<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 06 Aug 2026 10:41:12 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tehiri İcradan İcranın Geri Bırakılmasına]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tehiri-icradan-icranin-geri-birakilmasina-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tehiri-icradan-icranin-geri-birakilmasina-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukukta bazen aynı isim kullanılmaya devam eder; ancak o ismin ifade ettiği hukuki kurum zaman içinde tamamen farklı bir niteliğe bürünür. İcra ve İflâs Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen icranın geri bırakılması kurumu da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>

<p>Bugün uygulamada ve öğretide zaman zaman “tehiri icra” ifadesi kullanılmaya devam edilmektedir. Ancak bu terminolojik alışkanlık, kurumun hukuki niteliğinin değişmediği anlamına gelmez. İstinaf kanun yolunun hukuk sistemimize girmesiyle birlikte yalnızca kanun yolu değişmemiş, icranın geri bırakılması kurumunun hukuki rejimi de önemli ölçüde yeniden şekillenmiştir.</p>

<p>Ne var ki uygulamada bu değişimin yeterince dikkate alınmadığı, kurumun hâlâ eski sistemin mantığıyla değerlendirildiği görülmektedir. Oysa aynı kavramın kullanılmaya devam edilmesi, eski hukuki yapının da devam ettiği sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>Eski Sistem Neye Dayanıyordu?</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasından önce ilk derece mahkemesi kararlarına karşı doğrudan temyiz yoluna başvuruluyordu.</p>

<p>Bu dönemde tehiri icra, tamamen Yargıtay incelemesine bağlı bir kurumdu. Borçlu, kanunun öngördüğü teminatı gösterdiğinde Yargıtay incelemesi sonuçlanıncaya kadar ilamın icrası ertelenebiliyordu. Başka bir ifadeyle, kurumun işleyişi tek dereceli kanun yolu sistemine göre şekillenmişti.</p>

<p>Dolayısıyla eski uygulamada tehiri icra denildiğinde akla doğal olarak Yargıtay incelemesi gelmekteydi.</p>

<p><strong>Değişen Sadece Kanun Yolu Değildir</strong></p>

<p>20 Temmuz 2016 tarihinde Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasıyla birlikte hukuk yargılamasında istinaf sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu değişiklik, yalnızca temyiz öncesine yeni bir kanun yolu eklenmesi anlamına gelmemektedir.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu’nun 36. maddesi de Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile oluşturulan yeni kanun yolu sistemine uyum sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Böylece icranın geri bırakılması, eski temyiz sisteminin tamamlayıcı bir kurumu olmaktan çıkmış; iki dereceli kanun yolu sisteminin bir parçası hâline gelmiştir.</p>

<p>Bu nedenle bugün icranın geri bırakılmasını değerlendirirken yalnızca İİK’nın 36. maddesine değil, HMK’nın istinaf ve temyize ilişkin hükümlerine de birlikte bakmak gerekir.</p>

<p><strong>Eski ve Yeni Sistem Arasındaki Üç Temel Fark</strong></p>

<p>İcranın geri bırakılması kurumundaki değişimi en açık şekilde ortaya koyan husus, eski ve yeni sistem arasındaki temel farklılıklardır.</p>

<p>Birinci fark, kanun yolu bakımındandır.</p>

<p>Eski sistemde tehiri icra yalnızca temyiz incelemesine bağlı olarak uygulanabiliyordu. Günümüzde ise istinaf başvurusu üzerine de icranın geri bırakılması mümkündür. Böylece kurumun uygulama alanı önemli ölçüde genişlemiştir.</p>

<p>İkinci fark, korumanın süresidir.</p>

<p>Eski uygulamada koruma esas itibarıyla Yargıtay kararına kadar devam etmekteydi. Bugünkü sistemde ise icranın geri bırakılmasının süresi, kararın hangi kanun yoluna tabi olduğuna göre belirlenmektedir. Kararın istinafta kesinleşmesi veya temyize açık olması, korumanın devam süresini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Üçüncü fark, hukuki sistematik bakımındandır.</p>

<p>Eski düzenlemede tehiri icra, temyiz sisteminin doğal bir uzantısıydı. Bugün ise icranın geri bırakılması, HMK ile oluşturulan iki dereceli kanun yolu sisteminin tamamlayıcı kurumlarından biri hâline gelmiştir. Bu nedenle kurumun hukuki niteliği de eski sistemden farklı bir zemine oturmuştur.</p>

<p><strong>İcra Mahkemesinin Görevi Değişmemiştir</strong></p>

<p>İcranın geri bırakılması kurumunun hukuki rejimi değişmiş olmakla birlikte, icra mahkemesinin inceleme yetkisi bakımından temel yaklaşım değişmemiştir.</p>

<p>İcra mahkemesi, uyuşmazlığın esasını incelemez; ilk derece mahkemesi kararının doğru veya yanlış olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapmaz.</p>

<p>Mahkemenin görevi, kanunda öngörülen şekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektir. Kanun yoluna başvurulmuş olması, gerekli teminatın gösterilmesi ve diğer usul şartlarının yerine getirilmesi hâlinde icranın geri bırakılmasına karar verilir.</p>

<p>Bu nedenle icranın geri bırakılması kararı, ilk derece mahkemesi kararının isabetsiz olduğu ya da kanun yoluna başvuran tarafın haklı bulunduğu anlamına gelmez. Bu karar yalnızca, üst mahkeme incelemesi tamamlanıncaya kadar cebrî icranın geçici olarak ertelenmesini sağlayan usulî bir güvencedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan değişiklik, yalnızca terminolojiyi veya usulü etkileyen teknik bir düzenleme değildir. Bu değişiklik, Türk yargı sisteminde istinafa geçişin icra hukukuna yansıyan en önemli sonuçlarından biridir.</p>

<p>Bugün uygulamada ve öğretide zaman zaman “tehiri icra” ifadesi kullanılmaya devam edilmektedir. Ancak bu terminolojik alışkanlık, kurumun hukuki niteliğinin değişmediği anlamına gelmez. Hukukta isimler aynı kalabilir; fakat o isimlerin ifade ettiği kurumlar, değişen hukuki sistem içinde farklı bir içerik kazanabilir.</p>

<p>İcranın geri bırakılması kurumu bunun en belirgin örneklerinden biridir. Artık söz konusu olan, temyiz esaslı eski tehiri icra sistemi değil; istinaf sistemine uyarlanmış yeni bir icranın geri bırakılması rejimidir. Dolayısıyla bu kuruma ilişkin hukuki değerlendirmelerin de eski alışkanlıklarla değil, yeni kanun yolu sisteminin mantığı ve amacı çerçevesinde yapılması gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tehiri-icradan-icranin-geri-birakilmasina-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/dava1-ta11-cover.jpg" type="image/jpeg" length="67270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'den zorunlu arabuluculuk dava şartına 'orantısız külfet' değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin Resmî Gazete'de yayımlanan kararında; zorunlu arabuluculuk dava şartının gerçek işveren yönünden sonradan tamamlanmasına rağmen davanın usulden reddedilmesine ilişkin istinaf dairesi yaklaşımının, katı ve aşırı şekilci bir yorum niteliğinde olduğu, bu yorumun başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yükleyerek mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği değerlendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi'nin 18/2/2026 tarihli ve 2022/52228 başvuru numaralı kararı, 06 Ağustos 2026 Tarihli ve 33332 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Karar; özellikle organik bağ bulunan işverenler yönünden dava şartı arabuluculuğun yerine getirilmesinin değerlendirilmesi, taraf değişikliği ve mahkemeye erişim hakkına ilişkin tespitleri bakımından uygulayıcıların dikkatine sunuldu.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>COŞKUN</strong> <strong>ARICAN</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/52228)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 18/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/8/2026 - 33332</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>1. Coşkun ARICAN</p>

   <p>2. Emine ARICAN</p>

   <p>3. Huriye KILIÇ</p>

   <p>4. Muhammet ARICAN</p>

   <p>5. Mustafa ARICAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Batuhan KANDEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, işe iade talebiyle açılan davanın ara bulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/12/2021 tarihinde başvurucuların miras bırakanı K.A. tarafından yapılsa da K.A. 21/7/2022 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucuların başvuruyu devam ettirme konusundaki iradelerini bildirmeleri ve başvuruya devam etmelerini haklı kılabilecek maddi menfaatleri ile başvurunun sonuçlandırılması bakımından manevi menfaatlerinin olması nedeniyle bireysel başvuru açısından başvurucu sıfatı artık başvuruyu devam ettirmek isteyen mirasçılara aittir (bireysel başvuruyu yapmalarının ardından ölen başvurucular adına başvurunun devam ettirilmesi konusunda yapılan değerlendirme için bkz. <i>Özlem Güner Gürlek ve Mehmet Bartu Gürlek</i> [GK], B. No: 2020/2003, 18/9/2025, § 22). Bununla birlikte anlatım kolaylığı açısından K.A.dan başvurucu olarak söz edilecektir.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvurucu, özel bir şirkette temizlik işçisi olarak çalışmaktayken iş akdi 17/7/2019 tarihinde feshedilmiştir. Başvurucu, E. Güvenlik A.Ş. bünyesinde çalıştığından bahisle işe iade ve işçi alacakları talebiyle anılan şirketle ara buluculuk işlemlerini başlatmıştır. Şirket vekili ile başvurucunun katıldığı görüşmelerde anlaşma sağlanamadığına ilişkin 9/8/2019 tarihli ara buluculuk tutanağı düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, anılan şirket aleyhine 19/8/2019 tarihinde işe iade ve çalışmadığı döneme ilişkin dört aylık ücret istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde, şirket tarafından özlük haklarını değiştirecek şekilde başka bir şubeye naklinin kararlaştırıldığını, bu durumu kabul etmediği için de haklı veya geçerli bir nedene dayanılmaksızın iş sözleşmesinin sonlandırıldığını iddia etmiştir. Şirket vekili 8/10/2019 tarihli davaya cevabında başvurucu ile şirket arasında bir iş sözleşmesinin mevcut olmadığını, kendi bünyesinde çalışmayan başvurucunun gerçek işvereni olan E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. ile dava öncesi ara buluculuk görüşmelerinin yapılmadığını vurgulayarak husumet yokluğu ve dava şartının yerine getirilmemesi nedenleriyle davanın reddedilmesini, gerçek işverenin davaya dâhil edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu vekili 20/11/2019 tarihli beyan dilekçesinde, başvurucunun kendini ifade etmekte biraz zorlanan ve herhangi bir eğitimi olmayan birisi olduğunu, E. firması adına çalıştığını bildiğini ancak şirketin tam unvanını bilmesinin kendisinden beklenemeyeceğini belirtmiştir. Bununla beraber iki şirket arasında organik bağ bulunduğunu, şirketlerin ticari adresleri, yöneticileri ile ortaklarının aynı olduğunu, başvurucunun tarafta yanılmasının makul bir nedene dayandığını ileri sürerek taraf değişikliği istemiştir.</p>

<p>8. Kocaeli 4. İş Mahkemesi (Mahkeme) 12/2/2020 tarihli duruşmada bu talebi 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kabul etmiş ve E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. aleyhine işe iade talebi ile ara bulucuya başvurmak ve bu konuda düzenlenecek belgeyi Mahkemeye sunmak üzere başvurucuya kesin süre vermiştir. Ayrıca kararda ara buluculuk süreci sonunda anlaşmama tutanağının ibrazı hâlinde şirkete dava ve taraf değişikliği dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir meşruhatlı davetiye tebliğ yapılmasına hükmedilmiştir. Başvurucu vekili ve şirket vekilinin katılımıyla yapılan ara buluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine bu durumu içeren 2/3/2020 tarihli tutanak düzenlenmiştir. Ayrıca şirkete dava dilekçesi gönderilmek suretiyle şirketin davaya katılımı sağlanmıştır.</p>

<p>9. Mahkemece dava şartlarının yerine getirildiği kabul edilerek tarafların tanıklarının dinlenip bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra 28/4/2021 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde taraf değişikliğinin kabulüne ilişkin değerlendirmede ve 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi uyarınca dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda E. Güvenlik A.Ş. ile başvurucunun Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarında işvereni olan E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş.nin yetkililerinin ve adreslerinin aynı olduğu, yargı içtihatlarında adı geçen işverenler arasında organik bağ bulunduğunun kabul edildiği gözetildiğinde başvurucunun muhatabını doğru tespit edememesinin kabul edilebilir olduğu, başvurucunun husumeti yanlış tevcih ederek yargılamayı uzatmak yönünde niyeti olamayacağı gibi bunda hukuki yararı da bulunmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca davanın esasına ilişkin değerlendirmede ise çalışma şartlarında esaslı değişikliğin işçi tarafından kabul edilmediği takdirde işçiyi bağlamayacağı, başvurucunun görev yeri değişikliğini kabul etmemesi üzerine devamsızlık tutanakları tutularak fesih işlemi yapıldığı ifade edilerek fesih için geçerli ya da haklı bir sebebin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>10. Şirket; anılan karara karşı yaptığı istinaf başvuru dilekçesinde başvurucunun kendi bünyesinde görev yapsa da davayı şirkete karşı açmadığını ve dava şartı olan ara buluculuk görüşmesini yerine getirmediğini, davalı olarak gösterilen her iki şirketin ticaret siciline farklı vergi numaraları ile kayıtlı iki ayrı tüzel kişilik olduğu belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun gerçek işverenden haberdar olmamasının kabul edilemeyeceğini ve dürüstlük kurallarına uygun davranmadığını, usulden ret kararı verilmesi gerekirken rıza aranmaksızın taraf değişikliği yapılarak esastan karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; istinaf başvurusuna cevabında iddialarını yineleyerek şirketler arasında organik bağ bulunduğunun sabit olduğunu, 6100 sayılı Kanun kapsamında yapılan taraf değişikliği sonrası ara buluculuk görüşmelerinin gerçek işverenle de yapıldığını vurgulamıştır.</p>

<p>11. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince (Daire) 10/11/2021 tarihinde istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde dava açılmadan önce ara buluculuk faaliyetinin tarafı olmaktan çıkarılan şirket ile yerine getirildiği, taraf değişikliği kabul edilerek başvurucunun SGK kaydında gözüken işveren şirket ile ara buluculuk görüşmeleri için süre verilmek suretiyle esasa ilişkin karar verildiği hatırlatıldıktan sonra dava açılmadan önce davalı şirkete karşı ara bulucuya başvurulmadığından zorunlu ara buluculuk uygulamasının dâhilî dava yoluyla hatta 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesinin işletilerek de aşılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu bağlamda davanın açıldığı tarihte ara buluculuk tutanağında taraf olarak gösterilmeyen davalı E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. hakkında esasa yönelik hüküm tesis edilmesi mümkün olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>12. Nihai karar başvurucu tarafından 7/12/2021 tarihinde öğrenilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>13. 6100 sayılı Kanun'un<i> "Tarafta iradî değişiklik"</i> başlıklı 124. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. </i></p>

<p><i>(2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. </i></p>

<p><i>(3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. </i></p>

<p><i>(4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder." </i></p>

<p>14. 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun bireysel başvuru tarihi itibarıyla<i> "Dava şartı olarak arabuluculuk"</i> başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. </i></p>

<p><i>(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>15. 7036 sayılı Kanun'un<i> "Hüküm bulunmayan haller"</i> başlıklı 9. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 6100 sayılı Kanun hükümleri uygulanır."</i></p>

<p>16. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun<i> "Fesih bildirimine itiraz ve usulü" </i>başlıklı 20. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"(Değişik birinci fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir."</i></p>

<p><strong>B. Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>17. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27/11/2023 tarihli ve E.2023/13746, K.2023/18101 sayılı kararında 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi gereğince iradi taraf değişikliğinden önce ara buluculuğa başvurulması hâlinde 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre dava şartının gerçeklemiş sayılacağına karar verilmiştir. Taraf değişikliğine ilişkin düzenlemeyle dava şartı olarak ara buluculuğun kapsamının ayrıntılı şekilde değerlendirildiği kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>1. Dava şartı olarak arabuluculuğun ağır koşullara bağlanması ve çeşitli sebeplerle birkaç defa bu yola başvurulmasının gerekliliğine dair uygulama, işe iade davalarında hak düşürücü süre sorunlarının yaşanmasına, tazminat ve alacaklar yönünden alacağın kısmen zamanaşımına uğramasına, birden fazla arabuluculuk ücretinin yargılama giderlerine eklenmesiyle bu yöndeki sorumluluğun taraflara paylaştırılmasında tereddütlere ve en sonunda arabulucunun sorumluluğuna neden olabilmektedir. </i></p>

<p><i>2. Dairemizce; arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı şekilde uygulanmasına yönelik çözümler içeren çeşitli içtihatlar oluşturulmuş ise de, 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi gereğince iradi taraf değişikliğinden önce arabuluculuğa başvurulması hâlinde 7036 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre dava şartının gerçeklemiş sayılıp sayılmayacağı, çözümü gereken bir meseledir.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6. 6100 sayılı Kanun’nun 124 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre, dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi de mahkeme tarafından kabul edilmelidir. Dürüstlük kuralına aykırı olmayan iradi taraf değişikliğine, yeterince araştırma yapılmış olmasına rağmen taraf sıfatında yanılma durumları ve benzeri hâller örnek verilebilir. Buna karşılık, davayı kaybedeceğini anlayan tarafın, davalı tarafı değiştirme talebi dürüstlük kuralına aykırı olacaktır (Akkaya, s.908). </i></p>

<p><i>7. 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına göre, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktaysa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliğini kabul edebilir (Akkaya, s.911). Kabul edilebilir bir yanılgı olarak değerlendirilen hâller, aynı zamanda dürüstlük kuralına aykırılık da teşkil etmemelidir. </i></p>

<p><i>8. Hem 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hem de aynı maddenin dördüncü fıkrası açısından taraf değişikliği ancak tarafın talebi üzerine mümkündür. Mahkeme, talep olmadığı hâlde kendiliğinden 124 üncü maddenin uygulanması yönünde bir karar veremez. Bununla beraber, her nasılsa davacı tarafa bu yönde bir süre verilmiş ve davacı da 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi kapsamında taraf değişikliği talebinde bulunmuşsa, burada artık şartları mevcut olan taraf değişikliği talebinin kabulü icap eder. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>15. İradi taraf değişikliği ile temsilcide yanılma arasındaki farklılık, her iki durumda arabuluculuk dava şartının sağlanıp sağlanmadığı konusunda da farklı sonuçlara ulaşılmasına neden olur. </i></p>

<p><i>Temsilcide yanılma hâlinde şekli anlamda bir taraf değişikliği söz konusu olsa da maddi anlamda bir taraf değişikliğinden söz edilemeyeceğinden arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanması mümkün değildir. </i></p>

<p><i>İradi taraf değişikliğinde ise hem şekli hem de maddi anlamda taraf değişikliği söz konusu olup, yeni davacı veya yeni davalı bakımından yeni bir dava açıldığı kabul edilmelidir. Bu nedenle taraf değişikliğinden önce arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olması hâlinde, arabuluculuk dava şartının yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayacaktır. </i></p>

<p><i>16. Bu açıklamalara göre 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesine göre iradi taraf değişikliği talebinden önce, yeni tarafa karşı arabuluculuk başvurusunda bulunularak arabuluculuk faaliyetinin tamamlanmış olması hâlinde, arabuluculuk dava şartının gerçekleştiği kabul edilmelidir.</i></p>

<p><i>17. ... </i><i> İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk dava şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince, aile hekiminin işveren olan Sağlık Bakanlığının temsilcisi ve işveren vekili konumunda olduğu, aile hekimine husumet yöneltilemeyeceği, mahkemece verilen süre üzerine davacının davayı Sağlık Bakanlığına yönelttiği, arabuluculuk başvurusu dava şartı olup sonradan tamamlanmasının mümkün olmadığı, yargılama aşamasında Sağlık Bakanlığı aleyhine arabuluculuk yoluna başvurulmuş ise de dava tarihinde eksik olan arabuluculuk dava şartının, yargılama aşamasında tamamlanmasının mümkün olmadığı gerekçeleriyle reddedilmiştir.</i></p>

<p><i>18. </i><i>Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre dava konusu uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Mahkemece davacının davalıyı kabul edilebilir bir yanılgıdan dolayı davalıyı yanlış gösterdiği kabul edilmiş ve resen gönderilen muhtıra ile davacıdan bir haftalık kesin süre içinde davayı doğru hasma yöneltmesi istenmiştir. Kural olarak, tarafın talebi olmaksızın resen iradi taraf değişikliği yapılamayacağı noktasında tereddüt bulunmamaktadır. Bu bakımdan somut olayda Mahkemece davacıya resen süre verilmesi hatalı ise de, davacının muhtıranın 12.12.2021 tarihinde tebliği üzerine, önce Sağlık Bakanlığına karşı 14.12.2021 tarihinde arabulucuya başvurduğu, 20.12.2021 tarihinde de 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi uyarınca davayı yeni davalı Sağlık Bakanlığına yönelttiği anlaşılmakta olup davacının bu işlemi ile artık iradi taraf değişikliğinin gerçekleştiği kabul edilmelidir.</i></p>

<p><i>19. </i><i> 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi uyarınca taraf değişikliği işleminin gerçekleştiği kabul edildiğinde ise, bu işlemden önce yeni davalıya karşı arabuluculuk başvurusunda bulunulmasının dava şartı üzerindeki etkisi ele alınmalıdır. Dosya kapsamından davacının 12.12.2021 tarihinde muhtıranın tebliği üzerine 14.12.2021 tarihinde Sağlık Bakanlığına karşı arabuluculuğa başvurduğu, taraflar arasında 30.12.2021 tarihli arabuluculuk son (anlaşmama) tutanağının düzenlendiği görülmektedir. Değerlendirme bölümünün (13) numaralı paragrafında da belirtildiği gibi davalı tarafta iradi taraf değişikliği, yargılama esnasında yeni açılmış bir dava olarak görülebilir. Yeni davalıya karşı dava, bu talebin yöneltilmesiyle açılmış sayılır ve dava açılmasının usul hukukuna ilişkin sonuçları doğar. Somut olayda, davacının davayı yeni davalıya yöneltmeden önce arabuluculuk başvurusunda bulunduğu açıktır. Her ne kadar arabuluculuk faaliyeti sonuçlanmadan taraf değişikliğine dair dilekçe verilmiş ise de, bu durumun, Mahkemece davacıya resen taraf değişikliği için bir haftalık kesin süre verilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Resen verilen bir haftalık süre içerisinde arabuluculuk faaliyetinin tamamlanması mümkün olmadığından somut olayın koşullarına göre arabuluculuk başvurusunda bulunulmuş olması yeterli görülmeli ve arabuluculuk dava şartının sağlandığı kabul edilmelidir. Keza aksi bir kabul Anayasa'nın 36 ncı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinin ihlali ile mahkemeye erişim hakkının orantısız olarak sınırlandırılması sonucu doğurabilecektir. </i></p>

<p><i>20. </i><i> Bu durumda 7036 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetildiğinde; Mahkemece dava şartının yerine getirildiği kabul edilip işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi hatalıdır."</i> (benzer değerlendirme için bkz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15/10/2024 tarihli ve E.2024/8908, K.2024/13583 sayılı kararı).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>18. Anayasa Mahkemesinin 18/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Ba</strong><strong>şvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>19. Başvurucu; gerçek işvereninin ünvanını dava açtıktan sonra öğrendiğini, Mahkemenin verdiği süre içinde zorunlu ara buluculuk görüşmesini yerine getirdiğini, taraf değişikliğine karar verilerek yargılamaya devam edildiğini ancak istinaf incelemesinde bu husus ve şirketler arasındaki organik bağ dikkate alınmayarak davanın reddine karar verildiğini belirtmiştir. İki şirket ile yapılan ara buluculuk görüşmelerine katılan avukatın bile aynı olmasına rağmen dava öncesi yapılan ara buluculuk görüşmesinde gerçek işverene dair bir itiraz ortaya konulmadan sessiz kalınmasının kötü niyetli olunduğunu gösterdiğini ifade etmiştir. Bu durumla beraber ara bulucunun görevleri arasında taraf teşkilinin doğru biçimde sağlanmasının da olduğunu ancak ara buluculuk faaliyeti sıhhatli olmadığından hak arama hürriyetini kullanamadığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı </strong></p>

<p>21. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine <i>"adil yargılanma" </i>ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (<i>Mohammed Aynosah</i> [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>24. Başvuru konusu olayda dava öncesi gerçek işveren ile ara buluculuk görüşmesinin yapılmadığının kabulüyle başvurucunun davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>25. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." </i></p>

<p>26. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p><strong>i. Kanunilik </strong></p>

<p>27. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>Tahsin Erdoğan</i> [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).</p>

<p>28. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Bunun yanında müdahalenin kanuna dayalı olduğunun kabulü için, kuralın yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir olması gerekir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; <i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).</p>

<p>29. Eldeki olayda başvurucunun açtığı dava, dava şartı yokluğundan reddedilmiştir. Anılan sonucun 7036 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesine dayandığı, bununla birlikte erişilebilir ve öngörülemez olmadığı gözetildiğinde müdahalenin kanuni dayanağının olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>ii. </strong><strong>Meşru Amaç </strong></p>

<p>30. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır. Anayasa'nın 36. maddesinde özel sınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi kararlarında Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).</p>

<p>31. Ara buluculuğa başvurunun dava şartı olarak öngörülmesinin işçi ile işveren arasında uzlaşma sağlanarak davaya gerek olmaksızın sorunların çözülmesine yönelik bir düzenleme olduğu söylenebilir. Bu bağlamda iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların daha kısa sürede, daha az masrafla ve işçi ile işverenin eşit bir düzeyde tatmini sağlanarak uyuşmazlığın yargıya taşınmadan çözümlenmesinin amaçlandığı, dolayısıyla meşru bir amacının olduğu da açıktır (benzer yönde değerlendirme için bkz.<i> Gönül Aydan</i> [1. B.], B. No: 2020/39775, 28/11/2024, § 15).</p>

<p><strong>iii. Ölçülülük </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler </strong></p>

<p>32. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).</p>

<p>33. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve<i> orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>34. Mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye uygun olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır müdahale oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa'ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi müdahale aracının tercih edileceği hususunda kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi vardır (<i>Mustafa Berberoğlu</i> [2. B.], B. No: 2015/3324, 26/2/2020, § 48).</p>

<p>35. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfet aşırı ve orantısız olmamalıdır (<i>Mustafa Berberoğlu</i>, § 49).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>36. Daire ara buluculuk dava şartının dava açılmadan önce yerine getirilmesi gerektiğinden bahisle 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesine dayanılarak zorunlu ara buluculuk uygulamasının aşılmasının mümkün olmadığını değerlendirmiştir. Bu değerlendirmenin bariz takdir hatası veya keyfîlik içerdiği söylenemez. Somut olay konusunda farklı sonuçlara ulaşılması usul hukuku yönünden mümkün olsa bile Daire görüşünün medeni usul hukuku bakımından isabetini sorgulamak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin yapacağı değerlendirme Dairenin bu yorumunun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini tespit etmekten ibaret olacaktır.</p>

<p>37. Buna göre zorunlu ara buluculuğun dava açılmadan önce başvurulması gereken bir dava şartı olarak düzenlenmesinin taraflara uzlaşma fırsatı verilerek uyuşmazlıkların dava açılmasına gerek kalmadan çözülmesi amacına hizmet ettiği, bu amacı gerçekleştirmek bakımından da elverişli ve gerekli bir yol olduğu kabul edilebilir. Bu durumda yukarıda anılan mevzuat birlikte değerlendirildiğinde incelenen olayda olduğu gibi ara buluculuğun taraf sıfatı olmayan üçüncü kişi ile yapılması sonrası dava açılması durumunda anılan düzenlemelerin mahkemeye erişim hakkı kapsamında orantılılık açısından nasıl yorumlanacağı önem arz etmektedir.</p>

<p>38. Mahkemeye erişim öncelikle kişilerin iddialarını mahkemeye taşıyabilmesini güvence altına alır<i>. </i>Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Anılan imkânı ortadan kaldıran veya kişiye aşırı külfet yükleyen sınırlamalar ile katı yorumların başvuru konusu olaya göre anılan hakkın ihlaline sebep olabileceği hatırlatılmalıdır. Bu nedenle mahkemelerin, usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları zorunludur (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>Kamil Koç </i>[1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).</p>

<p>39. 7036 sayılı Kanun'da dava şartı olarak düzenlenen ara buluculuk gerçek işveren ile davadan önce yürütülmesi zorunlu bir yol olarak düzenlenmiştir. Ara buluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlanması durumunda ise dava yolu açıktır. Zorunlu ara buluculuğa başvurulmamasının sonucu ise davanın usulden reddidir. Ancak taraf olmayan kişiyle ara buluculuk ön şartı yerine getirilerek ona karşı dava açılmasının dava şartına etkisi ve davanın tarafında yanılma hâline ilişkin açık bir düzenleme olmadığı görülmüştür. 7036 sayılı Kanun'da hüküm bulunmayan hâllerde 6100 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı aynı Kanun'un 9. maddesinde belirtilmiştir. Bu durumda olaya uyduğu ölçüde 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi kapsamında değerlendirme yapılabileceği anlaşılmıştır.</p>

<p>40. Ancak öncelikle dava şartı olarak ara buluculuğun ağır koşullara bağlanması veya katı ve şekilci yorumlanması durumunda kişilerin hak kaybına uğrama riski olduğu vurgulanmalıdır. Başvuru konusu olayda 7036 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile davadan önce ara buluculuğa başvurmak bir dava şartı olarak düzenlenmiş olup bu şarta uyulmaması hâlinde davanın usulden reddedileceği belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında ise dürüstlük kuralı kapsamında kabul edilebilir bir yanılgıya dayanılarak tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi durumuna bağlı taraf değişikliği düzenlenmiştir. Son hâlde taraf değişikliğinin rızaya bağlı olmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği açıktır. Belirtilen hükmün usulüne aykırı olarak açılan davada, taraf ehliyeti bağlamında davayı devam ettirme bakımından hâkime güçlü yetkiler verdiği görülmüştür. Hâkime bu yetkilerin tanınmasının amacı birtakım şekil eksiklikleri sebebiyle uyuşmazlıkların esasının incelenmemesinin önlenmesi, bu suretle mahkemeye erişim hakkından yararlanılmasının sağlanmasıdır.</p>

