<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 24 Aug 2026 00:28:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti Arasında Tercihli Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyeti-ile-maldivler-cumhuriyeti-arasinda-tercihli-ticaret-anlasmasi-cercevesindeki-ticarette-esyanin-tercihli-menseinin-tespiti-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyeti-ile-maldivler-cumhuriyeti-arasinda-tercihli-ticaret-anlasmasi-cercevesindeki-ticarette-esyanin-tercihli-menseinin-tespiti-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti Arasında Tercihli Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik, 24 Ağustos 2026 Tarihli ve 33350 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE MALDİVLER CUMHURİYETİ ARASINDA TERCİHLİ TİCARET ANLAŞMASI ÇERÇEVESİNDEKİ TİCARETTE EŞYANIN TERCİHLİ MENŞEİNİN TESPİTİ HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti arasında 4/11/2024 tarihinde imzalanan, 15/10/2025 tarihli ve 7561 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 18/12/2025 tarihli ve 10693 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti Arasında Tercihli Ticaret Anlaşmasına ek “Menşeli Ürünler” Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokolün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti arasında 4/11/2024 tarihinde imzalanan, 15/10/2025 tarihli ve 7561 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 18/12/2025 tarihli ve 10693 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti Arasında Tercihli Ticaret Anlaşmasına ek “Menşeli Ürünler” Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokolün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 448 inci maddesi ile bu Yönetmeliğin 1 inci maddesinde belirtilen Protokole dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte yer alan;</p>

<p>a) Anlaşma: Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyeti arasında imzalanan ve 2 nci maddede belirtilen Tercihli Ticaret Anlaşmasını,</p>

<p>b) Armonize Sistem: 10/11/1988 tarihli ve 3501 sayılı Kanunla katılmamız uygun bulunan Uyumu Sağlanmış (Armonize) Mal Tanımı ve Kodlama Sistemi Hakkında Uluslararası Sözleşmede belirtilen şekilde ve Sözleşmenin ekinde yer alan pozisyonları, alt pozisyonları ve bunlara ait sayısal kodları, Bölüm, Fasıl ve Alt Pozisyon Notlarını ve Armonize Sistemin yorumu ile ilgili Genel Kuralları kapsayan Nomanklatürü,</p>

<p>c) Aynı ve birbirleri yerine geçebilen girdi veya ürün: Aynı tür ve ticari kalitede, aynı teknik ve fiziksel özelliklere sahip ve birbirinden ayırt edilemeyen girdiyi veya ürünü,</p>

<p>ç) Bakanlık: Ticaret Bakanlığı’nı,</p>

<p>d) Elektronik sistem: EUR.1 Dolaşım Belgesinin düzenlenmesine yönelik başvurunun yapılması, belgelerin düzenlenmesi, kontrol edilmesi, onaylanması ve vize işlemlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak üzere Bakanlık ya da Bakanlıkça uygun görülen kişi ve kuruluşlarca elektronik ortamda verilen hizmet ve bu hizmete dair altyapıyı,</p>

<p>e) Eşya: Hem girdi hem de ürünü,</p>

<p>f) EUR.1 Dolaşım Belgesi: Menşeli ürünlerin Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmesini sağlamak üzere Bakanlıkça yetkilendirilen kişi veya kuruluşlarca usulüne uygun olarak düzenlenip gümrük idarelerince vize edilen, örneği Ek III’te yer alan formu,</p>

<p>g) Fabrika çıkış fiyatı;</p>

<p>1) Ürün için Taraf ülkelerden birinde nihai işçilik veya işlemin gerçekleştirilmesini üstlenen imalatçıya yahut son işçilik veya işlemin bir imalatçıya alt sözleşme ile devredilmesi halinde alt yükleniciye işi veren işletmeye fabrika çıkışı itibarıyla ödenen, kullanılan bütün girdilerin kıymetlerinin dahil edilmesi koşuluyla üretime ilişkin diğer tüm masrafların eklenmesiyle; elde edilen ürünün ihracatında geri ödenen veya ödenmesi mümkün olan iç vergilerin tenziliyle bulunan fiyatı,</p>

<p>2) Ödenen gerçek fiyatın ürünün imalatına ilişkin olarak bir Taraf ülkede ortaya çıkan tüm masrafları yansıtmaması halinde tüm bu masrafların toplamından, elde edilen ürünün ihraç edilmesi halinde geri ödenen veya ödenmesi mümkün olan iç vergilerin çıkarılması sonucunda bulunan fiyatı,</p>

<p>ğ) Fasıllar, pozisyonlar ve alt pozisyonlar: Gümrük İşbirliği Konseyinin 26 Haziran 2004 tarihli Tavsiye Kararı uyarınca getirilen değişiklikler dahil “Armonize Sistem’’ olarak belirtilen, Armonize Mal Tanımı ve Kodlama Sistemini oluşturan Nomanklatürde kullanılan fasıllar (iki haneli kodlar), pozisyonlar (dört haneli kodlar) ve alt pozisyonları (altı haneli kodlar),</p>

<p>h) Girdi: Ürünün imalatında kullanılan herhangi bir madde, hammadde, bileşen, parça, aksam ve benzerini,</p>

<p>ı) Girdilerin kıymeti;</p>

<p>1) Kullanılan menşeli olmayan girdilerin ithalatı esnasındaki gümrük kıymeti veya bunun bilinmemesi ve tespit edilememesi halinde ihracatı gerçekleştiren Taraf ülkede bu girdiler için ödendiği tespit edilebilen ilk fiyatı,</p>

<p>2) Kullanılan menşeli girdilerin kıymetinin belirlenmesi gerektiğinde, birinci alt bentte yer alan hükmün gerekli değişiklikler yapılarak uygulanması suretiyle bulunan fiyatı,</p>

<p>i) Gümrük idareleri: Türkiye için Ticaret Bakanlığını, Maldivler için Maldivler Gümrük Hizmetleri İdaresini,</p>

<p>j) Gümrük kıymeti: Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının (GATT) VII nci Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma (DTÖ Gümrük Kıymeti Anlaşması) uyarınca belirlenen kıymeti,</p>

<p>k) İmalat: Montaj dahil her türlü işçilik veya işlemi,</p>

<p>l) Katma değer: Ürünün fabrika çıkış fiyatından, bünyesine dahil edilen diğer Taraf ülke menşeli her bir girdinin gümrük kıymetlerinin veyahut söz konusu girdilerin gümrük kıymetlerinin bilinmemesi veya tespit edilememesi halinde, ihracatın gerçekleştirildiği Taraf ülkede bu girdiler için ödendiği tespit edilebilen ilk fiyatın tenziliyle bulunan değeri,</p>

<p>m) Menşeli girdilerin kıymeti: (ı) bendindeki tanıma uygun olarak, gerekli değişiklikler yapılarak uygulanan, bu tür girdinin gümrük kıymetini,</p>

<p>n) Menşe ispat belgesi: EUR.1 Dolaşım Belgesini,</p>

<p>o) Menşeli olmayan girdilerin azami oranı: İmalatın bu Yönetmeliğe göre ürüne menşe statüsü kazandıran yeterli bir işçilik veya işlem sayılabilmesi amacıyla ürünün fabrika çıkış fiyatının yüzdeliği ya da belirli bir fasıl, pozisyon veya alt-pozisyonda yer alan kullanılan menşeli olmayan girdilerin net ağırlıklarının yüzdeliği olarak ifade edildiği durumlarda menşeli olmayan girdiler için izin verilen azami oranı,</p>

<p>ö) Sevkiyat: Bir ihracatçıdan bir alıcıya birlikte gönderilen ya da ihracatçıdan alıcıya sevkinde tek bir sevk evrakı kapsamında yer alan veya böyle bir evrakın olmaması halinde tek bir fatura kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>p) Sınıflandırma: Ürün veya girdilerin Armonize Sistemin belirli bir pozisyonu veya alt pozisyonu altında sınıflandırılmasını,</p>

<p>r) Taraf ülkeler: Türkiye Cumhuriyeti ile Maldivler Cumhuriyetini,</p>

<p>s) Ülke: Bir Taraf ülkenin topraklarını, karasularını ve iç sularını,</p>

<p>ş) Ürün: Bilahare başka bir imalatta da kullanılması söz konusu olsa bile, imal edilmiş ürünü,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Menşeli Ürün Kavramının Tanımı ve Şartları</p>

<p><strong>Menşe kuralı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında aşağıda belirtilen ürünler, Taraf ülkelerden biri menşeli kabul edilir:</p>

<p>a) 6 ncı maddede belirtilen şekilde, bir Taraf ülkede tamamen elde edilmiş ürünler.</p>

<p>b) 7 nci maddede belirtilen şekilde, bir Taraf ülkede yeterli işçilik veya işleme tabi tutulmuş olmaları kaydıyla, tamamen elde edilmemiş girdiler ihtiva ederek anılan Taraf ülkede elde edilmiş ürünler.</p>

<p><strong>Tamamen elde edilmiş ürünler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Aşağıda belirtilen ürünlerin Taraf ülkelerden birinde tamamen elde edilmiş oldukları kabul edilir:</p>

<p>a) Kendi topraklarından veya kendi deniz yataklarından çıkarılan mineral ürünler ve doğal su.</p>

<p>b) Taraf ülkede yetiştirilmiş veya hasat edilmiş, suda yetişen bitkiler dahil, bitkiler ve bitkisel ürünler.</p>

<p>c) Taraf ülkede doğmuş ve yetiştirilmiş canlı hayvanlar.</p>

<p>ç) Taraf ülkede yetiştirilmiş canlı hayvanlardan elde edilen ürünler.</p>

<p>d) Taraf ülkede doğmuş ve yetiştirilmiş canlı hayvanların kesilmesiyle elde edilen ürünler.</p>

<p>e) Taraf ülkede avcılık veya balıkçılıkla elde edilen ürünler.</p>

<p>f) Taraf ülkede balıkların, kabukluların, yumuşakçaların ve suda yaşayan diğer omurgasızların doğduğu veya yumurta, larva, yeni doğan ya da yavru halden itibaren yetiştirildiği kültür balıkçılığı veya marikültür ürünleri.</p>

<p>g) Deniz balıkçılığı ürünleri ve herhangi bir ülkenin karasularının dışında o ülkenin kendi gemileriyle çıkarılan diğer ürünler.</p>

<p>ğ) Münhasıran (g) bendinde belirtilen ürünlerden, o ülkenin kendi fabrika gemilerinin güvertesinde elde edilen ürünler.</p>

<p>h) Yalnızca hammaddelerin geri kazanımına uygun olup Taraf ülkede toplanan kullanılmış maddeler.</p>

<p>ı) Taraf ülkede gerçekleştirilen imalat işlemleri sonucunda ortaya çıkan atık ve hurdalar.</p>

<p>i) Münhasır işleme haklarına sahip olması kaydıyla, Taraf ülkenin kendi karasularının dışında bulunan deniz yatağından veya deniz yatağının altından çıkarılan ürünler.</p>

<p>j) Münhasıran (a) ila (i) bentlerindeki ürünlerden üretilmiş ürünler.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (g) ve (ğ) bentlerinde geçen kendi gemileri ve kendi fabrika gemileri ifadeleri sadece;</p>

<p>a) İhracatı veya ithalatı gerçekleştiren Taraf ülkede kayıtlı,</p>

<p>b) İhracatı veya ithalatı gerçekleştiren Taraf ülke bayrağı altında seyreden,</p>

<p>c) En az %50’sine ihracatı veya ithalatı gerçekleştiren Taraf ülke vatandaşları tarafından sahip olunan veya sahipliklerinin şirketlerde bulunması halinde, şirket merkezi ve ana işyeri ihracatçı ya da ithalatçı Taraf ülkede bulunan ve en az %50’si ihracatçı ya da ithalatçı Taraf ülkeye veya bu Taraf ülkelerin kamu tüzel kişilerine veyahut vatandaşlarına ait olan,</p>

<p>gemiler ve fabrika gemileri için kullanılır.</p>

<p><strong>Yeterli işçilik veya işlem görmüş ürünler</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) 9 uncu maddeye halel gelmeksizin, bir Taraf ülkede tamamen elde edilmemiş olan ürünler, Ek II’de belirtilen şartları sağlamaları halinde yeterli işçilik veya işlemden geçmiş kabul edilirler.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükümlerine uygun olarak, bir Taraf ülkede menşe statüsü kazanmış olan bir ürünün başka bir ürünün imalatında girdi olarak kullanılması halinde, söz konusu ürünün imalatında kullanılmış olabilecek menşeli olmayan girdiler hesaba katılmaz.</p>

<p><strong>Tolerans kuralı</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) 7 nci maddede belirtilen duruma rağmen ve bu maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrasına dayanarak, Ek II’de yer alan listede belirtilen şartlar uyarınca bir ürünün imalatında kullanılmaması gereken menşeli olmayan girdiler, ancak;</p>

<p>a) Armonize Sistemin 16 ncı faslında yer alan işlenmiş balıkçılık ürünleri hariç 4 ila 24 üncü fasıllarında yer alan ürünler ile 2 nci faslında yer alan ürünlerin net ağırlıklarının %15’ini,</p>

<p>b) (a) bendinde belirtilen ürünler haricindeki diğer tüm ürünler için ürünün fabrika çıkış fiyatının %15’ini,</p>

<p>geçmemesi koşuyla kullanılabilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükümleri, Armonize Sistemin 50 ilâ 63 üncü fasıllarında sınıflandırılan ürünlere uygulanmaz. Bu ürünler için Ek I’de yer alan Not 6’da ve Not 7’de belirtilen tolerans hadleri uygulanır.</p>

<p>(3) Birinci fıkra hükümleri, menşeli olmayan girdilerin azami oranına ilişkin olarak Ek II’de yer alan listede belirtilen kurallarda belirlenmiş olan oranlardan herhangi birisinin aşılmasına imkân tanımaz.</p>

<p>(4) Birinci ve ikinci fıkralar hükümleri, 6 ncı madde kapsamında bir Taraf ülkede tamamen elde edilen ürünlere uygulanmaz. Bununla birlikte, 9 uncu maddeye ve 11 inci maddenin birinci fıkrasına halel gelmeksizin, birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen tolerans, Ek II’de o ürün için belirtilen kuralın söz konusu ürünün imalatında kullanılan girdilerin tamamen elde edilmiş olmasını gerektirdiği hallerde o ürüne uygulanabilir.</p>

<p><strong>Yetersiz işçilik veya işlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) 7 nci maddede belirtilen koşulların sağlanıp sağlanmadığına bakılmaksızın, bu maddenin ikinci fıkra hükümleri saklı kalmak kaydıyla, aşağıdaki işlemler menşeli ürün statüsü verilmesi için yetersiz işçilik veya işlem olarak kabul edilir:</p>

<p>a) Nakliyat ve depolama süresince eşyanın iyi şartlarda muhafazasını sağlamaya yönelik koruyucu işlemler.</p>

<p>b) Ambalaj ayırma ve birleştirme.</p>

<p>c) Yıkama, temizleme, toz, oksit, yağ, boya veya diğer tabakalardan arındırma.</p>

<p>ç) Dokumaya elverişli maddeleri ütüleme veya presleme.</p>

<p>d) Basit boyama ve cilalama işlemleri.</p>

<p>e) Pirinci kabuklarından ayırma ve kısmi veya tam öğütme; tahıl ve pirinci parlatma ve perdahlama.</p>

<p>f) Şeker renklendirme veya tatlandırma veya şeker topaklarını biçimlendirme işlemleri, kristal şekeri kısmi veya tam öğütme.</p>

<p>g) Meyvelerin, kuruyemişlerin ve sebzelerin zarlarını soyma, çekirdeklerini ayıklama ve kabuklarını çıkarma.</p>

<p>ğ) Keskinleştirme, basit bileme, basit kesme veya basit doğrama.</p>

<p>h) Maddelerden setler oluşturma dahil, elekten geçirme, kalburdan geçirme, sıraya dizme, tasnifleme, kalitesine göre ayırma, eşleştirme.</p>

<p>ı) Şişelere, teneke kutulara veya mataralara basit doldurma; torbalara, sandıklara, kutulara basit yerleştirme; karton veya tahta üzerine koyma ve tüm diğer basit paketleme işlemleri.</p>

<p>i) Ürün veya ambalaj üzerine marka, etiket, logo ve diğer benzeri ayırt edici işaretleri yapıştırma veya basma işlemleri.</p>

<p>j) Farklı türde olmalarına bakılmaksızın ürünlerin basit karıştırılması.</p>

<p>k) Şekerin herhangi bir girdiyle karıştırılması.</p>

<p>l) Ürüne basitçe su ekleme veya ürünü seyreltme veya susuzlaştırma veya denşirme.</p>

<p>m) Tamamlanmış bir eşya oluşturmak üzere eşya parçalarının basit montajı veya ürünlerin parçalarına ayrılması.</p>

<p>n) Hayvan kesimi.</p>

<p>o) (a) ilâ (n) bentlerinde belirtilen işlemlerden iki veya daha fazlasının bir arada yapılması.</p>

<p>(2) Belirli bir ürüne uygulanan işçilik veya işlemin birinci fıkra hükümleri çerçevesinde yetersiz kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, ihracatçı taraf ülkede gerçekleştirilen işlemlerin tümü bir arada mütalaa edilir.</p>

<p><strong>İkili menşe kümülasyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) 5 inci madde hükümlerine halel gelmeksizin, Anlaşma kapsamında tercihli rejimden yararlanmaya ehil bir nihai ürünün içerisine dahil edilen diğer taraf ülke menşeli girdiler, nihai ürünün elde edildiği taraf ülke menşeli kabul edilir. Nihai ürünün elde edildiği ihracatçı taraf ülkede gerçekleştirilen işçilik veya işlemlerin 9 uncu maddede belirtilenlerin ötesine geçmiş olması şartıyla, söz konusu girdilerin yeterli işçilik veya işleme tabi tutulmaları gerekmez.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükümlerine göre, bir taraf ülkede herhangi bir işçilik veya işleme tabi tutulmayan menşeli ürünler diğer Taraf ülkeye ihraç edilirken menşeini korur.</p>

<p><strong>Nitelendirme birimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasında nitelendirme birimi, Armonize Sistem Nomanklatürü kullanılmak suretiyle sınıflandırma yapılırken temel birim olarak kabul edilen belirli bir üründür. Buna göre;</p>

<p>a) Muhtelif girdilerin montajı veya gruplandırılmasından oluşan bir ürün, Armonize Sistemde tek bir pozisyonda sınıflandırıldığında, bu ürünün tümü nitelendirme birimini oluşturur.</p>

<p>b) Bir sevkiyat, Armonize Sistemde aynı pozisyon içinde sınıflandırılan belli sayıda aynı üründen oluşuyorsa, her bir ürün bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanışı sırasında münferiden değerlendirilmelidir.</p>

<p>(2) Armonize Sistemin 5 sayılı Genel Yorum Kuralı çerçevesinde ambalaj, sınıflandırma açısından ürüne dahil ediliyorsa, menşe tespiti açısından da dahil edilir.</p>

<p>(3) Bir teçhizat, makine, aygıt veya araç parçası beraberinde teslim edilen, normal olarak bir cihazın bölümü durumundaki ve fabrika çıkış fiyatına dahil edilmiş bulunan aksesuarlar, yedek parçalar ve aksam; söz konusu cihaz, makine, alet veya araç içinde mütalaa edilir.</p>

<p><strong>Setler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Armonize Sistemin 3 sayılı Genel Yorum Kuralı’nda tanımlandığı şekilde setler, kendisini meydana getiren ürünlerin tamamı menşeli olduğunda menşeli olarak kabul edilir. Ancak, bir set menşeli ve menşeli olmayan ürünlerden oluştuğunda, menşeli olmayan ürünlerin kıymeti, setin fabrika çıkış fiyatının %15'ini aşmıyorsa, set bir bütün olarak menşeli olarak kabul edilir.</p>

<p><strong>Etkisiz unsurlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Bir ürünün menşeli olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, imalatında kullanılabilecek;</p>

<p>a) Enerji ve yakıt,</p>

<p>b) Tesis ve teçhizat,</p>

<p>c) Makine ve aletler,</p>

<p>ç) Ürünün nihai bileşimine girmeyen ve girmesi amaçlanmayan diğer herhangi bir eşyanın,</p>

<p>menşei dikkate alınmaz.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Ülkesel Gereklilikler</p>

<p><strong>Ülkesellik ilkesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) İkinci bölümde yer alan menşe statüsü kazandırılmasına ilişkin koşullar, taraf ülkelerden birinde kesintisiz olarak yerine getirilir.</p>

<p>(2) Taraf ülkelerden birinden başka bir ülkeye ihraç edilmiş olan menşeli eşyanın geri gelmesi halinde; geri gelen eşyanın ihraç edilen eşya ile aynı olduğu, söz konusu ülkede bulunma veya ihraç edilme süresi içerisinde iyi koşullarda muhafaza edilmeleri için gerekli olanların ötesinde herhangi bir işleme tâbi tutulmadığı hususları yetkili idareleri tatmin edecek şekilde ispat edilemediği takdirde söz konusu eşyanın menşeli olmadığı kabul edilir.</p>

<p><strong>Değişmezlik ilkesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Anlaşma kapsamında öngörülen tercihli tarife uygulaması, yalnızca bu Yönetmelikte yer alan koşulları sağlayan ve bir Taraf ülkede ithal edilmek üzere beyan edilen ürünler için uygulanır. Ancak bu uygulamadan yararlanılabilmesi için söz konusu ürünlerin, ihracatçı Taraftan ihraç edilen ürünlerle aynı ürünler olması gerekir. Bu ürünler; iyi durumda muhafaza edilmelerini sağlamaya yönelik işlemler ile ithalatçı Tarafın özel iç mevzuat gereklerinin karşılanmasını teminen, serbest dolaşıma giriş beyanından önce transit veya sevkiyatın bölünmesi işlemlerinin gerçekleştirildiği üçüncü ülke veya ülkelerde gümrük gözetimi altında yapılan işaret, etiket, mühür veya herhangi bir belgenin eklenmesi ya da iliştirilmesi işlemleri dışında, herhangi bir şekilde değiştirilmiş, dönüştürülmüş veya başka bir işleme tabi tutulmuş olamaz.</p>

<p>(2) Eşyanın veya sevkiyatların, transit işleminin gerçekleştiği üçüncü ülke veya ülkelerde gümrük gözetimi altında kalmaları şartıyla depolanmasına izin verilebilir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmeliğin beşinci bölümünün hükümleri saklı kalmak kaydıyla, sevkiyatların, bölünmenin gerçekleştirildiği üçüncü ülke veya ülkelerde gümrük gözetimi altında kalmaları şartıyla bölünmesine izin verilebilir.</p>

<p>(4) Tereddüt hâlinde, ithalatçı Taraf, ithalatçıdan veya temsilcisinden, bu madde hükümlerine uygunluğun tevsik edilmesini teminen, her zaman uygun görülen tüm belgelerin ibrazını talep edebilir. Söz konusu uygunluk; özellikle konşimento gibi sözleşmeye dayalı taşıma belgeleriyle, kapların işaretlenmesi veya numaralandırılmasına dayanan fiilî veya somut delillerle, transit veya bölünmenin gerçekleştirildiği ülke veya ülkelerin gümrük idarelerince düzenlenen işlem görmemişlik belgesi ya da eşyanın transit veya bölünmenin gerçekleştirildiği ülke veya ülkelerde gümrük gözetimi altında kaldığını gösteren diğer belgelerle veya eşyanın kendisine ilişkin her türlü delille ispat edilebilir.</p>

<p><strong>Sergiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Taraf ülkelerin birinden Taraf ülkeler dışında başka bir ülkeye sergilenmek üzere gönderilen ve sergi sonrasında diğer bir Taraf ülkeye ithal edilmek üzere satılan menşeli ürünler gümrük idarelerinin;</p>

<p>a) İhracatçının bu ürünleri Taraf ülkelerin birinden serginin düzenlendiği ülkeye naklettiği ve burada sergilediği,</p>

<p>b) Ürünlerin aynı ihracatçı tarafından diğer Taraf ülkedeki bir kimseye satıldığı veya bu kimsenin tasarrufuna verildiği,</p>

<p>c) Ürünlerin sergi süresi içinde veya sergiden hemen sonra, sergilenmek üzere gönderildiği durumunu koruyarak sevk edildiği,</p>

<p>ç) Ürünlerin sergilenmek üzere gönderildikleri andan itibaren, bu sergide teşhir edilmek dışında başka bir amaçla kullanılmadığı,</p>

<p>hususlarında tatmin edilmesi kaydıyla, ithallerinde Anlaşma hükümlerinden yararlanır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin beşinci bölüm hükümlerine uygun olarak düzenlenen EUR.1 Dolaşım Belgesi, normal usullere uygun olarak ithalatı gerçekleştiren Taraf ülkenin gümrük yetkililerine ibraz edilir. Bu belge üzerinde serginin adı ve adresi belirtilir. Gümrük idareleri tarafından, gerektiği takdirde ürünlerin durumu ve sergilenmelerine ilişkin koşullar hakkında ek kanıtlayıcı belgeler istenebilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkra, yabancı ürün satmak üzere kurulmuş işyeri veya mağazalarda özel amaçla düzenlenmemiş olan, açık olduğu süre içinde ürünün gümrük denetimi altında kaldığı her türlü ticaret, sanayi, tarım ve el sanatları sergi, fuar veya benzeri umumi gösteri veya teşhirlerine uygulanır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Geri Ödeme veya Muafiyet</p>

<p><strong>Gümrük vergilerinde geri ödemenin veya muafiyetin yasaklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak menşe ispat belgesi düzenlenen bir Taraf ülke menşeli ürünlerin imalatında kullanılan menşeli olmayan girdiler, ihracatı gerçekleştiren Taraf ülkede her ne türde olursa olsun gümrük vergilerinin geri ödenmesine veya bunlardan muafiyete tabi değildir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen yasak;</p>

<p>a) İhracatı gerçekleştiren Taraf ülkede imalatta kullanılan girdilere uygulanan gümrük vergisi veya eş etkili vergilerin kısmen veya tamamen, iadesi veya muaf tutulması veya ödenmemesi yönündeki her türlü düzenlemeye,</p>

<p>b) Ürünlerin söz konusu girdilerden elde edilip ihraç edildiği ve dâhilde kullanım için alıkonmadığı hallerde,</p>

<p>c) Birinci fıkrada ve (a) bendinde belirtilen iade, muafiyet veya geri ödemelerin açıkça veya aynı etkiyi doğuracak şekilde geçerli olduğu durumlarda,</p>

<p>uygulanır.</p>

<p>(3) Bir menşe ispat belgesi kapsamındaki ürünlerin ihracatçısı, menşeli olmayan girdiler kullanılarak üretilen ilgili ürünlere geri ödeme sağlanmadığını ve bu girdilere uygulanabilen tüm gümrük vergileri ile eş etkili vergilerin fiilen ödendiğini ispat eden tüm geçerli belgeleri gümrük yetkililerinin talebi üzerine herhangi bir zamanda ibraz etmeye hazır olmak zorundadır.</p>

<p>(4) Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralar hükümleri, 11 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ambalajlara, 11 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen aksesuar, yedek parça ve aksama ve 12 nci maddede belirtilen set halindeki ürünlere, menşeli olmadıkları durumlarda uygulanır.</p>

<p>(5) Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralar hükümleri, yalnızca Anlaşmanın uygulandığı türden girdiler için geçerlidir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Eşyanın Menşeinin İspatı</p>

<p><strong>Menşe ispat belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Taraf ülkelerden biri menşeli ürünler, diğer bir Taraf ülkeye ithal edilmeleri sırasında, bir örneği Ek III’te yer alan bir EUR.1 Dolaşım Belgesi ibrazı üzerine Anlaşmadan yararlanır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükümlerine rağmen, bu Yönetmelik çerçevesinde menşeli ürünler, 28 inci maddede belirtilen durumlarda, EUR.1 Dolaşım Belgesi ibraz edilmesine gerek bulunmaksızın Anlaşmadan yararlanır.</p>

<p><strong>EUR.1 Dolaşım Belgesinin düzenlenmesi ve vize işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) EUR.1 Dolaşım Belgeleri, Ek III’te belirlenen form ve niteliklere uygun olarak ve seri numaraları verilerek Bakanlık veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlarca bastırılır ve ihtiyaca göre dağıtılır.</p>

<p>(2) EUR.1 Dolaşım Belgeleri, yalnızca ihracatçı veya ihracatçının gümrük beyannamesini imzalamakla yetkili kanuni temsilcisi tarafından örneği Ek III’te yer alan EUR.1 Dolaşım Belgesinin bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak belgenin arka sayfasında yazılı kurallar ve Anlaşma hükümleri doğrultusunda doldurulması suretiyle başvurusu üzerine düzenlenir. Yetkili olmayan kişiler tarafından yapılan başvurular, gümrük idaresi ya da Bakanlıkça yetki verilen kuruluşlarca kabul edilmez.</p>

<p>(3) Taraf ülkeler, birinci fıkrada belirtilen menşe ispat belgelerinin elektronik olarak düzenlenmesine ve/veya elektronik olarak sunulmasına olanak tanıyan bir sistem kurabilir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkrada belirtilen sistem kurulana kadar, Taraf ülkeler, ithalat sırasında kendilerine ibraz edilen elektronik olarak düzenlenmiş dolaşım belgelerini aşağıda yer alan koşullar sağlandığı takdirde kabul eder:</p>

<p>a) Elektronik olarak düzenlenen dolaşım belgelerinin Ek III’te yer alan örneğe uygun olması.</p>

<p>b) İhracatı gerçekleştiren Taraf ülkenin gümrük idarelerinin, elektronik olarak düzenlenen dolaşım belgelerinin gerçekliğinin doğrulanması için güvenli çevrimiçi internet tabanlı bir sistem sağlaması.</p>

<p>c) Elektronik olarak düzenlenen dolaşım belgelerinin benzersiz bir seri numarası ve varsa belgelerin tanımlanabileceği güvenlik özelliklerine sahip olması.</p>

<p>(5) Taraflar, EUR.1 Dolaşım Belgelerinin elektronik ortamda düzenlenmesinde kullanılan dijital sistemlerin teknik özellikleri ile belgelerin gerçekliğinin doğrulanmasına ilişkin yöntemler hakkında birbirlerini bilgilendirir.</p>

<p>(6) Üçüncü ve dördüncü fıkralarda yer verilen yöntemlerin uygulanması nedeniyle, ihracatçı Tarafça Ek III'te yer alan örneğe uygun olarak manuel usulde düzenlenmiş EUR.1 Dolaşım Belgeleri hiçbir surette reddedilemez.</p>

<p>(7) EUR.1 Dolaşım Belgesi düzenlenmesi için başvuruda bulunan ihracatçı, belgeyi düzenleyecek gümrük idaresi ya da Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşun talep edebileceği, söz konusu ürünün menşe statüsü ile bu Yönetmeliğin diğer hükümlerinin yerine getirilmiş olduğunu tevsik eden ilgili bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür.</p>

<p>(8) Türkiye’de düzenlenen EUR.1 Dolaşım Belgesi yalnızca İngilizce dilinde ve gümrük mevzuatına uygun olarak hazırlanır.</p>

<p>(9) EUR.1 Dolaşım Belgesinin doldurulmasında el yazısı kullanılması halinde;</p>

<p>a) Belge, açık ve okunaklı şekilde matbaa harfleriyle ve mürekkeple doldurulur. Bu durumda, belge üzerinde silinti ve değişikliklere izin verilmez.</p>

<p>b) Değişikliklerin, doğru olmayan kayıtların üzeri çizilerek gerekli düzeltmelerin eklenmesi suretiyle yapılması gerekir. Bu şekilde yapılan düzeltmelerin belgeyi dolduran kişi tarafından parafe edilmesi ve gümrük idaresi tarafından tasdik edilmesi icap eder.</p>

<p>c) Ürünlerin tanımı, bu amaçla ayrılmış kutu içine boş satır bırakılmaksızın yapılmalıdır. Eğer kutunun tamamı dolmaz ise, tanımın son satırının altına bir yatay çizgi çekilerek, boş alan çapraz bir çizgi ile kapatılmalıdır.</p>

<p>(10) Belge kapsamına giren her bir eşyaya sıra numarası verilir ve sıra aralarında boşluk bırakılmaz. Belgenin elle hazırlandığı durumlarda; son kaydın hemen altına sonradan bir ilave yapılmasını önlemek üzere yatay bir çizgi çekilerek kullanılmayan yerler çapraz bir çizgiyle iptal edilir.</p>

<p>(11) Belgede kayıtlı eşya, tanınmalarına olanak verecek kesinlikte ve ticari deyimleri ile hiçbir tereddüde yer vermeyecek açıklıkta cins, nevi, nitelik ve miktar olarak ayrıntılı bir biçimde beyan edilir.</p>

<p>(12) Gümrük idareleri ve Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar, EUR.1 Dolaşım Belgesinin kurallara uygun olarak doldurulup doldurulmadığını kontrol edip belgede kayıtlı eşyanın bu Yönetmelik hükümleri gereğince menşeli olduğu veya sayıldığı hususunda, ihracata ait diğer evrakı da inceleyerek kesin bir kanıya vardıktan sonra gerekli işlemleri tamamlar.</p>

<p>(13) Gümrük idareleri, 12 nci fıkrada belirtilen kontrolleri yaparken;</p>

<p>a) EUR.1 Dolaşım Belgelerinin bu Yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığını incelemek,</p>

<p>b) İhraç konusu eşyanın cins, tür, nitelik ve miktar itibarıyla EUR.1 Dolaşım Belgesindeki kayıtlara uygun olup olmadığını tespit etmek,</p>

<p>c) İhraç konusu eşyanın menşeli olup olmadığını belirlemek,</p>

<p>ç) Eşyaya ait ihraç belgeleri yanında gümrük mevzuatı uyarınca nakliyeciler tarafından verilen belgeleri incelemek,</p>

<p>d) İhraç konusu eşyayı 7/10/2009 tarihli ve 27369 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Yönetmeliğindeki esaslara göre muayene etmek,</p>

<p>suretiyle işlem ifa eder.</p>

<p>(14) İhraç belgeleri ve dolaşım belgelerinden üçüncü ülkelere gönderileceği anlaşılan eşya için EUR.1 Dolaşım Belgesi onaylanamaz ve vize edilemez.</p>

<p>(15) On üçüncü ve on dördüncü fıkralarda belirtilen değerlendirme ve incelemelerin olumlu sonuç vermesinin ardından gümrük idarelerince vize edilmesi uygun görülen EUR.1 Dolaşım Belgelerinin (11) numaralı “Endorsement” (Vize) alanına gümrük beyannamesinin numarası, beyanı değerlendirerek belgeyi vize eden gümrük idaresinin adı, gümrük mührü veya kaşesi ve vize tarihi tatbik edilir. Bu alanın doğru, okunaklı ve noksansız doldurulması şarttır. Hatalı veya noksan yapılan vize işlemi belgeyi geçersiz kılar.</p>

<p>(16) EUR.1 Dolaşım Belgesi, Anlaşma ile sağlanan tercihli ticarette yazılı delil olarak ancak gümrük idaresinin vizesi ile hüküm ifade edeceğinden, belge düzenleme işlemi vize ile tamamlanmış olur. Bu bakımdan belgenin vize tarihi, düzenlenme tarihi anlamına gelir.</p>

<p>(17) Düzenlenen EUR.1 Dolaşım Belgesi, fiili ihracatın gerçekleştiği veya kesinleştiği anda ihracatçıya verilmek üzere hazır bulundurulur.</p>

<p>(18) İhracatçı veya onun sorumluluğu altında gümrük beyannamesini imzalamaya yetkili kanuni temsilcisince, menşe ispat belgesinin (12) numaralı “Declaration by the Exporter” (İhracatçı Beyanı) alanı doldurulur ve imzalanır. İmzalanan belgenin bir kopyası ihracatçı tarafından mer’i mevzuatta öngörülen belge saklama süreleri saklı kalmak kaydıyla en az üç yıl saklanır.</p>

<p><strong>EUR.1 Dolaşım Belgesinin sonradan verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Bir EUR.1 Dolaşım Belgesi 19 uncu maddenin on üçüncü fıkrasına rağmen, istisnai olarak;</p>

<p>a) Hatalar, istenmeyerek yapılan ihmaller veya özel durumlar nedeniyle, ihracat esnasında düzenlenmemiş ise veya,</p>

<p>b) Gümrük idareleri veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşların bir EUR.1 Dolaşım Belgesinin düzenlenmiş, ancak teknik nedenlerle ithalatta kabul edilmemiş olduğuna kanaat getirmeleri sağlanırsa veya,</p>

<p>c) İlgili ürünlerin nihai varış yerinin ihracat anında bilinmediği; bu varış yerinin, ürünlerin taşınması veya depolanması sırasında ve sevkiyatların 15 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca muhtemel bölünmesini müteakip belirlendiği hallerde,</p>

<p>ait olduğu eşyanın ihracatından sonra düzenlenebilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın uygulanması açısından, bizzat ihracatçı veya onun sorumluluğu altında gümrük beyannamesini imzalamaya yetkili kanuni temsilcisi eşyanın cinsi, nevi, niteliği ve miktarını, ambalaj şeklini, marka ve numaralarını, işaretlerini, ihracat gümrük idaresinin adını, gümrük beyannamesinin tarih ve sayısını belirterek yazılı talepte bulunur. Söz konusu eşya için ihracat sırasında EUR.1 Dolaşım Belgesi verilmediğini veya EUR.1 Dolaşım Belgesinin Maldivler yetkili makamlarınca teknik nedenlerle kabul edilmediğini sebepleri ile birlikte yazılı olarak beyan eder. 19 uncu madde hükümlerine uygun olarak EUR.1 Dolaşım Belgesini talep yazısına ekler.</p>

<p>(3) Bu maddede belirtilen şartları yerine getiren ihracatçının veya onun sorumluluğu altında gümrük beyannamesini imzalamaya yetkili kanuni temsilcisinin talebi, ilgili gümrük idareleri veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından incelenir. Söz konusu ihraç eşyasına ait gümrük beyannamesi ve ekleri diğer evrak ile varsa bu işleme dair dosyaların incelenmesi ve kontrolü sonucunda ihracatın gerçekleştirildiği tarih itibarıyla iki yıl içinde, ihracatçının beyanına tamamen uygun olduğu anlaşıldığı takdirde EUR.1 Dolaşım Belgesi onaylanır ve vize edilir.</p>

<p>(4) Bu şekilde düzenlenen EUR.1 Dolaşım Belgesi (7) numaralı “Remarks” (Gözlemler) alanına belgenin sonradan verildiğini belirtmek üzere İngilizce “ISSUED RETROSPECTIVELY” meşruhatının düşülmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Teknik nedenlerle EUR.1 Dolaşım Belgesinin reddi</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) EUR.1 Dolaşım Belgesi, bu Yönetmelikte öngörülen şekilde düzenlenmemiş ise teknik nedenlerle reddedilebilir. Aşağıda belirtilen;</p>

<p>a) EUR.1 Dolaşım Belgesinin ebat veya renk olarak Ek III’te yer alan örnekten önemli derecede farklı olması, seri numarası veya referans numarası bulunmaması, İngilizce dilinde basılmaması gibi öngörülen form dışında bir form kullanılarak düzenlenmesi,</p>

<p>b) EUR.1 Dolaşım Belgesinde (4) numaralı alan gibi doldurulması zorunlu olan alanlardan birinin doldurulmaması,</p>

<p>c) EUR.1 Dolaşım Belgesinin (11) numaralı alanında mühür ya da kaşe bulunmaması veya belgenin yetkili olmayan bir makam tarafından vize edilmiş olması,</p>

<p>ç) EUR.1 Dolaşım Belgesi vize edilirken kullanılan mühür ya da kaşenin 30 uncu madde hükümleri uyarınca örneği gönderilmemiş olan yeni bir mühür ya da kaşe olması,</p>

<p>d) EUR.1 Dolaşım Belgesinin (2) ve (4) numaralı alanlarına taraf ülkeler dışında bir ülkenin yazılması,</p>

<p>gibi teknik nedenlerle kabul edilmeyen EUR.1 Dolaşım Belgeleri sonradan düzenlenebilir.</p>

<p>(2) Teknik nedenlerle reddedilen EUR.1 Dolaşım Belgesi üzerine İngilizce “CERTIFICATE REJECTED BY THE CUSTOMS” meşruhatı düşülür ve hangi nedenlerle kabul edilmediği de belirtilerek sonradan düzenlenen yeni bir EUR.1 Dolaşım Belgesi alması için ithalatçıya iade edilir. Ancak, gümrük idareleri gümrük işlemlerinin tamamlanmasından sonra kontrol amacıyla veya hile yapıldığından şüphe edilmesi halinde reddedilen EUR.1 Dolaşım Belgesinin bir kopyasını saklayabilir.</p>

<p>(3) Türkiye’ye yönelik ithalatlarda ibraz edilen EUR.1 Dolaşım Belgelerinin teknik nedenlerle reddedilmesi durumunda, eşyaya Anlaşma kapsamında tercihli rejim uygulanmaz ve kanuni vergi nispetleri üzerinden tahakkuk yapılarak vergiler tahsil edilir. Bu durumda, 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.</p>

<p><strong>EUR.1 Dolaşım Belgesinin ikinci nüsha düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bir EUR.1 Dolaşım Belgesinin çalınması, kaybolması veya hasar görmesi halinde ihracatçı veya onun sorumluluğu altında gümrük beyannamesini imzalamaya yetkili kanuni temsilcisi, ilk belgeyi düzenleyen gümrük idaresine veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşa elindeki ihracat belgelerine dayanarak ikinci bir nüsha tanzim edilmesi talebiyle müracaat edebilir.</p>

<p>(2) Gümrük idaresi veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar, ihraç işlemi yapılmış olan eşyaya ait asıl menşe ispat belgesine ilişkin bilgilerle birinci fıkrada belirtilen beyanı karşılaştırıp ikinci nüsha belge düzenlenmesi talebine ilişkin yapılan beyanın doğruluğunu saptadıktan sonra, başvuru onaylanır ve gümrük idaresince vize işlemi gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Bu şekilde düzenlenen ikinci nüsha EUR.1 Dolaşım Belgesinin (7) numaralı “Remarks” (Gözlemler) alanına İngilizce “DUPLICATE” meşruhatı düşülür ve ilk belgenin seri numarası yazılır.</p>

<p>(4) İkinci nüsha belge, ilk menşe ispat belgesinin vize tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Gümrük idareleri, ikinci nüsha menşe ispat belgelerini vize ederken (11) numaralı alana ilk menşe ispat belgesinin vize tarihini yazarlar.</p>

<p><strong>Menşe ispat belgesinin geçerliliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bir EUR.1 Dolaşım Belgesi, ihracatçı taraf ülkede düzenlenme tarihinden itibaren on iki ay süreyle geçerli olur ve bu süre zarfında ithalatçı taraf ülkenin gümrük idarelerine ibraz edilmelidir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen geçerlilik tarihinden sonra ithalatçı taraf ülkenin gümrük idarelerine ibraz edilen EUR.1 Dolaşım Belgeleri, bu belgelerin belirlenen son tarihe kadar ibraz edilememesinin istisnai durumlardan kaynaklanması halinde, tercihli muamele uygulanmak üzere kabul edilebilir.</p>

<p>(3) Diğer geç ibraz hallerinde; ithalatçı taraf ülkenin gümrük idareleri, ürünlerin belirtilen son tarihten önce gümrüğe sunulmuş olması kaydıyla menşe ispat belgelerini kabul edebilir.</p>

<p>(4) EUR.1 Dolaşım Belgelerinin ibraz süresinden sonra tercihli muameleden yararlanması ancak bu belgelerin düzenlendiği veya hazırlandığı tarihten itibaren 2 yıl içerisinde gümrük idaresine ibraz edilmesi halinde mümkündür.</p>

<p>(5) İkinci fıkranın uygulanmasına, ithalatın gerçekleştirildiği gümrük müdürlüğünün bağlı bulunduğu gümrük ve dış ticaret bölge müdürlüğünün uygun görüşü çerçevesinde izin verilir.</p>

<p><strong>Serbest bölgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Taraf ülke gümrük idareleri, nakliyeleri esnasında kendi ülkesi içinde bulunan bir serbest bölgeyi kullanan ve bir menşe ispat belgesi kapsamında ticarete konu olan eşyanın başka eşyayla değiştirilmemesinin veya hasara uğramasını önleyici normal işlemler dışındaki herhangi bir işleme tâbi tutulmamasının temini konusundaki her türlü tedbiri alır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükümlerine istisna olarak, Taraf ülkelerden biri menşeli herhangi bir ürün, bir menşe ispat belgesi kapsamında bir serbest bölgeye ithal edilir ve bir işçilik veya işlemden geçirildiği takdirde, tatbik edilmiş olan işçilik veya işlemin bu Yönetmelik hükümlerine uygun olması koşuluyla, ihracatçının talebi üzerine yeni bir EUR.1 Dolaşım Belgesi, ilgili gümrük idaresi veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından düzenlenir.</p>

<p><strong>İthalatta aranan şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) EUR.1 Dolaşım Belgeleri, ithalatçı Tarafın yürürlükte bulunan ulusal mevzuat hükümleri uyarınca, söz konusu Tarafın gümrük idarelerine ibraz edilir.</p>

<p><strong>Parçalar halinde ithalat</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) İthalatçının talebi üzerine ve Bakanlıkça belirlenen şartlara tâbi olarak, Armonize Sistemin 2(a) sayılı Genel Yorum Kuralı anlamındaki birleştirilmemiş veya monte edilmemiş halde olan ve Armonize Sistemin XVI ncı ve XVII nci Bölümlerinde veya 7308 ve 9406 tarife pozisyonlarında yer alan ürünlerin, parçalar halinde ithal edilmesi halinde, bu tür ürünler için tek bir EUR.1 Dolaşım Belgesi, ilk parçanın ithalatı esnasında gümrük idaresine verilir.</p>

<p><strong>Menşe ispat belgesinden muafiyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Maldivler’den Türkiye’ye gerçek kişilerden gerçek kişilere küçük paketler halinde gönderilen veya Maldivler’den Türkiye’ye seyahat eden yolcunun zati eşyasını oluşturan ürünler; ticari amaçlarla ithal edilmemişlerse ve bu Yönetmeliğin gerekliliklerini yerine getirdiği beyan edilmişse ve böyle bir beyanın doğruluğuna ilişkin bir şüphe doğmamışsa, bir EUR.1 Dolaşım Belgesi ibrazına gerek olmaksızın menşeli kabul edilir.</p>

<p>(2) Gerçekleştirilen ithalat işlemi;</p>

<p>a) Arızî olarak yapılması,</p>

<p>b) Yalnızca alıcıların veya yolcuların veya bunların ailesinin kişisel kullanımına yönelik ürünlerden oluşması,</p>

<p>c) Ürünlerin cinsinden ve miktarından ticari amaç güdülmediğinin aşikâr olması,</p>

<p>durumlarından tümünü karşılaması halinde, ticari amaçlı ithalat olarak kabul edilmez.</p>

<p>(3) Ürünlerin toplam kıymetinin, küçük paketler için 500 Avro’yu; yolcunun zati eşyasını oluşturan ürünler için ise 1200 Avro’yu aşmaması gerekir.</p>

<p><strong>Farklılıklar ve biçimsel hatalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) EUR.1 Dolaşım Belgesi üzerindeki ibareler ile ürünlerin ithalat işlemlerini yerine getirmek amacıyla gümrük idarelerine ibraz edilen belgeler üzerindeki ibareler arasında önemsiz farklılıklar bulunduğunun fark edilmesi, bu belgenin gümrüğe sunulan ürünlere karşılık geldiğinin kesin olarak ortaya konması kaydıyla, menşe ispat belgesini kendiliğinden hükümsüz kılmaz.</p>

<p>(2) Bir EUR.1 Dolaşım Belgesi üzerindeki yazım hatası gibi bariz biçimsel hatalar, söz konusu belge üzerindeki ibarelerin doğruluğu hususunda şüpheye yol açmadığı müddetçe, bahse konu belgenin reddedilmesini gerektirmez.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>İş Birliği İlkeleri ve Belgeye Dayalı Kanıtlar</p>

<p>Belgeye dayalı kanıtlar, menşe ispat belgeleri ile tevsik edici belgelerin muhafazası</p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) EUR.1 Dolaşım Belgesi düzenlenmesi için başvuruda bulunan ihracatçı, eşyanın menşe statüsünü destekleyen tüm belgeleri ve bu EUR.1 Dolaşım Belgesinin elektronik veya fiziki nüshalarını düzenlendiği tarihten itibaren en az üç yıl muhafaza eder.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen, bir EUR.1 Dolaşım Belgesi kapsamındaki ürünlerin Taraf ülke menşeli olduğunu ve bu Yönetmeliğin diğer koşullarını yerine getirdiğini ispatlamak amacıyla kullanılacak belgeler, menşe ispat belgesine ilaveten;</p>

<p>a) İhracatçı veya tedarikçi tarafından, söz konusu eşyanın elde edilmesi için gerçekleştirilen işlemleri belgeleyici nitelikte; örneğin hesaplarında veya iç muhasebesinde yer alan doğrudan deliller.</p>

<p>b) Taraf ülkelerden birinde düzenlenmiş veya hazırlanmış, imalatta kullanılan girdilerin menşe statüsünü tevsik eden, iç mevzuat uyarınca kullanılan belgeler.</p>

<p>c) Bir Taraf ülkede düzenlenmiş veya hazırlanmış, bir Taraf ülkede girdiler üzerinde yapılan işçilik veya işlemi tevsik eden belgeler.</p>

<p>ç) Kullanılan maddelerin menşe statüsünü tevsik etmek üzere, Taraf ülkelerden birinde bu Yönetmelik hükümleri uyarınca, bu Yönetmelikte yer alan kurallarla aynı menşe kurallarına göre düzenlenmiş veya hazırlanmış EUR.1 Dolaşım Belgeleri.</p>

<p>(3) İthalatçı ülkenin gümrük idareleri, kendilerine ibraz edilen EUR.1 Dolaşım Belgelerini en az üç yıl muhafaza etmek mecburiyetindedir.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Gümrük İdareleri Arasında Karşılıklı İdari İş Birliği</p>

<p><strong>Mühür ve adreslerin iletilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Tarafların gümrük idareleri, EUR.1 Dolaşım Belgelerinin düzenlenmesi amacıyla gümrük idarelerinde kullanılan mühürlerin örnek baskılarını, bu belgelerin sonradan kontrolünden sorumlu gümrük idarelerinin isim ve adresleriyle beraber, birbirlerine iletir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İdari iş birliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin doğru bir şekilde uygulanmasını teminen, Taraflar, yetkili gümrük idareleri aracılığıyla, EUR.1 Dolaşım Belgesinin gerçekliğinin belgede yer alan bilgilerin doğruluğunun kontrolü hususunda birbirlerine yardımcı olur.</p>

<p><strong>Sonradan kontrol talebi</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) İthalatçı ülke gümrük idareleri EUR.1 Dolaşım Belgelerinin gerçekliği veya eşyanın gerçek menşeine ilişkin bilgilerin doğruluğu hakkında makul bir şüphenin doğduğu herhangi bir zamanda veya sondaj usulü ile yapacağı kontrol sonucunda menşe ispat belgesini veya bir kopyasını, gerektiğinde araştırmanın gerekçelerini de belirterek, sonradan kontrol talebi ile ihracatçı ülke gümrük idaresine geri gönderirler.</p>

<p>(2) Birinci fıkra hükümlerini yerine getirmek amacıyla; ithalatçı ülke gümrük idareleri, EUR.1 Dolaşım Belgesini ve eğer ibraz edilmişse faturayı yahut bu belgelerin birer kopyasını, gerektiğinde sonradan kontrol talebinin gerekçelerini de belirterek ihracatçı taraf ülkenin gümrük idaresine geri gönderir. EUR.1 Dolaşım Belgesinde yer alan bilgilerin doğru olmadığı kanaatini uyandıran elde edilmiş tüm belge ve bilgiler sonradan kontrol talebini desteklemek üzere gönderilir.</p>

<p><strong>Sonradan kontrol işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) EUR.1 Dolaşım Belgelerinin kontrol talebi, belgenin ihracatçı ülke yetkili makamlarına gönderilmesi suretiyle yapılır.</p>

<p>(2) EUR.1 Dolaşım Belgelerinin kontrol talebi; menşe ispat belgesinde yer alan (13) numaralı alanın, kontrol talebinde bulunan ithalatçı gümrük idaresinin adı ve açık posta adresi, yazı makinesi veya mürekkepli kalemle ve matbaa harfleri ile yazılarak doldurulması suretiyle yapılır.</p>

<p>(3) Kontrol talebinde bulunulan yer ve tarih belirtilip imzalanır ve mühür ile işlemi gerçekleştiren görevliye ait kaşe uygulanmak suretiyle onaylanır.</p>

<p><strong>Sonradan kontrol talebinin incelenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Kontrol işlemi, ihracatçı taraf ülkenin gümrük idareleri tarafından yerine getirilir. Bu amaçla, ihracatçı taraf ülkenin gümrük idareleri, her türlü delili talep etme ve ihracatçının hesaplarını denetleme veya gerekli gördükleri diğer kontrolleri yapabilme yetkisine sahiptir.</p>

<p>(2) İhracatçı ülke gümrük idareleri, EUR.1 Dolaşım Belgelerinin kontrol sonucunu (14) numaralı alanı aşağıdaki şekilde doldurmak suretiyle belirtir:</p>

<p>a) Birinci veya ikinci maddelerden uygun olanın önüne (x) işareti konur.</p>

<p>b) Kontrolü yapan gümrük idaresinin adı ve kontrol tarihi yazılır.</p>

<p>c) İmzalanır ve okunabilir mühür ile işlemi gerçekleştiren görevliye ait kaşe uygulanmak suretiyle onaylanır.</p>

<p><strong>Sonradan kontrol sonuçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Sonradan kontrol talebinde bulunan ithalatçı ülke gümrük idaresi, kontrol sonucundan en kısa zamanda haberdar edilir.</p>

<p>(2) Kontrol sonuçlarında, belgelerin gerçek olup olmadığı, söz konusu ürünlerin taraf ülkelerden biri menşeli olarak kabul edilip edilemeyeceği ve bu Yönetmeliğin diğer hükümlerine uygun olup olmadığı hususları açıkça belirtilir.</p>

<p>(3) Makul bir şüphe üzerine gönderilen sonradan kontrol talepleri için, ihracatçı ülke gümrük idaresinden, kontrol talebinin sonucuna ilişkin olarak talebin gönderildiği tarihten itibaren on iki ay içerisinde bir yanıt alınamaz veya alınan yanıt, kontrolü talep edilen belgelerin gerçekliğinin veya ilgili ürünlerin gerçek menşeinin tespitine imkân verecek ölçüde yeterli bilgi içermezse; talepte bulunan gümrük idaresi, istisnai durumlar haricinde, tercihli muamele tanınmasını reddeder.</p>

<p>(4) İthalatçı ülke gümrük idaresine ibraz edilen EUR.1 Dolaşım Belgesinin sonradan kontrol işlemine tâbi tutulması halinde, söz konusu belge kapsamı eşyanın kanuni vergisi ile tercihli vergisi arasındaki fark kadar nakit veya teminat mektubu alınarak, eşyanın gümrük işlemleri tamamlanır. İthalatçı ülke gümrük idaresi eşyayı, ithalat yasağına veya kısıtlamasına tâbi tutulmaması ve bir sahtecilik şüphesi bulunmaması kaydıyla, gerekli görülen her türlü idari tedbire tâbi olmak üzere ithalatçıya teslim edebilir. Sonradan kontrol amacıyla gönderilen menşe ispat belgelerinin, ihracatçı ülke yetkili makamınca doğruluğunun teyidi yapılarak geri gönderilmesinden sonra teminata bağlanan gümrük vergileri iade edilir.</p>

