<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 20:23:36 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/1–81 E., 2013/91 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.03.2013tarihli, 2013/1–81 E., 2013/91 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu 2013/1–81 E., 2013/91 K.</strong></p>

<p><strong>KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNA YARDIM ETME<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 39<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 37<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 29<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 81</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kasten öldürme suçundan sanık D. Karabulut'un 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.07.2009 gün ve 247–171 sayılı hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısınca sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etme olması gerektiğinden bahisle temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.06.2011 gün ve 2269–3949 sayı ile;</p>

<p>"... Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,</p>

<p>B) Sanık D’nin maktule yönelik suçu yönünden;</p>

<p>Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanık D.’nin olay tarihinde yanında arkadaşı M. olduğu halde eğlenmek amacıyla gittikleri barda maktulle çarpışma nedeniyle tartışmaya başladığı, bar görevlilerinin sanıkları dışarı çıkarttıkları, maktulün dışarı çıkan sanıkların arkasından gelerek “burası Beyoğlu ben adamı keserim” şeklinde tehdit ederek M.’nin yakasından tuttuğu, M.’nin maktulün suratına vurduğu, maktulle sanık M. arasında itişme yaşandığı, M.’nin ayağından yaralandığını gören sanık D.’nin bıçakla gelerek maktule doğru bıçağı savurduğu, sanığın maktulün bacağına bıçakla vurduğunu söylemesine rağmen ölü muayene tutanağı ve Adli Tıp Morg İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen otopsi raporuna göre maktulün vücudunda sadece göğüs bölgesinde bir bıçak darbesi olup bu bıçak darbesinin de sanık M. tarafından vurulduğunun sabit olduğu, gece karanlığında ani gelişen olay sırasında sanık M. ile sanık D.’nin fikir ve irade birliği içerisinde hareket ettiklerini kabule yeterli delil bulunmadığı, olayda kullanılan bıçağın sanık D.’ye ait olmasına rağmen bıçağın D.’nin iradesi dışında diğer sanık M. tarafından alındıktan sonra olayda kullanıldığı anlaşıldığından, sanık D.’nin eylemi yardım eden olarak da nitelendirilemeyeceğinden, sanığın silahlı yaralamaya teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekirken, fail olarak cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına ve sanığın tahliyesine oyçokluğuyla karar verilmiş, Daire üyesi M.Ş. sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etmek olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yerel mahkeme ise 07.02.2012 gün ve 262–27 sayı ile;</p>

<p>"...Maktüldeki ölüme sebebiyet veren yaranın hangi sanık tarafından ika edildiği kesin olarak saptanamamakla birlikte her iki sanığın birlikte dayanışma içerisinde hareket ettiklerinin ve maktülle mücadele ettiklerinin anlaşıldığı, sanık D. Karabulut’ta ele geçen bıçakta ele geçen kanın maktülün genotip özellikleri ile uyumlu olmasının da sanığa D. Karabulut’a ele geçen bıçağın saplandığını kuşkudan uzak bir şekilde kanıtladığı, kaldı ki her iki sanığın daha sonraki savunma ve beyanlarında da önce sanık D. Karabulut’un, daha sonra sanık M. Demirci’nin sanık D. Karabulut’ta ele geçen bıçak ile maktüle hamle yaptıklarını ve hamlelerin maktüle isabet ettiğini beyan ettikleri, bizzat kendi ikrarına göre önce sanık D.'nin kendisinin yanında taşıdığı suçta kullanılan ve hakkında dava açılmamakla birlikte ilk hükümde yasal gereği için bildirimde bulunulan 6136 sayılı Kanun kapsamına giren kelebek bıçağı 4-5 kez maktüle salladığının, bıçağın maktüle isabet ettiğini fark ettiğinin, ancak maktülün vücuduna girip girmediğini fark edemediğinin anlaşıldığı, kaldı ki maktülle tartışarak olayı başlatanın ve sürdürenin, bıçağı yanında taşıyanın ve bıçak sahibi olanın, bıçağını çekerek maktülle karşılıklı olarak bıçaklı kavgaya tutuşanın, kavgadan sonra da elinde bıçakla olay yerinde uzaklaşırken tanıklar tarafından görülenin ve olaydan sonra diğer sanıkla beraber kaldığı kendi evinde yakalananın ve suç unsuru bıçağı teslim edenin sanık D. Karabulut olduğunda kuşku bulunmadığı, daha önceki karar gerekçesinde de belirtildiği üzere maktüldeki ölümü oluşturan bıçak darbesinin hangi sanıktan kaynaklandığının da kesin olarak belli olmadığı, Adli Tıp Kurumu raporuna göre maktülde sol memenin 4 cm. altında sıyrık, sağ göz dış yanda, burun kökünde ve burun sırtında mor renkli ekimozlar ve sağ el sırtında sıyrık da bulunduğu, kaldı ki sanık Doğan'ın kastının ve eyleminin diğer sanığın kast ve eylemlerinden daha yoğun olduğu, sanık Doğan'ın eyleminin maktülün bacağına (isabet etmekle birlikte elbisenin kalınlığı, maktülün kendisini çekerek etkisini azaltması gibi nedenlerle vücutta iz bırakamayabilecek olan) bıçak sallamaktan ibaret olmadığı, sanık Doğan'ın da hakkındaki hüküm onanarak kesinleşen diğer sanıkla fikir ve irade birliği içerisinde suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirmiş olması nedeniyle TCK'nun 37/1. maddesine göre asli fail olarak sorumlu tutulması gerektiği" görüşüyle direnerek, ilk hükümdeki gibi karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısınca sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etmek olduğu düşüncesiyle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna yardım etmek olduğu görüşüyle bozma" istekli 03.01.2013 gün ve 114149 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık M. Demirci hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hüküm Özel Daire tarafından onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık D. Karabulut hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık Doğan'ın itiraza konu edilmeyen sanık M.'nin işlemiş olduğu kasten öldürme suçuna katılıp katılmadığı, katıldığının kabulü halinde ise eyleme asli fail olarak mı, yoksa yardım eden olarak mı katıldığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>Olayın oluş şekli ve olay yeri ile ilgili gözlemler başlıklı 15.12.2007 günlü tutanakta, göğüs kafesi ile karın boşluğunun birleştiği yerde 2x1 cm, sol kalçada 2 mm muhtemelen delici-kesici alet izi bulunduğu açıklamasına yer verildiği, otopsi raporunda ise eyleme Alper Yılmaz’ın, kesici-delici alet yaralanmasına bağlı iç organ büyük damar kesilmesinden gelişen iç kanama sonucu öldüğünün belirtildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hengame isimli barın müdürü olan tanık Nizamettin Depdep ile bar giriş kapısında görevli olan tanıklar N. Mehmetoğlu ve E. Gülsever özetle; olay günü saat 02.30 sıralarında bar içerisinde D. Karabulut ve M. Demirci ile A. Yılmaz isimli şahıslar arasında tartışma yaşandığını, diğer müşterilerin rahatsız edilmemesi için D. ve M. isimli şahısların dışarıya çıkartıldığını, onlar çıkartıldıktan bir müddet sonra da A. isimli şahsın çıkartıldığını, dışarıda şahıslar arasında kavga olduğunu, kavga sırasında A. Yılmaz'ın bıçakla yaralandığını, hemen ambulans çağırdıklarını, A. Yılmaz'ın hastanede öldüğünü öğrendiklerini, tanık N.; kimin kimi bıçakladığını görmediğini, tanık N.; D. isimli şahsın elinde bulunan bıçağı ölen şahsın bacağına soktuğunu, M. isimli şahsında ölene yumrukla vurduğunu, tanık E. ise; bıçaklama anını görmediğini, sadece D. isimli şahıs kaçarken elinde bıçak gördüğünü belirtmiş, tüm tanıklar A. Yılmaz'ı göğsünden kimin yaraladığını görmediklerini ifade etmişler.</p>

<p>İnceleme dışı olan sanık M. Demirci aşamalardaki savunmasında özetle; eğlenmek amacıyla geldikleri barda kapı çarpması nedeniyle arkadaşı D. ile maktül arasında tartışma yaşandığını, çalışanların araya girip olayı yatıştırdığını, içeride yaşanan tartışmadan sonra güvenliğe bıraktığı bıçağı alan D’nin önden, kendisinin de arkasından dışarı çıktıklarını, ikinci katta bulunan bardan aşağı inerken D’nin 5-6 metre uzaklaştığını, bu sırada bağırarak merdivenlerden aşağı inen maktülün küfrederek yanına geldiğini, böyle şeylere gerek yok demesi üzerine maktülün "Burası Beyoğlu, ben adamı keserim, burası benim" dediğini, maktulün yanına giderek "yürü git" dediğinde maktulün yakasından tuttuğunu, bunun üzerine bırakması için suratına vurduğunu, aralarında bir itişme yaşandığını, bir anda ayağından yaralandığını fark ederek bağırdını, bunun üzerine yanlarına gelen Doğan’ın maktül ile tartıştığını ve üzerinde taşıdığı bıçağı çektiğini, karşılıklı olarak birbirlerine bıçak salladıklarını, ancak birbirlerine vurup vurmadıklarını göremediğini, toparlanıp tekrar aralarına girdiğini, maktülün göğsüne avucunun içiyle bir darbe vurduğunu, sanık D.’ı da elinden tutup ayırmaya çalıştığını, bu sırada D.’ın elindeki bıçağın yere düştüğünü-kollukta ise bıçağı D'nin elinden aldığını söylemiş-, eğilip bıçağı sağ eline aldığını, bunu gören maktülün kendisine bir zarar vereceğini düşünerek süratle üstüne doğru geldiğini, korkarak kendini korumak zorunda hissettiğini ve gayri iradi olarak bir tepki gösterdiğini, bıçağı ister istemez ileri doğru uzatmak zorunda kaldığını, bıçağın isabet ettiğini fark ettiğini, bunun üzerine D. ile birlikte olay yerinden kaçtıklarını söylemiştir.</p>

<p>Sanık D. Karabulut ise aşamalardaki savunmalarında özetle; eğlenmek için arkadaşı M. ile birlikte Hengame isimli bara gittiklerini, barda kapı çarpması nedeniyle maktülle tartıştıklarını, daha sonra dışarı çıktılarını, çıkarken güvenliğe bıraktığı kelebek bıçağını geri aldığını, kapı girişinden 2-3 adım uzaklaştıklarında içeride tartıştıkları maktulün dışarı çıktığını ve arkasından doğru gelmekte olan arkadaşı Mutlu ile tartışmaya başladığını gördüğünü, sonrasında M.’nun ayağından bıçakla yaralandığını ve maktulün elinde bir bıçak gördüğünü, M.’nun yaralandığını görünce üzerinde bulunan bıçağı çıkartarak maktulün bacaklarına doğru 4-5 kez salladığını, bıçağın isabet ettiğini fark ettiğini, ancak batıp batmadığını anlayamadığını, bu arada arkadaşı M.'nin yerden kalkıp yeter ya diye bağırarak kendisini geriye doğru çektiğini ve kendilerini ayırmaya çalıştığını, bu esnada elindeki bıçağın yere düştüğünü, M.'nin yere düşen bıçağı alarak bir defa maktule doğru salladığını -kollukta ise M'nin bıçağı elinden aldığını söylemiş-, ancak isabet edip etmediğini görmediğini, maktulün yere düştüğünü, bunun üzerine M. ile birlikte olay yerinden kaçtıklarını beyan etmiştir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>Kanunun 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.</p>

<p>(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.</p>

<p>Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:</p>

<p>1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.</p>

<p>2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.</p>

<p>Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.</p>

<p>"Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nun 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.</p>

<p>(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.</p>

<p>b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı”"da aynı kanunun 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.</p>

<p>(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.</p>

<p>(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.</p>

<p>Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.</p>

<p>TCK’nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p>1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;</p>

<p>a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,</p>

<p>b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış,</p>

<p>2- Manevi yardım ise;</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik etmek,</p>

<p>b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,</p>

<p>c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,</p>

<p>d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında sanık D.'nin itiraza konu edilmeyen sanık M.'nin işlemiş olduğu kasten öldürme suçuna katılıp katılmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesinde;</p>

<p>Sanık D.'ın, arkadaşı M.'nun maktul tarafından yaralandığını gördüğünde olay yerinde bulunan bar görevlisi tanıklarla birlikte D. ve maktülü ayırmak ve bacağından bıçakla yaralanmış olan arkadaşını hemen hastaneye götürmek yerine üzerinde bulunan bıçakla maktule saldırması, olayın sonuna kadar sanık M.'nin yanında bulunması, kasten öldürme eylemini gerçekleştiren sanık M.'nin bu eylemine taraftar olmadığını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememesi ve bu yönde herhangi bir davranışta bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık D.'ın sanık M.'nun gerçekleştirdiği kasten öldürme suçuna katıldığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan on Genel Kurul Üyesi ise; Özel Daire bozma kararının isabetli olduğu, sanık D.'nin kasten öldürme eylemine katılmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunca sanık Doğan'ın kasten öldürme eylemine katıldığının kabul edilmesinden sonra, asli fail olarak mı, yoksa yardım eden olarak mı eyleme katıldığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesine gelince;</p>

<p>Sanık D. ile sanık M. arasında maktülün öldürülmesi konusunda birlikte suç işleme kararının bulunduğunu gösterir herhangi bir delilin dosya içerisinde bulunmaması, ani gelişen kavgada maktülün, sanık M.'nin göğsüne vurduğu tek bir bıçak darbesi sonucunda hayatını kaybetmesi, sanık D.'nin fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğunu gösterir herhangi bir davranışının olmaması karşısında, sanığın kasten öldürme suçuna iştirakinin 5237 sayılı TCK'nun 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik olarak kabulü mümkün değildir. Buna karşın, kasten öldürme suçunu gerçekleştiren sanık M.'nin eylemine taraftar olmadığını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylemediği ve bu yönde davranışta bulunmadığı gibi, aksine olayın başından itibaren sanık M.'nin yanında yer alması ve üzerindeki bıçakla maktule saldırması şeklindeki eylemleri göz önünde bulundurulduğunda, kasten öldürme suçunun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle sanık M'ye yardım ettiğinden sanık Doğan hakkında 5237 sayılı TCK’nun 39/2-c maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, yerel mahkemenin sanık D.'nin, itiraza konu edilmeyen sanık M.'nin işlemiş olduğu kasten öldürme suçuna katıldığına ilişkin kabulü isabetli ise de; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 39/2-c maddesi yollamasıyla kasten öldürme suçuna yardım etme niteliğinde olduğu gözetilmeden, müşterek fail olarak kabulü ile hüküm kurulması isabetsiz olup, yerel mahkeme direnme hükmünün bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.02.2012 gün ve 262–27 sayılı direnme hükmünün, sanık Doğan'ın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 39/2-c maddesi yollamasıyla KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNA YARDIM ETME NİTELİĞİNDE olduğu gözetilmeden, müşterek fail olarak kabulü ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.03.2013 günü yapılan müzakerede, birinci uyuşmazlık yönüyle oçokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönüyle ise oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="89336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2020/2237 E., 2022/2769 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20202237-e-20222769-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20202237-e-20222769-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 08.03.2022 tarihli, 2020/2237 E., 2022/2769 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/2237 E., 2022/2769 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hükümler : 1- Mahkûmiyet; Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/10/2018 - 2018/13 esas ve 2019/395 sayılı kararı (sanık ... dışındaki sanıklar hakkında)</p>

<p>2- Beraat; Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/10/2018 - 2018/13 esas ve 2019/395 sayılı kararı (sanık ... hakkında)</p>

<p>3- İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 08/03/2019 - 2018/3206 esas ve 2019/405 sayılı kararı (sanık ... dışındaki sanıklar hakkında)</p>

<p>4- İstinaf başvurusunun esastan reddi; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 08/03/2019 - 2018/3206 esas ve 2019/405 sayılı kararı (sanık ... hakkında)</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edenlerin sıfatları, başvurularının süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>A) Sanık ... hakkındaki hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesi:</p>

<p>Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesinden sonra, sanığın tutuklu bulunduğu Tekirdağ 1 nolu T tipi kapalı ceza infaz kurumu aracılığıyla gönderdiği 26/04/2021 tarihli dilekçesinde "... dosyamın temyiz hakkından vazgeçip onanmasını talep ediyorum..." şeklindeki beyanı temyiz isteğinden vazgeçme niteliğinde olduğundan, temyizden vazgeçmesi nedeniyle hükmün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, oy birliği ile;</p>

<p>B) Sanıklar ... ve ... hakkında verilen düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin hükümlerin incelenmesinde:</p>

<p>Sanıklar müdafilerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteklerinin 08.03.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 299/1-1. cümlesine getirilen değişiklik uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık ... ve sanıklar müdafilerinin temyiz isteminin CMK'nın 294/2. maddesi kapsamında hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;</p>

<p>Sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan ilamın “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçuna ilişkin olduğu, 6545 sayılı Kanun'la değişik TCK'nın 191/5. maddesindeki koşullarının oluşması durumunda, “davanın düşmesi” seçeneğine de yer verilmesi nedeniyle, tekerrüre esas alınan ilamla ilgili olarak yasal değişiklik sonrası bir uyarlama işlemi yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmamışsa uyarlama yargılaması yapıldıktan sonra sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik düzeltilerek istinaf istemlerinin esastan reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanık ... ve sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanıklar hakkındaki tahliye taleplerinin reddine, oy birliği ile;</p>

<p>C) Sanık ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair hükmün temyizine ilişkin yapılan incelemede:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
İletişim tespit tutanakları içeriğine ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar ... ve ... ile yoğun bir şekilde irtibat içerisinde bulunan sanığın, uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu sanıklar ... ve ... ile birlikte işlediği sabit olduğundan sanık hakkında TCK’nın 188/3 ve 188/5 maddeleri gereğince mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, oy birliği ile;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D) Sanıklar ... hakkında verilen düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin hükümlerin incelenmesinde:<br />
Sanık ... müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteklerinin 08.03.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 299/1-1. cümlesine getirilen değişiklik uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık ...’un ve sanıklar müdafilerinin temyiz isteminin CMK'nın 294/2. maddesi kapsamında hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Sanıklar ...’un suç konusu uyuşturucu maddenin teminine iştirak ettiğine ilişkin delil bulunmadığı, sabit olan eylemlerinin, sözü edilen uyuşturucu maddeyi getiren araçla birlikte hareket edip öncülük yapmaksızın yalnızca söz konusu aracın güvenli şekilde yola devam etmesi amacıyla başka bir araçla yol kontrolü yapmak olduğu değerlendirildiğinde, suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım eden konumunda olan sanıklar hakkında diğer sanıklarla iştirak iradesi altında hareket etmemelerinden dolayı TCK. 188/5. maddesinin uygulanmayacağı ve TCK’nın 39/2-c. maddesinde yer alan indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin ve sanık ...’un temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olup, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 08/03/2019 - 2018/3206 esas ve 2019/405 sayılı kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, Üye ...’ın karşı oyu ve oy çokluğu ile, tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması ve tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık ... hakkındaki tahliye talebinin reddine, oy birliği ile;</p>

<p>E) Sanık ... hakkında verilen düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin hükümlerin incelenmesinde:<br />
Sanık müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteklerinin 08.03.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 299/1-1. cümlesine getirilen değişiklik uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık ve müdafilerinin temyiz isteminin CMK'nın 294/2. maddesi kapsamında hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Sanığın savunmalarına, iletişim tespit tutanakları içeriğine ve tüm dosya kapsamına göre; eyleminin bireysel olarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, cezanın TCK’nın 188/5. maddesi gereğince artırılması,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık ve müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olup, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 08/03/2019 - 2018/3206 esas ve 2019/405 sayılı kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması ve tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki tahliye taleplerinin reddine, oy birliği ile;</p>

<p>F) Sanık ... hakkında verilen düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin hükmün incelenmesinde:<br />
Sanık müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin 08.03.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 299/1-1. cümlesine getirilen değişiklik uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>03.06.2017 tarihli olaya ilişkin olay tutanağının, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapılan kişilere ait ifade tutanaklarının onaylı örneklerinin ve suç konusu madde ile ilgili ekspertiz raporunun da dosyada bulunmadığı anlaşıldığından; söz konusu evrakların aslı veya onaylı örneklerinin getirtilerek dosyaya konulması, duruşmada okunması ve diyeceklerinin sorulması gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,<br />
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olup, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 08/03/2019 - 2018/3206 esas ve 2019/405 sayılı kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre, CMK’nın 306. maddesi uyarınca temyiz isteğinden vazgeçen sanık ...’ın bozmadan yararlandırılmasına, oy birliği ile;</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>08/03/2022 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>İletişim tespit ve fiziki takip tutanakları içeriği ile dosya kapsamına göre;<br />
18.07.2017 günü saat 22.21 ve 12.35 te yapılan görüşmelerde Diyarbakır'da ikamet eden sanık ..., Adana'da ikamet eden sanık ...'dan uyuşturucu madde temini için Diyarbakır'a gelmesini istemiş, bunun üzerine sanık ... hakkında beraat kararı verilen sanık ...'den bir günlük araba kiralamasını istemiş (19.07.2017 - 15.07) yapılan fiziki takipte sanık ...'in sürücülüğünü yaptığı 01 CKH 49 plaka numaralı araçla Şanlıurfa Bilecik güzergahından gittikleri tespit edilmiş, ancak uyuşturucu maddenin temin edilememesi nedeniyle sanık ... aynı araçla tek başına 20.07.2017 günü saat 22.00 sularında Diyarbakır'dan Adana'ya doğru yola çıkmış yapılan fiziki takipte 21.07.2017 günü 02.10 da Adana'ya geldiği tespit edilmiş.</p>

<p>21.07.2017 günü saat 10.57 de sanık ..., sanık ...'a "2400 TL para almıştım ya ... abiden, ona bugün 5 verebilir misin aradı da biliyon mu" demiştir. Bu görüşmede sanık ..., sanık ...'dan sanık ...'a ödeme yapmasını istemiştir.</p>

<p>21.07.2017 günü saat 14.17 de sanık ..., sanık ...'ı arayarak sanık ...'e 500 TL ödeme yapmasını isteyerek, sanık ...'in numarasını evindeki telefondan alabileceğini söylemiş, sanık ... da kabul ederek "aradılar şimdi geçerim" şeklinde cevap vermiş, sanık ... saat 15.16 da sanık ...'e "abi ben ..." şeklinde mesaj atmış, sanık 15.28 de ise sanık ..., Sanık ...'ı arayarak "emanet sende kalsın" demiş</p>

<p>Sanık ... kendisine ait kamyonla suç konusu uyuşturucu madde yüklü olduğu halde yola çıkmış,</p>

<p>Sanık ..., 23.07.2017 günü saat 01.10 da sanık ...'u arayarak "baba siz bir bakın oradalar mı, bir bakın öyle, göz kulak olun ben geliyom" demiş, sanık ... ta "tamam oldu baba" şeklinde cevap vermiş, bu görüşmeden sanık ..., sanık ...'tan uyuşturucu maddeyi nakleden kamyonu kontrol etmesini istemiş,<br />
Saat 01.11 de ki görüşmede sanık ...'ı arayan sanık ... "baba teyzemin çocuğu burda parayı bekliyordu" demiş, sanık ... da " he he gördüm ben" şeklinde cevap vermiş, bu görüşmede sanıklar ... ve Ufuk'un (sanık ...'un yanında sanık ...'ın da olduğu) birlikte oldukları ve uyuşturucu maddeyi nakleden sanık ...'a para verme konusunu konuştukları anlaşılmış.</p>

<p>Bu defa bir dakika sonra sanık ..., sanık ...'u arayarak sanık ...'ı vermesini istemiş, sanık ... telefonu sanık ...'a vermiş sanık ... özetle "Mersin yolunu bi kollayak" diyerek, yolda yapılabilecek muhtemel bir uygulamaya karşı yolun kontrol edilmesini istemiş,</p>

<p>Sanık ... saat 01.25 te sanık ...'u aramış "nasıl baba sıkıntı var mıydı orda" , sanık ... ise "yok baba biz de şimdi geliyoz 5 dakika sonra yanındayız" demiş.<br />
Sanık ... saat 01.27 de sanık ...'ı arayarak "gardaş biz ordan otobana girdik Adana istikametine, he he öyle güzel geldik" demiş. Sanık ...'da "tamam abim benim" diyerek cevap vermiş sanık ... yolda bir uygulama olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>Bu görüşmeler sırasında yapılan fiziki takipte:</p>

<p>Sanık ...'ın sürücülüğünü yaptığı ve Diyarbakır'dan itibaren takip edilen ... plaka numaralı kamyon Adana'ya gelerek Nakliyatçılar Sitesi'ne dönüş yaptığı esnada arkasından ..., içerisinde sanıklar ... ve ...'ın bulunduğu ... plaka numaralı araçların kamyonu takip ettiği ayrıca bahse konu araçları takip eden içerisinde sanıklar ...'un bulunduğu ... plaka numaralı aracın ise Site istikametine devam ettiği sırada geri dönerek D-400 karayoluna çıkmış Mersin istikametinde bulunan Karaisalı otoban yol ayrımına kadar giderek geri döndüğü ve D-400 karayolu Nakliyatçılar Sitesi yolu karşı kısmında yol kenarında beklemeye başladığı, kamyon ile diğer araçlar site tarafına gittikleri görülmüş, sanık ... park halinde bulunan kamyonu çalıştırmış Site çıkış istikametine doğru hareket ettiği sırada yakalanmış. Fiziki takipte yer alan sanıklar ..., ..., ... araçlarında yakalanmışlardır.</p>

<p>CGK'nın 02.04.2013 gün ve 1323-117 ile 04.06.2013 gün ve 1321-283 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere;<br />
Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmaktadır. Suç ortaklarının suçun işlenmesine yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun cezasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen telefon görüşmelerinden sanıklar ..., ...'ın suç işleme konusunda anlaşmaya vardıkları, aralarında iş birliği yaptıklarının anlaşıldığı, yapılan fiziki takiplerde ise sanıklar ...'un ... plakalı araçla; sanık ...'ın sürücülüğünü yaptığı uyuşturucu madde yüklü ... plakalı kamyon ile arkasından gelen içerisinde sanıklar ... ve ...'ın bulunduğu ... plakalı araca öncülük yaptıkları sanık ...'ın kamyonla Nakliyatçılar Sitesi'ne girerek beklemeye başladığı, sanıklar ...'un ... plakalı araçla D-400 karayoluna çıkarak kontrol edip geldikleri ve yol güvenliğinin tam olması üzerine sanık ...'ın kamyonu çalıştırarak hareket ettiği esnada yakalandığı, sanık ... ve Ufuk'un yönlendirmesi olmadan suç konusu uyuşturucu maddenin istenilen yere ulaştırılmasının mümkün olmadığı, tüm sanıkların eylemlerinin birbirini tamamlar nitelikte olduğu birlikte değerlendirildiğinde; mahkemenin uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum. 08.03.2022</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20202237-e-20222769-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="93723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2020/775 E., 2021/4717 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2020775-e-20214717-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2020775-e-20214717-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 08/04/2021 tarihli, 2020/775 E., 2021/4717 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/775 E., 2021/4717 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme :ADIYAMAN 1. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suçlar :a) Uyuşturucu madde ticareti yapma:<br />
Hükümler :1- Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet:</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>A) Sanıklar ..., ... ve ...hakkında "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçundan verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararlarına yönelik temyiz incelenmesinde:</p>

<p>Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma suçundan dolayı, 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen "tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararlar, sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunun 20. maddesi ile eklenen son cümleye göre durma kararı niteliğinde olup itiraz kanun yoluna tabi olması nedeniyle, itirazla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi için, dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,</p>

<p>B)Sanıklar ..., ..., ... ve... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde:</p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin, hükmolunan hapis cezasının süresine göre, 5320 sayılı Kanun'un 8/1, 1412 sayılı CMUK'nun 318. ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri uyarınca reddine karar verilerek temyiz incelemesi duruşmasız olarak yapılmıştır.</p>

<p>Sanık...hakkında 2313 sayılı Kanun'un 23/5. maddesi nedeniyle açılan kamu davası nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı kararı verildiği; 20.06.2011 tarihli tutanak içeriğine göre 52 kök kenevirin dikili olduğu tutanak kapsamından anlaşılmış ise de bu hususta verilen karar verilmesine yer olmadığı kararına karşı aleyhe temyiz talebi bulunmadığından bu eylem hakkında temyiz incelemesi yapılmamıştır.</p>

<p>Aynı suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla kez uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işleyen sanıklar hakkında zincirleme suçla ilgili TCK'nın 43. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının ve 7242 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin, infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilmiştir.<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıklar ..., ..., ... ve...müdafileri ile sanıklar ... ve ...'ın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>C) Sanıklar .... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde:<br />
Sanık ... müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin, hükmolunan hapis cezasının süresine göre, 5320 sayılı Kanun'un 8/1, 1412 sayılı CMUK'nun 318. ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri uyarınca reddine karar verilerek temyiz incelemesi duruşmasız olarak yapılmıştır.<br />
Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının ve 7242 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin, infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilmiştir.<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıklar ... .. ... ve ... müdafileri ile sanıklar....'nın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>D) Sanık ... hakkında ''kenevir ekme'' ve ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde:</p>

<p>Sanığın yokluğunda verilen hükmün öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun'un 21/1. maddesine göre tebligat çıkarılması, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek,tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında,doğrudan MERNİS adresine yapılan gerekçeli karar tebliğinin usulsüz olduğu, anlaşılmakla sanığın temyizinin, öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilerek tebliğnamedeki temyiz isteğinin süreden reddine dair düşünceye iştirak edilmemiştir.<br />
İzinsiz hint keneviri ekmek suçundan 6545 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikler gözetilerek inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının ve 7242 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin, infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suçların tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>E)Sanık .... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde:<br />
Sanığın 29/12/2010 tarihinde üzerinde yapılan aramada ele geçirilen 3,9 gramdan ibaret esrarı ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı, böylece sanığın eyleminin ''kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma'' suçunu oluşturduğu ancak; hüküm tarihinden itibaren, temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından; diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA; 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrası ve 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 8. fıkrası gereğince sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>F)Sanık ....hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde:<br />
Sanığın 16/04/2011 tarihinde diğer sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma eylemine iştirak ettiğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı, ancak suç tarihinde diğer sanık ... ile beraber esrar içtiklerini beyan ettiği ve bulundukları araçta da esrar ele geçirildiği nazar alınarak sanığın eyleminin ''kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma'' suçunu oluşturduğu anlaşılmakla; hüküm tarihinden itibaren, temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından; diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA; 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrası ve 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası gereğince sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>G)Sanık... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde:<br />
Sanığın 18/09/2010 tarihinde hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyet hükmü verilen ...'te ele geçirilen suç konusu maddenin sanık ...'e temin edilmesine aracılık ettiğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı, 16/09/2010 tarihinde ise ...'te ele geçirilen suç konusu maddenin kullanım amaçlı olarak kendisine henüz teslim edilmeden önce sanık ...'te ele geçirildiğinin anlaşılması karsışından sanığın eyleminin ''kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçuna teşebbüs'' suçunu oluşturduğu anlaşılmakla; hüküm tarihinden itibaren, temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından; diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA; 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrası ve 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası gereğince sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>H)Sanık Musa Bayhan hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:</p>

<p>Sanığın 17/02/2010 tarihinde hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilen ...'ta ele geçirilen esrarı temin ettiğine ilişkin adı geçenin soyut beyanları dışında kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı, 22/06/2011 tarihinde ikametinde yapılan aramada ele geçirilen maddenin ise kullanım sınırlarında olduğu anlaşıldığından sanığın eyleminin ''kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma'' suçunu oluşturduğu, hüküm tarihinden itibaren, temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından; diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA; 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrası ve 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası gereğince sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>I)Sanık ....hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde:</p>

