<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 23:05:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli emanetten silah çalan katip hakkında istenen ceza belli oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adli-emanetten-silah-calan-katip-hakkinda-istenen-ceza-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adli-emanetten-silah-calan-katip-hakkinda-istenen-ceza-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Adalar Adliyesi’nde adli emanetten silah çaldığı iddia edilen zabıt katibi U. E.hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede, şüpheli U. E.’in 'zimmet' suçundan 6 yıl 3 aydan 21 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, 10 Ekim 2025 tarihinde Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı’na ait Suç Eşyası ve Emanet Deposu’nda yapılan rutin denetimde ortaya çıktı. Denetimlerde depoda bulunan 12 adet silahın kayıp olduğu belirlendi. Bunun üzerine silahların İstanbul Bölge Polis Kriminal Laboratuvarı’nda incelemede olup olmadığı araştırıldı. Yapılan incelemelerde kayıp silahlardan 3’ünün yeniden incelemeye alındığı tespit edildi. Bu silahlardan ikisinin, 2 Ekim 2023 tarihinde Emanet İşlemleri Bürosu’nda görevli zabıt katibi U. E. üzerinden temin edildiği, bir diğerinin ise başka bir soruşturma kapsamında başka bir şüphelinin evinde ele geçirildiği öğrenildi.</p>

<p>Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, zabıt katibi U.E. görev yaptığı dönemde sorumluluğu altındaki silahları usulsüz şekilde emanet dışına çıkardığı iddiasıyla 26 Kasım’da gözaltına alındı, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.</p>

<p><strong>'İNTİHAR EDECEKTİM'</strong></p>

<p>Savcılık ifadesinde suçunu itiraf eden katip, "2023 yılında maddi olarak zor bir dönemden geçiyordum, eşimle sorunlarım vardı. Emanet memurluğundan iki kez silah aldım, bu silahları intihar etmek için kullanacaktım ama cesaret edemedim. Daha sonra bu silahları Kartal sahilinde yakalattım" dedi. Diğer kayıp silahlarla ilgisinin olmadığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İddianamede, depo incelemelerinde şüphelinin bir silahı daha emanete aldığına ilişkin ıslak imzasının bulunduğu, bu durumla birlikte toplam silah sayısının 13’e çıktığı, ancak 10 silahın halen bulunamadığı kaydedildi.</p>

<p><strong>‘6 YIL 3 AYDAN 21 YILA’ KADAR HAPİS TALEBİ</strong></p>

<p>İddianamede, şüpheli U.E.’in 'zimmet' suçundan 6 yıl 3 aydan 21 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adli-emanetten-silah-calan-katip-hakkinda-istenen-ceza-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/adalet-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="71898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2023/7824 E., 2023/8434 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20237824-e-20238434-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20237824-e-20238434-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 05.10.2023 tarihli, 2023/7824 E. ve 2023/8434 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/7824 E., 2023/8434 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi</p>

<p><br />
... 37. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2021 tarihli ve 2021/507 değişik iş sayılı kararı ile; hükümlü hakkında, uyuşturucu madde ithal etme suçundan uyarlama yargılaması talebi üzerine verilen "karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin karara itirazın "reddine" kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 13.03.2023 tarihli ve 2022/10301 sayılı evrakı ile kanun yararına<br />
bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.04.2023 tarihli ve KYB-2023/32661 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.04.2023 tarihli ve KYB-2023/32661 sayılı kanun yararına bozma isteminin;</p>

<p>" Sanığın uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etme ve kaçakçılık suçundan dolayı İran Urumiye İlçe Yargısı İslam İnkilap Mahkemesi tarafından 25 yıl hapis ve 1.500.000.000 Riyal para cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek kesinleşen ve infaz aşamasına geçilen cezasının infazının 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu uyarınca devralındığı somut olayda hükümlü müdafii tarafından yabancı mahkemede verilen mahkumiyet kararının Türk yargı sistemine uyarlanması talebi hakkında, ... 36. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2021 tarihli kararı ile mahkumiyetin esasına ilişkin talepler ile uyarlama talebi hakkında karar verme yetkisinin mahkumiyet hükmünü veren İran adli makamlarına ait olduğundan bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de; anılan Kanun'un infazın devralınması başlıklı 26 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan, "İnfazın devrine ilişkin talep, Türk hukukuna göre uyarlama kararı verilmesi için ... ağır ceza mahkemesine gönderilir. Mahkemece on beş gün içinde, yabancı devlette verilen mahkûmiyet kararında sübutu kabul edilen fiile, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza tayin olunur. Bu suretle belirlenen ceza, yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Uyarlama kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Ağır ceza mahkemesi koruma tedbirleri hakkında da karar vermeye yetkilidir." şeklindeki düzenleme uyarınca, mahkemesince hükümlü müdafii tarafından yapılan uyarlama talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Türk vatandaşı olan hükümlü ...'ın, uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme ve kaçakçılık suçundan İran Urumiye İlçe Yargısı İslam İnkilap Mahkemesinin 03.07.2019 tarihli ve 9809974421100320 sayılı kararıyla 25 yıl hapis ve 1.500.000.000 Riyal para cezasına mahkûm edildiği,</p>

<p>B. İran'da cezası infaz edilmekte olan hükümlünün talebi üzerine, Adalet Bakanlığınca, "Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Cezai Konularda Adli İşbirliği Anlaşması" ve 6706 sayılı "Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu"nun (6706 sayılı Kanun) 30 ve 31 inci maddeleri gereğince uygulanacak müteakip işlemlere esas olmak üzere, aynı Kanun’un 30 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre bakiye hürriyeti bağlayıcı cezasının Türkiye'de infazına karar verildiği,</p>

<p>C. Hükümlü Türkiye'ye nakli gerçekleştikten sonra, hükümlü müdafiinin 04.11.2021 havale tarihli dilekçesiyle ... Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinden, "Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Cezai Konularda Adli İşbirliği Anlaşması"nın 57 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 6706 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi uyarınca uyarlama yargılaması yapılmasını talep ettiği, ... 36. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2021 tarihli ve 2021/624 değişik iş sayılı kararı ile, "6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunun 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası "Mahkûmiyetin esasına taalluk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir; verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir" hükmü de göz önünde bulundurularak anılan hüküm gereğince; hükmün esasına yapılacak itirazların İran adli makamları nezdinde yapılması gerektiği" gerekçesiyle uyarlama talebi hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verildiği,</p>

<p>D. Hükümlü müdafiinin karara itiraz etmesi üzerine, itirazı inceleyen mercii ... 37. Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 26.11.2021 tarihli ve 2021/507 değişik iş sayılı kararı ile, "6706 sayılı Kanun'un 31/22 maddesinde hüküm devleti tarafından hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararının, herhangi bir ek karar veya uyarlama kararı alınmadan Türk kanunlarına göre infaz edileceği, aynı maddenin 3 üncü fıkrasında da mahkûmiyetin esasına ilişkin talepleri değerlendirme yetkisinin hüküm devletine ait olduğu öngörülmüş bulunmaktadır." şeklindeki gerekçeyle "itirazın reddine" kesin olarak karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>E. 05.05.2016 tarihli ve 29703 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6706 sayılı Kanun ile cezaî konularda uluslarası adlî iş birliğinin usul ve esasları düzenlenmiştir. Uluslararası adlî iş birliği; cezaî konularda bir devletin adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemleri, ifade etmekte olup Kanun'da "adlî yardımlaşma", "iade", "soruşturma veya kovuşturmanın devri", "infazın devri" ve "hükümlü nakli" olmak üzere beş ayrı adlî iş birliği yöntemine yer verilmiştir.</p>

<p><br />
6706 sayılı Kanun'un beşinci bölümünde "İnfazın Devri" düzenlenmiş olup yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının infazının devralınması, Kanun'un 26 ncı maddesindeki usûle göre yapılacaktır.</p>

<p>"Madde 26- (1) Yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde Türkiye’de infaz edilebilir:</p>

<p>a) Hükümlünün Türkiye’de bulunması.</p>

<p>b) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.</p>

<p>c) Mahkûmiyet kararına konu fiilin Türk hukukuna göre suç teşkil etmesi ve zamanaşımına uğramamış olması.</p>

<p>ç) Hürriyeti bağlayıcı cezalar için, merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hürriyeti bağlayıcı cezasının bulunması.</p>

<p>d) Aynı suçtan dolayı Türkiye’de soruşturma veya kovuşturma yapılmamış olması.</p>

<p>(2) İnfazın devri talebinde bulunulması hâlinde, yabancı devlet makamlarından;</p>

<p>a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,</p>

<p>b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,</p>

<p>c) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,</p>

<p>ç) Talebin değerlendirilmesi için gerekli görülebilecek diğer bilgi ve belgeler,</p>

<p>d) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri,</p>

<p>talep edilir.</p>

<p>(3) Devir koşullarının bulunmadığının tespit edilmesi veya devrin Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, devir talebi Merkezî Makam tarafından reddedilir.</p>

<p><br />
(4) İnfazın devrine ilişkin talep alınmadan önce mahkûmiyete konu suç, ceza miktarı ve şahsın kaçma şüphesi dikkate alınarak, yabancı devletin istemi ve Merkezî Makamın olumlu görüşü üzerine 14 üncü madde uyarınca koruma tedbirlerine karar verilebilir.</p>

<p>(5) İnfazın devrine ilişkin talep, Türk hukukuna göre uyarlama kararı verilmesi için ... ağır ceza mahkemesine gönderilir. Mahkemece on beş gün içinde, yabancı devlette verilen mahkûmiyet kararında sübutu kabul edilen fiile, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza tayin olunur. Bu suretle belirlenen ceza, yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Uyarlama kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Ağır ceza mahkemesi koruma tedbirleri hakkında da karar vermeye yetkilidir.</p>

<p>(6) Uyarlama kararı, talep eden devlet makamlarına bildirilmek üzere Merkezî Makama gönderilir."</p>

<p>şeklindedir.</p>

<p>6706 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde ise "Türkiye'de İnfaz" düzenlenmiş olup madde şu şekildedir:</p>

<p>"(1) Yabancı devletin infazı devretmesi üzerine durum, uyarlama kararını veren mahkemeye bildirilir. Mahkeme infaza başlanılması için kararı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mahkeme ayrıca kararı Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bildirir.</p>

<p>(2) Ağır ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir.</p>

<p>(3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir, verilen kararlar ağır ceza mahkemesince yeniden uyarlanır.</p>

<p>(4) İnfaz sırasında, hükmün verildiği devlette veya Türkiye’de genel veya özel af kabul edilmesi ya da suç ve cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebebin ortaya çıkması hâlinde hükümlünün hukukî durumu, uyarlama kararını veren ağır ceza mahkemesince karara bağlanır."</p>

<p>6706 sayılı Kanun'un "Hükümlü Nakli" başlıklı altıncı bölümünde yer alan 30 uncu maddesi "Türkiye'ye Hükümlü Nakli" ne ilişkin düzenlemeleri içermektedir.</p>

<p><br />
"(1) Yabancı devlet mahkemeleri tarafından hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü, aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde cezanın infazı amacıyla Türkiye’ye nakledilebilir:</p>

<p>a) Hükümlünün Türk vatandaşı olması veya Türkiye ile güçlü sosyal bağlarının bulunması</p>

<p>b) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin rıza göstermesi</p>

<p>c) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması</p>

<p>ç) Mahkûmiyet kararına konu fiilin Türk hukukuna göre suç teşkil etmesi</p>

<p>d) Merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması</p>

<p>(2) Hükümlü, kanunî temsilcisi veya yakını tarafından Türkiye’ye nakil talebinde bulunulması hâlinde, yabancı devlet makamlarından;</p>

<p>a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,</p>

<p>b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,</p>

<p>c) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin nakle rıza gösterdiğine dair belge,</p>

<p>ç) İnfazı gereken cezayı gösteren belge,</p>

<p>d) Gerekli görüldüğü takdirde, hükümlünün sağlık durumunu gösteren tıbbî raporlar ile hastalığı varsa tedavisine ilişkin tavsiyeleri içeren belgeler,</p>

<p>e) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri,</p>

<p>talep edilir.</p>

<p>(3) Nakil koşullarının bulunmadığının, naklin, hükümlünün sosyal rehabilitasyonuna katkı sağlamayacağının, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, nakil talebi Merkezî Makam tarafından reddedilebilir.</p>

<p>(4) Hükümlülerin nakline Adalet Bakanı karar verir."</p>

<p>6706 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde "Türkiye'de İnfaz" usûlüne yer verilmiştir. Buna göre;</p>

<p>"(1) Hükümlünün nakline karar verilmesi üzerine, ceza infaz kurumlarında kalacağı süre hükümlüye ve yabancı makamlara bildirilir. Yabancı devlet ile hükümlünün, nakli kabul etmesi üzerine, hükümlü Türkiye’ye getirilir. Hükümlü, nakil dosyası ile birlikte Cumhuriyet başsavcılığına teslim edilir. Cumhuriyet başsavcılığı, infazına başlanan karara ilişkin bilgileri Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bildirir.</p>

<p>(2) Hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir.</p>

<p>(3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir; verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir.</p>

<p>(4) İnfaz sırasında, hükmün verildiği devlette veya Türkiye’de genel veya özel af kabul edilmesi ya da suç veya cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebebin ortaya çıkması hâlinde hükümlünün hukukî durumu hakkında bulunduğu yer ağır ceza mahkemesince karar verilir."</p>

<p>Öte yandan, 03 Şubat 2010 tarihinde düzenlenen "Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Hukukî ve Cezaî Konularda Adlî İşbirliği Anlaşması" nın 51 inci ve devamı maddelerinde "Hükümlülerin Nakli" usulü yer almaktadır. Buna göre ;</p>

<p>"Madde 52</p>

<p>Diğer Âkit Taraf ülkesinde kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla hürriyeti bağlayıcı bir cezaya hükümlülüğüne karar verilen Âkit Taraflardan birisinin vatandaşı, Âkit Taraflardan birinin talebi ve diğer Âkit Tarafın kabulü üzerine ve işbu Anlaşmada öngörülen şartlar çerçevesinde cezasının yerine getirilmesi için vatandaşı bulunduğu Âkit Taraf ülkesine nakil edilecektir.</p>

<p><br />
Madde 53</p>

<p>52. maddede öngörülen prosedürün başlatılması amacıyla, hükümlü, hükümlü temsilcisi veya yakınları Âkit Taraflardan birinin yetkili makamlarına müracaat edebilirler. Hüküm Devletinin yetkili makamları, böyle bir müracaatta bulunabileceği konusunda hükümlüye bilgi vereceklerdir.</p>

<p>Madde 54</p>

<p>Hükümlünün nakli ancak, Hüküm Devletinde mahkûmiyetine neden olan fiil İnfaz Devletinin ceza mevzuatı açısından da bir suç teşkil etmesi halinde yapılacaktır.</p>

<p>Madde 55</p>

<p>1) Hükümlünün nakli ancak rızasıyla yapılabilecektir.</p>

<p>2) Hükümlü rızasını geçerli olarak beyan edecek durumda bulunmamakta ise, yasal temsilcisinin muvafakati alınacaktır.</p>

<p>3) Hüküm Devleti, bu maddenin 1. fıkrasında bahsedilen rızanın, herhangi bir zorlama olmaksızın özgürce ve sonuçları bilinerek verildiğinden emin olmalıdır.</p>

<p>4) İnfaz Devletinin, Hüküm Devleti tarafından bildirilen hükümlünün rızasını ve bu rızanın şartlarını, kendi konsolosluk görevlisi veya Hüküm Devleti ile anlaştığı diğer bir makam aracılığıyla öğrenme hakkı vardır.</p>

<p>Madde 56</p>

<p>1) İnfaz Devleti, hükümlünün naklini kabul edip etmediğini en kısa süre içerisinde Hüküm Devletine bildirecektir.</p>

<p>2) Hüküm Devleti, bu anlaşma gereğince, nakil istemiyle ilgili olarak İnfaz Devleti tarafından veya kendi tarafından yapılan girişimleri ve ayrıca konuyla ilgili her iki devlet tarafından alınan kararları yazılı olarak hükümlüye bildirecektir.</p>

<p>3) İnfaz Devleti, hükmün infazıyla ilgili aşağıdaki bilgileri Hüküm Devletine gönderecektir:</p>

<p>a) Hükümlü, İnfaz Devletinde mahkûmiyet süresini tamamlamadan firar ederse,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Hüküm Devleti, hükümlünün durumu hakkında özel bir rapor isterse.</p>

<p>Madde 57</p>

<p>1) Âkit Taraflar nakil üzerinde mutabık kaldıkları takdirde, İnfaz Devletinin yetkili makamları, nakle ilişkin kararda yeralan cezanın niteliği ve süresi ile bağlı olacaktır.</p>

<p>2) Cezanın niteliği veya süresi İnfaz Devletinin mevzuatı ile bağdaşmamakta veya bu Devletin mevzuatı gerektirmekte ise, İnfaz Devletinin yetkili makamı bu cezayı, aynı nitelikteki suçlar için kendi kanununda öngörülen cezaya dönüştürebilecektir. Bu ceza, mümkün olduğu ölçüde, niteliği itibariyle Hüküm Devleti kararında verilen cezaya uygun olacaktır. Dönüştürülen ceza, niteliği ve süresi yönünden Hüküm Devletinde verilen cezadan ağır olamayacağı gibi İnfaz Devleti kanununda aynı nitelikte bir suç için öngörülen azami miktarı da geçmeyecektir.</p>

<p>3) İnfaz Devletinin yetkili makamı, Hüküm Devletinde kabul edilen olayların sübutu ile bağlı kalacak ve hürriyeti bağlayıcı bir ceza yerine başka nitelikte bir ceza ikame edemeyecektir.</p>

<p>Madde 58</p>

<p>Âkit Taraflar nakil üzerinde mutabık kaldıkları takdirde, Âkit Tarafların yetkili makamları mümkün olan en kısa süre içinde hükümlünün naklinin yerini, tarihini ve şartlarını tespit edeceklerdir. Hükümlünün nakli Hüküm Devletinin ülkesinde gerçekleşecektir.</p>

<p>Madde 59</p>

<p>1) Şartla tahliye dahil cezanın infazı, İnfaz Devleti mevzuatına tabi olacaktır.</p>

<p>2) Genel af, Hüküm Devleti veya İnfaz Devleti mevzuatına göre uygulanacaktır.</p>

<p>3) Özel af, İnfaz Devletinin mevzuatına göre uygulanacaktır.</p>

<p><br />
4) İnfaz Devletine nakil olunan hükümlü hakkında ittihaz edilen mahkumiyet kararının yeniden tetkiki için yapılacak herhangi bir başvuruda yalnızca Hüküm Devleti mahkemesi karar verme yetkisine haiz olacaktır."</p>

<p>Tüm bu düzenlemeler çerçevesinde somut olay incelendiğinde;</p>

<p>Hükümlünün, İran'da işlediği "uyuşturucu öncül maddelerin kaçakçılığına katılım" suçundan dolayı İran Urumiye İlçe Yargısı İslam İnkilap Mahkemesi tarafından 25 yıl hapis ve 1.500.000.000 Riyal para cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek kesinleşen cezasının infazına, tutuklanma tarihi olan 07.11.2018 tarihinde İran Devletinde başlandığı, Adalet Bakanlığınca, "Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Cezai Konularda Adli İşbirliği Anlaşması" ve 6706 sayılı Kanun'un 30 ve 31 inci maddeleri gereğince uygulanacak müteakip işlemlere esas olmak üzere, aynı Kanun’un 30 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre bakiye hürriyeti bağlayıcı cezasının ülkemizde infazına karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İnfazın devri ile hükümlü nakli birbirinden farklı adlî iş birliği yöntemleri olup 6706 sayılı Kanun'un gerekçesinde belirtildiği üzere; "infazın devri"nin temelinde, devletlerin yabancı ülke mahkemelerinin kararlarına ulusal mahkemelerin kararları gibi değer tanımaları düşüncesi bulunmaktadır. Anılan Kanun'un, infazın devri koşullarının belirlendiği 26 ncı maddesinin ilk fıkrası uyarınca, bu adlî iş birliği yönteminin uygulanabilmesi için öncelikle hükümlünün Türkiye'de bulunması zorunludur. "Hükümlü nakli" ise; hükümlünün mahkûmiyet kararının verildiği ülkede infazına başlanılan hürriyeti bağlayıcı cezasının bakiye kısmının, diğer bir ülkede infazı için her iki devletin anlaşması ve hükümlünün rızası çerçevesinde talep edilen devletin ülkesine gönderilmesi sürecini ifade etmektedir. 6706 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde, Türkiye'ye yapılan hükümlü nakli işlemlerinin hangi şartlara ve usule göre yerine getirileceği belirlenmiştir.</p>

<p>Hükümlünün bakiye hürriyeti bağlayıcı cezasının infazı amacıyla Türkiye'ye nakil talebine istinaden, Adalet Bakanlığınca, 6706 sayılı Kanun'un "Türkiye'ye Hükümlü Nakli" başlıklı 30 uncu maddesi uygulanarak bakiye cezanın Türkiye'de infazına karar verilmiştir. Kanun yararına bozma talebinde bahsi geçen, anılan Kanun'un "İnfazın Devralınması" başlıklı 26 ncı maddesinde, infazın devralınması için aranan koşullardan biri "hükümlünün Türkiye'de bulunması" olup hükümlü talep tarihinde Türkiye'de bulunmadığından, somut olayda uygulanması kâbil olmayan 26 ncı madde tatbik edilmemiş ve hükümlü hakkında herhangi bir ek karar veya uyarlama kararı alınmamıştır.</p>

<p>Kanun yararına bozma istemine ilişkin olayda, hükümlünün talebi infazın devrine değil hükümlü nakline ilişkin olduğundan, uygulanacak kurallar da 6706 sayılı Kanun'un "hükmlü nakli"ne dair hükümleridir. 6706 sayılı Kanun'un "Türkiye'de İnfaz" başlıklı 31 inci maddesinin ikinci ve üçüncü bentlerinde "2) Hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir. 3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir; verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Anılan Kanun'un 31 inci maddesinin gerekçesinde; "Maddeyle, Türkiye'ye nakline karar verilen hükümlünün cezasının infazına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasında, nakline karar verilen hükümlünün, ceza infaz kurumunda geçireceği sürenin kendisine ve yabancı devlete bildirilmesi zorunluluğu getirilmektedir. Uygulamada, yabancı devlet, hükümlünün ceza infaz kurumunda geçireceği süreyi yetersiz bulup, nakle muvafakat vermeyebilmektedir. Nakil işlemlerinin devam edebilmesi için, sözkonusu bildirimin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bildirim yapıldıktan sonra, yabancı devletin nakli kabul etmesi üzerine, hükümlü Türkiye'ye getirilerek, maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şekilde infaza devam edilmek üzere, nakil dosyası ile birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilecektir. Hükümlüyü teslim alan Cumhuriyet başsavcılığı, infazına başlanan karara ilişkin bilgileri Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve istatistik genel Müdürlüğüne bildirmek zorunda olup, bu düzenlemeyle nakli gerçekleşen hükümlüye ait kayıtların sağlıklı bir şekilde tutulması ve takibi amaçlanmaktadır. maddenin ikinci fıkrasında, hükümlü hakkında yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet kararının, herhangi bir ek karar veya uyarlama kararı alınmadan Türk kanunlarına göre infaz edileceği düzenlenmektedir. Düzenleme yapılırken, Hükümlülerin Nakline dair Sözleşmenin "İnfaz devamı" başlıklı 10 uncu maddesindeki ilkeler benimsenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasıyla, mahkumiyetin esasına ilişkin talepleri değerlendirme yetkisinin, Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye uyumlu olarak , mahkumiyet kararını veren yabancı devlet mahkemesine aidiyeti benimsenmektedir. Bir başka deyişle, Türk mahkemelerinin mahkûmiyetin esasına ilişkin talepleri değerlendirme yetkisi bulunmamaktadır. Maddenin dördüncü fıkrasında, naklin gerçekleşmesinden sonra bakiye cezanın infazı sırasında, gerek yabancı devlette, gerekse Türkiye'de cezanın veya cezaya konu olan suçun genel af, özel af veya cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten nedenlerle değişmesi halinde hükümlünün bu durumdan istifade edip etmeyeceği hususunun bulunduğu yer ağır ceza mahkemesince karara bağlanacağı hüküm altına alınmaktadır." açıklamasına yer verilmiştir.</p>

<p>"Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Hukukî ve Cezaî Konularda Adlî İşbirliği Anlaşması"nın 57inci maddesinin birinci fıkrasında, "Âkit Taraflar nakil üzerinde mutabık kaldıkları takdirde, İnfaz Devletinin yetkili makamları, nakle ilişkin kararda yer alan cezanın niteliği ve süresi ile</p>

<p>bağlı olacaktır." denilmekte, ikinci fıkrasında ise; "Cezanın niteliği veya süresi İnfaz Devletinin mevzuatı ile bağdaşmamakta veya bu Devletin mevzuatı gerektirmekte ise, İnfaz Devletinin yetkili makamı bu cezayı, aynı nitelikteki suçlar için kendi kanununda öngörülen cezaya dönüştürebilecektir. Bu ceza, mümkün olduğu ölçüde, niteliği itibariyle Hüküm Devleti kararında verilen cezaya uygun olacaktır. Dönüştürülen ceza, niteliği ve süresi yönünden Hüküm Devletinde verilen cezadan ağır olamayacağı gibi İnfaz Devleti kanununda aynı nitelikte bir suç için öngörülen azami miktarı da geçmeyecektir." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, ikinci fıkradaki düzenleme Hüküm Devleti kararında öngörülen cezanın İnfaz Devleti kanununda öngörülen cezaya dönüştürülmesine ilişkin bir zorunluluk içermemekte olup bu hususta İnfaz Devletinin iç mevzuatına atıf yapmaktadır. Talep ve nakil tarihlerinde yürürlükte bulunan 6706 sayılı Kanun'da, hükümlü nakline uyarlama kararı alınması gerektiğine dair bir hüküm mevcut değildir. Söz konusu Kanun'un 31 inci maddesinin gerekçesinde de; maddenin ikinci fıkrasında, hükümlü hakkında yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararının, herhangi bir ek karar veya uyarlama kararı alınmadan Türk kanunlarına göre infaz edileceği, bu düzenleme yapılırken, Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmenin "infazın devamı" başlıklı 10 uncu maddesindeki ilkelerin (yani Hüküm Devleti tarafından belirlenen şekilde hükmün niteliği ve süresi ile bağlı olma prensiplerinin) benimsendiği açıkça belirtilmiştir. Kaldı ki İran devleti de bu şartlarla hükümlünün Türkiye'ye nakline izin vermiştir.</p>

<p>Eklemek gerekir ki hükümlü nakli; yabancı devlet mahkemelerince haklarında mahkûmiyet kararı verilip kesinleşen hükümlülerin, hürriyeti bağlayıcı cezalarını kendi sosyal çevrelerinde çekmeleri suretiyle sosyal rehabilitasyonlarını sağlamak amacını taşımakta olup, hükmolunan cezaların hafifletilmesi amacına yönelik olarak kabul edilmiş bir müessese değildir.</p>

<p>Diğer taraftan, hükümlü müdafiinin yabancı devlet mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının "Türk yargı sistemine uyarlanması" talebi mahkûmiyetin esasına ilişkin olmayıp bu hususta Hüküm Devletinin bir karar verme yetkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, her ne kadar, hükümlü müdafii tarafından yabancı mahkemece verilen mahkûmiyet kararının Türk yargı sistemine uyarlanması talebi hakkında, ... 36. Ağır Ceza Mahkemesince "Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Hukukî ve Cezaî Konularda Adlî İşbirliği Anlaşması"nın 57 nci maddesinin ikinci fıkrasında İnfaz Devletinin iç mevzuatına atıf yapıldığı, 6706 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararının Türk kanunlarına göre infaz olunacağı, söz konusu Kanun'un hükümlü nakli işlemlerinde uyarlama yargılaması yapılmasına imkân vermediği gerekçesiyle "talebin reddine" karar</p>

<p>verilmesi gerektiği gözetilmeden hükmün esasına yapılacak itirazların İran adli makamları nezdinde yapılması gerektiği" gerekçesiyle talep hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi yerinde değil ise de, ... 36. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2021 tarihli ve 2021/624 değişik iş sayılı "karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararına yönelik itirazın "reddine" dair verilen Merci kararı sonuç olarak, Kanun'a uygun olup kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>05.10.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20237824-e-20238434-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="93159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6706 SAYILI KANUN UYARINCA İNFAZIN DEVRİ VE HÜKÜMLÜ NAKLİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6706-sayili-kanun-uyarinca-infazin-devri-ve-hukumlu-nakli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6706-sayili-kanun-uyarinca-infazin-devri-ve-hukumlu-nakli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bu yazımızda;</strong> 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nda düzenlenen <i>infazın devri</i> ve <i>hükümlü nakli</i> müesseselerini anlatacak, bu müesseselerin uygulanma şartlarına yer vereceğiz.</p>

<p><strong>Cezai konularda uluslararası adli iş birliğinin usul ve esaslarını düzenleyen ve yabancı devletlerle cezai konularda yapılacak adli iş birliğini kapsayan 6706 sayılı Kanunun 26 ila 29. maddelerinde hüküm altına alınan infazın devrine göre;</strong> yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet kararlarının, hükümlünün Türkiye’de bulunması, mahkumiyet kararının kesinleşmiş olması, mahkumiyet kararına konu fiilin Türk Hukukuna göre suç teşkil etmesi ve zamanaşımına uğramamış olması, hürriyeti bağlayıcı cezalar için, merkezi makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hürriyeti bağlayıcı cezasının bulunması ve aynı suçtan dolayı Türkiye’de soruşturma veya kovuşturma yapılmamış olması koşullarının birlikte bulunması halinde, yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet kararları Türkiye’de infaz edilebilecektir (m.26/1).</p>

<p>İnfazın devrine ilişkin talep, Türk Hukukuna göre uyarlama kararı verilmesi için Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilir. Mahkemece 15 gün içinde, yabancı devlette verilen mahkumiyet kararında sübutu kabul edilen fiile, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza tayin olunur. Bu şekilde belirlenen ceza, yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Uyarlama kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. İtirazın reddi halinde karar kesinleşeceğinden, bu karara karşı yalnızca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ve Adalet Bakanlığı’na da kanun yararına bozma talebinde bulunulabilir. Ağır Ceza Mahkemesi, koruma tedbirleri hakkında da karar vermeye yetkilidir (m.26/5).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yabancı devletin infazı devretmesi üzerine durum, uyarlama kararını veren mahkemeye bildirilir. Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilmekle; mahkumiyetin esasını ilgilendiren talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir, verilen kararlar Ağır Ceza Mahkemesince yeniden uyarlanır (m.27/1-3).</p>

<p><strong>6706 sayılı Kanun m.30 gerekçesine göre infaz devrinin temelinde,</strong> ülkelerin yabancı ülke mahkemelerinin kararlarına ulusal mahkemelerin kararları gibi değer tanımaları düşüncesi bulunmaktadır.</p>

<p><strong>6706 sayılı Kanunun 30 ila 33. maddelerinde düzenlenen hükümlü nakline göre ise; </strong>yabancı devlet mahkemeleri tarafından hakkında mahkumiyet kararı verilen ve ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü, hükümlünün Türk vatandaşı olması veya Türkiye ile güçlü sosyal bağlarının bulunması, hükümlünün veya kanuni temsilcisinin rıza göstermesi, mahkumiyet kararının kesinleşmiş olması, mahkumiyet kararına konu fiilin Türk Hukukuna göre suç teşkil etmesi ve merkezi makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması koşullarının birlikte bulunması halinde, cezanın infazı amacıyla Türkiye’ye nakledilebilir (m.30/1). Hükümlülerin nakline Adalet Bakanı karar verir (m.30/4).</p>

<p>Hükümlünün nakline karar verilmesi üzerine, ceza infaz kurumlarında kalacağı süre hükümlüye ve yabancı makamlara bildirilir. Yabancı devlet ile hükümlünün nakli kabul etmesi üzerine, hükümlü Türkiye’ye getirilir. Hükümlü, nakil dosyası ile birlikte Cumhuriyet başsavcılığına teslim edilir. Hükümlü hakkında verilen mahkumiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir. Mahkumiyetin esasını ilgilendiren talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir, verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir (m.31/1-3).</p>

<p><strong>6706 sayılı Kanun m.30 gerekçesine göre hükümlünün naklinde temel amaç; </strong>sınır aşan sosyal nüfus hareketlerinin önemli ölçüde fazlalaşması, uluslararası ticari ilişkilerin yoğunlaşması, çifte vatandaşlık uygulamalarının ve yabancı evliliklerin artması gibi gerçekler gözetilerek, sosyal rehabilitasyon ve iktisadi faydanın sınırlarının genişletilmesidir. Kanun m.30/3’de de; nakil koşullarının bulunmadığının, naklin, hükümlünün sosyal rehabilitasyonuna katkı sağlamayacağının, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin milli güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması halinde, nakil talebinin Adalet Bakanlığı tarafından reddedilebileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>İki müessese ile ilgili ayrıntılı açıklamaları içeren <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20237824-e-20238434-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 05.10.2023 tarihli, 2023/7824 E. ve 2023/8434 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“İnfazın devri ile hükümlü nakli birbirinden farklı adlî iş birliği yöntemleri olup 6706 sayılı Kanunun gerekçesinde belirtildiği üzere; ‘infazın devri’nin temelinde, devletlerin yabancı ülke mahkemelerinin kararlarına ulusal mahkemelerin kararları gibi değer tanımaları düşüncesi bulunmaktadır. Anılan Kanunun, infazın devri koşullarının belirlendiği 26 ncı maddesinin ilk fıkrası uyarınca, bu adli iş birliği yönteminin uygulanabilmesi için öncelikle hükümlünün Türkiye’de bulunması zorunludur. ‘Hükümlü nakli’ ise; hükümlünün mahkumiyet kararının verildiği ülkede infazına başlanılan hürriyeti bağlayıcı cezasının bakiye kısmının, diğer bir ülkede infazı için her iki devletin anlaşması ve hükümlünün rızası çerçevesinde talep edilen devletin ülkesine gönderilmesi sürecini ifade etmektedir. 6706 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinde, Türkiye’ye yapılan hükümlü nakli işlemlerinin hangi şartlara ve usule göre yerine getirileceği belirlenmiştir.</i></p>

<p><i>Hükümlünün bakiye hürriyeti bağlayıcı cezasının infazı amacıyla Türkiye’ye nakil talebine istinaden, Adalet Bakanlığınca, 6706 sayılı Kanunun ‘Türkiye’ye Hükümlü Nakli’ başlıklı 30 uncu maddesi uygulanarak bakiye cezanın Türkiye’de infazına karar verilmiştir. Kanun yararına bozma talebinde bahsi geçen, anılan Kanunun ‘İnfazın Devralınması’ başlıklı 26 ncı maddesinde, infazın devralınması için aranan koşullardan biri ‘hükümlünün Türkiye’de bulunması’ olup hükümlü talep tarihinde Türkiye'de bulunmadığından, somut olayda uygulanması kabil olmayan 26 ncı madde tatbik edilmemiş ve hükümlü hakkında herhangi bir ek karar veya uyarlama kararı alınmamıştır.</i></p>

<p><i>Kanun yararına bozma istemine ilişkin olayda, hükümlünün talebi infazın devrine değil hükümlü nakline ilişkin olduğundan, uygulanacak kurallar da 6706 sayılı Kanunun ‘hükümlü nakli’ne dair hükümleridir. 6706 sayılı Kanunun ‘Türkiye’de İnfaz’ başlıklı 31 inci maddesinin ikinci ve üçüncü bentlerinde ‘2) Hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir. 3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir; verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir.’ hükmü yer almaktadır.</i></p>

<p><i>(…) Hükümlü nakli; yabancı devlet mahkemelerince haklarında mahkumiyet kararı verilip kesinleşen hükümlülerin, hürriyeti bağlayıcı cezalarını kendi sosyal çevrelerinde çekmeleri suretiyle sosyal rehabilitasyonlarını sağlamak amacını taşımakta olup, hükmolunan cezaların hafifletilmesi amacına yönelik olarak kabul edilmiş bir müessese değildir. Diğer taraftan, hükümlü müdafiinin yabancı devlet mahkemesince verilen mahkumiyet kararının ‘Türk yargı sistemine uyarlanması’ talebi mahkumiyetin esasına ilişkin olmayıp bu hususta Hüküm Devletinin bir karar verme yetkisi bulunmamaktadır”.</i></p>

<p><strong>Bu açıklamalar ışığında özetle;</strong></p>

<p>· <strong>İnfazın devrinde;</strong> hükümlünün Türkiye’de bulunması zorunlu olup, burada yabancı devlet infaz yetkisini Türkiye’ye devretmektedir. <strong>Hükümlünün naklinde ise; </strong>şahıs<strong> </strong>mahkumiyet kararının verildiği yabancı devletin ceza infaz kurumunda bulunmakta, nakil süreci, hükümlünün cezasının bakiye kısmını çekmek üzere fiziki olarak Türkiye’ye getirilmesini ifade etmektedir.</p>

<p>· <strong>İnfazın devrinde; </strong>hükümlünün rızası bir ön şart olarak aranmamış olup, bu müessesenin temelinde devletlerin yabancı ülke mahkemelerinin kararlarına ulusal mahkemelerinin kararları gibi değer tanımaları ve Türkiye’de bulunan bir kişinin cezasının infazsız kalmaması düşüncesi yatmaktadır. <strong>Hükümlünün naklinde ise, </strong>hükümlünün veya kanuni temsilcisinin rızası zorunlu bir koşuldur.</p>

<p>· <strong>İnfazın devrinde; </strong>Türk Hukukuna göre uyarlama kararı verilmesi için talep Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilir, mahkeme bir uyarlama kararı verilir. Mahkeme; yabancı karardaki fiilin Türk Hukukundaki karşılığını belirler ve Türk kanunlarına göre ceza tayin eder. <strong>Hükümlü naklinde ise; </strong>nihai karar Adalet Bakanı tarafından verilir, hükümlü naklinde mahkumiyet kararı herhangi bir ek karar veya uyarlama kararı alınmadan doğrudan infaz edilir. Bu bakımdan; infazın devrinde uyarlama davası zorunlu olduğundan, Türk Hukuku kuralları dikkate alınarak, varsa hataların giderilmesi ve hukuki nitelendirme itibariyle kararın iç hukuka uygun hale getirilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Ertekin Aksüt</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6706-sayili-kanun-uyarinca-infazin-devri-ve-hukumlu-nakli-1</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hapis-ceza-evin-nakil.jpg" type="image/jpeg" length="63126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU'NUN (KTK) “KARAYOLU DIŞI ÖZEL ALANLAR” BAKIMINDAN UYGULAMA ALANI VE SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununun-ktk-karayolu-disi-ozel-alanlar-bakimindan-uygulama-alani-ve-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununun-ktk-karayolu-disi-ozel-alanlar-bakimindan-uygulama-alani-ve-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alışveriş merkezi (AVM) otoparkları tartışmanın en görünür örneği olmakla birlikte; havaalanı/terminal otoparkları, otel ve hastane otoparkları, akaryakıt istasyonu sahaları, site içi yollar, fabrika/lojistik tesis iç sahaları, üniversite kampüs yolları, ücretli otoyol/erişme kontrollü yolların kamuya açık kesimleri gibi alanlar da “karayolu” kavramının sınırlarında yer almakta ve uygulamada sıkça uyuşmazlığa konu olmaktadır. Bu uyuşmazlığın merkezinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.2’de öngörülen genişletilmiş uygulama alanı (“karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar… park yeri/garaj… karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler…”) ile aynı alanların kimi zaman “özel mülkiyet, kontrollü giriş, güvenlik, ücret” gibi olgular nedeniyle KTK rejimi dışında kalabileceği iddiası yer alır.</p>

<p>Bu yazımızda; KTK m.2’nin sistematiği ve “karayolu gibi sayılan yerler” yaklaşımı, kamuya açıklık ve taşıt trafiği için faydalanılma kriterlerinin somutlaştırılması, içtihat eğilimleri ışığında AVM otoparkı merkezli fakat ondan daha geniş bir özel alan tipolojisi, KTK’nın uygulanmaması iddiasının hangi dar senaryolarda savunulabileceği, uygulanmama sonucunda TBK haksız fiil (TBK m.49) ve otopark işletenin sorumluluğu (TBK m.579) dahil olmak üzere alternatif sorumluluk rejimleri ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>GİRİŞ </strong></p>

<p>Özel alanlarda meydana gelen araç kaynaklı zararlar bakımından “Karayolları Trafik Kanunu (KTK) uygulanır mı?” sorusu, ilk bakışta teorik bir nitelendirme tartışması gibi görünse de uygulamada doğrudan sonuca etki eden kritik bir eşik niteliğindedir. Zira bu soruya verilecek cevap, yalnızca hangi normun uygulanacağını değil; aynı zamanda uyuşmazlığın nasıl kurulacağını, nasıl ispat edileceğini ve hangi hukuki strateji ile yürütüleceğini de belirler.</p>

<p>Her şeyden önce, olayın KTK kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, sorumluluğun hukuki niteliğini ve ispat rejimini köklü biçimde değiştirir. KTK’nın uygulanması halinde işletenin sorumluluğu, kanunun kendine özgü sistemi içinde ele alınır; “motorlu aracın işletilmesi” kavramı, illiyet bağı ve kusur tartışmaları bu özel rejim çerçevesinde değerlendirilir. Buna karşılık KTK’nın uygulama alanı dışında kalındığında, uyuşmazlık çoğunlukla Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine tabi olur ve bu durumda kusurun ispatı, özen borcu ve organizasyon kusuru gibi klasik sorumluluk unsurları ön plana çıkar.</p>

<p>Bunun yanında, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamı ve sigortacının sorumluluğu da doğrudan bu ayrımdan etkilenir. KTK’nın uygulanması, sigorta teminatının daha geniş ve sistematik bir çerçevede değerlendirilmesini sağlarken; uygulama dışı bırakılması halinde sigortacılar tarafından teminat dışı itirazlarının daha sık ileri sürüldüğü görülmektedir.</p>

<p>Öte yandan, kusur tespitinin yöntemi bakımından da önemli farklılıklar ortaya çıkar. Her ne kadar otoparklar, site içi yollar veya kampüs alanları gibi yerlerde fiilen trafik kuralları uygulanıyor olsa da KTK’nın uygulanmadığı kabul edildiğinde değerlendirme, trafik kurallarından ziyade genel dikkat ve özen yükümlülüğü eksenine kayar. Bu durum, bilirkişi incelemelerinden mahkemenin takdirine kadar pek çok aşamada farklı sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Son olarak, görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi ile yargılama stratejisinin kurgulanması da bu tartışmanın doğrudan etkisi altındadır. Sigorta şirketine yöneltilecek talepler, uyuşmazlığın ticari veya tüketici işlemi niteliği, hatta bazı hallerde idarenin hizmet kusuruna dayalı sorumluluğu gibi hususlar, KTK’nın uygulanıp uygulanmayacağına bağlı olarak farklı hukuki yolları gündeme getirebilir.</p>

<p>Bu itibarla, özel alanlarda gerçekleşen trafik kazalarında KTK’nın uygulama alanına ilişkin tartışma, salt teorik bir ayrım olmaktan öte; davanın kaderini tayin edebilecek ölçüde pratik ve stratejik bir önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>2. KTK m.2 Kapsamında Uygulama Alanının Kural ve İstisna Üzerinden Genişleyen Yapısı</strong></p>

<p>Karayolları Trafik Kanunu’nun uygulama alanını belirleyen 2. maddesi, ilk bakışta yalın bir kural ortaya koymakla birlikte, dikkatle incelendiğinde iki katmanlı ve oldukça işlevsel bir sistem kurduğu görülür. Nitekim hüküm, önce genel kuralı ortaya koyar: Kanun, esas itibarıyla karayollarında uygulanır. Bu ifade, kanunun klasik anlamda “trafik hukuku” düzenlemesi olduğunu ve çıkış noktasının karayolu trafiği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Ne var ki kanun koyucu burada durmamış, uygulamada doğabilecek boşlukları öngörerek bu temel kuralı genişleten ikinci bir aşama da öngörmüştür. Gerçekten de aynı maddede yer alan “aksine hüküm yoksa” ibaresiyle başlayan düzenleme, KTK’nın yalnızca karayollarıyla sınırlı olmadığını; belirli şartlar altında karayolu dışındaki alanlarda da uygulanabileceğini açıkça kabul etmektedir.</p>

<p>Bu genişletilmiş uygulama alanı özellikle iki temel ölçüt üzerinden şekillenmektedir: “kamuya açıklık” ve “karayolu taşıt trafiği bakımından fiilî kullanım”. Buna göre, her ne kadar fiziksel olarak karayolu niteliği taşımıyor olsa da; kamuya açık bulunan ve araç trafiğinin fiilen gerçekleştiği park yerleri, garajlar, akaryakıt istasyonları, terminaller ya da benzeri alanlar bakımından da KTK hükümlerinin uygulanması mümkündür. Aynı şekilde, erişme kontrollü ya da ücretli yolların kamuya açık kesimleri ile belirli bağlantıları sağlayan su üzeri ulaşım araçlarının karayolu araçlarına ayrılmış bölümleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, kanun koyucu uygulama alanını belirlerken mülkiyet türünü değil, kullanım biçimini esas almıştır. Başka bir ifadeyle, bir yerin tapuda özel mülkiyete tabi olması, tek başına KTK’nın uygulanmasına engel teşkil etmez. Asıl belirleyici olan; o alanın fiilen araç trafiğine açık olup olmadığı ve kamunun kullanımına sunulup sunulmadığıdır.</p>

<p>Dolayısıyla KTK m.2 hükmü, klasik “karayolu” kavramını aşan ve uygulamayı hayatın gerçeklerine yaklaştıran bir yaklaşım benimsemektedir. Bu yaklaşım, özellikle site içleri, alışveriş merkezi otoparkları, özel işletmelere ait açık alanlar gibi sınır durumlarda, hukuki nitelendirmenin yalnızca fiziksel değil aynı zamanda işlevsel bir değerlendirme ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p><strong>3. “Kamuya Açıklık” ve “Taşıt Trafiği İçin Faydalanma” Ölçütlerinin Somut Olayda Belirlenmesi</strong></p>

<p>KTK m.2’nin genişletilmiş uygulama alanı, iki temel kavram üzerinden somutlaşmaktadır: “kamuya açıklık” ve “karayolu taşıt trafiği için faydalanma”. Ne var ki bu kavramlar, kanunda tanımları açıkça yapılmış teknik terimler olmaktan ziyade, uygulama ve içtihat yoluyla içeriği doldurulan esnek ölçütlerdir. Bu durum, özellikle sınırda kalan uyuşmazlıklarda yorumun belirleyici hale gelmesine neden olmaktadır.</p>

<p>“Kamuya açıklık” kavramı, uygulamada çoğu zaman yüzeysel bir yaklaşımla ele alınmakta ve örneğin girişte bariyer bulunması ya da bir tür kontrol mekanizmasının varlığı, doğrudan kamuya açıklığın yokluğu şeklinde değerlendirilebilmektedir. Oysa bu yaklaşım isabetli değildir. Zira öğretide ve yargı kararlarında ağırlıklı olarak benimsenen görüşe göre kamuya açıklık, mutlak ve sınırsız bir giriş serbestisini değil; fiilen belirli bir genişlikteki kişi çevresinin kullanımına sunulmuş olmayı ifade eder. Bu çerçevede alışveriş merkezleri, havaalanları, hastaneler, oteller gibi yerlerde, her ne kadar belirli kurallar ve sınırlamalar bulunsa da, bu alanların geniş ve belirsiz bir kullanıcı kitlesine hitap etmesi nedeniyle kamuya açık olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Buna karşılık, girişin yalnızca belirli kişilerle sınırlandırıldığı, örneğin önceden belirlenmiş personel listeleri, abonman sistemleri ya da sıkı kimlik kontrolleri ile genel kullanımın fiilen dışlandığı alanlarda kamuya açıklık unsurunun zayıfladığı ya da tamamen ortadan kalktığı söylenebilir. Dolayısıyla burada belirleyici olan, şekli engellerden ziyade fiili erişilebilirliğin kapsamıdır.</p>

<p>Öte yandan, “karayolu taşıt trafiği için faydalanma” ölçütü de en az kamuya açıklık kadar önem taşımaktadır. Kanun her ne kadar park yeri, garaj gibi alanları açıkça saymış olsa da, bu yerlerin otomatik olarak KTK kapsamına girdiğini kabul etmek doğru değildir. Esas olan, söz konusu alanın araç trafiğine ne ölçüde tahsis edildiği ve bu trafiğin nasıl organize edildiğidir.</p>

<p>Nitekim yönlendirme levhalarının bulunduğu, şerit düzeninin oluşturulduğu, giriş-çıkış sirkülasyonunun planlandığı ve araç dolaşımının aktif olduğu alanlar, “taşıt trafiği için faydalanılan yer” olarak kabul edilmeye daha elverişlidir. Buna karşılık, araçların yalnızca park edildiği, hareketin son derece sınırlı olduğu ya da alanın esasen teknik/operasyonel amaçlarla kullanıldığı (örneğin yalnızca forklift veya servis araçlarının dolaştığı kapalı depo alanları gibi) yerlerde bu unsurun varlığı tartışmalı hale gelebilir.</p>

<p>Sonuç olarak, KTK m.2’nin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilirken, kamuya açıklık ve taşıt trafiğine tahsis unsurlarının birlikte ve somut olayın özellikleri ışığında ele alınması gerekir. Bu iki ölçüt, katı ve şekli kriterler olarak değil; fiili kullanımın niteliğini esas alan tamamlayıcı değerlendirme araçları olarak görülmelidir.</p>

<p><strong>4. Özel Alan Tipolojisi: AVM Otoparkı ile Sınırlı Olmayan “Sınır Alanlar” Üzerinden Bir Değerlendirme</strong></p>

<p>KTK m.2’nin öngördüğü genişletilmiş uygulama alanı, yalnızca alışveriş merkezi otoparklarıyla sınırlı bir tartışma değildir. Aksine uygulamada, farklı nitelikteki özel alanlarda meydana gelen kazalar bakımından benzer nitelendirme sorunları ortaya çıkmakta ve bu durum belirli bir tipoloji oluşturmayı gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede aşağıda yer verilen sınıflandırma, her bir alan türü bakımından KTK’nın uygulanmasına ilişkin “tipik eğilimleri” ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte hemen belirtmek gerekir ki, bu kategoriler kesin sonuçlar doğurmaz; nihai değerlendirme her zaman somut olayda fiilî erişim ve kullanım biçimi birlikte dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p>Kamuya hizmet sunan büyük ölçekli tesislerin —örneğin alışveriş merkezleri, havaalanları, terminaller ve hastaneler— otopark ve sirkülasyon alanları, KTK’nın uygulanmasına en elverişli örnekler arasında yer almaktadır. Bu tür alanlar genellikle geniş ve belirsiz bir kullanıcı kitlesine açıktır; karayolu ile doğrudan bağlantılıdır; araç trafiği belirli bir düzen içinde organize edilmiştir ve trafik riskleri, nitelik itibarıyla karayoluna oldukça benzer şekilde ortaya çıkar. Bu nedenlerle, yargı kararlarında da sıklıkla görüldüğü üzere, bu alanlarda meydana gelen kazaların KTK kapsamında değerlendirilmesi yönünde güçlü bir eğilim bulunmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık apartman ve site içi yollar ile otoparklar, daha hassas bir ayrım gerektiren alanlar olarak karşımıza çıkar. Burada belirleyici olan, alanın fiilen ne ölçüde “kamuya açık” olduğu ve kullanımın ne kadar geniş bir çevreye yayıldığıdır. Nitekim ziyaretçi, kargo, kurye ve taksi girişlerinin serbest olduğu, güvenlik kontrollerinin sembolik düzeyde kaldığı sitelerde kamuya açıklık unsurunun gerçekleştiği kabul edilebilir. Buna karşılık, girişin sıkı şekilde denetlendiği, yalnızca belirli kişi listeleri ile sınırlı tutulduğu ve dışarıdan erişimin ciddi ölçüde kısıtlandığı sitelerde kamuya açıklık tartışmalı hale gelir. Yargıtay’ın bazı kararlarında apartman otoparklarının, karayolu ile bağlantısı ve fiilî kullanım biçimi dikkate alınarak KTK kapsamında değerlendirilebildiği görülmekle birlikte, bu değerlendirme her somut olayda yeniden yapılmaktadır.</p>

<p>Akaryakıt istasyonları, servis alanları ve benzeri yerler ise kanun metninde açıkça sayılmış olması nedeniyle ayrı bir önem taşır. KTK m.2/a hükmü bu alanları doğrudan kapsama dahil ettiğinden, bu tür yerlerde “karayolu dışında kalma” yönündeki savunmalar çoğu durumda zayıf kalmaktadır. Bununla birlikte, örneğin yalnızca belirli bir filoya hizmet veren ve genel kullanıma kapalı olan istasyonlar gibi istisnai durumlarda, kamuya açıklık unsuru yeniden tartışma konusu olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşılık fabrika sahaları, liman içleri, lojistik depolar gibi yalnızca yetkili araçların girebildiği ve hareketin büyük ölçüde operasyonel faaliyetlere dayandığı alanlar, KTK’nın uygulanmaması yönündeki iddiaların daha güçlü şekilde ileri sürülebildiği örneklerdir. Zira bu tür alanlarda giriş genellikle sıkı güvenlik tedbirlerine tabidir; alan genel trafiğe tahsis edilmemiştir ve araç hareketleri klasik anlamda trafikten ziyade üretim veya lojistik sürecinin bir parçası niteliğindedir. Bu nedenle bu gibi durumlarda uyuşmazlıkların Türk Borçlar Kanunu’nun genel sorumluluk hükümleri, iş sağlığı ve güvenliği çerçevesinde organizasyon kusuru ya da duruma göre idarenin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmesi daha olasıdır.</p>

<p>Son olarak, erişme kontrollü veya ücretli karayollarının kamuya açık kesimleri bakımından kanun koyucunun yaklaşımı oldukça açıktır. KTK m.2/b hükmü, bu tür yolları açıkça uygulama alanına dahil etmektedir. Dolayısıyla bu alanların özel işletme modeliyle işletilmesi ya da kullanımın belirli bir ücret karşılığında sağlanması, kamuya açıklık unsurunu ortadan kaldırmaz. Aksine, kanun koyucu bu tür sınırlamaların varlığına rağmen, bu yolların kamuya açık kesimlerinde KTK hükümlerinin uygulanacağını açıkça kabul etmiştir.</p>

<p>Tüm bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde, özel alanlarda KTK’nın uygulanıp uygulanmayacağı meselesinin, tek bir ölçüte indirgenemeyecek kadar çok boyutlu olduğu görülmektedir. Bu nedenle tipolojik sınıflandırmalar yol gösterici olmakla birlikte, belirleyici olan her zaman somut olayın kendine özgü koşullarıdır.</p>

<p><i>“... araçların hasarlandığı yer apartmanın otoparkı olup, KTK'nun 2 ve 3. maddelerindeki tanımlara uygun olarak kamuya açık alan ve karayolu ile bağlantısı olduğu için karayolu sayılan yerlerden olduğunun kabulü gerekir...” 17. Hukuk Dairesi 2011/12047 E., 2012/5742 K. </i></p>