<p><strong>Cezalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı fiiller hakkında 4458 sayılı Kanun, 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Sevkiyat halindeki veya antrepodaki eşyaya ilişkin geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerine uygun olan ve Anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte ihracatçı taraf ülkeden ithalatçı taraf ülkeye sevk halinde olan ya da ithalatçı taraf ülkedeki antrepolarda veya serbest bölgelerde geçici depolanan eşyaya, ithalatçı taraf ülkenin gümrük idaresine Anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on iki ay içerisinde, eşyanın 15 inci madde hükümleri çerçevesinde doğrudan nakledilmiş olduğunu gösteren belgelerle beraber ihracatçı ülkenin gümrük idaresince sonradan verilmiş bir EUR.1 Dolaşım Belgesi sunulması kaydıyla, Anlaşma hükümleri tatbik edilebilir.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 4458 sayılı Kanun ile Gümrük Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Bu Yönetmelik 1/8/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260824-1-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyeti-ile-maldivler-cumhuriyeti-arasinda-tercihli-ticaret-anlasmasi-cercevesindeki-ticarette-esyanin-tercihli-menseinin-tespiti-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="73905"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYNI ZARAR, İKİ YOL: SİGORTA TAHKİMİNDEN TAHSİL EDİLEN DEĞER KAYBININ İŞLETENE KARŞI AÇILAN DAVADA MAHSUBU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ayni-zarar-iki-yol-sigorta-tahkiminden-tahsil-edilen-deger-kaybinin-isletene-karsi-acilan-davada-mahsubu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ayni-zarar-iki-yol-sigorta-tahkiminden-tahsil-edilen-deger-kaybinin-isletene-karsi-acilan-davada-mahsubu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>AYNI ZARAR, İKİ YOL: SİGORTA TAHKİMİNDEN TAHSİL EDİLEN DEĞER KAYBININ İŞLETENE KARŞI AÇILAN DAVADA MAHSUBU</strong></p>

<p><strong>Asıl Alacak, Feriler, Güncelleme Sorunu ve 7589 Sayılı Kanun'la Gelen Oransal Mahsup Kuralı Üzerine Bir Değerlendirme</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazasından kaynaklanan araç değer kaybı uyuşmazlıklarında zarar görenin önünde iki ayrı yol bulunmaktadır: zarar veren aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde başvuru ve aracın işleteni ile sürücüsüne karşı genel mahkemelerde tazminat davası. Uygulamada bu iki yol giderek artan biçimde birlikte ve paralel yürütülmektedir. Bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi, tahkim yolunun hızlı ve görece ucuz olmasına karşılık sigortacının sorumluluğunun poliçe limiti ve teminat kapsamıyla sınırlı olması; ikincisi ise tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesaplarının mahkeme bilirkişilerinin hesaplarından çoğu zaman belirgin biçimde düşük çıkmasıdır. Sonuçta aynı kaza, aynı araç ve aynı zarar kalemi için iki ayrı merci önünde iki ayrı rakam ortaya çıkmakta ve tahkimden tahsil edilen tutarın işletene karşı açılan davada nasıl mahsup edileceği sorusu gündeme gelmektedir.</p>

<p>Soru ilk bakışta basit bir aritmetik işlemi gibi görünse de uygulamada üç ayrı noktada hataya açıktır: mahsup edilecek tutarın kapsamı (yalnızca tazminat aslı mı, yoksa faiz, başvuru ücreti, bilirkişi ücreti ve vekâlet ücreti gibi ferilerle birlikte ödenen toplam mı), mahsubun hangi tarih itibarıyla ve güncellenerek mi yapılacağı ve 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun'un usul ve maddi hukuk düzenindeki değişikliklerinin bu pratiğe etkisi. Bu çalışmada önce iki yolun hukuki temeli ve birlikte yürütülebilmesinin dayanağı ortaya konulacak, ardından Yargıtay içtihadı ışığında mahsubun kapsamı ve zamanı tartışılacak, son olarak 7589 sayılı Kanun'la Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen kısmi davada artırım imkânı ve Türk Borçlar Kanunu m. 55'e eklenen oransal mahsup kuralının bu alandaki yansımaları değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>I. İKİ YOLUN HUKUKİ TEMELİ: MÜTESELSİL SORUMLULUK VE TEMİNATIN SINIRLARI</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 85/1 uyarınca motorlu aracın işletilmesi bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa işleten doğan zarardan sorumludur; aynı maddenin son fıkrası işleteni, sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu tutar. Kanun'un 88/1 maddesi ise bir motorlu aracın katıldığı kazada üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı birden fazla kişinin tazminatla yükümlü bulunması hâlinde bunların müteselsil olarak sorumlu olacağını öngörür. Zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, KTK m. 91 ve Genel Şartlar A.1 gereği işletene düşen bu hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar üstlenir. Dolayısıyla zarar gören karşısında işleten, sürücü ve sigortacı, sigortacı bakımından limitle ve teminat kapsamıyla sınırlı olmak üzere, müteselsil borçlu konumundadır. Değer kaybının gerçek zarar kalemi olduğu ve zorunlu trafik sigortası teminatı içinde kaldığı Yargıtay'ın yerleşik kabulüdür; 17. Hukuk Dairesi daha 2013 yılında değer kaybı talebini teminat dışı sayan yerel mahkeme kararını bu gerekçeyle bozmuştur (17. HD, 18.03.2013, 2012/13826 E., 2013/3624 K.).</p>

<p>Müteselsil borç ilişkisinin doğal sonucu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 166/1'de ifadesini bulur: borçlulardan biri ifa yoluyla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, "bu oranda" diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Sigortacının tahkim sürecinde yaptığı ödeme, işletenin ve sürücünün aynı zarardan doğan borcunu ödenen tutar kadar sona erdirir; mahsubun hukuki temeli budur. Aynı hükümdeki "bu oranda" ibaresi, aşağıda görüleceği üzere, mahsubun kapsamını belirlerken de anahtar rol oynar.</p>

<p>İki yolun birlikte yürütülebilmesinin sebebi, sigortacının sorumluluğunun iki yönden sınırlı olmasıdır. Birincisi poliçe limitidir: gerçek zarar limiti aştığında aşan kısım işletenden istenir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2024 tarihli kararına konu olayda, tahkimde değer kaybı 170.000 TL olarak tespit edilmiş, trafik sigortacısı 34.073 TL ödemiş, zarar gören ödenen tutarı mahsup ettikten sonra kalan 135.927 TL'yi karşı aracın ihtiyari mali sorumluluk sigortacısından talep etmiş ve bu yapı Yargıtay'ca esastan onanmıştır (4. HD, 19.09.2024, 2024/6455 E., 2024/7895 K.). Karar, "tahkimde tespit − sigortacıdan tahsil = bakiye, farklı sorumludan istenir" modelinin en yalın örneğidir; aynı mantık ihtiyari sigortacı yerine işleten ve sürücü bakımından da geçerlidir. İkinci sınır teminat kapsamıdır: araç mahrumiyeti ve kazanç kaybı gibi dolaylı zararlar Genel Şartların teminat dışı hâlleri düzenleyen hükmü uyarınca sigortacıdan istenemez. 4. Hukuk Dairesi 01.10.2024 tarihli kararında, sigortacının yalnızca gerçek zarardan sorumlu olduğunu, kazanç kaybından sorumlu tutulamayacağını bozma sebebi yapmış; bu kalemin işleten ve sürücüden istenebileceğini teyit etmiştir (4. HD, 01.10.2024, 2023/8660 E., 2024/8379 K.). Dolayısıyla tahkim yolu, değer kaybının limit içindeki kısmıyla sınırlı bir yol; işletene karşı dava ise hem değer kaybının bakiyesini hem de tahkimde hiç istenemeyen mahrumiyet kalemini kapsayan tam yoldur.</p>

<p><strong>II. NEDEN İKİ AYRI RAKAM ÇIKIYOR VE İŞLETEN TAHKİMDEKİ RAKAMLA BAĞLI MIDIR?</strong></p>

<p>Uygulamada tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesabı, mahkeme bilirkişilerinin hesabının çoğu zaman belirgin biçimde altında kalmaktadır. Büromuzun son dönemde yürüttüğü paralel dosyalarda tahkim/mahkeme rakamları 8.000/38.284, 20.000/40.000, 32.561/60.000, 45.000/67.500 ve 90.000/105.000 TL olarak gerçekleşmiş; tahkim tespiti mahkeme tespitinin yaklaşık beşte biri ile yüzde seksen beşi arasında değişmiştir. Farkın kaynağı çoğunlukla yöntemdir: tahkim bilirkişilerinin bir kısmı, Genel Şartlardaki formülün <a href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinin-belirlenmesinde-yurutmeye-yetki-veren-bazi-kurallarin-iptali" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı kararı</a>yla dayanağını yitirmesine rağmen formül benzeri indirgeyici yaklaşımlar kullanmakta veya daha önce onarım görmüş ya da "orijinalliğini yitirmiş" parçaları kapsam dışı bırakmakta; mahkeme bilirkişileri ise Yargıtay'ın yerleşik ölçütü olan kaza tarihindeki hasarsız ikinci el rayiç değeri ile onarılmış hâldeki rayiç değer arasındaki farkı, yetkili satıcı ve ilan verileriyle somutlaştırarak hesaplamaktadır.</p>

<p>Bu durumda işletenin, "tahkimde değer kaybı şu tutarda tespit edilmiş ve ödenmiştir; zarar bununla sınırlıdır" savunması geçerli midir? Cevap olumsuzdur. Tahkim kararı, başvuran ile sigortacı arasında verilmiş bir karardır; işleten ve sürücü o yargılamanın tarafı değildir. Yargıtay, sigortacıya karşı açılan davada verilen kesinleşmiş kararın aynı kazadan doğan ve işletene karşı açılan davada "kesin delil değil, güçlü delil" niteliğinde olduğunu; o dosyada hükme esas alınan hesap yöntemindeki hatanın işleten bakımından bağlayıcı olmadığını açıkça ifade etmiştir (17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.). Hakem kararı için de farklı sonuca varmak mümkün değildir. Mahkeme, değer kaybını kendi bilirkişisine hesaplatır; tahkim dosyasındaki rapor takdiri bir delil olarak değerlendirilir. Madalyonun öteki yüzü de aynıdır: işleten, tahkimde kendisinin katılmadığı bir yargılamada belirlenen rakamla bağlı olmadığı gibi, zarar gören de tahkimdeki düşük tespitle bağlı değildir.</p>

<p>Bununla birlikte zarar görenin toplamda gerçek zararını aşan bir tahsilat yapması mümkün değildir; sorumluluk hukukunun zenginleşme yasağı ve TBK m. 166/1 bunu engeller. Bu nedenle işletene karşı açılan davada talep, "tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla" ve tahkimde tahsil edilen tutar düşülerek formüle edilmelidir. Mahsubun ispatı bakımından, ödeme borcu sona erdiren bir olgu olduğundan kural olarak bunu ileri süren davalıya düşer; ancak Yargıtay, sigortacının aynı kazaya ilişkin ödemelerinin dekontla değil ekran görüntüleriyle ispatını dahi "hayatın olağan akışı" gerekçesiyle yeterli görmüştür (4. HD, 22.09.2025, 2025/3405 E., 2025/12841 K.; karşı oyla). Davacı vekilinin dürüstlük kuralı gereği tahkim dosya numarasını, karar numarasını ve ödeme tarihlerini dilekçede kendiliğinden açıklaması hem mükerrer tahsil itirazını peşinen kapatır hem de mahkemeyi celp işlemlerinden kurtarır.</p>

<p><strong>III. MAHSUBUN KAPSAMI: ASIL ALACAK, FAİZ VE YARGILAMA GİDERLERİ AYRIMI</strong></p>

<p>Uygulamadaki en sık hata burada ortaya çıkmaktadır. Sigortacı tahkim sürecinde çoğu zaman tek bir toplam tutar öder ve bu toplam, tazminat aslının yanında başvuru ücretini, bilirkişi ücretini, tebligat giderini, işlemiş faizi ve bazen vekâlet ücretini içerir. Mahkeme bilirkişileri ise dosyaya yansıyan toplam ödeme tutarını, kalemlerine bakmaksızın, hesapladıkları değer kaybından düşmektedir. Büromuzun bir dosyasında mahkeme bilirkişisi, sigortacının 24.055 TL'lik toplam ödemesinin tamamını 40.000 TL'lik değer kaybından mahsup ederek bakiyeyi 15.945 TL olarak göstermiş; oysa hakem kararındaki dökümde bu toplamın yalnızca 20.000 TL'si tazminat aslı, kalanı başvuru ücreti, bilirkişi ücreti, tebligat gideri ve faizdi. Doğru bakiye 20.000 TL'dir ve fark, talep artırım dilekçesinde hakem kararındaki döküm tablosuna dayanılarak düzeltilmiştir.</p>

<p>Hukuki ölçüt TBK m. 166/1'deki "bu oranda" ibaresinden çıkar: müteselsil borçlulardan birinin ifası, diğer borçluları ancak ifa edilen borç kalemi bakımından ve o kalem oranında kurtarır. Sigortacının tahkimde ödediği başvuru ücreti, bilirkişi ücreti ve vekâlet ücreti, zarar görenin uğradığı zararın değil, tahkim yargılamasının giderleridir; işletenin değer kaybı borcuyla aynı borç ilişkisine ait değildir ve tazminat aslından düşülemez. Sigortacının ödediği faiz ise sigortacının kendi temerrüdünün (KTK m. 99, Genel Şartlar B.2) sonucudur; bu tutar yine tazminat aslından değil, olsa olsa işletenden aynı dönem için istenen faizden düşülebilir. Yargıtay bu ayrımı bedensel zarar dosyalarında açıkça uygulamaktadır: sigortacının "55.991,29 TL asıl alacak ve 20.051,00 TL işlemiş yasal faiz olmak üzere toplam 76.042,29 TL" ödediği olayda, hesaplanan tazminattan "ödemenin asıl alacağa ilişkin olan miktarının" mahsubu gerektiğine hükmetmiş (17. HD, 20.03.2019, 2016/6758 E., 2019/3272 K.); başka bir dosyada sigortacıya karşı açılan davadan "asıl alacak ve ferileri ile toplam 104.490,00 TL" tahsil edilmişken yalnızca hükmedilen 64.829,06 TL asıl alacağın zarardan mahsubunu isabetli bulmuştur (17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.). Değer kaybı bakımından farklı bir kural benimsemeyi gerektiren hiçbir sebep yoktur.</p>

<p>Aynı ölçüt ters yönde de işler. Mahkeme bilirkişisi, tahkimde sonradan yapılan ödemeyi bilmediği için yalnızca sigortacının başvuru öncesi ödediği tutarı düşmüş ve bakiyeyi olduğundan yüksek göstermişse, davacı vekilinin tahkimde tahsil edilen tutarı kendiliğinden düşerek talebini ona göre formüle etmesi gerekir. Büromuzun bir başka dosyasında mahkeme raporu 67.500 TL değer kaybından yalnızca sigortacının 30.000 TL'lik ön ödemesini düşmüş, tahkim kararı üzerine ödenen 15.000 TL'yi hesaba katmamıştı; talep artırımı 37.500 değil 22.500 TL üzerinden yapılmıştır. Kural her iki yönde de aynıdır: mahsup tazminat aslına, yalnızca tazminat aslı olarak ödenen tutar kadar yapılır; feriler kendi kalemleriyle eşleştirilir.</p>

<p><strong>IV. MAHSUBUN ZAMANI VE GÜNCELLEME SORUNU</strong></p>

<p>Mahsubun kapsamı kadar zamanı da önem taşır. Yargıtay'ın bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarında geliştirdiği ayrım şöyledir: sigortacının dava tarihinden önce yaptığı ödeme, zarar görenin bu parayı hesap tarihine kadar kullanmış olması sebebiyle "zarar ve yararın denkleştirilmesi" ilkesi gereği ödeme gününden hesap tarihine kadar işlemiş yasal faiziyle güncellenerek mahsup edilir (17. HD, 27.06.2018, 2015/12859 E., 2018/6468 K.; 17. HD, 02.10.2019, 2016/16081 E., 2019/8832 K.); dava tarihinden sonra yapılan ödeme ise güncellenmeksizin, yani yalnızca asıl alacak tutarıyla indirilir (17. HD, 20.03.2019, 2016/6758 E., 2019/3272 K.; 17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.).</p>

<p>Bu ayrımın değer kaybı dosyalarına aktarılmasında dikkatli olunmalıdır. Güncelleme kuralı, tazminatın rapor tarihi itibarıyla hesaplandığı ve faizin çoğu zaman rapor veya karar tarihinden işletildiği bedensel zarar hesabının mantığına dayanır. Değer kaybı ise kaza tarihi itibarıyla hesaplanan ve işleten yönünden haksız fiil tarihinden itibaren faize tabi olan bir zarardır. Kaza tarihindeki zarardan, kaza tarihinden sonraki bir ödemeyi faiziyle güncelleyerek düşmek, işleten bakımından mükerrer indirim doğurur; çünkü işleten zaten kaza tarihinden ödeme tarihine kadar tüm tutar üzerinden, ödeme tarihinden sonra ise bakiye üzerinden faiz borçlusudur. Dolayısıyla değer kaybında doğru yöntem, ödemenin yapıldığı tarihe kadar tam tutar üzerinden, o tarihten sonra bakiye üzerinden faiz yürütülmesi ve sigortacının ödediği faiz tutarının aynı dönem için işletenden istenen faizden düşülmesidir. Talep artırım dilekçesinde bakiye için kaza tarihinden faiz istenirken tahsil edilen kısmın faizinin ayrıca istenmemesi, hem kuralı hem de mükerrerlik itirazını karşılayan pratik bir çözümdür.</p>

<p><strong>V. 7589 SAYILI KANUN SONRASI: HMK M. 109/4 VE TBK M. 55'TEKİ ORANSAL MAHSUP</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun iki yönden bu alanı etkilemiştir. Usul yönünden HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmış (7589/19; Geçici Madde 1/10 uyarınca önceki davalarda uygulanmaya devam eder), buna karşılık HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra ile kısmi davada talep konusunun aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikat sonuna kadar artırılabileceği ve zamanaşımının artırılan kısım için de dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı kabul edilmiştir (7589/20). Değer kaybı ve mahrumiyet davaları artık "fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla" kısmi dava olarak açılmakta; tahkimden tahsil edilen tutarın mahsubu, bilirkişi raporundan sonra verilen tek seferlik artırım dilekçesinde yapılmaktadır. Artırım hakkının bir defaya mahsus olması, bu dilekçedeki mahsup hesabının önemini artırmıştır: asıl alacak-feri ayrımında yapılacak bir hata, ikinci bir artırımla düzeltilemeyeceğinden doğrudan hak kaybına dönüşür. Bu nedenle artırım dilekçesinde tahkim dosya ve karar numarası, ödeme tarihleri ve her ödemenin kalem dökümü ayrı bir tabloda gösterilmeli; ZMSS teminatı dışında kalan mahrumiyet kaleminin tahkimde hiç talep edilmediği ve o kalemde tahsilat bulunmadığı ayrıca belirtilmelidir.</p>

<p>Maddi hukuk yönünden ise 7589/18 ile TBK m. 55'e iki fıkra eklenmiştir. Birinci ek fıkra, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faizin başlangıcını kazancın bilindiği dönem için olay tarihi, bilinemediği dönem için karar tarihi olarak ikiye ayırmaktadır. İkinci ek fıkra ise doğrudan konumuzla ilgilidir: bu tazminatlar için "ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir." Kanun koyucu böylece Yargıtay'ın güncelleme içtihadını bedensel zarar alanında yasal bir kurala bağlamış; mahsubu ödeme tarihindeki tazminat miktarına oranlayan bir yöntem benimsemiştir. Bu düzenleme, Geçici Madde 1 uyarınca yürürlük tarihinden sonraki olaylara uygulanacaktır.</p>

<p>Değer kaybı bakımından iki tespit yapılmalıdır. Birincisi, yeni fıkra yalnızca çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarını kapsar; değer kaybı ve mahrumiyet gibi eşya zararlarında mahsup, kıyasen değil, yukarıda açıklanan genel ilkelere (TBK m. 166/1 ve Yargıtay'ın asıl alacak-feri ayrımına) göre yapılmaya devam edecektir. Maddi zararlarda kanun koyucunun sessiz kalması, içtihadın bu alandaki rolünü sürdürmesi anlamına gelir. İkincisi, bedensel zararda tahkim ve dava yollarının paralel yürütüldüğü dosyalarda -ki maluliyet tazminatlarında sigortacıya tahkim, poliçe limitini aşan kısım için işletene dava modeli giderek yaygınlaşmaktadır- sigortacının tahkimde yaptığı ödeme, mahkemedeki tahkikat başlamadan önce yapılmışsa yeni oransal mahsup kuralına tabi olacaktır. "İfa amacıyla" ibaresi, sigortacının tahkim kararı üzerine veya kendiliğinden yaptığı tazminat ödemelerini kapsar; yargılama giderleri ve vekâlet ücreti niteliğindeki ödemeler ise ifa amacı taşımadığından bu mahsuba da konu olmaz. Bu yönüyle yeni fıkra, asıl alacak-feri ayrımını bedensel zarar alanında da dolaylı olarak teyit etmektedir.</p>

<p><strong>VI. UYGULAMAYA İLİŞKİN SONUÇLAR</strong></p>

<p>Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, tahkim ve dava yollarını paralel yürüten zarar gören vekilleri ile bu tür dosyalarda rapor düzenleyen bilirkişiler bakımından şu noktalar öne çıkmaktadır. Tahkim kararı işleteni bağlamaz; mahkeme değer kaybını kendi bilirkişisine hesaplatır ve tahkim raporu yalnızca takdiri delildir. Mahsup, tazminat aslına ve yalnızca tazminat aslı olarak ödenen tutar kadar yapılır; başvuru ücreti, bilirkişi ücreti, tebligat gideri ve vekâlet ücreti hiçbir şekilde, faiz ise ancak aynı dönemin faizinden düşülür. Hakem kararındaki ödeme dökümü bu ayrımın tek güvenilir kaynağıdır ve talep artırım dilekçesine eklenmelidir. Mahkeme bilirkişisinin toplam ödemeyi kalem ayrımı yapmadan mahsup etmesi hâlinde rapora itiraz edilmeli; tersine, raporun tahkimde sonradan yapılan ödemeyi gözden kaçırması hâlinde davacı vekili mahsubu kendiliğinden yapmalıdır. Faiz, ödeme tarihine kadar tam tutar, sonrasında bakiye üzerinden istenmeli; tahsil edilen kısmın faizi ayrıca talep edilmemelidir. HMK m. 109/4 kapsamındaki tek seferlik artırım hakkı, mahsup hesabının ilk seferde doğru yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Son olarak, bedensel zarar dosyalarında 16.07.2026 sonrası olaylar bakımından TBK m. 55'teki oransal mahsup kuralı gözetilmeli; değer kaybı ve mahrumiyet gibi eşya zararlarında ise içtihadi kuralların uygulanmaya devam edeceği bilinmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sigorta tahkimi ile işletene karşı açılan tazminat davası, aynı zararın tahsili için birbirini dışlayan değil tamamlayan iki yoldur. Sigortacının sorumluluğunun limit ve teminat kapsamıyla sınırlı olması, tahkim bilirkişi uygulamasının değer kaybını düşük hesaplama eğilimi ve mahrumiyet gibi kalemlerin teminat dışında kalması, iki yolun birlikte kullanılmasını çoğu dosyada zorunlu kılmaktadır. Bu birlikteliğin hukuki dengesi TBK m. 166/1'de kurulmuştur: sigortacının ifası, işleteni ancak ifa edilen kalem bakımından ve o oranda kurtarır. Yargıtay'ın asıl alacak ile feriler arasındaki ayrımı gözeten ve dava öncesi-sonrası ödemeleri güncelleme bakımından farklı rejime tabi tutan içtihadı, değer kaybı dosyalarına bu kalem eşleştirmesi mantığıyla uyarlanmalıdır. 7589 sayılı Kanun, HMK m. 109/4 ile bu mahsubun yapılacağı usul aracını tek seferlik bir artırım hakkına dönüştürmüş, TBK m. 55'e eklediği oransal mahsup fıkrasıyla da bedensel zarar alanında içtihadi güncelleme kuralını yasalaştırmıştır. Eşya zararları bakımından kanun koyucunun sessizliği, mahsubun kapsam ve zamanına ilişkin ilkelerin bir süre daha içtihatla şekilleneceğini göstermektedir; uygulamanın, toplam ödemenin kalem ayrımı yapılmaksızın tazminat aslından düşülmesi biçimindeki yaygın hatadan arındırılması, zarar görenin gerçek zararına kavuşması ile işletenin mükerrer ödemeden korunması arasındaki dengeyi sağlayacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85, 88, 91, 97, 99.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49, 55 (7589 sayılı Kanun'la eklenen fıkralar), 166.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 107 (mülga), 109/4.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 7589 sayılı Kanun (kabul tarihi 16.07.2026), m. 18, 19, 20 ve Geçici Madde 1.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, A.1, A.6, B.2.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-mali-sorumluluk-sigortasi-genel-sartlarinin-belirlenmesinde-yurutmeye-yetki-veren-bazi-kurallarin-iptali" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Anayasa Mahkemesi, 17.07.2020, 2019/40 E., 2020/40 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 22.09.2025, 2025/3405 E., 2025/12841 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 01.10.2024, 2023/8660 E., 2024/8379 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 19.09.2024, 2024/6455 E., 2024/7895 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 02.10.2019, 2016/16081 E., 2019/8832 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 20.03.2019, 2016/6758 E., 2019/3272 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 27.06.2018, 2015/12859 E., 2018/6468 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 18.03.2013, 2012/13826 E., 2013/3624 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Karasu, Rauf: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ayni-zarar-iki-yol-sigorta-tahkiminden-tahsil-edilen-deger-kaybinin-isletene-karsi-acilan-davada-mahsubu-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-tgs.jpg" type="image/jpeg" length="98429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 1976/1 E., 1976/28 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-19761-e-197628-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-19761-e-197628-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 25/5/1976 ve 1976/1 tarihli, 1971/41 esas - 1976/28 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı:1976/1</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı:1976/28</strong></p>

<p><strong>Karar günü:25/5/1976</strong></p>

<p><strong>Resmi Gazete tarih/sayı:16.8.1976/15679</strong></p>

<p></p>

<p>İtiraz yoluna başvuran: Danıştay 12. Dairesi.</p>

<p>İtirazın konusu : 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6. maddesinin (F) bendinde ve 17. maddesinde yer alan hükümleri, Anayasa'nın çalışma hürriyeti, hukuk devleti, yargı denetimi, üniversite özerkliği ve eşitlik ilkelerine aykırı bulan Danıştay 12. Dairesi Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 27. maddelerine dayanarak bu konuda bir karar verilmek üzere Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.</p>

<p>I. OLAY :</p>

<p>27/12/1965 gününde Orta Doğu Teknik üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Plânlama Bölümüne asistan olarak giren ve "Plânlamanın Hukuki ve İdari Meseleleri" konusunda ders vermeye başlayan davacı, sözleşmenin yenilenmeyeceği yolundaki 27/9/1971 günlü Rektörlük işleminin iptali istemiyle Danıştay'da dava açmış; Danıştay 5. Dairesinin kendisine gelen bu davayı görev yönünden tevdi etmesi üzerine 12. Daire, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6/F ve 17. maddeleri hükümlerinin, Anayasa'nın çalışma hürriyeti, hukuk devleti, yargı denetimi, üniversite özerkliği ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı düştüğü kanısına kendiliğinden vararak iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına oyçokluğu ile karar vermiştir.</p>

<p>III- YASA METİNLERİ :</p>

<p>1- Danıştay 12. Dairesinin itiraza dayanak yaptığı Anayasa kuralları :</p>

<p>"Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."</p>

<p>"Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.</p>

<p>Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."</p>

<p>"Madde 40- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</p>

<p>Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir..."</p>

<p>"Değişik Madde 114- İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır..."</p>

<p>"Değişik Madde 120- Üniversiteler, ancak Devlet eliyle ve Kanunla kurulur. Üniversiteler, özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir.</p>

<p>Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu Özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz.</p>

<p>Üniversiteler, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir. Özel kanuna göre kurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır.</p>

<p>Üniversite organları, öğretim üyeleri ve yardımcıları, üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Son fıkra hükümleri saklıdır.</p>

<p>Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler..."</p>

<p>"Değişik Madde 140- Danıştay, kanunların başka idari yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir.</p>

<p>Danıştay, idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemek, Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük taşanlarını ve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek ve kanunla gösterilen işleri yapmakla görevlidir..."</p>

<p>2- İtiraza konu edilen yasa metinleri:</p>

<p>İtiraza konu edilen 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6. maddesinin (F) bendi ve 17. maddesi şöyledir :</p>

<p>"Madde 6/F- Mütevelli Heyeti, üniversitenin ilmi, teknik ve milletlerarası mahiyetini gözönünde tutmak suretiyle müessesenin esas ve usullerine göre Türk ve diğer devletler vatandaşlarından idareciler, öğretim üyeleri ve memurlar tayin ve bunların ücretlerini, hizmet müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tespit eder.</p>

<p>Ancak, Türk vatandaşlarından olan öğretim üyelerinden bütün faaliyet ve gayretlerini Orta Doğu Teknik Üniversitesine hasredenler hariç olmak üzere diğer Türk vatandaşı öğretim üyelerine mukavele ile verilecek ücret miktarı birinci derece Devlet memurunun alabileceği aylık ve sair munzam istihkakları yekûnunu tecavüz edemez."</p>

<p>"Madde 17- Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Mütevelli Heyeti ilk öğretim üyeleri, idarecileri, memur ve müstahdemleri halk ve mensup oldukları üniversite ile muamele ve münasebetlerinde hususi hukuk hükümlerine tâbi olup haklarında Memurin Muhakematı Kanunu ile Memurin Kanuni, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri tatbik olunmaz.</p>

<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesine ait mallar Devlet malı hükmündedir. Bunları çalanlar, ihtilas edenler, zimmetine geçirenler veya her ne suretle olursa olsun suistimal edenler hakkında Devlet mallarına karşı işlenen bu çeşit suçlara ait cezai takibat yapılır."</p>

<p>IV. İLK İNCELEME :</p>

<p>Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 20/1/1976 gününde Kani Vrana, Şevket Müftügil, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıyle yapılan ilk inceleme toplantısında, aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur :</p>

<p>Anayasa'nın değişik 151. maddesinde "Bir davaya bakmakta olan mahkeme ,uygulanacak bir Kanunun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır" kuralına yer verilmiş ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 27. maddesinde de bu kural başka bir biçimde yinelenmiştir.</p>

<p>Anayasa'ya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesine getirebilme yolunu mahkemelere açık tutan bu düzenin işleyebilmesi; ortada somut bir olayın yani görülmekte olan belli bir davanın bulunması, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen kanun hükmünün bu davada uygulanma durumunda olması ve mahkemenin aykırılık iddiasını ciddi yani üzerinde durulmasını gerektiren bir nitelikte görmesi ya da kendiliğinden bu hükmü Anayasaya aykırı bulması gibi koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Dosyadaki belgelerin incelenmesinde görülen husus şudur :</p>

<p>Davacı, sözleşmesinin yenilenmiyeceği, daha açık bir deyimle işine yön verildiği yolundaki Rektörlük işleminin iptali için Danıştaya başvurarak dava açmış, bu davanın incelenip karara bağlanmasını kendi görevi içinde görmeyen 5. Daire 14/11/1975 günlü kararla, dava dosyasını görevli bulduğu 12. Daireye yollamıştır. 521 sayılı Yasa hükümleri uyarınca tekemmül eden dava dosyası, kanun sözcüsünün esas hakkındaki düşüncesi de alındıktan sonra incelenip heyete sunulmak üzere raportöre verilmiş ve 12. Dairece de 24.11.1975 gününde görüşülmeye başlanmıştır. Danıştay 12. Dairesi çoğunlukla bu davayı İçerik yönünden kendisinin görmesi ve çözmesi gerektiği kanısına varmış, ancak bu yolda görev yapmasına engellik eden 7307 sayılı Yasanın 6/F. ve 17. maddeleri hükümlerini Anayasaya aykırı bularak iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.</p>

<p>Usulü dairesinde, Danıştaya açılmış ve ilgili kurulca da görüşülmesine başlanmış bulunan bu davanın yetki dışı olduğu öne sürülerek yok sayılması olanaksızdır. Çünkü yetki sorunu da, davanın görüşülmesine başlandıktan sonra mahkemece ele alınarak çözülecek konulardan birisini oluşturur. O halde Danıştay 12. dairesinin davaya bakıp işi yasalar çerçevesinde sonuçlandırması gerekmektedir. Yani, Danıştay 12. Dairesi 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6/F, ve 17. maddelerini bu evrede uygulamak suretiyle davayı karara bağlamak durumundadır.</p>

<p>Yeri gelmişken şu yön de belirtilmelidir ki, bir mahkemenin, kimi davalarda bir bölüm kanun hükümlerini uygulamak suretiyle davaları daha önce sonuçlandırmış olması, sonradan açılan davalarda uygulanma durumunda olan o yasa hükümlerinin iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurmasına engellik edemez. Böyle bir başvurmada da Anayasa Mahkemesinin Anayasaya uygunluk denetiminde öngörülen yasal koşulları araştırması, incelemesi ve saptaması, kendisini hiç bir zaman Uyuşmazlık Mahkemesi durumuna da getirmez. Çünkü Anayasa Mahkemesi bu yolla Mahkemenin görevini tayin etmiş olmamakta, yaptığı işlev itiraz yolu ile başvurmanın ön koşullarını saptamaktan ibaret kalmaktadır.</p>

<p>Anayasanın ve 44 sayılı Yasanın sözü edilen hükümleri karşısında, bakmakta olduğu bu davada uygulanacağı belirtilen hükümlerin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay 12. Dairesinin, Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili bulunduğu kuşkuya yer bırakmıyacak derecede açıktır.</p>

<p>Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu, itiraz konusu kuralların davanın bu evresinde Danıştay 12. Direşince uygulanacak hükümlerden olmadığım öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>İlk inceleme sonunda; "dosyanın eksiği bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve sınırlama konusunun esasın incelenmesi sırasında düşünülmesine Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayahoğlu'nun itiraz konusu kuralların davanın bu evresinde itiraz yoluna başvuran Danıştay Dairesince uygulanacak hükümlerden olmadığı yolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile" 20/1/1976 gününde karar verilmiştir.</p>

<p>V. ESASIN İNCELENMESİ :</p>

<p>İşin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen kanun kuralları, Anayasaya aykırılık iddiasına dayanak gösterilen Anayasa ilkeleri; bunlarla ilgili gerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>İtiraz yoluna başvuran Danıştay 12. Dairesi, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6. maddesinin F bendi hükmü ile 17. maddesini Anayasaya aykırı bulmakta ve bu hükümlerin iptalini istemektedir.</p>

<p>Danıştay'da iptal davasına konu edilen hususun, öğretim üyesi durumunda olan davacının, sözleşmenin uzatılmaması suretiyle görevine son verme işlemi olduğu açıktır. O halde Danıştay 12. Dairesinin bu davada uygulama durumunda olduğu kurallar, itiraz konusu hükümlerin, Türk Öğretim üyelerini hedef alan ve bunların üniversite ile olan ilişkilerini ve haklarındaki Mütevelli Heyetin yetkilerini düzenleyen bölüğü olmak gerekir.</p>

<p>Aşağıda anayasal denetim yönünden yapılacak incelemelerde konu bu çerçeve içinde kalınarak ele alınacak ve bu açıdan işin değerlendirilmesi yapılacaktır.</p>

<p>Bu yönden bakılınca 6. maddenin F bendi, Mütevelli Heyetine, Üniversitenin ilmi, teknik ve milletlerarası mahiyetlerini gözönünde tutmak suretiyle müessesenin esas ve usullerine göre Türk vatandaşlarından öğretim üyeleri tâyin ve ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın tesbit etme yetkisini vermekte ve 17. maddesi de bunların yani öğretim üyelerinin üniversite ile olan muamele ve münasebetlerinde özel hukuk hükümlerine tâbi oldukları kuralını getirmektedir.</p>

<p>Aslında bu kurallar iç içe bulunmakta ve biri ötekinin sonucu gibi görünmekte ise de, Anayasaya uygunluk denetiminin doğru bir biçimde yapılabilmesini sağlamak amacı ile itiraz yoluna başvuran Danıştay 12 Dairesinin dayandığı görüşlerin her maddeye taalluk eden kısmının ayrı ayrı özetlenmesi bunu takiben önce 17. maddenin, sonra da 6/F. bendi' nin anayasal denetimden geçirilmesi yerinde görülmüştür. Konu hakkındaki inceleme de bu yöntem izlenecektir.</p>

<p>A - 17. maddeye ilişkin inceleme :</p>

<p>Danıştay 12. Dairesi 17. madde hakkındaki Anayasaya aykırılık savını özetle şu gerekçelere dayandırmaktadır: (Özel hukuk, eşit koşullara bağlı olan taraflar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir hukuk dalıdır. Kamu hizmetleri alanını ise kamu hukuku ve bu arada idare hukuku kuralları düzenlemektedir. Anayasanın 1488 sayılı Yasa ile değişik 120. maddesiyle, üniversitelerin Devlet eliyle ve kanunla kurulmuş özerk kamu tüzel kişileri oldukları kurala bağlanmıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesinin de bu koşulları taşıyan bir kamu tüzel kişisi olduğunda kuşku yoktur. Kamusal bir kuruluşun ve bu kuruluşa ilişkin bir kamu hizmetinin yürütülmesinin söz konusu olduğu hallerde ise kural olarak kamu hukuku gerekleri gözetilir ve bu alanda geçerli kurallar uygulanır.</p>

<p>Yüksek öğretim ancak Devlet eliyle yapılabilen bir kamu hizmetidir Anayasa Koyucu bu nedenle üniversitelere özel bir önem göstermiş; bilimsel ve yönetimsel özerklik tanımıştır. Bundan başka öğretim üyelerinin bilimsel yansızlık içinde eğitim ve öğretim işlerini sürdürebilmeleri, bilimsel araştırma ve yayında bulunabilmeleri, bu özerkliğin var olmasını zorunlu hale getirmiştir. Oysa Öğretim üyeleri ile üniversite ve Mütevelli Heyeti arasındaki işlem ve ilişkileri, özel hukuk hükümlerine bağlı tutarak üniversitenin özerkliğini sağlamaya olanak yoktur.</p>

<p>Danıştay önünde öğretim üyelerinin Özel hukuk hükümlerine tâbi oldukları öne sürülürken, adli yargı önünde de bunların statüer hukuka bağlı kamu ajanı durumunda oldukları söylenmekte ve haklarında yapılan idari işlemler böylece yargı denetiminden kaçırılmaktadır. Üniversite öğretim üyelerine uygulanan değişik işlemler onları çalışma güvencesinden yoksun bırakılmaları sonucunu doğurmuş ve eşitlik ilkesini de zedelemiştir.</p>

<p>İtiraz konusu 17. madde hükmü, bu haliyle yargı denetimi, kanun önünde eşitlik ve bilimsel Özerklik ilkelerine aykırı niteliktedir.)</p>

<p>Davacı dava dilekçesinde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 1965 yılından beri asistan olarak çalıştığını, 1965 den görevine son verildiği 1971 yılına kadar hiç bir hocanın denetim ve gözetimi olmaksızın "Plânlamanın hukuki ve idari meseleleri" konusunda bağımsız olarak ders verdiğini, bütün Öğretim üyeleri gibi kendi çalışmasının da değerlendirilmeye tâbi tutulduğunu öne sürmekte; idare de savunmasında bu maddi olgulara itiraz etmemektedir.</p>

<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerini özel hukuk hükümlerine tâbi tutan ve giderek bunları üniversite ile olan muamele ve münasebetlerde adli yargı önünde hak arama durumunda bırakan 17. madde hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığı hususu, Anayasanın 140., 114., 120., 12, ve 2. maddeleri açısından ele alınarak incelenmelidir.</p>

<p>a) Anayasanın 140. maddesinin içeriğini saptayabilmek ve sözü edilen 17. maddenin bu kurala uygun olup olmadığını belirtebilmek için 140. maddenin birinci ve ikinci fıkraları üzerinde yeterince durmak ve getirilen düzenlemeyi açıklığa kavuşturmak gerekmektedir.</p>

<p>Anayasanın 1488 sayılı Yasa ile değişik 140. maddesinin ikinci fıkrasında "Danıştay, idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemekle görevlidir " denilmekte ve bu yüksek idare mahkemesinin görev alanı bu biçimde belirtilmektedir.</p>

<p>Öğretide de kabul edildiği gibi idari uyuşmazlıkları, İdari makamlar arasında doğan ve çeşitli yasa hükümleriyle kesin olarak çözümü Danıştaya verilmiş bulunan ve 521 sayılı Danıştay Kanunu'nun 47. maddesi ile de Danıştayın birinci, ikinci ve üçüncü daireleriyle Danıştay Genel Kurulu veya İdari Daireler Kurulu görevlendirilmiş olan uyuşmazlıklar oluşturur. Hemen açıklamak gerekir ki, bu tür uyuşmazlıklar hakkında Danıştayın idari dairelerinden verilen kararlar yargısal nitelik taşımayan idari karakterdeki kararlardır.</p>

<p>İdare hukuku esaslarına, 521 sayılı Danıştay Kanununun 30. maddesiyle saptanan ilkeye göre, idari davalardan; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılacak tam yargı davaları, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için akdedilen İdari mukavelelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar anlaşılmak gerekir.</p>

<p>Anayasanın kabul ettiği bağımsız idari yargı sisteminin görev alanına giren bu idari davaların konusunu oluşturan idari işlem ve idari sözleşmelerin ne olduklarının ve nasıl nitelik taşıdıklarının Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile öğretim üyeleri arasındaki hukuki bağın böyle bir ilişki ortaya koyup koymadığının da incelenmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>Bir tasarruf veya kararın idari işlem sayılabilmesi için, o tasarruf veya kararın bir kamu kurumunca ya da idare örgütü içinde yer alan bir idari makamca verilmiş olması ve idarenin idare hukuku alanında gördüğü idari faaliyetlerle ilgili bulunması gerekir. Başka bir deyimle bir kamu kurumunun kamu hizmetleriyle veya bu hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili kararları idari nitelik taşıyan kararlardır. Bunun gibi, idarenin, asli ve sürekli kamu hizmeti yürüten mensupları ve ajanları hakkındaki işlemlerinin de birer idari işlem olduğu; idare ile ajanları arasındaki ilişkinin idare hukuku ilkelerine bağlı ve idare hukuku kuralları ile düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisi olduğu kuşkusuzdur.</p>

<p>Nitekim Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden birisinin işine son verilmesi üzerine Ankara 4. İş Mahkemesine açtığı davada davalı üniversite, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Devlet eliyle kurulmuş, Devletin gözetimi ve denetimi altında bulunan ve Devletin başta gelen ödevlerinden sayılan eğitim ve öğretim hizmetini yürüten Özerk bir kamu tüzel kişisi olduğunu; personelinin de memur, daha geçerli bir deyimle kamu ajanı sayılmaları gerektiğini kamu ajanlarının idare ile olan ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların ise kamu hukuku kurallarına göre idari yargı yerinde çözülmesinin asıl olduğunu; yönetmelik hükümlerine göre atama ve görevlendirme yapıldıktan sonra aktedilen sözleşmenin, esas olan kamu hukuku ilişkisini değiştiremeyeceğini; zira bir kamu görevlisinin bağlı bulunduğu kurumla olan tek ve değişmez ilişkinin statü hukuku ilişkisi olduğunu; 7307 sayılı Yasanın 17. maddesindeki özel hukuk hükümlerine göndermede bulunan hükmün öğretim üyelerine yüksek ücret vermeyi sağlamaktan başka bir amaç taşımadığını, yukarıda açıklanan görüş doğrultusunda savunmuş (Ankara 4. iş Mahkemesi, 22/9/1975 günlü, E. 1974/1646, K. 1975/2271 sayılı karar) ve iş mahkemesi de benzer gerekçelerle ve görev yönünden davayı reddetmiş ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de bu kararı onamıştır. (9. Hukuk Dairsi, 18/12/1975 günlü, 1975/28978-52589 sayılı karar).</p>

<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyesi unvan ve yetkisiyle çalışanları "mukaveleli ajanlar" olarak tanımlamak gerekir. Çünkü bu unvan ve yetki ile çalışan ve bu itibarla da üniversite seçimlerine, kurullarına ve yönetimine katılan; ders vermek, deney ve sınav yapmak, akademik unvanlar vermek, öğretim üyelerinin seçimine ve inhasına katılmak gibi Devletin başta gelen eğitim ve öğretim hizmetlerini doğrudan doğruya yürüten öğretim üyelerinin üniversite ile olan ilişkisinin bir kamu ilişkisi olduğu açıkça ortadadır.</p>

<p>Bu tür bir ilişkinin hangi hukuk dalına tâbi tutulması ve bu ilişkiden doğan anlaşmazlıkların hangi yargı yerinde çözülmesi gerektiği konusu, Anayasanın 114. maddesiyle 140. maddesinin birinci fıkrasını birlikte ele almayı ve incelemeyi gerektirmektedir.</p>

<p>b) Anayasanın 140. maddesinin birinci fıkrası "Danıştay, Kanunların başka idari yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir" ilkesini koyarak Danıştayın görevini açık ve kesin bir biçimde çizmiş ve belirlemiştir. Bu ilkenin bu denli açıklığı ve kesinliği karşısında, Danıştayın görev alanına giren bir anlaşmazlığın çözümünün adli yargı yerine bırakılması konusunda yasama organının takdir ve seçme serbestisine sahip olduğunu öne sürme olanaksızdır. Çünkü kanunların başka idari yargı yerlerine bırakmadığı bütün idari davaları ilk derece idare mahkemesi sıfatıyla çözme yetkisi kesin olarak Danıştaya aittir. Yasama organının kanun koymak suretiyle kullanabileceği takdir hakkı ise, o idari davanın çözümünü başka bir idari yargı merciine, yani alt derece idare mahkemesine bırakmaktan ibaret kalır, ki, bu halde dahi Danıştayın üst derece idare mahkemesi niteliğini koruyacağı açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasanın 114. maddesinin birinci fıkrası "idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır" temel kuralını getirmiştir. Konulan bu Anayasa ilkesinde, idarenin "her türlü eylem ve işleminden" ve "yargı yolu" deyiminden söz edilmesi üzerinde ayrıca durulmak gerekir. Böylece bu kavramların, başka bir deyimle kuralın içeriği açıkça saptanmalıdır ki, itiraz konusu hükmün Anayasaya uygun ya da aykırı düştüğü ortaya konabilsin.</p>

<p>Bir tasarruf veya kararın idari işlem sayılabilmesi için, o tasarruf veya kararın bir kamu kurumu tarafından ya da idare örgütü içinde yer alan bir idari makamca verilmiş olması ve idarenin, idare hukuku alanında gördüğü idari faaliyetlerle ilgili bulunması koşul ve gereğine yukarıda değinilmiş ve gereken açıklamalar yapılmıştır. Bir kamu kurumunun veya idare örgütü içinde yer alan bir idari makamın idare hukuku alanında gördüğü faaliyetlerle ilgili olmayan, özel hukuk alanında sonuç doğuran karar, işlem ve eylemleri de olabilir. Kamu kuruluşlarının idare hukuku ilkelerine göre idari eylem veya işlem sayılmayan ve medeni veya ticari nitelikteki tasarrufları haksız eylemleri, mallarının idaresi, özel hukuk çerçevesi içinde yapılan ekonomik ve ticari nitelikteki faaliyetleri, medeni ve ticari nitelikteki sözleşmeleri buna örnek olarak gösterilebilir. Anayasanın 114. maddesi, idarenin eylem ve işlemi, hangi alanda olursa olsun, daha açık bir deyimle ister kamu hukuku, isterse özel hukuk alanına girsin, bunlara karşı mutlaka yargı yolunun açık olacağını kesin olarak kurala bağlamıştır. Anayasanın bu kuralla açık tuttuğu "yargı yolu"nun, kamu hukuku alanında idari yargı, özel hukuk alanında ise adli yargı olduğu bir açıklamayı gerektirmeyecek derece belirgindir.</p>

<p>O halde, Yasama organının, idare hukuku alanında oluşan ve sonuç doğuran bir idari eylem veya işleme karşı adli yargı yolunu açma seçeneğine bu kural da elverişli değildir. Bir varsayım olarak, idare hukuku esaslarına göre idari eylem veya işlem sayılan konulara karşı adli yargı yerlerinde bir yasa ile dava açılabileceğinin ye yargı denetiminin bu yolla sağlanabileceğinin kabul edilmesi, Anayasa ilkelerine ters düşen ve şekli bir denetimden öteye gitmeyen bir görüş olur. Çünkü idari yargının, yani adli yargıdan ayrı ve bağımsız bir idari yargı sisteminin Anayasaca ve idare hukukunca kabul edilmiş olmasının nedeni, kamu hizmetlerinde doğan anlaşmazlıkların yapılarındaki özellikler; bunlara uygulanacak kuralların hukuki ve teknik bir nitelik taşıması; özel hukuk dalı ile idare hukuku arasında büyük bir bünye, esas ve prensip farkının var olması; idari işlemlerin, idare hukuku dalında uzmanlaşmış ve kamu hukuku alanında bilgi ve tecrübe edinmiş hâkimlerce denetlenmesinin zorunlu sayılmış olmasıdır. Adli yargı ile idari yargının birbirinden ayrılmasının temelinde, özel hukukla idare hukukunun ayrı ilke ve kurallara oturmuş bulunmaları; uyuşmazlık alanlarının ve bu uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk kurallarının değişik olması yatmaktadır. Gerçekten özel hukuka egemen olan temel ilke, kişiler arasında hak ve menfaat eşitliğinin ve irade hürriyetinin bulunmasıdır.</p>

<p>Adli yargının amacı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hak ve nasafet kurallarına göre çözülerek haksızlığın giderilmesi ve varsa zararın tazmin ettirilmesi olduğu halde idari yargı denetiminin ana ereği, idarenin, idare hukuku alanı ve kanun çerçevesi içinde kalmasını sağlamaktır. Başka bir deyimle idari yargı denetiminin amacı, idarenin, kanunların verdiği yetkileri asması veya kötüye kullanması, ya da hukuka ve mevzuata aykırı işlem veya eylem, tesis etmesi hallerinde, bu eylem ve işlemleri yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden iptal etmek suretiyle idareyi hukuk alanı içinde kalmaya zorlamaktır. Şu yön de açıklanmalıdır ki, hukuka ve mevzuata aykırı olması nedeniyle bir idari işlemin iptal edilmesine ilişkin karar, geçmişe yürüyerek, yani sakat idari işlemin yapıldığı günden itibaren hüküm ifade eder. Bundan dolayı iptal hükmü idareye iptal edilen idari işlemden önce mevcut olan ve bu işlemle değiştirilmiş bulunan hukuki durumu aynen iade etmek zorunluluğunu yükler.</p>

<p>Yukarıdan beri yapılan açıklamalara göre, 7307 sayılı Yasanın 17. maddesinde yer alan ve görülen bu davada uygulanma durumunda olan, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin öğretim üyelerini, mensup olduğu üniversite ile muamele ve münasebetlerinde özel hukuk hükümlerine bağlı tutan ve bu yolla bu muamele ve münasebetlerden doğacak uyuşmazlıklara, başka bir deyimle üniversite idaresinin Öğretim üyeleri hakkında alacağı idari kararlara karşı açılacak davalarda idari yargı yolunun kapatılmasını ve sonuç olarak da idari kararları iptal edilebilir olmaktan kurtararak hukuk alanında yaşamalarını sürdürme olanağı sağlayan bu hüküm, Anayasanın 140. ve 114. maddelerine açıkça aykırıdır.</p>

<p>c) Anayasa Mahkemesinin eğitim ve öğretime ilişkin kararlarında da açıklandığı üzere, plana bağlı olarak toplumsal, iktisadi ve kültürel kalkınmanın ilk koşulu nitelikli adam yetiştirmektir. Nitelikli adam yetiştirmek ise sağlıklı bir eğitim ve öğretimle gerçekleştirilebilir. Bundan dolayı Anayasanın 50. maddesi, halkın eğitim ve öğretim gereksinmesini sağlamayı Devletin başta gelen ödevlerinden saymıştır. Yine bu anlayışladır ki Anayasa Koyucu, idare örgütü içinde yer alan üniversiteleri, taşıdıkları önem ve özellikleri de gözönünde tutarak, 120. maddedeki düzenleme ile üniversite çalışmalarını, eğitim ve öğrenimi hertürlü dış etkilerden uzak, bilimin gerektirdiği yansız ve baskısız bir ortam içinde sürdürülmesini sağlayan ve bunları özerk kuruluşlar haline getiren kurallara bağlamıştır.</p>

<p>Anayasa'nın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında "Üniversiteler, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir. Özel kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır" kuralı yer almaktadır. Bu fıkra hükmüyle, üniversite organlarının, o üniversitenin öğretim üyelerince seçileceği ve üniversitenin seçilen bu organlar eliyle yönetileceği ilke olarak belirtilmiş ve hemen arkasından da bu kuralın istisnası gösterilmiştir. O halde Orta Doğu Teknik Üniversitesi yönünden Anayasanın ayrık tuttuğu durumun yalnızca yönetim organları konusu olduğu ortadadır. Başka bir deyimle Anayasa koyucu, sözü edilen bu üniversitenin organlarının, kendi öğretim üyelerince seçilmiyebileceğini, başka kurumlarca görevlendirilen kişilerden oluşan organlar eliyle de üniversitenin yönetilebileceğini kabul etmiş olmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25/2/1975 günlü, 1975/22 sayılı kararında (Resmi Gazete, gün: 3/12/1975, Sayı; 15431) "...Anayasa Koyucunun, ayrık kuralı 120. maddeye eklerken, bütün bu ilkelere aykırı düşen bir üniversite yönetim türünü amaçladığı kabul edilemez. Ayrık hükmün korumayı amaçladığı yönetim biçimi, ayrıntılarına girmeden, yalnız (Mütevelli Heyeti) sistemine dayanan, diğer temel ilkelere sadık kalan bir yönetim biçimidir ...Şu halde kendileri tarafından seçilen organlar eliyle yönetilmeyen, yani (Mütevelli Heyeti) sistemiyle yönetilen ve 1961 Anayasasından önce kuruluşunu tamamlamış olan Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, öğrenim ve öğretim ile ilgili diğer temel ilkelerin de yürürlüğünü ve etkinliğini sürdürmesi doğaldır." denilerek bu husus açıkça belirtilmiş bulunmaktadır. O halde 120. maddede yer alan ve üçüncü fıkra dışında kalan kuralların da Orta Doğu Teknik Üniversitesine karşı etkinliğini sürdürdüğünü, Anayasa açısından bu kuruluşun tümüyle bu kurallara bağlı olduğunu doğal saymak gerekir.</p>

