<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 20 Apr 2026 02:57:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GIDA ÜRETİCİSİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞUNUN KOŞULLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gida-ureticisinin-hukuki-sorumlulugunun-kosullari-bayer-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gida-ureticisinin-hukuki-sorumlulugunun-kosullari-bayer-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Gıda güvenliği, modern hukuk sistemlerinde yalnızca bireysel sağlığın korunmasına yönelik bir mesele olmaktan çıkmış; kamu sağlığı, tüketici hakları ve piyasa düzeni ile doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir hukuki alan hâline gelmiştir. Özellikle sanayileşmiş gıda üretimi, karmaşık tedarik zincirleri ve küresel ticaretin etkisiyle, gıda ürünlerinin üretiminden tüketiciye ulaşmasına kadar geçen süreçte ortaya çıkabilecek riskler artmış; bu durum, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun kapsam ve niteliğinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır.</p>

<p>Türk hukukunda gıda üreticisinin sorumluluğu, esas itibarıyla 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu çerçevesinde şekillenmekte olup, bu düzenleme ile birlikte klasik kusur sorumluluğundan farklı olarak kusura dayanmayan bir sorumluluk rejiminin benimsendiği görülmektedir. Bununla birlikte, gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu başta olmak üzere özel düzenlemeler de bu sorumluluk alanının belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun doğmasına yol açan şartları; ürünün uygunsuzluğu, zararın varlığı ve nedensellik bağı unsurları çerçevesinde ele alınacak; özellikle gıda ürünlerine özgü riskler ve ispat sorunları dikkate alınarak konu sistematik bir bütünlük içerisinde incelenecektir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>Gıda Üreticisinin Sorumluluğunun Hukuki Çerçevesi ve Temel Sorunları</strong></p>

<p>7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun “Ürün Sorumluluğu Tazminatı” başlıklı 6. maddesi, ürünün bir kişinin bedensel bütünlüğüne veya malvarlığına zarar vermesi hâlinde, üretici veya ithalatçının bu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Anılan hükümde, zarar görenin uğradığı zararı ve söz konusu zarar ile ürünün uygunsuzluğu arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerektiği açıkça ifade edilmek suretiyle, sorumluluğun temel unsurları ortaya konulmuştur. Bu düzenleme, ürün sorumluluğu rejiminin klasik unsurlarını yansıtmakta; zarar, uygunsuzluk ve nedensellik bağı üzerinden sorumluluğun sınırlarını çizmektedir.</p>

<p>7223 sayılı Kanunun 3. maddesinde “ürün” kavramının “Her türlü madde, müstahzar veya eşyayı” şeklinde oldukça geniş bir şekilde tanımlanmış olması, gıda maddelerinin de bu kapsam içerisinde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede gıda üreticisinin sorumluluğu, özel bir düzenleme öngörülmediği sürece, genel ürün sorumluluğu rejimi içerisinde ele alınmaktadır. Her ne kadar ilgili maddede sorumluluğun niteliği açıkça “kusursuz sorumluluk” olarak ifade edilmemişse de, düzenlemenin sistematiği ve aranan şartlar dikkate alındığında bu sorumluluğun nitelik itibarıyla kusura dayanmayan bir sorumluluk türü olduğu kabul edilmektedir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Nitekim sorumluluğun doğumu bakımından üreticinin kusurunun varlığı veya ispatı aranmadığı gibi, düzenlemenin madde gerekçesinde de açıkça Avrupa Birliği’nin 85/374 sayılı Üreticinin Sorumluluğu Yönergesi esas alınarak hazırlandığı belirtilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte önemle belirtilmelidir ki, 7223 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12 Mart 2021 tarihinden önce meydana gelen olaylar bakımından bu Kanun’un öngördüğü sorumluluk rejiminin uygulanması mümkün değildir. Zira kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilkeler gereği, sorumluluğa yol açan fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanması esastır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Bu nedenle anılan tarihten önce gerçekleşen ve gıda üreticisinin sorumluluğunu doğuran uyuşmazlıklar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır (TBK, m. 49 vd.). Bu durumda sorumluluğun kurulabilmesi için üreticinin hukuka aykırı ve kusurlu bir fiilinin bulunması, bu fiil ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulması ve zararın ispat edilmesi gerekecektir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>Gıda üreticisinin sorumluluğunun doğabilmesi için, genel olarak üç temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>. Bunlar;</p>

<p>1- Gıdanın uygunsuz olması,</p>

<p>2- Bu uygunsuzluk nedeniyle bir kişinin veya bir malın zarara uğraması,</p>

<p>3- Gıdadaki uygunsuzluk ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.</p>

<p>Bu unsurlar içerisinde özellikle “uygunsuzluk”, gıda üreticisinin sorumluluğunun kurulmasında önemli bir işleve sahiptir. Zira gıdanın hukuken sorumluluk doğuracak nitelikte kabul edilebilmesi için, yalnızca bir zarar meydana gelmiş olması yeterli olmayıp, bu zararın uygunsuz bir gıda ürününden kaynaklanması gerekir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Gıdanın Uygunsuz Olması</strong></p>

<p>7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde “uygunsuzluk”, ürünün ilgili teknik düzenlemeye veya genel ürün güvenliği mevzuatına uygun olmama hâli olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, ürünün yalnızca teknik standartlara aykırılığını değil, aynı zamanda genel güvenlik beklentisini karşılamamasını da kapsayacak şekilde geniş bir içerik taşımaktadır. Nitekim Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasında ürünün güvenli olmasının zorunlu olduğu açıkça hüküm altına alınmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise teknik düzenlemenin insan sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlerine uygun olan ürünün, aksi ispat edilinceye kadar güvenli kabul edileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeye uygun olarak, 7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde “güvenli ürün”, kullanım süresi, hizmete sunulması, kurulumu, kullanımı, bakımı ve gözetimine ilişkin talimatlara uygun ve normal kullanım koşulları altında kullanıldığında risk taşımayan veya yalnızca kullanımına özgü kabul edilebilir asgari riskleri barındıran ve insan sağlığı ile güvenliği bakımından gerekli koruma düzeyini sağlayan ürün olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bir ürünün uygunsuz sayılmamasını iki temel ölçüte bağladığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki, ürünün ilgili teknik düzenlemelere uygun olması; diğeri ise, teknik uygunluk bulunsa dahi ürünün genel ürün güvenliği mevzuatının öngördüğü koruma düzeyini fiilen sağlayabilmesidir. Bu yaklaşım, teknik uygunluk ile fiilî güvenlik kavramlarının her zaman örtüşmeyebileceğini kabul eden modern ürün sorumluluğu anlayışı ile de uyum göstermektedir.</p>

<p>Bununla birlikte öğretide haklı olarak belirtildiği üzere, ürün sorumluluğu bakımından “uygunsuzluk” kavramı salt teknik normlara aykırılık seviyesine indirgenmemeli; ürünün somut olayda makul güvenlik beklentisini karşılayıp karşılamadığı da dikkate alınmalıdır<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>Gıda ürünleri bakımından teknik düzenleme çerçevesinin merkezinde 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu yer almaktadır. Anılan Kanun’un 21. maddesinde, insan sağlığı için tehlike oluşturan veya tüketime uygun olmayan gıdaların “güvenilir olmayan gıda” sayılacağı ve bu tür gıdaların piyasaya arz edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Maddenin 2. fıkrasında, bir gıdanın güvenilir olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca üretim aşamasının değil; işleme, dağıtım, piyasaya sunuluş biçimi, etiket bilgileri, sağlık uyarıları ve tüketicinin günlük olağan kullanım koşullarının da dikkate alınacağı belirtilmiştir. Ayrıca, gıdanın insan sağlığına zararlı olup olmadığının değerlendirilmesinde ani, kısa vadeli veya uzun vadeli etkilerin yanı sıra, gelecek nesiller üzerindeki muhtemel sonuçların, birikici toksik etkilerin ve belirli tüketici gruplarının özel hassasiyetlerinin de göz önünde bulundurulacağı düzenlenmiştir. Kanuni düzenlemeden, gıda güvenliğinin, yalnızca görünür ve derhal ortaya çıkan tehlikelerle sınırlı olmadığı; uzun vadeli ve toplumsal etkileri de kapsayan daha geniş bir koruma mantığına dayandığı anlaşılmaktadır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Gıdaların piyasaya arzı bakımından 5996 sayılı Kanun yalnızca genel çerçeveyi çizmekle yetinmemiş; 23. maddesinde Türk Gıda Kodeksi sistemine de yer vererek daha ayrıntılı teknik düzenlemelerin oluşturulmasını öngörmüştür. Nitekim bu sistem aracılığıyla gıdaların bileşimi, ham maddeleri, katkı maddeleri, üretim koşulları, hijyen kuralları, ambalajlama, depolama ve etiketleme gibi insan sağlığıyla doğrudan bağlantılı birçok husus özel düzenlemelere bağlanmıştır. 5996 sayılı Kanun’un 23. maddesinin 5. fıkrasında da, gıda kodeksine aykırı gıda ile gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin üretilemeyeceği, işlenemeyeceği ve piyasaya arz edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, bir gıdanın uygunsuz olup olmadığının belirlenmesinde yalnızca genel kanun hükümlerine değil, aynı zamanda Türk Gıda Kodeksi kapsamında çıkarılan özel teknik düzenlemelere de başvurulması gerekir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>Gıda ürünlerinde ortaya çıkabilecek uygunsuzluklar, uygulamadaki görünüm biçimleri de esas alınarak dört grupta incelenebilir:</p>

<p><strong>A. </strong><strong> Gıdaların İçeriğinden Kaynaklanan Uygunsuzluklar</strong></p>

<p>Bu tür uygunsuzluklar, doğrudan doğruya gıdanın bileşimine ilişkindir. Gıdanın içeriğinde mevzuatın izin vermediği bir maddenin bulunması, izin verilen bir maddenin sınır değerleri aşacak ölçüde kullanılması ya da ürünün doğasına, beyanına veya standardına aykırı biçimde bileşim değiştirilmesi bu gruba girer. Özellikle tağşiş, taklit, yasaklı katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, veteriner ilaç kalıntıları, ağır metaller ve toksik bulaşanlar, içeriğe dayalı uygunsuzluğun tipik örneklerindendir. Gıdanın tüketiciye güvenli görünmesi, bu tür uygunsuzlukların mevcut olmadığı anlamına gelmez; çoğu zaman söz konusu aykırılıklar ancak laboratuvar incelemeleri ve resmî denetimler sonucunda ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Gıdaların Üretiminden Kaynaklanan Uygunsuzluklar</strong></p>

<p>Gıdanın içeriği teorik olarak mevzuata uygun olsa dahi, üretim sürecinde hijyen</p>

<p>kurallarına uyulmaması, uygun olmayan işleme tekniklerinin kullanılması, üretim hattında kontaminasyon meydana gelmesi veya soğuk zincirin korunamaması sebebiyle ürün uygunsuz hâle gelebilir. Bu bağlamda, 5996 sayılı Kanun’un 21. maddesinde güvenilir olmayan gıdaların piyasaya arzının yasaklanmasıyla birlikte, gıdanın üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında ortaya çıkabilecek risklerin de güvenilirlik değerlendirmesine dahil edildiği görülmektedir. 5996 sayılı Kanun’un 22. maddesinde gıda işletmecilerine üretim ve işleme süreçlerinde hijyen kurallarına uyma yükümlülüğü getirilmiş; 23. maddede ise gıdaların üretimi, işlenmesi ve piyasaya arzına ilişkin teknik kriterlerin Türk Gıda Kodeksi çerçevesinde ayrıntılı olarak düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Bu nedenle üretim kaynaklı uygunsuzluk, çoğu zaman ürünün dış görünümünden anlaşılmamakta; aksine üretim sürecindeki ihmal, yetersiz denetim veya teknik standartlara uyulmaması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Özellikle mikrobiyolojik bulaşma, çapraz kontaminasyon, bozulmuş veya uygun olmayan hammadde kullanımı, depolama sıcaklıklarının mevzuata aykırı olması ve taşıma koşullarının uygun şekilde sağlanmaması, bu tür uygunsuzlukların en tipik örneklerini oluşturmaktadır.</p>

<p>Öğretide de gıda güvenliğinin yalnızca nihai ürün analiziyle değil, üretimin bütün aşamalarını kapsayan hijyen ve süreç denetimiyle sağlanabileceği vurgulanmaktadır. <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p><strong>C. </strong><strong>Gıda Hakkında Bilgilendirmeden Kaynaklanan Uygunsuzluklar</strong></p>

<p>Bir gıda ürünü, bileşimi ve üretim süreci bakımından teknik düzenlemelere uygun olsa dahi, tüketiciye sunulan bilgilendirmenin eksik, hatalı veya yanıltıcı olması hâlinde yine uygunsuz kabul edilebilir. Zira gıdanın güvenli sayılabilmesi yalnızca fiziksel ve kimyasal özelliklerine değil, aynı zamanda tüketicinin ürünü doğru şekilde değerlendirebilmesini sağlayacak bilgilendirme düzeninin varlığına da bağlıdır. Nitekim 5996 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, gıdanın tüketiciyi yanıltmayacak biçimde etiketlenmesi ve sunulması gerektiği açıkça hükme bağlanmış; buna paralel olarak Türk Gıda Kodeksi Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nde etiketleme, içerik bildirimi, alerjen uyarıları ve sağlık beyanlarına ilişkin ayrıntılı yükümlülükler düzenlenmiştir.</p>

<p>Ayrıca Avrupa Birliği hukukunda da 178/2002 sayılı Tüzük’ün 14. maddesinde, güvenli olmayan gıdanın piyasaya arz edilemeyeceği belirtilmiş ve bu değerlendirmede yalnızca ürünün yapısal özelliklerinin değil, tüketiciye sunuluş biçiminin ve sağlanan bilginin de dikkate alınacağı kabul edilmiştir. Bu çerçevede yanlış etiketleme, içerik bilgisinin eksik veya yanıltıcı verilmesi, alerjen bildirimlerinin yapılmaması, sağlık beyanlarının gerçeğe aykırı kullanılması veya ürünün gerçek niteliğini gizleyen sunum biçimleri, gıdanın uygunsuz sayılmasına yol açabilecek başlıca durumlar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla gıda hakkında bilgilendirme yükümlülüğü, yalnızca tüketici hukukunun bir görünümü olarak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendirilmelidir. <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>.</p>

<p><strong>D. </strong><strong>Gıdaların Güvenli Olmamasından Kaynaklanan Uygunsuzluklar</strong></p>

<p>7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde güvenli ürünün, normal kullanım koşullarında risk taşımayan veya ancak kullanımına özgü asgari riskler içeren ve insan sağlığı ile güvenliği bakımından gerekli koruma düzeyini sağlayan ürün olduğu belirtilmiştir. Bu tanımın mefhumu muhalifinden hareketle, normal kullanım koşullarında tüketici bakımından kabul edilebilir güvenlik seviyesini sağlamayan gıda ürünlerinin güvenli olmayan ürün olarak değerlendirilmesi gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ürünün teknik düzenlemelere şeklen uygun görünmesinin her zaman güvenli olduğu anlamına gelmemesidir. Nitekim, ürün güvenliği ile ürün sorumluluğu bakımından yapılan değerlendirme her zaman örtüşmeyebilir, teknik düzenlemelere uygun bir ürünün dahi somut olayda tüketicinin haklı güvenlik beklentisini karşılamayabilir. Bu nedenle gıdanın güvenli olup olmadığı değerlendirilirken yalnızca mevzuata şekli uygunlukla yetinilmemeli; ürünün olağan kullanım koşulları altında insan sağlığı bakımından gerçekten gerekli koruma seviyesini sağlayıp sağlamadığı da ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, gıdanın uygunsuzluğu kavramı, yalnızca bir teknik düzenleme ihlali olarak değil; gıdanın bileşimi, üretim süreci, tüketiciye sunulan bilgi ve genel güvenlik düzeyi birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gereken çok katmanlı bir hukuki ölçüt olarak anlaşılmalıdır. Bu yaklaşım, hem 7223 sayılı Kanun’un ürün sorumluluğu sistematiğine hem de 5996 sayılı Kanun’un gıda güvenliğini esas alan koruma mantığına daha uygundur.</p>

<p><strong>III. Uygunsuz Gıdadan Dolayı Zarar Doğması</strong></p>

<p>Uygunsuz gıdanın yol açtığı zararlar, çoğu durumda öncelikle kişinin sağlığı ve vücut bütünlüğü üzerinde ortaya çıkan maddi kayıplar şeklinde görünür. Bununla birlikte, uygunsuz gıdanın sonuçları yalnızca bedensel zararlarla sınırlı değildir. Somut olayın özelliklerine göre, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeler, üçüncü bir malın hasara uğraması ve hatta kişilik değerlerinde ortaya çıkan sarsıntı sebebiyle manevi zarar da söz konusu olabilir. Nitekim, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 5. fıkrasında, ürünün sebep olduğu zarar nedeniyle ödenecek maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, gıda üreticisinin sorumluluğunda zarar kalemlerinin kapsamı belirlenirken, ürün sorumluluğuna ilişkin özel hüküm ile Türk Borçlar Kanunu’nun genel tazminat hükümleri birlikte değerlendirilmelidir</p>

<p><strong>A) Maddi Zararlar</strong></p>

<p><strong>1. Kişiye İsabet Eden Zararlar</strong></p>

<p>Uygunsuz bir gıdanın tüketilmesi, insan sağlığı bakımından hafif nitelikte geçici rahatsızlıklardan ağır bedensel zararlara ve hatta ölüme kadar uzanan sonuçlar doğurabilir. Özellikle bozulmuş gıdalar, mikrobiyolojik bulaşma içeren ürünler, toksik veya kanserojen madde barındıran besinler ya da mevzuata aykırı katkı maddeleri ihtiva eden gıdalar, doğrudan beden bütünlüğü ihlal eden sonuçlara yol açabilmektedir. Bu sebeple, uygunsuz gıdadan kaynaklanan zararlarda ilk incelenmesi gereken zarar türü, kişiye yönelen maddi zararlardır.</p>

<p><strong>a. </strong><strong>Ölüm neticesinde uğranılan maddi zararlar</strong></p>

<p>Uygunsuz gıdanın tüketimi ölümle sonuçlanmışsa, zarar kapsamı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi çerçevesinde belirlenir. Buna göre özellikle cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları zararlar tazminat hesabında dikkate alınır. Gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından burada önem taşıyan husus, ölüm sonucunun uygunsuz gıda ile bağlantısının ortaya konulabilmesidir. Bu bağ kurulabildiği takdirde, ölüm nedeniyle ortaya çıkan ekonomik kayıpların da ürün sorumluluğu rejimi kapsamında tazmini gündeme gelir,</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Yaralanma neticesinde uğranılan maddi zararlar</strong></p>

<p>Uygunsuz gıda her zaman ölüm sonucunu doğurmayabilir; ancak bedensel zarara yol açtığı ölçüde yine maddi tazminat sorumluluğunu gündeme getirir. Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesinde, bedensel zarar hâlinde özellikle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararların tazmin edileceği belirtilmiştir<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>. Gıda zehirlenmesi, uzun süreli bağırsak rahatsızlıkları, karaciğer veya böbrek fonksiyonlarında bozulma, alerjik şok, ağır toksik etkiler yahut kanserojen etki sebebiyle tedavi ihtiyacı doğuran durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu zararların tazmini için, ortaya çıkan bedensel sonucun uygunsuz gıdanın tüketimiyle bağlantılı olduğunun tıbbi ve hukuki verilerle ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>2. Mala İsabet Eden Zararlar</strong></p>

<p>Uygunsuz gıdanın neden olduğu zarar yalnızca kişiye yönelmeyebilir; bazı durumlarda zarar görenin başka malları da zarar görebilir. Örneğin, bozuk bir hayvan yeminin kullanılması sonucu hayvanların telef olması, kusurlu bir gıda ürününün başka bir gıda partisinin tamamını kullanılamaz hâle getirmesi veya uygun olmayan ambalajlama ve muhafaza koşulları sebebiyle başka malların kirlenmesi ya da bozulması hâlinde, mala ilişkin zararlar gündeme gelir. 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesi, ürünün bir kişiye veya bir mala zarar vermesi ihtimalini birlikte düzenlediğinden, gıda ürününden kaynaklanan mal zararlarının da ürün sorumluluğu kapsamına girdiği kabul edilmelidir. Bununla birlikte, zarar gören malın doğrudan uygunsuz ürünün kendisi değil, ürün dışındaki başka bir mal olması gerektiği yönündeki ürün sorumluluğu mantığı da gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>B) Manevi Zararlar</strong></p>

<p>Gıda üreticisinin manevi tazminat sorumluluğu bakımından üzerinde özellikle durulması gereken temel mesele, kusur bulunmaksızın manevi tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceğidir. Bu noktada, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin beşinci fıkrasında, ürünün sebep olduğu zarar nedeniyle ödenecek maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağının açıkça düzenlenmiş olması, manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde doğrudan TBK hükümlerine başvurulmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesinde, bedensel bütünlüğün zedelenmesi hâlinde zarar görene; ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde ise zarar görenin veya ölenin yakınlarına uygun bir miktar manevi tazminat verilmesine karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca TBK’nın 58. maddesinde, kişilik hakkının zedelenmesi durumunda manevi tazminata hükmedilebileceği düzenlenerek manevi zararın kapsamı daha da genişletilmiştir.</p>

<p>Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, uygunsuz bir gıdanın tüketimi sonucunda kişinin bedensel bütünlüğünün zarar görmesi veya ölümün meydana gelmesi hâlinde, maddi zararların yanı sıra manevi tazminat talebinin de gündeme gelebileceği açıktır. Dolayısıyla gıda üreticisinin sorumluluğu, yalnızca ekonomik kayıplarla sınırlı olmayıp, uygunsuz gıdanın tüketimi sonucunda kişilik değerlerinde meydana gelen zararları da kapsayacak şekilde geniş bir koruma alanı sağlamaktadır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk hukukunda kusursuz sorumluluk hâllerinde manevi tazminata hükmedilebileceği yönü, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.06.1966 tarihli, E. 1966/7, K. 1966/7 sayılı kararıyla da kabul edilmiştir. Söz konusu karar, adam çalıştıranın sorumluluğu bağlamında verilmiş olmakla birlikte, kusura dayanmayan sorumluluk rejimlerinde de manevi tazminatın tamamen dışlanamayacağı yönünde önemli bir içtihadı dayanak oluşturmaktadır. Bu nedenle, gıda üreticisinin sorumluluğu rejiminin niteliği dikkate alındığında, koşulları gerçekleştiği takdirde kusur ayrıca ispat edilmeksizin manevi tazminat talebinin ileri sürülebileceği yönündeki görüş daha isabetli görünmektedir. Başka bir ifadeyle, uygunsuz gıda sebebiyle kişinin bedensel veya ruhsal bütünlüğünde ciddi bir sarsılma meydana gelmişse, üreticinin kusuru ayrıca kanıtlanmasa dahi manevi tazminat isteminin hukuk düzenince korunması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>IV. Gıdadaki Uygunsuzluk ile Zarar Arasında Nedensellik Bağı Bulunması</strong></p>

<p>7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. fıkrasına göre, imalatçı veya ithalatçının sorumlu tutulabilmesi için zarar gören tarafın uğradığı zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesi zorunludur<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>. Kanun koyucu böylece ürün sorumluluğunun kurulmasını salt uygunsuz bir ürünün varlığına bağlamamış; bu uygunsuzluğun somut olayda ileri sürülen zararın gerçekleşmesinde etkili olduğunu da aramıştır.</p>

<p>Ürün sorumluluğu hukukunda nedensellik bağı, en genel anlamıyla, zarar doğuran sonucun ilgili ürünün uygunsuzluğuna bağlanabilir olmasını ifade eder. Bu sebeple, zararın yalnızca uygunsuz bir gıdanın tüketilmesinden sonra ortaya çıkmış olması tek başına yeterli değildir; ayrıca söz konusu zararın, hayatın olağan akışı ve somut olayın özellikleri çerçevesinde, o uygunsuzluktan kaynaklandığının da gösterilmesi gerekir<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>.</p>

<p>Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından nedensellik bağının ispatı, teoriye kıyasla uygulamada çok daha güç bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun temel nedeni, gıda kaynaklı zararların her zaman ani ve kolayca gözlemlenebilir nitelikte olmamasıdır. Gerçekten de bozulmuş veya zararlı mikroorganizmalarla bulaşmış bir gıdanın tüketiminden hemen sonra meydana gelen klasik gıda zehirlenmelerinde illiyet bağının kurulması görece daha kolay iken; katkı maddeleri, bulaşanlar, toksik kalıntılar veya uzun süreli maruziyet doğuran içerikler sebebiyle zaman içinde gelişen sağlık sorunlarında aynı derecede açık bir bağ kurmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Özellikle belirli bir gıdanın yıllar sonra ortaya çıkan bir hastalıkla ilişkilendirilmesi gereken durumlarda, tıbbi ve bilimsel belirsizlikler ispat faaliyetini ciddi ölçüde güçleştirmektedir. Bu güçlük öğretide de vurgulanmış; zarar görenin, üretim süreci hakkında bilgiye çoğu zaman sahip olmaması ve teknik sebepleri ortaya koymakta zorlanması sebebiyle, nedensellik bağının ispatının ürün sorumluluğu hukukunun en problemli alanlarından birini oluşturduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu noktada önemle belirtilmelidir ki, ispat yükünün zarar görene ait olmasının mutlak ve katı bir biçimde uygulanmaması gerektiği, özellikle fiilî karinelerden ve hayatın olağan akışından yararlanılarak ispatın kolaylaştırılmasının ürün sorumluluğu rejiminin amacıyla daha uyumlu olacağı yönünde görüşler ileri sürülmektedir. Bu çerçevede, ürünün olağan veya makul olarak öngörülebilen kullanımı sırasında zarara yol açtığının ortaya konulması hâlinde, ürünün güvenli olmadığı ve bu güvensizlik ile zarar arasında nedensellik bağının bulunduğu yönünde fiilî bir karinenin kabul edilmesinin isabetli olacağı ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle teknik sebebin tam olarak ortaya konulamadığı ancak ürün ile zarar arasındaki ilişkinin somut olay verileriyle kuvvetle desteklendiği hâllerde önem kazanmaktadır<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>.</p>

<p>Gıda ürünleri bakımından nedensellik bağının değerlendirilmesinde, 5996 sayılı Kanun’un gıda güvenilirliğine ilişkin yaklaşımı da göz önünde bulundurulmalıdır. Zira bu Kanun, gıdanın yalnızca anlık etkileri bakımından değil; kısa, orta ve uzun vadeli sonuçları, birikici toksik etkileri, gelecek nesiller üzerindeki muhtemel etkileri ve belirli tüketici gruplarının özel hassasiyetlerini de dikkate alan geniş bir koruma modeli benimsemiştir. Bu nedenle gıda kaynaklı zararların değerlendirilmesinde, her olayda yalnızca doğrudan ve hemen ortaya çıkan zararların değil, bilimsel verilerle desteklenebilen gecikmiş veya birikimli etkilerin de dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte, böyle durumlarda dahi sorumluluğun kurulabilmesi için mahkemeyi ikna edecek ölçüde bir nedensellik değerlendirmesi yapılması zorunludur.</p>

