<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 12 Aug 2026 01:22:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAKİPTEN SONRAKİ MENFİ TESPİT DAVASININ HACİZ VE SATIŞ İŞLEMLERİNE ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/takipten-sonraki-menfi-tespit-davasinin-haciz-ve-satis-islemlerine-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/takipten-sonraki-menfi-tespit-davasinin-haciz-ve-satis-islemlerine-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. GENEL OLARAK</strong></p>

<p>Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere tâbi bir davadır. Davanın icra takibinden önce ya da sonra açılması, takibe etkisi bakımından belirleyici önemdedir. Takip başladıktan sonra açılan davada, borçlunun yararlanabileceği geçici koruma, takibin bütünüyle durdurulması değil, belirli koşullarla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesidir.</p>

<p>Bu düzenlemenin temel kuralı şudur: takipten sonra açılan menfi tespit davası, icra takibini ne kendiliğinden ne de mahkemenin ihtiyati tedbir kararıyla bütünüyle durdurur. Borçlu, İİK m.72/3’te öngörülen teminatı göstererek icra veznesine girmiş veya girecek paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir. Borçlunun bunun yanında güncel dosya borcunun tamamını nakden yatırması veya Yargıtayın kabul ettiği nitelikleri taşıyan banka teminat mektubuyla güvence altına alması ise haciz ve satış bakımından farklı bir hukukî sonucu ortaya çıkarır.</p>

<p><strong>2. HUKUKÎ ÇERÇEVE VE MENFİ TESPİT DAVASININ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>İİK m.72/1’e göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açabilir. Dava, icra mahkemesinde değil, görevli genel mahkemede görülür ve maddi anlamda kesin hüküm doğurur. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmiş olması, itirazının kaldırılmış bulunması veya kambiyo senetlerine özgü takipte borca ya da imzaya itiraz etmiş olması, kural olarak maddi hukuk ilişkisinin genel mahkemede menfi tespit davasına konu edilmesine engel değildir.</p>

<p>İcra mahkemesindeki itiraz incelemesi ile menfi tespit davası farklı yargılamalardır. Bu nedenle menfi tespit davasının açılması, itirazın kaldırılması veya kambiyo takibindeki borca ya da imzaya itiraz incelemesini kendiliğinden bekletici mesele hâline getirmez. Takibin kesinleşmiş olması durumunda mahkeme tarafından tedbir kararı verilmemiş olması halinde alacaklı haciz ve satış istemeye devam edebilir.</p>

<p><strong>3. TAKİPTEN SONRA AÇILAN DAVANIN TEMEL ETKİSİ</strong></p>

<p>İİK m.72/3’ün ilk cümlesi emredicidir: “İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez.” Bu hüküm uyarınca dava dilekçesinin icra dosyasına sunulması, ödeme emrinin tebliğini, takibin kesinleşmesini, haciz talebini, haczin uygulanmasını, kıymet takdirini veya satış işlemlerini kendiliğinden durdurmaz.</p>

<p>Aynı sebeple menfi tespit davasına bakan mahkeme; ödeme emrinin gönderilmemesi, itirazın kaldırılması incelemesinin ertelenmesi, borçlunun mallarının haczedilmemesi veya haczedilmiş malların satılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı veremez.</p>

<p><strong>4. İİK M.72/3 UYARINCA ÖZEL GEÇİCİ HUKUKÎ KORUMA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4.1. Tedbirin Konusu ve Sınırı</strong></p>

<p>Kanunun izin verdiği koruma, takibin bütün safhalarının durdurulması değil, icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesidir. Dolayısıyla tedbir, cebrî icranın son safhasına, başka bir ifadeyle tahsil edilen paranın alacaklıya ödenmesi ve gerektiğinde paylaştırılması aşamasına yönelir. Kararın kapsamı açıkça “icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi” şeklinde kurulmalıdır.</p>

<p>Bu tedbir tek başına ödeme emrinin gönderilmesini, haciz yapılmasını veya hacizli malın satışını engellemez. Mahkemenin doğrudan “takibin durdurulmasına” ya da “satışın durdurulmasına” karar vermesi, takipten sonra açılan dava bakımından kural olarak kanuna aykırıdır.</p>

<p><strong>4.2. TEMİNATIN TÜRÜ VE KAPSAMI</strong></p>

<p>Borçlu, alacaklının gecikmeden doğabilecek zararlarını karşılamak üzere, takip konusu alacağın yüzde on beşinden az olmamak kaydıyla mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermelidir. Yüzde on beş kanunî alt sınırdır; somut olayın özelliklerine göre daha yüksek teminat belirlenebilir. Teminatın türü HMK m.87 ve geçici hukukî korumalara ilişkin genel ilkeler çerçevesinde değerlendirilir. Nakit veya kesin ve süresiz banka teminat mektubu uygulamada öne çıkmakla birlikte, kabul edilecek teminat konusunda mahkemenin takdir yetkisi vardır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 04.05.2018 tarihli E.2016/31340, K.2018/4251 sayılı kararı</a>nda; mahkemece tayin edilen yüzde on beşlik teminattan ayrı olarak, icra müdürlüğüne talep anına kadar fer’ileriyle birlikte hesaplanan dosya borcunun tamamını karşılayan ve her an paraya çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubu verilmesi hâlinde alacaklı tarafından takibe devam edilemeyeceğini kabul etmiştir. Daire, somut olayda asıl alacak ve fer’ilerinin tamamını karşılayan teminat mektubunun icra dosyasına sunulmuş olmasını yeterli görmektedir.</p>

<p>Aynı Daire, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">07.06.2018 tarihli E.2018/1429, K.2018/5995 sayılı kararı</a>nda da aynı ilkeyi tekrarlamıştır. Karara göre, mahkemenin belirlediği tedbir teminatı yatırıldıktan sonra icra müdürlüğüne dosya borcunun tamamını karşılayan, her an paraya çevrilebilir muteber ve kesin banka teminat mektubu verilmesi hâlinde alacaklı takibe devam edemez. Böylece Yargıtay, tam borcu güvence altına alan nitelikli banka teminat mektubunu, takip işlemlerinin devamını önleme bakımından nakit ödeme ile aynı yönde sonuç doğuran bir güvence olarak değerlendirmektedir.</p>

<p><strong>4.3. Yüzde On Beş Teminat ile Dosya Borcunun Tamamı Birbirinden Farklıdır</strong></p>

