<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Jul 2026 01:54:03 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince, idari yargı hâkimlerinin müstemir yetkilerinin belirlenmesi çalışmaları 16.07.2026 tarihi itibarıyla sonuçlandırılarak karara bağlanmış olup, ekte ilan edilmiştir.</p>

<p>6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, yeniden inceleme talebinde bulunacak meslektaşlarımızın, taleplerini <strong>24</strong><strong> Temmuz 2026 Cuma günü saat 17:00’a kadar </strong>ekte gönderildiği şekilde personel ortak rolünde bulunan müstemir yetki talep formu ekranını kullanarak ve talep türünü <strong>“Yeniden İnceleme Talebi”</strong> olarak seçtikten sonra yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Müstemir yetkileri belirlenen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dileriz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p>

<p></p>

<p><strong>Ekleri : </strong></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262339bim-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Bölge İdare Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262339idari-yargi-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">İdare ve Vergi Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/120620262146talep-gonderme-kilavuzupdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Talep Gönderme Yöntemi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/hsk-yeni11.jpg" type="image/jpeg" length="56236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince, bölge adliye mahkemeleri ile adli yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. bölge hâkimlerinin müstemir yetkilerinin belirlenmesi ve tevziye ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi çalışmaları 16.07.2026 tarihi itibariyle sonuçlandırılarak karara bağlanmış olup, ekte ilan edilmiştir.</p>

<p>6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, yeniden inceleme talebinde bulunacak meslektaşlarımızın, taleplerini <strong>24</strong><strong> Temmuz 2026 Cuma günü saat 17:00’a kadar </strong>ekte gönderildiği şekilde personel ortak rolünde bulunan müstemir yetki talep formu ekranını kullanarak ve talep türünü <strong>“Yeniden İnceleme Talebi”</strong> olarak seçtikten sonra yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Müstemir yetkileri belirlenen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dileriz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p>

<p></p>

<p><strong>Ekleri:</strong></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262349bam-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Bölge Adliye Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262349adli-yargi-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/120620262146talep-gonderme-kilavuzupdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Talep Gönderme Yöntemi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/hsk-a1.jpg" type="image/jpeg" length="53381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 17 Temmuz 2026 Tarihli ve 33312 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bingöl Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/1/2019 tarihli ve 30662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 8- (1) Müdür (Başhekim); uzmanlığını veya doktorasını diş hekimliği alanında ya da tıp fakültelerinin dahili bilimler alanlarında tamamlamış, Fakültede kadrolu veya görevlendirme suretiyle görev yapan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre için görevlendirilir.</p>

<p>(2) Görev süresi sona eren Müdür (Başhekim) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren veya görevinden ayrılan Müdürün (Başhekimin) yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir Müdür (Başhekim) görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10 - (1) İhtiyaç duyulması halinde, uzmanlığını veya doktorasını diş hekimliği alanında ya da tıp fakültelerinin dahili bilimler alanlarında tamamlamış, Fakültede kadrolu veya görevlendirme suretiyle görev yapan öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi, Müdürün (Başhekimin) önerisi ile Rektör tarafından müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) olarak görevlendirilir. Müdür yardımcıları (başhekim yardımcıları), Merkezin hizmetlerinin yürütülmesinde Müdüre (Başhekime) yardımcı olur.</p>

<p>(2) Müdür (Başhekim), görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır ve durumu Dekanlığa bildirir.</p>

<p>(3) Görev süresi sona eren müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya görev süresi dolmadan aynı usulle görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren veya görevinden ayrılan müdür yardımcısının (başhekim yardımcısının) yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 11- (1) Yönetim Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Fakültenin devamlı veya görevlendirme ile görev yapan öğretim üyeleri arasından Müdürün (Başhekimin) önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üye, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu raportörlüğünü Fakülte Sekreteri yapar.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulu</p>

<p>MADDE 13- (1) Danışma Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluş temsilcileri ve uzmanlar arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üye, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce aynı usulle görevinden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulunun görevleri</p>

<p>MADDE 14- (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili olarak Yönetim Kurulunun ihtiyaç duyduğu konularda değerlendirmeler yapmak, görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri ile ilgili yeni çalışma alanları belirlenmesinde ve ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik önerilerin getirilmesinde görüş bildirmek.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Merkezin ünite ve birimlerinin çalışma usul ve esasları</p>

<p>MADDE 16- (1) Merkez üniteleri ve birimlerinde çalışanlar yürüttükleri hizmetler açısından Müdüre (Başhekime) karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Merkez idari ünite ve birimlerinin görevleri, görevlendirilen personelin görev, yetki ve sorumlulukları ve çalışma şekline ilişkin esaslar Müdür (Başhekim) tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) İlgili mevzuat hükümlerine uygun olarak, ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet ve eğitim kalitesini ve verimliliği artırmak amacıyla, Merkezde çalışma grupları, komisyon, komite, ünite ve bağlı birimler kurulabilir. Kurulan birimlerin çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Bingöl Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="31136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['12. Yargı Paketi' TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulunda, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı. Teklifin, idareye başvuru zorunluluğu getiren 1'inci maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması düzenlemesine ilişkin 16'ncı maddesi, metinden çıkarıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ve Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ile 106 Milletvekilinin "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", TBMM Genel Kurulunda, kabul edilerek yasalaştı.</p>

<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen kanun teklifinden, AK Parti'nin verdiği önergeler doğrultusunda İcra ve İflas Kanunu'na "idareye başvuru zorunluluğu" getiren 1'inci madde ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin 16'ncı madde çıkarıldı.</p>

<p>Tekliften çıkarılan maddeyle, İcra ve İflas Kanunu'na "İdareye başvuru zorunluluğu" başlıklı yeni bir düzenleme eklenmesi öngörülüyordu. Düzenlemeye göre, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince idare aleyhine hükmedilen para alacakları, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için alacaklı veya vekilinin, banka hesap numarasını da bildirerek idareye yazılı başvuruda bulunması zorunlu hale getirilecekti. Başvurunun ardından idarenin hükmedilen tutarı, varsa işleyecek faizi ve diğer ferileriyle birlikte en geç bir ay içinde ödememesi halinde ilamlı icra takibi başlatılabilecekti. Düzenleme uyarınca, bu başvuru yapılmadan doğrudan ilamlı icra yoluna başvurulamayacaktı. AK Parti'nin önergesinin kabul edilmesiyle söz konusu düzenleme teklif metninden çıkarıldı.</p>

<p>Çıkarılan maddede, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kapsamının yeniden belirlenmesi, işkence, eziyet ve kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri kötü muamele suçlarında HAGB uygulanmaması ile usule ilişkin bazı hükümlerin yeniden düzenlenmesi öngörülüyordu.</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SATIŞ PORTALINDA YAPILACAK İLANDA DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>Elektronik satış portalında yapılacak ilanda da düzenlemelere gidilecek. Buna göre, elektronik satış portalında yapılacak ilanda satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazine'nin teminat göstermekten muaf olduğu belirtilecek.</p>

<p>Ayrıca söz konusu ilanda elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde 50'si, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde 100'ü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde 50'si ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği yer alacak.</p>

<p>İlanda, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde 10'unun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği, ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına teklif ettiği bedelin yüzde 5'i oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği de bulunacak.</p>

<p><strong>NOTERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK</strong></p>

<p>Noterlik Kanunu'ndaki değişiklikle, noterlik evrak ve defterleri, mahkeme, sulh ceza hakimliği ve cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmi daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği veya cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi halinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylayacak. Noter, onayladığı örneği yerinde saklayacak ve evrakın aslını ilgili merciye gönderecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği, cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmi daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili merciye elektronik ortamda iletecek. Elektronik ortamda gönderme imkanı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili merciye gönderecek. Yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyecek, posta masrafı ve kanunda düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kağıt ücreti dahil herhangi bir ücret alınmayacak.</p>

<p>Danıştay Kanunu'ndaki değişiklikle, 2016'dan itibaren 10 yıl içinde Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılacak. Ayrıca Danıştay daire sayısının azalmayacak olması dolayısıyla boşalan her 2 üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da 23 Temmuz 2030'a kadar vazgeçilecek.</p>

<p><strong>İDARE MAHKEMELERİNDE TEK HAKİMLE ÇÖZÜMLENECEK DAVALAR</strong></p>

<p>Kanunla, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'da düzenlemeye gidiliyor. Buna göre, idare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilecek.</p>

<p>Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, konusu 486 bin lirayı aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar, mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un uygulanmasından doğan davalar, idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenecek. Ayrıca 486 bin lirayı aşmayan davalar, vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından karara bağlanacak.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki değişiklikle, bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda, kararı hukuka uygun bulursa, kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar verecek.</p>

<p>Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi, duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verecek.</p>

<p>Ancak bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması ile duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde eksikliği kendisi gidererek karar verebilecek. Bu düzenlemeler dışında kararın kaldırılarak dosyanın, kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyecek.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, temyizle ilgili belirlenen davalar dışında kalan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz edilebilecek. Ancak idare ve vergi mahkemelerinde tek hakimle görülen davalarda, Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanan davalarda, sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlarda kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamayacak.</p>

<p>Konusu 270 bin lirayı aşıp 920 bin lirayı aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davaların temyiz edilmesine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.</p>

<p>Genel Kurulda kabul edilen önergeyle bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlarda, temyiz sınırının altında kalan davalar bakımından, ilk derece mahkemesi kararı ile bölge idare mahkemesi kararı arasında hükmedilen tutar arasındaki parasal farkın, 2026 itibarıyla 55 bin lirasını geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacak. Diğer yandan, 2026 yılı itibarıyla 486 bin lirasını aşmadığı için tek hakim tarafından karara bağlanan davalarda, bölge idare mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi halinde hükmedilen tutarlar arasındaki fark bu yıl için 55 bin lirasını aşsa dahi bu kararlar temyiz edilemeyecek.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'daki değişiklikle, adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şartı aranacak. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi 4 yıl olacak. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam edecek.</p>

<p><strong>HAKİM VE SAVCI YARDIMCILARININ EĞİTİM SÜREÇLERİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları doğrultusunda Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle, adli yargı hakim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hakim yardımcılarına, ilgisine göre, Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilecek. Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulacak ve 100 tam puan üzerinden değerlendirilecek. Sonuçlar yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanacak ve Türkiye Adalet Akademisine teslim edilecek.</p>

<p>Sözlü sınavda hakim ve savcı yardımcısının, eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi, mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği, özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu, Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi değerlendirilecek.</p>

<p>Hakimler ve Savcılar Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası verilecek.</p>

<p>TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Kanuni Faiz"e ilişkin hükmü yeniden düzenleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre, Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80'i üzerinden yapılacak. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p>Düzenlemeyle, Türk Medeni Kanunu'nun taşınırların satılmasını içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırma ile satılacak. Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra uygulanacak.</p>

<p>Kanun'un taşınmazların satılmasını içeren hükmünde yapılan değişikliğe göre, satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılacak ve ihale, vesayet makamının onamasıyla tamamlanacak. Onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak 10 gün içinde verilmesi gerekecek. Bu hüküm de düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK VE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇLARINA İŞTİRAK</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) nitelikli dolandırıcılığa yönelik 158. maddesine fıkra ekleniyor. Buna göre, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "genetik inceleme sonuçlarının gizliliği"ni içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecek. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilip kesinleşmesi hallerinde derhal, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıl geçmesiyle cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecek.</p>

<p>Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hakim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilecek.</p>

<p>Bu hüküm uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hakim veya cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilecek.</p>

<p>Mahkeme veya hakim kararlarına karşı itiraz yoluna, cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hakimliğine başvurulabilecek.</p>

<p>İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet ve İçişleri bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/meclis-jnjn7.jpg" type="image/jpeg" length="90263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Kaçakçılığında Hazırlık ve İcra Hareketleri Ayırımı, Suça Teşebbüs, Suçun Tamamlanması ve Hata]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen gümrük kaçakçılığı suçlarında; suçun hangi aşamada icra edilmeye başlandığı, hangi hallerde teşebbüsün sözkonusu olduğu ve suçun ne zaman tamamlandığının tespiti failin ceza sorumluluğunun tespiti yönünden önemlidir. Özellikle gümrük sahasında yapılan kontroller sırasında failin henüz beyan yükümlülüğünün doğup doğmadığı, gümrük idaresine herhangi bir beyanda bulunup bulunmadığı ve eşyanın gümrük denetiminden çıkıp çıkmadığı hususları Yargıtay kararlarında belirleyici kriterler olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>I. İcra Hareketlerinin Başlangıcı</strong></p>

<p>Gümrük kaçakçılığı suçunda hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır; esas itibariyle, kişinin gümrük mevzuatından kaynaklanan beyan yükümlülüğünün başlayıp başlamadığına göre belirlenmektedir.</p>

<p>Gümrük beyannamesinin henüz verilmediği veya gümrük idaresine herhangi bir resmi beyanda bulunulmadığı aşamada gerçekleştirilen fiiller, hazırlık hareketi niteliğindedir. Bu aşamada suçun icrasına başlanıldığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu durumda, failin henüz beyan vermeye davet edilmeden önce aranması veya eşyasının ele geçirilmesi halinde de icra hareketlerinin başlamadığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Failin henüz gümrük kontrol noktasına ulaşmadan yakalanması veya gümrük sahasında bulunmasına rağmen kendisine beyan hakkının fiilen tanınmaması durumlarında, fiil hazırlık hareketi sınırları içerisinde değerlendirilecektir. Yargıtay; icra hareketlerinin başlangıcını yalnızca eşyanın gümrük sahasında bulunmasına değil, failin hukuken beyan yükümlülüğü altına girmiş olmasına bağlamaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/143 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong></p>

<p><i>“5607 sayılı Kanundaki kaçakçılık suçlarının ‘kalkışma suçları’ olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de gözönünde bulundurulduğunda, <strong>eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise, eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</strong></i></p>

<p><i>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen ‘eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma’ suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</i></p>

<p><i>…sanık ...’in Türkiye’ye giriş yapmak için <strong>gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...’in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, </strong>bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir”</i>.</p>

<p><strong>II. Teşebbüs Aşaması</strong></p>

<p>İcra hareketlerine başlanmış olmakla birlikte; suçun, failin iradesi dışında kalan nedenlerle tamamlanamaması halinde, teşebbüs hükümleri uygulanmaktadır. Bununla birlikte; 5607 sayılı Kanun m.3/22 uyarınca, kaçakçılık suçlarında teşebbüs, tamamlanmış suç gibi cezalandırıldığından, teşebbüs halinin varlığı, ceza miktarı yönünden önem arz etmemektedir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte; örneğin TCK m.188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunda, 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye benzer bir düzenleme olmadığı için, teşebbüs halinde TCK m.35 uyarınca cezada indirim yapılması teorik olarak ve kanaatimizce mümkündür.</strong> Ancak Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin içtihadı, bu suçun neticesi harekete bitişik suçlardan olduğu ve teşebbüse elverişli olmadığı yönünde ise de; Dairenin kararlarının oybirliğiyle alınmadığı ve bir üyenin isabetli karşı oy gerekçeleri itibariyle, bu görüşün kabulü halinde sanığın cezasında önemli bir indirim yapılabilecektir. <strong>Karşı oyda; </strong>uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanabilmesi için, suça konu maddelerin yurda sokulması ve gümrük incelemesini müteakiben failin fiili hakimiyetine geçmesi gerektiği, gümrük kontrolünün amaçlarından birisinin kaçak veya yasak eşyanın yurda girişinin önlenmesi olduğu, gümrük işlemleri sırasında görevlilerce yakalandığı durumda maddenin yurda sokulmasına engel olunduğundan, fiilin teşebbüs aşamasında kalacağı, 5607 sayılı Kanun m.3/22 ve göçmen kaçakçılığı suçunu düzenleyen TCK m.79/1’de olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan fiillerin tamamlanmış gibi cezalandırılacağı şeklinde TCK m.188’de düzenleme yer almadığından, TCK m.35 uyarınca teşebbüs indirimi uygulanması gerektiği belirtilmektedir <strong>(Karşı oy gerekçeleri için bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Y.10.CD, 13.05.2025, 2021/7343 E., 2025/5538 K.; 21.10.2024, 2024/6048 E., 2024/24290 K.; 22.02.2023, 2021/12081 E., 2023/1389 K.</a>; 08.03.2022, 2020/15351 E., 2022/2733 K.; 14.12.2021, 2020/14526 E., 2021/13679 K.; 13.12.2021, 2020/14147 E., 2021/13536 K.).</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ne göre;</strong> gerçeğe aykırı gümrük beyannamesinin düzenlenerek gümrük idaresine verilmesi ve tescil edilmesi ile birlikte, artık suçun icrasına başlanmış sayılmaktadır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y.7.CD., 21.03.2019, 2018/1785 E., 2019/28570 K.)</strong>. </a>Ancak gümrük işlemleri tamamlanmadan kaçak eşyanın ele geçirilmesi veya işlemlerin gümrük görevlilerince durdurulması halinde suç tamamlanmış olmayacak ve teşebbüs aşamasında kalacaktır.</p>

<p><strong>Yolcu beraberinde gelen eşya yönünden;</strong> gümrük beyanında bulunma yükümlülüğü doğduğu sırada, ancak kaçak eşyanın gümrüklü alandan çıkıp yurda girmediği aşamada yakalanması halinde, suç yine teşebbüs aşamasında kalacaktır. <strong>Örneğin;</strong> havalimanında yeşil hatta gelen fail, burada görevliler tarafından kontrole alınırsa ve kaçak eşya bu sırada ele geçerse “teşebbüs” hali, fail yeşil hattan geçtikten sonra ise suçun tamamlanması sözkonusu olacaktır. Bununla birlikte, suçun tamamlanması ve teşebbüs hali arasında ceza miktarı yönünden farklılık olmayacaktır. Ancak sanığın yeşil hatta yaklaştığı böyle bir durumda; kanaatimizce, <i>hazırlık hareketi icra hareketi</i> arasında ince bir çizgi olacaktır. Dolayısıyla; yeşil hattın henüz geçilmediği durumlarda, somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. Havalimanlarında Yeşil Hat Uygulaması ve Beyan Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Havalimanında yeşil hat; yolcunun "gümrüğe tabi beyan edeceğim herhangi bir eşyam bulunmamaktadır" yönünde yaptığı zımni beyan olarak kabul edilmektedir. Bu hattı kullanan yolcu, beyan hakkını kullanmış kabul edilir. Bu nedenle; yeşil hattan geçen bir kişinin, ayrıca gümrük görevlilerince sözlü olarak "beyana tabi eşyanız var mı" şeklinde uyarılması veya beyana davet edilmesi hukuken zorunlu değildir.</p>

<p>Bununla birlikte; henüz bagaj bandında bekleyen, gümrük kontrol noktasına ulaşmayan veya hangi hattı kullanacağı belli olmayan bir kişinin, beyan hakkını kullanma imkanı henüz doğmamış olacağından, bu aşamada gerçekleştirilen yakalamalar hazırlık hareketi kapsamında değerlendirilecektir.</p>

<p>Yeşil hattan geçtikten sonra yakalanan fail bakımından ise; yalnızca "bana beyanda bulunmam için ayrıca fırsat verilmedi" savunması, tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir neden değildir. Kişi yeşil hattı tercih ederek, beyan hakkını kullanmış kabul edilmektedir.</p>

<p>Fail; yeşil hattı geçerek gümrük kontrol noktasından ayrıldığı anda, suç tamamlanmış sayılır. Bu aşamada yapılan kontrolde ele geçen eşya, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulmuş kabul edilir.</p>

<p>Yolcu henüz yeşil veya kırmızı hat seçimi yapacağı yere gelmemişse (örneğin uçaktan inip bagajını beklediği alanda veya gümrük sahasına henüz girmeden yakalanmışsa), fiil "hazırlık hareketi" aşamasında kabul edilir.</p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararlarında; </strong>sanığın yurda ve gümrük kontrol sahasına henüz girmeden, gümrüklü alanda iken kaçak eşya ile yakalanması ve henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa gümrük görevlilerince beyanda bulunma imkanı sağlanmaması halinde, fiilin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" rel="dofollow"><strong>(Y.7.CD, 09.07.2020, 2017/13469 E., 2020/11547 K. ve 18.06.2020, 2016/5174 E., 2020/9802 K.)</strong>.</a></p>

<p><strong>Bununla birlikte; yine <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararı</a>nda, sanık yeşil hattı geçtikten sonra çıkış kapısına yöneldiği sırada yakalanmasına rağmen,</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda yer verdiğimiz 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/143 K. sayılı kararı</a>na atıfta bulunarak, <i>“Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valiz içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu” </i>gerekçesiyle, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Kararın içeriğinden;</strong> sanığın hava yolu ile geldiği, havalimanı dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yöneldiği, yeşil hattı geçtiğine dair tespitler bulunduğu görülmektedir. <strong>Maddi vaka bu şekilde ise; </strong>Dairenin vardığı bu sonucun isabetli olmadığı, yeşil hat uygulamasının niteliği gereği sanığa ayrıca beyanda bulunup bulunmayacağının sorulmasına lüzum olmadığı, yeşil hattan geçen ve gümrük kontrol noktasından uzaklaşarak yurda giriş yapan sanık yönünden suçun tamamlanmış kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Failin Yabancı Uyruklu Olması ve Hata Hükümleri</strong></p>

<p>Failin yabancı uyruklu olması halinde; sanığın kaçakçılık kastı ile hareket edip etmediği, yani suçun manevi unsuru ve TCK m.30/4’de düzenlenen haksızlık hatası hükmü değerlendirilebilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.03.2021 tarihli, 2017/587 E. ve 2021/131 K. sayılı kararı</a>ndan; </strong>özellikle yabancı uyruklu veya transit yolcu olan kişilerin Türkçe bilmemesi, gümrük prosedürlerine vakıf olmaması, uluslararası dillerde yeterli uyarı levhalarının bulunmaması veya gümrük görevlilerince gerekli yönlendirmenin yapılmamış olması gibi olguların birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu tür durumlarda; failin gümrük mevzuatına aykırı hareket ettiğini bilemeyecek durumda olduğu ve fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düştüğü tespit edilirse, TCK m.30/4’ün tatbiki ve sanığın cezalandırılmaması gündeme gelebilecektir. Bununla birlikte, sadece yabancı uyruklu olmak veya mevzuatı bilmemek tek başına yeterli görülmemektedir. Kaçınılmaz hatanın kabulü için; dil engeli, yetersiz bilgilendirme, yurda ilk defa gelme veya bir defa gelmekle birlikte yanında bulunan eşyanın beyana tabi olduğunu bilmeme, bu konuda idarenin yönlendirme eksikliği ve somut olayın diğer özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü kanun koyucu; “Kanunun bağlayıcılığı” başlıklı TCK m.4’de, <i>“Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” </i>hükmüne yer vererek, ceza kanunlarının bilinmesi zorunluluğunu öngörmüştür. TCK m.30/4 ise, failin yabancı olmasından kaynaklanan sebeple işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz hataya düşmesi hali düzenlemiş ve bir cezasızlık sebebi öngörmüştür.</p>