<p>41. Yargı makamlarınca başvuruya konu olay dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirildiğinde kişilerin kabul edilebilir yanılgıyla hareket ettikleri sonucuna ulaşılması durumunda dava şartı olarak ara buluculuk bağlamında davanın usulden reddinden beklenen kamusal menfaat ile taraf değişikliği yapılarak davaya devam edilmesinden beklenen kişisel menfaat arasında adil bir denge kurulması gerekir. Yargıtayın yukarıda aktarılan güncel içtihatlarında anılan denge bağlamında değerlendirme yapılarak zorunlu ara buluculuk şartının gerçek işveren davaya dâhil edilmeden tamamlanmış olması durumunda usulden ret kararı verilmesi yerine davaya devam edilebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>42. Söz konusu olayda Mahkeme, başvurucunun tarafta yanılmasını 6100 sayılı Kanun kapsamında kabul edilebilir bularak gerçek işverene karşı ara buluculuk şartının yerine getirilmesi için süre vermiş; görüşmenin olumsuz sonuçlanması sonrası da gerçek işvereni davaya dâhil ederek davayı sonuçlandırmıştır. Mahkeme bu sonuca ulaşırken başvurucunun yanılgısının dürüstlük kuralı kapsamında kabul edilebilir olup olmadığını da değerlendirmiştir. Dairenin başvurucunun şirketlerin temsilcilerinin aynı olduğu, şirketler arasında organik bağ bulunduğu ve işverenin kötü niyetli olduğuna dair iddialarını hakkın kötüye kullanılması bağlamında değerlendirmediği gibi davanın usulden reddi durumunda başvurucunun hak kaybına uğrama riskini de gözetmediği görülmüştür. Daire, Mahkemenin 6100 sayılı Kanun'un 124. maddesi bağlamındaki değerlendirmesinin dayanaklarına ilişkin bir görüş belirtmeksizin zorunlu ara buluculuk şartının anılan Kanun düzenlemesiyle aşılamayacağı yönünde menfaatler arasında denge gözetmeyen bir gerekçe ortaya koymuştur. Mahkemenin mevzuata getirdiği bu geniş yorum karşısında -Yargıtay içtihatları da gözetildiğinde- Dairenin yorumunun aşırı katı ve şekilci olduğu, başvurucuya aşırı külfet yüklediği, dolayısıyla orantılı olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. GİDERİM </strong></p>

<p>44. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>45. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>46. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine (E.2021/2061, K.2021/326) iletilmek üzere Kocaeli 4. İş Mahkemesine (E.2019/735, K.2021/346) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="21936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/63967 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202263967-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202263967-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/2/2026 tarihli ve 2022/63967 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>SEVRA</strong> <strong>GÜL</strong> <strong>ERSAYIN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/63967)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 18/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/8/2026 - 33332</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Sevra Gül ERSAYIN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Fatma YÜCEL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, istihkak davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 16/6/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvurucunun olay tarihinde eşi olan K.A.Ç. ile K... İnş. İç ve Dış Tic. San. Ltd. Şti.nin (Şirket) bir bankaya olan borcundan dolayı ihtiyati haciz kararı alınarak Şirketin adresinde 19/12/2018 tarihinde haciz işlemi yapılmıştır. Başvurucunun eşinin ve şirket yetkilisi olarak da kayınbabasının huzurunda gerçekleştirilen işlemde Şirketin kasasında bulunan bir kısım ziynet eşyası da haczedilmiştir. Haciz tutanağı incelendiğinde borçlu eşin önce ziynet eşyalarının kendisine ve başvurucuya ait olduğunu, daha sonra kendilerine ait olmadığını, kayınbabanın da kendisine ait olduğunu beyan ettikleri görülmüştür.</p>

<p>5. Başvurucu 21/3/2019 tarihinde istihkak davası açmıştır. Dava dilekçesinde; haczin kayınbabasının Şirketinin adresinde icra edildiğini, muhafaza amacıyla Şirket kasasına bırakılan ziynet eşyasına da haczedilerek el konulduğunu ancak bu eşyaların kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Bu eşyaların kullandığı mücevherler olduğuna dair hacizden önce çekilmiş fotoğraflar olduğunu, haczedilen eşyaların kendisine mahsus ziynet eşyası olmasından dolayı mülkiyet karinesinin lehine olduğunu, aksinin alacaklı tarafça kanıtlanmasının gerektiğini ileri sürmüştür. Eşinin haciz tutanağındaki çelişkili beyanlarının alacaklıların baskısından kaynaklandığını ancak eşinin eşyaların kendisine ait olduğuna dair beyanının tutanakta mevcut olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>6. Davalı banka cevabında, hacizde istihkak iddiasına karşı İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin takibin devamına karar verdiği hususu ile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 96. maddesinin üçüncü fıkrasını ve 97. maddesini hatırlatmıştır. Anılan düzenlemedeki kesin karine gereği hacizde hazır bulunan eşin istihkak iddiasında bulunan başvurucuyla birlikte oturduğu gözetildiğinde haciz tarihi itibarıyla hacizden haberdar olduğunun kabulü ile haciz tarihinden dört ay sonra açılan davanın süre yönünden reddinin gerektiği ileri sürülmüştür.</p>

<p>7. Beykoz İcra Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 16/2/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Davalının süreye ilişkin itirazına dair değerlendirme bulunmayan kararda, ziynet eşyalarının başvurucuya ait olduğunu gösterir görüntü kayıtları ve tanık anlatımları gözetilerek başvurucunun kullanımında olan ziynet eşyaları olduğunun sabit olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>8. Davalı banka tarafından anılan karara karşı istinaf başvurusunda genel olarak cevap dilekçesinde belirtilen iddialar yinelenmiştir. Başvurucu istinafa cevabında önceki iddialarını tekrarlamakla birlikte 28/4/2021 tarihinde anlaşma protokolü çerçevesinde boşandığını ve haczedilen ziynet eşyalarının kendisine bırakıldığını belirtmiştir.</p>

<p>9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi (Daire) 20/4/2022 tarihinde istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın süreden reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; haciz sırasında başvurucunun eşi olan borçlunun hazır olduğu, davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde davanın süresinde açılmadığına ilişkin savunma yapıldığı başvurucunun hacizde hazır bulunan borçlu eşi ile birlikte yaşamadığına yönelik bir iddiasının olmadığı belirtilmiştir. Bu durum gözetilerek "<i>istihkak davasının açıldığı tarihte, haciz sırasında hazır olan, istihkak iddiasında bulunan 3. kişinin hacizden haciz tarihinde haberdar olduğunun kabulü" </i>gerektiği, haciz tarihinden itibaren süresi içinde icra dosyasına istihkak iddiasında bulunulmadığı gibi davanın hacizden yaklaşık dört ay kadar sonra açıldığı vurgulanarak davanın süreden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>10. Nihai karar başvurucu tarafından 20/5/2022 tarihinde öğrenilmiştir.</p>

<p>11. Ayrıca haciz sırasındaki istihkak iddiası nedeniyle icra müdürlüğünün dosyayı takibin devamına dair değerlendirme yapılmak üzere göndermesi neticesinde İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesinin 2/1/2019 tarihli kararıyla mahçuz üzerinde müşterek zilyet bulunduğu gerekçesiyle takibin devamına hükmedilmiştir. Öte yandan kararda 2004 sayılı Kanun'un 97. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişiye bu kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açması için süre verilmiştir. Anılan davada alacaklı, davacı; borçlu eş ile Şirket ise davalı olarak yer almıştır.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. 2004 sayılı Kanun'un<i> "Hazırlık safhası" </i>başlıklı 96. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir. </i></p>

<p><i>İcra dairesi aynı zamanda istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük mühlet verir. Sükütları halinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. </i></p>

<p><i>Malın haczine muttali olan borçlu veya üçüncü şahıs, ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde, aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. İstihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davası 97 nci maddenin 9 uncu fıkrası gereğince açılmışsa davanın açıldığı tarihte malın haczine ıttıla kesbetmiş sayılırlar." </i></p>

<p>13. 2004 sayılı Kanun'un<i> "Üçüncü şahsın istihkak iddiası" </i>başlıklı 97. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"İstihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse, icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine verir. İcra mahkemesi, dosya üzerinde veya lüzum görürse ilgilileri davet ederek mürafaa ile yapacağı inceleme neticesinde varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikıne karar verir. </i></p>

<p><i>İstihkak davasının sırf satışı geri bırakmak gayesiyle kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde icra mahkemesi takibin talikı talebini reddeder. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Değişik beşinci fıkra: 2/3/2005-5311/9 md.) Takibin devamına dair verilen icra mahkemesi kararı kesindir. </i></p>

<p><i>Üçüncü şahıs, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmaya mecburdur. Bu müddet zarfında dava edilmediği takdirde üçüncü şahıs alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>2. Yargıtay İçtihadı </strong></p>

<p>14. (Kapatılan) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 22/10/2009 tarihli ve E.2009/4501, K.2009/6675 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Davacı (üçüncü kişi), Çıldır İcra Müdürlüğü’nün 2006/12 Esas sayılı dosyasında yapılan 14.05.2008 günlü hacze konu menkullerin kendisine ait olduğunu, takibe konu borç ile ilgisinin bulunmadığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.</i></p>

<p><i>Davalı (borçlu), mahcuzların oğlu olan davacıya ait olduğunu belirtmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96 vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Somut olayda, istihkak davası hacizden yaklaşık bir buçuk ay sonra açılmıştır. Haciz sırasında istihkak iddiasında bulunulmadığı gibi icra dosyası içinde bu amaçla sunulmuş bir dilekçe de yer almamaktadır. Öte yandan baba-oğul ilişkisi içinde olan borçlu ile davacının aynı konutta birlikte oturup oturmadıkları dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, haczin tam olarak hangi konutta ve evin neresinde yapıldığı da haciz tutanağı içeriğinden anlaşılamamaktadır. Haczi öğrenme tarihi açısından bu konudaki tereddüdün öncelikle giderilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Mahkemece yapılacak iş, haciz tarihinde borçlu ve davacının nerede oturduğunu araştırmak, aynı konutta birlikte oturuyorlar aksi de iddia ve ispat edilemiyorsa, üçüncü kişinin haczi aynı gün öğrendiğini kabul edip süre yönünden davanın reddine karar vermektir. Aynı avluda ayrı evlerde oturuyorlarsa haczin hangi evin eklentisi içinde yapıldığını belirleyip, ispat yükü açısından, mülkiyet karinesinin kimin yararına olduğunu saptamak, sonucuna göre de gerekli ise; davacının sunduğu faturaların mahcuzlara uygunluğu yönünden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak esasa yönelik bir karar vermektir. </i></p>

<p><i>Belirtilen hususlar dikkate alınmadan yazılı biçimde karar verilmesi isabetli olmamıştır." </i></p>

<p>15. (Kapatılan) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15/3/2011 tarihli ve E.2010/10057, K.2011/2250 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Davacı 3. kişi, Ağrı İcra Müdürlüğünün 2010/77 talimat sayılı dosyasından, borçlu oğlunun borcundan dolayı davacıya ait evde bulunan eşyaların 19.03.2010 tarihinde haczedildiğini belirterek, İİK'nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile anılan haczin kaldırılmasını istemiştir. Davalı alacaklı vekili, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı borçlu, 3. kişi ile birlikte oturduklarını ancak eşyaların davacıya ait olduğunu beyan etmiştir. </i></p>

<p><i>Mahkemece, dava konusu haczin 19.03.2010 tarihinde davacının birlikte sakin reşit oğlu Y.A. huzurunda yapıldığından haczi aynı gün öğrenmiş sayılmasına rağmen davanın 7 günlük hak düşürücü süreden sonra 07.06.2010 tarihinde açıldığından bahisle davanın süre yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi tarafından temyiz edilmiştir. </i></p>

<p><i>Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı..." </i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>16. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir. ..." </i></p>

<p>17. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (<i>Golder/Birleşik Krallık </i>[GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).</p>

<p>18. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmekte ancak bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (<i>Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye</i>, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; <i>Eşim/Türkiye</i>, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; <i>Edificaciones March Gallego S.A./İspanya</i>, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).</p>

<p>19. AİHM, yasal yollara başvuru için süre ve usul kuralları öngörülmesinin amacının <i>adaletin iyi yönetimi</i>ni güvenceye bağlamak ve hukuki güvenlik ilkesini sağlamak olduğunu hatırlatmakta; bunun yanında yargısal başvurulara ilişkin usullerin, özellikle tebligat sistemi ışığında uyulması gereken başvuru sürelerinin hesaplanmasının Sözleşme'nin 6. maddesinin gerektirdiği şekilde mahkeme hakkının etkililiğini güvence altına alacak nitelikte olması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. AİHM'e göre başvurucunun kamu otoritelerinin menfaati ile kendi menfaati arasında adil denge tesis eden tutarlı bir sisteme güvenebilme imkânına ve özellikle haklarına doğrudan müdahale teşkil eden ilgili idari işleme itiraz edebilecek açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olması önem taşımaktadır (<i>Geffre/Fransa </i>(k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003).</p>

<p>20. AİHM, dava hakkını süre ve usul koşuluna bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; kendi rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (<i>Eşim/Türkiye</i>, § 20).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>21. Anayasa Mahkemesinin 18/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Ba</strong><strong>şvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>22. Başvurucu; haciz sırasında hazır olmadığının haciz tutanağıyla tespit edildiğini, Mahkemenin hacizde hazır bulunduğu yönündeki gerekçesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. Eski eşi K.A.Ç.nin haciz sırasında hazır olmasından bahisle kendisinin de haczi öğrendiğinin kabulünün tamamen bir varsayıma dayandığını, 2004 sayılı Kanun'un 96. maddesinin üçüncü fıkrasının bir varsayım ile yorumlanamayacağını, anılan maddede dava tarihi ile üçüncü kişinin öğrendiğinin kabul edildiğini, kendisinin de dava tarihinde haczi öğrendiğini vurgulamıştır. Mahkemenin yorumunun ilgili düzenlemelere ve karinelere aykırı olduğunu, kendisine aşırı külfet yüklediğini, ayrıca haciz sırasında kimsenin kendisi lehine istihkak iddiasında bulunmadığını, Dairenin süreye ilişkin bir itiraz hakkı da vermeyerek hatalı bir yorum ile davasını reddettiğini ifade ederek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı </strong></p>

<p>24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine<i> "adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (<i>Mohammed Aynosah</i> [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).</p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>27. Somut olayda istihkak davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle esası hakkında değerlendirme yapılmadan Daire tarafından reddedilmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>28. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>29. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p><strong>i. Kanunilik </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>Tahsin Erdoğan</i> [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).</p>

<p>31. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (<i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).</p>

<p>32. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir (<i>Necmiye Çiftçi ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).</p>

<p>33. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen yargılama mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili olarak yargılama mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir (<i>Ahmet Yıldırım</i> [1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).</p>

<p>34. Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i>, § 38).</p>

<p>35. Mahkemelerin yorumlarının ve uygulamalarının kanunun açık lafzıyla çeliştiği veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı hâllerde yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür. Dolayısıyla kanunilik ölçütü açısından Anayasa Mahkemesince yapılması gereken incelemeye konu kuralların yargı organlarınca yapılan yorumlarının kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olup olmadığının veya kanunun açık lafzıyla çelişip çelişmediğinin tespit edilmesidir (<i>Ömer Oral</i> [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § 57; <i>Ziya Özden </i>[1. B.], B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59; bazı eklemelerle birlikte bkz.<i> Mehmet Demircioğlu</i> [GK], B. No: 2020/35797, 14/9/2023, § 33).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>36. Eldeki olayda başvurucunun istihkak davası, eski eşi olan borçlu ile birlikte oturduğundan bahisle kendisinin yokluğunda gerçekleşen haczi öğrenmiş sayılması yönündeki kabule dayanılarak reddedilmiştir. Mahkemenin gerekçesini ve öğrenmeye ilişkin yorumunu 2004 sayılı Kanun'un 96. maddesinin üçüncü fıkrasına dayandırdığı açıktır. Buradan hareketle öncelikle anılan düzenlemenin ve Mahkemenin yorumunun mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>37. Bu bağlamda anılan düzenlemede istihkak iddiasına ilişkin bir süre ile bu sürenin başlangıcına ilişkin bir karinenin birlikte düzenlendiği görülmüştür. Buna göre haczedilen mal üzerinde istihkak iddiası olan borçlu veya üçüncü şahsın malın haczedildiğini öğrenmesinden itibaren yedi gün içinde iddiasını ileri sürmesi gerekir. Bu düzenlemeden borçlu ve üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunma haklarının olduğu ancak bunun bir süreye bağlandığı açıktır. Hak düşürücü süre olarak düzenlendiği anlaşılan bu sürenin başlangıcı ise haczin öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır. Düzenlemenin devamında kanun koyucu haczin öğrenilmesine ilişkin alacaklı lehine bir karine belirlemiş olup buna göre<i> istihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davasının açıldığı tarihte malın haczini </i>öğrenmiş sayılacakları kabul edilmiştir.</p>

<p>38. Öncelikle anılan karinenin bir mal üzerinde birden fazla kişinin istihkak ve mülkiyet iddiası karşısında alacaklının hak kaybına uğramaması ve icra takibinin sürüncemede bırakılmasını önlemeye yönelik olduğu söylenebilir. Ancak öğrenmeye ilişkin belirtilen karine için ilk olarak geçerli bir istihkak iddiasının veya davasının olması gerektiği Kanun'un lafzından da anlaşılmaktadır. Bununla birlikte istihkak iddiası ileri süren kişi ile birlikte oturan (eş, çocuk, anne, baba vb.) kişilerin haczi, haczin yapıldığı gün öğrenmiş sayılmalarına ilişkin karinenin nasıl uygulanacağı mahkemeye erişim kapsamında özellikle önem arz etmektedir.</p>

<p>39. Kanun koyucunun yukarıda aktarılan Yargıtay kararları da gözetildiğinde birlikte oturandan kastın haciz tarihinde haciz uygulanan yerde oturan kişiler olduğunun kabulü gerekir. Kanun'un lafzında <i>birlikte oturan kimseler </i>ve<i> iş ortakları</i> ayrı kullanılmak suretiyle borçlu ile müşterek kullanılan yere vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. Zira müşterek konutta gerçekleştirilecek hacizden haciz tarihinde birlikte oturanların borçluya ait olan veya borçlunun ortağı olduğu şirkette icra edilen hacizden ise diğer şirket ortaklarının haberdar olmalarının -her somut olayın kendine özgü koşulları bağlamında- hayatın olağan akışına da uygun olduğu söylenebilir. Aksi bir yorumla kişilerin hâkimiyetinin olmadığı yerlerde gerçekleşen hacizden haberdar olmalarını kabul etmek, bir ihtimale kesinlik kazandırmak gibi her olaya uygun düşmeyecek bir sonuç doğurur. Bu durumda haczin gerçekleştirildiği yere, kişilerin itiraz ve iddialarına bakılmaksızın her zaman istihkak iddiasında bulunan kişi ile <i>birlikte oturmak</i> şartının haczi öğrenme bağlamında yeterli sayılmasının kanunun lafzına ve amacına uygun olduğu söylenemez. Bu kabulden farklı bir değerlendirmenin kişiler tarafından öngörülemeyen ve kişilere aşırı külfet yükleyen bir niteliği olacağı açıktır.</p>

<p>40. Başvuru konusu olayda üzerine istihkak iddiası olan ziynet eşyalarının başvurucunun kayınbabasının adresindeki şirket kasasında tespit edilerek haczedildiği, haczin ortak kullanılan mesken dışında gerçekleştirildiği sabittir. İstanbul 27. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından takibin devamına karar verilmişse de bu aşamada da başvurucunun davanın tarafı olmadığı gibi haciz işleminden veya karar sonucundan icra hukuk mahkemesi veya icra müdürlüğünce haberdar edildiğine dair bir bilgi de tespit edilememiştir. Bununla birlikte haciz sırasında borçlu ve babasının hazır bulunduğu, haczin başvurucunun huzurunda ve borçlu ile birlikte oturdukları adreste yapılmadığı da açıktır. Ayrıca başvurucunun haciz gerçekleştirilen adresteki şirketin ortaklarından olduğuna, hacizden ve lehine istihkak iddiasından icra hukuk mahkemesi veya icra müdürlüğü aracılığıyla haberdar edildiğine dair de bir iddia mevcut değildir. Bu hususlar gözetilmemekle birlikte Dairenin haciz tutanağında yer alan ziynet eşyalarının kime ait olduğu konusundaki çelişkili beyanları, geçerli bir istihkak iddiasının varlığını, haczin icra edildiği yer de dâhil incelenen olayın özelliklerini gözeterek 2004 sayılı Kanun'un 96. maddesinin üçüncü fıkrasının koşullarının oluşup oluşmadığını tartışmadan sadece anılan karineye dayanarak başvurucunun iddialarını mahkeme önüne taşımasını engelleyen katı bir yorumla sonuca ulaştığı, anılan sonucun kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>42. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>43. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>44. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesine (E.2021/2587, K.2022/1313) iletilmek üzere Beykoz İcra Hukuk Mahkemesine (E.2019/120, K.2021/82) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202263967-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-aym.jpg" type="image/jpeg" length="28456"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/275 E., 2026/83 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025275-e-202683-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025275-e-202683-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2025/275 esas - 2026/83 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/275</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 202</strong><strong>6/83</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>:</strong> <strong>16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>6/8</strong><strong>/2026-</strong><strong>33332</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Sakarya 3. İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinin Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Borçlu aleyhine başlatılan icra takibinde taşınmazla ilgili haczedilmezlik şikâyetinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>VE İLGİLİ GÖRÜLEN</strong> <strong>KANUN</strong> <strong>HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p><strong>A. İptali İstenen Kanun Hükmü</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 82. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Haczi caiz</i> <i>olmıyan</i> <i>mallar ve haklar:</i></p>

<p><i>Madde 82 – (Değişik: 18/2/1965-538/46</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Aşağıdaki şeyler</i> <i>haczolunamaz</i><i>:</i></p>

<p><i>1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,</i></p>

<p><i>2. (Değişik: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya,</i></p>

<p><i>3. (Değişik: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası,</i></p>

<p><i>4. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan</i> <i>alat</i> <i>ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları,</i></p>

<p><i>5. Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları,</i></p>

<p><i>6. Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek</i> <i>mahsül</i> <i>için lazım olan tohumluğu,</i></p>

<p><i>7. Borçlu bağ, bahçe veya</i> <i>meyva</i> <i>veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan</i> <i>alat</i> <i>ve edevat,</i></p>

<p><i>Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları,</i></p>

<p><i>8.</i> <i>Borçlar Kanununun</i> <i>510 uncu maddesi mucibince</i> <i>haczolunmamak</i> <i>üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar,</i></p>

<p><i>9. Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde</i> <i>malül</i> <i>olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyeleri,</i></p>

<p><i>Askeri</i> <i>malüllerle</i><i>, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri,</i></p>

<p><i>10. Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar,</i></p>

<p><i>11. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paralar,</i></p>

<p><i><strong><u>12.</u></strong></i> <i>(Değişik: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>)</i> <i><strong><u>Borçlunun haline münasip evi,</u></strong></i></p>

<p><i>13. (Ek: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Öğrenci bursları.</i></p>

<p><i>Medeni Kanunun</i> <i>807</i> <i>nci</i> <i>maddesi hükmü saklıdır. 2, 4, 5, 7 ve 12 numaralı</i> <i>bendlerdeki</i> <i>istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması haline</i> <i>munhasırdır</i><i>.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) Birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16</i> <i>md.</i><i>) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir</i><i>.</i>”</p>

<p><strong>B</strong><strong>. İ</strong><strong>lgili Görülen</strong> <strong>Kanun Hükmü</strong></p>

<p>Kanun’un 83. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Kısmen haczi caiz olan şeyler:</i></p>

<p><i>Madde 83 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan</i> <i>nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar,</i> <i>borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil</i> <i>edildikten sonra</i> <i>haczolunabilir</i><i>.</i></p>

<p><i>(Değişik: 12/4/1968 – 1045/1</i> <i>md.</i><i>) Ancak</i> <i>haczolunacak</i> <i>miktar bunların dörtte</i> <i>birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi</i> <i>bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez</i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 15/1/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>2.</strong> Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>3.</strong> Borç ilişkisinde borçlunun borcunu rızasıyla ifa etmesi esastır. Borcun süresinde ve gereği gibi ifa edilmemesi durumunda alacaklı, alacağını tahsil etmek için 2004 sayılı Kanun hükümlerine göre borçlu hakkında takip talebinde bulunabilir.</p>

<p><strong>4.</strong> Takibin kesinleşmesine rağmen borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı; borçluya ait mal, hak ve alacaklar üzerinde haciz uygulanmasını talep edebilir. Haciz, cebrî icra sürecinde alacağın elde edilmesi için borçluya ait mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırılarak bunlara hukuken el konulmasını ifade etmektedir.</p>

<p><strong>5.</strong> Anılan Kanun’un 82. maddesinde bazı mal ve hakların haczedilemeyeceği öngörülmüştür. Bu bağlamda söz konusu maddenin birinci fıkrasının (1) ila (13) numaralı bentlerinde haczedilemeyecek mallar ve haklar sınırlı olarak sayılmıştır.</p>

<p><strong>6.</strong> Bu bağlamda devlet malları, özel kanunlarında haczedilemeyeceği gösterilen mallar, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya, para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası haczedilemeyecektir.</p>

<p><strong>7.</strong> Yine bu kapsamda borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi, çift hayvanları, nakil vasıtaları, diğer eklenti ve ziraat aletleri, değilse sanat ve mesleği için gerekli olan araç ve gereçler, kitaplar ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları, borçlu ve ailesinin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları, borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsul için gerekli olan tohumluğu, borçlu bağ, bahçe, meyve veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan bağ bahçe ve bu sanat için gerekli bulunan araç ve gereç, geçimini hayvan yetiştirmekle sağlayan borçlunun kendisi ve ailesinin geçimi için zorunlu olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları haczedilemeyecek mallar arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>8.</strong> Bunların yanı sıra anılan fıkraya göre 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu gereğince haczolunmamak üzere tesis edilmiş kayd-ı hayatla bağlanmış olan gelirlerin, ordu ve zabıta hizmetlerinde malul olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşların ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyelerinin, askerî malullerle şehit yetimlerine verilen terfi zammının ve inhisar beyiye hisselerinin, yardımlaşma sandığı veya topluluğu tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hâllerde bağlanan maaşların, bedensel bütünlüğe veya sağlığa verilen zararlar nedeniyle zarar gören kişiye veya ailesine tazminat olarak ödenen toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi gereken paraların, borçlunun hâline münasip evi ile öğrenci burslarının da haczedilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>9.</strong> 2004 sayılı Kanun’un 82. maddesinin birinci fıkrasının borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceğini öngören (12) numaralı bendi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>10.</strong> Anılan maddenin üçüncü fıkrasında birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda bedelinden hâline münasip bir kısmının ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda borçlunun haczedilemez nitelikteki evinin kıymetinin fazla olması durumunda evin satılarak hâline münasip ev almasına yetecek miktarın borçluya verilmesinin ve kalan bedel üzerinde haczin devam etmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>11.</strong> Söz konusu Kanun’un 83. maddesinin birinci fıkrasında ise maaşların, ödenek ve her türlü ücretin, intifa haklarının ve bunların gelirlerinin, mahkeme kararına dayanmayan nafakaların, emekli maaşlarının, sigorta veya emekli sandıkları tarafından bağlanan gelirlerin borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca zorunlu olduğu takdir edilen miktarın indirilmesinden sonra haczolunabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında da haczolunacak miktarın bu gelirlerin dörtte birinden az olamayacağı, birden fazla haciz var ise sıraya konulacağı ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>12.</strong> Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceği öngörülmekle birlikte kuralda parası, işyeri, arsası haczedilen ancak evi bulunmayan borçluya hâline münasip bir evi almasına yetecek paranın verilmesine imkân tanıyan bir düzenlemenin öngörülmediği, bu suretle evi bulunan ve bulunmayan borçlular arasında eşitsizliğin oluşturulduğu, evi bulunmayan borçluların bu yola başvuramamasının etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>13.</strong> 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5., 20. ve 41. maddeleri yönünden de incelenmiştir.</p>

<p><strong>14.</strong> Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i> <i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı veren temel bir haktır.</p>

<p><strong>15.</strong> Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>16.</strong> Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu doğrultuda devlet; kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve bu hakkın etkili bir şekilde korunması amacıyla gerekli yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.</p>

<p><strong>17.</strong> Bu kapsamda devletin -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin, mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların icrasına ilişkin süreç bakımından da durum böyledir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; <i>Hesna</i> <i>Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti</i>. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71; <i>Eyyüp</i> <i>Boynukara</i><i> </i>[1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).</p>

<p><strong>18.</strong> Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakları çatışmaktadır. Devlet cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, diğer yandan da icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz etme imkânının tanınması gerekir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; <i>Hesna</i> <i>Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.</i>, § 72; <i>Nihal Soydan</i> [2. B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).</p>

<p><strong>19.</strong> Mülkiyet hakkının çatıştığı durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağı hususunda kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin, taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2024/142, K.2025/97, 22/4/2025, § 18; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16).</p>

<p><strong>20.</strong> Öte yandan Anayasa’nın “<i>Özel hayatın gizliliği</i>” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p><strong>21.</strong> Anayasa’nın anılan maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnızca kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır (AYM, E.2020/64, K.2020/70, 12/11/2020, § 10; E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 16; E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 14).</p>

<p><strong>22.</strong> Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarda sıkça vurgulandığı üzere <i>ö</i><i>zel hayat</i> eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde <i>bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi </i>kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (<i>Serap</i> <i>Tortuk</i> [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31, 36; <i>Bülent Polat </i>[GK],<i> </i>B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 61; <i>Ata Türkeri</i> [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 30).</p>