<p>Nedensellik bağının kurulmuş olması her zaman üreticinin sorumluluğunun devam edeceği anlamına da gelmez. Genel sorumluluk hukuku bakımından mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru gibi sebeplerin nedensellik bağını kesebileceği kabul edilmekle birlikte, 7223 sayılı Kanun bu konuda bazı özel hükümler içermektedir. Kanun’un 21. Maddesinin 3. fıkrasında, zararın üründeki uygunsuzluğun yanı sıra üçüncü bir kişinin fiili veya ihmalinden kaynaklanmış olmasının imalatçı veya ithalatçının 6. maddede düzenlenen tazminat sorumluluğunu azaltmayacağı, ancak üretici veya ithalatçının üçüncü kişiye rücu hakkının saklı olduğu açıkça düzenlenmiştir. Buna karşılık, aynı maddenin dördüncü fıkrasında, zararın üründeki uygunsuzluğun yanı sıra zarar görenin veya zarar görenin sorumluluğundaki bir kişinin kusurundan kaynaklanması hâlinde, imalatçı veya ithalatçının tazminat sorumluluğunun hâl ve şartlara göre azaltılabileceği veya tamamen ortadan kaldırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, özellikle kullanım talimatlarına açıkça aykırı tüketim, ürünü öngörülemeyecek şekilde değiştirme veya zarar görenin güvenlik uyarılarını dikkate almaması gibi durumlarda önem taşımaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, gıda üreticisinin sorumluluğunda nedensellik bağı, teorik olarak klasik bir sorumluluk unsuru gibi görünmekle birlikte, uygulamada çoğu zaman uyuşmazlığın düğüm noktasını oluşturmaktadır. Özellikle zaman içinde gelişen sağlık zararlarında, uygunsuz gıda ile zarar arasındaki ilişkinin kurulması hem tıbbi hem hukuki değerlendirmeyi birlikte gerektirir. Bu sebeple, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki ispat kuralı uygulanırken, gıdanın niteliği, tüketim şekli, zararın ortaya çıkış zamanı, bilimsel veriler ve olayın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir. Ürün sorumluluğu hukukunun koruyucu amacı da dikkate alındığında, zarar görenin ispat yükünü yerine getirmesinde fiilî karinelerden ve somut olayın olağan akışından yararlanılması, gıda kaynaklı zararların adil biçimde çözülmesi bakımından daha uygun görünmektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, modern ürün sorumluluğu hukukunun en hassas ve en karmaşık alanlarından birini oluşturmaktadır. 7223 sayılı Kanun ile benimsenen kusursuz sorumluluk yaklaşımı, tüketicinin korunması bakımından önemli bir güvence sağlamakla birlikte, bu sorumluluğun kurulabilmesi için ürünün uygunsuzluğu, zararın varlığı ve bu iki unsur arasındaki nedensellik bağının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Çalışmada ortaya konulduğu üzere, gıdanın uygunsuzluğu yalnızca teknik düzenlemelere aykırılıkla sınırlı olmayıp; ürünün içeriği, üretim süreci, tüketiciye sunuluş biçimi ve genel güvenlik düzeyi birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gereken çok boyutlu bir kavramdır. Özellikle gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin kimi zaman gecikmeli ve dolaylı olarak ortaya çıkması, nedensellik bağının ispatını güçleştirmekte; bu durum ürün sorumluluğu hukukunda ispat yükü ve ispat kolaylıkları tartışmalarını daha da önemli hâle getirmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, gıda üreticisinin sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklarda, yalnızca katı ispat kurallarıyla hareket edilmesi yerine, somut olayın özellikleri, bilimsel veriler ve hayatın olağan akışı birlikte değerlendirilerek fiilî karinelerden yararlanılması, hakkaniyete daha uygun sonuçlara ulaşılmasını sağlayacaktır. Nitekim ürün sorumluluğu hukukunun temel amacı, yalnızca üreticiyi sorumlu tutmak değil, aynı zamanda tüketicinin güvenli ürünlere erişimini sağlamak ve ortaya çıkan zararları adil bir şekilde telafi etmektir.</p>

<p>Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, teknik düzenlemeler ile genel sorumluluk hukuku ilkelerinin kesişim noktasında yer almakta; bu nedenle her somut olayda hem hukuki hem de bilimsel değerlendirmeyi birlikte gerektiren dinamik bir alan olarak önemini korumaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> SANLI Kerem Cem / ATAMER Yeşim, “Hukuk ve Ekonomi Perspektifinden İmalatçının Kusursuz Sorumluluğuna Dair Bir Değerlendirme”, Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş Armağan, İstanbul, Der Yayınları, 2012, s. 782</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> YAVUZ Cevdet, Türk Borçlar Kanunu Tasarısına Göre Kusursuz Sorumluluk Halleri ve İlkeleri” Hukukundan MÜHFHAD, Modern Roma Hukuka Sorumluluk (Sempozyum Özel Sayısı) Y. 2008, C. 14, S. 4, s. 29-61.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2021, s. 549</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> KANIŞLI Erhan, “Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu (ÜGTDK) Uyarınca Üreticinin Sorumluluğu”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020, s. 1421-1422</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> ÇALIŞKAN, Gıda Üreticisinin Hukuki Sorumluluğu, s.93-95</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> ÇELT, Damla Özden, “Ürün Sorumluluğunda Yaşanan Güncel Gelişme: 7223 Sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu”, AndHD, C. 7, S. 1, Ocak 2021, s. 98-99</span></p>

<p><span style="color:#999999">POLAT, Cemre, “Türk ve Avrupa Birliği Hukukunda Ürün Sorumluluğu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 70, S. 4, 2021, s. 978</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> MADEN, Mehmet, “Gıda Ceza Hukukunun Bazı Temel Kavramları ve Genel Yapısı Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme”, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, C. 7, S. 1, 2019, s. 79</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> KOÇ Emin, Gıda Güvenliği ve İdarenin Yetkileri, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir, 2014, s. 60</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> TÜRKOĞLU H. Gökçe, “Avrupa Birliği Gıda Hukukunun Temel İlkelerine Dair Kısa Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, C.8, Özel Sayı, 2013, s. 2800</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> TÜZÜNER, Özlem, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Radura (Işınlanmış Gıda) Logosu ve Tüketicinin Bilgilendirilmesi Çerçevesinde İdarenin Faaliyetleri”, SDÜHFD, C. 10, S. 1, 2020, s. 103</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> OĞUZMAN M. Kemal/ ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2, 18. Bs., İstanbul, Vedat Kitapçılık 2020, s.96</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> KIRCA Çiğdem, Ürün Sorumluluğu, Ankara, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2007, s.164</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> ÇEKİN, Mesut Serdar, “Güncel Gelişmeler Işığında AB ve Türk Hukukunda Dijital Ürünlere İlişkin Ürün Sorumluluğu ve Ürün Güvenliği Düzenlemeleri Üzerine Değerlendirme”, TAÜHFD, C. 7, S. 1, 2025, s. 188-189</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> KARAŞAHİN Yasin Alperen, “Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nda Yer Alan Ürün Sorumluluğu Kuralları ile Ürün Güvenliği Kurallarının İlişkisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 72, S. 3, 2023, s. 1417-1419; ÇELT, Damla Özden, “Ürün Sorumluluğunda Yaşanan Güncel Gelişme: 7223 Sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu” s.98-99</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gida-ureticisinin-hukuki-sorumlulugunun-kosullari-bayer-1</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/gida-sk.jpg" type="image/jpeg" length="90100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İNTİFA HAKKININ KAPSAMLI DEĞERLENDİRMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/intifa-hakkinin-kapsamli-degerlendirmesi-aricak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/intifa-hakkinin-kapsamli-degerlendirmesi-aricak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İntifa Hakkı Nedir? </strong></p>

<p>İntifa hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 794 ve devamı maddeleri ile düzenlenmiş olup mülkiyet hakkından sonra şahıslara en geniş yetki veren sınırlı ayni haktır. İntifa hakkı; herhangi bir hak, malvarlığı, taşınır veya taşınmaz üzerinde tesis edilebilen ve bunun sonucunda o şey üzerinde kullanma ve yararlanma hakkı taşıyan sınırlı ayni haktır. İntifa hakkı, kişiye bağlı irtifaklar altında düzenlenmiş olup oturma hakkı gibi şahsın varlığına bağlı tesis edilen bir haktır. Bu durumun sonucu olarak intifa hakkı, devredilemeyen ve ölüm sonucunda mirasçılara geçmeyen bir haktır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu Madde 794 – <i>“İntifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir. Aksine düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar.”</i></p>

<p>Üzerine intifa hakkı tesis edilen şey “çıplak mülkiyet” olarak adlandırılmaktadır. Nitekim intifa tesis edilen şeyin mülkiyeti hak tesis eden kişiye ait olsa da kullanım ve yararlanma hakları intifa hakkı sahibinde olacağından; intifa tesisini sağlayan malik sadece çıplak mülkiyete sahip olacaktır.</p>

<p><strong>İntifa Hakkında Kullanım Devri Mümkün müdür? Gelir ve Dava Hakları Kime Aittir?</strong></p>

<p>İntifa hakkı her ne kadar devredilemeyen ve kişiye bağlı bir hak olsada; kullanım hakkı veya yönetim yetkisi devre konu olabilir. Burada kastedilen; mülkiyet devri veya intifa hakkının bizzat devri değil, taşınmazın kiraya verilmesi ya da yönetici atanması gibi kullanım veyahut yönetim yetkilerinin üçüncü kişilere bırakılabilmesidir. Ancak sözleşme ile bu durumun aksine, özellikle kullanım hakkının devrini sınırlandıran özel hükümler getirilebilmesi mümkündür.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu Madde 806 – <i>“Sözleşmede aksine hüküm yoksa veya durum ve koşullardan hak sahibince şahsen kullanılması gerektiği anlaşılmıyorsa, intifa hakkının kullanılması başkasına devredilebilir. Bu takdirde malik, haklarını, devralana karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.”</i></p>

<p>İntifa hakkının kullanım ve yararlanma hakkının devrinden veya doğrudan intifa hak sahibi tarafınca kullanılmasından doğan gelirler intifa hakkı sahibine ait olacaktır.</p>

<p>İntifa hakkı sahibi; intifa hakkına konu taşınmaz bakımından, çıplak mülkiyet sahibinin sahip olduğu zilyetlikten doğan dava ve talep haklarını da kullanabilir; örneğin üçüncü kişilere karşı el atmanın önlenmesi, haksız işgal veya ecrimisil davaları gibi zilyetlikten (malı elinde bulundurma hali) doğan hakları ve dolayısıyla davaları ileri sürebilecektir. Bu durum, özellikle imar durumu veya yapı güvenliği gibi riskli taşınmazlarda hukuki takip açısından lehe sonuçlar doğurabileceği gibi yanlış bir hukuki süreç yürütülmesi hâlinde geri dönüşü olmayan sonuçlara da yol açabilme riski taşımaktadır.</p>

<p><strong>İntifa Hakkının Sınırları Nelerdir?</strong></p>

<p>İntifa hakkı sahibinin kullanma ve yararlanma yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki malın özdeğerine zarar verecek şekilde kullanılamaz. İntifa hakkı sahibi, taşınmazın ekonomik özgülenme amacını, malike önemli zarar verecek ölçüde değiştiremez; taşınmazı yeni bir şekle dönüştüremez veya esaslı bir değişiklik yapamaz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu Madde 817- <i>“İntifa hakkı sahibi, intifa konusu taşınmazın ekonomik özgülenme yönünü malike önemli zarar verecek şekilde değiştiremez; özellikle onu yeni bir şekle dönüştüremeyeceği gibi, onda önemli bir değişiklik de yapamaz.”</i></p>

<p>Kanun hükmü doğrultusunda bir örnek vermemiz gerekirse; otel olarak işletilen bir taşınmaz, çıplak mülkiyet sahibinin hak kaybına yol açacak şekilde ücretli otopark alanına dönüştürülemez çünkü burada taşınmazın özgülendiği alanda esaslı bir değişiklik söz konusudur. Bu noktada, çıplak mülkiyet hakkı sahibinin uğrayacağı olası maddi kayıp ile taşınmazın özgülendiği amacın niteliği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>İntifa Hakkı Sahibinin Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi Halinde Hangi Hukuki Yollara Gidilebilir?</strong></p>

<p>İntifa hakkı sahibi, kendisine tanınan süre içinde güvence göstermez veya malikin itirazına rağmen taşınmazı hukuka aykırı şekilde kullanmaya devam ederse sulh hukuk mahkemesine başvurularak bu durumun sona erdirilmesi talep edilebilir.</p>

<p>Bu kapsamda sulh hâkimi, yeni bir karar verilinceye kadar intifa hakkı sahibinin zilyetliğini kaldırarak taşınmazı bir kayyıma tevdi edebilir. Bu düzenleme, ciddi hak ihlalleri bakımından önemli bir koruma mekanizmasıdır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu Madde 810 -<i>“İntifa hakkı sahibi, kendisine tanınan uygun süre içinde güvence göstermez veya hakkın konusu olan malı malikin itiraz etmesine rağmen hukuka aykırı şekilde kullanmaya devam ederse; sulh hâkimi, yeni bir karara kadar intifa hakkı sahibinin zilyetliğini kaldırarak hakkın konusunu atayacağı bir kayyıma tevdi eder.”</i></p>

<p><strong>İntifa Hakkından Doğan Giderler Kime Yükletilmelidir?</strong></p>

<p>İntifa hakkına konu taşınmazın olağan bakım ve işletme giderleri, güvencesini oluşturduğu borçların faizleri ile vergi ve resimleri, intifa süresi boyunca intifa hakkı sahibine aittir. Ancak intifa hakkı sahibi bu bedeli sağlamazsa; malik, intifa hakkı konusu malı yerine getirilmeyen yükümlülüklerin ifası amacıyla kısmen veya tamamen paraya çevirebilecektir.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu Madde 813 – <i>“İntifa hakkı konusu olan malın olağan bakım ve işletme giderleri, güvencesini oluşturduğu borçların faizleri, vergi ve resimleri, intifa süresince intifa hakkı sahibine aittir. Vergi ve resimleri malik ödemişse, intifa hakkı sahibi, yukarıda belirtilen esasa göre bunları malike tazmin etmek zorundadır. Diğer bütün yükümlülükler malike aittir. Ancak, intifa hakkı sahibi bunların yerine getirilmesi için gereken parayı, istemi üzerine malike karşılıksız olarak sağlamazsa; malik, intifa hakkı konusu malı bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için kısmen veya tamamen paraya çevirebilir.”</i></p>

<p>İntifa hakkı sahibinin bu giderleri yerine getirmemesi hâlinde malik, masrafları onun hesabına kendisi yapabilir ve gerekli hâllerde rücu edebilir. Bunun dışındaki tüm yükümlülükler ise kural olarak malike aittir.</p>

<p>Bu çerçevede özetle intifa hakkı sahibinin sorumluluğunda olan giderler şunlardır:</p>

<p>· Taşınmazın olağan bakım ve işletme giderleri,</p>

<p>· Güvencesini oluşturduğu borçların faizleri,</p>

<p>· Vergi ve resimler,</p>

<p>· Taşınmazın muhafazası ile olağan bakım için gerekli onarım ve yenileme giderleri,</p>

<p>· Taşınmazın sigortalı olması veya sigortalanmasının gerekli olması hâlinde sigorta giderleri</p>

<p>Bu hükümlerin uygulanması büyük ölçüde yargı içtihatları doğrultusunda şekillenmekte olup, taşınmazın mevcut hâlinin korunması önem arz etmektedir. Bununla birlikte, intifa hakkına konu olan sermayenin faizleri ve diğer dönemsel gelirleri, intifa hakkının başladığı tarihten sona erdiği tarihe kadar intifa hakkı sahibine ait olacaktır.</p>

<p><strong>Taşınmaz Mülkiyetinin Devri Halinde İntifa Hakkı Devam Eder Mi?</strong></p>

<p>Taşınmaz mülkiyetinin çıplak mülkiyet sahibi tarafından devri halinde; çıplak mülkiyet yeni malike geçecektir. Yeni malik tıpkı eski malik gibi intifa konusu malı satabilir, devredebilir veya üzerinde rehin hakkı tesis edebilir. Bu işlemler, intifa hakkı sahibinin mevcut haklarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bu hususu somut bir örnekle açıklamak gerekirse; A, taşınmazı üzerinde B lehine 10 yıllık intifa hakkı tesis etmiş ve 6. yılda taşınmazı üçüncü bir kişiye devretmişse, yeni malik A’nın yerine geçer; ancak B’nin intifa hakkı kalan 4 yıl boyunca aynen devam eder. Zira intifa hakkı, taşınmaza veya malikle kurulan sözleşmesel ilişkiye değil, intifa hakkı sahibinin şahsına bağlı bir hak olup taşınmazlar yönünden tapu siciline tescil zorunlu olduğundan yeni malik işbu durumu kabul ederek malı satın almış sayılmaktadır.</p>

<p><strong>İntifa Hakkının Sona Erme Halleri Nelerdir?</strong></p>

<p>Taşınmazlar özelinde intifa hakkının sona erme hâlleri şu şekildedir:</p>

<p>· İntifa hakkı sahibinin vazgeçmesi (tek taraflı terkin talebi ile mümkündür)</p>

<p>· İntifa hakkı sahibinin ölümü (tüzel kişiler bakımından infisah, tasfiye veya iflas),</p>

<p>· İntifa hakkının tesis edildiği sürenin sona ermesi,</p>

<p>· Kamulaştırma</p>

<p>· Taşınmazın yok olması,</p>

<p>· Türk Medeni Kanunu’nun 785. ve 810. maddeleri kapsamında sona erme halleri</p>

<p>Türk Medeni Kanunu Madde 796 – <i>“İntifa hakkı, konusunun tamamen yok olması ve taşınmazlarda tescilin terkini; yasal intifa hakkı, sebebinin ortadan kalkması ile sona erer. Sürenin dolması veya hak sahibinin vazgeçmesi ya da ölümü gibi diğer sona erme sebepleri, taşınmazlarda malike terkini isteme yetkisi verir.”</i></p>

<p>Bu sona erme nedenlerinden de açıkça görüleceği üzere, intifa hakkının malik açısından en riskli yönü; malikin intifa hakkını kanunda sayılan geçerli haller dışında tek taraflı olarak geri alma veya vazgeçme imkânının neredeyse bulunmamasıdır. Bu durum, ilerleyen süreçte malik açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilecektir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İntifa hakkı, taşınmaz üzerinde hak sahibine geniş ve doğrudan bir kullanım ile yararlanma yetkisi tanıyan güçlü bir sınırlı ayni hak niteliğindedir. Ancak bu güç, malik açısından taşınmaz üzerindeki fiili hâkimiyetin önemli ölçüde sınırlandırılması ve hakkın uzun süreli etkileri nedeniyle geri dönüş imkânlarının daralması sonucunu doğurabilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede intifa hakkı özellikle güven ilişkisine dayalı durumlarda ve uzun vadeli kullanım planlamalarında işlevsel bir araç olmakla birlikte, malik bakımından kontrol, müdahale ve risk yönetimi açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir mekanizmadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20212711-e-20212433-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/2711 E., 2021/2433 K. </span></a></strong><span style="color:#999999">(İntifa Hakkının Ölüm Halinde Kendiliğinden Sona Erdiğine İlişkin)</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201616117-e-20192450-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/16117 E. 2019/2450 K. </span></a></strong><span style="color:#999999">(İntifa Hakkı Sahibinin Zilyetlikten Doğan Davaları Takip Hakkına İlişkin)</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, S. (2021). Eşya Hukuku. İstanbul: Filiz Kitabevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· İntifa Hakkı Nedir? Şartları, Tapuya Tescili ve Tescilin Terkini 2025, Av. Baran Delil </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/intifa-hakkinin-kapsamli-degerlendirmesi-aricak-1</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dlsss-sozles-kira.jpg" type="image/jpeg" length="10572"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Gürlek: Açılan dosya sayısından daha fazlası karara bağlanıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-acilan-dosya-sayisindan-daha-fazlasi-karara-baglaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-acilan-dosya-sayisindan-daha-fazlasi-karara-baglaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Cumhuriyet başsavcılıklarından yüksek yargı organlarına kadar yargı teşkilatının tüm kademelerinde görev yapan kıymetli yargı mensuplarımızın özverili çalışmaları sayesinde, yıl içerisinde açılan dosya sayısından daha fazlası karara bağlanmakta; yargı süreçlerinde etkinlik ve verimlilik artmaktadır." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Adalet teşkilatımızın fiziki ve teknik kapasitesini güçlendirirken, adaletin tecellisi için fedakarca görev yapan personelimizin çalışma koşullarını da kararlılıkla iyileştiriyoruz. Cumhuriyet başsavcılıklarından yüksek yargı organlarına kadar yargı teşkilatının tüm kademelerinde görev yapan kıymetli yargı mensuplarımızın özverili çalışmaları sayesinde, yıl içerisinde açılan dosya sayısından daha fazlası karara bağlanmakta; yargı süreçlerinde etkinlik ve verimlilik artmaktadır. 'Sıfır Kadastro Dosyası' hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar kapsamında yüzde 151,3 temizleme oranına ulaşılmış; bu başarı, yargılamaların makul sürede tamamlanması adına önemli bir eşik olarak kayıtlara geçmiştir" dedi.</p>

<p><strong>'REFORM İRADEMİZİ GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE HAYATA GEÇİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ'</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, "Adalet hizmetlerinin daha hızlı, etkin ve erişilebilir şekilde sunulması hedefimiz doğrultusunda idari ve yapısal düzenlemelerimizi hayata geçirmeye devam ediyor; vatandaş memnuniyetini en üst seviyeye taşıma gayesiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 'Türkiye Yüzyılı'nı Adaletin Yüzyılı kılma' vizyonu doğrultusunda, reform irademizi güçlü bir şekilde hayata geçirmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 04 14 At 11062414 04 202611 44 Am" height="1000" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-14-at-11062414-04-202611-44-am.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 04 14 At 110624 1 14 04 202611 44 Am" height="1000" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-14-at-110624-1-14-04-202611-44-am.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-14-at-11062514-04-202611-44-am-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 04 14 At 110625 1 14 04 202611 44 Am" height="1000" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-14-at-110625-1-14-04-202611-44-am.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakani-gurlek-acilan-dosya-sayisindan-daha-fazlasi-karara-baglaniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-a2.jpg" type="image/jpeg" length="77227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Stajyer Avukatlar Kurgusal Duruşma Yarışması bölge birincileri belirlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/stajyer-avukatlar-kurgusal-durusma-yarismasi-bolge-birincileri-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/stajyer-avukatlar-kurgusal-durusma-yarismasi-bolge-birincileri-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Eğitim Merkezi tarafından stajyer avukatlar arasında düzenlenen 2026 yılı Kurgusal Duruşma Yarışması'nın ilk aşaması olan Bölge Elemeleri, 58 baronun katılımıyla 18-19 Nisan 2026 tarihlerinde, yedi coğrafi bölgede eş zamanlı olarak gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Stajyer avukat takımlarının aynı olay metni üzerinden yarıştıkları bölge elemeleri, bölgelerde görev alan TBB Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu üyelerinin yarışmaya ilişkin bilgi vermesinin ardından yapılan kura çekimleriyle başladı.</p>

<p>İki gün süren yarışma sonucunda bölge dereceleri şöyle oluştu:</p>

<p><strong>KARADENİZ BÖLGESİ BİRİNCİSİ ZONGULDAK BAROSU</strong></p>

<p>Bartın Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan Karadeniz Bölgesi yarışmasında birinciliği Zonguldak Barosu, ikinciliği Trabzon Barosu, üçüncülüğü Amasya Barosu aldı.</p>

<p><strong>DOĞU ANADOLU BİRİNCİSİ ELAZIĞ BAROSU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kars Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan Doğu Anadolu Bölgesi yarışmasında birinciliği Elazığ Barosu, ikinciliği Malatya Barosu, üçüncülüğü Bitlis Barosu aldı.</p>

<p><strong>İÇ ANADOLU BÖLGESİ BİRİNCİSİ KONYA BAROSU</strong></p>

<p>Nevşehir Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan İç Anadolu Bölgesi yarışmasında birinciliği Konya Barosu, ikinciliği Aksaray Barosu aldı.</p>

<p><strong>AKDENİZ BÖLGESİ BİRİNCİSİ ANTALYA BAROSU</strong></p>

<p>Hatay Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan Akdeniz Bölgesi yarışmasında birinciliği Antalya Barosu, ikinciliği Kahramanmaraş Barosu, üçüncülüğü Hatay Barosu aldı.</p>

<p><strong>MARMARA BÖLGESİ BİRİNCİSİ TEKİRDAĞ BAROSU</strong></p>

<p>Kocaeli Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan Marmara Bölgesi yarışmasında birinciliği Tekirdağ Barosu, ikinciliği Kocaeli Barosu, üçüncülüğü İstanbul Barosu aldı.</p>

<p><strong>GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ BİRİNCİSİ BATMAN BAROSU</strong></p>

<p>Diyarbakır Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan Güneydoğu Anadolu Bölgesi yarışmasında birinciliği Batman Barosu, ikinciliği Mardin Barosu, üçüncülüğü Siirt Barosu aldı.</p>

<p><strong>EGE BÖLGESİ BİRİNCİSİ AYDIN BAROSU</strong></p>

<p>Muğla Barosu'nun ev sahipliğinde yapılan Ege Bölgesi yarışmasında birinciliği Aydın Barosu, ikinciliği İzmir Barosu, üçüncülüğü Muğla Barosu aldı.</p>

<p>Eylül ayında Ankara’da yapılacak finalde Türkiye derecesi için yarışacak olan bölge birincilerine, yarışmaya katılan tüm stajyer avukatlarımıza, baro başkan ve yönetimlerine, eğitmen meslektaşlara, değerli jüri üyelerine, Türkiye Barolar Birliği Eğitim Merkezinin değerli üyelerine, çalışanlarına ve baro personellerine gösterdikleri dayanışma ve verdikleri emek için teşekkürlerimizi sunarız.</p>

<p><i>Haber ile ilgili Görseller</i></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_1_19042026211815.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_2_19042026211820.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_3_19042026211820.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_4_19042026211820.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_5_19042026211820.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_6_19042026211820.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_7_19042026211820.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_8_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_9_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_10_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_11_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_12_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_13_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_14_19042026211831.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_15_19042026211841.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_16_19042026211841.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_17_19042026211841.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_18_19042026211841.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260419_tbb_stajyer_avukatla/86420_19_19042026211841.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/stajyer-avukatlar-kurgusal-durusma-yarismasi-bolge-birincileri-belirlendi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-16.jpg" type="image/jpeg" length="57110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2016/16117 E., 2019/2450 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201616117-e-20192450-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201616117-e-20192450-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 19.03.2019 tarihli, 2016/16117 E., 2019/2450 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>14. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/16117 E., 2019/2450 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
Davacı tarafından, davalı aleyhine 14.04.2015 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkına dayalı elatmanın önlenmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 23.03.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Dava intifa hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı, 176 ada 4 parsel sayılı taşınmazı kullanmasının davalı tarafından engellendiğini ileri sürerek davalının intifa hakkına yönelik elatmasının önlenmesini talep etmiştir.<br />
Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, dava tapu kaydının iptali ve tescili istemine ilişkin olarak değerlendirilerek ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.</p>

<p>TMK'nın 779. ve devamı maddelerinde irtifak türleri; taşınmaz lehine irtifak hakkı, intifa hakkı, oturma hakkı, üst hakkı, kaynak hakkı ve diğer irtifaklar olarak belirlenmiş mülkiyetten farklı olarak irtifaklar için kanun genel hüküm koymamıştır. Buna karşılık, eşyaya bağlı irtifaklara ilişkin hükümlerin (TMK m. 779-793), diğer kişisel irtifaklarda da uygulanacağı TMK'nın 838/son maddesinde belirtilmiştir.</p>

<p>İntifa hakkı, menkul ve gayrimenkuller ile haklar ve bir mamelek üzerine tesis olunabilir. Aksine düzenleme bulunmadıkça sahibine, üzerine tesis olunduğu şeyden tamamıyla istifade etme hakkını bahşeyler.</p>

<p>Daha açık bir ifadeyle Türk Medeni Kanununa göre intifa hakkı, sahibine bu hakkının konusu üzerinde istimal (kullanma) ve istifade (yararlanma) yetkileri veren, başkasına temlik edilemeyen ve hakiki veya tüzel kişiye ait olabilen bir ayni haktır. İntifa hakkı sahibi, intifanın konusu bulunan mal veya hakkın sağlayabileceği bütün menfaatlerden (gelir ve semeresinden) yararlanmak ve kullanmak yetkisine sahiptir.</p>

<p>Dolayısıyla, intifa hakkı buna kaynak olan hukuk ilişkisinin düzenlenmesi sırasında taraflarca aykırı bir şart kararlaştırılmış olmadıkça, hakkın konusu olan şeyden tam ve sınırsız bir faydalanma hakkı sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İntifa hakkının kurulması ile mülkiyet hakkına konu olan mal üzerinde çıplak mülkiyet sahibinin yararlanma ve kullanma yetkisini kaldırır. İntifa hakkı, üzerine yüklendiği mülkiyet hakkını içi boşalmış bir hak durumuna sokar. İntifa hakkı varken bir mülkiyet hakkının sahibine verdiği mutat kullanma yetkilerinden mülkiyet hakkı sahibi mahrum kalmış olur. Kuru mülkiyet hakkı sahibinin sadece bu mülkiyet hakkını başkasına devretme yetkisi vardır.</p>

<p>“Ayni haklar, kütüğe tescil ile doğar, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır” (TMK m.1022/1). “Kurulması kanunen tescile tabi ayni haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz” (TMK m. 1021/1). Değinilen yasa hükümlerinde öngörüldüğü üzere, hukukumuzda ayni hakkın doğumu veya ortadan kaldırılması tescil işleminin yapılmış olmasına bağlıdır. Başka bir deyişle bir hak tescil edilmedikçe ayni hak niteliğini kazanamaz.</p>

<p>İntifa hakkı süresi gerçek kişiler için intifa hakkı sahibinin ömrüyle sınırlanmışken tüzel kişilerde TMK’nın 797. maddesi gereğince 100 seneyi aşamaz.</p>

<p>TMK’nın 795. maddesinin birinci cümlesinde; menkullerin, gayrimenkullerin ve hakların intifa hakkına konu olabileceği belirtilmiştir. İntifa hakkı bir ayni hak olarak sahibine mal üzerinde fiili hakimiyet sağlar. Bu hakkın sağladığı zilyetlik sayesinde intifa hakkı sahibi malı kullanabilir. Böylece zilyede tanınmış bulunan dava haklarını intifa hakkı sahibinin kullanmaya hakkı bulunduğu gibi mülkiyet hakkı sahibine tanınmış bulunan dava haklarından da intifa hakkı sahibi yararlanır.</p>