<p>Failin eşyayı gümrük denetiminden kaçırma ve kaçak şekilde yurda sokma yönünde iradesinin bulunup bulunmadığı, manevi unsur yönünden önemlidir. Somut olayın özellikleri; failin kaçakçılık yapma kastı ile hareket etmediğini ortaya koyuyorsa, suçun manevi unsurunun oluşmadığı kabul edilecektir. Bunun yanında; valizinde veya çantasında beyana tabi eşya olduğunu bilmeyen kişi bakımından, suçun maddi unsuru tamam olsa da, kaçakçılık suçunu işleme kastının oluştuğundan bahsedilemez.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında; gümrük kaçakçılığı suçlarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınan temel ölçütün, beyan yükümlülüğünün doğması olduğu görülmektedir. Beyan yükümlülüğü başlamadan önce gerçekleştirilen hareketler hazırlık hareketi olarak kabul edilmekte olup, cezalandırılmamaktadır. Beyan yükümlülüğünün başlaması ile birlikte icra hareketleri başlamış sayılmaktadır. Bu aşamada; failin iradesi dışında bir sebeple, kaçak eşya gümrük denetiminden geçip yurda giremediğinde teşebbüs sözkonusu olacaktır, ancak fail 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye göre suç tamamlanmış gibi cezalandırılacaktır. Eşyanın gümrük denetiminden tümü ile çıkarılması ise, suçun tamamlanma anını oluşturmaktadır.</p>

<p>Havalimanlarında uygulanan yeşil hat sistemi bakımından ise; failin yeşil hattı tercih etmesi hukuken beyan yerine geçtiğinden, ayrıca sözlü beyana davet edilmemesi tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Buna karşılık; yabancı uyruklu kişilerin dil bilmemesi, yeterli yönlendirme yapılmaması ve gümrük prosedürlerini objektif olarak anlayamayacak durumda bulunmaları halinde, olayın özelliklerine göre kastın bulunmadığı veya kaçınılmaz hata hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle; her somut olayda, failin bilgi düzeyi, beyan imkanına fiilen sahip olup olmadığı, gümrük idaresinin yönlendirme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği ve failin iradesi bütün deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-te7df.jpg" type="image/jpeg" length="28661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/7343 E., 2024/6048 E. ve 2021/12081 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 13.05.2025 tarihli, 2021/7343 E., 2025/5538 K. sayılı kararı, 21.10.2024 tarihli, 2024/6048 E., 2024/24290 K. sayılı kararı ve 22.02.2023 tarihli, 2021/12081 E., 2023/1389 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/7343 E., 2025/5538 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/30 E., 2016/18 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : 1. Sanık ... yönünden bozma<br />
2. Sanık ... yönünden onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyiz etmeye hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>1. Sanık ... hakkında "Uyuşturucu madde ithal etme" suçundan kurulan hükmün incelenmesi:<br />
Sanığın, UYAP Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 18.06.2018 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden; diğer yönleri incelenmeyen İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının 1412 sayılı CMUK'un 321/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322/1. maddesinin (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereği sanığın ölümü nedeniyle, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında "Uyuşturucu madde ithal etme" suçundan kurulan hükmün incelenmesi:<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların aşağıda belirtilen dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1. 05.11.2013 tarihli eylemde, diğer sanık ...'a gönderilen ve içinde suç konusu uyuşturucu maddenin olduğu gönderinin kendisine ait olduğunu söyleyerek, suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2. Sanığın 05.11.2013 tarihli eylemi sabit ise de; 13.11.2013 tarihli eylemde suç konusu uyuşturucu maddenin yurt dışından getirildiğine ilişkin delil bulunmadığı aşamada, kendi beyanı ile “uyuşturucu madde ithal etme” suçunu ortaya çıkaran sanık hakkında, etkin pişmanlığı nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 192/1. maddesi uyarınca "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, şartları oluşan şahsi cezasızlık nedeni göz ardı edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğnameye aykırı olarak, Üye ...'in sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinin uygulanması gerektiğine dair ek gerekçesi ve oybirliği ile hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p><strong>E K G E R E K Ç E</strong></p>

<p>05.11.2013 ve 13.11.2013 tarihlerinde Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince sanık adına yurt dışından gelen gönderilerde yapılan incelemede toplamda net 471 gram sentetik kannabinoid içeren madde ele geçirilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın zincirleme bir şekilde uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, sanık ... adına yurt dışından gönderilen gönderilerin henüz sanıklar tarafından teslim alınmadan, gönderilerin içinde bulunan uyuşturucu maddenin Sabiha Gökçen Havalimanı Kargo Bölümünde ele geçirildiği, dolayısıyla sanıkların işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının herhangi bir yerinden sokulması” (Erman/Özek’ten aktaran: Birsen Elmas, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrüğe tabi işlemlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, "İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş - Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p>

<p>Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesinde, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, kargo ile yurt dışından istenilen uyuşturucu maddeler bakımından da uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanması için suça konu maddelerin ülkeye sokulması yeterli olmayıp, gümrük incelemesini müteakiben sanıkların "fiili hâkimiyetine" geçmesi gereklidir. Somut olayda, Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince sanık ... adına yurt dışından gönderilen paketler alıcısına teslim edilmeden açılarak uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokularak sanık ...'un fiili hâkimiyetine geçmesine engel olunduğundan, sanık ... elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, sanık ....un işlediği uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin edilen cezadan aynı Kanunun 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır. Dolayısıyla sanık ... hakkındaki bozma kararına bu gerekçenin de eklenmesinin isabetli olacağı düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne ek gerekçeyle iştirak ediyorum. 13.05.2025</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/6048 E., 2024/24290 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>A. Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.<br />
B. Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Eylemin teşebbüs aşamasında kaldığına,</p>

<p>2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Arama kararı olmadan araçta arama yapılmasının hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Delillerin hukuka aykırı şekilde toplandığına,</p>

<p>5. Eylemin uyuşturucu madde ithali olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfı ile sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına, 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesinin uygulanmasına, gümrük sahasında yapılan arama işleminde bir hukuka aykırılık bulunmadığına, delillerin hukuka uygun olarak toplandığına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
21.10.2024 tarihinde karar verildi.</p>

<p>(K.O.)</p>

<p><br />
<strong>K A R Ş I O Y G E R E K Ç E S İ</strong></p>

<p>31.07.2021 tarihli Yakalama, Cumhuriyet Savcısıyla Görüşme, Talimat Alma, El koyma ve Gözaltına Alma Tutanağına göre, 30.07.2021 tarihinde saat 14.03'de şoförü olduğu tırla Türkiye’ye giriş yapmak üzere, Esendere Gümrük Sahasına gelen sanığın aracının dorse kısmında yapılan x-ray taramasında şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, termoking motoruna ait radyatör parçası ile fan motoru arasında bulunan doğal boşlukta 140 paket halinde 35.418,99 gram eroin ele geçirildiği olayda; yapılan yargılama sonucunda sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan dolayı mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Esendere Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının herhangi bir yerinden sokulması” ( aktaran: , Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez.</p>

<p>Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). ’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610)<br />
Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrasında, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında bulunan uyuşturucu maddeler gümrük işlemleri sırasında, şüphe üzerine görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin edilen cezadan aynı kanunun 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince verilen hükmün bozulmasına karar verilmesi yerine, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 21.10.2024</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/12081 E., 2023/1389 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.12.2020 tarihli ve 2020/47 Esas, 2020/395 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 17 yıl 6 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.02.2021 tarihli ve 2021/214 Esas, 2021/307 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Sabit olan eylemin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğuna,</p>

<p>2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Kapıkule gümrük sahasına giriş yapan sanığa ait aracın X-Ray cihazında yapılan kontrolde şüpheli bir yoğunluk tespit edilmesi üzerine yapılan arama sonucu, zulalı halde toplam 20 paket esrar ele geçirilen olayda:</p>

<p>Sanığın ikrarı ve suça konu uyuşturucu maddenin miktarı dikkate alınarak uyuşturucu madde ithal etme<br />
eyleminin sübut bulduğu gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı ve suça konu uyuşturucunun ülke sınırını geçtikten sonra ele geçmesi karşısında, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, eleştiri dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.02.2021 tarihli ve 2021/214 Esas, 2021/307 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine</p>

<p>gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
22.02.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>20.12.2019 tarihli Arama ve Olay Tespit Tutanağına göre, aynı gün saat 10.25’te binek aracıyla Türkiye’ye giriş yapmak üzere, Kapıkule Gümrük Sahasına gelen Arnavutluk pasaport hamili sanık ...’nin aracında yapılan x-ray taramasında şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, koltukların altında gizlenmiş vaziyette 10.408 gram esrar maddesi ele geçirilmiş, sonrasında Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek sanık gözaltına alınmıştır.</p>

<p>Yapılan yargılama neticesinde Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/395 K. sayılı kararıyla, sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçundan dolayı TCK’nın 188/1 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına hükmolunmuş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2021/307 K. sayılı kararıyla da istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Kapıkule Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının her hangi bir yerinden sokulması” (Erman/Özek’ten aktaran: Birsen Elmas, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün</p>

<p>amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibariyle maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş-Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında gizlediği uyuşturucu madde gümrük işlemleri sırasında görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.</p>

<p>Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın işlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında TCK’nın 188/1. maddesi uyarınca tayin edilen cezadan TCK’nın 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2021/307 K. sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmesi yerine, Bölge Adliye Mahkemesi hükmüne yönelik temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 22.02.2023</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="53878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2017/13469 E. ve 2016/5174 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09/07/2020 tarihli, 2017/13469 E., 2020/11547 K. sayılı kararı ile
18.06.2020 tarihli, 2016/5174 E., 2020/9802 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/13469 E., 2020/11547 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefet<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Katılan ... İdaresi vekilinin temyizinin münhasıran nakil vasıtasına yönelik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>31.05.2014 tarihli olay tutanağı ile aramayı gerçekleştiren tutanak tanıkları gümrük muhafaza memurları ... ve ...'ın beyanlarından, sanığın suç tarihinde Irak'tan Türkiye'ye sevk ve idaresindeki araçla gelirken Habur gümrük sahasına girmeden, köprü denilen mevkide yapılan arama neticesinde aracında suça konu cep telefonların ele geçirilmesi karşısında, henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa beyanda bulunma imkanının tanınmaması nedeniyle suçun icra hareketlerinin gerçekleşmediği anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>5607 sayılı Kanunun 9/1. maddesi gereğince kaçakçılık suçları ile ilgili yapılacak aramanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca yapılacağı, 5607 sayılı Kanunun 9/2. maddesine göre de gümrük görevlilerinin arama yapma yetkisinin gümrük salonları ve gümrük kapıları ile sınırlı olduğu anlaşılmakla, gümrük sahası dışında bulunan sanığın aracında gümrük görevlileri tarafından yapılmış olan arama hukuka aykırı olup ele geçen delillerin yasak delil niteliğinde olduğu, eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği, sanığın ticari amaçla bulundurduğuna dair herhangi bir ikrarının da bulunmadığı nazara alındığında, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, Anayasanın 38/2, 5271 sayılı CMK'nun 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan ... İdaresi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/5174 E., 2020/9802 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefe<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere, tasfiye</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;<br />
Tüm dosya kapsamının incelenmesinde , 07/11/2013 günü saat 17:05 de Türk Hava Yollarına ait TK 2328 sefer yazılı uçağın transfer yolcularından olan sanığın Dubai’den gelmesi nedeniyle durumu riskli görülerek şahsa ait 1 adet bağaj tespit edilerek takibe alındığı, sanığın yolcu salonunda bulunan 2 numaralı banttan bağajını aldıktan sonra çıkışa yönelmeyerek o esnada Amsterdam'dan gelen uçağın yolcularının bulunduğu 1 numaralı banda girdiği, yolcuların arasına girerek beklemeye başladığı, sanığın daha sonra lavaboya girdiği, saat 18:05 de havalimanına bir başka dış hatlar uçağının indiği ve sanığın önce gümrüksüz satış mağazasına girerek alışveriş yapmaya başladığı ve akabinde bağajını oturduğu bankta bırakarak diğer yolcuların arasında salonu terk ettiğinin görülmesi üzerine görevli ekiplerce müdahele edildiği, sanığa ait bir adet bağajda yapılan kontrollerde toplam 168 adet kaçak cep telefonu ile 44 adet usb telefonu kabloları cinsi eşyaların ele geçirildiği anlaşılan olayda sanık hakkında atılı suçtan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmış ise de; sanığın henüz yurda girmeden gümrüklü alanda yakalanması şeklindeki eylemin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi mahiyetinde bulunduğu, sanığa gümrük görevlilerine beyanda bulunma imkanı sağlanmadığı da gözetilerek yasal unsuru oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="50584"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2018/1785 E., 2019/28570 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2019 tarihli, 2018/1785 E., 2019/28570 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1785 E., 2019/28570 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kanuna muhalefet<br />
HÜKÜM : Beraat</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Sanık ...‘ın ... Kimya Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı firmanın yetkilisi, sanık ...'ın ise ...Lojistik ve Gümrük Müşavirliği A.Ş. unvanlı firmada gümrük müşaviri olduğu, 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı göndericisi ... Kimya Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti., alıcısı Ankara Company Sounthern Industry Area olan gümrük beyannamesinin onay işlemini müteakip sarı hat evrak kontrolü sonucunda GTİP ve kıymet yönünden tespiti için kırmızı hat fiziki muayeneye sevk edilen ve BİLGE sisteminde kırmızı hatta bulunan ve teslim edilmiş statüsünde gözüken eşyayı fiziki muayeneden kaçırmak suretiyle 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefet ettikleri iddiasıyla cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı;</p>

<p>Sanık ...’ın aşamalarda; Erenköy Gümrük Müdürlüğünce tescilli 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesi ve muhteviyatı eşyanın firmalarına ait olduğunu, söz konusu beyannamenin alıcısı olan firma ile malları taşıyacak olan firma arasında problem oluştuğunu, alıcı firmanın siparişi iptal ettiğini ve yetkilisi olduğu firmanın Adana’ya taşınmasından dolayı beyannamenin iptalinin geciktiğini, aynı malların geç de olsa kırmızı hatta muayenesinin yapıldığını, daha sonra yurt dışına ihraç edildiğini ifade etmiş ve savunmuştur.</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; Gümrük müşaviri olduğunu ve 06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesini düzenleyip gümrüğe sunduğunu, 54. hanesindeki isim ve imzanın kendisine ait olduğunu, alıcı firma tarafından siparişin iptal edildiğini, alıcı firmanın iptal talebi üzerine beyannamenin iptal edilmesi için gümrüğe başvuruda bulunduğunu, gönderici firmanın Adana’ya taşınmasından dolayı beyanname konusu malların kırmızı hatta muayeneye geç sunulduğunu, eşyalara ilişkin olumsuz bir duruma rastlanmadığını ifade etmiş ve savunmuştur.</p>

<p>06.02.2013 tarih ve EX028522 sayılı ihracat beyannamesinin onay işleminin yapılmasına müteakip kırmızı hatta düştüğü ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 64. maddesinde beyannamenin iptali konusunda "Madde 64-1. Gümrük İdareleri, beyan sahibinin talebi üzerine ve eşyanın yanlışlıkla beyanname konusu gümrük rejimine tabi tutulmasına veya beyan edildiği rejime tabi tutulmasının özel nedenlerle artık mümkün olmadığına ilişkin kanıtlayıcı belgeleri ibraz etmesi halinde, tescil edilmiş bir beyannameyi iptal ederek, gerektiğinde yeni bir rejim beyanında bulunulmasına izin verebilirler.</p>

<p>Ancak, Gümrük İdareleri'nce beyan sahibine eşyanın muayene edileceğinin bildirilmiş olduğu hallerde, muayenenin sonucu alınmadan beyannamenin iptaline ilişkin talep kabul edilmez.</p>

<p>Beyannamenin iptali, yürürlükteki cezai hükümlerin uygulanmasına engel oluşturmaz." ve keza "Gümrük Yönetmeliğinin 121/2. maddesi gereğince "Eşyanın teslimine kadar; a) Eşyanın muayenesi için bilgisayar sistemi tarafından beyanın kontrolü türünün kırmızı hat olarak belirlenmesinden, b) Beyan edilen eşyaya ilişkin bilgilerin yanlış olduğunun tespit edilmesinden, önce beyannamede düzeltme yapılmasına izin verilir ve herhangi bir cezai işlem uygulanmaz." hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; gümrük eşyasının muayene edileceğinin idarece beyan sahibine bildirilmesi halinde bu beyannamenin iptalinin talep edilemeyeceği, eşyanın kontrol türünün bilgisayar sistemi tarafından kırmızı hat olarak belirlenmesi halinde bu eşyanın fiziki muayenesinin zorunlu olduğu, eşyanın kontrol türünün kırmızı hat olarak belirtilmesi halinin beyan sahibine eşyanın fiziki olarak muayene edileceğinin bildirilmesi anlamına geldiği, böyle bir durumda muayene sonucu alınmadan beyannamenin iptaline ilişkin talebin kabul edilemeyeceği, beyannamenin iptalinin cezai hükümlerin uygulanmasına engel olmayacağı sonucuna varılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olay ve bu hükümler değerlendirildiğinde; eşyanın kırmızı hatta düşmesi üzerine Gümrük İdaresi'nin sanıklara muayene için hazır bulundurmaları ihtarı yapma yükümlülüğü olmadığı ve eşyanın muayene için hazır edilmesi gerektiği ve eşyaların onay işlemine rağmen gümrükte baştan itibaren hazır bulundurulmadığı, eşyaların gümrüğe getirilmediği, bu suretle olmayan eşyayı ihraç etmeye teşebbüs ettikleri ve bu suretle sanıkların, olayın başından beri ihraç edilmemiş bir eşyayı ihraç edilmiş gibi göstererek haksız çıkar sağlama kastıyla hareket ettiklerinin kabulü gerektiği, sanıkların beyanname düzenleyerek idareye vermeleri ve beyannamenin tescili, atılı suçun icra hareketini oluşturduğu, ancak atılı kaçakçılık suçunun tamamlanması için öngörülen haksız çıkar elde edilemediği için eylem teşebbüs aşamasında kaldığı, 5607 sayılı Kanunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 3. maddenin (18) fıkrasına göre: "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış suç gibi cezalandırılır." hükmü gereğince sanıkların olaydaki fonksiyonlarına göre durumlarının değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken dosya kapsamıyla örtüşmeyen gerekçeyle beraatlerine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan Gümrük İdaresi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="46082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2021/29233 E., 2022/5818 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/29233 E., 2022/5818 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet suçundan sanık ...'nun, anılan Kanun'un 3/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 4 gün adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ve suça konu gümrük kaçağı olduğu tespit edilen 23.779,55 gr. külçe altın ve 201,45 gr. mücevheratın müsaderesine dair Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2015 tarihli ve 2013/1372 esas, 2015/269 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/07/2015 tarihli ve 2015/1138 değişik iş sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde suç işlemediğinden bahisle hakkındaki hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesine, müsadere konusu eşyanın iadesine yönelik talebinin reddine dair Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/07/2020 tarihli ve 2013/1372 esas, 2015/269 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii BAKIRKÖY 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2020 tarihli ve 2020/1096 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 27/07/2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/09/2021 tarihli ve KYB. 2021/95262 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.</p>

<p>Mezkür ihbarnamede;</p>

<p>Dosya kapsamına göre,</p>

<p>1. Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/07/2015 tarihli ve 2015/1138 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede,</p>

<p>A) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede,</p>

<p>Somut olayda, sanık hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/12/2013 tarihli iddianamede yer alan, "Suç tarihinde (28/10/2013) İstanbul Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince Lufthansa Havayollarına ait LH1770 sefer sayılı uçakla Atatürk Hava Limanında dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yönelen 521709240 Almanya kimlik numaralı şüphelinin eşyaları arasında kaçak eşya tespit tutanağına konu İstanbul Kuyumcular Odasınca inceleme raporu tanzim edilen 23779,55 gr tutarında külçe altın, 201,45 gr tutarında mücevherci eşyası cinsi gümrüklenmiş değeri 1.355.025,29 TL tutarında eşya ele geçirilmiştir." şeklindeki açıklamalar ile kamu davası açıldığı,</p>

<p>Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında " KEM tutanağı, KEM tespit varakası, bilirkişi raporu, gümrük idaresinin gümrüklenmiş değere ilişkin yazısı ve dosyadaki diğer delillerin değerlendirilmesinden sanığın olay tarihinde AHL' dan Türkiye' ye giriş yaptığı, pasaport kimlik kontrolünden ve gümrüklü alandan çıkarak hava limanını terk etmek üzere "Gümrüğe Tabi Eşyam Yoktur." anlamına gelen yeşil hattı geçtikten sonra, sanığın hal ve hareketlerinden şüphe edilmesi üzerine, sanığın bagajlarında yapılan arama sonucu suça konu gümrüğe tabi eşyanın ele geçirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Toplanan deliller hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın olay tarihinde gümrük işlemlerine tabi eşyayı yurda izinsiz olarak sokmaya çalıştığı, söz konusu eşyaların niteliği, miktarı, sanığın ekonomik durumu nazara alındığında suça konu eşyaların ticari amaçla getirildiği, altın ithalatı için ithalatçının Kıymetli Madenler Borsası üyesi olması, eşyayı girişte beyan etmesi, eşyanın 3 iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesi ve ayar evi raporu alınması gerektiği, sanığın bu yükümlülüklerin hiçbirisini gerçekleştirmediği, eşyayı gümrük denetiminden gizleyerek yurda sokmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanığın 28/10/2013 tarihinde ülkeye giriş yaptığı, eşya ile birlikte yakalandığı, hakkında Gümrük İdaresince tutanak düzenlendiği, sanığın bu tarihten 3 gün sonra, 31/10/2013 tarihinde Beyoğlu Vergi Dairesine müracaat ederek yurt dışı faaliyetleri nedeniyle oluşan varlık kapsamında sermaye beyanında bulunduğu, tahakkuk ettirilen vergileri de ödediği; ancak sanığın suç tarihinden önce her hangi bir müracatının bulunmadığı, hava limanında suça konu eşyalarla birlikte yakalandıktan 3 gün sonra cezai müeddiyeden kurtulmak amacıyla söz konusu müracatı yaptığı kanaatine varıldığından sanığın bu yöndeki savunmasına da itibar edilmemiştir. Bu nedenle sanığın sabit olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokmak suçundan dolayı cezalandırılması ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmesi gerekmektedir." şeklindeki açıklamalar ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmış ise de;</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan, "(Değişik: 28/3/2013-6455/54 md.) (1) Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." şeklindeki,</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun "Eşyanın Gümrüğe Sunulması" başlıklı 39. maddesinde yer alan, "(Değişik: 18/6/2009-5911/9 md.) Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşya, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulur. Gümrüğe sunan kişi, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendirir." şeklindeki,</p>

<p>Anılan Kanun'un 40. maddesinde yer alan, " Müsteşarlık; a) Yolcu beraberinde getirilecek, b) Gümrüğe sunulmaksızın bir gümrük rejimine tabi tutulabilecek, Eşya hakkında, 39 uncu madde hükümleri dışında özel düzenlemeler yapabilir." şeklindeki,</p>