<p>1- Sanığın 17/05/2011 tarihinde diğer sanık ... Cento üzerinde ele geçirilen madde nedeniyle üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı; 03/06/2011 tarihinde ise sanık ... Cento tarafından diğer sanık ...'ten temin edilip hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapılan ....'e verilen suç konusu esrarın sanık ... Cento tarafından sanık ...'ten temin edilip Besni ilçesine getirilmesi esnasında yol güzergahını gözetleyerek yol üzerinde kolluk kuvvetlerinin bulunup bulunmadığını sanık ... Cento'ya bildirmesi şeklindeki eyleminin sanık ... Cento'nun suçuna yardım etmekten ibaret olduğu dikkate alınarak, sanık hakkında TCK'nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2- Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>İ)Sanık ... ... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde:<br />
Sanık hakkında hükme esas alınan iletişimin tespiti tutanaklarının sanığa okunarak diyeceklerinin sorulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdiri yerine eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>J)... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Diğer sanık ... ... hakkında yukarıda belirtilen bozma nedenine göre sanık ... ...'un yaptığı görüşmelere ilişkin tapeler okunup sanık ...'ın savunması alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi; eylemin sabit kabul edilmesi halinde ise sanık...tarafından sanık ...'a verilen suç konusu maddenin temin edilmesini sağlamak için telefon görüşmeleri yapmaktan ibaret olan eyleminin TCK'nın 39. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>K) Sanık ... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:<br />
Sanığın 29.03.2011 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma eylemi nedeniyle 18/01/2012 tarih, 2012/1168 esas numaralı iddianame ile açılan kamu davası sonucu Gaziatep 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 27/09/2012 tarih, 2012/42 esas ve 2012/419 sayılı kararı ile dosyanın incelenen dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği halde, sanığın birleştirme kararı verilen dosyaya konu eylemleri hakkında hüküm kurulmadan karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>L)Sanık ... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Sanığın 29.03.2011 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma eylemi nedeniyle 18/01/2012 tarihli 2012/1168 esas numaralı iddianame ile açılan kamu davası sonucu Gazinantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 27/09/2012 tarih, 2012/42 esas ve 2012/419 sayılı kararı ile dosyanın incelenen dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği halde, sanığın birleştirme kararı verilen dosyaya konu eylemleri hakkında hüküm kurulmadığı anlaşılmakla; bu eylemler hakkında zamanaşımı süresince karar verilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sanığın 01/02/2011 tarihli eylemi nedeniyle diğer sanıklar ..., ..., ... ve ...'ya verdiği madde ele geçirilemediği için uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığı tespit edilemeyeceğinden sanığın üzerine atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>M) Sanık...hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Sanığın 01/02/2011 tarihinde ...'ten ticari amaçla temin ettiği iddia olunan madde ele geçirilemediği için uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığının tespit edilemeyeceği, 03/02/2011 tarihinde diğer sanık ... tarafından hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilen Hasan Yıldız'a esrar satılması eylemine iştirak ettiğine ilişkin kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı, 24/05/2011 tarihli eylemde ise ...'ın üzerinde ele geçirilen suç konusu esrarı haklarında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilen ... ile ...'na temin amaçlı bulundurması eylemine iştirak ettiğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığından, sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>N) Sanık...hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Sanık ve müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin, hükmolunan hapis cezasının süresine göre, 5320 sayılı Kanun'un 8/1, 1412 sayılı CMUK'nun 318. ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri uyarınca reddine karar verilerek temyiz incelemesi duruşmasız olarak yapılmıştır.<br />
Sanığın 19/04/2011 tarihinde diğer sanık ...'ın üzerinde ele geçirilen suç konusu madde ile ilgisi olduğuna veya ...'ın eylemine iştirak ettiğine ilişkin kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığından beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>O) Sanık ...hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
18/09/2020 tarihli Fiziki Takip ve Görüntü Çözüm Tutanağı içeriğinde sanığın diğer sanıklar... ve ...'e temin ettiği iddia olunan madde ele geçirilemediği için uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığının tespit edilemediği, 18/09/2010 tarihinde ...'ün üzerinde ele geçirilen suç konusu maddenin ise diğer sanıklar ... ve ... tarafından adı geçene temin edilmesine iştirak ettiğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığından sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Ö) Sanık... hakkında ''uyuşturucu madde ticareti yapma'' suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Tüm dosya kapsamıyla sanığın 20.10.2010 tarihinde hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapılan... ...de ele geçirilen suç konusu esrarı...'e verdiğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığından sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet ine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>08/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2020775-e-20214717-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="53732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2012/10-1323 E., 2013/117 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201210-1323-e-2013117-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201210-1323-e-2013117-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.04.2013 tarihli, 2012/10-1323 E., 2013/117 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2012/10-1323 E., 2013/117 K.</strong></p>

<p><strong>SUÇUN İŞLENMESİNE YARDIM EDEN<br />
MÜŞTEREK FAİL<br />
FAİLLİK<br />
YARDIM ETME<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 65<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 403<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 53<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 37<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 39<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 188</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanığın 5237 sayılı TCK'nun 188/3, 188/4, 52/2-4, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl hapis ve 24.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.01.2011 gün ve 531-45 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 02.02.2012 gün ve 10593-649 sayı ile;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak,</p>

<p>1- Sanığın suç konusu uyuşturucu maddenin hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen Eyüp 'ün kullandığı araçla nakledilmesi sırasında başka bir araçla yol kontrolü yapmaktan ibaret eylemi nedeniyle ‘suçun işlenmesine yardım eden’ konumunda bulunduğu dikkate alınarak hakkında TCK’nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2- TCK'nın 53. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması sırasında sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından sınırlama getirilmesi yerine, alt soy dışındakileri de kapsayacak şekilde koşullu salıverilinceye kadar TCK'nın 53/1-c maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilerek maddenin 3. fıkrasına aykırılık oluşturulması" isabetsizliklerinde bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi Y. Kocamış; "Sanıklar Van'da ikamet etmekte olup, buradan temin ettikleri uyuşturucu maddenin nakli konusunda önceden anlaşmaya varmış, sanık Şahabettin önden giderek yolda güvenlik görevlilerince yapılacak bir uygulama konusunda sanık Eyüp'e sürekli bilgi vermiş, Van'dan Batman'a kadar birlikte gelmişler, olay günü saat 00.18'de başlayıp Eyüp'ün yakalandığı ana kadar yirmi kez görüşmüş, sanık Eyüp yakalandıktan sonra sanık Şahabettin tarafından saat 19.01'e kadar on kez aranmış, Eyüp Batman'da yakalanmıştır. Aradaki mesafe dikkate alındığında sanıkların uyuşturucu maddeyi 'birlikte' naklettikleri anlaşıldığından, sanığın eylemi TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen yardım sınırını aşmış, 37. maddede öngörülen 'fail' konumuna geçmiştir. Açıklanan nedenlerle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan mahkûmiyet kararının TCK'nın 53. maddesine aykırılık yönünden düzeltilerek onanması" gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.03.2012 gün ve 158277 sayı ile;</p>

<p>"İletişim tespit tutanakları, sanık beyanları ve tüm dosya kapsamı itibariyle; sanıkların temin ettikleri uyuşturucunun nakli konusunda karara vardıkları, karar doğrultusunda yaptıkları iş bölümü sonucu sanığın öncü olarak 27 ……7 plakalı aracıyla seyrettiği ve arkadan gelen Eyüp 'e telefonla yol güvenliği ile ilgili bilgi verdiği anlaşılmış, bu haliyle sanığın eylemlerinin TCK'nun 39. maddesinde tanımlanan suç işleyene yardım sınırlarını aştığı ve sanığın TCK'nun 37. maddesinde tanımlanan müşterek fail olarak değerlendirilmesi, mahkeme kararının bu yönden usul ve yasaya uygun olduğunun kabulü, ancak TCK'nun 53. maddesine aykırılık yönünden düzeltilerek onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 20.09.2012 gün, 19419-14204 sayı ve oyçokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık Şahabettin 'in uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkumiyetine karar verilen olayda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire çoğunluğu arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın uyuşturucu madde ticareti suçuna yardım eden olarak mı, yoksa fiili doğrudan doğruya birlikte gerçekleştiren olarak mı katıldığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>15.08.2007 tarihli muhbir görüşme tutanağında; "Yüksekova'da ikamet eden İbrahim ve Kamuran isimli şahısların uyuşturucu madde ticareti yaptıkları, ellerinde yüklü miktarda uyuşturucu madde bulunduğu ve kısa süre içinde batı illerine sevkıyat yapacakları",</p>

<p>Aynı tarihli başka bir muhbir görüşme tutanağında da; "Van'da ikamet etmekte olan Cahit isimli şahsın elinde yüklü miktarda uyuşturucu bulunduğu ve İstanbul'a sevkıyat yaptıracağı, uyuşturucu maddelerin İstanbul'da 0543 6331180 ve 0538 8869632 numaralı telefonları kullanan Celal isimli bir şahıs tarafından teslim alınacağı" bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Muhbir görüşme tutanaklarında belirtilen telefonlara ilişkin olarak iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, izlenmesi ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi kararı anıldığı, yapılan iletişimin tespiti işlemlerinden sonra söz konusu telefonlarla irtibatlı bulunan ve konuşma içerikleri şüpheli görülen telefonlara ilişkin olarak da aynı yönde kararlar alındığı,</p>

<p>27.12.2007 tarihli tutanakta; "İletişimin tespiti esnasında, Celadin isimli şahsın İran Ülkesinde bulunan açık kimliği tespit edilemeyen şahısla yapmış olduğu görüşmede, İranlı şahıstan uyuşturucu maddeyi Başkale'ye göndermesini isteği, İranlı şahsın otuz tane gönderdiği, Celadin'in uyuşturucuyu Başkale'den aldırıp İstanbul'a göndermek üzere Eyüp isimli şahısla irtibata geçtiği, görüşmeleri kahvehanede yaptıkları, cep telefonu ile görüşme yapmamak için anlaştıkları, 14.12.2007 günü Eyüp 'ü Başkale'ye gönderip uyuşturucu maddeyi getirttiği, Eyüp'ün daha sonra ankesörlü telefonla Celadin'i arayıp geldiğini söylediği, bu aramayı yapmadan önce Celadin 'in Rahmetullah 'ı arayarak adamlarının kendisini aramadığını, bu yüzden sıkıntıda olduğunu söylediği, Rahmetullah'ın kendisine hayırlısı olsun dediği, İranlı şahsın Celadin'i arayıp parasını, emanetini alıp almadığını sorduğu, Celadin'in önceki görüşmelerde; daha görüşmediğini, Eyüp ile ankesörlü telefonla irtibata geçtikten sonra ise adamı ile görüştüğünü söylediği, Celadin 'in İranlı şahısla yaptığı görüşmede Rahmetullah'ı kastederek; iki ortak olduklarını, ortağının dükkân sahibi olduğunu, parayı onun adına gönderebileceğini söylediği, Celadin'in uyuşturucuyu İstanbul'a göndermek için Rahmetullah ile para arayışına girdikleri, Celadin'in Rahmetullah'tan bir milyar borç bulmasını istediği, parayı üzerine iki yüz–ikiyüzelli lira koyarak geri ödeyeceğini, yeter ki işinin giderilmesini istediği, İstanbul'da bulunan ve uyuşturucu maddeyi torbacılar vasıtası ile satan Kemal 'in Celadin ile sürekli irtibatlı olduğu ve her defasında uyuşturucunun ne zaman geleceğini sorduğu, Necmettin isimli şahıs vasıtasıyla uyuşturucuyu içici şahıslara sattığı, İbrahim isimli şahsın, Celadin ile görüşerek işini halledeceğini, en son yaptığı görüşmede emaneti satıp satmadığını sorduğu, Celadin'in mırıldanarak daha satmadığını söylediği ve 'yarın yüz yüze görüşelim' dediği, Rahmetullah 'a Rahmi, Celadin 'e Celal diye seslenildiği, Kemal 'in İstanbul'da torbacılık yapan Necmettin ile yaptığı görüşmelerde uyuşturucuyu, 'amele, bayram şekeri, koyun' isimlerini kullanarak perdelediği" tespitlerine yer verildiği,</p>

<p>Batman Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen 26.12.2007 tarihli olay, yakalama, oto arama, muhafaza altına alma ve tespit tutanağına göre; "Van Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerinin yapmış oldukları çalışma neticesinde, Eyüp isimli şahsın 27 J 1598 plakalı Ford Transit Minibüsle Van'dan batı illerine uyuşturucu sevkıyatı yaptığı bilgilerine ulaşıldığı ve planlı operasyona başlanıldığı, Eyüp isimli şahsın 27 J 1598 plaka sayılı araç ile uyuşturucuyu batı illerine götürmek üzere 26.12.2007 günü saat 14.00 sıralarında Batman İli sınırlarına giriş yaptığının tespit edilmesi üzerine Van Emniyet Müdürlüğünün Müdürlüğümüze bildirdiği yazıda aracın durdurulması, şahıs ve araç üzerinde arama yapılmasının istenildiği, konu ile ilgili olarak ilimiz giriş noktalarında tertibat alındığı, 26.12.2007 günü saat 14.15 sıralarında bahse konu aracın Diyarbakır yolu üzerinde bulunan polis uygulama noktasına doğru geldiğinin görülmesi üzerine aracın görevliler tarafından durdurulduğu, araçta ve belirtilen aracın sürücüsü Eyüp isimli şahsın üzerinde arama yapılabilmesi için mahkemeden karar alındığı, aracın bulunduğu yerin arama yapmaya elverişli olmaması sebebiyle aracın ve şahsın, gerekli ince arama yapılabilmesi amacıyla kontrollü şekilde emniyet müdürlüğü oto parkına getirildiği, araç sürücüsü Eyüp 'ün üst aramasında bir suç unsuruna rastlanmadığı, arama yapılmadan önce aracında herhangi bir suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda, 'aracımda suç unsuru yoktur' dediği, şahsın gözetiminde yapılan aramada; aracın sol tarafındaki cam altlarının boydan boya kontrplakla kaplı olduğu, ikinci sıradaki çift yolcu koltuğunun camla koltuk arasında kalan kontrplak üstü muşamba döşemeyle kaplı 60x80 santim ebadındaki vidalanmış kapak açıldığında; kapakla kaporta arasında içe doğru dokuz santim derinliğinde 69x75 santim gelen bölüm içerisine istiflenerek yerleştirilmiş şekilde şeffaf naylon poşetlerin bulunduğu, bulundukları yerden çıkarıldığında otuziki adet olduğu, yapılan kontrolde poşetlerde bulunan maddenin renk, koku ve görünüm itibariyle eroin olduğu ve adli tahkikata esas olmak üzere muhafaza altına alındığı, aramanın yapıldığı ve suç unsuru madde ele geçirildiği sırada, müdürlüğümüze ait faksa gelen yazıda; 'Kilis Emniyet Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan 'keskin' kod adlı çalışma kapsamında, 26.12.2007 günü saat 06.00 sıralarında 27…..8 ve 27…..7 plaka sayılı araçlarla Van'dan Gaziantep'e uyuşturucu nakli yapılacağının değerlendirildiği, yapılan takip neticesi öncü olan 27…..7 plakalı aracın Diyarbakır'a girdiği, ancak uyuşturucu madde taşıyan 27 ….8 plakalı aracın Batman'da kaldığının anlaşıldığı, öncü araçta Şahabettin, diğer araçta Eyüp isimli şahsın bulunduğu, şahıslar arasındaki telefon irtibatının kesildiğini, 27 ….8 plakalı aracın ilimiz dâhilinde akıbetinin araştırılmasının istenildiği, ele geçirilen ve eroin olduğu değerlendirilen otuziki poşete konulmuş paketlerin yapılan tartılarında toplam on atlı kilo altıyüzyirmi gram olduğu" hususlarının tespit edildiği,</p>

<p>Uyuşturucu maddenin konulduğu naylon poşet şeklindeki paketlerin üzerinde herhangi bir parmak izine rastlanılmadığı,</p>

<p>Olay günü sanık Şahabettin ile uyuşturucu madde ticareti suçundan hakkında kurulan hüküm onanmak suretiyle kesinleşen Eyüp arasında, yolda polis ya da jandarma bulunup bulunmadığı konusunu ihtiva eden onbir adet şifreli telefon görüşmesi yapıldığı,</p>

<p>Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen Eyüp 'ün; Van'da ikamet ettiğini, inşaatlarda çalıştığını, gelirinin iyi olmadığını, 27 J 1598 plakalı ford marka minibüsü köye yolcu taşımak amacıyla dört ay önce senet karşılığı satın aldığını, taşımacılıktan para kazanamadığını, senedinin vadesi yaklaştıkça zorlanmaya başladığını, Ali isimli birisiyle tanıştığını, kahvehanede bir kaç gün sohbet ettikten sonra şahsın kendisine; zor durumda olduğunu bildiğinden, yardımcı olmak istediğini, kendisine bir yük vereceğini, yolda ara sıra arayacağını söyleyerek bir telefon aldığını, önce yükün ne olduğunu söylemediğini, daha sonra toz olduğunu söylediğini, teklifi önce kabul etmediğini, şahsın iki üç gün uğraşarak kendisini ikna ettiğini, aracı otoparka bırakmasını ve bir saat sonra almasını istediğini, araçta zula olmadığını söylediğinde şahsın; "ne yapacağımı biliyorum" şeklinde karşılık verdiğini, uyuşturucu maddeyi aracın neresine koyduğunu bilmediğini, ödemeyi vaadettiği parayı da vermediğini, ertesi gün yola çıktığını, yolda şahsın kendisini bir iki kez aradığını, yakalandığında aracında eroin çıktığını söylediklerini beyan ettiği,</p>

<p>Sanık Şahabettin 'in; Eyüp isimli şahsı kamyonculuk yaptığı için tanıdığını, kamyoncuların genelikle kaçak mazot taşıdıklarını, olaydan bir gün önce tesadüfen karşılaştıklarını ve mazotun satılmadığı konusunda sohbet ettiklerini, kendisine kaçak mazotu satabilmek amacıyla Silvan'a gideceğini söylediğini, bu şahsın da kendisi ile birlikte gelmek istediğini, olay günü sabahı irtibat kurduklarını, mevsim nedeniyle kullanacakları yolların karlı ve buzlu olduğunu, aynı gün bir köylüsünden yolun buzlu olduğunu öğrendiğini ve bu bilgiyi telefonla şahsa aktardığını, yolculuk esnasında yolların durumu ve buzlu olup olmadığı ile ilgili olarak sürekli telefonla konuştuklarını, Batman'da sanayi sitesine uğradığını, daha önceden tanıdığı bir arkadaşına kaçak mazotu sattığını, Eyüp'ü arayıp geri döneceğini söylediğini, geri döndükten sonra şahsın yakalandığını duyduğunu, kaçak mazot işinden yakalandığını düşündüğünü, yaptığı araştırma sonucu uyuşturucu nedeniyle yakalandığını ve dosyada kendi adının da geçtiğini öğrendiğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 188. maddesinin üçüncü fıkrası; "uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır," dördüncü fıkrası ise; "uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>188. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru; uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak satmak, satışa arzetmek, başkalarına vermek, sevk etmek ya da nakletmektir. Nakletme, bir kimsenin, maliki veya zilyedi bulunduğu uyuşturucu ya da uyarıcı maddeyi kullanma dışında bir amaçla bir yerden başka bir yere, bizzat kendisi ya da kendisine bağlı olarak çalışan kişiler tarafından götürülmesi olarak anlaşılmalıdır. Nakletmede, sevk etmekten farklı olarak uyuşturucu maddenin gönderilmesi değil, fail ya da ona bağlı kişiler tarafından bizzat götürülmesi söz konusudur. Nakletme eylemi, uyuşturucu ve uyarıcı maddenin gideceği yere kadar götürülmesi ile tamamlanır. Bu nedenle suçun tamamlanması için, nakledilen maddenin alıcıya ulaşması şart değildir. Nakletmenin söz konusu olabilmesi için failin uyuşturucu maddeyi kullanma dışındaki bir amaçla bir yerden başka bir yere götürmesi gerekmektedir. Fail, uyuşturucu maddeyi kullanmak amacıyla bir yerden başka bir yere götürmüş ve uyuşturucu madde miktarı da kişisel kullanım için gerekli miktarı aşmıyor ise uyuşturucu madde ticareti suçu değil, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçu oluşacaktır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.10.1981 gün ve 292-359 sayılı kararında; "Uyuşturucu madde nakletmek müstakil bir eylem biçimi olarak cezai müeyyideye bağlanmıştır. Kanun koyucunun bu maddeyi koymaktaki amacı, uyuşturucu madde trafiğini önlemektir. Yasada naklin kısa veya uzun mesafeli olması konusunda ayırım yapılmamıştır. Sanık başkalarından aldığı uyuşturucu maddeyi cezaevine götürmekle nakil tamamlanmıştır. Uyuşturucu maddenin götürdüğü kişinin eline geçmemesi, esrar nakletme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının kabulüne neden olmaz. Aksi düşüncenin kabulü halinde üzerinde veya kullandığı araçta uyuşturucu madde bulunan her şahsın, bu maddeleri bir başkasına götüreceğini iddia ederek, cezalarından önemli oranda indirim yapılmasının sağlanmasına zemin hazırlanmış olur" sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından "faillik" ve "yardım etme" kavramları üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>TCK'nun 37. maddesinde;</p>

<p>"1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.</p>

<p>2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hükme yer verilerek, birinci fıkrada müşterek faillik, ikinci fıkrada ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda maddenin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.</p>

<p>Öğretideki; "Müşterek faillik için olay mahallinde bizzat bulunmak zorunlu değildir. Uzaktan da olsa, mesela telsiz ile fiilin işlenişini yönlendirmek suretiyle müşterek fail olarak suçun icrasına iştirak mümkündür" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s. 478) "Suçun işlenişine katkıda bulunanların bu sebeple müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde de müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir" (Mahmut Koca-ilhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, S. 394) şeklindeki görüşler ve yerleşik yargısal uygulamalar göz önüne alındığında, müşterek faillik için "failler arasında birlikte suç işleme kararı olması" ve "suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulması" koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.</p>

<p>İştirak; bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden fazla kimse tarafından işbirliği içinde işlenmesini ifade eder. Bu sistemde suça iştirak eden herkes, sırf iştirak ettiği için değil, suçun işlenişindeki katkısı ve bu katkının önemine göre cezalandırılmaktadır. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirenlerden her biri fail olarak sorumlu tutulmakta, böylece suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurarak suçu işleyen kimseler, suç için kanunda öngörülmüş ceza ile cezalandırılmaktadır.</p>

<p>Aynı kanunun 39. maddesinde yardım etme;</p>

<p>"1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.</p>

<p>2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.</p>

<p>b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.</p>

<p>c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde tanımlanmış,</p>

<p>40. maddesinde ise bağlılık kuralı;</p>

<p>"1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.</p>

<p>2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.</p>

<p>3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.</p>

<p>Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup, kanunda şeriklik; azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olmayan suç ortağı, gerçekleşen fiilden, "bağlılık kuralı" uyarınca sorumlu olmaktadır.</p>

<p>TCK'nun 39. maddesi kapsamındaki yardım ise, asli iştirakin dışında kalan, fakat sonucun meydana gelmesi bakımından nedensellik değeri taşıyan hareketi ifade eder. Burada fiil üzerinde hâkimiyet kurulmamakta, sadece suçun icrası kolaylaştırılmaktadır. Yardım edenin hareketi asli faile nazaran suçu yaratıcı ve yapıcı bir nitelik taşımayıp, destekleyici, hazırlayıcı veya kolaylaştırıcı bir durum arzettiğinden yardım eden ikincil bir konumda yer almaktadır.</p>

<p>TCK'nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p>1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;</p>

<p>a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,</p>

<p>b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmıştır.</p>

<p>2- Manevi yardım ise;</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik,</p>

<p>b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,</p>

<p>c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,</p>

<p>d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanık Şahabettin ile hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan mahkumiyet hükmü onanmak suretiyle kesinleşen Eyüp 'ün, 16,620 gram ağırlığındaki eroini nakletme konusunda anlaştıkları, bu amaçla olay günü erken saatlerde yola çıktıkları, sanık Şahabettin 'in güvenlik görevlilerince yapılabilecek bir yol kontrolünü Eyüp 'e haber vermek amacıyla aracıyla önden gittiği ve telefonla Eyüp 'ü yönlendirdiği, Eyüp 'ün da içerisinde zula olarak tabir edilen bölme ve bu bölmede de uyuşturucu madde bulunan minibüs tipindeki aracıyla kendisini takip ettiği, Eyüp 'ün Batman İli sınırlarına giriş yaptığı sırada ihbarları değerlendiren kolluk görevlileri tarafından yakalandığı, olay günü her iki sanık arasında sabahın erken saatlerinde başlayıp Eyüp 'ün yakalandığı saatlere kadar devam eden telefon konuşmalarının tespit edildiği, söz konusu telefon görüşme içeriklerinin şifreli ve tamamen yolda kolluk güçlerinin bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, aradaki mesafe ve telefon görüşme kayıtları göz önüne alındığında, Eyüp 'ün, sanık Şahabettin 'in yönlendirmesi olmadan uyuşturucu maddeyi istediği yere ulaştırmasının mümkün olmadığı, sanıkların suça konu uyuşturucu maddeyi birlikte nakletme konusunda önceden anlaşmaya vardıkları ve bu anlaşmaya göre hareket ettikleri, dolayısıyla sanık Şahabettin 'in eyleminin, uyuşturucu maddeyi bizzat taşımakta olan Eyüp 'ün fiilini tamamlar mahiyette olduğu, bu durum karşısında sanık Şahabettin 'in eyleminin TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen yardım etme sınırlarını aştığı ve aynı kanunun 37. maddesinde düzenlenen "fail" konumunda bulunduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle, Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında TCK'nun 39. maddesinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Öte yandan, yerel mahkemece sanığın; "TCK'nun 53/1. maddesinin a, b, d, e bentlerinde sayılı haklardan mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, c bendinde sayılı haktan koşullu olarak salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına" karar verilmesi kanuna aykırıdır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün; "TCK'nın 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına, ancak 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi uyarınca bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükümden TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm çıkartılarak yerine; "sanığın TCK'nun 53. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin birinci fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına" ibaresi eklenmek suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi M. Kaya; "765 sayılı TCK'deki teşekkül halinde uyuşturucu madde suçu ve 5237 sayılı TCK'deki örgütlü uyuşturucu madde suçu ile her iki kanundaki 'suça iştirak' halini düzenleyen maddelerin karşılaştırmasını yaptığımızda:</p>

<p>765 sayılı TCK 403/5. fıkrası; 'uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak satanlara veya satışa arz edenlere veya satın alanlara veya yanında yahut başka bir yerde bulunduranlara veya bu maddeleri parasız devredenlere yahut bu suretle devralanlara veya sevk veya nakledenlere veya bunların alınıp satılmasına veya devrine veya ne suretle olursa olsun tedarik edilmesine aracı olanlara dört yıldan on yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için ellibin lira ağır para cezası verilir.'</p>

<p>765 sayılı TCK 403/11. fıkrası; 'birden ziyade kimsenin bu suçları işlemek için önceden anlaşmaları teşekkül sayılır.'</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 188/3. fıkrası; uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>188/5. fıkra; 'yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.'</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 65. maddesi;</p>

<p>I- Suç işlemeğe teşvik veya suçu irtikâp kararını takviye ederek yahut fiil işlendikten sonra muzaheret ve muavenette bulunacağını vaadeyleyerek,</p>

<p>II- Suçun ne suretle işleneceğine mütaallik talimat vererek yahut fiilin işlenmesine yarıyacak iş veya vasıtaları tedarik ederek,</p>

<p>III- Suç işlenmeden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırarak suça iştirak eden şahıs, işlenmiş fiille mahsus olan ceza ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ise yirmi yıldan, müebbet ağır cezası ise onaltı yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır. Sair hallerde kanunen muayyen olan cezanın yarısı indirilir.</p>

<p>Bu maddede yazılı fiillerden birini işleyen kimsenin iştiraki inzimam etmeksizin fiilin irtikâbı mümkün olamıyacağı sabit olan hallerde o kimse yukarıda gösterilen tenzilattan istifade edemez.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın yardım etme başlıklı 39. maddesi;</p>

<p>1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.</p>

<p>2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:</p>

<p>a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.</p>

<p>b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.</p>

<p>c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.</p>

<p>Görüldüğü gibi 765 sayılı TCK'nın 65. maddesinin son fıkrasındaki; 'bu maddede yazılı fiillerden birini işleyen kimsenin iştiraki inzimam etmeksizin fiilin irtikâbı mümkün olamıyacağı sabit olan hallerde o kimse yukarıda gösterilen tenzilattan istifade edemez' şeklindeki hüküm veya benzeri bir hüküm 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde yer almamaktadır.</p>

<p>765 sayılı Kanun açısından asli fail-feri fail ayırımı 5237 sayılı TCK'da terk edilmiştir.</p>

<p>765 sayılı TCK 65/III. maddesi suça feri maddi ortaklığı düzenlemiştir. Buna göre;</p>

<p>a) Suça zaruri ortaklık, suça feri katılmanın bir şekli olmadığı gibi, ağırlatıcı bir derecesi de değildir.</p>

<p>b) Fail katılmış olmadıkça, suçun işlenmesi mümkün olmamalıdır.</p>

<p>Bazı suçlar, zorunlu olarak birden fazla kişinin müşterek katılımı ile gerçekleşebilir. Örneğin suç işlemek için teşekkül oluşturma suçu gibi.</p>

<p>765 sayılı Kanunda uyuşturucu madde suçunu düzenleyen 403. maddenin 11. fıkrasındaki 'birden ziyade kimsenin bu suçları işlemek için önceden anlaşmaları teşekkül sayılır' şeklindeki hükme benzer bir hüküm de 5237 sayılı Kanunun uyuşturucu madde ticareti suçunu düzenleyen 188. maddesinde bulunmamaktadır.</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 403/11 ve 65/III. fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; gözcülük şeklindeki yardım halinde dahi sanık teşekkülün asli faili olarak değerlendirildiğinden, 765 sayılı Kanun uygulamasında sanık sayısı birden fazla olan durumlarda hiçbir zaman 403/5-7. maddelerle birlikte 65. maddenin uygulanması gündeme gelmemekteydi.</p>

<p>5237 sayılı TCK'da uyuşturucu madde suçunun örgütlü olarak işlenmesi ve faillerin örgüt yönetici, kurucu ve üyesi olmaları halinde de TCK'nın 39. maddesinin uygulanma koşulları bulunmayacaktır. Örgütsüz olan suçlarda ise sanık sayısına bakılmaksızın TCK'nın 39. maddesinin uygulanması gündeme gelebilecektir.</p>

<p>Somut olaya bakıldığında; mahkemece sanıklar hakkında örgüt kurmak ve örgüte üye olmak suçlarından sanıkların beraatlarına karar verilmiş ve temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Sanıkların eylemi bireysel uyuşturucu madde ticareti yapma olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 37. maddesine göre; 'suçun kanunî tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.'</p>

<p>Sanık Şahabettin'e isnat edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ilgili 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesindeki düzenlemede seçimlik hareket olarak sayılan; uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, olarak sayılan seçimlik hareketlerden hiçbirisini yapmamıştır.</p>

<p>Tartışma konusu yapılan sanık Şahabettin hakkında hiçbir sanık bilgi vermemektedir. Sanığın mahkûm olan sanık Eyyüp dışındaki sanıklarla bir ilişkisi saptanmamıştır. Sanığın Eyyüp ile ilişkisi de Eyyüp'e öncülük yapmak ve yol güzergâhı hakkında telefonla Eyyüp'e bilgi vermekten ibarettir. Sanığın öncülüğü ne karşılığı yaptığı saptanmamıştır. Para karşılığı mı, hatır için mi yapmıştır bilinmemektedir. Sanık Şahabettin, sanık Eyyüp'ün taşıdığı eroine ortak ya da hissedar olsa veya satışından komisyon alacak olsa kendisini TCK 37. maddesi anlamında sorumlu tutmak mümkündür.</p>

<p>Sanığın öncülük yaparak güzergâhtaki kontrollerle ilgili olarak olay günü sabah saat 06.34'ten 14.02'ye kadar sanık Eyyüp'e telefonla bilgi vermek şeklindeki eylemi TCK'nın 188/3. maddesindeki seçimlik hareketlerdeki tanıma uygun olmadığından, sanığın eylemi TCK'nın 39/2-c bendinde düzenlenen 'suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak' şeklinde nitelenmelidir. Nitekim 10. Ceza Dairesinin benzer nitelikte kararları da bulunmaktadır.</p>

