<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2026 13:31:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2025/918 E., 2025/15138 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 23.12.2025 tarihli, 2025/918 E., 2025/15138 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/918 E., 2025/15138 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/16 83... /1650 Karar<br />
SUÇ : İhmali davranışla görevi kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 59. maddesinin 7249 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle eklenen son fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesince temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesine istinaden temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece</p>

<p>İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.03.2024 tarihli ve 2023/697 Esas, 2024/122 sayılı Kararı ile açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmak suretiyle sanık hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257/2, 43, 62/1, 50/1-a ve 52/2. madde ve fıkraları uyarınca 4 ay 5 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmolunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf<br />
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 14.06.2024 tarihli ve 2024/1683 Esas, 2024/1650 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün düzeltilerek sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong><br />
 </p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Sanığın Temyiz İstemi</p>

<p>Katılanın davacı vekili ile alacaklı vekili sıfatıyla bulunduğu dosyalarda katılandan masraf alamadığına, hakkında mahkumiyet hükmü kurulan eylemler sebebiyle katılanın hiç bir zararı olmadığına, suç tarihinin yanlış belirlendiğine, davanın zamanaşımına uğradığına, ilgili evraklar dava dosyasına alınmadan eksik inceleme ile verilen mahkumiyet kararının bozulması gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Suç tarihinde .. Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, vekilliğini üstlendiği katılanın alacaklı sıfatıyla takip ettiği Kuşadası 2. İcra Müdürlüğünün 2011/749 sayılı dosyasında takip devam ederken İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2009/4749 sayılı dosyasına konu takibi başlattığı ve dosyaların mükerrer olarak açılması nedeniyle İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1008 Esas, 2009/966 sayılı Kararı ile ikinci takibin iptaline, İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/531 Esas sayılı dosyasını takip etmeyip davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine sebebiyet verdiği, İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2006/1396, İzmir 12. İcra Müdürlüğünün 2008/105 46... /10547 sayılı takip dosyalarını takip etmeyerek işlemden kaldırılmalarına neden olduğu ve bu suretle katılanın mağduriyetine yol açtığı kabulüyle zincirleme şekilde ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine hükmedilmiş ise de; sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesinde düzenlenen icrai ve ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturması için görevin gereklerine aykırı davranış yanında objektif cezalandırma şartı olan “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması" ya da "kişilere haksız bir menfaat sağlanması" şartlarından birinin de bulunması gerektiği, bu itibarla sanığın, katılan vekili sıfatıyla takip ettiği hukuk dava dosyaları ve icra dosyaları için masraf vermediği, mükerrer takibin iptali davası sonucu katılan aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin karşı tarafın vekili ile mahsup yapılarak ödendiği, işlemden kaldırılmasına karar verilen İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/531 Esas sayılı dosyasındaki nihai istemleri olan tahliyenin gerçekleşmiş olduğu, İzmir 12. İcra Müdürlüğünün 2008/105 46... /10547 sayılı dosyalarının borçlularına tebliğ imkansızlığından ulaşılamadığı şeklindeki savunmaları araştırılarak her bir fiilin sübut bulup bulmadığı ve objektif cezalandırma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği karar yerinde tartışılıp sonucuna göre sanığın istinaf başvurusunun hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kabule göre de;<br />
Sanığın mükerrer icra takibi başlatarak katılan aleyhine icra takibinin iptaline karar verilmesine sebebiyet verme şeklindeki sübutu kabul edilen eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 257/1. maddesi kapsamında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve sübutu kabul edilen diğer eylemler ile birlikte hakkında 5237 sayılı Kanun'un 257/1 ve 43/1. maddelerinin uygulanması gerektiği nazara alınmadan, yanılgılı değerlendirme ile aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>Eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında farklı tarihlerde gerçekleştirdiği kabul edilen sanık hakkında belirlenen cezada 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri gereğince arttırım yapıldığı halde aynı hususun temel ceza belirlenirken teşdit nedenlerinden biri olarak gösterilmiş olması,<br />
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına ilişkin kanun maddesinin 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi yerine hatalı olarak 43. maddesi olarak gösterilmesi,<br />
Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin "11.09.2009" yerine "2010" olarak hatalı şekilde yazılması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Değerlendirme ve gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince verilen Kararın, 5271 sayılı Kanun'un 302/2 ve 307/5. maddeleri gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2-b maddesi uyarınca kararı veren İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
23.12.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="88237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["1-2 gün evli kalan bir şahsın ömür boyu nafaka ödemesi adaletsiz"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/1-2-gun-evli-kalan-bir-sahsin-omur-boyu-nafaka-odemesi-adaletsiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/1-2-gun-evli-kalan-bir-sahsin-omur-boyu-nafaka-odemesi-adaletsiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, süresiz nafakaya ilişkin yeni düzenleme üzerinde çalıştıklarını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek TV100 canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Gürlek, özellikle boşanma davalarının kısa sürmesi konusunda düzenlemelerinin bulunduğunu belirtti.</p>

<p><strong>"2-3 AYDA BOŞANMA DAVALARI KARARA BAĞLANACAK"</strong></p>

<p>Düzenlemeyle ağır kusur halini kaldıracaklarını aktaran Gürlek, şunları söyledi;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Hakim tarafları dinleyip bu aşamadan sonra artık tarafların bu evliliği yürütemeyeceğine kanaat getirirse boşanma yönünden karar verecek. Ferileri dediğimiz, nafaka, velayet, diğer onlar konusunda ayıracak. Boşanma davası uzun sürdükçe eşlerin birbirine karşı şiddet eylemleri de oluyor. Özellikle bayanlarımız şiddet görüyor. Bunlar inşallah yaşanmayacak. Biz bu konuda hassasız. 12. Yargı Paketi'nde bir kısmını çözdük. Ekim ayındaki pakette de özellikle boşanma davalarında ağır kusur halini kaldırdığımız zaman ben inanıyorum ki 2-3 ayda boşanma davaları karara bağlanacak."</p>

<p>Bakan Gürlek, süresiz nafakaya ilişkin ise Anayasa Mahkemesinin süresiz nafakayı iptal ettiğini, 9 ay sonra bu maddenin uygulanmayacağını söyledi.</p>

<p><strong>"1-2 GÜN EVLİ KALAN BİR ŞAHSIN ÖMÜR BOYU NAFAKA ÖDEMESİ ADALETSİZ"</strong></p>

<p>"Süresiz nafaka gerçekten hem hakkaniyete hem de vicdanlara aykırı. 1-2 gün evli kalan bir şahsın ömür boyu nafaka ödemesi adaletsiz. Burada özellikle kadınlarımızı üzmeyecek, hakime tamamen takdir hakkı veren bir formül üzerinde çalıştık. Hakim gerekirse tekrardan süresiz nafakaya hükmedebilecek ama hakime en azından durum ve şartlara göre nafakayı sınırlandırabileceği bir düzenleme yaptık. Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek. Bunlar inşallah ekim ayında Meclis'e sunulacak pakette var."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/1-2-gun-evli-kalan-bir-sahsin-omur-boyu-nafaka-odemesi-adaletsiz</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/bakan-gurlek-acikladi-suresiz-nafakada-yeni-formul-geliyor.jpg" type="image/jpeg" length="97635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Mustafa Gökhan vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-gokhan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-gokhan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Mustafa Gökhan (6745) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. MUSTAFA GÖKHAN (6745) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>14.06.1979 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Mustafa GÖKHAN (6745) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 28.08.2026 Cuma günü (bugün) Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mustafa-gokhan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-mustafa-gokhan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mustafa-gokhan-1.jpg" type="image/jpeg" length="88576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/298 E., 2026/196 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli, 2025/298 E., 2026/196 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/298 E., 2026/196 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ : SAKARYA Çocuk<br />
SAYISI : 196-363</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Nitelikli hırsızlık suçundan suça sürüklenen çocuğun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 143, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 14 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sakarya Çocuk Mahkemesince verilen 29.09.2015 tarihli ve 784-761 sayılı hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 17.03.2020 tarih ve 306-4233 sayı ile isnat edilen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı gözetilmeksizin suça sürüklenen çocuğun istinabe suretiyle savunmasının alınması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma ilamına uyan Sakarya Çocuk Mahkemesince 06.10.2020 tarih ve 158-481 sayı ile suça sürüklenen çocuğun önceki gibi mahkûmiyetine ilişkin hükmün, suça sürüklenen çocuk tarafından temyizi üzerine dosyanın devredildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince 05.04.2021 tarih ve 11432-6712 sayı ile suça sürüklenen çocuğa zorunlu müdafii atanmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Sakarya Çocuk Mahkemesince devam olunan yargılama sonucunda bozma gereği yerine getirilerek 14.09.2021 tarih ve 196-363 sayı ile suça sürüklenen çocuğun müsnet suçtan TCK’nın 142/2-h, 145, 31/3, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir.<br />
Bu hükmün de suça sürüklenen çocuk ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın devredildiği Yargıtay 2. Ceza Dairesince 08.10.2024 tarih ve 6151-13977 sayı ile; "29.10.2014 tarihli CD İzleme Teşhis ve Tespit Tutanağı içeriğine göre güvenlik kamerası görüntülerinde suç saatinin 21.41 olduğunun belirtilmesi ve inceleme dışı sanık ...'nin dosya arasında bulunan soruşturma aşamasındaki ifadesinde eylemi saat 21.00 sıralarında gerçekleştirdiklerine dair beyanda bulunması dikkate alınarak suçun gece vakti işlenmesi nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümde TCK’nın 143. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden, kazanılmış hakkın korunması kaydıyla bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2025 tarih ve 131424 sayı ile; "...Hüküm sadece suça sürüklenen çocuk ve müdafii tarafından temyiz edilmiş olup suçun vasıflandırılması ile ilgili bir uyuşmazlık ve aleyhe temyiz de bulunmaması karşısında, başkaca bir hukuka aykırılık içermeyen hükmün, eylemin gece vakti işlendiğinden bahisle eleştirilerek onanmasına karar verilmesi gerekir." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 15.04.2025 tarih ve 2726-6424 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI ve KONUSU</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuk hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup temyizin ve itirazın kapsamına göre inceleme nitelikli hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aleyhe temyiz bulunmayan davada, koşulları oluştuğu hâlde TCK'nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmiş olması hususunun, başka bozma nedeni bulunmaması durumunda eleştiri konusu mu yoksa cezayı aleyhe değiştirme yasağı gözetilerek bozma nedeni mi yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.11.2014 tarih ve 6437-598 sayı ile suça sürüklenen çocuğun, yaşı nedeniyle davası ayrı görülen ... ile birlikte 22.10.2014 tarihinde geceleyin mağdurun işlettiği okul kantinine kapıyı zorlamak suretiyle girerek bozuk para çaldığından bahisle TCK’nın 142/2-h, 143, 116/2, 152/1-a ve 31/3 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safahatinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuyla İlgili Mevzuat ve Açıklamalar<br />
CMK'nın 301. maddesinde; "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.",</p>

<p>302. maddesinde ise; "...(2) Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir.</p>

<p>(3) Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir.</p>

<p>(4) Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.</p>

<p>(5) 289 uncu madde hükümleri saklıdır." hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>Temyiz nedenini oluşturacak hukuka aykırılıklar aynı Kanun'un 2 88... . maddelerinde gösterilmiştir. CMK'nın 288. maddesinin 1. fıkrasında "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır." denildikten sonra 2. fıkrasında "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" kanuna muhalefet olarak belirtilmiş, 289. maddesinde ise dokuz bent hâlinde gösterilen hususların hukuka kesin aykırılık hâli oluşturacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Temyiz, hükümlerin/kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının uygulanması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış bir kanun yoludur. (CMUK madde 307, CMK madde 288/1, 294/2). Kural olarak, ontolojik yapısı ve aynı zamanda derece mahkemesi olması itibarıyla bir ıslah mercii olan bölge adliye mahkemesinin aksine Yargıtay, hukuki denetim yapmakla görevli bir bozma mahkemesi dir. Bu nedenledir ki, kanunun tanıdığı istisnalar dışında hukuka aykırılık tespit ettiği hükmü ıslah edemez. Hükme esas olarak, saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılık olduğu düşüncesini taşıyan Özel Daire'nin, hükmü bozarak mahkemesine göndermesi gerekir. (CMUK madde 321, CMK madde 302,304) Safahatta hüküm mahkemesi, bozma ilamına karşı ısrar edecek (CMUK madde 326/2, CMK madde 307/4) ya da bozmadan sonraki serbestlik ilkesi doğrultusunda yargılamaya devam ederek yeni bir hüküm kuracak, bu hüküm de kendine özgü olağan kanun yolu denetiminden geçecektir.(CMK madde 307) Bu süreç tüm adımlarıyla taraflar açısından bir teminattır.</p>

<p>Maamafih Kanun vazıı, hukuka aykırılığın niteliğini, ağırlığını ve özellikle giderilmesinin münhasıran mahkemesinin takdir alanında kalıp kalmadığını gözeterek, yargılamanın makul sürede ve en az masrafla bitirilmesi mecburiyeti (Anayasa madde 141) doğrultusunda temyiz merciine ıslah yetkisi verebilir. İşte mülga 1412 sayılı CUMK'un 322. ve mer'i 5271 sayılı CMK'nın 303. maddeleri bu kabilden istisna hükümlerdendir.</p>

<p>Gerek 1412 sayılı CMUK'un 322. gerekse 5271 sayılı CMK'nın 303. maddelerinde tahdidi olarak sayılan ıslah sebeplerine bakıldığında, özellikle sanığın aleyhinde olan ve münhasıran hüküm mahkemesinin takdir alanında kalan hukuka aykırılıklarla ilgili olarak Özel Daireye ıslah/düzelterek onama yetkisi tanıyan bir düzenlemeye yer verilmediği görülür. Zikredilen istisna normların, hüküm mahkemesinin direnme/ısrar yetkisini, bozma sonrası hak iddia edenlerin beyan ve delil serdetme imkanını ve tesis edilecek yeni hükümlerin tabi olduğu kanun yolu başvuru haklarını bertaraf eden sonuçları itibarıyla, geniş yorumlanmaması mecburiyeti ise her türlü tartışmadan varestedir.</p>

<p>Konuyla ilgisi bakımından temyiz merciine ıslah imkanı tanıyan CMK'nın 303. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre; "Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise" hüküm düzeltilerek onanabilir. Bu bent kapsamında hükmün ıslahı, mahkemenin suçun niteliğini doğru belirlemesine bağlıdır. Temyiz mercii, mahkemenin belirlediği suç niteliğini/vasfını, yanlış tavsif olunduğu düşüncesiyle CMK'nın 303. maddesine dayanarak değiştirip hükmü ıslah edemez.</p>

<p>Diğer taraftan doktrinde ve ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 03.04.2012 tarihli ve 353-129 sayılı kararında yer verildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı / aleyhe değiştirmeme mecburiyeti; "temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, s. 1063, 1117; Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, s. 732).</p>

<p>Konu ile ilgili, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrası şöyledir;<br />
"Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz."</p>

<p>CMK'nın 307/5. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi kapsamı ile birlikte korunmuştur.</p>

<p>Keza, istinaf kanun yolu bakımından da CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilerek paralel bir hüküm va'zedilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>CMK'nın 307/5. maddesinin gerekçesinde ise; "Hüküm yalnız sanık veya avukatı veya 292 nci madde uyarınca yasal temsilcisi ve eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına temyiz edilmişse, bozmadan sonra yapılan yargılama sonunda verilecek ceza, önceki hükümdeki cezadan daha ağır olamaz. Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadelerine yer verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, doktrin ve uygulamada ise "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacının, hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce/etkin kullanabilmesini sağlamak olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Yer verilen düzenlemelerin sarahatine, gerekçelerine ve müstekar uygulamaya göre; zikredilen ilkenin, aleyhe temyiz davası bulunmayan hâllerde münhasıran cezanın nev ve miktarı ile sınırlı bir teminat sağladığında şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulunun müstekar içtihadları doğrultusunda uygulama da bu yönde gelişmiştir. (08.09.1992 tarihli ve 190–237, 29.09.1998 tarihli ve 196–277, 17.11.1998 tarihli ve 282–348, 09.07.2002 tarihli ve 158–289 sayılı)</p>

<p>Bu noktada ulaşılan sonuç şudur: mahkemesince hatalı olarak belirlenen suç vasfı, ne ıslah edilebilir (CMK madde 303) ne de aleyhe değiştirmeme mecburiyeti (CMK madde 307/5) kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>O hâlde "suç vasfının" ihtilaf konusu bağlamında tanımı ve kapsamının ne olduğu üzerinde durulmalıdır.<br />
Konu ile ilgili doğrudan bir kanuni düzenleme bulunmamakla birlikte TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesi, uyuşmazlığa ışık tutucu bir mahiyet arz etmektedir. Anılan norma göre: "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır." Buna göre, "aynı suç" kavramının, suç adı veya suç vasfını da mündemiç olduğu söylenmelidir.</p>

<p>765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu sistematiğinde suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren hususlar "ağırlaştırıcı sebepler" ve "hafifletici sebepler" şeklinde belirtilmişken, mer'i Kanun'da suçun temel şekline göre cezanın artırılması ya da azaltılmasını gerektiren tüm nedenler nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak nitelikli hâller yalnızca daha ağır cezayı veyahut cezada artırımı gerektiren hâller olarak anlaşılmamalıdır. Kanun'da daha az cezayı gerektiren nitelikli hâller de yer almaktadır. TCK'nın bazı maddelerinde suçun nitelikli hâli için bağımsız yaptırım öngörülmüş (94/2-3, 106/2, 109/2, 149/1), bazı maddelerinde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması yöntemi tercih edilmiş (86/3, 102/3, 103/3-4, 109/3, 143), bazılarında ise hem bağımsız bir ceza tertip edilmiş (109/2) hem de aynı maddenin müteakip fıkralarında yer alan nitelikli hâller için cezanın bir oran dahilinde artırılması esası kabul edilmiştir. Ezcümle, kanunun sistematiğinin, cezayı artıran ya da azaltan hâl ile nitelikli hâl ayrımına ve bunların farklı hukuki sonuçlara bağlanması yönündeki tartışmalara son vermeye çalıştığı söylenmelidir. Artık bu düzenlemelerin tamamının nitelikli hâl kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Suç tanımı yapan temel ceza normu; tipik fiili, suç nev'ine göre suçun konusunu ve neticeyi belirterek bir yaptırım öngörür. Suçun manevi unsuruna, saike yer verildiği de vakıadır. Suçun nitelikli hâlleri ise; fiilin işleniş tarzı, fiilin işlendiği yer ve zaman, failin sıfatı, mağdurun sıfatı, fail ile mağdur arasındaki ilişki, suçun konusu, fiilin işlenmesinde güdülen amaç gözönüne alınarak belirlenir.(İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, s.199-202; Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, s.128-129) Bu durumda nitelikli hâllerin, kural olarak farklı ve müstakil bir suç kapsamında adlandırılması mümkün görünmemektedir. Nitekim TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesi de; "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır." hükmü ile aynı sonuca işaret etmektedir.</p>

<p>5237 sayılı TCK sistematiğinde her bir kısmı oluşturan bölümlerde suçun temel ve nitelikli şekilleri düzenlenmekle birlikte müteakiben cezada artırım ve indirim öngören nitelikli hâllerine de yer verilmesi nedeniyle aynı bölümde sevk edilen, koruduğu hukuki değer ve hukuki konusu değişiklik göstermeyen suçların aynı suç sayılacağında bir duraksama yaşanmamalıdır. Kural olarak nitelikli hâllerin gerektirdiği yaptırımın müstakil ceza veya cezayı artırma şeklinde düzenlenmesi suç vasfında bir değişiklik meydana getirmemektedir.</p>

<p>Bununla birlikte Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun, korunan hukuki yarar aynı olmakla birlikte tipikliğe uygun eylemin nitelikli suç şeklinde müstakilen düzenlenerek bağımsız ceza yaptırımı öngörülen vaziyette artık nitelikli hâlin vasfı değiştirdiği gerekçesiyle, (Örneğin 81. maddede kasten öldürme suçu düzenlenmiş, 82. maddede ise bentler şeklinde nitelikli kasten öldürme suçuna yer verilmiştir.) nitelikli hâlin suçun ağırlaştırıcı nedeni olmaktan çıkıp bağımsız bir suça dönüştüğü durumda hukuki nitelendirmenin doğru yapılması gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği (05.03.2013 tarihli ve 1547-83, 02.04.2013 tarihli ve 18-118 sayılı),</p>

<p>Hatta suçun isabetli nitelendirildiği kimi dosyalarda aleyhe temyiz talebi bulunmadığı için artık eleştiriye konu olabilecek bir aykırılığın, zamanaşımının hesabında, infazda ve sair hâllerde dikkate alınmayacağı gerekçesine dayalı olarak hükmün bozulması lazım geldiği (27.09.2018 tarihli ve 1189-377 sayılı; 29.09.2015 tarihli ve 251-287 sayılı) sonucuna ulaştığı görülmekte ise de,</p>

<p>Suç vasfı tamamen değiştiği hâlde aleyhe temyiz bulunmaması sebebiyle eleştiri ile iktifa edilen kararlara da rastlanmaktadır. ( 21.09.2004 tarihli ve 144-170; 24.04.2012 tarihli ve 354-167 sayılı)</p>

<p>Ancak genel olarak uygulamanın, suçun niteliği dışında kalıp temel şekline göre daha ağır bir ceza öngören nitelikli hâllerin uygulanması gereken durumlarda; yol göstermek, uygulamada birliği sağlamak ve cezanın olası hukuki sonuçlarına işaret etmek amacıyla eleştiri ile yetinilerek aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hükmün onanması gerektiği yönünde kabul edildiği (CGK, 07.10.2008 tarihli ve 198–211, 03.04.2012 tarihli ve 353-129;20.11.2024 tarihli ve 607-359 sayılı) görülmektedir.</p>

<p>Netice itibarıyla Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki kararlarının istikrar kazandığını söylemek zor ise de genel uygulamadan ayrılmayı gerektiren güçlü ve haklı gerekçeler ortaya konulamamıştır.</p>

<p>Bu cümleden olarak;<br />
Temyiz sebepleri hem usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davasının kurucu unsurlarından birini teşkil eder hem de incelemenin sınırlarını belirler. Esas itibarıyla temyiz incelemesi, "yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında" yapılabilir.(CMK madde 301) Özellikle temyiz davasının münhasıran sanık lehine açıldığı bir durumda, bu kanuni prensipten sapılarak sanık aleyhine bir sonuca ulaşılmamalıdır. CMK'nın 301. maddesi, doğrudan temyiz incelemesine ilişkin bir muhakeme normu iken 307/5.madde, bozma sonrasına dair bir düzenlemedir. Bu hâliyle 301.maddenin, 307/5.maddeden önce nazara alınması gerektiği açıktır.</p>

<p>Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar (CMK madde302/2). Gerek maddi hukuka gerekse muhakeme hukukuna ilişkin olsun, hukuka aykırılık eğer "hükmü etkileyecek nitelikte" ise hükmün bozulmasını gerektirir. Netice itibarıyla hükmü etkilemeyecek bir hukuka aykırılığın bozma sebebi yapılması, hem CMK'nın 302/2.maddesine aykırı olacak, hem mahkemelerin abesle iştigal etmemesi gereğine, hem Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasındaki "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." şeklindeki emre, hem Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde öngörülen "makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun yargılanmak" hakkına, hem de usul ekonomisine muhalefet teşkil edecektir.</p>

<p>Ceza Kanununun da kabul ettiği teoriye göre suç; kanuni tipe uygun hukuka aykırı haksızlığı ifade eder. Tanıma göre her suç temelde şahsi ya da kamusal bir hakkı ihlal ettiği için bir haksızlık oluşturur. Ancak her haksızlığı suç olarak cezalandırmamak da haklı mülahazalara istinaden tercih edilen suç ve ceza politikasının sonuçlarından biridir. Aynı gerekçelere ilaveten yoğun iş yükü gibi mecburiyetlerin de tesiri ve daha ağır hukuki sorunlara daha fazla eğilebilme amacıyla nispeten hafif ceza öngören veya hafif ceza ile sonuçlanan davalara ilişkin hükümler için kanun yolu denetimi imkanı tanınmamıştır.(CMK madde 272/3) Keza nispeten hafif ceza öngören suçlar bakımından yargılama ve kanun yollarına dair temel ve genel ilkelerden tavizler içeren pratik kurum ve usuller öngörülmüştür. (CMK madde 250, 251) Yine ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin azımsanamayacak bir bölümü istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemelerinin kararlarıyla kesinleşmektedir.(CMK madde 286/2)</p>

<p>Görüldüğü üzere, ceza yargılama sistemi iş bu filtreleme mekanizmalarında temel ve belirleyici kriter olarak; suç adını, vasfını veya niteliğini değil ve fakat doğrudan normun öngördüğü ya da verilen netice ceza miktarını esas almıştır. Bu sistemin, kesinlik sınırında kalan ve/veya istinaf mahkemesinin kararıyla kesinleşen hükümlerin de, sübut, vasıf ve ceza miktarı itibarıyla hukuka uygun olduğunu varsayan bir kabule dayandığında şüphe yoktur. Esasen ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmak olsa da mutlak hakikatin ortaya çıktığı hâllerde olağanüstü kanun yolları kabul edilmiştir.(CMK madde 308-323) Kanun vazıının, kanun yollarına etkin başvuru hakkına, hatalı uygulamaların düzeltilmesine nazaran üstünlük tanıdığı da görülür. (CMK madde 307/5)</p>

<p>Sonuç olarak, suç vasfının isabetle belirlenmesinin kamu düzenini de ilgilendiren görevli mahkemenin tayininde dikkate alınacak olması, yasal düzenlemelerin ülke genelinde farklı yorumlanması ve uygulanmasının önüne geçilmesi gerekçeleri ile aleyhe temyiz talebi bulunmasa dahi ceza süresi yönünden kazanılmış hakkın korunması kaydıyla niteliğin/vasfın doğru tayin edilmesi yönünden hükmün bozulmasına karar verilmelidir. Aksinin kabulü, suç niteliğinin belirlenmesinde serbest değerlendirme yetkisi bulunan yerel mahkemelerin direnme hakkını da elinden alabilecektir. Ancak vasfın isabetli belirlendiği ahvalde temyiz edenin sıfatı dikkate alınıp davayı makul sürede bitirme ilkesi de gözetilerek vasfı değiştirmeyen bir nitelikli hâlin uygulanmama gerekçesine dayalı olarak bozma kararı verilmemelidir. Eleştiriye konu olacak bu hususun sonradan her zaman dikkate alınması mümkündür. (CGK, 08.03.2023 tarihli ve 73-142 sayılı) Suçun niteliği/vasfı dışında kalıp temel şekline göre daha ağır bir ceza öngören ağırlaştırıcı nedenlerin/nitelikli hâllerin uygulanmadığı durumlarda ise, yol göstermek, uygulamada birliği sağlamak ve cezanın olası hukuki sonuçlarına işaret etmek amacıyla eleştiri ile yetinilerek aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hüküm onanmalıdır. Nitekim yukarıda bahsi geçen ayrıksı kararların haricinde süregelen uygulama da bu yöndedir. (CGK, 07.10.2008 tarihli ve 198–211, 03.04.2012 tarihli ve 353-129;20.11.2024 tarihli ve 607-359 sayılı)</p>

<p>B. Açıklamalar Işığında Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde<br />
Nitelikli hırsızlık suçundan suça sürüklenen çocuğun TCK’nın 142/2-h, 145, 31/3, 62... . maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece; "Sanık hakkında koşulları oluştuğu hâlde TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması," gerekçesiyle ve hükmün yalnızca suça sürüklenen çocuk lehine temyiz edilmiş olması nedeniyle ceza miktarındaki kazanılmış hakkın saklı tutulması koşuluyla bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hırsızlık suçu bakımından doğrudan ve müstakil bir suç tanımı yapmayan TCK’nın 143. maddesinin; hırsızlık suçunun gece vakti işlenmiş olmasını, hem 141. maddede düzenlenen basit hırsızlık hem de 142. maddede sayılan nitelikli hırsızlık suçları bakımından, cezayı artıran bir müşterek nitelikli hâl olduğunda şüphe bulunmamasına nazaran, aynı suç ve suç vasfı kapsamında değerlendirilip aleyhe temyiz de bulunmayan olayda başkaca bir hukuka aykırılık içermeyen hükmün eleştirilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 08.10.2024 tarihli ve 6151-13977 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Sakarya Çocuk Mahkemesinin 14.09.2021 tarihli ve 196-363 sayılı hükmünün "Suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümde koşulları oluşmasına rağmen TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe yönelen temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisi ile ONANMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="60810"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ON İKİ YIL SONRA GELEN CEVAP: ALEYHE TEMYİZ YOKKEN EKSİK CEZA BOZMA NEDENİ DEĞİL, ELEŞTİRİ KONUSUDUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/on-iki-yil-sonra-gelen-cevap-aleyhe-temyiz-yokken-eksik-ceza-bozma-nedeni-degil-elestiri-konusudur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/on-iki-yil-sonra-gelen-cevap-aleyhe-temyiz-yokken-eksik-ceza-bozma-nedeni-degil-elestiri-konusudur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>22 Ekim 2014 gecesi Sakarya'da bir okul kantininin kapısı zorlanıyor. İçeriden alınan şey bozuk para. Failler çocuk; biri yaşı nedeniyle ayrı yargılanıyor. Dosya buradan başlıyor ve Yargıtay'a dört kez gidip geliyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu</a> bu dosyayı 1 Nisan 2026'da karara bağladığında tartışılan mesele artık kantin de, bozuk para da değildi. Hükümde yazmayan tek bir ibare vardı ortada: gece vakti. Mahkeme, TCK'nın 143. maddesindeki yarı oranındaki artırımı uygulamamış, yani cezayı olması gerekenden <strong>eksik</strong> belirlemişti. Hükmü ise yalnızca suça sürüklenen çocuk ve müdafii temyiz etmişti.</p>

<p>Soru şu: aleyhe temyiz yokken, sanık lehine sonuç doğurmuş bir eksiklik yüzünden hüküm bozulur mu?</p>

<p><strong>II. ÜÇ BOZMA, İKİ FARKLI CEZA, BİR EKSİK ARTIRIM</strong></p>

<p>Sakarya Çocuk Mahkemesi 29.09.2015 tarihli ilk hükmünde çocuğu TCK'nın 142/2-h, 143, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 14 ay hapisle cezalandırdı. Bu hüküm, Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 17.03.2020 tarihinde bozuldu: suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı gözetilmeksizin çocuğun savunması istinabe suretiyle alınmıştı.</p>

<p>Bozmaya uyularak kurulan ikinci hüküm de dayanmadı. Bu kez Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 05.04.2021 tarihinde, çocuğa zorunlu müdafi atanmamış olması nedeniyle bozdu.</p>

<p>Yargılamanın sonunda mahkeme 14.09.2021 tarihinde üçüncü hükmünü kurdu: TCK'nın 142/2-h, 145, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis, erteleme ve denetim süresi. Malın değerinin azlığı devreye girmiş (TCK m. 145), gece vakti artırımı ise hükümden düşmüştü.</p>

<p>Dosyayı 08.10.2024'te inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi bunu isabetsiz buldu. Daire, CD izleme tutanağındaki güvenlik kamerası kaydında suç saatinin 21.41 olarak belirtilmesine ve inceleme dışı sanığın soruşturmada eylemi "21.00 sıralarında" gerçekleştirdiklerini söylemesine dayanarak, TCK'nın 143. maddesinin uygulanması gerektiğini belirtti ve hükmü — kazanılmış hakkın korunması kaydıyla — bozdu. TCK'nın 6/1-e maddesine göre gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp doğmasından bir saat öncesine kadar süren zaman dilimidir; ekim ayının sonunda saat 21.41 bu tanımın içindedir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2025 tarihinde itiraz etti. Görüşü kısaydı: hükmü yalnız çocuk ve müdafii temyiz etmiş, suçun vasfına ilişkin bir uyuşmazlık ve aleyhe temyiz bulunmadığına göre, başkaca hukuka aykırılık içermeyen hüküm eleştirilerek onanmalıydı.</p>

<p><strong>III. "KAZANILMIŞ HAK SAKLI" KAYDININ ÖDETTİĞİ BEDEL</strong></p>

<p>Bozma kararına ilk bakışta itiraz edilecek bir yan yok gibi görünür. Daire zaten kazanılmış hakkı saklı tutmuştur; CMK'nın 307/5. maddesi uyarınca, hüküm yalnız sanık lehine temyiz edilmişse yeniden verilecek hüküm önceki cezadan ağır olamaz. Çocuğun cezası artmayacaktır.</p>

<p>Artmayacaktır ama dosya döner. Yeniden duruşma açılır, yeni hüküm kurulur, o hüküm de kendi kanun yolu denetiminden geçer. Suç tarihi 2014'tür ve dosya 2026'ya gelmiştir.</p>

<p>Kurul tam bu noktada, çoğu zaman gerekçelerde süs olarak durduğu düşünülen bir hükmü işlevsel biçimde kullanıyor: Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi sayar. Karar, hükmü etkilemeyecek bir aykırılığın bozma sebebi yapılmasını yalnızca CMK'nın 302/2. maddesine değil, aynı zamanda bu anayasal ödeve ve Anayasa'nın 36. maddesi ile Sözleşme'nin 6. maddesindeki makul sürede yargılanma hakkına aykırı görüyor.</p>