<p>Şu yön de kesinlikle belirtilmelidir ki, üniversite öğretim üyelerinin; bilimsel çalışma ve araştırmaları, öğrenim ve eğitimi, yan tutmadan, hiç bir endişeye kapılmadan özgürce yapabilmeleri için her şeyden önce kendilerinin mesleki güvenceye sahip kılınmaları şarttır. Mesleğini kaybetme kuşkusu içinde olan ve kendini güvencede görmeyen bir öğretim üyesinden bilimin gerekleri beklenemez. Oysa üniversiteler, sadece günlük teknik gereksinmeleri karşılayan bir yüksek okul durumunda da değildirler; ülkenin içindeki ve dışındaki bilimsel hareketleri ve gelişmeleri izlemek ve incelemek kurumlar hakkında bilimsel araştırmalar, değerlendirmeler ve eleştiriler yapmak, böylece ülkenin bilimsel, teknik, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki gelişmesine katkıda bulunmak zorundadırlar. Bu günün üstüne çıkamayan, yurttaki hareketleri izleyip eleştirmeyen bilimsel verileri yayınlama gücünden yoksun ve sadece olanı öğretmekle yetinen, yaratıcılık gücü olmayan kuruluşlar, adı ne olursa olsun, gerçek anlamda üniversite sayılamazlar.</p>

<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile öğretim üyeleri arasındaki muamele ve münasebetlerde özel hukuk hükümlerinin uygulanacağını kurala bağlayan 17. madde hükmü, bunların görevlerine son verilmesinde Mütevelli Heyetine sınırsız bir takdir yetkisi vermektedir. Bu kural gereği, öğretim üyeleri ile üniversite arasındaki sözleşmeler, Borçlar Kanununun 313. ve sonraki maddelerine bağlı bir özel hukuk sözleşmesi niteliğine sokulmuştur. Özel hukuk sözleşmesinde aslolan, yukarıda da açıklandığı gibi, irade serbestliği ve irade muhtariyetidir. Bu esaslara göre Mütevelli Heyeti sözleşmelere dilediği anda son vermek ya da süresi biten bir sözleşmeyi uzatıp uzatmamakta sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmaktadır. 17. maddedeki bu kural, öğretim üyelerinin bilimsel özgürlüğünü, görev ve meslek güvencelerini, serbestçe araştırma ve yayında bulunma haklarını, Özgürlük ve teminat içinde öğrenim ve öğretimde bulunma yetkilerini zedelemekte ve giderek ortadan kaldıran bir niteliğe bürünmekte olduğundan Anayasa'nın 120. maddesine de aykırı düşmektedir.</p>

<p>d) Anayasa'nın 120. maddesi, üniversiteler arasında hiç bir ayırım yapmadan üniversite öğretim üyelerinin tümüne belirli haklar ve yetkiler tanımıştır. Bilimsel özgürlük, serbestçe araştırmada ve yayında bulunabilme, öğrenim ve öğretimi özgürlük ve güvence içinde sürdürebilme hak ve yetkileri bunlara örnek olarak gösterilebilir. Anayasa Koyucunun öğretim üyelerinin tümüne tanıdığı bu hak ve yetkileri, öteki üniversite öğretim üyeleri geniş bir biçimde kullanırken, Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinin 17. madde ile getirilen düzenleme ile bunlardan yoksun duruma düşürülmesi, kanun önünde eşitlik ilkesine ters düşen tipik bir örnek oluşturur, özel hukuk hükümlerine bağlı tutulması nedeniyle kendilerini, bilimsel özgürlük içinde, görev ve meslek güvencesine sahip görmeyen ve devamlı tedirginlik ve kuşku içinde hisseden bir Öğretim üyesinin Anayasa'da gösterilen hak ve yetkilerden yararlandığı öne sürülemez. Aynı kamu hizmeti görenlerin bir bölüğünün üniversite ile olan ilişkilerinde kamu hukukuna, diğerlerinin de özel hukuk hükümlerine tâbi tutulması başlı başına bir eşitsizlik oluşturur. Çünkü eşit durumda bulunan ve Devletin başta gelen öğrenim ve eğitim gereksinmesini sağlamak üzere görevlendirilmiş olan kişilerin değişik hukuk kurallarına bağlanmalarında hiç bir haklı neden yoktur ve gösterilemez.</p>

<p>İtiraz konusu 17. madde kuralı bu yönden de Anayasa'nın 12. maddesine aykırıdır.</p>

<p>e) Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında da açıklandığı üzere, hukuk devleti demek, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendini yükümlü sanan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uygun bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet demektir. Aslında yargı denetimi unsuru, hukuk devleti ilkesinin diğer öğelerinin güvencesini oluşturan temel öğedir. Çünkü, insan haklarına saygılı olmayan ve davranışlarında hukuka ve Anayasa'ya uymayan bir yönetimi bu tutumundan caydıran ve onu meşruluk ve hukukilik sınırı içinde kalmak zorunda bırakan güç, yargı denetimi gücü ve yetkisidir. Bu nedenle yargı denetiminin etkinliğini ortadan kaldıran ve onu sadece biçimsel bir denetim niteliğine dönüştüren itiraz konusu 17. maddedeki hüküm Anayasa'nın, 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamakta ve bu ilkeye aykırı bir nitelik göstermektedir.</p>

<p>Özetlemek gerekirse; itiraz konusu 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 17. maddesinin "Orta Doğu Teknik Üniversitesinin... öğretim üyeleri... mensup oldukları üniversite ile muamele ve münasebetlerde hususi hukuk hükümlerine tabi" olduğunu belirleyen hükmü, Türk vatandaşı olan öğretim üyeleri açısından Anayasa'nın 140., 114, 120., 12. ve 2. maddelerine aykırıdır ve bu sınır içinde iptaline karar verilmelidir.</p>

<p>Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>B- 6. maddenin (F) bendine ilişkin inceleme :</p>

<p>Danıştay 12. Dairesi. 6/F. maddesi hakkındaki Anayasaya aykırılık savını özetle şu gerekçelere dayandırmaktadır: (Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 43 sayılı Kanunla değiştirilen 3. maddesi uyarınca üniversite, siyasi bir organ olan Bakanlar Kurulu tarafından seçilen Mütevelli Heyetince yönetilir. Yasanın 6. maddesinin (F) bendi ise, Mütevelli Heyetine, öğretim üyelerinin ücret, hizmet, müddet ve şartlan ile mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine -tâbi olmaksızın saptama yetkisi tanımaktadır. Böylece öğretim üyelerinin üniversite ve Mütevelli Heyetle olan muamele ve münasebetleri, bu heyetin insafına terk edilmiş bulunmaktadır. Bu muamele ve münasebetleri, idarenin Anayasa ve kanunlara bağlı bir hukuk devletinde ve bir hukuk düzeni içinde düşünmek ve çözümlemek mümkün değildir. Ortada anayasal güvence altında demokratik yollarla ve yazılı hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmiş bir atama veya sözleşme olmayan hallerde, işlemin gerçekleştirilmesinde ve sürdürülmesinde çalışma ve sözleşme Özgürlüğü veya güvencesi bulunduğundan söz edilemez. Mütevelli Heyetini Türk Yazılı Hukuku hükümleri dışında dilediği gibi harekette özgür tutma, hukuk devleti kavramiyle bağdaşmaz. Diğer taraftan Mütevelli Heyetinin, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaması, davalı idareyi Anayasa'nın 114. maddesindeki, idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tâbi olduğu kuralının dışına çıkarmak istemektedir. Öte yandan hukuk dışı yetkileri olan ve siyasi bir organ tarafından seçilen kurulun bu etkileri geçerli olduğu sürece, atayacağı öğretim üyelerinin yan tutmadan, bilimsel özerklik içinde çalışabileceğini söylemek olanaksızdır.</p>

<p>Sonuç olarak bu hüküm de, çalışma hürriyeti, hukuk devleti, yargı denetimi ve üniversite Özerkliği ilkelerine aykırıdır.)</p>

<p>İtiraz konusu 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin birinci fıkrası "Mütevelli Heyeti, üniversitenin ilmi, teknik ve milletlerarası mahiyetini gözönünde tutmak suretiyle müessesenin esas ve usullerine göre Türk ve diğer devletler vatandaşlarından idareciler, öğretim üyeleri ve memurlar tayin ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit eder" hükmünü taşımaktadır. Bu hüküm, açılan davada sözleşmesi uzatılmayan ve böylece işine son verilmiş olan bir Türk öğretim üyesi yönünden uygulanma durumundadır. O halde, bu işte Anayasa'ya uygunluk denetimi, sadece bu açıdan ele alınarak yapılmalı ve bu sınır içinde kalınarak sonuca bağlanmalıdır.</p>

<p>a) İnceleme konusu olan bu hüküm, Mütevelli Heyetine iki yetki tanımaktadır. Bunlardan birincisi, Öğretim üyelerinin ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit etmek, ikincisi de öğretim üyesini, saptanan bu statüye sokan tayin işlemini yapmaktır.</p>

<p>Bu iki yetkinin ayrı ayrı değerlendirilmesi yapılacaktır.</p>

<p>Yukarıda da açıklandığı gibi, Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 120. maddenin üçüncü fıkrasının istisna kuralı ile Orta Doğu Teknik Üniversitesinin 7307 sayılı Kanunda öngörülen değişik bir sistemle de yönetilebileceği düşünülmüş ve kural bu amaçla düzenlenmiştir. Üniversiteyi yönetme kavramının içinde ve özünde ilgilileri atama yetkisinin de varolduğu kuşkusuzdur. O halde salt atama yetkisinin Mütevelli Heyetine tanınmış olmasının Anayasa'ya aykırılık sorununu oluşturması düşünülemez.</p>

<p>Bu durumda Mütevelli Heyetine tanınan diğer yetkinin Anayasa'nın 117., 120., 2., 114. ve 12. maddeleri açısından anayasal denetimden geçirilmesi gerekmiş ve incelemede bu sıra ve yöntem izlenmiştir.</p>

<p>b) Anayasa, üniversiteleri, yürütmeye ayrılan ikinci bölümün, "C, idare" kısmında ve 120. maddede düzenlemiştir. Bu düzenleyiş biçimi dahi, Anayasa'nın, üniversiteleri idare örgütü içinde kabul ettiğinin ve taşıdığı özellikler bakımından ayrıca düzenlediğinin açık kanıtını teşkil eder. Daha açık bir deyimle, Anayasa, Cumhuriyetin temel kuruluşlarını, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayırmıştır. Yürütmeyi de, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve İdare olmak üzere üç kesimde toplamıştır. Türkiye Cumhuriyeti örgütüne dahil olan bir anayasal kuruluşun bu teşkilât içinde bir yere oturtulması zorunluluğu vardır. Aslında bu yerin, yürütme bölümünde ve bu bölümün de idare kesiminde olması gerekir. Esasen Anayasa'nın sistemine ve düzenleyiş biçimine göre de böyle düşünüldüğü ve hükümlere bu anlayış içinde yer verildiği, açıkça görülmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın 112. maddesi, idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanacağını buyurmaktadır. Bilindiği gibi yerinden yönetim kuruluşları; il idaresi, belediye ve köy gibi mahalli kuruluşlarla; Anayasa'ya göre özerk veya tarafsız kuruluşlar olan üniversiteler ve radyo ve televizyon idaresi gibi hizmet bakımından merkeze bağlı olmayan kamu kurumları olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 112. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "İdare Kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve Kanunla düzenlenir" biçimindeki kural, birinci fıkrada genel çerçevesi çizilen tüm kuruluşların bir bütünü oluşturduklarını açıkça belirtmektedir. O halde üniversiteler, Anayasa'nın yürütme bölümünün, idare kesiminde yer alan; kuruluş ve görevleriyle bir bütün olan idarenin bünyesinde özerk bir hizmet ademi merkeziyet kuruluşudur. Anayasa'nın kabul ettiği bu sisteme göre, üniversitelere, başka bir anayasal yer bulmaya olanak yoktur. Durum böyle olunca Anyasa'nın 120. maddesinde hüküm bulunmayan hallerde idareyi düzenleyen Anayasa'nın genel ilke ve kurallarının üniversite için de geçerli olduğunu kabul etmek zorunludur. Örnek vermek gerekirse, Anayasa'nın 113. maddesinde sözü edilen yönetmelik çıkarma yetkisinin üniversiteler için de geçerli olduğu; 114 maddesinin, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır diyen birinci fıkrası kuralının üniversiteleri de kapsadığı, 119. maddesindeki memurların siyasi partilere ve sendikalara üye olmalarını yasaklayıcı kuralın üniversiteleri de içerdiği açıkça ortadadır.</p>

<p>Anayasa'nın 117. maddesinin son fıkrasında "Memurların nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, haklan ve yükümleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri (Kanunla düzenlenir" ilkesi yer almıştır. Bu hüküm ilke olarak öğretim üyeleri açısından da geçerli olduğunda duraksamaya yer yoktur. O halde yasa koyucu, 120. maddenin üniversiteler için getirdiği özel ilkelerde de bağlı ve sadık kalarak öğretim üyelerinin niteliklerini, atanma esâslarını, ödev ve yetkilerini, haklarını ve yükümlerini, aylık ve ödeneklerini ve öteki özlük işlerini yasa koymak suretiyle saptamalıdır. Çünkü, Mütevelli Heyeti eli ile yönetim sistemi, ancak böyle bir Yasanın sınırları içinde işleyebilir ve bu heyete uygulamada Yasa ile belli edilen ölçüler içinde bir takdir yetkisi tanınabilir. Anayasa Koyucunun, sözü edilen istisna kuralı ile bütün yetkileri, hiç bir mevzuat hükmü ile sınırlı olmaksızın Mütevelli Heyetine tanıdığı yolunda bir görüş öne sürülemez. Anayasa'nın 4. maddesinin son tümcesinde "Hiç bir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" buyruğu ilke olarak yer almıştır. Oysa Anayasa'nın bir hükmünün anlam ve kapsamını saptarken Anayasa'nın bütün kurallarının birlikte ele alınması, değerlendirilmesi gerekir. Anayasa'nın düzenleniş biçimi ve hükümlerinin İçeriği: Mütevelli heyetine, sözleşmeli personel istihdamı yolu ile, öğretim üyelerinin bir kanunla düzenlenme konusu olan niteliklerini, seçimle ve atama yöntemlerini; ödev, görev ve yetkilerini; aylık, ödenek, izin ve sosyal güvence gibi haklarını ve yükümlülüklerini; disiplin, idari ve cezai yönden kovuşturma esaslarını mer'i mevzuat hükümleriyle bağlı kalmaksızın mutlak bir takdir yetkisiyle saptamasına olanak vermez. Bu koşullar altında akademik bir kariyerin de oluşabileceği esasen düşünülemez.</p>

<p>Bu nedenle itiraz konusu kural, öğretim üyelerinin Kanunla düzenlenmesi gereken tüm özlük haklarının sözleşme ile düzenlenmesine olanak verdiğinden Anayasa'nın 117. maddesinin ikinci fıkrasına aykırıdır.</p>

<p>c) Anayasa'nın 120. maddesinin altıncı fıkrasında "Üniversitelerin Kuruluş ve İşleyişleri ...... öğrenim ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ...göre yürütülmesi esasları Kanunla düzenlenir" ilkesine yer verilmiştir. Anayasa Koyucu, 120. maddenin birinci fıkrasında üniversitelerin Kanunla Kurulacağı esasını koymakla yetinmemiş, altıncı fıkra ile ayrıca bu kuruluşun ve işleyişin diğer fıkralarda öngörülen ilkeler gözönünde tutulmak suretiyle kanunla düzenleneceğini de belirtmek gereğini duymuştur.</p>

<p>Bir kuruluşun temel yapısını kadrolar oluşturur, kadroları olmayan bir kurumun kuruluşu tamamlanmamış demektir.</p>

<p>Bir Kurumun işleyişine gelince; sözü edilen kadrolara bağlı görev, yetki ve sorumlulukların ne olduğunun; kurumun amacına ulaşabilmesi için bu görev ve yetkilerin ne suretle ve hangi yollardan, yerine getirileceğinin ve birbirleriyle olan ilişkilerinin saptanması o Kurumun işleyişinin belirlenmesi demektir. Kurumun işleyişi belli görev, yetkilerin kullanılması ve sorumlulukların yüklenilmesi yöntemidir. Örneğin Rektörün görev, yetkileri kullanması ve sorumlulukları yüklenmesi rektörlüğün işleyişini; öğretim üyelerinin görev, yetki ve sorumluluklarını yerine getirmeleri de eğitim ve öğretim çarkının işleyişini oluşturur. Bir kurumun kuruluş ve işleyişinin sağlanabilmesi için sadece o kurumun çatısını oluşturan kadroların ve buna bağlı olan görev, yetki ve sorumlulukların saptanması da yeterli değildir. Çünkü bu kadroya oturan, bu görev, yetki ve sorumlulukları kullanacak olan görevli de belirlenmelidir ki, Kurum istenilen doğrultuda işleme ve hareket etme yeteneğini kazanabilsin. Varılan bu sonuç; personelin yetenekleri, nitelikleri, hakları ve ödevlerinin ve tabi olacağı meslek disiplin kuralları ile bunlara uymamaları halinde çarptırılacağı cezaların ve öteki kuralların yasa ile saptanması zorunluğunu ortaya koyar. Anayasa'nın 117. maddesiyle ve bir bakıma genel olarak memurlar için getirilmiş olan ilke, bu düşünce ile Anayasa'nın 120. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan, Özel hükümle Öğretim üyeleri yönünden ve değişik bir biçimde yinelenmiş olmaktadır. Bu hükme göre, üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri deyimi kapsamına dahil olan kadroların ve bu kadrolara bağlı görev, yetki ve sorumlulukların, akademik personelin nitelikleri, ödev ve yetkilerinin, haklan ve yükümleri ile, aylıklarının ve ödeneklerinin, haklarında uygulanacak disiplin cezaları ile öteki özlük işlerinin yasa ile düzenlenmesi anayasal bir zorunluk olarak ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 4/2/1966 günlü, E. 65/32, K. 66/3 sayılı kararında da açıklandığı gibi; Anayasa'nın 120. maddesinin altıncı fıkrası ile, üniversitenin kuruluş ve işleyişi ve bu kavram içinde olarak üniversitelerin görevlerinin yerine getirilmesini sağlayacak kadroların saptanması; bu kadroların sınıf, derece ve kademelerinin belirtilmesi, kadrolara bağlı personelin nitelik, görev, yetki, sorumluluk, aylık, ödenek, izin, emeklilik gibi esaslarının düzenlenmesi görevi kanun koyucuya verilmiştir. Yukarıda da değinildiği gibi, Anayasa'nın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında Orta Doğu Teknik Üniversitesinin, kendisi tarafından seçilmemiş olan organlar eliyle yönetilebileceği yolundaki ayrık hüküm, Mütevelli Heyetine, kanun konusu olan hususları düzenleme yetkisi veremez. Anayasa Mahkemesince de kabul edildiği gibi, yönetim yetkisinin özünde, görevlileri atama, disiplin cezası verme, ya da görevden çıkarma yetkileri de vardır. Ancak bu yetki, görevlilerin atanacağı statüyü, disiplin suçu ve cezası ihdas etme ve görevden çıkarma koşullarını saptama yetkisini içermez.</p>

<p>Oysa Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Mütevelli Heyetinin yaptığı iş, sözleşme ile öğretim üyesi istihdam etme yetkisini kullanma görünümü içinde, tamamı Kanun konusu olan hususları, hem de hiçbir mer'i mevzuat hükmüne tabi olmaksızın saptama işlemidir.</p>

<p>Mesleki güvencesi olmayan, görevine son verileceğinden ya da sözleşmesinin yenilenmeyeceğinden kuşku duyan ve böylece sürekli olarak tedirginlik ortamı içinde bulunan bir öğretim üyesinin, bilimsel özerkliği bulunduğunu, eğitim ve öğretim hizmetini yan tutmadan yürüteceğini, bağımsız ve yansız olarak araştırma ve yayında bulunabileceğini düşünmek ileri derecede iyimserlik olur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin Türk vatandaşı olan Öğretim üyelerinin ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine tabi olmaksızın Mütevelli Heyetince saptanmasını öngören hükmü Anayasa'nın değişik 120. maddesine bu yönden de aykırıdır.</p>

<p>d) Anayasa'nın 2., 114. ve!2. maddeleri yönünden ve 7307 sayılı Yasanın 17. maddesi açısından yukarıda yapılan açıklamalar, 6. maddenin (F) bendi için de geçerli olduğundan bunların burada yinelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan bu nedenlerle, sözü edilen maddenin (F) bendi, Anayasa'nın 2., 114. ve 12. maddelerine de aykırıdır.</p>

<p>Özetlemek gerekirse; itiraz konusu 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin birinci fıkrasında yer alan "... ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit"ine ilişkin kural, Türk Öğretim üyeleri açısından Anayasa'nın 117., 120., 2., 114. ve 12. maddelerine aykırıdır ve bu sınır içinde iptaline karar verilmelidir.</p>

<p>Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>C- İptal kararı üzerine uygulanma durumunu yitiren hükümler sorunu :</p>

<p>İtiraz konusu 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin ikinci fıkrasında yer alan "...ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit" ine ilişkin kuralın Türk vatandaşı olan öğretim üyeleri açısından iptaline karar verilince, Mütevelli Heyetinin bu maddedeki Türk vatandaşı öğretim üyelerini atamayan ilişkin yetkisi de işlemez bir duruma gelmektedir. 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve yargılanma Usulleri Hakkında Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasında "Ancak, eğer müracaat kanun veya içtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanun veya içtüzüğün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartiyle, Kanun veya İçtüzüğün bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir" denilmek suretiyle Anayasa Mahkemesi'nin yetkisinin sınırları belirtilmiştir.</p>

<p>İptal kararı üzerine, sözü edilen maddede yer alan ve Mütevelli Heyetine Türk öğretim üyelerini tayin yetkisi veren kural da uygulanamaz duruma düştüğünden, 44 sayılı Yasanın 28. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, Mütevelli Heyetine tanınan tayin yetkisine ilişkin hükümün de Türk öğretim üyeleri açısından iptaline karar verilmelidir.</p>

<p>Nihat O Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>D- 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 17. maddesindeki hükmün sınırlı biçimde iptali üzerine bir boşluk oluşmamasına karşın, 6. maddenin (F) bendinin birinci fıkrasında yer alan "... ve bunların ücretlerini, hizmet müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tespit" ine ilişkin kural Türk öğretim üyeleri açısından ve yine Mütevelli Heyetine tanınan tayin yetkisinin de aynı öğretim üyeleri yönünden iptal edilince bir boşluğun oluştuğu görülmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci fıkrasında "Gereken hallerde, Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir" denilmek suretiyle bu kuralın uygulanması Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakılmış ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 50. maddesi de aynı paralelde hükümler düzenlemiştir. 6. maddenin (F) bendi ile ilgili iptal kararlarının, bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi, yerinde görülmüş, 17. maddedeki iptal kararı hakkında ise böyle bir süre saptanması gereksiz bulunmuştur.</p>

<p>Nihat O. Akçakayalıoğlu, Yasanın iptaline karar verilen her iki hükmü hakkında da bir yıllık süre verilmesi görüşü ile bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>SONUÇ :</p>

<p>1- 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve öğretim üyelerini, üniversite ile olan muamele ve münasebetlerinde hususi hukuk hükümlerine tâbi tutan kuralın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;</p>

<p>2- Aynı Kanunun 6. maddesinin (F) bendinin birinci fıkrasında yer alan "...ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tespit" ine ilişkin kuralın, Türk vatandaşı olan öğretim üyeleri açısından Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;</p>

<p>3- Yukarıda belirtilen kuralın iptali üzerine aynı fıkrada yer alan tayin yetkisinin uygulanma olanağı kalmadığından, Mütevelli Heyetine tanınan tayin yetkisinin de üniversitenin Türk öğretim üyeleri açısından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28. maddesine dayanılarak iptaline, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;</p>

<p>4- Yukarıda (2). ve (3). maddelerde verilen iptal hükümlerinin Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine, süre verilmesinde oybirliğiyle ve sürenin altı ay olarak belirtilmesinde Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun, sürenin bir yıl olarak belirtilmesi yolundaki karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;</p>

<p>5- Yukarıda (1). maddede verilen iptal hükmünün yürürlüğe girmesi konusunda süre belirtilmesine yer olmadığına, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun bir yıl süre verilmesi yolundaki karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;</p>

<p>25/5/1976 gününde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Başkan</p>

   <p>Kâni Vrana</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>İhsan Ecemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ahmet Akar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Halit Zarbun</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Abdullah Üner</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ahmet Koçak</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Şekip Çopuroğlu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Fahrettin Uluç</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhittin Gürün</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Lütfi Ömerbaş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hasan Gürsel</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ahmet Salih Çebi</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="38%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="37%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="38%">
   <p>Üye</p>

   <p>Adil Esmer</p>
   </td>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Nihat O. Akçakayalıoğlu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="37%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ahmet H. Boyacıoğlu</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY YAZISI</strong></p>

<p>İtirazcı merci henüz, işin esasına geçmiş değildir. İptal konusu hükümlerin ise yargı mercilerinin görev ve yetkilerini kısıtlayan bir yanı yoktur.</p>

<p>Açıklanan durumda, uyuşmazlığın çözümüne girildikten sonra uygulanması düşünülebilecek hükümlerin peşinen anayasal denetimden geçirilmesine ve bu denetimin görev ve yetki sorunu ile birleştirilmesine karşıyım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Üye</p>

   <p>Nihat O. Akçakayalıoğlu</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-19761-e-197628-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="85449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2015/511 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2015511-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2015511-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/2/2019 tarihli ve 2015/511 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GÜLER AYYILDIZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2015/511)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 19/2/2019</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serdar ÖZGÜLDÜR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kadir ÖZKAYA</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yusuf Şevki HAKYEMEZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör Yrd.</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Halil İbrahim DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucular</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Güler AYYILDIZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Hüseyin AYYILDIZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Merve AYYILDIZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="400">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Saide ARSLAN ÇALIŞKAN</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, iş kazası sonucu meydana gelen ölüm olayı üzerine işyeri yetkilileri hakkında başlatılan ceza soruşturmasının etkili olmaması ve olay hakkında açılan tazminat davasının mağduriyetleri gidermekten uzak bir kararla neticelenmesi nedenleriyle yaşam hakkının; tazminat davasının sekiz yıl gibi bir sürede tamamlanması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının; tazminat davası sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. 2015/511 numaralı bireysel başvuru 9/1/2015 tarihinde; 2015/2095 numaralı bireysel başvuru ise 4/2/2015 tarihinde yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. 2015/2095 numaralı başvuru dosyasının konu ve kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/511 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2015/511 numaralı başvuru dosyası üzerinden yapılmasına ve 2015/2095 numaralı başvuru dosyasının kapatılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. İlk başvurucunun eşi ve diğer başvurucuların babası H.A., Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. isimli bir şirkette S. Gemi İnşaat A.Ş.ye ait bir sosyal tesisin inşası için çalışmakta iken 16/9/2006 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu yaşamını yitirmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İşyeri Yetkilileri Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Olayla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması kapsamında hazırlanan 16/9/2006 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre başvurucuların yakını H.A., S. Gemi İnşaat A.Ş.ye ait sosyal tesisin yapımı sırasında demirden ve tahtadan kurulmuş iskele üzerindeyken 14 metre yükseklikten yere düşmüştür. Anılan rapora göre H.A. olaydan hemen sonra ambulansla hastaneye götürülmüş, aynı gün hastanede yaşamını yitirmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. H.A.nın yaşamını yitirmesi üzerine yapılan otopsi işlemi sonucunda hazırlanan raporda; H.A.nın kanında ve idrarında uyutucu ve uyuşturucu madde bulunmadığı, kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı iç kanama ve beyin kanaması sonucu meydana gelmiş olduğu belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Tuzla Polis Merkezi Amirliğinde görevli polisler tarafından olay günü bazı kişilerin ifadesi alınmıştır. Olayın meydana geldiği anda H.A. ile birlikte iskelenin üzerinde bulunan H.G. isimli bir işçi ifadesinde özetle dokuz aydır Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. adlı şirkette çalıştığını, bu Şirketin S. Gemi İnşaat A.Ş.ye ait sosyal tesisin yapım işini aldığını, 16/9/2006 günü saat 15.45 sıralarında H.A.nın iskele üzerindeyken kalasa basacağı sırada boşluğa bastığını ve yaklaşık 13-14 metre yükseklikten beton zemine düştüğünü belirtmiştir. H.G. ayrıca H.A.nın çalışma sırasında emniyet kemerini çıkardığını, H.A.nın kaza anında emniyet kemersiz olarak çalışmakta olduğunu ifade etmiştir. İ.Ö. isimli diğer bir işçi de H.G.nin ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. İşçilerin iş güvenliği konusunda eğitilmesi ve denetlenmesi hususunda görevli olduğunu belirten Y.Y. adlı bir kişi ise olay günü alınan ifadesinde özetle işçilerin iş güvenliği konusunda gerekli tedbirleri alıp almadığını her gün denetlediğini, söz konusu olaydan yaklaşık yarım saat önce iskeledeki işçileri denetlediğini, bu sırada işçilerin emniyet kemerlerinin takılı ve mevcut halata bağlı olduğunu tespit ettiğini belirtmiştir. Y.Y. ayrıca olaydan bir hafta önce, iş iskelesi kurulmadan önce, yüksekte çalışacak işçilere gerekli talimatları ve eğitimleri vermek üzere bir toplantı yaptıklarını ifade etmiştir. Y.Y. ifadesinde son olarak meydana gelen kazanın düşmeden önce emniyet kemerini çıkaran H.A.nın kusurundan kaynaklandığını, kendilerinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirmiştir. Olay günü ifadeleri alınan diğer yetkililer de genel olarak Y.Y.nin ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Olay günü ifadesi alınan H.A.nın kardeşi K.A. ise ifadesinde özetle kardeşinin yaklaşık 8-9 aydır Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.de çalıştığını, kazada işyeri görevlilerinin kusurlu olduklarını düşündüğünü belirtmiştir. K.A., yetkililerin olay olduğu esnada işin başında olmadıklarını, dolayısıyla denetim ve kontrol görevlerini yapmadıklarını, yetkililerin aynı zamanda çalışma alanında gerekli tedbirleri de almadıklarını ifade etmiştir. K.A. ayrıca kardeşinin düştüğü anda iskele söküm işinin yapılmakta olduğunu öğrendiğini, böylesi tehlikeli durumlarda işverenin çalışma alanında olması gerektiğini belirtmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında yaptığı araştırmalar neticesinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sorumlu Yardımcısı M.Y., İş Güvenliği Amiri Y.Y. veY. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin yetkilisi ve müteahhidi T.Y. hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan iddianame düzenlemiştir. İddianamenin kabul edilmesiyle Tuzla Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, olayla ilgili olarak birçok kişinin ifadesini almıştır. Soruşturma aşamasında da ifadesi alınan H.G, Mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde özetle H.A.nın son iki üç ay kimseyle konuşmadığını, dalgın bir şekilde çalıştığını, olaydan yaklaşık on dakika önce H.A.nın<i> "Lavaboya gideceğim."</i> diyerek emniyet kemerini çıkardığını, bu sırada kendisinin de emniyet kemerini çıkardığını belirtmiştir. H.G. ifadesinde ayrıca emniyet kemerini çalışma esnasında kendilerini biraz da rahatsız etmesi nedeniyle kullanmadıklarını, gerek S. Gemi İnşaat A.Ş. yöneticilerinin gerekse Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. yetkililerinin emniyet kemerinin kullanılması hususunda kendilerini uyardığını ifade etmiştir. H.G. ifadesinde son olarak çalıştıkları sırada sürekli olarak kendilerine nezaret eden Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. Kalfası Y.K.nın da emniyet kemeri hususunda kendilerini ikaz ettiğini ancak kendilerinin bunu dikkate almadığını belirtmiştir. Diğer işçiler de genel olarak H.G.nin ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, iki iş güvenliği uzmanının ve bir inşaat mühendisinin bilirkişi olarak katılımıyla olay yerinde keşif yaptırmıştır. Yapılan keşif sonucunda bilirkişiler tarafından hazırlanan 2/10/2007 tarihli raporun sonuç kısmında Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. işvereni (müteahhidi) olan T.Y.nin işyerinde gerekli görevlendirmeleri yapması nedeniyle kusursuz olduğu, iş güvenliği sorumlusu (amiri) olarak görev yapan Y.Y.nin gerekli denetim görevini yapmaması ve tedbirleri almaması nedeniyle tali kusurlu olduğu, iş güvenliği sorumlu yardımcısı olarak görev yapan M.Y.nin ise gerekli kontrol ve denetimi yapmaması nedeniyle tali kusurlu olduğu belirtilmiştir. Raporda H.A.nın ise kendisine verilen emniyet kemerini kullanmayıp gerekli tedbir ve usullere uymaması nedeniyle asli kusurlu olduğu ifade edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. Davada katılan sıfatıyla yer alan başvurucular bilirkişi raporuna itiraz etmişlerdir. Başvurucular itiraz dilekçesinde özetle işveren T.Y.ye herhangi bir kusur atfedilmemiş olmasının hatalı olduğunu, T.Y.nin iş sağlığı ve güvenliği için gerekli olan görevlendirmeleri yapmasının söz konusu olmadığını, iş güvenliği konusunda görevlendirilen Y.Y.nin inşaat mühendisi olmayıp inşaat mühendisliği son sınıf öğrencisi olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca olay esnasında veya olay öncesinde işveren tarafından H.A.ya teslim edilmiş bir emniyet kemeri bulunmadığını, H.A.ya kişisel koruyucu malzeme olarak teslim edilen araç gereçler içinde emniyet kemerinin yer almadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular son olarak yakınlarına iş güvenliği eğitimi verilmediğinin dosyadaki bilgilerle sabit olduğunu, dosyadaki eğitime ilişkin bilgilerin tamamının kazadan aylar sonrasına ait olduğunu iddia etmişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. Sanık konumundaki kişiler ise genel olarak olayda kusurlarının bulunmadığını, kazaya emniyet kemeri takmayan H.A.nın sebep olduğunu belirterek kendilerini savunmuşlardır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki bilgi ve belgeleri dikkate alarak olay hakkında hazırlanan bilirkişi raporunu yeterli görmüş ve bu bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda sanık T.Y.nin beraatine, diğer sanıklar Y.Y. ile M.Y.nin ise 1 yıl 8 ay hapis cezası ile tecziye edilmesine 26/12/2008 tarihinde karar vermiştir. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklara verilen hapis cezasının bir gün karşılığının 20 TL'den paraya çevrilmesine ve sanıkların ayrı ayrı 12.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. Başvurucular, eksik incelemeye dayalı ve hukuksal dayanaktan yoksun bilirkişi raporuna göre karar verildiğini belirterek temyiz talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular temyiz dilekçelerinde, genel olarak bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde belirttikleri hususları yinelemişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, sanık M.Y. ile sanık Y.Y. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek (adli para cezasının taksitlendirilmesi ile ilgili bir hususla alakalı olarak) onanmasına, sanık T.Y. hakkındaki beraat kararının ise eksik inceleme sonucu verildiği gerekçesiyle bozulmasına 26/3/2012 tarihinde karar vermiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bozma kararında özellikle iş güvenliği konusunda görevlendirilen Y.Y.nin inşaat mühendisi olmayıp inşaat mühendisliği son sınıf öğrencisi olmasına, H.A.ya kişisel koruyucu malzeme olarak teslim edilen araç gereçler içinde emniyet kemerinin bulunmamasına ve işçilere iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin verildiğine ilişkin evrakın olay tarihinden sonra düzenlenmiş olmasına vurgu yaparak sanık T.Y.nin kusurlu olabileceğini, konu ile ilgili olarak teknik bir üniversiteden bilirkişi raporu alınması gerektiğini belirtmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. Bozma kararından sonra yargılamaya devam eden Tuzla 2. Asliye Ceza Mahkemesi bozma kararına uyarak konu hakkında İstanbul Teknik Üniversitesinden bir bilirkişi raporu almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinde görevli üç öğretim üyesi tarafından hazırlanan raporda, sanıklar M.Y. ile Y.Y.nin önceki raporda belirtildiği gibi tali kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte raporda; Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin uygun bir şekilde iş iskelesi kurdurmadığı, iş güvenliğinin kişisel koruyucuları kullanıp kullanmama noktasına indirgendiği, bu sebeple Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. sorumlusu Müteahhit T.Y.nin olayda asli kusurlu olduğu, olayda yaşamını yitiren H.A.nın ise kişisel koruyucu kullanmadığı, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmak suretiyle kendi canını tehlikeye attığı gerekçesiyle tali kusurlu olduğu belirtilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. Yargılama devam ederken yeni adliyenin açılması üzerine dava, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/187 Esas sayısını almış ve yargılamaya bu Mahkeme devam etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesi, dava dosyasında bulunan tüm bilgi ve belgeleri dikkate alarak sanık T.Y.nin standartlara uygun iskele kurdurmadığı, bu nedenle olayda asli kusurlu olduğu sonucuna ulaşmış ve 24/9/2013 tarihinde sanık T.Y.nin 2 yıl 1 ay hapis cezası ile tecziye edilmesine karar vermiştir. Mahkeme, bu hapis cezasının bir gün karşılığının 20 TL'den paraya çevrilmesine ve sanık T.Y.nin 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. Başvurucular anılan karara karşı temyiz yoluna başvurmuşlardır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 15/9/2014 tarihinde, başvurucuların temyiz itirazlarını yerinde görmeyip sanık T.Y. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek -yanlış hesaplanan adli para cezasının 15.000 TL yerine 15.200 TL olması- onanmasına karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Bu karar 17/12/2014 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. Başvurucular, bunun üzerine 9/1/2015 tarihinde 2015/511 numaralı bireysel başvuruyu yapmışlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İşverenler Aleyhine Açılan Tazminat Davası Süreci</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Başvurucular, yakınlarının ölümünde kusurlarının bulunduğu iddiasıyla Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. ile S. Gemi İnşaat A.Ş. aleyhine 7/3/2007 tarihinde Kartal 1. İş Mahkemesinde 3.000 TL maddi tazminat talepli bir dava açmışlardır. Başvurucular 18/10/2010 tarihinde ise manevi zararlarının karşılanması istemiyle toplam 450.000 TL talepli ayrı bir dava açmışlardır. Bu dava, Kartal 1. İş Mahkemesinde görülen dava ile birleştirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. Davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti., Kartal 1. İş Mahkemesine sunduğu dilekçelerde özetle kazanın işçinin kusurundan kaynaklandığını, işyerinde gerekli tedbirlerinin alındığını, işçilere iş güvenliği eğitiminin verildiğini, gerekli teçhizatın sağlandığını, kazada hayatını kaybeden işçinin eşinin (başvurucu Güler Ayyıldız) kazadan önce evini terk ettiğini, bu sebeple bu kişinin destekten yoksun kalma tazminatından yararlanamayacağını belirterek davanın reddedilmesini talep etmiştir. Diğer davalı S. Gemi İnşaat A.Ş. ise kazada hayatını kaybeden işçinin kendi işçisi olmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. Kartal 1. İş Mahkemesi, kusur durumuna ilişkin İş Sağlığıve Güvenliği Uzmanı M.R.Y. adlı kişiden bilirkişi raporu almıştır. Söz konusu raporda, Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin %50, S. Gemi İnşaat A.Ş.nin %25 ve başvurucuların yakını H.A.nın %25 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Raporda; kusur tespiti ile ilgili değerlendirme yapılırken özellikle çalışma alanının altına güvenlik ağı gerilmemiş olmasına, H.A.nın emniyet kemeri kullanmasının sağlanmamış olmasına ve dava dosyasında H.A.ya iş güvenliği eğitiminin verildiğine ilişkin bilgi ve belge olmamasına vurgu yapılmıştır. Bu rapora davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin itiraz etmesi üzerine olay hakkında yeni bir rapor alınmıştır. Üç kişilik bir heyet tarafından hazırlanan 30/6/2010 tarihli bu raporda da önceki rapordaki kusur oranlarının olayın oluşuna uygun olduğu belirtilmiştir. Bu raporda Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin %48, bu Şirketin iş güvenliği sorumlusu olan Y.Y.nin ise %2 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Raporda S. Gemi İnşaat A.Ş.nin %23, bu Şirketin iş güvenliği sorumlu yardımcısı olan M.Y.nin ise %2 oranında kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Raporda, başvurucuların yakınına ise %25 oranında kusur atfedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. Kartal 1. İş Mahkemesi başvurucuların zararlarının hesaplanması için de bilirkişi raporu aldırmıştır. Başvurucuların vekili 1/11/2010 tarihinde ıslah talebinde bulunarak başvuruculardan Güler Ayyıldız için talep edilen 1.000 TL maddi tazminatı 53.663,53 TL ye -zararın hesaplanması ile ilgili olarak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda- yükseltmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. Kartal 1. İş Mahkemesi 9/11/2010 tarihinde dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kartal 1. İş Mahkemesi, evlenme ihtimali indirimi ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan ödemeleri dikkate alarak başvuruculardan Güler Ayyıldız lehine 47.981.75 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Kartal 1. İş Mahkemesi, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın maddi zararlarından SGK tarafından bağlanan gelirlerin son peşin sermaye değerleri mahsup edildiğinde maddi zararlarının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kartal 1. İş Mahkemesi manevi tazminat talepleri ile ilgili olarak ise Güler Ayyıldız lehine 75.000 TL, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız lehine ise 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Kartal 1. İş Mahkemesi ayrıca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.478 TL ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.200 TL tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.200 TL tutarındaki vekâlet ücretinin ise davacılardan alınarak davalılara verilmesine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Bu karar taraflarca temyiz edilmiştir. Başvurucular temyiz dilekçesinde özetle hükmedilen tazminatların mağduriyetlerini gidermekten uzak olduğunu, bunun yanı sıra 14.200 TL vekâlet ücreti ödemek zorunda olduklarını belirtmişlerdir. Davalılar ise diğer bazı iddiaların yanı sıra savunma haklarının ihlal edildiği iddiasını ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi manevi zararların tazminine ilişkin 18/10/2010 tarihli dava dilekçesinin (bkz. § 29), bu dava sonucunda verilen birleştirme kararının, birleştirme kararı sonrası alınan hesap bilirkişisi raporunun ve bu rapor üzerine davacıların sunduğu ıslah dilekçesinin davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. avukatına 5/11/2010 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı avukatın bu belgelere ve karara karşı beyanda bulunmak üzere süre istemesine rağmen yerel mahkemece bu istek hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden yargılamanın sona erdirildiğini belirterek davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin savunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, bu durumun bozma nedeni olduğunu ifade etmiştir. Bozma kararında ayrıca reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin de hatalı olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, tarafların diğer temyiz itirazlarının ise reddine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. Bozma kararından sonra yargılamaya Kartal 1. İş Mahkemesi devam etmiştir. Yargılama devam ederken yeni adliyenin açılması üzerine dava İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesinin 2013/694 esasına kaydedilmiş ve yargılamaya bu Mahkeme devam etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Bozma kararından sonra ek bilirkişi raporu (zararların hesaplanmasına ilişkin) alınmıştır. Ek bilirkişi raporu, önceki rapordan sonra yürürlüğe giren asgari ücret artışları ile başka bazı hususlar dikkate alınarak hazırlanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Başvurucular, ek bilirkişi raporundaki verileri dikkate alarak Güler Ayyıldız için 44.535,31 TL, Merve Ayyıldız için 422,98 TL daha destekten yoksun kalma tazminatı doğduğunu belirterek ayrı bir dava açmıştır. Bu dava, İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesinde görülen dava ile birleştirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi 28/3/2013 tarihinde, dava kapsamında alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, evlenme ihtimali indirimi ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan ödemeleri dikkate alarak başvuruculardan Güler Ayyıldız lehine 90.241,57 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, Hüseyin Ayyıldız lehine 1.000 TL, Merve Ayyıldız lehine 1.422,98 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, manevi tazminat talepleri ile ilgili olarak ise Güler Ayyıldız lehine 75.000 TL, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın her birine ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 9.463,16 TL ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.950 TL tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine; reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 955 TL ile reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.200 TL tutarındaki vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Taraflarca temyiz edilen bu karar Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 12/11/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Somut olayda,09.10.2011 tarihli hükme karşıdavacılar vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının red edilmesi nedeniyle davalı şirketler yararına oluşan usuli kazanılmış hak durumu dikkate alınmadan, 28.03.2013 tarihli ikinci kararda davacı çocuklar yararına maddi tazminata hükmedilmesi ile davacı eş yararına ilk hükümdeki miktardan daha fazla maddi tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3- Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarına gelince;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin, özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş yararına hükmedilen 75.000,00 TL manevi tazminat ile davacı çocuklar yararına hükmedilen 50.000,00 TL manevi tazminatların fazlaolduğu ortadadır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi, bozma kararına uyarak Güler Ayyıldız lehine 47.981.75 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın maddi tazminat taleplerinin ise SGK tarafından yapılan ödemeler nedeniyle maddi zararlarının bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Mahkeme, Güler Ayyıldız lehine 50.000 TL, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın her birine ayrı ayrı 25.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.577,99 TL tutarındaki vekâlet ücreti ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 6.090,52 TL tutarındaki vekâlet ücreti ile reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL tutarındaki vekâlet ücretinin ise davacılardan alınarak davalılara verilmesine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 28/10/2014 tarihinde anılan kararın düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Yargıtay Yirmibirinci Hukuk Dairesi, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 6.090,52 TL tutarındaki vekâlet ücretini 5.832,99 olarak, ayrıca yerel mahkeme kararının yargılama masrafına ilişkin başka bir kısmını daha düzeltmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. Bu karar 6/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Başvurucular, bunun üzerine 4/2/2015 tarihinde 2015/2095 numaralı bireysel başvuruyu yapmışlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Ulusal Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "<i>Amaç ve kapsam</i>" kenar başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan "<i>İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri</i>"<i> </i>kenar<i> </i>başlıklı 77. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan <i>"İşin durdurulması veya işyerinin kapatılması"</i> kenar başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Bir işyerinin tesis ve tertiplerinde, çalışma yöntem ve şekillerinde, makine ve cihazlarında işçilerin yaşamı için tehlikeli olan bir husus tespit edilirse, bu tehlike giderilinceye kadar işyerlerini iş sağlığı ve güvenliği bakımından denetlemeye yetkili iki müfettiş, bir işçi ve bir işveren temsilcisi ile Bölge Müdüründen oluşan beş kişilik bir komisyon kararıyla, tehlikenin niteliğine göre iş tamamen veya kısmen durdurulur veya işyeri kapatılır (...)"</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan<i> "İş sağlığı ve güvenliği kurulu" </i>kenar<i> </i>başlıklı 80. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Bu Kanuna göre sanayiden sayılan, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde her işveren bir iş sağlığı ve güvenliği kurulu kurmakla yükümlüdür.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İşverenler iş sağlığı ve güvenliği kurullarınca iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olarak verilen kararları uygulamakla yükümlüdürler."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan<i> "İş yeri hekimleri" </i>kenar<i> </i>başlıklı 81. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran işverenler, Sosyal Sigortalar Kurumunca sağlanan tedavi hizmetleri dışında kalan, işçilerin sağlık durumunun ve alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sağlanması, ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu sağlık hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına ve işin tehlike derecesine göre bir veya daha fazla işyeri hekimi çalıştırmak ve bir işyeri sağlık birimi oluşturmakla yükümlüdür."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan <i>"İş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanlar" </i>kenar<i> </i>başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Bu Kanuna göre sanayiden sayılan, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde işverenler, işyerinin iş güvenliği önlemlerinin sağlanması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına, işyerinin niteliğine ve tehlikelilik derecesine göre bir veya daha fazla mühendis veya teknik elemanı görevlendirmekle yükümlüdürler."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan <i>"İşçilerin hakları" </i>başlıklı 83. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından işçinin sağlığını bozacak veya vücut bütünlüğünü tehlikeye sokacak yakın, acil ve hayati bir tehlike ile karşı karşıya kalan işçi, iş sağlığı ve güvenliği kuruluna başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul aynı gün acilen toplanarak kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar işçiye yazılı olarak bildirilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İş sağlığı ve güvenliği kurulunun bulunmadığı işyerlerinde talep, işveren veya işveren vekiline yapılır. İşçi tesbitin yapılmasını ve durumun yazılı olarak kendisine bildirilmesini isteyebilir. İşveren veya vekili yazılı cevap vermek zorundadır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Kurulun işçinin talebi yönünde karar vermesi halinde işçi, gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbiri alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İşçinin çalışmaktan kaçındığı dönem içinde ücreti ve diğer hakları saklıdır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İş sağlığı ve güvenliği kurulunun kararına ve işçinin talebine rağmen gerekli tedbirin alınmadığı işyerlerinde işçiler altı iş günü içinde, bu Kanunun 24 üncü maddesinin (I) numaralı bendine uygun olarak belirli veya belirsiz süreli hizmet akitlerini derhal feshedebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu Kanunun 79 uncu maddesine göre işyerinde işin durdurulması veya işyerinin kapatılması halinde bu madde hükümleri uygulanmaz."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun<i> "İş kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması"</i> kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İş kazası;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">meydana</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53. 5510 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan <i>"İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık sigortasından sağlanan haklar"</i> kenar başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İş kazası veya meslek hastalığı halleri nedeniyle sağlanan haklar şunlardır:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine; gelir bağlanması.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) Gelir bağlanmış olan eş ve çocuklara; evlenme ödeneği verilmesi.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">e) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı için; cenaze ödeneği verilmesi."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">54. 5510 sayılı Kanun'un<i> "İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu"</i> kenar başlıklı 21. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(...)</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir. "</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">55. 9/12/2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 5. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşverenlerin yükümlülükleri ile ilgili genel hükümler aşağıda belirtilmiştir:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) İşveren, işle ilgili her konuda işçilerin sağlık ve güvenliğini korumakla yükümlüdür.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) İşverenin iş sağlığı ve güvenliği konusunda işyeri dışındaki uzman kişi veya kuruluşlardan hizmet alması bu konudaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) İşçilerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluğu ilkesini etkilemez."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">56. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 6. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşveren aşağıda belirtilen sağlık ve güvenlikle ilgili hususları yerine getirmekle yükümlüdür:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) İşveren, işçilerin sağlığını ve güvenliğini korumak için mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil gerekli her türlü önlemi almak, organizasyonu yapmak, araç ve gereçleri sağlamak zorundadır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">İşveren, sağlık ve güvenlik önlemlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun sürekli iyileştirilmesi amaç ve çalışması içinde olacaktır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) İşveren, sağlık ve güvenliğin korunması ile ilgili önlemlerin alınmasında aşağıdaki genel prensiplere uyacaktır:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Risklerin önlenmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Önlenmesi mümkün olmayan risklerin değerlendirilmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3) Risklerle kaynağında mücadele edilmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">4) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için, özellikle işyerlerinin tasarımında, iş ekipmanları, çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen gösterilmesi, özellikle de monoton çalışma ve önceden belirlenmiş üretim temposunun hafifletilerek bunların sağlığa olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">5) Teknik gelişmelere uyum sağlanması,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">6) Tehlikeli olanların, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanlarla değiştirilmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">7) Teknolojinin, iş organizasyonunun, çalışma şartlarının, sosyal ilişkilerin ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan genel bir önleme politikasının geliştirilmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">8) Toplu korunma önlemlerine, kişisel korunma önlemlerine göre öncelik verilmesi,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">9) İşçilere uygun talimatların verilmesi.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) İşveren, işyerinde yapılan işlerin özelliklerini dikkate alarak;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Kullanılacak iş ekipmanının, kimyasal madde ve preparatların seçimi, işyerindeki çalışma düzeni gibi konular da dahil işçilerin sağlık ve güvenliği yönünden tüm riskleri değerlendirir. Bu değerlendirme sonucuna göre; işverence alınan önleyici tedbirler ile seçilen çalışma şekli ve üretim yöntemleri, işçilerin sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltmeli ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanmalıdır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Bir işçiye herhangi bir görev verirken, işçinin sağlık ve güvenlik yönünden uygunluğunu göz önüne alır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3) Yeni teknolojinin planlanması ve uygulanmasının, seçilecek iş ekipmanının çalışma ortam ve koşullarına, işçilerin sağlığı ve güvenliğine etkisi konusunda işçiler veya temsilcileri ile istişarede bulunur.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">4) Ciddi tehlike bulunduğu bilinen özel yerlere sadece yeterli bilgi ve talimat verilen işçilerin girebilmesi için uygun önlemleri alır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) Aynı işyerinin birden fazla işveren tarafından kullanılması durumunda işverenler, yaptıkları işin niteliğini dikkate alarak; iş sağlığı ve güvenliği ile iş hijyeni önlemlerinin uygulanmasında işbirliği yapar, mesleki risklerin önlenmesi ve bunlardan korunma ile ilgili çalışmaları koordine eder, birbirlerini ve birbirlerinin işçi veya işçi temsilcilerini riskler konusunda bilgilendirirler.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">e) İş sağlığı ve güvenliği ile iş hijyeni konusunda alınacak önlemler hiç bir şekilde işçilere mali yük getirmez."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">57. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 7. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşyerinde sağlık ve güvenlikle ilgili koruyucu ve önleyici hizmetlerin yerine getirilmesi için aşağıda belirtilen hususlara uyulacaktır:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) Bu Yönetmeliğin 5 ve 6 ncı maddelerinde belirtilen yükümlülükler saklı kalmak kaydıyla, işveren, işyerindeki sağlık ve güvenlik risklerini önlemek ve koruyucu hizmetleri yürütmek üzere, işyerinden bir veya birden fazla kişiyi görevlendirir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) Sağlık ve güvenlikle görevli kişiler, işyerinde bu görevlerini yürütmeleri nedeniyle hiçbir şekilde dezavantajlı duruma düşmezler. Bu kişilere, söz konusu görevlerini yapabilmeleri için yeterli zaman verilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) İşyerinde bu görevleri yürütebilecek nitelikte personel bulunmaması halinde, işveren dışarıdan bu konuda yeterlik belgesi olan uzman kişi veya kuruluşlardan hizmet alır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) İşveren hizmet aldığı kişi veya kuruluşlara, işçilerin sağlık ve güvenliğini etkilediği bilinen veya etkilemesi muhtemel faktörler hakkında bilgi verir. Bu kişi veya kuruluşlar, bu Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin (b) bendinde sözü edilen işçiler ve bu işçilerin işverenleri hakkındaki gerekli bilgilere de ulaşabilmelidirler.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">e) İşyerinde sağlık ve güvenlik hizmetlerini yürütmek üzere:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Görevlendirilen kişiler gerekli nitelik, bilgi ve beceriye sahip olacaktır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Dışarıdan hizmet alınan kişi veya kuruluşlar gerekli kişisel beceri, mesleki bilgi ve donanıma sahip olacaktır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3) Görevlendirilen kişiler veya dışarıdan hizmet alınan kişi veya kuruluşların sayısı; işyerinin büyüklüğü, maruz kalınabilecek tehlikeler ve işçilerin işyerindeki dağılımı dikkate alınarak, koruyucu ve önleyici çalışmaların organizasyonunu yapmaya ve yürütmeye yeterli olacaktır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">f) İşyeri içindeki veya dışındaki kişi veya kuruluşların bu maddede belirtilen sağlık ve güvenlik risklerini önleme ve risklerden korunma ile ilgili görev ve sorumlulukları açık olarak belirlenir. Bu kişi ve kuruluşlar gerektiğinde birlikte çalışırlar.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">g) İşverenin yeterli mesleki bilgi, beceri ve donanıma sahip olması halinde, işyerinin büyüklüğü, işin niteliği ve işçi sayısı dikkate alınarak bu maddenin (a) bendinde belirtilen hususların yerine getirilmesi sorumluluğunu kendisi üstlenebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">h) İş sağlığı ve güvenliği konularında hizmet verecek kişi ve kuruluşların nitelikleri ve belgelendirilmesi ile işverenin sorumluluğu hangi hallerde üstlenebileceği ile ilgili usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">58. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 12. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşyerinde sağlık ve güvenliğin sağlanması ve sürdürülebilmesi için;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) İşveren, her işçinin çalıştığı yere ve yaptığı işe özel bilgi ve talimatları da içeren sağlık ve güvenlik eğitimi almasını sağlamak zorundadır. Bu eğitim özellikle;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) İşe başlanmadan önce,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Çalışma yeri veya iş değişikliğinde,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3) İş ekipmanlarının değişmesi halinde,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">4) Yeni teknoloji uygulanması halinde,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">yapılır</span></i><i><span size="2" style="color:#010000">.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Eğitim, değişen ve yeni ortaya çıkan risklere uygun olarak yenilenir ve gerektiğinde periyodik olarak tekrarlanır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) İşveren, başka işyerlerinden çalışmak üzere kendi işyerine gelen işçilerin yaptıkları işlerde karşılaşacakları sağlık ve güvenlik riskleri ile ilgili yeterli bilgi ve talimat almalarını sağlar.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">c) Sağlık ve güvenlik ile ilgili özel görevi bulunan işçi temsilcileri özel olarak eğitilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">d) (a) ve (c) bentlerinde belirtilen eğitim, işçilere veya temsilcilerine herhangi bir mali yük getirmez ve eğitimlerde geçen süre çalışma süresinden sayılır."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">59. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 13. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"İşçiler işyerinde sağlık ve güvenlikle ilgili aşağıda belirtilen hususlara uymakla yükümlüdür:</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">a) İşçiler, davranış ve kusurlarından dolayı, kendilerinin ve diğer kişilerin sağlık ve güvenliğinin olumsuz etkilenmemesi için azami dikkati gösterirler ve görevlerini, işveren tarafından kendilerine verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda yaparlar.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">b) İşçiler, işveren tarafından kendilerine verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda, özellikle;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1) Makina, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını doğru şekilde kullanmak,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve kullanımdan sonra muhafaza edildiği yere geri koymak,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3) İşyerindeki makina, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalardaki güvenlik donanımlarını kurallara uygun olarak kullanmak ve bunları keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek,</span></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">4) İşyerinde sağlık ve güvenlik için ciddi ve ani bir tehlike olduğu kanaatine vardıkları herhangi bir durumla karşılaştıklarında veya koruma tedbirlerinde bir aksaklık ve eksiklik gördüklerinde, işverene veya sağlık ve güvenlik işçi temsilcisine derhal haber vermek,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">5) İşyerinde, sağlık ve güvenliğin korunması için teftişe yetkili makam tarafından belirlenen zorunlulukların yerine getirilmesinde, işverenle veya sağlık ve güvenlik işçi temsilcisi ile işbirliği yapmak,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">6) İşveren tarafından güvenli çalışma ortam ve koşullarının sağlanması ve kendi yaptıkları işlerde sağlık ve güvenlik yönünden risklerin önlenmesinde, işveren veya sağlık ve güvenlik işçi temsilcisi ile mevzuat uygulamaları doğrultusunda işbirliği yapmak,</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">ile</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> yükümlüdürler."</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">60. 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı’nın yerini almak üzere Avrupa Konseyi tarafından 1996 tarihinde kabul edilen (gözden geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı'nın <i>"Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları hakkı"</i> kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Âkit Taraflar, işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">1- İş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma ortamı hakkında tutarlı bir ulusal politika oluşturmayı, uygulamayı ve bunu belli aralıklarla gözden geçirmeyi, bu politikanın temel hedefi, iş güvenliği ve iş sağlığını iyileştirmeyi ve özellikle çalışma ortamının doğasından kaynaklanan tehlike sebeplerini en aza indirmek yoluyla, çalışma sırasında ortaya çıkan ya da bununla bağlantılı olan hastalıkları ve kazaları önlemeyi;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">2- Güvenlik ve sağlık alanlarında yönetmelikler hazırlamayı;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">3- Denetim yoluyla bu yönetmeliklerin uygulanmasını sağlamayı;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">4- Tüm çalışanlar için, aslen koruma ve danışmanlık işlevlerine sahip iş sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesini desteklemeyi;</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">taahhüt</span></i><i><span size="2" style="color:#010000"> ederler."</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">61. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "<i>Yaşam hakkı</i>" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur(...)"</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">62. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre inşaat alanlarında yürütülen faaliyetler doğaları gereği tehlikeli nitelikte olmaları nedeniyle insan yaşamına yönelik risk teşkil edebilecek mahiyettedir. Bu nedenle devletin, -faaliyetin kendine özgü koşullarına bağlı düzenlemeler yapmak da dâhil olmak üzere- bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli makul önlemleri alması gerekir (<i>Cevrioğlu</i><i>/Türkiye</i>, B. No: 69546/12, 4/10/2016, § 57).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">63. AİHM; Sofya'da bir şantiyede inşaat işçisi olarak çalışan kişinin yapı iskelesinden düşerek yaşamını yitirmesi üzerine, ölen kişinin annesi ve babası tarafından ceza soruşturması yolu tüketildikten sonra yapılan bireysel başvuruda anne ve babanın Bulgar hukukunda etkili bir hukuki çare olan tazminat yoluna başvurmadığına özellikle vurgu yaparak kabul edilemezlik kararı vermiştir (<i>Kostovi</i><i>/Bulgarista</i>n, B. No: 28511/11, 15/4/2014, §§ 1-35).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">64. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucuların İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">65. Başvurucular Tuzla Tersanesi'nde çalışan yakınlarının bir şirkete ait sosyal tesisin yapımı sırasında kalıp sökerken 14 metre yüksekten düşerek hayatını kaybettiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, söz konusu kazanın işverenler tarafından işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin alınmaması, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin işçiye verilmemiş olması nedenleriyle meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, tüm bunlara rağmen işverenler aleyhine yürütülen kamu davasında yakınlarına kusur atfedilmesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, kamu davası sırasında ileri sürdükleri itirazların dikkate alınmadığını ve lehe olan hususların derece mahkemelerince değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, kamu davası sonucunda işverenler hakkında olası kasıtla ya da bilinçli taksirle öldürme yerine taksirle öldürme suçundan hüküm kurulduğunu, işverenlerin yeterli olmayan hapis cezaları ile tecziye edildiğini, bu hapis cezalarının ise adli para cezasına çevrildiğini, işverenlerin üst hadden değil de alt sınırdan cezalandırılması nedeniyle adeta ödüllendirildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular olay hakkında yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturmasının sekiz yılı aşkın bir sürede neticelendiğini belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini, olayın etkili bir şekilde soruşturulmadığını, sanıklara etkili ceza yöntemlerinin uygulanmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin alınıp alınmadığı denetlenmediği için her yıl binden fazla işçinin iş kazası geçirerek yaşamını yitirdiğini ve bu olaylar neticesinde sorumlular hakkında sembolik cezalar verildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">66. Başvurucular açtıkları maddi tazminat talepli ek davanın davalılar lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle reddedildiğini oysa somut olayda davalılar lehine usule ilişkin kazanılmış hak doğmadığını, bu hususa ilişkin lehe Yargıtay kararlarının dikkate alınmadığını belirterek silahların eşitliği ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, ek maddi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrıca eşitlik ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Dava sonucunda hükmedilen manevi tazminat miktarlarının da mağduriyetlerini gidermekten oldukça uzak olduğunu, Yargıtayın bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesinin Yargıtay'ın bozma kararına uymasının hâkimlerin bağımsızlığı ilkesine aykırılık teşkil ettiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">67. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">68. Başvurucular, yakınlarının ölümü ile neticelenen olayla ilgili olarak kamu görevlileri hakkında herhangi bir ceza ve/veya idari soruşturma başlatılmamasından şikâyet etmedikleri gibi bu olayla ilgili olarak idari yargıda açılmış bir tam yargı davasından da bahsetmemişlerdir. Başvurucular başvuru formunda soyut bir şekilde ve genel bir bilgi verme mahiyetinde Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin alınıp alınmadığı denetlenmediği için her yıl binden fazla işçinin iş kazası geçirerek yaşamını yitirdiğini ve bu olaylar neticesinde sorumlular hakkında sembolik cezalar verildiğini belirtmiş iseler de kamu makamlarının kusuruna ilişkin olarak herhangi bir hukuk yoluna başvurmadıkları için mevcut başvuruda bu kapsamda bir değerlendirme yapılamamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">69. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölüm olayı hakkında iş yeri yetkilileri aleyhine yürütülen ceza davasının kesin bir kararla neticelenmesinden ve olay hakkında işverenler aleyhine iş mahkemesinde açtıkları tazminat davasının kısmen reddedilmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, başvuru formunda genel olarak, gerek iş yeri yetkilileri hakkında yürütülen ceza soruşturması sonucundan gerekse işverenler aleyhine açılan tazminat davasında verilen kararlardan şikâyet ederek etkili bir yargısal korumadan yararlanamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu itibarla başvurucuların bu başlık altındaki tüm iddialarının bir bütün olarak yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">70. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">71. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısımlarının şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Devletin temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkeler</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">72. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">73. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, §§ 50, 51).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">74. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (<i>Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt</i>, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">75. Anayasa Mahkemesi açısından idari makamlar ve derece mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir (<i>Sadık Koçak ve diğerleri</i>, B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 83).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">76. Mağduriyetin giderilmesi, özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (<i>Sadık Koçak ve diğerleri</i>, § 84).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">77. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı bağlamında mağduriyetin giderilip giderilmediğinin tespiti açısından kasten, saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları ile ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları arasında bir ayrım yapmak gerekir (<i>Mehmet Aydoğan ve Nufer Aydoğan</i>, B. No: 2013/3775, 14/4/2016, § 55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">78. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, § 55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">79. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise<i> etkili bir yargısal sistem kurma </i>yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, § 59).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">80. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (<i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri</i>, § 60).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">81. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (<i>Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş,</i> B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">82. Başvuruya konu iş kazası sonucunda meydana gelen ölüm olayıyla ilgili olarak başvurucuların Türk hukuk sisteminde kullanabileceği birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucular, yaşanan olay hakkında bir ceza soruşturması başlatılmasını ve olayda kusuru bulunan kişiler hakkında kamu davası açılmasını yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından talep edebilirler. İkinci bir yol olarak başvurucular, yakınlarının ölümünden sorumlu olduğunu düşündükleri kişiler aleyhine yetkili ve görevli hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilirler. Üçüncü bir yol olarak ise başvurucular, yaşanan olayda hizmet kusuru bulunduğu kanaatinde iseler ilgili kamu idaresi aleyhine idari yargıda tam yargı davası açabilirler. Somut olayda başvurucular, ceza soruşturması yolu ile tazminat davası açma yolunu kullanmışlardır. Başvurucular, yakınlarının ölümü ile neticelenen olayda kamu makamlarının gerekli olan düzenlemeleri ve/veya denetimi yapmadığı şeklinde bir iddiayla herhangi bir kanun yoluna başvurmamışlardır. Bu durumda yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün somut olayda yerine getirilip getirilmediği, işyeri yetkilileri hakkında yürütülen ceza soruşturması ile işverenler aleyhine açılan tazminat davasının niteliği ve özelliği dikkate alınarak değerlendirilmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">83. Başvuru formu ve eklerinde başvurucuların yaşadığı üzüntü verici olayın kasıtlı bir tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Olayın meydana geldiği koşullar da bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmamaktadır. Nitekim başvurucular da söz konusu olayın kasıtlı bir şekilde gerçekleştirildiği yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">84. Ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde elde edilen veriler iş yeri yetkililerinin belli ölçüde kusurlarının olduğunu ortaya koysa da etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün somut olayda mutlaka ceza davasını gerektirdiği söylenemez. Yaşam hakkı kapsamındaki<i> etkili yargısal sistem kurma </i>yükümlülüğü, somut olayda başvuruculara hukuk mahkemeleri önünde açabilecekleri bir tazminat davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir. Bu sebeple somut olayda ceza yargılaması sürecinin ayrıca incelenmesinin gerekmediği değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">85. Başvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda çalışma alanının altına güvenlik ağı gerilmemiş olmasına, başvurucuların yakınının emniyet kemeri kullanmasının sağlanamamış olmasına ve dava dosyasında başvurucuların yakınına iş güvenliği eğitiminin verildiğine ilişkin bilgi ve belge olmamasına vurgu yapan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurularak işverenlerin somut olayda kusurlu oldukları açıkça kabul edilmiştir. Başka bir anlatımla başvuruya konu olayda yaşam hakkının ihlal edildiği derece mahkemelerince hüküm altına alınmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">86. Başvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda ayrıca, başvuru dosyasında objektifliğinden ve yeterliliğinden şüphelenilmesini gerektirecek herhangi bir veri bulunmayan bilirkişi raporu doğrultusunda başvuruculardan Güler Ayyıldız lehine toplam 47.981.75 TL maddi, 50.000 TL manevi; başvuruculardan Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız lehine ise toplam 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucuların diğer taleplerinin ise gerekçesi de açıklanmak suretiyle reddine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">87. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde derece mahkemelerince dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler dikkate alınmak ve ilgili hukuk kuralları yorumlanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek başvurucular lehine belli bir miktar tazminata hükmedildiği, gerek bilirkişi raporlarının gerekse derece mahkemelerince verilen kararların keyfî olduğundan söz edilemeyeceği, davanın koşullarına göre belirlenen tazminat miktarları ile başvurucuların uğradığı zarar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı, başvurucuların yargılamaya etkin bir şekilde katılıp iddia ve itirazlarını derece mahkemeleri önünde dile getirebilme imkânı elde edebildiği, dolayısıyla mevcut yargısal sistemin somut olayda etkisiz bir şekilde işlediğinden söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Somut olayda hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırılık teşkil eden herhangi bir hususun da bulunmadığı değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">88. Somut olayda etkili bir şekilde yürütülen yargılama sonucunda yaşam hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiği ve ihlale karşılık olarak uygun ve yeterli tazminata hükmedildiği dikkate alındığında başvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadıkları ve hükmedilen tazminat miktarlarının mağduriyetlerini gidermediği yönündeki şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucuların İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">90. Başvurucular işverenler aleyhine açtıkları maddi ve manevi tazminat davasının yedi yıl sekiz ay gibi bir sürede tamamlanması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">91. <i>Ferat</i><i> Yüksel </i>(B. No: 2014/13828, 12/9/2018, § 26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">92. <i>Ferat</i><i> Yüksel</i> kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (<i>Ferat</i><i> Yüksel</i>, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun <i>ikincil niteliği</i> ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (<i>Ferat</i><i> Yüksel</i>, §§ 35, 36).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">93. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">94. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucuların İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">95. Başvurucular reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden oldukça yüksek miktarda vekâlet ücreti ödemek zorunda kalmaları nedeniyle adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">96. Başvurucuların bu başlık altındaki şikâyetlerinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">97. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özkan Şen</i>, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların; hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (<i>Serkan Acar</i>, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38). Ulaşılmak istenen kamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan ve başvuruculara çok yüksek bir külfet yükleyen düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Hüseyin Sezen</i>, B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 48).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">98. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz başvurular önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (<i>Serkan Acar</i>, § 39).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">99. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da geçen <i>"kaybeden öder"</i> ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkin düzenlemeleri ifade eder (<i>Hüseyin Sezen,</i> § 50).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">100. Başvurucuların açtığı tazminat davasında, başvurucuların maddi ve manevi tazminat talepleri kısmen kabul edilerek başvurucular lehine toplam 147.981,75 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, ayrıca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.577,99 TL tutarındaki vekâlet ücreti ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak başvuruculara verilmesine karar verilmiştir. Benzer şekilde, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.832,99 TL tutarındaki vekâlet ücreti ile reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL tutarındaki vekâlet ücretinin ise başvuruculardan alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">101. Somut olayda başvurucuların maddi tazminat talepleri yönünden kısmi olarak haklı olmadıkları yapılan yargılama süreci sonunda belirlenmiştir. Ayrıca başvurucuların manevi tazminat taleplerinin de kısmen reddedildiği görülmektedir. Bu durumda, davanın reddedilen kısmı yönünden karşı tarafın hukuki temsil masraflarını karşılamak üzere ödenmesine hükmedilen 16.232,99 TL tutarındaki vekâlet ücretinin hükmedilen tazminata (147.981,75 TL) oranı yaklaşık %11 olup, müdahalenin meşru amacı ile karşılaştırıldığında bu oranın ölçüsüz olmadığı değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucuların mahkemeye erişim haklarının ihlal edilmediği açıktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">102. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">VI.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>HÜKÜM</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2015511-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="67782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2012/752 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2012752-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2012752-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/9/2013 tarihli ve 2012/752 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>SERPİL KERİMOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2012/752)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 17/9/2013</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Alparslan ALTAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>M. Emin KUZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Cüneyt DURMAZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Serpil KERİMOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Sinem KERİMOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Önder Can KERİMOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Yiğit Ögeday KERİMOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Mehmet KERİMOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Mustafa KERİMOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="159">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="661">
   <p>Av. Övgü ERDOĞAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. </strong><strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvurucular, yakınları Selman KERİMOĞLU’nun 9/11/2011 tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde otel enkazında kalarak vefat ettiğini ve hukuk yollarına başvurmalarına rağmen sonuç alamadıklarını belirterek, yaşam hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 22/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Bölüm tarafından 26/3/2013 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5. Başvuru konusu olay ve olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 3/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.</p>