<p>Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davacının 176 ada 4 parsel sayılı taşınmazı 02.04.2014 tarihinde intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini davalıya sattığı; mahkemece, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de davacının isteminin intifa hakkına dayalı elatmanın önlenmesine ilişkin olduğu anlaşıldığından bu doğrultuda taraf delilleri değerlendirilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.03.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-201616117-e-20192450-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="47378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2021/2711 E., 2021/2433 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20212711-e-20212433-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20212711-e-20212433-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 28.10.2021 tarihli, 2021/2711 E., 2021/2433 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/2711 E., 2021/2433 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong><br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki muvazaaya dayalı intifa hakkı kaydının terkini davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13/11/2019 gün ve 2016/14366 Esas, 2019/7680 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Dava, muvazaaya dayalı intifa hakkı kaydının terkinine ilişkindir.</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin ...İcra Müdürlüğünün 2011/1836 talimat sayılı dosyası ile yapılan ihalede en yüksek pey sürmek suretiyle davaya konu 316 ada 1 parseldeki 17 no’lu bağımsız bölümü satın aldığını, dosyadaki tapu kaydına göre dosya bo.nağında intifa hakkından davacının haberdar olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu ve intifanın 25.09.2009 tarihli olduğunu, satışa konu borcun da 2010 tarihli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle “..., ..., Tınaztepe Mah. 316 ada 1 parselde kayıtlı F Blok 4. Kat giriş 12 de bulunan 17 no'lu bağımsız bölümün tapu kaydında 25.09.2009 tarihli 9463 yevmiye no ile davalı ... lehine kurulan intifa hakkının tapu kaydından silinmesine, intifa bedeli olan ve depo edilen 16.000,00TL'nin davalı ...'e karar kesinleştiğinde ödenmesine, davalı ... hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine” karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün davalılardan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/14366 Esas ve 2019/7680 Karar sayılı ilamıyla bozulmuştur.</p>

<p>Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına karşı davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Şahsi irtifak haklarının düzenli şahsi irtifak hakları ve düzensiz şahsi irtifak hakları şeklinde iki türü bulunmakta bunlardan düzenli olanı da, kendi içerisinde oturma hakkı ile intifa hakkı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı; taşınırlar, taşınmazlar hatta haklar veya bir mal varlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür. Bu tanımdan anlaşılabileceği gibi intifa hakkı, hak sahibine mülkiyet hakkından sonra en çok kullanma imkanı sağlayan ayni bir haktır.</p>

<p>Taşınmazlarda intifa hakkının tesisi için resmi senet ile tapuya tescil gerekmekte olup, tesisinden sonra intifa hakkı kaydının terkin edilebilmesi yasal birtakım sebeplere dayanmalıdır. Bunlar; TMK md. 796/1’e göre tescilin terkini, TMK md. 798’e göre kamulaştırma, TMK md. 796/1’e göre eşyanın yok olması, cebri icra, TMK md. 796’ya göre yasal intifa sebebinin ortadan kalkması, TMK md. 796/2’ye göre hak sahibinin vazgeçmesi, süre öngörülmüşse sürenin sona ermesi ve nihayet intifa hakkı sahibinin ölümü şeklinde sıralanabilir.</p>

<p>İntifa hakkı, hak sahibi vefat ettiği takdirde başka bir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ermektedir. Niteliği gereği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle intifa hakkının, hak sahibi murisin mirasçılarına intikal edebilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Somut olaya gelince; dosyadaki 25.09.2009 tarihli resmi senede bakıldığında, senette üç kişinin bulunduğu görülmekte olup buna göre önceki malik ...’in o zaman 196 ada 1 parsel olan davaya konu taşınmazın çıplak mülkiyetini 5.550,00TL’ye davalılardan ... (Dingiloğlu)’na, intifa hakkını da davalılardan babası ...’e 11.000,00 TL’ye sattığı anlaşılmakla intifa hakkı sahibi, davalılardan ...’dir.</p>

<p>Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13.11.2019 tarihli ve 2016/14366 Esas; 2019/7680 Karar sayılı bozma ilamından sonra intifa hakkı sahibi davalılardan ...’in, 26.03.2020 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığından bu nedenle intifa hakkı kendiliğinden sona erdiğinden, artık eldeki dava konusuz kalmıştır. Tüm bu nedenle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13.11.2019 tarihli ve 2016/14366 Esas; 2019/7680 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına ve ilk derece mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13.11.2019 tarihli ve 2016/14366 Esas, 2019/7680 Karar sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA, yukarıda belirtilen nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın yatırana iadesine, 28.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20212711-e-20212433-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="30573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 2025/1740 E., 2025/3122 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20251740-e-20253122-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20251740-e-20253122-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 19.06.2025 tarihli, 2025/1740 E., 2025/3122 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>İKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas : 2025/1740</strong></p>

<p><strong>Karar : 2025/3122</strong></p>

<p><strong>Tarih : 19.06.2025</strong></p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU:</strong></p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:...sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p></p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem:</p>

<p>Dava; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü'nde daire başkanı olarak görev yapan davacının, bu görevinden alınarak Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü emrine araştırmacı kadrosuna atanmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:</p>

<p>... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; davacının, davalı idare bünyesinde görev yapmaya tamamen takdir yetkisine dayalı atamayla daire başkanı olarak başladığı, idarelerin memurları yönetici kadrolarına atadıktan sonra bu kişileri meslek hayatları boyunca bu kadrolarda çalıştırma zorunluluğunun olmadığı, her ne kadar davacı tarafından dava konusu işlemin hukuken geçerli ve haklı bir sebep olmadan tesis edildiği ileri sürülmüş ise de; davacının anılan kadroya yapılan sınav sonucuna göre veya kademe kademe gelmediği, doğrudan takdir yetkisi ile atamasının yapıldığı, yönetici kadrolarına atanan bir memurun da ömür boyu bu kadroda görev yapmasının beklenmeyeceği değerlendirildiğinden, davacının bu iddiasına itibar edilmediği, bu durumda; davacının atamasının, 657 sayılı Kanun'un 76. maddesi gereği idarenin takdir hakkı ve hizmet gereği çerçevesinde gerçekleştirildiği, davacının alındığı daire başkanlığı görevine yapılacak atamalarda idarenin kullanacağı takdir yetkisinin diğer kadrolara yapılacak atamalara göre daha geniş değerlendirilmesi gerekeceği, davacının söz konusu görevinden alınması yönünde tesis edilen dava konusu işlemin, hizmet dışı öğeler esas alınarak kurulduğuna, kamu yararı ve hizmet gerekleri amacı dışında gerçekleştirildiğine ve takdir yetkisinin hukuka aykırı kullanıldığına ilişkin hukuken geçerli bilgi ve belgenin ortaya konulamadığı anlaşıldığından, araştırmacı olarak atanmasına ilişkin dava konusu işlemde kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine kara verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:</p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince verilen temyize konu kararla; istinaf başvurusuna konu kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong></p>

<p>Davacı tarafından; dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu, görevinde başarılı olduğu, hukuken geçerli ve haklı bir sebep olmadan daire başkanlığı görevinden alınarak araştırmacı kadrosuna atandığı, benzer uyuşmazlıklarda lehe verilmiş emsal yargı kararları bulunduğu; dosyada ortaya konulan hizmet durumunun, daire başkanlığı görevine atanmasının, yeterli hizmet birikimi olmaksızın en alt birimden doğrudan en üst birime atama şeklinde olmadığı, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun şekilde yani hak etme esasına dayandığı, bu nedenle görevden alınması için takdir yetkisinin haklı bir sebebe dayandırılması gerektiği, idareye tanınan takdir yetkisinin sınırsız olmadığı; ek beyan dilekçesinde ise, görevden almalara dayanak olması amacıyla davalı idare bünyesindeki birimlerin kapatılıp yeni isimlerle açıldığı veya birleştirildiği, 14 yıl bilgi işlem geçmişi ve birikiminin bulunduğu, görevden alındığı gün bilgisayar mühendisi olan başka bir daire başkanı ile birlikte görevden alındığı ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğünde üç yeni daire başkanının göreve başladığı, bu kişilerden birinin "Maden ve Petrol Uzmanı", diğerinin "Avukat" kadrosunda, ötekisinin ise "İstatistikçi" kadrosunda görev yaparken daire başkanı olarak atandığı, göreve başlayan yeni başkanların geçmişlerinde hiçbir yöneticilik görevi ve bilişim alanı ile ilgili daha kapsamlı bir eğitimlerinin olmadığı, dolayısıyla görevden alma ve atama işlerinde kamu yararı amacı olmadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN CEVABI:</strong></p>

<p>Temyiz istemin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ:</strong></p>

<p>Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı... Genel Müdürlüğünde daire başkanı olarak görev yapan davacının, bu görevinden alınarak Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü emrine araştırmacı kadrosuna atanmasına ilişkin... günlü, ... sayılı işlemin tesis edilmesi üzerine, anılan işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen bakılmakta olan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesinin 1. fıkrasında; "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 37. maddesinde, "(Ek: 1/7/2022-7417/59 md.) Mülga ek 18 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "Ek göstergeleri 3600 (dahil) ila 6400 (hariç) olarak" ibaresi ile "ek göstergesi 3600 (dahil) ila 6400 (hariç) olarak" ibaresi "Ek göstergeleri bakanlık bölge müdürü (dahil) ila bakanlık genel müdürü dengi (hariç) arasında" şeklinde, aynı fıkranın (ç) bendinde yer alan "Ek göstergesi 3600'den daha düşük" ibaresi ise "Ek göstergesi bakanlık bölge müdüründen daha düşük" şeklinde uygulanmak suretiyle; 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu hariç olmak üzere, tabi oldukları personel kanununa bakılmaksızın Cumhurbaşkanlığı Merkez Teşkilatı, Cumhurbaşkanlığına bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlar, bakanlıklar ve bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşları, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ile 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (III) sayılı Cetvelde sayılan düzenleyici ve denetleyici kurumlar ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunda, mülga ek 18 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen yönetici kadroları ile bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının il müdürü kadrolarından ek 35 inci madde kapsamına girmeyen kadrolarda bulunup görevden alınan veya görevleri sona erenler hakkında mülga ek 18 inci madde hükümleri uygulanır. ..." düzenlemesi, (mülga) Ek 18. maddesinde ise; "22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu hariç olmak üzere, tabi oldukları personel kanununa bakılmaksızın Başbakanlık, bakanlıklar, bağlı ve ilgili kuruluşlar ile başkan ve üyeleri hariç olmak üzere 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (III) sayılı Cetvelde sayılan düzenleyici ve denetleyici kurumlar ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunda;</p>

<p>(...)</p>

<p>c) Ek göstergeleri 3600 (dahil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında bulunanlar görevden alındıklarında veya görev süreleri sona erdiğinde;</p>

<p>1) Daha önce 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin "Ortak Hükümler" bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde sayılan merkez teşkilatına ait kadrolar ile mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri ve yeterlilikleri aynı veya benzer nitelik arz eden merkez teşkilatına ait kadro veya pozisyonlarda bulunanlar daha önceki bu kadro veya pozisyonlarına,</p>

<p>2) Daha önce (1) numaralı alt bentte belirtilen kadrolarda bulunmayanlardan ek göstergesi 3600 (dahil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında toplam en az üç yıl görev yapmış olanlar ilgili kuruma ait (1) numaralı alt bentte yer alan kadro veya pozisyonlardan kurumlarınca tespit edilmiş olan kadro veya pozisyonlarına,</p>

<p>3) (2) numaralı alt bentte belirtilenlerden üç yıldan az görev yapmış olanlar, bu maddeye göre ihdas edilmiş sayılan merkez veya taşra teşkilatına ait araştırmacı kadro veya pozisyonlarına, ...</p>

<p>atanırlar. ..." kuralları öngörülmüştür.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinde, yönetici kadro ve pozisyonlarında bulunanların görevden alınması veya görev sürelerinin sona ermesi sonrası hangi kadrolara atanabilecekleri düzenlemiş; söz konusu düzenlemeler kapsamında daire başkanı kadrosunda görev yapan davacı da, araştırmacı kadrosuna atanmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan, 657 sayılı Kanun'un 76. maddesi hükmü ile davalı idareye, personelini atama konusunda takdir yetkisi tanınmış ise de, takdir yetkisinin kullanımının mutlak ve sınırsız olmayıp, kamu yararı ve kamu hizmetinin gerekleriyle sınırlı olduğu ve bu açıdan yargı denetimine tabi bulunduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.</p>

<p>Atama işlemi, kamu hizmetinin rasyonel ve verimli bir biçimde görülmesi için tesis edilmesi gereken bir tasarruf olduğundan, bunun, hizmetin en iyi şekilde yerine getirilmesi ve kamu görevlisinin en yararlı olabileceği yer ve görevde çalıştırılması maksatlarıyla yapılması, nihayet kamu yararının sağlanması amacına dayalı bulunması gerekmektedir.</p>

<p>Dava dosyasının ve hizmet belgesinin incelenmesinden; davacının Gazi Üniversitesi Bilgisayar Sistemleri Öğretmenliği Bölümü ve sonrasında da Selçuk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden mezun olduğu, 2006 yılında kadrolu lise öğretmeni olarak göreve başladığı, eğitim kurumlarında uzun yıllar bilişim teknolojileri öğretmenliği yaptığı, aynı zamanda 2009-2020 yılları arasında, Milli Eğitim Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünde yazılım geliştirici ve veri tabanı yöneticisi olarak görev yaptığı, 2020-2021 yılları arasında yaklaşık 14 ay Sosyal Güvenlik Kurumu Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğünde vekaleten daire başkanlığı görevini yürüttüğü, 2021 yılında unvan değişikliği nedeniyle mühendis olarak atandığı ve 2021-2022 yılları arasında tekrar Milli Eğitim Bakanlığı Bilgi işlem Genel Müdürlüğünde veri tabanı yöneticisi olarak görev yaptığı, ... günlü, ... sayılı işlemle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğüne daire başkanı olarak atandığı ve bu görevini yürütmekte iken (Yaklaşık 2 yıl 16 gün), ...günlü, ... sayılı dava konusu işlemle bu görevden alınarak Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü emrine araştırmacı kadrosuna atandığı görülmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda; davacının bilişim alanıyla ilgili olarak uzun yıllar görev yaptığı ve çok sayıda kurs ve eğitime katıldığı, bilişim alanında hizmet verdiği süre içerisinde çeşitli projelerde görev aldığı ve başarı belgesinin bulunduğu; davacının geçmiş hizmetlerinin değerlendirilmesinden, daire başkanlığı görevine atanmasının, yeterli bilgi/hizmet birikimi olmaksızın en alt birimden doğrudan en üst birime atama şeklinde olmadığı, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun olarak daire başkanlığına atandığı, daire başkanı olarak görev yaptığı süre zarfında, söz konusu göreviyle ilgili hakkında hiçbir adli ve idari soruşturma açılmadığı gibi disiplin cezası da almadığı ve görevinde başarısız veya yetersiz olduğu yönünde nesnel ve hukuken kabul edilebilir bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda; kariyer ve liyakat ilkelerine uygun olarak daire başkanlığına atandığı ve bu görev için yeterli donanıma sahip olduğu anlaşılan davacının, daire başkanlığından alınarak araştırmacı olarak atanmasını gerektirecek şekilde hizmeti aksattığı veya başarısız olduğu ya da görevde kalmasında hizmetin yürütülmesi açısından sakınca bulunduğu yönünde hukuken geçerli somut bilgi ve belgeye dayanılmaksızın, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı şekilde kullanılan takdir yetkisine dayalı olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık; davanın reddine ilişkin mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p><strong>DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,</strong></p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E: ..., K: ... sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 50. maddesinin 2. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın, kararı veren ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na 6545 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile eklenen Geçici 8. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19/06/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Davacının temyiz isteminin reddi ile ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ...günlü, E: ..., K: ...sayılı, hukuka ve usule uygun temyize konu kararın onanması gerektiği oyu ile Daire kararına katılmıyorum</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20251740-e-20253122-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="78564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Hindsight Bias]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-hindsight-bias-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-hindsight-bias-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Karar verildikten sonra herkes geçmişi daha açık görür; fakat adalet, geçmişi sonucun ışığında değil, karar anının sisinde değerlendirmeyi gerektirir.”</p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Hindsight bias, bir olayın sonucu öğrenildikten sonra, o sonucun geçmişte gerçekte olduğundan daha öngörülebilir, daha beklenebilir ve daha açık göründüğü bilişsel yanlılıktır. Psikoloji ve hukuk alanındaki çalışmalar, bu yanılgının yalnızca sıradan kişilerde değil, hâkimler ve diğer hukuk aktörlerinde de etkili olabildiğini göstermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesinde hindsight bias, özellikle soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, sanığın davranışlarının sonucun bilgisiyle yeniden yorumlanmasına yol açar. Bir ölüm, yaralama, dolandırıcılık, örgütsel ilişki ya da ihmali davranış gerçekleştiğinde; mahkeme, savcı ve hatta kamuoyu, olay öncesi belirsizlik alanını unutup geçmiş işaretleri olduğundan daha belirgin sayma eğilimine girebilir. Böylece <strong>“sonradan bilinen”</strong>, <strong>“önceden bilinmesi gereken”</strong>e dönüşür. Bu da kusur, öngörülebilirlik, kast, taksir, ihmal, dikkat yükümlülüğü ve makul şüphe değerlendirmelerini bozar.</p>

<p>Bu makalede hindsight bias, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden ele alınmaktadır. Çalışmanın temel iddiası şudur: hindsight bias, ceza muhakemesinde yalnızca teorik bir bilişsel sorun değil; savunmanın stratejik konumlanmasını doğrudan belirleyen pratik bir yargılama kusurudur. Bu nedenle savunma, her olayda aynı yoğunlukta itiraz etmek yerine, dosyanın yapısına ve hâkimin zihinsel yerleşimine göre dereceli bir karşı-strateji kurmalıdır. Tam uyumdan radikal kopuşa kadar uzanan Hibrit Kopuş Savunması modeli, hindsight bias’a karşı hem dilsel hem yapısal hem de usulî müdahale imkânı sunar.</p>

<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi normatif olarak geçmişte gerçekleşmiş bir olayın, hukuka uygun usullerle ve çelişmeli tartışma içinde aydınlatılmasını amaçlar. Ancak gerçek yargılama pratiği çoğu zaman bu ideal modele tam olarak uymaz. Hâkim, savcı, kolluk ve hatta müdafi, olayı çoğu kez “olmuş bitmiş” bir sonucun ardından değerlendirir. İşte bu noktada ciddi bir bilişsel tehlike ortaya çıkar: sonucun bilgisi, geçmişe ilişkin değerlendirmeyi işgal eder. Hindsight bias tam da bu işgalin adıdır. Bir olayın sonucu bilindikten sonra, insanlar o sonucun baştan beri görülebilir olduğunu düşünme eğilimindedir. Literatürde bu, bazen “<strong>Bunu en başından beri biliyordum.</strong><strong>”</strong> etkisi olarak da anlatılır. Hukuk alanındaki araştırmalar, bu yanlılığın özellikle sonradan yapılan kusur, öngörülebilirlik ve nedensellik değerlendirmelerinde güçlü biçimde ortaya çıktığını göstermektedir. Üstelik deneysel çalışmalar, hâkimlerin de bu tür bilişsel etkilerden tamamen muaf olmadığını ortaya koymuştur.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu yanlılığın etkisi çok daha tehlikelidir. Çünkü ceza yargılamasında mesele sadece bir zararın tazmini değil; kişinin özgürlüğü, itibarı ve bazen tüm yaşamıdır. Hindsight bias yüzünden mahkeme, sanığın olay anındaki bilgi sınırlarını değil, sonradan ortaya çıkan tabloyu esas alabilir. Böylece örneğin bir ölüm sonucunda, önceden dağınık ve belirsiz olan risk işaretleri sonradan “apaçık alarm” gibi okunabilir. Bir örgüt dosyasında, sonradan suç örgütü sayılan yapıyla teması olan eylemler, geçmişteki hukuki anlamlarından koparılarak yeniden yorumlanabilir. Bir ihmali suçta, olay öncesi seçenek çeşitliliği unutulup tek doğru davranış sanki baştan beri zorunluymuş gibi varsayılabilir.</p>

<p>Bu nedenle hindsight bias, yalnızca karar psikolojisinin bir alt başlığı değildir. O, savunmanın karşısında duran görünmez bir yeniden kurma mekanizmasıdır. Dosya, olaydan sonra; anlatı, sonuçtan sonra; kanaat ise çoğu kez hasarın bilgisinden sonra oluşur. Savunmanın görevi de tam burada başlar: yargılamayı sonucun hipnozundan çıkarıp karar anının epistemik koşullarına geri döndürmek.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu ihtiyaca cevap verebilecek elverişli bir teorik çerçeve sunar. Çünkü hindsight bias’a karşı mücadele, her dosyada aynı sertlikte yapılamaz. Bazen mikro müdahale ile “Sayın Mahkeme, bugün bildiğimizle o gün bilinebilir olanı karıştırmayalım” demek yeterlidir. Bazen daha açık ve kontrollü bir kopuş gerekir: “Dosya, sonucu geçmişe doğru geri yazıyor.” Bazen de mahkemenin kanaati tamamen sonuç merkezli kilitlenmişse, daha sert bir stratejiyle epistemik çarpılmayı görünür kılmak zorunlu hale gelir. Kısacası hindsight bias’a karşı savunma, dereceli olmalıdır.</p>

<p>Bu makale, önce hindsight bias kavramını ceza muhakemesi bağlamında açıklayacak; ardından bu yanlılığın ceza dosyalarında hangi görünüm biçimleriyle ortaya çıktığını tartışacak; son olarak da Hibrit Kopuş Savunmasının bu yanlılığa karşı nasıl bir stratejik dil ve müdahale repertuarı sunduğunu ortaya koyacaktır.</p>

<p><strong>II. Hindsight Bias: Kavramsal Çerçeve</strong></p>

<p>Hindsight bias, sonuç öğrenildikten sonra o sonucun geçmişte gerçekte, olayın vuku bulduğu anda olduğundan daha tahmin edilebilir görünmesidir. Bu yanlılık üç düzeyde işler: Birincisi, kişi “zaten olacağı belliydi” duygusuna kapılır.İkincisi, geçmişteki belirsizlik küçülür. Üçüncüsü, alternatif ihtimaller silikleşir.</p>

<p>Hukukta bu durum özellikle ex post değerlendirmelerde yıkıcıdır. Çünkü hukukçu çoğu kez olaydan sonra bakar ama hukuken çoğu zaman olay anındaki bilgi, koşul ve seçenekleri değerlendirmesi gerekir<strong>. Rachlinski ve arkadaşlarının</strong> çalışmaları ile “<strong>Inside the Judicial Mind”</strong> çizgisi, hâkimlerin de hindsight bias dâhil çeşitli bilişsel yanlılıklara açık olduğunu göstermiştir. Araştırmalar, bu etkinin yalnızca halk jürilerinde değil, profesyonel karar vericilerde de gözlenebildiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Burada temel sorun şudur: ceza muhakemesi görünüşte geçmişi değerlendirir, ama fiilen çoğu zaman sonucu geçmişe geri yazar. Savunma da işte bu geri yazıma direnmek zorundadır.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Hindsight Bias’ın Başlıca Görünümleri</strong></p>

<p><strong>1. Öngörülebilirliğin Şişirilmesi</strong></p>

<p>Bir netice gerçekleştikten sonra mahkeme, sanığın o neticeyi önceden daha kolay öngörebileceğini varsayabilir. Oysa olay anındaki bilgi dağınık, eksik ve çelişkili olabilir. Sonuç bilgisi, riskin geçmişteki yoğunluğunu yapay biçimde artırır.</p>

<p><strong>2. Belirsizlik Alanının Silinmesi</strong></p>

<p>Olay anında birden fazla yorum, ihtimal ve tepki yolu varken; yargılama anında bunlar görünmez olur. Geriye yalnızca “doğru olan buydu” duygusu kalır. Böylece sanığın alternatifler içindeki seçim baskısı unutulur.</p>

<p><strong>3. Kusurun Sonuçtan Türetilmesi</strong></p>

<p>Netice ağırlaştıkça, önce kusur büyütülür; sonra kusurun hep var olduğu sanılır. Özellikle taksirli suçlarda bu eğilim kuvvetlidir. Zarar ne kadar büyükse, geçmiş davranış o kadar “ihmalkâr” görünmeye başlar. Hindsight bias’ın ihmal ve öngörülebilirlik değerlendirmelerinde merkezi risk yarattığı hukuk literatüründe özellikle vurgulanır.</p>

<p><strong>4. Niyet ve Kastın Geriye Doğru İnşası</strong></p>

<p>Sanığın olay öncesi ifadeleri, ilişkileri veya davranışları, sonuçtan sonra yeni bir anlam kazanır. Önceden nötr görülebilecek veriler, sonucun etkisiyle “başından beri kast vardı” anlatısına dönüştürülebilir.</p>

<p><strong>5. Dosyanın Tek-Anlatılı Hale Gelmesi</strong></p>

<p>Soruşturma makamı belirli bir sonuca kilitlendiğinde, dosya alternatif açıklamaları taşıyamaz hale gelir. Hindsight bias burada anlatısal bir kapanma üretir: sonucun bilgisi, geçmişteki çoklu anlamları ezer.</p>

<p><strong>IV. Hindsight Bias ile Prematüre Kanaat Arasındaki İlişki</strong></p>

<p>Hindsight bias tek başına işlemez; çoğu zaman prematüre kanaat ile birleşir. Önce dosyanın sonucu ya da ağır neticesi güçlü bir ilk izlenim yaratır. Ardından bu izlenim geçmiş delillerin anlamını yeniden düzenler. Böylece hâkim, aslında sonucun bilgisinden etkilenmiş bir değerlendirmeyi kendi doğal hukuki muhakemesi sanabilir.</p>

<p>Bu yüzden hindsight bias, prematüre kanaatin bilişsel yakıtlarından biridir. Sonuç bilgisi ilk kanaati sertleştirir; sertleşen kanaat de alternatif yorumları dışarı iter.</p>

<p><strong>V. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Hindsight Bias’a Karşı Müdahale Modeli</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Tam Uyum</strong></p>

<p>Burada savunma, mahkemeyi karşısına almadan ex ante / ex post ayrımını hatırlatır.<br />
Örnek cümle: “Sayın Mahkeme, olayın bugünkü sonucu ile <strong>olay anındaki öngörü koşullarını</strong> birbirinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir.”</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Mikro Müdahale</strong></p>

<p>Savunma, belirli bir delil veya değerlendirme noktasında küçük fakat keskin bir düzeltme yapar. Örnek: “Dosyada bugün açık görünen husus, olay tarihinde aynı açıklıkta değildir.”</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Kontrollü Kopuş</strong></p>

<p>Artık savunma, mahkemenin değerlendirmesinde sistematik bir ex post kayma bulunduğunu açıkça söyler. Örnek: “Bu değerlendirme, olay anının belirsizlik alanını değil, sonucun bilgisiyle yeniden kurulmuş bir geçmişi esas almaktadır.”</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Sert Kopuş</strong></p>

<p>Burada savunma, dosyanın epistemik olarak çarpıtıldığını ortaya koyar. Bu, özellikle kusurun yalnızca sonuçtan türetildiği dosyalarda gerekir. Örnek: “İddia makamı fiili değil neticeyi ispat etmekte; ardından neticeden geriye doğru kusur üretmektedir.”</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Radikal Kopuş</strong></p>

<p>Mahkeme artık sonucun hipnozundan çıkamıyorsa, savunma bu yapısal bozulmayı kayda geçirmek zorundadır. Burada amaç ikna kadar kayıt üretmektir: istinaf, temyiz, bireysel başvuru hattı için.</p>