<p>Gerek karşı oy, gerekse itirazda açıklanan haller, suçun sübutu ve sanığın suça iştiraki ile ilgilidir. Bu konuda bir ihtilaf da yoktur. TCK'nın 188/3. fıkradaki seçimlik hareketlerden hiçbirini yaptığı saptanmayan sanığın eyleminin yardım sınırlarını aştığı şeklinde bir niteleme hukukî olamaz. Öncülük yaptığı mesafenin uzun ya da kısa olması ya da telefon sayısının fazlalığı sanığı fiili doğrudan işleyen haline getiremez. Fail yaptığı eylemle sorumludur ve seçimlik hareketleri gerçekleştirmeyen fail yardım eden konumundadır. Sanıkların önceden anlaşmış olması sanığı fiili birlikte gerçekleştiren durumuna getirmez. Esasen TCK'nın 39. maddesinin uygulandığı hallerde de suç işleme konusunda önceden anlaşma vardır ve bu durumda da öncülük yapan sanığın eylemi 'yardım etme' niteliğindedir.</p>

<p>TCK'nın 2. maddesinin 3. fıkrasına göre; 'kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.'</p>

<p>Suçun kanuni tanımında yer alan fiillerden hiçbirini gerçekleştirmediği için, sanığın TCK'nın 37. maddesi anlamında fail olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Sanık TCK'nın 39. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi kapsamında suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığından 'suçun işlenmesine yardım eden' sıfatıyla sorumlu tutulması gerekir.</p>

<p>765 sayılı TCK'da teşekkülün 5237 sayılı TCK'deki örgütten farklı düzenlenmiş olması, somut olayda örgütün saptanmamış olması, 765 ve 5237 sayılı TCK'de yardıma ilişkin 65 ve 39. maddelerin birbirinden farklı düzenlenmiş olmaları karşısında itirazın kabulü yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 02.02.2012 gün ve 10593-649 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.01.2011 gün ve 531-45 sayılı hükmünün; "TCK'nın 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>Ancak, 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 322. maddesi uyarınca bu aykırılığın yeniden yargılama yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm çıkarılarak yerine; "TCK'nun 53. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin birinci fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına" ibaresi eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.04.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201210-1323-e-2013117-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="62157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2016/1974 E., 2016/3525 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20161974-e-20163525-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20161974-e-20163525-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 07.11.2016 tarihli, 2016/1974 E., 2016/3525 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/1974 E., 2016/3525 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Suçlar : a) Uyuşturucu madde ticareti yapma (tüm sanıklar hakkında)</p>

<p>b) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma (sanıklar N..ve B..hakkında)</p>

<p>Suç Tarihi : 17/09/2012</p>

<p>Hükümler : a) Zincirleme suçtan mahkûmiyet (sanıklar N..i, E.., C.. ve M..hakkında)</p>

<p>b) Tek suçtan mahkûmiyet (sanıklar Ş.. B.. B.. ve H.. hakkında)</p>

<p>c) Beraat (sanıklar D.. ve B.. hakkında)</p>

<p>d) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyet ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri (sanıklar N..ve B.. hakkında)</p>

<p>Temyiz Edenler : a) Sanıklar Ş.., B.., E.., H.. ve M..</p>

<p>b) Sanıklar N.., B.. E.. ve C.. müdafileri</p>

<p>c) Cumhuriyet savcısı (sanıklar D..ve B.. aleyhine)</p>

<p>./..<br />
Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “sanıklar Ş..ve D.. yönünden 18.09.2012; sanık M..yönünden 25.09.2012; sanık B..yönünden 24.10.2012; sanık ..yönünden 02.11.2012; sanıklar N.. ve B.. yönünden 09.11.2012; sanıklar C.. B..ve H..yönünden 01.01.2013" yerine, sanık ayrımı yapılmaksızın “17.09.2012” olarak yazılması, Mahkeme tarafından düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>A) Sanık E.. hakkındaki hükme yönelik temyiz isteğinin incelenmesi:<br />
Sanık ve müdafiinin hükmü temyiz etmesinden sonra, sanığın tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumundan gönderdiği 25.10.2016 tarihli dilekçesinde “...dosyamın bir an önce onaylanmasını talep etmekteyim.” şeklindeki talebinin temyizden vazgeçme niteliğinde olması nedeniyle, hükmün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>B) Sanıklar D..ve B.. hakkındaki beraat hükümlerinin incelenmesi:<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından; Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>C) Sanıklar Ş.. N.. B..., C.. ve H.. hakkında "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:<br />
Sanık Ş..'nin yüzüne karşı verilen mahkûmiyet hükmünde kanun yoluna başvuru süresinin yanıltıcı biçimde “ tebliğ ve tehfimden itibaren” itibaren başlayacağının belirtilmiş olması nedeniyle, sanık Ş..nin temyiz isteğinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilmiştir.<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanıklar Ş..ve H.. ile sanıklar N.., B.. ve C.. müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, hükmolunan cezanın süresi ile tutuklama tarihine göre sanık C..hakkındaki salıverilme isteğinin reddine,</p>

<p>Ç) Sanıklar N..ve B.. hakkında "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçundan kurulan mahkûmiyet ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri hükümlerinin incelenmesi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mevcut belge ve deliller, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrası ve aynı Kanun'un 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin, olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından yeterli görülmediğinden, öncelikle, sanıklar hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanıkların bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemedikleri belirlendikten sonra;</p>

<p>a) Sanıklar bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemişler ise, 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve ../... kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” ,</p>

<p>b) Sanıklar hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanıklar bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değillerse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanıklar hakkında, 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesi ve aynı Kanun'un 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 191.madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”,<br />
Karar verilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükümlerin BOZULMASINA,</p>

<p>D) Sanık B.. hakkında "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışındaki yaptırımların doğru olarak belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Telefon görüşmelerine ilişkin çözüm tutanaklarının içeriği ile dosyadaki diğer bilgi ve belgelere göre; sanığın, “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçunun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştirdiğine ya da 09.11.2012 tarihinde suçu sabit olan N...nin ikameti ve eklentilerinde ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelere ortak olduğuna veya bunların satışını yaptığına ilişkin, kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, sabit olan fiilinin, sanık N..'ye uyuşturucu madde geldiğini uyuşturucu madde kullanıcılarına haber vermek suretiyle sanık N..'nin suçunun icrasını kolaylaştırarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna yardım etmekten ibaret olduğu dikkate alınarak, sanık hakkında TCK'nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,<br />
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>E) Sanık M..hakkında "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, 25.09.2012 tarihli eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenlerin dışındaki yaptırımların doğru olarak belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1- 23.09.2012 tarihinde sanığın evininin karşısındaki kapısı olmayan odunluk içerisinde ele geçirilen net 70,2 gram esrarı, savunmasının aksine, satma veya başkasına verme gibi kullanma dışında bir amaç için bulundurduğuna ilişkin, kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, yapılan tahlilde kan ve idrarında esrar bulunduğu, eyleminin kül halinde "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu" olarak kabulü gerektiği ve bu olay nedeniyle sanık hakkında B..Sulh Ceza Mahkemesi'nin 13/11/2013 tarihli 2013/.. esas ve 2013/.. karar sayılı ilamı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği gözetilmeden, bu eylemin de zincirleme suç kapsamında kabul edilerek sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin uygulanması,</p>

<p>2- Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan hakkındaki mahkûmiyet hükmü onanan diğer sanık N..de 25.09.2012 tarihinde ele geçirilen net 126,8 gram esrarı sanıktan aldığına ilişkin soyut beyanı dışında, aleyhinde yeterli delil bulunmadığı aşamada suça konu esrarı N..'ye kendisinin verdiğini belirterek, ikrarı ile suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden sanık hakkında, TCK'nın 192. maddesinin 3. fıkrasında yer alan etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>07.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20161974-e-20163525-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="29854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2009/21635 E., 2010/11716 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200921635-e-201011716-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200921635-e-201011716-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 18.05.2010 tarihli, 2009/21635 E., 2010/11716 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2009/21635 E., 2010/11716 K.</strong></p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br />
SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULAN ÖRGÜTE ÜYE OLMA<br />
SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA<br />
UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA<br />
YARDIM ETME<br />
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 39 ]<br />
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 188 ]<br />
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 220 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından sanıklar Muhittin ve Nejdet, uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçlarından sanıklar Fahri, Vahap, Arif, Elmi, Feysel, Bayram, Mehmet E. ve Mehmet Ç. hakkında (İstanbul Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nce yapılan yargılama sonunda, 01.04.2009 tarihinde, 2007/376 esas ve 2009/54 karar sayı ile sanıklar Bayram, Mehmet E. ve Mehmet Ç'nin suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan beraatlerine ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyetlerine, sanıklar Muhittin, Nejdet, Fahri, Vahap, Arif, Elmi ve Feysel'in ise üzerlerine atılı suçlardan mahkumiyetlerine hükmedildiği;</p>

<p>mahkumiyet hükümlerinin sanıkların müdafileri ve ayrıca sanıklar Bayram, Mehmet E. ile Mehmet Ç. hakkındaki hükümlerin Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edildiği; temyiz incelemesinin sanıklar Muhittin, Nejdet, Feysel, Bayram, Elmi, Fahri, Vahap, Arif ve Mehmet E. müdafileri tarafından duruşmalı olarak yapılmasının talep edildiği; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık Nejdet hakkındaki davanın düşürülmesi, sanıklar Muhittin, Feysel, Elmi, Fahri, Vahap ile Arif hakkında her iki suçtan ve sanık Bayram hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan verilen hükümlerin onanması, sanıklar Mehmet E. ve Mehmet Ç. hakkında her iki suçtan ve sanık Bayram hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen hükümlerin ise bozulması isteğiyle dava dosyasının ekinde 26.02.2009 tarihli tebliğname ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen duruşmaya müdafii göndermeyen ve herhangi bir mazeret de bildirmeyen sanık Bayram yönünden duruşmasız, diğer sanıklar yönünden duruşmalı olarak incelendi.</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>A- Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan sanıklar Bayram, Mehmet E. ve Mehmet Ç. hakkında verilen beraat hü-kümlerinin incelenmesi:</p>

<p>Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin kısmen istem gibi ONANMASINA,</p>

<p>B- Uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından sanık Muhittin, uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçlarından sanıklar Fahri ile Elmi ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık Mehmet Ç. hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, Cumhuriyet Savcısının ve sanıkların müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazları ile sanıkların müdafilerinin duruşmadaki sözlü savunmalarının reddiyle, hükümlerin istem gibi ONANMASINA, tutuklama nedenleri ile hükmolunan hapis cezasının miktarı ve tutuklu kalınan süreye göre, sanıklar hakkındaki tahliye isteğinin reddine,</p>

<p>C- Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık Mehmet E. hakkında verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesi:</p>

<p>Yargılama sürecinin kanuna uygun olarak yapıldığı; aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı; eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı; vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı; eyleme uyan suç tipi ile artırma ve indirme nedenleri tartışılarak yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazları ile sanıkların müdafilerinin duruşmadaki sözlü savunmalarının reddine, ancak;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TCK'nın 62. maddesinin uygulanması sırasında hesap hatasına düşülerek, sonuç para cezasının eksik belirlenmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin CMUK'nın 321. maddesi gere-ğince BOZULMASINA; ancak, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; sanık hakkında hükmedilen sonuç para cezasının 50.000 TL olarak de-ğiştirilmesi suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, tutuklama nedenleri ile hükmolunan hapis cezasının miktarı ve tutuklu kalınan süreye göre, sanık hakkındaki tahliye isteğinin reddine,</p>

<p>D- Sanık Nejdet hakkında verilen hükümlerin incelenmesi:</p>

<p>Dosyaya sunulan nüfus kayıt örneği ile sanığın hükümden sonra 01.05.2009 tarihinde öldüğü bildirildiğinden, bu durumun araştırılarak, so-nucuna göre karar verilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları ve duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin istem gibi BOZULMASINA,</p>

<p>E- Sanıklar Feysel ile Vahap hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve sanık Bayram hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>Kendilerinde uyuşturucu madde ele geçmeyen sanıkların, diğer sanıklarda yakalanan uyuşturucu maddeler ile ilgilerinin saptanamadığı, telefon konuşmalarında geçen ve ticaretini yaptıkları ileri sürülen maddelerin bulunmaması nedeniyle, uyuşturucu veya uyarıcı nitelikte olup olmadığının teknik yöntemlerle belirlenemediği, böylece sanıklar Feysel ve Vahap hakkında teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde, sanık Bayram'ın ise bireysel olarak uyuşturucu madde ticareti yaptıklarına ilişkin yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine, mahkumiyetlerine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları ve duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin kısmen isteme uygun olarak BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanıklar Feysel ve Vahap'ın tahliyesine, başka suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmelerinin sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>F- Sanık Arif hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesi:</p>

<p>Sanığın diğer sanıklarla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, suç işlemek amacı etrafında devamlılık gösteren fiili bir birleşme gerçekleştirdiğine ilişkin savunmasının aksine, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ve duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA,</p>

<p>G- Sanık Arif hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesi:</p>

<p>Yargılama sürecinin kanuna uygun olarak yapıldığı; aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı; eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı; vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı; eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği anla-şıldığından sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak suçu ile ilgili bozma gerekçesine göre, sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediğine ilişkin delil bulunmadığı; ayrıca eyleminin, suça konu uyuşturucu maddeyi kurye olarak nakleden kişinin ücretini alamamasından dolayı teslim etmemesi nedeniyle diğer sanık Muhittin'in isteği üzerine kurye ile görüşüp bu sorunu gidermekten ibaret olduğu, buna göre olaydaki konumunun "yardım etme" olarak nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeden, TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrası ile 39. maddesi yerine, 188. maddesinin 3 ve 5. fıkraları gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ve duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, tutuklama nedenleri ile hükmolunan hapis cezasının miktarı ve tutuklu kalınan süreye göre, sanık hakkındaki tahliye isteğinin reddine, 18.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200921635-e-201011716-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="28928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2020/15402 E., 2020/7762 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202015402-e-20207762-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202015402-e-20207762-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 18/11/2020 tarihli, 2020/15402 E., 2020/7762 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/15402 E., 2020/7762 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : ADANA Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma</p>

<p>Hüküm : 1- Mahkûmiyet; Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/10/2019 tarih, 2018/530 esas ve 2019/418 sayılı kararı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2- İstinaf başvurusunun esastan reddi; Adana Bölge Adliye Mahkemesi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm sanıklar müdafileri ve sanık ... tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin istemlerinin, 08/03/2018 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 299/1-1. cümlesine getirilen değişiklik uyarınca; takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>A- Sanık ... hakkındaki temyiz talebinin incelenmesinde:</p>

<p>Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 03351 uzmanlık numaralı raporu gereğince sanık ...’nın sattığı kabul edilen tanık ...’dan ele geçirilen maddenin sentetik kannobinoidlerden 5F-ADB(5F-MDMB-PINACA) aktif maddesini içerdiğinin açıkça tespit edilmesi karşısında tebliğnamedeki maddenin bonzai katkılı olması sebebiyle etki oranının adli tıp kurumu eliyle tespit edilmesi gerektiğine ilişkin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Sanık hakkında hükme esas alınan telefon görüşmelerine ilişkin çözüm tutanakları ile CMK'nın 135. maddesi uyarınca sanık hakkındaki iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararların, yargılama aşamasında getirtilip sanığa okunmadan hüküm kurulduğu anlaşıldığından, dinleme kararları ve iletişim tespit çözüm tutanaklarının aslı veya onaylı örneklerinin dosya içerisine konulmasından sonra, sanığa okunup diyeceklerinin sorulması gerekmekte ise de; olayların delilinin iletişim tespit tutanaklarından ibaret olmadığı fiziki takip tutanakları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından sanığın eyleminin sabit olduğu anlaşılmakla belirtilen eksiklik bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK'nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,</p>

<p>Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf talebinin esastan reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin reddine,</p>

<p>B- Sanık ... hakkındaki temyiz talebinin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK'nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanık ... ve müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,</p>

<p>1- Sanık hakkında hükme esas alınan telefon görüşmelerine ilişkin çözüm tutanakları ile CMK'nın 135. maddesi uyarınca sanık hakkındaki iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararların dosyada bulunmadığı anlaşıldığından, telefon görüşmelerine ilişkin iletişim tespit tutanaklarının ve dinleme kararlarının asılları veya onaylı örneklerinin denetime olanak sağlayacak biçimde dosyada bulundurulması, iletişim tespit çözüm tutanaklarının sanığa duruşmada okunarak diyeceklerinin sorulması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,</p>

<p>2- Hükümden sonra TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>3- Kabule göre;<br />
Dosya içindeki iletişim tespit çözüm tutanakları, tanık ...’in sadece bu dosya kapsamında yargılanan hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen hüküm Bölge Adliye Mahkemesince bozulan sanık ... ile görüştüklerini tespit eden 01/06/2018 tarihli fiziki takip tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; sanık ...’un, uyuşturucu madde temin etmeye çalışan tanık ...’i sanık ... ile buluşmalarını sağlamak için onları yönlendirip telefon görüşmeleri yapması şeklindeki eyleminin diğer sanığın eylemine TCK’nın 37. maddesi kapsamında iştirak olarak kabul edilemeyeceği, TCK'nın 39/2. maddesi uyarınca "suçun işlenmesine yardım eden" konumunda bulunduğu ve hakkında TCK'nın 39/1. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, TCK'nın 37. maddesi uyarınca "fiili birlikte gerçekleştiren" konumunda olduğu kabul edilerek, yazılı şekilde fazla ceza verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ...'un ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olup, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 14/02/2020 tarih 2020/381 esas ve 2020/362 sayılı kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmadığından sanık hakkında ki salıverilme talebinin reddine,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine, 18/11/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202015402-e-20207762-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="72218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4002 E., 2021/10861 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214002-e-202110861-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214002-e-202110861-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 27.10.2021 tarihli, 2021/4002 E., 2021/10861 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/4002 E., 2021/10861 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : DİYARBAKIR Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hükümler : a) Mahkûmiyet; Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/01/2020 tarihli 2017/254 esas ve 2020/98 sayılı kararı<br />
b) Sanık ... hakkında düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında istinaf başvurusunun esastan reddi; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 12/11/2020 tarihli 2020/833 esas ve 2020/714 sayılı kararı</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler sanıklar müdafileri ve sanık ... tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>Sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafileri süresinde duruşma talebinde bulunmuş ise de; dosya kapsamı dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın 299. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sanıklar hakkındaki inceleme takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.</p>

<p>A- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında verilen hükümlerin incelenmesinde:</p>

<p>CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanıklar müdafileri ve sanık ...'in dilekçelerindeki temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönlerine ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere göre yapılan incelemede,</p>

<p>Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin ... için 03/10/2016, 21/10/2016, 23/10/2016, 06/05/2017; ... için 21/10/2016, 22/10/2016, 23/10/2016; ... için 23/10/2016 olarak ayrı ayrı yazılması yerine "03/10/2016 - 06/05/2017 tarihleri arası" olarak yazılması mahkemesince düzeltilmesi mümkün yazım hatası kabul edilmiştir.<br />
TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ilk derece mahkemesince kurulan hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine ve sanıklar ... ile ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ilk derece mahkemesince kurulan hükümlere ilişkin istinaf başvurusunun eleştirili esastan reddine dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanıklar müdafileri ve sanık ...'in yerinde görülmeyen temyiz isteklerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>B- Sanık ... hakkında verilen hükmün incelenmesinde:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık müdafiinin dilekçesindeki temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönlerine ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere göre yapılan incelemede,<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;</p>

<p>1- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin, sanık için 14/10/2016, 21/10/2016, 22/10/2016, 23/10/2016, 30/10/2016 olarak ayrı yazılması yerine "03/10/2016 - 06/05/2017 tarihleri arası" olarak yazılması,</p>

<p>2- Sanık ...'nun, 14/10/2016 tarihinde yaşı küçük ...'ye ve ...'e uyuşturucu madde sattığı; 21/10/2016 tarihinde, sanıklar ... ile ... tarafından uyuşturucu madde paketlendiği ve bu esnada gelen ...'a sanık ... tarafından uyuşturucu madde satıldığı aşamada etrafı kontrol ederek gözcülük yaptığı; 22/10/2016 tarihinde, sanık ...'ün, ...'a uyuşturucu madde sattığı sırada etrafı kontrol ederek gözcülük yaptığı; 23/10/2016 tarihinde, sanık ...'in işareti üzerine sanık ...'ün ...'a uyuşturucu madde sattığı sırada etrafı kontrol ederek gözcülük yaptığı; 30/10/2016 tarihinde ise, sanık ...'ın, ...'e uyuşturucu madde satma eyleminden sonra, sanık ...'dan uyuşturucu madde almaya gelen kimliği bilinmeyen (X2) şahsa ...'ın uyuşturucu madde satacağı sırada, ...'ı polise karşı uyarıp gözcülük yaptığı; 21/10/2016, 22/10/2016, 23/10/2016, 30/10/2016 tarihli eylemlerin TCK'nın 39/2-c maddesi uyarınca suçun işlenmesine yardım olduğu sabit görülmüştür.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirak, faillik ve şerikliği kapsayan bir kavram olarak kabul edilmiştir. Ancak şeriklik, azmettirme ve yardım etmeyi kapsamaktadır. İştirak halinde işlenen suçlarda, failler ile şerikler arasında cezalandırma bakımından ayrım yapılmıştır; doktrinde de şerik bir suçun işlenişine katılan fakat gerçekleştirmiş olduğu katkıyla suçun kanuni tanımında yer alan eylem (fiil) üzerinde hakimiyet kuramayanlar biçiminde tanımlanmaktadır.</p>

<p>TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanması için müşterek faillerin "aynı yönde" hareket etmeleri ve bir olay üzerinde aynı amaç doğrultusunda üç sanığın da iradelerinin TCK'nın 37. maddesi kapsamında birleşmesi gerektiğinden; 21/10/2016, 22/10/2016, 23/10/2016, 30/10/2016 tarihlerinde sanığın gözcülük yapmak suretiyle TCK'nın 39/2-c maddesi uyarınca suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, diğer bir ifadeyle diğer sanıklarla aynı amaç doğrultusunda hareket etmediği, her bir sanığın kendi nam ve hesabına hareket ettiği anlaşıldığından; diğer sanıklarla birlikte üç kişi olacak şekilde aynı yöndeki irade doğrultusunda TCK'nın 37. maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte "fail" sıfatı ile gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı halde sanık hakkında TCK'nın 188/3. maddesi uyarınca belirlenen ceza üzerinden TCK'nın 188/5. maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla cezaya hükmedilmesi,</p>

<p>3- TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>C- Sanık ... hakkında verilen hükmün incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık müdafiinin dilekçesindeki temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönlerine ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere göre yapılan incelemede,<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;</p>

<p>1- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin, sanık için 21/10/2016, 22/10/2016, 03/11/2016 ve 07/11/2016 olarak ayrı yazılması yerine "03/10/2016 - 06/05/2017 tarihleri arası" olarak yazılması,</p>

<p>2- Sanık ...'in, 21/10/2016 tarihinde, sanıklar ... ile ... tarafından uyuşturucu madde paketlendiği ve bu esnada gelen ...'a sanık ... tarafından uyuşturucu madde satıldığı aşamada etrafı kontrol ederek gözcülük yaptığı; 22/10/2016 tarihinde, sanık ...'ün, ...'a uyuşturucu madde sattığı sırada etrafı kontrol ederek gözcülük yaptığı; 03/11/2016 tarihinde sanık ... hakkında gerçekleştirilen teknik araçlarla izleme sırasında ...'e uyuşturucu madde sattığı; 07/11/2016 tarihinde yaşı küçük ...'e uyuşturucu madde sattığı; 21/10/2016 ve 22/10/2016 tarihli eylemlerin TCK'nın 39/2-c. maddesi uyarınca suçun işlenmesine yardım olduğu sabit görülmüştür.<br />
Türk Ceza Kanununda suça iştirak, faillik ve şerikliği kapsayan bir kavram olarak kabul edilmiştir. Ancak şeriklik, azmettirme ve yardım etmeyi kapsamaktadır. İştirak halinde işlenen suçlarda, failler ile şerikler arasında cezalandırma bakımından ayrım yapılmıştır; doktrinde de şerik bir suçun işlenişine katılan fakat gerçekleştirmiş olduğu katkıyla suçun kanuni tanımında yer alan eylem (fiil) üzerinde hakimiyet kuramayanlar biçiminde tanımlanmaktadır.</p>

<p>TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanması için müşterek faillerin "aynı yönde" hareket etmeleri ve bir olay üzerinde aynı amaç doğrultusunda üç sanığın da iradelerinin TCK'nın 37. maddesi kapsamında birleşmesi gerektiğinden; 21/10/2016 ve 22/10/2016 tarihlerinde sanığın gözcülük yapmak suretiyle TCK'nın 39/2-c. maddesi uyarınca suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, diğer bir ifadeyle diğer sanıklarla aynı amaç doğrultusunda hareket etmediği, her bir sanığın kendi nam ve hesabına hareket ettiği anlaşıldığından; diğer sanıklarla birlikte üç kişi olacak şekilde aynı yöndeki irade doğrultusunda TCK'nın 37. maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte "fail" sıfatı ile gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı halde sanık hakkında TCK'nın 188/3. maddesi uyarınca belirlenen ceza üzerinden TCK'nın 188/5. maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla cezaya hükmedilmesi,</p>

<p>3- TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>D- Sanık ... hakkında verilen hükmün incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık müdafiinin dilekçesindeki temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönlerine ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere göre yapılan incelemede,<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;</p>

<p>1- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin, sanık için 22/10/2016, 23/10/2016 ve 30/10/2016 olarak ayrı yazılması yerine "03/10/2016 - 06/05/2017 tarihleri arası" olarak yazılması,</p>

<p>2- Sanık ...'ın, 22/10/2016 tarihinde, sanık ...'ün, ...'a uyuşturucu madde sattığı sırada etrafı kontrol ederek gözcülük yaptığı; 23/10/2016 tarihinde ...'e uyuşturucu madde sattığı; 30/10/2016 tarihinde yaşları küçük ... ile ...'a uyuşturucu madde sattığı; 22/10/2016 tarihli eylemin TCK'nın 39/2-c. maddesi uyarınca suçun işlenmesine yardım olduğu sabit görülmüştür.</p>

<p>Türk Ceza Kanununda suça iştirak, faillik ve şerikliği kapsayan bir kavram olarak kabul edilmiştir. Ancak şeriklik, azmettirme ve yardım etmeyi kapsamaktadır. İştirak halinde işlenen suçlarda, failler ile şerikler arasında cezalandırma bakımından ayrım yapılmıştır; doktrinde de şerik bir suçun işlenişine katılan fakat gerçekleştirmiş olduğu katkıyla suçun kanuni tanımında yer alan eylem (fiil) üzerinde hakimiyet kuramayanlar biçiminde tanımlanmaktadır.</p>

<p>TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanması için müşterek faillerin "aynı yönde" hareket etmeleri ve bir olay üzerinde aynı amaç doğrultusunda üç sanığın da iradelerinin TCK'nın 37. maddesi kapsamında birleşmesi gerektiğinden; 22/10/2016 tarihinde sanığın gözcülük yapmak suretiyle TCK'nın 39/2-c. maddesi uyarınca suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, diğer bir ifadeyle diğer sanıklarla aynı amaç doğrultusunda hareket etmediği, her bir sanığın kendi nam ve hesabına hareket ettiği anlaşıldığından; diğer sanıklarla birlikte üç kişi olacak şekilde aynı yöndeki irade doğrultusunda TCK'nın 37. maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte "fail" sıfatı ile gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı halde sanık hakkında TCK'nın 188/3. maddesi uyarınca belirlenen ceza üzerinden TCK'nın 188/5. maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla cezaya hükmedilmesi,</p>

<p>3- TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA,28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmesine, hükmolunan hapis cezasının süresi ile tutuklama tarihine göre, sanık ... hakkındaki tahliye talebinin reddine, 27.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214002-e-202110861-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="65027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE TİCARETİ SUÇUNDA MÜŞTEREK FAİLLİK İLE YARDIM ETMENİN SINIRI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-veya-uyarici-madde-ticareti-sucunda-musterek-faillik-ile-yardim-etmenin-siniri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-veya-uyarici-madde-ticareti-sucunda-musterek-faillik-ile-yardim-etmenin-siniri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bu yazımızda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile bu suça iştirak eden kişinin, uyuşturucu madde ticareti suçuna iştirakinin TCK’nın 37. maddesi kapsamında <strong>“müşterek faillik”</strong> mi, yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında <strong>“yardım eden”</strong> niteliğinde mi olduğunun belirlenmesi ve konuya ilişkin Yargıtay kararlarının incelenmesi amaçlanmıştır.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Müşterek Faillik Ve Yardım Etme</strong></p>

<p>Suça iştirak, TCK m. 37-41 arasında düzenlenmiş olup, suça iştirak eden kişiler; fail, azmettiren ve yardım eden olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. TCK m. 37/1’e göre; <i>“Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.”</i> Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise; <i>“Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur.”</i></p>

<p>TCK m. 39/1’e göre; <i>“Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.”</i> Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise; <i>“</i><i>Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.</i><i>”</i></p>

<p>Söz konusu kanun hükümlerine göre, suç konusu fiili gerçekleştiren kişilerden her biri suçun faili olmaktadır. Bu kişiler; suça konu eylemi gerçekleştirmeye karar veren, eylemi gerçekleştiren ve eylem üzerinde ortak hâkimiyet kuran şahıslardır. Müşterek faillerin, suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurların her birini ayrı ayrı gerçekleştirmesi zorunlu olmayıp, iş bölümü kapsamında birbirlerini tamamlayıcı fiilleriyle de maddi unsurun gerçekleşmesi mümkündür. Bu sayede, müşterek faillerden her biri suça konu fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurabilmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>Suça konu fiile karar verme, fiili gerçekleştirme ve ortak hâkimiyet kurma kapsamı dışında kalarak TCK’nın 39/2. maddesinde sayılan eylemleri gerçekleştiren kişiler ise yardım eden konumunda bulunmaktadır. Yardım eden bu kişiler, suçun işlenişine katılmakla birlikte, gerçekleştirdikleri yardım nedeniyle suçun kanuni tanımında yer alan fiil üzerinde hâkimiyet kuramayan kimselerdir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu</strong></p>

<p>TCK m. 188/3’e göre: <i>“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”</i></p>

<p>Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu seçimlik hareketli bir suç olup, zikredilen satma, satışa arz etme, verme, sevk etme, nakletme ve depolama fiillerinden herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir. Kullanma dışında bir amaçla hareket eden ve belirtilen seçimlik hareketleri içeren fiiller, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçunu oluşturmaktadır.<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018345-e-202073-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a></p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarının uygulamada pek çok kez birden fazla kişi tarafından işlendiği bilinmektedir. Bu nedenle, kişilerin üstlendikleri roller ve fiile katılma durumlarına göre işledikleri suçlar belirlenmektedir. Dolayısıyla, kişilerin suç vasfının belirlenebilmesi için TCK m. 37’de düzenlenen faillik ile m. 39’da düzenlenen yardım etme hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>TCK’nın 188. maddesine eklenen 5. fıkra gereğince, söz konusu suçun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır. Kanun maddesinde belirtilen kişi sayısından kastedilen, suçu işleyen müşterek faillerdir. Bu nedenle, yardım eden veya azmettiren konumunda bulunan şerikler bu sayıya dâhil edilmez.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Diğer bir anlatımla, suçun üç veya daha fazla kişi tarafından işlenmesi durumunda ortaya çıkan nitelikli hâlin uygulanabilmesi için faillerin suç konusu eylem üzerinde ortak hâkimiyet kurarak fiili gerçekleştirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarında kişinin üzerine atılı suç vasfı kadar, diğer kişilerin suç vasfı da doğrudan verilecek cezayı belirlemektedir. Bu nedenle, birden fazla kişinin iştirakiyle işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarında müşterek fail ile yardım eden kişilerin, gerçekleştirdikleri fiillere göre titizlikle birbirinden ayrılması, diğer sanıkların hukuki durumunu da doğrudan etkilemesi nedeniyle hayati önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Müşterek Failliğin Belirlenmesinde Ölçütler</strong></p>

<p>Birden fazla kişinin, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları birlikte gerçekleştirerek TCK m. 37/1 gereğince müşterek fail sıfatını kazanabilmesi için, kişi ve olay nezdinde belirli şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Kişinin fiili üzerinde yapılan incelemede, yardım etmeyi müşterek faillikten ayıran en belirgin husus, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde <strong>ortak hâkimiyetinin</strong> bulunmamasıdır.<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014558-e-2014480-k-sayili-karari" rel="dofollow">[4]</a></p>

