitasyon sürecini destekleyen eğitimli gönüllülerden oluşan bir grupla yeniden topluma kazandırılmasını sağlar. Etki çalışmaları, mükerrir suç oranlarında azalma konusunda umut verici sonuçlar göstermektedir. Kapsayıcılık, temel insan ihtiyaçlarını karşılamak ve cinsel suçluyu izlemeye ve hesap verebilir olmaya motive etmektir. Program bütünlüğü ve olumlu grup gelişimi, çember etkinliği için temel ön koşullardır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a></p>

<p>CoSA'nın temel üye için destek ve hesap verebilirlik konusundaki amaç ve hedefleri tutarlı kalırken, CoSA konum, uygulama, çalışma modelleri, finansman ve dış ilişkiler açısından önemli ölçüde farklılık gösterebilir. CoSA çeşitli işletme modellerine dayanır, çeşitli kaynaklardan (hükümet ve hayırsever kuruluşlar dahil) fon alabilir ve ceza adalet sistemleriyle farklı ilişkilere sahip olabilir.</p>

<p><strong>CoSA ve Engelli Bireyler</strong></p>

<p>Hocken ve diğerleri (2018, s.185) engelli çekirdek üyelerin daha az sosyal desteğe ve topluluk kaynakla- rına, istihdama veya yapıcı günlük aktivitelere daha az erişime sahip olabileceğini ve bu nedenle “bir Çemberin sunabileceği desteğe belki de daha çok ihtiyaç duyduklarını” savunmaktadırlar. Aslında, CoSA modeli başlangıçta engelli kişiler için “Destek Çemberleri”ne dayanıyordu.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a> Engelliler için Destek Çemberlerinin amacını şu şekilde açıklamaktadır:</p>

<p>Destek Çemberlerinin en önemli amacı, kapsayıcı topluluklar oluşturmak, engelli bireylerin topluluklarına tam olarak katılmalarını, yeteneklerini ortaya koymalarını, destek almalarını ve topluluktaki doğal ağları temel alarak veya çoğaltarak değerli topluluk üyeleri olarak kabul edilmelerini sağlamaktır. Sosyal değişim ve engellilik edinme gibi bireysel koşullar nedeniyle, bu doğal yardım ağları ya bozulmuş ya da karşılıklı olarak yardım ve destek sağlama konusunda etkisiz hale gelmiştir.</p>

<p>Circles South East tarafından yürütülen analiz, CoSA çekirdek üyelerinin neredeyse dörtte birinin zihinsel engelli ve/veya Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip olduğunu bulmuştur. Bu grubun, engeli olmayanlara göre daha kötü sonuçlar yaşadığı, gözaltına alınma, yeniden mahkûmiyet, ihlal, tutuklama ve Çemberlerinden ayrılma gibi durumlarla karşılaştığı ve birçoğunun Çemberlerinin kapanmasının ardından gelen haftalar ve aylarda yeni suçlar işlediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Hocken ve diğerleri (2018, s. 188) “Zihinsel Engellilik ve/veya Otizm Spektrum Bozukluğu olan temel üyeler için başarılı sonuçları iyileştirmek amacıyla en iyi uygulama modelinin geliştirilmesine yönelik açık bir ihtiyaç olduğuna dair kanıtlar” olduğunu savunmaktadır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">10</a></p>

<p>Bu bağlamda, son zamanlarda Birleşik Krallık'ta özellikle bilişsel engelli çekirdek üyeler için bir dizi CoSA projesi hayata geçirilmiştir. Bu projelerin bu kişiler tarafından doğru bir şekilde anlaşılabilmelerini sağlamak için yazılı materyaller geliştirilmiş; daha az gönüllü kullanarak ve/veya gönüllüleri çekirdek üyeye kademeli olarak tanıtarak bilişsel engelli kişilerin büyük bir gruba tanıtıldığında zorlanabileceği göz önünde bulundurularak ve bilişsel engelli kişilerle etkili iletişim kurmayı kapsayan gönüllülere özel eğitim verilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Norveç’te BASIS programı gibi gönüllülük ve uzmanlık esasına dayalı uygulamalar, cezaevinde başlayıp tahliye sonrasında da devam eden bir izleme sistemiyle mükerrer suç oranlarını düşürmeyi hedeflemektedir. Hükümlü ve psikoloğun tedavi için bir plan yapmak üzere birlikte çalışması söz konusudur. Tedavi <i>İyi Yaşamlar modeli </i>olarak bilinen temel üzerine kurulmuştur. Görüşmelerdeki başlıca konular şunlardır: Yaşam hedefleriniz nelerdir? Suç işlemeden hayat hedeflerinize nasıl ulaşabilirsiniz ve iyi bir hayata nasıl sahip olabilirsiniz? <a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a></p>

<p><strong>Ülkemizde Normatif Düzenlemeler ve Uygulama</strong></p>

<p>Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların ceza adaleti sistemindeki veriler oldukça düşündürücü nitelikte olup, kişilerin lekelenmeme hakkının göz ardı edildiğine tanık olunmaktadır. Cumhuriyet savcılığı evresinde kovuşturmaya yer olmayan şüpheli oranın %52,5, ceza mahkemelerindeki beraat oranının %38,8 olması oldukça sistemdeki erime (attrition) olgusunun ne derece ciddi olduğunun kanıtı olmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/1744611737saw-14.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde TCK 102-105. maddelerince (2025)</p>

<p>1. Toplam dosya, şüpheli ve dosya sayısı</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="64">
   <p>Dosya</p>
   </td>
   <td valign="top" width="97">
   <p>Şüpheli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="94">
   <p>Suç</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="64">
   <p>102 109</p>
   </td>
   <td valign="top" width="97">
   <p>109 112</p>
   </td>
   <td valign="top" width="94">
   <p>127 634</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><br />
2. Kovuşturmaya yer olmadığı dosya, şüpheli ve suç sayıları (2025)</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="69">
   <p>Dosya</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>Şüpheli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="76">
   <p>Suç</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="69">
   <p>51704 (%50,6)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>57 695</p>

   <p>(%52,5)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="76">
   <p>62 012</p>

   <p>(%48,5)</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>3. Ceza Mahkemelerine yıl içinde gelen (TCK 102-105) dosyalarda bulunan sanıkların<br />
cinsiyet, yaş ve uyruğa göre dağılımı (<strong>2024-2025</strong>)</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="43">
   <p>Yıl</p>
   </td>
   <td valign="top" width="62">
   <p>Toplam</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>E/K</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>Yaş-12-14 <strong>E/K</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>15-17</p>

   <p><strong>E/K</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>18+<br />
   <strong>E/K</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>Yabancı<br />
   E/K</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="43">
   <p>2024</p>
   </td>
   <td valign="top" width="62">
   <p><strong>44 654</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>43 656/996</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>2 083 /91 3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>924/110</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>35 380/666</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>2 269/129</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="43">
   <p>2025</p>
   </td>
   <td valign="top" width="62">
   <p><strong>37 932</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>37 111/821</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>1 896/ 102</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>3 636/103</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>29 862/548</p>
   </td>
   <td valign="top" width="80">
   <p>1 717/68</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>4. Karar türüne göre ceza mahkemelerinde <a name="_Hlk239403113">(TCK 102-105) dosya, sanık ve suç sayıları (<strong>2025</strong></a>)</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="75">
   <p>Sanık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="97">
   <p>Mahkûmiyet</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>Beraat</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>Hükmün açıklanmasının*</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>Diğer Kararlar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="75">
   <p>42 032</p>
   </td>
   <td valign="top" width="97">
   <p>15 463 (%36,7)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>13 799 (%32,8)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>6 751(%16)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>6 019(%14,3)</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>* geri bırakılması</p>

<p></p>

<p>2025 yılı verilerine göre çocukların cinsel istismarı (TCK 103) suçundan açılan ve karara bağlanan 15 bin 84 davanın (7065 beraat, 7 482 mahkûmiyet) %45'i beraatle sonuçlanmıştır.</p>

<p></p>

<p>Çocukların cinsel istismarı- dosya, sanık ve suç sayıları (<strong>2019</strong>)</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="76">
   <p>Suç sayısı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>Kamu davası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>Mahkûmiyet</p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p>Beraat</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>Diğer</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="76">
   <p>51 598</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>19 822 (%38,4)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>15 651(%55,2)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p>6 420 (%22,6)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="104">
   <p>6 289(%22,2)</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>Kaynak.<strong> Adalet İstatistikleri 2024, 2025, 2019.</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Cinsel suçlardan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında, cezanın infazı sırasında ve koşullu salıverildikleri takdirde denetim süresi içinde, aşağıdaki tedavi veya yükümlülüklerden bir veya birkaçına infaz hâkimi tarafından karar verilir:</p>

<p></p>

<p>a) Tıbbi tedaviye tabi tutulmak,</p>

<p>b) Tedavi amaçlı programlara katılmak,</p>

<p>c) Suçun mağdurunun oturduğu ve çalıştığı yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak,</p>

<p>d) Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan yasaklanmak,</p>

<p>e) Çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan yasaklanmak, ve</p>

<p>f) Çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanma.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk239314905">Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlü- lükler Hakkında Yönetmelik </a>(26/07/2016/<i> </i><i>Resmî Gazete Sayısı: 29782</i>) ile Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan “Cinsel Suç Programı, 2006” cinsel suçlular ve mağdurlara özgü olması gereken çağdaş düzenlemeleri içermektedir. Önemli olan bu normatif düzenlemelerin (örneğin aşağıda yer alan Yönetmelik 6. maddesinin) uygulamada ne derece gerçekleştirildiğinin periyodik olarak saptanması; ciddi bir çalışma ürünü olan “Cinsel Suç Programı” konusunda bilinçlenme ve uygulamanın ne derece olduğuna dair veri analizlerinin yapılmasına gereksinme vardır.</p>

<p>Yönetmelik- Genel Esaslar</p>

<p>MADDE 6 (1) Cinsel suçlardan hüküm alanlar hakkında, cezanın infazı sırasında veya koşullu salıverildikleri takdirde denetim süresi içerisinde, ikinci fıkrada belirtilen tedavi veya yükümlülüklerden bir veya birkaçına karar verilmesi için Cumhuriyet başsavcılığı tarafından derhal infaz hâkimliğine başvuruda bulunulur.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada bahsedilen yükümlülükler şunlardır:</p>

<p>a) Tıbbi tedaviye tabi tutulmak,</p>

<p>b) Tedavi amaçlı programlara katılmak,</p>

<p>c) <u>Suçun mağdurunun oturduğu ve çalıştığı yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak</u>,<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p>ç) <u>Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan yasaklanmak</u>,</p>

<p>d) Çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan yasaklanmak,</p>

<p>e) Çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak.</p>

<p></p>

<p>Çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak. Suç mağdurlarına verilen zararın ağırlığı göz önüne alınarak cinsel suçluların (özellikle sapıkların) yakından takibi ile yeniden cinsel suç işleme oranındaki herhangi bir azalma, toplum korunması ve zararın azaltılması açısından yararlı olacaktır. Bu doğrultuda herkesin ulaşabileceği cinsel suçlulara özgü bir veri tabanının kamuoyuna açılmasında yarar vardır. Bu veri tabanı, hüküm giymiş cinsel suçluların adları, adresleri ve doğum tarihleri gibi kişisel bilgilerini ilgili makama bildirmelerinin ve kişisel durumlarının değişmesi durumunda bu makamı derhal bilgilendirmelerinin gerekli olduğu bir araçtır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a> Yalnız cinsel bir suçlunun veri tabanında yer alması otomatik bir süreç olmak yerine tehlikelilik (yüksek risk) durumuna göre (iki veya daha fazla cinsel suçtan hüküm giyenlerin) hâkim kararı ile olmalıdır-<i>orantılılık ilkesi</i>.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/174461173dfaaa-2.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Ceza yargılaması sürecine rehberlik etmek için bilimi kullanmanın sezgisel değerine rağmen, cinsel suçlarla mücadele etmek için tasarlanan düzenlemeler ve siyasetlerin ampirik destekten yoksun olduğu da gözlenmektedir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a> Çıkarım olarak, siyasetin korkular üzerine değil, gerçekler üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır.</p>