<p>07/08/1989 tarihli ve 89/14391 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden, 11/08/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’ın "Kıymetli madenler, taşlar ve eşyalar" başlıklı 7. maddesinde yer alan, "a) Kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Dış Ticaret Rejimi esasları dahilinde Türkiye'ye ithali ve ihracı serbesttir. Ancak, standart ve standart dışı işlenmemiş kıymetli madenlerin, ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esas olup, ithalat ve ihracat Rejim, Karar ve Yönetmelikleri uygulanmaz. Standart işlenmemiş kıymetli madenlerin ithali yalnızca, Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Kıymetli Madenler Borsası üyesi Kıymetli Maden Aracı Kuruluşları tarafından yapılır. Ancak, Kıymetli Madenler Borsası üyesi aracı kuruluşlar ithal ettikleri standart ve standart dışı işlenmemiş kıymetli madenleri üç iş günü içinde Borsaya teslim etmek zorundadır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>şeklindeki düzenlemeler ile,</p>

<p>Benzer bir olayla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03/04/2018 tarihli ve 2017/7-735 esas, 2018/143 karar sayılı ilamında yer alan, "Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanakları içeriğine, tutanak tanıklarının beyanları ile sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; 10.07.2007 tarihinde gece geç saatlerde Suriye'den gelip siyasi sınırı aracı ile geçerek Türkiye'ye giriş yapan sanık ...'in gümrük sahasından geçiş yapmak istediği, inşaat halinde bulunan gümrük sahasındaki fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle işlemlerinin sabah yapılacağının ve gümrük sahasında beklemesi gerektiğinin gümrük muayene memurlarınca sanığa söylendiği, gümrük sahasında beklemekte olan ve pasaport işlemleri devam eden sanığın yanına, gümrük işlemlerinde tercüman olarak yardımcı olması için sanık ... tarafından gönderilen sanık ...'in geldiği, sanıklar ... ile ...'in sabah geçiş yapmak üzere araçta bekledikleri sırada, ihbar üzerine ilçe kaymakamı ile polis memurlarının gümrük sahasına geldikleri, gümrük memurlarınca sanık ... beyana davet edilmeden ve sanığa beyanda bulunma hakkı tanınmadan, gümrük muayene memurlarının katılımı ile araçta yapılan aramada arka koltuk üzeri ve altı ile arka koltuk cam ön kısmında suça konu külçe altınların ele geçirildiği, sanıklar ... ve ...'in gözaltına alınmalarını takiben gümrük sahasına geldiği görülen sanık ...'nın da adı geçenlerle ilgisi olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine yakalandığı olayda; sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir." şeklindeki açıklamalar karşısında,</p>

<p>Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valizi içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı gözetilmeden, beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
B) 5607 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 5/2. maddesinde yer alan, "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz"</p>

<p>şeklindeki düzenleme ile Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2015 tarihli kararın gerekçe bölümünde yer alan, "Gümrük resim ve vergilerinden oluşan 4.532,09-TL sanık tarafından gümrük saymanlık veznesine yatırılarak kamu zararı karşılanmıştır." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, söz konusu ödemenin ne zaman yapıldığı araştırılarak anılan etkin pişmanlık hükmünün sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışılmadan karar verilmesinde,<br />
C- 5237 sayılı Kanun'un 52. maddesinde yer alan “(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanık hakkında 4 gün olarak hükmedilen adlî para cezasının miktarının belirlenmemesinde,</p>

<p>2. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/09/2020 tarihli ve 2020/1096 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede,<br />
Benzer bir olayla ilgili Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16/06/2021 tarihli ve 2020/4032 esas, 2021/8142 karar sayılı ilamında yer alan, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 12.01.2009 tarihinden itibaren denetim süresi olan 5 yıl içinde kasten yeni bir suç işlemediği gerekçesiyle 21.01.2016 tarihli karar ile 5271 sayılı CMK'nun 231/10. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verildiği anlaşılmış ise de, duruşma günü taraflara usulüne uygun tebliğ edilmesi ve duruşma açılması gerektiği gözetilmeden, sanık ve katılan Gümrük İdaresi vekilinin duruşmadan haberdar edilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş," şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, somut olayda duruşma gününün taraflara usulüne uygun tebliğ edilmesi ve duruşma açılması gerektiği, sanık ve katılan Gümrük İdaresi vekilinin duruşmadan haberdar edilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verildiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği “1-A, 1-B, 1-C” bentlerinde yazılı nedenler yerinde görülmediğinden, CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin 1-A, 1-B, 1-C bentlerinde yazılı maddeler yönüyle REDDİNE,</p>

<p>2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği “2 nolu” bendinde yazılı nedenler yerinde görüldüğünden, Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 23/09/2020 tarih ve 2020/1096 D. İş sayılı kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 21/03/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="43175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/587 E., 2021/131 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.03.2011 tarihli, 2017/587 E., 2021/131 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/587 E., 2021/131 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza</p>

<p>Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanık ...'ın 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu'nun 3/1, TCK'nın 62, 52/2-4, 50/1-a ve 54. maddeleri gereğince 14.000 TL ve 80.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2013 tarihli ve 1317-204 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.10.2015 tarih ve 22451-19445 sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.02.2017 tarih ve 3901sayı ile;<br />
''...Tüm dosya kapsamına göre Libya uyruklu olan ve yine 2011 yılında Libya'da yaşanan iç karışıklık sırasında kurulup daha sonra ülkenin Genel Kurmayı niteliğine bürünen Libya Askeri Konseyinin bir mensubu olan sanığın, konsey tarafından kendisine BAE (Dubai)'ne götürülüp karşılığında ilaç alması için teslim edilen altınları ülkemiz gümrük bölgesine sokma amacıyla hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği, uçak değiştirmek için yanında bulunan gümrüğe tabi eşyayı hata ile ülkemiz gümrük sahasına sokmasının suç kastıyla hareket ettiğini göstermeyeceği, dolayısıyla üzerine atılı suçun manevi unsurunun oluşmadığı düşüncesinde olduğumuzdan, suç kastı bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği hâlde mahkûmiyetine karar verilmesine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği...'' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 15.03.2017 tarih ve 5797-1770 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
29.10.2011 tarihli olay tutanağına göre; Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetim ve kontroller sırasında gümrüklü alandan çıkarak ''A'' giriş kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine kolluk görevlilerince yapılan pasaport kontrolünde sanığın TK0636 sefer sayılı uçakla Trablus’tan geldiğinin anlaşıldığı, devamında beraberindeki bagajın kontrolü için X-ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde bagaj içerisinde beş adet külçe altının ele geçirildiği, Hava Limanı içerisinde yer alan PTT ofisinde yapılan tartımda ele geçen eşyanın 16.850 gr ağırlığında külçe altın olduğunun tespit edildiği,</p>

<p>23.02.2012 tarihli tutanağa göre; suç konusu altınların Merkez Bankası İstanbul Şubesi nezdinde emanete alındığı,</p>

<p>Libya Ulusal Geçici Geçiş Konseyi Yürütme Ofisince 10.11.2011 tarihli ve 363 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine hitaben düzenlenen Şifai Nota'ya göre, sanığın 02.11.2011 tarihinde Libya’ya geri gönderileceğinin bildirildiği, UGK Yönetim Kurulu Dışişleri Konsolosluk İşleri İdaresince, sanıktan alıkonulan altınların iadesi için Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğinden Türk makamları nezdinde girişimde bulunulmasının istendiği,</p>

<p>Libya Büyükelçiliği Ankara Temsilciliğince Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına hitaben gönderilen ''Acil'' başlıklı faks suretinde, aynen; ''Libya vatandaşı ...’nin Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri’ne giderken beraberindeki altınlar ile yakalanması ile ilgili 01.11.2011 tarihli notasına atfen, Libya vatandaşı ...’nin serbest bırakılmasıyla ilgili çabalarınızı taktir ederken, el konulan altınların Trablus Askeri Konseyi’ne ait olduğunu belirten ve ilgililerin devrimci yaralıların tedavisine katkıda bulunmak için Birleşik Arap Emirlikleri’nden bazı ilaç ve tıbbi malzemeleri götürmek üzere Konseyin Sağlık Komitesi tarafından görevlendirildiğini bildiren Trablus Askeri Konseyi Başkanı'nın mesajını ilişikte sunar, Türk makamlarınca el konulan altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.'',</p>

<p>17.11.2011 tarihli Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben gönderilen faks suretinde ise aynen; ''Emar Ali Emar’ın Tropoli Askeri Konseyi’nde bir direnişçi olup, yaralı direnişçilerin tedavisinde katkı sağlayan ilaçları Birleşik Arap Emirlikleri’nden temin etmek amacıyla Tropoli Askeri Konseyi tarafından atandığını onaylar, var olan durumlar ve yabancı dövizin bulunamaması nedeniyle yaklaşık 16.854gr ve özelliklerini belirttiğimiz ham altını Alı Abu Al Qasem adlı ticari ruhsat taşıyan altın mağazasından satın alındığını, altınların külçe numaralarının 0930/10, 01053/10, 0946/10, 01090/10, 1129/10, olduğu, Tropoli Askeri Konseyi’nin bilgisi dahilinde, Cumartesi günü 29.10.2011 tarihinde Emar Ali Emar altınları alarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde altın çarşısında bulunan Tasili adlı şirkete teslim edip altınlar karşılığında ilaç ve bazı tıbbi cihazların alımlarına karşı takas etmek amacıyla Tropoli Havaalanından ayrılıp Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri'ne doğru hareket etmiştir. Yalnız şahıs bilmeyerek Türkiye Havalanı Salonuna girmesi sonucunda gümrük polisleri tarafından yakalanmış ve altınlara el konulmuştur. Direnişçi yaralıların tedavisinde kullanılacak bu ilaçların Libya halkının çektiği acıları hafifletmesinde önemli rol oynaması nedeniyle Tropoli Askeri Konseyi’ne ait olan bu altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.''</p>

<p>Bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün 23.11.2011 tarihli analiz raporuna göre, dava konusu beş adet külçe altının % 0746,80 ilâ % 0783,90 oranında altın ihtiva ettiği,</p>

<p>13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna istinaden düzenlenen kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına (KEMT) göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 1.246.988 TL (710.939 USD), gümrüklenmiş değerinin ise 1.246.988 TL olarak tespit edildiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>27.12.2011 tarihli KEMT varakasına göre; suç eşyasının toplam CİF değerinin 1.301.749 TL, gümrük vergisinin 0.00 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.301.749 TL olduğu,</p>

<p>13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre, ele geçen eşyanın, hurda, 18 ayar ağırlıklı altınların profosyonelce eritilmesi neticesinde elde edilmiş beş adet takoz diye tabir edilen külçe altın niteliğinde olduğu ve söz konusu altınların yabancı menşeli olup yeniden işlenmek veya satılmak amacıyla yurda getirildiği,</p>

<p>19.06.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 29.10.2011 tarihinde Atatürk hava Limanı gümrüklü alan çıkışında, emniyet yetkililerince bagajında 16.850 gr ağırlığında beş adet külçe altın bulunan sanığın; transit yolcu olduğunu ve İstanbul üzerinden Dubai’ye gideceğini, altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması gerektiğini bilmediğini, bu konuda uyarılmadığını, suç kastının bulunmadığını, Trablus Askeri Konseyinde görev yaptığını dava konusu altınları Konseyin verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaç ve tıbbi malzemeyle değiştirerek Libya’ya geri götüreceğini ileri sürdüğü, bu açıklamaların gerek Trablus Askeri Konsey Başkanının mesajı gerekese Ankara’daki Libya Büyükelçiliğinin notası ile örtüşmesi nedeniyle sanığın beyanının doğru olduğu, sanığın dava konusu altınları Türkiye’ye kaçak yollardan sokmak istediğine dair dosyada başkaca bir delil ve bilgi bulunmadığından kaçakçılık kastınının bulunmadığı,</p>

<p>28.11.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 20249 sayılı ve 11.08.1989 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararı’nın 2/i maddesinde işlenmemiş ve işlenmiş altın;</p>

<p>''İşlenmemiş altın, en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri müsteşarlıkça belirlenen barlar veya külçeler halindeki altını, 2/ii maddesinde işlenmiş altın, 995/1000’den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet veya süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın'' şeklinde tanımlanmıştır. İşlenmemiş altın, Gümrük Giriş Tarife Cetveli'nde, 7108.12 Gümrük Tarife istatistik Pozisyonu'nda yer almakta olup, ithali ancak Merkez Bankası ve İstanbul Altın Borsasına üye olan kuruluşlar tarafından yapılabilmektedir. İşlenmiş veya yarı hâlde işlenmiş altın (külçe hâlinde) 7108.13 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu'nda yer almakta olup ithalinde 20.06.2007 tarihli ve 26558 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kıymetli Maden ve Taş Analizinde Yetki Verilecek Ayar Evlerinin Standartları, Seçimi ve Denetimi Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ hükümlerince gümrük idaresi tarafından ayar tespiti için darphanenin yetkilendirmiş olduğu laboratuvarlara gönderilmekte, yapılan analiz sonucunda verilecek yazı neticesinde gümrük idaresince ithal işlemi sonuçlandırılıp eşya sahibine teslim edilmektedir. Gerek işlenmemiş, gerekse yarı işlenmiş veya işlenmiş altının ithali altından mücevherci eşyası hariç gümrük vergilerinden muaf olarak yapılmaktadır. Dava konusu eşya işlenmemiş altın olmadığı tespit edildiğinden ithali serbest olup bu anlamda herhangi bir kayıt bulunmamakta, keza herhangi bir mercinin izni de aranmamaktadır. Ancak herhangi bir eşyayı ithal hakkı, Türkiye’de yerleşik kişilere tanınmış olduğundan, suç konusu altınları Libya uyruklu sanığın ithal hakkı bulunmamaktadır. Gümrük bölgesinden yurda giriş yapan sanığın suça konu eşyayı zatî eşyası arasında kolluk güçlerince tespit edilmesi nedeniyle de beyana tabi yolcu beraberi ticari mahiyette bir eşyayı beyan etmeyerek serbest dolaşıma soktuğu, bu halîyle dava konusu altınları yasal yoldan ithal edebilmesi için öncelikle 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun'a bağlı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu Hakkında 32 Sayılı Karar ve Tebliğleri hükümlerinde gümrük idaresine beyanı zorunlu olan kıymetli maden cinsi eşyanın gümrük idaresine beyan edilmesi ve tebliğ hükümlerinde ayar tespiti yapılarak Kıymetli Madenler Borsasına teslimi gerekmekte olup ancak bu ithalatın Türkiye’de yerleşik kişilerce yapılması gerekmektedir. İnceleme konusu olayda ticari mahiyettte bir eşyanın gümrük denetimine tabi tutulmaksızın serbest dolaşıma sokulması sebebiyle 5607 sayılı Kanun'un 3/1. maddesinde belirtilen kaçakçılık fiiilinin işlendiği görüşü ile beraber aynı Kanun uyarınca eylemin, suç veya kabahat oluşturmadığının takdir edilmesi halinde ise Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine muhalefet niteliğinde olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık kollukta; Dubai'ye gitmek üzere saat 18.00 sıralarında İstanbul Atatürk Hava Limanına giriş yaptığını, Dubaiye’ye satmak amacıyla altın götürdüğünü, Libya’da savaş çıktığı için Dubai’ye direk uçuş olmadığını, akşam saat 22.00'de Dubai’ye uçağı olduğu için geliş katından çıkış yaptığını ve yukarı katta bulunan gidiş katına yöneldiğini, polislerin burada bagaj kontrolü yaptığını, beraberinde getirdiği altınları gümrüğe beyan etmediği için hakkında işlem yapıldığını, diğer ülkelerde böyle bir uygulama olmadığından gümrüğe beyanda bulunması gerektiğini bilmediğini,</p>

<p>Mahkemede ise Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp orada ilaçla ve tıbbi malzemeyle takas ederek Libya’ya götürmek istediğini, Dubai’ye direk uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden gittiğini, biletini henüz almadığını, uçak indikten sonra iki saat sonraki veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, ancak yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu ve bagajındaki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması veya emanete ya da gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, zira bu konuda uyarılmadığını, Türkçe bilmediği için polisin kendisine söylemek istediklerini anlayamadığını, soruşturma aşamasında ifadesi alınırken kendisine sorular soran kişinin bazen Türkçe bazen de İngilizce konuştuğunu, ancak İngilizceyi de tam olarak bilmediğini, altınları Dubai' de ''Tasili'' isimli şirkete teslim edeceğini,</p>

<p>Savunmuştur.</p>

<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3. maddesinin birinci fıkrası;</p>

<p>"Eşyayı, gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklinde düzenlenmiş iken suç tarihinden sonra 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile;</p>

<p>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklini almıştır.</p>

<p>Buna göre, bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'da “Gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanun'un “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder.” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.</p>

<p>İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 33. maddesinde Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkışların gümrük kapılarından yapılabileceği, 34. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine giren veya çıkan taşıtların gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak, gümrük idareleri tarafından denetleneceği, 36. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın, girişinden itibaren gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 39. maddesinde ise Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşyanın, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulacağı, gümrüğe sunan kişinin, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendireceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinin on sekizinci fıkrasında "Eşyanın gümrüğe sunulması" deyiminin, eşyanın gümrük idaresine ya da gümrükçe tayin edilen veya uygun görülen herhangi bir yere getirilmesi üzerine, belirlenen usul ve esaslara uygun olarak, gümrük idarelerine yapılan bildirimi ifade ettiği belirtilmiştir. Yine Kanun'un 46. maddesine göre gümrüğe sunulan eşyaya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanım tayin edilme zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kaçakçılık eylemine konu eşya, 4458 sayılı Kanun'un 3. maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Buna göre herhangi bir eşya suçun konusu olabilmektedir.</p>

<p>Gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu genel kastla işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur. Kanun koyucu bu suçun taksirli hâlinin cezalandırılacağını düzenlememiştir. Kast, bu suç bakımından eşyanın ithalat vergilerinden muaf olmadığını ve eşyanın bir takım işlemlere tabi tutulabileceğini bilme (öngörme); ancak buna rağmen gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda sokulmasını isteme şeklinde ortaya çıkacaktır (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt IV – Kaçakçılık Suçları, İstanbul, 1981, s.42).</p>

<p>Suçun temel hâli bakımından, kastın ortaya konulduğunun anlaşılması açısından rejim beyannamesinin verilmesi önemlidir. Çünkü yukarıda da vurgulandığı üzere failin kaçağa konu eşyayı yurda sokma iradesi bu beyannamenin gümrük idaresine sunulması ile ortaya çıkmaktadır. Ancak eşyayı gümrük idaresini sunan kişi, beyannamede belirttiği malların cinsi, nevi ve miktarı bakımından bir eksiklik veya fazlalığın oluşması durumunda söz konusu mallar bakımından kaçınılmaz bir hataya düştüğünü ispatlaması durumunda cezalandırılmayacaktır (Erman, s. 43).</p>

<p>Suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/1-2. cümlesi incelendiğinde ise gümrük kapıları dışından yurda eşya sokulması durumunda herhangi bir beyanname verilme durumu olmadığı gibi bu hususta eşyanın gümrük idaresinin denetime sokulma imkânı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, nitelikli hâl için aranacak irade, failin eşyanın gümrük işlemine tabi tutmamak için gümrük kapıları dışından yurda sokma istek ve iradesidir. Bir kişinin sınırı yanlışlıkla geçmesi durumunda, gümrük işlemine tabi tutulacak bir eşya taşıyıp taşımadığı ve asıl amacının bu eşyayı ülkeye sokma olup olmadığı, olayın kaçakçılık kanunu kapsamında değerlendirilmesi bakımından belirleyici olacaktır (Batuhan Aktaş, Gümrük İşlemine Tabi Tutmadan Ülkeye Eşya Sokma Suçu Üzerine Bir İnceleme, TBB Dergisi, 2015, s.138-139-140).</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>29.10.2011 tarihinde Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında gümrüklü alandan çıkarak ''A'' çıkış kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine yapılan pasaport kontolünde sanığın Libya uyruklu olduğunun ve Türk Hava Yolları firmasına ait uçakla Trablus'tan geldiğinin belirlendiği, sonrasında sanığın beraberindeki bagajın X-Ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde suç konusu beş adet 16.850 gr ağırlığında külçe altının ele geçirildiği ve söz konusu olay nedeniyle açılan kamu davası neticesinde eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p>

<p>Sanığın, beraberindeki altınlar karşılığında tıbbi malzeme almak amacıyla Dubai'ye gitmek üzere bilet almak için gümrüklü alandan çıktığına, bu alandan ayrılmaması veya yanındaki eşyayı emanete ya da gümrük idaresine teslim etmesine gerektiğine ilişkin bilgisinin olmadığına ve gerek İngilizce gerekse Türkçe bilmediğine ilişkin aşamalarda istikrar gösteren savunması, bu savunmanın, suça konu altınların devrimci askerlerin tedavisinde kullanılacak ilaçların satın alınması amacıyla sanık tarafından bulundurulduğuna dair Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben yazılan 17.11.2011 tarihli bilgilendirme yazısı ve 10.11.2011, 23.11.2011 tarihli Şifai Notalar ile desteklenmesi, dosya içerisinde sanığın beraberinde getirdiği eşyanın hangi prosedürlere tabi tutulacağına ve transit yolcuların ne şekilde hareket edeceklerine ilişkin bilgilendirildiğine ve bu bilgilendirmenin hangi dilde yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmaması, böyle bir bilgilendirme yapılmış olsa dahi Trablus Askeri Konseyinde görevli olması nedeniyle kanuna aykırı olduğunu ve bu nedenle el konulacağını bilebilecek durumdaki sanığın, buna rağmen 16.850 gr ağırlığındaki altını beraberinde getirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; somut olay özelinde sanığın savunmasının aksine, kasıtlı olarak hareket ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve bu nedenle atılı suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; ''Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 01.11.2011 tarihli iddianamesi ile olay tarihinde kolluk güçlerinin Atatürk Havalimanı dış hatları geliş katında gümrüklü alandan çıkış yapan Libya uyruklu ... isimli şahsın eşyaları arasında 5 adet değişik ebatlarda külçe halinde 16.850 gr altın ele geçirildiği, sanığın bunları gümrük görevlilerine beyan etmeyerek üzerine atılı gümrük kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda Bakırköy 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 E.K. ile yolcu olan sanığın beraberindeki ticari mahiyette olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadığından sübut bulan eyleminden dolayı 5607 sayılı Kanunun 6/4 madde yollamasıyla 3/1, TCK’nın 52/1, 62, 50/1-a, 52/2, 52/4 maddeleri uygulamasıyla 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılıp, 24 eşit taksitte tahsiline, suç konusu eşyaların 5607 sayılı Kanunun 13 ve TCK'nın 54.maddeleri gereğince müsaderesine karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı ile kararın onandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2017 tarih ve 2017/3901 sayısı ile yabancı uyruklu sanığın suç işleme kastı olmadığından mahkumiyet hükmünün onanmasına dair karara itiraz edildiği, Dairesince itiraz yerinde görülmediğinden dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi sonucu yapılan müzakerede oy çokluğuyla itirazın kabulu ile sanığın suç kastı olmadığı ve beraat etmesi gerekçesiyle bozmaya yönelik karar verildiği görülmüş ise de, aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı suçun sabit olduğu düşüncesiyle bu karara iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Sanık aşamadaki savunmalarında Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiğini, görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaçla takas ederek bu ilaçları tekrar Libya’ya götüreceğini, Libya’dan Dubai’ye direkt uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden aktarmalı bilet aldığını, İstanbul Atatürk Hava Limanında (AHL) uçak indikten sonra THY uçağı ile Dubai’ye gideceğini ancak bileti alamadığını, AHL’de uçak indikten 2 saat sonra veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, gümrüklü alan dışında yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu, bagajında ki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrük alanından çıkartılmaması, orada emanet veya gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, bu konuda kendisini uyaranın olmadığını söyleyerek suç kastı olmadığı belirtmiştir.</p>

