<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 08 Jun 2026 20:32:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya: Bireysel başvuruların yüzde 86'sı karara bağlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentteki bir otelde, ‘Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi Ortak Projesi’ kapsamında Proje Kapanış Töreni ve Adana Bölge Toplantısı gerçekleştirildi. Etkinliğe Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya’nın yanı sıra, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu, Adana Valisi Mustafa Yavuz, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbe, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin katıldı.</p>

<p><strong>‘ADANA DAYANIŞMANIN EN ÖNEMLİ ŞEHİRLERİNDEN BİRİ OLMUŞTUR’</strong></p>

<p>Etkinlikte konuşan Vali Mustafa Yavuz, kentin tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek “Adana, tarih boyunca milletlerin hafızasında iz bırakan şehirlerden bir tanesidir. Toroslara vakıf duruşunu ufkunda taşıyan Adana’mız tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, geçmişten bu güne dayanışmanın önemli şehirlerinden bir tanesi olmuştur. Bu topraklar asırlar boyunca devlet geleneğinin ve milletimizin hakkaniyet duygusunu aynı zeminde buluşturmuştur. Adalet, mülkün temelidir. Bu tür programlar vatandaşlarımızın adalete olan güveninin pekişmesine katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.</p>

<p><strong>‘BİREYSEL HUKUK SİSTEMİ KÖKLÜ BİR DEĞİŞİKLİĞE YOL AÇTI’</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak da bireysel başvurunun Türk hukuk sisteminde çok köklü bir değişikliğe yol açtığını kaydederek, "Bireysel başvuru ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilmiş çağdaş ve önemli bir kazanımdır. Türk Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen bireysel başvuru sayısının fazla olması hem işin önemini, hem yürütülüşünü, hem de sıkıntıları birlikte getiriyor. Bu fazlalık öyle bir fazlalık ki, iyi uygulayan Avrupa ülkelerindeki rakamlara baktığımızda 10-12 kat daha fazla. 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bile üstünde Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru geliyor. Bu sayının çokluğu konusunda hiçbir şüphemiz yok. Bu artan iş yüküyle Anayasa Mahkemesi’nin başa çıkmak için mümkün olduğunca ve en kısa sürede bu başvuruları sonuçlandırmak için yoğun ve fark edilebilir bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘HUKUK DEVLETİNİN GÜCÜ NORMLARIN ETKİLİ UYGULAMASINDAN KAYNAKLANMAKTA’</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ise “Bilindiği üzere hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil, bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde anayasal güvencelerin gerçek anlamı da yalnızca mahkeme kararlarında değil, o kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıkmaktadır. Esasen anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘2012’DEN BU YANA 739 BİN BAŞVURU YAPILDI’</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun hukuk tarihi açısından en önemli reform olduğunu belirten Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvuru sisteminin bugün ulaştığı nokta, yürüttüğümüz çalışmaların ve kurumsal iş birliğinin ne denli önemli sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Güncel veriler incelendiğinde, bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır. Derdest bulunan başvuru sayısı ise 102 bin 143'tür. Bu rakamlar, bir yandan vatandaşlarımızın Anayasa Mahkemesi’ne ve bireysel başvuru mekanizmasına duyduğu güveni ortaya koyarken diğer yandan mahkememizin karşı karşıya bulunduğu iş yükünün büyüklüğünü de göstermektedir” dedi.</p>

<p><strong>‘YARGILANMA HAKKI DAHİL, 87 BİN İHLAL KARARI VERİLDİ’</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar 87 bin ihlal kararı verildiğini aktaran Özkaya şöyle devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dahil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verilmiş olması, bireysel başvurunun hak eksenli hukuk kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun temel amacı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde daha güçlü şekilde korunmasını sağlamaktır. Bunun yanında bireysel başvuru, insan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkan tanıyan etkili bir iç hukuk yolu niteliği taşımaktadır. Nitekim bireysel başvurunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok uyuşmazlık ulusal hukuk sistemimiz içerisinde çözüme kavuşturulabilmiş, böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurularda azalma yaşanmış ve insan haklarının korunmasında iç hukuk mekanizmalarının etkinliği önemli ölçüde güçlenmiştir. Başvurunun başarısı sadece Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlarla ölçülemez. Asıl önemli olan, bu kararların ilk derece mahkemelerine, bölge adliye mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, idari uygulamalara ve toplumsal hayata etkili şekilde yansımasıdır. Özellikle ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik hazırlanan yol haritası, kararların hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorun alanlarını tespit etmiş ve uygulama süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik son derece değerli öneriler sunmuştur."</p>

<p>Açılış konuşmalarının ardından ‘Bireysel başvuru ihlal kararlarının objektif ve subjektif etkisi’ konulu panel gerçekleştirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/kadir-ozkayaa.jpg" type="image/jpeg" length="56841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİN TESPİTİ DAVASI - KİRA BEDELİNİN NET VEYA BRÜT OLARAK BELİRTİLMEMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1717 E., 2022/8408 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ : GAZİOSMANPAŞA 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ</strong></p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 01/11/2022 tarihinde davalılar vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı; bodrum, zemin ve asma kattan ibaret toplam 1.850 m² alanlı taşınmazın 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi ile davalılara kiraladığını, kesinleşen mahkeme kararı ile aylık kira bedelinin 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak belirlendiğini, bu tespite göre 01/09/2007 ile 27/02/2012 tarihleri arası ödenmesi gereken aylık 22.000 TL kira bedelinden, eksik ödenen 549.044 TL’nin yasal faiziyle birlikte tahsili talepli takip başlattığını ancak davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptaline, takibin devamına ve davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar; 17/01/2012 tarihinde taşınmazı tahliye ettiklerini, anahtarların teslim edildiği icra dosyasından geç teslim alınmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, Gaziosmanpaşa 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1883 Esas sayılı dosyasından verilen ilamda, tespit edilen kiranın, brüt ya da net olduğu hususun belirtilmediğini, bu nedenle bedelin brüt olarak tespit edildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle davacının kira fark bedelini talep ederken, stopajın tenzili ile net 17.600 TL kira bedeli talep edebileceğini, 22.000 TL brüt kira bedeli talep edilmesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu ayrıca kira sözleşmesinde taraf olmayan ...’a husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; davalı ...’ın, ... isimli davalı şirketin yetkili temsilcisi sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, tespiti yapılan kira bedelinin ise brüt kabul edilmesi gerektiği, yine 27/02/2012 tarihli tahliye tutanağının tahliye tarihi olarak dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle; davalı ... bakımından davanın usulden reddine, davalı ... Ticaret ve İnşaat A.Ş. bakımından davanın kısmen kabulü ile icra takibine yönelik itirazın kısmen iptaline, icra takibinin 301.331 TL asıl kira fark alacağının, 05/03/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte devamına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce dosya hesabında nazara alınmasına karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, kesinleşen mahkeme kararları ile davalı ...’ın kiracılık sıfatının kesinleştiği, tespit edilen aylık kira bedelinin ise net olarak belirlendiği yine kira tespit kararının kesinleştiği tarihten, takibin yapıldığı tarihe kadar avans faizi istenebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulü ile davalıların icra dosyasında yaptıkları itirazlarının 515.781,86 TL asıl alacak ve 5.244,81 TL birikmiş faiz yönünden iptali ile bu miktarlar yönünden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinde itibaren avans faizi uygulanmasına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce icra dosyasının infazı aşamasında dikkate alınmasına karar verilmiş; karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2- Taraflar arasında, 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi nedeniyle Gaziosmanpaşa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen davada verilen 2009/1883 E. 2012/603 K. sayılı kararla; aylık kira bedeli, 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak tespit edilmiş ve Yargıtayca söz konusu hüküm onanarak kesinleşmiştir. Davacı tarafından, işbu tespit hükmüne dayanılarak başlatılan icra takibinde, aylık 22.000 TL kira bedeli üzerinden hesaplanan, 01/09/2007 ile 27/02/2012 dönemlerine ait bakiye 549.044 TL asıl, 163.050,06 TL işlemiş faiz alacağının, yıllık %13,75 faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar bölge adliye mahkemesince; kira tespit dosyasındaki beyanlar, deliller, bilirkişi raporları ve Yargıtay ilamındaki gerekçeden, tespit edilen kira bedelinin net olduğunun anlaşıldığı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, dava konusu kiralanana ilişkin taraflar arasında görülen tazminat davasında, Gaziosmanpaşa 3. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen kararın bozulmasına yönelik Dairemizin 01/06/2021 tarihli ve 2020/2108 E. 2021/5839 K. sayılı ilamı ile de, belirlenen aylık 22.000 TL kira bedelinin brüt olarak kabul edildiği, yine aynı ilam ile açıkça kiralananın tahliye tarihinin taşınmazın anahtarlarının ilgili icra dairesine teslim tarihi olan 19/01/2012 olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; 01/09/2007 tarihinden itibaren belirlenen aylık kira bedelinin brüt, kiralananın ise 19/01/2012 tarihinde tahliye edilmiş olduğu gözetilerek, davacının talep edebileceği bakiye kira bedelinin belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi kararının davalılar yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın aynı Kanun'un 373/2 maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="11980"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu, Gönüllü Vazgeçme ve Kasten Yaralama Ayrımı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukunda bazı olaylarda failin eylemi ilk bakışta ağır bir saldırı olarak görünse de, hukuki nitelendirme bakımından daha dikkatli ve bütüncül bir değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle mağdurun yaralandığı, ancak ölüm neticesinin meydana gelmediği olaylarda, eylemin <strong>kasten öldürmeye teşebbüs</strong> mü yoksa <strong>kasten yaralama</strong> mı olduğu uygulamada sıkça tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Bu ayrım yalnızca teorik bir tartışma değildir. Suçun hukuki vasfı, fail hakkında uygulanacak ceza miktarını, tutuklama değerlendirmesini, adli kontrol tedbirlerini, savunma stratejisini ve yargılamanın seyrini doğrudan etkiler. Bu nedenle mahkemeler yalnızca ortaya çıkan yaralanmanın ağırlığına değil; failin kastına, kullanılan aracın niteliğine, darbe sayısına, hedef alınan vücut bölgesine, taraflar arasındaki husumete, olayın gelişim biçimine ve failin olay sonrasındaki davranışlarına da bakmaktadır.</p>

<p>Bu yazıda, kasten öldürmeye teşebbüs suçu, gönüllü vazgeçme kurumu ve kasten yaralama suçu arasındaki farklar; Türk Ceza Kanunu hükümleri, genel ceza hukuku ilkeleri ve Yargıtay uygulamasında dikkate alınan temel kriterler çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong><a name="kasten-öldürmeye-teşebbüs-nedir">Kasten Öldürmeye Teşebbüs Nedir?</a></strong></p>

<p>Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenmiştir. Failin bir kişiyi öldürme kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm neticesinin meydana gelmemesi halinde ise, olayın niteliğine göre <strong>kasten öldürmeye teşebbüs</strong> suçu gündeme gelebilir.</p>

<p>Suça teşebbüs, TCK m.35’te düzenlenmiştir. Buna göre kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.</p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için failin öldürme kastıyla hareket etmesi, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması ve ölüm neticesinin failin elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmemesi gerekir.</p>

<p><strong><a name="failin-öldürme-kastıyla-hareket-etmesi">Failin Öldürme Kastıyla Hareket Etmesi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda en önemli unsur, failin öldürme kastıdır. Failin mağduru yaralama kastıyla mı, yoksa öldürme kastıyla mı hareket ettiği her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Failin iç dünyasını doğrudan bilmek mümkün olmadığından, mahkemeler failin dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareket eder. Bu kapsamda olay öncesi husumet, kullanılan aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı, darbe sayısı, darbelerin şiddeti, hedef alınan bölge, failin eylemine devam edip etmediği ve olay sonrası davranışları birlikte dikkate alınır.</p>

<p>Örneğin, mağdurun hayati bölgelerine çok sayıda ve şiddetli darbe uygulanması, öldürmeye elverişli bir aracın kullanılması, taraflar arasında önceye dayalı ciddi husumet bulunması ve failin mağdura yardım etmeksizin olay yerinden uzaklaşması öldürme kastı bakımından değerlendirilebilecek unsurlar arasındadır. Ancak bu unsurların hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz; olayın tamamı birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a name="icra-hareketlerine-başlanması">İcra Hareketlerine Başlanması</a></strong></p>

<p>Suça teşebbüsten bahsedilebilmesi için failin yalnızca hazırlık hareketlerinde bulunması yeterli değildir. Fail, suçu işlemeye yönelik doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olmalıdır.</p>

<p>Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki ayrım her olayda kolay olmayabilir. Failin olay yerine gitmesi, araç temin etmesi veya saldırı planı yapması tek başına her zaman teşebbüs hükümlerinin uygulanması için yeterli olmayabilir. Buna karşılık mağdura ateş edilmesi, bıçakla saldırılması, hayati bölgelere yönelik darbeler uygulanması veya doğrudan neticeye yönelen hareketlerin başlaması icra hareketlerinin başladığını gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle icra hareketlerinin başlayıp başlamadığı değerlendirilirken failin eyleminin suçun kanuni tanımındaki neticeye ne kadar yaklaştığı ve somut olayda dış dünyaya nasıl yansıdığı dikkate alınır.</p>

<p><strong><a name="Xaff3bd4a320c6210ee499cb33b6580fdefa5176">Ölüm Neticesinin Failin Elinde Olmayan Nedenlerle Gerçekleşmemesi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüste, ölüm neticesinin meydana gelmemesi failin iradesi dışında bir nedene dayanmalıdır. Mağdurun tıbbi müdahale ile kurtarılması, üçüncü kişilerin müdahalesi, failin engellenmesi, silahın tutukluk yapması veya mağdurun kaçması gibi nedenler teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına yol açabilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, kendi iradesiyle eylemine son verir veya ölüm neticesinin meydana gelmesini önlemek için etkili davranışlarda bulunursa, bu durumda TCK m.36’da düzenlenen <strong>gönüllü vazgeçme</strong> hükümleri tartışılabilir.</p>

<p><strong><a name="gönüllü-vazgeçme-nedir">Gönüllü Vazgeçme Nedir?</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme, Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak vazgeçme anına kadar gerçekleşen fiiller bağımsız bir suç oluşturuyorsa, fail yalnızca bu suçtan sorumlu tutulur.</p>

<p>Bu düzenleme, ceza hukukunda önemli bir suç politikası tercihidir. Kanun koyucu, failin suç yolunda ilerlemekten vazgeçmesini veya neticenin meydana gelmesini engellemesini teşvik etmektedir.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme halinde fail teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak mağdurun yaralanması gibi tamamlanmış fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa, olayın niteliğine göre kasten yaralama hükümleri uygulanabilir.</p>

<p><strong><a name="gönüllü-vazgeçmenin-şartları">Gönüllü Vazgeçmenin Şartları</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanabilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p>Öncelikle fail, kasıtlı bir suçun icra hareketlerine başlamış olmalıdır. Henüz icra hareketlerine başlanmadan failin suç işlemekten vazgeçmesi halinde zaten cezalandırılabilir bir teşebbüs bulunmayacağından, TCK m.36’nın uygulanmasına gerek kalmaz.</p>

<p>Bunun yanında vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gerçekleşmelidir. Suç tamamlandıktan sonra failin pişman olması, mağdurun zararını gidermesi veya yardımda bulunması kural olarak gönüllü vazgeçme sonucunu doğurmaz. Bu tür durumlarda, koşulları varsa etkin pişmanlık, takdiri indirim veya başka hukuki kurumlar tartışılabilir.</p>

<p>Vazgeçmenin failin kendi iradesine dayanması da gerekir. Failin eylemine dışsal bir engel nedeniyle devam edememesi gönüllü vazgeçme sayılmaz. Örneğin failin üçüncü kişiler tarafından yakalanması, mağdurun kaçması, silahın çalışmaması veya kolluğun müdahale etmesi nedeniyle suçun tamamlanamaması halinde gönüllü vazgeçme değil, teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, eylemine devam etme imkânı varken kendi iradesiyle saldırıyı sonlandırmışsa veya neticenin gerçekleşmesini engellemişse gönüllü vazgeçme değerlendirmesi yapılabilir.</p>

<p><strong><a name="neticeli-suçlarda-aktif-çaba-şartı">Neticeli Suçlarda Aktif Çaba Şartı</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs gibi neticeli suçlarda gönüllü vazgeçme değerlendirmesi yapılırken, failin davranışı özellikle önem taşır. Fail henüz icra hareketlerini tamamlamadan kendi iradesiyle eylemine son vermişse, olayın özelliklerine göre pasif vazgeçme yeterli görülebilir.</p>

<p>Ancak icra hareketleri tamamlanmış ve mağdurun hayatı bakımından tehlikeli bir sonuç ortaya çıkmışsa, failin yalnızca saldırıyı bırakması çoğu durumda yeterli kabul edilmez. Bu aşamada failden, neticenin gerçekleşmesini engellemek için somut, ciddi ve etkili davranışlar göstermesi beklenir.</p>

<p>Örneğin fail mağduru hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladıktan sonra hiçbir şey yapmadan olay yerinden uzaklaşırsa, ölüm neticesini engellemeye yönelik aktif bir çaba göstermemiş olur. Buna karşılık failin ambulans çağırması, kolluk birimlerine haber vermesi, mağduru hastaneye götürmesi, kanamayı durdurmaya çalışması veya tıbbi müdahalenin sağlanması için ciddi ve etkili davranışlarda bulunması aktif çaba kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p><strong><a name="X2750644e50bff6041820da03a67e641d115fb81">Gönüllü Vazgeçme ile Etkin Pişmanlık Arasındaki Fark</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme ile etkin pişmanlık uygulamada zaman zaman karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kurum farklı aşamalarda ortaya çıkar ve farklı sonuçlar doğurur.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gündeme gelir. Fail, suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini kendi iradesiyle engeller. Bu nedenle teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; ancak o ana kadar tamamlanan fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa bu suçtan sorumlu tutulabilir.</p>

<p>Etkin pişmanlık ise suç tamamlandıktan sonra ortaya çıkan bir kurumdur. Fail, suçu işledikten sonra pişmanlık gösterir, zararı giderir, malı iade eder veya kanunda belirtilen başka bir davranışta bulunur. Etkin pişmanlık her suç bakımından uygulanmaz; yalnızca kanunda açıkça düzenlenen suçlarda sonuç doğurur.</p>

<p>Bu nedenle, kasten öldürmeye teşebbüs iddiası bulunan bir olayda failin ölüm neticesini suç tamamlanmadan önce engellemesi gönüllü vazgeçme kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık suç tamamlandıktan sonra duyulan pişmanlık, gönüllü vazgeçme değil; ancak şartları varsa başka hukuki kurumlar kapsamında ele alınabilir.</p>

<p><strong><a name="kasten-yaralama-suçu-nedir">Kasten Yaralama Suçu Nedir?</a></strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu, TCK m.86’da düzenlenmiştir. Buna göre bir kişinin başkasının vücuduna acı veren, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan davranışlarda bulunması kasten yaralama suçunu oluşturur.</p>

<p>Kasten yaralama suçunda failin kastı mağduru öldürmeye değil, yaralamaya yöneliktir. Bu nedenle kasten yaralama ile kasten öldürmeye teşebbüs arasındaki en önemli ayrım, failin kastında ortaya çıkar.</p>

<p>Kasten yaralama suçunun basit hali yanında, silahla işlenmesi, kamu görevlisine karşı işlenmesi, kendisini savunamayacak durumda olan kişiye karşı işlenmesi veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama halleri de bulunmaktadır.</p>

<p><strong><a name="X5f491349d938546117ad1320a9fe694f52169ee">Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs Arasındaki Fark</a></strong></p>

<p>Kasten yaralama ile kasten öldürmeye teşebbüs arasındaki ayrım her zaman kolay değildir. Aynı eylem, somut olayın özelliklerine göre farklı şekilde nitelendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay uygulamasında bu ayrım yapılırken olayın bütünü esas alınır. Taraflar arasındaki husumet, kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, darbelerin şiddeti, hedef alınan vücut bölgesi, failin eyleme neden son verdiği ve olay sonrası davranışları birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="taraflar-arasındaki-husumet">Taraflar Arasındaki Husumet</a></strong></p>

<p>Fail ile mağdur arasında olay öncesinde ciddi bir husumet bulunması, tehditler yaşanması veya failin öldürme yönünde açık beyanlarının olması, öldürme kastının varlığı bakımından dikkate alınabilir.</p>

<p>Buna karşılık olayın ani gelişmesi, taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek yoğunlukta bir husumetin bulunmaması veya eylemin sınırlı biçimde gerçekleşmesi, olayın kasten yaralama kapsamında değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Ancak husumetin varlığı veya yokluğu tek başına belirleyici değildir. Mahkeme bu unsuru olayın diğer delilleriyle birlikte değerlendirir.</p>

<p><strong><a name="kullanılan-aracın-niteliği">Kullanılan Aracın Niteliği</a></strong></p>

<p>Silah, bıçak, kesici-delici alet veya öldürmeye elverişli başka bir aracın kullanılması öldürme kastı bakımından önemlidir. Ancak tek başına öldürücü nitelikte bir aracın kullanılmış olması her zaman kasten öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Aracın nasıl kullanıldığı, hangi mesafeden kullanıldığı, mağdurun hangi bölgesine yöneldiği, eylemin devam edip etmediği ve failin saldırıyı hangi koşullarda sonlandırdığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="darbe-sayısı-ve-şiddeti">Darbe Sayısı ve Şiddeti</a></strong></p>

<p>Failin mağdura bir kez mi yoksa çok sayıda mı darbe vurduğu, darbelerin şiddeti ve sürekliliği kastın tespitinde önemlidir.</p>

<p>Çok sayıda, şiddetli ve hayati bölgelere yönelen darbeler öldürme kastı lehine değerlendirilebilir. Buna karşılık tek ve sınırlı bir darbe, olayın diğer koşullarıyla birlikte yaralama kastını gösterebilir.</p>

<p>Ancak darbe sayısı da tek başına yeterli değildir. Tek bir darbenin niteliği, isabet ettiği bölge ve meydana getirdiği tehlike de ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="hedef-alınan-vücut-bölgesi">Hedef Alınan Vücut Bölgesi</a></strong></p>

<p>Baş, göğüs, karın, boyun gibi hayati bölgelerin hedef alınması, kasten öldürmeye teşebbüs değerlendirmesinde önemli bir kriterdir.</p>

<p>Buna rağmen darbenin hayati bölgeye isabet etmesi tek başına kesin olarak öldürme kastını göstermez. Darbenin şiddeti, derinliği, kullanılan aracın niteliği, eylemin devam edip etmediği ve failin olay sonrası davranışları birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a name="failin-eyleme-son-verme-sebebi">Failin Eyleme Son Verme Sebebi</a></strong></p>

<p>Failin saldırıya neden son verdiği de suç vasfının belirlenmesinde önemlidir. Eğer fail, mağdurun kaçması, çevredeki kişilerin müdahalesi, kolluğun gelmesi veya başka bir dışsal engel nedeniyle saldırıyı sonlandırmışsa, bu durum gönüllü vazgeçme olarak değerlendirilmeyebilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, herhangi bir dış engel olmaksızın kendi iradesiyle saldırıyı bırakmış ve özellikle neticenin gerçekleşmesini engellemek için çaba göstermişse, gönüllü vazgeçme hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p><strong><a name="olay-sonrası-davranışlar">Olay Sonrası Davranışlar</a></strong></p>

<p>Failin olay sonrasında mağdura yardım edip etmediği, ambulans çağırıp çağırmadığı, kolluğa haber verip vermediği, mağduru hastaneye götürüp götürmediği kast ve gönüllü vazgeçme bakımından önem taşır.</p>

<p>Failin mağdura yardım etmesi her zaman otomatik olarak yaralama kastı bulunduğu anlamına gelmez. Bu davranış, olayın bütünü içinde değerlendirilir. Aynı şekilde failin olay yerinden kaçması da tek başına öldürme kastını kanıtlamaz; fakat gönüllü vazgeçme bakımından aleyhe değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle olay sonrası davranışlar, diğer delillerle birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p><strong><a name="aktif-çaba-göstermek-ne-anlama-gelir">Aktif Çaba Göstermek Ne Anlama Gelir?</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçmede en kritik konulardan biri aktif çabadır. Aktif çaba, failin neticenin meydana gelmesini engellemek için somut, ciddi ve etkili davranışlarda bulunmasıdır.</p>

<p>Failin ambulansı araması, mağduru hastaneye götürmesi, kolluk birimlerine haber vermesi, mağdurun kanamasını durdurmaya çalışması, tıbbi müdahaleyi sağlamak için olay yerinde kalması veya mağdurun yaşaması için somut katkı sunması aktif çaba kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Buna karşılık failin yalnızca saldırıyı bırakıp olay yerinden ayrılması, mağduru kendi haline terk etmesi veya üçüncü kişilerin yardım etmesine sessiz kalması çoğu durumda aktif çaba olarak kabul edilmeyebilir.</p>

<p><strong><a name="pasif-vazgeçme-her-zaman-yeterli-midir">Pasif Vazgeçme Her Zaman Yeterli midir?</a></strong></p>

<p>Pasif vazgeçme, failin icra hareketlerine devam etmemesi anlamına gelir. Ancak her durumda aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>

<p>Failin henüz neticeye yönelik icra hareketlerini tamamlamadığı aşamada kendi iradesiyle eylemine son vermesi ile icra hareketleri tamamlandıktan sonra neticenin gerçekleşmesini engellemesi farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İlk durumda pasif vazgeçme bazı hallerde yeterli olabilirken, ikinci durumda çoğu zaman aktif çaba aranır. Özellikle mağdurun hayatı bakımından ciddi bir tehlike ortaya çıktıktan sonra failin yalnızca saldırıyı bırakması yeterli görülmeyebilir. Bu aşamada failin ölüm neticesini engellemek için ciddi ve etkili davranışlar göstermesi önem taşır.</p>

<p><strong><a name="örnek-olaylar-üzerinden-değerlendirme">Örnek Olaylar Üzerinden Değerlendirme</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama ayrımı somut olaylar üzerinden daha net anlaşılabilir. Çünkü ceza hukukunda her olay kendi özellikleri içinde değerlendirilir ve tek bir kriter üzerinden kesin sonuca varılmaz.</p>

<p><strong><a name="X68be227533ee8cef3da190da630ff9930f11992">Failin Mağduru Yaraladıktan Sonra Ambulans Çağırması</a></strong></p>

<p>Fail mağduru ağır şekilde yaralamış, ancak hemen ardından 112’yi arayarak ambulans çağırmış, kolluk birimlerine haber vermiş ve mağdurun hastaneye sevk edilmesini sağlamışsa, olayda gönüllü vazgeçme hükümleri tartışılabilir.</p>

<p>Bu durumda mahkeme, failin gerçekten ölüm neticesini engellemek amacıyla mı hareket ettiğini, yardım çağrısının zamanlamasını, mağdurun kurtulmasında bu davranışın etkili olup olmadığını ve eylemin bütününü birlikte değerlendirir.</p>

<p>Failin yardım çağrısının neticenin gerçekleşmesini önlemede etkili olması, gönüllü vazgeçme değerlendirmesi bakımından önemlidir.</p>

<p><strong><a name="X7e7031bc2ca418c851aadcb4ba3aed86af0080f">Failin Mağduru Yaralayıp Olay Yerinden Kaçması</a></strong></p>

<p>Fail mağduru hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladıktan sonra hiçbir yardımda bulunmadan olay yerinden uzaklaşmışsa, gönüllü vazgeçmeden söz etmek güçtür. Çünkü fail neticenin gerçekleşmesini engellemek için aktif çaba göstermemiştir.</p>

<p>Bu durumda olayın niteliğine göre kasten öldürmeye teşebbüs veya kasten yaralama suçu tartışılabilir. Kastın belirlenmesinde darbe sayısı, kullanılan araç, hedef alınan bölge ve taraflar arasındaki husumet önem taşır.</p>

<p><strong><a name="X4abe24d7e3027d17d3f34baf106ec3d21945366">Failin Eyleme Devam Etme İmkânı Varken Kendi İradesiyle Durması</a></strong></p>

<p>Fail, mağdura zarar verme imkânı devam ettiği halde, dışsal bir engel olmaksızın kendi iradesiyle eylemine son verirse gönüllü vazgeçme ihtimali değerlendirilir.</p>

<p>Ancak mağdurun yaralanmış ve ölüm neticesinin doğma ihtimalinin ortaya çıkmış olduğu hallerde, failin yalnızca durması değil, neticeyi engellemek için aktif davranışlar sergilemesi de aranabilir.</p>

<p>Bu nedenle failin eyleme son verme sebebi, olayın hangi aşamada bulunduğu ve neticenin önlenmesi için gösterilen çaba birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="X7406af990751a395f62c4d1c29c61107ed725ab">Olası Kastla Kasten Öldürmeye Teşebbüs Tartışması</a></strong></p>

<p>Ceza hukukunda tartışmalı konulardan biri de olası kastla kasten öldürmeye teşebbüsün mümkün olup olmadığıdır. Olası kastta fail neticenin meydana gelebileceğini öngörür, ancak neticeyi doğrudan istemez; buna rağmen eylemini sürdürür.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında kasten öldürmeye teşebbüs bakımından failin öldürmeye yönelik kastı somut olayın özelliklerinden hareketle araştırılmaktadır. Olası kastla teşebbüs meselesi ise doktrinde ve uygulamada tartışmalı bir alan olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle mahkemeler, failin doğrudan öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiğini somut olayın tüm özelliklerine göre belirlemek zorundadır. Olayın sonucuna göre fail kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya gerçekleşen neticeye göre başka bir suçtan sorumlu tutulabilir.</p>

<p><strong><a name="X0cc70764713d47c3ad1c5366f7374390ec0f5d8">Kasten Yaralama Sonucu Ölüm Meydana Gelirse Ne Olur?</a></strong></p>

<p>Failin kastı öldürmeye değil, yaralamaya yönelik olabilir. Ancak bazı durumlarda yaralama sonucunda mağdur hayatını kaybedebilir. Böyle bir durumda, failin öldürme kastı bulunmuyorsa olay kasten öldürme olarak değil, <strong>neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama</strong> kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>TCK m.87/4 bu konuda önemlidir. Failin yaralama kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde, şartlarına göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu oluşabilir.</p>

<p>Burada asıl mesele yine failin kastıdır. Failin mağduru öldürmeyi mi amaçladığı, yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiği olayın bütününe göre belirlenir.</p>

<p><strong><a name="savunma-ve-yargılama-bakımından-önemi">Savunma ve Yargılama Bakımından Önemi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama arasındaki ayrım, ceza yargılamasında savunma bakımından son derece önemlidir.</p>

<p>Yanlış suç vasfı, fail hakkında daha ağır ceza tehdidi doğurabilir. Bu nedenle savunma makamı, olayın yalnızca neticesine değil; olayın öncesine, failin kastına, mağdurun yaralanma şekline, tıbbi raporlara, kamera kayıtlarına, tanık beyanlarına ve olay sonrası davranışlara odaklanmalıdır.</p>

<p>Özellikle taraflar arasında önceye dayalı husumet bulunup bulunmadığı, kullanılan aracın niteliği, darbenin sayısı ve şiddeti, yaralanmanın hayati bölgede olup olmadığı, failin eylemine neden son verdiği, failin mağdura yardım edip etmediği, ambulans veya kolluk çağrısı yapılıp yapılmadığı, mağdurun kurtulmasında failin davranışının etkili olup olmadığı, olayın ani gelişip gelişmediği, kamera ve tanık kayıtlarının olayın hangi yönünü desteklediği dikkatle incelenmelidir.</p>

<p>Bu hususlar yalnızca suç vasfı bakımından değil; tutukluluk değerlendirmesi, adli kontrol tedbiri, ceza miktarı ve hükmün bireyselleştirilmesi bakımından da önem taşır.</p>

<p><strong><a name="yargıtay-uygulamasında-genel-yaklaşım">Yargıtay Uygulamasında Genel Yaklaşım</a></strong></p>

<p>Yargıtay, kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımında olayın bütününü esas almaktadır. Tek bir kriter üzerinden sonuca gidilmemektedir.</p>