<p><strong>23.</strong> Anayasa’nın 41. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da “<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe</i> <i>dayanır./</i> <i>Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.</i>” denilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinde aile Türk toplumunun temeli olarak tanımlanmış, ailenin birey ve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş ve devlete, ailenin korunması için gerekli düzenlemeleri yapması ve teşkilatı kurması konusunda ödevler yüklenmiştir.</p>

<p><strong>24.</strong> Devletin, aile yaşamına saygı hakkına keyfî müdahaleden kaçınmasının yanı sıra anılan hakla ilgili pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülükler, bireyler arası ilişkilere yönelik olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını da zorunlu kılmaktadır (bazı farklarla birlikte <i>Murat Atılgan</i> [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 26). Toplumun ihtiyaç ve beklentilerini en iyi şekilde bilebilecek durumda olan devlet, aile hayatına saygı hakkı bağlamında Anayasa'dan kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek için alacağı tedbirleri belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahiptir (<i>Melahat</i> <i>Karkin</i> [GK], B. No: 2014/17751, 13/10/2016, § 45).</p>

<p><strong>25.</strong> İcra takibinde borcun ödenmemesi hâlinde alacaklı, borçlunun mal varlığının haczedilip satılması suretiyle alacağına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte borçlunun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve yaşamına belli bir düzeyde devam edebilmesi için 2004 sayılı Kanun’un 82. maddesinin birinci fıkrası ile 83. maddesinin birinci fıkrasında bazı mal veya hakların tamamen ya da kısmen haczedilemeyeceği hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu kuralla da borçlunun barınma ihtiyacını karşılayabilmesi için hâline münasip evinin haczedilemeyeceği öngörülmek suretiyle alacaklının alacağına kavuşmasının zorlaştırıldığı görülmektedir.</p>

<p><strong>26.</strong> Bu bağlamda kanun koyucunun evin haczedilmesi konusunda borçlunun barınma hakkı ile alacaklının mülkiyet hakkı arasında bir tercihte bulunarak borçlunun sosyoekonomik durumuna uygun olduğu tespit edilen meskenle ilgili bir koruma sağladığı ve barınma hakkına üstünlük tanıdığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun anılan dengelemede borçlunun barınma hakkına üstünlük tanırken barınmanın bireyin temel ihtiyaçlarından biri olduğunu gözeterek barınma imkânından yoksun kalmanın borçlunun maddi ve manevi varlığı üzerinde oluşturacağı ciddi etkiyi dikkate aldığı söylenebilir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Emine Göksel</i> [GK], B. No: 2016/10454, 12/12/2019, § 41).</p>

<p><strong>27.</strong> Ayrıca hacze konu mesken aynı zamanda <i>aile konutu</i> niteliğinde ise borçlu ile alacaklının karşılıklı menfaatlerinin dengelenmesinde artık Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde öngörülen aile hayatına saygı hakkına yönelik güvenceler de devreye girmektedir. Zira ailenin sosyal ve ekonomik yaşamı açısından önemli bir yere sahip olan aile konutu, eşlerin mutluluğu ve çocukların geleceği için bir güvence, evlilik kurumunun ve aile hayatının bir arada sürmesini sağlayan ve aileyi bir çatı altında toplayan en önemli unsurlardan biri olarak görülmektedir (<i>Melahat</i> <i>Karkin</i>, § 52).</p>

<p><strong>28.</strong> Bu bağlamda borçlunun evinin haczedilmesi ve icra yoluyla satılması durumunda söz konusu evde kalan aile bireylerinin de mağdur olacağı, haciz ve satış işlemlerinden doğrudan etkilenecekleri dikkate alındığında kuralın aile yaşamına saygı hakkıyla da ilgisi bulunmaktadır.</p>

<p><strong>29.</strong> Dolayısıyla icra takibi sürecinde borçluya ait bazı malların haczedilmeyeceğinin öngörülmesinde alacaklının mülkiyet hakkı ile borçlunun mülkiyet, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının çatıştığı açıktır.</p>

<p><strong>30.</strong> Bu çerçevede kuralın anayasallık denetiminde tarafların anılan haklardan kaynaklanan menfaatleri arasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede borçlunun özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına öncelik tanıyan kural bakımından menfaatler dengesinin sağlanmasında taraflara sağlanan tüm imkânlar dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>31.</strong> Anılan Kanun’un 16. maddesinde icra ve iflas dairelerince gerçekleştirilen işlemlerin Kanun’a veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı ilgililere icra mahkemesine şikâyette bulunma imkânı tanınmıştır. Bu kapsamda takip sırasında evi haczedilen borçlu bu evin haczedilemez nitelikte olduğunu belirterek haciz işlemine karşı, evin haczedilmemesi durumunda ise alacaklı, haczetmeme işlemine karşı şikâyet yoluna başvurabilir. Alacaklının ve borçlunun bu davalarda evin niteliğine ilişkin iddia ve delillerini sunmalarının mümkün olduğu açıktır.</p>

<p><strong>32.</strong> Evin haczedilebilir nitelikte olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıkta mahkeme, taraflarca ortaya konulan delil ve iddiaları inceleyerek değerlendirme yapacaktır. Ayrıca evin borçlunun ihtiyacından fazla bir değerde olduğunu tespit etmesi hâlinde mahkeme Kanun’un 82. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince evin satılmasına ve hâline münasip ev almasına yetecek miktarın borçluya ödenmesine ve kalan bedelin alacaklıya verilmesine karar verecektir. Böylelikle borçluya ve alacaklıya tanınan şikâyet yoluyla mahkemenin tarafların bu konudaki delillerini inceleyerek karar vermesi suretiyle somut olay koşullarında menfaatler dengesinin sağlanmasına imkân tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>33.</strong> Dolayısıyla bir yandan borçlunun ailesiyle birlikte barındığı meskenin haczedilmesinin önüne geçilerek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yönelik gerekli koruma sağlanırken diğer yandan da icra takip sürecinin işlevsiz kalması önlenerek alacaklı yönünden gerekli güvencelerin oluşturulduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>34.</strong> Bu itibarla kuralda sosyal devlet ilkesi ve insan onuru temelinde barınma hakkına belirli bir öncelik tanınmakla birlikte alacaklının mülkiyet hakkının tamamen işlevsiz bırakılmadığı ve tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin kurulduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>35.</strong> Diğer yandan kuralda evi bulunmayan borçlulara mal varlığından hâline münasip ev almaya yetecek bir miktarın haczedilmemesine imkân tanınmamasının anılan haklar bağlamında devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığı da incelenmelidir.</p>

<p><strong>36.</strong> İcra takibi sürecinde alacaklı ile borçlunun menfaatler dengesinin sağlanmasında kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamında belli bir düzeyde yaşamını sürdürebilmesi için borçlunun elinde bulunan ve temel ihtiyaçlarını karşılayan bazı mal ve hakların kısmen veya tamamen haczedilemeyeceğini öngörmüş; bunların dışında kalan mal ve haklar bakımından ise alacaklının menfaatine öncelik tanımıştır. Kuralda da borçlunun haciz sırasında barınma ihtiyacını karşıladığı konutun haczedilemeyeceği hükme bağlanmakla birlikte borçlu tarafından henüz edinilmemiş olan ve hâline münasip nitelik taşıyan bir konutun bedelinin dikkate alınmasına yönelik herhangi bir koruma öngörülmemiştir.</p>

<p><strong>37.</strong> Bununla birlikte kuralın da yer aldığı fıkrada bazı mal varlıklarının borçlunun ve ailesinin geçimi için haczedilemeyeceği belirlenmek suretiyle borçlunun temel ihtiyaçlarını bunlarla karşılayabilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p><strong>38.</strong> Ayrıca 83. maddenin birinci fıkrasında borçlunun, anılan fıkrada sayılan gelirlerinin borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memuru tarafından gerekli olduğu takdir edilen miktar indirildikten sonra haczolunabileceği öngörülmüştür. Borçlu ve ailesinin barınabilecekleri bir konutun kirası da geçinmeleri için zorunlu olan miktara dahil olduğundan borçlunun geliri üzerinde yapılacak haciz işleminde bu meblağın gözetilmesi gerektiği söylenebilir.</p>

<p><strong>39.</strong> Söz konusu düzenlemeler de dikkate alındığında kanun koyucunun borçlunun insani düzeyde yaşamına devam etmesini sağlamak amacıyla çeşitli önlemler aldığı görülmektedir. Bu kapsamda haciz sırasında mevcut olan bazı mal ve haklar yönünden borçlunun menfaatlerine üstünlük tanınırken haciz sırasında malik olmadığı hâline münasip evin değeri yönünden bir korumanın öngörülmemesi ve bu doğrultuda alacaklının menfaatlerine üstünlük tanımasının kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğu, bu durumun tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengeyi ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle kanun koyucunun haciz sırasındaki durumu dikkate alarak borçlunun mevcut olan hâline münasip evinin haczedilemeyeceğini öngörmesinin evi olmayan borçlu açısından hâline münasip ev alınmasına yetecek miktarda bir paranın haciz dışı bırakılmasını zorunlu kıldığı söylenemez.</p>

<p><strong>40.</strong> Bu itibarla kuralda öngörülen düzenlemeyle tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin bozulmadığı gözetildiğinde kuralın mülkiyet, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarından kaynaklanan devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>41.</strong> Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5., 20., 35. ve 41. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 40. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p><strong>42.</strong> Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendine yönelik iptal talebi 16/4/2026 tarihli ve E.2025/275, K.2026/83 sayılı kararla reddedildiğinden bu bende ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025275-e-202683-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa4a.jpg" type="image/jpeg" length="57575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/246 E., 2026/108 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025246-e-2026108-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025246-e-2026108-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/246 esas - 2026/108 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/246</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/108</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 6/8/2026-33332</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 73. İş Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>Muhakeme sırasında…</i>” ve “<i>…yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar…</i>” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>ÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 30. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Noksan</i> <i>tesbit</i> <i>edilen değer üzerinden harcın ödenmesi:</i></p>

<p><i>Madde 30-</i><i><strong><u> Muhakeme sırasında </u></strong></i><i>tesbit</i> <i>olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa,</i><i><strong><u> yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar </u></strong></i><i>noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 26/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 492 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında<strong> </strong>yargı işlemlerinden anılan Kanun’a ekli (1) Sayılı Tarife’de yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kanun’un 11. maddesinde genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde yargı harçlarının anılan Tarife’de yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nevi ve mahiyetine göre ise maktu esas üzerinden alınacağı öngörülmüştür.</p>

<p>5. 16. maddede değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde Tarife’de yazılı değerlerin esas olduğu, değer tayini mümkün olan hâllerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş; noksan tespit edilen değerler hakkında 30. maddenin uygulanacağı ifade edilmiştir. 28. maddede de Tarife’de yazılı karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır. Kanun’a ekli (1) Sayılı Tarife’nin “<i>(A) Mahkeme Harçları:</i>”<i> </i>başlıklı bölümünün “<i>III – Karar ve ilam harcı:</i>” başlıklı kısmının (1) numaralı fıkrasında düzenlenen nispi karar ve ilam harcının en yüksek oranı binde 68,31 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>6. Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ise muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu cümlede yer alan “<i>Muhakeme sırasında…</i>” ve “<i>…</i><i>yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar…</i>” ibareleri itiraz konusu kuralları oluşturmaktadır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de mülga 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın işleme konulmasının noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Mülga 1086 sayılı Kanun’un 409. maddesinde dosyanın işlemden kaldırılması, yenilenmesi ve davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hususların düzenlendiği görülmektedir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca 492 sayılı Kanun’un 30. maddesinde mülga 1086 sayılı Kanun’un 409. maddesine yapılan atfın anılan hükme karşılık gelen 6100 sayılı Kanun’un “<i>Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması</i>” başlıklı 150. maddesine yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>8. Bu itibarla kurallar uyarınca değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde dava dilekçesindeki değerin tespit olunan değerden az olduğunun anlaşılması durumunda yalnızca o celse için yargılamaya devam edilecektir. Bir sonraki celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam edilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>.</strong> <strong>İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarla davanın esası hakkında karar verilmeksizin harcın ikmal edilmek zorunda bırakılmasının hukuki belirlilik ilkesini ihlal ettiği, tamamlama harcının yatırılmaması hâlinde dosyanın işlemden kaldırılacağının öngörülmesinin adalete erişim hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği, harcın tamamlanması için duruşmanın ertelenmesine karar verilmesinin ise yargılamanın uzamasına ve bu suretle alacaklının alacağına kavuşamamasına neden olacağı, uzun süren yargılama sonunda davanın reddi hâlinde karar kesinleşince iade edilecek nispi harcın da değer kaybedebileceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C</strong><strong>.</strong> <strong>Anayasa’ya</strong> <strong>Aykırılık</strong> <strong>Sorunu</strong></p>

<p>10. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).</p>

<p>11. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10).</p>

<p>12. Yargılama sırasında dava değerinin dava dilekçesinde belirtilenden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnızca o celse için yargılamaya devam edileceğini ve takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağını öngören itiraz konusu kuralların mahkemeye erişim hakkını sınırladığı açıktır.</p>

<p>13. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>14. Bu kapsamda anılan hakkı sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>15. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>16. Kurallara göre noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam edilmesi mümkün değildir. Bu itibarla yargı harçları ve bu harçların ödenmemesi durumunda doğacak hukuki sonucun herhangi bir duraksamaya neden olmayacak şekilde açık ve net olarak düzenlendiği dikkate alındığında kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmektedir. Yargı mercilerinin makul olmayan bir iş yüküyle karşı karşıya kalmaları hâlinde anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir. Bu bağlamda kanun koyucu yargı mercilerinin gereksiz bir iş yüküyle karşılaşmasını engelleyecek nitelikte düzenlemeler öngörebilir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 32).</p>

<p>19. 492 sayılı Kanun’un gerekçesinde harç, kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden faydalanmaları karşılığında yaptıkları ödemeler şeklinde tanımlanmıştır. Bununla birlikte karar ve ilam harcının yargı mercilerine gereksiz talepler yöneltilmesini engelleme işlevine de sahip olduğu açıktır (AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 27).</p>

<p>20. Bu itibarla davaya devam edilebilmesini bir sonraki celseye kadar noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlanması şartına bağlayan kuralların adalet hizmetinin sağlıklı şekilde işlemesini sağlamaya yönelik meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>21. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mahkemeye erişim hakkına getirilecek sınırlamaların ölçülü olması gerekir. <i>Ö</i><i>lçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>22. Noksan harcın ödenmemesi durumunda davaya devam edilmemesinin anılan harcın işlevinin gerçekleşmesine katkı sunacağı kuşkusuzdur.</p>

<p>23. Diğer yandan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere yönelik politikanın belirlenmesi ve uygulanması bakımından kamu makamları geniş bir takdir yetkisine sahiptir (<i>Ömer Tuncer</i> [1.B.], B. No: 2016/72712, 8/9/2020, § 46). Bu bağlamda yargı harçlarının ödenme zamanı ile ödenmemesi durumunda doğacak hukuki sonucun belirlenmesi kanun koyucunun takdirindedir (AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 49).</p>

<p>24. Ayrıca noksan harcın ödenmesinin yargılamaya devam edebilme şartı olarak öngörülmesi yerine eksik ödendiği anlaşılan harcın tahsilinin yargılamanın sonlanmasına kadar ötelenmesinin de başvurulabilecek ve mahkemeye erişim hakkına daha hafif müdahale oluşturan bir yöntem ve araç olduğu kuşkusuzdur. Ancak kanun koyucunun daha hafif müdahale oluşturan bir aracı seçme yükümlülüğü altında olduğunun söylenebilmesi için söz konusu aracın, öngörülen meşru amaca ulaşılmasını sağlaması gerekmektedir. Daha hafif müdahale oluşturan aracın, hedeflenen amaca ulaşılmasını sağlamayabileceği hususunda makul kuşkuların bulunması hâlinde kanun koyucunun daha hafif müdahale oluşturan aracı seçme yükümlülüğü söz konusu olmaz. Karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin alınmasının amacı gereksiz ve temelsiz davaların açılmasını önlemek olup anılan harcın dörtte birinin peşin ödenecek olması kişiyi dava açma hususunda daha dikkatli davranmaya itebilir ve gereksiz yere dava açmaktan caydırabilir. Eksik karar ve ilam harcının hemen tahsil edilmemesi ise söz konusu harcın gereksiz davaların açılması bakımından caydırıcılığı sağlama fonksiyonunu zayıflatabilecektir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına daha hafif bir müdahale teşkil etmekle birlikte harcın gereksiz yere dava açmaktan caydırma fonksiyonunu zayıflatan söz konusu yöntemi tercih etmeyen kanun koyucunun, takdir yetkisinin sınırlarının dışına taştığının kabulü mümkün görülmemiştir.</p>

<p>25. Bu itibarla bir sonraki celseye kadar noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlanmaması hâlinde davaya devam edilmeyeceğini öngören kuralların anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>26. Bununla birlikte <i>orantılılık</i> alt ilkesi gereğince kuralların davacıya aşırı bir külfet yüklememesi gerekir. Başka bir ifadeyle kurallarda mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama ile söz konusu meşru amaç arasında makul bir dengenin sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>27. Kanun koyucunun yargı hizmetlerinin sunulması karşılığında harç alınmasına yönelik düzenleme yapma yetkisi bulunmakla birlikte yargı harçlarının mahkemeye erişim hakkı üzerindeki etkileri dikkate alınmak suretiyle bu harçların miktarının makul düzeyde belirlenmesi ve ödeme gücü bulunmayanlar yönünden etkili bir adli yardım sisteminin öngörülmesi gerekir (AYM, E.2011/54, K.2011/142, 20/10/2011).</p>

<p>28. Bu bağlamda 492 sayılı Kanun’a ekli (1) Sayılı Tarife’de yargı harçlarının miktar ve oranlarının makul şekilde belirlenmediği söylenemez. Ayrıca 6100 sayılı Kanun’un 334 ila 340. maddelerinde yargı harcı ödemekle yükümlü kişinin ekonomik gücünün zayıf olması hâlinde işletilebilecek adli yardım sistemi de öngörülmüştür (AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 52).</p>

<p>29. Kurallar uyarınca noksan harcın bir sonraki celseye kadar tamamlanması öngörülerek davacılara söz konusu harcın tamamlanması için makul bir süre de tanındığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan davanın sonucuna bağlı olarak davacının yargı harçları kapsamında ödediği tutarı geri alabilmesinin mümkün olduğu da açıktır.</p>

<p>30. Buna göre karar ve ilam harcı oranı ve miktarının makul düzeyde belirlendiği, anılan Tarife’ye göre hesaplanan nispi karar ve ilam harcının yalnızca dörtte birinin peşin ödenmesinin öngörüldüğü ve ödeme gücü zayıf kişiler yönünden uygulanabilecek adli yardım sisteminin bulunduğu gözetildiğinde adalet hizmetinin sağlıklı şekilde işlemesine hizmet eden kuralların anılan hizmetten yararlanacak kişilere katlanamayacakları bir külfet yüklediği söylenemez.</p>

<p>31. Ayrıca bir sonraki celseye kadar noksan dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının ödenmemesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılması hâlinde de 6100 sayılı Kanun’un 150. maddesinde öngörülen süre içinde noksan harcın ödenmesi suretiyle davaya devam edilebilmesi mümkündür.</p>

<p>32. Bu itibarla muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması hâlinde yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağını, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağını öngören kuralların mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahalede bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2024/6, K.2024/204, 4/12/2024, § 57; AYM, E.2018/150, K.2019/79, 16/10/2019, § 18) .</p>

<p>33. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2., 35., 40. ve 141. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 35., 40. ve 141. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>Muhakeme sırasında</i><i>…</i>” ve “<i>…</i><i>yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar</i><i>…</i>” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025246-e-2026108-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-5.jpg" type="image/jpeg" length="50809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/230 E., 2026/110 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025230-e-2026110-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025230-e-2026110-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/230 esas - 2026/110 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESI KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>202</strong><strong>5</strong><strong>/</strong><strong>230</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/110</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi :</strong> <strong>13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/8/2026-33332</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 19. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün Anayasa’nın 2., 13. ve 42. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Azami öğrenim süresinin sona erdiği gerekçesiyle yükseköğretim kurumuyla ilişiği kesilen davacının söz konusu işlemin iptali talebiyle açtığı davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 44. maddesinin (c) fıkrasının itiraz konusu kuralın da yer aldığı birinci paragrafı şöyledir:</p>

<p>“<i>c.</i><i> </i><i>(Değişik: 19/11/2014-6569/28</i> <i>md.</i><i>) </i><i>Öğrenciler, bir yıl süreli yabancı dil hazırlık sınıfı hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın öğrenim süresi iki yıl olan</i> <i>önlisans</i> <i>programlarını azami dört yıl, öğrenim süresi dört yıl olan lisans programlarını azami yedi yıl, öğrenim süresi beş yıl olan lisans programlarını azami sekiz yıl,</i> <i><strong><u>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar</u></strong></i><i>. Hazırlık eğitim süresi azami iki yıldır. Azami süreler içinde katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilmez. Ancak üniversite yetkili kurullarının kararı ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile dört yıl üst üste katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilebilir. Yatay geçiş ve çift ana dal eğitiminin usul ve esasları ile azami öğrenim süreleri, lisansüstü eğitim usul ve esasları ile öğrenim süreleri Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.</p>

<p>3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2547 sayılı Kanun’un 44. maddesinin (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün iptalini talep etmiştir. Anılan cümlede yükseköğretim kurumuna kayıtlı öğrencilerin, bir yıl süreli yabancı dil hazırlık sınıfı hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın öğrenim süresi iki yıl olan önlisans programlarını azami dört yıl, öğrenim süresi dört yıl olan lisans programlarını azami yedi yıl, öğrenim süresi beş yıl olan lisans programlarını azami sekiz yıl, öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorunda olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>4. İtiraz konusu kuralda yer alan “<i>…içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” ibaresi, anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>…</i>” ibaresinin yanı sıra cümlenin itiraz konusu olmayan <i>“</i><i>…</i><i>öğrenim süresi iki yıl olan</i> <i>önlisans</i> <i>programlarını azami dört yıl, öğrenim süresi dört yıl olan lisans programlarını azami yedi yıl, öğrenim süresi beş yıl olan lisans programlarını azami sekiz</i> <i>yıl,…</i><i>”</i> bölümü yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın esasına ilişkin incelemenin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>5. Açıklanan nedenle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl içinde tamamlamak zorundadırlar.</i>” bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “<i>…</i><i>öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>.</strong> <strong>İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarının azami öğrenim süresinin dokuz yıl olarak belirlenmesinde öğrenim görülen bölümün niteliğinin, öğrencilerin farklı öznel ve nesnel koşullarının ve öğrenme düzeylerinin dikkate alınmadığı, söz konusu sürelerin nasıl ve ne şekilde tespit edildiğinin belirlenmediği, öğrenim süreleri açısından azalan oranda azami sürelerin öngörüldüğü, bu durumun öğrenim süreleri bağlamında eşitsizlik yarattığı, kuralın zorunlu mazeret nedeniyle azami öğrenim süresini aşan öğrencilerin de yükseköğretim kurumu ile ilişiğinin kesilmesine neden olduğu, bir öğrencinin azami sürede eğitimini tamamlayamadığı gerekçesiyle ilişiğinin kesilmesinin kamu kaynaklarının israfına yol açtığı, daha hafif sınırlama araçları yerine ilişik kesme şeklinde ağır bir araca başvurulmasının elverişli ve gerekli olmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 42. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>8. İtiraz konusu kural, süresi altı yıl olan lisans programlarında öğrenim gören yükseköğretim öğrencilerinin azami dokuz yıl içinde öğrenimlerini tamamlamak zorunda olduklarını hüküm altına almaktadır.</p>

<p>9. Anayasa’nın 42. maddesinin birinci fıkrasında kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmek suretiyle <i>eğitim ve öğrenim hakkı</i> herkes yönünden güvence altına alınmıştır.</p>

<p>10. Eğitim ve öğrenim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim ve öğrenim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim ve öğrenim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da açıktır (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/583,10/12/2014, § 66).</p>

<p>11. Eğitim ve öğrenim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı gibi eğitimin ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini de kapsar (<i>Sara Akgül</i> [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § 120; <i>Hikmet</i> <i>Balabanoğlu</i> [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; <i>İhsan Asutay</i> [2. B.], B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 34).</p>

<p>12. Öte yandan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu otoritelerine kişilerin eğitim ve öğrenim almasını engellememe ödevini yüklemektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanmasını ve bu eğitim kurumlarına devam edebilmeyi teminat altına almaktadır (AYM, E.2018/94, K.2023/10, 25/1/2023, § 85). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında eğitim ve öğrenim hakkının kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklinde bir negatif ödev yüklediğine karar vermiştir. (<i>Adem</i> <i>Öğüt ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; <i>Yüksel Baran</i> [2. B.], B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36)</p>

<p>13. Kural uyarınca azami dokuz yıllık sürede öğrenimlerini tamamlamayan yükseköğretim öğrencilerinin ilke olarak yükseköğretim kurumu ile ilişikleri kesilecektir. Bu yönüyle kural öğrencileri bir eğitim kurumuna devam etme hakkından mahrum bıraktığından eğitim ve öğrenim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> </i>“<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmiştir. Buna göre eğitim ve öğrenim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>15. Bu kapsamda eğitim ve öğrenim hakkını sınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmalıdır.</p>

<p>16. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>17. Kuralda öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarının ne kadar sürede tamamlanması gerektiği herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>18. Anayasa'nın 42. maddesinde eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanmasına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Bununla birlikte eğitim ve öğrenim hakkının mutlak ve sınırsız bir hak olduğu düşünülemez. Nitekim anılan maddenin ikinci fıkrasında yer verilen “<i>Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.</i>” ifadesi ile devlete bir takdir alanı oluşturulmuştur. Eğitim ve öğrenim hakkının Anayasa'nın <i>Sosyal ve Ekonomik Haklar</i> bölümünde düzenlendiği hususu da gözetildiğinde devlete tanınan bu takdir hakkının özünde bir sınırlama yetkisi de içerdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2024/149, K.2025/194, 8/10/2025, § 105; <i>Abdulaziz</i> <i>Kaya ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/35913, 9/10/2024, § 36).</p>

<p>19. Öte yandan Anayasa'da diğer haklardan farklı olarak eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanması hususunda kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun eğitim ve öğrenim hakkının sınırlanması hususundaki takdir aralığının geniş olduğu ifade edilebilir. Devletin sahip olduğu takdir yetkisi, toplumun ihtiyaçlarını gözeterek yüksek öğretim kurumlarındaki öğrenim süresinin sınırlandırılmasını da kapsamaktadır. Ancak kanun koyucunun takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/94, K.2023/10, 25/1/2023, § 89; <i>Adem</i> <i>Öğüt ve diğerleri,</i> § 53).</p>

<p>20. Kuralla öğrenim sürelerine belirli bir sınır getirilerek yükseköğretimin belirli bir süre içinde tamamlanmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumun yükseköğrenim için ayrılan kamu kaynağının kamu yararına uygun şekilde kullanılmasını ve eğitimin kalitesinin muhafaza edilmesini sağlayacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla kuralın kamu kaynağının kamu yararına uygun şekilde kullanılması ve eğitimin kalitesinin muhafaza edilmesi amacıyla getirildiği, söz konusu amacın ise anayasal anlamda meşru bir amaç niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>21. Kuralla eğitim ve öğrenim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>22. Yükseköğrenim süresine üst sınır getirilmesinin, öğrenimlerini uzun süre tamamlayamayan öğrencilerin yükseköğretim kurumu ile ilişiklerinin kesilmesine neden olacağı, bu durumun ise söz konusu öğrenciler için yapılan kamu harcamalarının sonlanmasını ve başarısız öğrencilerin sistemden çıkarılmasını sağlayacağı dikkate alındığında kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.</p>

<p>23. Kamu kaynaklarının ve eğitim kalitesinin korunması amacıyla alınacak önlemler hususundaki takdir yetkisi kanun koyucuya aittir. Yükseköğrenim süresine bir sınır getirilmesi de söz konusu yetki kapsamında değerlendirilebilecek araçlardandır. Dolayısıyla kuralla öngörülen sınırlamanın söz konusu amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.</p>

<p>24. Diğer yandan eğitim ve öğrenim hakkına yönelik sınırlamalar orantılı olmalıdır. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre eğitim ve öğrenim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve yükseköğrenim öğrencilerinin eğitim ve öğrenim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (<i>Şehmus</i> <i>Altuğrul</i> [2. B.], B. No: 2017/38317, 13/1/2021, § 51).</p>

<p>25. Seçilen aracın ulaşılmak istenen amaçla kıyaslandığında bireye orantısız bir külfet yüklemiş olduğunun saptanması bazı hâllerde tek başına yeterli olmayabilir. Kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların var olup olmadığı da büyük önem taşımaktadır. Elverişli ve gerekli olduğu hükmüne varılan aracın seçilmiş olması nedeniyle kişiye yüklenen aşırı külfeti hafifleten hukuksal mekanizmalar mevcutsa kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varılabilir (<i>Şehmus</i> <i>Altuğrul</i><i>,</i> § 52).</p>

<p>26. Kuralla normal eğitim süresi olan altı yıla üç yıl daha eklenerek ancak dokuz yıllık sürenin tamamlanması hâlinde öğrencilikle ilişiğin kesileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla kural azami öğrenim süresini normal öğrenim dönemine üç yıl daha eklemek suretiyle belirlemekte bir başka deyişle normal öğrenim süresini üç yıl daha uzatmaktadır.</p>

<p>27. Öte yandan 2547 sayılı Kanun’un 44. maddesinin (c) fıkrasının üçüncü paragrafının birinci cümlesinde azami süreler sonunda kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için son sınıf öğrencilerine başarısız oldukları bütün dersler için iki ek sınav hakkının verilmesi hükme bağlanmıştır. Anılan paragrafın ikinci cümlesinde de söz konusu sınavlar sonunda başarısız ders sayısını beş derse indirenlere bu beş ders için üç yarıyıl, ek sınavları almadan beş derse kadar başarısız olan öğrencilere dört yarıyıl (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda iki öğretim yılı), bir dersten başarısız olanlara ise öğrencilik hakkından yararlanmaksızın sınırsız, başarısız oldukları dersin sınavlarına girme hakkının tanınacağı öngörülmüştür. Paragrafın üçüncü cümlesinde ise izledikleri programdan mezun olmak için gerekli bütün derslerden geçer not aldıkları hâlde yönetmeliklerinde başarılı sayılabilmeleri için öngörülen not ortalamalarını sağlayamamaları sebebiyle ilişikleri kesilme durumuna gelen son dönem (sınıf geçme esasına göre öğretim yapılan kurumlarda son sınıf) öğrencilerine not ortalamalarını yükseltmek üzere diledikleri derslerden sınırsız sınav hakkı tanınmıştır.</p>