<p>Türkiye açısından, mükerrir suçluluk üzerine etkisi bakımından cinsel suçluların cezaevinde kaldıkları sürenin niteliği önemli olacaktır. Özel bir program için haftalık ayrılacak sürenin en azından sekiz saat olması gerekirken; diğer zamanları koğuş/odasında ve diğer hükümlülerle birlikte atölyelerde geçirmesi söz konusu olacaktır. Bu süreçte egemen olan varsayım, psikolojik ortamın çok önemli olduğu ve bunun devamlılık göstermesidir. Bu ortamdan yoksun olanların tretmana, kadına, eşitliğe ve sosyal kurallara karşı olumsuz duygular besleyebileceği bilinmektedir. Bu bağlamda cezaevi kültürüne özgü bir oluşum, psikopat türünde olan kişilerin ekseriya beslendiği düşünceler ile gayri resmi kuralların egemen olması göz ardı edilmemelidir. Kuşkusuz, bu türden bir ortam tretman çabalarını etkisiz bırakacaktır. Cezaevinde ne türden bir tretman programı uygulanırsa uygulansın “hürriyetten yoksunluk insana saygıyı sağlayıcı maddi ve manevi koşullarda ve Avrupa cezaevi kurallarına uygun içinde gerçekleştirilmelidir”.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/174461173dfaa-13.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Cinsel suçlular açısından statik ve dinamik risk faktörleri (kriminojen faktörler) mükerrirlik riski bakımından söz konusu edilmektedir. Statik risk faktörleri değiştirilemeyeceğinden dinamik risk faktörlerine eğinilmelidir. Bu faktörler arasında, cinsel sapkınlık ve anti-sosyal yaşam stili yer almaktadır. Bunlar cinsel suçlulara özgü iki önemli mükerrirlik işaretleridir.</p>

<p>Yapılan bir çalışma, risk faktörlerinin genel olarak üç boyuttan birinde olabileceğini göstermiştir: (a) Pedofili, önyargılı cinsellik, cinsel sadizm ve teşhircilik gibi parafilileri kapsayan atipik cinsellik ve aşırı cinsel meşguliyet ve/veya yüksek cinsel istekte yansıyan hiperseksüalite; (b) Antisosyallik, antisosyal ve suç davranışıyla ilişkili bireysel farklılıkları kapsamakta, buna antisosyal kişilik özellikleri; suçu destekleyen tutumlar, inançlar ve değerler; yaşam tarzı istikrarsızlığı ve iş gibi sosyal, yapılandırılmış faaliyetlerin eksikliği girmektedir. (c) Kişilerarası eksiklikler ise, sosyal becerilerle ilgili sorunları, istikrarlı ve olumlu ilişkileri sürdürmede zorlukları ve yalnızlık duygularını kapsamaktadır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a></p>

<p>Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik 7. Madde: “Tedavi, tanımda belirtilen hükümlülere yönelik olmak üzere, ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız olarak veyahut her iki usul ile cinsel dürtünün azaltılmasına veya denetimine yönelik tedaviler.”</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Cinsel şiddete etkili bir şekilde müdahale etmek için, faillere odaklanmamız gerekiyor. Önemli olan cinsel şiddetin gerçekleşmeden önce önlenmesi veya devam etmesinin engellenmesidir. Bu amaçla insanların suç işlemesini önlemek için güvenli ve koordineli bir şekilde erken müdahalede bulunmalıyız. Ayrıca, suçun mükerrir suçluluğu önlememiz gerekiyor. Cinsel suç işlemiş kişileri cezaevi sonrası topluma intibaklarını sağlayıcı entegrasyon programlarıyla desteklemeliyiz. Bu konuda <i>Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik (Madde 8/4)</i> bağlamında Destek ve Sorumluluk Çemberleri'nin denemesi bir proje olarak yaşama geçirilebilir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a></p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/afafgg-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>“Edep denilen bir şey var unutmayacaksın”.</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Nergis Cantürk, Sermet Koç. “Adli Tıp Kurumunda Değerlendirilen Cinsel Suç Sanıklarının Sosyo-Demografik Özellikleri ve Psikiyatrik Profilleri” <strong>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası</strong> 2010, 63(2).</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Cinsel suç mağduru çocuk sayısı, dokuz yılda yüzde 287 arttı (TÜİK) Çocuklar ve Kadınlar Derneği adına takip eden avukat Arzu Sena Topuz beraat kararını şöyle yorumladı: “Maalesef çocuğa yönelik istismar eylemlerinin her bölgede var olduğunu ve her meslek mensubu tarafından gerçekleştirilebildiğini görüyoruz. Bu kadar derin bir sosyal gerçekliğin karşısında ise maalesef böylesi suçların kanıtlanmasının zorluğu gerçekliğiyle karşılaşıyoruz. Her ne kadar cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda en esaslı kanıtın mağdurun beyanı olduğunu sürekli hatırlatsak da maalesef bu dosyadaki gibi daha fazla delilin talep edildiği mahkeme kararlarıyla da halen karşılaşmaktayız.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar zaten yapıları gereği kimsenin görmeyeceği şekilde işlenir. Cizre’deki dosyamızda ifadelere katılan pedagoglar tarafından küçüğün ifadelerinin çelişkisiz ve samimi olduğuna dair raporlar dosyaya sunulmuştur. Savcılık tarafından verilen mütalaada küçüğün, sanığa iftira atmasını gerektirecek herhangi bir durum bulunmadığı ve ifadelerinin tutarlı olduğuna dair değerlendirme yapılmıştır. Suçun varlığının bu denli açık olduğu bir dosyada delil yetersizliği sebebiyle verilen beraat kararı tam da yukarda anlatmış olduğumuz cezasızlık sistemini yaratacak türden bir karardır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak maalesef girdiğimiz her istismar dosyasında; istismarın delilinin beyan olduğunu, çocuğunun zaten halihazırda rızasının olamayacağını, çocukların istismar edildiklerinde korkudan tepki veremeyeceklerini, küçüğün eylem anında değil de biraz zaman geçtikten sonra uğradığı eylemin istismar olduğunu fark edebileceğini yeniden anlatmak zorunda kalıyoruz.” Barış Pehlivan “Bir çocuğun yargıyla tanışması” <strong>Cumhuriyet</strong> (6/03/2024).</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> THE EFFECTIVENESS OF SEXUAL OFFENDER REHABILITATION AND REINTEGRATION PROGRAMS: INTEGRATING GLOBAL AND LOCAL PERSPECTIVES TO ENHANCE CORRECTIONAL OUTCOMES, Research Report, 2019. Adalet Bakanlığı. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü. <strong>Cinsel Suç Programı</strong>, Ankara, 2008; <strong>Salıverme Öncesi Mahkûm Gelişim Programı, </strong>Ankara, 2006<strong>.</strong> <strong>Cinsel Suçlar: Uygulamada Yapılan En Önemli Yanlışlar |Konuk: </strong>Doç.Dr. Remzi Demir Youtube. Ayrıca bkz. TÜİK’in ilk defa gerçekleştirdiği Türkiye Suç Mağduriyeti Araştırması (TSMA): TÜİK Türkiye Suç Mağduriyeti Araştırması (TSMA) verilerine göre, cinsel taciz vakalarını resmî makamlara bildirme oranı yalnızca %11,0 civarındadır. Cinsel suçların büyük bir kısmı (%89 ila %95'i) adli mercilere bildirilmediği için, açıklanan resmî dava veya dosya sayıları "buzdağının sadece görünen yüzünü" yansıtmakta, gerçek mağduriyet oranları ise resmî kayıtlardan çok daha yüksek bulunmaktadır-(dark figure).</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Cinsel Suçlu Risk Değerlendirmesi ve Yönetimi (SORAM) Entegre Bakım ve Destek İrlanda. Türkiye’de sosyal hizmet uzmanının Cezaevleri yönetim sistemine girmesi Genel Müdürlüğüm sırasında (1987 tarihinde) gerçekleşmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Nichola Tyler<sup> </sup>, Theresa A Gannon<sup> </sup>, Mark E Olver.<sup> “</sup>Cinsel Suçlulara Yönelik Tedavi İşe Yarıyor mu?” <strong>Güncel Psikiyatri Raporu</strong>. 2021 1 Temmuz;23(8):51. doi: 10.1007/s11920-021-01259-3. Ayrıca bkz. Adalet Bakanlığı-Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü. <strong>Cinsel Suç Programı</strong>, Ankara, 2008.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Bilişin çift süreçli modelleri, insanların bilgiyi işlemek için iki zihinsel 'sistem' kullandığını varsayar. Bu sistemlerden biri otomatik ve bilinçsizdir ve insanların az bilişsel çaba ile hızlı yargılar oluşturmasını sağlar. İkinci sistem daha ayrıntılıdır ve insanların karar vermeden önce bilinçli akıl yürütme ve mevcut bilgileri değerlendirmesini içerir (Kahneman, 2011).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sigmund Freud (1923), psikoloji literatürüne bilinçli ve bilinçsiz bilişsel süreçler arasında bir ayrım getiren ilk kişidir ve insan bilgi işlemesinin (ki buna psişik aktivite adını vermiştir) önce bilinçsiz düzeyde ('birincil süreç'; Sistem 1) ve daha sonra bilinçli farkındalık düzeyinde ('ikincil süreç'; Sistem 2) gerçekleştiğini öne sürmüştür. Bu ikili süreç modellerinin her biri, kararlarımızı iki farklı zihinsel sistem kullanarak verdiğimiz varsayımıyla başlar. İlk olarak, önceki deneyimleri kullanarak uzun süreli bellekte bir dizi sezgisel yöntem oluşturan hızlı, bilinçsiz bir sistemimiz vardır. Sezgisel yöntemler, bir uyaran sunulduğunda hızlı karar vermeyi kolaylaştıran zihinsel kısayollardır. Sezgisel yöntemleri kullanarak, uyaranı önceki deneyimler bağlamında bilinçsizce değerlendirebilir ve minimum bilişsel çaba harcayarak buna göre hareket edebiliriz. Bu nedenle, bu sezgisel yöntemler, gerçek dünyadaki anlayışımızı, bilgi işlememizi ve karar vermemizi temel alan bilişsel bir çerçeve görevi görür. En yaygın sezgisel yöntemler arasında kullanılabilirlik, temsil edilebilirlik ve duygu yer alır. Bu üç sezgisel yöntemin, cinsel suç işlemiş kişilere karşı insanların tepkilerini anlamada önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Circles of Support and Accountability (CoSA) Policy Framework Google</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Queensland Ceza İnfaz Kurumlarından elde edilen idari verileri kullanarak, cinsel suçluların tedavi ve yeniden entegrasyon programlarının bileşimini ve sıralamasını, mükerrir suç işleme sonuçları üzerindeki etkisini araştırdık. Sonuçlar, 2010 ile 2017 yılları arasında cinsel suçlardan hüküm giymiş ve cezaevinden tahliye edilmiş 2.407 yetişkin erkek üzerinde ortalama 4,8 yıl (SD = 29,20 ay; aralık = 15 gün ila 9,25 yıl) boyunca karşılaştırıldı. Risk, yaş, tedavi yeri ve kültürel miras kontrol altına alındığında, hazırlık programları, rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon programlarının bir kombinasyonunu tamamlayanların, programları tamamlamayan veya kısmen tamamlayanlara kıyasla tekrar suç işleme olasılıklarının daha düşük olduğu ve tekrar suç işlediklerinde önemli ölçüde daha iyi hayatta kalma oranlarına sahip oldukları görüldü. Bununla birlikte, diğer cezaevi programlarına katılımından bağımsız olarak, yeniden entegrasyon programları da kısa vadeli tekrar suç işleme oranını azaltmada başarı gösterdi. Bu bulgular bir araya getirildiğinde, ıslah programlarının bileşimi ve sıralamasının sonuçları iyileştirmede önemli bir rol oynadığını ve hapis sonrası yeniden entegrasyon programlarına katılımın, cinsel suçlardan hüküm giymiş erkekler için sonuçları iyileştirmede çok önemli olabileceğini göstermektedir. Bu tür bir sıralama ve program bileşimi daha fazla araştırma gerektirmektedir. Ayrıca bkz. Bridget Weir ve Kelly Richards. <strong>Destek ve Sorumluluk Çemberleri (CoSA), Çevrimiçi Cinsel Suçlara Karşı Uygun Bir Yanıt Mı? Çalışanların, Gönüllülerin ve Çekirdek Üyelerin Deneyimleri.</strong> Patrick Lussier, Evan McCuish, Stéphanie Chouinard Thivierge<sup>1</sup>, Julien Frechette<strong>. </strong>“A meta-analysis of trends in general, sexual, and violent recidivism among youth with histories of sex offending”<strong>, Trauma Violence Abuse. 2023 Jan 3;25(1):54–72. doi: </strong>10.1177/15248380221137653 Ayrıca bkz<strong>. World Population Review. Recidivism Rates by Country </strong>2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Kelly Richards and Bridget Weir. <strong>Circles of Support and Accountability (CoSA) for people with sexual offense convictions living with disability: an exploratory examination</strong> pp. 445-464, 20 August 2025.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Sexual Crime and Prevention 2018, https://doi.org/10.1007/978-3-319-98243-4</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> Berger, Ryan, Kriminalomsorgen: A Look at the World's Most Humane Prison System in Norway (December 10, 2016). Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=2883512 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.2883512</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> 7 yaşında cinsel istismara uğrayan kız çocuğu Z.D (2016).</span></p>

