<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2026 11:54:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9772 E., 2026/4402 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259772-e-20264402-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259772-e-20264402-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2026 tarihli, 2025/9772 E., 2026/4402 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C </strong></p>

<p><strong>YARGITAY </strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas No: 2025/9772</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2026/4402</strong></p>

<p><strong>Tarihi: 12.05.2026</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi.</p>

<p>Davalılar vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.05.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duruşma günü davalılar vekili Avukat A. D. ve davacı vekili Avukat E. P. geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işveren nezdinde 15.05.1998 tarihinden itibaren sırasıyla güvenlik personeli, güvenlik şefi, güvenlik müdürü, idari işler müdürü ve son 2 yıl da direktör olarak çalışmaya devam ettiğini, iş sözleşmesinin ödenmeyen işçilik alacakları ve işverence hakarete maruz bırakılması sebepleriyle müvekkilince haklı nedenle feshedildiğini, müvekkilinin 07.00-23.00, 24.00 saatlerine varan çalışmaları olduğunu, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatillerin tümünde çalışmaya devam ettiğini, söz konusu çalışmaların ödenmediğini, yıllık izinlerinin tam olarak kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları ile manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>CEVAP</strong></p>

<p>Davalılar vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, manevi tazminat talebinin belirsiz alacak davası şeklinde açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının 29.06.2020 tarihinde istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, 2013-2020 yılları arasında operasyon yönetici olarak üst düzey yönetici sıfatıyla çalıştığını, asgari ücretin çok üzerinde ücret alan davacının fazla çalışma ücretine hak kazanmasının mümkün olmadığını, ayrıca başka dosyalarda davalı tanığı olarak vermiş olduğu beyanlarında işyerinde 45 saati aşan çalışma bulunmadığını ikrar ettiğini, hak kazanıp da ödenmeyen herhangi bir alacağı bulunmadığı gibi 2011 yılında satın aldığı evin bedelinin bir kısmı müvekkili Şirketçe karşılandığından söz konusu miktarın da işçilik alacaklarından mahsubu gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dinlenen tanık anlatımları ve dosya kapsamına göre davalı Şirketlerin aynı gruba bağlı oldukları, davacının her iki Şirkete hizmet verdiği, bu kapsamda davalılar arasında organik bağ ve birlikte istihdam şartları oluştuğundan işçilik alacaklarından müştereken sorumlu oldukları, davacının İstanbul 21. İş Mahkemesinde tanık olarak verdiği ifadede ücretlerin tamamının bankadan ödendiğini ikrar ettiği, ikrarının kendisini bağlayacağı gözetildiğinde ücret bordrolarına itibar edilerek brüt 22.100,00 TL ücret ile çalıştığının kabulü gerektiği, dinlenen tanık beyanlarına göre haftada 33 saat fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatiller ile ayda iki hafta tatilinde çalıştığı, işverene karşı davası olmayan M.D'nin diğer tanık beyanlarını desteklediği dikkate alındığında davacı ile menfaat birliği içinde bulunan tanık beyanlarına itibar edilmesinde sakınca bulunmadığı, davacı tarafından sunulan e-postalardan davalı Şirket yetkililerine davacının da işe giriş ve çıkış saatlerinin gönderildiği, tanıklarca çalışmanın uzamasına neden olarak patronların toplantıya davet etmesinin gösterilmesi karşısında davacının kendi çalışmasını kendisinin belirlemediği, çalışmasının ve yaptığı işlerin Şirket yetkilileri tarafından denetlendiği, davacı asılın duruşmadaki beyanına göre 91 gün yıllık ücretli izin kullandığı anlaşıldığından işverence kullandırıldığı yahut karşılığının ödendiği yazılı belge ile ispatlanamayan bakiye yıllık ücretli izin alacağının bulunduğu, davacının işverene verdiği istifa dilekçesinde herhangi bir fesih gerekçesi yer almasa da istifa dilekçesinden makul bir süre sonra açtığı davada fesih gerekçelerini bildirdiği, bu sebeple davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayandığı; diğer yandan dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarına göre işveren yetkilisi İ.G'nin 30.05.2020 tarihinde diğer çalışanların önünde davacının telefonunu alarak yere fırlattığı, 29.06.2020 tarihinde yine İ.G'nin davacıyı diğer çalışanların önünde azarladığı, davacıya bağırdığı, küfürlü konuştuğu, söz konusu davranışların davacının şeref ve haysiyetine yönelik olup davacının manevi duygularını zedeleyeceğinin açık olduğu anlaşıldığından davacının manevi tazminata da hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının operasyon direktörü olarak davalılar nezdinde çalışırken iş sözleşmesini işçilik alacaklarının eksik ödenmesi ve davalı işyerinde hakarete uğraması kapsamında haklı nedenle feshettiği, kıdem tazminatına hak kazandığı, hizmet süresinin tanık beyanları ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre doğru belirlendiği, davacının kendi çalışma saatlerini kendisinin belirlemediği, üst düzey yönetici konumunda olmayıp fazla çalışma ücreti alacağına hak kazandığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davacı tarafça tanık beyanları ile ispatlandığı, giriş çıkış kayıtlarının çoğunda giriş saati olup çıkış saati bulunmadığı ve davacının bu kayıtlara göre kaç saat çalıştığının tespitinin mümkün olmadığı gözetildiğinde Mahkemece bu kayıtlara itibar edilmeksizin tanık beyanları doğrultusunda bu işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasında hata bulunmadığı, bu alacaklardan yapılan %40 oranındaki indirimin makul seviyede olduğu, davacı lehine takdir edilen manevi tazminat miktarının tarafların sosyo ekonomik durumlarına göre dosya kapsamına uygun olduğu, davacının duruşmadaki beyanı dikkate alındığında yıllık ücretli izin alacağının doğru miktar üzerinden hüküm altına alındığı; ancak davacıya davalı işverenlerce 2011 yılında ev parası adı altında yapılan 40.000,00 TL'lik ödemenin yasal faizi ile birlikte işçilik alacaklarından mahsubu gerekirken faizsiz olarak mahsubunun hatalı olduğu; yine davacıya davalı işverenlerce pandemi döneminde "diğer" adı altında yapılan 19.250,00 TL'lik ödemenin de avans ödemesi niteliğinde olduğu davalı işverenlerce ispat edilememesine rağmen bu ödemenin işçilik alacaklarından mahsubunun da hatalı olduğu gerekçesiyle yeniden resen hesaplama yapılmak suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ</strong></p>

<p>Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde;</p>

<p>Tanık beyanlarınca elden ödeme olduğu ispatlanmasına rağmen bordro ücreti esas alınarak işçilik alacaklarının hesaplanmasının yerinde olmadığını,</p>

<p>Davalı tarafça sunulan imzalı belgelere göre davacının 68 gün yıllık izin kullandığı sabit iken 91 gün izin kullandığının kabulü ile yapılan hesaplamanın yerinde olmadığını,</p>

<p>Fazla çalışma ücreti alacağının hesabına ilişkin kök ve ek raporlar arasında çelişki bulunduğunu,</p>

<p>Tanık beyanlarına göre davacının haftanın 7 günü çalıştığının sabit olduğunu, bu nedenle hafta tatili ücreti alacağının eksik hesaplandığını,</p>

<p>Davalı tarafça davacıya yapılan 40.000,00 TL'lik ödeme ispatlanmadığından mahsubun hatalı olduğunu,</p>

<p>Alacaklara uygulanan %40 indirimin yerinde olmadığını,</p>

<p>Manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>Davacının üst düzey yönetici olması sebebiyle fazla çalışma ücretine hak kazanamayacağını, ayrıca iddia edilen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat edilemediğini,</p>

<p>Davacı istifa etmek suretiyle işten ayrıldığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağını,</p>

<p>Manevi tazminat koşullarının somut olay bakımından oluşmadığını,</p>

<p>Davacı kendi beyanıyla dahi çok sayıda izin kullandığını kabul ettiğinden yıllık ücretli izin alacağının reddi gerektiğini,</p>

<p>Davacıya pandemi döneminde yapılan 19.250,00 TL ödemenin faiziyle birlikte işçilik alacaklarından mahsubu gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı ve miktarı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının alacaklarının ispatı ve hesaplanması ile mahsuba ilişkindir.</p>

<p>Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesinde çalışma süresi haftada en çok 45 saat olarak belirtilmiştir. Ancak tarafların anlaşması ile bu normal çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine günde on bir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Kanun'un 41. maddesine göre fazla çalışma, kanunda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmalardır.</p>

<p>Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.</p>

<p>Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş ve işyerinden çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacının davalılar nezdinde sırasıyla güvenlik personeli, güvenlik şefi, idari işler müdürü ve operasyon yöneticisi olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Son dönem operasyon yöneticisi olarak çalışan davacı, davalıların sahibi olduğu alışveriş merkezlerinde güvenlik, temizlik, tadilat, onarım işlerinin takibi ve yürütülmesi organizasyonu işlerinde çalışmakta olup gün içerisinde üç tane alışveriş merkezini gezmek suretiyle söz konusu işleri organize etmektedir. Dava dilekçesinde, davacının kendi mesai saatlerini düzenlemediği, aile şirketi olan davalıların sürekli olarak patronlarca denetime tabi tutulduğu ifade edilmiştir. Davalılar ise cevap dilekçesinde davacının üst düzey yönetici olduğunu, mesai saatleri konusunda kendisine talimat verilmediğini savunmuşlardır.</p>

<p>Dosya içerisinde yer alan USB bellekte bir kısım giriş çıkış kayıtlarıyla e-posta çıktılarının yer aldığı görülmektedir. E-posta çıktıklarına göre davacı ve alışveriş merkezi müdürü dahil herkesin işe giriş çıkışlarının kayıt altında alındığı ve patron İ.G'ye gönderilmekle birlikte davacıya da bilgi olarak bu e-postaların iletildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacı tanık beyanları dikkate alındığında; davacının davalılara ait üç alışveriş merkezi işyerini gün içerisinde kontrol ettiği, belirli bir mağazada belirli süreyle çalışmaya ilişkin bir çalışmanın bulunmadığı, bu nedenle her biri farklı yerlerde çalışan davacı tanıklarının davacının gün içerisinde tüm çalışma süresine tanıklık ettiklerinin kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; davacı son iki yılda operasyon yöneticisi olduğunu iddia etmiş olup davalıların da 2013 yılından itibaren davacının operasyon yöneticisi olduğunu savundukları dikkate alındığında, gerekirse tanıklar yeniden dinlenmek suretiyle, dosya kapsamına göre davacının operasyon yöneticisi olarak çalışmaya başladığı tarih netleştirilerek bu tarihten itibaren fazla çalışma yaptığını ispatlayamadığının kabulü ile fazla çalışma ücreti alacağının yeniden değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Diğer yandan, davacının yaptığı işin niteliği, ünvanı ve tanık beyanları ile sabit olduğu üzere davalı işverenler yetkilisince davacıya karşı gerçekleştirilen kişinin şahsiyet ve saygınlığını toplum nezdinde zedeleyen sinkaflı küfürler ve davacının telefonunun işverence fırlatılmak suretiyle kırılması eylemleri dikkate alındığında davalı aleyhine hükmedilen 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı Şirket yetkilisinin eyleminin ağırlığı karşısında yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Buna göre tüm dosya kapsamı ve eylemin ağırlığı dikkate alınarak manevi tazminat miktarının da yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde ilgililere iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259772-e-20264402-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="70739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/2778 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20202778-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20202778-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2020/2778 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong><strong>A.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/2778)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yücel ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>1. A. A.</p>

   <p>2. H. G.</p>

   <p>3. İ. A.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Yusuf GÜNEY</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvurular, açık görüş sırasında masaların ziyaretçiler ile mahpuslar arasındaki teması ve geçişi engelleyecek surette bariyer şeklinde konulması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. 2020/5955 ve 2020/5366 numaralı başvurular, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2020/2778 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve inceleme 2020/2778 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Birinci ve ikinci başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucular, başvuru tarihinde, Silivri 6 No.lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda (Kurum) silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olarak bulunmaktadır.</p>

<p>7. Başvurucular, Kuruma verdikleri dilekçelerinde açık görüşlerde yan yana dizilen masaların etrafında aileleri ve çocukları ile temasın engellendiğini belirterek ziyaretçiler ile mahpuslar arasında teması ve geçişi sağlayacak şekilde etrafı açık olan masalarda ziyaretçileri ile beraber oturabilecekleri bir oturma düzeninin oluşturulması talebinde bulunmuştur. Kurum İdare ve Gözlem Kurulu (Kurul) talepleri reddetmiştir.</p>

<p>8. Kurul kararlarında, Kurumda barındırılan mahpusların tutuklu oldukları ya da hüküm giydikleri suç tipleri belirtildikten sonra açık ziyaretlere günlük ortalama 1300 ila 1500 ziyaretçinin geldiği, buna karşılık 300 ila 330 mahpusun ziyarete çıktığı vurgulanmıştır. Kurul muhtemel bir kargaşaya, firara veya herhangi bir madde alışverişine meydan verilmemesi amacıyla masaların yan yana birleştirildiğini, bu şekilde denetim ve kontrollerin kolay ve sağlıklı bir şekilde yapıldığını, ziyaretçilerle mahpusların maddi temasının engellenmediğini, çocuklarını yanlarına almalarına ve oturtmalarına izin verildiğini belirtmiştir. Bu uygulamanın kurum asayiş ve güvenliği ile ilgili olduğuna dikkat çeken Kurul, Kurumda dört adet açık görüş salonu bulunduğunu, ziyaretçi ve mahpus sayıları dikkate alındığında masa düzeni ile ilgili tedbir alınması gerekliliğini ifade etmiştir.</p>

<p>9. Başvurucular, Kurulun söz konusu kararlarına karşı Silivri 1. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyet başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>A. Başvurucu A.A. Yönünden </strong></p>

<p>10. İnfaz Hâkimliği 24/10/2019 tarihinde şikâyetin kabulüne karar vermiştir. Hâkimlik kararında, her ne kadar Kurul kararında temasın engellenmediği belirtilmişse de açık görüş usulüne aykırı hareket edildiği yönünde idarenin bir eylemine karşı şikâyet başvurusunda bulunulduğunu, başvurucunun şikâyetinin açık görüşe gelen ziyaretçileri ile maddi temasa izin verilmemesine ilişkin olduğunu belirtmiştir. Ziyaret esnasında madde alışverişi ve mesaj iletiminin engellenmesi yükümlülüğünün idarede olduğunu vurgulayan Hâkimlik; bu yükümlülüğü yerine getirmek amacıyla açık görüş ziyaret usulüne aykırı hareket edilemeyeceğini, kanuna aykırı hareket edilerek önlem alınamayacağını, ziyaret mahalline giriş ve çıkışlarda mahpusların üst aramasının yapıldığını ve kanunun izin verdiği sınırlar içinde hareket edilerek gerekli tedbirlerin alınabileceğini belirterek Kurumun takdir hakkını kullanmasının usul ve kanuna uygun olmadığına karar vermiştir.</p>

<p>11. Anılan karara karşı Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı itirazı, Silivri Ağır Ceza Mahkemesi 26/11/2019 tarihli kararıyla kabul etmiş ve İnfaz Hâkimliği kararının kaldırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>12. Söz konusu kararda Ağır Ceza Mahkemesi, Kurul kararında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ve sol terör örgütleri suçundan barındırılmakta olan mahpusların içeriden dışarıya ya da dışarıdan içeriye açık veya şifreli mesajlar iletmesi ihtimaline karşı yoğun güvenlik önlemleri alındığının ve muhtemel bir kargaşaya ve bununla birlikte firara ve herhangi bir madde alışverişine meydan vermemek için kontrolü kolaylaştırmak amacıyla açık görüş mahallinde bulunan masaların yan yana birleştirilerek denetim ve kontrollerin kolay ve sağlıklı bir şekilde yapılmasının sağlandığının belirtildiğine yer vermiştir. Mahkeme, Kurul kararında mahpuslar ile ziyaretçilerin maddi temasının engellenmediğinin ve mahpusların çocuklarını yanlarına almalarına ve oturtmalarına izin verildiğinin belirtildiğini göz önüne alarak Kurul kararında yer verilen gerekçelerin yerinde olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>13. Başvurucu, nihai karar kendisine 11/12/2019 tarihinde tebliğ edildikten sonra 10/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Başvurucular </strong><strong>H.</strong><strong>G. ve </strong><strong>İ.A.Yönünden</strong></p>

<p>14. İnfaz Hâkimliği 25/11/2019 tarihli kararlar ile başvurucuların şikâyetini reddetmiştir. Kararlarda Hâkimlik 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 86. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kapalı ve açık ceza infaz kurumlarına ziyaret veya görüşe gelen resmî heyet ve özel kişilerin kurum güvenliğini tehlikeye sokacak davranışlarda bulunamayacağı, kurum güvenliği için alınan ve uygulanan yasal ve idari tedbirlerin değiştirilmesinin istenemeyeceğinin düzenlendiğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Hâkimlik; Kurum tarafından suç grubu dağılımı gözönüne alındığında açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimaline karşın yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını, söz konusu uygulamanın olası bir kargaşaya, firara ve herhangi bir madde alışverişine meydan vermemek amacıyla denetim ve kontrollerin kolay ve sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamaya yönelik olduğunu vurgulamıştır. Ek olarak Hâkimlik 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'e (Ziyaret Yönetmeliği) uygun olarak mahpusların maddi temasının engellenmediği, mahpusların çocuklarını yanlarına almalarına ve oturtmalarına izin verildiği gözetildiğinde Kurum kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirtmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>16. Başvurucuların bu kararlara itirazları Silivri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 25/12/2019 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>17. Nihai kararlar başvuruculara 14/1/2020 tarihinde tebliğ edildikten sonra başvurucular 30/1/2020 ve 12/2/2020 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>18. Öte yandan başvurucular 21/12/2022, 4/2/2022, 1/6/2023 tarihlerinde denetimli serbestlik tedbiri kapsamında tahliye edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>19. 5275 sayılı Kanun'un başvuruya konu olan süreçte yürürlükte olan<i> "Hükümlüyü ziyaret"</i> başlıklı 83. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlü, belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde, zorunlu hâller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) Görüşler, koşul ve süreleri Adalet Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle kapalı ve açık olmak üzere iki biçimde yaptırılır." </i></p>

<p>20. Ziyaret Yönetmeliği'nin <i>"Açık görüş" </i> başlıklı 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Açık görüş, hükümlü ve tutuklular ile ziyaretçilerinin maddi temasına imkan verecek şekilde, konuşulanların hazır bulunan görevli tarafından işitilebildiği ve izlenebildiği, ceza infaz kurumunun bu iş için tahsis edilmis özel bölümünde yapılan ziyaret ve görüşmelerdir.</i></p>

<p>21. Ziyaret Yönetmeliği'nin başvuruya konu olan süreçte yürürlükte olan <i>"</i><i>Ziyaret edebilecek kişiler</i><i>" </i> başlıklı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü ve tutuklular, anne, baba, eş, çocuk ve torunlarıyla ayda bir gün açık görüs yapabilir. </i></p>

<p><i>Görüş günleri kurumca belirlenir..."</i></p>

<p>22. Ziyaret Yönetmeliği'nin başvuruya konu olan süreçte yürürlükte olan <i>"Bayramlarda ve özel günlerde açık görüş" </i> başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü ve tutuklular, Bakanlıkça uygun görülen, dinî ve milli bayramlar ile özel günlere mahsus olmak üzere, belirlenen tarihlerde, anne, baba, eş, çocuk, torun, büyükanne, büyükbaba ve kardeşleriyle açık görüş yapabilir..."</i></p>

<p>23. Ziyaret Yönetmeliği'nin <i>"Açık görüş yapılacak yer" </i>başlıklı 16. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Açık görüşler, ceza infaz kurumunun oda ve eklentileri dışında, bu iş için ayrılmış özel bölümünde, bulunmadıgı takdirde, ceza infaz kurumu müdürünün uygun görecegi yerde yaptırılır."</i></p>

<p>24. Ziyaret Yönetmeliği'nin <i>"Açık görüşe iliskin diğer konular"</i> başlıklı 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü ve tutuklu sayısının, verilen açık görüş günü sayısına bölünmesi suretiyle, görüş gününe kadar gruplar oluşturulur, her grubun görüş günü ve saatleri, ailelerine bildirilmek üzere, hükümlü ve tutuklulara tebliğ edilir ve hazırlanan program ayrıca koğuşlara ve ziyaretçilerin görebilecegi uygun yerlere asılır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Her grubun açık görüşü bittikten sonra, görüş yerinde bulunan hükümlü ve tutuklular, görevliler nezaretinde dikkatli bir sekilde arandıktan sonra koğuş veya odalarına götürülerek burada sayılır. Kimlikleri, fotoğraflı belgelerle kontrol edilir, grup mevcudunun tam olduğunun anlasılması üzerine, ziyaretçilerin kurum dışına çıkmasına izin verilir. </i></p>

<p><i>Açık görüşlerde, görüş mahallinde yeteri kadar dış güvenlik görevlisi gözlemci olarak bulundurulur..." </i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>25. Uluslararası düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı için bkz. <i>Hüseyin Ekinci</i> ([1. B.], B. No: 2016/38867, 3/7/2019, §§ 36-43).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Adli Yardım Talebi Yönünden</strong></p>

<p>27. Anayasa Mahkemesinin<i> Mehmet Şerif Ay</i> ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>28. Birinci başvurucu; ziyaretçilerinin 1000 km uzaktan geldiklerini, açık görüşte eşiyle ve ağabeyiyle yan yana oturmasına izin verildiğini, onlarla fiziksel temas kurabildiğini ancak kızının ve yeğenlerinin karşısına oturtularak aralarında da geçişi engelleyecek şekilde masa düzeniyle bariyer oluşturulması nedeniyle kızına ve yeğenlerine sarılamadığını ve onlarla fiziksel temas kuramadığını belirtmiştir. Başvurucu, kendisiyle aynı koğuşta kalan başka bir mahpusun kendi başvurusundan sadece iki ay önce talebinin mahkeme kararlarıyla kabul edildiğini ve 7/10/2019 tarihli açık görüşten bu yana bahsi geçen mahpusa özel bir odada bariyer olmaksızın açık görüş yaptırıldığını belirterek bu kişinin talebinin kabulüne ilişkin mahkeme kararlarını dilekçesinin ekinde sunmuştur.</p>

<p>29. İkinci başvurucu eşi ve çocuklarıyla yan yana oturabilme hakkının elinden alındığını; üçüncü başvurucu da kapasitenin üstünde ve bariyer konularak açık görüş yaptırıldığını, küçük çocuğunun masanın altından yanına gelebildiğini ve fiziki temasın engellendiğini belirtmişlerdir. Başvurucular haberleşme hürriyeti, adil yargılanma hakkı, kötü muamele ve ayrımcılık yasağı ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>30. Bakanlık görüşünde; aile hayatına saygı hakkının ve diğer temel hak ve hürriyetlerin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede, Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunan ilk iki başvurucu başvuru dilekçesinde belirttikleri iddialarını ve taleplerini yinelemiştir.</p>

<p><strong>2</strong><strong>. </strong><strong>Değerlendirme </strong></p>

<p>31. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, ... aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."</i></p>

<p>32. Anayasa’nın 41. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"Aile, Türk toplumunun temelidir ... </i></p>

<p><i>Devlet, ailenin huzur ve refahı ... için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar..."</i></p>

<p>33. Başvurucuların şikâyetinin özünün açık görüşte ziyaretçiler ile mahpuslar arasında teması ve geçişi engelleyecek şekilde masaların yan yana dizilmesi nedeniyle aileleriyle görüşme imkânından tam manasıyla yararlanamamalarına ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurular aile hayatına saygı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p><strong>a</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler </strong></p>

<p>35. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate alındığında kamusal makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği açıktır (<i>Murat Atılgan </i>[2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; <i>Marcus Frank Cerny</i> [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).</p>

<p>36. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatının sınırlanması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (<i>Mehmet Zahit Şahin </i>[1. B.], B. No: 2013/4708, 20/4/2016, § 36). Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumunda tutulmanın doğal sonuçlarının gözetilmesi gerekmektedir.</p>

<p>37. Devletin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla iletişimini devam ettirecek önlemleri alması pozitif yükümlülüklerinin bir gereği olsa da hukuka uygun bir tutulmadan kaynaklanan kaçınılmaz sonuçlar nedeniyle aile hayatı kapsamındaki temasın sınırlandırılması doğaldır. Kamu düzeninin ve kurum güvenliğinin sağlanması yönündeki meşru amaç doğrultusunda ve makul bir gerekliliğin olması durumunda gerekçeleri ilgili ve yeterli şekilde açıklanarak belirli bir süre boyunca söz konusu pozitif yükümlülüğün karşılanmaması da olağan kabul edilebilir. Ancak aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanması bir gerekliliktir (<i>Hüseyin Ekinci</i>, § 56; <i>İsmail Ermiş</i> [2. B.], B. No: 2019/35533, 13/4/2023, § 14).</p>

<p>38. Bu bağlamda tutuklu ya da hükümlünün aile hayatını sürdürmesini sağlamaya yeterli olacak şekilde yakın derecedeki aile bireyleriyle asgari düzeyde bir iletişim ve temas kurması her durumda sağlanmalıdır. Böylesi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi ve tedbirler alınması, aile hayatına saygı hakkı kapsamında devletten beklenen asgari bir gerekliliktir. Birtakım teknik ya da fiziki olanakların bulunmaması, tutuklu ya da hükümlünün ailesiyle asgari şekilde iletişim ve temas kuramamasına gerekçe olarak gösterilemez. Zira mahpusun ailesiyle iletişim kurması her durumda mutlaka yüz yüze görüştürülmesi anlamına gelmemektedir (<i>Hüseyin Ekinci</i>, § 57).</p>

<p>39. Açık görüşlerde de mahpusların ziyaretçileri ile aralarında asgari temasın sağlanması ve imkânlar ölçüsünde yakınlarıyla yeterli temas edebilecekleri bir oturma düzeninin oluşturulması da devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır. Asgari seviyede temastan daha üst seviyede bir imkânın sağlanmasında kamusal makamlardan beklenen tedbirlerin somut olayın koşullarında katlanılması güç bir külfet oluşturup oluşturmadığı dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>ii. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>40. Somut olayda başvurucular; açık görüşlerde masaların bariyer şeklinde konularak ziyaretçilerinin bir kısmı veya tamamı ile temasın engellendiğini, onlarla yan yana oturmalarına izin verilmediğini öne sürmüştür.</p>

<p>41. Mevzuatta mahpusların ziyaret haklarının kapsamı ve görüşlerin ne şekilde yapılacağı belirlenmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 83. maddesinde hükümlüyü ziyaret, Ziyaret Yönetmeliği'nde de açık görüşe ilişkin olarak ziyaret edebilecek kişiler, ziyaret gün ve saatleri, görüşme yapılacak yer gibi hususlar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Yönetmelik'in 13. maddesinde açık görüşün, hükümlü ve tutuklular ile ziyaretçilerinin maddi temasına imkân verecek şekilde yapılacağı belirtilmiştir.</p>

<p>42. İnceleme konusu uygulamada, mahpusların bütün ziyaretçileriyle yan yana oturabilmelerinin mümkün olmadığı, bütün ziyaretçilerle sarılma imkânı tanınmadığı ancak masanın boyutları mümkün kıldığı ölçüde elle maddi temas gerçekleşebilecek şekilde masa düzeni kurulduğu anlaşılmaktadır. Birinci başvurucu; söz konusu uygulamanın kaldırılması talebiyle idari ve yargısal makamlara sunduğu dilekçelerde, ziyaretçilerinin 1000 km uzaktan geldiğini, kızı ve yeğenlerinin karşısına oturtulduğu ve onlara sarılmasına izin verilmediğini, bir kez ziyaretine gelen yaşlı annesine sarılamadığını, bu uygulamanın ailesinin ziyarete gelme isteklerini azalttığını ve bunun aile hayatına zarar verdiğini vurgulamıştır. Diğer başvurucular da kalabalık ortamda maddi temasın kurulamadığı koşullarda ziyaretçileriyle sağlıklı iletişim kuramadığını, ziyaretin bir nevi kapalı görüşe dönüştüğünü belirtmiştir.</p>

<p>43. Başvurucuların çocukları ve aileleriyle birlikte açık görüşlerde maddi teması sağlayacak şekilde açık görüş yapabilmelerinin aile birlikteliğini ve ailenin devamlılığını korumaya hizmet eden bir hak ve imkân olduğu söylenebilir. Dolayısıyla mahpusların açık görüş aracılığıyla uzun süreden beri görmedikleri yakınları ve aile bireyleri ile bir araya gelme fırsatı elde ettikleri de gözetildiğinde ziyaretin belli bir yakınlıkta maddi teması da içerecek şekilde yapılacağına yönelik beklentileri olması makul karşılanmalıdır. Mahpusların ziyaretçileri ile yapacakları açık görüşlerde maddi temasın şeklinin idare tarafından belirlenmesinin ise mahpusların bu haktan tam olarak yararlanamama riskini barındırdığı vurgulanmalıdır. Nitekim başvurucular, ceza infaz kurumunda bulundukları süre zarfında açık görüşlerde geçişi engelleyen masa düzeni nedeniyle bazı aile bireyleriyle yan yana oturamadıklarını ve asgari maddi teması sağlayamadıklarını iddia etmektedir.</p>

<p>44. Tutuklu ya da hükümlünün aile hayatını sürdürmesini sağlamaya yeterli olacak şekilde yakın derecedeki aile bireyleriyle asgari düzeyde bir iletişim ve temas kurması için devlete yüklenen yükümlülüğün yerine getirilmesi ve tedbirler alınması, aile hayatına saygı hakkı kapsamında devletten beklenen asgari bir gerekliliktir (<i>Hüseyin Ekinci</i>, § 57). Öte yandan açık görüşlerde devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında mahpusların ziyaretçileriyle asgari maddi temasın sağlanması bakımından hangi seviyede bu yükümlülüğü yerine getirmesi gerektiğinin tespitinde ceza infaz kurumunun kapasitesi ile görüşme yapanların sayısından kaynaklanan zorluklar ile idare tarafından kamu düzeninin ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarının gözetilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Kurum güvenliği ya da kamu düzeni aksini gerektirmedikçe ilgili idari mercilerce mahpusların ziyaretçileriyle temas kurmalarını sağlayacak şekilde görüş düzeninin sağlanması ve muhtemel kısıtlamaların keyfîlik içermemesi gerekir. Bununla birlikte somut olayın özelliklerine göre tüm unsurlar dikkate alınarak bu yükümlülüğün kamusal makamlara yüklediği külfetin katlanılması güç bir durum oluşturup oluşturmadığı gözetilmelidir.</p>

<p>45. Başvuruya konu olayda uygulanan mevzuatın değerlendirilmesinde, mahpuslar ile ziyaretçileri arasında maddi temasın nasıl gerçekleşeceğine dair açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda uygulamada idareye düşen asgari temasın sağlanmasında pozitif yükümlülüklerini elindeki imkânlar ve takdir yetkisi çerçevesinde yerine getirmesidir. Örneğin asgari seviyenin üzerinde olacak şekilde her bir ailenin ayrı odada görüştürülmesi ve her bir ziyaretçi ile çok yakın temasın sağlanması -her olayın koşullarına göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmekle birlikte- ceza infaz kurumları idareleri açısından aşırı bir külfet doğurabilir. İncelenen olaylarda başvurucuların ziyaretçileriyle maddi temasının tamamen engellendiği iddiası bulunmamaktadır. Birden çok kişiyle aynı anda her bir mahpusun görüşme gerçekleştirdiği, arada uzun masaların bulunduğu, bazı ziyaretçileri ile kucaklaşma seviyesinde temas kurulamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediği hususu irdelenirken idarenin uygulaması ile yargı mercilerinin gerekçelerine bakılması gerekir.</p>

<p>46. Kurul kararlarında, açık ziyaretlere günlük ortalama 1300 ila 1500 ziyaretçinin geldiği, buna karşılık 300 ila 330 mahpusun ziyarete çıktığı vurgulanmıştır. Başvurucuların talebini reddeden İnfaz Hâkimliği ve itiraz mercii kararlarında 5275 sayılı Kanun'un 86. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kapalı ve açık ceza infaz kurumlarına ziyaret veya görüşe gelen resmî heyet ve özel kişilerin, kurum güvenliğini tehlikeye sokacak davranışlarda bulunamayacağı, kurum güvenliği için alınan ve uygulanan yasal/idari tedbirlerin değiştirilmesinin istenemeyeceğinin düzenlendiği ifade edilmiştir. Kararlarda, söz konusu uygulamanın denetim ve kontrollerin kolay ve sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamaya yönelik olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Ziyaret Yönetmeliği'ne uygun olarak mahpusların maddi temasının engellenmediği, mahpusların çocuklarını yanlarına almalarına ve oturtmalarına izin verildiğine yer verilmiştir.</p>

<p>47. Somut olayda başvurucuların talebine yönelik olarak başvuru konusu edilen görüşün koşulları irdelenerek ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılan değerlendirmelerin yeterli olduğu ve keyfîlik içermediği söylenebilir. Ayrıca başvurucuların aileleri ile görüşme imkânından yararlandırıldıkları, bir araya gelmelerinin ve asgari şekilde de olsa temas kurmalarının sağlandığı, söz konusu açık görüş hakkından başvurucuların ve ailelerinin düzenli ve belirli aralıklarla yararlanma haklarının bulunduğu da açıktır. İlgili uygulamanın başvurucuların ailesiyle temas kurma ve aile ilişkilerini sürdürme imkânını ortadan kaldırmadığı, ceza infaz kurumunun koşulları içinde gerçekleştirilen kısıtlamaların aile hayatını etkilemesinin kaçınılmaz olandan öte olmadığı ve uygulamanın infaz kurumlarının imkânları ölçüsünde makul kabul edilebileceği değerlendirilmektedir. Bununla beraber yakınılan durumun süreklilik arz etmediği, iletişim ve temas kurma hakkının sağlandığı görülmektedir. Bu doğrultuda idari ve yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerin hakkın güvencelerinin gerisinde kalınmadığını ortaya koyacak nitelikte ilgili ve yeterli olduğu ve kamusal makamlarca aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin gereğinin yerine getirilmediğinin söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.</p>

<p>48. Açıklanan gerekçelerle aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>Ç. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20202778-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="82600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA İNFAZ KURUMLARINDA DİSİPLİN CEZALARININ ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ VE ETKİLİ YARGISAL DENETİM BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlarinda-disiplin-cezalarinin-olcululuk-ilkesi-ve-etkili-yargisal-denetim-bakimindan-degerlendirilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlarinda-disiplin-cezalarinin-olcululuk-ilkesi-ve-etkili-yargisal-denetim-bakimindan-degerlendirilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir kişi hakkında hapis cezasına hükmedilmiş olması, o kişinin hukuk düzeninin koruması dışına çıkarıldığı anlamına gelmez. Mahkûmiyet hükmünün temel sonucu, kişinin özgürlüğünün kanunun öngördüğü sınırlar içerisinde kısıtlanmasıdır. Buna karşılık mahkûmiyet; insan onurunun, savunma hakkının, adil yargılanma güvencelerinin, özel ve aile hayatına saygı hakkının veya hukuki güvenlik ilkesinin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaz. Anayasal devlet bakımından ceza infazının meşruiyeti de tam olarak bu ayrım üzerinde yükselir. <strong>Devlet, kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünü infaz ederken kişinin özgürlüğünü sınırlama yetkisine sahiptir; ancak bu yetki, mahpus üzerinde sınırsız ve denetimsiz bir kamu gücü kullanma yetkisi değildir.</strong></p>

<p>Ceza infaz kurumları, yapıları gereği düzen ve güvenliğin yoğun biçimde korunmasını gerektiren kurumlardır. Hükümlü ve tutukluların bir arada bulunması, kurum güvenliğinin sağlanması ve infaz hizmetlerinin sürdürülebilmesi belirli kuralların ve bu kuralların ihlali hâlinde uygulanacak disiplin yaptırımlarının varlığını zorunlu kılmaktadır. Nitekim 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, kınamadan hücreye koymaya kadar farklı ağırlıkta disiplin cezaları öngörmektedir.</p>

<p>Hukuk devleti bakımından asıl mesele ise disiplin cezalarının varlığı değil; disiplin yetkisinin hangi usulle kullanıldığı, savunma ve delil sunma hakkının ne ölçüde korunduğu, personel tutanaklarının nasıl değerlendirildiği, yaptırımın fiille orantılı olup olmadığı ve bütün bu sürecin etkili bir yargısal denetime tabi tutulup tutulmadığıdır.</p>

<p>Bu denetim özellikle önemlidir; çünkü mahpus, devletin birey üzerinde en yoğun kamu gücü kullandığı hukuki ilişkilerden birinin tarafıdır. Günlük yaşamının önemli bir bölümü idarenin kontrolü altında olduğu gibi, kendisini ilgilendiren delillere erişme imkânı da son derece sınırlıdır. Bu nedenle devletin kişi üzerindeki gücü arttıkça, bu gücün hukuki denetiminin de aynı ölçüde güçlenmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi uyarınca disiplin cezası, hükümlünün kurum düzeni ve güvenliğine ilişkin kuralları kusurlu olarak ihlal etmesi hâlinde ve eylemin niteliği ile ağırlık derecesine göre uygulanabilir. Kanunun bu ifadeleri, her kural ihlalinin otomatik olarak cezalandırılamayacağını göstermektedir. Fiilin gerçekleşme biçimi, hükümlünün kusuru, olayın koşulları, kurum düzeni üzerindeki etkisi ve uygulanacak yaptırımın ağırlığı somut olay özelinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Dolayısıyla idareye tanınan disiplin yetkisi, otomatik bir cezalandırma veya keyfîlik yetkisi değildir.</strong> Bir davranışın kanunda düzenlenen disiplin fiillerinden birine şeklen uygun olması tek başına yeterli olmayıp, yaptırımın somut olayın koşulları ve fiilin gerçek ağırlığıyla da uyumlu olması gerekir. Bu gerçek, Anayasa Mahkemesinin cezaevi disiplin cezalarına ilişkin içtihadında da açık biçimde görülmektedir. Anayasa Mahkemesi Cihan Yeşil kararında, yirmi gün süreyle hücreye koyma disiplin cezasının infazının haberleşme veya iletişim araçlarından ve ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılma sonucunu doğurduğunu dikkate alarak söz konusu disiplin cezasının kişisel haklarla doğrudan bağlantısını kabul etmiştir. Mahkeme bu uyuşmazlıkların adil yargılanma güvencelerinden tamamen bağımsız bir “kurum içi mesele” olarak görülemeyeceğini ortaya koymuştur. Aynı içtihat daha sonraki kararlarda da geliştirilmiştir.<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20138635-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> Cihan Yeşil, B. No: 2013/8635, 6/5/2015 kararında Anayasa Mahkemesi,</a></strong> cezaevi disiplin sürecinde adil yargılanma güvencelerinin uygulanabilirliğini kabul etmiş ve somut başvuruda tanık dinletme ve sorgulama hakkı yönünden ihlal sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Bu noktada ceza infaz kurumlarındaki disiplin soruşturmalarının uygulamada en tartışmalı yönlerinden biri, olayların çoğu zaman kurum personelince düzenlenen tutanaklarla başlaması ve soruşturmanın temel delilinin yine bu tutanaklar olmasıdır. Kamu görevlisinin görevi sırasında düzenlediği tutanak kuşkusuz hukuken dikkate alınabilecek bir delildir. Ancak tutanağın kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması ona aksinin ispatı imkânsız, mutlak ve tartışılmaz bir doğruluk karinesi kazandırmaz. Tutanak delildir; hüküm değildir. Disiplin soruşturmasının amacı da tutanağı doğrulamak değil, isnat edilen olayın gerçekte nasıl meydana geldiğini mümkün olduğu ölçüde ortaya çıkarmaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tam da bu nedenle 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun öngördüğü yargısal denetim büyük önem taşımaktadır. Ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilen işlem ve faaliyetlerin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla infaz hâkimliğine şikâyet yoluna başvurulabilmektedir. Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkiminin hükümlü veya tutuklunun savunmasını alması ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra karar vermesi öngörülmüştür. Bu hüküm, infaz hâkimliğinin işlevinin cezaevi idaresince oluşturulan dosyayı şeklen kontrol etmekten ibaret olmadığını göstermektedir.</p>