<p><i>“a) Karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile,<br />
b) Erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da,<br />
Bu Kanun hükümleri uygulanır” açıklamasıyla, karayolu tanımına girmediği hâlde genel trafiğin kullanımına açık olan yerlerin “karayolu gibi” kabul edileceği, bu durumlarda da KTK’nın uygulanacağı vurgulanmıştır. “ Hukuk Genel Kurulu 2017/1716 E. , 2021/915 K.</i></p>

<p><strong>5. KTK’nın Uygulanmaması Halinde Başvurulabilecek Sorumluluk Rejimleri ve İspat Stratejisi</strong></p>

<p>Karayolları Trafik Kanunu’nun somut olaya uygulanmaması, çoğu zaman hatalı biçimde “sorumluluğun ortadan kalktığı” şeklinde yorumlanabilmektedir. Oysa bu durum, yalnızca uygulanacak hukuki rejimin değiştiğini ifade eder. Nitekim KTK dışında kalan uyuşmazlıklarda da zarar görenin korunması, Türk Borçlar Kanunu’nun genel ve özel sorumluluk hükümleri aracılığıyla sağlanmaya devam eder.</p>

<p>Bu çerçevede ilk ve en temel başvuru noktası, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde düzenlenen genel haksız fiil sorumluluğudur. Bu hüküm uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişinin, bu zararı gidermekle yükümlü olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla KTK’nın uygulanmadığı hallerde, özellikle sürücünün dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışları ile işletmecinin organizasyon kusuru daha belirgin hale gelir.</p>

<p>Bununla birlikte, araçların bir otopark, garaj veya vale hizmeti kapsamında işletmeciye bırakıldığı durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 579. maddesi özel bir sorumluluk rejimi öngörmektedir. Bu hüküm, işletenin kendisine bırakılan veya çalışanları tarafından kabul edilen araçların uğrayabileceği zararlar bakımından sorumluluğunu esas alır ve belirli koşullar altında kusursuz sorumluluğa yaklaşan bir yapı ortaya koyar. Ancak burada kritik ayrım, aracın fiilen işletmeciye teslim edilip edilmediği noktasında düğümlenir. Nitekim anahtarın sürücüde kaldığı ve yalnızca “self-park” şeklinde kullanılan alanlarda bu hükmün uygulanması daha sınırlı yorumlanırken; vale hizmeti ya da anahtar teslimi gibi durumlarda işletmecinin sorumluluğu belirgin şekilde ağırlaşır.</p>

<p>Öte yandan, KTK’nın uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin tartışmanın çoğu zaman davanın kaderini belirlediği dikkate alındığında, ispat stratejisinin de bu eksende kurgulanması gerekir. Özellikle “kamuya açıklık” unsurunun varlığı ya da yokluğu, soyut iddialarla değil, somut delillerle ortaya konulmalıdır. Bu noktada yerinde keşif ve kroki çalışmaları, alanın karayolu ile bağlantısını, giriş-çıkış düzenini ve trafik organizasyonunu ortaya koyması bakımından büyük önem taşır. Benzer şekilde kamera kayıtları, plaka tanıma sistemleri ve otopark otomasyon verileri, alanın kimler tarafından ve ne ölçüde kullanıldığını somut biçimde gösterebilir.</p>

<p>Ayrıca işletme içi düzenlemeler, ziyaretçi kabul prosedürleri ve güvenlik uygulamaları da kamuya açıklık değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır. Ücretli kullanım tek başına kamuya açıklığı ortadan kaldırmazken, yalnızca abonman sistemine dayalı ve dışarıdan erişimi fiilen engelleyen yapılar, KTK’nın uygulanmaması yönündeki iddiaları güçlendirebilir. Tanık beyanları da alanın fiili kullanımına ilişkin iddiaların hayatın olağan akışına uygunluğunu test eden tamamlayıcı bir unsur olarak önem taşır.</p>

<p><strong>6. SONUÇ </strong></p>

<p>Sonuç olarak, KTK m.2 hükmü karayolu kavramını mülkiyet esasından ziyade fiili kullanım, kamuya açıklık ve taşıt trafiği ekseninde genişleten bir yaklaşım benimsemektedir. Bu nedenle alışveriş merkezleri, havaalanları veya akaryakıt istasyonları gibi alanlarda KTK’nın uygulanması genel eğilim olmakla birlikte; her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi zorunludur. Özellikle kamuya kapalı, tahsisli ve operasyonel kullanımın ağır bastığı alanlarda KTK’nın uygulanmaması iddiası daha güçlü bir zemine oturabilir. Ancak bu iddianın kabulü, ancak kamuya açıklık ve taşıt trafiğine tahsis unsurlarının somut olayda gerçekleşmediğini ortaya koyan güçlü ve tutarlı bir delil seti ile mümkün olacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>AV. RIDVAN YILMAZ &amp; AV. ZEYNEP YILDIZ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununun-ktk-karayolu-disi-ozel-alanlar-bakimindan-uygulama-alani-ve-sonuclari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/otopark-ter.jpg" type="image/jpeg" length="97916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakimi silahla vuran savcıdan 'Aşk' savunması: 'Aşk çıkrığı olmayan bir kuyuya benzer, ben de çıkamadım']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakimi-silahla-vuran-savcidan-ask-savunmasi-ask-cikrigi-olmayan-bir-kuyuya-benzer-ben-de-cikamadim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakimi-silahla-vuran-savcidan-ask-savunmasi-ask-cikrigi-olmayan-bir-kuyuya-benzer-ben-de-cikamadim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde görevli hakim A. K.’ı silahla yaralayan savcı M. Ç. K.’ın yargılanmasına başlandı. Sanık savcı savunmasında müşteki hakimden özür dilediğini belirterek, “Aşk çıkrığı olmayan bir kuyuya benzer. Ben de çıkamadım. Olayın sıcaklığı ve düştüğü aşk çukurundan çıkamadı o da. Kastım öldürme olsa kafasına tek kurşunla öldürebilirim.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı M..K. (33), İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23’üncü Ceza Dairesi’nde (İstinaf) görevli üye Hâkim A. K.’ı (45), 13 Ocak saat 13.00 sıralarında ziyarete gittiği odasında silahla bir el ateş ederek vurmuştu. Savcı K., ikinci kez ateş etmek istediği sırada ise odada bulunan Maltepe Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü çaycı Yakup K. tarafından engellenmişti. Hakim K. olaydan yaralı olarak kurtulurken savcı K. hakkında ‘kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’, ‘cebir ve tehdit kullanmak suretiyle iş yeri dokunulmazlığını ihlal’, ‘silahla ve zincirleme şekilde tehdit’, ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek’ ve ‘ısrarlı takip’ suçlarından, 20 yıl 2 aydan 42 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılması talebiyle dava açılmıştı.</p>

<p><strong>“MÜŞTEKİDEN ÖZÜR DİLİYORUM”</strong></p>

<p>İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık savcı M. K., müşteki hakim A.K. ve tarafların avukatları katıldı.</p>

<p>Savunmasını yapması için söz verilen sanık K., hatalarının bedelini ödemeye hazır olduğunu belirterek, “Geldiğimiz noktada bana bunun fazlası ödetilmeye çalışılıyor. Bunun nedeni de Cumhuriyet Savcısı olmam, eyvallah. Sözlerime başlamadan önce de onu da yıpratmak istemiyorum. Müştekiden de burada özür dilemek istiyorum.” dedi.</p>

<p><strong>“AŞK ÇIKRIĞI OLMAYAN BİR KUYUYA BENZER”</strong></p>

<p>A.K. ile duygusal birliktelik yaşadıklarını anlatan sanık K. savunmasının devamında özetle şunları anlattı:</p>

<p>“Benim müşteki ile evlenme gibi isteğim vardı. Nisan ve Mayıs’ta yaşadığımız hadiseler evlilik kararından beni soğutmuştu. Aşk çıkrığı olmayan bir kuyuya benzer. Ben de çıkamadım. Hamile kalmıştı. Kendisine bebeği aldırma konusunda baskı yapmadım, evlenme teklifinde de bulunmadım. Kürtaj olmasının ardından ciddi bir psikolojik baskı gördüm. O da bana aşık oldu, hamile kaldı sonuçta. Kürtaj olayı ve dairesinde yaşadığı hadiseler nedeniyle bu sorunla ilişkimize yansıdı. Sonraki süreçte müşteki tekrar hamile kaldığını söyledi. Ben orada doğrusu biraz şaşırdım. Burada onu da suçlamak istemiyorum. Olayın sıcaklığı ve düştüğü aşk çukurundan çıkamadı o da.”</p>

<p><strong>“İSTESEM ÖLDÜRÜRDÜM, TAMAMEN BİR AŞK HADİSESİ”</strong></p>

<p>“Bugün burada yalan söylemeyeceğim. O mesajları ben attım. Gitmesini istediğimi söyledim. Kendisi beni tersledi. İkinci gebeliğin de doğru olduğuna ve çocuğun benden olduğuna inanıyorum. Daha sonra aramızda hararetli bir tartışma oldu. Kendisine asla vurmadım. Kendisi bana çok vurdu. Alnıma yumruklar attı. Odaya kahramanımız çaycı girdi. Hakime hanım çaycıya bana saldırıyor deyince çaycı bana müdahale etmeye çalıştı. Hakime hanımla aramıza girdi. Çaycı 30 saniyelik olayda 4-5 tane yalan söylüyor. Müştekinin çantasına doğru yöneldiğini ve bana silah çıkaracağını düşündüm. Tabancayı aşağıya doğrulttum. Tabanca ile ilk atışımı yaptım. İlk atışta vurulmadığına eminim. Kendisi bacağından yararlandı. Çantasına hamle yapmaktan vazgeçmemesi ile silahımın namlusunu yine doğrulttum. Kendisini öldürmek istesem zaten öldürürdüm. Polis memurlarında biraz akıl olsa beni zaten vururlardı. Polis memurlarımız bu konuda çok becerikli değil biliyorsunuz. Asansörde savcı olduğumu söyledim. Bunun üzerine kelepçemi de çıkardılar. Kastım öldürme olsa kafasına tek kurşunla öldürebilirim. Müştekiyi tanıdığımda 29 yaşındaydım. Kadın örgütleri geldilerse hoş gelmişler. İyi ki de gelmişler. Bu kadına karşı işlenmiş bir suç olarak görülmemeli. Tamamen bir aşk hadisesi.”</p>

<p><strong>“SÜREKLİ RAHATSIZ ETTİ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyanda bulunması için söz verilen müşteki hakim A.K. ifadesinde ilişkilerinin bitmesine rağmen sanığın sürekli kendisini rahatsız ettiğini belirterek şunları anlattı: “Kendisini engellememe rağmen bu sefer de iş yerime gelmeye başladı. İlişkimiz içerisinde beni defalarca kez sıkıştırmıştı. En son olarak kendisini engelledim. Telefondan engelleyince odama daha fazla gelmeye başladı. Çok uzun bir süre tedirgindim. Kapımı kilitleyerek çalıştım uzun bir süre. Her yerden engelledim. Sanık banka hesabıma para göndererek açıklamalara yazdığı notlarla benimle iletişime geçmeye başladı. Odamda telefonun fişini çekerek çalışıyordum. Aramalarından dolayı çalışmak mümkün değildi. Sürekli arkamı kolluyordum.”</p>

<p><strong>“ÖFKELENİNCE GÖZÜ HİÇBİR ŞEYİ GÖRMÜYOR”</strong></p>

<p>“Olay günü sanık odama geldi. Baskın yaparak geldi. ‘Gideceksin buradan, bunun sözünü vereceksin bana’ dedi. Masama kadar geldi dayandı. O sırada kalemi aramaya çalıştım. Sanık arkamdan telefonu kapattı. Elimi kolumu tuttu. Kafamı bastırdı. Sanığa güç yetiremedim. Sonra silahı çıkarttı mermiyi ağzına sürdü. Sanığın ateş edeceğini gerçekten düşünmedim. Beni bezdirmeye çalıştığını düşündüm. Çaycı geldi, ‘bana saldırıyor’ dedim çaycıya. Aramıza girdi, sanığı kapıya doğru süpürdü. Çıkmamaya çalıştı sanık, ben hemen kalemi aradım. Güvenliği çağırmalarını istedim. Beni kasığımdan vurdu. İkinci kez ateş etmeye çalıştı, ben masanın altına saklandım. Çaycı sanığın elinden silahı aldı. Ne olup ne bittiğinden sanığın ne işler çevirdiğinden haberim yoktu benim. Tedavim bittikten sonra öğrendim çoğunu. ‘Planlı değil’ falan demesin. Sanığın ne kadar öfkeli bir insan olduğunu biliyorum, öfkelenince gözü hiçbir şeyi görmüyor. Tüm suçlar bakımından sanıktan şikayetçiyim.”</p>

<p><strong>MAHKEME BAŞKANI: KİMSENİN ÖZEL HAYATI BİZİ İLGİLENDİRMEZ</strong></p>

<p>Sanık avukatı söz alarak müştekiye A.K.’a sorular yöneltti. Avukat, “Yaşadığı bu ilişkiyi normal görüyor mu hakime hanım? Benim müvekkilimi şantajcı, sapık ilan etti. Normalleştiriyor mu kendisi bu ilişkiyi? Bir hamilelik yaşamışsınız benim müvekkilim istemediği halde bu ikincisi neden?” diye sordu.</p>

<p>Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Aralarındaki özel hayatlarındaki mesele bizi ilgilendirmez, bu bizim dosyamızın konusu değil. Kimse burada hakim-savcı olduğu için mesleğine yönelik yargılanmıyor. Bu şekilde sorular yöneltemezsiniz.” diyerek soruyu reddetti.</p>

<p><strong>“HALA O GÜCÜM VE KUDRETİM VAR”</strong></p>

<p>Daha sonra sanık K. söz alarak, “Benim itibarım zedelenmeye çalışılıyor, buna basın da alet ediliyor. Basına sadece benimle ilgili aleyhe hususlar servis edildi. Ben saplantılı aşık yapıldım, sapık yapıldım. Bunlar yazılmadı, yazdırıldı. Müşteki vekilliği ve basın arasında yapıldı bunlar. Halen daha yıpratılmak isteniyorum. Ben müştekinin hakimlik yapmasını engelleyebilirdim, yaptığı şeyler dolayısıyla. Hala o gücüm ve kudretim var, bunu söyleyeyim. Tutukluluğumun devam etmesine imkan yok bu olayın sadece bir yaralama olduğu anlaşılacak. 44 yaşında bir kadın kendi rızası dışında nasıl hamile kalıyor. İkinci hamilelik neden gerçekleşti bunu sormanız gerekiyor başkanım? 3 aydır tutukluyum, ben Cumhuriyet Savcısıyım, ev hapsiyle yargılanmak bile bana ağır geliyor.” dedi.</p>

<p><span style="color:#999999">Haber: Elif Altın / Hürriyet</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakimi-silahla-vuran-savcidan-ask-savunmasi-ask-cikrigi-olmayan-bir-kuyuya-benzer-ben-de-cikamadim</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-121.jpg" type="image/jpeg" length="46398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/695 E., 2016/522 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014695-e-2016522-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014695-e-2016522-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2016 tarihli, 2014/695 E., 2016/522 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2014/695 E., 2016/522 K.</strong></p>

<p><strong>DAVAYA SÜRESİ İÇİNDE CEVAP VERMEYEN DAVALIYA DELİL GÖSTERMESİ İÇİN SÜRE VERİLEMEMESİ<br />
YASAL SÜRE GEÇTİKTEN SONRA DELİL GÖSTERME TALEBİNDE BULUNULMASI<br />
BOŞANMA DAVASI İLE VELAYET NAFAKA VE TAZMİNAT İSTEMİ<br />
CEVAP DİLEKÇESİNİN SUNULMASI<br />
ÖN İNCELEME DURUŞMASI<br />
TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 166<br />
1982 ANAYASASI (2709) Madde 90<br />
1982 ANAYASASI (2709) Madde 141<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 119<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 122<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 127<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 128<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 129<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 140<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 145<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 141</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki “boşanma ve fer’ileri” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli 2. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.12.2012 gün ve 2012/455 E., 2012/1020 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.06.2013 gün ve 2013/5480 E., 2013/18157 K. sayılı ilamı ile;<br />
(...Davalı, davaya cevap vermemiş, ön inceleme duruşmasında "boşanmak istemediğini" ifade etmiştir. Mahkemece, ön inceleme duruşması sonucunda "tahkikata geçilmesine" karar verilip, davacının daha önceden göstermiş olduğu delillerin toplanmasına karar verildiği halde, davalıya delil göstermesi ve delillerini sunması için imkan tanınmamış, tahkikat için belirlenen duruşmada davacının gösterdiği deliller toplanıp, sonuca gidilmiştir.</p>

<p>Davalının, davaya cevap vermemiş olması, ön incelemede uyuşmazlık konularının belirlenmesinden sonra bu konulara ilişkin delil gösterme ve sunma hakkını ortadan kaldırmaz. Davaya süresinde cevap vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. (HMK.md.128) Durum böyle olmakla birlikte, süresinde davaya cevap vermeyen davalı, diğer tarafın kusurlu olduğuna yönelik bir vakıa ileri süremez ise de, kötüye kullanılmadıkça onun ileri sürdüğü vakıaları çürütmeye yönelik delil bildirebilir. Bu bakımdan davalıya açıklanan çerçevede kanunda belirtilen süre içinde olmak şartıyla delil gösterme hakkı tanınmalıdır. Aksinin kabulü, cevap süresini bir kez kaçırmış veya davaya süresinde cevap vermemiş olan davalıya savunmasını ispat etme hakkını tanımamak olur. Bu ise usul hukukunun vazgeçilmez bir ilkesi olan "hukuki dinlenilme hakkını" (HMK.md.27) ortadan kaldırır. Öyleyse, davalıya yukarıda belirtilen çerçevede delil göstermesi için süre verilmesi, gösterdiği taktirde delillerin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır...)<br />
gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca evlilik birliğinin sarsılması hukuksal sebebine dayalı boşanma davası ile boşanmanın fer’isi niteliğindeki velayet, nafaka ve tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>Davacı (kadın) vekili, davalının evlilikleri boyunca müvekkiline hakaret ettiğini, şiddet uyguladığını, yaralama eylemleri nedeniyle iki ayrı ceza davası açıldığını ileri sürerek, tarafların boşanmalarına, çocuğun velayetinin anneye verilmesine, tedbir, iştirak, yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı asil, cevap dilekçesi vermemiştir. Katıldığı ön inceleme duruşmasında, boşanmak istemediğini beyan etmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkemece, davalının evlilik birliğinin devamı süresince davacıya şiddet uyguladığı, evinin geçim yükümlülüğünü yerine getirmediği, en son şiddet uygulaması üzerine tarafların ayrı yaşamaya başladıkları, bu haliyle davalının tam kusurlu hareketleri nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına ve fer’ilerine karar verilmiştir.<br />
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuş, yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.<br />
Hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yasal süresinde davaya cevap vermeyen davalının, kötüye kullanılmadıkça davacı tarafın ileri sürdüğü vakıaları çürütmeye yönelik delil bildirip bildiremeyeceği, cevap dilekçesiyle delil bildirmeyen davalıya ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık konusunda delil bildirmesi için süre verilmesinin gerekip gerekmediği, varılacak sonuca göre somut olayda davalıya delil göstermesi için süre verilerek gösterdiği takdirde delilleri toplanarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Öncelikle, uyuşmazlığa etkili olan hukuk ilkelerinin ve mavzuatın açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Anayasanın 90. maddesinin beşinci fıkra hükmü uyarınca, milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacak olması nedeniyle ilk olarak belirtilmesi gerekir ki; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi de yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir.</p>

<p>Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yargısal sistemlerini AİHS’nin 6. maddesinde yer alan şartlara göre makul bir sürede yargılama dahil olmak üzere uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner –İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. paragraf).</p>

<p>Bir davaya taraf olan herkesin karşı taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997).</p>

<p>Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991).</p>

<p>Anayasanın 141. maddesinde de “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’da yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır.</p>

<p>Bu aşamada, 6100 sayılı HMK’nın delillerin ibrazıyla ilgili hükümlerini değerlendirmek gereklidir.</p>

<p>HMK’nın 119/1-(f) hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir.<br />
Maddenin gerekçesinde bu gerekliliğin, 6100 sayılı HMK’nda bir yenilik olarak düzenlendiği ifade edilmiştir. Böylece, özellikle ispat konusunda davaların usul ekonomisi ilkesine uygun bir biçimde, makul bir sürede sonuçlanması hedeflenmiştir.</p>

<p>Delillerin bildirilmesi hakkındaki bu düzenleme, Kanunumuzda kabul edilen somutlaştırma yükünün de bir gereğidir (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013, 14. Bası, s. 506).</p>

<p>Dava dilekçesinin davalıya tebliğinde, davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceğinin ihtarının gerektiği HMK’nın 122. maddesinde düzenlendikten sonra aynı süreye “cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesinde tekrar yer verilerek “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır…” şeklinde düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>Bu aşamada vurgulamak gerekir ki; HMK’nın 122. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanun tarafından düzenlenmiş kesin bir süre hâline getirilmiştir.<br />
Bu hakkını kullanmayan, yani süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacaktır (HMK. m.128).<br />
6100 sayılı HMK’nın “Cevap dilekçesinin içeriği” başlığını taşıyan 129. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin cevap dilekçesinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Tarafların ikinci dilekçelerini verme usulleri de ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, davacının, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesini; davalının da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesini verebileceği belirlenmiştir (HMK. m. 136).</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (HMK. m. 121, 129/2).</p>

<p>Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK. m.140/5).</p>

<p>Bu madde metninde vurgulanması gereken husus “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır.</p>

<p>6100 sayılı HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sisteminde, ön inceleme duruşmasında tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak, davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira, dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön incelemede ek olarak bildirilen süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak (m. 145, c. 1) dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi halde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple, 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması halinde bu deliller dikkate alınmamalıdır (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2015, 3. Bası, s. 328, 332).</p>

<p>Dilekçelerin teatisi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, “delil” bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. Anılan hüküm aynen; “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere gerek davacı gerekse davalı bakımından delil gösterme ile delil sunma ayrı olarak ele alınmış; dava ve cevap dilekçelerinde iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının belirtilmesi zorunluluğundan söz edildikten sonra, eldeki belgelerin dilekçelere eklenmesi, elde bulunmayan belgeler için ise nereden getirtileceği konusunda bilgi verilmesi gerektiği açıkça öngörülmüştür. HMK’nın 140/5. maddesinde de dilekçelerde belirtilen ve fakat henüz sunulmayan belgelerin süresinde sunulmaması halinde uygulanacak yaptırımı açıklamıştır.</p>

<p>Tekrar edilmesinde yarar vardır ki; yasa koyucu, tarafların, kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyecek olmalarını emredici bir düzenlemeyle (m.145) benimsedikten sonra, bunun istisnalarını da belirtmiştir. Buna göre, ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilecektir.</p>

<p>Bu aşamada bir diğer istisnai hükmün açıklanması gereklidir. O da “iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. madde hükmü olup, yasa hükmü; “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir.</p>

<p>Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir ....şüphesiz bu imkan, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında, ancak karşı tarafın açık muvafakati (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan hususların özetlenmesi gerekirse; AİHS'nin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılamanın etkin ve makul bir süre içinde bitirilmesi için 6100 sayılı HMK’da düzenlemelere yer verilmiş olup, bu bağlamda delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Tarafların, Kanunda belirtilen bu sürelerden sonra delil gösterebilmeleri ancak iki yasa maddesinde belirtilen hallerle sınırlıdır. Onlar da; iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde ile sonradan delil gösterilmesinin hüküm altına alındığı 145. maddedeki durumlardır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışında somut olay incelendiğinde; davalının cevap dilekçesi vermediği hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Dava dilekçesinin usule uygun ihtar içerir şekilde tebliğinden sonra iki haftalık süre içerisinde delillerini bildirmeyen davalının sonradan delil gösterebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hallerin mevcudiyeti de somut olayda ileri sürülmüş değildir. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde koşulları da oluşmamıştır. Kaldı ki somut olayda davalı, cevap ve delil bildirmek için mehil talebini 18.09.2012 tarihli ön inceleme duruşmasından sonra tahkikat aşamasında 02.11.2012 tarihli duruşmada ileri sürmüştür.</p>

<p>Bu durumda; dava dilekçesinin davalıya 31.05.2012 tarihinde usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğinden savunmanın dayanağı olarak süresinde ileri sürülen bir delil (HMK. m. 129/1-e) bulunmadığından yerel mahkemenin davalıya delil göstermesi için süre vermesine yasal olarak imkân bulunmadığının kabulü gerekir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, dava dilekçesindeki talepler arasında müşterek çocuğun velayetinin anneye verilmesi isteminin de bulunduğu, kamu düzenine ilişkin bu talep nedeniyle davalı delillerinin toplanmasına imkân tanınmasının gerektiği ifade edilmiş, bir kısım üyeler tarafından ise; süresinde davaya cevap vermeyen davalının, diğer tarafın kusurlu olduğuna yönelik bir vakıa ileri süremez ise de, kötüye kullanılmadıkça onun ileri sürdüğü vakıaları çürütmeye yönelik delil bildirebileceği, aksinin kabulünün, cevap süresini kaçırmış veya davaya süresinde cevap vermemiş olan davalıya savunmasını ispat etme hakkını tanımamak olacağı, bunun ise hukuki dinlenilme hakkını ortadan kaldıracağı belirtilmiş, bazı üyelerce de; uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında belirlendiği için tarafların delillerini göstermeleri gereken (son) tarihin, dava veya cevap dilekçesi değil, hakimin HMK’nın l40/5. madde hükmü uyarınca taraflara vereceği iki haftalık kesin sürenin son günü olduğu ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğunca bu görüşler yukarıda açıklanan gerekçelerle kabul edilmemiştir.</p>

<p>Hal böyle olunca; süresinde cevap dilekçesi vermeyerek delillerini bildirmeyen davalı tarafın yasal süre geçtikten sonra delil bildirme talebinin reddinin gerektiğine ilişkin olarak verilen Yerel Mahkeme direnme kararı yerindedir.</p>

<p>Ne var ki, esasa ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 20.04.2016 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014695-e-2016522-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="36551"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/144 E., 2021/834 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017144-e-2021834-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017144-e-2021834-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarihli, 2017/144 E., 2021/834 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/144 E., 2021/834 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mengen Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili; müvekkili ile dava dışı ... Tur. San. Tic. Ltd. Şti. arasında nakliyat emtia sigorta sözleşmesi yapıldığını, sözleşme gereğince nakliye rizikolarına karşı sigortalanan mandalina emtiasının davalıya ait vasıta ile taşınmakta iken 05.10.2010 tarihinde meydana gelen tek taraflı kaza neticesinde tamamen zayi olduğunu, bu nedenle sigortalısına 23.700TL ödeme yapıldığını, oluşan zarardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek 23.700TL’nin ödeme tarihi olan 08.04.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı, usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6.1. Mengen Asliye Mahkemesinin 21.06.2012 tarihli ve 2011/279 E., 2012/142 K. sayılı kararı ile; davalı yönetimindeki aracın davalının tam kusurlu hareketi ile kaza yaptığı, araçta bulunan mandalina emtiasının tamamen zayi olduğu ve bu nedenle davalının oluşan zarardan sorumlu olması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 23.700TL'nin dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>6.2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.09.2013 tarihli ve 2012/17052 E., 2013/15218 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava, nakliyat sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerekmekte olup, asile yapılan tebligat geçersizdir. Somut olayda, 05.06.2012 tarihli bilirkişi raporu, davalı taraf vekiline değil, davalı asil ...'a tebliğ edilmiştir. Bu durumda, bilirkişi raporunun vekile tebliğinin sağlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.<br />
6.3. Mengen Asliye Mahkemesinin 13.03.2014 tarihli ve 2014/14 E., 2014/89 K. sayılı kararı ile; bozma ilamına uyularak, Yargıtay bozma kararının usulî eksikliğe ilişkin olduğu, söz konusu usulî eksikliğin bilirkişi raporu davalı vekiline tebliğ edilerek giderildiği, esas yönünden inceleme ve bozma yapılmadığından eksper raporunda ve ibranamede belirtilen miktar üzerinden davanın kısmen kabulü gerektiği gerekçesiyle 23.699,60TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.11.2014 tarihli ve 2014/11313 E., 2014/18393 K. sayılı kararı ile; “…Dava, nakliyat emtia sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak, yazılı gerekçe ile karar verilmiş ise de; bozma ilamında 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılmasının gerektiği, asile yapılan tebligatın geçersiz olduğu, somut olayda 05.06.2012 tarihli bilirkişi raporunun davalı taraf vekiline değil, davalı asil ...'a tebliğ edildiği, bu durumda, bilirkişi raporunun vekile tebliğinin sağlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken bilirkişi raporunun davalı vekiline tebliğinin sağlanması ve davalı vekili tarafından rapora itiraz edilmesi hâlinde gerektiğinde aynı heyetten ek rapor alınması veya başka bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınması ve bu bilirkişi raporunun dosyada mevcut tüm deliller ile birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi iken, Dairemiz bozma ilamına yanlış anlam verilerek, bozmanın usuli eksikliğe ilişkin olduğu gerekçesi ile 05.06.2012 tarihli bilirkişi raporunun davalı vekiline tebliği ile yetinilmiş, dolayısıyla uyulan bozma ilamının gereği yerine getirilmemiştir. Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklandığı şekilde davalı vekilinin rapora vaki ciddi itirazlarını karşılayacak şekilde aynı heyetten ek rapor alınması veya başka bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınması, bu bilirkişi raporunun dosyada mevcut tüm deliller ile birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:</p>

<p>9. Mengen Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.05.2015 tarihli ve 2015/45 E., 2015/78 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, Yargıtay bozma kararından sonra kusur tespitine dair bilirkişi raporunun davalı vekiline tebliğ edildiği, ancak davalı vekilinin rapora karşı kusur oranına ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı, itirazın bozma öncesinde ileri sürülmeyen mandalina emtiasının fiyatına ilişkin olduğu, yargılamada hiç savunulmayan yeni ve farklı hususların sonradan ileri sürülmesinin usule aykırı olduğu, zira usul kuralları gereğince tarafların iddia ve savunmalarını belirtilen sürelerde bildirmek zorunda oldukları, mahkemede ileri sürülme imkânı olan bir hususun burada ileri sürülmeyip daha sonra temyizde ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, davalı vekilinin bu talebinin usule aykırı olduğu gibi davacı yönünden oluşan usulî müktesep hakkın da ihlali sonucunu doğuracağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:</p>

<p>10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının cevap dilekçesi vermemiş olması karşısında kusur oranını tespit eden bilirkişi raporuna, raporun içeriği haricinde itiraz edilerek yeni vakıaların ileri sürülmesinin iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı vekilinin itirazlarını karşılayacak şekilde aynı heyetten ek rapor veya başka bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınmasının gerekip gerekmediği hususunda toplanmaktadır.</p>

<p>III. GEREKÇE</p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin hukukî sonuçları ile iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı hakkında genel olarak bilgi verilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) davaların en az giderle sonuçlandırılması ve yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla delillerin bildirileceği zaman düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler aynı zamanda taraflara, karşı tarafın gösterdiği delillerden haberdar olmak suretiyle sunulan delillere karşı delil, iddia veya savunma bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır.</p>

<p>14. HMK’nin “Dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1-e-f maddesine göre; davacı, dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorundadır. Ayrıca davacının genel ifadelerle delillerini belirtmesi yeterli olmayıp hangi delillere dayandığı da dilekçeden anlaşılmalıdır. Delillerin bildirilmesine ilişkin bu düzenleme, somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir (Pekcanıtez, Hakan: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku C. II, İstanbul, 2017, s. 1139).</p>

<p>15. HMK’nin “Belgelerin birlikte verilmesi” başlıklı 121/1 maddesine göre; dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabî olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Ayrıca, aynı Kanun’un “Cevap dilekçesinin içeriği” başlıklı 129/1-d-e maddesine göre; cevap dilekçesinde, davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin bildirilmesi gerekir. Bu husus da davalının savunmasını somutlaştırma yükümlülüğünün gereğidir. Davalı da davacı gibi savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları hangi delillerle ispat edeceğini cevap dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermeli ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların teminini sağlayıcı açıklamalarda bulunmalıdır (Pekcanıtez, s.1237-1239).</p>

<p>16. HMK’nin “Dava dilekçesinin tebliği” başlıklı 122. maddesine göre; dava dilekçesi mahkeme tarafından davalıya tebliğ edilir ve davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceği tebliğ zarfında gösterilir. Aynı Kanun’un “Cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesine göre ise cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.</p>

<p>17. HMK’nin “Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu” başlıklı 128. maddesine göre; süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Cevap vermemek davalının bilerek cevap vermemesi biçiminde olabileceği gibi, cevap süresinin kaçırılması suretiyle de olabilir. Davayı inkâr etmiş sayılan davalı, daha sonra ikinci cevap dilekçesi veremez. Zira ikinci cevap dilekçesi cevaba cevap dilekçesine karşı verilir. Cevap dilekçesi vermemiş olan davalının sadece inkâr ile yetinmiş olduğu varsayılır ve ön inceleme ile tahkikat aşamasında sadece inkâr çerçevesinde savunma yapabilir ve bu yönde ispat faaliyetinde bulunarak delil gösterebilir (Pekcanıtez, s. 1206). Öte yandan davalının süresinde cevap dilekçesi vermemesi sonucunda davacının da artık cevaba cevap dilekçesi veremeyeceğinin tabii bulunması karşısında, HMK’nin 136. maddesine göre dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması nedeniyle ön inceleme aşamasına geçilecek ve kanundan kaynaklı istisnai hâller dışında görülmekte olan davaya ilişkin taraflar açısından iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı başlamış olacaktır.</p>

<p>18. HMK’nin “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141/1 maddesi 28.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hâliyle; “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile daha uyuşmazlığın en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ayrıca HMK'nin 141/2 maddesinde, iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>19. Bununla birlikte süresinde cevap vermediği için davayı inkâr etmiş sayılan davalının mevcut vakıanın içeriğine dâhil olan bir husus ileri sürmesi veya açıklaması yeni vakıa ileri sürüldüğü anlamına gelmez. Bu itibarla süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalının, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkârı) ispat için karşı delil göstermesi mümkündür. Ancak davalı, davayı inkârının karşı delilini göstermek bahanesi ile yeni vakıalar ileri sürerse, bununla savunmasını genişletmiş olur. Bu hâlde mahkeme, davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte değerlendirerek varacağı sonuca göre hüküm vermelidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü C. II, İstanbul, 2001, s. 1848).</p>

<p>20. Hemen belirtilmesi gerekir ki, savunmayı genişletme ve değiştirme yasağına öncelikle def’iler ve ona ilişkin vakıalar dâhildir. Zira def’i taraflarca ileri sürülmedikçe mahkemece dikkate alınamaz. Buna karşılık itirazlar bakımından bir ayrım yapmak gerekir. Çünkü hâkim itirazları dosya kapsamına dâhil olduğu, dosyadan anlaşıldığı kadarıyla dikkate almak zorundadır. Dava dosyasına girmiş ve dava malzemeleri arasında bulunan itirazların daha sonra ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi değildir. Dava dosyasından anlaşılamayan itiraz sebeplerinin ve bunlara ilişkin vakıaların ileri sürülmesi ise savunmanın genişletilmesi olarak kabul edilecektir.</p>

<p>21. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dışı ... Tur. San. Tic. Ltd. Şti. ile davalı arasında 23.940 kg mandalina emtiasının taşınması için sözleşme yapıldığı, aynı zamanda bu taşıma nedeniyle davacı ile dava dışı ... Tur. San. Tic. Ltd. Şti. arasında nakliyat emtia sigorta poliçesi düzenlendiği, emtianın davalıya ait vasıta ile taşınmakta iken 05.10.2010 tarihinde meydana gelen tek taraflı kaza neticesinde tamamen zayii olduğu, bu nedenle davacı tarafından sigortalısına mandalina fiyatı 1TL’den hesaplanarak ve muafiyet oranı düşülerek 23.699,60TL ödendiği anlaşılmaktadır. Eldeki davada ise davacı tarafından sigortalısına ödenen tazminat, meydana gelen kazadan tamamen sorumlu olduğu ileri sürülen davalıdan talep edilmektedir.</p>

<p>22. Dava dilekçesi mahkemece davalıya usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen, davalı tarafından cevap dilekçesi verilmemiştir. Bu durumda yukarıda da bahsedildiği üzere davalı HMK’nin 128. maddesi gereğince davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmalıdır. Dolayısıyla davacı vekili tarafından davalının tam kusurlu olduğu ve mandalinanın fiyatının 1TL olarak kabul edilmesi gerektiği yönünde ileri sürmüş olduğu vakıaların tamamı davalı tarafından inkâr edilmiştir. Başka bir deyişle cevap dilekçesi vermeyen davalının, davacının ileri sürdüğü vakıaları inkâr etmekle mandalinanın fiyatının 1TL olarak kabul edilemeyeceği ve kendisinin tam kusurlu olmadığı yönünde savunma yaptığı kabul edilmelidir. Süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı davacının davasını zımnen kabul etmiş (veya davacının ileri sürdüğü vakıaları zımnen ikrar etmiş) sayılamayacağı için davacının, dava dilekçesinde bildirdiği vakıaları ispat etmesi gerekir; başka bir deyişle ispat yükü davacıya düşer.</p>

<p>23. Mahkemece, davalının cevap dilekçesi vermemekle aynı zamanda mandalinanın 1TL olmasını da inkâr ettiği hususu gözden kaçırılarak sadece kusur tespiti yönünden makine mühendislerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınarak karar verilmiştir. Oysa davalının mandalinanın fiyatını da inkâr etmiş sayılacağı gözetilerek bu hususta da dosya kapsamında yer alan deliller değerlendirilerek inceleme ve araştırma yapılması gerekmektedir.</p>

<p>24. Ayrıca davalı, cevap dilekçesi vermemekle birlikte ön inceleme duruşmasından itibaren kendisini vekil ile temsil ettirmiştir. Özel Dairenin birinci bozmasından sonra kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporu davalı vekiline tebliğ edilmiş; bunun üzerine davalı vekili tarafından verilen bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde kusur oranına itiraz edilmeyerek sadece mandalinaların bozuk olduğu ve bu hususun gözetilerek bilirkişi raporu hazırlanması gerektiği ileri sürülmüştür. Ne var ki davalı vekili tarafından bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürülen bu vakıa, yukarıda bahsedildiği üzere savunmanın genişletilmesi niteliğindedir. Bu nedenle HMK’nin 141/1 maddesi gereğince davalının bu savunması üzerinde durulması mümkün değildir.</p>

<p>25. Bu itibarla mahkemece, davalının mandalinaların bozuk olduğu yönündeki savunması dikkate alınmadan sadece cevap dilekçesi vermemekle mandalinanın fiyatını da inkâr ettiği de kabul edildiğinden içerisinde ziraat mühendisinin de bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>26. O hâlde direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440-III/1 maddesi gereğince miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 24.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017144-e-2021834-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="36444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGISAL DİLEKÇELER ÜZERİNE DENEMELER - 4]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargisal-dilekceler-uzerine-denemeler-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargisal-dilekceler-uzerine-denemeler-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cevap Dilekçesi Sunmayan Davalının Delil Gösterme Hakkına ilişkin son uygulamalar]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) davaya cevap süresi kural olarak iki hafta olarak düzenlenmiştir. Süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmayan davalının, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte, cevap dilekçesi sunmayan davalının sonradan delil gösterip gösteremeyeceği hususu uygulamada ve öğretide tartışmalı bir konu olarak varlığını sürdürmektedir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.11.2016, 27.12.2018, 13.06.2019 ve 04.02.2021 tarihli kararlarında süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmayan davalının sonradan delil göstermesinin mümkün olmadığı yönünde içtihat oluşturulmuşken, 24.06.2021 tarihli kararla bu yaklaşımın değiştiği yönünde bir izlenim meydana gelmiştir.</p>

<p><strong>I. Cevap Dilekçesi Sunmamanın Hukuki Sonuçları </strong></p>

<p>HMK’nın 127. maddesi uyarınca davalıya, dava dilekçesine cevap vermesi için kural olarak iki haftalık süre tanınmıştır. Bu süre içerisinde cevap dilekçesi sunmayan davalının hukuki durumu ise HMK’nın 128. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmayan davalı, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.</p>

<p>Öte yandan HMK’nın 141. maddesi, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra tarafların iddia ve savunmalarını genişletemeyeceğini veya değiştiremeyeceğini düzenlemiştir. Bu hüküm, cevap dilekçesi sunmayan davalının sonradan ileri sürebileceği savunmaların kapsamının belirlenmesi bakımından önemlidir.</p>

<p>Bu noktada temel sorun, cevap dilekçesi sunmayan davalının yalnızca inkâr ile sınırlı kalıp kalmayacağı ve bu inkâr kapsamında delil gösterip gösteremeyeceği hususunda ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>II. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2016 Tarih ve sonraki Yaklaşımı </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014695-e-2016522-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.04.2016 tarihli, 2014/2-695 E., 2016/522 K. sayılı kararı</a> ile başlayan ve 16.11.2016, 27.12.2018, 13.06.2019 ve 04.02.2021 tarihli kararlarla sürdürülen içtihat doğrultusunda, süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmayan davalının sonradan delil göstermesinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşımda, davalının savunma hakkını süresi içerisinde kullanmadığı, sonradan delil göstermesinin savunmanın genişletilmesi yasağını ihlal edeceği ve bu durumun usul ekonomisi ile yargılamanın düzenli yürütülmesi ilkelerine aykırılık teşkil edeceği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar, uzun süre uygulamada istikrar kazanmış ve yerel mahkemeler ile bölge adliye mahkemeleri tarafından da benimsenmiştir.</p>

<p><strong>III. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.06.2021 Tarihli Kararı ve Tartışmalar</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017144-e-2021834-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.06.2021 tarihli, 2017/11-144 E., 2021/834 K. sayılı kararı</a> ile önceki içtihatlardan farklı olarak cevap dilekçesi vermeyen davalının inkâr çerçevesinde savunma yapabileceği ve bu doğrultuda delil gösterebileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Kararda, Pekcanıtez’e yapılan atıf doğrultusunda cevap vermemenin bilerek veya sürenin kaçırılması suretiyle gerçekleşebileceği belirtilmiş; cevap dilekçesi sunmayan davalının yalnızca inkâr ile yetindiğinin varsayılması gerektiği ifade edilmiştir. Bu nedenle davalının ön inceleme ve tahkikat aşamalarında inkâr kapsamında savunma yapmasına imkân tanınması gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Kararda ayrıca davalının, davacının ileri sürdüğü vakıaların doğru olmadığını ispat etmek amacıyla karşı delil gösterebileceği ifade edilmiştir. Ancak davalının bu kapsamı aşarak yeni vakıalar ileri sürmesi hâlinde savunmanın genişletilmesi yasağının ihlal edilmiş olacağı da açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>IV. Kişisel görüşüm </strong></p>

<p>Uygulamada, özellikle son yıllarda istinaf mahkemeleri ve Yargıtay’ın, yargılamaların uzamasına yönelik eleştiriler nedeniyle usule ilişkin bozma kararlarını sınırlı tuttuğu yönünde bir kanaatin oluştuğu gözlemlenmektedir. Yerel mahkemelerin usule ilişkin bazı hatalarının, işin esasına etkili olmadığı gerekçesiyle göz ardı edildiği ve daha çok maddi uyuşmazlığın çözümüne odaklanıldığı görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bağlamda 24.06.2021 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararının, bir içtihat değişikliği olarak değerlendirilmesi mümkün görünse de, kararın içeriği incelendiğinde tartışma odağının yeni bir delil listesi sunulmasına ilişkin olmadığı, daha çok bilirkişi incelemesi kapsamında değerlendirme yapılmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim kararda önceki Hukuk Genel Kurulu kararlarının tartışılmamış olması, savunmanın genişletilmesi yasağına vurgu yapılması ve kararın oybirliği ile alınmış olması da, bir içtihat değişikliğinden ziyade somut olaya özgü bir değerlendirme yapıldığını göstermektedir.</p>

<p>Ayrıca Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve 7. Hukuk Dairesi’nin 2024 ve 2025 yıllarına ait kararlarında, cevap dilekçesi sunmayan tarafın sonradan delil listesi veremeyeceği yönündeki açık değerlendirmelerin devam ettiği görülmektedir. Bu durum da 24.06.2021 tarihli kararın, tam anlamıyla bir içtihat değişikliği olarak kabul edilmemesi gerektiği yönündeki görüşü güçlendirmektedir.</p>

<p>Ancak mahkemelerin usule ilişkin çok ciddi hatalar yaptığı bir ortamda en azından maddi gerçeğin ortaya çıkması anlamında savunmanın genişletilmesi yasağının da korunması suretiyle dava dilekçesinde ileri sürülen her bir vakıanın inkarına yönelik davalı tarafın delil sunması veya gösterdiği delillerin toplanmasına olanak sağlanmasının hem hukuki hemde daha adil olacağını düşünüyorum.</p>

<p>Öte yandan cevap dilekçesi sunmayan davalının yalnızca inkâr edilmiş sayılması ancak bu inkârın ispatına yönelik delil sunamaması, savunma hakkının fiilen ortadan kalkmasına neden olabilmektedir. Bu durum, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bakımından da tartışmalı bir sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017144-e-2021834-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu’nun 24.06.2021 tarihli, 2017/11-144 E., 2021/834 K. sayılı kararı</a> ile benimsediği yaklaşımın, savunma hakkı ile usul ekonomisi arasında denge kurmaya yönelik bir çözüm olarak değerlendirilerek istikrar kazandırılmasının her anlamda doğru olacağı kanaatindeyim.</p>

<p><strong>Hasan ÇAKMAK </strong></p>

<p><strong>Hukukçu</strong></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargisal-dilekceler-uzerine-denemeler-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; YARGISAL DİLEKÇELER ÜZERİNE DENEMELER-1</span></a></strong></h3>

<h3><a href="https://www.hukukihaber.net/yargisal-dilekceler-uzerine-denemeler-2" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>&gt;&gt; YARGISAL DİLEKÇELER ÜZERİNE DENEMELER-2</strong></span></a></h3>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargisal-dilekceler-uzerine-denemeler-3" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; YARGISAL DİLEKÇELER ÜZERİNE DENEMELER-3</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong><br />
Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul, 2001.<br />
Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi.<br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014695-e-2016522-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.04.2016, 2014/2-695 E., 2016/522 K.</a><br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017144-e-2021834-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.06.2021, 2017/11-144 E., 2021/834 K.</a></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargisal-dilekceler-uzerine-denemeler-4</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="88710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mart ayı kira artış oranı yüzde 32,82 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mart-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3282-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mart-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3282-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mart ayının enflasyon verileri belli oldu, nisan ayında kiracılara uygulanabilecek tavan zam oranı şekillendi. 12 aylık enflasyon ortalamasının baz alındığı tavan zam oranı yüzde 32,82 oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TÜİK, mart ayının enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre; nisanda konut ve iş yerleri için uygulanabilecek tavan zam oranı yüzde 32,82 oldu.</p>

<p>Kirada uygulanabilecek tavan zam oranı, TÜİK'in açıkladığı enflasyon verileriyle birlikte ortaya çıkan 12 aylık enflasyon ortalamasıyla belirleniyor.</p>

<p>2024'ün temmuz ayına kadar 2 yıl boyunca konut kiralarında yüzde 25 zam tavanı uygulanmıştı.</p>

<p></p>

<p><strong>SON 7 AYLIK KİRA ARTIŞ ORANLARI ŞU ŞEKİLDE:</strong></p>

<p>Ağustos 2025: Yüzde 39,62</p>

<p>Eylül 2025: Yüzde 38,36</p>

<p>Ekim 2025: Yüzde 37,15</p>

<p>Kasım 2025: Yüzde 35,91</p>

<p>Aralık 2026: Yüzde 34,88</p>

<p>Ocak 2026: Yüzde 33,98</p>

<p>Şubat 2026: Yüzde 33,39</p>

<p>Mart 2026 TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) – Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi) Oranları Türkiye İstatistik Kurumu tarafından belirlendi. Açıklanan verilere göre yeni oranlar aşağıdaki gibidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="49"></td>
   <td valign="top" width="75"></td>
   <td colspan="2" width="118">
   <p><strong>Önceki Aya Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="121">
   <p><strong>Önceki Yılın Aralık Ayına Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="118">
   <p><strong>Önceki Yılın Aynı Ayına Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="116">
   <p><strong>12 Aylık Ortalamalara Göre</strong></p>

   <p><strong>%</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="49">
   <p><strong>YIL</strong></p>
   </td>
   <td width="75">
   <p><strong>AY</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="61">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="60">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>Yİ-ÜFE</strong></p>
   </td>
   <td width="58">
   <p><strong>TÜFE</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="49">
   <p><strong>2026</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>2,30</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>1,94</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>7,58</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="61">
   <p><strong>10,04</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="60">
   <p><strong>28,08</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>30,87</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>25,98</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="58">
   <p><strong>32,82</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 344. Maddesi gereğince; taraflarca bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla belirlenecek olup; Mart 2026 Kira artış oranı %<strong>32,82 </strong>olmuştur.</p>

<p><strong>Kira Artışına Türk Borçlar Kanunu Uyarınca Uygulanan Endeksler (Oranlar)</strong></p>

<p>1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk borçlar kanunu 344. Madde</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"></td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2026 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2027 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2028 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2029 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2030 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong><strong> </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong>Ocak*</strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">33,98</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Şubat</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">33,39</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mart</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">32,82</td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Nisan</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mayıs</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Haziran</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Temmuz</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ağustos</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Eylül</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ekim</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Kasım</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Aralık</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109"></td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103"></td>
   <td valign="bottom" width="107"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"></td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2021 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2022 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2023 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2024 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2025 YILI</strong></p>

   <p><strong><strong>ENDEKS</strong><strong>**</strong></strong><strong> </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong>Ocak*</strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">12,53</td>
   <td valign="bottom" width="107">22,58</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>72,45</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>54,72</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>56,35</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Şubat</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">12,81</td>
   <td valign="bottom" width="107">25,98</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>71,83</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>55,91</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">53,83</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mart</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">13,18</td>
   <td valign="bottom" width="107">29,88</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>70,20</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>57,50</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">51,26</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Nisan</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">13,70</td>
   <td valign="bottom" width="107">34,46</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>67,20</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>59,64</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">48,73</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Mayıs</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">14,13</td>
   <td valign="bottom" width="107">39,33</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>63,72</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>62,51</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">45,80</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Haziran</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">14,55</td>
   <td valign="bottom" width="107">44,54 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>59,95</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>65,07</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">43,23</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Temmuz</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">15,15</td>
   <td valign="bottom" width="107">49,65 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>57,45</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">65,93</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p></p>

   <p>41,13</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ağustos</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">15,78</td>
   <td valign="bottom" width="107">54,69 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>56,28</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>64,91</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">39,62</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Eylül</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">16,42</td>
   <td valign="bottom" width="107">59,91 (25,00)***</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>55,30</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">63,47</td>
   <td valign="bottom" width="107">38,36</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Ekim</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">17,09</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>65,26</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>54,26</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">62,02</td>
   <td valign="bottom" width="107">37,15</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Kasım</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">17,71</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>70,36</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>53,40</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">60,45</td>
   <td valign="bottom" width="107">35,91</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72"><strong><strong>Aralık</strong></strong></td>
   <td valign="bottom" width="109">19,60</td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>72,31</p>

   <p>(25,00)***</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>53,86</p>

   <p>(25,00)****</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">58,51</td>
   <td valign="bottom" width="107">34,88</td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2016 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2017 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2018 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS </strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2019 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS** </strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2020 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS** </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ocak*</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,50</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>4,96</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,66</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,16</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>14,52</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,61</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>5,87</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,50</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,93</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,94</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,64</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,35</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,70</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,33</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,47</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>8,01</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,36</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,39</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,66</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>5,19</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>9,02</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,80</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,10</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>9,98</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>16,57</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,88</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,88</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,77</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>10,94</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>17,41</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,91</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,51</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,51</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,05</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,78</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>19,62</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,27</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,07</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>13,26</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>21,36</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>18,27</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,47</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>3,83</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>14,47</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">23,73</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>16,81</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>11,74</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>3,93</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>15,38</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">25,52</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,87</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,04</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p>4,30</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>15,82</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">27,01</td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p>15,18</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p>12,28</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2015 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2014 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2013 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2012 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2011 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak*</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>9,59</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,22</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,89</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,23</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,36</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>7,36</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,17</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,98</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,66</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,27</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,57</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,21</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,74</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,24</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,42</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,43</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,26</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,88</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,59</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,14</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,55</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,76</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,92</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,84</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,58</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,03</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,58</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,11</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>3,93</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,80</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,26</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,32</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,10</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,98</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,72</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,28</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,25</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>4,48</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,09</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2010 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2009 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2008 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2007 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2006 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,14</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,81</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,08</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,68</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,45</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,94</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,08</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,04</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>1,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,99</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>5,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,49</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>2,52</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>10,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,01</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,09</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>3,50</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,95</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,27</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>4,30</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,34</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,39</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,97</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,33</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,47</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,76</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>9,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>5,82</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>4,19</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>10,68</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>8,29</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>6,49</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>3,22</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>11,29</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,77</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,06</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>7,71</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>2,20</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>7,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>7,76</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,27</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>1,37</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,56</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,75</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>8,60</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,52</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>1,23</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>12,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>6,31</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>9,34</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="72">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="109">
   <p><strong>2005 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2004 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2003 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="103">
   <p><strong>2002 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="107">
   <p><strong>2001 YILI</strong></p>

   <p><strong>ENDEKS</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ocak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,55</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>23,61</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>45.9</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>66.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>48.0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Şubat</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,70</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>21,49</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>42.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>72.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>44.5</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mart</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>15,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>19,18</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>39.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>75.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>42.1</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Nisan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>14,96</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>17,03</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>37.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>75.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>41.8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Mayıs</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>13,97</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>15,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>36.7</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>73.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>42.3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Haziran</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>12,78</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>13,73</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>35.4</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>71.5</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>43.3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Temmuz</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>11,72</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>12,51</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>33.8</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>69.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>44.8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ağustos</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>10,65</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,62</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>32.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>66.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>46.9</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Eylül</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>9,54</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>30.3</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>63.0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>49.7</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Ekim</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>8,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,16</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>28.5</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>59.0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>53.2</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Kasım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>6,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,07</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>27.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>54.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>57.0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="72">
   <p><strong>Aralık</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="109">
   <p>5,89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>11,09</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>25.6</p>
   </td>
   <td valign="top" width="103">
   <p>50.1</p>
   </td>
   <td valign="top" width="107">
   <p>61.6</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p>* 26.02.2014 Tarihli ve 6527 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile 5429 sayılı Kanuna eklenen fıkra gereğince “Muhtelif mevzuatta Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) ve Üretici Fiyat Endeksine (ÜFE) yapılmış olan atıflar, Kurumca hesaplanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksine (Yİ-ÜFE), tarım sektörü TEFE ve ÜFE’ye yapılan atıflar Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksine yapılmış sayılır.</p>

<p>** Özel hüküm bulunmayan durumlar için Türk Borçlar Kanunu’nun 344. Maddesine göre kira artış oranında 12 aylık ortalamaya göre belirlenen TÜFE oranı esas alınır.</p>

<p>*** <strong> </strong>7409 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na eklenen Geçici 1. madde uyarınca (11.06.2022 ile 01.07.2023 tarihleri arasında geçerli olmak üzere) konutlarda kira artışına % 25 oranında üst sınır getirilmiştir. 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha düşük açıklanmış ise, üst sınır TÜFE'ye göre belirlenecek olup şayet 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha yüksek açıklanmış ise, bu durumda %25 oranında artış yapılabilecektir.</p>