<p>Kast, bir suç tipini gerçekleştirmeye yönelik hareket iradesidir. 5237 sayılı TCK kast kavramına, TCK m. 21’de yer vermiştir. Buna göre,</p>

<p>'(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.</p>

<p>(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.'</p>

<p>TCK m.21. maddesinin birici fıkrasında doğrudan kastı tanımlamış, ikinci fıkrasında ise, olası kast tanımına yer vermiştir. Bu tanım çerçevesinde her iki kast türünde de kastın bilme ve istemeye dayandırıldığı, olası kastın isteme unsuru bakımından farklılaştığı görülmektedir. Doğrudan kast, failin hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi veya kesin olarak öngörmesidir. TCK’nın kast kavramına yer veren 21.maddesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak ifade edilmiştir. Buna göre kastın, bilme ve isteme olmak üzere iki unsuru vardır. Kastın gerçekleşmesi için bilme ve isteme unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Failin, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilmesi ve bu bilgiye rağmen hareketi gerçekleştirmesi, yani istemesi gerekir.</p>

<p>Doğrudan kastın bilme unsuru, suçun maddi unsurlarıın bilinmesini ifade etmektedir. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerin aynı sıra, hareketinin zorunlu neticesi ya da kaçınılamaz yan neticesi olarak günlük hayat tecrübelerine göre öngördüğü ve iradi olarak kabul ettiği her şey, bunları istemese dahi, doğrudan kastın kapsamındadır. Bir başka ifadeyle, belli bir neticenin gerçekleşmesine yönelik olarak icra edilen fiilin diğer bazı neticeleri de meydana getireceği günlük hayat tecrübelerimize göre muhakkak ise, fail bu neticeler bakımından da doğrudan kastla hareket etmiştir. Kısaca belirtelim ki, TCK m.4’de kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Kural olarak fail, işlediği fiilin suç teşkil ettiğini bilmediğini iddia edemez meğer ki bu hususta kaçınılmaz bir yanılgıya düşmüş olsun (TCK m.30/4) (Doç.Dr.Engin Selçuk. Ceza Hukuku:2019-2020 Öğretim Yılı İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ortak ders notları). Kaldı ki, gümrük kaçakçılığı suçları tehlike suçu niteliğinde olduğundan sadece bilmeme unsuru tek başına kastı ortadan kaldırmayacaktır.<br />
Kastın belirlenmesinde failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları kastın belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.</p>

<p>Bu cümleden sanık Libya hükümeti adına hareket ettiğini Birleşik Arap Emirlikleri'nden Dubai’ye insani amaçla (yararlılara ilaç, sağlık malzemesi) gittiğini, doğrudan uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden seyahat etmek zorunda kaldığını, amacının Türkiye’de kalmak olmadığını söyleyerek transit yolcu olduğunu belirtmiştir. Bilindiği üzere transit seyahat planında başlangıç noktasıyla varış noktası arasında aktarma durağı bulunan yolculara transit yolcu denir. Bir kişinin transit yolcu sayılabilmesi için; aktarma noktasından aynı ya da farklı araç (uçak) firmasıyla devam edecek olan yolcunun 24 saatten uzun beklemeyecek olması gerekmektedir.</p>

<p>Vize gerektiren durumlarda vize işlemlerinin de tamamlanması gerekir. Sanık ... saat 18:00’de İstanbul Hava Alanı'na geldiğini saat 22:00’de transit olarak Dubai’ye gideceğini söylemesine rağmen bu süre için herhangi bir uçak bileti ve/veya rezervasyonu bilgisi sunmadığı gibi doğrudan Havaalanı'nı terk ederek Türk Gümrük</p>

<p>Sahasına girdiği ve yakalandığından Türkiye’de kalacağı düşünülmelidir.</p>

<p>Sanık Türk Gümrük sahasına girmeden önce beraberinde taşıdığı standat dışı külçe altınların değeri 15.000 Amerikan Dolar’ından fazla olduğu için Gümrük İdaresine beyanda bulunması gerekirken, bu hususu bilmediğini ve kendisine bildirilmediğini söylemiş ise de, yine bilindiği üzere ülkeler arası seyahat edenlere ilgili ulaşımı sağlayan kurum ve kuruluşların ihtara yönelik anons ve broşürler dağıttığı, THY kurumu gibi uluslararası itibarlı ve disiplinli bir kuruluşun yolcularına bu uyarıyı yapmaması düşünülemez. Bu durumda sanığın aksine savunmasının yerinde olmadığı açıktır.</p>

<p>Sanık ... Atatürk Havalimanı'na gelen yolcu çıkış kapısında Türk Gümrük Sahasına girdiğinde ve kolluk tarafından yakalandığında amacının havaalanı dışındaki kapıdan geçerek tekrar giden yolcu kapısından gireceğini ve seyahatine devam anlamında uçak bileti alacağını söylemiş ise de, havaalanı içerisinde giden yolcu bölümlerini uyarı levha ve ok işaretleri ile belirlendiği, keza gerek uçakta iken gerekse havaalanı içerisinde transit yolcuları nereden ve nasıl gidileceği konusunda uyarılar yapıldığından bu yöndeki savunması da samimi bulunmamıştır.</p>

<p>Bu durumda,</p>

<p>Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4458 sayılı Gümrük Kanunu 3, 39, 46, 58. maddeleri ile kıymetli maden ithalatına ilişkin gümrük işlemlerini düzenleyen 1567 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Türk Parasını Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2 ile 7. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Libya’dan Türkiye’ye gelen ve değeri 15.000 Dolardan fazla standart işlenmiş toplam 5 adet 16.850 gr ağırlığında ticari mahiyet arz eden altınları ticari kast ile ülkeye soktuğu anlaşılan sanığın suçunun sabit olduğu,</p>

<p>Keza, her ne kadar sanığın isnat edilen izinsiz altın getirme eyleminde 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı anlamında değerlendirilmemiş ise de, suçta ele geçirilen altının müsaderesi önem arzettiğinden bu hususta da değerlendirme yapmak gerekmektedir;</p>

<p>Doktrinde bir kısım yazar ithalat vergilerinden muaf kıymetli madenler kapsamında olan standart işlenmiş veya işlenmemiş külçe altının yurda beyan edilmeden sokulması fiilinde ele geçen eşya yönünden eylem suç olarak değerlendirilemeyeceğinden müsaderesi gerekmeyeceği, kabahat yönünden ise Gümrük Kanununda düzenleme bulunmadığını belirtmiş ise de (Seyfettin Çilesiz, Beyan Edilmeden Yurda İşlenmemiş Külçe Altın Sokulması Fiilinin Hukuki Niteliği, Yargıtay Dergisi sh.1226, Ekim-2020) kıymetli maden (altın) ithaline yönelik yasal mevzuat ve ilkelerinin açıklandığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.12.2018 tarih, 2017/7-1035 E. 2018/659 K. sayılı kararında belirtildiği üzere somut olayda da sanık yolcu beraberinde getirmiş olduğu ve ticari mahiyet arz eden altını beyan etmemiştir. Yukarıda belirtildiği gibi bunu kayıt dışı olarak ülkeye sokmuştur. Suç konusu altın standart dışı hurda ve düşük ayardan elde edilen kıymetli madendir. Bu eşyalardan gümrük vergileri ve diğer ithalat vergileri alınmasa dahi, ülke girişinde verilecek beyannameyle bir kayıt oluşturulduğundan ve bu kayıtdışılık suçun unsuru olarak değerlendirildiğinden müsadere hükümlerini düzenleyen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 54.maddesindeki '....kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan....' eşya anlamında beyana tabi bu altınların suçun yerine getirilmesiyle doğrudan ilişkili olduğundan, suç oluşturan hareketleri gerçekleştirmekte fiilen kullanıldığından, suçun kendileriyle işlendiği ve suçun işlenmesinde yararlanılan eşya (Osman Yaşar, H. Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Yorumu 2.Cilt, 2.Bsk. sh.1728) yani bizatihi suç konusu eşya oluğundan müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Kısaca sanığın atılı suçu sabit olup cezalandırılması ve eşyaların müsaderesi yönünde ilk derece mahkeme kararı, uzun yıllardır bu tür davalara ihtisas dairesi olarak bakan ve uygulamayı yerleşik hale getiren Yargıtay 7. Ceza Dairesinin onama kararı yerinde olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının reddi gerektiği,'' düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; ''sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu'' düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 sayılı hükmünün sanığın atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2011 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="70995"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/735 E., 2018/143 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E., 2018/143 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/735 E., 2018/143 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Mahkemesi :Asliye Ceza</p>

<p>Sanıklar ..., ... ve ... hakkında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna muhalefet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıkların, eşyayı gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın ülkeye sokma suçundan 5607 sayılı Kanunun 3/1, 4/2 ve TCK'nun 62, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 300 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve müsadereye ilişkin Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.04.2010 gün ve 24-398 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 17.11.2011 gün ve 7737-21520 sayı ile;</p>

<p>"...Oluşa, 11.07.2007 tarihli olay yakalama ve elkoyma tutanağına ve dinlenen tanık beyanları ile dosya içeriğine göre, yapılan ihbar üzerine, sanık ...'un idaresindeki araçla, Suriye'den Türkiye gümrük alanına girişte, henüz gümrük memurlarına beyanda bulunmadan ve beyanda bulunma hakkı da tanınmadan aracın arka koltuğunda bulunan dava konusu külçe altınlara el konulduğunun anlaşılması karşısında, fiilin hazırlık hareketleri aşamasından öteye geçmediği ve icrai hareketlere başlanmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyetlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme ise 07.06.2012 gün ve 270-637 sayı ile;<br />
"Suç tarihi olan 10.07.2007 günü Yayladığı İlçe Kaymakamlığına bir şahsın telefonla ihbarda bulunması üzerine Suriye'den Türkiye'ye geçiş yapacak olan sanık ...'un Türkiye'ye değerli mallar geçireceğini bildirmesi üzerine durum emniyete intikal ettirilmiş, Suriye'den Türkiye'ye geçmek isteyen 00288668 seri nolu pasaport hamili 1966 doğumlu ...'un sevk ve idaresinde bulunan 713778 Suriye plakalı araç ile gümrük sahasına girdiği, cep telefonu ile Türkiye'de irtibat kurduğu diğer sanıklar ... ve ...'in 31 DK 846 plakalı araç ile gümrük kapısına geldikleri, Mohamed isimli şahısla irtibatlı oldukları, gümrük memurlarının ve yetkililerinin sanık ...'un sevk ve idaresindeki 713778 plakalı araçta yaptıkları aramada 30 adet külçe altın ele geçirildiği ve bu altınlara el konulduğu, sanıklar hakkında 1567 sayılı Yasaya muhalefetten mahkememize kamu davası açılmış ise de, kovuşturma aşamasında sanıkların eylemlerinin ithal altın kaçakçılığı olduğu düşüncesi ile kendilerine 5607 sayılı Yasanın 3/1 ve 4/2. maddelerinden ek savunma hakkı verilerek neticeten sanıkların 1'er yıl 3'er ay hapis ve 300'er TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkûmiyet kararının sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesi 17.11.2011 tarih ve 2011/7737-21520 esas ve karar sayılı ilamı ile '...Oluşa, 11.07.2007 tarihli olay yakalama ve elkoyma tutanağına ve dinlenen tanık beyanları ile dosya içeriğine göre, yapılan ihbar üzerine, sanık ... Nataour' un idaresindeki araç ile, Suriye den Türkiye'ye gümrük alanına girişte, henüz gümrük memurlarına beyanda bulunmadan ve beyanda bulunma hakkı da tanınmadan aracın arka koltuğunda bulunan dava konusu külçe altınlara el konulduğunun anlaşılması karşısında, fiilin hazırlık hareketleri aşamasından öteye geçmediği ve icrai haraketlere geçilmediği gözetilmeden sanıkların beraatlerine yerine, yerinde görülmeyen gerekçeye göre mahkûmiyetlerine karar verilmesi...' belirtilerek hüküm bozulmuş ve dava dosyası bu bozma gerekçesine dayanılarak mahkememize iade edilmiş ise de;</p>

<p>Mahkememizin mahkûmiyet kararının gerekçe bölümünde irdelendiği üzere;</p>

<p>'Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) 26.08.2008 tarih ve 2008/DR. 70/5 sayılı mali suçları araştırma uzmanı Ayşe Yalova tarafından düzenlenen değerlendirme raporunda ise; '...Sonuç olarak; dosya muhteviyatına konu olan olayla ilgili olarak 5237 sayılı TCK'nun 282. maddesinde aklama suçunun oluşumu için ön şart olan 'alt sınırı bir yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren' herhangi bir öncül suçtan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla aklama suçunun ilk şartının gerçekleşmediği, bu durumda olay konusu şahsın aracında ele geçirilen külçe altınların da 'karapara' olarak nitelendirilemeyeceği, aklama suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmadığından, suçtan bahsedilemeyeceği ve dosya konusu olayda 5549 sayılı Kanun ve TCK'nun 282. maddesi kapsamında yapılabilecek bir işlem bulunmadığı düşünülmektedir.</p>

<p>Öte yandan her ne kadar şüpheliler ..., ... ve ... birbirlerini tanımadıklarını beyan etseler de, VEDOP kayıtlarının tetkikinden ...'in %15 hissesine sahip olduğu Gün-Kar Döviz ve Altın Ticareti A.Ş.'nin 2006 yılında mal ve hizmet aldığı/sattığı şahıslar arasında ...'un da bulunduğu, 2006 yılında ...'dan 655.725 TL'lik mal ve hizmet alındığı ve 655.723 TL'lik mal ve hizmet satıldığı tespit edilmiştir. Alım satıma konu mal bedellerinin neredeyse birbirine eşit olması hesabın bu şekilde kapatılmak istendiği izlenimini doğurmakta, ticari faaliyete konu para hacminin yüksekliği şüphelilerin birbirini tanımadıkları yönündeki ifadelerinden ciddi kuşku duyulmasına sebep olmaktadır. Şahıslar arasında yasal bir ticari faaliyetin ve kaçakçılığa dayalı bir illegal ilişkinin olup olmadığının net olarak ortaya konulması gerekmektedir...' şeklinde görüş bildirmiştir.</p>

<p>Mahkememizce İstanbul Altın Borsasına müzekkere yazılarak; suça konu külçe altınlarının İstanbul Borsasında işlem görüp görmediğinin, ayrıca söz konusu külçe altınların suç tarihi olan 10.07.2007 tarihindeki parasal değerinin ne olduğunun tespiti istenilmiş, verilen 13.07.2009 tarihli cevabi yazıda ise; '...Ülkemizde işlenmemiş kıymetli madenlerin ithalat yetkisi sadece İstanbul Altın Borsası üyelerine aittir. Borsa kasasına ithalat tarihinden itibaren üç iş günü içinde teslim edilen kıymetli madenler, borsa bünyesindeki kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu olduktan sonra alıcı üyeler tarafından borsa kasasından çekilerek serbest piyasada işlem görebilmektedir. Seri numaraları belirtilen külçe altınlardan 17 adeti borsamız üyeleri tarafından ithal edilmiş ve borsa bünyesindeki kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu olmuştur. Bu külçelere ait bilgiler ekteki tabloda yer almakta olup suç tarihi olan 10.07.2007 tarihinde 995/1000 saflıkta altın için borsamızda oluşan ağırlıklı ortalama fiyatı ons bazında 668,20 $/ons ve kilogram bazında da 27.597,07 TL/Kg'dır. Bu çerçevede, toplam 30 kg ağırlığındaki altının parasal değeri ABD Doları bazında 644.493,8 ABD Doları, Türk Lirası bazında da 827.912 Lira olup diğer 13 külçeye ilişkin olarak ise borsamızda herhangi bir kayıt bulunmamaktadır...' şeklinde mahkememize cevap verilmiştir.</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 16.07.2009 tarih ve B.02.1.HZN. 0.09.01.01/K-11 sayılı yazılarında ise '...İşlenmemiş kıymetli madenlerin ithalinin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içinde borsaya teslim edilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.</p>

<p>Bunun yanı sıra, anılan Kararın 7 nci maddesinin (d) bendi gereğince, Merkez Bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşları ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin yurt içindeki alım satım işlemlerini sadece İstanbul Altın Borsasında yapılabilecek olup, söz konusu maddenin aynı bendinde, ziynet veya süs eşyasına dönüştürülmüş şekli hariç olmak üzere borsada hangi tür ve şekilde kıymetli madenlerin işlem göreceği ve teşekkül ettirilecek piyasaların borsa tarafından düzenleneceğinin yönetmeliklerle belirleneceği ifade edilmektedir...' gerekçe ve yasal düzenlemeleri karşısında, ayrıca sanıkların yakalanma esnasındaki birbirleri ile irtibatları, yakalanış şekilleri, yakalanma esnasında devamlı telefonlarla bir şekilde bir yerlerle bağlantı kurmaya çalıştıkları, bir panik içerisinde oldukları hususları birlikte değerlendirildiğinde söz konusu külçe altınların herhangi bir beyana tabi tutulmaksızın (kaldı ki, yukarıda da belirtildiği üzere bu tür külçe altınların gümrüğe beyanla ithalinin yasal olmadığı), sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde bu altınları Suriye'den Türkiye'ye yasal olmayan yollardan geçişini sağlamak için gerektiğinde gümrük sahası içerisinde bu yönde kendilerine özgü tedbirlerde alarak gerçekleştirme amacında oldukları,</p>

<p>Bu nedenle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki gerekçe ve düşüncenin olayın akışına, altın ithal rejimine, İstanbul Altın Borsası kuram ve kuralları nazara alındığında bu altınların ithalinin bu yolla mümkün bulunmadığı, buna rağmen yabancı uyruklu sanığın bu külçe altınları gümrüğe beyan edeceği, bu beyan beklenilmeden altınlara el konulması ve mahkûmiyet kararı verilmesi yasaya aykırı olduğu yolundaki bozma ilamındaki düşünceye mahkememiz iştirak etmediğinden, sanıkların eylemlerinin fikir ve eylem birliği içerisinde yasal olmayan şekilde Türkiye'ye külçe altın sokulması amacına yönelik olduğu nedeniyle önceki kararda ısrar edilmesi gerektiği" gerekçesiyle direnerek, önceki hükümde olduğu gibi sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de, katılan vekili ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2013 gün ve 273125 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 22.12.2016 gün ve 3-2136 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 04.05.2017 gün ve 52-3643 sayı ile direnme hükmünün yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>713778 plakalı araç için yatırılan teminatın hak sahibine iadesine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; 05.10.2012 havale tarihli dilekçe ile katılan vekilinin temyiz isteğinden vazgeçtiği anlaşıldığından, direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar müdafilerinin temyizi ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların fiilinin, hazırlık hareketi kapsamında kalan ve suç oluşturmayan bir eylem olarak mı yoksa teşebbüs aşamasında kalan bir suç olarak mı kabul edilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanaklarında; 10.07.2007 tarihinde saat 17.20 sıralarında, Yayladağı Kaymakamlık makamı hizmetinde kullanılan telefonu arayan bir erkek şahsın, sınır mülki idare amiri olan ilçe kaymakamına bir ihbarda bulunacağını söylemesi üzerine kaymakam ile görüşmesinin sağlandığı, şahsın verdiği ihbarda "bu akşam muayyen saatlerde Suriye Arap Cumhuriyeti'nden yeşil renkli bir araç içerisinde yasa dışı bazı malzemelerin Türkiye Cumhuriyeti devletine sokulacağı ve bu işi yapanların defalardır aynı şekilde yasa dışı malzemeleri ülkeye soktuklarını" söylediği, yapılan değerlendirme sonrasında inceleme yapmak amacıyla ilçe kaymakamı, koruması ve şoförü olan polis memurları ile birlikte birkaç polis memurunun Yayladağı ilçesi gümrük sahasına gittikleri, Suriye tarafından ülkeye giriş yapan sanık ...'un kullandığı 713778 plaka sayılı araçla gümrük bölgesine intikalinden sonra, 11.07.2007 tarihinde saat 03.45 sıralarında, pasaport işlemleri devam ederken bahse konu aracın yanına yaklaşılarak araç ile çevresinin incelenmeye başlandığı, yapılan inceleme sırasında 31 DK 846 plakalı araç ile gümrük sahası içerisine sonradan geldiği tespit edilen diğer sanık ...'in 713778 plakalı aracın arka koltuğunda uyuduğunun görüldüğü, durumundan şüphelenilen aracın aranmasına başlanıldığı, arka koltuk üzerindeki battaniye altında sarı izola bant ile bantlanmış üç adet paket görülerek paketlerin açıldığı, içerisinde külçe altın olduğunun anlaşılması üzerine detaylı aramaya geçildiği, arama neticesinde arka koltuğun altında iki adet ve arka cam ön kısmında bir adet olmak üzere üç paket içerisinde daha külçe altın bulunduğu, toplamda her bir paket içerisinde birer kilogramlık beşerli olmak üzere otuz adet külçe altının ele geçirildiği, devam eden arama sırasında aracın arka tampon iç kısmında zula tabir edilen bölmeler içerisinde üç adet sarı izola bantla sarılmış paketlerin bulunduğu, bakıldığında paketlerin iki balyasının 1.940.500 Suriye Lirası, bir balyasının da 36.701,00 Türk Lirası olduğunun anlaşıldığı, araç arandığı esnada sanıklar ... ile ...'un ellerinde bulunan cep telefonlarının sürekli çaldığı görülerek cep telefonlarına elkonulduğu, Yayladağı Kara Hudut Kapısına getirilen aracın, yapılan detaylı araması sonucunda başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı, suça konu külçe altınlar, paralar ve suç eşyasının naklinde kullanılan araca elkonulduğu, araç içerisinde bulunan şahısların gözaltına alındıkları sırada sanık ...'in, cep telefonunda "M. Güney" olarak kayıtlı kişi tarafından sürekli arandığının farkedildiği, aynı gün saat 05.00 sıralarında 06 LMG 31 plakalı araç ile gümrük sahasına giren ve yapılan kimlik kontrolünde ... olduğu anlaşılan şahsın, sanık ...'in amcasının oğlu olduğunun tespit edildiği, sanıklar ... ile ...'la bağlantılı olduğu düşünülen sanık ...'in de gözaltına alındığı ve üzerinden çıkan telefona incelenmek üzere el konulduğu bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Yayladağı Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.05.2009 gün ve 707-111 sayı ile; ele geçirilen Türk Lirası ve döviz ile ilgili olarak "aklama" ve "1567 sayılı Kanuna muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>Kuyumcu bilirkişi tarafından düzenlenen 11.07.2007 tarihli rapora göre; altınların her birinin bir kilogram ağırlığında, 24 ayar, saf külçe altın, CİF değerlerinin ise 691.260,00 Lira olduğu,</p>

<p>11.07.2007 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit varakasında; külçe altınların CİF değerinin 691.260,00 Lira, katma değer vergisinin 124.426,80 Lira, gümrüklenmiş değerinin ise 815.686,80 Lira olduğunun ve gümrük vergisinden muaf olduklarının belirtildiği,</p>