<p>Buna bir de sıralama ekleniyor. CMK'nın 301. maddesi Yargıtay'ın incelemesini temyiz başvurusunda belirtilen hususlarla sınırlar; 307/5 ise bozmadan sonrasını düzenler. Kurulun ifadesiyle 301. madde, 307/5'ten önce nazara alınmalıdır. Yani mesele, "bozarsak ceza artar mı" sorusundan önce, "lehe açılmış bir temyiz davasında sanık aleyhine bir sonuca hiç varılmalı mı" sorusudur.</p>

<p><strong>IV. ÇİZGİ NEREDEN GEÇİYOR: VASIF MI, NİTELİKLİ HÂL Mİ</strong></p>

<p>Kurulun kabulü iki ayaklı.</p>

<p>Birinci ayak, aleyhe değiştirme yasağının kapsamı. Karar, CMK'nın 307/5. maddesinin gerekçesindeki "Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadesini esas alıyor. Yasak, cezanın nev'i ve miktarı bakımından teminat sağlar; suç vasfını kapsamaz. İstinaf yolunda CMK'nın 283. maddesi de aynı sınırı çizer.</p>

<p>İkinci ayak, Yargıtay'ın ıslah yetkisinin darlığı. CMK'nın 303. maddesi sayılı hâllerde hükmün düzeltilerek onanmasına imkân verir; (c) bendi ise yalnızca "suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise" işler. Temyiz mercii, yerel mahkemenin belirlediği vasfı beğenmediği için hükmü ıslah edemez. Kurulun kendi cümlesiyle:</p>

<p><i>"mahkemesince hatalı olarak belirlenen suç vasfı, ne ıslah edilebilir (CMK madde 303) ne de aleyhe değiştirmeme mecburiyeti (CMK madde 307/5) kapsamında değerlendirilebilir."</i></p>

<p>Buradan çıkan sonuç iki yönlü işliyor. Suç vasfı yanlış belirlenmişse, aleyhe temyiz olmasa dahi hüküm bozulur; çünkü vasıf görevli mahkemenin tayinini etkiler, ülke genelinde farklı uygulamaların önüne geçilmesi gerekir ve aksi kabul yerel mahkemenin direnme hakkını elinden alır. Ceza miktarı yönünden kazanılmış hak yine korunur.</p>

<p>Vasfı değiştirmeyen bir nitelikli hâl uygulanmamışsa, bozma yoluna gidilmez.</p>

<p>Hangi hâlin vasfı değiştirdiğini belirlerken karar, TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesine tutunuyor: "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır." Kurul buradan, nitelikli hâllerin kural olarak müstakil bir suç adı doğurmadığı sonucunu çıkarıyor. İstisnası, tipikliğe uygun eylemin bağımsız yaptırımı olan ayrı bir suç hâline getirildiği durumlar — kasten öldürme ile nitelikli kasten öldürme (TCK m. 81, 82) ilişkisi gibi.</p>

<p>TCK'nın 143. maddesi bu istisnaya girmiyor. Madde hırsızlık için bağımsız bir suç tanımı yapmaz; hem basit hırsızlık (m. 141) hem nitelikli hırsızlık (m. 142) bakımından cezayı yarı oranında artıran müşterek bir nitelikli hâldir. Vasıf değişmediğine göre, eleştiri ile yetinilecektir.</p>

<p><strong>V. KURULUN KENDİ İÇTİHADI HAKKINDAKİ DÜRÜST CÜMLESİ</strong></p>

<p>Kararın alışılmadık yanı, gerekçenin bir yerinde Kurulun kendi geçmişiyle hesaplaşmayı tercih etmesi. Metin, aynı sorunun daha önce iki farklı yönde çözüldüğünü açıkça yazıyor: kimi kararlarda, aleyhe temyiz bulunmadığı için eleştiriye kalan aykırılığın zamanaşımı hesabında ve infazda dikkate alınmayacağı gerekçesiyle bozma yoluna gidilmiş; kimi kararlarda ise suç vasfı tümüyle değiştiği hâlde eleştiriyle yetinilmiş. Kurul bu iki hattın örneği olarak kendi kararlarının künyelerini sıralıyor ve şu tespiti yapıyor:</p>

<p><i>"Netice itibarıyla Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki kararlarının istikrar kazandığını söylemek zor ise de genel uygulamadan ayrılmayı gerektiren güçlü ve haklı gerekçeler ortaya konulamamıştır."</i></p>

<p>Yüksek mahkemenin kendi içtihadının istikrarsızlığını kabul edip yine de baskın uygulamayı sürdürmesi, sonucu değiştirmese de gerekçeyi kırılgan bırakıyor. Kanaatimizce burada tartışmayı bitiren asıl unsur, kararın devamındaki ölçüt: ceza muhakemesi sisteminin kanun yolu filtrelerinde esas aldığı kriter suçun adı değil, ceza miktarıdır. CMK'nın 272/3 ve 286/2. maddeleri istinaf ve temyiz sınırlarını miktara bağlar; sistem, bu sınırlarda kesinleşen hükümlerin sübut, vasıf ve miktar bakımından hukuka uygun olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Aynı sistemde, cezayı artıracak bir artırımın uygulanmamasını tek başına bozma sebebi saymak tutarsız olurdu.</p>

<p>Karar oy çokluğuyla alınmış; dört üye Başsavcılık itirazının reddi, yani bozmanın yerinde olduğu yönünde oy kullanmış. Karşı oyun gerekçesi metne yansımamış. Yansımış olsaydı muhtemelen çoğunluğun bizzat andığı endişeye dayanacaktı: eleştiriyle onanan hükümde eksik kalan artırım, zamanaşımı hesabında ve infazda hiçbir sonuç doğurmaz; hüküm o eksik hâliyle kesinleşir. Bu endişe gerçektir. Ne var ki eksikliğin muhatabı sanık lehinedir ve düzeltilmesi ancak sanığın durumunu ağırlaştırarak mümkündür. On iki yıl süren bir dosyada bu bedeli ödetmek, korunan yarara göre ağır kalır.</p>

<p><strong>VI. DOSYAYA NASIL YANSIR</strong></p>

<p>Karar, savunma bakımından somut bir kullanım alanı açıyor.</p>

<p>Yalnız sanık lehine açılmış temyiz davasında Dairenin re'sen saptadığı ve sanık lehine olan bir eksikliği bozma nedeni yapması hâlinde, CMK'nın 308. maddesindeki Başsavcılık itirazı yolu işletilebilir; bu karar itirazın dayanağıdır. İncelenen dosyada da sonucu değiştiren adım budur.</p>

<p>Ayrım testi tek soruya indirgenebilir: uygulanmayan norm, bağımsız yaptırımı olan ayrı bir suç mu yaratıyor, yoksa temel suça bağlı bir artırım mı? Birinci ihtimalde bozma beklenmelidir, ikincisinde eleştiri. Hırsızlıkta 143. madde ikinci gruptadır.</p>

<p>Eleştirili onamanın pratik sonucu, hükmün eksik ceza üzerinden kesinleşmesidir. İnfaz bu miktar üzerinden yürür; eleştiri, hüküm fıkrasına eklenen bir uyarıdır, cezayı değiştirmez.</p>

<p>Karar aynı zamanda temyiz dilekçesinin yazımı bakımından da okunmalıdır. CMK'nın 301. maddesi incelemeyi başvuruda belirtilen hususlarla sınırladığına göre, sanık müdafiinin dilekçede saydığı aykırılıklar yalnız bozma ihtimalini değil, incelemenin çerçevesini de belirler. Uygulamada zaman zaman "hükmün tüm yönleriyle incelenmesi" talebiyle yetinilen dilekçelerin, bu çerçeveyi sanık aleyhine genişletme riski taşıdığı gözden kaçırılmamalıdır. Kurulun 301. maddeyi 307/5'ten önce sıraya koyması, bu riski daraltan bir yorumdur.</p>

<p>Bozmanın sanık lehine görünüp fiilen aleyhe sonuç verdiği hâller de vardır. Erteleme kararı verilmiş, denetim süresi işlemeye başlamış bir dosyanın yeniden derece mahkemesine dönmesi, hükmün kesinleşmesini ve denetim süresinin tamamlanmasını yıllarca öteler. İncelenen dosyada 14.09.2021 tarihli hükümde erteleme ve denetim süresi belirlenmişti; bozma ayakta kalsaydı, çocuk 2014 tarihli bir fiil nedeniyle 2026'dan sonra da yargılanmaya devam edecekti.</p>

<p>Çocuk dosyaları bakımından bir güncelleme notu düşmek gerekiyor: 8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle TCK'nın 31. maddesine eklenen dördüncü fıkra, on beş yaşını doldurmuş çocuklar hakkında yaş indiriminin uygulanmamasına imkân tanıyor. Ancak bu düzenleme yalnızca kasten öldürme (m. 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m. 87/2 ve 4) suçları için geçerlidir; hırsızlık dosyalarında 31. maddenin üçüncü fıkrasındaki üçte bir indirimi aynen uygulanmaya devam eder. Sanık aleyhine olduğundan, yürürlük tarihinden önceki fiillere de uygulanamaz.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu</a>, Başsavcılık itirazını kabul ederek Özel Daire bozma kararını kaldırdı ve yerel mahkeme hükmünü, "koşulları oluşmasına rağmen TCK'nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe yönelen temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisiyle onadı.</p>

<p>Kararın uygulamadaki değeri, aleyhe değiştirme yasağının sınırını net bir yere oturtmasında. Yasak, cezanın türü ve miktarı için mutlak bir teminat sağlar; suç vasfını kapsamaz. Vasıf hatası, aleyhe temyiz olmasa da bozulur. Vasfı değiştirmeyen bir artırımın atlanması ise, sanık aleyhine temyiz yoksa, hükmü on yıllar süren bir döngüye sokmaya değmez.</p>

<p>Kurulun kendi ifadesiyle "istikrar kazandığını söylemek zor" olan bir alanda, en azından ölçütün adı konulmuş oldu.</p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025298-e-2026196-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/298, K. 2026/196, T. 01.04.2026</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 6/1-e, 31, 43, 141, 142, 143, 145 (mevzuat.gov.tr güncel metin)</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 272, 283, 286, 301, 302, 303, 307, 308 (mevzuat.gov.tr güncel metin)</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">· 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 8</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36, 141</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun m. 2 (TCK m. 31'e eklenen dördüncü fıkra)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/on-iki-yil-sonra-gelen-cevap-aleyhe-temyiz-yokken-eksik-ceza-bozma-nedeni-degil-elestiri-konusudur-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/tokamaksks.jpg" type="image/jpeg" length="76992"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zekanın Sahte İçtihat Üretmesi ve Bu İçtihatların Kullanılmasından Doğan Sorumluluk]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapay-zekanin-sahte-ictihat-uretmesi-ve-bu-ictihatlarin-kullanilmasindan-dogan-sorumluluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zekanin-sahte-ictihat-uretmesi-ve-bu-ictihatlarin-kullanilmasindan-dogan-sorumluluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Yapay zekanın her alanda kullanımı yaygınlaşmış, hukuk da bundan yoğun biçimde etkilenmiştir. Gerek vatandaşlar gerekse hukukçuların yapay zeka araçlarını kullanarak içtihat yahut hukuki bilgi araması da olağan hale gelmiştir. Yapay zekanın ürettiği hukuki cevapların doğruluğu ise pekala şüphelidir. Evvela yapay zekanın internetin surface web kısmını tarayarak oluşturduğu çıktıların doğruluğu kendi içerisinde teyide muhtaçtır. Çünkü teyitsiz biçimde, internet üzerinde bulduğu açık erişim bilgilerden bir çıktı üretmektedir. Esas sorun ise çıktıların gerçek kaynaklara dayanıp dayanmadığı meselesidir. Bu yazıda, bizzat yaşadığım bir örnek üzerinden, bu esas soruna ve bu sorundan kaynaklı sorumluluk durumlarına değineceğim.</p>

<p><strong>A) Yapay Zekanın Sahte İçtihat Üretmesi <i>(Halüsinasyon) </i></strong></p>

<p>Şahsi kanaatim, ücretli hukuk yapay zeka yazılımlarının dahi spesifik bir konuda, kendi veri tabanından nokta atışı içtihat bulabilmenin çok uzağında olduğudur. Hukukçular için kullanıma sunulanlar değil, genel kullanıma sunulan ve internetin açık erişim kısmını tarayan yapay zeka araçları ise yetersizliğin ötesinde, hayali içtihatlar üretmektedir. Kamuoyuna yansıyan <i>‘bir avukatın yapay zekanın ürettiği sahte içtihadı kullandığı için hakkında soruşturma başlatılması’</i> haberi herkesin malumudur. Benim bir yapay zeka aracına, gösterdiği içtihadın kaynağını sormam üzerine aldığım cevap ise şu oldu:</p>

<p>Yapay zeka yazılımın özünde surface web’i tarayarak, zaten internette mevcut içerikleri kullanıcıya ulaştırması gerekmesine rağmen kendiliğinden içtihat yaratmaya girişmesi büyük bir problemdir. Bu durum aslında yeni de değildir ve ABD’de daha önceden gerçekleşen ve yargıya konu olan vakalar bulunmaktadır. Bunlardan bilinen bir tanesi, MATA v. Avianca Inc davasıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Bu davada ChatGPT hayal ürünü içtihatlar üretmiş ve avukatlar bunları yargı süreçleri içerisinde kullanmış, mesleki denetim yükümlülüklerini ihlal ettikleri için de hakim tarafından idari para cezasına mahkum edilmişlerdir. Bu tuzağa düşen yalnızca avukatlar da olmamıştır. ABD’de savcılar da yapay zekanın ürettiği sahte hukuki bilgiler yüzünden çeşitli soruşturmalara maruz kalmıştır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>B) Sahte İçtihattan, Yapay Zeka Yazılımını İşleten Şirket Sorumlu Tutulabilir Mi?</strong></p>

<p><strong>1) Cezai Sorumluluğa Dair Kanun Boşluğu </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İçtihat uydurmanın nedeni, yapay zeka araçlarının algoritmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde ise <i>‘yapay zeka gerçek bilgi talebine yönelik hayali bilgi üretemez’</i> gibi yasaklar ve bu yasakların müeyyidelerini içeren bir mevzuat yoktur. Aslına bakılırsa yapay zeka ile ilgili spesifik bir mevzuatımız yoktur. Dolayısıyla ülkemizde yapay zeka yazılımların çalışma şekilleri, test edilmeleri ve sair durumlara yönelik spesifik normatif çerçeveler çizilmemiştir. Haliyle bu <i>olmayan</i> normatif çerçevelerin ihlaline dair kabahat-suç noktasında cezai sorumluluğa da gidilememektedir.</p>

<p>2024 yılında Avrupa Konseyi Yapay Zeka Sözleşmesi<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> <i>(Council of Europe Framework Convention on Artificial Intelligence and Human Rights, Democracy and the Rule of Law)</i> imzaya açılmıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> İlgili sözleşmenin 8. maddesi ise devletlere yapay zeka teknolojilerine yönelik denetim ve gözetim yükümlülüğü getirmektedir. Yine 12, 13 ve 16. maddelerde, yapay zeka teknolojilerinin ve ortaya koyduğu çıktıların güvenilirliğini sağlamak için gerekli standartların ve testlerin getirilmesi şart koşulmaktadır. Ülkemizde bu yönde hazırlanmış 2024 tarihli bir kanun teklifi<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> ve Siber Güvenlik Kanunu’na bu yönde bir madde eklemeyi hedefleyen 2025 tarihli makul bir kanun teklifi<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> bulunmakla birlikte teklifler kanunlaşmamıştır.</p>

<p>Bu yönde ayrık bir mevzuat olmadığı için oluşabilecek suçlar, kanunilik ilkesi gereğince mevcut suçlardır. Fakat yapay zeka araçlarının algoritmasından sorumlu olanların, ihmali veya icrai hareketlerinde mevcut suçlara yönelik kastlarının ispatlanabilmesi çok zordur. Kaldı ki bu tür hizmetlerin kullanım şartlarında ‘sorumluluk reddine-tavsiye olmadığına-yanlış olabileceğine’ dair beyanların bulunması da bu noktada sorumluluğun önünde çoğu durumda engel vaziyettedir. Gerekli testlerin yapılmasının kasten ihmali durumundan kaynaklı oluşabilecek neticeler yönünden de ‘testlerin normatif belirsizliği’ sebebiyle, sorumluluğun belirlenmesinde büyük problemler doğması mümkündür.</p>

<p><strong>2) Hukuki Sorumluluk</strong></p>

<p><strong>a) Emsal Davalar</strong></p>

<p>Dünyada yapay zekanın ürettiği sahte içtihatlardan kaynaklı hukuki sorumluluk meselesi tartışmalıdır ve bu yöndeki davalar da günceldir. Örneğin OpenAI, sahte içtihatlar yüzünden dava edilmiştir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Almanya’da yerel bir mahkeme, Google’ın yapay zekanın ürettiği sahte bilgilerden dolayı hukuken sorumlu olduğuna karar vermiştir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Bu konudaki en ilginç örnek, ChatGPT’nin bir kullanıcısına sahte içtihatlardan oluşan bir hukuki tavsiye listesi vermesi ve avukatını kovarak, bu listeyi uygulamasını tavsiye etmesi üzere ABD’de açılan tazminat davasıdır. Kullanıcı bu yanlış bilgiler nedeniyle avukatına değil yapay zekaya güvenmiş ve sahte bilgi-içtihatlar yüzünden kaybettiği davada yüzbinlerce dolarlık zarara uğramıştır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p>Sanıyorum yakın zamanda Türkiye’de de yapay zekanın ürettiği sahte içtihatlar yüzünden kaybedilen davaları göreceğiz. Hatta bu sebeple avukatların ya da doğrudan yapay zeka şirketlerinin dava edildiğini de göreceğiz. Yukarıda bahsettiğim ChatGPT davasına yönelik Kahana, Stanford Hukuk’taki yazısında <i>‘‘Nippon Life davası, mahkemeleri ve düzenleyicileri yapay zekaya dayalı hukuki uygulamalar için güvenli bir liman tanımlamaya zorlayacak gibi görünüyor.’’</i> diyor.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Ben de Türkiye için bu tür regülasyonların yakın zamanda yürürlüğe gireceğine inanıyorum.</p>

<p><strong>b) Türk Hukukuna Göre Sorumluluk</strong></p>

<p>Yapay zeka araçları genel olarak çıktılarına dair sorumluluk reddinde bulunur. Hukuki sorumluluk noktasında ise TBK md. 115, ağır kusuru sorumluluk reddinin istisnası olarak getirmiştir. Dolayısıyla ağır kusurdan dahi sorumsuzluğu içeren bir sözleşme/genel işlem-hizmet şartı geçersiz olacaktır. Bu noktada Google’ın genel işlem şartlarında da ‘ağır kusurdan sorumluyuz’ gibi beyanlar mevcuttur.</p>

<p>Yapay zekanın uydurma bir içtihat üretmesine ve bunu kullanıcıya gerçekmiş gibi sunmasına izin veren algoritmayı kullanıma sunmanın ağır bir kusur teşkil edip etmediği ise şüphelidir. Zira yukarıda da ifade edildiği üzere bu alanda yapılması gerekenler normatif olarak belli değildir. Model ajan gibi ölçütlerle, gerçekleştirilen mevcut test ve denetimlerin piyasadaki genel şartlara uyumu değerlendirilebilir ise de sorun zaten çoğu yapay zeka aracının tüm testlere rağmen bu tür hayali sonuçlar üretiyor olmasıdır.</p>

<p>Netice olarak, sahte içtihat üretmenin önüne geçebilecek önlemleri almamış veya alamamış olmak ağır kusurdur denilebilirse, bu noktada yapay zekayı işleten gerçek/tüzel kişinin tazminat sorumluluğuna gidilmesi mümkündür. Ancak burada belirli standartların olmaması ve zaten testler-denetim için yapılan ciddi çalışmaların mevcudiyeti, tazminat sorumluluğu bakımından problem doğurabilir gibi görünmektedir.</p>

<p><strong>C) Sahte İçtihadı Kullanan Avukatın Cezai Sorumluluğu</strong></p>

<p><strong>1) Resmi Belgede Sahtecilik Suçu</strong></p>

<p>Avukatların TCK bağlamında her daim kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır. <a href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-guveni-kotuye-kullanma-sucundan-cezalandirilmasi-istemi-avukatin-eyleminin-zimmet-sucu-kapsaminda-degerlendirilmesi" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ünlü 2021/43 E. 2021/287 K. sayılı içtihadı</a>nda da kanunilik ilkesi çerçevesinde benzer bir yorum yer almakta ve kamu gücü kıstası gibi unsurlar getirilerek, zimmet suçunda avukatın her daim fail sıfatını taşımayacağı belirtilmektedir. Ancak Yargıtay’ın, resmi belge sahtecilik suçunda avukatı kamu görevlisi ve düzenlediği belgeleri de görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge saydığı, avukatı da resmi belgede sahtecilik suçundan mahkum ettiği kararları mevcuttur. <i>(9. CD 2020/731 E. 2021/2802 K.)</i></p>

<p>Eğer 9. Ceza Dairesi’nin yorumu benimsenir ise yapay zekanın ürettiği sahte içtihadı dilekçesine koyan avukatın fail sıfatını taşıdığı, belgenin de fikri sahtecilik bağlamında suçun konusu kapsamına girdiği söylenebilecektir. Buradaki tartışılması gereken konu, avukatın <i>‘kararın sahte olduğunu bilmiyorum ve sahte bir karar kullanmak istemiyorum ama olursa da olsun, kontrol etmiyorum’</i> <i>(olası kast)</i> diye düşünmesi durumudur. Zira çoğunlukla gerçekleşebilecek olan budur. Fakat bu noktada da bu suçun olası kastla işlenip işlenemeyeceği tartışmaları devreye girecektir. Doğrudan kast şartı veya sahtecilik saiki aranacaksa, bu noktada yapay zekanın ürettiği sahte içtihadın doğruluğunu kontrol etmeyen avukatın bu suçtan dolayı sorumluluğu doğmayacaktır. Bu konuda çok sayıda farklı görüş olduğu için bu konu üzerinde daha fazla durmayacağım.</p>

<p>Kanaatimce TCK md. 6’daki kamu görevlisi tanımı, Anayasa md. 13 ve 38’e aykırıdır ve iptali gerekmektedir. Zira fazlasıyla sentezci metotta kaleme alınmıştır. TCK’da bu yönde bir kural olmasa da Fransız Ceza Kanunu’nun 111-4. maddesinde <i>‘la loi penale est d'interpretation stricte’</i> şeklinde bir cümle mevcuttur. Bu cümle ceza hukukunun en temel ilkesini dile getirmektedir. Bu ilke ceza hukukunun sıkı/dar yoruma tabi tutulacağı ilkesidir. Öyleyse kanaatimce kanunilik ilkesine aykırı bir norm olmakla birlikte, TCK md. 6’nın da sıkı biçimde yorumlanması şarttır. Sıkı bir yorum neticesinde de kanaatimce memur statüsünde olmayan ve idare hukukuna göre de kamu görevlisi olarak kabul edilmeyen bir avukatın, salt yargı görevi yapan statüsünde olduğu için kamu görevlisi olarak kabul edilmemesi gerekir.</p>

<p>İkinci olarak, kanaatimce avukat dilekçeleri ‘fikri sahtecilik bağlamında’ normun koruma amacı içerisine de girmemektedir. Avukat dilekçesinde bir kamu gücü kullanımı yoktur ve sahtecilik suçlarında korunan bir hukuki değer olarak ‘belgenin gerçekliğine güven-kamu güveni’ söz konusu değildir. Avukat yargılamada gerçeğin ağzı değildir. Dilekçesine yazdıkları üzerine peşinen hüküm verilmemekte, hüküm hakimin tarafları karşılıklı olarak test etmesi yani dilekçe içeriğindeki beyanların gerçekliğini kontrol etmesi sonucu verilmektedir. Dolayısıyla avukatın dilekçesinde, gerçekte olmayan bir içtihadı kullanarak fikri sahtecilik gerçekleştirmesi, kanaatimce bu suçu oluşturmayacaktır.</p>

<p><strong>2) Görevi Kötüye Kullanma Suçu</strong></p>

<p>Her ne kadar ilgili normun TCK md. 5 ile birlikte ilga edildiği yönünde içtihatlar var ise de<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> kanımca yürürlükte olan Avukatlık Kanunu’nun 62. maddesi <i>‘Bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.’</i> demektedir. Yargıtay kararları ise avukatları doğrudan TCK md. 257’deki görevi kötüye kullanma suçunun faili saymaktadır.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari" rel="dofollow">[12]</a> Öyleyse avukatların görevi kötüye kullanma suçunun faili olabileceğini söylemek gerekir.</p>

<p>Kanaatimce görevi kötüye kullanma suçunun olası kastla işlenmesi mümkündür zira suç normunda doğrudan kastı gerekli kılacak özel bir vurgu yoktur.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Öyleyse sahte içtihadı kontrol etmeden ‘olursa olsun kabullenişiyle’ kullanan bir avukatın da bu suçtan sorumluluğu doğabilir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Suçun cezalandırılması için ise mağduriyet-zarar şartı mevcuttur. Dolayısıyla dilekçeden bir mağduriyet-zarar doğmaması durumunda avukat, cezalandırılmayacaktır. Sahte içtihada dayalı olarak aleyhe bir karar verildiğinde ise pekala zarar-mağduriyet oluşacaktır.</p>

<p><strong>D)</strong> <strong>Hukuk ve Tıp Alanlarında Yapay Zeka Kullanımı Kanunen Sınırlandırılmalı veya Bu Alanlarda Düzenlemeye Gidilmelidir</strong></p>

<p>Hukuk ve tıp gibi yanlış bilginin sonuçlarının ağır olabileceği alanlarda, genel kullanım amaçlı yazılımların kullanılmasının yasaklaması ve sorumlulukları tam olan, yalnızca bu alanlarda hizmet veren ve kendi özel mevzuatları bulunan yapay zeka yazılımların meşru kılınması gerekmektedir. Bu gerekliliğin pek çok sebebi vardır. Nasıl ki yetkisiz hekimlik ve yetkisiz avukatlık birer suçsa ve bu suçla korunan hukuki değerlerden biri de vatandaşların haklarının doğru kişilerden hizmet alarak korunmasıysa, yapay zeka hizmetleri için de benzer düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Normal insanlar ve hatta yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı üzere hukuk profesyonelleri bile yapay zekanın yanlış bilgi üretmesi sebebiyle hataya düşebilmektedir. Yapay zeka insanları profesyonellere gerek kalmadan doğru bilgiye erişebilecekleri noktasında teşvik etmekte, profesyonelleri ise emek sarf etmeden sonuca ulaşabilecekleri hayaliyle doldurmaktadır. Ancak bu tür yazılımların gerekli öz denetimi sağlayacak özellikten yoksun kişilerce kullanımı, bunların hem kendilerine hem de çevrelerine yönelik ağır zararlar vermelerine sebep olabilmektedir. Zira tıp insan sağlığı, hukuk ise insanın maddi-manevi her halini etkileyen bir alandır.</p>

<p>Netice olarak, yapay zeka geliştiricileri ve işleticilerinin, ürünlerini gerek üretim gerekse piyasa ve son kullanıcıya sunarken hangi çerçeve kurallara uymaları veya hangi testleri yapmaları gerektiği konusu düzenlenmeye muhtaç bir alandır. Bu noktada genel hükümlerden kaynaklı bir ‘işin gerektirdiği özeni gösterme’ durumu söz konusu olmakla birlikte, buna rağmen bugün için yapay zekanın kolayca sahte içtihat üretebildiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla bu konudaki mevcut yapının yetersizliği ortadadır. Bu konuda yürürlüğe konulacak spesifik normlar ve bu normların ihlaline yönelik yaptırımlar gerekmektedir.</p>

<p>Cezalar ve kabahat yaptırımları noktasında kusur ilkesi ve kanunilik ilkesi gereğince, önce gerekli test-denetimlerin sınırları çizilmeli ve bilahare kasıtlı ihmallere yaptırım bağlanmalıdır. Hukuki sorumluluk noktasında da yine bu belirli sınırlar üzerinden ağır-hafif ihmal durumları tartışılabileceği için sınırların normatif olarak çizilmesi şarttır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://caselaw.findlaw.com/court/us-dis-crt-sd-new-yor/2335142.html</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> https://calmatters.org/economy/technology/2026/08/ai-prosecutor-errors/</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> https://rm.coe.int/1680afae3c</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Ülkemizde yürürlükte değildir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/WebOnergeMetni/e50ccc8a-ab90-45fa-a553-76b880c78fb8.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T2/WebOnergeMetni/5b8d2dc6-9dee-41e8-98c6-ee5b28ca9608.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> https://news.bloomberglaw.com/tech-and-telecom-law/openai-hit-with-first-defamation-suit-over-chatgpt-hallucination</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.wired.com/story/a-court-has-ruled-that-google-is-liable-for-false-statements-generated-by-ai-overviews/</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.legal.io/blog/5798485/OpenAI-Sued-for-Unauthorized-Practice-of-Law-via-ChatGPT</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> https://law.stanford.edu/2026/03/07/designed-to-cross-why-nippon-life-v-openai-is-a-product-liability-case/</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> 5. CD, E.2020/6051 E. 2021/2481 K. İçinde: Osman Gazi Ünal, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-guveni-kotuye-kullanma-sucundan-cezalandirilmasi-istemi-avukatin-eyleminin-zimmet-sucu-kapsaminda-degerlendirilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, E.2021/43, K.2021/287 Sayılı ve 17.06.2021 Tarihli Kararı</span></a><span style="color:#999999">nın Değerlendirilmesi: Avukatın Kamu Görevlisi Olarak Görülmesi Meselesi Üzerine Bir İnceleme, Karar İncelemeleri Dergisi, Cilt 1, Sayı 1-2, s. 77</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-2025918-e-202515138-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[12] 5. CD 2025/918 E. 2025/15138 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. Pınar Memiş Kartal, Görevi Kötüye Kullanma Suçu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 19, Sayı 2, s. 1389</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Aslında AVK md. 62’nin bir görünüşte açık ceza normu olduğu ve yalnızca yaptırım bakımından TCK md. 257’ye yollama yaptığı, suçun objektif unsuru bakımından özel hüküm teşkil ettiğini söylemek gerekir. Böyle olunca da ‘ihmali hareket açıkça tanımlanmadığında’ cezalandırılamayacağı için <i>(kanunilik)</i> avukatın ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçuna dair hukuken boşluk bulunduğunu yani böyle bir suçun işlenemeyeceğini söylemek gerekir. Ancak gerek doktrin gerekse uygulamada bu yorum kabul edilmemektedir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapay-zekanin-sahte-ictihat-uretmesi-ve-bu-ictihatlarin-kullanilmasindan-dogan-sorumluluk-1</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/yapay-zekas5.jpg" type="image/jpeg" length="65100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istihdami-koruma-destek-programi-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istihdami-koruma-destek-programi-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 28 Ağustos 2026 Tarihli ve 33354 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>İSTİHDAMI KORUMA DESTEK PROGRAMI UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 3/3/2026 tarihli ve 33185 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstihdamı Koruma Destek Programı Uygulama Yönetmeliğinin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 5- (1) Destek programı, 4447 sayılı Kanunun geçici 35 inci maddesinde belirlenen tarihler arasında korunan istihdama yönelik olarak yürütülür. Başvuruların alınması ve desteklerin ödenmesine ilişkin uygulama takvimi ya da esasları Bakanlık ve Başkanlık tarafından ilgisine göre ilan edilir.</p>

<p>(2) Destekler, Bakanlık tarafından belirlenecek referans dönemlerine ait ortalama aylık prim gün sayısını, altı aydan kısa olmamak kaydıyla Bakanlık tarafından belirlenecek koruma dönemlerinde aylık bazda koruyan işletmelere sağlanır. Ödeme talep edilen aydaki aylık prim gün sayısı, referans dönemi ortalama aylık prim gün sayısına eşit veya bunun üzerinde olması durumunda ilgili ayda istihdam korunmuş sayılır. Ayrıca, koruma döneminin başından itibaren ödeme talep edilen ay dahil dönemdeki ortalama aylık prim gün sayısının, referans döneminin ortalama aylık prim gün sayısına eşit veya bunun üzerinde olması durumunda, bu dönemdeki tüm aylarda istihdam seviyesi korunmuş sayılır. Bu fıkra kapsamındaki hesaplamalarda, ortalamanın küsuratlı çıkması durumunda virgülden sonrası dikkate alınmaz.</p>

<p>(3) Kısım C; 13- Tekstil Ürünlerinin İmalatı, 14- Giyim Eşyalarının İmalatı, 15- Deri ve İlgili Ürünlerin İmalatı, 31- Mobilya İmalatı, 32.99.02- Kot ve benzeri baskı düğmeleri, çıtçıtlar, düğmeler, fermuarlar ve benzeri imalatı (düğme formları ve fermuar parçaları dahil) NACE kodlarında faaliyet gösteren imalat sanayi işletmelerinin ikinci fıkradaki hesaba göre SGK işyeri sicil numarasındaki işkolu koduna göre bu kodlarla kayıtlı işyerleri esas alınarak istihdamını koruyanlara, korudukları döneme karşılık aylık otuz prim gün için 3.500 Türk lirası kıstelyevm esasına göre hesaplanacak tutarda destek sağlanır.</p>