<p>Uygulamadaki temel yanılgı, m.72/3 uyarınca gösterilen asgari teminatın dosya borcunun yerine geçtiğinin düşünülmesidir. Oysa yüzde on beş veya mahkemece belirlenen daha yüksek oranlı teminat, alacağın karşılığı değil, alacaklının paraya geç ulaşması nedeniyle doğabilecek zararının güvencesidir. Bu teminatın gösterilmesi, tek başına haciz ve satış işlemlerinin durmasına veya mevcut hacizlerin kaldırılmasına yol açmaz.</p>

<p>Haciz ve satış yönünden sonuç doğuran ikinci güvence ise güncel kapak hesabına göre ana para, işlemiş faiz, harç ve takip giderlerinin tamamını karşılamalıdır. Dosya borcunun nakten yahut her an paraya çevrilebilir, muteber ve kesin banka teminat mektubu olarak dosyaya depo edilmesi yeterlidir. Bu kapsamda yüzde on beşlik gecikme teminatı ile dosya borcunun tamamını karşılayan güvence, amaç ve kapsam bakımından birbirinden ayrıdır.</p>

<p><strong>5. İCRA DOSYASINA YAPILAN TAM ÖDEMENİN HACİZ SÜRECİNE ETKİSİ</strong></p>

<p><strong>5.1. Takip Konusu Alacağın Tamamının Güvence Altına Alınması</strong></p>

<p>İcra dosyasında haciz ve satışın önlenebilmesi için takip giderleri ve faizler dâhil alacağın tamamını karşılayacak miktardaki paranın nakden yahut bu borca isabet eden bir banka teminat mektubunun depo edilmesi önemlidir.</p>

<p>Bu çerçevede ortak ve belirleyici unsur, yüzde on beşlik tedbir teminatından ayrı olarak takip konusu alacağın tamamının güvence altına alınmasıdır.</p>

<p>Kanaatimce, güncel dosya borcunun tamamının icra veznesine nakden depo edilmesi ile borcun tamamını karşılayan, kesin, süresiz, muteber ve ilk talepte paraya çevrilebilir banka teminat mektubunun dosyaya sunulması, hacizlerin devamına duyulan ihtiyacı ortadan kaldırması bakımından aynı yönde sonuç doğurur. Bununla birlikte bu sonuç, icra takibinin hukuken bütünüyle durduğu değil, borçlunun diğer mal ve hakları üzerindeki haciz ve satış işlemlerinin gereksiz ve ölçüsüz hâle geldiği anlamı ihtiva eder.</p>

<p><strong>5.2. Yeni Haciz Yapılamaması ve Mevcut Hacizlerin Kaldırılması</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi</a>nin her iki kararında da İİK m.85 uyarınca borçlunun mal ve haklarından ana para, faiz ve masraflar dâhil alacağın tamamına yetecek miktarın haczedilebileceği; dosya alacağının tamamı güvence altına alındığında mevcut hacizlerin aşkın hâle geleceği ve hacizlerin sürdürülmesinde alacaklının hukukî yararının kalmayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle hacizlerin kaldırılması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">E.2016/31340, K.2018/4251 sayılı karar</a>da, asıl alacak ve fer’ilerinin tamamını karşılayan teminat mektubu dosyaya sunulduğu hâlde hacizlerin kaldırılmaması isabetsiz bulunmuş ve şikâyetin reddine ilişkin karar bozulmuştur. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">E.2018/1429, K.2018/5995 sayılı karar</a>da ise dosya borcunun tamamının teminat mektubuyla depo edilmesi karşısında emekli ikramiyesi üzerindeki haczin kaldırılması gerektiği kabul edilmiş; aksi yöndeki ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları kaldırılıp bozulmuştur.</p>

<p>Hacizlerin kaldırılması, menfi tespit davasının icra takibini durdurduğu anlamına gelmez. Takip hukukî varlığını sürdürür; fakat alacağın tamamı dosyada mevcut olduğundan borçlunun başka malları üzerinde cebrî icra işlemi yürütülmesine ihtiyaç kalmaz. Böylece “takibin durmaması” ile “tam depo nedeniyle haciz ve satışa gerek kalmaması” birbirinden ayrılır.</p>

<p><strong>5.3. Satış İşlemlerine Etkisi</strong></p>

<p>Yalnızca menfi tespit davası açılması veya yüzde on beş teminatın yatırılması satışı durdurmaz. Buna karşılık dosya borcunun tamamı nakden yatırıldığında ya da Yargıtayın kabul ettiği biçimde her an paraya çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubuyla güvence altına alındığında diğer hacizlerin kaldırılması gerekir. Bu hacizlere dayalı satışın sürdürülmesinin de hukukî dayanağı kalmaz. Sonuç, mahkemenin doğrudan satış yasağı koymasından değil, alacağın tamamının güvence altına alınmasıyla hacizlerin aşkın hâle gelmesinden kaynaklanır.</p>

<p>Bu nedenle uygulamada doğru talep, takipten sonra açılan menfi tespit davasında mahkemeden doğrudan “satışın durdurulmasını” istemek yerine; m.72/3 uyarınca veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesini, ardından güncel dosya borcunun tamamen yatırılması üzerine icra müdürlüğünden hacizlerin kaldırılmasını ve tam güvence nedeniyle kaldırılması gereken hacizlere dayalı satış işlemlerinin sürdürülmemesinin talep edilmesidir.</p>

<p><strong>6. TAKİP TÜRLERİ VE ÖZEL DURUMLAR</strong></p>

<p>İİK m.72’deki temel ayrım, hem genel haciz yoluyla ilamsız takiplerde hem de kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takiplerde uygulanır. Kambiyo takibinde borca veya imzaya itirazın icra mahkemesinde incelenmesi, aynı borç ilişkisi hakkında genel mahkemede menfi tespit davası açılmasına engel değildir. Menfi tespit davasının açılması, icra mahkemesindeki itiraz incelemesini veya icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Bu nedenle icra mahkemesi itirazı sonuçlandırmalı; itirazın reddedilmesi hâlinde alacaklı, haciz ve satış işlemlerinin sürdürülmesini isteyebilir.</p>

<p><strong>7. UYGULAMADA İZLENECEK HUKUKİ YOL</strong></p>

<p><strong>1. Birinci aşama - Güncel dosya hesabı: </strong>İcra müdürlüğünden belirli tarihli kapak hesabı alınmalı; ana para, işlemiş faiz, vekâlet ücreti, harç ve masrafların tamamı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>İkinci aşama - m.72/3 tedbiri: </strong>Esas mahkemesinden, en az yüzde on beş teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi istenmelidir. Talep, takibin veya satışın durdurulması biçiminde değil, kanunî sınırıyla kurulmalıdır.</p>