<p>Yargılama sırasında, altın ve benzeri kıymetli maden ve taşların ithal ve alımlarına ilişkin olarak, herhangi bir resmi ithal ve alım şekli bulunup bulunmadığının, ülkeye getirilen normal bir eşya gibi beyan esasına tabi olup olmadıklarının bildirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara mahkemesince müzekkereler yazıldığı,<br />
İstanbul Altın Borsasınca 13.07.2009 tarihli yazı ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 7. maddesine göre, kıymetli madenlerin dış ticaret rejimi esasları dahilinde ithali ve ihracının serbest, ancak Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithalat yetkisinin sadece İstanbul Altın Borsası üyelerine ait olduğunun, ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içinde borsa kasasına teslim edilmesi gerektiğinin, teslim edilen kıymetli madenlerin kıymetli madenler piyasasında alım satıma konu edilmesinden sonra alıcı üyeler tarafından serbest piyasada işleme tabi tutulabileceklerinin, toplam 30 kilogram ağırlığındaki külçe altınların parasal değerinin 644.493,8 ABD doları olduğunun, bu külçe altınlardan 17 adedinin daha önce İstanbul Altın Borsasında işlem gördüğünün, 13 adet külçe altının ise işlem görmediğinin,</p>

<p>T.C. Merkez Bankasınca 07.07.2009 tarihli yazı ile; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2. maddesinin (j), (k) ve (l) bendlerinde tanımı yapılan kıymetli madenler, kıymetli taşlar ve kıymetli eşyanın ithal işlemlerinin, Kararın 7. maddesi ile söz konusu Karara ilişkin 2008-32/34 sayılı Tebliğin 6. maddesi hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmekte olduğunun,</p>

<p>Başbakanlık Hazine Müsteşarlığınca 16.07.2009 tarihli yazı ile; kıymetli madenlerin tanımının Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın "tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde "her tür ve şekilde altın, gümüş ve platin" olarak yapıldığının, "işlenmemiş altın"ın anılan bendin (i) alt bendinde "en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri Müsteşarlığımızca belirlenen barlar veya külçeler halindeki altın", "işlenmiş altın"ın ise (ii) alt bendinde "995/1000'den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet ve süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın" olarak tanımlandığının, anılan Kararın "Kıymetli madenler, taşlar ve eşyalar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Dış Ticaret Rejimi esasları dahilinde Türkiye'ye ithali ve ihracının serbest olduğunun, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esası benimsenmiş olduğundan, ithalat ve ihracat, rejim karar ve yönetmeliklerinin uygulanmadığının, "işlenmemiş kıymetli madenler"in ithalinin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından yapılacağının, üye aracı kuruluşlar tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesinin zorunlu olduğunun, Kararın 7. maddesinin (d) bendi gereğince, Merkez Bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşlarının ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin, yurt içinde alım satım işlemlerinin sadece İstanbul Altın Borsasında yapılabileceğinin,</p>

<p>Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünce 18.09.2009 tarihli yazı ile; mahkemesince kısıtlayıcı bir karar alınmadığı veya sahibine iadesi veya teslimine karar verildiği durumlarda, mal sahibinin eşyayı mahrece iade edebileceği gibi üçüncü bir ülkeye göndermesinin de mümkün olduğunun, 5607 sayılı Kanunun "Yolcu beraberinde getirilen kaçak eşya" başlıklı 6. maddesinin 4. fıkrası gereğince yolcuların, beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan eşyanın ticari mahiyette veya ithali veya ihracının yasak olması halinde, Kanunun 3. maddesi hükümlerinin uygulanacağının, bunun için öncelikle gümrüğe gelen yolcuların beyana davet edilmesinin, beyanından sonra yolcunun beyan etmediği veya beyanından farklı bir eşyanın tespit edilmesinin gerektiğinin, yolcunun beyanı alınmadan işlem yapılmasının hukuken mümkün bulunmadığının, diğer mevzuattan kaynaklanan aksine bir hüküm bulunmadığı sürece 4458 sayılı Gümrük Kanununun 48. maddesinin ikinci fıkrası ve Gümrük Yönetmeliğinin 86. maddesi hükümleri kapsamında, Türkiye'ye giriş yapan yolcuların beraberindeki altınların yolcu beraberi ambarına alınıp, üç aylık ambar bekleme süresinden sonra eşyayla birlikte yurtdışına çıkılmasının mümkün olduğunun, "kıymetli madenlerin ithali"nin Merkez Bankası ile kendi mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından yapılacağının, üye aracı kuruluşlar tarafından ithal edilen işlenmemiş kıymetli madenlerin üç iş günü içerisinde Borsaya teslim edilmesinin zorunlu olduğunun, bu çerçevede Merkez Bankası ile kıymetli maden borsası üyesi aracı kuruluşlarını temsile yetkili doğrudan veya dolaylı temsilcilerin söz konusu eşyayı Türkiye'ye ithal etmesinin mümkün bulunduğunun,</p>

<p>Bildirildiği,</p>

<p>Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 26.08.2008 tarihli raporunda; Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 7. maddesinin (a) bendi hükümleri çerçevesinde, "işlenmemiş kıymetli maden" ithaline sadece Merkez Bankası ya da İstanbul Altın Borsası üyesi bir aracı kuruluş olmak şartıyla izin verilebileceğinin, bu kapsamda ithal koşullarına sahip olmayan bir kişi tarafından "işlenmemiş altın" ithalinin gümrük mevzuatına aykırılığından bahsedileceğinin, 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin 11. fıkrasında ithali lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerenin iki katı idari para cezası verileceğinin hüküm altına alındığının, dosya içeriğine konu olayla ilgili olarak, 5237 sayılı TCK'nun 282. maddesi gereğince, "aklama" suçunun oluşumu için ön şart olan "alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren" herhangi bir öncül suçtan bahsedilemeyeceğinden, ele geçirilen külçe altınlarında "kara para" olarak nitelendirilemeyeceğinin, aklama suçunun unsurlarının oluşmaması nedeniyle 5549 sayılı Kanun ve TCK'nun 282. maddesi kapsamında yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmadığının, ancak birbirlerini tanımadıklarını beyan eden sanıkların VEDOP (Vergi Daireleri Otomasyon Projesi) kayıtlarının tetkikinden, sanık ...'in %15 hissesine sahip olduğu Gün-Kar Döviz ve Altın Ticareti A.Ş.'nin 2006 yılında mal ve hizmet aldığı/sattığı şahıslar arasında diğer sanık ...'un da bulunduğunun, 2006 yılında ...'dan 655.725 Liralık mal ve hizmet alındığı ve 655.723 Liralık mal ve hizmet satıldığının tespit edildiğinin, alım satıma konu bedellerin neredeyse birbirine eşit olmasının hesabın bu şekilde kapatılmak istenildiği izlenimini doğurduğunun, ticari faaliyete konu para hacminin yüksekliği nedeniyle birbirini tanımadıklarını söyleyen sanıklardan ciddi kuşku duyulduğunun, şahıslar arasında yasal bir ticari faaliyetin veya kaçakçılığa dayalı illegal bir ilişki olup olmadığının net olarak ortaya konulması gerektiğinin belirtildiği,</p>

<p>Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2008 tarihli yazısında; sanık ...'in "suç işlemek için kurulmuş örgüte üye olma ve örgüt kapsamında kaçakçılık" suçlarından 2007/2831 sayı ile başlatılan soruşturma kapsamında yapılan takibi sırasında, 10.07.2007 tarihinde Yayladağı Hudut Kapısında ele geçirilen altınlarla ilgili olması muhtemel telefon görüşmelerinin tespit edildiği belirtilerek, söz konusu telefon görüşme kayıtlarının derdest olan mahkeme dosyasına gereği için gönderildiği,<br />
UYAP sistemi üzerinde yapılan incelemeye göre; Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2831 sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda açılan kamu davasının Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/575 esas sırasına kayıtlı olduğu, henüz bir karar verilmediği, bu dava dosyasına ilişkin iddianame içeriğinde, inceleme konusu olayla ilgili Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davanın varlığından haberdar olunduğunun ve bu dosyanın bir örneğinin delil mahiyetinde soruşturma dosyasına alındığının belirtildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tutanak tanığı Tamer Ballı Yayladağı Gümrük Müdürlüğüne verdiği 13.06.2008 tarihli yazılı beyanında; 10.07.2007 tarihinde saat 09.00'dan 11.07.2007 tarihi saat 09.00'a kadar nöbetçi muayene memuru olarak görevli olduğunu, 11.07.2007 tarihinde saat 02.30 sularında gece araç giriş ve çıkışının olmaması nedeniyle odasında istirahat etmekteyken, Yayladağı Kaymakamının koruması olan polis memurunun kendisini dışarıya çağırdığını, çıktığında gümrük sahası içerisinde henüz muayene işlemleri yapılmamış olan 713778 Suriye plakalı aracın yanında kaymakam ile birlikte makam şoförü ve tutanaktaki bazı polisleri gördüğünü, aracın bagajının açık vaziyette olduğunu, araç sürücüsü sanık ...'un beyanını almaya fırsat kalmadan kaymakamın sözlü talimatı ile polislerin aracı aramaya başladıklarını, kendisinin de aramaya katıldığını, arama sonucunda tutanak düzenlendiğini,</p>

<p>Kovuşturma evresinde 13.06.2008 tarihli yazılı beyanındaki benzer anlatımlarına ek olarak; gece geç saatlerde araçla gümrük sahasına gelen sanık ...'un ülkeye giriş yapmak istediğini söylediğini, gümrük sahasının inşaat halinde olması, fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle kendisine muayene işlemlerini sabah yapacağını belirttiğini, olayın ani bir şekilde geliştiğini, sanık ...'a beyanda bulunma fırsatı verilmediğini ve gümrük mevzuatı uyarınca beyana davet edilmediğini,<br />
Tutanak tanığı Yavuz Gürbüz kovuşturma evresinde; 10.07.2007 tarihinde Yayladağı Gümrük Muhafaza Kısım Amirliğinde nöbetçi memur olarak görev yaptığını, Suriye uyruklu sanık ...'un müracaatı üzerine muayene memuru Tamer Ballı'nın, gümrük sahasının inşaat halinde olması nedeniyle sabah saat 08.30'da beyanının alınarak muayene yapılacağını, gümrük sahasında beklemesini söylediğini, sanığın da aracını sahaya çekip beklemeye başladığını, daha sonra gece geç saatlerde Yayladığı Kaymakamı ve beraberindeki polis memurlarının gelip aracı aramaya başladıklarını, arama sonucunda aracın arka koltuk üstünde altınları, arka bagaj içinde ise paraları bulduklarını, olaya ilişkin tutanak tutulduğunu, muayene işlemi sabah yapılacağından, sanığın kendilerine altın ve para ile ilgili herhangi bir beyanda bulunmadığını, bu konuda kendilerinin de sanığa herhangi bir uyarı yapmadıklarını,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ... savcılıkta ve sorguda; Suriye devleti vatandaşı olduğunu, elbise ticareti ile uğraştığını, Türkiye ve Lübnan'dan getirdiği elbiseleri Suriye'de sattığını, Lübnan'daki iç karışıklıklar nedeniyle daha güvenli olabileceğini düşünerek Lübnan bankasındaki altınlarını ve Halep'teki evinde bulunan paralarını alıp, yatırım yapmak ve taşınmaz almak üzere Türkiye'ye getirmeye karar verdiğini, bu amaçla 11.07.2007 tarihinde 00.30 sıralarında otomobili ile Türkiye'ye giriş yaptığını, para ve altınları aracının arka tamponunun iç kısmında bulunan bölmede gizli bir şekilde Suriye gümrüğünden Türkiye'ye geçirdiğini, Türkiye tarafına geçtiğinde altınları çıkarıp aracın arka koltuğu üzerine koyduğunu, gümrük memurlarının gece işlem yapamayacaklarını ancak sabah yapabileceklerini söyleyerek kendisini geçirmediklerini, bunun üzerine Lazkiye şehrinde bulunan arkadaşı ... isimli şahsı arayıp yardımcı olmasını istediğini, ...'nin de yardımcı olması için Antakya'dan bir arkadaşını göndereceğini söylediğini, gümrükte beklediği sırada yanına diğer sanık ...'in kendisini tercüman olarak gönderdiğini söyleyen sanık ...'in geldiğini ve geceleyin geçiş yapamayacaklarını, sabahı beklemeleri gerektiğini söyleyerek aracın arka koltuğunda uyuduğunu, kendisinin de aracın yan tarafında bir yere oturup beklemeye başladığını, bu sırada gümrük yetkililerinin gelerek aracını aradıklarını ve arka koltuktaki altınlarla tampon iç kısmındaki bölmede bulunan paraları ele geçirdiklerini, bulunan altın ve paraları Türk yetkililere söyleyeceğini, ancak gümrük kısmında beklediği sırada kendisine hiçbir şey sorulmadan ve bir şey demesine fırsat verilmeden yetkililerin aracını aradıklarını, sabah saat 05.00 sularında gümrüğe gelen sanık ...'in, ...'nin kendisine yardımcı olması amacıyla gönderdiği kişi olduğunu, adı geçeni daha önceden tanımadığını, altınların diğer sanıklar ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini,<br />
Kovuşturma evresinde benzer anlatımlarından farklı olarak; Suriye gümrüğünden geçerken aracının gizli bölmelerine altınları sakladığı şeklinde bir beyanda bulunmadığını,</p>

<p>Sanık ...; 11.07.2007 tarihinde saat 00.30 sularında Suriye'li ... olarak tanıdığı şahsın kendisini telefon ile arayarak, Suriye'li bir arkadaşının Türkiye'ye geçiş yapacağını ancak saatin geç olması, şahsın Türkçeyi konuşamaması, kendisini ifade edememesi nedeniyle yetkililerin geçişine izin vermediklerini, ancak sabah 08.30'da geçirebileceklerini söylediklerini ifade edip Suriye'li şahsa dil konusunda yardımcı olup olamayacağını sorduğunu, kendisinin de amcasının oğlu olan sanık ...'i gönderebileceğini söylediğini, akabinde sanık ...'i arayarak Suriye'den gelen şahsa yardımcı olması için Yayladağı Gümrük Kapısına gönderdiğini, daha sonra sanık ...'in kendisini arayarak Suriye'li şahsın gümrük kapısından giriş yaptığını, ancak gümrükteki yetkililerin sabaha kadar işlem yapamayacaklarını söyleyerek gümrükten kendilerini geçirmediklerini, Suriye'li şahsın yanında kıymetli bazı eşyalar getirdiğini, sabah olduğunda bunları beyan edeceğini, fakat Türkçe bilmediği için bu konuda sıkıntı yaşayabileceğini belirtip birlikte kalmak istediğini söylediğini, kendisinin de kalabileceğini fakat beyan dışı bir durum olması durumunda Suriye'li şahsı orada bırakıp gelmesini istediğini, bundan 10 dakika kadar sonra sanık ...'in tekrar arayıp aracın yanına polislerin geldiğini bildirmesi üzerine oraya geleceğini söyleyerek Antakya'dan çıkıp Yayladağı Gümrük Kapısına geldiğini, sanık ...'in amcasının oğlu olduğunu belirterek bilgi almak istediğinde yetkililerin üzerini ve aracını arayıp telefonunu aldıklarını, sanık ...'in Antakya'da işletmekte olduğu döviz bürosunda çalıştığını, yakalanan para ve altınlarla bir ilgisi olmadığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Sanık ...; 11.07.2007 tarihinde gece saatlerinde amcasının oğlu olan sanık ...'in kendisini cep telefonundan arayarak, Suriye'den Türkiye'ye bir arkadaşının geçiş yapacağını, bu şahsın Türkçe bilmediğini söyleyip tercüme konusunda yardımcı olması için kendisini gümrüğe gönderdiğini, aynı gece saat 02.00 sularında 31 DK 846 plaka sayılı araç ile Yayladağı Gümrük Kapısına gelerek şahsı beklemeye başladığını, 10 dakika kadar sonra ... olduğunu öğrendiği şahsın gelip Türkiye gümrüğüne girdiğini ve hemen sonrasında pasaport işlemlerini yaptırdığını, kendisinin o sırada muayene kısmına giderek Suriye'den gelen sanık ...'un geçiş yapmak istediğini beyan ettiğini, muayene kısmındaki görevlinin sabah 08.30'da geçiş yapabileceklerini söylemesi üzerine durumu sanık ...'a izah ettiğini ve yorgun olması sebebiyle uyumak istediğini belirttiğini, sanık ...'un aracında uyuyabileceğini söylemesi üzerine sanığın aracının arka koltuğuna uyumak amacıyla geçtiğini, bu sırada sanık ...'un, aracında kıymetli eşyalar olduğunu, bunların bir kısmını çıkaracağını kendisine söylediğini, ancak birşey çıkarıp çıkarmadığını görmediğini, araçta uyuduğu sırada dışardan gelen konuşma sesleri üzerine uyandığını, aracın başında 7-8 tane görevli olduğunu görüp araçtan indiğini, görevlilerin kendilerine birşey söylemeden aracı aramaya başladıklarını, aracın arka koltuğunda ve arka tampon iç bölmesinde bazı eşyalar bulduklarını, bu eşyalar ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, sadece Suriye'li şahsa dil konusunda yardımcı olmak amacıyla olay yerinde bulunduğunu, görevlilerin aracı aradıkları sırada sanık ...'i telefonla arayarak durumu bildirdiğini, daha sonra sanık ...'in bulundukları yere geldiğini, suçlamayı kabul etmediğini,</p>

<p>Savunmuşlardır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından; öncelikle "suça teşebbüs ile hazırlık ve icra hareketleri" kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur" hükmü yer almaktadır. Teşebbüs aşamasında kalan bir suçun varlığından söz edilebilmesi için;</p>

<p>1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,</p>

<p>2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,</p>

<p>3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.</p>

<p>Teşebbüs aşamasında kalan suçta fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanundaki "eksik - tam teşebbüs" ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, "failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı" yolundaki sübjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, bu nedenlerle tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanunda icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp, cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir.</p>

<p>Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öğretide; teşebbüs açısından "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 401)</p>

<p>Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın, sonucun gerçekleşmemesi gerekir.</p>

<p>Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna "subjektif unsur" denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315)</p>

<p>Konumuzla ilgisi bakımından "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçunun unsurlarına değinmeden önce; suçun konusunu oluşturan "eşya" ve "gümrük işlemi" kavramları ile suç tipinin nasıl hareketler barındırdığını açıklamak ve eşyanın yasal yollardan ülkeye girişine ilişkin Gümrük Kanunundaki ilgili hükümlere değinmek faydalı olacaktır.</p>

<p>Suç tarihi itibarıyla 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası;</p>

<p>“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın Türkiye'ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye'ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır” şeklinde iken, 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanunun 54. maddesiyle, “Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Fıkrada belirtilen “eşya” kavramı, 4458 sayılı Gümrük Kanununun üçüncü maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre, her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Suçun konusu her tür eşyadır. Ancak, yurda girişi kanun ile yasaklanmış eşyalar (5607 sayılı Kanun md. 3/7), yolcuların beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ticari mahiyetteki eşyalar (5607 sayılı Kanun md. 6/4) ve ithal vergilerinden muaf eşyalar (Gümrük Kanunu md.239/1) 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmeyeceklerdir.</p>

<p>5607 sayılı Kanunda “gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanunun “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.</p>

<p>“Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma” suçu incelendiğinde, kanunun “yapılmasını” istediği gümrük işlemlerini yaptırmayan failin ihmali bir hareketinin bulunduğu, devamında kanunun “yapılmamasını” istediği ülkeye sokma hareketinin ise icrai nitelikte olduğu görülmektedir. Bu durumda, suçun ihmali bir suç olduğu varsayımında teşebbüs hususu konusuz kalacak ve gümrük işlemleri açısından gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı anda suçun oluştuğu ileri sürülebilecektir. Ancak önemli noktanın fiilin ikinci kısmı olan icrai hareket (ülkeye sokma) olduğu varsayımında, failin ülkeye girmeden (örneğin; son kontroller esnasında) yakalanması durumunda suç tamamlanmadığından teşebbüsten söz edilebilecektir. Suçun tamamlanma anını ithalin gerçekleştiği yani icrai hareketin yapıldığı an olarak almak doğru olacaktır. Böyle bir çıkarımda, gümrük işlemlerine tabi tutmama şeklinde gerçekleşen ihmali hareket, son icrai hareketin (ülkeye sokma) ön şartı niteliğinde olacaktır. Keza gümrük işlemlerine tabi tutmama şeklinde ortaya çıkan ihmali hareketi suçun tamamlanma anı olarak esas alacak olursak, bu durum suçun lafzıyla örtüşmeyeceği gibi maddenin amacına da hizmet etmeyecektir (Aktaş Batuhan, Gümrük işlemine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu üzerine bir inceleme,TBB Dergisi 2015. Aynı yönde bkz. Erman, Ticari Ceza Hukuku, s. 25; Karş. Aydın, s. 116). Bu bağlamda; kanun koyucunun TCK'nun</p>

<p>35. maddesindeki “icra” ifadesini kullanmaktaki amacının, suçun mutlaka icrai bir hareketle işlenmesi olmayıp, hazırlık hareketleriyle olan farkın ortaya konulabilmesi olduğunu da söylemek doğru olacaktır.</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanununda, bir eşyanın yasal yollardan ülkeye girişinin ne şekilde olacağına ilişkin düzenlemeler bulunmakta olup, Kanunun 33. maddesi;<br />
“Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkış gümrük kapılarından yapılır. Türkiye Gümrük Bölgesinin giriş noktalarındaki gümrük kapıları ile içeride bulunan gümrük kapıları arasında belirli yolların takip edilmesi zorunludur...”,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>39. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olan hâli;<br />
"Müsteşarlıkça belirlenen esaslara uygun olarak serbest bölgelere konulan eşya hariç olmak üzere, gümrük idaresine veya gümrük idarelerinin belirlediği veya uygun gördüğü diğer bir yere gelen eşya, bunu Türkiye Gümrük Bölgesine getiren kişi veya yerine göre eşyanın gelişinden sonra taşımasını üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulur",</p>

<p>58. maddesinin birinci fıkrası;<br />
"1. Bir gümrük rejimine tabi tutulmak istenen eşya, bu rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilir...",<br />
59. maddesi;<br />
"1. Gümrük beyanı;<br />
a) Yazılı olarak,<br />
b) Bilgisayar veri işleme tekniği yoluyla,<br />
c) Sözlü olarak,<br />
d) Eşya sahibinin bu eşyayı bir gümrük rejimine tabi tutma isteğini ifade ettiği herhangi bir tasarruf yoluyla,<br />
Yapılabilir"<br />
Hükümlerini içermektedir.</p>

<p>Bu düzenlemeler karşısında, bir eşyanın ülkeye yasal yollardan sokulabilmesi için, eşyayı Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getiren kişi ya da eşyanın gelişi sonrası taşıma işini üstlenen kişi tarafından Gümrük Kanununun 59. maddesine uygun olarak, aynı Kanunun 39. maddesinde açıklandığı gibi tabi olduğu rejime uygun bir şekilde belirlenmiş bulunan gümrük kapılarından birisinden gümrüğe sunulması gerekmektedir. Eşyanın bir gümrük rejimine tabi tutulabilmesi için, ilgili rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilmesi zorunludur. Bu beyan (Rejim beyannamesi/Gümrük beyanı), eşyanın Gümrük Kanununda yer alan rejimlerden hangisine tabi olacağı konusunda eşya sahibinin veya temsilcisinin iradesini yansıtmaktadır.</p>