<p>28. Anılan fıkranın dördüncü paragrafının birinci ve üçüncü cümlelerinde de derslere devam yükümlülüklerini yerine getirdikleri hâlde yıl içi ve yıl sonu sınav yükümlülüklerini yerine getiremedikleri için öğretim kurumları ile ilişiği kesilen hazırlık sınıfı ve birinci sınıfta en fazla bir dersten, ara sınıflarda ise en fazla üç dersten başarısız olan öğrencilere üç yıl içinde kullanacakları üç sınav hakkı, not ortalamasını tutturamadıkları için hazırlık sınıfı dâhil ara sınıflarda da sene kaybeden öğrencilere diledikleri üç dersten bir sınav hakkı verilmiş; sınavların sonunda sorumlu oldukları tüm dersleri başaranların kayıtlarının yeniden yapılacağı ve öğrenimlerine kaldıkları yerden devam edecekleri belirtilmiştir.</p>

<p>29. Bu itibarla kuralın normal öğrenim süresinde eğitimin tamamlanamaması durumunda okulla ilişiğin kesilmesini öngörmediği, bu süreye üç yıl daha eklediği, ayrıca kuralda yükseköğrenim öğrencilerine bir eğitim kurumuna devam edebilme hakkı bağlamında bir külfet yüklenmekte ise de yüklenen külfeti hafifleten hukuksal mekanizmaların anılan Kanun’da mevcut olduğu dikkate alındığında kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, dolayısıyla orantılı olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>30. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 42. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 42. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 171. maddesiyle değiştirilen 44. maddesinin 19/11/2014 tarihli ve 6569 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle değiştirilen (c) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…öğrenim süresi altı yıl olan lisans programlarını azami dokuz yıl</i><i>..</i><i>.</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025230-e-2026110-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-75.jpg" type="image/jpeg" length="84606"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 Sayılı Kanunla TCK m. 158'e Eklenen Dördüncü Fıkranın Kısa Bir Değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-tck-m-158e-eklenen-dorduncu-fikranin-kisa-bir-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-tck-m-158e-eklenen-dorduncu-fikranin-kisa-bir-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Düzenlemenin konusu ve yürürlüğü</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong>'un 13. maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Kanun 16.07.2026 tarihinde kabul edilmiş, 31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Değişiklik, Kanun'un 26. maddesinde ertelenmiş yürürlük öngörülen hükümler arasında sayılmadığından yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Bahse konu madde; “<i>Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”</i> Hükmünü havidir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan elde edilen menfaatin üçüncü kişilere ait banka hesapları üzerinden dolaştırılması, son yıllarda organize dolandırıcılık faaliyetlerinin yerleşik bir yöntemi hâline gelmiştir. Bu yapı içinde hesabını veya kartını temin eden kişi, çoğu olayda hileli davranışın kurgulanmasına, mağdurla kurulan iletişime ve elde edilen menfaatin miktarına ilişkin bilgiden yoksundur; katkısı, belirli bir bedel karşılığında ödeme aracını ya da hesaba erişimi sağlayan bilgileri devretmekten ibarettir.</p>

<p>Buna karşın uygulamada söz konusu kişiler kural olarak TCK m. 158/1-f kapsamında, koşulları varsa m. 158/3 uyarınca artırımlı biçimde cezalandırılmıştır. m. 158/1'in son cümlesi uyarınca (f) bendinde hapis cezasının alt sınırının dört yıl olması karşısında, organizasyonun kurucusu ile katkısı tek bir hesap bilgisinin paylaşılmasından ibaret kalan kişi arasındaki sorumluluk farkının yalnızca TCK m. 61 çerçevesindeki takdire ve koşulları varsa m. 39'a bırakılması, kusur ve orantılılık ilkeleri bakımından eleştirilmiştir. Yeni fıkra bu sorunları çözmeye odaklanmış ve bu farkı bir indirim sebebi olarak ihtia etmektedir.</p>

<p><strong>Uygulama koşulları</strong></p>

<p><strong>1-</strong>Fıkra yalnızca TCK m. 157 ve m. 158 bakımından uygulanır. Ödeme aracının temini fiilinin başka bir suça iştirak oluşturduğu hâllerde, örneğin TCK m. 245 kapsamındaki bir eyleme katkı söz konusu olduğunda, hükmün doğrudan uygulanması mümkün değildir.</p>

<p><strong>2-</strong>Hükmün uygulanabilmesi, iştirakin "vermek fiiliyle sınırlı olması" koşuluna bağlanmıştır. Failin katkısı, sayılan ödeme araçlarının veya hesaba erişimi sağlayan zorunlu bilgi ve araçların bir başkasına devredilmesinden ibaret kalmalıdır. Failin ayrıca mağdurla iletişime geçmesi, hileli davranışın kurgulanmasına katılması ya da organizasyonun işleyişine başka bir katkı sunması hâlinde indirim uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>3-</strong>Bu koşulun uygulamada en çok tartışma yaratacak görünümü, hesabına aktarılan parayı bizzat çeken ve teslim eden fail bakımından ortaya çıkacaktır. Söz konusu davranışın hesabın kullandırılmasının zorunlu sonucu mu sayılacağı, yoksa sınırı aşan bağımsız bir katkı olarak mı değerlendirileceği hükmün pratik etkisini büyük ölçüde belirleyecektir. Lafzî yorum ikinci sonuca daha yatkın görünmekle birlikte, bu yaklaşımın indirimi dosyaların önemli bir bölümünde işlevsiz bırakacağı gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p><strong>4-</strong>Metin iki grubu ayrı ayrı saymaktadır. İlk grup, banka veya kredi kartı "gibi" ödeme araçlarıdır; buradaki edatın örnekleyici niteliği karşısında ön ödemeli kartlar ve dijital cüzdan araçlarının da kapsama girdiği kabul edilmelidir. İkinci grup, banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ve araçlardır; internet bankacılığı kullanıcı bilgileri, tek kullanımlık şifreler, donanımsal doğrulama araçları ve kripto cüzdan erişim anahtarları bu kapsamdadır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının açıkça sayılması, düzenlemenin güncel suç pratiği gözetilerek kaleme alındığını göstermektedir.</p>

<p><strong>5-</strong>Ödeme aracının veya hesabın faile ait olması aranmamış, "kendisine veya başkasına ait" ifadesiyle bu ayrım baştan bertaraf edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6-</strong>Fıkra, kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacını aramaktadır. Bu ifadenin genel kastın ötesinde bir saik unsuru mu oluşturduğu tartışmaya açıktır. Ne var ki hesabının suçta kullanılacağını bilmeksizin hareket eden kişi bakımından zaten kast bulunmadığından beraat söz konusu olacaktır; hüküm bu kişiler için değil, katkısının niteliğini bilerek fakat sınırlı biçimde hareket edenler bakımından işlev görecektir.</p>

<p><strong>Düzenlemenin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Düzenleme bir cezada indirim sebebidir; suçun vasfını, nitelikli hâlin varlığını veya failin iştirak statüsünü değiştirmez. Fail, koşulları varsa müşterek fail ya da yardım eden olarak nitelendirilmeye devam eder.</p>

<p>Bu nitelik, TCK m. 61/5 bakımından bir sıralama sorunu doğurmaktadır. Temel cezanın belirlenmesinden sonra m. 158/3 artırımının, m. 39 indiriminin ve m. 158/4 indiriminin hangi sırayla uygulanacağı hususunda kanun özel bir düzenleme öngörmemiştir. m. 61'in genel sistematiği uyarınca artırım nedenlerinin indirim nedenlerinden önce uygulanması, m. 39 ile m. 158/4'ün ise ardışık biçimde dikkate alınması savunulabilir. Konu, uygulamayla netlik kazanacaktır.</p>

<p>Ayrıca içtima ilişkisi gözden kaçırılmamalıdır. Fıkra yalnızca dolandırıcılık suçunun cezasında indirim öngörmektedir. Failin fiili aynı zamanda TCK m. 282 kapsamında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu veya başkasına ait banka ya da kredi kartının kullanılması hâlinde TCK m. 245'i oluşturuyorsa, bu suçlardan doğan sorumluluk devam eder. Bu nedenle indirimin infaza yansıması bazı dosyalarda sınırlı kalacaktır.</p>

<p><strong>Zaman bakımından uygulama</strong></p>

<p>Hüküm fail lehine olduğundan TCK m. 7/2 uyarınca geçmişe etkili biçimde uygulanır. Derdest kovuşturmalarda mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir. İstinaf ve temyiz aşamasındaki dosyalarda lehe kanun değişikliği, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kaldırma veya bozma sebebi oluşturur. Kesinleşmiş hükümler bakımından ise TCK m. 7/2 ile 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi çerçevesinde uyarlama yargılaması yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Uyarlama boyutunun pratik önemi büyüktür. Alt sınırın dört yıl olduğu bentlerde indirimin uygulanması hâlinde ceza iki yıla kadar inebilecek, somut olayda artırım nedeni bulunmadığında TCK m. 51 uyarınca ertelemenin koşulları gündeme gelebilecektir. Bu itibarla, hâlihazırda infaz aşamasında bulunan hükümlüler bakımından yoğun bir uyarlama talebi beklenmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Düzenleme, kusurun ağırlığı ile ceza arasındaki orantıyı gözetmesi bakımından isabetlidir. Bununla birlikte üç noktada eksik kalmaktadır. İlk olarak, "vermek fiiliyle sınırlı olma" ölçütünün kapsamı belirsiz olup içtihatla doldurulmaya muhtaçtır. İkinci olarak, hesabını temin eden kişi bağımsız bir suç tipi altında değil dolandırıcılığa iştirak çerçevesinde değerlendirilmeye devam ettiğinden, mağdurun uğradığı zararın tamamından sorumlu tutulması sonucu korunmaktadır. Üçüncü olarak, aklama suçuyla içtima ilişkisi düzenlenmediğinden indirimin etkisi bir kısım dosyada karşılıksız kalacaktır.</p>

<p>Düzenleme henüz çok yeni olduğundan yerleşik bir uygulama bulunmamaktadır; yukarıdaki değerlendirmelerin ilk dönem içtihadı ışığında yeniden ele alınması gerekecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-baran-can-kaya" title="Av. Baran Can KAYA"><img alt="Av. Baran Can KAYA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Baran-Can-KAYA.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-baran-can-kaya" title="Av. Baran Can KAYA">Av. Baran Can KAYA</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-tck-m-158e-eklenen-dorduncu-fikranin-kisa-bir-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 06:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/thaoissa.jpg" type="image/jpeg" length="73396"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2027 yılında emlak vergisinde esas alınacak inşaat maliyet bedelleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/2027-yilinda-emlak-vergisinde-esas-alinacak-insaat-maliyet-bedelleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/2027-yilinda-emlak-vergisinde-esas-alinacak-insaat-maliyet-bedelleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2027 yılında emlak vergisi hesaplamalarında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 90), 06 Ağustos 2026 Tarihli ve 33332 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>2027 yılında emlak vergisinin hesaplanmasında esas alınacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri yayımlanan tebliğ ile belirlendi.</p>

<p>Tebliğ, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlandı.</p>

<p>1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu uyarınca belirlenen yeni metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, 2027 yılı emlak vergisine esas bina vergi değerlerinin hesaplanmasında kullanılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vergi değerinin belirlenmesinde, yapıların metrekare normal inşaat maliyetlerine arsa veya arsa payı değeri de eklenerek hesaplama yapılacak.</p>

<p><strong>YAPI TÜRÜ VE KULLANIM AMACINA GÖRE BELİRLENDİ</strong></p>

<p>Tebliğ ekinde yayımlanan cetvelde, metrekare normal inşaat maliyetleri; çelik karkas, betonarme karkas, yığma kâgir, yığma yarı kâgir, ahşap ve taş binalar için ayrı ayrı düzenlendi. Her yapı türü kendi içinde birinci, ikinci ve üçüncü sınıf özelliklerine göre farklı maliyet bedellerine tabi tutuldu.</p>

<p>Cetvelde ayrıca yapıların kullanım amaçlarına göre de ayrı maliyetler belirlendi. Buna göre;</p>

<p>• Meskenler,</p>

<p>• Fabrika ve imalathane binaları,</p>

<p>• Oteller,</p>

<p>• Sinema ve tiyatro binaları,</p>

<p>• Banka ve sigorta binaları,</p>

<p>• İdare binaları,</p>

<p>• Deniz istasyonu binaları,</p>

<p>• Yeraltı garajları,</p>

<p>• Müstakil garajlar,</p>

<p>• Yurtlar,</p>

<p>• Okul binaları,</p>

<p>• Yüzme havuzları,</p>

<p>• Banyo ve hamamlar,</p>

<p>• Pazar ve fuar yerlerindeki yapılar,</p>

<p>• Kurutma tesisleri,</p>

<p>• Silolar,</p>

<p>• Transformatör binaları,</p>

<p>• Diğer ticarethane ve işyerleri,</p>

<p>• Mesken binaları,</p>

<p>• Özellik arz eden binalar</p>

<p>için uygulanacak metrekare normal inşaat maliyet bedelleri ayrı ayrı gösterildi.</p>

<p><strong>VERGİ HESAPLAMALARINDA KULLANILACAK</strong></p>

<p>Tebliğde yer alan metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, 2027 yılı emlak vergisi matrahının hesaplanmasında esas alınacak.</p>

<p>Bina vergi değeri, söz konusu maliyet bedelleri ile arsa veya arsa payı değerinin, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde birlikte değerlendirilmesiyle belirlenecek.</p>

<p><i>Tebliğin ekinde 2027 yılı için yapı türü ve bina sınıflarına göre uygulanacak ayrıntılı maliyet cetveli şöyle:</i></p>

<p></p>

<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>EMLAK VERGİSİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 90)</strong></p>

<p>29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, binalar için vergi değerinin, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca müştereken tespit ve ilan edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile aynı maddenin (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan 29/2/1972 tarihli ve 7/3995 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük hükümlerinden yararlanmak suretiyle hesaplanan bedel olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, emlak vergisine esas olmak üzere 2027 yılında uygulanacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca bu Tebliğ ekinde yer alan cetvelde belirtilen tutarlarda tespit edilmiştir.</p>

<p>Tebliğ olunur.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/20260806-3-1-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/2027-yilinda-emlak-vergisinde-esas-alinacak-insaat-maliyet-bedelleri</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/ev-binadsc-4212jpg19-06-20231-00-pm.jpg" type="image/jpeg" length="38237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Terörsüz Türkiye Yasa Teklifi'nin tüm detayları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/terorsuz-turkiye-yasa-teklifinin-tum-detaylari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/terorsuz-turkiye-yasa-teklifinin-tum-detaylari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörsüz Türkiye sürecinde terör örgütü PKK’nın tasfiyesini sağlamayı amaçlayan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, uzun bir hazırlık ve değerlendirme döneminin ardından Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 360'a yakın milletvekilinin imzasıyla sunulan teklifinin cuma günü komisyonda ele alınması bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye, Terörsüz Türkiye sürecinde yeni aşamaya geçiyor. AK Parti tarafından hazırlanan ve partilerin onayına sunulan 12 maddelik yasa teklifi Meclis'e gönderildi.</p>

<p>Kanun teklifi, AK Parti, MHP, CHP, HÜDA-PAR ve DEM Parti heyetleri tarafından imzalandı.</p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler yasa teklifinin detaylarını paylaştı.</p>

<p><strong>YASANIN İÇERİĞİ</strong></p>

<p>Çerçeve yasa olarak da bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" Teklifi, 12 maddeden oluşuyor.</p>

<p>Düzenleme kapsamında kasten öldürme suçları ile Haziran 2005 öncesinde müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlara ilişkin soruşturmalar kapsam dışında tutulacak.</p>

<p>Kanun kapsamına giren kişiler hakkında yapılacak değerlendirmelerin, halen soruşturma ve kovuşturmaların yürütüldüğü merciler tarafından yapılacak.</p>

<p>Sürecin takibi ise Adalet, Dışişleri ve İçişleri bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri'nden oluşan kurul tarafından gerçekleştirilecek.</p>

<p>Başvuru süreci 6 ay olacak.</p>

<p><strong>GÜLER'DEN AÇIKLAMALAR</strong></p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifin içeriğine ilişkin düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunuyor. Konuşmasının satırbaşları şöyle:</p>

<p>"Sayın Cumhurbaşkanı'na, MHP Lideri Sayın Bahçeli'ye, DEM Parti'ye, CHP'ye teşekkür ediyoruz. Burada imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR'a, Yeni Yol'a ve bağımsız vekillere teşekkür ediyoruz. 360 imza ile Meclis Başkanlığı'na teslim ettik. Sonrasında başka milletvekillerimiz de olacak. Bu böyle devam edecek.</p>

<p>Teklif, cuma günü Adalet Komisyonu'nda görüşülecek.</p>

<section dir="auto">
<p>İlk toplantı bundan 1 yıl önce yapıldı. Devamında da 18 toplantı icra edildi. Tam 138 kişiyi, birçok değerli ismi dinledik. Toplam 138 kişi. MİT, Dışişleri, İçişleri, Adalet ve Millî Savunma Bakanlığımız geldi. Çalışmalar şubat ayında tamamlandı. Grupların ve grubu olmayan siyasi partilerle uzun istişareler yapıldı. Büyük bir çoğunlukla rapor yayımlandı ve kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
</section>

<p>8 Şubat tarihinde kamuoyu ile paylaşılan komisyon raporumuzun tamamına yönelik uzun süren bir çalışma yürütüldü. İlgili kurumlardan görüşler alındı. MHP ve DEM Parti ile yakın çalışma ve diyalog içerisindeydik. Uzman arkadaşlarımızdan teklife ilişkin görüşler aldık. Geçtiğimiz hafta teklif belli bir olgunluğa erişti. Siyasi parti gruplarıyla da görüşmelere başladık.</p>

<p>Şubatta tamamlanan rapor için uzun süredir çalışmalar sürüyor. MHP ve diğer partilerle de, uzmanlardan da görüşler alındı. En son geçen hafta erişti. Pazartesi itibarıyla da Yeni Parti, CHP, Yeni Yol Partisi, HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle raporun beklentileri karşılayacak şekilde istişareler yaptık.</p>

<p>Pazartesi günü Adalet Komisyonu Başkanımız, bu başlıklardaki rapora yönelik nasıl bir teklif olduğunu beyan ettiler. Siyasi parti temsilcileri de imza atacaklarını belirttiler.</p>

<p>Kritik eşik; terör örgütü PKK-KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olarak bir mekanizmayla tespit edilmesi. Teklifimizin amaç ve kapsam bölümünü rapor doğrultusunda şöyle ifade ettik;</p>

<p>Kanunun amacı PKK-KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyit edildiğine dair kararın Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasına dair yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazı işlemlerinin yani tasfiye süreci ile ilgili toplumsal bütünleşmeye dair yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.</p>

<section dir="auto">
<p>Ne esas alındı? Bu, bir bütünleyici... Bu etkin pişmanlık maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları daha açık olması adına önemli.</p>
</section>

<p>Biz üçüncü maddeleri kaleme alırken TCK'nın 220. maddesindeki yaklaşımı esas aldık.</p>

<p>Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete'de yayımlanması koşuluyla örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.</p>

<p>5 yıl veya daha az cezalarda 5 yıl, 15 yıldan fazla cezalarda 10 yıl erteleme yapılacak.</p>

<p>Şiddeti reddedenlerin topluma yeniden kazandırılması hedefleniyor. Süreci takip etmek için TBMM'de İzleme Komisyonu kurulacak. Oluşturulacak kurul, TBMM'yi bilgilendirecek. Örgüt yöneticileri kapsam dışında kalacak"</p>

<p>Çerçeve Yasa Teklifi (Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi) için ilk görüşme 7 Ağustos Cuma günü saat 15.30'da TBMM Adalet Komisyonu'nda yapılacak.</p>

<p>Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel imzasıyla siyasi parti gruplarına gönderilen yazıda; görüşmelerin Halkla İlişkiler Binası'ndaki 3 numaralı salonda başlayacağı, aynı gün bitmemesi durumunda ise sonraki günlerde de devam edeceği belirtildi.</p>

<p><strong>İLK GÖRÜŞME CUMA GÜNÜ</strong></p>

<p>Çerçeve Yasa Teklifi (Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi) için ilk görüşme 7 Ağustos Cuma günü saat 15.30'da TBMM Adalet Komisyonu'nda yapılacak.</p>

<p>Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel imzasıyla siyasi parti gruplarına gönderilen yazıda; görüşmelerin Halkla İlişkiler Binası'ndaki 3 numaralı salonda başlayacağı, aynı gün bitmemesi durumunda ise sonraki günlerde de devam edeceği belirtildi.</p>

<p>Teklif; PKK/KCK terör örgütünü kurma ve yönetme, örgüte üye olma veya yardım etme, örgüt propagandası yapma ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da düzenlenen örgüt lehine işlenen suçları kapsıyor.</p>

<p>Teklife göre, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlarda soruşturma, kovuşturma ve ceza infazlarının 5 ya da 10 yıl süreyle ertelenmesi öngörülüyor. Ancak örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışında tutuluyor.</p>

<h3><strong>MADDELER</strong></h3>

<p><i><strong>Amaç ve kapsam</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.</p>

<p>(2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar.</p>

<p><i><strong>Tanımlar</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 2</strong>- Kanunun kapsamı yalnızca PKK/KCK terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda sadece ilgili örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar Kanun kapsamında ertelenebilecektir.</p>

<p id="p-rc_e5a258d6b3da91c8-186">Aşağıda belirtilen haller Kanun kapsamı dışındadır:</p>

<ul>
 <li>a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu,</li>
 <li>b) 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ile bu tarihten önce işlenmiş olup verilen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları,</li>
 <li>c) Örgüt mensuplarının şahsi suçları,</li>
 <li>ç) Diğer terör örgütlerinin faaliyetleri ve genel adlî suçlar.</li>
</ul>

<p><i><strong>Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Örgütün faaliyeti kapsamında veya lehine işlenen suçlar bakımından;</p>

<p>a) Üst sınırı 15 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl süreyle,</p>

<p>b) Üst sınırı 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise 10 yıl süreyle,</p>

<p><strong>ertelenmesi öngörülmektedir.</strong></p>

<p>Erteleme kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilir.</p>

<p>Erteleme süresi boyunca dava zamanaşımı işlemez. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir.</p>

<p>Erteleme süresi içerisinde terör suçlarından herhangi birinin işlenmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Bu kapsamda yürütülen yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararının infazı, bu Kanun hükümleri uyarınca ertelenemez.</p>

<p>Erteleme süresinin herhangi bir terör suçu işlenmeksizin tamamlanması hâlinde ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya düşme kararı verilir.</p>

<p>Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olmakla birlikte bu Kanun kapsamına giren suçlara ilişkin, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında oluşturulacak Kurulun iznine tabi olacaktır.</p>

<h3>Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar</h3>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.</p>

<p>(2) 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.</p>

<p><i><strong>Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) 3'üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, 2'nci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6'ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><strong>Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;</p>

<p>a) Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle,</p>

<p>b) Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zaman aşımı işlemez.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5'inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.</p>

<p><i><strong>Takip, koordinasyon ve uygulama</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.</p>

<p>(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.</p>

<p>(3) 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur.</p>

<p>(4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;</p>

<p>a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden,</p>

<p>b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden,</p>

<p>Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekir.</p>

<p>(5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.</p>

<p>(6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.</p>

<p><i><strong>Silah ve malzeme teslimi</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.</p>

<p>(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.</p>

<p><i><strong>Süre</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Kanun hükümleri, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.</p>

<h3>Görev ve sorumluluk</h3>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.</p>

<p>(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.</p>

<p><i><strong>Yürürlük</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 11- (1)</strong> Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><i><strong>Yürütme</strong></i></p>

<p><strong>MADDE 12- (1)</strong> Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p>

<p></p>

<h3><strong>MADDE GEREKÇELERİ</strong></h3>

<p><strong>MADDE 1</strong>- Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1'inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise 10 yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fıkra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1'inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adlî işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3'üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve 9'uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanması nedeniyle re’sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.</p>

<p>Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin daha lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adlî işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3'üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının, 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla uygulanacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmemesi halinde kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Maddeyle, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1'inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazının ise 10 yıl süreyle infaz hâkiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zaman aşımı da işlemeyecektir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5'inci maddede belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.</p>

<p>Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkân tanınmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adlî, idarî ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1'inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.</p>

<p>Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir.</p>

<p>Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekreterya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Yürürlük maddesidir.</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Yürütme maddesidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/terorsuz-turkiye-yasa-teklifinin-tum-detaylari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terorsuz-turkiye.webp" type="image/jpeg" length="70356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Esenyurt Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-esenyurt-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-esenyurt-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Esenyurt Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 06 Ağustos 2026 Tarihli ve 33332 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Esenyurt Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL ESENYURT ÜNİVERSİTESİ KADIN VE AİLE ÇALIŞMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) İstanbul Esenyurt Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) İstanbul Esenyurt Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İstanbul Esenyurt Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İstanbul Esenyurt Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İstanbul Esenyurt Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Kadınların sosyal, psikolojik, kültürel, siyasal, ekonomik ve akademik hayatta güçlenmesini desteklemek, aile yapısının sürdürülebilir bir biçimde devam ettirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>b) Kadın ve aile odaklı bilimsel araştırmalar yürütmek; akademik yayın, proje konferans, kongre ve seminer gibi faaliyetler aracılığıyla ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi üretimine katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Üniversite bünyesindeki ilgili bölüm ve programlara araştırma, proje geliştirme, uygulama ve eğitim faaliyetlerinde disiplinler arası iş birliği zemini oluşturmak.</p>

<p>ç) Kadına yönelik şiddetle mücadele, aile içi iletişim ve psikososyal destek konularında toplumsal farkındalık oluşturmak, sosyal politika önerileri geliştirmek.</p>

<p>d) Merkezi ve yerel kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlarla ortak araştırma, saha çalışması ve sosyal sorumluluk projeleri geliştirmek.</p>

<p>e) Sertifika programları ve mesleki eğitimler aracılığıyla çalışan profesyonellerin sürekli gelişimini desteklemek.</p>

<p>f) Kadınların liderlik ve karar alma mekanizmalarına katılımını artırmaya yönelik akademik, eğitsel ve uygulamalı çalışmaları kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütleriyle iş birliği içerisinde gerçekleştirmek.</p>

<p>g) Kadın, aile ve toplum yapısını etkileyen sosyal sorunların oluşturduğu riskler konusunda önleyici ve koruyucu yaklaşımlar geliştirerek kadınlara ve ailelere yönelik eğitim, farkındalık ve güçlendirme faaliyetleri yürütmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kadın ve aile odaklı periyodik eğitim ve sertifika programları düzenlemek.</p>

<p>b) Kadın ve aile konularında ampirik araştırmalar, raporlar ve akademik yayınlar hazırlamak, öğrenci tezleri ve araştırma projelerine destek sunmak.</p>

<p>c) Üniversitedeki kadın öğrenciler, akademisyen ve personel için psikososyal destek ve yönlendirme mekanizmaları geliştirmek.</p>

<p>ç) Kadına yönelik şiddet, aile içi iletişim sorunları, ayrımcılık, liderlik, güçlendirme, karar alma ve sosyal dışlanma konularında farkındalık eğitim, etkinlik ve mentorluk programları düzenlemek.</p>

<p>d) Aile yapısının işlevselliğini güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütmek, sosyal politika önerileri geliştirmek ve izleme-değerlendirme faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kadın ve aile odaklı ulusal ve uluslararası kongre, konferans, sempozyum, çalıştay, panel ve seminerler düzenlemek.</p>

<p>f) Ulusal kalkınma stratejileri doğrultusunda kısa, orta ve uzun vadeli projeler ve stratejiler belirlemek, projeler geliştirilmesini teşvik etmek.</p>

<p>g) Çalışma alanında yurt içi ve yurt dışındaki merkez, enstitü ve kuruluşlarla iş birliği yaparak bilgi ve tecrübelerinin paylaşımına katkıda bulunmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ğ) Merkezin amaçlarına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdürün altı aydan fazla görevinin başında bulunamayacağı durumlarda görevi sona erer ve aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(3) Müdür yardımcıları, Müdür tarafından verilen görevleri yerine getirir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kuruluna ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunun aldığı kararları ve çalışma programını uygulamak.</p>

<p>ç) Merkezi, Merkezin amaçları doğrultusunda yönetmek.</p>

<p>d) Uygulanan programlara ve faaliyetlere ilişkin koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>e) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını düzenlemek ve Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>f) Oluşturulan çalışma birimlerinin faaliyetleri, plan, program ve projeleri hakkında Yönetim Kurulunu bilgilendirmek.</p>

<p>g) Eğitim, kurs, çalıştay, kongre, sertifika programı, sempozyum, seminer ve benzeri program ve projelerin düzenlenmesini, yürütülmesini, yönlendirilmesini ve denetimini sağlamak.</p>

<p>ğ) Personel ihtiyacı ile ilgili teklifleri Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdür, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen üç üye olmak üzere toplam en fazla altı üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu; Müdürün daveti üzerine yılda en az iki kez toplanarak Müdür tarafından hazırlanan gündem maddelerini görüşüp karar alır. Yönetim Kurulu salt çoğunluk ile toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği hâlinde Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleriyle ilgili eğitim programlarının hazırlanması ve planlanması, katılım koşullarının belirlenmesi ve eğitim verecek birimlerle gerekli koordinasyonun sağlanması hususunda kararlar almak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet raporunun düzenlenmesine ilişkin esasları tespit etmek ve ortaya konulan raporu değerlendirmek.</p>