<p>(4) İkinci fıkrada yer alan hesaba göre istihdamını koruyan işletmelere, bu fıkrada belirlenen şartlara uygun olarak ve istihdam maliyetlerine göre belirlenecek limitlerde kullanacakları krediler için destek sağlanabilir. Bu fıkra kapsamında kullanılabilecek kredi tutarı, işletmenin referans dönemine ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde beyan edilen destek kapsamı işyerleri bazında prime esas toplam kazanç tutarının aylık ortalamasının, koruma dönemindeki ay sayısının altıda biri ile çarpımı kadardır. Bakanlık tarafından belirlenecek teknik kriterlere uyan işletmeler için bu tutar bir kat artırımlı uygulanır. 29/5/2025 tarihli ve 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın 18 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca düzenlenen teşvik belgesine sahip işletmeler, teşvik belgesinde öngörülen ilave istihdam sayısının, programa başvuru yılının Ocak ayında geçerli olan brüt asgari ücretin altı katıyla çarpılması sonucu bulunan tutar kadar kredi kullanabilir. İşletme başına sağlanabilecek destek tutarı, başvuru tarihi sonrasında kullanılan azami altı ay anapara ödemesiz ve otuz altı aya kadar vadeli bir kredi için azami on beş destek puanına kadar karşılık gelen tutar ile sınırlıdır. 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 18 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca düzenlenen teşvik belgesine sahip işletmeler için, 1/6/2028 tarihine kadar tamamlama vizesinin yapılmış olması kaydıyla, tamamlama vizesi tarihini takip eden aydan itibaren altı aylık dönemdeki toplam SGK prim gün bildirimlerinde, teşvik belgesinin düzenlendiği tarihte öngörülen ilave istihdam sayısının yarısının yüz seksen ile çarpımı sonucu bulunacak prim ödeme gün sayısının sağlanması durumunda destek ödemeleri yapılır. Destek ödemeleri, SGK işyeri sicil numarasındaki işkolu koduna göre imalat sanayi kodları ile kayıtlı işyerleri esas alınarak istihdamını koruyanlara istihdam koruma kriterinin sağlandığı ay sayısının koruma dönemindeki ay sayısına oranı nispetinde yapılır. Bakanlık, bu destek kapsamına alınacak işletmeleri sektör ve/veya işletme ölçeğine göre gruplandırmaya, kredi kullanımlarını toplam tutar, belirli bir takvim, belirli bankalar ve/veya belirli kredi türleri ile sınırlandırmaya ve destek puanını bu fıkrada belirtilen üst sınır içinde belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(5) Referans dönemine ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen ortalama prim gün sayısı sıfır olan veya bu aylarda sigortalı çalıştırılmadığı için beyanname vermeyen işyerleri bu programdan yararlanamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Destek programına başvurular, destek programı için oluşturulacak çevrimiçi başvuru portalından alınır.</p>

<p>(2) Bakanlık ve Başkanlık, ilgisine göre, destek programına başvuru için istenecek bilgi ve belgeleri belirler.”</p>

<p>“(5) Başvuruların alınması, değerlendirilmesi, yapılacak ödemelerin tespiti, izleme, borç durum tespiti, fazla veya yersiz ödemelere ilişkin geri tahsil süreçleri ve benzeri idari süreçler, benzer amaçlı programlar kapsamında Başkanlık ile Başkanlığın ilgili alt düzenlemeleri ile uygulama usul ve esasları dikkate alınarak ortak yürütülebilir. Bu çerçevede, Başkanlık tarafından gerçekleştirilen tespitler, oluşturulan kayıtlar ve uygulanan idari prosedürler destek programının yürütülmesinde kullanılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Başkanlıkça, ilgili aya ait destek tutarlarının aktarılmasına esas talep yazısı, izleyen ayın dokuzuncu günü sonuna kadar Genel Müdürlüğe gönderilir.</p>

<p>(2) Başkanlık kayıtları veya sistem verileri üzerinden destekten yararlanma kriterlerini sağladığı tespit edilen işletmelere ait ödeme listeleri, ödemeye esas teşkil etmek üzere Genel Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, oluşturulan ödeme listesini esas alarak Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü vasıtası ile ödemeleri gerçekleştirir. Bakanlık tarafından yapılacak destek ödemesine ilişkin tutarlar, Genel Müdürlük tarafından SGK’nın ilgili banka hesabına; Başkanlık tarafından yapılacak destek ödemesine ilişkin tutarlar ise SGK’nın ilgili banka hesabına veya işletmenin Go Dijital Cüzdan hesabına aktarılır.</p>

<p>(4) Destek ödemeleri, işletmenin vergi dairesi ve SGK prim borçlarıyla mahsuplaşma yöntemiyle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(5) Bu Yönetmelikte belirlenen esaslara uygun olarak Başkanlık tarafından yürütülen destek programları kapsamında destek ödemesi yapılan işletmeler, Bakanlık tarafından bu Yönetmelik kapsamında sağlanan desteklerden ayrıca yararlandırılmaz. İşletmeler aynı destek unsuru için her iki kurumdan birlikte destek alamaz.</p>

<p>(6) Destek ödemeleri, ödeme talebini takip eden ayın sonuna kadar yapılabilir. Zorunlu hallerde ödeme tarihlerinde Bakanlıkça değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(7) Program kapsamında işletmelerin ödeme talep edebilecekleri son başvuru tarihleri, 4447 sayılı Kanunun geçici 35 inci maddesinde belirlenen program yürütme son tarihinden itibaren altı ayı geçmemek kaydıyla Bakanlık veya Başkanlık tarafından belirlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(8) Bu maddede belirtilen sürelerin son gününün hafta sonu tatiline veya resmî tatile denk gelmesi halinde, işlemler takip eden ilk iş günü sonuna kadar yerine getirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlığın banka hesabına” ibaresi “Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğünün tahsilat hesabına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) İŞKUR tarafından Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılan kaynak genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir.</p>

<p>(2) 4447 sayılı Kanunun geçici 35 inci maddesi uyarınca gelir kaydedilen tutarlar karşılığı, ilgili idare bütçelerine gerektiğinde Hazine yardımıyla ilişkilendirmek suretiyle ödenek eklemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.</p>

<p>(3) Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğünce düzenlenen muhasebe işlem fişi esas alınarak Genel Müdürlükçe ilgili bütçe tertiplerine ödenek eklenmesi talebiyle Bakanlık Strateji Geliştirme Başkanlığına yazı gönderilir. Strateji Geliştirme Başkanlığınca gerekli inceleme ve kontroller yapıldıktan sonra ödenek ekleme talebi Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletilir.</p>

<p>(4) Gelir kaydedilen tutar karşılığında, Genel Müdürlüğe bildirilen ödenek ihtiyacı esas alınarak Başkanlığa aktarılmak üzere Strateji Geliştirme Başkanlığının bütçesinde yer alan ilgili bütçe tertibine Hazine yardımı olarak ödenek eklenir.</p>

<p>(5) Gelir kaydedilen tutar karşılığında, Genel Müdürlüğe bildirilen ödenek ihtiyacı esas alınarak Genel Müdürlüğün ilgili bütçe tertibine ödenek eklenir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı birlikte yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istihdami-koruma-destek-programi-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="45286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arabuluculuk Yenileme Eğitimlerinde Yeni Dönem]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-yenileme-egitimlerinde-yeni-donem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-yenileme-egitimlerinde-yeni-donem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Arabuluculukta yenileme eğitimleri yeni bir aşamaya giriyor. Uzmanlık eğitiminin yenileme eğitimi yerine sayılması uygulamasının sona ermesinden, aktif süreç yönetimine; rol canlandırmalarından performansın izlenmesine kadar uzanan yeni model, yenileme eğitimini bir “bilgi tazeleme” faaliyetinden mesleki becerilerin yeniden sınandığı ve geliştirildiği bir sürekli eğitim modeline dönüştürmeyi hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de arabuluculuğun tartışıldığı ilk yılların temel sorusu, bu kurumun hukuk sistemi içinde yer edinip edinemeyeceğiydi. Bugün ise tartışmanın ekseni değişmiş durumda. 2025 yılı sonunda sicile kayıtlı arabulucu sayısının 50.006'ya, arabuluculuk eğitimi verme iznine sahip kuruluş sayısının 65'e ulaşması; aynı yıl yaklaşık 1,9 milyon yeni arabuluculuk başvurusu yapılması, artık nicelikten çok <strong>nitelik ve uygulama standardı</strong> üzerinde düşünülmesi gereken bir aşamaya gelindiğini gösteriyor.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığının 26 Haziran 2026 tarihli duyurusu bu bakımdan önemli bir eşik oluşturdu. Başkanlık, yenileme eğitimlerinin etkinliğinin artırılması ve uluslararası standartlara yaklaştırılması amacıyla hazırlanan yeni eğitim modülünde son aşamaya gelindiğini açıklarken iki temel değişikliğin altını çizdi: Her arabulucunun bir uyuşmazlık vakasını başından sonuna kadar bizzat yöneteceği <strong>uygulama ağırlıklı eğitim modeli</strong> ve uzmanlık eğitiminin yenileme eğitimi yerine sayılması uygulamasının sona ermesi.</p>

<p><strong>Yenileme eğitimi artık yalnızca “yenilenmiş bilgi” anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 32'nci maddesi uyarınca arabulucuların üç yılda bir, teorik ve uygulamalı olmak üzere toplam sekiz saatten az olmayan yenileme eğitimi almaları zaten zorunlu. Yönetmelik, bu eğitimlerde mevzuat ve içtihat değişikliklerinin yanı sıra arabuluculuk becerilerinin geliştirilmesini de açıkça öngörüyor. Dolayısıyla hukuki zorunluluk yeni değil.</p>

<p>Değişen, bu yükümlülüğün <strong>nasıl anlamlandırıldığı</strong>.</p>

<p>2024 yılında hazırlanan önceki yenileme eğitimi modülü de uygulama eğitimine özel yer ayırıyor, arabulucuların farklı roller üstlenerek bir süreci başından sonuna kadar canlandırmalarını ve birbirlerini değerlendirmelerini öngörüyordu. Hatta modülde, katılımcıların farklı roller üstlenmediği ve senaryo üzerinden yalnız soru-cevap biçiminde ilerleyen bir eğitimin temel hatalardan biri olduğu özellikle belirtiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle 2026 modelini “ilk kez uygulamalı eğitime geçiliyor” şeklinde okumak doğru olmaz. Asıl yenilik, uygulamanın eğitimin tamamlayıcı bir bölümü olmaktan çıkarılıp <strong>eğitim tasarımının merkezine yerleştirilmesi</strong>.</p>

<p>Daire Başkanlığının yeni sistem için kullandığı “aktif süreç yönetimi” kavramı da esas olarak bunu ifade ediyor. Yeni kurguda arabulucunun yalnızca vaka hakkında görüş bildirmesi veya eğitmeni dinlemesi değil, bir uyuşmazlığı fiilen yönetmesi; seçimlerinin, müdahalelerinin ve süreç deneyiminin değerlendirme konusu yapılması hedefleniyor. Başkanlık ayrıca bu uygulama performansı ve deneyimlerinin sistem üzerinden kayıt altına alınacağını bildiriyor. Buradaki amaç <strong>uygulama performansı ve deneyiminin sistematik biçimde kayda geçirilmesi</strong>.</p>

<p><strong>Arabulucudan “hukuku bilmesi” değil, çatışmayı okuyabilmesi de bekleniyor</strong></p>

<p>Yeni model için hazırlanan <i>Arabuluculuk Yenileme Eğitimi Modülü Katılımcı Kitabı</i> ile buna eşlik eden <i>Eğitmen Rehberi</i>, bu değişimin yönünü daha ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.</p>

<p>Katılımcı kitabının başlangıç noktası şu: Arabuluculuk yalnızca mevzuat ve usul bilgisine dayanan bir hukuk faaliyeti değil; <strong>çatışma analizi, iletişim, müzakere, etik ve süreç yönetiminin birlikte kullanıldığı bir mesleki faaliyet</strong>.</p>

<p>Bu nedenle eğitimde John Burton'ın uyuşmazlık ile derin çatışma ayrımı, Christopher Moore'un veri, ilişki, değer, yapı ve menfaat eksenlerinden oluşan Anlaşmazlık Çemberi, Friedrich Glasl'ın çatışmanın dokuz aşamalı tırmanma modeli, Thomas-Kilmann çatışma tarzları, pozisyon-menfaat-ihtiyaç ayrımı ve Galtung'un çatışma üçgeni gibi araçlar ele alınıyor. Ancak amaç arabuluculara bir çatışma teorileri kataloğu öğretmek değil; bu modelleri <strong>masada verilecek süreç kararlarına dönüştürmek</strong>.</p>

<p>Örneğin aynı sert cümlenin arkasında veri eksikliği, geçmişten gelen ilişki hasarı, bir değer çatışması veya taraflardan birinin itibar kaybı korkusu bulunabilir. Arabulucunun bunların her birine vereceği cevap aynı olamaz. Bir dosyada ortak oturum verimli olurken başka bir dosyada özel görüşmeye geçmek gerekebilir; bir uyuşmazlıkta objektif veri temini kilidi açarken diğerinde parasal tekliften önce tarafın duyulma veya kabul görme ihtiyacının çalışılması gerekebilir.</p>

<p>Dolayısıyla eğitimde sorulan temel soru giderek “Arabuluculukta uygulanacak kural nedir?”den <strong>“Şu anda arabulucu ne yapmalı ve neden?”</strong> sorusuna doğru kayıyor.</p>

<p><strong>Senaryolar tek doğru cevabı bulmak için değil</strong></p>

<p>Katılımcı kitabında sağlık, iş, tüketici, kira, sigorta, franchise, komşuluk ve ticari işletme uyuşmazlıkları gibi farklı alanlarda kurgulanan senaryolar bulunuyor. Tarafların görünen talepleri yanında yalnız kendi rollerini oynayan katılımcıların bildiği gizli bilgiler, kırmızı çizgiler, korkular, esneme alanları ve ilişki dinamikleri de senaryoya dahil ediliyor. Arabulucu rolündeki katılımcı ise bunları önceden bilmiyor; gerçek bir arabuluculuk görüşmesinde olduğu gibi soru sorarak, dinleyerek ve gerektiğinde özel görüşme yaparak keşfetmek zorunda kalıyor.</p>

<p>Burada önemli bir eğitim tercihi var: Senaryoların amacı “doğru hukuki sonucu” bulmak değil.</p>

<p>Örneğin bir sağlık uyuşmazlığında katılımcıdan tıbbi olayın komplikasyon mu yoksa kusur mu olduğuna karar vermesi beklenmiyor. Arabulucunun görevi, hastanenin teknik ve hukuki nitelendirmesi ile hastanın yaşadığı korku, zarar, güven kaybı ve açıklama ihtiyacını birbirinden ayırarak müzakere edilebilir gündem başlıklarına dönüştürmek.</p>

<p>Benzer biçimde bazı vakalarda tam anlaşma özellikle tek başarı ölçütü olarak kabul edilmiyor. Tarafların tüm uyuşmazlığı çözemediği hâllerde zararın büyümesini önleyen geçici veya kısmi anlaşmaların geliştirilmesi ya da arabuluculuğun taraflara baskı yapılmaksızın sağlıklı biçimde sona erdirilmesi de üzerinde çalışılan beceriler arasında.</p>

<p>Bu yaklaşım önemli. Çünkü arabuluculuk eğitiminin yalnızca “anlaşma sağlama” sonucuna odaklanması, arabulucuyu farkında olmadan taraflara anlaşmaları yönünde baskı yapan bir aktöre dönüştürebilir. Oysa mesleki başarı bazen anlaşmayı sağlamak, bazen kısmi bir çözüm üretmek, bazen de sürecin artık tarafların yararına olmadığını görerek onu doğru yerde sonlandırabilmektir.</p>

<p><strong>Eğitmenin rolü de değişiyor</strong></p>

<p>Yeni modelin belki de daha az görünür fakat en önemli unsurlarından biri, katılımcı kitabının yanında ayrı bir <strong>Eğitmen Rehberi</strong> hazırlanmış olması.</p>

<p>184 sayfalık rehber yalnızca katılımcı kitabının cevap anahtarı değil. Her vaka için çatışma analizi, kritik müdahale anları, gizli rol bilgileri, olası anlaşma paketleri, yeniden çerçeveleme örnekleri, gözlem ve değerlendirme ölçütleri bulunuyor. Rehber açık biçimde katılımcıya dağıtılmıyor; eğitmenden, cevapları vermek yerine katılımcıların bunları vaka üzerinden kendilerinin keşfetmesini sağlayacak bir tartışma yürütmesi bekleniyor.</p>

<p>Bazı senaryolara bilinçli olarak hatalı arabulucu müdahaleleri de yerleştirilmiş durumda. Hataların katılımcılar tarafından teşhis edilmesi bekleniyor. Ardından yalnız “bu yanlıştı” demek yerine, <strong>neden yanlış olduğu ve alternatif olarak ne söylenebileceği</strong> tartışılıyor.</p>

<p>Bu yöntem, yenileme eğitiminin yetişkin eğitimine daha uygun bir çizgiye taşınması anlamına geliyor. Deneyimli bir arabulucuya temel kavramları yeniden anlatmak yerine, onun yıllar içinde geliştirdiği mesleki refleksleri vaka baskısı altında görünür kılmak ve gerektiğinde yeniden düşünmesini sağlamak hedefleniyor.</p>

<p><strong>Uluslararası tecrübenin izleri</strong></p>

<p>Yeni modülün hazırlık sürecinin bir başka önemli yönü, Arabuluculuk Daire Başkanı ve kitabın editörü Umut İlhan Durmuşoğlu'nun İngiltere'de Adalet Müşaviri olarak görev yaptığı dönemde edindiği gözlem ve eğitim tecrübesinin çalışmaya yansıması oldu.</p>

<p>Bu yönelim uluslararası arabuluculuk eğitimi standartlarıyla da örtüşüyor. Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonunun (CEPEJ) 2019 tarihli arabulucu eğitim programlarına ilişkin rehberi, eğitimlerde açık bir <strong>yetkinlik çerçevesi</strong> kullanılmasını; eğitmen, koç ve değerlendiricilerin ortak ölçütler üzerinden geri bildirim vermesini öneriyor. CEPEJ'in Arabuluculuk Geliştirme Araç Seti ise beceri eğitimlerinin katılımcı ve etkileşimli olması, uygulamalı bölümün önemli kısmının rol canlandırma, koçluk ve geri bildirime ayrılması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Türkiye açısından bu yaklaşımın geçmişi de var. Avrupa Konseyi ve İngiltere merkezli CEDR uzmanlarının katıldığı 2016'daki eğitici eğitiminde Türk eğitmenlerle rol canlandırmaları, uygulamalı oturumlar ve geri bildirim yöntemleri üzerinde çalışılmıştı. Dolayısıyla yeni model bütünüyle yabancı bir eğitim anlayışının Türkiye'ye ilk kez taşınmasından çok, uzun zamandır bilinen bu pedagojik yaklaşımın <strong>yenileme eğitiminin sistematik standardı hâline getirilmesi</strong> olarak okunabilir.</p>

<p><strong>Uzmanlık eğitimi artık yenilemenin yerine geçmeyecek</strong></p>

<p>Yeni dönemin doğrudan on binlerce arabulucuyu ilgilendiren diğer değişikliği ise muafiyet sisteminde.</p>

<p>Daha önce herhangi bir uzmanlık alanındaki eğitim belgesini Arabulucu Portal üzerinden Daire Başkanlığına sunan arabulucular belirli koşullarda yenileme eğitimi almış sayılabiliyordu. Daire Başkanlığı 24 Haziran 2026 itibarıyla bu uygulamaya son verdi. Bu tarihten önce başlamış devam eden uzmanlık eğitimleri hariç, uzmanlık eğitimi bundan böyle yenileme eğitimi yerine geçmeyecek; tüm arabulucular güncellenmiş yenileme eğitimine fiilen katılacak.</p>

<p>Bu değişiklik teknik bir muafiyet düzenlemesinden daha fazlasını ifade ediyor.</p>

<p>Uzmanlık eğitimi “hangi uyuşmazlık alanında çalışıldığı” ile, yenileme eğitimi ise giderek “arabuluculuğun nasıl yapıldığı” ile ilişkilendiriliyor. İş, ticaret veya tüketici hukuku alanında ne kadar uzmanlaşılmış olursa olsun; tarafsızlık, gizlilik, iletişim, çatışmanın tırmanmasını yönetme, özel görüşme, gerçeklik testi, güç dengesi ve müzakere becerileri bütün arabulucuların ortak mesleki zemini olarak görülüyor.</p>

<p><strong>Yeni modelin başarısını uygulama belirleyecek</strong></p>

<p>Bununla birlikte güçlü bir eğitim tasarımının kâğıt üzerinde bulunması tek başına yeterli değil.</p>

<p>Yaklaşık 50 bin arabulucunun eğitiminden söz edilen bir sistemde asıl sınav, <strong>eğitmenler arasında standart oluşturabilmek</strong> olacak. Rol canlandırmasının gerçek bir öğrenme aracına dönüşmesi için eğitmenin yalnız deneyimli bir arabulucu olması yetmez; gözlem yapabilmesi, doğru zamanda geri bildirim verebilmesi ve kendi kişisel arabuluculuk tarzını “tek doğru yöntem” olarak katılımcıya dayatmaması gerekir.</p>

<p>İkinci mesele değerlendirme ölçütlerinin şeffaflığıdır. Arabuluculuk matematik problemi değildir. Aynı çatışma karşısında birden fazla meşru süreç tercihi bulunabilir. Bu nedenle performansın izlenmesi, katılımcıları kalıplaşmış cümleler söylemeye zorlayan bir puanlama sistemine dönüşmeyecektir. Tercihin gerekçesini, etik sınırlarını ve sonuçlarını değerlendiren bir öğrenme aracına dönüştürülecektir.</p>

<p>Üçüncü konu ise standardizasyon ile mesleki esneklik arasındaki dengenin korunmasıdır. Yeni modülün gücü, arabulucuya hazır reçete vermesinden değil; önündeki çatışmayı doğru teşhis ederek hangi aracın hangi anda kullanılacağını düşünmeye zorlamasından geliyor.</p>

<p>Bu çizgi korunabilirse yenileme eğitimlerinin gerçek kazanımı yeni birkaç tekniğin öğrenilmesinden daha büyük olabilir.</p>

<p>Arabuluculuk Türkiye'de artık kendisini ispat etmeye çalışan genç bir kurum olmaktan çıkıyor. Bundan sonraki mesele yalnızca kaç dosyanın arabuluculuğa geldiği veya kaçının anlaşmayla sonuçlandığı değil; <strong>o sürecin hangi mesleki standartta yürütüldüğü</strong> olacak.</p>

<p>Yeni yenileme eğitimi modelinin en önemli özelliği de burada beliriyor: Arabulucunun bildiklerini tekrar etmek değil, yıllar içinde edindiği deneyime yeniden bakmasını; hangi durumda ne yaptığını, neden yaptığını ve başka ne yapabileceğini sorgulamasını sağlamak.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yeni dönem, yenileme eğitimini bir <strong>belge edinme yükümlülüğünden sürekli mesleki gelişim aracına dönüştürme</strong> amacı taşıyor.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynak notu:</strong> <i>Arabuluculuk Yenileme Eğitimi Modülü Katılımcı Kitabı</i> ile <i>Eğitmen Rehberi</i>, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı çalışma grubu kapsamında hazırlanarak Ağustos 2026'da Adalet Yayınevi tarafından yayımlandı. Katılımcı kitabının yazarı Şamil Demir, editörü Arabuluculuk Daire Başkanı Umut İlhan Durmuşoğlu'dur.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-yenileme-egitimlerinde-yeni-donem-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/arab.jpg" type="image/jpeg" length="81215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MEMURLARIN EŞ DURUM TAYİNİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/memurlarin-es-durum-tayini-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/memurlarin-es-durum-tayini-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Memurların eş durumu tayini, kamu personelinin aile birliğini koruyabilmesi amacıyla eşinin görev yaptığı veya çalıştığı yere atanma talebinde bulunmasıdır. Ancak eş durumu tayini tek bir yönetmeliğe ve herkes için geçerli tek bir şart listesine bağlı değildir.</p>

<p>Memurun kadrolu, sözleşmeli veya aday personel olması; doktor, hemşire, öğretmen, polis, asker ya da başka bir meslek grubunda çalışması; eşin kamu personeli, özel sektör çalışanı veya serbest meslek sahibi olması sonucu doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle eş durumu tayini başvurusu yapılırken personelin statüsü, kurumun özel yönetmeliği, kadro ve hizmet ihtiyacı, eşin çalışma durumu ve başvuru dönemindeki güncel duyuru birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong>Kısa cevap:</strong> Eş durumu tayini isteyen memur, resmi evliliğini ve eşinin görev veya çalışma yerini belgelemeli, tabi olduğu güncel yönetmeliği kontrol etmeli ve başvurusunu süresi içinde eksiksiz belgelerle yapmalıdır. Başvurunun reddedilmesi halinde, ret işleminin tebliğinden itibaren kural olarak 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Dava açılması işlemi kendiliğinden durdurmadığından, şartları varsa yürütmenin durdurulması da talep edilmelidir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini nedir?</strong></p>

<p>Eş durumu tayini, kamu personelinin aile birliğini kurabilmesi veya sürdürebilmesi amacıyla eşinin görev yaptığı ya da çalıştığı yere yer değiştirme talebinde bulunmasıdır. Mevzuatta bu uygulama çoğunlukla “aile birliği mazereti” veya “eş durumu mazereti” olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 72. maddesi, yer değiştirme işlemlerinde aile biriminin korunması için kurumlar arasında gerekli koordinasyonun kurulmasını öngörmektedir.</p>

<p>Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik ise aile birliği mazeretinin hangi durumlarda ve hangi belgelerle değerlendirileceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Bunların yanında;</p>

<p>• Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı,</p>

<p>• Anayasa’nın 41. maddesindeki ailenin korunması yükümlülüğü,</p>

<p>• Anayasa’nın 125. maddesindeki idari işlemlere karşı yargısal denetim güvencesi</p>

<p>idarenin eş durumu tayini konusundaki takdir yetkisini sınırlandırmaktadır.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini otomatik ve koşulsuz bir hak mıdır?</strong></p>

<p>Hayır. Resmi evliliğin bulunması ve evlilik cüzdanının sunulması, memurun istediği il veya ilçeye mutlaka atanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bununla birlikte idarenin de yalnızca “hizmet gereği”, “personel ihtiyacı” veya “kadro bulunmadığı” şeklindeki soyut ifadelerle aile birliğini süresiz olarak ikinci plana atma yetkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Hukuken yapılması gereken, iki menfaatin somut veriler üzerinden dengelenmesidir:</p>

<p>• Kamu hizmetinin kesintisiz ve düzenli yürütülmesi,</p>

<p>• Memurun aile birliğini kurabilmesi ve sürdürebilmesi.</p>

<p>Bu nedenle eş durumu tayini, şartları gerçekleştiğinde ciddi biçimde korunması gereken bir mazerettir. Ancak boş kadro, norm kadro, personel dağılım cetveli, branş ihtiyacı, hizmet puanı, zorunlu hizmet ve başvuru dönemi gibi ölçütler tayin sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>İdare mahkemesi de idarenin yerine geçerek doğrudan personel planlaması yapmaz. Mahkeme, başvurunun reddine ilişkin işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka uygun olup olmadığını denetler.</p>

<p><strong>Memurların eş durumu tayininin hukuki dayanakları</strong></p>

<p><strong>Anayasal koruma</strong></p>

<p>Aile hayatına saygı ve ailenin korunması, kamu kurumlarının personel planlamasında görmezden gelebileceği talepler değildir. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisinin istediği yere atanma konusunda mutlak bir hakka sahip olmadığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, aileye aşırı ve ölçüsüz külfet yükleyen işlemlerde idarenin somut, yeterli ve kişiselleştirilmiş gerekçe sunması gerektiğini belirtmektedir.</p>

<p><strong>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu</strong></p>

<p>657 sayılı Kanun’un 72. maddesindeki temel ilke, yer değiştirme işlemlerinde aile biriminin korunmasıdır. Madde uyarınca eşlerin farklı kurumlarda çalışması halinde kurumlar arasında gerekli koordinasyonun sağlanması ve aile birliğinin korunmasına yönelik imkanların değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Genel yer değiştirme yönetmeliği</strong></p>

<p>Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 9, 12 ve 14. maddelerinde aile birliği mazereti, hizmet ihtiyacı ve zorunlu çalışma süreleriyle birlikte düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 26. maddesinde başvuru ve tercih süreci; 27. maddesinde ise gerçeğe aykırı bilgi veya belge sunulması halinde atamanın iptal edilmesi ve soruşturma açılması düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>Kurum ve mesleğe özgü düzenlemeler</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı personeli, öğretmenler, emniyet personeli, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma personeli, hâkim ve savcılar, akademik personel, Diyanet personeli ve sözleşmeli personel aynı kurallara tabi değildir. Özel bir kanun veya yönetmelik bulunuyorsa öncelikle o düzenleme uygulanır. Özel düzenlemede hüküm bulunmayan durumlarda genel hükümler gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle internette yer alan “360 gün primi bulunan herkes eş durumundan tayin olabilir” veya “bir yıl çalışmadan eş durumu tayini istenemez” gibi genellemeler her personel grubu için doğru değildir.</p>

<p><strong>Kimler eş durumu tayini isteyebilir?</strong></p>

<p><strong>Eşlerin ikisi de kamu personeliyse</strong></p>

<p>Eşlerin aynı kamu kurumunda çalışması halinde kurumun personel ihtiyacı, eşlerin unvanları, branşları ve görev yerleri dikkate alınır. Eşler farklı kamu kurumlarında çalışıyorsa kurumlar arasında koordinasyon kurulması gerekir. Eşlerden birinin mevzuatı gereğince zorunlu yer değiştirmeye tabi olması veya kendi kurumunda yer değiştirme imkanının bulunmaması, diğer eşin başvurusunu güçlendirebilir.</p>

<p>Başvuruya yalnızca eşin görev yeri belgesi değil, mümkünse şu belgeler de eklenmelidir:</p>

<p>1. Eşin kadro ve unvanını gösteren belge,</p>

<p>2. Eşin zorunlu yer değiştirmeye tabi olduğunu gösteren yazı,</p>

<p>3. Eşin kendi kurumunda tayin imkanının bulunmadığını gösteren resmi belge,</p>

<p>4. Eşin aday veya sözleşmeli olduğunu gösteren belge,</p>

<p>5. Eşin belirli bir süre görev yerinden ayrılamayacağını gösteren kurum yazısı.</p>

<p><strong>Eş özel sektörde çalışıyorsa: 360 gün şartı</strong></p>

<p>Genel Yönetmeliğe tabi bir memurun kamu personeli olmayan eşine dayanarak tayin isteyebilmesi için, eşin talep edilen yerde başvuru tarihi itibarıyla son iki yıl içinde toplam en az 360 gün sosyal güvenlik primi ödenmiş olması gerekir. Ayrıca eşin başvuru tarihinde talep edilen yerde halen çalışıyor olması aranır. Burada yalnızca prim gün sayısı yeterli değildir. İşyerinin talep edilen yerle bağlantısı ve eşin fiilen orada çalıştığı da belgelenmelidir.</p>

<p>Örneğin; eşin SGK kaydı başka bir ilde görünüyorsa veya başvuru tarihinden kısa süre önce işten çıkışı verilmişse başvuru reddedilebilir.</p>

<p><strong>Eş serbest meslek sahibi veya şirket ortağıysa</strong></p>

<p>Eşin avukat, doktor, diş hekimi, mali müşavir, esnaf, şirket ortağı veya kendi adına çalışan başka bir meslek mensubu olması halinde prim kaydına ek olarak fiili faaliyeti gösteren belgeler sunulmalıdır. Dosyada şu belgeler kullanılabilir:</p>

<p>• Vergi levhası,</p>

<p>• Oda veya baro kaydı,</p>

<p>• Bağ-Kur ya da SGK hizmet dökümü,</p>

<p>• İşyeri faaliyet belgesi,</p>

<p>• İşyeri açma ve çalışma ruhsatı,</p>

<p>• Ticaret sicili kayıtları,</p>

<p>• Şirket ortaklık belgeleri,</p>

<p>• Talep edilen yerde fiilen çalışıldığını gösteren sözleşme, fatura ve benzeri kayıtlar.</p>

<p>Sadece adres değişikliği yapılması veya başvurudan kısa süre önce görünürde bir işyeri açılması, fiili faaliyetin kanıtlanması için yeterli olmayabilir.</p>

<p><strong>Eş milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noterse</strong></p>

<p>Genel Yönetmelik, eşi milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan personelin başvurularını ayrıca düzenlemektedir. Bununla birlikte personelin tabi olduğu kurum mevzuatı, kadro durumu ve varsa özel sınırlamalar yine kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini için kaç yıl evli olmak gerekir?</strong></p>

<p>Genel mevzuatta herkes için geçerli “en az altı ay” veya “en az bir yıl evli olma” şartı bulunmamaktadır. Esas olan, başvuru tarihinde geçerli ve resmi bir evliliğin bulunmasıdır. Ancak kurumlar başvuru duyurusunda belge tarihi, başvuru kesim tarihi veya evliliğin başvuru tarihinden önce gerçekleşmiş olması gibi koşullar belirleyebilir.</p>