<p><span style="color:#999999">İlk derece mahkemesinde 10 yıl hapis cezasına mahkûmiyet Yargıtay’da 8 yıl 4 ay; istinaf mahkemesinde 6 yıl 8 aya indirilmiş; çekilen süre de göz önüne alınarak tahliye edilen H.G., Z.D. nin yaşadığı mahalleye geri dönmüş(!). O gün Z.D. nin günlüğüne yazdığı, «Bugün Şubatın 6’sı. Bugün o çıktı, yani sesi, çok çok korkuyorum, ama anneme söylemiyorum.” “O geri döndü, çok korkuyorum» <strong>Hürriyet</strong> (9/02/2019) s.3. Bu haber çekilen cezadaki süredeki gariplik ile mağdurun korunmasındaki çarpıklığı gözler önüne sergilemektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Çocukların Cinsel Sömürü ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin 2007 Avrupa Konseyi Sözleşmesi (CETS No. 201) Lanzarote, 25.X.2007: Çocukların cinsel sömürüsü ve cinsel istismarının, özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) hem çocuklar hem de failler tarafından artan kullanımı açısından, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde endişe verici boyutlara ulaştığını ve bu tür cinsel istismarın önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesinin gerekli olduğunu gözlemleyerek, çocukların sömürülmesi ve cinsel istismarı uluslararası işbirliğini gerektirir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tehlikeli cinsel suçlulara karşı halkın korunması amacıyla ABD’de (17 Mayıs 1996 tarihli Federal bir yasa ile) devletlere, cezaevlerinden tahliye edilen ve mahallelerinde ikamet eden tehlikeli suçlulardan halkın bilgilendirilmesi mecburiyeti getirilmiştir. Bu bildirime, denetimli serbestiye (probation) mahkumiyetin bir şartı olarak yer verildiği gibi Scarlet damgası olarak da yer verilmektedir-Nathaniel Hawthorne’nın The Scarlet Letter adlı klasik eserinde gayri meşru ilişkiden hamile kalan genç bir kadının elbisesinin göğüs kısmı üstüne zinayı ifade eden (Adultery) büyük bir A harfini görünür şekilde taşımaya icbar edilmesi hikaye edilmektedir. Nitekim, çocuğa cinsel tecavüz suçundan iki kez hüküm giyen bir cinsel suçlunun davasında, beş yıllık gözetimli erteleme yaptırımının bir şartı olarak arabasının her iki taraftaki kapısı ile ikametgahının önüne üç inç (7,62 cm) büyüklüğünde “TEHLİKELİ CİNSEL SUÇLU: ÇOCUKLAR GİREMEZ” ibaresinin konulmasına hükmedilmiştir (State v. Bateman, No. A 44951 Or. Ct. App.,1987). Antalya Denetimli Serbestlik Müdürlüğü. AB Ülkelerinde Cinsel Dokunulmazlık Suçlarından Hüküm Alan Yetişkinlerin Rehabilitasyonunda Uygulanan Müdahale Yöntemleri Projesi- Proje Kitapçığı, 2019.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Anayasa Mahkemesi binası önündeki heykelle simgesel olarak gözleri açılan yargı ajanlarının cinsel suçlu/sapıklar hakkında zihinsel resimden yoksunluğunu gidermek için bkz. M.T. Yücel. “Hukuk Eğitimi Üzerine” <strong>Ceza Adaletine Özgün Sorunlar</strong>, 2023, Adalet Yayınevi, ss. 287-319. Hapis cezasını infazından sonra, cinsel suçlular topluma yeniden entegrasyon sürecine girerler ve bu süreçte genellikle topluma başarılı bir şekilde geri dönüşlerini olumsuz etkileyebilecek çeşitli engellerle karşılaşırlar. Cinsel suçlularla yapılan görüşmelerden elde edilen sonuçlar, katılımcıların ekonomik zorlukları, suçun niteliğini ve damgalanmayı topluma yeniden entegrasyon süreçlerini engelleyen başlıca sosyal faktörler olarak algıladıklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, cezaevi ve şartlı tahliye desteğinin yetersiz olduğu, katılımcıların özel ihtiyaçlarına odaklanmadığı ve etkili bir yardım sağlamadığı belirtilmiştir. Aksine, barınma ve duygusal ilişkiler başarılı bir yeniden topluma uyumun önündeki önemli engeller olarak algılanmamıştır. Bu bulgular, daha etkili bir yeniden uyum sürecini kolaylaştırmak için ekonomik fırsatları teşvik eden, damgalanmayı azaltan ve hem cezaevi içi hem de tahliye sonrası desteği artıran siyasetlere duyulan gereksinmeyi vurgulamaktadır. Bkz. Ana Rita Cardoso, Jorge Quintas, Gilda Santos.“Topluma Yeniden Entegrasyon Yolculuğunun Sırlarını Ortaya Çıkarmak: Şartlı Tahliye Altındaki Cinsel Suçlularla Yapılan Niteliksel Bir Çalışmanın Sonuçları” <strong>Uluslararası Suçlu Tedavisi Karşılaştırmalı Kriminoloji</strong>,27/02/2025;69(10-11):1544–1559. doi: 10.1177/0306624X25 1324661; Ayrıca bkz. <strong>Willpower is the wrong tool for changing habits. YouTube<br />
How Habits Are Formed: A Neuroscientist Explains the Science of Addiction YouTube </strong></span></p>

<p></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Mustafa T. Yücel. Türk Ceza Siyaseti ve Kriminolojisi, TBB, Ank., 2007, s.430. Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik (26/07/2016); Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü. Cinsel Suç Programı, 2006. Ulvi Saran. “Devletin gücü cezaevinde belli olur” <strong>Karar</strong> (1/09/2026): Cezaevlerinin kapasitesinin üzerinde mahkumla çalışmak zorunda kalması; koğuşların aşırı kalabalıklaşması, personel, fiziki alan ve hizmet kapasitesinin mahkûm sayısındaki artışa aynı ölçüde cevap verememesi, daha başlangıçta yönetimin fiili kontrol kapasitesini zayıflatıyor. Aşırı kalabalık ortam, yalnızca barınma problemi oluşturmuyor; gözetimi zorlaştırıyor, mahkumlar arasındaki hiyerarşileri güçlendiriyor ve cezaevi yönetiminin mahkumların gündelik hayat rutini üzerindeki hakimiyetini azaltıyor.<strong> </strong>Ayrıca bkz.<strong> </strong><strong>Criminologist Breaks Down The Psychology Of Child Predators | Minutes With YouTube </strong>Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. “Cezaevinde tretman rejimi” <strong>Adalet Psikolojisi</strong>, ss.192-199. 9.bası, 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Michael C. Seto.The Motivation-Facilitation Model of Sexual Offending, 2017 sagepub. com/journals Permissions.nav DOI: 10.1177/1079063217720919 journals.sagepub.com/home/sax</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Mechtild Höing, Bas Vogelvang ve Stefan Bogaerts . “Artık Farklı Bir Adamım”—Destek ve Sorumluluk Çevrelerindeki Cinsel Suçlular: İleriye Yönelik Bir Çalışma, <strong>Uluslararası Suçlu Terapisi ve Karşılaştırmalı Kriminoloji Dergisi</strong> 61(7):751-772, Ekim 2015 DOI: 10.1177/0306624X15612431. Üzücü olan 2016 tarihinde bu yana ülkemizde cinsel suçluların tretmanı konusunda bir araştırma projesine tanık olamamaktır. The National Registry of Exonerations verilerine göre, yetişkinlere yönelik cinsel saldırı davalarındaki haksız mahkûmiyetlerin %67'sinde hatalı tanık/mağdur teşhisi rol oynamıştır. (https://www.prosecutorintegrity.org/sa/)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay kararlarına göre cinsel suç ithamlarında adli hataya düşülmemesi için mahkemelerin şu ölçütleri araması zorunludur:</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Mağdur ile sanık arasında husumet bulunup bulunmadığı,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İddia edilen olayın hayatın olağan akışına uygunluğu,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Şikâyetin makul sürede yapılıp yapılmadığı (gecikmeli şikayetlerin mantıklı bir nedene dayanması gerekir),</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Beyanların aşamalarda (savcılık, emniyet, mahkeme) çelişki barındırmaması. Ersan Şen, Buğra Şahin. Yargıtay Kararları Işığında Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (24.11</span></p>

<p><span style="color:#999999">The National Registry of Exonerations verilerine göre, yetişkinlere yönelik cinsel saldırı davalarındaki haksız mahkûmiyetlerin % 67'sinde hatalı tanık/mağdur teşhisi rol oynamıştır. (https://www.prosecutorintegrity.org/sa/)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay kararlarına göre cinsel suç ithamlarında adli hataya düşülmemesi için mahkemelerin şu ölçütleri araması zorunludur:</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Mağdur ile sanık arasında husumet bulunup bulunmadığı,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İddia edilen olayın hayatın olağan akışına uygunluğu,</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Şikâyetin makul sürede yapılıp yapılmadığı (gecikmeli şikayetlerin mantıklı bir nedene dayanması gerekir),</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Beyanların aşamalarda (savcılık, emniyet, mahkeme) çelişki barındırmaması. Ersan Şen, Buğra Şahin. Yargıtay Kararları Işığında Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (24.11.2021).</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cinsel-suclularin-tretmanina-ozgun-yaklasimlar</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/1744611737454-27.jpg" type="image/jpeg" length="20046"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kırmızı ve Yeşil Reçeteli İlaçları Reçetesiz Kullanma ve Satma]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kirmizi-ve-yesil-receteli-ilaclari-recetesiz-kullanma-ve-satma-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kirmizi-ve-yesil-receteli-ilaclari-recetesiz-kullanma-ve-satma-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçları reçetesiz kullanma ve satma suçtur. Çünkü bu ilaçların etken ve yan etkenlerinden dolayı uyuşturucu olarak kullanılmaktadır. Bu yazımızda ise kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçları reçetesiz kullanma ve satma özelinde bilgi vereceğiz. Uyuşturucu madde ticareti suçlarında kişilerin üzerinde bulunan, yeşil veya kırmızı reçeteye tabi ilaçların etken maddesinin ne olduğunun ilk anda bilinmemesi sebebiyle kişiler uyuşturucu madde ticareti suçlamasıyla tutuklamaya sevk edilebilmektedir. Yeşil reçeteli ve kırmızı reçeteli ilaçların kullanılması için doktor izni gerekmektedir. Bu nedenle ilgili ilaçlar doktor tarafından reçeteye tabi tutularak günlük, haftalık hatta aylık miktarları da belirtilerek reçete edilir. Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçları:</p>