<p>c) Bir sonraki döneme ait çalışma programının düzenlenmesine ilişkin esasları tespit etmek ve sunulan programı değerlendirmek.</p>

<p>ç) Eğitim programları ile bu programların sonunda katılım belgesi, başarı belgesi ve sertifika düzenleyerek vermek.</p>

<p>d) Çalışma grupları ve komisyonlar kurmak ve faaliyetlerini değerlendirmek.</p>

<p>e) Müdür tarafından gündeme getirilen konularda karar vermek.</p>

<p>f) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdür ve müdür yardımcısı ile Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan Merkeze katkısı olacağı düşünülen Üniversitenin öğretim elemanları ile istekleri halinde Üniversite dışından, ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren kişi ve kuruluş temsilcileri arasından üç yıl süre için Rektör tarafından görevlendirilen en çok yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu yılda en az bir kez Müdürün çağrısı üzerine olağan olarak salt çoğunlukla toplanır. Müdür gerekli gördüğü takdirde Danışma Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir. Oyların eşitliği hâlinde Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi, Merkezin çalışmalarını değerlendirmek ve Yönetim Kuruluna görüş ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma birimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin çalışma konularıyla ilgili faaliyetlerinin verimliliğini ve etkinliğini artırmak üzere proje, yayın, saha araştırmaları, halkla ilişkiler gibi sürekli veya geçici çalışma birimleri oluşturulabilir. Birimler, birim başkanı veya bir Yönetim Kurulu üyesi sorumluluğunda çalışmaları planlamak, koordine etmek ve yürütmek üzere görevlendirilen ilgili personelden oluşur.</p>

<p>(2) Çalışma birimleri; Müdürün teklifi üzerine Rektörün onayıyla kurulur. Çalışma birimlerinde görev yapan personel, Yönetim Kurulu tarafından öngörülen süreler için görevlendirilir. Müdür, çalışma birimlerinin faaliyetlerini izler ve denetler.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü ölçü ve sürede Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Esenyurt Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-esenyurt-universitesi-kadin-ve-aile-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="25284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKKINDA CEZA DAVASI DEVAM EDEN MEMURA, CEZA MAHKEMESİ KARARI KESİNLEŞMEDEN DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASI VERİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakkinda-ceza-davasi-devam-eden-memura-ceza-mahkemesi-karari-kesinlesmeden-devlet-memurlugundan-cikarma-cezasi-verilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakkinda-ceza-davasi-devam-eden-memura-ceza-mahkemesi-karari-kesinlesmeden-devlet-memurlugundan-cikarma-cezasi-verilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu fiilin "sahtecilik" olduğu, davacının aynı eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasındaki suçun da "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" olarak belirlendiği, bir başka ifadeyle disiplin cezasına konu eylem ile ceza yargılamasına konu eylemin vasıflandırmasının örtüştüğü görülmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>2. DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/739</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/5453</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 25.11.2025</strong></p>

<p><strong>DİSİPLİN CEZASINA KONU EYLEM İLE CEZA YARGILAMASINA KONU EYLEMİN VASIFLANDIRMASININ ÖRTÜŞMESİ</strong></p>

<p><strong>DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASI</strong></p>

<p><strong>CEZA YARGILAMASI SONUCUNDA VERİLECEK KARARIN KESİNLEŞMESİ</strong></p>

<p><strong>Özeti: </strong>Uyuşmazlıkta; davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu fiilin "sahtecilik" olduğu, davacının aynı eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasındaki suçun da "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" olarak belirlendiği, bir başka ifadeyle disiplin cezasına konu eylem ile ceza yargılamasına konu eylemin vasıflandırmasının örtüştüğü görülmektedir. Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince, davacı hakkındaki ceza yargılaması sonucunda verilecek karar kesinleştikten sonra, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediği konusunda dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile ceza mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU:</strong> ... Bölge İdare Mahkemesi.... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava Konusu İstem: Dava; Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapan davacının, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda "sahtecilik" fiilini işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6 maddesi uyarınca "meslekten çıkarma" cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun... günlü, ... sayılı kararının 46. olaya ilişkin kısmının iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararla; davacının, disiplin cezasıyla cezalandırılmasına temel olan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nde öngörülen eyleminin, mevcut hukuki durum itibarıyla 7068 sayılı Kanun'daki meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler arasında yer almaması ve "suç ve cezada lehe olan kuralın uygulanması" kuralının disiplin yaptırımları yönünden de geçerli bir ilke olması karşısında, Tüzük'ün 8/6 maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi Kararının Özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 11/06/2024 günlü, E:2024/808, K:2024/3602 sayılı bozma kararına uyularak, uyuşmazlığın esasına girilmek suretiyle ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince verilen temyize konu kararla; davacının, disiplin soruşturmasına konu fiilleri nedeniyle yargılandığı ceza davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçundan 5 yıl 10 ay; "rüşvet" suçundan ise 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan yargı kararı uyarınca davacının sahtecilik fiilini işlediği sonucunun ortaya çıktığı, bu itibarla sübuta eren fiil kapsamında usulüne uygun olarak yürütülen disiplin soruşturması sonucunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile istinafa konu mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: </strong>Davacı tarafından; Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/6 maddesinde düzenlenen ve meslekten çıkarma cezasını gerektiren "sahtecilik" fiilinin, 7068 sayılı Kanun'da düzenlenmemesi nedeniyle lehe olan hükmün uygulanması ilkesi çerçevesinde karar verilmesi gerektiği, aynı birimde görev yapan birçok kişi içerisinde sadece kendisinin sorumlu tutulduğu, hukuki güvenlik, eşitlik ve kazanılmış hakka saygı ilkelerinin ihlal edildiği, disiplin soruşturmasına konu eylemleri nedeniyle yargılandığı ceza davasında verilecek kararın beklenilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN CEVABI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...</p>

<p>DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dava dosyasının incelenmesinden; 13/02/2014 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından mükerrer sürücü belge sicillerinin birleştirilmesi için Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne liste gönderildiği, yapılan kontrollerde Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan davacının, Pol-Net sistemi üzerinden bazı şahıslara ait sürücü belge dosyalarında güncelleme yapmak suretiyle usulsüz olarak şahısların sürücü belgesi almalarını sağladığının tespit edildiği, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda hazırlanan raporun 46. olaya ilişkin kısmında "M.Ç isimli şahsa ait ... sicil numaralı sürücü belgesi dosyasında sınıf yükseltme ile ilgili ve (E) sınıfına dair hiçbir evrak bulunmamasına rağmen 22/08/2013 tarihinde POLNET sistemi üzerinde (B) sınıfından (E) sınıfına yükseltme işlemi yaptığı" gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edilmesi üzerine temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 83. maddesinin birinci cümlesi uyarınca yürürlüğe konulan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunduğu şekliyle Emniyet Örgütü (Teşkilatı) Disiplin Tüzüğü'nün 8/6 maddesinde; hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, (...) kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira fiilleri meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler olarak hükme bağlanmıştır.</p>

<p>08/03/2018 günlü, 30354 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'da, Tüzük'ün 8/6 maddesindeki fiillere ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş, anılan Kanun'un 9. maddesinde; Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller ile ilgili olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin, 34. maddesinde ise; bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde 657 sayılı Kanun'un disipline ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 günlü, E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararı ile 3201 sayılı Kanun'un 83. maddesinin birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi sonrasında yürürlüğe giren 7068 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesiyle "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre re'sen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezaları bu Kanun hükümleri uyarınca verilmiş addolunur." kuralı getirilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :</strong></p>

<p>Kamu görevlilerinin disiplin cezasıyla cezalandırılabilmeleri için, disipline aykırı eylem veya işlemlerinin sübut bulup bulmadığının, usulüne uygun olarak yapılacak soruşturma ile ortaya konulması, soruşturma aşamasında kamu görevlisinin lehinde ve aleyhinde olan her türlü bilgi ve belgenin toplanması, bilahare disipline aykırı davranış olarak tespit edilen eylemin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanarak bu eyleme uygun olan disiplin cezası maddesinin tayini ve uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda, yapılan soruşturma sonucunda disiplin cezası verilebilmesi için, suça esas fiilin sübuta erdiğine ilişkin tespitin, hukuken geçerli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delillere dayanması gerektiği; aksi durumda, Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları ile güvence altına alınmış bulunan masumiyet karinesinin ihlali sonucunun doğabileceği açıktır.</p>

<p>Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden gerçekleştirilen incelemelerde; davacının, disiplin soruşturmasına konu fiilleri nedeniyle "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" ve "rüşvet" suçlarından yargılandığı ceza davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçundan neticeten 5 yıl 10 ay; "rüşvet" suçundan ise neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Ceza Dairesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla davacının istinaf başvurusu yerinde görülerek ilk derece mahkemesi kararının bozulduğu ve dosyanın, yeniden karar verilmek üzere mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesince henüz bir karar verilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta; davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu fiilin "sahtecilik" olduğu, davacının aynı eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasındaki suçun da "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" olarak belirlendiği, bir başka ifadeyle disiplin cezasına konu eylem ile ceza yargılamasına konu eylemin vasıflandırmasının örtüştüğü görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince, davacı hakkındaki ceza yargılaması sonucunda verilecek karar kesinleştikten sonra, disiplin cezasına konu fiillerin işlenip işlenmediği konusunda dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile ceza mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince verilen... günlü, E:... K:... sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. 2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'la değişik 50. maddesinin 2. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın, kararı veren ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile eklenen Geçici 8. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/11/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakkinda-ceza-davasi-devam-eden-memura-ceza-mahkemesi-karari-kesinlesmeden-devlet-memurlugundan-cikarma-cezasi-verilemez</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 22:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="46965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdare Hukukundaki Devletçi Gelenek ve Göreve İade Edilen Memurun Mali ve Özlük Haklarının Verilmemesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idare-hukukundaki-devletci-gelenek-ve-goreve-iade-edilen-memurun-mali-ve-ozluk-haklarinin-verilmemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idare-hukukundaki-devletci-gelenek-ve-goreve-iade-edilen-memurun-mali-ve-ozluk-haklarinin-verilmemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdare hukuku, modern devletin vatandaşla olan ilişkisini düzenleyen bir hukuk dalı olarak 19. yüzyılda Fransa’da doğmuştur. Fransız Devrimi sonrasında “idare”nin yargısal denetime tabi tutulması, vatandaşın devlet karşısında korunması ihtiyacından kaynaklanmıştır. Conseil d’État’nın geliştirdiği içtihatlar, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetlerken temel yaklaşımı “vatandaşın zayıf taraf olduğu” gerçeğine dayanır. Çünkü devlet, elindeki kamu gücü, örgütlenmesi ve imkânlarıyla her zaman daha güçlüdür. Bu nedenle idare hukuku, özünde “devleti sınırlayan” ve “bireyi koruyan” bir hukuk olarak tasarlanmıştır.</p>

<p>Türkiye’de ise idare hukuku, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir gelenek içinde şekillenmiştir. Tanzimat’tan itibaren idari yargı kurumları kurulmuş olsa da, Cumhuriyet döneminde özellikle 1961 ve 1982 Anayasaları ile idari yargı bağımsız bir yapıya kavuşturulmuştur. Ne var ki bu yapısal bağımsızlık, uygulamada her zaman “bireyi koruyan” bir zihniyetle birleşmemiştir. Ülkemizde idare hukuku, büyük ölçüde “devletçi” bir gelenek içinde yorumlanmıştır. Yargı organları, özellikle mali sonuç doğuran davalarda, çoğu zaman “kamu yararı” ve “devletin mali menfaati” gerekçesiyle bireyin haklarını ikincil plana atmıştır.</p>

<p>Bu durum, özellikle devlet memurlarının ihraç, göreve iade ve mali haklar uyuşmazlıklarında çarpıcı biçimde ortaya çıkmaktadır. İhraç edilen bir memur, yargı kararıyla göreve iade edildiğinde, Anayasa’nın 125. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca yoksun kaldığı mali ve özlük haklarının ödenmesi gerekir. Çünkü idari işlem hukuka aykırı bulunup iptal edildiğinde, işlemin hiç yapılmamış gibi sonuç doğurması esastır. Göreve iade, sadece fiilen işe başlatmakla sınırlı değildir; geçmişe yönelik tüm mali ve özlük hakların da iadesini gerektirir.</p>

<p>Ancak uygulamada yargı organları, özellikle tazminat ve geriye dönük ödeme taleplerinde, son derece kısıtlayıcı ve adeta “devleti koruyan” bir tutum sergilemektedir. Tazminat miktarları çoğu zaman komik denebilecek rakamlara indirgenmekte, “kamu zararının önlenmesi” gerekçesiyle bireyin uğradığı gerçek zarar göz ardı edilmektedir. Hâkimler, “devletin cebinden para çıkmasın” kaygısıyla hareket ederken, hukuka aykırı işlemin mağduru olan vatandaşı adeta ikinci kez cezalandırmaktadır. Bu, idare hukukunun varlık sebebine aykırıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda bu devletçi yaklaşımın en tipik yansımalarından biri, usulden bozulan ihraç işlemlerinde ortaya çıkmıştır. Danıştay’ın bazı daireleri, 657 sayılı Kanun’un 129. maddesine aykırı olarak son savunma alınmadan tesis edilen ihraç kararlarının iptali halinde, “idare usul eksikliğini giderip yeniden işlem tesis edebilir” gerekçesiyle, yoksun kalınan mali ve özlük hakların ödenmesine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım hukuka aykırıdır. Çünkü:</p>

<p>- İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, işlemi tesis edildiği tarihten itibaren hiç tesis edilmemiş gibi ortadan kaldırır. İptalin usule mi yoksa esasa mı dayandığı, iptal kararının geriye yürür etkisini ve sonuçlarını değiştirmez.</p>

<p>- Hukuka aykırı işlem nedeniyle fiilen çalışamayan memurun, “hiç ihraç edilmemiş gibi” mali haklarını alması, iptal kararının zorunlu sonucudur.</p>

<p>- “Yeniden işlem tesis edilebilir” gerekçesi, idareye sınırsız bir “ikinci şans” tanımak anlamına gelir ve bireyi yıllarca süren belirsizliğe mahkûm eder. Bu, hukuk güvenliği ve etkili yargısal koruma ilkelerine aykırıdır.</p>

<p>İşte bu noktada, aşağıda inceleyeceğimiz karar, bu hatalı yaklaşımın kısmen de olsa düzeltilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Kararın İncelenmesi</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, Adana ili Ceyhan ilçesindeki bir ortaokulda öğretmen olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Kanun’un 125/1-E-(g) bendi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun 03/11/2015 tarihli kararının iptali ve yoksun kaldığı maaşların yasal faiziyle ödenmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Adana 3. İdare Mahkemesi, 01/02/2017 tarihli kararıyla davayı esastan reddetmiştir. Danıştay Onikinci Dairesi’nin bozması üzerine Adana Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi, 25/10/2023 tarihli kararıyla işlemi <strong>usulden</strong> (son savunma alınmaması nedeniyle) iptal etmiş ve yoksun kalınan parasal hakların dava açma tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine hükmetmiştir.</p>

<p>Danıştay Onikinci Dairesi, 05/11/2024 tarihli kararıyla iptal kısmını onamış, ancak parasal haklar kısmını bozmuştur. Bozma gerekçesi özetle şudur: İdare, 657 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca son savunmayı alıp usul eksikliğini gidererek yeniden işlem tesis edebileceğinden, bu aşamada parasal haklar hakkında karar verilmesine yer yoktur.</p>

<p>Adana Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi ise 28/01/2025 tarih ve E:2025/35, K:2025/112 sayılı kararıyla <strong>ısrar</strong> etmiştir. Israr gerekçesi son derece isabetlidir:</p>

<p>“İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, işlemin tesis edildiği tarihten itibaren hiç tesis edilmemiş gibi idari işlemi tüm sonuçları ile birlikte ortadan kaldıran kararlardır. İşlemin iptaline ilişkin hukuka aykırılığın usule ya da esasa ilişkin olmasının, iptal kararının sonuçlarını ve uygulanma kabiliyetini farklı kılmadığı… verilen iptal kararıyla, davacı hakkında tesis edilen Devlet memurluğundan çıkarma işlemi, tesis edildiği tarihten itibaren tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmakta olup, idari işlem hiç tesis edilmemiş gibi davacının geriye dönük mali haklarının ödenmesinin de iptal kararının zorunlu bir sonucu olduğu…”</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), 15/12/2025 tarihli kararıyla davalı idarenin temyiz istemini reddetmiş ve Bölge İdare Mahkemesi’nin ısrar kararını <strong>oyçokluğuyla onamıştır</strong>. Böylece, usulden iptal edilen ihraç işlemi nedeniyle yoksun kalınan mali hakların ödenmesi gerektiği yönündeki görüş, en üst düzeyde teyit edilmiştir.</p>

<p>Karşı oy yazan üyeler ise klasik devletçi argümanı tekrarlamışlardır: Usul eksikliği giderilebilir nitelikte olduğundan, idare yeniden işlem tesis edebileceği için parasal haklar hakkında “bu aşamada karar verilmesine yer yoktur”. Bu görüş, iptal kararının geriye yürür etkisini fiilen ortadan kaldırmakta ve bireyi, idarenin “yeniden ihraç” tehdidi altında yıllarca mağdur bırakmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bu karar, idare hukukundaki devletçi geleneğin en azından bir noktada kırıldığını göstermektedir. Bölge İdare Mahkemesi’nin ısrarı ve İDDK’nın bu ısrarı onaması, “usulden iptal = mali hak yok” şeklindeki hatalı ve hukuka aykırı uygulamaya karşı önemli bir duruştur. İptal kararı, ister usule ister esasa dayansın, işlemi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Aksi kabul, idareyi usul hataları konusunda sorumsuz kılmak ve vatandaşı devletin keyfiliğine mahkûm etmek anlamına gelir.</p>

<p>İdare hukuku, vatandaşı devlete karşı korumak için vardır. Bu karar, bu temel ilkenin en azından mali haklar bakımından bir nebze olsun hayata geçirildiğini gösteren olumlu bir adımdır. Umarız bu yaklaşım, tüm idari yargı mercilerince benimsenir ve “devleti koruyan yargı” geleneği yerini “hukuku ve bireyi koruyan yargı”ya bırakır.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Ali Osman GÖÇER</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idare-hukukundaki-devletci-gelenek-ve-goreve-iade-edilen-memurun-mali-ve-ozluk-haklarinin-verilmemesi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-sozlesmea.jpg" type="image/jpeg" length="12583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 SAYILI KANUNLA GETİRİLEN MİRASÇILAR ARASINDA CEBRİ SATIŞIN KAPSAMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-getirilen-mirascilar-arasinda-cebri-satisin-kapsami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-getirilen-mirascilar-arasinda-cebri-satisin-kapsami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322/2. maddesi uyarınca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin kararların yerine getirilmesinde İcra ve İflâs Kanunu hükümleri uygulanır. Bu atıf nedeniyle ortaklığın giderilmesi davalarında verilen satış kararlarının infazı, İcra ve İflâs Kanunu’nun cebri satışa ilişkin hükümlerine tabidir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a> ile İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan değişiklik de doğrudan bu atıf dolayısıyla ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin ilamların icrasında uygulama alanı bulmaktadır. Başka bir ifadeyle, ortaklığın giderilmesine ilişkin esaslar Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre belirlenmekte; satışın nasıl gerçekleştirileceği ise HMK’nın İcra ve İflâs Kanunu’na yaptığı atıf sebebiyle İİK m. 114 ve devamı hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu nedenle, 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle İİK m. 114’te yapılan değişiklik, dolaylı olarak ortaklığın satış suretiyle giderilmesi kararlarının icra aşamasında uygulanacak özel ihale usulünü düzenlemektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a>’un 1. maddesiyle İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesine eklenen hükümde, birinci artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında yapılabilmesi için ilk şart olarak taşınmazın tüm malikler tarafından miras yoluyla edinilmiş olması aranmıştır. Kanun koyucu burada bilinçli olarak “paylı mülkiyet” veya “birden fazla malik” ifadelerini kullanmamış, bunun yerine “tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri” ibaresine yer vermiştir. Böylece düzenlemenin uygulanma alanı yalnızca belirli nitelikteki ortak mülkiyet ilişkileriyle sınırlandırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Miras yoluyla edinme”, Türk Medeni Kanunu anlamında miras bırakanın ölümüyle birlikte terekenin kanuni veya atanmış mirasçılara külli halefiyet ilkesi gereğince kendiliğinden geçmesini ifade eder. Başka bir anlatımla, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kaynağı herhangi bir satış, bağış, trampa veya başka bir hukuki işlem değil; doğrudan mirasçılık sıfatıdır. Bu nedenle düzenleme, yalnızca mülkiyet hakkının hukuki sebebi miras olan taşınmazlarda uygulanabilecektir.</p>

<p>Kanaatimizce, kanunda yer alan “miras yoluyla edinme” ibaresi dar yorumlanmamalıdır. Bu kapsamda, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın mirasçılar adına tespit ve tescil edilmiş olması hâlinde de söz konusu şartın gerçekleştiği kabul edilmelidir. Zira bu durumda kadastro tescili, mirasçılara yeni bir mülkiyet kazandırmamakta; miras bırakanın ölümüyle Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca kendiliğinden kazanılmış bulunan mülkiyet hakkını açıklayıcı (bildirici) nitelikte tapu siciline yansıtmaktadır. Dolayısıyla mülkiyetin hukuki sebebi kadastro işlemi değil, mirastır. Bu nedenle, kadastro sırasında mirasçılar adına tescil edilen ve maliklerin tamamının mülkiyet hakkını mirasçılık sıfatıyla kazandığı taşınmazlar hakkında da 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle getirilen özel artırma usulünün uygulanabileceği kanaatindeyiz.</p>

<p>Bu görüş, kadastro tespitinin kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğu ve mirasın ölüm anında kendiliğinden kazanıldığı (TMK m. 599) esasına dayandığından, kanunun amacı olan aileye ait taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında korunması düşüncesiyle de uyumludur.</p>

<p>Yine Kanaatimizce, “miras yoluyla edinme” kavramı yalnızca veraset ilamına dayanılarak yapılan intikallerle sınırlı değerlendirilmemelidir. Mirasçılık sıfatı veya miras payı, bir mahkeme kararı sonucunda kazanılmış olsa dahi, bu karar mülkiyetin hukuki sebebini değiştirmez. Örneğin, mirasçılık belgesinin iptali, mirasçılık sıfatının tespiti, soybağının kurulması, mirasçılık hakkının tanınması veya miras payının aidiyetine ilişkin bir mahkeme kararı üzerine taşınmazın mirasçı adına tescil edilmesi hâlinde de mülkiyetin kazanılma sebebi mahkeme kararı değil, mirastır. Mahkeme kararı yalnızca mevcut mirasçılık hakkını tespit eden veya açıklayan niteliktedir. Bu nedenle, mahkeme kararıyla miras payını kazanan maliklerin de,<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 7589 sayılı Kanun</a>’un 1. maddesinde öngörülen “miras yoluyla edinme” şartını taşıdığı ve hükmün korumasından yararlanabileceği kanaatindeyiz.</p>

<p>Bu görüş, Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesinde düzenlenen mirasın ölüm anında kendiliğinden kazanılması (külli halefiyet) ilkesiyle de uyumludur. Çünkü mahkeme kararı mirası kazandıran değil, mirasçılık sıfatını ve buna bağlı mülkiyet hakkını tespit eden veya sicile yansıtan hukuki işlemdir. Dolayısıyla, bu kişilerin de ilk artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılmasına ilişkin düzenlemeden yararlanması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Kanundaki “tüm malikler” ibaresi büyük önem taşımaktadır. Buna göre taşınmazdaki maliklerden birinin dahi payını miras dışında bir yolla edinmiş olması hâlinde söz konusu özel artırma usulü uygulanmayacaktır. Örneğin mirasçılardan biri payını üçüncü kişiye satmış ve üçüncü kişi malik olmuşsa veya mirasçılardan biri diğer mirasçının payını satın almışsa, artık taşınmazın bütün maliklerinin mülkiyet sebebi miras değildir. Aynı şekilde mirasçılar arasında yapılan satışlar sonucunda payların edinilme sebebi satış sözleşmesine dayandığından, yeni düzenlemenin uygulanma şartı ortadan kalkacaktır.</p>

<p>Buna karşılık, miras bırakanın ölümü üzerine mirasçılar adına intikal eden ve malikler arasında bugüne kadar herhangi bir satış, bağış veya benzeri tasarruf işlemi yapılmamış taşınmazlarda “miras yoluyla edinme” şartı gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu durumda ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde ilk açık artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacaktır.</p>

<p>Kanun koyucunun bu şartı aramasındaki temel amaç, aileye ait taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında korunmasını sağlamaktır. Zira mülkiyet tamamen miras ilişkisine dayanıyorsa, taşınmazın aile içinde kalmasına yönelik korunmaya değer bir menfaat bulunmaktadır. Buna karşılık üçüncü kişilerin malik olduğu veya mülkiyetin satış gibi iradi işlemlerle el değiştirdiği durumlarda bu aile bağının zayıfladığı kabul edilmiş ve genel ihale usulünün uygulanması tercih edilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, “miras yoluyla edinme” şartı yalnızca mirasçılık sıfatının bulunmasını değil, taşınmazdaki bütün maliklerin mülkiyet hakkının hukuki sebebinin münhasıran miras olmasını ifade etmektedir. Bu şart gerçekleşmediği takdirde, 7589 sayılı Kanun’un getirdiği yalnızca mirasçılar arasında yapılacak birinci artırma usulünden yararlanılması mümkün değildir. Bu yorum, kanun metninin lafzı, amacı ve aile mülkiyetini koruma düşüncesi birlikte değerlendirildiğinde isabetli görünmektedir.</p>

<p><strong>SELİM ALTINAY<br />
(İstanbul BAM Üye Hakimi)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanunla-getirilen-mirascilar-arasinda-cebri-satisin-kapsami</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/terazi-tokgasmd.jpg" type="image/jpeg" length="17143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ ETTİNİZ AMA EK RAPOR DA AYNI MI GELDİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-raporuna-itiraz-ettiniz-ama-ek-rapor-da-ayni-mi-geldi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-raporuna-itiraz-ettiniz-ama-ek-rapor-da-ayni-mi-geldi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir sabah elinize tebligat geçer; yıllardır süren davanızda beklenen bilirkişi raporu mahkemeye sunulmuştur. Raporu açarsınız, ancak gördüğünüz şey ne hukuki bir mantığa ne de somut verilere dayanmaktadır. Sadece birkaç satırlık soyut ifadelerle haklı olduğunuz dava adeta tek kalemde harcanmıştır. Hakimlerin "uzman gözü" olarak güvendiği bu raporlar gerçekten hatasız mıdır? Ya da daha kötüsü; haklı itirazlarınız bir kenara itilip, aynı hatalı rapor ek rapor adı altında önünüze yeniden konulduğunda hakkınızı nasıl arayacaksınız?</p>

<p>İşte uygulamada en çok mağduriyet yaratan ve adil yargılanma hakkını zedeleyen nokta tam olarak burasıdır.</p>

<p>Hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen hakim değil; yalnızca hâkime teknik konuda yardımcı olan bir uzmandır. Hazırladığı raporun sırf bir bilirkişi tarafından imzalanmış olması, onu otomatik olarak doğru veya bağlayıcı hâle getirmez. Ancak uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, kök rapora karşı yapılan haklı ve somut itirazlar ne yazık ki her zaman teknik bir değerlendirmeyle karşılanmamakta; ek raporlar adeta ilk raporun kopyala-yapıştır yapılarak savunulduğu soyut metinlere dönüşmektedir.</p>

<p>Peki, taraf itirazlarını karşılamayan, denetime elverişsiz ve çelişkiler barındıran bir ek rapor mahkeme hükmüne esas alınabilir mi? Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 279 ve 281 ne diyor? Yüksek yargı bu konuda hangi net sınırları çiziyor? Gelin, davalı vekili olarak sunduğumuz itirazlar ve Yargıtay'ın bu haksızlığa karşı koyan yerleşik içtihatları eşliğinde bu sorunun yanıtını birlikte arayalım.</p>

<p><strong>HMK M. 279 ve 281 Kapsamında Bilirkişi Raporunun Niteliği</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 279 ve 281. maddeleri uyarınca bilirkişi raporlarının gerekçeli, bilimsel, denetlenebilir ve tarafların itirazlarını karşılayacak nitelikte olması zorunludur. Bilirkişi, mahkemenin ara kararıyla kendisine verilen teknik incelemeyi ayrıntılı biçimde yapmak, kullandığı verileri açıklamak ve ulaştığı sonucun hangi teknik hesaplamalara dayandığını ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Oysa uygulamada bazı ek raporların; taraflarca dilekçelerde sorulan somut teknik soruları (örneğin kullanılan emsallerin neden seçildiğini, aradaki farklılıkların hangi objektif kriterlerle değerlendirildiğini) yanıtsız bıraktığı, yalnızca <i>"Tüm emsaller göz önünde bulundurulmuştur"</i> veya <i>"Uygun olduğu kanaatindeyiz"</i> şeklindeki soyut ifadelerle yetindiği görülmektedir. Oysa bilirkişinin görevi sadece kendi kanaatini açıklamak değil; ulaştığı sonuca hangi bilimsel yöntem ve objektif verilerle ulaştığını somut olarak ortaya koymaktır.</p>

<p><strong>Yargıtay Uygulamasında Denetlenebilir Rapor Kriterleri</strong></p>

<p>Yüksek yargı kararlarında, hükme esas alınacak raporların taşıması gereken asgari standartlar net bir şekilde çizilmiştir. Örneğin <strong>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2020/4130 E., 2021/4548 K. Sayılı ve 31.03.2021 tarihli kararında</strong><i>, "<strong>Hükme esas alınan bilirkişi raporunda </strong>dava konusu taşınmaz imar parseli, <strong>emsal alınan</strong> taşınmaz ise kadastro parseli olduğundan, dava konusu <strong>taşınmazın emsal ile kıyaslaması</strong> sonucunda değerlendirme tarihindeki değeri bulunduktan sonra, dava konusu taşınmaz imar parseline dönüştürülürken hangi oranda DOP kesilmişse, bu oranın ilave edilmesi gerekirken, emsal karşılaştırması sonucu tespit edilen metrekare birim fiyatından DOP kesintisi yapılması doğru olmadığı gibi, dava konusu taşınmazın diğer paydaşı tarafından açılan ve Dairemizin 2019/13391 E.- 2021/2331 K. sayılı dosyası ile denetiminden geçen … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018/1367 E – 2019/4270 K sayılı dava dosyasında imar uygulamasının tapuda tescil edildiği tarih değerlendirme tarihi olarak esas alınmak suretiyle taşınmaza 8,00-TL m² değer biçildiği ve Dairemizce uygun görüldüğü gözetildiğinde aynı değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmaza 3,86 TL/m² değer belirleyen <strong>bilirkişi raporu inandırıcı görülmemiştir.</strong> Bu durumda taraflara, <strong>dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması,</strong> lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazların ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu <strong>taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,</strong></i></p>