<p>Ortak hâkimiyet ibaresiyle kastedilen, suçun işlenişi sırasında her müşterek failin fiil üzerinde ortaklaşa kontrol ve egemenliğe sahip olmasıdır. Müşterek failler, suç konusu fiil üzerinde genellikle iş bölümü yapmakta ve bu sayede gerçekleşen fiilin tamamından ayrı ayrı sorumlu olmaktadır. Çünkü her müşterek fail, suçun işlenişine fonksiyonel bir katkı sunmaktadır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Sunulan bu katkı, suç planının başarıya ulaşması bakımından önemli bir anlam taşımakta ve bu sayede fiil üzerinde hâkimiyet sağlamaktadır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>Müşterek faillerin suçun işlenmesi için sağladıkları katkı, suçun tamamlanması bakımından zorunlu nitelikte olup, bu katkının ortadan kalkması hâlinde suçun tamamlanamama ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, yapılan katkının TCK m. 37 gereğince müşterek faillik kapsamında mı, yoksa TCK m. 39 gereğince yardım etme kapsamında mı olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Zira müşterek faillerin fiilleri <strong>suçu oluşturan nitelikte</strong> iken, yardım eden konumundaki kişilerin fiilleri suçu <strong>kolaylaştırıcı, hazırlayıcı veya destekleyici</strong> <strong>nitelikte</strong> olup arka planda kalan bir yapı arz etmektedir.</p>

<p>Müşterek faillik için failler arasında birlikte <strong>suç işleme kararı </strong>bulunmalıdır<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[7]</a> Müşterek failler arasında suç işleme kararının tespit edilebilmesi için, fiilin yalnızca belirli bir aşamasındaki durumun değil, fiilin gerçekleştirilmesine ilişkin kararın ve bu kararın gerçekleştirilme biçiminin de tespit edilmesi gerekmektedir. Bir fiilin gerçekleştirilmesi ve fiil sonucunda istenilen sonucun ortaya çıkması bakımından müşterek failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığı kast kapsamında değerlendirildiğinden, suç işleme konusundaki ortak karar müşterek faillik için zorunlu bir unsurdur. Ancak faillerin kastının doğrudan kast veya olası kast şeklinde farklılık göstermesi, müşterek fail sıfatını kazanmaları açısından önem arz etmemektedir.</p>

<p>Söz konusu suç işleme karar ve iradesinin, suç konusu fiilin gerçekleştirilmesinden önce ortaya konulması şart olmayıp, fiilin işlenmesi sırasında suç işleme iradesinin oluşması da müşterek faillik için yeterlidir. Kişilerin müşterek hâkimiyetinin varlığı tespit edilirken, fiilin gerçekleştirilmesindeki rolleri ve suçun işlenişine yaptıkları katkı değerlendirilecektir. Kişinin müşterek fail sıfatını kazanabilmesi için fiile <strong>fonksiyonel bir katkı</strong> sunması gerekmektedir. Çünkü suç konusu eylemin gerçekleşmesi veya yarıda kalması, müşterek faillerden her birinin iradesi dâhilindedir.</p>

<p>Suçun gerçekleşmesine yapılan katkının yardım etme niteliğinde mi, yoksa müşterek faillik niteliğinde mi olduğu; yapılan katkının fiilin gerçekleşmesine sağladığı imkân ve <strong>suçun işlenmesi bakımından zorunlu olup olmadığı</strong> gözetilerek belirlenmelidir. Örneğin, kişinin fiili ve sunduğu katkı suçun işlenmesinden önceki hazırlık hareketi niteliğinde ise, müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak sorumlu tutulması gerekmektedir. Söz konusu katkının fonksiyonel bir anlam ifade edip etmediği yönünde yapılan bu değerlendirmenin de olay anındaki duruma göre belirlenmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p>Son olarak belirtmemiz gerekir ki, suça yardım eden kişinin cezalandırılabilmesi için fiilinin suçun tamamlanmasından önce gerçekleşmesi, kişinin kasten hareket etmesi ve somut bir suça katkı sunması, yardım edilen suçun kasten işlenebilen bir suç olması ve söz konusu suçun tamamlanmış ya da en azından teşebbüs aşamasında kalmış bulunması gerekmektedir.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>Yardım Etmenin Sınırı</strong></p>

<p>TCK m. 188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçuna iştirak eden kişilerin eylemlerinin, TCK’nın 37. maddesi kapsamında müşterek faillik mi, yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden niteliğinde mi olduğu noktasında değerlendirme yaparken Yargıtay kararlarının incelenmesi gerekmektedir:</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214002-e-202110861-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214002-e-202110861-k-sayili-karari" rel="dofollow">10. Ceza Dairesinin 27.10.2021 tarihli, 2021/4002 E. ve 2021/10861 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanması için müşterek faillerin "aynı yönde" hareket etmeleri ve bir olay üzerinde aynı amaç doğrultusunda üç sanığın da iradelerinin TCK'nın 37. maddesi kapsamında birleşmesi gerektiğinden; 21/10/2016 ve 22/10/2016 tarihlerinde sanığın <strong>gözcülük yapmak suretiyle</strong> TCK'nın 39/2-c. maddesi uyarınca suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, diğer bir ifadeyle diğer sanıklarla aynı amaç doğrultusunda hareket etmediği, her bir sanığın kendi nam ve hesabına hareket ettiği anlaşıldığından; diğer sanıklarla birlikte üç kişi olacak şekilde aynı yöndeki irade doğrultusunda TCK'nın 37. maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte "fail" sıfatı ile gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı halde sanık hakkında TCK'nın 188/3. maddesi uyarınca belirlenen ceza üzerinden TCK'nın 188/5. maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla cezaya hükmedilmesi”</i> bozma nedenidir.</p>

<p>Yargıtay, yukarıda yer verdiğimiz kararında, sanığın gözcülük yaparak uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine yardım etmesi nedeniyle suçun müşterek faili gibi nitelendirilerek cezalandırılmasını ve suçun üç veya daha fazla kişi tarafından işlendiği gerekçesiyle cezasının suçun nitelikli hâli kapsamında artırılmasını uygun bulmayarak hükmü bozmuştur. Bozma gerekçesine bakıldığında, <strong>sanığın fiilinin gözcülük niteliğinde olması nedeniyle yalnızca suçun gerçekleştirilmesini kolaylaştırdığı</strong>, ancak diğer sanıklar gibi ticaret amacıyla hareket etmediği belirtilmiştir.</p>

<p>Verilen karar, hem gözcülük yaptığı gerekçesiyle cezalandırılan sanık bakımından fazla cezaya hükmedildiğini hem de yardım eden ve azmettiren kişilerin suçun müşterek faili sayılmaması nedeniyle, suçun nitelikli hâli değerlendirilirken fail sayısına dâhil edilmemeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, diğer sanıklar hakkında da TCK m. 188/5 uyarınca ceza artırımına gidilmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202015402-e-20207762-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202015402-e-20207762-k-sayili-karari" rel="dofollow">10. Ceza Dairesinin 18.11.2020 tarihli, 2020/15402 E. ve 2020/7762 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“Dosya içindeki iletişim tespit çözüm tutanakları, tanık ...’in sadece bu dosya kapsamında yargılanan hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen hüküm Bölge Adliye Mahkemesince bozulan sanık ... ile görüştüklerini tespit eden 01/06/2018 tarihli fiziki takip tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; <strong>sanık ...’un, uyuşturucu madde temin etmeye çalışan tanık ...’i sanık ... ile buluşmalarını sağlamak için onları yönlendirip telefon görüşmeleri yapması</strong> şeklindeki eyleminin diğer sanığın eylemine TCK’nın 37. maddesi kapsamında iştirak olarak kabul edilemeyeceği, TCK'nın 39/2. maddesi uyarınca "suçun işlenmesine yardım eden" konumunda bulunduğu ve hakkında TCK'nın 39/1. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, TCK'nın 37. maddesi uyarınca "fiili birlikte gerçekleştiren" konumunda olduğu kabul edilerek, yazılı şekilde fazla ceza verilmesi”</i> bozma nedenidir.</p>

<p>Yüksek Mahkemenin kararına göre, sanığın uyuşturucu madde ticaretinde alıcı ve satıcı konumunda bulunan şahısları bir araya getirmek için yönlendirmesi ve bu yönlendirmeye yönelik telefon görüşmeleri yapması şeklindeki eylemi, yerel mahkeme tarafından uyuşturucu madde ticareti suçunda TCK m. 37/1 gereği müşterek fail olarak nitelendirilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 10. Ceza Dairesi, vermiş olduğu kararda sanığın eyleminin, diğer sanığın uyuşturucu ticaretine müşterek faillik niteliğinde olmadığını, <strong>yaptığı telefon görüşmeleri ile uyuşturucu madde satan ve alan kişileri birbirlerine yönlendirmesinin suçun işlenmesine yardım etme kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini</strong> belirterek, TCK m. 39 gereği temel cezadan indirim yapılmamasını kanuna aykırı bulmuş ve verilen cezayı bozmuştur.</p>

<p>Uyuşturucu madde satışında Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bir hazırlık hareketi olarak nitelendirilen müşteri arama olgusunun somut olayda da benzer şekilde var olduğu, ancak Yüksek Mahkeme tarafından satışın tarafı olmaması gerekçesiyle sanığın, telefon görüşmelerinin içeriğine rağmen suçun müşterek faili olarak değil, yardım edeni olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200921635-e-201011716-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-200921635-e-201011716-k-sayili-karari" rel="dofollow">10. Ceza Dairesinin 18.05.2010 tarihli, 2009/21635 E. ve 2010/11716 K. sayılı kararı</a>na göre<i>:</i></strong><i> “sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediğine ilişkin delil bulunmadığı; ayrıca eyleminin, suça konu <strong>uyuşturucu maddeyi kurye olarak nakleden kişinin ücretini alamamasından dolayı teslim etmemesi nedeniyle diğer sanık Muhittin'in isteği üzerine kurye ile görüşüp bu sorunu gidermekten ibaret olduğu</strong>, buna göre olaydaki konumunun "yardım etme" olarak nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeden, TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrası ile 39. maddesi yerine, 188. maddesinin 3 ve 5. fıkraları gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi”</i> bozma nedenidir.</p>

<p>Sanığın, uyuşturucu madde ticareti yapan satıcı ile alıcı konumunda bulunan kişinin yönlendirdiği uyuşturucu maddeyi kurye olarak nakleden kişi arasında çıkan anlaşmazlık nedeniyle, taraflar arasındaki sorunu çözmek amacıyla telefon görüşmesi yaptığı ve alıcı ile kurye arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için sürece dâhil olarak çaba sarf ettiği, bu nedenle de uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçunu müşterek fail sıfatıyla işlediği gerekçesiyle cezalandırılmıştır.</p>

<p>Yargıtay, vermiş olduğu kararda sanığın eylemini değerlendirerek olaydaki konumunu TCK m. 39’da düzenlenen yardım eden kapsamında belirlemiş ve sanığın, suçun faili değil yardım edeni olduğu gerekçesiyle cezasında indirim yapılmadan hüküm kurulmasını kanuna aykırı bularak kararı bozmuştur.</p>

<p>Sanığın fiili, her ne kadar <strong>uyuşturucu madde ticaretinin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla suçun tarafları arasında iletişim kurmak olsa da</strong>, Yüksek Mahkeme tarafından sanığın uyuşturucu madde ticareti suçunda ortak hâkimiyetinin bulunmaması nedeniyle müşterek fail olarak nitelendirilemeyeceği değerlendirilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20161974-e-20163525-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20161974-e-20163525-k-sayili-karari" rel="dofollow">10. Ceza Dairesinin 07.11.2016. tarihli, 2016/1974 E. ve 2016/3525 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“Telefon görüşmelerine ilişkin çözüm tutanaklarının içeriği ile dosyadaki diğer bilgi ve belgelere göre; sanığın, “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçunun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştirdiğine ya da 09.11.2012 tarihinde suçu sabit olan N...nin ikameti ve eklentilerinde ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelere ortak olduğuna veya bunların satışını yaptığına ilişkin, kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, sabit olan fiilinin, <strong>sanık N..'ye uyuşturucu madde geldiğini uyuşturucu madde kullanıcılarına haber vermek suretiyle</strong> sanık N..'nin suçunun icrasını kolaylaştırarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna yardım etmekten ibaret olduğu dikkate alınarak, sanık hakkında TCK'nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi”</i> bozma nedenidir.</p>

<p>Yüksek Mahkeme, vermiş olduğu kararında sanığın, uyuşturucu madde ticaretinin alıcısı konumunda bulunan uyuşturucu madde kullanıcılarına diğer sanığa uyuşturucu madde geldiğini haber vermesi ve bu suretle müşterilerle iletişime geçerek uyuşturucu madde satışının gerçekleşmesine imkân sağlamasını, suçun müşterek faili sıfatını kazanması için yeterli görmeyerek sanık hakkında TCK m. 39 düzenlemesi uyarınca suça yardım eden sıfatıyla indirim yapılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Verilen karardan anlaşıldığı üzere, <strong>kişinin uyuşturucu ticaretinin iki ayağından biri olan alıcıyla iletişime geçerek satıcıya yönlendirmesi dahi</strong>, ele geçen uyuşturucu maddeye ortak olunmaması nedeniyle müşterek faillik kapsamında değerlendirilmemektedir. Kişinin satışı bizzat gerçekleştirmemiş olması ve satışa ortak olmaması, Yargıtay bakımından uyuşturucu madde ticareti suçunda ortak hâkimiyet bulunmadığının göstergesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201210-1323-e-2013117-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201210-1323-e-2013117-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun 02.04.2013 tarihli, 2012/1323 E. ve 2013/117 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“sanık Şahabettin 'in <strong>güvenlik görevlilerince yapılabilecek bir yol kontrolünü Eyüp 'e haber vermek amacıyla aracıyla önden gittiği ve telefonla Eyüp 'ü yönlendirdiği</strong>, Eyüp 'ün da içerisinde zula olarak tabir edilen bölme ve bu bölmede de uyuşturucu madde bulunan minibüs tipindeki aracıyla kendisini takip ettiği... aradaki mesafe ve telefon görüşme kayıtları göz önüne alındığında, Eyüp 'ün, sanık Şahabettin 'in yönlendirmesi olmadan uyuşturucu maddeyi istediği yere ulaştırmasının mümkün olmadığı, sanıkların suça konu uyuşturucu maddeyi birlikte nakletme konusunda önceden anlaşmaya vardıkları ve bu anlaşmaya göre hareket ettikleri, dolayısıyla sanık Şahabettin 'in eyleminin, uyuşturucu maddeyi bizzat taşımakta olan Eyüp 'ün fiilini tamamlar mahiyette olduğu, bu durum karşısında sanık Şahabettin 'in eyleminin TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen yardım etme sınırlarını aştığı ve aynı kanunun 37. maddesinde düzenlenen "fail" konumunda bulunduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle, Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında TCK'nun 39. maddesinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.”</i></p>

<p>Ceza Genel Kurulu tarafından verilen karar incelendiğinde, sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlemek üzere ortak karar alarak, sevkiyat güzergâhındaki olası güvenlik kontrollerine yakalanmamak amacıyla öncü-artçı şekilde uyuşturucu maddeyi naklettikleri gerekçesiyle TCK m. 188/3 gereği cezalandırıldıkları görülmüştür.</p>

<p>Genel Kurul, dosya üzerinde yaptığı incelemede sanıkların iş bölümü yaparak <strong>öncü - artçı şekilde uyuşturucu maddeyi naklettiklerini</strong>, üzerinde uyuşturucu madde yakalanmayan öncü konumundaki sanığın eyleminin diğer sanığın yakalanmasını engellemek amacıyla fonksiyonel bir katkı sunduğunu, sanıklar arasındaki telefon görüşmelerinin içerikleriyle de doğrulandığı üzere suç işleme konusunda ortak kararlarının bulunduğunu ve bu suretle suç konusu fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurduklarını değerlendirmiştir. Bu nedenle, üzerinde uyuşturucu madde yakalanmayan öncü konumundaki sanığın fiilinin TCK m. 39 kapsamında yardım eden değil, TCK m. 37’de düzenlendiği üzere müşterek fail kapsamında bulunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Verilen kararın içeriğinden de anlaşılacağı üzere, sanığın fiilinin diğer sanığın fiilini tamamlar mahiyette olduğu ve sanığın katkısı olmaksızın diğer sanığın suçu tamamlamasının mümkün olmayacağına dikkat çekilerek, eylemin suça yardım kapsamında değil, müşterek faillik kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2020775-e-20214717-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-2020775-e-20214717-k-sayili-karari" rel="dofollow">10. Ceza Dairesinin 08.04.2021 tarihli, 2020/775 E. ve 2021/4717 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“Sanığın 17/05/2011 tarihinde diğer sanık ... Cento üzerinde ele geçirilen madde nedeniyle üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine dair kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı; 03/06/2011 tarihinde ise sanık ... Cento tarafından diğer sanık ...'ten temin edilip hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapılan ....'e verilen suç konusu esrarın sanık ... Cento tarafından sanık ...'ten temin edilip Besni ilçesine getirilmesi esnasında <strong>yol güzergahını gözetleyerek yol üzerinde kolluk kuvvetlerinin bulunup bulunmadığını sanık ... Cento'ya bildirmesi</strong> şeklindeki eyleminin sanık ... Cento'nun suçuna yardım etmekten ibaret olduğu dikkate alınarak, sanık hakkında TCK'nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi”</i> bozma nedenidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20202237-e-20222769-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay </strong></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20202237-e-20222769-k-sayili-karari" rel="dofollow">10. Ceza Dairesinin 08.03.2022 tarihli, 2020/2237 E. ve 2022/2769 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong> <i>“Sanıklar ...’un suç konusu uyuşturucu maddenin teminine iştirak ettiğine ilişkin delil bulunmadığı, sabit olan eylemlerinin, sözü edilen <strong>uyuşturucu maddeyi getiren araçla birlikte hareket edip öncülük yapmaksızın yalnızca söz konusu aracın güvenli şekilde yola devam etmesi amacıyla başka bir araçla yol kontrolü yapmak olduğu değerlendirildiğinde</strong>, suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım eden konumunda olan sanıklar hakkında diğer sanıklarla iştirak iradesi altında hareket etmemelerinden dolayı TCK. 188/5. maddesinin uygulanmayacağı ve TCK’nın 39/2-c. maddesinde yer alan indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi”</i> bozma nedenidir.</p>

<p>Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yukarıda yer verdiğimiz 08.04.2021 ve 08.03.2022 tarihli kararlarından anlaşılacağı üzere, uyuşturucu madde ticareti yapma suçunda suç konusu maddenin nakledilmesi sırasında yol güzergâhını gözetleyerek güzergâhta kolluk kuvvetlerinin bulunup bulunmadığının diğer sanığa bildirilmesi, müşterek faillik olarak değil, TCK m. 39 gereği suça yardım etme kapsamında nitelendirilmiş ve sanıklar hakkında cezada indirim hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Verilen kararda, özellikle süreç boyunca öncü - artçı şekilde yolculuk yapılmadığının ve yalnızca bir an için yol güvenliği hakkında diğer sanığa bilgi verildiğinin belirtilmesi, yukarıda yer verdiğimiz Ceza Genel Kurulunun 02.04.2013 tarihli kararından ayrılan temel farktır.</p>

<p>Yargıtay 10. Ceza Dairesi ile Ceza Genel Kurulunun yaptığı değerlendirmeye bütüncül bir bakış açısıyla bakıldığında, <strong>uyuşturucu maddeyi taşıyan araçla birlikte öncülük yapacak şekilde yol boyunca hareket edilmesi suçun faili olunduğunun göstergesi olarak kabul edilirken, sanığın tek seferlik bir yol kontrolü yapması suçun işlenişine etkin ve fonksiyonel bir katkı olarak değerlendirilmeyerek suça yardım olarak değerlendirilmiştir.</strong></p>

<p>Bu durumda, uyuşturucu madde taşıyan araca öncülük yapmaksızın yol güzergâhını gözetleyerek yardım eden konumunda bulunan sanıkların, suç konusu fiil üzerinde ortak hâkimiyetlerinin bulunmadığı ve suç işleme konusunda ortak kararlarının olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>İncelenen Yargıtay 10. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulu kararları birlikte değerlendirildiğinde, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçunda kişinin üstlendiği rolün tek başına belirleyici olmadığı; asıl ölçütün, suç konusu fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurup kurmadığı ve suçun icrasına zorunlu nitelikte fonksiyonel bir katkı sağlayıp sağlamadığı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda; gözcülük yapılması, alıcı ile satıcı arasında irtibat kurulması, müşterilere haber verilmesi, telefon görüşmeleriyle tarafların yönlendirilmesi veya tek seferlik yol kontrolü yapılması gibi eylemler, somut olayın özelliklerine göre suçun işlenmesini kolaylaştıran yardım hareketleri olarak kabul edilmekte; buna karşılık suç planı doğrultusunda iş bölümü içerisinde hareket edilmesi, öncü - artçı araç kullanılması gibi fiillerin suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyet sağladığının tespiti hâlinde müşterek fail nitelendirmesi yapılmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>uygulamada, gözcülük, satışa ortak olmaksızın müşteri temini, telefon irtibatının sağlanması, kurye ile alıcı arasındaki iletişimin kurulması veya tek seferlik yol kontrolü gibi eylemlerin, fiil üzerinde ortak hâkimiyet ölçütü yeterince tartışılmaksızın müşterek faillik kapsamında değerlendirilmesi, iştirak kurumunun hukuki şartlarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle mahkemelerce, kişinin suç organizasyonu içerisindeki rolü soyut değerlendirmelerle değil; suç işleme kararına katılımı, fiilin icrası üzerindeki fonksiyonel katkısı, suçun gerçekleşmesi bakımından vazgeçilmez bir konumda bulunup bulunmadığı ve suç üzerinde ortak hâkimiyet kurup kurmadığı ölçütleri esas alınarak somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarında kişinin müşterek fail olarak nitelendirilmesinde esas alınması gereken ölçüt, kişinin suç organizasyonu içerisinde bulunması veya suçun işlenmesini kolaylaştırması değil; suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurup kurmadığıdır. Yargıtayın yerleşik içtihatları da bu doğrultuda gelişmekte olup, müşterek faillik ile yardım etme arasındaki ayrımın somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle yapılmasının, hem adaletinin sağlanması hem de kanun koyucunun iştirak olgusuna ilişkin iradesinin doğru uygulanması bakımından zorunlu olduğu değerlendirilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Ata BİBERCİ</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, 8. Baskı, Ankara, 2019, s.534.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018345-e-202073-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018345-e-202073-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E:2018/345, K:2020/73, T:11.02.2020.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi Yorumlu - Uygulamalı, Adalet Yayınevi, Cilt:4, Ankara, 2021, s.6567.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014558-e-2014480-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014558-e-2014480-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E:2014/558, K:2014/480, T:04.11.2014.</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Zafer İçer, Suça Teşebbüste Hazırlık Hareketleri ile İcra Hareketlerinin Birbirinden Ayrılması, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, s.210.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Mehmet Emin Artuk/Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 13. Baskı, Ankara, 2019, s.734.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20131-81-e-201391-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E:2013/81, K:2013/91 T:19.03.2013.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, 8. Baskı, Ankara, 2015, s.430.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-veya-uyarici-madde-ticareti-sucunda-musterek-faillik-ile-yardim-etmenin-siniri</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-tokmak-kitapls.jpg" type="image/jpeg" length="53494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı İlanı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-mesleklerine-giris-sinavi-ve-idari-yargi-on-sinavi-ilani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-mesleklerine-giris-sinavi-ve-idari-yargi-on-sinavi-ilani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 (HMGS/2) ile İdari Yargı Ön Sınavı'na ilişkin ilanın Personel Genel Müdürlüğü internet sitesinde yayımlandı. Sınav başvuruları 11-19 Ağustos 2026 tarihleri arasında alınacak; bu tarihlerde başvuru yapamayan adaylar için geç başvuru günü 26 Ağustos 2026 olarak belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, hukuk hizmetlerinin niteliğini artırmak ve yargı teşkilatının insan kaynağını güçlendirmek amacıyla düzenlenen Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 (HMGS/2) ile İdari Yargı Ön Sınavı'na ilişkin resmi ilanın yayımlandığını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sınav süreçlerine ilişkin detaylar Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nün resmi internet sitesi üzerinden adayların erişimine açıldı.</p>

<p><strong>Sınav 27 Eylül 2026 Tarihinde Yapılacak</strong></p>

<p>Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda yargı sisteminin geleceğine katkı sunacak olan HMGS/2 ve İdari Yargı Ön Sınavı'nın uygulama takvimi netleşti. Bakan Gürlek'in verdiği bilgilere göre her iki sınav da 27 Eylül 2026 tarihinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek.</p>

<p><strong>Başvuru ve Geç Başvuru Tarihleri Belirlendi</strong></p>

<p>Sınava katılmak isteyen adaylar için başvuru takvimi de detaylandırıldı. Sürece ilişkin önemli tarihler şu şekilde sıralandı:</p>

<p>Resmi Başvuru Tarihleri: Adaylar başvurularını 11 - 19 Ağustos 2026 tarihleri arasında tamamlayabilecek.</p>

<p>Geç Başvuru Günü: Belirtilen tarihlerde başvuru yapamayan adaylar için 26 Ağustos 2026 tarihinde tek günlük geç başvuru imkanı sunulacak.</p>

<p><strong>"Güven Veren ve Nitelikli Yargı Vurgusu"</strong></p>

<p>Açıklamasında sınavın önemine değinen Adalet Bakanı Akın Gürlek, hukukun üstünlüğünü esas alan ve kamuoyuna güven veren bir yargı mekanizmasının yetişmiş insan gücüyle mümkün olduğunu belirterek, sınava girecek tüm adaylara başarı temennilerini iletti.</p>

<p></p>

<p><i><strong>Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı İlanı (27 Eylül 2026)</strong></i></p>

<p><strong>T.C.</strong><br />
<strong>ADALET BAKANLIĞINDAN<br />
::: İLAN :::</strong><br />
<br />
<strong>A-</strong> <strong>2026-HMGS/2 </strong>ve <strong>2026-İYÖS</strong> <strong>27 Eylül 2026</strong> tarihinde yapılacaktır. Sınavlar aşağıdaki sınav merkezlerinde yapılacaktır.</p>

<p><strong>HMGS SINAV MERKEZLERİ</strong></p>

<p>010 ADANA<br />
062 ANKARA/ÇANKAYA<br />
070 ANTALYA<br />
160 BURSA<br />
210 DİYARBAKIR<br />
250 ERZURUM<br />
260 ESKİŞEHİR<br />
270 GAZİANTEP<br />
341 İSTANBUL-1 (KADIKÖY, MALTEPE, ATAŞEHİR)<br />
343 İSTANBUL-3 (BEYOĞLU/ŞİŞLİ/BEŞİKTAŞ/KAĞITHANE/SARIYER)<br />
352 İZMİR/1 (KARŞIYAKA/BORNOVA/ÇİĞLİ)<br />
380 KAYSERİ<br />
420 KONYA<br />
440 MALATYA<br />
550 SAMSUN<br />
580 SİVAS<br />
610 TRABZON<br />
650 VAN</p>

<p><strong>İYÖS SINAV MERKEZLERİ</strong></p>

<p>010 ADANA<br />
062 ANKARA/ÇANKAYA<br />
070 ANTALYA<br />
210 DİYARBAKIR<br />
250 ERZURUM<br />
341 İSTANBUL-1 (KADIKÖY/MALTEPE/ATAŞEHİR)<br />
343 İSTANBUL-3 (BEYOĞLU/ŞİŞLİ/BEŞİKTAŞ/KAĞITHANE/SARIYER)<br />
352 İZMİR/1 (KARŞIYAKA/BORNOVA/ÇİĞLİ)<br />
550 SAMSUN</p>

<p>Sınavlar, saat 10.15’te başlayacak ve cevaplama süresi 155 dakika olacaktır. Adaylar, saat 10.00’dan sonra sınav binalarına alınmayacaklardır.</p>

<p><strong>B-Başvuru Koşulları</strong></p>

<p><strong>a)</strong> Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavına, hukuk fakültesinden mezun olanlar ile yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye’deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarılı olmak suretiyle denklik belgesi almış bulunanlar,<br />
<strong>b)</strong> İdari Yargı Ön Sınavına, hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık</p>

<p>yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlar,</p>

<p><strong>c)</strong> Sınav tarihi itibarıyla a ve b’de öngörülen şartları sağlayabilecek durumda olanlar,<br />
başvurabilir.</p>

<p><strong>C-Sınavdan Muafiyet</strong></p>

<p>a) 24/10/2019 tarihinden önce ilgili yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptıranlar mezuniyet tarihine bakılmaksızın,</p>

<p>b) 31/03/2024 tarihinden önce ilgili yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar kayıt tarihine bakılmaksızın,</p>

<p>Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı veya İdari Yargı Ön Sınavından muaftır.</p>

<p><strong>Ç-Sınavlara Başvurular</strong></p>

<p>2026-HMGS/2 ve 2026-İYÖS sınavlarına girecek adaylar başvurularını 11-19 Ağustos 2026 tarihleri arasında bireysel olarak internet aracılığıyla (ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden T.C. Kimlik Numaraları ve aday şifreleriyle) veya mobil uygulamalarından veya diledikleri bir Başvuru Merkezinden yapacaklar ve sınav ücretini yatırarak başvurularını tamamlayacaklardır. Başvuru merkezleri listesi başvuru süresi içinde ÖSYM’nin internet adresinde sınava başvuru bilgileri içerisinde yer alacaktır. ÖSYM başvuru merkezleri başvuruları, resmi iş gününde ve resmi iş saatleri arasında alacaklardır. Posta yoluyla başvuru alınmayacaktır. Geç Başvuru Günü, 26 Ağustos 2026 tarihi olacaktır.</p>

<p>Başvuruların nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntılı bilgi, sınava başvuru tarihlerinde yayımlanacak kılavuzda yer alacaktır. ÖSYM tarafından yapılan; başvuruların alınması, sınavın uygulanması, güvenlik önlemleri, sınav ücretinin yatırılması, sonuçlara itiraz vb. sınav ile ilgili güncel gelişmeler, ÖSYM tarafından adaylara duyurulacaktır.</p>

<p>Adayların eğitim bilgileri, Yükseköğretim Bilgi Sisteminden (YÖKSİS) alınarak başvuru ekranına yansıtılacaktır. YÖKSİS’te eğitim bilgisi bulunmayan (yurt dışı, askeri okul mezunları) adayların ise varsa ÖSYM Aday İşlemleri Sistemindeki eğitim bilgileri başvuru ekranına yansıtılacaktır. Başvuru ekranına yansıtılan YÖKSİS kaynaklı eğitim bilgileri, ÖSYM başvuru merkezlerinde değiştirilemez. YÖKSİS’teki eğitim bilgilerinde eksiklik/düzeltme olan adayların başvuru süresi içinde kendi üniversitelerine başvurarak bu bilgilerinin düzeltilmesini sağlamaları gerekmektedir.</p>

<p>YÖKSİS kaynaklı olmayan eğitim bilgisinde (yurt dışı), düzeltme/değişiklik bulunan adaylar başvurularını bir başvuru merkezinden yapacaklardır. YÖKSİS’te eğitim bilgisi bulunmayan adaylardan ÖSYM arşivinde de eğitim bilgisi bulunmayan veya ÖSYM arşivindeki eğitim bilgilerinde düzeltme/değişiklik bulunanların bu bilgileri ÖSYM başvuru merkezlerince başvuru aşamasında değiştirilebilecek/düzeltilebilecektir.</p>

<p>Başvurusunu bir başvuru merkezinden yapacak adaylar, ÖSYM’nin internet adresinden edinecekleri Aday Başvuru Formunu (Sınava başvuru tarihlerinde yayımlanacaktır.) doldurmuş olarak ÖSYM Başvuru Merkezlerine şahsen başvuracaklardır. Adayların başvurularını yaparken, doldurulmuş Aday Başvuru Formu ile birlikte sınava giriş için geçerli kimlik belgelerini yanlarında bulundurmaları gerekmektedir.</p>

