<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 00:45:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/5205 E., 2022/6879 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2022 tarihli, 2022/5205 E., 2022/6879 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/5205 E., 2022/6879 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki kira bedelinin tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; davalı ile 23/04/2010 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi imzaladığını, davalının son ödediği 23.700TL kira bedelinin emsal taşınmazlara göre düşük kaldığını ileri sürerek; 23/04/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık kira bedelinin 28.000TL olarak tespitine karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında talebinin net kira bedeline ilişkin olduğunu bildirmiştir.</p>

<p>Davalı; sözleşmedeki artış şartına uygun olarak kira bedelinin aylık 23.700TL+ stopaj olarak ödendiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece; kira sözleşmesinin başlangıç tarihi 23/04/2010 tarihine göre, Türk Borçlar Kanunu'nun 345. maddesinde belirtilen yasal süre dikkate alınmadan 12/06/2015 tarihinde açılan davanın, zamanaşımı ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karar; davacı tarafın temyizi üzerine, Dairece verilen 04/04/2019 tarihli ve 2017/7675 E. 2019/2965 K. sayılı kararla; (...Kira sözleşmesinin 5. maddesinde her yıl kira bedelinin TÜİK’in açıklayacağı ÜFE+TÜFE ortalaması ile artırılacağı kararlaştırılmıştır. Bu hale göre sözleşmede kira bedelinin artırılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda 12/06/2015 tarihinde açılan dava süresinde olup, mahkemece sözleşmede artış şartı olduğu gözetilerek hak ve nesafet dönemi sayılan 23/04/2015 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda mahkemece, dava konusu taşınmazın 23/04/2015 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin 24.570TL olarak tespitine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1) Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2)18/11/1964 tarihli ve 2/4 sayılı YİBK ve yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre; “hak ve nesafet” ilkesi uyarınca kira parasının tespitine karar verilirken öncelikle tarafların tüm delilleri, varsa emsal kira sözleşmeleri aslı veya onaylı örnekleri dosyaya alınmalı, bilirkişi marifetiyle kiralanan taşınmaz ve taraf emsalleri tek tek görülüp incelenmeli, böylece elde edilen veriler somutlaştırılarak, dava konusu yer ile ayrı ayrı (konumu, çevresi, niteliği, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi, kira süreleri vb.) kira parasına etki eden tüm nitelikleri karşılaştırılmalı, emsal kira bedellerinin niçin uygun emsal olup olmadığı somut gerekçelerle açıklanmalı, dava konusu taşınmazın yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira parası belirlenmeli, hâkimce bu kira parası dikkate alınmak suretiyle hak ve nesafete; özellikle tarafların kira sözleşmesinden bekledikleri amaçlarına uygun makul bir kira parasına hükmedilmelidir.</p>

<p>Hak ve nesafete uygun kira belirlenirken; en son ödenen aylık kira bedeline endekse (ÜFE) göre artış yapılarak belirlenen kiradan daha düşük olmayacak şekilde taşınmazın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedelinden, davalının eski kiracı olduğu gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Somut olayda; kira bedelinin, sözleşmenin başlangıç tarihine göre hak ve nesafet esaslarına göre tespit edilmesi gerekmektedir. Sözleşmenin özel şartları 5. maddesinde; kira bedelinin 16.000TL olduğu, stopajın kiracı tarafından ödeneceği, 31/03/2011 tarihinden sonraki yıllık dönemlerde kira bedelinin TÜİK’in açıklayacağı ÜFE+TÜFE ortalaması ile artırılacağının kararlaştırıldığı, buna göre de talep edilen dönem için davalı tarafça ödenen kira bedelinin 23.700+stopaj olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosyaya kazandırılan ve mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda; davalının dava konusu iş yerinde eski kiracı olmasının yanı sıra hak ve nesafet kuralları da gözetilmek suretiyle 23/04/2015 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin net 27.300TL olabileceği belirtilmiş, mahkemece bu bedel üzerinden takdiren %10 hakkaniyet indirimi yapılarak, aylık kira bedelinin 24.570TL olarak tespitine karar verilmiştir.</p>

<p>Tüm bu bilgilere göre somut olay değerlendirildiğinde; 06/03/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda kiralananın yeniden boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedelinin ne olacağı belirtilmemiş olduğundan, alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir.<br />
O halde, mahkemece yapılacak iş; bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedeli belirlenip, bu bedelden davalının eski kiracı olduğu gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapıldıktan sonra kira bedelinin tespitine karar vermek olmalıdır.</p>

<p>Öteyandan; sözleşmedeki düzenlemeye göre davalı tarafça ödenen kira bedelinin 23.700TL+ stopaj olduğu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda kira bedelinin net 27.300TL olabileceği belirlendiği halde, hükmedilen aylık 24.570TL kira bedelinin net ya da brüt olduğu belirtilmeksizin infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulmasıda doğru değildir.</p>

<p>Bundan ayrı; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 9. maddesinde yer alan kira bedelinin tespiti davalarında mahkemece tespit olunan kira bedeli farkının bir yıllık tutarı üzerinden tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedileceği düzenlenmiştir.<br />
Buna göre, tespit edilen yıllık kira bedelinden davalı tarafça ödenen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden davacı yararına; yine davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen yıllık kira bedelinden tespit edilen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden de davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="97421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kira Tespit Davalarında Hakkaniyet İndiriminin Vekalet Ücretine Etkisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-hakkaniyet-indiriminin-vekalet-ucretine-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-hakkaniyet-indiriminin-vekalet-ucretine-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kira tespit davalarında, mahkeme tarafından belirlenen kira bedelinin bilirkişi raporunda tespit edilen emsal kira bedelinden daha düşük olarak hüküm altına alınması çoğu zaman hak ve nesafet indirimi ile gerçekleşmektedir. Bu durumda, hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği uygulamada tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Özellikle son yıllarda bölge adliye mahkemeleri arasında farklı değerlendirmeler ortaya çıkmıştır. Bir görüş, hakkaniyet indirimi sonucu reddedilen kısım bakımından davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini kabul ederken; diğer görüş, hakkaniyet indiriminin tamamen hakimin takdir yetkisi kapsamında olması nedeniyle davacının bu kısım yönünden haksız sayılamayacağını savunmaktadır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326/2. maddesinde; “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca davanın kısmen kabul ve kısmen reddi halinde yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması ve reddedilen kısım bakımından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesi genel kuraldır. Kira tespit davaları bakımından da uzun yıllardır uygulanan yaklaşım bu yönde olmuştur.</p>

<p>Hakkaniyet indirimi nedeniyle davalı lehine vekalet ücreti verilmesi gerektiğini kabul eden mahkeme kararları incelendiğinde ; kira tespit davalarında davacı, kira bedelini talep ederken Türk Borçlar Kanunu hükümlerini, yerleşik Yargıtay içtihatlarını ve hakkaniyet ilkesini dikkate almak zorundadır. Kiralananın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde elde edilebilecek kira bedeli tek başına esas alınamaz. Hâkim, emsal kira bedelini belirledikten sonra kiracının eski kiracı olması, kullanım süresi, sözleşme devamlılığı ve hakkaniyet ilkelerini dikkate alarak uygun bir indirim yapmak zorundadır. Bu nedenle davacı, <strong>dava açarken talebini oluştururken olası hakkaniyet indirimi ihtimalini de gözetmelidir. Aksi hâlde talep ettiği miktarın bir kısmının reddedilmesine kendisi sebebiyet vermiş olacaktır.</strong></p>

<p><i>Tespit edilen yıllık kira bedelinden davalı tarafça ödenen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden davacı yararına; yine davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen yıllık kira bedelinden tespit edilen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden de davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. </i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20225205-e-20226879-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2022/5205 E. 2022/6879 K.)</strong></a></p>

<p><i>Öte yandan, kira tespit davalarında davacı yeni dönem kira bedelini Kanundaki ilkeleri ve tespitin ne şekilde yapılacağını açıklayan Yargıtay içtihadı birleştirme kararlarındaki ilkeleri göz önünde bulundurarak ve kiracı ile yeni bir kira ilişkisi kurulmadığını, kira bedelinin taşınmazın boş olarak kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira bedeli üzerinden değil, hakkaniyete göre belirleneceğini göz önünde bulundurarak talep etmelidir. <strong>Fazla talepte bulunarak davanın kısmen kabulüne sebep olmuşsa reddedilen kısım için davalı lehine avukatlık ücretine katlanmalıdır</strong>. Buna göre; kira tespit davalarında hakim tarafından yapılan hakkaniyet indirimi nedeniyle davanın reddedilen kısmı için davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, mahkemece; hakkaniyet indirimi yapılarak bu bedelin hesaplandığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de; bu yanlışlığın yeniden duruşma yapılarak giderilmesinde usul ekonomisi yönünden yarar görülmediğinden; istinaf nedenleri ile sınırlı yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/1-b-2. maddesi gereğince davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve hükmün bu yönden düzeltilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</i> <strong>(Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi)</strong></p>

<p><i>Bilirkişi heyetinin tespit ettiği kira bedeli üzerinden hak ve nesafet indirimi de yapılarak mahkemece verilen kısmen kabul kararında bir hata bulunmadığı ancak hakkaniyet indirimine konu kısım için davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi hatalıdır. Konuya ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.09.2022 tarihli 2022/5205-6879 sayılı ilamında da "tespit edilen yıllık kira bedelinden davalı tarafça ödenen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden davacı yararına; yine davacı tarafça dava dilekçesinde talep edilen yıllık kira bedelinden tespit edilen yıllık kira bedeli çıkartılarak, aradaki fark üzerinden de davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir." denilerek bu konuya işaret edilmiştir. Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi bu nedenle yerindedir</i>. <strong>(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 2023/4053E. 2025/2173K.)</strong></p>

<p>Hakkaniyet indirimi nedeniyle davacı aleyhine vekalet ücreti verilemeyeceğini kabul eden kararlar incelendiğinde; kira tespit davalarında uygulanan hakkaniyet indiriminin miktarı tamamen hakimin takdir yetkisine bağlıdır. Yerleşik Yargıtay uygulamalarında hakkaniyet indiriminin genellikle %5 ila %20 arasında değişebileceği kabul edilmektedir. Ancak somut olayın özelliklerine göre bu oranın ne olacağı dava açıldığı tarihte öngörülemez. Bu nedenle davacıdan, <strong>hakimin hangi oranda hakkaniyet indirimi yapacağını önceden bilmesi beklenemez. Davacının talep ettiği miktarın yalnızca bu nedenle kısmen reddedilmiş olması, onun haksız veya kusurlu olduğu anlamına gelmez.</strong></p>

<p><i>Kabule göre de; hakim tarafından kiralananın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halindeki miktar üzerinden kiralananın durumu, çevresel koşullar ve rayiç kiraları göz önünde bulundurarak denge kuracak şekilde hakkaniyet ölçüsüne göre bir hakkaniyet indirimi yapması gerektiği yerleşik Yargıtay uygulamalarıyla kabul edilmektedir. Yargıtay uygulamasında bu oran %5 - %20 oranları arasında olması gerektiği kabul edilmiştir. Davacı davasını açarken <strong>hakimin bu %5 ile %20 oranında yapacağı hakkaniyet indiriminin ne kadar olacağını bilemeyeceğine göre davacının reddedilen miktar yönünden haksız olduğu ve kusurlu bulunduğu kabul edilemez. Yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilir. Ayrıca haksız çıkan taraf yargılama gideri olarak vekalet ücreti ödemeye de mahkum edilir. (HMK 326,323/1-g) Hakkaniyet indiriminin ne kadar yapılacağını davacının önceden takdir etmesi düşünülemez.</strong> Hakkaniyet indirimi yapılması tamamen hakimin takdirine ait olduğundan indirilen miktardan dolayı davacı taraf aleyhine yargılama giderleri ve avukatlık ücretine hükmedilemez. Bu nedenle, mahkemece hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen miktar üzerinden davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması da yerinde değildir</i>.<strong> (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2024/64E. 2025/1458K.)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararda, HMK m. 326 kapsamında yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletileceği, ancak hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen bölüm bakımından davacının haksız sayılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>Özetlemek gerekirse Kira tespit davalarında hakkaniyet indiriminin vekalet ücretine etkisi konusunda uygulamada tam bir birlik sağlanabilmiş değildir. Ancak mevcut durumda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ile Ankara ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinin baskın uygulaması, hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi ve yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması gerektiği yönündedir. Buna karşılık bazı Bölge Adliye Mahkemelerince , hakkaniyet indiriminin tamamen hakimin takdir yetkisine bağlı olduğu ve davacının bu indirimin miktarını önceden öngöremeyeceği gerekçesiyle, reddedilen kısım bakımından davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesini hukuken isabetli bulmadığı ifade edilmektedir. Benzer uyuşmazlıklarda farklı uygulamaların sürdürülmesi, hukuk birliği ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerini zedelemekte, yargı kararlarında istikrarın sağlanmasına da engel olmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davalarinda-hakkaniyet-indiriminin-vekalet-ucretine-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/kira-ev-tahliye-taahhudu.jpg" type="image/jpeg" length="39894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN İŞÇİLERİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK KARAR: İŞ KAZASINDA "%0 MALULİYET" ARTIK TAZMİNAT ALMAYA ENGEL DEĞİLDİR!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-iscilerin-yuzunu-guldurecek-karar-is-kazasinda-0-maluliyet-artik-tazminat-almaya-engel-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-iscilerin-yuzunu-guldurecek-karar-is-kazasinda-0-maluliyet-artik-tazminat-almaya-engel-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş dünyasını özellikle de çalışanları yakından ilgilendiren emsal bir karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nden geldi. Bu kararın detaylarını yazımız ekinde paylaşıyoruz. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli, 2024/7396 Esas ve 2025/5574 Karar</strong> )</a> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/14467 Esas ve 2024/12362 Karar</strong> )</a></p>

<p>Çoğu zaman "kalıcı engelin yoksa tazminat da yok" diye bilinen yanlış algı, yüksek mahkemenin bu içtihadıyla artık geçerliliğini yitirdi. Karar, sadece bir davayı değil, tüm çalışanların hakkını koruyan tarihî bir dönüm noktası oldu…</p>

<p><strong>Öncelikle İş Kazası Sonrası Yasal Süreç Nasıl İşler Ve Nereye Başvurulur ? Bunları İnceleyip Sonrasında Tüm İşçileri İlgilendiren Yargıtay Kararını Birlikte İnceleyeceğiz.</strong></p>

<p>İş kazası meydana geldikten sonra izlenmesi gereken adımlar büyük önem taşır:</p>

<p><strong>1. Derhal Bildirim:</strong> İş kazası, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine ve SGK'ya en geç 3 iş günü içinde bildirilmelidir. İşverenin bu bildirimi yapma yükümlülüğü vardır.</p>

<p><strong>2. Sağlık Raporu:</strong> İş kazası sonrasında derhal sağlık kuruluşuna başvurularak detaylı sağlık raporu alınması zorunludur. Bu rapor, maluliyet oranlarının belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.</p>

<p><strong>3. Tazminat Davası:</strong> Maddi ve manevi tazminat talepleri için iş mahkemelerinde dava açılabilir. Bu dava türlerinde zaman aşımı süreleri önemlidir. Tazminat hesaplama 2026 süreçleri, karmaşıklığı nedeniyle profesyonel hukuki destek gerektirir.</p>

<p><strong>4. Avukat Desteği:</strong> Yasal süreçlerin doğru ve eksiksiz yürütülmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi için uzman bir avukatla çalışmak esastır. Özellikle iş akdi feshi veya haksız işten çıkarma gibi durumlarda haklarınızın korunması büyük önem taşır.</p>

<p><strong>***Geçici İş Göremezlik Tazminatı ve Maddi Zarar:</strong></p>

<p>Sürekli iş göremezlik oranının %0 olması, işçinin kaza nedeniyle istirahatli kaldığı dönemdeki maddi tazminat haklarını engellememektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli, 2024/7396 Esas ve 2025/5574 Karar</strong></a> sayılı ilamında, sürekli iş göremezlik oranı %0 olsa dahi, sigortalının kaza nedeniyle çalışamadığı istirahat süreleri için ücret kaybı doğduğu ve bu zararın maddi tazminat kapsamında olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, bu dönemdeki zararın %100 iş gücü kaybı üzerinden hesaplanması gerektiğini hükme bağlamıştır.</p>

<p>Yine benzer şekilde, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/14467 Esas ve 2024/12362 Karar</strong> </a>sayılı ilamında; iş göremezlik oranının %0 olması halinde dahi geçici iş göremezlik dönemi için tazminat hesabı yapılması gerektiği, bu hususun göz ardı edilerek davanın reddedilmesinin isabetsiz olduğu ifade edilmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-20093569-e-20104335-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 14.04.2010 tarihli, 2009/3569 Esas ve 2010/4335 Karar</strong></a> sayılı dosyasında da geçici iş göremezlik durumunun sürekli iş göremezlik oranından bağımsız değerlendirilmesi gerektiği, tedavi sürecinde çalışılamayan süreler için maddi zarar tespiti yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Kararların detaylarını sizler için aşağıda paylaşıyorum. İyi okumalar dilerim…</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>***Yargıtay, 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7396, K. 2025/5574, T. 10.04.2025: </strong></a></p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde makine bölümünde çalıştığını, 29.09.2018 tarihinde presleme bölümüne geçtiğini, müvekkilinin hiç bir bilgisinin ve tecrübesinin olmaması nedeniyle aynı gün presleme makinesinde sensör olmadığı için iş kazası geçirdiğini ve parmağında kopma, sinir ve his kaybının meydana geldiğini, müvekkilinin yaralanmasında davalı işverenin sorumlu olduğunu, hiçbir bilgi ve tecrübesinin olmadığı presleme bölümüne geçirilmesinde davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğunu, iş kazasından sonra müvekkilinin bir takım ihtiyaçlarının ailesi tarafından giderildiğini, bundan sonra da yakınlarının desteği olmadan hayatını idame ettiremeyeceğini, bu yaşanan olay nedeniyle müvekillinin psikolojisinin bozulduğunu, belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı pres makinesinde hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının iş kazası geçirdiği makineye iş kazasından yaklaşık altı ay önce geçtiğini, bu sürede gerekli deneyimi elde edebilecek zihinsel yeteneğe sahip olduğunu, davacıya işe girdiği tarihten itibaren gerekli eğitimlerin verildiğini, olayda davacının özensiz ve tedbirsiz hareket etmesinden iş kazasının meydana geldiğini, ayrıca davacının dağınık ve tedbirsiz çalıştığını, davacının yaralanmasının basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunu, iş kazasından sonra iş başı yaparak çalıştığını, açılan davanın haksız bir dava olduğunu belirterek reddine karar verilmesini, ayrıca Generali Sigorta Şirketine ihbar edilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... İşyerinde risk analizi yapmamış olması, alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlememiş, denetlememiş, uygunsuzlukların giderilmesini sağlamamış olması, özel risk taşıyan iş ekipmanı olan presin, sadece o ekipmanı kullanmak üzere görevlendirilen kişilerce kullanılmasının sağlanamamış olması, iş ekipmanını kullanmakla görevlendirilen davacı çalışanın, tecrübe durumu da gözetilerek iş ekipmanının kullanımından kaynaklanabilecek riskler ve bunlardan kaçınma yollarına ilişkin yeterli eğitim almasının ve bilgilendirilmesinin ve bilinçlendirilmesinin sağlanamamış olması, özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davalı işveren ... Metal San. ve Tic. A.Ş.'nin % 60 (yüzde altmış) oranında kusurlu olduğu, İşe girişte pres makinaları ile ilgili oryantasyon ve iş güvenliği ile ilgili temel eğitimleri almış olması, normalde makina bölümünde çalışıyor olması, pres tezgahı ile ilgili tecrübesinin bulunmaması, kaza anında kendisine verilen iş eldivenlerini kullanmamış olması, dikkatinin dağılması neticesi elini tezgahın tehlikeli alanından çekmeden ayak pedalına basmak suretiyle pres tezgahını çalıştırmış olması, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmış olması, bu davranışı ile kendi kişisel güvenliğini tehlikeye düşürmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davacı kazalı çalışan ...'ın % 40 (yüzde kırk) oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Raporun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli yapılan değerlendirmelerin Mahkememizce yerinde olduğu görülmekle rapor hükme esas alınmıştır. Dosyaya celbedilen belgelerden davacının 29.09.2018 tarihinde geçirdiği kaza sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Yüksek Sağlık Kurulunun 25.01.2021 tarih ve 2021/1145 sayılı raporu ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği Çerçevesinde maluliyetinin gerekmediği tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.09.2021 tarih ve 16737 sayılı kararı ile davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı yaralanmasının 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan sürekli maluliyet oranının % 0 olduğuna karar verildiği..." gerekçesiyle;</p>

<p>"1-Davanın kısmen kabulü ile</p>

<p>6.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,</p>

<p>2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine," şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>B. İstinaf Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</p>

<p>-Mahkemece verilen kararın manevi tatmin ve caydırıcılık unsurlarından son derece uzak iş kazası yaşayan ve yaşanılan kaza sonrasında mobbing uygulanarak işten çıkarılan işçinin mağduriyetinin hiçbir şekilde gidermeyen hatta takdir edilen miktarın yargılama giderlerini bile karşılayamaması sebebiyle müvekkilinin daha çok mağdur olmasına sebep olan bir karar olduğunu,</p>

<p>-İş yerinde iş kazası geçiren işçiyi iş kazasından sonra mobbing uygulayarak işten çıkarmanın karşılığın da 6.000-TL manevi tazminata hükmedilmesinin özellikle günümüz şartları düşünüldüğünde işçiler açısından büyük mağduriyetler oluşturduğunu,</p>

<p>-İşçilerin güvenliği için gerekli önlemleri almaması, iş yerinde ki makinelerin iş güvenliğini tehlikeye atarak sensörsüz bir şekilde çalıştırılması, gerekli iş güvenliği ve makine başı eğitimlerin verilmemesi, iş kazası yaşayan işçiyi mobbing uygulayarak işten çıkarması 6.000 TL ile ölçüldüğünü, bu durumların emsal oluşturduğun da takdir edilen miktarın işverenler açısından hiçbir caydırıcılık unsuru bulunmadığı gibi işçinin karşı karşıya kaldığı iş kazası gerek yaralanması, gerek kaza neticesinde işsiz kalması gerekse de; kazanın, yaralanmanın ve maruz kaldığı mobbingin psikolojik etkenlerin bıraktığı manevi zararının karşılığı olmadığını,</p>

<p>-Davacının maluliyeti olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebimizin reddedilmesini kabul etmemiz mümkün olmadığını, dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporlarına itirazlarımız da da açıkça görüldüğü üzere müvekkilinin davalı iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası sonrasında parmağını kaybetmesi, uzuv kaybına uğraması, stres bozukluğu ve psikolojik rahatsızlık geçirmesi sonrasında bir kısım tedavi ve tetkikler dikkate alınmayarak maluliyetin gerekmediğine şeklinde karar verilmesinin ve bu raporlar hükme esas alınarak maddi tazminat talebimizin reddedilmesinin son derece hatalı olduğunu,</p>

<p>-Yargılama aşamasında itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazları doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmamış sensor olmaması sonucu presleme makinasının aşağı inmesi neticesinde iş kazası geçiren ve işaret parmağında kopma, sinir ve his kaybı olan müvekkilin maluliyet oranının %0 olduğu belirten ve müvekkilinin psikolojik durumunu hiçbir şekilde değerlendirmeyen hükme elverişli olmayan rapor esas alınarak karar verildiğini ve bu kararın hatalı olduğunu,</p>

<p>-Mahkemenin kararı gerçekleşen kazada müvekkilinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen müvekkiline %40 davalı işverene %60 kusur atfeden bilirkişi raporunu hükme esas alması yönüyle de hatalı olduğunu, rapora yaptığımız itirazlar değerlendirilmediğini, bizim bu raporda belirtilen kusur oranlarını ve denetime elverişli olmayan iş bu rapor hükme esas alınarak karar verilmesini kabul etmediklerini, gerçekleşen kazada müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren olay işverenin işçilere emniyetli çalışma ortamı sağlayamamasından kaynaklanmadığını, işverenin iş yerinde iş güvenliği önlemlerini</p>

<p>almadığı ve bunları izlemediği açık olduğunu, bu nedenle müvekkilnin meydana gelen olayda kusursuz olup tüm kusur işverene ait olduğunu,</p>

<p>-Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde dahi çelişkiler barındırdığını,</p>

<p>-Raporda tespit edilen tarafların ihlal ettiği kanun ve ilgili mevzuat maddeleri bile karşılaştırıldığında kusur oranlarının bu şekilde olmayacağının açık olduğunu, raporun bu yönüyle kendi içinde dahi çeliştiğini,</p>

<p>-Bilirkişilerce işverene yönelik tüm kusurlu durumların tespit edilmiş olmasına rağmen müvekkiline neredeyse sadece işveren bünyesinde çalıştığı için davalı işveren kadar kusur oranı izafe edildiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını,</p>

<p>-Kazanın meydana geliş nedeni: kısa süredir davalı iş yerinde çalışan müvekkiline bu makina hakkında hiçbir eğitim verilmeden ve makinada el makina üzerinde iken makinanın inmesini engelleyici sersör bulundurulmadan müvekkilinin bu makinede çalışmasının istendiğini, nitekim müvekkili bu makinede görevlendirdiği ilk gün maalesef bu kaza meydana geldiğini, makinede sersör bulunmuş olsa bu kazanın meydana gelmeyeceğini bu durumda işverene %60 müvekkiline ise%40 gibi neredeyse aynı oranda kusur atfının kabulünün mümkün olmadığınını,</p>

<p>-Müvekkiline işe girişte genel eğitim verilmesinin müvekkilinin aleyhine yorumlanarak kusur atfedildiğini, müvekkilinin makine bölümünde çalışırken gerekli eğitim verilmeden kaza tarihinden hemen önce pres makinasında çalışmasının istendiğini,</p>

<p>-İşveren tarafından yerine getirildiğinde iş bu kazanın gerçekleşmeyeceğinin ortada olduğunu,</p>

<p>-Davacının uğramış olduğu manevi zarar ve olayın meydana gelme şekli, paranın alım gücü gözetildiğinde 6.000,00 TL. manevi tazminatın son derece yetersiz olduğunu, yargı kararları ile de bilindiği üzere en basit bir hakaret eyleminde dahi hükmedilen iş bu tazminat miktarının üzerinde tazminat bedelleri hüküm altın alındığı bir durumda iş kazısına maruz kalan müvekkili adına yargılama giderlerini dahi karşılamayacak boyutta 6.000,00-TL. manevi tazminat hükmedilmesi son derece hatalı olduğunu,</p>

<p>-Mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın tüm talepleri ile birlikte kabulüne yargılama giderleri vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</p>

<p>-Davalı şirkette çalışan davacının iş kazası geçirerek parmağından yaralandığından ve malul kaldığından bahisle maddi ve manevi tazminat davası açtığını, yargılama esnasında davacının yaralanma iddiası ile ilgili rapor alındığını,</p>

<p>-Adli tıp kurumundan istihsal edilen raporda davacının 2. parmağında kesi olduğu, periferik motor ve duygusal ileti yanıtlarının normal sınırlar içerisinde olduğu kaslarda deformasyon bulunmadığı raporlandığını, yeni günlük anlatım ile davacının parmağından derin kesi meydana gelmiş şifa bulmuş ve araz bırakmadığı gibi maluliyet oranı sıfır olduğunu,</p>

<p>-Hal böyle olmasına ve davacının %40 oranında kusurlu bulunmasına karşın olayın oluş şekli ve yaralanmanın niteliği ortaya çıkan zararın kolayca iyileşen bir kesiden ibaret olduğu gözetilmeksizin olayla asla örtüşmeyen 6.000 -TL manevi tazminata hükmettiğini,</p>

<p>-Böylesi basit ve rutin bir olayda hükmedilen manevi tazminat manevi tazminatın takdirindeki ölçütlere aykırı olduğunu, basit bir kesi için %40 kusur da gözetilmeden verilen manevi tazminat fahiş olduğundan manevi tazminata ilişkin kararın bozularak kaldırılmasını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe</p>

<p>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının davacı kazalı ...'ın, davalı işyerinde, 29.11.2018 tarihinde pres tezgahında çalışması sırasında, malzemeyi tezgaha koyduğu esnada kendisine seslenilmesi üzerine dönüp bakması ile aynı anda ayak pedalına bastığı, tezgahın presleme yapması sırasında elini tezgahın tehlikeli bölgesine sokmuş olması nedeniyle sağ işaret parmağının sıkışarak yaralanması şeklinde meydana geldiği, Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin 24.12.2021 tarihli raporda davacının %40 oranında, davalı işverenin % 60 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, davacının kaza nedeniyle dosya kapsamında mevcut Kurum Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları ile birbiriyle uyumlu şekilde belirlendiği üzere % 0 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, Mahkemece davacının kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğinin % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddi ile manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:</p>

<p>"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;</p>

<p>a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun ... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.</p>

<p>b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.</p>

<p>c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.</p>

<p>ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.</p>

<p>d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:</p>

<p>a)Risklerden kaçınmak,</p>

<p>b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,</p>

<p>c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,</p>

<p>ç)İşin kişilere uygun ... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,</p>

<p>d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,</p>

<p>e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,</p>

<p>f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,</p>

<p>g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,</p>

<p>ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).</p>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.</p>

<p>İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Öte yandan, sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır.</p>

<p>Somut olayda, hükme esas alınan kusur raporuna göre işverene verilen kusur sebepleri arasında özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususlarının sayılması karşısında işverene takdir edilen % 60 oranındaki kusur olayın oluş şekline uygun görülmemiştir.</p>

<p>Yine İlk Derece Mahkemesince davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu iş kazası nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek neticeye varıldığı anlaşılmakta olup bu husus da hatalıdır.</p>

<p>O halde Mahkemece yapılacak iş, tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere dosyada mevcut kusur raporları arasındaki çelişki meydana gelmesi halinde çelişkinin gerekçesini de açıklar mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile tüm delilleri bir arada değerlendirip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.</p>

<p>Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle,</p>

<p>Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kubra-nur-gogercin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Kübra Nur GÖGERÇİN</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-iscilerin-yuzunu-guldurecek-karar-is-kazasinda-0-maluliyet-artik-tazminat-almaya-engel-degildir</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/isci-kaza-dr.jpg" type="image/jpeg" length="40970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ulus’tan Plazaya: Ankara’da Avukatın Kentsel Dönüşümü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ulustan-plazaya-ankarada-avukatin-kentsel-donusumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ulustan-plazaya-ankarada-avukatin-kentsel-donusumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adli Mekânlar, Büro Coğrafyası ve Savunmanın Değişen Ritmi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu makale, Ankara’da avukatlık bürolarının tarihsel ve mekânsal dönüşümünü; adli mekânların yer değiştirmesi, avukatlık mesleğinin sınıfsal farklılaşması, savunma pratiğinin niteliksel dönüşümü ve adli zaman rejiminin parçalanması üzerinden incelemektedir. Ankara’da avukatlık uzun süre Ulus ve Anafartalar hattında; Ankara merkez adliyesinin açılmasıyla Sıhhiye-Kızılay çevresinde; son yirmi yılda ise Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu üzerindeki plaza akslarında yoğunlaşmıştır. Bu dönüşüm yalnızca büro adreslerinin değişmesi değildir; avukatlığın mesleki habitusunun, temsil biçimlerinin, müvekkil ilişkilerinin, emek rejiminin, kuşaklar arası meslek dilinin, statü göstergelerinin ve duruşma zamanının dönüşümüdür. Ulus’taki tek odalı han avukatlığından Sıhhiye-Kızılay’daki evden bozma daire avukatlığına, oradan plaza avukatlığına geçiş; üstat avukatlıktan teknisyen avukatlığa, bağımsız meslek kişiliğinden proterleşmiş hukuk emeğine, liyakat merkezli itibardan statü sembollerine dayalı görünürlüğe doğru yaşanan kayışı görünür kılmaktadır. Makale ayrıca Avukatlık Kanunu’nun avukat bürosuna yüklediği normatif anlamı, hukuk teknolojilerinin yükselişini, büyük hukuk bürolarındaki iş bölümünü, dosyaya hâkim olmayan genç avukatların yetki belgesiyle duruşmalara gönderilmesini, yeni kuşak avukatların “üstat” hitabına mesafesini ve duruşmaların belirlenen saatte alınmamasından doğan mekân-zaman krizini savunmanın dönüşümü bağlamında ele almaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukatın Bürosu Bir Hukuk Mekânıdır</strong></p>

<p>Avukat bürosu çoğu zaman yalnızca çalışma odası olarak görülür. Oysa avukatın bürosu, hukukun toplumsal dolaşıma girdiği en önemli ara mekânlardan biridir. Müvekkil orada ilk kez dosyasını anlatır; avukat orada hukuki strateji kurar; savunma dili orada olgunlaşır; dava, soyut bir uyuşmazlık olmaktan çıkıp anlatı, delil, zamanlama ve usul stratejisine dönüşür. Bu nedenle avukat bürosu masa, sandalye, kitaplık ve dosya dolabından ibaret değildir. Büro, avukatın mesleki kimliğinin sahne arkasıdır. Adliye nasıl devletin adalet iddiasının mekânsal görünümü ise, avukat bürosu da savunmanın mesleki ve sembolik görünümüdür.</p>

<p>Duygu Hatipoğlu Aydın’ın Ankara Adliyesi Balgat Ek Hizmet Binası üzerine yaptığı çalışma, hukuk ile mimarlığın ortak bir anlatı alanı kurduğunu vurgular. Hukuk ve mimarlık, sembollere dayalı, mesaj taşıyan ve muhataplarıyla iletişim kuran iki alandır; adliye binaları da hukuk ve mimarlık ilişkisinin somutlaştığı yerlerdir. Özellikle Balgat Ek Hizmet Binası’nın adliye olarak tasarlanmamış olmasına rağmen adliye işlevi görmesi, Türkiye’deki hukuk uygulamasına ve adalet anlayışına dair önemli mesajlar taşımaktadır.</p>

<p>Buradan hareketle şu söylenebilir: Adliye binası hukuk düzeninin mekânsal sureti ise, avukat bürosu da savunmanın mekânsal suretidir. Avukatın nerede çalıştığı, hangi binada müvekkil kabul ettiği, adliyeye ne kadar yakın veya uzak olduğu, hangi semtte görünür olduğu ve hangi statü göstergeleriyle kendisini sunduğu, mesleğin sosyolojisini doğrudan etkiler.</p>

<p>Bu makalenin ana iddiası şudur: Ankara’da avukat bürolarının Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay’a, oradan Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu plazalarına yönelmesi, yalnızca kentsel bir yer değiştirme değildir. Bu dönüşüm, savunmanın mekânını, avukatın zamanını, mesleğin sınıfsal yapısını, genç avukat emeğini, büro sermayesini ve avukatlık kimliğinin sembolik dilini yeniden kurmaktadır.</p>

<p><strong>I. Ankara’da Adli Mekânın Hafızası: Anafartalar’dan Ulus’a</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık bürolarının yerleşimi, adliye binalarının tarihinden ayrı düşünülemez. Çünkü avukatlık mesleği, özellikle klasik dava avukatlığı bakımından, adliye çevresinde yoğunlaşan bir meslektir. Adliyeye yakınlık yalnızca ulaşım kolaylığı değildir; dosyaya, kaleme, duruşmaya, meslektaşa ve müvekkile yakınlık anlamına gelir.</p>

<p>“Zamanda Yolculuk – Ankara Adliye Binaları” başlıklı metinde Ankara’nın ilk Cumhuriyet dönemi adliye binasının Anafartalar Caddesi’nde 1925-1926 yıllarında inşa edildiği belirtilir. Bu bina dış görünüşü, yüksek tavanları, geniş merdivenleri ve ağır ceza mahkemelerinin görkemli salonlarıyla hafızalarda yer etmiştir; halk arasında binanın büyüklüğünü anlatmak için “üç kişi yan yana çıkabiliyor” denilen merdivenlerinden söz edilmiştir. Bu anlatı önemlidir. Çünkü ilk Ankara Adliyesi yalnızca bir kamu binası değildir; Cumhuriyet’in hukuk düzenini temsil eden sembolik bir mekândır. Yüksek tavan, geniş merdiven, loş ağır ceza salonu ve anıtsal mimari, adaletin kamusal ciddiyetini temsil eder.</p>

<p>Ancak Ankara’da adli mekân hiçbir zaman tam anlamıyla istikrarlı, tek merkezli ve düzenli kalmamıştır. 1960’lı yıllardan itibaren Ulus çevresinde Posta Caddesi, Modern Çarşı, Börekçiler Han, ATO Han, Kıraner Han ve Rüzgarlı Sokak gibi farklı binalar adli hizmetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu tablo, Ankara avukatlığının başlangıçtan itibaren dağınık bir adli coğrafya içinde geliştiğini gösterir. Avukat, tek bir binanın değil, farklı hanların, çarşıların, sokakların ve geçici adliye mekânlarının arasında çalışan bir meslek aktörüdür.</p>

<p>Bu dönemi şu kavramla adlandırmak mümkündür: <strong>han avukatlığı</strong>. Han avukatlığı; tek odalı büroların, dar koridorların, adliye çevresi dayanışmasının, yüz yüze müvekkil ilişkisinin ve zanaatkâr meslek pratiğinin hâkim olduğu dönemdir. Bu dönemde avukatın sermayesi büyük ölçüde adresi değil; adı, bilgisi, adliye tecrübesi, dosya hâkimiyeti ve meslek çevresindeki itibarından oluşur.</p>

<p><strong>II. Ulus Avukatlığı: Tek Odalı Han Bürosunda Geniş Meslek Kişiliği</strong></p>

<p>1988 yılına kadar Ankara’da avukatlık bürolarının ağırlık merkezi büyük ölçüde Ulus’tur. Ulus, yalnızca eski Ankara’nın merkezi değil, aynı zamanda adli hayatın da yoğunlaştığı bölgedir. Bu dönemin avukatlığı, dar mekânlarda geniş mesleki ilişkiler kuran bir avukatlık biçimidir. Tek odalı han büroları, bugünün plaza ofisleriyle karşılaştırıldığında mütevazı görünebilir. Fakat bu mütevazı mekânlarda avukat çoğu zaman dosyanın bütününe hâkim olan, müvekkille doğrudan temas eden, duruşmasına bizzat giren, dilekçesini kendisi yazan, kalemle kendisi konuşan bağımsız bir meslek öznesidir. Bu nedenle Ulus’un han avukatlığını yalnızca ekonomik yoksunluk üzerinden okumak eksik olur. Han bürosu küçük olabilir; fakat avukatın mesleki kişiliği geniştir. O dar odada avukat, kendi adını, kendi emeğini, kendi üslubunu ve kendi savunma tarzını kurar.</p>

<p>Bu dönemde avukat odaları da mesleki kültürün önemli mekânlarıdır. “Zamanda Yolculuk” metninde Kıraner Han’daki geniş avukat odası özellikle anılır; bu odada mesleki bilgi alışverişlerinin ve sohbetlerin yapıldığı, birçok avukatın çay eşliğinde birlikte oturabildiği aktarılır. Bu pasaj, avukatlık tarihimiz açısından çok değerlidir. Çünkü avukat odası yalnızca bekleme yeri değildir. Avukat odası, yazılı olmayan meslek bilgisinin aktarıldığı, genç avukatın kıdemli meslektaşı dinlediği, usul bilgisinin gündelik pratik içinde öğrenildiği, adliye sezgisinin kuşaktan kuşağa geçtiği bir meslek okuludur.</p>

<p>Burada <strong>üstat</strong> kavramı devreye girer. Üstat, yalnızca çok bilen avukat değildir. Üstat; adliyeyi, hâkimi, savcıyı, kalemi, müvekkili, meslektaşı, dosyanın kokusunu, duruşmanın ritmini ve sözün ağırlığını birlikte okuyabilen kişidir. Üstatlık, kanun bilgisi kadar mesleki sezgi, etik duruş, temsil vakarı, söz terbiyesi ve savunma cesareti gerektirir.</p>

<p><strong>III. Sıhhiye-Kızılay Evresi: Evden Bozma Daire Avukatlığı</strong></p>

<p>Ankara merkez adliyesinin açılışıyla birlikte avukatlık bürolarının ağırlık merkezi Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay hattına kaymıştır. Bu geçiş, Ankara avukatlığı bakımından ikinci büyük evredir.</p>

<p>Bu dönem <strong>evden bozma daire avukatlığı</strong> olarak adlandırılabilir. Sıhhiye ve Kızılay’daki apartman daireleri zamanla avukat bürolarına dönüşmüştür. Salon bekleme odası olur; yatak odaları çalışma odasına çevrilir; mutfak çay-kahve alanına dönüşür; koridorlar dosya dolaplarıyla dolar. Konut mekânı, meslek mekânı haline gelir. Bu dönüşüm, han avukatlığına göre bir yükseliş gibi görünür. Avukat artık tek odalı handan çıkmış, daha geniş bir apartman dairesinde müvekkil kabul etmeye başlamıştır. Sıhhiye ve Kızılay, hem adliyeye yakınlık hem de Ankara’nın kamusal hayatına eklemlenme bakımından güçlü bölgelerdir.</p>

<p>Fakat bu evre de zamanla yıpranmıştır. Binalar eskimiş, otopark sorunu büyümüş, müvekkil beklentileri değişmiş, adli birimler farklı yerlere dağılmış, yeni ekonomik ve sembolik merkezler ortaya çıkmıştır. Böylece bir dönem avukatlığın merkezi prestij alanı olan Sıhhiye-Kızılay hattı, son yıllarda giderek daha düşük statülü avukatlık mekânı olarak algılanmaya başlamıştır.</p>

<p>Burada dikkatli olmak gerekir. Sıhhiye ve Kızılay’daki avukatların mesleki niteliğinin düşük olduğu söylenemez. Aksine bu bölgelerde çok güçlü, deneyimli ve mesleki birikimi yüksek avukatlar vardır. Ancak mekânın sembolik değeri değişmiştir. Artık bazı müvekkiller nezdinde plazadaki büro “daha başarılı”, Sıhhiye’deki apartman bürosu ise “daha eski” veya “daha düşük statülü” algılanabilmektedir. Sorun tam da buradadır: <strong>Mekânsal statü, mesleki liyakatin önüne geçmeye başlamıştır.</strong></p>

<p><strong>IV. Avukatlık Kanunu’nda Avukat Bürosu: Mesleğin Zorunlu ve Korunan Mekânı</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık bürolarının Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay’a, oradan plaza akslarına yönelmesi yalnızca sosyolojik bir dönüşüm değildir; Avukatlık Kanunu’nun avukat bürosuna yüklediği anlam bakımından da değerlendirilmelidir.</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatlığı hem <strong>kamu hizmeti</strong> hem de <strong>serbest meslek</strong> olarak tanımlar. Bu ikili nitelik, avukatın bürosunu da çift anlamlı hale getirir: Büro bir yandan serbest meslek faaliyetinin yürütüldüğü özel mekândır; diğer yandan adalet hizmetine tahsis edilen mesleki bilginin üretildiği kamusal işlevli bir savunma alanıdır.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 43. maddesi, her avukatın levhaya yazıldığı tarihten itibaren üç ay içinde baro bölgesinde büro kurmasını zorunlu tutar; büronun niteliklerinin barolarca belirleneceğini ifade eder. Aynı madde, mesken niteliğindeki bağımsız bölümlerde kat maliklerinin izni veya benzeri şartlar aranmaksızın avukatlık bürosu faaliyet gösterebileceğini, bir avukatın birden fazla bürosu olamayacağını, birlikte çalışan avukatların ayrı büro edinemeyeceğini ve avukatlık ortaklığının yurt içinde şube açamayacağını düzenler.</p>

<p>Bu hüküm, büroyu dekoratif bir unsur olmaktan çıkarır; mesleki faaliyetin kurucu mekânı haline getirir. Avukat bürosu, yalnızca müvekkilin ağırlandığı, dosyanın saklandığı veya dilekçenin yazıldığı yer değildir. Büro; avukatın bağımsızlığının, mesleki sorumluluğunun, müvekkil sırrının ve savunma stratejisinin üretildiği mekândır.</p>

<p>Kanun’un 45. maddesi, avukat bürosunda yalnızca avukatlık mesleği için gerekli yardımcı elemanların çalıştırılabileceğini belirtir. 46. madde, avukatın işlerini kendi sorumluluğu altındaki stajyeri veya sekreteri eliyle takip ettirebileceğini düzenler. 50. madde, her adalet dairesinde baro için, her mahkeme salonunda ve icra dairesinde ise avukatlar için ihtiyaca yetecek nitelikte yer ayrılmasını zorunlu tutar. 51. madde ise avukatların baroda yazılı bürolarından başka yerlerde, mahkeme salonunda veya adalet binasının başka bir yerinde iş sahipleriyle hukuki danışmada bulunmasını ve iş kabul etmesini yasaklar.</p>

<p>Bu düzenlemeler birlikte okunduğunda, avukat bürosunun rastgele bir ticari işyeri değil; mesleki sır, güven, danışma, dosya disiplini ve savunma sorumluluğunun kurulduğu özel bir hukuk mekânı olduğu görülür. Kanun’un 52. maddesinde avukatın üzerine aldığı her iş veya yazılı mütalaa için düzenli dosya tutmakla yükümlü olması, 55. maddesinde reklam yasağı, 56. maddesinde vekâletname örneği ve yetki belgesi, 58. maddesinde ise avukat yazıhaneleri ve konutlarının ancak mahkeme kararı, Cumhuriyet savcısı denetimi ve baro temsilcisinin katılımıyla aranabileceğinin düzenlenmesi, büronun mesleki dokunulmazlık ve sorumluluk alanı olduğunu gösterir.</p>

<p>Bu nedenle avukat bürosunun plaza vitrini veya statü göstergesine dönüşmesi, Avukatlık Kanunu’nun büroya yüklediği anlamla birlikte tartışılmalıdır. Büro, kanunun kurduğu anlamda savunma mekânı olmaktan çıkıp yalnızca prestij, marka ve sınıfsal görünürlük alanına dönüşürse, avukatlığın kamusal niteliği de zayıflar. Buna karşılık büro, avukatın bilgi ve tecrübesini adalet hizmetine tahsis ettiği, müvekkil sırrını koruduğu, dosyaya hâkimiyetini kurduğu ve savunma stratejisini ürettiği yer olduğu sürece, mesleğin bağımsızlık ve kamusal işlevini taşımaya devam eder.</p>

<p><strong>V. Adli Mekânsal Parçalanma ve Avukatın Güzergâh Mesleği</strong></p>

<p>Ankara’da adliye mekânı tarih boyunca dağılma ve toparlanma hareketleri yaşamıştır. Önce Anafartalar, sonra Ulus çevresindeki hanlar ve çarşılar, daha sonra Sıhhiye merkez adliyesi, ardından Dışkapı, Balgat, Söğütözü, Kızılay ve diğer ek hizmet binaları…</p>

<p>Hatipoğlu Aydın’ın çalışmasında da Ankara adliyelerinin tarihsel olarak dağınık bir görünüm sergilediği; Sıhhiye’deki Ankara Adalet Sarayı’nın bir toparlanma sağladığı, ancak yıllar içinde yeni mahkemelerin açılması ve ihtiyaçların artmasıyla adli birimlerin yeniden farklı binalara dağıldığı anlatılmaktadır.</p>

<p>Bu olguyu şu kavramla açıklayabiliriz: <strong>adli mekânsal parçalanma</strong>. Adli mekânsal parçalanma, yargı hizmetinin tek bir merkezde toplanmak yerine farklı binalara, semtlere ve işlevsel bölgelere ayrılmasıdır. Bu parçalanma vatandaşın adalete erişimini zorlaştırdığı gibi, avukatın gündelik çalışma ritmini de değiştirir. Eskiden “adliyeye gitmek” tekil bir eylemdi. Bugün ise avukatın sorması gereken soru şudur: Hangi adliye? Hangi ek bina? Hangi mahkeme? Hangi saat? Hangi trafik? Hangi otopark? Hangi güzergâh? Bu nedenle modern Ankara avukatı yalnızca dosyalar arasında değil, güzergâhlar arasında da çalışır. <strong>Avukat artık dosya kadar şehir de takip eder.</strong></p>

<p><strong>VI. Adli Zaman Parçalanması: Bekleme, Sarkma ve Yetişememe</strong></p>

<p>Avukatın kentsel dönüşümü yalnızca büro adresleri ve adliye binaları üzerinden okunamaz. Bu dönüşümün bir de <strong>zaman boyutu</strong> vardır. Adliye yalnızca mekân üreten bir kurum değildir; aynı zamanda zaman da üretir. Duruşma saati, bekleme süresi, kalem işlemi, tensip, ara karar, müzekkere, dosya inceleme, tevzi, duruşma listesi ve UYAP bildirimi avukatın mesleki zamanını belirleyen unsurlardır. Bu nedenle avukatın adliye deneyimi, mekân ile zamanın iç içe geçtiği bir deneyimdir. Bir duruşmanın 09.30’a yazılması, onun gerçekten 09.30’da başlayacağı anlamına gelmez. Aynı saate çok sayıda duruşma verilmesi, hâkimin başka dosyada uzayan tahkikatı, tanığın gelmemesi, SEGBİS bağlantısının kurulamaması, savcının mütalaa hazırlamaması, bilirkişi raporunun beklenmesi veya dosyanın fiziken bulunamaması gibi nedenlerle avukatın zamanı askıya alınır.</p>

<p>Bu askıya alınmış zaman, avukatlık emeğinin görünmeyen kısmıdır. Duruşmanın belirlenen saatte alınmaması, yalnızca küçük bir gecikme meselesi değildir. Avukatın aynı gün başka mahkemede, başka binada veya başka adliyede duruşması olabilir. Sıhhiye’de bekleyen bir duruşma, Dışkapı’daki başka bir duruşmayı; Balgat’taki gecikme, Söğütözü’ndeki icra işini; aynı adliye içindeki bir mahkemenin sarkması, başka kattaki duruşmayı etkileyebilir. Böylece avukatın mesleki günü, rasyonel biçimde planlanabilir bir takvim olmaktan çıkar; sürekli revize edilen, bekleme ve yetişme telaşı arasında parçalanan bir zaman rejimine dönüşür.</p>

<p>Bu olgu <strong>adli zaman parçalanması</strong> olarak adlandırılabilir. Adli zaman parçalanması, duruşma saatlerinin öngörülebilir işlememesi, aynı saate çok sayıda dosya konulması, adliye içindeki birimlerin sürekli yer değiştirmesi ve mahkeme pratiklerinin standartlaşmaması nedeniyle avukatın mesleki zamanının dağılmasıdır.</p>

<p>Bu parçalanma, mekânsal parçalanmayla birleştiğinde daha ağır bir sorun doğurur. Avukat yalnızca farklı binalar arasında değil, aynı bina içinde bile sürekli değişen salonlar, kalemler, mahkeme odaları, geçici duruşma yerleri, tadilatlar, taşınmalar ve kat değişiklikleri arasında hareket etmek zorunda kalır. Aynı adliye içinde dahi mahkemenin hangi katta olduğu, duruşmanın hangi salonda yapılacağı, kalemin nereye taşındığı, dosyanın hangi birimde bulunduğu zaman zaman belirsizleşebilir.</p>

<p>Bu belirsizlik, avukatın yalnızca fiziksel hareketini değil, savunma hazırlığını da etkiler. Çünkü savunma yalnızca dosyaya çalışmak değildir; doğru zamanda doğru yerde hazır olmayı da gerektirir. Duruşmanın geç başlaması, avukatın dikkatini, enerjisini, söz ritmini ve müvekkille kurduğu ilişkiyi etkiler. Müvekkil bekledikçe gerilir; avukat başka duruşmaya yetişememe baskısı yaşar; mahkeme ise çoğu zaman bu zaman kaybını mesleki emek olarak görmez.</p>

<p><strong>Adliye, avukatın yalnızca mekânını değil, zamanını da yönetir; fakat bu yönetim çoğu zaman avukatın emeğini görünmez kılar.</strong> Bu sorun özellikle genç ve işçi avukatlar bakımından daha ağırdır. Yetki belgesiyle birden fazla duruşmaya gönderilen genç avukat, dosyaya hâkim olmamanın yanında, adli zamanın belirsizliği içinde de sıkışır. Bir duruşmanın sarkması, onun başka dosyada “hazır bulunamaması”na, ofiste eleştirilmesine veya müvekkil nezdinde sorumlu görünmesine yol açabilir. Oysa sorun çoğu zaman genç avukatın kişisel yetersizliği değil, adli zaman organizasyonunun yapısal düzensizliğidir.</p>

<p>Plaza düzeni avukatın emeğini dosya, performans ve sonuç üzerinden ölçerken; adliye düzeni aynı avukatın zamanını bekleme, gecikme ve belirsizlik içinde tüketir. Bu ikili baskı, modern avukatın mesleki halet-i ruhiyesini de belirler: yetişme telaşı, gecikme kaygısı, salonda beklerken başka dosyaya bölünme ve müvekkilin sabırsızlığı arasında savunma enerjisi aşınır. Bu nedenle Ankara’da avukatın kentsel dönüşümü, yalnızca Ulus’tan Sıhhiye’ye, Sıhhiye’den plazalara uzanan bir mekân hikâyesi değil; bekleme, yetişme, sarkma ve sürekli yeniden konumlanma arasında parçalanan bir mesleki zaman hikâyesidir.</p>

<p><strong>VII. Balgat Örneği: Eğreti Adliye, Eğreti Mekân, Eğreti Adalet Algısı</strong></p>

<p>Balgat Ek Hizmet Binası, Ankara’da adli mekânın dönüşümünü anlamak bakımından özel bir örnektir. Çünkü bu bina, adliye olarak tasarlanmamış, sonradan adliye işlevi yüklenmiş bir yapıdır.</p>

<p>Hatipoğlu Aydın’ın çalışmasında Balgat Ek Hizmet Binası’nın adliye olarak tasarlanmamış olmasına rağmen hukuk işlerine ve adalet anlayışına dair mesajlar taşıdığı belirtilir; binanın adliye yapılması süreci ve mevcut kullanımı Türkiye’de hukuk uygulamasının yansıması olarak okunur. Aynı çalışmada Balgat örneği “kiracı devlet” tartışmasıyla ilişkilendirilir. Adliye olarak tasarlanmamış binaların uzun sürelerle kiralanması, kamu hizmetine egemen olması gereken süreklilik ve düzenlilik ilkeleriyle bağdaşmayan, kamu hizmetini mekân itibarıyla özel sektör koşullarına mahkûm eden bir yönelim olarak eleştirilir.</p>

<p>Bu tespit bizim konumuz açısından şunu gösterir: <strong>Adliye eğreti olunca, avukatın meslek mekânı da eğretileşir.</strong> Çünkü avukat bürosu, adliye çevresiyle birlikte anlam kazanır. Mahkemeler yer değiştirdiğinde avukatın büro konumu da değer değiştirir. Bir dönem stratejik olan adres, mahkemelerin taşınmasıyla işlevini kaybedebilir. Yeni adli odakların çevresinde yeni büro ekonomileri ve yeni statü alanları oluşur.</p>

<p><strong>VIII. Plaza Avukatı: Yeni Bir Meslek Figürü</strong></p>

<p>Son yirmi yılda Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu üzerindeki plazalar avukatlar için cazip hale gelmiştir. Bu süreçte “plaza avukatı” terimi doğmuştur. Plaza avukatı yalnızca plazada çalışan avukat değildir. Plaza avukatı; cam cephe, toplantı odası, sekreterya, kurumsal kimlik, otopark, kartlı giriş, internet sitesi, logo, sosyal medya görünürlüğü ve profesyonel marka diliyle çalışan yeni avukat tipidir.</p>

<p>Burada avukatlık, klasik anlamda adliyeye yakın meslek olmaktan çıkar; müvekkile, sermayeye, şirketlere ve temsil ekonomisine yakın meslek haline gelir. Eski ölçüt şuydu: <strong>Adliyeye ne kadar yakınsın?</strong> Yeni ölçüt şuna dönüşmüştür: <strong>Müvekkile nasıl görünüyorsun?</strong> Bu dönüşüm bütünüyle olumsuz değildir. Plaza düzeni bazı alanlarda kurumsallaşma, uzmanlaşma, ekip çalışması, teknolojik altyapı, arşiv düzeni, toplantı imkânı ve profesyonel hizmet standardı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak tehlike, bu araçların mesleki liyakatin yerine geçmesidir. Ofisin adresi, arabanın markası, ikamet edilen semt, toplantı odasının dekorasyonu, sosyal medya vitrini ve plazanın adı, avukatın gerçek mesleki niteliğini gölgelemeye başladığında sorun doğar. <strong>Plaza düzeninin en tehlikeli yanı, kötü avukatı iyi gösterme ihtimali değil; iyi avukatlığı görünür statü sembollerine muhtaç hale getirmesidir.</strong></p>

<p><strong>IX. Statü Sembolleri ve Liyakatin Gölgelemesi</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği tarihsel olarak bilgi, güven, temsil, sadakat ve bağımsızlık üzerine kuruludur. Avukatın değeri, öncelikle dosyaya hâkimiyeti, hukuki sezgisi, muhakeme gücü, etik duruşu ve savunma yeteneğiyle ölçülmelidir.</p>

<p>Fakat günümüzde bazı alanlarda avukatın mesleki değeri, giderek statü sembolleri üzerinden algılanmaya başlamıştır. Araba markası, büronun konumu, ikametgâh, ofisin dekorasyonu, plazanın adı, toplantı odasının genişliği, sosyal medya görünürlüğü ve dijital vitrin, mesleki liyakatin önüne geçebilmektedir.</p>

<p>Bu, avukatlık bakımından tehlikeli bir yer değiştirmedir. <strong>Liyakat geri çekilir, statü göstergesi öne çıkar.</strong> Koytak’ın çalışmasında avukatlığın dönüşümü, 2000’li yıllara kadar gelir, statü ve otorite bakımından imtiyazlı toplumsal konuma sahip bir mesleğin güncel dönemde demografik gençleşme, büyüme ve toplumsal hareketlilik vaadindeki aşınmayla karşı karşıya kalması üzerinden açıklanır. Tezde “büro sermayesi” ve “meslek çözülmesi” kavramları, avukatlık alanındaki yeni eşitsizlikleri anlamak bakımından merkezi hale getirilir.</p>

<p>Koytak’a göre büro sermayesi; avukatlık bürosunda istihdam edilen avukat ve personel işgücünün niceliği ve niteliğini, büronun belirli hukuk alanlarındaki tecrübe ve tanınırlığını, hizmet sunduğu müvekkil çevrelerinin yoğunluğunu ve sürekliliğini kapsar. Bu kavram, plaza adresi, büyük büro organizasyonu ve kurumsal müvekkil ağı gibi unsurların neden yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sınıfsal bir avantaj ürettiğini açıklar.</p>

<p>Oysa avukatlıkta asıl soru şudur:</p>

<p>Bu avukat hangi arabaya biniyor değil; dosyayı nasıl okuyor?<br />
Bürosu hangi plazada değil; müvekkilin hakkını nasıl savunuyor?<br />
Hangi semtte oturuyor değil; mahkeme karşısında nasıl duruyor?<br />
Toplantı odası ne kadar gösterişli değil; hukuki muhakemesi ne kadar sağlam?</p>

<p>Araba markasının, büro adresinin ve ikametgâhın mesleki liyakatin önüne geçtiği yerde, avukatlık savunma mesleği olmaktan çıkar; sınıfsal bir vitrin performansına dönüşür.</p>

<p><strong>X. Üstat Avukattan Teknisyen Avukata</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık mekânının dönüşümü, aynı zamanda avukatlık bilgisinin dönüşümüdür. Ulus’un han odaları ve Sıhhiye-Kızılay’ın apartman büroları, tüm eksiklerine rağmen, üstatlık kültürünü besleyen mekânlardı. Genç avukat, kıdemli meslektaşı görerek, dinleyerek, duruşma bekleyerek, avukat odasında sohbet ederek, kalemde işlem takip ederek mesleği öğrenirdi. Bu öğrenme biçimi yalnızca teorik değildi. Bu, bir mesleki görgüydü.</p>

<p>Üstat avukat, dosyayı yalnızca hukuki metin olarak değil, insan, zaman, mahkeme, delil, usul, psikoloji ve anlatı bütünü olarak okur. Üstat, dilekçeyi yazar ama aynı zamanda duruşmanın ritmini de tartar. Müvekkili dinler ama müvekkilin duygusal dalgalanmasını da yönetir. Hâkime hitap eder ama salonun atmosferini de sezer. Teknisyen avukat ise çoğu zaman büyük hukuk organizasyonunun içinde belirli bir parçayı işleyen kişiye dönüşür. İçtihat tarar, rapor hazırlar, süre takip eder, dilekçenin bir bölümünü yazar, tablo doldurur, standart metin üretir, dijital dosya yönetir. Bu işler elbette gereklidir. Ancak avukatlık yalnızca bu işlere indirgenirse, savunmanın ruhu daralır.</p>

<p>Koytak’ın tespitleri, yeni kuşak avukatların mesleki kimlik ve yönelimlerinin büro sermayesi ekseninde farklılaşan bir mesleki topografya içinde şekillendiğini gösterir. Bağımsız çalışmanın zorlaşması, bağlı çalışmanın handikapları ve büro sermayesi farkları, yeni avukatların mesleğin toplumsal hareketlilik vaatlerine erişimini uzatmakta ve zorlaştırmaktadır.</p>

<p>Burada ayrım şudur: <strong>Üstat avukat, dosyanın kaderini okur; teknisyen avukat, dosyanın işlemini yürütür.</strong> <strong>Üstatlık, avukatlığın mesleki hafızasıdır; teknisyenlik, avukatlığın parçalanmış işlevselliğidir.</strong></p>

<p><strong>XI. “Üstat” Hitabının Aşınması: Kuşak, Hiyerarşi ve Meslek Kültürü</strong></p>

<p>Klasik avukatlık kültüründe “üstat” hitabı, yalnızca yaşça veya kıdemce büyük avukata yöneltilen bir saygı sözü değildi. Bu hitap, avukatlık mesleğinin usta-çırak ilişkisiyle, adliye görgüsüyle, yazılı olmayan meslek bilgisiyle ve kıdem aktarımıyla olan bağını ifade ederdi. Üstat, yalnızca çok dosya görmüş kişi değil; mesleğin usulünü, adliye adabını, sözün ölçüsünü, müvekkille mesafeyi ve duruşma ritmini bilen kişiydi. Bu anlamda üstatlık, mesleki hafızanın şahıslaşmış biçimiydi.</p>

<p>Fakat yeni kuşak avukatların önemli bir kısmı “üstat” hitabından rahatsız olmaktadır. Bu rahatsızlık, ilk bakışta mesleki nezaket dilindeki bir değişim gibi görünse de, aslında daha derin bir sosyolojik dönüşüme işaret eder. Yeni kuşak için “üstat” kelimesi bazen mesleki rehberliği değil, hiyerarşik baskıyı, patron avukat tahakkümünü, düşük ücretli çalışmayı, görünmeyen emeği ve itaat beklentisini çağrıştırmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “üstat” kavramı ikiye ayrılmalıdır: <strong>Mesleki üstat</strong>, bilgi, tecrübe, etik duruş ve mesleki rehberlik sahibidir. <strong>Patron üstat</strong> ise kıdemi, büro sahipliğini veya ekonomik gücü, genç avukat üzerinde hiyerarşik baskıya dönüştüren figürdür.</p>

<p>Yeni kuşak avukatın itirazı çoğu zaman birinci anlamdaki üstatlığa değil; ikinci anlamdaki patronlaşmış üstatlığa yöneliktir. Genç avukat, kendisinden “üstat” demesini isteyen fakat ona meslek öğretmeyen, dosya sorumluluğu vermeyen, emeğini görünmezleştiren, düşük ücretle çalıştıran, duruşmaya yetki belgesiyle gönderip dosyanın stratejisine dahil etmeyen kıdemli avukat figürüne karşı mesafe almaktadır.</p>

<p>Bu noktada mesele hitabın kendisi değil, hitabın arkasındaki ilişkinin niteliğidir. Eğer üstatlık; öğretmek, korumak, meslek ahlakını aktarmak, genç avukatın gelişimini desteklemek ve onu bağımsız meslek kişiliğine hazırlamak anlamına geliyorsa, bu kültür korunmalıdır. Ancak üstatlık; emir vermek, susmasını beklemek, emeğini değersizleştirmek, mesleki hiyerarşiyi kişisel iktidara çevirmek anlamına geliyorsa, yeni kuşağın bu hitaptan rahatsız olması haklı ve anlaşılırdır.</p>

<p><strong>Yeni kuşak avukatın “üstat” hitabından rahatsızlığı, saygının reddi değil; saygı dili altında gizlenen hiyerarşik emek ilişkisinin sorgulanmasıdır.</strong> Bu nedenle avukatlık mesleğinin ihtiyacı, “üstat” kelimesinin mekanik tekrarından çok, üstatlığın etik ve pedagojik içeriğinin yeniden inşasıdır. Genç avukatın saygı göstermesi kadar, kıdemli avukatın da saygıyı hak eden bir mesleki rehberlik üretmesi gerekir.</p>