<p>**** <strong> </strong>7456 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na eklenen Geçici 2. madde uyarınca (02.07.2023 ile 01.07.2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere) konutlarda kira artışına % 25 oranında üst sınır getirilmiştir. 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha düşük açıklanmış ise, üst sınır TÜFE'ye göre belirlenecek olup şayet 12 aylık TÜFE ortalaması %25'ten daha yüksek açıklanmış ise, bu durumda %25 oranında artış yapılabilecektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mart-ayi-kira-artis-orani-yuzde-3282-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/kira-par-1691927.webp" type="image/jpeg" length="49783"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düğün Takıları Kime Aittir? Ziynet Eşyalarında Yeni İçtihat ve İspat Yükünün El Değiştirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dugun-takilari-kime-aittir-ziynet-esyalarinda-yeni-ictihat-ve-ispat-yukunun-el-degistirmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dugun-takilari-kime-aittir-ziynet-esyalarinda-yeni-ictihat-ve-ispat-yukunun-el-degistirmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ziynet Eşyası Nedir ve Hukuki Niteliği Nedir?</strong></p>

<p>Ziynet eşyası; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış, insanlar tarafından takılan süs eşyasıdır. Evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler bu kapsamda değerlendirilmekte; bilezik, kolye, küpe, yüzük, saat ve takı seti gibi eşyalar ziynet olarak kabul edilmektedir. TMK'nın 220. maddesi uyarınca eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya kişisel mal sayılmakta; ziynet eşyaları da kural olarak bu nitelikte değerlendirilmektedir.</p>

<p>Ancak bu nitelendirme, söz konusu eşyanın kime ait olduğu sorusunu tek başına çözememektedir. Düğünde kim tarafından kime takıldığı, taraflar arasında bir anlaşma bulunup bulunmadığı ve yerel örf ile adetin ne yönde olduğu, aidiyetin belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay'ın Değişen İçtihadı</strong></p>

<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu karara kadar ziynet eşyalarını aksine bir anlaşma ya da örf adet kuralı olmadığı sürece tümüyle kadına ait saymaktaydı. Daire, 2024/2402 sayılı kararında bu tutumdan ayrılarak ilkesel nitelikte yeni bir görüş benimsemiştir:</p>

<p><i>"Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır." <strong><a href="http://www.hukukihaber.net/karsilikli-bosanma-davasi-kisisel-mal-ziynet-esyasi-ispat-yuku" rel="dofollow">(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5704, K. 2024/2402, T. 04.04.2024)</a></strong></i></p>

<p>Bu içtihat değişikliğinin arkasında toplum gerçekliğinden uzak olmayan bir gözlem yatmaktadır. Düğünlerde artık yalnızca kadına özgü ziynet eşyaları değil, ortak bir yaşam kurmak amacıyla her iki eşe de ekonomik değer taşıyan çeşitli şeyler takılmakta ve verilmektedir. Toplumun gelenek ve göreneklerindeki bu değişim eski içtihadın yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır.</p>

<p>Yeni içtihat üç aşamalı bir değerlendirme öngörmektedir:</p>

<p>1. Önce taraflar arasında bir anlaşma aranır.</p>

<p>2. Anlaşma yoksa yerel örf ve adetin varlığı araştırılır.</p>

<p>3. Her ikisi de yoksa takılan veya verilen her şey, takıldığı ya da verildiği eşe ait kabul edilir.</p>

<p>Karşı cinse özgü bir eşya söz konusuysa o cinse verilmiş sayılır; özgülük konusunda çekişme varsa bilirkişi incelemesine gidilir.</p>

<p><strong>İspat Yükünün El Değiştirmesi</strong></p>

<p>Bu kararda dikkat çeken ikinci mesele, ispat yükünün nasıl yer değiştirdiğidir. Ziynet alacağı davalarında olağan olan, kadına özgü ziynet eşyalarının kadının himayesinde bulunmasıdır. Kadın eş, eşyaların elinde olmadığını iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür.</p>

<p>Somut olayda kadın, düğün takılarının erkeğin ailesinde kaldığını ileri sürmüştür. Erkek ise ziynetlerin kadında olduğunu savunmuştur. Ne var ki dosyaya yansıyan mesaj kayıtlarında erkek, kadının altınları istemesi üzerine "söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter" demiştir. Erkek daha sonra bileziklerin teslim edildiğini beyan etmiş; ancak bunu ispatlayamamıştır. Daire bu noktada şu tespite yer vermiştir:</p>

<p><i>"Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek erkeğe geçmiş olup davalı karşı davacı erkek ziynetlerin uhdesinde olmadığını ve kadına iade edildiğini sunulan delillerle ispatlayamamıştır." <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/karsilikli-bosanma-davasi-kisisel-mal-ziynet-esyasi-ispat-yuku" rel="dofollow">(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5704, K. 2024/2402, T. 04.04.2024)</a></strong></i></p>

<p>İspat yükünün yer değiştirmesi, bu tür davalarda sıkça karşılaşılan ama yeterince üzerinde durulmayan bir meseledir. Başlangıçta kadına düşen ispat yükü, karşı tarafın kendi beyan ve davranışlarıyla yarattığı çelişki sonucunda erkeğe geçebilmektedir. Mesaj kayıtları, bu geçişi tetikleyen delil işlevi görmüştür.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ziynet alacağı davalarında artık tek bir kural geçerli değildir. Aidiyetin belirlenmesinde önce anlaşma, sonra örf ve adet, ardından takılma/verilme olgusu sırasıyla araştırılmalıdır. Bununla birlikte ispat yükü dinamik bir yapı taşımaktadır; başlangıçtaki yük dağılımı, tarafların yargılama sürecindeki tutum ve beyanlarına göre yer değiştirebilmektedir. Bu iki ilkenin birlikte gözetilmemesi, ziynet alacağı davalarında bozma sebebi oluşturmaya devam edecektir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ziya-celep.png" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ziya-celep.png" /></a></p>

<p><strong>Av. Ziya CELEP</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dugun-takilari-kime-aittir-ziynet-esyalarinda-yeni-ictihat-ve-ispat-yukunun-el-degistirmesi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/altin-taki.jpg" type="image/jpeg" length="10143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EVLİLİKTE ÜÇÜNCÜ KİŞİ: SOSYAL MEDYA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/evlilikte-ucuncu-kisi-sosyal-medya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/evlilikte-ucuncu-kisi-sosyal-medya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sanal hayatta yaşamak yerine, evlilikte evli gibi yaşamak isteyenlere bu yazım…</p>

<p>Günümüz ilişkilerinde sessiz ama güçlü bir “üçüncü kişi” giderek daha fazla yer kaplıyor. Başta sadece eğlenceli bir paylaşım alanıydı, şimdi ise duyguların, beklentilerin ve bazen de hayal kırıklıklarının şekillendiği görünmez bir sahneye dönüştü. Çoğu zaman farkında bile olmadan, eşler arasındaki iletişimi, güveni ve aidiyet duygusunu yok ediyor ve bağımlılıkları da beraberinde getiriyor.</p>

<p>Oysa asıl mesele sosyal medyayı hayatımızdan çıkarmak değil; onu evlilikteki dengeye zarar vermeden yönetebilmek. Çünkü sevgi, hala en güçlü bağ. Ama bu bağın sağlam kalabilmesi için ekran ışığından çok, göz göze gelen bir bakışın sıcaklığına ihtiyaç var.</p>

<p>Başkalarının “mükemmel” görünen hayatlarına bakarken, kendi hayatımızın sade ama gerçek güzelliklerini fark edemez hale geliyoruz. Eşlerin birbirine değil, ekranlardaki yüzlere odaklandığı bir dönemde duygusal bağlar da zayıflıyor ve yok oluyor. Ve sonrasında mı? ”Neden benimle değil de telefonunla vakit geçiriyorsun?” sorusu, artık çağımızın en sık duyulan serzenişlerinden biri haline geliyor.</p>

<p>Ama bu noktada suçlu sadece teknoloji değil. Asıl sorun, sınır koymayı bilmemekte. Bir evliliğin temelinde güven, samimiyet ve iletişim varsa; sosyal medya bu bağı zedelemiyor aksine güçlendirebiliyor. Ama nasıl? Kişi kendini bilirse ve sosyal medyada ne yapıp yapmayacağını, neyin evliliğine zarar verip vermeyeceğini düşünebilir ise birçok şeye yeri geldiğinde sınır koyabilir ise iyi anlamda katkı sunabiliyor. Aksi halde İşin içinden çıkamıyorsanız eşiniz ile oturup sorun her ne ise konuşabilirsiniz.</p>

<p><strong>Peki çözüm ne?</strong></p>

<p>Her şeyden önce şeffaflık ve saygı… Önce kişinin kendine saygısı ve kendine olan dürüstlüğü ve kabullenmek…</p>

<p>Belirli zaman dilimlerinde “ekransız saatler” yaratmak, sadece evliliği değil, ruhsal dengeyi de korur. Birlikte geçirilen zamanın kalitesi emin olun atılan “story” lerden çok daha kıymetlidir. Eskiden kurulan göz teması çok kıymetliydi. Şimdi ise parmaklarımız ekranlarda, gözler bildirimlerde maalesef…</p>

<p>Daha da acısı insanlar artık sosyal medyada farklı, özel yaşantısında farklı bir kişilik çiziyor. Çünkü herkes mutlu sosyal medyada, herkes güzel, herkes yakışıklı, herkes bakımlı… Sonrasında ise kıyaslamalar başlıyor ve yerini karşılıklı suçlamalara bırakıyor. Telefon elinizden düşmediğinde de karşı tarafı hem evhama hem kıskançlığa sürüklüyor. İhanete uğrama düşüncesi çiftler arasındaki doğru iletişimi yok ediyor. O yüzden bir şeyi ölçüsünde bırakmak en güzeli. Kişi o anda bu denli bağımlı olduğunun farkında değil ama en azından eşiniz bu konudaki rahatsızlığını defalarca dile getirmişse lütfen oturup bir düşünün derim. Zaman çok kıymetli ama zamanı gereksiz şeylerle kullanırsak o kıymetli zaman bizi sevdiklerimizden ayırabilir.</p>

<p>Sevgili eşler; elbette kendimize ait kişisel bir alanımız olacak. Elbette kafamızı dinlemek istediğimiz anlar olacak. Ama bu bağımlılık sizin kendi alanınızı da mahvediyor. Şu anda bu yazımı okuyan değerli okuyucular lütfen bu yazdıklarımı bir düşünün. Çünkü gerçekten evlilikte böyle bir durum varsa karşı taraf artık ne sohbet etmek istiyor ne de bir paylaşımda bulunmak istiyor sizinle. Değer yargıları gün geçtikçe bitiyor ve artık eşler yerine insanlar başkalarıyla sohbet etmeye başlıyor. Kişi belli bir zamandan sonra evinde göremediği ilgiyi, sevgiyi, sohbeti sosyal mecralarda arayarak bir evliliğin yıkılmasına zemin hazırlıyor.</p>

<p>O yüzden eğer bu konuda işin içinden çıkamıyorsanız mutlaka bir Uzmandan yardım almanızı öneririm. Çünkü bağımlılıklar ya da kendine sınır koyamama sizi günü sonunda sevdiklerinizden ayırır. Belki bu durumun farkındasınız, bunaldınız bir kaçış yolu arıyorsunuz ama bu yollar bizi her zaman güzel yerlere çıkarmaz. Kendinize biraz öz eleştiri yaparak farkındalık kazanabilir ve değer yargılarınızı gözden geçirebilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ve unutmayın siz karşınızdaki insana değer vermezseniz karşı taraftan da o değeri göremezsiniz. Saygı ve ilgi bekliyorsak önce kendimiz bu davranışı sergilemeliyiz. Sevmek şüphesiz kıymetli ama sevildiğini hissetmek daha da kıymetli…</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/ozden-canbolat.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/ozden-canbolat.jpg" /></a></p>

<p><strong>Özden CANBOLAT</strong></p>

<p><strong>Sosyolog</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/evlilikte-ucuncu-kisi-sosyal-medya</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/sosyal-medya-evlilik.jpg" type="image/jpeg" length="42300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/273 esas - 2025/269 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025273-esas-2025269-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025273-esas-2025269-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 25/12/2025 tarihli, 2025/273 esas - 2025/269 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/273</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/269</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 25/12/2025</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 3/4/2026-33213</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 137 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU:</strong> 20/11/2025 tarihli ve (190) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesiyle ekli Liste’de yer alan kadronun iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarılmasının Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 3. maddesi ve CBK’ya ekli Liste şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>MADDE 3- Ekli listede yer alan kadro iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarılmıştır.</u></i></strong>”</p>

<p><strong><i>LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU : DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</i></strong></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>TAŞRA</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bölge Müdürü</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>1</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi</strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B. CBK’nın 3. Maddesiyle Ekli Liste’de Yer Alan Kadronun İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’ya</strong><strong> Ekli (I) Sayılı Cetvel'in Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Bölümünden Çıkarılmasının İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>4. Dava dilekçesinde özetle; genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamalar ve ayrılacak ödeneklerin bütçeyle ilgili olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, dava konusu kuralla içerik ve kapsam bakımından benzer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna Anayasa Mahkemesince hükmedildiği, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>a. Kuralın</strong><strong> Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>5. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>6. (190) numaralı CBK’nın dava konusu 3. maddesiyle ekli Liste’de yer alan kadronun iptal edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’in Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarılması öngörülmektedir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, CBK ile kurulan kamu tüzel kişiliklerinin, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısıyla ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının <i>“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının <i>“Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.” </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>8. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatında Bölge Müdürü kadrosunun iptalini öngören, dolayısıyla anılan kurumun teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kural yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>9. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>10. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “<i>Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</i>” denilmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden denetimi yapılırken CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade eden, bu bağlamda karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmünün bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>11. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>13. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>14. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke,<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>15. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p>16. Dava konusu kuralla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ilişkin olarak iptal edilen kadro ve bu kadronun sayısı açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kuralda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>17. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>18. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>20/11/2025 tarihli ve (190) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesiyle ekli Liste’de yer alan kadronun iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarılmasına yönelik iptal talebi 25/12/2025 tarihli ve E.2025/273, K.2025/269 sayılı kararla reddedildiğinden bu çıkarmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 25/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>20/11/2025 tarihli ve (190) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesiyle ekli Liste’de yer alan kadronun iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarılmasının;</p>

<p><strong>A. </strong>Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>B.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>25/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>KARŞIOY GEREKÇESİ</p>

<p>1. CBK’nın iptali talep edilen 3. maddesi ile; ekli listede yer alan kadro iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölümünden çıkarıldığı belirtilmektedir. Dolayısıyla kural kadro ihdası veya iptali alanında düzenleme yapmaktadır.</p>

<p>2. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. – 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. – 2022/163 ve E. 2022/68 – K. 2024/26 sayılı kararlara yazdığım karşıoy gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile ekli listeyle kadro ihdası ve eklenmesi yönündeki kuralın yasak alanda düzenleme yaptığı ve konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. 20/11/2025 tarihli ve 190 numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesiyle, ekli listede yer alan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü taşra teşkilatına ait 1 adet “Bölge Müdürü” kadrosu iptal edilerek, (2) sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümünden çıkarılmıştır.</p>

<p>2. Mahkememiz çoğunluğu, söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<p>3. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesinde açıkça <i>“Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz”</i> hükmü yer almaktadır.</p>

<p>4. Anayasa’nın 128. maddesi, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin statülerine ilişkin düzenlemelerin kanunla yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda, kamu görevlerinin hangi unvanla ve kaç kişi eliyle yürütüleceği hususu da kanunla düzenlenmesi gereken alanlardandır.</p>

<p>5. Dava konusu kural, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında yer alan “Bölge Müdürü” kadrosunun iptali suretiyle, kamu hizmetinin örgütleniş biçimini, yönetim kademesini ve personel yapısını doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>6. Bölge Müdürü kadrosu, taşra teşkilatında asli ve sürekli bir kamu görevi niteliği taşımakta olup, bu kadronun iptali yalnızca teknik bir teşkilat değişikliği olarak değerlendirilemez.</p>

<p>7. Kadro iptali işlemi, aynı zamanda kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin mali ve idari sonuçlar doğurmakta; bu yönüyle Anayasa’nın 161. maddesi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütçe hakkı alanına da temas etmektedir.</p>

<p>8. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla bu nitelikte bir kadro iptalinin gerçekleştirilmesi, yasama organının kamu personel rejimine ve bütçe yetkisine ilişkin anayasal rolünün yürütme lehine daraltılması sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>9. Öte yandan, kadro iptali işlemi kamu hizmetine girme ve kamu görevinde bulunma hakkını da dolaylı biçimde etkilemektedir. Bu nedenle düzenleme, Anayasa’nın 70. maddesi kapsamında temel haklara temas eden bir niteliğe sahiptir.</p>

<p>10. Temel haklar üzerinde etkisi bulunan ve kamu personel rejiminin asli unsurlarına müdahale eden bu tür düzenlemelerin, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle değil, kanunla yapılması anayasal bir zorunluluktur. Aksi yönde bir kabul, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kamu görevlerine ilişkin kadroların tek tek veya toplu biçimde sınırsız şekilde ihdas veya iptal edilebilmesine imkân tanıyacak; bu durum hukuk devleti ve normlar hiyerarşisi ilkelerini zedeleyecektir.</p>

<p>11. Sonuç olarak, söz konusu düzenleme; açıklanan sebeplerle konu bakımından yetki yönünden, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine ve 128. madde ile 161. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 20/11/2025 tarihli ve (190) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım.</p>

<p>2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde kadro iptali ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>3. Dava konusu kuralın “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir.</p>

<p>4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33). Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (190) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim.</p>

<p>5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle dava konusu 3. maddenin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025273-esas-2025269-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="13020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/167 esas - 2026/13 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025167-esas-202613-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025167-esas-202613-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 15/1/2026 tarihli, 2025/167 esas - 2026/13 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/167</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/13</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 15/1/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 3/4/2026-33213</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Danıştay Onuncu Dairesi<strong> </strong></p>

<p>İTİRAZIN KONUSU: 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 490. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> (1) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> (b) bendinde yer alan “<i>…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…</i>”, “<i>…ve benzeri belgelerin…</i>” ve “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek</i>,” ibarelerinin,</p>

<p><strong>2.</strong> (c) bendinde yer alan “<i>Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>”<i> </i>ve “<i>…ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibarelerinin,</p>

<p><strong>B. </strong>(2) numaralı fıkrasının (a) bendinin “<i>(1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan ‘…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…’, ‘…ve benzeri belgelerin…’ ve ‘…ve ücretlerini tahsil etmek,’ ibareleri ile (c) bendinde yer alan ‘Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…’ ve ‘…ücretlerini tahsil etmek,’ ibareleri</i>” yönünden,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 7., 73. ve 104. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Tehlikeli yük deniz gözetim yetki belgesi (TYDGYB) ücretine ve denetim hizmet bedeline ilişkin düzenleyici işlemlerin iptalleri talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMUHBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 490. maddesinin iptali talep edilen kuralların da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Döner Sermaye İşletme Dairesi Başkanlığı</i></p>

<p><i>MADDE 490 - (1) Döner Sermaye İşletme Dairesi Başkanlığının görev ve yetkileri şunlardır:</i></p>

<p><i>a) Döner Sermaye İşletmesini idari ve mali yönden yönetmek,</i></p>

<p><i>b) Gerçek ve kamu kurum ve kuruluşları dahil tüzel kişilere; <strong><u>Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,</u></strong> işletme ruhsatı, çalışma ruhsatı, lisans, imtiyaz hakkı belgesi, tahsis belgesi, tescil belgesi, izin belgesi, emniyet belgesi, taşıt belge ve kartları, geçiş belgeleri, yola elverişlilik sertifikası, denize elverişlilik sertifikası, gürültü sertifikası, her türlü mesleki yeterlik belgesi <strong><u>ve benzeri belgelerin</u></strong> basım işlerini yapmak veya yaptırmak, bunları ilgililere vermek üzere hizmet birimlerine dağıtmak <strong><u>ve ücretlerini tahsil etmek,</u></strong></i></p>

<p><i>c) <strong><u>Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,</u></strong> araştırma ve geliştirme hizmetleri, denizdibi tarama hizmetleri, her türlü gemi sürvey ve denetim hizmetleri, deniz emniyetine yönelik acil müdahale hizmetleri, müşavirlik hizmetleri ile mesleki ve teknik eğitim, kurs, seminer ve benzeri hizmetlerin <strong><u>ücretlerini tahsil etmek,</u></strong></i></p>

<p><i>ç) 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanununun 33 üncü maddesinde belirtilen görevleri yapmak,</i></p>

<p><i>d) Bakanlığın görev alanına giren hizmetlerin yerine getirilmesi için gerektiğinde kiralama yapmak, mal ve hizmet satın almak,</i></p>

<p><i>e) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak,</i></p>

<p><i>(2) Döner sermaye işletmesinin gelirleri;</i></p>

<p><strong><i><u>a) Birinci fıkrada sayılan faaliyetlerden elde edilen gelirlerden,</u></i></strong></p>

<p><i>b) (İptal bent:Anayasa Mahkemesinin 26/10/2023 tarihli ve E.:2018/118; K.:2023/180 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>c) Bağış, yardım ve diğer gelirlerden,</i></p>

<p><i>oluşur.</i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. (1) numaralı CBK’nın 490. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde gerçek ve -kamu kurum ve kuruluşları dâhil- tüzel kişilere; Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca (Bakanlık) verilecek her türlü yetki belgesi, işletme ruhsatı, çalışma ruhsatı, lisans, imtiyaz hakkı belgesi, tahsis belgesi, tescil belgesi, izin belgesi, emniyet belgesi, taşıt belge ve kartları, geçiş belgeleri, yola elverişlilik sertifikası, denize elverişlilik sertifikası, gürültü sertifikası, her türlü mesleki yeterlik belgesi ve benzeri belgelerin basım işlerini yapmak veya yaptırmak, bunları ilgililere vermek üzere hizmet birimlerine dağıtmak ve ücretlerini tahsil etmek Döner Sermaye İşletme Dairesi Başkanlığının (Başkanlık) görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, anılan bentte yer alan “<i>…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…</i>”, “<i>…ve benzeri belgelerin…</i>” ve “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek</i>,” ibarelerinin iptallerini talep etmiştir.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davanın konusu Tehlikeli Yüklere İlişkin Deniz Ticareti Gözetim Hizmeti Yönergesi’nin tümünün, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ise 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinin, 8. maddesinin (3), (4), (5) ve (6) numaralı fıkralarının, 10. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarının, 12. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…mühendislik alanında yeterlilik…</i>” ibaresinin, 16., 17., 18. ve 20. maddelerinin ve Ek-1’in iptalleri talebine ilişkindir.</p>

<p>5. Bakılmakta olan davaya konu Yönerge’nin amacı, tehlikeli yükler ve yükleme güvenliği bakımından tehlike arz eden yüklerle ilgili olarak deniz gözetim hizmeti verecek işletmelerin yetkilendirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektedir.</p>

<p>6. Bu bağlamda anılan Yönerge’nin 6. maddesinde tehlikeli yükler veya yükleme güvenliği bakımından tehlike arz eden yüklerle ilgili olarak gözetim hizmeti vermek isteyen işletmelerin TYDGYB almak zorunda oldukları, 8. maddesinde bu belgeyi almak isteyen işletmelerin denetim hizmet bedeli ödemekle yükümlü oldukları, 10. maddesinde anılan belgenin alınabilmesi için ücret ödenmesi gerektiği, 16. maddesinde ise Yönerge kapsamındaki eğitimleri veren kuruluşlara idare tarafından ücret talep edilmeksizin “Deniz Gözetim Yetkilisi Eğitim Kuruluşu Yetki Belgesi” düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>7. Dolayısıyla Yönerge’de söz konusu yetki belgeleri dışında anılan CBK’nın 490. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi kapsamında bir belgeye yer verilmediğinden, bu bentte yer alan “<i>…ve benzeri belgelerin…</i>” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle anılan ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>8. Ayrıca söz konusu bentte yer alan itiraz konusu “<i>…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…</i>” ibaresi bakılmakta olan davada uygulanacak kural olan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek</i>,” ibaresinin yanı sıra itiraz konusu olmayan diğer ibareler bakımından da geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla “<i>…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…</i>” ve “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek</i>,” ibarelerinin esasına ilişkin incelemenin “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>9. Öte yandan anılan fıkranın (c) bendinde Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler, araştırma ve geliştirme hizmetleri, denizdibi tarama hizmetleri, her türlü gemi sürvey ve denetim hizmetleri, deniz emniyetine yönelik acil müdahale hizmetleri, müşavirlik hizmetleri ile mesleki ve teknik eğitim, kurs, seminer ve benzeri hizmetlerin ücretlerini tahsil etmek, Başkanlığın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme söz konusu bentte yer alan “<i>Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>”<i> </i>ve “<i>…ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibarelerinin iptallerini talep etmiştir.</p>

<p>10. Bentte yer alan “<i>Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü…</i>” ve “<i>…ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibareleri bakılmakta olan davada uygulanacak kural olan “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” ibaresinin yanı sıra itiraz konusu olmayan diğer hizmet ve faaliyetler bakımından da geçerli, ortak kural niteliğindedir. Dolayısıyla bentte yer alan “<i>Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>”<i> </i>ve “<i>…ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibarelerinin esasına ilişkin incelemenin “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>11. Diğer yandan itiraz yoluna başvuran Mahkemece CBK’nın 490. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin “<i>(1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan ‘…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…’, ‘…ve benzeri belgelerin…’ ve ‘…ve ücretlerini tahsil etmek,’ ibareleri ile (c) bendinde yer alan ‘Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…’ ve ‘…ücretlerini tahsil etmek,’ ibareleri</i>” yönünden iptali talep edilmiştir.</p>

<p>12. İtiraz konusu bentte, (1) numaralı fıkrada sayılan faaliyetlerden elde edilen gelirlerin döner sermaye işletmesinin gelirleri arasında olduğu belirtilmiştir. Söz konusu bent, (1) numaralı fıkranın (b) ve (c) bentlerinde sayılan Başkanlığın tüm gelirleri yönünden ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla (2) numaralı fıkranın itiraz konusu (a) bendinin esasına ilişkin incelemenin “<i>(1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan ‘…ve ücretlerini tahsil etmek,’ ve (c) bendinde yer alan ‘…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…’ ibareleri</i>” yönünden yapılması gerekir.</p>

<p>13. Açıklanan nedenlerle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 490. maddesinin;</p>

<p><strong>A. </strong>(1) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> (b) bendinde yer alan;</p>

<p><strong>a.</strong> “<i>…ve benzeri belgelerin…</i>” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>b.</strong> “<i>…Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi,…</i>” ve “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek</i>,” ibarelerinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p><strong>2.</strong> (c) bendinde yer alan “<i>Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>”<i> </i>ve “<i>…ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibarelerinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “<i>…</i><i>teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p><strong>B.</strong> (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin “<i>(1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan ‘…ve ücretlerini tahsil etmek,’ ve (c) bendinde yer alan ‘…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…’ ibareleri</i>” yönünden esasının incelenmesine,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>14. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu CBK kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi</strong></p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin; yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/128, K.2023/159, 28/9/2023, § 9).</p>

<p><strong>B. CBK’nın 490. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>” ve (c) Bendinde Yer Alan “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” İbarelerinin İncelenmesi</strong></p>

<h4>1. İtirazın Gerekçesi</h4>

<p>16. Başvuru kararında özetle; dava konusu kurallarla yetki belgesi düzenlemesini veya her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetleri talep eden kişilerin ücret ödemekle yükümlü kılındıkları, Başkanlıkça tahsil edilen ve döner sermaye işletmesi gelirleri arasında sayılan söz konusu ücretin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük niteliğinde olduğu dolayısıyla anılan hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7., 73. ve 104. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<h4>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</h4>

<p><strong>a. (b) Bendinde Yer Alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>”</strong> <strong>İbaresi</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7. ve 73. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>18. (1) numaralı CBK’nın 490. maddesinde Bakanlığın hizmet birimlerinden olan Başkanlığın görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Bu bağlamda anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde gerçek ve kamu kurum ve kuruluşları dâhil tüzel kişilere Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi, işletme ruhsatı, çalışma ruhsatı, lisans, imtiyaz hakkı belgesi, tahsis belgesi, tescil belgesi, izin belgesi, emniyet belgesi, taşıt belge ve kartları, geçiş belgeleri, yola elverişlilik sertifikası, denize elverişlilik sertifikası, gürültü sertifikası, her türlü mesleki yeterlik belgesi ve benzeri belgelerin basım işlerini yapmak veya yaptırmak, bunları ilgililere vermek üzere hizmet birimlerine dağıtmak ve ücretlerini tahsil etmek Başkanlığın görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Söz konusu bentte yer alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>19. Anayasa’nın “<i>İkinci Kısım</i>”ının “<i>Siyasî Haklar ve Ödevler</i>” başlıklı “<i>Dördüncü Bölüm</i>”ünde yer alan 73. maddesinde herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının maliye politikasının sosyal amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması gerektiği belirtilerek hem mükellefler hem de devlet yönünden vergi ödevinin temel ilkeleri gösterilmiştir.</p>

<p>20. Vergi, kamu giderlerini karşılamak amacıyla kanunlarla gerçek ve tüzel kişilere mali güçlerine göre getirilen bir yükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayan vergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payıdır. Harç, kimi kamu hizmetlerinden yararlanmanın karşılığı olarak tahsil edilen kamu gelirleridir. Resim, bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar tarafından izin verilmesi dolayısıyla yapılan bir ödeme şeklinde tanımlandığı gibi harca benzer biçimde kamu kuruluşlarında görülen hizmetin ve yapılan giderlerin karşılığı olarak yalnız o işle ilgili gerçek ve tüzel kişilerden sağlanan gelirler şeklinde de açıklanmaktadır (AYM, E.2013/41, K.2013/124, 31/10/2013; E.2018/118, K.2023/180, 26/10/2023, § 383).</p>

<p>21. Vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük ise kişilerden, yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya da bir hizmet karşılığı olmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan paralar olup ortak özellikleri kanunla konulmaları ve kamu gücüne dayanılarak gerektiğinde zorla alınmalarıdır (AYM, E.2013/41, K.2013/124, 31/10/2013; E.2018/118, K.2023/180, 26/10/2023, § 384).</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, kamu idareleri adına öngörülen mali yükümlülükler hakkında isimlerinden ziyade içerik ve niteliklerini dikkate alarak değerlendirme yapmaktadır (AYM, E.1986/20, K.1987/9, 31/3/1987; E.2019/30, K.2023/227, 28/12/2023, § 184). Bu bağlamda kuralda Başkanlıkça tahsili öngörülen ve <i>ücret</i> olarak ifade edilen mali yükümlülüğün niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>23. Bakanlıkça verilecek her türlü yetki belgesi ve işletme ruhsatı gibi belgelerin düzenlenmesi karşılığında kuralla Başkanlıkça tahsil edilmesi öngörülen ücretler, kamu gücüne dayalı olarak tek taraflı bir iradeyle belirlenmekte olup devletin vermiş olduğu bir izne ilişkin olması nedeniyle <i>resim </i>kavramı içinde değerlendirilebilecek bir kamu geliri niteliği taşımaktadır. Bu itibarla resim niteliğindeki mali yükümlülüğün tahsiline<i> </i>ilişkin düzenlemeler içeren kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesinde ifade edilen CBK ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde kalmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/118, K.2023/180, 26/10/2023, §§ 387, 408; E.2019/30, K.2023/227, 28/12/2023, § 187,188).</p>

<p>24. Kaldı ki kamu kurumları bünyesinde kurulan döner sermaye işletmeleri, ilgili kurumların genel idare esaslarına göre yürütülmesi mümkün olmayan fiyatlandırılabilir nitelikteki mal ve hizmet üretimini gerçekleştirmek amacıyla kurulan kuruluşlardır. Nitekim 1/5/2007 tarihli ve 26509 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Döner Sermayeli İşletmeler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği’nin 3. maddesinde de benzer bir tanıma yer verilerek bu işletmelerin kamu idarelerine kanunlarla verilen asli ve sürekli kamu görevlerine bağlı olarak ortaya çıkan ve genel idare esaslarına göre yürütülmesi mümkün olmayan mal ve hizmet üretimine ilişkin faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla kurulan ve genel bütçeden belli bir miktarda sermaye tahsis edilen işletmeler olduğu ifade edilmiştir. Başka bir deyişle bu işletmelerin belli bir sermaye ile kurulan ve kâr-zarar hesabına göre faaliyette bulunan kuruluşlar olduğunu söylemek mümkündür (AYM, E.2020/52, K.2023/223, 27/12/2023, § 95).</p>

<p>25. (1) numaralı CBK’nın 490. maddesi uyarınca kurulan Başkanlığın da benzer amaçlarla faaliyette bulunacağı gözetildiğinde kuralla Başkanlık tarafından tahsil edilmesi öngörülen ücretlerin kamu geliri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>26. Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasına ilişkin düzenlemelerin CBK ile yapılması mümkündür. Anayasa Mahkemesi tarafından daha önceden de ifade edildiği üzere kamu gelirlerine yönelik hususların ise teşkilatlanmanın zorunlu bir unsuru olduğu söylenemez (AYM, E.2019/87, K.2022/158, 13/12/2022, § 138; E.2020/52, K.2023/223, 27/12/2023, § 97). Bu itibarla döner sermaye işletmesinin gelirlerine yönelik düzenlemelerin de münhasıran kanunla düzenlenmesi gerekmektedir (AYM, E.2020/52, K.2023/223, 27/12/2023, § 97).</p>

<p>27. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca konu bakımından yetki yönünden aynı fıkranın birinci ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kural, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden içerik yönünden incelenmemiştir.</p>

<h3>b. (c) Bendinde Yer Alan “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” İbaresi</h3>

<p>28. Başvuru kararında konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7. ve 73. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>29. İtiraz konusu kural, Bakanlık hizmet birimlerince sunulan teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetlere ilişkin ücretlerin tahsili konusunda Başkanlığın görevli ve yetkili olduğu hususunu düzenlemektedir.</p>

<p>30. (1) numaralı CBK’nın 490. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde, Bakanlık hizmet birimlerince sunulan hizmetlerin karşılığı olarak alınacak bedel <i>ücret</i> olarak nitelendirilse de anılan mali yükümlülük, kamu hizmetlerinden yararlanmanın karşılığı olarak tahsil edilen ve devletin egemenlik gücünden kaynaklanan bir kamu geliri niteliğindedir. Dolayısıyla söz konusu mali yükümlülüğün Anayasa’nın 73. maddesi kapsamında <i>harç</i> olarak kabulü gerekir.</p>

<p>31. Bu itibarla (1) numaralı CBK’nın 490. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>”<strong> </strong>ibaresine yönelik gerekçeler bu kural bakımından da geçerlidir. Kural CBK ile düzenlenemeyecek yasak alanda kaldığı gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir alanda düzenlenme öngörmektedir.</p>

<p>32. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca konu bakımından yetki yönünden aynı fıkranın birinci ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kural, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden içerik yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>C. CBK’nın 490. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin “<i>(1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan ‘…ve ücretlerini tahsil etmek,’ ve (c) bendinde yer alan ‘…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…’ ibareleri</i>” Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>33. (1) numaralı CBK’nın 490. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>” ve (c) bendinde yer alan “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” ibareleri iptal edildiğinden kuralın anılan ibareler yönünden uygulanma imkânı kalmamıştır.</p>

<p>34. Açıklanan nedenle kurala yönelik itiraz başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>35. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>36. (1) numaralı CBK’nın 490. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek,</i>” ibaresinin ve (c) bendinde yer alan “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” ibaresinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 490. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> (1) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> (b) bendinde yer alan “<i>…ve ücretlerini tahsil etmek</i>,” ibaresinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,</p>

<p><strong>2.</strong> (c) bendinde yer alan “<i>…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…</i>” ibaresinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin “<i>(1) numaralı fıkranın (b) bendinde yer alan ‘…ve ücretlerini tahsil etmek,’ ve (c) bendinde yer alan ‘…teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler,…’ ibareleri</i>” yönünden iptaline ilişkin itiraz başvurusu hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025167-esas-202613-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="85085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vergi Mükelleflerine Yapılacak Elektronik Tebligatın Usul ve Esaslarını Belirleme Yetkisini Düzenleyen Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 6009 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 107/A maddesinin üçüncü fıkrasının “...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda; Hazine ve Maliye Bakanlığının (Bakanlık) elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili olarak tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; vergi dairesi tarafından vergi kaydı resen terk ettirilen tüzel kişi mükelleflerin ticaret sicilinden silinene kadar elektronik tebligat sisteminden itiraz konusu kural nedeniyle çıkamadığı ve her beş günde bir elektronik tebligatı kontrol etmek zorunda kaldığı, elektronik ortamda yapılan tebligata rağmen defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmeyenlerin hürriyeti bağlayıcı cezayla cezalandırıldığı, bu durumun ilgililere aşırı külfet yüklediği, idari düzenlemelerde elektronik tebligat kapsamındaki mükelleflerin çok geniş tanımlandığı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereğince bu hususların idarenin düzenleyici işlemleriyle değil kanunla düzenlenmesi gerektiği, ayrıca diğer resmî elektronik tebligatın Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi altyapısında gerçekleştirilmesine karşılık 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamındaki elektronik tebligatlara ilişkin kayıtların vergi idaresi tarafından tutulmasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.</p>

<p>İdari mercilerin ilgililere tebligat yapmasıyla birlikte tebliğe konu işleme karşı hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresi işlemeye başlamakta ve bu süre geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkı yitirilmektedir.</p>

<p>İdarece elektronik tebligat adresi alma zorunluluğu getirilen ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılanlar -213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin ikinci fıkrasında belirlenen beş günlük sürenin sonundan başlamak üzere- ancak kanunda belirtilen süreler içinde dava açabilirler. Bu süre vergi mahkemelerinde genel olarak otuz gün olmakla birlikte, ödeme emrine karşı açılan davalarda on beş gündür. Anılan sürelerden sonra açılan davalar süre aşımı nedeniyle reddedilir. Dolayısıyla mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanması ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanması mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kanun koyucunun mahkemeye erişim hakkına ilişkin güvencelere aykırı olmamak kaydıyla tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Kuralla vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin tebliği konusunda kimlerin elektronik adres alma zorunluluğuna tabi olacağını, kimlere elektronik ortamda tebliğ yapılacağını, elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususunda Bakanlık yetkili kılınmıştır.</p>

<p>Vergilendirme geniş bir düzenleme alanını ilgilendirmektedir. Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların Kanun’da açıkça düzenlenmediği görülmektedir.</p>

<p>Kanun, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğunu getirme ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunu hüküm altına almakta ancak bu yetkinin sınırlarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında idareye yetki tanınmasının mahkemeye erişim hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p></p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/94</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/11</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 15/1/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 3/4/2026-33213</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 23/7/2010 tarihli ve 6009 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 107/A maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Üçüncü fıkrasında yer alan “<i>...her türlü teknik altyapıyı kurmaya...</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> Üçüncü fıkrasının “<i>...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...</i>” bölümünün,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Sanık hakkında defter ve belgeleri gizleme suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 107/A maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Elektronik ortamda tebliğ</i></p>

<p><i>Madde 107/A – (Ek: 23/7/2010-6009/7 md.)</i></p>

<p><i>Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 7/4/2015-6637/5 md.) Elektronik ortamda tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</i></p>

<p><i>Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili <strong><u>her türlü teknik altyapıyı kurmaya</u></strong> veya kurulmuş olanları kullanmaya, <strong><u>tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</u></strong> yetkilidir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 27/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.</p>

<p>3. 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin birinci fıkrasında bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere Kanun’un 93. maddesinde sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>4.107/A maddesinin üçüncü fıkrasında ise Hazine ve Maliye Bakanlığının (Bakanlık) elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili olarak her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>5. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme anılan fıkrada yer alan “<i>…her türlü teknik altyapıyı kurmaya…</i>” ibaresinin ve fıkranın “<i>...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...</i>” bölümünün iptallerini talep etmiştir.</p>

<p>6. Bakılmakta olan davanın konusu defter ve belgeleri gizleme suçuna ilişkindir. Bu bağlamda davada elektronik ortamda yapılan tebligatın muhatabına ulaşıp ulaşmadığının, başka bir deyişle vergi mükellefinin defter ve belgelerini ibraz etmesi gerektiği hususunda haberdar edilip edilmediğinin ve buna ilişkin usule uyulup uyulmadığının tespiti gerekmektedir. Buna karşılık Bakanlığın elektronik tebligata ilişkin olarak her türlü teknik altyapıyı kurma konusunda yetkilendirilmesinin uyuşmazlığın çözümüne bir etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>7. Bu itibarla itiraz konusu “<i>…her türlü teknik altyapıyı kurmaya…</i>” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 23/7/2010 tarihli ve 6009 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 107/A maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Üçüncü fıkrasında yer alan “<i>...her türlü teknik altyapıyı kurmaya...</i>” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> Üçüncü fıkrasının “<i>...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...</i>” bölümünün esasının incelenmesine,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>10. Hukukumuzda tebligata ilişkin esasları düzenleyen genel kanun 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’dur. Ancak vergi işlemlerinin taşıdığı önem ve özellikler nedeniyle vergilendirmeyle ilgili tebligat hükümleri 213 sayılı Kanun’da özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>11. Öte yandan 7201 sayılı Kanun’un 51. maddesinde, mali tebliğlerin kendi kanunlarında açık hüküm bulunmayan hâllerde anılan Kanun hükümlerine göre yapılacağı belirtilmiştir. Bu nedenle vergilendirme işlemlerine ilişkin belgelerin tebliğinde 213 sayılı Kanun hükümleri, bu Kanun’da hüküm bulunmaması durumunda 7201 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.</p>

<p>12. 213 sayılı Kanun’un 21. maddesine göre tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir.</p>

<p>13. Anılan Kanun’un 93. maddesinde -tahakkuk fişi dışında- vergilendirmeyle ilgili olup hüküm ifade eden her türlü belge ve yazının, adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta yoluyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yoluyla tebliğ edileceği belirtilmiştir. Söz konusu madde uyarınca ilgilinin kabul etmesi durumunda tebliğin daire veya komisyonda yapılması da mümkündür.</p>

<p>14. Kanun’un 107/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere 93. maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği ve elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla idareye Kanun kapsamındaki kişilere 93. maddede sayılan usullerle veya elektronik adres vasıtasıyla tebliğ yapılması hususunda takdir yetkisi tanınmıştır.</p>

<p>15.107/A maddesinin üçüncü fıkrasında da Bakanlığın elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili olarak her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkranın “…<i>tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye…</i>” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla kural uyarınca idare, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme konusunda yetkili kılınmıştır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; vergi dairesi tarafından vergi kaydı resen terk ettirilen tüzel kişi mükelleflerin ticaret sicilinden silinene kadar elektronik tebligat sisteminden itiraz konusu kural nedeniyle çıkamadığı ve her beş günde bir elektronik tebligatı kontrol etmek zorunda kaldığı, elektronik ortamda yapılan tebligata rağmen defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmeyenlerin hürriyeti bağlayıcı cezayla cezalandırıldığı, bu durumun ilgililere aşırı külfet yüklediği, idari düzenlemelerde elektronik tebligat kapsamındaki mükelleflerin çok geniş tanımlandığı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereğince bu hususların idarenin düzenleyici işlemleriyle değil kanunla düzenlenmesi gerektiği, ayrıca diğer resmî elektronik tebligatın Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi altyapısında gerçekleştirilmesine karşılık 213 sayılı Kanun kapsamındaki elektronik tebligatlara ilişkin kayıtların vergi idaresi tarafından tutulmasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır.</p>

<p>18. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2020/76, K.2023/172, 11/10/2023, § 18).</p>

<p>19. İdari mercilerin ilgililere tebligat yapmasıyla birlikte tebliğe konu işleme karşı hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresi işlemeye başlamakta ve bu süre geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkı yitirilmektedir (AYM, E.2020/76, K.2023/172, 11/10/2023, § 19).</p>

<p>20. İdarece elektronik tebligat adresi alma zorunluluğu getirilen ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılanlar -213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin ikinci fıkrasında belirlenen beş günlük sürenin sonundan başlamak üzere- ancak kanunda belirtilen süreler içinde dava açabilirler. Bu süre vergi mahkemelerinde genel olarak otuz gün olmakla birlikte, ödeme emrine karşı açılan davalarda on beş gündür. Anılan sürelerden sonra açılan davalar süre aşımı nedeniyle reddedilir.</p>

<p>21. Dolayısıyla mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanması ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanması mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>23. Anayasa’nın anılan hükmü uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir.</p>

<p>24. Temel hakları sınırlayan bir kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 7. maddesiyle güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 76; E.2024/211, K.2025/123, 3/6/2025, § 12). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 7. maddesinde güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>25. Kanun koyucunun, mahkemeye erişim hakkına ilişkin güvencelere aykırı olmamak kaydıyla tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Kuralla vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin tebliği konusunda kimlerin elektronik adres alma zorunluluğuna tabi olacağını, kimlere elektronik ortamda tebliğ yapılacağını, elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususunda Bakanlık yetkili kılınmıştır.</p>

<p>26. Vergilendirme geniş bir düzenleme alanını ilgilendirmektedir. Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların Kanun’da açıkça düzenlenmediği görülmektedir. Kanun, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğunu getirme ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunu hüküm altına almakta ancak bu yetkinin sınırlarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymamaktadır.</p>

<p>27. Bu itibarla temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında idareye yetki tanınmasının mahkemeye erişim hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Basri BAĞCI, Rıdvan GÜLEÇ, Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>29. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez</i>.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>30. 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasının “<i>...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...</i>” bölümünün iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 23/7/2010 tarihli ve 6009 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 107/A maddesinin üçüncü fıkrasının <i>“...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...”</i> bölümünün<strong> </strong>Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Basri BAĞCI, Rıdvan GÜLEÇ, Muhterem İNCE ile Yılmaz AKÇİL’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 15/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 23/7/2010 tarihli ve 6009 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 107/A maddesinin üçüncü fıkrasının <i>“...tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye...”</i> bölümünün<strong> </strong>Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. İptal kararının gerekçesinde, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğunu getirme ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında Maliye Bakanlığına (Bakanlık) verilen yetkinin sınırlarına ilişkin temel ilkelerin kanunla ortaya konulmadığı, bu itibarla temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında idareye yetki tanınmasının mahkemeye erişim hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı değerlendirmelerine yer verilmiştir.</p>

<p>İtiraz konusu kuralda Bakanlığın tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>213 sayılı Kanun’un 21. maddesinde tebliğ, <i>“vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi” </i>olarak tanımlanmış;<i> </i>94. maddesinde anılan Kanun kapsamında tebliğ yapılacak kimseler belirlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı hükmüne yer verilmiştir. Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasında ise mükellef, <i>“vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişi”</i> olarak tanımlanmıştır. Kanun’un “<i>Ceza Hükümleri</i>” başlıklı Dördüncü Kitabı’nda yer alan 331. maddesinde vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenlerin, bu kitapta yazılı vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalar ile cezalandırılacakları belirtilmiş; anılan Kitabın Birinci Kısmı’nda ceza hükümlerine ilişkin genel esaslar, İkinci Kısmı’nda vergi cezaları, Üçüncü Kısmı’nda ise vergi cezasının kesilmesi, ödenmesi ve kalkmasına ilişkin kurallar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Öte yandan Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 107/A maddesinde ise elektronik ortamda tebligata ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Başka bir anlatımla vergi hukukumuzda elektronik tebligat uygulamasının yasal dayanağını 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesi oluşturmaktadır (AYM, E.2018/144, K.2019/72, 19/9/2019, § 9).</p>

<p>Anılan maddenin birinci fıkrasında <i>213 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere</i>, anılan Kanun’un 93. maddesinde sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği öngörülmüştür. Buna göre itiraz konusu kural uyarınca Bakanlık tarafından belirlenecek olan <i>kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacaklar</i>ın çerçevesini Kanun kapsamında kendisine tebliğ yapılacak olan vergi mükellefi veya vergi cezası sorumluları oluşturmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise elektronik ortamda tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı belirtilmek suretiyle elektronik ortamda yapılacak tebligatın yapılma zamanı açıkça düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrayla da Bakanlık, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili kılınmıştır.</p>

<p>Anılan hükümler uyarınca itiraz konusu kuralla idareye verilen düzenleme yapma yetkisi kapsamında kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacaklar belirlenirken esas alınacak olan 213 sayılı Kanun kapsamında kendisine tebliğ yapılacakların kimler olduğunun, bununla bağlantılı olarak mükellef ve ceza sorumlusu kavramlarının, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilecek kişilerin anılan Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimseler arasından belirleneceği hususunun, elektronik ortamda yapılan tebliğlerde tebligatın yapılmış sayılacağı tarihin kanunda açıkça düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu yönüyle Kanun’un itiraz konusu kural ve ilgili diğer kuralların birlikte değerlendirilmesinden kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacak ve bu kapsamda tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirilebilecek kişiler ile elektronik tebliğe ilişkin temel ilke ve esasların ve yasal çerçevenin kanunla belirlendiği, belirlenen bu ilke ve esaslar çerçevesinde elektronik tebligata dair ikincil konularda idare tekniği yönünden gelişen ve değişen şartlara göre belirleme yapılması gerekebileceği gözetilerek idareye düzenleme yetkisinin tanındığı görülmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, kanun koyucunun vergi hukukunda elektronik tebligat uygulamasıyla ilgili hususlara ilişkin kanuni çerçeveyi çizdikten sonra tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacaklar ile elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları<i> </i>belirleme yetkisini idareye bırakmasında kanunilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>Öte yandan, mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren kuralın meşru bir amacının bulunması ve sınırlamanın ölçülü olması da gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>Kanun’un <i>“Elektronik ortamda tebliğ”</i> kenar başlıklı 107/A maddesinin gerekçesinde Kanun’a göre tebligatın esas olarak posta yoluyla yapılmakta olduğu, öngörülen düzenlemeyle vergi mevzuatı çerçevesinde yapılabilecek tüm tebliğlerin elektronik ortamda yapılabilmesine imkân sağlandığı, tebliğin elverişli elektronik bir adrese yapılması suretiyle vergi güvenliğinin ve muhatabın hukuki sonuçlar açısından tebliğden haberdar olmasının sağlandığı ifade edilmiştir. Ayrıca gerekçede, Bakanlığa elektronik ortamda tebliğ ile ilgili altyapıyı kurma veya kurulmuş olanları kullanma ve uygulamayı yaygınlaştırma hususunda görevler yüklendiği ve diğer esas ve usulleri belirleme yetkisi verildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Vergi hukukunda elektronik tebligat uygulamasının hangi amaçlar kapsamında getirildiği kanun gerekçesinde ifade edilmiştir. Buna göre elektronik tebligat uygulaması vergi mevzuatı çerçevesinde yapılabilecek tüm tebliğlerin elverişli elektronik bir adrese yapılması suretiyle, veri güvenliği ve muhatabın hukuki sonuçlar açısından tebliğden haberdar olmasını sağlamayı amaçlamaktadır. İtiraz konusu kuralla da Bakanlığa elektronik ortamda tebligat uygulamasının hayata geçirilmesi ve yaygınlaştırma hususundaki görevleriyle bağlantılı olarak esas ve usulleri belirleme yetkisi verilmektedir. Dolayısıyla kuralla, muhataplarının vergi işlemlerinden ve cezalarından daha güvenli ve hızlı bir yolla haberdar edilmelerini amaçlayan elektronik tebligat uygulamasının hayata geçirilmesi ve yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla idareye düzenleme yapma yetkisi verildiği anlaşıldığından sınırlamanın anayasal açıdan meşru amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Söz konusu amaca ulaşma yönünden idarece kanunda belirlenen ilke ve esaslar çerçevesinde tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirilebilmesinin ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacaklar ile elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesinin elverişli ve gerekli bir araç olmadığı söylenemez.</p>

<p>Kural uyarınca tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirilebilecek ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacak kişilerin kimler arasından belirlenebileceğine ilişkin üst sınırın Kanun’da belirtildiği, bu kişilerin gelişen koşullara göre değişkenlik gösterebileceği açıktır. Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kişilere vergi mevzuatı kapsamında yapılacak tebligatın elektronik ortamda gerçekleştirilmesini öngörmesi de mahkemeye erişim hakkı bağlamında kişilere katlanılamayacak bir külfet yüklememektedir (farklılıklarla birlikte benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/144, K.2019/72, 19/9/2019). Elektronik tebligat uygulaması kapsamında idarece alınan kararların idari yargı denetimine tâbi olduğu da gözetildiğinde kuralda öngörülen sınırlamada orantılılık ilkesine de aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olmadığı ve itirazın reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="64845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI İLE İLGİLİ SEÇİLMİŞ GÜNCEL GELİŞMELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasi-ile-ilgili-secilmis-guncel-gelismeler-55</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasi-ile-ilgili-secilmis-guncel-gelismeler-55" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>* Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 18.02.2026 tarih ve 2026/347 sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kvkknin-acik-riza-metni-ile-aydinlatma-metninin-ayri-ayri-duzenlenmesine-iliskin-ilke-karari" rel="dofollow">“Veri Sorumluları Tarafından Açık Rıza ve Aydınlatma Metinlerinin Ayrı Ayrı Düzenlenmesi Gerektiği Hakkında İlke Kararı”</a></strong> 24.03.2026 tarih ve 33203 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı<a href="https://www.hukukihaber.net/kvkknin-acik-riza-metni-ile-aydinlatma-metninin-ayri-ayri-duzenlenmesine-iliskin-ilke-karari" rel="dofollow">.1</a></p>

<p>* Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 18.02.2026 tarih ve 2026/348 sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplu-yapilarda-apartmansite-sakinlerine-ait-borc-bilgilerinin-ortak-yerlere-asilmasi-hakkinda-ilke-karari" rel="dofollow">“Toplu Yapılarda Apartman/Site Sakinlerine Ait Borç Bilgilerinin Ortak Yerlere Asılması Hakkında İlke Kararı”</a></strong> 31.03.2026 tarih ve 33210 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı<a href="https://www.hukukihaber.net/toplu-yapilarda-apartmansite-sakinlerine-ait-borc-bilgilerinin-ortak-yerlere-asilmasi-hakkinda-ilke-karari" rel="dofollow">.2</a></p>

<p>* Avrupa Veri Koruma Kurulu (EDPB), “Uzman Destek Havuzu” (Support Pool of Experts) programı kapsamında, “meşru menfaat” işleme şartına ilişkin tek durak noktası (one-stop-shop) mekanizması kapsamında alınan kararlara dair bir vaka özeti çalışması yayımladı.3</p>

<p>Bahse konu çalışmada, veri koruma otoritelerinin meşru menfaat işleme şartını nasıl değerlendirdiğine ilişkin açıklamalara yer verilmekte ve özellikle meşru menfaatin varlığı, işlemenin gerekliliği ile ilgili kişinin hak ve özgürlükleriyle dengeleme aşamalarından oluşan üç aşamalı testin uygulanışı örnekler üzerinden ortaya konulmaktadır. Çalışmada ayrıca EDPB’nin 1/2024 sayılı Rehberi, Avrupa Birliği Adalet Divanı içtihadı ile belirli konular bakımından veri koruma otoritelerinin çeşitli kararları ve ulusal mahkeme kararlarına atıfta bulunulmaktadır.</p>