<p>Dolayısıyla mahpus tarafından uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilecek nitelikte somut bir delil gösterildiğinde, infaz hâkimliğinin bu talebi değerlendirmesi gerekir. Elbette her delil talebinin mutlaka kabul edilmesi gerektiği söylenemez. Uyuşmazlıkla ilgisiz, sonucu değiştirmeye elverişli olmayan veya yalnızca yargılamayı uzatma amacı taşıdığı açık olan talepler reddedilebilir. Ancak böyle bir ret kararının da gerekçesi bulunmalıdır. Mahpusun olayın meydana geldiği koridorun kamera görüntülerinin getirtilmesini istemesi veya hakkında disiplin cezasına neden olan telefon görüşmesinin yalnızca belirli bir bölümünün değil tamamının dinlenmesini talep etmesi gibi uyuşmazlığın maddi temelini doğrudan aydınlatabilecek bir isteğin hiçbir açıklama yapılmadan karşılanmaması, etkili yargısal denetim bakımından ciddi sorun doğurur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin içtihadı da infaz hâkimliği sürecinin gerçek anlamda bir yargısal inceleme olması gerektiğini göstermektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/durusmaya-ses-ve-goruntu-bilisim-sistemiyle-katilimin-saglanmaya-calisilmasi-nedeniyle-durusmada-hazir-bulunma-hakkinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow">Emrah Yayla, B. No: 2017/38732, 6/2/2020 kararı</a></strong>nda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, ceza infaz kurumunda verilen ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma ve hücreye koyma disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyetin incelenmesi sırasında başvurucunun duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin karşılanmamasını değerlendirmiştir. Mahkeme, infaz hâkimliği önündeki bu tür uyuşmazlıkların medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık niteliğini kabul etmiş; kişinin istemine rağmen yalnızca SEGBİS aracılığıyla katılımının sağlanmaya çalışılması bağlamında Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>Bu kararın önemi yalnızca SEGBİS kullanımına ilişkin değildir. Kararın altında yatan daha temel düşünce, cezaevi disiplin kararlarına karşı başvurulan infaz hâkimliğinin tali ve şekli bir idari kontrol makamı olmadığıdır. Disiplin yaptırımı kişinin hak alanına ciddi biçimde müdahale ediyorsa, bu yaptırıma ilişkin yargısal sürecin de adil yargılanma hakkının gerektirdiği asgari usul güvencelerini taşıması gerekir. Mahpusun yargılamaya etkili katılımı, savunmasını ortaya koyabilmesi ve uyuşmazlığın esasına etki edebilecek delillerin tartışılabilmesi bu güvencelerin merkezinde yer almaktadır.</p>

<p>Benzer şekilde Anayasa Mahkemesinin Baysal Demirhan, B. No: 2020/1616, 18/1/2023 kararında ortaya koyduğu yaklaşım da son derece dikkat çekicidir. Söz konusu başvuruda ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyet infaz hâkimliği tarafından kabul edilmiş ve disiplin cezası kaldırılmış; ancak Cumhuriyet savcısının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurucuya bildirilmeden ağır ceza mahkemesi tarafından değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun karşı tarafın görüşünden haberdar edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, ayrıca ağır ceza mahkemesi kararındaki gerekçe eksikliği nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve yeniden yargılama yolunu göstermiştir. Bu içtihat çizgisi, cezaevi disiplin yargılamasının “mahpus zaten cezaevindedir” düşüncesiyle daha düşük usul güvencelerine tabi tutulabilecek bir alan olmadığını göstermektedir. Aksine kişinin devlet karşısındaki fiilî güçsüzlüğü arttıkça, yargısal sürecin sağlayacağı koruma daha önemli hâle gelmektedir.</p>

<p>Disiplin kararlarına karşı infaz hâkimliği tarafından verilen kararlara karşı da 4675 sayılı Kanun uyarınca itiraz yolu bulunmaktadır. İnfaz hâkiminin kararına karşı şikâyetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından tebliğden itibaren yedi gün içinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilmektedir. Böylece kanun koyucu cezaevi idaresinin kararını nihai ve tartışılmaz bir idari tasarruf olarak kabul etmemiş, önce infaz hâkimliği ve ardından kanunda öngörülen itiraz mercii vasıtasıyla yargısal denetim sistemi kurmuştur.</p>

<p>Aynı şekilde infaz hâkimliği kararına karşı yapılan itirazın, ileri sürülen esaslı iddialara cevap verilmeksizin yalnızca “kararın usul ve yasaya uygun olduğu” biçimindeki soyut ve kalıp bir ifadeyle reddedilmesi de yargısal denetimin işlevini zayıflatabilir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin Baysal Demirhan kararında gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal tespit etmesi, ağır ceza mahkemesinin itiraz denetiminin de anayasal gerekçelendirme yükümlülüğünden bağışık olmadığını göstermektedir.</p>

<p>Yargısal denetimin amacı idarenin kararını tekrar etmek değil, idarenin kararının hukuka uygunluğunu bağımsız biçimde denetlemektir. Bu ayrım son derece önemlidir. İnfaz hâkimliğinin veya itiraz merciinin her durumda hükümlü lehine karar vermesi gerektiği elbette söylenemez. Kamera kayıtları incelenebilir, tanıklar dinlenebilir, ses kayıtlarının tamamı değerlendirilebilir ve bütün bunların sonucunda ceza infaz kurumu personelinin düzenlediği tutanağın doğru olduğu sonucuna ulaşılabilir. Hukuk devletinin talep ettiği sonuç, mahpusun mutlaka haklı bulunması değil; haklı olup olmadığının gerçekten araştırılmasıdır. Yargısal denetimin meşruiyetini belirleyen unsur yalnızca ulaşılan sonuç değil, o sonuca hangi yöntemle ulaşıldığıdır.</p>

<p>Ceza infaz kurumlarında disiplin cezaları bakımından üzerinde ayrıca durulması gereken ikinci temel mesele ise ölçülülük ilkesidir. Disiplin yaptırımını gerektiren bir fiilin gerçekleştiğinin ispatlanmış olması, uygulanabilecek her yaptırımın kendiliğinden hukuka uygun hâle geldiği anlamına gelmez. İdarenin seçtiği yaptırımın da eylemin niteliği, ağırlığı ve sonuçlarıyla makul bir orantı içerisinde bulunması gerekir. Bu gereklilik zaten 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesinde kullanılan “eylemin niteliği ile ağırlık derecesine göre” ibaresinin doğal sonucudur. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça kabul edilmiştir. Ölçülülük incelemesi klasik olarak elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç aşamada ele alınmaktadır. Buna göre disiplin yaptırımının öncelikle kurum düzeni ve güvenliğini koruma amacına ulaşmaya elverişli olması gerekir. İkinci olarak aynı amaca daha hafif bir müdahaleyle ulaşılması mümkünse daha ağır yaptırımın neden tercih edildiği sorgulanmalıdır. Son olarak kişinin haklarına getirilen sınırlamanın ağırlığı ile korunmak istenen kamusal yarar arasında makul bir denge bulunmalıdır.</p>

<p>Örneğin kısa süreli sözlü bir tartışmanın fiziksel müdahaleye dönüşüp dönüşmediği, kurum güvenliğini gerçekten tehlikeye sokup sokmadığı, olayın nasıl başladığı, karşılıklı bir gerilimin bulunup bulunmadığı, kullanılan ifadelerin hangi bağlamda söylendiği, hükümlünün kastının yoğunluğu ve olay sonucunda herhangi bir somut zarar meydana gelip gelmediği değerlendirilmeden ağır bir yaptırıma hükmedilmesi ölçülülük bakımından sorun yaratabilir. Disiplin hukukunda yaptırımın kanunda öngörülmüş olması, o yaptırımın somut olayda zorunlu ve orantılı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Ölçülülük değerlendirmesinde yaptırımın mahpus üzerindeki gerçek etkisi de dikkate alınmalıdır. Dış dünyada yaşayan bir kişi bakımından birkaç günlük telefon veya ziyaret kısıtlaması nispeten hafif görülebilir. Ancak ceza infaz kurumunda bulunan kişi açısından ailesiyle haftanın belirli gün ve saatlerinde gerçekleştirebildiği sınırlı telefon görüşmesi veya ziyaret, dış dünyayla bağının temel unsurlarından biridir. Bu nedenle aynı müdahalenin ağırlığı, kişinin içinde bulunduğu hukuki ve fiilî koşullar dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin disiplin cezalarının haberleşme ve ziyaret hakları üzerindeki sonuçlarını dikkate alarak bu uyuşmazlıkları kişisel haklarla bağlantılı kabul etmesi de bu gerçeğin anayasal düzeydeki yansımasıdır.</p>

<p>Bu noktada “zaten cezaevinde bulunan bir kişi bakımından birkaç gün telefon kullanamamanın veya ziyaretçi kabul edememenin ne önemi olabilir?” biçimindeki yaklaşım, infaz hukukunun temel mantığıyla bağdaşmaz. Mahkûmiyet hükmü kişinin yalnızca mahkeme kararında ve kanunda öngörülen ölçüde özgürlüğünden yoksun bırakılmasını meşru kılar. Mahpusun geriye kalan bütün temel haklarının anlamsızlaştırılması veya her türlü ek sınırlamanın mahkûmiyetin doğal sonucu olarak görülmesi mümkün değildir. Devletin kişi üzerindeki kontrolünün yoğunluğu, temel haklara yönelik yeni müdahaleleri daha az değil, daha fazla gerekçelendirmeyi gerektirir.</p>

<p>Özellikle personel ile mahpus arasında kişisel gerilim bulunduğu iddialarının mevcut olduğu olaylarda bu denetim çok daha önemlidir. Ceza infaz kurumunda personel ile hükümlü arasında yapısal bir güç eşitsizliği vardır. Personel kamu gücü kullanmakta, kurumun fiziksel alanlarını kontrol etmekte, tutanak düzenleyebilmekte ve birçok delil kaynağına doğrudan ulaşabilmektedir. Mahpus ise aynı ortamdan ayrılamamakta ve kendisini savunmak için ihtiyaç duyduğu delillere çoğu zaman idare veya yargı makamı aracılığıyla ulaşabilmektedir. Hukukun görevi bu eşitsizliği daha da büyütmek değil, usul güvenceleri vasıtasıyla dengelemektir. Aksi yaklaşımda kişisel bir anlaşmazlığın veya iletişim probleminin disiplin yaptırımına dönüşmesi ihtimaline karşı etkili bir güvence kalmaz. Bir kamu görevlisinin düzenlediği tutanağın başka hiçbir araştırmaya ihtiyaç duyulmaksızın doğru kabul edilmesi; hükümlünün savunmasının ise sırf hükümlü tarafından ileri sürüldüğü için kuşkuyla karşılanması, yargısal değerlendirmeyi tarafların hukuki statülerine göre yapan sakıncalı bir anlayışa yol açabilir. Hukuk devletinde delilin değeri onu sunan kişinin sıfatına göre değil, güvenilirliğine, tutarlılığına ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediğine göre belirlenmelidir.</p>

<p>Bu çerçevede gerekçe yükümlülüğü de özel bir önem taşımaktadır. Gerekçe, kararın biçimsel bir tamamlayıcısı değil, kamu gücünün keyfî kullanılmasını önleyen en önemli hukuki araçlardan biridir. Hükümlünün savunmasına neden itibar edilmediği, personel tutanağının neden üstün tutulduğu, kamera kaydının neden incelenmediği, tanık talebinin neden reddedildiği veya neden daha hafif bir yaptırımın yeterli olmayacağı açıklanabiliyorsa karar yargısal ve kamusal denetime açılmış olur. Buna karşılık yalnızca “dosya kapsamı”, “mevcut delil durumu” veya “kararın usul ve yasaya uygun olduğu” gibi soyut ifadelerle yetinilmesi hâlinde kararın gerçekten hangi hukuki değerlendirmeye dayandığını anlamak güçleşir</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin cezaevi disiplin uyuşmazlıklarında verdiği kararlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan temel ilke de budur: ceza infaz kurumunda bulunmak, adil yargılanma hakkının kapıda bırakılması sonucunu doğurmaz. Cihan Yeşil kararı savunma ve tanık sorgulama güvencelerinin; Emrah Yayla kararı yargılamaya etkili ve bizzat katılımın; Baysal Demirhan ve benzeri kararlar ise silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkının cezaevi disiplin uyuşmazlıklarında taşıdığı önemi açıkça göstermektedir.</p>

<p>Ceza infaz kurumlarında disiplinin ve güvenliğin sağlanması devletin temel yükümlülüklerinden biridir. Ancak bu yükümlülük, idareye sınırsız bir yetki tanımaz. Cezaevi disiplin rejiminin hukuk devletiyle bağdaşabilmesi için yalnızca yaptırımın kanuni dayanağının bulunması değil; isnat edilen fiilin somut delillerle ortaya konulması, hükümlünün savunmasının etkili biçimde değerlendirilmesi ve uygulanan cezanın ölçülü olması gerekir.</p>

<p>Personel tarafından düzenlenen tutanaklar önemli birer delil olmakla birlikte tek başına tartışılmaz gerçeklik olarak kabul edilmemelidir. Kamera kaydı, ses kaydı, tanık veya başka bir objektif delil mevcutsa bunların araştırılması; delil talepleri reddediliyorsa bunun somut ve denetlenebilir gerekçelerle açıklanması zorunludur. İnfaz hâkimliği ile itiraz mercilerinin görevi de idarenin kararını yalnızca şeklen onaylamak değil, disiplin işlemini bağımsız ve etkili biçimde denetlemektir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin cezaevi disiplin uyuşmazlıklarında verdiği kararlar da mahpusun savunma, adil yargılanma, çelişmeli yargılama ve gerekçeli karar haklarının cezaevi kapısında sona ermediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle asıl mesele, ceza infaz kurumlarında disiplin cezası uygulanıp uygulanamayacağı değil; devletin bu yetkiyi hangi delillerle, hangi usulle ve hangi ölçüde kullandığıdır.</p>

<p><strong>Mahkûmiyet kişinin özgürlüğünü sınırlandırır; fakat insan onurunu, savunma hakkını ve hukuki güvenliğini ortadan kaldırmaz. Cezaevi kapıları kapandığında hukuk dışarıda kalmaz.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ceren KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlarinda-disiplin-cezalarinin-olcululuk-ilkesi-ve-etkili-yargisal-denetim-bakimindan-degerlendirilmesi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/teraziziaaafa.jpg" type="image/jpeg" length="70957"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/beseri-tibbi-urunlerin-fiyatlandirilmasi-hakkinda-teblig</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/beseri-tibbi-urunlerin-fiyatlandirilmasi-hakkinda-teblig" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ, 29 Ağustos 2026 Tarihli ve 33355 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BEŞERİ TIBBİ ÜRÜNLERİN FİYATLANDIRILMASI HAKKINDA TEBLİĞ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 11/3/2026 tarihli ve 11031 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararın uygulama esaslarını belirlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 508 inci maddesine ve 11/3/2026 tarihli ve 11031 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararın 8 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Alerjen ürün: Alerji oluşturan bir ajana karşı oluşan immünolojik cevapta spesifik kazanılmış değişikliği indüklemek veya tanımlamak niyeti ile kullanılan her türlü tıbbi ürünü,</p>

<p>b) Ambalaj miktarı: Dış ambalaj içinde bulunan birim farmasötik form miktarını,</p>

<p>c) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,</p>

<p>ç) Barem altı ürün: Kararın 2 nci maddesinin on üçüncü fıkrasında yer alan firma satış fiyatı baremlerine tabi ürünleri,</p>

<p>d) Başvuru sahibi: Ruhsat/izin sahibi firmayı,</p>

<p>e) Birebir eş ürün: Etkin maddesi, farmasötik formu, etkin madde miktarı ve ambalaj miktarı aynı olan ürünü,</p>

<p>f) Biyobenzer ürün: Ruhsatlı bir referans biyolojik tıbbi ürün ile kalite, etkililik ve güvenlilik açısından yüksek düzeyde benzerlik gösteren tıbbi ürünü,</p>

<p>g) Biyoteknolojik ürün: Etkin maddesi biyolojik bir kaynaktan elde edilen ve biyoteknolojik yöntemlerle üretilen tıbbi ürünü,</p>

<p>ğ) Dönemsel Avro değeri: Bir önceki yılın Resmî Gazete’de ilan edilen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının günlük Avro döviz satış kuru gerçekleşmeleri esas alınarak hesaplanacak olan yıllık ortalama Avro değerinin Kararın 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen uyarlama katsayısı ile çarpılması suretiyle belirlenen Avro değerini,</p>

<p>h) Eczane ürünü: Perakende satışı olan ya da perakende satış fiyatı belirlenmiş ürünü,</p>

<p>ı) Eş ürün: Etkin maddesi, farmasötik formu ve etkin madde miktarı aynı ancak ambalaj miktarı farklı olan ürünü,</p>

<p>i) Eşdeğer ürün: Referans ürün olmayan ürünü,</p>

<p>j) Etkin madde miktarı: Birim farmasötik formda bulunan etkin madde miktarını,</p>

<p>k) Fabrika çıkış fiyatı: Kaynak ürünün, satışa sunulmuş olduğu ülke/ülkelerdeki Katma Değer Vergisi (KDV) ve iskonto hariç resmi fabrika çıkış fiyatını, bu fiyatın bulunamadığı durumlarda ise perakende satış fiyatından KDV, eczacı ve/veya depocu kâr oranları düşülerek bulunan satış fiyatını,</p>

<p>l) Farmasötik benzer ürün: Kurum tarafından yayımlanan kılavuzda tanımlanmış farmasötik form grubu aynı olan ürünü,</p>

<p>m) Farmasötik form: Kurum tarafından yayımlanan kılavuzda tanımlanmış farmasötik formu,</p>

<p>n) Firma satış fiyatı: Kaynak fiyatın Avro değerine kadar Türk Lirası cinsinden karşılığını,</p>

<p>o) Fiyat beyan formu: Başvuru sahipleri tarafından fiyat müracaatlarında ürünün niteliğine göre doldurulan formu,</p>

<p>ö) Fiyat deklarasyon belgesi: Ürünün fiyat ve diğer bilgilerinin yer aldığı apostilli veya Dışişleri Bakanlığı Temsilciliği tarafından onaylı belgeyi,</p>

<p>p) Fiyat korumalı ürün: Herhangi bir farmasötik şekli dünyada ilk defa 1/1/2000 tarihinden önce pazara çıkan etkin maddeyi ihtiva eden ürünü,</p>

<p>r) Fiyat listesi: Kurum tarafından yayımlanan ilaç fiyat listesini,</p>

<p>s) Geleneksel bitkisel tıbbi ürün: Geleneksel kullanımı bibliyografik olarak kanıtlanmış, geleneksel kullanım ile uyumlu endikasyonu bulunan; haricen, oral veya inhalasyon yoluyla kullanılan beşeri tıbbi ürünleri,</p>

<p>ş) Gerçek kaynak fiyat: Kaynak ülkelerde ruhsatlı/izinli ve piyasada bulunan ürünün fabrika çıkış fiyatını,</p>

<p>t) Güncel Avro değeri: İki haftada bir Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan Avro satış kurunu,</p>

<p>u) Hastane ürünü: Kaynak ülkelerde satış kanalı sadece hastane ürünü olan ve/veya ülkemizde perakende satış fiyatı olmayan ürünü,</p>

<p>ü) İlaç Takip Sistemi (İTS): Beşeri tıbbi ürünlerin karekod kullanılarak tekilleştirilmesini, her biriminin geçtiği noktalardan yapılan bildirimler ile üretim, ithalat, ihracat, alış, satış, devir, tüketim, zayi olma, geri ödeme gibi tedarik zincirinde gerçekleşen tüm hareketlerini ya da hareket iptallerini gerçek zamanlı izleyen, geri çekme, bloke etme gibi bu ürünler üzerinde yapılması gereken iş ve işlemlerin gerçekleştirildiği merkezi kayıt ve takip sistemini,</p>

<p>v) Kan ürünü: İnsan kanı veya plazmasından endüstriyel yöntemlerle elde edilen ve özellikle albumin, immünoglobulin ve koagülasyon faktörleri gibi ürünleri içeren, etkin madde/maddeleri kan bileşenleri olan beşeri tıbbi ürünleri,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>y) Karar: 11/3/2026 tarihli ve 11031 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararı,</p>

<p>z) Kaynak fiyat: Gerçek kaynak fiyatın ya da gerçek kaynak fiyata göre hesaplanan mihenk kaynak fiyatın oranlanarak hesaplandığı Avro biriminde fiyatı,</p>

<p>aa) Kaynak ürün: Ürünün ülkemizdeki fiyatının belirlenmesinde esas alınan ürünü,</p>

<p>bb) Komisyon: Bakanlığın koordinatörlüğünde Hazine ve Maliye Bakanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan Fiyat Değerlendirme Komisyonunu,</p>

<p>cc) Kurum: Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunu,</p>

<p>çç) Maliyet kartı: Ürünün firma satış fiyatının belirlenmesinde esas alınan ürün maliyetini ve diğer gider tutarlarını ortaya koyan, başvuru sahibi ve yeminli mali müşavir tarafından hazırlanarak onaylanan kartı,</p>

<p>dd) Mihenk kaynak fiyat: Bakanlık veri tabanında kayıtlı, hesaplamalarda kullanılan baz değeri gösteren Avro cinsinden gerçek kaynak fiyatı,</p>

<p>ee) Özel tıbbi amaçlı gıda: Besin ögelerini veya metabolitlerini vücuda alma, sindirme, absorbe etme, metabolize etme ve vücuttan atma kapasitesi sınırlı, azalmış veya bozulmuş olan ve diyet yönetimleri normal diyetin düzenlenmesi ile sağlanamayan hastaların diyetlerini düzenlemek amacıyla tıbbi gözetim altında kullanılmak üzere geliştirilen, özel olarak formüle edilip endüstriyel yöntemlerle elde edilen, beslenme yönünden tam veya tam olmayan ürünleri,</p>

<p>ff) Perakende satış fiyatı: KDV dahil eczacı satış fiyatını,</p>

<p>gg) Radyofarmasötik ürün: Tıbbi amaçla kullanılmak üzere hazırlanan ve kullanıma hazır olduğunda, yapısında bir veya birden fazla radyonüklid içeren beşeri tıbbi ürünü,</p>

<p>ğğ) Referans ürün: 11/12/2021 tarihli ve 31686 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliğinde yer alan referans tıbbi ürünü,</p>

<p>hh) Serum: Kan ikameleri ve perfüzyon solüsyonlarından; kan ürünleri hariç olmak üzere, 50 ml'den büyük primer ambalaj hacmine sahip parenteral infüzyon flakonları, şişeleri, torbaları ile diyaliz irrigasyon perfüzyon solüsyonlarını,</p>

<p>ıı) Yakın eş ürün: Etkin maddesi ve farmasötik formu aynı ancak etkin madde miktarı farklı olan ürünü,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Fiyatlama Usul ve Esasları</p>

<p><strong>Genel hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Kaynak ülkeler, gerçek kaynak fiyat belirlenmesinde kullanılan ülkelerdir. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasından belirlenen kaynak ülkeler: Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan’dır.</p>

<p>(2) Kaynak ülke fiyatlarının belirlenmesinde, resmi ya da genel kabul görmüş veri tabanları ile izleme ve tespit yapılabilir.</p>

<p>(3) Ruhsatname ve/veya ruhsatname eki sertifikada yer alan seri serbest bırakma ülkelerinin tamamı kaynak ülke olarak kabul edilir.</p>

<p>(4) İthal edildiği ülke, kontrol belgesinde yer alan yükleme ülkesi olup kaynak ülke olarak kabul edilir. İthal edildiği ülke olarak;</p>

<p>a) Son bir yıl içerisinde Kurum tarafından onaylanmış kontrol belgelerinde yer alan yükleme ülke ya da ülkelerinin tamamı,</p>

<p>b) Son bir yıl içerisinde Kurum tarafından onaylanmış kontrol belgesi bulunmayan ürünler için onaylanmış en son tarihli kontrol belgesinde yer alan yükleme ülkesi,</p>

<p>c) Kurum tarafından onaylanmış kontrol belgesi bulunmayan ürünler için ise ithal edileceği beyan edilen yükleme ülke ya da ülkelerinin tamamı,</p>

<p>kabul edilir.</p>

<p>(5) Özel ithalat izni kapsamında getirilen ürünlerin seri serbest bırakma yeri veya ithal edildiği ülke ya da ülkeler üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen ülkelerden farklı olması durumunda kaynak ülke olarak dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) Referans ürünler ve ithal eşdeğer ürünler için kaynak ülkedeki kaynak olarak tespit edilen üründe;</p>

<p>a) Ülkemizdeki ürünün lisansör firması ile ortak ekonomik yapı oluşturmayan farklı bir lisansör firmanın lisans sahibi olması durumunda,</p>

<p>b) Ülkemizdeki ürünün lisansör firması ile ortak ekonomik yapı oluşturan bir lisansör firmanın lisans sahibi olmasına rağmen söz konusu lisansör firma ile ortak ekonomik yapı oluşturmayan başka bir firma tarafından pazarlama yetkisine sahip olunması durumunda,</p>

<p>tespit edilen ürün kaynak ürün olarak değerlendirilmez. Bu ürünlere ekonomik bütünlük teşkil etmeyen ürün denir.</p>

<p>(7) Birden fazla referans ürün tespit edilmesi durumunda en düşük gerçek kaynak fiyatlı referans ürün kaynak referans ürün olarak belirlenir.</p>

<p>(8) Gerçek kaynak fiyat para birimi olarak Avro kullanılır. Para biriminin farklı olduğu bir ülke söz konusu ise, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi olarak döviz satış kuru açıkladığı para birimleri için 13/2/2009 tarihindeki döviz satış kuru; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi olarak döviz satış kuru açıklamadığı para birimleri için, ülkemizdeki o ülkenin resmi temsilciliğinden veya o ülkenin Merkez Bankasının internet sitesinden veya Avrupa Merkez Bankası internet sitesinden anılan tarihteki dönüşüm kuru esas alınarak Avro karşılığı bulunur. İlgili ülkede 13/2/2009 tarihinin tatil olması durumunda ise bir sonraki iş gününün döviz satış kuru dikkate alınır.</p>

<p>(9) Hesaplamalarda elde edilen değerler virgülden sonraki ilk yirmi basamakta kesilir. Hesaplanan son değer, virgülden sonraki ilk iki basamakta kesilerek fiyat listesine girilir.</p>

<p>(10) Başvuru tarihinden fiyat listesinde yayımlanmaya kadar geçen sürede, Avro değerinin değişmesi durumunda; yeniden başvuru aranmaksızın Avro değerindeki değişiklikler uygulanarak belirlenen fiyat ve maliyet kartı bedeli güncellenir ve bu fiyatlar listede yayımlanır.</p>

<p>(11) Dönemsel Avro değeri değişikliklerinde fiyat listesinde yer alan dönemsel Avro değeri ile hesaplanan tüm ürünlerin fiyatları ve maliyet kartı bedelleri başvuru aranmaksızın güncellenir.</p>

<p>(12) Güncel Avro değeri değişikliklerinde fiyat listesinde yer alan güncel Avro değeri ile hesaplanan tüm ürünlerin fiyatları ve maliyet kartı bedelleri başvuru aranmaksızın güncellenir.</p>

<p>(13) Bir etkin maddenin herhangi bir farmasötik formunun dünyada ilk defa 1/1/2000 tarihinden önce pazara çıkması durumunda, bu etkin madde fiyat korumalı etkin madde ve bu etkin maddeyi ihtiva eden ürünler fiyat korumalı ürün olarak kabul edilir. Birden fazla etkin madde ihtiva eden kombinasyonlar için etkin maddelerden birinin fiyat korumalı olmayan etkin madde olması durumunda bu kombinasyonu ihtiva eden ürünler fiyat korumalı ürün olarak değerlendirilmez. Bu durumun değerlendirilmesi ilk defa pazara çıkan ürünün ticari isminden ve ruhsat sahibi firmadan bağımsız olarak yapılır. Bir etkin madde ya da etkin madde kombinasyonun fiyat korumalı durumu değişirse, bu durum söz konusu etkin madde ya da etkin madde kombinasyonunu içeren tüm ürünler için re'sen uygulanır.</p>

<p>(14) Çözücü (cinsi, farmasötik formu, içeriği ve benzeri) fiyatlandırmada dikkate alınmaz.</p>

<p>(15) Farklı terapötik alanlarda kullanılan veya endikasyonları tamamen farklı tanımlanmış ürünlerdeki etkin maddeler fiyatlandırma açısından aynı etkin madde olarak değerlendirilmez ancak aynı etkin maddeyi ihtiva eden ortak endikasyona sahip olan ürünler aynı etkin madde olarak değerlendirilir.</p>

<p>(16) Maliyet kartlarında gider kalemleri için virgülden sonra dört basamak kullanılır. Sınai ve diğer maliyetler, gider kalemleri ayrı ayrı toplanarak gösterilir. Sınai ve diğer maliyetler toplanarak toplam maliyet bulunur. Bulunan toplam maliyetin %15 fazlası virgülden sonraki ilk iki basamakta kesilerek maliyet kartı bedeli olarak belirlenir.</p>

<p>(17) Maliyet kartı ile fiyat almış olan referans ürün başka bir ürüne kaynak teşkil etmez.</p>

<p>(18) Bir firmanın 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin eki Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesinde yer alan ürününün ihtiyacı karşılayacak şekilde piyasada bulunmaması durumunda; aynı etkin madde miktarına ve aynı farmasötik forma ancak farklı ambalaj miktarına sahip ürünü geri ödemesiz olarak fiyatlandırılamaz. Bu durumdaki ürünler Bakanlıkça tespit edilir ve firmaya bildirilir, firma en geç 3 ay içerisinde ürünü geri ödemeli olarak fiyatlandırma başvurusunda bulunur ya da ürünü piyasa ihtiyacını karşılayacak şekilde piyasaya sürer. Geri ödemeli fiyat değişikliği başvurusunda bulunmaması ya da piyasa ihtiyacının karşılanmaması durumunda, ürün geri ödemeli formundan oranlanarak re'sen geri ödemeli olarak fiyatlandırılır.</p>

<p>(19) Gerçek kaynak fiyat araştırması yapılan ülkelerdeki kaynak ürünün geri ödeme durumu dikkate alınmaz. Ancak fiyat listesinde yer alan geri ödemesiz ürünler geri ödemeli ürünler için kaynak teşkil etmez.</p>

<p>(20) Gerçek kaynak fiyatı tespit edilemediğinden Komisyon tarafından kaynak fiyatları ile satış fiyatları belirlenen ürünler başka bir ürüne kaynak teşkil etmez.</p>

<p>(21) Kurum gerekli gördüğü hallerde birebir eş ya da eş ürün gruplarının perakende satış fiyatı ile fiyatlandırılması hususunda re’sen karar alabilir.</p>

<p>(22) Referans ürünü listede bulunmayan eşdeğer ürünler için kaynak fiyatlar, referans ürünün piyasaya çıkışı sonrasında referans ürünün fiyatlarına göre güncellenir. Kaynak alınamayan referans ürün kaynak alınabilir duruma geldiğinde; eşdeğer ürünlerin gerçek kaynak fiyat ve mihenk kaynak fiyatları referans ürüne göre re’sen güncellenir. Kaynak fiyatı düşen ürünler için re’sen işlem yapılır. Artış olması durumunda firma tarafından yapılan başvuruya istinaden fiyat artış talepleri değerlendirilir.</p>

<p>(23) Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin ekinde yer alan Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesinde yer alıp piyasada bulunan ve bu listede eşdeğer ürünü bulunmayan fiyat korumalı olmayan referans ürünün, birebir eş ve eş ürünleri geri ödemesiz olarak fiyatlandırılmaz. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesinde en az bir eşdeğeri bulunan referans ürünün diğer birebir eş ürün ve eş ürünleri geri ödemesiz olarak fiyatlandırılabilir. Söz konusu referans ürünün maliyet kartlı ya da 10 uncu maddede yer alan özel şarta tabi ürünlerden olması durumunda birebir eş ürün ve eş ürünleri geri ödemesiz olarak fiyatlandırılabilir.</p>

<p>(24) Perakende satış fiyatı belirlenmeyen ürünler eczanede satılamaz. Depocu satış fiyatı belirlenmeyen ürünler depolarda ve eczanelerde satılamaz.</p>

<p><strong>Gerçek kaynak fiyat belirleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Gerçek kaynak fiyat, fabrika çıkış fiyatıdır ve Avro cinsinden ifade edilir.</p>

<p>(2) Gerçek kaynak fiyat belirleme ve takibinde;</p>

<p>a) Ulusal ya da uluslararası veri tabanları kullanılabilir. Bakanlık gerekli gördüğünde ulusal veya uluslararası veri tabanlarını ve/veya resmi yolları kullanarak beyan edilen gerçek kaynak fiyatların kontrolünü yapabilir. Beyan edilen fiyatlar ile kontrol neticesinde tespit edilen fiyatlarda farklılık olması durumunda Bakanlığın tespit ettiği fiyatlar esas alınır. Gerekli görülen hususlarda Kurum başvuru sahibinden açıklayıcı bilgi ve belge talep edebilir.</p>

<p>b) Ürünün, kaynak ülkelerde geçici fiyat değişikliklerine sebep olan iskonto uygulamaları ile ürün sınıflandırılmasına ilişkin özel uygulamalar ve özel vergilendirme uygulamaları gerçek kaynak fiyat hesaplamasında dikkate alınmaz.</p>

<p>c) Satışa sunulduğu ülke/ülkelerde perakende satışı olmayan ve sadece hastane kanalıyla kullanıma sunulan ürünler ülkemizde perakende satışı olan ürünlerin gerçek kaynak fiyat hesaplamasında dikkate alınmaz. Başvuru yapan firmalar tarafından ürünün perakende satışının olmadığının resmi kurumlar ya da genel kabul görmüş veri tabanları tarafından düzenlenmiş belgeler ya da veriler ile sunulması gerekmektedir.</p>

<p>ç) Ülkemizde hâlihazırda perakende satışı bulunan veya perakende satış fiyatı talep edecek olan ithal ürünlerin, kaynak ürününün bu fıkranın (c) bendi kapsamında tespit edilemediği durumlarda; üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralardaki sıralama dikkate alınarak, ilgili ülkede perakende satışı olmayan ve sadece hastane kanalıyla satışa sunulan ürünün fabrika çıkış fiyatı, gerçek kaynak fiyat hesaplamasında kullanılır.</p>

<p>d) Fiyat listesinde referans ürünü bulunan eşdeğer ürünler için referans ürünün perakende satış fiyatının olup olmama hususu dikkate alınmaz.</p>

<p>e) Ürünün ruhsatlı/izinli olmadığı ya da piyasada bulunmadığı ülkelerdeki fiyatı gerçek kaynak fiyat hesaplamasında dikkate alınmaz. Ürünün kaynak ülkelerde piyasada bulunmadığı hallerde; başvuru yapan firmalar ürünün piyasada bulunmadığını gösteren resmi kurumlar ya da genel kabul görmüş veri tabanları tarafından düzenlenmiş belgeleri ya da verileri sunarlar.</p>

<p>f) Listede yer alan referans kaynak ürün bir yıldır piyasada bulunmuyorsa eşdeğer ürüne kaynak teşkil etmez.</p>

<p>(3) İthal referans ürünün gerçek kaynak fiyatı belirlenirken sırasıyla;</p>

<p>a) Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan ile seri serbest bırakma ülkeleri ve ithal edildiği ülkelerdeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>b) Yoksa AB ülkelerindeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>c) Yoksa Bakanlıkça yayımlanmış ülkelerdeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>dikkate alınır.</p>

<p>(4) İmal referans ürünün gerçek kaynak fiyatı belirlenirken sırasıyla;</p>

<p>a) Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan’daki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>b) Yoksa AB ülkelerindeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>c) Yoksa Bakanlıkça yayımlanmış ülkelerdeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>dikkate alınır.</p>

<p>ç) Bu fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerine göre gerçek kaynak fiyatı belirlenemeyen imal referans ürünler maliyet kartı ile fiyatlandırılır.</p>

<p>(5) İthal eşdeğer ürünün gerçek kaynak fiyatı belirlenirken bu fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirtilen iki farklı fiyat araştırması yapılır.</p>

<p>a) Referans ürünün fiyat araştırması yapılırken sırasıyla;</p>

<p>1) Fiyat listesinde olan kaynak referans ürünün gerçek kaynak fiyatı,</p>

<p>2) Yoksa Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan’daki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>3) Yoksa fiyat listesinde olan en yüksek gerçek kaynak fiyatlı farmasötik benzer kaynak referans ürünün gerçek kaynak fiyatı,</p>

<p>dikkate alınır.</p>

<p>b) İthal eşdeğer ürünün fiyat araştırması yapılırken sırasıyla;</p>

<p>1) Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan ile seri serbest bırakma ülkeleri ve ithal edildiği ülkelerdeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>2) Yoksa AB ülkelerindeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>3) Yoksa Bakanlıkça yayımlanmış ülkelerdeki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>dikkate alınır.</p>

<p>c) Bu fıkranın (a) bendinde belirtildiği şekilde hesaplanarak bulunan gerçek kaynak fiyatın %60'ı, fiyat korumalı ürünlerde ise %80’i ile bu fıkranın (b) bendinde belirtildiği şekilde hesaplanarak bulunan ithal eşdeğer ürünün kendi gerçek kaynak fiyatının %100'ü kıyaslanarak düşük olan fiyat bulunur. Düşük olan fiyatın hesaplanmasında kullanılan değerin %100'ü gerçek kaynak fiyat olarak dikkate alınır.</p>

<p>1) Bu fıkranın (a) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerinde tespit edilen referans ürünün gerçek kaynak fiyatının mihenk kaynak fiyatın %60'lık, fiyat korumalı ürünlerde ise %80’lik sınırının altına inmesi durumunda; bu fıkranın (c) bendinde uygulanan kıyaslama referans ürünün gerçek kaynak fiyatının %100’ü ile yapılır.</p>

<p>2) Bu fıkranın (a) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerinde tespit edilen referans ürünün gerçek kaynak fiyatının mihenk kaynak fiyatın %60'lık, fiyat korumalı ürünlerde ise %80’lik sınırın üzerinde olması durumunda; bu fıkranın (c) bendinde uygulanan kıyaslama referans ürünün mihenk kaynak fiyatının %60'ı, fiyat korumalı ürünlerde ise %80’i ile yapılır.</p>

<p>ç) İthal eşdeğer ürünün ülkemizde geri ödemeli ve özel şarta tabi ürün olması durumunda; bu fıkranın (a) bendinde belirtildiği şekilde hesaplanarak bulunan gerçek kaynak fiyatın %100’ü ile bu fıkranın (b) bendinde belirtildiği şekilde hesaplanarak bulunan ithal eşdeğer ürünün kendi gerçek kaynak fiyatının %100'ü kıyaslanarak düşük olan fiyat bulunur. Düşük olan fiyatın hesaplanmasında kullanılan değerin %100'ü gerçek kaynak fiyat olarak dikkate alınır.</p>

<p>d) Referans ürünün kaynak alınamaması durumunda, ithal eşdeğer ürünün kendi gerçek kaynak fiyatının %100'ü dikkate alınır.</p>

<p>(6) İmal eşdeğer ürünün gerçek kaynak fiyatı belirlenirken sırasıyla;</p>

<p>a) Fiyat listesinde olan kaynak referans ürünün gerçek kaynak fiyatı,</p>

<p>b) Yoksa kaynak referans ürünün Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan’daki ürünün en düşük fabrika çıkış fiyatı,</p>

<p>c) Yoksa fiyat listesinde olan en yüksek gerçek kaynak fiyatlı farmasötik benzer kaynak referans ürünün gerçek kaynak fiyatı,</p>

<p>dikkate alınır.</p>

<p>ç) Bu fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerine göre gerçek kaynak fiyatı belirlenemeyen imal eşdeğer ürünler için maliyet kartı ile fiyatlandırılır.</p>