<p><strong>3. Üçüncü aşama - İki ayrı güvencenin sağlanması: </strong>Mahkemenin belirlediği gecikme zararına ilişkin teminat ile güncel dosya borcunun tamamını karşılayan güvence birbirinden ayrı sağlanmalıdır. Yani borçlu mahkemeye yüzde onbeş ayrı bir teminat bununla beraber icra dosya borcunu karşılar nitelikte icra dosyasına hitaben ikinci bir teminat sunmalıdır.</p>

<p><strong>4.</strong> <strong>Dördüncü aşama - Hacizlerin kaldırılması: </strong>Dosya borcunun tamamının güvence altına alındığını ve paranın alacaklıya ödenmemesine ilişkin tedbirin infaz edildiğini gösteren belgelerle icra müdürlüğünden, aşkın hâle gelen mevcut hacizlerin kaldırılması istenmelidir.</p>

<p><strong>5.</strong> <strong>Beşinci aşama - Satışın gereksiz hâle gelmesi: </strong>Alacağın tamamı nakit veya kesin ve süresiz nitelikte banka teminat mektubuyla güvence altına alındığından, kaldırılması gereken hacizlere dayanılarak satış işlemlerinin sürdürülmemesi talep edilmelidir.</p>

<p><strong>8. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>İİK m.72/3’ün amacı, takipten sonra açılan her menfi tespit davasının kesinleşmiş icra takibini sürüncemede bırakmasını önlemek; buna karşılık borçluyu dava sonunda geri alınması güç bir ödeme riskine karşı korumaktır. Bu nedenle kanun, takibin durdurulması ile paranın alacaklıya ödenmemesi arasında bilinçli bir ayrım yapmıştır.</p>

<p>Ne var ki borçlunun dosya borcunun tamamını güvence altına alması hâlinde artık mesele yalnız geçici hukukî koruma sınırlarında kalmaz. Bu aşamada borçlunun diğer malları üzerindeki hacizlerin devamı, alacağın tahsilini sağlamaya yönelik zorunlu bir cebrî icra işlemi olmaktan çıkar ve aşkın haciz niteliği kazanır. Dolayısıyla “takip durmaz” ilkesi, tam güvence sonrasında sınırsız haciz ve satış yetkisinin devam ettiği şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Güncel nitelikteki icra dosya borcunun (faiz ve takip giderleriyle birlikte) icra dosyasına nakden yahut teminat mektubu ile temin edilmesi hâlinde borçlunun mallarının haczedilemeyeceği, mevcut hacizlerin kaldırılması gerektiği ve satışa ihtiyaç kalmayacağı kabul edilmelidir. Öte taraftan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin istikrar arz eden kararlarında da her an paraya çevrilebilir muteber ve kesin banka teminat mektubunun dosya borcunun tamamını güvence altına almaya yeterli olduğunu; bu durumda hacizlerin aşkın hâle geleceğini ve alacaklının hacizlerin devamındaki hukukî yararının sona ereceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>9. SONUÇ</strong></p>

<p>· İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davası, icra takibini kendiliğinden durdurmaz.</p>

<p>· Esas mahkemesi, İİK m.72/3 karşısında takibin veya satışın doğrudan durdurulmasına karar veremez.</p>

<p>· Borçlu, en az yüzde on beş teminat karşılığında yalnızca icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. Bu teminat, alacak miktarını değil gecikme zararını güvence altına alır.</p>

<p>· Yalnız m.72/3 teminatının yatırılması haciz ve satışı durdurmaz.</p>

<p>· Takip konusu alacağın takip giderleri ve faizlerle birlikte tamamen güvence altına alınması hâlinde mevcut hacizler aşkın hâle gelir ve kaldırılmaları gerekir.</p>

<p>· Mevcut hacizler borçlunun talebi üzerine kaldırılmalı; buna bağlı olarak hacizli malın satışı da sürdürülmemelidir. (Bu sonuç yalnız tedbir kararından değil, alacağın tamamının ayrıca güvence altına alınmasından doğar.)</p>

<p>· Takip hukuken devam etmekle birlikte tam depo nedeniyle borçlunun diğer malları üzerinde haciz ve satış işlemlerinin sürdürülmesine ihtiyaç kalmaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/takipten-sonraki-menfi-tespit-davasinin-haciz-ve-satis-islemlerine-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/icra-dosyasad1adaaasadf1assaasddsa4.jpg" type="image/jpeg" length="48343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2016/31340 E. ve 2018/1429 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2018 tarihli, 2016/31340 E., 2018/4251 K. sayılı kararı ve 07/06/2018 tarihli, 2018/1429 E., 2018/5995 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/31340 E., 2018/4251 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (İcra Hukuk)</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından şikayetçi borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibine geçildiği, borçlu tarafından yapılan başvuru üzerine, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/514 Esas sayılı dosyasında 18.11.2015 tarihli ara kararı ile %15 oranında nakdi teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi konusunda ve ayrıca tüm alacağın, masrafların ve %15 teminatın yatırılması halinde de satışın durdurulması yönünde İİK'nun 72. maddesi gereğince tedbir konulmasına karar verildiği, borçlunun, dosya borcunun tamamını ve %15 teminatı yatırdığını, buna rağmen hacizlerin kaldırılması isteğinin icra memurluğunca reddedildiğini ileri sürerek memurluk kararının iptali ve hacizlerin kaldırılması talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br />
İİK'nun 72/3. maddesine göre; “İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.”</p>

<p>İİK'nun 72/4. maddesinde ise; menfi tespit davasının alacaklı lehine neticelenmesi halinde ihtiyati tedbir kararının kalkacağı, buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını, gösterilen teminattan alacağı ve alacaklının uğradığı zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Kural olarak, borçlu tarafından, İİK’nun 72/3. maddesi koşullarında menfi tespit davası açılması halinde, alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere teminat karşılığında, mahkemeden, ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi istenebilir. Borçlunun, mahkemece tayin edilen teminattan ayrı olarak icra müdürlüğüne talep anına kadar fer'ileri ile birlikte hesaplanan dosya borcunun tamamını karşılayan ve her an paraya çevrilebilir muteber kesin banka teminat mektubunu vermesi halinde ise alacaklı tarafından takibe devam edilemez.</p>

<p>Öte yandan İİK'nun 85.maddesi uyarınca borçlunun mal ve haklarından, alacaklının ana, faiz ve masraflar dahil tüm alacağına yetecek miktarı haczolunur. Buna göre, dosya alacağının tamamının icra müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi, hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağından kaldırılmaları gerekir.</p>