<p><strong>XII. Hukuk Teknolojisi ve Teknisyenleşmenin Yeni Biçimi</strong></p>

<p>Hukuk teknolojilerinin yükselişi, avukatlıkta teknisyenleşme tartışmasını daha da görünür kılmaktadır. Buket Abanoz Öztürk’ün Lexpera Blog’da yayımlanan yazısı, hukuk teknolojilerini tanıtırken Türkiye’de hukuki bilgiye erişim ve dijitalleşen hukuk konusunu tartışmaya açar; dijitalleşmenin hukukta önemli bir reform etkisi doğurduğunu belirtir.</p>

<p>Hukuk teknolojisi avukatlığı bitirmez; fakat avukatlığın teknik, standartlaştırılabilir ve tekrar edilebilir yanlarını dönüştürür. Belge üretimi, mevzuat ve içtihat tarama, sözleşme şablonları, raporlama, dava sonucu tahmini ve dijital dosya yönetimi gibi alanlarda yazılımlar giderek daha fazla rol üstlenmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durum avukatın değerini azaltmaz; fakat avukatın değerinin nerede aranması gerektiğini değiştirir. Avukatın asıl değeri matbu metin üretiminde değil; muhakeme, etik değerlendirme, strateji kurma, müvekkil psikolojisini yönetme, duruşma dramaturjisini okuyabilme ve kriz anında savunmanın yönünü değiştirebilme becerisinde aranmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle hukuk teknolojisi iki farklı sonuç doğurabilir. Ya avukatı daha yüksek bir stratejik role zorlar ya da onu yazılım destekli bir işlem teknisyenine indirger. <strong>Teknoloji, üstadın elinde imkân; teknisyenin elinde hızlandırılmış işlem bandıdır.</strong></p>

<p><strong>XIII. Proterleşme: Plaza Düzeninin Görünmeyen Hukuk Emeği</strong></p>

<p>Plaza avukatlığının parlak yüzünün arkasında bir başka gerçeklik daha vardır: işçi avukatlık ve avukatlıkta proterleşme.</p>

<p><strong>Proterleşme</strong>, avukatın bağımsız meslek öznesi olmaktan çıkarak büyük hukuk ofislerinin, patron avukatların, kurumsal müvekkil ağlarının ve performans odaklı iş düzeninin içinde bağımlı, görünmez ve ikincil hukuk emeğine dönüşmesidir.</p>

<p>Bu kavram yalnızca avukatın gelir düzeyinin düşmesini anlatmaz. Daha derin bir dönüşüme işaret eder. Avukat, kendi adıyla, kendi tabelasıyla, kendi müvekkiliyle ve kendi mesleki kişiliğiyle var olmak yerine; başkasının markası altında, başkasının müvekkil ağı için, başkasının ekonomik organizasyonu içinde çalışır hale gelir.</p>

<p>Şafak Aki’nin işçi avukatlık üzerine yazısı da avukatlığın neoliberal çağda aldığı yeni biçimi “işçi avukatlık” kavramı üzerinden tartışır. Yazının üç bölüm halinde 2023 yılında Hukuk Politik’te yayımlandığı, tam metninin Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından yeniden paylaşıldığı belirtilmektedir.</p>

<p>Güneş Gürseler’in “Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği” yazısı ise Kasım Akbaş’ın <i>Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği: Avukatların Sınıfsal Konumlarındaki Değişim: İstanbul Örneği</i> adlı kitabından hareketle, avukatların sınıfsal konumlarındaki değişimi tartışır. Yazı, Akbaş’ın kitabının sonuç bölümünden aktarılan değerlendirmelere dayanmaktadır.</p>

<p>Koytak’ın doktora tezi de aynı dönüşümü “meslek çözülmesi” kavramı etrafında açıklar. Teze göre avukatlıkta meslek çözülmesi, demografik büyüme, bağlı çalışmanın artması, mesleğin geçirgen yapıları ve büro sermayesi farklarının meslek içi tabakalaşmayı tetiklemesiyle oluşur. Bağımsız çalışmak özellikle büyükşehirlerde zorlaşmakta; bağlı çalışmanın artması ise özlük haklarını, mesleki özerkliği ve beceri gelişimini aşındırmaktadır.</p>

<p>Plaza düzeninde iki figür belirginleşir:</p>

<p>Bir yanda patron/marka avukat;<br />
diğer yanda işçi avukat.</p>

<p>İşçi avukat dosyayı hazırlar, araştırmayı yapar, duruşmaya girer, dilekçeyi yazar, müvekkille ilk teması kurar; fakat mesleki itibar, ekonomik kazanç ve sembolik sermaye çoğu zaman ofisin markasında veya patron avukatın adında toplanır. <strong>Plaza, avukatlığa statü görüntüsü kazandırırken, aynı anda avukat emeğini proterleştiren yeni bir mesleki fabrika düzeni de kurabilir.</strong></p>

<p><strong>XIV. Yetki Belgesi Avukatlığı: Savunmanın Temsile İndirgenmesi</strong></p>

<p>Plaza düzeninin, büyük hukuk ofisi modelinin ve iş bölümü esaslı avukatlık pratiğinin en dikkat çekici sonuçlarından biri, duruşmaların giderek daha fazla yetki belgesiyle gönderilen genç avukatlar tarafından takip edilmesidir. Elbette yetki belgesi, avukatlık pratiğinin meşru ve gerekli araçlarından biridir. Avukatlık Kanunu’nun 56. maddesi, avukatların veya avukatlık ortaklığının başkasını tevkil etme yetkisini haiz oldukları vekâletnameler kapsamında başka bir avukata veya avukatlık ortaklığına vekâletname yerine geçen yetki belgesi verebileceğini ve bu belgenin vekâletname hükmünde olduğunu düzenler.</p>

<p>Dolayısıyla sorun yetki belgesinin kendisi değildir. Sorun, yetki belgesinin istisnai, dayanışmacı ve mesleki kolaylaştırıcı niteliğini kaybedip büyük hukuk organizasyonlarının rutin iş görme tekniğine dönüşmesidir.</p>

<p>Dosyanın bütününe hâkim olmayan, müvekkili tanımayan, önceki duruşma atmosferini bilmeyen, hâkimin tutumunu gözlemlememiş, savunma stratejisinin arka planını içselleştirmemiş genç avukatların yalnızca “duruşmaya girip çıkmak” üzere gönderilmesi, savunmanın niteliğini zayıflatır. Bu durumda duruşma, savunmanın canlı icra alanı olmaktan çıkar; usulî yoklama ve zabıt alma işlemine yaklaşır. Oysa duruşma yalnızca “hazır bulunduk” denilecek bir yer değildir. Duruşma; dosyanın akışının değişebileceği, delilin tartışılabileceği, hâkimin kanaatinin test edilebileceği, müvekkilin psikolojisinin yönetileceği, tutanağın kilitlenebileceği, gerektiğinde mikro müdahale yapılabileceği canlı bir savunma sahnesidir.</p>

<p>Özellikle ceza yargılamasında bu sorun daha ağır sonuçlar doğurur. Ceza duruşması yalnızca tarih almak, mazeret sunmak veya beyanda bulunmak için girilen teknik bir oturum değildir. Sanığın özgürlüğü, delilin değeri, tanık anlatısının kırılganlığı, mahkemenin prematüre kanaati ve savunmanın ritmi duruşma içinde şekillenir.</p>

<p><strong>Yetki belgesiyle duruşmaya giren avukat, dosyaya hâkim değilse savunma temsil edilmiş görünür; fakat savunma fiilen eksilir.</strong> Burada genç avukatın kişisel kusurundan çok, mesleki organizasyonun yapısal sorunu vardır. Genç avukat çoğu zaman dosyayı öğrenmeye, stratejiyi kavramaya, müvekkille tanışmaya, savunma çizgisini anlamaya yeterli zaman ve imkân bulamaz. Büyük ofis düzeninde duruşma, kimi zaman “takip edilecek iş”e indirgenir. Genç avukat da dosyanın öznesi değil, o dosyanın geçici taşıyıcısı haline gelir.</p>

<p>Bu pratik, teknisyenleşmenin en somut biçimlerinden biridir. Genç avukat, dosyanın stratejik aklını kuran meslek öznesi değil; duruşmaya gönderilen teknik temsilci konumuna itilir. <strong>Duruşmada avukat vardır; fakat savunma eksiktir.</strong></p>

<p><strong>XV. Avukat Odasından Plaza Katına: Mesleki Hafızanın Kaybı</strong></p>

<p>Eski adliye çevresi avukatlığının en önemli özelliklerinden biri, mesleki hafızanın ortak mekânlarda üretilmesiydi. Avukat odası, koridor, kalem önü, duruşma bekleme alanı ve adliye çevresindeki kahvehaneler, lokantalar, kırtasiyeler bu hafızanın parçalarıydı.Bugünün plaza düzeninde ise avukat daha steril, daha kurumsal, daha izole ve daha hiyerarşik bir mekân içinde çalışır. Genç avukat, adliye koridorunda üstatla karşılaşmak yerine, çoğu zaman bilgisayar ekranı, görev listesi, iç yazışma ve teslim tarihiyle karşı karşıyadır.</p>

<p>Bu dönüşüm, mesleki bilginin aktarım biçimini zayıflatır. Avukatlık yalnızca kitaplardan öğrenilen bir meslek değildir. Avukatlık; görerek, duyarak, bekleyerek, yanılarak, düzeltilerek ve üstatlardan mesleki tavır devralarak öğrenilir. Avukat odasının kaybı, yalnızca fiziksel bir odanın kaybı değildir. Bu, mesleki sohbetin, deneyim aktarımının, ortak hafızanın ve meslek içi dayanışmanın zayıflamasıdır. <strong>Avukatlık, ortak koridor bilgisinden bireysel marka yönetimine doğru kaymaktadır.</strong></p>

<p><strong>XVI. HKS Açısından Mekân ve Zaman Okuma: Savunmanın Şehirsel ve Dramaturjik Boyutu</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu tartışma ayrıca önemlidir. Çünkü savunma yalnızca kanun maddeleriyle, dilekçelerle ve duruşma sözleriyle kurulmaz. Savunma aynı zamanda mekânı ve zamanı okuma sanatıdır.</p>

<p>Avukat hangi binada konuştuğunu, hangi salonun nasıl bir iktidar dili ürettiğini, hâkim-savcı-avukat yerleşiminin nasıl bir dramaturji kurduğunu, bekleme alanının müvekkil psikolojisini nasıl etkilediğini, kalem pratiğinin dosyanın ritmini nasıl belirlediğini sezmek zorundadır.</p>

<p>Adliye binasının mimarisi, koridorların darlığı, avukat odasının yokluğu, duruşma salonundaki yerleşim, kürsünün yüksekliği, savcının konumu, izleyicinin baskısı, mübaşirin çağrısı, zabıt kâtibinin tutanak tercihi; bütün bunlar savunmanın görünmeyen sahnesini oluşturur.</p>

<p>Fakat HKS açısından yalnızca mekân değil, zaman da okunmalıdır. Duruşmanın geç başlaması, salonun değişmesi, kalemin taşınması, dosyanın bulunamaması, aynı saate yığılan duruşmalar, avukatın söz alma anını, müdahale ritmini ve tutanak stratejisini etkiler. Savunma, yalnızca doğru yerde bulunmak değil, doğru zamanda doğru müdahaleyi yapabilmektir.Bu nedenle HKS açısından avukat yalnızca dosyayı değil; mekânı, zamanı, salondaki güç ilişkilerini ve duruşmanın ritmini de okur.</p>

<p><strong>Savunma, kanun kadar mekânı; mekân kadar zamanı da okumaktır.</strong>Ankara’da adli mekânın ve adli zamanın parçalanması, avukatın HKS becerisini daha da önemli hale getirir. Çünkü her adliye binasının ayrı bir ritmi, ayrı bir atmosferi, ayrı bir bürokratik işleyişi ve ayrı bir dramaturjisi vardır. Sıhhiye’deki ceza pratiği ile Balgat’taki iş/ticaret pratiği, Dışkapı’daki hukuk mahkemesi pratiği ile Söğütözü’ndeki icra/idari yargı hattı aynı değildir. Avukat, savunma stratejisini yalnızca dosyaya göre değil, mekâna ve zamana göre de ayarlamalıdır.</p>

<p><strong>XVII. Altılı Dönüşüm: Statüleşme, Teknisyenleşme, Dijitalleşme, Proterleşme, Üstatlık Kültürünün Aşınması ve Adli Zaman Parçalanması</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlığın kentsel dönüşümünü altı temel kavramla özetlemek mümkündür:</p>

<p><strong>Statüleşme</strong>, avukatın mesleki değerinin giderek liyakat yerine statü sembolleriyle ölçülmeye başlanmasıdır. Araba markası, büro adresi, ikametgâh, plaza adı ve sosyal medya görünürlüğü, mesleki niteliğin önüne geçebilir.</p>

<p><strong>Teknisyenleşme</strong>, avukatın dosyanın bütününü kuran üstat olmaktan çıkarak, büyük hukuk organizasyonu içinde parçalı teknik görevler üstlenen kişiye dönüşmesidir. Yetki belgesiyle dosyaya hâkim olmadan duruşmaya gönderilen genç avukat figürü, bu teknisyenleşmenin en somut göstergelerinden biridir.</p>

<p><strong>Dijitalleşme</strong>, hukuk teknolojilerinin avukatlığın teknik ve standartlaştırılabilir işlerini dönüştürmesidir. Dijitalleşme, avukatı daha stratejik bir role yükseltebileceği gibi, onu yazılım destekli işlem teknisyenine de dönüştürebilir.</p>

<p><strong>Proterleşme</strong>, avukatın bağımsız meslek öznesi olmaktan çıkarak ücretli, bağımlı, görünmez ve ikincil hukuk emeğine dönüşmesidir.</p>

<p><strong>Üstatlık kültürünün aşınması</strong>, mesleki rehberlik, kıdem aktarımı ve adliye görgüsünün yerini kimi zaman hiyerarşik patronluk, dosya parçalanması ve genç avukat emeğinin görünmezleşmesinin almasıdır.</p>

<p><strong>Adli zaman parçalanması</strong>, duruşma saatlerinin öngörülebilir işlememesi, aynı saate yığılan dosyalar, bekleme ve yetişememe baskısı nedeniyle avukatın mesleki zamanının parçalanmasıdır.</p>

<p>Bu altı kavram birbirini besler. Statüleşme görünüşü öne çıkarır. Teknisyenleşme mesleki bütünlüğü parçalar. Dijitalleşme teknik işleri standartlaştırır. Proterleşme avukatın bağımsızlığını zayıflatır. Üstatlık kültürünün aşınması mesleğin kuşaklar arası hafızasını kırar. Adli zaman parçalanması ise savunmanın ritmini ve avukat emeğinin görünmeyen kısmını tüketir.</p>

<p>Sonuçta ortaya şu risk çıkar: <strong>Avukatlık, üstatlık mesleği olmaktan uzaklaşıp statü vitrini içinde teknisyenleşmiş, dijital iş akışlarına bağlanmış, proterleşmiş, kuşaklar arası mesleki hafızasını zayıflatmış ve adli zamanın belirsizliği içinde enerjisi dağılmış bir hukuk emeğine dönüşebilir.</strong></p>

<p><strong>Sonuç: Ankara Haritası, Avukatlığın Sosyolojik Haritasıdır</strong></p>

<p>Ankara’da avukatlık bürolarının Ulus’tan Sıhhiye-Kızılay’a, oradan Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu plazalarına yönelmesi yalnızca bir şehirleşme hikâyesi değildir. Bu hikâye, avukatlığın meslek sosyolojisinin hikâyesidir.</p>

<p>Ulus’taki tek odalı han bürosu, sınırlı fiziksel imkâna rağmen bağımsız meslek kişiliğini, adliye çevresi dayanışmasını ve üstatlık kültürünü temsil ediyordu. Sıhhiye-Kızılay’daki evden bozma daire bürosu, adliyeye yakınlığı, merkezî konumu ve apartman tipi meslek pratiğiyle klasik Ankara avukatlığının ana formuna dönüştü. Çankaya, Konya Yolu ve Eskişehir Yolu plazaları ise avukatlığı kurumsal temsil, statü göstergeleri, marka dili, hukuk teknolojisi, iş bölümü ve yeni emek rejimi içine taşıdı.</p>

<p>Bu dönüşümün kazançları olduğu kadar kayıpları da vardır. Kurumsallaşma, uzmanlaşma ve teknolojik imkânlar önemlidir. Ancak avukatlık yalnızca modern ofis, dijital altyapı ve kurumsal görünürlükten ibaret değildir. Avukatlık, esasen bağımsızlık, liyakat, etik duruş, savunma cesareti, mesleki hafıza ve gerçek anlamda üstatlık kültürü üzerine kurulu bir meslektir.</p>

<p>Avukatlık Kanunu da büroyu basit bir ticari adres olarak değil; zorunlu, kayıtlı, denetlenen ve korunan meslek mekânı olarak kurmaktadır. Büro edinme zorunluluğu, büroda çalışabilecek kişilere ilişkin sınırlamalar, büro dışında danışma yasağı, dosya tutma yükümlülüğü, reklam yasağı, yetki belgesi rejimi ve avukat yazıhanesinin arama güvencesi birlikte değerlendirildiğinde; avukat bürosunun savunma hakkı, mesleki sır ve bağımsızlık bakımından özel bir hukuk alanı olduğu görülür.</p>

<p>Yetki belgesiyle dosyaya hâkim olmayan genç avukatların duruşmalara gönderilmesi, bu dönüşümün niteliksel riskini açıkça gösterir. Duruşmada bir avukatın bulunması, her zaman savunmanın gerçekten icra edildiği anlamına gelmez. Savunma yalnızca fiziksel temsil değil; dosyaya hâkimiyet, stratejik akıl, usul sezgisi, tutanak duyarlılığı ve duruşma ritmini okuyabilme becerisidir.</p>

<p>Yeni kuşak avukatların “üstat” hitabına mesafe alması da bu dönüşümün dilsel ve kültürel belirtisidir. Bu mesafe, saygının reddi olarak değil; saygı dili altında gizlenen hiyerarşik emek ilişkilerinin sorgulanması olarak okunmalıdır. Avukatlık mesleği, üstatlık kelimesinin mekanik tekrarına değil, üstatlığın etik ve pedagojik içeriğinin yeniden inşasına ihtiyaç duymaktadır.</p>

<p>Duruşmaların belirlenen saatte alınmaması, aynı saate çok sayıda dosya yığılması, aynı adliye içinde bile salonların, kalemlerin ve birimlerin sürekli değişmesi ise avukatın yalnızca mekânını değil, zamanını da parçalamaktadır. Bu nedenle avukatın kentsel dönüşümü, aynı zamanda avukatın zamansal dönüşümüdür: bekleyen, yetişmeye çalışan, sarkan duruşmalar arasında bölünen ve mesleki enerjisi adli zamanın düzensizliği içinde tüketilen avukat figürü, modern yargı pratiğinin görünmeyen yüzlerinden biridir.</p>

<p>Bu nedenle Ankara’nın avukatlık haritası bize şunu söyler: <strong>Adliyeler yer değiştirdikçe yalnızca mahkemeler taşınmamış; avukatın zamanı, bedeni, bürosu, mesleki hafızası, sınıfsal konumu, kuşaklar arası dili ve savunma ritmi de taşınmıştır.</strong></p>

<p><strong>Ankara’da avukatın kentsel dönüşümü, Ulus’taki han odasından Sıhhiye-Kızılay’daki apartman dairesine, oradan plaza katlarına uzanan bir adres değişikliği değil; üstat avukatlıktan teknisyen avukatlığa, bağımsız meslek kişiliğinden proterleşmiş hukuk emeğine, mesleki liyakatten statü sembollerine, canlı savunmadan yetki belgesiyle takip edilen teknik temsile, hukuk teknolojileriyle hızlandırılmış işlem düzenine, gerçek üstatlık kültüründen patronlaşmış hiyerarşi diline ve nihayet öngörülebilir duruşma zamanından parçalanmış adli zaman rejimine doğru yaşanan derin bir mesleki dönüşümdür.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Abanoz Öztürk, Buket. “Hukuk Teknolojisinin Yükselişi: Avukatlık Mesleğinin Sonu Mu Geliyor?” <i>Lexpera Blog</i>, 2 Kasım 2020.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akbaş, Kasım. <i>Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği: Avukatların Sınıfsal Konumlarındaki Değişim: İstanbul Örneği</i>. Ankara: NotaBene Yayınları, 2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aki, Şafak. “Avukatlık Mesleğinin Neoliberal Çağda Almaya Başladığı Biçim: İşçi Avukatlık.” <i>Hukuk Politik</i>, 17 Nisan, 24 Nisan ve 30 Nisan 2023; tam metin yeniden yayım: <i>Çağdaş Hukukçular Derneği</i>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akyüz, Sevil İnci ve Ahmet Erdem Akyüz. “Zamanda Yolculuk – Ankara Adliye Binaları.” <i>Ankara Barosu Dergisi</i> 68, sy. 4 (2010): 261-263.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Goffman, Erving. <i>Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu</i>. Çev. Barış Cezar. İstanbul: Metis Yayınları, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gürseler, Güneş. “Avukatlık Mesleğinin Ekonomi Politiği.” <i>Gürseler &amp; Tufan Avukatlık Bürosu</i>, 2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Hatipoğlu Aydın, Duygu. “Mimarlık ve Hukuk İlişkisi Bağlamında Ankara Adliyesi Balgat Ek Hizmet Binası Üzerine Notlar.” <i>Ankara Barosu Dergisi</i> 78, sy. 2 (2020): 135-208. DOI: 10.30915/abd.769374.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayhan, Fahrettin. “Yargısal Mekân Politikalarının Yargı İşlevine Etkileri.” Ankara Barosu Hukuk Kurultayı, Cilt 4. Ankara: Ankara Barosu, 2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayhan, Fahrettin. “Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri.” <i>Ankara Barosu Dergisi</i> 68, sy. 3 (2010).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Koytak, Muhammet Elyesa. <i>Mesleğin Dönüşümü: Hekimler ve Avukatlar</i>. Doktora tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, 2022. Danışman: Prof. Dr. Lütfi Sunar.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Lefebvre, Henri. <i>Mekânın Üretimi</i>. Çev. Işık Ergüden. İstanbul: Sel Yayıncılık, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sennett, Richard. <i>Zanaatkâr</i>. Çev. Melih Pekdemir. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2009.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ulustan-plazaya-ankarada-avukatin-kentsel-donusumu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-147.jpg" type="image/jpeg" length="51121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çukurova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cukurova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cukurova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çukurova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği, 01 Haziran 2026 Tarihli ve 33267 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çukurova Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Çukurova Üniversitesine bağlı enstitülerde yürütülen tezli ve tezsiz yüksek lisans, doktora ile sanatta yeterlik programlarından oluşan lisansüstü eğitim-öğretime ve sınavlara ilişkin hükümleri düzenlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik takvim: Her yıl Senato tarafından belirlenen lisansüstü eğitim-öğretim döneminde bahar ve güz yarıyıllarını ve sınav dönemlerini, ders ve yeterlik sınav dönemlerini belirten takvimi,</p>

<p>b) AKTS: Avrupa kredi transfer sistemini,</p>

<p>c) AKTS kredisi: Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesinde yedinci ve sekizinci düzey için belirlenen ve program bazında öngörülen bilgi, beceri ve yetkinliklerin kazandırılmasına dayalı öğrenci iş yükünü esas alan sisteme dayalı krediyi,</p>

<p>ç) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>d) Anabilim/anasanat dalı: 3/3/1983 tarihli ve 17976 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisans Üstü Eğitim-Öğretim Enstitülerinin Teşkilât ve İşleyiş Yönetmeliğinin 5 inci maddesinde tanımlanan ve eğitim programı bulunan anabilim/anasanat dalını,</p>

<p>e) Anabilim/anasanat dalı akademik kurulu: İlgili anabilim/anasanat dalında fiilen eğitim-öğretim görevi yapan öğretim üyelerinden ve doktora/sanatta yeterlik unvanına sahip öğretim görevlilerinden oluşan kurulu,</p>

<p>f) Anabilim/anasanat dalı başkanlığı: Lisansüstü eğitim-öğretim enstitülerinin ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığını,</p>

<p>g) Anabilim/anasanat dalı kurulu: İlgili anabilim/anasanat dalı başkan ve yardımcıları ile bilim dalı başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>ğ) Danışman/tez danışmanı/birinci danışman: Enstitüde kayıtlı öğrenciye dersler, tez ve dönem projesinde rehberlik etmek üzere enstitü yönetim kurulunca atanan öğretim üyesini ve 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacıyı; tezsiz programlar için öğretim üyesini veya Senatonun belirlediği niteliklere sahip öğretim görevlisini,</p>

<p>h) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans eğitim-öğretimi sırasında araştırılan ve/veya incelenen bilimsel bir konunun bilimsel araştırma raporu biçiminde sunulmuş projesini,</p>

<p>ı) DUS: Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>i) Enstitü: Üniversiteye bağlı lisansüstü eğitim-öğretim yapan enstitüleri,</p>

<p>j) Enstitü kurulu: Enstitü müdürünün başkanlığında, müdür yardımcıları ve enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>k) Enstitü müdürü: Üniversiteye bağlı enstitülerin müdürlerini,</p>

<p>l) Enstitü yönetim kurulu: Enstitü müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve enstitü kurulu tarafından üç yıl için seçilen üç öğretim üyesinden oluşan kurulu,</p>

<p>m) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya enstitü yönetim kurulu tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>n) Fakülte: Çukurova Üniversitesinin fakültelerini,</p>

<p>o) İkinci danışman: Lisansüstü eğitim-öğretim yapan öğrencinin tez konusunun özelliği gereği; enstitü yönetim kurulunca atanan, Üniversitede veya başka bir yükseköğretim kurumunda veya Üniversite kadrosu dışından tez konusu ile ilgili en az doktora derecesine sahip kişiyi,</p>

<p>ö) İntihal: Başkalarının fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermeyi,</p>

<p>p) Kredi: Bir yarıyıllık eğitim-öğretim süresince devam eden, haftada bir saatlik teorik ders veya iki saatlik uygulama karşılığını,</p>

<p>r) Lisansüstü eğitim: Tezsiz yüksek lisans, tezli yüksek lisans, doktora, sanatta yeterlik ve ortaöğretim alan öğretmenlerinin yetiştirilmesine yönelik programlardan oluşan eğitimi,</p>

<p>s) Öğrenci: Lisansüstü eğitim-öğretim yapmak üzere enstitüye kayıtlı olan yüksek lisans, doktora veya sanatta yeterlik programı öğrencisini,</p>

<p>ş) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>t) Rektör: Çukurova Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>u) Rektörlük: Çukurova Üniversitesi Rektörlüğünü,</p>

<p>ü) Seminer: Lisansüstü eğitim-öğretim öğrencilerinin ders döneminde hazırladıkları, bilimsel bir konunun incelenip irdelenmesine dayanan, sözlü sunulup değerlendirilen ve yazılı bir metinden oluşan çalışmayı,</p>

<p>v) Senato: Çukurova Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>y) Tez: Yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik eğitiminin amacına yönelik olarak hazırlanan bilimsel çalışmayı,</p>

<p>z) Tez izleme komitesi: Doktora öğrencisinin tez önerisini değerlendirmek, tez çalışmalarına rehberlik etmek ve yönlendirmek görevini üstlenen biri tez danışmanı olmak üzere en az üç öğretim üyesinden oluşan komiteyi,</p>

<p>aa) Tez yazım kuralları: Enstitü kurulu tarafından kabul edilen, tezin ciltlenme şekli ve boyutları; kapak düzenlemesi; bölümleri; başlık ve alt başlıkların verilme şekli; yazı satır aralıkları, fontu, font büyüklüğü; grafik ve resimlerin yerleştirilme ve gösterilme şekli; kaynakların atıf yapılma kuralları gibi şekil yönünden bir tezin yazım kurallarını,</p>

<p>bb) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>cc) Uzmanlık alan dersi: Danışmanın, çalıştığı bilimsel alanda bilgi, görgü ve deneyimlerini öğrencilere aktardığı ve tez çalışmalarına yardımcı olduğu teorik dersi,</p>

<p>çç) Üniversite: Çukurova Üniversitesini,</p>

<p>dd) Yarıyıl: Resmi tatil günleri ile yarıyıl sınav günleri hariç, başlangıç ve bitiş tarihleri her akademik yıl Senato tarafından belirlenen ve final sınavları hariç en az on dört haftalık eğitim-öğretim süresini kapsayan güz ve bahar yarıyılı dönemlerindeki eğitim-öğretim sürelerini,</p>

<p>ee) YDS: Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını,</p>

<p>ff) Yeterlik sınavı: Doktora/sanatta yeterlik öğrencisinin bilimsel düşünme, bilimsel/sanatsal yöntemleri özümseme, bağımsız bir araştırmayı yürütebilme yeterliliğini değerlendirmeye yönelik sınavı,</p>

<p>gg) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ğğ) YÖKDİL: Yükseköğretim Kurumları Yabancı Dil Sınavını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlara Başvuru, Öğrenci Kabulü ve Kayıtlara İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Başvuru ve öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Yüksek lisans programına öğrenci kabulüne ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Yüksek lisans programına başvurabilmek için;</p>

<p>1) Lisans diplomasına sahip olmak veya lisans mezuniyet aşamasında olmak gerekir. Ancak, mezuniyet aşamasında başvuran öğrencilerin sınav tarihinden önce mezuniyet belgesini teslim etmeleri gerekir.</p>

<p>2) ALES'ten başvurduğu programın puan türünde en az 55 standart puan almış olmak gerekir. Ancak, Enstitüye bağlı olarak kurulmuş olan sanat ve tasarım anasanat dalına, güzel sanatlar fakültelerinin, konservatuvarın enstitülerdeki anabilim/anasanat dallarına ve tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranmaz. Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu durumda adayların ön değerlendirme ve yerleştirme puanının hesaplanması aşamalarında esas alınacak ALES puanı 75 olarak belirlenir.</p>

<p>3) ALES yerine geçebilecek, ALES taban puanına karşılık, YÖK tarafından belirlenen GMAT, GRE ve benzeri sınavlardan eşdeğer taban puanı almış olmak gerekir.</p>

<p>4) Türkçe eğitim yapılan Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitülerine bağlı programlara ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı programına başvurularda yabancı dil zorunluluğu ilgili anabilim/anasanat dallarınca belirlenir. Sağlık Bilimleri Enstitüsünün diğer programları ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitülerine başvurularda başvuru koşulu olarak yabancı dil zorunludur. Yabancı dilin başvuru koşulu olarak zorunlu olduğu anabilim/anasanat dallarında, Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen yabancı dil sınavlarının birinden anabilim dalınca belirlenmiş dilde en az 50 (Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalları için en az 55) puan olmak kaydıyla ilgili enstitü kurulu tarafından belirlenen puanı almak veya Rektörlük tarafından yaptırılacak yüksek lisans başvuru yabancı dil sınavından Senato tarafından belirlenen asgari başarı puanını almış olmak kaydıyla ilgili enstitü kurulu tarafından belirlenen puanı almak gerekir.</p>

<p>5) Yabancı dilde eğitim yapılan anabilim/anasanat dallarında, eğitimin yapıldığı yabancı dilde, enstitü kurulu tarafından daha yüksek puan belirlenmediği durumlarda Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 50 puan almış veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almış olmak gerekir.</p>

<p>6) Yabancı dil eğitimi yapılan anabilim/anasanat dallarında, eğitimin yapıldığı yabancı dilde, enstitü kurulu tarafından daha yüksek puan belirlenmediği durumlarda Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 70 puan; Alman dili eğitimi anabilim dalı için en az 60 puan almış olmak veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almış olmak gerekir.</p>

<p>7) Türkçe eğitim yapılan ve yabancı dil zorunluluğu bulunan Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitülerine bağlı anabilim/anasanat dallarında ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitülerine bağlı anabilim dallarında, Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile, belirtilen dilde ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almış olmak veya Rektörlük tarafından yaptırılacak yüksek lisans başvuru yabancı dil sınavından Senato tarafından belirlenen asgari başarı puanını almış olmak kaydıyla ilgili enstitü kurulu tarafından belirlenen puanı almak şartları aranır.</p>

<p>b) Yüksek lisans programlarına başvuran adayların değerlendirilmesinde; adayın lisans not ortalaması ve tezli programlar için yabancı dil puanı, ayrıca bir yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı esas alınır. Adayın not ortalaması 100'lük sistemde verilmemiş, sadece 4'lük sisteme göre verilmiş ise YÖK'ün belirlediği çevrim tablosuna göre 100'lük sistemdeki karşılığı alınır. Yazılı sınav, mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı 100 üzerinden değerlendirilir. Adayın giriş puanının hesaplanabilmesi için, yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına girmesi zorunludur. Bu sınavlardan birine girmeyen adayların başarı notu hesaplanmaz. Adayların mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına girebilmesi için yazılı sınavdan en az 50 olan baraj puanını alması zorunludur. Bu puanı alamayan adaylar mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına alınmazlar. Yüksek lisans giriş sınavlarının değerlendirilmesi amacıyla ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile yapılan öneri ve enstitü yönetim kurulu kararı ile üç asıl ve iki yedek veya beş asıl ve iki yedek kişiden oluşan jüri oluşturulur. Jüri, jüri üyeleri ile lisansüstü öğrenci adayı arasında birinci derece akrabalık bağı bulunmayan kişilerden oluşturulur. Birinci derece akrabalık bağının tespiti hâlinde sınavda yedek üye görev alır; gerekli hâllerde jüri yenilenir. Yüksek lisans giriş puanı her bir aday için;</p>

<p>1) ALES standart puanının ya da GMAT veya GRE'den aldığı eşdeğer puanının %50'si alınır.</p>

<p>2) Tezli yüksek lisans programlarında lisans mezuniyet not ortalamasının %20'si; başvuru koşulu olarak yabancı dilin zorunlu olmadığı anabilim/anasanat dallarında %25'i alınır.</p>

<p>3) Yazılı ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı sonucu ortalamasının %25'i alınır.</p>

<p>4) Tezli programlarda yabancı dil puanının %5'i alınır; ancak, giriş başvuru koşulu olarak yabancı dil zorunluluğunun olmadığı anabilim dallarında yabancı dil puanı dikkate alınmaz.</p>

<p>5) Tezsiz yüksek lisans programlarında lisans mezuniyet notunun %50'si, yazılı ve/veya mülakat sınavı ve/veya çalışma dosyası/başvuru dosyası inceleme sonucu ortalamasının %50'si alınarak hesaplanır. Mülakat sınavı çevrimiçi teknolojileri kullanılarak da yapılabilir.</p>

<p>c) Güzel Sanatlar Fakültesinde yürütülen yüksek lisans programlarında, yüksek lisans giriş puanı mezuniyet notunun %50'si, başvuru koşulu olarak yabancı dilin zorunlu olduğu anabilim/anasanat dallarında yabancı dil puanının %5'i ve yazılı ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavının %45'i alınır; ancak, başvuru koşulu olarak yabancı dilin zorunlu olmadığı anabilim/anasanat dallarında mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavının %50'si alınarak hesaplama yapılır. Yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı aşamalarının değerlendirmedeki ağırlıkları ilgili anasanat dalı kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p>ç) Konservatuvarda yürütülen yüksek lisans programlarında yazılı sınav uygulanmaz. Yüksek lisans giriş puanı mezuniyet notunun %30’u, başvuru koşulu olarak yabancı dilin zorunlu olduğu anabilim/anasanat dallarında yabancı dil puanının %5’i, anasanat dalı uygulama sınavının %50’si ve mülakat/çalışma dosyası inceleme sınavının %15’i alınır; ancak, başvuru koşulu olarak yabancı dilin zorunlu olmadığı anabilim/anasanat dallarında mülakat/çalışma dosyası inceleme sınavının %20’si alınarak hesaplama yapılır. Adayların mülakat/çalışma dosyası inceleme sınavına girebilmesi için anasanat dalı uygulama sınavından en az 70 olan baraj puanını alması zorunludur. Bu puanı alamayan adaylar mülakat/çalışma dosyası inceleme sınavına alınmazlar.</p>

<p>d) Yüksek lisans giriş puanı 65 veya daha fazla olan adaylar puan sırasına göre yüksek lisans programlarına kontenjan dâhilinde kabul edilir. Kesin kayıtlar ilgili enstitü tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Doktora programına öğrenci kabulüne ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Doktora programına başvurabilmek için;</p>

<p>1) Bir lisans veya tezli yüksek lisans diplomasına, hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık ve diğer fakültelerden birisinin diplomasına, fen fakültesi mezunları için lisans veya yüksek lisans derecesine veya ilgili mevzuata göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmak veya mezuniyet aşamasında olmak gerekir. Ancak, mezuniyet aşamasında başvuran öğrencilerin sınav tarihinden önce mezuniyet belgesini teslim etmeleri gerekmektedir.</p>

<p>2) Yüksek lisans derecesi ile başvuranlar için, ALES'ten başvurduğu programın puan türünde en az 55 veya YÖK tarafından belirlenen GMAT ve GRE eşdeğer taban puanını almış olmak gerekir. Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu durumda adayların ön değerlendirme ve yerleştirme puanının hesaplanması aşamalarında esas alınacak ALES puanı 75 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>3) Lisans derecesi ile başvuranlar için başvurduğu programın puan türünde ALES'ten en az 80 standart puan veya buna eşdeğer GMAT ve GRE puanını almış olmak ve 4 üzerinden en az 3,00 veya eşdeğer lisans mezuniyet not ortalamasına sahip olmak gerekir.</p>

<p>4) Türkçe eğitim yapılan anabilim dallarında, Üniversitelerarası Kurul tarafından kabul edilen, anabilim dallarınca belirlenmiş dilde yabancı dil sınavlarının birinden en az 55 puan (Spor Bilimleri Doktora programı hariç olmak üzere Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Doktora programları için en az 60 puan) almak veya ÖSYM sınav eşdeğerliklerinde yer alan eşdeğeri puan almış olmak gerekir.</p>

<p>5) Yabancı dilde eğitim yapılan anabilim dallarında, eğitimin yapıldığı yabancı dilde, enstitü kurulu tarafından daha yüksek puan belirlenmediği durumlarda Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan (Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitülerinin Anabilim Dalları için en az 60 puan) almış olmak veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almış olmak gerekir.</p>

<p>6) Yabancı dil eğitimi yapılan anabilim dallarında, eğitimin yapıldığı yabancı dilde, enstitü kurulu tarafından daha yüksek puan belirlenmediği durumlarda Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 80 puan; Alman dili eğitimi anabilim dalı için en az 70 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almış olmak gerekir.</p>

<p>b) YDS veya YÖKDİL dışındaki Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen yabancı dil sınavlarının, YDS'den alınacak 55 ve diğer puanlara eşdeğer puanlar YÖK tarafından belirlenir.</p>

<p>c) ALES standart puanı 55 puandan veya kabul edilen GMAT ve GRE eşdeğer taban puanından aşağı olmamak koşuluyla, yükseköğretim kurumlarının belirlemiş olduğu asgari puanı sağlayarak yüksek lisans eğitimine başlayanlardan, öğrenimini tamamladıktan sonra en fazla bir yarıyıl ara vererek doktora eğitimine başlayanların yeniden ALES veya GMAT ile GRE sınavına girmeleri gerekmez.</p>

<p>ç) Doktora programlarına öğrenci kabulünde, adayın lisans ve yüksek lisans not ortalaması, yabancı dil puanı ile bir yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme sınavı esas alınır. Adayın not ortalaması 100'lük sistemde verilmemiş, sadece 4'lük sisteme göre verilmiş ise YÖK'ün belirlediği çevrim tablosuna göre 100'lük sistemdeki karşılığı alınır. Yazılı sınav ile mülakat/çalışma dosyası incelemesi 100 üzerinden değerlendirilir. Adayın giriş puanının hesaplanabilmesi için, yazılı sınav ile mülakat/çalışma dosyası inceleme sınavına girmesi zorunludur. Bu sınavlardan birine girmeyen adayların başarı notu hesaplanmaz. Adayların mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına girebilmesi için yazılı sınavdan en az 50 olan baraj puanını alması zorunludur. Bu puanı alamayan adaylar mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına alınmazlar. Doktora giriş sınavlarının değerlendirilmesi amacıyla ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile yapılan öneri ve enstitü yönetim kurulu kararı ile üç asıl ve iki yedek veya beş asıl ve iki yedek kişiden oluşan jüri oluşturulur. Jüri, jüri üyeleri ile lisansüstü öğrenci adayı arasında birinci derece akrabalık bağı bulunmayan kişilerden oluşturulur. Birinci derece akrabalık bağının tespiti hâlinde sınavda yedek üye görev alır; gerekli hâllerde jüri yenilenir. Doktora giriş puanı her aday için, lisans derecesi ile başvuranlarda, ALES standart puanının ya da GMAT veya GRE eşdeğer puanının %50'si, mezuniyet not ortalamasının %20'si, yazılı sınav, mülakat/çalışma dosyası inceleme sonucu ortalamasının %25'i ve yabancı dil puanının %5'i; yüksek lisans derecesi ile başvuranlarda ALES standart puanının ya da GMAT veya GRE eşdeğer puanının %50'si, lisans mezuniyet not ortalamasının %10'u, yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının %10'u, yabancı dil puanının %5'i ile birlikte yazılı ve mülakat/çalışma dosyası incelemesinin ortalamasının %25'i alınarak hesaplanır.</p>

<p>d) Doktora giriş puanı 70 veya daha fazla olan adaylar puan sırasına göre doktora programlarına kontenjan çerçevesinde kabul edilir. Kesin kayıtlar ilgili enstitü müdürlüğü tarafından yapılır.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulüne ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Sanatta yeterlik programına başvurabilmek için; adayların bir lisans veya tezli yüksek lisans diplomasına sahip veya mezuniyet aşamasında olması gerekir. Mezuniyet aşamasında başvuran adayların sınav tarihinden önce mezuniyet belgesini teslim etmeleri gerekir.</p>

<p>b) Güzel Sanatlar Fakültesi ile Konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eşdeğer programlarından mezun olanlar dışında adayların, ALES'in sözel kısmından en az 55; lisans diplomasıyla başvuranların en az 80 ALES standart puanına sahip olmaları gerekir. Lisans derecesiyle sanatta yeterlik programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının dört üzerinden en az üç veya eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Adayların Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan ya da ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almış olmaları gerekir.</p>

<p>ç) Sanatta yeterlik programlarına öğrenci kabulünde, adayın lisans ve yüksek lisans not ortalaması, yabancı dil puanı ile bir yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı değerlendirme sonucu esas alınır. Adayın not ortalaması 100'lük sistemde verilmemiş, sadece 4'lük sisteme göre verilmiş ise YÖK'ün belirlediği çevrim tablosuna göre 100'lük sistemdeki karşılığı alınır. Yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı 100 üzerinden değerlendirilir. Adayın giriş puanının hesaplanabilmesi için, yazılı ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına girmesi zorunludur. Bu sınavlardan birine girmeyen adayların başarı notu hesaplanmaz. Adayların mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına girebilmesi için yazılı sınavdan en az 50 olan baraj puanını alması zorunludur. Bu puanı alamayan adaylar mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına alınmazlar. Sanatta yeterlik giriş sınavlarının değerlendirilmesi amacıyla ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile yapılan öneri ve enstitü yönetim kurulu kararı ile üç asıl ve iki yedek veya beş asıl ve iki yedek kişiden oluşan jüri oluşturulur. Jüri veya jüri üyeleri ile lisansüstü öğrenci adayı arasında birinci derece hısımlık bağı bulunmayan kişilerden oluşturulur. Birinci derece akrabalık bağının tespiti hâlinde sınavda yedek üye görev alır; gerekli hâllerde jüri yenilenir. Yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı aşamalarının değerlendirmedeki ağırlıkları ilgili anasanat dalı kurulu tarafından belirlenir. Lisans derecesi ile başvuranlarda mezuniyet not ortalamasının %50'si, değerlendirme puanının %45'i, yabancı dil puanının %5'i; yüksek lisans derecesi ile başvuranlar için lisans mezuniyet not ortalamasının %25'i, yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının %25'i, değerlendirme puanının %45'i, yabancı dil puanının %5'i alınarak sanatta yeterlik giriş puanı hesaplanır. ALES aranan anasanat dallarında lisans derecesi ile başvuran adaylarda ALES standart puanının %50'si, lisans mezuniyet not ortalamasının %20'si, yabancı dil puanının %5'i ve değerlendirme puanının %25'i; yüksek lisans derecesi ile başvuran adaylarda ALES standart puanının %50'si, lisans mezuniyet not ortalamasının %10'u, yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının %10'u, yabancı dil puanının %5'i ve değerlendirme puanının %25'i alınarak sanatta yeterlik giriş puanı hesaplanır. Yazılı sınav ve mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavı aşamalarının değerlendirmedeki ağırlıkları ilgili anasanat dalı kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p>d) Sanatta yeterlik giriş puanı 70 veya daha fazla olan adaylar puan sırasına göre sanatta yeterlik programlarına kontenjan dâhilinde kabul edilir. Kesin kayıtlar ilgili enstitü müdürlüğü tarafından yapılır.</p>

<p>(4) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına öğrenci kabulüne ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvuran tıp veya diş hekimliği fakülteleri mezunlarının son üç yılda TUS/DUS'tan en az 50 temel tıp/diş hekimliği temel puanına veya ALES'in sayısal kısmından en az 55 standart puana veya buna eşdeğer GMAT ve GRE puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>b) Temel tıp veya diş hekimliği temel puanı, TUS/DUS'ta temel tıp bilimleri testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; klinik bilimleri testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir.</p>

<p>c) Tıp fakültesi mezunu olmayanların ise; tezli yüksek lisans diplomasına, diş hekimliği, veteriner ve eczacılık fakülteleri mezunlarının lisans diplomasına sahip olmaları, ALES'in sayısal kısmından en az 55 standart puana veya buna eşdeğer GMAT ve GRE puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>ç) Adayların YDS veya YÖKDİL'den 100 üzerinden en az 55 puan almış olmaları ya da Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen yabancı dil sınavlarının birinden eşdeğeri puan almaları gerekir. YDS veya YÖKDİL dışındaki Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen yabancı dil sınavlarının, YDS veya YÖKDİL'den alınacak 55 puana eşdeğer puanları ÖSYM tarafından belirlenen puan eşdeğerlikleri dikkate alınarak ilgili enstitü yönetim kurullarınca belirlenir.</p>

<p>d) Tıp ve diş hekimliği fakülteleri mezunları için, ALES veya buna eşdeğer GMAT ve GRE puanı veya temel tıp/diş hekimliği temel puanının %50'si, lisans mezuniyet not ortalamasının %20'si, yabancı dil puanının %5'i ve yazılı ve mülakat sonucu ortalamasının %25'i; veteriner ve eczacılık fakülteleri mezunları için, ALES standart puanının veya buna eşdeğer GMAT veya GRE puanının %50'si, lisans mezuniyet not ortalamasının %20'si, yazılı ve mülakat sonucu ortalamasının %25'i ve yabancı dil puanının %5'i alınarak doktora programına giriş puanı hesaplanır. Adayın giriş puanının hesaplanabilmesi için yazılı ve mülakat sınavlarına girmesi zorunludur. Bu sınavlardan birine girmeyen adayların başarı notu hesaplanmaz. Adayların mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına girebilmesi için yazılı sınavdan en az 50 olan baraj puanını alması zorunludur. Bu puanı alamayan adaylar mülakat/çalışma dosyası inceleme ve/veya anasanat dalı uygulama sınavına alınmazlar.</p>

<p>e) Doktora giriş puanı 70 veya daha fazla olan adaylar puan sırasına göre doktora programlarına kontenjan dâhilinde kabul edilir. Kesin kayıtlar ilgili enstitü müdürlüğü tarafından yapılır.</p>

<p>f) Başvuruda istenecek belgeler Enstitü tarafından belirlenir ve başvuru şartları, başvuru tarihleri, kontenjanlarla birlikte Enstitü internet sayfasında ilan edilir. Başvurular, ilanda belirtilen tarihler arasında çevrimiçi olarak yapılır. Başvuru tarihleri arasında sisteme yüklenmeyen belgeler dikkate alınmaz. Başvuru şartlarını taşımayan ve/veya eksik belge ile başvuran adayların başvuruları değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(5) Lisansüstü programlara uluslararası öğrencilerin kabulüne ilişkin esasları Senato belirler.</p>

<p>(6) Yeni kurulan ve gelişmekte olan üniversiteler veya yüksek teknoloji enstitüleri adına Üniversitede yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik yapan araştırma görevlilerinin tez projeleri, kendi üniversite veya yüksek teknoloji enstitülerinin bilimsel araştırma birimleri bütçesinden ve/veya Üniversitede bu amaca özel olarak tahsis edilmiş proje bütçelerinden desteklenir.</p>

<p>(7) İlan edilen süre içinde kesin kaydını yaptırmayan adaylar haklarını kaybederler.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Üniversite içindeki başka bir anabilim/anasanat dalında veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılını tamamlamış ders aşamasında olan ve aldığı derslerden başarılı olmuş öğrenciler, eşdeğer diploma programına ilgili anabilim/anasanat dalının olumlu görüşü de alınarak, yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir. Anabilim/anasanat dallarının yatay geçiş kontenjanları, anabilim/anasanat dalı başkanlığının görüşü alınarak ilgili enstitü kurulunca belirlenir. Yatay geçişler yarıyıl başlarında ve araştırma görevlisi sınavını kazanan öğrenciler hariç, ders alma süresi içerisinde yapılır. Eşdeğer diploma programına yatay geçiş yapan öğrencinin başvurduğu anabilim/anasanat dalı için başvuru sırasında adaylarda aranan yabancı dil koşulunu sağlaması gereklidir.</p>

<p>(2) Başka bir yükseköğretim kurumundan yapılacak geçişler ve alınan derslerin saydırma ve intibakı, Yükseköğretim Kurulunun belirlediği esaslar ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılır.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına kabul edilen öğrencilerden; lisans veya yüksek lisans derecesini kabul edildikleri yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik programından farklı alanlarda almış olanlar ile lisans veya yüksek lisans derecesini Üniversite dışındaki diğer yükseköğretim kurumlarından almış olan yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik programı adayları için (yatay geçiş yapanlar dâhil), eksikliklerini gidermek amacıyla bilimsel hazırlık programı uygulanabilir. Bilimsel hazırlık, öğrencilerin başvurdukları programa uyumlarını sağlamak amacıyla uygulanan bir programdır. Bu programa alınacak öğrenciler enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı tarafından adayların lisans ve/veya lisansüstü başarı düzeyleri ile izledikleri lisans ve/veya lisansüstü programların yapısı değerlendirilerek belirlenir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programına kabul edilen bir yüksek lisans öğrencisinin ders programı daha önce alınmamış olmak kaydı ile lisans seviyesindeki derslerden oluşur. Bu dersler yüksek lisans programını tamamlamak için gerekli görülen derslerin yerine geçmez ve genel not ortalamasına katılmaz.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programına kabul edilen bir doktora/sanatta yeterlik öğrencisinin ders programı daha önce alınmamış olmak kaydı ile lisans ve/veya yüksek lisans seviyesindeki derslerden oluşur. Bu dersler doktora/sanatta yeterlik programını tamamlamak için gerekli görülen derslerin yerine geçmez ve genel not ortalamasına katılmaz.</p>

<p>(4) Bilimsel hazırlık programındaki öğrenciler, bilimsel hazırlık dersleri ile birlikte ilgili anabilim dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile lisansüstü programa yönelik dersler de alabilir. Ancak bilimsel hazırlık programında lisansüstü programa yönelik ikiden fazla ders alınamaz. Lisans derecesi ile doktora/sanatta yeterlik programına kabul edilen öğrenciler en fazla dört ders alabilirler.</p>

<p>(5) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik için ayrı ayrı olmak üzere en çok iki yarıyıldır. Yaz öğretimi bu süreye dahil edilmez. Bu süre yarıyıl izinleri dışında uzatılmaz ve süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin ilişiği kesilir. Bu programda geçirilen süre, bu Yönetmelikte belirtilen yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik programı sürelerine dâhil edilmez.</p>

<p>(6) Bilimsel hazırlık programına kabul edilen lisansüstü öğrencisinin, başvurmuş olduğu programa başlayabilmesi için, bilimsel hazırlık programına yönelik almış olduğu lisans derslerini 16/6/2013 tarihli ve 28679 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Çukurova Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğine göre, lisansüstü derslerini ise bu Yönetmeliğe göre başarmış olması gerekir.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bir yüksek lisans, doktora ya da sanatta yeterlik programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Özel öğrenciler sadece kayıtlı lisansüstü öğrenciler için açılan derslere kaydolabilir.</p>

<p>(2) Özel öğrenci statüsündeki öğrencilerin başarı durumlarının değerlendirilmesinde diğer lisansüstü öğrencilere uygulanan kıstaslar göz önüne alınır. Özel öğrenci statüsündeki öğrenciler aldıkları dersleri daha sonraki dönemlerde kredili dersler olarak saydırabilir. Lisansüstü eğitime özel öğrenci olarak kaydolan öğrencilerin özel öğrenci olarak aldıkları ve başarılı oldukları dersler, lisansüstü programda, uzmanlık alan dersleri ve seminer hariç almaları gereken asgari dersten/krediden yedi ders ve/veya 21 kredinin en fazla %50'si kadarı üç ders ve/veya 10 krediye sayılır. Öğrenci, ders aşaması için zorunlu asgari ders sayısı ve kredisinden seminer dâhil kalan kısmını bir dönemde tamamlamak kaydı ile danışmanının uygun görüşü ve anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı önerisi ile intibak talebinde bulunabilir. İntibak enstitü yönetim kurulu kararı ile kesinleşir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim-Öğretim ve Sınavlara İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim yılı</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Lisansüstü akademik takvimi Senato tarafından düzenlenir.</p>

<p><strong>Lisansüstü dersler ve ders seçimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Lisansüstü dersler tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarında öğretim üyeleri ve doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar tarafından verilir. Tezsiz yüksek lisans programlarında Senato tarafından belirlenen ders verme ve danışman olma niteliğine sahip olan öğretim görevlileri de ders verebilirler. Lisansüstü dersler ile varsa ön şart dersleri, bunların kredi saatleri, AKTS kredi değerleri, okutulacak yarıyıllar, bu derslerin doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu hangi öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar tarafından verileceği, enstitüyü oluşturan anabilim/anasanat dalı başkanlığının kurul/akademik kurul kararını içeren önerisi üzerine nisan ve mayıs ayı içerisinde enstitü kurulunca kararlaştırılır ve Senatonun onayından sonraki öğretim dönemlerinde uygulanır. Enstitü kurulu tarafından onaylanan dersler içinden hangilerinin öğrencilerin ders programlarında yer alacağına, öğrenci ile birlikte öğrencinin danışmanı karar verir. Danışmanlık görevi tez danışmanı atanıncaya kadar, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanı tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Bir dersin kredi değeri, bir yarıyıl devam eden dersin haftalık teorik ders saatinin tamamı ile haftalık uygulama veya laboratuvar saatinin yarısının toplamıdır. Bir dersin AKTS kredi değeri, bir yarıyıl devam eden bir dersin bir yarıyıldaki ders saati sayısı ile pekiştirme, ödev, proje ve sınavlar için öğrenci tarafından bir yarıyılda harcanan saat sayısı toplamından haftalık çalışma yoğunluğuna bağlı olarak bulunan değerdir.</p>

<p>(3) Bilimsel araştırma teknikleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içeren en az bir dersin lisansüstü eğitim sırasında verilmesi zorunludur. Bu ders/derslerin ilgili programı tamamlamak için zorunlu asgari ders sayısı ve krediye sayılmasına ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı önerisi ile enstitü yönetim kurulu karar verir.</p>

<p>(4) Danışmanlar her yarıyıl başında akademik takvimde belirtilen süre içerisinde lisansüstü öğrencileri ile birlikte, alınacak dersleri belirler ve sistemde onaylar. Sistemde onaylanmamış derslerin ders kaydı yapılmış sayılmaz. Öğrenciler, yarıyılın ders değişiklik haftası içerisinde danışmanının ve anabilim/anasanat dalı başkanının onayını alarak o yarıyıl programında mevcut olan başka dersleri programlarına ekleyebilir veya devam etmekte olduğu dersleri bırakabilir. Akademik takvimde belirtilen süre içerisinde ders kaydını yaptırmayan öğrenciler, haklı ve geçerli sayılabilecek mazeretlerini yarıyılın akademik takvimde belirtilen ders değişiklik haftası içerisinde başvurmaları ve mazeretlerinin ilgili yönetim kurulu tarafından kabul edilmesi halinde, kararı izleyen beş iş günü içinde kayıt yaptırmak zorundadırlar. Belirtilen süreler dışında yapılan başvurular kabul edilmez ve değerlendirmeye alınmaz. Ders kaydını yaptırmayan öğrenciler sınavlara giremez. Bu hallerde geçen süreler, azami sürelerin hesaplanmasında dikkate alınır.</p>

<p>(5) Lisansüstü öğrencilerinin teorik derslerin %70'i ve uygulamalı derslerin %80'ine devam etmeleri zorunludur. Devamsızlık nedeniyle final sınavına giremeyecek öğrencilerin durumu ilgili anabilim dalında final sınavı öncesi ilan edilir.</p>

<p>(6) Lisansüstü programlara kayıtlı olan öğrenciler güz ve bahar yarıyılı başında akademik takvimde belirtilen tarihlerde ilgili enstitü müdürlüğünce istenen ders kayıt işlemlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Öğrenciler her eğitim-öğretim yılında, 2547 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre belirlenen katkı payını/öğrenim ücretini akademik takvimde belirlenen sürede ödemekle yükümlüdür. Katkı payını/öğrenim ücretini ödemeyen öğrencilerin o dönem için kayıt ve kayıt yenileme işlemleri yapılmaz ve bu öğrenciler öğrencilik haklarından yararlanamaz, not çizelgesi, öğrenci belgesi, staj yazısı, askerlik belgesi ve benzeri hiçbir belge alamaz ve bu hallerde geçen süreler azami sürelerin hesaplanmasında dikkate alınır.</p>

<p>(7) Öğrencinin herhangi bir yarıyıldan sonra kayıtlı olduğu programa devam edebilmesi için gerekli ek başarı koşulları ilgili enstitü kurulunca belirlenebilir.</p>

<p><strong>Ders sınavları ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Dersten sorumlu öğretim elemanı, öğrenciye verilecek başarı notunu, her yarıyıl yapılan en az bir ara sınav notu, yarıyıl sonu sınav notu, varsa yarıyıl proje çalışmasını değerlendirerek belirler.</p>

<p>(2) Yeterlik, seviye tespit veya ders başarılarını ölçen tüm sınavlar, kâğıt ortamında ve tüm adaylara eş zamanlı olarak yapılabileceği gibi, alan ve zorluk düzeyine göre tasnif edilerek güvenli biçimde saklanan bir soru bankasından, her bir adaya farklı zamanlarda farklı soru sorulmasına izin verecek şekilde elektronik ortamda da yapılabilir.</p>

<p><strong>Başarı notları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Öğretim elemanı tarafından, öğrencilere aldıkları her ders için Üniversite tarafından çıkarılan yönergede belirtilen mutlak değerlendirme sisteminin uygulanmasıyla hesaplanan aşağıdaki harf notlarından biri yarıyıl sonu ders başarı notu olarak verilir:</p>

<p>Başarı notu Katsayı</p>

<p><u>(Harfli sistem)</u> <u>(4’lük sistem)</u></p>

<p>AA 4,00</p>

<p>BA 3,50</p>

<p>BB 3,00</p>

<p>CB 2,50</p>

<p>CC 2,00</p>

<p>DC 1,50</p>

<p>DD 1,00</p>

<p>FF 0,00</p>

<p>FG (Final Sınavına Girmedi) 0,00</p>

<p>DZ (Devamsız) 0,00</p>

<p>MU (Muaf) -</p>

<p>E (Eksik) -</p>

<p>BL (Başarılı) -</p>

<p>BZ (Başarısız) -</p>

<p>(2) Uzmanlık alan dersi, dönem projesi, seminer ve formasyon (Gelişim ve Öğrenme ile Öğretimde Planlama ve Değerlendirme) derslerinde başarılı olan öğrencilere başarılı (BL), başarıyla sürdüremeyen öğrencilere başarısız (BZ) notu verilir. Başarısız (BZ) notu ayrıca; alan, klinik ve laboratuvar çalışmaları için başarısız olma durumunda da kullanılır. Başarılı (BL) veya başarısız (BZ) notu genel not ortalamasına katılmaz. Eksik (E) notu, dönem projesini ilgili enstitü yönetim kurulunca kabul edilen bir mazereti nedeniyle zamanında teslim edemeyen öğrencilere verilir. Bu öğrencilerin başarı notu akademik takvimde bütünleme sınav sonuçlarının sisteme girilmesi için belirlenen son tarihe kadar ilgili enstitüye gönderilir. Aksi halde (E) notu (BZ)'ye dönüşür. 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında belirtilen devam koşulunu yerine getirmeyen öğrenciye DZ notu verilir. DZ notu alan öğrenci yarıyıl/yılsonu ve bütünleme sınavlarına katılamaz. Yarıyıl/yılsonu veya bütünleme sınavına girme hakkı olduğu halde sınava girmeyen öğrencilere FG notu verilir. Kredili/kredisiz derslerin notlarının akademik takvimde belirtilen süre içinde girilmemesi halinde not FF/BZ olarak kabul edilir. Başarı notlarına yapılacak itiraz veya not değişiklik talepleri, ilgili sınav dönemini izleyen on iş günü içinde yapılır.</p>

<p>(3) Yarıyıl sonu sınavına girmeyen veya girip başarısız olan öğrencilere akademik takvimde belirtilen tarihlerde bütünleme sınav hakkı tanınır. Bütünleme sınavından alınan not yarıyıl sonu sınav notu olarak değerlendirmeye alınır.</p>

<p>(4) Muafiyet talebinde bulunulan Bilimsel Araştırma Teknikleri ve Yayın Etiği, Gelişim ve Öğrenme, Öğretimde Planlama ve Değerlendirme dersleri için MU notu verilir. Bu not, ortalamaya ve AKTS hesabına katılmaz.</p>

<p><strong>Not ortalamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Öğrencilerin başarı durumu, her yarıyıl sonunda genel not ortalamaları hesaplanarak belirlenir. Bir öğrencinin bir dersten aldığı ağırlıklı puan, o dersin AKTS kredisi ile aldığı yarıyıl sonu başarı notu katsayısının çarpımı ile elde edilir. Herhangi bir yarıyılın not ortalamasını bulmak için, o yarıyılda öğrencinin bütün derslerden aldığı ağırlıklı puanların toplamı, alınan derslerin AKTS kredi toplamına bölünür. Elde edilen ortalama, virgülden sonra iki hane olarak gösterilir. Genel not ortalaması, öğrencinin lisansüstü programa kabul edilişinden itibaren almış olduğu derslerin tümü dikkate alınarak aynı şekilde hesaplanır. Genel not ortalamasına, tekrar edilen derslerden en son alınan başarı notu katılır.</p>

<p><strong>Ders saydırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Öğrencilerin özel öğrencilik, daha önceki lisansüstü programından ders saydırma, bir veya daha fazla dersten muaf olma ve buna bağlı olarak intibak koşulları, danışmanının önerisi ve anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile ders yüküne sayılmak üzere enstitü yönetim kurulu tarafından karara bağlanır. Ders saydırma işlemleri öğrencinin enstitüde ders kaydı yaptırdığı yarıyılın ilk dört haftası içinde yapılır.</p>

<p>(2) Ulusal ve uluslararası lisansüstü değişim programları olan Erasmus, Mevlana, Farabi ve benzeri programlardan faydalanmak için Üniversite tarafından belirlenen kurallar uygulanır.</p>

<p><strong>Ders tekrarı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bir dersten başarılı sayılabilmek için, o dersten yarıyıl sonu notu olarak; yüksek lisans öğrencisinin en az CC, doktora öğrencisinin ise en az CB notu almış olması gerekir. Yüksek lisans için CC notu, öğrencinin genel not ortalaması 2,50 ve üzeri ise; doktora için CB notu, öğrencinin genel not ortalaması 3,00 ve üzeri ise başarılı kabul edilir. Öğrenciler, başarısız oldukları zorunlu dersleri tekrarlamak ve başarmak zorundadır. Öğrenciler, başarısız oldukları seçmeli dersler yerine isterlerse danışmanlarının teklifi, anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile diğer seçmeli dersleri alabilir. Öğrenciler, genel not ortalamalarını yükseltmek amacıyla başarılı olduğu dersleri tekrarlayabilir veya seçmeli dersler yerine danışmanınca kabul edilen ders/dersleri alabilir. Ancak bu durumda, ders alma talebi ders kayıt süresi içinde anabilim/anasanat dalı başkanlığı aracılığı ile enstitü yönetim kurulu onayına sunulur.</p>

<p>(2) Azami süreler içerisinde derslerinden başarılı olmasına rağmen gerekli not ortalamasını sağlayamayan öğrenciler için not yükseltme sınavı yapılabilir.</p>

<p><strong>Kayıt silme ve sildirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Aşağıdaki durumlarda öğrencilerin kayıtlı oldukları programdan kayıtları silinir:</p>