<p>d) Halihazırda bu fıkranın (ç) bendi ile fiyatlandırılmış ürünlerin fiyat listesinde referans ürünü bulunmaması durumunda; bu ürünler maliyet kartı ile fiyatlandırılmaya devam edilir. Maliyet kartı ile fiyatlandırılmış ürünlerin birebir eş ve eş ürünlerinin ilk kez fiyatlanması durumunda bu ürünler de maliyet kartı ile fiyatlandırılır.</p>

<p>(7) Bu maddenin üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarında belirtilen bent sıralaması takip edilerek her bir bentte, aynı etkin maddenin aynı farmasötik formundaki;</p>

<p>a) Birebir eş ürün olan aynı miktarda etkin madde içeren aynı ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>b) Yoksa eş ürün olan aynı miktarda etkin madde içeren en yakın küçük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>c) Yoksa eş ürün olan aynı miktarda etkin madde içeren en yakın büyük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>ç) Yoksa yakın eş ürün olan farklı miktarda etkin madde içeren en yakın düşük etkin madde miktarlı aynı ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>d) Yoksa yakın eş ürün olan farklı miktarda etkin madde içeren en yakın düşük etkin madde miktarlı en yakın küçük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>e) Yoksa yakın eş ürün olan farklı miktarda etkin madde içeren en yakın düşük etkin madde miktarlı en yakın büyük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>f) Yoksa yakın eş ürün olan farklı miktarda etkin madde içeren en yakın yüksek etkin madde miktarlı aynı ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>g) Yoksa yakın eş ürün olan farklı miktarda etkin madde içeren en yakın yüksek etkin madde miktarlı en yakın küçük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>ğ) Yoksa yakın eş ürün olan farklı miktarda etkin madde içeren en yakın yüksek etkin madde miktarlı en yakın büyük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>kaynak ürün olarak tespit edilir.</p>

<p>(8) Beşinci fıkranın (a) bendinin (3) numaralı alt bendi ve altıncı fıkranın (c) bendinde aynı etkin maddenin aynı farmasötik form grubuna sahip ürünlerden;</p>

<p>a) Aynı miktarda etkin madde içeren aynı ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>b) Yoksa aynı miktarda etkin madde içeren en yakın küçük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>c) Yoksa aynı miktarda etkin madde içeren en yakın büyük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>ç) Yoksa farklı miktarda etkin madde içeren en yakın düşük etkin madde miktarlı aynı ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>d) Yoksa farklı miktarda etkin madde içeren en yakın düşük etkin madde miktarlı en yakın küçük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>e) Yoksa farklı miktarda etkin madde içeren en yakın düşük etkin madde miktarlı en yakın büyük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>f) Yoksa farklı miktarda etkin madde içeren en yakın yüksek etkin madde miktarlı aynı ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>g) Yoksa farklı miktarda etkin madde içeren en yakın yüksek etkin madde miktarlı en yakın küçük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>ğ) Yoksa farklı miktarda etkin madde içeren en yakın yüksek etkin madde miktarlı en yakın büyük ambalaj miktarına sahip ürün,</p>

<p>kaynak ürün olarak tespit edilir.</p>

<p>(9) Bu maddede belirtilen usullerle gerçek kaynak fiyatı tespiti yapılamayan ürünlerin fiyatları Komisyon tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Mihenk kaynak fiyat belirleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Özel şarta tabi ürünlerde ve ilk fiyat alma başvurularında referans ürünün mihenk kaynak fiyatı belirlenen gerçek kaynak fiyatın %100’üdür. Eşdeğer ürünlerde gerçek kaynak fiyat ve mihenk kaynak fiyat kaynak ürünün fiyatları dikkate alınarak belirlenir.</p>

<p>(2) Kaynak fiyatın mihenk kaynak fiyatın %100’ü olması durumunda; gerçek kaynak fiyat değişikliklerinde yeni gerçek kaynak fiyat yeni mihenk kaynak fiyat olarak belirlenir.</p>

<p>(3) Kaynak fiyatın mihenk kaynak fiyatın %100’ü olmaması durumunda; gerçek kaynak fiyat değişikliklerinde yeni gerçek kaynak fiyatın mihenk kaynak fiyattan yüksek olması halinde yeni gerçek kaynak fiyat yeni mihenk kaynak fiyat olarak belirlenir.</p>

<p>(4) Kaynak fiyatın mihenk kaynak fiyatın %100’ü olmaması durumunda; gerçek kaynak fiyat değişikliklerinde yeni gerçek kaynak fiyatın mihenk kaynak fiyattan düşük olması halinde mihenk kaynak fiyat değiştirilmez.</p>

<p><strong>Kaynak fiyat belirleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Kaynak fiyat, mihenk kaynak fiyatın oranlanarak hesaplandığı Avro biriminde fiyattır.</p>

<p>(2) Kaynak fiyat hesaplanırken;</p>

<p>a) Fiyat korumalı olan imal referans, imal eşdeğer ve ithal referans ürünlerin kaynak fiyatı, mihenk kaynak fiyatının %80'i şeklinde belirlenir.</p>

<p>b) Fiyat korumalı olmayan imal veya ithal referans ürünün kaynak fiyatı;</p>

<p>1) Birebir eş ürün veya eş ürünü piyasada bulunmayan referans ürünler için, mihenk kaynak fiyatının %100’üdür.</p>

<p>2) Birebir eş ürün veya eş ürünü piyasada bulunan referans ürünler için, mihenk kaynak fiyatının %60’ı olarak belirlenir.</p>

<p>c) Fiyat korumalı olmayan imal eşdeğer ürünün kaynak fiyatı, mihenk kaynak fiyatının %60'ı olarak belirlenir.</p>

<p>ç) İthal eşdeğer ürünün kaynak fiyatı hesaplanırken;</p>

<p>1) Gerçek kaynak fiyatı belirlenirken referans ürünün fiyatı dikkate alınmış ise kaynak fiyat, fiyat korumalı ürünlerde mihenk kaynak fiyatın %80'i,</p>

<p>2) Gerçek kaynak fiyatı belirlenirken referans ürünün fiyatı dikkate alınmış ise kaynak fiyat, fiyat korumalı olmayan ürünlerde ise mihenk kaynak fiyatın %60'ı,</p>

<p>3) Gerçek kaynak fiyatı belirlenirken kendi fabrika çıkış fiyatı dikkate alınmış ise kaynak fiyat, mihenk kaynak fiyatın %100'ü,</p>

<p>olarak belirlenir.</p>

<p>(3) Referans ürünün gerçek kaynak fiyatı, fiyat korumalı olmayan ürünlerde mihenk kaynak fiyatın %60’lık sınırının altında, fiyat korumalı ürünlerde ise mihenk kaynak fiyatın %80’lik sınırının altında olduğunda; kaynak fiyat gerçek kaynak fiyatın %100’ü olarak belirlenir.</p>

<p><strong>İlk eşdeğer ürünün fiyatlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) İlk eşdeğer ürün, ilk ruhsat alan eşdeğer üründür. İlk eşdeğer ürünün fiyatlandırılmasında;</p>

<p>a) 7 nci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi, (c) bendi ve (ç) bendinin (2) numaralı alt bentlerinde geçen %60 oranı, referans ürünün gerçek kaynak fiyatının %60’ının Avro değeri karşılığı Karar’ın 2 nci maddesinin onuncu fıkrasında zikredilen değer ve üstünde olan tüm birebir eş ürün ve eş ürünler için yıllara sair oranlar ilk yıl %80, ikinci yıl %75, üçüncü yıl %70 olarak uygulanır.</p>

<p>b) 5 inci maddenin beşinci fıkrasına göre kendi fabrika çıkış fiyatını almış ithal eşdeğer ürün olması durumunda tüm birebir eş ürün ve eş ürünler için bu fıkranın (a) bendi uygulanmaz.</p>

<p>c) Kendi fiyatını almış ithal eşdeğer ürünün, bu durumunun değişerek referans ürünün fiyatına tabi olması durumunda tüm birebir eş ürün ve eş ürünleri için bu fıkranın (a) bendi uygulanır.</p>

<p>ç) İlk eşdeğer ürün ithal eşdeğer ürün olduğunda tüm birebir eş ürün ve eş ürünler için belirlenen kaynak fiyat ithal eşdeğer ürünün kendi kaynak fiyatını geçemez.</p>

<p>d) Piyasada bulunan birebir eş ürün ve eş ürünlerden herhangi birinin geri ödemeli ve özel şarta tabi ürün olması durumunda tüm birebir eş ürün ve eş ürünler için bu fıkranın (a) bendi uygulanmaz.</p>

<p>(2) Yıllara sair oranlar için uygulama başlangıç tarihi;</p>

<p>a) İlk ruhsat alan eşdeğer ürünün ruhsat aldığı tarihten sonraki ilk altı ay içinde piyasaya çıkması durumunda piyasaya çıktığı tarih,</p>

<p>b) İlk ruhsat alan eşdeğer ürünün ruhsat aldığı tarihten sonraki ilk altı ay içinde piyasaya çıkmaması durumunda ruhsat aldığı tarihten altı ay sonraki tarih,</p>

<p>olarak belirlenir.</p>

<p>(3) Yıllara sair oranlar uygulanmış ürünler için gerçek kaynak fiyatında değişiklik olması durumunda bu değişiklikler ürünlerin fiyatlarına gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde yansıtılır.</p>

<p>(4) Referans ürünün ülkemizde bulunmaması veya geri ödemesiz olması veya piyasada bulunmaması veya eşdeğerinin piyasada bulunmasından sonra geri ödemeli duruma geçmesi durumunda tüm birebir eş ve eş ürünlerin kaynak fiyatı mihenk kaynak fiyatının %60'ıdır. Fiyat korumalı ürünlerde bu oran %80 olarak uygulanır.</p>

<p>(5) Birinci fıkranın (a) bendinde zikredilen ikinci yıl %75 değeri; İTS verilerine göre ikinci fıkrada zikredilen başlangıç tarihinden itibaren birinci yılın sonunda imal eşdeğer ürünlerin yıllık toplam tüketimdeki pazar payının %5’e ulaşması durumunda %80 olarak uygulanır. Üçüncü yıl %70 değeri; İTS verilerine göre ikinci yılın sonunda imal eşdeğer ürünlerin yıllık toplam tüketimdeki pazar payının %10’una ulaşması durumunda %75 olarak uygulanır.</p>

<p>(6) Beşinci fıkrada geçen imal eşdeğer ürünlerin yıllık toplam tüketimdeki pazar payı, İlaç Takip Sistemindeki ruhsat sahibi firmalar ve depolar tarafından sarf merkezlerine yapılmış satışlar ile eczaneler tarafından geri ödeme kurumlarına ve elden yapılmış satışların toplamı üzerinden hesaplanır.</p>

<p>(7) İlk eşdeğer ürünün fiyat listesinde yayımlanması tarihinden ürünün piyasaya çıktığı tarihe kadar referans ürünün gerçek kaynak fiyatında değişiklik olması halinde referans ürünün yeni gerçek kaynak fiyatına göre eşdeğer ürünün kaynak fiyatları yeniden düzenlenir.</p>

<p>(8) Veri imtiyazı ve/veya patent sebebi ile piyasaya çıkamayan ürünler için birinci fıkranın (a) bendinin uygulama başlangıç tarihi veri imtiyazı ve/veya patent durumunun bitiş tarihidir.</p>

<p><strong>Firma satış fiyatı belirleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) 7 nci maddeye göre kaynak fiyatı belirlenmiş ürünün Avro değeri karşılığına kadar firma satış fiyatı belirlenebilir.</p>

<p>(2) Kaynak alınacak ürün, kaynak fiyatın Avro değeri karşılığından daha düşük firma satış fiyatı almış ise, bu durum birebir eş ürünün firma satış fiyatını etkilemez. Maliyet kartı ile fiyat almış ürünler için kaynak fiyatın Avro değeri karşılığı hesaplanan durumlarda maliyet kartı bedeli kullanılır.</p>

<p>(3) Fiyat listesinde bulunan veya ilk kez fiyat alacak herhangi bir ürüne, fiyat listesinde yayımlı olan birebir eş ürün ve eş ürünlerinin fiyat aritmetik ortalamasının %50’sine kadar fiyat belirlenebilir. Fiyat aritmetik ortalamasının %50’sinden daha düşük fiyat talepleri Komisyon tarafından değerlendirilir. Birebir eş ürün ve eş ürünlerinin fiyat aritmetik ortalaması hesaplamasında;</p>

<p>a) Geri ödemesiz ürünler hesaplamaya dahil edilmez.</p>

<p>b) Hesaplamaya dahil edilen ürünlerin piyasada bulunma durumları dikkate alınmaz.</p>

<p>c) Komisyon tarafından artış verilmiş ürünler için kaynak fiyatın Avro değeri karşılığı dikkate alınarak hesaplama yapılır.</p>

<p>(4) Fiyat listesinde birebir eş ve eş ürün olmaması halinde üçüncü fıkra hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>(5) Aynı ürünün serum setli ve setsiz formları hariç olmak üzere başvuru sahiplerinin ürünleri için talep edecekleri firma satış fiyatı düşüşleri ürüne özgü olup firmanın diğer ürünleri için uygulanmaz.</p>

<p>(6) Kaynak fiyatının Avro değeri karşılığının altında firma satış fiyatı almış ürünler için kaynak fiyatın Avro değeri karşılığına kadar talep edilen artışlar Komisyonca değerlendirilir.</p>

<p>(7) 5 inci maddenin dördüncü fıkrasının (ç) bendi ve altıncı fıkrasının (ç) bendi ile fiyatlandırılan ürünler için maliyet kartı bedeline kadar firma satış fiyatı belirlenebilir. Maliyet kartı bedelinden daha düşük firma satış fiyatı almış ürünler için maliyet kartı bedeline kadar talep edilen artışlar Komisyonca değerlendirilir.</p>

<p>(8) İlk kez fiyat alan ve maliyet kartı ile fiyat talep edilen geri ödemeli ürünün firma satış fiyatı, fiyat listesinde yer alan, kaynak teşkil etmeyen, piyasada bulunan ve geri ödemeli olan en yüksek firma satış fiyatlı birebir eş ürünün maliyet kartı bedelinin %10 fazlasını geçemez.</p>

<p>(9) Ruhsat devri, ürün isim değişikliği, ürün barkod değişikliği, başvuru sahibinin unvan değişikliği ve ruhsatlarındaki çeşitleme ya da varyasyon gibi değişiklikler nedeni ile aynı ürün olma vasfını koruyan ürünler mevcut kaynak fiyatlar ve firma satış fiyatından işlem görür. Bu ürünlerin kaynak fiyatlarının ve firma satış fiyatlarının güncellenme talepleri gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde yapılır.</p>

<p>(10) Herhangi bir nedenle ürünün barkodunun değişmesi durumunda eski ve yeni barkodlu her iki ürün aynı ürün olarak kabul edilir. Yeni barkodlu üründe yapılan tüm fiyat değişiklikleri eski barkodlu ürüne de uygulanır.</p>

<p>(11) Yurt dışı ilaç listesinde yer alan ürünlerin firma satış fiyatları, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin eki Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesinde (EK-4/C) yer alan başvuru sahibi ile aynı lisansör firmaya ait ürünün fiyatının güncel Avro değeri karşılığından fazla olamaz.</p>

<p><strong>Özel şarta tabi tutulan ürünler</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Barem altı ürünler, kan ürünleri, özel tıbbi amaçlı gıdalar, enteral beslenme ürünleri, radyofarmasötik ürünler, alerjen ürünler, yetim ürünler, geleneksel bitkisel tıbbi ürünler, biyobenzer ürünler, hastane ürünleri, serumlar, geri ödemesiz ürünler, reçetesiz ürünler ile Komisyon tarafından belirlenecek olan değer bazlı fiyatlandırmaya tabii olacak ilaçlar, aşılar ve halk sağlığı yönünden kritik öneme haiz ürünler özel şarta tabi tutulan ürünler olarak kabul edilir. Bu ürünler için 5 inci maddedeki ilgili fıkralara göre gerçek kaynak fiyat tespiti yapılır. Bu ürünlerin fiyatlandırılmasında genel hususlara ilave olarak aşağıdaki hususlar uygulanır.</p>

<p>(2) Barem altı ürünlerin fiyatlandırılmasında;</p>

<p>a) Mihenk kaynak fiyatının %100’ü kaynak fiyat olarak belirlenir.</p>

<p>b) Fiyat korumalı ürünler için mihenk kaynak fiyatın %80’i ile fiyat korumalı olmayan ürünler için mihenk kaynak fiyatın %60’ının dönemsel Avro değeri karşılığı barem altı olup mihenk kaynak fiyatın %100’ünün dönemsel Avro değeri karşılığı barem değerlerini aşan ürünler için bareme kadar firma satış fiyatı verilebilir.</p>

<p>(3) Kan ürünleri ile üretim prosesinde insan kanı ya da plazmasından elde edilen kan bileşenleri yer alan immünolojik tıbbi ürün ruhsatlı ürünler mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Başvuru sahiplerinin ilk fiyat alma başvuruları ve gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde talebinin olması halinde, kaynak fiyatın %10 fazlasının Avro değeri karşılığına kadar firma satış fiyatı verilebilir.</p>

<p>(4) Aşağıda yer alan etkin maddeleri ihtiva eden ürünler mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Bu ürünlerin firma satış fiyatı, piyasada bulunabilirliğinin sağlanması amacıyla, haftanın son iş günü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan Avro satış kuru dikkate alınarak belirlenir ve iki haftada bir güncellenir.</p>

<p>a) Alfa-1-Antitripsin (Alfa-1-Proteinaz inhibitörü).</p>

<p>b) Human (İnsan) albümini.</p>

<p>c) İmmünoglobulin (Anti-D Rh).</p>

<p>ç) İmmünoglobulin (Antilenfosit/At).</p>

<p>d) İmmünoglobulin (Anti-T-Lenfosit/Tavşan).</p>

<p>e) İmmünoglobulin (Hepatit B).</p>

<p>f) İmmünoglobulin (Normal/İnsan).</p>

<p>g) İmmünoglobulin (Sitomegalovirüs).</p>

<p>ğ) İmmünoglobulin (Tetanos).</p>

<p>(5) Özel tıbbi amaçlı gıdalar ve enteral beslenme ürünleri mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Bu ürünlerin gerçek kaynak fiyat tespitinde en düşük fabrika çıkış fiyatlı ve eczaneden satışta geri ödemeli ürünler dikkate alınır. Özel tıbbi amaçlı gıdalar için aroma fiyatlandırmada dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) Radyofarmasötik ürünler mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Bu ürünlere yalnızca firma satış fiyatı ve KDV dahil firma satış fiyatı belirlenir.</p>

<p>(7) Alerjen ürünler mihenk kaynak fiyatının %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Gerçek kaynak fiyatı belirlenememiş ithal alerjen ürünleri için, ürünün maliyetinin %15 fazlasına kadar olan maliyet bedeli Avro değeri olarak fiyat deklarasyon belgesi ile sunulur. Söz konusu maliyet bedeli ürünün gerçek kaynak fiyatı olarak belirlenir.</p>

<p>(8) Geri ödemesiz geleneksel bitkisel tıbbi ürünler için başvuru sahiplerinin beyanına göre fiyat verilebilir. Bu ürünler geri ödemeli duruma geçmeleri halinde 4 üncü maddede yer alan genel hususlar uygulanır.</p>

<p>(9) Biyobenzer ürünler mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır. İthal biyobenzer ürünün kendi gerçek kaynak fiyatı yoksa fiyat listesindeki biyoteknolojik ürünün mihenk kaynak fiyatının %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Biyobenzerinin piyasaya çıkması durumunda, biyoteknolojik ürünün kaynak fiyatı değiştirilmez.</p>

<p>(10) Hastane ürünlerinin fiyatlandırılmasında;</p>

<p>a) Mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat belirlenir. Eşdeğerinin piyasaya çıkması durumunda referans hastane ürününün kaynak fiyatı değiştirilmez.</p>

<p>b) İthal eşdeğer hastane ürünleri için; 5 inci maddenin beşinci fıkrasının (c) bendinde yer alan kıyaslamada referans ürünün gerçek kaynak fiyatının %100'ü ile kendi gerçek kaynak fiyatının %100’ü kıyaslanır ve düşük değer gerçek kaynak fiyat olarak belirlenir. Mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat belirlenir.</p>

<p>c) Bu ürünlere yalnızca firma satış fiyatı, KDV dahil firma satış fiyatı, depocu satış fiyatı ve KDV dahil depocu satış fiyatı belirlenir.</p>

<p>(11) Serumlar, mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır. Serumların gerçek kaynak fiyatlarının belirlenmesinde serum seti dikkate alınmaz. Serum setli ürünlerin firma satış fiyatına yıllık olarak belirlenen serum seti ücreti eklenir. Maliyet kartı ile fiyatlanan serumlar için serum seti maliyet kartına gider kalemi olarak dahil edilmez. Bir ürünün setli ve setsiz formunun olması durumunda her iki ürün aynı ürün olarak kabul edilir. Setli ya da setsiz üründe yapılan tüm fiyat değişiklikleri diğer formuna da uygulanır.</p>

<p>(12) Geri ödemesiz ürünlerin fiyatlandırılmasında;</p>

<p>a) İthal referans geri ödemesiz ürünler en yüksek gerçek kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır.</p>

<p>b) İthal eşdeğer geri ödemesiz ürünler için; 5 inci maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde yer alan ülke sıralamasına göre referans ürünün en yüksek gerçek kaynak fiyatının %100’ü ile 5 inci maddenin beşinci fıkrasının (b) bendinde yer alan ülke sıralamasına göre kendi en yüksek gerçek kaynak fiyatının %100’ü kıyaslanır, kıyaslama sonucu yüksek olan değer gerçek kaynak fiyat olarak belirlenir. Mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat belirlenir.</p>

<p>c) İmal geri ödemesiz ürünlere başvuru sahiplerinin beyanına göre fiyat verilebilir.</p>

<p>ç) Geri ödemesiz ürünlerin geri ödemeli duruma geçmeleri halinde genel hususlar uygulanır.</p>

<p>(13) Reçetesiz ilaçlar genel hükümlere göre fiyat alırlar.</p>

<p>(14) Halihazırda fiyat listesinde yayımlı aşılara ek olarak Komisyonca belirlenecek olan aşılar ve halk sağlığı yönünden kritik öneme haiz ürünler için mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır.</p>

<p>(15) Komisyonca belirlenen değer bazlı fiyatlandırmaya tabii olan ürünler için Bakanlık tarafından yayımlanacak mevzuat doğrultusunda fiyat belirlenir.</p>

<p>(16) Yetim ürünler mihenk kaynak fiyatın %100’ü kadar kaynak fiyat alır.</p>

<p><strong>Gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Fiyat listesinde bulunan ürünler için her yıl yeniden gerçek kaynak fiyat araştırması yapılır.</p>

<p>a) Gerçek kaynak fiyatında değişiklik olan ürünler için başvuru sahibi firma tarafından Kuruma ilgili dönemde başvuru yapılması zorunludur.</p>

<p>b) 5 inci maddenin altıncı fıkrasının (b) bendine göre fiyatlandırılmış imal eşdeğer ürünler için gerçek kaynak fiyatında değişiklik olma durumuna bakılmaksızın ilgili dönemde başvuru yapılması zorunludur.</p>

<p>c) Bu fıkranın (b) bendinde belirtilen ürünler hariç olmak üzere gerçek kaynak fiyatında değişiklik olmayan ürünler için başvuru yapılmaz.</p>

<p>ç) Fiyat korumalı olmayan bir ürünün fiyat korumalı duruma geçmesi durumunda, başvuru sahibi firma tarafından Kuruma ilgili dönemde başvuru yapılması zorunludur.</p>

<p>(2) Gerçek kaynak fiyat değişikliğine ilişkin bildirimler aşağıda belirtilen dönemlerde yapılır:</p>

<p><img height="210" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260829-7_dosyalar/image002.jpg" v:shapes="_x0000_i1025" width="465" /></p>

<p>(3) Gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemindeki başvurularda; 5 inci maddeye göre yapılacak olan gerçek kaynak fiyat araştırması için ilgili takvim yılının 1 Temmuz tarihi itibarıyla geçerli olan gerçek kaynak fiyatlar dikkate alınır.</p>

<p>(4) Gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde gerekmesine rağmen başvuruda bulunmayan ürünlerden;</p>

<p>a) İthal ürünler, ikinci başvuru dönemi başında kaynak teşkil etme durumundan çıkarılır. Gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi geçerlilik tarihi sonrasında; eşdeğeri bulunmayan ithal referans ürünler ile tüm ithal eşdeğer ürünler için 5 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi esas alınarak Bakanlıkça gerçek kaynak fiyat tespiti yapılır. Artış olması durumunda artışlar firma satış fiyatına uygulanmaz ancak düşüş olması durumunda re'sen düşüş gerçekleştirilir. İthal referans ürünün eşdeğerinin bulunması durumunda eşdeğer ürünler için tespit edilen gerçek kaynak fiyata göre işlem yapılır. Artış olması durumunda artışlar firma satış fiyatına uygulanmaz ancak düşüş olması durumunda re'sen düşüş gerçekleştirilir. Bakanlıkça belirlenmiş fiyatın geçerlilik tarihi ile gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminin geçerlilik tarihi arasındaki süre zarfı için 16 ncı maddenin birinci fıkrasına göre işlem tesis edilir.</p>

<p>b) Maliyet kartı ile fiyatlandırılmamış imal ürünler için gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi sonunda mevcut firma satış fiyatları re'sen maliyet kartı bedeli olarak listeye işlenir. Gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi geçerlilik tarihi sonrasında; bu ürünler için 5 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi esas alınarak Bakanlıkça gerçek kaynak fiyat tespiti yapılır. Artış olması durumunda artışlar firma satış fiyatına uygulanmaz ancak düşüş olması durumunda re'sen düşüş gerçekleştirilir. Bakanlıkça belirlenmiş fiyatın geçerlilik tarihi ile gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminin geçerlilik tarihi arasındaki süre zarfı için 16 ncı maddenin birinci fıkrasına göre işlem tesis edilir.</p>

<p>(5) Gerçek kaynak fiyat artışından kaynaklanan firma satış fiyatı artış talepleri değerlendirilirken, Komisyonca ya da Karar ile verilmiş ek artışlardan arındırılmış firma satış fiyatları üzerinden işlem tesis edilerek;</p>

<p>a) Firma satış fiyatındaki artış oranı kaynak fiyatta gerçekleşen artış kadar olabilir.</p>

<p>b) Kaynak ülke değişikliği olması halinde mevcut firma satış fiyatının %20’sine kadar olan artış talepleri Kurumca değerlendirilir.</p>

<p>c) Kaynak ülke değişikliği olmaması halinde mevcut firma satış fiyatının %50’sine kadar olan artış talepleri Kurumca değerlendirilir.</p>

<p>ç) Fiyat korumalı olmayan bir ürünün fiyat korumalı duruma geçmesi nedeni ile kaynak fiyatı artan ürünler için bu fıkranın (a) ve (c) bentleri uygulanır, (b) bendi uygulanmaz.</p>

<p>d) Komisyonca ya da Karar ile verilmiş ek artış bulunan bir ürünün mevcut firma satış fiyatı bu fıkradaki hükümlere göre belirlenmiş firma satış fiyatından yüksek olması durumunda ilave artış verilmez, mevcut firma satış fiyatı korunur.</p>

<p>(6) Maliyet kartına göre fiyatlandırılacak ürünlerde fiyat güncellemesi;</p>

<p>a) Avro güncellemesi ve ürüne özgü olmayan genel fiyat artışları hariç olmak üzere son firma satış fiyatı değişim tarihinden itibaren hesaplanır.</p>

<p>b) Son firma satış fiyatı değişim tarihleri belirlenirken; isteğe bağlı fiyat düşüşleri, gerçek kaynak fiyat değişikliğine bağlı olarak gerçekleşen firma satış fiyatı değişiklikleri, ilk eşdeğerin piyasaya çıkmasıyla birlikte düşen kaynak fiyata bağlı olarak gerçekleşen firma satış fiyatı düşüşleri, yeniden değerlendirme gerektiren başvurulara bağlı gerçekleşen firma satış fiyatı değişiklikleri, Kurum tarafından re’sen yapılan ürüne özgü değişiklikler ve Komisyon kararı ile ürüne özgü yapılan artış ve düşüşler dikkate alınır.</p>

<p>c) Kaynak fiyat ile fiyatlandırılırken kaynak ürün bulunamaması nedeni ile gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde ilk kez maliyet kartına göre fiyatlandırılacak ürünler hariç olmak üzere maliyet kartına göre fiyatlanacak ürünlerin artış oranı hesaplanırken,</p>

<p>1) Son firma satış fiyatı değişim tarihindeki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan yurt içi üretici fiyat endeksi ve içinde bulunulan takvim yılının Ağustos ayında açıklanan Temmuz ayı endeksi ile kümülatif Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) oranı hesaplanır.</p>

<p>2) Son firma satış fiyatı değişim tarihinde geçerli dönemsel Avro değeri ve içinde bulunulan takvim yılının Temmuz ayının birinci gününde geçerli dönemsel Avro değeri arasındaki değişim oranı hesaplanır.</p>

<p>3) Dönemsel Avro değerinde gerçekleşen değişim oranı kümülatif ÜFE oranından fazla ise bu ürünlerin fiyatında ilave artış gerçekleştirilmez.</p>

<p>4) Dönemsel Avro değerinde gerçekleşen değişim oranı, hesaplanan kümülatif ÜFE oranından az ise oranlar arasındaki fark kadar artış Komisyonca ya da Karar ile verilmiş ek artışlardan arındırılmış firma satış fiyatı üzerine eklenir.</p>

<p>ç) Gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde maliyet kartı ile fiyatlandırılan ürünler için mevcut firma satış fiyatının %50’sine kadar olan artış talepleri Kurumca değerlendirilir.</p>

<p>d) Komisyonca ya da Karar ile verilmiş ek artış bulunan bir ürünün mevcut firma satış fiyatı bu fıkradaki hükümlere göre belirlenmiş firma satış fiyatından yüksek olması durumunda ilave artış verilmez, mevcut firma satış fiyatı korunur.</p>

<p>(7) Gerçek kaynak fiyat veya maliyet kartı bedeli düşüşünden kaynaklanan firma satış fiyatı düşüşleri değerlendirilirken,</p>

<p>a) Mevcut firma satış fiyatının yeni kaynak fiyatın Avro değeri karşılığından düşük olması halinde mevcut firma satış fiyatı korunur.</p>

<p>b) Mevcut firma satış fiyatının yeni kaynak fiyatın Avro değeri karşılığından yüksek olması halinde yeni kaynak fiyatın Avro değeri karşılığına kadar fiyat verilebilir.</p>

<p>c) Komisyonca ya da Karar ile verilmiş ek artış bulunan ürünler için, yeni kaynak fiyatın karşılığına veya maliyet kartı bedeline Komisyonca verilmiş ek artış oranı ve/veya Karar ile verilmiş ek artış eklenir.</p>

<p>ç) Gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde kaynak üründe gerçek kaynak fiyat düşüşü gerçekleşmesi halinde bu düşüş tüm birebir eş ve eş ürünleri için re’sen uygulanır.</p>

<p>(8) Yedinci fıkradaki kaynak ürün tespitinde 5 inci maddenin yedinci ve/veya sekizinci fıkrası hükümleri dikkate alınır.</p>

<p>(9) İlk eşdeğer ürünün piyasaya çıkmasıyla birlikte %60’a düşürülen referans ürünün gerçek kaynak fiyatındaki düşüşler, mihenk kaynak fiyatın %60’lık sınırının altına ininceye kadar firma satış fiyatına yansıtılmaz. Gerçek kaynak fiyat, mihenk kaynak fiyatın %60’lık sınırının altına indiğinde ise oluşan yeni gerçek kaynak fiyatın %100’ü kaynak fiyat olarak belirlenir. Bu usul tüm birebir eş ve eş ürünler için de aynı şekilde uygulanır.</p>

<p>(10) Gerçek kaynak fiyatı mihenk kaynak fiyatın %60’lık sınırının altında olan bir ürünün;</p>

<p>a) Yeni gerçek kaynak fiyatının mevcut mihenk kaynak fiyatın %60'ı ile %100'ü arasında olması durumunda; mihenk kaynak fiyat mevcut haliyle korunur. Yeni kaynak fiyat, mihenk kaynak fiyatın %60'ı olarak belirlenir.</p>

<p>b) Yeni gerçek kaynak fiyatının mevcut mihenk kaynak fiyatın üzerinde olması durumunda; yeni gerçek kaynak fiyat yeni mihenk kaynak fiyat olarak belirlenir. Yeni kaynak fiyat ise yeni mihenk kaynak fiyatın %60'ı olacak şekilde hesaplanır.</p>

<p>(11) Fiyat korumalı ürünlerde; onuncu fıkrada geçen %60 değeri %80 olarak uygulanır.</p>

<p>(12) 8 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, bu maddenin dokuzuncu fıkrasında geçen %60 oranı için de uygulanır.</p>

<p>(13) İmal geri ödemesiz ürünler ve geri ödemesiz geleneksel bitkisel tıbbi ürünler için gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde mevcut firma satış fiyatının %100'üne kadar olan artış talepleri Kurumca değerlendirilir.</p>

<p>(14) İthal geri ödemesiz ürünler gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde kaynak fiyatlarının Avro değeri karşılığına kadar firma satış fiyatı alabilir. Kaynak fiyatın Avro değeri karşılığı altında firma satış fiyatı almış olan bu kapsamdaki ürünler, talepleri doğrultusunda kaynak fiyatın Avro değeri karşılığı firma satış fiyatına kadar fiyat alabilirler. Bu ürünler için beşinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentleri uygulanmaz.</p>

<p>(15) Barem altı ürünlerin gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi sonunda geçerli olacak yeni gerçek kaynak fiyatlarının mevcut gerçek kaynak fiyatlarından düşük olması durumunda; bu ürünlerin mevcut gerçek kaynak fiyatları korunarak işlem tahsis edilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Fiyat Listesi ve Başvuru ile İlgili Hususlar</p>

<p><strong>Fiyat listesi iş ve işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Fiyat listesi;</p>

<p>a) Ürünlere ait barkod, isim, firma bilgisi, etkin madde bilgileri, sınıflandırma bilgileri, kaynak fiyatlarını ve satış fiyatlarını içerir.</p>

<p>b) Her hafta Cuma günü, Cuma gününün resmi tatil olması durumunda bir önceki iş günü ilan edilir ve takip eden ilk Salı günü geçerli olur.</p>

<p>c) Fiyat listesinde yapılacak isteğe bağlı fiyat düşüşü ilan edildiği tarihten 60 gün sonra geçerli olur. Ancak ürünün piyasada bulunmadığı durumda veya ilgili başvuru sahipleri tarafından eczane ve depo stok zararlarının karşılanacağının taahhüt edilmesi durumunda bu süre beklenmez. İsteğe bağlı fiyat düşüşleri fiyat listesinde yayımlanmasını takip eden ilk Salı günü geçerli olacak şekilde düzenlenir.</p>

<p>ç) Fiyat listesine ilave edilen yeni ürünler ve Komisyon tarafından fiyat artışı verilmiş ürünler, Kurumca yapılan fiyat düzeltmeleri ve fiyat değişimi ile ilgili olmayan diğer değişiklikler için geçerlilik tarihleri değişiklik gösterebilir.</p>

<p>d) Kamu maliyesine olumlu etki yapan veya Bakanlıkça uygun görülen durumlarda ilan ve/veya geçerlilik günleri değiştirilebilir.</p>

<p>(2) Fiyat listesinde;</p>

<p>a) Tüm ürünler için; firma satış fiyatı ve KDV dahil firma satış fiyatı,</p>

<p>b) Perakende satışı olmayan ürünler için belirlenen firma satış fiyatına Kararın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan firma satış fiyatı baremlerine göre depocu kar oranları ile hesaplanarak depocu satış fiyatı ve KDV dahil depocu satış fiyatı,</p>

<p>c) Perakende satışı olan ürünler için belirlenen firma satış fiyatına Kararın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan firma satış fiyatı baremlerine göre depocu ve eczacı kar oranları ile hesaplanarak depocu satış fiyatı, KDV dahil depocu satış fiyatı, eczacı satış fiyatı ve perakende satış fiyatı,</p>

<p>belirlenerek yayımlanır.</p>

<p>(3) İTS'de;</p>

<p>a) Tekil takibi yapılan ürünler için; depo tarafından alım bildirimi yapılmış ürün piyasaya çıkmış olarak kabul edilir.</p>

<p>b) Tekil takibi yapılmayan ürünler için; ruhsat sahibi tarafından piyasaya çıktığına dair beyanda bulunulur.</p>

<p>c) Tekil takibi yapılan ürünler için; depo veya eczane veya sarf merkezleri stoklarında bulunması durumunda ürün piyasada bulunuyor kabul edilir.</p>

<p>ç) Tekil takibi yapılmayan ürünler için; her yıl Ocak ayında bir önceki yıla ait ruhsat sahibi tarafından beyanda bulunulur. Bildirimler sonucunda satışı yapılmış ürünler piyasada bulunuyor kabul edilir.</p>

<p>(4) Fiyat korumalı olmayan referans ürünün eşdeğerinin piyasaya çıkması durumunda, bu durum hem referans ürünün ruhsat sahibi firması hem de eşdeğer ürünün ruhsat sahibi firması tarafından Kuruma bildirilir.</p>

<p>(5) Eşdeğeri piyasada bulunduğundan kaynak fiyatı düşürülmüş fiyat korumalı olmayan referans ürünün eşdeğerinin ruhsatının iptal olması halinde veya 1 yıl piyasada bulunmaması durumunda referans ürünün kaynak fiyatı ve firma satış fiyatı, firmanın talebi olması halinde yeniden belirlenebilir.</p>

<p>(6) Fiyat listesinden çıkarma işlemleri ruhsatın iptal olması durumunda re’sen yapılır. Barkod değişikliği sebebiyle eski barkodlu ürün piyasada bulunuyor ise fiyat listesinde yer alır, bulunmuyor ise fiyat listesinden çıkarılır.</p>

<p>(7) Ülkemizde 3 yıl boyunca piyasada bulunmayan ürünler her yıl Ocak ayında listede ilan edilir. Firmalar tarafından açıklama ya da itiraz olmaması durumunda; ilan edilen ürünler Şubat ayında fiyat listesinden çıkarılır.</p>

<p>a) 3 yıl boyunca piyasada bulunmama durumu tespit edilirken, İTS’de tekil takibi yapılan ürünler için;</p>

<p>1) İçinde bulunulan takvim yılının Aralık ayının ilk günü itibarıyla piyasada bulunmaması,</p>

<p>2) İçinde bulunulan takvim yılının Aralık ayının ilk günü ile 3 yıl önceki Aralık ayının ilk günü arasında üretici-depo, depo-sarf merkezi, depo-eczane ve eczane satış hareketi olmaması,</p>

<p>dikkate alınır. Bu iki durumu sağlayan ürün, piyasada bulunmayan ürün olarak kabul edilir.</p>

<p>b) Bu fıkranın (a) bendinin (2) numaralı alt bendindeki tarih aralığında ruhsat almış ürünler için uygulanmaz.</p>

<p><strong>Başvuru ve sunulması gereken bilgi, belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Başvuru sahibi tarafından başvuru esnasında talebi açıklar üst yazı ve gerekli ekleri (fiyat deklarasyon belgesi, maliyet kartı ve benzer) ile birlikte elektronik olarak fiyat beyan formu doldurularak Kuruma başvuru yapılır.</p>

<p>(2) Sunulan belgelerin doğruluğundan ve Kurumca talep edilmesi halinde asıllarının sunulmasından başvuru sahipleri sorumludur. Kurum tarafından talep edildiğinde ibraz etmek üzere 10 yıl süreyle fiziki olarak saklamakla yükümlüdürler.</p>

<p>(3) Fiyat başvuruları; gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi ve Fiyat Değerlendirme Komisyonu başvuruları hariç olmak üzere, başvuru tarihinden itibaren en geç 45 gün içinde sonuçlandırılır.</p>