<p>Somut olayda; icra takibinin kesinleşmesinden sonra, dosya borcunun tamamını, asıl alacak ve fer'ileri ile birlikte karşılayacak teminat mektubunun icra dosyasına sunulduğu görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, mahkemece, dosya borcunun tamamının yatırıldığı ve dolayısıyla hacizlerin aşkın hale geldiği dikkate alınarak şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin reddi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/1429 E., 2018/5995 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi</p>

<p><br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan icra takibinde, borçlunun menkul eşyalarına, maaşına, banka hesaplarına, emekli olması halinde ikramiyesine haciz konulduğu, borçlu tarafından ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/148 E. sayılı dosyası ile açılan menfi tespit davasında, anılan mahkemenin 27.06.2012 tarihli kararı ile; borcun %15’i oranındaki teminat karşılığında icra veznesine yatan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi üzerine, borçlunun, icra müdürlüğüne başvurarak dosya alacağının tamamını icra veznesine, ayrıca ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2012/148 E. sayılı dosyasındaki %15 teminatı da mahkeme veznesine yatırdığını ve dosya borcunun yatırılması nedeniyle konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, icra müdürlüğünce banka ve maaş üzerindeki hacizlerin kaldırıldığını, ancak emekli ikramiyesinin icra müdürlüğüne gönderildiğini öğrendiğini, ikramiyenin kendisine ödenmesi talebinin 07.07.2017 tarihinde, haczin kaldırılması talebinin de 10.08.2016 tarihinde reddedildiğini belirterek icra müdürlük kararının iptali ile hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 11.09.2017 tarih ve 2017/611 E.- 2017/556 K. sayılı kararı ile şikayetin reddedildiği, borçlunun şikayetin reddine dair ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurduğu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin 29.11.2017 tarih ve 2017/3565 E.- 2017/2430 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>Kural olarak, borçlu tarafından İİK’nun 72/3. maddesi koşullarında menfi tespit davası açılması halinde alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi istenebilir. Borçlunun, mahkemece tayin edilen teminattan ayrı olarak icra müdürlüğüne talep anına kadar fer'ileri ile birlikte hesaplanan dosya borcunun tamamını karşılayan ve her an paraya çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubunu vermesi halinde alacaklı tarafından takibe devam edilemez.</p>

<p>Öte yandan İİK. nun 85.maddesi uyarınca borçlunun mal ve haklarından, alacaklının ana para, faiz ve masraflar dahil tüm alacağına yetecek miktarı haczolunur. Buna göre, dosya alacağının tamamının icra müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağından kaldırılmaları gerekir.</p>

<p>Somut olayda, borçlu tarafından mahkemece belirlenen teminat yatırıldıktan sonra, 27.09.2012 tarihinde icra müdürlüğüne müracaat edilerek dosya borcunun tamamının teminat mektubu ile depo edildiği görülmüştür.</p>

<p>O halde, ilk derece mahkemesince şikayetin kabulü ile emekli ikramiyesine konulan haczi kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin 29.11.2017 tarih ve 2017/3565 E. - 2017/2430 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 11.09.2017 tarih ve 2017/611 E.- 2017/556 K.sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 07/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitay7mghj74.jpg" type="image/jpeg" length="68836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/binalarin-yikilmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/binalarin-yikilmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 12 Ağustos 2026 Tarihli ve 33338 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BİNALARIN YIKILMASI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>13/10/2021 tarihli ve 31627 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “beşinci” ibaresi “altıncı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 4- (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Ateşleyici: Patlayıcı maddelerin kullanımında görev alan kişiyi,</p>

<p>b) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>c) Bina: Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapıları,</p>

<p>ç) Bina yıkıntı atıkları: Bu Yönetmelik kapsamındaki yapıların tamiratı, tadilâtı, yenilenmesi, yıktırılması veya herhangi bir afet sebebiyle yıkılması sonucu ortaya çıkan atıkları,</p>

<p>d) Bina yüksekliği: Binanın kot aldığı noktadan saçak seviyesine kadar olan yüksekliğini,</p>

<p>e) İlgili idare: Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediyeleri, bu alanlar dışında il özel idarelerini ve ilgili mevzuat kapsamında ilgili yapılar için yapı ruhsatı vermeye yetkili diğer idareleri,</p>

<p>f) İl müdürlüğü: Çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlüğünü,</p>

<p>g) Kat yüksekliği: Binanın herhangi bir katının döşeme üstünden bir üstteki katının döşeme üstüne kadar olan mesafesini,</p>

<p>ğ) Müellif: 3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki statik proje müellifliği şartlarını haiz, yıkım planını hazırlayan ve sorumluluğunu üstlenen inşaat mühendisini,</p>

<p>h) Patlatmadan sorumlu mühendis: İnşaat, maden, çevre, jeoloji veya jeofizik mühendisliği lisans programlarından mezun olan ve patlayıcı kullanımı konusunda Bakanlığın yetkilendirdiği kurumlarca düzenlenmiş sertifika veya patlayıcı ile yıkım alanında en az tezli yüksek lisans derecesine sahip mühendisi,</p>

<p>ı) Seçici yıkım: Yıkıntı atıklarının yüksek oranda geri dönüşümünü sağlamak amacıyla, yıkım öncesinde tehlikeli atıkların ayıklanmasını ve geri dönüştürülebilir malzemenin tekrar kullanılabilmesi için geri dönüşümünü temin etmek üzere, malzemelerin niteliğine göre aşamalı söküm yapılarak yıkımın kontrollü olarak yapılmasını,</p>

<p>i) Tehlikeli atık: 2/4/2015 tarihli ve 29314 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Yönetmeliğinde tehlikeli atık olarak belirtilen atıkları,</p>

<p>j) Yapı: Karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmî ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesisleri,</p>

<p>k) Yapı yüksekliği: Bodrum katlar, asma katlar ve çatı arası piyesler dahil olmak üzere, yapının inşa edilen tüm katlarının toplam yüksekliğini,</p>

<p>l) Yıkım: Yapıların, tekniğine göre kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması veya söküm faaliyetlerini,</p>

<p>m) Yıkım planı: Yıkılacak yapının, hangi güvenlik ve çevre koruma tedbirleri ile hangi teknik/teknikler ile yıkılacağına ve ortaya çıkacak bina yıkıntı atıklarının yönetimine dair detaylı bilgileri ihtiva eden ve yıkım ruhsatının eki olan belgeyi,</p>

<p>n) Yıkım ruhsatı: Yıkım faaliyetinden önce alınan ve yıkım için gerekli iznin verildiğini gösteren, muhtevası Bakanlıkça belirlenen belgeyi,</p>

<p>o) Yıkım şantiyesi: Bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre sınırları kapatılmış, giriş ve çıkışı kontrol altında tutulmak suretiyle gerekli güvenlik tedbirleri alınmış olan yıkım faaliyetinin gerçekleştirileceği alanı,</p>