<p>6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 5/6/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, görüşünü 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.</p>

<p><strong>III. </strong><strong> OLAYLAR VE OLGULAR</strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Olaylar</strong></p>

<p>7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>8. 23/10/2011 tarihinde Van ilinde 7,2 şiddetinde bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir. Depremden sonra artçı sarsıntılar devam etmiş ve 9/11/2011 tarihinde 5,6 şiddetinde ikinci bir deprem gerçekleşmiştir. İkinci depremde başvurucuların yakını Selman KERİMOĞLU (S.K.) da dâhil olmak üzere Van il merkezinde bulunan Bayram Otel’de kalmakta olan 24 kişi otel binasının çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>9. Olayın ardından Van Cumhuriyet Başsavcılığı resen soruşturma başlatmıştır. Başvuruculardan ölen S.K’nın eşi ve üç çocuğunun da şikâyetçi olarak katıldığı soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda birden fazla kişinin sorumluluğunun bulunduğu, binada hasar tespiti yapmayan ilgili birimlerin de kusurlu olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>10. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ayrıca keşif yapılmış, bina enkazından karot örneği, donatı örneği ve diğer numuneler bilirkişiler marifetiyle alınmış, soruşturma dosyası ve elde edilen numuneler rapor düzenlemeleri için bilirkişilere tevdi edilmiştir. Soruşturma sonucu 26/7/2012 tarihinde verilen kararda bilirkişilerce hazırlanan rapor ışığında, söz konusu binanın yapım yılında (1964) statik projesi ve hesap raporları yapılmadan gelişigüzel inşa edildiği, malzeme ve donatıların dönemin Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Yönetmeliği kriterlerini taşımadığını, inşaat ruhsatına göre fazladan bir kata sahip olmasının bina üzerinde fazladan yüke neden olduğu, ilk depremde ayakta kalmasına rağmen ikinci depremde iki deprem arasında artçı şoklardan etkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p>11. Soruşturma sonucunda, otel işletmecisi hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan Van Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmasına, vefat eden yapı sahibi ve diğer şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına ve Van Valisi ile Afet ve Acil İşler Daire Başkanlığı (AFAD) görevlileri hakkında 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 3. ve 12. maddeleri gereği görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 9/10/2012 tarihinde Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısından suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin işleme konulmamasına karar vermiş, bu karar başvurucuların vekiline 23/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>13. Başvuruculardan ölen S.K.’nın eşi ve üç cocuğu, vekilleri aracılığıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme konulmama kararının kaldırılması ve 4483 sayılı Kanun gereği ön inceleme yaptırılması kararı verilmesi talebiyle 2/11/2012 tarihinde Danıştay 2. Dairesine itiraz dilekçesi sunmuştur.</p>

<p>14. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararına karşı 4483 sayılı Kanun’da herhangi bir itiraz yolu öngörülmemiş olup başvuru dilekçesinde başvurucuların Danıştay 2. Dairesine yaptıkları itirazlarının sonucuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.</p>

<p>15. Bakanlık, başvuru konusu olaylara ilişkin 3/6/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında teyit ettiği, ilave şu bilgilere yer vermiştir:</p>

<p>16. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 9/10/2012 tarih ve 2012/128 soruşturma, K.2012/55 sayılı işleme konulmama kararına karşı başvurucuların vekili tarafından yapılan itiraz neticesinde, Danıştay 1. Dairesi, 6/3/2013 tarih ve E.2013/258, K.2013/294 sayılı kararında 4483 sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu kararlarına karşı herhangi bir itiraz yolu öngörülmediğinden bahisle itirazı incelemeksizin reddetmiştir.</p>

<p>17. Ayrıca başvurucular, 23/1/2013 tarihinde vekilleri aracılığıyla, Van Belediye Başkanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Van Valiliği, AFAD’a izafeten Başbakanlık ve otel sahibi Mehmet Sıddık Bayram vereseleri aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Van 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde E.2013/36 sayısı ile yürütülen yargılamada 28/2/2013 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında, idareler aleyhine açılan davanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine ve yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>18. Van 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, diğer davadan tefrik ederek E.2012/112 sayısı ile kaydettiği davalı idareler hakkında açılan davanın yargı yolu bakımından reddine, davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin İdare Mahkemesi olduğunun tespitine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, dava tarihi itibarıyla 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca bu tür davalarda adli yargının görevli olduğuna ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarih ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal kararının 19/5/2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, davacıların davalı idarelerin hizmet kusuruna dayandıkları, idari işlem ve eylemlerden kaynaklanan tam yargı davalarına bakmaya idare mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>19. Söz konusu kararın henüz kesinleşmediği, taraflara tebligat aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>20. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ayrıca sorumlu olduğu ileri sürülen Belediye yetkilileri hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca Van Valiliğinden soruşturma izni talep edilmiştir. Van Valiliği Belediye yetkilileri hakkında soruşturma izni verilmemesi kararı vermiştir. Bu karara karşı Van Cumhuriyet Başsavcılığı Van Bölge İdare Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>21. Başvurucular, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının şikayetin işleme konulmaması kararının kendisine tebliğinden itibaren süresi içinde 22/11/2012 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>İlgili Hukuk</strong></p>

<p>22. Başvuru konusu olayda şikayet konusu yapılan “<i>taksirle öldürme</i>” ve “<i>görevi kötüye kullanma</i>” suçlarına ilişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Kanun’un hükümleri şöyledir:</p>

<p><i>“Taksirle öldürme</i></p>

<p><i>MADDE 85. –</i></p>

<p><i>(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>Görevi kötüye kullanma</i></p>

<p><i>MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”</i></p>

<p>23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) <i>“Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi</i>” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.</i></p>

<p>24. Bununla birlikte, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izne tabi olup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek usul 4483 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.</p>

<p>25. 4483 sayılı Kanun’un “<i>Hazırlık soruşturmasını yapacak merciler</i>” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili, kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili tarafından yapılır.”</i></p>

<p>26. 4483 sayılı Kanun’un 3. maddesinin son cümlesine göre ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin, üst memurun bağlı olduğu merciden istenir. Bu durumda bir vali ve altında görev yapan memurlar için talep edilen yargılama iznini vermeye yetkili merci valiler için yargılamaya izin vermeye yetkili makam olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili’dir.</p>

<p>27. 4483 sayılı Kanun’un “<i>Olayın yetkili mercie iletilmesi, işleme konulmayacak ihbar ve şikayetler</i>” başlıklı 4. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>“Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur.</i></p>

<p><i>Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır.”</i></p>

<p>28. 4483 sayılı Kanun’un “<i>İtiraz</i>” başlıklı 9. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye bildirir.</i></p>

<p><i>Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.</i></p>

<p><i>İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.</i></p>

<p><i>İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”</i></p>

<p>29. 4483 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen nitelikleri taşımamaları nedeniyle ihbar ve şikâyetler hakkında verilen işleme konulmama kararına yönelik bir itiraz yolu öngörülmemiştir.</p>

<p>30. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “<i>Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması</i>” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”</i></p>

<p>31. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “<i>Sorumluluk” </i>başlıklı<i> </i>49. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.</i></p>

<p><i>Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”</i></p>

<p>32. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:</p>

<p><i>“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”</i></p>

<p>33. 15/5/1959 tarih ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 4. ve <i>“Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler</i>” başlıklı 13. maddeleri şöyledir:</p>

<p><i>“Madde 4 – İçişleri, İmar ve İskan, Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca acil yardım teşkilatı ve programları hakkında genel esasları kapsayan bir yönetmelik yapılır.</i></p>

<p><i>Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin meydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma, ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma yerlerini tespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalar hazırlanarak muhafaza olunur.</i></p>

<p><i>Bu programların uygulanması, valiliklerce kurulacak kurtarma ve yardım komitelerince sağlanır.</i></p>

<p><i>…”</i></p>

<p><i>“Madde 13 – a) Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.</i></p>

<p><i>(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Gereken hallerde, yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.</i></p>

<p><i>(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böyle binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süre verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibi bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiri yapılmış sayılır.</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>b) …</i></p>

<p><i>c) …</i></p>

<p><i>ç) Yer kayması, kaya düşmesi gibi afetlerde, tehlikenin devamı veya tekrarı ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye karşı kesin tedbir alınıncaya kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine müsaade edilmez. Tedbir alınamayacağına karar verildiği takdirde tehlikeli mahal içindeki binalar, yukarıdaki esaslar dahilinde yıktırılır. İmar ve İskan Bakanlığınca afete karşı arazide gerekli tedbirlerin alınması, tehlikeye maruz yapıların yıkılması ve topluluğun başka yere taşınmasından daha ekonomik görülürse, bu tedbirlerin alınması için lüzumlu ödenek 33 üncü maddede yazılı fondan ödenir. Tehlikenin giderilmesiyle ilgili tedbirler için yapılan harcamalar borçlanmaya tabi tutulmaz.</i></p>

<p><i>d) Afete uğrıyanların veya uğraması muhtemel olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarını sağlamak üzere, baraka ve konutlar inşa edilebilir, ettirilebilir, kiralanabilir veya satın alınabilir.</i></p>

<p><i>Bu tedbirlerin, kısa zamanda yerine getirilmesinin mümkün olamıyacağı hallerde, geçici iskan tedbirlerini kendileri almak isteyenlere nakdi yardım da yapılabilir.</i></p>

<p><i>…”</i></p>

<p>34. 29/5/2009 tarih ve 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1., 2., 4. ve 18. maddeleri şöyledir:</p>

<p><i>“Amaç ve kapsam</i></p>

<p><i>MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulması, teşkilatı ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. Başbakan, Başkanlıkla ilgili yetkilerini bir bakan aracılığı ile kullanabilir.</i></p>

<p><i>(2) Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve uygulanması hususlarını kapsar.</i></p>

<p><i>Tanımlar</i></p>

<p><i>MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;</i></p>

<p><i>a) Acil durum: Toplumun tamamının veya belli kesimlerinin normal hayat ve faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan ve acil müdahaleyi gerektiren olayları ve bu olayların oluşturduğu kriz halini,</i></p>

<p><i>b) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olayları,</i></p>

<p><i>c) …</i></p>

<p><i>h) Risk: Belirli bir alandaki tehlike olasılığına göre kaybedilecek değerlerin ölçüsünü,</i></p>

<p><i>ı) Risk azaltma: Belirli bir kesim veya alanda geliştirilen afet senaryolarına göre, olası risklerin önlenmesi, kabul edilebilir ölçülere indirilmesi ya da paylaşımı amacıyla alınacak her türlü planlı müdahaleyi,</i></p>

<p><i>i) Risk yönetimi: Ülke, bölge, kent ölçeğinde ve yerel ölçekte risk türleri ve düzeylerini tespit etme, azaltma ve paylaşma çalışmaları ile bu alandaki planlama esaslarını,</i></p>

<p><i>j) …</i></p>

<p><i>k) Zarar azaltma: Afetlerde ve acil durumlarda meydana gelmesi muhtemel zararların yok edilmesi veya azaltılmasına yönelik risk yönetimi ve önleme tedbirlerini,</i></p>

<p><i>ifade eder.</i></p>

<p><i>…”</i></p>

<p><i>“MADDE 4 – (1) Afet ve acil durum hallerinde bilgileri değerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek, uygulanmasını sağlamak ve denetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla, Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Milli Eğitim, Bayındırlık ve İskân, Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Orman bakanlıkları ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı, Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı ile afet veya acil durumun türüne göre Kurul Başkanınca görevlendirilecek diğer bakanlık ve kuruluşların üst yöneticilerinden oluşan Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu kurulmuştur.</i></p>

<p><i>(2) Kurul, yılda en az dört kez toplanır. Ayrıca, ihtiyaç halinde Kurul Başkanının çağrısı üzerine olağanüstü toplanabilir. Kurulun sekretaryasını Başkanlık yürütür.”</i></p>

<p><i>“İl afet ve acil durum müdürlükleri</i></p>

<p><i>MADDE 18 – (1) İllerde, il özel idaresi bünyesinde, valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulur. Müdürlüğün sevk ve idaresinden vali sorumludur.</i></p>

<p><i>(2) İl afet ve acil durum müdürlüklerinin görevleri şunlardır:</i></p>

<p><i>a) İlin afet ve acil durum tehlike ve risklerini belirlemek.</i></p>

<p><i>b) Afet ve acil durum önleme ve müdahale il planlarını, mahalli idareler ile kamu kurum ve kuruşlarıyla işbirliği ve koordinasyon içinde yapmak ve uygulamak.</i></p>

<p><i>c) İl afet ve acil durum yönetimi merkezini yönetmek.</i></p>

<p><i>ç) Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp ve hasarı tespit etmek.</i></p>

<p><i>d) …</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>g) Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarma malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmek.</i></p>

<p><i>ğ) …</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>(3) …</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>(5) Afet ve acil durum il müdürü ile diğer personelin ataması vali tarafından yapılır.</i></p>

<p><i>…”</i></p>

<p>35. 8/5/1988 tarih ve 19808 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’in 4., 6. ve 32. maddeleri şöyledir:</p>

<p><i>“Sorumluluk</i></p>

<p><i>Madde 4 – Vali ve kaymakamlar, görevli bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler, ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik gereğince düzenlenecek acil yardım planları ve acil yardımla ilgili yönergelerle kendilerine verilen görevleri yerine getirmekten ayrı ayrı sorumludurlar.</i></p>

<p><i>Afetin meydana gelmesinden itibaren, alınması gereken her türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların bir emir beklemeden yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amiri sorumludur.”</i></p>

<p><i>“Madde 6 – Bu Yönetmeliğin ilke ve esasları dahilinde:</i></p>

<p><i>a) Acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere, illerde valinin başkanlığında il kurtarma ve yardım komitesi, ilçelerde kaymakamın başkanlığında ilçe kurtarma ve yardım komitesi kurulur,</i></p>

<p><i>b) İl ve ilçe acil yardım planlarının yapılmasından, icrasından ve güncelliğinin korunmasından birinci derecede vali ve kaymakamlar sorumludur. Bakanlıklar ve merkezi kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler bu planların yapılmasına ve icrasına yardımcı olur,</i></p>

<p><i>c) Bakanlık, kurum ve kuruluşların taşra teşkilatları il ve ilçe planları içinde yer alır,</i></p>

<p><i>d) Bakanlık, kurum ve kuruluşların merkez teşkilatları ile bölgedeki askeri garnizon komutanlıkları, il ve ilçelere yardımcı olmak üzere kendi görevleri ile ilgili takviye ve destek planları yaparlar,</i></p>

<p><i>e) Acil yardım hizmetlerinin planlanmasında, öncelikle ilçe ve/veya il hudutları içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının güç ve kaynaklarının kullanılması esas alınır.</i></p>

<p><i>İhtiyaçların bu kaynaklardan zamanında ve yeterince karşılanamaması halinde sırasıyla:</i></p>

<p><i>1. Bölgedeki askeri birliklerden, komşu vali ve kaymakamlardan yardım istenir,</i></p>

<p><i>2. Bölgedeki özel kuruluşlardan ve gerçek kişilerden yükümlülükler yolu ile karşılanır.</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubu</i></p>

<p><i>Madde 32 – Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubunun teşkili, görevleri, planlaması ve servisleri:</i></p>

<p><i>a) Teşkili:</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>b) Görevleri:</i></p>

<p><i>1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön hasar tespit ekibi göndereceğini tespit eder,</i></p>

<p><i>2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirler,</i></p>

<p><i>3. Kesin hasar tespitleri için gerekli bilgileri sağlar,</i></p>

<p><i>4. Afetten sonra konut, resmi ve özel tüm yapılar ile hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda tespitini sağlayıcı tedbirleri alır,</i></p>

<p><i>5. Ön Hasar Tespit Formlarını örnek Ek: 16'ya göre düzenlettirir. İcmal formlarını da örnek Ek: 17 forma göre düzenleyip afet bürosuna verir,</i></p>

<p><i>6. Can güvenliği bakımından oturulması sakıncalı olan ve yıktırılması gereken binaları belirler,</i></p>

<p><i>7. Resmi kuruluşlar ihtiyacı ve afetzedelerin barındırılması için kullanılabilecek bina ve tesisleri tespit eder,</i></p>

<p><i>8. Tespit edilen bu binaların kullanıma hazır hale getirilmesi için gerekli işlemleri yaptırır,</i></p>

<p><i>9. Ön tespit çalışmaları tamamlandıktan sonra açıkta kalan ailelerin geçici iskanlarını sağlar,</i></p>

<p><i>10. Afetzedelerin kısa süreli geçici iskanları için öncelikle çadır olmak üzere sağlam bulunan okul ve diğer resmi ve özel binaların kısa süre için bu işe tahsisini sağlar,</i></p>

<p><i>11. …</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>c) Planlaması:</i></p>

<p><i>1. Kuruluşlarca servislerde görevlendirilecek personel, araç, gereç kadrosunun 12 nci maddenin (l) ve (m) bendleri esaslarına göre tespitini,</i></p>

<p><i>2. Ön hasar tespiti yapacak personelin yetmemesi halinde nerelerden takviye ekip temin edilebileceğini,</i></p>

<p><i>3. Afetzedelerin geçici barındırılmaları ilk etapta resmi kuruluşlara ait binalarda, bu binaların yetmemesi halinde özel şahıslara ait bina ve tesislerde sağlanacağından bu gibi bina ve tesislerin önceden belirlenmesini,</i></p>

<p><i>4. …</i></p>

<p><i>…”</i></p>

<p><strong>IV. </strong><i> </i><strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>36. Mahkemenin 17/9/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/11/2012 tarih ve 2012/752 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları</strong></p>

<p>37. Başvurucular, Van Valisi ve AFAD görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmemek suretiyle görevi kötüye kullandıklarını, otelde hasar tespitinin yapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve taksirle ölüme sebep olduklarını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ikinci olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle verilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi bir makamın bulunmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası</strong></p>

<p><strong>a. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Hakkında</strong></p>

<p>38. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikayetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıkları, yargılama sürecinin halen devam ettiği, 30/3/2012 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak başvuru yollarının tüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>39. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, yaşam hakkının ihlali halinde sadece tazminat alınmasının yeterli olmayacağını, devletin etkili ve önleyici ceza sistemi kurma pozitif yükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>40. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru yollarının tüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ <i>etkili bir yargısal sistem</i> <i>kurma</i>” pozitif yükümlülüğünün kapsamının tespiti gerekmektedir. Bu nedenle bu konudaki değerlendirme esas hakkındaki inceleme ile birlikte yapılacaktır.</p>

<p>41. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi, çocukları ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.</p>

<p>42. Bununla birlikte, başvuruculardan ölen S. K.’nın iki kardeşi Mehmet KERİMOĞLU ve Mustafa KERİMOĞLU ne Van Cumhuriyet Başsavcılığına ne de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına olayla ilgili olarak şikâyet dilekçesi vermemişler, soruşturma yapılması yönünde çaba gösterdiklerine ilişkin bir belge de sunmamışlardır. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekmektedir. Bu durumda, başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin işleme konulmaması kararı nedeniyle ceza soruşturması yapılamadığı şikâyetine ilişkin olarak, ölen S. K.’nın iki kardeşi Mehmet KERİMOĞLU ve Mustafa KERİMOĞLU açısından başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekir.</p>

<p>43. S. K.’nın eşi ve çocukları tarafından yapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Esas Bakımından İnceleme</strong></p>

<p>44. Başvurucular, Van Valisi ve AFAD görevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmediklerini, iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, otelde hasar tespitinin yapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve yakınlarının taksirle ölümüne sebep olduklarını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>45. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının belirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkı bakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>46. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ile ihmal sonucu ölüm olayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında bir ayrım yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “<i>etkili bir yargısal sistem</i> <i>kurma</i>” yönündeki pozitif yükümlülüğün, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmediği ve mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği sonucuna vardığı görüşüne yer verilmiştir.</p>

<p>47. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’ye göre adam öldürme ve kamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelen olayların bir sonucu olarak can kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkin davalarda olayla ilgili bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği, devletin resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, mevcut davada bu kriterin uygulanabilmesi için öncelikle binaların yapımı ve daha sonraki dönemde depreme dayanıklılık konusundaki incelemeyi yapma görevinin hangi kamu makamına ait olduğunun, daha sonra da ilgili makamın görevini yerine getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>48. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, AİHS’nin 2. maddesine göre, adam öldürme davalarında olayla ilgili bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği, devletin resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının resen soruşturmayı başlatması gerektiği, olay hakkında yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda belediyenin sorumlu olduğunun belirlendiği, Danıştayın deprem davalarına yönelik kararlarında belediye ve Bayındırlık Bakanlığının deprem zararlarından sorumlu tutulduğunu, başvuru konusu olayda diğer deprem davalarından farklı olarak Bayram Otelin ikinci depremde ve artçılardan sonra yıkıldığı, hasar tespiti yapmama ve diğer önlemleri almama nedeniyle Vali ve AFAD yetkililerinin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>49. Anayasa’nın “<i>Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı</i>” başlıklı 17. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</i></p>

<p><i>Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.</i></p>

<p><i>Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.</i></p>

<p><i>Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır</i>.”</p>

<p>50. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Anayasa Mahkemesince belirtildiği gibi yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T. 30/12/2010).</p>

<p>51. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında, devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E.1999/68, K.1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E.2005/151 K.2008/37, K.T. 3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, K.T. 6/1/2011).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>52. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa’nın 17. maddesi, Devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir.</p>

<p>53. Ancak, özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce, belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dahilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Keenan/Birleşik Krallık</i>, 27229/95, 3/4/2001, §§ 89-92, ve <i>A. ve Diğerleri/Türkiye</i>, 27/7/2004, 30015/96, § 44-45, <i>İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye,</i> 19986/06, 10/4/2012, § 28).</p>

<p>54. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Anguelova/Bulgaristan</i>, B. No: 38361/97, § 137, <i>Jasinskis/ Letonya</i>, 21.12.2010, B. No: 45744/08, § 72).</p>

<p>55. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.</p>

<p>56. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Perez/Fransa</i>, 47287/99, 22/7/2008, § 70), tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Tanlı/Türkiye</i>, 26129/95, § 111) yüklediği anlamına gelmemektedir.</p>

<p>57. Yürütülecek ceza soruşturmaları sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkanını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Hugh Jordan/Birleşik Krallık</i>, 24746/94, 4/5/2001, § 109; <i>Dink/Türkiye</i>, 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).</p>

<p>58. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Hugh Jordan/Birleşik Krallık</i>, 24746/94, 4/5/2001, § 109).</p>

<p>59. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “<i>etkili bir yargısal sistem kurma</i>” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Vo/Fransa</i>[BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; <i>Calvelli ve Ciglio/İtalya, </i>32967/96, 17/1/2002, § 51).</p>

<p>60. Bununla birlikte, ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında Devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Budayeva ve diğerleri/Rusya</i>, 15339/02, 20/3/2008, § 140, <i>Öneryıldız/Türkiye</i>, [BD] 48939/99, 30/11/2004, § 93).</p>

<p>61. AİHM devletin usuli yükümlülüğüne ilişkin tehlikeli faaliyetler kapsamında yer verilen bu istisnaya bir ekleme yapmaktadır. Buna göre, AİHM, doğal bir felaket nedeniyle mağdur olanların (özel bir kişi tarafından işletilmesine belediyece ruhsat verilen bir kamp yerinde sele kapılarak hayatını kaybeden kampçıların yakınlarının) yaptığı bir başvuruda (<i>Murillo Saldías ve diğerleri/İspanya</i>, 76973/01, 28/11/2006), 2. maddeye ilişkin şikayetlerin, kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari davanın etkili bir iç hukuk yolu olduğuna ve mağdur sıfatını ortadan kaldırdığına karar vermiştir (<i>Budayeva ve diğerleri/Rusya</i>, 15339/02, 20/3/2008, § 141).</p>

<p>62. Bu durumda, tehlikeli faaliyetler nedeniyle ortaya çıkan olaylara yönelik devletin kapsamlı ve etkin bir ceza soruşturması yürütmesi yükümlülüğüne ilişkin ilkeler (§ 60) afet olayları nedeniyle yapılan başvurulara da uygulanabilecektir. Önleyici tedbirlerin alınmaması sonucu meydana gelen can kayıplarından Devletin sorumluluğunu gerektiren durumlarda, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince oluşturulması gereken “<i>etkili bir yargısal sistem</i>”in kapsamında, etkinliğe dair belirlenmiş asgari standartları karşılayan ve soruşturmanın bulguları çerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız bir resmi soruşturma usulünün bulunması gerekir. Bu gibi davalarda, yetkili makamlar büyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayın meydana geliş koşulları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıkları, ikinci olarak da söz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayan Devlet görevlileri ya da makamlarını tespit etmek için resen soruşturma açmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Budayeva ve diğerleri/Rusya</i>, 15339/02, 20/3/2008, § 142).</p>

<p>63. Başvuru konusu olayda, başvurucuların yakını 23/10/2011 tarihinde gerçekleşen 7,2 şiddetindeki depremden sonra meydana gelen artçı sarsıntılar sırasında 9/11/2011 tarihinde gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikinci depremde kaldığı otelin çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Başvuruya konu olay açısından, yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu yükümlülükler arasında yer alan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü için yasal ve idari çerçevenin oluşturulması ve bu çerçevenin gereği gibi uygulanması sorumluluğunun (bulunup bulunmadığının) ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>64. Devletin bu noktada bir yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için kamu yetkililerince, belirli bir kişinin hayatının gerçek ve yakın tehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız oldukları tespit edilmelidir (§ 53).</p>

<p>65. Başvurucular, diğer deprem davalarından farklı olarak Bayram Otelin ikinci depremde ve artçı sarsıntılardan sonra yıkıldığını, konu hakkındaki mevzuat uyarınca hasar tespiti yapmamaları ve diğer önlemleri almamaları nedeniyle Vali ve AFAD yetkililerinin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür (§ 44). Bakanlığın görüş yazısında ise konu ile ilgili olarak, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir (§ 45).</p>

<p>66. Deprem gibi bir afetin meydana gelmesi durumunda, başvurucuların haklarında ceza soruşturması yapılmasını talep ettikleri görevliler açısından, hasar görmüş binaların derhal tespit edilmesi, binaların gördüğü hasar bakımından tehlike arz edenlerinin boşaltılması ve yıktırılması, afete uğrayanların veya uğraması muhtemel olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarının sağlanması görevleri konu hakkındaki mevzuatta (§ 33- 35) açık bir şekilde belirlenmiştir.</p>

<p>67. Söz konusu yasal düzenlemelerde, bir afetin meydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma, ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma yerlerini tespit eden bir programın valiliklerce düzenleneceği, bu programların uygulanmasının valiliklerce kurulacak kurtarma ve yardım komitelerince sağlanacağı, deprem afetinin gerçekleşmesi sonrasında tehlikeli durumu ve binaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve ilçenin en büyük mülki amirine durumun rapor edilmesi ve bu makamlarca böyle binaların derhal boşalttırılmasının gerektiği, lüzumu halinde yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlü oldukları kurala bağlanmıştır.</p>

<p>68. Yer kayması, kaya düşmesi ve bu kapsamda deprem gibi afetlerde, tehlikenin devamı veya tekrarı ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye karşı kesin tedbir alınıncaya kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine müsaade edilmeyeceği, tedbir alınamayacağına karar verildiği takdirde tehlikeli mahal içindeki binaların, yukarıdaki esaslar dâhilinde yıktırılması gerektiği yine bu düzenlemelerde bir yükümlülük olarak belirlenmiştir.</p>

<p>69. Afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere 5902 sayılı Kanun’la, Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuş, illerde, il özel idaresi bünyesinde, valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulmuş ve bu müdürlüklerin sevk ve idaresinden valinin sorumlu olduğu belirtilmiştir. Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp ve hasarı tespit etmek ve Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarma malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmek bu müdürlüklerin görevleri arasında sayılmıştır.</p>

<p>70. Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’te, vali ve kaymakamlar, görevli bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile askeri birliklerin, ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik gereğince düzenlenecek acil yardım planları ve acil yardımla ilgili yönergelerle kendilerine verilen görevleri yerine getirmekten ayrı ayrı sorumlu oldukları, afetin meydana gelmesinden itibaren, alınması gereken her türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların bir emir beklemeden yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amirinin sorumlu olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>71. Yine söz konusu Yönetmelikle, Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubunun oluşturulması öngörülmüş ve bu grup; 1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön hasar tespit ekibi göndereceğini tespit etmek, 2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirlemek, 3. Kesin hasar tespitleri için gerekli bilgileri sağlamak, 4. Afetten sonra konut, resmi ve özel tüm yapılar ile hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda tespitini sağlayıcı tedbirleri alma ve gerekli işlemleri yapmakla görevlendirilmiştir.</p>

<p>72. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuların birinci deprem sonrasında gerekli tedbirleri almamak suretiyle yakınlarının ölümüne neden olduklarını ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkililerinin, alınabilecek tedbirlere ilişkin asli yükümlülüklerin bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>73. Yaşanan birinci büyük depremin akabinde çok sayıda artçı deprem meydana gelmiştir. Birinci depremde belli seviyede hasar görmüş binaların yaşanan artçı sarsıntılar esnasında yıkılma tehlikesi bulunmaktadır. Bu durumun öngörülebilecek bir risk olduğunun kabulü gerekir. Başvurucuların yakını, birinci büyük depremden tam 16 gün sonra meydana gelen 5,6 şiddetindeki depremde yıkılan otelin enkazı altında kalarak hayatını kaybetmiştir. Afetzedelerin veya başka yerlerden o şehre depremin yaşanması nedeniyle gelen kişilerin barınma ihtiyacı nedeniyle depremin meydana geldiği şehirdeki kamuya açık konaklama yerleri arasında kapasitesi en yüksek tesislerden biri olan oteli kullanmayı düşünecekleri de ortadadır. Bu durumda birinci depremden sonra geçen 16 gün içerisinde otel hakkında hasar tespitinin yapılarak gerektiğinde boşaltılması kararı verilmesi sorumlu kişilerden beklenebilir.</p>

<p>74. Bakanlık görüş yazısında da belirtildiği üzere, AİHM içtihatlarında ulusal yetkililer tarafından başvuran lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle açıkça veya dolaylı olarak ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli bir tazminatla giderilmesi halinde ilgili tarafın artık mağdur olduğunu ileri süremeyeceği belirtilmektedir (<i>Scordino/İtalya</i>, 36813/97, 29/3/2006, § 178 ve devamı). Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde, AİHS ile düzenlenen koruma mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla AİHM’nin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır (<i>Eckle/Almanya</i>, 8130/78, 15/7/1982, § 64-70, <i>Jensen/Danimarka</i>, 48470/99, 20/9/2001; <i>Fatma Yüksel/Türkiye</i>, 51902/08, 9/4/2013, § 45-46).</p>

<p>75. 6216 sayılı Kanun’un “<i>Bireysel başvuru hakkı</i>” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir</i>.</p>

<p><i>(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.</i></p>

<p><i>…”</i></p>

<p>76. AİHM içtihadında (§ 74) kabul edilene benzer bir şekilde, 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle, temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, § 20-21, 12/2/2013).</p>

<p>77. Başvurucuların Van Belediye Başkanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Van Valiliği ve AFAD’a izafeten Başbakanlık ve Mehmet Sıddık Bayram vereseleri aleyhine açtıkları maddi ve manevi tazminat davaları (§17-20) henüz sonuçlanmamış, Vali ve AFAD yetkilileri hakkında ceza soruşturması açılmasına ise izin verilmemiştir. Bu durumda, başvuru konusu olayda Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin maddi boyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumak için öngörülen yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp uygulanmadığının (§ 52) Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bu konuda karar verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>78. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin etkili cezai soruşturma yapma boyutu açısından ise aynı şeyleri söylemek mümkün değildir ve kesinleşmiş olan şikâyetin işleme konulmaması kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği hususunda Anayasa Mahkemesi tarafından bir karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin böyle bir inceleme yapabilmesi için kamu idareleri aleyhine açılan tam yargı davalarının sonuçlanmış olması da zorunlu değildir. Zira yukarıda da belirtildiği gibi (§ 60) tehlikeli bir faaliyet ya da doğal afetler nedeniyle oluşan öngörülebilir riskleri ortadan kaldırma hususundaki görev ve yetkilerini ihmal ederek insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olduğu ileri sürülen görevlilerin sorumluluklarının incelenmesine engel olunması tek başına Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir. Ancak belirtmek gerekir ki, yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilen değerlendirmeler olayla ilgili olarak mutlaka herhangi bir kişi veya kamu makamının hukuki veya cezai sorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğunu ifade etmemektedir (§ 56).</p>

<p>79. Bu durumda, Bakanlığın görüş yazısında ileri sürüldüğü üzere, şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıkları, yargılama sürecinin halen devam ettiği, başvuru yollarının tüketilmediği itirazı (§ 38) (devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu açısından) kesinleşmiş olan şikâyetin işleme konulmaması kararı açısından kabul edilemez. Başvurunun özü ilk deprem sonrası gerekli tedbirleri almayarak yakınlarının ölümüne neden olduğunu ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkilileri hakkında cezai soruşturma açılmamış olması nedeniyle devletin yaşam hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğünün usuli boyutunun ihlal edildiği iddiasıdır.</p>

<p>80. Başvuru konusu olayda, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasında Van Valisi ile AFAD görevlileri hakkında görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısından suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir.</p>

<p>81. Bu kişilere yönelik olarak yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde bulundurulacak hususlardan biri ceza soruşturmasının sorumluların belirlenmesine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmasıdır. Etkililik ve yeterliliği temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir (§ 57).</p>

<p>82. Yaşanan olaya ilişkin öncelikle, doğal afetin etkisi dışında sorumluluğun ne ölçüde ilgili (müştekilerin de sorumlu olduğunu ileri sürdüğü) kamu görevlilerinin ihmaline atfedilebileceğini ortaya koyacak bir soruşturma açılması gerekmektedir. Bu soruya cevap verilebilmesi için teknik ve idari yönlerden değerlendirmeler içeren uzman görüşlerine başvurulması ve sadece kamu otoritelerinin elde edebileceği bilgilere ulaşılması gerekmektedir. Bu hususlar bireylerin (başvuru konusu olayda müştekilerin) ispatlayabilecekleri hususlardan değildir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Budayeva ve diğerleri/Rusya</i>, 15339/02, 20/3/2008, § 163).</p>

<p>83. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ilk soruşturma kapsamında, keşif yapılmış, numuneler alınmış ve incelenmiş, bilirkişilerden görüş alınmış, bilirkişilerce hazırlanan rapor ışığında, söz konusu binanın yapımında sonradan yapılan ilavelerde bulunan eksiklik ve hatalara değinilmiş, ilk depremde ayakta kalmasına rağmen ikinci depremde iki deprem arasında artçı şoklardan etkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p>84. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 kişinin ölümü gibi ciddi sonuçlar doğuran olay hakkında, Van Cumhuriyet Başsavcılığının ilk soruşturmada göz önünde bulundurduğu hususlar ile başvurucuların şikâyet konusu yaptığı hususlar hakkında hiçbir değerlendirme yapmaksızın görevi kötüye kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısından suç oluşturan ve ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir (§ 12). Başsavcılık, başvurucuların iki deprem arasında yetkililer tarafından hasar tespitinin yapılmaması ve diğer idari tedbirlerin alınmaması suretiyle ölüme neden olma temel şikâyetine ilişkin, hasar tespiti ve hasarlı binalara girişin engellenmesi konusunda yetkililerce ne tür işlemler yapıldığını ortaya koyacak delil ve değerlendirmelere yer vermeksizin soruşturma açılması talebini işleme koymamıştır. Başsavcılık tarafından bu aşamada soruşturma izni verilmemesi şeklinde bir karar verilmesi halinde söz konusu karar itiraz yoluyla denetimden geçebilecekken, Başsavcılık’ın hâlihazırda verdiği bu karar, soruşturmanın devam ettirilmesine yönelik talebin bir itiraz mercii tarafından incelenmesine engel olmuştur.</p>

<p>85. Yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde bulundurulacak hususlardan bir diğeri yürütülen soruşturmaya başvurucuların soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde dâhil olabilmeleridir (§ 58). Başvuru konusu olayda, Danıştay 1. Dairesi yakınlarını kaybeden kişilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararına yaptıkları itirazı 4483 sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu kararlarına karşı herhangi bir itiraz yolu öngörülmediğinden bahisle incelemeksizin reddetmiştir. Başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararına karşı itiraz edebilecekleri bir makam bulunmamaktadır. Bu durumda bu kişiler hakkında yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının açık olmaması nedeniyle soruşturmanın etkili olduğundan söz edilemeyecektir. Nitekim AİHM, Dink/Türkiye davasında başvuranın (Fırat Dink) yakın akrabalarının, yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan itiraz mercilerine itirazda bulunabilmiş olmalarının, mağdurların meşru menfaatlerinin korunması hususunda söz konusu soruşturmalardaki eksiklikleri gideremeyeceğine hükmetmiştir (<i>Dink/Türkiye</i>, 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 89).</p>

<p>86. Açıklanan nedenlerle, etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmediği anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğinin kabulü gerekir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Anayasa’nın 36. ve 40. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası</strong></p>

<p>87. Başvurucular ikinci olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle verilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için başvurabileceği herhangi bir makamın bulunmadığını belirterek AİHS’nin 6. ve 13. maddesine karşılık gelmek üzere Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>88. Bakanlık, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık iddialarına karşılık, AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin "<i>medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların</i>" ve bir "<i>suç isnadının</i>" esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu, başvurucuların söz konusu ceza soruşturmasında sanık sıfatına sahip olmadıklarının göz önünde bulundurulması ve bu nedenle konu bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, 4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesinde yalnızca idari makamlardan verilen kararlara karşı itirazın hükümlerine yer verilmiş olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığının, 4483 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca aldığı işleme koymama kararları hakkında herhangi bir düzenleme getirilmediğinden, bu hükme istinaden de itirazların incelenemeyeceğini, ancak Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletilen yakınmaları işleme konulmayan müracaat sahiplerinin, aynı konuyu izin merciinin önüne götürmek ve izin makamından sadır olacak her türlü karara karşı itiraz etme imkânına sahip oldukları gözetildiğinde yasal açıdan önemsenecek bir eksiklik olmadığını belirtmişlerdir.</p>

<p>89. Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” başlıklı 36. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i></p>