<p>(4) Hastane/eczane, imal/ithal, geri ödemeli/geri ödemesiz durumu değişiklikleri yeniden değerlendirme gerektiren fiyat başvuruları olarak değerlendirilir. İlk fiyat alma, yeniden değerlendirme gerektiren başvurular ve gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi başvurularında; başvuru sahibi tarafından ithal ürünler için fiyat deklarasyon belgesi sunulur. İmal referans ürünlerden lisansör firması yurt dışında yerleşik ürünler için fiyat deklarasyon belgesi sunulur.</p>

<p>a) İthalden imale geçen ürünler için ürünün alabileceği firma satış fiyatının mevcut firma satış fiyatına göre düşük olması durumunda mevcut firma satış fiyatı korunur ve korunan firma satış fiyatı takip eden ilk olağan Komisyon toplantısında değerlendirilir.</p>

<p>(5) Fiyat deklarasyon belgesinde;</p>

<p>a) Ürünün ülkemizdeki ve ilgili ülkelerdeki ticari ismi, etkin madde miktarı, ambalaj miktarı ve satış kanalı,</p>

<p>b) 5 inci maddenin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarından ürünün durumuna uyan fıkrada belirtilen ilgili ülkelerdeki fabrika çıkış fiyatları,</p>

<p>c) Tanımlanan ülkelerde ruhsatlı olup olmama, piyasada bulunup bulunmama, geri ödemede olup olmama durumları,</p>

<p>açık bir şekilde belirtilir.</p>

<p>ç) Bu fıkranın (b) bendinde kaynak ürün tespit edilirken ekonomik bütünlük teşkil eden ürünler dikkate alınır. Kaynak ürün verisi sunulurken 5 inci maddenin yedinci fıkrası her bir ülke için ayrı ayrı uygulanır.</p>

<p>d) Avro dışındaki para birimine sahip ülkelerin yalnızca kendi para birimlerindeki fabrika çıkış fiyatları belirtilir. Avro değerine dönüştürülmez.</p>

<p>e) 5 inci maddenin yedinci fıkrasına göre oranlanarak beyan edilecek kaynak ürünler için kaynak ülkedeki ürünün fiyatı belirtilir, oranlama yapılmaz.</p>

<p>f) Elektronik apostil formatında sunulan belgeler, belgenin tümü görüntülenebilir şekilde doğrulandığında kabul edilir.</p>

<p>g) Fiyat geçerlilik tarihi sunulan belgede yer almalıdır.</p>

<p>ğ) Fiyat deklarasyon belgesinin geçerlilik süresi fiyat geçerlilik tarihinden itibaren 1 yıldır.</p>

<p>(6) Fiyat beyan formunda;</p>

<p>a) Ürünün ilgili ülkelerdeki ticari ismi, etkin madde miktarı, ambalaj miktarı ve satış kanalı bilgileri ile fiyat deklarasyon belgesinde sunulan tüm veriler yer alır.</p>

<p>b) İlgili ülkedeki fiyat verisi sunulurken, 4 üncü ve 5 inci maddelerde talep edilen verilere ek olarak aşağıdaki veriler istenir:</p>

<p>1) Kaynak ürün tespit edilirken belirlenen ülkeler ve ilgili ürünün serisinin serbest bırakıldığı ve/veya ithal edildiği ülkeler içinde varsa ülkemizdeki ruhsat sahibi ile ekonomik bütünlük teşkil eden ürün, yoksa ilgili ülkelerdeki diğer referans ürün kullanılır. Diğer referans ürünün tespitinde;</p>

<p>i) Ekonomik bütünlük teşkil etmeyen firmaya ait aynı ticari isimli referans ürün,</p>

<p>ii) Yoksa ekonomik bütünlük teşkil etmeyen farklı ticari isimli referans ürün,</p>

<p>dikkate alınır.</p>

<p>2) Bu fıkranın (b) bendindeki kaynak ürün verisi sunulurken 5 inci maddenin yedinci fıkrası her bir ülke için ayrı ayrı uygulanır.</p>

<p>3) Bu fıkranın (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde ekonomik bütünlük teşkil etmeyen ürüne ait veriler yalnızca Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan’dan sunulur. Diğer ülkelerden yalnızca ekonomik bütünlük teşkil eden ürünlere ait veriler sunulur.</p>

<p>c) Fiyat hesaplamaya esas Kurum tarafından talep edilen diğer veriler yer almalıdır.</p>

<p>(7) Maliyet kartında;</p>

<p>a) Ürünün tam adı, firmanın adı, etkin maddesi ve yeminli mali müşavir onay tarihi bilgileri yer almalıdır.</p>

<p>b) Yeminli mali müşavirin adı, imzası ve mührü yer almalıdır.</p>

<p>c) Firma yetkilisinin adı, unvanı, kaşesi ve imzası yer almalıdır.</p>

<p>ç) Sınai maliyetler ile diğer maliyetler detaylı ve doğru bir şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>1) Sınai ve diğer maliyet kalemleri virgülden sonra dört basamak olacak şekilde yazılır.</p>

<p>2) Sınai maliyet kalemlerinin toplamı olan sınai maliyet virgülden sonra dört basamakta kesilerek yazılır.</p>

<p>3) Diğer maliyet kalemlerinin toplamı olan diğer maliyet virgülden sonra dört basamakta kesilerek yazılır.</p>

<p>4) Sınai ve diğer maliyetler toplandıktan sonra toplam maliyet virgülden sonra iki basamakta kesilerek yazılır.</p>

<p>5) Kar oranı, toplam maliyete eklenerek ve virgülden sonra iki basamakta kesilerek yazılır.</p>

<p>d) Maliyet kartı yeminli mali müşavir onay tarihinden itibaren 1 yıl geçerlidir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Fiyat Değerlendirme Komisyonu, Kâr Oranları ve Sorumluluk</p>

<p><strong>Fiyat Değerlendirme Komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) İlaç fiyatlarının değerlendirilmesi amacıyla Bakanlığın koordinatörlüğünde en az genel müdür veya yetkilendirdiği en az daire başkanı düzeyinde temsilcilerinin katılımıyla Bakanlıktan bir üye, Hazine ve Maliye Bakanlığından iki üye, Strateji ve Bütçe Başkanlığından bir üye ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından bir üye ile oluşturulacak Fiyat Değerlendirme Komisyonu toplam beş kişiden teşekkül eder. Komisyon, her yıl yılda bir kez olağan olarak toplanır. Ancak, gerektiği hâllerde Komisyonda temsilcisi olan kurumlardan herhangi birinin daveti üzerine olağanüstü toplanabilir. Olağan fiyat değerlendirme komisyonu başvuruları en az beş iş günü süresince kabul edilir.</p>

<p>(2) Komisyonun çalışma usul ve esasları Kurum tarafından Komisyona temsilci veren kurumların görüşü alınarak hazırlanan ve Kurum resmi internet sitesinde yayımlanarak yürürlüğe konulan yönerge ile düzenlenir. Komisyonun sekretarya hizmetleri Kurum tarafından yürütülür.</p>

<p>(3) Beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak Türk Lirası cinsinden 1 Avro değeri; bir önceki yılın Resmî Gazete’de ilan edilen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının günlük Avro döviz satış kuru gerçekleşmeleri esas alınarak hesaplanacak olan yıllık ortalama Avro değerinin Kararın 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen uyarlama katsayısı ile çarpılması suretiyle belirlenir. Komisyon her yılın ilk 45 günü içerisinde toplanarak yukarıda belirtilen usuller dahilinde beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak 1 dönemsel Avro değerini ilan eder.</p>

<p>(4) İlaç fiyatlarının tespitinde kullanılan Avro değerinde yapılacak olan değişiklikler, ilan edilen Avro değerinin bir önceki dönemsel Avro değerine göre artış yönünde olması durumunda Komisyon kararının ilanından itibaren 5 gün sonra, ilan edilen Avro değerinin bir önceki yıla göre düşüş yönünde olması durumunda Komisyon kararının ilanından itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer.</p>

<p>(5) Komisyon;</p>

<p>a) Ürün fiyatlarının artırılması veya bu Tebliğ hükümlerine göre fiyatı belirlenemeyen ürünlerin fiyatlarının belirlenmesi yönünde kararlar alır.</p>

<p>b) Daha önce Komisyonca artış verilmiş ürünleri yeniden değerlendirerek verilmiş olan artışların artırılması, azaltılması, geri alınması veya aynı kalması yönünde kararlar alır.</p>

<p>c) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 73 üncü maddesine göre alternatif geri ödeme modelleri kullanılarak yapılacak alımlara konu ilaçlar ile geri ödemesiz ilaçlar için, bu Karar hükümlerine bağlı kalınmaksızın ilaçların kaynak ve/veya satış fiyatlarını, kar oranlarını farklılaştırarak veya farklı fiyatlandırma modelleri kullanarak belirleyebilir.</p>

<p>1) Alternatif geri ödeme modelleri kullanılarak yapılacak alımlara konu ilaçlar için farklılaştırılmış fiyatlar talep edilirken bu Tebliğ hükümlerine göre farklılaştırılmamış fiyatlar sunulmak zorundadır.</p>

<p>2) Alternatif geri ödeme modeli nedeniyle fiyat farklılaştırılmış ilaçların herhangi bir sebeple alternatif geri ödeme modeli kapsamına alınmaması durumunda bir ay içerisinde yeniden fiyat başvurusu yapılması zorunludur. Yeniden fiyat başvurusu yapılmaması durumunda farklılaştırılmamış fiyat yayımlanır.</p>

<p>3) Fiyat farklılaştırılmış ilaçlar için herhangi bir sebeple bu Tebliğ hükümlerine göre fiyatlandırılma talepleri olduğunda talep Bakanlıkça değerlendirilir.</p>

<p>4) Bakanlık fiyat farklılaştırılması taleplerini değerlendirmek için Komisyonu olağanüstü toplantıya çağırabilir.</p>

<p>ç) Kaynak fiyatın Avro değeri karşılığının altında ya da maliyet kartı bedelinin altında firma satış fiyatı almış ürünlerin, kaynak fiyatın Avro değeri karşılığına ya da maliyet kartı bedeline kadar olan çıkma talepleri değerlendirilir.</p>

<p>d) Sürdürülebilir sağlık hizmet sunumunu sağlamak üzere Bakanlığın daveti üzerine toplanarak re’sen karar alabilir. Re'sen karar almak üzere değerlendirilecek ilaçlar için başvurular Bakanlıkça ürün özelinde talep edilebilir.</p>

<p>e) İlaç fiyatlarında Komisyonca belirlenecek oranlarda artış yapılabilir. Ancak, Komisyon tarafından alınan ürüne özgü olmayan genel artış kararları talep olması halinde Bakanlıkça diğer ürünler için de uygulanır.</p>

<p>(6) Yeni keşfedilen bir etkin maddeyi/maddeleri içeren ürünün, dünyada ilk defa ülkemizde ruhsatlandırılarak üretilmesi ve piyasaya çıkmasının istenmesi durumunda firma beyanı dikkate alınarak Komisyon tarafından fiyatlandırma yapılır.</p>

<p><strong>Kâr oranları</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Beşeri tıbbi ürünlerin perakende satış fiyatı belirlenirken Kararın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki tabloda bulunan depocu ve eczacı kâr oranları uygulanır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uygulanırken kullanılan barem değerleri, dönemsel Avro değerinde yapılan artış oranında artırılır.</p>

<p>(3) 14 üncü maddenin beşinci fıkrasının (c) bendinde geçen ürünler için ürüne özgü verilmiş kararlar doğrultusunda birinci fıkra hükmü uygulanmayabilir.</p>

<p><strong>Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Ruhsat ya da başvuru sahipleri Karar ve bu Tebliğde belirtilen esaslara uygun fiyat beyan formu vermekle yükümlü olup Kuruma sundukları bilgi/belgenin doğruluğunu teyit ve sonuçlarından doğacak her türlü yasal sorumluluğu kabul ederler. Eksik, yanıltıcı veya yanlış beyan verilmesi ile gerçek kaynak fiyat değişikliğine bağlı fiyat düşüşlerinin süresi içerisinde bildirilmemesinden kaynaklanan haksız kazanç sebebi ile oluşan kamu alacağı 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, ruhsat sahiplerinden Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından tahsil edilir.</p>

<p>(2) 9 uncu maddenin üçüncü fıkrası hükümlerince fiyat listesinde yapılacak isteğe bağlı fiyat düşüşü kapsamında başvuru sahipleri tarafından eczane ve depo stok zararlarının karşılanacağının taahhüt edilmesi durumunda; stok zararlarının karşılanması başvuru sahibi firma ile depo ve eczaneler arasındaki ticari süreçler kapsamında başvuru sahibi firmaların sorumluluğundadır.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan tebliğ</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) 29/9/2017 tarihli ve 30195 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişikliğine ilişkin takvim</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) 2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişikliğine ilişkin bildirimler aşağıda belirtilen dönemlerde yapılır:</p>

<p><img height="198" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260829-7_dosyalar/image004.jpg" v:shapes="_x0000_i1026" width="465" /></p>

<p>(2) 2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde sunulan belgelerin geçerlilik tarihi içerisinde aksine bir hüküm yoksa mevzuat değişikliği olması durumunda yeniden belge talep edilmez, sunulan belgelerdeki veriler ile işlem tahsis edilir.</p>

<p>(3) İmal geri ödemesiz ürünler ve geri ödemesiz geleneksel bitkisel tıbbi ürünler hariç olmak üzere tüm ürünler için birinci fıkrada belirtilen 2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde başvuru yapılmak zorundadır.</p>

<p>(4) 2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminde referans ürünler ile ithal eşdeğer ürünler için lisansör tarafından imzalı fiyat deklarasyon belgesi ile başvuru yapılabilir. Kuruma sunulan lisansör tarafından imzalı fiyat deklarasyon belgesinin apostil işlemleri dönem sonuna kadar tamamlanmalıdır.</p>

<p><strong>Barem altı ürünlerin fiyatlandırılmasında uygulanacak geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) Barem altı ürün olup halihazırda fiyat listesinde yayımlı olan ürünlerden maliyet kartlı veya geri ödemesiz olan ürünler hariç olmak üzere;</p>

<p>a) Mevcut firma satış fiyatı; baremlere eşit veya baremlerin altında olan ürünler için, dönemsel Avro değerine bölünüp üst kuruşa yuvarlanarak mihenk kaynak fiyat olarak belirlenir.</p>

<p>b) Mevcut firma satış fiyatı; baremlere eşit veya baremlerin altında olmasına rağmen Cumhurbaşkanı kararları ya da Komisyon kararları ile verilmiş artışlar nedeniyle baremlerin üzerinde olan ürünler için, barem değerleri dönemsel Avro değerine bölünüp üst kuruşa yuvarlanarak mihenk kaynak fiyat olarak belirlenir.</p>

<p>c) Bu fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre alınan mihenk kaynak fiyatı gerçek kaynak fiyatından yüksek olan ürünler için yeni gerçek kaynak fiyat mihenk kaynak fiyat olarak belirlenir. Bu ürünlerin kaynak fiyatları mihenk kaynak fiyatın %100’ü olarak belirlenir.</p>

<p>ç) Bu fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre alınan mihenk kaynak fiyatı gerçek kaynak fiyatından düşük olan ürünler için mevcut gerçek kaynak fiyat yeni mihenk kaynak fiyat belirlenir. Bu ürünlerin kaynak fiyatları mihenk kaynak fiyatın %100’ü olarak belirlenir.</p>

<p>d) Bu fıkranın (c) ve (ç) bentlerine göre kaynak fiyatları belirlenmiş ürünün; bu fıkranın (c) ve (ç) bentlerine göre belirlenmiş kaynak fiyatının dönemsel Avro değerinin karşılığında yüksek olan ve/veya barem değerlerinin üzerinde kalan mevcut firma satış fiyatı korunur ve korunan firma satış fiyatı takip eden ilk Komisyon toplantısında değerlendirilir.</p>

<p><strong>İlk eşdeğer ürünün fiyatlandırılmasında uygulanacak geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 3- </strong>(1) 8 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan %80, %75 ve %70 değerleri 13/3/2026 tarihinden sonra piyasaya çıkan ilk eşdeğer ürünler ve bu ilk eşdeğer ürünlerin diğer birebir eş ve eş ürünleri için uygulanır. İlk eşdeğerin 13/3/2026 tarihinden önce piyasaya çıkması nedeniyle hâlihazırda %60 değeri ile fiyatlanan ürünler için uygulanmaz. Fiyat listesinde olup piyasaya çıkmamış olmasına rağmen %60 ile fiyatlandırılmış eşdeğer ürünler için ruhsat sahibi tarafından yeniden fiyatlandırma talebi olması halinde 8 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan %80, %75 ve %70 değerleri uygulanır.</p>

<p>(2) 13/3/2026 tarihinden önce ruhsat alıp bu tarihten sonra piyasaya çıkan ürünler için 8 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulama başlangıç tarihi;</p>

<p>a) İlk ruhsat alan eşdeğer ürünün 13/3/2026 tarihinden sonraki ilk 6 ay içinde piyasaya çıkması durumunda piyasaya çıktığı tarih,</p>

<p>b) İlk ruhsat alan eşdeğer ürünün 13/3/2026 tarihinden sonraki ilk 6 ay içinde piyasaya çıkmaması durumunda 13/9/2026 tarihi,</p>

<p>olarak belirlenir.</p>

<p><strong>Fiyat koruma durumuna ilişkin geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 4- </strong>(1) 4 üncü maddenin on üçüncü fıkrasında yer alan 1/1/2000 tarihine göre hesaplanan fiyatların geçerlilik tarihi 2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişiklik döneminin sonunda ilan edilen geçerlilik tarihidir. Bu geçerlilik tarihine kadar, 17 nci madde ile yürürlükten kaldırılan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan “Fiyat korumalı ürün” tanımı ile 7 nci maddesinin yirminci fıkrasında yer alan 1/8/1987 tarihine göre hesaplanan fiyatlar uygulanmaya devam olunur. 2026 yılı gerçek kaynak fiyat değişiklik dönemi boyunca yapılacak ilk fiyat başvurularında bu Tebliğin 4 üncü maddesinin on üçüncü fıkrası hükümleri ile 17 nci madde ile yürürlükten kaldırılan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan “Fiyat korumalı ürün” tanımı ile 7 nci maddesinin yirminci fıkrasında yer alan hükümleri doğrultusunda başvuru ve değerlendirme yapılır.</p>

<p>(2) Eşdeğeri piyasaya çıkmayan fiyat korumalı olmayan referans ürünlerden, bu maddenin birinci fıkrası hükmünce fiyat korumalı ürün durumuna geçen ürünlerin kaynak fiyatları mihenk kaynak fiyatın %80’ine düşürülür. Bu ürünlerin mevcut firma satış fiyatı korunur ve korunan firma satış fiyatı takip eden ilk Komisyon toplantısında değerlendirilir.</p>

<p><strong>İlk eşdeğer ürünün geri ödemeli/geri ödemesiz olarak fiyatlandırılma durumuna ilişkin geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 5- </strong>(1) Halihazırda fiyat listesinde 4 üncü maddenin yirmi üçüncü fıkrasına uygun olmayan şekilde geri ödemesiz olarak fiyatlandırılmış ürünler en geç 3 ay içerisinde geri ödemeli olarak fiyatlandırılmak için başvuruda bulunmak zorundadır. Başvuruda bulunmayan ürünler bu Tebliğ hükümlerince re'sen fiyatlandırılır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/beseri-tibbi-urunlerin-fiyatlandirilmasi-hakkinda-teblig</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/saglik-bajk.jpg" type="image/jpeg" length="51695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doğal Afet Sigortaları Kurumu Çalışma Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dogal-afet-sigortalari-kurumu-calisma-esaslari-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dogal-afet-sigortalari-kurumu-calisma-esaslari-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğal Afet Sigortaları Kurumu Çalışma Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 29 Ağustos 2026 Tarihli ve 33355 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>DOĞAL AFET SİGORTALARI KURUMU ÇALIŞMA ESASLARI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>15/8/2012 tarihli ve 28385 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Doğal Afet Sigortaları Kurumu Çalışma Esasları Yönetmeliğinin 15 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(6) Satın alma yöntemine bakılmaksızın, 26 ncı maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (4) numaralı alt bendinde belirtilen tutarın 5 katını aşan harcamalar için komisyonca yapılan değerlendirme sonucu düzenlenen raporlar dâhil edilerek Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında Teknik İşletici tarafından Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumuna bilgi verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Kurum fonunun yatırıma yönlendirilmesi</p>

<p>MADDE 25- (1) Kurum fonunun yatırıma yönlendirilmesinde, yatırım araçları bakımından çeşitlendirme yapılır ve öncelikli olarak; varlıkların likit olması, anapara kaybı riskinin en düşük olması ve getiri oranının yüksek olması ilkeleri esas alınarak, 7/3/2019 tarihli ve 810 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Haznedarlığı Yönetmeliği ve ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla Kurum fonunun yatırıma yönlendirilmesine ilişkin esas ve usuller aşağıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Yönetim Kurulunca belirlenir:</p>

<p>a) Kurum fonunun yıllık saklama payı tutarının iki katı ile muallak hasar, kredi ve reasürans ödemeleri gibi önemli büyüklükteki yükümlülüklerinin toplamını aşması durumunda, bu toplam tutarı aşan kısım kadar, vadesi bir yıldan uzun süreli portföy oluşturulabilir. Bu şekilde oluşturulan portföyün vadesine göre birinci fıkranın ilk cümlesinde yer alan öncelik sıralaması değiştirilebilir.</p>

<p>b) Kurum fonu, Teknik İşletici tarafından veya Sermaye Piyasası Kurulunca yetkilendirilmiş kamu sermayeli veya kamu sermayeli bankaların iştiraki portföy yönetim şirketleri tarafından yönetilebilir. Portföy yönetim şirketi veya Teknik İşletici, yönettikleri Kurum fonuyla ilgili yatırım kararlarında objektif bilgi ve belgelere dayanmak ve Yönetim Kurulunca belirlenen yatırım kısıtlamaları ile ilke ve stratejilerine uymak zorundadır. Kurum fonunun bu esaslar çerçevesinde yatırıma yönlendirilmesinin izlenmesini teminen Teknik İşletici tarafından her ay düzenli olarak Yönetim Kuruluna yatırım dağılım ve getiri performans raporlaması yapılır.</p>

<p>c) Portföy yöneticisi veya Teknik İşletici, herhangi bir şekilde kendisine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak amacıyla Kurum portföyü üzerinden işlem yapamaz; Kurum fonu adına vereceği emirlerde gerekli özen ve basireti gösterir.</p>

<p>ç) 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Varlık Kiralama Şirketlerince ihraç edilen borçlanma senetleri ve kira sertifikalarına yapılan yatırımlar Kurum fonunun üçte birinden az olamaz.</p>

<p>d) Hazine ve Maliye Bakanlığınca veya Hazine ve Maliye Bakanlığı Varlık Kiralama Şirketlerince ihraç edilen finansal varlıklar hariç olmak üzere; tek bir ihraççının sermaye piyasası araçlarına yatırılabilecek tutar Kurum fonlarının %10’ unu geçemez.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca, Yönetim Kurulu tarafından belirlenen esas ve usullere uyum, Teknik İşletici bünyesinde yer alan iç kontrol birimi tarafından aylık olarak kontrol edilir ve kayıt altına alınır. Esas ve usullere aykırılıklar ve alınan önlemler, iç kontrol birimi tarafından Yönetim Kuruluna yazılı olarak derhâl bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin (4) numaralı alt bendi ile yedinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“4) Alınacak malın bedeli ile hizmetin yıllık bedelinin, Katma Değer Vergisi hariç 1.200.000 Türk Lirası tutarından düşük olması. Bu tutar her yıl ilan edilen yeniden değerleme oranı kadar artırılır. Söz konusu tutar, deprem nedeniyle olağanüstü hâl ilan edilen süre boyunca 5 katı olarak uygulanır.”</p>

<p>“a) Teklif sahipleri istenen belgelerle birlikte teklif sahibi veya yetkili temsilcileri tarafından imzalanmış olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından sağlanan platform üzerinden elektronik ortamda veya ayrı ayrı kapalı zarfların içinde iletilen fiyat tekliflerini tekliflerin değerlendirileceği komisyon toplantısında teslim eder.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ile bu konulara ilişkin danışmanlık hizmetleri” ibaresi, (b), (c) ve (d) bentleri ile aynı maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükümleri</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yatırıma yönlendirilen fonun, Kamu Haznedarlığı Yönetmeliği hükümleri saklı kalmak kaydıyla altı ay içinde, bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile değiştirilen 25 inci madde hükümlerine uygun olarak yatırıma yönlendirilmesi esastır. Kamu sermayeli bankalar tarafından ihraç edilen borçlanma araçları, itfa tarihine kadar tutulmaya devam olunabilir.</p>

<p>(2) Bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile 28 inci maddede yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesinden önce satın alım esas ve usulleri Yönetim Kurulunca belirlenmiş olan durumlar için belirleme tarihinde yürürlükte bulunan hükümler uygulanmaya devam olunur.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dogal-afet-sigortalari-kurumu-calisma-esaslari-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="59839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sinop Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sinop-universitesi-bilimsel-ve-teknolojik-arastirmalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sinop-universitesi-bilimsel-ve-teknolojik-arastirmalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sinop Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 29 Ağustos 2026 Tarihli ve 33355 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sinop Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SİNOP ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMALAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Sinop Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Sinop Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Birim: Üniversite bünyesinde yer alan fakülte, yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi ve benzeri birimleri,</p>

<p>b) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>c) Merkez (SÜBİTAM): Sinop Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ç) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>d) Rektör: Sinop Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>e) Senato: Sinop Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>f) Üniversite: Sinop Üniversitesini,</p>

<p>g) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları ve faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları ve faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite bünyesindeki araştırma laboratuvarları, uygulama ve araştırma merkezleri, teknoloji transfer ofisleri ve benzer birimler arasında eşgüdümü sağlamak ve geliştirmek, ileri araştırma düzeneklerini temin ederek araştırma-geliştirme (Ar-Ge) ve ürün geliştirme (Ür-Ge) olanaklarının birimler arası ortak kullanıma açılmasını sağlamak ve bu amaçla alet, ekipman bakım-onarım atölyeleri ve diğer gerekli altyapıyı oluşturmak.</p>

<p>b) Üniversite bünyesindeki laboratuvar cihaz ve diğer ekipmanların envanterini çıkarmak ve ortak kullanım planlamasını yürütmek; cihazların devrini, ortak kullanımını veya Merkez bünyesine kazandırılmasını sağlamak.</p>

<p>c) Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere katkıda bulunmak, endüstriye ilişkin temel bilim sorunlarının çözümü için kalkınma planlarının öngördüğü alanlarda çözüm yolları aramak.</p>

<p>ç) Araştırma sonuçlarının uygulanmasına ve endüstriye aktarılmasına yardımcı olmak, pilot tesisler kurmak, imalat ve işletmelerde karşılaşılan teknolojik güçlükler için danışmanlık hizmeti sunmak.</p>

<p>d) Yurt içindeki ve yurt dışındaki kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği yapmak ve proje desteği almak için ilgili kurum ve kuruluşlara başvuruda bulunmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında karakterizasyon, standardizasyon ve kalite kontrolü amacıyla gerekli analiz, test, ölçüm ve tetkikleri yapmak, kalite yönetim sistemini sürekli iyileştirmek, akreditasyon süreçlerini yürütmek.</p>

<p>f) Gıda, hayvan yemi, su ürünleri, tarım, çevre, enerji, sağlık ve diğer sektörlere yönelik analitik hizmetler sunmak; analiz, danışmanlık, Ar-Ge, Ür-Ge ve benzeri hizmetleri sunmak.</p>

<p>g) Merkezin ihtiyacı olan nitelikli personelin yetiştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.</p>

<p>ğ) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılar düzenlemek ve disiplinler arası çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>h) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili kurslar, cihaz kullanım eğitimleri ve sertifika programları düzenlemek, öğrencilere staj ve uygulamalı analiz deneyimi sunmak.</p>

<p>ı) Merkezin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmak.</p>

<p>i) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin aylıklı öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür tekrar görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Müdürün altı aydan daha fazla süreyle görevi başında bulunmaması durumunda görevi sona erer. Süresi dolmadan görevinden ayrılan Müdürün yerine aynı usulle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla üç kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdürün görevi başında bulunmadığı zamanlarda, görevlendireceği müdür yardımcılarından biri Müdüre vekâlet eder. Müdürün görev süresinin dolması veya herhangi bir sebeple görevinden ayrılması halinde müdür yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkezin işleyişiyle ilgili bütün tedbirleri almak ve uygulamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak, toplantılara başkanlık etmek ve Yönetim Kurulunda alınan kararların uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin kısa, orta ve uzun vadeli stratejik planlarını hazırlamak.</p>

<p>d) Merkez bünyesinde oluşturulacak araştırma ve proje çalışma gruplarının faaliyetlerini düzenlemek, yürütmek ve denetlemek.</p>

<p>e) Cihaz alım, bakım, onarım ve kalibrasyon planlarını yürütmek.</p>

<p>f) Merkez laboratuvarı, Ar-Ge ve Ür-Ge birimlerindeki araç gerecin verimli kullanımını sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin kalite ve akreditasyon süreçlerini yönetmek.</p>

<p>ğ) Merkezin ulusal ve uluslararası tüm iç ve dış paydaşları ile iş birliğini ve ilişkilerinin koordinasyonunu sağlamak.</p>

<p>h) Merkezin personel ihtiyacını belirlemek ve Rektöre sunmak.</p>

<p>ı) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bütçe tasarısını hazırlamak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektöre sunmak.</p>

<p>i) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye ile birlikte toplam en fazla sekiz üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler tekrar görevlendirilebilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p>(3) Müdür, gerekli gördüğü durumlarda ilgili birim sorumlularını ve yöneticilerini görüş almak üzere oy hakkı olmaksızın toplantılara davet edebilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin bilimsel ve teknik faaliyetlerini planlamak.</p>

<p>b) Merkeze bağlı Ar-Ge birimlerini ve sorumlularını belirlemek.</p>

<p>c) Merkezin çalışma usul ve esaslarını belirlemek, laboratuvarların işleyişiyle ilgili kararları almak.</p>

<p>ç) Müdür tarafından hazırlanan programları karara bağlamak.</p>

<p>d) Danışma Kurulu önerilerini karara bağlamak.</p>

<p>e) Merkez bünyesinde araştırma ve proje çalışma grupları, komisyonlar ve birimler kurulmasını karara bağlamak.</p>

<p>f) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bütçe tasarısını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ile bilimsel ve teknolojik araştırma ve uygulamalarla doğrudan ilgisi olan ve sahip olduğu birikim ve deneyimlerinden yararlanılabilecek Üniversite içindeki ve dışındaki kişilerden oluşmak üzere Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en az on beş en çok otuz üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler tekrar görevlendirilebilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün daveti üzerine yılda en az bir kez toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin bilimsel ve teknolojik potansiyelinin artırılmasıyla ilgili önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Bölgedeki sanayi ve bilimsel kuruluşlarla iş birliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Dış finans kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda önerilerde bulunmak.</p>

<p>ç) Yeni hizmet alanları ve kapasite artışı için önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Araştırma grupları ile alt araştırma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Araştırma grupları, Merkezin görevlerini belirli bir bilimsel kapsam içerisinde gerçekleştiren organizasyon birimleridir. Araştırma grupları, Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulunun kararı ile Senato tarafından kurulur.</p>

<p>(2) İhtiyaç duyulması halinde Yönetim Kurulu kararıyla alt çalışma grupları oluşturulabilir. Araştırma grupları ve alt araştırma gruplarının başkanları Müdür tarafından iki yıllık süre için görevlendirilir.</p>

<p><strong>Laboratuvarlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Laboratuvarlar; Merkezin faaliyetleri ile ilgili çeşitli analiz, test, ölçüm ve üretimleri gerçekleştirmek üzere Yönetim Kurulunun önerisi ve Üniversite Yönetim Kurulunun kararı ile kurulur.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) 22/2/2012 tarihli ve 28212 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sinop Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sinop Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sinop-universitesi-bilimsel-ve-teknolojik-arastirmalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="11076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ozel-hastaneler-yonetmeliginde-degisiklik-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ozel-hastaneler-yonetmeliginde-degisiklik-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 29 Ağustos 2026 Tarihli ve 33355 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ÖZEL HASTANELER YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 30/1/2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) akreditasyon belgesi alan özel hastanelerden, 31/12/2016 tarihli ve 29935 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsünün Yapılanması ve Faaliyetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğe dayanılarak TÜSKA tarafından belirlenen usul ve esaslar uyarınca platin veya altın kategorisine göre belgelendirilenler 3 yıl, gümüş kategorisine göre belgelendirilenler 2 yıl, bronz kategorisine göre belgelendirilenler ise 1 yıl boyunca olağan denetimlerden muaf tutulur.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “%2’ye” ibaresi “%5’e” şeklinde, dokuzuncu ve onuncu fıkraları ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(9) Özel hastanelerde, bir adet seyyar röntgen cihazı bulunması veya en az 500 mA gücünde röntgen cihazı bulunması zorunludur. Röntgen cihazının, yerinde hizmet alımı yoluyla özel hastanede bulundurulması halinde bu zorunluluk yerine getirilmiş sayılır.</p>

<p>(10) Özel hastanelerde hasta kabul ve tedavi ettiği uzmanlık dallarının gerektirdiği tıbbi biyokimya ve/veya tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarı bulunması zorunludur. Belirli bir alanda sağlık hizmeti sunan özel hastaneler, bu zorunluluğu yerinde hizmet alımı yoluyla da yerine getirebilir. Özel hastanenin açmak istediği tıbbi biyokimya ve/veya tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarı için uzman tabip kadrosunun bulunmaması durumunda, talep etmesi halinde bu uzmanlık dalında Bakanlıkça kadro verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Vakıf üniversiteleriyle iş birliği protokolü bulunan” ibaresi “Bakanlıkça onaylanmış uzmanlık eğitim programı bulunan” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “öncelikle özel sağlık kuruluşlarındaki kadrolu tabiplerden olmak üzere” ibaresi “tercihen özel sağlık kuruluşlarındaki kadrolu tabiplerden olmak üzere” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Sözleşme imzalanan hastanede muayenehaneden gelen hastaya öngörülen müdahalenin yapılamadığı durumlarda tabibin istediği başka bir hastanede bu işlemin yapılması için ilgili il sağlık müdürlüğü tarafından vaka bazlı özel izin verilebilir. Bu fıkra kapsamındaki iznin istenmesi, izin talebinin değerlendirme kriterleri ve değerlendirme süreci ile iznin acil hallerde, mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 9 uncu maddesinde yer alan “olup başka bir sağlık kuruluşunda çalışmayan” ibaresi “olan” şeklinde ve “aynı” ibaresi “muayenehanesini kapattığı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Fiziki şartlardan muafiyet</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 15- (1) 30/1/2025 tarihinden önce ruhsatlandırılmış özel hastaneler, bu Yönetmelikte yer alan fiziki şartlardan muaftır. Bu muafiyet, 30/1/2025 tarihi itibarıyla özel hastanelerce yapılan değişiklikler ve geçici 2 nci madde kapsamında yer alan özel hastaneler için uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin Ek-1, Ek-2, Ek-3, Ek-5a, Ek-5c ve Ek-5e’si ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 7 nci maddesi 30/1/2025 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260829-4-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ozel-hastaneler-yonetmeliginde-degisiklik-3</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/saglik-bakanligindan.jpg" type="image/jpeg" length="19655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADAY SÜRÜCÜ BELGESİNİN ALKOL NEDENİYLE İPTALİ: 0,20 PROMİL EŞİĞİ, ÖLÇÜMÜN İSPAT DEĞERİ VE İDARİ YARGI DENETİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aday-surucu-belgesinin-alkol-nedeniyle-iptali-020-promil-esigi-olcumun-ispat-degeri-ve-idari-yargi-denetimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aday-surucu-belgesinin-alkol-nedeniyle-iptali-020-promil-esigi-olcumun-ispat-degeri-ve-idari-yargi-denetimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADAY SÜRÜCÜ BELGESİNİN ALKOL NEDENİYLE İPTALİ: </strong></p>

<p><strong>0,20 PROMİL EŞİĞİ, ÖLÇÜMÜN İSPAT DEĞERİ VE İDARİ YARGI DENETİMİ</strong></p>

<p><i>— 7590 Sayılı Kanun'la Gelen Değişikliğin Ardından —</i></p>

<p></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Sürücü belgesini yeni almış bir kişi için aday sürücülük dönemi, çoğu zaman farkında olunmayan ağır bir hukuki rejimi beraberinde getirir. Bu dönemde yol kenarında yapılan tek bir alkol ölçümü, sürücünün iki yıla yakın emeğinin ve ödediği kurs bedelinin bir anda ortadan kalkması sonucunu doğurabilir. Üstelik eşik, diğer sürücülere uygulanandan çok daha düşüktür: hususi otomobil sürücüleri için 0,50 promil kabul edilirken, aday sürücüler bakımından 0,20 promilin aşılması tek başına belgenin iptali için yeterlidir.</p>

<p>Bu düşük eşik, tartışmayı doğrudan ölçümün güvenilirliği ve ispat hukuku alanına taşımaktadır. Zira 0,50 promillik bir eşikte cihazın hata payı çoğunlukla sonucu değiştirmezken, 0,20 promillik bir eşikte aynı hata payı doğrudan yaptırımın varlığını belirler hale gelir. Buna bir de rutin denetimlerde sürücüye kan örneği verdirilmemesi eklendiğinde, kişinin elinde ölçümün hatalı olduğunu ortaya koyabileceği tek araç, kendi imkânlarıyla ve zamana karşı yarışarak bir sağlık kuruluşuna başvurmak kalmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, aday sürücü belgesinin alkol nedeniyle iptali rejimi, 24 Temmuz 2026 tarihli 7590 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik ışığında ele alınmakta; Danıştay Sekizinci Dairesi ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun konuya ilişkin kararları ve bu kararlardaki karşı oylar çerçevesinde, ölçümün ispat değeri ve idari yargı denetiminin sınırları tartışılmaktadır.</p>

<p><strong>II. ADAY SÜRÜCÜLÜK REJİMİ VE 7590 SAYILI KANUN'LA GELEN DEĞİŞİKLİK</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun aday sürücülüğe ilişkin Ek 17. maddesi, 24/7/2026 tarihli ve 7590 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle bütünüyle yeniden kaleme alınmıştır. Yeni düzenlemeye göre ilk defa sürücü belgesi alanlar ile belgesi herhangi bir nedenle iptal edilip yeniden belge almaya hak kazananlar, belgenin alındığı tarihten itibaren iki yıl süreyle aday sürücü sayılmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrası, aday sürücü belgesinin iptalini gerektiren hâlleri dört bent hâlinde saymaktadır: (a) sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasını gerektiren bir ihlalin gerçekleştirilmesi, (b) 75 ceza puanının aşılması, (c) araç cinsine bakılmaksızın 0,20 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanıldığının tespit edilmesi, (ç) Kanun'un 53. maddesinin ikinci fıkrası ile 74 veya 78. maddelerinden herhangi birinin üç kez ihlal edilmesi.</p>

<p>Değişikliğin en önemli sonucu, ilk bakışta gözden kaçabilecek bir noktada gizlidir: 0,20 promil eşiği, artık yönetmelikte değil, doğrudan kanun metninde yer almaktadır. Değişiklikten önceki Ek 17. madde yalnızca “aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme ve yeniden sürücü belgesi alma şartları ile diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir” demekte, promil sınırını ise Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesi belirlemekteydi. Aşağıda görüleceği üzere bu yapı, yıllarca süren bir kanunilik tartışmasının kaynağı olmuştur.</p>

<p>Buna karşılık, iptal sonrasına ilişkin rejim büyük ölçüde korunmuştur. Belgesi iptal edilen aday sürücünün yeniden belge alabilmesi için sürücü kursuna devam etmesi ve sınavlarda başarılı olarak sertifika alması; kursa başlayabilmek için de psiko-teknik değerlendirme ile psikiyatri uzmanı muayenesinden geçmesi, idari para cezalarının tamamını ödemiş olması ve varsa bekleme süresinin dolması gerekmektedir. Uygulamada sıklıkla gözden kaçan husus şudur: 0,21–0,50 promil aralığındaki bir aday sürücü ihlalinde Kanun'un 48. maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmadığından, iptal sonrası ayrıca bir bekleme süresi de söz konusu olmaz; kişi şartları tamamladığında yeniden kursa başlayabilir. Ne var ki bu, iki yıllık aday sürücülük sürecinin ve belgenin sıfırlanması sonucunu değiştirmez.</p>