<p>Örneğin yalnızca bıçak kullanılması, tek başına öldürme kastını göstermez. Aynı şekilde mağdurun hayati tehlike geçirmesi de otomatik olarak kasten öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmaz. Ancak hayati bölgeye yönelen çok sayıda ve şiddetli darbe, olay öncesi husumet ve failin yardım etmeksizin kaçması gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde öldürme kastı kabul edilebilir.</p>

<p>Buna karşılık failin eylemden sonra mağdura yardım etmesi, ambulans çağırması veya neticenin gerçekleşmesini engellemeye yönelik ciddi çaba göstermesi, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="sonuç">Sonuç</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs, gönüllü vazgeçme ve kasten yaralama ayrımı, ceza hukukunun en hassas konularından biridir. Bu ayrım yapılırken yalnızca mağdurun yaralanmasının ağırlığına bakılması yeterli değildir.</p>

<p>Failin kastı, kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, hedef alınan bölge, taraflar arasındaki ilişki, olayın gelişimi ve failin olay sonrası davranışları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme ise failin suç yolunda ilerlemekten kendi iradesiyle dönmesi veya neticenin gerçekleşmesini engellemesi halinde gündeme gelir. Ancak özellikle icra hareketlerinin tamamlandığı ve mağdurun hayati tehlike geçirdiği olaylarda, failin yalnızca saldırıyı bırakması değil, neticenin gerçekleşmesini önlemek için aktif ve etkili çaba göstermesi gerekir.</p>

<p>Ceza yargılamasında doğru suç vasfının belirlenmesi, hem adil yargılanma hakkı hem de cezanın ölçülü uygulanması bakımından büyük önem taşır. Bu nedenle kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımında her somut olay, delillerin tamamı ve Yargıtay uygulamasında kabul edilen kriterler ışığında değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın özellikleri farklı olduğundan, suç vasfı ve hukuki sorumluluk değerlendirmesi dosya kapsamındaki deliller, tıbbi raporlar, tanık beyanları ve olayın oluş şekli dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" title="Av. Mehmet Buğra ANIL"><img alt="Av. Mehmet Buğra ANIL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/mehmet-bugra-anil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" title="Av. Mehmet Buğra ANIL">Av. Mehmet Buğra ANIL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/delil-silah-kasten-oldurme.jpg" type="image/jpeg" length="31652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2024/5981 E., 2025/8851 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/5981 E. ve 2025/8851 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/5981 E., 2025/8851 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1036 E., 2023/870 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/138 E., 2022/264 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Ceza süresi yönünden yasal şartları oluşmadığından; sanıklar ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca REDDİNE,<br />
01.09.2016 tarih ve 2918 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı KHK’nın 19. ve 20. maddeleri kapsamında müsaderesine karar verilen şirketlerin kayyımlık görev ve yetkilerini elinde bulunduran Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun sadece şirketlerin müsaderesi yönünden davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunduğundan CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılan olarak KABULÜNE,<br />
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
I-) Müşteki ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;<br />
Müşteki kurum vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun katılma haklarının bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddine karar verildiği, bu karar karşı anılan müşteki vekilince usulüne uygun olarak itiraz kanun yoluna başvurulduğu ve itiraz makamınca itirazların reddine karar verildiği görülmekle, bu hususta temyizi mümkün bir karar bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,</p>

<p>Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;<br />
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre tebliğnamede ismi geçen sanıklar ... ve ...'e ilişkin aleyhe temyiz istemi bulunmadığından haklarında verilen beraat kararlarının temyiz edilmeden Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak kesinleştirildiği belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p><strong>II-) HUKUKİ AÇIKLAMALAR</strong></p>

<p><strong>1-) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 Esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;</p>

<p>Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.</p>

<p>Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, S 383 vd.).</p>

<p>Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu Özel Kısım s.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt s.28, Özgenç Genel Hükümler s.280).<br />
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. Fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.<br />
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.</p>

<p>Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alınmalıdır.</p>

<p><strong>2-) TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:</strong></p>

<p>Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içeren ilk uluslararası sözleşme olarak kabul edilmiştir. Anılan Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanarak 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.<br />
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;<br />
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;<br />
...<br />
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,<br />
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;<br />
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,<br />
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,”</p>

<p>Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;<br />
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:<br />
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.<br />
b)12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.<br />
c)Türkiye’nin taraf olduğu;</p>

<p>1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,<br />
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,<br />
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,<br />
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,<br />
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,<br />
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,<br />
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,<br />
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,<br />
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,</p>

<p>“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise;<br />
“(1) Üçüncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.<br />
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.<br />
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.<br />
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.<br />
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.<br />
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.<br />
(8)(Ek: 14/04/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;<br />
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,<br />
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,<br />
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,<br />
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir.” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.<br />
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415</p>

<p>sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak hakkı” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.</p>

<p>6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.<br />
Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.<br />
Terörizmin finansmanı suçu seçimlik hareketli bir suçtur. 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre bu suç fon sağlamak veya fon toplamak şeklinde iki farklı hareket ile işlenebilir.</p>

<p>Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.</p>

<p>Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.<br />
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.<br />
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâlidir.</p>

<p>27/12/2020 tarihinde kabul edilen 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişikliğe kadar bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilirdi. Ancak 31/12/2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine eklenen 2. fıkra ile artık terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesinin de bu suçun faili olabileceği kabul edilmiştir. Terör örgütünün kurucusu/yöneticisi/üyesinin terörizmin finansmanı suçunu işlemesi halinde TCK'nın 314. maddesine göre tayin edilecek temel cezadan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle eklenen 6415 sayılı Kanun'un 4/2. maddesi gereğince artırım yapılacak daha sonra 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi uygulanacaktır.</p>

<p>Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6415 sayılı Kanun'un 4/4. maddesinde nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.<br />
Anılan maddenin 5. fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin 6. fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin 7. fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>3-)TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU BAĞLAMIN FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GELİR KAYNAKLARI</strong></p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.</p>

<p>Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.<br />
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve iş hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.</p>

<p>FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.</p>

<p><br />
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak Türkiye’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; Türkiye’de 15, yurt dışında 10 üniversite; Türkiye’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; Türkiye’de 35, yurt dışında 15 hastane; Türkiye’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve Türkiye’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.<br />
Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.</p>

<p>FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.</p>

<p>Örgütün mali yapıya sızma amacının;<br />
• Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,<br />
• Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,<br />
• Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.</p>

<p>FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar.</p>

<p>FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa;... ve ....gazeteleri, ...ve ...TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir.... Grubu bu anlamda .... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.</p>

<p>FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY ile İlişkili Şirketler;</p>

<p>Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü aktif olarak destekleyen şirketlerdir.<br />
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.<br />
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.<br />
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:<br />
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.<br />
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.<br />
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.<br />
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.<br />
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.<br />
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.<br />
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.<br />
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, iş ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.<br />
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.<br />
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.<br />
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.</p>

<p><strong>4-) MÜSADERE</strong><br />
Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilecektir. Mülkiyet hakkının düzenlendiği Anayasa madde 35/1’de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrada bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamayacaktır. Anayasa madde 38/9’da “genel müsadere cezası verilemez” şeklinde müsadere konusunda temel bir yasak kabul edilmiştir.<br />
Mülkiyet hakkı aynı zamanda uluslararası hukukta da teminat altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan Hakları</p>

<p>Evrensel Beyannamesinin 17. maddesi, herkesin tek başına ve başkalarıyla ortaklaşa mal ve mülk edinme hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkinden yoksun bırakılamayacağını düzenlemektedir. Ayrıca, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, bu hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri kanunları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyecektir.</p>

<p>Kamusal düzeni bozarak, temel hak ve hürriyetlere en derin biçimde müdahale eden suç olgusuyla mücadele amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin Anayasanın ve Ek Protokolün öngördüğü şekilde kamu yararı taşıdığı açıktır. Maddi hakikate ulaşılabilmesi için delil olarak kullanılması gereken malvarlığı değerlerinin değiştirilmeden veya kaybolmadan muhafaza altına alınması gerektiği gibi, suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin ileride müsadere edilebilmesi için de bu malvarlığı değerlerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığını, söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesinin amaçlandığını belirtmiştir. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 97).</p>

<p>Suç işlemenin kazanç elde etme yöntemi olarak kullanılması, suç işleme eğilimini artıracağı kuşkusuzdur. Bu şekilde kazanç amacıyla suç işlenmesi bireysel olarak mağduriyetler yanında genel olarak toplumsal yapının ve kamu düzenin bozulmasına neden olmaktadır. Ayrıca müsadere tedbiri özellikle terör ve örgütlü suçlarla ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim uluslararası hukuk metinlerinde de suçla mücadelede bu gibi tedbirlerin etkin bir yaptırım olarak kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizin de taraf olduğu 141 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile 198 sayılı Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nde; giderek artan ölçüde uluslararası bir sorun hâline gelen suça karşı mücadelenin uluslararası düzeyde modern ve etkin yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği, bu yöntemlerden birinin de el koyma ve müsadere tedbirleri olduğu ve bu alanda uluslararası iş birliğine de ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Ayrıca yine ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme de terörizmin finansmanının engellenmesi bakımından el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin uygulanmasının gerekli olduğunu düzenlemektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 98).</p>

<p>Bu nedenlerle suçla mücadele bakımından suç ve fail araştırılması kadar, suç gelirlerinin araştırılması ve bu gelirlere elkonulması ve müsadere edilmesi gerekmektedir. Özellikle terör ve örgütlü suçlarla mücadelenin, bu örgütlerin finansal kaynakları kurutulmadan başarılı olması da mümkün değildir. Bu nedenle suç örgütlerine yönelik soruşturmalarda, örgütlerin suçun işlenmesinde kullanıldıkları veya suçun işlenmesine tahsis ettikleri ya da suçtan elde ettikleri ya da dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların ve malvarlığı değerlerinin tespit edilerek, müsadere edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Eşya müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 54’e göre, eşya müsaderesi dört farklı durumda söz konusu olabilecektir. Buna göre müsadere kararının, suçla bağlantılı eşya hakkında, suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşya hakkında, konusu suç teşkil eden eşya hakkında ve kaim değer hakkında verilmesi mümkündür. Bir suçla bağlantılı olarak eşyanın müsaderesine göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacaktır. Suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşyanın müsaderesine göre, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilecektir. Konusu suç teşkil eden eşyanın müsaderesine göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilecektir. Kaim değerin (eşdeğerin) müsaderesine göre, müsadereye tabi eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilecektir. Kazanç müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 55/1’e göre, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilecektir. TCK madde 55/2’ye göre, müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilecektir.</p>

<p>Öte yandan müsaderenin ölçülü olması için bazı düzenlemeler yapılmıştır. Müsadereyi ölçülülük bakımından sınırlandıran hükümler, aynı zamanda, müsadere amacıyla elkonulacak eşya veya malvarlığı değerlerini de sınırlandırmaktadır. Nitekim eşya müsaderesinde orantılılığı sağlamak amacıyla TCK madde 54/3’de düzenlenen, “Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.” şeklindeki hüküm, mecburi müsadere sistemi yerine kısmen de olsa ihtiyari müsadere sisteminin kabul edildiğini göstermektedir. Buna göre eşyanın yukarıdaki şekilde bir suçla bağlantısı tespit edilse dahi, verilecek kararın orantılı olmaması, yani eşyanın müsadere edilmesi ile suçun ihtiva ettiği haksızlık muhtevası arasında makul bir oranın bulunmaması durumunda hâkime müsadere kararı verme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. Müsadere bakımından orantılılık ilkesini sağlamak TCK madde 54/5’de ayrı bir hükme daha yer verilmiştir. Söz konusu hükme göre, “bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilecektir”. Dolayısıyla bu hükümlere göre müsadere edilmeyecek bir eşyaya elkoyulmaması gerekir. Ancak söz konusu hükümler müsadere konusunda mahkemenin takdirine bağlı bir yetki verdiğinden, bu müsadere sınırlamasının soruşturma evresinde elkoyma kararına etkisi olmayacaktır. Ancak kovuşturma evresinde, mahkeme orantılık ilkesi nedeniyle müsadere etmemeye karar verdiği eşyayı elkoyma kararını kaldırarak, derhal sahibine iade edilmelidir.</p>

<p>Mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin anayasal güvencelerden gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de yararlanma hakkı bulunduğu şüphesizdir. Tüzel kişiler tabi oldukları hukuka göre, kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileri olarak ikiye ayrılmaktadır. Kamu görevlileri tarafından idare edilen ve zaten devlete ait olan kamu tüzel kişilerine elkonulması ve kamu tüzel kişilerinin müsadere edilmesi anlamsızdır. Ancak bir kamu tüzel kişiliği bünyesinde suç işleyen kamu görevlilerinin idari ve cezai sorumluluğu bulunduğu gibi, kamu tüzel kişiliklerinin yöneticilerinin her zaman değiştirilmesi de mümkündür. Bu nedenle elkoyma ve müsadere tedbirleri bakımından tüzel kişi ifadesi, özel hukuk tüzel kişilerini ifade etmektedir. Özel hukuk tüzel kişileri, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık halinde teşkilatlanan şahıs ve mal topluluklarıdır. Özel hukuk tüzel kişileri kazanç paylaşma amacı güden şirketler ve böyle bir amaç gütmeyen dernekler ve vakıflar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun özel hukuk tüzel kişinin faaliyetleri kapsamında özel hukuk tüzel kişinin yararına işlenmesi mümkündür. Kamusal düzeni sağlamakla yükümlü bir hukuk devletinde, tüzel kişi bünyesinde suç işlenmesine ve bu şekilde kazanç elde edilmesine izin verilmesi düşünülemez. Bu nedenle tüzel kişiler vasıta edilerek suç işlemesini ve bu suç vasıtasıyla kazanç elde edilmesini engelleyici düzenlemeler yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığına elkonulması ve müsaderesi bakımından CMK madde 128’de sayılan suçların işlendiğine ve tüzel kişinin elde ettiği yararın bu suçtan kaynaklandığına ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebin bulunması ve bu durumun maddede sayılan kurumlar tarafından rapora bağlanması, tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Tüzel kişiliğe elkonulması (ispat aracı olan eşyalar hariç) ileride müsadere hükümlerinin uygulanabilmesi için yapıldığına göre, ancak ileride müsadere edilebilecek malvarlığı değerlerine elkonulabilmesi mümkündür. Bu nedenle tüzel kişinin tamamının müsadere konusu olabilmesi için müsadereye ilişkin bazı yasal hükümler dikkate alınmalıdır. Öncelikle 60. maddenin son fıkrası uyarınca tüzel kişilik hakkında müsadere kararı verilebilmesi için, tüzel kişi yarına işlenen suç dolayısıyla tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmalıdır. Ancak bu şekilde açık bir düzenleme bulunan bir suçun tüzel kişi yararına işlenmesi de tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Hem 60. maddenin üçüncü fıkrasındaki hem de 54. maddenin üçüncü fıkrasındaki orantılılık (hakkaniyet) ilkesi, tüzel kişiliğe elkonulması bakımından önemli bir sınırlama getirmektedir. Buna göre, suçtan elde edilen yararın miktarı ile tüzel kişiliğin müsaderesi arasında bir orantılılığın bulunması gerekmektedir. Eğer işlenen suç neticesinde elde edilen yarar ile tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi kıyaslandığında suç nedeniyle elde edilen yarara nazaran müsaderenin ağır bir yaptırım olacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığı durumlarda tüzel kişiliğin müsaderesi yoluna gidilmemelidir.</p>

<p>Ancak, tüzel kişiliğin tüm faaliyetleri dikkate alındığında kasıtlı bir suçun işlenmesinde vasıta olarak kullanılıyorsa veya tüzel kişilik tamamen bir suçun işlenmesine tahsis edildiyse bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsadere edilmesi gerekecektir. Yine faaliyetleri hukuka uygun olmasına rağmen elde ettiği kazanç başka suçların finansmanına tahsis edildiyse tüzel kişilik müsadere edilmelidir. Buna göre, legal bir görüntü altında faaliyet yürüten bir tüzel kişiliğin tüm kazancını bir terör örgütünün finansmanı amacıyla kullanması, diğer bir ifadeyle terör örgütü tarafından paravan olarak kullanılan tüzel kişinin hukuka uygun biçimde ticari faaliyette bulunmasına ve kazancını hukuka uygun elde etmesine karşılık, bu kazancın bir terör örgütünün finansmanı için kullanılması ve böylece terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi durumunda, bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekecektir. Aynı şekilde hukuka uygun biçimde ticaret yapıyor olsa da, bir terör örgütünün sermayesiyle kurulan tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi bakımından dikkate alınması gereken başka hükümler de bulunmaktadır. Öncelikle Anayasa madde 38/9’da genel müsadere yasaklanmıştır. Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (Dönmzer/Erman, C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından söz edebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece söz konusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden söz edilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken diğer önemli husus iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunmasıdır. 54. maddenin birinci fıkrasında müsadere edilecek eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Yine fıkraya göre mülkiyet hakkı yanında iyiniyetli üçünçü kişilere ait sınırlı ayni haklarda korunmuştur. Buna göre, eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilecektir. Ayrıca maddenin son fıkrasına göre, birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunacaktır. Söz konusu hükümler dikkate alındığında tüzel kişi hakkında elkoyma kararı verilirken müsadere edilemeyecek iyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyalara ve paylara elkonulmaması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda elkonulamayacak malvarlığı değerleri arasında, tüzel kişinin faaliyetini yürütürken kiraladığı bir eşya olabileceği gibi, işlenen suça iştiraki ve suç konusunda bilgisi olmayan ortaklardan birine ait payda olabilir. Elkoyma kararı iyiniyetli üçüncü kişilere ait bu eşya veya pay elkoyma kararının kapsamı dışında tutulacak şekilde verilmelidir veya bu durumun sonradan tespit edilmesi durumunda bu eşya veya pay elkoyma kararı kapsamından çıkartılmalıdır.</p>

<p>Şu hale göre, doğrudan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait şirketlerin mal varlığı ile FETÖ/PDY mensubu kimselere ait ticari şirketlerin mal varlığı veya hisselerinin müsaderesi ile ilgili olarak şu hususlar gözetilmelidir:</p>

<p>1. Müsadere davasına konu şirketin veya hissenin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olup olmadığına bakılmaksızın;</p>

<p>a. Şirketin veya hissenin sermayesinin örgüte ait olduğunun,</p>

<p>b. Şirketin yönetiminin şirketin sahibi olarak görülen kişiler tarafından değil doğrudan örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiğinin,</p>

<p>c. Şirketten veya hissenin ticari faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin örgütün fonlanması amacına tahsis edildiğinin, somut delillerle ortaya konulması durumunda bu şirketin tamamı veya şirketteki hisse müsadere edilecektir.</p>

<p>2. Şirketin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması halinde şirketin mali hesap kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının ve gerçek hukuki ilişkilere dayanmayan örgüte ait/irtibatlı/iltisaklı şirket ve kurumlarla arasında büyük miktarda para hareketlerinin bulunduğunun tespiti halinde şirketin müsaderesine karar verilmelidir.<br />
3. Şirket sahibinin veya şirketteki hisse sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için yeterli değildir. Böyle bir müsadere kararı verilebilmesi için öncelikle şirketin ticari faaliyetleri sonucunda veya şirketteki hisseden elde edilen gelirin terör örgütünün faaliyetlerinde kullanıldığının somut delillerle ortaya konulması gerekir. Ancak bu durumun ispatlanması da şirketin tamamının veya şirketteki hissenin<br />
müsadere edilmesi için yeterli görülemez. Şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilebilmesi, şirketin veya hissenin örgütün geliriyle alınmış olmasına veya şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının terör örgütüne tahsis edilmesine veya şirketin doğrudan örgüt tarafından yönetilmesine bağlıdır.</p>

<p>4. Şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının örgüte tahsis edilmediği durumlarda, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için, örgüte tahsis edilen paranın şirketin veya hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslanması gereklidir. Örgüte gönderilen miktar şirketin veya şirketteki hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslandığında, müsadere kararı verilmesinin orantılı olmayacağı durumlarda, şirketin veya şirketteki hissenin tamamının müsaderesine karar verilmemelidir. Buna göre, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsaderesinin hakkaniyete uygun olmaması nedeniyle müsadere edilemediği, ancak FETÖ/PDY terör örgütü mensubunun örgüte fon sağladığının somut delillerle ortaya konulduğu durumlarda, örgüte verilen miktar müsadere edilecektir. Dolayısıyla bu durumda ele geçirildiğiyse örgüte gönderilen paranın; ele geçirilemediyse, bu miktarın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilmelidir.</p>

<p>5. Şirketin tamamı hakkında müsadere kararı verilirken her durumda iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları korunmalıdır.<br />
6. Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 Esas ve 2017/3 sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; terör örgütü mensubu olmayan kişilere ait şirketlerden veya şirket paylarından gönderilen kurban, öğrencilere burs verilmesi, öğrenci yurtlarına iaşe temini gibi salt dini veya sosyal saiklerle yapılan yardımlar, silahlı terör örgütüne fon sağlama kastıyla yapılmadığından şirket veya hissenin müsadere gerekçesi olamayacaktır.</p>

<p><strong>III-) YUKARIDAKİ AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAY DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE:</strong></p>

<p>1-)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet kararına ilişkin sanık ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
i-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>ByLock kullanıcısı olmayan, kod adı kullanmayan ancak dosya kapsamına göre örgüt ile irtibatı bulunan sanık hakkında atılı suçun sübutu açısından belirleyici delil niteliğinde bulunan ve CMK'nın 50/1-c maddesine yanlış anlam yüklenerek yemin verilmeyen tanıklar ...</p>

<p>ve ... ile ...'nın CMK’nın 210. maddesi gereğince doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5 maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip, AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınarak dinlenilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>ii-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtildiği üzere gizli tanık beyanlarının tek başına ve diğer deliller ile doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı cihetle; örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanığın, yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerin taşeron şirketlerden burs ve kurban parası toplamaya yönelik eylemleri, 2014 yılı temmuz ayı itibariyle şirketler grubu bünyesinde çalışanların maaş hesaplarının ...'ya taşınmasına karar verilmesi ve ... TV'de yayımlanan ... isimli programa 2015 yılında da sponsor olunduğu hususu nazara alındığında; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım boyutunda kaldığı gözetilmeden suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>iii-) Sanıklar ... ve ... bakımından;</p>

<p>Örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanıkların dosyaya yansıyan eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışılması gerekmesi lüzumu,</p>

<p>iv-) Sanık ... bakımından;<br />
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna dair herhangi bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, dosya kapsamına yansıyan eylemleri de göz önünde bulundurulduğunda; aşamalardaki savunmalarının aksine, terör örgütüne yardım etmek kastı ile hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-)... Holding A.Ş., ... Teknoloji A.Ş., ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Yönetim Hizmetleri ve Tic.A.Ş., ... Kentsel Dönüşüm ve Proje Gelişim A.Ş., ... Sigorta Acenteliği Ltd.Şti., ... Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., ...Demir Çekme ve Civata Sanayi ve Ticaret A.Ş., ...Plastik Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Sosyal Tesis İşletmeciliği Ltd.Şti., ... Bina ve Ev Teknoloji Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Gayrimenkul ve İnşaat A.Ş., ... ve ... İnşaat A.Ş., ... Oto Sanayi ve Ticaret A.Ş., Tasfiye halinde ...Mağaza Geliştirme Dekorasyon Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin müsaderesine ilişkin karar yönelik sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, müsaderesine karar verilen şirketlerin sermayesinin örgüte ait olduğuna, örgüt tarafından fonlandığına ya da örtülü veya çifte muhasebe kayıtları tutulduğuna dair bir tespit bulunmadığı hususu nazara alındığında; ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., isimli şirketler tarafından örgüt ile iltisaklı olan üniversite, dernek ve kurumlara aktarılan, taşeron firmalardan burs ve kurban açıklaması ile alınan çekler ve ... açıklaması ile kasadan çıkışı yapılan paraların miktarı ile söz konusu şirketlerin ekonomik değerleri arasında orantı bulunup bulunmadığının tespitine yönelik; yine ... Holding A.Ş. Bünyesinde bulunan tüm şirketler için ayrı ayrı olmak üzere; şirketlerin kazancının örgüte tahsis edilip edilmediği, şirketlerin ticari faaliyetten kar elde etme amacı dışında örgütsel motivasyonla yönetildiğinin ve terör örgütü ile irtibatlı olup olmadığı, para transferinde bulunup bulunmadığı, örgütün amacına özgülenip özgülenmediği, örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderip göndermediği, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket edip etmediği ve terör örgütünün devamlılığını sağlamaya yönelik finansal desteklerinin bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilebilmesi amacıyla, bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden MASAK ve uzman bilirkişilerden oluşacak bir heyet raporu aldırılıp, para aktarımı olmayan şirketlerin müsaderesine karar verilemeyeceği, örgüte kaynak aktarımı yapıldığının tespit edilmesi halinde ise şirketlerin ekonomik değerlerinin büyüklüğüne göre aktarılan paranın cüzi miktarda kalması durumunda şirket veya şirketlerin tüm malvarlıklarının müsadere edilmesinin orantılılık ilkesine uygun olmayacağı, bu durumda örgüte aktarılan miktarın ele geçirilmesi halinde bu miktarın, ele geçirilememesi halinde ise örgüte aktarılan miktar kadar kaim değer olan paranın müsaderesi gerektiği gözetilmeden, eksik gerekçe ve yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde tüm şirketlerin müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, şirketler hakkında verilen kayyım atanması kararının sürdürülmesine ilişkin takdirin İlk Derece Mahkemesince değerlendirilmesine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="95014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2022/902 E., 2024/5846 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.05.2024 tarihli, 2022/902 E. ve 2024/5846 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/902 E., 2024/5846 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/304 E., 2019/113 K.<br />
SUÇ : 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet<br />
HÜKÜM : Nakil aracının müsaderesine yer olmadığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî onama</p>

<p>Şikâyetçi Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteği yönünden; suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz isteği yönünden; suçun işlenmesinde kullanılan nakil aracı yönünden bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz sebepleri; nakil aracının iadesine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
A. Şikâyetçi Gümrük İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisi bulunmadığından, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Suç tarihinde Başkale Sulh Ceza Mahkemesinin 05.10.2012 tarihli ve 2012/15 Değişik İş sayılı önleme araması kararına istinaden ... plakalı araçta yapılan aramada, toplam 2.400 karton gümrük kaçağı sigaranın ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Malen sorumlu ...'ın alınan beyanında, nakil aracını ... isimli şahsa sattığını ancak aracın devrini veremediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Dairemizin 12.06.2018 tarihli bozma ilamı sonrası ...'ın alınan beyanında ise; nakil aracını olaydan iki ay önce ...'dan satın aldığını ancak aracın devrini henüz almadığını, sanık ...'ın akrabası olduğunu, köye gideceğini söylemesi üzerine aracı emanet olarak kendisine verdiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54/1. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği, sanığın savunmasında arkadaşı ...'dan kendisine ait olan ... plaka sayılı aracını emaneten aldığını belirttiği, ...'ın beyanının da aracı emanet olarak sanığa verdiğini beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde, nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğunun kabul edilerek iadesine karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
A. Şikâyetçi Gümrük İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Sanığın eyleminin suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliği itibarıyla 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun kapsamında kaldığı, bu suçtan zarar görenin de Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu olduğu cihetle, suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 237/1. maddesi uyarınca kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği sanıklar hakkındaki hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı hükmün, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305/1. maddesi gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>B. Katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="34570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2019/9964 E., 2023/2035 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 06.03.2023 tarihli, 2019/9964 E. ve 2023/2035 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/9964 E., 2023/2035 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/741 E., 2015/935 K.<br />
MALEN SORUMLU : ...<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
HÜKÜM :Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi, suçta kullanılan nakil vasıtasının müsaderesine yer olmadığına<br />
TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanık<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzelterek Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 ... maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 ... maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 2015/741 Esas, 2015/935 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası yollaması ile aynı maddenin beşinci ve onuncu fıkraları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62</p>

<p>nci maddesi, aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği 2 yıl 6 ... hapis ve 100,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, eşya müsaderesine, suçta kullanılan nakil vasıtasının müsaderesine yer olmadığına ve karar kesinleştiğinde trafik kaydı üzerindeki şerhin kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
1.Sanığın temyiz sebebi, olay günü emaneten aldığı araçla yolda giderken yol kenarına atılmış ve terkedilmiş vaziyette söz konusu sigaraları bulduğuna ve aracına yüklediğine, araç hareket etmeden kolluk kuvvetleri tarafından yakalandığına, olay nedeniyle pişman olduğuna, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün veya hapis cezasının ertelenmesi hükmünün uygulanması talebine ilişkindir.</p>

<p>2.Katılan vekilinin temyiz sebebi, suçta kullanılan nakil aracının müsadere edilmesi gerektiğine ve re'sen göz önüne alınacak nedenlerle verilen kararın bozulmasına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
1.Olay tutanağına göre, 30.03.2015 tarihinde Polateli İlçe Jandarma K.lığı görevlileri tarafından icra edilen yol emniyet ve kontrol devriyesi sırasında, sanığın sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın arka koltuğunun bezle kapalı olduğunun görüldüğü, sanığa örtünün altında ne olduğunun sorulması üzerine sigara olduğunu belirtmesi üzerine aracın arka koltuğunda ve bagajında toplam 450 karton kaçak sigara ele geçirilmiştir. Sanığın mahkeme huzurundaki savunmasında, suça konu ... plakalı aracın ...'a ait olduğunu, ancak Halil ... tarafından kullanıldığını, kendisinin de Halil ...'tan kayınbabasına gideceğini söyleyerek aracı ödünç aldığını, yolda giderken Çimenli köyüne yakın bir yerde yol kenarına atılmış vaziyette sigaraları görerek arabaya koyduğunu, amacının kayınbabasına götürmek olduğunu ancak araç hareket etmeden jandarmanın geldiğini ve sigaraları bularak hakkında işlem yapıldığını, yakalanmasaydı bu sigaraları büyük ihtimal satacağını ve pişman olduğunu söylediği anlaşılmıştır.</p>

<p>2.Kaçak eşyaya mahsus tespit varakası dava dosyasında bulunmaktadır.</p>

<p>3.16.06.2015 tarihli tütün teknoloji mühendisinin düzenlemiş olduğu bilirkişi raporuna göre ele geçirilen sigaraların kaçak olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>4.Malen sorumlu ...'ın beyanı ile suçta kullanılan araca ait ruhsat sureti dava dosyasında bulunmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
A. Nakilde Kullanılan ... Plakalı Nakil Aracının İadesi Yönünden<br />
5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki ''İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması</p>

<p>gerektiği anlaşılmakla; sanığın suçta kullanılan aracın Mustafa ...'a ait olduğunu, ancak Halil ... tarafından kullanıldığını, kendisinin de Halil ...'tan kayınbabasına gideceğini söyleyerek aracı ödünç aldığını beyan ettiği, malen sorumlu olarak dinlenen ...'ın da aracın kendisine ait olduğunu, kardeşi Halil ...'a aracını gezmek amaçlı verdiğini, kardeşinin de aracı emaneten arkadaşı olan sanığa verdiğini, kendisinin ve kardeşinin olayla ilgisi olmadığını, sanığı tanımadığını beyan ettiği görülmekle; iyiniyetli üçüncü kişiye ait araçta kaçak eşya için özel olarak hazırlanmış gizli tertibatın bulunmaması, aracın müsadere edilmesi halinde hakkaniyete aykırı olacağı kabul edilerek müsadereye yer olmadığına ve karar kesinleştiğinde trafik kaydı üzerindeki şerhin kaldırılmasına dair karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><br />
B. Sanık Hakkında Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden<br />
1.10.12.2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'nun 8 ... maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasının “yirmiüçüncü” fıkra olarak değiştirildiği gözetilerek, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 ... maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmi ikinci fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanık lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği, dava konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katının ödenmesi halinde, soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilerek 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesi ikinci fıkrası uyarınca etkin pişmanlık ihtaratında bulunulması gerektiği de göz önünde bulundurulmak suretiyle; 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen geçici 12 nci maddenin ikinci fıkrası gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılması zorunluluğu,</p>