<p>Özel sektörde çalışan eş için aranan 360, 720 veya 1.440 günlük süre ise evlilik süresi değildir. Bu süreler eşin çalışma ve sigortalılık süresine ilişkindir.</p>

<p>Yeni evlenmiş olmak tek başına eş durumu tayini başvurusuna engel olmayabilir. Buna karşılık özel sektör eş bakımından gerekli prim ve halen çalışma şartlarının ayrıca sağlanması gerekir.</p>

<p><strong>360 gün, 720 gün ve 1.440 gün şartı kimlere uygulanır?</strong></p>

<p>Eş durumu tayininde en fazla hata yapılan konulardan biri, genel 360 gün şartının bütün kamu personeline uygulanacağının düşünülmesidir.</p>

<p><strong>Personel grubu - Özel sektör eş için temel eşik - Ek koşul</strong></p>

<p>Genel Yönetmeliğe tabi memur - Son iki yılda en az 360 gün - Talep edilen yerde halen çalışma gerekir.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı personeli - Son dört yılda en az 720 gün - Talep edilen yerde halen çalışma aranır. Farklı yerde prim varsa işyerinin talep edilen yerde iki yıldır faal olması gerekebilir.</p>

<p>Stratejik sağlık personeli - Son beş yılda en az 1.440 gün - Uzman tabip, tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi, uzman eczacı ve eczacı için uygulanır. Devlet hizmeti yükümlülüğü sırasında bu yol kullanılamaz.</p>

<p>Bu tablo, özel sektör çalışanı veya kendi adına faaliyet gösteren eşe dayanılan başvurulardaki temel prim eşiklerini göstermektedir. Kamu görevlisi eş, zorunlu yer değiştirmeye tabi eş, uzmanlık eğitimi gören eş veya akademik personel eş bakımından farklı hükümler uygulanabilir.</p>

<p><strong>Doktorların eş durumu tayini</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında çalışan doktorların eş durumu tayinlerinde Sağlık Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği uygulanmaktadır.</p>

<p><strong>Doktorların başvurularında;</strong></p>

<p>• Branş ve unvan,</p>

<p>• Personel Dağılım Cetveli,</p>

<p>• Hizmet grubu,</p>

<p>• Doluluk oranı,</p>

<p>• Devlet hizmeti yükümlülüğü,</p>

<p>• Eşin kamu veya özel sektör çalışanı olması,</p>

<p>• Başvuru dönemindeki kura duyurusu</p>

<p>birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Uzman tabip, tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi, uzman eczacı ve eczacı, Sağlık Bakanlığı mevzuatında stratejik personel olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu personelin kamu görevlisi olmayan eşe dayanarak tayin istemesi halinde, son beş yıl içinde 1.440 gün prim şartı aranır.</p>

<p>Ayrıca devlet hizmeti yükümlülüğü devam eden stratejik personelin, özel sektör çalışanı eşe dayanarak bu hüküm kapsamında eş durumu tayini istemesi mümkün olmayabilir.</p>

<p><strong>Bu nedenle doktorların eş durumu dosyalarında sırasıyla şu hususlar kontrol edilmelidir:</strong></p>

<p>1. Devlet hizmeti yükümlülüğü devam ediyor mu?</p>

<p>2. Eş kamu personeli mi, özel sektör çalışanı mı?</p>

<p>3. Eşin tayin veya işyeri değişikliği imkanı var mı?</p>

<p>4. Gerekli prim şartı sağlanıyor mu?</p>

<p>5. Talep edilen yerde uygun PDC ve branş ihtiyacı bulunuyor mu?</p>

<p>6. Güncel kura duyurusunda ek sınırlama var mı?</p>

<p><strong>Hemşire, ebe ve diğer sağlık personelinin eş durumu tayini</strong></p>

<p>Hemşire, ebe, sağlık memuru, acil tıp teknikeri, anestezi teknikeri veya teknisyeni, laboratuvar personeli, fizyoterapist, psikolog, diyetisyen ve sosyal çalışmacı gibi sağlık personelinin başvurularında da PDC, hizmet grubu ve doluluk oranı dikkate alınır. Ancak bu unvanlar stratejik personel tanımına otomatik olarak dahil değildir.</p>

<p>Kamu görevlisi olmayan eşe dayanılan başvurularda kural olarak son dört yıl içinde en az 720 gün prim ödenmiş olması ve eşin talep edilen yerde halen çalışması aranır. Eşin primlerinin başka bir yerde yatırılmış olması halinde, işyerinin talep edilen yerde belirli süredir faal olup olmadığı da incelenebilir.</p>

<p><strong>Sağlık personelinin eşi başka bir kamu kurumunda çalışıyorsa</strong></p>

<p>Sağlık personelinin eşinin;</p>

<p>• Mülki idare hizmetlerinde,</p>

<p>• Millî İstihbarat Teşkilatında,</p>

<p>• Emniyet hizmetlerinde,</p>

<p>• Hâkimlik veya savcılık mesleğinde,</p>

<p>• Türk Silahlı Kuvvetlerinde,</p>

<p>• Jandarma veya Sahil Güvenlik teşkilatında</p>

<p>zorunlu yer değiştirmeye tabi görev yapması halinde, sağlık personelinin eşin görev yerine atanmasına ilişkin özel hükümler uygulanabilir.</p>

<p>Diğer kamu kurumlarında çalışan eşler bakımından varsa kurumlar arası protokol uygulanır. Protokol bulunmaması halinde hizmet grupları, sağlık ve can güvenliği mazeretleri, kurumların personel ihtiyacı ve kurumlar arası koordinasyon birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong>Uzmanlık eğitimi gören eş ve akademik personel eş</strong></p>

<p>Eşi tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık ya da yan dal uzmanlık eğitimi gören sağlık personelinin başvurusunda, eşin kalan eğitim süresi altı aydan fazlaysa bazı unvan, bölge ve hizmet grubu şartları aranmayabilir.</p>

<p>Akademik personel eş bakımından ise 27 Kasım 2024 tarihli değişiklikle devlet üniversitelerindeki öğretim üyeleri ve öğretim görevlileri ile vakıf yükseköğretim kurumlarında tam zamanlı çalışan profesör ve doçentler yönünden özel düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte Danıştay İkinci Dairesinin 5 Mayıs 2025 tarihli ve E.2024/5198 sayılı kararıyla, ilgili hükümdeki eksik düzenleme hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. Bu nedenle akademik personel eşe dayanılan başvurularda yalnızca unvan adına bakılmamalı; başvuru tarihindeki güncel mevzuat ve yargı kararı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>Sağlık personelinde bir yıllık fiili çalışma şartı</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığının dönemsel yer değiştirme duyurularında, göreve başlamadan önce mevcut olan bir mazerete rağmen personelin bulunduğu yere atanması halinde, eş durumu başvurusundan önce o yerde en az bir yıl fiilen çalışma şartı aranabilmektedir. Sağlık ve can güvenliği mazeretleri yönünden istisnalar ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle sağlık çalışanları yalnızca yönetmelik metnine göre hareket etmemeli; başvuru dönemindeki resmi kura ve yer değiştirme duyurusunu da incelemelidir.</p>

<p><strong>Öğretmenlerin eş durumu tayini</strong></p>

<p>Öğretmenler bakımından 9 Ocak 2026 tarihli Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği uygulanmaktadır. Aile birliği mazeretine bağlı başvurular, Bakanlık tarafından ilan edilen yarıyıl ve yaz tatili dönemlerinde elektronik ortamda alınır. Atamalar ilan edilen kontenjan, alan ve norm kadro durumu, öğretmenin tercihleri, hizmet puanı üstünlüğü esas alınarak gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Norm kadro ve hizmet puanı neden önemlidir?</strong></p>

<p>Eşin bulunduğu yerde öğretmenin alanında norm kadro veya kontenjan bulunmaması, talebin karşılanmamasına neden olabilir. Kontenjan bulunmasına rağmen başvuru sayısının fazla olması halinde hizmet puanı yüksek öğretmenlere öncelik verilebilir.</p>

<p>Eşlerin ikisi de kadrolu öğretmense ve istenen yerde her iki öğretmenin alanında ihtiyaç bulunmuyorsa, şartları oluştuğunda her iki alanın da ihtiyaç duyulduğu başka bir il veya ilçede aile birliğinin sağlanması seçeneği değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Öğretmenler için önemli sınırlamalar</strong></p>

<p>• Yeniden atama veya kurumlar arası yeniden atama yoluyla göreve başlayan ve bir yıllık çalışma süresini tamamlamayan öğretmen, aile birliği mazeretine başvuramayabilir.</p>

<p>• Eşin yalnızca isteğe bağlı sigortalı olması aile birliği başvurusu için yeterli kabul edilmez.</p>

<p>• Eşin geçici görev yeri, tek başına aile birliği mazeretinin dayanağı sayılmaz.</p>

<p>• İki aşamalı başvuru, belge onayı, tercih ve ilişik kesme tarihleri dikkatle takip edilmelidir.</p>

<p>İller arası mazeret başvurusu norm veya hizmet puanı nedeniyle karşılanamayan öğretmenler, şartları oluştuğunda atama imkanı doğana kadar toplam üç yılı aşmamak üzere aylıksız izin talep edebilir.</p>

<p>Bu imkan tayinin alternatifi değil, aile birliğini geçici olarak korumaya yönelik bir yöntemdir.</p>

<p><strong>Polis, asker, jandarma, hâkim ve savcıların eş durumu tayini</strong></p>

<p>Emniyet personeli, subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Sahil Güvenlik personeli, hâkim ve savcılar ile rotasyona tabi bazı kamu görevlileri zorunlu yer değiştirmeye tabi olabilir. Bu durum, diğer eşin eş durumu tayini başvurusunda aile birliğinin hangi eşin görev yerinde kurulacağının belirlenmesinde önem taşır.</p>

<p>Ancak her teşkilatın hizmet bölgesi, garnizon sistemi, güvenlik koşulları, branş ve ihtisas sistemi, kadro yapısı, zorunlu hizmet süresi farklıdır. Dolayısıyla diğer memurlar için geçerli genel hükümler bu personel gruplarına doğrudan uygulanmamalıdır.</p>

<p><strong>Akademik personel, Diyanet ve diğer kamu personeli</strong></p>

<p>Üniversitelerde çalışan akademik personel ile idari personel aynı atama rejimine tabi değildir.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığı personeli, adalet teşkilatı ve ceza infaz kurumu personeli, sosyal hizmet uzmanları, mühendisler, teknikerler, belediye memurları ve bakanlık taşra teşkilatı çalışanları yönünden ilgili kurumun özel atama ve yer değiştirme yönetmeliği incelenmelidir.</p>

<p>“Devlet memuruyum, dolayısıyla genel yönetmelikteki bütün hükümler bana aynen uygulanır” yaklaşımı güvenli değildir.</p>

<p><strong>Sözleşmeli personel eş durumu tayini isteyebilir mi?</strong></p>

<p>657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine, 663 sayılı KHK’nın 45/A maddesine, 4924 sayılı Kanuna veya başka bir sözleşmeli statüye tabi personelin kurum içi yer değişikliği özel şartlara bağlanabilir.</p>

<p>Bu personel bakımından zorunlu çalışma dönemi, “3+1” uygulaması, pozisyon ve birim standardı, sözleşme yenileme takvimi, kurumun özel yer değiştirme hükümleri belirleyici olabilir. Sözleşmeli personelin kadrolu memurlar için düzenlenen eş durumu hükümlerinden doğrudan yararlanabileceği varsayılmamalıdır.</p>

<p><strong>Aday memur eş durumu tayini isteyebilir mi?</strong></p>

<p>Genel yer değiştirme yönetmeliği aday memurları kapsam dışında bırakmaktadır. Bu nedenle adaylık süresi devam eden personelin nakil veya eş durumu tayini imkanı, tabi olduğu statü ve kurum mevzuatına göre ayrıca değerlendirilmelidir. Adaylığın kaldırılmasından sonra yapılacak başvuru bakımından da kurumun asgari çalışma süresi ve başvuru dönemi şartları kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini başvurusu nasıl yapılır?</strong></p>

<p>Başarılı bir başvuru, öncelikle memurun hukuki statüsünün doğru belirlenmesine ve belgelerin bu statüyü kanıtlayacak şekilde hazırlanmasına bağlıdır.</p>

<p><strong>1. Personel statüsü belirlenmeli</strong></p>

<p>Başvurucunun kadrolu memur, aday memur, sözleşmeli personel, sağlık personeli, öğretmen veya özel kanuna tabi personel olup olmadığı netleştirilmeli.</p>

<p><strong>2. Eşin statüsünü belirlenmeli</strong></p>

<p>Eşin kamu görevlisi, zorunlu yer değiştirmeye tabi kamu görevlisi, özel sektör çalışanı, serbest meslek sahibi, şirket ortağı, seçilmiş kişi, noter olup olmadığı tespit edilmeli.</p>

<p><strong>3. Güncel mevzuatı ve duyuruyu bulunmalı</strong></p>

<p>Kurumun atama ve yer değiştirme yönetmeliği, yönergesi, protokolü ve başvuru dönemine ait resmi duyuru birlikte incelenmelidir. Yalnızca geçmiş yıllara ait bir duyuruya veya internetteki genel bilgiye dayanılmamalıdır.</p>

<p><strong>4. Talep edilen yer gerekçelendirilmeli</strong></p>

<p>Eşin fiili görev veya çalışma yeri, kurumun o yerdeki teşkilatı, açık kadro veya norm imkanı ve ayrı yaşamanın aile üzerindeki etkileri açıklanmalıdır.</p>

<p><strong>5. Belgeler tek dosya halinde hazırlanmalı</strong></p>

<p>Görev yeri, prim, çalışma ve faaliyet belgelerinin başvuru tarihi itibarıyla güncel olmasına dikkat edilmelidir.</p>

<p><strong>6. Süresinde ve doğru makama başvurulmalı</strong></p>

<p>Elektronik başvuru sistemi kullanılıyorsa başvurunun tamamlandığını gösteren ekran, onay belgesi ve yüklenen dokümanlar saklanmalıdır. Fiziki başvurularda evrak kayıt numarası alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. Sonuç ve tebliğ tarihi kaydedilmeli</strong></p>

<p>Ret yazısı, elektronik ilan, e-tebligat, posta tebliği ve başvuru sonuç ekranı saklanmalıdır. Olası dava süresi bu tarihlere göre hesaplanacaktır.</p>

<p>Eş durumu tayini için gerekli belgeler</p>

<p>Kurumun güncel duyurusundaki belge listesi esas olmakla birlikte başvuruda genellikle şu belgeler kullanılır:</p>

<p><strong>Evlilik ve nüfus belgeleri</strong></p>

<p>• Evlilik cüzdanı,</p>

<p>• Aile durum bildirimi,</p>

<p>• Vukuatlı nüfus kayıt örneği.</p>

<p><strong>Kamu personeli eşe ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Güncel görev yeri belgesi,</p>

<p>• Hizmet cetveli,</p>

<p>• Kadro ve unvan bilgisi,</p>

<p>• Zorunlu yer değiştirmeye tabi olduğunu gösteren belge,</p>

<p>• Kendi kurumunda nakil imkanının bulunmadığını gösteren resmi yazı.</p>

<p><strong>Özel sektör çalışanı eşe ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• SGK tescil ve hizmet dökümü,</p>

<p>• Güncel işyeri veya görev yeri belgesi,</p>

<p>• İşveren yazısı,</p>

<p>• İşyeri sicil numarası,</p>

<p>• Faaliyet belgesi,</p>

<p>• İş sözleşmesi veya görevlendirme yazısı.</p>

<p><strong>Serbest meslek ve ticari faaliyete ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Vergi levhası,</p>

<p>• Oda veya baro kaydı,</p>

<p>• İşyeri açma ruhsatı,</p>

<p>• Bağ-Kur veya SGK dökümü,</p>

<p>• Şirket ve ortaklık kayıtları,</p>

<p>• Fiili faaliyeti gösteren belgeler.</p>

<p><strong>Kadro ve hizmet ihtiyacına ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Açık kadro veya norm bilgisi,</p>

<p>• Personel Dağılım Cetveli,</p>

<p>• Doluluk oranı,</p>

<p>• Aynı dönemde yapılan atama sonuçları,</p>

<p>• Kurumun resmi personel ilanları.</p>

<p><strong>Aile yaşamına ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Çocukların eğitim ve bakım durumu,</p>

<p>• Sağlık kayıtları,</p>

<p>• Eşlerin görev yerleri arasındaki mesafe,</p>

<p>• Ulaşım süresi ve giderleri,</p>

<p>• İki ayrı konut nedeniyle oluşan mali yük,</p>

<p>• Bakıma muhtaç aile bireylerine ilişkin belgeler.</p>

<p>Başvuru dilekçesinde her belgenin adı ve tarihi ayrı ayrı gösterilmelidir. Yalnızca “eşim bu ilde çalışmaktadır” denilmesi yerine, ilgili yönetmelikteki hangi şartın hangi belgeyle karşılandığı açıklanmalıdır. Mahkeme aşamasında en güçlü dosya, idareye yapılan ilk başvuru sırasında eksiksiz olarak oluşturulan dosyadır.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini neden reddedilir?</strong></p>

<p><strong>• Boş kadro, norm veya PDC bulunmaması</strong></p>

<p>İdare, talep edilen yerde memurun unvanına veya branşına uygun boş kadro bulunmadığını ileri sürebilir. Bu gerekçe her durumda hukuka aykırı değildir. Ancak kadro ve norm bilgilerinin güncel, doğru ve aynı dönemde gerçekleştirilen diğer atamalarla tutarlı olması gerekir. Başvurudan kısa süre sonra aynı unvanda başka bir personelin atanması, boş kadro bilgisinin yanlış olması veya eşdeğer görev yerlerinin hiç araştırılmaması ret işlemini hukuken tartışmalı hale getirebilir.</p>

<p><strong>• Hizmet ihtiyacı ve personel yetersizliği</strong></p>

<p>Mevcut görev yerindeki hizmet ihtiyacı somut verilerle gösterilmelidir. İdarenin norm ve doluluk oranını, vardiya düzenini, hizmetin niteliğini, birimde çalışan personel sayısını, alternatif personel imkanını ortaya koyması gerekir. Yalnızca “personelin hizmetine ihtiyaç duyulmaktadır” şeklindeki soyut bir ifade, özellikle eşin hiçbir şekilde yer değiştiremediği ve aile ayrılığının uzun sürdüğü olaylarda yeterli olmayabilir.</p>

<p><strong>• Prim gün sayısının sağlanmaması</strong></p>

<p>SGK günlerinin yanlış zaman aralığında hesaplanması, eşin işten çıkışının verilmiş olması veya işyeri adresinin talep edilen yerle uyuşmaması ret nedeni olabilir. Hizmet dökümündeki eksik veya hatalı kayıtlar varsa başvurudan önce SGK ve işveren kayıtlarının düzeltilmesi düşünülmelidir.</p>

<p><strong>• Halen çalışma şartının sağlanmaması</strong></p>

<p>Özel sektör eşin gerekli prim gününü tamamlaması tek başına yeterli değildir. Eşin başvuru tarihinde talep edilen yerde halen çalışıyor olması gerekir. İş sözleşmesi sona ermişse veya çalışma yalnızca kayıt üzerinde görünüyorsa başvuru reddedilebilir.</p>

<p><strong>• Başvuru dönemi veya hizmet süresi şartı</strong></p>

<p>Başvurunun ilan edilen dönem dışında yapılması, adaylık süresinin devam etmesi, yeniden atama sonrasında bir yıllık sürenin tamamlanmaması veya sağlık personelinde önceden var olan mazerete ilişkin fiili çalışma şartının sağlanmaması ret gerekçesi olabilir. Ancak özel yönetmelikteki bir sınırlamanın aile birliği yönünden hiçbir istisna öngörmemesi, üst normlar ve ölçülülük ilkesi açısından hukuki tartışma doğurabilir.</p>

<p><strong>• Zorunlu hizmetin devam etmesi</strong></p>

<p>Doktorların devlet hizmeti yükümlülüğü, öğretmenlerin zorunlu hizmeti veya diğer personel gruplarının bölge hizmeti yükümlülükleri tayin sonucunu etkileyebilir. Bununla birlikte zorunlu hizmetin varlığı, idarenin aile birliği üzerindeki etkileri hiç değerlendirmeden ret vermesini her durumda haklı hale getirmez.</p>

<p><strong>• Kurumlar arası koordinasyon yapılmaması</strong></p>

<p>Farklı kamu kurumlarında çalışan eşler bakımından kurumlar arası koordinasyon bir formalite değildir. Hangi kurumun hangi yerde teşkilatı ve uygun kadrosu bulunduğu, hangi eşin yer değiştirme imkanının daha sınırlı olduğu ve aile birliğinin hangi yerde daha makul biçimde kurulabileceği araştırılmalıdır. Bu incelemeler yapılmadan verilen ret kararları eksik incelemeye dayanabilir.</p>

<p><strong>Sahte evlilik ve gerçeğe aykırı belge kullanılması</strong></p>

<p>Tayin amacıyla yapıldığı iddia edilen evlilikler kamuoyunda sıkça tartışılmaktadır. Ancak hukuki değerlendirme varsayımlara değil, somut bilgi ve belgelere dayanmalıdır. Kişinin kısa süre önce evlenmiş olması veya eşlerin tayin başvurusundan önce farklı illerde yaşamış olması tek başına evliliğin sahte olduğunu kanıtlamaz. Başvuru tarihinde geçerli resmi evlilik bulunuyorsa idare, öncelikle mevzuattaki başvuru şartlarını ve belgelerin doğruluğunu incelemelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte gerçeğe aykırı çalışma kaydı, muvazaalı sigortalılık, sahte görev yeri yazısı, yanlış adres beyanı, gerçekte bulunmayan ticari faaliyet, sahte veya değiştirilmiş resmi belge ciddi hukuki sonuçlara neden olabilir.</p>

<p>Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 27. maddesi, gerçeğe aykırı bilgi veya belge tespit edilmesi halinde atamanın iptal edilmesini ve soruşturma açılmasını öngörmektedir.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı mevzuatında da atamanın yapılmaması veya iptal edilmesi ve şartları varsa suç duyurusunda bulunulması düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut fiile göre disiplin cezası ve ceza sorumluluğu da gündeme gelebilir. Önemli olan evliliğin ne kadar yeni olduğu değil, başvuruda kullanılan bütün bilgi ve belgelerin gerçek, güncel ve doğrulanabilir olmasıdır.</p>

<p><strong>Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları ne söylüyor?</strong></p>

<p>Eş durumu tayini hakkındaki yargı kararları tek yönde değildir. Mahkemeler bazı olaylarda aile birliğini koruyarak ret işlemini iptal ederken, bazı olaylarda somut kadro ve hizmet ihtiyacını üstün tutabilmektedir. Bu nedenle bir karar yalnızca sonucu nedeniyle değil, somut olayla benzerliği ölçüsünde emsal olarak kullanılmalıdır.</p>

<p><strong>• Eşin tayin imkanı yoksa soyut hizmet ihtiyacı yeterli olmayabilir</strong></p>

<p><strong>Danıştay 2. Daire, E.2016/11187, K.2020/537, 04.02.2020</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta yurt yönetim memuru olarak çalışan personel, kamu personeli olan eşinin en az iki yıl süreyle yer değiştirme imkanının bulunmadığını belirterek eşinin görev yaptığı yere atanmak istemiştir. İdare, kurumda 24 saat hizmet verildiğini ve personelin görevine ihtiyaç duyulduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi zımni ret işlemini iptal etmiş, Danıştay İkinci Dairesi de bu kararı onamıştır. Karar, eşin yer değiştirme imkanının bulunmadığı açıkken aile birliğinin diğer eşin atanmasıyla sağlanabileceğini ve soyut hizmet ihtiyacı savunmasının somut olayda yeterli olmayabileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>• Aile mazereti somut norm ve hizmet ihtiyacını her zaman aşmaz</strong></p>

<p><strong>Danıştay 2. Daire, E.2016/10639, K.2018/3811, 06.06.2018</strong></p>

<p>Sosyal çalışmacı olarak görev yapan personelin eşinin bulunduğu ile atanma talebinde, gidilmek istenen yerde normun üzerinde personel bulunurken mevcut görev yerinde davacının doldurduğu tek norm bulunmaktaydı. Danıştay, aile birliğinin tek başına yeterli olmadığını; boş kadro, kurumların hizmet ihtiyacı ve kurumlar arası koordinasyonun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek personel lehine verilen ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Bu karar, resmi evliliğin bulunmasının idareyi her koşulda atama yapmak zorunda bırakmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>• Uluslararası sosyal güvenlik kapsamındaki çalışma şeklen reddedilemez</strong></p>

<p><strong>Danıştay 2. Daire, E.2020/1905, K.2021/4107, 10.11.2021;</strong></p>

<p>Öğretmenin Fransız vatandaşı olan eşi, Ankara’daki Fransız Büyükelçiliği okulunda çalışmakta ve primleri Fransa sosyal güvenlik sistemine yatırılmaktaydı. Başvuru, eşin Türkiye’de SGK kaydının bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu; eşin uluslararası sözleşme kapsamında sosyal güvenceye sahip olarak çalışmasını, aile birliğini ve mevzuattaki sınırlamanın amacını birlikte değerlendirmiştir. Sonrasında Danıştay İkinci Dairesi ret işlemini iptal etmiştir. Karar, belge şartlarının üst normlara aykırı ve düzenlemenin amacını aşan şekilde yorumlanamayacağını göstermektedir.</p>

<p><strong>• Sağlık hizmeti gerekçesi somutlaştırılmalıdır</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212616-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>Anayasa Mahkemesi, Necmettin Demir, B. No: 2021/2616, 11.12.2024</strong></a></p>

<p>Devlet hizmeti yükümlüsü uzman hekim, eşinin sözleşmesi nedeniyle üç yıl başka bir yere atanamadığını belirterek eş durumu mazeret kurasına başvurmuştur. Ret ve sonraki yargılama sürecinde, sağlık hizmetinin sürekliliği ile eşin yer değiştirememe durumu arasında yeterli denge kurulmamıştır. Anayasa Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, zorunlu hizmet bulunan dosyalarda dahi kalıp gerekçelerin yeterli olmadığını ve aile üzerindeki somut etkinin değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>• İdarenin takdir yetkisi aileyi sınırsız biçimde ayırma yetkisi değildir</strong></p>

<p><a href="http://hukukihaber.net/aymnin-201939998-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>Anayasa Mahkemesi, Ayşe Nortcu, B. No: 2019/39998, 08.12.2022</strong></a></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin atanma ve yer değiştirme konusunda mutlak hak iddia edemeyeceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte idarenin aile birliğini koruyacak şekilde hareket etmesi ve personele aşırı bir külfet yüklememesi gerektiğini belirtmiştir. Bu yaklaşım; çocukların durumu, eşler arasındaki mesafe, ulaşım imkanları, ekonomik yük ve aile ayrılığının süresi gibi bireysel koşulların neden başvuru ve dava dosyasına konulması gerektiğini açıklamaktadır.</p>

<p><strong>Yargı kararlarından çıkan temel ölçütler</strong></p>

<p>Eş durumu tayini başvurusu değerlendirilirken şu sorulara cevap verilmelidir:</p>

<p>• Diğer eşin tayin veya işyeri değişikliği gerçekten mümkün müdür?</p>

<p>• İdarenin ileri sürdüğü hizmet ihtiyacı somut verilerle kanıtlanmış mıdır?</p>

<p>• Kadro, norm, PDC ve doluluk bilgileri güncel midir?</p>

<p>• Başka ilçe, kurum birimi veya iki eşe uygun alternatif bir yer araştırılmış mıdır?</p>

<p>• Aile ayrılığının süresi ve aile üzerindeki etkileri değerlendirilmiş midir?</p>

<p>• Çocukların eğitim, sağlık ve bakım koşulları dikkate alınmış mıdır?</p>

<p>• Ret kararı dosyaya özel bir gerekçe içeriyor mu, yoksa şablon ifadelerden mi oluşuyor?</p>

<p><strong>Eş durumu tayini reddedilirse ne yapılmalıdır?</strong></p>

<p><strong>Ret işlemi ve tebliğ tarihi kesinleştirilmeli</strong></p>

<p>Dava süresinin hesaplanabilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu ret işlemi ile bu işlemin tebliğ tarihi belirlenmelidir. Şu belgeler saklanmalıdır:</p>

<p>• Elektronik başvuru sonuç ekranı,</p>

<p>• EBYS üzerinden gönderilen ret yazısı,</p>

<p>• E-tebligat kaydı,</p>

<p>• Posta tebliğ zarfı,</p>

<p>• Kurum duyurusu,</p>

<p>• Başvurunun evrak kayıt belgesi.</p>

<p>Ret kararında gerekçe bulunmuyorsa gerekçeli karar istenebilir. Ancak gerekçe istemenin dava süresini kendiliğinden durdurduğu düşünülmemelidir.</p>

<p><strong>60 günlük dava süresi kaçırılmamalı</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre, özel bir dava süresi öngörülmemişse idare mahkemesinde iptal davası açma süresi yazılı bildirimi izleyen günden itibaren 60 gündür. Başvurunun cevapsız bırakılması halinde İYUK’un 10. maddesi uyarınca 30 gün sonunda zımni ret oluşabilir. Bu tarihten sonra genel dava süresi işlemeye başlar. İYUK’un 11. maddesi uyarınca dava açma süresi içinde;</p>

<p>• Üst makama,</p>

<p>• Üst makam bulunmuyorsa işlemi yapan makama</p>

<p>işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için başvurulabilir. Usulüne uygun İYUK 11 başvurusu dava süresini durdurur. İdare 30 gün içinde cevap vermezse başvuru reddedilmiş sayılır ve başvurudan önce geçen süre de hesaba katılarak kalan dava süresi yeniden işlemeye başlar.</p>

<p>İkinci bir dilekçe verilmesinin her durumda yeni bir 60 günlük süre başlatacağı düşünülmemelidir. Hak kaybı yaşamamak için dava dosyası en erken muhtemel tebliğ tarihi esas alınarak hazırlanmalıdır.</p>

<p><strong>Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?</strong></p>

<p>Eş durumu tayini başvurusunun reddine karşı açılacak davada görevli yargı yeri idare mahkemesidir. İYUK’un 33. maddesinde kamu görevlilerinin atanması ve nakillerine ilişkin davalar bakımından özel yetki kuralı bulunmaktadır. Buna göre yeni veya eski görev yerinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkili olabilir. Ret işleminin niteliği, mevcut görev yeri ve talep edilen görev yeri dikkate alınarak yetkili mahkeme somut olay özelinde belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Yürütmenin durdurulması istenebilir mi?</strong></p>

<p>Evet. Ancak iptal davasının açılması ret işlemini kendiliğinden durdurmaz. İYUK’un 27. maddesine göre yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için iki koşulun birlikte bulunması gerekir:</p>

<p>1. İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması,</p>

<p>2. İşlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zarar doğması.</p>

<p><strong>Açık hukuka aykırılık yönünden şu hususlar ileri sürülebilir:</strong></p>

<p>• Yanlış yönetmeliğin uygulanması,</p>

<p>• Prim hesabının hatalı yapılması,</p>

<p>• Kurumlar arası koordinasyon kurulmaması,</p>

<p>• Mevcut boş kadronun dikkate alınmaması,</p>

<p>• Ret kararının gerekçesiz olması,</p>

<p>• Eşitlik ilkesine aykırı uygulama,</p>

<p>• Güncel olmayan kadro veya PDC bilgisine dayanılması.</p>

<p><strong>Telafisi güç zarar yönünden ise şu durumlar belgelendirilebilir:</strong></p>

<p>• Çocukların bakım ve eğitim sorunları,</p>

<p>• Gebelik veya ciddi sağlık problemi,</p>

<p>• Eşler arasındaki uzun mesafe,</p>

<p>• Yüksek ulaşım ve konut giderleri,</p>

<p>• Aile yaşamının uzun süre fiilen kurulamaması,</p>

<p>• Bakıma muhtaç aile bireylerinin durumu.</p>

<p><strong>Mahkeme tayin işlemini doğrudan yapar mı?</strong></p>

<p>İptal kararı, eş durumu tayini başvurusunun reddine ilişkin işlemi hukuken ortadan kaldırır ve idareyi mahkeme kararındaki gerekçelere uygun yeni bir işlem yapmaya zorlar. Mahkeme, idarenin yerine geçerek personeli belirli bir kadroya doğrudan atamaz.</p>

<p>İYUK’un 28. maddesi uyarınca idare, mahkeme kararının gereğini gecikmeksizin ve kural olarak kararın kendisine tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde yerine getirmelidir. İdarenin mahkeme kararının gerekçesini etkisiz bırakacak şekilde yeniden ret kararı vermesi halinde yeni işlemin de yargısal denetimi gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini başvuru kontrol listesi</strong></p>

<p><strong>Başvuru yapmadan önce aşağıdaki soruların tamamı kontrol edilmelidir:</strong></p>

<p>• Başvuru tarihinde resmi evlilik devam ediyor mu?</p>

<p>• Personelin kadrolu, sözleşmeli veya aday statüsü doğru belirlendi mi?</p>

<p>• Uygulanacak özel yönetmelik tespit edildi mi?</p>

<p>• Eşin kamu, özel sektör veya serbest meslek statüsü doğru sınıflandırıldı mı?</p>