<p><strong>III. KANUNİLİK TARTIŞMASI: DANIŞTAY'IN 2023–2024 TARİHLİ KARARLARI VE DEĞİŞİKLİĞİN ANLAMI</strong></p>

<p>Danıştay Sekizinci Dairesi'nin 29/09/2023 tarih ve E.2020/3631, K.2023/4244 sayılı kararına konu olayda, aday sürücü belgesi bulunan davacının rutin denetimde alkolmetre ile 0,70 promil alkollü olduğunun tespiti üzerine belgesi iptal edilmiş; davacı hem bu bireysel işlemin hem de dayanağı olan Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendindeki “araç cinsine bakılmaksızın 0,20 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanıldığının tespit edilmesi” ibaresinin iptalini istemiştir.</p>

<p>Daire, düzenleyici işlem yönünden istemi reddetmiştir. Gerekçe iki ayaklıdır: birincisi, dayanak kanun hükmünün (mülga Ek 17. madde) iptal koşullarının yönetmelikle düzenleneceğini açıkça öngörmesi ve ayrıntının idareye bırakılmış olması; ikincisi, aday sürücülerle diğer sürücüler bakımından farklı alkol sınırı belirlenmesinin “birbirinden farklı iki hukuki duruma” ilişkin olması nedeniyle eşitlik ilkesine aykırılık taşımaması. Karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 17/10/2024 tarih ve E.2024/741, K.2024/2349 sayılı kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir; İDDK, düzenleyici işlem yönünden oybirliğine varmıştır.</p>

<p>Ancak Daire kararına eklenen karşı oy, meselenin can alıcı noktasına parmak basmaktadır:</p>

<p><i>“2918 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesinde aday sürücü belgelerinin iptal edilme şartlarının yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ise de, aynı Kanunda normal sürücüler yönünden sürücü belgelerinin geri alınması yaptırımına konu olan eylem 0,50 promilin üzerinde alkollü araç kullanmak olarak belirlenmiş iken aday sürücüler yönünden herhangi bir kanuni dayanak olmaksızın bu sınırın Yönetmelikte 0,20 promil olarak belirlendiği görülmektedir.”</i></p>

<p>Karşı oya göre, dayanak kanunda öngörülmeyen ve cezai sonuç bağlanan bir fiili yönetmelikle ihdas etmek hukuka aykırıdır; dolayısıyla hem düzenleyici işlem hem de ona dayanan iptal işlemi iptal edilmelidir. Bu eleştiri, idare hukukunun yerleşik kanunilik ilkesiyle tam olarak örtüşmektedir: yaptırımın konusunu oluşturan fiilin çerçevesi kanunla çizilmeli, yönetmelik yalnızca uygulamaya ilişkin ayrıntıyı düzenlemelidir.</p>

<p>İşte 7590 sayılı Kanun'un asıl önemi buradadır. 0,20 promil eşiği artık doğrudan Ek 17. maddenin (c) bendinde yer aldığına göre, karşı oyda dile getirilen kanunilik itirazı — en azından normatif dayanak bakımından — konusuz kalmıştır. Bugün açılacak davalarda “yönetmelikle suç ihdası” argümanı üzerinden sonuç almak mümkün görünmemektedir. Tartışma, kaçınılmaz olarak eşiğin kendisinden ölçümün doğruluğuna kaymaktadır.</p>

<p>Bu noktada bir mevzuat uyumsuzluğuna da işaret etmek gerekir: Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesi, iptal sebeplerini kanunun yeni metninden farklı bir sistematikle (üç kez ihlal ölçütleri, 47/1-b, 51. madde gibi göndermeler yoluyla) düzenlemeye devam etmektedir. Yönetmeliğin, kanunun yeni Ek 17. maddesiyle uyumlulaştırılması gerekmektedir; aksi hâlde hangi metnin esas alınacağı yönünde uygulama farklılıkları doğması kaçınılmazdır. Normlar hiyerarşisi gereği çatışma hâlinde kanun hükmünün uygulanacağı açıktır.</p>

<p><strong>IV. RUTİN DENETİM–KAZA AYRIMI VE SÜRÜCÜNÜN KENDİ İMKÂNIYLA YAPTIRDIĞI KAN TESTİ</strong></p>

<p>Karayolları Trafik Kanunu'nun 48. maddesi, alkol tespitinde ikili bir rejim öngörmektedir. Kişinin yaralanmalı veya ölümlü ya da kollukça müdahil olunan maddi hasarlı bir trafik kazasına karışması hâlinde muayene zorunludur; teknik cihazla yapılan ölçüme itiraz eden veya ölçüme müsaade etmeyen sürücüler, en yakın adli tıp kurumuna, adli tabipliğe veya Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına götürülerek kendilerinden kan, tükürük veya idrar örneği alınır. Buna karşılık rutin denetimlerde böyle bir usul öngörülmemiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi ise teknik cihazla yapılan ölçüme itiraz hâlinde “tekrar ölçüm yapılmaz” demekle yetinmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, ilk bakışta sürücüyü tek bir ölçümün sonucuna mahkûm eder görünmektedir. Danıştay Sekizinci Dairesi ise anılan kararında son derece isabetli bir yorum yaparak bu izlenimi ortadan kaldırmıştır:</p>

<p><i>“…rutin trafik denetiminde yapılan ölçüm sonucunda kişinin bir sağlık kuruluşuna başvurmasını, tekrar ölçüm yapılmasını engeller nitelikte bir hükme yer verilmemiştir. … Bu itibarla; davacının, alkol ölçümünün doğru olmadığı yönündeki iddiasını ispatlama imkânının ortadan kaldırılmaması gerekmekte olup; aksi yaklaşım; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi kapsamında savunma hakkının ve Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin hukuka aykırı bir biçimde sınırlanması anlamını taşıyacaktır.”</i></p>

<p>Bu tespit, uygulama bakımından belirleyicidir. Yönetmelikte kolluğa tekrar ölçüm yapma yükümlülüğü getirilmemiş olması, sürücünün kendi imkânlarıyla bir sağlık kuruluşuna başvurup kan örneği verdirmesini ve bu sonucu yargı önünde delil olarak kullanmasını engellemez. Danıştay, bu yolla elde edilen kan testini değerlendirme dışı bırakmamış, aksine değerlendirilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce bu yaklaşım yerinde olmakla birlikte yeterli değildir. Rutin denetimde de sürücüye, ölçüm sonucuna itiraz etmesi hâlinde masrafı kendisine ait olmak üzere derhâl kan örneği verdirilmesini isteme hakkının kanunla tanınması gerekir. Zira mevcut durumda sürücü, itirazını ancak kendi aracını başkasına teslim ettikten sonra, gecenin bir yarısında bir sağlık kuruluşu bulup ulaşabilirse ispat edebilmektedir. Hakkın kullanılabilirliği, kişinin imkânlarına ve şansına bırakılmış durumdadır.</p>

<p><strong>V. GERİ HESAPLAMA (RETROGRAD EKSTRAPOLASYON) VE EŞİK ALTI SONUÇ SORUNU</strong></p>

<p>Sürücünün sonradan yaptırdığı kan testi, ölçüm anındaki değeri doğrudan göstermez; iki ölçüm arasında geçen sürede kandaki alkolün azalması nedeniyle bir geri hesaplama yapılması gerekir. Danıştay kararında belirtildiği üzere, Adli Tıp Kurumu Beşinci İhtisas Kurulu'nca kan alkol düzeyinin saatte ortalama 15 mg/dl (0,15 promil) azaldığı kabul edilmektedir. Aynı ölçüt, 17/04/2015 tarihli değişiklikle Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesine de girmiş; farklı saatlerde yapılan iki ölçüm bulunması hâlinde ikinci ölçüme her bir saat için 0,15 promil eklenmek suretiyle alkol oranının belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Kararın konusu olayda iki ölçüm arasında 100 dakika bulunmakta, hastane sonucu ise “&lt;10 mg/dl (0,1 promil)” olarak raporlanmıştır. Daire, bu süreye karşılık gelen yaklaşık 0,25 promillik azalmayı ekleyerek denetim anındaki değerin 0,25–0,35 promil aralığında olduğunu, dolayısıyla 0,20 promil eşiğinin aşıldığını kabul etmiştir. İlginç olan, Dairenin aynı paragrafta ilk ölçümün de hatalı olduğunu zımnen tespit etmiş olmasıdır: alkolmetre 0,70 promil göstermişken geri hesaplama 0,35 promilin üzerine çıkmamaktadır.</p>

<p>İşte İDDK'nın bireysel işleme ilişkin karşı oyu tam bu noktadan hareket etmektedir:</p>

<p><i>“…davacının kanındaki alkol oranının 0,70 promilden '&lt;0,1' promile düşmesinin … bilimsel olarak mümkün olmadığından ve hastanede yapılan ikinci ölçümde tespit edilen (referans aralığı 0-0,1 olan) 'Etanol, Promil' sonucu '&lt;0,1' çıktığından hangi değerin üzerine 0,15 promil ekleneceği hususu belirsizlik içerdiğinden, kalibrasyon bitiş tarihi … olan alkolmetre cihazı ile yapılan … ilk ölçüm sonucunun sağlıklı olduğu konusunda tereddüt oluştuğundan, dava konusu bireysel işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.”</i></p>

<p>Karşı oyun ortaya koyduğu üç sorun, bugün de aynen geçerlidir. Birincisi, iki ölçüm arasındaki fark fizyolojik olarak açıklanamıyorsa, bu durum ikinci ölçümün değil ilk ölçümün güvenilirliğini tartışmaya açar. İkincisi, laboratuvar sonucu “ölçüm sınırının altında” (&lt;0,1 gibi) verildiğinde, geri hesaplamada hangi değerin esas alınacağı belirsizdir; bu belirsizliğin sonucuna sürücünün katlanması, ispat yükünün fiilen tersine çevrilmesi anlamına gelir. Üçüncüsü, cihazın kalibrasyon durumu tek başına ölçümün ispat değerini etkileyebilecek nitelikte bir olgudur.</p>

<p>Uygulamada bu sorunun en keskin biçimi, laboratuvar sonucunun mutlak sıfır çıktığı hâllerde ortaya çıkmaktadır. Kolluk ölçümünün eşiği az bir farkla aştığı (örneğin 0,27 promil), buna karşılık bir saatten kısa süre sonra alınan kan örneğinde etanolün hiç saptanmadığı bir olayda, Yönetmelik'teki geri hesaplama kuralı uygulandığında bile sonuç eşiğin altında kalmaktadır: sıfır değerin üzerine bir saatlik azalma payı eklendiğinde ulaşılan değer 0,15 promil dolayındadır. Bu hâlde artık ihtimallerden değil, iki ölçümden birinin hatalı olduğu olgusundan söz edilmektedir. Böyle bir olayda idari yargı denetiminin, cihazın kalibrasyon sertifikası ve ölçüm çıktısı celbedilmeksizin sonuçlandırılmaması gerekir.</p>

<p><strong>VI. TUTANAĞIN İTİRAZSIZ İMZALANMASININ İSPAT ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</strong></p>

<p>Danıştay Sekizinci Dairesi'nin kararında, sürücünün elindeki iki güçlü delili — hekimin “etanol testi negatiftir, hiç alkol almamış kişilerde 0-10 mg/dL olması beklenir” şerhini ve sunduğu adli tıp uzmanı raporunu — etkisiz kılan husus dikkat çekicidir: davacının, hakkında işlem tesis edildiğine ilişkin tutanakları itirazsız imzalamış olması.</p>

<p>Bu yaklaşım eleştiriye açıktır. Yol kenarında, çoğu zaman gece saatlerinde ve psikolojik baskı altında imzalanan bir tutanağa, sonradan bilimsel delillerle çürütülebilecek bir ikrar değeri atfetmek, idari işlemin maddi olay unsuruna ilişkin yargısal denetimi büyük ölçüde işlevsizleştirir. Kaldı ki tutanağın imzalanması, çoğunlukla “ölçüm sonucunun kabulü” değil, “tutanağın tebliğ alındığının” teyididir. Bununla birlikte içtihadın bugünkü hâli açıktır ve uygulamacı bakımından sonucu bellidir: tutanak, ölçüm sonucuna ilişkin çekince kaydı düşülerek imzalanmalıdır.</p>

<p>Bu bağlamda, kolluk tutanaklarına “ölçüm sonucuna itiraz ediyorum / kan örneği alınmasını talep ediyorum” şeklinde standart bir hanenin eklenmesi, hem sürücünün savunma hakkını güvenceye alacak hem de idare bakımından sonradan doğacak uyuşmazlıkları azaltacaktır. Bugünkü uygulamada bu hanenin bulunmaması, çekince koymayı bilmeyen sürücüyü peşinen dezavantajlı kılmaktadır.</p>

<p><strong>VII. ÖLÇÜM CİHAZINA İLİŞKİN ŞEKLÎ GÜVENCELER</strong></p>

<p>Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, ölçümde kullanılacak cihazlar bakımından açık bir güvence öngörmektedir: sürücülerin alkol oranlarının tespitinde “tarih, saat ve ölçüm sonucu ile cihaza ait seri numarasını gösterir çıktı verebilen ve kalibrasyon ayarı yapılmış teknik cihazlar kullanılır.” Kanun'un 48. maddesinin son fıkrası da cihazların sahip olacağı asgari koşulların yönetmelikte gösterileceğini hükme bağlamıştır.</p>

<p>Bu güvence, iptal davalarında çoğu zaman göz ardı edilen bir denetim ölçütü sunmaktadır. Ölçüm sonucunun tutanağa yalnızca el yazısıyla yazılmış olması, cihaz çıktısının dosyaya konulmamış olması, cihazın seri numarasının ve kalibrasyon geçerlilik tarihinin belirtilmemesi hâllerinde, idari işlemin maddi sebep unsuru usulüne uygun biçimde ortaya konulmuş sayılmaz. İdari yargıda ispat yükünün dağılımı bakımından belirleyici olan da budur: yaptırımın maddi dayanağını oluşturan olguyu ortaya koymak, kural olarak işlemi tesis eden idareye düşer. Nitekim İDDK'nın karşı oyunda cihazın kalibrasyon bitiş tarihine açıkça atıf yapılmış olması, bu olgunun yargısal denetimde dikkate alınabilir nitelikte görüldüğünü göstermektedir.</p>

<p><strong>VIII. YARGISAL DENETİMİN ÇERÇEVESİ: GÖREV, SÜRE VE DELİLLER</strong></p>

<p>Aday sürücü belgesinin iptali, idari makamlarca tesis edilen, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemdir; buna karşı açılacak davanın idari yargıda görüleceği, Danıştay Sekizinci Dairesi ile İdari Dava Daireleri Kurulu'nun uyuşmazlığı esastan incelemiş olmasından da anlaşılmaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendinde yer alan “itiraz 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesi kapsamında ilgili mahkemelere yapılır” yollaması, alkollü araç kullanma nedeniyle uygulanan idari para cezasına ilişkindir; belgenin iptaline ilişkin işlemi kapsamaz. Nitekim 0,21–0,50 promil aralığındaki aday sürücü ihlalinde idari para cezası dahi uygulanmamakta, yalnızca iptal işlemi tesis edilmektedir.</p>

<p>Dava süresi bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesindeki altmış günlük genel süre işler; sürenin başlangıcı, iptal tutanağının ilgiliye tebliğ edildiği tarihtir. Belgenin fiilen geri alınmış olması nedeniyle işlemin icrai sonuçları derhâl doğduğundan, İYUK'un 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması istemi de dava dilekçesinde ileri sürülmelidir. İYUK'un 11. maddesi kapsamında idareye başvurulması hâlinde dava açma süresinin duracağı da göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Davanın esasa ilişkin başarısı ise büyük ölçüde delillerin zamanında toplanmasına bağlıdır. Uygulamada aşağıdaki hususların dava dilekçesinde ara karar konusu yapılması yerinde olacaktır:</p>

<p>· Ölçümde kullanılan cihazın marka, model ve seri numarası ile ölçüm çıktısının aslı;</p>

<p>· Cihaza ait kalibrasyon sertifikası ve kalibrasyon geçerlilik tarihi;</p>

<p>· Denetimi yapan görevlilerin kamera/araç içi kayıtları ile denetim tutanağının tüm nüshaları;</p>

<p>· Sürücünün başvurduğu sağlık kuruluşundan numune alma saatini, kullanılan yöntemi ve ölçüm alt sınırını (LOD) gösterir yazı;</p>

<p>· Gerektiğinde adli tıp uzmanından geri hesaplamaya ilişkin bilimsel mütalaa.</p>

<p>Bu delillerin bir kısmı zamanla ortadan kalkabilecek nitelikte olduğundan (özellikle kamera kayıtları), dava açılmadan önce idareye bilgi edinme başvurusu yapılması ve kayıtların saklanmasının talep edilmesi pratik bir zorunluluktur.</p>

<p><strong>IX. DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER</strong></p>

<p>Aday sürücülük rejiminin amacı tartışmasız biçimde meşrudur: deneyimsiz sürücülerin trafikte yol açtığı riski azaltmak. Düşük promil eşiği de bu amacın makul bir aracıdır ve Danıştay'ın farklı hukuki durumlara farklı sınır öngörülmesini eşitliğe aykırı bulmayan yaklaşımı isabetlidir. Sorun eşiğin varlığında değil, eşiğe bağlanan sonucun ağırlığı ile ölçümün güvenilirliği arasındaki dengesizliktedir.</p>

<p>Birincisi, yaptırımın orantılılığı sorgulanmalıdır. Yürürlükteki düzenlemede 0,21 promil ile 1,50 promil aynı sonucu doğurmakta, her iki hâlde de belge doğrudan iptal edilmektedir. Oysa Kanun, aday sürücü olmayanlar bakımından kademeli bir sistem (geçici geri alma sürelerinin tekerrürle artması) öngörmektedir. Aday sürücüler bakımından da eşiğe yakın ihlallerde geçici geri alma, belirgin biçimde yüksek değerlerde iptal öngören kademeli bir yapı, amaca daha uygun olurdu.</p>

<p>İkincisi, ölçüm belirsizliği hukuken tanınmalıdır. Solunum havasından yapılan ölçümlerin belirli bir ölçüm belirsizliği payı taşıdığı teknik olarak bilinmektedir. 0,50 promillik eşikte önemsiz kalan bu pay, 0,20 promillik eşikte sonucu belirleyici hâle gelir. Cihazın ölçüm belirsizliğinin sonuçtan mahsup edilmesi, ceza hukukunda yerleşik olan şüpheden yararlanma ilkesinin idari yaptırımlar alanındaki doğal uzantısıdır.</p>

<p>Üçüncüsü, rutin denetimde de kan örneği verdirilmesini isteme hakkı kanunla tanınmalı; tutanaklara çekince hanesi eklenmelidir. Bugün Danıştay'ın içtihadıyla sağlanan güvence — kişinin kendi imkânlarıyla yaptırdığı testin değerlendirilmesi — kişinin o gece bir sağlık kuruluşuna ulaşabilmesine bağlı kalmakta, böylece hakkın kullanımı fiilî imkânlara terk edilmektedir.</p>

<p>Dördüncüsü, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesi, 7590 sayılı Kanun'la yeniden düzenlenen Ek 17. madde ile uyumlulaştırılmalı; geri hesaplamaya ilişkin 97. madde kuralı ise laboratuvar sonucunun ölçüm alt sınırının altında çıktığı hâller bakımından açık hâle getirilmelidir.</p>

<p><strong>X. SONUÇ</strong></p>

<p>7590 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik, aday sürücü belgesinin alkol nedeniyle iptalinde yıllardır tartışılan kanunilik sorununu gidermiş; 0,20 promil eşiğini yönetmelikten alıp kanun metnine taşımıştır. Bu değişiklikle birlikte, Danıştay Sekizinci Dairesi kararına eklenen karşı oyda dile getirilen “kanuni dayanak yokluğu” itirazı normatif zeminini yitirmiştir.</p>

<p>Buna karşılık uyuşmazlığın asıl ağırlık merkezi olan ispat sorunu çözülmüş değildir. Danıştay, rutin denetimde sürücünün kendi imkânlarıyla yaptırdığı kan testinin değerlendirilmesi gerektiğini kabul ederek önemli bir güvence sağlamış; ancak aynı kararlarda tutanağın itirazsız imzalanmasına atfedilen ağırlık ve eşik altı laboratuvar sonuçlarında geri hesaplamanın nasıl yapılacağına ilişkin belirsizlik, bu güvenceyi büyük ölçüde zayıflatmıştır. İdari Dava Daireleri Kurulu'nun karşı oyunda ifade edildiği üzere, iki ölçüm arasındaki fark bilimsel olarak açıklanamıyorsa, tereddüt ilk ölçümün güvenilirliği aleyhine değerlendirilmelidir.</p>

<p>Aday sürücü belgesinin iptali, kişinin mesleğini, çalışma düzenini ve ekonomik hayatını doğrudan etkileyen ağır bir idari yaptırımdır. Bu ağırlıkta bir sonucun, çıktısı dosyaya konulmamış, kalibrasyon durumu denetlenmemiş tek bir ölçüme dayandırılması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. İdari yargı denetiminin bu noktada şeklî bir hukuka uygunluk incelemesiyle yetinmemesi, ölçümün maddi doğruluğunu da tartışabilmesi gerekir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 48 (12/2/2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun'la değişik fıkralar dâhil) ve Ek m. 17 (24/7/2026 tarihli ve 7590 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değişik).</span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 7, 11, 27.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Trafik Yönetmeliği, m. 97 ve Ek m. 3.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay Sekizinci Dairesi, 29/09/2023 tarih ve E.2020/3631, K.2023/4244 (oy çokluğu; karşı oy dâhil).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 17/10/2024 tarih ve E.2024/741, K.2024/2349 (düzenleyici işlem yönünden oybirliği, bireysel işlem yönünden oy çokluğu; karşı oy dâhil).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 2, 36, 125; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aday-surucu-belgesinin-alkol-nedeniyle-iptali-020-promil-esigi-olcumun-ispat-degeri-ve-idari-yargi-denetimi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 21:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/alkol-kan-ehliyet-surucu.jpg" type="image/jpeg" length="66662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Avukatlar İçin Yapay Zekâ Rehberini’nin Analizi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-avukatlar-icin-yapay-zeka-rehberininin-analizi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-avukatlar-icin-yapay-zeka-rehberininin-analizi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güçlü bir ilk çerçeve, ancak “tavsiye” ile yükümlülüğün sınırı her yerde açık değil]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Türkiye Barolar Birliği, avukatların yapay zekâ kullanımında mesleki sır, kişisel veriler, doğrulama, insan denetimi ve müvekkil haklarına ilişkin kapsamlı bir <a href="https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi" rel="dofollow">tavsiye rehberi yayımladı</a>. Uluslararası örneklerle karşılaştırıldığında rehber özellikle veri güvenliği ve büro içi yönetişimde ayrıntılı bir çerçeve sunuyor. Ancak yapay zekâ teknolojisinin 2026'da ulaştığı ajan sistemleri, yeni siber saldırılar ve yapay zekâya özgü çıkar çatışmaları gibi bazı başlıkların şimdiden ikinci sürümü gerektirebileceği görülüyor.</strong></p>

<p><strong>ANKARA, 28 Ağustos 2026</strong> — Türkiye Barolar Birliği (TBB), yapay zekâ araçlarının avukatlık faaliyetlerinde kullanımına ilişkin mesleki sınırları belirlemeyi amaçlayan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“Avukatlar İçin Yapay Zekâ Kullanımı Tavsiye Rehberi”</span></a></strong>ni bugün internet sitesinde yayımladı ve rehberi meslektaşlara SMS ile duyurdu.</p>

<p>TBB Bilişim ve Teknoloji Hukuku Komisyonu tarafından hazırlanan metnin temel ilkesi, avukatın yapay zekâdan yararlanabileceği ancak mesleki sırrı, kişisel verilerin korunmasını, müvekkil menfaatini, nihai hukuki muhakemeyi ve mesleki sorumluluğu hiçbir aşamada yapay zekâya devredemeyeceği biçiminde özetleniyor. Rehber, 14-15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenen Yapay Zekâ ve Avukatlık Çalıştayı'nın çalışmalarına dayanıyor.</p>

<p>Ancak rehberin geçmişi bugünkü duyurudan daha eski. TBB, 15 Haziran'da yaptığı duyuruda rehberin 20 Haziran'daki “Yapay Zekâ ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli”nde kamuoyu ve meslektaşlarla paylaşılacağını açıklamıştı. Bu nedenle 28 Ağustos gelişmesi, çalışmanın ilk kez ortaya çıkmasından çok <strong>resmî yayın ve yaygınlaştırma aşaması</strong> niteliğinde.</p>

<p><strong>Dört basamaklı risk modeli</strong></p>

<p>Rehber, yapay zekâ kullanımını tek bir yasak veya izin rejimine bağlamak yerine dört kategoriye ayırıyor. Genel mevzuat araştırması, anonim konu planlaması ve kamuya açık metinlerin özetlenmesi “serbest yardımcı kullanım”; dilekçe veya sözleşmenin ilk iskeletinin hazırlanması, anonimleştirilmiş belge özeti ve içtihat ön elemesi “sınırlı ve kontrollü kullanım” kabul ediliyor.</p>

<p>Hassas veri içeren dosya incelemeleri, dava ve icra evrakı, sağlık, adli sicil ve vergi bilgileri, ticari sırlar ve stratejik müzakere belgeleri ise kapalı sistem, KVKK denetimi, erişim sınırlandırması ve kayıt tutulması gibi özel güvencelere bağlanıyor. Rehber ayrıca müvekkil verilerinin güvencesiz genel amaçlı sistemlere aktarılmasından insan denetimi olmaksızın hukuki karar verilmesine kadar bir dizi kullanımı yasak veya mesleğin niteliğiyle bağdaşmaz kabul ediyor.</p>

<p>Metnin güçlü taraflarından biri, “ChatGPT'ye gizli belge yüklemeyin” düzeyindeki genel uyarılarla yetinmemesi. Avukatın kullanacağı sistem bakımından veri lokasyonu, yurt dışına aktarım, alt veri işleyenler, model eğitiminde yeniden kullanım, log kayıtları, silme imkânı, çok faktörlü kimlik doğrulama, sızma testleri ve veri işleyen sözleşmelerinin incelenmesini istiyor. Hassas dosyalarda verinin doğrudan modele verilmesi yerine, büro denetimindeki bir bilgi deposundan gerektiğinde veri çeken RAG benzeri sistemlere ve mümkün olduğunda büro içi veya kapalı sistemlere yöneliyor.</p>

<p>Bu yönüyle TBB metni, yalnız etik ilkeleri sıralayan kısa baro açıklamalarından daha ileri gidiyor. Büro içi yapay zekâ politikası, onaylı araç listesi, yetki matrisi, olay müdahalesi, tedarikçi inceleme soruları, müvekkil sözleşmesine konulabilecek örnek hüküm ve hatta yapay zekâ kaynaklı zararların mesleki sorumluluk sigortasında nasıl ele alınması gerektiği ayrı başlıklarda inceleniyor.</p>

<p>Ücret konusunda da açık bir çizgi var: Yapay zekânın kazandırdığı süre, avukat tarafından fiilen harcanmış çalışma süresiymiş gibi faturalandırılamayacak; büronun genel yapay zekâ ve teknoloji giderleri de önceden anlaşılmadıkça ayrıca müvekkile yüklenemeyecek. Buna karşılık yapay zekâ kullanılmış olması, verilen hukuki hizmetin değerini kendiliğinden düşürmeyecek.</p>

<p><strong>Rehber bağlayıcı mı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En önemli hukuki ayrım burada ortaya çıkıyor. Rehberin son bölümünde açıkça, <strong>“Bu Rehber, yayım tarihinden itibaren tavsiye niteliğinde esas alınır”</strong> deniliyor. Dolayısıyla metni, bugün itibarıyla bağımsız ve yeni bir disiplin normu veya Avukatlık Kanunu'na eklenmiş yeni bir yükümlülük gibi değerlendirmek mümkün görünmüyor. Rehberin kendisi de “salt yapay zekâ kullanımı”nın disiplin yaptırımı sebebi sayılmaması, değerlendirmede somut ihlal, zarar, kusur, veri güvenliği ihlali veya mesleki özen eksikliğinin esas alınması gerektiğini söylüyor.</p>

<p>Bu, rehberde yazılanların hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesi avukatlara görevlerini özen ve doğrulukla yerine getirme ve TBB tarafından belirlenen meslek kurallarına uyma yükümlülüğü getiriyor. Mesleki sır bakımından Kanun'un 36. maddesi ve TBB Meslek Kuralları da yapay zekâdan bağımsız olarak uygulanmaya devam ediyor. TBB'nin mevcut disiplin kararları, sır saklama veya mesleki özen ihlallerinin zaten disiplin yaptırımı doğurabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle yapay zekâya gerçek bir dava dosyasındaki gizli bilgileri hukuka aykırı biçimde aktaran veya uydurma bir içtihadı kontrol etmeden mahkemeye sunan avukatın sorumluluğunun kaynağı esasen rehber olmayacak; <strong>rehberden önce de var olan sır saklama, özen, doğruluk, veri koruma veya yargı merciine karşı dürüstlük yükümlülükleri</strong> olacak.</p>

<p>Bununla birlikte rehber başka bir işleve sahip olabilir. Bir disiplin kurulunun veya mahkemenin ileride “makul ve özenli bir avukat 2026 yılında yapay zekâ kullanırken hangi önlemleri almalıydı?” sorusuyla karşılaşması hâlinde, TBB'nin kendi yayımladığı rehberin mesleki özen standardının yorumlanmasında başvurulan kaynaklardan biri hâline gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu, bugün için rehberde yazılan her tavsiyenin disiplin kuralı olduğu anlamına gelmez; ancak <strong>soft law niteliğindeki bir belgenin zamanla özen standardını somutlaştırması</strong> ihtimalidir.</p>

<p>Burada metnin geliştirilmesi gereken önemli bir nokta bulunuyor. Rehber bir yandan “tavsiye” olduğunu ilan ederken diğer yandan bazı hükümlerde “zorunludur”, “kullanılamaz” ve “sunamaz” gibi ifadeler kullanıyor. Örneğin belirli bir hâkimin geçmiş kararlarının kimlik verileriyle profillenmesi veya o hâkimin belirli bir davadaki kararının tahmin edilmeye çalışılması “mesleki faaliyet bakımından sakıncalı” sayılıyor.</p>

<p>İkinci sürümde her ilkenin yanına <strong>“kanuni yükümlülük”, “TBB Meslek Kuralı”, “KVKK yükümlülüğü”, “mahkeme/usul kuralı” veya “TBB iyi uygulama tavsiyesi”</strong> biçiminde kaynak etiketi konulması, avukat açısından önemli bir belirsizliği giderebilir. Rehberin mevcut hâlinde ayrı bir kaynakça veya yabancı baro rehberleriyle karşılaştırmayı gösteren sistematik bir atıf bölümü de bulunmuyor.</p>

<p><strong>Dünya aynı sorularla uğraşıyor, fakat bazı ülkeler ikinci aşamaya geçti</strong></p>

<p>TBB'nin temel yaklaşımı uluslararası eğilimle büyük ölçüde örtüşüyor. Amerikan Barolar Birliği'nin 2024 tarihli Formal Opinion 512'si de üretken yapay zekâ kullanan avukat bakımından yeterlilik, gizlilik, müvekkille iletişim, çalışanların gözetimi, mahkemeye karşı dürüstlük ve makul ücret ilkelerini odağa alıyor. New York City Bar ise yeni yasaklar yaratmaktan çok avukatlara “koruyucu bariyerler” sağlanması gerektiğini savunuyor ve yapay zekâya özgü <strong>çıkar çatışması</strong> sorunlarını ayrıca inceliyor.</p>

<p>California ise rehber aşamasının ötesine geçmenin yollarını tartışıyor. Eyalet barosunun 2023'te yayımladığı yapay zekâ rehberi Mayıs 2026'da güncellendi ve ilk kez <strong>agentic AI</strong>, yani yalnız cevap üretmeyip belirli hedeflere ulaşmak için işlemleri kendi başına planlayıp gerçekleştirebilen ajan sistemlerini de kapsamına aldı. California Yüksek Mahkemesi ayrıca rehberdeki bazı ilkelerin meslek kurallarının yorumlarına taşınıp taşınmamasının değerlendirilmesini istedi; 2026'da yeterlilik, müvekkille iletişim, gizlilik, mahkemeye karşı doğruluk, büro politikaları ve personel gözetimine ilişkin değişiklikler kamuoyu görüşüne açıldı. Bunlar henüz burada “yürürlüğe girmiş kurallar” olarak değil, bağlayıcı meslek kurallarına geçiş yönündeki çalışma olarak okunmalı.</p>

<p>İngiltere'de düzenleyici kurum SRA'nın TBB duyurusundan yalnız 11 gün önce, 17 Ağustos'ta yayımladığı “Misuse of AI” uyarısı daha sert bir statüye sahip. SRA, belgeyi düzenleyici faaliyetlerinde dikkate alacağını açıkça belirtiyor; uydurma içtihatların mahkemeye sunulması ve müvekkil bilgilerinin kamuya açık yapay zekâ sistemlerine girilmesi başlıca riskler arasında sayılıyor. Bu nedenle İngiliz belgesi, salt iyi uygulama rehberinden düzenleyici yaptırıma daha yakın bir yerde duruyor.</p>

<p>Avustralya'da ise mahkemelerin doğrudan devreye girdiği farklı bir model görülüyor. Federal Court of Australia, 16 Nisan 2026'da üretken yapay zekânın dava süreçlerindeki kullanımına ilişkin özel Practice Note yayımladı; dilekçeler, beyanlar, deliller ve gizli bilgiler bakımından özel dikkat ve belirli durumlarda yapay zekâ kullanımının açıklanmasını öngörüyor. New South Wales'te de yüksek mahkemeden yerel mahkemelere ve bazı idari mercilere kadar farklı kurumların yapay zekâ protokolleri bulunuyor.</p>

<p>Bu karşılaştırma TBB rehberinin önemli bir sınırını da gösteriyor. TBB, bir mahkeme veya usul kuralı yapay zekâ kullanımının açıklanmasını isterse avukatın buna uyması gerektiğini söylüyor; fakat kendisi elbette mahkemeler adına böyle bir usul yükümlülüğü getirmiyor. Türkiye'nin 2025-2029 Yargı Reformu Stratejisi, buna karşılık yargılama faaliyetlerinde yapay zekâ destekli öneri sistemlerinin geliştirilmesini ve yapay zekânın etik-hukuki çerçevesini belirleyecek kurumsal yapı oluşturulmasını hedefliyor. Avukat rehberi ile ileride yargı tarafında çıkabilecek kuralların nasıl buluşacağı ayrı bir gündem olmaya aday.</p>

<p>Kanada Barolar Birliği'nin yaklaşımı, müvekkil rızasına ilişkin önemli bir nüans ekliyor. Kanada rehberi, kimi kullanımlarda müvekkilin bilgilendirilmesi ve anlamlı rızasının alınması gerekebileceğini kabul ederken, <strong>rızanın bütün riskleri ortadan kaldıran bir çözüm olmadığını</strong> özellikle vurguluyor. TBB ise müvekkil verisi, strateji, özel nitelikli veri veya esaslı metin söz konusu olduğunda “gerekli hâllerde açık rıza/onam” mekanizmasından söz ediyor. Burada KVKK anlamındaki “açık rıza” ile meslek hukuku anlamındaki “bilgilendirilmiş onam/izin”in hangi durumda gerekli olduğunun ileride daha kesin ayrılması yararlı olabilir.</p>

<p>Avrupa Barolar Federasyonu'nun 2025'te güncellenen ilkeleri, TBB'de daha az görünür olan iki alanı ayrıca sayıyor: avukatın <strong>başkalarının yapay zekâ kullanımını da hesaba katması</strong> ve yapay zekâ kullanımının çevresel etkisi. Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi'nin (CCBE) 2025 rehberi ise siber güvenlik, deepfake ve sentetik kimlik dolandırıcılığı ile yapay zekâ sistemlerinin farklı müvekkil ve bürolardan gelen bilgiler nedeniyle yaratabileceği çıkar çatışması ihtimalini açıkça ele alıyor.</p>

<p>Hollanda Barosu'nun yaklaşımı da tedarikçi seçiminde TBB'yi tamamlayan bir soru soruyor: Avukat yalnızca verinin bugün nerede bulunduğunu değil, yarın sağlayıcıdan ayrılmak istediğinde ne olacağını da düşünmeli. Hollanda tavsiyeleri sözleşmelerde <strong>çıkış hükümleri ve sağlayıcıya bağımlılık (vendor lock-in)</strong> riskinin denetlenmesini özellikle istiyor.</p>

<p><strong>2026 teknolojisi TBB Rehberini şimdiden zorluyor</strong></p>

<p>Uluslararası karşılaştırmada TBB metninin en belirgin eksikliği, üretken yapay zekâyı büyük ölçüde “kullanıcı veri verir, sistem çıktı üretir, avukat kontrol eder” modeli üzerinden ele alması. Oysa 2026'da hukuk teknolojisinin önemli kısmı ajan sistemlerine doğru ilerliyor. Bu sistemler yalnızca dilekçe taslağı çıkarmıyor; e-postaya, bulut depoya veya büro sistemine erişebiliyor, araç çağırabiliyor, dosyaları değiştirebiliyor ve birbirini izleyen işlemleri insanın her aşamada yeni komut vermesine ihtiyaç duymadan gerçekleştirebiliyor. California'nın rehberini özellikle agentic AI nedeniyle güncellemiş olması bu değişimin düzenleyici düzeye ulaştığını gösteriyor.</p>

<p>TBB rehberinde de erişim kontrolü, loglama ve insan denetimi güçlü biçimde yer alıyor; ancak <strong>ajanların hangi işlemler için önceden insan onayı almak zorunda olduğu, dışarıya e-posta gönderebilme veya belge değiştirebilme yetkileri, geri döndürülemez işlemler, araç izinleri ve “shadow AI” kullanımı</strong> ayrı bir risk kategorisi değil.</p>

<p>Benzer şekilde rehber genel siber güvenlik tedbirlerini ele almasına rağmen, son dönemde hukuk belgelerinde de gündeme gelen <strong>prompt injection</strong>, zararlı talimat içeren karşı taraf belgeleri, RAG veri depolarının zehirlenmesi ve bir yapay zekâ ajanının okuduğu belge içindeki talimatı kullanıcı emri sanması gibi yapay zekâya özgü saldırı türlerini bağımsız başlık altında incelemiyor. CCBE'nin siber güvenlik ve yapay zekâ destekli dolandırıcılığı ayrı riskler arasında sayması, bu alanın klasik veri gizliliğinin ötesine geçtiğini gösteriyor.</p>

<p>Bir başka dikkat çekici alan delil güvenliği. TBB, yapay zekânın uydurma vakıa veya delil üretmemesi gerektiğini söylüyor; ancak deepfake ses, görüntü veya sentetik belgenin karşı taraftan <strong>delil olarak gelmesi</strong> durumunda avukatın doğrulama yükümlülüğünü ayrıntılı biçimde ele almıyor. Yapay zekâ çağında avukatın yalnız kendi kullandığı modele değil, önüne gelen dijital delilin yapay zekâyla üretilmiş olabileceğine de hazırlıklı olması gerekiyor.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi" rel="dofollow">TBB Rehberi</a>'nin ikinci sürümünde cevap bekleyen sorular</strong></p>

<p>Uluslararası baro rehberleri, mahkeme protokolleri ve 2026'daki teknolojik gelişmeler birlikte okunduğunda, Türkiye açısından araştırılması ve sonraki rehberlerde daha açık yanıtlanması gereken sorular şöyle belirginleşiyor:</p>

<p><strong>1. Hangi yapay zekâ kullanımı müvekkile mutlaka açıklanmalı?</strong> Yalnızca gizli veri işlendiğinde mi, yoksa hukuki işin esaslı kısmı yapay zekâya devredildiğinde de mi? Genel bir vekâlet sözleşmesi hükmü yeterli olabilir mi?</p>