<p><i>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.</i>”</p>

<p>90. AİHS’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifasıyla görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan AİHS’nin 13. maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “<i>Temel</i> <i>hak ve hürriyetlerin korunması</i>” başlıklı 40. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.</i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.</i></p>

<p><i>Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”</i></p>

<p>91. Başvuru konusu olaya ilişkin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu “<i>etkili bir yargısal sistem kurma</i>” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, mağdurlara hukuki ve idari hukuk yollarının yanı sıra ve daha da ötesinde, sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza soruşturması yürütüp yürütmediğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken, başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi bir makamın bulunmamasının eksiklik olarak kabul edilip ihlal kararı verilmesi nedeniyle, ayrıca Anayasa’nın 36. ve 40. maddesi bağlamında aynı konuda bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>6216 SAYILI KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI</strong></p>

<p>92. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:</p>

<p><i>“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”</i></p>

<p>93. Başvuruda, ölenin eşi için 30.000 TL, üç çocuğunun her biri için 25.000 TL ve iki kardeşinin her biri için 15.000 TL olmak üzere (toplamda) 135.000 TL manevi tazminat talebinde bulunulmuştur. Yaşam hakkının usuli boyutunun ihlali nedeniyle, başvuruculardan ölen Selman Kerimoğlu’nun eşi Serpil Kerimoğlu ile çocukları Sinem, Önder Can ve Yiğit Ögeday Kerimoğlu’na birlikte takdiren toplam 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Bu tazminat anayasal hakkın ihlalinden kaynaklanan manevi zarara ilişkin olup idari yargıda devam eden maddi, manevi tazminat davalarına etkisi yoktur.</p>

<p>94. Başvurucular, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsilini talep etmişlerdir. Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>95. Başvuru konusu olay açısından etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmemesinin yaşam hakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. </strong><strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle:</p>

<p><strong>A. </strong>Başvuruda olayda yaşamını yitiren Selman Kerimoğlu’nun eşi ve çocukları tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p><strong>B. </strong>Başvuruda Selman Kerimoğlu’nun iki kardeşi Mehmet Kerimoğlu ve Mustafa Kerimoğlu tarafından ileri sürülen şikayetlerin “<i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i>” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p><strong>C. </strong>Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usuli boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p><strong>D. </strong>Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p><strong>E. </strong>Anayasa’nın 17. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, başvuruculardan Selman Kerimoğlu’nun eşi Serpil Kerimoğlu ile çocukları Sinem, Önder Can ve Yiğit Ögeday Kerimoğlu’na birlikte 20.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,</p>

<p><strong>F. </strong>Başvurucuların fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>G. </strong>Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,</p>

<p><strong>H. </strong>Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,</p>

<p><strong>İ. </strong>Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,</p>

<p>17/9/2013 tarihinde <strong>OY BİRLİĞİYLE</strong> karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2012752-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymsasa.jpg" type="image/jpeg" length="44430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM’nin Ceza Adaletiyle İmtihanı: Yargısal Negatif-Aktivizm Yoluyla Ceza Adaletine Erişimin Engellenmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-ceza-adaletiyle-imtihani-yargisal-negatif-aktivizm-yoluyla-ceza-adaletine-erisimin-engellenmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-ceza-adaletiyle-imtihani-yargisal-negatif-aktivizm-yoluyla-ceza-adaletine-erisimin-engellenmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1) ​Giriş</strong></p>

<p>Anayasa mahkemesi (AYM) 2025 yılında hukuken oldukça tartışmaya açık bir karar vermiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202235-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Meral Danış Beştaş (6) kararı</a>nda<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202235-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><sup>1</sup></a> mahkeme, kimi durumlarda ‘Münhasıran’ idari yargı yolunun kullanılması gerektiğini öne sürmüş ve bu durumlarda kişilerin ceza yargısına başvurmalarının hukuki bir anlam taşımadığını belirtmiştir. Mahkeme bu kararı ile Anayasa ve kanunlarda kişilere tanınan hak arama yollarını keyfi şekilde daraltmış, kanun koyucunun yerine geçmiş ve negatif bir ‘yargısal aktivizmde’ bulunmuştur. Bu makale ile AYM’nin nasıl yargısal sınırlarını aştığını ve fonksiyon gaspında bulunduğu açıklanacaktır. Bu nedenle karar tüm yönleriyle ele alınmayacaktır, sadece kararın mahkemeye erişim hakkını sınırladığı kısım üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır.</p>

<p>İlk olarak başvurunun konusunu açıklamak gerekmektedir. Başvurucu Siirt ilinde Valilik kararıyla 7 Şubat 2020’den itibaren toplantı ve etkinliklerin devamlı şekilde yasaklandığını, aşırı ve orantısız olan bu yasaklamaların nihai tahlilde TCK m.257’de düzenlenen ‘<i>Görevi kötüye kullanma</i>’ suçunu oluşturduğunu iddia etmiş ve Valilik hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, 4483 sayılı Kanun’un 4/4. maddesine dayanarak şikâyetin <strong>işleme konulmamasına </strong>karar vermiştir. Başvurucu bunun üzerine AYM’ye bireysel başvuruda bulunarak, diğerlerinin yanı sıra, suç duyurusunun hiçbir araştırma yapılmadan sonuçlandırılmasının etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini öne sürmüştür.</p>

<p>AYM ise işbu makaleye konu olan tartışmalı kararını vermiş ve şu şekilde konuyu değerlendirmiştir; <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202235-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(<i>Meral Danış Beştaş (6) </i>[GK], B. No: 2022/35, 23/10/2025)</a></p>

<p>46. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilme hâlleri dışında <i>etkili bir yargısal sistem kurma y</i>önündeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmediğini kabul etmiştir (birçok karar arasından bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2012752-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Serpil Kerimoğlu ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2012/752</a>, 17/9/2013 § 59; <a href="https://www.hukukihaber.net/aymden-pamukovadaki-tren-faciasinda-hak-ihlali-karari" rel="dofollow"><i>Burcu Demirkaya ve Yücel Demirkaya </i>[2. B.], B. No: 2015/1232</a>, 30/10/2018, § 47; <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2015511-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Güler Ayyıldız ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2015/511, 19/2/2019</a>, § 79; ilgili AİHM içtihadı için bkz. § 24)</p>

<p>47. Yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline sebebiyet verilmesi ya da nefret söyleminin önlenmesi bağlamında etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunsa da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından kural olarak böyle bir yükümlülük söz konusu değildir. Bununla birlikte toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının açıkça keyfî idari işlem veya müdahalelerle ya da ayrımcı saiklerle engellenmesi hâlinde ceza yargısı yolunun etkili bir hukuk yolu olduğunun değerlendirilebileceği konusunda ise bir tereddüt yoktur.</p>

<p>53. Gerçekten de yukarıda ifade edildiği üzere ceza hukukuna egemen olan temel ilke, kişilerin eylemlerinin ceza kanunlarında suç olarak tanımlanıp tanımlanmadığının belirlenmesidir. Ceza yargılamasının amacı, failin kamu düzenini bozucu ve suç teşkil eden fiili nedeniyle kanunlarda öngörülen yaptırımları uygulamaktır. Diğer yandan idari yargı denetiminin temel amacı, idarenin idare hukuku çerçevesinde ve kanunla çizilen sınırlar içinde hareket etmesini sağlamaktır. Başka bir ifadeyle idari yargı, idarenin kanunların verdiği yetkileri aşması, kötüye kullanması veya hukuka ve mevzuata aykırı işlem ya da eylem tesis etmesi hâlinde bu işlemleri yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden denetlemek suretiyle idareyi hukuk devleti ilkesi doğrultusunda hukuk alanı içinde kalmaya zorlamaktadır. Hukuka ve mevzuata aykırılığı nedeniyle bir idari işlemin iptaline ilişkin karar, idareye, iptal edilen işlem öncesinde mevcut olan ve bu işlemle değiştirilen hukuki durumu aynen iade etme yükümlülüğü getirmektedir. Ayrıca, tam yargı davası yoluyla, hukuka aykırı işlem veya eylem sonucu doğan zararların giderilmesi de mümkün hâle gelmektedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-19761-e-197628-k-sayili-karari" rel="dofollow">AYM, E.1976/1, K.1976/28, 25/05/1976</a>).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>58. Açıklanan gerekçelerle eldeki başvuruya konu olayda olduğu gibi idari işlem ve/veya eylemler nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetler bakımından idari yargı yolunun müdahalenin varlığının tespiti, müdahalenin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal edip etmediğinin belirlenmesi ve bir hak ihlali söz konusu ise oluşan zararın giderilmesi açısından ulaşılabilir, makul bir başarı şansı sunan ve etkili giderim kapasitesi bulunan, diğer bir ifadeyle etkili bir yol olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>59. Yukarıda yapılan tüm değerlendirmeler ışığında, kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin bir iddianın bulunmadığı durumlarda, idari işlem ve eylemlerle gerçekleştirilen müdahaleler nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetler bakımından,<strong><u> sorumlu kamu görevlileri hakkında yürütülecek bir ceza</u> <u>soruşturmasının, olağan başvuru yollarının tüketilmesi şartını karşılamadığı; bu tür</u> <u>müdahalelerde başvurulması gereken başvuru yolunun münhasıran idari yargı yolu</u> <u>olduğu sonucuna varılmıştır</u> </strong>(ceza yargısının etkili görüldüğü diğer hâller için bkz. § 47). Dolayısıyla, gerçekleştirmek istediği toplantı ve gösteri yürüyüşüne idari bir eylemle müdahale edilen başvurucunun, bireysel başvuru öncesinde yalnızca ceza soruşturması başlatılması talebinde bulunması, başvuru yollarının tüketilmesi yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamına gelmemektedir. Bu nedenle, başvurunun, <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.’</p>

<p>Söz konusu karar birçok açıdan hukuki garabetler içermektedir. Teker teker kararın nasıl hatalı olduğu ve mahkemenin görev ve yetkisini aştığı ele alınmalıdır.</p>

<p>İlk olarak Mahkemenin verdiği AİHM kararları somut başvuruya karşılık gelmemektedir. Örneğin Vo/Fransa Kararında ‘<i>Başvurucu, Fransız ceza hukukunda doğmamış çocuğa yönelik korumanın bulunmamasından şikayet etmiş ve devletin, taksirle öldürme suçunun kapsamına doğmamış çocuğa verilen zararın dahil edilmesine izin vermeyerek Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmüştür</i>.’<a href="#_bookmark1"><sup>2</sup></a> Görüldüğü üzere başvurucu ceza kanunundaki eksik düzenlemelerin ihlal oluşturduğunu öne sürmüş, yeni cezai düzenleme talep etmiştir. Oysaki eldeki başvuruda TCK m.257 zaten mevcuttur, başvurucu yeni bir cezai düzenleme de talep etmemiştir, olan hukukun uygulanması talep edilmiştir. Hatalı atıflarla başlayan karar daha pek çok hatalı değerlendirmelerle devam etmiştir. Şöyle ki;</p>

<p><strong>2) Mahkeme Kanun Koyucu Gibi Hareket Etmiştir ve Böylelikle Fonksiyon Gaspında Bulunmuştur</strong></p>

<p></p>

<p>Fonksiyon gaspı idare hukukunda, idarenin yasamayı ve yargıyı ilgilendiren konularda işlem yapmasıyla oluşan hukuka aykırılık olarak tanımlanmıştır.<a href="#_bookmark2"><sup>3</sup></a> Dolayısıyla bu tanım yargı erkinin faaliyetlerini kapsamıyor gibi gözükmektedir. Anayasa mahkemesi ise daha geniş bir tanım kullanmış ve <i>‘Kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarını yerine getiren yasama, yürütme ve yargı organlarından birinin, diğerinin yerine geçmesi sonucunu doğuracak şekilde karar almaları “fonksiyon gaspına” yol açacağı’</i>nı<a href="#_bookmark3"><sup>4</sup></a> belirtmiştir. Hal böyle olunca bir mahkemenin yasama organının yerine geçerek hak yaratması veya olan hakları kanun koyucunun öngörmediği şekilde kısıtlaması fonksiyon gaspı olarak nitelendirilir. İronik kısım da burada ortaya çıkmıştır, AYM kendi koyduğu tanıma göre fonksiyon gaspında bulunmuştur.</p>

<p>Kararın 47. Paragrafı ilk hatalı değerlendirmelerin başladığı paragraftır. Paragrafa göre ‘<i>Yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline sebebiyet verilmesi ya da nefret söyleminin önlenmesi bağlamında etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunsa da <u>toplantı ve gösteri</u> <u>yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından kural olarak böyle bir yükümlülük söz konusu değildir.’</u> </i>Bir suçun işlendiği iddia edildiğinde devletin etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü suçtan suça göre değişmekte midir? Kimi suçlarda elbette ki Devletlerin ayrı bir özen ve titizlik göstermesi gerektiği belirtilmiştir. Kararda da zikredilen nefret söylemlerine karşı yürütülen soruşturmalar/kovuşturmalar bunun somut bir örneğidir. Fakat bu, Devletin ayrı özen göstermek zorunda olmadığı suçlarda yürütülecek soruşturmaların ‘etkisiz’ olabileceğini mi gösterir? Mahkeme tam olarak bu sonuca varmış gözükmektedir. Sonraki cümlede gösterilerin <i>‘açıkça keyfî idari işlem veya müdahalelerle ya da ayrımcı saiklerle engellenmesi</i>’ halleri haricinde tersine yorum ile toplantı ve yürüyüş kapsamındaki şikayetlerde resmen ceza yargısına gerek olmadığı gibi garip bir sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca hangi suçların ‘etkili’ soruşturulmasına, hangi suçlarda ise ceza yargısının ‘gereksiz’ görülmesine karar verecek merci Anayasa mahkemesi midir? Mahkeme hangi yetkisine dayanarak suçları ve olayları kendi görüşüne göre tasnif edebilmektedir? Elbette ki AYM bu kararları alabilecek merci değildir, karar hukukun katledilmesi dışında bir hüküm içermemektedir.</p>

<p>Kararın 59. Paragrafı esasen en sorunlu kısımdır. ‘Münhasıran’ başvuruya konu olaylarda idari yargının yetkili görülmesi ve ceza yargısının korkunç boyutta dışlanmasına karar vermek, bu konuda bir değerlendirme yapmak aynı şekilde mahkemenin görevi değildir. Anayasa m.148/3’ göre AYM’ye <i>‘Başvuruda bulunabilmek için <u>olağan kanun yollarının</u> tüketilmiş olması şarttır.’ </i>6216 sayılı kanun m.45/2’ye göre de <i>‘İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için <u>kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının</u> bireysel başvuru yapılmadan önce <u>tüketilmiş olması</u> <u>gerekir</u>. </i>Temel soru burada sorulmalıdır; olağan kanun yollarını oluşturan ve bu yönde takdir yetkisine haiz olan merci hangisidir? Cevap elbette ki yasamadır. Hukuki dayanağı Anayasanın 142/1 Maddesinde bulunur; <strong><i><u>‘</u></i></strong><i><u>Mahkemelerin kuruluşu,</u> <u>görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.’</u> </i>Görüleceği üzere olağan ve olağanüstü yargı yollarına karar vermek kanun koyucunun görevidir. Kaldı ki mahkemenin kanununda dahi ‘<strong>kanunda öngörülmüş</strong>’ yolların tüketilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Hal böyle olunca toplantı ve gösteri özgürlüğü ihlal edilen bir bireyin başvurabileceği hukuki çarelere de karar vermek <strong><u>‘Münhasıran’</u> </strong>yasamanın görevidir. Kanun koyucu ise zaten açık ve net bir biçimde bu hakkı ihlal edilen kişilere başvurabileceği hukuki yolları göstermiştir. TCK m. 257’ye göre <u>‘Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine...</u> <u>neden olan ... kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’</u> Hal böyle iken kişiler elbette ki belirtilen suçun işlendiği iddiası ile suç duyurularında bulunabilir, muhakeme hukuku çerçevesinde haklarını arayabilir. Buradaki sorun başvuruya konu olayların TCK m.257’de düzenlenen suçu oluşturup oluşturmadığı değildir, bu yargısal süreçler sonucunda belirlenebilecek bir husustur. Sorun, yargısal süreçlerin bu çeşit dosyalarda peşinen kanun koyucunun öngörmediği bir ‘yorum’ sonucu engellenmesidir.</p>

<p>Peki AYM'nin bireysel başvuruda görevi nedir? Mahkeme sadece başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğini kontrol eder. Örneğin bir ceza davasında mahkemenin yapması gereken olağan muhakeme yolları tüketilmiş mi sorusunun cevabını bulmaktır. Bir ceza dosyasında olağan kanun yolunun hangisi olduğuna karar vermek değildir. Oysa eldeki dosyada hangi dosya için hangi yargı yolunun kullanılması gerektiği belirtilmiştir. Gösterildiği üzere mahkemeye bu konuda bir takdir yetkisi verilmemiştir, mahkeme sadece mevcut hukuki çarelerin tüketilip tüketilmediğinin tespiti ile yükümlüdür. Dolayısıyla <strong>mahkeme çarenin ne olduğuna karar veremez</strong>. Hal böyle olunca somut kararda <i>‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetler bakımından, sorumlu kamu görevlileri hakkında yürütülecek bir <strong>ceza soruşturmasının, olağan başvuru yollarının tüketilmesi şartını karşılamadığı; bu tür müdahalelerde başvurulması gereken başvuru yolunun münhasıran idari yargı yolu olduğu sonucu</strong></i>’<a href="#_bookmark4"><sup>5</sup></a> tamamen hatalı, keyfi bir ‘değerlendirmedir’.</p>

<p>Fonksiyon gaspı Devletin erklerinin birbirlerinin yerine geçmesi olduğuna göre AYM’nin kanun koyucunun yerine geçerek ve pozitif hukukta var olmayan bir değerlendirme yaparak muhakeme hukukunu değiştirmeye teşebbüs etmesi bir fonksiyon gaspıdır. Müeyyidesi ise ‘yokluktur’<a href="#_bookmark5"><sup>6</sup></a></p>

<p><strong>3) ​AYM Negatif Yargısal Aktivizm Örneği Sergilemiştir</strong></p>

<p>İlk olarak yargısal aktivizm kavramı tanımlanmalıdır. Amerikan hukuku kökenli olan bu kavram için karşılaştırmalı kaynaklara bakmakta fayda vardır. Keenan D. Kmiec’e göre <i>‘Yargıçlar, “yargı koltuğundan yasa çıkardıklarında” yargı aktivisti olarak nitelendirilirler.’</i><a href="#_bookmark6"><i><sup>7</sup></i></a><i> </i>Yazarın Hakim Stevens’tan yaptığı alıntıya göre ‘<i>Gerçek davalar ve ihtilaflar üzerinde karar verme sürecinin kaçınılmaz bir yan ürünü olarak hukuk oluşturmak, yargı işlevinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak bu tür bir davada yeni hukuk oluşturmak amacıyla bu kadar açıkça ve gereksiz bir şekilde müdahale etmek, küstah bir yargı aktivizmidir.’</i><a href="#_bookmark7"><i><sup>8</sup></i></a>Dolayısıyla yargısal aktivizm, mahkemelerin yasamanın öngörmediği veya kabul etmediği hukuk normları yaratması veya mevcut normları değiştirmesi olarak tanımlanabilir.</p>

<p>Bu noktada Amerikan hukukunda oldukça tartışma yaratan emsal bir karara değinmekte fayda vardır. 1973 tarihli Amerikan Yüksek Mahkemesi, Roe v. Wade kararında kürtaj hakkının Anayasal bir hak olduğunu belirtmiş fakat bunu yaparken aşırı geniş yorumlamalarda bulunmuş ve Amerikan anayasasının sınırlarını zorlamıştır. Bu nedenle kürtaj hakkını savunan kimi hukukçular dahi söz konusu karara sahip çıkamamıştır. Örnek olarak John Hart Ely, bu hakkın varlığını desteklediğini belirtse de ‘<i>Son derece korunan bu hak, Anayasa’nın lafzından, söz konusu spesifik sorunla ilgili Anayasa’yı hazırlayanların düşüncelerinden, onların Anayasa’ya dahil ettikleri hükümlerden çıkarılabilecek herhangi bir genel değerden ya da ülkenin yönetim yapısından çıkarılmamaktadır</i>.’<a href="#_bookmark8">9</a> şeklinde belirtmiştir. Ardından yazar ‘<i>Tarafsız ve kalıcı bir ilke, bir güzellik ve sonsuz bir sevinç kaynağı olabilir. <u>Ancak Anayasa’nın özel olarak</u> <u>belirlediği herhangi bir değerle bağlantısı yoksa, bu bir anayasal ilke değildir ve Mahkeme’nin</u> <u>bunu dayatma hakkı yoktur</u></i>.<a href="#_bookmark9">'<sup>10</sup></a> şeklinde belirtmiştir.</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalar ışığında makaleye konu karar değerlendirildiğinde söz konusu kararın negatif açıdan bir yargısal aktivizm örneği olduğu görülecektir. Amerikan mahkemesi aktarılan kararında yeni bir hak yaratmış veya bir hakkı anayasal güvenceye kavuşturmuştur. Tartışmalı da olsa mahkemenin bir hak koruma çabası vardır. Türk Anayasa Mahkemesi ise tam tersi şekilde kişilerin pozitif hukukta zaten sahip olduğu hak arama özgürlüğünü keyfi şekilde kısıtlamıştır. Kendisine karşı suç işlenildiğini düşünen bir kişi karara göre ceza adaletine sığındığında ve sonuç elde edemediğinde AYM önünde hakkını arayamayacak, <i>‘Münhasıran’ </i>idari yargıya başvurmak zorunda bırakılacaktır. Böylesi bir kısıtlamanın hak daraltıcı nitelikte olduğundan bahisle negatif açıdan yargısal aktivizm örneği oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p><strong>4) Söz konusu karar ile TCK m.257’nin ve Diğer Birçok Suç Tipinin Benzer Dosyalarda Uygulama Alanı Kalmamıştır.</strong></p>

<p>Karara göre yalnızca kötü muamele hallerinde ceza yargısı devreye girebilir. Dolayısıyla bir protestoya katılan bir kimse ancak kendisine karşı fiziki güç kullanıldığında ceza yargısına başvurma yolu açılır. Fakat bu durumda da kişinin başvurabileceği ceza maddesi artık TCK</p>

<p>m.257 değildir, yeri geldiğinde m.86, 94 ve 96<a href="#_bookmark10"><sup>11</sup></a> suçları olabilir. Peki bir gösteri ve yürüyüşte kamu makamları görevini hiç mi kötüye kullanmış olamaz? Somut örnek olarak basın açıklaması yapmak isteyen bir kişinin konuşması gözaltı tehdidi yoluyla kolluk kuvveti marifetiyle engellendiğinde ve kişi suç duyurusunda bulunduğunda, bu fiiller koşulları oluşursa TCK m. 106 ve 115<a href="#_bookmark11"><sup>12</sup></a>‘deki suçları oluşturabilir. Bunlar kabul edilmezse de bu fiil TCK m.257 kapsamında değerlendirilebilir. Dahası böylesi bir iddiada bulunulabilir. Örnek olayda kolluğun müdahalede bulunduğu hak AİHS‘in 11. maddesindeki toplantı özgürlüğüdür. Sözleşmenin 10. maddesindeki ifade özgürlüğüne yönelik bu müdahale bir toplantı sırasında gerçekleştiği için hak 11. madde kapsamında değerlendirilir.<a href="#_bookmark12"><sup>13</sup></a> Fakat AYM’nin bu kararına göre kişi eğer yürüyüş sırasında kötü muameleye maruz kalmamışsa tabiri caizse ’sesini çıkarmamalıdır’.</p>

<p>Hal böyle iken mahkeme sadece görevi kötüye kullanma suçunu değil, kötü muamele iddiaları dışında her suçu bu kapsama almıştır. Daha fazla örnek vermek gerekirse bir Avukatın bir yürüyüşte hukuka aykırı şekilde üstü aranmaya kalkılırsa ve Avukat buna direniş gösterip bunun sonucunda eylem alanına alınmaz ise bu TCK m.120’deki suça teşebbüsü düşündürebilir. Kolluğun bu fiili tek başına kötü muamele de teşkil etmez. Veya kimi zaman yürüyüşe katılan vatandaşlar ‘ablukaya’ alınmaktadır. Böylelikle kişilerin toplantı ve gösteri hakkı doğrudan etkilenmiş olur. Bu örnek ise TCK m.109’daki kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunu çağrıştırır. Fakat aynı şekilde bu fiiller tek başına kötü muamele teşkil etmeyebilir. Yine de bütün bu eylemler toplantı, gösteri ve yürüyüş kapsamında gerçekleşmiş ve bu sebeple AİHS m.11’in koruma alanına girmiş olabilir. Bu durumda mahkemeye göre kişilerin savcılığa başvurması ve bir sonuç alamaması kişilerin ‘olağan başvuru yollarını’ tüketmediği anlamına gelmektedir. Böylesi bir kabul en hafif tabirle bir akıl tutulmasıdır.</p>

<p>Bir başka garabet ise yine kararın 47. Paragrafında bulunmaktadır. Metni tekrar paylaşmakta fayda vardır; ‘<i>Yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline sebebiyet verilmesi ya da nefret söyleminin önlenmesi bağlamında etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunsa da <u>toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından kural olarak böyle bir yükümlülük</u> <u>söz konusu değildir</u></i><u>’.</u> Lafız dikkatli okunduğunda aslında fiziksel bütünlüğün ihlali iddialarında etkili soruşturma yükümlülüğü vardır fakat bu yükümlülük kural olarak yürüyüş hakkı için mevcut değildir. Paragrafın diğer cümlesi ise bu kurala iki istisna öngörmüştür; <i>açıkça keyfî idari işlem veya müdahaleler ve ayrımcı saiklerle hakkın engellenmesi hallerinde </i>ceza yargısının ‘etkili’ olabileceği belirtilmiştir. Dikkat edilirse kötü muamele iddiaları bu paragraftaki kurala istisna oluşturan bir sebep olarak sayılmamıştır. Fakat daha sonra birdenbire</p>

<p>59. paragrafta kötü muamele iddiasının bulunduğu yürüyüş hakkı ihlali iddialarında da ceza yargısının ‘etkili’ olabileceği fikri ortaya atılmış, böylelikle 47. paragrafın ikinci cümlesi ile çelişkili bir sonuca varılmış, en nihayetinde de başvurucu kötü muamele iddiasında bulunmadığı için başvuru reddedilmiştir. Oysa başvuruda hem ayrımcılık hem keyfilik iddiası mevcuttur. Mahkeme her nedense ilk oluşturduğu ‘kuraldaki’ kriteri esas almamış yani ayrımcılık ve keyfilik iddiası üzerinden detaylı bir değerlendirme yapmamış,<a href="#_bookmark13"><sup>14</sup></a> kötü muamele iddiasını 47. Paragrafın lafzına aykırı şeklide ana değerlendirme kriteri varsaymış ve karma karışık bir sonuca ulaşmıştır. Böylelikle üzerinde sıkça durulan 59. Paragraf, 47. paragrafın ikinci cümlesini <i>fiilen </i>bertaraf etmiş gözükmektedir. Bu vesile ile kararın yazımında ciddi bir özensizlik de göze çarpmaktadır.</p>

<p>Mahkeme bu çıkarımı ile yürüyüş hakkı sebebiyle açılabilecek ceza davalarını kötü muamele iddiaları hariç tamamen yok saymıştır. Yürüyüş sırasında ancak kötü muamele iddiası gündeme geldiğinde ceza yolunun etkili görülmesi, yürüyüş hakkının kendisi kapsamında işlenebilecek diğer tüm suçların cezalandırılmasını etkisiz ve gereksiz görmek sonucuna ulaştırır. Bir diğer husus ise mahkemenin ceza yargısına sözde ‘izin’ verdiği ‘<i>açıkça keyfî idari işlem veya müdahaleler ya da ayrımcı saiklerle hakkın engellenmesi halleri’ </i>TCK anlamında hangi suçlara karşılık gelmektedir? Ancak yorum yolu ile bu boşluk doldurabilir fakat 257. madde zaten torba bir hükümdür, başka hiçbir madde tatbik edilemezse devreye girer. Dolayısıyla 257. Maddedeki suçun işlendiğinden bahisle yapılan soruşturmalar/kovuşturmalar zaten AYM’nin kriterine uyar gözükmektedir.</p>

<p>Bir diğer özensizlik ise AYM’nin kararın 22. Paragrafında vermiş olduğu Yargıtay kararlarında gözükmektedir. Kararda verilen en sondaki Yargıtay ilamında<a href="#_bookmark14"><sup>15</sup></a> mahkemenin beraat gerekçesi sanık aleyhine idare mahkemesince verilmiş kararın yeterli olması değildir. Beraat kararının gerekçesi ‘<i>sanığın belirtilen suçları işlemek kastıyla hareket ettiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı</i>’ şeklinde yazılmıştır. Hukuken idare mahkemesinin mağdurun lehine karar verdiği durumlarda dahi ceza yargısı devreye girebilir ve suçu ispat edilebilirse sanık cezaya mahkum edilebilir. Atıf yapılan kararda da ceza yargısı, idare mahkemesinin kararına rağmen devreye girmiştir. Zaten ceza yargısı ile idari yargının hem felsefik hem maddi açıdan tamamen farklı olduğu ve bu ikisinin birbirini dışlamadığı izahtan varestedir. Bu temel farklılıktan AYM hakimlerinin haberi yok mudur?</p>

<p><strong>5) ​Nihai Değerlendirme</strong></p>

<p>Bir fiil başkasına zarar veriyorsa hukuk, zarar verenin tazmin sorumluluğunu doğurur. Bu fiil aynı zamanda suç oluşturabileceği gibi zarar sadece hukuki veya idari tazminle de giderilebilir. Örnek olarak hakaret suçunda sanıklar ceza yaptırımı haricinde hukuk mahkemelerinde tazminat da ödemeye mecbur bırakılabilirler. AYM’nin mantığı ile düşünülecek olunursa o halde bu kişilerin ceza yoluna gitmeleri gerekmemektedir, sadece hukuk mahkemelerinde tazminat aramaları hukuk düzeninde beklenendir. Oysaki ceza yargılamasının kendisine has özellikleri bulunmaktadır.</p>

<p>Cezalandırmanın amaçları farklıdır. Cezanın genel ve özel önleyici fonksiyonu ayrıca kefaret teorisi gibi teoriler bir amaca hizmet eder. İdari yargıda ise bu amaç ve fonksiyonların hiçbiri yoktur (§53), sadece hukuka aykırı işlem iptal edilir ya da kişilerin zararı tazmin edilir. İdari yargının cezalandırma gibi bir amacı zaten hiç yoktur. Dolayısıyla ceza gerektiren dosyalarda kişileri idari yargıya hapsetmek ve diğer tüm hukuki çareleri ‘olağan dışı’ nitelemek ve tamda bu nedenle başvuruları usulden reddetmek AYM eliyle kişilerin hak arama özgürlüğüne açık bir müdahale teşkil etmektedir. Bir suçun mağduru olduğunu iddia eden bir kimseye idare mahkemelerinin başvuru yolu olarak gösterilmesi aynı zamanda mantıksal bir imkansızlık halini içerir. Bir suçun işlenip işlenmediğine idare mahkemeleri mi karar verecektir? Ceza hukuku anlamında mağdur olduğu iddiasında bulunan bir kişi derdini idare mahkemesi başkanına mı anlatmalıdır? Böylesi bir zorlama en hafif tabir ile hukukun temellerinin yok edilmesidir.</p>

<p>AYM bu kararı ile mevcut bir hukuki yolun etkililiğini denetlememiştir. Mahkemenin yapabileceği zaten yasama faaliyeti ile oluşturulan bir başvuru yolunun etkililiğini denetlemekten ibarettir. Pozitif hukukta bireylere tanınan mevcut yolların bireyler tarafından nasıl kullanılacağına bir mahkeme karar veremez. Hangi hukuki yolun hangi davalar için var olduğuna yasama karar verir. Ortada hukuki bir ihtilaf veya boşluk da yoktur. Ceza adaleti herkes için zaten erişilebilir kılınmıştır. AYM makaleye konu başvuruda başvurucunun hukuki yolları tüketip tüketmediğini denetlememiş; kanunla zaten mevcut olan ceza yargısına hangi olaylarda başvurulabileceğini yetkisinin dışına çıkarak yeniden belirlemiştir. Mahkeme, söz konusu dava türlerinde ceza adaletine gidilmesini <i><u>zımnen </u></i>yasaklamış, alenen ise ‘etkisiz’ kılmıştır. Karar elbette ki kişilerin belirtilen olaylarda savcılıklara başvurmasını doğrudan yasaklamamaktadır fakat artık savcılıklara giden kişiler dosya AYM aşamasına geldiğinde başvurunun esasına hiç girilmeden reddedileceğini bileceklerdir. Böylesi pratik, kişilerin ceza yargısı sisteminde hak aramaktan vazgeçmelerine sebep olacaktır. Böylesi bir kabul mahkemeye erişim hakkına (AİHS m.6/1, Any. m.36) doğrudan bir haksız müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p>İdari dava sonucunda toplantı ve gösteri hakkı hukuka aykırı şekilde engellenmiş bir kişi giderim olarak sadece tazminat alabilir. Bu noktada iptal davası da etkili değildir çünkü örneğin tarihi bir günde yapılması engellenen bir yürüyüş hakkında açılan iptal davası 5 ay sonra lehe sonuçlansa bile o yürüyüşün tekrar yapılmasının artık bir anlamı kalmayacaktır. Yürütmenin durdurulması kararları ise uygulamada fiilen her zaman etkinlik/yürüyüş tarihi geçtikten sonra alınabilir veya alınamaz. AYM’nin yorumuna göre tazminat demek ki her derde deva bir ilaçtır. Bir suç iddiasının gideriminin sadece ‘tazminat’ olması bu anlayışı gösterir. Ortada işlendiği iddia olunan bir suçun soruşturulmasının dahi yapılmasının ‘olağan’ görülmeyip sadece tazminat yolunun açık gösterilmesi ciddi bir sorundur. Hak korumakla yükümlü bir mahkemenin, potansiyel mağdurlara sadece tazminat yolunu göstermesi mahkemenin hukuk ve adalet anlayışını sorgulatır.</p>

<p>Değinilmesi gereken bir diğer husus ise somut başvuruda belirtilen ve yılları bulan sürekli-tekrarlı yasaklama kararlarının her birinin idari davaya götürülmesi sonucu oluşacak yargıdaki yük birikimidir. Tek bir kişinin hukuka aykırı işlemleri yüzünden onlarca dava idare mahkemelerinde birikecektir. Bu, o şehirdeki idare mahkemelerinin de işleyişini yavaşlatacak, diğer dosyalarda hak arayan kişilerin adalete kavuşmasını geciktirecektir. Kaldı ki İdare mahkemeleri her dosyada idari işlemin iptaline karar verse dahi Valilik tekrar aynı yönde yasaklama kararı verebilecektir. Bahsedilen ceza hukukunun caydırıcı ve önleyici rolü tam olarak burada devreye girebilmelidir. Yani etkili bir cezalandırma ihtimali olmadan bir kurum, sayısız mahkeme kararına rağmen aynı yönde adımlar atmaya devam edebilecektir.</p>

<p>Son olarak ceza yargısında Devlet resen harekete geçerek gerekli yaptırımı uygularken idari yargıda mağdur kişiler davalarını kendileri takip etmelidirler. Dolayısıyla görevini kötüye kullanan bir kamu görevlisinin fiillerinin denetlenmesi ancak mağdurların sürekli idari dava açmaları halinde mümkün olacaktır. Oysa Devlet adaleti resen tesis etmelidir. Ceza hukukunun da Devlete verdiği görev budur. Dolayısıyla AYM’nin bu tutumu mağdurlarda haksız ve orantısız bir külfet oluşturur ve Devletin her zaman adaletin bekçisi olmayabileceği sonucunu ortaya çıkartır. Böylesi bir sonucu da ‘Hukuk’ devleti sınırları içerisinde kabul etmek mümkün değildir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/sait-bager-mervan.jpeg" /></p>

<p><strong>Av. Sait Bager MERVAN</strong></p>

<p></p>

<p>----</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202235-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">1 https://www.hukukihaber.net/aymnin-202235-basvuru-numarali-karari</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">2 AİHM, Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8 Temmuz 2004, § 43.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>3</sup> Kemal Gözler/Gürsel Kaplan, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 22. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa 2020, s. 293.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>4</sup> AYM, E.2014/57, K.2014/81, 10/4/2014</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>5</sup> par.59.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>6</sup> Gözler/ Kaplan, Supra note 3.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>7</sup> Keenan D. Kmiec, “The Origin and Current Meanings of ‘Judicial Activism’”, <i>California Law Review</i>, C. 92, S. 5, 2004, s. 1471.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>8</sup> Ibid.</span></p>

<p><!--{C}%3C!%2D%2D%5Bif%20gte%20vml%201%5D%3E%3Co%3Awrapblock%3E%3Cv%3Ashape%20id%3D%22Graphic_x0020_5%22%20o%3Aspid%3D%22_x0000_s1028%22%20style%3D'position%3Aabsolute%3B%20margin-left%3A70.75pt%3Bmargin-top%3A20.75pt%3Bwidth%3A144.1pt%3Bheight%3A.5pt%3Bz-index%3A-15726592%3B%20visibility%3Avisible%3Bmso-wrap-style%3Asquare%3Bmso-wrap-distance-left%3A0%3B%20mso-wrap-distance-top%3A0%3Bmso-wrap-distance-right%3A0%3Bmso-wrap-distance-bottom%3A0%3B%20mso-position-horizontal%3Aabsolute%3Bmso-position-horizontal-relative%3Apage%3B%20mso-position-vertical%3Aabsolute%3Bmso-position-vertical-relative%3Atext%3B%20v-text-anchor%3Atop'%20coordsize%3D%221830070%2C6350%22%20o%3Agfxdata%3D%22UEsDBBQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4CAAATAAAAW0NvbnRlbnRfVHlwZXNdLnhtbKSRvU7DMBSF%0AdyTewfKKEqcMCKEmHfgZgaE8wMW%2BSSwc27JvS%2Fv23KTJgkoXFsu%2BP%2Bc7Ol5vDoMTe0zZBl%2FLVVlJ%0AgV4HY31Xy4%2FtS3EvRSbwBlzwWMsjZrlprq%2FW22PELHjb51r2RPFBqax7HCCXIaLnThvSAMTP1KkI%0A%2Bgs6VLdVdad08ISeCho1ZLN%2BwhZ2jsTzgcsnJwldluLxNDiyagkxOquB2Knae%2FOLUsyEkjenmdzb%0AmG%2FYhlRnCWPnb8C898bRJGtQvEOiVxjYhtLOxs8AySiT4JuDystlVV4WPeM6tK3VaILeDZxIOSsu%0Ati%2FjidNGNZ3%2FJ08yC1dNv9v8AAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEArTA%2F8cEAAAAyAQAACwAAAF9y%0AZWxzLy5yZWxzhI%2FNCsIwEITvgu8Q9m7TehCRpr2I4FX0AdZk2wbbJGTj39ubi6AgeJtl2G9m6vYx%0AjeJGka13CqqiBEFOe2Ndr%2BB03C3WIDihMzh6RwqexNA281l9oBFTfuLBBhaZ4ljBkFLYSMl6oAm5%0A8IFcdjofJ0z5jL0MqC%2FYk1yW5UrGTwY0X0yxNwri3lQgjs%2BQk%2F%2BzfddZTVuvrxO59CNCmoj3vCwj%0AMfaUFOjRhrPHaN4Wv0VV5OYgm1p%2BLW1eAAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEARFNvXGcCAADBBQAA%0AHwAAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54bWysVE1v2zAMvQ%2FYfxB0b%2B2kSOoEdYqt%0AW4sBRVc0GXZmZMU2JkuapLjOvx8lW4mRAQX2kUNEmY9P5COlm9uuEaTlxtZK5nRymVLCJVNFLcuc%0AftvcX2SUWAeyAKEkz%2BmBW3q7ev%2FuBpalAV3VjCCDtEvIaeWcXiaJZRVvwF4qzSX6dso04HBryqQw%0A8IrMjUimaTpPGqglXZ2oPoEDsjf1X1AJxX7w4g5kCxYpBVuOvww5CvbvzLCU7YPRa%2F1sfObsqX02%0ApC5yispJaFAimgyOAYbb5CyqPBF0O9N4vNrtSJfTbJHNpjNKDjm9Xszn6fWsp%2BOdIwz9k%2BwqTa%2Fx%0ALIaI%2BdUsHU6rvr4dz6rPbzFggn0iaIySs9qnJtvfq8UU%2B2ofhikY8kQ9ItjqR2yK7cs%2Ffg9SnCC9%0Aiv9DhGMJ2JS9dQ9cBV2hfbQudKQsogVVtFgno2k4c0TkVFDicuooMTk1lGxzuu011uB8nFfEm%2BR1%0A1I1qaIZ3NqrlGxVgzrd0kk0X2WQeehrahZmeMEKOsdhY7GtERV9cdeDrMbH3SBbdce1h42P%2FCHx%2B%0AOhPK8r6Lvu4wzUct8Pix2laJurivhfDlW1Nu74QhLaCsafh5JTFkBPO74S65bh3mzXUfVXHwDFtc%0A8Xq94ozl1P7cg%2BGUiC%2FShuvmomGisY2GceJO%2BVPD86KNdZvuOxhNvIndxev0pNYVaB4AcUgwmRPW%0AJyDVh71Tu9pPEDr7fLxDWLd2B%2BF1wRj%2Fx2XxDAZeMF8B%2FvV05mLzMhSMCAw%2FFba3fK1fcOJ63r7y%0AIAUCzx6vEDo8tv6FHO9XvwAAAP%2F%2FAwBQSwMEFAAGAAgAAAAhAOFRNx%2FPBgAA5hsAABoAAABjbGlw%0AYm9hcmQvdGhlbWUvdGhlbWUxLnhtbOxZzW%2FcRBS%2FI%2FE%2FjHxvs9%2FNRt1U2c1uA23aKNkW9Thrz9rT%0AjD3WzGzSvaH2iISEKIgDlbhxQEClVuJS%2FppAERSp%2FwJvZmyvJ%2BuQtI2gguaQtZ9%2F877fm6%2FLV%2B7F%0ADB0QISlPel79Ys1DJPF5QJOw590ajy6sekgqnASY8YT0vDmR3pX199%2B7jNd8RtMJxyIYRyQmCBgl%0Acg33vEipdG1lRfpAxvIiT0kC36ZcxFjBqwhXAoEPQUDMVhq1WmclxjTx1oGj0oyGDP4lSmqCz8Se%0AZkNQgmOQfnM6pT4x2GC%2FrhFyLgdMoAPMeh7wDPjhmNxTHmJYKvjQ82rmz1tZv7yC17JBTJ0wtjRu%0AZP6ycdmAYL9hZIpwUgitj1rdS5sFfwNgahk3HA4Hw3rBzwCw74OlVpcyz9Zotd7PeZZA9nGZ96DW%0ArrVcfIl%2Fc0nnbr%2Ffb3czXSxTA7KPrSX8aq3T2mg4eAOy%2BPYSvtXfGAw6Dt6ALL6zhB9d6nZaLt6A%0AIkaT%2FSW0DuholHEvIFPOtirhqwBfrWXwBQqyocguLWLKE3VSrsX4LhcjAGggw4omSM1TMsU%2B5OQA%0AxxNBsRaA1wgufbEkXy6RtCwkfUFT1fM%2BTHHilSAvn33%2F8tkTdHT%2F6dH9n44ePDi6%2F6Nl5IzawklY%0AHvXi28%2F%2BfPQx%2BuPJNy8eflGNl2X8rz988svPn1cDoXwW5j3%2F8vFvTx8%2F%2F%2BrT3797WAHfEHhSho9p%0ATCS6QQ7RLo%2FBMOMVV3MyEa82YhxhWh6xkYQSJ1hLqeA%2FVJGDvjHHLIuOo0efuB68LaB9VAGvzu46%0ACu9FYqZoheRrUewAtzlnfS4qvXBNyyq5eTxLwmrhYlbG7WJ8UCV7gBMnvsNZCn0zT0vH8EFEHDV3%0AGE4UDklCFNLf%2BD4hFdbdodTx6zb1BZd8qtAdivqYVrpkTCdONi0GbdEY4jKvshni7fhm%2Bzbqc1Zl%0A9SY5cJFQFZhVKD8mzHHjVTxTOK5iOcYxKzv8OlZRlZJ7c%2BGXcUOpINIhYRwNAyJl1ZibAuwtBf0a%0Aho5VGfZtNo9dpFB0v4rndcx5GbnJ9wcRjtMq7B5NojL2A7kPKYrRDldV8G3uVoh%2Bhzjg5MRw36bE%0ACffp3eAWDR2VFgmiv8yEjiW0aqcDxzT5u3bMKPRjmwPn146hAT7%2F%2BlFFZr2tjXgD5qSqStg61n5P%0Awh1vugMuAvr299xNPEt2CKT58sTzruW%2Ba7nef77lnlTPZ220i94KbVevG%2Byi2CyR4xNXyFPK2J6a%0AM3JdmkWyhHkiGAFRjzM7QVLsmNIIHrO%2B7uBCgc0YJLj6iKpoL8IpLLDrnmYSyox1KFHKJWzsDLmS%0At8bDIl3ZbWFbbxhsP5BYbfPAkpuanO8LCjZmtgnN5jMX1NQMziqseSljCma%2FjrC6VurM0upGNdPq%0AHGmFyRDDZdOAWHgTFiAIli3g5Q7sxbVo2JhgRgLtdzv35mExUTjPEMkIBySLkbZ7OUZ1E6Q8V8xJ%0AAORORYz0Ju8Ur5WkdTXbN5B2liCVxbVOEJdH702ilGfwIkq6bo%2BVI0vKxckSdNjzuu1G20M%2BTnve%0AFPa08BinEHWp13yYhXAa5Cth0%2F7UYjZVvohmNzfMLYI6HFNYvy8Z7PSBVEi1iWVkU8N8ylKAJVqS%0A1b%2FRBreelwE2019Di%2BYqJMO%2FpgX40Q0tmU6Jr8rBLlG07%2Bxr1kr5TBGxFwWHaMJmYhdD%2BHWqgj0B%0AlXA0YTqCfoFzNO1t88ltzlnRlU%2BvDM7SMUsjnLVbXaJ5JVu4qeNCB%2FNWUg9sq9TdGPfqppiSPydT%0Aymn8PzNFzydwUtAMdAR8OJQVGOl67XlcqIhDF0oj6o8ELBxM74BsgbNY%2BAxJBSfI5leQA%2F1ra87y%0AMGUNGz61S0MkKMxHKhKE7EBbMtl3CrN6NndZlixjZDKqpK5MrdoTckDYWPfAjp7bPRRBqptukrUB%0Agzuef%2B57VkGTUC9yyvXm9JBi7rU18E%2BvfGwxg1FuHzYLmtz%2FhYoVs6odb4bnc2%2FZEP1hscxq5VUB%0AwkpTQTcr%2B9dU4RWnWtuxlixutHPlIIrLFgOxWBClcN6D9D%2BY%2F6jwmb1t0BPqmO9Cb0Vw0aCZQdpA%0AVl%2BwCw%2BkG6QlTmDhZIk2mTQr69ps6aS9lk%2FW57zSLeQec7bW7CzxfkVnF4szV5xTi%2Bfp7MzDjq8t%0A7URXQ2SPlyiQpvlGxgSm6tZpG6doEtZ7Htz8QKDvwRPcHXlAa2haQ9PgCS6EYLFkb3F6XvaQU%2BC7%0ApRSYZk5p5phWTmnllHZOgcVZdl%2BSUzrQqfQVB1yx6R8P5bcZsILLbj%2Fypupcza3%2FBQAA%2F%2F8DAFBL%0AAwQUAAYACAAAACEAnGZGQbsAAAAkAQAAKgAAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9fcmVscy9kcmF3%0AaW5nMS54bWwucmVsc4SPzQrCMBCE74LvEPZu0noQkSa9iNCr1AcIyTYtNj8kUezbG%2BhFQfCyMLPs%0AN7NN%2B7IzeWJMk3ccaloBQae8npzhcOsvuyOQlKXTcvYOOSyYoBXbTXPFWeZylMYpJFIoLnEYcw4n%0AxpIa0cpEfUBXNoOPVuYio2FBqrs0yPZVdWDxkwHii0k6zSF2ugbSL6Ek%2F2f7YZgUnr16WHT5RwTL%0ApRcWoIwGMwdKV2edNS1dgYmGff0m3gAAAP%2F%2FAwBQSwECLQAUAAYACAAAACEAu%2BVIlAUBAAAeAgAA%0AEwAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAW0NvbnRlbnRfVHlwZXNdLnhtbFBLAQItABQABgAIAAAAIQCtMD%2Fx%0AwQAAADIBAAALAAAAAAAAAAAAAAAAADYBAABfcmVscy8ucmVsc1BLAQItABQABgAIAAAAIQBEU29c%0AZwIAAMEFAAAfAAAAAAAAAAAAAAAAACACAABjbGlwYm9hcmQvZHJhd2luZ3MvZHJhd2luZzEueG1s%0AUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhAOFRNx%2FPBgAA5hsAABoAAAAAAAAAAAAAAAAAxAQAAGNsaXBib2FyZC90%0AaGVtZS90aGVtZTEueG1sUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhAJxmRkG7AAAAJAEAACoAAAAAAAAAAAAAAAAA%0AywsAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9fcmVscy9kcmF3aW5nMS54bWwucmVsc1BLBQYAAAAABQAF%0AAGcBAADODAAAAAA%3D%0A%22%20path%3D%22m1829816%2Cl%2C%2C%2C6350r1829816%2Cl1829816%2Cxe%22%20fillcolor%3D%22black%22%20stroked%3D%22f%22%3E%20%3Cv%3Apath%20arrowok%3D%22t%22%2F%3E%20%3Cw%3Awrap%20type%3D%22topAndBottom%22%20anchorx%3D%22page%22%2F%3E%20%3C%2Fv%3Ashape%3E%3C!%5Bendif%5D%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%5Bif%20gte%20vml%201%5D%3E%3C%2Fo%3Awrapblock%3E%3C!%5Bendif%5D%2D%2D%3E--></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>9</sup> John Hart Ely, “The Wages of Crying Wolf: A Comment on Roe v. Wade”, <i>The Yale Law Journal</i>, C. 82, S. 5, 1973, ss.935-936. (çeviri yazara aittir). Yazarın kürtaj hakkı için belirttiği, kararda öngörülen şema için ifadeleri şu şekildedir ‘Were I a legislator I would vote for a statute very much like the one the Court ends up drafting’ s. 926.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>10</sup> Ibid. s. 949.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>11</sup> Sırasıyla kasten yaralama, işkence ve eziyet suçları.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>12</sup> Sırasıyla tehdit ve inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçları.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>13</sup> <i>’10. maddede güvence altına alınan görüşlerin korunması ve bunları ifade etme özgürlüğü, 11. maddede yer alan toplanma özgürlüğünün amaçlarından biridir. 11. maddenin 2. fıkrasında sayılan meşru amaçlar ile sokaklarda veya diğer kamusal alanlarda toplanan kişilerin söz, jest veya hatta sessizlik yoluyla düşüncelerini serbestçe ifade etme hakkı arasında her zaman bir denge kurulmalıdır.‘ </i>AİHM, <i>Frumkin/Rusya</i>, B. No: 74568/12, 5 Ocak 2016, § 95.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>14</sup> Kararın sadece 60. Paragrafında ayrımcılık iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu kabul edilmiştir. Gerekçesi anlaşılamamaktadır çünkü olaya özgü herhangi bir değerlendirme mevcut değildir.</span></p>