<p>Gelinen noktada; "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçunun unsurları ile bu suç yönünden hazırlık hareketlerinin hangi aşamada bittiği, icra hareketlerin hangi aşamada başladığı, bu bağlamda bahsi geçen suç yönünden ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği üzerinde durulmalıdır.<br />
5607 sayılı Kanunun suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun maddi unsuru, getirilen eşyanın gümrük işlemine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulması hareketidir. Burada muhatap gümrük idaresidir. Maddi unsuru oluşturan hareketin gümrük idaresine karşı yapılması gerekir. Manevi unsuru ise bu hareketin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Eşyanın ülkeye sokulması iradesi taşıyan “Rejim Beyannamesi” (Gümrük Beyanı) verilmesine rağmen, bu beyannamede yer almayan veya beyan yükümlülüğü başlamasına rağmen beyan edilmeyen eşyaların ülkeye sokulmaya çalışılması durumlarında 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun basit hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen "eşyanın gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması" suçu yönünden ise Gümrük Kanununun üçüncü maddesinin on altıncı fıkrasında tanımlandığı gibi "...belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde eşyanın bir gümrük rejimine tabi tutulması talebi..." anlamına gelen bir gümrük beyanında bulunulması söz konusu olmadığından, siyasi sınırdan içeriye girildiği anda suç oluşacak ve suçun ağırlaştırılmış hali uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>1918 ve 4926 sayılı Kanunlarda bu fiilin teşebbüs aşaması ayrı suç olarak tanımlanmış olmasına rağmen 5607 sayılı Kanunda suçun teşebbüs aşamasında kalması durumu ayrı bir suç olarak kabul edilmemiştir. Ancak 5607 sayılı Kanunun gerek suç tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü maddesinin on sekizinci fıkrasındaki "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlar ile onuncu fıkrada tanımlanan kabahat fiilleri, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır", gerekse 6455 sayılı Kanunla değişik üçüncü maddesinin yirmi birinci fıkrasındaki "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır" şeklinde düzenlemeler ile bu suçun teşebbüs aşamasında kalsa bile tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>5607 sayılı Kanundaki, kaçakçılık suçlarının "kalkışma suçları" olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de göz önünde bulundurulduğunda, eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen "eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma" suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
10.07.2007 tarihli ihbar ve 11.07.2007 tarihli olay, yakalama ve elkoyma tutanakları içeriğine, tutanak tanıklarının beyanları ile sanıkların savunmalarına ve dosya kapsamına göre; 10.07.2007 tarihinde gece geç saatlerde Suriye'den gelip siyasi sınırı aracı ile geçerek Türkiye'ye giriş yapan sanık ...'in gümrük sahasından geçiş yapmak istediği, inşaat halinde bulunan gümrük sahasındaki fiziki şartların uygun olmaması nedeniyle işlemlerinin sabah yapılacağının ve gümrük sahasında beklemesi gerektiğinin gümrük muayene memurlarınca sanığa söylendiği, gümrük sahasında beklemekte olan ve pasaport işlemleri devam eden sanığın yanına, gümrük işlemlerinde tercüman olarak yardımcı olması için sanık ... tarafından gönderilen sanık ...'in geldiği, sanıklar Mohamed ile Ahmet'in sabah geçiş yapmak üzere araçta bekledikleri sırada, ihbar üzerine ilçe kaymakamı ile polis memurlarının gümrük sahasına geldikleri, gümrük memurlarınca sanık ... beyana davet edilmeden ve sanığa beyanda bulunma hakkı tanınmadan, gümrük muayene memurlarının katılımı ile araçta yapılan aramada arka koltuk üzeri ve altı ile arka koltuk cam ön kısmında suça konu külçe altınların ele geçirildiği, sanıklar Mohamed ve Ahmet'in gözaltına alınmalarını takiben gümrük sahasına geldiği görülen sanık ...'nın da adı geçenlerle ilgisi olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine yakalandığı olayda; sanık ...'in Türkiye'ye giriş yapmak için gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...'in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, bu aşamaya kadarki fiilerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "suçun icra hareketlerine başlanıldığı, bu nedenle fiilin teşebbüs aşamasında kalan suç olarak kabulü gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.06.2012 gün ve 270-637 sayılı direnme hükmünün sanıkların eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kaldığı gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 03.04.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="70720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TÜRKİYE'DE ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNDE TEMEL HAKLARA ERİŞİM:</strong></p>

<p><strong>HUKUKİ NİTELİK, KARŞILAŞTIRMA VE UYGULAMADAKİ ZORLUKLAR</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Göç olgusu, günümüzde uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun en önemli çalışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Türkiye ise coğrafi konumu ve son yıllarda yaşanan kitlesel göç hareketleri nedeniyle uluslararası koruma ve geçici koruma mekanizmalarının yoğun olarak uygulandığı ülkeler arasında yer almaktadır.</p>

<p>Her ne kadar uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri benzer bir koruma amacına hizmet etse de, hukuki nitelikleri, uygulanma şartları ve statü sahiplerine tanınan haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar, yabancıların temel haklara erişimi bakımından da çeşitli sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu statülerin temel haklara erişim üzerindeki etkileri ile uygulamada karşılaşılan başlıca sorunlar değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, Türkiye'de uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasına hizmet eden iki farklı hukuki mekanizmadır. Her iki statü de kişilerin yaşam hakkı, kişi güvenliği ve geri gönderilmeme ilkesi gibi temel haklarını güvence altına almayı amaçlamakla birlikte; hukuki dayanakları, uygulanma şartları ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle söz konusu statülerin birbirinden bağımsız olarak değil, karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmesi, temel haklara erişimde karşılaşılan sorunların doğru tespit edilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Türkiye'de Uluslararası Koruma Sistemi, 11 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile kapsamlı ve sistematik bir yasal çerçeveye kavuşturulmuştur. Kanun ile birlikte uluslararası koruma başvurularının değerlendirilmesi, koruma statülerinin belirlenmesi ve bu statülerden yararlanan kişilerin hak ve yükümlülükleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle bireysel uluslararası koruma mekanizmasının yetersiz kalabileceği durumlar dikkate alınarak geçici koruma kurumu da Türk hukukuna kazandırılmıştır.</p>

<p>Uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki ayrım yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp uygulamada yabancıların yararlanabilecekleri hakların kapsamını ve bu haklara erişim usullerini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her iki statünün hukuki niteliğinin doğru anlaşılması, özellikle sağlık, eğitim, çalışma hakkı, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel hakların hangi kapsamda kullanılabileceğinin belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>A. Uluslararası Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Uluslararası koruma, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan veya zulüm görme korkusu nedeniyle bu korumadan yararlanmak istemeyen yabancıların uluslararası hukuk çerçevesinde korunmasını amaçlayan bir hukuki mekanizmadır. Bu mekanizmanın temelini, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi ile bu sözleşmenin kapsamını genişleten 1967 New York Protokolü oluşturmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de uluslararası koruma rejimi ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenmiş olup Kanun'un 61 ilâ 63. maddelerinde mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma olmak üzere üç farklı uluslararası koruma statüsüne yer verilmiştir. Kanun koyucu, bu ayrımı benimserken Türkiye'nin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafi sınırlama çekincesini esas almıştır. Buna göre yalnızca Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye'ye sığınan kişiler mülteci statüsü elde edebilirken Avrupa dışından gelen ve uluslararası koruma ihtiyacı taşıyan kişiler bakımından şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsünün belirlenmesinde esas alınan unsur, başvuru sahibinin bireysel durumunun idari makamlar tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Bu yönüyle uluslararası koruma, kitlesel nüfus hareketlerine yönelik olarak uygulanan geçici koruma rejiminden ayrılmaktadır. Başvurucunun ülkesini terk etme nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler somut olay özelinde incelenmekte; değerlendirme sonucunda kişinin uluslararası koruma statüsünden yararlanıp yararlanamayacağına karar verilmektedir.</p>

<p>Uluslararası koruma statüsü yalnızca kişiye ülkede kalma imkânı tanımamakta; aynı zamanda başta geri gönderilmeme ilkesi olmak üzere sağlık, eğitim, belirli şartlar altında çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi çeşitli temel haklardan yararlanabilmesinin de hukuki temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte söz konusu hakların kapsamı ve kullanım şekli, kişinin sahip olduğu koruma statüsüne ve ilgili mevzuat hükümlerine göre değişebilmektedir. Bu durum, uluslararası koruma ile geçici koruma rejimlerinin temel haklara etkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Geçici Koruma Statüsü</strong></p>

<p>Geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede değerlendirilmesinin fiilen mümkün olmadığı durumlarda uygulanan istisnai bir koruma mekanizmasıdır. Türk hukukunda geçici korumanın yasal dayanağı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 91. maddesidir. Anılan maddede, kitlesel olarak Türkiye sınırlarına gelen veya sınırları geçen ve ülkelerine geri dönemeyen yabancılara geçici koruma sağlanabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>6458 sayılı Kanun'un 91. maddesine dayanılarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği, geçici koruma rejiminin kapsamını, uygulanma usulünü, geçici koruma altındaki kişilerin hak ve yükümlülüklerini ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Yönetmeliğe göre geçici koruma; uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan kişilere sağlanan, acil ve geçici nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu yönüyle geçici koruma, bireysel değerlendirmeye dayanan uluslararası koruma statüsünden ayrılmaktadır.</p>

<p>Türkiye'de geçici koruma rejimi özellikle 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sonrasında ülkeye kitlesel olarak gelen Suriyelilere uygulanmıştır. Kitlesel göç hareketinin büyüklüğü nedeniyle bireysel uluslararası koruma başvurularının kısa sürede sonuçlandırılması mümkün olmadığından, geçici koruma rejimi hem kamu düzeninin korunması hem de kitlesel olarak ülkeye gelen kişilerin temel haklardan yararlanabilmesi amacıyla tercih edilmiştir.</p>

<p><!--[if gte vml 1]><o:wrapblock><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter"/> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/> <v:f eqn="sum @0 1 0"/> <v:f eqn="sum 0 0 @1"/> <v:f eqn="prod @2 1 2"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @0 0 1"/> <v:f eqn="prod @6 1 2"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/> <v:f eqn="sum @8 21600 0"/> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/> <v:f eqn="sum @10 21600 0"/> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/> </v:shapetype><v:shape id="Image_x0020_2" o:spid="_x0000_s2050" type="#_x0000_t75" style='position:absolute;margin-left:295.35pt;margin-top:13.5pt;width:5.2pt; height:7.85pt;z-index:-15728128;visibility:visible;mso-wrap-style:square; mso-wrap-distance-left:0;mso-wrap-distance-top:0;mso-wrap-distance-right:0; mso-wrap-distance-bottom:0;mso-position-horizontal:absolute; mso-position-horizontal-relative:page;mso-position-vertical:absolute; mso-position-vertical-relative:text'> <v:imagedata src="file:///C:/Users/W11/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image002.png" o:title=""/> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="f"/> <w:wrap type="topAndBottom" anchorx="page"/> </v:shape><![endif]--></p>

<p>Bununla birlikte geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsünden farklı olarak kişiye doğrudan mülteci veya şartlı mülteci statüsü kazandırmamakta; kitlesel göç olgusuna yönelik geçici nitelikte bir koruma sağlamaktadır. Bu durum, geçici koruma altındaki kişilerin sahip oldukları hakların kapsamı ve bu haklardan yararlanma usulleri bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla uluslararası koruma ile geçici koruma arasındaki hukuki farklılıklar yalnızca statünün niteliği bakımından değil, temel haklara erişim bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>II. ULUSLARARASI KORUMA VE GEÇİCİ KORUMA STATÜLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>İlk bölümde her iki koruma statüsünün hukuki niteliği ayrı ayrı inceledik bununla birlikte söz konusu statüler aynı amaca hizmet ediyor görünse de hukuki dayanakları, uygulanma usulleri, koruma kapsamları ve sağladıkları haklar bakımından önemli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar yalnızca teorik bir ayrım niteliğinde olmayıp statü sahiplerinin temel haklara erişimini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, uygulamada karşılaşılan sorunların anlaşılabilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Uluslararası koruma, bireysel değerlendirme esasına dayanan bir koruma mekanizmasıdır. Başvuru sahibinin ülkesinden ayrılma nedenleri, maruz kaldığı riskler ve geri gönderilmesi hâlinde karşılaşabileceği tehlikeler her somut olay bakımından ayrı ayrı incelenmektedir. Buna karşılık geçici koruma, kitlesel nüfus hareketleri sonucunda ortaya çıkan acil insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak geliştirilmiş olup bireysel değerlendirmeden ziyade belirli bir gruba toplu şekilde uygulanmaktadır. Dolayısıyla uluslararası koruma bireysel nitelik taşırken geçici koruma kitlesel koruma anlayışına dayanmaktadır.</p>

<p>İki koruma rejimi arasındaki bir diğer önemli farklılık, korumanın hukuki niteliği ve süresidir. uluslararası koruma statüsü, bireysel başvurunun kabul edilmesi sonucunda kişiye hukuki bir statü kazandırırken; geçici koruma, olağanüstü göç hareketlerinin yönetilebilmesi amacıyla uygulanan geçici ve idari nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Bu nedenle geçici koruma statüsü, uluslararası koruma statüsüne kıyasla daha sınırlı ve geçicilik esasına dayanan bir hukuki yapıya sahiptir.</p>

<p>Söz konusu farklılıklar, statü sahiplerinin temel haklardan yararlanma biçimini de etkilemektedir. Her iki statü kapsamında bulunan kişiler bakımından geri gönderilmeme ilkesi esas olmakla birlikte sağlık hizmetleri, çalışma hayatına katılım, eğitim, sosyal yardım ve ikamet gibi alanlarda uygulanacak usul ve şartlar farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle temel haklara erişimde yaşanan güçlüklerin değerlendirilebilmesi için, öncelikle iki koruma rejimi arasındaki hukuki ayrımın doğru şekilde ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><i>Tablo 1. Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Statülerinin Karşılaştırılması</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uluslararası Koruma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Geçici Koruma</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 61-63</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>6458 sayılı Kanun m. 91 ve</p>

   <p>Geçici Koruma Yönetmeliği</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Amacı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel koruma ihtiyacı bulunan yabancının korunması</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle ülkeye gelen yabancıların geçici olarak</p>

   <p>korunması</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Niteliği</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel değerlendirmeye dayalı</p>

   <p>statü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel ve geçici nitelikte</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Başvuru Usulü</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Her başvuru bireysel olarak</p>

   <p>incelenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel statü belirlenmez; belirli</p>

   <p>bir gruba topluca uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Statü Türleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil</p>

   <p>koruma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Tek bir geçici koruma statüsü</p>

   <p>uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Korumanın Süresi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kanunda öngörülen şartların devamına bağlıdır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Geçici niteliktedir; idarenin sona erdirme kararına bağlı olarak son</p>

   <p>bulabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Hakların Kullanımı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Statüye göre kanunda düzenlenen haklardan yararlanılır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Haklar Kanun ve Geçici Koruma Yönetmeliği çerçevesinde</p>

   <p>kullanılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Uygulama Alanı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Bireysel uluslararası koruma</p>

   <p>ihtiyacı bulunan yabancılar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Kitlesel akın sonucu ülkeye</p>

   <p>gelen yabancılar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="227">
   <p><strong>Temel Haklara Etkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kapsamı bireysel statüye göre belirlenir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="227">
   <p>Hakların kullanımı Geçici Koruma Rejiminin şartlarına göre</p>

   <p>şekillenir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><i>Kaynak: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği hükümleri esas alınarak yazar tarafından hazırlanmıştır.</i></p>

<p></p>

<p>Bu tablo, uluslararası koruma ile geçici koruma statülerinin yalnızca hukuki nitelikleri bakımından değil, temel haklara erişim açısından da farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Özellikle korumanın bireysel veya kitlesel nitelikte olması, haklardan yararlanma usulünü ve kapsamını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, söz konusu statüler kapsamında bulunan yabancıların sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklardan yararlanırken karşılaştıkları güçlüklerin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. TEMEL HAKLARA ERİŞİMDE KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR</strong></p>

<p><strong>A. Sağlık Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların temel haklarından biri sağlık hizmetlerine erişim hakkıdır. Türk hukukunda bu hak, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Ayrıca sağlık hakkı, uluslararası insan hakları hukukunda da temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, mevzuatta öngörülen güvencelere rağmen uygulamada sağlık hizmetlerine erişim bakımından çeşitli güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Özellikle kayıt işlemleri, ikamet edilen il dışında sağlık hizmetlerinden yararlanılması, dil engeli ve idari uygulamalardan kaynaklanan sorunlar, koruma altındaki yabancıların sağlık hizmetlerine fiilen erişimini zorlaştırabilmektedir. Bu nedenle sağlık hakkı bakımından yaşanan sorunların önemli bir kısmı, hakkın kanunda düzenlenmemesinden değil, uygulamadaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin hukuki farklılıklarının yalnızca teorik bir ayrımdan ibaret olmadığını; temel hakların kullanılmasına da doğrudan etki ettiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>B. Eğitim Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Eğitim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancılar bakımından temel haklardan biri olup, hem uluslararası sözleşmeler hem de Türk hukuku kapsamında güvence altına alınmıştır. Özellikle çocukların eğitime erişiminin sağlanması, koruma mekanizmalarının temel amaçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte uygulamada eğitim hakkının kullanılmasını zorlaştıran çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Dil farklılığı, eğitim sistemine uyum süreci, kayıt işlemleri ve ailelerin ekonomik koşulları gibi nedenler, özellikle çocukların eğitim hayatına düzenli şekilde devam etmelerini güçleştirebilmektedir. Bu durum, eğitim hakkının mevzuatta güvence altına alınmış olmasının tek başına yeterli olmadığını, hakkın etkin şekilde kullanılabilmesi için uygulamaya yönelik tedbirlerin de önem taşıdığını göstermektedir.</p>

<p><strong>C. Çalışma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Çalışma hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların ekonomik ve sosyal yaşama katılımı bakımından önemli bir yere sahiptir. Türk hukukunda belirli şartların sağlanması hâlinde bu kişilerin çalışma izni alabilmelerine imkân tanınmıştır. Böylece koruma altındaki yabancıların kayıtlı istihdama katılarak hem kendi geçimlerini sağlamaları hem de toplumsal yaşama uyum sağlamaları amaçlanmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada çalışma hakkının kullanılmasının önünde çeşitli güçlükler bulunmaktadır. Çalışma izni alınmasına ilişkin idari süreçler, işverenlerin izin başvurusunda bulunma konusundaki isteksizlikleri ve kayıt dışı istihdamın yaygınlığı, koruma altındaki birçok yabancının fiilen çalışma hakkından tam anlamıyla yararlanamamasına neden olabilmektedir. Bu durum yalnızca çalışma hakkını değil, sosyal güvenlik, adil ücret ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları gibi diğer sosyal hakları da doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Nitekim çalışma hayatına ilişkin mevzuat ve idari uygulamalar son dönemde değişim göstermektedir. Yakın zamanda geçici koruma kapsamındaki Suriyelilere yönelik çalışma izni alma zorunluluğunun kaldırılarak çalışma izni muafiyeti uygulamasına geçileceği açıklanmıştır. Söz konusu düzenlemenin kayıtlı istihdamın artırılması ve çalışma hayatına katılımın kolaylaştırılması amacı taşıdığı ifade edilmekle birlikte, uygulamanın yabancıların çalışma hakkına erişimi ve iş gücü piyasasına etkilerinin zaman içerisinde daha sağlıklı değerlendirilebileceği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>D. Sosyal Yardım ve Barınma Hakkına Erişim</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmeleri bakımından sosyal yardım ve barınma hizmetlerine erişimleri önem taşımaktadır. Türk hukukunda koruma altındaki yabancıların belirli şartlar altında sosyal yardım ve sosyal hizmetlerden yararlanabilmelerine yönelik düzenlemeler bulunmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada sosyal yardım ve barınma imkânlarına erişim, idari uygulamalar, ekonomik koşullar ve mevcut kapasite gibi nedenlerle her zaman aynı ölçüde sağlanamayabilmektedir. Özellikle kırılgan gruplar bakımından sosyal destek mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesi, yalnızca temel ihtiyaçların karşılanması açısından değil, toplumsal uyumun sağlanması bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>E. Adalete Erişim ve Hukuki Güvenceler</strong></p>

<p>Adalete erişim hakkı, uluslararası koruma ve geçici koruma statüsündeki yabancıların diğer tüm haklarını etkili şekilde kullanabilmelerinin temel güvencelerinden biridir. Bu kapsamda kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmesi, hukuki yardım alabilmesi, gerektiğinde avukat desteğine ulaşabilmesi ve başvuru yollarını etkin biçimde kullanabilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Bunun yanı sıra uygulamada yabancıların adalete erişimini güçleştirebilen çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan kişilerin adli ve idari süreçlerde tercüman desteğine her zaman etkin şekilde erişememesi, haklarını tam olarak ifade edememelerine veya yürütülen işlemleri yeterince anlayamamalarına neden olabilmektedir. Benzer şekilde, hukuki yardım ve avukata erişim imkânları konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması da hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>

<p>Özellikle göç hukuku uygulamasında idari gözetim kararları, sınır dışı etme kararları ve uluslararası koruma başvurularına ilişkin işlemler bakımından etkili hukuki yardım ve nitelikli tercüman desteği, adil</p>

<p>bir idari ve yargısal sürecin sağlanması açısından önemli bir güvence niteliğindedir. Bu nedenle yabancıların adalete erişiminin yalnızca mevzuatta güvence altına alınması değil, uygulamada da bu güvencelerin etkin şekilde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma rejimleri, hukuki dayanakları ve uygulanma usulleri bakımından farklı koruma mekanizmaları olarak düzenlenmiş olmakla birlikte Türkiye'deki göç hareketlerinin boyutu ve niteliği nedeniyle uygulamada bu iki statünün zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Özellikle kamuoyunda geçici koruma kapsamında bulunan yabancılar ile uluslararası koruma başvuru sahiplerinin aynı hukuki statüde değerlendirildiği yönünde yaygın bir algı bulunmakta olup bu durum statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış yorumlanmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Geçici koruma rejiminin hukuki niteliği bakımından dikkat çeken hususlardan biri, bu koruma mekanizmasının esasen kitlesel göç hareketlerine karşı geçici ve istisnai bir çözüm olarak öngörülmüş olmasına rağmen Türkiye'de özellikle Suriye'den gelen yabancılar bakımından uzun yıllardır uygulanıyor olmasıdır. Bu durum, geçici koruma rejiminin hukuki niteliğine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Nitekim geçici koruma kapsamında uzun yıllardır Türkiye'de yaşayan kişilerin bulunması ve bunlardan bir kısmının istisnai usulle Türk vatandaşlığını kazanmış olması, geçicilik ilkesinin uygulamadaki görünümünün yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Bunun yanında, Türkiye'de farklı ülke vatandaşlarının farklı koruma rejimlerine tabi tutulması da uygulamada çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Suriye'den kitlesel olarak gelen yabancılar geçici koruma rejiminden yararlanırken Afganistan başta olmak üzere birçok ülkeden bireysel olarak gelen yabancılar uluslararası koruma prosedürü kapsamında değerlendirilmektedir. Bu ayrım hukuki dayanağını mevzuattan almakla birlikte uygulamada haklardan yararlanma imkânları ve idari süreçler bakımından farklı sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Temel haklara erişim bakımından değerlendirildiğinde ise özellikle geçici koruma kapsamındaki kişilere yönelik olarak Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülen sağlık, eğitim, sosyal uyum ve insani yardım projelerinin uygulamada önemli bir destek mekanizması oluşturduğu görülmektedir. Buna karşılık uluslararası koruma başvuru sahiplerinin yararlanabildiği destek mekanizmalarının kapsamı ve görünürlüğü bakımından farklılıklar bulunabilmektedir. Bu durum, her iki koruma rejiminin hukuki niteliğinden kaynaklanan farklılıkların uygulamaya da yansıdığını göstermektedir.</p>