<p>- Reçeteyle Taşımak: Xanax, Lyrica’yı doktorunuzun verdiği reçete varsa taşımak tamamen yasaldır. Reçeteniz yanınızda ise, yapılacak muayene sonucunda bu ilacı yasal olarak taşıdığınızı kanıtlayabilirsiniz.</p>

<p>- Reçetesiz taşıma: Lyrica’yı reçetesiz taşımak yasa dışıdır. TCK 191. Maddeden ceza alabilirsiniz. Şayet satarsanız TCK 188/6. maddeden ceza alırsınız.</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçların; Lexomil, Teriak, Bromazepan, Tavor, Tramadol, Adiolol, Valium, Stilnox, Xanax, Zolpiden vb. hapların etken maddesinin ne olduğunun ilk anda bilinmemesi sebebiyle uyuşturucu madde ticareti suçlamasıyla tutuklamaya sevk edildiğini uygulamada sıklıkla görüyoruz. İlaçlar üzerinde kriminal araştırma yapıldığında ve ilaçların etken maddelerin bilinmesi durumunda soruşturmaya konu olay hakkında daha net bir savunma yapılabilir.</p>

<p>Yukarıda adı geçen maddeler kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçlar olması sebebiyle doktor izni gerekmektedir ve buna ilişkin doktor tarafından reçeteye tabi tutularak günlük, haftalık hatta aylık miktarları da belirtilerek tüketilmesi gerekmektedir. Bu sebeple Adli Tıp İhtisas Kurumu’ undan rapor alınarak ele geçirilen ürünün niteliğine göre kullanım sınırlarını da belirtilecek şekilde ayrıntılı rapor alınması gerekmektedir.</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçları reçetesiz olarak satma durumunda suçla ilgili olarak öncelikle Adli Tıp İhtisas Kurumu’ undan rapor alınarak ele geçirilen ürünün niteliğine göre kullanım sınırlarını belirtilecek şekilde ayrıntılı rapor alınması gerekmektedir. Söz konusu ilaçların kullanım sınırları fazla olabileceği gibi bu durumun kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun sınırlarıyla karıştırılmaması gerekmektedir.</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçları reçetesiz kullanmak suçtur. Bunu kullanan kişi reçeteli kullanırsa sorun teşkil etmez. Fakat reçetesiz alınırsa TCK 191. madde kapsamında uyuşturucu kullanmadan ceza alırsınız. Xanax, Lyrica (pregabalin) vs ilaçlar reçeteli bir ilaçtır ve reçetesiz bulundurulması veya satışı yasaktır. Yargı uygulamalarında, bu maddeleri kullananlara ceza verilmektedir.</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaç satmanın cezası, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın düzenlemelerine ve ilgili kanunlara göre belirlenir. Kırmızı reçeteli ilaçlar genellikle daha güçlü etkiye sahip ilaçlar olduğu için kontrol altında tutulurlar ve sadece yetkili sağlık profesyonelleri tarafından reçete edilirler. Bu nedenle, kırmızı reçeteli ilaçların yasa dışı satışı veya reçetesiz olarak elde edilmesi ciddi bir suç olarak kabul edilir.</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçları yasadışı satışı, Türk Ceza Kanunu madde 188 uyarınca, uyuşturucu madde ticareti kapsamında değerlendirilir. Bu suçu işleyen kişiler, 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ve ağır para cezaları ile karşı karşıya kalabilir. Ek olarak, bu ilaçların yasa dışı dağıtımı, eğer sağlık profesyonelleri veya eczacılar tarafından yapılırsa, meslekten men edilme veya lisans iptali gibi disiplin cezalarına da neden olabilir.</p>

<p>Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmeliğin 24. maddesine göre; <i>“Uyuşturucu ve psikotrop ilaçlar, elektronik imza ile imzalanmış elektronik reçete haricinde ancak özel reçetelerine yazılması hâlinde verilebilir. Bu reçeteler sahibine geri verilmez. Tekrarında yeni reçete getirilmesi gerekir.”</i></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 188 göre; TCK m. 188/6: <i>"Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/22 md.) Ancak, verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir."</i></p>

<p>Bu maddede belirtildiği üzere uyuşturucu ve uyarıcı madde içeren kırmızı ve yeşil reçete ile verilmesi gereken ilaçlar uyuşturucu ve uyarıcı madde kategorisine girmektedir. Bu nedenle de reçetesiz şekilde kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçların satılması TCK md. 188 kapsamında uyuşturucu ticareti suçuna sebebiyet verecektir. Ancak yeşil reçete ile satılan ilaçları reçetesiz olarak kullanmak <i>“Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak Suçu</i>”na sebep de olabilir.</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçlar, uyuşturucu ve uyarıcı madde kapsamında değerlendirilebilir. Yeşil veya kırmızı reçeteye tabi; Lexomil, Teriak, Bromazepan, Tavor, Tramadol, Adiolol, Valium, Stilnox, Xanax, Zolpiden vb. hapların kişinin üzerinde reçetesiz şekilde bulunması nedeniyle uyuşturucu madde ticareti suçlamasıyla tutuklamaya sevk edildiğini uygulamada sıklıkla görüyoruz. Nitekim soruşturma aşamasının başında kolluk kuvveti tarafından ele geçirilen hapların miktarına bakılarak kişinin asıl kastı gözetilmeden uyuşturucu ticareti gerekçesiyle birçok kişi tutuklanmaktadır.</p>

<p><strong>Yeşil Reçete Nedir?</strong></p>

<p>Yeşil reçete, bağımlılık riski düşük ama kontrol gerektiren ilaçlar için düzenlenir. Genellikle anksiyete, uyku bozuklukları, hafif depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar bu gruba girer. Bazı merkezi sinir sistemi etkili ilaçlar ve sedatif özellik taşıyan ilaçlar da yeşil reçete ile yazılır. Yeşil reçeteye tabi ilaçlara örnekler:</p>

<p>- Diazepam gibi anksiyolitikler</p>

<p>- Zolpidem gibi uyku düzenleyiciler</p>

<p>- Bazı kas gevşeticiler</p>

<p>- Hafif etkilere sahip antidepresanlar</p>

<p>Bu reçeteler yalnızca yetkili hekimler tarafından yazılabilir ve sistem üzerinden takip edilir. Reçete eczaneye ulaştığında kimlik bilgileriyle eşleştirilir ve ilaç sadece reçete sahibine teslim edilir. Ayrıca bazı ilaçlar için reçete süresi dolmadan tekrar reçete yazılması da mümkün olmayabilir.</p>

<p><strong>Kırmızı Reçete Nedir?</strong></p>

<p>Kırmızı reçete, daha güçlü etkilere sahip, genellikle narkotik ve psikotrop ilaçları kapsayan bir reçete türüdür. Bu ilaçların bağımlılık riski oldukça yüksektir ve bu nedenle yazılması ve temin edilmesi özel prosedürlere bağlıdır. Kırmızı reçeteye tabi ilaçlar:</p>

<p>- Morfin, fentanil gibi güçlü ağrı kesiciler</p>

<p>- Metadon gibi madde bağımlılığı tedavisinde kullanılan ilaçlar</p>

<p>- Metilfenidat (örneğin Ritalin), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tedavisinde kullanılır</p>

<p>Bu ilaçlar sadece belirli uzmanlık alanlarına sahip doktorlar tarafından reçetelendirilir. Reçete, Sağlık Bakanlığı sistemine işlenir ve eczane, ilacın teslimatını ayrıca kayıt altına alır. Kırmızı reçeteler için hastanın düzenli kontrol altında olması ve tedavi sürecinin takip edilmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Kırmızı ve Yeşil Reçeteli İlaçları Reçetesiz Kullanma ve Satma</strong></p>

<p><i>- Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesinin 05/06/2013 tarihli raporuna göre; sanığın kanında “alprazolam” bulunduğu, sanığın savunmasında diğer sanık …’den onun da kullandığı sayısını hatırlamadığı kadar Xanax isimli hap aldığını belirttiği, yeşil reçete ile satılan Xanax isimli ilaç aktif maddesi olan“alprazolam” isimli maddenin, “kullanmak amacı ile bulundurulmasının” suç oluşturmayacağı gözetilmeden, sanığın unsurları oluşmayan atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA. </i>(10. CD.,2020/8701 E. , 2021/2419 K.)</p>

<p><i>- Sanığın üzerinde ele geçirilen 94 adet tabletin yeşil reçete ile satılan ilaç olduğu, 18 adet tabletin yeşil reçete ile satılan ilaç olduğu, 27 adet tabletin yeşil reçete ile satılan ilaç olduğu … … “BU MADDENİN KULLANMAK AMACI İLE BULUNDURULMASININ” suç oluşturmayacağı ve uyuşturucu madde kullandığının teknik yöntemlerle de saptanamadığı gözetilmeden, sanığın unsurları oluşmayan atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA. </i>(10. CD., 2015/1939 E. , 2018/9691 K.)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>- Sanıkta herhangi bir uyuşturucu madde ele geçirilemediği, ele geçirilen tabletlerin yeşil reçete ile satılan haplar olduğu, yeşil reçeteye tabi ilaçların uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabulünün mümkün olmadığı, TCK’nın 188/6. maddesinde öngörülen suç saklı kalmak üzere bu maddenin ”kullanmak amacıyla bulundurulmasının” suç oluşturmayacağı, sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığının teknik yöntemlerle de belirlenmediği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine hükmolunması, Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA,13.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” şeklinde karar verilmiştir. Bulunan söz konusu maddeler Pregabalin etken maddesini içermektedir. ” …Bu ilaçların üretiminin resmî makamların iznine bağlı olduğu, satışının 01/04/2019 tarihinden itibaren YEŞİL REÇETE İLE YAPILDIĞI VE PREGABALİN’İN; 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 188/6. MADDESİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİNİN UYGUN OLACAĞI…” yönündeki 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından oybirliği ile hazırlanan mütalaa mahkemenize sunulmuştur. Görülmektedir ki söz konusu maddelerin tek kullanım amacı uyuşturucu madde vasfından ibaret değildir.</i> (9. CD., 2015/3360 E., 2016/6258 K.)</p>