<p>ö) Yüksek yapı: Bina yüksekliği 21,50 metreden veya yapı yüksekliği 30,50 metreden fazla olan binaları (Bina yüksekliği 51,50 metreden veya yapı yüksekliği 60,50 metreden daha yüksek olan binalar çok yüksek yapılardır.),</p>

<p>ifade eder.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(3) Bu Yönetmelik kapsamındaki binaların yıkılmasına ilişkin fenni mesuliyet, inşaat mühendisi tarafından üstlenilir. Bina yüksekliği 18,50 m’den az olan binaların yıkımlarında fenni mesuliyet aranmaz. Ancak binanın bitişik nizam olması, karma taşıyıcı sisteme sahip olması, yapının planda ve düşeyde yapısal düzensizliği bulunması, sağlık ve eğitim tesis alanı ile kültür veya tabiat varlıklarının yakınında olması ve benzeri risk teşkil edecek durumlarda bina yüksekliği 18,50 m’den az olan binalar için ilgili idaresince fenni mesuliyet aranabilir. Patlayıcı ile yapılan yıkımlar ile ikiden fazla bodrum katı olan her türlü binanın yıkımında fenni mesuliyetin üstlenilmesi zorunludur. Patlayıcı ile yapılan yıkımlarda, fenni mesuliyete ilave olarak patlamadan sorumlu mühendis ve ateşleyici görevlendirilir.”</p>

<p>“(4) Patlayıcı ile yapılacak yıkımların analiz ve raporlarından, müellif ve patlatmadan sorumlu mühendis görev alanları kapsamında sorumludur. Patlayıcı ile yapılacak tüm yıkımlar bu Yönetmeliğin yüksek yapıların patlayıcı ile yıkımına dair hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş, mevcut ikinci cümlesinde yer alan “Ek-3’te” ibaresi “EK-2’de” şeklinde değiştirilmiş, mevcut üçüncü ve dördüncü cümleleri yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“Patlayıcı ile yapılan yıkımlar ile yüksek yapıların yıkımının yıkım planı EK-5’e göre hazırlanır.”</p>

<p>“(3) Patlayıcı ile yapılan tüm yıkımlarda, patlatmadan sorumlu mühendis ile müellif birlikte şantiye sahasında bulunur.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Patlatmalı yıkım tekniği ile” ibaresi “Patlayıcı ile yıkım tekniği kullanılarak” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkrada yer alan “belgeler” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile patlatmadan sorumlu mühendise ait bilgi ve belgeler” ibaresi eklenmiş, dördüncü fıkrasında yer alan “ile şantiye şefinden;” ibaresi “ve şantiye şefinden, patlayıcı ile yıkım yapılması durumunda ise ayrıca patlatmadan sorumlu mühendisten,” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, aynı maddenin mevcut sekizinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve mevcut on birinci fıkrasında yer alan “patlatmalı” ibaresi “patlayıcı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) 6306 sayılı Kanun kapsamında kamu kurum ve kuruluşları marifetiyle yapılacak yıkımlarda müteahhit ve şantiye şefi aranmaz. Ancak bu durumda yıkım planı hazırlanması gereken tüm yıkımlar için bu kamu kurum ve kuruluşlarınca her türlü fenni mesuliyetin üstlenilmesi zorunludur.”</p>

<p>“Ancak; yapının bitişik nizam olması, yüksek yapı sınıfında olması ve çevre koşullarının makine ile yıkımı zorlaştırması veya mücbir sebeplerin ortaya çıkması hâllerinde, müteahhidin talebi üzerine ve ilgili idarece uygun görülmesi kaydıyla bir defaya mahsus olmak üzere ruhsat süresi üç aya kadar uzatılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Patlatmalı” ibaresi “Patlayıcı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “patlatmalı” ibareleri “patlayıcı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne” ibaresi “il müdürlüğüne” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğe dördüncü bölümden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiş ve diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yüksek Yapıların Yıkımına İlişkin Özel Kurallar</p>

<p>Yüksek yapılara ilişkin esaslar</p>

<p>MADDE 13/A- (1) Yüksek yapıların tam ve kısmi yıkımına ilişkin teknik ve idari esaslar, EK-5’e göre yürütülür.</p>

<p>(2) Güvenlik tedbirlerine ilişkin 13 üncü madde hükümleri ile EK-5’te yer alan usul ve esaslara uyulması zorunludur.</p>

<p>(3) Toz, titreşim ve gürültü sınır değerleri, EK-5 ve çevre ve iş sağlığı güvenliği ile ilgili mevzuata uygun olarak sağlanır.</p>

<p>(4) Şantiye çevresi; perdeleme, örtülü yol ve koruma fanı ile korunur.</p>

<p>(5) Makine ile yıkım ve patlayıcı ile yıkım tekniklerinden, yapı özelliklerine uygun olan herhangi birinin tercih edilmesi esastır. Tercih edilen yıkım tekniği, EK-5’te yer alan usul ve esaslara uygun olarak yapılır.</p>

<p>(6) Yıkım planında iş iskelesi kurulumunun öngörülmesi halinde; iç ve dış cephe iş iskeleleri TS EN 12810 ve TS EN 12811 standartlarına, seyyar erişim ve çalışma kuleleri TS EN 1004-1 standardına uygun özellikte seçilir ve dış cephe iş iskelelerinde 19/9/2014 tarihli ve 29124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ahşap ve Ön Yapımlı Çelik ile Alüminyum Alaşımlı Bileşenlerden Oluşan Dış Cephe İş İskelelerine Dair Tebliğ hükümlerine uyulur.</p>

<p>(7) Yüksek yapılara ilişkin bu bölümde hüküm bulunmayan hâllerde bu Yönetmeliğin diğer hükümleri uygulanır.</p>

<p>Yüksek yapıların patlayıcı ile yıkımında yeterlik ve uygulama esasları</p>

<p>MADDE 13/B- (1) Patlayıcı ile yıkım yapılacak yapılarda görev alacak patlatmadan sorumlu mühendisin uzmanlığını belgelendirmesi zorunludur.</p>

<p>(2) Ateşleyici, 11/7/2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Patlayıcı Madde Ateşleyici Yeterlilik Belgesinin Verilmesi Esas ve Usullerinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun (B) sınıfı yeterlik belgesine sahip olmalıdır.</p>

<p>(3) Patlayıcı ile yıkım yapılması durumunda meteorolojik şartlar değerlendirilmeden patlatma yapılamaz.</p>