<p><i>Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA"</i></p>

<p>Benzer şekilde <strong>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2022/9345 E. ve 2023/132 K. Sayılı kararında</strong> <i>"2.Arsa niteliğindeki Konya ili, Selçuklu ilçesi, Musalla Bağları Mahallesi 13229 ada 5 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca <strong>emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak</strong>; üzerindeki yapılara ise aynı Kanun'un (h) bendi uyarınca resmî birim fiyatları esas alınıp <strong>yıpranma payı düşülerek değer biçilmek suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olarak tespit edilen bedelin davalı tarafa ödenmesine</strong>, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile idare adına tesciline karar verilmesi yerindedir."</i> değerlemede emsal taşınmazların üstün ve eksik yönlerinin belirlenip kıyaslanması, gerekli adaptasyon tablolarının oluşturulması ve raporun matematiksel ve teknik olarak denetlenebilir olması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Aynı doğrultuda <strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/3561 E., 2020/7129 K. Sayılı kararında</strong>; <i>"2- 6100 sayılı HMK'nın 279. maddesi hükmüne göre; bilirkişi, raporunu hazırlarken, dayandığı <strong>somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır.</strong> Bilirkişi raporu, aynı zamanda denetime de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.</i></p>

<p><i>Bu açıklamalar ışığında <strong>somut olay incelendiğinde;</strong> hükme esas alınan <strong>12/09/2014 tarihli bilirkişi raporu, hüküm vermeye yeterli değildir.</strong> Zira, alınan raporun düzenlendiği tarihte hesaplamaya esas alınması gerekli belgelerin tamamının dosya içerisinde yer almamakta olup, Dairece verilen 03/05/2017 tarihli bozma kararından sonra söz konusu evraklar dosya içerisine getirtilmiştir. Bundan ayrı, bilirkişi raporunda sadece yapılan ödemelerin listelenmesi suretiyle fazla ödeme yapıldığına ilişkin tespite yer verildiği anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>O halde mahkemece; <strong>konusunda uzman bilirkişiden, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, tarafların itirazlarını da karşılayan rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hüküm vermeye yeterli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir."</strong></i> HMK'nın 279. maddesi gereğince bilirkişinin raporunu hazırlarken dayandığı somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorunda olduğu, raporun denetime elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Ek Raporun Kendi İçinde Çelişkili Olması ve Yargı Denetimi</strong></p>

<p>Ek raporlarda sık rastlanan bir diğer sorun ise, raporun gerekçesi ile ulaştığı sonuç arasında çelişki bulunmasıdır. Örneğin taşınmazın merkezi konumda bulunduğu, belediye hizmetlerinden yararlandığı ve ticari saha içerisinde kaldığı kabul edildiği hâlde, bu üstün özelliklerin değere hangi oranda etki ettiği açıklanmaksızın ilk rapordaki değerin aynen korunması raporu tutarsız kılmaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de <strong>Adalet Bahadır ve Diğerleri Başvurusu (2017/28144 başvuru numaralı ve 2/12/2020 tarihli kararında)</strong> <strong><i>"51. Bozma kararından sonra alınan bilirkişi raporlarında</i></strong><i>, emsal taşınmaz yönünden belediyenin daha evvel dava tarihindeki emlak vergisine esas değeri hatalı olarak 129,87 TL/m² olarak bildirdiği ancak bu değerin gerçeği yansıtmadığı ve emsalin emlak vergisine esas değerinin 170 TL/m² olduğu belirtilmiştir. Emlak vergisine esas değerlerine göre de emsal taşınmazın dava konusu taşınmaza üstünlük oranı 2,83 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporlarında yalnızca emlak vergisine esas değer üzerinden değerlendirme yapılamayacağına işaret edilmiş ve emsal karşılaştırması yapılarak taşınmaza değer biçildiği ifade edilmiştir. <strong>Yargılama süreci incelendiğinde alınan bütün bilirkişi raporlarında, emsal alınan taşınmazın ilçe merkezinde köşe başı parsel olduğuna,</strong> düz ve sağlam zemin niteliğinde olup imarda bitişik nizam beş kat yapılaşmaya müsait olduğuna, şehir merkezinde bankalar, ticaret borsası ve her türlü ticari, ekonomik ve kültürel merkezlerle iç içe olduğuna, buna karşın dava konusu taşınmazın ise ilçe merkezine yaklaşık iki, iki buçuk km uzaklıkta, Trabzon-Samsun devlet kara yoluna yaklaşık 170 m mesafede ve ön cepheli olduğuna, kuzeyden denize sıfır olup etrafında yazlık evler ile toplu konut inşaatları bulunduğuna <strong>vurgu yapılmıştır</strong>. Bilirkişiler <strong>kök ve ek raporlarında</strong> emsalin taşınmazdan 3,25-3,75 oranında daha değerli olduğunu belirtmiş ve bunun <strong>nedeninin taşınmazların konum ile özelliklerindeki farklılıktan kaynaklandığını ifade etmişlerdir.</strong> Mahkeme de emsalin taşınmazdan 3,25 oranında kıymetli olduğu değerlendirmesi yapan 17/4/2007 tarihli bilirkişi raporunu kararına esas alarak davayı kabul etmiştir.</i></p>

<p><i>52. Dolayısıyla taşınmazın değerinin düşük belirlendiğine ilişkin mülkiyet hakkına yönelik şikâyetlerin derece mahkemelerince değerlendirilerek kök ve ek raporlar alındığı, bu raporlarda da emsalin taşınmazdan 3,25 oranında değersiz olarak belirlenmesine ilişkin <strong>yeterli ve ilgili gerekçeye yer verildiği anlaşılmaktadır.</strong>" </i>yeterli kabul edilen bilirkişi raporlarında emsal taşınmazlarla dava konusu taşınmaz arasındaki farklılıkların hangi teknik verilerle ve hangi oranlar esas alınarak değerlendirildiğinin ayrıntılı biçimde gösterilmesi gerektiğini mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir.</p>

<p>Yine <strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2013/16831 E., 2014/9139 K. Sayılı kararında</strong>, <i>"<strong>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda</strong> yeni dönemin kira parası, <strong>dosyaya sunulan bilirkişi raporu dikkate alınarak tespit edilmiştir. </strong>Yargılama sırasında davacı vekili tarafından emsal kira sözleşmesi ibraz edilmemiş, davalı vekili tarafında sunulan emsal kira sözleşmeleri ise bilirkişi raporunda değerlendirilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda re’sen emsal araştırmasının da yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda <strong>genel ve soyut ifadelerle</strong> bilirkişilerin uzun zamandır kira tespiti konusunda bilirkişilik yaptıkları, taşınmazın bulunduğu yerdeki kira bedelleri konusunda <strong>fikir sahibi oldukları</strong> belirtilmek suretiyle kira tespiti yoluna gidilmiş olup bu şekilde hazırlanan bilirkişi raporu mahkemenin ve <strong>Yargıtay’ın denetimine elverişsizdir</strong>. Mahkemece yukarıda açıklanan yönleri içermeyen genel ifadeli bilirkişi raporuna itibar edilerek <strong>eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir."</strong></i> genel ve soyut ifadelerle hazırlanan, re'sen emsal araştırması içermeyen ve taraf itirazlarını karşılamayan raporların mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişsiz olduğunu ve bu eksik incelemeye dayanılarak karar kurulamayacağını belirtmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç ve Yeni Bilirkişi Heyeti İncelemesi</strong></p>

<p>Gelinen aşamada, aynı bilirkişi heyetinin kendi düzenlediği raporun doğru olduğunu savunmakla yetinmesi ve yeni bir teknik değerlendirme yapmaması hâlinde, aynı heyetten yeniden rapor alınması önceki kanaatin tekrarından öteye geçmeyecektir. Usul ekonomisi ilkesi ve adil yargılanma hakkı dikkate alındığında, dosyanın konunun uzmanı olan farklı bilirkişilerden (örneğin gayrimenkul değerleme uzmanı, menkul eşya değerleme uzmanı, sanat eksperi veya ilgili alanda uzman kişilerden) oluşturulacak yeni bir kurula tevdi edilmesi kaçınılmazdır.</p>

<p>Eksik incelemeye dayanan, tarafların teknik itirazlarını karşılamayan ve denetime elverişli olmayan raporların hükme esas alınması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği gibi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Bu nedenle mahkemelerce, Yargıtay içtihatlarına uygun, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınması yargılamanın adil bir neticeye ulaşması açısından zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-raporuna-itiraz-ettiniz-ama-ek-rapor-da-ayni-mi-geldi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/terazi-sozle-1598023117531.jpg" type="image/jpeg" length="79389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/248 E., 2026/109 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025248-e-2026109-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025248-e-2026109-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/248 esas - 2026/109 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/248</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı :</strong> <strong>2026/109</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi :</strong> <strong>13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 5/8/2026-33331</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 25/6/1958 tarihli ve 7154 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin 28/5/1988 tarihli ve 3463 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının 22/8/1989 tarihli ve 378 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle değiştirilen birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 23. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Hususi damgalı pasaport verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I</strong><strong>.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN</strong> <strong>HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Hususi pasaportlar</i></p>

<p><i>Madde 14 — (</i><i>Değişik:RG</i><i>-25/6/1958-7154/1</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>A) (Değişik:28/5/1988-3463/2</i> <i>md.</i><i>) Hususî damgalı pasaportlar;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>(Değişik paragraf:22/8/1989-378 KHK/1</i> <i>md.</i><i>) (…) birinci, ikinci ve üçüncü derece kadrolarda bulunan veya bu kadrolar karşılık gösterilmek veya</i> <i>T .</i> <i>C .</i> <i>Emekli Sandığı ile</i> <i>ilgilendirilip</i> <i>emekli kesenekleri bu derecelerden kesilmek suretiyle Sözleşmeli olarak çalıştırılan Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri , vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapanlardan en az 15 yıl mesleki kıdemi olan öğretim üyeleri ile</i> <i><strong><u>birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan</u></strong></i> <i>belediye başkanlarına; diplomatik pasaport verilmesini gerektiren vazifelerden başka herhangi bir resmi vazife ile veya kendi hesaplarına yabancı ülkelere gittikleri zaman verilir. (Ek cümle:19/10/2005-5411/168</i> <i>md.</i><i>) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu üyeleri ile vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim üyeleri için, T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilme ve emekli keseneklerinin bu derecelerden kesilmesi şartı aranmaz.</i></p>

<p><i>Bunlardan emeklilik veya çekilme sebepleri ile vazifelerinden ayrılmış olanlara da bu nevi pasaport verilir.</i></p>

<p><i>(Değişik paragraf:3/3/1993-3868/1</i> <i>md.</i><i>) (…), il ve ilçe belediye başkanlarına, görevleri süresince hususi damgalı pasaport verilir.</i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Sınırlama Sorunu</strong></p>

<p>3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunmasının yanı sıra, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5682 sayılı Kanun’un 14. maddesinin (A) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan…</i>” ibaresinin iptalini talep etmiştir.</p>

<p>5. İtiraz konusu kural, görevleri süresi boyunca belediye başkanlarının hususi damgalı pasaport almalarına imkân tanıyan şartı düzenlemektedir. Ancak anılan fıkranın ikinci paragrafı gereğince emekli olan veya görevlerinden çekilmiş olan belediye başkanlarının hususi damgalı pasaport talep etmeleri durumunda da kural uygulanabilir hâle gelmektedir. Ayrıca kural, ilk defa 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanlarının yanı sıra 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olarak görev yapan belediye başkanları bakımından da uygulanmaktadır.</p>

<p>6. Bakılmakta olan davanın konusu ise ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılan ve bu statüden emekli olan kişiye ilişkindir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin “<i>ilk defa</i> <i>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında</i> <i>sigortalı olan</i> <i>belediye</i> <i>başkanları</i>” yönünden yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>B. Genel Açıklama</strong></p>

<p>7. Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin tek çatı altında toplanması amacıyla Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigorta Kurumu (Bağ-Kur) ve T.C. Emekli Sandığından oluşan sosyal sigorta kuruluşları Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında toplanmış ve daha önce yürürlükte olan sosyal sigorta sistemiyle ilgili kanunlar yürürlükten kaldırılarak sosyal sigorta sistemi 5510 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>8. Anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun uyarınca emekli aylığı bağlananlar ile iştirakçi iken 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla anılan Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ve söz konusu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılmaya devam edileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunanlar ile bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında memur olarak çalışmaya başlayanların sosyal güvenlik sistemi açısından farklı kanun hükümlerine tabi ve dolayısıyla farklı sosyal güvencelere sahip oldukları görülmektedir.</p>

<p>9. Bir belediye başkanının hangi kanuna tabi olacağı da anılan ölçütlere göre belirlenmektedir. Buna göre 5434 sayılı Kanun uyarınca iştirakçi iken veya önceden anılan Kanun’a tabi çalışması bulunup da belediye başkanı seçilen kişi hakkında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecektir. Ancak 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun’a tabi çalışması bulunmayan bir kişi ilk defa 2008 yılı Ekim ayından sonra belediye başkanı seçildiğinde 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olacak ve kendisine bu Kanun hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p>10. Belediye başkanı olarak iştirakçilikleri devam edenlere 5434 sayılı Kanun’un mülga ek 48. maddesine göre genel idare hizmetleri sınıfında görev yapan genel müdürler için belirlenen ek gösterge rakamını ve öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceyi geçmemek üzere emekli keseneklerine esas aylık dereceleri itibarıyla mülki idare amirliği hizmetleri sınıfı için tespit edilen ek gösterge rakamları uygulanmaktadır.</p>

<p>11. İlk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanlarının prime esas kazançları ise anılan Kanun’un 80. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendine göre hesaplanmaktadır. Söz konusu bende göre büyükşehir belediye başkanları için bakanlık genel müdürünün, diğer belediye başkanları için ise öğrenim durumları itibarıyla 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre yükselebilecekleri dereceyi aşmamak kaydıyla anılan Kanun’a ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetveli’nin “<i>VIII. Mülki İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı</i>” bölümünün (c) bendinde belirtilenlerin prime esas kazançları dikkate alınmaktadır.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>12. 5682 sayılı Kanun’a göre bir kişinin yurt dışına çıkabilmesi için ilke olarak pasaport hamili olması gereklidir. Zira kişinin yurt dışına çıkma özgürlüğünü kullanması hem vatandaşı olduğu ülkeyi hem de seyahat ettiği ülkeyi yükümlülük altına sokabildiğinden pasaport aracılığıyla kişilerin kimliklerinin hukuki olarak tespiti sağlanmaktadır.</p>

<p>13. Anılan Kanun’da yabancılar için düzenlenecek pasaportlar ayrı olmak üzere Türk vatandaşları için dört farklı türde pasaporta yer verilmiştir. Bunlardan umuma mahsus pasaportlar, Kanun’da yazılı şartları sağlamak kaydıyla hiçbir ayrım bulunmadan tüm vatandaşlar için düzenlenebilmektedir. Umuma mahsus pasaport hamili kişiler gitmek istedikleri ülkenin vize rejiminin gereklerini sağlayarak o ülkeye seyahat edebilmekte, ayrıca taraf olunan anlaşmalar uyarınca Türk vatandaşlarına tanınan vize bağışıklığı neticesinde belirli ülkelere vize koşulu aranmadan gidebilmektedir.</p>

<p>14. Hususi damgalı pasaportlar ise Kanun’un 14. maddesinde düzenlenen bir diğer pasaport türüdür. Anılan maddeye göre bu tür pasaportlar devlet memurlarına, bazı kamu görevlilerine, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim üyelerine, belediye başkanlarına, ihracatçı firma yetkililerine ve avukatlara maddede sayılan diğer şartları sağlamak kaydıyla verilebilmektedir.</p>

<p>15. İtiraz konusu kuralla belediye başkanlarına hususi damgalı pasaport verilebilmesi için birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olunması şartı getirilmektedir. Kural, “<i>ilk defa</i> <i>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında</i> <i>sigortalı olan</i> <i>belediye</i> <i>başkanları</i>” yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>Ç</strong><strong>. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; kamu görevlisi statüsü dışında çalışan öğretim üyelerinin hususi damgalı pasaport hakları yönünden ayrıksı ve özgü koşullar getirilmişken belediye başkanları için benzer koşulların öngörülmediği, belediye başkanları için getirilen koşulun aynı süre görev yapan kişiler arasında eşitsizlik oluşturduğu, bireyin yurt dışına seyahat edebilmesi için özel imkân ve kolaylık sağlayan hususi damgalı pasaport hakkına yönelik düzenlemelerin seyahat özgürlüğünü de sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 23. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>D</strong><strong>.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>18. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de belirliliktir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan <i>hukuki belirlilik</i> ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjE0MTVlMmExLTA1NjQtMjQ5OS00MmY0LTViZjhkMzM1ZDE4YQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2015/41</a>, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjdmYTFhMTM0LTNmYjAtMGM5NC1mMGU4LTEzMDUxZDRjY2RlMw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2019/106</a>, K.2019/100, 25/12/2019, § 20; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0ODQ4NzAwLTQ1NWUtYTcyMS03NzE5LTk4NzU4NzRlODExYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2020/15</a>, K.2020/78, 24/12/2020, § 10).</p>

<p>19. İtiraz konusu kural, ilk defa 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanlarına hususi damgalı pasaport verilmesini birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olunması şartına bağlamaktadır.</p>

<p>20. Belediye başkanlarının belirlenmiş herhangi bir kadro derecesi bulunmamakla birlikte 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendine göre prime esas kazançlarının büyükşehir belediye başkanları için bakanlık genel müdürünün, diğer belediye başkanları için ise öğrenim durumları itibarıyla yükselebilecekleri dereceyi aşmamak kaydıyla 657 sayılı Kanun’a ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetveli’nin “<i>VIII. Mülki İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı</i>” bölümünün (c) bendinde belirtilenlerin prime esas kazançları dikkate alınarak belirlendiği görülmektedir. Dolayısıyla bir belediye başkanının prime esas kazancının hesaplanmasında dikkate alınan görevi sırasındaki son derecenin birinci derece olması hâlinde hususi damgalı pasaport alması mümkün hâle gelecektir.</p>

<p>21. Kural gereğince aranan bir diğer şart ise emekliliğe hak kazanılmış olmasıdır. Bir kişinin emekliliğe hak kazanması tabi olunan sosyal güvenlik mevzuatı hükümlerine göre ilke olarak yaş ve hizmet süresi şartlarını tamamlamasını gerektirmektedir. Kişinin tabi olduğu mevzuat uyarınca kendisine uygulanacak hükümler dikkate alınarak belirlenecek bu durumun değişkenlik gösterebileceği açıktır. Ancak emekliliğe hak kazanma yönünden yapılacak hesaplamalara ilişkin sosyal güvenlik mevzuatlarında yer alan düzenlemeler uyarınca şartın sağlanıp sağlanmadığı belirlenebilecektir.</p>

<p>22. Kurala tabi belediye başkanlarının görev süresince pasaport alabilmesi için fiilen emekli statüsüne geçmesine gerek olmayıp birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmaları yeterlidir. Emekli veya çekilme sebebiyle görevinden ayrılmış olan bir belediye başkanı ise ancak görevi sırasında birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olması hâlinde hususi damgalı pasaport alabilecektir. Bir başka ifadeyle belediye başkanlarının söz konusu madde ile tanınan haktan yararlanmaları için başvuru tarihi itibarıyla değil belediye başkanlığı görevleri sırasında hem emeklilik yönünden birinci dereceli kadroya ulaşmış hem de tabi olunan sosyal güvenlik mevzuatı hükümlerine göre emekliliğe hak kazanmış olmaları gerekmektedir.</p>

<p>23. Dolayısıyla belediye başkanlarının hangi şartlar altında hususi damgalı pasaport alabileceklerinin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralda <i>belirlilik</i> ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>24. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına çıkarıldığı açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 9).</p>

<p>25. Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYwZDVmOWU1LTM3MmUtOTFjMy0yYWVlLTBmMGM2YzI3M2MwOA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2018/99</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2021/14</a>, 3/3/2021, § 102).</p>

<p>26. Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmYyNzg5NTc4LWJlYzgtNjRjMS1kZjgyLTRiMzk4YmNiMjY1Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2016/140</a>, K.2017/92, 12/4/2017, § 7; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjI4ZjA2ZDI5LTZmOWUtMWU0Ny1iMGYzLWNlMDNlMzVmMzU0Yw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2017/33</a>, K.2019/20, 10/4/2019, §§ 10, 11; E.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNDkyMmJlLTZlODgtYTNhNi1iYjE3LTE4NWU1ODgwOWEyNA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2021/14</a>, K.2023/173, 11/10/2023, § 11; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjYxYjhkN2JjLTkyNjItN2NiNy0zM2U3LTllOTA2MjRkYmEzYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2022/50</a>, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).</p>

<p>27. Belediye başkanlarına hususi damgalı pasaport verilmesi için öngörülen şartlar belediye başkanlığında ve sosyal güvenlik sisteminde belirli bir süre geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kuralla istisnai nitelikteki bu hakkın belirli ölçütler bağlamında tanınmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine getirildiği sonucuna ulaşılmasına neden olabilecek bir yönü bulunmadığından kamu yararına yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>28. Anayasa’nın 23. maddesinde “<i>Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.</i>” denilerek yerleşme ve seyahat özgürlüğü güvence altına alınmaktadır. Anılan maddede bu özgürlüğün sınırlanmasına ilişkin düzenlemeler de bulunmaktadır.</p>

<p>29. Bununla birlikte anayasa koyucunun seyahat özgürlüğünün bir boyutu olan yurt dışına çıkma özgürlüğü için sınırlama rejimini özel olarak düzenlediği görülmektedir. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.</i>” denilmek suretiyle vatandaşın yurt dışına çıkma özgürlüğünün sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebine bağlı olarak ve ancak hâkim kararıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>30. Ancak Anayasa’nın yurt dışına çıkma özgürlüğünün sınırlanması bakımından öngördüğü sınırlama sebebi ile teminatın gündeme gelebilmesi için öncelikle yurt dışına çıkma özgürlüğüne yönelik bir sınırlama bulunmalıdır. Bu bağlamda anayasal anlamda bir temel hak veya özgürlüğün sınırlandığından bahsedilebilmesi için belirli bir temel hak ve özgürlüğün Anayasa'da öngörülen ya da belirlenen alanı içinde kişiye sağlanan imkânların daraltılması yönünde bir düzenlemenin ihdas edilmesi gerekir<strong> </strong>(AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmU3ZTg5MTIwLTZlMzUtNzdiMy02ZmNjLWVlZDBiODQ3NTkyYQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2003/40</a>, K.2007/96, 12/12/2007; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjIwODc2Zjc2LTA1MzgtZTdkZS03NTEwLTBkZTVlZDg4ODQ1Yg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2014/176</a>, K.2015/53, 27/5/2015).</p>

<p>31. Kanun koyucunun hususi damgalı pasaportlardan yararlanabilecek kişilere ilişkin düzenleme yaparken birtakım şartları öngörmesi yalnızca bu tür pasaportların elde edilmesine yönelik bir sınırlamadır. Zira 5682 sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca ilke olarak her Türk vatandaşının umuma mahsus pasaport hamili sıfatıyla yurt dışına çıkabilmesi mümkündür.</p>

<p>32. Buna göre hususi damgalı pasaport hamili olarak yurt dışına çıkabilmenin sağladığı imkânlara ulaşmada birtakım şartlar öngören kuralın Anayasa’nın 23. maddesinde güvence altına alınan yurt dışına çıkma özgürlüğünü sınırlayan bir yönü bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjFmOTIzZTY1LTM5M2UtNWY2Mi05NzJhLWExNmNiYTVjMjg0Zg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2019/114</a>, K.2021/36, 3/6/2021, § 17).</p>

<p>33. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde “<i>Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde</i> <i>eşittir./</i> <i>Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak</i> <i>yorumlanamaz./</i> <i>Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</i>”<i> </i>denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>34. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen <i>kanun önünde eşitlik ilkesi</i> hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjhjOTEwMDMzLWFiMDMtNDk3Yi05ZDA0LTU2MmFkOGRiNjFhZg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/129</a>, K.2022/33, 24/3/2022, § 23; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ3NGNjNTNkLWU5MjUtMGFkZi02NWU4LTM3OTJiNjRlYWZkNQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2023/44</a>, K.2023/71, 5/4/2023, § 15).</p>

<p>35. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın söz konusu maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjZhMGY5NWU1LWU0NjAtNmNiZi00OTAzLWZhYjYwZDgxOTljYw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2016/205</a>, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ3MjUxNWFhLTYwMmQtZjI3Yy1kN2QyLWRkNjVmNGY5MjBmNQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/1</a>, K.2021/32, 29/4/2021, § 32).</p>

<p>36. 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunanlar ile bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların sosyal güvenlik sistemi açısından farklı kanun hükümlerine tabi ve dolayısıyla farklı sosyal güvencelere sahip oldukları görülmektedir. Aynı zamanda söz konusu farklılık, geçmiş çalışma sürelerinin intibak hesabında dikkate alınmasında da ortaya çıkmaktadır. Bu durum ise hususi damgalı pasaport alınması için birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanılması şartının sağlanması yönünden aynı sürede görev yapanlar arasında farklılığa neden olabilecektir. Ancak 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunan bir belediye başkanı ile ilk defa bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanma bakımından karşılaştırılabilir şekilde benzer durumda oldukları söylenemez.</p>

<p>37. Bu itibarla 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2008 yılı Ekim ayı başından önce 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçiliği bulunanlar ile ilk defa bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayan belediye başkanlarının farklı hükümlere tabi kılınmasının eşitlik ilkesini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 23. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 25/6/1958 tarihli ve 7154 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin 28/5/1988 tarihli ve 3463 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının 22/8/1989 tarihli ve 378 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle değiştirilen birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “<i>…</i><i>birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olan</i><i>…</i>” ibaresinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Esasına ilişkin incelemenin <i>“ilk defa 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanları</i>” yönünden yapılmasına,</p>

<p><strong>B.</strong> <i>“</i><i>İ</i><i>lk defa 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan belediye başkanları</i>” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,</p>

<p>13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025248-e-2026109-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="28977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/226 E., 2026/112 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025226-e-2026112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025226-e-2026112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/226 esas - 2026/112 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/226</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/112</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 5/8/2026-33331</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Alanya Asliye Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinin Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Tapu iptal ve tescil talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 408. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>B) Görev ve yetkileri</i></p>

<p><i>MADDE 408</i><i>-</i><i><strong> </strong></i><i>(1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır.</i></p>

<p><i>(2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez:</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i><strong><u>f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı.</u></strong></i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Genel Açıklama</strong></p>

<p>3. 6102 sayılı Kanun’un 124. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ticaret şirketlerinin kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibaret olduğu belirtilmiş; (2) numaralı fıkrasında anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler sermaye şirketleri olarak sayılmıştır.</p>

<p>4. Anılan Kanun’un 329. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnızca mal varlığıyla sorumlu bulunan şirket olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında pay sahiplerinin sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye paylarıyla şirkete karşı sorumlu oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Kanun’un 331. maddesinin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında ise anonim şirketlerin, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6. 365. maddenin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin, yönetim kurulu tarafından yönetileceği ve temsil olunacağı, Kanun’daki istisnai hükümlerin ise saklı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>7. 370. maddenin (1) numaralı fıkrasında da esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisinin, çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğu, (2) numaralı fıkrasında<strong> </strong>yönetim kurulunun temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği ancak en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisine sahip olmasının şart olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>8. 371. maddenin (1) numaralı fıkrasında temsile yetkili olanların şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işi ve hukuki işlemi şirket adına yapabileceği, bunun için şirket unvanını kullanabileceği, kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücu hakkının saklı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>9. 374. maddenin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında yönetim kurulunun ve kendisine bırakılan alanda yönetimin -kanun ve esas sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanların dışında- şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlem hakkında karar almaya yetkili olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>10. 375. maddenin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında da yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkilerine yer verilmiştir.</p>

<p>11. Batıl yönetim kurulu kararlarının düzenlendiği 391. maddenin (1) numaralı fıkrasında yönetim kurulunun kararının<strong> </strong>batıl olduğunun tespitinin mahkemeden istenebileceği belirtilmiş, anılan fıkranın (d) bendinde diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararların<strong> </strong>batıl olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>12. 407 ila 451. maddelerde anonim şirket genel kuruluna ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 407. maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde<strong> </strong>pay sahiplerinin şirket işlerine ilişkin haklarını genel kurulda kullanacakları belirtilmiştir. 408. maddenin<strong> </strong>(1) numaralı fıkrasında da genel kurulun kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alacağı hükme bağlamıştır.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>13. 6102 sayılı Kanun’un 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu (f) bendinde önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı anonim şirket genel kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Buna göre anonim şirkette önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı için genel kuruldan karar alınması gerekmektedir.</p>

<p>14. İtiraz konusu kural kapsamında belirtilen <i>şirket varlığı</i>nın anonim şirketi oluşturan unsurların ekonomik değerini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda adli yargı uygulamasında devre konu varlığın <i>önemli miktarda şirket varlığı</i> oluşturup oluşturmadığı, ilgili varlığın değeriyle birlikte anonim şirketin tek mal varlığı olup olmadığı, devre konu malvarlığının şirketin asli faaliyetini yürütmesini imkânsız kılacak ve tasfiyesine yol açacak ölçüde bir toplam oluşturup oluşturmadığı gibi ölçütler gözetilerek belirlenmektedir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2020/8038, K.2022/4957, 16/6/2022; E.2022/3213, K.2023/5564, 4/10/2023; E.2024/3621, K.2025/3752, 28/5/2025).</p>