<p>• Gerekli 360, 720 veya 1.440 günlük prim hesabı doğru yapıldı mı?</p>

<p>• Eş talep edilen yerde halen ve fiilen çalışıyor mu?</p>

<p>• Kadro, norm, PDC, branş ve hizmet grubu bilgileri kontrol edildi mi?</p>

<p>• Başvuru dönemi veya zorunlu hizmet engeli bulunuyor mu?</p>

<p>• Eşin kendi kurumunda yer değiştiremeyeceği resmi belgeyle gösterildi mi?</p>

<p>• Başvuru duyurusunda aranan bütün belgeler hazırlandı mı?</p>

<p>• Başvurunun tamamlandığını gösteren kayıt alındı mı?</p>

<p>• Ret halinde tebliğ ve 60 günlük dava süresini takip edecek sistem kuruldu mu?</p>

<p><strong>Sonuç: Eş durumu tayini isteyen memur ne yapmalıdır?</strong></p>

<p>Memurların eş durumu tayini, aile birliğini koruyan önemli bir hukuki imkandır. Ancak bütün kamu personeli için aynı şartlara bağlı değildir. Eş durumu tayini isteyen memur öncelikle kendi personel statüsünü ve eşinin çalışma statüsünü belirlemelidir. Daha sonra kurumun özel yönetmeliği, güncel başvuru duyurusu, prim şartları, kadro veya norm durumu ve zorunlu hizmet hükümleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Başvuru yalnızca evlilik belgesine dayandırılmamalıdır. Eşin görev veya çalışma yeri, tayin imkanının bulunup bulunmadığı, aile ayrılığının süresi, çocukların durumu ve aileye yüklenen ekonomik ve sosyal külfet belgelerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Başvuru reddedildiğinde ilk yapılması gereken yalnızca yeni bir dilekçe vermek değildir. Ret işleminin gerekçesi, tebliğ tarihi, uygulanan mevzuat ve idarenin dayandığı kadro veya hizmet verileri incelenmelidir.</p>

<p>Ret işleminin hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa, tebliğ tarihinden itibaren kural olarak 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Şartları bulunuyorsa yürütmenin durdurulması da istenmelidir. Mesleğe özgü düzenlemeler ve kurum duyuruları değişebildiğinden, başvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan güncel mevzuat mutlaka kontrol edilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY"><img alt="Av. Servet AKSOY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/servet-aksoy.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY">Av. Servet AKSOY</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/memurlarin-es-durum-tayini-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="28000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsim ve Soyisim Değiştirme Davası: Haklı Sebepler ve Süreç]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isim-ve-soyisim-degistirme-davasi-hakli-sebepler-ve-surec-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isim-ve-soyisim-degistirme-davasi-hakli-sebepler-ve-surec-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu'nun <strong>27. maddesi</strong>, herkese haklı bir sebebe dayanarak isim veya soyadının değiştirilmesini isteme hakkı tanıyor. 2026 itibarıyla özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, iş hayatında marka kimliği oluşturma isteği ve yurt dışı bağlantılı işlemler nedeniyle bu tür davalara olan ilginin <strong>giderek arttığı</strong> gözlemleniyor. Peki hangi durumlar 'haklı sebep' sayılıyor, dava kaç ay sürüyor ve süreç nereden başlıyor?</p>

<p><strong>İsim Değiştirme Davası Nedir, Kimler Açabilir?</strong></p>

<p>İsim ve soyisim değiştirme davası, kişinin nüfus kütüğünde kayıtlı adının veya soyadının mahkeme kararıyla değiştirilmesini sağlayan bir <strong>kişiler hukuku</strong> davasıdır. Reşit olan herkes bu davayı kendi adına açabilir; küçükler için ise yasal temsilcisi (anne, baba veya vasi) başvuruda bulunur.</p>

<p>Örneğin Bahçelievler'de yaşayan bir danışanımızın çocukluğundan beri kullandığı takma adla resmi kaydı arasında fark vardı; okulda, işte ve sosyal çevrede herkes onu farklı bir isimle tanıyordu. Bu tür bir <strong>fiilen kullanılan isim ile nüfus kaydı arasındaki uyumsuzluk</strong>, mahkemelerce sıklıkla haklı sebep olarak kabul ediliyor.</p>

<p><strong>Kanunun Dayanağı</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu <strong>madde 27</strong>: 'Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.' Aynı maddeye göre adın değiştirildiği, nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Haklı Sebep Sayılan Durumlar Nelerdir?</strong></p>

<p>Kanun 'haklı sebep' kavramını tanımlamadığı için bu konuda <strong>Yargıtay içtihatları</strong> yol gösterici oluyor. Uygulamada en sık kabul gören gerekçeler şunlar:</p>

<p><strong>- Adın gülünç, aşağılayıcı veya iğrenç çağrışım yapması</strong></p>

<p><strong>- Toplumsal cinsiyete uygun olmayan isim kullanımı</strong></p>

<p><strong>- Yıllardır fiilen farklı bir isimle tanınma</strong> (çevre, iş, sosyal medya)</p>

<p><strong>- Dini, etnik veya siyasi çağrışımlardan rahatsızlık duyma</strong></p>

<p><strong>- Aile içi kopukluk nedeniyle baba soyadını taşımak istememe</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında, 'kişinin ad ve soyadını taşımaktan duyduğu ciddi ve samimi rahatsızlığın' haklı sebep sayılabileceği vurgulanıyor. Yani mahkeme, sadece estetik bir tercihten çok, <strong>kişinin yaşamını gerçekten etkileyen bir gerekçe</strong> arıyor.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Soyadı değişikliğinde, boşanma sonrası eski soyadına dönmek farklı bir prosedürdür (TMK m.173) ve bu yazının konusu olan genel isim değiştirme davasından ayrıdır.</p>

<p><strong>Dava Süreci Adım Adım Nasıl İşler?</strong></p>

<p>Diyelim ki İstanbul'da yaşayan bir danışanımız, çocukluğunda annesinin taktığı ve resmiyette hiç kullanılmayan bir isimle mücadele ediyor; artık nüfus kaydını herkesin bildiği ismiyle uyumlu hale getirmek istiyor. Süreç şu şekilde ilerliyor:</p>

<p><strong>Süreç Takvimi</strong></p>

<p><strong>1. Adım:</strong> Haklı sebebi destekleyen delillerin toplanması (tanık, belge, sosyal çevre yazıları)</p>

<p><strong>2. Adım:</strong> Yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dilekçeyle başvuru</p>

<p><strong>3. Adım:</strong> Duruşma(lar), genellikle tanık dinleme dahil 1-3 celse</p>

<p><strong>4. Adım:</strong> Mahkemenin kararını vermesi (uygulamada ortalama 4-8 ay sürebilir)</p>

<p><strong>5. Adım:</strong> Kararın kesinleşmesi ve nüfus müdürlüğüne bildirim</p>

<p>Süre, mahkemenin iş yüküne ve dosyanın niteliğine göre değişebilir; bazı basit vakalarda daha kısa, ispatın zor olduğu durumlarda daha uzun sürebiliyor. Bu nedenle <strong>dava açmadan önce delil dosyasını sağlam kurmak</strong> zaman kazandırıyor.</p>

<p><strong>Gerekli Belgeler ve Dilekçe Hazırlığı</strong></p>

<p>Dilekçenizin ikna edici olması için sadece 'bu ismi sevmiyorum' demek yeterli değil; mahkemeye <strong>somut ve tutarlı bir gerekçe</strong> sunmanız gerekiyor. Örneğin okul diploması, iş sözleşmesi, banka kayıtları gibi belgelerde fiilen kullanılan farklı bir isim varsa bunlar dosyaya eklenmeli.</p>

<p>- Nüfus kayıt örneği (e-Devlet üzerinden alınabilir)</p>

<p>- Talep edilen yeni ismin/soyadın gerekçesini anlatan dilekçe</p>

<p>- Varsa tanık listesi ve iletişim bilgileri</p>

<p>- Fiilen kullanılan ismi gösteren belgeler (diploma, sözleşme, fatura vb.)</p>

<p>Belgelerin eksiksiz hazırlanması süreci hızlandırır.</p>

<p>Şöyle bir soru sık soruluyor: 'Dilekçemde hangi ismi istediğimi net yazmalı mıyım?' Cevap evet, mahkeme talebin belirsiz olmasını istemez; <strong>talep edilen yeni isim veya soyadı açıkça belirtilmeli.</strong></p>

<p><strong>Mahkeme Kararı Çıktıktan Sonra Yapılması Gerekenler</strong></p>

<p>Mahkeme talebi kabul ettiğinde karar kesinleştiği anda otomatik olarak yürürlüğe girmiyor; <strong>kararın nüfus müdürlüğüne bildirilmesi ve nüfus kütüğüne işlenmesi</strong> gerekiyor. Bu adım genellikle avukat veya ilgili kişi tarafından takip edilir.</p>

<p>Kayıt güncellendikten sonra kimlik, ehliyet, banka kartları, diploma gibi resmi belgelerin de yeni isimle güncellenmesi unutulmamalı. Aksi halde kurumlar arasında isim uyuşmazlığı yaşanabiliyor, bu da günlük hayatta yeni sorunlara yol açabiliyor.</p>

<p><strong>İsim değiştirme davası kaç kez açılabilir?</strong></p>

<p>Kanunda bir sınır yok; ancak her başvuruda yeniden haklı sebep ispatlanması gerekiyor. Art arda birden fazla değişiklik talebi mahkemede daha dikkatli inceleniyor.</p>

<p><strong>Soyadı değişikliği tüm aileyi mi kapsar?</strong></p>

<p>Hayır, dava kişiye özeldir. Ancak reşit olmayan çocuğun soyadı, ebeveynin açtığı davanın sonucuna bağlı olarak etkilenebilir.</p>

<p><strong>Arabuluculuk bu davada bir seçenek mi?</strong></p>

<p>İsim değiştirme davası mahkeme kararı gerektiren bir dava türü olduğundan doğrudan arabuluculuğa konu olmuyor; ancak aile içi anlaşmazlık varsa önce arabuluculukla yaklaşım netleştirilebilir.</p>

<p>Özetle: isminizle veya soyadınızla ilgili ciddi bir rahatsızlığınız varsa, <strong>Türk Medeni Kanunu m.27</strong> size bu hakkı tanıyor. Sürecin başarıyla sonuçlanması, haklı sebebin ne kadar iyi ispatlandığına bağlı. Delil dosyanızı sağlam kurmak ve dilekçenizi net yazmak, davanın seyrini doğrudan etkiliyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isim-ve-soyisim-degistirme-davasi-hakli-sebepler-ve-surec-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/themis-toka.jpg" type="image/jpeg" length="79901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22427"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DERDEST KISMİ DAVALARDA ZAMANAŞIMI VE TALEP ARTIRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/derdest-kismi-davalarda-zamanasimi-ve-talep-artirimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/derdest-kismi-davalarda-zamanasimi-ve-talep-artirimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7589 Sayılı Kanunun Geçici 1/10 Hükmü 31.07.2026 Tarihinden Önce Açılmış Kısmi Davaları da Kapsar mı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A. Giriş ve Hukuki Sorunun Ortaya Konuluşu</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun </a>ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesinde düzenlenen "Belirsiz alacak davası" hukuk sistemimizden kaldırılmış; anılan Kanun'un Geçici 1. maddesinin 10. fıkrasında ise mülga 107. maddenin, yürürlük tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Konuya ilişkin kaleme aldığım makalemin hukukihaber.net ve sosyal medya platformlarında yayımlanmasının ardından okuyuculardan yoğun sorular gelmiştir. Bu sorular özellikle;<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 7589 sayılı Kanun</a>’un yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan "kısmi davalar" bakımından bu geçiş hükmünün geçerli olup olmadığı, derdest kısmi davalarda davacıların bakiye alacak taleplerini yeni m. 109/4 hükmüne göre artırıp artıramayacağı ve en önemlisi, bakiye alacak için zamanaşımı süresinin dava tarihinde kesilmiş sayılıp sayılmayacağı noktalarında düğümlenmektedir. Bu çalışma, söz konusu hukuki duraksamaları gidermek amacıyla kaleme alınmıştır.</p>

<p><strong>B. Yeni Düzenleme İle Birlikte Yargıda İkili Usul Rejimi Dönemi</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a> ile HMK m. 107 ve 109 hükümlerinde yapılan radikal değişiklikler, Türk yargı uygulamasında uzunca bir süre iki farklı usul rejiminin birlikte varlığını sürdürmesine yol açacaktır. 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış bulunan davalarda mülga HMK m. 107 hükümlerinin uygulanmasına aynen devam edilecektir. Dolayısıyla bu tarihten önce ikame edilmiş belirsiz alacak davalarında eski hüküm geçerliliğini koruyacaktır.</p>

<p>Buna karşılık, 31 Temmuz 2026 ve sonrasında açılacak davalar artık belirsiz alacak davası olarak nitelendirilemeyecek, HMK m. 109 uyarınca kısmi dava olarak açılacaktır. Bu yeni dönemde davacılar, m. 109/4 çerçevesinde tahkikat sona erene kadar bir defaya mahsus talep artırım imkânından yararlanabilecek ve bu durumda bakiye alacak için de zamanaşımı süresi geriye etkili olarak dava tarihinde kesilmiş sayılacaktır.</p>

<p>Bu genel tespitten sonra, çalışmamızın esas odak noktasına geçebiliriz: HMK m. 109'a eklenen 4. fıkradaki talep artırım hakkı ve zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmesi imkânı, yürürlükten önce açılmış ve henüz derdest olan kısmi davalar için de uygulanabilir mi?</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>7589 sayılı Kanun'un Geçici</strong> <strong>Madde 1/10'un Kapsamı ve Kısmi Davaların Hukuki Statüsü</strong></p>

<p>Usul hukukunda kanunların zaman bakımından uygulanmasını düzenleyen HMK m. 448 uyarınca usul hükümlerinin derhâl uygulanması asıldır. Ancak istisnaları düzenleyen geçici maddelerin dar yoruma tabi tutulması gerekliliği ile derdest kısmi davalardaki usuli işlemlerin niteliği birbiriyle çatışmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a>'un Geçici 1. maddesinin 10. fıkrası münhasıran mülga 107. maddeye atıf yapmaktadır. Geçici hükümde açıkça; <i>"yürürlükten kaldırılan 107 nci maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur"</i> ifadesine yer verilmiş olup, kanun koyucu doğrudan mülga belirsiz alacak davası olarak açılmış dosyaları hedeflemiştir.</p>

<p>Kısmi dava ile belirsiz alacak davasının tamamen farklı ve bağımsız dava türleri olduğu gerçeği, usul hukukunda istisnai geçiş kurallarının dar yoruma tabi tutulması ilkesiyle birlikte değerlendirildiğinde; Geçici 1/10 hükmünün yürürlük öncesinde açılmış kısmi davaları kapsamadığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre de dava açılması tamamlanmış bir usul işlemi olduğundan, kısmi dava olarak ikame edilen bir davanın sonradan yürürlüğe giren usul kurallarına dayanılarak (ıslah yoluyla veya mahkemece re'sen) belirsiz alacak davasına dönüştürülmesi hukuken mümkün değildir <i>(Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 24.05.2022, E. 2019/332, K. 2022/724)</i>.</p>

<p><strong>D. Tamamlanmamış Usul İşlemleri Bağlamında Talep Artırımı Ve Zamanaşımı </strong></p>

<p>Kanun koyucu kısmi davalara ilişkin özel bir geçiş hükmü öngörmediği için, yürürlük tarihinden önce açılmış kısmi davalarda yapılacak yeni usul işlemlerinde, kural olarak yürürlükteki güncel usul hükümleri (HMK m. 109/4 veya m. 176 vd. ıslah hükümleri) dikkate alınmalıdır. <i><u>HMK m. 448 uyarınca yeni usul kuralları sadece tamamlanmamış işlemlere derhâl uygulanacağından, tahkikatı devam eden derdest kısmi davalarda davacılar bakiye alacaklarını genel ıslah hükümleri (HMK m. 176-177) veya HMK m. 109'a eklenen 4. fıkradaki bir defaya mahsus talep artırımı mekanizması çerçevesinde ileri sürebilmelidir.</u></i> Zira derdest kısmi davalarda tahkikat aşamasında henüz gerçekleştirilmemiş olan talep artırımı veya ıslah işlemleri, doğası gereği "tamamlanmamış işlem" mahiyetindedir. Dolayısıyla bu işlemlere yürürlükteki güncel hükümlerin uygulanması hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p>Bilindiği üzere değişiklik öncesi HMK rejiminde, kısmi dava açılması durumunda zamanaşımı yalnızca dava dilekçesinde açıkça talep edilen miktar için kesilmekte; fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması bakiye kısım yönünden zamanaşımının işlemesini durdurmamaktaydı <i>(Bkz. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023915-e-202480-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 07.02.2024, E. 2023/915, K. 2024/80)</a></strong></i>. Buna karşılık yeni getirilen HMK m. 109/4 kapsamında, bir defaya mahsus yapılan talep artırımlarında zamanaşımının artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı açıkça hükme bağlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun koyucunun kısmi davalar için özel bir sınırlayıcı geçiş hükmü sevk etmemiş olması karşısında, yürürlük tarihinden önce açılmış kısmi davalar için de HMK m. 109/4 hükmü uygulanmalı ve bakiye alacak için zamanaşımı dava tarihi itibarıyla kesilmiş sayılmalıdır.</p>

<p><strong>E. Anayasal Güvenceler Perspektifi ve Sonuç </strong><br />
Usul hukuku rejiminin anayasal güvenceler perspektifinden değerlendirilmesi, derdest kısmi davalarda zamanaşımı süresinin bakiye alacak için de dava tarihinde kesilmesinin kabulünü zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, maddi gerçeğin ve adaletin aşırı şekilci, katı usul yorumlarına kurban edilmemesi gerekir.</p>

<p>Kısmi dava yoluyla hak arama özgürlüğünü kullanan bir davacının bakiye alacağına ulaşmasının, geçiş hükümlerinin amacını aşar şekilde geniş ve aleyhe yorumlanması suretiyle engellenmesi, doğrudan "mahkemeye erişim hakkının" özüne dokunacak ağır bir hak ihlali yaratacaktır. Bu nedenle, derdest kısmi davalarda tahkikat bitene kadar m. 109/4'teki talep artırım mekanizmasının ve bu mekanizmanın sağladığı geriye etkili zamanaşımı korumasının uygulanması hukuka ve hakkaniyete en uygun çözüm tarzıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi </strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/derdest-kismi-davalarda-zamanasimi-ve-talep-artirimi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41aa.jpg" type="image/jpeg" length="76381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KVKK'dan 'Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı'na ilişkin görüş talepleri hakkında duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesi-hakkinda-ilke-kararina-iliskin-gorus-talepleri-hakkinda-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesi-hakkinda-ilke-kararina-iliskin-gorus-talepleri-hakkinda-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h3>29.04.2026 Tarihli ve 2026/921 Sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı”</span></a></strong>na İlişkin Görüş Talepleri Hakkında Kamuoyu Duyurusu</h3>

<p>Bilindiği üzere, çalışan devam takibinin dijital ortamda gerçekleştirilmesi ve işyeri güvenliğinin artırılması amacıyla kurum ve kuruluşlar tarafından biyometrik tanımlama sistemlerinin kullanımının giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Bu durumun Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (Kurum) intikal eden ihbar ve şikâyetlerde en çok dile getirilen hukuka aykırılıklardan biri olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi ve veri sorumlularının hukuki yükümlülükleri hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı “Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı” alınmış; söz konusu İlke Kararı 02.06.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</p>

<p>İlke Kararı’nın yayımlanmasının ardından, Kurumumuza farklı sektörlerde faaliyet gösteren veri sorumluları tarafından çeşitli görüş talepleri iletilmiş olup, bu talepler doğrultusunda konuya ilişkin bazı hususların açıklığa kavuşturulması ihtiyacı hasıl olmuştur.</p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Kanun) 6’ncı maddesinde özel nitelikli kişisel veriler sınırlı sayıda düzenlenmiş olup biyometrik veriler de bu kapsamda yer almaktadır. Kanun kapsamında sayılan özel nitelikli kişisel veri kategorilerinin kıyas yoluyla genişletilmesi de mümkün değildir.</p>

<p>Ulusal mevzuatta biyometrik veriye ilişkin kapsamlı bir tanım bulunmamakla birlikte 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 3’üncü maddesinde biyometrik veri, elektronik sistemler aracılığı ile kimlik tespiti ve kimlik doğrulaması amacıyla alınan parmak izi, damar izi ve el ayasından elde edilen kişiye özgü veriler olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Kuruma iletilen görüş taleplerinde, avuç içi taraması veya parmak izi alınması gibi yöntemlerle elde edilen verilerin biyometrik veri olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Ancak Avrupa Birliği Veri Koruma Tüzüğü 51 numaralı gerekçesinde (Recital 51) ifade edildiği üzere, belirli bir teknik yöntem kullanılarak gerçek kişiyi benzersiz şekilde tanımlamaya veya doğrulamaya elverişli hale getirilen veriler biyometrik veri niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla, söz konusu verilerin matematiksel bir koda çevrilerek veri tabanında saklanması, biyometrik veri niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Konuya ilişkin mevzuat incelendiğinde, işverenlerin çalışma sürelerini takip etme ve belgelendirme yükümlülüğü bulunmakla birlikte, bu yükümlülüğün biyometrik tanımlama sistemleri kullanılarak yerine getirilmesini öngören açık kanuni bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, çalışanların mesai takibinin biyometrik veri işlenmesi yoluyla gerçekleştirilmesi hukuka aykırılık teşkil edebilecektir.</p>

<p>Bu kapsamda, 2026/921 sayılı İlke Kararı ile <strong>yalnızca mesai takibi amacıyla</strong> gerçekleştirilen biyometrik veri işleme faaliyetlerinin Kanun’un 6’ncı maddesinde öngörülen işleme şartlarından herhangi birine dayanmadığı, ayrıca geçerli bir açık rıza bulunsa dahi söz konusu işleme faaliyetinin Kanun’un 4’üncü maddesinde düzenlenen ölçülülük kriterini sağlamayacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, bazı tesis ve faaliyet alanları, taşıdıkları güvenlik riski ve olası ihlallerin doğurabileceği sonuçlar nedeniyle genel değerlendirmeden ayrılmaktadır. Bu alanlarda biyometrik tanımlama sistemleri, yalnızca mesai takibine hizmet eden bir araç olmaktan çıkmakta; kimlik doğrulama, yetkilendirme ve kritik alanlara erişimin kontrolü gibi çok katmanlı güvenlik süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bu itibarla bu tür alanlarda biyometrik veri işlenmesinin amacı personelin çalışma saatlerinin izlenmesi değil çoğu durumda doğrudan güvenliğin ve kritik altyapıların güvenliğinin sağlanması olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu alanlarda gerçekleştirilecek biyometrik veri işleme faaliyetlerinin de yalnızca gerekli kritik alanlarla ve kişilerle sınırlı olması, alternatif yöntemlerin yetersiz kalması ve işleme faaliyetinin somut güvenlik ihtiyacıyla da ölçülü olması gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, Kanun’un 28’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni veya ekonomik güvenliğin korunmasına yönelik gerçekleştirilen veri işleme faaliyetleri belirli şartlar altında Kanun kapsamı dışında kalabilmektedir. Ancak bu istisna, büyük ölçekli kamu güvenliği kurumları açısından önemli bir esneklik alanı sağlamış olmakla birlikte biyometrik veri kullanımını sınırsız hale getirmemekte; her somut olay bakımından güvenlik riskinin ağırlığı, alternatif yöntemlerin yetersizliği ve işleme faaliyetinin amacı dikkate alınarak değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede Kurulun anılan İlke Kararı’na uyum sağlanması konusunda belirleyici olan husus, biyometrik veri işlemenin “mesai takibi” amacını aşarak, kamu güvenliğinin sağlanmasına yönelik kullanılıp kullanılmadığı ile ilişkilidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>- Çalışan devam takibi (mesai takibi) amacıyla gerçekleştirilen biyometrik veri işleme faaliyetleri bakımından veri sorumlularının 29.04.2026 tarih ve 2026/921 sayılı Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı doğrultusunda hareket etmeleri gerekmektedir.</p>

<p>- Mesai takibi dışında kalan biyometrik veri işleme faaliyetleri ise anılan İlke Kararı kapsamında değerlendirilmeyecek olup faaliyetin hukuka uygunluğu, veri işleme amacı, işin niteliği ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak bizzat veri sorumluları tarafından değerlendirilmelidir. Kurumumuza bu hususta intikal edecek ihbar veya şikâyetlere ilişkin olarak ise Kurul tarafından her somut olay özelinde ayrıca değerlendirme yapılacaktır.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesi-hakkinda-ilke-kararina-iliskin-gorus-talepleri-hakkinda-duyuru</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="92549"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Performans Değerlendirme Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-performans-degerlendirme-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-performans-degerlendirme-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Performans Değerlendirme Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI PERFORMANS DEĞERLENDİRME YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Banka personeline yönelik performans değerlendirme sisteminin uygulanmasına ve yönetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Banka personelini ve sözleşmeli personeli kapsar.</p>

<p>(2) Değerlendirme döneminde emeklilik, istifa, ölüm, işe son verme veya diğer herhangi bir nedenle Bankadan ilişiği kesilenler hakkında performans değerlendirmesi yapılmaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Anonim Şirketinin Esas Mukavelesinin 32 nci maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Banka: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasını,</p>

<p>b) Banka personeli: Kanunun 32 nci maddesinde düzenlenen personeli,</p>

<p>c) Başkan: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanını,</p>

<p>ç) Birim: Bankanın Genel Müdürlüklerini,</p>

<p>d) İtiraz Değerlendirme Kurulu: Performans değerlendirmesine ilişkin itirazın incelendiği, değerlendirildiği ve sonuçlandırıldığı kurulu,</p>

<p>e) Kanun: 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununu,</p>

<p>f) Performans değerlendirmesi: Personelin değerlendirme amirleri tarafından değerlendirme kriterlerine göre ilgili yıl için çalışma performansının değerlendirilmesini,</p>

<p>g) Performans değerlendirme formu: Personele ilişkin; çalışma, değerlendirme amiri bilgileri ve değerlendirme kriterlerinin yer aldığı formu,</p>

<p>ğ) Performans değerlendirme kriterleri: Performans değerlendirme formunda yer alan ve personelin görev ve sorumluluklarını yerine getirme düzeyini değerlendirmek için kullanılan kriterleri,</p>

<p>h) Performans puanı: Personelin değerlendirme kriterlerine göre hesaplanacak puanı,</p>

<p>ı) Performans yönetim sistemi: Bankanın yerel ağında yer alan ve personelin performans değerlendirmesinin yapıldığı uygulamayı,</p>

<p>i) Sözleşmeli personel: Banka kadroları emsal alınmak suretiyle tam zamanlı ve süreli olarak çalıştırılanları,</p>

<p>j) Yönetim Komitesi: Kanunun 30 uncu maddesinde düzenlenen Komiteyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Performans Değerlendirmesinde Uygulanacak Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Temel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Performans değerlendirmesinde, birim hedefleri, yönetici hedefleri ve personel hedefleri aracılığı ile Bankanın orta ve uzun vadeli amaçlarına, hedef ve önceliklerine ulaşılması ve bu süreçte sarf edilen çabanın ölçülmesi ile personelin yetkinliklerinin değerlendirilmesi suretiyle gelişimlerine katkı sağlanması temel esastır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirme amirleri, değerlendirmelerini gözlemleri doğrultusunda adil, tarafsız ve ön yargısız şekilde yapar.</p>

<p>(3) Performans değerlendirmesi, personelin yalnızca ilgili değerlendirme dönemindeki çalışmaları ile görev ve sorumluluklarına ilişkin davranışları dikkate alınarak yapılır.</p>

<p>(4) Performans değerlendirmelerine ilişkin süreçler elektronik ortamda yürütülür.</p>

<p><strong>Performans değerlendirme amirleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Performans değerlendirmesi, EK-1’de yer alan Performans Değerlendirme Amirleri Tablosuna göre yapılır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirmesi, ünvan ve organizasyon yapısına göre tek ya da iki amir tarafından yapılır.</p>

<p>(3) Performansını değerlendireceği personel ile aralarında evlilik bağı (evlilik bağı sona erenler dahil), üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan veya ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) kayın hısımlığı veyahut evlat edinme ilişkisi bulunan performans değerlendirme amirleri performans değerlendirmesi yapamaz.</p>

<p><strong>Performans değerlendirme dönemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Performans değerlendirmeleri, her yıl 1 Ocak-31 Aralık dönemi için yılda bir kez yapılır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirmeleri, ilgili değerlendirme dönemini takip eden ay içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Performans değerlendirme amirleri tarafından, personelin ilgili dönem performansını, gelişim alanlarını ve beklentilerini personelle paylaştığı geri bildirim görüşmeleri gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Performans değerlendirmesine esas asgari çalışma süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) İlgili değerlendirme döneminde en az yüz seksen gün çalışma süresi olan personel performans değerlendirmesine tabi tutulur.</p>

<p>(2) Askerlik, ücretsiz izin, hastalık izni, doğum yapılmasına bağlı mazeret izni, refakat izni, geçici olarak başka kurumlarda görevlendirilme, lisansüstü eğitim veya mesleki inceleme yapmak üzere yurt dışına gönderilme, görevden uzaklaştırma, gözaltına alınma, tutuklanma ve mahkumiyette geçen süreler çalışma süresinden sayılmaz.</p>

<p><strong>Değerlendirme ölçeği</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Personel, EK-2’de yer alan Performans Değerlendirme Formlarında yer alan kriterlere göre beş (5,00) üzerinden puanlanır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirme amirleri, performans değerlendirme kriterlerine ilişkin puanlamalarını, bu kriterlere ulaşma düzeylerini dikkate alarak yalnızca ilgili performans dönemine ilişkin olarak yapar.</p>

<p>(3) Performans puanı, performans değerlendirme formlarında yer alan her bir kriterden alınan puanların ağırlıklı ortalamasıyla hesaplanır.</p>

<p>(4) Performans puanı;</p>

<p>a) 5,00 – 3,20 arası olan personel, “Başarılı Performans”,</p>

<p>b) 3,19 – 2,50 arası olan personel, “Ortalama Performans”,</p>

<p>c) 2,49 – 2,00 arası olan personel, “Geliştirilebilir Performans”,</p>

<p>ç) 1,99 – 1,00 arası olan personel, “Yetersiz Performans”,</p>

<p>olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>Performans değerlendirme sonuçlarının kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Personelin performans değerlendirmesi, insan kaynakları yönetimine ilişkin uygulamalarda esas alınarak kullanılır. Bu çerçevede;</p>

<p>a) Adaylıkların kaldırılmasında, ilk performans puanı 2,00 veya üzerinde olan personelin adaylıkları performans puanının belli olmasını takip eden ayın ilk günü itibarıyla kalkmış sayılır. İlk iki performans puanı 2,00'ın altında olan aday personelin Banka ile ilişikleri, atamaya yetkili organın kararıyla kesilir.</p>

<p>b) Terfilerde, diğer şartların yanı sıra, personelin son iki dönem performans puanlarının 2,50 veya üzerinde olması gerekir.</p>

<p>c) Sözleşmeli statüden kadroya geçişlerde, diğer şartların yanı sıra, personelin son iki dönem performans puanlarının 2,50 veya üzerinde olması gerekir.</p>

<p>ç) Yurt dışı lisansüstü eğitim için aday belirlenmesinde, diğer şartların yanı sıra, personelin son iki dönem performans puanlarının 2,50 veya üzerinde olması gerekir.</p>

<p>d) Performans puanı 3,20 ve üzerinde olmak şartıyla, personele performans ödemesi yapılabilir.</p>

<p><strong>İtiraz süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Personel, performans değerlendirme sonuçları açıklandıktan itibaren on iş günü içerisinde değerlendirme sonuçlarına karşı yazılı itirazda bulunabilir. Bu süreden sonra yapılan itirazlar dikkate alınmaz.</p>

<p>(2) İtiraz başvurularına ilişkin süreçler İtiraz Değerlendirme Kurulu tarafından yürütülür. İtiraz Değerlendirme Kurulunun raportörlük görevini ve sekretarya işlerini İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü yapar.</p>

<p>(3) İtiraz Değerlendirme Kurulu, Başkan veya Başkanın görevlendireceği bir başkan yardımcısının başkanlığında Hukuk Genel Müdürü ve İnsan Kaynakları Genel Müdüründen oluşur.</p>

<p>(4) İtiraz Değerlendirme Kurulu, tüm üyelerin katılımıyla toplanır. Oylamada çekimser oy kullanılamaz. Kararlar oy çokluğu ile alınır.</p>

<p>(5) Kurul üyeleri, itiraza konu değerlendirmeyi yapan performans değerlendirme amiri olmaları halinde kurul çalışmalarına katılamazlar. Bu durumda İtiraz Değerlendirme Kurulu diğer iki üye ve Başkan tarafından belirlenecek bir yedek üye ile toplanır.</p>

<p>(6) İtirazın incelenmesi sürecinde, değerlendirmeyi yapan amir/amirlerin görüşleri ile değerlendirme sürecinde kullanılabilecek her türlü bilgi ve belge Kurul tarafından ilgililerden talep edilir.</p>

<p>(7) İtiraz Değerlendirme Kurulu, itiraza konu hususları dikkate alarak itirazın reddine veya kabulüne karar verebilir. İtirazın kabulü durumunda;</p>

<p>a) İtiraz konusu olan değerlendirmeyi yapan amirden/amirlerden birinden ya da her ikisinden değerlendirmelerini tekrar yapmalarına,</p>