<p><strong>VI. Savunmanın Kullanabileceği Somut Teknikler</strong></p>

<p>Birincisi, <strong>zaman kırılması tekniği</strong>: Olay anındaki bilgi seti ile sonradan oluşan bilgi setini açıkça ayırmak. İkincisi, <strong>alternatifler haritası</strong>: O an mevcut seçenekleri görünür kılmak.<br />
Üçüncüsü, <strong>sonuç perdesini indirme</strong>: “Netice ağır olabilir; ama ağır netice, otomatik olarak yüksek kusur ispat etmez” demek. Dördüncüsü, <strong>dil müdahalesi</strong>: “Belliydi”, “kaçınılmazdı”, “açıktı”, “herkes anlardı” gibi hindsight dili taşıyan ifadeleri tespit edip bozmak. Beşincisi, <strong>tutanak stratejisi</strong>: Mahkeme ikna olmasa da ex ante değerlendirme itirazını mutlaka kayda geçirmek.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde, geçmişi sonucun ışığında yeniden yazan güçlü bir bilişsel yanlılıktır. Bu yanlılık, özellikle öngörülebilirlik, kusur, kast, ihmal ve makul şüphe değerlendirmelerinde sanık aleyhine sistematik bir kayma yaratabilir. Literatür, bu etkinin hukuk profesyonelleri bakımından da ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından mesele açıktır: savunma, yalnızca maddi olgularla değil, o olguların hangi zihinsel çerçevede okunduğuyla da mücadele etmek zorundadır. Hindsight bias’a karşı etkili savunma; bazen yumuşak bir hatırlatma, bazen mikro müdahale, bazen de açık epistemik itiraz biçiminde kurulmalıdır. Çünkü adil yargılama, geçmişi bugünün bilgisiyle cezalandırmak değil; geçmişi kendi belirsizliği içinde anlamaya çalışmaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-hindsight-bias-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/terazi-toksm-56a7972f5f9b58b7d0ebf58d.jpg" type="image/jpeg" length="36738"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişilik Hakları ve Basın Özgürlüğü Bakımından İnternet, Gazete ve Televizyon Yayınlarının Mevcut Mevzuatı, Sorunlar ve Öneriler (1)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisilik-haklari-ve-basin-ozgurlugu-bakimindan-internet-gazete-ve-televizyon-yayinlarinin-mevcut-mevzuati-sorunlar-ve-oneriler-1-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisilik-haklari-ve-basin-ozgurlugu-bakimindan-internet-gazete-ve-televizyon-yayinlarinin-mevcut-mevzuati-sorunlar-ve-oneriler-1-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Yaptığımız çalışma ve değerlendirme sonucunda şunun tespiti yapılmıştır: Kitle iletişim araçlarının türü veya özelliği ile bu yayınların toplum hayatına girmesiyle ya da kamusal genel bir sorunun çıkmasıyla birlikte yasal düzenleme yapılması ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu durum, daha çok farklı kanunların tercih edilmesi suretiyle gerçekleşmiştir. Sonuçta benzer alan ve hukuki yararları korumaya yönelik ama farklı usul ve esasları içeren kanunlar ortaya çıkmıştır: <strong>Başta 5187 sayılı Basın Kanunu olmak üzere 5651, 2954, 6112, 5809, 5411, 5846, 5894, 5395, 2860 sayılı ve kitle iletişim araçlarıyla ilgili olarak önemli ölçüde usul ve esasları farklı olan Kanunlar veya ilgili maddeleri tarihlerde yürürlüğe girmiştir.</strong> Bu farklı yasalarda sıklıkla değişiklik veya ilaveler yapılmıştır. Son temel değişiklik ise 7418 sayılı Kanun ile yapılmıştır. Buna göre temel husus, gerek basın yayın gerekse de kişi haklarının daha iyi korunması ile aralarında adil denge-ölçülülük (elverişlilik, gereklilik, orantılılık) ilkesi sağlanmak suretiyle daha hızlılık, etkinlik ve usul ekonomisine uygunluğun gerçekleşebilmesi bakımından, tüm paydaşların, başka bir deyişle basın yayın yetkilileri, ilgili kurum ve kuruluşlar, üniversiteler ve uygulama yapan yargı organlarının geniş katılımıyla tüm kitle iletişim yayınları için yapılacak ayrıntılı çalışma sonucunda, konunun hem genel hem de özel ve diğer yönlerine dair bölümler oluşturmak suretiyle<strong> kodifikasyona gidilmesi </strong>ile ilgili <strong>meslek mensuplarının</strong> gerek öğrencilik-mesleki staj-meslek öncesi gerekse de meslek içinde fiili uygulamadaki ihtiyaca cevap verebilecek derecede donatılmalarının yararlı olabileceği değerlendirilmiştir. Bu itibarla, aşağıda belirtilen <strong>sorunların ve bunlara ilişkin önerilerin tartışılıp değerlendirilmesi</strong>nin yararlı olacağına dair kanaatimiz yüksek takdire maruzdur.</p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Gerek uygulamada görülen veya tereddüt oluşturan ya da tartışılmasında yarar görülen konular gerekse de yasaya aykırı olduğu düşünülen hususlar, daha çok “sorun ve çözüm önerisi” noktasında ele alınmıştır. Başka bir deyişle bir yüzünde kişilik hakları öbür yüzünde basın özgürlüğü olan madalyonun her iki yüzüyle de ilgili sorun ve önerilerimiz, ilgili paydaş veya kurumların yüksek takdirine maruz olmak üzere bir kısmı aşağıda kısaca gösterilmiştir. Daha ayrıntılı ve gerekçeli hali ise ilgili kaynakta gösterilmiştir.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>1</strong></p>

<p>Gerek haklarının ihlal edildiğini belirten başvuru-talep sahibi kişiler gerekse de yayın yapan-gazeteciler yönünden yasal işlem veya karar süreçleri ile infazların, usul ekonomisi içinde, daha az iş ve emekle, daha hızlı ve etkin olarak yerine getirilmesinin sağlanması önemlidir. Öyle görünüyor ki farklı bir yayın türü hayata girdikçe veya genel bir sorun meydana çıktıkça bir kanuni düzenlemeye ya da var olan kanunda değişiklik-ilave hüküm getirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bunun sonucunda aslında çok yakın amaç ile hukuki yararı koruyan ama farlı hükümler içeren kanunlar karşımıza çıkmıştır. Uygulamada görüldüğü üzere kişilik haklarının ihlaline konu yayın, bazen aynı bazen de farklı zamanda, kısmen ya da neredeyse tüm yayın türlerinde yer alabiliyor. Başka bir deyişle, ihlale konu başvuru-talep gazete, dergi, radyo, televizyon, internet haber sitesi, internet sosyal medya gibi yayın türlerinin birkaçında veya hepsinde de çıkabiliyor. <strong>Olası hukuki uygulamalarda yayın türüne göre yasal usul ve esaslar farklı olduğundan farklı süreç ve sonuçlarla karşılaşmak mümkün olabiliyor.</strong> <strong>Buna göre</strong> <strong>aynı konudaki</strong> <strong>yayın nedeniyle yasal hakların kullanılabilmesinin yolu daha sade, ekonomik, hızlı ve etkin olmalıdır. Bunun için de şimdiki mevzuat itibariyle usul ve esasları farklı yasal yola başvurmak durumunda kalınmaması, özellikle hızlılık ve etkinlik açısından, önem arz edebilir</strong>. Aynı hukuki yararları koruyabilmek adına yayın türüne göre birbirinden farklı süre, başvurabilenler, başvuru makamı, kanun yolu, yaptırım durumlarını olabildiğince birbirlerine yaklaştırılmalıdır. Zira daha az emek ve süreyle sonuca gidilmesinde üstün kamu yararı olabileceği gibi daha isabetli sonuçlar doğurabilecektir. Günümüzde gittikçe daha da karmaşık hal alan hukuki sorunların çözümünde, farklı yasal düzenleme ve hükümler kısmi yetersizliklere neden olabiliyor. Bu gibi nedenlerle benzer hukuki konuların uygulamalarında farklı kararlar çıkabiliyor. Özellikle Basın Kanunu’nun yeniden (tekrar) ve internet, radyo ve televizyonla ilgili düzenlemelerle birlikte gelişen hukuki ihtiyaçları karşılayabilecek şekilde sorunların ele alınması, çok boyutlu bir şekilde, geniş tabanlı ilgili paydaş katılımcılarla birlikte uygulama ve teorinin tartışılması sonucunda, <strong>kodifikasyona gidilmesi yararlı olabilecektir.</strong> Her ne kadar 13.10.2022 tarihli ve 7418 sayılı Kanun ile bu yönden önemli ve yararlı olduğu düşünülen düzenlemeler getirilmiş ise de tüm sorun veya tereddütlerin önüne geçebilmek için imkan oldukça <strong>5187, 5651, 2954, 6112, 5809, 5411, 5846, 5894, 5395, 2860 </strong>yasaların iletişim hukukunun hak ve sorumlulukları yönünden ilgili kısımları birlikte ele alınarak tek bir yasa çatısı altında ve ihtiyaca, fiili uygulamaya daha iyi cevap verecek şekilde ele alınması, tartışılması ve sonuca bağlanması yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>2</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basın yayında veya kimi iletişim fakültelerinde daha çok usule yönelik olarak verilen ve “<strong>bilişim hukuku</strong>” diye tabir edilen bu alan, günümüzde iletişimin (özellikle internetin) gittikçe önem kazanması ve fiili hukuki duruma yansıması nedeniyle hukuk fakültelerinde ya da müfredatında <strong>hukuk programları</strong>na yer verilen fakültelerde veya <strong>iletişim fakülteleri</strong>nde, ilgili akademi ve mesleki eğitim birimlerinde <strong>temel ders</strong> olarak okutulması, diğer hukuk alanları gibi yararlanılabilecek ilgili akademik eserlerin artırılması, hukuk meslekleri stajı ve ilgililerine meslek içi eğitimlerde müfredata daha fazla dahil edilmesi halinde bu alanda nispeten daha fazla görülen uygulamadaki hukuki hataların azalabileceği gibi uygulamada birliğin sağlanmasına katkı vermesi de mümkün olabilecektir.</p>

<p><strong>3</strong></p>

<p><strong>Basın Kanun’da “eser sahibi” tanımı yapılmakla beraber “eser” tanımı yapılmamıştır</strong>. 5187 sayılı Kanun’un 2. maddesinde “basılmış eser” deki “eser” kavramının, 7418 sayılı Kanun öncesinde olması ve burada eklemenin olmaması karşısında internet yayınlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmaya açık olabileceğinden “eser” yerine “yayın” ibaresi getirilerek veya “eser ya da internet haber sitesi yayını” ibaresi getirilerek olası tereddütlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz. 5187 sayılı Kanun’da “eser sahibi” tanımının yapılması ama “eser” tanımının yapılmaması karşısında 5846 sayılı Kanunu’nun tanımları düzenleyen 1/B maddesinde “eser” tanımı yapılmıştır. 5846 sayılı Kanun’unda eser veya bununla bağlantılı olarak ilgililerin hakları hukuki ve cezai olarak korumuştur. Basın Kanunu’nun süreli yayınlara özgü olması, 5187 ve 5846 sayılı kanunların farklı alanlar düzenlemesi gibi nedenlerle 5846 sayılı Kanun’dan farklı olarak Basın Kanunu’nda “eser” kavramının tartışılıp kapsamının belirlenmesi yararlı olabilecektir. Mevcut halde, bir haberin veya yayının telifinin verilmesi ile buna aykırı davranılması karşısında hak sahibinin korunmasının açıkça temini için ya 5187 sayılı Kanun’da “eser” kavramının tanımı ve kapsamı düzenlenip 5846 sayılı Kanun’a atıf yapılması veya 5846 sayılı Kanun’a gazetecilik-yayıncılık kapsamındaki haber veya yayının da dahil edilmesi (haberin telifinin eklenmesi) gibi bir düzenlemenin getirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>4</strong></p>

<p>Gerek 5651 sayılı Kanun’da yer alan haller gerekse de 5846, 2860, 5411, 5395 ve 5894 sayılı Kanunlarda yazılan hallerde internet haber sitesi-sosyal medya yoluyla yapılan yayınların içeriğinin çıkarılmasına ve/veya erişiminin engellenmesine karar verilebilir.<strong> 5651 sayılı Kanun’un</strong> hallerinden olan “<strong>kişilik hakkının ihlal edilmesi</strong>” nedenine dayanan <strong>9. madde</strong> ile “<strong>özel hayatın gizliliğinin ihlali</strong>” nedenine dayanan <strong>9/A maddesi</strong>nde ifade edilen ve korunan hukuki yararın neredeyse birbiriyle aynı olması, birinin ihlal edilmiş olmasının diğerini de önemli ölçüde kapsaması, onu da ihlal etmesi, uygulamada birinin ihlali halinde madde içerikleri itibariyle hangi madde kapsamında başvurulacağının karıştırılmasına neden olunması, kısmen de olsa iki maddenin farklı usul ve esasları içermesi gibi nedenlerle <strong>iki maddenin birlikte ele alınarak yeniden düzenlenmesi</strong> yararlı olabilecektir. Korunan yararlar olarak “kişilik hakkı” ile “özel hayatın gizliliği” kavramlarının birbirlerinden çok da farklı olmadığı, aksine iç içe sayılan yakın kavramlar olduğunu söylemek mümkündür. “Özel hayatın gizliliği”nin, “kişilik hakkı” içerisinde ele alınıp alınmayacağı tartışılabilir. Dolayısıyla 9 ve 9/A maddelerinin her iki ihtiyacı da karşılayacak şekilde 9. maddede bir araya getirilmeleri, kanun tekniği yönünden daha isabetli olabilecektir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>

<p><strong>5</strong></p>

<p>Yukarıda belirtilen bakış açısı ve benzer gerekçeler, “<strong>belli (katalog) suçlar</strong>ın işlenmesi” nedenine dayanan 8. madde ile “<strong>genel güvenlik veya suç işlenmesinin önlenmesi”</strong> nedenine dayanan 8/A maddesi için de geçerli olduğundan bu iki maddenin de birlikte ele alınmasında yarar olabilecektir.<strong> </strong>Yine yukarıda belirtilen bakış açısı ve benzer gerekçelerle<strong> benzer hukuki yararları ve usulleri içeren 5846, 2860, 5411, 5395 ve 5894 sayılı Kanunlarda yer alan internet içeriklerinin engellenmesi (çıkarılması) hakkındaki hallerin ise kodifikasyon çalışmaları kapsamında birlikte değerlendirilmesi gerekir. </strong>Buna göre ve madde içerikleri itibariyle<strong> </strong>5846 sayılı Kanun’un 4. Ek, 5894 sayılı Kanun’un 1. Ek, 5395 sayılı Kanun’un 41/G, 5411 sayılı Kanun’un 150. maddelerindeki hallerin 5651 sayılı Kanun’un 9 ve 9/A maddeleriyle; 2860 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki halin ise 5651 sayılı Kanun’un 8 ve 8/A maddeleriyle birlikte ele alınması düşünülebilir. Ayrıca farklı bir konuda olsa bile korunan hukuki yarar ve getirilen usuller dikkate alınarak başka kanunlarda yapılması muhtemel internet içeriğinin çıkarılması ve/veya erişiminin engellenmesi de 5651 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine veya basın yayın mevzuatının birlikte değerlendirilmesi çalışmalarına dahil edilebilir.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların gerek yayınlara konu kişiler gerek basın yayın mensupları yönünden daha hızlılık ve etkinlik bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Asım EKREN, İnternet, Gazete, Televizyondaki HUKUKA AYKIRI YAYINLARA KARŞI<br />
BAŞVURU USUL ve ESASLARI, Ankara, Adalet Yayınevi, 2025</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">* </span><span style="color:#999999">Diğer sorunlar ve yayın türleri (internet, gazete-dergi, radyo-televizyon yayınları ile ilgili) konulara devamındaki bölümde yer verilecektir</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM İptal Kararı: 11.10.2023, E.2020/76, K.2023/172 sayılı ilamı </span></a><span style="color:#999999">ile 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi tamamen, 8/A maddesi ise kısmen iptal edilmiştir. R.G.’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. R.G. 10.012024-32425, Yürürlük: 10.10.2024. AYM iptali sonrası düzenleme henüz yapılmamıştır.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisilik-haklari-ve-basin-ozgurlugu-bakimindan-internet-gazete-ve-televizyon-yayinlarinin-mevcut-mevzuati-sorunlar-ve-oneriler-1-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/basin-gazete-news-internet.jpg" type="image/jpeg" length="25805"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/harran-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/harran-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği, 19 Nisan 2026 Tarihli ve 33229 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Harran Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>HARRAN ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü tarafından yürütülen lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik takvim: Senato tarafından kabul edilen ve lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin süreleri ve uygulamaları belirleyen takvimi,</p>

<p>b) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>c) Ana bilim/ana sanat dalı: Lisansüstü programların yürütüldüğü akademik birimi,</p>

<p>ç) Ana bilim/ana sanat dalı başkanı: İlgili ana bilim/ana sanat dalının başkanını,</p>

<p>d) Ana bilim/ana sanat dalı kurulu: İlgili ana bilim/ana sanat dalında görev yapan öğretim elemanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>e) Avrupa Kredi Transfer Sistemi (AKTS): Program bazında öngörülen bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılmasına dayalı öğrenci iş yükünü esas alan kredi sistemini,</p>

<p>f) Danışman: Öğrencinin ders, seminer, dönem projesi ve/veya tez çalışmalarını yönlendirmek üzere görevlendirilen öğretim üyesini veya doktora derecesine sahip öğretim görevlisini,</p>

<p>g) Ders dönemi: Lisansüstü programlarda derslerin yürütüldüğü yarıyılları,</p>

<p>ğ) Diploma: Lisansüstü programı başarıyla tamamlayan öğrenciye verilen mezuniyet belgesini,</p>

<p>h) Doktora programı: Bağımsız araştırma yapma, bilimsel olayları derinlemesine inceleme ve özgün sonuçlara ulaşma yetkinliği kazandırmayı amaçlayan lisansüstü programı,</p>

<p>ı) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans programlarında yürütülen uygulamalı veya teorik çalışmayı,</p>

<p>i) Enstitü: Üniversiteye bağlı lisansüstü eğitim-öğretim enstitüsünü,</p>

<p>j) Enstitü Kurulu: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Kurulunu,</p>

<p>k) Enstitü Müdürü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürünü,</p>

<p>l) Enstitü Yönetim Kurulu: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Yönetim Kurulunu,</p>

<p>m) Eş değer diploma programı: İsimleri aynı olan veya EYK tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>n) İkinci danışman: Gerekli görülen hâllerde öğrenciye atanabilen ikinci danışmanı,</p>

<p>o) Lisansüstü program: Tezsiz yüksek lisans, tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarını,</p>

<p>ö) Sanatta yeterlik programı: Sanat alanlarında özgün eser üretimine dayalı en üst düzey lisansüstü programı,</p>

<p>p) Seminer dersi: Öğrencinin bilimsel sunum yapma ve akademik tartışma yetkinliğini geliştirmeye yönelik dersi,</p>

<p>r) Senato: Harran Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>s) Tez: Tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarında hazırlanan özgün araştırmaya dayalı çalışmayı,</p>

<p>ş) Tezli yüksek lisans programı: Ders, seminer ve tez çalışmasından oluşan lisansüstü programı,</p>

<p>t) Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ): Lisansüstü programların yeterlilik düzeylerini tanımlayan ulusal çerçeveyi,</p>

<p>u) Uzmanlık alan araştırma dersi: Danışman tarafından yürütülen, öğrencinin ders döneminde akademik gelişimini desteklemeyi amaçlayan koşullu seçmeli ders olup ders döneminde bir defa ve sadece seminer dersi ile birlikte alınabilen dersi,</p>

<p>ü) Tez uzmanlık alan dersi: Danışman tarafından yürütülen, öğrencinin tez döneminde akademik gelişimini ve tezin hazırlanmasını desteklemeyi amaçlayan, sadece tez dönemlerinde açılan, öğrencinin tez çalışması sonuçlandırılıncaya kadar sürdürülen dersi,</p>

<p>v) Üniversite: Harran Üniversitesini,</p>

<p>y) Yeterlik sınavı: Doktora ve sanatta yeterlik programlarında öğrencinin alan yeterliğini ölçen sınavı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim ve Öğretim ile İlgili Genel Esaslar</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim dönemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Lisansüstü eğitim ve öğretim; güz yarıyılı, bahar yarıyılı ve yaz yarıyılı olmak üzere üç yarıyıl üzerinden yürütülür. Eğitim-öğretim kapsamında her bir yarıyıla ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür. Yarıyıllar süreklilik esasına göre birbirini takip eden eğitim dönemleri hâlinde yürütülür.</p>

<p><strong>Kontenjanların belirlenmesi ve başvuru </strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Lisansüstü program kontenjanları, 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>(2) Doktora veya doçentlik derecesini ilgili ana bilim/ana sanat dalında almış olan Üniversitenin kadrolu öğretim üyeleri, kadrolarının bağlı bulunduğu ana bilim/ana sanat dalından bağımsız olarak Enstitüde doğrudan kontenjan talebinde bulunabilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara, hangi lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olanların başvurabileceği ve kontenjan bilgileri, ana bilim/ana sanat dalı kurulunun önerisi ve EYK’nın kararı üzerine Senato tarafından onaylanır.</p>

<p>(4) Öğretim üyelerine danışmanlığı verilecek lisansüstü öğrenci kontenjanları, ilgili mevzuat hükümleri esas alınarak belirlenir. İlgili mevzuat hükümleri kapsamında, asgari puan şartını yerine getiremeyen öğretim üyeleri kontenjan talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(5) Lisansüstü öğrenci kontenjan ilanına ilişkin hususlar Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile Senato tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Bilimsel değerlendirme ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Lisansüstü programlara başvuran adayların bilimsel değerlendirmeleri; yazılı bilim sınavı, mülakat uygulanması ya da ikisinin birden uygulanması üzerine gerçekleştirilebilir. Yazılı bilim sınavı veya mülakat uygulanmaksızın da bilimsel değerlendirme yapılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara başvuran adayların başvurularının değerlendirilmesi, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara başvuran adayların kesin kabulü, EYK kararı ile kesinleşir ve sonuçlar Enstitü tarafından ilan edilir.</p>

<p><strong>Lisansüstü programlara kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Lisansüstü programlara kabul edilen öğrencilerin kayıt işlemleri, ilanda belirtilen kayıt tarihlerinde olmak kaydıyla elektronik sistem üzerinden veya şahsen yapılabilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara kabul edilen öğrencilerin kayıt işlemlerine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yüksek lisans ve doktora programlarına kabul edilen öğrencilerden; lisans veya yüksek lisans derecesini, kabul edildikleri yüksek lisans veya doktora programından farklı bir alanda almış olanlar ile lisans veya yüksek lisans derecesini Üniversite dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan adaylara, bilgi ve altyapı eksikliklerinin giderilmesi ile TYYÇ’nin ilgili lisansüstü yeterlilik düzeyi için öngörülen ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılması ve alana özgü öğrenme çıktılarıyla uyumun sağlanması amacıyla eksikliklerin giderilmesine yönelik bilimsel hazırlık programı uygulanabilir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulüne ilişkin usul ve esaslar, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Özel öğrenci kabulüne ilişkin usul ve esaslar, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Enstitünün farklı bir ana bilim/ana sanat dalında veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılını başarıyla tamamlamış öğrenciler, eş değer diploma programlarına yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir. Yatay geçiş yoluyla kabul edilme koşulları ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Programlar, Dersler ve Ölçme-Değerlendirme</p>

<p><strong>Programlar, dersler, sınavlar ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Lisansüstü programlara kayıtlı tüm öğrenciler, öğrenimleri süresince ortak dersler koordinatörlüğünce açılan ve TYYÇ kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi, beceri, yeterlilikler ve yetkinliklerin kazandırılmasına katkı sağlayan ve lisansüstü ortak ders havuzunda bulunan en az dört farklı gruptan birer ders almak ve bu dersleri başarıyla tamamlamak zorundadırlar. Bu derslerden en az biri bilimsel araştırma yöntemleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içeren derslerden oluşur. Öğrenciler ayrıca kayıtlı oldukları programın ders planında yer alan zorunlu ve seçmeli lisansüstü program derslerini alarak asgari kredi ve AKTS iş yükünü tamamlamakla yükümlüdürler.</p>

<p>(2) Doktora programına kayıtlı öğrenciler, yüksek lisans programında daha önceden almış oldukları dersleri tekrar alamazlar, bu dersler yerine eş değer kredi ve AKTS’ye sahip dersleri almakla yükümlüdürler.</p>

<p>(3) Enstitü bünyesinde yürütülen lisansüstü programlara ait dersler, program dersleri ders havuzu kapsamında açılır. Lisansüstü dersler; program türüne göre yüksek lisans dersi veya doktora dersi şeklinde ayrı sınıflandırmalara tabi tutulmaz.</p>

<p>(4) Üniversitenin akreditasyon politikaları kapsamında, sınavlara ait belgelerin Üniversiteye ait dijital platforma yüklenme sorumluluğu dersin sorumlu öğretim elemanına aittir.</p>

<p>(5) Açılacak lisansüstü derslere kaydolacak öğrenci sayısının beşin altında olması durumunda, ilgili öğretim üyesi tarafından verilecek dersin açılabilmesi için ilgili ana bilim dalı kurulu ve enstitü yönetim kurulu kararı üzerine Senato onayı gerekir.</p>

<p>(6) Bir öğretim elemanı, uzmanlık alan araştırma dersi, tez uzmanlık alan dersi, seminer dersi ve program müfredatında yer alan zorunlu dersler hariç olmak üzere, bir yarıyılda her bir program türü için (tezli yüksek lisans ile doktora/sanatta yeterlik) en fazla üç ders açabilir. Öğrenciler, zorunlu hâller dışında danışmanlarının her yarıyılda açtığı derslerden en fazla iki dersi alabilirler. İki dersin üzerindeki ders talepleri Senato onayına tabidir.</p>

<p>(7) Lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler, Senato tarafından onaylanan müfredat çerçevesinde ortak dersler dâhil olmak üzere zorunlu ve seçmeli tüm dersleri almak ve başarıyla tamamlamakla yükümlüdürler. Lisansüstü derslerin açılması, yürütülmesi, değerlendirilmesi, ders materyallerinin paylaşımı ile yeterli öğrenci sayısına ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Ders kaydı, muafiyet, ders seçme ve ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından belirlenen lisansüstü eğitim-öğretim dönemleri esas alınarak, her yarıyıl akademik takvimde belirtilen tarihlerde ve adlarına tahakkuk eden katkı payı veya öğrenim ücretini ödemelerinin ardından ders kayıt işlemlerini yapmakla yükümlüdür; bu sürelerde ders kaydı yapılmayan yarıyıllar azamî öğrenim süresinden sayılır ve kayıt, süre ve uygulamaya ilişkin tüm işlemler Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>(2) Öğrencilerin daha önce aldığı ve başarılı olduğu lisansüstü derslerin muafiyet işlemlerinde dersin alındığı tarihe bakılmaksızın gerekli işlemler ilgili dal kurulu kararı ile Enstitüye önerilir ve enstitü yönetim kurulu tarafından karara bağlanır. Öğrencinin ilgili programdan mezun olabilmesi için Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği kapsamında asgari ders, kredi ve AKTS’yi sağlaması gerekmektedir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans derecesi ile lisansüstü eğitime kabul edilen doktora veya sanatta yeterlik öğrencileri, yüksek lisans eğitimleri sırasında aldıkları derslere ilişkin olarak muafiyet talebinde bulunamazlar. Ancak, yüksek lisans eğitimleri sırasında zorunlu ortak dersleri alıp başarmış olanlar, ortak ders yükümlülüğü bakımından bu dersleri tamamlamış kabul edilir. Bu durumda öğrenci, daha önceden başarılı olarak tamamlamış olduğu zorunlu ortak ders/derslerin toplamına eş değer AKTS’de, danışman onayıyla Enstitü havuzundan ders almakla yükümlüdür.</p>

<p>(4) Öğrenciler, almak zorunlu oldukları derslerden başarısız olmaları hâlinde, bu dersleri yeniden almakla yükümlüdürler. Seçmeli derslerden başarısız olan öğrenciler ise aynı dersleri tekrar alabilecekleri gibi danışman onayı ile farklı seçmeli derslere de kayıt yaptırabilirler. Yeni alınan seçmeli ders, başarısız olunan önceki seçmeli dersin yerine sayılır.</p>

<p>(5) Lisansüstü programlara kayıtlı öğrenciler için ders kaydı, muafiyet, ders seçme ve ders tekrarı ile ilgili hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sınavlar ve sınavların değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans, tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına kayıtlı öğrenciler için bütünleme sınavı yapılmaz.</p>

<p>(2) Lisansüstü derslere ait ara sınav ve yarıyıl sonu sınavı soruları ve yanıtlarının dijital platforma yüklenmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Ortak Dersler Koordinatörlüğü tarafından yürütülen dersler hariç olmak üzere, akreditasyon ölçütleri doğrultusunda farklı ve çoklu ölçme-değerlendirme yöntemleri uygulanabilir. Yarıyıl süresince öğrencilere yaptırılan ödev, laboratuvar, atölye ve benzeri çalışmalar, dersin yürütücü öğretim elemanı tarafından öğretim yönetim sistemine yüklenmek şartıyla ara sınav veya yarıyıl sonu sınavı yerine sayılabilir. Dönem içerisinde ara sınav haricinde yapılan kısa sınavlar ile diğer ölçme araçları da aynı esaslar çerçevesinde değerlendirmeye dâhil edilebilir.</p>

<p>(4) Lisansüstü programlarda mezuniyet, yeterlik sınavı veya tez dönemine geçiş için gerekli derslerden yalnızca tek veya çift dersi kalan öğrencilere, enstitü yönetim kurulu kararı ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Enstitü tarafından ilan edilen tarihlerde tek/çift ders sınavı hakkı verilebilir.</p>