<p>2.Mahkemece sanığa 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci ve onuncu fıkraları uyarınca ceza tayin edildikten sonra verilen 1 yıl 6 ... hapis ve 7 gün adli para cezasında, 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrası gereği hükmedilen cezanın alt sınırının 3 yıldan az olamayacağı anlaşılarak sanığın 3 yıl hapis ve 7 gün adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de sevk maddesinin 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrasının (son) bendi olarak gösterilmemesi,</p>

<p>3.5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması açısından 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı gözönünde bulundurularak hüküm oluşturulmasının gerekmesi,</p>

<p>4.Dava konusu kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereği müsaderesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği müsadere karar verilmesi,</p>

<p><br />
5.Suçtan doğrudan zarar gören ve davaya katılma hakkı bulunan Gümrük İdaresi'nin Mahkemece katılmasına karar verildiği halde, gerekçeli kararda sıfatının ''suçtan zarar gören''' olarak gösterilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
A. Nakilde Kullanılan ... Plakalı Nakil Aracının İadesi Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 2015/741 Esas, 2015/935 Karar sayılı kararında katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,</p>

<p>B. Sanık Hakkında Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 2015/741 Esas, 2015/935 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 ... maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.03.2023 tarihinde karar verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
(Karşı Düşünce)</p>

<p><br />
<strong>KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE</strong></p>

<p>Sanık ... hakkında, 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün, sanık ve katılan ... İdaresi vekili tarafından temyizi üzerine, sayın çoğunluğun sanığın da temyiz talebi olduğu halde nakil aracının iadesine ilişkin temyiz incelemesinin sadece katılan ... İdaresinin temyizine hasredilmesi ile hükmün müsadereye ilişkin fıkrasının onanmasına dair kararı yerinde değildir. Şöyle ki;</p>

<p>1) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2019 tarih ve 2016/10-543 E, 2019/668 K nolu ilamında da belirtildiği üzere, suçta kullanılan ancak müsadere edilmeksizin aracın iadesine dair hükmün, cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesi kapsamında değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, işlenen suça bağlı ve suçtan ayrılmayan, sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün sonucu doğrultusunda değerlendirilmesi gereken bir hüküm olduğu, bu nedenle de mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edildiği durumlarda da temyiz incelemesine konu edilebileceği, kaldı ki 7. Ceza Dairesinin 15.09.2022 tarih ve 2021/1265 E, 2022/12357 K ile 21.09.2022 tarih ve 2021/894 E, 2022/12287 K sayılı ilamları ve bir çok ilamında da sadece sanık temyiz ettiği halde sanığın temyizine göre araç</p>

<p>müsaderesiyle ilgili karar verildiği de gözetildiğinde, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün temyizi kapsamında aracın iadesine ilişkin hükmün sanığın temyizine göre de incelenmesi yerine, sadece katılan ... İdaresi vekilinin temyizine hasren nakil aracının iadesine ilişkin hükmün temyiz incelemesine konu edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>2) Yerel Mahkemenin 23.10.2015 tarih ve 2015/935 K sayılı kararıyla sanığın 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan mahkumiyetine, suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına karar verilmiştir. Temyiz incelemesi yapan Dairemiz, hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin fıkrasının onanmasına, mahkumiyete ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir.</p>

<p>Esas hükümle birlikte Yargıtay’ın temyiz incelemesine tabi tutulan müsadere kararının, aynı davanın konusunu oluşturan suça doğrudan bağlı olduğu hallerde suça ilişkin mahkumiyet hükmü bozulduğunda, bu hükme bağlı olarak verilen müsadereye ilişkin hüküm fıkrasının onanması ya da düzeltilerek onanması mümkün değildir. Nitekim doktrindeki görüşler ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları da bu yöndedir. Hükmün bozulması durumunda hüküm tümüyle ortadan ..., kısmi kesinleşme olmaz. (Nurullah Kunter, Temyiz Kanunyolunda Reform, Cumhuriyetin Ellinci Yılında Ceza Adalet Reformunun İlkeleri Sempozyumu Kanun Yolları, İstanbul 1973, s 97; Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 5. Baskı, Ankara, Ekim 2017, s. 963; Veli ... Özbek, M. Nihat Kanbur, Koray ..., Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, Ankara 2011, s. 733). Bir karar bozulmakla tümüyle ortadan kalkmış ve hukuki gerekliliğini yitirmiş olacağından mahkeme bozmaya uyarsa yeni bir hüküm kurmak zorundadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.1994 tarih ve 1994/5-262/280 E-K; 26.12.1994, 1994/1-350/375 E-K). Yukarda anlatılan doktrindeki görüşler ve Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, özetle, bir karar hangi nedenle ve ne yönde bozulursa bozulsun tümüyle ortana kalkacak ve hukuki sonuç doğurma özelliğini kaybedecektir. Yine; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih ve 2014/66-365 E-K sayılı ilamı ile birçok ilamında, Dairemiz ile diğer Ceza Dairelerinin ilamlarında belirtildiği gibi müsadere kararı bir güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçasını oluşturmaktadır. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise, yani incelemeye konu dosyada olduğu gibi suçta kullanılan aracın müsaderesi işlenen suça bağlı olarak talep edilmişse, mahkemenin kurmuş olduğu hüküm bir bütün olup, bozma kararı verilmesi halinde hüküm tüm sonuçları ile ortadan kalkacak, yerel mahkemece bozma sonrası yapılacak yargılamada müsadere ile ilgili yeniden değerlendirme yapılarak bu konuda da karar verilecektir. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise ancak asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğurabilir. Bu halde sadece müsaderenin infazı mümkün değildir. Hükmün bölünmek suretiyle, asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğuran müsadere ile ilgili fıkranın onanması, hükmün diğer kısımlarının bozulması halinde yerel mahkeme kararının ceza ve güvenlik tedbiri olarak birbirinden ayrıştırılması sonucunu doğuracaktır. Bunların yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 54/3. maddesinde belirtildiği gibi müsadere kararının verilip verilmeyeceği mahkemenin takdirine bırakılan hallerde ki, dosyamızdaki müsadere hususu hakimin takdirinde olup, takdir yetkisinin ve mahkemenin direnme hakkının elinden alınması sonucuna neden olacaktır. Bunun tek istisnası müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili olmayıp müsadere konusu eşyanın üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımının suç oluşturmasıdır. Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin kısmının onanmasına dair sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.06.03.2023<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="93160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2015/1868 E., 2015/28194 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 13.10.2015 tarihli, 2015/1868 E., 2015/28194 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/1868 E., 2015/28194 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazların reddine, ancak;</p>

<p>Adli ...'in 2013/96 sırasında kayıtlı olup suçta kullanıldığından bahisle TCK'nin 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilen bıçağın, dosyada tanık olarak dinlenilen ...'nin bakkalındaki tezgahtan, onun bilgisi ve rızası dışında sanık tarafından alınıp suçta kullanıldığı gözetilmeden, söz konusu bıçağın iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki sahibine aidesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesi gereğince, hükmün müsadereye ilişkin fıkrasından ''5237 sayılı TCK m. 54 uyarınca müsaderesine"' ibaresi çıkartılarak yerine ''iyiniyetli üçüncü kişi konumunda bulunan...'ye ait olduğu anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nin 54/1. maddesi gereğince sahibine iadesine,'' ibaresi eklenmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitasfysdg54.jpg" type="image/jpeg" length="22961"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2022/13371 E., 2024/5531 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 22.05.2024 tarihli, 2022/13371 E. ve 2024/5531 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/13371 E., 2024/5531 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/350 E., 2021/370 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi, ... plaka sayılı römorkun müsaderesi, ... plaka sayılı çekicinin iadesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 7242 sayılı Kanun kapsamındaki iade yazısı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Katılan vekilinin temyiz isteği münhasıran ... plaka sayılı nakil aracının müsadere edilmemesine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteminin ... plaka sayılı nakil aracının müsaderesinin gerektiği ile sınırlı olması nedeniyle temyiz incelemesi münhasıran ... plaka sayılı nakil aracına ilişkin olarak yapılmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki ''İyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği, beyan içeriklerine göre dosya kapsamında malen sorumlunun iyiniyet iddiasını çürütebilecek delil bulunmadığı anlaşıldığından, nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğu ve eşyanın gümrüklenmiş değeri ile aracın değerinin karşılaştırılmasında aracın müsaderesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı, bu durumun da hakkaniyete uygun olmayacağı kabul edilerek iadesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İskenderun 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.03.2021 tarihli ve 2020/350 Esas, 2021/370 Karar sayılı kararında ... plaka sayılı nakil aracının iadesinde katılan ... İdaresi vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün ... plaka sayılı nakil aracının iadesine ilişkin bölümünün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>22.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="45824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/425 E., 2017/2921 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 15.03.2017 tarihli, 2016/425 E. ve 2017/2921 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>18. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/425 E., 2017/2921 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Göçmen kaçakçılığı<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:<br />
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-) Müsaderesine karar verilen ... plaka sayılı aracın sahibi olan ... Tic. Ltd. Şti. sahibinin iyiniyetli olmadığına dair delillerin nelerden ibaret olduğu tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmede ve müsaderenin hakkaniyete aykırı olup olmayacağı konusunda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin suça konu aracın müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>2-) TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,</p>

<p>3-) 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3 maddesi uyarınca hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı ve sanık ... temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="27569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜSADEREDE İYİNİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ OLMAMA ŞARTI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/musaderede-iyiniyetli-ucuncu-kisi-olmama-sarti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/musaderede-iyiniyetli-ucuncu-kisi-olmama-sarti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bu yazımızda; </strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Güvenlik Tedbirleri başlıklı İkinci Bölümünde yer alan “Eşya müsaderesi” başlıklı m.54 ile “Kazanç müsaderesi” başlıklı m.55’in tatbiki için aranan, <i>kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olmaması </i>şartı ve uygulamada bunun nasıl tespit edileceği incelenecektir.</p>

<p><strong>Müsadere; </strong>suça konu eşyanın mülkiyetinin mahkeme kararıyla sahibinden alınarak, kamuya verilmesini öngören bir güvenlik tedbiri niteliğinde olmakla birlikte, bunun bir yaptırım niteliği taşıdığı da söylenebilecektir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong><strong>[1]</strong></strong></a>. Müsadere kararının kesinleşmesi ile birlikte Anayasa m.35’in güvencesi altında olan mülkiyet hakkına müdahale edilir ve mülkiyet sahibinin sahipliği, izni veya rızası olmaksızın sonlandırılır<a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><strong><strong>[2]</strong></strong>.</a> <strong>Ancak kanun koyucu; </strong>“ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesini de gözönünde bulundurarak, suçun işlenmesine iştirak etmeyen ve suçun işlenişinden haberi olmayan kişinin mülkiyet hakkını korumak için, eşya müsaderesi kararının sadece iyiniyetli üçüncü kişi olmayan kişiler hakkında verilebileceğini öngörmüştür. Benzer şekilde, kazanç müsaderesi yönünden de eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerektiği şartı öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Nitekim</strong> <strong>TCK m.54’ün gerekçesine göre;</strong> <i>“…müsaderenin Anayasada yer alan mülkiyet hakkını zedelememesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın müsaderesine karar verileceği kabul edilmiştir. <strong>Ancak, bunun için, eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir. Başka bir deyişle, kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olsa bile, müsadereye hükmedilemeyecektir.</strong> Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya ise, suçun icra hareketlerine henüz başlanmamış ise, sadece bu nedenle müsadere edilemeyecektir. Ancak bu eşyanın niteliği itibarıyla kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsaderesine hükmedilecektir”.</i></p>

<p><strong>Eşya müsaderesi kurumunun düzenlendiği TCK m.54/1’e göre; <i>“İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla,</i></strong><i> kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. <strong>Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması halinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir”.</strong></i></p>

<p><strong>“Kazanç müsaderesi” başlıklı TCK m.55/3’de ise; </strong><i>“Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.”</strong> </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Görüleceği üzere;</strong> TCK m.54/1’de sadece “iyiniyetli üçüncü kişi” kavramına yer verilirken, TCK m.55/3’de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na atıfta bulunulmuştur.</p>

<p>Ceza Hukuku bakımından iyiniyetli üçüncü kişiden; suçun işlenişine iştirak etmemiş, suç işlendiğiyle ilgili herhangi bir bilgisi veya duyumu olmayan kişinin anlaşılması gerektiği kabul edilmektedir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong><strong>[3]</strong></strong></a>. “İyiniyet” başlıklı TMK m.3’de ise; Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyiniyetin varlığı olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, eşya ve kazanç müsaderesi bakımından iyiniyetin tespitinde farklı şartlara atıf yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Eşya müsaderesinde kişinin iyiniyetli olup olmadığı tespit edilirken;</strong> kişinin gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü gösterip göstermediği değil, suça iştirak edip etmediği veya suça iştirak etmese bile suçtan haberdar olup olmadığı incelenecektir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong><strong>[4]</strong></strong></a>. <strong>Kazanç müsaderesi yönünden ise; </strong>TCK m.55/3’de doğrudan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na atıf yapıldığından, burada aranan iyiniyet şartlarının sağlanması, yani doğrudan suçla bağlantılı olmamanın dışında, kişinin kendisinden beklenen özeni göstermesi gerektiği kabul edilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>karine,<strong> </strong>kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olmasıdır. Aksi ispatlanmadıkça kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğu kabul edilecek ve bu sebeple müsadere kararı verilemeyecektir. Eşya müsaderesinde; iyiniyet doğrudan suçla bağlantılı olarak incelendiğinden, bu hususta zaten <i>masumiyet karinesi </i>geçerli sayılmalı ve kişinin suça iştirak ettiği veya suçun işlenişinden haberdar olduğu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmedikçe, TCK m.54 uyarınca müsadere kararı verilemeyecektir. Kazanç müsaderesinde ise; doğrudan atıf yapılan TMK’nın 3. maddesinin 1. fıkrası, asıl olanın kişinin iyiniyetli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Tüm bunlar dikkate alındığında; kişinin iyiniyetli olmadığı ispat edilmedikçe, mülkiyet sahibinin sahipliğine müsadere yoluyla son verilemeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>TCK m.54’de yer alan eşya müsaderesi ile m.55’de düzenlenen kazanç müsaderesinde; ilgili kişi iyiniyetli olduğunu değil, iddia eden taraf ilgili kişinin iyiniyetli olmadığını ispat etmekle yükümlüdür.</strong> İddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olduğuna dair kural, mülkiyet ve zilyetlik haklarının kaybolmasına yol açan müsadere bakımından da değişkenlik göstermez. Yeri gelmişken, soruşturmanın ve kovuşturmanın tarafı olmayan, fakat tedbire konu malın mülkiyeti üzerinde hak sahibi olan veya hak sahibi olduğunu iddia eden kişinin bu iddiasını yargılamada dile getirebilmesi, yani soruşturmada ve özellikle kovuşturmada tedbire konu malvarlığı ile ilgili beyan ve delillerinin yargı mercileri tarafından alınıp değerlendirilmesi gerekir. Aksi halde, Anayasa m.36/1’in güvencesi altında bulunan hak arama hürriyeti ile m.35’in koruduğu mülkiyet hakkının özü ihlale uğrar. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 gözönünde bulundurulduğunda, temel hak ve hürriyetlerin özüne yönelik böyle bir müdahale hukuki sayılmaz.</p>

<p>Kişinin bir bütünde malvarlığının müsaderesinin yasak olduğu, Anayasa m.38/10’da (bir üst fıkranın mülga olması sebebiyle 9. fıkrada) yer alan <i>“(…) Genel müsadere cezası verilemez.” </i>hükmünde belirtilmiştir. Buna göre, suçtan elde edilmeyen veya suçta kullanılmayan malvarlığına elkoyma tedbiri uygulanması ve ilgisiz malvarlığının müsadere edilmesi yanlıştır. Aynı şekilde; suçla ilgisi bulunmayan kişinin, iyiniyetli olması koşuluyla malvarlığı müsadere edilemez.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 15.03.2017 tarihli, 2016/425 E. ve 2017/2921 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Müsaderesine karar verilen ... plaka sayılı aracın sahibi olan ... Tic. Ltd. Şti. sahibinin<strong> iyiniyetli olmadığına dair delillerin nelerden ibaret olduğu tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi </strong>gerektiği gözetilmede ve müsaderenin hakkaniyete aykırı olup olmayacağı konusunda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin suça konu aracın müsaderesine karar verilmesi,”</i> bozma sebebi yapılarak, kişinin iyiniyetli olduğunu değil, olmadığını gösteren delillerin tartışılması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Benzer şekilde, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 22.05.2024 tarihli, 2022/13371 E. ve 2024/5531 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“‘Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.’ şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği,<strong> beyan içeriklerine göre dosya kapsamında malen sorumlunun iyiniyet iddiasını çürütebilecek delil bulunmadığı anlaşıldığından,</strong> <strong>nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğu</strong> ve eşyanın gümrüklenmiş değeri ile aracın değerinin karşılaştırılmasında aracın müsaderesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı, bu durumun da hakkaniyete uygun olmayacağı kabul edilerek iadesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.” </i>denilerek, aksi ispat edilmedikçe, kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Uygulamada ortaya çıkan en temel sorun, kişinin iyiniyetli olmadığının nasıl tespit edileceği hususundadır. <strong>Bu kapsamda; </strong>kişinin suça iştirak edip etmediği ve suçtan haberdar olup olmadığı tartışılmalı ve hatta şartların oluşması halinde, kişinin “Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi” başlıklı TCK m.165 veya “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” başlıklı TCK m.282 uyarınca sorumluluğuna gidileceği kabul edilmelidir. <strong>Bir başka ifadeyle; </strong>sırf kişinin suç eşyasını satın almış olması, kişiyi otomatik olarak dosyanın sanığı yapmayacak olup, bu kişilerin müdahillik taleplerinin de kabulü önem ifade etmektedir; zira verilecek karar, sahibi oldukları eşya ile ilgili karar kurulması sonucunu doğurabilecek ve suçtan zarar görmelerine yol açabilecektir.</p>

<p><strong>Ayrıca; </strong>üçüncü kişinin, ticareti kapsamında yaptığı satın alımın şartlarının, kişinin suçtan haberdar olduğunu ortaya koymaya yeterli olmadığı açıktır. <strong>Örneğin; </strong>bir taşınmazın, objektif değerinden daha uygun meblağa satın alınması, o taşınmazın suçun işlenmesinden elde edildiğinin bilindiği anlamına gelmeyecektir. Taşınmazın hangi şartlarda anlaşılarak satın alındığı, tek başına kişinin suçu bildiğini ortaya koymayacak olup, Ceza Hukukunun konusu değildir. Taşınmazın değerinden fazla veya az meblağa satın alınması, yani taraflar arasındaki anlaşma şartları ancak hukuk davasının konusu olabilecektir. Ceza Hukuku ve müsadere bakımından önemli olan, kişinin iyiniyetli olup olmadığı ile sınırlıdır.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın da müsadere kapsamında iyiniyetli üçüncü kişi olmama şartını incelediği kararlarında;</strong> suç eşyasının kişinin rızası ve bilgisi dışında kullanılıp kullanılmadığını<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[5]</strong></strong></a>, dinlenen kişilerin beyanlarının uyumlu olup olmadığını<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[6]</strong></strong></a>, eşyanın fiziksel durumunu<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[7]</strong></strong>,</a> yani eşyanın suçta kullanılmaya hazır vaziyette olup olmadığını ve kişinin saikini<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[8]</strong></strong>,</a> yani başka amaçla hareket edilip edilemeyeceği ihtimalini tartıştığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Netice itibariyle; </strong>ticaret ortamının şartları, birisinin zor durumda olması, kredi çekilmesi, borçlanılması veya ne şekilde ödeme yapıldığı gibi hususlar, kişinin ticaret dışında bir niyetle o malı aldığını açıklamaya yeterli değildir. Aksi kabul; “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesine ve kanun koyucunun amacına açıkça aykırı olacaktır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Doğa Ceylan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[1]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi, II. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.1911.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong><strong>[2]</strong></strong> </span></a><span style="color:#999999">Ersan Şen, Muhammed Enes Efe, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Eşya Müsaderesi ve Müsaderede Yaşanan Bazı Sorunlar,</span></a><span style="color:#999999"> 29.07.2023, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen</span></a><span style="color:#999999"> erişim tarihi: 18.05.2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[3]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.929.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[4]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu Cilt I (m.1-140), Vedat Kitapçılık, İstanbul 2006, s. 175.</span></p>

<p><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[5]</strong></span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 13.10.2015 tarihli, 2015/1868 E., 2015/28194 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;<i> </i></span></strong><span style="color:#999999"><i>“Adli ...’in 2013/96 sırasında kayıtlı olup <strong>suçta kullanıldığından bahisle TCK’nin 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilen bıçağın, dosyada tanık olarak dinlenilen ...’nin bakkalındaki tezgahtan, onun bilgisi ve rızası dışında sanık tarafından alınıp suçta kullanıldığı gözetilmeden,</strong> söz konusu bıçağın iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki sahibine iadesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,”</i> bozma sebebi yapılmıştır.</span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[6]</strong> Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.05.2024 tarihli, 2022/902 E. ve 2024/5846 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; <i>“Sanığın savunmasında arkadaşı ...’dan kendisine ait olan ... plaka sayılı aracını emaneten aldığını belirttiği, ...’ın beyanının da aracı emanet olarak sanığa verdiğini beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde,</i></span></strong><span style="color:#999999"><i> nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğunun kabul edilerek iadesine karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır”.</i></span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[7]</strong></span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 06.03.2023 tarihli, 2019/9964 E. ve 2023/2035 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“Sanığın suçta kullanılan aracın Mustafa ...’a ait olduğunu, ancak Halil ... tarafından kullanıldığını, kendisinin de Halil ...’tan kayınbabasına gideceğini söyleyerek aracı ödünç aldığını beyan ettiği, malen sorumlu olarak dinlenen ...’ın da aracın kendisine ait olduğunu,<strong> kardeşi Halil ...’a aracını gezmek amaçlı verdiğini, kardeşinin de aracı emaneten arkadaşı olan sanığa verdiğini, kendisinin ve kardeşinin olayla ilgisi olmadığını, sanığı tanımadığını beyan ettiği görülmekle; iyiniyetli üçüncü kişiye ait araçta kaçak eşya için özel olarak hazırlanmış gizli tertibatın bulunmaması, </strong>aracın müsadere edilmesi halinde hakkaniyete aykırı olacağı kabul edilerek müsadereye yer olmadığına ve karar kesinleştiğinde trafik kaydı üzerindeki şerhin kaldırılmasına dair karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır”.</i></span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[8]</strong> Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/5981 E. ve 2025/8851 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“Şirketlerin <strong>ticari faaliyetten kar elde etme amacı dışında örgütsel motivasyonla yönetildiğinin ve terör örgütü ile irtibatlı olup olmadığı, para transferinde bulunup bulunmadığı, örgütün amacına özgülenip özgülenmediği, örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderip göndermediği, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket edip etmediği ve terör örgütünün devamlılığını sağlamaya yönelik finansal desteklerinin bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilebilmesi amacıyla,</strong> bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden MASAK ve uzman bilirkişilerden oluşacak bir heyet raporu aldırılıp, para aktarımı olmayan şirketlerin müsaderesine karar verilemeyeceği,” </i>ifade edilmiştir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/musaderede-iyiniyetli-ucuncu-kisi-olmama-sarti-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terazi-altin-para.jpg" type="image/jpeg" length="40416"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>Kişisel Verileri Koruma Kurumu</strong></h2>

<h2><strong>İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu</strong></h2>

<p>İş yerlerinde güvenlik kameralarının; iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, iş kazalarının önlenmesi, çalışma koşullarının ve çalışanların performansının denetlenmesi veya iş yeri güvenliğinin sağlanması, suçun önlenmesi ve tespitine yardımcı olunması gibi çeşitli amaçlarla yoğun kullanım alanı bulunmaktadır. Nitekim son zamanlarda iş yerlerinde kamera sistemlerinin hukuka aykırı olarak veya amacı dışında kullanıldığına dair Kurumumuza çok sayıda şikâyet ve ihbar iletilmiştir.</p>

<p>İş yerlerinde yer alan güvenlik kameralarının, belirlenen amaç dışında ve ölçüsüz bir şekilde kullanımı bireylerin özel hayatın gizliliği hakkına müdahale edebilmekte ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesine neden olabilmektedir. Bu çerçevede, iş yerlerinde güvenlik kameraları vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerinin hukuka uygun şekilde uygulanması hususunda kamuoyunun ve sektörün bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (6698 sayılı Kanun) temel amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Güvenlik kameraları ile kişilerin iş yerinde görüntü kaydının alınması şeklinde gerçekleşen işlem açıkça bir kişisel veri işleme faaliyetidir. Bu işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun uyarınca hukuki bir dayanağının bulunması ve Kanun kapsamında öngörülen yükümlülüklere ve sair mevzuat hükümlerine uygun bir işleme faaliyetinde bulunulması gerekmektedir.</p>

<p>6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartlarına yer verilmiş olup; bu maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği; ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan <i>(-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını</i> <i>açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da</i> <i>bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin</i> <i>kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel</i> <i>verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi</i> <i>için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi,</i> <i>kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve</i> <i>özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin</i> <i>zorunlu olması) </i>birinin varlığı halinde ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Kişisel verilerin işlenmesi süreçlerinde 6698 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan;</p>

<p><i>“a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.</i></p>

<ol>
 <li><i>b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.</i></li>
 <li><i>c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.</i></li>
</ol>

<p><i>ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.</i></p>

<ol>
 <li><i>d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme” </i>ilkelerine de ayrıca riayet edilmesi gerekir.</li>
</ol>

<p>6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası <i>“Veri sorumlusu; <strong>a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,</strong> <strong>b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak</strong>, amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.”</i> hükmünü haizdir.</p>

<p>Diğer taraftan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) “İşçinin kişiliğinin korunması” başlıklı 417’nci maddesi <i>“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” </i>şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (6331 sayılı Kanun) “İşverenin genel yükümlülüğü” başlıklı 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi <i>“İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.”</i> hükmünü amirdir.</p>

<p>Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri doğrultusunda; işverenlerin, çalışanlarının kişiliğini koruma borcu kapsamında sağlık ve güvenliğinden sorumlu olduğu bu kapsamda 6098 sayılı Kanun ve 6331 sayılı Kanun’dan kaynaklanan birtakım hukuki yükümlülükleri bulunduğu açıktır. Bu kapsamda <u>işveren niteliğindeki veri sorumluları tarafından söz konusu hukuki yükümlülüklerin yerine getirilebilmesini teminen iş yerlerinde güvenlik kamerası sistemlerinin kullanılarak kişisel veri işleme faaliyetinde bulunulması mümkün olmakla birlikte</u><u> söz konusu güvenlik kameraları vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun hükümlerine uygun şekilde gerçekleştirilmesi ve aşağıda yer verilen hususlara da ayrıca dikkate edilmesi önem arz etmektedir: </u></p>

<p>- Veri sorumluları tarafından güvenlik kamerası gerekliliği değerlendirilirken; amaca ulaşabilmek için işlenecek kişisel verilerin en aza indirgenmesi ve veri minimizasyonu ilkesi dikkate alınmalıdır.</p>

<p>- İş yerinde güvenlik kamerası kurulmasında birden fazla amaç söz konusu olabileceğinden, kişisel veri işleme amacının somut olay özelinde baştan belirlenmesi gereklidir.</p>

<p>- Güvenlik kameralarının kurulma amacının (<i>iş yeri güvenliğinin sağlanması, suçların önlenmesi ve tespitine yardımcı olması veya çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinin korunması vb.)</i> net bir şekilde belirlenmesi ve bu amaç dışında çalışanların devam durumu veya performansını izleme gibi başka amaçlar kapsamında kullanımından kaçınılması gerekir.</p>

<p>- Kameralar ile çalışanların verimli çalışıp çalışmadığını görme, disiplini artırma, genel kontrol sağlama gibi soyut ve çalışanların denetlenmesi gibi amaçların güdülmesi “meşru bir amaç” kapsamında değerlendirilemeyecektir.</p>

<p>- Güvenlik kameraları vasıtasıyla işlenen kişisel verilerin ölçülülük ilkesinin unsurları olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık unsurları bakımından hassasiyetle değerlendirilmesi gerekir. Ortak alanlar (giriş–çıkış alanları, depo vb.) veya güvenlik riski bulunan bölgelerde (kasa vb.) kamera kullanımı, kamera konumu ve görüş açısı göz önünde bulundurulmak suretiyle orantılılık bakımından uygun görünebilir. Ancak tuvalet, soyunma odası, mescit, dinlenme alanı gibi özel alanlara kamera sistemi yerleştirilmemelidir.</p>

<p>- Kullanılan güvenlik kameralarının konumu, görüş açısı ve yakınlaştırma ile süreklilik ve izlenme sıklığı dikkatle değerlendirilmeli ve iş yerinde dahi olsa çalışanların makul mahremiyet beklentisi göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>- İzlemenin kapsamı ve yoğunluğu genişledikçe, müdahalenin ağırlığı artacağından iş yerindeki tüm alanları kapsayan geniş açılı veya yüz odaklı kayıtlar yapılmamalıdır.</p>

<p>- Ses kayıt özelliği bulunan kameralar<strong> </strong>özel hayatın gizliliğine son derece müdahaleci bir yöntem olduğundan ölçülülük ilkesi açısından dikkatle değerlendirilmeli, hukuka uygun gerekçesi ve gerekliliği açıkça ortaya konulmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>- İş yerinin kamuya açık alanlarında gözetim ve denetim kapsamında olmayan bireylerin özellikle hassas ve çocuklar gibi özel koruma gerektiren kişilerin güvenlik kamerası sistemi kurulması vasıtasıyla gerçekleşen kişisel verileri işleme faaliyetinden etkilenip etkilenmeyeceği de dahil olmak üzere bütün etmenler etraflıca değerlendirilmelidir. Her durumda güvenlik kamerası vasıtasıyla kişisel verilerin işlenmesi hususunda, kişilerin kamera kaydı kapsamı dahlindeki alanlarda bulundukları sırada sahip olabileceği mahremiyet beklentisi dikkate alınmalıdır.</p>

<p>- Veri sorumlusu tarafından güvenlik kamerası vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerine ilişkin olarak çalışanların bilgilendirilmesi ve 6698 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi uyarınca ortamın kayıt altına alındığına dair aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi gereklidir.</p>

<p>- Güvenlik kamerası kayıtları vasıtasıyla işlenen kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması bakımından veri sorumlusu işveren tarafından gerekli teknik ve idari tedbirler (örneğin yetki matrisi, yetkisiz erişimin önlenmesi vb.) alınmalıdır.</p>

<p>- Kameralar ile kayıt alınan görüntülerin saklama sürelerine ayrıca özen gösterilmelidir. Gereğinden uzun süre kayıtların saklanması 6698 sayılı Kanuna aykırılık teşkil edebileceğinden mümkün olan en kısa süre yeterli görülmeli, sistemde otomatik imha mekanizması bulunmalıdır. Bir olay yaşanması halinde hukuki süreç boyunca sadece ilgili olan kayıt saklanmalıdır.</p>

<p>- Kamera kayıtlarının, izinsiz olarak yetkisiz kişilerle paylaşımı söz konusu olmamalı ve yalnızca yetkili kişilerin kayıtlara erişimi mümkün olmalıdır.</p>

<p>- Kayıtların güvenliği ile gizliliğinin sağlanmasına yönelik olarak gerekli prosedürler hazırlanmalı ve güvenlik kamerası verilerine kimlerin erişebileceği ve nasıl yönetilip kaydedileceğinin sınırları belirlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çerçevede belirtilen hususların, 6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini, yetkisiz erişimin önlenmesini ve muhafazasını teminen, veri sorumluları tarafından yukarıda belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde idari para cezası da uygulanmak suretiyle işlem tesis edilebilecektir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/isci-kamera-isyeri.jpg" type="image/jpeg" length="64719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanlarda Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/apartmanlarda-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/apartmanlarda-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>Kişisel Verileri Koruma Kurumu</strong></h2>

<h2><strong>Apartmanlarda Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu</strong></h2>