<p>* Birleşik Krallık Veri Koruma Otoritesi (ICO), kişisel verilerin yeniden kullanımının amaçla sınırlılık ilkesi kapsamında hangi durumlarda ilk işleme amacıyla uyumlu kabul edilebileceğine ilişkin bir rehber yayımladı. Söz konusu rehberin, veri koruma ilkelerine ilişkin rehberde amaçla sınırlılık ilkesinin ele alındığı kısmı tamamlayıcı nitelikte olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>* Fransa Veri Koruma Otoritesi (CNIL), video gözetimine eşlik eden ses kayıt cihazlarının kullanımına ilişkin olarak yol gösterici mahiyette bir içerik yayımladı.5</p>

<p>Bahse konu içerikte; kamera/video gözetimi ile ses kaydının kural olarak yasak olduğu, ancak video gözetimi altındaki bir alana ses kaydı yapan bir cihaz kurulmasının çok istisnai durumlarda hukuka uygun olabileceği belirtilmekte olup, bu durumda uygulanacak tedbirlerin gerekli ve ölçülü olması, kayıtların yalnızca doğrulanmış bir olayın varlığı hâlinde saklanması, ilgili kişilerin bilgilendirilmesi ve haklarının güvence altına alınması, çalışanların uygun şekilde eğitilmesi ve belirli durumlarda çalışan temilcilerinin bilgilendirilmesi ve/veya kendilerine danışılması gerektiği vurgulanmaktadır.</p>

<p>* Avrupa Komisyonu’nun “Avrupa Biyoteknoloji Tüzüğü” (European Biotech Act) önerisine ilişkin olarak Avrupa Veri Koruma Kurulu (EDPB) ile Avrupa Veri Koruma Denetçisi (EDPS) tarafından kabul edilen ortak görüş yayımlandı6.</p>

<p>* İsviçre Federal Veri Koruma ve Bilgi Komiseri (FDPIC), farkındalık kampanyasının bir parçası olarak, çerezler ve benzeri teknolojilerin kullanımına ilişkin bir bilgi notu yayımladı.7</p>

<p>Söz konusu bilgi notunda, bireylerin verileri üzerindeki kontrollerini korumalarını ve çevrim içi ortamda bıraktıkları dijital izleri en aza indirmelerini sağlamak amacıyla tavsiyeler sunulmakta olup bu çalışmanın, çerez kullanan web siteleri ve uygulamaları işleten veri sorumlularına yönelik hazırlanan Ocak 2025 tarihli rehberin devamı niteliğinde olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>* İsviçre Federal Veri Koruma ve Bilgi Komiseri (FDPIC), giyilebilir cihazlara ilişkin bilgilendirici mahiyette bir içerik yayımladı.8</p>

<p>Söz konusu içerikte; akıllı saatler, fitness takip cihazları ve akıllı gözlükler gibi giyilebilir cihazların veri korumaya ilişkin ortaya çıkarabileceği riskler ele alınmakta olup bu cihazlar aracılığıyla işlenen veriler, cihazların satın alınmasından önce dikkat edilebilecek hususlar, ürünlerin kullanımı sırasında alınabilecek tedbirler, çocuklara ilişkin veriler, üçüncü kişilere ait veriler ile akıllı gözlüklerin durumu başlıkları altında çeşitli açıklamalara yer verilmektedir.</p>

<p>* İsveç Veri Koruma Otoritesi (IMY), akıllı gözlüklerin kullanımına ilişkin bilgilendirici mahiyette bir içerik yayımladı.9</p>

<p>Bu kapsamda bahse konu içerikte; akıllı gözlüklerle kayıt yapılmasının cep telefonu kamerasıyla kayıt yapılmasına benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiği, bu cihazların kayıt yapılmadığı durumlarda dahi kişilerde rahatsızlık ortaya çıkarabileceği, gelişmiş mikrofonları nedeniyle arka plandaki konuşmaların istemeden kaydedilebileceği, elde edilen görüntüler ile diğer verilerin üçüncü kişilerin eline geçme riski bulunduğu, bazı durumlarda kayıt alınmasının veya kayıtların paylaşıma konu edilmesinin suç teşkil edebileceği, başka kişilerin görüntülerinin çevrim içi paylaşımı veya akıllı gözlüklerin ticari kullanımı durumlarında AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) kapsamındaki yükümlülüklerin gündeme gelebileceği ve ziyaret edilen bazı yerlerde akıllı gözlük kullanımına izin verilmeyebileceği hususlarının akılda tutulması önerilmektedir.</p>

<p>* Birleşik Krallık Veri Koruma Otoritesi (ICO), Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren sosyal medya ve video paylaşım platformlarına yönelik olarak, çocukların kendileri için tasarlanmamış hizmetlere erişimini önlemek amacıyla yaş doğrulama önlemlerinin güçlendirilmesi çağrısında bulunan açık mektup yayımladı10.</p>

<p>* Birleşik Krallık Veri Koruma Otoritesi (ICO) ile İletişim Ofisi (Ofcom), yaş güvencesi bağlamında çevrim içi güvenlik ile veri koruma alanlarının kesişiminde yer alan temel hususlara ilişkin ortak bir açıklama yayımladı11. Bahse konu açıklamanın, Çevrim içi Güvenlik Yasası ile Birleşik Krallık veri koruma mevzuatı kapsamına giren ve çocuklar tarafından erişilmesi muhtemel hizmetlere yönelik olduğu, öte yandan kuruluşların hem çevrim içi güvenlik hem de veri koruma yükümlülüklerine uyum sağlamasına destek olmak amacıyla ICO ve Ofcom’un yaş güvencesine ilişkin mevcut politika çerçevesinin temel unsurlarını pratik bir yaklaşımla özetlediği belirtilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>* Avustralya Bilgi Komiserliği Ofisi (OAIC), çevrim içi ortamlarda yaş kontrolleriyle karşılaşan bireylerin mahremiyetinin korunmasını sağlamaya yardımcı olmak üzere, yaş güvencesi teknolojileri konusunda kuruluşlara yol gösterici mahiyette bir rehber yayımladı12. Bu kapsamda kuruluşlara yönelik tavsiyeler arasında; yaş kontrollerinin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi ve tasarımdan itibaren mahremiyet yaklaşımının benimsenmesi, yaş güvencesi ekosisteminin güvenliğinin sağlanması için gerekli özenin gösterilmesi, risk değerlendirmesi temelinde ölçülü ve veri minimizasyonuna uygun yöntemlerin seçilmesi, hassas nitelikteki bilgilerin toplanması veya verilerin ikincil kullanımı ya da paylaşılması söz konusu olduğunda rıza taleplerinin açık ve anlaşılır bir şekilde oluşturulması ve aydınlatma metinlerinde şeffaflık sağlanarak bireylere basit ve kolay erişilebilir şikâyet mekanizmaları sunulması gibi hususlar yer almaktadır.</p>

<p>* Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi (EPRS), AB Yapay Zekâ Tüzüğü’nün (AI Act) uygulanmasına ilişkin bir bilgi notu yayımladı13. Söz konusu dokümanda, yapay zekâ sistemleri ve genel amaçlı yapay zekâ modellerine yönelik kurallar, yönetişim çerçevesi, ulusal düzeyde uygulama ile AB düzeyinde uygulama gibi hususlara yer verilmektedir.</p>

<p>* Dünya Ekonomik Forumu, kuruluşların yapay zekânın potansiyelini en üst düzeye çıkarabilmesine yönelik kurumsal dönüşümü ele alan bir çalışma yayımladı14. Bahse konu çalışmada, yapay zekânın merak ve erken deneme aşamalarının ötesine geçtiği, farklı sektörlerde kuruluşların yapay zekânın benimsenmesinden ölçülebilir kazanımlar elde ettiği, ancak bu kazanımların çoğunun kuruluş bakımından hâlen kurumsal işleyişe tam olarak gömülü olmayan, parçalı faydalar olarak kaldığı belirtilmektedir. Bu çerçevede çalışmada, artık temel meselenin yapay zekânın işe yarayıp yaramadığı değil, kuruluşların bu teknolojinin tam ve sürdürülebilir değerini ortaya çıkarabilmek için nasıl değişmesi gerektiği olduğu ifade edilmektedir. Çeşitli sektörlerden 450’den fazla yöneticiyle yapılan görüşmelere dayanan çalışmada, yapay zekânın hâlihazırda kurumsal düzeyde etki yarattığı beş kritik odak alanı incelenmekte olup bunlar gerçek zamanlı ve bireyselleştirilmiş müşteri deneyimleri, verimli ve dayanıklı operasyonlar, hızlandırılmış araştırma ve geliştirme ile çığır açıcı inovasyon, öngörücü ve yapay zekâ destekli stratejik planlama ile veriye dayalı, kişiselleştirilmiş çalışan deneyimi ve iş gücü planlaması olarak belirtilmektedir.</p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/kvkknin-acik-riza-metni-ile-aydinlatma-metninin-ayri-ayri-duzenlenmesine-iliskin-ilke-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">1 https://www.hukukihaber.net/kvkknin-acik-riza-metni-ile-aydinlatma-metninin-ayri-ayri-duzenlenmesine-iliskin-ilke-karari, 24.03.2026.</span></a><br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/toplu-yapilarda-apartmansite-sakinlerine-ait-borc-bilgilerinin-ortak-yerlere-asilmasi-hakkinda-ilke-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">2 https://www.hukukihaber.net/toplu-yapilarda-apartmansite-sakinlerine-ait-borc-bilgilerinin-ortak-yerlere-asilmasi-hakkinda-ilke-karari, 31.03.2026.</span></a><br />
<span style="color:#999999">3 https://www.edpb.europa.eu/our-work-tools/our-documents/support-pool-experts-projects/one-stopshop-case-digest-legal-basis_en, 26.03.2026.<br />
4 https://ico.org.uk/for-organisations/uk-gdpr-guidance-and-resources/data-protection-principles/<br />
compatibility-and-the-reuse-of-personal-information/, 23.03.2026.<br />
5 https://www.cnil.fr/fr/les-dispositifs-de-captation-sonore-couples-la-videoprotection, 20.03.2026.<br />
6 Konuya ilişkin olarak Avrupa Veri Koruma Kurulu tarafından yapılan açıklama için bkz.<br />
https://www.edpb.europa.eu/news/news/2026/edpb-and-edps-support-harmonisation-clinical-trialsunder-european-biotech-act-call_en, 12.03.2026. Konuya ilişkin olarak Avrupa Veri Koruma Denetçisi<br />
tarafından yapılan açıklama için bkz. https://www.edps.europa.eu/press-publications/press-news/pressreleases/2026/edpb-and-edps-support-harmonisation-clinical-trials-under-european-biotech-act-callspecific-safeguards-sensitive-health-data_en, 12.03.2026.<br />
7 https://www.edoeb.admin.ch/en/factsheet-cookies, 31.03.2026.<br />
8 https://www.edoeb.admin.ch/en/smart-devices, 25.03.2026.<br />
9 https://www.imy.se/en/individuals/camera-surveillance/to-be-a-controller-of-personal-data/smartglasses/, 25.03.2026.<br />
10 https://ico.org.uk/about-the-ico/media-centre/news-and-blogs/2026/03/open-letter-issued-to-tech-firmsto-strengthen-age-checks-and-protect-children-s-data/, 12.03.2026.<br />
11 https://ico.org.uk/about-the-ico/media-centre/news-and-blogs/2026/03/joint-statement-from-ico-andofcom-on-age-assurance/, 25.03.2026.<br />
12 https://www.oaic.gov.au/news/media-centre/privacy-commissioner-publishes-new-guidance-to-ensureproportionate-age-assurance-as-a-gateway-to-access-online-experiences, 17.03.2026.<br />
13 https://www.europarl.europa.eu/thinktank/en/document/EPRS_ATA(2026)785670, 17.03.2026.<br />
14 https://www.weforum.org/publications/organizational-transformation-in-the-age-of-ai-how-organizationsmaximize-ais-potential/, 16.03.2026.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisisel-verilerin-korunmasi-ile-ilgili-secilmis-guncel-gelismeler-55</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="47962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/15533 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202115533-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202115533-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/9/2025 tarihli ve 2021/15533 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>E.N. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/15533)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 18/9/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 3/4/2026 - 33213</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumundan başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. 2021/42587 numaralı bireysel başvuru dosyası kişi ve konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2021/15533 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş, 2021/42587 numaralı bireysel başvuru dosyası kapatılmış ve inceleme 2021/15533 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>5. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar şöyledir:</p>

<p>7. Başvurucu, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/7/2016 tarihli kararıyla anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmıştır. Devam eden süreçte aynı suçtan yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu karar Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/5/2019 tarihli kararıyla kesinleşmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, Ankara'da yer alan Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümözlü olarak bulunmaktayken Bakanlık Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün (İdare) yazısına istinaden kapsama gücünün aşılması (kapasite fazlalığı/aşımı) nedeniyle 9/11/2019 tarihinde Kahramanmaraş'taki Türkoğlu 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, bu işlemin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; ailesinin Ankara'nın Sincan ilçesinde ikamet ettiğini, Kahramanmaraş'a nakledilmesinden sonra görüş günlerinde maddi sebeplerden gelemediklerini, babasının emekli maaşından başka gelirlerinin olmadığını belirtmiştir. Nakil işlemi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini vurgulayan başvurucu, Ankara'da bulunması nedeniyle avukatıyla da görüşemediğini ve savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Ankara 14. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 22/9/2020 tarihli ara kararıyla başvurucunun hükümözlü olarak bulunduğu Sincan L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun birden fazla müdürlüğünün mevcut olup olmadığının, mevcut ise kapasite aşımının bağlı kurumlar arasında yapılacak nakillerle mahallinde giderilememesinin gerekçesinin sorularak anılan hususlara ilişkin bilgi ve belgelerin İdare tarafından gönderilmesini istemiştir. Bununla birlikte kapsama gücünün aşılması nedeniyle yapılacak nakillerde kurum tarafından hazırlanan listelerde açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, alt soy ve üst soyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenip belirlenmediğinin sorulmasına ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine karar vermiştir.</p>

<p>11. Anılan ara kararına istinaden İdare, Sincan L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna ait kampüsün içinde başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu dönemde suç türüne göre yerleşebileceği 2 adet L Tipi, 2 adet F Tipi, 1 adet T Tipi kapalı ceza infaz kurumunun olduğunu ancak başvurucunun naklinin yapıldığı tarihte bütün ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle kampüs içinde nakil işleminin gerçekleştirilemediğini belirtmiştir. Öte yandan tesis edilen nakil işlemi sırasında kurum tarafından açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, alt soy ve üst soyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenmesine ilişkin olarak herhangi bir listenin hazırlanmadığı ifade etmiştir.</p>

<p>12. İdare Mahkemesince 22/10/2020 tarihinde dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulması, sonrasında 18/2/2021 tarihinde de iptaline karar verilmiştir. Kararda ilgili mevzuat ve İdarenin ara kararına verdiği cevaplar aktarıldıktan sonra kapasite aşımı nedeniyle yapılacak nakil işlemlerinde, açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, alt soy ve üst soyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenmek suretiyle nakillerin yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Neticede öncelikli olarak nakli yapılacaklara ilişkin olarak liste hazırlanmadan ve başvurucunun ailesinin Ankara'nın Sincan ilçesinde ikamet ettiği dikkate alınmadan, zorunlu neden bulunduğundan bahisle salt takdir yetkisine istinaden naklinin yapılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>13. İdare, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde İdare, başvurucunun naklinin yapıldığı tarihteki verilere göre Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.764, mevcudunun 2.115, doluluk oranının %120; Türkoğlu 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin ise 1.322, mevcudunun 935, doluluk oranının %71 olduğunu belirtmiştir. Bunun yanında başvurucunun kapasite aşımı nedeniyle naklinin gerçekleştirildiği tarihte Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun mevcudunun kapasitesine oranla yüksek olduğunu, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda, kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceğini, radikalleşmenin artacağını, dolayısıyla kamu düzeninin bozulacağını dile getirmiştir. Başvurucu ise bu hususlara karşı önceki iddialarını yinelemekle birlikte ailesine yakın şehirlere nakledilmek için yaptığı taleplerin de reddedildiğini, başka mahpusların ise aynı konudaki taleplerinin kabul edildiğini ifade etmiştir.</p>

<p>14. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 16/12/2020 tarihinde ilk olarak İdare Mahkemesinin işlemin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararını kaldırmış, akabinde 14/4/2021 tarihinde istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, ilgili mevzuata yer verdikten sonra İdarenin yasalarla kendisine verilen görevleri etkin ve verimli bir biçimde yürütmek ve bu amaçla gereken önlemleri almakla yükümlü olduğunu, İdarece disiplin ve düzenin sağlanması ile hizmetin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amaçlarına yönelik olarak yapılan işlemlerde ve bu konularda hassas davranılmasının kamu düzeninin sağlanması açısından zaruret teşkil ettiğini vurgulamıştır. Ankara'da toplu bir şekilde terör örgütü üyeliğinden tutuklu olarak yargılanan kişilerin duruşmalar nedeniyle sevklerinin de Sincan'da bulunan ceza infaz kurumlarına yapıldığı, burada kapasite üstü hükümlü-tutuklu bulundurulmasının kişi güvenliği ve kamu düzeninin bozulmasına yol açabileceği, nakil konusunda İdarenin takdir yetkisinin bulunduğu ve dava konusu işlemde hukuki isabetsizlik görülmediği sonucuna varmıştır.</p>

<p>15. Nihai karar 4/8/2021 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>16. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "<i>İnfazda temel amaç</i>" başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.</i>"</p>

<p>17. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler" </i>başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.</i></p>

<p><i>…"</i></p>

<p>18. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Nakiller" </i>başlıklı 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler."</i></p>

<p>19. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Kendi istekleri ile nakil" </i>başlıklı 54. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;</i></p>

<p><i>a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,</i></p>

<p><i>b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri,</i></p>

<p><i>c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,</i></p>

<p><i>d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,</i></p>

<p><i>e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,</i></p>

<p><i>f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,</i></p>

<p><i>g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,</i></p>

<p><i>Gerekir. (Ek cümle: 24/1/2013-6411/7 md.) Çocuk hükümlüler ile maddi durumunun yetersiz olduğunu belgelendiren hükümlüler bakımından bu fıkranın (b) bendi uygulanmaz.</i></p>

<p><i>(2) Bu hükümlüler nakledildikleri kurumlarda, eğitim öğretim veya hastalık nedeniyle nakil hariç, bir yıl kalmak zorundadırlar. Çocuklar bakımından bu süre altı ay olarak uygulanır."</i></p>

<p>20. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Zorunlu nedenlerle nakil</i>" başlıklı 56. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlüler, yargı çevresi dışında Adalet Bakanlığınca belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilirler.</i>"<i> </i></p>

<p>21. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Tutukluların yükümlülükleri</i>" başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Bu Kanunun; ...nakiller, disiplin nedeniyle nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil, nakillerde alınacak tedbirler,... konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir.</i>"</p>

<p>22. Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler başlıklı 167 No.lu Genelge'nin <i>"Nakiller"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlü ve tutukluların, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakilleri yapılabilecektir." </i></p>

<p>23. 167 No.lu Genelge'nin <i>"Hükümlülerin Kendi İstekleri İle Nakilleri"</i> başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,</i></p>

<p><i>e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,</i></p>

<p><i>f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,</i></p>

<p><i>g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,</i></p>

<p><i>h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, </i></p>

<p><i>ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, </i></p>

<p><i>j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, </i></p>

<p><i>gerekir." </i></p>

<p>24. 167 No.lu Genelge'nin "<i>Zorunlu nedenlerle nakil</i>" başlıklı 17. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlü ve tutuklular, yargı çevresi dışında Bakanlıkça belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilecektir.</i>"</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong><i>Vintman/Ukrayna</i> Kararı</strong></p>

<p>25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)<i> Vintman/Ukrayna</i> (B. No: 28403/05, 23/10/2014) kararına konu olayda 15 yıl hapis cezası alan hükümlü başvurucu, daha önce annesiyle birlikte yaşadığı yere 700 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmiştir. Ceza infaz kurumuna 12 ile 16 saat arasında bir tren yolculuğu ile erişilebilmektedir. Başvurucu ve annesi ikamet adreslerine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil için çeşitli tarihlerde talepte bulunmuştur. Bu taleplerinde özellikle iki şehir arasındaki ulaşımın zorluğuna ve uzunluğuna, bu seyahatin 1938 doğumlu olan annenin yaşı ve ikinci derece özür durumunun belgelendiği kötü sağlık durumu sebebiyle yol açtığı zorluklara dikkat çekmiştir. İdare ise ayrı başvuruda mahkûmların cezalarını aynı ceza infaz kurumunda çekmeleri gerektiği yönündeki mevzuat hükümlerine göre talepleri reddetmiştir. Sonraki başvurularda ayrıca daha yakın uygun başka bir ceza infaz kurumu bulunmadığı ve ağır suçları işleyenlerin suçun işlendiği yerden uzak ceza infaz kurumlarında cezalarını çekmesi gerektiği de bildirilmiştir. Başvurucu sonrasında annesiyle birlikte yaşadığı yere daha da uzak, bu defa 1.000 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucunun annesi bu karara itiraz etmiş, ceza infaz kurumu idaresi cezasının yarısını çekerse ve iyi hâlli olursa başvurucunun yüksek güvenlikli yerine orta güvenlikli bir ceza infaz kurumuna nakledilebileceğini ancak başvurucunun disiplin cezaları aldığını, böyle bir nakil için uygun olmadığını bildirmiştir.</p>

<p>26. AİHM esas yönünden öncelikle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. Buna göre söz konusu tartışma "<i>Başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesi Kapsamındaki Haklarına Bir Müdahale Olup Olmadığı</i>" başlığı altında yapılmıştır. Bu başlık altındaki değerlendirme şu şekildedir:</p>

<p><i>"76. Mahkeme ilk olarak, mahkûmların 'kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı' hariç olmak üzere, Sözleşme ile güvence altına alınan tüm temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam etmeleri gerektiğini yinelemektedir (bkz. Hirst v. Birleşik Krallık (no. 2) [BD], B. No: 74025/01, § 69, ECHR 2005‑IX). Bu nedenle, bir mahkumun, yalnızca hüküm giydikten sonra tutuklu statüsü nedeniyle 8. maddede belirtilen tüm haklarını kaybetmesi söz konusu olamaz (bkz. Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06 ve 13772/05, 25/7/2013, § 836).</i></p>

<p><i>77. Aynı zamanda bir kişinin tutulmasının, doğası gereği, özel ve aile hayatında bir kısıtlama getirdiği açıktır (bkz. Messina/İtalya (no. 2), B. No: 25498/94, § 61, AİHM 2000‑X, ve Kalashnikov/Rusya (k.k.), B. No: 47095/99, ECHR 2001‑XI).</i></p>

<p><i>78. Mahkeme içtihadında ayrıca, Sözleşme'nin mahkûmlara tutulma yerlerini seçme hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı tutulması ve onlardan uzakta olmasının, hapis cezasının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bir kişinin ailesinden çok uzakta, ziyaretlerin çok zor veya hatta imkânsız hâle geldiği bir cezaevinde tutulması, bazı durumlarda aile hayatına müdahale anlamına gelebilir; zira aile üyelerinin mahkûmu ziyaret etme fırsatı, aile hayatının sürdürülmesi için hayati önem taşır (bkz. Ospina Vargas - İtalya (k.k.), B. No:40750/98, 6 /4/2000). Bu nedenle ceza infaz kurumu yetkililerinin mahkûmların yakın aile üyeleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olması, mahkûmların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçasıdır (bkz. Messina - İtalya (no. 2), § 61).</i></p>

<p><i>79. Mahkeme, Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya davasında verdiği yakın tarihli bir kararında, başvurucuların uzak bir cezaevine (ailelerinin yaşadığı şehirden birkaç bin kilometre uzakta bulunan) yerleştirilmesinin, 8. madde ile güvence altına alınan haklarına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır (bkz. söz konusu karar, § 838). Mahkeme, özellikle uzun mesafeler, ilgili yerleşim yerlerinin coğrafi konumu ve Rus ulaşım sistemine ilişkin olguları dikkate almıştır. Bu durum, başvurucuların yaşadıkları şehirden yerleşim yerlerine yapılan yolculuğu, özellikle küçük çocukları için uzun ve yorucu bir çaba haline getirmektedir. Sonuç olarak başvurucular, aileleri tarafından daha az ziyaret edilmiştir.</i></p>

<p><i>80.</i> <i>Mahkeme mevcut davada da başvurucunun, annesini 29/10/2004 tarihinde hapishaneye yaptığı son (veya muhtemelen tek) ziyaretinden bu yana yani neredeyse on yıldır görmediğini belirtmektedir.</i></p>

<p><i>81. İleri yaşı ve kötü sağlık durumu, aradaki mesafenin uzunluğu ve Ukrayna ulaşım sistemine ilişkin olgular göz önüne alındığında, [anne] Bayan Kapiton, başvurucuyu ziyaret etmek için seyahat etmeye uygun durumda değildir.</i></p>

<p><i>82. Dolayısıyla mevcut davanın koşullarında, yetkililerin başvurucuyu evine daha yakın bir cezaevine nakletmemesi onun annesiyle herhangi bir kişisel temas kurmasını engellemek anlamına gelmektedir.</i></p>

<p><i>83. Mahkeme, bunun Sözleşme'nin 8. maddesi uyarınca başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil ettiğini değerlendirmektedir."</i></p>

<p>27. AİHM, müdahalenin varlığını tespit ettikten sonra bu müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını incelemiş; bu bağlamda kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük testlerini uygulamıştır. Müdahalenin kanuniliği başlığı altında iç hukukta mahkûmların hapis cezalarını kural olarak ev adreslerine yakın bir yerde çekmeleri gerektiği yönündeki Avrupa Cezaevi Kurallarına uyumlu nitelikte hükümler bulunduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bu hükümler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesinin gerekliliklerine de uygundur. Ancak AİHM, iç hukukta bu kuralın istisnalarının da olduğunu kabul etmiş; ilk yerleştirilen ceza infaz kurumunda kalınması gerektiği yönündeki belirlemelere rağmen başvurucunun daha sonra daha da uzak bir ceza infaz kurumuna nakledildiğine dikkat çekmiştir. AİHM, ilgili mevzuatı yorumlama ve uygulama konusunda kamu makamlarının izlediği şekilci ve kısıtlayıcı yaklaşım sorular doğursa da müdahalenin yeterince açık ve öngörülebilir bir mevzuata dayandığını kabul etmeye hazır olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>28. Meşru amaç kriteri yönünden ulusal makamların başvurucunun ev adresine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil taleplerini reddetmelerinin gerekçeleri şu şekilde özetlenmiştir: hükümlü bir mahkûmun istisnai durumlar nakil işlemini gerektirmedikçe tüm hapis cezasını aynı kurumda çekmesi gerektiği yönünde yasal bir zorunluluk bulunması, müsait bir (yakın) ceza infaz kurumu bulunmaması, mahkûmun suçun işlendiği bölgenin dışındaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi zorunluluğu başvurucunun ceza infaz kurumundaki iyi hâlli olmayan davranışları. AİHM, ilk gerekçeyle ilgili bir yasal dayanak bulunmadığı ve hangi amaca hizmet ettiğine dair bir açıklama da yapılmadığını belirtmiştir. Boş yer olmamasıyla ilgili gerekçe yönünden ise ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç olarak kabul edilebileceğini belirtmekle birlikte yaklaşık on yıl boyunca yinelenen talepler olduğunun gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Üçüncü gerekçe yönünden somut bir tehlikenin gösterilemediği, söz konusu suçların işlendiği yerlerin belirtilmediğini, neden cezanın farklı bir bölgede çekilmesi gerektiğinin bireyselleştirilerek izah edilemediğini açıklamıştır. Son gerekçe yönünden ise ceza infaz kurumunda disiplinin artırılması ve olumlu davranışların teşvik edilmesinin meşru bir amaç teşkil edebileceğini kabul etmiştir.</p>

<p>29. AİHM demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden ise aşırı kalabalıklık bakımından ceza infaz kurumlarının doluluğu ile ilgili olarak yeterli bilgi verilmediğini, Ukrayna'nın diğer bölgelerinin bu ceza infaz kurumuna göre başvurucunun ev adresine daha yakın olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiasına rağmen yetkililerin onu daha yakın bir yere yerleştirmedikleri gibi daha da uzak bir yere naklettiklerini vurgulamıştır. Başvurucunun disiplin durumu ile gerekçe bakımından ise ceza infaz kurumu rejiminin hafifletilmesi ile nakil arasında bir ayrım yapmadığını, bu gerekçenin on yıl sonra ileri sürüldüğüne dikkat çekmiştir. AİHM ayrıca başvurucunun yaşlı ve güçsüz annesinin başvurucuyu ceza infaz kurumunda ziyaret etmek için seyahat edemeyeceği hususunun kamu makamlarınca tartışılmadığını ifade etmiştir. Başvurucu ve annesi bu iddiayı sürekli olarak ileri sürmüşse de yetkililer bu talepleri sürekli reddederken bu hususta hiçbir değerlendirmede bulunmamıştır. Verilen yanıtlardan da anlaşılacağı üzere başvurucunun kişisel durumu ve aile bağlarını sürdürme konusundaki menfaati hiçbir zaman değerlendirilmemiş ve söz konusu müdahale için ilgili ve yeterli gerekçe sunulmamıştır. AİHM bu değerlendirmelerin şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varmak için yeterli olduğunu belirterek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong><i>Rodzevillo/Ukrayna</i> Kararı</strong></p>

<p>30. <i>Rodzevillo/Ukrayna</i> (B. No: 38771/05, 14/1/2016) kararına konu olayda başvurucu, anne ve babası ile küçük oğlunun ziyaretlerinin kolaylaşması için nakil talebinde bulunmuştur. Başvurucu, annesinin 1940 ve babasının ise 1925 doğumlu olup annesinin hipertansiyonu ve başka rahatsızlıkları olduğu için üvey babasının annesine baktığını, babasının da ciddi derecede bir engeli olduğunu, dolayısıyla uzun mesafeli seyahatleri yapamayacaklarını belirtmiştir. Ayrıca ceza infaz kurumunun ailesinin evine 1.000 km uzaklıkta olup doğrudan gelen bir tren bulunmadığını, iki trenle 24 saatte gidilebildiğini, özel taksiyle gidilmesinin pahalı olduğunu ve sık olmayan otobüs seferleri bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun açtığı davada mahkeme ancak daha gevşetilmiş bir infaz rejimine geçtiği takdirde veya olağanüstü koşulların bulunması durumunda talebin kabul edilebileceğini, olayda ise böyle bir durumun bulunmadığını belirterek talebi reddetmiştir.</p>

<p>31. AİHM; konu ile ilgili ilkeleri hatırlattıktan, özellikle de bireyin ailesinden çok uzakta olan, aile ziyaretlerini çok zor hatta imkânsız hâle getirecek bir ceza infaz kurumunda tutulmasının bazı durumlarda aile hayatına orantısız bir müdahale teşkil edebileceğini belirttikten sonra kamu makamlarının cezaların infazıyla ilgili konularda geniş bir takdir yetkisine sahip olması gerektiğini kabul etmiş olsa da bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, ceza infaz kurumunda dağılım yapılırken mahkûmların en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme menfaatlerinin bir şekilde dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM, somut olayın özel koşullarında müdahale bulunduğunu tespit ettikten sonra müdahalenin ihlal olup olmadığını incelemeye başlamıştır. Bu kapsamda kanunilik ölçütünde sorun görmemiş, ceza infaz kurumunda aşırı kalabalığın önlenmesi ile bireyselleştirilmiş ve tutarlı bir rehabilitasyon programı uygulanması gerekliliğini meşru amaç olarak kabul etmiştir. Ancak ulusal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve şekilci bir yaklaşımla hareket ettiklerini kaydeden AİHM, başvurucu ve annesinin seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını değerlendirmedikleri için müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna vararak Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>c.</strong> <strong><i>Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa </i>Kararı</strong></p>

<p>32. <i>Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa</i> ((k.k.) B. No: 56710/13..., 7/2/2017) kararına konu olayda başvurucular, önce yargılandıkları Paris'te bir ceza infaz kurumunda tutulmakta iken 476 km uzaklıktaki Lyon'da bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucular bu ceza infaz kurumunun ailelerinin yaşadığı yere sırasıyla 823, 855 ve 935 km uzaklıkta olduğunu belirterek ailelerinin ziyaret edebilmek için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldığından yakınmıştır. Talepleri üzerine mahkeme; Paris ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olduğunu, soruşturmanın gerekleri ve bağlantılı görülen tutuklu ve hükümlülerin bir arada tutulmalarının engellenmesinin amaçlandığını, ceza infaz kurumlarındaki ETA örgütü üyelerinin sayısının çokluğu sebebiyle hepsinin Paris ceza infaz kurumlarında tutulmasının mümkün olmadığını bildirmiştir. Bunun yanında ceza infaz kurumuna girmeden önce başvurucular ile ailelerinin aylarca hatta yıllarca ayrı yaşadıkları, ayrıca Bask kökenli tutuklu ve hükümlülerin çoğu zaman diğer tutuklulara göre daha fazla ziyaret izninden yararlandırıldıkları, talep hâlinde hemen yakın aile üyeleriyle telefonla görüştürüldükleri belirtilmiştir. Son olarak yeni bir ceza infaz kurumu olan Lyon Ceza İnfaz Kurumunun ikamet adresine uzak olsa bile eşle görüşme imkânı tanıyan odalarının bulunduğunu ve aile ziyaretleri için daha elverişli olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>33. AİHM öncelikle aile hayatına saygı hakkına bir müdahalenin olup olmadığını tartışmıştır. Dava dosyasından başvurucuların Kuzey ve Orta Fransa'da tutuklanmadan önce -yerel mahkemeye göre aylarca, hatta yıllarca- saklanarak yaşadıklarına özellikle dikkat çekmiştir. Tutuklandıktan sonra ise soruşturma makamlarının bulunduğu Paris'te bir süre tutuldukları ve buranın da tıpkı Lyon gibi ailelerine aynı uzaklıkta olduğu, ancak başvurucuların buna itiraz etmedikleri belirtilmiştir. Başvurucuların, ailelerinin ziyaretlerinin sayısı veya telefonla görüşme hakları sınırlanmadığı gibi aksine başvurucuların, yakınlarıyla çok sayıda ziyaret gerçekleştirdikleri ve telefon görüşmesi yaptıkları vurgulanmıştır. AİHM'e göre bu sebeple Lyon-Corbas ceza infaz kurumuna nakledilmeleri, başvurucuların ziyaret haklarını önemli ölçüde engelleyecek nitelikte değildir. Başvurucuların yakınları, yapılan nakillerin aşılmaz veya çözülmesi çok zor sorunlar yarattığını da göstermemiştir. Üstelik başvurucuların ilgili usul hükümlerine göre yargılama sırasında aileleriyle de bir araya gelmeyi talep etme hakları da varken bu haktan da yararlanmıştır. AİHM sonuç olarak başvurucuların şikâyetlerinin Sözleşme'nin 8. maddesinin birinci paragrafı uyarınca aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaya yeterli olmadığı<strong> </strong>kanaatine varmıştır. AİHM, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>d.</strong> <strong><i>Fraile Iturralde/İspanya </i>Kararı</strong></p>

<p>34. <i>Fraile Iturralde/İspanya</i> (B. No: 66498/17, 7/5/2019) kararına konu olayda, ETA örgüt üyesi olmaktan 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılan başvurucu, ailesinin ikametine 700 km uzaklıktaki Badajoz Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Başvurucu, aradaki mesafenin fazla olduğuna dikkat çekerek karısı ve beş yaşındaki çocuğu ile ilerlemiş yaşlardaki sağlık sorunları bulunan anne ve babasının kendisini ziyaret ederken güçlükler yaşadığını belirtmek suretiyle nakil talebinde bulunmuştur. Mahkeme, mahkûmların ailelerine yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerinin genel kural olduğunu, bunun dışındaki işlemlerin gerekçelendirilmesi gerektiğini, organize suç veya terörizmle bağlantılı durumlarda ise aynı örgütün üyelerinin aynı ceza infaz kurumunda yoğunlaşmalarının önlenmesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Zira böyle bir yoğunlaşma örgütün üyeleri üzerindeki kontrolünün devam etmesine yol açacak, ıslahı zorlaştıracaktır. Mahkeme ayrıca başvurucunun ceza infaz kurumunda iyi hâlli olmadığını ve disiplin cezaları aldığını belirterek talebi reddedince AİHM'e bireysel başvuru yapılmıştır. AİHM öncelikle bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. İlkelerini yineleyen AİHM, ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusların yakın aileleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olmasının mahpusların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçası olduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bir hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesinin başvurucunun özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan <i>normal</i> zorlukların ve kısıtlamaların ötesine geçerse Sözleşme'nin 8. maddesi anlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.</p>

<p>35. AİHM, somut olayda başvurucunun eşi ve beş yaşındaki çocuğunun yaşadığı zorluklar yanında ebeveyninin ilerlemiş yaşı ve sağlık sorunları yüzünden ceza infaz kurumlarını ziyaret etmelerinin mümkün olmadığına dikkati çekerek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğunu kabul etmiştir. AİHM öncelikle mahkeme kararlarında atıf yapılan raporlara göre başvurucunun düzenli olarak yakın aile üyelerince ziyaret edildiğini vurgulamıştır. Son iki yılda başvurucuyu ayda üç kez ailesi ve arkadaşlarının ziyaret ettiğini, ayda bir kez eşi ile özel görüşme yaptığını, ayda bir kez kızı, kardeşleri ve diğer aile üyelerince ziyaret edildiğini belirtmiştir. Ayrıca 100'den fazla mektup aldığını veya gönderdiğini, haftada 10 kez, iki yılda 800 civarı telefon görüşmesi yaptığını, eşi doğum yaptığında özel izinle bebeğini ve eşini görmesine izin verildiğini açıklamıştır. AİHM'e göre başvurucu, yakın akrabalarının seyahat ederken aşılamaz veya oldukça güç sorunlarla yaşadığını ortaya koymamıştır. Başvurucu, ebeveynini en son ne zaman gördüğünü açıklamadığı gibi ailesi ve arkadaşlarınca daha az ziyaret edildiğini de gösterememiştir. AİHM bu olgular ışığında gerekçeyi incelediğinde başvurucunun, ailesine yakın tutulmamasına yol açan ceza infaz kurumu politikasının, yalnızca sınırlı bir gruba yani terör suçlarından hüküm giymiş olanlara uygulandığını belirtmiştir. Bu politika, ilgili hükümlülerin terör örgütleriyle temaslarını sürdürme riskini en aza indirmeyi, söz konusu hükümlüler ile bulundukları suç ortamı arasındaki bağları koparmayı amaçlamaktadır. AİHM ayrıca ulusal mahkemelerin ceza infaz kurumu politikasına, o dönemdeki koşulları gözönünde bulundurarak atıfta bulunduğu, ETA'nın o dönemde dağılmadığını, silahlarını teslim etmediğini veya faaliyetlerini tamamen durdurmadığını gözettiklerine işaret etmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumundaki olumsuz davranışlarına da dikkati çeken AİHM, arkadaşları ve ailesiyle bağlarının önemli ölçüde zarar gördüğüne dair kanıt eksikliğini de gözeterek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına getirilen sınırlamaların izlenen amaçlarla orantısız olmadığı sonucuna varmış, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>e.</strong> <strong><i>Akbulut/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>36. <i>Akbulut/Türkiye </i>(B. No: 36647/11, 28/5/2019) başvurusunda başvurucu, farklı tarihlerde farklı ceza infaz kurumlarına nakil talebinde bulunmuş, talepleri doluluk ve disiplin cezaları almış olması sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucu bulunduğu Alanya Ceza İnfaz Kurumu ile yakınlarının ikamet yeri arasındaki mesafe sebebiyle yakınlarının kendisini ziyaret edemediğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM bu iddiayla ilgili olarak başvurucunun yakınlarının ikamet ettiği şehrin adını ve ilgililer tarafından karşılaşılan zorlukları bildirmediğini açıklamıştır. Başvurucu; muhtemel yolculuğun zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksek olduğu veya maddi sıkıntılarını belirtmemiştir. AİHM; başvurucunun makul iletişim araçlarından yararlandığı, şikâyet ettiği durumun Alanya Ceza İnfaz Kurumu günleriyle sınırlı kaldığı, üstelik yakınlarının ikamet yerlerinin belirtilmediği yalnızca mesafeye bağlı bu şikâyetin daha ayrıntılı bir inceleme yapılmasına imkân sağlamak için yeterince desteklenmediğini değerlendirmiş; başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>f.</strong> <strong><i>Avşar ve Tekin/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>37. <i>Avşar ve Tekin/Türkiye</i> (B. No: 19302/19..., 17/9/2019) kararına konu olayda Kırıkkale F Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucu A. Avşar'ın ailesi Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Başvurucu daha önce Çankırı, Ankara ve Kırıkkale Cezaİnfaz Kurumlarında tutulmuştur. Sağlık raporlarına göre başvurucunun annesi Parkinson hastası olup seyahat edecek durumda değildir. Başvurucu, annesinin Diyarbakır’dan Kırıkkale’ye artık seyahat edemediğini belirterek yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil talebinde bulunmuş; ceza infaz kurumlarının dolu olduğu gerekçe gösterilerek talebi reddedilmiştir. Başvurucu, 12 yıldır ailesinden yüzlerce km uzaklıktaki ceza infaz kurumlarında tutulduğunu ve ailesinin bu süre zarfında kendisini ziyaret etmek için büyük zorlukların üstesinden gelmek durumunda kaldığını belirtmiş; taleplerinin doluluk gerekçesiyle reddedildiğinden yakınmıştır. Aynı ceza infaz kurumlarında bulunan diğer başvurucu A. Tekin'in ailesi ise Siirt'te bir köyde ikamet etmektedir. Başvurucu 1992 yılından bu yana, tutuklulukta geçen süreyi de hesap ederek, ailesinden uzak çeşitli ceza infaz kurumlarında tutulduğunu belirterek çocuklarının 2003 yılından bu yana ziyaretine gelme imkânlarının bulunmadığını ileri sürmüştür. AİHM, başvurucuların yıllar boyunca ailelerinin ikamet yerlerinden uzakta bulunmalarının, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarına bir müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir.</p>

<p>38. AİHM müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve ceza infaz kurumlarında aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. AİHM, demokratik toplumda gereklilik yönünden üye devletler için zorlayıcı olmamakla birlikte önemli olduğu değerlendirilen Avrupa Konseyinin 2006 yılı Avrupa Cezaevleri Kuralları çerçevesinde (2 (2006) Rec) tavsiye kararına göre idarenin tutulanların aile yakınları ile temaslarını sürdürmelerine yardımcı olması gerektiğini hatırlatmıştır. Ayrıca ömür boyu hapis cezası çeken tutuklular dâhil olmak üzere, ceza infaz kurumu dağılımı konusunda Avrupa düzeyindeki düzenlemede, ulusal makamların aile bağlarının koparılmasını önlemesi ve mümkün olduğu takdirde tutukluların ikamet yerlerine yakın bulunan ceza infaz kurumlarına dağılmalarına imkân sağlaması gerektiğine dair ilkenin desteklendiği vurgulanmıştır.</p>

<p>39. AİHM somut olay bakımından coğrafi uzaklığın -özellikle yakınların katetmesi gereken mesafenin uzun olduğu ve bu uzaklığın yıllarca sürdüğü durumlarda- aile ziyaretlerinin ve dolayısıyla aile bağlarının bozulmasına neden olacak bir faktör olduğunu belirtmiştir. Başvuru konusu olayda başvurucu Avşar'ın annesinin sağlık durumu ve yaşı nedeniyle, Tekin'in ise çocukları tarafından yapılan ziyaretlerin azlığı yüzünden karşılaştıkları güçlükleri kamu makamlarına sunduklarını kaydetmiştir. Ancak dosyada veya Hükûmetin görüşlerinde başvurucuların coğrafi mesafeye rağmen aile üyeleriyle düzenli olarak temasta oldukları veya ilgililer tarafından sürekli olarak ziyaretler yapıldığı konusunda hiçbir bilginin bulunmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak AİHM, başvurucuların ailelerinden uzakta bulunan ceza infaz kurumlarında geçirdikleri uzun süre dâhil olmak üzere ilgililerin kişisel durumlarına, sırasıyla yaş, sağlık durumuna ve yakınlarının maddi durumuna bağlı zorlukların ilgilileri ziyaret etmek için seyahat etmeyi engelleyebileceği yönündeki hususların değerlendirilmediğini, söz konusu menfaatlerin bireyselleştirilip dengelendiğinin gösterilemediğini belirtmiştir. AİHM sonuç olarak anılan müdahalenin izlenen meşru amaç bakımından orantılı olmadığı ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatiyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>g. <i>İlerde ve diğerleri/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>40. <i>İlerde ve diğerleri/Türkiye</i> (B. No: 35614/19..., 5/12/2023) kararına konu olayda başvurucu D.T. ilk başta Nevşehir Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktayken idarece önce İzmir'in Menemen ilçesine, sonra da İzmir 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Bu Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun ailesinin ikamet ettiği Kayseri'ye 1.000 km uzaklıktadır. Başvurucu, malul olan yaşlı annesinin bu kadar uzak bir yolculuğu yapamayacağını, nitekim annesinin kendisini 3 yıl 4 ayda yalnızca bir kere ziyaret edebildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca eşinin de bu kadar uzun ve pahalı bir yolculuğu karşılamayacağını ve normalden daha az ziyaret edilebildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, yetkili makamların, bu dezavantajını azaltmak için daha uzun telefon konuşmaları veya daha uzun ziyaret gibi alternatif herhangi bir tedbir de sunmadıklarını öne sürmüştür.</p>

<p>41. AİHM öncelikle müdahalenin varlığını tartışmıştır. AİHM'e göre somut olayda başvurucu; ailesinin nerede ikamet ettiği sağlık ve istihdama ilişkin bireysel durumlarına, eşi ve yaşlı annesinin üç farklı bağlantıyı içeren 1.000 km’lik yolculuğu yaparken karşılaştıkları zorluklara ilişkin olarak belirgin detaylar vermiştir. Başvurucunun annesinin, kendisini yalnızca bir kere ziyaret ettiği ve başvurucunun 30/11/2016 ve 5/8/2021 tarihleri arasında (yaklaşık 5 yıl içinde) ailesi tarafından her biri en fazla 45 dakika süreyle 67 kez ziyaret edildiği taraflar arasında tartışma konusu değildir. AİHM, bunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında gerekçelendirilmesi gereken bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Müdahalenin kanuni dayanağı hususunda sorun görmeyen AİHM, düzenin korunması ve ceza infaz kurumunda kalabalıklığın önlenmesinin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. Orantılılık hususunda ilk olarak başvurucu, Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan İzmir’deki diğer ceza infaz kurumlarına nakledilirken söz konusu kararın başvurucuya sunulmadığını kaydetmiştir. AİHM; ailesinin yanı sıra yargılama yerine yakın olan Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan ilk olarak İzmir Menemen ve sonrasında İzmir T Tipi 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilirken başvurucuya hiçbir gerekçe sunulmadığını tespit etmiştir. Bu sebeple başvurucunun söz konusu ceza infaz kurumlarına nakli, aile hayatına saygı hakkına keyfî müdahaleye karşı usuli güvencelerin yokluğunda meydana gelmiştir. Başvurucunun İzmir 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sürede yaptığı Kocaeli veya Maltepe’deki Ceza İnfaz Kurumlarına nakledilmesi taleplerine ilişkin olarak ise kurum idaresinin bu talepleri reddetmesinin kurumun kalabalığına ilişkin, ilgili ve zorlayıcı gerekçelere dayandığını kabul etmiştir. Ancak kamu makamlarının, başvurucunun ailesine nispeten daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip edilemeyeceğine veya daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon konuşmaları gibi yapılan ziyaretlerin azlığını telafi edecek alternatif yolların olup olmadığına dair somut bir değerlendirmede bulunulmadığını belirtmiştir. AİHM sonuç olarak şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğunu belirterek, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>h.</strong> <strong><i>Kaçır ve diğerleri/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>42. <i>Kaçır ve diğerleri/Türkiye </i>(B. No: 9587/19..., 10/6/2025) kararına konu olayda başvurucu A.Ş., Kocaeli 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Ceza infaz kurumu, başvurucunun ailesinin ve ebeveyninin yaşadığı Merzifon ile Tokat'a yaklaşık 600-700 km uzaklıktadır. Başvurucu mesafenin fazla olduğunu, mali zorluklar sebebiyle de daha az ziyaret edildiğini, dört ve sekiz yaşlarında iki çocuğu olduğunu, buna rağmen nakil talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucunun babası 83 yaşında ve hastalığı yüzünden bakıma muhtaç olup annesi ise 70 yaşındadır. Başvurucu daha sonra mesafenin yol açtığı olumsuz etkileri azaltabilmek için daha uzun telefon görüşmeleri, uzatılmış ziyaret saatleri veya izin verilen ziyaretçi sayısının artırılması talebinde bulunmuş; başvurucunun talepleri reddedilmiştir. AİHM, müdahalenin mevcut olup olmadığını şu şekilde tartışmıştır:</p>

<p><i>"Başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığına gelince Mahkeme, başvurucunun ailesinin nerede ikâmet ettiği, mali durumları ve ailesi ile ebeveynlerinin kendisini ziyaret etmek için yaklaşık 600 km'lik bir yolculuk yaparken karşılaştıkları zorluklar hakkında ayrıntılı bilgi verdiğini belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet tarafından sağlanan cezaevi kayıtlarına göre başvurucunun annesi, babası ve çocuklarından biri 19 Temmuz 2016 ile 31 Ağustos 2018 tarihleri ​​arasında Kocaeli 1 No'lu T Tipi Cezaevi'nde kaldığı süre boyunca, başvurucuyu yalnızca bir kez ziyaret etmiştir. Mahkeme, bu nedenle, mevcut davanın koşullarında başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır."</i></p>

<p>43. AİHM'in müdahalenin haklılığı ile ilgili değerlendirmesi şöyledir:</p>

<p><i>"49. Bu müdahalenin haklı olup olmadığına gelince başvurucunun ailesinin ikâmet ettiği yere yakın bir yere nakledilmesinin reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunduğu ve düzensizliği, özellikle de cezaevlerinin aşırı kalabalıklığını önleme yönünde bir meşru amaç taşıdığı düşünülse bile Mahkeme, tedbirin orantılılığını incelediğinde cezaevi yönetiminin başvurucunun nakil talebini reddetmesinin, başvurucunun mağduriyetlerini hafifletmek için alternatif tedbirlerin alınıp alınamayacağına dair herhangi bir ek değerlendirme yapılmaksızın, yalnızca cezaevlerindeki aşırı kalabalıklığa dayandığını belirtmektedir.</i></p>

<p><i>50. İlerde ve Diğerleri başvurusunda Mahkeme, kamu makamlarınca başvurucunun ailesine daha yakın başka bir cezaevine nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun ziyaretler veya daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut bir değerlendirme yapmaması nedeniyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Aynı durum mevcut başvuruda da geçerlidir. Başvurucunun, ilk talebinden yaklaşık beş ay sonra, ailesinin ikametgahına daha yakın olmasına rağmen ne ailesinin ne de ebeveynlerinin ikamet etmediği üçüncü bir şehre nakledilmesi, Mahkeme'nin vardığı sonucu değiştirmemektedir.</i></p>

<p><i>51. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 8. maddesi ihlal edilmiştir."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Uluslararası Belgeler</strong></p>

<p>44. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9/12/1988 tarihinde kabul edilen 43/173 sayılı Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü kararının <i>"Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı"</i> başlıklı 19. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir." </i></p>

<p>45. Aynı kararın <i>"İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı" </i>başlıklı 20. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Tutulan veya hapsedilen kimse talep ettiği zaman eğer mümkünse genellikle ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulur." </i></p>

<p>46. Cezaevi kurallarına dair tavsiye kararının <i>"Yerleştirme ve Barındırma"</i> başlığı altında şu ilkelere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"17. 1 Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler. </i></p>

<p><i>17. 2 Cezaevlerine yerleştirmede devam eden adli süreç, emniyet ve güvenlik gerekleri ile tüm mahpuslar için uygun rejimlerin sağlanması gibi hususlar da dikkate alınmalıdır. </i></p>

<p><i>17. 3 İlk yerleştirme ve sonrasında yapılacak nakiller sırasında, mümkün olabildiğince mahpuslara danışılmalıdır."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>47. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Adli Yardım Talebi Yönünden</strong></p>

<p>48. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>49. Başvurucu; Kahramanmaraş'a nakledilmesi sonrasında 700 km uzaklıktaki Ankara'nın Sincan ilçesinde ikamet eden ailesinin görüşlere gelemediğini, nitekim babasının emekli maaşından başka gelirinin olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu, babasının ve annesinin kronik hastalıkları olduğunu ve uzun yolculuk yapamadıklarını, son bir yıl içinde ailesiyle ancak altı kez görüşebildiğini dile getirmiştir. Ayrıca bu hususları dikkate almayan kamusal makamların keyfî davrandığını, sonrasında beş defa nakil talebinde bulunmasına rağmen bu taleplerinin de reddedildiğini, başka mahpusların ise nakillerinin uygun görüldüğünü ifade eden başvurucu; aile hayatına saygı hakkının, eşitlik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>50. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; İdareden temin edilen bilgi ve belgeler bireysel başvuru dosyasına sunulmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>51. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."</i></p>

<p>52. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. </i></p>

<p><i>Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. </i></p>

<p><i>Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır." </i></p>

<p>53. Başvurucu; ailesinin ikametgâhına yakın ceza infaz kurumundan uzakta bulunan başka ceza infaz kurumuna nakledilmesi nedeniyle ailesinin ziyaretine gelemediğinden, anne ve babasının maddi ve yaşlılıktan kaynaklı sorunlarını dile getirmiş olmasına rağmen idari ve yargısal makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmadığından yakınmıştır. Bu nedenle başvurunun aile hayatına saygı hakkından incelenmesi söz konusu olabilir. Ancak öncelikle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale olarak kabul edilebilecek koşulların bulunup bulunmadığı açıklanan ölçütler bağlamında test edilmelidir.</p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>54. Anayasa’nın 19. maddesi gereği tutuklu ve hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına birtakım müdahalelerin yapılması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada mühim olan, ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasıdır (<i>Mehmet Koray Eryaşa </i>[2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89; <i>Ahmet Çilgin </i>[1. B.], B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 32; <i>Rasul Kocatürk</i> [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 56). Öte yandan belirtmek gerekir ki ceza infaz kurumlarında kalacak mahkûmların aldıkları cezaların niteliği, miktarı gibi belirli kriterlere göre kişi ve koğuş sayısını belirlemede, ceza infaz kurumlarının kapasitesine göre hükümlü ve tutukluların hangi ceza infaz kurumunda bulunacaklarını tespit etmede de idarenin geniş bir takdir yetkisi vardır (<i>Yaşar Karaca </i>[1. B.],<i> </i>B. No: 2018/37854, 12/4/2023, § 65).</p>

<p>55. AİHM içtihatları da gözönüne alındığında ceza infaz kurumları arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek ziyaretlerin<i> çok zor veya imkânsız</i> hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkânsız hâle geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir. Bu bağlamda aile hayatına saygı hakkına müdahalenin olup olmadığı konusunda şu hususlarda değerlendirme yapılmalıdır:</p>

<p>i. Kişilerin ceza infaz kurumuna girmeden önceki aile bağları, aile üyeleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığı</p>