<p><i>- 5237 sayılı TCK’nın 188/6. maddesinde, üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticaretine ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmekte ise de aynı Kanunun 191/1. maddesinde benzer bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenle satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran maddenin üretimi ve ticareti, TCK’nın 188/6. maddesinde tanımlanan suçu oluşturmaktadır. Ancak bu maddeyi kullanmak, kanunun 191/1. maddesine göre suç değildir. Somut olayda, sanığın idrarında tesbit edilen “Benzodiazepin” maddesinin, 5237 sayılı TCK’nın 188. maddesinin 4. fıkrasına, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanuna, 3298 sayılı Uyuşturucu Maddelerle İlgili Kanuna, Uyuşturucu Maddelere Dair 1961 sayılı TEK Sözleşmesinin 1 ve 2 numaralı cetvellerine, 2313 ve 3298 sayılı Kanunların verdiği yetki uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu kararlarına göre uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığı ve fakat satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran maddelerden bulunduğunun uzman raporu ile tesbit edilmiş olmasına ve suç tarihi itibariyle, TCK’nın 297. maddesinin, 21 Ekim 2011 tarih, 28091 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 07.07.2011 tarihli ve E.:2010/69, K.:2011/116 sayılı Kararı ile iptal edilen 2. fıkrasını yeniden düzenleyerek, 188’inci maddede tanımlanan suçlar saklı kalmak üzere, yeşil reçeteye tabi ilaçları, ceza infaz kurumuna veya tutukevine sokmayı, buralarda bulundurmayı veya kullanmayı suç sayan, 24.11.2016 tarih, 6763 sayılı Kanunun 20. maddesi ile getirilen yeni düzenlemenin de mevcut ve mer’i olmamasına göre sanığın eyleminin suç teşkil etmediğinin kabulünde zorunluluk bulunduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımın itirazının farklı gerekçe ile kabulüne karar vermek gerekmiştir.” </i>(16. CD., 2016/5922 E., 2017/3415 K.)</p>

<p>Kırmızı ve yeşil reçeteye tabi ilaçların reçetesiz şekilde temin edilmesi, bulundurulması veya üçüncü kişilere verilmesi ya da satılması, ilacın etken maddesi, niteliği, kullanım amacı ve somut olayın özelliklerine göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Özellikle TCK m.188/6 kapsamında, üretimi veya satışı özel izin ya da reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran maddeler bakımından uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine ilişkin hükümlerin uygulanması mümkündür. Bu nedenle ele geçirilen ilacın yalnızca “kırmızı reçeteli” veya “yeşil reçeteli” olması, tek başına suçun niteliğini belirlemek için yeterli değildir. İlacın etken maddesinin tespiti, Adli Tıp ve uzman raporları, miktar, bulundurma veya temin amacı, reçete kayıtları, kullanım durumu ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da bazı yeşil reçeteli ilaçların kullanmak amacıyla bulundurulmasının somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçlara ilişkin soruşturmalarda özellikle TCK 188/6 kapsamında uyuşturucu madde ticareti iddiası, ilacın kişisel kullanım amacıyla bulundurulması, reçete durumu ve elde edilen delillerin hukuki niteliği bakımından uzman bir ceza hukuku değerlendirmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarında hukuki değerlendirme, yalnızca ele geçirilen maddenin varlığına veya miktarına göre değil; olayın tüm koşulları, deliller, failin kastı, maddenin bulunduruluş amacı ve eylemin kullanım amacıyla bulundurma mı yoksa uyuşturucu madde ticareti mi olduğu yönündeki somut olgular birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. TCK m.188 ve m.191 kapsamında farklı hukuki sonuçlar doğuran bu suçlarda, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren savunmanın doğru şekilde kurulması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda delillerin hukuka uygunluğu, arama ve elkoyma işlemleri, tanık ve kolluk beyanları, teknik deliller ve olayın bütünlüğü ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kirmizi-ve-yesil-receteli-ilaclari-recetesiz-kullanma-ve-satma-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/ilac.jpeg" type="image/jpeg" length="50406"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AVUKATIN, KENDİSİNE VERİLEN KİŞİSEL VERİYİ SAVUNMA KAPSAMINDA DELİL OLARAK SUNMASI SUÇ KASTI OLUŞTURMADIĞINDAN BERAAT ETMELİDİR!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatin-kendisine-verilen-kisisel-veriyi-savunma-kapsaminda-delil-olarak-sunmasi-suc-kasti-olusturmadigindan-beraat-etmelidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-kendisine-verilen-kisisel-veriyi-savunma-kapsaminda-delil-olarak-sunmasi-suc-kasti-olusturmadigindan-beraat-etmelidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat olan sanığın, kendisine verilen katılana ait kişisel veriyi, yargılamada delil olarak kullanılmak amacıyla dava dosyasına sunması karşısında, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçları yönünde kastının bulunmadığı kabul edilerek suçtan beraatine karar verilmesi gerekir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/1485 E., 2024/2148 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2017/1035 E., 2018/1022 K.<br />
SUÇ : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılanlar tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 136/1, 62/1, 53/1 maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına kararı verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiinin istinaf başvurusunun kabulü ile sanığın beraatine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca katılanların temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Katılaların temyiz sebepleri; sanığın sunduğu delillerin hükme esas teşkil etmediği, sanığın evrakları usulsüz ele geçirildiğini bildiğinden suç işleme kastıyla hareket ettiği, suçun maddi ve manevi unsurunun oluştuğu, vesaire ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; avukat olan sanığın, vekilliğini üstlendiği cinsel taciz dosyasında müvekkilinin oğlu tarafından temin edilen, katılanın hastane kayıtlarına ilişkin belgeleri dosyaya delil olarak sunduğu olayda sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince dosyaya sunulan evrakların delil niteliğinde olduğunu düşünen ve avukat olan sanığın, suç işleme kastıyla hareket etmediği anlaşıldığından yerel mahkemenin sanığın mahkumiyetine yönelik kararı kaldırılarak, sanığın beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong><br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, katılanların yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;</p>

<p>Sanığın kast ve taksirle hareket etmediği anlaşılmakla beraat kararı verildiği belirtilmesine karşın hükmün esasını teşkil eden gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken atılı suçun unsurlarının oluşmadığından, uygulanan Kanun ve maddesinin CMK’nın 223/2-a olarak gösterilmesi gerekirken, aynı Kanunun 223/2-c maddesi olarak gösterilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılanların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan “CMK’nın 223/2-c” ibaresinin hükümden çıkarıltılarak yerine “CMK’nın 223/2-a” ibaresinin eklenmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>07.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatin-kendisine-verilen-kisisel-veriyi-savunma-kapsaminda-delil-olarak-sunmasi-suc-kasti-olusturmadigindan-beraat-etmelidir</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 00:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/yargitay-avus.jpg" type="image/jpeg" length="46693"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AVUKATLARIN SERBEST MESLEK MAKBUZLARINDA STOPAJ UYGULAMASI AVUKATLIK ÜCRETLERİNDE %20 STOPAJ: HER ÖDEMEDE VAR MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlarin-serbest-meslek-makbuzlarinda-stopaj-uygulamasi-avukatlik-ucretlerinde-20-stopaj-her-odemede-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlarin-serbest-meslek-makbuzlarinda-stopaj-uygulamasi-avukatlik-ucretlerinde-20-stopaj-her-odemede-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kimden stopaj yapılır, kimden yapılmaz? Oran nedir? Karşı taraf vekâlet ücretinde uygulama nasıldır? Mahsup ve iade nasıl yapılır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir Üstadımız:,</p>

<p>“Üstadım, avukatların kesecekleri faturalar açısından da stopaj hususunda bir bilgilendirme yazmanız çok faydalı olur kanaatimce. Stopaj nedir, hangi hallerde ve hangi müvekkillerde stopaj hususuna dikkat edilmeli, oranlar ve iadeler vs. hususunda paylaşımlarınızı bekliyoruz.”</p>

<p>şeklindeki talebi üzerine, konuyu biraz daha geniş ele almak istedim.</p>

<p>Aslında burada “avukatların kesecekleri fatura” demek yerine, teknik olarak <strong>serbest meslek makbuzu veya e-Serbest Meslek Makbuzu (e-SMM)</strong> demek daha doğru.</p>

<p>Fakat asıl mesele belge adı da değil.</p>

<p>Uygulamada çok sık karşılaşılan soru şu:</p>

<p><strong>“Avukata yapılan ödemede %20 stopaj var mı?”</strong></p>

<p>Bu sorunun cevabı her zaman “evet” değil.</p>

<p>Çünkü önce;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ödemeyi kimin yaptığına,</li>
 <li>ödeme yapanın GVK 94 kapsamında olup olmadığına,</li>
 <li>ödemenin normal avukatlık hizmetine mi yoksa karşı taraf vekâlet ücretine mi ilişkin olduğuna,</li>
 <li>ödemenin kime yapıldığına,</li>
 <li>karşı taraf vekâlet ücretinde paranın hangi aşamada ödendiğine</li>
</ul>

<p>bakmak gerekiyor.</p>

<p>Üstelik bazı işlemlerde gelir vergisi stopajının yanında <strong>KDV tevkifatı</strong> da gündeme gelebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla konu sadece yüzde hesabından ibaret değil.</p>

<p><strong>1. STOPAJ NEDİR?</strong></p>

<p>Stopaj veya vergi tevkifatı, verginin gelir sahibine ödenmesi sırasında belirli şartlarla ödeme yapan tarafından kesilerek vergi idaresine aktarılmasıdır.</p>

<p>Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinde, hangi kişi ve kurumların hangi ödemeler üzerinden tevkifat yapmak zorunda olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>Serbest meslek ödemelerinde de belirli şartlarda ödeme yapan tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.</p>

<p>Buradaki önemli nokta şu:</p>

<p><strong>Stopaj, avukat açısından aynı kazanç üzerinden ikinci bir gelir vergisi değildir.</strong></p>

<p>Yıl içinde kesilen stopaj, şartları dahilinde avukatın yıllık gelir vergisi beyannamesinde hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir.</p>

<p>GVK'nın 121. maddesi de yıllık beyannamede gösterilen gelire dahil kazançlardan kesilmiş bulunan vergilerin hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmesini düzenlemektedir.</p>

<p>Yani basit anlatımla:</p>

<p>verginin bir kısmı yıl içinde kaynakta kesilir, yıllık beyanname verildiğinde hesaplanan vergiden düşülür.</p>

<p><strong>2. AVUKATLIK FAALİYETİNDE TEMEL KURAL NEDİR?</strong></p>

<p>Bağımsız olarak kendi nam ve hesabına avukatlık faaliyeti yürüten kişi, Gelir Vergisi Kanunu bakımından serbest meslek erbabıdır.</p>

<p>GVK'nın 65. maddesinde serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>GVK 94 ise belirli kişi ve kurumların yaptıkları ödemeler sırasında gelir vergisi tevkifatı yapmasını öngörmektedir. Bu kapsamda serbest meslek ödemeleri için genel oran, GVK 18 kapsamındaki işler dışında <strong>%20</strong>'dir.</p>

<p>GİB uygulamasında da GVK 18 kapsamındaki serbest meslek ödemelerinde %17, diğer serbest meslek ödemelerinde ise %20 oranı esas alınmaktadır. Normal avukatlık hizmeti, kural olarak GVK 18 kapsamındaki bir telif/istisna faaliyeti değildir.</p>

<p>Dolayısıyla genel formül:</p>

<p><strong>GVK 94 kapsamında tevkifat sorumlusu + bağımsız avukata serbest meslek ödemesi = %20 gelir vergisi stopajı</strong></p>

<p>şeklindedir. Ancak bu formülden;</p>

<p><strong>“Avukata yapılan her ödeme %20 stopajlıdır.”</strong></p>

<p>sonucu çıkarılmamalıdır.</p>

<p><strong>3. HER MÜVEKKİLDEN STOPAJ YAPILIR MI?</strong></p>

<p><strong>Hayır.</strong></p>

<p>İşte uygulamadaki en önemli ayrım burada.</p>

<p>GVK 94'ün birinci fıkrasında tevkifat yapmakla yükümlü olanlar tek tek sayılmıştır.</p>