<p>Apartman veya sitelerde genel güvenliğin sağlanması, anagayrimenkulün korunması, ortak alan güvenliğinin sağlanması veya hırsızlık, mala zarar verme gibi suçların önlenmesi amacıyla güvenlik kameraları sıklıkla kullanılmaktadır. Nitekim son zamanlarda apartmanlarda hukuka aykırı olarak kamera yerleştirildiğine dair Kurumumuza çok sayıda şikâyet ve ihbar iletilmiştir. Bu çerçevede söz konusu husus hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (6698 sayılı Kanun) temel amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Güvenlik kameraları ile kişilerin görüntü kaydının alınması şeklinde gerçekleşen işlem açıkça bir kişisel veri işleme faaliyetidir. Bu işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun uyarınca hukuki bir dayanağının bulunması ve Kanun kapsamında öngörülen yükümlülüklere ve alana özgü düzenlenen 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nda (634 sayılı Kanun) öngörülen hükümlere uygun bir işleme faaliyetinde bulunulması gerekmektedir.</p>

<p>6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartlarına yer verilmiş olup; bu maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği; ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan <i>(-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını</i> <i>açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da</i> <i>bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin</i> <i>kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel</i> <i>verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi</i> <i>için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi,</i> <i>kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve</i> <i>özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin</i> <i>zorunlu olması) </i>birinin varlığı halinde ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Kişisel verilerin işlenmesi süreçlerinde 6698 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan;</p>

<p><i>“a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.</i></p>

<ol>
 <li><i>b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.</i></li>
 <li><i>c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.</i></li>
</ol>

<p><i>ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.</i></p>

<ol>
 <li><i>d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme” </i>ilkelerine de ayrıca riayet edilmesi gerekir.</li>
</ol>

<p>6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası <i>“Veri sorumlusu; <strong>a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,</strong> b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak, amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.”</i> hükmünü haizdir.</p>

<p>Diğer taraftan 634 sayılı Kanun’un “Ortak yerler” başlıklı 4’üncü maddesi <i>“Ortak yerlerin konusu sözleşme ile belirtilebilir. Aşağıda yazılı yerler ve şeyler bu Kanun gereğince <strong>her halde ortak yer</strong> sayılır.” </i>hükmünü amir olup madde devamında ortak yerler<i> “<strong>… </strong></i><strong><i>genel giriş kapıları, antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar …</i></strong><i>”<strong> </strong></i>olarak sayılmıştır.</p>

<p><strong>634 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin birinci fıkrası <i>“</i></strong><i>Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.”</i><strong> şeklinde olup 19’uncu maddesinin birinci fıkrası<i> </i></strong><strong><i>“Kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimarı durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar.”</i></strong><strong> hükmünü; ikinci fıkrası <i>“</i></strong><strong><i>Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz.”</i></strong> hükmünü haizdir.</p>

<p>634 sayılı Kanun’un “Anagayrimenkulün Yönetimi” başlıklı bölümünün “A. Genel Kurul” başlıklı 27’nci maddesi <i>“Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır.”</i> şeklinde olup<i> </i>634 sayılı Kanun’un “Kararlar” başlıklı 32’nci maddesinin birinci fıkrası <strong><i>“Ana gayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir.</i></strong><i>”; </i>ikinci fıkrası ise<i> “Bütün kat malikleriyle külli ve cüzi halefleri, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler.”</i> şeklinde düzenlemeye sahiptir.</p>

<p>634 sayılı Kanun’un “D) Yönetici: I. Atanması” başlıklı 34’üncü maddesinin birinci fıkrası <i>“Kat malikleri, anagayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışardan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir.”</i> hükmünü haiz olup mezkûr Kanun’un “Yöneticinin görevleri: 1. Genel yönetim işlerinin görülmesi” başlıklı 35’inci maddesinde <strong>apartman yöneticisinin görevleri</strong> arasında; <strong><i>“anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması”</i></strong> ve <strong><i>“anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması”</i> </strong>sayılmıştır. Anılan Kanun’un yöneticinin sorumluluğu hususunun düzenlendiği 38’inci maddesinde de “<i>Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur.” </i>şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>Yukarıda izah edilen hükümler doğrultusunda,<u> apartman gibi yapılarda ortak yerlerin korunması, güvenliğin sağlanması ve kat maliklerinin menfaatlerinin gözetilmesi gibi meşru amaçlarla ortak alanlara güvenlik kamerası sistemi kurulması mümkündür. Ancak söz konusu güvenlik kameraları vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerinin 6698 sayılı Kanun hükümlerine uygun şekilde gerçekleştirilmesi ve aşağıda yer verilen hususlara da ayrıca dikkat edilmesi önem arz etmektedir: </u></p>

<p>- Güvenlik kameraları kurulumunda apartman sakinlerinin makul mahremiyet beklentileri dikkate alınarak uygun alanlar titizlikle belirlenmelidir. Örneğin merdiven boşluklarına ve kapı açıldığında bağımsız alanın içi görünecek şekilde daire kapısı önlerine kameralar yerleştirilmemelidir.</p>

<p>- Kamera sistemleri yalnızca kurulmasındaki amaçla bağlantılı ve gerekli olduğu ölçüde teknik özellikler barındırmalı, yüz tanıma, ses kaydı gibi özel hayata müdahale teşkil eden teknik özellikleri barındırmamalıdır. Kameralar geniş değil dar açıdan kayıt almalı ve gereksiz alanlar da maskelenmelidir.</p>

<p>- 634 sayılı Kanun gereğince asansörler, ortak alanlar arasında sayılsa da dar ve kapalı aynı zamanda kaçınılması güç bir alan olduğu için kayıt, ilgili kişiler üzerinde yoğun gözetim etkisi yaratabileceğinden asansörlere kamera yerleştirilirken gerekçesinin açıkça belirtilmesi gereklidir.</p>

<p>- Kameralar ile kayıt alınan görüntülerin saklama sürelerine ayrıca özen gösterilmelidir. Gereğinden uzun süre kayıtların saklanması 6698 sayılı Kanuna aykırılık teşkil edebileceğinden kayıtlar makul süre boyunca saklanmalı ve kişisel verilerin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde imha edilmelidir. Bir olay yaşanması halinde hukuki süreç boyunca sadece ilgili olan kayıt saklanmalıdır.</p>

<p>- Kamera kayıtlarının, izinsiz olarak yetkisiz kişilerle paylaşımı söz konusu olmamalı ve yalnızca yetkili kişilerin kayıtlara erişimi mümkün olmalıdır.</p>

<p>- 6698 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinde düzenlenen aydınlatma yükümlülüğüne uygun olarak kamera ile ortamın kayıt altına alındığının bildirilmesi gereklidir.</p>

<p>- 6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinde sayılan yükümlülüklerin yerine getirilmesi, bu hususta veri sorumlusu sıfatını haiz kişi/kurumlar tarafından gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınması önemlidir.</p>

<p>Sonuç olarak, apartman gibi toplu yapı yönetimi bünyesinde kişisel veri işleme süreçlerine ilişkin kararları alan ve uygulayan veri sorumluları tarafından gerçekleştirilen, ortak alanlara kurulan güvenlik kamera sistemleri vasıtasıyla kişisel veri işleme faaliyetinde bulunulurken 6698 sayılı Kanuna uygun hareket edilmesi gerekir.</p>

<p>Bu çerçevede 6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini, yetkisiz erişimin önlenmesini ve muhafazasını teminen, veri sorumluları tarafından yukarıda belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde idari para cezası da uygulanmak suretiyle işlem tesis edilebilecektir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu</span></a></strong></h3>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/apartmanlarda-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/kamera-apartman-bina.webp" type="image/jpeg" length="77558"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Bu Alan Rakip Ürünlere Ayrılmıştır!”: Rekabet Kurulunun Unilever-Magnum Geçici Tedbir Kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bu-alan-rakip-urunlere-ayrilmistir-rekabet-kurulunun-unilever-magnum-gecici-tedbir-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bu-alan-rakip-urunlere-ayrilmistir-rekabet-kurulunun-unilever-magnum-gecici-tedbir-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rekabet Kurulu (<strong>“Kurul”</strong>), 22.04.2026 tarihli ve 26-15/434-162 sayılı kararıyla, Unilever Sanayi ve Ticaret Türk AŞ (<strong>“Unilever”</strong>) ve Magnum Dondurma AŞ (<strong>“Magnum”</strong>) hakkında soruşturma açılmasına ve eş zamanlı olarak geçici tedbir uygulanmasına hükmetmiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (<strong>“4054 sayılı Kanun”</strong>) 4. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği ve Kurul’un 18.03.2021 tarihli ve 21-15/190-80 sayılı kararında (<strong>“Unilever 2021 kararı”</strong>)<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> hükmedilen tedbire uyulmadığı isnadına dayanan bu geçici tedbir kararı, 18.05.2026 tarihinde Rekabet Kurumunun internet sitesinde yayınlanmıştır.</p>

<p>Geçici tedbire hükmedilmesinin temelinde, Unilever 2021 kararı ile endüstriyel dondurma pazarında hâkim durumda bulunan Unilever’a getirilen satış noktalarındaki dondurma dolaplarının %30’unun rakip ürünlere açılmasını öngören yükümlülüğün yaklaşık dört yıllık uygulama döneminde istenen sonucu doğurmadığı tespiti yer almaktadır.</p>

<p>Bu bilgi notunda, kararın arka planı, geçici tedbire ilişkin hukuki çerçeve ve karar kapsamında yürütülen sektör incelemesinin bulguları incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Kararın Arka Planı ve İlgili Pazar</strong></p>

<p>Kurul’un 15.05.2008 tarihli ve 08-33/421-147 sayılı kararında<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Unilever’in endüstriyel dondurma pazarında (ve bu pazarın alt pazarlarında) hâkim durumda olduğu; teşebbüsün ve distribütörlerinin satış noktalarıyla imzaladıkları sözleşmelerde yer alan münhasırlık şartlarının ve fiilen münhasırlığa yol açan uygulamalarının ilgili pazarlarda etkin rekabetin oluşmasına engel olduğu tespit edilmiş; Unilever’in nihai satış noktalarıyla ilişkilerinde uyması gereken birtakım kısıtlamalar getirilmiştir.</p>

<p>Unilever 2021 kararında ise Kurul; (i) Unilever’in endüstriyel dondurma pazarında, anında tüketilen dondurma pazarında ve evde tüketilen dondurma pazarında hâkim durumda olduğunu; (ii) uyguladığı indirimler vasıtasıyla hâkim durumunu kötüye kullanarak 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini, (iii) Getir Perakende Lojistik AŞ ile akdettiği sözleşmede 2008 tarihli kararla yasaklanan rekabet etmeme yükümlülüğü getirerek de 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiştir. Ayrıca Unilever’in ve distribütörlerinin 100 m² altında kapalı net satış alanına sahip satış noktalarında Unilever’e ait dolap dışında tüketicinin doğrudan erişebileceği bir başka dondurma dolabı yoksa, dolabın görünür kısmının ve satış noktasındaki toplam dolap hacminin %30’unun rakip ürünlerin yerleştirilmesine imkan verecek biçimde düzenlenmesine hükmedilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2024 yılında Rekabet Kurumu, Unilever 2021 kararı sonrasında pazardaki rekabetin durumunun tespit edilmesi ve Unilever’in getirilen yükümlülüklere uyup uymadığının araştırılması amacıyla endüstriyel dondurma pazarında sektör incelemesi yürütülmesine karar vermiştir.</p>

<p>Kararın odaklandığı pazar olan endüstriyel dondurma, büyük ölçekli tesislerde seri biçimde üretilen ve belirli bir ambalaj içerisinde piyasaya sunulan ürünleri ifade etmektedir. Endüstriyel dondurmalar tüketim kalıpları bakımından anlık tüketilen (<i>impulse</i>), evde tüketilen (<i>take home</i>) ve yerinde tüketime konu olan (<i>catering</i>) ürünler şeklinde üç ana kırılım altında incelenmekte; satış kanalları bakımından ise bakkal, büfe, kuruyemişçi ve orta market gibi noktaları içeren geleneksel kanal ile indirim marketleri ve süpermarketleri içeren modern kanal şeklinde iki temel kanaldan oluşmaktadır. Karar metnindeki Nielsen verilerine göre, pazardaki satışların önemli bir kısmı küçük perakende satış noktalarında gerçekleşmekte olup bu noktalarda dondurma ürünlerinin sergilenmesi için kullanılan dolaplar rekabet bakımından kritiktir. Zira satış noktalarının %83,7’sinde yalnızca bir adet dondurma dolabı bulunmakta ve bu dolapların neredeyse tamamı tedarikçi teşebbüsün mülkiyetinde yer almaktadır.</p>

<p>Magnum’un endüstriyel dondurma pazarındaki konumu bakımından Kurul; teşebbüsün hacim ve ciro bazındaki pazar payının yıllar itibarıyla yüksek seyrettiğini, en yakın rakip Golf’ün istikrarlı biçimde pay kaybettiğini tespit etmiştir. Bu süreçte markalı ürün üreticilerinden Panda da pazardan çıkmıştır. Kurul, indirim marketlerinde görece sınırlı bir rekabet baskısı dışında diğer kanallarda kayda değer bir rekabet gözlemlenmediği tespitine yer vermiştir.</p>

<p><strong>2. Unilever 2021 Kararının Pazardaki Yansımalarına İlişkin Bulgular</strong></p>

<p>Sektör incelemesi çerçevesinde rakip teşebbüslerle toplantılar düzenlenmiş, çok sayıda teşebbüsten bilgi ve belge talep edilmiş, 26 şehirde 2.000 satış noktasıyla anket çalışması yürütülmüştür.</p>

<p>Anket bulgularına göre dondurma satışı yapan noktaların %90,6’sında Algida, Carte D’or veya Magnum markalı dolaplar yer almakta; her on satış noktasının yaklaşık dokuzunda Magnum dolabı bulunmaktadır. Ankete katılan noktaların %15,7’si satışı yapılmayan dondurma markalarına ilişin tüketici talebinin bulunduğunu belirtmiştir. Satışı yapılmayan markalara dair tüketici talebi incelendiğinde tüketicilerin %61’inin talebinin Golf dondurmalara dair olduğu görülmüştür. Satış noktalarına sorulan bir diğer soru ise, istediği dondurmayı bulamayan tüketicilerin davranışına ilişkindir. Katılımcıların %72,7’si tüketicinin satışı yapılmakta olan dondurma markasının ürünlerinden satın aldığını belirtmiştir. Bu veri, satış noktasındaki ve dolap içindeki görünürlüğün tüketici tercihini doğrudan etkilediğini göstermektedir.</p>

<p>2021 kararında hükmedilen tedbirin uygulamadaki etkisi bakımından Kurul; satış noktalarına Magnum markalı dondurma dolaplarında rakip markaya ait ürün bulunup bulunmadığını sormuştur. Satış noktalarının %85,7’si Magnum dolaplarında rakip ürünlerin bulunmadığı cevabını vermiştir. Rakip marka ürün bulundurmama nedenleri arasında şu gerekçeler öne çıkmaktadır: (i) %26,3: Magnum’un daha iyi teklifte bulunması, (ii) %13,3: çalışılan rakip marka ile iş birliğinin sonlandırılması karşılığında bedelsiz ürün, indirim ve iskonto gibi avantajlar sağlanması, (iii) %5,9: dolabın yalnızca dolap sahibi firmaya ait ürünler için tahsis edilmesi ve (iv) %3,6: Magnum’un başka marka satılmaması konusunda satış noktasını zorlaması.</p>

<p>İlaveten, satış noktalarına Algida dolaplarına rakip marka ürün koyma girişiminde bulunup bulunmadıkları sorulmuştur. Bu soruya satış noktalarının yalnızca %12,5’i olumlu cevap vermiştir. Ayrıca satış noktalarının %23,3’ü rakip marka dondurma dolabını kullanmama nedenini “Algida’nın tepkileri sonucunda vazgeçtim” şeklinde açıklamıştır.</p>

<p>Rakip teşebbüsler tarafından iletilen görüşler de bu tabloyu pekiştirir niteliktedir. Rakipler özetle; Magnum’un satış sezonunu erkene çekerek ocak-şubat ayında başlayan satışları aralık ayına taşıdığını ve satış noktalarını henüz rakipler faaliyete geçmeden kapattığını; ocak ayında satış noktalarına verilen %12 iskontoya ek %20 promosyon indiriminin uygulanmaya başlandığını; orantısız reklam bütçesi ve tabela, tente, şemsiye gibi destek promosyonlarının rekabeti zorlaştırdığını; 100 m² altındaki noktalara iki dolap koymak suretiyle bu alanlara girişin kısıtlandığını ve satış noktalarının sık ziyaret edilerek dolapların tamamen doldurulduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>Kurul; Unilever 2021 kararında öngörülen %30’luk rakiplere açılım yükümlülüğünün geleneksel kanaldaki rekabet üzerinde kayda değer bir etki yaratmadığı, Magnum’un geleneksel kanaldaki pazar payının 2021 öncesine göre daha da arttığı, süpermarket ve indirim marketi kanalında da pazar liderliğini sürdürdüğü kanaatine ulaşmıştır. Magnum’un endüstriyel dondurma pazarındaki dolap ve nokta uygulamalarının münhasırlık yaratmış ve rakipleri dışlamış olabileceği yönünde endişeler oluşmuştur. Bu çerçevede Kurul, Magnum hakkında 4054 sayılı Kanun’un 4. veya 6. maddesini ihlal ettiği iddialarına yönelik doğrudan soruşturma açılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>3. Geçici Tedbire İlişkin Değerlendirmeler</strong></p>

<p>4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin dördüncü fıkrası; nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararların ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu durumlarda, ihlalden önceki durumu koruyucu nitelikte ve nihai kararın kapsamını aşmayacak şekilde geçici tedbir kararı alınabileceğini düzenlemektedir. Geçici tedbir kararı verilebilmesi için (i) ihlal şüphesinin bulunması, (ii) ciddi ve telafi edilemeyecek zarar tehlikesinin varlığı, (iii) tedbir kararının ihlalden önceki durumu koruyucu nitelik taşıması ve (iv) nihai kararın kapsamının aşılmaması şartlarının kümülatif olarak sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>İşbu dosyada Kurul, kuvvetli ihlal şüphesi şartının karşılandığı kanaatine üç hususu değerlendirerek ulaşmıştır: Öncelikle, Magnum’un pazar payındaki yükselişi ve hâkim konumunun pekiştiği görülmüştür. İkincisi, sektör incelemesinde ulaşılan verilere göre satış noktalarının yalnızca %12,5’i Algida dolaplarına rakip ürün koyma girişiminde bulunmuş, %85,7’sinin dolabında rakip ürün bulunmamış; rakip ürün bulundurmayan noktaların önemli bir kısmı Magnum’un teklif, indirim, görsel materyal desteği veya doğrudan müdahalelerini gerekçe olarak göstermiştir. Üçüncü olarak ise rakip beyanları Magnum’un Kurul kararına uygun hareket etmediği, dolapların rakiplere açılan kısmına dahi promosyon ve indirimler yoluyla yeniden Magnum ürünlerinin yerleştirildiği, satış sezonunun erkene çekilerek rakiplerin pazara girişinin geciktirildiği hususlarını ortaya çıkartmıştır.</p>

<p>Ciddi ve telafi olunamayacak zarar tehlikesi bakımından Kurul; pazardaki dolap sahipliğinin büyük oranda Magnum’a ait olmasını, satış noktalarının yalnızca %12,5’inin rakip ürün koyma girişiminde bulunmasını, Panda’nın pazardan çıkmasını, Golf’ün uzun dönemli pay kaybını, Magnum’un 2018 yılından bu yana pazar payında artış göstermesini ve rakiplerin Kurul kararının etkinsiz kaldığına yönelik beyanlarını bir arada değerlendirerek nihai karara kadar ciddi ve telafisi olunmayacak zararların ortaya çıkma tehlikesinin bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Unilever 2021 kararıyla getirilen tedbir, satış noktalarının kendi iradesiyle rakip ürünleri yerleştirmemesine müdahale etmeyen, (deyim yerindeyse) “pasif” bir açılım yükümlülüğü niteliği taşımaktaydı. 2026 kararıyla hükmedilen bu geçici tedbir 2021 tedbirinden üç yönüyle farklıdır: İlk olarak, %30’luk alanın tek blok şeklinde belirlenmesi ve etiketlenmesi, alanın görsel olarak ayrıştırılmasını sağlamakta; satış noktasının ve tüketicinin söz konusu alanın kime ait olduğunu doğrudan görebilmesi amaçlanmaktadır. İkinci olarak, alanın Magnum ürünlerine kapatılması, hâkim teşebbüsün ticari teşviklerle alanı yeniden kendi ürünleriyle doldurmasının önüne geçmektedir. Üçüncü olarak, rakip ürün bulunmaması durumunda alanın boş bırakılması yükümlülüğü, alanı satış noktası iradesinden bağımsız olarak rakiplere rezerve edilmiş bir alan hâline getirmektedir. Bu geçici tedbir, “pasif” bir açılım yükümlülüğünden satış noktası iradesine bağlı olmayan “aktif” bir rakiplere tahsisli alan tedbirine geçilmesinin ilgili pazarda rekabetin yeniden tesisi için Kurulca gerekli görüldüğünü göstermektedir.</p>

<p>Kurulun oybirliği ile aldığı tedbir kararının uygulamaya dönük hususları şunlardır: Unilever ve Magnum, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, (i) Unilever’e ait dolap dışında tüketicinin doğrudan erişebileceği bir başka dondurma dolabı bulunmayan satış noktalarındaki her bir dolabın toplam hacminin <u>tek bir blok şeklindeki %30’luk alanını, “Bu alan rakip ürünlere ayrılmıştır.” ibaresini içeren bir etiket eşliğinde rakip ürünlere tahsis edecektir</u>, (ii) <u>bu alanda Magnum ürünlerine yer verilmeyecektir</u>, (iii) <u>satış noktasının talebi hâlinde bu alanın %50’ye kadar çıkarılması söz konusu olabilecektir</u>, ve (iv) <u>rakip ürünlerin bulunmadığı hâllerde %30’luk ilgili alanın boş kalması temin edilecektir</u>.</p>

<p>Dondurma dolaplarına ilişkin münhasırlık pratiği, AB rekabet hukuku gündeminde de uzun süredir yer almakta olup; ABAD’ın Van den Bergh Foods kararında, hâkim durumdaki teşebbüsün satış noktalarına ücretsiz tahsis ettiği dolaplarda yalnızca kendi ürünlerinin saklanmasını şart koşmasının ABİDA'nın 101. ve 102. maddelerini ihlal ettiği tespit edilmiştir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>. Bu yönüyle Kurulun yaklaşımı, Unilever grubunun dolap münhasırlığı pratiğine ilişkin AB rekabet hukuku içtihadıyla aynı çizgide ilerlemektedir.</p>

<p>Son olarak vurgulanması gereken husus, alınan tedbirin geçici nitelikte olduğu ve esas soruşturmanın yürütülmekte olduğudur. Soruşturma sürecinde Magnum'un dolap ve nokta uygulamalarının münhasırlık ve dışlama bakımından ayrıntılı biçimde değerlendirileceği şüphesizdir. Geçici tedbirin tasarımı, nihai kararda gündeme gelebilecek daha kapsamlı tedbirlerin ayak sesleri olarak okunabilir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Baran BAŞ</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Gülce KORKMAZ</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">Kurul’un 22.04.2026 tarihli ve 26-15/434-162 sayılı gerekçeli kararı için bkz. www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=245c6184-2bb5-4dc9-b45d-29f0686acef9</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999">Kurul’un 18.03.2021 tarihli ve 21-15/190-80 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999">Kurul’un 15.05.2008 tarihli ve 08-33/421-147 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> ABAD’ın 23.10.2003 tarihli ve T-65/98 sayılı Van den Bergh Foods Ltd v. Komisyon kararı (ECLI:EU:T:2003:281).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bu-alan-rakip-urunlere-ayrilmistir-rekabet-kurulunun-unilever-magnum-gecici-tedbir-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/resmi/rekabet-kurulu.jpg" type="image/jpeg" length="79747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 2019/247 E., 2025/5613 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-2019247-e-20255613-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-2019247-e-20255613-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 01/12/2025 tarihli, 2019/247 E., 2025/5613 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>İKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No: 2019/247</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2025/5613</strong></p>

<p><strong>DAVANIN KONUSU:</strong></p>

<p>Dava dilekçesinin incelenmesinden; "Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sınavında (sözlü) düşük puan verilerek atanmasının yapılmamasına ilişkin işlem (sözlü sınavda verilen 72 puan) ile birlikte dayanak düzenleyici işlemi olan Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik" hükümleri doğrultusunda taşra teşkilatı il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri 513 şube müdürü kadrosuna görevde yükselme yoluyla atama yapılacağını Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğünün yine 2018 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzun iptali talebinden ibarettir." şeklinde belirtildiği; dava dilekçesi içeriğinde Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmeliğin sözlü sınav ve komisyon oluşumuna dair maddelerinden ve bunların hukuka aykırılıklarından bahsedilmiş ise de dava dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bahse konu hususları sözlü sınavda verilen puanının iptali talebine dayanak olarak belirttiği, sözlü sınav sonucunun ve yazılı sınav duyuru kılavuzunun iptali talebine açıkça yer verildiği halde Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmeliğin herhangi bir maddesinin iptalinin açıkça talep edilmediğinden; Mardin ili, Derik ilçesi'nde okul müdürü olarak görev yapan davacı tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sözlü Sınavında 72 puan verilmesi işlemi ile Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda hazırlanan 2018 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun iptali istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACININ İDDİALARI:</strong></p>

<p>Şube müdürü kadrolarına 513 tane atama yapılması için 01/04/2018 tarihinde yapılan Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme yazılı sınavından 96,5 puan alarak Türkiye genelinde 3. olduğu, 03/09/2018 tarihinde yapılan ve 10/10/2018 tarihinde açıklanan sözlü sınavda hukuka aykırı olarak 72 puan verildiği, aritmetik ortalamasının 84 puan olduğu ve sözlü sınavda verilen puan nedeniyle ortalamasının düşürülerek ve atamasının yapılmadığı, 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun, Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmeliği'ne göre hazırlandığı, gerek Yönetmelikte ve gerek Kılavuzda "sözlü sınav komisyonu üyelerinin hangi kamu görevini yürüten kamu görevlilerinden oluşacağına" dair bir açıklamanın bulunmadığı; Yönetmeliğin 14/2. maddesinde ise "Sözlü Sınav ve Değerlendirme Komisyonu merkezde ve illerde kurulur. Gerek görülmesi halinde aynı usulle birden fazla sözlü sınav ve değerlendirme komisyonu oluşturulabilir" düzenlemesi gereği farklı sınav komisyonlarında farklı kamu görevlerini yürüten üyelerin yer alması durumunun ortaya çıktığı bu durumun ise hukuka uygun olmadığı, 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun atıfta bulunduğu Yönetmeliğin sözlü sınava ilişkin 16. maddesindeki düzenleme gereği adayların başarı durumunun salt sözlü puanına göre belirlendiği, öncesinde yapılan yazılı puanın başarı durumundaki etkisinin bertaraf edildiği ve düzenlemede yer alan atamaya esas olan başarı listesinin oluşturulmasında sözlü sınavın esas alınmasıyla yazılı sınavda en yüksek puan alan adayın atanmayarak puanı en düşük olan adayın atanabilmesi sonucunu doğurduğu böyle bir duruma imkan tanıyan ve objektif ölçütlerden uzaklaşan düzenlemenin liyakat ilkesine aykırı olduğu, benzer bir uyuşmazlıkta Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca E:2017/304 sayılı dosyada verilen 20/03/2017 günlü yürütmenin durdurulmasına dair kararında bu hususun vurgulandığı, yazılı sınavda 96,5 puan alıp 3. olması karşısında, yazılı puanının hiçe sayılarak sözlü sınavda 72,00 verilmesi ve bu sözlü puanının başarı durumunu etkilemesinin hukuka uygun olmadığı, sınav komisyonu tarafından "sözlü sınavda sorulacak soruların" önceden hazırlanmadığı, sınav esnasında davacıya yöneltilen ve doğru yanıtlamış olduğu soruların tutanağa bağlanmadığı, 2013 yılında Derik Kaymakamlığınca Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında komisyon üyesi olarak görevlendirildiği dönemde yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındığı akabinde serbest bırakıldığı, sözlü sınavda düşük puan verilmesinin sebebinin bu husus olduğu, henüz hakkında verilen bir mahkeme kararı yokken masumiyet karinesi ihlal edildiği hususları ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI:</strong></p>

<p>01/04/2018 tarihinde yapılan Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme yazılı sınavı neticesinde davacının 96.4 puan alarak sözlü sınava katılmaya hak kazandığı ve yapılan sözlü sınav neticesinde 72 puan verildiği, sözlü sınavda yapılan değerlendirmenin Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmeliği'ne uygun olduğu, sınava katılanlardan yazılı sınav puanı ile sözlü sınav puanın aritmetik ortalamasının 89,73 puandan düşük olanların atanamadığı, sınava katılan her adaya Yönetmelikte belirtilen 6 konu başlığını değerlendirecek şekilde 3 adet soru yönetildiği, her adaya farklı zarflardan birini seçmek suretiyle soru sorulduğu, verilen cevapların yazıya dökülmediği, tutanağa bağlanmadığı, sesli ya da görüntülü kayıtlar tutulacağına dair hükmün de bulunmadığı, sınav komisyon üyelerinin Milli Eğitim Bakanlığında görevli daire başkanlarından oluşturulduğu ve sözlü sınavın hukuka uygun olarak gerçekleştirildiği, 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun, ilgili Yönetmelik hükümlerine göre yayımlandığı ve hukuka aykırılık bulunmadığı hususları ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİM </strong></p>

<p><strong>DÜŞÜNCESİ:</strong> Davacının 03/09/2018 tarihinde katıldığı sözlü sınavda 72 puan verilmesine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu ve iptali gerektiği, 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun iptali talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI: ...</strong></p>

<p><strong>DÜŞÜNCESİ :</strong> Mardin İli, Derik İlçesi, ... İlkokulu'nda okul müdürü olarak görev yapan davacı tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sözlü Sınavında 72 puan verilerek atamasının yapılmamasına ilişkin işlem ile Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda hazırlanan 2018 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun iptali istenilmektedir.</p>

<p>Dava konusu edilen Duyuru, yazılı sınava ilişkin olup, anılan Duyuruda, ''Sözlü sınava ilişkin takvim, yazılı sınava ilişkin sürecin tamamlanmasından sonra ilan edilecektir.'' hükmü yer almıştır.</p>

<p>Dava dilekçesinde, sözlü sınav komisyonunun oluşumuna, değerlendirme kriterlerine ...vs. ilişkin iddialara yer verilmiş ise de; sözlü sınava ve sözlü sınav komisyonuna ilişkin iddialarla dava konusu edilen 2018 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzu arasında doğrudan bir menfaat ilişkisi bulunmadığı gibi; Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik'in 9, 14 ve 16 maddelerinden bahsedilmekle (örnek olarak, anılan Yönetmelikte sözlü sınav komisyonu üyelerinin hangi kamu görevini yürüten kişilerden oluşacağına ilişkin açıklık bulunmadığı ileri sürülmektedir) birlikte anılan Yönetmelik maddelerinin de iptalinin açıkça istenilmediği anlaşıldığından dava dilekçesinin reddi gerekmektedir. Dilekçe ret kararı verilmemesi halinde işin esasına gelince:</p>

<p>Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ''Sözlü sınav'' başlıklı 16. maddesinde ''(Değişik: RG-13/1/2018-30300) (1) Görevde yükselme ve unvan değişikliği yazılı sınavında başarılı olanlardan duyuruda ilan edilen kadro sayısının üç katına kadar aday, puan üstünlüğüne göre sözlü sınava alınır. Son adayla aynı puana sahip olan adaylar da sözlü sınava alınır.</p>

<p>(2) Sözlü sınav konuları ve ağırlıkları şunlardır:</p>

<p>a) Sınav konularına ilişkin bilgi düzeyi %20,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü %15,</p>

<p>c) Liyakati, temsil kabiliyeti, tutum ve davranışlarının göreve uygunluğu %15,</p>