<p>ii. Ceza infaz kurumunun kişilerin aile üyeleri veya yakınlarının yaşadığı yere uzaklığı, coğrafi koşullar ve ulaşım imkânları</p>

<p>iii. Ziyaret edeceklerin kişiyle olan yakınlığı, yakınlarının yaş ve sağlık durumlarının seyahat etmeye uygun olup olmadığı</p>

<p>iv. Kişilerin mali durumları, bütçeleri veya içinde bulundukları koşulların söz konusu seyahati yapmayı ne ölçüde güçleştirdiği</p>

<p>v. Kişilerin ailelerinden uzak kaldığı süre ve bu süre içinde fiilen gerçekleşen ziyaret sayısı ve sıklığı.</p>

<p>56. Yukarıdaki ölçütlere göre bir inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvuruculardan yakınlarının ikamet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir ifadeyle şikâyeti temellendirmesi<strong> </strong>beklenmektedir. Bu çerçevede örneğin ailenin ikamet ettiği yerin bildirilmemesi veya muhtemel seyahatlerin zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksekliği ya da maddi sıkıntılar ile ilgili ziyareti zorlaştıracak unsurlar hakkında değerlendirme yapmaya elverişli herhangi bir bilgi verilmemesi hâlinde müdahale iddiasının yeterince temellendirildiği söylenemez. Bu bağlamda başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddialarının inceleme yapabilmek için yeterli olmadığı belirtilmelidir.</p>

<p>57. Bununla birlikte ailenin yaşadığı yer ile barındırılan ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin uzak olduğu durumlarda aile bireylerinin hükümlü ve tutukluyu ziyaretlerinin <i>çok zor veya imkânsız hâle geldiği</i> somut olayın özel koşullarında tespit edilebilmekteyse aile hayatına saygı hakkına müdahalenin varlığının kabul edilmesi gerekir.Buna göre bir tutuklu veya hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi, özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan <i>normal zorlukların ve kısıtlamaların</i> ötesine geçerse aile hayatına saygı hakkı bağlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.</p>

<p>58. Öte yandan kamusal makamların cezaların infazıyla ilgili konularda sahip olduğu geniş takdir yetkisinin sınırsız olmadığı akılda tutularak tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumlarına yerleştirilirken en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme yönündeki menfaatlerinin bir ölçüde dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla somut olay bağlamında aile hayatına müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda müdahalenin ihlale sebebiyet vermemesi için idari ve yargısal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve şekilci bir yaklaşımla hareket etmemeleri, başvurucu ve ailesi ile yakınlarının seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını, ulaşılmak istenen meşru amaç ile aile hayatına saygı hakkının gereklerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirmeleri beklenmektedir. Bu kapsamda kamusal makamları özellikle başvurucunun ailesine daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut, bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmalıdır.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>59. Sincan Ceza İnfaz Kurumunda hükümözlü olarak bulunmakta iken kapasite aşımı sebebiyle 9/11/2019 tarihinde Kahramanmaraş Türkoğlu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilen başvurucu, bireysel başvuru formunda Kahramanmaraş'a nakledilmesi sonrasında 700 km uzaklıktaki Ankara'nın Sincan ilçesinde ikamet eden ailesinin görüşlere gelemediğinden, nitekim babasının emekli maaşından başka gelirinin olmadığından, ayrıca babasının ve annesinin kronik hastalıklarının bulunduğundan ve uzun süren yolculuklar yapamadıklarından yakınmıştır. Öte yandan başvurucu, dava dilekçesinde hakkında yürütülen soruşturmanın da Ankara'da devam ettiğini vurgulamıştır.</p>

<p>60. Öncelikle başvurucunun hükümözlü olarak tutulana değin soruşturma ve kovuşturmanın devam ettiği, anne ve babasının evine yakın olan tutukevinde tutulduğuna dikkati çekmek gerekir. Başvurucu daha sonra nakledilmiş olup ailesinin yaşadığı Ankara'nın Sincan ilçesi ile Türkoğlu Ceza İnfaz Kurumu arasındaki mesafe yaklaşık 700 km'dir. Bu mesafenin uzun olduğu kabul edilebilir. Ancak mesafe uzun olmakla birlikte başvurucunun bu iki şehir arasındaki ulaşım imkânlarının güçlüğü yönünde bir şikâyeti bulunmamaktadır.</p>

<p>61. Diğer taraftan başvurucu, anne ve babasının yaşlı olduğunu ve sağlık sorunlarının bulunduğunu belirtmiştir. Ancak annesinin yaşı bilinmemekle birlikte başvurucu 61 yaşında olan babasının bazı rahatsızlıkları ile annesinin tansiyon hastalığını dile getirmiş ancak bu hastalıkların seyahatlerin yapılmasını ne suretle oldukça güç veya imkânsız hâle getirdiğini açıklamamıştır. Başvurucu ayrıca babasının emekli maaşından başka geliri olmadığını belirtmiştir. Ancak fiilen güçlük yaşanıp yaşanmadığına bakılınca ise başvuru formunda ifade edildiği üzere son bir yıl içinde başvurucu, ailesi tarafından altı kez<i> </i>ziyaret edilebilmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumunda kaldığı süre de -yine başvuru yapılana değin- henüz iki yılı geçmemiştir. Bu olgular karşısında ailesinden uzakta bir ceza infaz kurumuna yerleştirilen başvurucunun ailesinin onu ziyaret edebilmesinin <i>çok zor veya imkânsız</i> hâle geldiği söylenemez.</p>

<p>62. Öte yandan somut olayda iki şehir arasındaki mesafenin uzun olduğu kabul edilse dahi ulaşım imkânlarının, yaş ve sağlık durumları ile mali olanakların seyahati imkânsız kıldığının veya aşırı derecede güçleştirdiğinin ortaya konulamadığı dikkate alındığında başvurucunun bu ceza infaz kurumunda tutulmasının aile hayatı üzerindeki etkilerinin ceza infaz kurumunda bulunmanın doğasında var olan <i>normal zorluk ve kısıtlamaların</i> ötesine geçtiği söylenemez.</p>

<p>63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (<i>Hikmet Balabanoğlu </i>[2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).</p>

<p>64. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun <i>açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle</i> kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyete neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/9/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuran Ankara Sincan Ceza ve Tutukevinde hükümlü iken kapasite fazlalığı gerekçesiyle idare tarafından K. Maraş Türkoğlu 1 nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Başvuran işlemin iptali için açtığı davada gerekçe olarak ailesinin Ankara Sincan ilçesinde ikamet ettiğini, babasının emekli maaşı dışında geliri olmadığını, maddi nedenlerle nakilden sonra görüşe gelemediklerini belirtmiştir.</p>

<p>2. İdare mahkemesi kapasite artışı nedeniyle nakil işlemlerinde önceliğin; açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi ile alt ve üst soyu bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin belirlenip sıra gözetilerek yapılması gerektiği halde ve başvuranın ailesinin Sincan ilçesinde ikamet ettiği dikkate alınmadan nakil yapıldığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Buna karşılık Bölge İdare Mahkemesi dairesi istinaf incelemesi sonunda kapasite aşımına karşı idarenin tedbir yükümlülüğünün olduğu, kapasite fazlalığının kişi güvenliği ve kamu düzeninin bozulmasına yol açabileceği gerekçeleriyle davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>3. Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu yaklaşıma göre, hakka müdahalenin varlığı için başvuranın ailesinin karşılaştığı zorlukların ziyaret imkanını neredeyse imkansız kılacak derecede olması gerekir.</p>

<p>4. Aile hayatına saygı hakkı devlete bazı pozitif yükümlülükler getirmektedir. Bu kapsamda hükümlülerin gerek ıslah amacının bir gereği gerekse aile hayatına saygı hakkı uyarınca ailesiyle görüşme yapması için makul tedbirleri alması devletin yükümlülükleri içerisindedir. Nitekim infaz mevzuatında bu hak tanınmıştır.</p>

<p>5. Bu bağlamda idare mahkemesinin mevzuat ve idarenin verdiği cevaplar karşısında kapasite aşımı nedeniyle nakillerde objektif bazı kriterlere göre sıralama yapılarak öncelikli olanların dikkate alınması gerektiğine yönelik iptal gerekçesini hatırlatmak gerekir. Bölge İdare Mahkemesi Dairesi ise iptal gerekçesinde belirtilen nedenleri tartışmaksızın idarenin savunmasına dayalı soyut kamu düzeni gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu konuda öncelikle anayasal hak kapsamında yasa ile tanınan bir hakkın bulunduğu, başvuranın nakledildiği infaz kurumu ile ailesinin adresi arasındaki (toplu ulaşım araçlarıyla) yaklaşık 9 saatlik ulaşım mesafesinin bulunduğu belirtilmelidir. Yine başvuranın gerek uzaklık ve gerekse ailesinin maddi durumunu da vurgulayarak ifade ettiği güçlükler ve fiili durumda ziyaret için nadiren gelebildiklerini ifadesi karşısında aile hayatına saygı hakkına müdahalenin bulunmadığı söylenemez. Bu nedenle aile hayatına saygı hakkına müdahalenin bulunduğu kabul edilerek başvurunun esastan incelenmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="10%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="29%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumundan başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun Aile hayatına saygı hakkına bir müdehale olmadığı gerekçesi ile başvurunun kabul edilemez olduğuna, karar vermiştir. Ancak aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda bu sonuca iştirak edilmemiştir.</p>

<p>3. Başvurucu, 28.07.2016 tarihinde “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan tutuklanmış, yargılama sonucunda 15 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş, bu karar da 30.05.2019 tarihinde Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü iken, 09.11.2019 tarihinde kapasite aşımı gerekçesiyle Kahramanmaraş Türkoğlu 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Başvurucu, ailesinin Ankara’da yaşaması sebebiyle görüşlere gelememeleri ve avukatıyla görüşememesi nedeniyle aile hayatı ve savunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek nakil işleminin iptali için dava açmıştır.</p>

<p>5. Ankara 14. İdare Mahkemesi, kapasite aşımı gerekçesinin yeterince somutlaştırılmadığı, ayrıca nakillerde öncelik sırasının gözetilmediği gerekçesiyle işlemi 22.10.2020’de yürütmeyi durdurmuş, 18.02.2021’de iptaline karar vermiştir.</p>

<p>6. İdare, istinaf başvurusunda bulunmuş; Sincan kurumunda %120 oranında doluluk bulunduğunu, Türkoğlu’nda ise %71 oranında doluluk olduğunu, güvenlik ve kamu düzeni açısından naklin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ise, ailesine yakın başka kurumlara nakil taleplerinin reddedildiğini, buna karşın bazı mahpusların taleplerinin kabul edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>7. Ankara Bölge İdare Mahkemesi, kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle idarenin takdir yetkisini vurgulayarak istinafı 14.04.2021 tarihinde kabul etmiş, iptal kararını kaldırmış ve davayı kesin olarak reddetmiştir. Nihai karar kendisine tebliğ edilen başvurucu Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile bireysel başvuruda bulunmuştur</p>

<p>8. Çoğunluk, somut olayda aile hayatına saygı hakkına yönelik herhangi bir müdahalenin bulunmadığı sonucuna ulaşmış ve bu nedenle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Bu değerlendirme isabetli değildir. Zira aile hayatına saygı hakkı, yalnızca ceza infaz kurumunda bulunan mahpusun bireysel olarak sahip olduğu bir hak değil, aynı zamanda onun yakınlarının da birlikte yararlandığı ortak bir haktır. Hükümlü veya tutuklunun ailesinden uzaklaştırılması, yalnızca içerideki kişi bakımından değil, dışarıda kalan aile fertleri açısından da doğrudan hak alanına etki etmektedir.</p>

<p>9. Mahpusların, ailelerinin bulunduğu yere yakın ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemeleri hayatın olağan akışına uygundur. Ceza infaz kurumunda bulunmak aileden koparılmayı kaçınılmaz kılabilir; ancak bu durum, aile hayatına yapılan müdahalenin yok sayılmasını haklılaştırmaz. Aksine, bu müdahaleyi kabul ederek, idareye tanınan takdir yetkisinin sınırlarının belirlenmesi ve bunun yargısal denetime elverişli olacak şekilde incelenmesi gerekir. Müdahalenin varlığını görmezden gelmek, aile hayatının anayasal korumasını işlevsiz hale getirir.</p>

<p>10. Somut olayda başvurucunun Sincan’dan Kahramanmaraş’a nakledilmesi, anne ve babasının yaşlılık, sağlık sorunları ve ekonomik yetersizlikler nedeniyle görüşlere gelememeleri sonucunu doğurmuştur. Başvurucu, bu iddialarını yargı mercileri önünde dile getirmiş; ancak Bölge İdare Mahkemesi, bu hususlarda hiçbir değerlendirme yapmadan yalnızca idarenin takdir yetkisine dayanarak davayı reddetmiştir. Oysa aile bireylerinin seyahat engelleri, ekonomik koşulları ve sağlık durumları, aile hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin ölçülülük bakımından denetlenmesinde temel ölçütlerdir.</p>

<p>11. Anayasa’nın 20. maddesiyle güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı, devletin yalnızca müdahaleden kaçınmasını değil, aynı zamanda mahpusun ailesiyle iletişimini kolaylaştıracak tedbirler almasını da gerekli kılar. Başvurucunun ailesiyle görüşme imkânını fiilen ortadan kaldıran veya aşırı derecede zorlaştıran bir nakil işleminin müdahale oluşturmadığını söylemek, bu anayasal yükümlülüğü görmezden gelmektir.</p>

<p>12. Sonuç olarak, çoğunluğun “müdahale yoktur” yaklaşımı, aile hayatına saygı hakkının özünü daraltan ve anayasal korumayı işlevsiz hale getiren bir yorumdur. Başvurucunun ailesinden uzak bir kuruma nakledilmesi, açıkça aile hayatına müdahaledir. Bu müdahalenin kanuniliği ve meşru amacı bulunabilir; ancak ölçülülük ilkesi bakımından başvurucunun bireysel yararı ile kamusal yarar arasında adil bir dengenin kurulmadığı açıktır. Bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılması gerekirdi.</p>

<p>13. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasının kabul edilebilir olduğu ve sözkonusu hakkının ihlal edildiği kanaati ile aksi görüşteki mahkememiz kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p>2. Ankara'da bulunan Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümözlü olarak bulunmaktayken Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün (İdare) yazısına istinaden başvurucu kapsama gücünün aşılması (kapasite fazlalığı/ aşımı) nedeniyle Kahramanmaraş'ta bulunan Türkoğlu 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Başvurucu, ailesinin Ankara'nın Sincan ilçesinde ikamet ettiğini, Kahramanmaraş'a nakledilmesinden sonra görüş günlerinde maddi sebeplerden gelemediklerini, babasının emekli maaşından başka gelirlerinin olmadığını belirterek bu işlemin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır.</p>

<p>3. Bu işleme karşı açılan davada Ankara 14. İdare Mahkemesi ara kararla başvurucunun hükümözlü olarak bulunduğu Sincan L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun birden fazla müdürlüğünün bulunup bulunmadığının, bulunuyor ise kapasite aşımının bağlı kurumlar arasında yapılacak nakillerle mahallinde giderilememesinin gerekçesinin sorularak anılan hususlara ilişkin bilgi ve belgelerin ve kapsama gücünün aşılması nedeniyle yapılacak nakillerde kurum tarafından hazırlanan listelerde açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, alt soy ve üst soyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenip belirlenmediğinin sorulup buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>4. Anılan ara kararına istinaden İdare, Sincan L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna ait kampüsün içinde başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu dönemde suç türüne göre yerleşebileceği 2 adet L tipi, 2 adet F tipi, 1 adet T tipi kapalı ceza infaz kurumunun bulunduğu ancak başvurucunun naklinin yapıldığı tarihte bütün ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle kampüs içerisinde nakil işleminin gerçekleştirilemediği belirtilmiştir. Öte yandan tesis edilen nakil işlemi sırasında kurum tarafından açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, alt soy ve üst soyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenmesine ilişkin herhangi bir listenin hazırlanmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>5. İdare Mahkemesi işlemi iptal etmesine rağmen istinafça bu karar kaldırılmıştır. İstinaf mahkemesi karar gerekçesinde ilgili mevzuata yer verdikten sonra idarenin kanunlarla kendisine verilen görevleri etkin ve verimli bir biçimde yürütmek ve bu amaçla gereken önlemleri almakla yükümlü olduğunu, idarece disiplin ve düzenin sağlanması ile hizmetin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amaçlarına yönelik olarak yapılan işlemlerde ve bu konularda hassas davranılmasının kamu düzeninin sağlanması açısından zaruret teşkil ettiğini vurgulamıştır. Karar gerekçesinde, devamla, Ankara'da toplu bir şekilde terör örgütü üyeliğinden tutuklu olarak yargılanan kişilerin duruşmalar nedeniyle sevklerinin de Sincan'da bulunan ceza infaz kurumlarına yapıldığı, burada kapasite üstü hükümlü-tutuklu bulundurulmasının kişi güvenliği ve kamu düzeninin bozulmasına yol açabileceği, nakil konusunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu ve dava konusu işlemde hukuki isabetsizlik görülmediği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>6. Yapılan bireysel başvuruda başvurucu, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürerken Kahramanmaraş'a nakledilmesi sonrasında 700 km uzaklıktaki Ankara'nın Sincan ilçesinde ikamet eden ailesinin görüşlere gelemediğini, nitekim babasının emekli maaşından başka gelirinin olmadığını, babasının ve annesinin kronik hastalıklarının bulunduğunu ve uzun yolculuk yapamadıklarını, son bir yıl içerisinde ailesiyle ancak altı kez görüşebildiğini dile getirmiştir. Başvurucu ayrıca bu hususları dikkate almayan kamusal makamların keyfî davrandığını, sonrasında beş defa nakil talebinde bulunmasına rağmen bu taleplerinin de reddedildiğini, başka mahpusların ise nakillerinin uygun görüldüğünü ileri sürmüştür.</p>

<p>7. Mahkememiz çoğunluğu ise Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaşmıştır (bkz. §. 64).</p>

<p>8. Bu bağlamda ilk olarak çoğunluğun bu gerekçe ile kabul edilemezlik sonucuna ulaşmasının bireysel başvuru inceleme yöntemi yönü ile sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Zira Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımı Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yöntemi açısından yeni bir durum ortaya çıkarmakta olup bu yöntemin sürdürülmesi olumsuz yansımaları olabilecek bazı sakıncaları bünyesinde barındırmaktadır.</p>

<p>9. Mahkememiz çoğunluğuna göre aile hayatına saygı hakkından inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvurucuların, yakınlarının ikâmet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir ifadeyle şikayetin temellendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle de başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddiaları inceleme yapabilmek için elverişli değildir (bkz.: § 56). Bu tespitten hareketle somut bireysel başvuruda da Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından (bkz.: § 64) başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p>10. Özellikle ifade etmek gerekmektedir ki çoğunluk kararında olduğu gibi açıkça dayanaktan yoksunluk sonucuna ulaşırken bu başvuruya konu olayda başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale bulunmadığı şeklindeki gerekçe, kabulü sorunlu bir tespit niteliğindedir. Zira bu durumda böyle bir tespitten esasında bu başvurudaki ihlal iddialarının aile hayatına saygı hakkı kapsamında görülemeyeceği ya da bu hak kapsamındaki iddialar incelenirken oldukça katı bir ihlal iddiası gerekçelendirme düzeyi aranacağı gibi iki sonuç çıkmaktadır.</p>

<p>11. Ancak her iki sonuç da bireysel başvuru inceleme yöntemine ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak nitelik taşımaktadır.</p>

<p>12. Bu iki husus biraz daha detaylı biçimde açıklandığında sorun daha net biçimde fark edilebilecektir.</p>

<p>13. İlk olarak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeye başladığı tarihten bu yana açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince verilen kabul edilemezlik kararlarında bile başvurular bir hak ile ilişkilendirilerek ele alınmakta olup bu süreçte bireysel başvuruya konu ihlal iddiaları bir hakka yönelik müdahale olarak görülmekte ve sonrasında diğer kabul edilemezlik kriterlerinde bir sorun bulunmuyorsa o hak bağlamında başvurunun esası değerlendirilmektedir. Yapılan inceleme sonucunda, müdahalenin anayasal bir sorun teşkil etmediği anlaşılan başvurular hakkında açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.</p>

<p>14. Yine ilk husus ile ilgili belirtmek gerekir ki çoğunluk kararında olduğu gibi eğer “Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığı” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılıyorsa bu durumda esasında bu ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle değil de konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği akla gelmektedir. Zira çoğunluk bu hak yönünden bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşıyorsa bu durumda bahse konu iddiaların artık Anayasa Mahkemesince incelenmesi mümkün gözükmemektedir. Oysa somut bireysel başvuruda ihlal iddialarının esasında başvurucunun aile hayatı kapsamında görülmesi gerektiği aşikardır.</p>

<p>15. Dolayısıyla aile hayatına saygı hakkına müdahalenin olup olmadığı konusunda başvurucunun başvuru formunda somut olarak değerlendirme yapmasını beklediği hususlara bakıldığında çoğunluk kararındaki yaklaşım (bkz.: § 55) Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde ciddi zorluklara neden olabilecektir.</p>

<p>16. İkinci olarak bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak niteliktedir. Bu hususu da birinci vurgulanan hususla birlikte ele almak gerekirse, çoğunluk kararındaki yaklaşımın kabulü halinde bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne ancak başvuru formunda çok net biçimde ve her yönü ortaya konulmuş olan oldukça açık, ağır, belirgin ihlal iddiaları gelebilecektir. Dolayısıyla bu yaklaşım Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu önemli ölçüde zorlaştırmaktadır.</p>

<p>17. Zira çoğunluk yaklaşımında ancak bu nitelikteki ihlal iddialarının varlığı halinde başvurucuların haklarına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla da bu nitelikte bir bireysel başvuruda ancak bu kabulden sonra ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmeye başlayabilecektir. Bu durum bireysel başvuru incelemelerinde başvurunun esasını inceleme aşaması bağlamında adeta yeni bir kabul edilebilirlik kriteri şeklinde bir sonuç doğurabilecektir.</p>

<p>18. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğu bu görüşü kabul ederken “AİHM içtihatları da gözönüne alındığında ceza infaz kurumları arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek ziyaretlerin çok zor veya imkânsız hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkânsız hâle geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir.” (bkz.: § 55) şeklindeki gerekçeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına dayalı bir inceleme yapacağını belirtmiştir.</p>

<p>19. Başvurucular açısından konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar benimsediği inceleme yöntemi daha güvenceli olmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun daha kısıtlayıcı nitelikte olduğu aşikar olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına dayanma arayışı sergilemesi aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin minimum insan hakları standardını öngördüğünü, taraf devletlerin Sözleşmedekinden daha yüksek bir insan hakları standardı öngörebileceklerini vurgulayan Sözleşme’nin 53. maddesinin şu hükmü ile de açıkça çelişmektedir: “Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz.”</p>

<p>20. Bu biçimdeki kısıtlayıcı yaklaşımı, temel hak ve özgürlüklere yönelik Anayasa’ya aykırı müdahalelere karşı önemli bir güvence olarak siyasi sistem içerisinde yer alan Anayasa Mahkemesinin somut bir bireysel başvurudaki ihlal iddialarını incelerken ortaya koyması ise ayrıca düşündürücüdür. Bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olması işlevi ile temelden çelişmektedir.</p>

<p>21. Yukarıda açıkladığım gerekçeyle Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu şeklindeki ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>22. Dolayısıyla eldeki dosyada başvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi aşamasına geçmek gerekmektedir.</p>

<p>23. Kanaatimizce burada başvurucunun ailesinin ikamet ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde olması, aradaki mesafenin uzun olması, ziyaret amaçlı ulaşımda aile bireylerinin ulaşımda yaşadığı zorluklar ve başvurucunun dile getirdiği iddiaların karşılanmaması aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmelidir. Zira bahse konu hususlar bu hakka müdahalede bulunmaktadırlar.</p>

<p>24. Bahse konu müdahalenin kanuniliği ve meşru amacı noktasında bir sorun bulunmakta olup burada aile hayatına saygı hakkına yönelik sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>25. Başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında ileri sürdüğü bu nitelikteki iddialar değerlendirilirken mahpusların genel olarak ailelerinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemelerinin hayatın olağan akışına uygun olmakla birlikte bu taleplerinin her durumda olumlu şekilde karşılanabilmesinin mümkün olmadığı belirtilmelidir.</p>

<p>26. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel hayatına ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmeli ve burada önemli olanın ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulması olduğu değerlendirmede dikkate alınmalıdır (Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89).</p>

<p>27. Eldeki başvuruda başvurucu anne ve babasının yaşlılığından, sağlık ve ekonomik durumlarındaki yetersizlikten kaynaklı sorunlardan bahsederek nakil işleminin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddialarını kamusal makamlar önünde dile getirmiştir. Ayrıca gerçekleştirilen yargılama sürecinde mevzuatta yer alan düzenlemelerden hareketle İdare Mahkemesince kapsama gücünün aşılması nedeniyle yapılacak nakiller için hazırlanan listelerde açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, altsoy ve üstsoyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenip belirlenmediği konusunda İdareden talep edildiği halde İdarenin cevabında bu şekilde bir listenin hazırlanmadığı belirtilip Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun şikâyetleri hakkında herhangi bir değerlendirme yapmadan mahpusların nakli konusunda İdarenin sahip olduğu takdir yetkisine değinerek davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>28. Dolayısıyla eldeki bireysel başvuruya konu yargılamada başvurucunun nakledildiği ceza infaz kurumu ile ailesinin ikametgâhının bulunduğu il arasındaki mesafenin uzaklığına, sağlık yönünden ve ekonomik yönden ailesinin yaşayacağı zorluklara yönelik iddiasına ilişkin idari ve yargısal makamlar tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmamış olup bu durumbaşvurucunun zorunlu biçimde başka ceza infaz kurumuna nakledilmesinin kişisel yarar ile kamusal yarar arasında bulunması gereken dengeyi başvurucu aleyhine ortadan kaldırmakta olduğu görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun aile hayatına yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşmak gerekir.</p>

<p>29. Sonuç olarak ailesinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumundan başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği kanaatinde olduğum için Mahkememiz çoğunluğunun kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="34%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>1. Mahkememizin sayın çoğunluğunca, başvurucunun; Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p>2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu kesinleşen hapis cezası nedeniyle Ankara Sincan Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz etmekteyken 9/11/2019 tarihinde cezaevinin kapasite aşımı nedeniyle Kahramanmaraş Türkoğlu’nda bulunan L tipi cezaevine nakledilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu işlemin iptali için dava açmıştır. Gerekçesinde ailesinin Sincan’da ikamet ettiğini maddi durumunun zayıf olduğunu babasının emekli maaşından başka bir gelirinin olmadığını nakil nedeniyle ailesi ile görüşemediğini savunmuştur.</p>

<p>5. İdare mahkemesince talep ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı verilmiş; itiraz üzerine yürütme durdurma kararı kaldırılarak istinaf başvurusu kabul edilerek kesin olarak idarenin işleminin uygun olduğuna karar verilmiştir. Başvurucu bunun üzerine Anayasa Mahkemesine müracaat etmiştir.</p>

<p>6. İlgili hukuk ve uluslararası hukuk mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir. Bu nedenle tekrar edilmemiştir.</p>

<p>7. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."</p>

<p>8. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir: "Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.</p>

<p>9. "Başvurucu; temel olarak ailesinin ikametgâh ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumu arasındaki mesafe nedeniyle ziyaretine gelemediğinden, gelebildikleri zamanlarda ise maddi imkânsızlıklar nedeniyle zorlandıklarından, bu hususların dile getirilmiş olmasına rağmen idari ve yargısal makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini reddettiğinden yakınmaktadır. Bu nedenle başvuru aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmelidir.</p>

<p>10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna aşağıda belirteceğimiz gerekçelerle karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>11. Anayasa Mahkemesi inceleme yöntemi bağlamında önce kuralın kanunilik ve meşru amaç yönlerinden incelemesi gerekmektedir. Somut olay bu bağlamda incelendiğinde müdahalenin 5275 sayılı kanunun 53 ve 54. Maddelerine dayanılarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır.</p>

<p>12. Mahpusların güvenlik açısından sorun oluşturmayan yeterli imkânlara sahip ceza infaz kurumlarına nakledilmeleri kamu düzeninin sağlanması amacına dayanmaktadır. Aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil eden nakil talebinin reddedilmesine ilişkin işlemin de millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması için hakkın doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği değerlendirilmektedir. Somut başvuruda da kamu gücünü kullanan idarenin millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru amacı bulunmaktadır.</p>

<p>13. Müdahalenin demokratik toplum düzeni gereklerine uygunluk ve ölçülülük bağlamında da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkememizin bu konudaki genel ilkeleri belirteceğim şekildedir.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM, E.2016/179, K.2017/176, 28/12/2017; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 44; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 49; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016 § 53; Salim Onur Şakar, B. No: 2015/2711, 21/9/2017, § 35; C.A. (3),[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 114).</p>

<p>15. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden gereklilik ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 106; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, § 70; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 82; Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 48; C.A. (3),§ 115).</p>

<p>16. Belirtilen ölçütlere riayetle bir müdahalede bulunulup bulunulmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır (Bülent Polat, § 107).</p>

<p>17. Kamusal makamların bir hakka müdahale sürecinde iki ayrı aşamada takdir yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, müdahale ölçütünün seçimidir. İkincisi ise ilgili müdahale ölçütü çerçevesinde izlenen meşru amacı gerçekleştirmek üzere yapılan sınırlamanın gerekliliğidir. Ancak kamusal makamlara tanınan bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp ihlal iddiasına konu önlemin anayasal temel hak ve özgürlüklerle bağdaşır olması yani müdahaleyi meşrulaştırmak üzere kullanılan argümanların elverişli, zorunlu ve orantılı olması gerekir (Bülent Polat, § 108).</p>

<p>18. Anayasa’nın 19. maddesi gereği tutuklu ve hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına birtakım müdahalelerin yapılması, hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada mühim olan ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin sağlanmış olmasıdır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89; Ahmet Çilgin, B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 32; Rasul Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 56).</p>

<p>19. Öte yandan belirtmek gerekir ki ceza infaz kurumlarında kalacak mahkûmların aldıkları cezaların niteliği, miktarı gibi belirli kriterlere göre kişi ve koğuş sayısını belirlemede ceza infaz kurumlarının kapasitesine göre hükümlü ve tutukluların hangi ceza infaz kurumunda bulunacaklarını tespit etmede idarenin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Hükümlülerin ailelerinden ayrılmaları ve onlardan uzakta tutulmaları mahkûmiyetin kaçınılmaz bir sonucu olduğuna göre idarenin mutlak anlamda hükümlüyü ailesinin ikamet ettiği yerdeki ceza infaz kurumunda bulundurma zorunluluğu bulunmamaktadır (Yaşar Karaca, B. No: 2018/37854, 12/4/2023, § 65).</p>

<p>20. Ancak idarenin hükümlünün ailesinin ziyaretleri ile ilgili yaptığı uygulamalarda söz konusu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, buna ilişkin tasarrufların objektif denetlenebilir kriterlere göre yapılması gerektiği açıktır. Dolayısıyla hükümlünün ailesinin rahat ulaşabileceği bir yerde cezasını infaz etmesinden elde edeceği yarar ile idarenin ceza infaz kurumunun kapasitesi, güvenlik gibi kriterleri dikkate alarak düzenleme yapma gerekliliğinden doğan kamusal yarar arasındaki dengenin sağlanması, bu konuda gerek idare gerekse denetim makamı olan yargı mercilerinin değerlendirmelerinde idarenin takdir yetkisinin objektif ve makul sınırlar içinde kullanıldığının ortaya konulması zorunludur (Yaşar Karaca, § 66).</p>

<p>21. Bu kapsamda söz konusu kriterleri, idarenin hizmet gerekleri ile kişisel durumların belirlediği görülmektedir. Hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumu ile çevre yerlerdeki ceza infaz kurumlarının kapasitesi, doluluk oranına göre hükümlünün daha yakın yerdeki ceza infaz kurumuna nakledilme imkânının bulunup bulunmadığı, hükümlünün suç profili, ceza infaz kurumunda kaldığı süre, ailesinden uzakta kaldığı ceza infaz kurumundaki tutulma süresi, hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumu ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafe, ulaşım imkânları, ailenin ekonomik ve sosyal durumu, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumları, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı gibi durumların idare ve yargı makamlarınca takdir yetkisinin kullanımı ve denetiminde dikkate alınması ve kararlarında bu hususların değerlendirilmesi gerekmektedir (Yaşar Karaca, § 67).</p>

<p><strong>Yukarıda belirtilen ilkeler somut olaya uygulanması </strong></p>

<p>22. Somut olayda başvurucu ailesinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumlarından birine nakledilmesine yönelik talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır.</p>

<p>23. Mahpus olan kişilerin genel olarak ailelerinin ikametgâhına yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemelerinin hayatın olağan akışına uygun olduğu açıktır. Bununla birlikte bu bağlamdaki taleplerin olumlu şekilde karşılanabilmesi ancak diğer bazı hususların da varlığı hâlinde mümkün hâle gelebilir. Daha açık ifadeyle bu yöndeki taleplerin her hâlde olumlu karşılanabilmesinin olanaklı olmadığı söylenmelidir. Öte yandan mahpusların barındırılacakları ceza infaz kurumlarını seçme hakkının bulunmadığı, bu kişilerin ailesinden ayrılmasının veya uzaklaştırılmasının ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olduğu belirtilmelidir. Bu bağlamda aile hayatına müdahalenin söz konusu olabileceği durumlarda idareye tanınan takdir yetkisinin daha geniş olduğu ancak bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı vurgulanmalıdır.</p>

<p>24. Aile bireylerinin yaş, sağlık durumu ve gelir düzeyinin seyahat etmeye engel olması gibi hususlara bağlı zorlukların mahpuslar tarafından yeterli düzeyde açıklamalarla ileri sürülmesi hâlinde idari ve yargısal makamların kararlarında bu hususlara ilişkin değerlendirmelerin bulunması gerekmektedir. Bununla birlikte aile ilişkilerinin korunmasını da kriter olarak gözetmek suretiyle yapılacak değerlendirmelerde mahpusların aile hayatına müdahale oluşturan tasarrufun gerekli ve ölçülü olduğunun denetime elverişli olacak şekilde yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması elzemdir. Ayrıca idarenin mahpusun ailesiyle olan iletişimi sağlamada kolaylık göstermesi ve tedbirler almasının devletin aile hayatına saygı gösterme yükümlülüğünün bir gereği olduğu unutulmamalıdır. Neticede müdahaleye neden olan idari ve yargısal makamların kararlarında dayandıkları bu kapsamdaki gerekçelerin aile hayatına saygı hakkına müdahale bakımından “demokratik bir toplumda gerekli olma” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Bu durum kişisel yarar ile kamusal yarar arasında kurulması gereken dengenin ortaya konulabilmesi için elzemdir.</p>

<p>25. Diğer taraftan mahpusların ailelerinin ikamet ettikleri yerden uzak mesafede bulunmalarından hareketle ortaya koydukları şikâyetlerini aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin hususlarla desteklemesi ve bu bağlamdaki bilgileri idari ve yargısal makamlara sunması gerekmektedir. Başvurucuya yüklenen bu yükümlülüğün mutlak bir ispatı gerektirmemekle birlikte, makul düzeyde bir açıklama yapmayı içerdiği vurgulanmalıdır. Bununla birlikte aradaki mesafenin mahpus ile ailesi arasındaki iletişimi zora sokacak şekilde makul olmadığının öngörülebilir olduğu durumlarda başvurucuya yüklenen bu yükümlülüğün yerine getirilmesi daha geniş bir yoruma tabi tutulabilir. Diğer yandan bu doğrultuda bir temellendirme olmaksızın sadece ailenin bulunduğu yere yakın bir ceza infaz kurumuna nakledilme yönündeki taleplerin reddedilmesinin idarelerin mahpusların barındırılması bağlamında aile hayatına müdahale konusundaki geniş takdir hakkı kapsamında değerlendirilmesi olağandır.</p>

<p>26. Belirtilen şekilde yeterli düzeyde temellendirilen taleplerin ise idare tarafından sırf doluluk oranları nedeniyle reddedilmesi hâlinde başvurucunun aile hayatına saygı hakkının güvencelerine uygun bir değerlendirme yapıldığı söylenemeyebilir. Bu hâlde idare tarafından suç profili, infaz kurumlarının fiziki koşulları, talep edilen yerde barındırılan diğer mahpusların profilleri de gözetilerek başvurucunun nakil talep ettiği ceza infaz kurumlarına neden yerleştirilemeyeceğinin ortaya konulması kişisel yarar ile kamusal yarar arasında kurulması gereken denge açısından önem arz etmektedir.</p>

<p>27. Somut başvuruda başvurucu, ailesinin ikametgâhının da bulunduğu Ankara'nın Sincan ilçesindeki ceza infaz kurumunda hükümözlü olarak barındırılmakta iken kapsama gücünün aşılması nedeniyle zorunlu nakil sebebi oluştuğundan bahisle Kahramanmaraş'ta bulunan ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Bu noktada ilgili mevzuat uyarınca kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması gibi sebeplerin mahpusların zorunlu olarak nakil sebepleri arasında sayıldığını vurgulamak gerekmektedir (bkz. §§ 19, 22). Bununla birlikte başvurucu anne ve babasının yaşlılığından, sağlık ve ekonomik durumlarındaki yetersizlikten kaynaklı sorunlardan bahsederek nakil işlemin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddialarını kamusal makamlar önünde dile getirmiştir.</p>

<p>28. Öte yandan ilgili mevzuatta yer alan düzenlemelerden hareketle İdare Mahkemesi, kapsama gücünün aşılması nedeniyle yapılacak nakiller için hazırlanan listelerde açık ceza infaz kurumlarından firar edenlerin, bulunduğu yer nüfusuna kayıtlı olmayanların, eşi, altsoy ve üstsoyu, kardeşleri bulundukları yerde ikamet etmeyenlerin öncelikli olarak belirlenip belirlenmediği konusunda İdareden bilgi istemiştir. Bunun üzerine İdarece verilen cevapta ise bu şekilde bir listenin hazırlanmadığı bildirmiştir (bkz. §§ 10, 11). Nitekim İdare Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi de 167 No.lu Genelgede ortaya konulan bu yükümlülüğün yerine getirilmeksizin işlem tesis edilmesine dayanmaktadır. Bu belirlemeye karşın Bölge İdare Mahkemesi mahpusların nakli konusunda İdarenin sahip olduğu takdir yetkisine değinerek istinaf başvurusunun kabulüne ve davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 14). Başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında ortaya koyduğu şikâyetler hakkında ise herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir.</p>

<p>29. Netice itibarıyla başvurucunun nakledildiği ceza infaz kurumu ile ailesinin ikametgâhının bulunduğu il arasındaki mesafenin uzaklığına, sağlık yönünden ve ekonomik yönden ailesinin yaşayacağı zorluklara yönelik iddiasına ilişkin idari ve yargısal makamlar tarafından herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir. Bu nevi değerlendirmelerin yapılmayarak başvurucunun zorunlu neden olduğundan bahisle başka ceza infaz kurumuna nakledilmesi, kişisel yarar ile kamusal yarar arasında bulunması gereken dengeyi başvurucu aleyhine ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle başvurucunun aile hayatına yapılan müdahalenin gözetilmek istenen meşru amaca göre demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğu söylenemez.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202115533-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasas4.jpg" type="image/jpeg" length="18820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/65748 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165748-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165748-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/9/2025 tarihli ve 2021/65748 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>Y.A. BAŞVURUSU (2)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/65748)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 18/9/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 3/4/2026 - 33213</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>GENEL KURUL</strong></p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 20/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu 8/6/2017 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmış, devam eden süreçte Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) yapılan yargılama sonucunda 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu, Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmakta iken Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne (İdare) isteğe bağlı nakil talebini içeren 2/3/2020 tarihli dilekçesini sunmuştur. Dilekçede başvurucu; eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve eğitimini etkilediğini belirtmiştir. Hasta ve yaşlı olan annesinin İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet ettiğini ve burasının Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu Silivri ilçesine uzak olması nedeniyle ziyaretine gelemediğini dile getirmiştir. Neticede ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da olan dört ceza infaz kurumunun adını vererek bunlardan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir.</p>

<p>8. İdare 9/3/2020 tarihinde başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle talebin reddine karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, bu işlemin iptaline ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; ailesinin Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının Ankara'da öğrenim görmesi nedeniyle ziyaretine gelemediklerini, bu nedenle psikolojilerinin bozulduğunu ve derslerinde başarısız olduklarını belirtmiştir.</p>

<p>10. Ankara 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 4/11/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarına yer verilmiştir. Buna göre Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.764, mevcudunun 2.374, doluluk oranının %138; Sincan 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.724, mevcudunun 2.278, doluluk oranının %132; Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.756, mevcudunun 3.031, doluluk oranının %173 ve Maltepe 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.756, mevcudunun 2.761, doluluk oranının ise %157 olduğu vurgulanmıştır. Neticede başvurucunun talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>11. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki hususları tekrar etmekle birlikte eşinin öğretmen olarak görev yaptığını ifade etmiştir. Ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarının İdareyi ilgilendiren bir eksiklik olduğunu vurgulayan başvurucu; bunun anayasal haklarının kullanılmasına bir gerekçe olamayacağını, talebinin reddedilmesi nedeniyle aile bütünlüğünün zarar gördüğünü belirtmiştir.</p>

<p>12. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 14/4/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>13. Nihai karar 26/11/2021 tarihinde başvurucunun vasisi olan eşine tebliğ edilmiştir.</p>

<p>14. Öte yandan başvurucunun açık/kapalı görüş ve telefonla görüşme gününün öğrenim gören çocuklarıyla görüşmeyi sağlayacak şekilde belirlenmesi talebinin reddedilmesi sonucunda yaptığı bir diğer bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu kararda Anayasa Mahkemesi hükümlü ve tutukluların bazı haklarının sınırlandırılmasının tutulmanın kaçınılmaz sonucu olmakla birlikte ceza infaz kurumlarının hükümlü ve tutukluların ailesiyle temasını sağlayacak tedbirler almak zorunda olduğunu, bu tedbirleri alırken çocuğun yüksek yararını gözeterek kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile aile hayatına saygı hakkı arasında adil bir denge sağlaması ve bu konuda ikna edici gerekçeleri ortaya koyması gerektiğini belirtmiştir (<i>Y. A.</i> [2. B.], B. No: 2012/16518, 2/7/2025).</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "<i>İnfazda temel amaç</i>" başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.</i>"</p>

<p>16. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler"</i> başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.</i></p>

<p><i>…"</i></p>

<p>17. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Nakiller" </i>başlıklı 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler."</i></p>

<p>18. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Kendi istekleri ile nakil" </i>başlıklı 54. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;</i></p>

<p><i>a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,</i></p>

<p><i>b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri,</i></p>

<p><i>c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,</i></p>

<p><i>d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,</i></p>

<p><i>e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,</i></p>

<p><i>f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,</i></p>

<p><i>g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,</i></p>

<p><i>Gerekir. (Ek cümle: 24/1/2013-6411/7 md.) Çocuk hükümlüler ile maddi durumunun yetersiz olduğunu belgelendiren hükümlüler bakımından bu fıkranın (b) bendi uygulanmaz.</i></p>

<p><i>(2) Bu hükümlüler nakledildikleri kurumlarda, eğitim öğretim veya hastalık nedeniyle nakil hariç, bir yıl kalmak zorundadırlar. Çocuklar bakımından bu süre altı ay olarak uygulanır."</i></p>

<p>19. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Zorunlu nedenlerle nakil</i>" başlıklı 56. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlüler, yargı çevresi dışında Adalet Bakanlığınca belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilirler.</i>"<i> </i></p>

<p>20. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Tutukluların yükümlülükleri</i>" başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Bu Kanunun; ...nakiller, disiplin nedeniyle nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil, nakillerde alınacak tedbirler,... konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir.</i>"</p>

<p>21. Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler başlıklı 167 No.lu Genelge'nin <i>"Nakiller" </i>başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlü ve tutukluların, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakilleri yapılabilecektir." </i></p>

<p>22. 167 No.lu Genelge'nin <i>"Hükümlülerin Kendi İstekleri İle Nakilleri"</i> başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,</i></p>

<p><i>e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,</i></p>

<p><i>f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,</i></p>

<p><i>g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,</i></p>

<p><i>h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, </i></p>

<p><i>ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, </i></p>

<p><i>j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, </i></p>

<p><i>gerekir." </i></p>

<p>23. 167 No.lu Genelge'nin "<i>Zorunlu nedenlerle nakil</i>" başlıklı 17. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlü ve tutuklular, yargı çevresi dışında Bakanlıkça belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilecektir.</i>"</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong><i>Vintman/Ukrayna</i> Kararı</strong></p>

<p>24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)<i> Vintman/Ukrayna</i> (B. No: 28403/05, 23/10/2014) kararına konu olayda 15 yıl hapis cezası alan hükümlü başvurucu, daha önce annesiyle birlikte yaşadığı yere 700 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmiştir. Ceza infaz kurumuna 12 ile 16 saat arasında bir tren yolculuğu ile erişilebilmektedir. Başvurucu ve annesi ikamet adreslerine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil için çeşitli tarihlerde talepte bulunmuştur. Bu taleplerinde özellikle iki şehir arasındaki ulaşımın zorluğuna ve uzunluğuna, bu seyahatin 1938 doğumlu olan annenin yaşı ve ikinci derece özür durumunun belgelendiği kötü sağlık durumu sebebiyle yol açtığı zorluklara dikkat çekmiştir. İdare ise ayrı başvuruda mahkûmların cezalarını aynı ceza infaz kurumunda çekmeleri gerektiği yönündeki mevzuat hükümlerine göre talepleri reddetmiştir. Sonraki başvurularda ayrıca daha yakın uygun başka bir ceza infaz kurumu bulunmadığı ve ağır suçları işleyenlerin suçun işlendiği yerden uzak ceza infaz kurumlarında cezalarını çekmesi gerektiği de bildirilmiştir. Başvurucu sonrasında annesiyle birlikte yaşadığı yere daha da uzak, bu defa 1.000 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucunun annesi bu karara itiraz etmiş, ceza infaz kurumu idaresi cezasının yarısını çekerse ve iyi hâlli olursa başvurucunun yüksek güvenlikli yerine orta güvenlikli bir ceza infaz kurumuna nakledilebileceğini ancak başvurucunun disiplin cezaları aldığını, böyle bir nakil için uygun olmadığını bildirmiştir.</p>

<p>25. AİHM esas yönünden öncelikle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. Buna göre söz konusu tartışma "<i>Başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesi Kapsamındaki Haklarına Bir Müdahale Olup Olmadığı</i>" başlığı altında yapılmıştır. Bu başlık altındaki değerlendirme şu şekildedir:</p>

<p><i>"76. Mahkeme ilk olarak, mahkûmların 'kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı' hariç olmak üzere, Sözleşme ile güvence altına alınan tüm temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam etmeleri gerektiğini yinelemektedir (bkz. Hirst v. Birleşik Krallık (no. 2) [BD], B. No: 74025/01, § 69, ECHR 2005‑IX). Bu nedenle, bir mahkumun, yalnızca hüküm giydikten sonra tutuklu statüsü nedeniyle 8. maddede belirtilen tüm haklarını kaybetmesi söz konusu olamaz (bkz. Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06 ve 13772/05, 25/7/2013, § 836).</i></p>

<p><i>77. Aynı zamanda bir kişinin tutulmasının, doğası gereği, özel ve aile hayatında bir kısıtlama getirdiği açıktır (bkz. Messina/İtalya (no. 2), B. No: 25498/94, § 61, AİHM 2000‑X, ve Kalashnikov/Rusya (k.k.), B. No: 47095/99, ECHR 2001‑XI).</i></p>

<p><i>78. Mahkeme içtihadında ayrıca, Sözleşme'nin mahkûmlara tutulma yerlerini seçme hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı tutulması ve onlardan uzakta olmasının, hapis cezasının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bir kişinin ailesinden çok uzakta, ziyaretlerin çok zor veya hatta imkânsız hâle geldiği bir cezaevinde tutulması, bazı durumlarda aile hayatına müdahale anlamına gelebilir; zira aile üyelerinin mahkûmu ziyaret etme fırsatı, aile hayatının sürdürülmesi için hayati önem taşır (bkz. Ospina Vargas - İtalya (k.k.), B. No:40750/98, 6 /4/2000). Bu nedenle ceza infaz kurumu yetkililerinin mahkûmların yakın aile üyeleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olması, mahkûmların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçasıdır (bkz. Messina - İtalya (no. 2), § 61).</i></p>

<p><i>79. Mahkeme, Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya davasında verdiği yakın tarihli bir kararında, başvurucuların uzak bir cezaevine (ailelerinin yaşadığı şehirden birkaç bin kilometre uzakta bulunan) yerleştirilmesinin, 8. madde ile güvence altına alınan haklarına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır (bkz. söz konusu karar, § 838). Mahkeme, özellikle uzun mesafeler, ilgili yerleşim yerlerinin coğrafi konumu ve Rus ulaşım sistemine ilişkin olguları dikkate almıştır. Bu durum, başvurucuların yaşadıkları şehirden yerleşim yerlerine yapılan yolculuğu, özellikle küçük çocukları için uzun ve yorucu bir çaba haline getirmektedir. Sonuç olarak başvurucular, aileleri tarafından daha az ziyaret edilmiştir.</i></p>

<p><i>80.</i> <i>Mahkeme mevcut davada da başvurucunun, annesini 29/10/2004 tarihinde hapishaneye yaptığı son (veya muhtemelen tek) ziyaretinden bu yana yani neredeyse on yıldır görmediğini belirtmektedir.</i></p>

<p><i>81. İleri yaşı ve kötü sağlık durumu, aradaki mesafenin uzunluğu ve Ukrayna ulaşım sistemine ilişkin olgular göz önüne alındığında, [anne] Bayan Kapiton, başvurucuyu ziyaret etmek için seyahat etmeye uygun durumda değildir.</i></p>

<p><i>82. Dolayısıyla mevcut davanın koşullarında, yetkililerin başvurucuyu evine daha yakın bir cezaevine nakletmemesi onun annesiyle herhangi bir kişisel temas kurmasını engellemek anlamına gelmektedir.</i></p>

<p><i>83. Mahkeme, bunun Sözleşme'nin 8. maddesi uyarınca başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil ettiğini değerlendirmektedir."</i></p>

<p>26. AİHM, müdahalenin varlığını tespit ettikten sonra bu müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını incelemiş; bu bağlamda kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük testlerini uygulamıştır. Müdahalenin kanuniliği başlığı altında iç hukukta mahkûmların hapis cezalarını kural olarak ev adreslerine yakın bir yerde çekmeleri gerektiği yönündeki Avrupa Cezaevi Kurallarına uyumlu nitelikte hükümler bulunduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bu hükümler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesinin gerekliliklerine de uygundur. Ancak AİHM, iç hukukta bu kuralın istisnaları da olduğunu kabul etmiş; ilk yerleştirilen ceza infaz kurumunda kalması gerektiği yönündeki belirlemelere rağmen başvurucunun daha sonra daha da uzak bir ceza infaz kurumuna nakledildiğine dikkat çekmiştir. AİHM, ilgili mevzuatı yorumlama ve uygulama konusunda kamu makamlarının izlediği şekilci ve kısıtlayıcı yaklaşım sorular doğursa da müdahalenin yeterince açık ve öngörülebilir bir mevzuata dayandığını kabul etmeye hazır olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>27. Meşru amaç kriteri yönünden ulusal makamların başvurucunun ev adresine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil taleplerini reddetmelerinin gerekçeleri şu şekilde özetlenmiştir: hükümlü bir mahkûmun istisnai durumlar nakil işlemini gerektirmedikçe tüm hapis cezasını aynı kurumda çekmesi gerektiği yönünde yasal bir zorunluluk bulunması, müsait bir (yakın) ceza infaz kurumu bulunmaması, mahkûmun suçun işlendiği bölgenin dışındaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi zorunluluğu, başvurucunun ceza infaz kurumunda iyi hâlli olmayan davranışları. AİHM, ilk gerekçeyle ilgili bir yasal dayanak bulunmadığı ve hangi amaca hizmet ettiğine dair bir açıklama da yapılmadığını belirtmiştir. Boş yer olmamasıyla ilgili gerekçe yönünden ise ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç olarak kabul edilebileceğini belirtmekle birlikte yaklaşık on yıl boyunca yinelenen talepler olduğunun gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Üçüncü gerekçe yönünden somut bir tehlikenin gösterilemediğini, söz konusu suçların işlendiği yerlerin belirtilmediğini, neden cezanın farklı bir bölgede çekilmesi gerektiğinin bireyselleştirilerek izah edilemediğini açıklamıştır. Son gerekçe yönünden ise ceza infaz kurumunda disiplinin artırılması ve olumlu davranışların teşvik edilmesinin meşru bir amaç teşkil edebileceğini kabul etmiştir.</p>

<p>28. AİHM demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden ise aşırı kalabalıklık bakımından ceza infaz kurumunun doluluğu ile ilgili olarak yeterli bilgi verilmediğini, Ukrayna'nın diğer bölgelerinin bu ceza infaz kurumuna göre başvurucunun ev adresine daha yakın olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiasına rağmen yetkililerin onu daha yakın bir yere yerleştirmedikleri gibi daha da uzak bir yere naklettiklerini vurgulamıştır. Başvurucunun disiplin durumu ile gerekçe bakımından ise ceza infaz kurumu rejiminin hafifletilmesi ile nakil arasında bir ayrım yapılmadığını bu gerekçenin on yıl sonra ileri sürüldüğüne dikkat çekmiştir. AİHM ayrıca kamu makamlarının başvurucunun yaşlı ve güçsüz annesinin onu ceza infaz kurumunda ziyaret etmek için fiziksel olarak seyahat edemeyeceği hususunu tartışmadıklarını belirtmiştir. Başvurucu ve annesi bu iddiayı sürekli olarak ileri sürmüşse de yetkililer bu talepleri sürekli reddederken bu hususta hiçbir değerlendirmede bulunmamıştır. Verilen yanıtlardan da anlaşılacağı üzere başvurucunun kişisel durumu ve aile bağlarını sürdürme konusundaki menfaati hiçbir zaman değerlendirilmemiş ve söz konusu müdahale için ilgili ve yeterli gerekçe sunulmamıştır. AİHM bu değerlendirmelerin, şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varmak için yeterli olduğunu belirterek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong><i>Rodzevillo/Ukrayna</i> Kararı</strong></p>

<p>29. <i>Rodzevillo/Ukrayna</i> (B. No: 38771/05, 14/1/2016) kararına konu olayda başvurucu, anne ve babası ile küçük oğlunun ziyaretlerinin kolaylaşması için nakil talebinde bulunmuştur. Başvurucu, annesinin 1940 ve babasının ise 1925 doğumlu olup annesinin hipertansiyonu ve başka rahatsızlıkları olduğu için üvey babasının annesine baktığını, babasının da ciddi derecede bir engeli olduğunu, dolayısıyla uzun mesafeli seyahatleri yapamayacaklarını belirtmiştir. Ayrıca ceza infaz kurumunun ailesinin evine 1.000 km uzaklıkta olup doğrudan gelen bir tren bulunmadığını, iki trenle 24 saatte gidilebildiğini, özel taksiyle gidilmesinin pahalı olduğunu ve sık olmayan otobüs seferleri bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun açtığı davada mahkeme ancak daha gevşetilmiş bir infaz rejimine geçtiği takdirde veya olağanüstü koşulların bulunması durumunda talebin kabul edilebileceğini, olayda ise böyle bir durumun bulunmadığını belirterek talebi reddetmiştir.</p>