<p>(5) Lisansüstü öğrencilere ait sınavlar ve sınavlara ilişkin ders başarı notlarının belirlenmesi ve değiştirilmesine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Seminer, dönem projesi ve tez içeriklerinin hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Lisansüstü programlarda hazırlanacak seminer, dönem projesi, yüksek lisans ve doktora tezlerine ilişkin içerik, yazım kuralları ve şablonlar ile bu çalışmaların hazırlanması, sunulması ve izlenmesine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür. Bu süreçlerin ilgili usul ve esaslar çerçevesinde öğrenci, danışman ve Enstitü tarafından dijital platform üzerinden yürütülmesi ve takip edilmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Danışman atanması, ikinci danışman atanması ve danışman değişikliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Lisansüstü programlarda danışman atanması, ikinci danışman atanması ve danışman değişikliği Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür. Danışman atanması, ilgili öğretim elemanının son üç yıllık danışmanlık puanı esas alınarak yapılır.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlarda, Üniversite kadrosunda bulunan ve doktorasını veya doçentliğini ilgili ana bilim/ana sanat dalında tamamlamış tüm öğretim üyeleri danışman olarak atanabilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü program ilanlarında, adayların öğretim üyelerine atanmalarında danışmanlık puanı sıralaması esas alınır.</p>

<p><strong>Danışmanlık, uzmanlık alan araştırma, tez uzmanlık alan dersi ve dönem projesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarında kayıtlı öğrenciler, ders döneminde uzmanlık alan araştırma dersini tercihli; tez döneminde ise tez uzmanlık alan dersini almakla yükümlüdürler.</p>

<p>(2) Uzmanlık alan araştırma dersi koşullu seçmeli bir ders olup haftalık iki saat teorik, bir uygulamalı ders olarak değerlendirilir. Ders döneminde bir defa ve sadece seminer dersi ile birlikte alınabilir.</p>

<p>(3) Tez uzmanlık alan dersi, tez döneminde açılan bir ders olup haftalık iki saat teorik, bir uygulamalı ders olarak değerlendirilir. Sadece tez döneminde olmak şartıyla her dönem açılır ve öğrencinin tez çalışması sonuçlandırılıncaya kadar sürdürülür.</p>

<p>(4) Ders dönemindeki lisansüstü öğrenciler için danışmanlık dersi, teorik ders olarak değerlendirilmez ve öğrenci sayısına bakılmaksızın haftalık sadece bir saat uygulamalı ders olarak değerlendirilir.</p>

<p>(5) Tez dönemindeki lisansüstü öğrenciler için danışmanlık dersi, teorik ders olarak değerlendirilmez ve danışmanlık yapılan öğrenci sayısının dördü aşması hâlinde, danışmanlık dersi haftada en fazla dört saat uygulamalı ders olarak değerlendirilir.</p>

<p>(6) Tez dönemindeki lisansüstü öğrenciler için tez uzmanlık alan dersi, her bir öğrenci için haftalık iki saat teorik, bir uygulamalı ders olarak değerlendirilir ve tez uzmanlık alan dersi haftalık en fazla dokuz saat ile sınırlıdır.</p>

<p>(7) Tezsiz yüksek lisans programlarında dönem projeleri dersi, teorik ders olarak değerlendirilmez ve haftalık en fazla iki saat uygulamalı ders olarak değerlendirilir.</p>

<p>(8) Danışmanlık, uzmanlık alan araştırma, tez uzmanlık alan dersleri ve dönem projelerine ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Mezuniyet koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Lisansüstü öğrencilerin mezun olabilmesi için Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yeterlilikleri yerine getirmesi, ilgili lisansüstü programın ders yükümlülüklerini, seminer ile tez uzmanlık alan derslerini başarıyla tamamlaması ve tez savunmasında başarılı olması gerekir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programa kayıtlı öğrencilerin mezuniyet başvurusunda bulunabilmeleri için;</p>

<p>a) Alanı ile ilgili olmak üzere birinci veya ikinci isim olmak koşuluyla, Web of Science (SCI-E, SSCI, AHCI, ESCI), Scopus veya TR Dizinde yayımlanmış/yayımlanmak üzere kabul edilmiş en az bir makaleye sahip olmak,</p>

<p>b) Üniversitenin akademik birimlerince yayımlanmakta olan hakemli dergilerde, ikinci/eş danışmanın kurum dışından olması şartıyla yayımlanmış/yayımlanmak üzere kabul edilmiş en az iki makaleye sahip olmak,</p>

<p>c) San-Tez veya TÜBİTAK (1001, 1002, 3501) kapsamında desteklenen projelerde görev almış olmak,</p>

<p>ç) Üniversitenin Akademik Faaliyet Puanlama Tablosunun A Bölümünden en az 25 puan almak,</p>

<p>şartlarından yüksek lisans öğrencileri en az birini, doktora öğrencileri ise en az ikisini sağlamak zorundadır. Doktora mezuniyet şartlarındaki asgari yayın şartlarının doktora tezinden üretilmiş olması gerekir.</p>

<p>(3) Senato, bu Yönetmelikte geçen asgari mezuniyet şartlarının altında olmamak kaydıyla mezuniyet şartlarını farklı temel alanlar ve bilim/sanat alanları için düzenleyebilir.</p>

<p>(4) Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümlerine ek olarak, lisansüstü öğrencilerin mezuniyet başvurusu koşullarına ilişkin hususlar ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tezli Yüksek Lisans Programları</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların, lisans diplomasına ve başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak;</p>

<p>a) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının enstitülerdeki ana sanat ve ana bilim dallarına öğrenci kabulünde,</p>

<p>b) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında,</p>

<p>ALES şartı aranmaz.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranmayabilir. ALES puanı istenildiği takdirde taban puan Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Mezun durumda olan/olabilecek adayların başvurusuna ilişkin esaslar, ALES puanının %50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı ve lisansüstü eğitim-öğretime öğrenci kabulüne dair diğer hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Birinci fıkranın (b) bendi kapsamındaki adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>a) Senato tarafından mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>b) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>c) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dahil edilir.</p>

<p>(5) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitü ana sanat ve ana bilim dallarındaki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri ''yaygın gelişimsel bozukluk'' (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı </strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programı öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmasını sağlar.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca ilgili ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Tezsiz Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(3) Senato tarafından belirlenen esaslara göre tezsiz yüksek lisans programının sonunda yeterlik sınavı uygulanabilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p>(5) Tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulü, program süresi, danışman atanması, mezuniyet, diploma düzenlenmesi, ilişik kesme ve tezli yüksek lisans programına geçişe ilişkin usul ve esaslar, Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programlarında ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(3) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(4) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(5) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Doktora programına başvurabilmek için adayların;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak; doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz ve bu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Senato tarafından mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>3) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dahil edilir.</p>

<p>b) Tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Lisans derecesiyle doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 80 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Doktora programına başvuracak olanların programa kabulünde, ALES puanı yanı sıra yazılı olarak yapılacak bilimsel değerlendirme sınavı ve/veya mülakat sonucu ile yüksek lisans derecesiyle başvuranlar için yüksek lisans not ortalaması da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru koşulları ve öğrenci kabulüne dair diğer hususlar ilgili Senato tarafından düzenlenen yönetmelikle belirlenir.</p>

<p>(2) Hazırlık sınıfları hariç, on yarıyıl süreli lisans eğitimi alanlar yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(3) ALES puanının % 50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Üniversite yalnız ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir. ALES’e eş değer kabul edilen ve Yükseköğretim Kurulunca ilan edilen eş değer puanlar, Senato kararları ile yükseltilebilir.</p>

<p>(4) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının ana sanat ve ana bilim dallarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranmaz. Ancak Senatonun kararı ile ALES puanı aranabilir. ALES puanı istenildiği takdirde taban puan Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Doktora programına öğrenci kabulünde anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir.</p>

<p>(6) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak koşuluyla ilgili Senato kararı ile belirlenecek Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavından alınmış temel tıp puanına veya ALES’in sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları; tıp fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına (diş hekimliği ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine) ve ALES’in sayısal puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavında temel tıp bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; klinik tıp bilimleri testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir. Temel tıp bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir. Temel tıp puanının veya ALES puanının %50’den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Yükseköğretim kurumu yalnız temel tıp puanı veya ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir.</p>

<p>(7) Doktora programlarına başvuru, kabul, değerlendirme, yerleştirme, öğrenim süresi, dersler, danışman atanması, yeterlik sınavı, tez izleme süreci, tez önerisi, tez savunması, mezuniyet ve ilişik kesmeye ilişkin hususlar Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Sanatta yeterlik çalışması, özgün bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora eş değeri bir yükseköğretim programıdır.</p>

<p>(2) Lisansüstü dersler, ilgili ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Sanatta yeterlik çalışmasına başvurabilmek için adayların lisans veya yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eş değer programlarından mezun olanların haricinde yüksek lisans derecesiyle başvuran adayların ALES sözel puan türünde en az 55 puandan, lisans derecesiyle başvuran adayların ise ALES sözel puan türünde en az 80 puandan az olmamak koşuluyla ilgili Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(2) Lisans derecesiyle sanatta yeterlik programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması gerekir. Sanatta yeterlik programına başvuracak olanların sanatta yeterlik programlarına kabulünde, ALES puanı, yüksek lisans not ortalaması ile mülakat/yetenek sınavı/portfolyö incelemesi sonucu da değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye ilişkin hususlar ile başvuru için adayların sağlaması gereken referans mektubu, neden sanatta yeterlik yapmak istediğini belirten kompozisyon, uluslararası standart sınavlar ve benzeri diğer belgeler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup, bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir. Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının enstitülerdeki ana sanat ve ana bilim dallarındaki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri “yaygın gelişimsel bozukluk” (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p>(4) ALES puanının %50’den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Üniversite yalnız ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir. ALES’e eş değer kabul edilen ve Yükseköğretim Kurulunca ilan edilen eş değer puanlar, Senato kararları ile yükseltilebilir. Ancak enstitülerdeki, güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvarlara ilişkin ana bilim/ana sanat dallarına öğrenci kabulünde birinci fıkra hükümleri uygulanır.</p>

<p>(5) Sanatta yeterlik programlarına başvuru, kabul, değerlendirme, yerleştirme, öğrenim süresi, dersler, danışman atanması, yeterlik sınavı, tez izleme süreci, tez önerisi, sanatta yeterlik çalışmasının sonuçlanması, mezuniyet ve ilişik kesmeye ilişkin hususlar Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bilimsel araştırma ve yayın etiği</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Lisansüstü tez ve benzeri akademik çalışmalarda bilimsel araştırma ve yayın etiğine ilişkin hususlar; Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Engelli öğrenciler</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Engellilik durumu ve derecesi sağlık raporu ile kanıtlanmış olan lisansüstü programlara kayıtlı öğrenci, bu Yönetmeliğin ders almaya ilişkin hükümlerine uymakla yükümlüdür. Ancak engeli nedeniyle herhangi bir dersin gereklerini yerine getirmekte güçlük çekmesi durumunda, danışmanının ve dersin yürütücüsünün onayıyla söz konusu güçlüklerin giderilmesine ilişkin değişiklikler, uyarlamalar ve düzenlemeler yapılarak ilgili öğrencinin dersi alması sağlanır. Öğrenci engel durumuna bağlı olarak dersin gereklerini yerine getiremediği durumlarda, o derse eş değer başka bir ders alır.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara kayıtlı engelli öğrenci, lisansüstü derslere ait sınavlara girmek zorundadır. Ancak öğrencinin performansının en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için, öğrencinin engeli temel alınarak dersi veren öğretim elemanının onayı ile sınav yeri, süresi ve biçimi değiştirilip uygun hâle getirilebilir. Sınavda kullanılacak özel alfabe, bilgisayar, büyüteç gibi ek gereçler ile okumaya veya yazmaya yardımcı kişi ya da araçlar, Enstitünün ilgili ana bilim dalı başkanlığı tarafından sağlanır.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemlerinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Eğitim-öğretim, sınavlar ve benzeri konularda Üniversite/Enstitü tarafından internet sayfasında yapılan duyuru ve ilanlar, öğrencinin şahsına yapılmış sayılır. Öğrenci hakkındaki diğer bireysel işlemler, öğrencinin elektronik adresine e-posta yoluyla tebliğ edilir.</p>

<p>(2) Üniversite, öğrenci bilgi sistemi üzerinden yapılan bilgilendirme ve duyurular, öğrenciye yapılan resmî tebliğ yerine geçer.</p>

<p>(3) Gerekli hâllerde yapılacak resmî yazışmalarda, öğrencinin Enstitüye kayıt sırasında beyan ettiği adres esas alınır. Adres değişikliği durumunda öğrenci, adres değişikliği işlemini enstitüye bildirmek zorundadır. Yanlış veya eksik adres beyan etmiş olan öğrencilere, zorunlu hâllerde yapılan yazışmalar kendilerine tebliğ edilmiş sayılır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, 2547 sayılı Kanun, ilgili mevzuat hükümleri ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) 11/1/2018 tarihli ve 30298 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Harran Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte aktif öğrenci olup 32 nci madde ile yürürlükten kaldırılan yönetmeliğe göre önceden planlanmış öğrenim faaliyetleri devam eden öğrencilerin, söz konusu süreçlerine mülga yönetmelik hükümleri uyarınca devam olunur.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Harran Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/harran-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="75990"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-su-kaynaklari-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-su-kaynaklari-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği, 19 Nisan 2026 Tarihli ve 33229 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ SU KAYNAKLARI GELİŞTİRME, ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, bu organların görevlerine ve çalışma şekillerine ait usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, bu yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekillerine ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez (SUARGE): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Senato: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>d) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; sulama ve içme suyuna olan talebi karşılamak, mevcut su kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, su kirliliğini önlemek, su turizmi sektörünü canlandırmak, kuraklık ve taşkınlık benzeri su kaynaklı doğal afetlere karşı önlem almak ve disiplinler arası bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalar yapmak, su ile ilgili sorunların çözümü doğrultusunda stratejik yöntem ve öneriler geliştirmek, uygulamak ve milli gelire katkı sağlamak, çalışma sonuçlarını ilgili ulusal ve uluslararası kuruluşlara aktarmak, su yönetimi konusunda danışmanlık yapmak, proje yürütmek ve yönetmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal ve uluslararası boyutta, su kaynaklarının yönetimi, taşkın ve kuraklık kontrolüne yönelik olarak bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalar yapmak ve yaptırmak, bunları teşvik ve koordine etmek.</p>

<p>b) Yurtiçi ve yurtdışı kuruluşların, istek ve ihtiyaçları doğrultusunda etüt, proje, analiz ve buna benzer çalışmaları yapmak.</p>

<p>c) Araştırma, etüt ve yayın faaliyetlerinin yürütülmesinde yerli ve yabancı resmi ve özel kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak, bu kuruluşların bilgi ve insan kaynaklarından yararlanmak.</p>

<p>ç) Yurtiçinde ve yurtdışında üniversiteler ile diğer araştırma kurumları ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği ve ortak çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Ulusal ve uluslararası düzeyde seminer, konferans, kongre, sempozyum ve buna benzer bilimsel toplantılar düzenlemek ve bu toplantılara katılmak.</p>

<p>e) Entegre nehir havzaları yönetimi ve modelleştirilmesi çalışmaları yapmak.</p>

<p>f) Su kaynakları yönetimi, su kirliliği, su dağıtım ağları, sulama kanalları, kuraklık ve taşkın kontrolü alanında etüt ve proje çalışmalarını gerçekleştirmek ve bu yönde gelecek istekleri değerlendirerek karşılamak.</p>

<p>g) Su kaynakları alanında, ulusal ve uluslararası forumlarda öngörülen eylem planlarına katkıda bulunacak araştırma ve çalışmaları yapmak ve böylece son yıllarda önemle üzerinde durulan su konusunda uluslararası platformda daha etkin bir faaliyet gösterilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>ğ) Ulusal ve uluslararası düzeyde kurs, hizmet içi eğitim programları düzenlemek ve uygulamak ve gerektiğinde bu çalışmalarla ilgili sertifikalar vermek.</p>

<p>h) Üniversitede, su kaynaklarının geliştirilmesi ve yönetimi, kuraklık ve taşkın kontrolü, su kaynakları yönetiminde bilişim teknolojisi, sulama kanal ağları ve yeraltı suları ile ilgili olarak mevcut araştırma, uygulama ve eğitim altyapısını geliştirmek.</p>

<p>ı) Merkezin kuruluş amacına uygun olarak yurtiçinde ve yurtdışında her türlü yayın yapmak, süreli yayınlar çıkarmak, yayın çalışmalarına katılmak ve desteklemek.</p>

<p>i) Eğitim, araştırma, etüt, proje ve yayım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü mekan ve donanımı sağlamak.</p>

<p>j) Merkezin kuruluş amacına ve ilkelerine uygun diğer çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin kadrolu öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi müdür yardımcısı olarak üç yıl süre ile Rektör tarafından görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün verdiği görevleri yapar. Görev süresi biten müdür yardımcısı yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin kısa, orta ve uzun dönemli amaç ve politikalarını ve bunlara dayalı eğitim, araştırma ve danışmanlık ile ilgili plan ve programları hazırlamak, Yönetim Kurulunun onayından sonra uygulamak.</p>

<p>c) Yönetim Kuruluna başkanlık etmek ve alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Personel ihtiyacını belirleyip Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>d) Araştırma ve proje çalışma ekipleri kurmak.</p>

<p>e) Her yıl sonunda, Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayıp Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p>f) Merkez bünyesinde düzenli çalışmayı sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin gözetim ve denetimini yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdür, müdür yardımcılarından biri ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili konularda görev yapan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye dahil toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilirler. Süresi dolmadan ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi doldurmak üzere Rektör tarafından yeni üyeler görevlendirilebilir. Yönetim Kurulu, Müdürünün çağrısı üzerine yılda en az iki defa ve en geç üç ayda bir salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Toplantı günü ve yeri üyelere toplantı tarihinden en az bir hafta önce yazılı olarak bildirilir. Toplantı kararlarına ilişkin oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış olur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.</p>

<p>b) Bir önceki yıla ait faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını değerlendirmek ve Rektörün onayına sunmak üzere karara bağlamak.</p>

<p>c) Eğitim programları sonunda katılanlara verilecek sertifika, başarı belgesi ve benzeri belgelerin düzenlenme koşullarını belirlemek.</p>

<p>ç) Merkezin amacına uygun olarak bilim, inceleme, yayın ve benzeri konularda faaliyet göstermek, çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) 16/11/2006 tarihli ve 26348 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Su Kaynakları Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-su-kaynaklari-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="27321"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/8257 E., 2025/7645 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258257-e-20257645-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258257-e-20257645-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8257 E., 2025/7645 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki ihale alıcıları tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Şikayetçi paydaşların icra mahkemesine başvurusunda, sair şikayetlerinin yanında ihale alıcısı paydaşların ilk arttırmada satışı engellemek amacı ile bilinçli şekilde fahiş fiyat teklifinde bulunduğunu, bu teklif nedeni ile diğer taliplilerin yeni teklif vermelerinin engellendiği, bunun üzerine ihale alıcıları paydaşların ikinci arttırmaya teminatsız olarak alınmasının hata olduğu ileri sürülerek ihalenin feshinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin reddine karar verildiği, şikayetçiler tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, taşınmazın muhammen bedelinin 1.513.125,50 TL olup, saat 13.41’de bitecek birinci arttırmada ihale alıcılarının 13.40’da 1.500.000.000 TL gibi afaki bir pey sürerek diğer katılımcıların sürülen peyin üstüne çıkmalarının engellendiği, şikayet konusu ikinci arttırmada ise sadece paydaş ihale alıcılarının teklif sunduğu ve 911.514 TL pey sürerek ihaleyi kazandıkları, birinci arttırmada sağlıklı teklif yapılmasının engellenerek ikinci arttırmanın yapılmasını sağlayan ve muhammen bedelin %50’si tutarı ile taşınmazı alan ihale alıcılarının ihaleye fesat karıştırdıkları gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>7343 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile değişik 2004 Sayılı İİK'nın "ihalenin yapılması" başlıklı 115. maddesinde; "...İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde alınan teminat iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından düşülmek üzere hak sahiplerine alacaklarına mahsuben ödenir.</p>

<p>İcra müdürü, asgari ihale bedelinin teklif edilmediği, en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı veya teklif verme süresinin bitiminden önce borcun ödendiği hâllerde, ihalenin yapılamadığını veya iptal edildiğini tutanakla tespit eder. Asgari ihale bedelinin teklif edilmediği veya en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı hâllerde ikinci artırma, birinci artırmadaki şartlar çerçevesinde daha önce ilan edilen tarihte başlar."</p>

<p>30.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7343 sayılı Kanun'un 32. maddesi ile 2004 sayılı İİK'nın 133. maddesi ilga edilmiş olup İİK'nın geçici 18. maddesi ile de uygulamaya ilişkin geçiş süreci düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, elektronik satış uygulamasına geçilen mahallere ilişkin Adalet Bakanlığınca yayınlanan listeye göre tüm ülke genelinde uygulamaya 02.01.2023 tarihinde geçildiği, satış kararı 26.04.2023 tarihli olduğu dikkate alındığında değişikliklerin somut olayda uygulanmasının gerektiği, bu minvalde yeni düzenlemeye göre aynı satış kararında belirlenen birinci ve ikinci arttırma tarihlerindeki her bir ihale bağımsız niteliktedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15.06.2023 bitiş tarihli birinci arttırmaya ilişkin E-Satış Arttırma İşlem Kaydı Raporu incelendiğinde, ihale alıcıları paydaşlardan başka pey sürenin olmadığı, ilk peyin 15.06.2023 tarihinde 13.23’te 1.200.000 TL olarak sürüldüğü, ardından 13.35’te 1.400.000 TL pey sürüldüğü, daha sonra 13.40’ta 1.500.000.000 TL pey sürüldüğü, son olarak 1.500.001.514 TL pey sürüldüğü, ihalenin alıcılar üzerinde kaldığı ancak süresi içinde ihale bedelinin ödenmemesi üzerine ihalenin iptal edilerek yapılan ikinci ihalede 911.514,00 TL pey sürerek alıcıların ihaleyi aldığı görülmektedir. İcra ve İflas Kanunu'nda birinci ihaleyi alıp ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olan alıcıların ikinci ihaleye katılmalarına yasal bir engel bulunmamaktadır. Öte yandan ihale alıcılarının ihalenin son günü pey sürmesi ve o zaman kadar başka bir kimsenin de pey sürmediği göz önüne alındığında fahiş pey sürerek ihaleye katılımın engellendiğinden de söz edilemez.</p>

<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçe ile şikayetçilerin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>İhale alıcılarının temyiz itirazlarının kabulü ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 16.09.2025 tarih ve 2025/972 E.-2025/932 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'n ın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258257-e-20257645-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="17882"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Tedbirinde Azami Sürenin Belirlenmesi ve Kanun Yolları Bakımından Tutukluluk Tedbiri ile Karşılaştırmalı Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinde-azami-surenin-belirlenmesi-ve-kanun-yollari-bakimindan-tutukluluk-tedbiri-ile-karsilastirmali-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinde-azami-surenin-belirlenmesi-ve-kanun-yollari-bakimindan-tutukluluk-tedbiri-ile-karsilastirmali-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Anayasa Mahkemesi’nin Konuya Bakış Açısı ve Son Kararı</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.109 ve devamında düzenlenen adli kontrol müessesi ile ilgili olarak uygulamada birçok sorunla karşılaşılmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar" rel="dofollow">[1]. </a>Adli kontrol tedbirleri için Kanunda öngörülen azami sürelerin hesaplanmasında istinaf ve temyiz yolunda geçen sürelerin dikkate alınmaması sorunu bunlardan biridir.</p>

<p><strong>Konu hakkında daha önce yayımlanan<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur" rel="dofollow"> bir yazımızda özetle<strong>[2]</strong>;</a></strong> kanun yolu aşamalarından geçen sürenin adli kontrol tedbirinin süresinin hesabında dikkate alınmamasının, yani ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile birlikte tedbir süresinin kesildiğinin kabul edilmesinin Kanunun lafzına uygun olmadığını, <strong>bu yaklaşımın esasen tutukluluk süresinin hesaplanmasında başvurulan “suç isnadına bağlı tutukluluk” ve “mahkumiyete bağlı tutukluluk” (“hükmen tutukluluk” veya “hüküm özlü tutukluluk”) ayırımına dayandığını,</strong> Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (YCGK’nın) 12.04.2011 tarih, 2011/1-51 E. ve 2011/42 K. sayılı kararında kabul edilen bu ayırımın da Kanunun lafzına ve sistematiğine aykırı olduğunu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu ayırımı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM’ın) “uzun tutukluluk” şikayetlerini incelerken ortaya koyduğu ölçütlere dayandırdığını, oysa İHAM tarafından yapılan yorumların İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS’a) özgü “özerk” yorumlar olduğunu ve bunların olduğu gibi iç hukuka aktarılmasının hatalı sonuçlara yol açacağını, ayrıca İHAS’ta azami tutukluluk sürelerine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, İHAM’ın başvurduğu ayırımın tutuklulukta geçen sürenin “makul” olup olmadığının tespitinde kullanıldığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından daha yüksek güvenceler öngören iç hukuk kuralları mevcut iken İHAM içtihadına atıfla kişi hürriyeti ile ilgili güvenceleri zayıflatacak yorumlarda bulunmanın insan hakları hukukunun amacına ve mantığına aykırı olduğunu, dahası Anayasa Mahkemesi’nin de (AYM’nin) YCGK ve İHAM içtihadına dayanarak, Kanunda yer almayan “suç isnadına bağlı tutukluluk” ve “mahkumiyete bağlı tutukluluk” ayırımını benimsediğini ifade etmiş, sonuç olarak Anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ortaya koyduğu standartları esnetmek için İHAM içtihadının kullanılmasını <a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow">eleştirmiştik[3].</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı İHAS m.53’e göre;</strong> <i>“Bu sözleşme hükümlerinden hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz”</i>. Konu bu kadar nettir ve bu konu ile ilgili iç hukuk itirazımızda da haklıyız.</p>

<p><strong>AYM Genel Kurulu; 16.04.2026 tarih ve 33226 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan V.K. kararında (B. No: 2023/95649, 16/12/2025),</strong> bu tartışmaya önemli bir katkı sunmuştur. Yüksek Mahkeme; tutukluluk süresinin hesaplanmasında kullanılan ayırımı sürdürmekle birlikte, bu yaklaşımın adli kontrol tedbirleri bakımından uygulanamayacağını açıkça belirtmiştir. Buna göre, adli kontrol tedbirleri için öngörülen azami sürelerin hesabında kanun yolu aşamasında geçen süreler de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Başvuruya konu olayda, başvurucu hakkında 21.08.2016 tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmış ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. 04.10.2018 tarihinde başvurucu hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiş, ancak kararda adli kontrol tedbirine ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. İstinaf başvurusu 07.10.2019 tarihinde esastan reddedilmiş, bu kararda da adli kontrole dair bir değerlendirme yer almamıştır.</p>

<p>Temyiz incelemesi devam ederken, 05.10.2023 tarihinde, başvurucu yasadışı yollarla yurt dışına çıkmaya çalıştığı şüphesiyle açık denizde bulunan bir tekne içinde yakalanmış, sorgusunun ardından adli kontrol tedbirine uymadığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Tutuklama kararında; CMK m.110/A’da terör suçlarında adli kontrol tedbirleri için azami yedi yıllık sürenin öngörüldüğü, bununla birlikte kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabında dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Bu karara karşı yapılan itirazda; yedi yıllık sürenin dolmasıyla birlikte adli kontrol tedbirinin kendiliğinden ortadan kalktığı, Kanunda tedbirin süresiyle ilgili olarak mahkumiyet kararından önce veya sonra şeklinde bir ayırım yapılmadığı ileri sürülmüşse de bu itiraz kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>AYM, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Adli kontrol altında geçecek süre” başlıklı CMK m.110/A’da; adli kontrolle ilgili azami süreler konusunda, suçun ağır cezalık olup olmaması dışında soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayırım yapılmadığı gibi, hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayırıma da gidilmediğini, istinaf ve temyiz yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmayacağı kuralının yalnızca suç isnadına bağlı tutuklamalarda geçerli olduğunu, suç isnadına bağlı tutuklama ile mahkumiyete bağlı tutuklamanın farklı hukuki durumlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararıyla birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halinin sona erdiğini, mahkumiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutma arasındaki nitelik farkından kaynaklanan bu ayırımın <i>“özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu”</i> ileri sürmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerektiğini, somut olayda başvurucunun azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklandığını, süresi dolmuş bir tedbire uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir (§ 40-41).</p>

<p>“Adli kontrol” başlıklı CMK m.109/3’de çeşitli seçenekleri bulunan adli kontrol tedbiri, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını farklı düzeylerde sınırlamaktadır. Kanun koyucu; bu tür tedbirler için azami süreler öngörerek, sınırlamaların ölçüsüz hale gelmesinin önüne geçmeyi hedeflemiştir. Bu açıdan bakıldığında, Genel Kurul kararının hak ve özgürlüklerin korunmasına önemli bir katkı sunduğu açıktır. Nitekim somut olayda olduğu gibi soruşturma aşamasında verilen bir adli kontrol kararı, düzenli ve titiz bir değerlendirmeye tabi tutulmadan yıllarca yürürlükte kalabilmektedir. Yargılamanın makul bir sürede bitirilmemesinin külfeti sanığa yüklenmemelidir.</p>