<p>Bunlar arasında;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kamu idare ve müesseseleri,</li>
 <li>iktisadi kamu müesseseleri,</li>
 <li>ticaret şirketleri,</li>
 <li>iş ortaklıkları,</li>
 <li>dernek ve vakıflar ile bunların iktisadi işletmeleri,</li>
 <li>kooperatifler,</li>
 <li>yatırım fonu yönetenler,</li>
 <li>gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı,</li>
 <li>belirli şartlardaki diğer kişiler</li>
</ul>

<p>yer almaktadır.</p>

<p>Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus:</p>

<p><strong>“Müvekkil gerçek kişi mi?” sorusu tek başına yeterli değildir.</strong></p>

<p>Asıl soru:</p>

<p><strong>“Bu gerçek kişi GVK 94 kapsamında tevkifat yapmakla yükümlü mü?”</strong></p>

<p>olmalıdır.</p>

<p><strong>4. ÖRNEK: ŞİRKET MÜVEKKİL</strong></p>

<p>Avukat bir anonim şirkete hukuki danışmanlık hizmeti vermiş olsun.</p>

<p>KDV hariç hizmet bedeli:</p>

<p><strong>100.000 TL</strong></p>

<p>Şirket GVK 94 kapsamında tevkifat sorumlusudur.</p>

<p>Gelir vergisi stopajı:</p>

<p><strong>100.000 × %20 = 20.000 TL</strong></p>

<p>Örnekte KDV oranını %20 kabul edersek:</p>

<p><strong>Hizmet bedeli:</strong> 100.000 TL <strong>KDV:</strong> 20.000 TL <strong>Gelir vergisi stopajı:</strong> 20.000 TL <strong>Avukata yapılacak net ödeme:</strong> 100.000 TL</p>

<p>Burada ilk bakışta şaşırtıcı görünen nokta şudur:</p>

<p>120.000 TL toplam tahakkuktan 20.000 TL stopaj düşüldüğünde avukata 100.000 TL ödenir.</p>

<p>Ancak avukatın brüt serbest meslek hasılatı stopaj düşülmeden önceki tutar üzerinden değerlendirilir; kesilen 20.000 TL ise avukat adına ödenmiş gelir vergisidir.</p>

<p><strong>5. ÖRNEK: GVK 94 KAPSAMINDA OLMAYAN GERÇEK KİŞİ</strong></p>

<p>Bir avukat, kişisel uyuşmazlığı nedeniyle kendisine başvuran ve GVK 94 kapsamında tevkifat sorumluluğu bulunmayan bir gerçek kişiye hukuki hizmet vermiş olsun.</p>

<p>KDV hariç hizmet bedeli:</p>

<p><strong>100.000 TL</strong></p>

<p>Sadece “avukata ödeme yapılıyor” denilerek %20 gelir vergisi stopajı hesaplanmaz.</p>

<p>Ödeme yapan kişinin GVK 94 kapsamında olup olmadığına bakılır.</p>

<p>Bu nedenle şu cümle uygulamada akılda tutulmalıdır:</p>

<p>GİB'in özelgesinde de serbest meslek ödemesinin GVK 94'ün birinci fıkrasında sayılan kişilerce yapılması halinde tevkifat yapılacağı, aksi durumda tevkifat uygulanmayacağı açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>Avukata yapılan her ödeme stopajlı değildir.</strong></p>

<p><strong>6. KİŞİSEL DAVA İLE TİCARİ FAALİYET KAPSAMINDAKİ DAVA AYNI DEĞİL</strong></p>

<p>Burada ince bir ayrıntı var.</p>

<p>Bir gerçek kişinin avukata ödeme yapması ile ticari faaliyeti nedeniyle GVK 94 kapsamında bulunan bir mükellefin ödeme yapması aynı şey değildir.</p>

<p>Örneğin;</p>

<p><strong>A kişisi → kişisel boşanma davası → avukata ödeme</strong></p>

<p>ile</p>

<p><strong>B kişisi → ticari faaliyet sahibi → ticari faaliyetiyle ilgili avukatlık hizmeti → avukata ödeme</strong></p>

<p>aynı vergisel değerlendirmeye tabi olmayabilir.</p>

<p>Nitekim GİB'in bir özelgesinde, emekli maaşından yapılan kesintilerin iptali için açılan kişisel davalara ilişkin avukatlık ödemelerinde, ödeme yapan kişilerin GVK 94 kapsamında bulunmaması nedeniyle gelir vergisi tevkifatı yapılmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Burada <strong>ödemenin hukuki ve vergisel niteliği</strong> önem kazanıyor.</p>

<p><strong>7. STOPAJ HANGİ TUTAR ÜZERİNDEN HESAPLANIR?</strong></p>

<p>Serbest meslek ödemelerinde gelir vergisi stopajı, KDV hariç tutar üzerinden hesaplanır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>Hizmet bedeli:</strong> 100.000 TL</p>

<p><strong>KDV:</strong> 20.000 TL</p>

<p><strong>Toplam:</strong> 120.000 TL</p>

<p>Gelir vergisi stopajı:</p>

<p><strong>100.000 × %20 = 20.000 TL</strong></p>

<p>olur.</p>

<p>Yani gelir vergisi stopajının matrahı:</p>

<p><strong>120.000 TL değil, 100.000 TL'dir.</strong></p>

<p>Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı makbuzlarda önemlidir.</p>

<p><strong>8. “%17 Mİ, %20 Mİ?” SORUSU</strong></p>

<p>Bu konuda da zaman zaman karışıklık yaşanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GVK 94/2-b kapsamında;</p>

<p><strong>GVK 18 kapsamındaki serbest meslek işleri → %17</strong></p>

<p><strong>Diğer serbest meslek ödemeleri → %20</strong></p>

<p>olarak uygulanmaktadır.</p>

<p>Buradan normal avukatlık hizmetlerinin %17 oranına tabi olduğu sonucu çıkarılmamalıdır.</p>

<p>Normal avukatlık hizmetlerinde, GVK 94 kapsamında tevkifat sorumlusu tarafından yapılan serbest meslek ödemelerinde genel oran:</p>

<p><strong>%20</strong>dir. Dolayısıyla “serbest meslek stopajı %17” şeklindeki genel bir ifade doğru değildir</p>

<p><strong>9. KARŞI TARAF VEKÂLET ÜCRETİ: İŞİN EN ÇOK KARIŞAN KISMI</strong></p>

<p>Asıl dikkat edilmesi gereken konulardan biri karşı taraf vekâlet ücretidir.</p>

<p>7194 sayılı Kanunla GVK 94'e eklenen düzenleme ile mahkemelerce veya icra ve iflas müdürlüklerince karşı tarafa yükletilen ve avukata ait olan vekâlet ücretlerinde tevkifatın kim tarafından yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>311 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin 25. maddesi de bu konuda ayrıntılı açıklamalar getirmiştir.</p>

<p>Burada <strong>üç ayrı incemeleyi </strong>dikkatlerinize sunacağız.</p>

<p><strong>1 — KAYBEDEN TARAF DOĞRUDAN AVUKATA ÖDÜYOR</strong></p>

<p>Mahkeme:</p>

<p><strong>100.000 TL karşı taraf vekâlet ücretine</strong></p>

<p>hükmetmiş olsun.</p>

<p>Kaybeden taraf bir şirket ve bedeli doğrudan kazanan tarafın avukatına ödüyor.</p>

<p>Şirket GVK 94 kapsamında ise:</p>

<p><strong>Vekâlet ücreti:</strong> 100.000 TL</p>

<p><strong>Gelir vergisi stopajı %20:</strong> 20.000 TL</p>

<p><strong>Avukata ödenecek tutar:</strong> 80.000 TL</p>

<p>Burada stopajı yapan:</p>

<p><strong>Kaybeden taraf</strong>tır.</p>

<p>311 Seri No.lu Tebliğ bunu açıkça düzenlemektedir.</p>

<p><strong>2 — PARA İCRA DOSYASINA YATIRILIYOR</strong></p>

<p>Kaybeden şirket, 100.000 TL karşı taraf vekâlet ücretini doğrudan avukata değil, icra ve iflas müdürlüğüne yatırıyor.</p>

<p>Burada önemli bir yanlış anlaşılma var:</p>

<p><strong>“Parayı icra müdürlüğü aldı, o halde stopajı icra müdürlüğü yapar.”</strong></p>

<p>Bu yaklaşım doğru değildir.</p>

<p>311 Seri No.lu Tebliğe göre, borçlu tarafından avukata ödenmek üzere icra ve iflas müdürlüğüne yatırılan tutarlarda da GVK 94 kapsamında tevkifat sorumluluğu borçlu taraftadır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>Vekâlet ücreti:</strong> 100.000 TL</p>

<p><strong>Stopaj:</strong> 20.000 TL</p>

<p><strong>Net:</strong> 80.000 TL</p>

<p>GİB'in 31.07.2024 tarihli ve <strong>E-62030549-120-1020639 sayılı özelgesi</strong> de bu konuda son derece açıklayıcıdır.</p>

<p>Özelgede, tevkifat yapmakla yükümlü borçlu şirket tarafından karşı taraf vekâlet ücretinin icra müdürlüğüne yatırılması hâlinde gelir vergisi tevkifatının borçlu şirket tarafından yapılması gerektiği belirtilmiştir. İcra müdürlüğü burada stopaj sorumlusu hâline gelmez.</p>

<p><strong>3 — PARA ÖNCE KAZANAN TARAFA ÖDENİYOR</strong></p>

<p>Burada tablo değişiyor.</p>

<p>Kaybeden taraf, 100.000 TL'yi önce davayı kazanan tarafa ödüyor.</p>

<p>Daha sonra kazanan taraf bu parayı avukatına ödüyor.</p>

<p>311 Seri No.lu Tebliğ bu durumda stopajın, <strong>kazanan tarafın avukata ödeme yaptığı sırada</strong>, kazanan taraf GVK 94 kapsamında tevkifat sorumlusu ise yapılacağını açıklıyor.</p>

<p>Örneğin kazanan taraf bir şirket ise:</p>

<p><strong>Avukatlık ücreti:</strong> 100.000 TL</p>

<p><strong>Stopaj:</strong> 20.000 TL</p>

<p><strong>Avukata net ödeme:</strong> 80.000 TL</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>-“Parayı kaybeden taraf ödedi, stopajı da mutlaka kaybeden taraf yapar.”</strong></p>

<p>şeklindeki yaklaşım her durumda doğru değildir. Ödeme zincirine bakmak gerekir.</p>

<p><strong>PEKİ KAYBEDEN TARAF STOPAJ SORUMLUSU DEĞİLSE?</strong></p>

<p>Bu da önemli.</p>

<p>311 Seri No.lu Tebliğ açıkça, GVK 94'ün birinci fıkrasında sayılmayan, yani tevkifat yükümlülüğü bulunmayan kişiler tarafından yapılan vekâlet ücreti ödemelerinde gelir vergisi tevkifatı yapılmayacağını belirtmektedir.</p>

<p>Örneğin kaybeden taraf sıradan bir gerçek kişi ve GVK 94 kapsamında tevkifat sorumlusu değilse, sırf karşı taraf vekâlet ücreti söz konusu diye otomatik %20 stopaj hesaplanmaz.</p>

<p><strong>ÜCRETLİ ÇALIŞAN AVUKATTA AYRI BİR DURUM VAR</strong></p>

<p>Çok önemli ama genellikle atlanan bir konu.</p>

<p>Avukat bağımsız olarak çalışmıyor, bir işverenin yanında <strong>ücretli çalışan</strong> olarak görev yapıyorsa, karşı taraf vekâlet ücretinin vergilendirilmesi farklılaşır.</p>