<p>15. Bununla birlikte Yargıtay kararlarında yalnızca satış işlemi veya mülkiyetin devri sonucunu doğuran işlemler için değil önemli miktarda şirket varlığını konu edinen rehin sözleşmesi, üst hakkı ve kiracılık hakkının devrine ilişkin sözleşmeler yönünden de kural uyarınca genel kurul kararı alınması gerektiği belirtilmiştir (bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2013/15541, K.2014/17625, 14/11/2014; E.2022/7148, K.2024/1308, 21/2/2024; E.2015/7520, K.2015/9356, 16/9/2015).</p>

<p>16. Yargı genel kurul kararı alınmaksızın önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı hâlinde yapılan işlemin geçersiz olduğu kabul edilmektedir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2024/3621, K.2025/3752, 28/5/2025). Buna göre genel kurul kararı alınmaksızın şirketin önemli miktarda şirket varlığının toptan devredilmesi sonucunu doğuran işlemler geçersiz olduğu için hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. Dolayısıyla kural kapsamında anonim şirket genel kurulu kararı olmaksızın yapılan işlemin tarafı olan üçüncü kişilerin bu işlem dolayısıyla hak sahibi olması mümkün olmayacaktır.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla anonim şirketlerin önemli miktarda şirket varlığının satışı için genel kurul kararı aranmasının şirketlerin idari özgürlüğünü önemli ölçüde sınırladığı, <i>önemli miktar</i> kavramının nesnel bir ölçüte bağlanmadığı, hangi işlemler için genel kurul kararının gerektiğinin belirsiz olduğu, bu durumun hukuki işlemlerin akıbetini öngörülemez hâle getirdiği, kişilerin sözleşmeye konu varlığın önemli miktarda olup olmadığını bilmelerinin her zaman mümkün olmaması nedeniyle üçüncü kişilerin de sözleşme özgürlüğünün sınırlandığı, önemli miktarda varlığın satışı için genel kurul onayının aranmasının ticari işlemlerde yavaşlamaya, fırsat kaybına ve zarara neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>19. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.</p>

<p>20. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjAzMTAxZjE3LTI5NjktNzcwYS00NmVkLTU0ZjZhZGJkMTIwYg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2024/8</a>, K.2024/126, 27/6/2024, §§ 10, 11).</p>

<p>21. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı verir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjZjNjgwZDZlLTk1ZjktMWNkZC1lNDA1LWQyMzA3MTZkOWIxMQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2022/128</a>, K.<a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjM5Y2EzYWY3LWEyMmQtZjJjYy0yZWY0LTdiYzgzOTNmNDg4NQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">2023/136</a>, 26/7/2023, § 18; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmFiMTgxZWQ5LTY0ZGYtMTlkZC1hM2Q0LTViODQ3YzI4M2Y2Mg&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/817</a>, 19/12/2013, § 32).</p>

<p>22. Öte yandan Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>23. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerekli kılar (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmMyMmEwODU1LTE0MTctN2EzYS1iNTdhLTIwMDBiNzNiMzFjZg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/82</a>, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ5YWNhYjM5LTkxNTMtZGUzNi00M2VlLTQ3MWI5ODMwZDJhMw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2019/11</a>, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; <i>Eyyüp</i> <i>Boynukara</i><i> </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY0NDczY2UzLTA2ZDgtMjU0MC0xZTBkLWJlN2RkMTQzYzM4Mw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/7842</a>, 17/2/2016, §§ 39, 40).</p>

<p>24. Ayrıca Anayasa’nın “<i>Çalışma ve sözleşme hürriyeti</i>” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</i>” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü <i>herkes</i> yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjM5Y2EzYWY3LWEyMmQtZjJjYy0yZWY0LTdiYzgzOTNmNDg4NQ&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2023/136</a>, K.2024/127, 27/6/2024, § 8; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjFjZjllMjZmLWNmMTEtMTkwYS05OGFjLTY4MDdmNWYyZWE4Mg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2015/34</a>, K.2015/48, 13/5/2015).</p>

<p>25. Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrasında “<i>Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.</i>” düzenlemesine ver yerilmiştir. Kişilerin teşebbüs özgürlüğünün gerçek anlamda ve etkili şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı bulunmayıp aynı zamanda üçüncü kişilerin müdahaleleri veya özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere bazı durumlar için belirli tedbirlerin alınmasını da gerektirebilir.</p>

<p>26. İtiraz konusu kural uyarınca anonim şirketin önemli miktardaki mal varlığı unsurlarının toptan satışına ilişkin işlemlerin genel kurul kararıyla yapılmasının zorunlu tutulması şirketin mal varlığı üzerinde tasarrufta bulunma serbestîsini etkilemekte olup kuralın mülkiyet hakkı ile teşebbüs özgürlüğüyle bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Diğer yandan kural kapsamında önemli miktarda şirket varlığının genel kurul kararı alınmaksızın devredilmesi hâlinde yapılan işlemin geçersiz sayılmasının üçüncü kişilerin sözleşme özgürlüğünü etkileyeceği açıktır. Dolayısıyla kuralın sözleşme özgürlüğüyle de ilgisi bulunmaktadır.</p>

<p>28. Şirketin ve pay sahiplerinin teşebbüs özgürlüğünün gerçek anlamda korunabilmesi şirket varlığının korunmasıyla mümkündür. Önemli miktarda şirket varlığı üzerinde genel kurulun iradesi dışında tasarrufta bulunulmasına imkân tanınmasının şirketin varlığının ve faaliyetlerinin devamlılığı ile pay sahiplerinin menfaatlerinin korunması yönünden birtakım sakıncaları doğurabileceği açıktır. Dolayısıyla söz konusu sakıncaların giderilmesi için birtakım tedbirlerin alınması gerekli olabilir.</p>

<p>29. Bu kapsamda önemli miktarda şirket varlığı üzerinde tasarrufta bulunulması için pay sahiplerinden oluşan genel kuruldan karar alınmasını zorunlu gören kuralla, söz konusu işlemin pay sahiplerinin denetimine tabi tutularak şirketin ve yine pay sahiplerinin menfaatlerinin korumasının amaçlandığı görülmektedir. Dolayısıyla kuralda öngörülen düzenlemenin mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında alınmış bir tedbir olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Öte yandan kural, esasen pay sahiplerinin yatırım değerini doğrudan etkileyebilecek nitelikteki işlemlerin şirket yönetimi tarafından tek başına gerçekleştirilmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle kural, bir yandan şirketin ticari faaliyetlerini etkin biçimde yürütme serbestisi ile şirket mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisini sınırlandırırken diğer yandan pay sahiplerinin şirket mal varlığının korunmasına yönelik menfaatlerini güvence altına almaktadır.</p>

<p>31. Ayrıca bu tür işlemlerin tarafı olan üçüncü kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması da gözetilmesi gereken menfaatler arasındadır. Bu bağlamda kuralın anayasallık denetiminde pay sahiplerinin, şirket yönetimini elinde bulunduranların ve işlemin tarafı üçüncü kişilerin menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekir. Devletin özel kişiler arasındaki ilişkileri düzenlerken taraflardan biri aleyhine aşırı bir külfet doğurmayan ve menfaatler arasında makul bir denge kuran bir hukuki çerçeve oluşturması Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddeleri bağlamında devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerin bir gereğidir.</p>

<p>32. Kuralda genel kurul kararı alınması gereken işlemler, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı olarak belirlenmiştir. İşleme konu şirket varlığının önemli miktar oluşturup oluşturmadığının her somut olayın özelliklerine göre tespit edileceği açıktır. Bununla birlikte yargı kararlarında önemli miktarda şirket varlığına ilişkin işlemlerin farklı ölçütler üzerinden belirlendiği ve satış dışındaki bazı işlemlerin de kural kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Dolayısıyla kuralda toptan satışı ancak şirket genel kurul kararıyla mümkün olan önemli miktarda şirket varlığı ile yapılacak işlemin kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>33. Bu çerçevede kuralın anonim şirket mal varlığının korunması suretiyle pay sahiplerinin menfaatlerini güvence altına aldığı, buna karşılık şirket yönetiminin ticari faaliyetleri yürütme serbestisini de bütünüyle ortadan kaldırmadığı görülmektedir.</p>

<p>34. Ayrıca üçüncü kişiler bakımından genel kurul kararı alınmaksızın yapılan işlemin sonuçları da gözetilerek menfaatler dengesinin sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>35. Kural kapsamında genel kurul kararı alınmaksızın yapılan işlemler geçersiz olmakla birlikte bu işlemin tarafı olan kişilerin sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle uğrayacağı zararların giderilmesini talep etmesine engel bir durum bulunmamaktadır. Diğer yandan üçüncü kişilerin işlem konusu şirket varlığının önemli olup olmadığını her durumda tespit etmesi mümkün olmayabilir. Ancak şirketin faaliyet alanı, piyasa hâkimiyeti, ekonomik büyüklüğü gibi hususlar dikkate alınarak şirket varlığının önem derecesinin belirlenmesinin mümkün olmadığı söylenemez. Buna göre işleme konu şirket varlığının önemli miktara tekabül edip etmediğini tespit edebilecek konumda olan üçüncü kişi, bu işlemin geçerliliği için genel kuruldan karar alınması gerektiğini öngörebilecek durumdadır. Dolayısıyla kuralla pay sahipleri, şirket yönetimi ve işlemin tarafı üçüncü kişilerin menfaatleri arasında makul bir denge kurulduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>36. Bu itibarla anonim şirket, pay sahipleri ve işlemin tarafı üçüncü kişiler arasındaki menfaat dengesini bozacak şekilde kişilere aşırı ve ölçüsüz bir külfet yüklemediği anlaşılan kuralın mülkiyet hakkı ile teşebbüs ve sözleşme özgürlükleri bağlamında devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5., 35. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 13. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>38. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız sonuçların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendine yönelik iptal talebi 13/5/2026 tarihli ve E.2025/226, K.2026/112 sayılı kararla reddedildiğinden bu bende ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 13/5/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Şaban KAZDAL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine ilişkin çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.</p>

<p>2. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 13. maddesinde öngörülen kanunilik şartı, temel hak ve özgürlüklere müdahale eden kuralların yeterince açık ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Bu gereklilik, mülkiyet hakkı ile çalışma ve sözleşme özgürlüğünü etkileyen düzenlemeler bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.</p>

<p>3. İtiraz konusu kuralda yer alan “önemli miktar” kavramının neyi ifade ettiği ve hangi ölçütlere göre belirleneceği kanunda gösterilmemiştir. Bu nedenle kavramın içeriği büyük ölçüde yargı kararlarıyla şekillenmektedir. Nitekim Yargıtay uygulamasında tek bir ölçüt benimsenmemiş, somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Hatta kanun metninde açıkça yer almayan bazı işlemlerin de içtihat yoluyla kural kapsamına dâhil edildiği görülmektedir. Bu durum, kuralın sınırlarının kanunla yeterli açıklıkta çizilmediğini göstermektedir.</p>

<p>4. Anayasa’nın 5. maddesi uyarınca devlet, temel haklar arasında adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmede yalnızca pay sahiplerinin menfaatleri değil, işlemin tarafı olan iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları da dikkate alınmalıdır. Zira Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunan mülkiyet hakkı, sözleşmeden doğan alacak haklarını da kapsamaktadır.</p>

<p>5. Halka açık olmayan anonim şirketlerde üçüncü kişilerin şirketin aktif büyüklüğüne, mali tablolarına veya ciro verilerine ulaşması çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle, erişemedikleri bilgilere dayanarak işlemin kural kapsamına girip girmediğini önceden öngörmelerini beklemek gerçekçi değildir. Böyle bir külfetin üçüncü kişilere yüklenmesi, hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>6. Türk Ticaret Kanunu’nun genel sistematiği, şirket içi yetki eksikliklerinin iyiniyetli üçüncü kişilere yansıtılmaması esasına dayanmaktadır. Buna karşılık itiraz konusu kural nedeniyle genel kurul kararı bulunmadan yapılan işlemler geçersizlik yaptırımıyla karşılaşabilmektedir. Üstelik bu risk herhangi bir süreyle sınırlandırılmış değildir ve ticaret sicilinin aleniyeti de üçüncü kişiler bakımından yeterli bir güvence sağlamamaktadır. Bu durum, ticari hayatta işlem güvenliğini zedeleyen sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>7. Çoğunluk kararında, üçüncü kişilerin uğrayabilecekleri zararların tazminat yoluyla giderilebileceği belirtilmiştir. Ancak sözleşmeden beklenen hukuki sonucun elde edilmesi ile sonradan tazminat ödenmesi aynı korumayı sağlamaz. Bu nedenle tazminat imkânının bulunması, tek başına müdahaleyi ölçülü hâle getirmeye yetmez.</p>

<p>8. Ölçülülük ilkesi yönünden bakıldığında, kuralın pay sahiplerinin korunması amacına hizmet ettiği kabul edilebilir. Bununla birlikte aynı amaca, haklara daha az müdahale eden yöntemlerle ulaşılması mümkündür. Nitekim halka açık ortaklıklara ilişkin düzenlemelerde daha belirli ölçütler benimsenmiştir. Benzer şekilde, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilmesi, belirli bir süreyle sınırlı iptal edilebilirlik rejimi öngörülmesi veya tescile bağlı bir doğrulama mekanizması kurulması gibi daha hafif araçlar tercih edilebilecekken, süresiz bir geçersizlik riskinin kabul edilmesi gerekli ve orantılı görünmemektedir.</p>

<p>9. Sonuç olarak itiraz konusu kural, kapsamı kanunda yeterince belirlenmemiş bir kavrama dayanmakta ve iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından süresiz bir geçersizlik riski doğurmaktadır. Bu hâliyle, pay sahiplerinin korunmasına yönelik meşru amaç ile mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne getirilen külfet arasında gözetilmesi gereken denge korunamamıştır.</p>

<p>10. Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun itirazın reddi yönündeki görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025226-e-2026112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="97701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/274 E., 2026/113 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025274-e-2026113-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025274-e-2026113-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/5/2026 tarihli, 2025/274 esas - 2026/113 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/274</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/113</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Tarihi :</strong> <strong>13/5/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>5/8</strong><strong>/2026-</strong><strong>33331</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…</i><i>miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.</i>” bölümünün Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 4. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(2) </i><i>(Değişik: 28/2/2018-7101/61</i> <i>md.</i><i>)</i><i><strong> </strong></i><i>Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir;</i> <i><strong><u>miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.</u></strong></i><i> </i><i>(Ek cümle: 28/3/2023-7445/30</i> <i>md.</i><i>)</i><i> Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 15/1/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Söz konusu fıkrada her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;</p>

<p>- Anılan Kanun’da,</p>

<p>- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ila 969. maddelerinde,</p>

<p>- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202. ve 203., rekabet yasağına ilişkin 444. ve 447., yayın sözleşmesine dair 487 ila 501., kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ila 519., komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ila 545., ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ila 554., havale hakkındaki 555 ila 560., saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ila 580. maddelerinde,</p>

<p>- Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,</p>

<p>- Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,</p>

<p>- Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara<strong> </strong>ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,</p>

<p>Öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı ancak herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia, fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davaların bundan istisna olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>5. 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ticari davalarda deliller ile bunların sunulmasının 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabi olduğu, miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlenin “<i>…</i><i>miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.</i>” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>6. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise fıkrada belirtilen parasal sınırın 6100 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre artırılacağı açıklanmıştır.</p>

<p>7. Söz konusu fıkrada anılan Kanun’un 200., 201., 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan parasal sınırların o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı, bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Basit yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un 316. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde; yazılı yargılama usulü dışında kalması gereken, daha kısa ve basit şekilde sonuçlanmasında yarar bulunan dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi tutulmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Buna göre medeni yargılama usulünde yazılı yargılama dışında, anılan maddede ve kanunlarda belirtilen durumlarda basit yargılama usulünün uygulanacağı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda itiraz konusu kuralla miktar veya değeri belirli bir miktarı geçmeyen ticari davalar da basit yargılama usulüne tabi kılınmıştır.</p>

<p>9. Yazılı yargılama usulüne göre basit yargılama usulünde; daha hızlı bir yargılama yapılmasını sağlamak amacıyla tarafların dilekçe sunabilmeleri, delillerin ikamesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ile ön inceleme ve tahkikat aşamalarına ilişkin olarak bazı kısıtlamalar getirilmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY0MzExYzQyLTZhODEtYmJhMC0wODBmLTEzODhmZDA2NjZjYg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/168</a>, K.2025/132, 17/6/2025, § 35).</p>

<p><strong>B</strong><strong>. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>10. Başvuru kararında özetle; basit yargılama usulünün belirli nitelikteki uyuşmazlıkların basit bir yöntemle çözülmesi için öngörüldüğü ancak itiraz konusu kuralın davaların niteliğine bakılmaksızın sadece miktarı dikkate alınmak suretiyle basit yargılanma usulünün uygulanmasını gerektirdiği, aynı nitelikteki davaların asliye hukuk mahkemesinde görülmesi hâlinde yazılı yargılama usulünün, asliye ticaret mahkemesinde görülmesi durumunda ise basit yargılama usulünün uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, basit yargılama usulünün uygulanması için öngörülen sınırın altında kısmi ve belirsiz alacak davası açan kişi ile bu sınırın üzerinde dava açan kişi arasında da haksız bir farklılığın oluşturulduğu, davanın niteliğine bakılmaksızın parasal sınır ölçütüne göre basit yargılanma usulünün uygulanmasıyla delilleri sunma ve vakıaları ileri sürme imkânına getirilen sınırlamalar ile davaların kısa sürede karara bağlanması amacı arasında makul bir dengenin bulunmadığı, kuralla mülkiyet ve adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın da meşru bir amacının bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>11. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>12. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>13. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine göre kanuni düzenlemeler, kişiler ve idarece kapsam ve sınırlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek ölçüde açık ve net olmalıdır. Bu bağlamda hukuki belirlilik ilkesi gereğince yasal düzenlemelerin istikrarlı bir şekilde aynı olaylarda benzer sonucu doğuracak şekilde uygulanmaya elverişli olması, hukuka aykırı davranışlar için öngörülen yaptırımlar ile bu kapsamda ilgili mercie tanınan yetkinin kullanımının kişiler ve idarece belirli bir kesinlik içinde yerine getirileceğinin öngörülmesi gerekmektedir. Bu durum aynı zamanda hukuki güvenliğin sağlanmasına da katkı sunmaktadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc0ZDM2OThkLTA4ZmEtZGRkYS0xMGM3LTgwNjI0ZjgwNjZiMg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/137</a>, K.2022/86, 30/6/2022, § 860).</p>

<p>14. İtiraz konusu kural, miktar veya değeri her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak tespit edilen parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanmasını öngörmektedir. Basit yargılama usulünün uygulanacağı ticari davaların kapsamı ile söz konusu parasal sınırın nasıl tespit edileceğinin kanunda herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>15. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince <i>kamu yararı </i>konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmNlNGZkMzgxLWNmNDAtZmJmYS1kZmJlLWMzYjRkMDJkODMyMw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/138</a>, K.2019/94, 24/12/2019, § 7; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmJhYTQyM2Q1LWVlYWEtMjRhNS00ZWVhLTA2OTFlZmVkMzI4Ng&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/34</a>, K.2024/16, 23/1/2024, § 40).</p>

<p>16. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında ise “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.</p>

<p>17. Anayasa’nın anılan maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanma hakkıdır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında da “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ile mahkemelerin nicelik ve nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerle donatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjVmZTExMDk3LTJmMDQtM2IyMi05NmQ1LTZmYjBkYzUxY2U1Mw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2025/102</a>, K.2025/182, 10/9/2025, § 21).</p>

<p>18. Hak arama özgürlüğü açısından devletin gerçekleştirmesi gereken pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin bir yargı teşkilatı kurması gerektiği gibi mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, aleni yargılama gibi maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli usule ilişkin güvenceleri, davaların makul bir sürede ve usul ekonomisini gözeterek sonuçlandırılmasını da sağlaması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjAzMTVkNzQzLTVkNjAtNzg2Yi1iZWFlLWZjZDJhN2RiYjEzYQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2022/89</a>, K.2022/129, 26/10/2022, § 24).</p>

<p>19. Öte yandan Anayasa’nın 142. maddesinde “<i>Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucunun hukuk yargılamasına ilişkin hükümler öngörme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, yapısı, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğu gibi hangi dava ve işlere hangi yargı mercilerinin bakacağını belirleme konusunda da takdir yetkisinin bulunduğu açıktır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjVlM2UwZDRkLTMyNWUtODQzNC0wMmFhLWUxMDQxMzdmOTI3MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2025/92</a>, K.2025/127, 3/6/2025, § 20).</p>

<p>20. Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141. maddesi ile mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa’da yer alan aynı konuya ilişkin farklı düzenlemelerin bunların birlikte uygulanmasını sağlayacak şekilde yorumlanması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjVlM2UwZDRkLTMyNWUtODQzNC0wMmFhLWUxMDQxMzdmOTI3MQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2025/92</a>, K.2025/127, 3/6/2025, § 21).</p>

<p>21. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik olarak adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerekir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmFkMjhlMDM3LTA1ZjItNjQzYS1jYjgxLTAwYzdmYjNmZjhhNg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2017/120</a>, K.2018/33, 28/3/2018, § 20; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjRhOTBjM2Y3LWMyNzUtYjYwOC00N2YyLTg1MmVkMjM3OWI0OQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/60</a>, K.2023/176, 11/10/2023, § 18).</p>

<p>22. Basit yargılama usulünde cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi aşamaları kaldırılmış, delillerin sadece dava dilekçesi ve cevap dilekçesinin sunulması aşamasında ikame edilmesi öngörülmüştür. Yazılı yargılama usulüne kıyasla yargılama usulü süreçlerinde öngörülen bu sınırlamalar esas itibarıyla yargılamanın hızlandırılmasını amaçlamakta ancak tarafların delillerini sunabilmeleri, iddialarını çeliştirebilmeleri bakımından herhangi bir engel oluşturmamaktadır. Başka bir anlatımla bu sınırlamaların tek başına tarafların iddialarını dile getirebilmeleri, delillerini sunabilmeleri ve çeliştirebilmeleri bakımından hakkaniyete uygun yargılanma yönünden katlanılmaz sonuçlar doğurduğu söylenemez (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY0MzExYzQyLTZhODEtYmJhMC0wODBmLTEzODhmZDA2NjZjYg&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2023/168</a>, K.2025/132, 17/6/2025, § 47). Nitekim 6102 sayılı Kanun’un 4. maddesinin kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrasının gerekçesinde de kuralın kapsamı dâhilinde kalan ticari davaların süratle görülüp karara bağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir.</p>

<p>23. Yargılama usullerinin yargılama faaliyetlerinin etkin ve süratli şekilde yerine getirilmesinde doğrudan etkili olduğu dikkate alındığında kanun koyucunun bu kapsamdaki düzenlemelerde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kuralın yargılamanın süratle sonuçlandırılmasını amaçladığı, bu amacın Anayasa’nın 141. maddesinde yer alan davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesine dayandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında miktar veya değeri belirli bir sınırın altında olan ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulanmasını öngören kuralın kamu yararı amacı taşıdığı açıktır.</p>

<p>24. Bu itibarla kuralda uygulanması öngörülen basit yargılama usulünde tarafların delillerini sunabilmeleri ve iddialarını dile getirilebilmeleri bakımından yeterli imkânın sağlandığı gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralın yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesine yönelik güvenceleri ortadan kaldırdığı veya zayıflattığı söylenemez. Dolayısıyla kuralda adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayan bir yön bulunmadığı gibi davaların kısa sürede sonuçlandırılması ilkesine dayanan kuralın mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerini düzenleyen 142. maddesiyle çelişen bir yönünün de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 36. ve 142. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.”</i> bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 13/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Şaban KAZDAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025274-e-2026113-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="82620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KURAL OLARAK KISMİ DAVADA ALINAN BİLİRKİŞİ RAPORU EK DAVA İÇİN KESİN DELİL DEĞİL İSE DE YARGISAL DENETİMLERDEN GEÇMİŞ RAPORLAR KESİN DELİLDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.12.2022 tarihli, 2021/429 E., 2022/1650 K. sayılı kararı</p>

<p>ile</p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2025 tarihli 2024/8336 E., 2025/633 K. sayılı kararı</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/429 E., 2022/1650 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun faiz başlangıcı yönünden kabulüne, sair istinaf sebepleri yönünden reddine karar verilmiş, bu karara davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı istemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; avukat olan müvekkilinin, davalılardan ...’ın vekili olarak diğer davalıya karşı ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/437 E. sayılı dava dosyasını takip ettiğini, ancak davalıların kendisini devre dışı bırakarak sulh olduklarını, ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/55 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, yapılan yargılama sonunda davalılardan talep edebileceği toplam vekâlet ücretinin 137.229,81TL olarak tespit edildiğini ve taleple bağlı kalınarak 2.000TL üzerinden karar verildiğini, bakiye alacak için eldeki ek davanın açıldığını ileri sürerek 135.229,81TL vekâlet ücretinin azil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:<br />
5. Davalılar süresinde davaya cevap vermemiş, yargılama süresinde davalı ... vekili davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.10.2016 tarihli ve 2016/430 E., 2016/431 K. sayılı kararı ile; uyuşmazlıkta tüketici mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya tüketici mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>7. ... Tüketici Mahkemesinin 08.12.2016 tarihli ve 2016/1616 E., 2016/1272 K. sayılı kararı ile; genel mahkemelerin görevli olduğundan bahisle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş; kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosya mercii tayini için ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine gönderilmiş; Bölge Adliye Mahkemesinin 06.02.2017 tarihli ve 2017/166 E., 2017/148 K. sayılı kararı ile ... Asliye Hukuk Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmiştir.</p>

<p>8. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli ve 2017/152 E., 2017/206 K. sayılı kararı ile; ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve onanarak kesinleşen davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması sebebiyle eldeki davanın ek dava niteliğinde olduğu, bu nedenle kesinleşen dosyada alınan bilirkişi raporunda belirlenen bedelin üzerinden ilk davada hükmedilen vekâlet alacağının düşülmesi suretiyle kalan miktarın davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 135.229,81TL alacağın ilk dava tarihi olan 27.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:<br />
9. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 02.05.2018 tarihli ve 2017/1988 E., 2018/944 K. sayılı kararı ile; davalı ... vekilinin faiz başlangıcına yönelik istinaf talebinin kabulü ile hükmedilen vekâlet ücretine 20.10.2016 olan dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına, sair istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
11. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>12. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 05.12.2019 tarihli ve 2018/4859 E., 2019/12158 K. sayılı kararı ile; “…Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.06.1960 tarihli, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır.<br />
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 05.10.2018 tarihinde 2017/6 esas,2018/9 karar sayılı ilamla " İçtihadı birleştirmenin konusu, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde yer alan ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk hallerinden olan sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin girip girmediği hususudur. ... Avukatlık bir kamu hizmeti olmakla birlikte ücret karşılığında müvekkiline hukuksal yardım hizmeti sunan avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki ilişki bir özel hukuk ilişkisidir...Özel hukukta, bir borç ilişkisinden doğan alacak hakkı da nisbi hak niteliğindedir. Böyle olunca alacak hakkı ancak o borç ilişkisi nedeniyle borçlu olan kişi ya da kişilere karşı ileri sürülebilir, yargısal kararlarda ve doktrinde borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesi denilen bu ilke uyarınca sözleşmeler kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları bakımından hüküm ve sonuç doğururlar.... Akdi vekalet ücretinin iş sahibi ile hasmın müteselsil sorumluluğu kapsamında bulunduğunun kabul edilmesi hukuk güvenliği ilkesini zedeleyecektir. Ayrıca vekalet ücreti avukatın yaptığı hukuki yardımın karşılığı olan bir meblağ veya değeri ifade ettiği halde avukattan hiçbir hukuki yardım almayan hasmın, karşı yanın yaptığı sözleşmeden doğan vekalet ücreti nedeniyle onun avukatı lehine müteselsilen sorumlu tutulması, avukatlık ücretinin mahiyet ve amacına da uygun değildir. Tarafların aralarındaki dava ve uyuşmazlığı sulh ile sonuçlandırmaları her şeyden önce dava açılmakla bozulan toplumsal barış ve huzurun yeniden tesis edilmesini sağladığı gibi tarafların bir an önce hak ve alacaklarına kavuşmasını da temin etmektedir. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın 140/2. maddesinde hakimin tarafları sulhe davet edeceği düzenlenerek sulh teşvik edilmiştir. Böyle olunca, usul hukuku bakımından bu kadar önemli bir müessesenin önüne sözleşmenin tarafı olmayan kişinin akdi vekalet ücretinden sorumlu tutulması şeklindeki bir engelin konulması da doğru olmayacaktır....Hal böyle olunca, Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesinde düzenlenen "ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk" hallerinden olan "sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde" karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken "akdi vekalet ücretinin" dahil olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklinde karar verilmiş olup, somut olaya ilişkin çıkan bu içtihadı birleştirme kararına göre, davalı ...'ın davacının hak ettiği akdi vekalet ücretinden sorumlu olmayacağının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, yukarıda anlatılan İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre davalı ...’ın sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
13. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.2020 tarihli ve 2020/128 E., 2020/302 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, ... Asliye Hukuk Mahkemesince sonuçlandırılan davanın kısmi dava olup Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, kısmi davanın sadece ilk davada talep olunan kısmı için değil, alacağın tamamı için ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan ek dava için de kesin hüküm oluşturduğu, kesin hüküm bulunan hâllerde sonradan oluşturulan içtihadı birleştirme kararının uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
14. Direnme kararı süresi içinde davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kesinleşmiş karara dayanılarak ek dava mahiyetinde 20.10.2016 tarihinde açılan davada, 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre somut olayda davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>16. Öncelikle kısmi dava ve ek dava konusu üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.</p>