<p><strong>II. Tutukluluk Tedbiri Kapsamında Görüşümüz ve Değerlendirmemiz</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Koruma Tedbirleri” başlıklı Dördüncü Kısmında düzenlenen tutuklama ile adli kontrol; Kanundaki yerlerinden de anlaşılacağı üzere birer koruma tedbiri olup, bunlarla ulaşılmaya çalışılan amaç, muhakemenin olabilecek en kısa sürede sonuçlandırabilmek, maddi hakikate ve adalete ulaşılabilmesi için delilleri toplamak, şüpheliyi veya sanığı elde tutmak ve muhakeme sonucu verilecek kararın infazını sağlayabilmektir.</p>

<p>Tutuklama ve adli kontrol; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5 ile Anayasa m.19’da güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanması anlamına geldiğinden, bunların Kanunda düzenlenen şartlarının varlığı halinde, ölçülü şekilde tatbik edilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle; aynı zamanda makul sürede yargılanma hakkının da bir gereği olarak, tutuklulukta ve adli kontrolde geçebilecek azami süreler, CMK m.102 ile m.110/A’da düzenlenmiştir. Ancak bu sürelerin hangi aşamaları, ne kadar kapsadığı hakkında tartışma bulunmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-ve-adli-kontrolde-gececek-surelerin-hesabi-ve-kronik-rahatsizliklar" rel="dofollow">[4].</a></p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>her ne kadar tutuklulukta ve adli kontrolde geçecek azami sürelerin Kanunla belirlenmesindeki amaç, İHAS m.5’e, Anayasa m.36’ya ve m.141’e göre makul sürede yargılanma hakkı ile tedbirin cezalandırma boyutuna varmaması ise de, CMK m.102/2’de geçen <i>“uzatma süresi toplam üç yılı (…) geçemez” </i>ibaresi, 2+1 yıl uzatma olacak şekilde değil, 2+3 yıl, yani tutukluluk süresi toplam 5 yıl olabilecek şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine yorumlanmaktadır. Tutuklulukta uzatma süresini ana süreden uzun sayan bu görüşün bir mantığı ve haklılığı olmadığı gibi, aleyhe görüş Kanunun lafzına da uygun düşmemektedir. Ancak uygulamada aleyhe yorumun yerleşik hale geldiği, hem uzatma süresinin ağır cezalık işlerde 3 yıl kabul edildiği ve hem de istinaf ve temyiz kanun yollarında geçen sürelerin azami tutukluluktan sayılmadığı görülmektedir.</p>

<p>CMK m.102/1-2’nin hangi aşamaları kapsadığı konusunda ise esasen hükmün lafzı yoruma açık değildir. Hüküm; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler diyerek açık bir ayırıma gitmiş olup, işin niteliğine göre kovuşturma aşamasının bütününü, bir başka ifadeyle ilk derece, istinaf ve temyiz aşamalarının tümünü kapsayacak şekilde bir düzenleme içermektedir. <strong>Buna göre; </strong>“kanunilik” ilkesi gereği, belirtilen sürelerin tüm kovuşturma aşamasını kapsaması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Ancak uygulamada durumun farklı olduğu, hükümde belirtilen sürelerin sadece ilk derece yargılamasını kapsadığının kabul edildiği, bu ayırıma ise “hükmen tutukluluk” veya “hüküm özlü tutukluluk” gibi kavramlar oluşturularak gidildiği görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>soruşturma aşamasında geçerli olan azami tutukluluk süresi CMK m.102/4’de gösterildiğine göre, CMK m.102/1-2’de yapılan ayırımın, kovuşturma aşamasına ilişkin olduğuna dair şüphe bulunmamasına rağmen, suçsuzluk/masumiyet karinesi ile “sanık” sıfatı yok sayılarak, hükümde gösterilen azami sürelerin sadece ilk derece yargılamasını kapsadığını kabul etmek ve buna gerekçe olarak İHAM’ın uygulamasını göstermek, “kanunilik” ilkesine açıkça aykırı olup, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ü de ihlal etmektedir. Çünkü temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması konusunda iç hukukumuz İHAS’tan daha yüksek bir standart öngörmüştür ve uygulama ile bu sınır, Kanunun lafzına aykırı şekilde genişletilmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow">[5].</a></p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>istinaf ve temyiz kanun yolları aşamalarında CMK m.2/1-b,f uyarınca kovuşturma aşaması ve sanıklık sıfatı devam ettiğinden, CMK m.102’de öngörülen azami tutukluluk sürelerinin dikkate alınması ve kanun yollarında geçen sürelerin tutukluluk sürelerinden mahsubu gerekir. Bu kabul, “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı İHAS m.53’e de uygundur. İç hukukta bireyin daha yararına kurallar öncelikle gözetilip uygulanır<a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow">[6].</a></p>

<p><strong>AYM; kanun yolunda geçen sürelerin azami süre hesabına dahil edilmesi gerektiğini belirtirken, <i>“Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanunda soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayırım da yapılmamıştır”</i> gerekçesine dayanmaktadır. Buna tamamen katılmakla birlikte, aynı gerekçenin tutukluluk süresinin hesabında kullanılmaması kanımızca tutarsızlık oluşturmaktadır.</strong> Nitekim 5271 sayılı CMK, tutuklama tedbiri yönünden de hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayırım yapmamaktadır. AYM’nin tutuklama sözkonusu olduğunda Kanunda öngörülmeyen bir ayırıma başvurması, adli kontrol tedbirleri sözkonusu olduğunda ise bu ayırımın kanuni dayanağının bulunmadığını söylemesi izaha muhtaç bir değerlendirmedir. AYM’ye göre; suç isnadına bağlı tutuklama ile hükme bağlı tutuklama arasındaki “nitelik farkı”, bu farklı yaklaşımı haklılaştırmaktadır. İlk derece mahkemesinin mahkumiyet kararıyla birlikte suç isnadına bağlı tutuklama halinin son bulması, kuşkusuz sanığın hukuki durumunu etkilemektedir; zira hükme bağlı tutuklamada, suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinden en az birinin varlığı aranmamakta, mahkumiyet kararı tek başına kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklılaştırmaktadır. Buna karşın tutuklu kişi CMK’ya göre hala sanık konumunda olup suçsuzluk/masumiyet karinesinden yararlanmaktadır. Tutuklu sanığın kanun yolu aşamasında tahliye edilmesinin de mümkün olduğu gözönüne alındığında, tutuklulukta geçen sürenin mahkumiyet sonrası tutukluluğu kapsamaması kanaatimizce temellendirilmiş bir yaklaşım değildir.</p>

<p>Kanunda yeri olmayan, İHAM içtihadından alınarak hatalı uygulanan bu ayırımdan vazgeçilmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına, İHAS’a göre daha yüksek koruma sağlayan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun zorunlu bir gereğidir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 gözardı edilemez.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> adli kontrol ve tutuklama tedbirlerinin azami süreleri konusunda devam eden ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına hukuka aykırı sınırlama getiren, kanun yolları aşamasında geçen sürelerin hesaba katılmamasından vazgeçilmelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirine-iliskin-sorunlar</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-suphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-ve-adli-kontrolde-gececek-surelerin-hesabi-ve-kronik-rahatsizliklar" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4] https://www.hukukihaber.net/tutuklulukta-ve-adli-kontrolde-gececek-surelerin-hesabi-ve-kronik-rahatsizliklar</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-ve-tutukluluk-surelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-surenin-dikkate-alinmamasi-sorunu</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adli-kontrol-tedbirinde-azami-surenin-belirlenmesi-ve-kanun-yollari-bakimindan-tutukluluk-tedbiri-ile-karsilastirmali-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/tera77a.jpg" type="image/jpeg" length="38317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAKALAMA VE GÖZALTI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yakalama-ve-gozalti-ersan-sen-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yakalama-ve-gozalti-ersan-sen-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Baştan söylemek isteriz ki;</strong> yakalama ve gözaltı tedbirlerini düzenleyen CMK m.90 ila m.99 ve ifade veya sorgu için çağrı ile zorla getirmeyi düzenleyen CMK m.145 ve m.146 gözden geçirilmeli, bu hükümlerde lüzumlu değişikliklere gidilmelidir, çünkü bu hükümlerde bir karmaşıklık ve uygulamada çelişkiler bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlayan tedbirlerden yakalama ve gözaltı CMK m.90 ila m.99’da, ifade veya sorgu için çağrı ile zorla getirme ise CMK m.145’de ve m.146’da düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> gözaltının ön şartı yakalamadır, CMK m.90’a uygun şekilde yakalama tedbirine başvurulmadan, Cumhuriyet savcısı tarafından m.91’de düzenlenen gözaltına alma kararı verilemez. Yakalama tedbirine ancak suçüstü halinde başvurulabilir. “Suçüstü” kavramının ne anlama geldiği, CMK m.2/1-j’de ve m.90/1-a,b’de tanımlanmıştır. Uygulamada; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun mütemadi, yani neticesi devam eden suçlardan olduğundan bahisle bu suçun “suçüstü” kapsamında sayıldığı ve buna göre soruşturmaların yapıldığı bilinmektedir.</p>

<p><strong>Bunun dışında;</strong> soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerinde sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir ya da tutuklama talebinin reddi kararına Cumhuriyet savcısı itiraz ettiğinde, itiraz mercii tarafından yakalama emri çıkarılabilir.</p>

<p><strong>Sonuçta; </strong>yakalama tedbiri ancak suçüstü halinde veya CMK m.98’in ilk üç fıkrasında gösterilen durumlarda uygulanabilir, yakalama olmadan gözaltına alma kararı verilemez.</p>

<p><strong>Bunların dışında uygulanan yakalama ve gözaltına alma tedbirleri hukuka aykırıdır.</strong> Bu tedbirlerde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine genişletme yapılmak isteniyorsa; Anayasa m.13’e, m.19’a ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5’e uygun olmak kaydıyla, CMK m.90 ila m.99’da değişikliğe gidilebilir, fakat bu değişiklik yapılıncaya kadar uygulamanın yasal düzenlemelere göre hareket etmesi gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> CMK m.145’de ifade ve sorgu için çağrı ve m.146’da zorla getirme tedbirleri düzenlenmiştir. Yakalamanın ve gözaltına almanın yasal şartları yoksa, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davet edilir. Çağrı, yani davet, ifade alma veya sorgu için asıl yöntemdir. İstisna olan zorla getirmedir. CMK m.146’ya göre; hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli sebepler bulunan veya çağrı üzerine gelmeyen şüphelinin veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir. Zorla getirme, yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin bir alternatifidir. Zorla getirmede gözaltına alma uygulanmaz. Kolluk; şüpheliyi veya sanığı doğrudan Cumhuriyet savcısına, hakime veya mahkemeye götürür. Çağrı ve zorla getirme kararları; Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından verilir.</p>

<p>Kovuşturma aşamasında CMK m.199 uyarınca mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme veya yakalama emri ile getirilmesine her zaman karar verebilir.</p>

<p><strong>Bu usuller dışında uygulanan yakalama, gözaltı, çağrı ve zorla getirme tedbirleri ve sonuçları hukuka aykırıdır.</strong> Bu yolla elde edilen deliller hukuka aykırı olacağı gibi, yasal şartlar oluşmadan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması da gündeme gelir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> yakalama, gözaltı, çağrı ve zorla getirme tedbirleri gözden geçirilerek, anlaşılır bir şekilde, çelişkiye ve karışıklığa düşülmeden Anayasa ve İHAS hükümleri çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir. Yasal düzenlemeden farklı uygulamalar, ister istemez Anayasa m.2, m.13, m.19, m.38/6, m.138/1, İHAS m.5 ve CMK m.90 ila m.99 ve m.145 ve m.146, m.206/2-a ve m.217/2 aykırılıklarına yol açmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yakalama-ve-gozalti-ersan-sen-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="87622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Yabancıların Çalışma İzni ve İkamet İzinleri Rejimi: Mevzuat, Uygulama, Yargı Kararları ve AİHM Perspektifi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-calisma-izni-ve-ikamet-izinleri-rejimi-mevzuat-uygulama-yargi-kararlari-ve-aihm-perspektifi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-calisma-izni-ve-ikamet-izinleri-rejimi-mevzuat-uygulama-yargi-kararlari-ve-aihm-perspektifi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h3><strong>1. Giriş: Yabancıların Çalışması Neden “İzin Rejimi” ile Düzenlenir?</strong></h3>

<p>Türkiye’de yabancıların çalışma hakkı, bir yandan <strong>çalışma özgürlüğü</strong>, <strong>özel hayatın korunması</strong>, <strong>aile hayatına saygı</strong>, <strong>ayrımcılık yasağı</strong> gibi temel haklarla temas ederken; diğer yandan devletin <strong>göç yönetimi</strong>, <strong>işgücü piyasasının korunması</strong>, <strong>kayıt dışı istihdamla mücadele</strong>, <strong>kamu düzeni/kamu güvenliği</strong> gibi meşru amaçlarıyla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle Türk hukukunda yabancının çalışması, genel kural olarak “serbest” bırakılmamış; <strong>çalışma izni alma zorunluluğu</strong> getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu (UİK) bu alanın omurgasını oluşturur. Kanun md. 6, çalışma izni olmaksızın çalışma/çalıştırma fiilini yasaklayarak; hem yabancı çalışanı hem işvereni hukuki bir rejime bağlar. Bu yasak yalnızca idari bir formalite değildir: sosyal güvenlik sistemine giriş, SGK primleri, ücret kriterleri, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri gibi pek çok alanın “kapısını” çalışma izni açar.</p>

<p>Bu çerçevede, çalışma izni sistemi yalnızca “yabancıyı sınırlamak” için değil; aynı zamanda <strong>yabancının emeğini kayıt içine almak</strong>, sosyal güvenlik haklarını görünür kılmak ve çalışma hayatında asgari standartları korumak için de tasarlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin bazı bireysel başvuru kararlarında da (özellikle belirli sektörlerde ücret/SGK kriterleri bağlamında) kayıt dışılık ve işgücü politikası gerekçelerinin altı çizilmektedir.</p>

<h3><strong>2. Çalışma İzni Kavramı, Türleri ve Hukuki Sonuçları</strong></h3>

<h4><strong>2.1. Çalışma izninin temel niteliği</strong></h4>

<p>Çalışma izni; yabancıya Türkiye’de belirli şartlarla <strong>çalışma ve çoğu durumda ikamet</strong> imkânı veren idari bir izindir. UİK md. 6 uyarınca yetkili merci, uluslararası işgücü politikasını esas alarak (kriterlere göre) izni değerlendirir.</p>

<p>Çalışma izninin en kritik hukuki sonucu şudur: Çalışma izni olmadan fiilen çalışmak mümkün olsa bile, bu çalışma çoğu durumda <strong>hukuka aykırı çalışma</strong> niteliği taşır ve bu durum (i) idari yaptırımlar, (ii) sosyal güvenlik uyuşmazlıkları, (iii) sınır dışı/ikamet ihlali gibi sonuçlar doğurabilir.</p>

<h4><strong>2.2. Çalışma izni türleri (UİK md. 10)</strong></h4>

<p>UİK md. 10’un sistematiği çerçevesinde:</p>

<p>• Süreli çalışma izni: İlk başvuruda genellikle en çok 1 yıl; uzatmalarda 2 yıl ve 3 yıla kadar uzayabilen, işveren ve işyeri/iş bazında şekillenen izin türüdür.</p>

<p>• Süresiz çalışma izni: Uzun dönem ikamet izni olan veya en az sekiz yıl kanuni çalışma izni bulunan yabancıya tanınabilen, daha güçlü statüdür. Ancak Kanun açıkça “mutlak hak sağlamaz” diyerek idarenin takdir alanını vurgular.</p>

<p>• Bağımsız çalışma izni: Kendi adına ve hesabına çalışmayı hedefleyen yabancılar için öngörülen statüdür (uygulamada nitelik, yatırım, ekonomik katkı gibi kriterlerle ilişkilidir).</p>

<p>• İstisnai/özel statü mekanizmaları (Turkuaz Kart gibi): Bu metinde ayrıntıya girmeden belirtmek gerekir ki Türk sistemi bazı nitelikli yabancılar için özel kart/izin türleri öngörebilir; bunlar çoğu zaman “nitelikli işgücü” ve “ekonomik katkı” yaklaşımı ile tasarlanmıştır.</p>

<h4><strong>2.3. Çalışma izninin değerlendirme kriterleri ve “takdir yetkisi”</strong></h4>

<p>UİK Uygulama Yönetmeliği md. 22; yabancının eğitimi, ücreti, dili; işverenin sermaye/ciro/istihdam kapasitesi; kamu düzeni; işgücü piyasasında aynı işi yapabilecek kişi bulunup bulunmadığı gibi çok parametreli bir değerlendirme öngörür. Bu yapı, idareye geniş bir analiz alanı sağlar. Ancak bu takdir alanı keyfilik anlamına gelmez; Danıştay içtihatlarında idari işlemlerin sebep unsuru başta olmak üzere hukuka uygunluk denetimi vurgulanır.</p>

<h3><strong>3. İkamet (Oturum) İzinleri: Türler, Amaçlar ve Çalışma İzni ile İlişkisi</strong></h3>

<h4><strong>3.1. İkamet izninin fonksiyonu</strong></h4>

<p>6458 sayılı YUKK md. 30; ikamet izni türlerini sayar: kısa dönem, aile, öğrenci, uzun dönem, insani vb. İkamet izni temelde “Türkiye’de kalma” hakkını düzenler. Kural olarak ikamet izni, yabancıya otomatik bir çalışma hakkı vermez. Çalışma için ayrıca UİK sisteminde izin gerekir (istisnalar hariç).</p>

<p>Bu ayrım uygulamada sıklıkla karıştırılır: Örneğin aile ikamet iznine sahip yabancının Türkiye’de kalması hukuka uygun olsa bile, çalışma izni olmadan çalışma hâlinde <strong>çalışma hukuka aykırı</strong> hale gelir.</p>

<h4><strong>3.2. Kısa dönem ikamet izni (YUKK md. 31)</strong></h4>

<p>Kısa dönem ikamet izni çok çeşitli amaçlarla verilebilir: turizm, taşınmaz, ticari bağlantı, eğitim/kurs vb. Ancak md. 31’in “verilebilir” dili, idarenin değerlendirme alanını gösterir. Ayrıca kısa dönem ikamet, çoğu senaryoda yabancının Türkiye’de “bulunmasını” sağlar; çalışabilmesi için ayrı izin değerlendirmesi gerekir.</p>

<h4><strong>3.3. Aile ikamet izni (YUKK md. 34)</strong></h4>

<p>Aile ikamet izni; Türk vatandaşının veya belirli statü sahiplerinin yabancı eşine/çocuklarına verilebilir. Burada iki kritik nokta vardır: 1) Aile ikamet izni, yabancının Türkiye’de aile birliği içinde kalmasını sağlar. 2) Ancak çalışma hakkı, UİK sisteminde ayrıca değerlendirilir. Uygulamada aile ikamet izni sahibi yabancılar için çalışma izni başvurusu yapılırken bazı kolaylaştırıcı hükümler/uygulama yaklaşımları görülebilir; yine de temel ilke: “ikamet ≠ otomatik çalışma”.</p>

<h3><strong>4. Yargı Kararları Işığında Çalışma İzni – SGK – Hizmet Tespiti – Kamu Düzeni Eksenleri</strong></h3>

<p>Bu bölümde, talebin doğrultusunda yargı kararlarından çıkan ana ilkeleri tematik olarak ele alıyorum.</p>

<h4><strong>4.1. “Çalışma izni olmadan çalışma/çalıştırma yasaktır” ilkesinin yargısal yansımaları (Yargıtay)</strong></h4>

<p>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararlarında, çalışma izni bulunmayan yabancının çalışma ilişkisine dair uyuşmazlıklarda (özellikle SGK/hizmet tespiti/iş kazası gibi konularda) izin durumunun araştırılmasının kritik olduğu vurgulanır. Bu yaklaşımın temel nedeni, sosyal güvenliğin <strong>kamu düzeni</strong> ile ilişkili görülmesidir.</p>

<p>Örneğin, Yargıtay kararlarında 6735 sayılı Kanun’daki yasak hükmü (çalışma izni olmaksızın çalışma/çalıştırma yasağı) açıkça zikredilmekte; yabancının izninin olup olmadığının tespiti gerektiği belirtilmektedir.</p>

<h4><strong>4.2. Sosyal güvenliğin kamu düzeni boyutu (Yargıtay)</strong></h4>

<p>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, sosyal güvenliği kamu düzeni kapsamında değerlendiren ve devletlerin sosyal güvenlik sistemine katılım koşullarını kendi düzenlemeleriyle belirleyebileceğini vurgulayan bir çizgiye sahiptir. Bu, şu pratik sonuçları doğurur:</p>

<p>• Çalışma izni yoksa, SGK kapsamı ve sigortalılık statüsü tartışmalı hale gelebilir.</p>

<p>• Mahkemeler çoğu kez, iş kazası/hizmet tespiti gibi davalarda ön mesele olarak çalışma iznini araştırma gereği duyar.</p>

<h4><strong>4.3. İdarenin çalışma izni işlemlerinde sebep unsuru ve yargısal denetim (Danıştay)</strong></h4>

<p>Danıştay kararları, çalışma izni iptali/ret gibi idari işlemlerde; işlemin “sebep” unsurunun hukuka uygunluğunun denetlenebileceğini vurgular. Çalışma izni idari bir işlem olduğundan, idare gerekçesini mevzuata ve somut olgulara dayandırmalı; aksi halde işlem iptal edilebilir.</p>

<h4><strong>4.4. Anayasa Mahkemesi yaklaşımı: kayıt dışılıkla mücadele, kriterler ve yabancı emeğinin korunması</strong></h4>

<p>Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarında; yabancıların çalışma izni sisteminin gerekçesi olarak kayıt dışılıkla mücadele, bürokrasinin azaltılması, 6458 ile uyum gibi amaçlara değinildiği görülür. Ayrıca belirli meslek gruplarında ücret/SGK primleri ve işgücü politikası kriterleriyle yabancının ve kamu sisteminin menfaatlerinin korunmasına işaret eden değerlendirmeler bulunur.</p>

<h3><strong>5. Uygulamada Şartlar ve Stratejik Noktalar</strong></h3>

<h4><strong>5.1. Başvuru kanalı (yurt içi / yurt dışı) ve ikamet şartı</strong></h4>

<p>UİK Uygulama Yönetmeliği md. 15 ve devamı; başvurunun kural olarak dış temsilcilik üzerinden başlayabileceğini, bazı hallerde yurt içinden sistem üzerinden yapılabileceğini düzenler. Uygulamada sık karşılaşılan hata: Yabancı, ikamet izniyle Türkiye’de bulunurken “çalışmaya başlayıp sonra izin alırım” zannıyla çalışmaya başlamakta; bu durum hem yabancı hem işveren için ciddi risk doğurmaktadır.</p>

<h4><strong>5.2. Ret sebepleri: kamu düzeni/kamu güvenliği, giriş yasağı, eksik belge</strong></h4>

<p>Yönetmelik md. 23; ret sebeplerini geniş biçimde sayar. Özellikle:</p>

<p>• Milli güvenlik/kamu düzeni/kamu sağlığı,</p>

<p>• Türkiye’ye girişine izin verilmeyecekler,</p>

<p>• Süresinde tamamlanmayan başvurular,</p>

<p>• Harç ve değerli kâğıt bedelinin yatırılmaması,</p>

<p>ret sebebi olabilir.</p>

<p>Bu alanlarda en kritik pratik öneri: Başvuru “dosya yönetimi” titizlikle yürütülmelidir (eksik belge, yanlış beyan, süre kaçırma gibi nedenler ret doğurur).</p>

<h4><strong>5.3. Çalışma izni – ikamet izni ilişkisinde “statü planlaması”</strong></h4>

<p>Yabancının hedefi (uzun dönem yerleşim mi, geçici kalış mı, aile birliği mi, eğitim mi, yatırım mı) doğru belirlenmeden yapılan izin planlaması, ileride:</p>

<p>• İzin uzatmalarının reddi,</p>

<p>• Statü geçişlerinin zorlaşması,</p>

<p>• Sosyal güvenlik günlerinin “boşa düşmesi”,</p>

<p>gibi sonuçlar yaratabilir.</p>

<p>Bu nedenle çalışma izni, sadece “işe girmek için alınan belge” değil; yabancının Türkiye’deki hayat planının hukuki omurgasıdır.</p>

<h3><strong>6. AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Perspektifi: Çalışma Hakkı, Özel/Aile Hayatı ve Ayrımcılık</strong></h3>

<p>AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) sisteminde “çalışma hakkı” doğrudan, tek başına ve genel bir hak olarak düzenlenmiş bir madde değildir. Buna rağmen yabancıların çalışma ve ikamet rejimi çoğu zaman AİHM incelemelerinde şu haklarla kesişir:</p>

<p>• Madde 8 (Özel hayat ve aile hayatına saygı): Çalışma izni/ikamet rejimi, kişinin aile hayatını fiilen sürdürebilmesini etkileyebilir. Özellikle aile birliği, çocukların durumu, uzun süreli yerleşik hayat gibi olgular, “orantılılık” testinde önem taşır.</p>

<p>• Madde 14 (Ayrımcılık yasağı): Yabancılara yönelik farklı muamele, meşru amaç ve makul/orantılı gerekçe temeline oturmalıdır.</p>

<p>• Ek Protokol 1 Madde 1 (Mülkiyetin korunması): Bazı dosyalarda “kazanılmış ekonomik değerler” (iş, işletme, yatırım) üzerinden tartışmalar doğabilir.</p>

<p>AİHM yaklaşımının ana kavramları genellikle şunlardır:</p>

<p>1) <strong>Meşru amaç</strong> (göç kontrolü, kamu düzeni, ekonomik düzen),</p>

<p>2) <strong>Kanunilik</strong> (öngörülebilir ve erişilebilir hukuk),</p>

<p>3) <strong>Orantılılık</strong> (bireyin somut durumuyla kamu yararı arasında adil denge),</p>

<p>4) <strong>Takdir marjı</strong> (devletlerin yabancılar hukukunda belli ölçüde takdir alanı).</p>

<p>Bu çerçeve, Türk hukukunda da Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemeleriyle paralel bir “denge” mantığına oturur: Devlet çalışma izni rejimi kurabilir; ancak uygulama, kişisel koşullar ve temel hak etkileri bakımından ölçüsüz sonuçlar doğurursa yargısal denetim gündeme gelir.</p>

<h3><strong>7. Sonuç Yerine: Hukuki Risk Haritası ve Politika Önerileri</strong></h3>

<p>Türkiye’de çalışma izni ve ikamet izinleri, birbirini tamamlayan fakat aynı şey olmayan iki statü alanıdır. En sık yapılan hata, ikamet izninin çalışma hakkı verdiği varsayımıdır. UİK md. 6’daki açık yasak hükmü nedeniyle, çalışma izni olmadan çalışma fiili hem işveren hem yabancı açısından çok boyutlu riskler taşır.</p>

<p>Yargıtay’ın sosyal güvenliği “kamu düzeni” içinde görmesi, mahkemelerin çalışma izni unsurunu sosyal güvenlik davalarının merkezine almasına neden olmaktadır. Danıştay ise idarenin işlem gerekçesini (sebep unsurunu) denetleyerek keyfiliği sınırlayan bir rol oynar. Anayasa Mahkemesi de sistemin kayıt dışılığı önleme, kamu yararı ve kriterler bağlamını görünür kılar.</p>