<p>ç) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı %15,</p>

<p>d) Genel kültürü ve genel yeteneği %20,</p>

<p>e) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı %15,</p>

<p>(3) Sözlü sınava giren adaylar, Ek-1 Sözlü Sınav Değerlendirme Formuna göre 100 tam puan üzerinden değerlendirilir. Her üyenin vermiş olduğu puanların aritmetik ortalaması alınarak adayın sözlü sınav puanı tespit edilir. Sözlü sınavda 100 üzerinden en az 70 puan alanlar başarılı sayılır ve başvuruda bulunduğu unvana atanmak üzere tercih yapma hakkına sahip olur.'' hükmü yer almış; ''Atama'' başlıklı 21. maddesinde ise; başarı puanının, yazılı ve sözlü sınavda başarılı olanların sınav puanlarının aritmetik ortalaması esas alınmak suretiyle belirleneceği hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Dava konusu Duyurunun, 12/10/2013 günlü, 28793 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde hazırlanmış olması karşısında; söz konusu sınav duyurusunda mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Yerleşik İçtihatlara göre; adayların girdiği sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi gerekmekte olup, bu durum sözlü sınavın nesnelliği ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; önceden hazırlanmış olan soruların kapalı zarflardan birisi seçtirilmek suretiyle davacıya sorulduğu; kendisine sorulan üç soruyu içeren soru kağıdının davacı tarafından imzalandığı, adı geçenin verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterildiği; 20 puan değerindeki sınav konularına ilişkin bilgi düzeyi için 10 puan, genel kültürü ve genel yeteneği için tam puan(20) verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda, sözlü sınavında 72 puan verilerek davacının atamasının yapılmamasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; ... İdare Mahkemesinin... günlü, E:... K:... sayılı "görev ret" kararı ile Dairemize iletilen dosyada, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, işin gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dava dosyasının incelenmesinden; Mardin ili, Derik ilçesi, ... İlkokulunda okul müdürü olarak görev yapan davacının, 03/09/2018 tarihinde katıldığı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sözlü Sınava ilişkin değerlendirme formunda "Sınav konularına ilişkin bilgi düzeyi", "Genel kültürü ve genel yeteneği" kısmı ile gözlem ve kanaate dayalı kriterlerden olan "Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü", "Liyakati, temsil kabiliyeti, tutum ve davranışlarının göreve uygunluğu", "Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı", "Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı" kısmında komisyonun beş üyesinin de aynı puanları verdiği, sözlü sınavda verilen puanların aritmetik ortalamasının 72 puan olduğu, davacının yazılı sınav puanı 96,4 ile sözlü sınav puanı 72 puan ortalaması olan başarı puanın ise 84,24 olduğu ve atamasının yapılmaması üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sözlü Sınavında 72 puan verilmesine ilişkin işlem ile 2018 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu edilen 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzu yönünden;</p>

<p>Davacının, Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme sözlü sınavına ve sözlü sınav komisyonunun oluşumuna, sözlü sınavda hukuka aykırı olarak düşük puan verildiğine ve bu nedenle atanmadığı iddialarına yer vererek 2018 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunu dava konusu ettiği, ancak dava konusu edilen Kılavuz sözlü sınava ilişkin olarak incelendiğinde; "Şube müdürlüğü için görevde yükselme sınavı, yazılı ve sözlü sınav olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilecektir. Yazılı sınav Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü (ÖDSGM) tarafından 01 Nisan 2018 tarihinde saat 14.30' da Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Malatya, Samsun, Sivas, Trabzon, Van illerinde yapılacaktır. Sınav sürecine ilişkin açıklamalar Milli Eğitim Bakanlığının http://www.meb.gov.tr ve/veya http://ikgm.meb.gov.tr internet adreslerinde ilan edilecektir. Sözlü sınava ilişkin takvim, yazılı sınava ilişkin sürecin tamamlanmasından sonra ilan edilecektir." düzenlemesine yer verildiği, 12/10/2013 günlü, 28793 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak hazırlanan dava konusu 2018 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunda mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Davacının 03/09/2018 tarihinde katıldığı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sözlü Sınavında 72 puan verilmesine ilişkin işlem yönünden;</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3. maddesinde, söz konusu Kanun'a hakim olan temel ilkelere yer verilmiş; bu ilkeler ise, sınıflandırma, kariyer ve liyakat olarak belirtilmiştir. Anılan Kanun'da, liyakat ilkesi, kamu hizmetlerine girmede, işin ehline verilmesi ve bu sistemin, eşit olarak tüm Devlet memurlarına uygulanmasını sağlamak olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Kamu görevine girme ve yükselmede liyakat ilkesi çerçevesinde, mevzuatımızda genel olarak yazılı sınavların yanında, sözlü ve/veya mülakat sınavlarına da yer verilmektedir. Görsel, işitsel ve anlık gözlemlere yönelik değerlendirmeler içeren sözlü ve/veya mülakat sınavlarının da objektif nitelikte olması zorunludur.</p>

<p>Diğer tüm idari işlemlerin yargısal denetiminde olduğu gibi, sözlü sınavda başarısız sayılma işlemlerinin de, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygunluğunun denetiminin yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Sözlü sınavların yargısal denetimine ilişkin olarak; adayların girdiği sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin, tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi gerektiği, bu durumun sözlü sınavın nesnelliği ve yargısal denetimin gerçekleştirilmesini sağlayacağı içtihat olarak benimsenmekte olup, bu prosedürler yerine getirilerek yapılan sözlü sınavların, hukuka uygun olarak gerçekleştirildiğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik'in Ek-1 Sözlü Değerlendirme Formu'nun Açıklamalar başlıklı kısmının 3. maddesinde, "adayın soruya verdiği cevap ile yetersiz görülenler bakımından yetersiz görülme nedenleri komisyon başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından C bölümünde belirtilecektir" düzenlemesine yer verildiği göz önüne alındığında, sözlü sınavın icrası sırasında, bilgi ölçmeye yönelik "sınav konularına ilişkin bilgi düzeyi" ve "Genel kültürü ve genel yeteneği" kısımlarına ilişkin adaya sorulan soruya adayın verdiği cevabın, Sözlü Değerlendirme Formu'nun ilgili bölümüne yazılmasının gerekeceği, öte yandan; doğrudan bilgi ölçmeyle ilgisi bulunmayan sınav konuları açısından da gözlem ve kanaata dayalı kısımlar olan, "bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü", "liyakati, temsil kabiliyeti, tutum ve davranışlarının göreve uygunluğu", "özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı", "bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı" bakımından ise, adayın yetersiz görülmesi halinde, yetersiz görülme nedenlerinin belirtilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, davacının 03/09/2018 tarihinde katıldığı Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Merkez ve Taşra Teşkilatı Görevde Yükselme Şube Müdürlüğü sözlü sınava dair değerlendirme formunda davacının sorulan sorulara verdiği cevaplar ile yetersiz görülenler bakımından yetersiz görülme nedenlerinin, Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik'in Eki, EK-1 Sözlü Sınav Değerlendirme Formu'nun (C) "Açıklamalar", bölümünde belirtilmediği görüldüğünden, davacıya sözlü sınav sonucunda 72 puan verilmesine ilişkin işlemde hukuk uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Nitekim; aynı sözlü sınava ilişkin olarak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/09/2025 günlü ve E:2025/17, K:2025/55 sayılı Bölge İdare Mahkemesi Kararlarının Aykırılıklarının Giderilmesi İstemi Hakkındaki kararı da bu yöndedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının 03/09/2018 tarihinde katıldığı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü Görevde Yükselme Sözlü Sınavından 72 puan verilmesi işleminin İPTALİNE;</p>

<p>2. 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü İçin Görevde Yükselme Yazılı Sınav Duyuru Kılavuzunun iptali isteminin REDDİNE;</p>

<p>3. Dava kısmen iptal, kısmen ret ile sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan ve davacı tarafından karşılanan ...- TL yargılama giderinin 1...-TL'lik kısmının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan ...-TL'lik kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen ...-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/12/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-2019247-e-20255613-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="60891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 2019/2259 E., 2025/5734 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20192259-e-20255734-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20192259-e-20255734-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 04/12/2025 tarihli, 2019/2259 E., 2025/5734 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>İKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No: 2019/2259</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2025/5734</strong></p>

<p><strong>DAVANIN KONUSU:</strong></p>

<p>... İlçe Seçim Kurulu Başkanlığında ... olarak görev yapan davacı tarafından; Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamının, sınav sonucunda yapılan atamaların ve başarısız sayıldığı sözlü sınav sonucu ile bu sınavın dayanağı olan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin "Sözlü Sınav" başlıklı 6. maddesinin iptali ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACININ İDDİALARI:</strong></p>

<p>Davacı tarafından; Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesinde ve görevde yükselme ile seçim müdürü ve şube müdürü alımı ilanında sözlü sınav konu başlıklarının kaçar puan olarak değerlendirileceği belirtilmezken, açıktan atama yoluyla alınacak seçim müdürü ilanında sözlü sınav konu başlıklarının puanlamalarının açıkça belirtildiği, bu haliyle aynı kadro için yapılan alımlar açısından kurum personeline karşı Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı bir tutum sergilendiği;</p>

<p>Katılmış olduğu sözlü sınavın yaklaşık olarak 2 dakika sürdüğü, daha önce hazırlanmış ve kapalı zarf içerisinde bulunan sorular arasından çekmiş olduğu ancak tarafına gösterilmeyen 3 adet sorunun kurul üyelerince yöneltildiği, genel kültür ve mesleki bilgiye ilişkin soruyu doğru cevaplandırdığı, 3. sorunun ise, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi müfredatından değil de Osmanlı tarihinden sorulduğu, bu haliyle tarafına haksız muamele yapıldığı;</p>

<p>11 yıldır Kurum bünyesinde çalıştığı, bir çok kez seçim müdürü olmaksızın tek başına seçim iş ve işlemlerini sorunsuz yürüttüğü, yakın bir tarih olan 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde, 108.000'ni aşkın seçmeni olan bir ilçede seçim iş ve işlemlerini koordine edip, hiçbir şaibeye, eksikliğe mahal vermeden başarıyla sonuçlandırdığı, bunun yanında kuruma daha 2-3 sene önce başka bir kurumdan geçiş yapmış olan ve yazılı sınavda kendisinden daha düşük puan alan adayların bilgi ve tecrübelerinin hangi kriterler göz önünde tutularak değerlendirildiği ve asil müdür olarak atandıkları;</p>

<p>Gerek yazılı sınav sonucunda kurum içindeki başarı sıralamasını ihtiva eden listenin yayımlanmaması, gerekse sözlü sınav sonrasında toplu puan sıralaması yapılmadığı gibi kişinin bizzat aldığı puanın bile belirtilmeden "Nihai sonuç başarısız" gibi genel bir ifade ile açıklama yapılmasının kurumun şeffaflığına gölge düşürdüğü ve liyakat ilkesiyle bağdaşmadığı;</p>

<p>Yazılı sınav notu yüksek olan ve hatta derece yapmış adayların büyük bir kısmının 70'in altında bir puan verilerek mülakatta elendiği, düşük puan alan adaylara ise 90-100 aralığında bir puan verilerek mülakatta kazandırıldığı; bu şekilde ilk sıralarda bulunan adayların mülakatta elenmesinin, yapılan Görevde Yükselme Sınavının bir prosedürden ibaret olduğunun ve yazılı sınavın yok sayılarak mülakat sınavında keyfiyete dayalı puanlama ile istenilen adaylara kazandırıldığının göstergesi olduğu;</p>

<p>Yaklaşık 2 dakika süren sözlü sınav sonucunda kaç puan aldığı bile bildirilmeyip nihai olarak başarısız sayıldığı mülakat değerlendirmesinde, kanaate dayalı kriterler yönünden başarısız olarak değerlendirilmesine etki eden hususların somut bilgi ve belgeye dayandırılmadığı;</p>

<p>Tarafına ve diğer adaylara yöneltilen sorulara doğru ve yerinde cevap verip vermediği, sınav süresi, soruların objektif olarak yöneltilip yöneltilmediği, herhangi bir baskı söz konusu olup olmadığı, eşitlik ilkesine aykırı davranılıp davranılmadığının tespiti ve yargısal denetim imkanının sözlü sınavın teknolojik imkanlarla kaydının tutulması ile mümkün olduğu; bu doğrultuda bu verilerin kayıt altına alınmaması dolayısı ile hukuki denetimin imkansızlığı da göz önüne alındığında sözlü sınavın bu yönü ile tümden hukuka aykırı olduğu;</p>

<p>Ortalama 2 dakikalık süre zarfında adayların söz konusu bu niteliklere sahip olup olmadıkları ve liyakatlerinin objektif olarak tespitinin mümkün olmadığı;</p>

<p>Sözlü sınava ilişkin hukuksuzlukların temelinde, iptali istenen Yönetmelik maddesinin olduğu;</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3/C. maddesinde Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır." hükmünün yer aldığı;</p>

<p>657 sayılı Kanunda sözlü sınavın sadece uzmanlık ile ilgili başlıkta geçtiği, Kanunda bulunmayan sözlü sınavın Yönetmeliklerde geçmesinin de hukuka aykırı olduğu, sözlü sınavın tamamen kaldırılması gerektiği;</p>

<p>100 soruluk yazılı sınav sonuçlarının etkisi üzerinden değerlendirme yapılmak yerine, sözlü Sınavda adaylara sorulan ve zorluk derecesi her adaya göre değişen sorular sorularak sözlü puanlamanın daha etkili hale getirildiği;</p>

<p>Yazılı sınavı daha düşük adayların sırf sözlü sınav notu ile başarılı sayılmasının hak, hakkaniyet, liyakat, adalet ve eşitlik duygularını külliyen yok edeceği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI:</strong></p>

<p>Davalı idare tarafından; davanın süresinde açılmamış olması nedeniyle reddi gerektiği;</p>

<p>Davacının sınavın tamamının iptali isteminde menfaatinin bulunmadığı, bu anlamda dava ehliyetinin varlığından da bahsedilemeyeceği;</p>

<p>Dava konusu Yönetmeliğin, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmeliğe dayanılarak hazırlandığı ve anılan Genel Yönetmeliğe aykırılık teşkil etmeyecek şekilde düzenlenmiş olduğu,</p>

<p>Genel Yönetmeliğin sözlü sınav başlıklı 12/A maddesinde de sözlü sınav konularının kaçar puan üzerinden değerlendirileceğine dair açık bir hüküm bulunmayıp, yüz tam puan üzerinden değerlendirileceğine yönelik düzenleme yer aldığı;</p>

<p>Hangi boş kadrolara ve ne şekilde sınav gerçekleştirileceği mevzuatına uygun olarak, açık ve anlaşılır şekilde ilan edildiği;</p>

<p>Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği gereği değerlendirmeye alınacak konuların 4 ana başlık altında toplandığı, komisyon üyelerince dört ana başlık eşit şekilde 25'er puan olarak toplam yüz tam puan üzerinden değerlendirildiği ve aday değerlendirme formlarının da bu doğrultuda düzenlendiği;</p>

<p>7062 sayılı Teşkilat Kanunu ve diğer mevzuatın, sözlü sınavın, belirlenen kriterlere puan vermek suretiyle yapılacağını tartışmaya yer vermeyecek şekilde düzenlediği ve idari usul kuralını ortaya koyduğu;</p>

<p>Yürürlükte bulunan mevzuatın emrettiği şekilde ve emredilen şekilde sözlü sınav kurulunun oluşturulduğu, sözlü sınav kurulunun mevzuatın emrettiği şekilde ve emredilen kriterlere uygun olarak değerlendirme yapıp davacıya ayrı ayrı puan verdiği;</p>

<p>Sözlü sınavda, sınav komisyonunun görevinin, adayların kendileri tarafından kura ile çekilen zarflarda yer alan ve cevapları belli olan sözlü sorulara verilen yanıtlar ile adayın özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti gibi genel durumunu yansıtan toplam kriterlerin objektif bir şekilde değerlendirilmesinden ibaret olduğu;</p>

<p>Davacının, ortalama sözlü sınav puanının 58 olduğu, 70 puan barajının altında kalması nedeniyle de mevzuat gereği başarısız sayıldığı, davacı tarafından sözlü sınav puanı için sınav komisyonuna itirazda bulunulmadığı, birleştirme tutanağında belirtilen değerlendirme puanlarından, Sınav komisyonu üyelerinin objektif bir değerlendirme yaptığı, işlemlerin Kanun ve Yönetmeliklere uygun tesis edildiği;</p>

<p>Davacının aynı zamanda, konusu aynı olan uyuşmazlık için ... İdare Mahkemesinde E:... sayılı dosyasıyla dava açmış olduğu, iş bu davanın derdestlik yönünden de reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...</strong></p>

<p><strong>DÜŞÜNCESİ : </strong>Dava konusu Yönetmeliğin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesi ile Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığınca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamının ve sınav sonucunda yapılan atamaların iptali istemi ile özlük ve parasal hak talebi yönünden davanın reddine; davacının katıldığı sözlü sınavda aldığı puan sonucuna göre başarısız sayılmasına ilişkin işlemin ise iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI : ...</strong></p>

<p><strong>DÜŞÜNCESİ :</strong> ... İlçe Seçim Kurulu Başkanlığında ... olarak görev yapan davacı tarafından; Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamının, sınav sonucunda yapılan atamaların ve başarısız sayıldığı sözlü sınav sonucu ile bu sınavın dayanağı olan 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesinin iptali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın dava konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan şekliyle- 124. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.</p>

<p>İdareler, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda mevzuat değişikliği yapma hususunda takdir yetkisine sahiptirler. Kamu hizmetlerinin hangi koşullar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden saptamak her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişiklikleri yapma hususunda idarelerin takdir yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>Yönetmeliklerin Anayasa, yasa ve hukukun genel ilkelerine aykırı hükümler içermemesi ve öngörülen biçim ve yetki koşullarına uyularak çıkarılması dışında, söz konusu düzenleme yetkisinin kullanılmasına kamu hukuku yönünden herhangi bir engel bulunmadığı açıktır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3. maddesinde, "Sınıflandırma", "Kariyer" ve "Liyakat" ilkeleri bu Kanunun temel ilkeleri olarak belirlenmiş; kariyer ilkesi, Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanı sağlamak; liyakat ilkesi ise, Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini yeterlik sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Anılan Yasa uyarınca, liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde, hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak, Devlet memurları ile 233 sayılı KHK kapsamındaki kamu iktisadi teşebbüslerinde görev yapan sözleşmeli personelin görevde yükselme ve unvan değişikliklerine ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkarılan ve 18/04/1999 günlü, 23670 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmeliğin 8. maddesinde, görevde yükselme veya unvan değişikliği suretiyle atanacakların yazılı ve sözlü sınavda başarılı olmaları gerektiği öngörülmüş, aynı Yönetmeliğin 12/A maddesinde, sözlü sınav, 13. maddesinde de, sınav kurulu ve görevlerine yer verilmiş olup, "Görevde yükselme yönetmelikleri" başlıklı 15. maddesinde belirtilen kurumların, bu Yönetmeliğin kapsamına giren görevlere atanacaklarda aranacak şartları ve yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususları Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşünü alarak bu Yönetmeliğe aykırı olmamak üzere çıkaracakları yönetmelikle düzenleyecekleri hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda aktarılan Yasa ile Genel Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin, aynı doğrultuda düzenlemeleri içeren davaya konu "Sözlü sınav" başlıklı 9. maddesinde;</p>

<p>"(1) Yazılı sınavda en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere ilan edilen kadro sayısının beş katı aday sözlü sınava çağırılır. Son adayla aynı puana sahip olan personelin tamamı sözlü sınava alınır.</p>

<p>(2) Sözlü sınavda; Sınav konularına ilişkin önceden hazırlanmış sorular arasından, aday tarafından çekilecek soru ile ölçülecek,</p>

<p>a) İlgilinin atanacağı kadronun gerektirdiği mesleki bilgi düzeyi,</p>

<p>b) Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi bilgi düzeyi,</p>

<p>c) Genel kültür bilgi düzeyi,</p>

<p>ile özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği, olmak üzere toplam 100 puan üzerinden sınav kurulu üyeleri tarafından ayrı ayrı değerlendirme yapılır.</p>

<p>(3) Yapılan değerlendirme, sınav kurulu üyelerinin her biri tarafından ayrı ayrı "Aday Değerlendirme Formu"na işlenir.</p>

<p>(4) Sözlü sınav sırasında herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.</p>

<p>(5) Sözlü sınav bitirildikten sonra sınav kurulu üyelerince yapılan değerlendirme sonuçları "Birleştirme Tutanağı"nda gösterilir. İlgilinin sözlü sınavda başarılı sayılabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alması gerekir.</p>

<p>(6) Sözlü sınav sonuçları "Nihai Başarı Listesi"nin ilgili hanesine işlenir." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesi yönünden:</p>

<p>Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Dolayısıyla, bir normun, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik ile anılan kamu kurumlarına, görevde yükselme yönetmeliklerini çıkarma konusunda yetki verilmiş ve düzenleme yapılacak konuların çerçevesi de belirlenmiştir. Bu çerçevenin içerisinde "yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar"ın da yer aldığı görülmektedir.</p>

<p>Olayda, dava konusu Yönetmelik maddesi hükümlerinin, Genel Yönetmeliğin sözlü sınava yönelik 12/A maddesinde yer alan hükümlere koşut olarak düzenlendiği, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan norma aykırı veya bunu değiştirici, daraltıcı nitelikte bir hüküm getirmediği anlaşılan, üst hukuk normlarına uyumlu bir şekilde hazırlanıp yürürlüğe konulan dava konusu düzenlemede hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamı ve sınav sonucunda yapılan atamalar yönünden:</p>

<p>Her ne kadar ilgili Yönetmelik maddesinde bu yönde açık bir hüküm bulunmamakta ise de, yargı içtihatlarıyla benimsendiği üzere sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi, böylece sözlü sınavın nesnel olarak yapılması ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, yapılan sözlü sınav öncesinde, sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanmış olması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmiş olması karşısında, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının, Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nde öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde gerçekleştirildiği ve sözlü sınavının tamamını sakatlayacak herhangi bir neden de bulunmadığı kanaatine varıldığından, sözlü sınav sonuçlarında ve bu doğrultuda yapılan atamalarda da hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Davacının, seçim müdürlüğü sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlem yönünden:</p>

<p>Kamu hizmetlerinin ehil ve yetişmiş kamu görevlileri eliyle yürütülmesi için yapılan sözlü sınavların, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun, objektif ve aynı zamanda yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime imkan tanıyacak şekilde yapılması esas olup, sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin yargısal denetimini sağlayacak alt yapının tüm unsurlarıyla oluşturulmasını sağlamak hukuka bağlı idarenin görevidir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin 9. maddesinde, sözlü sınavının kapsamı düzenlenmiş olup, aynı maddenin 2. fıkrasında; " Sözlü sınavda; Sınav konularına ilişkin önceden hazırlanmış sorular arasından, aday tarafından çekilecek soru ile ölçülecek, a) İlgilinin atanacağı kadronun gerektirdiği mesleki bilgi düzeyi, b) Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi bilgi düzeyi, c) Genel kültür bilgi düzeyi, ile özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği " ile ilgili konularını kapsayacağı ifade edilmekle birlikte, sözlü sınav tutanakları incelendiğinde komisyon tarafından 100 puan üzerinden (Her biri 25 puan değerinde olan haneler yönünden: mesleki bilgi düzeyi: 20-15-20-20-20 puan; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi bilgi düzeyi: 10-10-8-15-12 puan; genel kültür bilgi düzeyi: 10-10-20-10-15 puan; özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği: 10-15-20-15-15 puan olmak üzere) ortalama 58 puan puan verilmek suretiyle değerlendirme yapıldığı; anılan sınavda, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi bilgi düzeyini ölçmek amacıyla "Mısır Sorununun görüşüldüğü 1840 Londra Anlaşmasına katılan Devletlerden üçünü sayınız " şeklinde soru sorulduğu görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, sözlü sınav komisyonunun yaptığı değerlendirmenin yukarıda yer verilen Yönetmeliğin 9. maddesinde düzenlenen sözlü sınav konularının kapsamını karşılamadığı, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi müfredatı yerine, Osmanlı Tarihi müfredatından soru sorulduğu anlaşılmakla, seçim müdürlüğü sözlü sınavında 58 puan verilmek suretiyle davacının başarısız sayılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davacının seçim müdürlüğü sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptaline, 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesine ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamına ve sınav sonucunda yapılan atamalara ilişkin ise davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>... İlçe Seçim Kurulu Başkanlığında ... olan ve ... tarihinde Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığınca yapılan görevde yükselme seçim müdürü yazılı sınavına katılarak 82 puan almak suretiyle sözlü sınava katılmaya hak kazanan, sözlü sınavdan ise 58 puan alarak başarısız sayılan davacı tarafından; Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığınca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamının, sınav sonucunda yapılan atamaların ve başarısız sayıldığı sözlü sınav sonucu ile bu sınavın dayanağı olan 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesinin iptali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>Anayasa'nın -dava konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan şekliyle- 124. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler</p>

<p>İdareler, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda mevzuat değişikliği yapma hususunda takdir yetkisine sahiptirler. Kamu hizmetlerinin hangi koşullar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden saptamak her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişiklikleri yapma hususunda idarelerin takdir yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>Yönetmeliklerin Anayasa, yasa ve hukukun genel ilkelerine aykırı hükümler içermemesi ve öngörülen biçim ve yetki koşullarına uyularak çıkarılması dışında, söz konusu düzenleme yetkisinin kullanılmasına kamu hukuku yönünden herhangi bir engel bulunmadığı açıktır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3. maddesinde, "Sınıflandırma", "Kariyer" ve "Liyakat" ilkeleri bu Kanunun temel ilkeleri olarak belirlenmiş; kariyer ilkesi, Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanı sağlamak; liyakat ilkesi ise, Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini yeterlik sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Anılan Yasa uyarınca, liyakat ve kariyer ilkeleri çerçevesinde, hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak, Devlet memurları ile 233 sayılı KHK kapsamındaki kamu iktisadi teşebbüslerinde görev yapan sözleşmeli personelin görevde yükselme ve unvan değişikliklerine ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkarılan ve 18/04/1999 günlü, 23670 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmeliğin 8. maddesinde, görevde yükselme veya unvan değişikliği suretiyle atanacakların yazılı ve sözlü sınavda başarılı olmaları gerektiği öngörülmüş, aynı Yönetmeliğin 12/A maddesinde, sözlü sınav, 13. maddesinde de, sınav kurulu ve görevlerine yer verilmiş olup, "Görevde yükselme yönetmelikleri" başlıklı 15. maddesinde belirtilen kurumların, bu Yönetmeliğin kapsamına giren görevlere atanacaklarda aranacak şartları ve yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususları Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşünü alarak bu Yönetmeliğe aykırı olmamak üzere çıkaracakları yönetmelikle düzenleyecekleri hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda aktarılan Yasa ile Genel Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin, aynı doğrultuda düzenlemeleri içeren davaya konu "Sözlü sınav" başlıklı 9. maddesinde;</p>

<p>"(1) Yazılı sınavda en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere ilan edilen kadro sayısının beş katı aday sözlü sınava çağırılır. Son adayla aynı puana sahip olan personelin tamamı sözlü sınava alınır.</p>

<p>(2) Sözlü sınavda; Sınav konularına ilişkin önceden hazırlanmış sorular arasından, aday tarafından çekilecek soru ile ölçülecek,</p>

<p>a) İlgilinin atanacağı kadronun gerektirdiği mesleki bilgi düzeyi,</p>

<p>b) Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi bilgi düzeyi,</p>

<p>c) Genel kültür bilgi düzeyi,</p>

<p>ile özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği, olmak üzere toplam 100 puan üzerinden sınav kurulu üyeleri tarafından ayrı ayrı değerlendirme yapılır.</p>

<p>(3) Yapılan değerlendirme, sınav kurulu üyelerinin her biri tarafından ayrı ayrı "Aday Değerlendirme Formu"na işlenir.</p>

<p>(4) Sözlü sınav sırasında herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.</p>

<p>(5) Sözlü sınav bitirildikten sonra sınav kurulu üyelerince yapılan değerlendirme sonuçları "Birleştirme Tutanağı"nda gösterilir. İlgilinin sözlü sınavda başarılı sayılabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alması gerekir.</p>

<p>(6) Sözlü sınav sonuçları "Nihai Başarı Listesi"nin ilgili hanesine işlenir." hükmü yer almaktadır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>1- 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesi yönünden:</p>

<p>Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Dolayısıyla, bir normun, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik ile anılan kamu kurumlarına, görevde yükselme yönetmeliklerini çıkarma konusunda yetki verilmiş ve düzenleme yapılacak konuların çerçevesi de belirlenmiştir. Bu çerçevenin içerisinde "yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar"ın da yer aldığı görülmektedir.</p>

<p>Olayda, dava konusu Yönetmelik maddesi hükümlerinin, Genel Yönetmeliğin sözlü sınava yönelik 12/A maddesinde yer alan hükümlere koşut olarak düzenlendiği, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan norma aykırı veya bunu değiştirici, daraltıcı nitelikte bir hüküm getirmediği anlaşılan, üst hukuk normlarına uyumlu bir şekilde hazırlanıp yürürlüğe konulan dava konusu düzenlemede hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>2- Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığınca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamı ve sınav sonucunda yapılan atamalar yönünden:</p>

<p>Her ne kadar ilgili Yönetmelik maddesinde bu yönde açık bir hüküm bulunmamakta ise de, yargı içtihatlarıyla benimsendiği üzere sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi, böylece sözlü sınavın nesnel olarak yapılması ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, yapılan sözlü sınav öncesinde, sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanmış olması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmiş olması karşısında, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının, Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nde öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde gerçekleştirildiği ve sözlü sınavının tamamını sakatlayacak herhangi bir neden de bulunmadığı kanaatine varıldığından, sözlü sınav sonuçlarında ve bu doğrultuda yapılan atamalarda da hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>3- Davacının, seçim müdürlüğü sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlem ve özlük hakları yönünden:</p>

<p>Kamu hizmetlerinin ehil ve yetişmiş kamu görevlileri eliyle yürütülmesi için yapılan sözlü sınavların, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun, objektif ve aynı zamanda yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime imkan tanıyacak şekilde yapılması esas olup, sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin yargısal denetimini sağlayacak alt yapının tüm unsurlarıyla oluşturulmasını sağlamak hukuka bağlı idarenin görevidir.</p>

<p>Yukarıda yer verilen Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin 9. maddesinde, sözlü sınavının kapsamı düzenlenmiş olup, aynı maddenin 2. fıkrasında; " Sözlü sınavda; Sınav konularına ilişkin önceden hazırlanmış sorular arasından, aday tarafından çekilecek soru ile ölçülecek, a) İlgilinin atanacağı kadronun gerektirdiği mesleki bilgi düzeyi, b) Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi bilgi düzeyi, c) Genel kültür bilgi düzeyi, ile özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği" ile ilgili konuları kapsayacağı ifade edilmekle birlikte, sözlü sınav tutanakları incelendiğinde komisyon tarafından 100 puan üzerinden (Her biri 25 puan değerinde olan haneler yönünden: mesleki bilgi düzeyi: 20-15-20-20-20 puan; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi bilgi düzeyi: 10-10-8-15-12 puan; genel kültür bilgi düzeyi: 10-10-20-10-15 puan; özgüveni, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, temsil kabiliyeti, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği: 10-15-20-15-15 puan olmak üzere) ortalama 58 puan puan verilmek suretiyle değerlendirme yapıldığı; anılan sınavda, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi bilgi düzeyini ölçmek amacıyla "Mısır Sorununun görüşüldüğü 1840 Londra Anlaşmasına katılan Devletlerden üçünü sayınız " şeklinde soru sorulduğu görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, sözlü sınav komisyonunun yaptığı değerlendirmenin yukarıda yer verilen Yönetmeliğin 9. maddesinde düzenlenen sözlü sınav konularının kapsamını karşılamadığı, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi müfredatı yerine, Osmanlı Tarihi müfredatından soru sorulduğu anlaşılmakla, seçim müdürlüğü sözlü sınavında 58 puan verilmek suretiyle davacının başarısız sayılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.</p>