<p>a) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>b) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>c) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen yüksek lisans öğrencisi en geç üç ay içinde, doktora/sanatta yeterlik öğrencisi ise en geç altı ay içinde düzeltmeleri yapılan tezi aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>ç) Öğrenci, tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin jüri üye sayısından üç fazla ciltlenmiş kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eder. Enstitü yönetim kurulu talep halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>d) Doktora/sanatta yeterlik programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya yükseköğretim kurumunun öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>e) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve tez konusu seçme hakkına sahiptir. Böyle bir durumda yeni bir tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen bir öğrenci üç ay içinde, danışman ve tez konusu değiştiren bir öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>f) Tez izleme komitesi tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tez izleme komitesi raporunun ilgili dönem sonuna kadar enstitüye ulaşmaması durumunda öğrenci ilgili dönem için başarısız kabul edilir.</p>

<p>g) Kredili derslerini başarıyla bitiren yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen ancak tez çalışmasını 28 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen azami süreler sonuna kadar tamamlayamayan doktora öğrencisinin ve 19 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen azami süreler sonuna kadar tamamlayamayan yüksek lisans öğrencisinin yükseköğretim kurumu ile ilişiği kesilir.</p>

<p>ğ) Öğrencinin 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi kapsamında yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almış olması durumunda Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>h) Öğrencinin kendi isteği ile kaydının silinmesini yazılı olarak istemesi durumunda Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma </strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Öğrenciler haklı ve geçerli bir mazerete dayanarak, zorunlu nedenlerle ve belgelemek koşuluyla öğrencinin talebi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile lisansüstü eğitimleri süresince bir defada en çok iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca toplam olarak en çok dört yarıyıl kayıt dondurabilir. Kayıt dondurulan süre azami öğrenim süresinden sayılmaz. Ancak rahatsızlığı ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenciler ile hükümlü öğrencilerin mazereti enstitü yönetim kurulu tarafından değerlendirilir ve azami öğretim süresinden sayılmadan dört yarıyıldan fazla kayıt dondurulabilir. Kayıt dondurma için kabul edilen haklı ve geçerli mazeretler şunlardır:</p>

<p>a) Tam teşekküllü hastanelerden veya Üniversite Mediko-Sosyal merkezinden alınan e-rapor ile belgelendirilmiş sağlıkla ilgili mazereti olmak.</p>

<p>b) 2547 sayılı Kanun hükümlerine göre öğretimin aksaması sonucunu doğuracak olaylar dolayısıyla öğrenime Yükseköğretim Kurulu kararı ile ara verilmiş olmak.</p>

<p>c) Mahallin en büyük mülki amirince verilecek bir belge ile belgelenmiş olması şartıyla, doğal afetler nedeniyle öğrenime ara vermek zorunda kalmış olmak.</p>

<p>ç) Birinci derecede kan ve kayın hısımların vefatını, ağır hastalıkları hâlinde bakacak başka kimsenin bulunmadığını veya eşinin doğum yaptığını belgelemek.</p>

<p>d) Ekonomik nedenlerle eğitim ve öğretimine ara vermek zorunda olduğunu belgelemek.</p>

<p>e) Tutuklanmak.</p>

<p>f) Öğrencilik sıfatını kaldırmayan veya ihracını gerektirmeyen mahkûmiyet hâli.</p>

<p>g) Tecil hakkını kaybetmek veya tecilinin kaldırılması nedeniyle askere alınmak.</p>

<p>ğ) Öğrencinin, eğitim ve öğretimine katkıda bulunacak, en çok bir yıl süreli ve belgelenmiş Üniversite dışı burs, staj veya araştırma imkânına sahip olmak.</p>

<p>h) İlgili yönetim kurulunca haklı ve geçerli kabul edilen diğer nedenler.</p>

<p>(2) Kayıt dondurma nedenlerinin ortaya çıkması halinde öğrencinin en geç beş iş günü içinde anabilim/anasanat dalı başkanlığı kanalıyla enstitüye başvurması ve gerekçelerini belgeleriyle kanıtlaması zorunludur.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tezli ve Tezsiz Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir. Tezli ve tezsiz yüksek lisans programları ilgili anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı başvurusu ve enstitü kurulu önerisi üzerine Senato kararı ve YÖK onayı ile açılabilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programından, tezsiz yüksek lisans programına geçiş, adayın başvurusu ile bu başvurunun ilgili anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ve enstitü yönetim kurulu tarafından onaylanması ile yapılır.</p>

<p>(3) YÖK kararı üzerine yükseköğretim kurumlarında; öğretim elemanı ve öğrencilerin aynı mekânda bulunma zorunluluğu olmaksızın, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı olarak öğretim faaliyetlerinin planlandığı ve yürütüldüğü lisansüstü uzaktan öğretim programları açılabilir. Uzaktan öğretim programlarının açılabileceği alanlar, uzaktan öğretim yoluyla verilecek dersler ve kredi ile AKTS kredi miktarları, ders materyallerinin hazırlanması, sınavların yapılma şekli, yükseköğretim kurumları arasında bu amaçla yapılacak protokoller ile uzaktan öğretime ilişkin diğer hususlar YÖK tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Yüksek lisans programları, yurt içi ve yurt dışı birleştirilmiş ve ortak yüksek lisans programları şeklinde düzenlenebilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programının amacı ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programının amacı; öğrencinin bilimsel araştırma yaparak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, değerlendirme ve yorumlama yeteneğini kazanmasını sağlamaktır. Bu program toplam 21 krediden az olmamak koşuluyla en az yedi adet kredili ders, uzmanlık alan dersleri, seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Seminer dersi ve tez çalışması krediye dâhil olmayıp başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi (güz ve bahar yarıyılı toplamı) 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dâhil en az sekiz ders ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Tezli yüksek lisans programında alınabilecek azami ders sayısı ise on adettir. Öğrencinin ve danışmanın talebi, anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul gerekçeli kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile ilave dersler aldırılabilir. Ders aşaması; uzmanlık alan dersleri ve seminer dâhil toplam 60 AKTS'den, tez aşaması; uzmanlık alan dersi ve tez çalışması dâhil 60 AKTS'den az olamaz. Tez aşamasında, tez çalışması dersine her dönem kayıt yaptırılır. Tez çalışmasının değerlendirilmesi tez savunması sonucu jüri kararı ile belirlenir. Bir öğrenci bir dönemde uzmanlık alan dersi, Bilimsel Araştırma Teknikleri ve Yayın Etiği dersi (mezuniyet için gerekli zorunlu kredi yüküne dahil etmeyen enstitüler için) ve seminer hariç, 15 krediden fazlasını alamaz. Seminer dersi, ders aşamasında yapılır.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok iki tanesi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması koşuluyla lisans derslerinden seçilebilir. Eğitim-öğretim görülen programda yer alan asgari ders sayısı, ders kredisi ve AKTS kredisine ilave olarak farklı bir dilde eğitim-öğretim yapılan programdan da ders alınabilir. Ancak bu dersler alınması gereken zorunlu krediye sayılmaz. Ayrıca dersler, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile Üniversiteye bağlı diğer enstitülerden veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden de seçilebilir. Diğer yükseköğretim kurumlarından alınabilecek ders sayısı ikiyi geçemez. Yüksek lisans öğrencisi doktora dersi alamaz, alınan dersler krediye sayılmaz.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisans programları ikinci öğretim programları olarak da açılabilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans çalışması araştırma niteliğinde çalışmaya yönelik olarak yürütülür.</p>

<p>(5) Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programında süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programını tamamlama süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıtlı olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup programı tamamlama süresi en fazla altı yarıyıldır. İntibak yaptıran öğrencilerde ders süresi, toplam alınması zorunlu ders sayısı, ders kredisi ve AKTS ders kredi koşullarını yerine getirmiş olmak kaydı ile iki yarıyıl düşebilir. İntibak yaptırabilmek için özel öğrenci olarak ve benzeri şekilde alınmış olan ders sayısı ve kredisi haricinde kalan ders sayısı ve kredinin (kredi, AKTS kredisi) bu Yönetmelik hükümlerine göre bir dönemde tamamlanabilir olması gerekir. Tez süresi, tez özetinin/önerisinin enstitü yönetim kurulunda kabul edildiği tarihte başlar. Tez süresi iki yarıyıldan az olamaz.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini, seminerini başarıyla tamamlayamayan veya genel not ortalaması 2,50’nin altında olan öğrenciler tez aşamasına geçemez.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programında, öğrencinin enstitüye kayıt yaptırdığı birinci yarıyıl başında, Üniversitenin kendi kadrosunda bulunan öğretim üyeleri arasından, talepte bulunmuş ise öğrencinin de görüşü alınarak ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile yapılan tez danışmanı önerisi, enstitü yönetim kurulu onayı ile kesinleşir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve enstitü yönetim kurulunun kararı şarttır. Danışman önerisinde, lisansüstü öğrenci ile danışman arasında birinci derece akrabalık bağının bulunmaması dikkate alınır. Danışman değişikliğini zorunlu kılan hallerde; aynı şekilde anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul gerekçeli önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile danışman değişikliği yapılabilir. Danışmanlık görevi tez danışmanı atanıncaya kadar enstitü anabilim/anasanat dalı başkanı veya uzaktan eğitim birim koordinatörü tarafından yapılır. Yükseköğretim kurumunda belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde enstitü yönetim kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda enstitü anabilim/anasanat dalı kurulu/akademik kurulu önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile ikinci tez danışmanı atanabilir. İkinci tez danışmanı tez önerisi verildikten sonra en geç birinci yarıyılın sonuna kadar belirlenebilir. Birinci danışmanlar Üniversite öğretim üyeleri arasından atanır. Ancak, ikinci danışmanlar Üniversite kadrosu dışından da atanabilir. İkinci tez danışmanı en az doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip olmalıdır.</p>

<p>(2) Farklı bir yükseköğretim kurumuna geçen veya emekliye ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları öğrenci ders aşamasında olduğu durumda sona erer. İlgili öğrenciye yeni danışman atanmasında, yukarıda yer alan danışman atanmasına ilişkin yol izlenir. Ancak tez önerisi enstitü yönetim kurulu tarafından onaylanmış ve en az bir yarıyıl tez çalışması dersinden başarılı olan öğrencilere mahsus olmak üzere, öğrencinin ve farklı bir yükseköğretim kurumuna geçen veya emekliye ayrılan öğretim üyesinin emekli olduğu tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmesi halinde, başlamış oldukları tez danışmanlıkları, akademik kurul kararını içeren bilim/anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile devam edebilir.</p>

<p>(3) Enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı, öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez önerisini/konusunu en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile enstitüye önerir. Ders döneminin uzaması halinde tez önerisi/konusu, en geç dördüncü yarıyıl sonunda olmak üzere enstitüye gönderilir. Tez önerisi/konusu enstitü yönetim kurulu onayı ile kesinleşir. En geç dördüncü yarıyılın sonuna kadar tez önerisi enstitüye gönderilmeyen ya da tez önerisi reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez konusu değişikliği, öğrencinin ve danışmanının önerisi üzerine ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığının teklifi doğrultusunda alınan akademik kurul kararı ile yapılır ve enstitü yönetim kurulu kararı ile kesinleşir. Bu durumda öğrenci, tez konusu değişikliğinin kesinleştiği tarihten itibaren bir yarıyıl geçmeden ve bir yarıyıl kayıt yenileme şartını yerine getirmeden tez savunma sınavına alınamaz. Dönem başında tez konusu değiştiren öğrenciler, azami öğrenim süresi içerisinde olmak kaydıyla, enstitü yönetim kurulu karar tarihinden itibaren en erken ilgili yarıyıl sonunda tez savunma sınavına girebilir. Dönem içerisinde tez konusu değiştiren öğrenciler, azami öğrenim süresi içerisinde olmak kaydıyla, en erken takip eden yarıyılda tez savunma sınavına girebilir.</p>

<p>(5) Öğrenci, her yarıyıl kendi tez danışmanı tarafından açılan uzmanlık alan dersine kayıt yaptırmakla yükümlüdür. Uzmanlık alan dersleri, enstitü yönetim kurulunun öğrencinin tez danışmanını atadığı tarihte başlar ve öğrencinin mezuniyetine ya da ilişiğinin kesilmesine karar verildiği tarihe kadar devam eder. Uzmanlık alan dersleri güz yarıyılı başında kaydolan öğrenciler için bahar yarıyılı başlangıcına kadar, bahar yarıyılında kaydolan öğrenciler için güz yarıyılı başlangıcına kadar kesintisiz olarak yarıyıl ve yaz tatillerinde de devam eder.</p>

<p>(6) İki yarıyıl üst üste kayıt yaptırmayan veya iki yarıyıl üst üste uzmanlık alan dersinden başarısız olan öğrencinin danışmanlığı; danışmanın talebi, anabilim/anasanat dalı başkanlığının teklifi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile danışman üzerinden alınabilir. Öğrencinin kaydını yenilemesi durumunda bu Yönetmelikteki tez danışmanı atanmasına ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programındaki bir öğrenci, elde ettiği sonuçları tez yazım kurallarına uygun bir biçimde yazmak ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunmak zorundadır. Yüksek lisans tezinin savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez enstitü yönetim kuruluna gönderilir.</p>

<p>(2) Yüksek lisans tez jürisi, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile atanır. Jüri, biri öğrencinin tez danışmanı ve en az biri başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere danışman olma niteliğine sahip üç veya beş öğretim üyesinden oluşur. Jüri, jüri üyeleri ile tez savunma adayı arasında birinci derece akrabalık bağı bulunmayan kişilerden oluşturulur. Jürinin üç üyeden oluşması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz. Biri Üniversiteden, diğeri de başka yükseköğretim kurumundan olmak üzere iki yedek üye de seçilir. Sınavlar pandemi, afet gibi hareket kısıtlılığına neden olan küresel olaylarda anabilim/anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile kayıt altına alınmak ve konuyla ilgili Yükseköğretim Kurulu kararlarına uygun olmak koşuluyla çevrim içi araçlar/telekonferans yoluyla da yapılabilir.</p>

<p>(3) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim/anasanat/bilim/sanat dalı program başkanlığı aracılığıyla ilgili enstitüye gönderir. Jüri üyeleri, enstitü yönetim kurulu tarafından onaylandığı tarihten itibaren en erken bir hafta, en geç bir ay içinde ve önceden belirlenip ilan edilen bir tarihte toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır. Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Sınav en az kırk beş dakika sürer ve öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilere açık olarak yapılır. Sınav, jüri üyesinin/üyelerinin yurt dışında uzun süreli görevli olmaları durumunda anabilim/anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile kayıt altına alınmak koşuluyla telekonferans yoluyla da yapılabilir.</p>

<p>(4) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri dinleyicilere kapalı olarak tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Ret, düzeltme ve kabul kararları enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca, tez sınavını izleyen üç iş günü içinde gerekçeleri ile birlikte ilgili enstitüye tutanakla bildirilir. Kabul kararı salt çoğunlukla verilmişse olumsuz oy kullanan üyenin/üyelerin gerekçeleri tutanağa eklenir. Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç üç ay içinde gereğini yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Yeniden yapılan bu savunma sınavına girmeyen veya bu savunma sınavı sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde ve aynı isimli tezsiz yüksek lisans programının olması halinde, tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programında diploma</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Tezli yüksek lisans tez sınavında başarılı olmak varsa jürinin istediği değişiklikleri yapmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin tez yazım kurallarına uygun olarak yazılmış ve ciltlenmiş en az üç kopyasını, tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden öğrenciye tezli yüksek lisans diploması verilir. Enstitü yönetim kurulu talep halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Enstitü kurulları mezuniyet için enstitü dergisinde yayımlanmak üzere tez yayını teslim etme, ulusal-uluslararası bilimsel toplantılarda bildiri sunma ve benzeri koşullar koyabilir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(4) İki veya daha fazla yükseköğretim kurumu arasında yürütülen ortak tezli yüksek lisans programlarından mezun olan öğrencilere ortak diploma verilir.</p>

<p>(5) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programının amacı ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programının amacı; öğrenciye mesleki konuda derin bilgi kazandırmak ve mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını göstermektir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programı toplam otuz krediden ve 60 AKTS’den az olmamak kaydıyla en az on adet ders ile dönem projesi dersinden oluşur. Bir öğrenci bir dönemde dönem projesi dersi hariç 21 krediden fazlasını alamaz.</p>

<p>(3) Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Öğrenci, dönem projesinin alındığı yarıyılda dönem projesine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı bir rapor vermek zorundadır. Raporu başarısız bulunan öğrenci, izleyen yarıyılda dönem projesine yeniden kayıt yaptırmak ve bu yarıyıl sonunda da yeni bir yazılı rapor vermek zorundadır.</p>

<p>(4) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üç tanesi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması koşuluyla lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(5) Tezsiz yüksek lisans programına devam edenler, başvurdukları yükseköğretim kurumunca tezli yüksek lisans programı için belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, tezli yüksek lisans programına geçiş yapabilirler. Bu durumda tezsiz yüksek lisans programında alınan dersler, ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>(6) Senato tarafından belirlenen esaslara göre tezsiz yüksek lisans programının sonunda yeterlik sınavı uygulanabilir.</p>

<p>(7) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programında danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programında, enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığı önerisi ile her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senatonun belirlediği niteliklere sahip doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu bir öğretim görevlisi birinci yarıyılın başında ders danışmanı olarak önerilir. Danışman, enstitü yönetim kurulu onayı ile kesinleşir. Danışman önerisinde, lisansüstü öğrenci ile danışman arasında birinci derece akrabalık bağının bulunmaması dikkate alınır. Danışman değişikliğini zorunlu kılan hallerde; aynı şekilde ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile danışman değişikliği yapılabilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programında süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin yükseköğretim kurumu ile ilişiği kesilir. İntibak yaptıran öğrencilerde ders süresi, toplam alınması zorunlu ders sayısı, ders kredisi ve AKTS ders kredi koşullarını yerine getirmiş olmak kaydı ile bir yarıyıl düşebilir. İntibak yaptırabilmek için özel öğrenci olarak ve benzeri şekilde alınmış olan ders sayısı ve kredisi haricinde kalan ders sayısı ve kredinin (kredi, AKTS kredisi) bu Yönetmelik hükümlerine göre bir dönemde tamamlanabilir olması gerekir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programında diploma</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Derslerini ve dönem projesini başarıyla tamamlayan ve genel not ortalaması en az 2,50 olan tezsiz yüksek lisans öğrencisine, üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunan tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) İki veya daha fazla yükseköğretim kurumu arasında yürütülen ortak tezsiz yüksek lisans programlarından mezun olan öğrencilere ortak diploma verilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Doktora programının amacı ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Doktora programının amacı; öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel olayları geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli adımları belirleme yeteneği kazandırmaktır. Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin;</p>

<p>a) Bilime yenilik getirme,</p>

<p>b) Yeni bir bilimsel yöntem geliştirme,</p>

<p>c) Bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama,</p>

<p>niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>(2) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler için toplam en az yirmi bir krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi (güz ve bahar yarıyılı toplamı) 60 AKTS’den az olmamak üzere en az yedi adet kredili ders; seminer dersi, uzmanlık alan dersleri, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışmasından oluşur ve toplam 240 AKTS kredisinden az olamaz. Doktora programında alınabilecek azami ders sayısı ise on adettir. Öğrencinin ve danışmanın talebi, anabilim dalı kurul/akademik kurulun gerekçeli kararını içeren anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile ilave dersler aldırılabilir. Derslerin en çok ikisi yüksek lisans öğrenimi sırasında alınmamış olmak koşuluyla yüksek lisans derslerinden seçilebilir. Seminer dersi, ders döneminde yapılır ve kredi yüküne dâhil değildir. Bilimsel Araştırma Teknikleri ve Yayın Etiği dersi de ilgili enstitü kurul kararına bağlı olarak kredi yüküne dâhil edilmeyebilir ve yüksek lisans aşamasında alınmadı ise doktora aşamasında alınır. Doktora öğrencileri programı tamamlayana kadar Gelişim ve Öğrenme ile Öğretimde Planlama ve Değerlendirme formasyon derslerini alıp başarmak zorundadır. Bu formasyon dersleri kredi/AKTS yüküne dâhil edilmez.</p>

<p>(3) Doktora programı, lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler için ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS'den az olmamak üzere toplam en az 42 kredilik on dört adet ders; seminer dersi, uzmanlık alan dersleri, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışmasından oluşur ve lisans üzerine doktora programı toplam 300 AKTS kredisinden az olamaz. Öğrencinin ve danışmanın talebi, anabilim dalı kurul/akademik kurulun gerekçeli kararını içeren anabilim dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile ilave dersler aldırılabilir. Seminer dersi, ders döneminde yapılır ve krediye sayılmaz. Lisans derecesi ile doktora programına başvuran öğrenciler derslerin en çok dördünü daha önce almamış olmak kaydı ile yüksek lisans derslerinden seçebilir.</p>

<p>(4) Bir öğrenci bir dönemde uzmanlık alan dersi ve seminer hariç, 15 krediden fazlasını alamaz. Tez aşamasında, tez çalışması dersine her dönem kayıt yaptırılır. Tez çalışmasının izlenmesi tez izleme komitesi; tez çalışmasının değerlendirilmesi ise tez jürisi tarafından yapılır.</p>

<p>(5) Dersler, ilgili enstitü anabilim dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile Üniversitenin diğer enstitüleri veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden de seçilebilir. Diğer yükseköğretim kurumlarından seçilebilecek ders sayısı yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört olabilir. Eğitim-öğretim görülen programda yer alan asgari ders sayısı, ders kredisi ve AKTS kredisine ilave olarak farklı bir dilde eğitim-öğretim yapılan programdan da ders alınabilir. Ancak bu dersler alınması gereken zorunlu krediye sayılmaz.</p>

<p>(6) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(7) Doktora programları yurt içi ve yurt dışı birleştirilmiş ve ortak doktora programları şeklinde düzenlenebilir.</p>

<p>(8) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(9) Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Doktora programını tamamlama süresi her dönem kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için en fazla on iki yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için en fazla on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya yükseköğretim kurumunun öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin yükseköğretim kurumu ile ilişiği kesilir. İntibak yaptıran öğrencilerde ders süresi, toplam alınması zorunlu ders sayısı ve ders kredisi ile AKTS ders kredi koşulunu yerine getirmiş olmak kaydı ile iki yarıyıl düşebilir. İntibak yaptırabilmek için özel öğrenci olarak ve benzeri şekilde alınmış olan ders sayısı ve kredisi haricinde kalan ders sayısı ve kredinin (kredi, AKTS kredisi) bu Yönetmelik hükümlerine göre bir dönemde tamamlanabilir olması gerekir. Tez süresi, tez özetinin/önerisinin enstitü yönetim kurulunda kabul edildiği tarihte başlar. Tez süresi dört yarıyıldan az olamaz.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen toplam azami süre olan on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin yükseköğretim kurumuyla ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden, kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara, doktora tezinde başarılı olamayanlara tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları ve aynı isimli tezsiz yüksek lisans programı bulunması ve talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Tez danışmanı; öğrencinin enstitüye kayıt yaptırdığı birinci yarıyıl başında, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından, talepte bulunmuş ise öğrencinin de görüşü alınarak, ilgili enstitü anabilim dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anabilim dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile atanır. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve enstitü yönetim kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde enstitü yönetim kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Danışman önerisinde, lisansüstü öğrenci ile danışman arasında birinci derece akrabalık bağının bulunmaması dikkate alınır. Danışman değişikliğini zorunlu kılan hallerde; aynı şekilde anabilim dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile danışman değiştirilebilir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda enstitü anabilim dalı başkanlığının benzer şekildeki önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile ikinci tez danışmanı atanabilir. İkinci tez danışmanı tez önerisi verildikten sonra en geç birinci yarıyılın sonuna kadar belirlenebilir. Birinci danışmanlar Üniversite öğretim üyeleri arasından atanır. Ancak, ikinci danışmanlar Üniversite kadrosu dışından da atanabilir. İkinci tez danışmanı en az doktora derecesine sahip olmalıdır. Bu durumda, öğrencinin çalışmalarını izlemeyi ve derslerini belirlemeyi birinci danışman yürütür. Farklı bir yükseköğretim kurumuna geçen veya emekliye ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları öğrenci ders aşamasında olduğu durumda sona erer. İlgili öğrenciye yeni danışman atanmasında bu fıkrada yer alan danışman atanmasına ilişkin yol izlenir. Ancak yeterlik sınavından başarılı olmuş ve en az üç yarıyıl tez çalışması dersinden başarılı olan öğrencilere mahsus olmak üzere, öğrencinin ve farklı bir yükseköğretim kurumuna geçen veya emekliye ayrılan öğretim üyesinin emekli olduğu tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmesi halinde, başlamış oldukları tez danışmanlıkları, akademik kurul kararını içeren anabilim dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile devam edebilir. Diş hekimliği, eczacılık, tıp ve veteriner fakülteleri anabilim dalları hariç doktora programlarında öğretim üyelerinin danışmanlık yapabilmesi ve tez yönetebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezini birinci danışman olarak (ikinci danışman hariç) yönetmiş olması gerekir. Azami danışmanlık öğrenci sayısı, YÖK’ün ilgili kararlarına göre belirlenir.</p>

<p>(2) Öğrenci her yarıyıl kendi tez danışmanı tarafından açılan uzmanlık alan dersine kayıt yaptırmakla yükümlüdür. Uzmanlık alan dersleri, enstitü yönetim kurulunun öğrencinin danışmanını atadığı tarihte başlar ve öğrencinin mezuniyetine ya da ilişiğinin kesilmesine karar verildiği tarihe kadar devam eder. Uzmanlık alan dersleri güz yarıyılı başında kaydolan öğrenciler için bahar yarıyılı başlangıcına kadar, bahar yarıyılında kaydolan öğrenciler için güz yarıyılı başlangıcına kadar kesintisiz olarak yarıyıl ve yaz tatillerinde de devam eder.</p>

<p>(3) İki yarıyıl üst üste kayıt yaptırmayan veya iki yarıyıl üst üste uzmanlık alan dersinden başarısız olan öğrencinin danışmanlığı; danışmanın talebi, anabilim dalı başkanlığının teklifi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile danışman üzerinden alınabilir. Öğrencinin kaydını yenilemesi durumunda bu Yönetmelikteki tez danışmanı atanmasına ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>(4) Tez izleme komitesi raporunun ilgili dönem sonuna kadar enstitüye gönderilmemesi halinde öğrenci ilgili dönem için başarısız kabul edilir.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Yeterlik sınavının amacı; öğrencinin temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili konularda derinliğine bilgi sahibi olup olmadığının sınanmasıdır. Yeterlik sınavları yılda iki kez yapılır.</p>

<p>(2) Doktora programında genel not ortalaması en az 3,00 olan öğrenciler yeterlik sınavına güz ve bahar yarıyılları öncesinde enstitü kurulu tarafından belirlenen tarihler arasında girerler. Yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en erken ikinci yarıyılın sonunda (Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalları için üçüncü), lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en erken dördüncü (Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalları için beşinci) yarıyılın sonunda yeterlik sınavına girebilir. Yeterlik sınavına en geç; yüksek lisans derecesi ile giren öğrenci beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile giren öğrenci yedinci yarıyılın sonuna kadar girmek zorundadır. Bu sınava girmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı tarafından önerilen, enstitü yönetim kurulu tarafından onaylanan ve iki yıl görev yapan beş öğretim üyesinden oluşan doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Komite üyelerinde eksilme olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye belirlenir. Komite, farklı alanlardaki sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla sınav jürileri kurar. Sınav jürisi en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere, danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Biri Üniversiteden, biri de başka yükseköğretim kurumundan olmak üzere en az iki, en fazla dört yedek üye de seçilir. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili enstitü yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır. Yeterlik sınavları pandemi, afet gibi hareket kısıtlılığına neden olan küresel olaylarda anabilim/anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile kayıt altına alınmak ve konuyla ilgili Yükseköğretim Kurulu kararlarına uygun olmak koşuluyla çevrim içi araçlar/telekonferans yoluyla da yapılabilir.</p>

<p>(4) Doktora yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü olarak iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavda başarılı olan öğrenci sözlü sınava alınır. Yazılı sınavda başarı notu 100 üzerinden 70'tir. Sınav jürileri öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, anabilim dalı başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde ilgili enstitüye tutanakla bildirilir. Olumsuz oy kullanan üyenin/üyelerin gerekçelerini tutanağa eklemeleri gerekir.</p>

<p>(5) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci, bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Başarısız olduğu halde tekrar sınava girmeyen öğrenci başarısız kabul edilir. Bu sınavda da başarısız olan veya sınava girmeyen öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir. Yeterlik sınav jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, uzmanlık alan dersi ve seminer hariç derslere ilişkin kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla yeterlik sınavından sonra da ders/dersler almasını isteyebilir ve bunu bir tutanakla enstitüye bildirir. Bu dersler program için zorunlu asgari ders sayısına dâhil edilmez. Yeterlik sınavında başarılı olduğu halde yeterlik sınav jürisinin önerisi ile ilave ders alan öğrenciler tez jüri önerisi öncesinde bu dersleri başarmak zorundadır.</p>

<p>(6) Lisans derecesi ile doktora programına kabul edilmiş ve en az yedi dersini başarı ile tamamlamış bir öğrenci yüksek lisans programına geçebilir. Yüksek lisans programına geçme şartları ilgili enstitü yönetim kurullarınca belirlenir.</p>

<p><strong>Tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Yeterlik sınavını başararak tez dönemine geçen öğrenci için ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile bir ay içinde bir tez izleme komitesi oluşturulur.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi üç öğretim üyesinden oluşur. Komitede danışmandan başka ilgili enstitü anabilim dalı içinden ve dışından birer üye yer alır. İkinci tez danışmanının olması durumunda ikinci tez danışmanı dilerse komite toplantılarına katılabilir. İkinci tez danışmanı tez izleme komitesi üyeleri dışından seçilir.</p>

<p>(3) Tez izleme komitesinin kurulmasından sonraki dönemlerde, ilgili enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Doktora yeterlik sınavını başarı ile tamamlayan öğrenci, en geç altı ay içinde, yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini/özetini tez izleme komitesi önünde dinleyicilere açık şekilde sözlü olarak savunur. Tez izleme komitesi başkanı tez önerisi/özeti ile ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabul, düzeltme veya reddedileceğine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme için bir ay süre verilir. Olumsuz oy kullanan üye, gerekçelerini de bildirmekle yükümlüdür. Bu karar, enstitü anabilim dalı başkanlığınca tez önerisini izleyen üç iş günü içinde ilgili enstitüye gerekçeyi de içeren tutanakla bildirilir. Tez önerisi enstitü yönetim kurulu kararıyla kesinleşir. Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın birinci fıkrada belirtilen sürede girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve tez konusu seçme hakkına sahiptir. Böyle bir durumda yeni bir tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen bir öğrenci üç ay içinde, danışman ve tez konusu değiştiren bir öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisini süresi içinde vermeyen veya tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tez önerisi kabul edilen öğrenci için tez izleme komitesi, ocak-haziran ve temmuz-aralık ayları arasında birer kere olmak üzere yılda iki kez toplanır. Öğrenci toplantı tarihinden en az bir ay önce tez gelişme raporunu komite üyelerine yazılı olarak iletir. Bu raporda o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir. Öğrencinin tez gelişme raporu, komite tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Tez gelişme raporu, toplantının yapıldığı tarihten itibaren en geç bir hafta içerisinde tez izleme komitesi tutanağı ile birlikte enstitüye bildirilir. Üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez tez izleme komite raporu başarısızlığı bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tez izleme komitesi raporunun ilgili dönem sonuna kadar enstitüye ulaşmaması durumunda öğrenci ilgili dönem için başarısız kabul edilir.</p>

<p>(4) Azami öğrenim süresinin dolmasına en az dört yarıyıl kalıncaya kadar, tez izleme komitesinin önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile tez konusu değişikliği yapılabilir. Tez konusunu değiştirmek isteyen öğrenci, yeni tez önerisini birinci fıkrada belirtilen usule göre savunur. Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabulüne veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, tez önerisi savunma tarihini izleyen üç iş günü içinde tutanak hâline getirilerek, danışmanın tez konusu değişikliğine ilişkin gerekçeli yazısı da eklenmek suretiyle anabilim dalı başkanlığı tarafından enstitü müdürlüğüne iletilir. Tez konusu değişikliği, enstitü yönetim kurulunun onayı ile kesinleşir. Doktora tez konusunu değiştiren öğrenci, yeni tez konusu için en az üç başarılı tez izleme komitesi raporu sunmak zorundadır.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Doktora programındaki bir öğrenci, elde ettiği sonuçları tez yazım kurallarına uygun biçimde yazmak ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunmak zorundadır.</p>

<p>(2) Doktora tezinin savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez enstitü yönetim kuruluna gönderilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için diğer koşulları yerine getirmiş olması kaydı ile en az üç tez izleme komitesi raporu sunulması gerekir.</p>

<p>(4) Doktora tez jürisi, danışman ve enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi kendi yükseköğretim kurumu dışından olmak üzere danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Jüri, jüri üyeleri ile tez savunma adayı arasında birinci derece akrabalık bağı bulunmayan kişilerden oluşturulur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili enstitü yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir. Doktora tez jürisi kurulurken birisi başka yükseköğretim kurumu öğretim üyesi olmak üzere iki yedek üye de belirlenir.</p>

<p>(5) Tez izleme komitesi başkanı, öğrencinin jüri üyesi sayısının bir fazlası kadar hazırladığı tezini anabilim dalı başkanlığı kanalıyla enstitü müdürlüğüne sunar. Enstitü tarafından kendilerine tez teslim edilen jüri üyeleri, tez teslim tarihinden itibaren en erken bir hafta, en geç bir ay içinde tez izleme komitesi başkanının başkanlığında toplanarak, öğrenciyi sınava alır ve tez için kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Düzeltme kararı durumunda öğrenciye en fazla altı ay süre tanınır. Öğrenci bu süre içinde gereğini yaparak tezini aynı jüri önünde savunur. Sınav, jüri üyesinin/üyelerinin yurt dışında uzun süreli görevli olmaları durumunda veya pandemi afet gibi hareket kısıtlılığına neden olan küresel olaylarda anabilim/anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile kayıt altına alınmak ve konuyla ilgili Yükseköğretim Kurulu kararlarına uygun olmak koşuluyla çevrim içi araçlar/telekonferans yoluyla da yapılabilir.</p>

<p>(6) Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez sınavı en az kırk beş dakika olmak üzere öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır. Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri dinleyicilere kapalı olarak tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Ret, düzeltme ve salt çoğunlukla kabul durumlarında olumsuz oy kullanan üye/üyeler gerekçelerini ilgili tutanağa eklemek zorundadır. Bu karar, anabilim dalı başkanlığınca tez sınavını izleyen üç iş günü içinde ilgili enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gereğini yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tezde başarılı olamayan öğrencilere talepleri halinde 28 inci maddenin dördüncü fıkrasına göre aynı alanda varsa tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(7) Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Fen Bilimleri Enstitüsünde; öğrencinin tez savunma sınavına girebilmesi için, doktora öğrenimi sürecinde, SCI (Science Citation Index), SCI- Expanded (Science Citation Index Expanded), SSCI (Social Science Citation Index) veya AHCI (Arts and Humanities Citation Index) kapsamında Yükseköğretim Genel Kurulunun aldığı karar gereğince yağmacı/şaibeli sayılmayan dergilerde çalışma alanı ile ilgili basılmış veya kesin kabul belgesi almış en az bir araştırma makalesi veya bu makale yerine geçecek bir patenti olmak zorundadır.</p>

<p>(8) Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsünde; öğrencinin tez savunma sınavına girebilmesi için, doktora öğrenimi sürecinde, SSCI (Social Science Citation Index), SCI (Science Citation Index), SCI-Expanded (Science Citation Index Expanded) ya da AHCI (Arts and Humanities Citation Index) kapsamında Yükseköğretim Genel Kurulunun aldığı karar gereğince yağmacı/şaibeli sayılmayan dergilerde veya Üniversitelerarası Kurul Başkanlığınca saptanan alan indeksi kapsamındaki dergilerde veya ULAKBİM TR dizin dergi listesinde bulunan dergilerde, çalışma alanı ile ilgili basılmış veya kesin kabul belgesi almış en az bir araştırma makalesi olmak zorundadır.</p>

<p>(9) Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalında; öğrencinin tez savunma sınavına girebilmesi için, doktora öğrenimi sürecinde, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığınca saptanan alan indeksi kapsamındaki dergilerde veya ULAKBİM TR dizin dergi listesinde bulunan dergilerde, çalışma alanı ile ilgili basılmış veya kesin kabul belgesi almış en az bir araştırma makalesi olmak zorundadır.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 34-</strong> (1) Tez savunmasında başarılı olmak ve ilgili enstitü yönetim kurulunca belirlenen diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin tez yazım kurallarına uygun olarak yazılmış ve ciltlenmiş en az üç kopyasını, tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci doktora diploması almaya hak kazanır. Enstitü yönetim kurulu başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Doktora diploması üzerinde enstitü anabilim/anasanat dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) İlgili enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>(4) İki veya daha fazla yükseköğretim kurumu arasında yürütülen ortak doktora programlarından mezun olan öğrencilere ortak diploma verilir.</p>

<p>(5) Enstitü kurulları mezuniyet için enstitü dergisinde yayımlanmak üzere tez yayını teslim etme, ulusal-uluslararası bilimsel toplantılarda bildiri sunma ve benzeri koşullar koyabilir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik programının amacı ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 35-</strong> (1) Sanatta yeterlik programı; farklı sanat ve tasarım alanlarında yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli adımları belirleme yeteneği kazandırmayı, özgün sanat eserlerinin ortaya konulmasını, üstün bir uygulama becerisi ve yaratıcılık kazandırmayı amaçlayan bir lisansüstü eğitim programıdır. YÖK tarafından belirlenen dallarda sanatta yeterlik programı açılabilir.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı; yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler için, toplam en az 21 krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi (güz ve bahar yarıyılı toplamı) 60 AKTS’den az olmamak üzere en az yedi adet kredili ders, seminer dersi, uzmanlık alan dersleri, yeterlik sınavı, tez önerisi, tez ve varsa sergi, proje, konser, gösteri gibi çalışmalardan oluşur ve toplam 240 AKTS kredisinden az olamaz. Sanatta yeterlik programında alınabilecek azami ders sayısı ondur. Öğrencinin ve danışmanın talebi, anasanat dalı kurul/akademik kurulun gerekçeli kararını içeren anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile ilave dersler aldırılabilir. Derslerin en çok iki tanesi yüksek lisans öğrenimi sırasında alınmamış olmak koşuluyla yüksek lisans derslerinden seçilebilir. Seminer dersi, ders döneminde yapılır ve kredi yüküne dâhil değildir. Bilimsel Araştırma Teknikleri ve Yayın Etiği dersi de ilgili enstitü kurul kararına bağlı olarak kredi yüküne dâhil edilmeyebilir ve yüksek lisans aşamasında alınmadı ise sanatta yeterlik aşamasında alınır. Sanatta yeterlik öğrencileri programı tamamlayana kadar Gelişim ve Öğrenme ile Öğretimde Planlama ve Değerlendirme formasyon derslerini alıp başarmak zorundadır. Bu formasyon dersleri kredi/AKTS yüküne dâhil edilmez.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programı; lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler için ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak üzere en az 42 kredilik on dört adet ders, seminer dersi, uzmanlık alan dersleri, yeterlik sınavı, tez önerisi, tez ve sergi, proje, konser, gösteri gibi çalışmalardan oluşur. Lisans üzerine sanatta yeterlik programı toplam 300 AKTS kredisinden az olamaz. Öğrencinin ve danışmanın talebi, anasanat dalı kurul/akademik kurulun gerekçeli kararını içeren anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile ilave dersler aldırılabilir. Seminer dersi, ders döneminde yapılır ve krediye sayılmaz. Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvuran öğrenciler derslerin en çok dördünü daha önce almamış olmak kaydı ile yüksek lisans derslerinden seçebilir.</p>

<p>(4) Bir öğrenci bir dönemde uzmanlık alan dersi ve seminer hariç, 15 krediden fazlasını alamaz. Tez aşamasında, sanatta yeterlik tez çalışması dersine her dönem kayıt yaptırılır. Sanatta yeterlik tez çalışmasının izlenmesi sanatta yeterlik tez izleme komitesi; sanatta yeterlik tezi ve varsa sergi, proje, konser, gösteri gibi çalışmaların değerlendirilmesi tez jürisi tarafından yapılır.</p>

<p>(5) Dersler, ilgili enstitü anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anasanat dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile Üniversitenin diğer enstitüleri veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden de seçilebilir. Diğer yükseköğretim kurumlarından seçilebilecek ders sayısı yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört olabilir. Eğitim-öğretim görülen programda yer alan asgari ders sayısı, ders kredisi ve AKTS kredisine ilave olarak farklı bir dilde eğitim-öğretim yapılan programdan da ders alınabilir. Ancak bu dersler alınması gereken zorunlu krediye sayılmaz.</p>

<p>(6) Lisans dersleri, ders yüküne ve sanatta yeterlik çalışması kredisine sayılmaz.</p>

<p>(7) Sanatta yeterlik programları yurt içi ve yurt dışı birleştirilmiş ve ortak sanatta yeterlik programları şeklinde düzenlenebilir.</p>

<p>(8) Sanatta yeterlik programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(9) Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 36-</strong> (1) Sanatta yeterlik programını tamamlama süresi her dönem kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için en fazla on iki yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için en fazla on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı için gerekli dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya Üniversitenin öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. İntibak yaptıran öğrencilerde ders süresi, toplam alınması zorunlu ders sayısı ile AKTS ders kredi koşulunu yerine getirmiş olmak kaydı ile iki yarıyıl düşebilir. İntibak yaptırabilmek için özel öğrenci olarak ve benzeri şekilde alınmış olan ders sayısı ve kredisi haricinde kalan ders sayısı ve kredinin (kredi, AKTS kredisi) bu Yönetmelik hükümlerine göre bir dönemde tamamlanabilir olması gerekir. Tez süresi, tez özetinin/önerisinin enstitü yönetim kurulunda kabul edildiği tarihte başlar. Tez ve varsa sergi, proje, konser, gösteri gibi çalışmaların süresi dört yarıyıldan az olamaz.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez, varsa sergi, proje, konser, gösteri gibi çalışmalarını birinci fıkrada belirtilen azami on iki yarıyıl veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvurmuş öğrencilerden kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara, başarılı olamayanlara tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, sergi, proje, konser, gösteri ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları ve aynı isimli tezsiz yüksek lisans programı bulunması halinde isteklilere tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Tez danışmanı, öğrencinin enstitüye kayıt yaptırdığı birinci yarıyıl başında, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından, talepte bulunmuş ise öğrencinin de görüşü alınarak, ilgili enstitü anasanat dalı kurul/akademik kurul kararını içeren anasanat dalı başkanlığı önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile atanır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde enstitü yönetim kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Danışman önerisinde, lisansüstü öğrenci ile danışman arasında birinci derece akrabalık bağının bulunmaması dikkate alınır. Danışman değişikliğini zorunlu kılan hallerde; aynı şekilde anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile danışman değiştirilebilir. Sanatta yeterlik tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda enstitü anasanat dalı başkanlığının benzer şekildeki önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile ikinci tez danışmanı atanabilir. İkinci tez danışmanı tez önerisi verildikten sonra en geç birinci yarıyılın sonuna kadar belirlenebilir. Sanatta yeterlik programlarında tez yönetilebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezini birinci danışman olarak (ikinci danışman hariç) yönetmiş olmak gerekir. Birinci danışmanlar Üniversite öğretim üyeleri arasından atanır. Ancak, ikinci danışmanlar Üniversite kadrosu dışından da atanabilir. İkinci tez danışmanı en az doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip olmalıdır. Bu durumda, öğrencinin çalışmalarını izlemeyi ve derslerini belirlemeyi birinci danışman yürütür. Farklı bir yükseköğretim kurumuna geçen veya emekliye ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları öğrenci ders aşamasında olduğu durumda sona erer. İlgili öğrenciye yeni danışman atanmasında bu fıkrada yer alan danışman atanmasına ilişkin yol izlenir. Ancak yeterlik sınavından başarılı olmuş ve en az üç yarıyıl tez çalışması dersinden başarılı olan öğrencilere mahsus olmak üzere, öğrencinin ve farklı bir yükseköğretim kurumuna geçen veya emekliye ayrılan öğretim üyesinin emekli olduğu tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmesi halinde, başlamış oldukları tez danışmanlıkları, akademik kurul kararını içeren anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile devam edebilir. Azami danışmanlık öğrenci sayısı, YÖK’ün ilgili kararlarına göre belirlenir. Öğrenci her yarıyıl sanatta yeterlik tez danışmanı tarafından açılan uzmanlık alan dersine kayıt yaptırmakla yükümlüdür. Uzmanlık alan dersleri enstitü yönetim kurulunun öğrencinin sanatta yeterlik tez danışmanını atadığı tarihte başlar ve öğrencinin mezuniyetine ya da ilişiğinin kesilmesine karar verildiği tarihe kadar devam eder. Uzmanlık alan dersleri güz yarıyılı başında kaydolan öğrenciler için bahar yarıyılı başlangıcına kadar, bahar yarıyılında kaydolan öğrenciler için güz yarıyılı başlangıcına kadar kesintisiz olarak yarıyıl ve yaz tatillerinde de devam eder.</p>

<p>(2) İki yarıyıl üst üste kayıt yaptırmayan veya iki yarıyıl üst üste uzmanlık alan dersinden başarısız olan öğrencinin danışmanlığı; danışmanın talebi, anasanat dalı başkanlığının teklifi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile danışman üzerinden alınabilir. Öğrencinin kaydını yenilemesi durumunda bu Yönetmelikteki tez danışmanı atanmasına ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 38-</strong> (1) Yeterlik sınavının amacı; öğrencinin temel konular ve sanatta yeterlik çalışmasıyla ilgili konularda derinliğine bilgi sahibi olup olmadığının sınanmasıdır. Yeterlik sınavları yılda iki kez yapılır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programında genel not ortalaması en az 3,00 olan öğrenciler yeterlik sınavına güz ve bahar yarıyılları öncesinde enstitü kurulu tarafından belirlenen tarihler arasında girer. Yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en erken ikinci yarıyılın sonunda, lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en erken dördüncü yarıyılın sonunda yeterlik sınavına girebilir. Yeterlik sınavına en geç; yüksek lisans derecesi ile giren öğrenci beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile giren öğrenci yedinci yarıyılın sonuna kadar girmek zorundadır.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, enstitü anasanat dalı başkanlığı tarafından önerilen ve enstitü yönetim kurulu tarafından onaylanan ve iki yıl görev yapan beş öğretim üyesinden oluşan sanatta yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Komite üyelerinde eksilme olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye belirlenir. Komite, farklı alanlardaki sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla sınav jürileri kurar. Sınav jürisi en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere, danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Biri Üniversiteden, biri de başka yükseköğretim kurumundan olmak üzere iki yedek üye de seçilir. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili enstitü yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü/sergi, proje, konser, gösteri olarak iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavda başarılı olan öğrenci sözlü/sergi, proje, konser, gösteri sınavına alınır. Yazılı sınavda başarı notu yüz üzerinden yetmiştir. Sınavların ağırlıkları ile notlarının hesaplanmasında bu Yönetmeliğe göre işlem yapılır. Sınav jürileri öğrencinin yazılı ve sözlü/sergi, proje, konser, gösteri sınavlarındaki başarı durumunu değerlendirerek başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, anasanat dalı başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde ilgili enstitüye tutanakla bildirilir. Olumsuz oy kullanan üyenin/üyelerin gerekçelerini tutanağa eklemeleri gerekir.</p>

<p>(5) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci, bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Başarısız olduğu halde tekrar sınava girmeyen öğrenci başarısız kabul edilir. Bu sınavda da başarısız olan veya sınava girmeyen öğrencinin sanatta yeterlik programı ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınav jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, uzmanlık alan dersi ve seminer hariç derslere ilişkin kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla yeterlik sınavından sonra da ders/dersler almasını isteyebilir ve bunu bir tutanakla enstitüye bildirir. Bu dersler program için zorunlu asgari ders sayısına dâhil edilmez. Yeterlik sınavında başarılı olduğu halde yeterlik sınav jürisinin önerisi ile ilave ders alan öğrencilerin tez jürilerinin oluşturulabilmesi için gerekli görülen dersleri almaları ve başarılı olmaları gerekir.</p>

<p>(7) Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına kabul edilmiş ve en az yedi dersini başarı ile tamamlamış bir öğrenci yüksek lisans programına geçebilir. Yüksek lisans programına geçme şartları ilgili enstitü yönetim kurullarınca belirlenir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 39-</strong> (1) Yeterlik sınavını başararak sanatta yeterlik tez dönemine geçen öğrenci için ilgili enstitü anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile bir ay içinde bir sanatta yeterlik tez izleme komitesi oluşturulur.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik tez izleme komitesi üç öğretim üyesinden oluşur. Komitede danışmandan başka ilgili enstitü anasanat dalı içinden ve dışından veya farklı bir kurumdan birer üye yer alır. İkinci tez danışmanının olması durumunda ikinci tez danışmanı dilerse komite toplantılarına katılabilir. İkinci tez danışmanı sanatta yeterlik izleme komitesi dışından seçilir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik tez izleme komitesinin kurulmasından sonraki dönemlerde, ilgili enstitü anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(4) Tez izleme komitesi raporunun ilgili dönem sonuna kadar enstitüye gönderilmemesi halinde öğrenci ilgili dönem için başarısız kabul edilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 40-</strong> (1) Sanatta yeterlik sınavını başarı ile tamamlayan öğrenci, en geç altı ay içinde, yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan sanatta yeterlik tez önerisini sanatta yeterlik tez izleme komitesi önünde dinleyicilere açık şekilde sözlü olarak savunur. Sanatta yeterlik tez izleme komitesi başkanı sanatta yeterlik tez önerisiyle ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce anasanat dalı başkanlığı kanalı ile komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu sanatta yeterlik tez önerisinin kabul veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme için bir ay süre verilir. Olumsuz oy kullanan üye/üyeler, gerekçelerini de bildirmekle yükümlüdür. Bu karar, enstitü anasanat dalı başkanlığınca sanatta yeterlik tez önerisi savunmasını izleyen üç iş günü içinde enstitüye gerekçeyi de içeren tutanakla bildirilir. Sanatta yeterlik tez önerisi enstitü yönetim kurulu kararıyla kesinleşir. Sanatta yeterlik tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın birinci fıkrada belirtilen sürede girmeyen öğrenci başarısız sayılarak sanatta yeterlik tez önerisi reddedilir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve sanatta yeterlik konusu seçme hakkına sahiptir. Böyle bir durumda yeni sanatta yeterlik tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen bir öğrenci üç ay içinde, danışman ve sanatta yeterlik tez konusunu değiştiren bir öğrenci ise altı ay içinde tekrar sanatta yeterlik tez önerisi savunmasına alınır. Sanatta yeterlik tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik tez önerisi kabul edilen öğrenci için sanatta yeterlik tez izleme komitesi, ocak-haziran ve temmuz-aralık ayları arasında birer kere olmak üzere yılda iki kez toplanır. Öğrenci toplantı tarihinden en az bir ay önce sanatta yeterlik tezi gelişme raporunu komite üyelerine yazılı olarak iletir. Bu raporda, o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir. Öğrencinin sanatta yeterlik tezi gelişme raporu, sanatta yeterlik tez izleme komitesi tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Sanatta yeterlik tez gelişme raporu, toplantının yapıldığı tarihten itibaren en geç bir hafta içerisinde sanatta yeterlik tez izleme komitesi tutanağı ile birlikte enstitüye bildirilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Sanatta yeterlik tez izleme komitesi raporunun ilgili dönem sonuna kadar enstitüye ulaşmaması durumunda öğrenci ilgili dönem için başarısız kabul edilir.</p>

<p>(5) Azami öğrenim süresinin dolmasına en az dört yarıyıl kalıncaya kadar, sanatta yeterlik tez izleme komitesinin önerisi ve enstitü yönetim kurulu kararı ile sanatta yeterlik tez konusu değişikliği yapılabilir. Sanatta yeterlik tez konusunu değiştirmek isteyen öğrenci, yeni sanatta yeterlik tez önerisini birinci fıkrada belirtilen usule göre savunur.</p>

<p>(6) Sanatta yeterlik tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu sanatta yeterlik tez önerisinin kabulüne veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, sanatta yeterlik tez önerisi savunma tarihini izleyen üç iş günü içinde tutanak hâline getirilerek, danışmanın sanatta yeterlik tez konusu değişikliğine ilişkin gerekçeli yazısı da eklenmek suretiyle anasanat dalı başkanlığı tarafından enstitü müdürlüğüne iletilir.</p>

<p>(7) Sanatta yeterlik tez konusu değişikliği, enstitü yönetim kurulunun onayı ile kesinleşir. Sanatta yeterlik tez konusunu değiştiren öğrenci, yeni sanatta yeterlik tez konusu için en az üç başarılı sanatta yeterlik tez izleme komitesi raporu sunmak zorundadır.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 41-</strong> (1) Sanatta yeterlik programındaki bir öğrenci, sanatta yeterlik tezini, tez yazım kurallarına uygun biçimde yazmak, tezini ve varsa sergi, proje, konser ve gösteri gibi çalışmalarını jüri önünde sözlü olarak savunmak zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrenci, sanatta yeterlik tezini ve varsa sergi, proje, konser ve gösteri sunumunu tez savunmasından önce, düzeltme verilen tezlerde ve/veya sergi, proje, konser ve gösteri sunumlarında ise düzeltme ile birlikte tezini ve/veya sergi, proje, konser ve gösterisini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman sanatta yeterlik tezinin ve varsa sergi, proje, konser ve gösterinin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere sanatta yeterlik tezi enstitü yönetim kuruluna gönderilir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik tezinin sonuçlanabilmesi için diğer koşulları yerine getirmiş olması kaydıyla en az üç sanatta yeterlik tez izleme komitesi raporu sunulması gerekir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik tez jürisi, danışman ve enstitü anasanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin sanatta yeterlik tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi kendi yükseköğretim kurumu dışından olmak üzere danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Jüri, jüri üyeleri ile tez savunma adayı arasında birinci derece akrabalık bağı bulunmayan kişilerden oluşturulur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili enstitü yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir. Sanatta yeterlik tez jürisi kurulurken birisi başka yükseköğretim kurumu öğretim üyesi olmak üzere iki yedek üye de belirlenir.</p>

<p>(5) Sanatta yeterlik tez izleme komitesi başkanı, öğrencinin jüri üyesi sayısının bir fazlası kadar hazırladığı tezini anasanat dalı başkanlığı aracılığıyla enstitü müdürlüğüne sunar. Enstitü tarafından kendilerine tez teslim edilen jüri üyeleri, tez teslim tarihinden itibaren en erken bir hafta, en geç bir ay içinde sanatta yeterlik tez izleme komitesi başkanının başkanlığında toplanarak, öğrenciyi sınava alır. Jüri üyeleri sanatta yeterlik tezi ve varsa sergi, proje, konser, gösteri için kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Düzeltme kararı durumunda öğrenciye en fazla altı ay süre tanınır. Öğrenci bu süre içinde gereğini yaparak sanatta yeterlik tezini ve/veya sergi, proje, konser ve gösteriyi aynı jüri önünde savunur. Sınav, jüri üyesinin/üyelerinin yurt dışında uzun süreli görevli olmaları durumunda anasanat dalı başkanlığının gerekçeli önerisi ve ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile telekonferans yoluyla da yapılabilir.</p>

<p>(6) Sanatta yeterlik tez sınavı, sanatta yeterlik tezinin ve varsa sergi, proje, konser, gösterinin sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur, süresi en az kırk beş dakikadır. Sanatta yeterlik tez savunma sınavı öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır. Sanatta yeterlik tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri dinleyicilere kapalı olarak tez ve varsa sergi, proje, konser ve gösteri hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Ret, düzeltme ve salt çoğunlukla kabul durumlarında olumsuz oy kullanan üye/üyeler gerekçelerini ilgili tutanağa eklemek zorundadır. Bu karar, anabilim dalı başkanlığınca tez sınavını izleyen üç iş günü içinde ilgili enstitüye tutanakla bildirilir. Sanatta yeterlik tezi ve/veya sergi, proje, konser ve gösteri hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gereğini yaparak sanatta yeterlik tezini ve/veya sergi, proje, konser ve gösteriyi aynı jüri önünde yeniden savunur. Yeniden yapılan savunma sınavına girmeyen veya bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışmasında başarılı olamayan öğrencilere talepleri halinde 28 inci maddenin dördüncü fıkrasına göre aynı alanda varsa tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(7) Öğrencinin tez savunma sınavına girebilmesi için, sanatta yeterlik öğrenimi sürecinde, SSCI (Social Science Citation Index), SCI (Science Citation Index), SCI-Expanded (Science Citation Index Expanded) ya da AHCI (Arts and Humanities Citation Index) kapsamında Yükseköğretim Genel Kurulunun aldığı karar gereğince yağmacı/şaibeli sayılmayan dergilerde veya Üniversitelerarası Kurul Başkanlığınca saptanan alan indeksi kapsamındaki dergilerde veya ULAKBİM TR dizin dergi listesinde bulunan dergilerde, çalışma alanı ile ilgili basılmış veya kesin kabul belgesi almış en az bir araştırma makalesi olmak zorundadır.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 42-</strong> (1) Sanatta yeterlik tez savunmasında başarılı olmak ve ilgili enstitü yönetim kurulunca belirlenen diğer koşulları da sağlamak kaydıyla sanatta yeterlik tezinin tez yazım kurallarına uygun olarak yazılmış ve ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve sanatta yeterlik tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci sanatta yeterlik diploması almaya hak kazanır. Enstitü yönetim kurulu başvuru üzerine tez teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik diploması üzerinde enstitü anasanat dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) İlgili enstitü tarafından sanatta yeterlik tezinin tesliminden itibaren üç ay içinde sanatta yeterlik tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel/sanatsal araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>(4) İki veya daha fazla yükseköğretim kurumu arasında yürütülen ortak sanatta yeterlik programlarından mezun olan öğrencilere ortak diploma verilir.</p>

<p>(5) Enstitü kurulları mezuniyet için enstitü dergisinde yayımlanmak üzere tez yayını teslim etme, ulusal-uluslararası bilimsel toplantılarda bildiri, sanatsal toplantılarda ürün sunma ve benzeri koşullar koyabilir.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Kontenjanların belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 43-</strong> (1) Lisansüstü program kontenjanları, YÖK tarafından belirlenen lisansüstü programlarda görev alabilecek öğretim üyesi sayısı ve mevcut öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı dikkate alınarak, tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programları için öğretim üyesi başına düşen tez danışmanlığı en fazla on dört, tezsiz yüksek lisans programları için ise tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programları hariç en fazla on altı öğrenci düşecek şekilde Senato tarafından belirlenir. Ancak, Yükseköğretim Kurulu ile yapılan protokol dahilinde ve Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde yürütülen lisansüstü programlar için bu kontenjan %50'ye kadar artırılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bilgilendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 44-</strong> (1) Bu Yönetmelik ve Üniversite tarafından yürürlüğe konulan diğer düzenleyici işlemler ile duyurular enstitünün internet sayfasında yayımlanarak ilgililerin bilgi edinmesi sağlanır.</p>

<p>(2) Anabilim/anasanat dalı başkanlıklarınca enstitüye gönderilecek kararlarda hangi konulara ilişkin olanların anabilim/anasanat dalı kurul/akademik kurul kararı ile belirleneceğine ilgili enstitü yönetim kurulu karar verir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 45-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun, 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 46-</strong> (1) 17/11/2021 tarihli ve 31662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çukurova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükmü</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) 6/2/2013 tarihinden önce tezsiz yüksek lisans programlarına kayıtlı olan veya mezun olan öğrenciler doktora/sanatta yeterlik programlarına başvurabilir.</p>

<p>(2) Doktora öğrencisinin tez savunma sınavına girebilmesi için en az bir araştırma makalesi veya bu makale yerine geçecek bir patenti olma zorunluluğu 2022-2023 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılından itibaren yeni kayıt yaptıran doktora öğrencileri için geçerlidir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik öğrencisinin tez savunma sınavına girebilmesi için en az bir araştırma makalesi olma zorunluluğu 2026-2027 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılından itibaren yeni kayıt yaptıran sanatta yeterlik öğrencileri için geçerlidir.</p>

<p>(4) 18 inci maddenin ikinci fıkrası, 27 nci maddenin beşinci fıkrası ve 35 inci maddenin beşinci fıkrası hükümleri bakımından 2026-2027 eğitim-öğretim yılından önce lisansüstü programlara kabul edilen öğrencilere, 46 ncı madde ile yürürlükten kaldırılan yönetmeliğin ilgili hükümleri uygulanmaya devam olunur.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 47-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 48-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çukurova Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cukurova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="81223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2023/14467 E., 2024/12362 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/14467 E., 2024/12362 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/14467 E., 2024/12362 K.<br />
"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1699 E., 2023/1530 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/309 E., 2023/531 K.</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının 21.05.2014 tarihinde davalı iş yerinde ocakçı olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin davalı tarafından haksız nedenle 03.12.2015 tarihinde feshedildiğini, davacının feshe karşı İstanbul Anadolu 5. İş Mahkemesinde 2015/738 Esas sayılı işe iade davası açtığını ve işe iadesine karar verildiğini, davalının karara uyarak davacıyı işe davet ettiğini ve davacının 25.01.2018 tarihinde yeniden işe başladığını, davacı 1 yıl kadar çalıştıktan sonra sağlık sorunları yaşaması neticesinde ... Hastanesinin 07.09.2016 tarihli raporunda mesleki silikoz tanısı konulduğunu, davacının ücretinin 1.841,93 TL olduğunu beyanla manevi tazminat hakkını saklı tutarak ve 100,00 TL maddi tazminat taleplerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirket nezdinde bulunan tüm bölümlerde davacının çalıştığı bölüm de dahil olmak üzere iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike oluşturabilecek bütüm durumlara karşı tam ve yeterli önlemler alındığını, davacının; davalı iş yerinde ocakçı olarak çalıştığını, çalıştığı bölüme ilişkin mühendislik kontrolleri yapıldığını, gerekli ortam ölçümleri yapıldığını, işçilere kişisel koruyucu donanım kullandırıldığını ve çalışanlara gerekli eğitimler verildiğini beyanla davacının talebinin ve davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Adli Tıp Kurumunun 02.05.2023 tarihli raporunda; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 03/10/2017 tarihli ve 521 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; meslekte kazanma gücü kaybı oranının %0 olduğunun bildirildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 14.02.2018 tarihli ve 2013/2676 sayılı Kararında; sigortalı hakkında SB ... Hastanesince düzenlenen 07/09/2016 tarih, 160003132 sayılı Sağlık Kurulu Raporuna göre Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 04.03.2019 tarihli ve 123 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; mesleki hastalık tespit edildiği, Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranının %0 tespit edildiği, maluliyet bulunmadığının, yardıma muhtaç olmadığının belirtildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 15.12.2021 tarihli ve 2021/21560 sayılı Kararında; maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği; sonuç olarak davacının maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan maluliyetinin %0 (yüzdesıfır) olduğu, meslek hastalığı olarak değerlendirilmediğinden...." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Davacı vekili temyizinde, ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda kişinin yaptığı iş, çalışma koşulları ve süresi göz önünde bulundurulduğunda, pnömokonyoz ve alüminyum intoksikasyonu hastalıklarının mesleki olduğunun belirtildiğini, İlk Derece Mahkemesi kararı gerekçesinde yer alan davacının hastalıklarının meslek hastalığı olarak değerlendirilmediğine ilişkin tespit hatalıdır.</p>

<p>Davacının tüm hastalıkları mesleki olmakla birlikte buna bağlı maluliyet oranının bulunmasının kaçınılmaz olduğunu, ... Hastanesi'nin 07.09.2016 tarihli ve P-160113108 protokol numaralı Sağlık Kurulu Raporu ile davacıya, "silisyum içeren tozlara bağlı pnömokonyoz, mesleki silikoz" tanısı konulduğunu, davacının, daha önceki çalışma yerleri koşullarında sağlık problemi, maluliyet ve beden kaybı olmayan bir kişi olduğunu, davacının; ocakçı olarak davalı iş yerine girdiğinde tümüyle sağlıklı bir şekilde işbaşı yaptığının, "ciğerlerinde hiçbir sağlık sorunu olmadığı" hususuna ilişkin tespitler de SGK ve iş yeri raporları ile sabit olduğunu,<br />
Dosyada bulunan ATK Raporu'nda meslek hastalığı olarak kabul edilmeyen atopik konjonktivit göze kimyasal madde sıçraması, yabancı madde teması ile konjonktiva tabakasında hasar meydana gelmesi ile oluşan bir hastalık türü olduğunu, davacının, yüksek ısı altında sürekli olarak inorganik tozlara maruz kaldığını, davacıya iş yerine getirirken koruyucu bir gözlük de verilmediğini. davacının gözünün bu zarar verici tozlara maruz kalma neticesinde de bu hastalık meydana geldiğini, lomber disokopatinin ise iş yerinde ağırlık kaldırdığından ileri gelmiş bir hastalık oluğunu, davacının iş yerinde yaptığı iş nazara alındığında söz konusu hastalıkların mesleki olmadığının kabulünün hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu,</p>