<p>Son olarak, yabancıların adalete erişim hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından tercüman desteği ve hukuki yardım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Özellikle Türkçe yeterliliği sınırlı olan yabancıların adli ve idari süreçlerde hakları konusunda yeterince bilgilendirilmemesi veya tercüman desteğine etkin biçimde erişememesi, hak arama özgürlüğünü olumsuz etkileyebilmektedir. Koruma rejimlerinin temel amacı yalnızca kişilerin ülkede kalmalarını sağlamak değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerden etkin biçimde yararlanabilmelerini güvence altına almaktır. Bu nedenle koruma rejimlerinin başarısı, yalnızca mevzuatta öngörülen güvencelerle değil, bu güvencelerin uygulamadaki etkinliği ile de ölçülmelidir.</p>

<p>Göç hukukunun dinamik yapısı dikkate alındığında özellikle çalışma hakkı, sosyal uyum politikaları ve geçici koruma rejimine ilişkin idari uygulamalarda meydana gelen değişikliklerin, koruma altındaki yabancıların temel haklara erişimini doğrudan etkilediği görülmektedir. Bu nedenle mevzuat değişikliklerinin ve idari uygulamaların insan hakları perspektifiyle sürekli olarak gözden geçirilmesi, koruma sisteminin etkinliğinin artırılması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Uluslararası koruma ve geçici koruma, her ne kadar uluslararası koruma ihtiyacı bulunan yabancıların korunmasını amaçlayan iki hukuki mekanizma olsa da; hukuki dayanakları, uygulanma usulleri ve statü sahiplerine sağladıkları haklar bakımından birbirinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Türkiye'de bu iki koruma rejimi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup özellikle kitlesel göç hareketleri sonrasında geçici koruma rejimi uygulamada daha görünür hâle gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, uluslararası koruma ve geçici koruma statüleri hukuki nitelikleri bakımından karşılaştırılmış; söz konusu farklılıkların yabancıların temel haklara erişimi üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda, mevzuatta sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve adalete erişim gibi temel haklara ilişkin önemli güvenceler öngörülmüş olmakla birlikte, uygulamada çeşitli idari ve fiilî güçlüklerin bu hakların etkin kullanımını sınırlandırabildiği görülmektedir. Özellikle dil engeli, hukuki yardım ve tercüman desteğine erişim, çalışma hayatına katılım ve idari uygulamalardaki farklılıklar, koruma statüsündeki yabancıların haklardan fiilen yararlanmalarını etkileyebilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, uluslararası koruma ve geçici koruma statülerinin kamuoyunda ve zaman zaman uygulamada birbirine karıştırılması, bu statülere bağlı hak ve yükümlülüklerin de yanlış değerlendirilmesine yol açabilmektedir. Oysa her iki koruma rejiminin hukuki niteliği ve amacı farklı olup bu farklılıkların gözetilmesi hem yabancıların temel haklarının korunması hem de hukuki güvenliğin sağlanması bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, koruma statüsündeki yabancıların temel haklardan etkin biçimde yararlanabilmesi yalnızca mevzuatta hak tanınmasına değil, bu hakların uygulamada erişilebilir ve etkili şekilde kullanılabilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, uygulama birliğinin güçlendirilmesi, hukuki yardım ve tercüman desteğinin etkinleştirilmesi, idari süreçlerin öngörülebilirliğinin artırılması ve koruma rejimlerinin hukuki sınırlarının açık biçimde uygulanması, yabancıların temel haklarının daha etkin korunmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dilan-bostanci-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Dilan BOSTANCI</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mevzuat</span></p>

<p><span style="color:#999999">1982 Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. Geçici Koruma Yönetmeliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Resmî Kaynaklar</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Uluslararası Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Geçici Koruma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Makaleler</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gümüşlü Tunçağıl, Gülce; Tanrıbilir, Bilge, "YUKK Kapsamında İdarî Makamların Uluslararası Koruma ve Geçici Koruma Hakkında Verebilecekleri Kararlar ve Bu Kararlara Karşı Başvuru Yolları", Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2025.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-koruma-ve-gecici-koruma-statulerinde-temel-haklara-erisim</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/multeci-sinir.jpg" type="image/jpeg" length="45899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın'ın Germencik ilçesinde otomobilin ağaca çarpması sonucu emekli savcı Ömer Faruk Köksal hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı. Hurdaya dönen araçta sıkışan çift itfaiye ekiplerince çıkarılırken, yaralı kadın hastaneye kaldırıldı. Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydın'ın Germencik ilçesinde ağaca çarpan otomobilin sürücüsü emekli savcı Ömer Faruk Köksal (70) hayatını kaybetti, eşi Aysel Köksal yaralandı.</p>

<p>Öğle saatlerinde Germencik ilçesine bağlı Moralı Mahallesi Magnesia Antik Kent yakınlarında meydana geldi. Ömer Faruk Köksal'ın kontrolünü yitirdiği otomobil, yoldan çıkarak ağaca çarptı.</p>

<p>İhbar üzerine kaza yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri, hurdaya dönen araçta sıkışan 2 yaralıyı çıkararak, sağlık ekiplerine teslim etti. Sağlık ekiplerinin kontrolünde emekli savcı Ömer Faruk Köksal'ın hayatını kaybettiği belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yanındaki yaralanan eşi Aysel Köksal ise ambulansla hastaneye kaldırıldı. Köksal'ın tedavisinin sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/agaca-carpan-otomobilin-surucusu-emekli-savci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/960x540a.jpg" type="image/jpeg" length="17364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09.06.2026 tarihli, 2024/390 E., 2026/6761 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/390 E., 2026/6761 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/593 E., 2023/424 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
SUÇ TARİHLERİ : 27.11.2013, 19.09.2013<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın ve nakil aracının müsaderesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Ancak:<br />
Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3'üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz." hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca</p>

<p>kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır." düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında, Mahkemece suça konu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerleri toplamının iki katı kadar parayı hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada 1/2 oranında indirim yapılacağının bildirilmesi gerekirken, ana ve birleşen dosyadaki gümrüklenmiş değerler toplamının fazla şekilde 275.441,24 TL olarak bildirilmesi ile sanığın yanıltılması ve sanık hakkında ödeme yapmadığından bahisle etkin pişmanlık hükmünün uygulanmaması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 09.06.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2024390-e-20266761-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="38044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 14/10/2020 tarihli, 2016/25494 E., 2020/11826 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/25494 E., 2020/11826 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davalı tarafından davacının iş sözleşmesine son verildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının 17.09.2012 tarihinde iş başında uyuduğunun tespit edildiğini, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, davacının uyarıldığını ve 2 günlük ücret kesintisi cezası verildiğini ancak olayın 21.01.2015 tarihinde tekrarlanması üzerine davacının savunmasının alınarak iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:<br />
Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Davacı işçi iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur. Davalı işveren, davacının görev başında uyuması ve bu eylemin ikinci kez tekrarlanması sebebiyle toplu iş sözleşmesi gereği disiplin kurulundan da geçirilmek suretiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davacının ilk olarak görev başında uyuma eyleminin 2012 yılında gerçekleştiği, feshe konu eylemin ise 21.01.2015 tarihinde meydana geldiği, iki tarih arasında uzun bir sürenin geçtiği ve buarada yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalandığı gerekçesiyle işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı kabulüyle kıdem tazminatı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.</p>

<p>Davacı tanığı ... da davacının görevi başında uyuduğunu ve yaptığı işin kısa süre de olsa uyuyarak yapılabilecek mahiyette bir iş olmadığını beyan etmiştir. Davacının işinin başında uyuması eylemi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/2-ı uyarınca işin güvenliğini tehlikeye düşürmüştür. Toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü de dikkate alındığında iş sözleşmesinin feshi haklı nedene dayanmış olup davacının kıdem tazminatına hak kazanması mümkün değildir. Mahkemenin yazılı şekilde kabule ilişkin kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç: </strong>Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="53453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA DİSİPLİN YAPTIRIMI OLARAK ÜCRET KESME CEZASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A-GENEL OLARAK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin, işyerinde uygulanan disiplin kurallarını veya kanundan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmesi hâlinde, işveren yönetim hakkı çerçevesinde ihlalin niteliği ve ağırlığını değerlendirerek çeşitli yaptırımlar uygulayabilir. Bu kapsamda iş sözleşmesini haklı veya geçerli nedenle feshedebileceği gibi, uyarı, kınama, ücret kesme ya da kademe/derece ilerlemesinin durdurulması gibi disiplin cezalarına da başvurması mümkündür.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu çalışmanın inceleme konusu, işveren tarafından disiplin yaptırımı niteliğinde uygulanan <strong>ücret kesme cezası</strong> ile sınırlıdır. Bu kapsamda yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi çerçevesinde, işçinin disiplin kurallarına aykırı davranışı nedeniyle uygulanan ücret kesme cezasının hukuki niteliği, uygulanma şartları ve sınırları ele alınacaktır. Dolayısıyla, işçinin kusurlu davranışı sonucunda işverene maddi zarar vermesi nedeniyle doğan tazmin sorumluluğu kapsamında ücretinden yapılabilecek kesintiler, bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Zira disiplin cezası niteliğindeki ücret kesintisi ile işçinin verdiği zararın tazmini amacıyla yapılan ücret kesintileri farklı hukuki sebeplere dayanmakta olup, uygulanma şartları ve sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle, aşağıdaki açıklamalar yalnızca disiplin yaptırımı olarak uygulanan ücret kesme cezasına ilişkin değerlendirmeleri içermektedir.</p>

<p>Ancak kısaca bahsetmekte fayda görmekle birlikte, <strong>genel hükümler çerçevesinde, işçinin ücretinden kesinti yapılması için işçinin muvafakatinin alınması veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. </strong>Örneğin, kasa personeli olarak çalışan bir işçinin, çıkan kasa açığı sebebiyle ücretinden kesinti yapılabilmesi için işçinin muvafakat vermesi veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. Ancak işveren tarafından toplu iş sözleşmesi, bireysel iş sözleşmesi veya iç yönetmeliklerdeki düzenlemelere istinaden verilecek disiplin amacıyla ücret kesme cezası bakımından işçinin muvafakatine veya bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmamaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nda disiplin yaptırımlarına ilişkin genel nitelikte bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun tek istisnasını, Kanun'un 38. maddesinde hüküm altına alınan ücret kesme cezası oluşturmaktadır. Diğer disiplin yaptırımlarından farklı olarak ücret kesme cezasının kanuni dayanağa bağlanmasının temel nedeni, bu yaptırımın işçinin ücret alacağına doğrudan müdahale etmesidir. İşçinin ekonomik haklarını etkileyen bu yaptırımın keyfî şekilde uygulanmasını önlemek amacıyla kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanma şartlarını, kapsamını ve usulünü ayrıntılı biçimde düzenleyerek işçiyi koruyucu güvenceler öngörmüştür.</p>

<p>Ücret kesme cezasına ilişkin usul ve esaslar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde aynen; <i>"İşveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez. İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir. İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz." </i>şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanun koyucu, ücret kesme cezasının uygulanabilmesini belirli koşullara bağlamış; bu yaptırımın yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesinde öngörülen hâllerde uygulanabileceğini, cezanın gerekçesinin gecikmeksizin işçiye bildirilmesi gerektiğini ve yapılacak kesintinin miktar bakımından kanunda belirlenen sınırları aşamayacağını hüküm altına almıştır. Böylece işverenin disiplin yetkisi ile işçinin ücret hakkı arasında bir denge kurulması amaçlanmıştır. İşverenin işçiye bir disiplin cezası olarak ücret kesme cezası verebilmesine ilişkin hükmün mutlak emredici nitelikte olup, işverenin disiplin yetkisini sınırlamaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>B-ÜCRET KESME CEZASININ ŞARTLARI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu, ücret kesme cezasının işveren tarafından serbestçe uygulanmasına izin vermemiş; bu disiplin yaptırımını belirli usul ve esaslara tabi tutmuştur. Başka bir ifadeyle, işverenin ücret kesme cezasına başvurabilmesi kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesine bağlıdır. Kanun koyucu, işçinin ücret hakkını korumak amacıyla bu yaptırımın uygulanmasına ilişkin birtakım güvenceler öngörmüş ve keyfî uygulamaların önüne geçmeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda, ücret kesme cezasına dayanak oluşturan fiilin önceden iş veya toplu iş sözleşmesinde düzenlenmiş olması, yapılacak kesintinin kanunda belirlenen üst sınırı aşmaması, uygulanan disiplin cezasının gerekçesiyle birlikte işçiye gecikmeksizin bildirilmesi ve işçiden kesilen tutarların Kanun'da öngörüldüğü şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenen hesaba aktarılması, bu disiplin yaptırımının hukuka uygun olarak uygulanabilmesi için yerine getirilmesi gereken temel şartlardır.</p>

<p><strong>B.1-ÜCRET KESME CEZASINA ESAS DAVRANIŞLARIN ÖNCEDEN DÜZENLENMESİ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca, işverenin ücret kesme cezası uygulayabilmesi, bu yaptırımı gerektiren hâllerin önceden hukuki bir düzenlemeye bağlanmış olmasına bağlıdır. Bu nedenle, bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinde yer almayan bir davranış nedeniyle işçiye ücret kesme cezası verilmesi hukuken mümkün değildir. Bununla birlikte, ücret kesme cezasını gerektiren fiiller yalnızca iş veya toplu iş sözleşmesiyle değil, işyerinde yürürlükte bulunan iç yönetmelikler ya da takım sözleşmeleri aracılığıyla da düzenlenebilir. Ancak bu düzenlemelerin işçiyi bağlayabilmesi için yürürlükteki mevzuata uygun olması ve işçinin bunlardan haberdar edilmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p><strong>B.2-ÜCRET KESME CEZASINDA KESİNTİ MİKTARINA İLİŞKİN KANUNİ SINIRLAR</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden bu yolda yapılacak kesintiler bir ayda iki gündelikten veya parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancından fazla olamaz..."</i> hükmü ile ücret kesme cezasına ilişkin miktar yönünden bir üst sınır öngörülmüştür. Bu düzenlemenin amacı, işverenin disiplin yetkisini sınırlandırarak işçinin ücretinin keyfî ve ölçüsüz şekilde azaltılmasını önlemektir.</p>

<p>Kanunda öngörülen iki günlük ücret veya iki günlük kazanç sınırı, verilebilecek disiplin cezasının toplam tutarına değil, <strong>bir aylık dönem içinde ücretten yapılabilecek kesintinin azami miktarına</strong> ilişkindir. Dolayısıyla, ücret kesme cezası daha yüksek bir tutarda belirlenmiş olsa dahi, işçinin ücretinden bir ay içerisinde yapılacak kesinti kanunda belirtilen sınırı aşamaz.</p>

<p><strong>B.3- ÜCRET KESME CEZASININ İŞÇİYE BİLDİRİLMESİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinde, <i>"... İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir..." </i>hükmüne yer verilerek, işverene ücret kesme cezasını işçiye gecikmeksizin ve gerekçesiyle birlikte bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme emredici nitelikte olup, işverenin bu yükümlülüğe uyması zorunludur. Bildirim sayesinde işçi, hangi fiili nedeniyle disiplin cezasına maruz kaldığını ve ücretinden ne miktarda kesinti yapıldığını öğrenme imkânına sahip olur. Böylece işçinin, uygulanan disiplin yaptırımını değerlendirmesi ve gerektiğinde hukuki yollara başvurabilmesi sağlanmaktadır. Hukuki niteliği itibarıyla bu bildirim, yeni bir hukuki işlem tesis etmeyip, daha önce alınmış olan ücret kesme cezası kararının işçiye açıklanmasından ibarettir.</p>

<p><strong>B.4-ÜCRET KESME CEZASI KAPSAMINDA KESİLEN TUTARLARIN BAKANLIK HESABINA AKTARILMASI</strong></p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 38. maddesinin üçüncü fıkrasında; <i>"Bu paralar işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına Bakanlıkça belirtilecek Türkiye'de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisine haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır. Her işveren işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını tutmaya mecburdur."</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile ücret kesme cezası kapsamında işçiden kesilen tutarların işveren tarafından muhafaza edilme süresi, yatırılacağı hesap ve kullanım amacı belirlenmiştir. Buna göre işveren, kesilen tutarları bir ay içinde Bakanlıkça belirlenen banka hesabına yatırmak ve bu tutarlar için işyerinde ayrı bir hesap tutmakla yükümlüdür. Böylece ücret kesme cezası sonucunda işçiden kesilen miktarın işveren bakımından bir gelir veya kazanç unsuruna dönüşmesi engellenmiş; disiplin yetkisinin ekonomik menfaat sağlama amacıyla kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p><strong>C-ÜCRET KESİNTİSİNE İTİRAZ VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>İşçiye verilen bütün cezalar yargı denetimine tabidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Aksine, iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesiyle hüküm getirilemez. İşçinin bu hakkından önceden feragati, işçiyi koruyucu hükümlerle bağdaşmaz. <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Usule aykırı bir şekilde disiplin cezası olarak ücretten kesinti yapılması halinde işçi, elbette; iş akdini haklı nedenle derhal fesih hakkına sahip olmakla birlikte ayrıca yapılan kesintileri de bağımsız bir şekilde talep etme hakkına sahip olacaktır.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren somut olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanında, verilen cezanın da orantılı olup olmadığının denetimi yargı tarafından yapılabilecektir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN"><img alt="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukada548pda_6.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN">Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Disiplin Yaptırımı Olarak Ücret Kesme Cezasının Koşulları Ve Uygulama Usulü, Mehmet Zülfi CAMKURT</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Aydın BAŞBUĞ, Türk İş Hukukunda Disiplin Cezaları, Tes-İş Yayınları, Ankara 1999, s.152</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> “Davacı işçi, sendika üyesi olup işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinde çalışma saatlerinde ilk defa uyuma halinde uyarma cezası uygulanacağı, tekrarı halinde işten çıkarma cezası verileceği belirtilmiş olup davacı işçiye 2012 yılındaki ilk uyuma eylem sebebiyle yevmiye kesme cezası uygulanmıştır. Her iki uyuma eyleminin aynı toplu iş sözleşmesi döneminde gerçekleşmesi bir zorunluluk olmayıp 21.01.2015 tarihinde gerçekleşen uyuma eylemine dayalı olarak bu tarihte yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü gereği disiplin cezası uygulanması yerindedir.”</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201625494-e-202011826-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Y.9.HD, 14.10.2020 tarih, 2016/25494 Esas, 2020/11826 Kararı</span></a></strong></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Ayşegül Merve KOÇAK, Türk İş Hukukunda İşverenin Yönetim Hakkı Çerçevesinde Disiplin Cezaları, Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir, 2021, s.78</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Başbuğ, (Disiplin Cezaları), s. 227 vd. Süzek, s. 119. Akyiğit, s. 1618.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kılıçoğlu-Şenocak, İş Kanunu Şerhi, Legal, İstanbul, 3. Baskı, 2013, s. 767</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ücret Kesim Cezası, Doç. Dr. Aydın BAŞBUĞ</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-disiplin-yaptirimi-olarak-ucret-kesme-cezasi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-para4.jpg" type="image/jpeg" length="47706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM, SANIK AVUKATINA BİLDİRİMİ YETERLİ KABUL EDEN DÜZENLEMEYİ İPTAL ETTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin (Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.) Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada</a>, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>AYM, 5271 s. CMK'nin 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptali talepli itiraz başvurusunda;</p>

<p>İlgili fıkradaki "Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veva bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir." hükmünü, mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânı tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediğine ilişkin iptal gerekçelerini dikkate aldıktan sonra,</p>

<p>"Dava konusu kural, suçun hukuki niteliği değiştiği takdirde müdafii bulunan sanığın sorgusu yapılmadan yokluğunda karar verilmesine imkân tanmak suretiyle sanığın duruşmada hazr bulunma, bizzat savunma ve isnadı öğrenme hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına sınırlama getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının anılan meșru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantıl olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıstır." gerekçesiyle,</p>

<p>- Anayasanın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak İPTAL ETTİ.</p>

<p>- İptal kararı 9 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK.</p>

<h3>Kararın tam metni için<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">&gt;&gt; Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-sanik-avukatina-bildirimi-yeterli-kabul-eden-duzenlemeyi-iptal-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/aym-av.jpg" type="image/jpeg" length="75669"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/64089 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/2/2026 tarihli ve 2024/64089 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>FAHRİ</strong> <strong>TIRPAN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/64089)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 10/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/7/2026 - 33311</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Enes KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Fahri TIRPAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Dilan ESKİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu hakkında İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 21/11/1980 tarihinde çeşitli suçlardan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Bu mahkûmiyet hükümleri Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/4/1991 tarihli onama kararıyla kesinleşmiştir.</p>

<p>3. Mahkûmiyet hükmünün infazı devam ederken Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/4/1991 tarihli kararıyla 12/4/1991 tarihi itibarıyla başvurucunun şartla tahliyesine karar verilmiştir. Kararda, bihakkın tahliye tarihinin 29/6/2015 olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu hakkında verilen şartla tahliye kararı 10/7/1991 tarihinde işlediği başka bir kasıtlı suçtan kaynaklı olarak (19/3/1998 tarihinde kesinleşen 12 yıl 6 ay hapis cezası) İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/1998 tarihli kararıyla geri alınarak bakiye cezanın (23 yıl 354 gün) yani 10/7/1991-29/6/2015 tarihleri arasındaki sürenin aynen infazına karar verilmiştir. Bu cezanın bihakkın tahliye tarihi 21/2/2019 tarihi olarak belirlenmiştir. Cezanın infazına başlama tarihi (ceza infaz kurumuna giriş tarihi) müddetnamede 28/6/1995 olarak gösterilmiştir.</p>