<p>Diğer yandan, iş bu kısmen iptal kararı uyarınca davacı, doğrudan sözlü sınavından başarılı sayılıp seçim müdürü kadrosuna atanamayacağından ve yeniden sözlü sınavı yapılması gerektiğinden, dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan herhangi bir zarardan söz edilemeyeceğinden davacının özlük ve parasal hak talebinin reddi gerekmektedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının seçim müdürlüğü sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlemin İPTALİNE;</p>

<p>2. 18/02/2018 günlü, 30336 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin "Sözlü Sınav" başlıklı 9. maddesinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,</p>

<p>3. Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığınca yapılan görevde yükselme seçim müdürü sözlü sınavının tamamının ve sınav sonucunda yapılan atamaların iptali istemi ile özlük ve parasal hak talebi yönünden DAVANIN REDDİNE,</p>

<p>4. Aşağıda dökümü yapılan ...-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre yarısı olan ...-TL'lik kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, yargılama giderinin ...-TL'lik kısmının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 04/12/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20192259-e-20255734-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="36573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/47812 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202247812-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202247812-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 29/1/2026 tarihli ve 2022/47812 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>Y.Ö. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/47812)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 29/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 8/6/2026- 33274</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><u>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</u></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mehmet Yavuz YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Y.Ö.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın idari davaya konu olabilecek icrai bir işlem bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü (İdare) Hukuk Müşavirliğinde avukat olarak görev yapmaktadır. İdarece başvurucunun mevzuat uyarınca müşavirlikçe yürütülmesi gereken iş ve işlemlerde gerekli özen ve dikkati göstermediğinden bahisle disiplin hükümlerinin uygulanacağı hususunda başvurucuya uyarı yapılmasına 19/3/2021 tarihli işlemle karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu, uyarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle İzmir 6. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesinin 26/11/2021 tarihli kararıyla, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; dava konusu edilen işlemin disiplin cezası niteliğinde ve mahiyetinde olmayıp hukuk müşavirliğinde görev yapan başvurucu ile birlikte altı avukata bundan sonraki görev ve davranışlarında daha dikkatli olmaları gerektiği, aksi hâlde haklarında yasal işlem yapılacağının bildirilmesine ilişkin uyarı mahiyetinde olduğu belirtilmiştir. Ayrıca dava konusu edilen işlemin başvurucunun özlük dosyasına ve personel kayıtlarına işlenmediğinin ifade edildiğini, bu sebeple icrai bir nitelik taşımayıp tek başına herhangi bir hüküm ve sonuç doğurmayacağını, dolayısıyla idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli bir işlem niteliğinde olmadığını vurgulamıştır.</p>

<p>4. Başvurucu, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi (istinaf mercii) 1/3/2022 tarihinde istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 9/3/2022 tarihinde öğrendikten sonra 1/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>6. Başvurucu; davaya konu işlemin mahiyeti itibarıyla kesin ve yürütülebilir olduğunu, sonuçları dolayısıyla disiplin cezasının etkilerini gösterdiğini iddia etmiştir. Uyarı yazısının İdarece özlük dosyasında muhafaza edildiğini, ödüllendirme ile ceza durumlarında veya atama işlemlerinde dikkate alındığını ileri sürmüştür. İdare Mahkemesince davasının hukuka aykırı olarak esasının incelenmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ifade etmiştir.</p>

<p>7. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak İdareden temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucunun şikâyetlerine ilişkin yapılacak incelemede dikkate alınmak üzere sunulduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>9. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>11. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (<i>Mohammed Aynosah</i> [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>13. Bireylere kamu makamları tarafından kamu gücü kullanılarak tesis edilen ve hukuki durumlarını etkileyen idari işlemlere karşı dava açma olanağının sağlanması da mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken güvencelerden biridir. Dolayısıyla bireyin hakkında gerçekleştirilen ve sonuçları itibarıyla hukuksal durumunu, başka bir ifadeyle menfaatini etkileyen bir idari işleme karşı dava açma ve bu işlemle ilgili uyuşmazlığın mahkeme önünde incelenmesi imkânından yoksun bırakılması mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edebilir (<i>Solmaz Güntemur</i> [1. B.], B. No: 2018/12262, 3/12/2020, § 46).</p>

<p>14. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 10).</p>

<p>15. Mahkemeler, idari işlemlerin dava konusu edilebilirliğiyle ilgili koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini irdelerken ve usul kurallarını uygularken söz konusu düzenlemenin getirilmesi ile ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasında adil bir denge gözetmelidir. Bu bağlamda idari işlemin icrailik vasfından hareketle dava konusu edilebilirliğinin değerlendirilmesinde kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasındaki denge kurulurken dava konusu edilen işlemin mahiyeti, başvurucunun hukuki durumuna ve gelecek yaşantısına ne şekilde etkilerinin olduğu, işlemin dava konusu edilememiş olmasından dolayı bertaraf edilemeyen bu etkilerin başvurucuya bir külfet yükleyip yüklemediği gibi hususlar gözönünde bulundurulabilir (<i>Ali Diren </i>[1. B.], B. No: 2015/13108, 18/4/2018, § 62).</p>

<p>16. Öte yandan anılan usul kuralının uygulanmasında temel norm niteliğinde olan, idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolunun açık olduğu yönündeki Anayasa'nın 125. maddesi hükmünün etkisiz kılınması sonucuna yol açabilecek nitelikte yorumlardan da kaçınılması gerekir (<i>Ali Diren</i>, § 63).</p>

<p>17. Davaya konu edilebilirliğinin tespiti yönünden bir idari işlemin <i>icrailik</i> niteliğini taşıyıp taşımadığını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen yargı mercilerine aittir. Yargı mercileri, önlerindeki uyuşmazlığın niteliğini ve ilgili mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde etki ve sonuçlar doğurabilecek nitelikte icrai bir işlem olup olmadığını değerlendirirler. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava konusu edilen işlemin icrai bir işlem olup olmadığının belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, idari işlemin icrailik niteliğini taşıyıp taşımadığıyla ilgili yargı mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (<i>Ali Diren</i>, § 64).</p>

<p>18. 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre icrailik niteliği taşımayan işlemler idari davaya konu edilememekte ve bu nitelikteki işlemlere karşı açılan davaların esas incelemesine geçilmeksizin usulden reddedilmesi öngörülmektedir. Yerleşik idari yargı içtihadında; ilgilisi üzerinde herhangi bir etki göstermeyen, bir başka ifadeyle hukuksal sonuç doğurmayan idari işlemlerin icrailik niteliği taşımadığı kabul edilmektedir. Bu itibarla söz konusu idari işlemlerin esasen herhangi bir uyuşmazlığa sebebiyet verme imkân ve kabiliyetibulunmayan nitelikte işlemler olduğu söylenebilir (<i>Ali Diren</i>, § 40).</p>

<p>19. Bireysel başvuruya konu olayda, başvurucunun mevzuat uyarınca müşavirlikçe yürütülmesi gereken iş ve işlemlerde gerekli özen ve dikkati göstermediğinden bahisle disiplin hükümlerinin uygulanacağı hususunda uyarılmasına ilişkin yazının uyuşmazlık konusu edildiği bir idari dava söz konusudur. Başvurucunun tarafına tebliğ edilen bu yazının iptali istemiyle açtığı davanın söz konusu yazının idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliği taşımadığı gerekçesiyle usulden reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmüştür.</p>

<p>20. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>21. Başvuruda, davanın incelenmeksizin reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararının 2577 sayılı Kanun'un 14. ve 15. maddelerine dayandığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>22. İdari makamlar tarafından idari işleyiş içinde gerçekleştirilen ancak icrailik niteliği taşımayan, bir başka ifadeyle herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile bu tip işlemlerin idari davaya konu edilememesi idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir (Ali Diren, § 56).</p>

<p>23. Yargılama usullerinin düzenlenmesinde usul ekonomisinin gözetilmesi, bu suretle iyi adalet ve kamu yönetiminin de sağlanarak kamu yararının gerçekleştirilmesi Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biridir. Dolayısıyla usul ekonomisi ile iyi adalet ve kamu yönetimi ilkeleri gözetilerek idari işlemlerin dava konusu edilebilirliğinin belli koşullara bağlanması mümkündür (<i>Ali Diren</i>, § 57).</p>

<p>24. Somut olayda usul kurallarını yorumlayan İdare Mahkemesinin icrailik niteliği bulunmadığı gerekçesiyle idari işleme karşı açılan iptal davasını incelenmeksizin reddetmesinin yukarıda değinilen kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (<i>Ali Diren</i>, § 58).</p>

<p>25. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale, ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,<i> orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;<i> Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>26. Bir idari işlemin icrailik niteliği taşıyıp taşımadığı yönündeki değerlendirmeden hareketle dava konusu edilip edilemeyeceğinin bu husustaki kanun hükmünü uygulayacak olan idari yargı mercii tarafından tespit edileceği açıktır. Bununla birlikte ilgili kanun hükmünü uygulayan yargı merciinin idari işlemin dava konusu edilemeyeceği yönünde bir tespit ve değerlendirmede bulunmuş olması tek başına ve her zaman ortadabir uyuşmazlığın bulunmadığı sonucuna ulaşılması için yeterli değildir. Bireysel başvuru kapsamında yapılan incelemelerde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin uygulanabilirliğinin tespiti için aynı mahiyetteki idari işlemlere ilişkin olarak iç hukukta kabul görmüş bir uyuşmazlık olgusu bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmenin yapılmasında ise mahkemelerce aynı mahiyetteki idari işlemlerin dava konusu edilebileceğinin kabul edilmesi ve bu tip işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmesi önemli bir ölçüttür. Özellikle içtihat mahkemesi olan Danıştayın yorum ve uygulamalarının bu hususta belirleyici bir role sahip olduğu söylenebilir (<i>Ali Diren</i>, § 42).</p>

<p>27. Danıştay Onikinci Dairesinin 23/3/2016 tarihli ve E.2012/9161, K.2016/1578 sayılı kararında, kamu görevlilerinin disiplin cezaları dışında ve disiplin cezası niteliği taşımayan bir biçimde yazılı olarak ikaz edilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme bulunmaması nedeniyle disiplin cezası niteliği taşımasa da davacının özlük dosyasında bulunan bu işlemin davalı idarenin davacı hakkında takdir yetkisini kullanacağı çeşitli işlemlerde dikkate alınabileceği, davacının hukuki durumunu etkileyebileceği ve bu nedenle de idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemlerden olduğu belirtilmiştir. Yine Danıştay Onikinci Dairesinin 25/6/2013 tarihli ve E.2010/3249, K.2013/5666 sayılı kararında, davacının yazılı olarak uyarılmasına ilişkin işlemin disiplin cezası niteliğini taşımadığı açık olmakla birlikte söz konusu işlemin davacının özlük dosyasına konulması ve davalı idarenin davacı hakkında takdir yetkisini kullanacağı çeşitli işlemlerde dikkate alınması olasılığı karşısında, davacının hukuki durumuna ciddi etkileri olabileceği belirtilerek dava konusu işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir nitelikte olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>28. Bu bağlamda Danıştay içtihatlarına göre bir kamu görevlisinin herhangi bir fiil veya davranışından dolayı disiplin cezası niteliği taşımayan bir şekilde, yazılı olarak ikaz edilmesine ilişkin işlemlerin icrai mahiyette olduğu değerlendirilerek idari davaya konu edilebileceklerinin kabul edildiği ve bu özellikteki işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelendiği anlaşılmıştır.</p>

<p>29. Bireysel başvuruya dayanak davada uyuşmazlık konusu edilen işlem, başvurucuya müşavirlikçe yürütülmesi gereken iş ve işlemlerde gerekli özen ve dikkati göstermediğinden bahisle disiplin hükümlerinin uygulanacağı hususunda uyarı yapılmasına ilişkindir.</p>

<p>30. Mevzuatta kamu görevlilerinin yazılı olarak ikaz edilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme bulunmaması nedeniyle bu tip işlemler esasen bir disiplin cezası niteliği taşımamaktadır. Bununla birlikte Danıştay içtihadında, özlük dosyasında saklanan söz konusu işlemlerin idarenin kamu görevlisi hakkında takdir yetkisini kullanacağı çeşitli işlemlerde (taltif/ceza/atama/görevlendirme/terfi gibi) dikkate alınabileceğinden hukuki durumunu etkileyebileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Anılan içtihattaki yaklaşımın öz itibarıyla statü hukukuna göre çalışan kamu görevlilerinin çalışma hayatının ve mesleki kariyerinin doğrudan, idare tarafından kamu personel hukuku kapsamında gerçekleştirilen birtakım işlemlerle şekillenmesi olgusuna dayandığı tespit edilmiştir. Buna göre Danıştayın söz konusu içtihadının idari işlemin icrailik niteliğinden hareketle dava konusu edilebilirliğinin tespitinde kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasındaki adil dengeyi gözeten, objektif ve hukuken kabul edilebilir ölçütler içerdiği saptanmıştır (Ali Diren, § 67).</p>

<p>31. Danıştay içtihadında benimsenen bu yaklaşıma göre somut olayda başvurucunun yazılı olarak uyarılması yolunda tesis edilen ve özlük dosyasında saklandığı anlaşılan söz konusu işlemin başvurucu üzerinde birtakım hukuksal sonuçlar doğurma kapasitesinin bulunduğu, bu hâliyle icrailik niteliğinin olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bireysel başvuruya konu İdare Mahkemesi kararında ise Danıştay içtihadında belirtilen ölçütler kapsamında herhangi bir irdelemeye gidilmeksizin salt söz konusu yazının bir disiplin cezası olmadığı yönünde şekilci bir yaklaşımla hareket edilerek ortada idari davaya konu edilebilecek bir işlem bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı görülmektedir (<i>Ali Diren</i>, § 68).</p>

<p>32. İdare Mahkemesinin eldeki davada iptali istenen idari işlemin icrailik niteliğini taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili bu şekilci yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idari işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır (<i>Ali Diren</i>, § 69).</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>34. Bununla birlikte mahkemeye erişim hakkı yönünden ihlal sonucuna varıldığından başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer ihlal iddialarının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM</strong></p>

<p>35. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 6. İdare Mahkemesine (E.2021/745, K.2021/1589) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>F. 664,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202247812-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="11736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/16250 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202516250-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202516250-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 4/3/2026 tarihli ve 2025/16250 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>Ş.G. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2025/16250)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 4/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 8/6/2026- 33274</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><u>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</u></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan y.</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ayşenur TUNCER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ş.G.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Simge ÖZTÜRK AKAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, müşterek çocukların yurt dışında bulunan mutat meskenine iade edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucuyla evlenme tarihinde hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Hollanda Krallığı vatandaşı olan C.T.nin 2014 yılında yaptıkları evliliklerinden Hollanda'da dünyaya gelen 27/6/2016 doğumlu bir kız çocuklarıyla, 11/5/2017 doğumlu ikiz kız çocukları bulunmaktadır. Taraflar Hollanda'da ikamet ederken 6/8/2018 tarihinde boşanmıştır. Başvurucu, boşanma hükmünün tenfizi için 13/12/2021 tarihinde İzmir 6. Aile Mahkemesinde dava açmıştır. Tarafların boşanmalarına dair yabancı mahkeme ilamının tenfizine 19/7/2022 tarihinde karar verilmiştir. Anılan karar 30/9/2022 tarihinde kesinleşerek boşanma hükmü Türkiye'deki nüfus kayıtlarına işlenmiştir. Başvurucu, müşterek çocuklarla birlikte 23/7/2022 tarihinde Türkiye'ye gelmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu, Türkiye'ye geldikten sonra çocukların babası, dönüş tarihi olarak kararlaştırılan 5/9/2022 tarihinde başvurucunun çocuklarla birlikte Hollanda'ya dönmemesi üzerine çocukların rızası hilafına alıkonulduğu iddiasıyla ve 25/11/1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) uyarınca iade işlemlerinin başlatılması talebiyle Hollanda makamlarına başvurmuştur.</p>

<p>4. Hollanda makamlarının ihbarı üzerine davacı babayı temsilen Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün yazısı doğrultusunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir 8. Aile Mahkemesinde (Mahkeme) 28/2/2023 tarihinde çocukların mutat meskene iadesi talebiyle dava açılmıştır. Davanamede müşterek çocukların anneleri tarafından tatil için Türkiye'ye getirildikleri, dönüş tarihi olarak kararlaştırılan 5/9/2022'den itibaren babanın rızası hilafına Türkiye'de alıkonulmakta oldukları belirtilerek adı geçen çocukların mutat meskeni olduğu bildirilen Hollanda'da bulunan babalarına iade edilip edilmeyecekleri konusunda karar verilmesi dava ve talep edilmiştir.</p>

<p>5. Davacı vekili; müşterek çocukların anneleri tarafından yurt dışından kaçırılmak sureti ile Türkiye'ye getirilip bir yıldır annenin yanında yaşadıklarını ancak babanın bu duruma rızası olmadığını, bu konuda davacının Hollanda ve Türk makamlarına gereken tüm başvuruları yaptığını, çocukların babalarına karşı kötü söylemlerle ikna edilip korkutulduğunu ve baskı gördüklerini, babanın çocuklarla iletişim kurmasını annenin engellediğini iddia etmiştir. Bunun yanında annenin davacı hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu, yapılan soruşturma sonucunda davacı hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini belirterek müşterek çocukların iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, davaya ilişkin beyanında Hollanda Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından düzenlenen raporda ve İzmir 6. Aile Mahkemesinde devam etmekte olan velayetin düzenlenmesi davasında alınan sosyal inceleme raporunda çocukların baba hakkındaki beyanlarına yer verildiğini vurgulamıştır. Başvurucu; çocukların beyanlarına ve raporlardaki tespitlere dayanarak babanın çocukların yanında pornografik görüntüler/filmler izlediğini babanın hâlen ailesi ile birlikte oturduğunu, yeni çalışmaya başladığını, babanın çocuklara çıplak görüntüler izletme, ayak yalama gibi davranışlarının çocukların cinsel istismarı konusunda şüphe içeren eylemler olduğunu ifade ederek babanın çocuklara yönelik kötü davranışlarda bulunması nedeniyle çocukların kendi yanında kalması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>7. Mahkeme tarafından anne, baba ve çocuklarla görüşme yapılmak suretiyle sosyal inceleme raporları hazırlanması sağlanmıştır. Raporlarda çocukların birebir bakımını sağlayan kişinin anne olduğu, çocukların özbakım başta olmak üzere gereksinimlerinin sağlıklı şekilde yerine getirildiği, çocukların anne ile sıcak bir ilişkisi olduğu, çocukların baba ile görüşmek istemediklerini beyan ettikleri, kişisel ilişki sürecinde de çocukların babaya tepkisel olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında çocukların anne yanında fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalabileceğine dair herhangi bir risk faktörüne ya da risk emaresine rastlanmadığı sonucuna ulaşılmakla birlikte çocukların yaşı ve devam eden eğitimleri sebebiyle anne yanında yaşamalarında sakınca görülmediği, babanın iseçocuklarla yaşam kurma hususunda belirgin bir planı olmadığı, babanın çocuklara yaklaşım konusunda bir danışmanlık desteğine ihtiyaç duyduğu, kişisel ilişki sürecinde de her iki tarafa uzman desteği sağlanarak danışmanlık tedbiri uygulanması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Mahkeme 15/6/2023 tarihinde iade talebinin reddine karar vermiştir. Kararda müşterek çocukların sosyal hizmet uzmanıyla yaptıkları görüşmelerde anneleri ile birlikte kalmak istediklerine dair beyanları ve "<i>çocukların yaşı, devam eden eğitimleri sebebiyle müşterek çocukların velayetinin davalı annede kalmasında bir sakınca görülmemiştir. Müşterek çocukların anne yanında fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalabileceğine dair herhangi bir risk faktörüne ya da risk emaresine rastlanmamıştır. Ayrıca başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşeceği yönünde ciddi bir riske ya da risk emaresine de rastlanmamıştır.</i>" şeklindeki uzman görüşünün dikkate alındığı belirtilmiştir. Ayrıca çocukların psikososyal ve fiziksel açıdan anne sevgi ve ilgisine ihtiyaç duyacak yaşta oldukları, bu çağda annenin sevgi ve şefkatinden mahrum kalacak olmanın çocukları fiziki ve psikolojik tehlikeye maruz bırakabileceği, çocuklarla anne ve babanın yarışan menfaatleri arasında dengenin kurulması gerektiği, çocukların üstün yararı ve menfaati gereğince davanın reddine karar verildiği ifade edilmiştir.</p>

<p>9. Davacı baba ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara karşı istinaf kanun yoluna müracaat etmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) 1/2/2024 tarihinde istinaf başvurusu reddedilmiştir. Karar gerekçesinde anne ile çocukların tatil amaçlı ve babanın da onayı ile yurda geldikleri dolayısıyla kanuna aykırı şekilde getirildikleri hususunun söz konusu olmadığı, çocukların üstün yararı gereğince mutat meskene iadenin reddi şartlarının gerçekleştiği, davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında hata yapılmadığı, yeterli, denetime açık, hükme elverişli, dosya içeriğine uygun gerekçe ile karar verilmesinde usul ve kanuna aykırılık olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>10. Anılan kararın davacı baba tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (Daire) tarafından 18/4/2024 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararda anne tarafından çocukların mutat meskenleri olan Hollanda'dan 2022 yaz tatili için Türkiye'ye getirildikleri, Hollanda'ya dönmeleri gereken zamanda geri dönmedikleri, annenin kanundan doğan koruma hakkını ihlal etmek suretiyle müşterek çocukları haksız olarak alıkoyduğu, davacı babanın sözleşme hükümleri uyarınca çocukların mutat meskene iadesinin temini için Hollanda merkezî makamına başvuruda bulunduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte iade isteğinin reddini gerektirecek vahim bir tehlikenin varlığı veya geri dönmenin çocukları fiziksel ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir riskin ve sözleşmede kabul edilen diğer iadeden kaçınma sebeplerinin varlığının kanıtlanamadığı vurgulanmıştır. Ayrıca Lahey Sözleşmesi'nde küçüğün anne yanında bulunduğu ortama alışması ve yaşı iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmediğinden somut olayda çocukların mutat meskenlerine iadesinin çocuklar açısından ciddi bir risk oluşturacağının ortaya konulması gerektiğine işaret edilmiştir. Sonuçta iade isteğinin reddini gerektirecek sebeplerin somut olayda mevcut olmadığı kanaatine ulaşılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>11. Mahkeme, bozma kararına uyarak davanın kabulüne ve çocukların mutat meskeni olan babasının bulunduğu Hollanda'ya iadesine karar vermiştir. Başvurucu, karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Daire 20/2/2025 tarihinde usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvuru konusu olan çocuğun alıkonulması nedeniyle mutat meskene iadesi davası açılmadan önce İzmir 6. Aile Mahkemesince verilen tenfiz kararında çocukların velayetine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından ve bu nedenle çocukların velayeti askıda kaldığından İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından velayetin düzenlenmesi için aile mahkemesine ihbarda bulunulmuştur. Yapılan yargılamada 6/6/2023 tarihinde verilen kararla çocukların velayetlerinin anneye verilmesine ve baba ile çocuklar arasında ise refakatçi eşliğinde kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. Davalı babanın karara karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi tarafından verilen 21/10/2024 tarihli kararla kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararda babanın alınan sosyal inceleme raporuna itirazları ve annenin yeni eşi hakkındaki iddialarının değerlendirilmesi için anne ve müşterek çocukların yaşadıkları yerde inceleme yapılmak suretiyle uzmanlardan oluşan üç kişilik heyetten müşterek çocukların velayetinin düzenlenmesi konusunda yeniden sosyal inceleme raporu alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>13. Anılan kararın kaldırılması akabinde yapılan yargılama devam ederken taraflar ilk derece mahkemesine 12/5/2025 tarihli bir protokol sunmuştur. Belirtilen protokolde taraflar ortak velayet, iştirak nafakası miktarı, çocukların fiilen kimin yanında yaşayacakları ve kişisel ilişki kurulması hususlarında anlaşma sağlamıştır. 13/5/2025 tarihinde verilen kararda çocukların ortak velayetlerinin anne ve babaya verilmesine, ortak velayet altındaki müşterek çocukların fiilen başvurucu anne ile birlikte yaşamalarına, fiilen anne yanında kalacak olan ortak velayet altındaki müşterek çocuklar ile baba arasındaki şahsi münasebetin tarafların anlaşmaları doğrultusunda kurulmasına karar verilmiştir. Bunun yanında babanın müşterek çocukların bakım ve eğitim giderlerine katkı sağlamak amacıyla her çocuk için iştirak nafakası ödemesine karar verilmiştir.</p>

<p>14. Türkiye'de ikamet eden başvurucu anne 23/1/2023 tarihinde yeni bir evlilik yapmış olup bu evlilikten bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Müşterek çocukların babasının ise 14/10/2024 tarihinde Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verilmiş olup baba anılan tarihten itibaren sadece Hollanda Krallığı vatandaşıdır.</p>

<p>15. Başvurucu, nihai kararı 28/3/2025 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 7/4/2025 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>16. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi tarafından 30/4/2025 tarihinde başvurucunun tedbir talebinin kabulüne karar verilmiştir. Tedbir ara kararında başvurucunun 8 ve 9 yaşlarındaki kız çocuklarının Hollanda'ya iade edilmesi durumunda yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi için ek bilgi ve belgelere ihtiyaç olduğuna, araştırma sürecinde iade gerçekleştirilmesi hâlinde ise telafisi imkânsız sonuçlar ortaya çıkabileceğine değinilmiştir. Bu doğrultuda ilgili bilgi ve belgeler toplandıktan sonra yeniden değerlendirilmek üzere bu aşamada tedbir talebinin kabulüne, tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin yeni bir karar verilinceye veya başvurunun kabul edilemez olduğuna, başvurucunun hakkının ihlal edilmediğine ya da başvurunun düşmesine karar verilinceye kadar başvurucunun kızlarının Hollanda'ya iade edilmesine dair kararın geçici olarak durdurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>18. Başvurucu; müşterek çocuklarının babasından boşandıktan sonra babanın da rızasını alarak çocuklarıyla Türkiye'de yaşadığını, çocuklarının babası ve bu kişinin ailesinin kendisini tehdit etmesi sebebiyle Hollanda'ya dönemediğini, akabinde Türkiye'de yeni bir evlilik yaptığını, bu evliliğinden bir kızı daha olduğunu, çocukların Hollanda'ya iadesine karar verildiği takdirde yeni doğan kardeşlerinden ayrı kalmalarına sebebiyet verileceğini ifade etmiştir. Bunun yanında çocukların bulunduğu yere aidiyet geliştirdiğini, kendisinden ve kardeşlerinden ayrılmalarının psikososyal gelişimleri açısından travmatik sonuçlar doğuracağını belirterek babanın Hollanda'daki yaşam koşulları araştırılmadan karar verildiğini ve çocukların iadesi hâlinde fiziksel veya psikolojik olarak bir tehlikeye maruz kalıp kalmayacakları yönünde araştırma yapılmadığını iddia etmiştir. Anne bakımına, sevgisine ve ilgisine muhtaç, doğumlarından itibaren anne tarafından bakılan çocukların beyanlarında babanın ve babaannelerinin kendilerine yönelik davranışlarıyla ilgili olumsuzlukları belirttiklerini ancak bu beyanların ve düzenlenen sosyal inceleme raporlarındaki görüşlerin dikkate alınmadığını, çocukların Hollanda'ya iade edilmesi hâlinde ise ailesinden ayrı bir ikametgâhı bulunmayan babanın üç kız çocuğuna bakma imkânının olmadığını, bu nedenle kurum bakımına alınmalarının söz konusu olabileceğini belirten başvurucu, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucu ile eski eşinin müşterek çocukların velayeti konusunda anlaşmaya vardıkları ve ortak velayetin taraflara verildiği gözönüne alınarak mağduriyetin devam edip etmediğinin değerlendirilmesiyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen tedbir kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, çocukların mutat meskene iadesine ilişkin dava dosyasına gönderilen tedbir kararının diğer vekile tebliğ edildiğini, anılan tedbir kararından haberdar olmadıkları için karşı taraf ile anlaşıp ortak velayeti kabul etmek zorunda kaldıklarını bildirmiştir. Ayrıca başvurucu ortak velayet konusunda taraflar anlaşsalar da Lahey Sözleşmesi'nin uygulandığı başvuru konusu yargılamada anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediği noktasında değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>20. Başvuru, aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>21. Lahey Sözleşmesi, yasa dışı kaçırılan veya taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini ve ebeveyn tarafından gerçekleştirilen uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümü hususunda hızlı bir prosedür öngörmekte ve Lahey Sözleşmesi’nde yer verilen sınırlı sayıdaki istisnai hâller dışında çocuğun bulunduğu ülkenin yetkili makamlarının çocuğu mutat ikametgâhı olan ülkesine ivedi şekilde iade etmesini zorunlu kılmaktadır (<i>Marcus Frank Cerny</i> [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015,<i> </i>§§ 46, 47).</p>

<p>22. Her çocuk, menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni ile doğrudan ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Lahey Sözleşmesi de çocuğun geri döndürülmesi, çocuğu ağır fiziksel veya psikolojik zarar riskine maruz bırakmadıkça veya başka bir şekilde katlanılmaz bir duruma sokmadıkça kural olarak kaçırılan çocuğun ivedi olarak iadesini gerektirmekte ve bu şekilde aile ilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır (<i>Marcus Frank Cerny</i>, § 75; <i>Levent Aşıklar </i>[1. B.], B. No: 2014/13936, 8/3/2018, § 77). Anayasa Mahkemesi, yargılama makamları tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin Lahey Sözleşmesi hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir (<i>Marcus Frank Cerny, </i>§ 62; <i>Levent Aşıklar</i>, § 68).</p>

<p>23. Çocukların ebeveyninden birinin velayet hakkını ihlal etmek suretiyle kaçırılmaları veya alıkonulmaları hâlinde çocukların mutat meskenlerine derhâl iade edilmesi kuraldır. Bu kuralın istisnası Lahey Sözleşmesi'nin 13. maddesine göre alıkonulan çocuğun mutat meskeni tespit edildikten sonra ancak çocuğun iade edilmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağının veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğinin tespit edilmesidir (<i>Asiye Kovancı </i>[1. B.], B. No: 2022/25700, 6/3/2024, § 19; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Ayşegül Pervane </i>[2. B.], B. No: 2017/37155, 30/9/2020, § 38).</p>

<p>24. Öncelikle çocuğun mutat meskene iadesine ilişkin davalarda tarafların koşulları ayrıntılı bir şekilde incelenmeli, tarafların çıkarları ile çocuğun yüksek menfaati arasında bir denge kurulmalı ve sonuç olarak çocuk için en iyi çözümün ne olduğu tespit edilerek karar verilmelidir. Çocuğun üstün yararına olanın ve mutat meskenin belirlenmesi sürecinde, özellikle anneye bağımlılık çağındaki çocuklar yönünden çocuğun yaşı, anneyle yaşadığı yer ve süre, annenin yaşam koşullarına alışma düzeyi ile annenin çocukla birlikte çocuğun iade edileceği ülkede yaşama olanağı olup olmadığı hususları gözetilerek iadesi hâlinde çocuğun maruz kalabileceği risklerin tespit edilmesi gerektiği söylenebilir. Bu kapsamda anneye bağımlılık çağında olan ve doğumundan itibaren anne tarafından bakılan çocukların, anne yanındayken alıştığı koşullardan ve anneden koparılarak başka bir ülkeye gönderilmesinin çocuk üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğinin de gözetilmesi gerekir (<i>Dilek Tsakırıdıs </i>[1. B.], B. No: 2018/35068, 9/6/2020, § 46).</p>