<p>b) 12 nci madde kapsamında performans puanının yeniden oluşturulmasına,</p>

<p>karar verilebilir. İtiraz Değerlendirme Kurulunca alınan kararlar kesindir.</p>

<p><strong>Performans puanının sonradan veya yeniden oluşturulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Herhangi bir sebeple Banka ile ilişiği kesilip yargı kararı sonucunda görevine iade edilen veya yargısal ya da idari süreçler nedeniyle yeniden performans değerlendirmesi yapılacak personelin performans puanı, ilgili değerlendirme dönemi performans formunda yer alan kriterler doğrultusunda oluşturulur.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamındaki değerlendirmeler, diğer personelin performans değerlendirmeleriyle ilişkilendirilemez ve performans değerlendirme sonuçlarını etkilemez.</p>

<p><strong>Yetersiz performans değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Personelini “Yetersiz Performans” olarak değerlendiren her bir performans değerlendirme amiri, bu değerlendirmenin gerekçesini ortaya koyacak şekilde özensizlik, verimsizlik veya disiplinsizlik gibi personelin performansını olumsuz etkilemiş olan durumları belgeler.</p>

<p>(2) Performans puanı “Yetersiz Performans” olan personele, bu duruma sebep olan kusur ve eksikliklerini gidermesi gerektiği İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü tarafından yazılı olarak bildirilir.</p>

<p><strong>Sorumluluk ve gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Performans değerlendirmesi ve performans değerlendirmesi sonuçlarına ilişkin her türlü bilgi ve belgenin gizli tutulması esastır. Bu bilgi ve belgeler ilgisi olmayan kişilerle paylaşılamaz. Performans değerlendirme sonuçları yalnızca değerlendirilen personel ve ilgili değerlendirme amirlerinin erişimine açılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Personel ve değerlendirme amirlerinin performans yönetim sistemine ilişkin tüm işlemleri belirlenen süreler içerisinde tamamlamaları zorunludur. Belirlenen süreler içerisinde söz konusu işlemleri mevzuata uygun şekilde gerçekleştirmeyen personel ve değerlendirme amirleri hakkında disiplin hükümleri uygulanabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye Yönetim Komitesi yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260827-10-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-performans-degerlendirme-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/merkez-ban.jpg" type="image/jpeg" length="61008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasinda-uretim-faaliyetinde-bulunmak-uzere-su-kullanim-hakki-anlasmasi-imzalanmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasinda-uretim-faaliyetinde-bulunmak-uzere-su-kullanim-hakki-anlasmasi-imzalanmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ELEKTRİK PİYASASINDA ÜRETİM FAALİYETİNDE BULUNMAK ÜZERE SU KULLANIM HAKKI ANLAŞMASI İMZALANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>15/6/2019 tarihli ve 30802 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“u) Havza hidrolojik gözlem, değerlendirme ve kontrol hizmet bedeli: DSİ tarafından yürütülen havza bazlı rasat ve hidrolojik faaliyetlerin karşılığı olarak, işletmedeki tüm hidroelektrik enerji üretim tesisi projelerinden, bu Yönetmelik ile belirlenen sabit bir katsayı ve iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam enerji üretim miktarı (kWh) kullanılarak hesaplanan ve yıllık olarak DSİ’ye ödenecek bedeli,</p>

<p>ü) Hidroelektrik kaynak katkı payı: Hidroelektrik enerji üretim tesisi projelerine başvuru aşamasında, çoklu başvurularda yıllık üretime veya birim kurulu güce göre verilen hidroelektrik kaynak katkı payı teklifine, tekli başvurularda ise bu Yönetmelik hükümlerine istinaden DSİ tarafından belirlenerek ilan edilen, tesisin kısmen veya tamamen geçici kabulünün yapılması ile başlayan ve lisans süresi sonuna kadar yıllık olarak DSİ’ye ödenecek bedeli,</p>

<p>v) Hizmet bedeli: Kesin projesi, planlaması, master planı, ön incelemesi ve ilk etüt raporu DSİ tarafından hazırlanan projeler için, bu raporların/projelerin aşamasına göre hesaplanarak ilan aşamasında duyurulan ve tesisin lisans alması hâlinde DSİ’ye ödenecek bedeli,</p>

<p>y) Ortak tesis bedeli: DSİ tarafından inşa edilen su yapılarının, hidroelektrik santral projeleri kapsamında kullanılması durumunda, bu tesislerin yatırım maliyetlerine hidroelektrik enerji üretim tesisi projelerinin, enerji hissesi oranında katılımını ifade eden enerji hissesi katılım payını,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “E: İlave santral için Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) veya ilgili dağıtım şirketinden alınacak yıllık sisteme verilen enerji üretim miktarı (kWh)” ibaresi “E: İlave santral için Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketinden (EPİAŞ) alınan, iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam uzlaştırmaya esas veriş miktarı (kWh)” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “E: Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) veya ilgili dağıtım şirketinden alınan, sisteme verilen yıllık enerji üretim miktarı (kWh)” ibaresi “E: Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketinden (EPİAŞ) alınan, iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam uzlaştırmaya esas veriş miktarı (kWh)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yap işlet devret modeli kapsamından geçen projeler</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 7- (1) Yap işlet devret modeli kapsamında mevcut sözleşmesi olan ve bu sözleşme kapsamındaki bütün işlemleri tamamlanmamış tüzel kişilerden; mevcut sözleşmeleri kapsamındaki bütün haklarından feragat ettiğini ya da Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği uyarınca inceleme ve değerlendirme sonucu lisans alması Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararıyla uygun bulunduğu takdirde feragat edeceğini yazılı olarak Bakanlığa ve EPDK’ya bildirenlerin EK-2 ile ilgili muafiyetleri, su kullanım hakkı anlaşmalarını bu Yönetmelik kapsamında yenilemeleri halinde ortadan kalkar.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin EK-1’inin;</p>

<p>a) 23 üncü maddesinde yer alan “3) Santralin üçten fazla ünitesi olması durumunda; santralin lisansta belirtilen toplam kurulu gücünün yarısından fazlasının devreye alınmasını sağlayan kabulün yapıldığı tarihe tekabül eden ayın son günü esas alınır.” bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bent eklenmiştir.</p>

<p>“4) Santralin üç veya daha fazla ünitesi olması durumunda; herhangi bir ünitenin kısmi geçici kabulünün yapılarak devreye alındığı tarihten sonra, kalan ünitelerin devreye alınmaması veya devreye alınmasının gecikmesi durumunda (a) bendinde yer alan 5 tam yıllık süreye en fazla 2 tam yıl eklenerek kısmi geçici kabulü yapılan ünitenin kabul tarihine göre ödeme başlangıç tarihi belirlenir.”</p>

<p>b) 40 ıncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “E = Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) veya ilgili dağıtım şirketinden alınacak İletim Sistemine Verilen Yıllık Enerji Üretim Miktarı (kWh)” ibareleri “E = Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketinden (EPİAŞ) alınan, iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam uzlaştırmaya esas veriş miktarı (kWh)” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasinda-uretim-faaliyetinde-bulunmak-uzere-su-kullanim-hakki-anlasmasi-imzalanmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="32939"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/araclarin-imal-tadil-ve-montaji-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/araclarin-imal-tadil-ve-montaji-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ARAÇLARIN İMAL, TADİL VE MONTAJI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/10/2016 tarihli ve 29869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin Ek IV’ünün 4.14.3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı eke 4.14.3 maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“4.14.3- Özel amaçlı M1 kategorisi araçlarda tekerlekli sandalye uygulamalarında, MARTOY Ek II Bölüm III İlave 3 hükümleri uygulanır.</p>

<p>4.14.3.1- Özel amaçlı M1 kategorisi araçlarda tekerlekli sandalye uygulamalarına yönelik münferit tadilat onayı başvurularında; MARTOY Ek II Bölüm III İlave 3’te belirtilen WTORS test gerekliliklerini sağlayan tertibat kullanılması şartıyla İlave 3’ün tahribatlı testler dışındaki teknik muayene şartları esas alınır. Teknik muayene şartlarına uygunluk, 14 ve 16 Sayılı BM/AEK Regülasyonları kapsamında görevlendirilmiş teknik servisler tarafından düzenlenen raporla tevsik edilir.</p>

<p>4.14.3.2- Özel amaçlı M1 kategorisi araçlarda tekerlekli sandalye uygulamalarına yönelik seri tadilat tip onayı başvurularında; M1 kategori araçlarda, belirli bir marka ve tipteki araç için (AB/2007/46) veya (AB/2018/858) yönetmeliklerinden alınmış bir teknik servis raporu, aynı tadilatçı firma tarafından kullanılmak kaydıyla farklı marka veya tipteki araçlar için de kullanılabilir. Bu durumlarda, mevcut teknik servis raporlarının farklı marka veya tipteki araçlar için kullanılıp kullanılamayacağı ile ilgili değerlendirme, teknik servis tarafından yapılır. Kullanılabileceğine karar verilirse bir üst yazı ile teknik servis tarafından görüş bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/araclarin-imal-tadil-ve-montaji-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="58890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE EMİSYON TİCARET SİSTEMİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ KISIM</p>

<p>Genel Hükümler</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması ile Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanmasına dair usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) EK-1’deki listede yer alan faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması iş ve işlemleri ile doğrulayıcı kuruluşların ve işletmelerin yükümlülüklerinin belirlenmesine dair usul ve esasları,</p>

<p>b) Emisyon Ticaret Sisteminde kapsama dahil faaliyetleri, Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanabilmesine ilişkin iş ve işlemleri, bu iş ve işlemleri gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişiler ile yetkili mercilerin yetki ve sorumluluklarını,</p>

<p>kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yürütüldüğü, yeni ürün veya süreçlerin geliştirildiği ya da test edildiği tesis veya tesis bölümlerini,</p>

<p>b) Münhasır olarak biyokütle kullanan tesis ve tesis bölümlerini,</p>

<p>c) Askeri unsurları,</p>

<p>kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 2/7/2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanunu ile 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/D maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Tanımlar</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akreditasyon: Bu Yönetmelikte öngörülen doğrulama faaliyetlerini gerçekleştirecek olan doğrulayıcı kuruluşun Türk Akreditasyon Kurumu tarafından ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, yeterliliğinin onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesini,</p>

<p>b) Alt tesis: Tesis kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının bir ürüne, üretim sürecine, ölçülebilir ısı kullanımına veya yakıt kullanımına indirgenerek elde edilen ve kütle-enerji dengesi ile sınırları belirlenen teknik birimi,</p>

<p>c) Askeri unsur: Milli Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, Milli Savunma Üniversitesi ile Harita Genel Müdürlüğüne ait kurum, kıta, karargâh veya tesisi,</p>

<p>ç) Atık gaz: Üretim sonucu oluşan standart koşullar altında gaz halinde tam olarak oksitlenmemiş karbon içeren gazı,</p>

<p>d) Bakan: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanını,</p>

<p>e) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>f) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını,</p>

<p>g) Birincil piyasa: Tahsisatların piyasa katılımcılarına ihale yöntemiyle dağıtımını sağlamaya yönelik işlemlerin yapıldığı piyasayı,</p>

<p>ğ) Biyokütle: Bitkisel ve hayvansal maddeleri içeren tarım ve ormancılık ile balıkçılık ve su kültürü gibi faaliyetlerden kaynaklanan ürün, atık ve kalıntıların biyolojik olarak ayrışabilen kısımlarını, sanayi ve belediye atıklarının biyolojik olarak ayrışabilen kısımlarını, biyosıvıları ve biyoyakıtları,</p>

<p>h) Denkleştirme: Karbon kredilerinin Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında veya gönüllü taahhütlerde kullanılmasını,</p>

<p>ı) Doğrulama: İşletme tarafından hazırlanan sera gazı emisyon raporunun önemli hatalı bildirim içermediğini makul bir güven seviyesinde belirten bir doğrulama raporu oluşturmak amacıyla EK-7’de belirtilen ilkeler çerçevesinde doğrulayıcı kuruluş tarafından yürütülen faaliyetleri,</p>

<p>i) Doğrulayıcı kuruluş: Doğrulama işlemini icra etmek ve bu konuda raporlamada bulunmak üzere akredite olmuş kuruluşu,</p>

<p>j) Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Sera gazı emisyonlarına net sıfır hedefine uygun bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonu azaltımını teşvik eden ulusal ve/veya uluslararası piyasa temelli mekanizmayı (Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi-TR ETS),</p>

<p>k) Emisyon Ticaret Sistemi Piyasası (ETS Piyasası): Tahsisatların ve/veya emisyon ticaretine ilişkin uygun görülen standartlaştırılmış diğer sözleşmelerin alım-satımının gerçekleştirildiği, piyasa işletmecisi tarafından organize edilip işletilen ve düzenli faaliyet gösteren birincil ve ikincil piyasaları,</p>

<p>l) Emisyon Ticaret Sistemi üst sınırı: Emisyon yoğunluğu temeline dayalı olarak Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan tesislerin bir sistem yılı için alacakları ücretsiz tahsisat miktarı ile birincil piyasa tahsisat miktarının toplamını,</p>

<p>m) Emisyon yoğunluğu: Birim ürün/enerji/yakıt başına salınan sera gazı emisyon miktarını,</p>

<p>n) Ek rezerv: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla bu Yönetmelikte belirlenen özel koşulları sağlayan işletmeler için İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilerek birincil piyasaya sunulacak tahsisat miktarını,</p>

<p>o) EPDK: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,</p>

<p>ö) Esneklik mekanizmaları: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelere tahsisat teslimat yükümlülüklerini yerine getirirken bir önceki veya bir sonraki dönemin tahsisatlarını kullanma hakkı ile denkleştirme kullanımı ve benzeri imkânlar sağlayan süreçleri,</p>

<p>p) Faaliyet: EK-1’de tanımlanan faaliyetleri,</p>

<p>r) Faaliyet seviyesi: Faaliyetlerin bir sistem yılı içindeki üretim seviyelerini,</p>

<p>s) İkincil piyasalar: Tahsisatların ücretsiz dağıtımı ve/veya birincil piyasada satışı sonrasında işlem gördüğü piyasaları,</p>

<p>ş) İşlem Kayıt Sistemi: Tahsisatların ihracı, elde bulundurulması, başka bir hesaba transferi, iptali, ilgası ve itfası işlemlerinin yapıldığı ve bu işlemlerin tesis bazında hesaplarda izlendiği elektronik veri sistemini,</p>

<p>t) İşletme: EK-1’de yer alan faaliyeti yürüten veya tesisi işleten ya da kullanma hakkına sahip bulunan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarını,</p>

<p>u) İzleme planı: Veri toplama ve veri işleme faaliyetlerinin ve bunların doğruluk kontrol sistemi de dahil olmak üzere izleme metodolojisinin detaylı, eksiksiz ve şeffaf olarak belgelendirilmesine dair dokümanı,</p>

<p>ü) İzleme Metodolojisi Planı: EK-4’te sıralanan parametreleri asgari olarak içeren yıllık faaliyet seviyesi raporuna esas olmak üzere hazırlanan ve ilgili tüm veri toplama adımlarının detaylı, eksiksiz ve şeffaf olarak belgelendirilmesine dair parametreleri içeren dokümanı,</p>

<p>v) Karbon kredisi: Sera gazı emisyonlarının azaltım veya giderim faaliyetlerinin bağımsız kuruluşlar tarafından geçerli kılınması, doğrulanması ve standart kuruluşu tarafından belgelendirilmesi sonucu elde edilen ve bir ton karbondioksit eşdeğeri (eşd) cinsinden ifade edilen krediyi,</p>

<p>y) Kategori A tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO<sub>2</sub> hariç, transfer edilen CO<sub>2</sub> dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesisi,</p>

<p>z) Kategori B tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO<sub>2</sub> hariç, transfer edilen CO<sub>2</sub> dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO<sub>2 </sub>(eşd)’ye eşit veya daha az olan tesisi,</p>

<p>aa) Kategori C tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO<sub>2</sub> hariç, transfer edilen CO<sub>2</sub> dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla olan tesisi,</p>

<p>bb) Kıyas değeri: Ücretsiz tahsisat hesabında kullanılmak üzere alt tesislerin emisyon yoğunluğu üzerinden dikkate alınacak değeri,</p>

<p>cc) Merkezi Elektronik Doğrulayıcı Kuruluş Atama Sistemi (MEDAS): Sera gazı emisyon raporlarının doğrulama iş ve işlemlerini gerçekleştirecek olan doğrulayıcı kuruluşların atamalarını yapan Başkanlıkça teşkil edilmiş merkezi elektronik doğrulayıcı kuruluş atama sistemini,</p>

<p>çç) Piyasa istikrar mekanizması: Tahsisatlara ilişkin fiyat istikrarını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen iş ve işlemleri,</p>

<p>dd) Piyasa istikrar rezervi: Tahsisatların fiyat ve miktarında gerçekleşen değişim dikkate alınarak, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla birincil piyasada gerçekleştirilecek işlemlerde kullanılacak tahsisat miktarını,</p>

<p>ee) Piyasa İşletmecisi: Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketini (EPİAŞ),</p>

<p>ff) Piyasa katılımcıları: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki işletmeleri,</p>

<p>gg) Ölçülebilir ısı: Buhar, sıcak hava, su, yağ, sıvı metaller ve tuzlar gibi bir ısı transfer ortamı kullanılarak tanımlanabilir boru hatları veya kanallar aracılığıyla taşınan ve bir ısı ölçerin kurulu olduğu veya kurulabileceği net ısı akışını,</p>

<p>ğğ) Ölçülemeyen ısı: Ölçülebilir ısı dışındaki tüm ısıyı,</p>

<p>hh) Sektörel faaliyet katsayısı: Alt tesis düzeyinde kıyas değeri hesabında karbon kaçağı gibi sektörel farklılıkları dikkate alarak kullanılan ve Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenen değeri,</p>

<p>ıı) Sera gazı emisyonu: Kızılötesi radyasyon emen ve yeniden salan hem tabii ve hem de beşeri kaynaklı olabilen ve EK-2’deki listede belirtilen gazları ve gaz benzeri diğer atmosfer bileşenlerini,</p>

<p>ii) Sera gazı emisyon izni: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için işletme tarafından alınması zorunlu izni,</p>

<p>jj) Sera gazı emisyon raporu: Başkanlıkça onaylanmış izleme planı ve ilgili tebliğler çerçevesinde hazırlanacak olan raporu,</p>

<p>kk) Sistem yılı: Sera gazı emisyon raporuna esas teşkil eden takvim yılını,</p>

<p>ll) Tahsisat: Misli nitelikte, devredilebilen, kaydi olarak ihraç edilen ve belirli bir süre boyunca verilen bir ton karbondioksit eşdeğerinde sera gazı emisyon hakkını,</p>

<p>mm) Telafi yılı: Tahsisat teslim yükümlülüğünün yerine getirilmediği yılı takip eden yılı veya doğrulanmış sera gazı emisyon raporunda ve/veya alt tesislere ilişkin raporlamalarda hatalı durumun belirlendiği sistem yılından sonraki yılı,</p>

<p>nn) Tesis: EK-1’deki listede belirtilen faaliyetlerin veya bu faaliyetler ile teknik bir bağlantısı olan, emisyonlar ve kirlilik üzerinde etkiye sahip olabilecek doğrudan ilişkili diğer faaliyetlerden herhangi birinin veya daha fazlasının yürütüldüğü sabit teknik üniteyi,</p>

<p>oo) TÜRKAK: Türk Akreditasyon Kurumunu,</p>

<p>öö) Yükümlülük yılı: ETS kapsamına dahil faaliyet yürüten işletmenin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki değere eşdeğer tahsisatın teslim edilmesi gereken yılı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ KISIM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Emisyon Ticaret Sistemi</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Emisyon Ticaret Sisteminin Kapsamı ve Sera Gazı Emisyon İzni</p>

<p><strong>Emisyon Ticaret Sisteminin kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Emisyon Ticaret Sistemi, EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden kategori B tesisler ile kategori C tesisleri kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında yer alan okul, üniversite, hastane ve savunma sanayi kuruluşlarına ait tesisler yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere ETS kapsamı dışındadır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra uyarınca ETS kapsamı dışında bırakılan tesislerin, EK-1’de yer alan faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına ilişkin yükümlülükleri devam eder.</p>

<p>(4) Birinci fıkra doğrultusunda ETS kapsamında yer alıp kapsam dışına çıkan tesisler, değişikliğin meydana geldiği sistem yılı içinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon iznine tabi işletmeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Yönetmelik çerçevesinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin, sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için Başkanlıktan sera gazı emisyon izni alması zorunludur.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izni başvuru süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) İşletmeler sera gazı emisyon izni başvurusunu EK-3’te yer alan bilgi ve belgeler esas alınarak Başkanlığa yapar.</p>

<p>(2) Birden fazla tesiste faaliyet gösteren ya da gösterecek olan işletme, her tesis için ayrı sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Ancak, aynı adreste birden fazla tesisin faaliyet göstermesi halinde işletme tek sera gazı emisyon izni alır.</p>

<p>(3) İşletmelerin sera gazı emisyon izni başvurusu için ödedikleri başvuru bedelleri, 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p>(4) Başvuru Başkanlık tarafından azami 60 gün içinde değerlendirilir.</p>

<p>(5) Başkanlık, EK-3’te yer alan bilgi ve belgelere ilave olarak başvurunun değerlendirilmesi sırasında işletmeden ek bilgi ve belge talep edebilir. Ek bilgi ve belge talep edilmesi halinde, talebin işletmeye tebliğ edildiği tarih ile talep edilen bilgi ve belgelerin Başkanlığa sunulduğu tarih arasında geçen süre, dördüncü fıkrada öngörülen azami süreye dahil edilmez.</p>

<p>(6) Başvuruya ilişkin, Başkanlık tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başvurunun uygun bulunması halinde işletmeye sera gazı emisyon izni verilir.</p>

<p>(7) Başvuruda sunulan bilgi, belge veya raporun eksik veya hatalı olması halinde bu eksiklikler ve hatalar başvuru tarihinden itibaren 10 iş günü içinde başvuru sahibine bildirilir. Eksikliklerin veya hatalı bilgi/belgelerin başvuru sahibine tebliğinden itibaren 3 ay içinde tamamlanarak Başkanlığa sunulması zorunludur. Eksik bilgi, belge ve raporun tamamlanması veya hatalı bilgi, belge ve raporun düzeltilmesi akabinde bu madde kapsamında sera gazı emisyon izni düzenlenir.</p>

<p>(8) Başvurunun uygun bulunmaması veya belirtilen süre içerisinde eksikliklerin veya hataların tamamlanarak sunulmaması durumunda sera gazı emisyon izni başvurusu reddedilir ve başvuru ücreti iade edilmez.</p>

<p>(9) Sera gazı emisyon izni, verildiği tarih itibarıyla yürürlüğe girer.</p>

<p>(10) Sera gazı emisyon izni başvuru süreci elektronik ortamda yürütülür.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izninin geçerliliği ve yenilenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Sera gazı emisyon izni, yürürlük tarihi itibarıyla beş yıl süre ile geçerlidir.</p>

<p>(2) İşletmeler belge geçerlilik süresinin sona ereceği tarihten en az 6 ay öncesinde, sera gazı emisyon izni yenileme başvurusu yapmak ve beş yıllık süre dolmadan yeniden sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Bu kapsamdaki yenileme başvuruları 7 nci madde kapsamında yürütülür.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izninin güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) İşletme, sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içerisinde güncellenmesine neden olabilecek faaliyetleri, tesisin niteliğine veya işleyişine ilişkin değişiklikleri, kategori değişikliğini ve izin sahibinde meydana gelen değişiklikleri, değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren 30 gün içinde Başkanlığa bildirmek zorundadır.</p>

<p>(2) Sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içerisinde güncellenmesini gerektirecek faaliyet, tesis niteliği veya işleyişi ile ilgili izleme planındaki önemli değişiklikler ile izin sahibi gerçek veya tüzel kişilerde meydana gelecek değişikliklerin kapsamı Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslarla belirlenir.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izninin iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Tesisin niteliği ve işleyişine ilişkin aşağıdaki durumlardan birinin oluşması halinde, sera gazı emisyon izni iptal edilir:</p>

<p>a) Bu Yönetmelik kapsamında yapılan her türlü iş ve işlemlerde ve bildirimlerde kasıtlı olarak yanlış, yanıltıcı veya gerçek dışı bilgi, belge veya beyanın sunulduğunun tespit edilmesi.</p>

<p>b) Tesisin, önceden faaliyet gösterse dahi faaliyetinin sona ermesi veya yeniden faaliyet göstermesinin teknik olarak mümkün olmaması.</p>

<p>c) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendi uyarınca teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi.</p>

<p>(2) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası kapsamındaki tesislerin sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içinde ETS kapsamı dışında kalması durumunda işletmeler sera gazı emisyon izninin iptali talebinde bulunabilir. Bu fıkra kapsamındaki iptal talepleri, 30 gün içerisinde Başkanlıkça incelenir, uygun bulunanların sera gazı emisyon izinleri iptal edilir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Üst sınır, Tahsisatlar, Ücretsiz Tahsisat Süreci</p>

<p><strong>ETS üst sınırı</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) ETS üst sınırının belirlenmesinde emisyon yoğunluğu temelli belirleme yaklaşımı esas alınır.</p>

<p>(2) ETS üst sınırı, sistem yılını kapsayan doğrulanmış sera gazı emisyon raporlarının son teslim tarihinden itibaren 60 gün içinde Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Tahsisat Planı kapsamında açıklanır.</p>

<p><strong>Tahsisatların ihracı, piyasaya sunulması ve dağıtım usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) ETS üst sınırı kapsamında tahsisatlar İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilir. İhraç edilen tahsisatlar birincil piyasada ve/veya ücretsiz olarak İşlem Kayıt Sistemi üzerinden piyasaya sunulur.</p>

<p>(2) Tahsisatların kayden ihracına, hak sahibi bazında kayden izlenmesine ve piyasaya sunulmasına ilişkin usul ve esaslar EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Ücretsiz tahsisatların dağıtımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Ücretsiz tahsisatların dağıtımında alt tesislere göre kıyas yöntemi esas alınır. Alt tesisler ve sektörler özelinde kıyas değeri hesabına dahil edilecek işletme sayısını, sektörel faaliyet katsayısını ve ücretsiz tahsisat oranını belirlemeye Başkanlığın önerisiyle Karbon Piyasası Kurulu yetkilidir.</p>

<p>(2) Alt tesislere göre kıyaslama yapılırken, ürün kıyasına dayalı alt tesisler, ölçülebilir ısı kıyasına dayalı alt tesisler, yakıt kıyasına dayalı alt tesisler ve üretim sürecine yönelik alt tesisler işletme tarafından belirlenerek, tesisin doğrulanmış yıllık sera gazı emisyonu verisi belirlenen alt tesislere atfedilir.</p>

<p>(3) Uygulama dönemleri için alt tesislere ilişkin kıyas değerleri uygulama döneminin başlayacağı sistem yılından önceki takvim yılında Kasım ayının son iş gününe kadar Başkanlıkça ilan edilir.</p>

<p>(4) İşletme tarafından alt tesislere ilişkin veriler ve bu verilerin nasıl izleneceğine dair yöntemler, İzleme Metodolojisi Planı ile elektronik ortamda 28 inci maddede belirtilen süreler çerçevesinde Başkanlığa sunulur. İzleme Metodolojisi Planında meydana gelen değişiklikler, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren en geç 30 gün içinde elektronik ortamda Başkanlığa bildirilir. İzleme Metodolojisi Planının asgari içeriği EK-4’te yer alır.</p>

<p>(5) Tahsisatlar, her bir alt tesis için yıllık doğrulanmış faaliyet seviyesi dikkate alınarak tesislere dağıtılır. Yıllık olarak faaliyet seviyeleri, doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu adı altında işletme tarafından elektronik ortamda 29 uncu maddede belirtilen süreler çerçevesinde doğrulanmış sera gazı emisyon raporu ile birlikte Başkanlığa sunulur.</p>

<p>(6) ETS kapsamında olan tesisler tarafından sunulacak doğrulanmış faaliyet seviyesi raporuna esas teşkil edecek verilere ilişkin hususlar EK-5’te yer alır.</p>

<p>(7) Ücretsiz tahsisat miktarı, her bir alt tesis özelinde Başkanlıkça ilan edilecek kıyas değeri, ücretsiz tahsisat oranı ile sektörel faaliyet katsayısının alt tesis özelinde faaliyet seviyelerinin çarpılması ile elde edilecek değere eşittir.</p>

<p>(8) Tahsisatların ücretsiz olarak dağıtılması durumunda, her bir uygulama dönemi için uygulama dönemi başlamadan önce Başkanlıkça yayımlanacak usul ve esaslara göre Karbon Piyasası Kurulu kararıyla her bir faaliyet için ücretsiz tahsisat oranı belirlenir. Faaliyetler için belirlenen ücretsiz tahsisat oranı bir uygulama dönemi boyunca alt dönemler belirlenmemesi durumunda sabit kalır. Bir uygulama dönemi içinde alt dönemler belirlenerek farklı sistem yıllarında farklı ücretsiz tahsisat oranı uygulanabilir.</p>

<p>(9) Alt tesislere ilişkin kıyas değerleri dört ondalık basamak esas alınarak ilan edilir.</p>

<p>(10) Ücretsiz tahsisat miktarının hesaplanması sonucunda kesirli/ondalık bir değer oluşması halinde, ücretsiz tahsisat miktarı bir üst tam sayıya yuvarlanır.</p>

<p>(11) 11 inci madde uyarınca belirlenen değere göre sektörel düzeltme faktörleri ilan edilebilir. Belirlenen bu değer, yedinci fıkradaki hesaplamaya çarpan olarak dahil edilir.</p>

<p><strong>Ücretsiz tahsisat başvurusu</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Ücretsiz tahsisat kapsamında yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler, ücretsiz tahsisat alabilmek için elektronik ortamda, Başkanlığa başvuru yapar. Başvurusu uygun bulunan tesislere ait ücretsiz tahsisatlar, EPDK tarafından belirlenen şekilde İşlem Kayıt Sistemi üzerinden işletme hesaplarına tesis bazında transfer edilir.</p>

<p>(2) Ücretsiz tahsisat başvuruları, Ulusal Tahsisat Planı yayımlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır. Alt tesis bazında sistem yılına ait faaliyet seviyeleri dikkate alınarak her bir işletme ücretsiz tahsisat başvurusunu tesis özelinde yapar.</p>

<p>(3) Ücretsiz tahsisat başvurusunda, işletmelerin tesis özelinde sera gazı emisyon izni koşullarını devam ettirdiğini göstermesi gerekir.</p>

<p>(4) Ücretsiz tahsisat başvuruları, Başkanlık tarafından 15 iş günü içinde incelenir. Düzeltme talep edilen başvurular için işletme 10 iş günü içinde gerekli düzeltmeleri yapmakla yükümlüdür. Başvurusu uygun bulunan tesisler için birinci fıkra hükümleri doğrultusunda ücretsiz tahsisatların transferi sağlanır.</p>

<p>(5) Sistem yılına ait raporlamalarda ücretsiz tahsisat miktarına etki edecek bir hata tespit edildiğinde, tespit edilen miktar kadar tahsisat için telafi yılı içerisinde mahsuplaşmaya gidilir.</p>

<p>(6) Ücretsiz tahsisat başvuru bedelleri, Başkanlık tarafından belirlenir. Başvuru bedeli yatırılmayan başvurular işleme alınmaz.</p>

<p>(7) Bu madde uyarınca, ücretsiz tahsisat başvurusunu geç yapan işletmeler başvuru bedelini %50 artırımlı olarak, 35 inci maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki işletmeler ise %100 artırımlı olarak öder.</p>

<p><strong>Tahsisatların geçerliliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Tahsisatlar, İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edildikleri tarihten itibaren ilgili uygulama dönemi sonuna kadar geçerlidir. Ancak, 19 uncu maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bankalama süresini belirlemeye Başkanlık yetkilidir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca geçerliliğini kaybeden tahsisatlar, İşlem Kayıt Sistemi üzerinden ilga edilir.</p>

<p>(3) Tahsisat sahibi işletmeler, ilgili uygulama dönemi süresince, iklim değişikliği ile mücadeleye gönüllü olarak katkı sağlamak amacıyla Başkanlığa müracaat ederek ücretsiz tahsisat haklarından vazgeçebilir veya ücretsiz tahsisatlarının iptal edilmesi talebinde bulunabilir.</p>

<p><strong>Tahsisatların teslimi ve ek rezerv kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) İşletmeler, tesisler özelinde teslim yükümlülüklerini, sistem yılını kapsayan doğrulanmış sera gazı emisyon raporlarındaki miktara denk gelecek şekilde yükümlülük yılının Kasım ayı son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden yerine getirir.</p>

<p>(2) Tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işletmeye 7552 sayılı Kanunda öngörülen yaptırımlar uygulanır. Yükümlülük yılında teslim edilmeyen tahsisat miktarı, telafi yılında teslim edilmesi gereken tahsisat miktarı olarak değerlendirilir. İşletmenin tesis özelinde bir sonraki yükümlülük yılında teslim etmesi gereken tahsisat miktarına telafi yılı yükümlülüğü kapsamında teslim etmesi gereken tahsisat miktarı da eklenir.</p>