<p>30. AİHM, konu ile ilgili ilkeleri hatırlattıktan, özellikle de bireyin ailesinden çok uzakta olan, aile ziyaretlerini çok zor hatta imkânsız hâle getirecek bir ceza infaz kurumunda tutulmasının bazı durumlarda aile hayatına orantısız bir müdahale teşkil edebileceğini belirttikten sonra kamu makamlarının cezaların infazıyla ilgili konularda geniş bir takdir yetkisine sahip olması gerektiğini kabul etmiş olsa da bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, ceza infaz kurumunda dağılım yapılırken mahkûmların en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme menfaatlerinin bir şekilde dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM somut olayın özel koşullarında müdahale bulunduğunu tespit ettikten sonra müdahalenin ihlal olup olmadığını incelemeye başlamıştır. Bu kapsamda kanunilik ölçütünde sorun görmemiş, ceza infaz kurumunda aşırı kalabalığının önlenmesi ile bireyselleştirilmiş ve tutarlı bir rehabilitasyon programı uygulanması gerekliliğini meşru amaç olarak kabul etmiştir. Ancak ulusal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve şekilci bir yaklaşımla hareket ettiklerini kaydeden AİHM, başvurucu ve annesinin seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını değerlendirmedikleri için müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna vararak Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>c.</strong> <strong><i>Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa </i>Kararı</strong></p>

<p>31. Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa ((k.k.) B. No: 56710/13..., 7/2/2017) kararına konu olayda başvurucular, önce yargılandıkları Paris'te bir ceza infaz kurumunda tutulmakta iken 476 km uzaklıktaki Lyon'da bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucular bu ceza infaz kurumunun ailelerinin yaşadığı yere sırasıyla 823, 855 ve 935 km uzaklıkta olduğunu belirterek ailelerinin ziyaret edebilmek için uzun mesafeler katetmek zorunda kaldığından yakınmıştır. Talepleri üzerine mahkeme, Paris ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olduğunu, soruşturmanın gerekleri ve bağlantılı görülen tutuklu ve hükümlülerin bir arada tutulmalarının engellenmesinin amaçlandığını, ceza infaz kurumlarındaki ETA örgütü üyelerinin sayısının çokluğu sebebiyle hepsinin Paris ceza infaz kurumlarında tutulmasının mümkün olmadığını bildirmiştir. Bunun yanında ceza infaz kurumuna girmeden önce başvurucular ile ailelerinin aylarca hatta yıllarca ayrı yaşadıkları, ayrıca Bask kökenli tutuklu ve hükümlülerin çoğu zaman diğer tutuklulara göre daha fazla ziyaret izninden yararlandırıldıkları, talep hâlinde hemen yakın aile üyeleriyle telefonla görüştürüldükleri belirtilmiştir. Son olarak yeni bir ceza infaz kurumu olan Lyon Ceza İnfaz Kurumunun ikamet adresine uzak olsa bile eşle görüşme imkânı tanıyan odalarının bulunduğunu ve aile ziyaretleri için daha elverişli olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>32. AİHM öncelikle aile hayatına saygı hakkına bir müdahalenin olup olmadığını tartışmıştır. Dava dosyasından başvurucuların Kuzey ve Orta Fransa'da tutuklanmadan önce -yerel mahkemeye göre aylarca, hatta yıllarca- saklanarak yaşadıklarına özellikle dikkat çekmiştir. Tutuklandıktan sonra ise soruşturma makamlarının bulunduğu Paris'te bir süre tutuldukları ve buranın da tıpkı Lyon gibi ailelerine aynı uzaklıkta olduğu ancak başvurucuların buna itiraz etmedikleri belirtilmiştir. Başvurucuların, ailelerinin ziyaretlerinin sayısı veya telefonla görüşme hakları sınırlanmadığı gibi aksine başvurucuların, yakınlarıyla çok sayıda ziyaret gerçekleştirdikleri ve telefon görüşmesi yaptıkları vurgulanmıştır. AİHM'e göre bu sebeple Lyon-Corbas Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmeleri, başvurucuların ziyaret haklarını önemli ölçüde engelleyecek nitelikte değildir. Başvurucuların yakınları, yapılan nakillerin aşılmaz veya çözülmesi çok zor sorunlar yarattığını da göstermemiştir. Üstelik başvurucuların ilgili usul hükümlerine göre yargılama sırasında aileleriyle de bir araya gelmeyi talep etme hakları da varken bu haktan da yararlanmıştır. AİHM sonuç olarak başvurucuların şikâyetlerinin Sözleşme'nin 8. maddesinin birinci paragrafı uyarınca aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaya yeterli olmadığı<strong> </strong>kanaatine varmıştır. AİHM, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>d.</strong> <strong><i>Fraile Iturralde/İspanya </i>Kararı</strong></p>

<p>33. <i>Fraile Iturralde/İspanya</i> (B. No: 66498/17, 7/5/2019) kararına konu olayda, ETA örgüt üyesi olmaktan 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılan başvurucu, ailesinin ikametine 700 km uzaklıktaki Badajoz Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Başvurucu, aradaki mesafenin fazla olduğuna dikkat çekerek karısı ve beş yaşındaki çocuğu ile ilerlemiş yaşlardaki sağlık sorunları bulunan anne ve babasının kendisini ziyaret ederken güçlükler yaşadığını belirtmek suretiyle nakil talebinde bulunmuştur. Mahkeme, mahkûmların ailelerine yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerinin genel kural olduğunu, bunun dışındaki işlemlerin gerekçelendirilmesi gerektiğini, organize suç veya terörizmle bağlantılı durumlarda ise aynı örgütün üyelerinin aynı ceza infaz kurumunda yoğunlaşmalarının önlenmesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Zira böyle bir yoğunlaşma örgütün üyeleri üzerindeki kontrolünün devam etmesine yol açacak, ıslahı zorlaştıracaktır. Mahkeme ayrıca başvurucunun ceza infaz kurumunda iyi hâlli olmadığını ve disiplin cezaları aldığını belirterek talebi reddedince AİHM'e bireysel başvuru yapılmıştır. AİHM öncelikle bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. İlkelerini yineleyen AİHM, ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusların yakın aileleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olmasının mahpusların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçası olduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bir hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesinin başvurucunun özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan <i>normal</i> zorlukların ve kısıtlamaların ötesine geçerse Sözleşme'nin 8. maddesi anlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.</p>

<p>34. AİHM somut olayda başvurucunun eşi ve 5 yaşındaki çocuğunun yaşadığı zorluklar yanında ebeveyninin ilerlemiş yaşı ve sağlık sorunları yüzünden ceza infaz kurumunu ziyaret etmelerinin mümkün olmadığına dikkati çekerek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahalede bunulduğunu kabul etmiştir. AİHM öncelikle mahkeme kararlarında atıf yapılan raporlara göre başvurucunun düzenli olarak yakın aile üyelerince ziyaret edildiğini vurgulamıştır. Son iki yılda ayda üç kez ailesi ve arkadaşlarının ziyaret ettiğini, başvurucunun ayda bir kez eşi ile özel görüşme yaptığını, ayda bir kez kızı, kardeşleri ve diğer aile üyelerince ziyaret edildiğini belirtmiştir. Ayrıca 100'den fazla mektup aldığı veya gönderdiği, haftada 10 kez, iki yılda 800 civarı telefon görüşmesi yaptığını, eşi doğum yaptığında özel izinle bebeğini ve eşini görmesine izin verildiği açıklanmıştır. AİHM'e göre başvurucu, yakın akrabalarının seyahat ederken aşılamaz veya oldukça güç sorunlarla yaşadığını ortaya koyamamıştır. Başvurucu, ebeveynini en son ne zaman gördüğünü açıklamadığı gibi ailesi ve arkadaşlarınca daha az ziyaret edildiğini de gösterememiştir. AİHM bu olgular ışığında gerekçeyi incelediğinde başvurucunun, ailesine yakın tutulmamasına yol açan ceza infaz kurumu politikasının yalnızca sınırlı bir gruba yani terör suçlarından hüküm giymiş olanlara uygulandığını belirtmiştir. Bu politika, ilgili hükümlülerin terör örgütleriyle temaslarını sürdürme riskini en aza indirmeyi, söz konusu hükümlüler ile bulundukları suç ortamı arasındaki bağları koparmayı amaçlamaktadır. AİHM, ayrıca ulusal mahkemelerin ceza infaz kurumu politikasına, o dönemdeki koşulları gözönünde bulundurarak atıfta bulunduğu, ETA'nın o dönemde dağılmadığını, silahlarını teslim etmediğini veya faaliyetlerini tamamen durdurmadığını gözettiklerine işaret etmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumundaki olumsuz davranışlarına da dikkati çeken AİHM, arkadaşları ve ailesiyle bağlarının önemli ölçüde zarar gördüğüne dair kanıt eksikliğini de gözeterek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına getirilen sınırlamaların izlenen amaçlarla orantısız olmadığı sonucuna varmış; başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>e.</strong> <strong><i>Akbulut/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>35. <i>Akbulut/Türkiye </i>(B. No: 36647/11, 28/5/2019) başvurusunda başvurucu, farklı tarihlerde farklı ceza infaz kurumlarına nakil talebinde bulunmuş, talepleri doluluk ve disiplin cezaları almış olması sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucu bulunduğu Alanya Ceza İnfaz Kurumu ile yakınlarının ikamet yeri arasındaki mesafe sebebiyle yakınlarının kendisini ziyaret edemediğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM bu iddiayla ilgili olarak başvurucunun, yakınlarının ikâmet ettiği şehrin adını ve ilgililer tarafından karşılaşılan zorlukları bildirmediğini açıklamıştır. Başvurucu; muhtemel yolculuğun zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksek olduğu veya maddi sıkıntılarını belirtmemiştir. AİHM, başvurucunun makul iletişim araçlarından yararlandığı, şikâyet ettiği durumun Alanya Ceza İnfaz Kurumu günleriyle sınırlı kaldığı, üstelik yakınlarının ikamet yerlerinin belirtilmediği yalnızca mesafeye bağlı bu şikâyetin daha ayrıntılı bir inceleme yapılmasına imkân sağlamak için yeterince desteklenmediğini değerlendirmiş; başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>f.</strong> <strong><i>Avşar ve Tekin/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>36. <i>Avşar ve Tekin/Türkiye</i> (B. No: 19302/19..., 17/9/2019) kararına konu olayda Kırıkkale F tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucu A. Avşar'ın ailesi Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Başvurucu daha önce Çankırı, Ankara ve Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumlarında tutulmuştur. Sağlık raporlarına göre başvurucunun annesi Parkinson hastası olup seyahat edecek durumda değildir. Başvurucu, annesinin Diyarbakır’dan Kırıkkale’ye artık seyahat edemediğini belirterek yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil talebinde bulunmuş; ceza infaz kurumlarının dolu olduğu gerekçe gösterilerek talebi reddedilmiştir. Başvurucu, 12 yıldır ailesinden yüzlerce km uzaklıktaki ceza infaz kurumlarında tutulduğunu ve ailesinin bu süre zarfında kendisini ziyaret etmek için büyük zorlukların üstesinden gelmek durumunda kaldığını belirtmiş; taleplerinin doluluk gerekçesiyle reddedildiğinden yakınmıştır. Aynı ceza infaz kurumunda bulunan diğer başvurucu A. Tekin'in ailesi ise Siirt'te bir köyde ikamet etmektedir. Başvurucu 1992 yılından bu yana, tutuklulukta geçen süreyi de hesap ederek, ailesinden uzak çeşitli ceza infaz kurumunda tutulduğunu belirterek çocuklarının 2003 yılından bu yana ziyaretine gelme imkânlarının bulunmadığını ileri sürmüştür. AİHM başvurucuların yıllar boyunca ailelerinin ikamet yerlerinden uzakta bulunmalarının özel hayata ve aile hayatına saygı haklarına bir müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir.</p>

<p>37. AİHM müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. AİHM demokratik toplumda gereklilik yönünden üye devletler için zorlayıcı olmamakla birlikte önemli olduğu değerlendirilen Avrupa Konseyinin 2006 yılı Avrupa Cezaevleri Kuralları çerçevesinde (2 (2006) Rec) tavsiye kararına göre idarenin tutulanların aile yakınları ile temaslarını sürdürmelerine yardımcı olması gerektiğini hatırlatmıştır. Ayrıca ömür boyu hapis cezası çeken tutuklular dâhil olmak üzere, ceza infaz kurumu dağılımı konusunda Avrupa düzeyindeki düzenlemede, ulusal makamların aile bağlarının koparılmasını önlemesi ve mümkün olduğu takdirde tutukluların ikamet yerlerine yakın bulunan ceza infaz kurumlarına dağılmalarına imkân sağlaması gerektiğine dair ilkenin desteklendiği vurgulanmıştır.</p>

<p>38. AİHM somut olay bakımından coğrafi uzaklığın -özellikle yakınların katetmesi gereken mesafenin uzun olduğu ve bu uzaklığın yıllarca sürdüğü durumlarda- aile ziyaretlerinin ve dolayısıyla aile bağlarının bozulmasına neden olacak bir faktör olduğunu belirtmiştir. Başvuru konusu olayda başvurucu Avşar'ın annesinin sağlık durumu ve yaşı nedeniyle, Tekin'in ise çocukları tarafından yapılan ziyaretlerin azlığı yüzünden karşılaştıkları güçlükleri kamu makamlarına sunduklarını kaydetmiştir. Ancak dosyada veya Hükûmetin görüşlerinde başvurucuların coğrafi mesafeye rağmen aile üyeleriyle düzenli olarak temasta oldukları veya ilgililer tarafından sürekli olarak ziyaretler yapıldığı konusunda hiçbir bilginin bulunmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak AİHM, başvurucuların ailelerinden uzakta bulunan ceza infaz kurumlarında geçirdikleri uzun süre dâhil olmak üzere ilgililerin kişisel durumlarına, sırasıyla yaş, sağlık durumuna ve yakınlarının maddi durumuna bağlı zorlukların ilgilileri ziyaret etmek için seyahat etmeyi engelleyebileceği yönündeki hususların değerlendirilmediğini, söz konusu menfaatlerin bireyselleştirilip dengelendiğinin gösterilemediğini belirtmiştir. AİHM sonuç olarak anılan müdahalenin izlenen meşru amaç bakımından orantılı olmadığı ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatiyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>g.</strong> <strong><i>İlerde ve Diğerleri/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>39. <i>İlerde ve diğerleri/Türkiye</i> (B. No: 35614/19..., 5/12/2023) kararına konu olayda başvurucu D.T. ilk başta Nevşehir Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktayken idarece önce İzmir'in Menemen ilçesine, sonra da İzmir 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Bu Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun ailesinin ikamet ettiği Kayseri'ye 1.000 km uzaklıktadır. Başvurucu, malul olan yaşlı annesinin bu kadar uzak bir yolculuğu yapamayacağını, nitekim annesinin kendisini 3 yıl 4 ayda yalnızca bir kere ziyaret edebildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca eşinin de bu kadar uzun ve pahalı bir yolculuğu karşılamayacağını ve normalden daha az ziyaret edilebildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, yetkili makamların, bu dezavantajını azaltmak için daha uzun telefon konuşmaları veya daha uzun ziyaret gibi alternatif herhangi bir tedbir de sunmadıklarını öne sürmüştür.</p>

<p>40. AİHM öncelikle müdahalenin varlığını tartışmıştır. AİHM'e göre somut olayda başvurucu; ailesinin nerede ikamet ettiğine, sağlık ve istihdama ilişkin bireysel durumlarına, eşi ve yaşlı annesinin üç farklı bağlantıyı içeren 1.000 km’lik yolculuğu yaparken karşılaştıkları zorluklara ilişkin olarak belirgin detaylar vermiştir. Başvurucunun annesinin, kendisini yalnızca bir kere ziyaret ettiği ve başvurucunun 30/11/2016 ve 5/8/2021 tarihleri arasında (yaklaşık 5 yıl içinde) ailesi tarafından her biri en fazla 45 dakika süreyle 67 kez ziyaret edildiği taraflar arasında tartışma konusu değildir. AİHM, bunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında gerekçelendirilmesi gereken bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Müdahalenin kanuni dayanağı hususunda sorun görmeyen AİHM, düzenin korunması ve ceza infaz kurumunda kalabalıklığın önlenmesinin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. Orantılılık hususunda ilk olarak başvurucu, Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan İzmir’deki diğer ceza infaz kurumlarına nakledilirken söz konusu kararın başvurucuya sunulmadığını kaydetmiştir. AİHM; ailesinin yanı sıra yargılama yerine yakın olan Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan ilk olarak İzmir Menemen ve sonrasında İzmir T Tipi 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilirken başvurucuya hiçbir gerekçe sunulmadığını tespit etmiştir. Bu sebeple başvurucunun söz konusu ceza infaz kurumlarına nakli, aile hayatına saygı hakkına keyfî müdahaleye karşı usuli güvencelerin yokluğunda meydana gelmiştir. Başvurucunun İzmir 2 No.lu T tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sürede yaptığı Kocaeli veya Maltepe’deki ceza infaz kurumlarına nakledilmesi taleplerine ilişkin olarak ise kurum idaresinin bu talepleri reddetmesinin kurumun kalabalığına ilişkin, ilgili ve zorlayıcı gerekçelere dayandığını kabul etmiştir. Ancak kamu makamlarının başvurucunun ailesine nispeten daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip edilemeyeceğine veya daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon konuşmaları gibi yapılan ziyaretlerin azlığını telafi edecek alternatif yolların olup olmadığına dair somut bir değerlendirmede bulunulmadığı belirtilmiştir. AİHM sonuç olarak şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğunu belirterek, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>h.</strong> <strong><i>Kaçır ve diğerleri/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>41. <i>Kaçır ve diğerleri/Türkiye </i>(B. No: 9587/19..., 10/6/2025) kararına konu olayda başvurucu A.Ş. Kocaeli 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun ailesinin ve ebeveyninin yaşadığı Merzifon ile Tokat'a yaklaşık 600-700 km uzaklıktadır. Başvurucu mesafenin fazla olduğunu, mali zorluklar sebebiyle de daha az ziyaret edildiğini, dört ve sekiz yaşlarında iki çocuğu olduğunu, buna rağmen nakil talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucunun babası 83 yaşında ve hastalığı yüzünden bakıma muhtaç olup annesi ise 70 yaşındadır. Başvurucu daha sonra mesafenin yol açtığı olumsuz etkileri azaltabilmek için daha uzun telefon görüşmeleri, uzatılmış ziyaret saatleri veya izin verilen ziyaretçi sayısının artırılması talebinde bulunmuş; başvurucunun talepleri de reddedilmiştir. AİHM, müdahalenin mevcut olup olmadığını şu şekilde tartışmıştır:</p>

<p><i>"Başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığına gelince Mahkeme, başvurucunun ailesinin nerede ikâmet ettiği, mali durumları ve ailesi ile ebeveynlerinin kendisini ziyaret etmek için yaklaşık 600 km'lik bir yolculuk yaparken karşılaştıkları zorluklar hakkında ayrıntılı bilgi verdiğini belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet tarafından sağlanan cezaevi kayıtlarına göre başvurucunun annesi, babası ve çocuklarından biri 19 Temmuz 2016 ile 31 Ağustos 2018 tarihleri ​​arasında Kocaeli 1 No'lu T Tipi Cezaevi'nde kaldığı süre boyunca, başvurucuyu yalnızca bir kez ziyaret etmiştir. Mahkeme, bu nedenle, mevcut davanın koşullarında başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır."</i></p>

<p>42. AİHM'in müdahalenin haklılığı ile ilgili değerlendirmesi şöyledir:</p>

<p><i>"49. Bu müdahalenin haklı olup olmadığına gelince başvurucunun ailesinin ikâmet ettiği yere yakın bir yere nakledilmesinin reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunduğu ve düzensizliği, özellikle de cezaevlerinin aşırı kalabalıklığını önleme yönünde bir meşru amaç taşıdığı düşünülse bile Mahkeme, tedbirin orantılılığını incelediğinde cezaevi yönetiminin başvurucunun nakil talebini reddetmesinin, başvurucunun mağduriyetlerini hafifletmek için alternatif tedbirlerin alınıp alınamayacağına dair herhangi bir ek değerlendirme yapılmaksızın, yalnızca cezaevlerindeki aşırı kalabalıklığa dayandığını belirtmektedir.</i></p>

<p><i>50. İlerde ve Diğerleri başvurusunda Mahkeme, kamu makamlarınca başvurucunun ailesine daha yakın başka bir cezaevine nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun ziyaretler veya daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut bir değerlendirme yapmaması nedeniyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Aynı durum mevcut başvuruda da geçerlidir. Başvurucunun, ilk talebinden yaklaşık beş ay sonra, ailesinin ikametgahına daha yakın olmasına rağmen ne ailesinin ne de ebeveynlerinin ikamet etmediği üçüncü bir şehre nakledilmesi, Mahkeme'nin vardığı sonucu değiştirmemektedir.</i></p>

<p><i>51. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 8. maddesi ihlal edilmiştir."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Uluslararası Belgeler</strong></p>

<p>43. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9/12/1988 tarihinde kabul edilen 43/173 sayılı Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü kararının <i>"Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı" </i>başlıklı 19. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir." </i></p>

<p>44. Aynı kararın <i>"İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı" </i>başlıklı 20. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Tutulan veya hapsedilen kimse talep ettiği zaman eğer mümkünse genellikle ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulur." </i></p>

<p>45. Cezaevi kurallarına dair tavsiye kararının <i>"Yerleştirme ve Barındırma"</i> başlığı altında şu ilkelere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"17. 1 Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler. </i></p>

<p><i>17. 2 Cezaevlerine yerleştirmede devam eden adli süreç, emniyet ve güvenlik gerekleri ile tüm mahpuslar için uygun rejimlerin sağlanması gibi hususlar da dikkate alınmalıdır. </i></p>

<p><i>17. 3 İlk yerleştirme ve sonrasında yapılacak nakiller sırasında, mümkün olabildiğince mahpuslara danışılmalıdır."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>46. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>47. Başvurucu; ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi, bununla birlikte 11 ve 15 yaşlarında olan iki çocuğunun öğrenim görüyor olması nedeniyle hafta içi mesai saatlerinde yapılan görüşlere gelemediğini, ailesiyle telefonla da görüşemediklerini belirtmiştir. Nakil talebi değerlendirilirken çocuklarının üstün yararının dikkate alınmadığını vurgulayan başvurucu; psikolojilerinin bozulduğunu, çocuklarının okula gitmek ya da ziyarete gelmek arasında tercihe zorlandığını ifade etmiştir. Bunun yanında yargısal makamlar tarafından adli yardım talebi kabul edilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesi nedeniyle yargılama giderlerinin tahsili için müzekkere yazıldığını belirtmiş; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, eğitim hakkının, haberleşme hürriyetinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>48. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; İdareden temin edilen bilgi ve belgeler bireysel başvuru dosyasına sunulmuştur.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>49. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."</i></p>

<p>50. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. </i></p>

<p><i>Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. </i></p>

<p><i>Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır."</i></p>

<p>51. Başvurucu; temel olarak ailesinin ikamet ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde olmasından, çocukları öğrenim gördüğü için çocuklarının ziyaretine gelemediğinden, idari ve yargısal makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini reddettiğinden yakınmıştır. Bu nedenle başvurunun aile hayatına saygı hakkından incelenmesi söz konusu olabilir. Ancak öncelikle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale olarak kabul edilebilecek koşulların bulunup bulunmadığı açıklanan ölçütler bağlamında test edilmelidir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>52. Anayasa’nın 19. maddesi gereği tutuklu ve hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına birtakım müdahalelerin yapılması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada mühim olan, ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasıdır (<i>Mehmet Koray Eryaşa </i>[2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89; <i>Ahmet Çilgin </i>[1. B.], B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 32; <i>Rasul Kocatürk</i> [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 56). Öte yandan belirtilmelidir ki ceza infaz kurumlarında kalacak mahkûmların aldıkları cezaların niteliği, miktarı gibi belirli kriterlere göre kişi ve koğuş sayısını belirlemede, ceza infaz kurumlarının kapasitesine göre hükümlü ve tutukluların hangi ceza infaz kurumunda bulunacaklarını tespit etmede de idarenin geniş bir takdir yetkisi vardır (<i>Yaşar Karaca </i>[1. B.],<i> </i>B. No: 2018/37854, 12/4/2023, § 65).</p>

<p>53. AİHM içtihatları da gözönüne alındığında ceza infaz kurumları arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek ziyaretlerin<i> çok zor veya imkânsız</i> hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkânsız hâle geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına saygı hakkına <i>müdahalede</i> bulunulduğu kabul edilebilir. Bu bağlamda aile hayatına saygı hakkına <i>müdahalenin</i> olup olmadığı konusunda şu hususlarda değerlendirme yapılmalıdır:</p>

<p>i. Kişilerin ceza infaz kurumuna girmeden önceki aile bağları, aile üyeleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığı</p>

<p>ii. Ceza infaz kurumunun kişilerin aile üyeleri veya yakınlarının yaşadığı yere uzaklığı, coğrafi koşullar ve ulaşım imkânları</p>

<p>iii. Ziyaret edeceklerin kişiye olan yakınlığı, yakınlarının yaş ve sağlık durumlarının seyahat etmeye uygun olup olmadığı</p>

<p>iv. Kişilerin mali durumları, bütçeleri veya içinde bulundukları koşulların söz konusu seyahati yapmayı ne ölçüde güçleştirdiği</p>

<p>v. Kişilerin ailelerinden uzak kaldığı süre ve bu süre içinde fiilen gerçekleşen ziyaret sayısı ve sıklığı</p>

<p>54. Yukarıda belirtilen ölçütler açısından bir inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvuruculardan yakınlarının ikamet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir ifadeyle şikâyeti temellendirmesi<strong> </strong>beklenmektedir. Bu çerçevede örneğin ailenin ikamet ettiği yerin bildirilmemesi veya muhtemel seyahatlerin zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksekliği ya da maddi sıkıntılar ile ilgili ziyareti zorlaştıracak unsurlar hakkında değerlendirme yapmaya elverişli herhangi bir bilgi verilmemesi hâlinde müdahale iddiasının yeterince temellendirildiği söylenemez. Bu bağlamda başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddialarının inceleme yapabilmek için yeterli olmadığı belirtilmelidir.</p>

<p>55. Bununla birlikte ailenin yaşadığı yer ile barındırılan ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin uzak olduğu durumlarda aile bireylerinin hükümlü ve tutukluyu ziyaretlerinin <i>çok zor veya imkânsız hâle geldiği</i> somut olayın özel koşullarında tespit edilebilmekteyse aile hayatına saygı hakkına müdahalenin varlığının kabul edilmesi gerekir.Buna göre bir tutuklu veya hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi, özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan <i>normal zorlukların ve kısıtlamaların</i> ötesine geçerse aile hayatına saygı hakkı bağlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.</p>

<p>56. Öte yandan kamusal makamların cezaların infazıyla ilgili konularda sahip olduğu geniş takdir yetkisinin sınırsız olmadığı akılda tutularak tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumlarına yerleştirilirken en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme yönündeki menfaatlerinin bir ölçüde dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla somut olay bağlamında aile hayatına müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda müdahalenin ihlale sebebiyet vermemesi için idari ve yargısal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve şekilci bir yaklaşımla hareket etmemeleri, başvurucu ve ailesi ile yakınlarının seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını, ulaşılmak istenen meşru amaç ile aile hayatına saygı hakkının gereklerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirmeleri beklenmektedir. Bu kapsamda kamusal makamları özellikle başvurucunun ailesine daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut, bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmalıdır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>57. Somut olayda başvurucu 2/3/2020 tarihli dilekçesinde eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve eğitimini etkilediğini, ayrıca hasta ve yaşlı olan, İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet eden annesinin de uzaklık nedeniyle ziyaretine gelemediğini dile getirmiştir. Bahse konu dilekçesinde ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da olan dört ceza infaz kurumunun adını vererek bunlardan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir. Devam eden süreçte ise İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde bu kez yalnızca eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğinden, çocuklarının Ankara'da öğrenim görmesi nedeniyle ziyaretine gelemediklerinden, bu nedenle psikolojilerinin bozulduğundan yakınmıştır.</p>

<p>58. Bu bağlamda vurgulamak gerekir ki başvurucu, İstanbul'daki ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak herhangi bir hususu dava dilekçesinde ve devamındaki yargılama safahatında dile getirmemiştir. Ayrıca bireysel başvuru formunda da başvurucunun İstanbul'daki ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak ifade ettiği bir şikâyet yoktur. Bununla birlikte başvurucu, bireysel başvuru formunda Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu ve eşi ile çocuklarının ikamet ettiği illerin farklı olması, çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi nedeniyle hafta içi ve mesai saatlerinde yaptırılan ziyaretlere gelemediğinden şikâyet etmiştir.</p>

<p>59. Öncelikle başvurucunun ailesinin yaşadığı Ankara ile bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu arasındaki mesafe yaklaşık 550 km'dir. Ülkemizin en büyük iki şehri arasında düzenli olarak çok sayıda otobüs, tren ve uçak seferleri bulunmaktadır. Bunun yanında başvurucu, ziyarete gelecek eşi ve çocuklarının seyahat etmelerine engel sağlık sorunları olduğunu dile getirmemiştir. Başvurucuya göre çocuklarının örgün öğretim görmeleri sebebiyle eşi ve çocukları kendisini ziyarete gelememiştir. Ayrıca başvurucu, eşi ve çocuklarının mali durumları nedeniyle seyahatin güçleştiğinden de söz etmemiştir.</p>

<p>60. Diğer taraftan başvurucu, ailesinin kendisini ziyaret edemediğinden yakınmışsa da fiilen gerçekleşen ziyaretlerle ilgili olarak detaylı bir bilgi yoktur. Bununla birlikte başvurucu, altı ayda bir ziyaret edildiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki yine başvurucunun başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince açık/kapalı görüş ve telefonla görüşme günlerinin öğrenim gören çocuklarıyla görüşmesini sağlayabilecek şekilde belirlenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (bkz. § 14). Buna göre başvurucu, ziyaret ve telefon görüşmelerini hafta sonları yapabilecek duruma gelmiştir. Bu olgular karşısında ailesinden uzakta bir ceza infaz kurumuna yerleştirilen başvurucunun ailesinin onu ziyaret edebilmesinin <i>çok zor veya imkânsız</i> hâle geldiği söylenemez.</p>

<p>61. Öte yandan somut olayda iki şehir arasındaki mesafenin -aşırı olmasa da- fazla olduğu kabul edilse dahi ulaşım imkânları, yaş ve sağlık durumları ile mali imkânların seyahati imkânsız kıldığını veya aşırı derecede güçleştirdiğini başvurucunun ortaya koyamadığı dikkate alındığında bu ceza infaz kurumunda tutulmasının aile hayatı üzerindeki etkilerinin ceza infaz kurumunda bulunmanın doğasında var olan <i>normal zorluk ve kısıtlamaların</i> ötesine geçtiği söylenemez.</p>

<p>62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (<i>Hikmet Balabanoğlu </i>[2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).</p>

<p>63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun <i>açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle</i> kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyete neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/9/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Başvurucu; -esas olarak- ailesinin ikamet yeri ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde yer almasından, öğrenim gören çocuklarının bulunması nedeniyle ziyaretine gelemediğinden, idari ve yargısal makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini reddettiğinden yakınmaktadır.</p>

<p>2. Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir <i>"müdahalede bulunulmadığı"</i> gerekçesiyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucunun Silivri L Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda hükümlü iken ailesinin Ankara’da yaşıyor olması nedeniyle görüşmeye gelmelerinde zorluk yaşadıklarını belirterek yaptığı nakil başvurusunun idari ve yargısal makamlar tarafından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkı kapsamında bir müdahalede bulunulduğu açıktır. Mahkememiz çoğunluğunun bu yaklaşımı, hakka müdahalenin varlığı için başvurucunun ailesinin karşılaştığı zorlukların ziyaret imkanını neredeyse imkansız kılacak derecede olması sonucunu doğurmaktadır. Bu aşırı şekilci ve katı yaklaşım, hakkın kapsam ve içeriğini oldukça sınırlamaktadır. Bu nedenle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahalede bulunulmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>4. Öte yandan bireysel başvuru formunda başvurucu, bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu ile eşinin ve çocuklarının ikamet ettiği illerin farklı olması ve çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi nedeniyle hafta içi ve mesai saatlerinde yaptırılan ziyaretlere gelemediğinden şikâyet etmektedir. Diğer bir ifadeyle somut başvuruda ailesine yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil talebi reddedilen başvurucu, ceza infaz kurumunda bulunmasının doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek nitelikte ailesi ile ilgili ortaya çıkan birtakım sonuçları ileri sürmüştür. Başvurucunun; aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin sair hususlardan ise bahsetmediği görülmektedir. Bu kapsamda başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında nakil talebini, bahse konu hususlardaki bilgilerle desteklemediği ve buna ilişkin bilgileri idari ve yargısal makamlara sunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>5. Hâlbuki başvurucunun açık/kapalı görüş ve telefonla görüşme gününün öğrenim gören çocuklarla görüşmeyi sağlayacak şekilde belirlenmesi talebine ilişkin süreçten farklı olarak <i>başka bir infaz kurumuna nakil talebi</i> söz konusu olduğunda başvurucuların aile bireylerin ziyaret süreçlerinde yaşadıkları zorluklara ilişkin yeterli şekilde bilgi vermeleri ve naklin aile bütünlüğünün korunması yönünden neden gerekli olduğuna ilişkin olarak somut anlatımlarda bulunmaları gerekmektedir. Dolayısıyla somut başvuruda aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmeli ancak başvurucunun başka bir infaz kurumuna nakil talebiyle ilgili olarak makul düzeyde açıklama yapma yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmeliydi. Bu nedenlerle Mahkememiz çoğunluğunun vardığı sonuca farklı gerekçeyle katılıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="8%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="31%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşarak başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Ancak aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda kabul edilemezlik kararına farklı gerekçe ile iştirak edilmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu, 8/6/2017 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmış ve Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir.</p>

<p>4. Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunurken, 2/3/2020 tarihli dilekçesiyle isteğe bağlı nakil talebinde bulunmuştur. Dilekçesinde; eşinin ve çocuklarının Ankara’da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı sebebiyle yalnızca altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve başarısını olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Ayrıca yaşlı ve hasta olan annesinin İstanbul Maltepe’de yaşadığını, Silivri’ye uzaklık nedeniyle ziyaretine gelemediğini dile getirmiş ve Ankara ile İstanbul’daki dört farklı ceza infaz kurumundan birine naklini talep etmiştir.</p>

<p>5. İdare, 9/3/2020 tarihinde talep edilen kurumların dolu olması gerekçesiyle nakil talebini reddetmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, işlemin iptali ve manevi tazminat istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde ailesinin Ankara’da yaşadığını, çocuklarının bu nedenle görüşlere gelemediğini, bu durumun aile bütünlüğünü zedelediğini ve çocuklarının eğitimine olumsuz yansıdığını vurgulamıştır.</p>

<p>7. Ankara 2. İdare Mahkemesi, 4/11/2020 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucunun nakil talep ettiği kurumların doluluk oranları (Sincan 1 ve 2 No.lu L Tipi ile Maltepe 1 ve 2 No.lu L Tipi kurumlarında %132 ila %173 arasında değişen oranlar) ayrıntılı olarak gösterilmiş ve talebin reddinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>8. Başvurucu, istinaf dilekçesinde önceki iddialarını yineleyerek eşinin öğretmen olduğunu, ceza infaz kurumlarındaki doluluğun İdare’nin sorunu olduğunu ve bu durumun anayasal haklarının kullanılmasına engel olamayacağını belirtmiştir. Ayrıca reddedilen talebin aile bütünlüğünü bozduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, 14/4/2021 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin kararının hukuka uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunu reddetmiştir. Başvurucu süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Mahkeme çoğunluğu, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale bulunmadığını ileri sürmüştür. Bu değerlendirme isabetli değildir. Aile hayatına saygı hakkı yalnızca mahpusun bireysel olarak sahip olduğu bir hak değil, aynı zamanda ailesinin de doğrudan yararlandığı ortak bir haktır. Hükümlünün ailesinden uzaklaştırılması, sadece içerideki kişi değil, dışarıdaki yakınları açısından da doğrudan hak kaybı doğurmaktadır.</p>

<p>11. Mahpus olan kişilerin genel olarak ailelerinin ikametgâhına yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemelerinin hayatın olağan akışına uygun olduğu açıktır. Bununla birlikte bu bağlamdaki taleplerin olumlu şekilde karşılanabilmesi ancak diğer bazı hususların da varlığı hâlinde mümkün hâle gelebilir. Daha açık ifadeyle bu yöndeki taleplerin herhâlde olumlu karşılanabilmesinin olanaklı olmadığı söylenmelidir. Öte yandan mahpusların barındırılacakları ceza infaz kurumlarını seçme hakkının bulunmadığı, bu kişilerin ailesinden ayrılmasının veya uzaklaştırılmasının ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olduğu belirtilmelidir. Bu bağlamda aile hayatına müdahalenin söz konusu olabileceği durumlarda idareye tanınan takdir yetkisinin geniş olmakla birlikte sınırsız olmadığı vurgulanmalıdır.</p>

<p>12. Diğer taraftan mahpusların ailelerinin ikamet ettikleri yerden uzak mesafede bulunmalarından hareketle ortaya koydukları şikâyetlerini aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin hususlarla desteklemesi, bu bağlamdaki bilgileri idari ve yargısal makamlara sunması gerekir. Başvurucuya yüklenen bu yükümlülüğün mutlak bir ispatı gerektirmediği ancak makul düzeyde bir açıklama yapmayı içerdiği vurgulanmalıdır. Bununla birlikte aradaki mesafenin mahpus ile ailesi arasındaki iletişimi zora sokacak şekilde makul olmadığının öngörülebilir olduğu durumlarda başvurucuya yüklenen bu yükümlülüğün yerine getirilmesi daha geniş bir yoruma tabi tutulabilir. Diğer yandan bu doğrultuda bir temellendirme olmaksızın sadece ailenin bulunduğu yere yakın bir ceza infaz kurumuna nakledilme yönündeki taleplerin reddedilmesinin idarelerin mahpusların barındırılması bağlamında aile hayatına müdahale konusundaki geniş takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi olağandır.</p>

<p>13. Belirtilen şekilde yeterli düzeyde temellendirilen taleplerin ise idare tarafından sırf doluluk oranları nedeniyle reddedilmesi hâlinde başvurucunun aile hayatına saygı hakkının güvencelerine uygun bir değerlendirme yapıldığı söylenemeyebilir. Bu hâlde idare tarafından suç profili, infaz kurumlarının fiziki koşulları, talep edilen yerde barındırılan diğer mahpusların profilleri de gözetilerek başvurucunun nakil talep ettiği ceza infaz kurumlarına neden yerleştirilemeyeceğinin ortaya konulması kişisel yarar ile kamusal yarar arasında kurulması gereken denge açısından önemlidir.</p>

<p>14. Somut olayda başvurucu 2/3/2020 tarihli dilekçesinde eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve eğitimini etkilediğini, ayrıca hasta ve yaşlı olan ve İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet eden annesinin de uzaklık nedeniyle ziyaretine gelemediğini dile getirmiştir. Neticede başvurucu; bahse konu dilekçesinde ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da bulunan dört ceza infaz kurumunun adını vererek bunlardan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir. Devam eden süreçte ise İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde bu kez yalnızca eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğinden, çocuklarının Ankara'da öğrenim görmesi nedeniyle ziyaretine gelemediklerinden, bu nedenle psikolojilerinin bozulduğundan yakınmıştır.</p>

<p>15. Bu bağlamda vurgulamak gerekir ki başvurucu, İstanbul'daki ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak herhangi bir hususu dava dilekçesinde ve devamındaki yargılama safahatında dile getirmemiştir. Ayrıca bireysel başvuru formunda da başvurucunun İstanbul'daki ceza infaz kurumlarına nakil talebiyle ilgili olarak ifade ettiği bir şikâyet yoktur. Bununla birlikte başvurucu, bireysel başvuru formunda bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu ile eşinin ve çocuklarının ikamet ettiği illerin farklı olması, çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi nedeniyle hafta içi ve mesai saatlerinde yaptırılan ziyaretlere gelemediğinden şikâyet etmiştir.</p>

<p>16. Öncelikle başvurucunun açık/kapalı görüş ve telefonla görüşme gününün öğrenim gören çocuklarla görüşmeyi sağlayacak şekilde belirlenmesi talebine ilişkin süreçten farklı olarak başka bir infaz kurumuna nakil talebi söz konusu olduğunda başvurucudan açıklamada bulunması, aile bireylerin ziyaret süreçlerinde yaşadıkları zorluklara ilişkin yeterli şekilde bilgi vermesi ve naklin aile bütünlüğünün korunması yönünden neden gerekli olduğuna somut anlatımlarda bulunmasının beklendiği tekrar vurgulanmalıdır.</p>

<p>17. Nakil taleplerinin karşılanması hususunda devletin birtakım pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte gerek başvuru öncesi süreçte gerekse başvuru sürecinde aile hayatına saygı hakkının güvencelerinin sağlanması konusundaki gereklilikleri başvurucunun açık şekilde ve tüm yönleriyle ortaya koymaması hâlinde kamu kurumlarından beklenen yükümlülüklerin çerçevesinin daralması ve mahpusların temel haklarına müdahale konusunda devletin takdir yetkisinin genişlemesi muhtemeldir.</p>

<p>18. Bakılmakta olan başvuruda ailesine yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil talebi reddedilen başvurucu, ceza infaz kurumunda bulunmasının doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek nitelikte olan ve ailesiyle ilgili olarak ortaya çıkan birtakım sonuçlar ileri sürmüştür. Bunun yanında başvurucunun ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi ve görüşlerin hafta içi ve mesai saaatleri içinde gerçekleştirilmesi nedeniyle ailesiyle görüşemediğine yönelik şikâyetinden başka aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin sair hususlardan bahsetmediği görülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında nakil talebini, bahse konu hususlardaki bilgilerle desteklemediği ve buna ilişkin bilgileri idari ve yargısal makamlara sunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>19. Neticede makul düzeyde açıklama yapma yükümlülüğünü yerine getirmeyen başvurucunun ileri sürdüğü mevcut hususlar karşısında idari ve yargısal makamlarca -somut olayda ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarından hareketle- talebinin reddedilmesinin idarelerin aile hayatına müdahale konusundaki takdir yetkisi kapsamında olmadığı söylenemez. Bu bağlamda tarafların hukuki menfaatleri arasında bir dengeleme yapıldığı ve yargısal makamlarca bu kapsamdaki takdirin gerekçelerinin ortaya konulduğu, kararlarda yer verilen tespit ve unsurlar itibarıyla aile hayatına saygı hakkı yönünden yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşıldığına ilişkin bir bulguya rastlanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>20. Açıklanan gerekçelerle aile hayatına saygı hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaati ile aksi görüşteki mahkememiz kararına farklı gerekçeyle iştirak edilmiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p>2. Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmakta iken Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğüne (İdare) isteğe bağlı nakil talebini gerçekleştiren başvurucu; eşinin ve çocuklarının Ankara'da ikamet ettiğini, çocuklarının eğitim hayatı nedeniyle altı ayda bir açık görüşe gelebildiklerini, bu durumun çocuklarının psikolojisini ve eğitimini etkilediğini, hasta ve yaşlı olan annesinin İstanbul'un Maltepe ilçesinde ikamet ettiğini ve buranın Ceza İnfaz Kurumunun bulunduğu İstanbul'un Silivri ilçesine uzak olması nedeniyle ziyaretine gelemediğini gerekçe göstererek isimlerini belirttiği ikisi Ankara'da, ikisi İstanbul'da bulunan dört ceza infaz kurumdan birine naklinin yapılmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle talebin reddi üzerine başvurucu hem bu işlemin iptaline hem de manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava, Ankara 2. İdare Mahkemesince reddedilmiştir. Kararın ret gerekçesinde; başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği kurumlar arasında en düşük doluluk oranının %132 olduğu belirtilmiş ve talep edilen tüm ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Buna göre Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.764, mevcudunun 2.374, doluluk oranının %138; Sincan 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.724, mevcudunun 2.278, doluluk oranının %132; Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.756, mevcudunun 3.031, doluluk oranının %173 ve Maltepe 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1.756, mevcudunun 2.761, doluluk oranının ise %157 olduğu vurgulanmıştır. Neticede başvurucunun talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>5. Yapılan bireysel başvuruda başvurucu, ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi, bununla birlikte 11 ve 15 yaşlarında olan iki çocuğunun öğrenim görüyor olması nedeniyle hafta içi mesai saatlerinde yapılan görüşlere gelemediğini, ailesiyle telefonla da görüşemediğini, nakil talebi değerlendirilirken çocuklarının üstün yararının dikkate alınmadığını ve bu nedenle psikolojilerinin bozulduğunu, çocuklarının okula gitmek ya da ziyarete gelmek arasında tercihe zorlandığını ifade etmiştir. İdari yargıdaki davadan farklı olarak başvurucu bireysel başvuru formunda anne ve babasının ziyaretine gelememesi hususunda bir şikayete yer vermemiştir.</p>

<p>6. Anayasa Mahkemesince yapılan incelemede Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın “<i>Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu</i>” (bkz.: § 63) sonucuna ulaşılmış olup başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu şeklindeki sonuca farklı gerekçe ile katılmaktayım.</p>

<p>7. Kanaatimizce burada başvurucunun ailesinin ikamet ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde olması ve çocukları öğrenim gördüğünden çocuklarının ziyaretine gelememesi konularında idari ve yargısal makamların bir değerlendirme yapmadan nakil talebini reddetmesi biçimindeki iddia aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmelidir. Zira bahse konu iddialar bu hakka yönelik bir müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p>8. Ancak başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında ileri sürdüğü bu nitelikteki iddialar değerlendirilirken mahpusların genel olarak ailelerine yakın kurumlarda kalma istekleri hayatın olağan akışına uygun olsa da bu taleplerin her durumda olumlu karşılanmasının mümkün olmadığı belirtilmelidir.</p>

<p>9. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel hayatına ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmeli ve burada önemli olanın ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulması olduğu değerlendirmede dikkate alınmalıdır (bkz.: Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89).</p>

<p>10. Eldeki başvuruda başvurucunun nakil talep ettiği dört ceza infaz kurumundaki doluluk oranlarının kapasitenin çok üzerinde olması, talebin derece mahkemelerince reddedilmesinde belirleyici bir gerekçe olmuştur. Ancak kapasitesi dolu kurumlara yapılacak ilave nakiller, aşırı yoğunluk nedeniyle farklı hak ihlallerine zemin hazırlama riski taşımaktadır.</p>

<p>11. Öte yandan başvuru formunda ailesine yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil talebi reddedilen başvurucu, ceza infaz kurumunda bulunmasının doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek nitelikte olan ve ailesiyle ilgili olarak ortaya çıkan birtakım sonuçlar ileri sürmüş olmasına rağmen başvurucunun ailesinin farklı bir ilde ikamet etmesi ve görüşlerin hafta içi ve mesai saatleri içinde gerçekleştirilmesi nedeniyle ailesiyle görüşemediğine yönelik şikâyetinden başka aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin hususlardan bahsetmemiştir. Dolayısıyla nakille ilgili talebini gerçekleştirirken başvurucunun nakledilmek istediği ceza infaz kurumlarını belirtmesi yanında bahse konu hususlardaki gerekli bilgilerle başvurusunu desteklemesi ve buna ilişkin bilgileri idari ve yargısal makamlara sunması önem arz etmektedir.</p>

<p>12. Dolayısıyla başvurucunun ileri sürdüğü mevcut hususlar karşısında idari ve yargısal makamlarca -somut olayda ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarından hareketle- talebinin reddedilmesinin idarelerin aile hayatına müdahale konusundaki takdir yetkisi kapsamında olmadığı söylenemez.</p>

<p>13. Bu itibarla, tarafların hukuki menfaatleri arasında bir dengeleme yapıldığı ve yargısal makamlarca bu kapsamdaki takdirin gerekçelerinin ortaya konulduğu, kararlarda yer verilen tespit ve unsurlar itibarıyla aile hayatına saygı hakkı yönünden yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşıldığına ilişkin bir bulguya rastlanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>14. Yukarıda sıralanan gerekçelerle 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince somut bireysel başvurunun açıkça dayanaktan yoksunluk gereğince kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>15. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğunun inceleme yöntemine katılmadığım ve bu yönü ile bu bireysel başvuruda ulaşılan sonuca farklı gerekçeyle katıldığım için çoğunluğun yaklaşımının Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yöntemi açısından yeni bir durum ortaya çıkardığına ve bu yöntemin sürdürülmesinin olumsuz yansımaları olabilecek bazı sakıncalar barındırmakta olduğuna işaret etmem önem arz etmektedir.</p>

<p>16. Mahkememiz çoğunluğuna göre aile hayatına saygı hakkından inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvurucuların, yakınlarının ikâmet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir ifadeyle şikayetin temellendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle de başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddiaları inceleme yapabilmek için elverişli değildir (bkz.: § 54). Bu tespitten hareketle somut bireysel başvuruda da Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından (bkz.: § 63) başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p>17. Bu bağlamda özellikle ifade etmek gerekmektedir ki çoğunluk kararında olduğu gibi açıkça dayanaktan yoksunluk sonucuna ulaşırken bu başvuruya konu olayda başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale bulunmadığı şeklindeki gerekçe, kabulü sorunlu bir tespit niteliğindedir. Zira bu durumda böyle bir tespitten esasında bu başvurudaki ihlal iddialarının aile hayatına saygı hakkı kapsamında görülemeyeceği ya da bu hak kapsamındaki iddialar incelenirken oldukça katı bir ihlal iddiası gerekçelendirme düzeyi aranacağı gibi iki sonuç çıkmaktadır.</p>

<p>18. Ancak her iki sonuç da bireysel başvuru inceleme yöntemine ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak nitelik taşımaktadır.</p>

<p>19. Bu iki husus biraz daha detaylı biçimde açıklandığında sorun daha net biçimde fark edilebilecektir.</p>

<p>20. İlk olarak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeye başladığı tarihten bu yana açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince verilen kabul edilemezlik kararlarında bile başvurular bir hak ile ilişkilendirilerek ele alınmakta olup bu süreçte bireysel başvuruya konu ihlal iddiaları bir hakka yönelik müdahale olarak görülmekte ve sonrasında diğer kabul edilemezlik kriterlerinde bir sorun bulunmuyorsa o hak bağlamında başvurunun esası değerlendirilmektedir. Yapılan inceleme sonucunda, müdahalenin anayasal bir sorun teşkil etmediği anlaşılan başvurular hakkında açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.</p>

<p>21. Yine ilk husus ile ilgili belirtmek gerekir ki çoğunluk kararında olduğu gibi eğer “<i>Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığı</i>” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılıyorsa bu durumda esasında bu ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle değil de konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği akla gelmektedir. Zira çoğunluk bu hak yönünden bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşıyorsa bu durumda bahse konu iddiaların artık Anayasa Mahkemesince incelenmesi mümkün gözükmemektedir. Oysa somut bireysel başvuruda ihlal iddialarının esasında başvurucunun aile hayatı kapsamında görülmesi gerektiği aşikardır.</p>

<p>22. Dolayısıyla aile hayatına saygı hakkına müdahalenin olup olmadığı konusunda başvurucunun başvuru formunda somut olarak değerlendirme yapmasını beklediği hususlara bakıldığında çoğunluk kararındaki yaklaşım (bkz.: § 53) Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde ciddi zorluklara neden olabilecektir.</p>

<p>23. İkinci olarak bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak niteliktedir. Bu hususu da birinci vurgulanan hususla birlikte ele almak gerekirse, çoğunluk kararındaki yaklaşımın kabulü halinde bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne ancak başvuru formunda çok net biçimde ve her yönü ortaya konulmuş olan oldukça açık, ağır, belirgin ihlal iddiaları gelebilecektir. Dolayısıyla bu yaklaşım Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu önemli ölçüde zorlaştırmaktadır.</p>

<p>24. Zira çoğunluk yaklaşımında ancak bu nitelikteki ihlal iddialarının varlığı halinde başvurucuların haklarına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla da bu nitelikte bir bireysel başvuruda ancak bu kabulden sonra ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmeye başlayabilecektir. Bu durum bireysel başvuru incelemelerinde başvurunun esasını inceleme aşaması bağlamında adeta yeni bir kabul edilebilirlik kriteri şeklinde bir sonuç doğurabilecektir.</p>

<p>25. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğu bu görüşü kabul ederken “<i>AİHM içtihatları da göz önüne alındığında, ceza infaz kurumları arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek ziyaretlerin çok zor veya imkânsız hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkansız hale geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir</i>.” (bkz.: § 53) şeklindeki gerekçeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına dayalı bir inceleme yapacağını belirtmiştir.</p>

<p>26. Başvurucular açısından konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar benimsediği inceleme yöntemi daha güvenceli olmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun daha kısıtlayıcı nitelikte olduğu aşikar olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına dayanma arayışı sergilemesi aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin minimum insan hakları standardını öngördüğünü, taraf devletlerin Sözleşmedekinden daha yüksek bir insan hakları standardı öngörebileceklerini vurgulayan Sözleşme’nin 53. maddesinin şu hükmü ile de açıkça çelişmektedir: “<i>Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz</i>.”</p>

<p>27. Bu biçimdeki kısıtlayıcı yaklaşımı, temel hak ve özgürlüklere yönelik Anayasa’ya aykırı müdahalelere karşı önemli bir güvence olarak siyasi sistem içerisinde yer alan Anayasa Mahkemesinin somut bir bireysel başvurudaki ihlal iddialarını incelerken ortaya koyması ise ayrıca düşündürücüdür. Bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olması işlevi ile temelden çelişmektedir.</p>

<p>28. Sonuç olarak Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu şeklindeki ulaştığı sonuca yukarıda açıkladığım farklı gerekçe ile katılmaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="34%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Mahkememizin sayın çoğunluğu başvurucunun; Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Sayın üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in belirttiği farklı gerekçelerle sonuca katılmaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="11%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="28%">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165748-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/kapak-124423.jpg" type="image/jpeg" length="71027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/52566 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202252566-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202252566-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/9/2025 tarihli ve 2022/52566 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>E.H. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/52566)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 18/9/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 3/4/2026 - 33213</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 29/4/2022 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon; başvurucunun eğitim hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kabul edilemez olduğuna, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik başvurusunun ise Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>5. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p>7. Başvurucu 21/7/2017 tarihinde ikametgâhının bulunduğu Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde gözaltına alınmış, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/7/2017 tarihli kararıyla tutuklanarak Ankara Sincan T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. 12/8/2017 tarihinde Mersin Tarsus 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) nakledilen başvurucu, tahliye edildiği tarihe kadar burada bulunmuştur.</p>