<p>Mahkemece hükme esas alınan ATK Raporunda da pnömokonyozun inorganik tozlara maruziyet sonucu gelişen bir hastalık olduğu tespiti yapıldığını, izah edilen tüm bu hususlara rağmen ATK Raporu'nda davacının maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna kanaat getirildiğini, davacının akciğerlerinin şu anda iflas etmiş durumda olduğunu, pandemi döneminde akciğer hastalığı ve nefes almada yaşadığı güçlükler nedeniyle sokağa çıkması yasaklanan kişilerden kabul edilerek sokağa çıkması yasaklandığını, hayati tehlike boyutunda solunum sıkıntısı olan davacının hastalığının gün geçtikçe ilerlediğini, davacı yapmış olduğu iş başvurularından da mesleki hastalıkları nedeniyle olumlu yanıt alamadığını, ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda da pnömokonyozun tedavisi olmayan, iyileşmesi beklenmeyen, ilerleyici de olabilen bir hastalık olduğu açıkça belirtildiğini, davacının bu hastalıklara bağlı olarak maluliyetinin bulunması kaçınılmaz olduğunu,</p>

<p>YSK Raporunda sadece opasite pnömokonyoz meslek hastalığı olarak sayılmasına rağmen, ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda davacının alüminyum intoksikasyonu hastalığının da mesleki olduğu tespiti yapıldığını, YSK raporları ile ATK Raporu arasında çelişki bulunması halinde dosyanın ATK Üst Kuruluna gönderilmesi gerektiğinin belirtildiğini, dosyanın ATK Üst Kurulu'na gönderilmeksizin İlk Derece Mahkemesi tarafından karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, meslek hastalığı nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı, davalı iş yerinde ocakçı olarak çalışırken tutulduğu meslek hastalığı nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere hastalığın teşhis ve tespit tarihi olan 07.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte şimdilik 100 TL tutarında maddi tazminatın davalıdan tahsili talebine yönelik olup dosyadaki kayıt ve belgelerden,davacının mesleki sağlık muayenesi sonucu ... Hastanesince düzenlenen 05.01.2016 tarihli raporda,şikayeti:nefes darlığı ,el ve ayaklarda deri dökülme belirtileri tanı: akciğerin tanısal görüntülenmesinde anormal bulgular, irritan dermatit. Karar: 6 ay sonra hastanede kontrolüne karar verildiği, ... Hastanesinde kontrol muayenesi sonucu düzenlenen 07.09.2016 tarihli raporda mesleki silikozis ps1/0 2 yıl sonra, hastanemizde kontrol dendiği, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 03.10.2017 tarihli ve 521 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; işbu sağlık raporu dayanak kılınarak meslek hastalığının anlaşıldığı tarih 07.09.2016 ve sürekli iş göremezliğe girdiği tarih: 07.09.2016 meslekte kazanma gücü kaybı oranının ise %0 olduğunun bildirildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 14.02.2018 tarihli ve 2013/2676 sayılı Kararında; sigortalı hakkında SB ... Hastanesince düzenlenen 07.09.2016 tarih, 160003132 sayılı Sağlık Kurulu Raporuna göre Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 04.03.2019 tarihli ve 123 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; pnömokonyoz, diğer silisyum içeren tozlara bağlı (p/s 1/1) mesleki hastalık tespit edildiği, Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranının %0 tespit edildiği, maluliyet bulunmadığının, yardıma muhtaç olmadığının belirtildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 15.12.2021 tarihli ve 2021/21560 sayılı Kararında; p/s 1/0 düzeyinde, aposite pnömokonyoz ve aliminyum intoksikasyonu hastalığının mesleki olduğu, maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği, davacının itirazı üzerine dosyanın ATK 3. İhtisas Kuruluna gönderildiği, ATK 3. İhtisas Kurulunca tanzim olunan 27.01.2023 tarihli raporda davacının (p/s: 1/1) opasite pnömokonyoz, aliminyum intoksikasyonu hastalığının mesleki olduğu maluliyetinin %0 olduğu, sürekli bakıma muhtaç olmadığı sonucuna göre Mahkemece karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>2. Buna göre Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranın her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesi açısından; davacıya SGK ve işvereni davalı olarak göstererek maluliyet oranının tespiti davası açmak üzere önel verilmesi önel içerisinde açılacak dava sonucu beklenerek sonucuna göre tespit edilecek sürekli iş göremezlik oranının dikkate alması, kesinleşen bu sürekli iş göremezlik oranına göre gelir bağlanması halinde, bağlanacak gelirin rücuya kabil kısmını da hesap edilecek tazminattan tenzil etmek suretiyle davalının sorumlu olduğu maddi tazminatı taraflar lehine oluşacak usuli kazanılmış hakları gözeterek belirlemesi ve oluşacak sonuca göre bir karar vermesinden ibarettir.</p>

<p>3.Kabule göre de iş göremezlik oranının %0 olması halinde dahi geçici iş göremezlik dönemi için bu dönemde sürekli iş göremezlik oranı %100 olarak kabul edilerek geçici iş göremezlik tazminatı hesabı yapılmamış olması, yine bu kapsamda tarafların kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmemiş olması isabetsiz bulunmuştur.</p>

<p>4. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve istinaf itirazının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR:</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle,</p>

<p>1. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202314467-e-202412362-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 23:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="59346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/7396 E., 2025/5574 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli, 2024/7396 E., 2025/5574 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/7396 E., 2025/5574 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/597 E., 2024/738 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/305 E., 2022/31 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde makine bölümünde çalıştığını, 29.09.2018 tarihinde presleme bölümüne geçtiğini, müvekkilinin hiç bir bilgisinin ve tecrübesinin olmaması nedeniyle aynı gün presleme makinesinde sensör olmadığı için iş kazası geçirdiğini ve parmağında kopma, sinir ve his kaybının meydana geldiğini, müvekkilinin yaralanmasında davalı işverenin sorumlu olduğunu, hiçbir bilgi ve tecrübesinin olmadığı presleme bölümüne geçirilmesinde davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğunu, iş kazasından sonra müvekkilinin bir takım ihtiyaçlarının ailesi tarafından giderildiğini, bundan sonra da yakınlarının desteği olmadan hayatını idame ettiremeyeceğini, bu yaşanan olay nedeniyle müvekillinin psikolojisinin bozulduğunu, belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı pres makinesinde hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının iş kazası geçirdiği makineye iş kazasından yaklaşık altı ay önce geçtiğini, bu sürede gerekli deneyimi elde edebilecek zihinsel yeteneğe sahip olduğunu, davacıya işe girdiği tarihten itibaren gerekli eğitimlerin verildiğini, olayda davacının özensiz ve tedbirsiz hareket etmesinden iş kazasının meydana geldiğini, ayrıca davacının dağınık ve tedbirsiz çalıştığını, davacının yaralanmasının basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunu, iş kazasından sonra iş başı yaparak çalıştığını, açılan davanın haksız bir dava olduğunu belirterek reddine karar verilmesini, ayrıca Generali Sigorta Şirketine ihbar edilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... İşyerinde risk analizi yapmamış olması, alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlememiş, denetlememiş, uygunsuzlukların giderilmesini sağlamamış olması, özel risk taşıyan iş ekipmanı olan presin, sadece o ekipmanı kullanmak üzere görevlendirilen kişilerce kullanılmasının sağlanamamış olması, iş ekipmanını kullanmakla görevlendirilen davacı çalışanın, tecrübe durumu da gözetilerek iş ekipmanının kullanımından kaynaklanabilecek riskler ve bunlardan kaçınma yollarına ilişkin yeterli eğitim almasının ve bilgilendirilmesinin ve bilinçlendirilmesinin sağlanamamış olması, özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davalı işveren ... Metal San. ve Tic. A.Ş.'nin % 60 (yüzde altmış) oranında kusurlu olduğu, İşe girişte pres makinaları ile ilgili oryantasyon ve iş güvenliği ile ilgili temel eğitimleri almış olması, normalde makina bölümünde çalışıyor olması, pres tezgahı ile ilgili tecrübesinin bulunmaması, kaza anında kendisine verilen iş eldivenlerini kullanmamış olması, dikkatinin dağılması neticesi elini tezgahın tehlikeli alanından çekmeden ayak pedalına basmak suretiyle pres tezgahını çalıştırmış olması, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmış olması, bu davranışı ile kendi kişisel güvenliğini tehlikeye düşürmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davacı kazalı çalışan ...'ın % 40 (yüzde kırk) oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Raporun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli yapılan değerlendirmelerin Mahkememizce yerinde olduğu görülmekle rapor hükme esas alınmıştır. Dosyaya celbedilen belgelerden davacının 29.09.2018 tarihinde geçirdiği kaza sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Yüksek Sağlık Kurulunun 25.01.2021 tarih ve 2021/1145 sayılı raporu ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği Çerçevesinde maluliyetinin gerekmediği tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.09.2021 tarih ve 16737 sayılı kararı ile davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı yaralanmasının 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan sürekli maluliyet oranının % 0 olduğuna karar verildiği..." gerekçesiyle;</p>

<p>"1-Davanın kısmen kabulü ile<br />
6.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br />
Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,</p>

<p>2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine," şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</p>

<p>-Mahkemece verilen kararın manevi tatmin ve caydırıcılık unsurlarından son derece uzak iş kazası yaşayan ve yaşanılan kaza sonrasında mobbing uygulanarak işten çıkarılan işçinin mağduriyetinin hiçbir şekilde gidermeyen hatta takdir edilen miktarın yargılama giderlerini bile karşılayamaması sebebiyle müvekkilinin daha çok mağdur olmasına sebep olan bir karar olduğunu,</p>

<p>-İş yerinde iş kazası geçiren işçiyi iş kazasından sonra mobbing uygulayarak işten çıkarmanın karşılığın da 6.000-TL manevi tazminata hükmedilmesinin özellikle günümüz şartları düşünüldüğünde işçiler açısından büyük mağduriyetler oluşturduğunu,</p>

<p>-İşçilerin güvenliği için gerekli önlemleri almaması, iş yerinde ki makinelerin iş güvenliğini tehlikeye atarak sensörsüz bir şekilde çalıştırılması, gerekli iş güvenliği ve makine başı eğitimlerin verilmemesi, iş kazası yaşayan işçiyi mobbing uygulayarak işten çıkarması 6.000 TL ile ölçüldüğünü, bu durumların emsal oluşturduğun da takdir edilen miktarın işverenler açısından hiçbir caydırıcılık unsuru bulunmadığı gibi işçinin karşı karşıya kaldığı iş kazası gerek yaralanması, gerek kaza neticesinde işsiz kalması gerekse de; kazanın, yaralanmanın ve maruz kaldığı mobbingin psikolojik etkenlerin bıraktığı manevi zararının karşılığı olmadığını,</p>

<p>-Davacının maluliyeti olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebimizin reddedilmesini kabul etmemiz mümkün olmadığını, dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporlarına itirazlarımız da da açıkça görüldüğü üzere müvekkilinin davalı iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası sonrasında parmağını kaybetmesi, uzuv kaybına uğraması, stres bozukluğu ve psikolojik rahatsızlık geçirmesi sonrasında bir kısım tedavi ve tetkikler dikkate alınmayarak maluliyetin gerekmediğine şeklinde karar verilmesinin ve bu raporlar hükme esas alınarak maddi tazminat talebimizin reddedilmesinin son derece hatalı olduğunu,</p>

<p>-Yargılama aşamasında itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazları doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmamış sensor olmaması sonucu presleme makinasının aşağı inmesi neticesinde iş kazası geçiren ve işaret parmağında kopma, sinir ve his kaybı olan müvekkilin maluliyet oranının %0 olduğu belirten ve müvekkilinin psikolojik durumunu hiçbir şekilde değerlendirmeyen hükme elverişli olmayan rapor esas alınarak karar verildiğini ve bu kararın hatalı olduğunu,</p>

<p>-Mahkemenin kararı gerçekleşen kazada müvekkilinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen müvekkiline %40 davalı işverene %60 kusur atfeden bilirkişi raporunu hükme esas alması yönüyle de hatalı olduğunu, rapora yaptığımız itirazlar değerlendirilmediğini, bizim bu raporda belirtilen kusur oranlarını ve denetime elverişli olmayan iş bu rapor hükme esas alınarak karar verilmesini kabul etmediklerini, gerçekleşen kazada müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren olay işverenin işçilere emniyetli çalışma ortamı sağlayamamasından kaynaklanmadığını, işverenin iş yerinde iş güvenliği önlemlerini almadığı ve bunları izlemediği açık olduğunu, bu nedenle müvekkilnin meydana gelen olayda kusursuz olup tüm kusur işverene ait olduğunu,</p>

<p>-Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde dahi çelişkiler barındırdığını,</p>

<p>-Raporda tespit edilen tarafların ihlal ettiği kanun ve ilgili mevzuat maddeleri bile karşılaştırıldığında kusur oranlarının bu şekilde olmayacağının açık olduğunu, raporun bu yönüyle kendi içinde dahi çeliştiğini,</p>

<p>-Bilirkişilerce işverene yönelik tüm kusurlu durumların tespit edilmiş olmasına rağmen müvekkiline neredeyse sadece işveren bünyesinde çalıştığı için davalı işveren kadar kusur oranı izafe edildiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını,</p>

<p>-Kazanın meydana geliş nedeni: kısa süredir davalı iş yerinde çalışan müvekkiline bu makina hakkında hiçbir eğitim verilmeden ve makinada el makina üzerinde iken makinanın inmesini engelleyici sersör bulundurulmadan müvekkilinin bu makinede çalışmasının istendiğini, nitekim müvekkili bu makinede görevlendirdiği ilk gün maalesef bu kaza meydana geldiğini, makinede sersör bulunmuş olsa bu kazanın meydana gelmeyeceğini bu durumda işverene %60 müvekkiline ise%40 gibi neredeyse aynı oranda kusur atfının kabulünün mümkün olmadığını,</p>

<p>-Müvekkiline işe girişte genel eğitim verilmesinin müvekkilinin aleyhine yorumlanarak kusur atfedildiğini, müvekkilinin makine bölümünde çalışırken gerekli eğitim verilmeden kaza tarihinden hemen önce pres makinasında çalışmasının istendiğini,</p>

<p>-İşveren tarafından yerine getirildiğinde iş bu kazanın gerçekleşmeyeceğinin ortada olduğunu,</p>

<p>-Davacının uğramış olduğu manevi zarar ve olayın meydana gelme şekli, paranın alım gücü gözetildiğinde 6.000,00 TL. manevi tazminatın son derece yetersiz olduğunu, yargı kararları ile de bilindiği üzere en basit bir hakaret eyleminde dahi hükmedilen iş bu tazminat miktarının üzerinde tazminat bedelleri hüküm altın alındığı bir durumda iş kazısına maruz kalan müvekkili adına yargılama giderlerini dahi karşılamayacak boyutta 6.000,00-TL. manevi tazminat hükmedilmesi son derece hatalı olduğunu,</p>

<p>-Mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın tüm talepleri ile birlikte kabulüne yargılama giderleri vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</p>

<p>-Davalı şirkette çalışan davacının iş kazası geçirerek parmağından yaralandığından ve malul kaldığından bahisle maddi ve manevi tazminat davası açtığını, yargılama esnasında davacının yaralanma iddiası ile ilgili rapor alındığını,</p>

<p>-Adli tıp kurumundan istihsal edilen raporda davacının 2. parmağında kesi olduğu, periferik motor ve duygusal ileti yanıtlarının normal sınırlar içerisinde olduğu kaslarda deformasyon bulunmadığı raporlandığını, yeni günlük anlatım ile davacının parmağından derin kesi meydana gelmiş şifa bulmuş ve araz bırakmadığı gibi maluliyet oranı sıfır olduğunu,</p>

<p>-Hal böyle olmasına ve davacının %40 oranında kusurlu bulunmasına karşın olayın oluş şekli ve yaralanmanın niteliği ortaya çıkan zararın kolayca iyileşen bir kesiden ibaret olduğu gözetilmeksizin olayla asla örtüşmeyen 6.000 -TL manevi tazminata hükmettiğini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-Böylesi basit ve rutin bir olayda hükmedilen manevi tazminat manevi tazminatın takdirindeki ölçütlere aykırı olduğunu, basit bir kesi için %40 kusur da gözetilmeden verilen manevi tazminat fahiş olduğundan manevi tazminata ilişkin kararın bozularak kaldırılmasını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının davacı kazalı ...'ın, davalı işyerinde, 29.11.2018 tarihinde pres tezgahında çalışması sırasında, malzemeyi tezgaha koyduğu esnada kendisine seslenilmesi üzerine dönüp bakması ile aynı anda ayak pedalına bastığı, tezgahın presleme yapması sırasında elini tezgahın tehlikeli bölgesine sokmuş olması nedeniyle sağ işaret parmağının sıkışarak yaralanması şeklinde meydana geldiği, Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin 24.12.2021 tarihli raporda davacının %40 oranında, davalı işverenin % 60 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, davacının kaza nedeniyle dosya kapsamında mevcut Kurum Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları ile birbiriyle uyumlu şekilde belirlendiği üzere % 0 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, Mahkemece davacının kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğinin % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddi ile manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:</p>

<p>"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;</p>

<p>a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun ... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.</p>

<p>b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.</p>

<p>c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.</p>

<p>ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.</p>

<p>d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.<br />
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:</p>

<p>a)Risklerden kaçınmak,</p>

<p>b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,</p>

<p>c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,</p>

<p>ç)İşin kişilere uygun ... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,</p>

<p>d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,</p>

<p>e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,</p>

<p>f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,</p>

<p>g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,</p>

<p>ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).</p>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.</p>

<p>İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Öte yandan, sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır.</p>

<p>Somut olayda, hükme esas alınan kusur raporuna göre işverene verilen kusur sebepleri arasında özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususlarının sayılması karşısında işverene takdir edilen % 60 oranındaki kusur olayın oluş şekline uygun görülmemiştir. Yine İlk Derece Mahkemesince davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu iş kazası nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek neticeye varıldığı anlaşılmakta olup bu husus da hatalıdır.</p>

<p>O halde Mahkemece yapılacak iş, tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere dosyada mevcut kusur raporları arasındaki çelişki meydana gelmesi halinde çelişkinin gerekçesini de açıklar mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile tüm delilleri bir arada değerlendirip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.</p>

<p>Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle,</p>

<p>Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı temyiz edenin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20247396-e-20255574-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 22:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="26006"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2009/3569 E., 2010/4335 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-20093569-e-20104335-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-20093569-e-20104335-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 14.04.2010 tarihli, 2009/3569 E., 2010/4335 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2009/3569 E., 2010/4335 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden ... maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.<br />
Hükmün davacı ile davalılardan ... Makine ve Tesisat Tic.Ltd.Şti.ile ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalıların tüm,davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2-Dava, iş kazası sonucu geçici iş göremezliğe uğrayan davacı işçinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.<br />
Mahkemece davalılar ... Sigorta A.Ş. Ve ... ... ... Lastik San.Tc....hakkındaki davanın reddine, maddi tazminat isteminin maluliyet oranı % 0 olduğundan reddine,manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 6.000,00.- TL manevi tazminata karar verilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık iş kazası nedeni ile zarara uğrayan sigortalının geçici iş göremezlik dönemine ait maddi zararlarını belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.<br />
Gerçekten, iş kazası yada meslek hastalığı nedeniyle, geçici iş göremezlik, 506 sayılı Yasa'nın 16 ve 89. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, iş kazası yada meslek hastalığı sonucu iş göremez duruma düşen sigortalıya sağlık yardımları dışında iş kazasının olduğu yada meslek hastalığı nedeniyle tedavisinin başladığı tarihten bitimine kadar, geçici iş göremez duruma düştüğü her gün için 506 sayılı Yasa'nın 89.maddesindeki yöntemle yatarak ya da ayakta tedavi görmesine göre bir ödenek verilir. Sigortalının iş göremezlik durumunun ödeneğin belirlenmesinde etkisi yoktur. Ancak kusur durumu ve zararın oluşumuna veya artmasına sigortalının katkısına göre %50 ye kadar geçici iş göremezlik ödeneği azaltılabilir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelirin karşılanması gerekir.</p>

<p>Somut olayda davalı ... ... ... Lastik San.Tic.A.Ş.'ne karşı tevsii inşatı işini alan ... Mak.ve Tesisat San.Tic.Ltd.Şti'nin işçisi olan davacı ve bu şirketin diğer işçileri yine ... Mak.ve Tesisat San.Tic.Ltd.Şti'nin ortağı olan davalı ...'a ait ve bu şahsın sevk ve idaresindeki 41 NC 422 plakalı minibüsle evlerinden çalıştıkları işyeri olan ... Mak.ve Tesisat San.Tic.Ltd.Şti'nin atölyesine götürülürlerken anılan aracın öndeki kamyona arkasından çarpması sonucu oluşan trafik iş kazasında 06.10.2005-26.03.2006 tarihleri arasında iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır. Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucu olayın iş kazası olduğu ve davacının sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlendiği, ayrıca davacıya 1.859,11.-TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği anlaşılmaktadır. Davacının zararlandırıcı olay nedeni ile opere sağ dekortikasyon tanısı ile tedavisinin devam ettiği ve çalışmadığı sürelerde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabul edilerek bilirkişi aracılığı ile maddi zararı tesbit edilip SGK.'nca ödenen geçici işgöremezlik ödeneği düşüldükten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan ... Makine ve Tesisat Tic.Ltd.Şti. Ile ...'a yükletilmesine, 14.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-20093569-e-20104335-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="45033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-kultur-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-kultur-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 31 Mayıs 2026 Tarihli ve 33266 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Kültür Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve uygulama faaliyetlerine ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>b) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>c) Bütünleşik yüksek lisans: Genel not ortalaması belirli bir seviyenin üzerinde olan başarılı lisans programı öğrencilerinin YÖK kriterleri kapsamında lisans öğrenimi sırasında yüksek lisans seviyesinde bazı dersleri alması, uygulamalı mesleki deneyim kazanması ve yüksek lisans öğrenimine ilişkin planlamayı lisans mezuniyetinden önce yapmasını sağlayacak programları,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Enstitü: İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünü,</p>

<p>d) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya Enstitü Yönetim Kurulu tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>e) GMAT: Uluslararası Graduate Management Admission Test Sınavını,</p>

<p>f) GNO: Genel not ortalamasını,</p>

<p>g) GRE: Uluslararası Graduate Record Examination Sınavını,</p>

<p>ğ) İntihal: Başkalarının fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermeyi,</p>

<p>h) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezini,</p>

<p>ı) Rektörlük: İstanbul Kültür Üniversitesi Rektörlüğünü,</p>

<p>i) Senato: İstanbul Kültür Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>j) UKS: Ulusal kredi sistemini,</p>

<p>k) Üniversite: İstanbul Kültür Üniversitesini,</p>

<p>l) YDS: Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlara Kabul</p>

<p><strong>Kontenjan ve özel koşulların tespiti ve ilanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Enstitü anabilim/anasanat dalları, her yarıyıl sonunda, bir sonraki yarıyılda açacakları yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarını, bu programlara kabul edecekleri öğrenci sayılarını ve varsa her programın gerektirdiği özel başvuru ve kabul koşullarını, yabancı dil dâhil, Üniversitelerarası Kurul kararlarını esas alarak Enstitüye önerirler. Öneriler, Enstitü Kurulu tarafından değerlendirilerek karara bağlanır ve Senato tarafından onaylanarak kesinleşir.</p>

<p>(2) Rektörlük, Enstitünün öğrenci kabul edeceği yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarının adlarını, öğrenci sayılarını, şayet varsa özel başvuru koşullarını, son başvuru tarihlerini, sınav tarihlerini ve gerekli görülen diğer bilgileri toplu olarak ilan eder.</p>

<p>(3) Lisansüstü program kontenjanları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen lisansüstü programlarda görev alabilecek öğretim üyesi sayısı ve mevcut öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı dikkate alınarak, tezli yüksek lisans ve doktora programları için öğretim üyesi başına düşen tez danışmanlığı en fazla 14, tezsiz yüksek lisans programları için ise tezli yüksek lisans ve doktora programları hariç en fazla 16 öğrenci düşecek şekilde belirlenir. Ancak, Yükseköğretim Kurulu ile yapılan protokol dahilinde ve Üniversite-sanayi iş birliği çerçevesinde yürütülen lisansüstü programlar için bu kontenjan %50’ye kadar arttırılabilir.</p>

<p><strong>Başvuru koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Lisansüstü programlara başvuru koşulları şunlardır:</p>

<p>a) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların, lisans diplomasına sahip olmaları veya lisans eğitiminin son yıl/yarıyılında olmaları, başvurduğu programın puan türünden en az 55 ALES puanına veya GRE ya da GMAT sınavlarından Senato tarafından belirlenen eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir. Ancak, konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitüdeki anasanat ve anabilim dallarına öğrenci kabulünde ve doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında ve tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde ALES şartı aranmaz. Lisans programına kayıtlı öğrenciler, lisans derecesi almak için gerekli olan ders yüküne ek olmaması ve zorunlu olan kredi hesabında yer almaması kaydıyla lisans öğrenimlerinin son yılında, anabilim/anasanat dalının önerisi ve Senato kararı ile bir yüksek lisans programına kaydolarak en fazla üç ders alabilir ve başarılı olmaları durumunda bu dersleri yüksek lisans ders yüküne saydırabilirler. Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitüdeki anasanat ve anabilim dallarındaki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>1) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>2) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>3) Engel düzeyi %40 ve üzeri “yaygın gelişimsel bozukluk” (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p>b) Doktora programına başvurabilmek için adayların, tezli yüksek lisans derecesi ile doktora programına başvuranların tezli yüksek lisans diplomasına ve doktora programında başvurdukları puan türünden en az 55 ALES puanına veya GRE ya da GMAT sınavlarından Senato tarafından belirlenen eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir. Ancak, konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitüdeki anasanat ve anabilim dallarına öğrenci kabulünde ve doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Adayların, tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine ve doktora programında başvurdukları puan türünden en az 55 ALES puanına veya GRE ya da GMAT sınavlarından Senato tarafından belirlenen eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir. Lisans derecesiyle doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 100’lük sistemde en az 80 veya 4’lük sistemde en az 3 veya muadili bir puana ve doktora programında başvurdukları puan türünden 80 puandan az olmamak üzere Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile belirlenen ALES puanına veya GRE ya da GMAT sınavlarından Senato tarafından belirlenen eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir. Ayrıca doktora programına öğrenci kabulünde; anadillerinin dışında İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve Farsça dillerinden birinden merkezi yabancı dil sınavından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliliği kabul edilen bir sınavdan bu puan muadili bir puan alınması zorunludur.</p>

<p>c) Sanatta yeterlik çalışmasına başvurabilmek için adayların tezli yüksek lisans diplomasına, güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvar mezunları ve diğer fakültelerin eşdeğer programlarından mezun olanlar hariç, ALES sözel puan türünden en az 55 ALES puanına veya GRE ya da GMAT sınavlarından Senato tarafından belirlenen eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir. Lisans derecesiyle sanatta yeterlik programına başvuranların lisans diplomasına ve lisans mezuniyet not ortalamalarının 100 üzerinden 80 veya 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puana ve sözel puan türünden 80 puandan az olmamak üzere Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile belirlenen ALES puanına veya GRE ya da GMAT sınavlarından Senato tarafından belirlenen eşdeğer bir puana sahip olmaları gerekir. Ayrıca, sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup kısmen veya tamamen yabancı dille eğitim yapılan programlarda yabancı dil şartının; programın dilinden, programın dilinin öğrencinin ana dili olması halinde bu fıkrada belirtilen diğer bir yabancı dilden sağlanması zorunludur. Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitüdeki anasanat ve anabilim dallarındaki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>1) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>2) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>3) Engel düzeyi %40 ve üzeri “yaygın gelişimsel bozukluk” (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p>ç) Lisans ve/veya yüksek lisans diplomasına sahip yabancı uyruklu adaylarla lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adaylar için lisansüstü programlara başvurularda ALES şartı aranmaz. Ayrıca yabancı uyruklu adayların Türkçe öğretim yapan programlara başvurabilmesi için 9 uncu maddede belirtilen Türkçe yeterlilik koşullarını sağlaması gerekmektedir.</p>

<p>(2) Hazırlık sınıfları hariç, on yarıyıl süreli lisans eğitimi alanlar yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(3) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen yükseköğretim kurumlarının Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen öncelikli alanlarındaki doktora programlarına Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen sayı kadar doktora öğrencisi seçimi; Türk vatandaşları için 9/11/2018 tarihli ve 30590 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri, yabancı uyruklular için Yükseköğretim Kurulunca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.</p>

<p><strong>Başvuru şekli</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Adaylar, kayıt yaptırmak istedikleri programı belirten dilekçeye, öğrenim durumlarını gösteren belgeyi ve Enstitü Yönetim Kurulunca istenen diğer belgeleri ekleyerek, süresi içinde Enstitü Müdürlüğüne başvururlar. Başvuru için gerekli diploma yurt dışından alınmış ise diplomanın alındığı kurumun Yükseköğretim Kurulu tarafından tanındığına dair belgenin aslının veya kurumca onaylı suretinin de verilmesi gerekir. Yabancı dil sınavına tabi olanlar, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından sınav açılması kabul edilmiş dillerin hangisinden sınava gireceklerini de belirtirler. Başvuru için istenen belgelerin aslı veya Enstitü tarafından onaylı örneği kabul edilir. Askerlik durumu ve adli sicil kaydına ilişkin olarak ise adayın beyanına dayanılarak işlem yapılır.</p>

<p>(2) Enstitü Kurulunun önerisi ve Senato kararıyla belirlenen kabul koşulları bağlamında adayların başvuruları elektronik ortamda kabul edilebilir.</p>

<p>(3) Yabancı uyruklu öğrenciler ile lisansının tamamını yurt dışında bitirmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kabulünde ilgili mevzuat hükümleri ve Senato tarafından belirlenen esaslar uygulanır.</p>

<p><strong>Başvuruların değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Tezli yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programına başvuran adayların değerlendirilmesine ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Adayların değerlendirilmesi jüriler tarafından yapılır. Jüriler anabilim/anasanat dalları tarafından belirlenen en az üç öğretim üyesinden oluşur. Bir anabilim/anasanat dalında yürütülen farklı lisansüstü programlar için ayrı jüriler kurulabilir.</p>

<p>b) Lisansüstü bir programa başvuran adayın başarı durumu, 100 tam puan üzerinden hesaplanan toplam puanı ile belirlenir. Başvuru koşullarını sağlayan adaylar bir lisansüstü programa yalnızca ALES puanına göre alınabileceği gibi; %50’den az olmamak koşuluyla ALES puanına ek olarak yabancı dil puanı, lisans/yüksek lisans genel not ortalaması, yazılı ve/veya mülakat bilimsel değerlendirme sınavı yapılması durumunda değerlendirme sonucu da dikkate alınarak, toplamı %100 olacak şekilde, Enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Kurulunun kararı ile Senato tarafından onaylanan usul ve esaslara uygun olarak hesaplanan puana göre sıralanır. Toplam puanı 100 tam puan üzerinden en az 55 olan adaylar, kontenjan dikkate alınarak, en yüksek puan alan adaydan başlanılarak asıl ve yedek liste halinde sıralanır. Toplam puanları eşit olan adayların sıralaması için lisans/yüksek lisans genel not ortalaması dikkate alınır.</p>

<p>c) Anabilim/anasanat dalı yaptığı sıralamayı bir liste halinde Enstitü Müdürlüğüne bir tutanak ile teslim eder.</p>

<p>ç) Enstitü Yönetim Kurulu, gerekli koşulları sağlayan adayları ilgili programın kontenjanına göre asil ve yedek liste halinde belirleyerek karara bağlar.</p>

<p>d) Farklı alanlarda lisans yapmış adayların yüksek lisans programına doğrudan kabulüne veya bilimsel hazırlık programına yönlendirilmelerine, ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığının görüşü alınarak Enstitü Yönetim Kurulu karar verir.</p>

<p>e) Yabancı dilde eğitim yapan programlarda yabancı dil puanını anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu belirler.</p>

<p>f) Yabancı uyruklu adaylar ve lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların başvuruları ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığı görüşü alınarak Enstitü Yönetim Kurulunca on beş gün içerisinde değerlendirilir.</p>

<p>g) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında, doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunu adayların değerlendirme işlemleri aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>1) Mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, ALES puanı 70 kabul edilerek hesaplamalara dâhil edilir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programına başvuran adayların değerlendirilmesine ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Adayların değerlendirilmesi Enstitü Müdürlüğü tarafından yapılır.</p>

<p>b) Tezsiz yüksek lisans programına başvuran adayın başarı durumu lisans genel not ortalamasına göre yapılır. Adayın toplam puanının 100 tam puan üzerinden en az 55 puan olması gerekir.</p>

<p>c) Enstitü Yönetim Kurulu, gerekli koşulları sağlayan adayların kesin kayıtlarını ilgili programların kontenjanına göre belirleyerek karara bağlar.</p>

<p>ç) Farklı alanlarda lisans yapmış adayların bilimsel hazırlık programına yönlendirilmelerine ilgili anabilim/anasanat dalı başkanlığının görüşü alınarak Enstitü Yönetim Kurulu tarafından karar verilir.</p>

<p>d) Yabancı dilde eğitim yapan programlarda yabancı dil puanını anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu belirler.</p>

<p><strong>Yabancı dil sınavı, muafiyet ve yabancı dil hazırlık sınıfı</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bir lisansüstü programına kayıt olabilmek için hangi yabancı dilin veya dillerin hangi düzeyde bilinmesi gerektiğini, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalları başkanlıklarının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu belirler ve 5 inci maddeye göre yapılacak ilanda belirtir.</p>

<p>(2) Yabancı dilde eğitim yapılan lisansüstü programlarına kayıt yaptırmak için, merkezi yabancı dil sınavından en az 70 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliliği kabul edilen bir uluslararası yabancı dil sınavından bu puan muadili puan alanlar ile Üniversitedeki yabancı dilde öğretim yapılan bir lisans veya yüksek lisans programından mezun olanlar ve yurt içi veya yurt dışında yabancı dilde öğretim yapılan üniversitelerden mezun olduktan sonra en çok iki akademik yıl içinde başvuranlar, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından, yabancı dil sınavından muaf tutulabilirler.</p>

<p>(3) Yabancı uyruklu adayların Türkçe yabancı dil yeterlilik koşulları; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yurt dışında bulunan temsilcilikleri ile resmi kurum ve kuruluşları, Türk üniversitelerinin Türkçe öğretim merkezleri veya Üniversitenin Türkçe öğretim birimi tarafından açılan Türkçe kurslarından yüzlük sistemde 70 ve üzeri veya eşdeğer düzeyle mezun olmak ya da yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılmış Türkçe muafiyet sınavlarından yüzlük sistemde 70 ve üzeri veya eşdeğer düzeyde puan almak gerekir.</p>

<p>(4) İlgili enstitü anabilim/anasanat dalları başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulunca belirlenen ve Senato tarafından onaylanan diğer koşulları taşımalarına rağmen, yeterli yabancı dil puanını sağlayamayan adaylar ile Türkçe yabancı dil düzeyi başarı notunu sağlayamayan yabancı uyruklu adaylar, 23/3/2016 tarihli ve 29662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Öğretimi ve Yabancı Dille Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara İlişkin Yönetmelik hükümleri uyarınca, Üniversitenin yabancı diller merkezi yabancı dil hazırlık sınıfında ya da Üniversitenin Türkçe öğretim biriminde Türkçe yabancı dil hazırlık sınıfında eğitim görebilir. Başarısız olan adaylara öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretlerini ödemek koşulu ile yabancı dil hazırlık sınıfını tekrarlama hakkı verilir. Yabancı dil hazırlık sınıfında geçirilecek süre, en çok bir takvim yılıdır. Bu süre, dönem izinleri dışında uzatılamaz. Yabancı dil hazırlık sınıfında geçirilen süre, bu Yönetmelikte belirtilen ilgili lisansüstü program sürelerine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Bilimsel değerlendirme sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Lisansüstü programlarına başvuran adayların bilim konularındaki bilgi ve başarı düzeyleri, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalları tarafından yapılan bir yazılı sınav ve/veya mülakat sonucuna göre değerlendirilebilir. Bu sınavlarda görev yapacak jüri üyeleri, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalları başkanlığı tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Sonuçların ilanı ve kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) İlgili enstitü anabilim/anasanat dalının görüşü çerçevesinde, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başarılı bulunan adayların sayısı ilan edilen kontenjandan fazla ise en yüksek notu alandan başlayarak aşağıya doğru sıralama yapılır ve kontenjan sayısı kadar aday başarılı sayılır. Sonuçlar, Enstitü Yönetim Kurulu kararı kesinleştikten sonra ilan edilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara kabul edilen adaylar, Enstitü Yönetim Kurulu tarafından belirlenen tarihler arasında, istenen belgelerle birlikte Enstitü Müdürlüğüne başvurarak kesin kayıtlarını yaptırırlar. Süresi içinde kesin kayıt yaptırmayan aday, bu hakkını kaybeder. Enstitü Yönetim Kurulu, süresi içinde kayıt yaptıramayan, ancak uygun görülecek bir mazerete sahip adayların kesin kayıt yaptırmalarına karar verebilir. Kayıt için istenen belgelerin aslı veya Enstitü tarafından onaylı örneği kabul edilir. Askerlik durumu ve adli sicil kaydına ilişkin olarak ise adayın beyanına dayanılarak işlem yapılır.</p>

<p>(3) Bir lisansüstü programına başvuran veya girişi kabul edilen adayların sayısı beş veya daha az ise Enstitü Yönetim Kurulu, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanının görüşünü aldıktan sonra, o yarıyıl veya yılda o programın açılmamasına karar verebilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Öğrenci katkı payları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Üniversitede lisansüstü programlara devam edebilmek için ödenecek öğrenci katkı payları, her bir program için ayrı olarak, Üniversite Yönetim Kurulunun önerisi üzerine, Mütevelli Heyet tarafından belirlenir. Katkı paylarını Rektörlükçe belirlenen süre içerisinde ödemeyen öğrencilerin o dönem için kayıtları yapılmaz, yenilenmez. Bilimsel hazırlık programına katılması öngörülen öğrenciler için, bilimsel hazırlık programı katkı payları, her yıl Mütevelli Heyet tarafından ayrıca belirlenir.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Yüksek lisans ve doktora programlarında, nitelikleri aşağıda belirtilen adayların eksikliklerini gidermek amacıyla bilimsel hazırlık programı uygulanabilir:</p>

<p>a) Lisans derecesini başvurdukları yüksek lisans veya doktora programından farklı alanlarda almış olan adaylar.</p>

<p>b) Lisans derecesini Üniversite dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan yüksek lisans program adayları.</p>

<p>c) Lisans veya yüksek lisans derecelerini, Üniversite dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan doktora adayları.</p>

<p>ç) Lisans veya yüksek lisans derecesini, başvurdukları doktora programından farklı alanda almış olan adaylar.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programına, ilgili lisansüstü programlarına öğrenci kabulündeki esaslara göre öğrenci kabul edilir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında alınması zorunlu dersler, bir alt düzeydeki program dersleri arasından seçilir ve ilgili lisansüstü programını tamamlamak için gerekli görülen derslerin yerine geçemez. Ancak, bilimsel hazırlık programındaki bir öğrenci, bilimsel hazırlık derslerinin yanı sıra, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile lisansüstü programa yönelik dersleri de alabilir.</p>

<p>(4) Bilimsel hazırlık programı ile ilgili devam, ders sınavları, ders notları, derslerden başarılı sayılma koşulları, ders tekrarı ve diğer hususlarda bu Yönetmelik hükümleri uygulanır. Başarısız öğrencinin kaydı silinir. Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en çok iki yarıyıldır. Yaz öğretimi bu süreye dahil edilmez. Bu süre dönem izinleri dışında uzatılamaz ve süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin ilişiği kesilir. Bu programda geçirilen süre yüksek lisans veya doktora program sürelerine dahil edilmez.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bir yüksek lisans, doktora ya da sanatta yeterlik programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı tarafından yürütülür. Özel öğrenci kabul koşulları ve bu konudaki diğer hükümler Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılını tamamlamış olan başarılı öğrenci, aşağıdaki hükümler çerçevesinde Üniversitede açılmış bulunan bir eşdeğer diploma programına yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir:</p>

<p>a) Yatay geçişin kabul edileceği programda, o program için ayrılmış kontenjanın dörtte birini aşmamak üzere kontenjan ayrılabilir. Hangi programdan geçiş yapılabileceği, ayrılacak kontenjan ve aranacak özel koşullar, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulunca kararlaştırılır ve 5 inci maddeye göre yapılacak ilanda belirtilir.</p>

<p>b) Yatay geçişi kabul edilen adayın kalan ders yükümlülüğü, bu Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak, tanınacak süre ve diğer hususlar, Enstitü Yönetim Kurulunca belirlenir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Ortak Hükümler</p>

<p><strong>Kayıt yenileme ve kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Lisansüstü programlarda kayıtlı tüm öğrenciler her yarıyılın başında Enstitü Yönetim Kurulu tarafından belirlenen usule uygun olarak kayıtlarını yenilemek zorundadır. İkinci fıkraya göre Enstitü Yönetim Kurulunca kabul edilmiş bir mazereti olmadan süresi içinde kaydını yenilemeyen öğrenci, o yarıyıl başarısız olmuş sayılır. Kayıt yenileme işlemi öğrenci katkı payının yatırılması ve ders alma veya tez kaydını yenileyerek yapılır.</p>

<p>(2) Üçüncü fıkrada belirtilen haklı ve geçerli nedenlerin varlığı halinde, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı ile öğrenim süresi boyunca, öğrenciler bir defada en çok iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca toplam olarak en çok dört yarıyıl kayıt dondurabilirler. Tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenciler ile hükümlü öğrenciler için dört yarıyıldan fazla kayıt dondurulabilmesine izin verilebilir. Haklı ve geçerli nedenin kabul edilebilmesi, bu nedenin ortaya çıkmasından itibaren en geç bir ay içinde Enstitü Müdürlüğüne bildirilmesi şartına bağlıdır. İzinli sayılan yarıyıl, öğrencinin öğrenim süresine dâhil edilmez. Aynı usulle izinli sayılma işlemi tekrar edilebilir.</p>

<p>(3) Haklı ve geçerli nedenler şunlardır:</p>

<p>a) Öğrencinin, bir sağlık kurumundan alacağı sağlık raporuyla belgelenmiş sağlıkla ilgili mazeretinin olması.</p>

<p>b) 2547 sayılı Kanun hükümlerine göre öğretimin aksaması sonucunu doğuracak olaylar dolayısıyla öğrenime YÖK kararı ile ara verilmesi.</p>

<p>c) Mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilecek bir belge ile belgelenmiş olması şartıyla, doğal afetler nedeniyle öğrencinin öğrenimine ara vermek zorunda kalması.</p>

<p>ç) Öğrencinin, tecil hakkını kaybetmesi veya tecilinin kaldırılması suretiyle askere alınması.</p>

<p>d) Öğrencinin, anabilim/anasanat dalı başkanlığınca uygun görüldüğünü ve araştırma yapmak amacıyla yurt dışına gideceğini belgelemesi.</p>

<p>e) Yükseköğretim kurumundan süreli uzaklaştırma veya çıkarma cezası alan öğrenciler dışında, öğrencinin tutukluluk ve mahkûmiyet hali.</p>

<p>f) Enstitü Yönetim Kurulunca haklı ve geçerli kabul edilen ekonomik, ailevi ve benzeri nedenlerin ortaya çıkması.</p>

<p>(4) Afet ve salgınlarda tez aşamasındaki lisansüstü eğitim öğrencilerine talepleri halinde Enstitü Yönetim Kurulu Kararı ile bir dönem, afet veya salgının aşamasına göre tekrar başvurmaları durumunda bir dönem daha olmak üzere en fazla iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(5) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p><strong>Dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Her programda öğrencinin almakla yükümlü olacağı zorunlu ve/veya seçmeli ders saati ve sayısı, bu Yönetmelikte belirlenen ilkeler çerçevesinde ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulunca kararlaştırılır.</p>

<p>(2) Bir lisansüstü dersin yarıyıl AKTS değeri, o dersin öğrenci başına düşen haftalık ders yükü değerindedir. Bir yarıyılın toplam AKTS değeri en az otuzdur.</p>

<p>(3) Bir lisansüstü dersin UKS kredi değeri, bir yarıyıl devam eden bir dersin, haftalık ders saatinin tamamı ile uygulama ve laboratuvar saatinin yarısının toplamıdır. Bir dersin yarıyıl UKS kredi değeri dörtten fazla olamaz.</p>

<p>(4) Bilimsel araştırma teknikleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içeren en az bir dersin lisansüstü eğitim sırasında verilmesi zorunludur.</p>

<p>(5) Enstitü Kurulu tarafından onaylanan dersler içinden hangilerinin öğrencilerin ders programlarında yer alacağına, öğrenci ile birlikte öğrencinin danışmanı karar verir. Danışmanlık görevi tez danışmanı atanıncaya kadar, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanı veya program koordinatörü/başkanı tarafından yapılır.</p>

<p>(6) Yeterlik, seviye tespit veya ders başarılarını ölçen tüm sınavlar, kağıt ortamında ve tüm adaylara eş zamanlı olarak yapılabileceği gibi, alan ve zorluk düzeyine göre tasnif edilerek güvenli biçimde saklanan bir soru bankasından, her bir adaya farklı zamanlarda farklı soru sorulmasına izin verecek şekilde elektronik ortamda da yapılabilir. Söz konusu sınavlar engelli öğrenciler için Senato tarafından kabul edilen yönerge ile belirlenir.</p>

<p>(7) Bir yarıyılda hangi lisansüstü derslerin açılacağı ve bu derslerin doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu hangi öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar tarafından verileceği, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalları başkanlarının önerileri üzerine Enstitü Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p>(8) Talep halinde anabilim/anasanat dalları ders planlarına uygun gördükleri koşullarda enstitü seçmeli alan dışı dersini ekleyebilir.</p>

<p><strong>Derslere devam</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Öğrencilerin dönem sonu sınavlarına girebilmeleri için, teorik derslerin %70’ine, uygulamaların ise %80’ine devam etmiş olmaları gerekir. Öğrencilerin devamı, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca izlenir ve denetlenir. Her öğretim elemanı, yarıyıl sonunda devam şartını yerine getirmemiş öğrencileri ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığına bildirir.</p>

<p>(2) Devam şartı yerine getirilmiş ders ve uygulamaların tekrarı halinde yeniden devam şartının aranıp aranmayacağı, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca belirlenir.</p>

<p>(3) Devam koşulunu yerine getirmeyen öğrenci, dönem sonu sınavlarına alınmaz. Başarı notu FD olarak işlenir. İlgili öğrencinin, dersin veya tanımlanan muadil dersin ilk açıldığı yarıyıl devam zorunluluğu koşuluna tabi olarak dersi alması gerekir.</p>

<p><strong>Sınavlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Her ders için yarıyıl esasına göre dönem içi en az iki değerlendirme (ara sınav, kısa sınav, proje, ödev, derse katılım, sözlü ve benzeri) ve bir dönem sonu sınavı (final/bütünleme) yapılır. Öğretim elemanı değerlendirme kriterlerini akademik paket içerisinde güncel tutar.</p>

<p>(2) Yarıyıl sonu sınavları, Enstitünün akademik takviminde belirlenen süre içinde yapılır.</p>

<p>(3) Her yarıyıl sonunda o yarıyıla ait derslerle ilgili olarak bütünleme sınavı yapılır.</p>

<p><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Lisansüstü öğreniminde öğrencinin kredili bir dersten başarılı sayılabilmesi için, yarıyıl sonu başarı notunun;</p>

<p>a) Yüksek lisansta en az (B-),</p>

<p>b) Doktora ve sanatta yeterlikte ise en az (B),</p>

<p>olması gerekir. Bilimsel hazırlık derslerinde almış oldukları program için geçerli olan başarı notu uygulanır.</p>

<p>(2) Öğrencilere, kayıtlı oldukları her ders için aşağıdaki harf notlarından biri, ilgili öğretim elemanı tarafından başarı notu olarak verilir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="126">
   <p><strong>Yüksek Lisans</strong></p>
   </td>
   <td width="126">
   <p><strong>Doktora</strong></p>
   </td>
   <td width="139">
   <p><strong>Harf Başarı Notu</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>Dörtlük Başarı Notu</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td rowspan="5" width="126">
   <p><strong>Başarılı</strong></p>
   </td>
   <td rowspan="4" width="126">
   <p><strong>Başarılı</strong></p>
   </td>
   <td width="139">
   <p><strong>A</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>3,71-4,00</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="139">
   <p><strong>A-</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>3,31-3,70</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="139">
   <p><strong>B+</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>3,01-3,30</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="139">
   <p><strong>B</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>2,71-3,00</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td rowspan="3" width="126">
   <p><strong>Başarısız</strong></p>
   </td>
   <td width="139">
   <p><strong>B-</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>2,31-2,70</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td rowspan="2" width="126">
   <p><strong>Başarısız</strong></p>
   </td>
   <td width="139">
   <p><strong>FD</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>0,00</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="139">
   <p><strong>FF</strong></p>
   </td>
   <td width="167">
   <p><strong>0,00</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>(3) Tabloda yer alan harf notlarının haricinde aşağıdaki harf notları ve anlamları şunlardır:</p>

<p>a) FD: Devamsızlıktan kalan öğrenci.</p>

<p>b) FF: Derse devam koşulunu sağlayıp başarısız olan öğrenci.</p>

<p>c) Y: Yeterli.</p>

<p>ç) Z: Yetersiz.</p>

<p>d) P: Ders devam ediyor.</p>

<p>e) T: Transfer.</p>

<p>(4) Değerlendirme bağıl sisteme göre yapılır. Dönem sonu notu “Başarılı” olan öğrenci bütünleme sınavına giremez. Dönem sonu notu FF olan öğrenci bütünleme sınavına girebilir.</p>

<p>(5) Kredi sağlamayan dersleri başarı ile tamamlayan öğrenciye (Y), başarısız öğrenciye (Z) notu verilir.</p>

<p>(6) Başka yükseköğretim kurumlarından geçiş yapmış öğrencilerin daha önce almış oldukları derslerden, ilgili mevzuat uyarınca eşdeğerliği kabul edilenlere (T) notu verilir. Ancak öğrencilerin, diledikleri takdirde, (T) notu aldıkları derslerini kredisiz olarak tekrarlama hakları saklıdır.</p>

<p>(7) Bu şartları gerçekleştiremeyen öğrenci, o dersten başarısız sayılır.</p>

<p>(8) Öğrenci başarısız olduğu dersleri tekrarlayabilir. Öğrenci, seçmeli bir dersten başarısız olursa danışmanının onayı ile bir sonraki yarıyıl başka bir dersi seçebilir.</p>

<p><strong>Sınav sonuçlarına itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Sınav sonuçlarına itiraz; sonuçların ilan tarihinden itibaren beş iş günü içinde Enstitü Müdürlüğüne bir dilekçeyle yapılabilir. Süresinde yapılmayan itirazlar kabul edilmez.</p>

<p>(2) İtiraz üzerine sınav kâğıdı, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca belirlenecek, biri dersin öğretim elemanı olmak üzere üç kişilik jüri tarafından, konunun kendilerine intikal ettirilmesinden itibaren en geç beş iş günü içinde incelenir ve sonuç yazılı ve gerekçeli olarak Enstitü Müdürlüğüne bildirilir.</p>

<p><strong>Savunmalara dinleyici kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Tez önerisi ve sergi/proje önerisi savunmaları ile tez ve sergi/proje savunmaları, öğretim elemanlarına ve öğrencilere açıktır. Ancak, sadece jüri üyeleri adaya soru yöneltebilir.</p>

<p><strong>Yeniden kayıtta muafiyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Daha önce herhangi bir lisansüstü programında başarmış olduğu ders veya derslerden, yeni kaydolduğu programda muaf olmak isteyen öğrenci, ilk kayıttan itibaren en geç on beş gün içinde Enstitü Müdürlüğüne yazılı olarak başvurduğu takdirde, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı bu talebi değerlendirir. Enstitü Yönetim Kurulu, bu değerlendirme ışığında, muafiyet talebini tamamen veya kısmen kabul veya reddeder.</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Eğitim-öğretim, sınavlar, disiplin ve benzeri konularda Enstitüde ve internet sitelerinde yapılan ilanlar, öğrencinin şahsına yapılmış tebligat hükmündedir. Öğrenci hakkındaki kişisel işlemler, ilk kayıtta öğrenci tarafından yazılı olarak beyan edilen veya daha sonra yazılı bildirimle değiştirilen adresine; 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun ilgili hükümleri uyarınca gönderilerek tebliğ edilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yüksek Lisans Programları</p>

<p><strong>Yüksek lisans programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir. Bu programların, Enstitünün hangi anabilim/anasanat dallarında açılacağı ve nasıl yürütüleceği, enstitü anabilim/anasanat dalının önerisi ve Enstitü Kurulunun kararı ve Senatonun onayı ile belirlenir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programlarından tezsiz yüksek lisans programlarına geçiş iznine, ilgili enstitü anabilim/anasanat dallarının önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu karar verir. Tezsiz yüksek lisans programına devam edenler, tezli yüksek lisans programı için belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, tezli yüksek lisans programına geçiş yapabilirler. Bu durumda tezsiz yüksek lisans programında alınan dersler Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>(3) Bütünleşik yüksek lisans programı, Enstitü Kurulu tarafından ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak önerilen ve Senato tarafından belirlenen esaslara göre yürütülür.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Tezli Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programının amacı; öğrencinin bilimsel araştırma yaparak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, değerlendirme ve yorumlama yeteneğini kazanmasını sağlamaktır.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı toplam yirmi bir UKS kredisinden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Seminer dersi ve tez çalışması kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dahil en az sekiz ders ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile Üniversitedeki başka bir programda ve/veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır. Tezini daha kısa sürede sunabileceği danışmanı tarafından belirlenen öğrenciler üçüncü yarıyıl bitiminden sonra dördüncü yarıyıl içerisinde anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile tez savunmasına girebilir.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması ve tez çalışması</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programında, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı her öğrenci için Üniversitenin kadrosunda bulunan bir tez danışmanını en geç birinci yarıyılın sonuna kadar; öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusunu da en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip yeterli sayıda öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde Enstitü Yönetim Kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(3) Gerekli hallerde, enstitü anabilim/anasanat dalının gerekçeli önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile danışman değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programında eğitim alan bir öğrenci, elde ettiği sonuçları Senato tarafından kabul edilen yazım kılavuzu ve gerçek intihal sınırlarına uygun biçimde yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Yüksek lisans tezinin savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi anabilim/anasanat dalı başkanlığının aracılığıyla Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans tez jürisi, tez danışmanı ve ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, biri öğrencinin tez danışmanı, en az biri de Üniversite dışından olmak üzere üç veya beş öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.</p>

<p>(4) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin elektronik kopyasını tez danışmanının Üniversite elektronik posta adresine gönderir. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile birlikte tezin elektronik nüshasını anabilim/anasanat dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitü Müdürlüğüne gönderir.</p>

<p>(5) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en erken yedi gün, en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez savunma sınavına alır. Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez savunma sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamlarda gerçekleştirilir.</p>

<p>(6) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Bu karar enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca tez sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(7) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(8) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç üç ay içinde düzeltmeleri yapılan tezi aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde, tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Tez savunma sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin ciltlenmiş kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan yüksek lisans öğrencisine tezli yüksek lisans diploması verilir. Enstitü Yönetim Kurulu talep halinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalındaki programın Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere enstitü tarafından Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programından mezun olan öğrencinin geçici mezuniyet belgesi veya diploma aslı resmî vekâlet verdiği vekile verilebilir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Tezsiz Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programı toplam otuz UKS kredisinden ve 60 AKTS’den az olmamak kaydıyla en az on ders ile dönem projesi dersi olmak üzere toplam en az 90 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, dönem projesi dersinin alındığı yarıyılda dönem projesi dersine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı proje ve/veya rapor vermek zorundadır. Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci öğretim lisansüstü olarak da yürütülebilir.</p>

<p><strong>Danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programında enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senato tarafından belirlenen niteliklere sahip doktora derecesine sahip bir öğretim görevlisini en geç birinci yarıyılın sonuna kadar belirler.</p>

<p>(2) Gerekli hallerde, danışman atanıncaya kadar danışmanlık işleri ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının görevlendireceği bir öğretim üyesi tarafından geçici olarak yürütülür.</p>

<p>(3) Gerekli hallerde, enstitü anabilim/anasanat dalının gerekçeli önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile danışman değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Öğrenci tamamlamış olduğu dönem projesinin bir kopyasını danışman öğretim üyesinin onay yazısı ile birlikte anabilim/anasanat dalı başkanlığı kanalıyla Enstitüye teslim eder.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 34-</strong> (1) Kredili derslerini ve dönem projesini başarıyla tamamlayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim/anasanat dalındaki programın Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(3) Tezsiz yüksek lisans programına devam edenler, başvurdukları yükseköğretim kurumunca tezli yüksek lisans programı için belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, tezli yüksek lisans programına geçiş yapabilirler. Bu durumda tezsiz yüksek lisans programında alınan dersler Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programından mezun olan öğrencinin geçici mezuniyet belgesi veya diploma aslı resmî vekâlet verdiği vekile verilebilir.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 35-</strong> (1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir UKS kredisinden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki UKS kredilik 14 ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Doktora programlarında enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile Üniversitedeki başka bir programda ve/veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(5) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(6) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 36-</strong> (1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya Üniversitenin öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden, kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara, doktora tezinde başarılı olamayanlara tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını ve danışmanla öğrencinin birlikte belirleyeceği tez konusunu Enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşir. Tez danışmanının, en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar atanması zorunludur.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde Enstitü Yönetim Kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Doktora programlarında öğretim üyelerinin tez yönetebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olması gerekir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(3) Gerekli hallerde, enstitü anabilim/anasanat dalının gerekçeli önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile danışman değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 38-</strong> (1) Yeterlik sınavı, derslerini ve seminerini tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçülmesidir. Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez yeterlik sınavına girer.</p>

<p>(2) Yeterlik sınavları, mayıs-haziran ve kasım-aralık dönemlerinde olmak üzere, yılda iki kez yapılır. Ancak yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en geç beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenci en geç yedinci yarıyılın sonuna kadar, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın yeterlik sınavına girmek zorundadır. Girmediği takdirde başarısız sayılır. Ayrıca, yeterlik sınavına girmek için başvuruda bulunan öğrenci, aynı dönem içinde yeterlik sınavına girmediği takdirde başarısız kabul edilir.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı tarafından önerilen ve Enstitü Yönetim Kurulu tarafından onaylanan beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Komite, farklı alanlardaki sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla sınav jürileri kurar. Sınav jürisi en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere, danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda Enstitü Yönetim Kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(4) Yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamadan oluşur. Yazılı sınavda başarılı olan öğrenci sözlü sınava alınır. Sınav jürileri öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(5) Yeterlik sınavından başarılı olmak için her iki sınavdan 100 üzerinden en az 75 alınması gerekir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci başarısız olduğu bölüm/bölümlerden bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(7) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, toplam kredi yükünün üçte birini geçmemek şartıyla fazladan ders/dersler almasını isteyebilir. Öğrenci, yeterlik sınavı jürisinin önerisi, anabilim/anasanat dalı başkanlığının uygun görüşü ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla belirlenecek dersleri başarmak zorundadır.</p>

<p>(8) Lisans derecesi ile doktora programına kabul edilmiş ve en az yedi dersini başarı ile tamamlamış bir öğrenci yüksek lisans programına geçebilir.</p>

<p><strong>Tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 39-</strong> (1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile bir ay içinde bir tez izleme komitesi oluşturulur.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi üç öğretim üyesinden oluşur. Komitede tez danışmanından başka enstitü anabilim/anasanat dalı içinden ve dışından birer üye yer alır. İkinci tez danışmanının atanması durumunda ikinci tez danışmanı dilerse komite toplantılarına katılabilir.</p>

<p>(3) Tez izleme komitesinin kurulmasından sonraki dönemlerde, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 40-</strong> (1) Doktora yeterlik sınavını başarı ile tamamlayan öğrenci, en geç altı ay içinde, yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini tez izleme komitesi önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisi ile ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabul, düzeltme veya reddedileceğine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme için bir ay süre verilir. Bu süre sonunda kabul veya ret yönünde salt çoğunlukla verilen karar, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca işlemin bitişini izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve/veya tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde, danışman ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için tez izleme komitesi, ocak-haziran ve temmuz-aralık ayları arasında birer defa olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı bir rapor sunar. Bu raporda o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir. Öğrencinin tez çalışması, komite tarafından başarılı veya başarısız olarak belirlenir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın birinci fıkrada belirtilen sürede girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 41-</strong> (1) Doktora programındaki bir öğrenci, elde ettiği sonuçları Senato tarafından kabul edilen yazım kılavuzu ve gerçek intihal sınırlarına uygun biçimde yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Doktora tezinin savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç tez izleme komitesi raporu sunulması gerekir.</p>

<p>(4) Doktora tez jürisi, danışman ve enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda Enstitü Yönetim Kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(5) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez savunmasına alır. Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez savunma toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(6) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri dinleyicilere kapalı olarak, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Tezi kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Bu karar, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca tez sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans derecesi ile doktoraya kabul edilmiş olanlardan tezde başarılı olamayanlar için talepleri halinde 34 üncü maddeye göre tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin elektronik kopyasını tez danışmanının Üniversite elektronik posta adresine gönderir. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin elektronik nüshasını anabilim/anasanat dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitü Müdürlüğüne gönderir.</p>

<p>(2) Tez savunmasında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin ciltlenmiş kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci doktora diploması almaya hak kazanır. Enstitü Yönetim Kurulu başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Doktora diploması üzerinde enstitü anabilim/anasanat dalındaki programın Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(4) Enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>(5) Doktora programından mezun olan öğrencinin geçici mezuniyet belgesi veya diploma aslı resmî vekâlet verdiği vekile verilebilir.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 43-</strong> (1) Sanatta yeterlik çalışması, özgün bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora eşdeğeri bir yükseköğretim programıdır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir UKS kredisinden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki UKS kredilik on dört ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Lisansüstü dersler, ilgili enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile Üniversitedeki başka bir programda ve/veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik öğrencileri, danışmanın önerisi ile lisans dersleri alabilir. Lisans dersleri ders yüküne ve sanatta yeterlik kredisine sayılmaz.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 44-</strong> (1) Sanatta yeterlik programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya Üniversitenin öngördüğü en az genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini ve uygulamalarını başarı ile bitiren, ancak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını birinci fıkrada belirtilen azami on iki yarıyıl veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvurmuş öğrencilerden gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla sanatta yeterlik tezinde başarılı olamayanlara talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 45-</strong> (1) Enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığı, her öğrenci için danışmanlık yapacak kendi Üniversite kadrosunda bulunan, ders ve uygulama seçimi ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların yürütülmesi için bir danışman ile danışman ve öğrencinin birlikte belirleyeceği tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların konusunu ve başlığını Enstitüye önerir, bu öneri Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile kesinleşir. Danışmanın, en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar atanması zorunludur. Sanatta yeterlik çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda ikinci tez danışmanı atanabilir. Sanatta yeterlik programlarında tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların yönetilebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olmak gerekir. İkinci tez danışmanı Üniversite kadrosu dışından doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip kişilerden de olabilir.</p>

<p>(2) Danışman, Senato tarafından belirlenen öğretim üyeleri ile doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip öğretim görevlileri arasından seçilir.</p>

<p>(3) Gerekli hallerde, enstitü anabilim/anasanat dalının gerekçeli önerisi üzerine Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile danışman değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik çalışmasının sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 46-</strong> (1) Tez hazırlayan öğrenci elde ettiği sonuçları, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmasını açıklayan ve belgeleyen metni Senato tarafından kabul edilen yazım kurallarına uygun biçimde yazarak, tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik çalışmasının savunmasından önce ve düzeltme verilen tez ve çalışmalarda ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini/çalışmasını tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin Senato tarafından kabul edilen yazım kılavuzu ve gerçek intihal sınırlarına uygun biçimde intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin elektronik kopyasını tez danışmanının Üniversite elektronik posta adresine gönderir. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin elektronik nüshasını anabilim/anasanat dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitü Müdürlüğüne gönderir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik jürisi, danışman ve enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile atanır. Jüri, en az ikisi Üniversite dışından öğretim üyesi olmak üzere danışman dahil beş kişiden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili enstitü yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı kişiden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(5) Jüri üyeleri, söz konusu tezin veya metnin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi sınava alır. Sınav, sanatta yeterlik çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Sınav öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(6) Sınavın tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, öğrencinin tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışması hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Tezi ve sanatta yeterlik çalışması kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Bu karar, enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığınca sınavı izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi ve sanatta yeterlik çalışması başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Sanatta yeterlik çalışması hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışmasını aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak sanatta yeterlik çalışması kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına kabul edilmiş olanlardan tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışması başarılı olamayanlar için talepleri halinde 34 üncü maddeye göre tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 47-</strong> (1) Sanatta yeterlik çalışmasında başarılı olan öğrenciye, diğer koşulları da sağlamak kaydıyla Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanan sanat dalının özelliğine göre alanı belirleyen bir diploma verilir. Mezuniyet tarihi, tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(2) Tez savunmasında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla sanatta yeterlik tezinin ciltlenmiş kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci sanatta yeterlik diploması almaya hak kazanır. Enstitü Yönetim Kurulu başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz; öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde sanatta yeterlik tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik programından mezun olan öğrencinin geçici mezuniyet belgesi veya diploma aslı resmî vekâlet verdiği vekile verilebilir.</p>