<p>25. Bu bağlamda somut olayda hazırlanan uzman raporlarında çocukların birebir bakımını sağlayan kişinin anne olduğu, çocukların özbakım başta olmak üzere gereksinimlerinin sağlıklı bir şekilde yerine getirildiği, çocukların anneleri ile sıcak bir ilişkisinin bulunduğu, çocukların baba ile görüşmek istemediklerini beyan ettikleri, kişisel ilişki sürecinde de çocukların babaya yönelik tepkisel olduğu ortaya konmuştur. Bunun yanında çocukların anne yanında fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalabileceğine dair herhangi bir risk faktörüne ya da risk emaresine rastlanmadığı sonucuna ulaşılmakla birlikte çocukların yaşı ve devam eden eğitimleri sebebiyle anne yanında yaşamalarında sakınca görülmediği ifade edilmiştir. Uzman görüşünde ayrıca babanın çocuklarla yaşam kurma hususunda belirgin bir planı olmadığının belirtildiği gözetildiğinde çocuklar ile anne arasında güven ve sevgi bağının gelişmiş olması, çocukların annenin yanında yeni kurulan aile ortamı içinde yeni doğan kardeşleriyle birlikte yaşamaları, daha önce bireysel olarak yaşamadıkları bir ortamda annelerinden ve kardeşlerinden ayrı<strong> </strong>kalarak yaşamalarının ise çocukların duygusal olarak örselenerek psikososyal kimlik gelişimleri açısından travmatik sonuçlar doğurabileceği sonucuna ulaşmak mümkündür.</p>

<p>26. Bununla birlikte başvurucunun eski eşinin çocuklara yönelik kötü davranışlarda bulunduğuna, kendisinin tehdit alması nedeniyle Hollanda'ya dönemediğine ve eski eşinin Hollanda'daki yaşam koşullarına ilişkin iddialarda bulunduğu ancak Mahkeme tarafından çocukların babasının yaşam koşulları ve çocukların mutat meskene iadesi hâlinde fiziksel veya psikolojik olarak bir tehlikeye maruz kalıp kalmayacağı yönündeki iddialarla ilgili ayrıca bir araştırma yapılmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>27. Ayrıca somut olayda annenin yeni bir evlilik yaptığı ve bu evlilikten de bir çocuğu olduğu gözetildiğinde mevcut durumda Türkiye'de yaşamın devam etmesiyle kardeş birliğinin sağlandığı görüldüğünden iade hâlinde çocukların anneden ve kardeşleriyle birlikte yaşadığı ortamdan koparılmasının sakınca içerip içermediğinin değerlendirilmediğine, bu bağlamda Mahkemece çocukların üstün yararı ve Lahey Sözleşmesi birlikte gözönüne alınarak bir sonuca ulaşılmadığına işaret etmek gerekir.</p>

<p>28. Öte yandan çocukların başvurucu yanında bulunduğu ortama alışması ve yaş küçüklüğü Lahey Sözleşmesi kapsamında tek başına iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmese de anneye bağımlılık çağındaki küçüklerin anneden koparılarak mutat meskene iade edilmesi durumunda maruz kalabilecekleri fiziki veya psikolojik tehlikelerin somut olayın koşulları bağlamında gözetilmesi de çocuğun üstün yararı ilkesinin gereğidir. Özellikle çocukların iade edilmesi talep edilen mutat meskende çocukların yaşayacağı koşullar ve maruz kalabilecekleri risklerin araştırılmaması ya da tespit yapılamaması durumlarında çocukların mevcut koşullarının değiştirilmesindeki risklerin daha da önem arz edeceği vurgulanmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Asiye Kovancı</i>, § 24). Somut olayda da başvurucu tarafından Hollanda'daki yaşam koşulları araştırılmadan çocukların iadesine karar verildiği ve bu durumun hak ihlaline yol açtığının ileri sürüldüğü görülmüştür.</p>

<p>29. Böylelikle çocukların yaşı gereği anneye bağımlı olduğu, doğumdan itibaren çocuklarla annenin hiç ayrılmadıkları, bu süreçte çocukların annenin Türkiye'deki koşullarına uyum sağladığı, annenin çocuklar için bir aile ortamı kurduğu, anne Türkiye'ye geldikten sonra yaptığı evlilikten bir kardeşlerinin daha doğduğu, çocukların anne yanında kardeşleriyle birlikte yaşadıkları hususları gözetildiğinde anneden, kardeşten ve alıştığı koşullardan koparılması hâlinde çocukların psikososyal kimlik gelişimi açısından nasıl sonuçlar doğacağının yargılama makamlarınca ortaya konmadığı söylenebilir. Sonuç olarak somut olayın koşulları, çocuğun üstün yararı ilkesi ve Lahey Sözleşmesi birlikte gözetilmek suretiyle aile hayatına saygı hakkı kapsamında ilgili ve yeterli gerekçeyle ve araştırmayla bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Asiye Kovancı</i>, § 25).</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>31. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri <i>Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 8. Aile Mahkemesine (E.2024/380, K.2024/650) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Müşterek çocukların mutat meskene iadesiyle ilgili yargılama sonuçlanıncaya kadar çocukların mutat meskene İADE EDİLMEMESİNE,</p>

<p>F. 5.064,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 45.064,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (E.2025/1050, K.2025/1735) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202516250-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="93080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/15434 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202115434-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202115434-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 28/1/2026 tarihli ve 2021/15434 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>ABDÜLHAKİM ALPEREN SARI BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/15434)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p>Karar Tarihi: 28/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 8/6/2026- 33274</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="614">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mehmet ALTUNDİŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Abdülhakim Alperen SARI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Muhammed Talha AYTEKİN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, öğretmenlik çalışma izninin iptal edilmesine ilişkin işlemin mahkeme kararıyla iptal edilmesine rağmen uğranan maddi ve manevi zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Uyuşmazlığın Arka Planı</strong></p>

<p>2. Başvurucunun öğretmenlik çalışma izni, çalıştığı eğitim kurumunun 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) uyarınca kapatılması nedeniyle millî eğitim bakanı oluruyla 21/7/2016 tarihinde iptal edilmiştir. Başvurucu, çalışma izninin iadesi istemiyle 29/5/2018 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığına başvurmuş; başvuru, Ankara Valiliği Millî Eğitim Müdürlüğünün (İdare) 11/7/2018 tarihli işlemiyle reddedilmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu, işlemin iptali için Ankara 12. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmış; dava dilekçesinde eğitim kurumundan 17/7/2016 tarihinde istifa ederek iş akdini sona erdirdiğini, 20/7/2016 tarihinde ihtarname ile alacaklarının ödenmesini istediğini ve iş akdini tek taraflı olarak feshettiğini açıklamıştır. Başvurucuya göre okulun kapatıldığı 23/7/2016 tarihinde zaten okulla herhangi bir bağı yoktur.</p>

<p>4. İdare Mahkemesi 28/3/2019 tarihinde dava konusu işlemi iptal etmiş, Kararda başvurucunun okulun kapatıldığı tarihten önce kurumdan istifa ederek ayrıldığını doğrulamıştır. İdare, iptal kararı sonrasında başvurucuya 29/8/2019 tarihinde yeniden çalışma izni vermiştir.</p>

<p>5. İdare, iptal kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 6/12/2019 tarihinde istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararı 23/1/2024 tarihinde Danıştay Sekizinci Dairesince onanmıştır.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Başvuruya Konu Tam Yargı Davası Süreci</strong></p>

<p>6. Başvurucu 2/9/2019 tarihinde öğretmenlik çalışma izninin iptal edilmesine yönelik işlemin mahkeme kararıyla iptal edildiğinden bahisle maddi ve manevi zararlarının karşılığı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle Ankara 14. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, çalışma izni iptal edilmeden önce (2016 yılında) aylık 3.500 TL maaşla çalıştığını, İdarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle üç yıla yakın bir süre öğretmenlik mesleğini icra edemediğini, bu süre zarfında ailesinden yardım alarak yaşamaya devam ettiğini belirtmiş; çektiği elem ve kederin tarifinin imkânsız olduğunu açıklamıştır. Başvurucu, bu gerekçelerle uğradığı hem maddi hem de manevi zararların tazmin edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>7. Mahkeme 2/10/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda; <i>maddi tazminat istemi yönünden</i> hizmet kusuruna dayalı tazminat istemlerinde tazmin edilecek zararın mal varlığında gerçek, kanıtlanabilir bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde olması gerektiğini, davacının mahrum kaldığını ileri sürdüğü gelirin muhtemel zarar niteliğinde olup kesin ve miktarı belirlenebilir bir zarar bulunmadığını,<i> manevi tazminat istemi yönünden</i> çalışma izninin İdarece iptal edilmesine yönelik işleminİdare Mahkemesinin 28/3/2019 tarihli kararıyla iptal edildiği ve davalı İdarece hukuka aykırı davranıldığının mahkeme kararıyla belirlendiği hususu ihtilafsız olmakla birlikte İdarenin hukuka aykırı bulunan her işleminin tazminat sorumluluğu doğurmayacağını, manevi tazminata hükmedilmesinin ancak İdarenin kamu hizmetini yürütürken ağır hizmet kusuru nedeniyle ilgilinin şeref ve haysiyeti rencide edildiği takdirde mümkün olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>8. Başvurucu, davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 18/2/2021 tarihinde maddi tazminat istemine yönelik istinaf başvurusunu reddetmiş; manevi tazminata ilişkin istinaf başvurusunu ise kısmen kabul etmiştir. Bu kapsamda mahkeme kararının manevi tazminat yönünden davanın reddine ilişkin kısmını kaldırmıştır. Davalı İdarenin başvurucuya takdiren 5.000 TL manevi tazminat ödemesine karar vermiş, manevi tazminata ilişkin fazlaya dair talebi kesin olarak reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, yargı kararıyla hukuka aykırılığı saptanan işlemde idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucunun hukuka aykırılığı ortaya konulan bu işlem nedeniyle yaklaşık üç yıl süreyle işsiz kaldığını tespit etmiş, bu durumun başvurucunun manevi yönden elem ve ızdırap duymasına neden olduğunu değerlendirmiş, manevi tazminata ilişkin şartların gerçekleştiğini kabul etmiş ve başvurucunun uğradığı manevi zararın kısmen telafisi amacıyla manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>9. Başvurucu, nihai kararı 1/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 9/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>11. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>12. Başvurucu, 2016-2019 yılları arasında çalışma izninin haksız yere iptal edildiğini, bu süre boyunca mesleğini icra edemediğini, dolayısıyla gelir elde edemediğini ifade etmiştir. İptal kararına karşılık çalışamadığı sürelere isabet eden gelir kaybının karşılığı olarak maddi tazminat ödenmediğini vurgulayarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının oluşmadığı, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında mülkü olmadığı gibi kendisine meşru bir beklenti oluşturabilecek somutlukta bir durum olmadığı bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı yargı kararı sonrasıçalışma iznini alabildiğini, çalışma izninin elinden alınması sonrası işsiz kalması nedeniyle uğradığı gelir kaybı arasında doğrudan bağlantı olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>13. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>15. Öğretmenlik çalışma izninin başvurucu yönünden ekonomik bir değer olduğu, bu ekonomik değerin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hususunda tereddüt yoktur. Başvurucu, çalışma izninin hukuka aykırı şekilde iptal edilmesi sonucu uğradığı zararların tazmin edilmemesinden yakınmaktadır. Başvurucunun çalışma izninin iptal edilmesinin Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunu belirtmek gerekir. Somut olayda eğitim ve öğretim faaliyetlerinin düzenlenmesi kapsamında çalışma izni verilmesinin veya çalışma izninin iptal edilmesinin kamu makamlarının kontrol ve düzenleme yetkisi kapsamında olduğu açıktır. Bu sebeple başvuru, mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrol etmeye ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmelidir.</p>

<p>16. Mahkeme, başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edildiğini kabul etmekle birlikte bu müdahale sonucunda başvurucunun mahrum kaldığını ileri sürdüğü gelirin muhtemel zarar niteliğinde olduğunu, kesin ve miktarı belirlenebilir bir zarar teşkil etmediğini belirtmiştir. Bu çerçevede somut bir zararın bulunmadığı yönündeki yaklaşımın tartışmaya açık olduğunu değerlendirmiş ancak somut olayın özellikleri dikkate alındığında başvurucunun iddialarının müdahalenin ölçülülüğü kapsamında incelenmesi suretiyle sonuca ulaşılmasının uygun olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>17. Başvuru konusu olayda başvurucunun öğretmenlik çalışma izni eğitim kurumunun 667 sayılı KHK uyarınca kapatılması nedeniyle iptal edilmiştir. Ancak yargılama sürecinin sonunda başvurucunun anılan tarihte kapatılan kurumda çalışmadığı tespit edilmiş ve çalışma izninin iptal edilmesine yönelik idari işlem İdare Mahkemesi kararıyla iptal edilmiştir (bkz. § 4). Başvurucu, çalışma izni iptal edildiği için yaklaşık üç yıl öğretmenlik mesleğini icra edememiştir. Bölge İdare Mahkemesi, çalışma izninin hukuka aykırılığının yargı kararıyla ortaya konulmasını hizmet kusuru olarak nitelendirmiştir (bkz. § 8). Buna karşılık Mahkeme başvurucunun mahrum kaldığını ileri sürdüğü gelirin muhtemel zarar niteliğinde olup kesin ve miktarı belirlenebilir bir zarar bulunmadığını, bir başka anlatımla somut, gerçek ve kanıtlanabilir bir maddi zarar olmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 7).</p>

<p>18. Başvurucunun üç yıl süreyle öğretmenlik mesleğini icra edememesine İdarenin sebep olduğu ve çalışma izninin hukuka aykırı şekilde iptal edildiği yargı kararıyla sabittir (bkz. § 4). İdari bir işlemin iptali yönünde verilen mahkeme kararı, söz konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit etmekte ve işlemi ortadan kaldırmaktadır. Karara konu idari işlem ve bu işlemin doğurduğu hukuksal sonuçlar iptal kararı üzerine geriye etkili olarak ortadan kalkmakta ve idari işlem hiç alınmamış sayılmaktadır (<i>İrfan Şen</i> [2. B.], B. No: 2019/39177, 11/1/2023, § 52). Anayasa Mahkemesi iş müfettişliğine atamanın geciktirilmesinin hukuka aykırı olduğunun mahkemelerce tespit edilmesine karşılık uğranılan parasal hak kayıplarının karşılanmadığı şikâyetine ilişkin bir başvuruyu <i>Demet Demirel ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2019/12998, 1/12/2022) kararında incelemiştir. Anılan kararda; idari işlemin iptal edilmesi ve başvurucuların atanma işlemlerinin tamamlanması mağduriyetlerini hafifletse de tam olarak gidermediği, mağduriyetin gerçek manada ortadan kalkabilmesi için başvurucuların mülkiyet hakkının ihlali sebebiyle oluşan zararlarının da karşılanması gerektiği belirtilmiştir (<i>Demet Demirel ve diğerleri</i>, § 42; sürücü belgesinin alıkonmasına yönelik işlemin mahkeme kararıyla iptali sonrası uğranılan zararların tazmin edilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine yönelik olarak bkz. <i>Ali Örs</i> [2. B.], B. No: 2020/17774, 18/9/2024).</p>

<p>19. Başvurucu; çalışma izni iptal edilmeden önce aylık 3.500 TL ücretle çalıştığını, söz konusu iznin iptal edilmesi üzerine yaklaşık üç yıl boyunca mesleğini fiilen icra edemediğini, çalışma izninin yeniden tesis edilmesinden kısa bir süre sonra ise 3.800 TL ücretle yeniden istihdam edildiğini, buna ilişkin iş sözleşmesi ve benzeri belgeleri dosyaya sunmak suretiyle ortaya koymuştur. Bu suretle başvurucu, hukuka aykırı idari işlem nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü gelir kaybını somut verilerle desteklemiş ve maddi zararlarının tazminini talep etmiştir. Öte yandan idarenin yargı kararıyla hukuka aykırılığı tespit edilen çalışma iznini sonradan iade etmiş olması, tek başına ihlalin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırıldığı ve idarenin bu konudaki yükümlülüklerini bütünüyle yerine getirdiği şeklinde değerlendirilemez. Zira idari işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle başvurucunun uzun bir süre çalışma ve gelir elde etme imkânından yoksun kalması maddi zarara yol açmıştır. Bu itibarla ihlalin tam anlamıyla giderildiğinden söz edilebilmesi için yalnızca hukuka aykırı işlemin ortadan kaldırılması yeterli olmayıp söz konusu işlemin uygulanması nedeniyle başvurucunun uğradığı ve belgelerle ortaya koyduğu maddi kayıpların da tazmin edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>20. Sonuç olarak yargı mercilerince kazanç kaybına ilişkin zararların tazminine olanak bulunmadığı yönünde yapılan değerlendirme, bu zararların yalnızca muhtemel nitelikte olduğu ve somut biçimde ortaya konulamadığı gerekçesine dayanmaktadır. Ancak bu yorum, başvurucu açısından şahsi ve orantısız bir külfet doğurmuştur. Başvurucunun uğradığı zararın tamamen görmezden gelinmesi bireysel yükün kamu yararına göre aşırı bir düzeye ulaşmasına neden olmuştur. Bu durum, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararının sağlanması arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmuş; dolayısıyla yapılan müdahale ölçülülük ilkesini ihlal etmiştir.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>22. Başvurucu, İdarenin kusurlu işlemi nedeniyle çalışma izninin iptal edildiğini, üç yıl süreyle öğretmenlik mesleğini icra edemediğini, lisans mezunu, kariyer meslek sahibi bir kişi iken bir anda niteliksiz ve tecrübesiz bir lise mezunu hâline geldiğini vurgulamış; uğradığı manevi zararların karşılığı olarak ödenen 5.000 TL tazminatın çok düşük olduğunu, maddi ve manevi bütünlüğünün korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>23. Başvurucunun şikâyetinin çalışma izninin iptal edilmesi sonrasında üç yıl çalışamaması nedeniyle öğretmenlik mesleğini icra edememesi ve bu müdahaleden kaynaklanan zararının idari ve yargısal süreçlerin sonucunda giderilmemesine yönelik olduğu görülmüştür. Başvurucunun mesleğini yapamaması suretiyle iç dünyası ile sosyal çevresinde yaşadığı kayıplar dikkate alınarak başvurunun bu kısmı özel hayata saygı hakkı kapsamında ele alınmıştır.</p>

<p>24. Özel hayata saygı hakkı Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Devletin pozitif yükümlülüğü ihlali önlemeyi ve gidermeyi temin edecek şekilde gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan idari veya yargısal süreçleri işletme, bu suretle yargısal ve idari makamların etkili ve adil bir karar vermelerini sağlama sorumluluğunu içermektedir (<i>Semra Özel Üner</i> [1. B.], B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36; <i>R.E</i>. [2. B.], B. No: 2018/36513, 23/11/2022, § 46). Söz konusu yükümlülük, idari ya da yargısal makamlarca ulaşılan sonuçların hakkın içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmasını gerekli kılar (<i>Mehmet Bayrakcı </i>[1. B.], B. No: 2014/8715, 5/4/2018, § 71).</p>

<p>25. Somut olayda öğretmen olan başvurucunun çalışma izninin iptal edilmesine yönelik işlemin hukuka aykırı olduğu yargılama makamları tarafından tespit edilmiştir. Başvurucunun bu hukuka aykırılığa dayanarak talep ettiği manevi tazminat istemi kısmen kabul edilmiş, kısmen reddedilmiştir. Nihai kararı veren Bölge İdare Mahkemesi İdarenin hizmet kusuru olduğunu, başvurucunun hukuka aykırılığı ortaya konulan bu işlem nedeniyle üç yıla yakın işsiz kaldığını, böylece başvurucunun manevi yönden elem ve ızdırap duymasına sebebiyet verildiğini tespit etmiş ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>26. Uğranıldığı ileri sürülen zararın varlığı ile bu zararın giderilmesinin zorunlu olduğu iddiasına dayalı olarak açılan tazminat davalarının yüzeysel ve şeklî değerlendirmelerle sınırlı kalınmaksızın, olayın tüm maddi ve hukuki boyutları dikkate alınarak yeterli derinlik ve özen içinde incelenmesi zorunludur. Özellikle dava konusu olayın kendine özgü koşulları gözetildiğinde idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin özel hayatı kapsamında korunan değerlerinin ve manevi bütünlüğünün ihlal edildiğinin açıkça ortaya çıktığı hâllerde, meydana gelen zararın tazminine hükmedilmesi hukuk devleti ilkesinin ve etkili giderim yükümlülüğünün bir gereğidir. Somut olayda başvurucu hakkında tesis edilen idari işlemin sonradan hukuka aykırı olduğunun yargı kararıyla tespit edildiği ve başvurucunun bu işlem nedeniyle uzun bir süre mesleğini icra edemediği anlaşılmıştır. Bu süreçte başvurucunun çalışma ve mesleki faaliyette bulunma imkânından yoksun bırakılması nedeniyle manevi zararlarının doğduğuna ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olduğu söylenemez. Bu itibarla hukuka aykırı olduğu saptanan işlemden kaynaklanan bir zararın doğduğu hâllerde mahkemelerin ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmayı ve giderimi sağlamayı temin edecek şekilde bir yargılama yürütmesi, sonuca ilgili, yeterli ve denetlenebilir gerekçelerle ulaşması beklenir.</p>

<p>27. Bu çerçevede başvuruya konu tam yargı davası bütüncül olarak değerlendirildiğinde başvurucunun zararın kaynağı olarak ileri sürdüğü olguların ve zarara neden olan sürecin mahkemelerce tespit edildiği, başka bir ifadeyle zararın sebebine ilişkin maddi vakıalar yönünden yeterli belirlemelerde bulunulduğu görülmüştür. Ne var ki zararın varlığı ve idari işlemin hukuka aykırılığı ortaya konulmasına rağmen zararın giderimi aşamasında başvurucunun temel hak ve özgürlüklerini koruyucu, etkili ve orantılı bir yaklaşımın benimsendiği söylenemez. Zira başvurucunun hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla tespit edilen idari işlem nedeniyle yaklaşık üç yıl boyunca mesleğini icra edemediği hususu karşısında yargı mercilerince ulaşılan sonucun uğranılan zararların gerçek boyutunu karşılayacak nitelikte olmadığı görülmektedir. Bu kapsamda hükmedilen manevi tazminat miktarının başvurucunun somut olgu ve tespitlere dayalı olarak maruz kaldığını ileri sürdüğü manevi zararlarını telafi etmekten uzak kaldığı dolayısıyla başvurucunun mağduriyetinin giderilmesi bakımından yeterli ve etkili bir giderim sağlamadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla başvuruya konu davada verilen kararın ihlalin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması ve ihlalin doğurduğu zararların telafisi bakımından yetersiz kaldığı değerlendirilmiştir. Böyle bir durumda başvurucunun özel hayata saygı hakkı yönünden devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiğinden söz etmek mümkün olmayacaktır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>29. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, 250.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>30. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Diğer taraftan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2020/952, K.2020/1714) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202115434-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="51708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düşünce Sistemi Felsefesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dusunce-sistemi-felsefesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dusunce-sistemi-felsefesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><a name="_Hlk231712615"><strong>Düşünce Sistemi Felsefesi</strong></a></p>

<p><strong>(Philosophy of Thought System)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Doğruluk, diğer anlamıyla hakikat belki toplumsal değerlerin çatısını oluşturur. Harvard Üniversitesi logosu üzerinde de yazar hem de tane tane... V E R I T A S diye</strong>.</p>

<p></p>

<p>Değer ve anlam insanlardan gelir. İnsanla çevresi arasında kurulan ilişki, eşanlamda <i>bilgi,</i> ilk düşüncelerden bu yana çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Bir tarafta şeylerin birbiriyle ilişkilendirilmesi bilim adamlarının; öte yandan şeylerin değerlerle ilişkisi felsefecilerin ilgi odağı olmuştur: Materyalistler (her şeyin madde olduğunu söyleyenler), idealistler (her şeyin zihin olduğunu öne sürenler); ikiciler/düalistler (iki şey olduğunu belirtenler). En sonuncusu da, çoğulcu olarak, nesnel anlamda bilgi ya da düşünce ile öznel anlamda bilgi hali ya da davranış eğilimini içeren filozof Karl R. Popper’ın (1902-1994) <i>ontolojik</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup>1</sup></a> <i>üç dünya kuramı</i>dır: Birinci dünyayı, fiziksel nesneler ve durumlar (ağaçlar, hayvanlar, yıldızlar/ radyasyon, enerji) oluştururken, öznel zihinsel hal ya da eğilimler (düşünceler, duyumlar, istekler ve öteki zihinsel olaylar) ikinci dünyayı, düşüncenin nesnel içerikleri/insan aklının ürünleri/nesnel anlamda fikirler de (diller, öyküler, bilimsel kuramlar, ahlaki değerler, senfoniler, resimler vb.) üçüncü dünyayı meydana getirmektedir.<strong> </strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173dfaa-6.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Şimdi bu farklı dünyaları kapsayan <a name="_Hlk231712663"></a><a name="_Hlk227509990">Avrupa merkezli </a><a name="_Hlk228719841">düşünce sistemine egemen olan vasıfları </a>irdeleyelim.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup>2</sup></a></p>

<p></p>

<p>· <strong>Karşıt düşünme</strong>. Dünya uyumsuz karşıtların karşılaştırılması ile bilinmekte ve tasvir edilmektedir. Hemen hemen tüm gerçeklik çift karşıtlara ayrılmaktadır. Bu ayrıştırma insanın kendisinin “öteki”nden ayrılması ile başlayıp, “kendinin” çeşitli karşıtlara (akıl/ duygu, akıl/ vücut, zekâ/doğa) ayrılması ile devam etmekte; soyut-somut, özne-nesne, deney öncesi ve sonrası arasındaki diyalektikle süregelmekte; eski değerler yeni değerlerle irdelenerek bireşimlere (sentezlere) ulaşılmaktadır. Bu olgunun en canlı örneği ortak kuşkuların giderilme- sini sağlayan ve vicdani kanaatle sonlanan ceza yargılaması<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> diyalektiğidir. Değerler, arzulanan amaçlar ve bu amaçları elde ediş yolları üzerine soyut, genel nitelikte inançlardır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a></p>

<p></p>

<p><strong>"Dışsal bir şeyden dolayı sıkıntı çekiyorsanız, acı o şeyin kendisinden değil, ona verdiğiniz değerden kaynaklanır ve bunu istediğiniz an ortadan kaldırma gücüne sahipsiniz."</strong> Marcus Aurelius</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173hhd-8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>· <strong>Hiyerarşik yaklaşım</strong>. Maddi dünyayı parçalama süreciyle irdeleyen akıl, sonuçta beliren karşıtları daha fazla veya daha az değerdeki hiyerarşilere göre organize etmektedir<a name="_Hlk101020169">. <i>Değer duygusu,</i> yaşama anlam ve dinamizm katan şeydir. İyi ve kötü, doğru ve yanlış değer duygusundan çıkmaktadır. </a>Akıl, karşıtı olan duyguya göre daha üstün konuma yerleştirilmekte; tüm gerçeklik hiyerarşik terimlerle tasvir edilmekte, sonuçta, akıl bir şeyi bazı şeylerden daha iyi veya kötü olarak algılamaktadır. Bu şekilde, daha üstün bir biçim veya olgunun daha düşük algılanan üzerindeki hakimiyeti güce dayalı ilişkiler için zeminler oluştur- maktadır. Bu durum bize değerlerin kalıcı ve değişmez bir hiyerarşiyi izlediğini belirtmektedir. M. Scheller’e (1874-1928) göre, yüksek değerler aşağıdaki değerler için temel oluşturmakta; değerin derecesi ile onun gerçekleştirilmesinden alınan doyumun derinleştiği; değer duygusu, ne kadar az taşıyıcısına ilişkin ise değerin daha da yükseldiği; değerler devamlılık sergiledikleri, “<i>zaman içinde var olmayı becerdikleri oranda</i>” yükseldikleri gibi ilkeler değerler hiyerarşisine egemen olmaktadır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a> Bu ilkeler uyarınca Scheller değerleri (aşağıdan yukarıya) şu dört kategoriye ayırmıştır: 1) Zevk ve zevksizlik(duygusal değer), 2) Yaşam duygusu, 3) Akli değer (algılama, güzellik, adalet) ve 4) Kutsal değer.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a></p>

<p></p>

<p>Değerler, şeylerin nasıl yapılması gerektiği (nasıl yaşamalı ve öteki insanlara nasıl davranmalıyız) ile ilgili tasarımlardır. Teorik dünyada şeylerin değeri yalnızca yöneldiği amaçtan çıkarılabilir. Bir şeyin amacı bilinmedikçe ona değer verilemez. Değerleri deneyimle öğrenir, yavaş yavaş keşfeder ve daha ince bir değerlendirme yapabilecek duruma geliriz-oluşan <i>değer duygusu</i>. Değerler tanımı gereği, yüz yıllar içinde oluşmuş ahlaki standartlar olmalıdır. Bu kadar kolay çöp tenekesini boyluyorlarsa öyle bir "değerden" zaten söz edilemez.</p>

<p></p>

<p>Her değerin temel özelliği olumluluk veya olumsuzluktur; ikisinin ortası yoktur. Adalet olumlu bir değer iken, adaletsizlik olumsuz bir değerdir. Değerler hiyerarşisi bağlamında tercihimizde yanılıp alttakini üsttekinin yerine geçirmemiz, sayısal hesapta yapılan hata ile sayıların kesin gerçeğinin değişmeyeceği gibi fark etmez. Yalnız bu tür “yeğleme” bir insan/çağ/halkta bir alış- kanlık halini alırsa, bu değerlendirme yeteneği kaygı verici bir nitelik kazanır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a> İnsanlar, çoğunlukla değerlerini karıştırdıkları için sonuç karmaşasına düşerler.</p>

<p></p>

<p>Değerlerin öznel olduğu ileri sürülemez. İşkencenin yanlış/insanlık suçu olduğu inancımız işkencenin gerçekten yanlış olduğu inancımızdan kaynaklanmaktadır. Bu inanca onun nesnel olarak doğru olmadığını düşünmeksizin sahip olamayız. Değer inançları, <i>hakikatliğinden</i> kuşkulandırıcı kanıtlar olmadığı sürece varlıklarını sürdürürler-<i>Hume İlkesi</i>. Değerler yerel olduğu gibi insan hakları örneğinde olduğu gibi trans-kültüreldir. Değer duygusu yaşama anlam ve dinamizm katan şeydir. İyi ve kötü, değer duygusundan çıkmaktadır. Değerler yeniden değerlendirilerek yeni değerler de yaratılmaktadır. Değer üzerine entelektüel sorumluluğun kendisi de önemli bir değerdir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a> Özetle, insan, hayvan gibi, günü gününe yaşamaz. Eylemlerini düzenleyen bir organa gereksinimi var. Bu da değer organıdır/değer duygusudur. Sorun oradaki problemi görmemekten kaynaklanmaktadır. Kazanç hırsı, ahlaki değerlerimizi görmezden gelmemize ya da “bir süre için ertelememize” neden olabilir. İnsanlar, ahlaki ya da resmi kuralları başkası çiğnediğinde fark etmeye daha çok eğilimlidirler.</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Analitik düşünce.</strong> Ele alınan konu veya sorun, her bir parçanın ayrı olarak incelenmesi öncesi, yapısal öğelerine ayrılmaktadır. Bütünü anlamak için onu parçalarında tanımak gerekir. Açıklamanın yönü girift olandan basite, büyükten küçüğe doğrudur. Analitik düşünce yöntemi ile önemli bilgiler edinilmekte ise de bazı şeylerin bütünlüğü tahrip edilmeden bölünemeyeceği de bilinmelidir. Avrupa merkezli toplumlarda analitik düşünce, sentezci (<i>bireşim</i>) düşünce süreçlerine ek olarak değil, onun dışlanması olarak kullanılmaktadır. Böylece, karşılıklı ilişkileri algılamak zorlaşmakta ve realitenin parçalanması ve görünürdeki irtibatsızlığı kolaylaştırılmaktadır.</li>
</ul>