<p>Bu nedenle ideal strateji; yabancının hedefini (aile, eğitim, yatırım, uzun dönem yerleşim) belirleyerek ikamet statüsünü doğru seçmek ve çalışma amaçlanıyorsa en baştan çalışma izni sürecini mevzuata uygun yürütmektir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-calisma-izni-ve-ikamet-izinleri-rejimi-mevzuat-uygulama-yargi-kararlari-ve-aihm-perspektifi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haas.jpg" type="image/jpeg" length="47952"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 2021/3132 E., 2024/68 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20213132-e-202468-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20213132-e-202468-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2. Daire'nin 03.01.2024 tarihli, 2021/3132 E., 2024/68 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2021/3132<br />
Karar No : 2024/68</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı<br />
VEKİLİ : I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. …</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem : Davacı; Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı dönemde hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda, Z.K. isimli şahsı dinlemek amacıyla düzenlenen bilgi notu ile iletişime müdahale talep formunda imzasının bulunması nedeniyle "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek" suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi uyarınca "meslekten çıkarma" cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de aynı Tüzük'ün 15. maddesi uyarınca "24 ay uzun süreli durdurma" cezası ile tecziyesine, suçun işlendiği tarih itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 127. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisine ilişkin zamanaşımı süresi dolduğundan "dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına" ilişkin … günlü, … sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararında yer alan "kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek suçunu işlediği sübuta erdiğinden, eylemine uyan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi gereğince meslekten çıkarma cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de, geçmiş olumlu hizmetleri birlikte değerlendirildiğinde, aynı tüzüğün bir alt ceza verilmesini düzenleyen 15 inci maddesi uyarınca 24 ay uzun süreli durdurma cezası ile tecziyesi" şeklindeki kısmın iptali istemiyle dava açmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/04/2017 günlü, E:2016/28414, K:2017/11773 sayılı bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesinin temyize konu kararıyla; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile disiplin soruşturması raporu ve eklerinin birlikte incelenmesi neticesinde; hakim kararına esas teşkil eden bilgi notunda ve talep formunda davacının imzasının bulunduğunun sabit olduğu, gerçek dışı bilgi ve emareler ileri sürerek Z.K. adlı şahsın iletişiminin denetlenmesine ilişkin tedbir kararının alınmasına sebebiyet verdiği, davacıya isnat olunan disiplin suçunun sübuta erdiği sonuç ve kanaatine varıldığı; her ne kadar fiil sübuta ermiş ise de, davacının 2011 yılında işlendiği tespit edilen fiillerden dolayı 2 yıllık ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığından dosyanın ilgili bölümlerinin işlemden kaldırılmasına yönelik tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, disiplin cezasına konu fiil yönünden ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığının tespiti halinde, idarece işin esasına girilemeyeceği, idarenin bu tespitle yetinmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …<br />
DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Danıştay Beşinci Dairesi tarafından Danıştay Başkanlık Kurulunun 18/12/2020 günlü, K:2020/62 sayılı kararının "Ortak Hükümler" kısmının 6. fıkrası uyarınca ayrıca bir gönderme kararı verilmeksizin Dairemize iletilen dosyada, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı tarafından; Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı dönemde hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda, Z.K. isimli şahsı dinlemek amacıyla düzenlenen bilgi notu ile iletişime müdahale talep formunda imzasının bulunması nedeniyle "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek" suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi uyarınca "meslekten çıkarma" cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de aynı Tüzük'ün 15. maddesi uyarınca "24 ay uzun süreli durdurma" cezası ile tecziyesine, suçun işlendiği tarih itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 127. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisine ilişkin zamanaşımı süresi dolduğundan "dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına" ilişkin 09/02/2015 günlü, 2015/26 sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararında yer alan "kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek suçunu işlediği sübuta erdiğinden, eylemine uyan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesi gereğince meslekten çıkarma cezası ile tecziyesi gerekmekte ise de, geçmiş olumlu hizmetleri birlikte değerlendirildiğinde, aynı tüzüğün bir alt ceza verilmesini düzenleyen 15 inci maddesi uyarınca 24 ay uzun süreli durdurma cezası ile tecziyesi" şeklindeki kısmın iptali istemiyle temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Zamanaşımı" başlıklı 127. maddesinde; "Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;</p>

<p>a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,</p>

<p>b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." kuralına yer verilmiştir.<br />
08/03/2018 günlü, 30354 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un, meslekten çıkarma cezasını gerektiren fiillerin düzenlendiği 8/(6). maddesinin (h) bendinde; "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek", "Zamanaşımı" başlıklı 29. maddesinde ise; "(1) Bu Kanunda sayılan fiilleri işleyenler hakkında bu fiillerin işlendiğinin disiplin amiri tarafından öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kısa ve uzun süreli durdurma cezalarında bir ay içinde, b) Meslekten çıkarma cezası ve Devlet memurluğundan çıkarma cezasında altı ay içinde, disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. (2) Disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. (3) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği, zincirleme suçlarda ise son suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.(4) (Anayasa Mahkemesinin 09/03/2023 günlü, E:2023/5, K:2023/45 sayılı kararıyla bu fıkra iptal edilmiştir. Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra -20/03/2024- yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.) Fiilin hatalı olarak vasıflandırıldığı veya düzeltilebilir bir şekil noksanlığı bulunduğu gerekçeleriyle disiplin cezasının mahkeme tarafından iptal edilmesi durumunda, kararın kesinleştiği tarihteki yetkili disiplin kurulu veya disiplin amiri, kararın tebliğinden itibaren ceza verme yetki ve sorumluluğu kapsamında yeniden değerlendirme yapar." hükümleri bulunmaktadır.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. maddesinde; "Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek" fiili, meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmış; "Bir alt ceza verilmesi" başlıklı 15. maddesinde de, kararın verildiği güne kadar geçmiş hizmetleri olumlu ve sicilleri iyi olan memurlara bu Tüzükte gösterilen cezanın bir derece aşağısının uygulanabileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup; memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.</p>

<p>Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatta belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konuyla ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır.</p>

<p>İlgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle disiplin soruşturmasını açmaya yetkili amirlerce uyulması zorunlu olan süreler olduğundan, bu süreler geçirildikten sonra yapılan disiplin soruşturması esas alınarak verilen disiplin cezaları hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Kural olarak, zamanaşımına uğrayan bir fiille ilgili yapılan soruşturmada ilk önce fiilin belirlenmesi ve akabinde zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesi; zamanaşımı tespit edilmesi halinde ise, fiilin sübuta erip ermediği tartışılmadan zamanaşımına uğradığı saptanarak dosyanın işlemden kaldırılması gerekmektedir. Ancak zamanaşımına uğrayan fiile disiplin cezası dışında ayrıca bir idari yaptırım (örneğin, 3201 sayılı Kanun'un Geçici 28. maddesi gereğince başka kuruma atanma gibi) öngörülmüş ise, bu halde fiilin sübuta erip ermediği değerlendirilmesi yapıldıktan sonra zamanaşımı nedeniyle işlemden kaldırma kararı verilmelidir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olan ve davacı hakkında tesis edilen işlemde, davacıya isnat edilen fiille yönelik değerlendirmeler yapılarak ve eylemin sübuta erdiği kanaati belirtilerek, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. ve 15. maddeleri gereğince 24 ay uzun süreli durdurma cezasıyla cezalandırılması gerektiğine yer verildikten sonra, zamanaşımı nedeniyle dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>Disiplin kurulu kararının verildiği tarihte, ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Davacıya atfedilen soruşturma konusu eyleme yönelik ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğraması ve bu eylem nedeniyle verilen disiplin cezası (24 ay uzun süreli durdurma) için mevzuatımızda idari bir yaptırım belirlenmemesi karşısında, Mahkemece hukuki denetimin, fiillerin işlendiği tarih dikkate alınarak ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespitiyle sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Bu durumda; dava konusu olayda Yüksek Disiplin Kurulunca, davacının disiplin cezasını gerektirecek fiillerinin sübuta erip ermediği konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın, sadece isnat edilen eylemler için zamanaşımı süresinin dolduğunun saptanması, salt bu saptamayla yetinilmesi, hukuki sonuç doğurabilecek başkaca bir karar alınmaması ve dosyanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerekirken, fiil hakkında değerlendirme yapılarak ve sübuta erdiği kanaati belirtilerek dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına yönelik tesis edilen işlemde hukuka uyarlık; eylemlerin sübuta erip ermediğinin irdelenmesi suretiyle davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><br />
<strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. ... İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun temyize konu ilk kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan haliyle 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası uyarınca, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen İdare Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı Yasa'nın (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş (15) gün içinde Danıştayda karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/01/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta davacının; disiplin cezası verilmesini gerektiren bir eyleminin olmadığı ileri sürülerek, zamanaşımı bulunduğundan disiplin cezası verilmesiyle sonuçlanmayan ancak eylemleri sabit bulan işlemin iptalinin istenildiği, bu bakımdan; "masumiyet karinesi" ile "lekelenmeme" ve "mahkemeye erişim" hakları çerçevesinde, disiplin işlemlerinde "soruşturma yapılması" ve “zamanaşımı” hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunduğu şekliyle 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 3. maddesinde, “Umumi zabıta: Silahlı bir kuvvet olan (polis) ve (jandarma) dır.” hükmü yer almış; 82. maddesinde, Emniyet örgütü mensuplarına verilecek disiplin cezaları sayılmış, Devlet memurluğundan çıkarma cezasının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre ve bu Kanun'da gösterilen yetkili disiplin kurulunca uygulanacağı belirtilmiş; 83. maddesinde de, "Gerek inzibat komisyonları tarafından ve gerek salahiyet dairesinde re'sen verilecek inzibat cezalarını icap ettiren fiil ve hareketlerin ne olduğu ve cezaların derece ve miktarı, polis mesleğinin haiz olduğu hususiyet ve ehemmiyet gözetilerek tanzim edilecek nizamnamede tayin olunur. Memuriyetten ihraç cezası müstesnadır." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>3201 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye istinaden, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü 24/04/1979 günlü, 16618 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış; Anayasa Mahkemesinin 29/01/2016 günlü, 29608 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararıyla da; "4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 83. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine" karar verilmiştir. Diğer taraftan, 23/01/2017 günlü, 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kanunlaşarak, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun, 08/03/2018 günlü, 30354 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>7068 sayılı Kanun’un 1. maddesinde, bu Kanun’un Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline ilişkin disiplinsizlik hâllerini, disiplin cezalarını, disiplin amirlerini ve kurullarını, disiplin soruşturma usulü ile diğer ilgili hususları düzenlediği belirtilmiş, "Yürürlükten kaldırılan hükümler" başlıklı 37. maddesinde, "(1) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 82 nci maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 83 üncü, ek 4 üncü, ek 5 inci, ek 6 ncı, ek 7 nci, ek 8 inci ve ek 9 uncu maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır." hükmüne;</p>

<p>"Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinde ise, "(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre resen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur.</p>

<p>(2) (Değişik:18/10/2018-7148/45 md.) 2/1/2017 tarihli ve 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği 23/1/2017 tarihinde devam etmekte olan disiplin soruşturmaları ile ilgili olarak;</p>

<p>a) Bu Kanunun usule, yetkili disiplin amiri ve yetkili disiplin kurullarına ilişkin hükümleri derhal uygulanır.</p>

<p>b) Bu Kanun yürürlüğe girmeden önce personelin tabi olduğu disiplin mevzuatının ceza hükümleri ile bu Kanunun ceza hükümlerinin farklı olması halinde personelin lehine olan hükümler uygulanır.</p>

<p>(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından verilmiş ve infaz edilmiş disiplin cezalarına bağlı olarak yapılmış idari işlemler aynen muhafaza olunur." hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Aktarılan mevzuat uyarınca, 7068 sayılı Kanun kapsamında bulunan personele, bu Kanun’dan önceki mevzuat esas alınarak verilmiş disiplin cezalarının, 7068 sayılı Kanun hükümleri uyarınca verilmiş sayılacağı ancak ceza hükümlerinin farklı olması halinde personelin lehine olan hükümler uygulanacağı, söz konusu disiplin cezalarının iptali istemiyle açılan davaların, 7068 sayılı Kanun hükümleri uyarınca çözüleceği açıktır.</p>

<p>3201 sayılı Kanun’da ve Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nde ceza verme yetkisinde zamanaşımına ilişkin düzenleme yer almadığından, 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış ise de; 7068 sayılı Kanun'un 14. maddesinde, “Maiyetinden birinin disiplinsizlik teşkil eden bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirleri, olayın araştırılmasının gerektiğine kanaat getirirse bizzat ya da yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar vasıtasıyla disiplin soruşturması yapar.”; 29. maddesinde, “Bu Kanunda sayılan fiilleri işleyenler hakkında bu fiillerin işlendiğinin disiplin amiri tarafından öğrenildiği tarihten itibaren;</p>

<p>1) a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kısa ve uzun süreli durdurma cezalarında bir ay içinde;</p>

<p>(b) Meslekten çıkarma cezası ve Devlet memurluğundan çıkarma cezasında altı ay içinde, disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>

<p>(2) Disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar…” düzenlemeleri yapılmıştır.<br />
3201 Kanun’a eklenen Geçici 28. madde de (Ek: 27/3/2015-6638/33 md.), “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki son beş yıl içinde disiplin kurullarınca meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde 657 sayılı Kanunun 127 nci maddesine göre ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığı için cezalandırılamayan Emniyet Teşkilatı mensupları, bir ay içinde kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. ...” hükmüne yer verilmiş; bu düzenlemenin iptali istemiyle yapılan başvuru, Anayasa Mahkemesinin 04/05/2017 günlü, E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararıyla, ”Memuriyetten veya meslekten atılmayı gerektirecek fiiller yönünden Kanun’da belirtilen zamanaşımı sürelerinin geçmiş olması, bu fiiller nedeniyle kişinin disiplin cezasıyla cezalandırılmaması yönünden kesin bir güvence sağlamakla birlikte bu sürelerin geçmiş olması, kanun koyucunun belli şartlar altında personel çalıştırma rejimiyle ilgili sahip olduğu takdir yetkisini kullanmasına engel teşkil edecek bir neden olarak yorumlanamaz. Bu bağlamda kanun koyucunun, anayasal sınırlar içinde kalmak, bu yönüyle hukuki belirsizliğe ve keyfîliğe neden olmamak kaydıyla ceza müeyyidesi uygulama dışında memuriyetten veya meslekten atılmayı gerektirecek nitelikteki fiilleri işleyenleri emniyet hizmetleri gibi kamu güvenliği ve kişi güvenliğini doğrudan ilgilendiren faaliyet alanlarında çalıştırmak istememesi takdir yetkisi kapsamında kalan bir husus olup bunun kişilerin hukuki güvenliğini ihlal eden bir yönünün olduğu söylenemez.” gerekçesine de yer verilerek reddedilmiştir.</p>

<p>Kamu hizmetlerini yürütenlere verilecek disiplin cezalarına ilişkin farklı düzenlemeler bulunmakla birlikte, genel bir usul kanunu ve 5271 sayılı CMK 158. maddesinde yer alan başlangıç şüphesinin dahi olmadığı durumlarda, lekelenmeme hakkı kapsamında soruşturma yapılmasını önleyen bir müesseseye ilişkin düzenleme de yapılmamıştır.</p>

<p>Öte yandan, Anayasa Mahkemesi kararları incelendiğinde;</p>

<p>"- Kamu hizmetlerini yürütenlerin görev, yetki ve sorumlulukları kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırılmış; bu sınırların dışına çıkanların ise disiplin cezaları ile cezalandırılmaları ilgili kanunlarda öngörülmüştür (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 42).</p>

<p>- Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk boyutu kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Buna göre hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>- Bununla birlikte tüm idari ve adli makamların işlem ve kararlarında masumiyet karinesine aykırı bir yön olup olmadığı değerlendirilirken kullanılan ifadelerin bağlamının da nazara alınması gerekir. İdari ve adli makamların suç isnadı altındaki kişilerle ilgili verdiği kararlar bütün hâlinde dikkate alınmalı ve kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığı bundan sonra değerlendirilmelidir. Diğer taraftan masumiyet karinesi, kişilere soruşturma yapılmamasını isteme yönünde bir güvence sağlamamaktadır (AYM, Murat Şanlı B. No:2018/4962, 21/10/2020).şeklindeki gerekçelere yer verildiği görülmektedir.</p>

<p>Hakkaniyete uygun yargılamanın yapılması için elzem olan adil yargılanma hakkının alt ilkelerinden olan masumiyet karinesi ile sağlanan korumalardan biri de kişinin lekelenmeme hakkıdır. Kişi ile ilgili suçlayıcı bir durum söz konusu olduğunda kirlenmenin kolay aklanmanın ise zor olması dolayısıyla kişinin hakları korunmalıdır (Fatih AKINCI, Dergi Park TAAD, Yıl: 11, Sayı: 43,Temmuz 2020).</p>

<p>7068 sayılı Kanun özelinde, soruşturma yapılması için, fiilin disiplin amirince öğrenilmesi ve olayın araştırılmasının gerektiğine kanaat getirilmesi gerekir. Bu aşamada verilecek kararın, şikayet edilen yönünden "lekelenmeme hakkı"; şikayetçi yönünden "şikayet hakkı"; disiplin amiri yönünden ise "görevin yerine getirilmesi" gibi husular açısından sonuçlar doğuracağı açıktır.</p>

<p>Olayın araştırılmasının gerektiğine kanaat getirildiğinde, anılan Kanun uyarınca soruşturmasının yapılması zorunludur. Masumiyet karinesi, kişilere soruşturma yapılmamasını isteme yönünde bir güvence sağlamamaktadır. Soruşturma açılması (soruşturma açılmasının hak kaybı yarattığı haller dışında) ilgilinin aklanmasını da içerdiğinden, tek başına lekelenmeme hakkını ihlal etmeyebilir. Ancak hakkında soruşturmanın açılmasıyla, şüphe altında kalan ilgilinin, masumiyet karinesi sürmekle birlikte, kendisini aklama durumu ortaya çıkar.<br />
Anılan Kanun'da sayılan fiillerin işlendiğinin disiplin amiri tarafından öğrenildiği tarihten itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Disiplin soruşturması açılmasını engelleyen zamanaşımı süresi içinde; soruşturmacının belirlenmesi ve soruşturmanın açılması gerekir. Soruşturmacı olayı araştırmak ve değerlendirmek, yetkili kılınan birim de karar vermek durumundadır. Soruşturmanın açılmasını engelleyen "soruşturma zamanaşımı"dır. Zamanaşımı süresinde soruşturmanın açılması sonrası; soruşturmanın tamamlanmamasını öngören yasal bir kural bulunmamaktadır. Disiplin yönünden incelenen fiillerin, disiplin hukuku dışında da sonuçları olabileceği, eylemin sübut bulup bulmadığının tespitinin farklı sonuçlar yaratabileceği açıktır (AYM, E: 2015/41, K: 2017/98, 04/05/2017).</p>

<p>Öte yandan, yine Anayasa Mahkemesinin 10/04/2019 günlü, E:2017/33, K:2019/20 sayılı kararında da bahsedildiği üzere, ceza hukukunda olduğu gibi disiplin hukukunda da idarenin cezalandırma yetkisinin kullanılması belirli sürelerle sınırlandırılmıştır.</p>

<p>Bu aşamada; ceza zamanaşımının idarenin ceza verme yetkisini kaldırdığı, soruşturmayı yapma, sürdürme açısından etkisinin olmadığını, zira soruşturma zamanaşımının başka bir müessese olduğunu da vurgulamak gerekir. Kaldı ki; zamanaşımı, eylemin oluştuğu durumda devreye girdiğinden, eylemin sübut bulmadığının saptanması halinde, zamanaşımı değerlendirmesi yapılamayacaktır. Eylemin sübut bulduğu kanaatine varılarak ceza zamanaşımı nedeniyle işlem tesis edildiğinde ise, ilgilinin açtığı davada yargının bu hususun hukuka uygunluk denetimini yapacağı açıktır.</p>

<p>Yukarıda aktarılan gerekçeler uyarınca, davacının temyiz istemi hakkında, isnat edilen eylemlerin sübut bulup bulmadığı incelenmek suretiyle karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, aksi yoldaki oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.</p>

<p><br />
<strong>(XX) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Dava konusu işlemde; idarece yapılan soruşturma sonucunda davacıya isnat edilen fiilin sübuta erdiğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/12. ve 15. maddeleri gereğince 24 ay uzun süreli durdurma cezasıyla cezalandırılması gerektiğine yer verildikten sonra, zamanaşımı nedeniyle dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>Bir kamu görevlisi hakkında disiplin cezası verilebilmesi için öncelikle isnat edilen kusurlu halin veya fiilin tespiti gerekmektedir. Kusurlu halin veya fiilin tespitinden kasıt ise, disiplin cezasına konu edilen fiil veya halin zamanı, yeri, şekli gibi tüm unsurlarının ortaya konulması, böylelikle fiilin kim tarafından, ne zaman, nerede ve ne şekilde işlendiğinin net ve açık bir şekilde belirlenmesidir.</p>

<p>Öte yandan, 657 sayılı Kanun'un 127. maddesinde yer alan hükümle düzenlenen ve ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri, kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle uyulması zorunlu olan süreler olduğundan, disiplin cezasını gerektiren fiil tespit edilip, söz konusu fiilin işlenip işlenmediğinin ortaya konulması ve fiilin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıllık zamanaşımı süresinin geçirildiğinin tespit edilmesi durumunda, ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayacağından zamanaşımı nedeniyle disiplin cezası verilmemesi gerekmektedir.</p>

<p>Nitekim; soruşturma dosyasının, isnat edilen fiilin hiç işlenmediği gerekçesiyle işlemden kaldırılması ile zamanaşımı sebebiyle işlemden kaldırılmasının ilgili kamu görevlisi yönünden hukuki etki ve sonuçlarının birbirinden farklı olacağı kuşkusuzdur. Zira, hukuk âleminde var olmayan ve hiç gerçekleşmemiş bir fiil hakkında ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğradığından bahsetmek mümkün değildir.</p>

<p>Bu itibarla, söz konusu ilkelerin, bu kapsamdaki tüm işlemlere uygulanması gerekmekte olup; zamanaşımı nedeniyle dosyanın ilgili bölümünün işlemden kaldırılmasına ilişkin dava konusu işlemde, davacıya isnat edilen fiilin sübuta erip ermediği hususunda değerlendirme yapılarak verilen İdare Mahkemesi kararının esastan incelenmesi gerektiği düşüncesiyle, ancak zamanaşımına uğrayan fiile, disiplin cezası dışında ayrıca bir idari yaptırım öngörülmüş olması halinde fiilin sübuta erip ermediği tespit edildikten sonra zamanaşımı değerlendirmesi yapılarak işlemden kaldırma kararı verilmesi gerektiğine dayanan çoğunluk kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20213132-e-202468-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="63547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/8861 E., 2026/603 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258861-e-2026603-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258861-e-2026603-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 05.02.2026 tarihli, 2025/8861 E., 2026/603 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8861 E., 2026/603 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-3. bendinde; "Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması” halinde Bölge Adliye Mahkemesinin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yine aynı Kanunun 362/1-c bendinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, yargı çevresi içinde bulunan İlk Derece Mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verdiği kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre HMK’da Bölge Adliye Mahkemesine dosyayı asıl görevli mahkemeye gönderebilme salahiyetini de tanıyan görevle ilgili kesin karar verme ve uyuşmazlık çıkması halinde kesin olarak çözümleyen karar verme yetkisi tanındığı görülmektedir. Bu nedenle yasada görev hususunun en geç Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla çözümlenmesi sisteminin benimsendiği açıkça görüldüğünden görev hususunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı özellikle 362/1-c madde hükmü de gözetildiğinde temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmalıdır.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; borçlu tarafından meskeniyet şikayetinde bulunulduğu, Bolvadin İcra Hukuk Mahkemesince; Bursa İcra Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verildiği, borçlu tarafından bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargıtayca incelenmesi istenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, HMK’nın 353/1-a-3 ve 362/1-c bentleri gereğince kesin nitelikte olduğundan, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK'nın 364. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 352. maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin REDDİNE, 05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258861-e-2026603-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="83238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Egosantrik Biasın Ceza Muhakemesindeki Beş Görünümü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-egosantrik-biasin-ceza-muhakemesindeki-bes-gorunumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-egosantrik-biasin-ceza-muhakemesindeki-bes-gorunumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, yalnızca normların, delillerin ve usul kurallarının teknik biçimde işletildiği bir alan değildir. Aynı zamanda hâkim, savcı, müdafi, tanık ve sanık gibi aktörlerin algılarının, mesleki konumlarının, duygusal yüklerinin ve bilişsel eğilimlerinin etkili olduğu çok katmanlı bir karar alanıdır. Bu bağlamda egosantrik bias, ceza muhakemesinin epistemik kalitesini ve adalet üretme kapasitesini etkileyen önemli bir bilişsel yanlılık olarak karşımıza çıkar. Egosantrik bias, kişinin kendi bilgi düzeyini, kendi algısını, kendi yorumunu ve kendi deneyimini farkında olmadan merkez alması; diğer aktörlerin farklı konumlarını, sınırlılıklarını ve perspektiflerini yeterince hesaba katamaması şeklinde tanımlanabilir. Ceza muhakemesi bağlamında bu yanlılık, yalnızca bireysel psikolojik bir kusur değil; delil değerlendirmesini, savunmanın etkisini, tanık beyanlarının yorumlanmasını ve kararın gerekçelendirilmesini etkileyen yapısal bir risktir.</p>

<p>Bu çalışmada egosantrik biasın ceza muhakemesindeki beş temel görünümü, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden incelenmektedir. Hâkim bakımından bu yanlılık, dosyanın ilk okunmasında oluşan zihinsel çerçevenin doğal ve merkezî okuma biçimi hâline gelmesiyle; savcı bakımından, soruşturma evresinde kurulan suç anlatısının görünmez şekilde merkezîleşmesiyle; müdafi bakımından, savunmanın kendi kör noktalarını üretmesiyle; tanık bakımından, algısal kesitin olayın bütünü gibi sunulmasıyla; sanık bakımından ise kişinin kendi yaşantısını, niyetini ve bağlamını tek gerçeklik gibi yaşamasıyla görünür hâle gelir. Çalışmanın temel iddiası şudur: Ceza muhakemesinde birçok epistemik bozulma, yalnızca norm ihlalinden değil, aktörlerin kendi perspektiflerini doğal merkez sanmalarından kaynaklanmaktadır. Hibrit Kopuş Savunması ise bu görünmez merkezleri görünür kılmayı, çoğullaştırmayı ve gerektiğinde dereceli biçimde sarsmayı amaçlayan bir savunma yaklaşımı olarak bu probleme güçlü bir teorik ve pratik cevap sunmaktadır.</p>

<p><strong>Anahtar Sözcükler:</strong> egosantrik bias, ceza muhakemesi, Hibrit Kopuş Savunması, karar psikolojisi, prematüre kanaat</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi öğretisi uzun yıllar boyunca yargılamayı büyük ölçüde normatif bir model içinde düşünmüştür. Bu modele göre hâkim delilleri tarafsız biçimde değerlendirir, savcı maddi gerçeğin araştırılmasına katkı sunar, müdafi savunma hakkını etkili biçimde kullanır, tanık gördüğünü anlatır ve sanık da kendisini savunur. Oysa fiilî gerçeklik, bu şemanın çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Ceza muhakemesi, yalnızca hukuk normlarının değil, aynı zamanda insan zihninin sınırlarının ve eğilimlerinin de işlediği bir sahadır. Dosya okunurken, ifade alınırken, delil tartışılırken, tanık dinlenirken ve hüküm kurulurken bilişsel kısayollar, önyargılar, duygusal reaksiyonlar ve mesleki roller sürece nüfuz eder.</p>

<p>Bu noktada egosantrik bias, ceza muhakemesi bakımından özel önem taşıyan bilişsel yanlılıklardan biridir. Çünkü bu yanlılık, aktörlerin sadece hata yapmasına değil, kendi hatalarını doğal ve görünmez saymasına yol açar. Kişi kendi perspektifini yalnızca bir bakış açısı olarak değil, olayın makul ve merkezî okuması olarak yaşamaya başlar. Böylece farklı konumların, alternatif yorumların ve karşı perspektiflerin epistemik değeri azalır. Bu durum, ceza muhakemesinde yalnızca psikolojik bir sapma yaratmaz; aynı zamanda savunmanın etkisini daraltır, delil tartışmasını yüzeyselleştirir ve kararın gerekçesini zayıflatır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması tam da bu noktada önem kazanır. Çünkü bu savunma yaklaşımı, yargılamayı sadece normatif metinler üzerinden değil, fiilî işleyiş ve karar psikolojisi üzerinden de okur. Hibrit Kopuş Savunması’na göre ceza muhakemesinde sorun çoğu zaman yalnızca hukuka aykırılık değildir; aynı zamanda karar vericinin ve diğer aktörlerin kendi merkezlerini doğal gerçeklik sanmalarıdır. Bu nedenle savunma, yalnızca hukuki itiraz üretmekle yetinmemeli; görünmez merkezleri görünür kılmalı, alternatif perspektifleri meşru ve düşünülmeye değer hâle getirmeli ve bunu yaparken dereceli, bağlama duyarlı ve stratejik bir yöntem izlemelidir.</p>

<p>Bu çalışmanın amacı, egosantrik biasın ceza muhakemesindeki beş temel görünümünü ortaya koymak ve bunları Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden değerlendirmektir. Bu kapsamda sırasıyla hâkimin, savcının, müdafiin, tanığın ve sanığın egosantrik biası ele alınacaktır. Çalışmanın temel sorusu şudur: Ceza muhakemesinde hakikate ve adalete yaklaşmayı zorlaştıran görünmez merkezler nasıl işler ve savunma bu merkezlerle nasıl mücadele edebilir?</p>

<p><strong>I. Kavramsal Çerçeve: Egosantrik Bias Nedir?</strong></p>

<p>Egosantrik bias, en genel anlamıyla bireyin kendi bakış açısını, kendi bilgisini, kendi algısını ve kendi yorumunu farkında olmadan merkez alması; başkalarının farklı konumlarını ve sınırlı bilgi setlerini yeterince hesaba katamamasıdır. Bu yanlılığın özü, kişinin kendisini bilinçli olarak merkeze koyması değil; kendi bulunduğu yeri “doğal merkez” gibi yaşamasıdır. Bu nedenle egosantrik bias, ahlaki anlamda bencillik ya da narsisizmle aynı şey değildir. Daha çok, zihnin kendi perspektifinden çıkmakta zorlanmasıyla ilgilidir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu yanlılık özel bir önem taşır. Çünkü muhakeme süreci, farklı epistemik konumlara sahip aktörlerin bir araya geldiği bir sahadır. Hâkim dosyaya kurumsal ve yargısal bir konumdan bakar; savcı soruşturmanın ve suç isnadının merkezinden bakar; müdafi savunma ve hak güvenceleri perspektifinden bakar; tanık olayın sınırlı bir kesitini kendi algısal imkânlarıyla anlatır; sanık ise olayın içinden ve kendi duygusal merkezinden konuşur. İşte egosantrik bias, bu konumların her birinde farklı biçimde ortaya çıkar ve kişinin kendi bulunduğu yeri tek gerçeklik alanı gibi yaşamasına yol açar.</p>