<p><strong>2. “Açık rıza”, “onam”, “sözleşmesel yetkilendirme” ve yalnızca “bilgilendirme” birbirinden nasıl ayrılacak?</strong> Özellikle KVKK bakımından açık rıza her veri işlemenin varsayılan hukukî sebebi olmadığına göre rehber hangi durumda hangisini arıyor?</p>

<p><strong>3. Bir yapay zekâ ajanının yalnız metin üretmesi ile e-posta göndermesi, UYAP dışı sistemlerde işlem yapması, takvim oluşturması veya dosya değiştirmesi aynı denetim rejimine mi tabi olacak?</strong> Geri döndürülemez işlemler için zorunlu insan onayı getirilmeli mi?</p>

<p><strong>4. Prompt injection veya zararlı belge saldırısında mesleki özen standardı ne olacak?</strong> Karşı taraftan gelen PDF'nin içindeki gizli talimatı yerine getirerek bilgi sızdıran bir ajan nedeniyle sorumluluk kime ait olacak?</p>

<p><strong>5. Avukatın teknolojik yeterliliği yalnız yapay zekâyı kullanırken mi aranacak?</strong> Yoksa ekonomik ve güvenilir bir teknoloji müvekkilin menfaatine açıkça yarar sağlayabilecekken onu bilmemek veya kullanmayı reddetmek de ileride mesleki yeterlilik sorunu olabilir mi?</p>

<p><strong>6. Büro çapındaki yapay zekâ sistemlerinde çıkar çatışması nasıl denetlenecek?</strong> Bir modelin veya ortak bilgi deposunun farklı müvekkillerin bilgilerinden dolaylı biçimde yararlanmasının sınırı nedir?</p>

<p><strong>7. Hâkim analitiğinin sınırı tam olarak nerede?</strong> Kamuya açık binlerce kararın anonim istatistiksel analizinden belirli bir hâkimin kişisel profillenmesine hangi noktada geçilmiş olur ve TBB'nin bu konudaki “sakıncalı” değerlendirmesinin somut hukukî dayanağı nedir?</p>

<p><strong>8. Mahkemeler yapay zekâ kullanımının açıklanmasını istemeli mi?</strong> İstenirse her yapay zekâ yardımı mı, yalnız esaslı içerik üretimi mi beyan edilmeli? Avustralya'daki gibi dava türüne göre değişen uygulama notları Türkiye için gerekli mi?</p>

<p><strong>9. Deepfake ve sentetik delil karşısında avukat hangi doğrulamaları yapmakla yükümlü olmalı?</strong> Yapay zekâ tarafından üretilmiş olabileceğinden şüphelenilen ses, görüntü veya elektronik belgenin mahkemeye sunulmasında yeni bir doğrulama standardı gerekli mi?</p>

<p><strong>10. Yapay zekâ kullanım kayıtları ne kadar süre saklanmalı?</strong> Rehber bir yandan kritik kullanımların kayıt altına alınmasını, diğer yandan gereksiz prompt ve verilerin silinmesini istiyor. Olası disiplin, sorumluluk veya müvekkil uyuşmazlığında hangi kayıtların korunacağı açıklığa kavuşturulmalı mı?</p>

<p><strong>11. TBB ürün onaylamadan araçları karşılaştırılabilir hâle getirebilir mi?</strong> Veri lokasyonu, model eğitimi, sıfır veri saklama, şifreleme, kaynak doğruluğu, alt işleyenler ve ajan yetkileri için standart bir “yapay zekâ tedarikçi beyan formu” oluşturulabilir mi?</p>

<p><strong>12. Rehber yaşayan bir belgeye dönüşecek mi?</strong> SRA, California ve Hollanda örneklerinde olduğu gibi yeni disiplin kararları, veri ihlalleri ve teknoloji değişiklikleri geldikçe sürüm numarası ve değişiklik günlüğüyle düzenli güncelleme yapılması gerekir mi?</p>

<p><strong>TBB Rehberi güçlü bir başlangıç ama henüz son versiyon değil</strong></p>

<p>Karşılaştırmalı inceleme, TBB rehberinin geç kalmış veya yüzeysel bir çalışma olmadığını gösteriyor. Özellikle KVKK ve yurt dışına veri aktarımı, alt işleyenler, veri lokasyonu, anonimleştirme, RAG, büro politikası, kayıt, personel eğitimi, tedarikçi denetimi, ücret ve mesleki sorumluluk sigortasını tek belgede bir araya getirmesi, onu birçok erken dönem baro rehberinden daha uygulanabilir hâle getiriyor.</p>

<p>Buna karşılık rehberin en önemli sorunu içerik eksikliğinden çok <strong>normatif katmanların birbirine karışması</strong>. Bir avukat metni okuduğunda hangi cümlenin mevcut kanunun zaten zorunlu kıldığı bir sonucu, hangisinin TBB'nin ihtiyatlı etik yorumunu ve hangisinin yalnızca önerilen iyi uygulamayı ifade ettiğini her zaman kolayca ayırt edemiyor. Bu ayrım, rehberin ileride disiplin uygulamasında referans alınmaya başlaması hâlinde daha da önemli olacak.</p>

<p>Teknolojik tarafta ise sorun kaçınılmaz: Şubat ayında yapılan bir çalıştaydan çıkan ve ağustosta yayımlanan bir yapay zekâ rehberi, daha basıldığı gün eskime riski taşıyor. California'nın üç yıl önceki rehberini 2026'da ajan sistemleri nedeniyle yeniden yazması, Hollanda'nın belgesini “yaşayan doküman” olarak ele alması ve İngiliz düzenleyicinin yalnız bu ay yeni bir uyarı yayımlaması bunun göstergesi.</p>

<p>Bu nedenle <a href="https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi" rel="dofollow">TBB rehberi</a>nin asıl başarısı, bütün sorunlara bugün nihai cevap vermesinde değil, <strong>Türkiye'de avukatın yapay zekâ kullanımını ilk kez ortak bir mesleki tartışma zemini üzerinde somutlaştırmasında</strong> aranabilir. Bundan sonraki eşik, belgenin raflarda kalan bir tavsiye metni mi olacağı, yoksa disiplin kararları, mahkeme uygulamaları, teknolojik saldırılar ve yeni yapay zekâ mimarileriyle sürekli güncellenen gerçek bir meslek standardına mı dönüşeceği olacak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-avukatlar-icin-yapay-zeka-rehberininin-analizi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/baro/tbb-yapay-zeka.jpg" type="image/jpeg" length="39177"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OKUL ÖZEL GÜVENLİK GÖREVLİLERİ HAZIR MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/okul-ozel-guvenlik-gorevlileri-hazir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/okul-ozel-guvenlik-gorevlileri-hazir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“<i>Hiçbir çocuk öncelikle okulda kendini güvende hissetmezse akademik açıdan başarılı olamaz.</i></p>

<p><i>Hiçbir öğretmen de okulların acil durumlar için hazırlanmış iyi bir planı bulunduğundan emin olmadan elinden gelenin en iyisini öğretemez.</i>”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p><strong>2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı</strong></p>

<p>Millî Eğitim Bakanı Yusuf TEKİN imzasıyla yayımlanan "<i>2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Çalışma Takvimi</i>" konulu genelge, 81 il millî eğitim müdürlüğüne gönderildi. Genelge kapsamında, 2026-2027 eğitim ve öğretim yılına ilişkin eğitim faaliyetlerinin başlangıç ve bitiş tarihleri ile öğretmenlerin mesleki çalışmaları, öğrencilerin uyum süreçleri ve ara tatil dönemleri belirlendi. Okullarda birinci dönem, 14 Eylül 2026 Pazartesi günü başlayacak. Yeni eğitim döneminde okul öncesi eğitim ile ilkokul 1'inci sınıfa başlayacak öğrencilerin okula uyum süreçlerini desteklemek amacıyla 7-11 Eylül 2026 tarihleri arasında uyum eğitimleri gerçekleştirilecek<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p><strong>Okullarda Özel Güvenlik Görevlisi (ÖGG)</strong></p>

<p>Geçtiğimiz 2025-2026 eğitim ve öğretim dönemi içinde Nisan ayında Şanlıurfa/Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Kahramanmaraş/Onikişubat Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan ardışık okul saldırılarında öğretmen ve öğrencilerimiz hayatlarını kaybetti. Bu son derece üzücü ve endişe verici olaylar sonrasında okullarda özel güvenlik görevlisi (ÖGG) görevlendirilmesi gündeme geldi.</p>

<p><strong>Özel Güvenlik Görevlilerinin Yetkileri</strong></p>

<p>Özel güvenlik görevlileri 5188 sayılı 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 7’nci maddesinde sayılan yetkilere haizdir. Buna göre okullarda görevlendirilecek özel güvenlik görevlileri şu yetkileri kullanabilir:</p>

<p>a) Koruma ve güvenliğini sağladıkları alanlara girmek isteyenleri duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.</p>

<p>b) Toplantı, konser, spor müsabakası, sahne gösterileri ve benzeri etkinlikler ile cenaze ve düğün törenlerinde kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.</p>

<p>c) Ceza Muhakemesi Kanununun 90’ıncı maddesine göre yakalama.</p>

<p>d) Görev alanında, haklarında yakalama emri veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve arama.</p>

<p>e) Yangın, deprem gibi tabiî afet durumlarında ve imdat istenmesi halinde görev alanındaki işyeri ve konutlara girme.</p>

<p>g) Genel kolluk kuvvetlerine (Polis/Jandarma) derhal bildirmek şartıyla, aramalar sırasında suç teşkil eden veya delil olabilecek ya da suç teşkil etmemekle birlikte tehlike doğurabilecek eşyayı emanete alma.</p>

<p>h) Terk edilmiş ve bulunmuş eşyayı emanete alma.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ı) Kişinin vücudu veya sağlığı bakımından mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama.</p>

<p>j) Olay yerini ve delilleri koruma, bu amaçla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 168’inci maddesine göre yakalama.</p>

<p>k) Türk Medeni Kanunu’nun 981’inci maddesine, Türk Borçlar Kanunu’nun 52’nci maddesine, Türk Ceza Kanunu’nun 24 ve 25’inci maddelerine göre zor kullanma.</p>

<p><strong>Özel Güvenlik Temel Eğitimi</strong></p>

<p>Özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilecekler ile özel güvenlik şirketlerinde çalışacakların özel güvenlik temel eğitimini başarıyla bitirmiş olmaları şarttır. Bu eğitimin niteliği ve müfredatı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (Resmî Gazete Tarihi: 07.10.2004 Sayısı: 25606) düzenlenmiştir. Ancak bu yönetmelikte çocuklara yönelik yetki kullanacak ÖGG için özel bir eğitim düzenlemesi bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Çocuğun Yararı</strong></p>

<p>Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) ile; kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olacağı ilkesi benimsenmiştir (m.3/1).</p>

<p>İç hukukumuzda 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda (ÇKK) bu yönde özel düzenlemeler yapılmıştır. Cumhuriyet başsavcılıklarında “Çocuk Bürosu”, adli süreçteki çocuklar hakkında açılacak davalara bakmak üzere asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından “Çocuk Mahkemesi”, ağır ceza yargılamaları için “Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi” kurulması (m.26), adli süreçteki çocuklarla korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında uygulanacak tedbir kararlarını veren çocuk mahkemesi hâkiminin “Çocuk Hâkimi” olarak adlandırılması (m.3/1-c), mahkemelerde görevlendirilecek hâkimler ve Cumhuriyet savcıları ile sosyal çalışma görevlilerine ve denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğünde görevli denetim görevlilerine, adaylık dönemlerinde Adalet Bakanlığınca belirlenen esaslara uygun çocuk hukuku, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve psikolojisi gibi konularda eğitim verilmesi (m.32), çocuklarla ilgili kolluk görevinin öncelikle kolluğun çocuk birimleri tarafından (Çocuk Polisi) yerine getirilmesi (m.31), adli süreçteki çocuk hakkındaki soruşturmanın çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılması ve çocuğun ifadesinin alınması veya çocuk hakkındaki diğer işlemler sırasında, çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi bulundurulabilmesi (m.15), çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde soruşturma ve kovuşturmanın ayrı yürütülmesi (m.17), gözaltına alınan çocukların kolluğun çocuk biriminde (Çocuk Polisi) tutulması (m.16) çocuğun üstün yararını sağlamaya yöneliktir.</p>

<p>Emniyet Teşkilatında da Emniyet Genel Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü/Büro Amirliği Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği (Resmî Gazete Tarihi: 13.04.2001 Sayısı: 24372) ile özel düzenlemeler yapılmıştır. Çocuk Birimi; çocuklarla ilgili olarak mevzuatla verilen görevleri yerine getiren, İl Emniyet Müdürlüklerinde Çocuk Şube Müdürlüğü, İlçe Emniyet Müdürlükleri/Amirliklerinde Çocuk Büro Amirliği düzeyinde kurulan polis ihtisas birimidir. Çocuk Polisi; polisin çocuklara yönelik olarak yürüteceği hizmetler konusunda, 0-18 yaş grubu gelişim özellikleri, davranış bilimleri, mülakat teknikleri, iletişim becerisi gibi konularda hizmet içi eğitim almış, sivil istihkak alan emniyet hizmetleri sınıfı personeli ve hizmet branşıdır.</p>

<p><strong>Teklif</strong></p>

<p>ÇHS’de benimsenen, çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararının esas alınması ilkesi özel güvenlik görevlilerinin faaliyetleri için de geçerli olmalıdır. Bunun ön şartı da okullarda görevlendirilecek özel güvenlik görevlilerinin eğitiminin bu yönde planlanmasıdır.</p>

<p>Yönetmeliğin “Eğitim Programı” başlıklı 33’üncü maddesi 4’üncü fıkrasındaki “<i>Özel güvenlik görevlilerine çalışacakları yerin ve yapacakları görevin özelliğine göre hizmet içi ve alan eğitimleri verilebilir</i>” hükmü işletilmelidir. Mahkemelerde görevlendirilecek hâkimler ve Cumhuriyet savcıları ile Çocuk Polisi gibi, okullarda görevlendirilecek özel güvenlik görevlilerinin çocuk hukuku, çocuk gelişimi ve psikolojisi, davranış bilimleri, mülakat teknikleri, iletişim becerisi gibi konularda hizmet içi ve alan<i> </i>eğitimi almaları sağlanmalı, eğitimler 14 Eylül 2026 gününden önce tamamlanmalıdır.</p>

<p>Güvenli ve başarılı bir eğitim öğretim dileğiyle…</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/04/avukat-halil-yilmaz.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/04/avukat-halil-yilmaz.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Halil YILMAZ</strong></p>

<p><strong>İstanbul Barosu</strong></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Patrick, D. (2014), http://www.smma.com/ideas/designing-safer-schools sitesinden aktaran YILDIRIM / AKAN / ÇİFTÇİ, 2018, s. 138.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.meb.gov.tr/2026-2027-egitim-ogretim-yili-takvimi-aciklandi/haber/41057/tr</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/okul-ozel-guvenlik-gorevlileri-hazir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/okul-ozel-guvenligi.webp" type="image/jpeg" length="72912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Önalım (Şufa) Hakkı: Paylı Taşınmaz Satışında Paydaşın Hakkı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/onalim-sufa-hakki-payli-tasinmaz-satisinda-paydasin-hakki-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/onalim-sufa-hakki-payli-tasinmaz-satisinda-paydasin-hakki-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu'nun <strong>732. ile 734. maddeleri arasında</strong> düzenlenen önalım (şufa) hakkı, paylı bir taşınmazdaki paydaşlardan biri payını üçüncü bir kişiye sattığında, diğer paydaşlara o payı <strong>aynı bedel ve şartlarla öncelikli olarak satın alma</strong> imkânı tanır. Uygulamada en sık miras yoluyla ortak kalan arsa, apartman dairesi veya tarla paylarında karşımıza çıkan bu hak, doğru zamanda kullanılmazsa <strong>hak düşürücü süre</strong> nedeniyle tamamen kaybedilebilir.</p>

<p><strong>Şufa Hakkı Nedir?</strong></p>

<p>Önalım hakkı, <strong>paylı mülkiyette</strong> (elbirliği mülkiyetinde değil) her paydaşa tanınan kanuni bir haktır. Bir paydaş kendi payını bir üçüncü kişiye satarsa, diğer paydaşlar dilerlerse devreye girip <strong>satıcı ile alıcı arasında kararlaştırılan bedeli ödeyerek</strong> o payı satın alabilirler.</p>

<p>Somut bir örnek üzerinden bakalım: Ahmet Bey, kız kardeşi Elif Hanım ve erkek kardeşi Kemal Bey, babalarından miras kalan Bahçelievler'deki üç katlı bir binaya <strong>üçte bir pay oranıyla</strong> ortak sahip. Kemal Bey, kendi payını hiç danışmadan bir emlakçı üzerinden yabancı bir alıcıya satarsa, Ahmet Bey ve Elif Hanım kanundan doğan şufa haklarını kullanarak o payı öncelikle kendileri devralabilir.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Şufa hakkı yalnızca <strong>satış</strong> işlemlerinde doğar. Bağış, trampa (takas) veya miras yoluyla intikal eden paylarda bu hak kullanılamaz.</p>

<p><strong>Paylı Mülkiyette Bu Hak Nasıl Doğar?</strong></p>

<p>Şufa hakkının doğması için <strong>üç şartın</strong> birlikte gerçekleşmesi gerekir: taşınmaz üzerinde paylı mülkiyet olmalı, paydaşlardan biri payını <strong>üçüncü bir kişiye</strong> satmalı ve satış tapuda resmî şekilde tescil edilmiş olmalı. Payın diğer bir paydaşa satılması durumunda önalım hakkı doğmaz, çünkü kanun burada zaten paydaşlar arası devri korumaya çalışmaz.</p>

<p>Örneğin İstanbul Bakırköy'de üç kardeşin ortak sahip olduğu bir dairede, kardeşlerden biri kendi payını diğer kardeşe satarsa üçüncü kardeşin şufa hakkı doğmaz; ancak pay tamamen aile dışından biri adına devredilirse geri kalan paydaşların hakkı devreye girer.</p>

<p><strong>Süre Sınırları</strong></p>

<p><strong>3 ay:</strong> Satışı öğrendiğiniz tarihten itibaren dava açma süreniz.</p>

<p><strong>2 yıl:</strong> Satışı hiç öğrenmeseniz dahi, tapuda tescil tarihinden itibaren üst sınır.</p>

<p>Paylı mülkiyette her paydaşın kanundan doğan bir önalım hakkı vardır.</p>

<p><strong>Kullanma Süresi ve Usulü</strong></p>

<p>TMK'nın 733. maddesi uyarınca önalım hakkı, satışın öğrenilmesinden itibaren <strong>3 ay</strong> içinde ve her hâlde satışın tapuda tescil edildiği tarihten itibaren <strong>2 yıl</strong> içinde dava yoluyla kullanılmalıdır. Bu süreler <strong>hak düşürücü süre</strong> niteliğindedir; yani mahkeme, süre geçtiyse tarafın haklılığına bakmaksızın davayı reddeder.</p>

<p>Peki bu süre nasıl işler? Elif Hanım, kardeşinin payını sattığını komşusundan tesadüfen 2 ay sonra öğrendiyse, öğrenme tarihinden itibaren kalan 1 aylık sürede dava açmak zorundadır, "haberim yoktu" savunması süre geçtikten sonra bir işe yaramaz.</p>

<p>Satıcının, payı sattığını diğer paydaşlara <strong>noter aracılığıyla bildirmesi</strong> kanunda öngörülen usuldür; bu bildirim yapılmışsa süre bildirim tarihinden başlar. Bildirim hiç yapılmamışsa paydaş, satışı fiilen öğrendiği tarihi ispatla yükümlüdür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Şufa Davası Nasıl Açılır?</strong></p>

<p>Şimdi gelelim sürecin işleyişine. Şufa hakkını kullanmak isteyen paydaş, öncelikle satışın gerçek bedelini ve şartlarını tapu kayıtlarından veya satış sözleşmesinden teyit etmeli, ardından <strong>tescili isteme davası</strong> açmalıdır. Dava, taşınmazın bulunduğu yer <strong>Asliye Hukuk Mahkemesi'nde</strong> yeni malike (alıcıya) karşı açılır.</p>

<p><strong>Süreç Nasıl İşler?</strong></p>

<p><strong>1. Adım:</strong> Satış bedeli ve tarihini tapu müdürlüğünden teyit edin.</p>

<p><strong>2. Adım:</strong> Süre içinde (3 ay / 2 yıl) dava dilekçenizi hazırlayın.</p>

<p><strong>3. Adım:</strong> Davayı yeni malike karşı Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açın.</p>

<p><strong>4. Adım:</strong> Mahkeme kararı doğrultusunda satış bedelini depo ederek payın adınıza tescilini isteyin.</p>

<p>Örneğin Kemal Bey'in payını satın alan yabancı yatırımcı, tapuda yeni malik olarak göründüğü için Ahmet Bey davasını doğrudan <strong>bu yatırımcıya karşı</strong> açar; satıcı Kemal Bey davada taraf değildir, sadece tanık ya da ilgili olarak beyanına başvurulabilir.</p>

<p><strong>Hangi Satışlarda Kullanılamaz?</strong></p>

<p>Önalım hakkı her satışta otomatik doğmaz. <strong>Paydaşlar arası satışlarda</strong>, cebrî artırma (icra yoluyla satış) yoluyla yapılan devirlerde ve kat mülkiyetine geçilmiş, bağımsız bölümlere ayrılmış taşınmazlarda bu hak kullanılamaz.</p>

<p>Örneğin bir arsa üzerinde üç paydaş varken biri payını icra dairesi aracılığıyla açık artırmayla sattırırsa, diğer paydaşlar önalım hakkını ileri süremez; çünkü kanun burada alacaklının tahsil hakkını önceliklendirir.</p>

<p><strong>Dikkat</strong></p>

<p>Paydaşlar önceden aralarında <strong>önalım hakkından feragat</strong> sözleşmesi yapmışsa ve bu sözleşme tapu siciline şerh edilmişse, feragat eden paydaş hakkını kullanamaz.</p>

<p>Dava açmadan önce sürelerin ve satış şartlarının doğru tespiti kritik önem taşır.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararlarındaki Yaklaşım</strong></p>

<p>Yargıtay, önalım davalarında istikrarlı olarak <strong>tapuda gösterilen satış bedeli ile gerçek bedel arasındaki farka</strong> dikkat çeker. Taraflar arasında tapuda düşük bedel gösterilmişse, davacı paydaş gerçek satış bedelinin tespitini isteyebilir; çünkü önalım hakkını kullanan paydaş, gerçekte ödenmesi gereken bedeli depo etmekle yükümlüdür.</p>

<p>Peki bu neden önemli? Diyelim ki tapuda 500 bin lira gösterilen bir pay satışının gerçek bedeli 1,5 milyon liraysa, davacı yalnızca tapudaki düşük bedeli değil, gerçek bedeli ödemeye hazır olmalıdır; aksi hâlde talebi reddedilebilir. Bu noktada <strong>arabuluculuk</strong> yoluyla tarafların gerçek bedel üzerinde anlaşması, uzun süren bir yargılamadan çok daha hızlı ve kalıcı bir çözüm sunabilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Durum</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Şufa Hakkı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Paydaş payını üçüncü kişiye satarsa</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kullanılabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Paydaş payını diğer paydaşa satarsa</p>
   </td>
   <td>
   <p>Doğmaz</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Pay bağış veya miras yoluyla devredilirse</p>
   </td>
   <td>
   <p>Doğmaz</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İcra yoluyla cebrî satış yapılırsa</p>
   </td>
   <td>
   <p>Doğmaz</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Özetle: paylı bir taşınmazdaki payınız satıldığında elinizde güçlü ama <strong>süreye sıkı sıkıya bağlı</strong> bir hak var. Satışı öğrendiğiniz an harekete geçmek, tapu kayıtlarını ve gerçek satış bedelini doğru tespit etmek, sürecin başarıyla sonuçlanmasında belirleyici rol oynar. Her somut olayın kendine özgü koşulları farklı sonuçlar doğurabileceğinden, payınızla ilgili bir satış öğrendiğinizde vakit kaybetmeden hukuki değerlendirme almanız önemlidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/onalim-sufa-hakki-payli-tasinmaz-satisinda-paydasin-hakki-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitaplad.jpg" type="image/jpeg" length="71317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB'den 'Avukatlar İçin Yapay Zeka Kullanımı Tavsiye Rehberi']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB), yapay zeka araçlarının avukatlık faaliyetlerinde güvenli, bilinçli ve mesleki yükümlülüklerle uyumlu biçimde kullanılmasına yönelik “Avukatlar İçin Yapay Zeka Kullanımı Tavsiye Rehberi”ni yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Barolar Birliği Bilişim ve Teknoloji Hukuku Komisyonu tarafından hazırlanan Rehber; mesleki sırların korunması, kişisel verilerin güvenliği, insan denetimi, hukuki doğrulama ve avukatın nihai sorumluluğu başta olmak üzere yapay zeka kullanımına ilişkin temel ilke ve uygulama ölçütlerini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Sağkan: “Mesleki Sorumluluk Hiçbir Aşamada Yapay Zekaya Devredilemez”</strong></p>

<p>TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Rehberin ön sözünde, yapay zeka teknolojilerinin doğru ve bilinçli biçimde kullanılması hâlinde savunma hakkının daha etkin kullanılmasına, hukuki hizmetlerin niteliğinin yükseltilmesine ve mesleki verimliliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.</p>

<p>Avukatlığın; bağımsızlık, sır saklama yükümlülüğü, mesleki özen, sadakat, hukuki muhakeme, etik sorumluluk ve müvekkil menfaatinin korunması üzerine kurulu kamusal nitelikte bir meslek olduğuna dikkat çeken Sağkan, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Avukat yapay zekadan yararlanabilir ancak mesleki sırrı, kişisel verileri, müvekkilin menfaatini, nihai hukuki muhakemeyi ve mesleki sorumluluğu hiçbir aşamada yapay zekaya veya üçüncü kişilere devredemez.”</p>

<p>Sağkan, Rehberin yapay zeka kullanımını yasaklayan değil; avukatların bu teknolojilerden güvenli, bilinçli ve mesleki yükümlülüklerine uygun biçimde yararlanmalarına katkı sunmayı amaçlayan bir çalışma olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Nihai Hukuki Değerlendirme Avukata Ait</strong></p>

<p>14-15 Şubat 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen “Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı”nda ortaya çıkan birikim ve değerlendirmelere dayanan Rehber, yapay zekayı avukatın mesleki faaliyetini destekleyen bir araç olarak ele alıyor.</p>

<p>Rehbere göre yapay zeka tarafından üretilen içeriklerin; hukuki doğruluk, güncel mevzuat ve içtihat, maddi vakıalar, delil durumu ve müvekkil menfaati bakımından avukat tarafından denetlenmeden müvekkile, mahkemeye, idareye veya üçüncü kişilere sunulmaması gerekiyor.</p>

<p>Rehberde ayrıca yapay zeka sistemlerinin gerçekte bulunmayan içtihat, mevzuat, kaynak veya maddi vakıaları doğruymuş gibi üretebilmesi anlamına gelen “halüsinasyon” riskine dikkat çekilerek hukuki çıktıların resmî ve güvenilir kaynaklardan doğrulanması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Müvekkil Sırrı ve Kişisel Veriler Korunmalı</strong></p>

<p>Rehber, mesleki sır ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin açık sınırlar da getiriyor.</p>

<p>Kamuya açık veya sözleşmesel güvenceleri yetersiz yapay zeka sistemlerine anonimleştirilmemiş müvekkil bilgilerinin, özel nitelikli kişisel verilerin, dava ve icra dosyası içeriklerinin, delillerin, ticari sırların ve stratejik müzakere bilgilerinin aktarılmaması gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Kişisel veri kullanılan yapay zeka sistemlerinin; verilerin nerede işlendiği ve saklandığı, model eğitiminde kullanılıp kullanılmadığı, üçüncü kişilere veya yurt dışına aktarılıp aktarılmadığı ile teknik ve sözleşmesel güvencelerin yeterliliği yönlerinden değerlendirilmesi öngörülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Risk Temelli Kullanım Modeli</strong></p>

<p>Rehberde yapay zeka kullanımı, taşıdığı risk düzeyine göre dört grupta sınıflandırılıyor:</p>

<p>“serbest yardımcı kullanım”, “sınırlı ve kontrollü kullanım”, “özel güvenceye ve gerekli hâllerde onama bağlı kullanım” ve “yasak kullanım şekilleri”.</p>

<p>Genel mevzuat araştırması, anonim konu planlaması ve kamuya açık metinlerin özetlenmesi düşük riskli kullanım örnekleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Dilekçe veya sözleşme taslakları, belge özetleri ve içtihat ön elemesi ise insan denetimi ve veri güvenliği gerektiren kullanımlar arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Hassas kişisel veriler, dava ve icra dosyası içerikleri, sağlık ve adli sicil bilgileri, ticari sırlar ve stratejik müzakere belgelerinin söz konusu olduğu durumlarda ise kapalı sistem, KVKK uyum kontrolü, erişim sınırlandırması ve yurt dışına veri aktarımı analizi gibi ilave güvenceler aranıyor.</p>

<p><strong>Avukatlık Bürolarına Yapay Zeka Politikası Önerisi</strong></p>

<p>Rehber, avukatlık bürolarının kendi ölçek ve ihtiyaçlarına uygun yazılı bir yapay zeka kullanım politikası oluşturmasını da tavsiye ediyor.</p>

<p>Bu kapsamda kullanılabilecek yapay zeka araçlarının, sistemlere aktarılmayacak veri türlerinin, yetkilendirme düzeylerinin, insan denetimi ve doğrulama süreçlerinin ve olası veri ihlallerinde izlenecek yöntemlerin önceden belirlenmesi öneriliyor.</p>

<p>Rehberde ayrıca avukatların yapay zeka araçlarını kullanmadan önce yararlanabilecekleri hızlı karar kontrolü, büro içi politika ve müvekkil sözleşmesi için örnek hükümler ile yapay zeka hizmet sağlayıcılarının değerlendirilmesine yönelik kontrol soruları da yer alıyor.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği, Rehber ile yapay zeka teknolojilerinin avukatlık mesleğinin temel değerleri, müvekkil hakları ve mesleki sorumluluklarla uyumlu biçimde kullanılmasına yönelik güvenli bir çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.</p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/tbb-yapayzekatavsiyerehberi.pdf" rel="dofollow">&gt;&gt; REHBERİ GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN <span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbbden-avukatlar-icin-yapay-zeka-kullanimi-tavsiye-rehberi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/tbb-yapay-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="18194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2025/918 E., 2025/15138 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 23.12.2025 tarihli, 2025/918 E., 2025/15138 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/918 E., 2025/15138 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/16 83... /1650 Karar<br />
SUÇ : İhmali davranışla görevi kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 59. maddesinin 7249 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle eklenen son fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesince temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesine istinaden temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece</p>

<p>İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.03.2024 tarihli ve 2023/697 Esas, 2024/122 sayılı Kararı ile açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmak suretiyle sanık hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257/2, 43, 62/1, 50/1-a ve 52/2. madde ve fıkraları uyarınca 4 ay 5 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmolunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf<br />
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 14.06.2024 tarihli ve 2024/1683 Esas, 2024/1650 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün düzeltilerek sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong><br />
 </p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Sanığın Temyiz İstemi</p>

<p>Katılanın davacı vekili ile alacaklı vekili sıfatıyla bulunduğu dosyalarda katılandan masraf alamadığına, hakkında mahkumiyet hükmü kurulan eylemler sebebiyle katılanın hiç bir zararı olmadığına, suç tarihinin yanlış belirlendiğine, davanın zamanaşımına uğradığına, ilgili evraklar dava dosyasına alınmadan eksik inceleme ile verilen mahkumiyet kararının bozulması gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Suç tarihinde .. Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, vekilliğini üstlendiği katılanın alacaklı sıfatıyla takip ettiği Kuşadası 2. İcra Müdürlüğünün 2011/749 sayılı dosyasında takip devam ederken İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2009/4749 sayılı dosyasına konu takibi başlattığı ve dosyaların mükerrer olarak açılması nedeniyle İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1008 Esas, 2009/966 sayılı Kararı ile ikinci takibin iptaline, İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/531 Esas sayılı dosyasını takip etmeyip davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine sebebiyet verdiği, İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2006/1396, İzmir 12. İcra Müdürlüğünün 2008/105 46... /10547 sayılı takip dosyalarını takip etmeyerek işlemden kaldırılmalarına neden olduğu ve bu suretle katılanın mağduriyetine yol açtığı kabulüyle zincirleme şekilde ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine hükmedilmiş ise de; sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesinde düzenlenen icrai ve ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturması için görevin gereklerine aykırı davranış yanında objektif cezalandırma şartı olan “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması" ya da "kişilere haksız bir menfaat sağlanması" şartlarından birinin de bulunması gerektiği, bu itibarla sanığın, katılan vekili sıfatıyla takip ettiği hukuk dava dosyaları ve icra dosyaları için masraf vermediği, mükerrer takibin iptali davası sonucu katılan aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin karşı tarafın vekili ile mahsup yapılarak ödendiği, işlemden kaldırılmasına karar verilen İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/531 Esas sayılı dosyasındaki nihai istemleri olan tahliyenin gerçekleşmiş olduğu, İzmir 12. İcra Müdürlüğünün 2008/105 46... /10547 sayılı dosyalarının borçlularına tebliğ imkansızlığından ulaşılamadığı şeklindeki savunmaları araştırılarak her bir fiilin sübut bulup bulmadığı ve objektif cezalandırma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği karar yerinde tartışılıp sonucuna göre sanığın istinaf başvurusunun hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Sanığın mükerrer icra takibi başlatarak katılan aleyhine icra takibinin iptaline karar verilmesine sebebiyet verme şeklindeki sübutu kabul edilen eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 257/1. maddesi kapsamında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve sübutu kabul edilen diğer eylemler ile birlikte hakkında 5237 sayılı Kanun'un 257/1 ve 43/1. maddelerinin uygulanması gerektiği nazara alınmadan, yanılgılı değerlendirme ile aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>Eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında farklı tarihlerde gerçekleştirdiği kabul edilen sanık hakkında belirlenen cezada 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri gereğince arttırım yapıldığı halde aynı hususun temel ceza belirlenirken teşdit nedenlerinden biri olarak gösterilmiş olması,<br />
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına ilişkin kanun maddesinin 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi yerine hatalı olarak 43. maddesi olarak gösterilmesi,<br />
Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin "11.09.2009" yerine "2010" olarak hatalı şekilde yazılması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Değerlendirme ve gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince verilen Kararın, 5271 sayılı Kanun'un 302/2 ve 307/5. maddeleri gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2-b maddesi uyarınca kararı veren İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
23.12.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="82098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["1-2 gün evli kalan bir şahsın ömür boyu nafaka ödemesi adaletsiz"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/1-2-gun-evli-kalan-bir-sahsin-omur-boyu-nafaka-odemesi-adaletsiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/1-2-gun-evli-kalan-bir-sahsin-omur-boyu-nafaka-odemesi-adaletsiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, süresiz nafakaya ilişkin yeni düzenleme üzerinde çalıştıklarını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek TV100 canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Gürlek, özellikle boşanma davalarının kısa sürmesi konusunda düzenlemelerinin bulunduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"2-3 AYDA BOŞANMA DAVALARI KARARA BAĞLANACAK"</strong></p>

<p>Düzenlemeyle ağır kusur halini kaldıracaklarını aktaran Gürlek, şunları söyledi;</p>

<p>"Hakim tarafları dinleyip bu aşamadan sonra artık tarafların bu evliliği yürütemeyeceğine kanaat getirirse boşanma yönünden karar verecek. Ferileri dediğimiz, nafaka, velayet, diğer onlar konusunda ayıracak. Boşanma davası uzun sürdükçe eşlerin birbirine karşı şiddet eylemleri de oluyor. Özellikle bayanlarımız şiddet görüyor. Bunlar inşallah yaşanmayacak. Biz bu konuda hassasız. 12. Yargı Paketi'nde bir kısmını çözdük. Ekim ayındaki pakette de özellikle boşanma davalarında ağır kusur halini kaldırdığımız zaman ben inanıyorum ki 2-3 ayda boşanma davaları karara bağlanacak."</p>

<p>Bakan Gürlek, süresiz nafakaya ilişkin ise Anayasa Mahkemesinin süresiz nafakayı iptal ettiğini, 9 ay sonra bu maddenin uygulanmayacağını söyledi.</p>

<p><strong>"1-2 GÜN EVLİ KALAN BİR ŞAHSIN ÖMÜR BOYU NAFAKA ÖDEMESİ ADALETSİZ"</strong></p>

<p>"Süresiz nafaka gerçekten hem hakkaniyete hem de vicdanlara aykırı. 1-2 gün evli kalan bir şahsın ömür boyu nafaka ödemesi adaletsiz. Burada özellikle kadınlarımızı üzmeyecek, hakime tamamen takdir hakkı veren bir formül üzerinde çalıştık. Hakim gerekirse tekrardan süresiz nafakaya hükmedebilecek ama hakime en azından durum ve şartlara göre nafakayı sınırlandırabileceği bir düzenleme yaptık. Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek. Bunlar inşallah ekim ayında Meclis'e sunulacak pakette var."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/1-2-gun-evli-kalan-bir-sahsin-omur-boyu-nafaka-odemesi-adaletsiz</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/bakan-gurlek-acikladi-suresiz-nafakada-yeni-formul-geliyor.jpg" type="image/jpeg" length="32970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Mustafa Gökhan vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-gokhan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-gokhan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Mustafa Gökhan (6745) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. MUSTAFA GÖKHAN (6745) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>14.06.1979 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Mustafa GÖKHAN (6745) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 28.08.2026 Cuma günü (bugün) Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mustafa-gokhan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-gokhan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mustafa-gokhan-1.jpg" type="image/jpeg" length="50711"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/298 E., 2026/196 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli, 2025/298 E., 2026/196 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/298 E., 2026/196 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ : SAKARYA Çocuk<br />
SAYISI : 196-363</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Nitelikli hırsızlık suçundan suça sürüklenen çocuğun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 143, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 14 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sakarya Çocuk Mahkemesince verilen 29.09.2015 tarihli ve 784-761 sayılı hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 17.03.2020 tarih ve 306-4233 sayı ile isnat edilen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı gözetilmeksizin suça sürüklenen çocuğun istinabe suretiyle savunmasının alınması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma ilamına uyan Sakarya Çocuk Mahkemesince 06.10.2020 tarih ve 158-481 sayı ile suça sürüklenen çocuğun önceki gibi mahkûmiyetine ilişkin hükmün, suça sürüklenen çocuk tarafından temyizi üzerine dosyanın devredildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince 05.04.2021 tarih ve 11432-6712 sayı ile suça sürüklenen çocuğa zorunlu müdafii atanmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Sakarya Çocuk Mahkemesince devam olunan yargılama sonucunda bozma gereği yerine getirilerek 14.09.2021 tarih ve 196-363 sayı ile suça sürüklenen çocuğun müsnet suçtan TCK’nın 142/2-h, 145, 31/3, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir.<br />
Bu hükmün de suça sürüklenen çocuk ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın devredildiği Yargıtay 2. Ceza Dairesince 08.10.2024 tarih ve 6151-13977 sayı ile; "29.10.2014 tarihli CD İzleme Teşhis ve Tespit Tutanağı içeriğine göre güvenlik kamerası görüntülerinde suç saatinin 21.41 olduğunun belirtilmesi ve inceleme dışı sanık ...'nin dosya arasında bulunan soruşturma aşamasındaki ifadesinde eylemi saat 21.00 sıralarında gerçekleştirdiklerine dair beyanda bulunması dikkate alınarak suçun gece vakti işlenmesi nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümde TCK’nın 143. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden, kazanılmış hakkın korunması kaydıyla bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2025 tarih ve 131424 sayı ile; "...Hüküm sadece suça sürüklenen çocuk ve müdafii tarafından temyiz edilmiş olup suçun vasıflandırılması ile ilgili bir uyuşmazlık ve aleyhe temyiz de bulunmaması karşısında, başkaca bir hukuka aykırılık içermeyen hükmün, eylemin gece vakti işlendiğinden bahisle eleştirilerek onanmasına karar verilmesi gerekir." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 15.04.2025 tarih ve 2726-6424 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuk hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup temyizin ve itirazın kapsamına göre inceleme nitelikli hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aleyhe temyiz bulunmayan davada, koşulları oluştuğu hâlde TCK'nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmiş olması hususunun, başka bozma nedeni bulunmaması durumunda eleştiri konusu mu yoksa cezayı aleyhe değiştirme yasağı gözetilerek bozma nedeni mi yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.11.2014 tarih ve 6437-598 sayı ile suça sürüklenen çocuğun, yaşı nedeniyle davası ayrı görülen ... ile birlikte 22.10.2014 tarihinde geceleyin mağdurun işlettiği okul kantinine kapıyı zorlamak suretiyle girerek bozuk para çaldığından bahisle TCK’nın 142/2-h, 143, 116/2, 152/1-a ve 31/3 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar<br />
CMK'nın 301. maddesinde; "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.",</p>