<p><!--{C}%3C!%2D%2D%5Bif%20gte%20vml%201%5D%3E%3Co%3Awrapblock%3E%3Cv%3Ashape%20id%3D%22Graphic_x0020_6%22%20o%3Aspid%3D%22_x0000_s1027%22%20style%3D'position%3Aabsolute%3B%20margin-left%3A70.75pt%3Bmargin-top%3A22pt%3Bwidth%3A144.1pt%3Bheight%3A.5pt%3Bz-index%3A-15726080%3B%20visibility%3Avisible%3Bmso-wrap-style%3Asquare%3Bmso-wrap-distance-left%3A0%3B%20mso-wrap-distance-top%3A0%3Bmso-wrap-distance-right%3A0%3Bmso-wrap-distance-bottom%3A0%3B%20mso-position-horizontal%3Aabsolute%3Bmso-position-horizontal-relative%3Apage%3B%20mso-position-vertical%3Aabsolute%3Bmso-position-vertical-relative%3Atext%3B%20v-text-anchor%3Atop'%20coordsize%3D%221830070%2C6350%22%20o%3Agfxdata%3D%22UEsDBBQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4CAAATAAAAW0NvbnRlbnRfVHlwZXNdLnhtbKSRvU7DMBSF%0AdyTewfKKEqcMCKEmHfgZgaE8wMW%2BSSwc27JvS%2Fv23KTJgkoXFsu%2BP%2Bc7Ol5vDoMTe0zZBl%2FLVVlJ%0AgV4HY31Xy4%2FtS3EvRSbwBlzwWMsjZrlprq%2FW22PELHjb51r2RPFBqax7HCCXIaLnThvSAMTP1KkI%0A%2Bgs6VLdVdad08ISeCho1ZLN%2BwhZ2jsTzgcsnJwldluLxNDiyagkxOquB2Knae%2FOLUsyEkjenmdzb%0AmG%2FYhlRnCWPnb8C898bRJGtQvEOiVxjYhtLOxs8AySiT4JuDystlVV4WPeM6tK3VaILeDZxIOSsu%0Ati%2FjidNGNZ3%2FJ08yC1dNv9v8AAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEArTA%2F8cEAAAAyAQAACwAAAF9y%0AZWxzLy5yZWxzhI%2FNCsIwEITvgu8Q9m7TehCRpr2I4FX0AdZk2wbbJGTj39ubi6AgeJtl2G9m6vYx%0AjeJGka13CqqiBEFOe2Ndr%2BB03C3WIDihMzh6RwqexNA281l9oBFTfuLBBhaZ4ljBkFLYSMl6oAm5%0A8IFcdjofJ0z5jL0MqC%2FYk1yW5UrGTwY0X0yxNwri3lQgjs%2BQk%2F%2BzfddZTVuvrxO59CNCmoj3vCwj%0AMfaUFOjRhrPHaN4Wv0VV5OYgm1p%2BLW1eAAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEA7x79y2kCAADBBQAA%0AHwAAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54bWysVF1v2jAUfZ%2B0%2F2D5vU2AQgE1VBtb%0Aq0lVh4BpzxfHkGiO7dkmDf9%2B104MUSdV2gcP5Cb3%2BNxzz7V9d99UgtTc2FLJjA6uU0q4ZCov5SGj%0A37YPV1NKrAOZg1CSZ%2FTELb1fvH93B%2FODAV2UjCCDtHPIaOGcnieJZQWvwF4rzSXm9spU4PDVHJLc%0AwAsyVyIZpukkqaCUdHGh%2BgQOyNGUf0ElFPvB8yXIGixSCjbvf%2Bk0CvbvzDCX9aPRG70yXjl7rleG%0AlHlG0TkJFVpEky7RwfA1ebXqcCFo9qbyeLXfkyaj09l0PBxTcsro7GY4Gd%2BOWzreOMIwP5iO0vQW%0AazFETEbjtKtWfH17PSs%2Bv8WAAlshGPTEWe2lyfr3biex28duF0zObUew1U84FNu2jz6134MVF0jr%0A4v8w4dwCDuVo3SNXwVeon6wLEznkMYIiRqyRMTScOSIyKihxGXWUmIwaSnYZ3bWtaXB%2BnXfEh%2BSl%0AN42iG4ZPVqrmWxVgzo90MB3OpgM0DCcWxoVKLxgh%2B1gcbA8Vc%2FGpA1%2BLmYxuZl4XksV0fLawftk%2F%0AAkeNkY4JZXlbyfcdSp69wPJ9t60SZf5QCuHbt%2BawWwpDakBb0%2FDrFPdgSGC7s%2BSaTdhvrvmo8pNn%0A2OETj9cL7rGM2p9HMJwS8UXacNxcDEwMdjEwTiyVrxquF22s2zbfwWjiQ5wuHqdntSlA8wCImwTF%0AXLBegFQfjk7tS7%2BDMNnq8Qlh3cadhPcF1%2Fg%2FLvMVGFijXgH%2B9nTmarvuGkYELr80drR8o9e441re%0AtvNgBQJfXV5haXfZ%2Bhuy%2F774BQAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEA4VE3H88GAADmGwAAGgAAAGNs%0AaXBib2FyZC90aGVtZS90aGVtZTEueG1s7FnNb9xEFL8j8T%2BMfG%2Bz381G3VTZzW4Dbdoo2Rb1OGvP%0A2tOMPdbMbNK9ofaIhIQoiAOVuHFAQKVW4lL%2BmkARFKn%2FAm9mbK8n65C0jaCC5pC1n3%2Fzvt%2Bbr8tX%0A7sUMHRAhKU96Xv1izUMk8XlAk7Dn3RqPLqx6SCqcBJjxhPS8OZHelfX337uM13xG0wnHIhhHJCYI%0AGCVyDfe8SKl0bWVF%2BkDG8iJPSQLfplzEWMGrCFcCgQ9BQMxWGrVaZyXGNPHWgaPSjIYM%2FiVKaoLP%0AxJ5mQ1CCY5B%2BczqlPjHYYL%2BuEXIuB0ygA8x6HvAM%2BOGY3FMeYlgq%2BNDzaubPW1m%2FvILXskFMnTC2%0ANG5k%2FrJx2YBgv2FkinBSCK2PWt1LmwV%2FA2BqGTccDgfDesHPALDvg6VWlzLP1mi13s95lkD2cZn3%0AoNautVx8iX9zSeduv99vdzNdLFMDso%2BtJfxqrdPaaDh4A7L49hK%2B1d8YDDoO3oAsvrOEH13qdlou%0A3oAiRpP9JbQO6GiUcS8gU862KuGrAF%2BtZfAFCrKhyC4tYsoTdVKuxfguFyMAaCDDiiZIzVMyxT7k%0A5ADHE0GxFoDXCC59sSRfLpG0LCR9QVPV8z5MceKVIC%2Bfff%2Fy2RN0dP%2Fp0f2fjh48OLr%2Fo2XkjNrC%0ASVge9eLbz%2F589DH648k3Lx5%2BUY2XZfyvP3zyy8%2BfVwOhfBbmPf%2Fy8W9PHz%2F%2F6tPfv3tYAd8QeFKG%0Aj2lMJLpBDtEuj8Ew4xVXczIRrzZiHGFaHrGRhBInWEup4D9UkYO%2BMccsi46jR5%2B4HrwtoH1UAa%2FO%0A7joK70VipmiF5GtR7AC3OWd9Liq9cE3LKrl5PEvCauFiVsbtYnxQJXuAEye%2Bw1kKfTNPS8fwQUQc%0ANXcYThQOSUIU0t%2F4PiEV1t2h1PHrNvUFl3yq0B2K%2BphWumRMJ042LQZt0RjiMq%2ByGeLt%2BGb7Nupz%0AVmX1JjlwkVAVmFUoPybMceNVPFM4rmI5xjErO%2Fw6VlGVkntz4ZdxQ6kg0iFhHA0DImXVmJsC7C0F%0A%2FRqGjlUZ9m02j12kUHS%2Fiud1zHkZucn3BxGO0yrsHk2iMvYDuQ8pitEOV1Xwbe5WiH6HOODkxHDf%0ApsQJ9%2Bnd4BYNHZUWCaK%2FzISOJbRqpwPHNPm7dswo9GObA%2BfXjqEBPv%2F6UUVmva2NeAPmpKpK2DrW%0Afk%2FCHW%2B6Ay4C%2Bvb33E08S3YIpPnyxPOu5b5rud5%2FvuWeVM9nbbSL3gptV68b7KLYLJHjE1fIU8rY%0Anpozcl2aRbKEeSIYAVGPMztBUuyY0gges77u4EKBzRgkuPqIqmgvwikssOueZhLKjHUoUcolbOwM%0AuZK3xsMiXdltYVtvGGw%2FkFht88CSm5qc7wsKNma2Cc3mMxfU1AzOKqx5KWMKZr%2BOsLpW6szS6kY1%0A0%2BocaYXJEMNl04BYeBMWIAiWLeDlDuzFtWjYmGBGAu13O%2FfmYTFROM8QyQgHJIuRtns5RnUTpDxX%0AzEkA5E5FjPQm7xSvlaR1Nds3kHaWIJXFtU4Ql0fvTaKUZ%2FAiSrpuj5UjS8rFyRJ02PO67UbbQz5O%0Ae94U9rTwGKcQdanXfJiFcBrkK2HT%2FtRiNlW%2BiGY3N8wtgjocU1i%2FLxns9IFUSLWJZWRTw3zKUoAl%0AWpLVv9EGt56XATbTX0OL5iokw7%2BmBfjRDS2ZTomvysEuUbTv7GvWSvlMEbEXBYdowmZiF0P4daqC%0APQGVcDRhOoJ%2BgXM07W3zyW3OWdGVT68MztIxSyOctVtdonklW7ip40IH81ZSD2yr1N0Y9%2BqmmJI%2F%0AJ1PKafw%2FM0XPJ3BS0Ax0BHw4lBUY6XrteVyoiEMXSiPqjwQsHEzvgGyBs1j4DEkFJ8jmV5AD%2FWtr%0AzvIwZQ0bPrVLQyQozEcqEoTsQFsy2XcKs3o2d1mWLGNkMqqkrkyt2hNyQNhY98COnts9FEGqm26S%0AtQGDO55%2F7ntWQZNQL3LK9eb0kGLutTXwT698bDGDUW4fNgua3P%2BFihWzqh1vhudzb9kQ%2FWGxzGrl%0AVQHCSlNBNyv711ThFada27GWLG60c%2BUgissWA7FYEKVw3oP0P5j%2FqPCZvW3QE%2BqY70JvRXDRoJlB%0A2kBWX7ALD6QbpCVOYOFkiTaZNCvr2mzppL2WT9bnvNIt5B5zttbsLPF%2BRWcXizNXnFOL5%2BnszMOO%0Ary3tRFdDZI%2BXKJCm%2BUbGBKbq1mkbp2gS1nse3PxAoO%2FBE9wdeUBraFpD0%2BAJLoRgsWRvcXpe9pBT%0A4LulFJhmTmnmmFZOaeWUdk6BxVl2X5JTOtCp9BUHXLHpHw%2FltxmwgstuP%2FKm6lzNrf8FAAD%2F%2FwMA%0AUEsDBBQABgAIAAAAIQCcZkZBuwAAACQBAAAqAAAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL19yZWxzL2Ry%0AYXdpbmcxLnhtbC5yZWxzhI%2FNCsIwEITvgu8Q9m7SehCRJr2I0KvUBwjJNi02PyRR7Nsb6EVB8LIw%0As%2Bw3s037sjN5YkyTdxxqWgFBp7yenOFw6y%2B7I5CUpdNy9g45LJigFdtNc8VZ5nKUxikkUigucRhz%0ADifGkhrRykR9QFc2g49W5iKjYUGquzTI9lV1YPGTAeKLSTrNIXa6BtIvoST%2FZ%2FthmBSevXpYdPlH%0ABMulFxagjAYzB0pXZ501LV2BiYZ9%2FSbeAAAA%2F%2F8DAFBLAQItABQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4C%0AAAATAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAABbQ29udGVudF9UeXBlc10ueG1sUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhAK0w%0AP%2FHBAAAAMgEAAAsAAAAAAAAAAAAAAAAANgEAAF9yZWxzLy5yZWxzUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhAO8e%0A%2FctpAgAAwQUAAB8AAAAAAAAAAAAAAAAAIAIAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54%0AbWxQSwECLQAUAAYACAAAACEA4VE3H88GAADmGwAAGgAAAAAAAAAAAAAAAADGBAAAY2xpcGJvYXJk%0AL3RoZW1lL3RoZW1lMS54bWxQSwECLQAUAAYACAAAACEAnGZGQbsAAAAkAQAAKgAAAAAAAAAAAAAA%0AAADNCwAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL19yZWxzL2RyYXdpbmcxLnhtbC5yZWxzUEsFBgAAAAAF%0AAAUAZwEAANAMAAAAAA%3D%3D%0A%22%20path%3D%22m1829816%2Cl%2C%2C%2C6349r1829816%2Cl1829816%2Cxe%22%20fillcolor%3D%22black%22%20stroked%3D%22f%22%3E%20%3Cv%3Apath%20arrowok%3D%22t%22%2F%3E%20%3Cw%3Awrap%20type%3D%22topAndBottom%22%20anchorx%3D%22page%22%2F%3E%20%3C%2Fv%3Ashape%3E%3C!%5Bendif%5D%2D%2D%3E--></p>

<p><!--{C}%3C!%2D%2D%5Bif%20gte%20vml%201%5D%3E%3Co%3Awrapblock%3E%3Cv%3Ashape%20id%3D%22Graphic_x0020_7%22%20o%3Aspid%3D%22_x0000_s1026%22%20style%3D'position%3Aabsolute%3B%20margin-left%3A70.75pt%3Bmargin-top%3A14.65pt%3Bwidth%3A144.1pt%3Bheight%3A.5pt%3Bz-index%3A-15725568%3B%20visibility%3Avisible%3Bmso-wrap-style%3Asquare%3Bmso-wrap-distance-left%3A0%3B%20mso-wrap-distance-top%3A0%3Bmso-wrap-distance-right%3A0%3Bmso-wrap-distance-bottom%3A0%3B%20mso-position-horizontal%3Aabsolute%3Bmso-position-horizontal-relative%3Apage%3B%20mso-position-vertical%3Aabsolute%3Bmso-position-vertical-relative%3Atext%3B%20v-text-anchor%3Atop'%20coordsize%3D%221830070%2C6350%22%20o%3Agfxdata%3D%22UEsDBBQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4CAAATAAAAW0NvbnRlbnRfVHlwZXNdLnhtbKSRvU7DMBSF%0AdyTewfKKEqcMCKEmHfgZgaE8wMW%2BSSwc27JvS%2Fv23KTJgkoXFsu%2BP%2Bc7Ol5vDoMTe0zZBl%2FLVVlJ%0AgV4HY31Xy4%2FtS3EvRSbwBlzwWMsjZrlprq%2FW22PELHjb51r2RPFBqax7HCCXIaLnThvSAMTP1KkI%0A%2Bgs6VLdVdad08ISeCho1ZLN%2BwhZ2jsTzgcsnJwldluLxNDiyagkxOquB2Knae%2FOLUsyEkjenmdzb%0AmG%2FYhlRnCWPnb8C898bRJGtQvEOiVxjYhtLOxs8AySiT4JuDystlVV4WPeM6tK3VaILeDZxIOSsu%0Ati%2FjidNGNZ3%2FJ08yC1dNv9v8AAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEArTA%2F8cEAAAAyAQAACwAAAF9y%0AZWxzLy5yZWxzhI%2FNCsIwEITvgu8Q9m7TehCRpr2I4FX0AdZk2wbbJGTj39ubi6AgeJtl2G9m6vYx%0AjeJGka13CqqiBEFOe2Ndr%2BB03C3WIDihMzh6RwqexNA281l9oBFTfuLBBhaZ4ljBkFLYSMl6oAm5%0A8IFcdjofJ0z5jL0MqC%2FYk1yW5UrGTwY0X0yxNwri3lQgjs%2BQk%2F%2BzfddZTVuvrxO59CNCmoj3vCwj%0AMfaUFOjRhrPHaN4Wv0VV5OYgm1p%2BLW1eAAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEAPoEh2GkCAADBBQAA%0AHwAAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54bWysVMtu2zAQvBfoPxC8J5Lj%2BIkoQZs2%0ARoEgNWwXPa8p2hJKkSxJy%2FLfd0mJtpACAfrwwVpph7OzsyTvHppKkJobWyqZ0cF1SgmXTOWl3Gf0%0A2%2BbpakqJdSBzEEryjJ64pQ%2F379%2FdwXxvQBclI8gg7RwyWjin50liWcErsNdKc4m5nTIVOHw1%2ByQ3%0AcETmSiQ3aTpOKiglvb9QfQIH5GDKv6ASiv3g%2BSPIGixSCjbvf%2Bk0CvbvzDCX9cLotV4ar5y91EtD%0Ayjyj6JyECi2iSZfoYPiavFq1vxA0O1N5vNrtSJPR6Ww6uhlRcsrobDQZ3w5HLR1vHGGYH0yHaTrB%0AWgwR4%2BEo7aoVX99ez4rPbzGgwFYIBj1xVntpsv6920nsdtHtgsm57Qi2%2BhmHYtv20af2e7DiAmld%0A%2FB8mnFvAoRysW3AVfIX62bowkX0eIyhixBoZQ8OZIyKjghKXUUeJyaihZJvRbduaBufXeUd8SI69%0AaRTdMHyyUjXfqABzfqSD6c1sOhiHmYZxodILRsg%2BFgeLc42omItPHfhazHh4O%2FO6kCym47OF9cv%2B%0AEfh1dSaU5W0l33coefYCy%2FfdtkqU%2BVMphG%2Ffmv32URhSA9qahl%2BnuAdDAtudJdesw35zzUeVnzzD%0AFp94vI64xzJqfx7AcErEF2nDcXMxMDHYxsA48ah81XC9aGPdpvkORhMf4nTxOL2odQGaB0DcJCjm%0AgvUCpPpwcGpX%2Bh2EyVaPTwjr1u4kvC%2B4xv9xmS%2FBwAr1CvC3pzNXm1XXMCJw%2BaWxg%2BVrvcId1%2FK2%0AnQcrEPjq8gpLu8vW35D99%2FtfAAAA%2F%2F8DAFBLAwQUAAYACAAAACEA4VE3H88GAADmGwAAGgAAAGNs%0AaXBib2FyZC90aGVtZS90aGVtZTEueG1s7FnNb9xEFL8j8T%2BMfG%2Bz381G3VTZzW4Dbdoo2Rb1OGvP%0A2tOMPdbMbNK9ofaIhIQoiAOVuHFAQKVW4lL%2BmkARFKn%2FAm9mbK8n65C0jaCC5pC1n3%2Fzvt%2Bbr8tX%0A7sUMHRAhKU96Xv1izUMk8XlAk7Dn3RqPLqx6SCqcBJjxhPS8OZHelfX337uM13xG0wnHIhhHJCYI%0AGCVyDfe8SKl0bWVF%2BkDG8iJPSQLfplzEWMGrCFcCgQ9BQMxWGrVaZyXGNPHWgaPSjIYM%2FiVKaoLP%0AxJ5mQ1CCY5B%2BczqlPjHYYL%2BuEXIuB0ygA8x6HvAM%2BOGY3FMeYlgq%2BNDzaubPW1m%2FvILXskFMnTC2%0ANG5k%2FrJx2YBgv2FkinBSCK2PWt1LmwV%2FA2BqGTccDgfDesHPALDvg6VWlzLP1mi13s95lkD2cZn3%0AoNautVx8iX9zSeduv99vdzNdLFMDso%2BtJfxqrdPaaDh4A7L49hK%2B1d8YDDoO3oAsvrOEH13qdlou%0A3oAiRpP9JbQO6GiUcS8gU862KuGrAF%2BtZfAFCrKhyC4tYsoTdVKuxfguFyMAaCDDiiZIzVMyxT7k%0A5ADHE0GxFoDXCC59sSRfLpG0LCR9QVPV8z5MceKVIC%2Bfff%2Fy2RN0dP%2Fp0f2fjh48OLr%2Fo2XkjNrC%0ASVge9eLbz%2F589DH648k3Lx5%2BUY2XZfyvP3zyy8%2BfVwOhfBbmPf%2Fy8W9PHz%2F%2F6tPfv3tYAd8QeFKG%0Aj2lMJLpBDtEuj8Ew4xVXczIRrzZiHGFaHrGRhBInWEup4D9UkYO%2BMccsi46jR5%2B4HrwtoH1UAa%2FO%0A7joK70VipmiF5GtR7AC3OWd9Liq9cE3LKrl5PEvCauFiVsbtYnxQJXuAEye%2Bw1kKfTNPS8fwQUQc%0ANXcYThQOSUIU0t%2F4PiEV1t2h1PHrNvUFl3yq0B2K%2BphWumRMJ042LQZt0RjiMq%2ByGeLt%2BGb7Nupz%0AVmX1JjlwkVAVmFUoPybMceNVPFM4rmI5xjErO%2Fw6VlGVkntz4ZdxQ6kg0iFhHA0DImXVmJsC7C0F%0A%2FRqGjlUZ9m02j12kUHS%2Fiud1zHkZucn3BxGO0yrsHk2iMvYDuQ8pitEOV1Xwbe5WiH6HOODkxHDf%0ApsQJ9%2Bnd4BYNHZUWCaK%2FzISOJbRqpwPHNPm7dswo9GObA%2BfXjqEBPv%2F6UUVmva2NeAPmpKpK2DrW%0Afk%2FCHW%2B6Ay4C%2Bvb33E08S3YIpPnyxPOu5b5rud5%2FvuWeVM9nbbSL3gptV68b7KLYLJHjE1fIU8rY%0Anpozcl2aRbKEeSIYAVGPMztBUuyY0gges77u4EKBzRgkuPqIqmgvwikssOueZhLKjHUoUcolbOwM%0AuZK3xsMiXdltYVtvGGw%2FkFht88CSm5qc7wsKNma2Cc3mMxfU1AzOKqx5KWMKZr%2BOsLpW6szS6kY1%0A0%2BocaYXJEMNl04BYeBMWIAiWLeDlDuzFtWjYmGBGAu13O%2FfmYTFROM8QyQgHJIuRtns5RnUTpDxX%0AzEkA5E5FjPQm7xSvlaR1Nds3kHaWIJXFtU4Ql0fvTaKUZ%2FAiSrpuj5UjS8rFyRJ02PO67UbbQz5O%0Ae94U9rTwGKcQdanXfJiFcBrkK2HT%2FtRiNlW%2BiGY3N8wtgjocU1i%2FLxns9IFUSLWJZWRTw3zKUoAl%0AWpLVv9EGt56XATbTX0OL5iokw7%2BmBfjRDS2ZTomvysEuUbTv7GvWSvlMEbEXBYdowmZiF0P4daqC%0APQGVcDRhOoJ%2BgXM07W3zyW3OWdGVT68MztIxSyOctVtdonklW7ip40IH81ZSD2yr1N0Y9%2BqmmJI%2F%0AJ1PKafw%2FM0XPJ3BS0Ax0BHw4lBUY6XrteVyoiEMXSiPqjwQsHEzvgGyBs1j4DEkFJ8jmV5AD%2FWtr%0AzvIwZQ0bPrVLQyQozEcqEoTsQFsy2XcKs3o2d1mWLGNkMqqkrkyt2hNyQNhY98COnts9FEGqm26S%0AtQGDO55%2F7ntWQZNQL3LK9eb0kGLutTXwT698bDGDUW4fNgua3P%2BFihWzqh1vhudzb9kQ%2FWGxzGrl%0AVQHCSlNBNyv711ThFada27GWLG60c%2BUgissWA7FYEKVw3oP0P5j%2FqPCZvW3QE%2BqY70JvRXDRoJlB%0A2kBWX7ALD6QbpCVOYOFkiTaZNCvr2mzppL2WT9bnvNIt5B5zttbsLPF%2BRWcXizNXnFOL5%2BnszMOO%0Ary3tRFdDZI%2BXKJCm%2BUbGBKbq1mkbp2gS1nse3PxAoO%2FBE9wdeUBraFpD0%2BAJLoRgsWRvcXpe9pBT%0A4LulFJhmTmnmmFZOaeWUdk6BxVl2X5JTOtCp9BUHXLHpHw%2FltxmwgstuP%2FKm6lzNrf8FAAD%2F%2FwMA%0AUEsDBBQABgAIAAAAIQCcZkZBuwAAACQBAAAqAAAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL19yZWxzL2Ry%0AYXdpbmcxLnhtbC5yZWxzhI%2FNCsIwEITvgu8Q9m7SehCRJr2I0KvUBwjJNi02PyRR7Nsb6EVB8LIw%0As%2Bw3s037sjN5YkyTdxxqWgFBp7yenOFw6y%2B7I5CUpdNy9g45LJigFdtNc8VZ5nKUxikkUigucRhz%0ADifGkhrRykR9QFc2g49W5iKjYUGquzTI9lV1YPGTAeKLSTrNIXa6BtIvoST%2FZ%2FthmBSevXpYdPlH%0ABMulFxagjAYzB0pXZ501LV2BiYZ9%2FSbeAAAA%2F%2F8DAFBLAQItABQABgAIAAAAIQC75UiUBQEAAB4C%0AAAATAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAABbQ29udGVudF9UeXBlc10ueG1sUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhAK0w%0AP%2FHBAAAAMgEAAAsAAAAAAAAAAAAAAAAANgEAAF9yZWxzLy5yZWxzUEsBAi0AFAAGAAgAAAAhAD6B%0AIdhpAgAAwQUAAB8AAAAAAAAAAAAAAAAAIAIAAGNsaXBib2FyZC9kcmF3aW5ncy9kcmF3aW5nMS54%0AbWxQSwECLQAUAAYACAAAACEA4VE3H88GAADmGwAAGgAAAAAAAAAAAAAAAADGBAAAY2xpcGJvYXJk%0AL3RoZW1lL3RoZW1lMS54bWxQSwECLQAUAAYACAAAACEAnGZGQbsAAAAkAQAAKgAAAAAAAAAAAAAA%0AAADNCwAAY2xpcGJvYXJkL2RyYXdpbmdzL19yZWxzL2RyYXdpbmcxLnhtbC5yZWxzUEsFBgAAAAAF%0AAAUAZwEAANAMAAAAAA%3D%3D%0A%22%20path%3D%22m1829816%2Cl%2C%2C%2C6349r1829816%2Cl1829816%2Cxe%22%20fillcolor%3D%22black%22%20stroked%3D%22f%22%3E%20%3Cv%3Apath%20arrowok%3D%22t%22%2F%3E%20%3Cw%3Awrap%20type%3D%22topAndBottom%22%20anchorx%3D%22page%22%2F%3E%20%3C%2Fv%3Ashape%3E%3C!%5Bendif%5D%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%5Bif%20gte%20vml%201%5D%3E%3C%2Fo%3Awrapblock%3E%3C!%5Bendif%5D%2D%2D%3E--></p>

<p><span style="color:#999999"><sup>15</sup> YCGK, E.2008/215, K.2008/230, 16/12/2008</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-ceza-adaletiyle-imtihani-yargisal-negatif-aktivizm-yoluyla-ceza-adaletine-erisimin-engellenmesi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="85517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA İNFAZ SİSTEMİ VE YENİDEN DÜZENLEME YÖNTEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-sistemi-ve-yeniden-duzenleme-yontemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-sistemi-ve-yeniden-duzenleme-yontemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyuna yansıyan haberlerde; “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında çıkarılan Kanunun ardından, ceza infaz sisteminin sadeleştirilmesi ve benzer durumda olan hükümlüler arasında infaz rejimi farklılıklarının giderilmesi amacıyla yeni düzenlemelerin gündeme geleceği belirtilmektedir.</p>

<p>Özellikle ilk kez suç işleyen ve bundan sonra suç işlemeyeceği değerlendirilen hükümlüler yönünden; denetimli serbestlik ve koşullu salıverme bakımından daha erken tahliye imkanlarının dikkate alınacağı, bunun yanında Ceza İnfaz Mevzuatının daha adil, eşitlikçi ve sade hale getirilmesinin ve aynı zamanda cezasızlık algısının da ortadan kaldırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İnfaz sisteminin sadeleştirilmesi ve aynı veya benzer suçlardan mahkum olan kişiler arasında, yalnızca farklı tarihlerde yürürlüğe giren geçici düzenlemeler nedeniyle ortaya çıkan eşitsizliklerin giderilmesine öncelik verilmesi gereklidir. Bununla birlikte; Ceza İnfaz Hukukunda bugüne kadar yapılan her parçalı değişiklik, sistemi biraz daha karmaşık hale getirmiştir. Esasen yeni bir müdahaleden ziyade, mevcut sistemin istikrara kavuşması tercih edilmelidir; ancak yeni düzenlemelerin yine kademeli biçimde gündeme geleceği anlaşıldığından, yapılacak değişikliklerin yeni bir geçici infaz düzenlemesi niteliğinde kalmaması, kalıcı, öngörülebilir ve kendi içinde tutarlı bir infaz rejimi oluşturması önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda; özellikle nitelikli infaz rejimlerinden, geçmiş dönemin geçici düzenlemelerinden ve özellikle içtima uygulamasından kaynaklanan eşitsizliklerin yeniden değerlendirilmesi lüzumludur. Birden fazla mahkumiyet hükmünün infazı amacıyla bir araya getirilmesi sonucunda ortaya çıkan içtima uygulamasının, hükümlünün koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tarihini öngörülemez veya hakkaniyetsiz biçimde ağırlaştırmaması sağlanmalıdır. Özellikle sonradan verilen mahkumiyet kararlarının önceki infaz hesabını geriye dönük biçimde değiştirmesi ve fiilen oluşmuş lehe infaz beklentilerini ortadan kaldırması ciddi eşitsizliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle, içtima hükümlerinin ve infaz hesabına etkisinin açık ve yeknesak kurallarla yeniden düzenlenmesi isabetli olacaktır.</p>

<p>Aynı şekilde yalnızca belirli tarihler veya belirli hükümlü grupları bakımından uygulanan erteleme ve infaz kolaylıklarının meydana getirdiği eşitsizlikler ve farklılıklar da giderilmelidir.</p>

<p>Ceza İnfaz Kanununun 107. ve 108. maddelerinde öngörülen koşullu salıverme oranlarının birbiri ile orantılı biçimde ele alınması; örneğin 3/4 oranının 2/3’e indirilmesi halinde, diğer oranların da aynı sistematik içinde değerlendirilmesi ve 1/2 civarına gelecek şekilde düzenlenmesi, örgütlü suçlarda koşullu salıverilme ile ilgili özellikle faaliyet suçları yönünden, ilgili suçun tabi olduğu koşullu salıverilme oranının uygulanması, 2/3 oranının sadece TCK m.220/1 ve 2’den verilecek mahkumiyet hükümleri ile sınırlı tutulması, TCK m.220/6 ile ilgili Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının da dikkate alınması ve failin örgüt üyesi olmadığı durumda, örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlediğinin kabulü ile ağırlaştırılmış infaza tabi tutulmaması, hakkaniyet bakımından daha isabetli olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan; bir taraftan infazın iyileştirilmesi ve hükümlünün topluma kazandırılması hedeflenirken, diğer taraftan caydırıcılığın sağlanması ve cezasızlık algısının önlenmesi için infaza dair ağırlaştırıcı kurallar getirilmesi de çelişkili ve içinden çıkılmaz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle; yeni infaz düzenlemesi, cezaların caydırıcılığını da ortadan kaldırmadan, öncelikle eşitlik, öngörülebilirlik, infazda adalet ilkelerini ve en önemlisi istikrarı esas alan bütüncül bir yaklaşımla hazırlanmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-sistemi-ve-yeniden-duzenleme-yontemi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-terazsaaad.jpg" type="image/jpeg" length="33014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/824 E., 2024/4759 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 15.5.2024 tarihli, 2024/824 E., 2024/4759 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/824 E., 2024/4759 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
Ticaret Limited Şirketi<br />
İFLAS MÜDÜRLÜĞÜ: ...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki üçüncü kişi ile davalı ... idaresi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dava, İİK'nın 228. maddesi uyarınca açılan iflasta istihkak iddiasına ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, iflas idaresinin 3. kişiye süre verilmesine ilişkin şikayete konu muhtıranın yerinde olduğundan şikayeti reddine; istihkak iddiası kapsamında yapılan yargılama neticesinde hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda ihtilafa konu menkullerin davacıya ait olduğu gerekçesi ile istihkak davasının kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ... İdaresi istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, dava konu malların iflas masasına 1. alacaklılar toplantısında alınan karar sonrası girmesi, davacının istihkak iddiasının iş bu davanın açılmasından sonra 04.07.2022 tarihinde iflas dosyasına sunulan ve 05.07.2022 tarihinde iflas dosyasına giren dilekçe ile olması, iflasta istihkak davasının açılması için istihkak iddiasının reddine dair iflas idaresi tarafından verilmiş bir karar olması gerekirken iflas dosyasında gerek iflas idaresi gerekse de iflas dairesinin istihkak iddiasının reddine dair bir kararının bulunmaması karşısında (İİK'nun 228. maddesi uyarınca) iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediğinden davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile başvurunun kabulü ile istihkak davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, karar davacı 3.kişi vekili ile davalı ... idaresi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>İİK'nun 228. maddesinde; "Üçüncü şahıslar tarafından istihkak iddiasında bulunulan eşyanın kendilerine verilip verilmeyeceğini iflas idaresi kararlaştırır. İflas idaresi; istihkak iddiasını reddederse, üçüncü şahsa icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük bir mühlet tayin ve tebliğ eder. Bu mühleti geçiren üçüncü şahıs, masaya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, iflas masasına girecek malların tespiti için iflas dairesince 08.02.2022 tarihinde müflis şirketin "Konya OSB 14. Sok. No:5 Selçuklu/Konya" adresine gidilmiş, mahalde dava dışı ... Ayakkabıcılık şirketi yetkilisi ... tarafından, şirketin faaliyet gösterdiği taşınmazın mülkiyeti ile taşınmazda bulunan bir kısım malların mülkiyetinin ... Ayakkabıcılık şirketine ait olduğu iddia edilmiş, ayrıca ..., şirketin faaliyet gösterdiği taşınmazda bulunan ve dava konusu olan malların davacı 3.kişi</p>

<p>... Şirketine ait olduğu da iddia edilmiş, kıymet takdirini yapacak bilirkişiye hazır bulunan ... tarafından müflise ait olmadığı iddia olunan mallar hakkında kıymet takdiri yapılmaması istenmiş, müflise ait olup kıymet takdiri yapılacak yapılacak mallar ile ilgili de yedieminlik görevi ...'ya verilmiştir.</p>

<p>14.04.2022 tarihinde yapılan 1. alacaklılar toplantısında; E bendinde; "Sel Süt ün faaliyet adresinde tespit edilen ve ancak ... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, dahil edilmesi halinde bilirkişi tarafından kıymet takdiri ibrazının ek rapor şeklinde istenilmesine, yapılan oylamada oy çoğunluğu ile kabul edilmiştir." şeklinde karar alınmıştır.</p>

<p>02.06.2022 tarihli tespit ve tanzim tutanağı ile, davacı 3.kişi ... Şirketine ait olduğundan bahisle iflas masası dışında bırakılan menkullerin alacaklılar toplantısında iş bu menkullerin iflas masasına dahil edilmedi kararına istinaden menkullerin tespitine geçildiği belirtilmiştir.</p>

<p>İflas dairesinin 22.06.2022 tarihinde; "İflas masası dışında bırakılan ancak alacaklılar toplantısında alınan karar gereği iflas masasına dahil edilen menkul mallar mallar ile ilgili bilirkişi raporunun geldiği anlaşılmakla, Bilirkişi raporunun ve iflas masasına dahil edilen menkullerle ilgili tespit tutanakları hakkında müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd. Şti. tarafından fatura ibraz edildiği anlaşılmakla istihkak prosedürünün işletilmesi için ilgili şirket vekiline muhtıra gönderilmesine karar verildi." şeklinde karar verilmiş. İlgili tensip zaptı neticesinde davacıya gönderilen 22.06.2022 tarihinde; "Ek'li tutanak ve bilirkişi raporundaki menkul mallarla ilgili; İİK.'nun 99. maddesi gereğince, istihkak iddianız var ise olarak iş bu kararımızın tarafınıza tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde istihkak davası açmanız, bu süre içerisinde dava açmamanız halinde; istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılacağınız ve malların iflas masasına ait sayılacağı ihtaren tebliğ olunur." şeklinde muhtıra gönderilmiş, 29.6.2022 tarihinde de eldeki dava açılmış, 4.7.2022 tarihinde iflas idaresine istihkak iddiasında bulunulduğuna dair dilekçe de sunulmuştur.</p>

<p>İflas dosyası ve Uyap kayıtlarına göre, 14.4.2022 tarihli 1.alacaklılar toplantısında alınan kararda "... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, (E" bendine dair alınan kararda oy çokluğunun sebebi ... Gıda .... Ltd. Şti. ile yetkilisi olan ...'un ilgili karara "E bendine muhalefetle" şerhi düşmeleridir.)" şeklinde ifadeye yer verilmesi, yine iflas dairesinin 22.06.2022 tarihli kararında "..müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd.Şti. Tarafından fatura ibraz edildiği.." şeklinde ibarenin yer aldığı, davacı 3.kişi tarafından ne zaman fatura ibraz edildiğinin de belirtilmediği, bu durumda davacı 3.kişinin eldeki dava veya 4.7.2022 tarihli dilekçesi öncesinde istihkak iddiasında bulunmadığı net olarak söylenemez.</p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir.( (Kuru, Baki, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310)</p>

<p>Buna göre, İİK'nun 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılarak istihkak iddiasında bulunmak mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Somut olayda, İflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemez.</p>

<p>O halde, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong> Davacı 3.kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davalı ... idaresinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.5.2024 gününde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="10076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/1211 E., 2025/3946 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 14/05/2025 tarihli, 2025/1211 E., 2025/3946 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/1211 E., 2025/3946 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı ile davalılardan ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>1- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davacı ile davalılardan ...'nin aşağıdaki bendin dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2- 6100 sayılı HMK. nın 1. maddesi uyarınca hukuk mahkemeleri nezdinde açılan dava, kanuni düzenlemeye göre görevli mahkemede görülüp, karara bağlanmalıdır.<br />
HMK. da düzenlenen görev, aynı yargı yolu içerisinde bulunan mahkemeler arasında söz konusu olup, yargı yolu farklı bir hukuki kavramdır.</p>

<p>Türk hukuk siteminde uyuşmazlıklar ( davalar ) hukuki niteliklerine, yargılama usulüne ve görevli mahkemeye göre çeşitlere ayrılırlar, Buna göre anayasa yargısı, idari yargı, adli yargı, uyuşmazlık yargısı ana yargı yollarıdır. ( Prof. Dr. .... Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi. 2. Bası Syf. 787 )<br />
Hukuki tanım olarak görev ise, aynı yargı yolu içinde bulunan mahkemelerin bakacakları davaları belirler.</p>

<p>Hukuk mahkemesinde açılan bir davada, davaya adli yargı içerisindeki başka bir hukuk mahkemesi bakmakla görevli ise mahkemenin vereceği karar, davayı, HMK. nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddetmek,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davaya başka bir yargı yolu içerisindeki bir mahkeme bakmakla görevli ise, davayı, HMK. nın 114/1-b ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddetmektir.<br />
Kaldı ki, davanın görev nedeni ile usulden reddi ile, yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddinin sonuçları ve özellikle karardan sonra uygulanacak prosedür çok farklıdır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında icra hukuk mahkemesinde açılan istihkak davası, ilk derece mahkemesince reddedilmiş,<br />
Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince;</p>

<p>"Uyuşmazlık, İstanbul 3. İflas Müdürlüğünün 2020/15 Esas sayılı sayılı dosyasına konu 21/04/2021 tarihli tutanakta tespit edilen makinelerin mülkiyetinin şikayet edene ait olduğu iddiası ile taşınırlar üzerindeki istihkak iddiası ile taşınırların iflas masasından çıkarılmasına, karar verilmesine yöneliktir.</p>

<p>İflasın açılması kendisine tebliğ olunur olunmaz iflas dairesi müflisin mallarının defterini tutmağa başlar ve muhafazaları için lazım gelen tedbirleri alır (İİK Md. 208); Üçüncü şahısların mülkü olarak gösterilen yahut bunlar tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar, bu cihetler de şerh verilerek deftere kayıt olunur (İİK Md. 212); Masanın kanuni mümessili iflas idaresidir. İdare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükelleftir (İİK Md. 226); Üçüncü şahıslar tarafından istihkak iddiasında bulunulan eşyanın kendilerine verilip verilmeyeceğini iflas idaresi kararlaştırır. İflas idaresi; istihkak iddiasını reddederse, üçüncü şahsa icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük bir mühlet tayin ve tebliğ eder. Bu mühleti geçiren üçüncü şahıs, masaya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. İstihkak davasına, genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. İcra mahkemesi, icabında istihkak davacısından masanın muhtemel zararına karşı teminat isteyebilir (İİK Md. 228).</p>

<p>İflas masasına yalnız borçluya ait mal ve haklar girer. Başkasının bir malı müflisin elinde ise, üçüncü kişi bu malı masadan geri isteyebilir ki, buna masadan çıkarma hakkı denir. İflas masası bu malı üçüncü kişiye vermezse bu takdirde üçüncü kişi masaya karşı istihkak davası açabilir. (İİK.228) iflasta istihkak davasına ilişkin 228. madde, sadece malın masanın elinde bulunması halini düzenlemiştir, malın üçüncü kişinin elinde bulunması halini düzenlememiştir. Hacizde istihkak davasının konusunu mülkiyet ve mülkiyet dışındaki ayni haklar oluşturabilmesine karşın, iflasta sadece mülkiyet hakkı istihkak iddiasına konu olabilir, mülkiyet dışındaki ayni haklara ilişkin istihkak iddiaları İİK. nun 235. maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz davası olarak ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, İcra Mahkemesinde istihkak davası olarak açılan işbu davada istihkak konusu menkullerin davacı 3. kişinin elinde iken adrese gidilerek tespitinin yapıldığı ve deftere kaydedildiği, davacının istihkak iddiasında bulunması nedeniyle yediemin olarak malların davacıya teslim edildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK'da iflasta üçüncü şahsın elinde iken deftere kaydedilen mallarla ilgili icra mahkemesinde görülecek bir istihkak davası hakkında düzenleme bulunmadığı, bu durumda söz konusu malların mülkiyeti ancak genel mahkemelerde açılacak bir dava ile belirlenebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, İİK 228. maddesi gereğince iflas dosyalarına ilişkin istihkak davasında davalı sıfatı iflas idaresine ait olup, davalı alacaklı ...'nin iş bu davada taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf teşkilinin kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle mahkemece resen taraf teşkili gözetilerek davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde sonuca gidilmesi, ayrıca davanın reddi halinde davalı iflas idaresi lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi de isabetsizdir.</p>

<p>Bu nedenle Mahkemece, açılan davanın iflas idaresi yönünden göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, davalı iflas idaresinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulü ile İstanbul 29.İcra Hukuk Mahkemesinin 06.03.2023 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verildiği " gerekçesi</p>

<p>1-Davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Yeniden esas hakkında;</p>

<p>-Davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine,</p>

<p>2-Davalı iflas idaresinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulü ile İstanbul 29.İcra Hukuk Mahkemesinin 06.03.2023 tarihli ek kararının kaldırılmasına, " karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin istihkak iddiası ile açılan iş bu davanın genel mahkemede görülmesine ilişkin saptaması yerinde ise de, yukarıda açıklandığı üzere, icra hukuk mahkemesi ile genel mahkeme arasındaki ilişki, görev ilişkisi olup, yargı yolu farklılığı söz konusu değildir.</p>

<p>Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince davanın, aynı yargı yolu ( adli yargı ) içerisinde bulunan mahkemeler arasındaki görev ilişkisi nedeni ile HMK. nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddedilmesi gerekirken, hangi yargı yolunun görevli olduğu da yazılmadan davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, karar verilmesi hatalı olup, bozma sebebi ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde davalı ... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddinin gerektiği belirtilmiş, hükümde bu hususa yer verilmemiş ise de, bu husus görevli mahkemede değerlendirileceğinden, bu usulü eksiklik değerlendirme dışında tutulmuştur.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 05.12.2024 gün ve 2023/2717 E. 2024/3804 K. sayılı kararının hüküm fıkrasının, 1 numaralı bendinin " Davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, " şeklindeki ikinci bendinin hükümden çıkartılarak, yerine;"Davada yargılamanın genel mahkemelerin görevine girdiği anlaşıldığından, davanın HMK. nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine," bendinin yazılmasına, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 370/2. maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, harç alınmasına yer olmadığına, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 14/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="19569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/7697 E., 2025/162 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2025 tarihli, 2024/7697 E., 2025/162 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/7697 E., 2025/162 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/3. kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Taraflar arasındaki istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince istihkak davasının kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ... İdaresi istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile istihkak davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, karar davacı 3.kişi vekili ile davalı ... idaresi tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 15.05.2024 tarihli ve 2024/824 Esas, 2024/4759 Karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemiz bozma kararına Bölge Adliye Mahkemesince direnilmesi üzerine karar davacı tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede;</p>

<p>Bozma ilamında yer verdiğimiz hususların tekrarı ile İflas Dairesinin 22.06.2022 tarihinde; istihkak prosedürünün işletilmesi için ilgili şirket vekiline muhtıra gönderilmesine karar verilmiş, buna ilişkin muhtıra gönderilmiş, 29.06.2022 tarihinde de eldeki dava açılmış, aynı zamanda 4.7.2022 tarihinde de iflas idaresine istihkak iddiasında bulunulduğuna dair dilekçe de sunulmuştur.</p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir (Kuru, ..., İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310) .</p>

<p>Bu doğrultuda, İİK'nın 97/1. maddesine göre İcra Müdürlüğü tarafından yasal prosedürün uygulanmasını beklemeden, doğrudan istihkak davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığı hususu Yargıtayın yerleşik uygulaması haline gelmiştir. Bu durumda, İİK’nın 97. ve 99. maddelerinde izlenecek yasal prosedüre yer verilmişken doğrudan dava açabileceği hususunda yerleşmiş Yargıtay uygulamasına paralel olarak İİK'nın 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılması mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.</p>

<p>Buna göre, iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemeyeceği, Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine, 15.01.2025 tarhinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="28611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/7643 E., 2026/1068 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli, 2025/7643 E., 2026/1068 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/7643 E., 2026/1068 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/alacaklının tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dava, İİK’nın 228. maddesi uyarınca açılan iflasta istihkak iddiasına ilişkindir. Mahkemece, davacının taşınmazın mülkiyetini iflastan önce kazanmış olduğu, iflas idaresinden taşınmazın mülkiyetinin tarafına geçirilmesini isteme hakkının bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı iflas idaresi istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının taşınmazın mülkiyetini, davalının iflasından daha önce kazanmış olduğu ve iflas idaresine karşı mülkiyet iddiasında bulunma hakkının olduğu, taşınmazın iflas masasından çıkarılmasına karar verilmesi gerekir iken, davanın kabulü ile taşınmazın davacılar adına kayıt ve tesciline karar verilmesinin hukuken isabetli olmadığı gerekçesi ile başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının kabulü ile taşınmazın iflas masasından çıkarılmasına karar verilmiş, karar davalı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Taşınmaz tapu sicilinde müflis adına kayıtlı ise mal masanın elindedir ve iflas idaresi o taşınmaz üzerinde istihkak iddia eden üçüncü kişi hakkında İİK’nın 228 hükmünü uygular(Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, Cilt IV, İstanbul 1997, s.1111).</p>

<p>Üçüncü kişi tarafından açılacak iflâsta istihkak davası (İİK m. 228) ve masa tarafından açılacak istihkak davası (TMK m. 683/2) bakımından dava konusu mal üzerindeki mülkiyet hakkının taşınmaz veya taşınır mülkiyeti olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Zira İİK m. 228 veya TMK m. 683/2’de istihkak iddiasıyla ilgili malın türü bakımından herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi, doktrinde veya uygulamada bu yönde farklı bir görüş ileri sürülmemiştir. Bu nedenle her iki davanın konusu da hem taşınmaz hem de taşınır mal mülkiyetine dayanabilecektir(... , İflâsta İstihkak İddiası Ve Çözüm Yolları, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, ..., 2022,s.71).</p>

<p>Bu kapsamda, dava konusu taşınmazın iflas masasından çıkartılmasına ilişkin talebin İİK’nın 228. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetlidir. Bununla birlikte, davacı ile davalı müflisin ... 2. Aile Mahkemesinin 2008/895 Esas ve 2008/904 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına, taraflarca düzenlenen protokolün mal ve eşyalara ilişkin; davaya konu ... İli, ... İlçesi, ... Mah., Pafta 89, 1471 Ada, 1 Parselde kayıtlı 198/16300 arsa paylı C1c Blok, 7. Kat, 22 nolu bağımsız bölümün boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde davacıya devredileceği, şeklindeki maddeleri uygun bulunduğundan onaylanmasına karar verilmiş, karar 29.12.2008 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, hacizdekinden farklı olarak iflasta istihkak iddiasının konusu sadece mülkiyet hakkıdır(Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, cilt IV, İstanbul 1997, s.1311).</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. Davacı, mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz(..., ..., İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara, 2014, s.1624).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda; hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün, dava konusu taşınmazın kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde davacı adına tescilini isteme hakkı verdiği, protokolde taşınmazın tapu iptal ve tesciline ilişkin hüküm yer almadığı, taşınmazın mülkiyeti konusunda herhangi bir karar verilmediği, TMK'nın 705/2. maddesi uyarınca tescilden önce mülkiyetin kazanılması söz konusu olmadığı, hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün lehine devir taahhüdünde bulunana dava açarak tapu iptal ve tescil yönünde kişisel hak verdiği, kişisel haklara dayanarak da iflasta istihkak davası açılamayacağı anlaşıldığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Davalı alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 09.07.2025 tarih ve 2024/488 Esas-2025/1563 Karar sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="31244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/14311 E., 2017/10340 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2017 tarihli, 2017/14311 E., 2017/10340 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/14311 E., 2017/10340 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi<br />
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı vekili, müflis .... müvekkili bankanın müşterisi olduğunu, iflas ettiğini, İstanbul 1.İflas Müdürlüğü'nün 2014/4 Esas sayılı dosyası ile iflas işlemlerinin sürdüğünü, iflas idaresinin müvekkili bankaya yazdığı yazıya cevaben, müflisin bankalarının Merter Şubesindeki hesabında, 16.862,73 TL bulunduğunu, ancak bu bedel üzerinden, bankalarına olan risklerine karşılık blokaj olduğunu, karşılıksız çekler nedeniyle, bankalarının ödemekle yükümlü olduğu tutarlar nedeni ile riskli bulunduğunu, bankanın rehin, hapis, takas, mahsup hakkından sonra gelmek üzere, iflas kaydının kayıtlarına işlendiğinin belirtildiğini, iflas idaresinin bu parayı müvekkilinden talep ettiğini, ancak müvekkili banka ile müflis şirket arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını ve bankalarına 31,720 TL çek taahhüt kredi riski bulunduğunu, iflas idaresi tarafından taraflarına tebliğ olunan 08/04/2014 tarihli yazı ile istihkak iddiasının reddedildiğini hesaptaki paranın İflas Müdürlüğüne gönderilmesinin istendiğini ileri sürerek, 08/04/2014 tarihli kararın iptali ile istihkak iddialarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkemece; İİK'nun 184 maddesi gereğince iflasın açıldığı zamanda müflisin bütün haczi kabil mal ve haklarının bir masa teşkil edilerek alacaklıların alacakları oranında pay almalarının temin edildiği, İflas Dairesi'nin masanın teşekkülü açısından fiilen tüm hak ve alacaklar ile menkul ve gayrimenkul malların tespitine ilişkin işlemleri yapmakla ödevli bulunduğu, İİK'nun 185. maddesinde ise, üzerinde rehin bulunan mallar rehin sahibi alacaklının rüçhan hakkı mahfuz kalmak suretiyle masaya girer hükmüne yer verildiği, yine İİK'nun 219. maddesinde müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun ellerinde bulunduranların o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalmak şartı ile bunları aynı müddet içinde daire emrine tevdii etmeleri, etmedikleri takdirde makbul mazeretleri bulunmadıkça cezai mesuliyete uğrayacakları ve rüçhan haklarından mahrum kalacakları hususunun düzenlendiği, tüm anılan yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının rehin veya hapis hakkına dayanmasına rağmen söz konusu hak ve alacaklar ile malları iflas dairesi emrine tevdii etmekle yükümlü bulunduğu, dolayısıyla İflas Müdürlüğünce yapılan işlemde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. (Kuru, Baki. İcra ve İflas Hukuku sf. 288, Görgün, Şanal. İflasta İstihkak davaları sf. 32.) Davacı mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz, 3. kişinin masaya kayıtlı mal hakkında mülkiyet dışında sınırlı aynı haklara(örn. rehin hakkı) ve tapuya tescil edilen kişisel haklara dayalı olarak ileri sürdüğü istihkak iddiaları sıra cetveline itiraz şeklinde değerlendirilir. (Güneren, Ali. İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları sf. 1624) Temyize konu olayda davacı bankanın rehin hakkına dayandığı görülmekle, sonucu itibariyle doğru olan ret kararının onanmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yukarıda bahsi geçen doktrin görüşlerine ve temyiz olunan kararda yazılı diğer gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Mahkeme kararının İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca ONANMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 6,20 TL'nin temyiz edenden alınmasına 11.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-logo0.jpg" type="image/jpeg" length="19126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İFLASTA İSTİHKAK İDDİASININ DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.GENEL OLARAK </strong></p>

<p>İflasta istihkak iddialarının değerlendirilmesi, uygulamada kavramsal ve usulî ayrımların yeterince gözetilmemesi nedeniyle birbiriyle bağlantılı hatalı kararların verilmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle, müflis hakkında iflas kararının verilmesinin ardından öncelikle masaya dâhil olabilecek taşınır ve taşınmazların eksiksiz biçimde tespit edilmesi; özellikle müflisin fiilî hâkimiyeti ve tasarrufu altında bulunan malların mülkiyetinin kime ait olduğunun açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Üçüncü kişilerin iflas masasına alınan mallar üzerindeki istihkak iddiaları, İcra ve İflas Kanunu’nun 228. maddesinde müstakil olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte, söz konusu iddiaların sağlıklı biçimde incelenip karara bağlanabilmesi için İİK’nın 96, 97, 97/a ve 99. maddelerinde düzenlenen hacizde istihkak hükümlerinin; özellikle istihkak iddiasının ileri sürülmesi, mülkiyet karinesi, ispat yükü, taraf sıfatı ve dava açma yükümlülüğünün hangi tarafa ait olduğu yönlerinden doğru anlaşılması zorunludur. Zira iflasta istihkak uyuşmazlıklarının yalnızca İİK m.228’in lafzı çerçevesinde ve hacizde istihkaka ilişkin genel sistemden bağımsız biçimde çözümlenmeye çalışılması, düzenlemenin kapsamının ve uygulanacak usulün belirlenmesinde yetersiz kalabileceği gibi, maddi gerçeğe ve istihkak kurumunun koruma amacına uygun olmayan sonuçların ortaya çıkmasına da neden olabilir.</p>

<p>İflas kararının iflas dairesine tebliğ edilmesiyle birlikte daire, müflise ait malların defterini tutmaya ve bu malların korunması için gerekli muhafaza tedbirlerini almaya başlar. Müflisin başka bir yargı çevresinde bulunan mallarına ilişkin tespit, deftere kayıt ve muhafaza işlemleri ise ilgili yer iflas dairesi aracılığıyla yerine getirilebilir. İflas dairesi, iflas kararının kendisine tebliğinden itibaren en geç iki ay içinde tasfiyenin adi veya basit usulde yürütüleceğine karar vermekle yükümlüdür.</p>

<p>Bu süreçte müflis, defter tutma işlemleri sırasında hazır bulunmak, malvarlığı unsurlarını iflas dairesine göstermek ve bunları dairenin emrine hazır bulundurmak zorundadır. Bununla birlikte, müflisin elinde bulunmasına rağmen üçüncü kişilere ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürülen mallar da defter dışında bırakılamaz; bu mallar, ileri sürülen istihkak iddiası ve üçüncü kişi mülkiyetine ilişkin açıklamalar açıkça şerh edilmek suretiyle deftere ve ilgili tutanağa kaydedilir. Böylece malın deftere geçirilmesi, tek başına onun müflise veya iflas masasına ait olduğunu göstermemekte; kayıt işlemi, malın hukuki aidiyetine ilişkin uyuşmazlık saklı tutularak tasfiye sürecinde değerlendirilmesini sağlamaktadır.</p>

<p>Haciz yoluyla takipte, üzerinde istihkak iddiasında bulunulan malın borçlunun veya üçüncü kişinin elinde bulunmasına göre farklı usul hükümleri öngörülmüşken (İİK m.96-99), iflas tasfiyesinde yalnızca üçüncü kişinin mülkiyet iddiasında bulunduğu malın müflisin ya da iflas masasının elinde bulunması hâli açıkça düzenlenmiştir (İİK m.228). Bununla birlikte, iflas masasının kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü bir malın üçüncü kişinin elinde bulunması ihtimali kanunda ayrıca düzenlenmemiş olsa da, bu durum malın masaya kazandırılmasına ilişkin uyuşmazlığı ortadan kaldırmamaktadır. Böyle bir uyuşmazlığın da görevli ve yetkili mahkemede açılacak bir dava yoluyla çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle iflastaki istihkak davalarının, uyuşmazlık konusu malın iflasın açıldığı tarihteki zilyetliği esas alınarak iki ayrı kategoride incelenmesi isabetlidir: Üçüncü kişinin, masanın elinde bulunan mal üzerinde hak iddia etmesi hâlinde masaya karşı açacağı istihkak davası ile masanın, üçüncü kişinin elinde bulunan ve masaya ait olduğunu ileri sürdüğü malın teslimi veya masaya iadesi amacıyla açacağı dava. Bu ayrım, özellikle taraf sıfatının, dava açma yükünün ve ispat yükünün belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>İflasın açılması ve tasfiyeye ilişkin ilk tespitlerin yalnızca elektronik kayıtlar üzerinden gerçekleştirilmiş olması; iflasın açılmasından önce kullanımı müflise bırakılan, ancak mülkiyeti üçüncü kişilere ait bulunan taşınırların iflas dairesince düzenlenen mevcudat defteri veya tutanağında yer almaması, söz konusu malların müflisin fiilî hâkimiyetinde bulunmadığı sonucunu doğurmaz. İflas dairesinin taşınırların mahallinde tespitine yönelik hiçbir inceleme yapmamış veya bu incelemeyi gerekli özen ve kapsamda gerçekleştirmemiş olması da üçüncü kişilere ait malların masaya dâhil edilmesini ve tasfiye kapsamında satılmasını hukuka uygun hâle getirmez. Zira mevcudat defteri, mülkiyet hakkını kuran veya ortadan kaldıran bir belge olmayıp tasfiye sürecindeki malvarlığı unsurlarının tespitine hizmet eden usulî nitelikte bir kayıttır. Bu nedenle bir taşınırın başlangıçta mevcudat defterine yazılmamış olması, o mal üzerindeki üçüncü kişi mülkiyetini veya istihkak iddiasında bulunma hakkını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>İflas tasfiyesi devam ederken müflis şirkete ait mağaza, depo, fabrika, imalathane, üretim tesisi, perakende satış yeri veya benzeri mahallerde üçüncü kişilere ait olduğu ileri sürülen taşınırların tespit edilmesi hâlinde, istihkak iddiasının gecikmeksizin tutanağa geçirilmesi ve uyuşmazlık İİK m.228 çerçevesinde sonuçlandırılıncaya kadar bu malların satış işlemlerinden ayrık tutulması gerekir. Aynı şekilde, mallar başlangıçta mevcudat defterine kaydedilmemiş olsa dahi, tasfiyenin ilerleyen aşamalarında yaptırılan kıymet takdiri, envanter çalışması veya mahallî inceleme sırasında iflas dairesince tespit edilmişse, bunlar hakkında ileri sürülen üçüncü kişi mülkiyeti iddiaları değerlendirilmeden satışa geçilmemesi gerekir. Bu durumda iflas dairesi, malın ne zaman ve hangi işlem sırasında tespit edildiğinden bağımsız olarak istihkak iddiasını kayda almak, gerekli incelemeyi yapmak ve kanunda öngörülen istihkak prosedürünün tamamlanmasını sağlamakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>A) Malın İflas Masasının Elinde Bulunması Hâlinde İstihkak Davası</strong></p>