<p>8. Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesince 25/2/2020 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu süreçte toplam yirmi iki kez ailesinin ikamet ettiği Isparta'da bulunan veya buraya yakın olan ceza infaz kurumlarından birine nakledilmeyi talep etmiştir. Nakil dilekçelerinde başvurucu; bu hususta genel olarak ailesinin Isparta'da ikamet ettiğini, gelir kaynağının bulunmadığını, bulunduğu Ceza İnfaz Kurumunun uzaklığı nedeniyle ailesinin ziyarete gelemediğini, bu nedenle ailesiyle görüşemediğini ifade etmiştir. Bu istekler, talep edilen ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce (İdare) reddedilmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu son olarak 4/8/2020 tarihli, İdareye hitaplı dilekçesinde Isparta, Yalvaç ve Burdur Ceza İnfaz Kurumlarından birine nakledilmeyi talep etmiştir. Dilekçede başvurucu; Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (Üniversite) Uluslararası İşletmecilik ve Ticaret Bölümüne kayıtlı lisans öğrencisi olduğunu ve ailesinin Isparta'da ikamet etmekte olduğunu belirtmiştir. Dilekçesinde ailesi ile bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu arasındaki mesafenin yaklaşık 750 km olduğunu vurgulayan başvurucu, bu mesafenin ailesiyle görüşmesine engel olduğunu ve aile bütünlüğünü bozduğunu ifade etmiştir. İdare 24/8/2020 tarihli işlemiyle başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle talebinin uygun görülmediğini bildirmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, anılan işlemin iptali talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; Isparta'da ikamet eden ailesinin gelir kaynağı olmadığını, ziyarete geldiklerinde ulaşım ve konaklama konusunda ciddi sorunlar yaşadıklarını, aradaki mesafenin yaklaşık 750 km olduğunu, bu nedenlerle ailesiyle açık ve kapalı görüşlerin çoğunu yapamadığını belirtmiştir. Bu durumun aile bütünlüğünü bozduğunu ve kendilerini psikolojik olarak yıprattığını ifade eden başvurucu, Üniversitedeki kaydından da bahsederek nakil taleplerinin bu hususlar dikkate alınmadan reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Ankara 16. İdare Mahkemesi tarafından (İdare Mahkemesi) 30/11/2021 tarihinde oyçokluğuyla davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarına ilişkin olarak İdare tarafından bildirilmiş doluluk oranlarına yer verilmiştir. Buna göre başvurucunun naklini talep ettiği Isparta E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 750, mevcudunun 993, doluluk oranının %132; Yalvaç T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 400, mevcudunun 297, doluluk oranının %74; Burdur E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 734, mevcudunun 828, doluluk oranının %113 olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiği, talep ettiği kurumların bir kısmının yüksek güvenlikli olduğu ancak barındırılabileceği oda sayısının çok kısıtlı ve odaların kapasitelerinin dolu olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenlerle dava konusu işlemde hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>13. Öte yandan karşıoyda, İdarece bildirilen ceza infaz kurumlarının doluluk oranına göre Yalvaç T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda boşluk bulunduğu, söz konusu ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli ceza infaz kurumu statüsünde olup olmadığının dosya kapsamından tespit edilemediği, dolayısıyla öncelikli olarak başvurucunun naklini talep ettiği ceza infaz kurumunun güvenlik açısından uygun olup olmadığının tespit edilerek bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını yinelemek suretiyle İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 16/2/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>15. Nihai karar 11/4/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p>16. Öte yandan Ceza İnfaz Kurumunun 4/9/2024 tarihli yazısında, başvurucunun 12/8/2017-29/3/2021 tarihleri arasında Kurumlarında bulunduğu, bu sürede 2017 yılında 12 kez, 2018 yılında 19 kez, 2019 yılında 18 kez, 2020 yılında ise 7 kez ailesiyle görüştüğü bildirilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>17. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "<i>İnfazda temel amaç</i>" başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.</i>"</p>

<p>18. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler"</i> başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.</i></p>

<p><i>…"</i></p>

<p>19. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Nakiller"</i> başlıklı 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler."</i></p>

<p>20. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Kendi istekleri ile nakil" </i>başlıklı 54. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;</i></p>

<p><i>a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri,</i></p>

<p><i>b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri,</i></p>

<p><i>c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması,</i></p>

<p><i>d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,</i></p>

<p><i>e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,</i></p>

<p><i>f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,</i></p>

<p><i>g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,</i></p>

<p><i>Gerekir. (Ek cümle: 24/1/2013-6411/7 md.) Çocuk hükümlüler ile maddi durumunun yetersiz olduğunu belgelendiren hükümlüler bakımından bu fıkranın (b) bendi uygulanmaz.</i></p>

<p><i>(2) Bu hükümlüler nakledildikleri kurumlarda, eğitim öğretim veya hastalık nedeniyle nakil hariç, bir yıl kalmak zorundadırlar. Çocuklar bakımından bu süre altı ay olarak uygulanır."</i></p>

<p>21. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Zorunlu nedenlerle nakil</i>" başlıklı 56. Maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlüler, yargı çevresi dışında Adalet Bakanlığınca belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilirler.</i>"<i> </i></p>

<p>22. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Tutukluların yükümlülükleri</i>" başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Bu Kanunun; ...nakiller, disiplin nedeniyle nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil, nakillerde alınacak tedbirler,... konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir.</i>"</p>

<p>23. Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler başlıklı 167 No.lu Genelge'nin <i>"Nakiller"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlü ve tutukluların, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakilleri yapılabilecektir." </i></p>

<p>24. 167 No.lu Genelge'nin <i>"Hükümlülerin Kendi İstekleri İle Nakilleri"</i> başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması,</i></p>

<p><i>e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması,</i></p>

<p><i>f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması,</i></p>

<p><i>g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması,</i></p>

<p><i>h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, </i></p>

<p><i>ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, </i></p>

<p><i>j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, </i></p>

<p><i>gerekir." </i></p>

<p>25. 167 No.lu Genelge'nin "<i>Zorunlu nedenlerle nakil</i>" başlıklı 17. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlü ve tutuklular, yargı çevresi dışında Bakanlıkça belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilecektir.</i>"</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong><i>Vintman/Ukrayna</i> Kararı</strong></p>

<p>26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)<i> Vintman/Ukrayna</i> (B. No: 28403/05, 23/10/2014) kararına konu olayda 15 yıl hapis cezası olan hükümlü başvurucu, daha önce annesiyle birlikte yaşadığı yere 700 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmiştir. Ceza infaz kurumuna 12 ile 16 saat arasında bir tren yolculuğu ile erişilebilmektedir. Başvurucu ve annesi ikamet adreslerine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil için çeşitli tarihlerde talepte bulunmuş; taleplerinde özellikle iki şehir arasındaki ulaşımın zorluğuna ve uzunluğuna, bu seyahatin 1938 doğumlu olan annenin yaşı ve ikinci derece özür durumunun belgelendiği kötü sağlık durumu sebebiyle yol açtığı zorluklara dikkat çekmiştir. İdare ise ayrı başvuruda mahkûmların cezalarını aynı ceza infaz kurumunda çekmeleri gerektiği yönündeki mevzuat hükümlerine göre talepleri reddetmiştir. Sonraki başvurularda ayrıca daha yakın uygun başka bir ceza infaz kurumu bulunmadığı ve ağır suçları işleyenlerin suçun işlendiği yerden uzak ceza infaz kurumlarında cezalarını çekmesi gerektiği de bildirilmiştir. Başvurucu sonrasında annesiyle birlikte yaşadığı yere daha da uzak, bu defa 1.000 km uzaklıktaki bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucunun annesi bu karara itiraz etmiş, ceza infaz kurumu idaresi cezasının yarısını çekerse ve iyi hâlli olursa başvurucunun yüksek güvenlikli yerine orta güvenlikli bir ceza infaz kurumuna nakledilebileceğini ancak başvurucunun disiplin cezaları aldığını, böyle bir nakil için uygun olmadığını bildirmiştir.</p>

<p>27. AİHM esas yönünden öncelikle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. Buna göre söz konusu tartışma "<i>Başvurucunun Sözleşme'nin 8. Maddesi Kapsamındaki Haklarına Bir Müdahale Olup Olmadığı</i>" başlığı altında yapılmıştır. Bu başlık altındaki değerlendirme şu şekildedir:</p>

<p><i>"76. Mahkeme ilk olarak, mahkûmların 'kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı' hariç olmak üzere, Sözleşme ile güvence altına alınan tüm temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam etmeleri gerektiğini yinelemektedir (bkz. Hirst v. Birleşik Krallık (no. 2) [BD], B. No: 74025/01, § 69, ECHR 2005‑IX). Bu nedenle, bir mahkumun, yalnızca hüküm giydikten sonra tutuklu statüsü nedeniyle 8. maddede belirtilen tüm haklarını kaybetmesi söz konusu olamaz (bkz. Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06 ve 13772/05, 25/7/2013, § 836).</i></p>

<p><i>77. Aynı zamanda bir kişinin tutulmasının, doğası gereği, özel ve aile hayatında bir kısıtlama getirdiği açıktır (bkz. Messina/İtalya (no. 2), B. No: 25498/94, § 61, AİHM 2000‑X, ve Kalashnikov/Rusya (k.k.), B. No: 47095/99, ECHR 2001‑XI).</i></p>

<p><i>78. Mahkeme içtihadında ayrıca, Sözleşme'nin mahkûmlara tutulma yerlerini seçme hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı tutulması ve onlardan uzakta olmasının, hapis cezasının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bir kişinin ailesinden çok uzakta, ziyaretlerin çok zor veya hatta imkânsız hâle geldiği bir cezaevinde tutulması, bazı durumlarda aile hayatına müdahale anlamına gelebilir; zira aile üyelerinin mahkûmu ziyaret etme fırsatı, aile hayatının sürdürülmesi için hayati önem taşır (bkz. Ospina Vargas - İtalya (k.k.), B. No:40750/98, 6 /4/2000). Bu nedenle ceza infaz kurumu yetkililerinin mahkûmların yakın aile üyeleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olması, mahkûmların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçasıdır (bkz. Messina - İtalya (no. 2), § 61).</i></p>

<p><i>79. Mahkeme, Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya davasında verdiği yakın tarihli bir kararında, başvurucuların uzak bir cezaevine (ailelerinin yaşadığı şehirden birkaç bin kilometre uzakta bulunan) yerleştirilmesinin, 8. madde ile güvence altına alınan haklarına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır (bkz. söz konusu karar, § 838). Mahkeme, özellikle uzun mesafeler, ilgili yerleşim yerlerinin coğrafi konumu ve Rus ulaşım sistemine ilişkin olguları dikkate almıştır. Bu durum, başvurucuların yaşadıkları şehirden yerleşim yerlerine yapılan yolculuğu, özellikle küçük çocukları için uzun ve yorucu bir çaba haline getirmektedir. Sonuç olarak başvurucular, aileleri tarafından daha az ziyaret edilmiştir.</i></p>

<p><i>80.</i> <i>Mahkeme mevcut davada da başvurucunun, annesini 29/10/2004 tarihinde hapishaneye yaptığı son (veya muhtemelen tek) ziyaretinden bu yana yani neredeyse on yıldır görmediğini belirtmektedir.</i></p>

<p><i>81. İleri yaşı ve kötü sağlık durumu, aradaki mesafenin uzunluğu ve Ukrayna ulaşım sistemine ilişkin olgular göz önüne alındığında, [anne] Bayan Kapiton, başvurucuyu ziyaret etmek için seyahat etmeye uygun durumda değildir.</i></p>

<p><i>82. Dolayısıyla mevcut davanın koşullarında, yetkililerin başvurucuyu evine daha yakın bir cezaevine nakletmemesi onun annesiyle herhangi bir kişisel temas kurmasını engellemek anlamına gelmektedir.</i></p>

<p><i>83. Mahkeme, bunun Sözleşme'nin 8. maddesi uyarınca başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil ettiğini değerlendirmektedir."</i></p>

<p>28. AİHM, müdahalenin varlığını tespit ettikten sonra bu müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını incelemiş; bu bağlamda kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük testlerini uygulamıştır. Müdahalenin kanuniliği başlığı altında iç hukukta mahkûmların hapis cezalarını kural olarak ev adreslerine yakın bir yerde çekmeleri gerektiği yönündeki Avrupa Cezaevi Kurallarına uyumlu hükümler bulunduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bu hükümler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesinin gerekliliklerine de uygundur. Ancak AİHM iç hukukta bu kuralın istisnaları olduğunu kabul etmiş, ilk yerleştirilen ceza infaz kurumunda kalması gerektiği yönündeki belirlemelere rağmen başvurucunun daha sonra daha da uzak bir ceza infaz kurumuna nakledildiğine dikkat çekmiştir. AİHM, ilgili mevzuatı yorumlama ve uygulama konusunda kamu makamlarının izlediği şekilci ve kısıtlayıcı yaklaşım sorular doğursa da müdahalenin yeterince açık ve öngörülebilir bir mevzuata dayandığını kabul etmeye hazır olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>29. Meşru amaç kriteri yönünden ulusal makamların başvurucunun ev adresine daha yakın bir ceza infaz kurumuna nakil taleplerini reddetmelerinin gerekçeleri şu şekilde özetlenmiştir: hükümlü bir mahkûmun istisnai durumlar nakil işlemini gerektirmedikçe tüm hapis cezasını aynı kurumda çekmesi gerektiği yönünde yasal bir zorunluluk bulunması, müsait bir (yakın) ceza infaz kurumu bulunmaması mahkûmun suçun işlendiği bölgenin dışındaki bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi zorunluluğu, başvurucunun ceza infaz kurumlarındaki iyi hâlli olmayan davranışları. AİHM, ilk gerekçeyle ilgili bir yasal dayanak bulunmadığı ve hangi amaca hizmet ettiğine dair bir açıklama da yapılmadığını belirtmiştir. Boş yer olmamasıyla ilgili gerekçe yönünden ise ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç olarak kabul edilebileceğini belirtmekle birlikte yaklaşık on yıl boyunca yinelenen talepler olduğunun gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Üçüncü gerekçe yönünden somut bir tehlikenin gösterilemediğini, söz konusu suçların işlendiği yerlerin belirtilmediğini, neden cezanın farklı bir bölgede çekilmesi gerektiğinin bireyselleştirilerek izah edilemediğini açıklamıştır. Son gerekçe yönünden ise ceza infaz kurumunda disiplinin artırılması ve olumlu davranışların teşvik edilmesinin meşru bir amaç teşkil edebileceği kabul etmiştir.</p>

<p>30. AİHM, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden ise aşırı kalabalıklık bakımından ceza infaz kurumlarının doluluğu ile ilgili yeterli olarak bilgi verilmediğini, Ukrayna'nın diğer bölgelerinin bu ceza infaz kurumlarına göre başvurucunun ev adresine daha yakın olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiasına rağmen yetkililerin onu daha yakın bir yere yerleştirmedikleri gibi daha da uzak bir yere naklettiklerini vurgulamıştır. Başvurucunun disiplin durumu ile gerekçe bakımından ise ceza infaz kurumu rejiminin hafifletilmesi ile nakil arasında bir ayrım yapılmadığı bu gerekçenin on yıl sonra ileri sürüldüğüne dikkat çekmiştir. AİHM ayrıca kamu makamlarının başvurucunun yaşlı ve güçsüz annesinin onu ceza infaz kurumunda ziyaret etmek için fiziksel olarak seyahat edemeyeceği hususunu tartışmadıklarını belirtmiştir. Başvurucu ve annesi bu iddiayı sürekli olarak ileri sürmüşse de yetkililer bu talepleri sürekli reddederken bu hususta hiçbir değerlendirmede bulunmamıştır. Verilen yanıtlardan da anlaşılacağı üzere başvurucunun kişisel durumu ve aile bağlarını sürdürme konusundaki menfaati hiçbir zaman değerlendirilmemiş ve söz konusu müdahale için ilgili ve yeterli gerekçe sunulmamıştır. AİHM bu değerlendirmelerin, şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varmak için yeterli olduğunu belirterek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong><i>Rodzevillo/Ukrayna</i> Kararı</strong></p>

<p>31. <i>Rodzevillo/Ukrayna</i> (B. No: 38771/05, 14/1/2016) kararına konu olayda başvurucu, anne ve babası ile küçük oğlunun ziyaretlerinin kolaylaşması için nakil talebinde bulunmuştur. Başvurucu, annesinin 1940 ve babasının ise 1925 doğumlu olup annesinin hipertansiyon ve başka rahatsızlıkları olduğu için üvey babasının baktığını, babasının da ciddi derecede bir engeli bulunduğunu, dolayısıyla uzun mesafeli seyahatleri yapamayacaklarını belirtmiştir. Ayrıca ceza infaz kurumunun ailesinin evine 1.000 km uzaklıkta olup doğrudan gelen bir tren bulunmadığını, iki trenle 24 saatte gidilebildiğini, özel taksiyle gidilmesinin pahalı olduğunu ve sık olmayan otobüs seferleri bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucunun açtığı davada mahkeme, ancak daha gevşetilmiş bir infaz rejimine geçtiği takdirde veya olağanüstü koşulların bulunması durumunda talebin kabul edilebileceğini, olayda ise böyle bir durumun bulunmadığını belirterek talebi reddetmiştir.</p>

<p>32. AİHM, konu ile ilgili ilkeleri hatırlattıktan, özellikle de bireyin ailesinden çok uzakta olan, aile ziyaretlerini çok zor hatta imkânsız hâle getirecek bir ceza infaz kurumunda tutulmasının bazı durumlarda aile hayatına orantısız bir müdahale teşkil edebileceğini belirttikten sonra kamu makamlarının cezaların infazıyla ilgili konularda geniş bir takdir yetkisine sahip olması gerektiğini kabul etmiş olsa da bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, ceza infaz kurumunda dağılım yapılırken mahkûmların en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme menfaatlerinin bir şekilde dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM somut olayın özel koşullarında müdahale bulunduğunu tespit ettikten sonra müdahalenin ihlal olup olmadığını incelemeye başlamıştır. Bu kapsamda kanunilik ölçütünde sorun görmemiş, ceza infaz kurumunda aşırı kalabalığın önlenmesi ile bireyselleştirilmiş ve tutarlı bir rehabilitasyon programı uygulanması gerekliliğini meşru amaç olarak kabul etmiştir. Ancak ulusal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve şekilci bir yaklaşımla hareket ettiklerini kaydeden AİHM, başvurucu ve annesinin seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını değerlendirmedikleri için müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna vararak Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>c.</strong> <strong><i>Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa </i>Kararı</strong></p>

<p>33. <i>Labaca Larrea ve diğerleri/Fransa</i> ((k.k.) B. No: 56710/13..., 7/2/2017) kararına konu olayda başvurucular, önce yargılandıkları Paris'te bir ceza infaz kurumunda tutulmakta iken 476 km uzaklıktaki Lyon'da bir ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Başvurucular, bu ceza infaz kurumunun ailelerinin yaşadığı yere sırasıyla 823, 855 ve 935 km uzaklıkta olduğunu belirterek ailelerinin ziyaret edebilmek için uzun mesafeler katetmek zorunda kaldığından yakınmıştır. Talepleri üzerine mahkeme; Paris ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olduğunu, soruşturmanın gerekleri ve bağlantılı görülen tutuklu ve hükümlülerin bir arada tutulmalarının engellenmesinin amaçlandığını, ceza infaz kurumundaki ETA örgütü üyelerinin sayısının çokluğu sebebiyle hepsinin Paris ceza infaz kurumlarında tutulmasının mümkün olmadığını bildirmiştir. Bunun yanında ceza infaz kurumuna girmeden önce başvurucular ile ailelerinin aylarca hatta yıllarca ayrı yaşadıklarını, ayrıca Bask kökenli tutuklu ve hükümlülerin çoğu zaman diğer tutuklulara göre daha fazla ziyaret izninden yararlandırıldıklarını, talep hâlinde hemen yakın aile üyeleriyle telefonla görüştürüldüklerini belirtmiştir. Son olarak yeni bir ceza infaz kurumu olan Lyon Ceza İnfaz Kurumunun ikamet adresine uzak olsa bile eşle görüşme imkânı tanıyan odalarının bulunduğunu ve aile ziyaretleri için daha elverişli olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>34. AİHM öncelikle aile hayatına saygı hakkına bir müdahalenin olup olmadığını tartışmıştır. Dava dosyasından başvurucuların Kuzey ve Orta Fransa'da tutuklanmadan önce -yerel mahkemeye göre aylarca hatta yıllarca- saklanarak yaşadıklarına özellikle dikkat çekmiştir. Tutuklandıktan sonra ise soruşturma makamlarının bulunduğu Paris'te bir süre tutulduklarını ve buranın da tıpkı Lyon gibi ailelerine aynı uzaklıkta olduğu ancak başvurucuların buna itiraz etmediklerini belirtmiştir. Başvurucuların, ailelerinin ziyaretlerinin sayısı veya telefonla görüşme hakları sınırlanmadığı gibi aksine başvurucuların, yakınlarıyla çok sayıda ziyaret gerçekleştirdiklerini ve telefon görüşmesi yaptıklarını vurgulamıştır. AİHM'e göre bu sebeple Lyon-Corbas Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmeleri başvurucuların ziyaret haklarını önemli ölçüde engelleyecek nitelikte değildir. Başvurucuların yakınları, yapılan nakillerin aşılmaz veya çözülmesi çok zor sorunlar yarattığını da göstermemiştir. Üstelik başvurucuların ilgili usul hükümlerine göre yargılama sırasında aileleriyle de bir araya gelmeyi talep etme hakları da varken bu haktan da yararlanmamıştır. AİHM sonuç olarak başvurucuların şikâyetlerinin Sözleşme'nin 8. maddesinin birinci paragrafı uyarınca aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaya yeterli olmadığı<strong> </strong>kanaatine varmıştır. AİHM başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>d.</strong> <strong><i>Fraile Iturralde/İspanya </i>Kararı</strong></p>

<p>35. <i>Fraile Iturralde/İspanya</i> (B. No: 66498/17, 7/5/2019) kararına konu olayda ETA örgüt üyesi olmaktan 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılan başvurucu, ailesinin ikametine 700 km uzaklıktaki Badajoz Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Başvurucu, aradaki mesafenin fazla olduğuna dikkat çekerek karısı ve beş yaşındaki çocuğu ile ilerlemiş yaşlardaki sağlık sorunları bulunan anne ve babasının kendisini ziyaret ederken güçlükler yaşadığını belirtmek suretiyle nakil talebinde bulunmuştur. Mahkeme, mahkûmların ailelerine yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerinin genel kural olduğunu, bunun dışındaki işlemlerin gerekçelendirilmesi gerektiğini, organize suç veya terörizmle bağlantılı durumlarda ise aynı örgütün üyelerinin aynı ceza infaz kurumunda yoğunlaşmalarının önlenmesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Zira böyle bir yoğunlaşma örgütün üyeleri üzerindeki kontrolünün devam etmesine yol açacak, ıslahı zorlaştıracaktır. Mahkeme ayrıca başvurucunun ceza infaz kurumunda iyi hâlli olmadığını ve disiplin cezaları aldığını belirterek talebi reddedince AİHM'e bireysel başvuru yapılmıştır. AİHM öncelikle bir müdahale olup olmadığını tartışmıştır. İlkelerini yineleyen AİHM, ceza infaz kurumu yetkililerinin mahpusların yakın aileleriyle iletişimlerini sürdürmelerine yardımcı olmasının mahpusların aile hayatına saygı hakkının önemli bir parçası olduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre bir hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesinin başvurucunun özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan <i>normal</i> zorlukların ve kısıtlamaların ötesine geçerse Sözleşme'nin 8. maddesi anlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.</p>

<p>36. AİHM, somut olayda başvurucunun eşi ve beş yaşındaki çocuğunun yaşadığı zorluklar yanında ebeveyninin ilerlemiş yaşı ve sağlık sorunları yüzünden ceza infaz kurumunu ziyaret etmelerinin mümkün olmadığına dikkati çekerek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğunu kabul etmiştir. AİHM, öncelikle mahkeme kararlarında atıf yapılan raporlara göre başvurucunun düzenli olarak yakın aile üyelerince ziyaret edildiğini vurgulamıştır. Son iki yılda başvurucuyu ayda üç kez ailesi ve arkadaşlarının ziyaret ettiğini, ayda bir kez eşi ile özel görüşme yaptığını, ayda bir kez kızı, kardeşleri ve diğer aile üyelerince ziyaret edildiğini belirtmiştir. Ayrıca 100'den fazla mektup aldığını veya gönderdiğini, haftada 10 kez, iki yılda 800 civarı telefon görüşmesi yaptığını, eşi doğum yaptığında özel izinle bebeğini ve eşini görmesine izin verildiğini açıklamıştır. AİHM'e göre başvurucunun, yakın akrabalarının seyahat ederken aşılamaz veya oldukça güç sorunlar yaşadığını ortaya koyamamıştır. Başvurucu, ebeveynini en son ne zaman gördüğünü açıklamadığı gibi ailesi ve arkadaşlarınca daha az ziyaret edildiğini de gösterememiştir. AİHM bu olgular ışığında gerekçeyi incelediğinde başvurucunun, ailesine yakın tutulmamasına yol açan ceza infaz kurumu politikasının yalnızca sınırlı bir gruba yani terör suçlarından hüküm giymiş olanlara uygulandığını belirtmiştir. Bu politika, ilgili hükümlülerin terör örgütleriyle temaslarını sürdürme riskini en aza indirmeyi, söz konusu hükümlüler ile bulundukları suç ortamı arasındaki bağları koparmayı amaçlamaktadır. Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemelerin ceza infaz kurumu politikasına, o dönemdeki koşulları gözönünde bulundurarak atıfta bulunduğu, ETA'nın o dönemde dağılmadığını, silahlarını teslim etmediğini veya faaliyetlerini tamamen durdurmadığını gözettiklerine işaret etmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumundaki olumsuz davranışlarına da dikkati çeken AİHM, arkadaşları ve ailesiyle bağlarının önemli ölçüde zarar gördüğüne dair kanıt eksikliğini de gözeterek başvurucunun aile hayatına saygı hakkına getirilen sınırlamaların izlenen amaçlarla orantısız olmadığı sonucuna varmış, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>e.</strong> <strong><i>Akbulut/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>37. <i>Akbulut/Türkiye </i>(B. No: 36647/11, 28/5/2019) başvurusunda başvurucu, farklı tarihlerde farklı ceza infaz kurumlarına nakil talebinde bulunmuş; talepleri doluluk ve disiplin cezaları almış olması sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucu, bulunduğu Alanya Ceza İnfaz Kurumu ile yakınlarının ikamet yeri arasındaki mesafe sebebiyle yakınlarının kendisini ziyaret edemediğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM bu iddiayla ilgili olarak başvurucunun, yakınlarının ikamet ettiği şehrin adını ve ilgililer tarafından karşılaşılan zorlukları bildirmediğini açıklamıştır. Başvurucu; muhtemel yolculuğun zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksek olduğu veya maddi sıkıntılarını belirtmemiştir. AİHM, başvurucunun makul iletişim araçlarından yararlandığı, şikâyet ettiği durumun Alanya Cezaİnfaz Kurumu günleriyle sınırlı kaldığı, üstelik yakınlarının ikamet yerlerinin belirtilmediği yalnızca mesafeye bağlı bu şikâyetin daha ayrıntılı bir inceleme yapılmasına imkân sağlamak için yeterince desteklenmediğini değerlendirmiş; başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>f.</strong> <strong><i>Avşar ve Tekin/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>38. <i>Avşar ve Tekin/Türkiye</i> (B. No: 19302/19..., 17/9/2019) kararına konu olayda Kırıkkale F tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucu A. Avşar'ın ailesi Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Başvurucu; daha önce Çankırı, Ankara ve Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumlarında tutulmuştur. Sağlık raporlarına göre başvurucunun annesi Parkinson hastası olup seyahat edecek durumda değildir. Başvurucu annesinin Diyarbakır’dan Kırıkkale’ye artık seyahat edemediğini belirterek yakın ceza infaz kurumlarından birine nakil talebinde bulunmuş; ceza infaz kurumlarının dolu olduğu gerekçe gösterilerek talebi reddedilmiştir. Başvurucu, 12 yıldır ailesinden yüzlerce km uzaklıktaki ceza infaz kurumlarında tutulduğu ve ailesinin bu süre zarfında kendisini ziyaret etmek için büyük zorlukların üstesinden gelmek durumunda kaldığını belirtmiş; taleplerinin doluluk gerekçesiyle reddedildiğinden yakınmıştır. Aynı ceza infaz kurumunda bulunan diğer başvurucu A. Tekin'in ailesi ise Siirt'te bir köyde ikamet etmektedir. Başvurucu 1992 yılından bu yana, tutuklulukta geçen süreyi de hesap ederek, ailesinden uzak çeşitli ceza infaz kurumlarında tutulduğunu belirterek çocuklarının 2003 yılından bu yana ziyaretine gelme imkânlarının bulunmadığını ileri sürmüştür. AİHM, başvurucuların yıllar boyunca ailelerinin ikamet yerlerinden uzakta bulunmalarının, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarına bir müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir.</p>

<p>39. AİHM, müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve ceza infaz kurumunda aşırı kalabalıkla mücadelenin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. AİHM, demokratik toplumda gereklilik yönünden üye devletler için zorlayıcı olmamakla birlikte önemli olduğu değerlendirilen Avrupa Konseyinin 2006 yılı Avrupa Cezaevleri Kuralları çerçevesinde (2 (2006) Rec) tavsiye kararına göre idarenin tutulanların aile yakınları ile temaslarını sürdürmelerine yardımcı olması gerektiğini hatırlatmıştır. Ayrıca ömür boyu hapis cezası çeken tutuklular dâhil olmak üzere, ceza infaz kurumu dağılımı konusunda Avrupa düzeyindeki düzenlemede, ulusal makamların aile bağlarının koparılmasını önlemesi ve mümkün olduğu takdirde tutukluların ikamet yerlerine yakın bulunan ceza infaz kurumlarına dağılmalarına imkân sağlaması gerektiğine dair ilkenin desteklendiği vurgulanmıştır.</p>

<p>40. AİHM, somut olay bakımından coğrafi uzaklığın -özellikle yakınların katetmesi gereken mesafenin uzun olduğu ve bu uzaklığın yıllarca sürdüğü durumlarda- aile ziyaretlerinin ve dolayısıyla aile bağlarının bozulmasına neden olacak bir faktör olduğunu belirtmiştir. Başvuru konusu olayda başvurucu Avşar'ın annesinin sağlık durumu ve yaşı nedeniyle, Tekin'in ise çocukları tarafından yapılan ziyaretlerin azlığı yüzünden karşılaştıkları güçlükleri kamu makamlarına sunduklarını kaydetmiştir. Ancak dosyada veya Hükûmetin görüşlerinde başvurucuların coğrafi mesafeye rağmen, aile üyeleriyle düzenli olarak temasta oldukları veya ilgililer tarafından sürekli olarak ziyaretler yapıldığı konusunda hiçbir bilginin bulunmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak AİHM, başvurucuların ailelerinden uzakta bulunan ceza infaz kurumlarında geçirdikleri uzun süre dâhil olmak üzere ilgililerin kişisel durumlarına, sırasıyla yaş, sağlık durumuna ve yakınlarının maddi durumuna bağlı zorlukların ilgilileri ziyaret etmek için seyahat etmeyi engelleyebileceği yönündeki hususların değerlendirilmediğini, söz konusu menfaatlerin bireyselleştirilip dengelendiğinin gösterilemediğini belirtmiştir. AİHM sonuç olarak anılan müdahalenin izlenen meşru amaç bakımında orantılı olmadığı, dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatiyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>g.</strong> <strong><i>İlerde ve Diğerleri/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>41. <i>İlerde ve diğerleri/Türkiye</i> (B. No: 35614/19..., 5/12/2023) kararına konu olayda başvurucu D.T. ilk başta Nevşehir Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktayken idarece önce İzmir'in Menemen ilçesine, sonra da İzmir 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Bu Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun ailesinin ikamet ettiği Kayseri'ye 1.000 km uzaklıktadır. Başvurucu, malul olan yaşlı annesinin bu kadar uzak bir yolculuğu yapamayacağını, nitekim annesinin kendisini 3 yıl 4 ayda yalnızca bir kere ziyaret edebildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca eşinin de bu kadar uzun ve pahalı bir yolculuğu karşılamayacağını, bu nedenle normalden daha az ziyaret edilebildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, yetkili makamların, bu dezavantajını azaltmak için daha uzun telefon konuşmaları veya daha uzun ziyaret gibi alternatif herhangi bir tedbir de sunmadıklarını öne sürmüştür.</p>

<p>42. AİHM öncelikle müdahalenin varlığını tartışmıştır. AİHM'e göre somut olayda başvurucu; ailesinin nerede ikamet ettiğine, sağlık ve istihdama ilişkin bireysel durumlarına, eşi ve yaşlı annesinin üç farklı bağlantıyı içeren 1.000 km’lik yolculuğu yaparken karşılaştıkları zorluklara ilişkin olarak belirgin detaylar vermiştir. Başvurucunun annesinin, kendisini yalnızca bir kere ziyaret ettiği ve başvurucunun 30/11/2016 ve 5/8/2021 tarihleri arasında (yaklaşık 5 yıl içinde) ailesi tarafından her biri en fazla 45 dakika süreyle 67 kez ziyaret edildiği taraflar arasında tartışma konusu değildir. AİHM, bunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında gerekçelendirilmesi gereken bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır. Müdahalenin kanuni dayanağı hususunda sorun görmeyen AİHM, düzenin korunması ve ceza infaz kurumunda kalabalıklığın önlenmesinin meşru bir amaç teşkil ettiğini kabul etmiştir. Orantılılık hususunda ilk olarak başvurucu, Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan İzmir’deki diğer ceza infaz kurumlarına nakledilirken söz konusu kararın başvurucuya sunulmadığını kaydetmiştir. AİHM; ailesinin yanı sıra yargılama yerine yakın olan Nevşehir E Tipi Ceza İnfaz Kurumundan ilk olarak İzmir Menemen ve sonrasında İzmir T Tipi 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumuna nakledilirken başvurucuya hiçbir gerekçe sunulmadığını tespit etmiştir. Bu sebeple başvurucunun söz konusu ceza infaz kurumlarına nakli, aile hayatına saygı hakkına keyfî müdahaleye karşı usuli güvencelerin yokluğunda meydana gelmiştir. Başvurucunun İzmir 2 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunduğu sürede yaptığı Kocaeli veya Maltepe’deki ceza infaz kurumlarına nakledilmesi taleplerine ilişkin olarak ise kurum idaresinin bu talepleri reddetmesinin kurumun kalabalığına ilişkin, ilgili ve zorlayıcı gerekçelere dayandığını kabul etmiştir. Ancak kamu makamlarının başvurucunun ailesine nispeten daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip edilemeyeceğine veya daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon konuşmaları gibi yapılan ziyaretlerin azlığını telafi edecek alternatif yolların olup olmadığına dair somut bir değerlendirmede bulunulmadığını belirtmiştir. AİHM, sonuç olarak şikâyet konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantısız olduğunu belirterek Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>h.</strong> <strong><i>Kaçır ve diğerleri/Türkiye </i>Kararı</strong></p>

<p>43. <i>Kaçır ve diğerleri/Türkiye </i>(B. No: 9587/19..., 10/6/2025) kararına konu olayda başvurucu A.Ş. Kocaeli 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun ailesinin ve ebeveyninin yaşadığı Merzifon ile Tokat'a yaklaşık 600-700 km uzaklıktadır. Başvurucu; mesafenin fazla olduğunu, mali zorluklar sebebiyle de daha az ziyaret edildiğini, dört ve sekiz yaşlarında iki çocuğu olduğunu, buna rağmen nakil talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucunun babası 83 yaşında ve hastalığı yüzünden bakıma muhtaç olup annesi ise 70 yaşındadır. Başvurucu daha sonra mesafenin yol açtığı olumsuz etkileri azaltabilmek için daha uzun telefon görüşmeleri, uzatılmış ziyaret saatleri veya izin verilen ziyaretçi sayısının artırılması talebinde bulunmuş; başvurucunun talepleri reddedilmiştir. AİHM, müdahalenin mevcut olup olmadığını şu şekilde tartışmıştır:</p>

<p><i>"Başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığına gelince Mahkeme, başvurucunun ailesinin nerede ikâmet ettiği, mali durumları ve ailesi ile ebeveynlerinin kendisini ziyaret etmek için yaklaşık 600 km'lik bir yolculuk yaparken karşılaştıkları zorluklar hakkında ayrıntılı bilgi verdiğini belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet tarafından sağlanan cezaevi kayıtlarına göre başvurucunun annesi, babası ve çocuklarından biri 19 Temmuz 2016 ile 31 Ağustos 2018 tarihleri ​​arasında Kocaeli 1 No'lu T Tipi Cezaevi'nde kaldığı süre boyunca, başvurucuyu yalnızca bir kez ziyaret etmiştir. Mahkeme, bu nedenle, mevcut davanın koşullarında başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır."</i></p>

<p>44. AİHM'in müdahalenin haklılığı ile ilgili değerlendirmesi şöyledir:</p>

<p><i>"49. Bu müdahalenin haklı olup olmadığına gelince başvurucunun ailesinin ikâmet ettiği yere yakın bir yere nakledilmesinin reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunduğu ve düzensizliği, özellikle de cezaevlerinin aşırı kalabalıklığını önleme yönünde bir meşru amaç taşıdığı düşünülse bile Mahkeme, tedbirin orantılılığını incelediğinde cezaevi yönetiminin başvurucunun nakil talebini reddetmesinin, başvurucunun mağduriyetlerini hafifletmek için alternatif tedbirlerin alınıp alınamayacağına dair herhangi bir ek değerlendirme yapılmaksızın, yalnızca cezaevlerindeki aşırı kalabalıklığa dayandığını belirtmektedir.</i></p>

<p><i>50. İlerde ve Diğerleri başvurusunda Mahkeme, kamu makamlarınca başvurucunun ailesine daha yakın başka bir cezaevine nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun ziyaretler veya daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut bir değerlendirme yapmaması nedeniyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Aynı durum mevcut başvuruda da geçerlidir. Başvurucunun, ilk talebinden yaklaşık beş ay sonra, ailesinin ikametgahına daha yakın olmasına rağmen ne ailesinin ne de ebeveynlerinin ikamet etmediği üçüncü bir şehre nakledilmesi, Mahkeme'nin vardığı sonucu değiştirmemektedir.</i></p>

<p><i>51. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 8. maddesi ihlal edilmiştir."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Uluslararası Belgeler</strong></p>

<p>45. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9/12/1988 tarihinde kabul edilen 43/173 sayılı Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü kararının <i>"Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı"</i> başlıklı 19. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir." </i></p>

<p>46. Aynı kararın <i>"İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı"</i> başlıklı 20. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Tutulan veya hapsedilen kimse talep ettiği zaman eğer mümkünse genellikle ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulur." </i></p>

<p>47. Cezaevi kurallarına dair tavsiye kararının <i>"Yerleştirme ve Barındırma"</i> başlığı altında şu ilkelere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"17. 1 Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler. </i></p>

<p><i>17. 2 Cezaevlerine yerleştirmede devam eden adli süreç, emniyet ve güvenlik gerekleri ile tüm mahpuslar için uygun rejimlerin sağlanması gibi hususlar da dikkate alınmalıdır. </i></p>

<p><i>17. 3 İlk yerleştirme ve sonrasında yapılacak nakiller sırasında, mümkün olabildiğince mahpuslara danışılmalıdır."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>48. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Adli Yardım Talebi Yönünden</strong></p>

<p>49. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (<i>Mehmet Şerif Ay </i>[2. B.],<i> </i>B. No: 2012/1181, 17/9/2013).</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>50. Başvurucu; ailesinin ikametgah adresi Isparta'nın Senirkent ilçesi ile bulunduğu ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin yaklaşık olarak 700 km ve ulaşımın tek otobüs firması ile mümkün olduğunu, konaklama imkânları olmadığını ve ailesinin ziyarete gelebildiğinde Tarsus Otogarı'nda uyuduğunu, bu suretle ailesinin de cezalandırıldığını belirtmiştir. 3 yıl 8 aylık süre içinde maddi ve manevi olarak yıprandığını ifade eden başvurucu, şikâyetlerini idari ve yargısal makamlar önünde dile getirmesine rağmen şikayetlerinin dikkate alınmadığını vurgulamıştır. Neticede talebinin reddedilmesinin demokratik toplum gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>51. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; İdareden temin edilen ve başvurucunun nakil talepleri ile ilgili belgeler bireysel başvuru dosyasına sunulmuştur.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>52. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."</i></p>

<p>53. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. </i></p>

<p><i>Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. </i></p>

<p><i>Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır."</i></p>

<p>54. Başvurucu; temel olarak ailesinin ikamet ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumu arasındaki mesafe nedeniyle ziyaretine gelemediğinden, gelebildiği zamanlarda ise maddi imkânsızlıklar nedeniyle zorlandıklarından, bu hususları dile getirmesine rağmen rağmen idari ve yargısal makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini reddettiğinden yakınmıştır. Bu nedenle başvurunun aile hayatına saygı hakkı yönünden incelenmesi söz konusu olabilir. Ancak öncelikle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale olarak kabul edilebilecek koşulların bulunup bulunmadığı açıklanan ölçütler bağlamında test edilmelidir.</p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>55. Anayasa’nın 19. maddesi gereği tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına birtakım müdahalelerin yapılması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada mühim olan, ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasıdır (<i>Mehmet Koray Eryaşa </i>[2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89; <i>Ahmet Çilgin </i>[1. B.], B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 32; <i>Rasul Kocatürk</i> [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 56). Belirtilmelidir ki ceza infaz kurumlarında kalacak mahkûmların aldıkları cezaların niteliği, miktarı gibi belirli kriterlere göre kişi ve koğuş sayısını belirlemede, ceza infaz kurumlarının kapasitesine göre hükümlü ve tutukluların hangi ceza infaz kurumunda bulunacaklarını tespit etmede de idarenin geniş bir takdir yetkisi vardır (<i>Yaşar Karaca </i>[1. B.],<i> </i>B. No: 2018/37854, 12/4/2023, § 65).</p>

<p>56. AİHM içtihatları da gözönüne alındığında ceza infaz kurumları arasındaki nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek ziyaretlerin<i> çok zor veya imkânsız</i> hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkânsız hâle geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir. Bu bağlamda aile hayatına saygı hakkına müdahalenin olup olmadığı konusunda şu hususlarda değerlendirme yapılmalıdır:</p>

<p>i. Kişilerin ceza infaz kurumuna girmeden önceki aile bağları, aile üyeleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığı</p>

<p>ii. Ceza infaz kurumunun kişilerin aile üyeleri veya yakınlarının yaşadığı yere uzaklığı, coğrafi koşullar ve ulaşım imkânları</p>

<p>iii. Ziyaret edeceklerin kişilerle olan yakınlığı, yakınlarının yaş ve sağlık durumlarının seyahat etmeye uygun olup olmadığı</p>

<p>iv. Kişilerin mali durumları, bütçeleri veya içinde bulundukları koşulların söz konusu seyahati yapmayı ne ölçüde güçleştirdiği</p>

<p>v. Kişilerin ailelerinden uzak kaldığı süre ve bu süre içinde fiilen gerçekleşen ziyaret sayısı ve sıklığı.</p>

<p>57. Yukarıda belirtilen ölçütler açısından bir inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvuruculardan yakınlarının ikamet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir ifadeyle şikâyeti temellendirmesi<strong> </strong>beklenmektedir. Bu çerçevede örneğin ailenin ikamet ettiği yerin bildirilmemesi veya muhtemel seyahatlerin zorluğu, seyahat ve konaklama masraflarının yüksekliği ya da maddi sıkıntılar ile ilgili ziyareti zorlaştıracak unsurlar hakkında değerlendirme yapmaya elverişli herhangi bir bilgi verilmemesi hâlinde müdahale iddiasının yeterince temellendirildiği söylenemez. Bu bağlamda başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddialarının inceleme yapabilmek için yeterli olmadığı belirtilmelidir.</p>

<p>58. Bununla birlikte ailenin yaşadığı yer ile barındırılan ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin uzak olduğu durumlarda aile bireylerinin hükümlü ve tutukluyu ziyaretlerinin <i>çok zor veya imkânsız hâle geldiği</i> somut olayın özel koşullarında tespit edilebilmekteyse aile hayatına saygı hakkına müdahalenin varlığının kabul edilmesi gerekir. Buna göre bir tutuklu veya hükümlünün belirli bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi, özel ve aile hayatı üzerindeki etkileri tutulma kavramının özünde bulunan <i>normal zorlukların ve kısıtlamaların</i> ötesine geçerse aile hayatına saygı hakkı bağlamında potansiyel olarak bir sorun yaratabilir.</p>

<p>59. Öte yandan kamusal makamların cezaların infazıyla ilgili konularda sahip olduğu geniş takdir yetkisinin sınırsız olmadığı akılda tutularak tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumlarına yerleştirilirken en azından bazı ailevi ve sosyal bağlarını sürdürme yönündeki menfaatlerinin bir ölçüde dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla somut olay bağlamında aile hayatına müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda müdahalenin ihlale sebebiyet vermemesi için idari ve yargısal makamların ilgili mevzuatı yorumlarken katı ve şekilci bir yaklaşımla hareket etmemeleri, başvurucu ve ailesi ile yakınlarının seyahat etme imkânı üzerindeki ciddi sağlık ve bütçe kısıtlamaları da dâhil olmak üzere bireysel durumlarıyla ilgili iddialarını, ulaşılmak istenen meşru amaç ile aile hayatına saygı hakkının gereklerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirmeleri beklenmektedir. Bu kapsamda kamusal makamlar özellikle başvurucunun ailesine daha yakın başka bir ceza infaz kurumuna nakledilip nakledilemeyeceği veya daha az ziyaret alması nedeniyle daha uzun ziyaretler ya da daha uzun telefon görüşmeleri gibi alternatif bir telafi yönteminin mümkün olup olmadığı konusunda somut, bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmalıdır.</p>

<p><strong>b. İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>60. Başvurucu, Ankara Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda iken 12/8/2017 tarihinde Mersin Tarsus 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. 2018 yılından bu yana 23 kez nakil talebinde bulunan başvurucunun talepleri kapasite doluluğu sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucu, başvuru formunda ailesinin Isparta'nın Senirkent ilçesinde ikamet ettiğini, ceza infaz kurumu ile ailesinin yaşadığı yer arasında 700 km bulunduğunu, ulaşımın tek otobüsle yapılabildiğini, konaklama imkânlarının az olduğunu ve ekonomik imkânsızlıklar dâhil olmak üzere ailesinin ziyaretlerde güçlükler yaşadığını belirterek 3 yıl 8 aydır ailesinden uzak kaldığı için aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde de ailesinin hiçbir gelir kaynağı olmadığını, Ceza İnfaz Kurumu ile ailesinin yaşadığı yer arasındaki mesafenin 750 km'yi bulduğunu, bu yüzden açık ve kapalı görüşlerinin çoğunu yapamadığını belirtmiştir. Bunun yanında başvurucu, ailesinin Tarsus Otogarı'nda uzun süre bekleyerek ciddi sıkıntılar yaşadığını ve tek otobüs firması olduğunu dile getirmiştir.</p>

<p>61. Öncelikle başvurucunun dava dilekçesinde ve bireysel başvuru formunda hangi aile üyesi veya üyeleriyle görüşmekte güçlük çektiğini ifade etmediğini belirtmek gerekir. Hatta 4/8/2020 tarihli talep dilekçesinde dahi bu yönde bir açıklama bulunmamaktadır. Başvurucunun ailesinin yaşadığı Isparta'nın Senirkent ilçesi ile Tarsus'ta bulunan ceza infaz kurumu arasındaki mesafe yaklaşık 550 km olup otobüs güzergâhına göre ise 700 km civarıdır. Başvurucu, söz konusu mesafenin ailesinin kendisini ziyarete gelme sürecinde ne tür zorluklara neden olduğu konusunda genel beyanlarda bulunmuş ancak yaşanan somut etkiye ve alternatif olabilecek ulaşım araçlarına ilişkin iddia ve açıklamaya yer vermemiştir. Öte yandan başvurucu, aile üyelerinin sağlık ve yaş durumları hakkında da herhangi bir bilgi vermemiştir. Bunun yanında başvurucu ailesinin ekonomik zorluklar yaşadığından söz etse de somut olarak mali durumlarına yönelik detay bilgilerin başvurucu tarafından sunulmadığı görülmektedir. Son olarak başvurucu, ailesinin kendisini ziyaretinin güçleştiğinden yakınmışsa da ziyaretlerin fiilen gerçekleştiğini ifade etmiş; Ceza İnfaz Kurumunun 4/9/2024 tarihli yazısından da başvurucunun 12/8/2017 ile 29/3/2021 tarihleri arasında ailesiyle toplam 56 kez görüştüğü görülmüştür. Bu olgular karşısında ailesinden uzakta bir ceza infaz kurumuna yerleştirilen başvurucunun ailesinin onu ziyaret edebilmesinin <i>çok zor veya imkânsız</i> hâle geldiği söylenemez.</p>

<p>62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (<i>Hikmet Balabanoğlu </i>[2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).</p>

<p>63. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun <i>açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle</i> kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyete neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/9/2025tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuran Ankara Sincan Ceza ve Tutukevinde hükümlü iken Tarsus Cezaevine nakledilmiştir. Ailesinin Isparta Senirkent’te yaşıyor olması nedeniyle görüşmeye gelmelerinde büyük zorluk yaşadıklarını, mesafenin aşırı uzak olması, görüş için çoğu kez bir gün konaklamanın gerekmesinin gerek fiziki açıdan gerekse ekonomik zorlukları nedeniyle ailesini aşırı zorladığını, bu nedenle de daha az ziyarete geldiklerini belirterek idareden 23 kez ailesinin bulunduğu yere yakın bir cezaevine nakledilmesi için talepte bulunmuştur. Fakat talebi her defasında cezaevlerinin kapasitenin üzerinde faaliyet gösterdikleri ve uygun yer bulunmadığı gerekçesiyle kabul edilmemiştir.</p>

<p>2. Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvuranın ne şekilde zorlukla karşılaşıldığına ilişkin bir açıklama yapmadığı ve 700 km otobüs yoluyla ulaşılabilen mesafeye ulaşımın imkansız veya çok zor olmadığı belirtilerek başvuranın aile hayatına saygı hakkına bir müdahale bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu yaklaşıma göre, hakka müdahalenin varlığı için başvuranın ailesinin karşılaştığı zorlukların ziyaret imkanını neredeyse imkansız kılacak derecede olması gerekir.</p>

<p>3. Aile hayatına saygı hakkı devlete bazı pozitif yükümlülükler getirmektedir. Bu kapsamda hükümlülerin gerek ıslah amacının bir gereği gerekse aile hayatına saygı hakkı uyarınca ailesiyle görüşme yapması için makul tedbirleri alması devletin yükümlülükleri içerisindedir. Nitekim infaz mevzuatında bu hak tanınmıştır. Elbette bir suç nedeniyle hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmek doğal olarak birtakım zorluklara neden olabilecektir. Bu anlamda her tutuklunun mutlaka ailesinin bulunduğu yerde tutulmasının zorunlu olduğu söylenemez. Aile hayatına saygı hakkından kaynaklanan bu ideale ancak imkanlar ölçüsünde yaklaşılabilir. Yine fiziki şartların gerektirmesi dolayısıyla hükümlü ve tutukluların ailelerinin yaşadıkları yerlerden daha uzak yerlerde tutulmalarının da belli bir oranda zorluğa neden olması aile hayatına saygı hakkına müdahale anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>4. Belirtilen tespitlere karşın incelenen başvuruda 750 km. mesafede ve karayolu toplu ulaşım aracılığıyla yaklaşık 8-9 saat sürecek bir yolculuk sonunda görüş saatine yetişmenin gerektiği bir durumda aile fertlerinin yaşları, sağlık durumları, ekonomik imkanları gibi çeşitli etkenlere bağlı olarak olağandan çok daha fazla ve ciddi boyutta güçlüklerle karşılaşabilecekleri gözetildiğinde ortada aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahalenin bulunmadığının kabul edilmesi anayasal hakkın mahiyetiyle bağdaşmaz. Nitekim başvuran ulaşım için tek otobüs firmasının bulunduğunu, ailesinin nadiren gelebildiklerinde otogarda gecelemek zorunda kaldıklarını, fiziki ve ekonomik olarak ciddi zorluklar yaşadıklarını ifade etmektedir. Bu nedenle aile hayatına saygı hakkına müdahalenin bulunduğu kabul edilerek başvurunun esastan incelenmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="10%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="29%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşarak başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Ancak aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda bu sonuca iştirak edilmemiştir.</p>

<p>3. Başvurucu, 21/7/2017 tarihinde Zonguldak ili Çaycuma ilçesinde gözaltına alınmış, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/7/2017 tarihli kararıyla tutuklanarak Sincan T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. 12/8/2017 tarihinde Mersin Tarsus 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiş ve 28/3/2021 tarihindeki tahliyesine kadar burada kalmıştır.</p>

<p>4. Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, bu karar 25/2/2020 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesince onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu cezaevinde bulunduğu süreçte, ailesinin Isparta’da ikamet ettiğini ve ziyaret imkânlarının olmadığını belirterek toplam yirmi iki kez nakil talebinde bulunmuştur. Son dilekçesinde Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi öğrencisi olduğunu, ailesinin Isparta’da yaşadığını, aradaki mesafenin yaklaşık 750 km olduğunu ve bu durumun ailesiyle görüşmesini fiilen imkânsız kıldığını belirtmiştir. Tüm talepleri, talep edilen kurumların kapasitelerinin dolu olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu bu işlemlerin iptali için dava açmıştır. Ancak Ankara 16. İdare Mahkemesi 30/11/2021 tarihinde davayı reddetmiş, kararda talep edilen ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarına yer vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi de aynı yönde karar vermiştir.</p>

<p>7. Mahkeme çoğunluğu, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale bulunmadığını ileri sürmüştür. Bu değerlendirme isabetli değildir. Aile hayatına saygı hakkı yalnızca mahpusun bireysel olarak sahip olduğu bir hak değil, aynı zamanda ailesinin de doğrudan yararlandığı ortak bir haktır. Hükümlünün ailesinden uzaklaştırılması, sadece içerideki kişi değil, dışarıdaki yakınları açısından da doğrudan hak kaybı doğurmaktadır.</p>

<p>8. Mahpusların, ailelerinin bulunduğu yere yakın ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemeleri hayatın olağan akışına uygundur. Ceza infaz kurumunda bulunmak aileden koparılmayı kaçınılmaz kılabilir; ancak bu durum, aile hayatına yapılan müdahalenin yok sayılmasını haklılaştırmaz. Aksine, bu müdahaleyi kabul ederek, idareye tanınan takdir yetkisinin sınırlarının belirlenmesi ve bunun yargısal denetime elverişli olacak şekilde incelenmesi gerekir. Müdahalenin varlığını görmezden gelmek, aile hayatının anayasal korumasını işlevsiz hale getirir.</p>

<p>9. Somut olayda başvurucunun Tarsus’a nakledilmesi, ailesiyle arasında yaklaşık 750 km mesafe oluşturmuş, ailesinin ekonomik ve sağlık sorunları nedeniyle ziyaret imkânı ortadan kalkmıştır. Başvurucu bu hususları açıkça dile getirmiştir. Buna rağmen derece mahkemeleri yalnızca doluluk oranlarına dayanarak karar vermiş, aile hayatına etkileri bakımından hiçbir değerlendirme yapmamıştır. Oysa aile bireylerinin seyahat engelleri, ekonomik koşulları ve sağlık durumları, müdahalenin ölçülülük denetiminde temel ölçütlerdir.</p>