<p>DOKUZUNCU BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Disiplin işleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 48-</strong> (1) Lisansüstü programına kayıtlı öğrencilerin disiplin iş ve işlemleri 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 49-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun, ilgili diğer mevzuat hükümleri ile Yükseköğretim Kurulu kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 50-</strong> (1) 7/2/2022 tarihli ve 31743 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümleri, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce kayıtlı öğrencilere, kazanılmış hakları ve öğretim bütünlüğü göz önünde tutularak uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 51-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 52-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Kültür Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-kultur-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="37788"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Para ve Cübbe: Avukatlıkta Ücret, Onur, Bağımsızlık ve Para-Psikoloji]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/para-ve-cubbe-avukatlikta-ucret-onur-bagimsizlik-ve-para-psikoloji-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/para-ve-cubbe-avukatlikta-ucret-onur-bagimsizlik-ve-para-psikoloji-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinde para meselesi çoğu zaman iki uç arasında sıkışır: Ya mesleğin vakarına aykırı, konuşulması ayıp bir konu gibi bastırılır ya da avukatlık bütünüyle piyasa ilişkisine indirgenir. Oysa avukatlıkta para yalnızca ücret meselesi değildir; emeğin tanınması, mesleki bağımsızlığın korunması, avukat-müvekkil ilişkisinin sınırlarının belirlenmesi, adalete erişim, pro bono sorumluluğu, genç avukat emeği, avukatın sosyal sınıfı, yoksul avukatlık gerçeği ve mesleki karakter meselesidir.</p>

<p>Bu makalede <strong>“para-psikoloji”</strong> kavramı, avukat-müvekkil ilişkisinde paranın yalnızca ekonomik değil; kaygı, güven, kontrol ihtiyacı, tanınma, sınır, özsaygı ve iktidar duygularını taşıyan psikolojik bir göstergeye dönüşmesini ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Georg Simmel’in para felsefesi, parayı toplumsal ilişki, mesafe, rasyonelleşme ve modern hayatın zihinsel dönüşümü bağlamında kavramaya imkân verirken; Marxçı değer tartışması, ücretin ardındaki emek, zaman ve sömürü boyutunu görünür kılar. Nigel Dodd’un paranın sosyal yaşamına dair yaklaşımı ve Baker-Jimerson’un para sosyolojisi perspektifi ise paranın salt ekonomik değil, toplumsal ilişkiler içinde anlam kazanan bir fenomen olduğunu gösterir.</p>

<p>Bu çerçevede avukatlıkta para, ne cübbenin altında saklanacak bir utanç ne de cübbenin üstüne çıkarılacak bir puttur. Para, avukatın emeğinin karşılığı ve bağımsızlığının maddi koşuludur; fakat savunmanın değeri yalnızca para ile ölçülemez.</p>

<p><strong>Giriş: Cübbenin Cebi Var mı?</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinde para, en çok yaşanan ama en az hakkıyla konuşulan meselelerden biridir. Büro kirası, vergi, sigorta, personel gideri, baro aidatı, dosya masrafı, ulaşım, kitap, teknoloji, zaman, mesleki risk ve zihinsel emek her gün avukatın hayatının merkezindedir; fakat para hakkında konuşmak çoğu zaman hâlâ mesleğin vakarını zedeleyen bir davranışmış gibi algılanır.</p>

<p>Avukat ücret istediğinde “paracı”, ücret istemediğinde “kendini değersizleştiren”, yüksek ücret söylediğinde “ulaşılamaz”, düşük ücretle çalıştığında ise “meslek piyasasını bozan” kişi haline gelir. Bu çelişki, aslında avukatlığın ikili doğasından kaynaklanır. Avukatlık bir yandan serbest meslektir; avukat emeğiyle, bilgisiyle, zamanı ve sorumluluğuyla hayatını kazanır. Diğer yandan avukatlık sıradan bir ticari faaliyet değildir; hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının ve adil yargılanma idealinin kurucu unsurlarından biridir.</p>

<p>Avukat yalnızca hizmet satan bir piyasa aktörü değildir. Aynı zamanda hukuk düzeni içinde bağımsız, kamusal ve etik bir fonksiyon icra eden meslek kişisidir. Bu nedenle avukatlıkta para meselesi basitçe “ne kadar ücret alınmalı?” sorusuna indirgenemez. Daha temel soru şudur: <strong>Avukat para ile nasıl ilişki kurmalıdır?</strong></p>

<p>Para, avukatın bağımsızlığını mı güçlendirir, yoksa onu müvekkile, piyasaya ve dosya ekonomisine bağımlı mı kılar? Ücret talebi mesleki onurun gereği midir, yoksa savunma idealini zedeleyen bir pazarlık alanı mıdır? Avukat, emeğini savunurken mesleğin kamusal niteliğini nasıl koruyacaktır?</p>

<p>Bu makalenin temel iddiası şudur: <strong>Avukatlıkta para ne saklanması gereken ayıp bir gerçek ne de mesleğin üstüne çıkarılacak bir puttur. Para, avukat emeğinin karşılığı ve mesleki bağımsızlığın maddi koşuludur; fakat avukatlığın anlamı yalnızca para ile ölçülemez.</strong></p>

<p><strong>I. Para Felsefesinden Avukatlık Ücretine: Değer, Mesafe ve Emek</strong></p>

<p>Para felsefesi, parayı yalnızca iktisadi bir araç olarak değil; değer ölçüsü, değişim aracı, toplumsal ilişki biçimi ve insan davranışlarını dönüştüren soyut bir güç olarak ele alır. Para, şeylerin değerini ölçerken yalnızca nesneler arasındaki ilişkiyi değil; insanlar arasındaki mesafeyi, güveni, bağımlılığı, özgürlüğü ve iktidar ilişkilerini de yeniden düzenler. Bu nedenle avukatlıkta para meselesi salt ücret tarifesi veya tahsilat sorunu olarak değil; mesleki kimlik, emek, sınıf, bağımsızlık ve para-psikoloji meselesi olarak okunmalıdır.</p>

<p>Georg Simmel’in <strong>Paranın Felsefesi</strong> adlı eseri bu bakımdan özel önem taşır. Simmel, parayı yalnızca ekonomik değiş tokuşun aracı olarak değil; modern toplumda ilişkileri dönüştüren, bireyselleşmeyi, nesnelleşmeyi ve rasyonelleşmeyi etkileyen bir toplumsal fenomen olarak ele alır. Simmel’e göre para, insan ilişkilerini daha soyut, daha mesafeli ve daha hesaplanabilir hale getirir. Modern hayatın hızlanması, ilişkilerin nesnelleşmesi ve değerlerin ölçülebilir hale gelmesi, para ekonomisinin yaygınlaşmasıyla doğrudan bağlantılıdır.</p>

<p>Şeyma Akın’ın Simmel incelemesinde de vurgulandığı üzere, <strong>Paranın Felsefesi</strong>, parayı toplumsal değişim, zihniyet dönüşümü, kültür, davranış tipolojileri, bireysel özgürlük, nesnelleşme, farklılaşma ve rasyonelleşme bağlamında ele alır. Simmel’in <strong>Paranın Psikolojisi Üzerine</strong> başlıklı erken metninde de paranın araç olmaktan çıkıp amaca dönüşmesi, cimrilik ve israf gibi davranış biçimleri ve para ile modern hayat arasındaki ilişki tartışılır. Bu hat, bizim “para-psikoloji” kavramımız bakımından güçlü bir teorik dayanak sunar.</p>

<p>Avukatlıkta ücret de tam bu noktada yalnızca “ödeme” değildir. Ücret, avukat-müvekkil ilişkisinin biçimini kurar. Müvekkilin avukata yönelttiği beklenti, çoğu zaman salt hukuki teknik yardım değildir; güven, temsil, korunma, belirsizliğin azaltılması ve kontrol duygusunun yeniden kazanılmasıdır. Avukat bakımından ise ücret, yalnızca gelir değil; zamanın, bilginin, emeğin, sorumluluğun ve mesleki bağımsızlığın tanınmasıdır.</p>

<p>Baran Yıldırım’ın Marx ve Simmel’i karşılaştırdığı çalışmada belirtildiği üzere, Simmel açısından değer, özne ile onun arzusunun yöneldiği nesne arasındaki ilişkide ortaya çıkar; Marx açısından ise değer, toplumsal-tarihsel bağlamlar taşısa da nihayetinde insan emeğine işaret eden nesnel bir içeriği temsil eder. Bu ayrım avukatlık ücreti bakımından önemlidir. Çünkü avukatlık ücretinin bir yüzü müvekkilin arzusu, kaygısı ve hukuki güvenceye ulaşma ihtiyacıyla; diğer yüzü ise avukatın emeği, zamanı, bilgisi ve sorumluluğuyla ilgilidir.</p>

<p>Simmelci açıdan değer, nesnenin kendi içinde sabit bir özelliği değil; özne ile arzu edilen nesne arasındaki ilişkide ortaya çıkar. Arzu, mesafe, bekleyiş, çaba ve nesneye ulaşmanın zorluğu değer deneyiminin parçasıdır. Bu bakış, avukatlık hizmetinin müvekkil gözündeki değerini anlamak bakımından önemlidir. Müvekkil için avukatlık hizmeti, çoğu zaman soyut bir bilgi emeği olarak değil; kaygı anında ulaşılmak istenen güven, kontrol, korunma ve temsil imkânı olarak değer kazanır. Fakat avukatlık ücretini yalnızca müvekkilin arzusuna, krizine veya ödeme isteğine bağlamak da tehlikelidir. Çünkü bu kez avukat emeğinin nesnel boyutu görünmezleşir. Burada Marxçı değer tartışması devreye girer. Marx bakımından değer, emek, zaman, üretim ilişkisi ve sömürü kavramlarıyla birlikte düşünülür. Avukatlıkta da ücretin ardında yalnızca müvekkilin ihtiyacı değil; avukatın yıllar içinde biriktirdiği bilgi, eğitim, deneyim, dosya okuma zamanı, zihinsel yoğunluğu, stratejik emeği ve duygusal emeği vardır.</p>

<p>Bu nedenle avukatlık ücreti, yalnızca “müvekkilin ödemeye razı olduğu miktar” değildir. Eğer ücret tamamen piyasanın dalgalanmasına, müvekkilin pazarlık gücüne veya avukatın ekonomik çaresizliğine bırakılırsa, avukat emeği kolayca değersizleşir. Özellikle genç avukatlar, yoksul avukatlar ve ekonomik olarak kırılgan meslektaşlar bakımından bu durum, emek sömürüsüne dönüşebilir. Bu noktada Simmel ile Marx birlikte okunabilir. Simmel bize paranın ilişki biçimini, mesafeyi, arzuyu ve psikolojik değeri gösterir. Marx ise emeğin, zamanın, üretimin ve sömürünün görünmeyen zeminini hatırlatır. Avukatlık ücreti de bu iki hattın kesişiminde durur: Müvekkil için ücret, kaygı ve güven ilişkisidir; avukat için ise emek, zaman, bilgi ve bağımsızlık meselesidir.</p>

<p><strong>II. Para Sosyolojisi ve Paranın Sosyal Yaşamı: Ücretin Toplumsal Bağlamı</strong></p>

<p>Avukatlıkta para meselesi, yalnızca para felsefesi veya emek-değer teorisiyle değil, doğrudan <strong>para sosyolojisi</strong> ile de ilişkilidir. Wayne E. Baker ve Jason B. Jimerson’un <strong>The Sociology of Money</strong> başlıklı makalesi, paranın sosyolojide her zaman merkezî bir konu olarak ele alınmadığını; fakat Weber, Simmel ve Marx gibi klasik teorisyenlerin sanayi devrimi ve ulusal pazar bütünleşmesi sürecinde parayı önemli bir sosyal değişim aracı olarak gördüklerini belirtir. Para, sosyolojinin kenarında duran teknik bir araç değil; toplumsal ilişkilerin biçimini, anlamını ve gücünü etkileyen bir kurumdur.</p>

<p>Bu bakış açısı, avukatlık ücreti bakımından önemlidir. Çünkü avukatlıkta para yalnızca bireysel ödeme, tahsilat veya gelir kalemi değildir; mesleki statünün, sınıfsal konumun, müvekkil beklentilerinin, güven ilişkisinin ve hukuk hizmetinin toplumsal değerinin kurulduğu bir alandır. Ücretin ne kadar olduğu kadar, kimin tarafından, hangi sosyal koşullarda, hangi dava türünde ve hangi beklentiyle ödendiği de önemlidir.</p>

<p>Nigel Dodd’un <strong>Paranın Sosyal Yaşamı</strong> adlı eseri de bu noktada önemli bir açılım sağlar. Dodd, parayı yalnızca ekonomi biliminin konusu olarak değil; sosyoloji, antropoloji, tarih ve felsefenin kesişiminde ele alır. Para, sabit ve tek biçimli bir nesne olmaktan çok; sosyal, politik, kültürel ve kurumsal ilişkiler içinde anlam kazanan bir süreçtir. Nur Nirven ile yapılan söyleşide de Dodd’un parayı, toplumsal yapılar, güç ilişkileri, kimlik oluşumu ve insan ilişkileri üzerindeki etkileri bakımından değerlendirdiği görülür.</p>

<p>Bu perspektiften bakıldığında avukatlık ücreti de yalnızca banka havalesi, makbuz, nakit ödeme veya sözleşmede yazılı bir bedel değildir. Bazen tanınma, bazen güven, bazen statü, bazen bağımlılık, bazen pazarlık, bazen de mesleki sınır anlamına gelir. Aynı hukuki emek, farklı şehirlerde, farklı müvekkil profillerinde, farklı dava türlerinde, farklı sosyal sınıflarda ve farklı mesleki itibarlarda bambaşka anlamlar kazanabilir.</p>

<p>Para sosyolojisi bize şunu gösterir: Para, toplumsal ilişkilerin dışındaki nötr bir araç değildir; tersine, ilişkilerin anlamını, mesafesini ve güç dengesini yeniden kurar. Avukat-müvekkil ilişkisinde ücret, yalnızca hukuki emeğin karşılığı değil; tarafların birbirini nasıl konumlandırdığını gösteren sosyal bir göstergedir. Müvekkil ücreti bazen güvence, bazen kontrol, bazen statü, bazen de sonuç satın alma yanılsaması olarak görebilir. Avukat ise ücreti bazen emeğinin tanınması, bazen bağımsızlığının maddi zemini, bazen de mesleki özsaygısının ifadesi olarak deneyimler. Bu nedenle avukatlıkta para, felsefi olduğu kadar sosyolojik bir meseledir. Simmel bize paranın mesafe ve rasyonelleşme üreten modern formunu, Marx emeğin ve sömürünün zeminini, Dodd paranın sosyal yaşamını, Baker ve Jimerson ise paranın sosyolojik araştırma alanı olarak toplumsal ilişkiler içinde nasıl okunabileceğini gösterir. Bu dört hat birlikte düşünüldüğünde avukatlık ücreti, dar anlamda bir “bedel” olmaktan çıkar; meslek, emek, sınıf, güven, bağımsızlık ve iktidar ilişkilerinin düğüm noktası haline gelir.</p>

<p><strong>III. Avukatlıkta Para Konuşmanın Ahlaki Gerilimi</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinde para konuşmak, diğer birçok meslekten daha fazla sembolik gerilim taşır. Bunun birkaç nedeni vardır. Birincisi, avukat çoğu zaman insanın kriz anında başvurduğu kişidir. Tutuklanma tehdidi, boşanma, miras kavgası, alacak meselesi, işten çıkarılma, ceza soruşturması, aile içi çatışma, malvarlığı kaybı, itibar krizi veya haksızlık duygusu… Müvekkil avukatın karşısına çoğu zaman gündelik sakinliğiyle değil, yaralanmışlığıyla gelir. Böyle bir anda para konuşmak hem müvekkil hem avukat bakımından rahatsız edici olabilir.</p>

<p>İkincisi, avukatlıkta başarı her zaman ölçülebilir değildir. Avukat bazen hiç dava açmadan uyuşmazlığı çözer; bazen tek bir dilekçeyle süreci değiştirir; bazen susarak müvekkili korur; bazen sert bir müdahaleyle dosyanın akışını kırar; bazen de bütün emeğine rağmen sonucu değiştiremez.</p>

<p>Üçüncüsü, avukatlık emeği çoğu zaman görünmezdir. Müvekkil, avukatın duruşmada beş dakika konuştuğunu görür; fakat o beş dakikanın arkasındaki dosya okumasını, içtihat taramasını, strateji kurmayı, risk analizini, psikolojik hazırlığı, müvekkilin duygusal dalgalanmasını yönetmeyi, hâkimin muhtemel kanaatini sezme çabasını çoğu zaman görmez.</p>

<p>Bu nedenle avukatın ücreti, dışarıdan bakıldığında bazen “bir dilekçe parası” veya “bir duruşma parası” gibi algılanır. Oysa avukatlık ücreti çoğu zaman bir metnin değil, birikmiş mesleki sezginin; bir toplantının değil, yıllarca oluşmuş hukuki kavrayışın; bir duruşmanın değil, dosyanın bütün risk haritasının karşılığıdır.</p>

<p>Avukatlıkta para konuşmanın ahlaki gerilimi burada doğar: Avukat emeğinin değerini istemek zorundadır; fakat bu talebi, insanın kriz anındaki kırılganlığını görmezden gelen kaba bir ticari dile dönüştürmemelidir.</p>

<p><strong>IV. Para, Avukatın Bağımsızlığının Maddi Koşuludur</strong></p>

<p>Avukatlıkta bağımsızlık çoğu zaman soyut bir etik ilke gibi ele alınır. Avukat bağımsız olmalıdır; müvekkilden, yargıdan, idareden, kamuoyu baskısından, ekonomik ve politik güçlerden bağımsız davranmalıdır. Bu doğrudur; fakat eksiktir. Çünkü bağımsızlık yalnızca zihinsel veya ahlaki bir erdem değildir. Bağımsızlığın maddi koşulları vardır. Ekonomik olarak güvencesiz bir avukat, dış baskılara daha açık hale gelir. Kirasını ödeyemeyen, dosya masraflarını karşılayamayan, emeğinin karşılığını alamayan, sürekli borç ve gelir kaygısıyla çalışan avukatın mesleki duruşu da zamanla aşınabilir. Bu aşınma her zaman açık bir etik ihlal şeklinde görünmez. Bazen daha sessiz biçimde ortaya çıkar: istemediği dosyaları kabul etmek, müvekkile gereğinden fazla taviz vermek, haklı olduğu halde ücret konuşamamak, dosyayı bırakması gerekirken bırakamamak, mesleki sınırlarını koruyamamak, kendisini tüketen ilişkilere “hayır” diyememek.</p>

<p>Bu nedenle avukatlık ücretini savunmak, salt kişisel kazancı savunmak değildir. Avukatlık ücretini savunmak, savunmanın bağımsızlığını savunmaktır. Çünkü emeği değersizleştirilen avukat, zamanla bağımsızlığını da korumakta zorlanır. Burada önemli bir nokta vardır: Avukatın bağımsızlığı, müvekkile karşı da korunması gereken bir bağımsızlıktır. Müvekkil ücret ödediği için avukatı sınırsız bir talimat memuru gibi göremez. Avukat, müvekkilin her öfkesini dilekçeye taşıyan, her intikam arzusunu hukuki talebe dönüştüren, her beklentisini gerçeklikten kopuk biçimde onaylayan kişi değildir.</p>

<p>Ücret ilişkisi, avukatı müvekkilin psikolojik dalgalanmalarına teslim etmemelidir. Aksine sağlıklı ücret ilişkisi, avukat ile müvekkil arasında sınırları belirginleştirir. Avukatın zamanı, emeği, sorumluluğu ve mesleki yargısı vardır. Müvekkilin ise bilgi alma, temsil edilme ve adil biçimde dinlenilme hakkı vardır. Para, bu ilişkinin efendisi değil; sınırlarını berraklaştıran araç olmalıdır.</p>

<p><strong>V. Avukatlık Kanunu’nda Avukatlık Ücreti: Emeğin Normatif Tanınması</strong></p>

<p>Avukatlıkta para meselesi yalnızca sosyolojik, psikolojik veya etik bir sorun değildir; aynı zamanda doğrudan kanuni zemini olan bir meslek meselesidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatlık ücretini sıradan bir ticari bedel gibi değil, avukatın sunduğu hukukî yardımın karşılığı olarak düzenler.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesine göre avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. Aynı maddede, yüzde yirmi beşi aşmamak üzere dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesinin avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabileceği de düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu tanım önemlidir. Çünkü kanun, avukatlık ücretini yalnızca “para alma” meselesi olarak değil, <strong>hukukî yardımın karşılığı</strong> olarak kurar. Böylece avukatlık ücreti, avukatın zamanı, bilgisi, mesleki dikkati, stratejik emeği ve sorumluluğunun normatif tanınması haline gelir. Bu yönüyle Avukatlık Kanunu, makalenin temel iddiasını doğrular: Avukatlık ücreti, cübbenin vakarına aykırı bir unsur değil; mesleki emeğin hukuken tanınmış karşılığıdır.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesindeki bir diğer önemli düzenleme, avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağıdır. Ücretsiz dava alınması halinde durumun baro yönetim kuruluna bildirilmesi gerekir. Ücretin kararlaştırılmadığı, yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı, sözleşmenin belirsiz veya tartışmalı olduğu yahut ücrete ilişkin hükmün geçersiz sayıldığı hallerde ise asgari ücret tarifesinin altında olmamak üzere ücretin belirlenmesine imkân tanınır.</p>

<p>Bu düzenleme iki bakımdan önemlidir. Birincisi, avukatlık emeğinin asgari bir değerinin bulunduğunu kabul eder. İkincisi, “ücretsiz çalışma”yı bütünüyle yasaklamasa da onu keyfî ve görünmez bir alan olarak bırakmaz; baro bildirimine bağlayarak mesleki denetim içine alır. Bu yönüyle Avukatlık Kanunu, pro bono ile emek sömürüsü arasındaki ayrımı da dolaylı olarak destekler. Ücretsiz hukuki yardım, avukatın bilinçli ve etik tercihi olabilir; fakat meslek düzeni, avukat emeğinin sistematik biçimde bedelsizleştirilmesine karşı asgari bir koruma kurar.</p>

<p>Kanun ayrıca dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu, bu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceğini ve haczedilemeyeceğini düzenler. Bu hüküm, avukatlık ücretinin yalnızca müvekkil ile avukat arasındaki özel borç ilişkisi olmadığını gösterir. Kanun, avukatın emeğini bağımsız bir mesleki hak olarak görür ve onu müvekkilin kişisel borç ilişkilerinden ayırır. Bu da avukatlık ücretini, savunmanın ekonomik güvencesi olarak konumlandırır.</p>

<p>Avukatlık Kanunun maddesi , iş sahibinin birden çok olması halinde bunların avukatlık ücretinden müteselsilen sorumlu olacağını; sulh, anlaşma veya takipsiz bırakılma gibi hallerde de ücret sorumluluğunun nasıl doğacağını düzenler. Bu hüküm, avukatın emeğinin dosyanın sonucuna veya tarafların sonradan kendi aralarında kurduğu ilişkiye göre görünmez hale getirilemeyeceğini gösterir. Müvekkiller arasındaki iç ilişki veya tarafların sonradan anlaşması, avukat emeğinin karşılığını ortadan kaldırmamalıdır.</p>

<p>166. madde ise avukatın hapis hakkı ve ücret alacağının rüçhanlı niteliğini düzenler. Avukat, müvekkili tarafından verilen veya onun adına aldığı malları, parayı ve diğer kıymetleri, avukatlık ücreti ve gider ödeninceye kadar alacağı oranında elinde tutabilir. Ayrıca avukatın sözleşme ile kararlaştırılan veya hâkim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilin muhafaza ettiği veya kazandığı mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkı vardır.</p>

<p>Bu hükümler, avukatlık ücretinin sıradan bir alacak olmadığını gösterir. Avukatın emeği, müvekkilin elde ettiği hukuki sonuca katkı sunduğunda, kanun bu emeği özel olarak korur. Bu koruma, avukatın ekonomik bağımsızlığı ile savunma işlevi arasındaki bağı görünür kılar. Emeğinin karşılığını alamayan avukatın bağımsızlığı zayıflar; bağımsızlığı zayıflayan avukatın savunma gücü de aşınır.</p>

<p>168. Madde madde, avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanma usulünü düzenler. Baro yönetim kurulları her yıl Eylül ayında yargı yerlerindeki işlemler ve diğer hukuki yardımlar için alınacak asgari ücretleri gösteren tarifeleri Türkiye Barolar Birliği’ne gönderir; Türkiye Barolar Birliği de uygulanacak tarifeyi hazırlayarak Adalet Bakanlığı’na sunar. Ayrıca ücretin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.</p>

<p>Bu düzenleme, avukatlık ücretinin yalnızca bireysel pazarlığa bırakılmadığını; meslek örgütü, tarife ve kamusal denetim yoluyla kurumsallaştırıldığını gösterir. Böylece avukatlık ücreti, salt piyasa ilişkisi olmaktan çıkar; mesleğin asgari onuru, emeğin taban değeri ve savunmanın ekonomik sürekliliğiyle bağlantılı hale gelir.</p>

<p>169. Madde madde, yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağını düzenler. Bu hüküm, yargısal vekâlet ücretinin de tamamen keyfî biçimde takdir edilemeyeceğini; tarife ile sınırlandırılmış normatif bir alan olduğunu gösterir.</p>

<p>170. madde de bu makale bakımından özel önem taşır. Bu maddeye göre sözleşmede aksine hüküm yoksa kararlaştırılan avukatlık ücreti yalnızca avukatın üzerine aldığı işin karşılığıdır; karşı dava, bağlantılı işler, başka dava ve icra takipleri veya her türlü başka hukuki yardımlar ayrı ücrete tabidir. Aynı maddede, işin yapılması veya sonucunun alınması için gerekli vergi, resim, harç ve giderlerin iş sahibinin sorumluluğunda olduğu; avukatın bu giderleri yapabilmesi için yeterli avansın iş sahibi tarafından verilmesi gerektiği de düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hüküm, “bir bakıver” kültürüne karşı doğrudan normatif bir cevap gibidir. Avukatın aldığı ücret, sınırsız ve belirsiz bir hukuki yardım paketinin bedeli değildir. Hangi iş için ücret kararlaştırılmışsa, ücret o işin karşılığıdır. Başka dava, icra takibi, bağlantılı iş veya ek hukuki yardım ayrıca ücretlendirilir. Böylece kanun, avukatın zamanını ve emeğini sınırsız müvekkil beklentisine karşı korur.</p>

<p>Bütün bu hükümler birlikte okunduğunda Avukatlık Kanunu’nun ücret düzeni şu ana fikri taşır: <strong>Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığıdır; asgari değeri vardır; belirsiz bırakılmamalıdır; karşı tarafa yüklenen vekâlet ücreti avukata aittir; avukatın ücret alacağı özel koruma görür; ücret, üstlenilen işle sınırlıdır ve ek hukuki yardımlar ayrıca değerlendirilir.</strong></p>

<p>Bu nedenle Avukatlık Kanunu, avukatlıkta parayı kaba bir ticari pazarlık alanı olarak değil, mesleki emeğin, bağımsızlığın ve savunma fonksiyonunun hukuki güvencesi olarak düzenler. Avukatın ücret talebi, yalnızca kişisel kazanç arayışı değil; kanunun tanıdığı mesleki emeğin karşılığını istemektir.</p>

<p><strong>VI. Fakat Para, Mesleğin Tek Ölçüsü Olamaz</strong></p>

<p>Avukatlıkta ücretin savunulması ne kadar önemliyse, paranın mesleğin tek ölçüsü haline getirilmesi de o kadar tehlikelidir. Çünkü avukatlık yalnızca kazanç üretme faaliyeti değildir. Avukatlık, insanın hak arama kapasitesiyle, onuruyla ve adalet duygusuyla temas eden bir meslektir.</p>

<p>Bazı dosyalar ekonomik değerinden daha büyük bir anlam taşır. Küçük görünen bir alacak dosyası, müvekkil için yıllarca süren bir haksızlığın sembolü olabilir. Basit görünen bir hakaret dosyası, kişinin onur mücadelesine dönüşebilir. Önemsiz sanılan bir disiplin soruşturması, bir insanın mesleki itibarını belirleyebilir. Bir tutuklama incelemesi, yalnızca ceza muhakemesi işlemi değil, insanın özgürlüğü ile devlet kudreti arasındaki en çıplak temas anıdır. Bu nedenle avukat, dosyayı yalnızca ücret tarifesi üzerinden okuyamaz. Her dosyada bir insan hikâyesi, bir adalet beklentisi, bir tanınma talebi, bir yaralanma veya savunulma ihtiyacı vardır. Avukatlık mesleğinin asaleti, bu hikâyeyi görebilme yeteneğinde saklıdır.</p>

<p>Ancak bu noktada romantik bir tuzağa da düşmemek gerekir. Avukatın kamusal fonksiyonu, onun emeğinin bedelsizleştirilmesini haklı çıkarmaz. “Avukatlık kutsal meslektir” söylemi, çoğu zaman avukatın emeğini görünmez kılmanın kibar biçimine dönüşür. Her kutsallık söylemi, eğer emek karşılığını yok sayıyorsa, sonunda sömürü üretir. Dolayısıyla denge şudur: <strong>Avukatlık yalnızca para için yapılmaz; fakat parasız da yapılamaz.</strong> Avukat hem mesleğin kamusal anlamını korumalı hem de kendi emeğinin değerini ısrarla savunmalıdır.</p>

<p><strong>VII. Paranın Sembolizmi: Ücretin Ötesinde Tanınma, Güven ve İktidar</strong></p>

<p>Avukatlıkta para, yalnızca ekonomik bir değişim aracı değildir. Avukatlık ücreti, çoğu zaman emeğin karşılığından daha fazlasını temsil eder. Para, avukat-müvekkil ilişkisinde tanınmanın, güvenin, sınırın, bağımsızlığın ve kimi zaman da iktidarın sembolü haline gelir. Her meslekte ücret, emeğin karşılığıdır. Fakat avukatlıkta ücretin sembolik yükü daha ağırdır. Çünkü müvekkil, avukata yalnızca teknik bir hizmet için başvurmaz; çoğu zaman korkusunu, öfkesini, kırgınlığını, onur mücadelesini, bazen özgürlüğünü, bazen malvarlığını, bazen ailesini, bazen de bütün hayat hikâyesini teslim eder. Böyle bir ilişkide para, basit bir ödeme olmaktan çıkar; ilişkinin ciddiyetini, tarafların birbirine yüklediği anlamı ve avukatın mesleki konumunu belirleyen sembolik bir unsur haline gelir.</p>

<p>Avukat açısından para, öncelikle <strong>tanınma sembolüdür</strong>. Ücret, avukatın yıllar içinde biriktirdiği bilgiye, tecrübeye, stratejik sezgiye, mesleki dikkatine ve sorumluluğuna gösterilen tanınmanın maddi ifadesidir. Müvekkilin “zaten iki sayfa dilekçe yazıldı” dediği yerde görünmeyen şey, o iki sayfanın arkasındaki yılların emeğidir. Bu nedenle avukatlık ücretinin değersizleştirilmesi, yalnızca bir para tartışması değildir; avukatın mesleki kimliğinin, emeğinin ve zihinsel üretiminin tanınmaması anlamına gelir.</p>

<p>Para aynı zamanda <strong>sınır sembolüdür</strong>. Avukatlık ilişkisi güvene dayanır; fakat sınırsızlık güven değildir. Müvekkilin her an arayabileceğini, her duygusal dalgalanmasını avukata boşaltabileceğini, her hukuki veya hukuki olmayan beklentisini avukata taşıyabileceğini sanması, ilişkiyi sağlıksız hale getirir. Ücretin ve hizmet kapsamının açıkça belirlenmesi, taraflar arasındaki sınırı kurar. Bu sınır, soğukluk değil; profesyonel ilişkinin sağlıklı zemini demektir.</p>

<p>Para, üçüncü olarak <strong>güven sembolüdür</strong>. Müvekkil ücret ödeyerek yalnızca bir hizmet satın almaz; aynı zamanda bir profesyonel ilişkiye ciddiyet kazandırır. Ücretin belirlenmesi, avukatın dosyaya zaman ayıracağını, sorumluluk üstleneceğini, mesleki dikkatini yönelteceğini gösterir. Bu nedenle ücret ilişkisinin belirsiz bırakılması, çoğu zaman güveni artırmaz; aksine ileride kırgınlık, kuşku ve beklenti karmaşası üretir.</p>

<p>Fakat paranın sembolik anlamı yalnızca olumlu değildir. Para bazen <strong>iktidar sembolüne</strong> de dönüşebilir. Müvekkil, ücret ödediği için avukatı kendi buyruğunda bir görevli gibi görebilir. “Parasını verdim, istediğimi yaptırırım” anlayışı, avukatın bağımsız mesleki konumunu aşındırır. Bu noktada avukatın hatırlatması gereken şey şudur: Avukatlık ücreti, hukuka aykırı talimatları yerine getirme bedeli değildir. Müvekkil avukatın emeğini satın alır; fakat mesleki vicdanını, hukuki kanaatini ve bağımsızlığını satın alamaz.</p>

<p>Bunun tersi de mümkündür. Avukat da parayı müvekkil üzerinde tahakküm aracına dönüştürebilir. Müvekkilin hukuki bilgisizliğini, korkusunu veya çaresizliğini kullanarak belirsizliği büyütmek, gerçekçi olmayan vaatlerle ücret almak, dosyanın risklerini saklamak veya müvekkilin kırılganlığından ekonomik avantaj üretmek, paranın mesleki sembolizmini bozar. Bu durumda para, emeğin tanınması olmaktan çıkar; güven ilişkisini zehirleyen bir güç aracına dönüşür.</p>

<p>Para ayrıca <strong>statü sembolüdür</strong>. Avukatlık piyasasında yüksek ücret, çoğu zaman başarı, prestij ve uzmanlık göstergesi olarak algılanır. Bu algı tamamen temelsiz değildir; uzmanlık, tecrübe ve nitelikli emek elbette daha yüksek ücretle karşılanabilir. Fakat ücretin tek başına mesleki değer ölçütüne dönüşmesi tehlikelidir. Çünkü her yüksek ücret iyi avukatlığı, her düşük ücret de değersiz emeği göstermez. Avukatlığın gerçek değeri yalnızca kazançla değil; mesleki dürüstlük, stratejik akıl, savunma gücü, insanla temas kabiliyeti ve hukuki sorumluluk bilinciyle ölçülür.</p>

<p>Bu yüzden avukatlıkta para, daima çift anlamlıdır. Bir yandan avukatın emeğinin, bağımsızlığının ve mesleki konumunun tanınmasını sağlar. Diğer yandan yanlış kurulduğunda avukat-müvekkil ilişkisini piyasa tahakkümüne, statü gösterisine veya karşılıklı güvensizliğe sürükleyebilir.</p>

<p><strong>VIII. Para-Psikoloji: Ücretin Altındaki Kaygı, Güven ve Kontrol İhtiyacı</strong></p>

<p>Avukatlıkta para, yalnızca hesaplanan, ödenen veya tahsil edilen bir değer değildir; aynı zamanda güçlü bir psikolojik göstergedir. Bu nedenle avukatlık mesleğinde <strong>para-psikoloji</strong> olarak adlandırabileceğimiz özel bir ilişki alanı vardır. Bu yazıda para-psikoloji kavramı, avukat-müvekkil ilişkisinde ücretin kaygı, güven, kontrol ihtiyacı, tanınma arzusu, sınır koyma, özsaygı ve iktidar duygularıyla iç içe geçmesini ifade etmektedir. Avukat ile müvekkil arasında para konuşulduğu anda yalnızca ücret belirlenmez; ilişkinin güven seviyesi, güç dengesi, tarafların birbirinden beklentisi ve mesleki sınırları da belirlenir.</p>

<p>Müvekkil açısından para çoğu zaman <strong>güvence arayışı</strong> ile bağlantılıdır. Hukuki sorun yaşayan kişi belirsizlik içindedir. Davanın ne kadar süreceğini, ne sonuçlanacağını, ne kadar zarar göreceğini, özgürlüğünü, malvarlığını, ailesini veya itibarını kaybedip kaybetmeyeceğini bilmez. Bu belirsizlik içinde avukata ödediği ücret, bazen bilinçdışı düzeyde “kontrolü geri alma” çabasına dönüşür. Müvekkil, para ödeyerek yalnızca hukuki hizmet aldığını değil, karmaşık ve korkutucu bir sürecin yönetimini de satın aldığını düşünür. Bu nedenle müvekkil bazen avukattan hukuki temsilin ötesinde psikolojik güvence bekler. “Bir şey olmaz değil mi?”, “Kesin kazanır mıyız?”, “Hâkim bunu görür mü?”, “Savcı ne yapar?”, “Karşı taraf ceza alır mı?” gibi sorular çoğu zaman salt hukuki bilgi sorusu değildir. Bunların altında kaygının yatıştırılması, belirsizliğin azaltılması ve kontrol duygusunun yeniden kurulması ihtiyacı vardır.</p>

<p>Avukat burada hassas bir denge kurmalıdır. Müvekkilin kaygısını anlamalı; fakat kaygıyı yatıştırmak için gerçek dışı vaatlerde bulunmamalıdır. Çünkü para verilmiş olması, sonucun satın alındığı anlamına gelmez. Avukatlık ücreti, sonuç garantisi değil; emek, dikkat, strateji, sorumluluk ve profesyonel temsil karşılığıdır. Müvekkilin psikolojik güvence ihtiyacı, avukatı “garanti veren” kişiye dönüştürmemelidir.</p>

<p>Para aynı zamanda müvekkil açısından <strong>güç duygusu</strong> da yaratabilir. Bazı müvekkiller, ücret ödedikleri için avukat üzerinde sınırsız tasarruf yetkisine sahip olduklarını düşünebilirler. “Parasını verdim, istediğimi yaptırırım” anlayışı, avukat-müvekkil ilişkisinde psikolojik bir tahakküm denemesidir. Burada müvekkil, hukuki hizmet ilişkisini bağımsız mesleki temsil olarak değil, kişisel emir-komuta ilişkisi olarak algılar. Bu durumda avukatın mesleki sınır koyma becerisi devreye girer. Avukat, müvekkilin talebini dinler; fakat her talebin hukuken ve etik olarak uygulanabilir olmadığını açıkça ifade eder. Çünkü avukatın görevi, müvekkilin öfkesini, intikam arzusunu veya kontrol ihtiyacını hukuki dile çevirmek değildir. Avukat, müvekkilin menfaatini korurken aynı zamanda hukukun ve mesleki bağımsızlığın sınırları içinde kalmak zorundadır.</p>

<p>Öte yandan para, avukat açısından da güçlü psikolojik yükler taşır. Birçok avukat ücret istemekte zorlanır. Bunun altında bazen reddedilme korkusu, bazen müvekkili kaybetme kaygısı, bazen “para konuşursam mesleki vakarımı zedelerim” düşüncesi, bazen de kendi emeğini yeterince değerli görmeme hali vardır. Bu psikolojik düğüm, avukatın ücret konuşmasını ertelemesine, belirsiz bırakmasına veya emeğini düşük göstermesine yol açabilir. Bu noktada avukatın kendi iç dünyasına bakması gerekir. Ücret istemek ayıp değildir. Ücret istemek, “benim zamanımın, bilgimin, sorumluluğumun ve emeğimin değeri vardır” demektir. Avukatın bu cümleyi kuramaması, zamanla hem ekonomik hem psikolojik yıpranma üretir.</p>

<p>Bu nedenle para, avukat bakımından <strong>özsaygı sınırı</strong>dır. Ücret yalnızca gelir değildir; avukatın kendi emeğini tanıma biçimidir. Kendi emeğini tanımayan avukat, başkasından bu emeği tanımasını bekleyemez. Buradaki mesele kibir değil, mesleki özsaygıdır. Burada ince ayrım şudur: <strong>Avukat emeğinin değerini para ile ifade edebilir; fakat kendi değerini yalnızca para ile ölçemez.</strong> Para-psikoloji doğru yönetilmediğinde ücret ilişkisi güvensizliğe, tahakküme, kırgınlığa veya sömürüye dönüşür. Doğru yönetildiğinde ise sınır, güven, tanınma ve mesleki bağımsızlığın zemini haline gelir.</p>

<p><strong>IX. Müvekkilin Para Algısı: “Avukat Ne Yaptı ki?” Sorunu</strong></p>

<p>Avukat-müvekkil ilişkisinde para meselesinin en sorunlu alanlarından biri, müvekkilin avukat emeğini eksik görmesidir. Bu eksiklik çoğu zaman kötü niyetten değil, avukatlık emeğinin doğasını bilmemekten kaynaklanır. Müvekkil bazen şöyle düşünür: “Avukat duruşmada sadece birkaç cümle söyledi.” “Dilekçe zaten iki sayfa.” “Telefonla aradı, ne kadar zor olabilir?” “Ben anlattım, o yazdı.” “Dosyada zaten her şey belliydi.”</p>

<p>Oysa avukatlıkta asıl iş, çoğu zaman görünmeyen yerde gerçekleşir. Bir dilekçenin iki sayfa olması, onun kolay yazıldığı anlamına gelmez. Bazen iki sayfalık iyi bir dilekçe, yirmi sayfalık kötü bir dilekçeden daha fazla emek ister. Çünkü mesele yalnızca yazmak değil; neyi yazmayacağını bilmektir. Hangi iddiayı öne çıkaracağını, hangi delili merkeze alacağını, hangi cümleyi yumuşatacağını, nerede susacağını, nerede sertleşeceğini, hangi talebin gerçekçi olduğunu, hangi talebin dosyaya zarar vereceğini hesaplamaktır.</p>

<p>Avukatlık emeği yalnızca bilgi emeği değildir; aynı zamanda stratejik emektir. Avukat, hukuki ihtimalleri tartar, karşı tarafın hamlesini öngörür, mahkemenin zihinsel eğilimini sezmeye çalışır, müvekkilin beklentisini gerçeklikle dengeler, yargılama sürecinin ritmini okur. Ceza yargılamasında bu emek daha da görünmez hale gelir. Müdafi, bazen duruşmada bir tek itirazla dosyanın yönünü değiştirir; bazen delil tartışmasına müdahale ederek mahkemenin prematüre kanaatini sarsar; bazen de susarak, yargısal gerilimi büyütmeyerek müvekkili korur.</p>

<p>Müvekkilin görmediği şey çoğu zaman şudur: Avukat, yalnızca yapılan işin değil, yapılmayan hatanın da ücretini alır. Yanlış açılmayan dava, gereksiz verilmemiş dilekçe, sorulmayan tehlikeli soru, söylenmeyen zararlı cümle, kaçınılan usul hatası da avukatlık emeğinin parçasıdır.</p>

<p>Bazen avukatın değeri, yaptığı müdahaleden çok engellediği zararda saklıdır. Açılmayan yanlış dava, verilmeyen gereksiz beyan, sorulmayan riskli soru, büyütülmeyen çatışma, yanlış zamanda yapılmayan çıkış, avukatlık stratejisinin görünmeyen ama çok önemli sonuçlarıdır. Müvekkil çoğu zaman bu yoklukların değerini fark etmez. Oysa iyi avukatlık bazen iz bırakmak değil, zararı önlemektir.</p>

<p><strong>X. “Bir Bakıver” Kültürü ve Görünmez Sömürü</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinin gündelik hayatında en yaygın emek değersizleştirme biçimlerinden biri “bir bakıver” kültürüdür. Bir sözleşmeye “bir bakıver”, bir dilekçeye “bir göz atıver”, bir icra dosyasını “bir kontrol ediver”, bir yakının ceza dosyasına “kısaca ne olur söyleyiver” denilir. Bu talepler çoğu zaman masum görünür. Fakat avukat açısından her “bir bakıver”, bilgi sorumluluğu doğurur. Avukatın baktığı şey, sadece metin değildir; risk, ihtimal, sonuç, süre, usul, delil, strateji ve sorumluluktur. Bir dosyaya “kısaca bakmak” bile çoğu zaman hukuki kanaat oluşturma anlamına gelir. Hukuki kanaat ise emektir.</p>

<p>“Bir bakıver” kültürü, avukatlık emeğini gündelik nezaket içinde eriten bir sömürü biçimidir. Üstelik avukat bu talepleri reddettiğinde kaba, mesafeli veya paragöz görünme riskiyle karşılaşır. Bu nedenle avukatın burada nazik ama kararlı bir mesleki sınır geliştirmesi gerekir.</p>

<p>Şöyle bir tutum mümkündür: <strong>“Elbette yardımcı olmak isterim; ancak sağlıklı değerlendirme yapabilmem için dosyayı incelemem gerekir. Bu da profesyonel bir çalışmadır.”</strong> Bu cümle hem müvekkili kırmaz hem de avukatın emeğini görünür kılar. Çünkü avukatlıkta nezaket, emeğin inkârı anlamına gelmemelidir.</p>

<p><strong>XI. Avukatın Para Kompleksi</strong></p>

<p>Para meselesinde yalnızca müvekkilin değil, avukatın da kendi iç dünyasına bakması gerekir. Çünkü birçok avukat ücret konuşurken zorlanır. Bunu kaba, yakışıksız veya mesleki vakarına aykırı bulur. Bazı avukatlar, ücret istemeyi neredeyse müvekkili incitmek gibi algılar. Bazıları ise ücret konuşmayı geciktirir, belirsiz bırakır, sonra ilişkinin ilerleyen aşamalarında hem müvekkile hem kendisine zarar verecek bir gerilim doğurur.</p>

<p>Bu, avukatın para kompleksidir. Bu kompleksin arkasında farklı nedenler olabilir. Genç avukatın kendine güvensizliği, mesleğin romantik fedakârlık anlatısı, müvekkil kaybetme korkusu, çevrenin “bir bakıver” kültürü, ekonomik baskı, piyasa rekabeti veya mesleki kimliğin henüz oturmamış olması… Fakat sonuç aynıdır: Avukat kendi emeğini ifade edemezse, başkasının onu tanımasını bekleyemez.</p>

<p>Avukatın ücret istemesi ayıp değildir. Ayıp olan, emeği gizlemek, sınırları belirsiz bırakmak, sonra bu belirsizlikten kırgınlık üretmektir. Sağlıklı meslek ilişkisi, en başta açık konuşmayı gerektirir. Ücret, kapsam, masraf, iletişim biçimi, dava dışı işler, ek talepler, istinaf ve temyiz süreçleri mümkün olduğunca baştan belirlenmelidir. Burada mesleki vakar, para konuşmamak değildir. Mesleki vakar, para konuşurken bile ölçülü, açık, kendinden emin ve saygılı kalabilmektir.</p>

<p>Avukatın para kompleksini aşması, yalnızca gelirini artırması anlamına gelmez. Daha temelde, kendi emeğine ahlaki ve mesleki değer atfetmesi anlamına gelir. Avukat, kendi emeğini içsel olarak tanımadıkça, dışarıdan gelecek tanınmayı istikrarlı biçimde talep edemez.</p>

<p><strong>XII. Stoacı Avukatın Para ile İlişkisi</strong></p>

<p>Stoacı avukat için para ne küçümsenecek bir şeydir ne de tapınılacak bir güçtür. Para, hayatın maddi gerçeklerinden biridir; büro kirasını, mesleki araçları, kitapları, teknolojiyi, zamanı, emeği ve aile hayatını mümkün kılan zorunlu bir araçtır. Fakat para, avukatın karakterinin, mesleki onurunun ve savunma ahlakının yerine geçemez.</p>

<p>Stoacı düşüncede asıl ayrım, insanın kontrolünde olan ile olmayan arasındadır. Avukatın tamamen kontrolünde olan şey, her zaman ne kadar para kazanacağı değildir. Dosyanın sonucu, müvekkilin ödeme gücü, piyasanın koşulları, ekonomik kriz, mesleki rekabet, tahsilat güçlüğü ve toplumun avukat emeğine bakışı çoğu zaman avukatın mutlak kontrolü dışındadır.</p>

<p>Fakat avukatın kontrolünde olan şeyler vardır: ücretini nasıl konuşacağı, emeğini nasıl konumlandıracağı, müvekkile karşı nasıl davranacağı, paraya ne kadar bağımlı hale geleceği, hangi dosyayı kabul edip hangisini reddedeceği, ekonomik baskı altında karakterinden ne kadar taviz vereceği.</p>

<p>Stoacı avukat tam da burada kendini gösterir. Para kazanmayı ister; fakat para için kendisini kaybetmez. Ücretini talep eder; fakat ücret uğruna korku satmaz. Dosya alır; fakat müvekkilin kaygısını ticari fırsata dönüştürmez. Yoksul müvekkili küçümsemez; zengin müvekkilin karşısında eğilmez. Parayı emeğin karşılığı olarak görür; fakat vicdanının bedeli haline getirmez. Bu nedenle stoacı avukatın para ile ilişkisi üç temel ilkeye dayanır: <strong>ölçü, bağımsızlık ve karakter.</strong></p>

<p><strong>1. Ölçü: Para Gereklidir, Ama Mutlak Değildir</strong></p>

<p>Stoacı avukat parayı reddetmez. Çünkü parayı bütünüyle küçümseyen avukat, çoğu zaman gerçeklikten kopar. Avukatlık bir emek mesleğidir. Avukatın zamanı vardır, zihinsel emeği vardır, mesleki riski vardır, sorumluluğu vardır. Bu emeğin karşılığını istemek ayıp değildir. Fakat stoacı avukat parayı hayatının nihai ölçüsü haline de getirmez. Her dosyaya yalnızca kazanç gözüyle bakmak, her müvekkili gelir kaynağına indirgemek, her hukuki sorunu fiyatlandırılacak bir fırsat olarak görmek, zamanla avukatın mesleki ruhunu kurutur. Buradaki ölçü şudur: <strong>Para, avukatın emeğinin karşılığıdır; fakat avukatın değerinin tamamı değildir.</strong></p>

<p><strong>2. Bağımsızlık: Para Avukatı Özgürleştirmeli, Esir Almamalıdır</strong></p>

<p>Avukatın ekonomik bağımsızlığı, mesleki bağımsızlığının önemli koşullarından biridir. Geçim kaygısı içindeki avukat, istemediği dosyaları almak, sorunlu müvekkil ilişkilerine katlanmak, ücretini konuşamamak, haksız taleplere direnememek gibi risklerle karşılaşır.</p>

<p>Bu anlamda para, avukatı özgürleştirebilir. Düzenli gelir, güçlü büro yapısı, emeğin karşılığını alma alışkanlığı, avukatın “hayır” diyebilme kudretini artırır. Avukat her dosyaya muhtaç olmadığında, mesleki sınırlarını daha rahat korur.</p>

<p>Fakat para aynı zamanda avukatı esir de alabilir. Daha çok kazanma arzusu, daha gösterişli görünme ihtiyacı, statü baskısı, pahalı hayat standardını sürdürme kaygısı, avukatı başka bir bağımlılığa sürükleyebilir. Bu kez avukat yoksulluktan değil, refahını kaybetme korkusundan taviz vermeye başlar. Stoacı avukat bu tuzağı görür. Bilir ki insan yalnızca parasızlıktan değil, paraya alışmışlıktan da köleleşebilir. Bu yüzden stoacı avukatın sorusu şudur: <strong>Ben parayı mı kullanıyorum, yoksa para mı beni kullanıyor?</strong></p>

<p><strong>3. Karakter: Para Kazanırken Nasıl Biri Oluyorum?</strong></p>

<p>Stoacı avukat için asıl mesele, para kazanıp kazanmamak değil; para kazanırken nasıl biri haline geldiğidir. Avukat müvekkilin korkusunu büyüterek ücret alıyorsa, para karakteri bozmuştur. Avukat dosyanın risklerini dürüstçe anlatmak yerine sonuç garantisi ima ediyorsa, para mesleki hakikatin önüne geçmiştir.Avukat sırf ücret almak için gereksiz dava açıyor, gereksiz dilekçe veriyor, uyuşmazlığı bilinçli olarak uzatıyorsa, para savunmanın içini kemirmiştir. Avukat zengin müvekkile başka, yoksul müvekkile başka yüz gösteriyorsa, para onun insan algısını bozmuştur. Avukat emeğinin değerini savunamıyor, sürekli kendisini bedelsiz danışman gibi kullandırıyorsa, bu kez para yokluğu değil, para karşısındaki mahcubiyet karakteri zedelemektedir.</p>

<p>Stoacı avukat bu iki uca da düşmez. Ne paragöz olur ne de emeğini inkâr eden sahte bir fedakâr. Ne müvekkilin parasına tapar ne de kendi emeğini yok sayar.</p>

<p><strong>XIII. Stoacı Avukat ve Ücret Konuşma Ahlakı</strong></p>

<p>Stoacı avukat ücret konuşurken utanmaz; ama hoyratlaşmaz. Açık konuşur, ama müvekkili ezmez. Net sınır koyar, ama insanî nezaketi kaybetmez. Ücret konuşmak, avukat için bir karakter egzersizidir. Çünkü o anda hem özsaygı hem ölçülülük gerekir.</p>

<p>Şu cümle stoacı avukatın tavrını iyi anlatır: <strong>“Emeğimin bir karşılığı var; fakat sizin kaygınızı ticari bir fırsat olarak görmüyorum.”</strong> Bu cümlede hem mesleki vakar hem insanî duyarlılık vardır. Avukat, kendi emeğini değersizleştirmez; fakat müvekkilin zayıf anını da sömürmez.</p>

<p>Ücretin baştan açık konuşulması, stoacı anlamda bir berraklık pratiğidir. Belirsizlik, ileride kırgınlık üretir. Avukat “sonra bakarız”, “hallederiz”, “önemli değil” diyerek aslında hem kendisine hem müvekkile ileride patlayacak bir psikolojik borç bırakır. Stoacı avukat açık, sade ve ölçülü davranır. Ücretin neyi kapsadığını, neleri kapsamadığını, ek işlerin ayrıca değerlendirileceğini, sonucun garanti edilemeyeceğini, emeğin ve temsilin karşılığının alındığını baştan belirtir.</p>

<p>Ücret konuşmak, avukatın müvekkile karşı sertleşmesi değil; ilişkinin sağlıklı zeminini kurmasıdır. Başta konuşulmayan para, sonunda kırgınlık olarak geri döner. Başta belirlenmeyen sınır, süreç içinde çatışmaya dönüşür. Başta açıklanmayan kapsam, sonunda “ben zaten para verdim” cümlesiyle avukatın önüne konur. Bu nedenle stoacı avukat için ücret konuşması, yalnızca ticari bir görüşme değil; mesleki berraklık, sınır ve karakter pratiğidir.</p>

<p><strong>XIV. Antik Avukatlığın Ücretsizliği Miti: Onur, Patronaj ve Gizli Ücret</strong></p>

<p>Avukatlıkta para meselesinin tarihsel arka planında sıkça tekrarlanan bir kanaat vardır: Antik dünyada avukatlık ücretsizdi; savunma faaliyeti para karşılığı değil, onur, dostluk, yurttaşlık ve kamusal erdem gereği yapılırdı. Bu kanaat tamamen temelsiz değildir; fakat tek başına alındığında yanıltıcıdır. Antik hukuk kültürlerinde savunma faaliyeti çoğu zaman ücret karşılığı yapılan açık bir meslek gibi değil, aristokratik statü, hitabet kudreti, dostluk ilişkisi ve patronaj ağı içinde yürüyen bir kamusal yardım gibi görünür. Ancak bu görünüm, hukuki emeğin fiilen hiçbir karşılığının olmadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Atina hukuk düzeninde bugünkü anlamda profesyonel avukatlık yoktu. Davacı ve davalı, mahkeme önünde esasen kendi adlarına konuşmak zorundaydı. Fakat bu “kendi kendini savunma” görünümünün arkasında ücretli bir retorik emeği bulunabiliyordu. Atinalı taraflar mahkemede kendilerini temsil etmek zorundaydı; ancak okuyacakları konuşmaları başkalarına yazdırabiliyorlardı. Böylece kişi görünüşte kendi savunmasını yapıyor; fakat arka planda profesyonel bir söz, kurgu ve ikna emeği satın almış oluyordu. Bu bakımdan antik Atina’da savunma faaliyeti açıkça “avukatlık ücreti” biçiminde değil, çoğu zaman <strong>konuşma yazımı</strong> ve <strong>retorik hazırlık</strong> üzerinden ekonomikleşiyordu.</p>

<p>Roma’da ise mesele daha farklı bir sembolik çerçeveye oturur. Roma’nın erken döneminde hukuki yardım, özellikle aristokratik bir onur faaliyeti olarak görülüyordu. İyi konuşan, hukuk bilen, kamusal itibarı yüksek kişi, başkasına yardım ederken bir ücretli hizmet sunucusu gibi değil, toplumsal statüsünü, dignitas’ını ve patronaj gücünü gösteren bir figür gibi davranıyordu. Bu nedenle ücret almak ayıp, kaba veya mesleğin onuruna aykırı görülebiliyordu. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Ücret yasağı, emeğin karşılıksız olduğu anlamına gelmez. Roma’da doğrudan ücret almak ahlaki veya hukuki olarak sınırlandırıldığında, karşılık başka biçimlerde ortaya çıkabiliyordu: hediye, itibar, siyasal destek, patronaj ilişkisi, toplumsal bağlılık, gelecekte beklenen yardım veya “honorarium” adı verilen onursal ödeme. Roma hukuk tarihinde Lex Cincia ile avukatların dava takibi karşılığında para veya hediye almalarının sınırlandırıldığı; Claudius döneminde ise avukatın alabileceği ücretin belirli bir üst sınırla kabul edildiği aktarılır.</p>

<p>Bu tarihsel arka plan, avukatlıkta para meselesinin ne kadar eski bir ahlaki gerilime sahip olduğunu gösterir. Antik dünyada savunma, para karşılığı yapılmaması gereken soylu bir yardım gibi sunulmuş; fakat hukuki emek hiçbir zaman bütünüyle karşılıksız kalmamıştır. Para bazen açık ücret olarak değil, <strong>onur</strong>, <strong>itibar</strong>, <strong>patronaj</strong>, <strong>hediye</strong>, <strong>siyasal destek</strong> veya <strong>gelecekteki bağlılık</strong> biçiminde geri dönmüştür. Dolayısıyla “antik avukatlık ücretsizdi” demek yerine, daha isabetli cümle şudur: <strong>Antik avukatlıkta ücret çoğu zaman açık ve sözleşmesel bir bedel olarak değil, onur ve patronaj ilişkileri içinde örtülü, sembolik veya dolaylı bir karşılık olarak var olmuştur.</strong></p>

<p>Bu tespit günümüz avukatlığı bakımından önemlidir. Çünkü bugün de avukatlık ücretinden söz ederken benzer bir ahlaki gölge hâlâ hissedilir. Avukatın para istemesi kimi zaman mesleğin vakarına aykırıymış gibi algılanır; sanki savunma faaliyeti ne kadar “soylu” ise o kadar az parasal olmalıdır. Oysa bu bakış, hukuki emeği görünmez kılma tehlikesi taşır.</p>

<p>Antik dünyanın “ücretsiz savunma” ideali, modern hukuk devleti koşullarında doğrudan model alınamaz. Çünkü modern avukatlık; büro, vergi, sigorta, mesleki sorumluluk, sürekli eğitim, teknoloji, personel ve zaman maliyetleriyle yürüyen kurumsal bir meslektir. Antik dünyanın onur ekonomisi, bugünün profesyonel hukuk emeğini açıklamaya yetmez. Modern avukatlıkta ücret, yalnızca kazanç değil; bağımsızlık, emek tanınması ve mesleki sınır meselesidir.</p>

<p><strong>XV. Pro Bono Avukatlık: Fedakârlık mı, Mesleki Kamusallık mı?</strong></p>

<p>Antik dünyadaki ücretsiz savunma ideali, modern pro bono anlayışının tarihsel ve sembolik atalarından biri olarak görülebilir; fakat pro bono, avukat emeğinin bedelsizliği değil, emeğin bilinçli biçimde adalete tahsis edilmesidir. Avukatlıkta para meselesi tartışılırken göz ardı edilmemesi gereken alanlardan biri de pro bono avukatlıktır. Pro bono, en yalın anlamıyla avukatın kimi durumlarda ücret almaksızın veya sembolik bir ücretle hukuki yardım sunmasıdır. Fakat pro bono avukatlık, basitçe “bedava iş yapmak” değildir. Doğru anlaşıldığında, avukatlığın kamusal niteliğini, hak arama özgürlüğüne katkısını ve mesleğin toplumsal sorumluluk boyutunu görünür kılan önemli bir pratiktir.</p>

<p>Ancak burada hassas bir ayrım yapılmalıdır. Pro bono avukatlık, avukatın emeğinin değersizleştirilmesi anlamına gelmemelidir. Bir işin ücretsiz yapılması, onun emeksiz olduğu anlamına gelmez. Aksine bazı pro bono işler, ücretli işlerden çok daha fazla dikkat, sorumluluk ve mesleki yoğunluk gerektirebilir. Bu nedenle pro bono, avukatın kendiliğinden sömürülmesi değil; bilinçli, sınırlı, etik ve kamusal gerekçeye dayalı bir mesleki tercihtir.</p>

<p>Avukat, bazı dosyalarda ücret almadan çalışabilir. Çünkü dosya yalnızca bireysel bir uyuşmazlık değil, temel haklara erişim, savunmasız bir kişinin korunması, yoksulluğun hukuk önünde yalnızlığa dönüşmemesi veya kamusal önemi olan bir meselenin görünür kılınması anlamına gelebilir. Bu yönüyle pro bono avukatlık, avukatlığın piyasa ilişkisini aşan tarafını temsil eder.</p>

<p>Fakat pro bono avukatlık romantize edilmemelidir. Avukatın sürekli ücretsiz çalışması, mesleki erdem değil; çoğu zaman tükenmişlik sebebidir. Özellikle genç avukatlara, stajyerlere veya ekonomik olarak kırılgan meslektaşlara “mesleğin ideali” adına ücretsiz emek yüklemek, pro bono değil, meslek içi sömürüdür. Pro bono, güçlü olanın zayıf üzerindeki beklentisi değil; avukatın kendi özgür iradesiyle, sınırlarını bilerek ve mesleki kapasitesini gözeterek yaptığı etik tercihtir.</p>

<p>Bu nedenle pro bono avukatlıkta üç ölçüt önemlidir: <strong>bilinç, sınır ve amaç.</strong> Birincisi, avukat ne yaptığını bilmelidir. Ücretsiz çalıştığı dosyanın kapsamını, süresini, riskini ve kendisinden beklenen emeği açıkça belirlemelidir. İkincisi, sınır koymalıdır. Pro bono çalışma, müvekkile sınırsız erişim hakkı vermez. Ücret alınmaması, avukatın zamanının, emeğinin ve psikolojik dayanıklılığının sınırsız olduğu anlamına gelmez. Üçüncüsü, amaç kamusal veya etik olarak anlamlı olmalıdır. Pro bono avukatlık, ödeme gücü olduğu halde avukat emeğini değersizleştiren kişilere ucuz hukuki hizmet sağlama yolu değildir. Asıl amacı, hukuki yardıma erişemeyen kişilerin veya kamusal önemi bulunan meselelerin savunulmasına katkı sunmaktır.</p>

<p>Stoacı avukatın pro bono anlayışı şudur: <strong>Ücretsiz çalışabilirim; ama değersiz çalışmam.</strong> Çünkü pro bono, emeğin yokluğu değil; emeğin bilinçli olarak adalete tahsis edilmesidir. Avukat para almadan da çalışsa, zamanının, dikkatinin ve mesleki emeğinin değerini bilir. Müvekkil de bunu bilmelidir.</p>

<p><strong>XVI. Genç Avukatlar ve Meslek İçi Emek Adaleti</strong></p>

<p>Avukatlıkta para meselesinin en yaralayıcı alanlarından biri genç avukat emeğidir. Meslek, dışarıya karşı emeğinin değerini savunurken, kendi içinde genç avukatların emeğini çoğu zaman yeterince koruyamamaktadır. Düşük ücretler, belirsiz çalışma saatleri, angarya işler, “öğreniyorsun işte” gerekçesiyle meşrulaştırılan sömürü, genç avukatların mesleğe daha baştan kırgın başlamasına yol açmaktadır.</p>

<p>Bu yalnızca ekonomik bir sorun değildir; mesleki kültür sorunudur. Kendi gençlerini değersizleştiren bir meslek, toplumdan değer beklemekte zorlanır. Genç avukatın emeğini “tecrübe kazanıyor” diyerek karşılıksızlaştırmak, mesleğin geleceğini tüketmektir. Çünkü genç avukat yalnızca dosya takip eden kişi değildir; savunma kültürünün gelecekteki taşıyıcısıdır. Ona reva görülen çalışma düzeni, yarının avukatlık ahlakını şekillendirir.</p>