<p>(4) Patlatma anında patlama ve hava şoku dalgalarının yayılımını belirlemek amacıyla kalibre edilmiş titreşim ve basınç sensörleri kullanılır. Patlatma gerçekleştirilirken yüksek hızlı kameralar ile yıkım kayıt altına alınır.</p>

<p>(5) Patlayıcı ile yıkım yapılması durumunda, yıkım öncesinde EK-5’te yer alan esaslara uygun olarak test patlatması yapılabilir. Test patlamasının yapılması gerektiği durumda EK-6’da yer alan Form-8’in doldurulması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “4/6/2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde” ibaresi “30/11/2022 tarihli ve 32029 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yıkım faaliyetlerine ilişkin akustik rapor, Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirtilen uzmanlığa sahip kişilerce hazırlanır ve eğitim durumunu gösteren belgeler (diploma, yıkım ve patlatma gibi konularda aldığı eğitimleri gösteren belge, sahip olduğu sertifikalar) akustik raporun ekinde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“İhale sürecindeki kamu yapıları</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) Kamu kurum ve kuruluşlarınca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale kararı veya ihale tarihi alınmış veya ihalesi yapılmış olan ancak yıkım ruhsatı düzenlenmemiş yapıların ruhsat işlemleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte olan bu Yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinde yer alan “Çevre ve Şehircilik” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin EK-2’si, EK-3’ü ve EK-4’ü ekteki şekilde değiştirilmiş ve aynı Yönetmeliğe ekteki EK-5 ve EK-6 eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 5 inci maddesiyle 7 nci maddeye eklenen sekizinci fıkra ile 14 üncü ve 15 inci maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri yayımı tarihinden bir yıl sonra,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260812-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/binalarin-yikilmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="53483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’IN YARALAMA TİPİ VE EMNİYET KEMERİ İLE İLLİYETİNE GÖRE MÜTERAFİK KUSUR YAKLAŞIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-yaralama-tipi-ve-emniyet-kemeri-ile-illiyetine-gore-muterafik-kusur-yaklasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitayin-yaralama-tipi-ve-emniyet-kemeri-ile-illiyetine-gore-muterafik-kusur-yaklasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Müterafik kusur indirimi talebine konu edilen emniyet kemeri takmama iddiasını ispat külfeti itiraz eden taraf aittir. Yargıtay içtihatlarına göre de emniyet kemerinin takılı olmadığının somut delillerle ispatlanamadığı hallerde ortak kusur indirimi yapılmamalıdır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201612419-e-20179278-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yrg. 17. HD, T. 18.10.2017, E. 2016/12419, K. 2017/9278</a></strong></p>

<p>“Somut olayda, davacının yolcu olarak bulunduğu araç ile dava dışı sürücünün kullandığı ve davalı ... şirketi tarafından ... poliçesi ile sigortalanan aracın karıştığı kazada davacı yaralanmıştır. Olay sonrası tanzim edilen kaza tespit tutanağına göre davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığının, tespit edilemediği belirtilmiştir. Savcılık dosyasında da mahkeme dosyasında da davacının emniyet kemerinin takılı olmadığına dair bir delil yoktur. Bundan dolayı davacının zararın artmasına neden olduğu gerekçesi ile tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması doğru olmamıştır.’’</p>

<p>Ancak yine Yargıtay içtihatlarına göre, kaza tespit tutanağında, emniyet kemeri durumunun belirsiz olarak yazılmış olması tek başına ortak kusur indirimi yapılmasını engellemez. Yaralama tipine göre emniyet kemerinin takılmadığı sonucuna varılarak ortak kusur indirimi yapılabilir. Trafik kazasında mağdurun baş veya yüz bölgesinden yaralanmış olması, kaza tespit tutanağında aksine açık bir kayıt bulunmasa dahi kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olmadığına işaret eden fiili bir karine olarak kabul edilmektedir. Yargıtay özellikle ön yolcu koltuğunda seyahat ederken baş/yüz bölgesinden yaralanma, ön cama veya ön koltuğa savrularak başı çarpma yahut araçtan fırlama gibi somut olguların varlığı halinde, emniyet kemeri takılmadığını fiili karine olarak kabul etmekte ve yerleşik oran olarak %20 müterafik kusur indirimi uygulamaktadır. Ancak bu karine mutlak bir karine değildir. Yaralanma ağız ve dudak gibi sınırlı bir bölgede kalmışsa veya emniyet kemeri takılmış olsa dahi kazanın oluş şekli gereği baş yaralanmasının önlenemeyeceği sabitse indirim yapılmaz. Örneğin şiddetli çarpma veya tavan çökmesi hallerinde emniyet kemeri takılmış olsa bile baş yaralanması meydana gelmektedir.</p>

<p><strong>EMSAL YARGITAY KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234555-e-20252097-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>4. Hukuk Dairesi, 10.02.2025, E. 2023/4555, K. 2025/2097 </strong></a></p>

<p>Olay: ZMSS poliçesi bulunmayan bir aracın karıştığı trafik kazasında davacı ön yolcu koltuğunda seyahat ederken baş bölgesinden yaralanmış ve sürekli malul kaldığını belirterek iş göremezlik tazminatı talep etmiştir. Kaza tespit tutanağında emniyet kemerinin takılı olup olmadığı açıkça tespit edilememiştir.</p>

<p>Değerlendirme: Yargıtay, davacının araçta ön yolcu koltuğunda bulunması ve yaralanmasının baş bölgesinde gerçekleşmiş olmasını değerlendirerek emniyet kemerinin takılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ön yolcu koltuğundaki oturma konumu ve baş yaralanmasının varlığı karşısında, zararın artmasına katkıda bulunan bu davranış nedeniyle hesaplanan tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekirken indirim yapılmaması hukuka aykırı bulunmuş ve Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir, gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244062-e-202512156-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>4. Hukuk Dairesi, T. 10.09.2025, E. 2024/4062, K. 2025/12156</strong></a></p>

<p>Olay: Davacı, ZMSS poliçeli araçta yolcu olarak seyahat ederken meydana gelen kazada yaralanmış ve bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı istemiyle başvuruda bulunmuştur. Dosyada emniyet kemeri takılmadığına dair doğrudan bir kolluk tespiti bulunmamaktadır.</p>

<p>Değerlendirme: İtiraz Hakem Heyeti, davacının aracın sağ arka kısmında oturması ve sol yüz bölgesindeki yaralanmanın niteliği karşısında, emniyet kemeri takmayarak başını çarptığı ve yaralanmasını artırdığı sonucuna ulaşarak tazminattan indirim yapmıştır. Yargıtay, karar usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden davalının temyizini reddetmiş ve Davalı ... vekilince temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının onanmasına karar vermiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244518-e-202513684-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>4. Hukuk Dairesi, 07.10.2025, E. 2024/4518, K. 2025/13684 </strong></a></p>