<p>Başvuru merkezi görevlisi tarafından adayın Aday Başvuru Formundaki bilgileri ile birlikte web kamerayla alınacak fotoğrafı da elektronik ortama aktarılacaktır (ÖSYM kayıtlarında geçerli bir fotoğrafı bulunan adayların fotoğraflarının çekilmesi sistem tarafından engellenmektedir.). Fotoğraf, adayın fiziksel olarak tanınmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Başvuru merkezi görevlisi adayın bilgilerini ve fotoğrafını elektronik ortama aktardıktan sonra yazıcıdan alacağı Aday Başvuru Kayıt Bilgileri formunu kontrol etmesi için adaya verecektir. Aday belgeyi kontrol edecek ve bilgiler doğru ise imzalayıp görevliye onaylaması için geri verecektir. Bu aşamadan sonra kişisel bilgilerin doğruluğundan aday sorumlu olacaktır. Belge üzerindeki onay kodu sisteme girildikten ve sınav ücreti yatırıldıktan sonra başvuru tamamlanacaktır. Onay kodu girilmeyen ve sınav ücreti yatırılmayan başvurular tamamlanmayacağı için geçersizdir ve sorumluluk adaya aittir. Bir başvuru merkezinden başvuru yapan adaylar, başvuru hizmeti ücreti ödeyeceklerdir. ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden bireysel olarak internet aracılığıyla başvuru yapan adayların başvurularının tamamlanması için başvuru ekranında “Başvuru İşlemi ÖSYM’ye Bildirilmiştir.” açıklamasını mutlaka görmeleri, sınav ücretini yatırmaları ve aday başvuru kayıt bilgilerinin bir dökümünü yazıcıdan alarak, başvurunun diğer aşamalarında gerekebileceğinden özenle saklamaları gerekmektedir.</p>

<p>Başvuru bilgileri ÖSYM sistemine kaydedilen ancak sınav ücretini süresi içinde yatırmayan adayların başvuru kayıt bilgileri iptal edilecek ve bina/salon atamaları yapılmayacağından bu adaylara Sınava Giriş Belgesi düzenlenmeyecektir.</p>

<p>Adayların başvuru işlemine geçmeden önce mutlaka sınav kılavuzunu dikkatlice okumaları/incelemeleri ve tüm sınav koşullarını/kurallarını kabul ederek başvuru yaptıklarını belirtir ekran üzerinde yer alan kutucuğu işaretlemeleri zorunludur.</p>

<p>Engel/sağlık sorunu olan adaylar, bir üniversite veya devlet hastanesinden alacakları sağlık kurulu raporları ile belgelendirmek ve sınav başvuru kılavuzunda belirtilen usulde ÖSYM'ye başvurmak kaydıyla engel/sağlık durumlarına uygun olarak "Engelli Salonu"nda sınava alınacaklardır.</p>

<p>Adaylar, sınava başvuru işlemini tamamladıktan sonra, başvuru süresi içinde başvuru bilgilerini ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden kontrol etmeli ve aday başvuru kayıt bilgilerinin bir dökümünü edinerek sınavın diğer aşamalarında gerekebileceğinden özenle saklamalıdır.</p>

<p>Adayların Aday Başvuru Formuna yazdıkları bilgilerin sorumluluğu kendilerine aittir. Aday Başvuru Formuna yazılan bilgilerdeki eksik ve yanlışlar yüzünden doğacak sonuçlardan aday sorumlu olacaktır. Bir adayın beyanının gerçeğe uymadığı tespit edildiği takdirde bu aday, aradan geçen süreye bakılmaksızın bu sınavdan elde ettiği tüm haklarını kaybedecektir.</p>

<p>Başvuru işlemini yapmayan, başvuru koşullarını taşımayan, başvuru koşullarını taşımadığı hâlde sınav ücretini yatıran, başvurusu geçersiz sayılan/iptal edilen, birden fazla sınav ücreti yatıran, sınava girmeyen veya giremeyen, sınava alınmayan veya sınavdan çıkarılan, sınavda başarı sağlayamayan veya sınavı geçersiz sayılan, ücret gerektirmeyen bir işlem için ücret yatıran, aynı işlem için birden fazla ödeme yapan adayların ödedikleri ücretler iade edilmez/devredilmez.<br />
Sınavda adayların uyması gereken kurallar, yanlarında bulundurmaları ve bulundurmamaları gereken belge ve eşyalar (26 Eylül 2012 tarihli ve 28423 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adayların ve Sınav Görevlilerinin Sınav Binalarına Giriş Koşullarına İlişkin Yönetmelik kapsamında), uygulanacak test konuları ve ağırlıkları ile ilgili bilgi ve değerlendirme yöntemi, aday internet erişim şifresinin edinilmesi, itirazlara ilişkin açıklamalar ve yatırılan ücretin iade edilmeyeceğine ilişkin konular iş bu protokol içeriğine bağlı olarak Adalet Bakanlığı tarafından sınava başvuru için verilecek duyuru metninde yer alacaktır.</p>

<p>Sınav ücretini yatırarak sınava başvurusunu tamamlayan her aday için ÖSYM tarafından Sınava Giriş Belgesi düzenlenecektir. Belge üzerinde adayın hangi bina ve salonda sınava gireceği ile sınav tarihi ve saati yer alacaktır.</p>

<p>Adaylar, sınava başvuru bilgilerinin ÖSYM sistemine kaydını yaptıktan sonra sınav ücretini ödeyerek sınava başvurularını tamamlayacaklardır.<br />
Sınav ücreti, 2026-HMGS/2 ve 2026-İYÖS için 11-20 Ağustos 2026 tarihleri arasında ÖSYM’nin internet sayfasında yer alan “ÖDEMELER” alanından kredi kartı/banka kartı ile yatırılacaktır. Adaylar bankalardan sınav ücreti ödemesi yapmamalıdır. Ödeme işlemlerinden kaynaklanabilecek hatalardan ÖSYM ve Adalet Bakanlığı sorumlu olmayacaktır.</p>

<p>Geç başvuru gününde başvuru yapan adaylar, sınav ücretini %50 artırımlı olarak aynı gün yatıracaklardır. Geç başvuru gününde yapılan başvurularda sınav ücreti, aynı gün saat 23.59’a kadar ÖSYM’nin internet sayfasında e-İŞLEMLER’de yer alan "ÖDEMELER" alanından kredi kartı/banka kartı ile yatırılacaktır.</p>

<p>Sınav ücretini süresi içinde yatırmayan adayların başvuru kayıt bilgileri iptal edilecektir.</p>

<p>Sınava başvuran aday sayısı 600’den az olursa 600 ile başvuran aday sayısı arasındaki fark kadar adayın sınav ücreti, Adalet Bakanlığı tarafından ÖSYM’nin T.C. Halk Bankası Kurumsal Şubesi IBAN NO: TR40 0001 2009 4520 0044 0002 07 numaralı hesabına ilgili sınavın geç başvuru günü tamamlandıktan sonra 25 gün içinde defaten yatırılacaktır.</p>

<p>Başvuru koşullarını taşımadığı hâlde sınav ücretini yatıran adaylar, başvurusu/sınavı geçersiz sayılan ve başvuruları geçerli olduğu hâlde sınava girmeyen veya birden fazla sınav ücreti yatıran adayların yatırdıkları ücret iade edilmeyecek/devredilmeyecektir.</p>

<p><strong>D-Sınav organizasyonu ve yürütülmesi</strong></p>

<p>Sınavın organizasyonu ve sınavın uygulanması ÖSYM’nin sorumluluğunda gerçekleştirilecektir. Sınav görevlileri ÖSYM tarafından atanacaktır.<br />
Adaylar, Sınava Giriş Belgesini sınavın yapılacağı hafta içerisinde ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden T.C. Kimlik Numarası ve aday şifresiyle edineceklerdir.</p>

<p>Adayların sınava girebilmeleri için Sınava Giriş Belgesi ile birlikte fotoğraflı nüfus cüzdanı veya fotoğraflı T.C. Kimlik Kartı veya geçerlilik süresi dolmamış fotoğraflı pasaportunun aslını da yanlarında bulundurmaları zorunludur. Fotoğraflı ve kimlik numaralı nüfus cüzdanı veya fotoğraflı Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı veya geçerlilik süresi dolmamış fotoğraflı pasaport dışında;</p>

<p>--- Türk vatandaşlığından izin ile ayrılanlar ve bunların kanuni mirasçılarına ait fotoğraflı Pembe/Mavi Kartın aslı veya kartın edinme sürecinde verilen ve yeni tip Mavi Kart teslim alınıncaya kadar geçerli “Geçici Mavi Kart Kimlik Belgesi”,</p>

<p>--- Pasaportları bulunmayan KKTC vatandaşlarının fotoğraflı ve kimlik numaralı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kimlik Kartı’nın aslı,</p>

<p>--- T.C. Kimlik Kartı edinme sürecinde, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilen yeni kimlik kartları teslim alınıncaya kadar geçerli olacak “fotoğraflı, imzalı-mühürlü, barkodlu-karekodlu” veya “fotoğraflı, barkodlu-karekodlu” Geçici Kimlik Belgesi de sınava giriş için geçerli kimlik belgesi olarak kabul edilecektir.</p>

<p>Bunların dışındaki, sürücü belgesi, meslek kimlik kartları vb. diğer tüm belgeler sınava giriş için geçerli belgeler olarak kabul edilmeyecektir.<br />
Nüfus cüzdanında soğuk damga basılı olmalı, adayın sınav görevlilerince kolaylıkla tanınmasını sağlayacak güncel bir fotoğrafı ve T.C. Kimlik Numarası bulunmalı, pasaportun süresi geçerli olmalıdır. Üzerinde soğuk damga, güncel bir fotoğraf veya T.C. Kimlik Numarası bulunmayan (T.C. Kimlik Numarası elle veya daktilo ile sonradan yazılmış veya ilave edilmiş olmamalıdır.) nüfus cüzdanları ile geçerlilik süresi bitmiş pasaportlar kabul edilmeyecektir. Bir aday bu belgeleri yanında olmadığı hâlde Sınav Koordinatörlerinin, ÖSYM Temsilcilerinin, bina veya salon görevlilerinin kararıyla herhangi bir salonda sınava alınmış olsa bile, bu adayın sınavı ÖSYM Yönetim Kurulunca geçersiz sayılacaktır.</p>

<p>ÖSYM Aday İşlemleri Sistemine erişim için şifresini unutan adaylar, ÖSYM Sınav Koordinatörleri/yetkili Başvuru Merkezlerine sınava giriş için geçerli kimlik belgeleri ile şahsen başvurarak ücreti karşılığında yeni şifrelerini edinebileceklerdir.</p>

<p>Sınav için gerekli olan iki adet kurşun kalem, silgi, kalemtıraş, peçete her bir aday için ÖSYM tarafından temin edilecektir. Tüm adaylar, 26 Eylül 2012 tarihli ve 28423 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Adayların ve Sınav Görevlilerinin Sınav Binalarına Giriş Koşullarına İlişkin Yönetmelik” hükümlerine ve diğer ilgili mevzuata uymak zorundadır. Sınav bina/salonları ÖSYM tarafından kurulacak güvenlik kameraları ile izlenebilecektir. Kamera kayıtları gerektiğinde kanıt olarak kullanılacaktır.<br />
Sınava girecek adaylar için yeteri kadar sınav evrakının hazırlanması ve basımı ÖSYM tarafından gerçekleştirilecektir.</p>

<p><strong>E-Sınavın Yapılma Şekli ve Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Adaylar testteki soruların cevaplarını optik okumaya elverişli cevap kâğıtlarına işaretleyecekler, cevap kâğıtları ÖSYM’de optik okuyucu ile okunacak ve bilgisayar ortamında değerlendirilecektir.</p>

<p>Adayların doğru cevap sayısı ham puanı oluşturacaktır. Adayların 100 tam puan üzerinden sınav puanları, aşağıda belirtilen değerlendirme formülü esas alınarak hesaplanacaktır.<br />
<br />
<br />
30 [7(HP − X) − S]<br />
<i>Sınav Puanı = </i>70 + ──────────────────<br />
7 (B − X) − S<br />
<br />
<br />
<i>HP: Adayın ham puanı</i><br />
<i>X: Ham puanların ortalaması</i><br />
<i>S: Ham puanların standart sapması</i><br />
<i>B: En büyük ham puan”</i><br />
<br />
<strong>Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında alanlara göre soru dağılımı;</strong></p>

<p>a) Anayasa Hukuku %5,<br />
b) Anayasa Yargısı %2,50,<br />
c) İdare Hukuku %5,<br />
ç) İdari Yargılama Usulü %2,50,<br />
d) Medeni Hukuk %12,50,<br />
e) Borçlar Hukuku %10,<br />
f) Ticaret Hukuku %10,<br />
g) Hukuk Yargılama Usulü %10,<br />
ğ) İcra ve İflas Hukuku %5,<br />
h) Ceza Hukuku %7,50,<br />
ı) Ceza Yargılama Usulü %5,<br />
i) İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku %5,<br />
j) Vergi Hukuku %2,50,<br />
k) Vergi Usul Hukuku %2,50,<br />
l) Avukatlık Hukuku %2,50,<br />
m) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi %2,50,<br />
n) Türk Hukuk Tarihi %2,50,<br />
o) Milletlerarası Hukuk %2,50,<br />
ö) Milletlerarası Özel Hukuk %2,50,<br />
p) Genel Kamu Hukuku %2,50</p>

<p>şeklindedir ve yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p><strong>İdari Yargı Ön Sınavında alanlara göre soru dağılımı;</strong></p>

<p>a) Anayasa Hukuku %7,50,<br />
b) Anayasa Yargısı %2,50,<br />
c) İdare Hukuku %10,<br />
ç) Türk İdari Teşkilatı %5,<br />
d) İdari Yargılama Usulü %7,50,<br />
e) Medeni Hukuk %7,50,<br />
f) Borçlar Hukuku (Genel Hükümler) %7,50,<br />
g) Ticari İşletme ve Şirketler Hukuku %2,50,<br />
ğ) Hukuk Yargılama Usulü %5,<br />
h) Ceza Hukuku (Genel Hükümler) %5,<br />
ı) Ceza Yargılama Usulü %2,50,<br />
i) Vergi Hukuku %10,<br />
j) Vergi Usul Hukuku %5,<br />
k) Maliye ve Ekonomi %7,50,<br />
l) İmar ve Çevre Hukuku %2,50,<br />
m) Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi %2,50,<br />
n) Milletlerarası Hukuk %2,50,<br />
o) Milletlerarası Özel Hukuk %2,50,<br />
ö) Genel Kamu Hukuku %2,50,<br />
p) Sosyal Güvenlik Hukuku %2,50</p>

<p>şeklindedir ve yüz puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>Sınavdan sonra ÖSYM Başkanlığı veya yargı mercileri tarafından iptaline karar verilen sorular değerlendirme dışı bırakılarak geçerli soruların puan değerinin yeniden saptanması suretiyle puanlama yapılacaktır. Sınavdan sonra ÖSYM Başkanlığı tarafından cevabının değişmesi gerektiği tespit edilen sorular olması durumunda, bu doğrultuda güncellenen cevap anahtarı esas alınmak suretiyle puanlama yapılacaktır.</p>

<p><strong>F-Sınav Sonuçlarının Duyurulması</strong><br />
Sınav sonuçları, ÖSYM’nin internet sayfasından duyurulacak, adayların adresine ayrıca sınav sonuç belgesi gönderilmeyecektir. Adaylar sınav sonuçlarını, ÖSYM’nin https://sonuc.osym.gov.tr internet adresinden T.C. Kimlik Numaraları ve aday şifreleri ile öğrenebileceklerdir. İnternet sayfasında ilân edilen sonuç bilgileri adaylara tebliğ hükmündedir.</p>

<p>Sonuç belgesinde adayın puanı, doğru ve yanlış sayıları ile başarılı/başarısız ibareleri yer alacaktır.<br />
Adayların sonuç belgesinde, “Bu belge, sınav tarihi itibarıyla Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı Yönetmeliği’nin 5 inci maddesinde öngörülen şartları sağlayan adaylar için geçerlidir.” ibaresi yazılı olacaktır.</p>

<p><strong>G-Sınav Sonucuna İtiraz</strong><br />
Sınav sonucunun incelenmesini isteyen adaylar, sonuçların ÖSYM tarafından elektronik ortamda açıklanmasından itibaren en geç 10 gün içinde (sonuçların açıklandığı tarihten bir gün sonra başlamak üzere) ÖSYM’nin internet sayfasında yer alan “Adaylar Tarafından Dilekçe Gönderilmesi ve İşlem Ücretleri” konulu duyuru doğrultusunda Genel Amaçlı Dilekçe örneğini kullanarak ÖSYM’ye başvurmalıdırlar. Sınav sorularına ilişkin itirazlar ise, sınav tarihinden itibaren 3 iş günü içerisinde aynı şekilde yapılmalıdır (Yapılacak her türlü itiraz, adayın dava açabilme hakkı için geçerli 10 günlük dava açma süresini durdurmaz.). Bu adayların inceleme masrafları karşılığı, ÖSYM'nin T.C. Halkbank Ankara Kurumsal Şubesi TR40 0001 2009 4520 0044 0002 07 numaralı hesabına gerekli ücreti yatırdıklarını gösteren dekontunu dilekçelerine eklemeleri gerekir. Dilekçe, ÖSYM Sınav Hizmetleri Daire Başkanlığı 06800 Bilkent/Ankara adresine ulaştırılmalıdır. ÖSYM süresi içinde yapılan itirazları inceleyecek, sonuçlarını adaylara ve gerektiğinde ilgili kuruma 10 gün içerisinde posta ile bildirecektir. Süresi geçtikten sonra yapılan itirazlar ile üzerinde adayın T.C. Kimlik Numarası, adresi, evrak referans numarası vb. bilgiler yazılı olmayan, imzalanmamış dilekçeler işleme alınmayacak ve cevaplandırılmayacaktır. Süre hesabında ÖSYM Genel Evrak kaydına giriş tarihi esas alınacaktır. ÖSYM, uygun gördüğü takdirde aday dilekçelerini, ÖSYM’nin https://ais.osym.gov.tr internet adresinden alabilecek ve/veya adayların vermiş olduğu dilekçeleri https://ais.osym.gov.tr internet adresinden cevaplayabilecektir.<br />
6114 sayılı Kanun gereğince sınavlarda kullanılan soru kitapçıkları sınav sonuçlarının ilanından 6 ay sonra, cevap kâğıtları ise 1 yıl sonra imha edilir. Soru kitapçıkları, cevap kâğıtları ve diğer sınav evrakının imajlarının güvenli bir elektronik ortama aynen aktarılması halinde bu süreler beklenmeksizin bunlar imha işlemine tabi tutulabilir. Bu suretle elektronik ortama aktarılan belgeler tüm iş ve işlemlerde geçerli olmak üzere sınav evrakının aslı hükmündedir.</p>

<p><strong>Ğ-</strong>ÖSYM’de bulunan her türlü sınav evrakının aslı veya sureti, yargı organlarının aksi kararları olmadıkça, aday dâhil hiçbir kişi ya da kuruma gösterilmez ve verilmez. Ancak, “Adaylar Tarafından Dilekçe Gönderilmesi ve İşlem Ücretleri” konulu duyuru doğrultusunda adaylar, sınavda kullanmış oldukları kendi soru kitapçığı ve cevap kâğıdının görüntüsünü ÖSYM’de (Ankara’da), 6114 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen imha süresi sona ermeden inceleyebileceklerdir.</p>

<p><strong>H-</strong>Sınavda uygulanacak soruların telif hakları ÖSYM’ye aittir. Sorular, ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından yayımlanmasına karar verilenler hariç, hiçbir kişi veya kuruma verilmez. Sorular, basılı veya internet ortamında yayımlanamaz. ÖSYM’nin yazılı izni olmadan, hangi amaçla olursa olsun, tamamının veya bir kısmının kopya edilmesi, fotoğraflarının çekilmesi, herhangi bir yolla çoğaltılması, kullanılması veya yayımlanması yasaktır. Aksi yönde fiillere karşı, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince kanuni yollara başvurulacaktır. Sınava giren adaylar, bu durumu kabul etmiş sayılırlar.<br />
<br />
<strong>D U Y U R U L U R</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-mesleklerine-giris-sinavi-ve-idari-yargi-on-sinavi-ilani</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/hakim-tokmak-terazi-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="57866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Alexey Rûyan Aydın (Öykü Didem Aydın) vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-alexey-ruyan-aydin-oyku-didem-aydin-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-alexey-ruyan-aydin-oyku-didem-aydin-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Doç. Dr. Alexey Rûyan Aydın (Öykü Didem Aydın) (10859) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. DOÇ. DR. ALEXEY RÛYAN AYDIN (ÖYKÜ DİDEM AYDIN) (10859) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>Ankara Barosu LGBTİ+ Hakları Merkezi Kurucu Başkanı, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski öğretim üyesi Av. Doç. Dr. Alexey Rûyan Aydın (Öykü Didem Aydın) (10859) vefat etmiştir.</p>

<p>3 Ağustos Pazartesi günü saat 14.00’te Urla Cemevi’nde düzenlenecek törenin ardından Karaburun Tepeboz Köyü Kabristanı’nda uğurlanacaktır.</p>

<p>Meslektaşımızın ailesine, sevenlerine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/alexey-ruyan-aydin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-alexey-ruyan-aydin-oyku-didem-aydin-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/alexey-ruyan-aydin-1.jpg" type="image/jpeg" length="90371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/23594 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202423594-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202423594-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2024/23594 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>V.T.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/23594)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Tuğba YILDIZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Cihan SÖYLEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından tazminata hükmedilmemesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucular 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında oluşan zararlarının tazmini talebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Zarar Tespit Komisyonu) muhtelif tarihlerde (bkz. ekli liste (E) sütunu) başvurmuştur. Taleplerinin zımnen reddi üzerine Elâzığ İdare Mahkemelerinde iptal davası açmış (tarihler için bkz. ekli liste (F) sütunu) ve yargılama süreçleri Danıştay Onuncu Dairesinin temyiz onama kararlarıyla (tarihler için bkz. ekli liste (E) sütunu) sona ermiştir. Başvurucular, yargılamanın uzun sürdüğü şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.</p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'la kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) başvurmaları gerektiğinden birleştirilen başvuruların tamamını kabul edilemez bulmuştur.</p>

<p>4. Bunun üzerine başvurucular, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin hak ettikleri tazminatlarının yasal faiziyle ödenmesi istemiyle muhtelif tarihlerde Tazminat Komisyonuna başvurmuştur. Tazminat Komisyonu değişik tarihlerde verdiği kararlarda başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Tazminat Komisyonu başvurucuların Zarar Tespit Komisyonuna başvuru tarihleri ile nihai olarak verilen temyiz kararları arasında geçen zamanın ortalama yedi buçuk yıl sürdüğünü ve bu sürecin makul olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>5. Başvurucular, karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucular itiraz dilekçelerinde idari yargı sürecinin uzun sürdüğünü, Anayasa Mahkemesine yapılan emsal başvurularda ihlal kararları verildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>6. Bölge İdare Mahkemesi, başvurucuların itirazının reddine hükmetmiş; karar gerekçesinde 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan bireysel başvurulara ilişkin emsal kararlar dikkate alındığında yedi buçuk yıllık sürecin makul ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygun olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>7. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan dosyaların konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2024/23594 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmesine ve incelemenin 2024/23594 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucular, yargılama sürecinin uzun sürdüğünü, Tazminat Komisyonunca tazminata hükmedilmemesinin Anayasa Mahkemesinin emsal kararlarına aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, Bölge İdare Mahkemesinin gerekçelerinin tarafların delilleri ve ilgili hukuk kurallarının yorumuna ilişkin olup açıkça keyfî olduğunun veya bariz bir takdir hatası içerdiğinin söylenemeyeceği, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>11. Başvuru konusu olayda temel mesele, başvurucuların taraf oldukları davaların makul sürede tamamlanmaması olduğundan başvuruya konu şikâyetlerin makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>12. Makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiasıyla 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan ve bu tarihten sonra makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan başvurular yönünden bir kanun yolu oluşturulmuş olup eldeki başvuruda inceleme söz konusu kanun yolu olan Tazminat Komisyonu kararları ve bu karara karşı itirazı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi kararlarına ilişkin olacaktır.</p>

<p>13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>14. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (<i>Y.T.</i> [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; <i>Murat Haliç </i>[1. B.], B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).</p>

<p>15. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (<i>İlhan Gökhan</i> [2. B.], B. No: 2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).</p>

<p>16. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda Tazminat Komisyonu ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde Tazminat Komisyonu ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (<i>Sabri Çetin</i> [1. B.], B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; <i>Mahmut Can Arslan</i> [2. B.], B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68;<i> Mehmet Gürgen</i> [1. B.], B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66;<i> Celal Demir</i> [1. B.], B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (<i>İsmet Kaya</i> [1. B.], B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).</p>

<p>17. Olayda başvurucuların şikâyetlerinin yargılama sürecine ilişkin olması ve Tazminat Komisyonunda kısa sürede başvuruların sonuçlandırılmış olması dikkate alındığında başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının 5233 sayılı Kanun kapsamında Anayasa Mahkemesince oluşturulan ilkelere göre değil Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikâyetlerde uyguladığı genel ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>18. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih, sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (<i>Selahattin Akyıl </i>[2. B.], B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47). Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (<i>Selahattin Akyıl</i>, § 41).</p>

<p>19. İncelenen olayda anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar ile davaların niteliği ve uyuşmazlığın türü dikkate alındığında başvurucuların taraf olduğu söz konusu idari davalara ilişkin yargılama sürelerinin -Zarar Tespit Komisyonunda geçen süre hariç yargılamaların yedi yıla yakın sürdüğü görüldüğünden- makul olmadığı tartışmasızdır.</p>

<p>20. Uyuşmazlıkların niteliği, taraf sayısı, yargılamanın süresi gözönünde bulundurulduğunda makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilen başvurucular için Tazminat Komisyonunun, sadece Zarar Tespit Komisyonuna başvuru tarihi ve yargılamanın bitiş tarihi arasındaki süreci dikkate alarak yargılama süreçlerini makul görmesi katı ve şekilci bir yorum olarak değerlendirilmiştir. Bu durumda Tazminat Komisyonunun anılan değerlendirmesi nedeniyle başvurucuların makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>22. Başvurucular, ihlalin tespiti ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Başvuruda tespit edilen makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. İhlalin giderilmesi için kararın Tazminat Komisyonu kararlarının nihai denetimini yapan Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği Bölge İdare Mahkemesince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>24. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (ekli listenin (D) sütununda esas numaraları belirtilen) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202423594-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="80616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/101601 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023101601-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023101601-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2023/101601 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.P.</strong> <strong>V</strong><strong>E</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/101601)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer Faruk NURSAÇAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; haksız yakalama ve gözaltına alma işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresi içinde muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>3. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan bireysel başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2023/101601 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine, incelemenin 2023/101601 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.</p>

<p>4. Komisyon ayrıca ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A</strong><strong>. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İ</strong><strong>hlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>5. Başvurucular, haklarında mahkemelerce verilen beraat kararı veya Cumhuriyet başsavcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar sonrası ceza muhakemesi sürecinde uygulanan gözaltı ve/veya tutuklama şeklindeki haksız koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurunun kabul edilebilirlik kriterlerini karşılayıp karşılamadığının incelenmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuş; başvuru formundaki iddiaları tekrarlamıştır.</p>

<p>6. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi <i>Gülseren Çıtak</i> ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketilmiş kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle; yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme, tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (<i>Gülseren Çıtak</i>, §§ 36-38).</p>

<p>8. Somut başvuruda da ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemeler tarafından ihlal tespiti yapılmış ve bir miktar manevi tazminata hükmedilmiş olmakla başvuruda yapılacak inceleme hükmedilen tazminat miktarlarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (<i>M.E. </i>[2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 47).</p>

<p>9. Ağır ceza mahkemelerinin tazminat için somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından düşük olması tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerekir (<i>M.E.</i>, § 48).</p>

<p>10. Bunun yanında manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır (<i>Siyami Hıdıroğlu</i> [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35).</p>

<p>11. Maddi zarar, zarara uğrayanın hâlen mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiilî azalma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir. Öte yandan ihlal ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması, illiyet bağının belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata hükmedilmeyecektir. Hükmedilecek tazminat miktarının her zaman maddi zarara eşit olması gerekmez. Başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilmesi de yeterli olabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (<i>O.O.</i> <i>ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2021/64808, 23/10/2024, § 11).</p>

<p>12. Somut olayda ağır ceza mahkemelerinin yaptığı değerlendirmeler sonucunda bazı başvurucuların maddi tazminat taleplerini reddetmesinin keyfî olduğu, açık ve bariz takdir hatası içerdiği söylenemeyecektir. Bazı başvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının ise incelenen olayın koşullarında orantısız olmadığı görülmektedir.</p>

<p>13. Mahkemelerce hükmedilen manevi tazminat miktarının ise Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine hükmettiği ya da hükmedebileceği tazminat miktarına göre düşük olduğu sonucuna varılmıştır (Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmedeceği tazminat miktarları için bkz. aşağıdaki tablo).</p>

<p>14. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>15. Bazı başvurucular ayrıca tazminat davalarının uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 12/3/2024 tarihinde yürürlüğe giren 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>17. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>18. Başvuruculardan bir kısmı, yukarıda belirtilen hakların yanı sıra Anayasa'da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddiaları Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yetkisine girdiği ölçüde ve sunulan belgeler çerçevesinde değerlendirildiğinde temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da düzenlenen diğer kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının<i> kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>20. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihi, şayet manevi tazminat miktarı bölge adliye mahkemesi kararıyla değiştirilmişse istinaf mahkemesinin karar tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine vereceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılarak uygun tazminatın belirlenmesi gerekir (bkz. aşağıdaki tablo). Karar tarihi itibarıyla hükmedilecek tazminatın hesabında tedbir/dava tarihinden karar tarihine kadar işleyecek yasal faiz de dikkate alınabilir.</p>

<p>22. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddi ile kararın yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen Mahkemelere gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kamuya açık belgelerde talep eden başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen vekâlet ücreti ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>2016 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>-Bir gün gözaltı için asgari 300 TL</p>

   <p>-Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 15.000 TL, Ortalama: 40.000, Azami: 100.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2017 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 360 TL</p>

   <p>- Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 18.000 TL, Ortalama: 48.000 TL, Azami: 120.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2018 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 400 TL</p>

   <p>- Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 20.000 TL, Ortalama: 54.000 TL, Azami: 135.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2019 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 600 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 29.700 TL, Ortalama: 79.200 TL, Azami: 198.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2020-2021 yılları için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 600 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 30.000 TL, Ortalama: 80.000 TL, Azami: 200.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2022 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 1.350 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 67.500 TL, Ortalama: 180.000 TL, Azami: 450.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2023 yılı için</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 1.800 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 90.000 TL, Ortalama: 240.000 TL, Azami: 600.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2024 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 2.970 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 148.500 TL, Ortalama: 396.000 TL, Azami: 990.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2025 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 3.330 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 166.500 TL, Ortalama: 444.000 TL, Azami: 1.110.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023101601-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="85728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2019/7900 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20197900-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20197900-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/4/2026 tarihli ve 2019/7900 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2019/7900)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler de bulunmaktadır.</p>

<p>2. Afyonkarahisar Halk Sağlığı Müdürlüğünde sağlık memuru olarak görev yapan başvurucunun hakkında Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Soruşturma işlemleri kapsamında başvurucuya ait yurt dışı giriş çıkış, otel konaklama, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çalışma kayıtları, sendika üyelik bilgileri, banka hesap hareketleri ile başvurucunun ByLock kullanıcısı olup olmadığı araştırılmıştır.</p>

<p>4. Yazı cevapları doğrultusunda başvurucunun 18/7/2016 tarihine kadar 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Ufuk Sağlık Görevlileri Sendikası (UFUK SAĞLIK-SEN) üyeliğinin bulunduğu, Asya Katılım Bankası A.Ş.ye (Bank Asya) ait hesabında 7/1/2014-19/3/2014 tarihleri arasında 40.150 euro artış yaptığı tespit edilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğü tarafından başvurucuya ait konaklama kayıtları doğrultusunda hazırlanan raporda ise başvurucunun 16/3/2012-7/3/2014 tarihleri arasında K. Termal Otel ve İ. Termal Otelde örgütün Afyonkarahisar il ve ilçe imamlarıyla birlikte konakladığına dair toplam 12 kaydın bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 11/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Kolluk görevlilerince müdafi huzurunda ifadesi alınan başvurucu; Bank Asya hesabını yurt dışında yaşayan dayısının yatırım amacıyla kendisine gönderdiği paralar için kullandığını, bu Bankayı havale ücreti alınmadığı için tercih ettiğini, mesleği nedeniyle UFUK SAĞLIK-SEN üyesi olduğunu, 2005 yılında dinî amaçlı sohbet toplantılarına katılmaya başladığını ve 2012 yılında K. Termal Otelde yapılan toplantıya ailesiyle birlikte tatil yapmak amacıyla katıldığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca İ. Termal Otelde yapılan toplantıya da katıldığını ve yurt dışı seyahatlerini gezi amaçlı yaptığını belirtmiştir. Sulh ceza hâkimliğindeki sorgusunda da benzer yönde ifade veren başvurucu anılan suçtan 15/8/2016 tarihinde tutuklanmıştır.</p>