<p>Genç avukatın ekonomik olarak ezildiği bir meslek ortamında bağımsız savunma ideali de zayıflar. Çünkü mesleğe daha ilk yıllarında güvencesizlik, değersizlik ve sinizm duygusuyla başlayan avukat, zamanla ya meslekten soğur ya da piyasanın sertliğini içselleştirir. Bu da avukatlıkta mesleki sinizmin kapısını açar.</p>

<p>Bu nedenle avukatlıkta para meselesi yalnızca avukat-müvekkil ilişkisi değildir. Aynı zamanda avukat-avukat ilişkisidir. Usta avukatın genç avukata karşı tavrı, mesleğin kendi adalet ahlakını gösterir. Avukatlık kendi içinde emek adaletini sağlayamadığında, toplumdan adalet talep ederken sesinin ahlaki gücü zayıflar. Çünkü savunmanın itibarı yalnızca mahkeme salonunda değil, meslek içi ilişkilerde de kurulur.</p>

<p><strong>XVII. Avukatın Sosyal Sınıfı ve Para: Cübbenin Eşitlediği, Hayatın Ayrıştırdığı Yer</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği, dışarıdan bakıldığında sınıfsal farkları örten bir meslek gibi görünür. Aynı cübbe giyilir, aynı mahkeme salonuna girilir, aynı unvan kullanılır: avukat. Fakat cübbe, mesleğin sembolik eşitliğini temsil etse de, avukatların mesleğe hangi sosyal ve ekonomik koşullardan geldiklerini ortadan kaldırmaz. Her avukat aynı cübbeyi giyer; fakat o cübbenin altındaki hayat hikâyesi aynı değildir.</p>

<p>Bir avukat mesleğe aileden gelen ekonomik güvenceyle, hazır bir büroyla, güçlü bir sosyal çevreyle, yabancı dil imkânıyla, iyi okullarla, mesleki bağlantılarla ve kültürel sermayeyle başlayabilir. Bir başka avukat ise aynı mesleğe borçla, geçim kaygısıyla, kiralık küçük bir ofisle, sınırlı çevreyle, dosya bulma endişesiyle ve ailesine destek olma yüküyle başlayabilir. İkisi de avukattır; fakat mesleki başlangıç çizgileri aynı değildir.</p>

<p>Bu nedenle avukatlıkta para meselesi yalnızca “kim ne kadar çalışıyor?” sorusuyla açıklanamaz. Sosyal sınıf, avukatın mesleğe giriş biçimini, mesleki risk alma kapasitesini, ücret politikasını, müvekkil profilini, uzmanlaşma imkânını ve hatta mesleki özgüvenini etkiler. Ekonomik olarak güçlü bir arka plana sahip avukat, düşük gelirli ilk yılları daha rahat atlatabilir, bazı dosyaları reddedebilir, uzmanlaşmaya zaman ayırabilir, yabancı dilini geliştirebilir, akademik çevrelere girebilir, daha prestijli alanlara yönelebilir. Buna karşılık ekonomik olarak kırılgan bir avukat, mesleğin başında hemen gelir üretmek zorunda kalır. Bu zorunluluk, onun seçme hakkını daraltır.</p>

<p>Burada sınıfsal fark, yalnızca gelir farkı değildir; <strong>zaman farkıdır</strong>. Bazı avukatların düşünmeye, okumaya, uzmanlaşmaya, beklemeye, hata yapmaya ve yeniden denemeye zamanı vardır. Bazılarının ise yoktur. Bir avukat için ilk yıllar “kendini yetiştirme dönemi” olabilir; başka bir avukat için aynı yıllar “ayakta kalma mücadelesi”dir. İşte para, burada yalnızca para değildir; mesleki zamanın, zihinsel ferahlığın ve stratejik sabrın koşuludur.</p>

<p>Sosyal sınıf, avukatın müvekkille kurduğu ilişkiyi de etkiler. Ekonomik olarak güçlü çevrelerden gelen avukat, daha baştan belirli bir güven, statü ve temas ağıyla mesleğe girebilir. Müvekkil bulmak, onun için yalnızca mesleki beceri meselesi olmayabilir; aile çevresi, okul çevresi, sosyal ağlar, kültürel kodlar ve sınıfsal tanışıklıklar da devreye girer. Yoksul veya alt-orta sınıf kökenli avukat ise çoğu zaman kendi mesleki çevresini sıfırdan kurmak zorundadır. Onun için her dosya yalnızca hukuki iş değil, aynı zamanda mesleki varlık mücadelesidir. Bu durum avukatlık piyasasında görünmeyen bir eşitsizlik üretir. Başarı çoğu zaman bireysel yetenek ve çalışkanlıkla açıklanır; fakat mesleki başarı yalnızca yetenekle oluşmaz. Sosyal sermaye, ekonomik güvence, kültürel alışkanlıklar, dil, çevre, mekân, büro lokasyonu, aile desteği ve hatta avukatın kendisini sunma biçimi başarı ihtimalini etkiler. Bu gerçek görülmediğinde, ekonomik olarak zorlanan avukata kolayca “demek ki iyi avukat değil” denir. Oysa kimi zaman mesele avukatın yetersizliği değil, mesleğe eşitsiz koşullarda başlamasıdır.</p>

<p>Avukatın sosyal sınıfı, ücret konuşma biçimini de belirler. Ekonomik olarak güvenceli avukat, ücretini daha rahat söyleyebilir; çünkü müvekkili kaybetme ihtimali onun için yıkıcı değildir. Oysa geçim kaygısı içindeki avukat, ücret konuşurken daha fazla tedirgin olur. Müvekkili kaçırmamak için emeğini düşük fiyatlandırabilir, ücretsiz danışmanlık sınırını genişletebilir, sorunlu dosyaları kabul edebilir. Böylece sınıfsal kırılganlık, doğrudan mesleki bağımsızlığı etkiler.</p>

<p>Bu noktada “avukatın sınıfsal yükselişi” meselesi de ayrıca önemlidir. Avukatlık, tarihsel olarak birçok kişi için sosyal hareketlilik imkânı sunan bir meslek olmuştur. Alt veya orta sınıftan gelen bir kişinin hukuk eğitimi alarak mesleki statü kazanması, toplumsal saygınlık elde etmesi, ailesinin ekonomik kaderini değiştirmesi mümkündür. Fakat bu yükseliş imkânı otomatik değildir. Eğitim maliyetleri, staj dönemi güvencesizliği, genç avukat ücretleri, büyük şehirlerde yaşam giderleri ve meslek piyasasındaki sert rekabet, avukatlığın sınıfsal yükselme kanalı olma niteliğini zayıflatabilir.</p>

<p>Bu nedenle avukatlıkta sınıf meselesi yalnızca sosyolojik bir analiz konusu değildir; aynı zamanda meslek etiği meselesidir. Çünkü ekonomik ve sınıfsal eşitsizlikler, avukatın mesleki davranışlarını, özgüvenini, sınır koyma gücünü ve bağımsızlığını etkiler.</p>

<p>Avukatlıkta sınıfsal farkların en dramatik yanı, cübbenin sembolik eşitliği ile hayatın maddi eşitsizliği arasındaki gerilimdir. Mahkeme salonunda bütün avukatlar aynı cübbeyi giyer; fakat duruşma çıkışında biri kendi bürosuna, biri ortak çalıştığı masaya, biri borçla dönen ofisine, biri de gün sonunda ailesine ekonomik destek götürme kaygısına döner. Cübbe aynı olabilir; fakat cübbenin taşıdığı hayat yükü aynı değildir. Avukatlıkta para, yalnızca ücret değil; sınıfsal başlangıç çizgisinin, mesleki özgürlüğün, uzmanlaşma imkânının ve bağımsız duruş kapasitesinin de göstergesidir. Cübbe aynı olabilir; fakat o cübbenin altındaki sosyal hikâye her avukatta aynı değildir.</p>

<p><strong>XVIII. Yoksul Avukat: Cübbenin Altındaki Ekonomik Kırılganlık</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği dışarıdan çoğu zaman refah, statü ve güçle özdeşleştirilir. Toplumun zihninde avukat, iyi kazanan, itibarlı, sözü dinlenen, ekonomik olarak güçlü bir figürdür. Oysa bu imge, mesleğin gerçekliğini çoğu zaman örter. Avukatlık mesleği içinde ekonomik olarak kırılgan, düzenli geliri olmayan, kira, vergi, baro aidatı, sigorta, personel ve büro giderleri arasında sıkışan çok sayıda avukat vardır. Bu nedenle “yoksul avukat” ifadesi ilk bakışta çelişkili görünse de, aslında mesleğin en görünmez hakikatlerinden birine işaret eder. Cübbe, kamusal bir onur sembolüdür; fakat cübbenin altında her zaman ekonomik güvence yoktur. Avukat adliye koridorunda vakur görünebilir, duruşmada güçlü konuşabilir, müvekkiline güven verebilir; fakat aynı günün akşamında büro kirasını, vergi borcunu, tahsil edemediği vekâlet ücretini, ödenmeyen masrafları ve ertelenmiş kişisel ihtiyaçlarını düşünebilir.</p>

<p>Burada özellikle “yoksul avukat” ifadesini kullanmak gerekir. Çünkü mesele yalnızca bireysel parasızlık değildir. Mesele; mesleki emeğin piyasa, tahsilat, güvencesizlik, genç avukat sömürüsü, adli yardım ücretleri, CMK görevlendirme ücretleri, meslek içi rekabet ve toplumsal algı içinde yapısal olarak değersizleşmesidir. “Yoksulluk” kavramı, bu ekonomik kırılganlığın kişisel başarısızlık değil, mesleki ve toplumsal koşullarla ilişkili bir sonuç olduğunu daha doğru anlatır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yoksul avukatın trajedisi, yalnızca parasızlık değildir. Asıl trajedi, toplumun avukattan ekonomik olarak güçlüymüş gibi davranmasını beklemesi, fakat mesleğin önemli bir kesiminin bu güce fiilen sahip olmamasıdır. Avukat zayıflığını gösteremez; çünkü müvekkilin güvenini kaybetmekten korkar. Ücret konuşmak zorundadır; fakat ücret istediğinde “paracı” olmakla itham edilebilir. Ücret istemediğinde emeği görünmezleşir. Yüksek ücret söyleyemediğinde kendisini değersizleştirir; düşük ücretle çalıştığında mesleki piyasayı aşağı çektiği söylenir.</p>

<p>Bu sıkışma, avukatın yalnızca ekonomik değil, psikolojik dünyasını da etkiler. Yoksul avukat, para-psikolojinin en sert biçimini yaşar. Bir yandan müvekkilin kaygısını taşır, diğer yandan kendi geçim kaygısını bastırır. Bir yandan adalet mücadelesi verir, diğer yandan kendi hayatındaki ekonomik adaletsizlikle yüzleşir. Bir yandan başkasının hakkını savunur, diğer yandan kendi emeğinin hakkını almakta zorlanır.</p>

<p>Bu durum avukatın bağımsızlığını da zedeler. Ekonomik olarak kırılgan avukat, her dosyaya muhtaç hale gelebilir. Sorunlu müvekkille çalışmak zorunda kalabilir. Ücretini alamadığı dosyayı sürdürebilir. Hukuka aykırı ya da mesleki açıdan rahatsız edici taleplere karşı daha geç sınır koyabilir. Dosyayı reddetme, ilişkiden çekilme, “hayır” diyebilme gücü azalabilir. Oysa avukatlık bağımsızlığı, yalnızca zihinsel bir cesaret değil; aynı zamanda maddi dayanıklılık gerektirir.</p>

<p>Yoksul avukatlık, mesleki sinizmin de kaynaklarından biridir. Avukat emeğinin karşılığını alamadıkça, müvekkil tarafından değersizleştirildikçe, meslektaş rekabeti içinde ezildikçe, adliye pratiğinde saygı görmedikçe zamanla şu duygu gelişebilir: “Bu meslekte idealizmle yaşanmaz.” Bu duygu, savunma idealini içten içe aşındırır. Avukatın adalet duygusu ile hayatın ekonomik gerçekliği arasında çatlak oluşur.</p>

<p>Fakat burada dikkatli olmak gerekir. Yoksul avukat romantize edilmemelidir. Yoksulluk, kendiliğinden erdem değildir. Ekonomik güçlük içinde çalışan avukat daha ahlaklı, daha samimi veya daha idealist olmak zorunda değildir. Aynı şekilde iyi kazanan avukat da kendiliğinden mesleki olarak yozlaşmış sayılamaz. Sorun yoksulluk veya zenginlik değil; para karşısında kurulan karakter ilişkisidir.</p>

<p>Stoacı açıdan bakıldığında, yoksul avukatın meselesi parasızlığı kutsamak değildir. Stoacı avukat yoksulluğu bir onur madalyasına dönüştürmez; fakat yoksulluk karşısında karakterini de teslim etmez. Geçim sıkıntısı içinde olsa bile müvekkilin korkusunu sömürmemeye, dosyanın risklerini dürüstçe anlatmaya, emeğini değersizleştirmemeye, haksız talepler karşısında sınır koymaya çalışır. Ama bu stoacı duruş, yapısal sorunları görünmez kılmamalıdır. “Avukat dayanıklı olsun”, “stoacı olsun”, “sabretsin” demek yetmez. Mesleğin ekonomik yapısı da tartışılmalıdır. Genç avukat ücretleri, stajyer emeği, adli yardım ücretleri, CMK görevlendirme ücretleri, tahsilat sorunları, meslek içi haksız rekabet, düşük ücretle dosya alma baskısı, büro giderleri ve vergi yükü, avukatın bağımsızlığıyla doğrudan bağlantılıdır.</p>

<p>Yoksul avukat, cübbenin altındaki görünmeyen kırılganlığı temsil eder. Onun sorunu yalnızca geçim sorunu değildir; savunmanın bağımsızlığı, emeğin tanınması ve adalete erişimin niteliği sorunudur. Çünkü ekonomik olarak çöken avukatın omuzlarında, güçlü bir savunma düzeni uzun süre ayakta kalamaz.</p>

<p><strong>XIX. Para, Müvekkil Üzerinde İktidar Aracı Haline Gelmemelidir</strong></p>

<p>Avukatlıkta ücretin savunulması, avukatın müvekkil üzerinde ekonomik veya psikolojik iktidar kurması anlamına gelmez. Müvekkil çoğu zaman hukuki bilgi bakımından zayıf, duygusal olarak kırılgan ve süreç karşısında belirsizlik içindedir. Bu durumda avukatın bilgi üstünlüğünü, müvekkilin korkusunu artırarak kullanması mesleki açıdan sorunludur.</p>

<p>Bazı müvekkiller gerçekçi olmayan beklentilerle gelir. Bazıları her şeyi parayla çözebileceğini sanır. Bazıları da para verdiği için avukatı kendi öfkesinin icracısı gibi görmek ister. Avukat bu noktada hem sınır çizmeli hem de müvekkilin kırılganlığını sömürmemelidir.</p>

<p>Sağlıklı ücret ilişkisi, şeffaflık gerektirir. Müvekkile dosyanın muhtemel riskleri, belirsizlikleri, yapılabilecekler ve yapılamayacaklar açıkça anlatılmalıdır. Avukat, sonucu garanti ediyormuş gibi konuşmamalı; ücretini emeğin ve hukuki temsilin karşılığı olarak konumlandırmalıdır. Çünkü avukatlıkta ücret, sonuç satın alma bedeli değil, profesyonel hukuki emeğin karşılığıdır. Buradaki ayrım hayati önemdedir. Müvekkil avukata “kazanma garantisi” için değil, haklarının en iyi biçimde korunması, hukuki risklerin yönetilmesi, savunma imkânlarının etkili kullanılması ve sürecin bilinçli yürütülmesi için ücret öder.</p>

<p><strong>XX. Avukatlık Vakarı ve Para</strong></p>

<p>Avukatlık vakarı, para karşısında sınanır. Çünkü para, insanın karakterindeki açıklıkları görünür kılar. Az para karşısında ezilen, çok para karşısında şımaran, ödeme güçlüğü karşısında küçümseyen, zengin müvekkil karşısında eğilen, yoksul müvekkil karşısında tahakküm kuran avukat, cübbesinin sembolik ağırlığını taşıyamaz.</p>

<p>Vakar, yoksulluk romantizmi değildir. Avukatın iyi yaşamak istemesi, emeğinin karşılığını talep etmesi, bürosunu büyütmesi, mesleki refah arayışı içinde olması vakarına aykırı değildir. Sorun, paranın avukatın dilini, duruşunu ve vicdanını teslim almasıdır.</p>

<p>Vakar sahibi avukat, ücretini açıkça konuşur ama müvekkili aşağılamaz. Emeğinin değerini bilir ama kendisini erişilmez bir iktidar figürüne dönüştürmez. Ücretsiz veya düşük ücretli iş yaptığında bunu gösterişe çevirmediği gibi, ücretli iş yaptığında da savunmanın anlamını daraltmaz.</p>

<p>Avukatlık vakarı, parayı ne inkâr eder ne de kutsar. Onu yerli yerine koyar. Vakar sahibi avukatın para karşısındaki duruşu, sessiz ama güçlü bir cümlede özetlenebilir: <strong>Emeğimin bedeli vardır; fakat vicdanımın fiyatı yoktur.</strong></p>

<p><strong>XXI. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Para ve Mesleki Duruş</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden bakıldığında, avukatın para ile ilişkisi de dereceli bir mesleki duruş gerektirir. Çünkü para meselesi her zaman aynı sertlikte veya aynı yumuşaklıkta ele alınamaz. Müvekkilin durumu, dosyanın niteliği, ilişkinin geçmişi, emeğin kapsamı ve beklentinin gerçekçiliği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Birinci derece uyum alanında avukat, müvekkilin kaygısını anlar, ücret meselesini ilişkiyi baştan zedelemeyecek bir açıklıkla konuşur. Burada amaç güven inşa etmektir.</p>

<p>İkinci derece mikro müdahale alanında avukat, “küçük bir şey soracağım”, “sadece bir dilekçe”, “bir bakıver” gibi emeği küçülten ifadelere yumuşak ama net sınırlar koyar. Bu, ücret meselesinde savunmanın mikro müdahalesidir.</p>

<p>Üçüncü derece görünür müdahale alanında avukat, ücret ve kapsam konusunda yazılı sözleşme, açık bilgilendirme ve mesleki sınırları daha belirgin hale getirir. Müvekkilin sınırsız talimat beklentisine karşı avukatlık bağımsızlığını açıkça ifade eder.</p>

<p>Dördüncü derece sert kopuş alanında, müvekkilin avukatı baskı altına almaya, emeğini değersizleştirmeye, hukuka aykırı talepler dayatmaya veya ücret ilişkisini manipülatif biçimde kullanmaya başlaması halinde avukat daha kesin sınırlar çizer.</p>

<p>Beşinci derece radikal kopuş ise bazı ilişkilerin sürdürülmemesidir. Her dosya alınmak zorunda değildir. Her müvekkille çalışmak gerekmez. Avukatlık bağımsızlığı, bazen dosyayı reddedebilme veya ilişkiden çekilebilme cesaretidir.</p>

<p>Bu açıdan para meselesi, yalnızca ekonomik değil, dramaturjik ve stratejik bir meseledir. Avukat, ücret konuşurken de sahnededir. Ses tonu, açıklığı, sınır koyma biçimi, mesleki özgüveni ve ölçüsü, müvekkilin gözünde avukatlık kimliğini kurar.</p>

<p>Para-psikoloji ile Hibrit Kopuş Savunması burada birleşir. Çünkü ücret konuşması da bir sahnedir; avukat bu sahnede bazen uyum kurar, bazen mikro müdahale eder, bazen sınırlarını görünür kılar, bazen de ilişkiyi sürdürmenin mesleki bağımsızlığı zedeleyeceğini görerek kopuşa yönelir. Para karşısındaki stratejik olgunluk, avukatın yalnızca ekonomik değil, dramaturjik zekâsını da gösterir.</p>

<p><strong>XXII. Adalete Erişim ve Avukatlık Ücreti</strong></p>

<p>Avukatlıkta para meselesinin toplumsal boyutu da vardır. Hukuki yardımın pahalı hale gelmesi, yurttaşların adalete erişimini zorlaştırır. Nitelikli savunmaya ulaşamayan kişi, hukuk düzeni karşısında fiilen yalnız kalır. Bu durum özellikle ceza yargılamasında, aile hukuku uyuşmazlıklarında, işçilik alacaklarında, göçmenlik meselelerinde ve yoksul yurttaşların hak arama süreçlerinde daha yakıcıdır.</p>

<p>Ancak adalete erişim sorunu, avukatın emeğinin değersizleştirilmesiyle çözülemez. Toplumun hukuki yardıma erişim ihtiyacı gerçekse, bunun yükü yalnızca tek tek avukatların fedakârlığına bırakılamaz. Adli yardım sisteminin güçlendirilmesi, baroların desteklenmesi, kamu kaynaklarının etkili kullanılması ve savunmanın kurumsal kapasitesinin artırılması gerekir. Avukatın emeğini yok sayarak adalete erişim sağlanamaz. Çünkü emeği değersizleştirilen savunma, zamanla nitelik kaybeder. Nitelik kaybeden savunma ise adalet arayan kişiye gerçek anlamda yardım edemez. Bu nedenle toplumsal çözüm şudur: Hem yurttaşın hukuki yardıma erişimi güvence altına alınmalı hem de avukatın emeği korunmalıdır. Bu ikisi birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısıdır.</p>

<p>Adalete erişim, avukatın yoksullaştırılmasıyla değil; savunmanın kurumsal olarak güçlendirilmesiyle mümkündür. Güçlü savunma, yalnızca ekonomik olarak güçlü avukat demek değildir; emeği tanınan, bağımsızlığı korunan, mesleki sınırları saygı gören ve kamusal işlevi desteklenen avukat demektir.</p>

<p><strong>Sonuç: Para Cübbenin Altında Saklanmamalı, Üstüne de Çıkmamalıdır</strong></p>

<p>Avukatlıkta para meselesi, mesleğin en çıplak gerçeklerinden biridir. Avukatın emeği vardır; bu emek bilgi, zaman, dikkat, strateji, sorumluluk, risk ve duygusal yük içerir. Bu emeğin karşılığını istemek, mesleki onura aykırı değildir. Aksine emeğinin değerini savunamayan avukat, savunmanın değerini de tam anlamıyla koruyamaz.</p>

<p>Fakat avukatlık yalnızca para kazanma faaliyeti de değildir. Avukat, insanın hak arama mücadelesine eşlik eder. Bazen özgürlüğü, bazen onuru, bazen ailesi, bazen emeği, bazen itibarı, bazen de bütün hayatı tehdit altında olan kişiye hukuki omuz verir. Bu nedenle avukatlık, salt piyasa diliyle kavranamayacak kadar derin bir meslektir.</p>

<p>Doğru tutum, iki ucu da reddetmektir: Ne parayı ayıp sayan sahte bir meslek romantizmi ne de avukatlığı yalnızca kazanç hesabına indirgeyen kaba bir piyasa aklı. Avukat para kazanmalıdır; çünkü bağımsız kalmak için maddi zemine ihtiyacı vardır. Avukat ücretini istemelidir; çünkü emeğinin tanınması mesleki onurun parçasıdır. Avukat sınır koymalıdır; çünkü sınırsız fedakârlık sonunda tükenmişlik ve sinizm üretir. Ama avukat paranın kölesi olmamalıdır; çünkü savunma hakkı, insan onuru ve adalet duygusu paradan daha büyük değerlerdir.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun ücret hükümleri de bu dengenin normatif karşılığını kurar. Kanun, avukatlık ücretini hukukî yardımın karşılığı olarak tanımlar; asgari ücret tarifesi altında ücret kararlaştırılmasını yasaklar; karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretini avukata ait kabul eder; avukatın ücret alacağını hapis ve rüçhan haklarıyla korur; ücretin üstlenilen işle sınırlı olduğunu ve ek hukuki yardımların ayrıca değerlendirileceğini düzenler. Bu hükümler, avukatlık ücretinin yalnızca ekonomik değil, mesleki bağımsızlık ve emeğin hukuki tanınması meselesi olduğunu gösterir.</p>

<p>Para-psikoloji doğru yönetilmediğinde ücret ilişkisi güvensizliğe, tahakküme, kırgınlığa veya sömürüye dönüşür; doğru yönetildiğinde ise sınır, güven, tanınma ve mesleki bağımsızlığın zemini haline gelir. Bu nedenle avukat para konuşurken aslında yalnızca ücretini değil, mesleki konumunu, psikolojik sınırlarını ve bağımsızlığını da konuşur.</p>

<p>Antik dünyadaki ücretsiz savunma ideali, savunmanın kamusal ve etik değerini hatırlatır; fakat modern avukatlık emeğinin bedelsizleştirilmesine gerekçe yapılamaz. Antik onur ekonomisi ile modern profesyonel hukuk emeği aynı tarihsel koşullara dayanmaz. Bu nedenle pro bono avukatlık da emeğin değersizliği değil, emeğin bilinçli ve onurlu biçimde adalete tahsis edilmesi olarak anlaşılmalıdır.</p>

<p>Avukatın para ile ilişkisi yalnızca kişisel karakterinden değil; geldiği sosyal sınıftan, mesleğe başlama koşullarından, sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel sermayeden de etkilenir. Bu nedenle avukatlıkta para meselesi, aynı zamanda sınıfsal eşitsizlik ve meslek içi adalet meselesidir. Cübbe avukatları sembolik olarak eşitler; fakat hayat her avukata aynı başlangıç çizgisini vermez. Bu gerçeği görmek, avukatlık mesleğini küçültmez; aksine onun içindeki görünmeyen adalet sorunlarını daha dürüst biçimde tartışmayı mümkün kılar.</p>

<p>Yoksul avukat ise cübbenin altındaki görünmeyen kırılganlığı temsil eder. Onun sorunu yalnızca geçim sorunu değildir; savunmanın bağımsızlığı, emeğin tanınması ve adalete erişimin niteliği sorunudur. Ekonomik olarak çöken avukatın omuzlarında, güçlü bir savunma düzeni uzun süre ayakta kalamaz.</p>

<p>Stoacı avukat için para, reddedilecek bir kirlenme alanı değil; terbiye edilecek bir güçtür. Avukat parayı emeğinin karşılığı olarak ister, bağımsızlığının maddi zemini olarak korur; fakat karakterinin, vicdanının ve savunma ahlakının yerine koymaz.</p>

<p><strong>Para, cübbenin altında saklanacak ayıp bir gerçek değildir; fakat cübbenin üstüne çıkarılıp mesleğin anlamını örtecek bir put da değildir. Avukat, emeğinin değerini istemeyi bilmeli; ama savunmanın değerini yalnızca para ile ölçmemelidir. Mesleğin asaleti, tam da bu dengeyi kurabilme kudretinde yatar: Ne piyasaya teslim olmak ne de emeğini görünmez kılmak. Çünkü avukatlıkta asıl mesele para kazanmak değil, para kazanırken cübbenin içindeki insanı kaybetmemektir.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akın, Şeyma. <strong>“Bireysel Özgürlükten Rasyonelleşmeye: Georg Simmel ve Paranın Felsefesi.”</strong>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Demirdağ Temel, Deniz. <strong>“Nur Nirven ile Paranın Sosyal Yaşamı.”</strong> <i>Albaraka Kültür Blog</i>, 1 Haziran 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dodd, Nigel. <strong>Paranın Sosyal Yaşamı.</strong> Çev. Nur Nirven, Albaraka Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Göka, Erol. <strong>“Paranın Felsefesi.”</strong> Erol Göka kişisel web sitesi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karakaya, M. Fatih. <strong>“Paranın Felsefesi.”</strong> <i>Düşünce Dergisi</i>, 2015/2.</span></p>

<p><span style="color:#999999">McWilliams, David. <strong>Para.</strong> Ketebe Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Simmel, Georg. <strong>Paranın Felsefesi.</strong> Çev. Yavuz Alogan ve Öykü Didem Aydın, İstanbul: İthaki Yayınları, 2012.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uzun, Yetkin. <strong>“Para Felsefesi.”</strong> Yetkin Uzun Fikir Sanat İnceleme Araştırma.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yıldırım, Baran. <strong>“Klasik Sosyolojide Ekonomi-Politik Yaklaşımlar: Kapital ve Paranın Felsefesi’nde Değer ve Paranın Karşılaştırmalı Analizi.”</strong> <i>Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</i>, S. 62, 2024, ss. 55-68.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/para-ve-cubbe-avukatlikta-ucret-onur-bagimsizlik-ve-para-psikoloji-1</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/baro/av-para.jpg" type="image/jpeg" length="87269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kentsel Dönüşüm Sürecinde İmar Affı Kapsamındaki Kaçak Yapıların Durumu ve Kazanılmış Hak İlkesi Bağlamında Yeni Yapılacak Yapıda Pay ve Metrekare Hesabının Nasıl Yapılacağı Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusum-surecinde-imar-affi-kapsamindaki-kacak-yapilarin-durumu-ve-kazanilmis-hak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusum-surecinde-imar-affi-kapsamindaki-kacak-yapilarin-durumu-ve-kazanilmis-hak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamalarının (6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun) en büyük tıkanma noktalarından biri, mevcut binadaki fiili durum ile resmi tapu/proje kayıtları arasındaki uyumsuzluklardır. Özellikle geçmiş yıllarda yürürlüğe giren imar afları veya son olarak 7143 sayılı Kanun ile getirilen "İmar Barışı" kapsamında Yapı Kayıt Belgesi almış olan malikler, fiilen kullandıkları ancak projesinde yer almayan m2 fazlalıklarının (örneğin balkonu odaya katma, sığınaktan daire yapma, çatı katını büyütme gibi) yeni yapılacak binada aynen korunmasını veya kendilerine bu ölçüde daha büyük daireler verilmesini talep etmektedirler.</p>

<p>Bu talep, kentsel dönüşüm sürecinde "kazanılmış hak" (müktesep hak) kavramını gündeme getirmektedir. Acaba sadece bir idari af belgesi almak, diğer kat maliklerinin mülkiyet haklarını kısıtlayacak şekilde yeni projede bir imtiyaz doğurur mu? Yeni binadaki paylaşımlar resmi projeye göre mi yoksa fiili duruma göre mi yapılacaktır? Bu bölümde; imar aflarının niteliği, Yargıtay ve Danıştay’ın konuya yaklaşımı, mülga 2981 sayılı Kanun ile güncel mevzuatın farkları ve kat maliklerinin açabileceği "eski hale getirme" davaları çerçevesinde konu tüm detaylarıyla incelenmiştir.</p>

<p>Öncelikle hukukumuzda kazanılmış hak, bir hak doğuran işlemin tüm kurallara uygun olarak tamamlanması ve bireyin hukuki statüsünün istikrarlı hale gelmesi anlamına gelir. İmar hukukunda ise kural nettir; Kaçak bir yapı veya projesine aykırı olarak yapılan bir eklenti, tek başına bir af kanunundan yararlandı diye kendiliğinden "mülkiyet hukuku yönünden" kazanılmış hak niteliği kazanamaz.</p>

<p><strong>i) </strong>Eğer bir kat maliki, imar affından yararlandıktan sonra bu durumu sadece bir idari belge (Yapı Kayıt Belgesi vb.) düzeyinde bırakmamışsa;</p>

<p>- İmar mevzuatının izin verdiği ölçüde bir proje tadilatı yaptırmışsa,</p>

<p>- Bu tadilat projesi ilgili belediye tarafından onaylanmış resmiyet kazanmışsa,</p>

<p>- Ve en önemlisi, Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) uyarınca tüm kat maliklerinin oy birliği ile bu durum kabul edilerek tapuda tescil edilmişse (veya arsa payları bu yeni duruma göre yeniden düzenlenmişse),</p>

<p>Artık bu büyüme hukuka uygun hale gelmiştir ve yeni yapılacak binada da dikkate alınması gereken bir kazanılmış hak teşkil eder.</p>

<p><strong>ii) </strong>Eğer bir kat maliki, imar affından yararlandıktan sonra bu durumu sadece bir idari belge (Yapı Kayıt Belgesi vb.) düzeyinde bırakmışsa; yani örneğin sadece idari aftan yararlanmış ancak ortaklığa yansıtılmamış aykırılıklar mevcutsa; (kazanılmış hak sağlamayan durum)</p>

<p>Kat maliki, örneğin projesinde 80 m2 olan dairesini, balkonu odaya katarak veya ortak alana doğru genişleterek fiilen 130 m2’ye çıkarmış ve bu durumu imar barışına başvurarak beyan etmiştir. Bu durumda elde edilen belge, sadece devlete karşı cezai ve idari yaptırımları (yıkım kararları, idari para cezaları) donduran bir "geçici koruma" sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğer bu büyüme için;</p>

<p>- Diğer kat maliklerinin oy birliğiyle rızası alınmamışsa,</p>

<p>- Tapuda kat irtifakı/mülkiyeti kütüğünde resmi bir arsa payı düzeltilmesi veya proje tadilatı yapılmamışsa,</p>

<p>Bu durum asla kazanılmış hak sağlamaz. Kentsel dönüşüm aşamasında bu kişinin esas alınacak m2’si fiili durumu olan 130 m2 değil, resmi projedeki 80 m2’lik payıdır.</p>

<p>Tarihsel süreçte ise bu durum iki temel kanun üzerinden incelenebilir;</p>

<p><strong>i) </strong><strong> Mülga 2981 Sayılı Kanun Dönemi</strong></p>

<p>Geçmiş dönemlerde uygulanan 2981 sayılı <i>İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkında Kanun</i> incelendiğinde, kanunun amacının mülkiyet ilişkilerini altüst etmek değil, sosyal bir yarayı sarmak olduğu görülür. Bu kanun kapsamında verilen tapu tahsis belgeleri veya af kararları, yapının ömrü ile sınırlı tutulmuştur.</p>

<p><strong>ii) </strong><strong> Güncel 7143 Sayılı Kanun ve İmar Barışı Geçici Madde 16</strong></p>

<p>Son imar barışı düzenlemesinde (3194 sayılı İmar Kanunu’nun Geçici 16. maddesi) şu amir hüküm yer almaktadır,</p>

<p>"Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır."</p>

<p>- Yıkıma Kadar Geçerlilik: İmar barışı ile alınan belge, o binanın mevcut fiziksel varlığı devam ettiği sürece geçerlidir. Bina kentsel dönüşüm sürecine girip yıkıldığı an, Yapı Kayıt Belgesi’nin hukuki hükmü ve sağladığı koruma kendiliğinden sona erer.</p>

<p>- Arsa Payı Gerçeği: Yeni yapılacak bina için paylaşımlar yapılırken, imar barışı beyanındaki m2'ler değil, tapu sicilindeki güncel arsa payları esas alınır.</p>

<p>Peki kentsel dönüşümde yeni yapılacak binada kriterler ne olacaktır?</p>

<p>Kentsel dönüşümde (6306 sayılı Kanun uygulamasında) eski binanın yıkılmasından sonra yeni binadaki dairelerin, dükkanların ve m2’lerin dağıtımında temel hukuki kriter "Arsa Payı"dır.</p>

<p>Resmi Tapu Kaydı (Arsa Payı) ──&gt; Kentsel Dönüşümde Paylaşım Esasıdır (Hukuki)</p>

<p>Fiili Durum / Kaçak m² ──&gt; Yapı Kayıt Belgesi Olsa Bile Esas Alınamaz (Geçici)</p>

<p>Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, her bir bağımsız bölüme, kuruluş tarihindeki değerleriyle oranlı olarak bir arsa payı özgülenmiştir. Kentsel dönüşümde yeni projenin paylaşımında şu kurallar işletilir;</p>

<p><strong>1. Esas Alınacak Metrekare:</strong> Yeni projede maliklere verilecek bağımsız bölümler belirlenirken, daha sonra yapılan kaçak kapatmalar, teras büyütmeleri, sığınak veya kömürlüklerin daireye katılması gibi durumlar hesaba katılmaz. Kıstas, tapuda kayıtlı olan ve arsa payına baz teşkil eden resmi proje m2’sidir.</p>

<p><strong>2. Değerleme Raporları:</strong> SPK lisanslı değerleme uzmanları binaları incelediğinde, projesine aykırı olarak büyütülmüş alanları "yasal durum" ve "mevcut durum" olarak iki ayrı kalemde rapora bağlarlar. Hak sahipliği dağıtım komisyonları ve mahkemeler, paylaşımda kaçak alanları içeren mevcut durumu değil, yasal durumu (projedeki m2'yi) baz almak zorundadır. Aksi takdirde, projesine sadık kalan dürüst kat maliklerinin hakları gasp edilmiş olur.</p>

<p><strong>3. Arsa Payı Satışı Tehdidi:</strong> Eğer kaçak eklentisi olan bir malik, "Ben imar affından yararlandım, bana yeni binada da 130 m2 vereceksiniz" diyerek salt çoğunluğun kararına katılmaz ve ortak karar protokolünü imzalamaktan imtina ederse, 6306 sayılı Kanun uyarınca arsa payının satışı usulü işletilir. Bu satış sürecinde de malikin haklı bir gerekçesi olmadığı kabul edilir; zira dayandığı fiili durum hukuken korunmamaktadır.</p>

<p>Bir apartmanda veya sitede, bir kat malikinin kendi bağımsız bölümünü projenin dışına taşarak büyütmesi (örneğin ortak kullanım alanı olan bahçeyi daireye katması, çatı arasını kendi dairesiyle birleştirmesi veya balkonu kapatıp emsal dışı alan yaratması), diğer kat maliklerinin mülkiyet hakkına bir tecavüzdür.</p>

<p><strong>- Dava Hakkı:</strong> Projeye aykırı olarak kaçak yapılaşmaya giden bu kişiye karşı, diğer kat maliklerinden her biri Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca "Eski Hale Getirme" ve müdahalenin men'i davası açabilir.</p>

<p><strong>- İmar Affının Davaya Etkisi:</strong> Davalı tarafın "Ben burası için imar barışına başvurdum, devletten Yapı Kayıt Belgesi aldım" savunması, hukuk mahkemelerinde karşılık bulmaz. Yargıtay yerleşik içtihatlarında, Yapı Kayıt Belgesi’nin sadece idari bir af olduğunu, ortakların mülkiyet hakkını ortadan kaldırmayacağını ve diğer maliklerin rızası (oy birliği) olmadıkça ortak alana yapılan tecavüzün bu belgeyle yasallaşmayacağını kabul etmektedir. Dolayısıyla mahkeme, imar affına rağmen yapının projeye uygun eski haline getirilmesine karar verir.</p>

<p>Konuyu özetlemek gerekirse; bir yapının kentsel dönüşümünde eski durum ile yeni durum kıyaslanırken dikkate alınacak yegâne ölçüt resmi imar projesi ve tapudaki arsa payıdır. Sonradan yapılan kapatmalar, eklemeler veya sığınak dönüştürmeleri imar affına/barışına konu edilmiş olsa dahi, kat maliklerinin oy birliği ve buna bağlı bir tadilat projesi ile tapu kütüğüne işlenmediği sürece yeni binada hiçbir hak doğurmaz. Kentsel dönüşümün başladığı ve binanın yıkıldığı an, bu idari afların sağladığı geçici koruma kalkanı tamamen düşer ve mülkiyet hukuku kendi çıplak kurallarıyla (arsa payı oranlarıyla) uygulanır. Maliklerin bu süreçte mağduriyet yaşamaması veya haksız taleplerle süreci kilitlememesi adına, projedeki yasal m2’leri üzerinden uzlaşmaya varmaları hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusum-surecinde-imar-affi-kapsamindaki-kacak-yapilarin-durumu-ve-kazanilmis-hak-1</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/kentsel-donusumafasa.jpg" type="image/jpeg" length="54368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2020/10911 E., 2021/2847 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-202010911-e-20212847-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-202010911-e-20212847-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 08/03/2021 tarihli, 2020/10911 E., 2021/2847 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/10911 E., 2021/2847 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Dava dilekçesinde, tarafların ... ada ... parsel sayılı taşınmaza miras nedenli hissedar olduklarını, kat mülkiyeti tesis edilerek taşınmazın aynen taksimine ve bu mümkün olmazsa ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesi istenilmiştir.</p>

<p>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; ortaklığın satış yolu ile giderilmesine karar verilmiş olup, verilen kararın davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12/04/2018 tarih ve 2017/4277 Esas- 2018/2894 sayılı Kararı ile "uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu görüşüne başvurulmaksızın sadece fen bilirkişisinden alınan rapor ile taraflara kat mülkiyeti kurulması için gerekli işlemleri yapmak üzere süre verilmesi hususu da düşünülmeden, satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verilmiş olması doğru görülmeyerek, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına" karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulü ile kat mülkiyeti kurulmak sureti ile ortaklığın giderilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyulmuş ancak gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki;</p>

<p>Kat Mülkiyeti Yasası hükümlerine uygun olarak, üzerinde kat mülkiyetine elverişli yapı bulunan ortak taşınmazda kat mülkiyetine geçilebilmesi için, üzerindeki yapının mimari projesine uygun biçimde tamamlanmış ya da projesi olmamakla birlikte fiili durumuna göre çizdirilmiş imara ve fenne uygunluğu ilgili makamca onaylanmış projesinin olması, bağımsız bölümlerinin başlı başına kullanmaya elverişli bulunması (M.1), yapının tümünün kargir olması (M.50/2) ve her paydaşa en az bir bağımsız bölüm düşmesi, ayrıca 12. maddede yazılı belgelerin (belediyeden onaylı proje, yapı kullanma belgesi ve yönetim planı) tamamlattırılması gerekmektedir. Bu koşulların gerçekleşmesi durumunda anılan Yasanın 10. maddesinin son fıkrası hükmünce taşınmazda kat mülkiyetine geçilebilecek ve açılan davada ortaklığın bu yolda giderilmesine karar verilebilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyada ki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; ana taşınmaza ait mimari projelerin yapıya uygunluğu denetlenerek onaylı projenin ana yapıya uymadığının tespiti halinde ana taşınmazın fiili durumuna uygun mimari projenin, kat mülkiyeti kurulması sureti ile taksim isteyen tarafa uygun süre verilerek tamamlatılması gerekir.</p>

<p>Ayrıca ana taşınmaza sonradan ilave edildiği belirtilen 3. kata ilişkin alınan yapı kayıt belgesinin kat mülkiyeti kurulmasına yeterli olup olmadığı hususunun ilgili belediyesinden sorulmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>Kabule göre de; bir kısım davacıların soy isimlerinin “...” olduğu halde hükme “...” olarak geçmesi infazda tereddüt yaratacağından bu husus da bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 08/03/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-202010911-e-20212847-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="21234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2018/1335 E., 2018/5241 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-20181335-e-20185241-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-20181335-e-20185241-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 24.12.2018 tarihli, 2018/1335 E., 2018/5241 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>15. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1335 E., 2018/5241 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki asıl ve birleşen dosya davalıları ... İnş. ve Tüketim Maddeleri Tic. Ltd. Şti., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Asıl ve birleşen davalar kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan alacak, elatmanın önlenmesi, taşınmaz zilyetliğinin tespiti taleplerine ilişkin olup mahkemece bozma ilamına uyularak verilen karar, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre temyiz eden davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin tüm, davalı yüklenici ... İnş. ve Tük. Maddeleri Ltd. Şti.'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2-Davacı davasında hissedar olduğu taşınmazda kat karşılığı inşaat yapımı için davalı şirket ile aralarında 23.06.2003 tarihinde sözleşme düzenlendiğini, inşaatın 2005 yılı Nisan ayında tamamladığını, ancak kendisine ait olan 1-7-8 nolu dairelerde eksik ve hatalı imalâtlar yapıldığını, ayrıca projesine ve imara aykırı eklemeler yapıldığı için Belediye tarafından idari para cezası verildiğini belirterek halen davalı tarafından boş tutulan 1-7-8 nolu bağımsız bölümlerin kendisine aidiyetinin tespitine, 23 aylık süre için kira kaybı 119.600,00 TL, eksik ve hatalı işlerin bedeli olan 6.040,00 TL ve idari para cezası olarak kesilen 4.597,00 TL toplam 130.237,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, birleşen 2011/77 Esas sayılı dosyada açtığı davada inşaatın onaylı projesine, imar kanununa aykırı olarak yapıldığından kaçak binanın yıkımı ile yıkım masraflarının davalılardan tahsilini istemiş, 04.02.2008 tarihli ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki taleplerini ıslah ederek kaçak kısımların bilirkişilere tespit ettirilerek yıkılmasına, yasaya uygun hale getirilmesi mümkün değil ise binanın tamamının yıkılmasına, yıkım masraflarının davalıdan alınmasına, kendisine ait bağımsız bölümlerin kaçak olmaması nedeniyle kira kaybından kaynaklı mahrum kalınan kira geliri, eksik imalât ve belediye cezalarından ... alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı Yargıtay bozma ilamından sonra açtığı birleşen ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/294 Esas sayılı dosyasında da taleplerini yükleniciden pay alan üçüncü kişilere yöneltmiştir.</p>

<p>Mahkemece arsa sahipleri ile davalı yüklenici arasında imzalanan ek sözleşmede, binanın kaçak ve imara aykırı yapılmasına davacının muvafakat ettiği, bu sebeple de yıkım talebinde bulunamayacağı, yine ek sözleşme gereğince, eksik, kusurlu iş bedeli ve kira tazminatı yönünden ibra olduğundan bu kalemleri de isteyemeyeceği, ancak belediyece kesilen cezadan yüklenicinin sorumlu olduğu gerekçesiyle, idari para cezasının davalı yükleniciden tahsiline, diğer taleplerin reddine ve 1, 7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin aidiyeti konusundaki talep hakkında da, bu bağımsız bölümler tapuda davacı adına kayıtlı olduğundan dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2014/671 Esas, 2014/3242 Karar nolu ilamı ile binanın onaylı projesine ve ruhsatına aykırı yapıldığı, yasal hale gelmesinin de imkansız olduğunun saptandığı, arsa sahipleri ve yüklenici arasında düzenlenen 12.11.2003 tarihli sözleşmenin kaçak yapı nedeniyle birbirlerini ibra niteliğinde olup TBK'nın 27. (BK. Md. 20) maddesi uyarınca hükümsüz olduğu, mahkemece, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince sözleşmenin geriye etkili feshi (dönme) talep edildiği de kabul edilerek ve her iki davada kal talebi de bulunduğu dikkate alındığında, fesih, kal, el atmanın önlenmesi ve kal masraflarının tahsiline ilişkin talepler hakkında karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmasına karar verilmiştir.<br />
Bilindiği gibi imara aykırı ve kaçak yapılar için 18.05.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7143 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu'na eklenen geçici 16. madde ile yapılmış yeni bir düzenleme bulunmaktadır. Maddede; afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla,</p>

<p>31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31.10.2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31.12.2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde yapı kayıt belgesi verilebileceği, başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususlar bakanlık tarafından hazırlanan yapı kayıt sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedileceği (Geçici 16/1); yapı kayıt belgesinin yapının kullanım amacına yönelik olduğu, yapı kayıt belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabileceği (Geçici 16/3); yapı kayıt belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezalarının iptâl edileceği (Geçici 16/4); yapı kayıt belgesinin, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olduğu, yapı kayıt belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümlerinin uygulanacağı, yapının depreme dayanıklılığı hususunun malikin sorumluluğunda olduğu (Geçici 16/10); bu maddenin uygulanmasına dair usul ve esasların bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirleneceği (Geçici 16/12) düzenlenmiş ve maddenin diğer fıkralarında da uygulama esasları ve istisnaları belirtilmiş ayrıca bu tür yapılarda cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilmesi imkânı getirilmiştir,</p>

<p>3194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. madde, 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış imara aykırı ve kaçak yapılar için uygulanacağından içeriği itibariyle geriye etkili olarak uygulanması öngörülmüş bir düzenlemedir. Usulî kazanılmış hakkın istisnası olan geriye etkili bir kanuni düzenleme olması sebebiyle anılan hükmün mahkemelerce eldeki davalar için de uygulanması gerektiği gibi, öncesinde aksine verilmiş bir bozma kararı bile bulunsa, temyiz aşamasında da Yargıtay'ca gözetilmesi gerekir.</p>

<p>Somut olayda davalı yüklenici şirket vekili dosyaya sunduğu 03.09.2018 tarihli dilekçesi ekinde 3194 sayılı İmar Kanunun'un geçici 16. maddesi doğrultusunda imar barışı için başvurarak “yapı kayıt belgesi” aldığını bildirdiğinden bu husus araştırılıp yıkım ve kal masraflarıyla ilgili sonucuna uygun karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin tüm, Davalı yüklenici ... İnş. ve Tük. Maddeleri Ltd. Şti.'nin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yüklenici ... İnş. ve Tük. Maddeleri Ltd. Şti. yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl dosya davalısı ...'den, bakiye 4,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen dosya davalısı ...'den, bakiye 4,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen dosya davalıları ... ve ...'dan, bakiye 4,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl dosya ve birleşen dosya davalıları ... ve ...'dan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 9,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl dosya davalıları ... ve ...'ten alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden asıl dosya davalısı ... İnş. ve Tüketim Maddeleri Tic. Ltd. Şti.'ye geri verilmesine, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden birleşen dosya davalısı ...'a geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 24.12.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-20181335-e-20185241-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="41504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAPI KAYIT BELGESİ İLE TAPUDA CİNS DEĞİŞİKLİĞİ VE KAT MÜLKİYETİNİN KURULMASI İLİŞKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapi-kayit-belgesi-ile-tapuda-cins-degisikligi-ve-kat-mulkiyetinin-kurulmasi-iliskisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapi-kayit-belgesi-ile-tapuda-cins-degisikligi-ve-kat-mulkiyetinin-kurulmasi-iliskisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>İmar barışı olarak bilinen 3194 sayılı İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesiyle, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olduğu için yapı kullanma izni (iskân) alamayan ve bu nedenle kat mülkiyetine geçemeyen yapılar için, bu imar affından yararlanılarak yapı kayıt belgesi aldıktan sonra belirli şartların yerine getirilmesi halinde tapuda cins değişikliği yapılması ve kat mülkiyetine geçilmesi imkânı getirilmiştir.</p>

<p>Kanun maddesinde bu konuya ilişkin yer alan düzenleme şöyledir: “<i>Yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, yapı kayıt belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir.”</i></p>

<p>Görüldüğü gibi anılan düzenleme, kat mülkiyetine geçiş için gerekli olan yapı kullanma izni (iskân) olmadan kat mülkiyetine geçiş imkânı sağlamaktadır.</p>

<p><strong>KAT MÜLKİYETİNE GEÇİŞ ŞARTLARI NEDİR?</strong></p>

<p>İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesine göre kat mülkiyetine geçiş için temel şartlar şunlardır:</p>

<p>1) Kanun kapsamında alınmış bir yapı kayıt belgesi olması,</p>

<p>2) Maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması,</p>

<p>3) İmar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi,</p>

<p>Gerekmektedir.</p>

<p>1) Kanun Kapsamında Alınmış Bir Yapı Kayıt Belgesi Olması</p>

<p>İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesine göre kat mülkiyetine geçiş için en önemli şart, ortada hukuken geçerli ve bedeli ödenmiş bir yapı kayıt belgesinin bulunmasıdır.</p>

<p>2) Maliklerin Tamamının Muvafakatinin Bulunması</p>

<p>a) Genel Olarak</p>

<p>Kanuna göre, yapı kayıt belgesi alınan yapılarda kat mülkiyetine geçilmesi için maliklerin tamamının muvafakati gerekmektedir. Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslara göre, mevcut yapının veya yapıların dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti, ortak yerlerinin ölçüleri ve bağımsız bölümlerin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleriyle oranlı arsa payları, kat, daire, iş bürosu gibi nevi ile bunların birden başlayıp sırayla giden numarası ve bağımsız bölümlerin yapı inşaat alanı ve yapı maliklerini de gösteren ve elektronik ortamda Tapu Müdürlüğüne ibraz edilen projenin ana gayrimenkulün yapı maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak imzalanması gerekmektedir.</p>

<p>b) Maliklerin Tamamının Muvafakati Alınmadan Sitenin Ortak Yerine Ruhsatsız İnşa Edilen Yapılar İçin Alınan Yapı Kayıt Belgelerinin Durumu</p>

<p>İdari yargı kararlarında bir kişinin, diğer kat maliklerinin izin ve rızası olmaksızın yapı inşa ettiği imalat açısından, diğer kat maliklerinin üçüncü kişi konumunda bulunması nedeniyle, yapının "üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlar üzerinde bulunan yapı" niteliğinde olduğu, bu yüzden söz konusu yapı için yapı kayıt belgesi alınamayacağı ve bir şekilde alınmışsa da söz konusu yapı kayıt belgesinin idarece iptal edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.</p>

<p><i>“Sitenin ortak yerine ruhsatsız inşa edilen yapı için İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesi uyarınca alınan … sayılı yapı kayıt belgesinin, anılan yapı kayıt belgesinin iptali için yapılan başvuruların reddine dair … Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün … sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu olayda Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine tâbi ortak mülkiyet esaslarına göre idare edilen taşınmazın ortak yerinde dava dışı K6 adlı bir kat maliki tarafından davacının ve diğer kat maliklerinin izin ve rızası olmaksızın yapı inşa edildiği, bu durumda adı geçen şahsa göre davacı ve diğer kat maliklerinin üçüncü kişi konumunda bulunması nedeniyle, dava konusu yapının <strong>"üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlar üzerinde bulunan yapı"</strong> niteliğinde olduğu, bu yüzden söz konusu yapı için yapı kayıt belgesi alınamayacağı ve bir şekilde alınmışsa da söz konusu yapı kayıt belgesinin idarece iptal edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı bu nedenle; dava konusu yapının "üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlar üzerinde bulunan yapı" niteliğinde olması nedeniyle, yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapı konumunda bulunan bina için alınan dava konusu yapı kayıt belgesinde ve bu yapı kayıt belgesinin iptali için yapılan başvuruların reddine dair dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle, <strong>dava konusu işlemin iptali”</strong></i><strong> </strong>yönünde verilen idare mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusu reddedilmiştir.<strong> (İzmir BİM, 4. İDD, E. 2020/126 K. 2020/699 T. 9.9.2020)</strong></p>

<p><strong><i>“</i></strong><i>Uyuşmazlıkta, dava konusu yapı kayıt belgesine konu taşınmazın kat mülkiyetine konu binanın ortak kullanım alanında bulunduğu, yukarıda yer alan mevzuat hükmü uyarınca ortak alanlarda kat maliklerinin arsa payları oranında müşterek mülkiyet esasına göre malik olduğu ve her bir kat malikinin kullanma hakkına sahip olduğu hususları dikkate alındığında, ortak alanların da üçüncü kişilerin özel mülkiyetinde bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda, dava konusu yapının üçüncü kişilerin özel mülkiyetine konu olan ortak kullanım alanında bulunduğu ve yapı kayıt belgesine konu olabilmesi hukuken mümkün olmadığından (maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebileceği hali saklı olmak üzere), dava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.”</i> <strong>(Konya BİM, 2. İDD, E. 2020/2144 K. 2020/2744 T. 16.12.2020)</strong></p>

<p><i>“Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapıda 1 nolu bağımsız bölüm maliki olan davacı tarafından, 3 nolu bağımsız bölüm malikince bina ortak alanlarında yapılan işgalin tespitine ilişkin ... Sulh Hukuk Mahkemesinin … D.iş sayılı dosyasındaki tespit kararı ile ... Sulh Hukuk Mahkemesinin … sayılı binanın ortak alanlarındaki müdahalenin meni kararı birlikte değerlendirildiğinde, 3 nolu bağımsız bölüm malikinin binanın ortak alanlarında işgali bulunduğu ve ortak alanlardaki işgalin bulunduğu alanlar için yapı kayıt belgesi alındığı, üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlar üzerinde yapı kayıt belgesi düzenlenemeyeceği, bu yapılar için düzenlenen yapı kayıt belgelerinin ise iptal edileceği anlaşıldığından, binanın ortak alanlarında 3. kişilerin ortak kullanımında bulunan yerlerde yapıldığı anlaşılan yapı hakkında düzenlenen yapı kayıt belgesinin ve söz konusu yapı kayıt belgesinin iptal edilmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin davaya konu işlemlerde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı”</i> <strong>(Konya BİM, 2. İDD, E. 2020/599 K. 2020/2599 T. 2.12.2020)</strong></p>

<p>3) İmar Planlarında Umumi Hizmet Alanlarına Denk Gelen Alanların Terk Edilmesi</p>

<p>Kanunun geçici 16. maddesine göre yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, yapı kayıt belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir.</p>

<p>Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 1787 (2018/8) sayılı Genelgesine göre, yapı kayıt belgesi alınan yapıların üzerinde bulunduğu taşınmazın imar planında umumi hizmet alanlarına (Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve orta öğretim kurumları, park, yol, meydan, yeşil alan, otopark, ibadet yeri ve karakol vb. ) denk gelen kısımlarının bulunması halinde bu kısımların 3194 sayılı İmar Kanunu gereğince 2010/22 Sayılı Genelgede açıklandığı şekilde terk edilmiş olması gerekmektedir.</p>

<p>4) Yapının Özel Nitelikli Alanlarda Kalması Durumu</p>

<p>a) Genel Olarak</p>

<p>Yapı Kayıt Belgesi alınan yapılarda cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesisi işlemi yapılabilmesi için söz konusu yapıların tabi olduğu özel kanunlarda (6306 sayılı Kanun, Kıyı Kanunu, Mera Kanunu, Toprak Koruma Kanunu, Orman Kanunu, Doğal Sit, Arkeolojik Sit, Kentsel sit, Askeri Güvenlik Alanı vs.) cins değişikliği ve kat mülkiyeti işlemlerine izin veriliyor olması gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla mevzuatı gereğince işlemler öncesinde diğer kurumlardan izin/muvafakat alınması gereken durumlarda gerekli yazışmalar yapılarak işlemlere yön verilecektir. Söz konusu taşınmazlarla ilgili olarak Yapı Kayıt Belgesi alınması mümkün iken, ilgili idaresince mevzuatı gereği işleme uygunluk verilmemesi halinde idaremizce işlem yapılması mümkün olmayacaktır.</p>

<p>b) Yapıların Boğaziçi Kanunu'nda Belirtilen Yapılaşma Koşullarına Aykırı Olduğu Gerekçesiyle Reddine İlişkin Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu İşlemine Karşı Açılan Davada İdare Mahkemesince Keşif ve Bilirkişi İncelemesi Yapılarak Davanın Esası İncelenmelidir</p>

<p><i>“(…) Öncelikle uyuşmazlık konusu yapılarda yer alan imar mevzuatına aykırılıkların neler olduğu hususu tespit edilerek, bu aykırılıkların ve yapının bulunduğu alanın özellikleri göz önünde bulundurulmak suretiyle, davacı tarafından yapılan cins değişikliği ve kat mülkiyetine geçilmesine yönelik talebin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nda belirtilen yapılaşma koşulları ile Boğaziçi sit koşullarına olumsuz etkileri bulunup bulunmadığının tereddüte mahal bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşturulması amacıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yukarıda belirtilen gerekçe ile davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.”</i><strong> (Danıştay 6. D., E. 2022/6110 K. 2023/3027 T. 22.3.2023)</strong></p>

<p>c) Yola Tecavüzlü Yapılar</p>

<p>Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 1787 (2018/8) sayılı Genelgesine göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 04.10.2018 tarih ve E.173013 sayılı yazılarına istinaden Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapılar hariç olmak üzere, gerek fiilen ve gerekse plan gereği yolda veya yeşil alanda kalan veya yola veya yeşil alana tecavüzlü olan yapılar için cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesisi işlemlerinin yapılabileceği, bu tür işlemlerde zemin tespit tutanağının düşünceler sütununa ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine "3194 Sayılı Kanunun Geçici 16. maddesi uyarınca düzenlenen yapı kayıt belgesine istinaden yapıldığı, yapının yola veya yeşil alana tecavüzlü olduğu ve yapının yıkılması veya tecavüzün giderilmesi halinde belirtmenin kaldırılacağı" şeklinde belirtme yapılarak tescil işlemi yapılabilecektir.</p>

<p>ç) Hazineye veya Üçüncü Şahıslara Ait Parsele Tecavüzlü Yapılar</p>

<p>Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 1787 (2018/8) sayılı Genelgesine göre, Hazinenin ve üçüncü kişilerin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar üzerinde kısmen tecavüzü bulunan yapılar için hazinenin/ilgililerinin muvafakati alınması koşuluyla tapu kütüğünün beyanlar hanesinde tecavüze yönelik belirtme yapılarak tapu sicilinde gerekli tescil işlemi yapılabilecektir.</p>

<p>d) Tarım Arazilerinde</p>

<p>Tarım arazileri üzerine yapılan yapılar için imar barışı kapsamında cins değişikliği yapılabilmesi için Tapu Dairesi Başkanlığının 12/06/2014 tarih ve 34306 sayılı “5403 Sayılı Kanun Uygulamaları” konulu Genel Duyurusunun “D- Tarım Arazilerinde Teknik Nitelikli İşlem Talebi” bölümüne göre İl/ilçe Tarım ve Orman Müdürlüklerinin uygunluk görüşünün Kadastro Müdürlüklerince işlem öncesi alınması gerekmektedir.</p>

<p>e) Kıyılarda</p>

<p>3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında kalan ve imar planında da "Toplumun Yararlanmasına Ayrılan Yapı ve Turizm Tesisi" alanı olarak ayrılan ve tapu kütüğünde de belirtme yapılan taşınmaz için yapı kayıt belgesi alınmış olsa dahi, Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde Toplumun Yararlanmasına Ayrılan Yapı ve Turizm Tesisinde ilgili İdarece bu belirtmenin terkini sağlanmadıkça taşınmazın cinsinin değiştirilerek kat mülkiyeti kurulması mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>f) Riskli Yapılarda</p>

<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında riskli yapı olarak tanımlanmış olup, üzerinde riskli yapı belirtmesi bulunan ve yıkılmasına karar verilen yapı için yapı kullanma izni yerine geçecek yapı kayıt belgesi alınmış olsa dahi cinsinin değiştirilerek kat mülkiyeti kurulması mümkün değildir.</p>

<p><strong>YAPI KAYIT BELGESİ ALINMIŞ YAPILARDA KAT MÜLKİYETİNE GEÇİŞ SÜRECİ</strong></p>

<p>1) Dosyanın Hazırlanması ve Kadastro Müdürlüğüne Müracaat</p>

<p>Yapı Kayıt Belgesi alındıktan sonra yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın kullanım maksadı değişiklikleri de dahil olmak üzere tapuda cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesisi yapılabilmesi için aşağıda belirtilen belgeler ile birlikte kadastro müdürlüğüne başvuruda bulunulur. Bu belgeler şunlardır;</p>

<p>- Yapı Kayıt Belgesi,</p>

<p>- Mevcut yapının veya yapıların dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti, ortak yerlerinin ölçüleri ve bağımsız bölümlerin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleriyle oranlı arsa payları, kat, daire, iş bürosu gibi nevi ile bunların birden başlayıp sırayla giden numarası ve bağımsız bölümlerin yapı inşaat alanı ve yapı maliklerini de gösteren ve mimar tarafından yapılan ve ana gayrimenkulün yapı maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak imzalanan ve elektronik ortamda Tapu Müdürlüğüne ibraz edilen proje,</p>

<p>- İmar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edildiğine ilişkin ilgili belediyesinden alınan belge,</p>

<p>- Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran yapı maliki veya malikleri tarafından imzalanmış yönetim plânı,</p>

<p>- Yapı Kayıt Belgesi ile zemin ve mimari proje uyumunu gösteren ve tescil sayfasını da içeren özel harita mühendislik büroları veya Lisanslı Harita Kadastro Büroları tarafından düzenlenmiş olan zemin tespit tutanağı.</p>

<p>Yapı kayıt belgesi alınmış ve kat mülkiyetine geçilmeksizin sadece yapının tapuya tescil edilmesi isteniyorsa mimari projeye gerek yoktur. Sadece Zemin Tespit Tutanağı düzenlenmesi için bir Lisanslı Harita Kadastro Mühendislik Bürosu (LİHKAB) veya Serbest Harita Kadastro Mühendislik Müşavirlik Bürosundan (SHKMMB) birisine müracaat edilmesi yeterlidir. Zemin Tespit Tutanağının düzenlenmesinin ardından önce Kadastro Müdürlüğüne ardından Tapu Müdürlüğüne müracaat edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>2) Kadastro Kontrolü</p>

<p>Kadastro müdürlüklerince gerekli belgelerin varlığı tespit edildikten sonra başvuru konusu parselin zemin tespit tutanağındaki köşe koordinatlarının kadastro teknik evrakına uygunluğu, yapının tersimat kontrolü ve parsel içerisindeki konum kontrolü yapılarak Zemin Tespit Tutanağının Tescil Sayfası kısmına "Tescil sayfası 3194 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesi uyarınca isteğime uygun olarak düzenlenmiştir" ibaresi yazılarak kontrol ve onay ve imzalan tamamlandıktan sonra güvenli elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilecektir.</p>