<p>(3) İşletmenin veya işletmeye bağlı tesisin, tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirme zamanından önce faaliyetine son vermesi, işletmenin tasfiyesi veya konkordato kararı alınmış olması teslim yükümlüğünün yerine getirilmesine engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) İşletmenin tesisler özelinde Başkanlığa ibraz ettiği doğrulanmış sera gazı emisyon raporunda yapılan hatanın tespit edilmesi halinde teslim yükümlülüğü, telafi yılında yerine getirilir.</p>

<p>(5) Ek rezerv, sadece teslim yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi amacıyla, aşağıdaki koşulların sağlanması durumunda talep eden tesisler tarafından her bir tesisin tahsisat açığı miktarlarının toplamı ile sınırlı olmak üzere, Karbon Piyasası Kurulunun kararı ile kullanılır. Ek rezerv kullanımı birincil piyasada Ulusal Tahsisat Planında açıklanan ETS üst sınırının %10’unu geçmeyecek şekilde uygulanır. Alt tesislere bağlı emisyon yoğunluklarında artış olmaması şartıyla ek rezerv kullanım koşulları şu şekildedir:</p>

<p>a) Tesisin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki emisyon miktarının %70’inden fazla ücretsiz tahsisat alması durumunda, işletmenin tesisi için aldığı ücretsiz tahsisat miktarına eşit sayıda tahsisat miktarını ilgili tesis için teslim etmiş olması.</p>

<p>b) Tesisin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki emisyon miktarının %70’inden az ücretsiz tahsisat alması durumunda, işletmenin tesise ilişkin yükümlülüğünün teslim tarihi itibarıyla en az %70’ini ilgili tesis için yerine getirmiş olması ve hesabında tahsisat bulunmaması.</p>

<p>(6) Ek rezerv kapsamında uygulanacak asgari tahsisat fiyatı, Kasım ayının son iş günü itibarıyla hesaplanan son 3 aya ait birincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatı ile son 3 aya ait spot tahsisat piyasası seanslarındaki ikincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatının yüksek olanının %50 fazlasına denk gelecek şekilde belirlenir. Ek rezerv kapsamında uygulanacak azami tahsisat fiyatı ise Başkanlık ve EPDK tarafından koordineli olarak belirlenir.</p>

<p>(7) Ek rezerv kullanan tesisler yükümlülüklerini Aralık ayının son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden yerine getirir. Diğer tesislerin yükümlülükleri birinci fıkra kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>(8) Ek rezerv başvurusu, tahsisat teslim yükümlülüğü yerine getirilirken yapılır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Birincil Piyasa, İkincil Piyasalar, Piyasa İstikrar ve Esneklik Mekanizmaları</p>

<p><strong>Birincil piyasa</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tahsisatlar, Başkanlıkça belirlenen ihale takvimine uygun şekilde birincil piyasada satışa sunulur.</p>

<p>(2) Ulusal Tahsisat Planı yayımlandıktan sonra 15 iş günü içerisinde ihale takvimi kamuoyuna ve piyasa katılımcılarına Piyasa İşletmecisinin internet sitesi aracılığıyla ilan edilir.</p>

<p>(3) Herhangi bir ihalenin iptal edilmesi durumunda, iptal edilen ihale/ihalelere konu tahsisat miktarı, birinci fıkrada belirlenen ihale takvimine göre sistem yılı içerisinde kalan ihale sayısına eşit oranda bölünerek dağıtılır. En son ihalenin iptal edilmesi durumunda 15 iş günü içerisinde ihale tekrarlanır. İhale en fazla 2 defa tekrarlanır. İkinci tekrardan sonra da ihalenin iptal olması durumunda ihaleye konu tahsisat miktarı bir sonraki takvim yılında ihale edilir.</p>

<p>(4) Birincil piyasadaki tahsisat satış gelirleri 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p><strong>İkincil piyasalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Piyasa katılımcıları, sürekli ticaret yöntemi ile işletilen ikincil piyasalarda tahsisat alım satım işlemlerini gerçekleştirebilirler.</p>

<p><strong>Piyasa istikrar ve esneklik mekanizmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Fiyat istikrarını sağlamaya yönelik olarak, piyasa istikrar mekanizması oluşturulur. Bu kapsamda oluşturulacak olan piyasa istikrar rezervi, dolaşımdaki tahsisat miktarı ve tahsisat fiyatlarına ilişkin değerlendirme neticesinde devreye alınarak, birincil piyasada gerçekleştirilecek işlemlerle fiyat istikrarını sağlar.</p>

<p>(2) Belirlenen esaslar çerçevesinde birincil piyasaya sunulacak tahsisatların ilgili dönemde Başkanlıkça belirlenen kısmı piyasa istikrar rezervine aktarılır.</p>

<p>(3) Tahsisatların ilgili uygulama döneminin sonraki yıllarında kullanılması (bankalama) ve uygulama dönemi içindeki sonraki yıllara ait tahsisatların, mevcut teslim yılı için kullanılması (ödünç alma) işlemi gibi piyasa esneklik mekanizmaları kullanılabilir.</p>

<p>(4) Bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.</p>

<p><strong>Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) İşletmelerin taleplerine istinaden, teslim etmeleri gereken tahsisatlar özelinde ilave olarak birincil piyasada tamamlayıcı tahsisat fiyatı uygulanabilir. Bu amaçla Başkanlıkça belirlenen ihalelerde Piyasa İşletmecisi tarafından tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması işletilir.</p>

<p>(2) İşletmeler tarafından tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması kapsamında Başkanlığa yapılacak başvurular Piyasa İşletmecisi aracılığıyla yapılır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra kapsamında yapılan başvurular doğrultusunda tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizmasının işletileceği ihaleler en az 7 iş günü öncesinden Başkanlık tarafından belirlenir. Belirlenen ihale tarihleri Piyasa İşletmecisi tarafından işletmelere duyurulur.</p>

<p>(4) Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması ihalesine ilişkin usul ve esaslar Başkanlığın görüşü ile EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması ile elde edilen birincil piyasa gelirleri 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p>(6) 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca, bu maddenin beşinci fıkrası ile elde edilen gelirler, iklim değişikliği ile mücadele ve yeşil dönüşüm amacı dışında kullanılamaz.</p>

<p>(7) Dördüncü fıkra haricinde bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri, Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.</p>

<p><strong>Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasına yönelik diğer hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasında ihtiyaç duyulması halinde uygulanacak asgari ve azami tahsisat fiyatı aralıklarının belirlenmesinde Karbon Piyasası Kurulu yetkilidir. Kurul tarafından alınan bu kararlar, Başkanlık tarafından resmî internet sayfasında ilan edilir.</p>

<p>(2) 16 ncı ve 20 nci maddelerde düzenlenen mekanizmalara, birinci fıkra uyarınca belirlenen asgari ve azami tahsisat fiyatı aralıkları uygulanmaz.</p>

<p>(3) 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ETS Piyasasının işleyişine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu ile koordineli olarak EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Piyasa İşletmecisinin ETS Piyasasından elde ettiği gelirlerin %50’si 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p>(5) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kapsam dışı kalan tesisler, tahsisat teslim yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra hesaplarında tahsisat bulunması durumunda, hesaplarında tahsisat kalmayana kadar sadece satış yönlü işlem yapmak üzere ETS piyasasında kalmaya devam ederler.</p>

<p>(6) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kapsam dışı kalan tesisler, ertesi sistem yılı için kapsam dışı olmalarına karşın, tahsisat açığı olması durumunda, tahsisat yükümlülüğünü yerine getirebilmelerini teminen bu kapsamda ihtiyaç duyulan tahsisat miktarı kadar alış yönlü işlem yapmak üzere ETS Piyasasında kalmaya devam ederler.</p>

<p>(7) ETS Piyasasında kullanılacak piyasa organizasyon limitleri Başkanlığın uygun görüşü ile EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p>(8) ETS Piyasasında Başkanlığın taraf olduğu işlemler nedeniyle yürütülen takas işlemleri için Başkanlık tarafından herhangi bir takas ücreti veya komisyon ödenmez.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Emisyon Ticaret Sistemi ile İlgili Diğer Hususlar</p>

<p><strong>İşlem Kayıt Sistemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Tahsisatların ihracı, piyasaya sunulması, elde bulundurulması, transferi, teslimatı, iptali, ilgası ve itfası işlemleri Piyasa İşletmecisi tarafından işletilen İşlem Kayıt Sistemi aracılığıyla yapılır.</p>

<p>(2) Başkanlık ve EPDK İşlem Kayıt Sistemine her türlü erişim hakkına sahiptir. İşlem Kayıt Sisteminde tahsisatların ihracı, teslim edilmesi veya iptal edilmesine yönelik işlem süreci Piyasa İşletmecisi tarafından sadece Başkanlık ve EPDK’nın erişimine açılır.</p>

<p>(3) İşlem Kayıt Sisteminde hesaplar her bir tesis için işletme adına açılır ve her bir işletme sorumlu olduğu tesisler adına işlemini gerçekleştirir.</p>

<p>(4) Hesaplar kapsamında yapılacak hesap türlerinin belirlenmesi, hesap açılışı, hesap bilgilerinin güncellenmesi gibi işlemlere dair hususlar Piyasa İşletmecisi tarafından Başkanlığın da görüşü alınarak tesis edilir.</p>

<p>(5) İşlem Kayıt Sistemi ve hesaplar kapsamında yapılacak düzenlemelere ilişkin usul ve esaslar Başkanlık görüşü alınarak EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Karbon Piyasası Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Karbon Piyasası Kurulu, Bakan başkanlığında 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan üyelerle toplanır. Kurulun sekretaryası Başkanlık tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Karbon Piyasası Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Başkanlık tarafından hazırlanan Ulusal Tahsisat Planını onaylamak.</p>

<p>b) Ücretsiz tahsisatların dağılımına karar vermek.</p>

<p>c) Birincil piyasada satışa sunulacak tahsisat miktarını tespit etmek.</p>

<p>ç) Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında hangi oranda denkleştirme işlemlerinin kullanılabileceğine karar vermek.</p>

<p>d) 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca piyasa şeffaflığına ilişkin veri ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşımına karar vermek.</p>

<p>e) Pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamasına ilişkin usul ve esasları, ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşünü alarak belirlemek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Danışma Kurulu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı başkanlığında 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan üyelerle toplanır. Kurulun sekretaryası Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Karbon Piyasası Kuruluna sunulabilmesi için Emisyon Ticaret Sistemi ile ilgili strateji ve eylemlere ilişkin istişari nitelikte kararlar alır ve bu kararları gerekçeleriyle birlikte Başkanlığa gönderir.</p>

<p>(3) Başkanlık Danışma Kurulu kararlarını, toplantı tarihinden sonra düzenlenecek ilk Karbon Piyasası Kurulu toplantısında Kurulun değerlendirmesine sunar.</p>

<p><strong>Denkleştirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde gerçekleşmiş projelerden elde edilen karbon kredileri, ETS kapsamında yer alan tesislerin tahsisat teslim yükümlülüğünün Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenen oranını geçmeyecek şekilde kullanılabilir. Karbon kredileri kullanımına ilişkin esaslar Başkanlıkça belirlenir.</p>

<p><strong>Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin diğer emisyon ticaret sistemleri ile bağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi ile diğer emisyon ticaret sistemleri arasında tahsisatların karşılıklı tanınmasını sağlayacak anlaşmalar yapılabilir, tahsisat ticaretine yönelik sistemler arası elektronik bağlantı kurulabilir.</p>

<p>(2) Bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ KISIM</p>

<p>Emisyonların İzlenmesi, Doğrulanması ve Raporlanması</p>

<p>İş ve İşlemlerine Dair Usul ve Esaslar</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesine, Raporlanmasına ve</p>

<p>Doğrulanmasına Tabi Faaliyetler</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına tabi faaliyetler</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Sera gazı emisyonlarının izlenmesine, raporlanmasına ve doğrulanmasına tâbi faaliyetler ve sera gazı emisyonları EK-1’deki listede yer almaktadır.</p>

<p>(2) EK-1’de listelenen herhangi bir faaliyeti gerçekleştiren işletmelerin, EK-1’de listelenen diğer faaliyetleri de kapasite gözetilmeksizin bu Yönetmelik kapsamına dâhil olur.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının izlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Sera gazı emisyonları, EK-6’da belirtilen ilkeler çerçevesinde izlenir.</p>

<p>(2) İşletmeler, sera gazı emisyon izleme planı hazırlayarak, sera gazı emisyonlarını bu plan ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde izlemekle yükümlüdür.</p>

<p>(3) İşletme, izleme planını sera gazı emisyonlarının ilk izlenmeye başlandığı tarihten en az 6 ay önce onaylanmak üzere Başkanlığa göndermek zorundadır.</p>

<p>(4) Uygun bulunmayan izleme planlarının eksikliklerinin giderilmesi için 30 gün ek süre tanınır. Bu süre içinde Başkanlıkça belirlenen eksiklerin giderilmesi halinde, sera gazı emisyon izleme planı Başkanlıkça onaylanır.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının raporlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler, her yıl 30 Nisan tarihine kadar bir önceki yılın 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında izlenen sera gazı emisyonlarını ve faaliyet seviyelerini Başkanlığa raporlamak zorundadır. Başkanlık, gerekli gördüğü durumlarda bu süreyi en fazla bir aya kadar uzatabilir.</p>

<p>(2) Sera gazı emisyonlarının raporlanması, EK-6’da belirtilen ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Sera gazı emisyon raporu, Başkanlıkça onaylanan izleme planı çerçevesinde hazırlanır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sera Gazı Emisyonlarının Doğrulanması</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının doğrulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) EK-1’de belirtilen faaliyetleri yürüten işletmelerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına ilişkin sera gazı emisyon raporunun Başkanlığa gönderilmeden önce doğrulanması zorunludur.</p>

<p>(2) Sera gazı emisyon raporlarının doğrulama iş ve işlemleri, MEDAS tarafından atanmış doğrulayıcı kuruluşlarca gerçekleştirilir. 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi işletmeler/tesisler MEDAS kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Doğrulayıcı kuruluşlarda aranacak şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Doğrulayıcı kuruluş doğrulama faaliyetlerini, EK-7 ve Başkanlıkça yayımlanacak olan usul ve esaslar çerçevesinde kamu yararını gözeterek, işletmeden ve Başkanlıktan bağımsız olarak icra eder.</p>

<p>(2) Doğrulayıcı kuruluşlar, ortakları, yönetim kurulu başkan ve üyeleri, yöneticiler ve teknik personel, doğrulama faaliyeti yapılacak işletmeyle veya işletmenin doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol ettiği ortaklıklar ile doğrulamanın etkin bir şekilde yapılmasını engelleyecek herhangi bir menfaat ilişkisine giremezler, bağımsızlık ilkesini zedeleyecek mali, ticari veya herhangi bir ilişki içinde iseler doğrulama faaliyetinde görev alamazlar.</p>

<p><strong>Laboratuvarların kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) İşletme, hesaplama faktörlerinin belirlenmesine yönelik analizler ve analitik yöntemleri yürütmesi için, ilgili standartlara göre akredite olmuş laboratuvarları kullanır.</p>

<p>(2) İşletme, birinci fıkrada belirtilen laboratuvarların kullanılmasının teknik olarak elverişli olmadığını ve kullanılacak diğer laboratuvarın TS EN ISO/IEC 17025 standardına eşdeğer gereksinimleri karşıladığını belgelemesi durumunda, bahse konu laboratuvarları hesaplama faktörlerinin belirlenmesi için kullanabilir.</p>

<p><strong>Doğrulayıcı kuruluşların çalışması ve akreditasyonuna ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Doğrulama kuralları, doğrulayıcı kuruluşların yapısı ve bağımsızlığı, doğrulayıcı kuruluşların denetimi ve ilgili diğer hususlar Başkanlıkça hazırlanacak usul ve esaslar ile düzenlenir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında doğrulama işlemi yapacak doğrulayıcı kuruluşların ilgili alanlarda ISO/IEC 17029 standardına göre akredite olmaları şarttır.</p>

<p>(3) Akreditasyon işlemleri TÜRKAK tarafından yapılır.</p>

<p>(4) Doğrulayıcı kuruluşların doğrulama işlemi için yetkinliği, periyodik denetlenmeleri ve akreditasyonuna ilişkin esaslar TÜRKAK tarafından ilgili ulusal ve/veya uluslararası standart, normatif dokümanlar ve teknik kriterlere göre belirlenir.</p>

<p>(5) Baş doğrulayıcı, doğrulayıcı ve teknik uzmanların eğitimleri, yetkinlik değerlendirmeleri ve atamaları; doğrulayıcı kuruluş tarafından Başkanlığın belirlediği usul ve esaslar, ulusal ve/veya uluslararası standart, normatif dokümanlar ile TÜRKAK rehberlerinde verilen ölçütler çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(6) Akredite olan, akreditasyonu askıya alınan, geriye çekilen ve akredite olduğu kapsamlarda daralma veya değişiklik olan doğrulayıcı kuruluşlar TÜRKAK internet sayfası üzerinden kamuoyuna duyurulur.</p>

<p>(7) Doğrulayıcı kuruluşlar ile beşinci fıkrada belirtilen kişilerin çalışma, yetkinlik ve atamalarına ilişkin, bu Yönetmelik ve bu Yönetmelik uyarınca çıkarılan tebliğler ile usul ve esaslara aykırılık tespit edilmesi halinde bu durum Başkanlık tarafından TÜRKAK’a bildirilir.</p>

<p><strong>Bilgi, belge bildirimi ve gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin öngördüğü iş ve işlemlerin gerektirdiği bilgi ve belgeler, işletme tarafından Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilir veya ibraz edilir. Başkanlık ve doğrulayıcı kuruluş, gerekli gördüğü takdirde ilave bilgi ve belgelerin verilmesini veya ibrazını isteyebilir.</p>

<p>(2) Başkanlık, 7552 sayılı Kanun gereğince Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanabilmesine ilişkin iş ve işlemleri gerçekleştirirken gerekli görülen bilgi ve belgeyi kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan istemeye yetkilidir. Kendilerinden bilgi ve belge talebinde bulunulanlar, bunları istenilen sürede bedelsiz olarak Başkanlıkla paylaşmakla yükümlüdür.</p>

<p>(3) Emisyon Ticaret Sistemi piyasasında gerçekleştirilecek gözetim ve denetim faaliyetleri kapsamında EPDK ve Piyasa İşletmecisi tarafından talep edilecek bilgi ve belgeler bakımından 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun ilgili hükümleri saklıdır.</p>

<p>(4) EK-1’deki listede belirtilen faaliyetleri yürüten işletmeler; Başkanlığa gönderilmiş bilgilerde ve belgelerde olabilecek değişiklikleri ve EK-1’de belirtilen faaliyetlere ve sera gazı emisyon izleme planına etki edebilecek bir değişikliği, en geç 30 gün içerisinde Başkanlığa bildirmek zorundadır. Başkanlık bu değişikliklere istinaden izleme planının ve/veya sera gazı emisyon raporunun yenilenmesini talep edebilir.</p>

<p>(5) İşletmenin herhangi bir sebepten dolayı değişmesi halinde, yeni işletme, önceki işletmenin bu Yönetmelik kapsamındaki taahhütlerini ve mükellefiyetlerini başka bir işleme gerek kalmaksızın yüklenmiş sayılır ve değişikliğe ilişkin bildirimini en geç 30 gün içerisinde Başkanlığa sunmakla yükümlüdür. Bu değişikliğe istinaden Başkanlık izleme planının ve/veya sera gazı emisyon raporunun yenilenmesini talep edebilir.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek olan iş ve işlemler, Başkanlıkça kurulan elektronik sistem üzerinden gerçekleştirilir.</p>

<p>(7) Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilen hiçbir bilgi ve belge, işletmenin yazılı rızası veya kanuni bir mecburiyet olmaksızın üçüncü şahıslar ile paylaşılmaz.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ KISIM</p>

<p>Yaptırımlar, Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>İdari Yaptırımlar, Bildirimler ve Veriler</p>

<p><strong>İdari yaptırımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini ihlal edenlere ve bu Yönetmelikten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere, ihlalin niteliğine bağlı olarak, 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi hükmü aşağıdaki şekilde uygulanır:</p>

<p>a) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda, doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlardan;</p>

<p>1) Kategori A tesislere 627.450 Türk Lirası,</p>

<p>2) Kategori B tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 250.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 1.254.900 Türk Lirası,</p>

<p>3) Kategori B tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 250.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 2.509.800 Türk Lirası,</p>

<p>4) Kategori C tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 4.392.150 Türk Lirası,</p>

<p>5) Kategori C tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla olan tesislere 6.274.500 Türk Lirası,</p>

<p>idari para cezası verilir.</p>

<p>6) Başkanlıkça kurulan elektronik sistemde onaylı izleme planı bulunmayan ve bu nedenle tespiti tarihinde herhangi bir kategori sınıflandırmasına tabi olamayan tesisler için, tesisin kurulu kapasitesine eşdeğer bir tesis ve kategori belirlenerek bu bentteki ilgili yaptırımlar uygulanır.</p>

<p>b) ETS kapsamında olan işletmelere (a) bendindeki cezalar iki kat olarak uygulanır.</p>

<p>c) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi doğrultusunda, ETS kapsamına dahil olan işletmelerden sera gazı emisyon izni almadan faaliyet gösteren veya süresi biten ya da iptal edilen sera gazı emisyon izni ile faaliyetlerine devam edenlerden EK-1’de yer alan faaliyet grubundan tesisin kapasite raporundaki kapasiteye eşdeğer bir tesis ve kategorisi belirlenerek aşağıdaki yaptırımlar uygulanır:</p>

<p>1) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 100.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 1.254.900 Türk Lirası,</p>

<p>2) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 100.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 300.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 2.509.800 Türk Lirası,</p>

<p>3) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 300.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 3.764.700 Türk Lirası,</p>

<p>4) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 6.274.500 Türk Lirası,</p>

<p>5) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 5.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 8.784.300 Türk Lirası,</p>

<p>6) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 5.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla olan tesis olarak değerlendirilenlere 12.549.000 Türk Lirası,</p>

<p>idari para cezası verilir.</p>

<p>(2) ETS kapsamında iken kategori değişikliği nedeniyle ETS kapsamı dışına çıkan tesisler hakkında, ilgili sistem yılı bakımından, değişiklik öncesinde tabi oldukları tesis kategorisi esas alınarak idari yaptırım uygulanır.</p>

<p>(3) 5 inci maddenin birinci fıkrası doğrultusunda ETS kapsamında olup, sistem yılına ait doğrulanmış sera gazı emisyon raporu ve doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu teslim tarihinden sonra bildirim yapan işletmeler, sera gazı emisyonlarına karşılık gelen teslim yükümlülüğünü telafi yılında yerine getirir. Bu durum 7552 sayılı Kanunda yer alan yaptırımların uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Bildirimler ve elektronik iletişim</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Başkanlık tarafından bu Yönetmeliğe uygun olarak yapılacak her türlü tebligat, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.</p>

<p>(2) Başkanlık görev ve yetkisi doğrultusunda bu Yönetmelik kapsamında gerçekleştirilecek tüm işlemler ve takip edilecek usuller, bu Yönetmelikte aksine hüküm bulunmadıkça, Başkanlık tarafından kullanılan elektronik sistem aracılığıyla gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Verilerin saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) İşletmeler, ilgili tüm verilerini ve bilgi kayıtlarını en az 10 yıl süreyle saklar ve talep üzerine bu belgeleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde ilgili idarenin incelemesine sunar.</p>

<p><strong>Mücbir sebep ve olağanüstü hal</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Mücbir sebeplerin varlığı halinde tahsisatların teslim yükümlülüklerinin ertelenmesi hususunu belirlemeye Başkanlık yetkilidir. Bu kapsama alınan tesislere ait tahsisatların teslim yükümlülükleri ertelenebilecek olup, satışa ve devre bağlı durumlara ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla bu tahsisatların ayrıca devredilmeleri mümkün değildir. Mücbir sebep kapsamında alınan kararlar Başkanlık tarafından EPDK ve Piyasa İşletmecisine bildirilir.</p>

<p>(2) Mücbir sebep ve olağanüstü hal durumlarında bu Yönetmelik kapsamında alınacak izin, tedbirler ve uygulamalara ilişkin düzenleme yapmaya ve süreleri uzatmaya Başkanlık yetkilidir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve alt düzenleyici işlemler yapmaya Başkanlık yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) 17/5/2014 tarihli ve 29003 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra ile yürürlükten kaldırılan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.</p>

<p><strong>Pilot uygulama</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Emisyon Ticaret Sistemi pilot uygulama dönemi ile başlar. 7552 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınarak Karbon Piyasası Kurulunca belirlenir.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izni</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) 7552 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 7552 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içerisinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamı dahilinde yer alacak işletmeler sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Üç yıllık süre içerisinde işletmelerin; ETS kapsamında faaliyetlerine devam edebilmeleri için, bir kereye mahsus olmak üzere sera gazı emisyon izinlerinin olduğu kabul edilir. Gerekli görüldüğü takdirde Karbon Piyasası Kurulu kararı doğrultusunda Başkanlık; bu fıkrada yer alan süreyi, bitim tarihlerinden itibaren iki yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>İzleme Metodolojisi Planı teslimi</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 3- </strong>(1) Pilot uygulama dönemi kapsamında yer alan işletmeler tarafından hazırlanacak ilk İzleme Metodolojisi Planları, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 ay içinde elektronik ortamda Başkanlığa sunulur. Başkanlık, gerekli görmesi halinde 6 aya kadar bu süreyi uzatabilir.</p>

<p>(2) 5 inci maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan işletmelerden, pilot uygulama döneminde İzleme Metodolojisi Planı sunmamış olanlar tarafından hazırlanacak ilk İzleme Metodolojisi Planları, birinci uygulama döneminin başlayacağı yıldan önceki takvim yılının sonuna kadar elektronik ortamda Başkanlığa sunulur. Başkanlık, gerekli görmesi halinde 6 aya kadar bu süreyi uzatabilir.</p>

<p><strong>Kıyas değeri ilanı</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 4- </strong>(1) Birinci uygulama dönemi iki alt dönem şeklinde uygulanacak olup, birinci uygulama döneminin birinci alt dönemine ilişkin yıllık kıyas değerleri, alt tesislere ilişkin doğrulama raporları teslim edildikten sonra Ulusal Tahsisat Planında ilan edilir.</p>

<p><strong>Ek rezerv fiyatı</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 5- </strong>(1) 16 ncı maddenin altıncı fıkrası uyarınca ihale yapılmamış olması durumunda, spot tahsisat piyasasında gerçekleşen fiyatlar esas alınır.</p>

<p><strong>ETS kapsam istisnası</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 6- </strong>(1) Doğalgazın ve ham petrolün iletimi ve depolanması kapsamındaki faaliyetler izleme, raporlama ve doğrulama süreçleri hariç olmak kaydıyla, birinci uygulama dönemi sonuna kadar yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere Emisyon Ticaret Sistemi kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260827-7-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="77853"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEBRÎ İCRA KANUNU TASLAĞININ BİRİNCİ YILI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanunu-taslaginin-birinci-yili-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanunu-taslaginin-birinci-yili-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cebrî İcra Kanunu Taslağı, 14 Ağustos 2025 tarihinde kamuoyuyla paylaşılmış ve taslağa ilişkin görüş ve önerilerin 31 Ocak 2026 tarihine kadar Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürlüğüne bildirilmesi istenmişti.</p>

<p>Aradan geçen bir yılı aşkın sürede taslağın muhtemel sonuçları; akademisyenler, uygulayıcılar, barolar ve ekonomik hayatın paydaşları tarafından farklı yönleriyle ele alındı. Uygulama tecrübesinden hareket eden birçok uzman, taslağın mevcut hâliyle yasalaşmasının bazı sorunları daha da ağırlaştırabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Bugün asıl tartışılması, konuşulması gereken belirli maddelerden çok Türkiye'de cebrî icra sisteminin hangi esaslar üzerine kurulacağı ve yaklaşık bir asırlık uygulama birikiminin yeni kanuna nasıl aktarılacağı hususu olmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CEBRÎ İCRADA REFORM İHTİYACI </strong></p>

<p>Cebrî icra hukuku, hukuk sisteminin yalnızca teknik bir alanı değildir. Mahkeme kararıyla veya kanunun tanıdığı takip yollarıyla elde edilen bir hakkın fiilen gerçekleştirilebilmesi, doğrudan doğruya cebrî icra sisteminin etkinliğine bağlıdır.</p>

<p>Hakkın varlığı kadar ona fiilen ulaşılabilmesi de önemlidir. Bu nedenle cebrî icra mevzuatındaki değişiklikler; alacaklıyı, borçluyu, takibe dahil olan üçüncü kişileri ve ekonomik düzeni doğrudan etkileyecektir.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun defalarca değiştirilmesi sistematiğinde sorunlara yol açmış, bazı hükümlerin günümüzün ekonomik ve teknolojik koşullarına uyarlanması zorunlu hâle gelmiştir. Ancak bu ihtiyaç, mevcut kurumların tamamına yakınını yeniden düzenlemenin tek başına gerekçesi olamaz.</p>

<p>Reformun başarısı, eski olanı değiştirmekte değil; işlemeyeni tespit edip işler hâle getirmekte aranmalıdır.</p>

<p><strong>UYGULAMADA İŞLEYEN KURUMLAR NEDEN DAHA KARMAŞIK HÂLE GETİRİLSİN?</strong></p>

<p>Taslağa ilişkin en önemli tereddütlerden biri de tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştı. Cebrî icra pratiğinde yıllardır uygulanan, Yargıtay içtihatlarıyla sınırları önemli ölçüde belirlenmiş ve uygulayıcıların belirli bir tecrübeye ulaştığı birçok kurumun yeni baştan ve farklı prosedürlere bağlanmak istenmesi haklı endişeler doğurmuştur.</p>

<p>Öyle ki icra müdürlüklerinin günlük pratiğinde en sık karşılaşılan işlemlerden biri olan maaş haczinin uygulanması dahi, öngörülen sistem içerisinde bugünkünden daha karmaşık ve meşakkatli bir sürece dönüşebilecekti. Oysa cebrî icra hukukunda yapılacak bir reformun temel hedeflerinden biri, işlemleri ağırlaştırmak değil sadeleştirmek olmalıdır.</p>

<p>Teorik olarak kusursuz görünen bir düzenleme, binlerce dosyanın aynı anda yürütüldüğü icra müdürlüklerinde uygulanabilir değilse beklenen sonucu veremez. Bu nedenle akademik hukuk bilgisi ile icra dairesinin günlük pratiği birlikte gözetilmelidir.</p>

<p><strong>KAMBİYO TAKİBİNDEN İLAMLI İCRAYA KADAR UZANAN TEREDDÜTLER</strong></p>

<p>Taslağa yönelik çekinceler yalnızca takip prosedürüyle sınırlı kalmamaktadır. Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipten ilamlı icraya, kanun yollarının icraya etkisinden konkordatoya kadar cebrî icra hukukunun temel kurumlarında öngörülen bazı değişikliklerin uygulamaya nasıl yansıyacağı ciddi biçimde tartışmaya açıldı.</p>

<p>Özellikle kambiyo senetlerine dayalı takiplerin etkinliğini azaltabilecek düzenlemeler, ticari hayat bakımından ayrıca ele alınmalıdır.</p>

<p>Çek, bono ve poliçe yalnızca takip belgesi değil, ticari hayatın kredi ve ödeme araçlarıdır. Bunların cebrî icra kabiliyetinin gereğinden fazla zayıflatılması, ticari güveni ve kredi ilişkilerini de etkileyebilir.</p>

<p>İlamlı icrada ise mahkeme kararıyla hüküm altına alınan alacağın kanun yolu sürecine bağlı olarak daha uzun süre bekletilebilmesi, hakkın makul sürede gerçekleştirilmesi amacı bakımından ciddi bir tartışma doğurmuştur.</p>

<p>Mahkeme kararını elde etmek ile bu kararın sonucuna fiilen ulaşmak arasında aşılması güç yeni prosedürlerin oluşturulması, etkin hukuki koruma düşüncesiyle de bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>KONKORDATO VE TİCARİ ALACAKLARDA ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK SORUNU</strong></p>

<p>Taslakta konkordato hükümleri bakımından öngörülen bazı değişikliklerin de konkordatonun temel amacına ne ölçüde hizmet edeceği ayrıca tartışılmalıdır.</p>

<p>Konkordato, yalnızca borçluya zaman kazandıran bir kurum olmamalı. Borçlunun mali yapısının iyileştirilmesi ile alacaklıların mümkün olan en yüksek oranda tatmin edilmesi arasında hassas bir menfaat dengesi kurulması gerekmektedir. Bu nedenle her düzenlemede, borçluya sağlanan korumanın işletmenin iyileşmesine hizmet edip etmediği ve alacaklının hangi ölçüde fedakârlığa zorlandığı gözetilmelidir.</p>

<p>Öte taraftan ticari hayatın en yaygın alacak belgelerinden biri olan faturaya dayalı alacakların dahi cebrî icra bakımından daha tartışmalı bir zemine taşınabilmesi ihtimali, uygulamada yeni uyuşmazlıklar doğurabilecek şekilde tasarlanmıştır.</p>

<p>Cebrî icra reformu yeni tereddütler doğurmamalı; ticari hayatın temel ihtiyaçlarından biri olan öngörülebilirliği güçlendirmelidir. Alacaklının hangi belgeyle hangi takip yoluna başvuracağını, borçlunun hangi hukuki imkânlara sahip olduğunu ve uyuşmazlığın hangi prosedür içerisinde çözüleceğini önceden öngörebildiği bir sistem, hukuki güvenliğin de temel şartlarından biridir.</p>