<p>Müflisin elinde veya müflise ait iş yeri, depo, fabrika, mağaza ve benzeri mahallerde bulunan bütün mallar, iflas masasının malvarlığına ilişkin defter düzenlenirken kayda geçirilir. Bu mallardan üçüncü kişilere ait olduğu bildirilen yahut üçüncü kişiler tarafından üzerlerinde mülkiyet hakkı ileri sürülenler de deftere yazılmakla birlikte, söz konusu istihkak iddiası ilgili kaydın üzerine açıkça şerh edilir (İİK m.212). Dolayısıyla malın deftere kaydedilmesi, tek başına onun masaya ait olduğu anlamına gelmez; kayıt işlemi, malın fiilî durumunun tespitine yönelik olup mülkiyete ilişkin uyuşmazlığın İİK m.228’de öngörülen usul çerçevesinde çözümlenmesine engel oluşturmaz.</p>

<p>Bir malın masanın elinde bulunup bulunmadığı, kural olarak iflasın açıldığı an esas alınarak belirlenir. Mal, iflasın açıldığı sırada müflisin elinde bulunmasına rağmen daha sonra müflis tarafından üçüncü bir kişiye devredilmişse, iflasın açılmasından sonra gerçekleştirilen bu tasarruf İİK m.191/1 uyarınca iflas masasına karşı hükümsüzdür. Bu nedenle, zilyetlik sonradan üçüncü kişiye devredilmiş olsa dahi mal hukuken masanın elinde kabul edilir ve istihkak iddiası hakkında İİK m.228 uygulanmalıdır. Üçüncü kişinin malı iflasın açılmasından sonra zorla ele geçirmesi de bu sonucu değiştirmez. Aynı şekilde, müflis ile eşi, çocukları, iş ortakları veya başka üçüncü kişilerin taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde, İİK m.97/a’nın birinci fıkrasında düzenlenen birlikte zilyetlik karinesinden hareketle malın müflisin elinde bulunduğu kabul edilir. Böyle bir durumda üçüncü kişilerin ileri sürdüğü mülkiyet iddiaları da İİK m.228 çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>Üçüncü kişiler, istihkak iddialarını adi tasfiyenin ilanından itibaren bir ay içinde iflas idaresine bildirmelidir (İİK m.219/2). Bununla birlikte bu süre, mülkiyet hakkını düşüren hak düşürücü bir süre niteliğinde olmadığından, bir aylık sürenin geçmesinden sonra ileri sürülen istihkak iddialarının da dikkate alınması gerekir. Ancak iddianın gecikmeli olarak bildirilmesi nedeniyle uyuşmazlık konusu malın daha önce satılmış olması mümkündür. Bu durumda üçüncü kişinin malın aynen masadan çıkarılmasını talep etmesi fiilen mümkün olmayacak; istihkak iddiası, koşulları bulunduğu ölçüde satış sonucunda elde edilen ve masaya giren bedel üzerinde ileri sürülebilecektir.</p>

<p>Taşınmazlar bakımından malın kimin elinde bulunduğu, kural olarak tapu sicilindeki kayda göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu m.992 uyarınca tapu sicilindeki kayıt, adına tescil bulunan kişi lehine hak sahipliği karinesi oluşturur. Bu nedenle taşınmazın tapu sicilinde müflis adına kayıtlı olması hâlinde, taşınmazın masanın elinde bulunduğu kabul edilir. Üçüncü bir kişinin bu taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürmesi durumunda, iflas idaresinin söz konusu iddiayı İİK m.228’de öngörülen istihkak prosedürüne göre değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Hacizde istihkaktan farklı olarak, İİK m.228 kapsamında iflasta istihkak iddiasının konusunu esas itibarıyla üçüncü kişinin ileri sürdüğü mülkiyet hakkı oluşturur. Üçüncü kişilerin rehin, intifa veya irtifak hakkı gibi sınırlı ayni hak iddiaları ile tapu siciline şerh edilmiş önalım, alım ve geri alım hakları ise İİK m.228’deki istihkak prosedürü kapsamında değil, sıra cetvelinin hazırlanması ve bu cetvele karşı başvurulması sürecinde değerlendirilir. İflas idaresi kabul ettiği hakları sıra cetveline geçirir; iddiası tamamen veya kısmen kabul edilmeyen hak sahibi ise İİK m.235 uyarınca sıra cetveline itiraz davası açabilir.</p>

<p><strong>İstihkak İddiasının İncelenmesi ve Dava Süreci</strong></p>

<p>İflasta istihkak iddiasının konusunu, iflasın açıldığı anda müflisin elinde bulunmasına rağmen mülkiyeti üçüncü kişiye ait olan malın iflas masasından çıkarılması oluşturur. Üçüncü kişi tarafından ileri sürülen mülkiyet iddiasının haklı olup olmadığını inceleme ve uyuşmazlık konusu malın iddia sahibine verilip verilmeyeceği konusunda karar verme yetkisi öncelikle iflas idaresine aittir (İİK m.228/1). Bu yönüyle iflas idaresi, yalnızca tasfiye işlemlerini yürüten bir organ olmayıp masaya alınan mallar üzerindeki üçüncü kişi mülkiyet iddialarını ilk aşamada değerlendirmekle de görevlidir.</p>

<p>İflas idaresinin istihkak iddiasını kabul etmesi hâlinde, malın derhâl üçüncü kişiye teslim edilmemesi; ikinci alacaklılar toplantısına kadar muhafaza edilmesi gerekir. Zira ikinci alacaklılar toplantısı, iflas idaresinin istihkak iddiasının kabulüne ilişkin kararını uygun bulmayarak değiştirebilir ve iddianın reddedilmesi yönünde iflas idaresine talimat verebilir (İİK m.237). Bu nedenle kabul kararı, ikinci alacaklılar toplantısının denetim yetkisi gözetilerek uygulanmalı ve uyuşmazlık konusu mal, bu aşamaya kadar masanın muhafazası altında tutulmalıdır.</p>

<p>İflas idaresinin üçüncü kişinin istihkak iddiasını reddetmesi durumunda ise iddia sahibine, icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük süre verilir ve bu karar üçüncü kişiye tebliğ edilir (İİK m.228/2). Üçüncü kişi, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açmazsa iflas masasına karşı ileri sürdüğü istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Bu sonucun yalnızca iflas masası yönünden doğduğunun altı çizilmelidir. Dolayısıyla vazgeçme, üçüncü kişinin müflise karşı sahip olduğu maddi hukuktan kaynaklanan hakkı ortadan kaldırmaz. İflasın kaldırılması hâlinde üçüncü kişi, malın kendisine verilmesini müflisten talep edebilir; talebin karşılanmaması durumunda ise müflise karşı genel hükümlere göre mülkiyet hakkına dayalı dava açabilir.</p>

<p>İstihkak iddiasının haklı olduğunu düşünen üçüncü kişi, iflas idaresinin verdiği yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmalıdır. Bu davada, mülkiyet iddiasında bulunan üçüncü kişi davacı; iflas masası ise davalıdır. İflas masası, tüzel kişiliğe sahip olmamakla birlikte davada İİK m.226/1 uyarınca onun kanuni temsilcisi sıfatını taşıyan iflas idaresi tarafından temsil edilir.</p>

<p>İcra mahkemesi, iflastaki istihkak davasını genel hükümler çerçevesinde ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316 ve devamı maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne göre inceler (İİK m.228/3). Hacizde istihkak davalarına ilişkin İİK m.97’deki usul hükümleri ile özellikle mülkiyet karineleri ve ispat yüküne ilişkin İİK m.97/a hükmünün de iflas tasfiyesinin niteliğiyle bağdaştığı ölçüde iflastaki istihkak davalarında uygulanması gerekir. Bu kapsamda malın iflasın açıldığı andaki zilyetlik durumu, taraflar arasındaki hukuki ilişki, malın edinilmesine ilişkin belgeler, ticari defter ve kayıtlar ile mülkiyet karinesini etkileyebilecek diğer bütün deliller birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>İcra mahkemesi, gerekli görmesi hâlinde, davanın açılması nedeniyle iflas masasının uğrayabileceği muhtemel zararların karşılanması amacıyla davacı üçüncü kişiden teminat göstermesini isteyebilir (İİK m.228/4). Özellikle istihkak davası nedeniyle malın satışının gecikmesi, ekonomik değerinin azalması veya muhafaza giderlerinin artması ihtimali, teminatın belirlenmesinde dikkate alınabilir. Gösterilecek teminatın niteliği ve yeterliliği bakımından İİK m.36 hükümleri gözetilecektir.</p>

<p>İcra mahkemesinin istihkak davasını reddetmesi hâlinde, malın müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu yargı kararıyla belirlenmiş olur. Bu karar üzerine iflas idaresi, uyuşmazlık konusu malı tasfiye kapsamında satarak elde edilen bedeli kanuni sıra ve paylaştırma kuralları uyarınca alacaklılara dağıtır. Bununla birlikte, hacizde istihkak davasının reddi üzerine üçüncü kişinin asgari yüzde yirmi oranında tazminata mahkûm edilmesini öngören İİK m.97/13 hükmünün, İİK m.228’de açık bir atıf bulunmaması nedeniyle iflastaki istihkak davalarında doğrudan uygulanamayacağı kanaatindeyiz. Ancak iflas masasının, haksız istihkak davası nedeniyle satışın gecikmesinden veya malın değer kaybetmesinden doğan somut zararını karşı dava yoluyla talep edebilmesi gerekir. Tazminata hükmedilmesi hâlinde bu alacak, koşulları mevcutsa davacı üçüncü kişinin İİK m.228/4 uyarınca gösterdiği teminattan karşılanabilir.</p>

<p>İstihkak davasının kabul edilmesi hâlinde ise uyuşmazlık konusu malın iflas masasına ait olmadığı ve davacı üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunduğu tespit edilmiş olur. Bu durumda iflas idaresi, malı masadan çıkararak üçüncü kişiye teslim etmekle yükümlüdür. Malın dava sonuçlanmadan önce satılmış olması hâlinde ise üçüncü kişi, satış sonucunda elde edilen ve masaya giren bedelin kendisine verilmesini talep edebilir. İflas idaresi ile üçüncü kişi arasında görülen istihkak davası sonucunda verilen ve kesinleşen hüküm, taraflar bakımından kesin hüküm teşkil eder.</p>

<p><strong>B) Malın Üçüncü Kişi Elinde Bulunması Halinde İstihkak İddiası </strong></p>

<p>Üçüncü kişinin elinde bulunan ve mülkiyetinin kendisine ait olduğu ileri sürülen bir malın gerçekte müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu iddia edilirse, İİK m.228’de düzenlenen istihkak prosedürü uygulanmaz. Çünkü bu hüküm, üçüncü kişinin masanın elindeki mal üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürmesi hâlini düzenlemektedir. Taşınır mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan, mülkiyet karinesi de kural olarak üçüncü kişi lehine işler. Bu noktada taşınırlar yönünden mülkiyet karinesine ilişkin hükmün TMK m.985 olduğu; TMK m.992’nin ise tapuya kayıtlı taşınmazlarda hak sahipliği karinesini düzenlediği belirtilmelidir.</p>

<p>Üçüncü kişinin elinde bulunan ve masaya ait olduğu ileri sürülen mal, iflas masasının hak ve malvarlığı unsurlarının tespiti amacıyla tutulan deftere kaydedilebilir (İİK m.212). Ancak bu kayıt, malın üçüncü kişinin elinden cebren alınarak masaya teslim edilmesi sonucunu doğurmaz. Malın masaya dâhil edilmesi ve tasfiye kapsamında satılabilmesi için iflas idaresinin, malı elinde bulunduran üçüncü kişiye karşı dava açması gerekir. Bu durumda iflas idaresi, İİK m.228/2’ye dayanarak üçüncü kişiye icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük süre veremez. Zira malın üçüncü kişinin elinde bulunması nedeniyle dava açma yükü, mülkiyet karinesinin aksini ileri süren iflas masasına aittir.</p>

<p>İflas idaresinin üçüncü kişinin elindeki malın masaya teslimi amacıyla açacağı dava, İİK m.228/2’de öngörülen yedi günlük süreye tabi olmayan ve genel hükümlere göre görülen bir mülkiyet veya geri verme davasıdır. Dava icra mahkemesinde değil, uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre görevli genel mahkemede açılır. Davacı, iflas masasını temsilen iflas idaresi; davalı ise malı elinde bulunduran ve mal üzerinde hak iddia eden üçüncü kişidir. Görev, yetki, ispat ve yargılama usulü bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile uyuşmazlığın esasına uygulanacak maddi hukuk hükümleri esas alınır. Mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan, mülkiyet karinesinin aksini ve malın müflise ait olduğunu ispat yükü kural olarak iflas idaresi üzerindedir.</p>

<p>İflas idaresinin davayı kazanması hâlinde, malın müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu tespit edilir; mal üçüncü kişiden alınarak masaya dâhil edilir ve tasfiye hükümlerine göre satılır. Davanın reddedilmesi hâlinde ise malın üçüncü kişiye ait olduğu veya en azından masanın bu mal üzerinde hak sahibi olduğunu ispatlayamadığı sonucuna ulaşılır. Bu durumda mal üçüncü kişinin elinde kalır ve iflas masası, davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ile vekâlet ücretinden sorumlu tutulur.</p>

<p>Tapu sicilinde üçüncü kişi adına kayıtlı bulunan bir taşınmazın gerçekte müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu ileri sürüldüğünde de İİK m.228/2 uyarınca işlem yapılamaz. Tapu sicilindeki kayıt, TMK m.992 gereğince üçüncü kişi lehine hak sahipliği karinesi oluşturur. Bu nedenle iflas idaresinin, tapuda malik görünen üçüncü kişiye karşı, iddianın hukuki sebebine göre TMK m.1025 kapsamında tapu sicilinin düzeltilmesi, tapu iptali ve tescil veya uygun nitelikte başka bir dava açması gerekir. Taşınmazın yalnızca iflas masasının defterine kaydedilmesi, tapu sicilindeki mülkiyet durumunu değiştirmez ve taşınmazın doğrudan tasfiye kapsamında satılmasına imkân vermez.</p>

<p>Benzer esaslar, müflise ait olduğu iddia edilen bir alacak üzerinde üçüncü kişinin hak sahipliği ileri sürmesi hâlinde de geçerlidir. Üçüncü kişi belirli bir alacağın müflise değil kendisine ait olduğunu savunur ve iflas idaresi bu iddiayı kabul etmezse, üçüncü kişiye İİK m.228/2 uyarınca istihkak davası açması için süre verilemez. Alacağın müflise ve dolayısıyla masaya ait olduğunu iddia eden iflas idaresinin, üçüncü kişiye karşı görevli genel mahkemede dava açarak alacak üzerindeki hak sahipliğinin belirlenmesini talep etmesi gerekir.</p>

<p>İflas idaresi, çekişmeli alacağın borçlusuna karşı doğrudan doğruya bir alacak davası da açabilir. Ancak borçlu, alacağın iflas masası ile üçüncü kişi arasında çekişmeli olması nedeniyle gerçek alacaklının kim olduğunu belirleyemiyorsa, Türk Borçlar Kanunu m.187 uyarınca borcunu tevdi ederek borcundan kurtulma yoluna başvurabilir. Böyle bir durumda iflas idaresinin, tevdi edilen bedelin masaya ait olduğunun belirlenmesi ve bedelin masaya ödenmesi amacıyla alacak üzerinde hak iddia eden üçüncü kişiye karşı dava açması gerekir. Böylece aynı alacağın iki farklı kişiye ödenmesi tehlikesi önlenirken, alacak üzerindeki hak sahipliği de tarafların göstereceği deliller değerlendirilerek yargı kararıyla kesin biçimde belirlenir.</p>

<p><strong>C) Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p>İflasta istihkak iddiasının kapsamı, hacizde istihkaka ilişkin düzenlemelere kıyasla daha dar ve sınırlıdır. Hacizde mülkiyet dışındaki bazı ayni haklar da istihkak iddiasına konu olabildiği hâlde, İİK m.228 kapsamında açılan iflasta istihkak davasının temel konusu, iflas masasına alınan malın mülkiyetinin müflise mi yoksa üçüncü kişiye mi ait olduğunun belirlenmesidir. Bu nedenle rehin, intifa ve irtifak gibi sınırlı ayni haklar ile salt kişisel haklara dayanan talepler, kural olarak İİK m.228’deki istihkak prosedürü içinde değil, niteliklerine göre sıra cetveli veya genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>İflas dairesinin, iflasın açılmasından sonra müflisin malvarlığına ilişkin envanteri eksik düzenlemesi veya müflisin elinde bulunmasına rağmen üçüncü kişilere ait olan malları deftere ve tutanağa geçirmemesi, tasfiye devam ederken bu mallar hakkında istihkak iddiasında bulunulmasına engel teşkil etmez. Zira mevcudat defteri mülkiyeti kuran veya ortadan kaldıran bir belge değil, tasfiyeye konu malvarlığının tespitine yönelik usulî bir kayıttır. Bu sebeple üçüncü kişinin mülkiyet hakkının, yalnızca malın başlangıçta deftere yazılmamış olması veya adi tasfiye ilanındaki bir aylık bildirim süresinin geçirilmesi gerekçesiyle ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bununla birlikte iddianın gecikmeli olarak ileri sürülmesi hâlinde malın satılmış olması ihtimali bulunduğundan, talebin malın aynına mı yoksa satış sonucunda masaya giren bedeline mi yöneltileceği ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>İflasın açılmasından tasfiyenin tamamlanmasına kadar geçen süreçte, masanın elinde bulunan bir malın üçüncü kişiye ait olduğunun ileri sürülmesi hâlinde istihkak iddiası, adi tasfiyede iflas idaresine; basit tasfiyede ise bu görevleri yerine getiren iflas dairesine bildirilerek malın masa kaydından çıkarılması talep edilebilir. İddianın reddedilmesi durumunda üçüncü kişiye, ret kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açması için süre verilmesi gerekir. Ayrıca Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin güncel yaklaşımına göre üçüncü kişinin, iflas idaresinin önceden vereceği ret kararını beklemeksizin doğrudan icra mahkemesinde istihkak davası açması da mümkündür.</p>

<p>Sonuç olarak iflasta istihkak uyuşmazlığının çözümünde belirleyici ölçütler; ileri sürülen hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde bulunması, malın iflasın açıldığı anda kimin zilyetliğinde olduğunun tespit edilmesi ve buna bağlı olarak dava açma yükünün doğru tarafa yüklenmesidir. Mal masanın elindeyse üçüncü kişinin İİK m.228 kapsamında icra mahkemesine; mal üçüncü kişinin elindeyse iflas idaresinin görevli genel mahkemeye başvurması gerekir. Böylece iflas masasının yalnızca müflise ait mal ve haklardan oluşması sağlanırken, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı da tasfiye işlemlerine karşı etkili biçimde korunmuş olur.</p>

<p><strong>II. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/824 Esas ve 2024/4759 Karar</strong></a></p>

<p>İflas dosyası ve Uyap kayıtlarına göre, 14.4.2022 tarihli 1.alacaklılar toplantısında alınan kararda "... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, (E" bendine dair alınan kararda oy çokluğunun sebebi ... Gıda .... Ltd. Şti. ile yetkilisi olan ...'un ilgili karara "E bendine muhalefetle" şerhi düşmeleridir.)" şeklinde ifadeye yer verilmesi, yine iflas dairesinin 22.06.2022 tarihli kararında "..müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd.Şti. Tarafından fatura ibraz edildiği.." şeklinde ibarenin yer aldığı, davacı 3.kişi tarafından ne zaman fatura ibraz edildiğinin de belirtilmediği, bu durumda davacı 3.kişinin eldeki dava veya 4.7.2022 tarihli dilekçesi öncesinde istihkak iddiasında bulunmadığı net olarak söylenemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir.( (Kuru, Baki, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310)</p>

<p>Buna göre, İİK'nun 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılarak istihkak iddiasında bulunmak mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Somut olayda, İflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemez.</p>

<p>O halde, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/7643 Esas ve 2026/1068 Karar</strong></a></p>

<p>Üçüncü kişi tarafından açılacak iflâsta istihkak davası (İİK m. 228) ve masa tarafından açılacak istihkak davası (TMK m. 683/2) bakımından dava konusu mal üzerindeki mülkiyet hakkının taşınmaz veya taşınır mülkiyeti olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Zira İİK m. 228 veya TMK m. 683/2’de istihkak iddiasıyla ilgili malın türü bakımından herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi, doktrinde veya uygulamada bu yönde farklı bir görüş ileri sürülmemiştir. Bu nedenle her iki davanın konusu da hem taşınmaz hem de taşınır mal mülkiyetine dayanabilecektir (... , İflâsta İstihkak İddiası Ve Çözüm Yolları, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, ..., 2022,s.71).</p>

<p>Bu kapsamda, dava konusu taşınmazın iflas masasından çıkartılmasına ilişkin talebin İİK’nın 228. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetlidir. Bununla birlikte, davacı ile davalı müflisin ... 2. Aile Mahkemesinin 2008/895 Esas ve 2008/904 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına, taraflarca düzenlenen protokolün mal ve eşyalara ilişkin; davaya konu ... İli, ... İlçesi, ... Mah., Pafta 89, 1471 Ada, 1 Parselde kayıtlı 198/16300 arsa paylı C1c Blok, 7. Kat, 22 nolu bağımsız bölümün boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde davacıya devredileceği, şeklindeki maddeleri uygun bulunduğundan onaylanmasına karar verilmiş, karar 29.12.2008 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, hacizdekinden farklı olarak iflasta istihkak iddiasının konusu sadece mülkiyet hakkıdır (Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, cilt IV, İstanbul 1997, s.1311).</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. Davacı, mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz(..., ..., İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara, 2014, s.1624).</p>

<p>Somut olayda; hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün, dava konusu taşınmazın kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde davacı adına tescilini isteme hakkı verdiği, protokolde taşınmazın tapu iptal ve tesciline ilişkin hüküm yer almadığı, taşınmazın mülkiyeti konusunda herhangi bir karar verilmediği, TMK'nın 705/2. maddesi uyarınca tescilden önce mülkiyetin kazanılması söz konusu olmadığı, hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün lehine devir taahhüdünde bulunana dava açarak tapu iptal ve tescil yönünde kişisel hak verdiği, kişisel haklara dayanarak da iflasta istihkak davası açılamayacağı anlaşıldığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/7697 Esas ve 2025/162 Karar</strong></a></p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir (Kuru, ..., İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310) .</p>

<p>Bu doğrultuda, İİK'nın 97/1. maddesine göre İcra Müdürlüğü tarafından yasal prosedürün uygulanmasını beklemeden, doğrudan istihkak davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığı hususu Yargıtayın yerleşik uygulaması haline gelmiştir. Bu durumda, İİK’nın 97. ve 99. maddelerinde izlenecek yasal prosedüre yer verilmişken doğrudan dava açabileceği hususunda yerleşmiş Yargıtay uygulamasına paralel olarak İİK'nın 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılması mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.</p>

<p>Buna göre, iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemeyeceği, Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/14311 Esas ve 2017/10340 Karar</strong></a></p>

<p>Mahkemece; İİK'nun 184 maddesi gereğince iflasın açıldığı zamanda müflisin bütün haczi kabil mal ve haklarının bir masa teşkil edilerek alacaklıların alacakları oranında pay almalarının temin edildiği, İflas Dairesi'nin masanın teşekkülü açısından fiilen tüm hak ve alacaklar ile menkul ve gayrimenkul malların tespitine ilişkin işlemleri yapmakla ödevli bulunduğu, İİK'nun 185. maddesinde ise, üzerinde rehin bulunan mallar rehin sahibi alacaklının rüçhan hakkı mahfuz kalmak suretiyle masaya girer hükmüne yer verildiği, yine İİK'nun 219. maddesinde müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun ellerinde bulunduranların o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalmak şartı ile bunları aynı müddet içinde daire emrine tevdii etmeleri, etmedikleri takdirde makbul mazeretleri bulunmadıkça cezai mesuliyete uğrayacakları ve rüçhan haklarından mahrum kalacakları hususunun düzenlendiği, tüm anılan yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının rehin veya hapis hakkına dayanmasına rağmen söz konusu hak ve alacaklar ile malları iflas dairesi emrine tevdii etmekle yükümlü bulunduğu, dolayısıyla İflas Müdürlüğünce yapılan işlemde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. (Kuru, Baki. İcra ve İflas Hukuku sf. 288, Görgün, Şanal. İflasta İstihkak davaları sf. 32.) Davacı mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz, 3. kişinin masaya kayıtlı mal hakkında mülkiyet dışında sınırlı aynı haklara (örn. rehin hakkı) ve tapuya tescil edilen kişisel haklara dayalı olarak ileri sürdüğü istihkak iddiaları sıra cetveline itiraz şeklinde değerlendirilir. (Güneren, Ali. İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları sf. 1624) Temyize konu olayda davacı bankanın rehin hakkına dayandığı görülmekle, sonucu itibariyle doğru olan ret kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/1211 Esas ve 2025/3946 Karar</strong></a></p>

<p>İflas masasına yalnız borçluya ait mal ve haklar girer. Başkasının bir malı müflisin elinde ise, üçüncü kişi bu malı masadan geri isteyebilir ki, buna masadan çıkarma hakkı denir. İflas masası bu malı üçüncü kişiye vermezse bu takdirde üçüncü kişi masaya karşı istihkak davası açabilir. (İİK.228) iflasta istihkak davasına ilişkin 228. madde, sadece malın masanın elinde bulunması halini düzenlemiştir, malın üçüncü kişinin elinde bulunması halini düzenlememiştir.</p>

<p>Hacizde istihkak davasının konusunu mülkiyet ve mülkiyet dışındaki ayni haklar oluşturabilmesine karşın, iflasta sadece mülkiyet hakkı istihkak iddiasına konu olabilir, mülkiyet dışındaki ayni haklara ilişkin istihkak iddiaları İİK. nun 235. maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz davası olarak ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, İcra Mahkemesinde istihkak davası olarak açılan işbu davada istihkak konusu menkullerin davacı 3. kişinin elinde iken adrese gidilerek tespitinin yapıldığı ve deftere kaydedildiği, davacının istihkak iddiasında bulunması nedeniyle yediemin olarak malların davacıya teslim edildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK'da iflasta üçüncü şahsın elinde iken deftere kaydedilen mallarla ilgili icra mahkemesinde görülecek bir istihkak davası hakkında düzenleme bulunmadığı, bu durumda söz konusu malların mülkiyeti ancak genel mahkemelerde açılacak bir dava ile belirlenebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, İİK 228. maddesi gereğince iflas dosyalarına ilişkin istihkak davasında davalı sıfatı iflas idaresine ait olup, davalı alacaklı ...'nin iş bu davada taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf teşkilinin kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle mahkemece resen taraf teşkili gözetilerek davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde sonuca gidilmesi, ayrıca davanın reddi halinde davalı iflas idaresi lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi de isabetsizdir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/dava1-ta11-cover.jpg" type="image/jpeg" length="77229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Mobbingi Nasıl İspatlarsınız? Delil ve Dava Yolu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbingi-nasil-ispatlarsiniz-delil-ve-dava-yolu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbingi-nasil-ispatlarsiniz-delil-ve-dava-yolu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) o kadar yaygın bir sorun ki, devlet <strong>2011 yılında yayımlanan 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi</strong> ile bu konuya özel bir düzenleme yaptı ve şikâyetler için <strong>ALO 170 hattını</strong> görevlendirdi. Ardından <strong>2012’de yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi</strong>, işverene çalışanın kişiliğini ve psikolojik bütünlüğünü koruma borcunu açıkça yükledi.</p>

<p>Peki hukuk bu kadar netken mobbing davaları neden zor kazanılıyor? Çünkü asıl mesele <strong>ispat</strong>. Bu rehberde hangi davranışların mobbing sayıldığını, mahkemelerin ispat konusundaki yaklaşımını, işe yarayan delilleri ve dava yolunu adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>Mobbing Nedir, Hangi Davranışlar Kapsama Girer?</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında mobbing, işyerinde bir çalışanı hedef alan <strong>sistematik, süreklilik gösteren ve yıldırma amacı taşıyan</strong> psikolojik taciz olarak tanımlanır. Kritik kelime <strong>“sistematik”</strong>: tek seferlik bir tartışma, sert bir eleştiri veya bir kez yükselen ses, hukuken mobbing sayılmaz.</p>

<p>Şöyle bir senaryo düşünün: Bağcılar’da bir lojistik firmasında muhasebeci olarak çalışan Selin, yeni müdürün gelmesiyle önce toplantılara çağrılmamaya başladı; ardından masası arşiv odasının yanına taşındı, işleri elinden alınıp <strong>“işlevsiz bırakıldı”</strong> ve aylarca bu böyle sürdü. İşte bu tablo, tek tek masum görünen ama <strong>bir araya gelince yıldırma amacını ortaya koyan</strong> davranışlar zinciri, mobbingin ta kendisidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Mobbing sayılabilir</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Tek başına mobbing sayılmaz</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sürekli dışlama, selam vermeme, toplantılara almama</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tek seferlik tartışma veya eleştiri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Görevlerin elinden alınması veya niteliksiz işler verilmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşin gereği olan olağan görev değişiklikleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkalarının önünde sistematik aşağılama, lakap takma</p>
   </td>
   <td>
   <p>Performansa dayalı, ölçülü geri bildirim</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İstifaya zorlamak için baskı, tehdit, haksız savunma istekleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hukuka uygun disiplin süreçleri</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Mobbing iddiasının kaderini, olayları günü gününe ve düzenli biçimde kayıt altına almak belirler.</p>

<p><strong>İspat Yükü Kimde, Mahkemeler Nasıl Yaklaşıyor?</strong></p>

<p>Kural olarak <strong>mobbingi iddia eden çalışan ispatlar</strong>. Ancak burada önemli bir kolaylık var: Yargıtay, mobbingin gizli ve tanıksız ortamlarda yaşandığını bildiği için <strong>kesin ve mutlak delil aramaz</strong>. Olayların tutarlı bir bütün oluşturması, yani <strong>ciddi emarelerin (belirtilerin) varlığı</strong> hâkimde kanaat oluşturmaya yetebilir.</p>

<p>Kendinize şu soruyu sorun: <strong>“Yaşadıklarımı hiç tanımayan birine anlattığımda tarih, yer ve kişi verebilecek kadar somut konuşabiliyor muyum?”</strong> Cevabınız evetse, dosyanız kurulabilir demektir. Ayrıca <strong>TBK’nın 417. maddesi</strong> gereği işveren, çalışanın kişiliğini korumakla yükümlüdür; şikâyete rağmen önlem almayan işveren bu borcunu ihlal etmiş sayılabilir.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın Mobbing İçin Aradığı Ölçütler</strong></p>

<p>• Davranışların <strong>sistematik ve süreklilik</strong> göstermesi (tek olay yetmez)</p>

<p>• <strong>Yıldırma, dışlama veya işten ayrılmaya zorlama</strong> amacının sezilmesi</p>

<p>• Çalışanın <strong>kişiliğinde, sağlığında veya mesleki konumunda</strong> olumsuz sonuç doğması</p>

<p>• Kesin delil şart değil: <strong>tutarlı emareler bütünü</strong> yeterli görülebilir</p>

<p><strong>Hangi Deliller İşe Yarar?</strong></p>

<p>Mobbing dosyasının bel kemiği <strong>yazılı ve kayıtlı delillerdir</strong>. Geçen ay görüştüğümüz bir depo sorumlusu, iki yıldır yaşadıklarını anlatırken elinde tek bir belge olmadığını söylüyordu; oysa kurumsal e-postaları, görev değişiklik yazıları ve hastane kayıtları zaten birer delildi, sadece bir araya getirilmeleri gerekiyordu.</p>

<p>İşe yarayan başlıca deliller şunlardır: <strong>kurumsal e-posta ve mesaj yazışmaları</strong>, görev tanımını değiştiren yazılar, haksız savunma istekleri ve tutanaklar, <strong>tanık beyanları</strong> (mevcut veya eski iş arkadaşları), psikiyatri/psikoloji <strong>sağlık raporları</strong>, İK’ya verilen şikâyet dilekçeleri ve <strong>ALO 170 başvuru kayıtları</strong>.</p>

<p><strong>Mobbing Günlüğü: 4 Adımda Delil Oluşturma</strong></p>

<p><strong>1. Günü gününe yazın:</strong> Her olayı tarih, saat, yer, kişiler ve varsa tanıklarla birlikte not edin</p>

<p><strong>2. Belgeyle eşleştirin:</strong> O güne ait e-posta, mesaj veya tutanak varsa günlük kaydının yanına ekleyin</p>

<p><strong>3. Sağlık izini bırakın:</strong> Uyku bozukluğu, kaygı gibi şikâyetleriniz için doktora gidin; rapor ve reçeteler nedensellik bağını gösterir</p>

<p><strong>4. Resmî başvuru yapın:</strong> İK’ya yazılı şikâyet ve ALO 170 kaydı, hem süreci belgeleyen hem işvereni harekete geçiren adımlardır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı <strong>ALO 170 hattı</strong>, 2011’den bu yana mobbing şikâyetlerini kayıt altına alıyor ve arayanlara psikolog desteği sunabiliyor. Bu başvurunun kaydı, ileride açılacak davada yaşananları o tarihte dile getirdiğinizi gösteren bir iz bırakır.</p>

<p>Bir uyarı: Gizlice alınan <strong>ses kayıtları</strong> ancak istisnai durumlarda, başka türlü delil elde etme imkânının bulunmadığı, ani gelişen haller, hukuka uygun kabul edilebilir. Bu sınır çok incedir; yanlış kullanım <strong>aleyhinize ceza sorumluluğu</strong> bile doğurabilir. Kayda başvurmadan önce mutlaka hukuki görüş alın.</p>

<p><strong>Adım Adım: Mobbing Karşısında İzlenecek Yol</strong></p>

<p>Mobbing yaşadığınızı düşünüyorsanız ilk refleksiniz <strong>istifa dilekçesi yazmak olmasın</strong>, bu, hak kaybının en sık yaşandığı andır. Doğru sıralama şöyledir: önce delilleri toplayıp düzenleyin, sonra <strong>işyeri içi çözüm yollarını</strong> (yazılı şikâyet, İK süreci) deneyin, eş zamanlı olarak sağlık desteği alın ve bir avukatla <strong>fesih stratejinizi</strong> netleştirin.</p>

<p>Örneğin Güngören’de bir tekstil firmasında çalışan Murat, müdürünün aylardır süren baskısına dayanamayıp bir öfke anında istifa etmeyi düşünüyordu. Avukatıyla görüştükten sonra önce <strong>yazılı şikâyet</strong> yolunu kullandı; işveren önlem almayınca elinde hem mobbing delilleri hem de <strong>işverenin hareketsiz kaldığını gösteren kayıtlar</strong> oluştu. Bu fark, davanın kaderini değiştirir.</p>

<p>Fesih kararından önce alınan hukuki destek, hem delil stratejisini hem tazminat haklarını korur.</p>

<p><strong>Dava Yolu: Haklı Fesih, Tazminatlar ve Arabuluculuk</strong></p>

<p>Mobbing ispatlandığında çalışanın önünde birkaç güçlü seçenek açılır. İlki, <strong>4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesine dayanan haklı nedenle fesih</strong>: çalışan iş sözleşmesini kendisi sonlandırır ama istifadan farklı olarak <strong>kıdem tazminatı hakkını korur</strong>. İkincisi, kişilik hakları ihlal edildiği için <strong>manevi tazminat</strong>; koşullar varsa ödenmeyen ücret ve diğer işçilik alacakları da buna eklenir. Kanun metinlerine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Önemli bir usul bilgisi: <strong>1 Ocak 2018’den bu yana</strong> işçi-işveren uyuşmazlıklarında dava açmadan önce <strong>arabulucuya başvurmak zorunlu</strong> (dava şartı). Bu bir formalite değil, gerçek bir fırsattır: taraflar arabuluculuk masasında tazminat ve alacaklar konusunda anlaşırsa, imzalanan tutanak <strong>mahkeme kararı gücünde</strong> bir belgeye dönüşür ve yıllarca sürebilecek yargılamaya gerek kalmaz. Nitekim geçen yıl görüştüğümüz bir satış temsilcisi, iki oturumluk arabuluculuk görüşmesinde hem kıdem tazminatını hem manevi tazminat talebini masada çözerek davaya hiç girmedi. Başvuru ve süreç hakkında resmî bilgiye Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı sayfasından ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Süre konusunda da dikkatli olun: Haklı fesih hakkı, fesih nedeninin öğrenilmesinden itibaren <strong>6 iş günü</strong> içinde kullanılmalıdır (Ağustos 2026 itibarıyla geçerli çerçeve). Mobbing gibi süregelen durumlarda bu sürenin nasıl hesaplanacağı somut olaya göre değiştiğinden, adım atmadan önce hukuki destek almak en güvenli yoldur.</p>

<p><strong>Mobbing tek başına suç mu?</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nda “mobbing” adıyla ayrı bir suç tipi yoktur; ancak süreç içindeki <strong>hakaret, tehdit veya eziyet</strong> gibi eylemler ayrı ayrı suç oluşturabilir ve şikâyete konu edilebilir.</p>

<p><strong>Tanığım yoksa davayı kaybeder miyim?</strong></p>

<p>Hayır, tek başına tanıksızlık davayı düşürmez. <strong>Yazışmalar, görev değişiklik belgeleri, sağlık raporları ve başvuru kayıtlarından</strong> oluşan tutarlı bir bütün, hâkimde kanaat oluşturmaya yetebilir.</p>

<p><strong>Mobbing nedeniyle istifa edersem tazminat alabilir miyim?</strong></p>

<p>Sıradan istifa tazminat hakkını sona erdirir; ancak mobbingi belgeleyerek yapılan <strong>haklı nedenle fesih</strong>, kıdem tazminatı hakkını korur. Bu ayrım teknik olduğundan fesih bildirimini avukat desteğiyle hazırlamak önemlidir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Mobbing, <strong>sistematik ve süreklilik gösteren</strong> yıldırma davranışlarıdır; tek olay yetmez.</p>

<p>- İspat yükü çalışandadır ama Yargıtay <strong>kesin delil aramaz</strong>, tutarlı emareler bütünü yeterli olabilir.</p>

<p>- En güçlü silahınız <strong>mobbing günlüğü + yazılı belgeler + sağlık raporları + başvuru kayıtları</strong> dörtlüsüdür.</p>

<p>- İstifa etmeden önce durun: <strong>haklı nedenle fesih</strong> kıdem tazminatını korur, sıradan istifa korumaz.</p>

<p>- Dava öncesi <strong>arabuluculuk zorunludur</strong> ve çoğu zaman en hızlı, en az yıpratıcı çözüm masada çıkar.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbingi-nasil-ispatlarsiniz-delil-ve-dava-yolu-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/mobbiisf.jpg" type="image/jpeg" length="21220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUTBOLDAKİ YASAKLAR NELERDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/futboldaki-yasaklar-nelerdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/futboldaki-yasaklar-nelerdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>FUTBOLDAKİ YASAKLAR NELERDİR</strong></p>

<p><strong>(Taraftar, Kulüp, Federasyon, Yönetici, Hakem, Güvenlik Görevlileri ve Gazeteciler İçin)</strong></p>

<p></p>

<p>Yeni bir heyecan ve umut olarak futbol sezonumuz hem asıl paydaş olarak taraftarlar hem de tüm aşamalardaki spor kulüpleri ve federasyonları için başladı.</p>

<p>Spor müsabakaları veya bunlarla bağlantılı olarak istenmeyen görüntüleri gerek spor alanlarında gerekse de televizyon, internet, gazete gibi yayınlarda izliyoruz. Çoğunlukla ve bakış açımıza göre genelde meselenin sportif veya toplumsal olarak olası sebep ve sonuçlarına yoğunlaşıyoruz. Bunun yanında özellikle futbolda genel olarak da basketbol, voleybol, hentbol gibi diğer spor dallarında müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında meydana gelen veya gelebilen olayların bir de hukuki ve fiili sonuçları vardır.</p>

<p>Bu çalışmamızda duruma göre sporseverler veya taraftarlar, spor kulüpleri veya federasyonlarının başkan ya da yöneticileri, müsabakalarda görev alan hakem, gözlemci, temsilci, saha komiseri, polis, jandarma, özel güvenlik görevlileri ve sporu kamuoyuna ulaştıran gazeteciler veya basın yayın mensupları için spor alanlarında sıklıkla karşılaştığımız aşağıdaki konular, daha önceki çalışmalarımızdan derlenerek kısaca ele alınmıştır.</p>

<p><strong>1</strong>- Aykırı <strong>tezahürat</strong>lar,</p>

<p><strong>2- Taşkınlık</strong> (yaralama), tesislere-mala zarar verme,</p>

<p><strong>3- </strong>Sahaya <strong>atlama</strong>lar,</p>

<p><strong>4</strong>- Biletsiz veya usulsüz <strong>giriş</strong>,</p>

<p><strong>5</strong>- <strong>Şike</strong> ve teşvik primi,</p>

<p><strong>6- </strong>Yasa dışı <strong>bahis</strong></p>

<p><strong>7- </strong>Silah, kesici-delici gibi <strong>yasak maddeler</strong>i sokmak, kullanmak,</p>

<p><strong>8</strong>- Su, bardak, bozuk para, cep telefonu gibi <strong>maddeleri fırlatmak</strong>,</p>

<p><strong>9- Alkol</strong> almak veya alkollü gitmek,</p>

<p><strong>10</strong>- <strong>Yüzlerini gizleyerek</strong> suç işleyenler,</p>

<p><strong>11- </strong>Kulüp başkanı veya <strong>yönetici beyanları</strong>,</p>

<p><strong>12</strong>- <strong>Hakem, </strong>gözlemci, saha komiseri, temsilci, özel güvenlik görevlisine karşı eylemler,</p>

<p><strong>13- </strong>Seyirden <strong>yasaklanma</strong>,</p>

<p><strong>14- Takımların konakladığı</strong>, çalıştığı yer yakınındaki eylemler,</p>

<p><strong>15- Basın yayın</strong> mensuplarının sorumlulukları,</p>

<p><strong>16- </strong>Spor <strong>kulüplerinin yükümlülükleri</strong> ve yaptırımları,</p>

<p><strong>17- Spor dernekleri</strong>nin yükümlülükleri.</p>

<p>Bu tür benzer meselelerin bir de ceza hukuku, başka bir deyişle 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkındaki Kanun boyutu vardır. Bu yazı, kamuoyunu ve özellikle sporseverleri yasal durum çerçevesinde fazla ayrıntıya ve teknik anlatımlarına girmeden belirtilen konularda bilgilendirmek amacıyla yazılmıştır. Zira meydana gelen olaylardan bireysel olarak taraftar, seyirden yasaklanarak yani maçlara gidemeyerek etkileneceği gibi spor kulüpleri, yöneticileri ile spor federasyonları ve hatta ülkemiz sporunun marka değeri de etkilenmektedir. Dolayısıyla verilen söz konusu hukuki bilgiler somut bir maçtan ziyade tüm spor karşılaşmaları, spor federasyonları ve kulüpleri ile taraftarı ilgilendiren bir boyuttadır. Konunun hukukçu olmayanlarca da daha iyi anlaşılması için mümkün oldukça hukuki teknik anlatıma ve terimlere az yer verilmiştir.</p>

<p>Kanun, 14 Nisan 2011 tarihinden bu yana yürürlüktedir. Kanunda tanımlanan suçlar vardır. Müsabakalar nedeniyle genel olarak basın yayına yansıdığı kadarıyla ve olaylar bazında gerçekleşmiş olması halinde aşağıdaki suçların (eylemlerin) varlığı değerlendirilebilir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk237425934"><strong>1) Aykırı Tezahüratlar</strong></a></p>

<p><strong>1- </strong>Spor alanlarında, taraftarın somut bir kişiyi muhatap veya hedef almadan, genel olarak, yani ulu ortaya söylediği <strong>tehdit veya hakaret içerikli söz ve/veya davranış</strong> bu yasa kapsamında adli para cezası (1.500,00 TL) yaptırımına tabidir</p>

<p><strong>2-</strong> <strong>Somut kişi hedef veya muhatap alınarak</strong> tehdit-hakarette bulunulması halinde ise tek hareketle hem Türk Ceza Kanunu’ndaki hakaret-tehdit suçu hem de 6222 sayılı Kanun’da yaptırıma bağlanan aykırı tezahürat gerçekleşir. TCK’dan ceza verilir. 6222’den ise seyirden yasaklama tedbiri uygulanır.</p>

<p><strong>3-</strong> Tezahürat, eğer toplum kesimlerini <strong>din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet veya mezhep farkı gözeterek </strong>hakaret oluşturan söz ve davranışlarla yapılmış ise fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan üç yıla hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>4-</strong> Suç teşkil eden tezahürat eğer yazılı pankart taşınması veya asılması ya da duvarlara yazı yazılması suretiyle işlenmiş ise verilecek yukarıdaki cezalar yarı oranında artırılır.</p>

<p><strong>5-</strong> Suç teşkil eden tezahürat eğer her türlü yazılı, görsel, işitsel veya elektronik kitle iletişim aracıyla (<strong>internet-sosyal medya yoluyla) işlenmesi</strong> hâlinde de yukarıdaki hükümler yine uygulanır.</p>

<p><strong>6-</strong> <strong>Bu suçu</strong> k<strong>imler, nerede işleyebilir?</strong> Taraftarlar, grup halinde veya münferiden, kısaca herkes bu suçu işleyebilir. Bu suç spor müsabakalarının veya antrenmanlarının gerçekleştirildiği alanlar ile seyircilere ait seyir alanları, özel seyir alanları, sporculara ait soyunma odası ve bu kanunun uygulanması bakımından spor yapmaya elverişli alanları, müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında taraftarların sürekli veya geçici olarak gruplar hâlinde toplandıkları yerleri, müsabakanın yapılacağı yere gidiş ve geliş güzergâhları, takım veya taraftarların toplu olarak seyahat ettikleri araçları ya da takımların kamp yaptığı yerlerde işlenebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>2) Taşkınlık (Yaralama), Tesislere-Mala Zarar Verme</strong></p>

<p><strong>1- </strong>Normal olarak günlük hayatta gerçekleşen <strong>yaralama ve mala zarar vermeye göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. </strong></p>

<p><strong>2-</strong> Spor alanları ve bu alanlardaki eşya, mala zarar verme suçu bakımından <strong>kamu malı hükmünde</strong> olduğundan cezası bu suçların normal haline göre daha ağırdır.</p>

<p><strong>3-</strong> Belirlenen alanlardaki eşyaya zarar verilmesi halinde, meydana gelen zararların tazmini hususunda <strong>zarar veren kişiler ve</strong> onların taraftarı olduğu <strong>spor kulübü meydana gelen zarardan birlikte sorumludur</strong>. Zararı gideren spor kulübünün sorumlu taraftarlarına zararı <strong>rücu </strong>edebilme hakkı vardır.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3) Sahaya Atlamalar</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Sahaya atlamak suç sayılmıştır. Müsabaka için seyircilerin kabulüne başlanmasından itibaren müsabaka sonrası tamamen tahliyesine kadarki zaman zarfında yetkisiz olarak müsabaka alanına, soyunma odalarına, odaların koridorlarına, sporcu çıkış tünellerine giren kişi üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para (en az 500,00 TL en çok 365.000,00 TL arası) cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>2-</strong> Eğer fiil, müsabakanın seyrini veya güvenliğini bozmuş, örneğin müsabakanın durmasına neden olmuş, sporcuları, hakemi, taraftarı tedirgin etmiş ise fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p></p>

<p><strong>4) Biletsiz veya Usulsüz Girişi, Karaborsa Bilet Satışı</strong></p>

<p><strong>1- Süper lig ve birinci lig için</strong> usulüne uygun temin edilmiş bileti olmadan spor müsabakalarını izlemek amacıyla müsabaka ve seyir alanlarına giren kişi adli para (1.500,00 TL) cezasıyla cezalandırılır. <strong>Biletini başkasına veren veya başkasının biletini-kartını alan</strong> da aynı durumdadır.</p>

<p><strong>2- </strong>İzinsiz giren kişi eğer spor müsabakalarına seyirci olarak katılmaktan yasaklanmış kişi ise cezası (6.000,00 TL) artırılır.</p>

<p><strong>3- </strong>Bu eylemleri gerçekleştiren yani aykırı olarak seyirci kabul eden veya kabul edilmesini sağlayan <strong>kamu veya kulüp görevlileri</strong> ise bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır</p>

<p><strong>4- </strong>Süper ve birinci lig dışındaki, <strong>yani ikinci, üçüncü veya amatör lig takımlarına usulsüz giriş hükümleri uygulanmayacağı</strong> için eğer TFF tarafından aksi bir karar verilmemiş ise müsabaka ve seyir alanlarına usulsüz seyirci girişi hükümleri uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>5</strong>- <strong>Karaborsa bilet</strong> ile ilgili iki eylem suç sayılmıştır:<strong> </strong>Birincisi yetkili makamların belirlediği yerlerin dışında bilet satmak<strong>,</strong> ikincisi<strong> </strong>de yetkili makamlarca belirlenen fiyatın üstünde bilet satmak. Dolayısıyla her ne suretle olursa olsun belirlenen yerler dışında bilet satılamaz. Belirlenen değerin üstünde de bilet satılamaz. <strong>Yetkili makamların belirlediği yerler dışında</strong> (karaborsa)<strong> bilet satmak</strong> 6 aydan 1 yıla kadar hapis ve 100 ile 2000 gün arası (10.000,00 TL’den 1.000,000,00 TL’ye kadar) <a name="_Hlk237793265">adli para cezasını gerektirir.</a> Değerinin üstünde (karaborsa) bilet satmak ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 250 ile 5.000 gün arası (25.000,00 TL’den 2.500,000,00 TL’ye kadar) adli para cezasını gerektirir.</p>

<p><strong>6-</strong> Müsabakaya girmek için kendine <strong>karaborsadan bilet alanın eylemi suç değil</strong> iken satan kişinin eylemi ise suçtur. Bu suç gerek bizim takımlarımızın gerekse ülkemizde oynanacak müsabakalardaki, örneğin,<strong> Şampiyonlar Ligi biletlerinin satışı</strong>nda da suçtur. Karaborsa satışın ülkemiz sınırlarında gerçekleşmesi yeterlidir.</p>

<p><strong>5) Şike ve Teşvik Primi, Ceza ve Bir Alt Lige Düşürme</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Şike veya teşvik primi suçunun oluşabilmesi için öncelikle bir <strong>spor müsabakasının varlığı </strong>gerekir.<strong> </strong>İlgililerin bu spor müsabakasının <strong>sonucunu etkilemeyi amaçlamaları </strong>yani, doğal olarak göstermeleri gereken sportif davranışların önüne geçilmek suretiyle müsabaka sonucunun etkilenmesi amacıyla yola çıkılması gerekir.<strong> </strong>Spor müsabakasının sonucunun etkilenmesi için bir başkasına <strong>kazanç veya sair menfaat temin edilmesi</strong> gerekir.<strong> </strong>Kazanç veya sair menfaat temini hususunda <strong>anlaşmaya varılmış olması</strong> veya en azından kazanç veya sair menfaat <strong>vaat veya teklif</strong>inde bulunulması gerekir. Kazanç veya menfaatin maddi (parasal bir değer) olması şart değildir. Manevi bir menfaat, örneğin yükselme, belli bir göreve getirme, transfer etme gibi hususlar da bu kapsamda değerlendirilebilir.<strong> </strong>Belirtmek gerekir ki yukarıdaki <strong>şartların birlikte gerçekleşmesi</strong> gerekir.</p>

<p><strong>2-</strong> <strong>Teşvik primi</strong>, yasa maddesinde şikenin hafif bir hali olarak görülmüştür. Bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenebilir. Bu durumda şikeden verilecek ceza yarı oranında indirilir.</p>

<p><strong>3- </strong>Bu suç duruma göre bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne (500,00 ile 2.500,00 TL arasından 2.000.000,00 ile 10.000.000,00 TL arasına kadar) adli para cezasını gerektirir. Bu suç, spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenirse, ayrıca bunlara, yüz bin TL’nin altında olmamak üzere şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir.</p>

<p><strong>4- </strong>Yasaklanan eylemleri gerçekleştiren futbolcu, temsilci, gözlemci gibi kişilere <strong>sürekli hak mahrumiyeti cezası</strong> verilir. İhlal teşebbüs aşamasında kalmış ise ağırlığına göre ilgili kişilere 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakadan <strong>men veya hak mahrumiyeti cezası</strong> verilir. Eğer ilgili kişi <strong>hakem</strong> veya yardımcı hakem ise ihlal veya ihlale teşebbüs fark etmeksizin sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir.</p>

<p><strong>5- </strong>İhlalde bulunan kişi eğer <strong>kulüp yöneticisi</strong> ise sürekli hak mahrumiyeti cezasının yanında ayrıca ilgili <strong>kulübe bir alt lige düşürülmesi cezası</strong> verilir. Teşebbüs halinde ilgili kişinin yöneticisi olduğu kulübe bu talimatta öngörülen disiplin cezaları uygulanabilir. <strong>Ağır ihlal hallerinde kulübe en az 12 puan indirme cezası </strong>verilir. İhlalin ağırlığı kurul tarafından somut olayın niteliğine göre serbestçe karar verilir ancak eylemin ilgili yöneticinin kendisinin veya üçüncü kişilerin bahis oyunlarından menfaat elde etmesi amacına matuf olduğunun tespit edilmesi halinde ihlal, mutlaka ağır ihlal kabul edilir.</p>

<p><strong>6</strong>- İhlalde sorumluluğu bulunan kişilere ayrıca para cezası verilebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>6) Yasa Dışı Bahis ve Cezası, Puan Silme</strong></p>

<p><strong>1- </strong>Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle herhangi <strong>bir spor müsabakası</strong> olmalıdır. Bu müsabakaya dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans <strong>oyun</strong>u olmalıdır. Hareket, Kanunun verdiği <strong>yetki</strong>ye dayalı olmamalıdır. Yani yasal yetkili Spor Toto Teşkilat Başkanlığı izni dışında bir eylem olmalıdır. Buna göre aşağıdaki dört eylem suçtur.</p>