<p>17. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi hâlinde kısmi dava söz konusudur. Aksi belirtilmedikçe, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen mümkündür. Uygulamada bu ayrı davaya, ek dava denilmektedir.</p>

<p>18. Her dava, kural olarak tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen kararın tespit kısmı, kalan kısım için açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.</p>

<p>19. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın ret ile sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>20. Başka bir ifadeyle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki; bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.</p>

<p>21. Kısacası ikinci davaya (ek davaya) bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hâle gelmiştir. Zira kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan (re’sen) göz önünde tutulmalıdır.</p>

<p>22. Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması hâlinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse, kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm oluşturacaktır.</p>

<p>23. Kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün açılan ek davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte bir kesin delil mahiyetinde olup olmadığının değerlendirilmesinde de yarar bulunmaktadır.</p>

<p>24. Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri delil oldukları kural ise de, somut olayın özelliklerine göre kesin delil niteliği alabilecekleri de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>25. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli ve 2018/9-148 E., 2021/1183 K.; 28.04.2022 tarihli ve 2020/(13)3-253 E., 2022/624 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.</p>

<p>26. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; avukat olan davacının davalılardan ...’ın vekili olarak diğer davalıya karşı açılan davayı takip ettiği ancak tarafların avukat olan davacıyı saf dışı bırakmak suretiyle sulh oldukları, davacının ödenmeyen vekâlet ücretinin tahsili için kısmi dava açtığı ve bu davada davacı avukatın vekâlet ücreti alacağının 137.229,81TL olarak tespit edildiği ancak kısmi dava olması sebebiyle taleple bağlı kalınarak, her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna karar verildiği, kararın 13.04.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Özel Daire bozma kararı ise Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı kararına dayanmaktadır. Anılan İçtihadı Birleştirme kararı özet olarak; avukatın saf dışı tutulması suretiyle davanın taraflarının sulh olmaları hâlinde, avukatın akdi vekâlet ücretinden müvekkili olmayan karşı tarafın sorumlu olmayacağına ilişkindir.</p>

<p>28. Yine Özel Daire bozma kararında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı kararına değinilmiştir. Anılan karar ile usule ilişkin kazanılmış hak kuralının birçok hukuk kurallarında olduğu gibi istisnaları olduğundan, Yargıtayın bozma ilamına uyulmakla oluşan usule ilişkin kazanılmış hak kuralının istisnası olarak sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının henüz Mahkemede ya da Yargıtayda olan bütün işlere uygulanacağına karar verilmiştir. Ancak somut olayda, Yargıtayın bozma ilamına uyulmakla oluşan usule ilişkin kazanılmış hak değil kesin hüküm mevcuttur. Bu durumda anılan kararının eldeki davada uygulama yeri bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Nitekim, somut olaydaki kısmi dava ve onunla birlikte kurulan tespit hükmü de yukarıda anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.10.2018 tarihli kararından önce kesinleştiğinden, davacı avukatın alacak miktarı ve bu alacaktan kimlerin sorumlu olabileceği hususu artık yeniden tartışılamayacaktır. Buradan hareketle eldeki davanın her iki davalısının da davacı avukatın vekâlet ücretinden sorumlu oldukları hususu kesin hüküm ile belirlenmiştir.</p>

<p>30. Hâl böyle olunca, Mahkemece verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>31. Ne var ki, hüküm altına alınan bedel yönünden inceleme yapılmadığı anlaşılmakla bu yönden inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Direnme uygun olup sair hususların incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>01.12.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/8336 E., 2025/633 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/861 Esas, 2023/1905 Karar<br />
DAVA TARİHİ : 22.06.2021<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bursa 14. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/597 Esas, 2021/213 Karar</p>

<p>Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili için açılan ilk davada saklı tutulan bölümün tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Bursa ili, ..., ...Mahallesi 7794 ada 3 parsel sayılı taşınmaza davalı idarece yol yapımı şeklinde el atılması sonucu fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla davalı idare aleyhine açmış oldukları 10.000,00 TL'lik kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan tazminat davasının, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/118 Esas, 2019/604 Karar sayılı kararı ile kabulüne karar verildiğini, bahse konu karara karşı yapılan istinaf başvuruları neticesinde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 2019/3539 Esas, 2020/199 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın fiilen el atılmayan kısmının da bedeline hükmedilmesi gerektiğine karar verildiğini, iş bu karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2020/7491 Esas, 2021/7611 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, bu nedenle ek tazminat bedeli bulunan 1.425.206,60TL'nin hüküm altına alınması için başvuru zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek davalarının kabulü ile fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla 1.425.206,60TL tazminatın ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Başkanlığından tahsilini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen değerin çok yüksek olduğunu, emsal değerlendirmesinin gereği gibi yapılmadığını, dava konusu taşınmaza daha yakın ve aynı özellikleri taşıyan emsallerin değerlendirmeye esas alınmamasının kanuna ve usule yerleşik Yargıtay kararları ve uygulamasına aykırı olduğunu, davacı tarafından açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu ve reddi gerektiğini, aleyhlerine açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, Mahkemesinde görülmekte olan davanın kamulaştırmasız el koyma nedeniyle haksız el atmadan doğan bir dava olmadığını ve bu nedenle açılan davanın görev ve yargı yolu yönünden reddi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın istinaf başvurusunun reddi ile tazminat bedelinin yeniden değerlendirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının eksik inceleme ve araştırma sonucu hatalı olarak karar verildiğini, kamulaştırmasız el atmadan söz edebilmek için en önemli unsurun idarelerin taşınmaza fiilen ve kalıcı nitelikte el koyması olduğunu, eğer bu durum söz konusu değilse imar planları ile taşınmazın yol, ... alan, park, okul gibi kamusal alanlara tahsis edilmesinin Yargıtay içtihatlarında da kamulaştırmasız el atma olarak kabul edilmediğini, bilirkişi raporunda fahiş değer tespit edildiğini, dava konusu taşınmaza eylemli el atılmayan kısımlarında tazminata konu edilmesinin isabetsiz olduğunu, emsallerin hatalı olduğunu, kamulaştırma sorumluluğu belediyelerinde olmayan yerler için imar planı kapsamında taraflarına tazminat hükmü kurulmasının usul ve kanun aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla taraflar arasında görülüp kesinleşen önceki davada tespit edilen bedel esas alınmak suretiyle ek davanın kabulüne ve faizin ilk dava tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmakla taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili için açılan ilk davada saklı tutulan kısmın tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir: “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibarıyla gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna; ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna 16.05.1956 tarihinde ilk toplantıda ittifakla karar verildi.”</p>

<p>3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1954/1 Esas, 1956/7 Karar sayılı kararı ile “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına ve bu itibarla da hadisede Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına ...” karar verilmiştir.</p>

<p>4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2022 tarihli ve 2020/4-58 Esas, 2022/429 Karar sayılı ilâmı:“ ...kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır.“</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat istemiyle davacı tarafından davalı idare aleyhine açılan kısmi davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL'nin talep edildiği, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/118 Esas, 2019/604 Karar sayılı kararı ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle toplam tazminat bedeli 1.435.206,60TL olarak tespit edilip taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL üzerinden hüküm tesis edildiği, işbu kararın taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin temyiz incelemesinden geçerek 25.05.2021 tarihinde kesinleştiği, dava konusu taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Bu durumda; asıl davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun açılan eldeki ek dava yönünden hem tarafları hem de Mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetini almış olup saklı tutulan bedele ilişkin açılan eldeki davada yeniden bilirkişi incelemesi yapılmaksızın işbu raporun hükme esas alınması yerindedir.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Davalı idareden aşağıda yazılı kalan harcın alınarak Hazineye irat kaydına, davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kural-olarak-kismi-davada-alinan-bilirkisi-raporu-ek-dava-icin-kesin-delil-degil-ise-de-yargisal-denetimlerden-gecmis-raporlar-kesin-delildir</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="42589"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/30342 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/30342 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong><strong>C.</strong><strong>B.</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/30342)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 5/8/2026 - 33331</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mutlu ALAF</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Veysi BAĞLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci </strong></p>

<p>2. Başvurucu 10/3/2023 tarihinde tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Başvurucu aynı zamanda adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucu, adli yardım talebine ilişkin olarak fakirlik belgesi sunmuştur. Ayrıca avukatının kendisinden ücret almadığını, avukatı ile anne oğul olduklarını, ücretsiz dava alındığına ilişkin hususu vekilinin baroya bildireceğini belirtmiştir.</p>

<p>3. Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada 13/3/2023 tarihli ara kararı ile adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun adli yardım talebi ekinde mal varlığı olmadığına ilişkin yeterli bilgi ve belge sunmadığı, başvurucunun banka hesaplarının olduğu, davanın konusu da dikkate alındığında başvurucunun adli yardımdan yararlanabilecek derecede fakir olmadığı vurgulanmıştır.</p>

<p>4. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde Mahkemenin kendisine ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bilgilerini sorguladığını, adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, dilekçe ekine üzerine kayıtlı mal olmadığına ilişkin olarak e-Devlet'ten aldığı ekran görüntüsünü sunmuş; avukatının kendi oğlu olduğunu, avukata para veremediği için daha önce bu davayı açamadığını beyan etmiş ve vekilinin vekâleti ücretsiz aldığına dair baroya verdiği bildirim dilekçesini iletmiştir. Banka hesaplarının varlığıyla ilgili olarak geçmişte farklı işyerlerinde çalıştığı için birden fazla banka hesabı olduğunu, banka hesabı olmasının tek başına adli yardım talebinin reddi gerekçesi olamayacağını iddia etmiştir. Başvurucu, bunların yanında fakirlik belgesini de ibraz etmiştir.</p>

<p>5. Batman 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/3/2023 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde fakirlik belgesinin her zaman düzenlenebileceği, bu belgenin somut araştırma ve verilere dayanmadığı, adli yardım talebinin dayanağının bulunmadığı, Mahkemenin de resen araştırma yükümlülüğü olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu 24/3/2023 tarihinde tekrar adli yardım talebinde bulunmuştur. Mahkeme 27/3/2023 tarihli ara kararı ile başvurucunun adli yardımdan yararlanmasını gerektirir durumunda değişiklik olmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Başvurucu 5/4/2023 tarihli dilekçesiyle adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle gider avansı ve harçları yatıramadığını, bu sebeple dosyanın karara çıkarılmasını talep etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 22/3/2023 tarihinde öğrendikten sonra 7/4/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvurudan Sonraki Dava Süreci </strong></p>

<p>8. Mahkeme 23/10/2023 tarihli kararı ile gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle davayı dava şartı yokluğundan reddetmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini, yargılama harç ve giderlerini ödeyebilme gücünden yoksun olduğunu, üzerine kayıtlı malı olmadığını, Mahkemenin SGK bilgilerini sorgulayarak geliri olmadığını tespit ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca adli yardım talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>11. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>13. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>14. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (<i>Kamil Koç</i> [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).</p>

<p>15. Başvurucunun açtığı davada adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğu görülmüştür. Bu nedenle söz konusu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru bir amaca dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>16. Mahkemenin adli yardım talebini reddederken 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 336. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandığı, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>17. Yargı harçları, yargı hizmetinden yararlanılması karşılığında devlete ödenen katkı payını ifade eder. Yargı harcı ödeme yükümlülüğü getirilmesiyle, bölünebilen bir kamu hizmeti olan yargı hizmetinden yararlananların bu hizmetin maliyetinin bir kısmına katlanması hedeflenmektedir. Bunun yanında yargı harcının abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilmesi ve gereksiz başvuruların önüne geçilerek mahkemelerin meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet ettiği de açıktır. Öte yandan başvurucuların harç dışındaki yargılama giderleri karşılığında avans yatırmakla yükümlü kılınmasının amacı ise yargılama sırasında yapılması zorunlu giderleri finanse etmektir. Bu giderlerin yargı hizmeti talep eden kişi tarafından karşılanması işin doğası gereğidir. Dolayısıyla başvurucuların harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkının doğasından kaynaklanan ve anayasal açıdan meşru amaçlara dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i> [1. B.], B. No: 2017/21882, 10/2/2021, § 45).</p>

<p>18. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi<i> elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,<i> gereklilik</i> amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;<i> Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>19. Mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında ilk değerlendirilmesi gereken husus <i>elverişlilik</i> kriteridir. Başvurucuların harç ve yargılama gideri ödemekle yükümlü kılınmasının gereksiz yere dava açılmasını önleme amacına ulaşılması yönünden elverişli bir araç olduğu açıktır (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i>, § 50).</p>

<p>20. İkinci olarak müdahalenin gereklilik kriterini sağlayıp sağlamadığı incelenmelidir. Gereklilik, mahkemeye erişim hakkını en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Yargısal başvurularda ilgililerin harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkını kısıtladığı tartışmasızdır. Bununla birlikte harç ve yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün doğduğu ana göre müdahalenin derecesi değişebilmektedir. İlgilinin daha yargılamanın başında yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınması ile yargılamanın sonunda yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmesi arasında müdahalenin ağırlığı bakımından önemli farklılık bulunmaktadır. Yargılama giderlerinin dava şartı olarak öngörülmesinin davanın esası karara bağlandıktan sonra kişinin yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmasına nazaran mahkemeye erişim hakkına daha ağır bir müdahale teşkil edeceği kuşkusuzdur. Bu sebeple yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün yargılamanın sonuna ötelenmesinin hakka daha hafif bir müdahale teşkil etmesi sebebiyle tercihe şayan bir yöntem olduğu söylenebilir (<i>Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim</i>, § 51).</p>

<p>21. Bununla birlikte yargılama giderlerinin yargılamanın sonunda ödenmesinin harç yükümlülüğünü anlamsız hâle getirmesi riski taşıdığının altı çizilmelidir. Harcın yargılamanın sonunda ödenmesi ile başında ödenmesi arasında gereksiz davaların açılmasından caydırma bakımından fark vardır. Harcın yargılamanın sonucunda ödeneceği düşüncesi, kişinin gereksiz yere dava açma isteğini kırma özelliğini belli ölçüde zayıflatabilir. Bu husus gözetildiğinde kamu makamlarının harcın ödenmesinin yargılamanın sonuna ertelenmesi biçiminde bir aracı tercih etme yükümlülüğü altında oldukları söylenemez. Kanun koyucunun harç ödeme yükümlülüğünün doğduğu safhayı belirleme konusunda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmelidir. Nitekim kanunda başvuru ve nispi karar harcının dörtte birinin peşin olarak, nispi karar harcının kalan kısmının ise yargılamanın sonunda ödenmesi öngörülmek suretiyle kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkı arasında adil bir denge kurulmaya çalışılmıştır (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 52).</p>

<p>22. Ne var ki mali imkânları elverişli olmayan kişilerin başvuru harcını ve nispi karar harcının dörtte birini ödeme gücünden yoksun olmaları söz konusu olabilir. Bu kişilerin sözü edilen harçları davanın başında ödeme yükümlülüğü altına sokulması mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Kanun koyucu ödeme gücü bulunmayan bu gibi kişilerin mahkemeye erişebilmelerini temin etmek için adli yardım mekanizması öngörmüştür. Buna göre mali gücü bulunmayan kişilerin bu durumlarını belgelendirmeleri ve davalarının açıkça temelsiz bulunmaması hâlinde yargılamanın sonuna kadar yargılama gideri ödemekten muaf tutulmaları öngörülmüştür. Ayrıca bu kişilerin yargılamanın sonucunda haksız bulunması sebebiyle yargılama giderinin aleyhlerine hükmedilmesi hâlinde yargılama giderlerini taksitle ödemelerine imkân sağlanmıştır. Son olarak haksız çıksalar bile aleyhlerine yargılama giderine hükmedilmesinin mağduriyetlerine neden olacağının açıkça anlaşılması hâlinde bu kişilerin yargılama gideri ödemekten tamamen muaf tutulmasına da hükmedilebilir. Tüm sayılan bu imkânlar mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi hafifleten araçlardır (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 53).</p>

<p>23. Yargılama giderlerini ödeme gücünün bulunmadığını iddia eden kişilerin yargılama giderlerinden geçici muafiyet sağlanması imkânını ifade eden adli yardımdan faydalandırılmaları mahkemeye erişim hakkından yararlanabilmeleri için oldukça önemlidir. Ödeme gücü zayıf olan kişilerin yargılamanın sonuçlanmasından sonra yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmeleri gibi daha hafif bir müdahale aracı yerine yargılamanın başında harç ve diğer yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmaları en az zedeleyici aracın seçilmesi yükümlülüğünün ihlaline yol açabilir (<i>F</i><i>amiye</i> <i>B</i><i>eğim</i> <i>ve</i> <i>M</i><i>ehmet</i> <i>T</i><i>ahir</i> <i>B</i><i>eğim</i>, § 54).</p>

<p>24. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucu tapu iptali ve tescil davası açmış ve adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebi Mahkeme ve itiraz mercii tarafından reddedilmiştir. Mahkeme adli yardım talebini reddederken başvurucunun mal varlığı olmadığına ilişkin yeterli bilgi ve belge sunmamasını, banka hesapları olmasını ve davanın konusunu gerekçe olarak göstermiştir. İtiraz mercii de fakirlik belgesinin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğu, başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğuna ilişkin inandırıcı deliller sunmadığı gerekçelerine dayanmıştır. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunurken fakirlik belgesi ibraz etmiş; itiraz dilekçesi ekine de mal varlığı olmadığına ilişkin olarak e-Devlet'ten aldığı ekran görüntülerini sunmuştur. Yargılama makamları başvurucunun yargılama giderlerini ödemesi hâlinde kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde güçleştireceği iddiasını desteklemek için ibraz ettiği belgeleri değerlendirmemiştir. Yargılama makamları davanın konusunun tapu iptali ve tescil davası olduğuna ve başvurucunun banka hesaplarının bulunduğuna işaret ederek adli yardımdan faydalanmasına engel olacak şekilde katı ve kategorik bir yorum yapmıştır. Bu şekildeki kategorik yaklaşım adli yardım kararı verilmesinde ilgililerin gerçek mali durumlarının dikkate alınmasını önlemektedir.</p>

<p>25. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu olayın özelliği dikkate alındığında davanın konusunun tapu iptali ve tescil davası olması ve başvurucunun banka hesaplarının bulunduğu gerekçesiyle adli yardım talebi reddedilerek dava açma imkânının ortadan kaldırılması suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin gözetilen meşru amaca ulaşma bakımından gerekli ve orantılı olmadığı, başvurucu üzerinde aşırı bir yük oluşturduğu, bu açıdan müdahalenin ölçüsüz olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>27. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri</i> <i>(2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu</i> <i>(3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2023/118, K.2023/491) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202330342-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="65889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/85303 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/2/2026 tarihli ve 2022/85303 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.</strong> <strong>Y.</strong><strong>U.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/85303)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 5/8/2026 - 33331</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nuray KOVANCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Doğukan ÖZDOĞAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; vekâlet ilişkisinden kaynaklanan alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle aleyhe açılan davada davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu ile avukat olan davacı arasında başvurucunun murisinin ölümünden sonra kalan malların intikali için gerekli işlemleri yapmak üzere 11/11/2006 tarihinde avukatlık ve hukuk danışmanlığı ücret sözleşmesi imzalanmıştır. Başvurucu 8/9/2009 tarihli ihtarname ile <i>"gördüğüm luzüm üzerine"</i> demek suretiyle davacıyı vekâletten azletmiştir.</p>

<p>3. Davacı, toplam 227.205,21 TL alacağı olduğunu belirterek başvurucu aleyhine ilamsız icra takibi başlatmıştır. Ödeme emri, başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucunun ödeme emrine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durmasına karar verilmiştir. Davacı, takibe yapılan itirazın iptaline ve alacağın yüzde kırkından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesi talebiyle 13/10/2009 tarihinde itirazın iptali davası açmıştır. Dava dilekçesinde; kendisinin vekil olarak bütün yükümlülükleri yerine getirdiğini ancak davalının kendisini haksız olarak azlettiğini, gerek<i> vekâlet ücret sözleşmesi</i> kapsamında gerek sözleşme kapsamı dışında başvurucu adına vekâleten takip ettiği işler için hak ettiği vekâlet ücretlerinin tahsili için icra takibi başlattığını ve takibe itiraz edildiğini belirtmiştir. Başvurucu; cevap dilekçesinde davacı avukatın bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, mirasçılar ile arasında gereksiz bir husumete yol açtığını ve kusurlu davranışları nedeniyle davacıyı azlettiğini ifade etmiştir.</p>

<p>4. İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 12/5/2015 tarihinde icra takibine itirazın kısmen iptaline, takibin 182.448 TL üzerinden temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte talepnamedeki asıl alacağa talep edilen %18 katma değer vergisi (KDV) talebi çıkarılarak diğer koşullarla devamına, %40 icra inkâr tazminatı olan 72.979,20 TL'nin başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişinin kök ve ek raporunu ibraz ettiğini, davacı avukatın işi layıkıyla yerine getirdiği için vekâlet ücretini talep etmekte haklı olduğunu, vekâlet ücreti hesabında sözleşmede net %12,5 oranı üzerinden avukatlık ücreti kabul edildiğini ve bu oranın geçerli olacağı kanaatine varıldığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu vekili, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hükmün başvurucu yararına bozulmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucunun savunmaları üzerinde ayrıntılı şekilde durulmadan ve azlin haklı olup olmadığı değerlendirilmeden yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı ve bozma nedeni olduğu belirtilmiştir. Davacı vekilinin karar düzeltme talebi de 7/3/2019 tarihli kararla reddedilmiştir.</p>

<p>6. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 7/10/2020 tarihinde davanın kısmen kabulüne, 182.448 TL'nin 11/9/2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte başvurucudan alınarak davacıya verilecek şekilde takip talebindeki %18'lik KDV'nin çıkarılması şartı ile itirazın iptali ile takibin bu şekilde devamına, bakiyeye yönelik talebin reddine, asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkâr tazminatının başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde, 9/4/2020 tarihli bilirkişi raporu ve dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının bir bütün olarak değerlendirildiği belirtilmiş ve azlin haklı olmadığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Vekâlet ücreti miktarı hesaplamasında taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunduğu, sözleşmede dava değerinin %12,5 oranı üzerinden vekâlet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu hususun tarafları bağladığı ifade edilmiş ve bozma kararı üzerine yapılan yargılamada alınan 9/4/2020 tarihli raporda ulaşılan değerlendirmelere dayanılmıştır.</p>

<p>7. Davacı vekili 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile davanın dayanağı icra takibinin yapılış tarihine ve dosyanın Yargıtay denetiminden geçmiş olmasına göre kararda %40 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedildiğini, açık bir hata söz konusu olduğunu belirterek icra inkâr tazminatı oranının %40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir.</p>

<p>8. Söz konusu dilekçe, Mahkemece<i> ''tavzih dilekçesi''' </i>ismiyle başvurucu vekiline 24/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>9. Mahkeme; dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 2/2/2021 tarihli karar ile davacı vekilinin talebinin kabulüne, hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304. maddesi uyarınca tashihine ve kararın gerekçeli karara eklenmesine yasal yollar açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>10. Söz konusu karar, Mahkemece<i> ''tavzih karar evrakı''</i> ismiyle 8/2/2021 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararı da başvurucu vekiline 16/2/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>11. Taraf vekilleri, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu vekili 2/2/2021 tarihli temyiz dilekçesinde davacının başta bilgi verme yükümlülüğü olmak üzere vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, müvekkilinin davacı avukatı azletmek zorunda kaldığını, Mahkemenin haklılıklarını kanıtlar nitelikteki tanık beyanlarını gözardı ettiğini, tüm dosyalar bakımından avukatlık ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacıya ödenen miktar mahsup edildikten sonra Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğinden davacı taraf aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekmekteyken bu hususun gözardı edildiğini ifade etmiştir. Davacı vekili ise temyiz dilekçesinde vekâlet ücreti alacaklarının icra takibindeki asıl alacak miktarı kadar olması gerektiğinden davanın aynen kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabule dair oluşturulan nihai kararın ve bu kabule göre asıl alacağa eklenmesi gereken KDV bakımından bir karar oluşturulmamasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu vekili 17/2/2021 tarihinde verdiği dilekçeyle de Mahkemece %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak <i>"tavzih kararı"</i> başlıklı karar ile %40'a çıkarılmasının usul hükümlerine aykırı olduğunu belirterek temyiz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>13. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (Daire) 20/1/2022 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucu vekili, karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dilekçede; Mahkemenin tavzih kararı ile düzenlenemeyecek bir hususu tavzih ile düzenlediğini, ayrıca tavzih usulüne de uymadığını, Mahkemenin yasal yollar açık olmak üzere karar verdiğini belirtmişse de yasal yollardan kastının ne olduğu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadığını, başvurucu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davacının bilgi verme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, itirazları dikkate alınmadan sadece tek bir bilirkişi raporu alınarak karar verildiğini, dosyanın ek rapora dahi gönderilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu vekilinin karar düzeltme talebi 13/6/2022 tarihli kararla reddedilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, nihai kararı 6/8/2022 tarihinde öğrendikten sonra 31/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>15. Başvurucu; kararda davacı lehine %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak tavzih kararı ile %40'a çıkarıldığını, kararın açık ve bariz takdir hatasıyla verildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>19. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi, uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak yargı mercilerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerinin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçelerini denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi söz konusu kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de görevi değildir (<i>Halit Kabadağ</i> [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).</p>

<p>21. Söz konusu uyuşmazlıkta Mahkeme 7/10/2020 tarihli kararında asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmetmiştir. Davacı vekili 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile açık bir hata olduğunu belirterek icra inkâr tazminatı oranının %40 olarak düzeltilmesini talep etmiştir. Mahkeme 2/2/2021 tarihli kararı ile davacı vekilinin talebinin kabulüne, hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca tashihine ve kararın gerekçeli karara eklenmesine karar vermiştir. Mahkemenin kararı, temyiz ve karar düzeltme yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>22. Mahkemenin 2/2/2021 tarihli kararı 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesinde yer alan hükmün tashihi düzenlemesine dayanmaktadır. 6100 sayılı Kanun’un <i>"Hükmün tashihi" </i>başlıklı 304. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. Buna göre hükmün tashihi yoluyla <i>y</i><i>azı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar </i>düzeltilebilir. Hüküm, taraflara tebliğ edilmiş ise tashih talebi hakkında taraflar dinlendikten sonra ya da davete rağmen tarafların gelmemesi hâlinde dosya üzerinden karar verilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta davacı vekilinin hüküm tebliğ edilmeden önce 18/1/2021 tarihinde sunduğu dilekçe ile maddi hata inceleme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Öte yandan söz konusu dilekçe, Mahkemece başvurucu vekiline 24/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mahkeme, daha sonra 2/2/2021 tarihinde dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda davacı vekilinin talebinin kabulüne karar vermiştir (bkz. §§ 7-10).</p>

<p>23. İtirazın iptali davasına ilişkin olarak 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle değiştirilen 67. maddesinin ikinci fıkrasında bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlunun, takibinde haksız ve kötü niyetli görülmesi hâlinde alacaklının, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkûm edileceği düzenlenmiştir. 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle bu fıkrada yer alan <i>"yüzde kırkından"</i> ibaresi<i> "yüzde yirmisinden"</i> şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. 2004 sayılı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinde bu Kanun'un ilgili hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takip işlemleri hakkında değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Yargıtay 2004 sayılı Kanun'un 67. maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapan 6352 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 5/7/2012 tarihinde yürürlüğe girdiğine, 5/7/2012 tarihinden önce yapılmış olan icra takipleri üzerine açılan ve açılacak olan itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatının asgari %40 olarak, 5/7/2012 tarihinden sonra yapılan icra takipleri üzerine açılacak itirazın iptali davalarında ise icra inkâr tazminatının asgari %20 olarak uygulanması gerektiğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/2/2025 tarihli ve E.2024/6116, K.2025/1067 sayılı; Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30/1/2013 tarihli ve E.2012/17676, K.2013/1276 sayılı; 18/12/2024 tarihli ve E.2024/225, K.2024/4931 sayılı kararları).</p>

<p>26. Eldeki uyuşmazlıkta davacı vekilinin icra inkâr tazminatı oranına ilişkin kararın açık hataya dayalı olarak verildiği iddiasıyla düzeltilmesi talebi üzerine Mahkemece hükümde %20 olarak hükmedilen icra inkâr tazminatı oranı 6100 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca %40 olarak düzeltilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucu, mahkeme kararında icra inkâr tazminatı oranı %20 olarak hükmedilmesine rağmen tashih yoluyla bu oranın %40 olarak belirlenmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucunun bu iddiasını 17/2/2021 tarihli dilekçesinde ve karar düzeltme dilekçesinde açık bir biçimde dile getirdiği görülmüştür (bkz. §§ 12, 13).</p>

<p>28. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme, kanun kurallarını yorumlama, kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğine karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte mahkemenin esasa etkili iddialara ilişkin olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe sunması hakkaniyete uygun yargılanmanın gerçekleşmesi adına bir zorunluluktur (<i>Seyhan İlğaz</i> [1. B.], B. No: 2014/7475, 17/7/2018, § 39). Mahkeme 2/2/2021 tarihli kararında hüküm kısmında yer alan %20 oranında tazminatın maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu oranın %40 olarak tashihine karar vermiştir.</p>

<p>29. Kural olarak mahkeme kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercilerince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise başvurucuların ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercileri tarafından gerekçeli şekilde karşılanması gerekir. Uyuşmazlıkta başvurucunun 17/2/2021 tarihli dilekçesinde ve karar düzeltme dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaya ilişkin olarak Dairece herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Diğer bir ifadeyle başvurucunun kararda davacı lehine %20 oranında hükmedilen icra inkâr tazminatı oranının usule aykırı olarak %40'a çıkarıldığına dair iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Başvurucunun diğer temel hak ve özgürlüklerinin de ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>32. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>35. Başvurucu, ihlalin tespiti ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>37. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 3. Hukuk Dairesine (E.2022/4340, K.2022/5721) iletilmek üzere İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/103, K.2020/188) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202285303-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/anayasa-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="65316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25939"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69310"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49307"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="66962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="12359"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="45927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="61616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="36308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="57645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="34944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="87283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="93333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="48551"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