<p>311 Seri No.lu Tebliğin 25. maddesinde, ücretli çalışan avukatların işverenlerine yapılan vekâlet ücreti ödemelerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmayacağı; işverenin bu vekâlet ücretini avukata ödemesi sırasında ücret hükümlerine göre tevkifat yapılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yani: <strong>Serbest çalışan avukat </strong>ile <strong>işverene bağlı çalışan avukat </strong>aynı şekilde değerlendirilmez.Bu ayrım özellikle hukuk bürolarında önemlidir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAF VEKÂLET ÜCRETİNDE SMM KİMİN ADINA?</strong></p>

<p>Burada da önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>Karşı taraf vekâlet ücreti kaybeden taraf tarafından doğrudan avukata ödeniyorsa, serbest meslek makbuzu: <strong>kaybeden taraf adına</strong></p>

<p>düzenlenir. Aynı şekilde kaybeden taraf tarafından bedel icra veya iflas müdürlüğü aracılığıyla avukata ödeniyorsa, makbuz yine:<strong>kaybeden taraf adına </strong>düzenlenir.</p>

<p>GİB özelgesinde de bu durum açıkça teyit edilmiştir.Dolayısıyla karşı taraf vekâlet ücretinde:</p>

<p><strong>“Müvekkilim kim?” </strong>sorusu her zaman yeterli değildir. Belge düzeni bakımından: <strong>“Bu tahsilatın gerçek ödeyicisi kim?” </strong>sorusunun da cevabı verilmelidir.</p>

<p><strong>MAHKEME KARARINDA “KDV HARİÇ” YAZMIYORSA?</strong></p>

<p>İşte burada yine önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>311 Seri No.lu Tebliğin 25. maddesine göre mahkeme kararında <strong>“KDV hariç”</strong> şeklinde açık bir ifade bulunmuyorsa, vekâlet ücretinin KDV dahil olduğu kabul edilmekte ve KDV iç yüzde yöntemiyle hesaplanmaktadır.</p>

<p>Ancak gelir vergisi stopajı:</p>

<p><strong>KDV hariç tutar üzerinden </strong>yapılır. Örneğin karar: <strong>120.000 TL vekâlet ücreti </strong>diyor ve “KDV hariç” ifadesi bulunmuyorsa, KDV dahil kabul edilen tutarın içinden KDV ayrıştırılması gerekir. %20 KDV varsayımında: 120.000 / 1,20 = <strong>100.000 TL KDV hariç bedel</strong></p>

<p>KDV: <strong>20.000 TL </strong></p>

<p>Gelir vergisi stopajı:</p>

<p>100.000 × %20 = <strong>20.000 TL </strong>olacaktır.</p>

<p>Burada 120.000 TL'nin tamamı üzerinden %20 gelir vergisi stopajı yapmak doğru değildir.</p>

<p><strong>GELİR VERGİSİ STOPAJI İLE KDV TEVKİFATINI KARIŞTIRMAYALIM</strong></p>

<p>Bu iki kavram uygulamada zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır.</p>

<p><strong>Gelir vergisi stopajı</strong></p>

<p>→ GVK kapsamında</p>

<p><strong>KDV tevkifatı</strong></p>

<p>→ KDV Kanunu ve KDV Genel Uygulama Tebliği kapsamında. Bunların oranları ve matrahları aynı değildir. Bazı durumlarda ikisi aynı işlemde birlikte karşımıza çıkabilir.</p>

<p>Aynı işlemde ikisinin birlikte bulunması mümkündür.</p>

<p>Bu nedenle;</p>

<p><strong>“%20 stopaj yaptım, KDV tevkifatı konusunu da çözmüş oldum.” </strong>denilemez.</p>

<p>İkisi ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p><strong>BANKAYA VERİLEN AVUKATLIK HİZMETİNDE KDV TEVKİFATI</strong></p>

<p>Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir konu var.</p>

<p>GİB'in konuya ilişkin özelgesinde, bankalara verilen avukatlık hizmetlerinin KDV Genel Uygulama Tebliğinin <strong>I/C-2.1.3.2.13 – Diğer Hizmetler</strong> bölümü kapsamında değerlendirilerek şartların oluşması hâlinde <strong>5/10 oranında KDV tevkifatına</strong> tabi tutulması gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p>Burada 2026 yılı bakımından önemli bir güncelleme bulunmaktadır.</p>

<p>Eskiden yayımlanmış bazı özelgelerde <strong>1.000 TL veya 2.000 TL</strong> şeklinde tevkifat alt sınırları görülebilmektedir.</p>

<p>Bu rakamlar güncel uygulamada kullanılmamalıdır.</p>

<p>KDV Genel Uygulama Tebliği'nin güncel hâline göre kısmi tevkifat uygulamasındaki alt sınır, <strong>işlemin yapıldığı yıl için VUK 232 uyarınca geçerli fatura düzenleme sınırına</strong> bağlanmıştır.</p>

<p><strong>2026 yılı VUK 232 fatura düzenleme sınırı 12.000 TL'dir.</strong></p>

<p>KDV Genel Uygulama Tebliği'nin güncel hâline göre kısmi tevkifat uygulamasındaki alt sınır, <strong>işlemin yapıldığı yıl için VUK 232 uyarınca geçerli fatura düzenleme sınırına</strong> bağlanmıştır.</p>

<p><strong>2026 yılı VUK 232 fatura düzenleme sınırı 12.000 TL'dir.</strong></p>

<p>Dolayısıyla 2026 yılında kısmi KDV tevkifatı bakımından değerlendirme yapılırken <strong>KDV dâhil 12.000 TL sınırı</strong> dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Sınır aşılırsa yalnızca aşan kısım değil, işlemin tamamı üzerinden ilgili oranda KDV tevkifatı uygulanır.</p>

<p>Aynı işlem, yalnızca tevkifattan kaçınmak amacıyla bölünerek sınırın altında bırakılamaz.</p>

<p><strong>Bu nokta özellikle eski özelgeler okunurken gözden kaçırılmamalıdır.</strong></p>

<p><strong>KAMU KURUMLARINA VERİLEN HUKUK HİZMETLERİ</strong></p>

<p>KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Diğer Hizmetler” bölümünde; 5018 sayılı Kanuna ekli cetveller kapsamındaki idare ve kurumların yanı sıra kanunla veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle kurulan bazı kamu kurumları, döner sermayeli kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bankalar, sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri ile maddede sayılan diğer alıcılara verilen ve başka bir tevkifat başlığında özel olarak düzenlenmemiş hizmetlerde <strong>5/10 KDV tevkifatı</strong> öngörülmektedir.</p>

<p>Bu nedenle avukatın müşterisi;</p>

<p><strong>banka, sigorta veya emeklilik şirketi, kamu kurumu veya Tebliğde belirtilen diğer alıcılardan biri ise KDV tevkifatı ayrıca kontrol edilmelidir.</strong></p>

<p>Ancak her “belirlenmiş alıcıya” verilen her hizmetin otomatik olarak aynı orana tabi olduğunu söylemek de doğru değildir.</p>

<p>Öncelikle hizmetin Tebliğde başka bir başlıkta özel olarak düzenlenip düzenlenmediği incelenmelidir.</p>

<p><strong>STOPAJ YAPILMADIYSA NE OLUR?</strong></p>

<p>Uygulamadaki en önemli sorunlardan biri budur.</p>

<p>GVK 94 kapsamında gelir vergisi tevkifatı yapılması gereken bir ödeme var, fakat ödeme yapan kişi veya kurum stopajı kesmemiş olsun.</p>

<p>Avukat;</p>

<p><strong>“Normalde %20 kesilmesi gerekiyordu, ben yine de yıllık beyannamemde bu tutarı mahsup ederim.”</strong></p>

<p>diyemez.</p>

<p>GİB'in 31.07.2024 tarihli özelgesinde, tevkifat yapmakla yükümlü olduğu hâlde tevkifatı gerçekleştirmeyen sorumlular hakkında gerekli tarhiyatların yapılacağı; avukat tarafından ise tahsil edilen vekâlet ücretinin brüt tutarının kazanca dâhil edileceği belirtilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla <strong>fiilen kesilmeyen bir stopajın, kesilmiş gibi mahsup edilmesi mümkün değildir.</strong></p>

<p><strong>Örnek</strong></p>

<p>Avukatlık hizmet bedeli:</p>

<p><strong>100.000 TL</strong></p>

<p>Ödeme yapanın %20 gelir vergisi stopajı yapması gerekiyordu fakat yapmadı.</p>

<p>Kesilmesi gereken tutar:</p>

<p><strong>20.000 TL</strong></p>

<p>Avukat yıllık beyannamesinde;</p>

<p><strong>“20.000 TL zaten stopajdı.”</strong></p>

<p>diyerek kendiliğinden mahsup yapamaz.</p>

<p>Avukat kazancını brüt tutarıyla dikkate alır.</p>

<p>Stopajın yapılmamasından kaynaklanan vergi sorumluluğu ise ödeme yapan bakımından ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Bu husus özellikle yıl sonu mahsup kontrollerinde önemlidir.</p>

<p><strong>STOPAJ KESİLDİ” DEMEK YETMEZ: BEYAN KONTROLÜ DE ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Pratikte avukat ile ödeme yapanın kayıtlarının birbiriyle uyumlu olması önemlidir.</p>

<p>Makbuzda stopaj gösterilmiş olması tek başına bütün sürecin sağlıklı yürüdüğü anlamına gelmez.</p>

<p>Ödeme yapanın ilgili stopajı vergi sorumlusu sıfatıyla doğru dönemde beyan etmesi de önem taşır.</p>

<p>Özellikle yüksek tutarlı mahsup veya iade taleplerinde, kesinti bilgilerinin vergi idaresinin kayıtlarıyla uyumsuz olması işlemleri geciktirebilir.</p>

<p>Bu nedenle yıl sonu gelmeden;</p>

<p><strong>“Makbuzda stopaj var mı?”</strong></p>

<p>kontrolünün yanında;</p>

<p><strong>“Stopaj karşı tarafça doğru şekilde beyan edilmiş mi?”</strong></p>

<p>kontrolünün de yapılmasını faydalı buluyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>AVUKATIN KESİLEN STOPAJI NASIL MAHSUP EDİLİR?</strong></p>

<p>Yıl içerisinde avukat adına toplam;</p>

<p><strong>400.000 TL gelir vergisi stopajı</strong></p>

<p>yapıldığını varsayalım.</p>

<p>Yıllık gelir vergisi beyannamesinde hesaplanan gelir vergisi:</p>

<p><strong>650.000 TL</strong></p>

<p>olsun.</p>

<p>Şartları çerçevesinde;</p>

<p><strong>650.000 - 400.000 = 250.000 TL</strong></p>

<p>ödenecek gelir vergisi kalacaktır.</p>

<p>Yani yıl içinde kaynakta kesilen 400.000 TL, yıllık vergi hesabında yeniden vergi olarak alınmaz; hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir.</p>

<p><strong>STOPAJ HESAPLANAN VERGİDEN FAZLAYSA?</strong></p>

<p>Şimdi tersini düşünelim.</p>

<p>Yıl içinde kesilen stopaj:</p>

<p><strong>600.000 TL</strong></p>

<p>Yıllık beyannamede hesaplanan gelir vergisi:</p>

<p><strong>450.000 TL </strong>olsun.</p>

<p>Öncelikle: <strong>450.000 TL </strong>mahsup edilir.</p>

<p>Kalan: <strong>150.000 TL </strong>Bu tutar şartların gerçekleşmesi hâlinde iade konusu olabilir.</p>

<p>Ancak burada özellikle şu ifadeyi kullanmak gerekir:</p>

<p><strong>“150.000 TL kesin olarak otomatik iade edilir.” </strong>demek yerine,</p>