<p><strong>a- Yurt içi</strong>, yani Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki <a name="_Hlk216597789">yasa dışı </a>bahis veya şans oyununda, oynatmak ya da oynanmasına yer veya imkân <a name="_Hlk216597165">sağlamak gerekir.</a> Üç yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıyla yani en az 500,00 ve 2.500,00 TL arası ile 1.000.000,00 ve 5.000.000,00 TL arası kadar adli para cezasını gerektirir.)</p>

<p><strong>b- Yurt dışı, </strong>yani Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışındaki yasa dışı bahis veya şans oyununda, internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlamak gerekir. Dört yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Maddedeki en yüksek hapis cezası burada öngörülmüştür.</p>

<p><strong>c- </strong>Gerek yurt içi gerekse de yurt dışı yasa dışı bahis veya şans oyunuyla<u> </u>bağlantılı olarak <strong>para nakline aracılık etmek</strong> suç sayılmıştır. Örneğin, banka vs hesabını bu işte kullandırmak, buradan elde edilen parayı taşımak, başkasına ulaştırmak, transfer yapmak, aracı olmak. Üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para, yani en az 500,00 ve 2.500,00 TL arası ile 500.000,00 ve 2.500.000,00 TL arası kadar adli para cezasını gerektirir.</p>

<p><strong>d</strong>- Gerek yurt içi gerekse de yurt dışı yasa dışı bahis veya şans oyunlarının oynanmasın kolaylaştırmak, yol göstermek, tanıtmak, sempati göstermek gibi amaçlar için kişileri <a name="_Hlk217378530"><strong>reklam vermek </strong></a><strong>ve sair surette teşvik etmek</strong> suç sayılmıştır. Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para, yani en az 500,00 ve 2.500,00 TL arası ile 300.000,00 ve 1.500.000,00 TL arası kadar adli para cezasını gerektirir.</p>

<p><a name="_Hlk216600523"><strong>2- </strong></a>Yasa dışı bahis veya şans oyunu suçuyla bağlantılı olarak, ilgili eşya ile her türlü mal varlığı değeri, <strong>müsadere </strong>edilir. <strong>Tüzel kişiler</strong> hakkında bunlara özgü <strong>güvenlik tedbirleri</strong>ne hükmolunur.</p>

<p><strong>3</strong>- Görüldüğü üzere yasa dışı <strong>bahis oynamak suç değil, sadece idari para cezasını gerektiriyor</strong>. Oynayanlar, mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından beş bin liradan yirmi bin liraya kadar idari para cezası ile cezalandırılır. Her yıl için belirlenen miktarda (2025 yılı için en az 82.244,00 TL, en çok 329.106,00 TL) idari para cezasına bağlamıştır. İlgili <strong>işyerleri</strong> mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından ihtarda bulunmaksızın üç ay süreyle <strong>mühürlenerek kapatılır</strong>. İş yeri açma ve çalışma ruhsatına sahip işyerlerinin <strong>ruhsatları </strong>mahallin en büyük mülki idare amirinin bildirimi üzerine ruhsat vermeye yetkili idare tarafından beş iş günü içinde <strong>iptal edilir</strong>.</p>

<p><strong>4- </strong>Aksine hareket eden kişiler, yani yasaklanan eylemde bulunanlar, üç aydan bir yıla kadar müsabakalardan <strong>men veya hak mahrumiyeti</strong> cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>5- </strong>Yasağa uyulmaması halinde kulübün bulunduğu lig ile ihlal sayısına göre para cezasıyla birlikte <strong>puan tenzil (silme) cezası</strong> verilir. Bu kapsamda <strong>süper Lig Kulüpleri</strong> için ilk ihlalde 2.500.000 TL ikinci ihlalde 5.000.000 TL, üçüncü ihlalde 10.000.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 10.000.000 TL <a name="_Hlk216976912">para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası,</a> 1<strong>. Lig Kulüpleri</strong> için ilk ihlalde 1.000.000 TL ikinci ihlalde 2.000.000 TL, üçüncü ihlalde 4.000.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 4.000.000 TL para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası, <strong>2. ve 3. Lig Kulüpleri</strong> için ilk ihlalde 250.000 TL ikinci ihlalde 500.000 TL, üçüncü ihlalde 1.000.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 1.000.000 TL para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası, <strong>diğer liglerde</strong> ise ilk ihlalde 125.000 TL ikinci ihlalde 250.000 TL, üçüncü ihlalde 500.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 500.000-TL para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası verilir.</p>

<p><strong>7) Silah, Kesici-Delici Gibi Yasak Maddeleri Sokmak, Kullanmak</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Görevliler hariç, ruhsatlı bile olsa <strong>ateşli silahlar</strong>, yasak bıçaklar sokulamaz. Cezası normale göre iki kat artırılır.</p>

<p><strong>2-</strong> Normal zaman veya yerlerde yasak olmayan <strong>kesici, ezici, bereleyici veya delici aletler ile patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler</strong>in sokulması yasaktır. Altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>3-</strong> Yasak maddeleri, seyircilere <strong>temin etmek, buna yardım etmek</strong>, görevliler de dahil olmak üzere, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir.</p>

<p><strong>4-</strong> <strong>Uyuşturucu veya uyarıcı</strong> ve talimatlara aykırı olarak alkollü maddelerin sokulması da yasaktır. Uyuşturucu maddeler TCK’ya göre zaten suçtur. 6222 yönünden maçlardan yasaklanır. Alkollü maddeden para cezası verilir.</p>

<p><strong>5-</strong> Yasak maddelerin belirtilen alanlara <strong>sokulması ayrı, kullanılması ise ayrı suç</strong>ları oluşturur. Kullanmak, müsabaka veya antrenman düzeninin bozmuşsa, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>6-</strong> Yasak maddelerin sadece stadyumlara sokulması değil aynı zamanda müsabaka, <strong>seyir, özel seyir ve antrenman alanları ile takım veya taraftarların toplu olarak seyahat ettikleri araç</strong>lara sokulması da aynı kapsamdadır.</p>

<p></p>

<p><strong>8) Su, Bardak, Bozuk Para, Cep Telefonu Gibi Maddeleri Fırlatmak</strong></p>

<p>Bu aletlerin sokulması tam olarak yasaklanmamış ise de<strong> </strong>bunları kullanarak, fırlatarak, atarak müsabaka veya antrenman düzeninin bozulmasına sebebiyet verilirse, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, adli para (3.000,00 TL) cezası verilir.</p>

<p></p>

<p><strong>9) Alkol Almak veya Alkollü Gitmek</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Spor alanlarına başlı başına <strong>alkollü gitme</strong>nin bir yaptırımı yoktur. <strong>Alkollü madde sokmak</strong> ise yasaktır.<strong> </strong></p>

<p><strong>2- </strong>Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu <strong>açıkça anlaşılıyorsa</strong> bu kişi, müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına <strong>alınmaz.</strong></p>

<p><strong>3-</strong> Bu şekilde giren kişinin <strong>dışarı çıkılması istenir</strong>. Bu çağrıya uymazsa veya dışarı çıkmamakta ısrar ederse <strong>zor kullanılarak dışarı çıkarılır</strong>.</p>

<p><strong>4- </strong>Zor kullanma aşamasına gidilmiş ise başka suç olmazsa da kişi bir yıl süreyle spor müsabakalarını <strong>seyirden yasaklanır</strong>.</p>

<p></p>

<p><strong>10) Yüzlerini Gizleyerek Suç İşleyenler</strong></p>

<p>Kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini bez veya sair unsurlarla tamamen veya kısmen kapatmak suretiyle belirtilen suçları işleyenler hakkında verilecek <strong>cezalar yarı oranında artırılır.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>11) Kulüp Başkanı veya Yönetici Beyanları</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Sporda <strong>şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklama</strong>da bulunan kişiler, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, beş bin TL’den elli bin TL’ye kadar idari para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p><strong>2-</strong> Fiilleri <strong>ayrı bir suçu oluşturur ise o suçtan işlem yapılır</strong>.</p>

<p><strong>3-</strong> Bu potansiyel bir harekettir. Bu beyanlar üzerine veya beyanların teşviki sonucu taraftarın ayrıca suç işlemesine gerek yoktur. <strong>Sözün şiddeti teşvik edecek nitelikte olması yeterlidir</strong>.</p>

<p><strong>4</strong>- Fiili işleyenin spor kulübü veya federasyon <strong>yöneticisi olması </strong>işlenmesi halinde verilecek ceza beş katına kadar artırılır.</p>

<p><strong>4-</strong> Beyan sahibi ilgililer<strong> </strong>ayrıca idari tedbir olarak <strong>bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. </strong></p>

<p></p>

<p><strong>12) Hakem, Gözlemci, Saha Komiseri, temsilci, Özel Güvenlik Görevlisine Karşı Eylemler</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Spor müsabakalarında görev yapan <strong>hakem, gözlemci, saha komiseri ve temsilciler</strong> bu görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından <strong>kamu görevlisi sayılır</strong>. Bu kişilere karşı suç işlenmesi halinde verilecek <strong>cezalar, normal vatandaşa göre artırılır</strong>. Bunların suç işlemesi halinde ise yasada düzenleme olmadığı için kamu görevlisi sayılmazlar ve bu nedenle cezalarında artış olmaz.</p>

<p><strong>2-</strong> <strong>Özel güvenlik görevlileri</strong> de bu kapsamdadır. Bunlara karşı spor alanı dışında ve farklı zamanda olsa bile müsabakadaki görevi nedeniyle hakaret, kasten yaralama gibi eylemde bulunmak ile <a name="_Hlk237790634">polise, jandarmaya veya memura karşı</a> eylemde bulunmaktan bir farkı yoktur. Cezası artırılır.</p>

<p><strong>3-</strong> Müsabakada görevli <strong>polis, jandarma, sağlık veya diğer görevliler</strong>e karşı suç işlenmesi ya da bu görevlilerin suç işlemeleri halinde genel olarak kamu görevlisinin suç işlemesi veya kamu görevlisine karşı suç işlenmesine dair genel hükümler uygulanır. Burada hem lehe yani görevliye karşı suçta hem de aleyhe yani görevlinin suç işlemesinde ceza artışı olmaktadır.<strong> </strong>Bu yönden<strong> özel güvenlik görevlileri</strong> de aynı konumdadır.</p>

<p></p>

<p><strong>13) Seyirden Yasaklanma</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Belirtilen suçları işleyenler hakkında, yöneticiler, sporcular ve teknik heyet dahil olmak üzere, <strong>soruşturmaya geçilmekle</strong> koruma tedbiri olarak spor müsabakalarını <strong>seyirden yasaklanırlar</strong>. Başka bir deyişle hiçbir spor müsabakasını ve antrenmanları izlemek amacıyla spor alanlarına giremezler.</p>

<p><strong>2-</strong> Cumhuriyet savcısı, dava açılırsa hakim, yasaklama tedbirini kaldırmazlarsa, yasaklılık dava boyunca devam edecektir. Ceza verilmesi halinde istisnaları olmakla birlikte genel olarak hükmün kesinleşmesi-infazından itibaren <strong>bir yıl</strong> daha yasaklılık, güvenlik tedbiri olarak devam edecektir.</p>

<p><strong>3-</strong> Yasaklanan kişi, taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın <strong>her iki yarı başlangıcında</strong> bulunduğu yere en yakın emniyet veya jandarma birimine başvurup <strong>imza atmakla yükümlüdür</strong>. Bu yükümlülüğe aykırı hareket ederse, yani geçerli mazereti olmadan imza atmaya gitmezse, her bir müsabaka için adli para (750,00 TL) cezası ile cezalandırılır. Yönetmelikte imza yükümlülüğü, <strong>sporcu ve teknik heyetin mesleğini icra etmesi</strong>ne engel teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir. Yani bunlara da tedbir uygulanacaktır ancak mesleki faaliyetleri olduğunda bundan muaflardır.</p>

<p><strong>14)</strong> <strong>Takımların Konakladığı, Çalıştığı Yer Yakınındaki Eylemler</strong></p>

<p>Sayılan önemli bazı suçlar yönünden seyirden yasaklama tedbirinin uygulanabilmesi için eylemin spor alanında gerçekleşmesi şart değildir. Spor alanı dışında olsa bile gerçekleşen bu eylemler nedeniyle tedbir uygulanabilir. Nedir bu eylemler? Taraftar gruplarınca <strong>spor alanlarının dışında işlenen</strong> <strong>kasten yaralama, hakaret veya tehdit içeren tezahürat ve mala zarar verme </strong>suçları bakımından da tedbir uygulanır.</p>

<p></p>

<p><strong>15) Basın Yayın Mensuplarının Sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Yasada sporda şiddeti teşvik edecek şekilde, basın yayın yoluyla açıklamada bulunan kişi cezalandırılmıştır. Bir de bu açıklamayı yayan-ileten veya haber yapan basın ve yayın organının işleticisi-sorumlusu olan kişi hakkında da düzenlemeye gidilmiştir.</p>

<p><strong>2-</strong> Sporda şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla yapılan açıklama, ilk olarak, haber verme ve eleştiri sınırı kapsamında değerlendirilse ve bu nedenle yaptırım uygulanmazsa bile bunun tekrar tekrar yayımlanması halinde, haber verme ve eleştiri hakkının sınırlarının artık aşıldığı kabul edilmiştir. Burada tabiri caiz ise işin tadında bırakılması ve tekrar tekrar açıklama verilerek kamu düzeninin bozulmasının yani, sporda şiddete neden olabilecek açıklamaların önüne geçilmesi, amaçlanmıştır. İlk olarak açıklamanın yayımlanması, haber ve eleştiri haklarının sınırlarını aşmış ise yaptırım uygulanır ancak, ilkinde bu sınırın aşılmadığına kanaat getirilse bile, sonrasında fiilin tekrar tekrar yayımlanması durumunda, yasa maddesine göre, artık haber verme hakkının sınırlarından söz edilemez. Konunun hukuki tartışmasını yapmak mümkün olmakla birlikte şahsi kanaatim, bu nedenle ilgili basın yayın mensubuna seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanamayacağı yönündedir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk237795172"><strong>16) Spor Kulüplerinin Yükümlülükleri ve Yaptırımları</strong></a></p>

<p><strong>1-</strong> <a name="_Hlk237793856">Spor kulüplerine müsabaka </a>ve seyir alanlarında belirtilen sayıda <strong>özel güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğü</strong> getirilmiştir. Eksik olan her bir sayı itibariyle 300,00 TL idari para cezası verilir.</p>

<p>2- Spor kulüplerine müsabaka, seyir alanlarının güvenlik ve düzenine ilişkin tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu kapsamda <strong>giriş kontrolü ve elektronik kart, gerekli teknik donanımların kurulması, iki tane bekletme ve yeteri kadar kontrol odasının oluşturulması</strong> yükümlülüğü getirilmiştir.<img height="2" src="file:///C:/Users/W11/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.png" v:shapes="Düz_x0020_Bağlayıcı_x0020_1" width="47" /> Güvenlik ve düzenine aykırılık, teknik donanımları kurmama, bekletme ve kontrol odası oluşturmama halinde en üst futbol ligi kulübüne 100, bir alt lige 80, basketbol, hentbol, voleybol için tesis kullanım hakkına sahip kulübe 20 bin idari para cezası verilir.</p>

<p><strong>3-</strong> <strong>Biletsiz ve kapasiteden fazla seyirci alınmaması</strong> yükümlülüğü vardır. Elektronik bilet uygulamasına geçmeme, kapasiteden fazla seyirci alınması halinde ilgili spor kulübüne beş bin TL idari para cezası verilir.</p>

<p></p>

<p><strong>17) Spor Derneklerinin Yükümlülükleri</strong></p>

<p>Yasada taraftar derneklerinin, taraftarların spor ahlâkı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici faaliyetleri düzenlemeleri gerektiği belirtilmiştir ancak buna aykırı hareket herhangi bir yaptırıma bağlanmamıştır.</p>

<p><strong>Son olarak şunları da özellikle belirtelim:</strong></p>

<p><strong>1-</strong> <strong>Burada belirtilen hiçbir suç şikayete bağlı değildir</strong>. İlgililer şikayetçi olmazsa, hatta “ben şikayetçi değilim, işlem yapılmasını istemiyorum” dese bile yasal işlem yapılması zorunludur. Bunu işleme koymayan kamu görevlisi adli görevi kötüye kullanmış olur.</p>

<p><strong>2-</strong> Hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanma kararı verilen <strong>kişi, yasak süresince spor kulüplerinde ve federasyonlarda ve taraftar derneklerinde yönetici olamaz;</strong> spor müsabakalarında hakem, temsilci veya gözlemci olarak görev yapamaz. Varsa görevi sona erer. Bu durum şike ve teşvik primi açısından biraz daha ağırlaştırılmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>Temennimiz şudur:</strong></p>

<p>Sporda, her nerede olursa olsun, şiddet ve düzensizliğin olmaması, sporun spor ahlakı, kuralları, sahada başlayıp bitmesi ve birleştirici kardeşliği çerçevesinde devam etmesi umuduyla…</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>***Alıntı yapılan kaynaklar:</strong></span></p>

<p><a name="_Hlk237427213"><span style="color:#999999">1- Asım EKREN, <strong>Spor Suçları, Seyirden Yasaklanma</strong>, </span></a><a name="_Hlk237427116"><span style="color:#999999">5.Baskı</span></a><span style="color:#999999">, Filiz Kitabevi</span></p>

<p><span style="color:#999999">2- Asım EKREN-Özer Alişan EKREN, <strong>Futbol Taraftarına Cevaplar</strong>, 2.Baskı, Filiz Kitabevi</span></p>

<p><span style="color:#999999">3- Asım EKREN, <strong>Spor Yasası, Kulüp, Şirket, Federasyon</strong>, 3.Baskı, Filiz Kitabevi</span></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/futboldaki-yasaklar-nelerdir-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/futbol-sike-spor.jpg" type="image/jpeg" length="23332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dijipol ile Zorunlu Trafik Sigortasında Hak ve Sorumluluklar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijipol-ile-zorunlu-trafik-sigortasinda-hak-ve-sorumluluklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijipol-ile-zorunlu-trafik-sigortasinda-hak-ve-sorumluluklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trafik kazası sonrasında tarafların ilk sorusu genellikle zararın kim tarafından karşılanacağıdır. Bu sorunun yanıtı, poliçenin türüne ve kusur durumuna göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zorunlu trafik sigortasının çerçevesini bilmek, kaza sonrası süreçte hangi talebin hangi poliçeden karşılanacağını anlamayı kolaylaştırır. Bu bilgi, hem hak kaybını hem de yersiz beklentiyi önler. Seçenekleri Dijipol üzerinden aynı bilgilerle karşılaştırmak, farkın nereden geldiğini görünür kılıyor.</p>

<p><strong>Zorunlu Trafik Sigortasının Kapsamı Nedir?</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortası, aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zararları poliçe limitleri çerçevesinde karşılar. Bu kapsam karşı tarafın aracındaki maddi zararı ve kişilere gelen bedeni zararları içerir. Sürücünün kendi aracında oluşan hasar bu poliçenin konusu değildir; o tarafta kasko ayrı bir ürün olarak değerlendirilir. Bu ayrım, kaza sonrası taleplerin doğru adrese yönlendirilmesi açısından belirleyicidir.</p>

<p><strong>Kusur Durumunun Etkisini Anlamak</strong></p>

<p>Kazada kusur oranı, hangi zararın hangi poliçeden karşılanacağını doğrudan etkiler. Kusurlu tarafın zorunlu trafik sigortası, karşı tarafın zararını karşılar. Kusur paylaşımlı durumlarda ödeme de bu orana göre şekillenir. Kaza tespit tutanağının eksiksiz ve doğru düzenlenmesi, bu değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi için kritik önemdedir. Dijipol, trafik sigortası tekliflerini aynı bilgi setiyle sunarak bu değerlendirmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Kapsam ve limitleri karşılaştırarak ilerlemek isteyenler için <a href="https://www.dijipol.com/zorunlu-trafik-sigortasi" rel="dofollow">zorunlu trafik sigortası</a> branş sayfasındaki teminat başlıkları, teklif öncesinde çerçeveyi netleştirmeye yardımcı olur.</p>

<p><strong>Teminat Limitlerini Takip Etmek</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortasında maddi ve bedeni zararlar için ayrı teminat limitleri bulunur ve bu limitler dönemsel olarak güncellenir. Zararın limitin üzerinde kalması hâlinde aşan kısım poliçe dışında değerlendirilir. Poliçe yenilenirken güncel limitlerin ne olduğunu görmek, güvencenin sınırını bilmek anlamına gelir.</p>

<p><strong>Hasar Bildirim Sürecini Düzenli Yürütmek</strong></p>

<p>Kaza sonrasında bildirim süresine ve istenen belgelere uymak, sürecin gecikmeden ilerlemesini sağlar. Kaza tespit tutanağı, sürücü belgesi ve ruhsat bilgileri, fotoğraflar ve varsa görgü tanığı bilgileri sürecin temel belgeleridir. Belgelerin bir arada tutulması, sonraki aşamalarda tekrar bilgi toplama ihtiyacını azaltır. Aynı soruları trafik sigortası için tekrarlamak, Dijipol'de yürütülen incelemeyi rutin bir kontrole dönüştürür.</p>

<p><strong>Trafik Sigortası Kontrol Tablosu</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>Kontrol başlığı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>Karar üzerindeki etkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>Dijipol'de kontrol edilecek nokta</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kusur tespiti</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Hangi poliçenin devreye gireceğini belirler.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kaza tespit tutanağı eksiksiz düzenlendi mi?</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Teminat limiti</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Karşılanacak tutarın sınırını gösterir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Güncel maddi ve bedeni limitler biliniyor mu?</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kapsam ayrımı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Talebin doğru poliçeye yönlenmesini sağlar.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kendi araç hasarı ayrı değerlendirildi mi?</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Basamak etkisi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Sonraki yılların primini etkiler.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Küçük hasarda poliçe kullanımı hesaplandı mı?</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>Basamak Sisteminin İşleyişi Nedir?</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortasında hasarsızlık, basamak sistemiyle izlenir. Sistem 0 ile 8 arasında dokuz basamaktan oluşur; sürücü sisteme 4. basamaktan giriş yapar. Hasarsız geçen her yıl bir üst basamağa taşırken, hasar bildirimi basamağın gerilemesine yol açabilir. Küçük tutarlı hasarlarda poliçeyi kullanma kararı bu nedenle sonraki yılların prim etkisiyle birlikte düşünülmelidir.</p>

<p><strong>Kasko ile Farkı Netleştirmek</strong></p>

<p>Kasko, aracın kendisinde oluşan hasarı hedef alan ihtiyari bir üründür; çarpma, çarpışma, yanma ve çalınma gibi riskleri poliçe şartlarına göre kapsayabilir. Zorunlu trafik sigortası ise üçüncü kişilere karşı sorumluluğu düzenler. İkisi birbirinin alternatifi değil, farklı riskleri karşılayan tamamlayıcı ürünlerdir. Bu nedenle trafik sigortası tercihini Dijipol üzerinden gözden geçirmek, kararın gerekçesini açık tutar.</p>

<p><strong>Poliçe Özel Şartlarını Okumak</strong></p>

<p>Poliçe metnindeki özel şartlar, teminat dışı hâlleri ve istisnaları içerir. Alkollü araç kullanımı, ehliyetsiz kullanım veya aracın poliçede belirtilenden farklı amaçla kullanılması gibi durumlar değerlendirmeyi etkileyebilir. Bu bölümü satın alma öncesinde okumak, sonradan yaşanacak sürprizleri azaltır.</p>

<p><strong>Yenileme Döneminde Bilgileri Güncellemek</strong></p>

<p>Adres, kullanım türü, sürücü bilgileri veya araçta yapılan değişiklikler poliçe koşullarını etkileyebilir. Bu bilgiler güncel değilse teklif gerçek durumu yansıtmaz. Yenileme öncesinde kayıtları gözden geçirmek, hem doğru fiyatlamayı hem de hasar anında eksik beyan sorununu önlemeyi destekler. Bu başlıkları netleştiren kullanıcı, trafik sigortası tekliflerini Dijipol üzerinden karşılaştırırken neye baktığını bilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kesintisiz Poliçe Düzenini Korumak</strong></p>

<p>Poliçenin bitiş tarihinden sonra güvencesiz geçen gün, hem yasal sorumluluk hem de olası bir kaza durumunda ciddi bir açık anlamına gelir. Yenilemeyi son güne bırakmamak ve bitiş tarihini önceden takip etmek, bu açığın oluşmasını engeller.</p>

<p><strong>Değer Kaybı ve Ek Talepleri Doğru Konumlandırmak</strong></p>

<p>Kaza sonrasında araçta oluşan onarım masrafının yanında, aracın ikinci el değerinde meydana gelen azalma da gündeme gelebilir. Bu tür talepler, kusur durumuna ve poliçe şartlarına göre ayrı bir başlık olarak değerlendirilir. Talebin hangi çerçevede ileri sürüleceğini önceden bilmek, sürecin doğru adımlarla yürütülmesini sağlar. Belgelerin ve ekspertiz kayıtlarının düzenli tutulması bu aşamada belirleyici olur. Dijipol'de trafik sigortası seçenekleri yan yana listelendiğinde, koşul farkları fiyat farkı kadar görünür hale gelir.</p>

<p><strong>Poliçe Belgelerini Erişilebilir Tutmak</strong></p>

<p>Poliçe metni, teminat tablosu, ödeme belgesi ve önceki dönem hasar kayıtları bir arada saklandığında, ihtiyaç anında bilgiye ulaşmak kolaylaşır. Kaza sonrasında en çok zaman kaybettiren durumlardan biri, belgelerin farklı yerlerde dağınık biçimde bulunmasıdır. Dijital bir kopya ile fiziksel bir kopyanın birlikte tutulması, hem başvuru hem de yenileme dönemlerinde süreci hızlandırır.</p>

<p><strong>Zamanaşımı ve Başvuru Sürelerini Gözden Kaçırmamak</strong></p>

<p>Sigorta ve tazminat taleplerinde başvurunun belirli süreler içinde yapılması gerekir. Bu süreler talebin türüne ve olayın niteliğine göre değişebilir. Sürenin kaçırılması, hakkın var olmasına rağmen ileri sürülememesine yol açabilir. Bu nedenle kaza sonrasında başvuru takvimini baştan netleştirmek ve gerekli belgeleri gecikmeden toplamak, sürecin en kritik adımlarından biridir. Belirsizlik yaşandığında poliçe metnindeki karşılığı esas almak yararlı olur.</p>

<p><strong>Pratik Kontrol Listesi</strong></p>

<p><strong>Tutanağı eksiksiz tutun: Kaza tespit tutanağını ve fotoğrafları saklayın.</strong></p>

<p><strong>Limitleri öğrenin: Güncel maddi ve bedeni teminat sınırlarını kontrol edin.</strong></p>

<p><strong>Kapsamı ayırın: Kendi araç hasarı için ayrı ürün gerektiğini unutmayın.</strong></p>

<p><strong>Özel şartları okuyun: Teminat dışı hâlleri satın alma öncesinde inceleyin.</strong></p>

<p><strong>Kesintiye izin vermeyin: Bitiş tarihini önceden takip edip yenileyin.</strong></p>

<p><strong>Yan yana koyun: Dijipol üzerinden aynı veriyle alınmış teklifleri kıyaslayın.</strong></p>

<p><strong>Daha Bilinçli Bir Poliçe Kararı</strong></p>

<p>Trafik sigortasında hak ve sorumlulukların çerçevesi, poliçe alınırken değil çoğu zaman kaza sonrasında merak edilir. Oysa kapsamı, limitleri ve istisnaları önceden bilmek, sürecin en zor anında en büyük kolaylığı sağlar.</p>

<p>Bu nedenle poliçe yenilenirken teminat limitlerini okumak, kapsam ayrımını netleştirmek ve belgeleri düzenli tutmak önem taşır. Dijipol ile seçenekleri karşılaştıran kullanıcı, kararını hangi bilgiye dayandırdığını baştan netleştirmiş olur.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijipol-ile-zorunlu-trafik-sigortasinda-hak-ve-sorumluluklar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/dijipol.jpg" type="image/jpeg" length="58986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (No: 2026/8)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ulusal-meslek-standartlarina-dair-teblig-no-20268</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ulusal-meslek-standartlarina-dair-teblig-no-20268" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (No: 2026/8), 23 Ağustos 2026 Tarihli ve 33349 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Meslekî Yeterlilik Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>ULUSAL MESLEK STANDARTLARINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/8)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, bu Tebliğin ekinde yer alan meslek standartlarının yürürlüğe konulmasını sağlamaktır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 252 nci maddesi ile 19/10/2015 tarihli ve 29507 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Meslek Standartlarının ve Ulusal Yeterliliklerin Hazırlanması Hakkında Yönetmeliğin 10 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Meslekî Yeterlilik Kurumu Başkanı yürütür.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>EKLER</strong></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-1.pdf" rel="nofollow">Ek-1 Yemenici (Seviye 4) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-2.pdf" rel="nofollow">Ek-2 Talikacı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-3.pdf" rel="nofollow">Ek-3 Bastoncu (Seviye 4) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-4.pdf" rel="nofollow">Ek-4 Ebru Sanatkârı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-5.pdf" rel="nofollow">Ek-5 Katı' (Kâğıt Oyma) Sanatkârı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-6.pdf" rel="nofollow">Ek-6 Keçeci (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-7.pdf" rel="nofollow">Ek-7 Kalemişi Sanatkârı (Kalemkâr) (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-8.pdf" rel="nofollow">Ek-8 Tezhip Sanatkârı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ulusal-meslek-standartlarina-dair-teblig-no-20268</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="79927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Gelişim Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gelisim-universitesi-onlisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-gelisim-universitesi-onlisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Gelişim Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 23 Ağustos 2026 Tarihli ve 33349 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Gelişim Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ ÖNLİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 21/7/2015 tarihli ve 29421 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Gelişim Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“c) Üçüncü yarıyıl başından itibaren alt yarıyıllar müfredatında yer alan tüm derslerini başarı ile tamamlayan DD ve DC gibi koşullu başarılı dersi bulunmayan ve GANO’su 4.00 üzerinden en az 3.00 olan öğrenciler, ön koşullu dersler, teorik ders saati bulunmayan ve devam zorunluluğu bulunan uygulamalı dersler ile diş hekimliğinde pratik eğitim ve klinik eğitim gibi dersler hariç olmak üzere, bulunduğu yarıyıl derslerinin tamamına ders kaydı yaptırmak ve toplam kırk beş AKTS’yi geçmemek koşulu ile üst yarıyıl derslerine ders kaydı yaptırabilir. GANO’su 4.00 üzerinden en az 3.00 olan öğrenciler aynı koşullarla yaz öğretiminde açılmış olan üst yarıyıl derslerine de ders kaydı yaptırabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendinin birinci cümlesinde yer alan “tek ders” ibaresi “iki ders (mezuniyet) sınavı” şeklinde değiştirilmiş, (7) numaralı alt bendinin son cümlesinde yer alan “tek ders veya” ibaresi “iki ders (mezuniyet) sınavı ve” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (c) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “tek ders” ibaresi “iki ders (mezuniyet) sınavı” şeklinde değiştirilmiş ve (2) numaralı alt bendinin son cümlesinde yer alan “Tek ders” ibaresi “İki ders (mezuniyet) sınavı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dokuzuncu fıkrasının son cümlesinde yer alan “tek ders” ibaresi “iki ders (mezuniyet)” şeklinde değiştirilmiş ve onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(7) Normal öğrenim süresini tamamlayan, devam zorunluluğu olan mesleki veya alan uygulaması olan dersler hariç olmak üzere, mezun olabilmesi için devam koşulunu yerine getirdiği iki başarısız dersi olan ve zorunlu stajlarını tamamlayan öğrencilere, uygulaması laboratuvar veya atölye gibi sınıf ortamında yapılan (3+0, 3+2, 2+2, 1+2 gibi) dersler için iki ders (mezuniyet) sınav hakkı verilir. Tamamı uygulamadan meydana gelen (0+2, 0+4, 0+6, 0+8 gibi) dersler için iki ders (mezuniyet) sınavı ve not yükseltme sınav hakkı verilmez. Bu derslerin başarı notunun hesabında yarıyıl içi faaliyetlerin katkısı aranmaz. İki ders (mezuniyet) sınavında başarısız olan öğrenci izleyen eğitim-öğretim yılında ve dersin açıldığı yarıyılda veya yaz okulunda bu derslere ders kaydı yaptırmadan tekrar iki ders (mezuniyet) sınavına giremez. Bu derslerin tekrar alınmasından sonraki tarihte akademik takvimde belirtilen tarihlerde iki ders (mezuniyet) sınavına tekrar girebilir.”</p>

<p>“(10) Başarısız olduğu tüm derslere kayıt yaptıran ve mezun olabilmesi için daha önce alamadığı iki dersi olan bir öğrenci, kredi limitini aşmamak koşulu ile güz/bahar yarıyıl ayrımına bakılmaksızın bu dersler Üniversite içinde başka programlarda açılmış ise ilgili birim yönetim kurulu kararı ile bu derslere kayıt yaptırabilir. Eğer bu iki ders Üniversite içinde açılmamış ise ders içeriğinin ve yerel kredisinin uyumlu olması, ders saatlerinin çakışmaması ve ilgili yönetim kurulunun izin vermesi koşulu ile öğrenci bu dersleri başka üniversiteden de alabilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Öğrenciler ilan edilen sınav sonuçlarına, notların ilan edildiği tarihten geçerli olmak üzere, bir hafta içinde Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına dilekçe vererek itirazda bulunabilir. Öğrencinin itirazı, dersin öğretim elemanı tarafından denetimli bir şekilde zarflar açılarak maddi hata açısından kontrol edilir. Eğer bir maddi hata yoksa sonuç öğrenciye duyurulur. Bu aşamada sınav kâğıdı yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulamaz. Bir maddi hatanın bulunması halinde ilgili sınav evrakı ilgili birime gönderilir ve yönetim kurulunun kararı ile not düzeltme işlemi yapılır. Not itirazının zamanında değerlendirilmemesi ve öğrenciye duyurulmaması sebebiyle bütünleme sınav hakkını kullanmak durumunda bulunan öğrencinin aldığı en yüksek not başarı notu olarak sisteme girilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gelisim-universitesi-onlisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="39478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üç kardeş deniz kıyısında ölü bulunmuştu! Hukuk fakültesini yeni kazanmış…]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uc-kardes-deniz-kiyisinda-olu-bulunmustu-hukuk-fakultesini-yeni-kazanmis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uc-kardes-deniz-kiyisinda-olu-bulunmustu-hukuk-fakultesini-yeni-kazanmis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kocaeli'nde deniz kıyısında cansız bedenleri bulunan 3 kardeş gözyaşları arasında son yolculuklarına uğurlandı. Kardeşlerin hayatını kaybeden ablası Gülşah'ın hukuk fakültesi kazandığı öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kocaeli'nin Darıca ilçesinde 20 Ağustos'ta deniz kıyısında cansız bedenleri bulunan üç kardeşin ölümüyle ilgili soruşturma sürerken, Gülşah (24), Muhammet Ali (17) ve Belinay Sakar (15) son yolculuklarına uğurlandı.</p>

<p>Kazım Karabekir Mahallesi'ndeki Darıca Sahili mevkisinde 20 Ağustos günü saat 16.00 sıralarında kıyıda üç ceset görenlerin ihbarı üzerine bölgeye ekipler sevk edildi. Denizden çıkarılan cansız bedenlerin kardeşler Gülşah, Muhammet Ali ve Belinay Sakar'a ait olduğu belirlendi.</p>

<p>Üzerlerinde kıyafetleri bulunan kardeşlerin bedenlerinde ilk incelemelerde darp ya da yaralanma izine rastlanmadı. Cansız bedenler, kesin ölüm nedenlerinin belirlenmesi amacıyla Gebze Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.</p>

<p><strong>ABLALARI HUKUK FAKÜLTESİNİ KAZANMIŞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kardeşlerin anne ve babalarının boşandığı, üç kardeşin Darıca'da anneleriyle birlikte yaşadığı, babalarının ise Kars'ta bulunduğu öğrenildi.</p>

<p>Ailenin yaşadığı büyük acının ardından kardeşlerle ilgili ortaya çıkan bir ayrıntı da dikkat çekti. 24 yaşındaki Gülşah Sakar'ın bu yıl hukuk fakültesini kazandığı öğrenildi.</p>

<p>Lise öğrencisi olan Muhammet Ali ve Belinay'ın ise eğitimlerine devam ettiği belirtildi.</p>

<p>Ailenin diğer kardeşi B.S.'ye (21) olayın ardından ulaşılamaması üzerine arama çalışması başlatılırken, B.S.'nin evde olduğu ortaya çıktı.</p>

<p><strong>ÖLÜM NEDENİ İÇİN İLK DEĞERLENDİRME: BOĞULMA</strong></p>

<p>Kardeşlere yönelik otopsi incelemesinde ilk bulgular ortaya çıktı. Kardeşlerden birinin kulaklarında basınca bağlı olduğu değerlendirilen kanama ve burnunda kan izleri tespit edildi.</p>

<p>İlk değerlendirmelere göre üç kardeşin ölüm nedeninin **suda boğulma** olduğu belirtildi. Ancak kesin ölüm nedeninin otopsi sonuçlarının tamamlanmasının ardından netleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Kardeşlerin bedenlerinde bıçak veya silah yaralanması gibi bir bulguya, ayrıca darp ya da boğuşmaya işaret eden bir ize rastlanmadığı bildirildi.</p>

<p><strong>SAHİLE BİRLİKTE YÜRÜMÜŞLER</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında incelenen güvenlik kamerası görüntülerinde kardeşlerin olaydan önceki son anları da ortaya çıktı.</p>

<p>Görüntülerde üç kardeşin 20 Ağustos günü saat 03.49'da Eskihükümet Caddesi'nde birlikte sahile doğru yürüdükleri görüldü. Kameraya yansıyan görüntülerde Gülşah ve Belinay'ın kol kola yürüdüğü, Muhammet Ali'nin ise iki kardeşinin yanında ilerlediği görüldü.</p>

<p>Kardeşlerin daha sonra denize girdikleri ya da denize nasıl düştükleri ise soruşturmanın yanıt aradığı sorular arasında bulunuyor.</p>

<p><strong>GÖZYAŞLARI İÇİNDE TOPRAĞA VERİLDİLER</strong></p>

<p>Otopsi işlemlerinin ardından anne Güler Saltan'a teslim edilen kardeşlerin cenazeleri, bugün Darıca'daki Eyüpoğlu Camisi'ne getirildi.</p>

<p>Cenaze töreninde ailenin yakınları, akrabaları ve kardeşlerin sevenleri gözyaşlarına hakim olamadı.</p>

<p>Öğle namazının ardından cenaze namazları kılınan Gülşah, Muhammet Ali ve Belinay Sakar'ın cenazeleri, Gebze Balçık Mezarlığı'nda toprağa verildi.</p>

<p>Üç kardeşin peş peşe gelen ölümüyle ilgili soruşturma sürdürülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uc-kardes-deniz-kiyisinda-olu-bulunmustu-hukuk-fakultesini-yeni-kazanmis</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 21:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/a870c789-064e-4af9-b252-478455b69984.webp" type="image/jpeg" length="16962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKARET SUÇU İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDAKİ SINIR: ANAYASAL DENGELEME ÖLÇÜTLERİ VE GÜNCEL CEZA HUKUKU UYGULAMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakaret-sucu-ile-ifade-ozgurlugu-arasindaki-sinir-anayasal-dengeleme-olcutleri-ve-guncel-ceza-hukuku-uygulamasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakaret-sucu-ile-ifade-ozgurlugu-arasindaki-sinir-anayasal-dengeleme-olcutleri-ve-guncel-ceza-hukuku-uygulamasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HAKARET SUÇU İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDAKİ SINIR:</strong></p>

<p><strong>ANAYASAL DENGELEME ÖLÇÜTLERİ VE GÜNCEL CEZA HUKUKU UYGULAMASI</strong></p>

<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Hakaret suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki sınırın belirlenmesi, ceza hukukunun temel haklar alanıyla en yoğun biçimde kesiştiği konulardan biridir. Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi, kişinin şeref, onur ve saygınlığını korumayı amaçlarken; Anayasa’nın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bu iki hukuki değerin çatıştığı uyuşmazlıklarda çözüm, kullanılan kelimenin tek başına değerlendirilmesinden değil; ifadenin bağlamı, kamusal tartışmaya katkısı, olgusal temeli, hedef alınan kişinin konumu, kullanılan üslup ve müdahalenin ölçülülüğü gibi unsurların birlikte incelenmesinden geçmektedir. Bu çalışmada hakaret suçunun hukuki yapısı, eleştiri hakkının sınırları, kamu görevlilerine yönelik ifadeler, sosyal medya paylaşımlarının özellikleri ve güncel ön ödeme rejimi; Anayasa Mahkemesinin yerleşik dengeleme ölçütleri ışığında ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>İfade özgürlüğü, demokratik hukuk devletinin kurucu unsurlarından biridir. Bireylerin düşüncelerini serbestçe açıklayabilmesi, kamu gücünü kullanan kişileri eleştirebilmesi ve toplumsal meseleler hakkında görüş bildirebilmesi, çoğulcu demokratik düzenin işleyişi bakımından zorunludur. Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak nitelikte değildir. Hukuk düzeni, düşüncenin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü güvence altına alırken kişilerin şeref, onur ve saygınlığının korunmasını da anayasal bir değer olarak kabul etmektedir.</p>

<p>Hakaret suçuna ilişkin uyuşmazlıkların güçlüğü de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bir tarafta ceza normuyla korunan bireysel şeref ve itibar, diğer tarafta demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olan ifade özgürlüğü bulunmaktadır. Özellikle sosyal medyanın günlük iletişimin temel araçlarından biri hâline gelmesiyle birlikte sert, kırıcı, polemikçi veya rahatsız edici ifadelerin hangi noktada ceza hukuku alanına girdiği daha sık tartışılır olmuştur.</p>

<p>Bu nedenle hakaret suçunun oluşup oluşmadığı, yalnızca belirli bir kelimenin sözlük anlamına veya soyut biçimde incitici bulunmasına göre belirlenemez. İfadenin hangi olay üzerine söylendiği, konuşmanın veya paylaşımın bütünü, tarafların konumu, açıklamanın kamusal bir tartışmaya katkısı, olgusal temeli ve kullanılan üslup birlikte değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımı da ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında somut olaya özgü adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir.</p>

<p><strong>2. Hakaret Suçunun Hukuki Çerçevesi</strong></p>

<p>Hakaret suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenmiştir. Suçla korunan hukuki değer, kişinin şeref, onur ve saygınlığıdır. Kanun, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesini yahut sövmek suretiyle kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırılmasını yaptırıma bağlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte her kaba, nezaketsiz, rahatsız edici veya ağır sözün ceza hukuku anlamında hakaret olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Ceza hukukunun son çare (ultima ratio) niteliği, suç tipinin ifade özgürlüğünü gereksiz biçimde daraltacak şekilde geniş yorumlanmamasını gerektirir. Aksi yaklaşım, gündelik tartışmaların önemli bir bölümünü ceza yargılamasının konusu hâline getirebilir ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğurabilir.</p>

<p>Hakaret suçunun belirli veya belirlenebilir bir kişiye yönelmesi gerekir. Mağdurun adının açıkça belirtilmemiş olması ise her durumda suçun oluşmasına engel değildir; TCK m.126 kapsamında, ifadenin niteliğinden ve bağlamından mağdurun kim olduğunda duraksama bulunmaması yeterli olabilir. Suç yüz yüze işlenebileceği gibi mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle ve gerekli koşullarda sosyal medya aracılığıyla da işlenebilir.</p>

<p><strong>3. İfade Özgürlüğünün Anayasal ve Sözleşmesel Temeli</strong></p>

<p>İfade özgürlüğü Anayasa’nın 26. maddesinde, düşünce ve kanaatleri söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına ya da toplu olarak açıklama ve yayma hakkı şeklinde güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de aynı özgürlüğü demokratik toplumun temel değerlerinden biri olarak korumaktadır.</p>

<p>İfade özgürlüğünün koruma alanı yalnızca toplum tarafından benimsenen, zararsız veya ölçülü bulunan düşüncelerle sınırlı değildir. Demokratik çoğulculuk; rahatsız eden, sarsan, inciten ve tepki doğuran görüşlerin de belirli ölçüde korunmasını gerektirir. Bununla birlikte başkalarının şöhret ve haklarının korunması, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamaların meşru amaçlarından biridir. Dolayısıyla uyuşmazlığın esasını, iki haktan birini peşinen üstün tutmak değil, somut olayda adil dengeyi kurmak oluşturur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, hakaret suçuna ilişkin mahkûmiyet kararlarının yalnızca suç tipinin unsurları yönünden değil, anayasal ölçülülük ve dengeleme yükümlülüğü yönünden de gerekçelendirilmesini zorunlu kılar.</p>

<p><strong>4. Hakaret ile Eleştiri Arasındaki Sınırın Belirlenmesi</strong></p>

<p>Hakaret yargılamalarında temel sorun, söz konusu ifadenin meşru eleştiri kapsamında mı kaldığının, yoksa kişinin şeref ve saygınlığına yönelik cezalandırılabilir bir saldırı mı oluşturduğunun belirlenmesidir. Bu ayrımın yalnızca kullanılan kelimeden hareketle yapılması çoğu zaman mümkün değildir.</p>

<p>Eleştiri hakkı, ifade özgürlüğünün doğal uzantısıdır. Kamu kurumlarının, kamu gücünü kullananların, siyasal kararların ve toplumsal olayların sert biçimde eleştirilebilmesi demokratik denetimin bir parçasıdır. Bu sebeple ifadenin ağır, rahatsız edici veya nezaket sınırlarını aşan bir üslup taşıması tek başına hakaret suçunun oluştuğu sonucunu doğurmamalıdır.</p>

<p>Buna karşılık ifade, bir düşünceyi açıklama veya kamusal tartışmaya katkı sunma işlevinden uzaklaşıp esas itibarıyla muhatabı aşağılamaya yöneldiğinde koruma alanı daralır. Özellikle olgu isnadı ile değer yargısı arasındaki ayrım önemlidir. Olgu isnatlarının belirli ölçüde doğrulanabilir bir maddi temele dayanması beklenirken, değer yargılarının doğruluğunun ispatı aynı biçimde talep edilemez. Bununla birlikte değer yargısının da bütünüyle olgusal temelden yoksun olması, ifade özgürlüğü lehine yapılacak değerlendirmeyi zayıflatabilir.</p>

<p><strong>5. Anayasa Mahkemesinin Dengeleme Ölçütleri</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkının çatıştığı uyuşmazlıklarda derece mahkemelerinin soyut ve kalıplaşmış değerlendirmelerle yetinmemesi gerektiğini kabul etmektedir. Mahkemenin içtihadında öne çıkan ölçütler şu şekilde sistemleştirilebilir:</p>

<p>*İfadelerin kim tarafından dile getirildiği ve açıklamayı yapan kişinin konumu,</p>

<p>*Hedef alınan kişinin kim olduğu, tanınmışlık düzeyi, kamusal yetki kullanıp kullanmadığı ve önceki davranışları,</p>

<p>*İfadenin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve kamuyu bilgilendirme değeri,</p>

<p>*Konunun güncel olup olmadığı ve toplumsal ilginin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>*İfadenin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu ve varsa olgusal temeli,</p>

<p>*Kullanılan dil, üslup, açıklamanın bütünü ve sözlerin bağlamından koparılıp koparılmadığı,</p>

<p>*Açıklamanın yayımlanma koşulları, erişim alanı, biçimi ve doğurduğu sonuçlar,</p>

<p>*Hedef alınan kişinin cevap verme imkânının bulunup bulunmadığı,</p>

<p>*Uygulanan cezai veya hukuki yaptırımın niteliği, ağırlığı ve ifade özgürlüğü üzerindeki caydırıcı etkisi.</p>

<p>Bu ölçütler mekanik bir kontrol listesi değildir. Her somut olayda uyuşmazlığın özelliklerine göre birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, aynı veya benzer bir ifadenin başka bir dosyada hakaret kabul edilmiş olmasının yeni uyuşmazlık bakımından otomatik ve bağlayıcı bir sonuç doğurmayacağını; her ifadenin kendi bağlamı ve koşulları içinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini özellikle vurgulamaktadır.</p>

<p><strong>6. Kamu Görevlilerine ve Siyasetçilere Yönelik Eleştiriler</strong></p>

<p>Eleştiri sınırının belirlenmesinde muhatabın toplumdaki konumu özel önem taşır. Siyasetçiler, kamuoyunca tanınan kişiler ve kamusal yetki kullanan görevliler, yürüttükleri faaliyetler ölçüsünde toplumsal denetime daha açık durumdadır. Bu nedenle görevleri ve kamusal faaliyetleriyle ilgili eleştiriler bakımından sıradan bireylere kıyasla daha geniş bir eleştiri alanına katlanmaları beklenir.</p>

<p>Bu yaklaşım, kamu görevlilerinin şeref ve itibarının daha az korunmaya değer olduğu anlamına gelmez. Gerekçe, demokratik toplumda kamu gücünün serbestçe tartışılabilmesinin ve denetlenebilmesinin taşıdığı kamusal yarardır. Buna karşılık kamu görevinin eleştirisi ile görevle ilgisi bulunmayan, kişinin özel hayatını veya doğrudan kişisel onurunu hedef alan saldırılar birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Güncel hukuk bakımından ayrıca TCK m.125/3-a’da düzenlenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret hâlinin diğer hakaret biçimlerinden farklı bir rejime tabi olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Anayasa Mahkemesi 25.12.2025 tarihli norm denetimi kararında bu nitelikli hâlin ve buna ilişkin soruşturma usulünün Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p><strong>7. Sosyal Medyada Hakaret ve Bağlam Sorunu</strong></p>

<p>Hakaret suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların önemli bir bölümü günümüzde X, Instagram, Facebook, TikTok ve benzeri platformlardaki paylaşımlardan kaynaklanmaktadır. Ancak iletişim aracının sosyal medya olması, ifade özgürlüğünün koruma alanını ortadan kaldırmaz. Dijital ortamda da aynı anayasal dengeleme ölçütleri geçerlidir.</p>

<p>Sosyal medya paylaşımlarında kısa ve polemikçi anlatım biçimi, paylaşımın yapıldığı tartışma zinciri, alıntılanan içerik, önceki mesajlar ve paylaşımın hedef kitlesi anlamın belirlenmesinde önem taşıyabilir. Bu nedenle yalnızca ekran görüntüsünde yer alan tek bir kelime veya cümlenin bağlamdan koparılarak değerlendirilmesi sağlıklı değildir.</p>

<p>Delillendirme yönünden de paylaşımın aidiyeti, tarihi, içeriğin bütünlüğü, bağlantı bilgileri ve gerektiğinde dijital kayıtların doğrulanabilirliği önemlidir. Bir paylaşımın sonradan silinmiş olması tek başına cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz; ancak ceza yargılamasında mahkûmiyet için paylaşımın sanığa aidiyeti ve suçun unsurlarının her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>8. Hakaret Suçunda Önödeme: 2025 Değişikliği Sonrası Güncel Durum</strong></p>

<p>Hakaret suçunun muhakeme rejiminde son yıllarda önemli değişiklikler yapılmıştır. 7.11.2024 tarihli 7531 sayılı Kanun ile bazı hakaret hâlleri önödeme kapsamına alınmış; 24.12.2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile TCK m.75/6-a-2 yeniden değiştirilerek kapsam genişletilmiştir. Güncel düzenlemeye göre TCK m.125’teki hakaret suçu, üçüncü fıkranın (a) bendinde yer alan 'kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret' hâli hariç olmak üzere önödeme kapsamındadır.</p>

<p>Bu nedenle bugün bir hakaret dosyasında önödeme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı belirlenirken yalnızca fiilin ileti yoluyla veya sosyal medya üzerinden işlenip işlenmediğine bakılması yeterli değildir. Öncelikle eylemin TCK m.125 içindeki hukuki nitelendirmesi yapılmalı; özellikle TCK m.125/3-a kapsamındaki kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hâlinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önödeme, şartlarının gerçekleşmesi hâlinde soruşturma evresinde kamu davasının açılmasını engelleyebilen, kovuşturma evresinde ise kanundaki koşullar çerçevesinde davanın düşmesi sonucunu doğurabilen bir kurumdur. Bu yönüyle güncel hakaret dosyalarında yalnızca suçun maddi ve manevi unsurlarının değil, önödeme hükümlerinin uygulanabilirliğinin de ayrıca incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong>9. Değerlendirme: Ceza Hukukunda Bağlam ve Ölçülülük</strong></p>

<p>Hakaret suçunda sağlıklı bir hukuki değerlendirme, 'bu kelime hakarettir' veya 'bu söz eleştiridir' şeklindeki kategorik kabullerden kaçınmayı gerektirir. Aynı kelime farklı bağlamlarda farklı hukuki anlam kazanabilir. Bir siyasi tartışmada kullanılan sert bir değer yargısı ile kişisel husumet nedeniyle sırf aşağılamak amacıyla kullanılan aynı sözün hukuki sonucu aynı olmayabilir.</p>

<p>Bu sebeple ceza mahkemesinin gerekçesi, yalnızca kullanılan ifadeyi tekrar etmekten ibaret olmamalıdır. Mahkeme; ifadenin bağlamını, tartışmanın kamusal niteliğini, tarafların konumunu, sözün olgusal temelini, ifade sahibinin amacını doğrudan belirleyebildiği ölçüde açıklamanın bütününden çıkan anlamı ve uygulanacak yaptırımın ölçülülüğünü tartışmalıdır. Anayasal dengelemenin görünür biçimde karara yansıtılması, hem ifade özgürlüğünün korunması hem de kişilik haklarının etkili biçimde güvence altına alınması bakımından zorunludur.</p>

<p><strong>10. Sonuç</strong></p>

<p>Hakaret suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki sınır, soyut ve değişmez bir çizgi değildir. Bu sınır, her somut olayda çatışan hakların niteliği ve olayın koşulları dikkate alınarak belirlenir. İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki merkezi önemi, sert ve rahatsız edici eleştirilerin de koruma alanına girebilmesini gerektirirken; kişinin şeref ve itibarına yönelen, düşünce açıklamasıyla bağı zayıf ve salt aşağılayıcı saldırılar ceza hukuku korumasının konusu olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla hakaret yargılamalarında belirleyici olan, tek başına kullanılan sözcük değil; sözcüğün hangi bağlamda, kime karşı, hangi olay üzerine, hangi amaç ve işlevle kullanıldığıdır. Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği dengeleme ölçütleri, derece mahkemeleri bakımından bu değerlendirmeyi somutlaştıran temel bir metodoloji sunmaktadır. Ceza hukukunun son çare olma niteliği ve ölçülülük ilkesi birlikte gözetildiğinde, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasında kurulacak denge hem bireysel hakların hem de demokratik toplum düzeninin güvencesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça ve Seçilmiş Kararlar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.75, m.125 ve m.126.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.17 ve m.26.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m.10.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4.6.2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25.10.2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Cem Atmaca, B. No: 2018/6030, 8.9.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım (6), B. No: 2022/13809, 10.7.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.2024/173, K.2025/277, 25.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7571 sayılı Kanun ile TCK m.75’te yapılan 24.12.2025 tarihli değişiklik.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakaret-sucu-ile-ifade-ozgurlugu-arasindaki-sinir-anayasal-dengeleme-olcutleri-ve-guncel-ceza-hukuku-uygulamasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/yargi/anayasajkadfgasdgl.jpg" type="image/jpeg" length="44218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="11846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="40278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="76970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="13195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="65940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78171"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="49153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="53842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="57677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="55740"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