<p>3) Bedel Ödemesi</p>

<p>Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar, daha önce Yapı Kayıt Belgesi için ödenen meblağ kadar bir bedel Hazine ve Maliye Bakanlığının merkez muhasebe birimi hesabına yatırılmasını zorunlu kılmaktadır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 1787 (2018/8) sayılı Genelgesine göre, bu bedel ödenmeden kat mülkiyetinin tescili söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>4) Cins Tashih Harcının Yatırılması</p>

<p>Daha evvel Yapı Kayıt Belgesi için ödenen meblağ kadar bir bedelin yatırıldığının tespitinden sonra ilgili tapu müdürlüğünce ilgili vergi dairesi müdürlüğüne ibraz edilmek üzere, Yapı Kayıt Belgesine konu yapıya (Mahalle/Sokak/Bina NoAda/Parsel/Pafta No) ve söz konusu yapıdaki bağımsız bölümler veya sair tesisler ile maliklerine ait bilgileri içeren bir yazının düzenlenerek başvuru sahibine verilir.</p>

<p>Başvuru sahibinin, vergi dairesine müracaat ederek cins tashih harcını yatırması gerekmektedir.</p>

<p>5) Kat Mülkiyetinin Kurulması</p>

<p>Harcın tahsil edildiğine ilişkin 59 Seri Nolu Harçlar Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan belge, ile müracaat edilmesi üzerine tapu müdürlüğünce işleme ilişkin döner sermaye hizmet bedeli tahsil edilerek tapu sicilinde gerekli tescil işlemi gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>KONUNUN YARGI KARARLARIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>1) Tapu Müdürlüğü İşlemine Karşı Açılacak Davada Adli Yargı Görevlidir</p>

<p><i>“Yukarıda aktarılan açıklamalar ve mevzuat hükümlerine göre, kat mülkiyeti, tapu siciline tescil ile doğmakta ve ilgililerin yazılı muvafakatleri dışında tapu sicilinde yapılacak değişiklikler yönünden mahkemelerce bir karar verilmesi gerekmekte olup, Kat Mülkiyeti Kanunu ve Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu sonucuna varılmıştır.<strong> </strong>Uyuşmazlık konusu olayda; iptali istenilen işlem her ne kadar organik bakımdan idari bir merci tarafından ve idari yargının görevine giren düzenleyici işlemlere dayalı olarak tesis edilmiş ise de, iptali istenilen bireysel işlemin, netice itibarıyla, tapudaki cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilmesi, diğer bir ifadeyle, tapu sicilinin değiştirilmesi isteminden kaynaklandığı, davacının ise taşınmazın hissedarlarından sadece biri olduğu, idari yargı yerince, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi halinde, anılan yargı kararının tapuda tescil ve cins değişikliği sonucunu doğuracağı ve diğer hissedarların haklarının etkileneceği açıktır.<strong> </strong>Bu itibarla, ...tarih ve ... sayılı … Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğü işlemine ilişkin olarak davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” </i><strong>(Danıştay 6. D., E. 2024/6415 K. 2025/3037 T. 27.5.2025)</strong></p>

<p><i>“Dava, davacının maliki olduğu taşınmazın niteliğinin tapu sicilinde "iki katlı kâgir ev ve arsası" olarak kayıtlı olduğunu belirterek, gerçekte tapu cins ve vasfının "2 adet bağımsız bölüm" olduğundan bahisle bu hususun düzeltilerek tesciline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; Sakarya ili, Adapazarı ilçesi,... Mahallesi ... ada ve ... parsel sayılı taşınmazda Adapazarı Belediye Başkanlığınca verilen … numaralı yapı kullanma izin belgeleri ile İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesi uyarınca "imar barışı" kapsamında alınan yapı kayıt belgesi gereğince cins değişikliği ve üzerinde kat mülkiyeti tesisine ilişkin başvuruları ile itirazlarının reddine karar verildiğini belirterek, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Dairesi Başkanlığının 10/10/2019 tarih ve E-3382049 sayılı işlemiyle reddedilmesi üzerine, anılan taşınmaz üzerinde bulunan üç katlı yapının üzerinde cins değişikliği ile kat mülkiyeti kurulmasına karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde tapu kaydının düzeltilmesi ve tescil davası açıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda, davacının tapu kaydında terkin ve tescil sonucunu doğuracak bir başvuruda bulunduğu, bu bağlamda dava öncesinde davalı kuruma yapılan başvuru ile bunun sebebi ya da sonucunun açılan davadaki talebin konusu bağlamında idari nitelikli sayılmayacağı ve ortada idari yargı yetkisi dahilinde bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın Kat Mülkiyeti Kanunu atfı ile Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümünün gerektiği sonucuna varılmıştır.”</i><strong> (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2022/736 K. 2023/695 T. 27/11/2023)</strong></p>

<p>2) İmar Barışı Kapsamında Yapılan Başvuruların Yürüyen Davalarda Dikkate Alınması Gerekir</p>

<p><strong><i>“</i></strong><i>3194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. madde, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış imara aykırı ve kaçak yapılar için uygulanacağından, içeriği itibarıyla geriye etkili olarak uygulanması öngörülmüş bir düzenlemedir. Usuli kazanılmış hakkın istisnası olan geriye etkili bir kanuni düzenleme olması nedeniyle anılan hükmün mahkemelerce eldeki davalar için de uygulanması gerektiği gibi, yeni düzenlemenin temyiz aşamasında Yargıtay'ca da gözetilmesi gerekir.”</i> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-20181335-e-20185241-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 15.H.D., E. 2018/1335, K. 2018/5241, T. 24/12/2018)</strong></a></p>

<p>3) Ortaklığın Giderilmesi Davasında Yapı Kayıt Belgesi Başvurusu Üzerine Kat Mülkiyeti Kurulup Kurulamayacağının Mahkemece Araştırılması Gerekir</p>

<p><i>“(…) Başvuru süresinin 31/12/2018 tarihine kadar uzatılması ve 20/12/2018 tarihinde imar barışından yararlanmak için başvuruda bulunulmuş olması karşısında 18/05/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7143 sayılı Kanun'un 16.maddesiyle 3194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. maddesi gereğince yapıların yasal hale getirilip getirilemeyeceğinin araştırılması gerekir. Bu durumda imara aykırı ve kaçak yapılar için Yapı Kayıt Belgesi alınarak yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olmak üzere geçici de olsa yasal hale getirilmesi imkanı getirildiğinden davalı tarafından yapılan başvuru sonucu işlemler tamamlanarak Yapı Kayıt Belgesi alınmak suretiyle yapının yasal hale getirilmesi halinde öncelikle ana taşınmazın onaylı projesinin olup olmadığının araştırılması (belediyeden), eğer yoksa, fiili durumu yansıtan projesinin hazırlattırılıp ilgili imar müdürlüğünün onayının alınması ve Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 12. maddesinde sayılan diğer belgelerin tamamlanması (yönetim planı) için kat mülkiyeti kurulmak yolu ile ortaklığın giderilmesini isteyen davalılara yetki ve yeterli uygun süre verilmesi, bu hususlar eksiksiz yerine gelirse dava konusu taşınmaz üzerindeki yapıda her bir bağımsız bölümün konumu, yüzölçümü ve kullanım amacı göz önünde bulundurulmak sureti ile değerinin tespiti, bu değere göre özgülenecek arsa payı da saptanarak (yönetim planı gibi belgeleri paydaşların tanınan sürede imzalamaktan kaçınmaları halinde bunların imzalanmış sayılması suretiyle) tahkikatın ikmal edilmesinden sonra kat mülkiyetine geçiş yoluyla ortaklığın giderilmesi, bu koşulların oluşmaması veya aynen taksim isteyen tarafın verilen yetki ve uygun süre içinde yazılı belgeleri ve eksiklikleri tamamlayamaması halinde ise şimdiki gibi satış sureti ile ortaklığın giderilmesi yönünde karar verilmesi gerekirken, mahkemece yukarıda belirtilen şekilde araştırma yapılmadan, yazılı şekilde ortaklığın giderilmesine karar verilmesi isabetsiz olduğundan davalılar vekilinin yerinde görülen istinaf isteminin kabulüne karar verilmiştir.”</i> <strong>(Erzurum BAM, 2. HD., E. 2019/484 K. 2019/830 T. 24.10.2019)</strong></p>

<p>4) Taşınmaza Sonrada İlave Edilen Tek Kat İçin Alınan Yapı Kayıt Belgesi Üzerine Kat Mülkiyeti Kurulup Kurulamayacağının Mahkemece Araştırılması Gerekir</p>

<p><strong><i>“</i></strong><i>Dosyada ki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; ana taşınmaza ait mimari projelerin yapıya uygunluğu denetlenerek onaylı projenin ana yapıya uymadığının tespiti halinde ana taşınmazın fiili durumuna uygun mimari projenin, kat mülkiyeti kurulması sureti ile taksim isteyen tarafa uygun süre verilerek tamamlatılması gerekir. Ayrıca ana taşınmaza sonradan ilave edildiği belirtilen 3. kata ilişkin alınan yapı kayıt belgesinin kat mülkiyeti kurulmasına yeterli olup olmadığı hususunun ilgili belediyesinden sorulmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”</i> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-202010911-e-20212847-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 5. HD., E. 2020/10911 K. 2021/2847 T. 8.3.2021)</strong></a></p>

<p>5) Yapı Kayıt Belgesi Bulunan Taşınmazlarda İşyeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatı Alınabilmesi İçin Tapuda Cins Değişikliği Gerekip Gerekmediğine İlişkin Kararlar</p>

<p>a) Yapı Kullanma İzni Olmayan Yapılarda, Yapı Kayıt Belgesinin Olması Halinde, Can Ve Mal Güvenliği ile İlgili İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin ve İlgili Diğer Mevzuatın Amir Hükümlerinde Belirtilen Şartların Da Sağlanması Kaydıyla İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Verilebileceği</p>

<p><strong>09/06/2020 tarih ve 31150 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08/06/2020 tarih ve 2626 sayılı Cumhurbaşkanlığı Yönetmelik eki "İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in 15. maddesi ile İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik’e eklenen geçici 7. maddenin iptali</strong><strong> istemiyle açılan davada; <i>“</i></strong><i>Bu nedenle 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16. maddesi ile getirilen, ruhsatsız veya ruhsata aykırı ilaveler içeren yapılara yapı kayıt belgesi verilmesi suretiyle bir takım muafiyetlere neden olan düzenlemeyle paralel mahiyette olan ve ticari amaçla kullanılmak istenen ancak yapı kullanma izni olmayan yapılarda, yapı kayıt belgesinin olması halinde, can ve mal güvenliği ile ilgili İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin ve ilgili diğer mevzuatın amir hükümlerinde belirtilen şartların da sağlanması kaydıyla işyeri açma ve çalışma ruhsatı verileceğine ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” </i><strong>(Danıştay 4. D., E. 2023/12216 K. 2023/7108 T. 19.12.2023)</strong></p>

<p>b) Yapı Kayıt Belgesi Kapsamında İşyerinin Ticarethane Olarak Kabul Edilerek Apartman Yönetimince Oy Çokluğuyla Market Olarak Gösterilmesine İlişkin Kararının Alınması Üzerine Düzenlenen İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatının Hukuka Uygun Olduğu</p>

<p><strong><i>“</i></strong><i>İdare mahkemesince; her ne kadar halihazırda market olarak işletilen yerler ile ilgili herhangi bir cins değişikliği yapıldığına ilişkin davalı idarece bir bilgi ve belgenin ortaya konulamadığı ve taşınmazın halihazırda mesken vasfında kayıtlı olduğu anlaşıldığından, işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi için kat maliklerinin oy birliği ile karar alması gerektiği nedeniyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de; yapı kayıt belgesinin işyeri açma ve çalışma ruhsatlarına uygulanmasında dikkate alınması gereken istisnaların İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin Geçici 7. maddesinde; can ve mal güvenliği ile ilgili bu Yönetmeliğin ve ilgili diğer mevzuatın amir hükümlerinde belirtilen şartlar olarak tanımlanmış olup, Mahkeme kararında belirtilen hususların bu şartlar kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla işyeri açma ve çalışma ruhsatının yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın verileceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, <strong>davalı … Belediye Başkanlığının yapı kayıt belgesi kapsamında işyerinin ticarethane olarak kabul edilerek apartman yönetimince oy çokluğuyla verilen market olarak gösterilmesine ilişkin kararının alınması üzerine düzenlenen işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptali talebiyle yapılan başvurunun reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık</strong>, … <strong>bulunmamaktadır.</strong>”</i> <strong>(Danıştay 4. D., E. 2025/1986 K. 2025/4109 T. 26.6.2025)</strong></p>

<p>c) Tapuda Mesken Vasıflı Taşınmazın Özgülendiği Amaç Değiştirilmeksizin Otel Faaliyet Konulu İşyerine, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı Verilmemesinin Hukuka Uygun Olduğu</p>

<p><i>“Dava konusu işyerinin bulunduğu taşınmazın, işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi istemiyle yapılan başvurunun yapıldığı tarih itibariyle tapuda, mesken vasfını koruduğu ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca otel olarak işletilmek istenilen yapının, tapu kütüğüne tek bir bağımsız bölüm olarak tescilinin sağlanarak kullanım amacı özgülenmesinin henüz gerçekleştirilmemiş olduğu, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğine, ticari amaca yönelik verilen yapı kayıt belgesine sahip yapılarda belli koşulların da sağlanması halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilebileceği düzenlemesi getirilmiş ise de, <strong>yapı kayıt belgesi ibrazı ile tapuda cins değişikliğinin de yapılabilmesinin önünün açıldığı, tapuda cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesisi işlemlerinin yapılabilmesi için takip edilmesi gereken prosedürün de Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslarda ayrıca düzenlendiğinin görüldüğünden tapuda taşınmazın özgülendiği amaç değiştirilmeksizin otel faaliyet konulu işyerine, işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı</strong> sonucuna varılmıştır.”</i> <strong>(Danıştay 4. D., E. 2023/8217 K. 2024/115 T. 10.1.2024)</strong></p>

<p>d) Sitenin Ortak Yeri İçin Verilen İşyeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatına İlişkin Karar</p>

<p><i>“Bu itibarla söz konusu yönetim planı gereğince kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğunun rızası ile sitenin ortak kullanım alanında yenilik ilaveler yapılabileceğinin açık olduğu; ancak uyuşmazlık konusu olayda bahsi geçen 1048 m2 lik alanın taşınmazın onaylı mimari projesinde otopark alanı olarak belirlendiği, <strong>bu şekilde taşınmazın mimari projesinde hali hazırda otopark alanı olarak özgülenen yerin spor salonu, sauna, hamam gibi esaslı bir değişiklikle kullanım amacının tamamen değiştirilebilmesi için öncelikle taşınmazın mimari projesinde söz konusu değişikliğin yapılarak ilgili belediyeden yapı kullanma izni alınması, sonrasında ise işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınması ile ilgili olarak yasal mevzuatın takip edilmesi gerekirken</strong>; yalnızca söz konusu yere ilişkin olarak yapı kayıt belgesi alınmış olmasına istinaden verilen iş yeri açma ve çalışma ruhsatında hukuka uyarlık bulunmadığı”</i> <strong>(İzmir BİM, 7. İDD, E. 2020/904 K. 2020/1459 T. 18.11.2020)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Yapı Kayıt Belgesi, yapı kullanma izin belgesinin bulunmadığı yapılara belirli şartlar altında tapuda cins değişikliği yapılması ve kat mülkiyeti kurulması imkânı tanımaktadır. Ancak bu imkân, her yapı için kendiliğinden ve sınırsız şekilde uygulanabilecek bir hak değildir.</p>

<p>Kanun; maliklerin tamamının muvafakatini, umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımların terk edilmesini ve taşınmazın tabi olduğu özel mevzuata aykırı bir durumun bulunmamasını şart koşmuştur. Bu nedenle Yapı Kayıt Belgesinin varlığı tek başına kat mülkiyeti kurulması için yeterli değildir.</p>

<p>Yargı kararları da aynı doğrultuda, özellikle ortak alanlara yapılan müdahalelerde, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını etkileyen yapılarda ve özel koruma statüsüne tabi taşınmazlarda Yapı Kayıt Belgesinin tek başına sonuç doğurmayacağını kabul etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak Yapı Kayıt Belgesi, kat mülkiyetine geçişin önündeki en önemli engellerden birini kaldırmış olsa da, bu sürecin hukuka uygun şekilde tamamlanabilmesi için kanunda öngörülen diğer şartların da eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. Hukuken önemli olan yalnızca Yapı Kayıt Belgesinin alınmış olması değil, kat mülkiyetine geçiş için aranan tüm şartların birlikte sağlanmış olmasıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapi-kayit-belgesi-ile-tapuda-cins-degisikligi-ve-kat-mulkiyetinin-kurulmasi-iliskisi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/imar-yapi-bina-ev-imar-proj.jpg" type="image/jpeg" length="76039"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[e-Duruşma Bölge Adliye Mahkemelerine de taşınıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/e-durusma-bolge-adliye-mahkemelerine-de-tasiniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/e-durusma-bolge-adliye-mahkemelerine-de-tasiniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanlığı, adalet hizmetlerinde dijital dönüşüm hedefleri kapsamında e-Duruşma sisteminin kapsamını genişletileceğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, avukatların iş yükünü azaltacak ve yargılama süreçlerini hızlandıracak teknolojik adımların süreceğini, e-Duruşma sisteminin daha fazla dava ve usul işleminde kullanılacağını belirtmesinin ardından çalışmalar başlatıldı. Yeni düzenleme ile e-Duruşma uygulaması yalnızca ilk derece mahkemeleriyle sınırlı kalmayacak, Bölge Adliye mahkemelerinde sistem hayata geçirilecek, avukatların yanı sıra davalı, bilirkişi, tanık ve uzman gibi tüm ilgililer e-Duruşma yoluyla dinlenebilecek. Böylece yargılama süreçlerinde hız, erişim kolaylığı ve etkinliğin artırılması hedefleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>HIZ ARTIRILACAK</strong></p>

<p>Yeni düzenleme ile ön inceleme duruşmalarının yanı sıra istinabe, yemin, isticvap ve tarafların dinlenmesi gibi usul işlemlerinin de e-Duruşma sisteminden yapılabilmesinin önü açılacak. Bakanlığın çalışmasına göre, e-Duruşma uygulaması yalnızca ilk derece mahkemeleriyle sınırlı kalmayacak. Bölge Adliye mahkemelerinde de sistem hayata geçirilecek. Ayrıca yapılacak yazılım geliştirmeleriyle birlikte avukatların yanı sıra davacı, davalı, bilirkişi, tanık ve uzman gibi yargılamanın diğer ilgililerinin de e-Duruşma yoluyla dinlenebilmesine imkan sağlanacak. Hakimlerin gerekli gördükleri hallerde e-Duruşma yöntemine resen karar verebilmesi de planlanırken, böylece yargılama süreçlerinde hız, erişim kolaylığı ve etkinliğin artırılması hedefleniyor.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-29-at-16474429-05-20264-54-pm.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-29-at-164744-1-29-05-20264-54-pm.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-29-at-16474529-05-20264-54-pm.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-29-at-164745-1-29-05-20264-54-pm.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/e-durusma-bolge-adliye-mahkemelerine-de-tasiniyor</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/e-durusma.jpg" type="image/jpeg" length="43291"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KURBANLIK HAYVANLARIN FİRARI VE ORTAYA ÇIKAN ZARARLAR: HAYVAN BULUNDURANIN HUKUKİ VE CEZAİ SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kurbanlik-hayvanlarin-firari-ve-ortaya-cikan-zararlar-hayvan-bulunduranin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kurbanlik-hayvanlarin-firari-ve-ortaya-cikan-zararlar-hayvan-bulunduranin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kurban Bayramı süreçlerinde büyükbaş ve küçükbaş hayvanların nakliyesi, barındırılması ve kesimi esnasında ciddi bir toplumsal hareketlilik gözlemlenmektedir. Bu hayvanların fıtratlarında yer alan korkma, ürkme ve savunma içgüdüleri şehir hayatının kalabalık, gürültü ve yoğun trafik gibi etkenleriyle birleştiğinde kontrol kaybına yol açabilmektedir. Kontrolden çıkarak firar eden kurbanlıkların park halinde veya seyir halindeki araçlara, dükkan vitrinlerine ve ticari işletmelere çarpması sonucu şehir yaşamında önemli boyutlarda maddi hasarlar meydana getirebilmektedir. Meydana gelen haksız eksilmelerin hakkaniyete uygun biçimde giderilmesi ve bireylerin mal güvenliğinin tesis edilmesi hukuk devletinin temel gereksinimlerinden biridir. Türk Borçlar Hukuku'nda kural olarak kusur sorumluluğu benimsenmiş olsa da toplumsal yaşamın ve teknolojinin yarattığı risklerin artması kanun koyucuyu belirli durumlarda "kusursuz sorumluluk" halleri düzenlemeye itmiştir. Tehlike potansiyeli taşıyan bir canlının yaratabileceği risklerin o canlıyı egemenliği altında tutan veya ondan fayda sağlayan kişiye yüklenmesi düşüncesi, bu felsefenin bir yansıması olarak "hayvan bulunduranın sorumluluğu" müessesesini doğurmuştur. Bu çalışmada, firar eden kurbanlıkların üçüncü kişilerin malvarlığı ve benden bütünlüğü unsurlarına verdiği zararlar karşısında işletilecek hukuki ve cezai yollar yargı kararları çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong>I. HAYVAN BULUNDURANIN SORUMLULUĞUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ VE TEMELLERİ</strong></p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenmiş olan hayvan bulunduranın sorumluluğu, haksız fiil hukuku bağlamında kusursuz sorumluluk hallerinden biri olan "özen sorumluluğu" olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun koyucu burada kişinin kast veya ihmal gibi sübjektif bir kusurunu aramamış objektif bir sorumluluk rejimi kurmuştur. Sorumluluğu doğuran temel etken kişinin gözetimi ve fiili egemenliği altındaki bir canlının çevreye zarar verme potansiyelinin somutlaşmasıdır. Doktrinde de belirtildiği üzere, olağan sebep sorumluluklarının özünde "gözetim ve denetim yükümlülüğünün ihlali karinesi" yatmaktadır. Kanun hayvanın sevk ve idaresini üstlenen kişinin toplum güvenliği adına gereken bütün önlemleri almakla yükümlü olduğunu varsayar. Bir zarar meydana geldiğinde ise bu koruyucu önlemlerin gereği gibi alınmadığına dair bir karine söz konusu olur. Sorumluluk mutlak bir tehlike sorumluluğu değildir; yasa koyucu bulundurana belli şartlarda sorumluluktan kurtulma imkânı, yani kurtuluş kanıtı getirilebilmesi hakkı tanımıştır. Ancak bu hakkın varlığı, sorumluluğun yapısındaki objektif karakteri ortadan kaldırmaz. Söz konusu yasal rejimin temelini Hâkimiyet (Egemenlik) ve Menfaat (Kâr/Yarar) ilkeleri oluşturur.</p>

<p>Hâkimiyet ilkesi, bir hayvanı yönlendirme, kısıtlama ve idare etme gücünü elinde tutan kişinin, bu gücün yaratacağı olumsuz sonuçlara da katlanması gerektiğini ifade eder. Menfaat ilkesi ise, hayvandan manevi, dini, sportif veya ekonomik bir yarar sağlayan kişinin, bu yarara karşılık hayvanın yaratabileceği risk alanını da üstlenmesi gerektiğini belirtir. Kurbanlık hayvanlar özelinde satıcının ticari amacı ile malikin ibadet niyeti bu menfaati açıkça yansıtmaktadır. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 5. maddesi de bu paralelde bir düzenleme getirerek, bir hayvanın bakımını üstlenen veya ona bakan kişinin insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından gerekli tüm önlemleri almakla yükümlü olduğunu, zamanında ve yeterli seviyede tedbir alınmamasından kaynaklanan zararları tazmin etmek zorunda olduğunu hüküm altına almıştır. Dolayısıyla, risklerin adil dağılımı ilkesi gereğince, bu faydayı elde eden kişinin, hayvanın çevreye verdiği zararları tazmin etmesi hukukun genel kuralları ile tam bir uyum içerisindedir.</p>

<p><strong>II. HAYVAN BULUNDURAN SIFATININ TESPİTİ VE TAZMİNATIN KAPSAMI</strong></p>

<p>TBK m. 67/1'e göre yasal sorumlu, mülkiyet sahibi (malik) değil; hayvanın bakımını ve yönetimini geçici veya sürekli olarak üstlenen, yani hayvan üzerinde fiili hâkimiyet kuran "hayvan bulunduran"dır. Uygulamada kurbanlıkların satışı, nakliyesi ve kesimi gibi farklı aşamalarda mülkiyet sahibi ile bulunduran sıfatları çoğunlukla ayrışmaktadır. Zararın doğru kişiye yöneltilebilmesi için sürecin aşamalara göre hukuki tasnifinin yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Üretici/satıcı aşamasında fiili yönetim tamamen satıcının elindedir. Satış sözleşmesi kurulmuş ve hatta bedel ödenmiş olsa bile, hayvan fiziki olarak alıcıya teslim edilmeden önce yaşanan firar olaylarında tek sorumlu satıcıdır. Örneğin satılan ancak teslimi daha sonraya bırakılan bir boğanın henüz araca yüklenmeden kaçarak otoparktaki araçlara zarar vermesi durumunda fiili hâkimiyet devredilmediği için satıcının hukuki sorumluluğu kesintisiz devam eder. Nakliye aşamasında ise bu iş için profesyonel bir firmayla anlaşıldığında, hayvan araca yüklendiği andan itibaren geçici fiili hâkimiyet taşıyıcıya geçer. Nakliyeci taşıma süresince hayvanın muhafazasından mesuldür. Yolculuk sırasında kasadan atlayan veya kaçan hayvanın yol kenarındaki işletmelere yahut trafiğe vereceği hasarlardan "geçici hayvan bulunduran" sıfatıyla nakliyeci doğrudan sorumludur. Bu noktada alıcının sorumluluğu nakliyeciyi seçerken bir özensizlik gösterip göstermediğine göre TBK m. 66 kapsamında tali olarak tartışılabilir. Alıcının kurbanlığı teslim alıp kendi egemenlik alanına, bahçesine veya otoparkına getirmesi durumunda artık alıcı asli hayvan bulunduran konumundadır. Hayvanın bağlandığı ipten kurtulup kaçması halinde malik, doğrudan yönetimi üstlenen kişi sıfatıyla zarardan birinci derecede sorumludur. Kasap ve kesim aşamasında ise hayvanın kesim günü bir kasaba, mezbahaya veya yetkilendirilmiş personele teslim edilmesiyle yeni bir evre başlar. Hayvanın kesim alanına yönlendirilmesi ve yatırılması işlemlerinde fiili idare ücreti mukabilinde işi üstlenen kasaptadır ve kasap "geçici hayvan bulunduran" konumuna gelir. Kesim esnasında elden kaçırılıp çevre dükkanlara veya vitrinlere zarar veren kurbanlıktan dolayı kasap TBK m. 67 gereği sorumlu olur.</p>

<p>Hayvan bulunduran kişinin, somut olayın gerektirdiği tüm mantıki, teknik ve objektif önlemleri aldığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilmesi (olağan kurtuluş kanıtı) teorik olarak mümkündür. Ne var ki, buradaki özen standardı basit bir iyi niyet değil, objektifleştirilmiş üstün bir özen standardıdır. Yargıtay kararlarında da altı çizildiği üzere, kurbanlık bir büyükbaş hayvanı zapt etmek sıradan evcil bir hayvana kıyasla çok daha yüksek bir ihtimam gerektirir. Kurtuluş kanıtı sunabilmek için hayvanın bağlandığı halat veya zincirin hayvanın tonajı ve gücüne uygun seçildiği, sevk edilen alanın duvar, çit gibi fiziki engellerle yeterince korunduğu, idareyi sağlayan kasap veya bakıcıların fiziki güce ve profesyonelliğe sahip olduğu hususlarının eksiksiz kanıtlanması aranır. Bu çerçevede, "Boğa çok güçlüydü, halatı kopardı" şeklindeki bir savunma hukuki açıdan geçerli kabul edilmez. Kanun, hayvanın o halatı koparabileceğini öngörerek çok daha mukavemetli bir mekanizma kurulmasını emreder. İpin kopması veya hayvanın birden huysuzlanması argümanları bir kurtuluş kanıtı olmaktan ziyade, aslında mevcut riskin gerçekleştiğinin teyidi niteliğindedir. Gözetimde eksiklik bulunsa dahi, zararın doğmasına dışsal bir etkenin yol açtığı ve bu etkenin illiyet bağını kestiği ispatlanırsa sorumluluk ortadan kalkar. Deprem nedeniyle ahır duvarının yıkılması gibi mücbir sebepler, aracına yaklaşan bir hayvana taş atarak kışkırtan mağdurun ağır kusuru ya da kötü niyetli bir şahsın bağlı olan kurbanlığın ipini kasten kesmesi gibi üçüncü kişinin ağır kusuru halinde illiyet bağı kesilir. Fakat bayram kalabalığı, çocukların bağırması veya korna sesleri kurbanlıklar için öngörülebilir olağan uyaranlar olduğundan mücbir sebep sayılamaz.</p>

<p><strong>III. CEZAI SORUMLULUK: TAKSIRLE ÖLDÜRME VE YARALAMA</strong></p>

<p>Meselenin en kritik boyutlarından biri de firar eden kurbanlıkların sadece mala zarar vermeyip, bir insanın yaralanmasına veya ölümüne yol açması durumunda Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında doğan cezai sorumluluktur. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörülebilir bir neticenin gerçekleşmesine sebebiyet vermek, ceza hukukunda "taksir" sorumluluğunu doğurur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 27 Haziran 2023 tarihli emsal kararı bu konudaki cezai sorumluluğun sınırlarını ve yargının bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karara dayanak olan somut olayda Sivas'ta ortak kurban kesmeye karar veren üç komşu hayvan pazarından bir düve satın almıştır. Ortaklardan biri, evinin bahçesi olduğunu belirterek hayvanı bayrama kadar muhafaza etmek üzere kendi evine götürmüştür. Ancak kurbanlığı muhafaza etme sözü veren kişi, hayvanı boynunda ipi olmasına rağmen herhangi bir yere bağlamadan, etrafı tel örgüyle çevrili bahçeye başıboş şekilde bırakmıştır. Düve, bir süre sonra tel örgü şeklindeki çitleri devirerek yola kaçmış ve o sırada yoldan geçen bir otomobilin önüne atlayarak ölümlü ve yaralamalı bir trafik kazasına neden olmuştur. Olayın ardından Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada yerel mahkeme, "sanığın olayda kast ve kusurunun bulunmadığı, büyükbaş hayvanın sanığın öngöremeyeceği bir şekilde kaçarak kazaya sebebiyet verdiğinin kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise bu beraat kararını hukuka aykırı bularak tamamen bozmuştur. Yüksek mahkeme gerekçeli kararında, büyükbaş hayvanların doğası gereği tehlikeli olabileceğini ve kaçabileceğini öngörecek yaşta ve olgunlukta olan sanığın, yeterli dikkat ve özeni göstermeyerek hayvanı bahçe içerisinde bağsız şekilde muhafaza etmesi sebebiyle neticenin meydana geldiğini belirtmiştir. Atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğuna hükmeden Yargıtay, sanığın TCK m. 85 kapsamında "taksirle insan ölümüne sebep olmak" suçundan cezalandırılması gerektiğine karar vermiştir. Bu emsal karar, kurbanlık hayvan sahiplerinin veya bulunduranlarının "hayvanın kaçacağını tahmin edemedim, bu öngörülemez bir durumdur" şeklindeki savunmalarının ceza hukuku nezdinde hiçbir geçerliliğinin olmadığını ve ucu hapis cezasına varan ağır yaptırımlarla sonuçlanacağını açıkça ortaya koymuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. KARAYOLLARI TRAFIK KANUNU (KTK) M. 69 BAĞLAMINDA TRAFIK KAZALARI</strong></p>

<p>Firar eden kurbanlıkların karayoluna çıkarak seyir halindeki motorlu taşıtlarla çarpışması vakıaları 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) alanına da girmektedir. KTK m. 69 ile başıboş hayvanların trafiğe açık yollara bırakılması kesin bir dille yasaklanmış, kazaya neden olan hayvan sahip veya sürücülerine doğrudan sorumluluk yüklenmiştir. Araçlarda oluşan hasarların tazmini istemiyle açılan hukuk davalarında mahkemeler kusur durumu tespiti için trafik bilirkişilerinden rapor almaktadır. Bu kapsamda sürücünün hız sınırına riayet edip etmediği, fren mesafesi ve kazadan kaçınma olanağının bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Eğer sürücü tüm trafik kurallarına harfiyen uymuş ve aniden yola fırlayan hayvana çarpmaktan başka bir seçeneği kalmamışsa kusursuzluğu söz konusu olabilecektir. Ancak sürücünün hız limitlerini aşması veya dikkatsizliği gibi kısmi bir kusurunun bulunması halinde müterafik (birlikte) kusur değerlendirmesi yapılarak tazminattan kusuru oranında indirim uygulanabilecektir. Burada somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>V. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Kaçan kurbanlık hayvanların araçlara, esnafa ve ticari işletmelere verdiği zararlar ile neden olduğu can kayıpları, özel hukuk ve ceza hukukunun en sıkı uygulandığı uyuşmazlık alanlarından biridir. Maddi zararlar TBK m. 67 çerçevesinde kusursuz sorumluluk esasına göre giderilmekte olup davalının kusurunun ispat edilmesine gerek yoktur. Hayvanın neden olduğu zararı ve illiyet bağını ortaya koyması davanın ispatı için yeterlidir. Sorumluluğun tespitinde mülkiyetten ziyade fiili egemenlik esas alınmaktadır. Bu doğrultuda somut olayın özelliklerine göre satıcı, nakliyeci, kurban sahibi veya kasap sorumlu olabilmektedir. Kanunun bulundurana yüklediği özen borcu oldukça ağırdır ve basit koruyucu tedbirler sorumluluktan kurtulmak için yeterli görülmemektedir. Zararın tazmininden veya cezai sorumluluktan kurtulabilmek ancak illiyet bağının mücbir sebep, ağır kusur gibi istisnai hallerle tamamen kesilmesi veya bilimsel düzeyde en üst düzey tedbirlerin alındığının ispatlanmasıyla mümkündür. Hasılı, bayram dönemlerinde tekrar eden bu tür hukuki uyuşmazlıkların ve can kayıplarının önüne geçilebilmesi için denetimsiz bireysel muhafaza ve kesim işlemlerinden tamamen uzaklaşılması, tüm lojistik ve kesim süreçlerinin belediyeler tarafından hazırlanan tam korunaklı, sigortalı ve bariyerli alanlarda, sadece uzman kasapların gözetiminde gerçekleştirilmesi ihtilafları kaynağında çözecek en rasyonel yaklaşımdır.</p>

<p><strong>Av. Tarık Buğra KAYA</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akben, D. (2023). "Alman Hukukunda ve Türk Hukukunda Hayvanların Korunmasının Karşılaştırılması". Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 25(2), 1047-1102., Antalya, O. G. (2019). Borçlar Hukuku Genel Hükümler: Cilt II (Haksız Fiil Sorumluluğu). İstanbul: Seçkin Yayıncılık., Eren, F. (2020). Borçlar Hukuku Genel Hükümler (25. Baskı). Ankara: Yetkin Yayınları., Koçhisarlıoğlu, C. &amp; Söğütlü Erişgin, Ö. (2014). "Hayvanın Hukukî Konumu ve Hayvan Bulunduranın Sorumluluğunun Temelleri". Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 63(3), 511-546., Öbelik, T. (2023). "Trafik Kazası Neticesinde Yaralanan Hayvanların Tedavi Masraflarının Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Kapsamında Karşılanması". Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 8(1), 38-63., Şahin, F. İ. (2025). "Hayvan Bulunduranın Sorumluluğunda Kurtuluş Kanıtının ve Objektif Özen Yükümlülüğünün Sınırları". Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 74(1), 115-152., Tandoğan, H. (1980). Türk Mesuliyet Hukuku: Akid Dışı ve Akdi Mesuliyet. Ankara: Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu. Resmi Gazete (Sayı: 18195), 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu. Resmi Gazete (Sayı: 27836).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kurbanlik-hayvanlarin-firari-ve-ortaya-cikan-zararlar-hayvan-bulunduranin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/kurban-dana.jpg" type="image/jpeg" length="73276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sözleşmeye Taraf Olduktan Sonra Yükleniciyi Haksız Yere Azleden Arsa Sahibinin Payı Satışa Çıkarılabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesmeye-taraf-olduktan-sonra-yukleniciyi-haksiz-yere-azleden-arsa-sahibinin-payi-satisa-cikarilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesmeye-taraf-olduktan-sonra-yukleniciyi-haksiz-yere-azleden-arsa-sahibinin-payi-satisa-cikarilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, riskli yapıların yıkılıp yeniden yapılması sürecinde, klasik özel hukuk ilişkilerinden farklı olarak, dönüşümün sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla güçlü ve hızlandırılmış bir mekanizma kurmuştur. Bu mekanizmanın merkezinde, maliklerin iradesi ile idarenin denetim ve uygulama gücü arasında kurulmuş özel bir denge vardır. Özellikle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, yüklenici ile maliklerin ilişkisi yalnızca Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde değil, aynı zamanda 6306 sayılı Kanun’un emredici hükümleri ve bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan Uygulama Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Bu nedenle, uygulamada sıkça karşılaşılan “arsa sahibi yükleniciyi haksız yere azlederse ne olur?” sorusu, sadece bir sözleşme feshi sorusu değil; aynı zamanda dönüşüm sürecinin devamı, çoğunluk kararının geçerliliği, idari işlemlerin hukuka uygunluğu ve nihayetinde arsa payının satışa çıkarılıp çıkarılamayacağı sorusudur. Bu konuda ilk tespit edilmesi gereken husus, haksız azil ile arsa payının satışa çıkarılması arasında doğrudan ve otomatik bir bağlantı bulunmadığıdır. Arsa sahibinin yükleniciyi sebepsiz veya dayanıksız biçimde devre dışı bırakması, öncelikle bir sözleşmeye aykırılık ve şartlarına göre bir fesih/tazminat sorumluluğu doğurur. Buna karşılık arsa payının satışa çıkarılması, 6306 sayılı Kanun’da öngörülen çoğunluk kararı, karara katılmama, ihtar, tespit ve açık artırma usulü gibi özel prosedürlere bağlıdır. Başka bir ifadeyle, arsa sahibinin yükleniciyi haksız yere azletmiş olması tek başına “pay satışını” doğuran bir sebep değildir; satışın hukuki dayanağı, Kanun ve Yönetmelik’te düzenlenen çoğunluk iradesi ve buna bağlı dönüşüm prosedürüdür. Türk Borçlar Kanunu bakımından ise arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, uygulamada çoğunlukla eser sözleşmesi niteliğinde değerlendirilir. Yüklenici, bir eser meydana getirmeyi; arsa sahibi ise bunun karşılığında bağımsız bölüm ya da belirli payları vermeyi üstlenir. Bu ilişkide tarafların birbirine karşı edim yükümlülükleri, dürüstlük kuralı, ifa engelleri, temerrüt, fesih ve tazminat ilkeleri önemlidir. Ancak 6306 sayılı Kanun kapsamındaki dönüşüm alanlarında, bu genel borçlar hukuku çerçevesi, Kanun’un özel ve emredici rejimi ile uygulanır. Yani arsa sahibi “ben yükleniciyi azlettim, artık onun hiçbir hakkı yok” diyemez; tersi şekilde yüklenici de “sözleşme var, hiçbir durumda feshedilemez” iddiasında bulunamaz. Değerlendirme, somut olayın koşullarına göre yapılır.</p>

<p>Peki; Arsa sahibinin yükleniciyi haksız yere azletmesi, arsa payının açık artırma yoluyla satışını hukuken mümkün kılar mı? Bu sorunun cevabı, kural olarak hayırdır. Çünkü satış prosedürü, haksız azlin yaptırımı olarak değil, 6306 sayılı Kanun’daki çoğunluk kararına katılmayan paydaşlara ilişkin düzenlenmiştir. Dolayısıyla satışın dayanağı, yüklenicinin azli değil; paydaşların kanuni çoğunlukla aldığı karar, bu kararın usulüne uygun bildirilmesi ve karara katılmayan hisselerin açık artırma usulüyle satışıdır. Arsa sahibinin haksız azli ise ayrıca sözleşmeye aykırılık doğurur ve yüklenici lehine tazminat, ifa veya sözleşmenin ihlali temelli taleplere kapı açar.</p>

<p>Bu noktada; iki ayrı durumun birbirine karıştırılmaması gerekir.</p>

<p><strong><i>i) </i></strong>Birinci durum; Yüklenici ile arsa sahipleri arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, taraflardan biri diğerini haksız şekilde sözleşme dışına itmişse, bu durum borca aykırılıktır. Haksız azil halinde yüklenici, sözleşmenin ihlal edildiğini, yaptığı masrafların, uğradığı karın, beklenen menfaatin veya diğer zarar kalemlerinin giderilmesini isteyebilir.</p>

<p><strong><i>ii) </i></strong>İkinci durum ise; 6306 sayılı Kanun’un idari yönüdür. Dönüşüm alanındaki uygulama, maliklerin salt çoğunluğuna bağlı olarak ilerler; karara katılmayanların hisseleri ise kanuni şartlar oluşursa satışa konu olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece hukukun amacı, bir yandan maliklerin mülkiyet hakkını korurken, diğer yandan dönüşümün tek bir paydaşın veya küçük bir grubun iradesiyle kilitlenmesini önlemektir.</p>

<p>Bu nedenle, pratikte “arsa sahibi yükleniciyi haksız yere azlettiyse payı satışa çıkarılabilir mi?” sorusunun cevabı şu şekilde netleştirilebilir; Eğer yalnızca yüklenicinin azli söz konusuysa, bu işlem tek başına satış sebebi oluşturmaz. Satış için 6306 sayılı Kanun’un öngördüğü çoğunluk kararı ve usul gereklidir. Ancak azil işlemi, çoğunlukla alınmış bir kararın uygulamasını engelliyor, yeni sözleşme yapılmasını bloke ediyor ve bu engelleme sonucu 6306’daki açık artırma süreci işletiliyorsa, payın satışı gündeme gelebilir. Bu durumda satışın dayanağı yine “haksız azil” değil, 6306’nın çoğunluk ve satış kurumlarıdır. Başka bir deyişle, “salt haksız azil” satışın sebebi değil; en fazla, satışa giden sürecin bir aşaması ya da uyuşmazlık unsuru olabilir. Bu ayrım, dava stratejisi bakımından da son derece önemlidir. Eğer yüklenici, arsa sahibinin haksız azline karşı korunmak istiyorsa, öncelikle sözleşmenin hangi aşamada ve hangi gerekçeyle sona erdirildiği tespit edilmelidir. Maliklerin salt çoğunluğu ile alınmış bir fesih kararı var mı, idareye başvuru yapılmış mı, Başkanlık tarafından tespit ve ihtar işlemleri gerçekleştirilmiş mi, yüklenicinin temerrüdü var mı, hak sahiplerinin kendi edimlerini yerine getirip getirmediği araştırılmış mı, bunlar çözümde belirleyicidir. Çünkü 6306 uygulamasında sadece fiili durum değil, usul de esastır. Dolayısıyla; somut olayda satış ve fesih işlemlerinin mevzuata uygunluğu, çoğunluk kararı, bildirim, tespit ve süre verme kriterleri üzerinden değerlendirme yapılmalıdır. Bunun yanında, Türk Borçlar Kanunu’nun eser sözleşmesine ilişkin hükümleri de unutulmamalıdır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin işi yapma borcu, arsa sahibinin ise bedel yerine geçen bağımsız bölüm veya pay devri borcu vardır. Eğer arsa sahibi, yükleniciyi haklı sebep olmadan azlederek yüklenicinin işe devamını engellemişse, bu fiil haksız fesih veya sözleşmeye aykırı davranış olarak yorumlanabilir.</p>

<p>Bu nedenle, doktrinsel ve uygulamalı bir cümleyle özetlemek gerekirse; Haksız azil, arsa sahibinin payını otomatik olarak satışa çıkarmaz; payın satışa çıkarılabilmesi için 6306 sayılı Kanun’daki çoğunluk, tespit, ihtar ve açık artırma prosedürünün usulüne uygun biçimde tamamlanmış olması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesmeye-taraf-olduktan-sonra-yukleniciyi-haksiz-yere-azleden-arsa-sahibinin-payi-satisa-cikarilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/sozlesme-kira-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="20586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sinizm Karşısında Stoacı Avukatın Tutumu: Mesleki Çürüme, Etik Direnç ve Gerçekçi İdealizm]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sinizm-karsisinda-stoaci-avukatin-tutumu-mesleki-curume-etik-direnc-ve-gercekci-idealizm-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sinizm-karsisinda-stoaci-avukatin-tutumu-mesleki-curume-etik-direnc-ve-gercekci-idealizm-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği, yalnızca hukuki bilgiye değil; aynı zamanda güçlü bir karakter disiplinine, etik dirence ve duygusal dayanıklılığa ihtiyaç duyan bir meslektir. Yargıya güvenin zayıfladığı, yolsuzluk algısının yaygınlaştığı, müvekkil beklentilerinin gerçeklikten koptuğu ve adli pratiklerin çoğu zaman savunmanın kurucu işlevini görünmezleştirdiği ortamlarda avukat, ciddi bir mesleki sinizm riskiyle karşı karşıya kalır. Mesleki sinizm, avukatın yalnızca yorgun düşmesi değil; adalete, kuruma, mesleğe, müvekkile ve kendi emeğinin anlamına karşı geliştirdiği inanç kaybıdır. Bu makalede, sinizm karşısında stoacı avukatın tutumu ele alınmaktadır. Stoacı avukat, yargısal gerçekliğin sertliğini inkâr etmeyen; fakat bu gerçekliği mesleki teslimiyete, etik gevşemeye veya alaycı bir umursamazlığa dönüştürmeyen avukattır. Onun tavrı, saf idealizm ile yıkıcı sinizm arasında üçüncü bir yol olarak “gerçekçi idealizm”dir.</p>

<p><strong>1. Giriş: Avukatın İçindeki İnanç Krizi</strong></p>

<p>Her mesleğin bir yorgunluğu vardır; fakat avukatlığın yorgunluğu yalnızca bedenin ya da zihnin yorulması değildir. Avukat çoğu zaman başkasının krizini taşır, başkasının öfkesini soğurur, başkasının korkusunu tercüme eder, başkasının çaresizliğini hukuki dile dönüştürür. Buna mahkeme pratiğinin ağırlığı, dosya merkezli yargılama, tutanak sorunları, gerekçesiz kararlar, müvekkil baskısı, adli bürokrasi ve yargısal yolsuzluk algısı eklendiğinde avukatın içinde daha derin bir kırılma meydana gelir: “Benim yaptığım iş gerçekten bir şeyi değiştiriyor mu?” Bu soru, mesleki sinizmin eşiğidir.</p>

<p>Avukatın mesleki sinizmi, basit bir kötümserlik değildir. <strong>“Bugün yoruldum” </strong>demekle <strong>“bu mesleğin artık anlamı kalmadı”</strong> demek arasında derin bir fark vardır. Birincisi dinlenmeyle, meslektaş dayanışmasıyla, çalışma düzeninin yeniden kurulmasıyla kısmen onarılabilir. İkincisi ise daha tehlikelidir; çünkü orada avukatın yalnızca enerjisi değil, mesleki inancı da aşınmıştır. Sinizm, bu anlamda avukatın içindeki adalet fikrini zehirleyen bir mesleki iklimdir. Avukat, bir noktadan sonra hukukun ne söylediğinden çok, <strong>“işlerin nasıl yürüdüğüne” </strong>odaklanmaya başlar. Hukuki imkânların yerine ilişkiler, etik direncin yerine pratik uyum, savunma cesaretinin yerine alaycı geri çekilme geçer. İşte tam bu noktada stoacı avukat figürü önem kazanır.</p>

<p>Stoacı avukat, yargıdaki aksaklıkları görmeyen romantik bir idealist değildir. Aksine, gerçekliği bütün sertliğiyle görür. Fakat gördüğü bozulmayı kendi karakterinin bozulmasına gerekçe yapmaz. Onun temel tavrı şudur: Yargıdaki çürümeyi inkâr etmem; fakat bu çürümeyi kendi mesleki karakterimin çürümesine mazeret yapmam. Bu makalenin temel iddiası da burada kurulmaktadır: <strong>Sinizm karşısında stoacı avukatın tutumu, gerçekliği inkâr etmeyen fakat gerçekliğe teslim olmayan bir etik direnç tutumudur.</strong></p>

<p><strong>2. Sinizm Nedir: Güvensizlikten Alaycı Geri Çekilmeye</strong></p>

<p>Sinizm kavramı tarihsel olarak Antik Yunan’a kadar uzansa da modern anlamıyla daha çok değerlere, kurumlara ve insan davranışlarına karşı gelişen güvensizlik, kuşkuculuk, kötümserlik ve olumsuzluk hâlini ifade eder. Sinizm; kuşkuculuk, şüphecilik, güvensizlik, inançsızlık, kötümserlik ve olumsuzluk gibi kavramlarla ilişkilendirilmekte; modern yorumunda ise kusur bulan, zor beğenen ve eleştiren bir tutumdur.</p>

<p>Bu kavramın örgütsel davranış literatüründeki karşılığı daha da açıklayıcıdır. Örgütsel sinizm, kişinin çalıştığı örgütün dürüstlükten yoksun olduğuna, samimiyet ve hakkaniyet gibi ilkelerin çıkarlar uğruna feda edildiğine ilişkin olumsuz inanç, duygu ve davranışlardan oluşan bir tutumdur. Literatürde örgütsel sinizmin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal olmak üzere üç boyutlu olduğu belirtilmektedir: bilişsel boyut kurumun dürüstlükten uzak olduğuna inanmayı; duyuşsal boyut öfke, sıkıntı ve hayal kırıklığı gibi duygusal tepkileri; davranışsal boyut ise küçümseyici, alaycı ve aşağılayıcı davranışları ifade eder.</p>

<p>Bu üçlü ayrım avukatlık bakımından son derece elverişlidir. Çünkü avukatlıkta mesleki sinizm de benzer şekilde üç düzeyde ortaya çıkar. İlk düzey <strong>bilişsel sinizm</strong>dir. Avukat, yargı kurumlarının dürüst, tarafsız ve adil işlediğine ilişkin inancını kaybeder. <strong>“Karar zaten belli”,</strong> <strong>“dilekçe okunmayacak”</strong>, <strong>“itirazım tutanağa geçmeyecek”,</strong> <strong>“hukuk değil ilişki işler”</strong> cümleleri bu düzeyin göstergesidir. İkinci düzey <strong>duyuşsal sinizm</strong>dir. Avukat, öfke, hayal kırıklığı, bıkkınlık, tiksinti, utanç, çaresizlik ve içsel uzaklaşma yaşar. Fakat bu duygular çoğu zaman açıkça ifade edilmez; mesleki mizah, alay, küçümseme veya donukluk biçiminde dışa vurulur. Üçüncü düzey <strong>davranışsal sinizm</strong>dir. Avukat artık davranışını değiştirir. Daha az itiraz eder, daha az direnir, duruşmaya daha az inanır, müvekkile daha mekanik yaklaşır, dilekçeyi bir savunma metni değil bir prosedür evrakı gibi görür. <strong>Hatta kimi zaman “sisteme uymayı” mesleki akıl sanmaya başlar. Bu noktada mesleki sinizm, yalnızca bireysel bir ruh hâli olmaktan çıkar; savunmanın kamusal işlevini aşındıran bir mesleki bozulma biçimine dönüşür.</strong></p>

<p><strong>3. Avukatlıkta Mesleki Sinizmin Kaynakları</strong></p>

<p>Avukatlıkta sinizm kendiliğinden doğmaz. Genellikle tekrar eden hayal kırıklıkları, kurumsal adaletsizlik algısı, yolsuzluk söylentileri, müvekkil baskısı, meslek içi rekabet ve yargısal güç mesafesinin birleşik etkisiyle gelişir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örgütsel sinizm literatüründe psikolojik sözleşme ihlali önemli bir neden olarak gösterilmektedir. Psikolojik sözleşme, örgüt ve çalışan arasında yazılı olmayan beklentileri ifade eder; bu beklentilerin boşa çıkması güvensizlik, kuşkuculuk ve şüphecilik üretir, bunlar da sinik duygular altında birleşir. Avukatlıkta da benzer bir psikolojik sözleşme vardır: Avukat, hukuk düzeninden en azından usulî ciddiyet, gerekçeli karar, dinlenilme, tutanağa geçirme, delillerin tartışılması ve savunmaya saygı bekler. Bu beklentiler sistematik olarak boşa çıktığında avukatın mesleki inancı sarsılır.</p>

<p>Burada özellikle <strong>adalet algısı</strong> belirleyicidir. Acaray’ın çalışmasında örgütsel adalet ile örgütsel sinizm arasında zıt yönlü ilişki bulunduğu; dağıtımsal, prosedürel ve etkileşimsel adalet boyutları ile sinizm boyutları arasında negatif ilişkiler olduğu belirtilmiştir. Aynı çalışmada güç mesafesi ile bilişsel, duyuşsal ve davranışsal sinizm arasında pozitif ilişki olduğu da ortaya konulmuştur. Bu bulgu yargı alanına çevrildiğinde çarpıcı bir sonuç doğar: Yargılamada adalet algısı düştükçe ve güç mesafesi arttıkça avukatın sinikleşme riski yükselir. Mahkeme salonundaki hiyerarşik mesafe, avukatın sözünün kesilmesi, taleplerin gerekçesiz reddedilmesi, tutanağın seçici tutulması, savunmanın şeklen dinlenmesi, hâkim-savcı yakınlığı algısı ve avukatın usulî itirazlarının “sorun çıkarma” olarak kodlanması bu riski artırır.</p>

<p>Yargısal yolsuzluk algısı ise sinizmin en ağır kaynaklarından biridir. Çünkü yolsuzluk algısı yalnızca belirli bir dosyada adaletsizlik beklentisi yaratmaz; bütün hukuk sistemine yönelik bir güven krizine dönüşür. Avukat, hukuki çabanın karşısına nüfuz, ilişki, para, tanışıklık veya kapalı devre temasların geçtiğini düşünmeye başladığında savunma emeğinin anlamı kırılır. Bu kırılmanın en tehlikeli cümlesi şudur: <strong>“Hukukla değil, ilişkilerle sonuç alınıyor.” </strong>Bu cümle, yalnızca bir gözlem değildir; zamanla bir davranış kılavuzuna dönüşebilir. <strong>Avukat bu cümleye teslim olduğunda artık hukuki mücadeleyi değil, sistemin kirli pratiklerine uyum sağlamayı “gerçekçilik” zannetmeye başlar. Oysa bu gerçekçilik değil, sinik teslimiyettir.</strong></p>

<p><strong>4. Sinizm ve Yolsuzluk: Karşılıklı Beslenen Döngü</strong></p>

<p>Yolsuzluk ile sinizm arasındaki ilişki tek yönlü değildir. Yolsuzluk algısı sinizmi besler; sinizm de yolsuzluğun yaygınlaşmasına uygun psikolojik zemini hazırlar. Yolsuzluk arttığında veya yolsuzluk algısı güçlendiğinde kurumlara güven azalır. Güven azaldığında insanlar kurallara değil, ilişkilere; hukuki yollara değil, gayriresmî kanallara; etik mücadeleye değil, pratik sonuca yönelmeye başlar. Sinizm tam da bu noktada devreye girer. <strong>“Herkes böyle yapıyor”,</strong> “<strong>başka türlü sonuç alınmaz”</strong>, <strong>“temiz kalmak kaybettirir”</strong> gibi cümleler yolsuzluğu ahlaki bir sapma olmaktan çıkarıp gündelik hayatın olağan aklı gibi sunar.</p>

<p>Sinizmde başkalarının güdülerine inanmamanın esas olduğu, güvensizlik, menfaat ve bireysel bakış açısının baskınlaştığı görülmektedir. Ayrıca sinik davranış sergileyenlerin sürekli bir tedirginlik algısı oluşturabilmektedir. Bu bakımdan sinizm, yolsuzluk karşısında yalnızca pasif bir sonuç değildir; yolsuzluk kültürünün yayılması için uygun bir zihinsel iklimdir. Çünkü sinik insan yolsuzluğa şaşırmaz. Şaşırmadığı için tepki göstermez. Tepki göstermediği için yolsuzluk daha görünmez, daha olağan ve daha az riskli hâle gelir. Böylece yolsuzluk, yalnızca yapanların değil, ona artık şaşırmayanların da katkısıyla genişler.</p>

<p>Avukatlık bakımından bu döngü daha da hassastır. Çünkü avukat, yargısal sistem ile yurttaş arasındaki en önemli aracılardan biridir. Avukat sinikleştiğinde, müvekkiline hukuki yolların anlamını anlatma kapasitesi zayıflar. Müvekkilin <strong>“hâkimi tanıyor musunuz?</strong>”, <strong>“bilirkişiye ulaşabilir miyiz?”</strong>, <strong>“bir yerden konuşsak olur mu?” </strong>gibi talepleri karşısında mesleki etik daha kırılgan hâle gelir. Stoacı avukat tam burada belirir. O, yolsuzluk algısını inkâr etmez; fakat onu ahlaki teslimiyetin gerekçesi yapmaz. <strong>“Sistem kirli” diyerek kendini kirletmez.</strong> <strong>“İşler böyle yürüyor”</strong> diyerek mesleki haysiyetini pazarlık konusu yapmaz.</p>

<p><strong>5. Sinizm ile Stoacılık Arasındaki Kritik Fark</strong></p>

<p>Sinizm ile stoacılık ilk bakışta birbirine yakın görünebilir. İkisi de insan zaaflarını bilir. İkisi de dünyanın kusursuz olmadığını kabul eder. İkisi de romantik saflığa mesafelidir. Fakat aralarındaki fark çok derindir. Sinizm şöyle der: Dünya kötüdür; insanlar çıkarcıdır; kurumlar dürüst değildir; o hâlde inanmanın anlamı yoktur. Stoacılık ise şöyle der: Dünya kusurludur; insanlar zaaflıdır; kurumlar bozulabilir; fakat benim erdemli davranma yükümlülüğüm devam eder. Sinizm gerçekliği görür ama ondan yanlış sonuç çıkarır. Stoacılık da gerçekliği görür; fakat ondan karakter disiplini üretir. Sinizm, “hiçbir şeyi değiştiremem” diyerek eylemden çekilir. Stoacılık, “her şeyi değiştiremem ama kendi eylemimi yönetebilirim” diyerek sorumluluğu daraltır ve derinleştirir. Bu nedenle stoacı avukatın tavrı pasiflik değil, kontrollü dirençtir.</p>

<p>Stoacı avukat, kararın sonucunu bütünüyle kontrol edemeyeceğini bilir. Hâkimin kanaatini, savcının mütalaasını, bilirkişinin yaklaşımını, karşı tarafın tutumunu, müvekkilin davranışını ve sistemin genel işleyişini tümüyle belirleyemez. Fakat kendi hazırlığını, dilekçesini, duruşma üslubunu, itirazını, sorusunu, tutanak hassasiyetini, müvekkile karşı dürüstlüğünü ve mesleki vakarını kontrol edebilir. Stoacılığın avukatlık bakımından en verimli tarafı da budur: Kontrol edilemeyen alan karşısında çaresizliğe düşmemek; kontrol edilebilir alanı ise ahlaki ve mesleki mükemmellik alanı hâline getirmek.</p>

<p><strong>6. Stoacı Avukatın Birinci Tutumu: Gerçekliği İnkâr Etmemek</strong></p>

<p>Stoacı avukatın ilk ilkesi gerçekliği inkâr etmemektir. Çünkü etik direnç, sahte iyimserlik üzerine kurulamaz. Yargılamada sorun varsa sorun vardır. Tutanak eksik tutuluyorsa eksik tutuluyordur. Deliller tartışılmadan hükme esas alınıyorsa bu, savunma hakkı bakımından ciddi bir problemdir. Mahkeme savunmayı usulen dinleyip fiilen dikkate almıyorsa bu da görülmelidir. Yolsuzluk algısı yaygınsa, bunu yalnızca “toplum abartıyor” diye geçiştirmek doğru değildir. Stoacı avukat, gerçekliğe karşı gözünü kapatmaz. Çünkü gözünü kapatan avukat strateji kuramaz. Fakat gerçekliği görmek ile gerçekliğe teslim olmak aynı şey değildir.</p>

<p>Sinik avukat gerçekliği görür ve şöyle der: <strong>“Böyle gelmiş, böyle gider</strong>.” Stoacı avukat gerçekliği görür ve şöyle der: <strong>“Böyle işliyor olabilir; fakat ben buna göre daha dikkatli, daha hazırlıklı, daha kayıtlı ve daha ilkeli davranmalıyım.”</strong> Bu fark çok önemlidir. Sinizm gerçekliği mazerete dönüştürür; stoacılık gerçekliği stratejiye dönüştürür.</p>

<p><strong>7. Stoacı Avukatın İkinci Tutumu: Öfkeyi Stratejiye Çevirmek</strong></p>

<p>Avukatın öfkelenmemesi mümkün değildir. Adaletsizlik gören, müvekkilinin hakkının zedelendiğini düşünen, usul ihlaline tanık olan, sözünün kesildiğini hisseden, emeğinin değersizleştirildiğini gören avukat öfkelenir. Bu insani bir tepkidir. Fakat mesele öfkenin varlığı değil, öfkenin nasıl yönetildiğidir.</p>

<p>Sinizm öfkeyi alaya çevirir. Alay, ilk anda rahatlatıcıdır; fakat uzun vadede savunma iradesini zayıflatır. Avukat artık mücadele etmek yerine küçümsemeye başlar. Küçümseme ise çoğu zaman eylemsizliğin şık kıyafetidir. Stoacı avukat öfkeyi inkâr etmez; onu disipline eder. Duruşmada öfkeyi bağırmaya değil, itiraza; kırgınlığı küsmeye değil, tutanağa; çaresizliği geri çekilmeye değil, usulî ısrara dönüştürür. Bu nedenle stoacı avukatın sertliği kişisel hiddet değil, mesleki ölçüdür. Gerektiğinde itiraz eder, gerektiğinde kayıt ister, gerektiğinde reddi hâkim yolunu düşünür, gerektiğinde savunmanın sınırlarının aşıldığını açıkça söyler. Fakat bütün bunları kişisel öfke patlaması olarak değil, savunma görevinin gereği olarak yapar. Stoacı avukatın cümlesi şudur: “Öfkemi mahkemenin düzenini bozmak için değil, savunmanın düzenini kurmak için kullanacağım.”</p>

<p><strong>8. Stoacı Avukatın Üçüncü Tutumu: Sonuca Değil Göreve Sadakat</strong></p>

<p>Avukatlıkta en yıpratıcı yanlardan biri, emeğin sonuçla ölçülmesidir. Müvekkil çoğu zaman sonucu görür; dilekçenin kalitesini, itirazın stratejik değerini, duruşmadaki tutumun uzun vadeli etkisini, üst mahkemeye taşınacak kayıtların önemini görmez. Hatta bazen avukatın dürüst uyarısını bilgisizlik, araştırma ihtiyacını zayıflık, temkinli konuşmasını cesaretsizlik olarak algılar. Bu durum avukatı sonuca bağımlı hâle getirebilir. Sonuç alınmadığında avukat kendi emeğini de değersiz görmeye başlar. İşte bu, sinizmin bir başka kapısıdır.</p>

<p>Stoacı avukat, sonucu önemser ama sonuca tapmaz. Çünkü bilir ki sonuç tek başına avukatın kontrolünde değildir. Avukatın görevi, sonucu garanti etmek değil; savunma görevini bilgi, özen, cesaret, sadakat ve dürüstlükle yerine getirmektir. Bu, edilgen bir kadercilik değildir. Tam tersine, avukatın enerjisini kontrol edilebilir alana yoğunlaştıran bir mesleki disiplindir. Stoacı avukat şunu bilir: “Kararı ben vermem; fakat karar verilmeden önce savunmanın bütün imkânlarını dürüstçe ve ustalıkla kullanmak benim görevimdir.” Bu anlayış, avukatı hem müvekkil baskısından hem de yargısal hayal kırıklığından korur. Çünkü avukat kendi mesleki değerini yalnızca mahkemenin sonucuna bağlamaz.</p>

<p><strong>9. Stoacı Avukatın Dördüncü Tutumu: Güvensizliği Paranoyaya Dönüştürmemek</strong></p>

<p>Sinizm, çoğu zaman haklı gözlemlerden doğar; fakat zamanla genelleşir. Birkaç kötü deneyim bütün kuruma, birkaç sorunlu aktör bütün mesleğe, birkaç adaletsiz karar bütün hukuka teşmil edilir. Böylece avukatın zihninde sürekli bir şüphe rejimi oluşur. Bu rejim, avukatı dikkatli yapmaz; paranoyak yapar. Her hâkimi peşinen kötü niyetli, her savcıyı tarafgir, her bilirkişiyi satılmış, her meslektaşı çıkarcı, her müvekkili sorunlu görmeye başladığında avukat gerçekliği artık analiz etmez; sadece kendi sinik şemasını doğrulayan işaretler arar.</p>