<p><strong>ELEŞTİRİ REFORMA KARŞI ÇIKMAK DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Taslağa yönelik eleştiriler, mevcut kanunun aynen korunmasını isteyen veya reforma karşı çıkan bir yaklaşım olarak değerlendirilmemelidir. Cebrî icra sisteminde reform ihtiyacı açıktır; asıl mesele reformun nasıl yapılacağıdır.</p>

<p>İşleyen kurumların korunması, işlemeyen kurumların düzeltilmesi; uygulamada ihtilaf doğuran alanların açık hükümlere bağlanması, teknolojinin sağladığı imkânlardan yararlanılması ve gereksiz prosedürlerin azaltılması gerekir.</p>

<p>Yaklaşık bir asırlık kanun uygulaması içerisinde oluşmuş Yargıtay içtihatları, akademik çalışmalar ve uygulama alışkanlıkları bir gecede yok sayılabilecek bir birikim değildir. Yeni bir kanun hazırlanacaksa bu birikim, reformun önünde engel olarak değil reformun en önemli kaynağı olarak görülmelidir.</p>

<p><strong>AKADEMİNİN VE UYGULAMANIN SÜRECE KATKISI</strong></p>

<p>Taslağın kamuoyuyla paylaşılmasının ardından oluşan tartışma ortamı başlı başına önemli bir kazanımdır.</p>

<p>Bu sürecin dikkat çeken bilimsel katkılarından biri, alanında uzman akademisyenlerce hazırlanan ve On İki Levha Yayıncılık tarafından yayımlanan “Cebrî İcra Kanunu Taslağı Değerlendirmesi” olmuştur. Çalışma, taslak maddelerini temel ilkeler ve muhtemel uygulama sonuçlarıyla birlikte ele alarak tartışmaya bilimsel bir zemin kazandırmıştır.</p>

<p>Bankalar, ticaret ve sanayi çevreleri, meslek kuruluşları ve barolar da taslağa ilişkin çalışmalar yürütmüştür. Baroların toplantı ve çalıştaylarında ise taslak uygulayıcı gözüyle incelenmiş, muhtemel sorunlar ve çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Bu birikim, kapsamlı bir reformun nasıl hazırlanması gerektiğine dair değerli bir tecrübe kazandırmıştır.</p>

<p><strong>BİR YIL SONRA GELİNEN NOKTA</strong></p>

<p>Taslağın kamuoyuna açıklanmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. 31 Ocak 2026 tarihinde görüş bildirme süresinin sona ermesinden bugüne kadar geçen süreçte taslağın yasalaşmasına yönelik kamuoyuna yansıyan somut bir ilerlemenin bulunmaması, yapılan eleştiri ve değerlendirmelerin en azından yeniden düşünülmesine imkân sağlandığını göstermektedir.</p>

<p>Bununla birlikte resmî makamlar tarafından taslaktan tamamen vazgeçildiğine yahut eksik yönlerin yeniden değerlendirildiğine ilişkin açık bir açıklama yapılmamıştır. Böyle bir durumda “Cebrî İcra Kanunu Taslağı'ndan vazgeçildi” şeklinde kesin bir sonuca ulaşmak yerine, taslağın mevcut hâliyle yasalaşma sürecinin ilerlemediğini söylemek daha doğru olabilir.</p>

<p>Geçen zaman şunu gösterdi: Cebrî icra hukuku, masa başında yalnızca kanun maddeleri değiştirilerek yeniden kurulabilecek bir alan değildir. İcra müdüründen hâkime, avukattan akademisyene, bankadan ticari işletmeye, alacaklıdan borçluya kadar sistemin bütün paydaşlarının tecrübesinin dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p><strong>YENİ BİR KANUNDAN ÖNCE DAHA İYİ BİR CEBRÎ İCRA SİSTEMİ</strong></p>

<p>Hukuk teorisi ile uygulama pratiğini buluşturan ve alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesini koruyan yeni çalışmaların hazırlanması elbette mümkün ve gereklidir. Ancak bunun yolu, mevcut sistemin bütün kurumlarını değiştirmekten değil; hangi kurumun neden işlemediğini doğru teşhis etmekten geçmelidir.</p>

<p>İcra ve iflas hukukunda hız ile hukuki güvenlik birbirinin alternatifi değildir. Alacaklının hakkına süratle ulaşması kadar borçlunun temel haklarının korunması da sistemin vazgeçilmez unsurudur. İyi bir cebrî icra kanunu bu iki menfaati karşı karşıya getiren değil, aralarında adil ve uygulanabilir bir denge kurabilen kanundur. Bir yılı aşkın süredir devam eden tartışmaların bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutmasını ümit ediyorum.</p>

<p>Ortak beklenti; akademik birikimi, saha tecrübesini, yargı içtihatlarını ve ekonomik hayatın ihtiyaçlarını buluşturan sade, öngörülebilir ve uygulanabilir bir sistemdir. Çünkü ihtiyacımız olan yalnızca yeni bir cebrî icra kanunu değildir. Asıl ihtiyaç; hakkın kâğıt üzerinde kalmadığı, alacaklının hakkına makul sürede ulaşabildiği, borçlunun temel haklarının korunduğu, icra teşkilatının uygulanması güç prosedürlerle değil açık ve öngörülebilir kurallarla çalışabildiği, hızlı, etkin ve adil bir cebrî icra sistemidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanun-taslagi-i-degerlendirme" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; CEBRÎ İCRA KANUN TASLAĞI (I. DEĞERLENDİRME)</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanunu-taslaginin-birinci-yili-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 22:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="58499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2024 tarihli, 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/13320 E., 2024/10390 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/742 D.İş-2022/742 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Davacının İtirazının Kabulü ile Tahkim Yargılamasının Sona Erdirilmesine<br />
SAYISI : K-2022/135789</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 28.08.2020 tarihinde davacının sürücüsü olduğu araç ile davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç sürücüsü ve dava dışı bir başka araç sürücüsünün karıştığı kaza sonucu müvekkilinin yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sürekli iş göremezlik için 5.000,00 TL tazminatın başvuru tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usule uygun olmadığını, kusurun tespit edilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun yönetmelik hükümlerine uygun düzenlenmesi gerektiğini, başvuru şartı gerçekleşmediğinden temerrüt oluşmadığını ve vekalet ücretinin hesaplanacak miktarın beşte biri olması gerektiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında alınan kusur raporuna göre davacının kusurunun %100 olduğu, sigortalı araç sürücüsünün kusuru olmadığından davalının tazminattan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davacı vekili itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunda müvekkiline %100 kusur atfedilerek yapılan hesaplamanın kabul edilemeyeceğini, farklı bir bilirkişiden rapor alınması gerektiğini ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından alınan kusur raporunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, kaza nedeniyle açılan ceza davasının Akyazı 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2022/414 Esas sayısına kayıtlı olduğu, duruşma gününün 15.11.2022 tarihine talik edildiği, dosyada bulunan 11.03.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporunun alternatifli düzenlenen bir rapor olduğu, maddi vakıanın ceza mahkemesi ilamı ile belirlenmesi gerektiği, ceza kovuşturması neticesinde tesis edilecek ilamın kesinleşme süresi gözetildiğinde kanunda belirlenen tahkim yargılama süresi içinde karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle HMK 435/1-c maddesi uyarınca tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetince yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; itiraz dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ile benzer sebepleri tekrar ederek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı ... şirketi tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 ve 111 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, ceza yargılamasında sigortalı araç sürücüsünün beraat etmesine, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasının komisyon nezdinde mümkün olamayacağı yönündeki İtiraz Hakem Heyetinin gerekçesine göre davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İtiraz Hakem Heyetine iletilmek üzere mahkemeye gönderilmesine, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="16849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA TAHKİMİNDE DÖRT AYLIK KARAR SÜRESİ: SÜRE AŞILDIĞINDA UYUŞMAZLIĞIN VE ZAMANAŞIMININ AKIBETİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tahkiminde-dort-aylik-karar-suresi-sure-asildiginda-uyusmazligin-ve-zamanasiminin-akibeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tahkiminde-dort-aylik-karar-suresi-sure-asildiginda-uyusmazligin-ve-zamanasiminin-akibeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30 Hükmü ile Güncel Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Kararları Işığında Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Sigorta uyuşmazlıklarında tahkim yolunun tercih edilmesinin başlıca sebebi, uyuşmazlığın mahkemeye kıyasla çok daha kısa sürede çözüme kavuşturulmasıdır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesiyle kurulan sistem, bu hızı yalnızca bir beklenti olarak değil, hakemler bakımından bağlayıcı bir yükümlülük olarak düzenlemiştir: hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur.</p>

<p>Bu kuralın çok daha az konuşulan bir arka yüzü bulunmaktadır. Kanun, süreye uyulmamasının sonucunu da açıkça belirlemiş ve "aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" demiştir. Yani süre aşıldığında tahkim yolu kapanmakta, taraflar aylarca hatta yıllarca sürdürdükleri yargılamanın sonunda kendilerini yeniden başlangıç noktasında, bu kez mahkeme önünde bulmaktadır. Bu geçişin usulî ve maddi sonuçları ise kanunda düzenlenmemiştir. Uygulamada ortaya çıkan asıl tehlike de buradadır: tahkimde geçen zaman, hak sahibinin karşısına bu kez zamanaşımı def'i olarak çıkabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada önce tahkimdeki süre rejimi ortaya konulacak, ardından süre aşımının üç ayrı sonucu incelenecek; süreye sığmayacağı baştan anlaşılan dosyalar bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin güncel bir kararı ile zamanaşımı sorunu bakımından Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararı değerlendirilecek ve kanun boşluğuna ilişkin öneriler sunulacaktır.</p>

<p><strong>I. TAHKİMDE SÜRE REJİMİ</strong></p>

<p>Sigortacılık Kanunu m. 30, tahkim sürecinin her aşamasını süreye bağlamıştır. Başvuru önce raportörlerce incelenir ve raportörler incelemelerini en geç on beş gün içinde tamamlamak zorundadır (m. 30/15). Raportörlerce çözümlenemeyen başvurular sigorta hakemine iletilir.</p>

<p>Asıl kural m. 30/16'da yer alır: "Hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur. Aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir. Ancak, bu süre tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle uzatılabilir." Hükümde kullanılan "mecburdur" ifadesi ile süre aşımına bağlanan sonucun doğrudan uyuşmazlığın tahkim dışına çıkması olması, sürenin salt bir düzen hükmü olmadığını göstermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürenin başlangıcı, dosyanın Komisyona geldiği tarih değil, hakemin görevlendirildiği tarihtir. Uzatma ise iki yönden şekle bağlıdır: uzatma iradesi hem açık hem de yazılı olmalı ve tarafların her ikisinden gelmelidir. Hakemin kendiliğinden ya da tek tarafın talebiyle süreyi uzatması kanunen mümkün değildir.</p>

<p>İtiraz aşaması da süresizdir denemez. Hakem kararlarına karşı, kararın Komisyonca bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir; itiraz talebi hakkında ise işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilmesi gerekir (m. 30/12). İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. Şu var ki kanun, iki aylık bu süreye uyulmamasının sonucunu düzenlememiştir. Uyuşmazlık hakem heyeti bakımından açıkça öngörülen "uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" yaptırımının itiraz aşamasında karşılığı bulunmamaktadır. Bu asimetri, kanunun sistematiği bakımından açıklanmaya muhtaçtır.</p>

<p>Nihayet, tahkim öncesindeki sürenin de akıp gittiği unutulmamalıdır. Komisyona başvurabilmek için sigorta kuruluşuna başvurulmuş ve talebin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığının belgelenmiş olması; kuruluşun on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi hâlinde ise bu sürenin dolmuş olması gerekir (m. 30/13). Zamanaşımı bakımından kritik olan husus, bu ön aşamada ve sonrasında geçen zamanın hak sahibinin alacağı üzerinde işlemeye devam etmesidir.</p>

<p><strong>II. DÖRT AYLIK SÜRE PRATİKTE NASIL TÜKENİYOR?</strong></p>

<p>Dört ay, dosya üzerinden yürütülen bir yargılama için ilk bakışta yeterli görünmektedir. Ancak sürenin tüketilmesi, çoğu zaman hakemin ihmalinden değil, yargılamanın olağan akışından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Tipik bir değer kaybı ya da bedensel zarar dosyasında akış şöyledir: hakem görevlendirmesinin ardından karşı tarafa cevap için süre verilir; cevap dilekçesinin sunulmasıyla birlikte çoğu dosyada bilirkişi incelemesine karar verilir; ara karar taraflara tebliğ edilir ve bilirkişi ücreti için genellikle iki haftayı aşan bir son ödeme tarihi belirlenir; ücretin yatırılıp dosyanın bilirkişiye tevdiinden sonra rapor süresi işler; rapor taraflara bildirildiğinde itiraz için süre tanınır; itiraz üzerine sıklıkla ek rapor alınır ve ek rapora karşı yeniden beyan süresi verilir. Bu aşamaların her biri usulen zorunlu olduğu hâlde, toplamı dört ayı rahatlıkla aşabilmektedir.</p>

<p>Buna, karşı tarafın süre uzatım talepleri, hakemin reddi istemleri ya da eksik belgelerin celbi gibi ek gecikme sebepleri eklendiğinde, sürenin aşılması istisna değil olağan hâle gelmektedir. Nitekim kanun koyucunun hakemler için m. 30/11-b'de öngördüğü "bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmama" ölçütü, gecikmenin sistemde beklenen bir olgu olduğunu zımnen kabul etmektedir.</p>

<p><strong>III. SÜRE AŞIMININ ÜÇ AYRI SONUCU</strong></p>

<p>Dört aylık sürenin aşılması, birbirinden bağımsız üç sonuç doğurur.</p>

<p>Birincisi, kanun koyucu süre aşımını kararın denetimi bakımından özel bir sebep saymıştır. m. 30/12'ye göre kural olarak belirli parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda temyiz yolu kapalı olmakla birlikte, "tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması" hâlinde her hâlükârda temyiz yolu açıktır. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmesi ya da hakemlerin yetkileri dışındaki konularda karar vermesi gibi ağır sakatlıklarla aynı sırada sayılması, sürenin kanun koyucu nezdindeki ağırlığını göstermektedir.</p>

<p>İkincisi, süreye uymamanın hakem bakımından kişisel bir yaptırımı vardır. m. 30/11-b uyarınca, kendisine ulaşan dosyaları bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmayan hakemin ismi bir yıl süreyle sigorta hakemliği listesinden silinir. Uygulamada nadiren gündeme gelen bu hüküm, sürenin hakemler yönünden de bağlayıcı olduğunun açık göstergesidir.</p>

<p>Üçüncüsü ve pratikte en ağır olanı, uyuşmazlığın akıbetine ilişkindir: süre dolduğunda uyuşmazlık artık yetkili mahkemece çözülecektir. Tahkim yolu kapanır; taraflar, tahkimde toplanan delillere ve alınan raporlara rağmen yargılamaya mahkeme önünde yeniden başlar.</p>

<p><strong>IV. SÜREYE SIĞMAYACAĞI BAŞTAN ANLAŞILAN DOSYALAR</strong></p>

<p>Süre sorunu her zaman hakemin ağır davranmasından kaynaklanmaz. Bazı uyuşmazlıklar, yapısı gereği dört aya sığmaz. Bunun tipik örneği, kusur tespitinin ceza yargılamasının sonucuna bağlı olduğu dosyalardır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.11.2024 tarihli ve 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı</a>na konu olayda, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilmiş; Uyuşmazlık Hakem Heyeti, alınan kusur raporuna göre başvuranın tam kusurlu olduğu gerekçesiyle talebi reddetmiştir. İtiraz üzerine İtiraz Hakem Heyeti, dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporunun alternatifli düzenlendiğini, maddi vakıanın ceza mahkemesi ilamıyla belirlenmesi gerektiğini ve ceza kovuşturması sonucunda verilecek ilamın kesinleşme süresi gözetildiğinde kanunda belirlenen tahkim yargılama süresi içinde karar verilmesinin mümkün olmadığını tespit ederek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 435/1-c uyarınca tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar vermiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın Komisyon nezdinde çözüme kavuşturulmasının mümkün olamayacağı yönündeki bu gerekçeyi yerinde bularak kararı onamıştır.</p>

<p>Karar, tahkim yolunun her uyuşmazlık için uygun olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Bekletici mesele niteliğinde bir ceza dosyasının bulunduğu, çelişkili ya da alternatifli kusur raporlarının tek başına hüküm kurmaya elverişli olmadığı dosyalarda tahkim, hız avantajını yitirdiği gibi hak sahibi için ciddi bir zaman kaybına dönüşebilmektedir. Buna karşılık kanun, tahkim yargılamasının bu şekilde sona ermesi hâlinde tarafın mahkemeye geçişini kolaylaştıran hiçbir düzenleme içermemektedir.</p>

<p><strong>V. ASIL SORUN: ZAMANAŞIMI VE HUKUK GENEL KURULUNUN 2025 TARİHLİ KARARI</strong></p>

<p>Süre aşımının doğurduğu en ağır sonuç, tahkimde geçen zamanın hak sahibi aleyhine zamanaşımı def'ine dönüşmesi ihtimalidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024210-e-202538-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/210 E., 2025/38 K. sayılı kararı </a>bu tehlikeyi bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.</p>

<p>Olayda, iş yeri sigorta poliçesiyle teminat altına alınan depoda 23.02.2012 tarihinde yangın çıkmış; sigortalı, bakiye zararın karşılanması amacıyla 03.07.2012 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyeti 04.11.2013 tarihinde talebin kısmen kabulüne karar vermiş; ancak İtiraz Hakem Heyeti 27.01.2014 tarihli kararıyla, hakem kararının yasal süresi içinde verilmediği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına ve dosyanın görevli mahkemeye tevdi edilmesi için Komisyona iadesine hükmetmiştir. Bu karar 09.12.2014 tarihinde onanarak kesinleşmiş, taraflara 06.04.2015 tarihinde tebliğ edilmiş; sigortalı 03.11.2015 tarihinde mahkemede dava açmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesi, sigorta sözleşmesinden doğan alacağın iki yıllık zamanaşımına tâbi olduğu ve hakeme başvuru ile kesilip yeniden işlemeye başlayan sürenin dolduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı yerinde bulmuş, ayrıca davacının yararlanması düşünülebilecek olan Türk Borçlar Kanunu m. 158'deki altmış günlük ek sürenin de aşıldığını belirtmiştir. Özel Dairenin bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi direnmiş, uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur. Çoğunluğun gerekçesi iki eksene dayanmaktadır. Birincisi, zamanaşımının kesilmesi ve yeniden işlemeye başlamasına ilişkin kurallar çerçevesinde, tahkim sürecindeki son işlemle kesilen sürenin dolmasından önce davanın açılmış olmasıdır. İkincisi ve daha belirleyici olanı, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır: sigortacı, tahkim yargılaması devam ederken rizikonun kasten gerçekleştirildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, zararın teminat dışı olduğunu savunmuş ve ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür; maddi vakıaya ilişkin durum ise ancak tahkim sürecinin tamamlanmasından çok sonra, 2017 yılında verilen beraat kararıyla netleşmiştir. Hukuk Genel Kurulu, sürecin bu şekilde gelişmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını vurgulayarak, Türk Medeni Kanunu m. 2'nin emredici niteliği gereği hâkimin bu hususu re'sen gözetmesi ve zamanaşımı def'ini reddetmesi gerektiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>Kararın karşı oyu ise meselenin çekirdeğini göstermektedir: azınlığa göre hakem kararı yok hükmünde olduğundan zamanaşımı kesilmemiş, davacı elindeki kararla süresinde mahkemeye başvurmamıştır. Bu görüş kabul edilseydi, hak sahibi tamamen kendi dışındaki bir sebeple, yani hakemin süreye uymamasından ötürü alacağını dava edilebilir olmaktan çıkarmış olacaktı.</p>

<p><strong>VI. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>1. Kesilmenin dayanağı tartışmasızdır. Türk Borçlar Kanunu m. 154/2, alacaklının dava veya def'i yoluyla "mahkemeye veya hakeme" başvurmasını zamanaşımını kesen sebepler arasında saymaktadır. Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru da bir hakeme başvurudur; dolayısıyla başvuru anında zamanaşımı kesilir. Tartışma, hakem kararının süre yönünden kaldırılmasının bu kesilmeyi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırıp kaldırmadığı noktasındadır. Kanaatimizce kaldırmaz: kesilme, başvuru fiiline bağlanan bir sonuçtur ve alacaklının iradesi dışındaki bir usulî sakatlık nedeniyle geriye alınması, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.</p>

<p>2. Bununla birlikte Hukuk Genel Kurulu kararının, her tahkim dosyası için genel bir güvence olarak okunması doğru olmaz. Karar, sigortacının kendi davranışlarıyla süreci uzatmış olmasına ve davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmamasına belirgin biçimde ağırlık vermektedir. Karşı tarafın böyle bir davranışının bulunmadığı bir dosyada, karşı oydaki yaklaşımın benimsenmesi ihtimali fiilen mevcuttur. Uygulamacı bakımından güvenli tutum, tahkim yolu kapandığında beklemeden mahkemeye başvurmaktır.</p>

<p>3. Türk Borçlar Kanunu m. 158'deki altmış günlük ek süre bu durum için elverişli bir çözüm değildir. Anılan hüküm, davanın görevsizlik, yetkisizlik, düzeltilebilir bir yanlışlık veya vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmesi hâllerini düzenlemektedir; tahkim süresinin dolması bu hâllerin hiçbirine tam olarak uymaz. Kaldı ki uygulanabileceği kabul edilse dahi altmış gün, tahkimden mahkemeye geçiş için gerçekçi bir süre değildir: dosyanın temini, harç ve gider avansının yatırılması, delillerin yeniden düzenlenmesi çoğu zaman bu süreyi aşar.</p>

<p>4. Uzatma şartının pratikteki karşılığı ayrıca önem taşımaktadır. Kanun, sürenin yalnızca "tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle" uzatılabileceğini söylemektedir. Bu ifade üç unsuru birden aramaktadır: muvafakat açık olacak, yazılı olacak ve taraflardan yalnız birinden değil her ikisinden gelecektir. Dolayısıyla hakemin, dosyanın karara bağlanmasını erteleyen bir kararı, sonucu itibarıyla süreyi uzatıyorsa, bu üç unsurun gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Uygulamada ise sigorta kuruluşlarının, bilirkişi raporunun kendi aleyhlerine sonuçlandığı dosyalarda "tazminat ferileriyle birlikte ödenecektir, şimdilik hüküm aşamasına geçilmemesi" ya da "ceza dosyasının sonucunun beklenmesi" yönünde talepte bulunduğu sıkça görülmektedir. Bu tür bir talebin kabulü, çoğu zaman fiilen bir süre uzatımıdır. Ödeme vaadinin gerçekleşmemesi hâlinde ise kaybedilen zamanın riski, uzatmayı hiç istememiş olan başvurana yüklenmektedir. Kanaatimizce hakemin, bekleme sonucunu doğuran her talepte, başvuranın açık ve yazılı muvafakatinin bulunup bulunmadığını denetlemesi; muvafakat yoksa talebi ya reddetmesi ya da beklemeyi süre içinde karar vermeyi engellemeyecek kesin ve kısa bir süreyle sınırlaması gerekir.</p>

<p>Başvuran vekili bakımından ise izlenmesi gereken yol açıktır: erteleme taleplerine karşı süre itirazı açıkça dosyaya geçirilmeli; muvafakat verilecekse bu, süresiz değil belirli bir tarihle sınırlı ve yazılı biçimde verilmelidir. Ödeme vaadine dayanan taleplerde, ödemenin yalnızca bilirkişi raporundaki asıl alacağı değil, faizi ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretini de kapsaması gerektiğinin baştan beyan edilmesi, eksik ödeme hâlinde dosyanın konusuz kalmayacağının kayda geçirilmesi bakımından önemlidir.</p>

<p>5. Nihayet belirtmek gerekir ki süre aşımı yalnızca başvuran aleyhine işleyen bir sorun değildir. Lehine karar verilmiş olan sigorta kuruluşu da, kararın süre yönünden kaldırılmasıyla elde ettiği sonucu kaybedebilir. Sorun taraflardan birine özgü değil, sistemiktir.</p>

<p><strong>VII. UYGULAMAYA İLİŞKİN NOTLAR</strong></p>

<p>Yukarıdaki tespitler, tahkim dosyalarının takibinde şu pratik sonuçları doğurmaktadır: hakemin görevlendirme tarihi dosyaya kaydedilmeli ve dört aylık süre takip edilmelidir. Bilirkişi raporu, ek rapor ve itiraz turlarının süreyi tüketme ihtimali belirdiğinde durum beyanla dosyaya geçirilmelidir. Karşı tarafın erteleme taleplerine karşı, süresiz bekleme yerine kesin ve kısa süre verilmesi talep edilmelidir. Kusur tespitinin ceza yargılamasına bağlı olduğu dosyalarda tahkim ile mahkeme arasındaki tercih, başvuru yapılmadan önce değerlendirilmelidir. Süre dolduktan sonra karar verilmişse, parasal sınıra bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Tahkim yolunun kapanması hâlinde ise mahkemeye başvuru geciktirilmemeli, zamanaşımı def'ine karşı hem kesilmeye hem de dürüstlük kuralına dayalı savunma baştan hazırlanmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sigortacılık Kanunu m. 30/16, tahkimin hızını güvence altına almak amacıyla getirilmiş isabetli bir hükümdür. Ne var ki kanun, süreye uyulmaması hâlinde uyuşmazlığın mahkemece çözüleceğini söylemekle yetinmiş; bu geçişin hak sahibinin alacağı üzerindeki etkisini düzenlememiştir. Ortaya çıkan boşluk, Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli kararında görüldüğü üzere ancak dürüstlük kuralı üzerinden ve olayın somut özelliklerine bağlı olarak doldurulabilmekte; bu da hak sahibini öngörülemez bir belirsizliğe bırakmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce m. 30/16'ya, tahkim yolunun süre nedeniyle kapanması hâlinde tahkim başvurusunun zamanaşımını kestiği ve kararın kesinleşmesinden itibaren makul bir ek süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde zamanaşımı def'inin ileri sürülemeyeceği yönünde açık bir fıkra eklenmelidir. Ayrıca süre uzatımına ilişkin muvafakatin Komisyon tarafından taraflara resmen sorulması ve tutanağa bağlanması, hem hakemleri hem tarafları koruyacak basit ama etkili bir usul güvencesi olacaktır. Aksi hâlde, hızlı çözüm vaadiyle tercih edilen bir yol, hak sahibi için yılların ve kimi zaman alacağın kendisinin kaybıyla sonuçlanmaya devam edecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 435.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 154, m. 158.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 2.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024210-e-202538-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.02.2025 tarihli ve 2024/210 E., 2025/38 K. sayılı kararı.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 05.11.2024 tarihli ve 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tahkiminde-dort-aylik-karar-suresi-sure-asildiginda-uyusmazligin-ve-zamanasiminin-akibeti-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/terazi-kitap-1024x651.jpg" type="image/jpeg" length="83529"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2019/6671 E. 2019/10659 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 13.11.2019 tarihli, 2019/6671 E. 2019/10659 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/6671 E., 2019/10659 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : İrtikap (sanıklar... ve ... hakkında), rüşvet alma (sanıklar..., ... ve ... hakkında ayrıca ... yönünden iki kez), rüşvet verme (sanıklar ..., ..., ...ve ... hakkında)<br />
HÜKÜM : İrtikap suçlarına ilişkin eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkumiyet, sanık ...'a atılı rüşvet alma suçlarına ilişkin eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüyle iki kez bu suçtan mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında atılı suçlar yönünden beraat, müsadere</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;</p>

<p>CMK'nın 260/1. maddesine göre irtikap ile rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından açılan kamu davalarında katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanunun 18. maddesindeki "...Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır." düzenlemesinin verdiği yetkiye ve CMK'nın 237/2. maddesine dayanılarak Hazinenin bahse konu suçlardan açılan kamu davalarına katılan olarak KABULÜNE, başvurularının kapsamına göre incelemenin; katılan Hazine vekilinin sanıklar ..., ..., ..., ...,... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine, sanıklar... ve ... müdafilerin müvekkilleri hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine, malen sorumlu ... vekilinin ise müsadere kararına yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Gerekçeli karar başlığında malen sorumlu ...’in gösterilmemesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanıklardan ... ve ... hakkında verilen mahkumiyet ve beraat ile sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>Suç tarihinde ...Tapu Sicil Müdürlüğünde görevli olan sanıklar ..., ... ve ...'ın üzerlerine atılı eylemlerin suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçunu oluşturduğu, diğer sivil sanıkların ise bu suça azmettiren olarak katıldıkları, anılan suçun öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, suç tarihleri olan 13/12/2006, 12/01/2007 ve 16/01/2007 ile inceleme günü arasında bu sürenin soruşturma izni alınmasıyla ilgili durma süresi eklendiğinde dahi gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanunun 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar haklarında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, adli emanetin 2007/1192 sırasına kayıtlı ... marka cep telefonu ile el konulup yediemine teslim edilen ... plaka sayılı aracın sahiplerine İADESİNE,</p>

<p>Sanık ... hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;</p>

<p>UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıt örneğinden sanığın hükümden sonra 12/06/2015 tarihinde öldüğü anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre TCK'nın 64/1 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca mahkemesince bir karar verilmesi lüzumu,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 13/11/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dairemiz çoğunluğunca, sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat ve mahkumiyet hükümlerinin bozularak kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve adli emanetteki cep telefonu ile yediemine teslim edilen ... plakalı aracın iadesine karar verilmiş ise de;</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 36. maddesindeki "Mahkumiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşya fiilde methali olmıyan kimselere ait olmamak şartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur." şeklindeki hüküm uyarınca bu Kanun kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olduğu, ancak 5237 sayılı TCK'nın eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur." biçimindeki hüküm ile kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki "Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir." şeklindeki hükme göre 5237 sayılı TCK kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim; ön ödeme, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, etkin pişmanlık, özel af, şahsi cezasızlık halleri ve karşılıklı hakaret hallerinde mahkumiyet hükmü kurulamamasına rağmen müsadere kararı vermek mümkündür.</p>

<p>CMK'nın 256/1. maddesinde yer alan "Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir." şeklindeki düzenleme Kanunun müsadere için mahkumiyet kararının varlığını aramadığı gibi kamu davası açılmayan hallerde dahi müsaderenin mümkün olduğunu hüküm altına almıştır. CMK 256. maddede usulü gösterilen müsadere bizatihi yasak eşya ile ilgili değildir. Zira, bizatihi yasak olan eşya ile ilgili müsadere usulü CMK'nın 259. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'da müsadere için ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülmemiş ancak 70. maddede müsadere infaz zamanaşımı süresi düzenlenmiştir.</p>

<p>Müsaderesi istenen eşya ya da kazancın bağlı olduğu suç dava zamanaşımına uğradığında suçun sübutu tartışılamayacağından ve kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekeceğinden, artık müsaderesi istenen eşya ya da kazancın müsaderesinin gerekip gerekmediği de tartışılamayacaktır. Bu nedenle suç zamanaşımına uğradığında bizatihi suç teşkil etmeyen eşyanın da iadesine karar vermek gerekecektir. Bu halde iadenin nedeni mahkumiyet kararının olmayışı değil suçun sübutunun dolayısıyla da eşyanın suçta kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilememesidir.</p>

<p>Oysa temyiz incelemesine konu dosyada mahkumiyetine karar verilen sanıklar yönünden ilk derece mahkemesi ve temyiz mercince (Dairemizce) sanıkların iddianamede anlatılan eylemleri gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri tartışılmış, deliller değerlendirilmiş ve dosyaya yansıyan delillere göre sanıkların üzerlerine yüklenen eylemleri gerçekleştirdikleri ve suçu işledikleri sabit olmuş, adli emanetteki cep telefonu ile ...plakalı aracın suçun konusunu oluşturduğu da kesin olarak belirlenmiştir. Ancak bu tespitten sonra sanıkların sabit olan eylemlerinin rüşvet, irtikap ve görevi kötüye kullanma suçlarından hangisini oluşturacağının değerlendirilmesine geçilmiş, sanıkların görev gereklerine uygun davranmak için menfaat temin ettiklerinin anlaşılması üzerine de suç tarihinde basit rüşvetin yani görev gereklerine uygun davranmak için menfaat temin etme eyleminin rüşvet suçunu değil TCK'nın 257/3. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturması nedeniyle zamanaşımından kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Şu halde; TCK'nın 257/3. maddesine uyan suçun dava zamanaşımına uğramış olması somut olay bakımından eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin ve cep telefonu ile aracın suçun konusunu oluşturup oluşturmadığının tespitine engel teşkil etmemiş, aksine bu hususun tespiti suç vasfının tayini açısından zorunluluk arz etmiştir.<br />
Haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıkların mahkumiyete konu eylemleri gerçekleştirdiklerinin, cep telefonu ile aracın suçun konusunu oluşturduğunun ve TCK'nın 55. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin temyiz incelemesi sırasında belirlendiği, bu nedenlerle mahkemece verilen müsadere kararının isabetli olduğu ve onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun iade yönündeki kararına katılmıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="88608"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65338"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="15234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="37739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="72590"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="12229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="11481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="97151"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="63216"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="44845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="67757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="26618"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