<p>Olay: Davacı, ZMSS poliçeli araçta yolcu olarak seyahat ederken trafik kazasında yaralanmıştır. Soruşturma aşamasındaki ifadesinde arka koltukta oturduğunu ve çarpmanın etkisiyle başını ön koltuğa çarparak koltukların arasına düştüğünü beyan etmiştir.</p>

<p>Değerlendirme: Kaza tespit tutanağında davacının emniyet kemeri takıp takmadığının tespit edilemediği belirtilmiş olsa da, Yargıtay davacının soruşturmadaki savrulma ve başını çarpma beyanını esas almıştır. Yargıtay, davacının emniyet kemeri takmadan sigortalı araçta yolculuk yaptığı tespitiyle zararın artmasına yol açtığını değerlendirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233902-e-20254033-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>4. Hukuk Dairesi, 10.03.2025, E. 2023/3902, K. 2025/4033 </strong></a></p>

<p>Olay: Davacı, tek taraflı trafik kazasında araçta yolcu iken yaralanmış, ağız ve dudak bölgesinden hasar almıştır. Hakem heyeti, araçta kapasite aşımı ve baş/yüz yaralanması varsayımından hareketle emniyet kemeri takılmadığı kabulüyle müterafik kusur indirimi yapmıştır.</p>

<p>Değerlendirme: Somut olayda davacının emniyet kemeri takıp takmadığının belirsiz olduğu ve yaralanmanın yalnızca ağız ve dudak bölgesinde sınırlı kaldığı belirtilmiştir. Sırf kapasite aşımı veya bölgesel hafif yaralanma varsayımına dayanılarak emniyet kemeri takılmadığının kabul edilemeyeceği vurgulanmış; soyut varsayımla müterafik kusur indirimi uygulanmaması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p><strong>KARARLARIN GENEL ÖZETİ</strong></p>

<p>Ön Koltukta Baş/Yüz Yaralanması Kemersiz Savrulma Belirtisi %20 İndirim Uygulanır Fiili karine kabul edilerek indirim yapılır.</p>

<p>Arka Koltukta Baş Çarpması / Araçtan Fırlama Kemer Takılmadığının Göstergesi %20 İndirim Uygulanır.</p>

<p>Savcılık/kolluk beyanı veya oluş esas alınır.</p>

<p>Sınırlı Bölge / Ağız-Dudak Yaralanması İlliyet Bağı Belirsiz İndirim Yapılmaz Aksine somut delil yoksa indirim reddedilir.</p>

<p>Kemer Takılsa da Kaçınılamaz Yaralanma Müterafik Kusur Yok İndirim Yapılmaz Tazminat eksiksiz ödenmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-yaralama-tipi-ve-emniyet-kemeri-ile-illiyetine-gore-muterafik-kusur-yaklasimi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 20:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi2.jpg" type="image/jpeg" length="69833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/4062 E., 2025/12156 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244062-e-202512156-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244062-e-202512156-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 10.09.2025 tarihli, 2024/4062 E., 2025/12156 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4062 E., 2025/12156 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI: 2024/212 D.İş-2024/212<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: 2024/İHK-10647<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: K-2024/21078</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın 10.07.2022 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralanarak malul kaldığını, sigorta kuruluşunun yaptığı ödemenin yetersiz olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200,00 TL bakiye sürekli iş görmezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle taleplerini 797.358,64 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; yazılı başvuru şartının yerine getirilmediğini, başvurunun usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, hükme esas alınan sağlık kurulu raporunun usulüne uygun olmadığını, raporun yetkili kurum tarafından tanzim edilmediğini, sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile sorumluluğun yerine getirildiğini, bununla birlikte konu tazminat alacağından dolayı sigorta şirketinin ibra edildiğini, kusur raporu alınması gerektiğini, tazminat hesaplamasının Genel Şartlarla getirilen teknik faiz kullanılarak yapılması gerektiğini, başvuranın koruyucu tertibat kullanmaması ve ehliyetsiz araç kullanmasından ötürü müterafik kusur indirim yapılması gerektiğini, Komisyona başvuru tarihi itibariyle yasal faizden sorumlu olmaları gerektiğini savunarak başvurunun reddini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarına dayanılarak, bilirkişi tarafından toplam tazminat tutarından güncellenmiş ödeme tutarı 218.669,58 TL'nin tenzili gerektiği halde 202.641,36 TL'nin tenzil edildiği anlaşılmakla sigorta kuruluşunun 781.330,42 TL'den sorumlu olduğu gerekçesiyle davacının talebinin kısmen kabulü ile 781.330,42 TL tazminatın temerrüt tarihi olan 13.02.2023 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı tarafından başvurana ödenmesine, bakiye talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyada mevcut kusur raporu, maluliyet raporu, aktüer bilirkişi raporu ve hesaplamaların mevzuat ve içtihatlara uygun olduğu ancak yolcu konumunda olan başvuru sahibinin emniyet kemeri takmadığına ilişkin bir tespit bulunmamakla beraber, aracın sağ arka tarafında oturup sol yüz bölgesinde meydana gelen yaralanmanın fazlalığı ve etkisi dikkate alındığında, başvuranın kemer takmamış olarak başını çarpmış olduğu ve bu nedenle yaralanmasında artma olduğu kabulü ile itiraza konu Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına karşı sigorta şirketi vekilinin vekalet ücretine ve müterafik kusura ilişkin yapmış olduğu itirazın kabulüne, sair itirazların reddine, yeniden hüküm kurulmasına; "1. Talebin kısmen kabulü ile, 625.064,00 TL tazminatının temerrüt tarihi 13.02.2023 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı tarafından başvuran ...'a ödenmesine, bakiye talebin reddine 2. başvuru ve ıslah ücreti 11960,00 TL, ile bilirkişi ücreti 1155,00 TL olmak üzere toplam 13115,00 TL'nin kabul edilen tutara oranla 12851,36 TL sının sigorta kuruluşu tarafından başvurana ödenmesine, bakiye yargılama giderinin başvuran uhdesinde bırakılmasına, 3. başvuran taraf vekille temsil edilmekle kabul edilen miktar üzerinden 18.701,80 TL vekalet ücretinin sigorta şirketi tarafından başvurana ödenmesine" karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvurunun usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, hükme esas alınan sağlık kurulu raporunun usulüne uygun olmadığını, sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile sorumluluğun yerine getirildiğini, bununla birlikte konu tazminat alacağından dolayı sigorta şirketinin ibra edildiğini, kusur raporu alınması gerektiğini, tazminat hesaplamasının Genel Şartlar'la getirilen teknik faiz kullanılarak yapılması gerektiğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, hükme esas alınan maluliyet raporunun kaza tarihindeki yönetmeliğe uygun olmasına, tazminatı Dairemizin yerleşik uygulamalarına uygun biçimde ve usulünce hesap eden aktüer raporunun karara esas alınmış olduğunun anlaşılmış olmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının temyiz edenin sıfatına göre ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244062-e-202512156-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 20:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="67439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/4518 E., 2025/13684 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244518-e-202513684-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244518-e-202513684-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 07.10.2025 tarihli, 2024/4518 E., 2025/13684 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4518 E., 2025/13684 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/231 E., 2024/231 K.<br />
SAYISI : 2024/İHK-13524<br />
SAYISI : K-2024/59973</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yolcu olduğu davalı tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı olan araç ile dava dışı aracın 22.05.2022 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah ile toplam talebini 437.431,81 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; eksik evrakla başvuru yapıldığından usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, davalı tarafından sigortalı araç sürücüsünün meydana gelen kazada herhangi bir kusurunun olmadığını, kusur raporu alınması gerektiğini, hesaplamada TRH-2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, rücuya esas ödeme varsa mahsubu gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklanan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak yasal faizden dava tarihinden itibaren sorumlu olabileceğini ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından sunulan 07.06.2023 tarihli maluliyet raporuna göre davacıda %7 oranında sürekli maluliyet bulunduğu, raporun usule uygun düzenlendiği, davacı yolcunun sigortalı araçta hatır karşılığı taşındığının anlaşıldığı, bu nedenle hesaplanan tazminattan %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılması gerektiği gerekçesiyle başvurunun kısmen kabulüne, 349.945,44 TL sürekli iş göremezlik tazminatının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin 87.486,37 TL talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin itiraz başvurusunda bulunması üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davalının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme ile karar verildiğini, davacının kendi beyanında arka koltukta oturduğu ve çarpmanın etkisiyle kafasını ön koltuğa çarptığını beyan ettiğini, bu durumda davacının emniyet kemerinin takılı olmadığının anlaşıldığını, emniyet kemerinin takılı olmaması nedeniyle %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, hatır taşıması nedeniyle tazminattan indirim yapılmasına rağmen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini, bu durumun hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davacının yolcu olduğu davalı tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı olan araç ile dava dışı aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde 6098 sayılı Kanun'un 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Dosyadaki belge ve bilgilerden, davacının sigortalı araçta yolcu olduğu, sigortalı araç ile dava dışı aracın karıştığı kazada, kaza tespit tutanağına göre davacı yolcunun emniyet kemeri takıp takmadığının tespit edilemediği, ancak davacının soruşturma aşamasında jandarmaya verdiği ifadesinde çarpmanın etkisiyle ön koltuğa çarptığını ve koltukların arasına düştüğünü beyan ettiği dikkate alındığında kaza sırasında emniyet kemeri takmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu halde İtiraz Hakem Heyetince, davacının emniyet kemeri takmadan sigortalı araçta yolculuk yaptığı dikkate alınarak yerleşik içtihatlarımıza göre yukarıdaki yasal düzenleme kapsamında davalı lehine %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru değildir.</p>