<p>302. maddesinde ise; "...(2) Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir.</p>

<p>(3) Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir.</p>

<p>(4) Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.</p>

<p>(5) 289 uncu madde hükümleri saklıdır." hükümleri yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz nedenini oluşturacak hukuka aykırılıklar aynı Kanun'un 2 88... . maddelerinde gösterilmiştir. CMK'nın 288. maddesinin 1. fıkrasında "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır." denildikten sonra 2. fıkrasında "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" kanuna muhalefet olarak belirtilmiş, 289. maddesinde ise dokuz bent hâlinde gösterilen hususların hukuka kesin aykırılık hâli oluşturacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Temyiz, hükümlerin/kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının uygulanması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış bir kanun yoludur. (CMUK madde 307, CMK madde 288/1, 294/2). Kural olarak, ontolojik yapısı ve aynı zamanda derece mahkemesi olması itibarıyla bir ıslah mercii olan bölge adliye mahkemesinin aksine Yargıtay, hukuki denetim yapmakla görevli bir bozma mahkemesi dir. Bu nedenledir ki, kanunun tanıdığı istisnalar dışında hukuka aykırılık tespit ettiği hükmü ıslah edemez. Hükme esas olarak, saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılık olduğu düşüncesini taşıyan Özel Daire'nin, hükmü bozarak mahkemesine göndermesi gerekir. (CMUK madde 321, CMK madde 302,304) Safahatta hüküm mahkemesi, bozma ilamına karşı ısrar edecek (CMUK madde 326/2, CMK madde 307/4) ya da bozmadan sonraki serbestlik ilkesi doğrultusunda yargılamaya devam ederek yeni bir hüküm kuracak, bu hüküm de kendine özgü olağan kanun yolu denetiminden geçecektir.(CMK madde 307) Bu süreç tüm adımlarıyla taraflar açısından bir teminattır.</p>

<p>Maamafih Kanun vazıı, hukuka aykırılığın niteliğini, ağırlığını ve özellikle giderilmesinin münhasıran mahkemesinin takdir alanında kalıp kalmadığını gözeterek, yargılamanın makul sürede ve en az masrafla bitirilmesi mecburiyeti (Anayasa madde 141) doğrultusunda temyiz merciine ıslah yetkisi verebilir. İşte mülga 1412 sayılı CUMK'un 322. ve mer'i 5271 sayılı CMK'nın 303. maddeleri bu kabilden istisna hükümlerdendir.</p>

<p>Gerek 1412 sayılı CMUK'un 322. gerekse 5271 sayılı CMK'nın 303. maddelerinde tahdidi olarak sayılan ıslah sebeplerine bakıldığında, özellikle sanığın aleyhinde olan ve münhasıran hüküm mahkemesinin takdir alanında kalan hukuka aykırılıklarla ilgili olarak Özel Daireye ıslah/düzelterek onama yetkisi tanıyan bir düzenlemeye yer verilmediği görülür. Zikredilen istisna normların, hüküm mahkemesinin direnme/ısrar yetkisini, bozma sonrası hak iddia edenlerin beyan ve delil serdetme imkanını ve tesis edilecek yeni hükümlerin tabi olduğu kanun yolu başvuru haklarını bertaraf eden sonuçları itibarıyla, geniş yorumlanmaması mecburiyeti ise her türlü tartışmadan varestedir.</p>

<p>Konuyla ilgisi bakımından temyiz merciine ıslah imkanı tanıyan CMK'nın 303. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre; "Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise" hüküm düzeltilerek onanabilir. Bu bent kapsamında hükmün ıslahı, mahkemenin suçun niteliğini doğru belirlemesine bağlıdır. Temyiz mercii, mahkemenin belirlediği suç niteliğini/vasfını, yanlış tavsif olunduğu düşüncesiyle CMK'nın 303. maddesine dayanarak değiştirip hükmü ıslah edemez.</p>

<p>Diğer taraftan doktrinde ve ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 03.04.2012 tarihli ve 353-129 sayılı kararında yer verildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı / aleyhe değiştirmeme mecburiyeti; "temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, s. 1063, 1117; Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, s. 732).</p>

<p>Konu ile ilgili, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrası şöyledir;<br />
"Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz."</p>

<p>CMK'nın 307/5. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi kapsamı ile birlikte korunmuştur.</p>

<p>Keza, istinaf kanun yolu bakımından da CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilerek paralel bir hüküm va'zedilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>CMK'nın 307/5. maddesinin gerekçesinde ise; "Hüküm yalnız sanık veya avukatı veya 292 nci madde uyarınca yasal temsilcisi ve eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına temyiz edilmişse, bozmadan sonra yapılan yargılama sonunda verilecek ceza, önceki hükümdeki cezadan daha ağır olamaz. Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, doktrin ve uygulamada ise "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacının, hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce/etkin kullanabilmesini sağlamak olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Yer verilen düzenlemelerin sarahatine, gerekçelerine ve müstekar uygulamaya göre; zikredilen ilkenin, aleyhe temyiz davası bulunmayan hâllerde münhasıran cezanın nev ve miktarı ile sınırlı bir teminat sağladığında şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulunun müstekar içtihadları doğrultusunda uygulama da bu yönde gelişmiştir. (08.09.1992 tarihli ve 190–237, 29.09.1998 tarihli ve 196–277, 17.11.1998 tarihli ve 282–348, 09.07.2002 tarihli ve 158–289 sayılı)</p>

<p>Bu noktada ulaşılan sonuç şudur: mahkemesince hatalı olarak belirlenen suç vasfı, ne ıslah edilebilir (CMK madde 303) ne de aleyhe değiştirmeme mecburiyeti (CMK madde 307/5) kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>O hâlde "suç vasfının" ihtilaf konusu bağlamında tanımı ve kapsamının ne olduğu üzerinde durulmalıdır.<br />
Konu ile ilgili doğrudan bir kanuni düzenleme bulunmamakla birlikte TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesi, uyuşmazlığa ışık tutucu bir mahiyet arz etmektedir. Anılan norma göre: "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır." Buna göre, "aynı suç" kavramının, suç adı veya suç vasfını da mündemiç olduğu söylenmelidir.</p>

<p>765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu sistematiğinde suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren hususlar "ağırlaştırıcı sebepler" ve "hafifletici sebepler" şeklinde belirtilmişken, mer'i Kanun'da suçun temel şekline göre cezanın artırılması ya da azaltılmasını gerektiren tüm nedenler nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak nitelikli hâller yalnızca daha ağır cezayı veyahut cezada artırımı gerektiren hâller olarak anlaşılmamalıdır. Kanun'da daha az cezayı gerektiren nitelikli hâller de yer almaktadır. TCK'nın bazı maddelerinde suçun nitelikli hâli için bağımsız yaptırım öngörülmüş (94/2-3, 106/2, 109/2, 149/1), bazı maddelerinde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması yöntemi tercih edilmiş (86/3, 102/3, 103/3-4, 109/3, 143), bazılarında ise hem bağımsız bir ceza tertip edilmiş (109/2) hem de aynı maddenin müteakip fıkralarında yer alan nitelikli hâller için cezanın bir oran dahilinde artırılması esası kabul edilmiştir. Ezcümle, kanunun sistematiğinin, cezayı artıran ya da azaltan hâl ile nitelikli hâl ayrımına ve bunların farklı hukuki sonuçlara bağlanması yönündeki tartışmalara son vermeye çalıştığı söylenmelidir. Artık bu düzenlemelerin tamamının nitelikli hâl kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Suç tanımı yapan temel ceza normu; tipik fiili, suç nev'ine göre suçun konusunu ve neticeyi belirterek bir yaptırım öngörür. Suçun manevi unsuruna, saike yer verildiği de vakıadır. Suçun nitelikli hâlleri ise; fiilin işleniş tarzı, fiilin işlendiği yer ve zaman, failin sıfatı, mağdurun sıfatı, fail ile mağdur arasındaki ilişki, suçun konusu, fiilin işlenmesinde güdülen amaç gözönüne alınarak belirlenir.(İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, s.199-202; Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, s.128-129) Bu durumda nitelikli hâllerin, kural olarak farklı ve müstakil bir suç kapsamında adlandırılması mümkün görünmemektedir. Nitekim TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesi de; "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır." hükmü ile aynı sonuca işaret etmektedir.</p>

<p>5237 sayılı TCK sistematiğinde her bir kısmı oluşturan bölümlerde suçun temel ve nitelikli şekilleri düzenlenmekle birlikte müteakiben cezada artırım ve indirim öngören nitelikli hâllerine de yer verilmesi nedeniyle aynı bölümde sevk edilen, koruduğu hukuki değer ve hukuki konusu değişiklik göstermeyen suçların aynı suç sayılacağında bir duraksama yaşanmamalıdır. Kural olarak nitelikli hâllerin gerektirdiği yaptırımın müstakil ceza veya cezayı artırma şeklinde düzenlenmesi suç vasfında bir değişiklik meydana getirmemektedir.</p>

<p>Bununla birlikte Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun, korunan hukuki yarar aynı olmakla birlikte tipikliğe uygun eylemin nitelikli suç şeklinde müstakilen düzenlenerek bağımsız ceza yaptırımı öngörülen vaziyette artık nitelikli hâlin vasfı değiştirdiği gerekçesiyle, (Örneğin 81. maddede kasten öldürme suçu düzenlenmiş, 82. maddede ise bentler şeklinde nitelikli kasten öldürme suçuna yer verilmiştir.) nitelikli hâlin suçun ağırlaştırıcı nedeni olmaktan çıkıp bağımsız bir suça dönüştüğü durumda hukuki nitelendirmenin doğru yapılması gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği (05.03.2013 tarihli ve 1547-83, 02.04.2013 tarihli ve 18-118 sayılı),</p>

<p>Hatta suçun isabetli nitelendirildiği kimi dosyalarda aleyhe temyiz talebi bulunmadığı için artık eleştiriye konu olabilecek bir aykırılığın, zamanaşımının hesabında, infazda ve sair hâllerde dikkate alınmayacağı gerekçesine dayalı olarak hükmün bozulması lazım geldiği (27.09.2018 tarihli ve 1189-377 sayılı; 29.09.2015 tarihli ve 251-287 sayılı) sonucuna ulaştığı görülmekte ise de,</p>

<p>Suç vasfı tamamen değiştiği hâlde aleyhe temyiz bulunmaması sebebiyle eleştiri ile iktifa edilen kararlara da rastlanmaktadır. ( 21.09.2004 tarihli ve 144-170; 24.04.2012 tarihli ve 354-167 sayılı)</p>

<p>Ancak genel olarak uygulamanın, suçun niteliği dışında kalıp temel şekline göre daha ağır bir ceza öngören nitelikli hâllerin uygulanması gereken durumlarda; yol göstermek, uygulamada birliği sağlamak ve cezanın olası hukuki sonuçlarına işaret etmek amacıyla eleştiri ile yetinilerek aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hükmün onanması gerektiği yönünde kabul edildiği (CGK, 07.10.2008 tarihli ve 198–211, 03.04.2012 tarihli ve 353-129;20.11.2024 tarihli ve 607-359 sayılı) görülmektedir.</p>

<p>Netice itibarıyla Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki kararlarının istikrar kazandığını söylemek zor ise de genel uygulamadan ayrılmayı gerektiren güçlü ve haklı gerekçeler ortaya konulamamıştır.</p>

<p>Bu cümleden olarak;<br />
Temyiz sebepleri hem usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının kurucu unsurlarından birini teşkil eder hem de incelemenin sınırlarını belirler. Esas itibarıyla temyiz incelemesi, "yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında" yapılabilir.(CMK madde 301) Özellikle temyiz davasının münhasıran sanık lehine açıldığı bir durumda, bu kanuni prensipten sapılarak sanık aleyhine bir sonuca ulaşılmamalıdır. CMK'nın 301. maddesi, doğrudan temyiz incelemesine ilişkin bir muhakeme normu iken 307/5.madde, bozma sonrasına dair bir düzenlemedir. Bu hâliyle 301.maddenin, 307/5.maddeden önce nazara alınması gerektiği açıktır.</p>

<p>Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar (CMK madde302/2). Gerek maddi hukuka gerekse muhakeme hukukuna ilişkin olsun, hukuka aykırılık eğer "hükmü etkileyecek nitelikte" ise hükmün bozulmasını gerektirir. Netice itibarıyla hükmü etkilemeyecek bir hukuka aykırılığın bozma sebebi yapılması, hem CMK'nın 302/2.maddesine aykırı olacak, hem mahkemelerin abesle iştigal etmemesi gereğine, hem Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasındaki "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." şeklindeki emre, hem Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde öngörülen "makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun yargılanmak" hakkına, hem de usul ekonomisine muhalefet teşkil edecektir.</p>

<p>Ceza Kanununun da kabul ettiği teoriye göre suç; kanuni tipe uygun hukuka aykırı haksızlığı ifade eder. Tanıma göre her suç temelde şahsi ya da kamusal bir hakkı ihlal ettiği için bir haksızlık oluşturur. Ancak her haksızlığı suç olarak cezalandırmamak da haklı mülahazalara istinaden tercih edilen suç ve ceza politikasının sonuçlarından biridir. Aynı gerekçelere ilaveten yoğun iş yükü gibi mecburiyetlerin de tesiri ve daha ağır hukuki sorunlara daha fazla eğilebilme amacıyla nispeten hafif ceza öngören veya hafif ceza ile sonuçlanan davalara ilişkin hükümler için kanun yolu denetimi imkanı tanınmamıştır.(CMK madde 272/3) Keza nispeten hafif ceza öngören suçlar bakımından yargılama ve kanun yollarına dair temel ve genel ilkelerden tavizler içeren pratik kurum ve usuller öngörülmüştür. (CMK madde 250, 251) Yine ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin azımsanamayacak bir bölümü istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemelerinin kararlarıyla kesinleşmektedir.(CMK madde 286/2)</p>

<p>Görüldüğü üzere, ceza yargılama sistemi iş bu filtreleme mekanizmalarında temel ve belirleyici kriter olarak; suç adını, vasfını veya niteliğini değil ve fakat doğrudan normun öngördüğü ya da verilen netice ceza miktarını esas almıştır. Bu sistemin, kesinlik sınırında kalan ve/veya istinaf mahkemesinin kararıyla kesinleşen hükümlerin de, sübut, vasıf ve ceza miktarı itibarıyla hukuka uygun olduğunu varsayan bir kabule dayandığında şüphe yoktur. Esasen ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmak olsa da mutlak hakikatin ortaya çıktığı hâllerde olağanüstü kanun yolları kabul edilmiştir.(CMK madde 308-323) Kanun vazıının, kanun yollarına etkin başvuru hakkına, hatalı uygulamaların düzeltilmesine nazaran üstünlük tanıdığı da görülür. (CMK madde 307/5)</p>

<p>Sonuç olarak, suç vasfının isabetle belirlenmesinin kamu düzenini de ilgilendiren görevli mahkemenin tayininde dikkate alınacak olması, yasal düzenlemelerin ülke genelinde farklı yorumlanması ve uygulanmasının önüne geçilmesi gerekçeleri ile aleyhe temyiz talebi bulunmasa dahi ceza süresi yönünden kazanılmış hakkın korunması kaydıyla niteliğin/vasfın doğru tayin edilmesi yönünden hükmün bozulmasına karar verilmelidir. Aksinin kabulü, suç niteliğinin belirlenmesinde serbest değerlendirme yetkisi bulunan yerel mahkemelerin direnme hakkını da elinden alabilecektir. Ancak vasfın isabetli belirlendiği ahvalde temyiz edenin sıfatı dikkate alınıp davayı makul sürede bitirme ilkesi de gözetilerek vasfı değiştirmeyen bir nitelikli hâlin uygulanmama gerekçesine dayalı olarak bozma kararı verilmemelidir. Eleştiriye konu olacak bu hususun sonradan her zaman dikkate alınması mümkündür. (CGK, 08.03.2023 tarihli ve 73-142 sayılı) Suçun niteliği/vasfı dışında kalıp temel şekline göre daha ağır bir ceza öngören ağırlaştırıcı nedenlerin/nitelikli hâllerin uygulanmadığı durumlarda ise, yol göstermek, uygulamada birliği sağlamak ve cezanın olası hukuki sonuçlarına işaret etmek amacıyla eleştiri ile yetinilerek aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hüküm onanmalıdır. Nitekim yukarıda bahsi geçen ayrıksı kararların haricinde süregelen uygulama da bu yöndedir. (CGK, 07.10.2008 tarihli ve 198–211, 03.04.2012 tarihli ve 353-129;20.11.2024 tarihli ve 607-359 sayılı)</p>

<p>B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde<br />
Nitelikli hırsızlık suçundan suça sürüklenen çocuğun TCK’nın 142/2-h, 145, 31/3, 62... . maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece; "Sanık hakkında koşulları oluştuğu hâlde TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması," gerekçesiyle ve hükmün yalnızca suça sürüklenen çocuk lehine temyiz edilmiş olması nedeniyle ceza miktarındaki kazanılmış hakkın saklı tutulması koşuluyla bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hırsızlık suçu bakımından doğrudan ve müstakil bir suç tanımı yapmayan TCK’nın 143. maddesinin; hırsızlık suçunun gece vakti işlenmiş olmasını, hem 141. maddede düzenlenen basit hırsızlık hem de 142. maddede sayılan nitelikli hırsızlık suçları bakımından, cezayı artıran bir müşterek nitelikli hâl olduğunda şüphe bulunmamasına nazaran, aynı suç ve suç vasfı kapsamında değerlendirilip aleyhe temyiz de bulunmayan olayda başkaca bir hukuka aykırılık içermeyen hükmün eleştirilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 08.10.2024 tarihli ve 6151-13977 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Sakarya Çocuk Mahkemesinin 14.09.2021 tarihli ve 196-363 sayılı hükmünün "Suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümde koşulları oluşmasına rağmen TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe yönelen temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisi ile ONANMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="19311"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ON İKİ YIL SONRA GELEN CEVAP: ALEYHE TEMYİZ YOKKEN EKSİK CEZA BOZMA NEDENİ DEĞİL, ELEŞTİRİ KONUSUDUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/on-iki-yil-sonra-gelen-cevap-aleyhe-temyiz-yokken-eksik-ceza-bozma-nedeni-degil-elestiri-konusudur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/on-iki-yil-sonra-gelen-cevap-aleyhe-temyiz-yokken-eksik-ceza-bozma-nedeni-degil-elestiri-konusudur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>22 Ekim 2014 gecesi Sakarya'da bir okul kantininin kapısı zorlanıyor. İçeriden alınan şey bozuk para. Failler çocuk; biri yaşı nedeniyle ayrı yargılanıyor. Dosya buradan başlıyor ve Yargıtay'a dört kez gidip geliyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu</a> bu dosyayı 1 Nisan 2026'da karara bağladığında tartışılan mesele artık kantin de, bozuk para da değildi. Hükümde yazmayan tek bir ibare vardı ortada: gece vakti. Mahkeme, TCK'nın 143. maddesindeki yarı oranındaki artırımı uygulamamış, yani cezayı olması gerekenden <strong>eksik</strong> belirlemişti. Hükmü ise yalnızca suça sürüklenen çocuk ve müdafii temyiz etmişti.</p>

<p>Soru şu: aleyhe temyiz yokken, sanık lehine sonuç doğurmuş bir eksiklik yüzünden hüküm bozulur mu?</p>

<p><strong>II. ÜÇ BOZMA, İKİ FARKLI CEZA, BİR EKSİK ARTIRIM</strong></p>

<p>Sakarya Çocuk Mahkemesi 29.09.2015 tarihli ilk hükmünde çocuğu TCK'nın 142/2-h, 143, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 14 ay hapisle cezalandırdı. Bu hüküm, Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 17.03.2020 tarihinde bozuldu: suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı gözetilmeksizin çocuğun savunması istinabe suretiyle alınmıştı.</p>

<p>Bozmaya uyularak kurulan ikinci hüküm de dayanmadı. Bu kez Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 05.04.2021 tarihinde, çocuğa zorunlu müdafi atanmamış olması nedeniyle bozdu.</p>

<p>Yargılamanın sonunda mahkeme 14.09.2021 tarihinde üçüncü hükmünü kurdu: TCK'nın 142/2-h, 145, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis, erteleme ve denetim süresi. Malın değerinin azlığı devreye girmiş (TCK m. 145), gece vakti artırımı ise hükümden düşmüştü.</p>

<p>Dosyayı 08.10.2024'te inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi bunu isabetsiz buldu. Daire, CD izleme tutanağındaki güvenlik kamerası kaydında suç saatinin 21.41 olarak belirtilmesine ve inceleme dışı sanığın soruşturmada eylemi "21.00 sıralarında" gerçekleştirdiklerini söylemesine dayanarak, TCK'nın 143. maddesinin uygulanması gerektiğini belirtti ve hükmü — kazanılmış hakkın korunması kaydıyla — bozdu. TCK'nın 6/1-e maddesine göre gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp doğmasından bir saat öncesine kadar süren zaman dilimidir; ekim ayının sonunda saat 21.41 bu tanımın içindedir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2025 tarihinde itiraz etti. Görüşü kısaydı: hükmü yalnız çocuk ve müdafii temyiz etmiş, suçun vasfına ilişkin bir uyuşmazlık ve aleyhe temyiz bulunmadığına göre, başkaca hukuka aykırılık içermeyen hüküm eleştirilerek onanmalıydı.</p>

<p><strong>III. "KAZANILMIŞ HAK SAKLI" KAYDININ ÖDETTİĞİ BEDEL</strong></p>

<p>Bozma kararına ilk bakışta itiraz edilecek bir yan yok gibi görünür. Daire zaten kazanılmış hakkı saklı tutmuştur; CMK'nın 307/5. maddesi uyarınca, hüküm yalnız sanık lehine temyiz edilmişse yeniden verilecek hüküm önceki cezadan ağır olamaz. Çocuğun cezası artmayacaktır.</p>

<p>Artmayacaktır ama dosya döner. Yeniden duruşma açılır, yeni hüküm kurulur, o hüküm de kendi kanun yolu denetiminden geçer. Suç tarihi 2014'tür ve dosya 2026'ya gelmiştir.</p>

<p>Kurul tam bu noktada, çoğu zaman gerekçelerde süs olarak durduğu düşünülen bir hükmü işlevsel biçimde kullanıyor: Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi sayar. Karar, hükmü etkilemeyecek bir aykırılığın bozma sebebi yapılmasını yalnızca CMK'nın 302/2. maddesine değil, aynı zamanda bu anayasal ödeve ve Anayasa'nın 36. maddesi ile Sözleşme'nin 6. maddesindeki makul sürede yargılanma hakkına aykırı görüyor.</p>

<p>Buna bir de sıralama ekleniyor. CMK'nın 301. maddesi Yargıtay'ın incelemesini temyiz başvurusunda belirtilen hususlarla sınırlar; 307/5 ise bozmadan sonrasını düzenler. Kurulun ifadesiyle 301. madde, 307/5'ten önce nazara alınmalıdır. Yani mesele, "bozarsak ceza artar mı" sorusundan önce, "lehe açılmış bir temyiz davasında sanık aleyhine bir sonuca hiç varılmalı mı" sorusudur.</p>

<p><strong>IV. ÇİZGİ NEREDEN GEÇİYOR: VASIF MI, NİTELİKLİ HÂL Mİ</strong></p>

<p>Kurulun kabulü iki ayaklı.</p>

<p>Birinci ayak, aleyhe değiştirme yasağının kapsamı. Karar, CMK'nın 307/5. maddesinin gerekçesindeki "Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadesini esas alıyor. Yasak, cezanın nev'i ve miktarı bakımından teminat sağlar; suç vasfını kapsamaz. İstinaf yolunda CMK'nın 283. maddesi de aynı sınırı çizer.</p>

<p>İkinci ayak, Yargıtay'ın ıslah yetkisinin darlığı. CMK'nın 303. maddesi sayılı hâllerde hükmün düzeltilerek onanmasına imkân verir; (c) bendi ise yalnızca "suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise" işler. Temyiz mercii, yerel mahkemenin belirlediği vasfı beğenmediği için hükmü ıslah edemez. Kurulun kendi cümlesiyle:</p>

<p><i>"mahkemesince hatalı olarak belirlenen suç vasfı, ne ıslah edilebilir (CMK madde 303) ne de aleyhe değiştirmeme mecburiyeti (CMK madde 307/5) kapsamında değerlendirilebilir."</i></p>

<p>Buradan çıkan sonuç iki yönlü işliyor. Suç vasfı yanlış belirlenmişse, aleyhe temyiz olmasa dahi hüküm bozulur; çünkü vasıf görevli mahkemenin tayinini etkiler, ülke genelinde farklı uygulamaların önüne geçilmesi gerekir ve aksi kabul yerel mahkemenin direnme hakkını elinden alır. Ceza miktarı yönünden kazanılmış hak yine korunur.</p>

<p>Vasfı değiştirmeyen bir nitelikli hâl uygulanmamışsa, bozma yoluna gidilmez.</p>

<p>Hangi hâlin vasfı değiştirdiğini belirlerken karar, TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesine tutunuyor: "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır." Kurul buradan, nitelikli hâllerin kural olarak müstakil bir suç adı doğurmadığı sonucunu çıkarıyor. İstisnası, tipikliğe uygun eylemin bağımsız yaptırımı olan ayrı bir suç hâline getirildiği durumlar — kasten öldürme ile nitelikli kasten öldürme (TCK m. 81, 82) ilişkisi gibi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK'nın 143. maddesi bu istisnaya girmiyor. Madde hırsızlık için bağımsız bir suç tanımı yapmaz; hem basit hırsızlık (m. 141) hem nitelikli hırsızlık (m. 142) bakımından cezayı yarı oranında artıran müşterek bir nitelikli hâldir. Vasıf değişmediğine göre, eleştiri ile yetinilecektir.</p>

<p><strong>V. KURULUN KENDİ İÇTİHADI HAKKINDAKİ DÜRÜST CÜMLESİ</strong></p>

<p>Kararın alışılmadık yanı, gerekçenin bir yerinde Kurulun kendi geçmişiyle hesaplaşmayı tercih etmesi. Metin, aynı sorunun daha önce iki farklı yönde çözüldüğünü açıkça yazıyor: kimi kararlarda, aleyhe temyiz bulunmadığı için eleştiriye kalan aykırılığın zamanaşımı hesabında ve infazda dikkate alınmayacağı gerekçesiyle bozma yoluna gidilmiş; kimi kararlarda ise suç vasfı tümüyle değiştiği hâlde eleştiriyle yetinilmiş. Kurul bu iki hattın örneği olarak kendi kararlarının künyelerini sıralıyor ve şu tespiti yapıyor:</p>

<p><i>"Netice itibarıyla Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki kararlarının istikrar kazandığını söylemek zor ise de genel uygulamadan ayrılmayı gerektiren güçlü ve haklı gerekçeler ortaya konulamamıştır."</i></p>

<p>Yüksek mahkemenin kendi içtihadının istikrarsızlığını kabul edip yine de baskın uygulamayı sürdürmesi, sonucu değiştirmese de gerekçeyi kırılgan bırakıyor. Kanaatimizce burada tartışmayı bitiren asıl unsur, kararın devamındaki ölçüt: ceza muhakemesi sisteminin kanun yolu filtrelerinde esas aldığı kriter suçun adı değil, ceza miktarıdır. CMK'nın 272/3 ve 286/2. maddeleri istinaf ve temyiz sınırlarını miktara bağlar; sistem, bu sınırlarda kesinleşen hükümlerin sübut, vasıf ve miktar bakımından hukuka uygun olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Aynı sistemde, cezayı artıracak bir artırımın uygulanmamasını tek başına bozma sebebi saymak tutarsız olurdu.</p>

<p>Karar oy çokluğuyla alınmış; dört üye Başsavcılık itirazının reddi, yani bozmanın yerinde olduğu yönünde oy kullanmış. Karşı oyun gerekçesi metne yansımamış. Yansımış olsaydı muhtemelen çoğunluğun bizzat andığı endişeye dayanacaktı: eleştiriyle onanan hükümde eksik kalan artırım, zamanaşımı hesabında ve infazda hiçbir sonuç doğurmaz; hüküm o eksik hâliyle kesinleşir. Bu endişe gerçektir. Ne var ki eksikliğin muhatabı sanık lehinedir ve düzeltilmesi ancak sanığın durumunu ağırlaştırarak mümkündür. On iki yıl süren bir dosyada bu bedeli ödetmek, korunan yarara göre ağır kalır.</p>

<p><strong>VI. DOSYAYA NASIL YANSIR</strong></p>

<p>Karar, savunma bakımından somut bir kullanım alanı açıyor.</p>

<p>Yalnız sanık lehine açılmış temyiz davasında Dairenin re'sen saptadığı ve sanık lehine olan bir eksikliği bozma nedeni yapması hâlinde, CMK'nın 308. maddesindeki Başsavcılık itirazı yolu işletilebilir; bu karar itirazın dayanağıdır. İncelenen dosyada da sonucu değiştiren adım budur.</p>

<p>Ayrım testi tek soruya indirgenebilir: uygulanmayan norm, bağımsız yaptırımı olan ayrı bir suç mu yaratıyor, yoksa temel suça bağlı bir artırım mı? Birinci ihtimalde bozma beklenmelidir, ikincisinde eleştiri. Hırsızlıkta 143. madde ikinci gruptadır.</p>

<p>Eleştirili onamanın pratik sonucu, hükmün eksik ceza üzerinden kesinleşmesidir. İnfaz bu miktar üzerinden yürür; eleştiri, hüküm fıkrasına eklenen bir uyarıdır, cezayı değiştirmez.</p>

<p>Karar aynı zamanda temyiz dilekçesinin yazımı bakımından da okunmalıdır. CMK'nın 301. maddesi incelemeyi başvuruda belirtilen hususlarla sınırladığına göre, sanık müdafiinin dilekçede saydığı aykırılıklar yalnız bozma ihtimalini değil, incelemenin çerçevesini de belirler. Uygulamada zaman zaman "hükmün tüm yönleriyle incelenmesi" talebiyle yetinilen dilekçelerin, bu çerçeveyi sanık aleyhine genişletme riski taşıdığı gözden kaçırılmamalıdır. Kurulun 301. maddeyi 307/5'ten önce sıraya koyması, bu riski daraltan bir yorumdur.</p>

<p>Bozmanın sanık lehine görünüp fiilen aleyhe sonuç verdiği hâller de vardır. Erteleme kararı verilmiş, denetim süresi işlemeye başlamış bir dosyanın yeniden derece mahkemesine dönmesi, hükmün kesinleşmesini ve denetim süresinin tamamlanmasını yıllarca öteler. İncelenen dosyada 14.09.2021 tarihli hükümde erteleme ve denetim süresi belirlenmişti; bozma ayakta kalsaydı, çocuk 2014 tarihli bir fiil nedeniyle 2026'dan sonra da yargılanmaya devam edecekti.</p>

<p>Çocuk dosyaları bakımından bir güncelleme notu düşmek gerekiyor: 8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle TCK'nın 31. maddesine eklenen dördüncü fıkra, on beş yaşını doldurmuş çocuklar hakkında yaş indiriminin uygulanmamasına imkân tanıyor. Ancak bu düzenleme yalnızca kasten öldürme (m. 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m. 87/2 ve 4) suçları için geçerlidir; hırsızlık dosyalarında 31. maddenin üçüncü fıkrasındaki üçte bir indirimi aynen uygulanmaya devam eder. Sanık aleyhine olduğundan, yürürlük tarihinden önceki fiillere de uygulanamaz.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu</a>, Başsavcılık itirazını kabul ederek Özel Daire bozma kararını kaldırdı ve yerel mahkeme hükmünü, "koşulları oluşmasına rağmen TCK'nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe yönelen temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisiyle onadı.</p>

<p>Kararın uygulamadaki değeri, aleyhe değiştirme yasağının sınırını net bir yere oturtmasında. Yasak, cezanın türü ve miktarı için mutlak bir teminat sağlar; suç vasfını kapsamaz. Vasıf hatası, aleyhe temyiz olmasa da bozulur. Vasfı değiştirmeyen bir artırımın atlanması ise, sanık aleyhine temyiz yoksa, hükmü on yıllar süren bir döngüye sokmaya değmez.</p>

<p>Kurulun kendi ifadesiyle "istikrar kazandığını söylemek zor" olan bir alanda, en azından ölçütün adı konulmuş oldu.</p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/298, K. 2026/196, T. 01.04.2026</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 6/1-e, 31, 43, 141, 142, 143, 145 (mevzuat.gov.tr güncel metin)</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 272, 283, 286, 301, 302, 303, 307, 308 (mevzuat.gov.tr güncel metin)</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 8</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36, 141</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun m. 2 (TCK m. 31'e eklenen dördüncü fıkra)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/on-iki-yil-sonra-gelen-cevap-aleyhe-temyiz-yokken-eksik-ceza-bozma-nedeni-degil-elestiri-konusudur-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/tokamaksks.jpg" type="image/jpeg" length="75816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zekanın Sahte İçtihat Üretmesi ve Bu İçtihatların Kullanılmasından Doğan Sorumluluk]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapay-zekanin-sahte-ictihat-uretmesi-ve-bu-ictihatlarin-kullanilmasindan-dogan-sorumluluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zekanin-sahte-ictihat-uretmesi-ve-bu-ictihatlarin-kullanilmasindan-dogan-sorumluluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Yapay zekanın her alanda kullanımı yaygınlaşmış, hukuk da bundan yoğun biçimde etkilenmiştir. Gerek vatandaşlar gerekse hukukçuların yapay zeka araçlarını kullanarak içtihat yahut hukuki bilgi araması da olağan hale gelmiştir. Yapay zekanın ürettiği hukuki cevapların doğruluğu ise pekala şüphelidir. Evvela yapay zekanın internetin surface web kısmını tarayarak oluşturduğu çıktıların doğruluğu kendi içerisinde teyide muhtaçtır. Çünkü teyitsiz biçimde, internet üzerinde bulduğu açık erişim bilgilerden bir çıktı üretmektedir. Esas sorun ise çıktıların gerçek kaynaklara dayanıp dayanmadığı meselesidir. Bu yazıda, bizzat yaşadığım bir örnek üzerinden, bu esas soruna ve bu sorundan kaynaklı sorumluluk durumlarına değineceğim.</p>

<p><strong>A) Yapay Zekanın Sahte İçtihat Üretmesi <i>(Halüsinasyon) </i></strong></p>

<p>Şahsi kanaatim, ücretli hukuk yapay zeka yazılımlarının dahi spesifik bir konuda, kendi veri tabanından nokta atışı içtihat bulabilmenin çok uzağında olduğudur. Hukukçular için kullanıma sunulanlar değil, genel kullanıma sunulan ve internetin açık erişim kısmını tarayan yapay zeka araçları ise yetersizliğin ötesinde, hayali içtihatlar üretmektedir. Kamuoyuna yansıyan <i>‘bir avukatın yapay zekanın ürettiği sahte içtihadı kullandığı için hakkında soruşturma başlatılması’</i> haberi herkesin malumudur. Benim bir yapay zeka aracına, gösterdiği içtihadın kaynağını sormam üzerine aldığım cevap ise şu oldu:</p>

<p>Yapay zeka yazılımın özünde surface web’i tarayarak, zaten internette mevcut içerikleri kullanıcıya ulaştırması gerekmesine rağmen kendiliğinden içtihat yaratmaya girişmesi büyük bir problemdir. Bu durum aslında yeni de değildir ve ABD’de daha önceden gerçekleşen ve yargıya konu olan vakalar bulunmaktadır. Bunlardan bilinen bir tanesi, MATA v. Avianca Inc davasıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Bu davada ChatGPT hayal ürünü içtihatlar üretmiş ve avukatlar bunları yargı süreçleri içerisinde kullanmış, mesleki denetim yükümlülüklerini ihlal ettikleri için de hakim tarafından idari para cezasına mahkum edilmişlerdir. Bu tuzağa düşen yalnızca avukatlar da olmamıştır. ABD’de savcılar da yapay zekanın ürettiği sahte hukuki bilgiler yüzünden çeşitli soruşturmalara maruz kalmıştır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>B) Sahte İçtihattan, Yapay Zeka Yazılımını İşleten Şirket Sorumlu Tutulabilir Mi?</strong></p>

<p><strong>1) Cezai Sorumluluğa Dair Kanun Boşluğu </strong></p>

<p>İçtihat uydurmanın nedeni, yapay zeka araçlarının algoritmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde ise <i>‘yapay zeka gerçek bilgi talebine yönelik hayali bilgi üretemez’</i> gibi yasaklar ve bu yasakların müeyyidelerini içeren bir mevzuat yoktur. Aslına bakılırsa yapay zeka ile ilgili spesifik bir mevzuatımız yoktur. Dolayısıyla ülkemizde yapay zeka yazılımların çalışma şekilleri, test edilmeleri ve sair durumlara yönelik spesifik normatif çerçeveler çizilmemiştir. Haliyle bu <i>olmayan</i> normatif çerçevelerin ihlaline dair kabahat-suç noktasında cezai sorumluluğa da gidilememektedir.</p>

<p>2024 yılında Avrupa Konseyi Yapay Zeka Sözleşmesi<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> <i>(Council of Europe Framework Convention on Artificial Intelligence and Human Rights, Democracy and the Rule of Law)</i> imzaya açılmıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> İlgili sözleşmenin 8. maddesi ise devletlere yapay zeka teknolojilerine yönelik denetim ve gözetim yükümlülüğü getirmektedir. Yine 12, 13 ve 16. maddelerde, yapay zeka teknolojilerinin ve ortaya koyduğu çıktıların güvenilirliğini sağlamak için gerekli standartların ve testlerin getirilmesi şart koşulmaktadır. Ülkemizde bu yönde hazırlanmış 2024 tarihli bir kanun teklifi<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> ve Siber Güvenlik Kanunu’na bu yönde bir madde eklemeyi hedefleyen 2025 tarihli makul bir kanun teklifi<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> bulunmakla birlikte teklifler kanunlaşmamıştır.</p>

<p>Bu yönde ayrık bir mevzuat olmadığı için oluşabilecek suçlar, kanunilik ilkesi gereğince mevcut suçlardır. Fakat yapay zeka araçlarının algoritmasından sorumlu olanların, ihmali veya icrai hareketlerinde mevcut suçlara yönelik kastlarının ispatlanabilmesi çok zordur. Kaldı ki bu tür hizmetlerin kullanım şartlarında ‘sorumluluk reddine-tavsiye olmadığına-yanlış olabileceğine’ dair beyanların bulunması da bu noktada sorumluluğun önünde çoğu durumda engel vaziyettedir. Gerekli testlerin yapılmasının kasten ihmali durumundan kaynaklı oluşabilecek neticeler yönünden de ‘testlerin normatif belirsizliği’ sebebiyle, sorumluluğun belirlenmesinde büyük problemler doğması mümkündür.</p>

<p><strong>2) Hukuki Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>a) Emsal Davalar</strong></p>