<p>10. Anayasa’nın 20. maddesiyle güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı, devletin yalnızca müdahaleden kaçınmasını değil, aynı zamanda mahpusun ailesiyle iletişimini kolaylaştıracak tedbirler almasını da gerekli kılar. Başvurucunun ailesiyle görüşme imkânını fiilen ortadan kaldıran veya aşırı derecede zorlaştıran bir nakil işleminin müdahale oluşturmadığını söylemek, bu anayasal yükümlülüğü görmezden gelmektir.</p>

<p>11. Sonuç olarak, çoğunluğun “müdahale yoktur” yaklaşımı, aile hayatına saygı hakkının özünü daraltan ve anayasal korumayı işlevsiz hale getiren bir yorumdur. Başvurucunun ailesinden uzak bir kuruma nakledilmesi, açıkça aile hayatına müdahaledir. Bu müdahalenin kanuniliği ve meşru amacı bulunabilir; ancak ölçülülük ilkesi bakımından başvurucunun bireysel yararı ile kamusal yarar arasında adil bir dengenin kurulmadığı açıktır. Bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılması gerekirdi.</p>

<p>12. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasının kabul edilebilir olduğu ve sözkonusu hakkının ihlal edildiği kanaati ile aksi görüşteki mahkememiz kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahpusun ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p>2. Mersin Tarsus 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvurucu Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu süreçte toplam yirmi iki kez ailesinin ikamet ettiği Isparta ilinde bulunan veya civardaki ceza infaz kurumlarından birine nakledilmeyi talep etmiştir. Nakil dilekçelerinde ailesinin Isparta'da ikamet ettiğini, gelir kaynağının bulunmadığını, bulunduğu ceza infaz kurumunun uzaklığı nedeniyle ailesinin ziyarete gelemediğini, bu nedenle ailesiyle görüşemediğini ifade etmiştir. Bu istekler ise talep edilen ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce reddedilmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu nakil talebine ilişkin en son red işleminin iptali talebiyle dava açmıştır. Ankara 16. İdare Mahkemesi davanın reddine karar verirken gerekçesinde başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarına ilişkin İdare tarafından bildirilmiş olan doluluk oranlarına yer vermiştir. Buna göre başvurucunun naklini talep ettiği Isparta E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 750, mevcudunun 993, doluluk oranının %132; Yalvaç T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 400, mevcudunun 297, doluluk oranının %74; Burdur E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 734, mevcudunun 828, doluluk oranının %113 olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiği, talep ettiği kurumların bir kısmının yüksek güvenlikli olduğu ancak barındırılabileceği oda sayısının çok kısıtlı ve odaların kapasitelerinin dolu olduğu ifade edilmiştir. Red işlemi istinaf tarafından da onanmıştır.</p>

<p>4. Yapılan bireysel başvuruda başvurucu, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürerken ailesinin ikametgâhı olan Isparta'nın Senirkent ilçesi ile bulunduğu ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin yaklaşık olarak 700 km ve ulaşımın tek otobüs firması ile mümkün olduğunu, konaklama imkânlarının bulunmadığını ve ailesinin ziyarete gelebildiğinde Tarsus Otogarı'nda uyuduklarını bu suretle ailesinin de cezalandırıldığını, 3 yıl 8 aylık süre boyunca maddi ve manevi olarak yıprandığını dile getiren başvurucu şikâyetlerini idari ve yargısal makamlar önünde dile getirmesine rağmen dikkate alınmadığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Mahkememiz çoğunluğu ise Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaşmıştır (bkz. § 63).</p>

<p>6. Bu bağlamda ilk olarak çoğunluğun bu gerekçe ile kabul edilemezlik sonucuna ulaşmasının bireysel başvuru inceleme yöntemi yönü ile sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. Zira Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımı Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yöntemi açısından yeni bir durum ortaya çıkarmakta olup bu yöntemin sürdürülmesi olumsuz yansımaları olabilecek bazı sakıncaları bünyesinde barındırmaktadır.</p>

<p>7. Mahkememiz çoğunluğuna göre aile hayatına saygı hakkından inceleme yapılabilmesi için öncelikle başvurucuların, yakınlarının ikâmet ettiği yeri ve kendisini ziyaret için karşılaştıkları zorlukları açıklaması, diğer bir ifadeyle şikayetin temellendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle de başvurucuların salt yakınlarının kendisini ziyaret etmekte güçlük yaşadığı yönündeki soyut iddiaları inceleme yapabilmek için elverişli değildir (bkz.: § 57). Bu tespitten hareketle somut bireysel başvuruda da Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığından (bkz.: § 63)başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p>8. Özellikle ifade etmek gerekmektedir ki çoğunluk kararında olduğu gibi açıkça dayanaktan yoksunluk sonucuna ulaşırken bu başvuruya konu olayda başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahale bulunmadığı şeklindeki gerekçe, kabulü sorunlu bir tespit niteliğindedir. Zira bu durumda böyle bir tespitten esasında bu başvurudaki ihlal iddialarının aile hayatına saygı hakkı kapsamında görülemeyeceği ya da bu hak kapsamındaki iddialar incelenirken oldukça katı bir ihlal iddiası gerekçelendirme düzeyi aranacağı gibi iki sonuç çıkmaktadır.</p>

<p>9. Ancak her iki sonuç da bireysel başvuru inceleme yöntemine ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak nitelik taşımaktadır.</p>

<p>10. Bu iki husus biraz daha detaylı biçimde açıklandığında sorun daha net biçimde fark edilebilecektir.</p>

<p>11. İlk olarak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeye başladığı tarihten bu yana açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince verilen kabul edilemezlik kararlarında bile başvurular bir hak ile ilişkilendirilerek ele alınmakta olup bu süreçte bireysel başvuruya konu ihlal iddiaları bir hakka yönelik müdahale olarak görülmekte ve sonrasında diğer kabul edilemezlik kriterlerinde bir sorun bulunmuyorsa o hak bağlamında başvurunun esası değerlendirilmektedir. Yapılan inceleme sonucunda, müdahalenin anayasal bir sorun teşkil etmediği anlaşılan başvurular hakkında açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.</p>

<p>12. Yine ilk husus ile ilgili belirtmek gerekir ki çoğunluk kararında olduğu gibi eğer “<i>Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı yönünden inceleme yapılmasını gerekli kılan bir müdahale olmadığı</i>” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılıyorsa bu durumda esasında bu ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle değil de konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği akla gelmektedir. Zira çoğunluk bu hak yönünden bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşıyorsa bu durumda bahse konu iddiaların artık Anayasa Mahkemesince incelenmesi mümkün gözükmemektedir. Oysa somut bireysel başvuruda ihlal iddialarının esasında başvurucunun aile hayatı kapsamında görülmesi gerektiği aşikardır.</p>

<p>13. Dolayısıyla aile hayatına saygı hakkına müdahalenin olup olmadığı konusunda başvurucunun başvuru formunda somut olarak değerlendirme yapmasını beklediği hususlara bakıldığında çoğunluk kararındaki yaklaşım (bkz.: § 56) Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde ciddi zorluklara neden olabilecektir.</p>

<p>14. İkinci olarak bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru aracılığıyla insan haklarını koruma işlevine ciddi biçimde olumsuz etki yapacak niteliktedir. Bu hususu da birinci vurgulanan hususla birlikte ele almak gerekirse, çoğunluk kararındaki yaklaşımın kabulü halinde bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne ancak başvuru formunda çok net biçimde ve her yönü ortaya konulmuş olan oldukça açık, ağır, belirgin ihlal iddiaları gelebilecektir. Dolayısıyla bu yaklaşım Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu önemli ölçüde zorlaştırmaktadır.</p>

<p>15. Zira çoğunluk yaklaşımında ancak bu nitelikteki ihlal iddialarının varlığı halinde başvurucuların haklarına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla da bu nitelikte bir bireysel başvuruda ancak bu kabulden sonra ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmeye başlayabilecektir. Bu durum bireysel başvuru incelemelerinde başvurunun esasını inceleme aşaması bağlamında adeta yeni bir kabul edilebilirlik kriteri şeklinde bir sonuç doğurabilecektir.</p>

<p>16. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğu bu görüşü kabul ederken “<i>AİHM içtihatları da gözönüne alındığında ceza infaz kurumları arasında nakil konusunda aile hayatına saygı hakkına bir müdahale olup olmadığı belirlenirken ceza infaz kurumunda tutulan başvurucuya yapılabilecek ziyaretlerin çok zor veya imkânsız hâle gelip gelmediği dikkate alınmalıdır. Ancak ziyaret hakkının kullanımının çok zor veya imkânsız hâle geldiğinin anlaşılabildiği durumda mahpusun nakil talebinin reddedilmesiyle aile hayatına saygı hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilebilir.</i>” (bkz.: § 56) şeklindeki gerekçeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına dayalı bir inceleme yapacağını belirtmiştir.</p>

<p>17. Başvurucular açısından konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar benimsediği inceleme yöntemi daha güvenceli olmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun daha kısıtlayıcı nitelikte olduğu aşikar olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına dayanma arayışı sergilemesi aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin minimum insan hakları standardını öngördüğünü, taraf devletlerin Sözleşmedekinden daha yüksek bir insan hakları standardı öngörebileceklerini vurgulayan Sözleşme’nin 53. maddesinin şu hükmü ile de açıkça çelişmektedir: “<i>Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz</i>.”</p>

<p>18. Bu biçimdeki kısıtlayıcı yaklaşımı, temel hak ve özgürlüklere yönelik Anayasa’ya aykırı müdahalelere karşı önemli bir güvence olarak siyasi sistem içerisinde yer alan Anayasa Mahkemesinin somut bir bireysel başvurudaki ihlal iddialarını incelerken ortaya koyması ise ayrıca düşündürücüdür. Bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olması işlevi ile temelden çelişmektedir.</p>

<p>19. Yukarıda açıkladığım gerekçeyle Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu şeklindeki ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>20. Dolayısıyla eldeki dosyada başvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi aşamasına geçmek gerekmektedir.</p>

<p>21. Kanaatimizce burada başvurucunun ailesinin ikamet ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumunun farklı illerde olması, aradaki mesafenin uzun olması ve ziyaret amaçlı ulaşımda aile bireylerinin ulaşımda yaşadığı zorluklar aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmelidir. Zira bahse konu hususlar bu hakka müdahalede bulunmaktadır.,</p>

<p>22. Bahse konu müdahalenin kanuniliği ve meşru amacı noktasında bir sorun bulunmakta olup burada aile hayatına saygı hakkına yönelik sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>23. Başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamında ileri sürdüğü bu nitelikteki iddialar değerlendirilirken mahpusların genel olarak ailelerinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemelerinin hayatın olağan akışına uygun olmakla birlikte bu taleplerinin her durumda olumlu şekilde karşılanabilmesinin mümkün olmadığı belirtilmelidir.</p>

<p>24. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel hayatına ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmeli ve burada önemli olanın ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulması olduğu değerlendirmede dikkate alınmalıdır (Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89).</p>

<p>25. Eldeki başvuruda derece mahkemelerinin başvurucunun nakil talep ettiği cezaevlerinden biri hariç diğerlerinin doluluk oranlarının kapasitenin çok üzerinde olması başvurucunun talebinin reddi noktasında önemli bir gerekçedir. Bununla birlikte başvurucunun aynı talebini toplamda yirmiden fazla kez İdareye iletmiştir.Yine başvurucu 12/8/2017 - 29/3/2021 tarihleri arasında ailesiyle toplam 56 kez görüşmüş ise de başvurucunun somut olay bağlamındaki temel iddiası görüşlerin gerçekleştirilemediğine değil, ailesinin görüş için geldiklerinde yaşadıkları zorluklara ilişkindir. Ancak bu iddialara ilişkin idari ve yargısal makamlar tarafından herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir.</p>

<p>26. Bunun yanında davanın reddine karar verilirken Ankara 16. İdare Mahkemesi karar gerekçesinde, başvurucunun nakledilmeyi talep ettiği ceza infaz kurumlarına ilişkin İdare tarafından bildirilmiş olan doluluk oranlarına yer verilmiş olmasına rağmen nakil talep edilen ceza infaz kurumlarından biri olan Yalvaç T Tipi Ceza İnfaz Kurumunun doluluk oranının %74 olduğu belirtilmiş ise de bu ceza infaz kurumunun niteliği ortaya konulmamış ve başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki yakınmaları kapsamında buraya naklinin neden mümkün olmadığına yönelik ilgili ve yeterli bir gerekçeye de yer verilmemiştir. Bu nedenle başvurucunun aile hayatına yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşmak gerekir.</p>

<p>27. Sonuç olarak ailesinin ikametgâhına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği kanaatinde olduğum için Mahkememiz çoğunluğunun kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="7%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="32%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>1. Mahkememizin sayın çoğunluğunca, başvurucunun; aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p>2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu yargılanmış olduğu mahkemeden 6 yıl 3 ay hapis cezası almıştır. Bu hüküm Yargıtay tarafından kesinleşmiştir. Bu nedenle cezaevinde bulunmaktadır. Başvurucu bulunduğu cezaevinden 22 kez talepte bulunarak ailesinin bulunduğu Isparta iline nakil talebinde bulunmuştur. Nakil gerekçesini bulunduğu cezaevine uzaklığı nedeniyle ailesi ile görüşemediğini ailesinin ziyaret sırasında konaklama sorunları yaşadığını ailenin gelir durumunun zayıf olduğunu ailesi gelemediği için kapalı ve açık görüşmelerin çoğunu yapamadığını belirtmiştir. Ayrıca Isparta Uygulama Bilimler Üniversitesinde de öğrenci olduğunu nakil halinde üniversiteye devam etme imkanın da elde edebileceğini belirtmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun nakil talebi idarece ret edilmiştir. Ret işlemi idari yargıya taşınmıştır. İdari yargı organları da başvurucunun taleplerini haklı görmemiştir. İdari yargı süreçlerinin kesinleşmesi üzerine başvurucu mahkememize müracaat etmiştir.</p>

<p>5. İlgili hukuk ve uluslararası hukuk mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir. Bu nedenle tekrar edilmemiştir.</p>

<p>6. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."</p>

<p>7. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir: "Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.</p>

<p>8. "Başvurucu; temel olarak ailesinin ikametgâh ettiği yer ile bulunduğu ceza infaz kurumu arasındaki mesafe nedeniyle ziyaretine gelemediğinden, gelebildikleri zamanlarda ise maddi imkânsızlıklar nedeniyle zorlandıklarından, bu hususların dile getirilmiş olmasına rağmen idari ve yargısal makamların bu bağlamda bir değerlendirme yapmayarak nakil talebini reddettiğinden yakınmaktadır. Bu nedenle başvuru aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmelidir.</p>

<p>9. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna aşağıda belirteceğimiz gerekçelerle karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi inceleme yöntemi bağlamında önce kuralın kanunilik ve meşru amaç yönlerinden incelemesi gerekmektedir. Somut olay bu bağlamda incelendiğinde müdahalenin 5275 sayılı kanunun 53 ve 54. Maddelerine dayanılarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır.</p>

<p>11. Mahpusların güvenlik açısından sorun oluşturmayan yeterli imkânlara sahip ceza infaz kurumlarına nakledilmeleri kamu düzeninin sağlanması amacına dayanmaktadır. Aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil eden nakil talebinin reddedilmesine ilişkin işlemin de millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması için hakkın doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği değerlendirilmektedir. Somut başvuruda da kamu gücünü kullanan idarenin millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru amacı bulunmaktadır.</p>

<p>12. Müdahalenin demokratik toplum düzeni gereklerine uygunluk ve ölçülülük bağlamında da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkememizin bu konudaki genel ilkeleri belirteceğim şekildedir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM, E.2016/179, K.2017/176, 28/12/2017; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 44; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 49; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016 § 53; Salim Onur Şakar, B. No: 2015/2711, 21/9/2017, § 35; C.A. (3),[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 114).</p>

<p>14. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden gereklilik ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 106; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, § 70; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 82; Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 48; C.A. (3),§ 115).</p>

<p>15. Belirtilen ölçütlere riayetle bir müdahalede bulunulup bulunulmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır (Bülent Polat, § 107).</p>

<p>16. Kamusal makamların bir hakka müdahale sürecinde iki ayrı aşamada takdir yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, müdahale ölçütünün seçimidir. İkincisi ise ilgili müdahale ölçütü çerçevesinde izlenen meşru amacı gerçekleştirmek üzere yapılan sınırlamanın gerekliliğidir. Ancak kamusal makamlara tanınan bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp ihlal iddiasına konu önlemin anayasal temel hak ve özgürlüklerle bağdaşır olması yani müdahaleyi meşrulaştırmak üzere kullanılan argümanların elverişli, zorunlu ve orantılı olması gerekir (Bülent Polat, § 108).</p>

<p>17. Anayasa’nın 19. maddesi gereği tutuklu ve hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına birtakım müdahalelerin yapılması, hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel hayata ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada mühim olan ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin sağlanmış olmasıdır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89; Ahmet Çilgin, B. No: 2014/18849, 11/1/2017, § 32; Rasul Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 56).</p>

<p>18. Öte yandan belirtmek gerekir ki ceza infaz kurumlarında kalacak mahkûmların aldıkları cezaların niteliği, miktarı gibi belirli kriterlere göre kişi ve koğuş sayısını belirlemede ceza infaz kurumlarının kapasitesine göre hükümlü ve tutukluların hangi ceza infaz kurumunda bulunacaklarını tespit etmede idarenin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Hükümlülerin ailelerinden ayrılmaları ve onlardan uzakta tutulmaları mahkûmiyetin kaçınılmaz bir sonucu olduğuna göre idarenin mutlak anlamda hükümlüyü ailesinin ikamet ettiği yerdeki ceza infaz kurumunda bulundurma zorunluluğu bulunmamaktadır (Yaşar Karaca, B. No: 2018/37854, 12/4/2023, § 65).</p>

<p>19. Ancak idarenin hükümlünün ailesinin ziyaretleri ile ilgili yaptığı uygulamalarda söz konusu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, buna ilişkin tasarrufların objektif denetlenebilir kriterlere göre yapılması gerektiği açıktır. Dolayısıyla hükümlünün ailesinin rahat ulaşabileceği bir yerde cezasını infaz etmesinden elde edeceği yarar ile idarenin ceza infaz kurumunun kapasitesi, güvenlik gibi kriterleri dikkate alarak düzenleme yapma gerekliliğinden doğan kamusal yarar arasındaki dengenin sağlanması, bu konuda gerek idare gerekse denetim makamı olan yargı mercilerinin değerlendirmelerinde idarenin takdir yetkisinin objektif ve makul sınırlar içinde kullanıldığının ortaya konulması zorunludur (Yaşar Karaca, § 66).</p>

<p>20. Bu kapsamda söz konusu kriterleri, idarenin hizmet gerekleri ile kişisel durumların belirlediği görülmektedir. Hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumu ile çevre yerlerdeki ceza infaz kurumlarının kapasitesi, doluluk oranına göre hükümlünün daha yakın yerdeki ceza infaz kurumuna nakledilme imkânının bulunup bulunmadığı, hükümlünün suç profili, ceza infaz kurumunda kaldığı süre, ailesinden uzakta kaldığı ceza infaz kurumundaki tutulma süresi, hükümlünün bulunduğu ceza infaz kurumu ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafe, ulaşım imkânları, ailenin ekonomik ve sosyal durumu, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumları, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı gibi durumların idare ve yargı makamlarınca takdir yetkisinin kullanımı ve denetiminde dikkate alınması ve kararlarında bu hususların değerlendirilmesi gerekmektedir (Yaşar Karaca, § 67).</p>

<p><strong>Yukarıda belirtilen ilkeler somut olaya uygulanması </strong></p>

<p>21. Somut olayda başvurucu ailesinin ikametgâhına yakın olan ceza infaz kurumlarından birine nakledilmesine yönelik talebinin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır.</p>

<p>22. Mahpus olan kişilerin genel olarak ailelerinin ikametgâhına yakın yerlerdeki ceza infaz kurumlarında barındırılmayı istemelerinin hayatın olağan akışına uygun olduğu açıktır. Bununla birlikte bu bağlamdaki taleplerin olumlu şekilde karşılanabilmesi ancak diğer bazı hususların da varlığı hâlinde mümkün hâle gelebilir. Daha açık ifadeyle bu yöndeki taleplerin her hâlde olumlu karşılanabilmesinin olanaklı olmadığı söylenmelidir. Öte yandan mahpusların barındırılacakları ceza infaz kurumlarını seçme hakkının bulunmadığı, bu kişilerin ailesinden ayrılmasının veya uzaklaştırılmasının ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olduğu belirtilmelidir. Bu bağlamda aile hayatına müdahalenin söz konusu olabileceği durumlarda idareye tanınan takdir yetkisinin daha geniş olduğu ancak bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı vurgulanmalıdır.</p>

<p>23. Aile bireylerinin yaş, sağlık durumu ve gelir düzeyinin seyahat etmeye engel olması gibi hususlara bağlı zorlukların mahpuslar tarafından yeterli düzeyde açıklamalarla ileri sürülmesi hâlinde idari ve yargısal makamların kararlarında bu hususlara ilişkin değerlendirmelerin bulunması gerekmektedir. Bununla birlikte aile ilişkilerinin korunmasını da kriter olarak gözetmek suretiyle yapılacak değerlendirmelerde mahpusların aile hayatına müdahale oluşturan tasarrufun gerekli ve ölçülü olduğunun denetime elverişli olacak şekilde yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması elzemdir. Ayrıca idarenin mahpusun ailesiyle olan iletişimi sağlamada kolaylık göstermesi ve tedbirler almasının devletin aile hayatına saygı gösterme yükümlülüğünün bir gereği olduğu unutulmamalıdır. Neticede müdahaleye neden olan idari ve yargısal makamların kararlarında dayandıkları bu kapsamdaki gerekçelerin aile hayatına saygı hakkına müdahale bakımından “demokratik bir toplumda gerekli olma” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Bu durum kişisel yarar ile kamusal yarar arasında kurulması gereken dengenin ortaya konulabilmesi için elzemdir.</p>

<p>24. Diğer taraftan mahpusların ailelerinin ikamet ettikleri yerden uzak mesafede bulunmalarından hareketle ortaya koydukları şikâyetlerini aile bireylerinin kendisini ziyarete gelmeleri konusunda ne gibi zorluklar yaşadığına, ailenin ekonomik ve sosyal durumuna, aile bireylerinin yaş ve sağlık durumlarına ilişkin hususlarla desteklemesi ve bu bağlamdaki bilgileri idari ve yargısal makamlara sunması gerekmektedir. Başvurucuya yüklenen bu yükümlülüğün mutlak bir ispatı gerektirmemekle birlikte, makul düzeyde bir açıklama yapmayı içerdiği vurgulanmalıdır. Bununla birlikte aradaki mesafenin mahpus ile ailesi arasındaki iletişimi zora sokacak şekilde makul olmadığının öngörülebilir olduğu durumlarda başvurucuyayüklenenbu yükümlülüğün yerine getirilmesi daha geniş bir yoruma tabi tutulabilir. Diğer yandan bu doğrultuda bir temellendirme olmaksızın sadece ailenin bulunduğu yere yakın bir ceza infaz kurumuna nakledilme yönündeki taleplerin reddedilmesinin idarelerin mahpusların barındırılması bağlamında aile hayatına müdahale konusundaki geniş takdir hakkı kapsamında değerlendirilmesi olağandır.</p>

<p>25. Belirtilen şekilde yeterli düzeyde temellendirilen taleplerin ise idare tarafından sırf doluluk oranları nedeniyle reddedilmesi hâlinde başvurucunun aile hayatına saygı hakkının güvencelerine uygun bir değerlendirme yapıldığı söylenemeyebilir. Bu hâlde idare tarafından suç profili, infaz kurumlarının fiziki koşulları, talep edilen yerde barındırılan diğer mahpusların profilleri de gözetilerek başvurucunun nakil talep ettiği ceza infaz kurumlarına neden yerleştirilemeyeceğinin ortaya konulması kişisel yarar ile kamusal yarar arasında kurulması gereken denge açısından önem arz etmektedir.</p>

<p>26. Somut başvuruda 4/8/2020 tarihli İdareye hitaplı dilekçesinde başvurucu, ailesi ile bulunduğu ceza infaz kurumu arasındaki mesafenin uzaklığından bahsederek bu mesafenin ailesi ile görüşmesine engel olduğundan ve aile bütünlüğünü bozduğundan yakınmıştır (bkz. § 10). Nitekim bu son dilekçeden önce benzer gerekçelerle başvurucunun aynı talebi toplamda yirmi iki kez İdareye ilettiği görülmektedir.</p>

<p>27. Öte yandan başvurucu 4/8/2020 tarihli dilekçesiyle İdareye sunduğu talebin reddedilmesi sonrasında başlattığı yargılama safahatında ailesinin gelir kaynağının bulunmadığını, aradaki mesafenin fazla olduğunu ve ziyarete geldiklerinde ailesinin ulaşım ve konaklama konusunda ciddi sorunlar yaşadığını dava ve istinaf dilekçelerinde ifade etmiştir. (bkz. §§ 11, 14). Bununla birlikte Ceza İnfaz Kurumunun 4/9/2024 tarihli yazısıyla başvurucunun 12/8/2017 - 29/3/2021 tarihleri arasında ailesiyle toplam 56 kez görüştüğü görülmekte ise de başvurucunun somut olay bağlamındaki temel iddiasının görüşlerin gerçekleştirilemediğine değil, ailesinin görüş için geldiklerinde yaşadıkları zorluklara ilişkin olduğunu vurgulamak gerekmektedir.</p>

<p>28. İdari makamlar başvurucunun hem bireysel başvuru öncesindeki son nakil talebini hem de önceki taleplerini kapasite yetersizliğini gerekçe göstererek reddetmiştir. Yargısal makamlarca da başvurucunun nakil talebinin reddedilmesine yönelik işlemin iptali talebi incelenirken nakil talep edilen ceza infaz kurumlarının doluluk oranına değinilmiş ve başvurucunun talebi reddedilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli olan kurumlarda barındırılması gerektiğine, talep ettiği kurumların bir kısmının yüksek güvenlikli olduğuna ancak barındırılabileceği oda sayısının çok kısıtlı ve odaların kapasitelerinin dolu olduğuna ilişkin hususlar da İdare Mahkemesi kararında yer almaktadır. Fakat başvurucunun nakil talep ettiği ceza infaz kurumlarından biri olan Yalvaç T Tipi Ceza İnfaz Kurumunun doluluk oranının %74 olduğu belirtilmişse de bu ceza infaz kurumunun niteliği ortaya konulmadığı gibi başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki yakınmaları kapsamında buraya naklinin neden mümkün olmadığına yönelik ilgili ve yeterli bir gerekçeye de yer verilmemiştir.</p>

<p>29. Dolayısıyla başvurucunun ceza infaz kurumu ile ailesinin ikametgâhının bulunduğu il arasındaki mesafenin uzaklığına, ulaşım ve konaklama imkânlarının kısıtlı olmasına ve ekonomik olarak ailesinin zor durumunda olduğuna yönelik iddiasına ilişkin idari ve yargısal makamlar tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu nevi değerlendirmelerin yapılmayarak başvurucunun nakil talebinin reddedilmesi ise kişisel yarar ile kamusal yarar arasında bulunması gereken dengeyi başvurucu aleyhine ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle başvurucunun nakil talebinin reddedilmesi suretiyle aile hayatına yapılan müdahalenin gözetilmek istenen meşru amaca göre demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olduğu söylenemez.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202252566-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/anayasaf1687165933022.jpeg" type="image/jpeg" length="88108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/75251 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202275251-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202275251-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 7/1/2026 tarihli ve 2022/75251 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>F.A. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/75251)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 7/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 3/4/2026 - 33213</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Furkan Samet ESER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Arife KİRAZLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, sanığa savunma yapma imkânı tanınmadan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun eşine karşı silahla kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla 15/2/2022 tarihinde başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.</p>

<p>3. Kulp Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) basit yargılama usulüne göre yaptığı yargılama neticesinde 26/4/2022 tarihinde başvurucunun 2.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvurucu müdafii ve müştekinin basit yargılama usulüne yapılan yargılamaya ilişkin itirazları üzerine Mahkeme 26/5/2022 tarihinde tensip zaptı düzenlemiş ve duruşma günü olarak 24/6/2022 tarihini belirlemiştir. Aynı tarihte Mahkeme, Yozgat Asliye Ceza Mahkemesine talimat müzekkeresi göndermiş ve başvurucunun duruşmanın yapılacağı 24/6/2022 günü saat 11.10'da Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla hazır edilmesini istemiştir.</p>

<p>5. Başvurucu 24/6/2022 tarihinde yapılan ilk celseye SEGBİS aracılığıyla katılmak için Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinde (Talimat Mahkemesi) hazır bulunmuş, başvurucu müdafii ise Mahkemeye dilekçe göndererek duruşmaya Cizre Asliye Ceza Mahkemesinin duruşma salonundaki SEGBİS aracılığıyla katılmak istediğini beyan etmiştir.</p>

<p>6. Mahkeme, yapılan ilk celsede başvurucunun üzerine atılı suçun alt sınırının beş yıldan az olduğu gerekçesiyle başvurucu müdafiinin duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılma talebini reddetmiş; duruşma salonunda hazır olmadığını tespit ettiği başvurucunun son sözleri yerine geçmek üzere önceki savunmalarını okumuştur. Mahkeme, başvurucunun ve müdafiinin yokluğunda yapılan duruşma sonrasında başvurucunun eşe karşı silahla kasten yaralama suçundan 2.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 27/6/2022 tarihinde öğrendikten sonra 8/7/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>9. Başvurucu, basit yargılama usulüne göre yapılan yargılama sırasında kendisine gönderilen tebligatların doğrudan muhtara teslim edildiğini, kararı müşteki olan eşine yapılan tebligatla öğrenmesi üzerine itirazda bulunduğunu, itirazına istinaden genel hükümlere göre yapılan yargılamada Talimat Mahkemesinde hazır bulunmasına rağmen savunmasının alınmadığını beyan etmiş; aşamalar boyunca savunma yapma imkânı tanınmadan mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun basit yargılama usulüne göre verilen mahkûmiyet kararına itiraz ettiği itiraz dilekçesinde esasa etkili savunmalarını yaptığı ileri sürülmüş; savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu vekili Bakanlık görüşüne yönelik ibraz ettiği cevap dilekçesinde başvuru formundaki iddiaları yinelemiştir.</p>

<p>11. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (<i>Mehmet Fidan</i> [1. B.], B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).</p>

<p>14. Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik toplumun temel ilkelerindendir (<i>Erol Aydeğer</i> [1. B.], B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).İddiaya karşı savunma imkânı tanınmadığı sürece adil muhakeme yapılması mümkün değildir (<i>Ufuk Rifat Çobanoğlu</i> [2. B.], B. No: 2014/6971, 1/2/2017, § 36).</p>

<p>15. Suç isnadı altındaki kişiye savunma hakkının şeklen değil gerçek anlamda sağlanması gerekir. Bunun için suç isnadı altındaki kişi, savunma için yeterli imkâna yani gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmalıdır. Bu itibarla anılan güvence adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine <i>"adil yargılanma" </i>ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde, bir suç ile itham edilen herkesin savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı düzenlenmiştir (<i>Ufuk Rifat Çobanoğlu</i>, § 37).</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma kavramı yanında meşru vasıta ve yollardan yararlanma kavramının da kapsamında olduğunu belirtmiştir (AYM, E.1992/8, K.1992/39, 16/6/1992).</p>

<p>17. Savunma için <i>gerekli kolaylık</i> kavramı şüpheliye/sanığa savunma için yardımcı olacak veya olabilecek zorunlu olan imkânları ifade etmekte ve <i>silahların eşitliği</i>ni sağlamayı amaçlamaktadır. Suç isnadı altındaki kişiye sağlanması zorunlu kolaylıklar, savunma için <i>gerekli</i> olanlardır. Kişinin beraat etmesini veya cezasının azaltılmasını sağlayabilecek delil niteliğindeki belgelere erişimine ve müdafiyle görüşmesine izin verilmesi, gerekçeli kararın tebliğ edilmesi ve yargılama esnasında esaslı değişikliklerden haberdar edilmesi sağlanacak kolaylıklardır (<i>Ufuk Rifat Çobanoğlu</i>, § 45).</p>

<p>18. Başvuruda incelenmesi gereken temel mesele, genel hükümlere göre yapılan ceza yargılamasında başvurucunun Talimat Mahkemesinde savunma yapmak için hazır bulunmasına karşın Mahkeme tarafından başvurucunun savunması alınmaksızın mahkûmiyet kararı verilmesinin savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkını ihlal edip etmediği ile ilgilidir.</p>

<p>19. Somut olayda Mahkeme tarafından genel hükümlere göre yapılacak yargılamayla ilgili 26/5/2022 tarihinde tensip zaptı düzenlenmiş ve aynı tarihte başvurucunun duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılması için Yozgat Asliye Ceza Mahkemesine talimat müzekkeresi gönderilmiştir (bkz. § 4). Başvurucu, duruşma saatinde Talimat Mahkemesinde hazır olarak bulunmuş ve bu husus Talimat Mahkemesinin hazırlamış olduğu duruşma zaptında da belirtilmiştir.</p>

<p>20. Talimat Mahkemesi; hazırladığı duruşma zaptında sanığın hazır bulunduğu hususunun yanı sıra SEGBİS bağlantısı kurulması için duruşmadan önce Kulp Adliyesinin arandığını, Mahkeme ile yapılan telefon görüşmesinde yoğunluk nedeniyle sanığın savunmasının öğleden sonra saat 13.30'da alınacağının bildirildiğini, öğleden sonra yapılan telefon görüşmesinde ise dosyanın karara çıkması nedeniyle sanığın savunmasının alınmasından vazgeçildiğinin ve talimat evrakının işlemsiz olarak kapatılması gerektiğinin söylendiğini belirtmiştir.</p>

<p>21. Her ne kadar Mahkeme tarafından başvurucunun duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılması için talimat müzekkeresi gönderilmiş ise de duruşma saatinde Talimat Mahkemesinde hazır bir şekilde bulunan başvurucunun savunması alınmayarak yokluğunda karar verilmiştir. Mahkeme, talimat duruşma zaptından anlaşıldığı kadarıyla başvurucunun savunmasını almaktan vazgeçmiş ancak başvurucunun neden SEGBİS aracılığıyla savunmasının alınmadığına dair herhangi bir gerekçe ortaya koymamıştır. Öyle ki Mahkeme, başvurucunun SEGBİS aracılığıyla hazır bulunmasına rağmen talimat yazısının işlemsiz bir şekilde iade edilmesini istemiş fakat bu istemine ilişkin olarak Talimat Mahkemesine herhangi bir yazı göndermemiştir. Mahkeme tarafından ilk celsede başvurucunun savunması alınmadan mahkûmiyet kararı verilmiş, böylece başvurucunun yargılamanın hiçbir aşamasında savunması alınmamış ve başvurucuya savunma imkânı tanınmadan yargılama sona erdirilmiştir.</p>

<p>22. Başvurucunun basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen mahkûmiyet kararına itiraz ettiği ve böylece yargılamanın genel hükümlere göre yapılması yönündeki iradesini ortaya koyduğu gözönüne alındığında, Talimat Mahkemesinde hazır bulunmasına karşın savunması alınmadan mahkûmiyetine karar verilmesi savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurmuştur (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.<i> Murat Tezel</i> [2. B.], B. No: 2017/20307, 13/10/2020; <i>Fethi Oğuz</i> [2. B.], B. No: 2019/38141, 14/9/2021).</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>24. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>25. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>26. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>27. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kulp Asliye Ceza Mahkemesine (E.2022/148, K.2022/212) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202275251-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="10085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/14841 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202114841-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202114841-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 14/1/2026 tarihli ve 2021/14841 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İ.Y. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/14841)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 14/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ahmet Faruk TANYILDIZI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Cüneyt DIRBAZOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, ceza kovuşturması sonunda verilen müsadere kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştirilmesiyle birlikte infazı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucunun sevk ve idaresindeki 35 L... plakalı araçta yapılan aramada toplam 1.000 şişe Oxyvet marka ve 30.000 adet Hap Niclosam marka ilaçların ele geçirilmesi üzerine 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet suçundan Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Başsavcılık tarafından 21/5/2014 tarihinde iddianame düzenlenerek başvurucunun 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan cezalandırılması, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca başvurucuya ait aracın müsadere edilmesi talep edilerek kamu davası açılmıştır.</p>

<p>4. Doğubayazıt 1. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 22/10/2020 tarihinde başvurucunun kaçakçılık suçunu işlediği gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun uyarınca cezalandırılmasına, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB), beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına, suçta kullanılan 35 L... plakalı aracın 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesi ve 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca müsadere edilmesine karar vermiştir.</p>

<p>5. Başvurucu 25/11/2020 tarihinde HAGB kararına itirazda bulunmuştur. Başvurucu, itirazında beraatine karar verilmesi gerektiği hâlde somut delil olmadan hukuka aykırı şekilde mahkûmiyetine ve aracının müsaderesine karar verildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>6. Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) 1/3/2021 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde HAGB kararının usul ve kanuna uygun olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>7. Başvuru 16/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>8. Başvurucu; suçun unsurlarının oluşmadığını, somut delil olmadan mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiği görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. HAGB kararına yapılan itirazın reddi kararı, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kararın usul ve kanuna uygun olduğu, HAGB koşullarının oluştuğu hususlarına dayandırılmıştır.</p>

<p>11. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Atilla Yazar ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Haklarında çeşitli suçlardan HAGB'ye karar verilmesinin başvurucuların ifade özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi, uygulamadan kaynaklanan anayasal sorunlarla ilgili kapsamlı değerlendirmeler yaparak somut tespitlerde bulunmuştur. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, usuli güvenceleri ortadan kaldırır şekildeki HAGB kurumu uygulamasının kanunilik ölçütünü sağlamadığı sonucuna vararak ihlal kararı vermiştir (<i>Atilla Yazar ve diğerleri</i>, § 174).</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi <i>Atilla Yazar ve diğerleri </i>kararında; sanıkların HAGB kararını kabule ilişkin irade beyanlarının alınması usulündeki güvence eksikliğine, ilk derece mahkemelerince verilen gerekçeli kararlarda sadece ilgili kanun hükmünün ya da başvuruculara isnat edilen söz ya da davranışın tekrarından ibaret ifadelere yer verildiğine yahut ilgisiz gerekçe içerdiğine dikkati çekmiştir. Ayrıca yerel mahkemelerce izlenen usul ve yöntemin silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığı, iddia karşısında savunma makamının sahip olduğu güvenceleri yeterince koruyamadığı ve onu dezavantajlı hâle getirdiği sonucuna varmış; somut başvurularda müdafi yardımından yararlanma ve bu hakla bağlantılı olarak savunma için gerekli zaman ve kolaylığa sahip olma haklarına ilişkin güvencelerin sağlanmadığını belirtmiştir (<i>Atilla Yazar ve diğerleri</i>, §§ 124-142).</p>

<p>13. Anılan kararda ayrıca itiraz mercilerinin genel olarak HAGB itirazları üzerine verdikleri kararların dosya üzerinden yeknesak bir şekilde ve sadece şeklî şartlar yönünden, ilk derece mahkemelerince verilen kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığını ve bu nedenle de itirazın reddedildiğini bildiren bir cümleden ibaret gerekçelerden oluştuğu belirtilmiştir. Böylelikle uygulamada HAGB kararlarına karşı itiraz mercilerinin davayla doğrudan ilgili olan hususları ayrıca değerlendirerek yeterli bir gerekçe ile cevap vermeleri gerekirken sistemsel olarak bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sonucuna ulaşılmıştır (<i>Atilla Yazar ve diğerleri</i>, § 155).</p>

<p>14. Nitekim Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (12) numaralı fıkrasında yer alan ve HAGB kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kurala ilişkin yapılan başvuruda anılan kuralı bireysel başvuru kapsamında görünür hâle gelen hususları gözönünde bulundurarak anayasallık denetimine tabi tutmuş ve kuralın itiraz kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesi ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesi imkânının sağlanmadığı sonucuna ulaşarak iptaline karar vermiştir (AYM, E.2021/121, K.2022/88, 20/7/2022).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi HAGB kurumuna dair daha önce yaptığı tespit ve değerlendirmeleri de gözönünde bulundurarak 1/6/2023 tarihinde E.2022/120 sayılı dosyada, 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen (5) numaralı fıkranın birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Anılan cümlenin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan aynı maddenin (5) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile (6), (7), (8), (9), (10), (11), (12), (13) ve (14) numaralı fıkralarının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptaline hükmetmiştir. Bu kararla iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ile cezalandırılan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılabileceğini öngören ve bunun şartlarını düzenleyen tüm kurallar iptal edilmiştir (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023, §§ 22-56).</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesinin HAGB ile ilgili iptal ve ihlal kararı birlikte değerlendirildiğinde başvurucu hakkındaki yargılamaların adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere uygun şekilde yürütülmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yukarıda izah edilen<i> </i>iptal ve ihlal kararlarında varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>17. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan <i>adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine</i> karar verilmesi gerekir.</p>

<p>İrfan FİDAN bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>18. Başvurucu;<strong> </strong>müsadere kararının esasının denetlenmediğini, itiraz incelemesi sonunda verilen kararda müsadere hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, askıda bir hüküm olması nedeniyle kararın infaz edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık, Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiği görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Süleyman Başmeydan</i> ([GK], B. No: 2015/6164, 20/6/2019) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede mülkiyet hakkına müsadere yoluyla yapılan müdahalenin keyfî veya hukuka aykırı olup olmadığının ileri sürülebileceği bir yol olarak öngörülen temyiz kanun yoluna başvuru imkânının askıya alınarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile müsadere kararının infazına girişilmesinin -yol açılan belirsizlik ve yeterli güvencelerin sağlanmadığı dikkate alındığında- başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>İrfan FİDAN bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>22. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi müsadere tedbirine ilişkin yargısal süreç yönünden HAGB kararı verildiği takdirde ortaya çıkan belirsizliğe işaret ederek söz konusu tedbirin HAGB kararının kesinleştirilmesiyle birlikte infazına girişilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve HAGB kararının koşullarının oluşup oluşmadığıyla ilgili olarak sınırlı denetim yapılması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesinin <i>Atilla Yazar ve diğerleri</i> kararında temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması için (itiraz yolunun etkinleştirilmesi ya da istinaf/temyiz kanun yollarının açılması gibi) birtakım yasal düzenlemeler yapılması ve böylelikle HAGB kararlarının Anayasa Mahkemesince ilk elden incelenmesinin önüne geçilmesi gerektiği belirtilerek bu konuda tespit edilen yapısal sorunun giderilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi verilmiştir (<i>Atilla Yazar ve diğerleri</i>, § 177).</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci fıkrasının iptaline ilişkin norm denetimi kararında ise <i>Atilla Yazar ve diğerleri</i> kararında belirtilen eksikliklerin (<i>Atilla Yazar ve diğerleri</i>, §§ 123-173) bütünüyle giderilmesine yönelik olarak kanun koyucu tarafından gerekli değişikliklerin yapılmadığı, HAGB kurumunun mevcut hâliyle -bireysel başvuru kararlarında da işaret edildiği üzere- kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önlemekte yetersiz kaldığı, temel hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki doğurduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında müsaderenin HAGB kararı verilmesi durumunda hangi aşamada infaz edileceğine ilişkin ise açık bir kanun hükmünün bulunmadığı belirtilmiş, <i>Süleyman Başmeydan</i> kararında kanun koyucunun müsadere kararı için farklı bir usul veya kanun yolu düzenleyebileceği gibi HAGB kararları yönünden de müsadereye ilişkin farklı bir mekanizma da öngörebileceği yönündeki değerlendirmesine de değinilmiştir<i> </i>(AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023).</p>

<p>26. Nitekim 2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci fıkrası ve on ikinci fıkrası değiştirilmiştir. Beşinci fıkrada HAGB'nin, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edeceği belirtilmiştir. Öte yandan on ikinci fıkrada aynı Kanun'un 272. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, HAGB kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Anayasa Mahkemesi 2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci fıkrası ve on ikinci fıkrası değiştirildikten sonra 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesindeki kuralı yeniden inceleyerek kuralın iptaline karar vermiştir. Norm denetimi kararında; kanun koyucunun 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinde 7499 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle birlikte müsadere bakımından farklı bir usul öngördüğü, yine anılan değişiklik sonrasında HAGB’nin uygulanması sanığın kabulüne bağlı değilse de kuralın da yer aldığı maddenin on ikinci fıkrasında HAGB kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmek suretiyle esasa ilişkin hukuka aykırılık iddiaları yönünden de kanun yolunda denetim imkânının getirildiği, bu bağlamda sanığın kanun yolundan ve adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinden feragat etmesini gerektirir bir hükme yer verilmediğine vurgu yapılmıştır (AYM, E.2024/98, K.2025/149, 10/07/2025, §58).</p>

<p>28. Bununla birlikte anılan kararda, iptal kararında belirtildiği şekilde HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, bu hususta yasama organınca Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararındaki tespitleri gözetilerek bir düzenlenme yapılmadığı, kuralın iptal edilen hükümle kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi anlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar yönünden aynı sonuçları doğuracağı, bu nedenle kural Anayasa’nın 17. maddesinin devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı, kuralın Anayasa’nın 17. maddesine aykırı olduğu belirtilerek iptaline, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine, karar verilmiştir (AYM, E.2024/98, K.2025/149, 10/07/2025, §59).</p>

<p>29. Sonuç olarak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı<strong><i> </i></strong>mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama<i> </i>işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Doğubayazıt 1. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2020/360, K.2020/742) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvurucu, ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, ceza kovuşturması sonunda verilen müsadere kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştirilmesiyle birlikte infazı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Başvuru konusu olayda başvurucunun, 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu'na muhalefet suçundan cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB), beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına, suçta kullanılan aracın 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesi ve 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca müsadere edilmesine karar verilmiştir. Anılan karara yapılan itirazın reddi üzerine karar kesinleşmiştir.</p>

<p>3. HAGB kararı cezai anlamda bir mahkûmiyet hükmü değildir. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır (<i>Enez Ersöz,</i> B. No: 2018/19673, 31/3/2022, § 35).</p>

<p>4. Ceza hukukunda, cezanın infaz edilmesiyle güdülen amaç kişiye gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla etkili bir uyarıda bulunmak ve pişmanlık duymasını sağlamaktır. Cezasının infazıyla hükümlünün gelecekte sosyal sorumluluğa sahip olarak suçsuz bir hayat sürmeye yatkın duruma getirilmesi gerekmektedir. Çağdaş ceza hukukunda ceza yaptırımlarının belirlenmesindeki temel amaç ise suçlunun ıslahı, yeniden suç işlemesinin ve toplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne geçme ve dolayısıyla topluma tekrar yararlı bir birey hâline getirilmesini sağlamaktır. Hürriyeti bağlayıcı cezaların tek yaptırım biçimi olarak öngörülmesinin suç ve suçluluğu önleme noktasında yetersiz kalması karşısında, günümüzde geleneksel ceza sistemini tamamlayacak başkaca yaptırım ve tedbirler uygulanmaya başlanmıştır. Cezaların bireyselleştirilmesine yönelik bu düzenlemeler, kamu yararının da bir gereğidir (AYM, E.2012/80, K.2013/16, 17/1/2013). HAGB kurumu da suç ve suçlulukla mücadele, caydırıcılık ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kabul ettiği bir sistem olup kamu yararı amacına yöneliktir.</p>

<p>5. HAGB, hapis cezasının ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi araçlarından biridir. Bu kurumun varlığı, uygulanma koşulları, hüküm ve sonuçlarının neler olduğu, Anayasa’da yer alan ilkelere ve güvencelere aykırı olmamak kaydıyla, kanun koyucunun takdirinde olmakla birlikte anılan kurumun ulaşılmak istenen amaç bakımından ölçülü olması gerekir.</p>

<p>6. Suçun önlenmesi ve suçlulukla mücadele bakımından hürriyeti bağlayıcı cezaların tek yaptırım biçimi olarak belirlenmesi toplum açısından beklenen neticenin gerçekleşmesine yetmemekte, tam aksine bir sonucun ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Belirli bir önem derecesinin altındaki suçlarda kişilerin doğrudan hürriyeti bağlayıcı cezai yaptırımlara tabi tutulması daha nitelikli ve yoğun biçimde suçun işlenme nedeni olabilmektedir (AYM, E.2007/14, K.2009/48, 12/03/2009). Suçu işlediği sabit görülen sanık bakımından bir kısım yükümlülükler de yüklenebilecek şekilde belirli sürelerle gözetim ve denetim öngören, mümkün olduğunca suçtan zarar görenin tatminini amaçlayan HAGB kurumunun, özgürlüğü bağlayıcı cezaya son çare olarak başvurulabilmesi de gözetildiğinde, suç ve suçlulukla mücadele bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kanun’un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca <i>HAGB kararının uygulanabileceği azami ceza miktarının, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası olması</i> koşuluna bağlanmış olması söz konusu kurumun ulaşılmak istenen amaç bakımından orantısız bir yanının olmadığını da ortaya koymaktadır.</p>

<p>7. HAGB kararı ile sonuçlanan yargılamaların kural olarak Kanun’da öngörülen kovuşturmaya ilişkin yargılama usullerinin uygulanması, delillerin takdiri ve eylemlerin hukuki nitelendirmesinin yapılması bakımından diğer hüküm ve karar türleri ile sonuçlanan yargılamalardan farkı bulunmamaktadır. HAGB kararı ile sonuçlanan yargılamalarda da sanığın adil yargılama hakkına dair güvencelerden istifade etmesi gerekir.</p>

<p>8. Öte yandan Anayasa’nın 35. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ile fikrî hakların yanı sıra icrası mümkün olan her türlü alacak hakkını da kapsar. Ceza yargılaması sonunda mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan müsadere kararı mülkiyet hakkına sınırlama getirmekte olup mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrol edilmesidir (<i>Bekir Yazıcı </i>[GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 54-58).</p>

<p>9. HAGB kurumu bir bütün halde incelendiğinde Anayasa Mahkemesi HAGB ile sonuçlanan yargılamalara ilişkin incelemiş olduğu bireysel başvurularda müsaderenin hangi aşamada infaz edileceğine ilişkin olarak, açık bir kanun hükmünün bulunmamasını ve mülkiyet hakkına müsadere yoluyla yapılan sınırlamanın keyfî veya hukuka aykırı olup olmadığının ileri sürülebileceği bir yol bulunmamasını ihlal sebebi olarak kabul etmiştir (<i>Mahmut Üçüncü,</i> B. No: 2014/1017, 13/7/2016, § 101; <i>Süleyman Başmeydan</i> [GK], B. No: 2015/6164, 20/6/2019, §§ 57-63).</p>

<p>10. HAGB kararına itiraz mercii tarafından esas bakımından denetim yapıldığında, müsadereye konu eşyanın iyiniyetli üçüncü kişiye ait olup olmadığı, müsaderenin orantılılığı ve nihai olarak müsaderenin uygunluğu da denetlenebilecektir. HAGB kararlarının askıda hüküm olması karşısında beş yıllık denetim süresinin uzunluğu da gözetilerek hem yargılama mercii hem de itiraz mercii tarafından mülkiyet hakkını ihlal etmemek için üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı bizatihi suç oluşturan eşyalar hariç olmak üzere, müsadereye konu eşyanın belirli şartlar öngörerek yediemin sıfatıyla sanığa teslimi de mümkündür (benzer yönde değerlendirme için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2014/6-66, K.2014/365, 11/7/2014).</p>

<p>11. Somut olayda başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de adil yargılanma hakkının usulü güvencelerine değinmeksizin, delillerin değerlendirilmesine ve yargılama sonucuna yönelik şikayetler ileri sürmüştür. Ayrıca itiraz makamının inceleme şekli ve sürecine yönelik hiçbir iddiada da bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesi kural olarak ilgili mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına yönelik ihlal iddialarını inlememektedir. Başvurucu hakkında kaçakçılık suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilerek cezalandırılmasına, başvurucu lehine değerlendirme yapılan HAGB kararı verilmesine dair hüküm kurulmuştur. Sonuç olarak başvuru formundaki iddialar dikkate alındığında adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>12. Öte yandan başvuru konusu olayda başvurucunun sevk ve idaresinde araçta yapılan aramada toplam 1000 şişe Oxyvetmarka ve 30000 adet Hap Niclosam marka ilaçların ele geçirilmiş, başvurucu, soruşturma aşamasında alınan savunmasında üzerine atılı suçu ikrar etmiş, yargılama aşamasında ise ilaçları hayvanlarına vereceğini, herhangi bir ticari bir amacının olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme, suça konu ilaçların taşındığı aracın başvurucu adına kayıtlı olduğu, araçta yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunu da dikkate alarak, araçta yakalanan ilaçların söz konusu araçta taşınmasında bagaj hacmi yük bakımından ağırlıklı bir bölümünü oluşturduğu, söz konusu ilaçların taşınmasında aracın kullanılmasının zorunlu olduğu, Oxyvet marka ve Niclosan marka ilaçların ruhsatlı olmadığı gerekçeleriyle, suça konu ilaçların taşındığı aracın ve ilaçların müsaderesine karar verilmiştir.</p>

<p>13. Müsadere kararıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu, başvurucuya isnat edilen suçun niteliği ve başvurucuya ait araçta ele geçirilen kaçak ilaçların miktarı dikkate alındığında müdahalenin meşru bir amacının olduğu ve orantısız olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>14. Açıklanan nedenlerle somut olay yönünden, başvurucunun adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edilmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202114841-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/aym-11423-slider.jpg" type="image/jpeg" length="36720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89594"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83549"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutukluluk Süreleri Nelerdir Ve Hangi Suçlarda Hangi Süreyle Uygulanır? CMK 102]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi çerçevesinde tutukluluk sürelerini tüm ayrıntılarıyla ele alıyoruz. Tutuklamanın ne anlama geldiğini, hangi şartlarda uygulanabileceğini, azami süre sınırlarını, katalog suçlarda öngörülen istisnaları ve çocuklar için getirilen özel hükümleri açıklıyoruz. Ayrıca, AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin uzun tutukluluk konusundaki ihlal kararlarını da değerlendiriyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>⚖️ Videoda Yanıt Bulacağınız Sorular</p>

<p>Tutuklama nedir, hangi koşullarda uygulanır?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçlarda tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Ağır ceza kapsamındaki suçlarda azami tutukluluk süresi nedir?<br />
Katalog suçlarda neden 5 yıla kadar tutuklama öngörülmektedir?<br />
Terör suçlarında ve toplu suçlarda süreler nasıl belirlenir?<br />
Çocuklar için özel tutukluluk süreleri nasıl hesaplanır?<br />
Tutukluluk uzatma kararları hangi gerekçelerle verilebilir?</p>

<p>AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda tespit ettiği hak ihlalleri nelerdir?</p>

<p>📖 Öne Çıkan Başlıklar</p>

<p>Masumiyet karinesi ve hukuk devleti ilkesi<br />
CMK 102 kapsamında azami süreler<br />
Ağır ceza ve katalog suçlarda farklı uygulamalar<br />
Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda tutuklama<br />
Çocuklara özgü düzenlemeler (15 yaş altı – 18 yaş altı)<br />
Adli kontrol ve alternatif tedbirler<br />
Somut gerekçe şartı ve uzatma kararlarının sınırları<br />
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 22:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/K4ofKL-dTLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="34543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="88521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="58001"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="72675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="65401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="72121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="21537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="99034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="48715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="67483"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