<p>5. 1980 yılında kurulan mahkûmiyet hükmüne istinaden geriye kalan bakiye 23 yıl 354 gün cezanın bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019'dan sonra da başvurucunun işlediği diğer kasıtlı suçlardan aldığı mahkûmiyet hükümlerinin (müebbet hapis ve 6 yıl 3 ay hapis) infazına başlanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucunun 23 yıl 354 günlük hapis cezasının infazı devam ederken 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a eklenen geçici 5. madde ile <i>"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkûm olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>7. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye istinaden İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2019 tarihli ek kararı ile geçici 5. maddenin yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihi ile 1980 tarihli ilk suça istinaden infaz edilen bakiye 23 yıl 354 gün cezanın bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019 arasındaki sürenin 21/2/2019 tarihinden itibaren infazına başlanan müebbet hapis cezasından mahsubuna karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu hakkında 8/7/2024 tarihinde düzenlenen müddetnamede başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin karardan dolayı tutuklu kaldığı sürelerin infaz edilen bakiye 23 yıl 354 gün hapis cezasından mahsup edildiği, 5275 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesinin yürürlük tarihi olan 30/4/2013 ile infazın tamamlandığı 21/2/2019 tarihi arasındaki sürenin (2.123 gün) hâlen infaz edilmekte olan müebbet hapis cezasından mahsup edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye istinaden yalnızca maddenin yürürlük tarihi olan 30/4/2013 ile bihakkın tahliye tarihi olan 21/2/2019 arasındaki sürenin değil 23 yıl 354 günlük cezanın infazı için yeniden ceza infaz kurumuna girdiği 28/6/1995-21/2/2019 tarihleri arasındaki bakiye 23 yıl 354 günün diğer cezaların infazından mahsup edilmesi talebiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur.</p>

<p>10. Edirne 2. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin karardan kaynaklanan tutukluluk sürelerinin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/6/1998 tarihli şartla tahliyeden geri alma kararı kapsamındaki bakiye 23 yıl 354 gün hapis cezasından mahsup edildiği, bu nedenle mahsuba konu edilecek başka bir süre bulunmadığı gerekçesiyle mahsup talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi 25/10/2024 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, nihai kararı 7/11/2024 tarihinde öğrendikten sonra 25/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14. Başvurucu, 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. madde ile birlikte ilk suçun infazına başlandığı 1995-2019 yılları arasında infazda geçirdiği sürenin yasal dayanağının ortadan kalktığını, bu sürenin (bakiye 23 yıl 354 gün) mahsup edilmemesinin hukuk sistemince belirlenenden daha fazla süre hürriyetinden yoksun kalmasına yol açtığını ifade ederek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; sürekli değişen infaz kanunlarının yarattığı belirsizlik ve öngörülemezlik nedeniyle mahkemelerin lehe olan uyarlamaları yapmadan karar vermesinin kanuna dayanmayan bir cezanın ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğini, bu durumun Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu son olarak cezasının infazına daha önce başlanması nedeniyle aynı yasal hükümler çerçevesinde olup infazına yasanın yürürlük tarihi olan 30/4/2013'ten sonra başlayan (daha geç teslim olan) bir hükümlüye kıyasla aleyhine bariz bir fark ve eşitsizlik oluştuğunu, benzer olayların farklı sonuçlar doğurması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık görüşü beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>16. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Mahsup, bir hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve kişi hürriyetini sınırlama sonucu doğuran hâller sebebiyle geçirilmiş sürelerin hapis cezasından indirilmesidir. Bir suç nedeniyle de olsa henüz hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmayan bir kimsenin hürriyetinden mahrum edilmek suretiyle ortaya çıkan haksızlığı telafi etmek amacıyla mahsup müessesesine başvurulmaktadır. Özgürlükten yoksun kalınan sürelerin mahkûmiyetten indirilmesiyle bu haksızlık giderilmektedir. Mahsup kurumu adalet ve hakkaniyet duygusunun gereği olarak özgürlüğü kısıtlanmış bir kişi bakımından denkleştirme görevi görmektedir (<i>Burhan Yaz (3) </i>[GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024, § 41).</p>

<p>19. Kişi hürriyetini sınırlama sonucunu doğuran hâller nedeniyle geçirilmiş sürelerin mahkûmiyetten mahsup edilmesine ilişkin kararlar, hapis cezasının kapsamını belirlemekte; dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını temelden etkilemektedir. Zira mahsup kurumu ceza infaz kurumunda kalınması gereken süre ile doğrudan ilgilidir. Bu gerekçelerle Anayasa Mahkemesi mahsubun Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında bir güvence olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (<i>Burhan Yaz</i> <i>(3)</i>, §§ 43, 44).</p>

<p>20. Mahsuba ilişkin olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63. maddesinde yer alan hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişinin hürriyetini kısıtlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin hükmolunan hapis cezasından indirileceğine ilişkin düzenleme karşısında yargı organlarına mahsuba ilişkin bir takdir yetkisi tanınmadığı anlaşılmaktadır. İlgili yargı organları mahsuba ilişkin incelemelerinde mahsup şartlarının bulunup bulunmadığını incelemekle ve şartları oluşmuşsa mahsup kararı vermekle yükümlüdürler. Bu sisteme göre mahkûm kusuru ile tutuklu kalmış olsa dahi tutukluluk süresinin verilen cezadan indirilmesi zorunludur (<i>Burhan Yaz (3)</i>, § 42; <i>Ercan Bucak (2) </i>[1. B.], B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 49).</p>

<p>21. Kişinin şartları oluştuğu hâlde mahsup talebinin reddedilmesi, mahsup talep ettiği ceza bağlamında hapiste kalma süresinin uzaması, hukuk sistemince belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalması, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğuracaktır (<i>Ramazan Özgün</i> [2. B.], B. No: 2016/3932, 24/6/2020, § 37).</p>

<p>22. Başvuruda incelenecek mesele, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 1980 tarihli mahkûmiyet hükmüne dayalı infaz sürecinde şartla tahliyenin geri alınması kararı nedeniyle başvurucunun 1995-2019 yılları arasında ceza infaz kurumunda geçirdiği sürenin 5275 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesiyle getirilen lehe düzenleme karşısındaki hukuki niteliğidir. Bu kapsamda temel tartışma kanun koyucunun şartla tahliyenin geri alınmasını engelleyen iradesi ışığında fiilen infaz edilen bu sürenin <i>haksız tutma</i> ya da <i>dayanağı</i> <i>kalmayan infaz</i> statüsüne evrilip evrilmediği ve nihayetinde söz konusu sürenin başvurucunun kesinleşmiş diğer cezalarından mahsup edilip edilemeyeceğidir.</p>

<p>23. 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddeye göre <i>"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkûm olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." </i>Bu düzenleme belirli bir tarihsel döneme (12 Eylül darbesi öncesi ve hemen sonrası) atıfta bulunarak o dönemde işlenen suçlar nedeniyle hüküm giymiş kişilere yönelik bir infaz kolaylığı getirmiştir. Maddenin gerekçesinde, bu düzenlemenin Anayasa'nın halkoylamasına sunulduğu tarih olan 7/11/1982 tarihinden önce işlenen bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişilerin koşullu salıverilmelerinin geri alınmasını hükümsüz kılmak amacıyla getirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>24. İnfaz hukukunda kural olarak derhâl uygulama ilkesi geçerli olsa da 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile koşullu salıverilme bu kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda koşullu salıverilme müessesesinde lehe olan kanunun geçmişe yürümesi ilkesi esastır. Geçici 5. madde, doğrudan koşullu salıverilme kararının geri alınmasıyla ilgilidir. Koşullu salıverilmeyle ilgili bu lehe düzenlemenin geçmişe yönelik etki doğurduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>25. Dolayısıyla anılan maddenin yürürlüğe girmesiyle birlikte 7 Kasım 1982 öncesi işlenen suçlara ilişkin verilmiş olan koşullu salıverilmenin geri alınması kararları -infaz edilmiş olsun veya olmasın- tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmıştır. Geri alma kararının hükümsüz kılınmasıyla birlikte koşullu salıverilmenin geri alınarak bakiye cezanın (23 yıl 354 gün) aynen infazına dair karara istinaden başvurucunun ceza infaz kurumunda geçirdiği süreler yasal dayanağını yitirmiş ve hukuki dayanaktan yoksun tutma hâline dönüşmüştür. Mahsup işleminin sadece düzenlemenin yürürlüğe girdiği 30/4/2013 tarihinden sonra infazda geçen süreyle sınırlandırılmasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim İnfaz Hâkimliği de bu sınırlandırmaya ilişkin hukuki bir gerekçe sunamamıştır.</p>

<p>26. 2013 yılında yürürlüğe giren düzenleme 23 yıl 354 günlük bakiye cezanın aynen infazını hukuken dayanaksız hâle getirdiğinden başvurucunun bu karara istinaden ceza infaz kurumunda geçirdiği tüm sürelerin oluşan bu haksız durumu gidermek adına diğer cezalarından mahsup edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce <i>Hasan Gülbahar</i> ([2. B.], B. No: 2014/17112, 30/10/2018) başvurusunda, başvurucunun deneme süresi içinde işlediği ikinci suç nedeniyle 1997 yılında geri alınan koşullu salıverilme kararının geçici 5. maddenin getirdiği lehe düzenleme uyarınca kaldırılmasına rağmen bu süreçte hukuki dayanağı ortadan kalkan infaz sürelerinin ikinci suçtan aldığı hapis cezasından düşülmediğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi Türk hukuk sisteminde mahsup işleminin yargı organlarının takdirine bırakılmayan bir mecburiyet olduğu, geri alma kararının kaldırılmasıyla hukuki dayanağı kalmayan bu tutukluluk süresinin diğer cezadan mahsup edilmemesinin başvurucunun hukuk sistemince belirlenen süreden daha uzun ve keyfî bir şekilde ceza infaz kurumunda tutulmasına yol açtığı ve bu durumun <i>mahkûmiyet kararına bağlı hukuka uygun bir tutma</i> olarak nitelendirilemeyeceği gerekçeleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Hasan Gülbahar</i>, §§ 49-52).</p>

<p>28. Tüm bu hususlar ışığında mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun kanunla belirlenenden daha uzun bir süre hürriyetinden yoksun bırakılmasının hukuki bir temeli bulunmadığından uzayan bu tutma süresinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Zira başvurucu hâlen ceza infaz kurumunda bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>32. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Edirne 2. İnfaz Hâkimliğine (E.2024/3898, K.2024/4113) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202464089-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="76710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[NOTERLERİN TATİL GÜNÜ ÇALIŞMA KURALLARINI DÜZENLEYEN MADDE İPTAL EDİLDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 52. maddesindeki "Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenlenir." hükmüne yönelik itiraz başvurusunda, konu kuralın Anayasanın 13. ve 50. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verdi. İptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/18 numaralı dosyada</a>, 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>İtiraz başvurusunda, "Anayasanın 'Çalışma şartları ve dinlenme hakkı' başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.' dördüncü fıkrasında da "Ücretli hafta ve bayram tatili le ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir." hükümlerine yer verilmek suretiyle hafta tatili ve izin hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>Kuralda ya da herhangi bir yasal düzenlemede noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına yönelik temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmasına imkân tanınan konularda temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa tanınması dinlenme hakkına getirilen sınırlamayı kanunilik unsurundan yoksun kılmaktadır.<br />
Bu itibarla dinlenme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik șartını sağlamadığı sonucuna ulaşılamadığı" gerekçesiyle,</p>

<p>- Başvuruya konu kuralın Anayasanın 13. ve 50. maddelerine aykırılığı nedeniyle İPTALİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- İptal kararının 9 AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE karar verdi.</p>

<h3>Kararın tam metni için<strong><span style="color:#2980b9"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/sucun-hukuki-niteliginin-degistigi-durumlarda-degisikligin-saniga-bildirilmesine-iliskin-bazi-hususlari-duzenleyen-kuralin-iptal-talebine-iliskin-karar" rel="dofollow">&gt;&gt; Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noterlerin-tatil-gunu-calisma-kurallarini-duzenleyen-madde-iptal-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/noter-nobet.jpg" type="image/jpeg" length="73976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Katma Değer Vergisi İade Talepleri Vergi İncelemesine Göre Sonuçlandırılacak Mükellefler Listesine Alınma İşleminin İptali / Özel Esaslar (Kod) Listesi Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Katma Değer Vergisi (KDV) iade sistemi, mükelleflerin kanundan doğan iade haklarını kullanabilmelerini sağlayan önemli bir vergisel mekanizmadır. Ancak KDV iade taleplerinin tamamı aynı usulle sonuçlandırılmamaktadır. Vergi idaresi, belirli risk kriterlerini taşıyan mükellefler bakımından iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesini öngörebilmektedir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan KDV iade taleplerinin esas olarak vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi benimsenmiş; Hazine ve Maliye Bakanlığına ise mükelleflerin vergisel uyum düzeyine göre farklı iade usulleri belirleme yetkisi verilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda bazı mükellefler, "iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler" kapsamına alınmakta ve iadeleri ancak vergi incelemesi tamamlandıktan sonra sonuçlandırılmaktadır. Vergi Dairelerince uygulamada uzun yıllardır mükellefler hakkında olumsuz rapor/tespit bulunduğu hallerde mükelleflere açıkça bilgi verilmeksizin uygulamadaki adıyla mükellefler özel esaslar listesine alınmakta ve katma değer vergisi iade talepleri gerçekleştirilmemektedir.</p>

<p>Anayasa aykırı olan bu uygulama 31.10.2024 tarih ve 327078 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 52 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile "KDV Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacaklar" listesine alındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın çalışma ve sözleşme hürriyetini düzenleyen 48. maddesinin 2. fıkrasında, devletin, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı; çalışma hakkı ve ödevi başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, devletin, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı hükmüne yer verilmiş; "Vergi Ödevi" başlığını taşıyan 73. maddesinin 3. fıkrasında da; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemelere göre devletin çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri yapması ve buna dair tedbirleri alması bir görev iken, çalışma, çalışanlar açısından bir hak ve ödevdir. Gerek bu alanda yapılacak düzenlemelerin, gerek çalışma hayatının bir sonucu olan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemelerin yasa ile yapılması Anayasal zorunluluktur. Dayanağını Anayasa'ya uygun olarak çıkarılmış olan kanunlardan almayan düzenlemelerle vergiyle ilgili hak ve yükümlülükler getirilemez. Bu suretle çalışma barışının sağlanması yanında, özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışması da temin edilmiş olur.</p>

<p>Öte yandan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 36. maddesinin 2. fıkrasında; "Maliye Bakanlığı; mükellefiyet süresi, çalışan sayısı, aktif ve özsermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, vergisel ödevlerin zamanında yerine getirilip getirilmediği, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı gibi kriterleri esas alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyeleri ve bu uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri tespit etmeye, iade alacağının mahsup edileceği vergi borçları ile iadeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir." düzenlemesi varken, 02.08.2024 tarih ve 32620 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak</p>

<p>yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile söz konusu maddenin 2. fıkrasına 1. cümlesinden önce gelmek üzere "Bu Kanun hükümleri uyarınca iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi esastır." cümlesi eklenmiş ve mevcut 1. cümlesinde yer alan "Maliye Bakanlığı" ibaresi "Şu kadar ki, Hazine ve Maliye Bakanlığı" şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>31.10.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan "Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 52 Seri No.lu Tebliğ" ile, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda 7524 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin uygulanmasına yönelik usul ve esaslar ile bazı konulara ilişkin açıklamalar yapılmış, 7524 sayılı Kanun ile KDV Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, KDV iadelerinin yerine getirilmesine ilişkin KDV Genel Uygulama Tebliğinin (IV-A) bölümü yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile Tebliğin (IV-A) bölümü; (A.1) Genel Açıklama, (A.2) İadeleri Vergi İncelemesine Tabi Olanlar, (A.3) İade Tutarının Hesabı ve İadeye Dayanak İşlem ve Belgeler olarak yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>28.7.2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunun 36 ncı maddesinde yapılan değişiklik ile iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesinin esas olduğu hüküm altına alınmış, 31/10/2024 tarihli ve 32708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 52 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile KDV Genel Uygulama Tebliğine (IV/A2) bölümü eklenerek hakkında olumsuz rapor ve tespitler bulunan mükelleflerin iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirileceği açıklanmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte; davaya konu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan şekli ile 01.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "KDV İadesinde Ortak Hususlar" kenar başlıklı IV. bölümünde; Bu Tebliğ kapsamına giren işlemler nedeniyle KDV iadesi talep edilebilecek tutar, iadeye ilişkin işlem ve belgeler, mahsuben ve nakden iade, bu bölümde yer alan açıklamalar dikkate alınarak iade hakkı doğuran her bir işlem bakımından Tebliğ'in ilgili bölümlerindeki düzenlemelere göre hesaplanarak yerine getirileceği, ancak özel esaslara tabi mükelleflerin iade taleplerinin Tebliğ'in (IV/E) bölümünde belirlenen esaslara göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmış; "E. Özel Esaslar" kenar başlıklı IV/E bölümünün ''1. Ortak Hükümler'' alt başlıklı kısmının ''Amaç'' başlıklı 1.1. kısmında; Tebliğ'in bu bölümünde yer alan düzenlemelerin, iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemeyi amaçlamakta olduğu, 1.3. kısmında; haklarında, sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi bakımından özel esaslara tabi olduğu, ''Haklarında Sahte Belge veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Kullandığı Konusunda Tespit Bulunanlar'' kenar başlıklı 7.2. bölümünün ''İade Taleplerinin Yerine Getirilmesi'' başlıklı 7.2.1. kısmında ise; haklarında sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tespiti bulunan mükelleflerin iade taleplerinin, kendilerine yazılı olarak verilen 15 günlük süre içerisinde belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu Tebliğ'in (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat etmeleri kaydıyla genel esaslara göre yerine getirileceği, belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu ispat etmemekle birlikte, söz konusu belgelerde yer alan KDV tutarlarını indirim ve iade hesabından çıkaran veya bu kısma sahte belge kullanma tespitlerinde üç kat, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tespitlerinde iki kat teminat gösteren mükelleflerin geri kalan iade taleplerinin genel esaslara göre sonuçlandırılacağı, teminat gösterilmemesi veya bu alışlara isabet eden kısmın indirim ve iade talebinden çıkarılmaması durumunda ise, iade taleplerinin vergi inceleme raporuna göre yapılacağı kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Yukarıda ayrıntısına yer verildiği üzere; Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği ile Katma Değer Vergisi Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamındaki KDV iadelerine ilişkin olarak, vergi incelemesi, teminata bağlama şeklinde güvenlik mekanizmaları öngörülmüştür. Ancak vergi güvenliğinin ve oto kontrolün sağlanması amacıyla vergi idarelerine tanınan bu hak ve yükümlülüklerin kullanımının, amacının ötesinde, inceleme yetkisinin dışında ve idarenin iddiasının aksine iç işleyişle sınırlı kalmayacak şekilde, üçüncü kişilere yansıtılarak mükelleflerin ticari hayatlarını olumsuz yönde etkileyecek biçimde, salt “olumsuz listelere” almakla tezahür etmesi olanaklı değildir. Zira tartışılan mesele mükelleflerin, iade talepleriyle ilgili olarak ilgili Tebliğ uyarınca özel esaslara tabi tutulup, vergi incelemesi yapılmasının önüne geçilmesi değil, olumsuz mükellefler, kod, risk grubu, Tebliğ'in özel esaslar bölümüne göre işlem yapılacak mükellefler listesi gibi çeşitli adlar altında listelenip, bu listelerin üçüncü kişilerin bilgisine yansıtılmak suretiyle mükelleflerin ticari hayatlarının olumsuz yönde etkilenmesidir. Bir başka ifadeyle, anılan Tebliğle, vergi idaresine iade talepleri özel esaslara göre yerine getirilmesi gereken mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi amacıyla vergi incelemesi yapma yahut teminat arama gibi yükümlülükler getirilmekle birlikte; gerek davalı idarenin, gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, iade talepleri özel esaslara göre yerine getirilen mükellefleri kategorize ederek listelemelerine ve bu listeleri üçüncü kişilere yansıtılmasına olanak sağlayan hiç bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Özetle;</p>

<p>Mükellefker hakkında tesis edilen işbu işlem hukuka aykırı olup tesis edilen işlemin ve uygulamanın iptali adına tarafımızca yasal yollara başvurulacaktır. Nitekim, müvekkiller bu listede yer alıyor olması hem müvekkillerin KDV iadelerini almasını aynı zamanda mal satışı yapmış olduğumu müşterilerinin KDV iade alışlarını engelleyen telafisi imkânsız zararlara yol açmaktadır.</p>

<p>Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği gereğince gerek davalı idarenin, gerekse bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların, mükellefleri bu şekilde kategorize edebilmelerine olanak sağlayan hiçbir yasal düzenleme bulunmadığı gibi, Anayasa'da da buna izin veren bir hüküm bulunmadığı, bu şekilde, yasal dayanağı olmadan yapılacak bir sınıflandırmanın vergi barışını bozucu etki yaratacağı ve Anayasa'da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edeceği, dolayısıyla yasal dayanağı olmadan, hukuka aykırı bir biçimde, idarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile müvekkilleri özel esaslara tabi mükellefler kapsamına alınmasına ilişkin işlemde Danıştay'ın müstekar uygulaması gereği hukuki dayanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Bir mükellefin Özel Esaslara Tabi Mükellefler Listesinde yer almasından dolayı ticari itibarının zedelendiğini, ticari faaliyette bulunulan firmalar ile yapılan sözleşmelerin feshedilir konuma geldiğini ve telafisi imkansız zararlara yol açacağı bir gerçektir. Nitekim, mükellfin bu listede yer alıyor olması hem müvekkilin KDV iadelerini almasını aynı zamanda mal satışı yapmış olduğu müşterilerinin KDV iade alışlarını engelleyen telafisi imkânsız zararlara yol açmaktadır.</p>

<p>Yukarıda yer verilen düzenlemelere göre, mükelleflerin KDV iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilmesi esas olmakla birlikte, ortada davacı tarafından yapılmış herhangi bir katma değer vergisi iade talebi olmadan, gerek davalı idarenin gerek bağlı bulunduğu hiyerarşik üst makamların mükellefleri bu şekilde kategorize etmeleri, vergi barışını bozucu etki yaratacağı gibi, Anayasa’da güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>Bu durumda, hukuka aykırı bir biçimde idarenin kendi içerisinde oluşturduğu bir sınıflandırma ile katma değer vergisi iade talepleri vergi incelemesine göre sonuçlandırılacak mükellefler listesine alınmasına dair işlemde Anayasa ve yasaya uyarlık bulunmamaktadır. Bahse konu işlemin uygulanması halinde davacının ticari ilişki içerisinde olduğu kişiler nezdinde olumsuz bir bakış açısı oluşması ve vergi kanunlarından kaynaklanan haklarını kullanamayacak olması nedeniyle telafisi güç veya imkansız zarara uğrayacağı açıktır.</p>

<p>KDV iade taleplerinin vergi inceleme raporuna göre sonuçlandırılması, kamu alacağının güvence altına alınmasını amaçlayan önemli bir denetim mekanizmasıdır. Bununla birlikte, inceleme sürecinin hukuka uygun yürütülmesi, mükellef haklarının korunması ve iade taleplerinin objektif kriterlerle değerlendirilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Vergi incelemesine alınan mükelleflerin, haklarını doğru şekilde kullanabilmeleri ve olası vergi cezaları veya iade reddi kararlarına karşı etkin hukuki başvurularda bulunabilmeleri büyük önem taşımaktadır. Vergi incelemesi sürecinin başlangıcından yargılama aşamasına kadar uzman hukuki destek alınması, telafisi güç mali kayıpların önlenmesi açısından önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-iade-talepleri-vergi-incelemesine-gore-sonuclandirilacak-mukellefler-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/vergi-incelme.jpg" type="image/jpeg" length="30454"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57291"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59676"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72783"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="49417"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="10326"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="92288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="79002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="95706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="39680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="51487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="68154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="10603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="77992"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