<p>Ceza muhakemesinde adalet sorunu çoğu zaman yalnızca gerçeğin bilinmemesinden değil, bilinenin tek merkezden yorumlanmasından doğar. Bu nedenle egosantrik bias, delilin kendisinden çok delilin nasıl okunduğunu ilgilendiren bir problemdir. Aynı dosyada aynı delile bakan farklı aktörler farklı anlamlar çıkarabilir. Hukuki mücadele, çoğu zaman bu anlamlandırma savaşının içinde cereyan eder. Hibrit Kopuş Savunması, tam da bu nedenle, savunmayı yalnızca karşı tez ileri sürme faaliyeti olarak değil; hâkim olan merkezin kendiliğindenliğini bozma, onu görünür ve tartışılabilir kılma faaliyeti olarak görür.</p>

<p><strong>II. Hâkimin Egosantrik Biası: Yargısal Merkezin Doğallaşması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde hâkim normatif olarak tarafsız karar verici konumundadır. Ancak psikolojik açıdan hiçbir hâkim, dosyaya bütünüyle boş ve etkisiz bir zihinle yaklaşmaz. Dosyanın ilk okunması, iddianamenin dili, kolluk anlatımları, önceki ifadeler ve evrakın sunuluş biçimi hâkimin zihninde erken bir anlamlandırma çerçevesi oluşturur. Hâkimin egosantrik biası, işte bu ilk çerçevenin yalnızca geçici bir okuma olmaktan çıkıp olayın doğal ve merkezî okuması hâline gelmesiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Bu durumda hâkim kendi ilk izlenimini olayın nesnel yapısıyla karıştırmaya başlayabilir. Savunma tarafından ileri sürülen alternatif anlatılar, yeni açıklamalar ya da çelişki işaretleri gerçekten yeni bilgi olarak değil; mevcut merkezin çevresinde dolaşan ikincil unsurlar gibi algılanabilir. Hâkimin kendi okuması görünmez biçimde ölçüye dönüşür. Böylece yargısal tarafsızlık biçimsel olarak korunurken, zihinsel merkezlilik fiilen işlemeye devam eder.</p>

<p>Bu yanlılık özellikle prematüre kanaat ile birleştiğinde daha güçlü bir etki yaratır. Prematüre kanaat, karar vericinin muhakeme tamamlanmadan önce erken ve nispeten sabit bir değerlendirme geliştirmesidir. Hâkimin egosantrik biası ise bu erken kanaati yalnızca bir başlangıç hipotezi olmaktan çıkarır; ona doğal, makul ve olağan bir merkez niteliği kazandırır. Böylece sonradan gelen savunma, bilgi üretmekten çok mevcut kanaati bozmaya çalışan dışsal bir müdahale gibi algılanabilir.</p>

<p>Hâkimin egosantrik biası, insan davranışlarının değerlendirilmesinde de görünür. Hâkim, sanığın nasıl tepki vermesi gerektiğini, tanığın neyi nasıl hatırlaması gerektiğini ya da müdafiin ne ölçüde ısrarcı olmasının “makul” sayılacağını kendi mesleki ve psikolojik normlarına göre değerlendirebilir. “Ben olsam böyle davranmazdım” ya da “normal bir insan bunu unutmazdı” türü örtük düşünme biçimleri, çoğu zaman bilinç düzeyine çıkmadan muhakemeyi etkiler. Böylece olayın içindeki bireysel koşullar, stres, korku, sosyal baskı ve bilgi asimetrisi geri plana itilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından burada temel mesele, hâkimin merkezine doğrudan ve kaba biçimde saldırmak değil; onun tek merkez olmadığını görünür kılmaktır. Bazı dosyalarda mikro müdahale yeterlidir: görünmez bir varsayımı adlandırmak, alternatif bir okuma ihtimalini somutlaştırmak, olay anındaki bilgi seti ile hüküm anındaki bilgi seti arasındaki farkı işaret etmek gibi. Bazı dosyalarda ise daha görünür bir kopuş gerekir: hâkimin doğal saydığı okumanın aslında tartışmalı ve seçici bir okuma olduğunu daha güçlü biçimde ortaya koymak. Her durumda amaç, hâkimin perspektifini yok etmek değil, çoğullaştırmaktır. Çünkü bazen savunmanın en önemli işi, karşı tezi ispat etmekten önce, merkezî okumanın kendiliğindenliğini bozmaktır.</p>

<p><strong>III. Savcının Egosantrik Biası: İddia Anlatısının Merkezîleştirilmesi</strong></p>

<p>Savcı normatif olarak yalnızca suçlayıcı değil, leh ve aleyhe delilleri birlikte değerlendirmekle yükümlü bir adalet aktörüdür. Ancak uygulamada savcılık makamı çoğu zaman kurduğu suç anlatısının içine yerleşir ve o anlatıyı olayın doğal akışı gibi yaşamaya başlar. Savcının egosantrik biası, soruşturma evresinde şekillenen suç kurgusunun görünmez şekilde merkezîleşmesiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Soruşturma aşamasında ilk bilgileri alan, kolluk anlatılarını süzen, hangi delilin toplanacağına ve hangi hususun önemsendiğine etki eden kişi olarak savcı, daha baştan dosyanın anlam haritasını kurma gücüne sahiptir. Bu süreçte belirli bir suç anlatısı şekillendiğinde, savcı o anlatıyı yalnızca bir ihtimal olarak değil, giderek olayın doğal açıklaması olarak görmeye başlayabilir. Böylece alternatif ihtimaller zayıf, sonradan eklenmiş ya da savunmacı yorumlar gibi görünür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Savcının egosantrik biası en çok olgu ile yorum arasındaki çizginin silikleşmesinde kendini gösterir. Para hareketi kastla, ilişki iştirakle, çelişkili davranış suçluluk psikolojisiyle kolayca eşleştirilebilir. Bu eşleştirmeler çoğu zaman açıkça gösterilmez; sanki doğrudan olgunun kendi sonucuymuş gibi sunulur. Oysa burada çoğu kez yorumdan olguya doğru sessiz bir kayma vardır. Savcı bu kaymayı kendi anlatısının içinden yaptığı için fark etmez; çünkü kendi kurduğu çerçeve ona doğal görünmektedir.</p>

<p>Bu yanlılığın en tehlikeli sonuçlarından biri lehe olan delilin epistemik değerinin küçültülmesidir. Savcı merkezî anlatıya ne kadar çok bağlanırsa, şüpheli lehine olan veriler o kadar çok “açıklanması gereken pürüzler” gibi görünmeye başlar. Böylece leh delil gerçekten araştırılmaz ya da araştırılsa bile merkezî anlatıyı bozmayacak şekilde yorumlanır. Bu durum, soruşturmanın ihtimaller alanını daraltır ve savunmanın epistemik işlevini zayıflatır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından savcının egosantrik biasına verilecek cevap, savcıyı “taraflı” diye nitelemekten ibaret olamaz. Bunun yerine savcının kurduğu anlatıdaki görünmez varsayımlar açığa çıkarılmalıdır. Hangi olgudan hangi sonuca geçildiği, hangi yorum köprüsünün ispatsız kurulduğu, hangi leh verinin bastırıldığı, hangi ifadenin olgu gibi sunulan bir yorum olduğu sistematik biçimde gösterilmelidir. İyi savunma, suçlamaya sadece cevap vermez; aynı zamanda suçlamanın hangi düşünme yoluyla kurulduğunu da görünür kılar. Çünkü bazen savunmanın en kritik başarısı, savcının iddiasını çürütmekten çok, o iddianın kendiliğindenliğini bozmaktır.</p>

<p><strong>IV. Müdafiin Egosantrik Biası: Savunmanın Kendi Kör Noktaları</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde bilişsel yanlılıklar yalnızca hâkim ve savcıda aranamaz. Müdafi de kendi tecrübesinin, mesleki alışkanlıklarının, stratejik sezgisinin, öfkesinin ve retorik tercihlerinin etkisi altındadır. Müdafiin egosantrik biası, avukatın kendi dosya okumasını, kendi üslubunu ve kendi stratejisini merkez alarak mahkemenin gerçek işleyişini, müvekkilin psikolojisini ve duruşmanın ritmini yeterince hesaba katamaması biçiminde ortaya çıkar.</p>

<p>Avukat çoğu zaman dosyayı çok ayrıntılı ve sistematik biçimde okur. Kendi zihninde kurduğu hukuki bağlantılar ona son derece açık görünür. Fakat mahkeme aynı yoğunlukta düşünmüyor olabilir; duruşma kısa ve kesintili geçiyor olabilir; hâkim ön kanaat taşımakta olabilir; dosya fiilen yüzeysel okunuyor olabilir. Müdafi buna rağmen kendi berraklığının aynı saflıkla karşı tarafa geçeceğini varsaydığında savunma teorik olarak güçlü, fakat pratik olarak düşük geçirgenlikli hâle gelir.</p>

<p>Bu yanlılık müvekkille ilişkide daha da kritik bir görünüm kazanır. Müdafi bazen kendi stratejik doğrusunu o kadar merkezileştirir ki, müvekkilin psikolojisini, öfkesini, korkusunu, sabırsızlığını ya da onur duygusunu yeterince yönetemez. Oysa savunma yalnızca hukuki bir kurgu değil; aynı zamanda insanî bir koordinasyon işidir. Müvekkilin taşıyamayacağı bir stratejinin teorik doğruluğu, pratikte savunmayı çökerten bir etki yaratabilir. En iyi savunma çizgisi bile, müvekkil tarafından içselleştirilemediğinde dağılabilir.</p>

<p>Müdafiin egosantrik biası üslup seçiminde de görülür. Avukat kendi hitabet tarzını, kendi cümle ritmini ve kendi vurgularını etkili sanabilir; fakat hâkimin algı eşiği, dosyanın yapısı ve duruşmanın atmosferi başka bir etki doğurabilir. Avukatın kendi gözünde kararlılık olan şey mahkeme gözünde saldırganlık; kendi gözünde canlılık olan şey teatral zorlama; kendi gözünde ayrıntıcılık olan şey dağınıklık gibi algılanabilir. Savunma burada sadece haklı olmakla yetinemez; aynı zamanda alıcıya göre yapılandırılmak zorundadır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, müdafiin bu iç kör noktalarını fark etmesini stratejik zorunluluk sayar. Çünkü kopuş derecesi, sadece hâkimin veya savcının tavrına göre değil, müdafiin kendi öfkesinin strateji sanılıp sanılmadığına göre de belirlenmelidir. Bazen avukatın sertleşme arzusu, dosyanın gereği değil; kendi merkezinin taşmasıdır. Bu nedenle iyi müdafi yalnızca karşı tarafın zihinsel eğilimlerini okuyan kişi değil; kendi zihinsel merkezini de denetleyebilen kişidir. Savunmanın en tehlikeli kör noktası çoğu zaman dışarıda değil, bizzat savunmanın içinde yer alır.</p>

<p><strong>V. Tanığın Egosantrik Biası: Algısal Kesitin Bütün Sanılması</strong></p>

<p>Tanık beyanı, ceza muhakemesinde çoğu zaman gerçeğe doğrudan temas eden veri gibi algılanır. Oysa tanıklık, çıplak gerçeğin mekanik aktarımı değildir; algı, dikkat, hafıza, duygu ve sonradan kurma süreçlerinden geçen insanî bir anlatıdır. Tanığın egosantrik biası, kendi algısal kesitini ve kendi dikkat merkezini olayın bütünü gibi sunmasıyla ortaya çıkar.</p>

<p>Tanık, olayı çoğu zaman sınırlı bir açıdan, kısa bir zaman dilimi içinde ve belirli bir duygusal yoğunluk altında deneyimler. Korku, şaşkınlık, öfke, gürültü, kalabalık ve ışık koşulları dikkat alanını daraltır. Tanık olayın yalnızca bir bölümünü görmüş olabilir; fakat sonradan anlatırken bu parçayı bütünün kendisi gibi sunabilir. Bu, çoğu zaman bilinçli yalan değildir; zihnin eksik kalan alanı kendi mantığıyla tamamlamasının sonucudur.</p>

<p>Tanığın egosantrik biası özellikle gözlem ile yorumun karışmasında görünür. Tanık yalnızca bir davranışı görmüşken, anlatısında o davranışın arkasındaki niyeti de dile getirmeye başlayabilir. “Tehdit etti”, “korkutmak istedi”, “suçluluk telaşı içindeydi” gibi ifadeler, çoğu zaman çıplak gözlem değil; yorumla birleşmiş algılardır. Bunun yanında hafıza yeniden inşası da süreci etkiler. Tanık olaydan sonra başkalarıyla konuşur, soruşturma sorularına maruz kalır, kendi anlatısını tekrar eder ve zamanla başlangıçtaki belirsizlikleri unutup sonradan oluşan kesinliği ilk anın algısıymış gibi yaşamaya başlayabilir.</p>

<p>Ceza muhakemesi açısından asıl tehlike, tanığın samimiyetinin güvenilirlik ile karıştırılmasıdır. Tanık içten, duygulu ve kararlı biçimde konuşuyor olabilir; ancak bu, onun anlattığının bütünüyle doğru olduğu anlamına gelmez. Kesinlik her zaman doğruluk göstergesi değildir; bazen yalnızca kişinin kendi perspektifine sıkıca bağlanmış olmasının sonucudur. Bu nedenle tanık değerlendirmesi yapılırken sadece anlatının tonu değil, o anlatının oluşum koşulları da incelenmelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından tanığın egosantrik biası, çapraz sorgu veya doğrudan soru hakkının akıllıca kullanılacağı önemli bir alandır. Savunmanın amacı her zaman tanığı yalancılıkla suçlamak olmak zorunda değildir. Kimi dosyalarda daha etkili olan, tanığın dürüstçe anlattığına inanılabilecek; fakat anlattığının olayın tamamı sayılamayacağı yönündeki çizgidir. Tanığın gözlemi ile yorumu, gördüğü ile çıkardığı sonucu, algısı ile hafıza inşasını ayırmak; tanığın epistemik değerini doğru yere yerleştirmek savunmanın önemli işlevlerinden biridir.</p>

<p><strong>VI. Sanığın Egosantrik Biası: İçsel Haklılığın Dışsal Görünüme Üstün Tutulması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde sanık, olayın dışından konuşan bir gözlemci değil; olayın içinden geçmiş, onun duygusal, sosyal ve psikolojik yükünü taşımış kişidir. Bu nedenle sanığın anlatısı çoğu zaman yoğun bir öznel merkezden gelir. Sanığın egosantrik biası, kendi niyetini, kendi yaşantısını, kendi bilgi setini ve kendi haklılık duygusunu tek gerçeklik gibi yaşaması biçiminde görünür.</p>

<p>Sanık çoğu zaman ne hissettiğini, neden öyle davrandığını, neyi kastetmediğini ve hangi baskı altında bulunduğunu çok iyi bildiğini düşünür. Ancak tam da bu nedenle davranışının dışarıdan nasıl göründüğünü küçümseyebilir. “Ben öyle demek istemedim”, “Ben kötü niyetli değildim”, “Ben sadece sinirliydim” gibi açıklamalar içsel bakımdan doğru olabilir; fakat ceza muhakemesi yalnızca niyet dünyasına göre işlemez. Dışa yansıyan sözler, hareketler, zamanlama ve ilişki bağlamı da önem taşır. Sanık kendi içsel açıklamasını yeterli gördüğünde, dış görünümün aleyhine ürettiği anlamı kavramakta zorlanabilir.</p>

<p>Bu yanlılık ifade verme sürecinde önemli sorunlar doğurur. Sanık kendi açısından önemli olan ayrıntıları uzun uzun anlatırken, hukuken kritik olan noktaları gözden kaçırabilir. Bazen de kendi için önemsiz ya da utanç verici gördüğü ayrıntıları saklar; oysa tam da o ayrıntılar dosyada güvenilirlik bakımından belirleyici olabilir. Kendi hikâyesinin merkezini, hukukun ilgilendiği merkezle karıştırır. Böylece anlatı ya aşırı dağılır ya da şüphe uyandıran boşluklar üretir.</p>

<p>Sanığın egosantrik biası mahkemedeki davranışlarında da görünür. Kendi haklılığına o kadar inanabilir ki, hâkimin neden şüphe duyduğunu anlayamaz; müdafiin kısa cevap ya da stratejik sessizlik önerisini gereksiz bulabilir. “Doğruyu söylüyorum, neden uzun uzun anlatmayayım?” diye düşünebilir. Oysa mahkeme psikolojisi, yalnızca doğruluk hissiyle değil; anlatının yapısı, ritmi, tutarlılığı ve dışsal etkisiyle ilgilenir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada müdafiye iki yönlü bir görev yükler. Bir yandan sanığın öznel yaşantısını ciddiye almak, onu bastırmamak gerekir; diğer yandan bu öznel merkezin savunmayı sabote etmesine izin verilmemelidir. Müdafi, sanığın iç haklılık duygusunu hukukun ve mahkemenin dışsal bakışına tercüme etmek zorundadır. Çünkü birçok davada sorun, sanığın ne yaşadığı değil; yaşadığını başkalarının görebileceği, anlayabileceği ve hukuken değerlendirebileceği bir forma sokup sokamadığıdır.</p>

<p><strong>VII. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Genel Değerlendirme</strong></p>

<p>Egosantrik biasın ceza muhakemesindeki bu beş görünümü, savunmanın yalnızca hukuki değil psikolojik ve dramaturjik bir faaliyet olduğunu da göstermektedir. Hâkim kendi okumasını doğal sayabilir; savcı kendi anlatısını merkeze yerleştirebilir; müdafi kendi stratejisini mutlaklaştırabilir; tanık kendi algısal kesitini bütün sanabilir; sanık ise kendi içsel haklılığını dışsal görünümün önüne koyabilir. Böyle bir tabloda savunmanın işi sadece karşı argüman üretmek değildir. Savunma, görünmez merkezleri görünür kılmak, bunları çoğullaştırmak ve gerektiğinde dereceli biçimde sarsmak zorundadır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın önemi burada ortaya çıkar. Bu yaklaşım, ceza muhakemesindeki her soruna aynı yoğunlukta ve aynı tonda cevap verilmemesi gerektiğini kabul eder. Bazı dosyalarda mikro müdahaleler yeterlidir: sessizce işleyen varsayımları adlandırmak, görünmez zihinsel köprüleri görünür kılmak, alternatif perspektiflerin de makul olduğunu göstermeye çalışmak. Bazı dosyalarda ise daha belirgin kopuşlar gerekir: karar vericinin veya iddia makamının doğal saydığı merkezin ciddi biçimde sarsılması, tutanaklaştırılması ve normatif düzleme taşınması gerekir. Savunmanın derecesi, dosyanın psikolojisine, karar vericinin kapalılık düzeyine ve yapısal tıkanmanın yoğunluğuna göre belirlenir.</p>

<p>Bu çerçevede egosantrik bias, Hibrit Kopuş Savunması bakımından sadece teşhis edilmesi gereken bir bilişsel yanlılık değil; aynı zamanda savunma stratejisinin yönünü belirleyen temel verilerden biridir. Bir mahkeme neden savunmayı duymuyor? Bir savcı neden sanığın lehine olan veriyi küçültüyor? Bir tanık neden samimi ama eksik anlatıyor? Bir sanık neden kendini iyi ifade ettiğini sanarken dosyayı kötüleştiriyor? Bu soruların cevabı çoğu zaman yalnızca hukuki değil, egosantrik merkezlilikle ilgilidir. İyi müdafi, bu merkezleri okuyabilen ve bunlara göre vites değiştirebilen kişidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde egosantrik bias, farklı aktörlerde farklı biçimlerde ortaya çıkan; fakat ortak olarak “kendi merkezini doğal merkez sanma” eğiliminde birleşen güçlü bir bilişsel yanlılıktır. Hâkim bunu ilk okumasını yargısal merkez sayarak yapabilir. Savcı, kurduğu suç anlatısını olayın doğal akışı gibi yaşayarak aynı yanlılığa düşebilir. Müdafi, kendi savunma tekniğini mutlaklaştırarak savunmanın gerçek alıcısını gözden kaçırabilir. Tanık, kendi algısal parçasını bütün sanabilir. Sanık ise kendi içsel haklılık duygusunu dışsal hukuki görünümün önüne koyabilir.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde hakikate ve adalete yaklaşmak, yalnızca daha çok delil toplamakla ya da daha doğru norm uygulamakla sağlanamaz. Aynı zamanda delilleri yorumlayan, sözleri anlamlandıran, davranışları okuyan ve hükme ulaşan zihinlerin kendi merkezlerini fark edebilmesi gerekir. Savunmanın epistemik değeri de tam burada ortaya çıkar. Savunma yalnızca karşı çıkmaz; aynı zamanda görünmez merkezleri görünür kılar, çoğullaştırır ve yargılamayı tek bakış açısının daraltıcı etkisinden kurtarmaya çalışır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu bakımdan, ceza muhakemesinin yalnızca hukuki değil, psikolojik ve dramaturjik gerçekliğini de hesaba katan önemli bir savunma teorisidir. Çünkü birçok davada mesele sadece hakikatin söylenmemesi değil; herkesin kendi durduğu yerden konuşması ve bunu tek gerçek sanmasıdır. Savunmanın görevi ise tam da burada başlar: görünmeyeni görünür kılmak, tek merkezi çoğullaştırmak ve muhakemeyi yeniden tartışılabilir hâle getirmek.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-egosantrik-biasin-ceza-muhakemesindeki-bes-gorunumu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/hakim-teraziaffa.jpg" type="image/jpeg" length="40164"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Yönetimi, Avukat Zekeriya Polat’ın hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin davanın ilk duruşmasına katıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-yonetimi-avukat-zekeriya-polatin-hayatini-kaybettigi-saldiriya-iliskin-davanin-ilk-durusmasina-katildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-yonetimi-avukat-zekeriya-polatin-hayatini-kaybettigi-saldiriya-iliskin-davanin-ilk-durusmasina-katildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, 7 Ocak 2026 tarihinde Yalova’da görev yaptığı SGK binasında uğradığı hain saldırıda hayatını kaybeden Yalova Barosu mensubu meslektaşımız Av. Zekeriya Polat’a ilişkin davanın ilk duruşmasına katıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, Sayman Av. Ramazan Erhan Toprak, Yönetim Kurulu üyeleri Av. Kemal Aytaç, Av. Makbule Tanış, Av. Melih Yardımcı, Av. Talat Göğebakan, Av. Nizam Dilek ve Av. Ali Bayram katılım sağladı. Duruşmada, Yalova Barosu Başkanı Av. Elif Turnacı Çavuş’un yanı sıra Türkiye genelindeki çok sayıda Baro Başkanı ve temsilcisi yer aldı.</p>

<p>Duruşma öncesinde, TBB ve Baro yönetimleri bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, yargılamanın her aşamasında adaletin sağlanması ve meslektaşlara yönelik saldırılara son verilmesi için birlik ve dayanışma içinde olunacağı vurgusu yapıldı.</p>

<p>Duruşmada mahkeme hem TBB’nin hem de Baroların davaya katılma taleplerini kabul etti. Sanık ve tanıkların ifadelerinin alınmasının ardından bir sonraki duruşma 19 Haziran 2026 tarihine bırakıldı.</p>

<p>Duruşmanın ardından TBB ve Barolar tarafından ortak bir basın açıklaması gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağkan, burada yaptığı açıklamada Av. Zekeriya Polat’ın Kahramanmaraş’ın bir dağ köyündeki yoksul bir ailenin yedi çocuğundan biri olduğunu, büyük emeklerle okutulduğunu hatırlatarak, “Doğuştan gelen fiziksel engeline rağmen hukuk fakültesini kazanmış, kamuda çalışmış, serbest çalışmış, daha sonra kamuya tekrar avukat olarak gelmiş” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yaşamı mücadele içerisinde geçen Polat’ın bu mücadeleden başarıyla çıktığını, evlenip çocuk sahibi olduğunu söyleyen Sağkan, “Aynı zamanda bir eş ve çok iyi bir baba olarak yaşamına devam ederken bir cani tarafından katledildi. Bizim meslektaşımız, işini çok iyi yapan bir avukattı. Bir mahkemenin verdiği kararı icraya koyduğu için görevi başında hunharca katledildi. İşte o yüzden bugün tüm Türkiye’deki Barolar ve Türkiye Barolar Birliği bu yargılamada meslektaşımızın hakkını savunmak ve ailesini yalnız bırakmamak için buradaydı” şeklinde konuştu.</p>

<p>Sağkan, duruşmada hem Baroların hem de Türkiye Barolar Birliği’nin davaya katılma yönündeki taleplerinin mahkeme tarafından kabul edildiğini açıklayarak, “Bunu hak arama hürriyeti bakımından son derece değerli buluyoruz” dedi</p>

<p>İlk duruşma sonucunda dosyanın büyük ölçüde tekemmül ettiğini söyleyen Sağkan şunları ifade etti:</p>

<p>“Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaasında, bizim de taleplerimizde altını çizdiğimiz gibi sanığın işlediği suçun Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesi kapsamında tasarlayarak ve yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle gerçekleşmesi nedeniyle nitelikli halden cezalandırılmasını ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçundan ayrıca cezalandırılmasını talep etti. Bizler bu mütalaaya katıldık ve buna ilişkin görüşlerimizi mahkeme ile paylaştık. Bir sonraki duruşma 19 Haziran’a ertelendi. 19 Haziran’da kuvvetle muhtemel karar duruşması için yine burada olacağız. Türkiye’deki 210.000 avukatı temsil eden tüm Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, meslektaşının ve ailesinin yanında bu süreci sonuna kadar etkin şekilde takip edecektir.”</p>

<h2></h2>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_1_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_2_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_3_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_4_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_5_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_6_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260417_tbb_yonetimi_av_ze/86413_7_17042026171938.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-yonetimi-avukat-zekeriya-polatin-hayatini-kaybettigi-saldiriya-iliskin-davanin-ilk-durusmasina-katildi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-15.jpg" type="image/jpeg" length="77431"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya, ziyarette bulunan öğrencilerle bir araya geldi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ziyarette-bulunan-ogrencilerle-bir-araya-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ziyarette-bulunan-ogrencilerle-bir-araya-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu tarafından yürütülen proje kapsamında Mahkemeyi ziyaret eden öğrencilerle bir araya geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Programda Başkan Özkaya’ya; Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı, Anayasa Mahkemesi Üyesi Recai Akyel, Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi Ali Arif Özzeybek, Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Murat Azaklı ve diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, programda yaptığı konuşmada gençleri Anayasa Mahkemesinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları ile işleyişine ilişkin kısa bilgiler paylaşan Başkan Özkaya, Mahkemenin bireysel başvuru ve norm denetimi yoluyla temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki rolüne değindi ve yargısal süreçlerin titizlikle yürütüldüğünü vurguladı.</p>

<p>Gençlere tavsiyelerde bulunarak bireysel gelişimin önemine, sürekli öğrenmenin ve kendini geliştirmenin gerekliliğine işaret eden Başkan Kadir Özkaya, hedeflere ulaşmak için disiplinli çalışmanın, kendine yatırım yapmanın ve aklı etkin kullanmanın önemine vurgu yaptı.</p>

<p>Başarının sabır ve kararlılıkla mümkün olduğunu belirten Başkan Kadir Özkaya, yılmadan ve vazgeçmeden çalışılması gerektiğini ifade etti. Başkan Özkaya ayrıca, pozitif bilimlerin rehberliğinde hareket edilmesinin önemine de değindi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı da gençlerin Mahkemede ağırlanmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Türkiye’nin farklılıklarıyla zenginleşen çok renkli bir ülke olduğunu belirten Başkanvekili Basri Bağcı, bu çeşitliliğin herkesin eşit haklara sahip olduğu bir düzen içinde anlam kazandığını vurguladı. Başkanvekili Bağcı geleceğin inşasında gençlerin önemli bir rol üstleneceğine inandığını ve bu konuda gençlere güvendiğini dile getirdi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyesi Recai Akyel ise mutlu ve huzurlu bireyler olmalarının önemine değinerek gençlere kendilerini tanımaları ve geliştirmeleri konusunda tavsiyelerde bulundu. Anadolu coğrafyasının güçlü bir birikime sahip olduğunu vurgulayan Akyel, bu mirasın bilinciyle hareket edilmesinin gerekliliğine işaret etti.</p>

<p>Program, gençlerin Anayasa Mahkemesi gezisi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10213/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10214/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10215/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10216/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10217/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ziyarette-bulunan-ogrencilerle-bir-araya-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 06:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/4-10.jpg" type="image/jpeg" length="92241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66188"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="40690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="35671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="27285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="13035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="69838"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="18639"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="93623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="77620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="93565"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="83566"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