<p><strong>“Mahsup edilemeyen tutarın iadesi, GVK 121 ve ilgili iade usul ve şartları çerçevesinde gündeme gelir.” </strong>demek daha doğrudur. Çünkü iade işleminin kendi usulü ve şartları bulunmaktadır.</p>

<p><strong>ÖRNEK: MAHKEME KARARI 2026'DA, TAHSİLAT 2027'DE</strong></p>

<p>Serbest meslek kazancında tahsil esası ayrıca önemlidir.</p>

<p>Örneğin mahkeme 2026 yılında;</p>

<p><strong>200.000 TL karşı taraf vekâlet ücretine</strong></p>

<p>hükmetmiş olsun.</p>

<p>Ancak avukat bu bedeli 2027 yılında tahsil etmiş olsun.</p>

<p>Sadece mahkeme kararının 2026 yılında verilmiş olmasından hareketle;</p>

<p><strong>“Bu mutlaka 2026 yılı serbest meslek kazancıdır.”</strong></p>

<p>demek doğru değildir.</p>

<p>Serbest meslek kazancının tespitinde GVK 67 kapsamında tahsilat esasının dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>Karar tarihi ile vergisel tahsil dönemi her zaman aynı dönem olmayabilir.</strong></p>

<p>Özellikle yıl sonuna yakın kesinleşen veya icra yoluyla sonraki yılda tahsil edilen vekâlet ücretlerinde bu ayrım önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>BİR DOSYADA HEM GELİR VERGİSİ STOPAJI HEM KDV TEVKİFATI OLABİLİR</strong></p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>KDV hariç avukatlık hizmeti:</strong> 100.000 TL</p>

<p><strong>KDV:</strong> 20.000 TL</p>

<p><strong>Toplam:</strong> 120.000 TL</p>

<p>Gelir vergisi yönünden %20 stopaj şartlarının oluştuğunu varsayalım:</p>

<p><strong>Gelir vergisi stopajı:</strong> 20.000 TL</p>

<p>Ayrıca işlem KDV tevkifatı kapsamındaysa ve 5/10 oranı uygulanıyorsa:</p>

<p><strong>Hesaplanan KDV:</strong> 20.000 TL</p>

<p><strong>KDV tevkifatı:</strong> 10.000 TL Burada:</p>

<p><strong>20.000 TL gelir vergisi stopajı </strong>ile <strong>10.000 TL KDV tevkifatı </strong>aynı şey değildir. İki farklı vergi uygulamasıdır.</p>

<p><strong>“MÜVEKKİL ŞİRKETSE KESİLİR, GERÇEK KİŞİYSE KESİLMEZ” DE DEMEYELİM</strong></p>

<p>Bu da uygulamada kullanılan ama eksik bir cümledir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p><strong>Müvekkilin hukuki ve vergisel statüsüne bakılmalıdır.</strong></p>

<p>Bir şirketin ödeme yapması genellikle GVK 94 bakımından tevkifat sorumluluğunu gündeme getirir.</p>

<p>Ancak gerçek kişiler açısından da GVK 94'te sayılan durumlar bulunabilir.</p>

<p>Dolayısıyla sadece:</p>

<p><strong>Şirket = stopaj</strong></p>

<p><strong>Gerçek kişi = stopaj yok </strong>şeklinde bir şema kurmak doğru değildir.</p>

<p><strong>UYGULAMADA BİR MAKBUZ GELDİĞİNDE NEYE BAKILMALI?</strong></p>

<p>Ben meslektaşların özellikle şu sırayla ilerlemesini daha sağlıklı buluyorum:</p>

<p><strong>Önce hizmeti tanımlayalım.</strong> Normal avukatlık hizmeti mi, karşı taraf vekâlet ücreti mi?</p>

<p><strong>Sonra ödeyeni belirleyelim.</strong> Şirket mi, gerçek kişi mi, kamu kurumu mu, banka mı?</p>

<p><strong>GVK 94 sorumluluğunu kontrol edelim.</strong> Ödeyen gelir vergisi stopajı yapmak zorunda mı?</p>

<p><strong>Doğru oranı belirleyelim.</strong> Normal avukatlık hizmetinde genel olarak %20.</p>

<p><strong>Stopaj matrahını doğru tespit edelim.</strong> KDV dâhil toplam üzerinden gelişigüzel %20 hesaplamayalım.</p>

<p><strong>Karşı taraf vekâlet ücretinde ödeme zincirini izleyelim.</strong> Doğrudan avukata mı, icra müdürlüğüne mi, önce davayı kazanan tarafa mı ödeme yapılmış?</p>

<p><strong>SMM'nin kimin adına düzenleneceğini belirleyelim.</strong></p>

<p><strong>KDV'yi ayrıca değerlendirelim.</strong></p>

<p><strong>KDV tevkifatı bulunup bulunmadığını kontrol edelim.</strong></p>

<p><strong>Kesilen stopajın beyan ve mahsup sürecini takip edelim.</strong></p>

<p>Bana göre sağlıklı uygulama sırası budur.</p>

<p><strong>EN ÇOK YAPILAN 8 HATA</strong></p>

<p>Buraya özellikle dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p><strong>1. “Avukata yapılan her ödeme %20 stopajlıdır.” demek. Yanlış. Önce ödeme yapanın GVK 94 kapsamındaki durumu incelenmelidir.</strong></p>

<p><strong>2. “Şirketse stopaj var, gerçek kişiyse yok.” demek.</strong> Eksik. Gerçek kişinin hangi sıfatla ödeme yaptığı da önemlidir.</p>

<p><strong>3. Gelir vergisi stopajını KDV dâhil toplam üzerinden hesaplamak.</strong> Yanlış. KDV gelir vergisi stopaj matrahına dâhil edilmez.</p>

<p><strong>4. Karşı taraf vekâlet ücretinde stopajı her durumda kaybeden tarafın yapacağını düşünmek.</strong> Yanlış. Para önce davayı kazanan tarafa ödenmişse ödeme zinciri değişmektedir.</p>

<p><strong>5. İcra müdürlüğünü gelir vergisi stopaj sorumlusu kabul etmek.</strong> Yanlış. Borçlunun avukata ödenmek üzere icra müdürlüğüne yatırdığı bedellerde şartların bulunması hâlinde tevkifat sorumluluğu borçluya aittir.</p>

<p><strong>6. Kesilmeyen stopajı avukatın kendiliğinden mahsup etmesi.</strong> Yanlış. Fiilen kesilmemiş bir tutar kesilmiş stopaj gibi mahsup edilemez.</p>

<p><strong>7. Gelir vergisi stopajı ile KDV tevkifatını aynı şey sanmak.</strong> Yanlış. İki ayrı vergi uygulamasıdır.</p>

<p><strong>8. Eski KDV tevkifat özelgelerindeki 1.000 veya 2.000 TL sınırlarını bugün de kullanmak.</strong> Yanlış. Güncel sistemde sınır VUK 232 fatura düzenleme haddine bağlanmıştır ve <strong>2026 yılı için KDV dâhil 12.000 TL'dir.</strong></p>

<p></p>

<p>Avukatlık hizmetlerinde stopaj konusu birkaç rakamdan ibaret değildir.</p>

<p><strong>%20 oranını bilmek yetmez.</strong></p>

<p>Asıl önemli olan, <strong>%20'nin ne zaman uygulanacağını bilmektir.</strong></p>

<p>Ödemeyi yapan kim?</p>

<p>GVK 94 kapsamında mı?</p>

<p>Hizmet normal avukatlık hizmeti mi?</p>

<p>Karşı taraf vekâlet ücreti mi?</p>

<p>Para doğrudan avukata mı ödendi?</p>

<p>İcra ve iflas müdürlüğüne mi yatırıldı?</p>

<p>Önce davayı kazanan tarafa mı ödendi?</p>

<p>SMM kimin adına düzenlenecek?</p>

<p>Mahkeme kararındaki tutar KDV dâhil mi, hariç mi?</p>

<p>KDV tevkifatı var mı?</p>

<p>KDV tevkifatında 2026 yılı alt sınırı aşılmış mı?</p>

<p>Kesilen gelir vergisi stopajı karşı tarafça beyan edilmiş mi?</p>

<p>Yıllık beyannamede mahsup edilecek mi?</p>

<p>Mahsup sonrasında iade hakkı doğuyor mu?</p>

<p>Bütün bu sorular birlikte değerlendirilmeden yalnızca;</p>

<p><strong>“Avukatlık ücretinde %20 stopaj vardır.”</strong></p>

<p>demek uygulama açısından eksik, hatta bazı durumlarda hatalı sonuca götürebilir.</p>

<p>Özellikle karşı taraf vekâlet ücretlerinde <strong>mahkeme kararı, ödeme şekli, icra dosyası ve ödemeyi yapanın vergisel statüsü birlikte değerlendirilmelidir.</strong></p>

<p>Benim önerim şudur:</p>

<p><strong>Önce işlemin niteliğini belirleyelim. Sonra gelir vergisi stopajını değerlendirelim. Ardından KDV ve varsa KDV tevkifatını kontrol edelim. En son belge düzenini netleştirelim.</strong></p>

<p>Çünkü vergi uygulamasında çoğu zaman sorun matematik değildir.</p>

<p><strong>Asıl sorun, hangi hesabın yapılması gerektiğinin yanlış tespit edilmesidir.</strong></p>

<p><strong>BAŞLICA KAYNAKLAR</strong></p>

<p><strong>193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu</strong> Md. 65 – Serbest meslek kazancı Md. 67 – Serbest meslek kazancının tespiti Md. 94 – Vergi tevkifatı Md. 96 – Vergi tevkifatının kapsamı Md. 121 – Vergi tevkifatının mahsubu</p>

<p><strong>213 sayılı Vergi Usul Kanunu</strong> Md. 232 – Fatura düzenleme haddi Md. 236 – Serbest meslek makbuzu</p>

<p><strong>3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu</strong> Md. 1 – Verginin konusu Md. 9 – Vergi sorumluluğu</p>

<p><strong>311 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği</strong> Md. 25 – Vekâlet ücretlerinde vergi tevkifatı uygulaması Md. 26 – Vekâlet ücreti ödemelerinde belge düzeni</p>

<p><strong>KDV Genel Uygulama Tebliği</strong> I/C-2.1.3 – Kısmi tevkifat uygulaması I/C-2.1.3.2.13 – Diğer Hizmetler I/C-2.1.3.4.1 – Tevkifat uygulamasında sınır</p>

<p><strong>GİB Özelgesi:</strong> 31.07.2024 tarih ve <strong>E-62030549-120-1020639</strong> sayılı “Avukatlara ödenen vekâlet ücretlerinin vergilendirilmesi” konulu özelge.</p>

<p><strong>GİB Özelgesi:</strong> Bankalara verilen avukatlık hizmetlerinde KDV Genel Uygulama Tebliğinin I/C-2.1.3.2.13 bölümü kapsamında <strong>5/10 KDV tevkifatı</strong> uygulanmasına ilişkin özelge.</p>

<p><strong>2026 NOTU:</strong> Kısmi KDV tevkifatında alt sınır, VUK 232'deki fatura düzenleme sınırına bağlıdır. 2026 yılı için bu sınır <strong>KDV dâhil 12.000 TL'dir.</strong></p>

<p><strong>ÖMER KÖKLÜCE</strong></p>

<p><strong>Mali Müşavir – Sosyal Güvenlik Uzmanı</strong></p>

<p><strong>İstanbul</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlarin-serbest-meslek-makbuzlarinda-stopaj-uygulamasi-avukatlik-ucretlerinde-20-stopaj-her-odemede-var-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/baro/serbest-stopaj-avukatlik.jpg" type="image/jpeg" length="98158"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77245"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86874"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91038"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55269"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46569"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26521"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="22958"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="33837"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="54139"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="27709"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="94338"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="89527"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="34342"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="78093"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="19900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="81283"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