<p></p>

<p>· <strong>Nesnelcilik</strong>. Bu olguda “kendi” ötesindeki dünya, kontrol edilebilecek bir nesneler koleksiyonu olarak görülmektedir. Gerçekten de Avrupa merkezli kültürlerde en değerli ilişki, kişi ile nesne arasındaki olanıdır. Kişinin değeri ekseriya kontrolünde olan nesnelerle algılanmakta; paradigma<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a> olarak, paraya, güce ve maddeye iman egemen olmaktadır (<i>Erkeksi bir yaklaşım</i>).</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Soyutlama.</strong> Nesneleştirme süreciyle yakından ilişkili bir yaklaşım da soyutlamadır: Bilgilenme sürecinin en yetkin aşamasını gerçekleştiren <i>soyut kavramlar</i> elde etmek için yapılır; gerçekte yapılan, ayrılmayanı düşüncede ayırmaktır. Damıtılmış fikirler, muhtevaya özgü fikirlere üstün gelmektedir. Her toplum için değerli bir vasıta olan bu soyutlama Avrupa toplumunda ayrı bir biçim almakta ve kaynaklandığı somut deneyimden daha önemli görülmektedir. Soyutlama, böylece, bir kontrol aleti olmaktadır. O’nun rolü, epistemolojik<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">10</a> otorite tesis etmek ve doğal olarak diğer türden otoriteye kaynaklık yapmak ve desteklemektir.</li>
</ul>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Aşırı rasyonellik(ussallık).</strong> Bu süreçte, evren tümüyle akılcı terimlerle açıklanabilir biçimde algılanmaktadır. Her şey düzenli ve yapısallık içinde irtibatlıdır. Tüm gerçeklik, sanki Avrupaî akıl tarafından kontrol amaçlı yaratılmış gibi açıklanmak üzere neden-sonuç ilişkileri/ ilkeleri etrafında organize edilmiştir. Akıl başlıca bilgi kaynağı ve test ölçeridir. Bu yaklaşım Fransız filozof ve matematikçi René Descartes ile başlamıştır.</li>
</ul>

<p></p>

<p>“<i>Uygulamada rasyonellik o anda yalnızca en kuvvetlisi olarak görüleni değil, tüm ilgili istekleri hatırlama itiyadı olarak tanımlanabilir. O da düşüncede olduğu gibi bir derece meselesidir. Kuşkusuz, tam bir rasyonellik erişilemez bir idealdir. Yalnız bazı insanları akıl hastası olarak sınıflandırdıkça bazı insanları diğerlerinden daha rasyonel olacağını düşünmemiz belirgin olacaktır. Bir insan arzularını zekasının bilgilendirmesi ve kontrol etmesi oranında rasyoneldir</i>.” (B.Russel)</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Desacralization</strong>. Nesneleştirilen ve rasyonalize edilen doğa, ruhtan yoksun bir evren aldatmacasına yöneltmiş ve Avrupa merkezli dünya görüşünde ilahi güçlerin etkilemesine izin verilmemiştir. Doğa insanlığa hizmet edebilecek şekilde işlenecek şey olarak ele alınmış ve Batı felsefelerinde görülen Tanrı da günlük yaşamda etkisi olmayan ayrı bir ruhsal alana inhisar ettirilmiştir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a></li>
</ul>

<p></p>

<p>Bu vasıflar materyalist yaklaşımdan türemiş ve onunla doldurulmuştur. Anılan vasıflar Avrupa kültürünün tamamı olmadığı gibi diğer kültürlerin de yoksun olduğu vasıflar değildir. Yalnız, bu vasıflar genelde materyalist bir kültürde belirdiğinde, kolektif nitelikte oldukça özgün bir inanç ve davranış kalıbı oluşturarak işe koyulduğu görülmektedir. İşte <i>uygar</i> bir toplumda yaşayan herkes sosyalleşme modu ve ödüllendirme yapısıyla insan gibi davranmaya ve düşünmeye yatkın olmaktadır.</p>

<p></p>

<p>“<strong>Fikirlere saygı duyulmaz. İnanlara saygı duyulur. Fikirler değerlendirme konusudur</strong>.”<br />
Yuana Kuçuradi</p>

<p></p>

<p>Öte yandan, toplumdaki değer ve inançların sorgulanması ve eleştirisini içeren felsefi aşılanma<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a>için gerekli olan düşünce ve iletişim de kendini temelinde <i>özgürlük</i> yatan şu haklarla vurgulamaktadır:</p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Sessiz kalabilmek<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a><sup> </sup>(<i>T.C. Anayasası </i>md. 25/2, AİHS md.10),</li>
 <li>Sözlü veya yazılı olarak kendini ifade etmek (<i>T.C. Anayasası </i>md. 26/1),<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a></li>
 <li>İkna etme veya bilgilendirmek (<i>T.C.Anayasası </i>md. 27/1),</li>
 <li>İşitmeme (Hâkim Louis D. Brandeis’in ifade ettiği “rahat bırakılma hakkı”),</li>
 <li>Dinleyerek ve okuyarak kendini ifade etmek (<i>T.C.Anayasası </i>md. 25/1),</li>
 <li>İkna edilmek veya bilgilendirilmek (<i>T.C.Anayasası </i>md<i> </i>26/1,27/1)</li>
 <li>İdeolojik çeşitliliğe sahip olabilme (<i>T.C.Anayasası </i>md. 25/1) hakkıdır.</li>
</ol>

<p></p>

<p>İşte <a name="_Hlk231713059">felsefe ve insan hakları konusunda aşılanmak, yalnızca hakları ihlal edilenlerin ve yakınlarının sorunu olmayıp, kamu hizmet eyleyicilerini de içermek üzere herkesin sorunudur</a>. Bu hakların getirisi olan demokratik ortamda yetişen insanlar seçenekli davranışlar arasında körü körüne değil, akıllı bir seçim (<i>rational choice theory</i>) yaptıklarında yaptıkları seçimin nedenlerini kendilerine ve başkalarına açıklamalıdırlar. Bireysel veya sosyal ahlak alanına ilişkin bir davranış seçimi yapıldığında da akıl (hikmet) devreye girmektedir. Bu yetiyi kullanan insanlara “akıllı” ve “feylozof” etiketi yapıştırılmak- tadır. Bilgi ve akıl ayırt edilmekte ise de bunlar ilişkilidir. Birileri bilmeyebilir ve akıllı olmayabilirse de hem akıllı ve hem de cahil olamazlar. Belli bir davranışın diğerine göre daha akıllı bir yol olduğunu haklı gören kişi bu seçimi için bilgisel nedenleri/kanıtları olduğunu var saymaktadır. İşte bu bağlamda her zeki insanın bazı zamanlar feylesofça davrandığı belirtilebilir. Bu süreçte ortaya konulan vargılar da <i>önerme</i> olarak adlandırılmaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan tablo aşağıda sergilenmiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744611737454-21.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kuşkusuz, bilim, boşlukta gerçekleşmez. Yeni ve gelişmekte olan teknolojilerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken değerler, sosyal uygulamalar, ekonomik koşullar ve tarihi gelenekler bağlamına yerleşmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a> Bir şeyin içsel değeri, "kendi başına" veya "olduğu gibi" değerli olması, yani kendi başına bir amaç olarak peşinden koşulması durumunda söz konusudur. Felsefi tartışmalarda, içsel değer varsayımı genellikle bireyin iyiliğinin nereden oluştuğu, iyi bir yaşamın neyi oluşturduğu veya hangi hedeflerin özünde arzu edilir olduğu konusu tartışmalı olduğunda kullanılır. Buna karşılık, bir şeyin araçsal değeri, kendisi bir amaca ulaşmanın aracı olması durumunda söz konusudur.</p>

<p>Bir şey değerliyse iyidir: yani bir durumu veya başka bir şeyi değerli olarak nitelendirdiğimizde, onun hakkında değerlendirici bir yargıda bulunuruz. Dolayısıyla, Anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararlarında özgürlük, demokrasi, insan onuru veya hukukun üstünlüğü gibi değerlerden bahsedildiğin- de, bu öncelikle bu terimlerin atıfta bulunduğu durumların iyi ve değer verilmeye değer olduğu ifadesiyle eş anlamlıdır.</p>

<p><strong>Sistemsel Düşünce</strong></p>

<p>Bütün, parçalarının bir kısmından daha fazla olup, bu, sistem düşüncesinin temel bir unsurudur. Ceza adaletinde dinamiklerin neyle ilgili olduğunu gerçekten anlamak için, öğelerine sistem perspektifinden bütünsel olarak bakmalısınız. Diğer bir anlatımla, sistem birimini ve aralarındaki etkileşimi anlaşılabilir kılarak sistem dinamiklerini ortaya çıkarabiliriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/83733aa7-ca65-4cfc-97d5-af22c62c8fe9-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yaklaşım, zihninizde yarattığınız ve taşıdığınız gerçekliğin "seçici bir soyutlamasıdır". Kafalarımız ne kadar büyük olursa olsun, gerçekliği oraya sığdıramayız. Bunun yerine, gerçekliğin çeşitli yönlerinin modellerine sahibiz. Yaşadıklarımızdan "anlam çıkarmak" ve eylemlerimizi yönlendiren kararlara varmamıza yardımcı olmak üzere sistem düşüncesi yeğlenmelidir.. Bu sistemin adımlarına aşağıda yer verilmiştir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">15</a></p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744611737saw-7.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Bir sistem ulaştığı sonuçla değil, o sonuca giderken tükettiği değerlerle yargılanır. Toplum sermayesi de, insanların bir araya gelip değer yaratma yeteneğidir. Toplum sermayesinin en anlamlı ölçüsü insanların birbirine güvenidir. <a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">16</a> Bu doğrultuda yargı etiği de, hâkimin davranışının belli değerler ve erdemler ile belli niteliklere veya özelliklere uygun olmasını gerektirir. Özellikle, bağımsızlık, dürüstlük, tarafsızlık, ihtiyat ve takdir yetkisi konusunda özenli olunması, saygı ve dinleme becerisi, eşit muamele, yetkinlik ve şeffaflık, (hâkimlik için esas olarak) belirlenen ortak değerlerdir. Hâkim ayrıca bilgelik, bağlılık, insaniyet duygusu, cesaret, ciddiyet ve ihtiyat, çalışma ve dinleme becerisi ve etkili bir şekilde iletişim kurma özelliklerini sergiler. Hâkim Waldemar Żurek’in başına gelenler İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin önüne taşındığında Mahkemenin verdiği yanıt önemliydi:</p>

<p>“Hâkimlerin adalet sisteminin işleyişiyle ilgili meseleleri ele alma konusundaki genel ifade özgürlüğü hakkı, bu <u>temel değerler tehdit altında olduğunda</u> hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını savunmak için seslerini yükseltme görevine dönüşebilir”.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">17</a></p>

<p></p>

<p>“İnsanları farklı türde aletlerle tanıştırmak kolaydır, fakat onların nasıl çalışacağını bilen zenaatkarlara dönüştürmek daha zordur. Aletin yüksek yüzdesi aleti kullanan kişidedir.”</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Var olanın incelenmesi olan maddi ontoloji/<i>formal </i>ontoloji (formal kategoriler örneğin birey, nitelik, ilişki). Hukuk ontolojisi şunları içermektedir: yasalar gibi özel varlıklar, hukuki geçerlilik gibi nitelikler ve bir kişinin diğerine hukuki borcu gibi ilişkilerdir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> K.Popper, <i>çürütebilirliğin</i> bilimsel çalışmanın ölçütü olması gerektiğini iddia etmiştir. Hipotezlerin, onları çürütmeye yönelik teşebbüsleri teşvik edecek biçimde tasarlanması gerektiğini söylemiştir. Bkz. K.Popper. <strong>On the Theory of Objective Mind</strong>, ss.106-190; J. Huxley. <strong>Knowledge, Morality and Destiny</strong>, Mentor Book, New York,1960, ss.221-252; K.B.Nunn. “Law as a Eurocentric Enterprise” <strong>Critical Theory</strong> (Ed. by R.Delgado &amp; J. Stefacıc) Temple University Press, Philadelphia, 2000, pp.430-432; Batılı/Doğulu toplum için bkz. S. Selçuk. <strong>Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne </strong>Yeni Türkiye Yayınları, Ank., 1998, ss. 352-356, 265-272. Değerler ve Değerler Bilgisi- Konuk: Prof. Dr. Yasemin Yalım<strong> YouTube; Değerler araştırması için </strong>bkz.<strong> European Values at the Turn of the Millennium </strong>edited by Wil Arts and Loek Halman, Brılle Leiden • Boston, 2004<strong>. </strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> 5271 sayılı <strong>Ceza Muhakemesi Kanunu</strong> md. 217: “<i>Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir</i>.” Bkz. M. Feyzioğlu. <strong>Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat</strong> Yetkin Yayınları, 2002; Önemli olan yöntemin güvenilir ve adil olduğunun (veya kullanılan diğer yöntemlerden daha kötü olmadığını) yeterince gösteren bilginin kamuoyunda yer etmesidir. R.Nozick. <strong>Anarşi, Devlet ve Ütopya </strong>İst. Bilgi Üniv. Yayını, Aralık 2000, s.145.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> İnançlarımız, <i>istek</i> ve <i>gözlemlerin</i> değişik derecede birleştirilmesi sonucudur. Bazı inançlarımızda etkenlerden birinin, bazılarında da ötekinin oranı azdır. Bu konudaki soru belirgindir: 1) İnançlar eylemlerin nedeni olarak ne ölçüde etkili olurlar? 2) İnançlar ne ölçüde mantıksal açıdan yeterli kanıtlardan kaynaklanmakta ve kaynaklanabilmektedir? Bu ikinci soru iki yönlü olmaktadır: a) İnançlar gerçekten ne ölçüde kanıtlara dayanır? b) Öyle olmaları ne ölçüde olanaklı veya arzu edilen bir şeydir? Bkz. B.Russel. <strong>Sorgulayan Denemeler</strong>, Say, 2105, ss.19-26.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> “Bir bilme etkinliği olarak değerlendirme, değer biçme ve değer atfetmeden farklıdır. Oysa değer yargılarını esas alan bir yargılama, değer biçmeden başka bir şey değildir”: I. Kuçuradi. <strong>İnsan ve Değerleri</strong>, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 1988, ss.12-14. Değişmekte olan nesnel değer değil yalnızca öznel ve somut değerlendirmelerdir. Değişimler özdeş değerin özünün görünüşlerini deyimler. Sanki her birimiz aynı değere ayrı bir pencereden bakıyor ve bu çerçevede ayrı bir perspektif ediniyormuşuz gibidir. Görecelik değer yargılarının değiştiği anlamında doğrudur, yanlışlığı ise tek yanlı gözlem ve yanlış yorumlarla, değer yargılarının dayalı bulunduğu doğrudan doğruya değerlerin değiştiği biçimindeki yargısıdır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">“<i>İnsan yaşamında çok asil şeyler var ise de onların ekserisi bulaşan kötülüklerle bozulmakta ve çürümektedir. Adalet, insanlığı uygarlaştırıcı olarak asil değil midir? Ve avukatlık mesleğinin de asil olması gerekmez mi? Ne var ki, sanat adı altına gizlenmiş kötü bir şöhret var oldu. Her şeyden önce, hukukun icadı olarak, ortaya çıkan ihtilaflar ve avukatın becerileri ile haklı veya haksız özel bir davayı kazanabilmesi; sanat ve konuşma gücünü ödemeye istekli olanın hizmetine sunmasına tanık olmaktayız. Şimdi bizim devlette bu sözde sanat, ya gerçekten bir sanat veya yalnızca bir tecrübe ve herhangi bir sanatın yoksul pratiği olsun, mümkün olsa hiç var olmamalı veya aramızda olduğunda yasa koyucunun istemine kulak vererek başka bir ülkeye gitmeli ve adalete karşı konuşmamalıyız</i>.”(Book XI).<i> </i><strong>The Dialogues of Plato-Laws </strong>Jowett Edition, Oxford, 1861, p.449. Kuşkusuz, kötümser bir yaklaşımla, meşhur bir ineğin mülkiyeti üzerine tartışan iki çiftçiye ait (<i>Punch</i>) karikatürü hatırlayabilirsiniz: Bir çiftçi ineği boyundan diğeri kuyruğundan çekerken avukat ortada mutlu bir şekilde oturmuş, ineği sağmakta idi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. T.Mengüçoğlu. <strong>İnsan Felsefesi</strong>, Doğubatı, ss.152-168; G.Sartori. <strong>Demokrasi Teorisine Geri Dönüş (</strong>Terc. T.Karamustafaoğlu ve M.Turhan) 2. Baskı, Sentez, 2014, ss.332-336. T. Mengüşoğlu. “Değişmez Değerler Değişen Davranışlar” <strong>Yeni Türkiye</strong>, 2018, sayı: 104. Philipp Schink. “Wo Sind EUre Werte?” Remarks on the Practical Response to Values” Cosmopolitan <strong>Norms and European Values Ethical Perspectives on Europe’s Refugee Policy</strong> Edited by Marie Göbel and Andreas Niederberger, Routledge, 2024, p. 118: İlkeler, genel olarak ve hukuk, siyaset veya felsefe terminolojisinde, bireysel eylemleri yönlendirmek ve düzenlemek işlevine sahip temel kurallardır. Özgürlük, demokrasi, insan onuru vb. ilkeler olarak anlaşılacaksa, bu terimlerin, ilgili bağlamda neyin önemli olduğunu ve neyin göz ardı edilmesi gerektiğini göstererek, yargı ve eylem için doğrudan rehberlik sunan genel kurallar içerdiği anlamına gelir. Bir ilkenin açıklayıcı bir örneği, örneğin, "Öldürmek ahlaki olarak yanlıştır" olabilir. Veya Kant'ın insanlık ilkesi: "Öyle davran ki, ister kendi şahsınızda ister başkasının şahsında olsun, insanlığı her zaman aynı zamanda bir amaç olarak kullan, asla sadece bir araç olarak kullanma." (Kant)</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Değerlerin sıralaması için bkz. Kelsen, H.<strong> Justice, Law, and Politics in the Mirror of</strong> <strong>Science <i>Essays</i></strong><i> </i>University of California Press: Berkeley and Los Angeles 1960, ss.1-24; O. Y Gasset. <strong>Tarihsel Bunalım ve İnsan</strong>, metis yayınları,1992, ss.88-89; “<i>Tercihimizde yanılıp alttakini üsttekinin yerine geçirmemiz fark etmez; tıpkı biz hesabı şaşıracak olsak, sayıların kesin gerçeğinin değişmeyeceği gibi. Ancak bir insanda, çağda ya da halkta herhangi bir yanlış tercih yerleşir kalır, nesnel değer basamakları altüst edilir, üsttekini alttakinin gerisinde bırakma bir alışkanlık halini alırsa, bu değerlendirme yeteneğinin kaygı verici bir illeti olur, çıkar.”</i> Ortega Y Gassset. <strong>Tarihsel Bunalım ve İnsan</strong> Metis Yayınları, 1992, s.87.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Değerlerimizi bilmek önemlidir çünkü kararlar almamıza, harekete geçmemize ve yaşamak istediğimiz hayata doğru ilerlemeye odaklanmamıza yardımcı olur. Bu kaynak, değerlerinizi belirlemenize ve bazı değerlere çok fazla, diğerlerine ise çok az ilgi gösterip göstermediğinizi belirlemenize yardımcı olur. Değer ve değer yargıları arasındaki ayrım için bkz. A.Kaygı.<strong> </strong>“Değer Yargıları ve Değerler”<strong> Tutarsızlığın İz Sürücüleri </strong>(Derl. Z. Kutlusoy), İmge, 2103, ss.403-409. Ayrıca bkz. H.Kelsen “Adalet Nedir?” (Ter.A. Acar) <strong>TBBD</strong> Y.26, S.107, 2013, ss.431-454. Tolga Şirin. “Zor zamanlarda yargıç olmak” <strong>T 24</strong> (8/04/2025: <strong>CASE OF ŻUREK v. POLAND</strong> <i>(Application no. 39650/18);</i><strong> <i>CASE OF EMİNAĞAOĞLU v. TURKEY</i></strong><i> (Application no. 76521/12)</i> Yargıç Waldemar Żurek’in başına gelenler İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin önüne taşındığında Mahkemenin verdiği şu yanıt önemliydi:</span></p>

<p><span style="color:#999999">“Yargıçların adalet sisteminin işleyişiyle ilgili meseleleri ele alma konusundaki genel ifade özgürlüğü hakkı, bu <u>temel değerler tehdit altında olduğunda</u> hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını savunmak için seslerini yükseltme görevine dönüşebilir”. Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i bir varilin içine koyup canlı canlı yakan katil ile ilgili karar Yargıtay tarafından bozuldu. Yargıtay’ın saygıdeğer bir dairesi, katilin bu eylemi “canavarca bir hisle” yapmadığına karar verdi. Yargıtay’daki yargıçlar, 27 yaşındaki bir kadının önce dövülmesi, ardından boğazının önce elle, sonra bir halatla sıkılması, ardından da canlı canlı bir varile konulup üzerine benzin dökülen odun parçalarıyla yakılarak öldürülmesini “canavarca bir eylem” olarak görmüyorlar. Yargıtay’ın ilgili dairesi katilin “haksız tahrik indirimi” de uygulanarak cezalandırılmasını istiyor.<strong> </strong>Mehmet Y. Yılmaz “Yargıçlara korku filmi seyretme yasağı”<strong> T 24 </strong>(3/02/2025).</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Paradigma kelimesi Yunanca <i>para’</i>dan (göstermek’ten)<i> </i>gelmekte, model, teori, algı, varsayım, referans veya açıklama anlamında kullanılmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Bilginin tabiatı ve gerekli koşullarına ilişkin soruları irdeleyen epistemoloji (bilgi teori- si) Yunanca <i>ēpisteme </i>(bilmek)’den gelmektedir. Bilgi teorisi neyi bilebileceğimiz, bildiğimizi nasıl bilebileceğimiz ve sahip olduğumuz inançları benimserken nasıl haklı kılındığımız konusu üzerinde odaklanmıştır. Felsefenin bilgiyi sorgulayan alanıdır. Ontoloji ve epistemoloji için bkz. G. Skirbekk/N.Gilje. <strong>Felsefe Tarihi </strong>Üniversite Kitabevi, ss.97-98; N.Mehdiyev(Hazl.) <strong>Çağdaş Epistemolojiye Giriş</strong>, İnsan Yayınları, 2011. Aristotele’ın tekrarı içeren duyumlara dayalı bir bilgi teorisi şöyledir: Duyumlar kendini yineler-algılamaya götürür; algılamalar kendini yineler-deneyime götürür; deneyimler kendini yineler-bilgiye götürür.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. İ. Kucuradi. “Laiklik ve İnsan Hakları” <strong>TBBD</strong>, S. 52, Mayıs-Haziran 2004, ss.92-3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> Gerçeklik nedir sorusuna Kant’ın yanıtı, realitenin iki biçimi vardır: Birincisi, ampirik, ikincisi, metafiziktir. Ampirik gerçeklik yalnızca gözlerimle gördüğüm bir şeyin varlığına, inanabilirliğine işaret etmektedir. Klasik bir deyişle bir ormanda düşen bir ağaç, duyan bir insan veya hayvanın işitme mesafesinde ise yalnızca bir ses çıkarmaktadır. Metafizikte ise düşen ağaç, onun duyulabilmesine bakılmaksızın bir ses çıkaracaktır; zira, ses işitilmekten bağımsız, atmosferin fiziki titreşimi olarak vardır. Bu gerçeklik kavramının boyutlarına ayrıntılı olarak aşağıdaki tabloya yer verilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Felsefenin Bölümleri İç Ayrımı Sorunları</strong></span></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="143">
   <p></p>

   <p><span style="color:#999999">Varlık bilimi (<i>ontoloji</i>)ikiye ayrılır:</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>

   <p><span style="color:#999999">1.Metafizik</span></p>

   <p><span style="color:#999999">2.Fizik</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p><span style="color:#999999">Varlık madde kökenli midir?</span></p>

   <p><span style="color:#999999">Varlık <i>ide</i> kökenli midir?</span></p>

   <p><span style="color:#999999">Maddeyi <i>ide </i>mi yarattı? Yoksa, <i>ide</i>’yi madde mi yarattı?</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="143">
   <p></p>

   <p><span style="color:#999999">Bilgi kuramı (<i>epistemoloji) </i>yöntem açısından üçe ayrı- lır:</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>

   <p><span style="color:#999999">1.Akıl</span></p>

   <p><span style="color:#999999">2.Deney</span></p>

   <p><span style="color:#999999">3.Sezgi</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p><span style="color:#999999">Bilgi elde etmek olanaklı mı, yoksa bir rüyalar evreninde mi yaşıyoruz?</span></p>

   <p><span style="color:#999999">Bu evrende görülen şeyler aldatıcı gölgeler mi? Bizler asıl gerçekliğin çarpık yansıma- larını mı görmekteyiz? Her şeyin aslını bilebilir miyiz?</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="143">
   <p></p>

   <p><span style="color:#999999">Değer kuramı (<i>aksiyoloji)</i></span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>

   <p><span style="color:#999999">1.Estetik</span></p>

   <p><span style="color:#999999">2.Etik: Ahlak</span></p>

   <p><span style="color:#999999">/hukuk</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p><span style="color:#999999">Mutlak değerler var mıdır? Yoksa, her şey göreceli midir? Değerler, zamandan zamana, kişiden kişiye toplumdan topluma değişmekte midir?</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><span style="color:#999999">E. Hirş. <strong>Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyoloji Dersleri</strong> (İkinci Bası)) Ank., 1996, s.58.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Susmak da bir çeşit konuşmaktır. Dilsizin sustuğu söylenebilir mi? Ayrıca Ceza usulü ilkeleri (delil ikamesi) arasında şüpheli suçlunun da susma hakkına yer verilmiş; “<i>suçsuzluk karinesi” </i>ile susma hakkı arasında bir “bağlantı”nın varlığına işaret edilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. <strong>Yargı Kararlarında Laiklik ve İfade Özgürlüğü (</strong>Derl. H. Y.Aktan ve L.Ünsal) Adalet, 2009; Türkiye Adalet Akademisi. <strong>Çağdaş Demokrasilerde Yargı ve Medya İlişkisi </strong>(Sempozyum 24-25 Mayıs 2010), 2011.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Goran Hermeren “European Values– and Others. Europe’s Shared Values: Towards an ever-closer Union?”<strong> European Review</strong>, Vol. 16, No. 3, 373–385 r 2008 Academia Europæa doi:10.1017/S1062798708000318 Printed in the United Kingdom.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Barry Richmond. The “Thinking” in Systems Thinking: How Can We Make It Easier to Master? Ayrıca bkz.<strong> Mastering Systems Thinking Skills YouTube</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Akın Atalay “Adaletin çöküşü” <strong>T24</strong> (9/02/2026). İskender Öksüz “İnsanlar bizi kazıklar<strong>” Karar</strong> 4/01/2026. Cezaevlerinde çekilen acılar ve bu acıların sosyal adaletle ilişkisi konusunda önemli çalışmaları olan Nils Christie (1993) “yüksek güvenlikli” ceza infaz kurumlarını "Batı tipi Gulaglar" olarak tanımlıyor. “Ona göre "uygun acı miktarı"nı belirleyen, o toplumdaki insani değerler üzerinde gelişen standartlardır, bu bütünüyle kültürel ve politik bir meseledir.”</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Tolga Şirin. “Zor zamanlarda yargıç olmak” <strong>T 24</strong> (8/04/2025: </span><a name="To"><span style="color:#999999"><strong>CASE OF </strong></span></a><span style="color:#999999"><strong>ŻUREK v. POLAND</strong> (Application no. 39650/18);<strong> CASE OF EMİNAĞAOĞLU v. TURKEY</strong> (Application no. 76521/12) İ. Kuçuradi. </span><a name="_Hlk175985238"><span style="color:#999999">"Hukukun dediğini yapmalı, ama hukuk da yanlış olabilir. </span></a><a name="_Hlk159483374"><span style="color:#999999">Bugün "hukukun üstünlüğü" deniliyor ama demokratik ülkelerde hukuk da değer harcayıcı olabiliyor. Ben olaya hep insan hakları perspektiften bakmak gerektiğini düşünüyorum. Görüyoruz ki parlamentolardan "hak yok edici yasalar" da çıkabiliyor.</span></a><span style="color:#999999"> Gülersiniz belki ama ben milletvekili olmanın şartlarından biri de doğru dürüst insan hakları eğitimi almış olmak derim." <strong>Olay</strong> ve <strong>olgu</strong> da karıştırılabiliyor. Olgu olarak dile getirirseniz kimse bir şey diyemez</span><a name="_Hlk159483502"><span style="color:#999999">. </span></a><a name="_Hlk175985414"><span style="color:#999999">İoanna Kuçuradi, "Ciddiye almamak gerekir" derken kimi kastetti? <strong>T24</strong> (22/02/2024).</span></a></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dusunce-sistemi-felsefesi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/law.jpg" type="image/jpeg" length="44035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sivas-cumhuriyet-universitesi-kadin-ve-aile-arastirmalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sivas-cumhuriyet-universitesi-kadin-ve-aile-arastirmalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 08 Haziran 2026 Tarihli ve 33274 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sivas Cumhuriyet Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ KADIN VE AİLE ARAŞTIRMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (KAUM): Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörünü,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>d) Üniversite: Sivas Cumhuriyet Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Kadınların toplumsal, ekonomik, kültürel, siyasal ve akademik yaşamda güçlenmesini desteklemek, aile ve toplum içindeki konumlarını güçlendiren bilimsel ve uygulamalı çalışmalar yürütmek.</p>

<p>b) Aileyi toplumsal yapının temel unsurlarından biri olarak ele alarak aile yapısının korunması, güçlendirilmesi ve değişen toplumsal koşullar karşısında desteklenmesine yönelik araştırmalar yapmak.</p>

<p>c) Kadın, aile ve toplum ilişkilerini bütüncül bir yaklaşımla ele alan disiplinlerarası bilimsel araştırmalar yürütmek.</p>

<p>ç) Kadınların liderlik ve karar alma mekanizmalarına katılımını artırmaya yönelik akademik, eğitsel ve uygulamalı çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Aile ve toplum yapısını etkileyen sosyal risk alanları konusunda önleyici ve koruyucu yaklaşımlar geliştirmek; kadınlara ve ailelere yönelik eğitim, farkındalık ve kapasite geliştirme faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>e) Kadın ve aile alanında sosyal politika üretimine katkı sunacak araştırmalar yapmak ve politika önerileri geliştirmek.</p>

<p>f) Kadın ve aile alanında veri toplamak, raporlar hazırlamak ve karar alıcılara bilimsel destek sunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kadın ve aile konusunda bilimsel araştırmalar yapmak, projeler geliştirmek ve yürütmek, yayınlar hazırlamak.</p>

<p>b) Kadınların aile ve toplum yaşamındaki rollerini güçlendirmeye, liderlik ve karar alma süreçlerine katılımlarını artırmaya yönelik eğitim ve mentörlük programları düzenlemek.</p>

<p>c) Aile yapısının korunması ve güçlendirilmesine yönelik eğitim faaliyetleri düzenlemek, danışmanlık ve rehberlik hizmetleri vermek.</p>

<p>ç) Kadın ve aileyi etkileyen sosyal risk alanlarına yönelik önleyici ve koruyucu çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Merkezin amaçlarına yönelik kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yapmak.</p>

<p>e) Merkezin amaçlarına yönelik gerçekleştirilecek ulusal ve uluslararası projelere katılmak, projeler yürütmek ve sonuçlarını yayımlamak.</p>

<p>f) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili araştırma raporları, politika notları ve rehber dokümanlar hazırlamak.</p>

<p>g) Merkezin amaçlarına yönelik konferans, sempozyum, panel ve benzeri bilimsel ve toplumsal etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>ğ) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi ile Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>c) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını hazırlayarak Yönetim Kurulu ve Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak, toplantılara başkanlık etmek ve Yönetim Kurulunda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>d) Merkezin faaliyet alanları kapsamındaki ulusal ve uluslararası etkinliklerde Merkezi temsil etmek veya gerektiğinde temsil edecek personeli görevlendirmek.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen iki üye ile birlikte toplam en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyeler yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitmeden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri ile ilgili gerekli durumlarda birimler ve çalışma grupları oluşturmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>c) Müdür tarafından getirilen konularda karar vermek.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan kişiler ile istekleri halinde ilgili kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarının temsilcileri ve uzmanlar arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla dokuz üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez toplanır. Danışma Kurulu toplantısı için salt çoğunluk aranmaz ancak, kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi, Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için Yönetim Kurulu tarafından çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(2) Çalışma gruplarında görev alacak personel, çalışma gruplarının görevleri ile çalışma usul ve esasları Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sivas-cumhuriyet-universitesi-kadin-ve-aile-arastirmalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="12257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92350"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82232"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="73852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="61669"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="68842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="61296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="99902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="71803"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="69325"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="61910"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="61417"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="38612"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