<p>Dünyada yapay zekanın ürettiği sahte içtihatlardan kaynaklı hukuki sorumluluk meselesi tartışmalıdır ve bu yöndeki davalar da günceldir. Örneğin OpenAI, sahte içtihatlar yüzünden dava edilmiştir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Almanya’da yerel bir mahkeme, Google’ın yapay zekanın ürettiği sahte bilgilerden dolayı hukuken sorumlu olduğuna karar vermiştir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Bu konudaki en ilginç örnek, ChatGPT’nin bir kullanıcısına sahte içtihatlardan oluşan bir hukuki tavsiye listesi vermesi ve avukatını kovarak, bu listeyi uygulamasını tavsiye etmesi üzere ABD’de açılan tazminat davasıdır. Kullanıcı bu yanlış bilgiler nedeniyle avukatına değil yapay zekaya güvenmiş ve sahte bilgi-içtihatlar yüzünden kaybettiği davada yüzbinlerce dolarlık zarara uğramıştır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p>Sanıyorum yakın zamanda Türkiye’de de yapay zekanın ürettiği sahte içtihatlar yüzünden kaybedilen davaları göreceğiz. Hatta bu sebeple avukatların ya da doğrudan yapay zeka şirketlerinin dava edildiğini de göreceğiz. Yukarıda bahsettiğim ChatGPT davasına yönelik Kahana, Stanford Hukuk’taki yazısında <i>‘‘Nippon Life davası, mahkemeleri ve düzenleyicileri yapay zekaya dayalı hukuki uygulamalar için güvenli bir liman tanımlamaya zorlayacak gibi görünüyor.’’</i> diyor.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Ben de Türkiye için bu tür regülasyonların yakın zamanda yürürlüğe gireceğine inanıyorum.</p>

<p><strong>b) Türk Hukukuna Göre Sorumluluk</strong></p>

<p>Yapay zeka araçları genel olarak çıktılarına dair sorumluluk reddinde bulunur. Hukuki sorumluluk noktasında ise TBK md. 115, ağır kusuru sorumluluk reddinin istisnası olarak getirmiştir. Dolayısıyla ağır kusurdan dahi sorumsuzluğu içeren bir sözleşme/genel işlem-hizmet şartı geçersiz olacaktır. Bu noktada Google’ın genel işlem şartlarında da ‘ağır kusurdan sorumluyuz’ gibi beyanlar mevcuttur.</p>

<p>Yapay zekanın uydurma bir içtihat üretmesine ve bunu kullanıcıya gerçekmiş gibi sunmasına izin veren algoritmayı kullanıma sunmanın ağır bir kusur teşkil edip etmediği ise şüphelidir. Zira yukarıda da ifade edildiği üzere bu alanda yapılması gerekenler normatif olarak belli değildir. Model ajan gibi ölçütlerle, gerçekleştirilen mevcut test ve denetimlerin piyasadaki genel şartlara uyumu değerlendirilebilir ise de sorun zaten çoğu yapay zeka aracının tüm testlere rağmen bu tür hayali sonuçlar üretiyor olmasıdır.</p>

<p>Netice olarak, sahte içtihat üretmenin önüne geçebilecek önlemleri almamış veya alamamış olmak ağır kusurdur denilebilirse, bu noktada yapay zekayı işleten gerçek/tüzel kişinin tazminat sorumluluğuna gidilmesi mümkündür. Ancak burada belirli standartların olmaması ve zaten testler-denetim için yapılan ciddi çalışmaların mevcudiyeti, tazminat sorumluluğu bakımından problem doğurabilir gibi görünmektedir.</p>

<p><strong>C) Sahte İçtihadı Kullanan Avukatın Cezai Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>1) Resmi Belgede Sahtecilik Suçu</strong></p>

<p>Avukatların TCK bağlamında her daim kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır. <a href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-guveni-kotuye-kullanma-sucundan-cezalandirilmasi-istemi-avukatin-eyleminin-zimmet-sucu-kapsaminda-degerlendirilmesi" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ünlü 2021/43 E. 2021/287 K. sayılı içtihadı</a>nda da kanunilik ilkesi çerçevesinde benzer bir yorum yer almakta ve kamu gücü kıstası gibi unsurlar getirilerek, zimmet suçunda avukatın her daim fail sıfatını taşımayacağı belirtilmektedir. Ancak Yargıtay’ın, resmi belge sahtecilik suçunda avukatı kamu görevlisi ve düzenlediği belgeleri de görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge saydığı, avukatı da resmi belgede sahtecilik suçundan mahkum ettiği kararları mevcuttur. <i>(9. CD 2020/731 E. 2021/2802 K.)</i></p>

<p>Eğer 9. Ceza Dairesi’nin yorumu benimsenir ise yapay zekanın ürettiği sahte içtihadı dilekçesine koyan avukatın fail sıfatını taşıdığı, belgenin de fikri sahtecilik bağlamında suçun konusu kapsamına girdiği söylenebilecektir. Buradaki tartışılması gereken konu, avukatın <i>‘kararın sahte olduğunu bilmiyorum ve sahte bir karar kullanmak istemiyorum ama olursa da olsun, kontrol etmiyorum’</i> <i>(olası kast)</i> diye düşünmesi durumudur. Zira çoğunlukla gerçekleşebilecek olan budur. Fakat bu noktada da bu suçun olası kastla işlenip işlenemeyeceği tartışmaları devreye girecektir. Doğrudan kast şartı veya sahtecilik saiki aranacaksa, bu noktada yapay zekanın ürettiği sahte içtihadın doğruluğunu kontrol etmeyen avukatın bu suçtan dolayı sorumluluğu doğmayacaktır. Bu konuda çok sayıda farklı görüş olduğu için bu konu üzerinde daha fazla durmayacağım.</p>

<p>Kanaatimce TCK md. 6’daki kamu görevlisi tanımı, Anayasa md. 13 ve 38’e aykırıdır ve iptali gerekmektedir. Zira fazlasıyla sentezci metotta kaleme alınmıştır. TCK’da bu yönde bir kural olmasa da Fransız Ceza Kanunu’nun 111-4. maddesinde <i>‘la loi penale est d'interpretation stricte’</i> şeklinde bir cümle mevcuttur. Bu cümle ceza hukukunun en temel ilkesini dile getirmektedir. Bu ilke ceza hukukunun sıkı/dar yoruma tabi tutulacağı ilkesidir. Öyleyse kanaatimce kanunilik ilkesine aykırı bir norm olmakla birlikte, TCK md. 6’nın da sıkı biçimde yorumlanması şarttır. Sıkı bir yorum neticesinde de kanaatimce memur statüsünde olmayan ve idare hukukuna göre de kamu görevlisi olarak kabul edilmeyen bir avukatın, salt yargı görevi yapan statüsünde olduğu için kamu görevlisi olarak kabul edilmemesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci olarak, kanaatimce avukat dilekçeleri ‘fikri sahtecilik bağlamında’ normun koruma amacı içerisine de girmemektedir. Avukat dilekçesinde bir kamu gücü kullanımı yoktur ve sahtecilik suçlarında korunan bir hukuki değer olarak ‘belgenin gerçekliğine güven-kamu güveni’ söz konusu değildir. Avukat yargılamada gerçeğin ağzı değildir. Dilekçesine yazdıkları üzerine peşinen hüküm verilmemekte, hüküm hakimin tarafları karşılıklı olarak test etmesi yani dilekçe içeriğindeki beyanların gerçekliğini kontrol etmesi sonucu verilmektedir. Dolayısıyla avukatın dilekçesinde, gerçekte olmayan bir içtihadı kullanarak fikri sahtecilik gerçekleştirmesi, kanaatimce bu suçu oluşturmayacaktır.</p>

<p><strong>2) Görevi Kötüye Kullanma Suçu</strong></p>

<p>Her ne kadar ilgili normun TCK md. 5 ile birlikte ilga edildiği yönünde içtihatlar var ise de<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> kanımca yürürlükte olan Avukatlık Kanunu’nun 62. maddesi <i>‘Bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.’</i> demektedir. Yargıtay kararları ise avukatları doğrudan TCK md. 257’deki görevi kötüye kullanma suçunun faili saymaktadır.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari" rel="dofollow">[12]</a> Öyleyse avukatların görevi kötüye kullanma suçunun faili olabileceğini söylemek gerekir.</p>

<p>Kanaatimce görevi kötüye kullanma suçunun olası kastla işlenmesi mümkündür zira suç normunda doğrudan kastı gerekli kılacak özel bir vurgu yoktur.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Öyleyse sahte içtihadı kontrol etmeden ‘olursa olsun kabullenişiyle’ kullanan bir avukatın da bu suçtan sorumluluğu doğabilir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Suçun cezalandırılması için ise mağduriyet-zarar şartı mevcuttur. Dolayısıyla dilekçeden bir mağduriyet-zarar doğmaması durumunda avukat, cezalandırılmayacaktır. Sahte içtihada dayalı olarak aleyhe bir karar verildiğinde ise pekala zarar-mağduriyet oluşacaktır.</p>

<p><strong>D)</strong> <strong>Hukuk ve Tıp Alanlarında Yapay Zeka Kullanımı Kanunen Sınırlandırılmalı veya Bu Alanlarda Düzenlemeye Gidilmelidir</strong></p>

<p>Hukuk ve tıp gibi yanlış bilginin sonuçlarının ağır olabileceği alanlarda, genel kullanım amaçlı yazılımların kullanılmasının yasaklaması ve sorumlulukları tam olan, yalnızca bu alanlarda hizmet veren ve kendi özel mevzuatları bulunan yapay zeka yazılımların meşru kılınması gerekmektedir. Bu gerekliliğin pek çok sebebi vardır. Nasıl ki yetkisiz hekimlik ve yetkisiz avukatlık birer suçsa ve bu suçla korunan hukuki değerlerden biri de vatandaşların haklarının doğru kişilerden hizmet alarak korunmasıysa, yapay zeka hizmetleri için de benzer düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Normal insanlar ve hatta yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı üzere hukuk profesyonelleri bile yapay zekanın yanlış bilgi üretmesi sebebiyle hataya düşebilmektedir. Yapay zeka insanları profesyonellere gerek kalmadan doğru bilgiye erişebilecekleri noktasında teşvik etmekte, profesyonelleri ise emek sarf etmeden sonuca ulaşabilecekleri hayaliyle doldurmaktadır. Ancak bu tür yazılımların gerekli öz denetimi sağlayacak özellikten yoksun kişilerce kullanımı, bunların hem kendilerine hem de çevrelerine yönelik ağır zararlar vermelerine sebep olabilmektedir. Zira tıp insan sağlığı, hukuk ise insanın maddi-manevi her halini etkileyen bir alandır.</p>

<p>Netice olarak, yapay zeka geliştiricileri ve işleticilerinin, ürünlerini gerek üretim gerekse piyasa ve son kullanıcıya sunarken hangi çerçeve kurallara uymaları veya hangi testleri yapmaları gerektiği konusu düzenlenmeye muhtaç bir alandır. Bu noktada genel hükümlerden kaynaklı bir ‘işin gerektirdiği özeni gösterme’ durumu söz konusu olmakla birlikte, buna rağmen bugün için yapay zekanın kolayca sahte içtihat üretebildiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla bu konudaki mevcut yapının yetersizliği ortadadır. Bu konuda yürürlüğe konulacak spesifik normlar ve bu normların ihlaline yönelik yaptırımlar gerekmektedir.</p>

<p>Cezalar ve kabahat yaptırımları noktasında kusur ilkesi ve kanunilik ilkesi gereğince, önce gerekli test-denetimlerin sınırları çizilmeli ve bilahare kasıtlı ihmallere yaptırım bağlanmalıdır. Hukuki sorumluluk noktasında da yine bu belirli sınırlar üzerinden ağır-hafif ihmal durumları tartışılabileceği için sınırların normatif olarak çizilmesi şarttır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://caselaw.findlaw.com/court/us-dis-crt-sd-new-yor/2335142.html</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> https://calmatters.org/economy/technology/2026/08/ai-prosecutor-errors/</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> https://rm.coe.int/1680afae3c</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Ülkemizde yürürlükte değildir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/WebOnergeMetni/e50ccc8a-ab90-45fa-a553-76b880c78fb8.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T2/WebOnergeMetni/5b8d2dc6-9dee-41e8-98c6-ee5b28ca9608.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> https://news.bloomberglaw.com/tech-and-telecom-law/openai-hit-with-first-defamation-suit-over-chatgpt-hallucination</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.wired.com/story/a-court-has-ruled-that-google-is-liable-for-false-statements-generated-by-ai-overviews/</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.legal.io/blog/5798485/OpenAI-Sued-for-Unauthorized-Practice-of-Law-via-ChatGPT</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> https://law.stanford.edu/2026/03/07/designed-to-cross-why-nippon-life-v-openai-is-a-product-liability-case/</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> 5. CD, E.2020/6051 E. 2021/2481 K. İçinde: Osman Gazi Ünal, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-guveni-kotuye-kullanma-sucundan-cezalandirilmasi-istemi-avukatin-eyleminin-zimmet-sucu-kapsaminda-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, E.2021/43, K.2021/287 Sayılı ve 17.06.2021 Tarihli Kararı</span></a><span style="color:#999999">nın Değerlendirilmesi: Avukatın Kamu Görevlisi Olarak Görülmesi Meselesi Üzerine Bir İnceleme, Karar İncelemeleri Dergisi, Cilt 1, Sayı 1-2, s. 77</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[12] 5. CD 2025/918 E. 2025/15138 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. Pınar Memiş Kartal, Görevi Kötüye Kullanma Suçu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 19, Sayı 2, s. 1389</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Aslında AVK md. 62’nin bir görünüşte açık ceza normu olduğu ve yalnızca yaptırım bakımından TCK md. 257’ye yollama yaptığı, suçun objektif unsuru bakımından özel hüküm teşkil ettiğini söylemek gerekir. Böyle olunca da ‘ihmali hareket açıkça tanımlanmadığında’ cezalandırılamayacağı için <i>(kanunilik)</i> avukatın ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçuna dair hukuken boşluk bulunduğunu yani böyle bir suçun işlenemeyeceğini söylemek gerekir. Ancak gerek doktrin gerekse uygulamada bu yorum kabul edilmemektedir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapay-zekanin-sahte-ictihat-uretmesi-ve-bu-ictihatlarin-kullanilmasindan-dogan-sorumluluk-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/yapay-zekas5.jpg" type="image/jpeg" length="66152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istihdami-koruma-destek-programi-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istihdami-koruma-destek-programi-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 28 Ağustos 2026 Tarihli ve 33354 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>İSTİHDAMI KORUMA DESTEK PROGRAMI UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 3/3/2026 tarihli ve 33185 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 5- (1) Destek programı, 4447 sayılı Kanunun geçici 35 inci maddesinde belirlenen tarihler arasında korunan istihdama yönelik olarak yürütülür. Başvuruların alınması ve desteklerin ödenmesine ilişkin uygulama takvimi ya da esasları Bakanlık ve Başkanlık tarafından ilgisine göre ilan edilir.</p>

<p>(2) Destekler, Bakanlık tarafından belirlenecek referans dönemlerine ait ortalama aylık prim gün sayısını, altı aydan kısa olmamak kaydıyla Bakanlık tarafından belirlenecek koruma dönemlerinde aylık bazda koruyan işletmelere sağlanır. Ödeme talep edilen aydaki aylık prim gün sayısı, referans dönemi ortalama aylık prim gün sayısına eşit veya bunun üzerinde olması durumunda ilgili ayda istihdam korunmuş sayılır. Ayrıca, koruma döneminin başından itibaren ödeme talep edilen ay dahil dönemdeki ortalama aylık prim gün sayısının, referans döneminin ortalama aylık prim gün sayısına eşit veya bunun üzerinde olması durumunda, bu dönemdeki tüm aylarda istihdam seviyesi korunmuş sayılır. Bu fıkra kapsamındaki hesaplamalarda, ortalamanın küsuratlı çıkması durumunda virgülden sonrası dikkate alınmaz.</p>

<p>(3) Kısım C; 13- Tekstil Ürünlerinin İmalatı, 14- Giyim Eşyalarının İmalatı, 15- Deri ve İlgili Ürünlerin İmalatı, 31- Mobilya İmalatı, 32.99.02- Kot ve benzeri baskı düğmeleri, çıtçıtlar, düğmeler, fermuarlar ve benzeri imalatı (düğme formları ve fermuar parçaları dahil) NACE kodlarında faaliyet gösteren imalat sanayi işletmelerinin ikinci fıkradaki hesaba göre SGK işyeri sicil numarasındaki işkolu koduna göre bu kodlarla kayıtlı işyerleri esas alınarak istihdamını koruyanlara, korudukları döneme karşılık aylık otuz prim gün için 3.500 Türk lirası kıstelyevm esasına göre hesaplanacak tutarda destek sağlanır.</p>

<p>(4) İkinci fıkrada yer alan hesaba göre istihdamını koruyan işletmelere, bu fıkrada belirlenen şartlara uygun olarak ve istihdam maliyetlerine göre belirlenecek limitlerde kullanacakları krediler için destek sağlanabilir. Bu fıkra kapsamında kullanılabilecek kredi tutarı, işletmenin referans dönemine ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde beyan edilen destek kapsamı işyerleri bazında prime esas toplam kazanç tutarının aylık ortalamasının, koruma dönemindeki ay sayısının altıda biri ile çarpımı kadardır. Bakanlık tarafından belirlenecek teknik kriterlere uyan işletmeler için bu tutar bir kat artırımlı uygulanır. 29/5/2025 tarihli ve 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın 18 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca düzenlenen teşvik belgesine sahip işletmeler, teşvik belgesinde öngörülen ilave istihdam sayısının, programa başvuru yılının Ocak ayında geçerli olan brüt asgari ücretin altı katıyla çarpılması sonucu bulunan tutar kadar kredi kullanabilir. İşletme başına sağlanabilecek destek tutarı, başvuru tarihi sonrasında kullanılan azami altı ay anapara ödemesiz ve otuz altı aya kadar vadeli bir kredi için azami on beş destek puanına kadar karşılık gelen tutar ile sınırlıdır. 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 18 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca düzenlenen teşvik belgesine sahip işletmeler için, 1/6/2028 tarihine kadar tamamlama vizesinin yapılmış olması kaydıyla, tamamlama vizesi tarihini takip eden aydan itibaren altı aylık dönemdeki toplam SGK prim gün bildirimlerinde, teşvik belgesinin düzenlendiği tarihte öngörülen ilave istihdam sayısının yarısının yüz seksen ile çarpımı sonucu bulunacak prim ödeme gün sayısının sağlanması durumunda destek ödemeleri yapılır. Destek ödemeleri, SGK işyeri sicil numarasındaki işkolu koduna göre imalat sanayi kodları ile kayıtlı işyerleri esas alınarak istihdamını koruyanlara istihdam koruma kriterinin sağlandığı ay sayısının koruma dönemindeki ay sayısına oranı nispetinde yapılır. Bakanlık, bu destek kapsamına alınacak işletmeleri sektör ve/veya işletme ölçeğine göre gruplandırmaya, kredi kullanımlarını toplam tutar, belirli bir takvim, belirli bankalar ve/veya belirli kredi türleri ile sınırlandırmaya ve destek puanını bu fıkrada belirtilen üst sınır içinde belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(5) Referans dönemine ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen ortalama prim gün sayısı sıfır olan veya bu aylarda sigortalı çalıştırılmadığı için beyanname vermeyen işyerleri bu programdan yararlanamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Destek programına başvurular, destek programı için oluşturulacak çevrimiçi başvuru portalından alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Bakanlık ve Başkanlık, ilgisine göre, destek programına başvuru için istenecek bilgi ve belgeleri belirler.”</p>

<p>“(5) Başvuruların alınması, değerlendirilmesi, yapılacak ödemelerin tespiti, izleme, borç durum tespiti, fazla veya yersiz ödemelere ilişkin geri tahsil süreçleri ve benzeri idari süreçler, benzer amaçlı programlar kapsamında Başkanlık ile Başkanlığın ilgili alt düzenlemeleri ile uygulama usul ve esasları dikkate alınarak ortak yürütülebilir. Bu çerçevede, Başkanlık tarafından gerçekleştirilen tespitler, oluşturulan kayıtlar ve uygulanan idari prosedürler destek programının yürütülmesinde kullanılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Başkanlıkça, ilgili aya ait destek tutarlarının aktarılmasına esas talep yazısı, izleyen ayın dokuzuncu günü sonuna kadar Genel Müdürlüğe gönderilir.</p>

<p>(2) Başkanlık kayıtları veya sistem verileri üzerinden destekten yararlanma kriterlerini sağladığı tespit edilen işletmelere ait ödeme listeleri, ödemeye esas teşkil etmek üzere Genel Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, oluşturulan ödeme listesini esas alarak Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü vasıtası ile ödemeleri gerçekleştirir. Bakanlık tarafından yapılacak destek ödemesine ilişkin tutarlar, Genel Müdürlük tarafından SGK’nın ilgili banka hesabına; Başkanlık tarafından yapılacak destek ödemesine ilişkin tutarlar ise SGK’nın ilgili banka hesabına veya işletmenin Go Dijital Cüzdan hesabına aktarılır.</p>

<p>(4) Destek ödemeleri, işletmenin vergi dairesi ve SGK prim borçlarıyla mahsuplaşma yöntemiyle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(5) Bu Yönetmelikte belirlenen esaslara uygun olarak Başkanlık tarafından yürütülen destek programları kapsamında destek ödemesi yapılan işletmeler, Bakanlık tarafından bu Yönetmelik kapsamında sağlanan desteklerden ayrıca yararlandırılmaz. İşletmeler aynı destek unsuru için her iki kurumdan birlikte destek alamaz.</p>

<p>(6) Destek ödemeleri, ödeme talebini takip eden ayın sonuna kadar yapılabilir. Zorunlu hallerde ödeme tarihlerinde Bakanlıkça değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(7) Program kapsamında işletmelerin ödeme talep edebilecekleri son başvuru tarihleri, 4447 sayılı Kanunun geçici 35 inci maddesinde belirlenen program yürütme son tarihinden itibaren altı ayı geçmemek kaydıyla Bakanlık veya Başkanlık tarafından belirlenir.</p>

<p>(8) Bu maddede belirtilen sürelerin son gününün hafta sonu tatiline veya resmî tatile denk gelmesi halinde, işlemler takip eden ilk iş günü sonuna kadar yerine getirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlığın banka hesabına” ibaresi “Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğünün tahsilat hesabına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) İŞKUR tarafından Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılan kaynak genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir.</p>

<p>(2) 4447 sayılı Kanunun geçici 35 inci maddesi uyarınca gelir kaydedilen tutarlar karşılığı, ilgili idare bütçelerine gerektiğinde Hazine yardımıyla ilişkilendirmek suretiyle ödenek eklemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.</p>

<p>(3) Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğünce düzenlenen muhasebe işlem fişi esas alınarak Genel Müdürlükçe ilgili bütçe tertiplerine ödenek eklenmesi talebiyle Bakanlık Strateji Geliştirme Başkanlığına yazı gönderilir. Strateji Geliştirme Başkanlığınca gerekli inceleme ve kontroller yapıldıktan sonra ödenek ekleme talebi Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletilir.</p>

<p>(4) Gelir kaydedilen tutar karşılığında, Genel Müdürlüğe bildirilen ödenek ihtiyacı esas alınarak Başkanlığa aktarılmak üzere Strateji Geliştirme Başkanlığının bütçesinde yer alan ilgili bütçe tertibine Hazine yardımı olarak ödenek eklenir.</p>

<p>(5) Gelir kaydedilen tutar karşılığında, Genel Müdürlüğe bildirilen ödenek ihtiyacı esas alınarak Genel Müdürlüğün ilgili bütçe tertibine ödenek eklenir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı birlikte yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istihdami-koruma-destek-programi-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="41418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arabuluculuk Yenileme Eğitimlerinde Yeni Dönem]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-yenileme-egitimlerinde-yeni-donem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-yenileme-egitimlerinde-yeni-donem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Arabuluculukta yenileme eğitimleri yeni bir aşamaya giriyor. Uzmanlık eğitiminin yenileme eğitimi yerine sayılması uygulamasının sona ermesinden, aktif süreç yönetimine; rol canlandırmalarından performansın izlenmesine kadar uzanan yeni model, yenileme eğitimini bir “bilgi tazeleme” faaliyetinden mesleki becerilerin yeniden sınandığı ve geliştirildiği bir sürekli eğitim modeline dönüştürmeyi hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de arabuluculuğun tartışıldığı ilk yılların temel sorusu, bu kurumun hukuk sistemi içinde yer edinip edinemeyeceğiydi. Bugün ise tartışmanın ekseni değişmiş durumda. 2025 yılı sonunda sicile kayıtlı arabulucu sayısının 50.006'ya, arabuluculuk eğitimi verme iznine sahip kuruluş sayısının 65'e ulaşması; aynı yıl yaklaşık 1,9 milyon yeni arabuluculuk başvurusu yapılması, artık nicelikten çok <strong>nitelik ve uygulama standardı</strong> üzerinde düşünülmesi gereken bir aşamaya gelindiğini gösteriyor.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığının 26 Haziran 2026 tarihli duyurusu bu bakımdan önemli bir eşik oluşturdu. Başkanlık, yenileme eğitimlerinin etkinliğinin artırılması ve uluslararası standartlara yaklaştırılması amacıyla hazırlanan yeni eğitim modülünde son aşamaya gelindiğini açıklarken iki temel değişikliğin altını çizdi: Her arabulucunun bir uyuşmazlık vakasını başından sonuna kadar bizzat yöneteceği <strong>uygulama ağırlıklı eğitim modeli</strong> ve uzmanlık eğitiminin yenileme eğitimi yerine sayılması uygulamasının sona ermesi.</p>

<p><strong>Yenileme eğitimi artık yalnızca “yenilenmiş bilgi” anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 32'nci maddesi uyarınca arabulucuların üç yılda bir, teorik ve uygulamalı olmak üzere toplam sekiz saatten az olmayan yenileme eğitimi almaları zaten zorunlu. Yönetmelik, bu eğitimlerde mevzuat ve içtihat değişikliklerinin yanı sıra arabuluculuk becerilerinin geliştirilmesini de açıkça öngörüyor. Dolayısıyla hukuki zorunluluk yeni değil.</p>

<p>Değişen, bu yükümlülüğün <strong>nasıl anlamlandırıldığı</strong>.</p>

<p>2024 yılında hazırlanan önceki yenileme eğitimi modülü de uygulama eğitimine özel yer ayırıyor, arabulucuların farklı roller üstlenerek bir süreci başından sonuna kadar canlandırmalarını ve birbirlerini değerlendirmelerini öngörüyordu. Hatta modülde, katılımcıların farklı roller üstlenmediği ve senaryo üzerinden yalnız soru-cevap biçiminde ilerleyen bir eğitimin temel hatalardan biri olduğu özellikle belirtiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle 2026 modelini “ilk kez uygulamalı eğitime geçiliyor” şeklinde okumak doğru olmaz. Asıl yenilik, uygulamanın eğitimin tamamlayıcı bir bölümü olmaktan çıkarılıp <strong>eğitim tasarımının merkezine yerleştirilmesi</strong>.</p>

<p>Daire Başkanlığının yeni sistem için kullandığı “aktif süreç yönetimi” kavramı da esas olarak bunu ifade ediyor. Yeni kurguda arabulucunun yalnızca vaka hakkında görüş bildirmesi veya eğitmeni dinlemesi değil, bir uyuşmazlığı fiilen yönetmesi; seçimlerinin, müdahalelerinin ve süreç deneyiminin değerlendirme konusu yapılması hedefleniyor. Başkanlık ayrıca bu uygulama performansı ve deneyimlerinin sistem üzerinden kayıt altına alınacağını bildiriyor. Buradaki amaç <strong>uygulama performansı ve deneyiminin sistematik biçimde kayda geçirilmesi</strong>.</p>

<p><strong>Arabulucudan “hukuku bilmesi” değil, çatışmayı okuyabilmesi de bekleniyor</strong></p>

<p>Yeni model için hazırlanan <i>Arabuluculuk Yenileme Eğitimi Modülü Katılımcı Kitabı</i> ile buna eşlik eden <i>Eğitmen Rehberi</i>, bu değişimin yönünü daha ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.</p>

<p>Katılımcı kitabının başlangıç noktası şu: Arabuluculuk yalnızca mevzuat ve usul bilgisine dayanan bir hukuk faaliyeti değil; <strong>çatışma analizi, iletişim, müzakere, etik ve süreç yönetiminin birlikte kullanıldığı bir mesleki faaliyet</strong>.</p>

<p>Bu nedenle eğitimde John Burton'ın uyuşmazlık ile derin çatışma ayrımı, Christopher Moore'un veri, ilişki, değer, yapı ve menfaat eksenlerinden oluşan Anlaşmazlık Çemberi, Friedrich Glasl'ın çatışmanın dokuz aşamalı tırmanma modeli, Thomas-Kilmann çatışma tarzları, pozisyon-menfaat-ihtiyaç ayrımı ve Galtung'un çatışma üçgeni gibi araçlar ele alınıyor. Ancak amaç arabuluculara bir çatışma teorileri kataloğu öğretmek değil; bu modelleri <strong>masada verilecek süreç kararlarına dönüştürmek</strong>.</p>

<p>Örneğin aynı sert cümlenin arkasında veri eksikliği, geçmişten gelen ilişki hasarı, bir değer çatışması veya taraflardan birinin itibar kaybı korkusu bulunabilir. Arabulucunun bunların her birine vereceği cevap aynı olamaz. Bir dosyada ortak oturum verimli olurken başka bir dosyada özel görüşmeye geçmek gerekebilir; bir uyuşmazlıkta objektif veri temini kilidi açarken diğerinde parasal tekliften önce tarafın duyulma veya kabul görme ihtiyacının çalışılması gerekebilir.</p>

<p>Dolayısıyla eğitimde sorulan temel soru giderek “Arabuluculukta uygulanacak kural nedir?”den <strong>“Şu anda arabulucu ne yapmalı ve neden?”</strong> sorusuna doğru kayıyor.</p>

<p><strong>Senaryolar tek doğru cevabı bulmak için değil</strong></p>

<p>Katılımcı kitabında sağlık, iş, tüketici, kira, sigorta, franchise, komşuluk ve ticari işletme uyuşmazlıkları gibi farklı alanlarda kurgulanan senaryolar bulunuyor. Tarafların görünen talepleri yanında yalnız kendi rollerini oynayan katılımcıların bildiği gizli bilgiler, kırmızı çizgiler, korkular, esneme alanları ve ilişki dinamikleri de senaryoya dahil ediliyor. Arabulucu rolündeki katılımcı ise bunları önceden bilmiyor; gerçek bir arabuluculuk görüşmesinde olduğu gibi soru sorarak, dinleyerek ve gerektiğinde özel görüşme yaparak keşfetmek zorunda kalıyor.</p>

<p>Burada önemli bir eğitim tercihi var: Senaryoların amacı “doğru hukuki sonucu” bulmak değil.</p>

<p>Örneğin bir sağlık uyuşmazlığında katılımcıdan tıbbi olayın komplikasyon mu yoksa kusur mu olduğuna karar vermesi beklenmiyor. Arabulucunun görevi, hastanenin teknik ve hukuki nitelendirmesi ile hastanın yaşadığı korku, zarar, güven kaybı ve açıklama ihtiyacını birbirinden ayırarak müzakere edilebilir gündem başlıklarına dönüştürmek.</p>

<p>Benzer biçimde bazı vakalarda tam anlaşma özellikle tek başarı ölçütü olarak kabul edilmiyor. Tarafların tüm uyuşmazlığı çözemediği hâllerde zararın büyümesini önleyen geçici veya kısmi anlaşmaların geliştirilmesi ya da arabuluculuğun taraflara baskı yapılmaksızın sağlıklı biçimde sona erdirilmesi de üzerinde çalışılan beceriler arasında.</p>

<p>Bu yaklaşım önemli. Çünkü arabuluculuk eğitiminin yalnızca “anlaşma sağlama” sonucuna odaklanması, arabulucuyu farkında olmadan taraflara anlaşmaları yönünde baskı yapan bir aktöre dönüştürebilir. Oysa mesleki başarı bazen anlaşmayı sağlamak, bazen kısmi bir çözüm üretmek, bazen de sürecin artık tarafların yararına olmadığını görerek onu doğru yerde sonlandırabilmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Eğitmenin rolü de değişiyor</strong></p>

<p>Yeni modelin belki de daha az görünür fakat en önemli unsurlarından biri, katılımcı kitabının yanında ayrı bir <strong>Eğitmen Rehberi</strong> hazırlanmış olması.</p>

<p>184 sayfalık rehber yalnızca katılımcı kitabının cevap anahtarı değil. Her vaka için çatışma analizi, kritik müdahale anları, gizli rol bilgileri, olası anlaşma paketleri, yeniden çerçeveleme örnekleri, gözlem ve değerlendirme ölçütleri bulunuyor. Rehber açık biçimde katılımcıya dağıtılmıyor; eğitmenden, cevapları vermek yerine katılımcıların bunları vaka üzerinden kendilerinin keşfetmesini sağlayacak bir tartışma yürütmesi bekleniyor.</p>

<p>Bazı senaryolara bilinçli olarak hatalı arabulucu müdahaleleri de yerleştirilmiş durumda. Hataların katılımcılar tarafından teşhis edilmesi bekleniyor. Ardından yalnız “bu yanlıştı” demek yerine, <strong>neden yanlış olduğu ve alternatif olarak ne söylenebileceği</strong> tartışılıyor.</p>

<p>Bu yöntem, yenileme eğitiminin yetişkin eğitimine daha uygun bir çizgiye taşınması anlamına geliyor. Deneyimli bir arabulucuya temel kavramları yeniden anlatmak yerine, onun yıllar içinde geliştirdiği mesleki refleksleri vaka baskısı altında görünür kılmak ve gerektiğinde yeniden düşünmesini sağlamak hedefleniyor.</p>

<p><strong>Uluslararası tecrübenin izleri</strong></p>

<p>Yeni modülün hazırlık sürecinin bir başka önemli yönü, Arabuluculuk Daire Başkanı ve kitabın editörü Umut İlhan Durmuşoğlu'nun İngiltere'de Adalet Müşaviri olarak görev yaptığı dönemde edindiği gözlem ve eğitim tecrübesinin çalışmaya yansıması oldu.</p>

<p>Bu yönelim uluslararası arabuluculuk eğitimi standartlarıyla da örtüşüyor. Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonunun (CEPEJ) 2019 tarihli arabulucu eğitim programlarına ilişkin rehberi, eğitimlerde açık bir <strong>yetkinlik çerçevesi</strong> kullanılmasını; eğitmen, koç ve değerlendiricilerin ortak ölçütler üzerinden geri bildirim vermesini öneriyor. CEPEJ'in Arabuluculuk Geliştirme Araç Seti ise beceri eğitimlerinin katılımcı ve etkileşimli olması, uygulamalı bölümün önemli kısmının rol canlandırma, koçluk ve geri bildirime ayrılması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Türkiye açısından bu yaklaşımın geçmişi de var. Avrupa Konseyi ve İngiltere merkezli CEDR uzmanlarının katıldığı 2016'daki eğitici eğitiminde Türk eğitmenlerle rol canlandırmaları, uygulamalı oturumlar ve geri bildirim yöntemleri üzerinde çalışılmıştı. Dolayısıyla yeni model bütünüyle yabancı bir eğitim anlayışının Türkiye'ye ilk kez taşınmasından çok, uzun zamandır bilinen bu pedagojik yaklaşımın <strong>yenileme eğitiminin sistematik standardı hâline getirilmesi</strong> olarak okunabilir.</p>

<p><strong>Uzmanlık eğitimi artık yenilemenin yerine geçmeyecek</strong></p>

<p>Yeni dönemin doğrudan on binlerce arabulucuyu ilgilendiren diğer değişikliği ise muafiyet sisteminde.</p>

<p>Daha önce herhangi bir uzmanlık alanındaki eğitim belgesini Arabulucu Portal üzerinden Daire Başkanlığına sunan arabulucular belirli koşullarda yenileme eğitimi almış sayılabiliyordu. Daire Başkanlığı 24 Haziran 2026 itibarıyla bu uygulamaya son verdi. Bu tarihten önce başlamış devam eden uzmanlık eğitimleri hariç, uzmanlık eğitimi bundan böyle yenileme eğitimi yerine geçmeyecek; tüm arabulucular güncellenmiş yenileme eğitimine fiilen katılacak.</p>

<p>Bu değişiklik teknik bir muafiyet düzenlemesinden daha fazlasını ifade ediyor.</p>

<p>Uzmanlık eğitimi “hangi uyuşmazlık alanında çalışıldığı” ile, yenileme eğitimi ise giderek “arabuluculuğun nasıl yapıldığı” ile ilişkilendiriliyor. İş, ticaret veya tüketici hukuku alanında ne kadar uzmanlaşılmış olursa olsun; tarafsızlık, gizlilik, iletişim, çatışmanın tırmanmasını yönetme, özel görüşme, gerçeklik testi, güç dengesi ve müzakere becerileri bütün arabulucuların ortak mesleki zemini olarak görülüyor.</p>

<p><strong>Yeni modelin başarısını uygulama belirleyecek</strong></p>

<p>Bununla birlikte güçlü bir eğitim tasarımının kâğıt üzerinde bulunması tek başına yeterli değil.</p>

<p>Yaklaşık 50 bin arabulucunun eğitiminden söz edilen bir sistemde asıl sınav, <strong>eğitmenler arasında standart oluşturabilmek</strong> olacak. Rol canlandırmasının gerçek bir öğrenme aracına dönüşmesi için eğitmenin yalnız deneyimli bir arabulucu olması yetmez; gözlem yapabilmesi, doğru zamanda geri bildirim verebilmesi ve kendi kişisel arabuluculuk tarzını “tek doğru yöntem” olarak katılımcıya dayatmaması gerekir.</p>

<p>İkinci mesele değerlendirme ölçütlerinin şeffaflığıdır. Arabuluculuk matematik problemi değildir. Aynı çatışma karşısında birden fazla meşru süreç tercihi bulunabilir. Bu nedenle performansın izlenmesi, katılımcıları kalıplaşmış cümleler söylemeye zorlayan bir puanlama sistemine dönüşmeyecektir. Tercihin gerekçesini, etik sınırlarını ve sonuçlarını değerlendiren bir öğrenme aracına dönüştürülecektir.</p>

<p>Üçüncü konu ise standardizasyon ile mesleki esneklik arasındaki dengenin korunmasıdır. Yeni modülün gücü, arabulucuya hazır reçete vermesinden değil; önündeki çatışmayı doğru teşhis ederek hangi aracın hangi anda kullanılacağını düşünmeye zorlamasından geliyor.</p>

<p>Bu çizgi korunabilirse yenileme eğitimlerinin gerçek kazanımı yeni birkaç tekniğin öğrenilmesinden daha büyük olabilir.</p>

<p>Arabuluculuk Türkiye'de artık kendisini ispat etmeye çalışan genç bir kurum olmaktan çıkıyor. Bundan sonraki mesele yalnızca kaç dosyanın arabuluculuğa geldiği veya kaçının anlaşmayla sonuçlandığı değil; <strong>o sürecin hangi mesleki standartta yürütüldüğü</strong> olacak.</p>

<p>Yeni yenileme eğitimi modelinin en önemli özelliği de burada beliriyor: Arabulucunun bildiklerini tekrar etmek değil, yıllar içinde edindiği deneyime yeniden bakmasını; hangi durumda ne yaptığını, neden yaptığını ve başka ne yapabileceğini sorgulamasını sağlamak.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yeni dönem, yenileme eğitimini bir <strong>belge edinme yükümlülüğünden sürekli mesleki gelişim aracına dönüştürme</strong> amacı taşıyor.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynak notu:</strong> <i>Arabuluculuk Yenileme Eğitimi Modülü Katılımcı Kitabı</i> ile <i>Eğitmen Rehberi</i>, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı çalışma grubu kapsamında hazırlanarak Ağustos 2026'da Adalet Yayınevi tarafından yayımlandı. Katılımcı kitabının yazarı Şamil Demir, editörü Arabuluculuk Daire Başkanı Umut İlhan Durmuşoğlu'dur.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-yenileme-egitimlerinde-yeni-donem-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/arab.jpg" type="image/jpeg" length="25477"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36282"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="39054"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="27954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="26719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="56483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="44844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="27253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="60498"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="25968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="34439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="21039"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