<p>Stoacı avukat ise ihtiyat ile paranoya arasındaki farkı bilir. İhtiyat gereklidir: dosyayı iyi okumak, delili kontrol etmek, tutanağı takip etmek, müvekkili yazılı bilgilendirmek, riskleri kayda geçirmek, usulî hakları zamanında kullanmak avukatlık mesleğinin gereğidir. Fakat paranoya başka bir şeydir; o, dünyayı baştan mahkûm eden bir zihinsel kapanmadır. Stoacı avukat şunu söyler: <strong>“Herkese güvenmek zorunda değilim; fakat herkesi peşinen suçlu da sayamam.”</strong> Bu cümle, avukatın mesleki sağlığı bakımından hayatidir. Çünkü avukatın ihtiyacı kör güven değil, ölçülü güvendir; saf iyimserlik değil, dikkatli açıklıktır.</p>

<p><strong>10. Stoacı Avukatın Beşinci Tutumu: Etik Çizgiyi Düşürmemek</strong></p>

<p>Sinizmin en tehlikeli sonucu etik çizgiyi düşürmesidir. Avukat bir noktadan sonra kendi içindeki şu sesi duymaya başlayabilir: <strong>“Madem herkes böyle yapıyor, ben neden yapmayayım?”</strong> Bu cümle, mesleki çürümenin kapısıdır. Yolsuzluk algısının yaygınlaştığı bir ortamda avukatın etik çizgiyi koruması daha da zorlaşır. Çünkü müvekkil bazen hukuki başarı değil, gayriresmî çözüm ister. <strong>“Tanıdık var mı?”</strong> sorusu, yalnızca bir merak sorusu değildir; avukatın mesleki ethosuna yönelmiş bir baskıdır. Avukat bu soruya verdiği cevapla yalnızca o dosyadaki tavrını değil, mesleki karakterini de belirler. Stoacı avukatın cevabı nettir: <strong>“Ben ilişki değil, hukuk kurarım; nüfuz değil, savunma üretirim.” </strong>Bu cevap romantik bir jest değildir. Avukatlık mesleğinin bağımsızlığını koruyan temel çizgidir. Çünkü avukat kendisini gayriresmî nüfuz ekonomisinin parçası hâline getirdiğinde artık savunmanın temsilcisi olmaktan çıkar; sistemin kirli aracılarından biri hâline gelir.</p>

<p>Stoacı avukat, müvekkiline gerçeği söyler. Umut verirken yalan söylemez. Risk anlatırken korku satmaz. Başarı ihtimalini büyütürken hukuki sınırları gizlemez. Mesleki sır saklar ama suça ortak olmaz. Strateji kurar ama yalanı sahiplenmez. Sert savunma yapar ama hakikati tahrif etmez.</p>

<p><strong>11. Stoacı Avukat ve HKS: Kontrollü Kopuşun Ahlaki Zemini</strong></p>

<p>Stoacı avukatın tavrı, savunmada sürekli uyum veya sürekli çatışma değildir. O, ölçülü ve dereceli davranır. Bu noktada Hibrit Kopuş Savunması ile stoacı tutum arasında güçlü bir bağ kurulabilir.Hibrit Kopuş Savunması, avukatın mahkeme salonundaki tutumunu duruşmanın ritmine, hâkimin tavrına, dosyanın niteliğine, usul ihlalinin ağırlığına ve savunmanın ihtiyacına göre derecelendiren bir modeldir. Stoacı avukat bu modelin ahlaki zeminini sağlar. Çünkü stoacı disiplin olmadan kopuş kolayca öfkeye, uyum da kolayca teslimiyete dönüşebilir.</p>

<p>Stoacı avukat ne her şeye itiraz ederek savunmayı gürültüye boğar ne de her ihlali sineye çekerek savunmayı görünmez kılar. O, vitesi bilir. Birinci derecede uyum kurar; ikinci derecede mikro müdahale eder; üçüncü derecede görünür itiraz geliştirir; dördüncü derecede sert kopuşa geçer; beşinci derecede ise meşruiyet krizini kayıt altına alır. Fakat bütün bu dereceler kişisel öfkenin değil, mesleki aklın ürünüdür. <strong>Bu nedenle stoacı avukatın kopuşu bile ölçülüdür. Sertleşir ama savrulmaz. Direnir ama dağılmaz. İtiraz eder ama küçülmez. Mahkemeyle çatıştığında bile kendi iç mahkemesini kaybetmez.</strong></p>

<p><strong>12. Stoacı Avukatın Mesleki Dayanıklılığı: Gerçekçi İdealizm</strong></p>

<p>Bu makalenin merkez kavramı <strong>“gerçekçi idealizm”</strong>dir. Gerçekçi idealizm, avukatın ne saf bir iyimserliğe ne de yıkıcı bir sinizme teslim olmamasıdır. Saf iyimserlik, yargısal gerçekliği hafife alır. Yıkıcı sinizm ise yargısal gerçekliği kaderleştirir. Gerçekçi idealizm ise gerçekliği görür, sınırları kabul eder, fakat eylem sorumluluğunu terk etmez.</p>

<p>Gerçekçi idealist avukat şunu bilir: Adalet her dosyada gerçekleşmeyebilir; ama bu, adalet ihtimalini büyütmek için çalışmaktan vazgeçmeyi gerektirmez. Her itiraz sonucu değiştirmeyebilir; ama bazı itirazlar dosyanın hafızasını kurar. Her tutanak talebi mahkemeyi ikna etmeyebilir; ama üst denetim için iz bırakır. Her dilekçe okunmayabilir; ama iyi yazılmış savunma metni dosyanın iç mantığını değiştirir. Her duruşma hakikati açığa çıkarmaz; ama bazı duruşmalarda hakikatin üzerindeki sis bir anlığına da olsa dağılır. Stoacı avukat, küçük mesleki eylemleri değersiz görmez. Çünkü savunma, çoğu zaman büyük zaferlerden değil, küçük dirençlerin birikiminden oluşur.</p>

<p><strong>13. Sinizmi Tamamen Yok Etmek Mümkün mü?</strong></p>

<p>Sinizm her zaman bütünüyle kötü müdür? Bu soru dikkatle ele alınmalıdır. Sinizmle ilgili çalışmalarda sinizmin bazı durumlarda tamamen iyi ya da kötü olarak değerlendirilmemesi gerektiği; bireysel düzeyde başkalarının dürüstlüğüne körü körüne inananların istismar edilebileceği, örgütsel düzeyde ise çıkarcı veya gizli davranışlara karşı sinizmin bir tür kontrol işlevi görebileceği belirtilmektedir.</p>

<p>Bu tespit avukatlık bakımından da önemlidir. Avukatın belli ölçüde kuşkucu olması gerekir. Her beyana inanmamalı, her kurumsal işlemi sorgusuz kabul etmemeli, her bilirkişi raporunu tarafsızlık varsayımıyla okumamalı, her müvekkil anlatısını doğrulanmış hakikat gibi görmemelidir. Fakat burada kuşkuculuk ile sinizm arasındaki sınır korunmalıdır. <strong>Kuşkuculuk mesleki dikkat üretir; sinizm mesleki çürüme üretir. Kuşkuculuk soru sordurur; sinizm cevabın zaten belli olduğunu varsayar. Kuşkuculuk dosyayı açar; sinizm dosyayı zihinde kapatır.</strong> Stoacı avukatın tutumu bu nedenle “sinizmi tamamen yok etmek” değil, onu mesleki kuşkuculuğa dönüştürmektir. Yani sinizmin yıkıcı enerjisini dikkat, kayıt, hazırlık, etik sınır ve stratejik savunma lehine disipline etmektir.</p>

<p><strong>14. Sonuç: Çürümenin İçinde Karakteri Korumak</strong></p>

<p>Avukatlık, yalnızca hukuki bilgiyle sürdürülebilecek bir meslek değildir. Avukatın aynı zamanda kendi ruhunu, öfkesini, hayal kırıklığını, inancını ve karakterini yönetmesi gerekir. Çünkü yargısal sistemdeki her aksama, her adaletsizlik, her yolsuzluk algısı, her değersizleştirme ve her müvekkil baskısı avukatın iç dünyasında bir iz bırakır. Bu izler birikirse sinizm doğar. Sinizm, avukata kısa vadede koruyucu bir zırh gibi görünür. Alay etmek, küçümsemek, inanmamak, geri çekilmek, <strong>“zaten böyle”</strong> demek insanı acıdan koruyor gibi durur. Fakat zamanla bu zırh paslanır ve avukatın içindeki savunma cesaretini kesmeye başlar.</p>

<p>Stoacı avukatın farkı buradadır. O, acıyı inkâr etmez. Hayal kırıklığını bastırmaz. Yargıdaki bozulmayı romantik cümlelerle örtmez. Fakat bütün bunlara rağmen kendi mesleki karakterini korur. Stoacı avukatın nihai cümlesi şudur: Ben sonucu garanti edemem; fakat kendi mesleki onurumu, hazırlığımı, dürüstlüğümü, cesaretimi ve savunma emeğimi garanti etmekle yükümlüyüm. Bu nedenle sinizm karşısında stoacı avukat, ne saf bir hukuk romantizmine ne de kirli bir gerçekçiliğe teslim olur. Onun yolu daha zor ama daha soyludur: Gerçekliği görmek, sınırları bilmek, öfkeyi disipline etmek, etik çizgiyi korumak ve savunmanın küçük ama vazgeçilmez imkânlarını sonuna kadar kullanmak.</p>

<p>Son söz şu olabilir: <strong>Stoacı avukat, adaletin her dosyada gerçekleşeceğine dair saf bir inanca sahip değildir; fakat adalet ihtimalinin kendi eliyle biraz daha zayıflamasına da razı olmaz.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">Kaynakça</span></p>

<p><span style="color:#999999">Acaray, A. (2019). Örgütsel adalet ve örgütsel sinizm arasındaki ilişkide güç mesafesinin düzenleyici etkisi. <i>Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi, 24</i>, 197–214.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Arslan, T. E. (2012). Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi akademik personelinin genel ve örgütsel sinizm düzeyi. <i>Doğuş Üniversitesi Dergisi, 13</i>(1), 12–27.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Boyalı, H. (2011). <i>Örgütsel sinizm ve iş tatmini arasındaki ilişkiler: Karaman’daki bankalar üzerinde bir uygulama</i> (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Candan, H. (2013). Örgütsel sinizm ve işgören performansına olası etkileri. <i>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 3</i>(1), 181–194.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Çınar, E., Çetinkaya, C., Ercan, A., Atabey, H., &amp; Bozkurt, A. (2023). Örgütsel sinizm. <i>21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, 12</i>(36), 717–737.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Durmuş, İ. (2025). Kültür ve sinizm araştırmaları incelemesi. <i>Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 27</i>(2), 658–674.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Epiktetos. (2019). <i>Enkheiridion: El kitabı</i> (Çev. C. Çevik). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kalağan, G., &amp; Güzeller, C. O. (2010). Öğretmenlerin örgütsel sinizm düzeylerinin incelenmesi. <i>Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 27</i>, 83–97.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kutanis, R. Ö., &amp; Çetinel, E. (2010). Adaletsizlik algısı sinizmi tetikler mi? Bir örnek olay. <i>Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 26</i>, 186–195.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özler, D. E., Atalay, C. G., &amp; Şahin, M. D. (2010). Örgütlerde sinizm güvensizlikle mi bulaşır? <i>Organizasyon ve Yönetim Bilimleri Dergisi, 2</i>(2), 47–57.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tokgöz, N. (2011). Örgütsel sinizm, örgütsel destek ve örgütsel adalet ilişkisi: Elektrik dağıtım işletmesi çalışanları örneği. <i>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 6</i>(2), 363–387.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sinizm-karsisinda-stoaci-avukatin-tutumu-mesleki-curume-etik-direnc-ve-gercekci-idealizm-1</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/baro/avukat-durusmamda.jpg" type="image/jpeg" length="63556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlık ve Vakar: Duruşma Salonundan Sosyal Medyaya Savunmanın Onurunu Korumak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlik-ve-vakar-durusma-salonundan-sosyal-medyaya-savunmanin-onurunu-korumak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlik-ve-vakar-durusma-salonundan-sosyal-medyaya-savunmanin-onurunu-korumak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatlık yalnızca hukuki bilgi, usul tekniği ve temsil becerisinden ibaret değildir; aynı zamanda bir duruş, ölçü ve vakar mesleğidir. Avukatın vakarı, kibir, suskunluk, soğukluk ya da edilgen nezaket değildir. Vakar; savunma makamının onurunu koruyarak haksızlık karşısında ölçülü, etkili ve stratejik direnç gösterebilme yetisidir. Bu vakar, yalnızca duruşma salonunda değil; müvekkil görüşmesinde, adliye koridorunda, meslektaş ilişkilerinde ve sosyal medya gibi dijital kamusal alanlarda da korunmalıdır. Sosyal medya çağında avukatın sözü, tepkisi, paylaşımı, beğenisi, suskunluğu ve polemiklere katılma biçimi mesleki kimliğinin parçası haline gelmiştir. Bu makale, avukatlık vakarını savunmanın onuru, mesleki bağımsızlık, stoacı özdenetim, duruşma dramaturjisi ve Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden ele almakta; özellikle dijital görünürlük çağında avukatın mesleki ölçüsünü nasıl koruyabileceğini tartışmaktadır.</p>

<p><strong>1. Giriş: Avukatlık Bir Vakar Mesleğidir</strong></p>

<p>Avukatlık çoğu zaman bilgiyle, mevzuatla, içtihatla, dilekçeyle ve duruşma tekniğiyle tanımlanır. Elbette bunlar mesleğin vazgeçilmez araçlarıdır. Fakat avukatlığı yalnızca teknik bir hizmet faaliyetine indirgemek, onun tarihsel, etik ve kamusal niteliğini eksiltir. Avukat yalnızca bir hukuki temsilci değildir. O, hak arama alanında insan onurunun, savunma hakkının, adil yargılanma idealinin ve hukuk devletinin canlı taşıyıcılarından biridir. Bu nedenle avukatlıkta bilgi kadar <strong>vakar</strong>, teknik kadar <strong>ölçü</strong>, cesaret kadar <strong>soğukkanlılık</strong>, mücadele kadar <strong>mesleki haysiyet</strong> gerekir.</p>

<p>Vakar, avukatın kendisini büyütme çabası değildir. Tam tersine, savunmayı küçültmeme iradesidir. Avukatlık vakarı; haksızlık karşısında susmak, otoriteye boyun eğmek veya yargılama düzeninin konforuna uyum sağlamak değildir. Vakar, haksızlığa karşı çıkarken savunmanın onurunu, dilini, ölçüsünü ve ağırlığını koruyabilmektir. Bu nedenle avukatlık vakarı, yalnızca kişisel bir karakter meselesi değildir. Avukatın vakarı, savunma makamının yargı sistemi içindeki konumuyla doğrudan ilgilidir. Avukat, duruşma salonunda yalnızca kendisi olarak değil; savunma hakkının kamusal temsilcisi olarak bulunur. Onun sözünün kesilmesi, tutanağa eksik geçirilmesi, savunmasının gereksiz görülmesi veya müvekkiliyle özdeşleştirilerek küçümsenmesi yalnızca kişisel saygınlık meselesi değildir; savunma alanının daraltılmasıdır.</p>

<p>Bugün bu vakar yalnızca adliyede sınanmamaktadır. Sosyal medya çağında avukatın mesleki kişiliği dijital alanda da görünür hale gelmiştir. Bir paylaşım, bir yorum, bir beğeni, bir video, bir öfke cümlesi veya bir polemik, avukatın mesleki duruşunun parçası olarak algılanabilmektedir. Bu nedenle artık şu soruyu sormak gerekir: <strong>Avukat, hem duruşma salonunda hem de dijital kamusal alanda savunmanın vakarını nasıl koruyacaktır?</strong></p>

<p><strong>2. Vakar Nedir, Ne Değildir?</strong></p>

<p>Vakar kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazen kibirle, bazen soğuklukla, bazen suskunlukla, bazen de otorite karşısında edilgen nezaketle karıştırılır. Oysa avukatlık vakarı bunların hiçbiri değildir.</p>

<p>Vakar, <strong>kibir değildir</strong>. Kibir, kişinin kendisini başkalarının üzerinde görmesidir. Vakar ise kişinin kendi mesleki değerinin farkında olmasıdır. Kibir başkasını küçültür; vakar kendisini küçültmez. Vakar, <strong>suskunluk değildir</strong>. Avukatın susması bazen stratejik olabilir; fakat haksızlık karşısında sürekli susmak vakar değil, mesleki görünmezleşmedir. Vakar sahibi avukat, ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını, ne zaman itiraz edeceğini ve ne zaman sertleşeceğini bilir. Vakar, <strong>edilgenlik değildir</strong>. Avukatın ölçülü olması, onun mücadeleden kaçtığı anlamına gelmez. En etkili mücadele çoğu zaman ölçüsünü koruyabilen mücadeledir. Savrulan öfke, savunmayı güçlendirmez; haklı itirazı bile zayıflatabilir. Vakar, <strong>soğukluk değildir</strong>. Avukatın müvekkiline karşı mesafesi, duygusuzluk anlamına gelmez. Avukat müvekkilin acısını, korkusunu ve öfkesini görür; fakat onların içinde kaybolmaz. Müvekkilin duygusunu taşır, ama müvekkilin duygusal fırtınasına dönüşmez. Vakar, <strong>şekilcilik değildir</strong>.<br />
Cübbe, hitap dili, duruşma adabı ve mesleki nezaket önemlidir. Fakat vakar yalnızca dış görünüşe indirgenemez. Vakarın asıl sınavı baskı altında verilir. Kolay zamanlarda herkes ölçülü görünebilir. Mesele, gerilim anında ölçüyü koruyabilmektir. Bu nedenle avukatlık vakarı şöyle tanımlanabilir: <strong>Avukatlık vakarı, savunmanın onurunu koruyarak, haksızlık karşısında ölçülü fakat etkili direnç gösterebilme yetisidir.</strong></p>

<p><strong>3. Savunmanın Onuru Olarak Vakar</strong></p>

<p>Avukatın vakarı, bireysel gururdan farklıdır. Bireysel gurur incindiğinde kişi kırılır; mesleki vakar ihlal edildiğinde savunma makamı zedelenir. Avukatın “Ben burada yalnızca kişi olarak değil, savunma makamı olarak bulunuyorum” bilinci, vakarın temelidir. Bu bilinç avukata hem özgüven hem ölçü kazandırır. Çünkü kendisini yalnızca kişisel öfkesinin taşıyıcısı olarak gören avukat kolayca savrulur. Fakat savunma makamını temsil ettiğinin farkında olan avukat, öfkesini stratejiye dönüştürür.</p>

<p>Burada ince bir ayrım vardır. Avukatın vakarı, şahsi alınganlığını büyütmesi değildir. Her sert söz, her usul hatası, her kürsü tavrı kişisel bir mesele haline getirildiğinde avukat yorulur, savunma dağılır. Ancak avukat, savunma hakkını zedeleyen davranışları kişisel kırgınlık düzeyinden çıkarıp hukuki zemine taşıdığında vakar aktif hale gelir. Vakar sahibi avukat şöyle düşünür: <strong>“Mesele bana yapılan saygısızlık değil; savunma hakkının daraltılmasıdır.”</strong> Bu cümle, avukatın tepkisini kişisel öfkeden çıkarır, hukuki ve mesleki bir düzleme taşır. Böylece avukat hem kendisini korur hem de savunmanın kamusal ağırlığını güçlendirir.</p>

<p><strong>4. Duruşma Salonunda Vakar</strong></p>

<p>Duruşma salonu yalnızca hukuki argümanların çarpıştığı bir yer değildir. Aynı zamanda güçlü bir sembolik sahnedir. Kürsünün yüksekliği, cübbenin anlamı, oturma düzeni, söz verme biçimi, tutanak ritmi, hâkimin ses tonu, savcının konumu, müvekkilin bedensel hali ve izleyici atmosferi bu sahnenin parçalarıdır. Bu sahnede avukatın vakarı, savunmanın görünürlüğünü koruyan temel unsurlardan biridir. Duruşma salonunda avukat bazen şu durumlarla karşılaşır: Hâkim savunmayı gereksiz uzatma olarak görebilir. Savcı dosya merkezli bir kanaati tekrar edebilir. Tutanak, söylenenleri eksik veya çerçeveleyici biçimde geçirebilir. Müvekkil, avukatın hemen sertleşmesini isteyebilir. Karşı taraf, avukatı tahrik etmeye çalışabilir. Salon atmosferi, avukatı duygusal tepkiye zorlayabilir. İşte bu noktada vakar, avukatın sahne üzerindeki merkezini kaybetmemesidir.</p>

<p>Vakar sahibi avukat bağırmak zorunda kalmadan ağırlık kurabilir. Gerektiğinde sert konuşur; fakat sertliği savrulmuş bir öfke değil, seçilmiş bir müdahaledir. İtiraz eder; fakat itirazı kişisel atışmaya dönüştürmez. Tutanak ister; fakat tutanak talebini mesleki bir sitem olarak değil, hukuki bir zorunluluk olarak kurar. Sözünün kesilmesine tepki gösterir; fakat tepkisini savunma hakkı eksenine yerleştirir.</p>

<p>Duruşma salonunda vakarlı dil şu tür cümlelerde görünür: “Sayın mahkeme, savunma hakkının gereği olarak bu hususun tutanağa geçirilmesini talep ediyorum.” “Bu değerlendirmeye katılmıyoruz; çünkü dosyadaki delil durumu bu sonucu desteklememektedir.” “Müvekkilin aleyhine değerlendirilen bu hususa ilişkin açıklama yapma hakkımız saklı tutulamaz; bu konuda beyanda bulunmak istiyoruz.” “Bu soru, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından önemlidir. Reddedilmesi halinde gerekçesinin tutanağa geçirilmesini talep ederiz.” Bu dil ne yalvaran ne tehdit eden ne de gösteri yapan bir dildir. Bu dil, savunmanın vakarlı dilidir.</p>

<p><strong>5. Mücadele ile Ölçü Arasındaki İnce Hat</strong></p>

<p>Avukatlıkta en zor meselelerden biri şudur: Avukat hem mücadele etmek zorundadır hem de mücadelesini mesleki ölçü içinde tutmak zorundadır. <strong>Mücadele olmadan savunma görünmezleşir. Fakat ölçüsüz mücadele de savunmayı itibarsızlaştırabilir.</strong> Avukatın vakarı tam da bu iki uç arasında kurulur. Bir uçta pasif, uyumlu, görünmez ve dosyanın akışına teslim olmuş avukat tipi vardır. Diğer uçta ise her meseleyi kişisel çatışmaya dönüştüren, sürekli yükselen, öfkesini strateji sanan avukat tipi vardır. İlkinde savunma silinir; ikincisinde savunma gürültüye dönüşür. Vakarlı avukat bu iki uca da teslim olmaz.</p>

<p>Her itiraz aynı tonda yapılmaz. Her usul ihlali aynı sertlikte karşılanmaz. Her hâkim tavrı aynı cevabı gerektirmez. Her müvekkil beklentisi aynı biçimde karşılanmaz. Bazen düşük yoğunluklu bir müdahale yeterlidir. Bazen tutanak talebi gerekir. Bazen açık itiraz şarttır. Bazen savunma hakkının ihlal edildiği güçlü biçimde belirtilmelidir. Bazen de yargılamanın meşruiyetini sorgulayan daha sert bir kopuş kaçınılmaz hale gelir. Fakat bütün bu aşamalarda avukatın iç dengesi korunmalıdır. Avukat yükselse bile savrulmamalı; sertleşse bile küçülmemeli; itiraz etse bile kişisel husumet diline düşmemelidir. Bu nedenle avukatlıkta vakar, mücadeleyi yumuşatmak değil, mücadeleye <strong>ölçü, yön ve anlam</strong> kazandırmaktır.</p>

<p><strong>6. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Vakar</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından vakar, savunmanın bütün derecelerini birbirine bağlayan iç ilkedir. Savunma her durumda aynı tonda kurulamaz. Savunmanın tonu; dosyanın niteliğine, mahkemenin tavrına, delil durumuna, duruşma atmosferine, müvekkilin konumuna ve savunma hakkının karşılaştığı tehdidin yoğunluğuna göre belirlenmelidir.</p>

<p>Birinci derecede, yani tam uyum veya adaptif savunmada, vakar avukatın mahkemeyle makul ve güven verici bir ilişki kurmasında görünür. Avukat gereksiz gerilim üretmez. Dosyayı, usulü ve mahkeme ritmini dikkatle okur. Ancak bu uyum teslimiyet değildir. Vakar, uyum içinde bile savunmanın sınırlarını unutmamaktır.</p>

<p>İkinci derecede, yani mikro müdahale aşamasında, vakar küçük fakat etkili hamlelerde ortaya çıkar. Tutanak hassasiyeti, delile ilişkin kısa beyan, soru hakkının korunması, eksik kayda müdahale gibi hamleler bu düzeyin araçlarıdır. Avukat burada bağırmadan savunmanın varlığını hissettirir.</p>

<p>Üçüncü derecede, yani görünür ve kontrollü kopuşta, vakar açık itirazla birleşir. Avukat artık mahkemenin akışına yalnızca küçük müdahalelerle değil, daha belirgin bir hukuki dirençle cevap verir. Ancak bu direnç kişisel kavgaya dönüşmez. Avukat, “Ben buna karşıyım” demekten çok, “Bu usul, savunma hakkını ve delil tartışmasını zedeliyor” der.</p>

<p>Dördüncü derecede, yani sert kopuşta, vakar daha da önem kazanır. Çünkü sertleşen savunmada en büyük risk ölçünün kaybedilmesidir. Avukatın sesi yükselebilir, dili keskinleşebilir, itirazı sertleşebilir; fakat savunmanın hukuki zemini terk edilmemelidir.</p>

<p>Beşinci derecede, yani radikal kopuşta ise vakar, meşruiyet sorgulamasının ahlaki ağırlığını taşır. Avukat artık yalnızca bir usul hatasına değil, yargılamanın bütün yönelişine itiraz ediyor olabilir. Fakat burada bile avukatın tavrı gösteriye, öfke patlamasına veya kişisel meydan okumaya indirgenmemelidir.</p>

<p>HKS açısından vakar şudur: <strong>Avukatın hangi savunma vitesinde olursa olsun, savunmanın onurunu kaybetmeden hareket etmesi.</strong> Bu nedenle vakar, HKS’nin pasif unsuru değil; onun stratejik merkezidir. Çünkü kopuşu meşru kılan şey yalnızca haklılık değil, haklılığın vakarla taşınmasıdır.</p>

<p><strong>7. Stoacı Avukat ve Vakar</strong></p>

<p>Avukatlıkta vakar ile stoacı düşünce arasında çok güçlü bir bağ vardır. Stoacı yaklaşım, insanın kontrol edebileceği ve edemeyeceği şeyleri ayırmasını öğütler. Avukatlık pratiği ise bu ayrımın her gün sınandığı bir alandır. Avukat hâkimin tavrını her zaman kontrol edemez. Savcının mütalaasını kontrol edemez. Müvekkilin duygusal dalgalanmasını kontrol edemez. Karşı tarafın saldırganlığını kontrol edemez. Kamuoyunun baskısını kontrol edemez. Dosyanın geçmişte kötü yürütülmüş olmasını kontrol edemez. Fakat avukat şunları kontrol edebilir: Kendi hazırlığını. Kendi dilini. Kendi öfkesini. Kendi stratejisini. Kendi mesleki sınırlarını. Kendi tutanak hassasiyetini. Kendi susma ve konuşma zamanını. Kendi duruşma ritmini. Stoacı avukatın vakarı burada ortaya çıkar. O, kontrol edemediği şeyler karşısında dağılmaz; kontrol edebileceği alanlarda ise azami dikkat gösterir.</p>

<p>Bu yaklaşım avukatı duygusuzlaştırmaz. Tam tersine avukata derin bir iç özgürlük sağlar. Çünkü avukatın mesleki gücü, her şeyi değiştirebilmesinden değil, değiştirebileceği şeyleri kararlılıkla yapmasından doğar. Stoacı avukat, haksızlığı görmezden gelmez. Fakat haksızlık karşısında kendisini yakarak değil, savunmayı ayakta tutarak cevap verir. Bu nedenle vakar, stoacı avukatın mesleki yüzüdür.</p>

<p><strong>8. Müvekkil Karşısında Vakar</strong></p>

<p>Avukatın vakarı yalnızca mahkeme karşısında değil, müvekkil karşısında da sınanır. Hatta çoğu zaman en ağır sınav, müvekkil ilişkisinde yaşanır. Müvekkil bazen haklı bir acının içindedir. Bazen korku içindedir. Bazen öfkelidir. Bazen paranoyaya yaklaşan bir güvensizlik hali taşır. Bazen her şeyi hemen çözmek ister. Bazen avukatı yalnızca kendi duygusunun sözcüsü gibi görmek ister. Bazen de avukattan hukuki değil, neredeyse sihirli bir sonuç bekler.</p>

<p>Avukatın vakarı, müvekkilin bu dalgalanmalarına kapılmadan onun yanında durabilmesidir. Bu noktada iki yanlış tutum vardır. Birincisi, müvekkili küçümseyen, onun acısını anlamayan, kendisini yalnızca teknik uzman olarak gören soğuk avukat tavrıdır. Bu tavırda mesafe vardır ama vakar yoktur. Çünkü vakar, insanı görmezden gelmez. İkincisi, müvekkilin öfkesini bütünüyle üstlenen, onun her beklentisini hukuki gerçeklik gibi kabul eden, müvekkilin duygusal dalgasına kapılarak stratejisini kaybeden avukat tavrıdır. Bu tavırda yakınlık vardır ama mesleki merkez yoktur.</p>

<p>Vakarlı avukat üçüncü yolu kurar. Müvekkilin acısını ciddiye alır; ama acıyı hukuki stratejinin yerine koymaz. Müvekkilin öfkesini anlar; ama öfkeyi dilekçe dili haline getirmez. Müvekkilin korkusunu görür; ama korkunun dosyayı yönetmesine izin vermez. Müvekkilin beklentisini dinler; ama gerçekçi olmayan beklentiyi mesleki dürüstlükle sınırlar. Avukatın müvekkile karşı vakarlı tutumu bazen şu cümlede somutlaşır: <strong>“Sizi anlıyorum; fakat bu duyguyu dosyada etkili olacak hukuki dile çevirmemiz gerekir.”</strong> Bu cümle, avukatın hem empatisini hem sınırını hem mesleki merkezini gösterir.</p>

<p><strong>9. Sosyal Medya: Avukatın Yeni Kamusal Sahnesi</strong></p>

<p>Sosyal medya, avukat için artık tali bir alan değildir. Avukatın mesleki kimliği; X’te, Instagram’da, LinkedIn’de, YouTube’da, WhatsApp gruplarında ve dijital tartışma alanlarında da görünür hale gelmiştir. Eskiden avukatın sözü daha çok dilekçede, duruşmada, meslek toplantılarında veya sınırlı çevrelerde yankılanırken; bugün bir paylaşım binlerce kişiye ulaşabilir. Bir yorum bağlamından koparılabilir. Bir öfke cümlesi kalıcı hale gelebilir. Bir dosya paylaşımı müvekkil mahremiyetini zedeleyebilir. Bir başarı anlatısı mesleki reklam sınırlarını zorlayabilir. Bir polemik, avukatın mesleki ağırlığını azaltabilir. Bu nedenle sosyal medya, avukat için yalnızca ifade alanı değildir. Aynı zamanda bir <strong>mesleki temsil sahnesidir</strong>.</p>

<p>Avukat sosyal medyada elbette düşünce açıklayabilir, hukuki tartışmalara katılabilir, yargı kararlarını eleştirebilir, adaletsizliklere dikkat çekebilir, mesleki sorunları gündeme taşıyabilir. Avukatın kamusal söz söyleme hakkı vardır; hatta kimi durumlarda bu, savunma mesleğinin toplumsal işlevinin doğal sonucudur. Ancak bu söz söyleme hakkı, mesleki vakar ile birlikte kullanılmalıdır.</p>

<p>Sosyal medyada vakar, avukatın susması anlamına gelmez. Tersine, avukatın konuşurken kendi mesleki ağırlığını kaybetmemesi anlamına gelir. Avukatın sosyal medya ilkesi şu olmalıdır: <strong>Avukatın sözü görünür olabilir; fakat savunmanın onuru gösteriye dönüşmemelidir.</strong></p>

<p><strong>10. Sosyal Medyada Görünürlük ile Vakar Arasındaki Gerilim</strong></p>

<p>Sosyal medya avukat için görünürlük sağlar. Bu görünürlük kimi zaman mesleki bilinirliği artırır, hukuki farkındalık yaratır, meslektaşlar arasında dayanışma kurar ve avukatın kamusal etkisini güçlendirir. Fakat görünürlük, ölçüsüzleştiğinde avukatlık vakarı için ciddi bir riske dönüşür. Çünkü görünürlük arzusu, zamanla mesleki niteliğin önüne geçebilir. Avukat hukuki bilgi üretmek yerine sürekli kendisini göstermek isteyebilir. Dosyalar başarı hikâyesine, müvekkil dramları içerik malzemesine, duruşma anıları takipçi kazanma aracına dönüşebilir.</p>

<p>Burada ince bir ayrım vardır. Avukat mesleki bilgisini paylaşabilir; fakat avukatlık hizmetini gösteriye dönüştürmemelidir. Avukat kazandığı davadan bahsedebilir; fakat müvekkilin mahremiyetini ve meslek etiğini ihlal etmemelidir. Avukat hukuki değerlendirme yapabilir; fakat devam eden dosyalarda yargılamayı etkileyecek, kişileri hedef gösterecek veya savunma stratejisini açığa çıkaracak paylaşımlardan kaçınmalıdır. Avukat toplumsal meselelerde konuşabilir; fakat hukuki düşünceyi öfke pazarlamasına dönüştürmemelidir.</p>

<p>Sosyal medya görünürlüğünün en tehlikeli tarafı şudur: Kişi zamanla söylediği sözün doğruluğundan çok, o sözün aldığı etkileşimle ilgilenmeye başlar. Beğeni, paylaşım, yorum ve takipçi sayısı mesleki ölçünün yerine geçerse avukatın dili değişir. Daha keskin, daha alaycı, daha teşhirci, daha saldırgan ve daha iddialı bir dile kayabilir. Oysa avukatın sözü, algoritmanın hoşuna gidecek şekilde değil, mesleğin onuruna uygun şekilde kurulmalıdır.</p>

<p><strong>11. Dosya Mahremiyeti ve Sır Saklama Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinin en temel ilkelerinden biri sır saklama yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük yalnızca klasik anlamda belge ve bilgi saklamayı değil, sosyal medyada dosya ve müvekkil mahremiyetini korumayı da kapsar. Avukatın elindeki dosya, onun dijital içerik malzemesi değildir. Müvekkilin acısı, yargılama hikâyesi, mağduriyet anlatısı veya beraat sevinci, avukatın görünürlüğünü artırmak için gelişigüzel kullanılabilecek unsurlar değildir.</p>

<p>Sosyal medyada dosya mahremiyetinin ihlali her zaman açık isim vermekle gerçekleşmez. Bazen kişi isimleri gizlenmiş olsa bile olayın ayrıntıları, yer, tarih, kurum, taraf sıfatları veya özel bilgilerden dosya anlaşılabilir hale gelir. Bazen müvekkilin izni olduğu düşünülse bile ileride zarar doğurabilecek bilgiler paylaşılabilir. Bazen de avukat, kendi başarısını anlatmak isterken müvekkilin özel hayatını, yargılama stratejisini veya kişisel verilerini görünür kılar.</p>

<p>Burada temel ilke şu olmalıdır: <strong>Bir dosya sosyal medyada anlatılmadan önce yalnızca “hukuken paylaşılabilir mi?” diye değil, “mesleki vakar açısından paylaşılmalı mı?” diye de sorulmalıdır.</strong> Çünkü bazı şeyler hukuken mümkün olsa bile mesleki olarak doğru olmayabilir. Avukatın vakarı, sadece yasak sınırında durmaz; daha derin bir ölçü duygusuyla hareket eder.</p>

<p>Dosya mahremiyeti konusunda vakarlı avukat şunlara dikkat eder: Müvekkilin kimliğini açık veya dolaylı biçimde ifşa etmez. Yargılamanın gidişatını etkileyecek stratejik bilgileri paylaşmaz. Mağduriyet hikâyesini duygusal etkileşim malzemesine dönüştürmez. Başarı anlatısını müvekkilin mahremiyetinin önüne koymaz. Devam eden yargılamada karşı tarafı veya tanıkları hedef göstermez. Kişisel verileri, özel hayatı ve sır niteliğindeki bilgileri korur. Bu dikkat, avukatın sosyal medyadaki mesleki vakarının temelidir.</p>

<p><strong>12. Müvekkil Dramının Dijital Pazarlanması</strong></p>

<p>Sosyal medyada avukatlık vakarını zedeleyen en sorunlu alanlardan biri, müvekkil dramının dijital pazarlamaya dönüştürülmesidir. Bazı davalar insanî açıdan ağırdır. Ölüm, yaralanma, boşanma, velayet, cinsel suç, ekonomik yıkım, haksız tutuklama, iş kazası, mobbing, şiddet, miras kavgası veya kamusal infial içeren dosyalar zaten yüksek duygu yükü taşır. Avukat bu dosyalarda yalnızca hukuki temsilci değil, çoğu zaman müvekkilin kırılganlığını da taşıyan kişidir.</p>

<p>İşte tam bu nedenle avukatın sosyal medya dili daha dikkatli olmalıdır. Müvekkilin acısı, avukatın reklam cümlesine dönüşmemelidir. Müvekkilin mağduriyeti, takipçi artırma aracına çevrilmemelidir. Müvekkilin gözyaşı, avukatın mesleki markasının fon görüntüsü haline getirilmemelidir. Avukatın görevi mağduriyeti görünür kılmak olabilir; fakat mağduriyeti tüketmek değildir. Avukatın görevi hak ihlaline dikkat çekmek olabilir; fakat insan acısını mesleki vitrine dönüştürmek değildir.</p>

<p>Bu noktada avukat şu ayrımı yapmalıdır: <strong>Hak mücadelesini görünür kılmak başka şeydir; müvekkilin dramı üzerinden kendini görünür kılmak başka şeydir.</strong> İlkinde savunma vardır. İkincisinde mesleki vakar kaybı vardır.</p>

<p><strong>13. Başarı Paylaşımları ve Mesleki Ölçü</strong></p>

<p>Avukatın başarılı işlerini paylaşması bütünüyle yanlış görülemez. Bir avukat hukuki görüşünü, akademik çalışmasını, kazandığı ilkesel bir kararı veya kamu yararı taşıyan bir sonucu paylaşabilir. Bu tür paylaşımlar mesleki bilgi dolaşımına da katkı sunabilir. Ancak başarı paylaşımı ile başarı gösterisi arasında fark vardır. Başarı paylaşımı öğreticidir. Başarı gösterisi teşhircidir. Başarı paylaşımı hukuki meseleyi merkeze alır. Başarı gösterisi avukatı merkeze alır. Başarı paylaşımı ölçülü bir bilgi aktarımıdır. Başarı gösterisi “ben yaptım, ben kazandım, ben çözdüm” diline dayanır.</p>

<p>Avukatlıkta hiçbir dosya yalnızca avukatın kişisel zafer alanı değildir. Dosyada müvekkilin hayatı, mahkemenin değerlendirmesi, deliller, usul, karşı taraf, bazen başka meslektaşların emeği ve yargılamanın karmaşık yapısı vardır. Bu nedenle avukatın başarı anlatısı, mesleğin ciddiyetine uygun bir ölçü taşımalıdır. Vakarlı bir başarı paylaşımı şöyle olabilir: “Şu hukuki sorun bakımından önemli olduğunu düşündüğümüz bir karar elde edildi. Kararda özellikle şu ilke vurgulanmıştır…” Ölçüsüz başarı gösterisi ise çoğu zaman şu havayı taşır: “Yine biz kazandık. İmkânsızı başardık. Müvekkilimizi kurtardık. Bu alanda tek adres biziz.” İkinci dil sosyal medyada etkileşim alabilir. Fakat avukatlık vakarını inceltir. Çünkü avukatlık, pazarlama sloganına indirgenecek bir meslek değildir.</p>

<p><strong>14. Polemik Kültürü ve Avukatın Dijital Dili</strong></p>

<p>Sosyal medya polemiği sever. Kısa, sert, alaycı ve yaralayıcı cümleler çoğu zaman daha fazla görünür olur. Bu atmosferde avukatın dili kolayca bozulabilir. Avukat her tartışmaya girmek zorunda değildir. Her yanlış yorumu düzeltmek zorunda değildir. Her provokasyona cevap vermek zorunda değildir. Her hakareti aynı anda karşılamak zorunda değildir. Her gündemde söz söylemek zorunda değildir.</p>

<p>Avukatlık muhakeme mesleğidir. Muhakeme ise hızdan önce düşünmeyi gerektirir. Sosyal medyada avukatın vakarı, bazen cevap vermemekte görünür. Çünkü bazı tartışmalar içine gireni de küçültür. Bazı polemikler avukatın bilgisini değil sabırsızlığını görünür kılar. Bazı cevaplar haklı olunsa bile mesleki ağırlığı azaltır.</p>

<p>Bu nedenle vakarlı avukat sosyal medyada şu soruları kendisine sormalıdır:</p>

<p>Bu tartışmaya girmem mesleki olarak gerekli mi?<br />
Bu cevap hukuki bir katkı mı sunuyor, yoksa yalnızca öfke boşaltımı mı?<br />
Bu üslup bana mı yakışıyor, savunma makamına mı?<br />
Bu paylaşım yarın bir dosyada, bir müvekkil görüşmesinde veya bir mesleki ortamda karşıma çıktığında arkasında durabilecek miyim?<br />
Bu söz, avukatlık vakarımı güçlendiriyor mu, yoksa beni sıradan bir dijital kavga aktörüne mi dönüştürüyor?</p>

<p>Sosyal medya çağında avukatın en önemli becerilerinden biri, <strong>cevap verme gücüne sahip olduğu halde cevap vermeme ölçüsünü koruyabilmesidir</strong>.</p>

<p><strong>15. Yargı Eleştirisi ve Mesleki Vakar</strong></p>

<p>Avukat yargı sistemini eleştirebilir. Hatta bazı durumlarda eleştirmelidir. Çünkü avukatlık yalnızca bireysel dosya takibi değil, aynı zamanda hukuk devletinin savunulması mesleğidir. Yargısal sorunlar, hak ihlalleri, usul güvencelerinin zayıflaması, savunma hakkının kısıtlanması, tutuklama pratiği, gerekçesiz kararlar, duruşma kültüründeki sorunlar ve adil yargılanma hakkına ilişkin krizler avukatın kamusal söz alanına girer.</p>

<p>Fakat yargı eleştirisi ile kişisel saldırı birbirine karıştırılmamalıdır. Vakarlı yargı eleştirisi, kurumsal ve hukuki düzlemde yapılır. Ölçüsüz saldırı ise kişileri hedef alan, aşağılayan, hakaret eden veya yargılamanın özünü zedeleyen bir dile kayar. Avukatın yargı eleştirisi sert olabilir. Sertlik tek başına vakara aykırı değildir. Fakat sertliğin hukuki zemini olmalıdır. Avukatın dili gerekçeyle ağırlaşmalıdır, hakaretle değil.</p>

<p>Örneğin şu dil vakarlı bir eleştiri dilidir: “Bu kararın gerekçesi, delillerin tartışılması ve savunma hakkının etkin kullanımı bakımından ciddi sorunlar taşımaktadır.” “Tutuklama gerekçesinin soyut kalması, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından kabul edilemez bir uygulamaya işaret etmektedir.” “Duruşmada savunmanın beyanının tutanağa eksik geçirilmesi, yalnızca teknik bir eksiklik değil, denetlenebilir yargılama hakkını zedeleyen bir sorundur.” Buna karşılık kişiyi aşağılayan, küçümseyen, hakaret eden veya yargı aktörlerini toplu biçimde itibarsızlaştıran dil, avukatın eleştirisini güçlendirmez; aksine zayıflatır. Çünkü vakarlı eleştiri, muhatabını küçültmeye değil, hukuki sorunu görünür kılmaya odaklanır.</p>

<p><strong>16. Sosyal Medyada Avukatın Öfkesi</strong></p>

<p>Avukatlık yoğun duygu yükü taşıyan bir meslektir. Avukat haksızlık görür, mağduriyet dinler, tutuklama kararlarıyla karşılaşır, müvekkilin çaresizliğine tanık olur, bazen yargısal duyarsızlıkla mücadele eder. Bu nedenle avukatın öfkelenmesi insani ve anlaşılabilir bir durumdur. Fakat avukatın mesleki değeri, öfkelenmemesinde değil; öfkesini nasıl dönüştürdüğünde ortaya çıkar. Sosyal medya öfkeyi çok hızlı dolaşıma sokar. Avukatın ilk öfke anında yazdığı bir cümle, saatler içinde yayılabilir, yanlış anlaşılabilir, bağlamından koparılabilir veya mesleki sorun haline gelebilir. Bu nedenle sosyal medyada avukat için en önemli disiplinlerden biri, <strong>öfke ile paylaşım arasına mesafe koymaktır</strong>.</p>

<p>Her öfke paylaşılmak zorunda değildir. Her haklı tepki hemen yazılmak zorunda değildir. Her sert cümle kamuya açık alana bırakılmak zorunda değildir.</p>

<p>Vakarlı avukat öfkesini bastırmaz; onu hukuki dile çevirir.</p>

<p>Öfke şöyle diyebilir:</p>

<p>“Bu rezalettir!”</p>

<p>Hukuki dil şöyle der:</p>

<p>“Bu uygulama, savunma hakkının etkin kullanımını ve yargılamanın çelişmeli niteliğini zedelemektedir.”</p>

<p>Öfke şöyle diyebilir:</p>

<p>“Bu karar hukuksuzdur!”</p>

<p>Vakarlı hukuki dil şöyle der:</p>

<p>“Kararın gerekçesi, dosya kapsamındaki delillerle ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır.”</p>

<p>Öfke şöyle diyebilir:</p>

<p>“Böyle yargılama olmaz!”</p>

<p>Vakarlı savunma dili şöyle der:</p>

<p>“Bu usul, yargılamanın adil ve denetlenebilir biçimde yürütülmesi bakımından ciddi sakıncalar doğurmaktadır.”</p>

<p>Aradaki fark yalnızca kelime farkı değildir. Bu fark, avukatın mesleki merkezini koruyup korumadığıyla ilgilidir.</p>

<p><strong>17. Sosyal Medyada Susma Stratejisi</strong></p>

<p>Avukatlıkta susmak her zaman pasiflik değildir. Bazen susmak, savunmanın en stratejik hareketidir. Bu ilke sosyal medyada daha da önemlidir. Çünkü sosyal medya kullanıcıyı sürekli konuşmaya zorlar. Gündem hızlıdır. Herkes bir şey söylemektedir. Sessiz kalan kişi eksik, pasif veya ilgisiz görünmekten çekinebilir. Fakat avukat açısından her konuda konuşmak zorunluluk değildir.</p>

<p>Bazı konularda susmak, dosya mahremiyetini korumaktır. Bazı konularda susmak, müvekkilin yararını korumaktır. Bazı konularda susmak, polemiğe malzeme vermemektir. Bazı konularda susmak, eksik bilgiyle kanaat açıklamamaktır. Bazı konularda susmak, hukuki değerlendirme için zaman tanımaktır.</p>

<p>Sosyal medyada susma stratejisi, avukatın kendi sözünü ucuzlatmamasını sağlar. Her konuda konuşan avukatın sözü çoğalır ama ağırlığı azalabilir. Buna karşılık ölçülü konuşan avukatın sözü daha azdır ama daha etkili olabilir.Vakarlı avukat bilir: <strong>Her doğru hemen söylenmek zorunda değildir. Her doğru herkesin önünde söylenmek zorunda değildir. Her doğru aynı tonda söylenmek zorunda değildir. </strong>Bu, korkaklık değil; mesleki süzgeçtir.</p>

<p><strong>18. Dijital Linç Karşısında Avukatın Konumu</strong></p>

<p>Sosyal medya kimi zaman hak arama imkânı sunar; kimi zaman ise dijital linç mekanizmasına dönüşür. Bir kişi, kurum, hâkim, savcı, avukat, sanık, mağdur veya tanık sosyal medyada hızla hedef haline getirilebilir. Avukatın görevi linç kültürüne eklemlenmek değil, hukuki aklı korumaktır. Bu özellikle ceza yargılamasında önemlidir. Çünkü ceza yargılaması, insan onurunun, özgürlüğünün ve toplumsal güvenliğin en ağır biçimde kesiştiği alandır. Sosyal medya ise çoğu zaman bu ağırlığı taşıyacak usul bilincine sahip değildir. Orada “sanık” kolayca “suçlu”ya, “iddia” kolayca “gerçek”e, “şüphe” kolayca “mahkûmiyet”e dönüşebilir.</p>

<p>Avukatın vakarı, popüler kanaatin karşısında hukuki kavramları savunabilmesidir. Masumiyet karinesi, kamuoyunun hoşuna gitmese de savunulmalıdır. Adil yargılanma hakkı, ağır suç isnatlarında da korunmalıdır. Savunma hakkı, toplumun öfkelendiği kişiler için de geçerlidir. Delil tartışması, infialin yerine geçmelidir. Avukat sosyal medyada bunu söylediğinde tepki alabilir. Fakat avukatlık tam da bu zorluğu taşır. Avukat yalnızca sevilen kişilerin değil, toplumun öfkesine hedef olan kişilerin de hukukunu savunabilecek mesleki vakara sahip olmalıdır. Bu nedenle avukatın dijital linç karşısındaki ilkesi şudur: <strong>Kalabalığın öfkesi, hukukun usulünü ortadan kaldırmaz.</strong></p>

<p><strong>19. Sosyal Medyada Hibrit Kopuş Savunması</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, sosyal medya için de uygulanabilir bir düşünme biçimi sunar. Çünkü dijital alanda da her haksızlığa aynı tonda cevap verilmemelidir. Her olay radikal kopuş gerektirmez. Her yargı eleştirisi en sert dille yapılmak zorunda değildir. Her mesleki sorun infial diline taşınmamalıdır.</p>

<p>Sosyal medyada da bir “vites sistemi” gerekir. Birinci derece, bilgilendirici ve sakin paylaşımdır. Avukat hukuki kavramı açıklar, yanlış bilgiyi düzeltir, kamusal farkındalık yaratır.</p>

<p>İkinci derece, mikro müdahaledir. Eksik veya hatalı bir kamuoyu algısına kısa, ölçülü ve hukuki bir açıklamayla müdahale edilir.</p>

<p>Üçüncü derece, açık eleştiridir. Bir karar, uygulama veya kurumsal sorun hakkında daha belirgin hukuki eleştiri yapılır.</p>

<p>Dördüncü derece, sert kopuştur. Savunma hakkını, kişi özgürlüğünü, adil yargılanmayı veya hukuk devleti ilkesini ağır biçimde zedeleyen durumlarda daha sert ve açık bir dil kurulur.</p>

<p>Beşinci derece, meşruiyet sorgulamasıdır. Yargılamanın veya uygulamanın temel hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığı durumlarda sistemsel eleştiri yapılır.</p>

<p>Ancak bütün bu derecelerde ortak ilke şudur: <strong>Vakar kaybedilmemelidir.</strong> Sosyal medyada HKS, avukatın sürekli bağırması değil; ne zaman hangi tonda konuşacağını bilmesidir. Dijital kopuş, öfke patlaması değil; stratejik ve hukuki bir görünür kılma faaliyetidir.</p>

<p><strong>20. Kişisel Hesap Mesleki Sorumluluktan Bağımsız mıdır?</strong></p>

<p>Sosyal medya tartışmalarında sıkça şu savunma yapılır: “Bu benim kişisel hesabım.” Bu cümle kısmen doğrudur. Avukatın elbette kişisel hayatı, mizahı, zevkleri, düşünceleri ve özel alanı vardır. Fakat avukatın kişisel hesabı tamamen meslek dışı bir alan da değildir. Çünkü dijital ortamda kişisel ve mesleki kimlikler iç içe geçer. Özellikle hesapta avukat unvanı kullanılıyorsa, hukuki yorumlar yapılıyorsa, mesleki başarılar paylaşılıyorsa, müvekkil veya dosya odaklı içerikler bulunuyorsa, o hesap artık bütünüyle kişisel sayılamaz.</p>

<p>Burada amaç avukatın hayatını daraltmak değildir. Amaç, avukatın sosyal medya kullanımında mesleki bilinç taşımasını sağlamaktır. Avukat özel hayatına ilişkin paylaşım yapabilir. Fakat bu paylaşımın mesleğin saygınlığıyla açıkça çelişmemesine dikkat etmelidir. Avukat mizah yapabilir. Fakat insan onurunu, tarafları, müvekkilleri veya yargı aktörlerini aşağılayan bir dile kaymamalıdır. Avukat toplumsal meselelerde sert söz söyleyebilir. Fakat hakaret, hedef gösterme ve sır ihlali çizgisine dikkat etmelidir. Kişisel hesap, mesleki sorumluluktan bütünüyle azade bir alan değildir. Avukatın vakarı, kişisel alanda da mesleki kimliğini bütünüyle unutmadığı bir dengeyi gerektirir.</p>

<p><strong>21. WhatsApp Grupları ve Kapalı Dijital Alan Yanılgısı</strong></p>

<p>Sosyal medya yalnızca açık platformlardan ibaret değildir. WhatsApp grupları, Telegram kanalları, meslek grupları, kapalı forumlar ve özel yazışmalar da dijital mesleki alanın parçasıdır. Avukatlar çoğu zaman kapalı gruplarda daha rahat konuşur. Fakat dijital çağda hiçbir kapalı alan tamamen kapalı değildir. Bir ekran görüntüsü, bir ses kaydı, bir mesaj aktarımı veya bağlamından koparılmış bir cümle mesleki sorun haline gelebilir.Bu nedenle avukatın dijital vakarı yalnızca kamuya açık hesaplarda değil, kapalı meslek gruplarında da korunmalıdır.</p>

<p>Meslektaşını aşağılayan dil, kapalı grupta da sorunludur. Müvekkil sırrını ifşa eden mesaj, kapalı grupta da sır ihlalidir. Hâkim veya savcı hakkında hakaret içeren ifade, kapalı grupta da mesleki vakarı zedeler. Dosya bilgisi paylaşımı, kapalı grupta da dikkat gerektirir. Avukat dijital alanda şu varsayımla hareket etmelidir: <strong>Yazdığım her şey bir gün bağlamından koparılarak karşıma çıkabilir.</strong> Bu korku kültürü yaratmak için değil, mesleki özen bilincini güçlendirmek için önemlidir.</p>

<p><strong>22. Genç Avukatlar ve Dijital Görünürlük Baskısı</strong></p>

<p>Sosyal medya özellikle genç avukatlar üzerinde ciddi bir görünürlük baskısı yaratmaktadır. Mesleğe yeni başlayan avukat, ekonomik zorluklar, müvekkil bulma kaygısı, rekabet, ofis kurma yükü ve meslekte tanınma arzusu nedeniyle sosyal medyada daha fazla görünmek isteyebilir. Bu anlaşılır bir durumdur. Genç avukatın kendisini ifade etme, bilgi paylaşma, mesleki çevre kurma ve hukuki alanlarda görünürlük kazanma ihtiyacı vardır. Ancak bu ihtiyaç, mesleki vakar ve etik ölçüyle dengelenmelidir.</p>

<p>Genç avukat için tehlike şudur: Henüz mesleki derinlik tam oluşmadan dijital kimlik mesleki kimliğin önüne geçebilir. Avukat, dosya çalışarak, duruşma tecrübesi edinerek, dilekçe yazarak, müvekkil ilişkisi yöneterek ve hukuki muhakemesini geliştirerek büyümek yerine sosyal medya performansıyla büyüdüğünü sanabilir. Oysa avukatlık, görünürlükle değil, derinlikle olgunlaşır.</p>

<p>Genç avukat sosyal medyada bulunabilir; fakat kendisini aceleyle “uzman”, “otorite”, “çözüm merkezi” veya “tek adres” gibi sunmaktan kaçınmalıdır. Mesleğin ilk yıllarında en güçlü vakar, öğrenmeye açıklık ve ölçülü özgüvendir. Genç avukatın dijital ilkesi şu olabilir: <strong>Görünür ol, ama olduğundan büyük görünmeye çalışma. Bilgi paylaş, ama gösteriye dönüşme. Öğrenirken konuş, fakat konuşurken öğrenmeyi bırakma.</strong></p>

<p><strong>23. Sosyal Medyada Avukatlık Vakarını Korumak İçin Pratik Ölçüler</strong></p>

<p>Sosyal medyada avukatlık vakarını korumak için bazı pratik ölçüler geliştirilebilir.</p>

<p>Birincisi, öfke anında paylaşım yapılmamalıdır. İlk tepki çoğu zaman en zayıf mesleki tepkidir. Beklemek, avukatın dilini güçlendirir.</p>

<p>İkincisi, dosya paylaşmadan önce yalnızca hukuki değil, mesleki ölçü de düşünülmelidir. Hukuken paylaşılabilir olması yetmez; mesleki olarak paylaşılması da doğru olmalıdır.</p>

<p>Üçüncüsü, müvekkilin izni olsa bile mahremiyet korunmalıdır. Müvekkil her zaman paylaşımın ileride doğuracağı sonuçları öngöremeyebilir. Avukat öngörmelidir.</p>

<p>Dördüncüsü, başarı hukuki mesele üzerinden anlatılmalıdır. Avukat kendisini değil, ilkeyi merkeze almalıdır.</p>

<p>Beşincisi, hakaretle değil gerekçeyle sertleşilmelidir. Sert eleştiri mümkündür; fakat hakaret savunmayı küçültür.</p>

<p>Altıncısı, her tartışmaya girilmemelidir. Bazı tartışmalar kazanılsa bile mesleki ağırlık kaybettirir.</p>

<p>Yedincisi, kişisel hesap bahanesine sığınılmamalıdır. Avukat unvanı dijital alanda da mesleki sorumluluk doğurur.</p>

<p>Sekizincisi, paylaşımın yarın karşıya çıkabileceği düşünülmelidir. Bir müvekkil, hâkim, savcı, meslektaş veya disiplin kurulu bu paylaşımı okuduğunda avukat onun arkasında durabilecek midir?</p>

<p>Dokuzuncusu, sosyal medya yalnızca tepki alanı değil, bilgi üretme alanı olarak kullanılmalıdır. Sadece polemik değil, kavram üretmek gerekir.</p>

<p>Onuncusu, susmak da strateji sayılmalıdır. Bazen en vakarlı paylaşım, yapılmayan paylaşımdır.</p>

<p><strong>24. Vakarın Kaybı: Avukatın Küçülme Riski</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği, vakarı kolayca aşındıran bir meslektir. Ekonomik baskı, müvekkil beklentisi, duruşma yoğunluğu, yargısal nezaketsizlik, emek değersizliği, sürekli kriz hali, dosya yükü, meslektaş rekabeti ve adliyedeki gündelik hiyerarşi avukatı zamanla yıpratır. Bu yıpranma yalnızca tükenmişlik olarak ortaya çıkmaz. Bazen avukatın dilini bozar. Bazen sabrını azaltır. Bazen mesleki sınırlarını eritir. Bazen müvekkile karşı tahammülsüzlük, hâkime karşı patlayıcı öfke, meslektaşa karşı kıskançlık, dosyaya karşı ilgisizlik veya adalete karşı sinizm olarak görünür.</p>

<p>Vakar kaybı çoğu zaman bir anda gerçekleşmez. Küçük küçük olur. Avukat önce emeğinin görülmediğini hisseder. Sonra sözünün değer taşımadığını düşünür. Sonra “nasıl olsa bir şey değişmiyor” demeye başlar. Sonra mesleki özeni azaltır. Sonra ya sertleşir ya da umursamazlaşır. En sonunda savunmanın onurunu değil, mesleğin yorgunluğunu temsil etmeye başlar.Bu nedenle vakar, yalnızca dışa dönük bir meslek adabı değil, avukatın iç dünyasını koruyan bir direnç biçimidir. Avukat kendi vakarını korurken aslında mesleki benliğini de korur. Avukatın vakarı zedelendiğinde yalnızca tavrı bozulmaz; savunmanın iç sesi de zayıflar.</p>

<p><strong>25. Sonuç: Duruşma Salonundan Dijital Alana Cübbenin Ağırlığı</strong></p>

<p>Avukatlık vakarı, mesleğin süsü değil, omurgasıdır. Vakar olmadan bilgi gösteriye, mücadele gürültüye, cesaret kabalığa, nezaket teslimiyete, mesafe ise soğukluğa dönüşebilir.</p>

<p>Avukatın vakarı, onun haksızlık karşısında susması değildir. Tam tersine vakar, avukatın haksızlık karşısında kendi merkezini kaybetmeden direnebilmesidir.</p>

<p>Vakarlı avukat, ne kürsünün gölgesinde silinir ne de öfkesinin gürültüsünde savunmayı boğar. Müvekkilin acısını görür ama acının içinde kaybolmaz. Mahkemenin otoritesini tanır ama savunmanın bağımsızlığından vazgeçmez. Mesleki nezaketi korur ama haksız usule sessiz kalmaz. Sertleşmesi gerektiğinde sertleşir; fakat sertliği savunmanın hukukiliğini gölgelemez.</p>

<p>Sosyal medya çağında bu vakar daha da önem kazanmıştır. Çünkü avukat artık yalnızca duruşma salonunda değil, dijital kamusal alanda da görünürdür. Cübbe fiziksel olarak üzerinde olmasa bile, savunma makamının ağırlığı onun sözünde, üslubunda, paylaşımında, suskunluğunda ve sınırlarında varlığını sürdürür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle sosyal medyada avukatlık vakarı; susmak, korkmak veya görünmez olmak değildir. Konuşurken ölçüyü, eleştirirken hukuki zemini, görünür olurken mahremiyeti, mücadele ederken savunmanın onurunu koruyabilmektir.</p>

<p>Son söz olarak şunu söylemek mümkündür: <strong>Avukatın vakarı, kendisini büyük gösterme çabası değil; savunmayı küçük düşürmeme iradesidir.</strong> Sosyal medya çağında bu cümleye bir cümle daha eklemek gerekir: <strong>Avukatın sözü görünür olabilir; fakat savunmanın onuru gösteriye dönüşmemelidir.</strong> Çünkü avukatın asıl gücü, en çok bağırdığı yerde değil; en çok duyulduğu halde kendisini kaybetmediği yerde ortaya çıkar. Duruşma salonunda da sosyal medyada da cübbenin ağırlığı tam burada korunur: Avukat, kalabalığın hızına, müvekkilin öfkesine, yargının konforuna ve algoritmanın kışkırtmasına kapılmadan hukukun yavaş ama onurlu aklını temsil etmeye devam ettiğinde.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlik-ve-vakar-durusma-salonundan-sosyal-medyaya-savunmanin-onurunu-korumak-1</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 11:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/baro/avukat-durusmsdf.jpg" type="image/jpeg" length="89840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 2025/4415 E., 2025/4805 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20254415-e-20254805-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20254415-e-20254805-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 04/11/2025 tarihli, 2025/4415 E., 2025/4805 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONİKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2025/4415<br />
Karar No : 2025/4805</strong></p>

<p>DAVACI : ... Barosu Başkanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>DAVALI : ... Bakanlığı</p>

<p>DAVANIN KONUSU : 02/01/2022 tarih ve 31707 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nde değişiklik yapılmasına ilişkin 11/07/2025 tarih ve 32953 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmeliğin Eki 1 sayılı Cetvelin “Genel Müdürlükler” başlıklı (F) bendinin birim/unvanların belirlendiği dördüncü sırasında yer alan “Hukuk Müşaviri, Avukat” ibarelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkimi ...'nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olduğu belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin ehliyet yönünden de inceleneceği; 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise, dava dilekçesinde ehliyet yönünden kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>2577 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlenmektedir.<br />
Dava konusu uyuşmazlıkta, davacı ... Nolu Barosu Başkanlığı, kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşudur.</p>

<p>Anayasa'nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinin birinci fıkrasında, barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında da, Anayasa'nın 135. maddesine benzer biçimde baroların kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; dava konusu Yönetmelik ile davalı idarede görev yapan kamu görevlilerinin disiplin işlemlerini yürütecek olan disiplin amirlerinin belirlendiği, iptali istenilen düzenlemenin, davacı Baronun üyelerinin avukatlık sıfatıyla değil, Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında görev yapan hukuk müşaviri ve avukatların disiplin amirinin "Daire Başkanı" olarak belirlenmesiyle ilgili bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda; yukarıda anılan Kanun ve Anayasa hükümleri kapsamında bir değerlendirme yapıldığında; dava konusu Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nde yapılan değişikliklerin, doğrudan davacı Baronun tüzel kişiliğinin ya da üyelerinin hak ve menfaatini etkilemediği gibi, 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesinde barolara verilen görevlerle ve avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenlemenin de getirilmediği anlaşıldığından, davacı ... Nolu Barosu Başkanlığının bu davada dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,</p>

<p>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>3. Kullanılmayan ...-TL yürütmenin durdurulması harcının ve posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 04/11/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20254415-e-20254805-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 27 May 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/danistay1-2.jpg" type="image/jpeg" length="29003"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84609"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="99521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="36673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="56295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="39021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="41053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="65703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="44714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="67934"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="76352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="34496"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