<p>6. Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından başvurucuya ait ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Ayrıca 29/3/2017 tarihli yazı cevabında ise başvurucunun hakkında benzer suçtan işlem yapılan kişilerle 24/1/2013 ve 29/1/2014 tarihlerinde yurt dışı giriş çıkış kaydının olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>7. Başsavcılık tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 1/6/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede özetle başvurucunun UFUK SAĞLIK-SEN üyesi olduğu, örgütle irtibatlı ve iltisaklı nitelikte yurda giriş ve çıkışının bulunduğu ve Bank Asyada katılım hesabı açmak suretiyle hesabında artış gerçekleştirdiği açıklanmıştır. Başvurucunun çocuklarının örgüte ait okullarda eğitim gördüğü ve eşinin de örgütle irtibatlı kurumda çalıştığı belirtildikten sonra örgütün il ve ilçe yapılanmasında görevli kişilerle 12 konaklama kaydının tespit edildiği belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.</p>

<p>8. İddianamenin kabulüyle açılan dava Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 9/6/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır.</p>

<p>9. Yargılama iki celsede tamamlanmıştır. Birinci celsede müdafi huzurunda savunmasını yapan başvurucu; sağlık memuru olarak çalışırken görevinden ihraç edildiğini, UFUK SAĞLIK-SEN'in örgütle irtibatını bilmediğini, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden hemen sonra sendikadan istifa ettiğini, 2012-2014 yılları arasında imkânlarından faydalanmak amacıyla ailesiyle otelde bulunduğunu ancak toplantılara katılmadığını, sadece bir defa yurt dışı eğitimi ve sağlık mesleğiyle ilgili toplantıya katılmak amacıyla ailesiyle birlikte K. Termal Oteldeki toplantıya katıldığını, diğer toplantılara katılmadığını, aynı dönemlerde otelde bulunan örgüt üyeleriyle ilgili bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Bank Asya hesabını yurt dışında bulunan akrabasıyla yapacakları yatırımlar için kullandığını beyan eden başvurucu, örgüt liderinin talimatıyla işlem yapmadığını belirtmiştir.</p>

<p>10. Aynı celsede Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkında mütalaa verilmiştir. Mütalaada, başvurucunun Bank Asya hesabındaki artış miktarı ve örgütle irtibatlı kişilerle birlikte yaptığı otel konaklamasına dair kayıtlar gözetilerek atılı suçtan cezalandırılması talep edilmiştir. Mahkeme savunmasını hazırlaması için başvurucuya süre verilmesi amacıyla celseyi ertelemiştir. Celse arasında yazılı savunmasını sunan başvurucu sendika üyeliğinin yasal bir hak olduğunu, sendikanın örgütsel bağlantısından bilgisinin olmadığını, Bank Asya hesabını yatırım amacıyla kullandığını ve ByLock kullanıcısı olmamasının örgütsel bağının bulunmadığını gösterdiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Mahkemece başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinde; başvurucunun örgütle iltisakı nedeniyle kapatılmasına karar verilen UFUK SAĞLIK-SEN üyeliğinin bulunmasına, Bank Asya katılım hesabında 19/3/2014 tarihinde 40.150 euro artış olmasına, örgütün il ve ilçe imamlarıyla birlikte 16/3/2012-7/3/2014 tarihleri arasında 12 otel konaklama kaydının bulunmasına, çocuklarının örgüte ait kolejde eğitim görmesine ve eşinin örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan kurumda çalışma kaydının bulunmasına dayanılmıştır. Ayrıca başvurucunun örgüte finans ve eleman sağlamak amacıyla il ve ilçe imamlarının da katıldığı otel toplantılarına 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra katılmış olmasına vurgu yapılmıştır. Son olarak başvurucunun eylemlerindeki çeşitlilik ve yoğunluk ile örgütün il yapılanmasındaki konumu nedeniyle alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ceza tayin edildiği açıklanmıştır.</p>

<p>12. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- Bank Asya hesap hareketlerinin incelenmediğini, otel kaydıyla ilişkilendirilen toplantılara katılmadığını ve delillerin örgütle ilişkilendirilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu sunduğu ek istinaf dilekçesinde HTS kayıtlarının araştırılmasını ve isimlerini verdiği tanıkların dinlenmesini de talep etmiştir.</p>

<p>13. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) tarafından duruşmalı inceleme neticesinde verilen 16/1/2018 tarihli kararla, Mahkemenin alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin somut delillerle uyuşmadığı belirtilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>14. İstinaf Dairesi başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini sabit kabul ederek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. İstinaf Dairesinin gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"...</i><i>Dosya içerisinde tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanık H.K.'nın </i>[başvurucu]<i> sağlık meslek lisesi mezunu olduğu, Afyon Demirçevre sağlık ocağında sağlık memuru olarak görevli iken 2014 yılında Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Hastanesinde geçici görevle kanser kayıt merkezinde görevlendirildiği, 667 sayılı kanun hükmünde kararname ile kapatılmasına karar verilen örgüte müzahir Ufuk Sağlık Sen isimli sendikaya üye olduğu, örgütün finansal kuruluşu olan Bank asya'ya örgüt elebaşının talimatından sonra 07/01/2014 tarihinde 75 günlük 40 bin euro katılım hesabı, 15/01/2014 tarihinde 75 günlük 2 bin euro katılım hesabı açtırdığı, örgütün düzenlediği otel toplantılarına katıldığı, 12 adet otel kaydı bulunduğu, </i></p>

<p><i>-16.03.2012 tarihinde</i> [K.]<i> Termal Otelde FETÖ/PDY Emirdağ ilçe imamı </i>[U.M.]<i>, Şuhut İlçe imamı </i>[İ.B.]<i> ve FETÖ/PDY soruşturmalarında ismi geçen çok sayıda şahısla birlikte, </i></p>

<p><i>-27.09.2013 tarihinde </i>[K.] <i>Termal Otelde Sandıklı ilçe imamı </i>[S.B.]<i> ve FETÖ/PDY soruşturmalarında ismi geçen </i>[M.K.], [B.U.], [M.Ç.], [H.Ü.], [M.Ö.], [R.K.] ve [N.Y.] ile,</p>

<p><i>-10.01.2014 tarihinde </i>[İ.]<i> Otelde FETÖ/PDY Afyonkarahisar imamı </i>[M.K.]<i>, Çay ilçe imamı </i>[H.D.], <i>Bolvadin ilçe imamı </i>[Ü.E.], [M.K.], <i>Emirdağ ilçe imamı </i>[U.M.],</p>

<p><i>-07.03.2014 tarihinde </i>[K.]<i> Termal Otelde FETÖ/PDY Afyonkarahisar il imamı </i>[M.K.]<i> Emirdağ ilçe imamı </i>[U.M.],<i> Bolvadin ilçe imamı</i> [Ü.E.], [M.K.],<i> Sandıklı İlçe imamı </i>[S.B.]<i> ve yine örgüt soruşturmalarında adı geçen birçok kişiyle konaklama kaydının bulunduğunu, bu itibarla otelde ilçe imamları ve diğer örgüt mensuplarıyla birlikte sanığın FETÖ/PDY silahlı örgütünün disiplin ve stratejisi gereği örgütsel bağının artırılması ve örgütün ideolojisinin aşılanması ve örgüte eleman kazandırılması ve finans sağlanması amacıyla örgüt tarafından düzenlenen otel toplantılarına çoğu kez katıldığı ve 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra da katılmaya devam ettiği, yine örgüt tarafından</i> [24/1/2013 ve 29/1/2014 tarihlerinde] <i>düzenlenen yurt dışı gezisine örgütün imamı olan</i> [Ü.E.]<i> ile birlikte katıldığı, sanığın eylem ve faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk durumu dikkate alındığında sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği açıktır."</i></p>

<p>15. Başvurucu; İstinaf Dairesinin kararına yönelik sunduğu temyiz dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- istinaf aşamasında sunulan delillerin toplanmadığını, örgüt içindeki konum ve hiyerarşik ilişkisinin açıklanmadığını, sendika üyeliğinin yasal bir hak olduğunu, hesap hareketlerinin hatalı değerlendirildiğini ve örgüt üyeliği suçunun oluşmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi, İstinaf Dairesi kararını 20/12/2018 tarihinde onamıştır.</p>

<p>16. Başvurucu, nihai kararı 13/2/2019 tarihinde öğrendikten sonra 7/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>17. Komisyon adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri, tanık dinletme ve sorgulama hakkı, örgütlenme özgürlüğü ile suçta ve cezada kanunilik ilkesi dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna ve anılan şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>18. Başvurucu; sendika üyeliği, Bank Asya hesabına para yatırma, otel konaklama kayıtları ve çocuğunu özel okula gönderme şeklindeki bilgi ve belgelerin hangi gerekçelerle mahkûmiyet kararında aleyhe değerlendirildiğinin ve örgütsel talimata göre hareket ettiğine ilişkin kabulün hangi delillere dayandırıldığının kararda açıklanmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca suçun unsurlarının oluşmadığını, tanık dinlenmesine ve tahkikatın genişletilmesine yönelik taleplerinin hangi gerekçeyle kabul edilmediğinin de kararda açıklanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının ve olağan kanun yollarının tüketilip tüketilmediğinin incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Diğer taraftan ise dava konusu maddi olay ve olguların, delillerin değerlendirilmesinin, hukuk kurallarının yorumlanmasının ve uygulanmasının, uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun ve kullanılan takdir yetkisinin sebeplerinin makul bir şekilde gerekçelendirildiği açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>20. Başvurucunun şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı bağlamında incelenmiştir.</p>

<p>21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi de dikkate alındığında kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48; Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>23. Somut olayda İstinaf Dairesince, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan mahkûm olmasında dayanılan deliller;</p>

<p>i. Örgütle irtibatlı olması nedeniyle kapatılmasına karar verilen sendikaya üyeliğinin bulunması,</p>

<p>ii. Örgütün finans kurumu olan Bank Asyaya destek olmak amacıyla örgüt liderinin talimatı doğrultusunda 2014 yılında para yatırması,</p>

<p>iii. Örgüte eleman kazandırılması ve finans sağlanması amacıyla örgüt tarafından düzenlenen otel toplantılarına il ve ilçe imamlarıyla birlikte 12 defa katılması ve 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonraki dönemde de katılmaya devam etmesi,</p>

<p>iv. Örgüt tarafından düzenlenen yurt dışı gezilerine örgütün il imamıyla birlikte katılması olarak açıklanmıştır (bkz. § 14).</p>

<p>24. Başvurucu yargılamanın tüm aşamalarında sunmuş olduğu savunmasında Bank Asya hesabını yurt dışında yaşayan akrabasının yatırım ve ev tadilatı yapılması amacıyla kendisine gönderdiği paralar için kullandığını, UFUK SAĞLIK-SEN'in örgütsel bağlantısından bilgisinin olmadığını, otel konaklamalarını ailesiyle birlikte tatil amacıyla gerçekleştirdiğini ve yine yurt dışı çıkışını eğitim almak için yaptığını ileri sürmüştür (bkz. §§ 5, 9).</p>

<p>25. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgütle iltisaklı Bank Asya'ya örgüt liderinin talimatıyla ve terör örgütüne yardım etme kastıyla destek amaçlı para yatırdıklarına ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulunmaması durumunda, mevcut şüphe sanık lehine değerlendirilmektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2022/24737, K.2024/15026; 12/12/2024 tarihli ve E.2022/30656, K.2024/18046; 23/12/2024 tarihli ve E.2022/34231, K.2024/19255 sayılı kararları]. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi ilgili Yargıtay içtihadına da atıf yapmak suretiyle başvurucuların örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını, bankacılık işlemleri yaptıklarını gösterir, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, § 24).</p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019) kararında örgütsel amaçlarla yapıldığını gösteren somut olgular ortaya konulmadığı sürece yalnızca FETÖ/PDY'ye aidiyeti veya örgütle iltisakı, irtibatı belirlenen sivil toplum örgütüne üye olunmasının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulünü mümkün görmemiştir (Mustafa Özterzi, §§ 105, 106; aynı yöndeki değerlendirmeler için ayrıca bkz. Mustafa Açay [1. B.], B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 61; İlker Deniz Yücel [2. B.], B. No: 2017/16589, 28/5/2019, § 86; Murat Aksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 146; mahkûmiyet kararı yönünden benzer değerlendirmeler için ayrıca bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 17, 18, 57).</p>

<p>27. Yargıtay, FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan işlem yapılan kişilerle konaklama kaydının bulunmasını -aynı kişilerle yurt dışına çıkması ve dijital materyallerinde elde edilen diğer delillerin varlığı birlikte gözetildiğinde- sanığın eylemlerinin hiyerarşik yapıya dâhil olup örgütle organik ilişki içinde olduğunu gösterir çeşitlilik, yoğunluluk ve süreklilik göstermediğine karar vermiştir [Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/3/2025 tarihli ve E.2022/2475, K.2025/8472 sayılı kararı].</p>

<p>28. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58). Ancak başvurucunun Bank Asya hesabını yurt dışında yaşayan dayısının yatırım için kendisine gönderdiği paralar için açtığına, UFUK SAĞLIK-SEN'in örgütle irtibatını bilmediğine, mesleğiyle ilgili toplantıya katılmak için ailesiyle birlikte otelde konakladığına ve örgüt imamlarının otelde bulunduğundan haberinin olmadığına dair sübuta, ceza hukukunun temel prensiplerine ve Yargıtay uygulamasına temas eden kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunma ve itirazları hakkında gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak somut değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 14).</p>

<p>29. Başvuru konusu olayda gerekçeli karara bakıldığında başvurucunun sendika üyelik kaydı, birtakım banka verileri, yurt dışı gezisine katılma ile örgütle irtibatlı olduğu belirtilen kişilerle aynı otelde konakladığını gösteren kayıtlar dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarında ve Yargıtay içtihadında yer verilen (bkz. §§ 25-27) ilkelerin herhangi bir şekilde kararda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen başvurucunun örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Diğer taraftan mahkûmiyet kararında örgüt tarafından düzenlenen yurt dışı gezisinde yapılan toplantının ve sendika üyeliğinin örgütsel bir özellik taşıyıp taşımadığı ile başvurucunun diğer birtakım kişilerle aynı otelde ve aynı zamanda konaklamış olmasının başvurucunun örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirilmiş örgütsel faaliyetlerinin varlığını ortaya koyduğunun yeterli gerekçeyle açıklanamadığı da değerlendirilmiştir. Yine temyiz incelemesi sırasında da bu eksiklik telafi edilmemiştir.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Başvuruda, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun örgütlenme özgürlüğü, suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri bakımından kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>32. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 1.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>35. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine (E.2017/3066, K.2018/140) iletilmek üzere Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/376, K.2017/313) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 364,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.364,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20197900-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="72912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/14985 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014985-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014985-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/2/2026 tarihli ve 2020/14985 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/14985)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 18/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Cihan BAYDERE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Hidayet Elif VURAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, emeklilik başvurusunun karara bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (Hâkimler ve Savcılar Kurulu/HSK) tarafından 16/7/2016 tarihinde görevinden uzaklaştırılmıştır. Başvurucu, bunun üzerine 18/7/2016 tarihinde emeklilik dilekçesi vermiştir. Daha sonra HSK, başvurucuyu 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarmış; 29/11/2016 tarihinde bu işleme karşı yaptığı itirazını kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu daha sonra 10/1/2017 tarihinde açıktan emekli edilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) emeklilik dilekçesi vermiş, SGK 20/3/2017 tarihinde başvurucunun emeklilik talebini kabul etmiştir. SGK başvurucuya 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlamış ve başvurucuya emekli ikramiyesi ödemesini de yapmıştır.</p>

<p>4. Başvurucu 18/7/2016 tarihinde yaptığı ilk emeklilik başvurusunun kabul edilmemesi yönündeki zımni ret işleminin iptali talebiyle dava açmıştır. Konya 1. İdare Mahkemesince 21/5/2019 tarihinde verilen kararla 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (673 sayılı KHK) <i>"Emeklilik onayları"</i> başlıklı 6. maddesinde yer alan emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin olağanüstü hal süresince uygulanmayacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, dava konusu zımni ret işleminin oluştuğu tarihte başvurucunun görevinden çıkarıldığı ve olağanüstü hal sürecinin devam ettiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Karara ilişkin istinaf başvurusu 30/1/2020 tarihinde verilen kararla kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 2/3/2020 tarihinde öğrendikten sonra 5/5/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun ile COVID-19 pandemisi nedeniyle yargı alanındaki süreler 13/3/2020 tarihinden 15/6/2020 tarihine kadar durdurulduğundan başvurunun süresinde olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>6. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>7. Başvurucu 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 48. maddesine göre emeklilik işleminin bir ay içinde yapılması gerektiği, buna rağmen emeklilik talebinin ardından bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe giren 673 sayılı KHK uyarınca talebinin yerine getirilmediği, kazanılmış hakkının bulunduğu, hukuki belirlilik ilkesinin ve sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, diğer hususlarla birlikte başvurucunun emeklilik işleminin yapılıp 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığının bağlandığını ve emekli ikramiyesinin ödendiğini, bu nedenle kişi bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 1/2/2017 tarihine kadarki süreçteki emekli aylıklarının ödenmediğini ifade etmiştir.</p>

<p>9. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>11. Başvuru konusu olayla ilgili ilkeler, daha önce Anayasa Mahkemesinin<i> Raci Ün</i> ([2. B.], B. No: 2020/21683, 17/7/2025) başvurusuna ilişkin kararda ortaya konulmuştur. Anılan başvuruda aynı şikâyet yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bahsedilen başvuruda, başvurucunun şikâyet ettiği emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması ve bu süreçte emekli aylığından mahrum kalması iddiasının dayanağının olağanüstü hal ilanını gerekli kılan olaylarla ve bu kapsamda çıkarılan 673 sayılı KHK ile ilgili olduğu görüldüğünden, başvuru Anayasa'nın 15. ve 35. maddeleri kapsamında incelenmiştir (<i>Raci Ün</i>, § 41). Söz konusu kararda, 673 sayılı KHK'nın başvurucunun emeklilik talebinin üzerinden bir aylık süre geçtikten sonra yürürlüğe girdiği, bu nedenle esasen bu bir aylık sürenin geçmesiyle başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği, bu aşamada yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre başvurucuya emekli aylığının bağlanması gerektiği, KHK'nın emekliliği hak etme koşullarında bir değişiklik yapmadığı ve ekonomik koşullar nedeniyle kişilerin emekli aylıklarının verilmemesi ya da azaltılmasını da düzenlemediği, başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin olağanüstü halin gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki uyuşmazlığa ilişkin sonuca etkili iddialarının mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmadığı tespit edilmiştir (<i>Raci Ün</i>, §§ 59-62). Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>12. Olayda, başvurucu 18/7/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduktan bir ay sonrasında başvurucunun kurumuyla ilişiğinin kesildiği, 673 sayılı KHK'nın ise 1/9/2016 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle başvurucuya geçmişe etkili bir müdahalede bulunulduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun geçmişe etkili olarak müdahalede bulunulduğu ve kazanılmış hakkının ihlal edildiği iddiaları yargı mercileri tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmamıştır. Başvurucunun belirli bir süre emekli aylığından mahrum kalmasına neden olan başvuruya konu işlemin olağanüstü halin gerektirdiği ölçüyü aşan bir müdahale niteliğinde olduğu görülmüştür.</p>

<p>13. Açıklanan gerekçelerle olağanüstü hal döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>14. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya 1. İdare Mahkemesine (E.2019/455, K.2019/568) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>FARKLI GEREKÇE </strong></p>

<p>1. Başvurucunun emeklilik talebinde bulunduğu tarih itibarıyla meri olan mevzuat, idareye emekliliğe sevk onayını talep tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde tesis etme ödevi yüklemektedir. Somut olayda, bu yasal sürenin herhangi bir idari işlem tesis edilmeksizin dolmuş olması, başvurucu lehine geri dönülemez hukuki sonuçlar doğurmuş ve emeklilik sürecini hukuk düzeni nezdinde tekemmül ettirmiştir. Bu aşamadan sonra, başvurucunun emekli aylığına hak kazanmadığının ileri sürülmesi, yürürlükteki kanun hükümlerinin bağlayıcılığının ve normatif değerinin ihlali anlamına gelmektedir.</p>

<p>2. Yasal bir aylık sürenin hitamı ile birlikte başvurucunun statüsü, soyut bir beklenti aşamasını aşarak, mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken somut bir hukuki menfaat ve kazanılmış hak niteliği kazanmıştır. Söz konusu durum, idarenin takdir yetkisiyle bertaraf edilebilecek bir ihtimal değil; doğrudan doğruya kanunun emredici hükmünün bir sonucu olarak ortaya çıkan kesin bir hukuki statüdür.</p>

<p>3. Olağanüstü hâl koşullarında kabul edilen ve emeklilik sürelerine ilişkin usulü güvenceleri askıya alan düzenlemelerin, Anayasa’nın 15. maddesi çerçevesinde ve ölçülülük ilkesine sadık kalınarak ileriye dönük olarak uygulanması hukuken mümkün görülebilir. Ancak, bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden önce tamamlanmış ve hüküm doğurmuş bir hukuki sürece geriye etkili biçimde sirayet ettirilmesi, hukuk devleti ilkesinin en temel güvencesi olan hukuki güvenlik ilkesini zedeler. Bu tür bir geriye yürüme, Anayasa’nın 15. maddesindeki olağanüstü hâl rejiminin dahi izin vermediği bir durumdur.</p>

<p>4. Olağanüstü hâl rejimi, doğası gereği idareye henüz doğmamış hakları erteleme veya usulü yükümlülükleri askıya alma yetkisi verebilir; fakat bu yetki, yürürlükteki mevzuat uyarınca kesinleşmiş statüleri sonradan ortadan kaldırma veya etkisiz kılma gücü bahşetmez. Aksinin kabulü, olağanüstü hâl düzenlemelerini hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldıran sınırsız bir müdahale aracına dönüştürür ki bu durum "hukuk devleti" vasfıyla bağdaşmaz.</p>

<p>5. Başvurucunun 18/07/2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduğu; 01/09/2016 tarihinde yürürlüğe giren 673 sayılı KHK’daki bir düzenlemeye dayanarak aylık bağlama işleminin ileri bir tarihe ötelenmesi, "kanunların geriye yürümezliği" ilkesinin fiilen ilga edilmesidir. Bu yaklaşım, olağanüstü hâl dönemlerinde dahi dokunulamaz olan "hukuki belirlilik" ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>6. Başvurucunun emekli aylığının, hak kazandığı tarihten itibaren değil de aylar sonra bağlanmış olması, mülkiyet hakkı kapsamında korunan meşru menfaatine yönelik ağır ve orantısız bir müdahaledir. İlgili düzenleme emeklilik hakkının özünü değiştirmemesine rağmen, ödeme sürecini geciktirerek başvurucuya "kişiye özgü, ölçüsüz ve katlanılması zor bir külfet" yüklemiştir.</p>

<p>7. İhlal değerlendirmesinin odağında, OHAL düzenlemesinin kendisinden ziyade; bu düzenlemenin, yürürlüğünden önce sübut bulmuş bir hukuki duruma tatbik edilerek mülkiyet hakkının kullanımının engellenmesi yer almalıdır. Bu yönüyle, belirli bir süre için mülkiyet hakkının ihlal edildiği açıktır.</p>

<p>8. Bu itibarla, çoğunluk görüşünün benimsediği yaklaşım, olağanüstü hâl düzenlemelerinin geriye etkili uygulanmasına dolaylı bir meşruiyet kazandırmakta ve Anayasa’nın 15. maddesinin istisnai karakterini sınırlarını aşacak şekilde genişletmektedir. Belirtilen bu nedenlerle, çoğunluğun ulaştığı ihlal sonucuna farklı bir gerekçe ile iştirak ediyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, emeklilik talebinin süresinde karara bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Başvurucu 18.07.2016 tarihinde emeklilik dilekçesi verdiğini, ancak bir aylık süre zarfında emeklilik işleminin yapılmadığını belirtmiştir. İdare Mahkemesince verilen kararda 15.08.2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesi kapsamında bir aylık sürenin OHAL süresince uygulanmayacağının öngörüldüğü, zımni ret işleminin gerçekleştiği tarihte davacının görevinden çıkarıldığı ve OHAL’in devam ettiği, bu nedenlerle davanın reddedildiği belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de başvurucunun istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, 26.10.2022 tarihli, 2018/76 E. ve 2022/125 K. sayılı (R.G.Tarih-Sayı : 2/3/2023-32120) kararı ile 6/2/2018 tarihli ve 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu maddeye göre, “<i>MADDE 6- (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü halin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre olağanüstü hal süresince uygulanmaz</i>”.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 2022/125 K. sayılı iptal talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesinde; kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulandığı, bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği, darbe teşebbüsü ve FETÖ/PDY kapsamında on binlerce kamu görevlisi hakkında kamu görevinden çıkarma, görevden uzaklaştırma ve bunlarla bağlantılı farklı nitelikte tedbirler uygulandığı, bütün bu olgular karşısında özellikle darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY üyeliği ve terör ile ilgili suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında uygulanan adli ve idari tedbirler nedeniyle emeklilik işlemlerinin yürütülmesi sırasında aksaklıklar olması doğal olduğu, bu bağlamda söz konusu tedbirlerin yoğun bir şekilde uygulandığı dönemde kamu personelinin durumlarındaki belirsizliklerden dolayı emeklilik başvurusu yapan çalışanların özlük dosyalarındaki bilgiler değerlendirilmek suretiyle emeklilik hakkı kazanıp kazanamadıklarının tespiti sırasında gecikme ve zorluklar yaşanabildiği, ayrıca kamu görevlileri hakkında uygulanan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan personel eksikliği de dikkate alındığında olağanüstü hâl döneminde emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin ortadan kaldırılmasının sosyal güvenlik sisteminin düzgün ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacı bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının (2022/125 K.) gerekçesinde, memurlar ve kamu görevlileri için emeklilik işleminin tamamlanabilmesi ve emeklilik aylığının bağlanabilmesi için yaş ve sigortalılık süresi koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte, başkaca bir şart aranmadığı, kuralın, memurların veya kamu görevlilerinin emeklilik hakkından yararlanabilmesi için yeni bir şart öngörmediği, dolayısıyla belirtilen düzenleme dışında olağanüstü hâl nedeniyle kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili olarak emekliliğe hak kazanma koşulları, emeklilik başvurusu, emekli aylığı ve emekli ikramiyesi hesaplanma yöntemi ve benzeri unsurlar yönünden diğer kamu görevlilerinden farklı bir uygulama geliştirilmediği ve bu kişiler sosyal güvenlik hukuku genel hükümleri çerçevesinde olağan işleme tabi tutulmaya devam edildiği, bunun yanı sıra kuralın, olağanüstü hâl süresince emeklilik talebinde bulunulamayacağı veya emeklilik işlemlerinin yapılmayacağı anlamına gelmemekte olup sadece bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu kaldırıldığı, bir kamu görevlisi tarafından emeklilik talebinde bulunulması durumunda yetkili amir tarafından emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre içinde veya bu süreden sonra emekliye sevk onayı verilmesi mümkün olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Somut olayda, yasal düzenleme bir aylık süreden sonra çıkmış olsa bile yürürlük tarihi geçmişe dönük olarak 21.07. 2016 olarak belirlenmiş olduğundan, başvurucunun dilekçesi ise 18.07.2016 tarihli olduğundan bir aylık sürenin geçtiği kabul edilemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde ortaya koyduğu gerekçe ve ulaştığı sonuç somut başvuru açısından da geçerlidir.</p>

<p>Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014985-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="11755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/106568 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022106568-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022106568-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/4/2026 tarihli ve 2022/106568 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>R.</strong> <strong>H. </strong><strong>Z. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/106568)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Şeyda Nur ÜN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Zahide Esra SAYIN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, işverene gönderilen elektronik postada sarf edilen sözlerden dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu 1967 doğumlu olup 2011 yılından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar bir anonim şirkette (işveren) belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışmıştır. Başvurucu, işveren ile akdettiği sözleşme uyarınca maaş ve buna ek prim usulü ile çalışmaktadır. İddiasına göre başvurucunun hak ettiği prim ücretleri 2018 yılında eksik ödenmiş, 2019 yılının Mart ayından itibaren ise hiç ödenmemiştir.</p>

<p>3. 10/6/2020 tarihinde başvurucu, prim alacaklarının ödenmesi talebiyle insan kaynakları departmanı yöneticisine bir elektronik posta (e-posta) göndermiştir. 11/6/2020 tarihinde işveren söz konusu elektronik postaya<i> "işyerinde kullanılmayan izinler dolayısıyla maliyetlerin arttığı ve başvurucunun kullanılmamış izinleri bulunduğu, bu sebeple başvurucunun 12/6/2020 tarihinden itibaren 49 gün süre ile yıllık ücretli izne ayrılmasının uygun olduğu" </i>şeklinde cevap vermiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, işveren tarafından gönderilen e-postaya aynı gün<i> "kendisine daha önceden bu hususta yapılmış bir bilgilendirme olmadığı, şirket içinde izinlerin kullanımı ile ilgili makul süre öncesinden bir planlama yapılmadığı, halihazırda izin kullanmakla ilgili bir planı bulunmadığı, takibindeki işler ve iş programının bu şekilde izne çıkmasını elvermediği, çalışan bir eşe ve okul çağında iki çocuğa sahip olduğu, salgın ortamında bugünden yarına bir tatil planlaması yaparak izne çıkma imkanının bulunmadığı, şayet işverenin gerçek amacı birikmiş izinlerin eritilmesi ise eylül ayından başlamak üzere yıl sonuna kadar birikmiş izinlerini kullanabileceği, yapılan uygulamanın uzun zamandır tarafına muhtemelen yabancı ve Yahudi olmasının yanı sıra şirket üst yönetimindeki çekişmeden kaynaklanan baskılama ve ayrımcılığın bir uzantısı olduğu kanaatinde olduğu"</i> şeklinde cevap vermiştir. İşveren ise söz konusu e-postayı başvurucunun 12/6/2020 tarihinden itibaren yıllık ücretli izinde sayılacağını bildirerek yanıtlamıştır.</p>

<p>5. Başvurucu 15/6/2020 tarihinde işverene noter aracılığıyla ihtarname keşide etmiştir. Başvurucu söz konusu ihtarnamede ödenmeyen prim alacaklarının ödenmesi ile yıllık ücretli izne çıkarılması uygulamasının mobbing teşkil eden bir eylem ve işlem niteliğinde olduğunu belirterek <i>"kendisine uygulanan mobbingin nedeninin kendisinin yabancı uyruklu ve gayrimüslim olması ve/veya şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğu kanaatini taşıdığını"</i> belirtmiştir. İşveren söz konusu ihtarnameye cevaben 19/6/2020 tarihinde başvurucunun talep ve iddialarını kabul etmediğini bildirmiştir.</p>

<p>6. Akabinde işveren 25/6/2020 tarihinde başvurucunun iddialarının<i> "işçinin, işverenin yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunulması" </i>mahiyetinde olduğu gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının b bendine dayanarak iş sözleşmesinin bildirimsiz ve tazminatsız olarak haklı sebeple feshedildiğini bildirmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. Başvurucu, fesih işleminin haksız ve geçersiz olduğunu belirterek işveren aleyhine işe iade talepli tespit davası açmıştır. Davanın görüldüğü Bakırköy 13. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 3/6/2022 tarihinde<i> "d</i><i>avacının işçilik alacaklarından olan prim alacağını talep etmesi üzerine sadece davacının ertesi gün başlayacak şekilde yıllık izne çıkarılacağının bildirilmesi sonrası ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri ve serzeniş olarak mail gönderdiği, gönderilen mail ve ihtarname içeriğinin haklı nedenle feshe yol açacak bir beyan olmadığı kanaatine varılarak feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" </i>gerekçesiyle davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir.</p>

<p>8. İşveren tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, başvurucu da istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi sunmuştur. Bunun üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi/Daire) 27/10/2022 tarihinde İş Mahkemesi tarafından verilen kararın ortadan kaldırılmasına ve feshin geçerli kabul edilerek davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Davacının davalıya ait işyerinde 8 yılı aşkın süredir çalıştığı, son olarak </i><i>TV/Radyo Grubu'ndan Sorumlu Ticari Grup Başkanı olarak görev yaptığı, t</i><i>araflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı tarafça 25.06.2020 tarihli bildirim ile 'haklı fesih' savunmasıyla sona erdirildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Fesih öncesi davacının işverene 11.06.2020 tarihli mail göndererek işverenin kendisini önceden planlama yapılmadan yıllık izne gönderme kararına tepki gösterip '.. Yapılan bu uygulamanın uzun zamandır tarafıma muhtemelen yabancı ve Yahudi olmanın yanı sıra şirket üst yönetimindeki çekişmeler kaynaklı uygulanan baskılama ve ayrımcılığın bir uzantısı olduğu kanaatindeyim' açıklamasında bulunduğu, ardından davacı vekilince davalıya 15.06.2020 tarihinde ihtarname gönderildiği ve ihtarname içeriğinde ' .. Muhatap tarafından kendisine uygulanan yıldırma politikasının nedeninin müvekkilin yabancı uyruklu ve gayrimüslüm olması ve/veya muhatap şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğu kanaatindeyiz' denildiği, söz konusu ihtarnamenin davalıya 16.06.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafın ihtarnameye 19.06.2020 tarihinde cevap verdiği ve ardından 25.06.2020 tarihli bildirim ile iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Fesih bildiriminde, davacının yukarıda açıklanan mail ve ihtarında 'eşit işlem borcuna aykırılık, ırk ve dini inanış ayrımcılığı' ithamlarının 4857 sayılı Kanunun 25/II-b hükmü gereği işverene iş sözleşmesini haklı olarak fesh etme imkanı tanıdığı açıklanarak sözleşme feshedilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Somut uyuşmazlıkta, fesih öncesi davacı taraf işverenden alacaklı olduğundan bahisle prim talebinde bulunmuş, işverence ise davacıya ücretli izin teklifi yapılmıştır. Bunun üzerine davacı taraf işverene gönderdiği e-posta ile işverenin din ve ırk nedeniyle ayrımcılık yaptığı kanaatinde olduğunu açıklamış, yine bu e-postadan sonra vekili aracılığıyla gönderilen ihtarnamede aynı düşünceler tekrarlanmıştır. </i></p>

<p><i>Mahkemece davacının davalıya yönelik isnadları eleştiri ve serzeniş olarak nitelendirilse de yukarıda yapılan açıklamalar göz önüne alındığında yapılan isnadların sadakat borcunun ihlali niteliğinde olduğu, işçiye duyulan güvenin sarsılacağı ve iş sözleşmesinin devamının beklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Buna göre fesih geçerli nedenle yapılmıştır. Mahkemece hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmakla davalı itirazları yerinde bulunmuştur."</i></p>

<p>9. Başvurucu, nihai kararı 21/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 13/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>11. Başvurucu; işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede görevini layıkıyla yapmasına karşın işverenin eşit işlem yapma borcuna aykırı davranmasının nedenini sorguladığını, söz konusu nedenin kendi kanaatine göre yabancı uyruklu olması veya şirketin üst yönetimindeki çekişmeler olduğunu düşündüğünü, burada bir suç isnadı yahut ihbarın mevcut olmadığını, anılan ifadelerin kendi kanaati olduğunu belirtmiştir. Başvurucu bu düşüncelerini işverenin yetkilileri ile paylaştığını ve bunun en doğal hakkı olduğunu, anılan düşünceleri herhangi bir şekilde alenileştirmediğini, düşüncelerinin eleştiri ve serzeniş mahiyetinde ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ileri sürmüştür. Devamında başvurucu diğer yandan haklı nedenle feshin altı günlük hak düşürücü süreye tabi olduğunu ancak iş sözleşmesinin hak düşürücü süre geçtikten sonra feshedildiğini, yargı makamlarının bu esaslı iddiayı değerlendirmediğini ve bu hâliyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda mevcut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel hatlarıyla bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>13. Başvurucunun iddialarının işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede yer verdiği ifadeleri nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı işe iade davasının reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmüştür. Diğer bir ifadeyle iş sözleşmesinin feshi ve buna ilişkin yargısal süreç sonucunda verilen kararın ifade özgürlüğü kullanımıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>14. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme, bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak her türlü düşüncenin barışçıl şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; <i>Mehmet Ali Aydın </i>[GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; <i>Tansel Çölaşan</i> [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).</p>

<p>15. Bu bağlamda devletten ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri kapsamında ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin yalnızca üçüncü kişiler tarafından herhangi bir saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmalarını temin etmesi değil aynı zamanda -iş sözleşmelerinin feshi gibi- yapılabilecek her türlü müdahaleye karşı da önlem alması beklenir. Anayasa Mahkemesinin yapması gereken inceleme de devletin ifade özgürlüğüne yönelik söz konusu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğiyle ilgili olacaktır. Bu doğrultuda başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>17. Temel hak ve özgürlüklere yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda temel hak ve özgürlüklere keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Adnan Oktar (3)</i> [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32;<i> Ömür Kara ve Onursal Özbek</i> [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023, § 35).</p>

<p>18. Devletin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması, uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesi ve bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi sorumluluğu bulunmaktadır. Yine bireylerin temel hak ve özgürlüklerine, üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve mahkemelerce korunma sağlanması da söz konusu yükümlülükler kapsamındadır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler alınmış olsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Ömür Kara ve Onursal Özbek</i>, §§ 47-49; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i>, § 36).</p>

<p>19. Bu doğrultuda, iş sözleşmesi kapsamında çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik işverence gerçekleştirilen müdahaleye ilişkin iddiaları içeren uyuşmazlıkların karara bağlandığı davalarda yargı mercilerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır (<i>Ömür Kara ve Onursal Özbek</i>, § 50;<i> Kasim Çiftçi ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 32; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i>, § 37).</p>

<p>20. Başvuruya konu olayda başvurucunun işverene gönderdiği e-posta ve ihtarnamede sarf ettiği sözler nedeniyle iş sözleşmesi feshedilmiştir. Daire gerekçesi de (bkz. § 8) gözönüne alındığında neticeten başvurucunun iş sözleşmesi işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih kapsamında feshedilmiştir.</p>

<p>21. 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından sona erdirilmesinde geçerli bir sebep bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu hükümde geçerli sebeplerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliği ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebin işveren tarafından gösterilmesi gerekir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. Hükme göre bir davranış ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması hâlinde geçerli sebep sayılabilir. İşçinin davranışlarının işyerindeki üretim ve iş ilişkisi sürecine olumsuz bir etkisi yoksa bu davranışların iş sözleşmesinin feshinde geçerli bir sebep olarak gösterilmesi mümkün değildir (<i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i>, § 42).</p>

<p>22. Bu kapsamda işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları geçerli fesih nedenlerinden biridir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden biri de işçinin işveren veya aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesidir. Bu hâlin söz konusu olması ancak işveren veya aile üyelerinden birine (veya işveren vekiline) eleştiri sınırını aşan ve hakaret boyutunda olan sözlerin sarf edilmesidir. Bununla birlikte Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünden<i> herkes</i> gibi işçiler de yararlanır. İfade özgürlüğünün sağladığı güvence, yerine getirilen görevle bağlantılı bir şekilde genel olarak işçilerin işverenleri hakkında yaptıkları beyanları da kapsamaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz.<i> İlter Nur</i> [2. B.], B. No: 2013/6829, 14/4/2016, § 26). Ancak işverene karşı sadakat yükümlülüğü içinde bulunan işçi, ahlak ve iyi niyet kurallarına uygun hareket etmelidir.</p>

<p>23. İncelenen olayda başvurucu, prim alacaklarının ödenmesi talebiyle işverene e-posta göndermiş, işveren ise söz konusu e-postaya başvurucunun 49 gün yıllık ücretli izne çıkarılmasının uygun olduğundan bahisle cevap vermiştir. Akabinde de başvurucu izne çıkarılmasına yönelik işlemin şirket planlaması dâhilinde yapılmadığını, kendisinin bir izin talebinin bulunmadığını belirtmiş, böyle bir uygulamanın muhtemelen yabancı uyruklu ve Yahudi olması ve/veya şirket üst yönetimindeki çekişmelerden kaynakladığını düşündüğünü ifade etmiştir. Söz konusu ileti özü itibarıyla başvurucunun prim alacağının ödenmesi talebinin yıllık ücretli izne çıkarılmasının uygun görüldüğü söylemine cevap verir nitelikte hazırlanmış ve iletinin bazı yerlerinde başvurucu; işverenin anılan eyleminin altında yatan sebeplerin neler olduğuna dair kendi kanaatini içeren bir kısım ifadeler kullanmıştır. Başvurucunun bu ifadeleri e-postanın içeriğinde yer alan sözlerin bütünlüğü içinde ve kendisine mobbing yapıldığı düşüncesiyle yazdığı anlaşılmaktadır. Sonrasında gerçekleşen ihtarname sürecinde de başvurucunun aynı ifadeleri kullandığı ve düşüncelerini tekrarladığı görülmektedir.</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile ifadeleri nedeniyle karşı tarafın müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 49; Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 49; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 56-58; Haci Boğatekin [2. B.], B. No: 2014/18101, 26/10/2017, § 43). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan bu haklar arasında dengeleme yapılırken başvurunun şartlarına göre "ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu ile ilgili kişinin önceki davranışları, kullanılan ifadelerin türü, içeriği, şekli ve sonuçları, ifadelerin kullanıldıkları bağlamdan koparılıp koparılmadığı" gibi kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediği denetlenir (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 60-66; Kemal Kılıçdaroğlu, § 59; Nihat Zeybekci [1. B.], B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29; Güneş Basım Yayım Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2018/24677, 28/1/2021, § 36; Kayseri Yeni Haber Radyo Televizyon Gazetecilik Matbaacılık ve Yayıncılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2019/21340, 22/2/2022, § 39).</p>

<p>25. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesinin Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabileceğini belirtmiştir (<i>Nilgün Halloran</i>, § 52;<i> Fatih Taş</i> [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 99; <i>Bekir Coşkun</i>, §§ 62, 63;<i> Önder Balıkçı</i> [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45; <i>Nihat Zeybekci</i>, § 36). Söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiği bağlamdan koparıldığında <i>başkalarının şöhret ve haklarına</i> yönelik sataşma ve hakaret mahiyetinde bir saldırı oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına haklı çıkarmamaktadır. Bu nedenle ifadelerin bir bütün olarak ele alınması gerekir (iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.<i> İlter Nur</i>, § 37). Bu açıklamalara karşın olayların gelişimi ve e-posta ile ihtarnamenin bütünü gözönüne alındığında feshe konu ifadelerin yukarıda anılan bağlamda (bkz. § 22) söylendiği görülmüş ancak olayın bütünü gözönüne alınmadan yalnızca belirli ifadelerin bağlamından koparılarak feshe konu edildiği anlaşılmıştır. Nitekim olayda işverenin ve Dairenin yalnızca belirli ifadeleri bağlamlarından kopararak değerlendirme yaptığı ve söz konusu ifadeleri dinî ve ırk temelli ayrımcılık taşıdığından bahisle eleştiri mahiyetinde görmeyerek şeref ve itibara dokunucu nitelikte kabul ettiği görülmektedir.</p>

<p>26. Oysa gönderilen iletideki eleştiri sınırını aştığı değerlendirilen ifadelerin temelinde başvurucunun kendisine yönelik işverenin olumsuz yaklaşımının belirli bir hukuki sebebe dayanmadığı, dolayısıyla bunun olsa olsa yabancı uyruklu olmasından ya da şirket içi çekişmelerden kaynaklı olabileceği düşüncesinin yer aldığı anlaşılabilmektedir. Nitekim başvurucu özellikle şirketin yıllık ücretli izinlere dair bir planlamasının olmadığını, kendisinin de bir izin planı bulunmadığını, çocuklarının okula gittiğini, eğer bir yıllık izin planlaması yapılması mecburi ise sonraki bir dönemde yapılmasının kendisi için daha uygun olacağını belirtmesine karşın bunların dikkate alınmadan yıllık izne ayırma uygulamasından vazgeçilmediğini görmesi nedeniyle mevcut uygulamanın hangi sebeplerle yapılmış olabileceğine dair kendi kanaatini içeren bir ifade kullanmıştır. Üstelik başvurucunun gönderdiği e-posta ve ihtarname yalnızca ilgili işverene yönelik olup işverenin itibarını sarsacak nitelikte aleniyet kazanmamıştır. Bu hâliyle söz konusu ifadeler sınırlı bir kesim tarafından öğrenilmiştir (benzer yönde bkz.<i> İlter Nur</i>, § 35).</p>

<p>27. Mevcut olayda Dairenin karar gerekçesinde benzer davalara ilişkin gözetilmesi gereken ilkeler sıralanmış, soyut olarak açıkça ifade edildiği hâlde başvurucunun söz konusu ifadelerinin somut olarak <i>işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz olarak etkilediğine ilişkin</i> bir değerlendirmeye yer verilmemiş, <i>işverenin zarar gören işletme menfaatlerinin neler olduğu</i> açıklanmamıştır. Başvurucunun kullandığı ifadeler ile işvereni olan şirketin <i>şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına</i> verdiği zararlar gösterilmediği gibi ifadelerin hangi surette<i> "[iş] sözleşme[si] ile güdülen amacı tehlikeye sokacak"</i> özellikleri olduğu da ortaya konulamamıştır. İfadelerin bütünlüğü içinde ayrımcılık içerdiği iddia edilen sözlerin başvurucunun gönderdiği metinlerin içeriğinin ciddiyetle incelenmesine yönelik çabası olup olmadığı karar gerekçesinde belirtilmemiştir (benzer yönde bkz. <i>İlter Nur</i>, §§ 38, 39).</p>

<p>28. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi, başvurucunun söz konusu ifadelerinin 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde yer alan işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli sebepler kapsamında değerlendirilmesine yönelik olarak Dairenin ihtilafa konu içeriklerin niteliğini ve kullandığı bağlamı, aynı zamanda ifadelerin muhtemel etkilerini yeterli derecede ve detaylı bir şekilde incelemediğini tespit etmiştir. Başvurucunun eleştiri hakkı kapsamında sarf ettiği sözlerin iş sözleşmesinin feshine gerekçe yapılması karşısında Daire, başvurucu ile işveren arasındaki<i> güven ilişkisinin koptuğu ve ifadelerin iş yerinde olumsuzluğa yol açtığı</i> kabulüne dair ilgili ve yeterli gerekçe sunamamıştır. Başvurucunun ifadelerinin işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin kopmasına neden olduğu yönündeki kabulün işverenin tek taraflı beyanına dayandığı ancak ifadelerin sonuçları itibarıyla iş sözleşmesinin sürdürülmesinin işverenden beklenemeyeceği hususunun işveren ve Daire tarafından ortaya konulamadığı, bu hâliyle Daire tarafından ifade özgürlüğüne ilişkin Anayasa'da belirtilen güvencelerin gözetildiği bir yargılama yapılmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>30. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları bakımından ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi ve buna dair aşağıda hükmedilen giderim gözetildiğinde adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>31. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesine (E.2022/2435, K.2022/1761) iletilmek üzere Bakırköy 13. İş Mahkemesine (E.2020/274, K.2022/401) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022106568-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="47389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/4107 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20234107-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20234107-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/4/2026 tarihli ve 2023/4107 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İ.</strong> <strong>A. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/4107)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Tolga BAŞBOZKURT</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atılması dolayısıyla disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesi nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başvuruya konu olayların yaşandığı tarihte görevi yaptırmamak için direnme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından hükümlü olarak Adana F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. 6/6/2022 tarihli olay tutanağına ve 20/6/2022 tarihli soruşturma raporuna göre 6/6/2022 tarihinde hastaneye sevki bulunan başvurucu nakil için jandarma görevlilerine teslim edilmiştir. Başvurucunun jandarma görevlilerince yapılacak ağız içi aramayı kabul etmemesi üzerine hastaneye sevki yapılamamış, bunun üzerine <i>"tedavi hakkımız engellenemez"</i> şeklinde slogan attığı tespit edilmiştir.</p>

<p>4. Slogan atma eylemi nedeniyle başvurucu hakkında Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca (Disiplin Kurulu) disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin soruşturması sonucunda 21/6/2022 tarihinde başvurucuya 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen<i> gereksiz olarak marş söyleme veya slogan atma</i> eyleminden iyi hâlli olmadığı da gözönünde tutularak 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince <i>bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma</i> cezası verilmiştir.</p>

<p>5. Disiplin Kurulu kararında başvurucunun slogan atma eyleminin sabit olduğu ve söz konusu eylemi ikrar ettiği belirtilmiştir. Aynı zamanda olay anına ilişkin kamera görüntüsünün izleme kaydına da kararda yer verilmiştir. Anılan kayıttaki belirlemeler şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Kurumumuzda 06/06/2022 tarihinde saat 08:55 sularında görevli memurların hükümlü İ.A.ı mahkûm kabul birimi bekleme odasından alarak görevli jandarma personelinin bulunduğu alana getirdikleri, hükümlü İ. A. ve jandarma personellerinin diyalog halinde oldukları, hükümlü İ.A.'ın el kol hareketleriyle bir şeyler anlattığı, hükümlünün üst aramasının yapılmadan mahkûm kabul birimindeki bekleme odasına yeniden alındığı görülmüştür."</i></p>

<p>6. Başvurucu, Disiplin Kurulu kararına karşı Adana 4. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Başvuru dilekçesinde ifade özgürlüğünün kullanılması sonucunda disiplin cezasına maruz bırakıldığını, slogan atmanın suç olmadığını, eylemin ceza infaz kurumunun düzenini ve güvenliğini bozduğunun somut olarak ortaya konulamadığını ve şikâyetinin inceleneceği sözlü yargılamaya doğrudan katılmak istediğini ifade etmiştir.</p>

<p>7. Şikâyet başvurusunu inceleyen Hâkimlik, başvurucunun sözlü yargılamaya katılma talebini 29/7/2022 tarihli tensip kararında savunmasını yapabilmesi için Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) salonunda hazır edilmesine, aynı zamanda hazır bulunması hâlinde avukatıyla birlikte savunma yapabileceğine karar vermiştir.</p>

<p>8. Hâkimliğin 1/8/2022 tarihli celsesinde başvurucu SEGBİS aracılığıyla yapılan sözlü yargılamaya katılım sağlamıştır. Başvurucu SEGBİS yerine fiilen hâkim huzurda ifade vermek istediğini beyan etmiştir. Bunun üzerine Hâkimlik başvurucunun bu talebini değerlendirerek duruşma salonunda bizzat bulunarak savunma yapmasının gerekli olmadığı sonucuna ulaşmış ve bir sonraki celseye kadar avukatıyla görüşmesi için süre verilmesine karar vermiştir. Hâkimlik kararının ilgili kısımları şu şekildedir:</p>

<p><i>"...dosyanın yapılan incelemesinde, ceza infaz kurumu tarafından tutanaktan sonra yapılan disiplin soruşturması neticesinde, tüm delillerin eksiksiz bir şekilde toplandığı, toplanmamış olsa dahi infaz hakimliğimizce resen eksik hususların tamamlanabileceği, ortada tartışılacak bir delilin bulunmadığı, hükümlü ve tutuklunun suç türü ve bulunduğu kurumun kapalı ve yüksek güvenlikli olması dikkate alındığında Adana Ceza İnfaz Kurumları kampüsünden Adana Adliyesine sırf iş bu dosyaya konu, basit nitelikteki bir disiplin cezasının duruşması için getirilmesinin hem kurum hem de sevk işlemini gerçekleştirecek kolluk görevlilerinin güvenliklerini tehlikeye düşürebileceği, ayrıca hükümlü tutuklunun firar etme gibi hareketlere tevessül edebileceği ve son olarak duruşma salonunda bizzat hazır edilmesinin usul ekonomisine uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte hakimliğimizce ceza infaz kurumu kampüsüne gidilerek hükümlü/tutuklunun savunmasının bizzat alınabileceği düşünülmüş ise de, Adana Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü alanında 8 adet kurumun bulunduğu, bunların birbirinden bağımsız ve duruşma salonunun kampüs girişinde hemen sağ tarafta bulunduğu, her bir ceza infaz kurumundan tüm hükümlü tutukluların ayrı ayrı söz konusu duruşma salonuna getirilmelerinin istenilmesi halinde hükümlü tutukluların bu duruşma salonuna getirilmelerindeki zorlukların Adana Adliyesinde İnfaz Hakimlikleri duruşma salonunda hazır edilmelerinin istenilmeleri halindeki ile aynı zorluklar ve güvenlik riskine haiz olduğu, ayrıca benzer bir olay sebebiyle Ankara Batı İnfaz Hakimliği'nin 26/01/2021 tarihli ve 2021/49 esas 2021/320 kararına konu olayda terör örgütü üyeliğinden tutuklu kişinin duruşma salonuna sevk edilirken, nakil aracı içerisindeki kameraya zarar vermeye çalışarak güvenlik riski oluşturduğu, yine benzer bir olay sebebiyle Ankara Batı İnfaz Hakimliği'nin 04/03/2022 tarihli ve 2022/740 esas 2022/1370 sayılı karar ile 2021/1649 esas 2021/4181 esas, 2021/4180 esas, 2021/4023 esas sayılı dosyalarında da terör örgütü üyeliğinden kurumda bulunan hükümlü ve tutukluların duruşmaya, adliyeye ve hastaneye giderken slogan atarak kapıya vurma eylemi gerçekleştirdikleri, oturma eylemi yaparak kurum görevlilerine zorluk çıkardıkları, ayrıca Ankara Batı İnfaz Hakimliği'nin 24/02/2022 tarihli ve 2022/485 esas 2022/1229 sayılı karar ile 2022/315 esas, 2021/5820 esas, 2020/569 esas sayılı dosyalarında hükümlü tutukluların çok iyi derecede Türkçe dilini bilmelerine rağmen ısrarla ana dillerinde savunma yapmak isteyerek şikayet sürecini sürüncemede bırakmaya çalıştıkları, bu kişilerin aynı zamanda duruşmada bizzat hazır bulunmak istediklerini de belirttikleri, yani bu taleplerinin şikayet sürecini uzatmak amacıyla yaptıklarının açık olduğu, dolayısıyla yukarıda belirtilen somut olaylardan da anlaşılacağı üzere güvenlik riski nedeniyle infaz hakimliği tarafından şikayet incelemelerinde şikayet edenin/edenlerin savunma alma işlemi sırasında bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyeceği değerlendirilmiştir." </i></p>

<p>9. Hâkimliğin 10/8/2022 tarihli celsesinde başvurucu; huzurda savunma yapmak istediğini, aksi takdirde savunma yapmayacağını belirtmesi üzerine Hâkimlik başvurucunun bu talebini reddederek savunma hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir.</p>

<p>10. İnfaz Hâkimliği yaptığı değerlendirme sonucunda 16/8/2022 tarihinde başvurucunun slogan attığını kabul eden beyanları doğrultusunda gereksiz marş söylemek veya slogan atmak disiplin suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle verilen disiplin cezasının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek şikâyetin reddine karar vermiştir. Hâkimlik gerekçesinde şu hususları belirtmiştir:</p>

<p><i>"Hükümlü/tutuklu hakkındaki disiplin soruşturmasının 5275 Sayılı Kanunun 47. maddesi uyarınca süresinde başlatılıp sonuçlandırıldığı, hükümlünün savunması ve tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; Hükümlü her ne kadar duruşmada bizzat hazır bulunma talebinde bulunmuşlarsa da şikayetin 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu'na göre neticelendirilmesi gerektiği, belirtilen kanuna göre infaz hakimliğinin duruşmalı inceleme yapma zorunluluğun olmaması, duruşma açılan şikayetlerle ilgili her ne kadar delillerin toplanması için gerekli yazışmaların yapılması veya hükümlünün taleplerinin değerlendirilmesi neticesinde kanunda belirtilen yedi günlük sürenin uzamasına sebebiyet verse de Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2012/16893-18285 Esas-Karar sayılı kararı da disiplin cezalarına itirazlarda da 1 haftalık sürenin kıyas yoluyla uygulanması gerektiği yönündedir. Bu sebeple Anayasa'nın 141. Maddesi uyarınca da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesine uygun olacak şekilde, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında olan disiplin cezalarının, yüz yüzelik ilkesini ihlal etmeyen, ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin hızlıca hakim karşısına çıkarılmasını sağlayan ve nakillerde meydana gelebilecek her türlü zararı ortadan kaldırmaya yönelik en uygun yöntem olan Segbis ile hükümlülerin şikayetine ilişkin savunmaların alınması kararlaştırılmaktadır. Şikayete konu disiplin işleminin hükümlülerin cezaevi uygulamasına karşı slogan atma eyleminden kaynaklandığı, disiplin soruşturması esnasında alınan ifadelerinde hükümlülerin eylemlerini ikrar ettikleri, olayın karmaşık olmadığı, yazılı savunmalarının mevcut olduğu göz önünde bulundurulduğunda hükümlülere tanınan segbis aracılığıyla savunmalarını yapmasında herhangi bir hak kaybı yaşanmayacağı görülmektedir. Bunun yanında hükümlülerin duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin reddine karar verilmesine sebep bir diğer gerekçe ise Covid 19 salgınının dünya ve ülke genelinde yeniden ve hızla artış göstermesi, Sağlık Bakanlığı'nın yakın tarihli, vaka sayılarının hızla artıyor olması yönündeki açıklamaları, ceza infaz kurumlarında hastalığa ilişkin vakalara rastlanıyor ve ceza infaz kurumlarında karantina uygulamalarının devam ediyor olması nedeniyle, hakimin duruşma esnasında duruşma salonunda bulunması gereken jandarma görevlileri, mahkeme personeli, varsa hükümlü avukatları, hükümlüler, infaz koruma memurlarının sağlığını da düşünerek buna ilişkin tedbirleri alması gerektiği göz önüne alındığında hastalığın bulaşma riskinin en aza indirilmesi gerektiği düşünüldüğünden hükümlülerin taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Her ne kadar hükümlünün savunma vermek istememesi nedeniyle savunmaları alınamamışsa da disiplin soruşturması esnasında alınan yazılı savunmalarında hükümlünün eylemi ikrar ettikleri bu nedenle disiplin cezasına konu suçun sabit olduğu anlaşıldığından şikayetin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." </i></p>

<p>11. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu önceki iddialarına ek olarak İnfaz Hâkimliğinin SEGBİS ile sözlü yargılama yapmasının ve bu yolla savunma yapmaya zorlanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. İtirazı inceleyen Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi/Mahkeme) ise İnfaz Hâkimliği kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle 28/11/2022 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, nihai kararı 12/12/2022 tarihinde öğrendikten sonra 6/1/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>13. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. İfade Özgürlüğünün </strong><strong>İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia</strong></p>

<p>14. Başvurucu; ceza infaz kurumunda slogan atmanın tek başına disiplin suçunu oluşturmayacağını, hastaneye sevki sırasında yapılan aramanın usulsüz olması nedeniyle itiraz ettiğini, bunun üzerine hastaneye götürülmediğini ve bu haksızlığı protesto etmek için <i>"tedavi hakkımız engellenemez"</i> sloganını attığını, bu sebeple verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca adil yargılanma hakkı kapsamında savunma hakkının kısıtlandığını, müdafi yardımından faydalandırılmadığını, hakkaniyete uygun yargılanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.</p>

<p>15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Anayasa Mahkemesinin somut olaya benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiştir. Daha sonra Bakanlık, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu/hükümlülerin kurumda attığı slogan nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasını ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. <i>Cihat Özdemir</i> [2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 19;<i> Ömer Haran</i> [1. B.], B. No: 2017/33744, 1/7/2020, § 21;<i> Barış İnan (2)</i> [1. B.], B. No: 2018/38006, 17/11/2021, § 17). Söz konusu kararlar çerçevesinde başvurucunun iddialarının bir bütün hâlinde ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; <i>Mehmet Ali Aydın</i> [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; <i>Tansel Çölaşan</i> [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).</p>

<p>19. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir (<i>Murat Karayel (5)</i> [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27). Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlandırılabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (<i>Murat Karayel (5)</i>, § 29).</p>

<p>20. Kurum içinde attığı slogan nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir.</p>

<p>21. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun'un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun'daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanun'un 37. maddesine göre, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).</p>

<p>22. Mevcut başvuruda attığı bir slogan nedeniyle başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır. Anayasa Mahkemesi 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; <i>Murat Karayel (5)</i>, §§ 43, 44; <i>Cihat Özdemir</i>, § 22). Bununla birlikte ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunabilecek toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı da ifade edilmiştir (<i>Murat Karayel (5)</i>, § 46; <i>Cihat Özdemir</i>, § 22). Dolayısıyla başvurucunun gerçekleştirdiği slogan atma eyleminin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı ile bu hususta idare ve yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerin ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>23. Olay günü hastaneye sevki bulunması nedeniyle başvurucu hastaneye götürülmek üzere jandarma görevlilerine teslim edilmiştir. Jandarma görevlileri tarafından yapılan ağız içi aramasına karşı başvurucu yaptığı itiraz üzerine jandarma görevlileri başvurucuyu hastaneye götürmeyip bekleme odasına almıştır. Başvurucu bekleme odasına götürülürken <i>"tedavi hakkımız engellenemez"</i> şeklinde slogan atmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır.</p>

<p>24. Disiplin Kurulu kararında başvurucunun yaptığı slogan atma eyleminin kurum düzeni ve güvenliği üzerindeki etkisi yönünden bir değerlendirmeye yer verilmemiştir (bkz. § 5). Dahası kararda yer verilen olay anına ilişkin kamera görüntülerinin tutanağa geçirilmesine ilişkin açıklamalarda başvurucunun jandarma görevlilerinin talimatları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır. Yargılama makamlarının da başvurucunun kabul ettiği slogan atma eyleminin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin bir belirlemesi bulunmamaktadır.</p>

<p>25. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir. Bu bağlamda mahpusların toplu olarak gerçekleştirdikleri özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya yönelik toplu ve sistematik bir eylem niteliğindeki protesto eylemlerinin kurumun güvenliğini veya disiplinini bozacağı ya da kurumda düzenli yaşamı sürdürmeyi olumsuz etkileyeceği açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Murat Karayel (5)</i>, § 46; <i>Cihat Özdemir</i>, § 24; <i>Şükrü Yıldız</i> [2. B.], B. No: 2015/18720, 9/5/2018, § 27;<i> Rıza Şahin</i> [1. B.], B. No: 2016/12909, 22/7/2020, § 44). Ancak eldeki olayda başvurucunun yapılan ağız içi aramasına itirazı sonrasında bekleme odasına alınırken yaptığı eylemin kurumun güvenliği veya disiplini ya da kurumdaki düzenli yaşamı olumsuz etkilediği somut olgulara dayalı olarak ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde başvurucunun attığını kabul ettiği sloganın disiplin cezasına konu edilebilmesi için 5275 sayılı Kanun'daki düzenlenme şekline göre neden <i>"gereksiz"</i> olduğu da anlaşılamayacaktır.</p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını denetler (diğerleri arasından bkz.<i> Kemal Kılıçdaroğlu</i> [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; <i>Bekir Coşkun</i>, § 56;<i> Tansel Çölaşan</i>, § 56; <i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120;<i> Sırrı Süreyya Önder</i> [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz.<i> Eşref Arslan</i> [2. B.], B. No: 2014/14655, 18/7/2018, §§ 50-54; <i>Abdulhamit Babat (3) </i>[1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Somut olayda idare ve yargılama makamları, başvurucunun eylemi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını <i>ilgili</i> ve <i>yeterli</i> bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğüne <i>bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma</i> cezası vermek suretiyle yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği değerlendirilmiştir.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>28. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılması ve buna dair hükmedilen giderim dikkate alındığında başvurucunun disiplin soruşturması sürecindeki usulü eksikliklerle bağlantılı olarak ileri sürdüğü iddiaların ayrıca incelenmesine gerek olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong>Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia</strong></p>

<p>29. Başvurucu Hâkimlik ve Ağır Ceza Mahkemesine yaptıkları itirazlarda SEGBİS ile sözlü yargılama yapılmasının yüz yüzelik ilkesine aykırı olduğunu, bu konuda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının bulunduğunu, Hâkimliğin gerekçelerinin müdahaleyi haklı kılabilecek nitelik taşımadığını belirterek duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>30. Bakanlık görüşünde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiştir. Daha sonra Bakanlık, başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>31. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği <i>Emrah Yayla</i> ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve <i>Emrah Yayla (2)</i> ([2. B.], B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 196. maddesinin söz konusu müdahalenin <i>kanunilik</i> ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik <i>meşru bir amaca</i> dayandığı değerlendirmelerine yer verilen kararda,<i> ölçülülük</i> yönünden yapılan incelemede infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulandıktan sonra başvurucunun hâkim huzurunda fiziken dinlenilme talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS yoluyla katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi<i> gereklilik </i>unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>32. Öte yandan Anayasa Mahkemesi <i>Emrah Yayla</i> kararında belirtilen medeni hak yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği değerlendirmesine (anılan kararda bkz. § 70) <i>Ercan Yıldız ve diğerleri (2) </i>([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklık getirmiştir. Buna göre ilk olarak ceza infaz kurumunda verilen disiplin cezalarına karşı şikâyette bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. § 59). Kararda, duruşmada hazır bulunma konusunda; başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışlarının, başvurucuların davanın karşı tarafınca sözlü olarak sunulan görüş ve kanıtlar, bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olup olamadıkları ile bunlara karşı kendi delillerini sunma hususunda dezavantajlı konuma düşüp düşmediklerinin, yargılamanın niteliği, şeklî ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığının, ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transfer edilmedeki zorlukların, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunmak istemelerine yönelik ileri sürdükleri gerekçelerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirip gerektirmediğinin, davanın konusunun, karşı tarafın konumu ve tanık sorgulama veya bu türden duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek kabul edilebilir gerekliliklerin yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır (aynı kararda bkz. § 60).</p>

<p>33. Başvuruya konu olayda sözlü yargılama hazırlığı işlemleri kapsamında Hâkimlikçe düzenlenen tensip tutanağında başvurucunun SEGBİS aracılığıyla hazır edilmesine karar verilmiştir. Hâkimlik, sözlü yargılamanın SEGBİS aracılığıyla yapılacağı hususunu da içeren tensip tutanağını başvurucuya tebliğ etmiştir. Başvurucu SEGBİS yoluyla yapılan sözlü yargılamada, duruşma salonunda yüz yüze savunma yapma hakkı verilmesini talep etmişse de Hâkimlik sıraladığı birçok gerekçeyle bu talebi reddederek celseyi sonlandırmış, sonraki celsede başvurucunun bizzat hâkim önünde savunma talebinde ısrar etmesi üzerine ise İnfaz Hâkimliği başvurucunun savunma hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir (bkz. §§ 8, 9).</p>

<p>34. İncelenen başvuruda, başvurucunun sözlü yargılamada bizzat hazır bulunmak istemesine yönelik herhangi bir gerekçe öne sürmediği görülmekle birlikte davanın konusuna, tanık sorgulamaya veya bu türden sözlü yargılamaya bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek bir hususa ilişkin resen dikkate alınabilecek başvuru kapsamında bir bilgi de bulunmamaktadır. Öte yandan İnfaz Hâkimliğinin gerekçeli kararında başvurucunun yüz yüze duruşma salonunda savunma yapma talebinin davanın konusu bağlamında değerlendirilerek ilgili ve yeterli bir gerekçeyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda <i>Ercan Yıldız ve diğerleri (2) </i>kararında belirtilen ilkeler uyarınca başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>36. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>37. Başvuruda, başvurucunun disiplin cezasıyla tecziye edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi Ceza İnfaz Kurumu ekranında yapılan sorgulamada başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmasının sona erdiği görüldüğünden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Bununla birlikte yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında ve eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin bilgi için Adana 4. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/3366, K.2022/3976) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20234107-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="85085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Banka Hesabının Üçüncü Kişilere Kullandırılması: Dolandırıcılık İştiraki ve 5549 Sayılı Kanun Kapsamında "Tipiklik" Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/banka-hesabinin-ucuncu-kisilere-kullandirilmasi-dolandiricilik-istiraki-ve-5549-sayili-kanun-kapsaminda-tipiklik-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/banka-hesabinin-ucuncu-kisilere-kullandirilmasi-dolandiricilik-istiraki-ve-5549-sayili-kanun-kapsaminda-tipiklik-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Banka hesap bilgilerinin belirli bir maddi veya manevi menfaat (para vb.) karşılığında üçüncü kişilere devredilmesi ve hesabın kontrolünün (mobil bankacılık kurulumu dahil) tamamen bu kişilere bırakılması, günümüzde suç örgütlerinin dolandırıcılık gelirlerini aklamak için sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Ancak hesap sahibinin hesabının bir dolandırıcılık eyleminde kullanılacağından tamamen habersiz olması, ceza hukuku bağlamında failin sorumluluğunun sınırlarını belirlerken son derece hassas bir hukuki analiz gerektirmektedir. Bu noktada TCK md. 157-158 ve 5549 sayılı Kanunun 15. maddesi çerçevesinde araştırma yapılması gerekir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'na göre dolandırıcılık (TCK m. 157-158), ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Bir kişinin dolandırıcılık suçuna "müşterek fail" veya "yardım eden" sıfatıyla iştirak etmiş sayılabilmesi için, eylemin dolandırıcılık olduğunu bilmesi ve bu suça bilerek, isteyerek katkı sağlaması (kast unsuru) şarttır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusursuz sorumluluk yasağı uyarınca, failin iç dünyasındaki bu bilgisizlik hali dolandırıcılık suçunun manevi unsurunu yani kastını ortadan kaldırır. Yalnızca mağdurlara ait paraların ilgili hesaba transfer edilmiş olması, hesap sahibinin dolandırıcılarla fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğini ispata tek başına yetmez. Bu noktada suçun manevi unsurları çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Hesap sahibinin, banka hesabını arkadaşlık veya akrabalık gibi manevi saiklerle ya da bir menfaat karşılığı başkasına kullandırması durumunda, hesabın dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılacağına dair herhangi bir bilgisinin veya kastının bulunmaması hali bu makalemizde tartışılacaktır.</p>

<p>5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 15. Maddesi şöyledir; "Yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır."</p>

<p>5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15. maddesi kapsamında anılan suçun oluşabilmesi; kişinin yükümlü nezdinde kendi adına ancak başkası hesabına işlem tesis etmesi ve bu durumu yükümlü kuruluştan gizlemesi şartına bağlanmıştır. Bu doğrultuda; kişinin hesap işlemleri üzerinde aktif rol oynaması, mobil bankacılık uygulamasını üçüncü bir kişinin telefonuna kurarak doğrulama adımlarını tamamlaması ve uygulamayı aktif kullanıma açması, işlemlere ilişkin doğrulama SMS şifrelerini paylaşması ve tüm bu hususları yükümlü kuruma bildirmeyerek kendi adına ve başkası hesabına hareket etmesi, mezkûr suçun maddi unsurlarını oluşturacaktır. Buna karşılık kanun metninde geçen "kimlik tespitini gerektiren işlem" kavramından ne anlaşılması gerektiği hususu da büyük önem taşımaktadır. Zira bu kavram kapsamında girmeyen işlemlerde 5549 sayılı kanunun 15. Maddesi uyarınca sorumluluk gündeme gelmeyecektir.</p>

<p>5549 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Tedbirler Yönetmeliğinin 6. Maddesinde " Gerçek kişilerin kimlik tespitinde; ilgilinin adı, soyadı, doğum tarihi, uyruğu, kimlik belgesinin türü ve numarası, adresi ve imza örneği, iş ve mesleğine ilişkin bilgiler, varsa telefon numarası, faks numarası, elektronik posta adresi ile Türk vatandaşları için bu bilgilere ilave olarak T.C. kimlik numarası, Türk uyruklu olmayanlar için doğum yeri bilgisi " üzerinden teyidin yapılabileceğine yer verilmiştir. Bu halde düzenlemede yer verilen bilgilerin teyit için gerekmediği işlemlerde 5549 sayının Kanunun 15. Maddesi çerçevesinde bir suç oluşturmayacağını belirtmemiz gerekir.</p>

<p>"Kıyas Yasağı" ve "Tipiklik" Ceza hukukunun en temel ilkeleri arasında yer alır. Bir yasa maddesi "başkası hesabına bizzat işlem yapıp bildirmemeyi" suç sayıyorsa, mahkeme bunu genişleterek "hesap şifrelerini başkasına verip kullandırmayı" bu madde kapsamında cezalandıramaz. Yasa koyucu, kimlik teyidi gerektirmeyen hesap kiralamayı/ kullandırmayı henüz bağımsız bir suç olarak tanımlamamıştır ve bu kapsamda gerçekleşen işlemlerin suç unsuru olarak ileri sürülebilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Hasılı, uygulamada "IBAN dolandırıcılığı" olarak adlandırılan ve banka hesaplarının üçüncü kişilerin kullanımına tahsis edilmesi suretiyle gerçekleştirilen eylemlere ilişkin yargılama süreçlerinde; somut olayın kendine özgü koşullarının, sanıkların suç organizasyonuna hangi saikle ve ne ölçüde iştirak ettiklerinin, hesap bilgilerinin üçüncü şahıslarla hangi yöntemlerle paylaşıldığının titizlikle incelenmesi esastır. Bu kapsamda, sanığın eylemi ile dolandırıcılık suçunu icra eden ana organizasyon arasındaki iradi bağın ve iştirak iradesinin tespiti, suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 157. ve 158. maddeleri çerçevesinde kast unsurunun varlığı her somut olay özelinde ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Failin, hesabının dolandırıcılık suçuna alet edileceğini bilerek ve bu sonucu isteyerek hareket edip etmediği (iştirak kastı) saptanamadığı, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun manevi unsurunun gerçekleşmediği durumlarda ise hukuki nitelendirme aşamasına geçilmelidir. Bu doğrultuda, kast unsurunun bulunmadığı hallerde, sanığın hesap açılış veya kullanım sürecinde kimlik tespiti yükümlülüklerine uyup uymadığı, gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği irdelenerek, eylemin 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 15. maddesi ve ilgili mevzuat hükümleri bağlamında değerlendirilmesinin hukuki şartlarının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Av. Tarık Buğra KAYA</strong></p>

<p><span style="color:#999999">Kaynakça</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aydın D, Türk Ceza Hukukunda Suça İştirak, (Yetkin Yayınları, Ankara 2009), Aydın D ve Arslan Ç, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama ve Terörizmin Finansmanı Suçları, (Yetkin Yayınları, Ankara 2023), Bozkurt Ö, İhmali Suçlarda İştirak, (Adalet Kitabevi, Ankara 2024), Demirtaş T, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, (19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024), Özgenç İ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, (19. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023), Sapan O, Başkası Hesabına İşlem Yapıldığının Bildirilmemesi Suçu, (TADD Yıl:16 Sayı:63 Temmuz 2025), Şahin C ve Göktürk N, Ceza Muhakemesi Hukuku, (14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023)</span></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/banka-hesabinin-ucuncu-kisilere-kullandirilmasi-dolandiricilik-istiraki-ve-5549-sayili-kanun-kapsaminda-tipiklik-sorunu</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="70095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİLAHLA TEHDİT SUÇU KAPSAMINDA 'SİLAH' KAVRAMI VE YARGITAY KARARLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/silahla-tehdit-sucu-kapsaminda-silah-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/silahla-tehdit-sucu-kapsaminda-silah-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p><strong>TEHDİT KAVRAMI</strong></p>

<p>Tehdit, sözlük anlamıyla bir kimseye zarar verileceğinin bildirilmesi veya korkutulmasıdır. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin <strong>birinci fıkrasına</strong> göre:</p>

<p><i>''Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.''</i></p>

<p>Kanun metninden de anlaşılacağı üzere tehdit suçunda esas olan, mağdurun geleceğe ilişkin ciddi bir kötülük beklentisi içine sokulmasıdır.</p>

<p>Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlâl eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez.<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20231953-e-202310914-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 6. CD 2023/1953 E. , 2023/10914 K.)</a></strong></p>

<p>Gelecekte gerçekleştirilecek bir kötülük ifade etmeyen sözler ise tehdit suçu oluşturmaz. Örneğin, Yargıtay kararlarına göre:</p>

<p><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a><i>"ben boğazını sıkmadım, sıksaydım ölürdü, ben nereden boğazını sıkıcam, bir sıkımlık canı var sıksam ölecek”</i> şeklindeki sözler gelecekte gerçekleştirilecek bir kötülük ifade etmediğinden tehdit suçunun unsurları oluşmaz.</p>

<p><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a><i>''dua et yenge yanında, yoksa pekmezini akıtırdım'' </i>biçimindeki şarta bağlı sözlerin, ilerde gerçekleşmesi muhtemel bir kötülük içermemesi nedeniyle, tehdit suçunun unsurları oluşmamıştır.</p>

<p><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a><i> '' ... Birbirimizi mi öldürelim''</i> sözü sanığın gelecekte gerçekleştireceği bir kötülüğü ifade etmemektedir. Gelecekte gerçekleştirilecek bir kötülük ifade etmeyen sözler tehdit suçunu oluşturmaz.</p>

<p></p>

<p>TCK'nın 106. maddesinin <strong>ikinci fıkrasına</strong> göre:</p>

<p><i>Tehdidin;</i></p>

<p><i>a) <strong>Silahla</strong>,</i></p>

<p><i>b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,</i></p>

<p><i>c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,</i></p>

<p><i>d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,</i></p>

<p><i>İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</i></p>

<p>Tehdit suçunun nitelikli hali olan silahla tehdidin kabulü için, silahın, tehdit suçunda bizzat mağdura yönelik olarak görüp hissedilebileceği ve mağdurun üzerindeki etkisini artıracak biçimde teşhiri veya kullanılması gerekmektedir. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p></p>

<p><strong>SİLAH KAVRAMI</strong></p>

<p>TCK madde 6/1-f'de silah deyiminden neyin anlaşılacağı düzenlenmiştir. Buna göre:</p>

<p><i>Silah deyiminden;</i></p>

<p><i>1. Ateşli silahlar,</i></p>

<p><i>2. Patlayıcı maddeler,</i></p>

<p><i>3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,</i></p>

<p><i>4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,</i></p>

<p><i>5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler, </i></p>

<p><i>anlaşılır.</i></p>

<p>Madde metninden anlaşılacağı üzere, ''<i>fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler</i>'' denilerek silah kavramı geniş yorumlanmıştır. Bu kapsamda gündelik birçok eşya da tehdit amacıyla kullanıldığında “silah” sayılabilmektedir. Örneğin Yargıtay kararlarında:</p>

<p>Taş <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20158721-e-ile-20137296-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2015/8721 E. , K.2017/20617)</strong></a></p>

<p>Köpek (“Elimdeki köpeği bırakır sizi ısırttırırım.”)<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/elimdeki-kopegi-birakir-sizi-isirttiririm-sozunun-silahla-tehdit-sucunu-olusturdugu" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/25432 E. , 2022/18406 K.)</a></strong></p>

<p>Oyuncak Tabanca<strong> </strong>(''Oyuncak da olsa silahın gerçek tabancadan görünüm olarak ayırt edilemeyen ve objektif ölçülere göre görünüşteki korkutuculuk özelliği nedeniyle'') <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/30159 E. , </strong><strong>2015 / 38813 K.)</strong></p>

<p>Maket Bıçak<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2015/15445 E. , 2015/37258 K.)</strong></p>

<p>Çatal<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2010/17344 E., 2012/9411 K.)</strong></p>

<p>Kompresör Hava Tabancası<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-202131119-e-202223470-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/31119 E. , 2022/23470 K.)</a></strong></p>

<p>Tahra<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/13531 E. , 2015/28273 K.)</strong></p>

<p>Sopa<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20158721-e-ile-20137296-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/7296 E. , 2015/22675 K.)</a></strong></p>

<p>Odun<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/29561 E. , 2015/38913 K.)</strong></p>

<p>Demir Parçası<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201332607-e-ile-201117143-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/32607 E. , 2016/669 K.)</strong></a></p>

<p>Demir Çubuk<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/23876 E. , 2018/11123 K.)</strong></p>

<p>Çakı <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2015/2956 E. , 2019/7516 K.)</strong></p>

<p>Çekiç<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201332607-e-ile-201117143-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2011/17143 E. , 2013/10478 K.)</a></strong></p>

<p>Kırık Ayna Parçası<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201613730-e-ile-201217432-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/13730 E. , 2020/10324 K.)</a></strong></p>

<p>Kuru Sıkı Tabanca<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2016806-e-20107233-e-ve-200227434-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/806 E. , 2020/4703 K.)</a></strong></p>

<p>Tahta Tabure <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201613730-e-ile-201217432-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/17432 E. , 2014/24094 K.)</strong></a></p>

<p>Tornavida<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/9643 E. , 2013/25599 K.)</strong></p>

<p>İngiliz Anahtarı<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi </strong><strong>2011/20557 E. , 2013/15323 K.)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>El Yapımı Bomba<strong> (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2015/1969 E. , 2015/21612 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>Silahla tehdit suçunda, silahın gösterilmesi veya mağdura doğrultulması yeterli olabilmektedir. Örneğin:</p>

<p>· Hiçbir söz söylemeksizin silah göstermek<strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/4844 E. , 2016/9225 K.) , (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/30927 E. , K.2018/20914 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>· Söz söylemeden sadece bıçak çekmek <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/40122 E. , 2019/561 K.)</strong></p>

<p></p>

<p>· Herhangi bir söz söylemeden satırı uzaktan sallamak<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20231953-e-202310914-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/1953 E. , 2023/10914 K.)</a></strong></p>

<p></p>

<p>Silahın kullanılma biçimi de Yargıtay kararlarında belirleyicidir. Örneğin:</p>

<p><i>''Müştekinin, sanığın elinde tornavida ya da kesici delici alet görmediğine ilişkin beyanı karşısında, sanığın, içeri giren <strong>müştekinin yokluğunda, elinde tornavida bulundurarak</strong> <strong>ölümle tehdit sözleri söylemesi</strong>nin, silahın korkutucu özelliğinin nitelikli hal olarak kabul edilemeyeceği, eylemin TCK'nın 106/1-1 maddesinde düzenlenen ölümle tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden suçun vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanunun 106/2-a maddesi gereğince hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş...''</i> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/13239 E. , 2016/14996 K.) </strong></p>

<p><i>''Sanık Ali'nin, herhangi bir söz söylemeden elindeki tahrayı sallayarak katılan sanık Arif'in üzerine yürüdüğü sırada tanıklarca engellenmesi biçiminde gerçekleşen eyleminde, katılan sanık Ali'nin tahrayı katılan sanık Arif'e <strong>savurma gibi bir icrai hareketinin başlamamış olması karşısında, eylemin bir bütün halinde silahlı tehdit suçunu oluşturduğu</strong> gözetilmeden, yaralamaya teşebbüs suçundan da ayrıca mahkumiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı görüldüğünden...'' </i><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/13531 E. , 2015/28273 K.)</strong></p>

<p><i>''Silah taşıma ruhsatı bulunan köy muhtarı sanığın, tehdit içeren sözleri söylediği sırada belinde takılı bulunan ve olayın meydana geldiği mevsim dikkate alındığında dışarıdan görülebilecek durumda olan silahı eline alma, teşhir ve mağdura yöneltme gibi bir davranışından söz edilmemesi karşısında; <strong>olayda ne şekilde kullanıldığı ve silahın korkutuculuk özelliğinin ne suretle oluştuğu açıklanıp tartışılmadan</strong> silahlı tehdit suçundan hüküm kurulması, Kanuna aykırı görüldüğünden...''</i><strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/27071 E. , 2015/33864 K.)</strong></p>

<p><i>''Sanığın, tartışma sırasında <strong>eline aldığı bıçak ile eşi olan mağdura “seni öldüreceğim” diyerek kovalaması </strong>şeklindeki eyleminin sübutu halinde TCK’nın 106/2-a maddesindeki silahlı tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı görüldüğünden...'' <strong> </strong></i><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/29460 E. , 2015/39030 K.)</strong></p>

<p><i>"Yargılamaya konu somut olayda sanığın, sinirlenerek aracından aldığı silahı kimse tarafından<strong> fark edilmemesi amacıyla beze sarması, tehdit içerikli sözleri söylediği sırada silahın korkutucu etkisinden yararlanmaması,</strong> bu sırada mağdurun olay yerinde olmaması, silahın mağdur tarafından görülmemesi ve suça konu eylemi sonradan mesai arkadaşlarından öğrenmesi karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yerinde olmayan gerekçeyle silahla tehdit suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş ..."</i> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7425 E. , 2021/29845 K.)</strong></p>

<p><i>''<strong>Mağdurun yokluğunda gerçekleştirilen tehdit eyleminin, silahla tehdit suçunu oluşturabilmesi bakımından</strong>, silahın, mağdurun evi, arabası gibi daimi kullanımında olan eşyalarında hasar, iz, emare gibi belirtiler oluşturacak ve bu suretle tehdidin mağdurun üzerinde meydana getirdiği korkunun etkisini artıracak tarzda kullanılması icap eder. Bu itibarla, mağdurun yokluğunda gerçekleşen tehdit eyleminde, salt silahın teşhir edilmesi, suçun nitelikli halinin oluşumu için yeterli sayılamayacaktır.''</i> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7425 E. , 2021/29845 K.) <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/20188 E. , 2021/2330 K.)</a></strong></p>

<p><i>''Yargılamaya konu somut olayda sanığın, müşteki Aziz'in evinin önüne pompalı tüfekle ve sallama diye tabir edilen bıçakla giderek müştekiye hitaben "çık dışarıya seni öldürmeye geldik" demesi ve daha sonra müşteki Aziz'in teknesinin bağlı bulunduğu İçmeler iskelesine giderek tanık ...'ya "Aziz ile kardeşini karımız yapacağız, onları buraya gömeceğiz, buradaki teknelerin hepsini kaldıracaksınız, ona söyle" demesi şeklinde iddia ve kabul edilen eylemlerinin gerçekleştiği esnada, <strong>müşteki Aziz'in olay yerlerinde bulunmayıp suça konu eylemleri tanıklardan öğrendiğinin anlaşılması karşısında,</strong> sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, silahla tehdit suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirdiğinden...''</i><strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/20188 E. , 2021/2330 K.)</a></strong></p>

<p></p>

<p><strong>KURU SIKI TABANCAYA YÖNELİK OLARAK:</strong></p>

<p><i>''</i>Sanığın, aralarındaki tartışma sırasında, adli emanette kayıtlı kuru sıkı tabancayı müştekiye gösterme şeklinde kabul edilen eyleminin, silahın korkutuculuk özelliği dolayısıyla herhangi bir söz söylenmese bile, ağır ve haksız zarara uğratmayı bildirme niteliğinde olup TCK'nın 106/2-a maddesindeki<strong> “silahla tehdit” suçunu oluşturduğu gözetilmeden</strong>, <i>"TCK 106/1-1.cümlesi kapsamında değerlendirilebilecek bir hareketinin olmadığı, sanığın isnat edilen suçu işleme kastının bulunmadığı'' biçimindeki kanuni olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi, Kanuna aykırı bulunmuştur.''</i><strong> (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/16188 E. , 2015/30142 K.</strong></p>

<p><i>''Oluşa uygun kabule göre, sanığın, elinde bulundurduğu kuru sıkı tabancayı katılanlara göstermesi şeklindeki eyleminin silahın gerçek tabancadan görünüm olarak ayırt edilemeyen ve objektif ölçülere göre görünüşteki korkutuculuk özelliği nedeniyle herhangi bir söz söylenmese bile, ağır ve haksız zarara uğratmayı bildirme niteliğinde sayılması karşısında, <strong>sanığın eyleminin silahla tehdit suçunu oluşturduğu</strong> <strong>gözetilmeden</strong> TCK'nın 106/1-1. cümlesi kapsamında kaldığı şeklindeki yanlış nitelendirme ve yasal olmayan gerekçe ile mahkumiyet kararı verilerek suçta kullanılan tabancanın iadesine karar verilmesi, ... Bozmayı gerektirmiş...'' <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2016806-e-20107233-e-ve-200227434-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/806 E. , 2020/4703 K.)</strong></a></i></p>

<p><i>''Mağdurun tabancanın kuru sıkı olduğunu bilmesi halinde silahın korkutucu özelliğinin ortadan kalktığı ve<strong> silahla tehdit suçunun koşullarının oluşmayacağının anlaşılması</strong> karşısında; sanığın, şikâyetçiye "Bana yanlış yapma, kuru sıkım var" diyerek belindeki tabancayı göstermesi şeklindeki eyleminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, ... hukuka aykırı bulunmuştur.'' <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20237444-e-20247377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/7444 E. , 2024/7377 K.)</strong></a></i></p>

<p><i>''Olay Yeri Görgü Tespit Tutanağına göre; suça konu tabancayı kendisine doğrultarak "gelmeyin yoksa sıkarım" dediği, müdahale edildiği sırada ise tabancayı mağdura yönelttiği sırada etkisiz hale getirildiği, bu tutanağa göre sanığın mağdura yönelik tehdit içeren bir söz kullanmadığı<strong>, suça konu tabancanın kuru sıkı olduğunu mağdurun bilmesi karşısında eylemin şikayete bağlı 5237 sayılı Kanun'un 106/1-2. cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçunu oluşturduğundan...</strong>'' </i><strong>(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/4531 E. , 2023/15017 K.)</strong></p>

<p><i>''Sanığın, mağdurun ve tanıkların beyanlarında, tabancanın kuru sıkı olduğunu olay öncesinde bildiklerini söylemeleri karşısında, mağdurun eyleme konu silahın kuru sıkı olduğunu bildiği,<strong> silahın korkutucu özelliğinin ortadan kalktığı ve silahlı tehdit suçunun koşullarının oluşmadığı</strong> anlaşılmakla, ... sanığın, kuru sıkı tabancayı mağdura yönelterek iddianamede belirtilen sözleri söylediğinin kabul edilmesi karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, sanığın silahla tehdit suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, ... Bozmayı gerektirdiğinden ... '' <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20197802-e-202128072-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7802 E. , 2021/28072 K.)</strong></a></i></p>

<p><i>“Tehdit suçunda kullanılan kurusıkı tabancanın, müşteki ve sanıkla aynı evde oturan müştekinin oğlu tanık Z.’ye ait olması karşısında, <strong>müştekinin tabancanın kurusıkı olduğunu bilip bilmediği araştırılıp tartışılmadan</strong>, yetersiz gerekçe ile sanık hakkında silahla tehdit suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı ... görüldüğünden...” <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2010/31566 E. , 2013/8301 K.)</strong></i></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>TCK m. 6/1-f hükmünde ''<i>fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler</i>'' şeklinde ifade edilerek silah kavramı geniş yorumlanmıştır. Bu kapsamda gündelik birçok eşya da tehdit amacıyla kullanıldığında “silah” sayılabilmektedir. Ancak her somut olay kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://sozluk.gov.tr/</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/4664 E. , 2016/9743 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/2184 E. , 2016/7385 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/12947 E. , 2025/2815 K.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20237444-e-20247377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20237444-e-20247377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/7444 E. , 2024/7377 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20197802-e-202128072-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-20197802-e-202128072-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/7802 E. , 2021/28072 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/silahla-tehdit-sucu-kapsaminda-silah-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haaa.jpg" type="image/jpeg" length="42033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2017/20188 E., 2021/2330 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 26/01/2021 tarihli, 2017/20188 E., 2021/2330 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/20188 E., 2021/2330 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇLAR : Silahla tehdit, hakaret<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, iddianame anlatımında sanık hakkında müşteki ...'ya yönelik tehdit suçundan da dava açıldığı halde hüküm kurulmamış ise de; zamanaşımı içerisinde mahallinde hüküm kurulabileceği kabul edilmekle dosya görüşüldü:</p>

<p>A-Sanık hakkında hakaret suçlarına ilişkin kararda öngörülen cezaların nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükümlerin temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca tebliğnameye uygun olarak, sanık ...'in TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,</p>

<p>B- Sanık hakkında silahla tehdit suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince;</p>

<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-Tehdit suçunun nitelikli hali olan silahla tehdidin kabulü için, silahın, tehdit suçunda bizzat mağdura yönelik olarak görüp hissedilebileceği ve mağdurun üzerindeki etkisini artıracak biçimde teşhiri veya kullanılması gerekir. Mağdurun yokluğunda gerçekleştirilen tehdit eyleminin, silahla tehdit suçunu oluşturabilmesi bakımından, silahın, mağdurun evi, arabası gibi daimi kullanımında olan eşyalarında hasar, iz, emare gibi belirtiler oluşturacak ve bu suretle tehdidin mağdurun üzerinde meydana getirdiği korkunun etkisini artıracak tarzda kullanılması icap eder. Bu itibarla, mağdurun yokluğunda gerçekleşen tehdit eyleminde, salt silah teşhir edilmiş olması, suçun nitelikli halinin oluşumu için yeterli sayılamayacaktır.</p>

<p>Yargılamaya konu somut olayda sanığın, müşteki Aziz'in evinin önüne pompalı tüfekle ve sallama diye tabir edilen bıçakla giderek müştekiye hitaben "çık dışarıya seni öldürmeye geldik" demesi ve daha sonra müşteki Aziz'in teknesinin bağlı bulunduğu İçmeler iskelesine giderek tanık ...'ya "Aziz ile kardeşini karımız yapacağız, onları buraya gömeceğiz, buradaki teknelerin hepsini kaldıracaksınız, ona söyle" demesi şeklinde iddia ve kabul edilen eylemlerinin gerçekleştiği esnada, müşteki Aziz'in olay yerlerinde bulunmayıp suça konu eylemleri tanıklar Kadri ve Umut'tan öğrendiğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin</p>

<p>1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, silahla tehdit suçundan hüküm kurulması,</p>

<p>2-Bozma kararına uyulması ve sanığın eyleminin TCK madde 106/1-1. cümle kapsamında kaldığının kabul edilmesi halinde ise;</p>

<p>a-02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>b- Sanığın sabıkasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların bulunması, CMK’nın 231/8. maddesine 6545 sayılı Yasanın 72. maddesiyle “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiş ise de, adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların kesinleşme tarihinin 28/06/2014 tarihli 6545 sayılı Yasa'dan önce olması nedeniyle engel oluşturmaması karşısında; adli sicil kaydında bulunan diğer ilamların kesinleşme ve infaz tarihini gösterir şekilde onaylı örneklerinin getirtilmesi, silinme koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenerek sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda da bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, “ sabıkalı olduğu ” biçimindeki yetersiz gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,</p>

<p>c-Duruşmalardan bağışık tutulma talebi bulunmayan ve hüküm tarihinde başka suçtan ayrı yargı çevresinde bulunan Pozantı M Tipi Kapalı Cezaevi İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu anlaşılan sanığın, hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı 07/04/2015 tarihli oturumda hazır bulundurulmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 193. ve 196. maddelerinde aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>d-Uzlaşmaya varılamaması halinde ise;<br />
17/10/2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiştir.<br />
Ancak bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 5. maddenin (d) bendi ile; "01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Konuyu somut norm denetimi yoluyla inceleyen Anayasa Mahkemesi (25/06/2020, 2020/16, 2020/33; R.G. 19/08/2020, Sayı: 31218), sözü geçen geçici 5/d maddesindeki hükmün, "kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresinin aynı bentte yer alan, "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38. maddesine aykırı görerek iptaline karar vermiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararında, hükme bağlanmış dosyalarla ilgili iptale karar verilmemiş ise de, 5271 sayılı Kanun'un 2/1-(f) maddesince hükme bağlanmış dosyalarla ilgili olarak kovuşturma evresinin kesinleşmeye kadar devam etmesi ve aynı Yasanın 251/3. maddesi gereği mahkûmiyet hükmü verildiği takdirde sonuç cezadan dörtte bir indirim öngörülmesi, bu durumunda temyiz incelemesi devam eden dosyalar bakımından lehe düzenleme getirmesi karşısında,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararında; sanık lehine getirilen yeni düzenlemenin, 7188 sayılı Kanunun 31. maddesi gereğince 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 5. maddesiyle "kovuşturma evresine geçilmiş" dosyalar bakımından uygulanması gerektiğine işaret edildiğinden, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı CMK'nın 251/1. maddesi kapsamına giren suçlar yönünden; Anayasa'nın 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 7 ve 5271 sayılı CMK'nın 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,</p>

<p>Bozmayı gerektirdiğinden, sanık ...'in temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayıp sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 26/01/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-201720188-e-20212330-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="57464"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23165"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35205"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="21345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="26469"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="87785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="31942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="91852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="39559"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="15040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="93480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="88585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="71309"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