<p>2.Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>07.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20244518-e-202513684-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni1222010kkaa.jpg" type="image/jpeg" length="45122"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/3902 E., 2025/4033 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233902-e-20254033-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233902-e-20254033-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 10.03.2025 tarihli, 2023/3902 E., 2025/4033 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/3902 E., 2025/4033 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/135 E., 2023/135 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 20.06.2021 tarihinde karıştığı tek taraflı trafik kazası sonucu sigortalı araçta yolcu olarak bulunan müvekkilinin yaralandığını, sürekli iş göremezliğe uğradığını belirterek belirsiz alacak olarak 40.000,00 TL tazminat ile 1.000,00 TL rapor ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini 430.000,00 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvuranın maluliyetinin oluşmadığını, kusur oranının tespiti gerektiğini, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak yapılmasını, rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, avans faizi isteminin haksız olduğunu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek vekalet ücretinin beşte biri oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; başvurunun ksımen kabulü ile 300.508,58 TL’nin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; başvuranın yaralanma bölgesinin kafasından olması nedeniyle emniyet kemeri takmama nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılmasına yönelik davalı itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın kaldırılarak yeni hüküm kurulmasına, başvurunun kısmen kabulü ile 240.406,86 TL'nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde;maluliyet raporları arasında maluliyet oranı yönünden fahiş fark oluştuğunu, çelişki oluştuğunu, taraflarınca sunulan raporun usulüne uygun olarak düzenlendiğini, hükme esas alınması gerektiğini, mütefarik kusur indirimi yapılmasının hatalı olduğunu, tam vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; yargılama sırasında alınan sağlık raporunun taraflarına tebliğ edilmediğini, savunma haklarının ihlal edildiğini, hükme esas alınan maluliyet raporunun hatalı olduğunu, taraflarınca alınan uzman görüşü raporu ile çeliştiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak hesap yapılması gerektiğini<br />
belirtmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın yaptığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetince kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.</p>

<p>11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik yürürlükte olduğundan kaza tarihinde geçerli mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmelidir. Eldeki davada kaza, 20.06.2021 tarihinde meydana gelmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde; dosya içerisinde bulunan ve davacı tarafından sunulan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 15.03.2022 tarihli raporu ile kaza tarihinde geçerli olan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri kullanılarak davacı için %24 engellik oranı belirlendiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetince ara kararla aldırılan 03.10.2022 tarihli Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının raporunda ise yine Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca %10 engellik oranı belirlendiği belirtilmiş, Uyuşmazlık Hakem Heyetince bu raporlardan ikincisine itibar olunarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yargılama makamlarınca çelişkili raporlardan birine neden itibar edildiği, diğer raporun neden tercih edilmediği gerekçelendirilmeli veya her iki rapor arasındaki çelişkiyi gideren üçüncü bir rapor alınmalıdır.</p>

<p>Şu durumda İtiraz Hakem Heyetince, davacının kazaya ilişkin tüm tedavi evrakı eklenip (eksik varsa temini ile) dosyada bulunan sağlık kurulu raporları da irdelenmek ve bizzat muayene edilmek suretiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik uygun olarak ve yukarıda açıklandığı şekilde başka bir üniversite hastanesinden oluşturulacak heyetten gerekçeli, çelişkiyi giderecek yeni bir rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p>

<p>3. Her ne kadar İtiraz Hakem Heyetince 11 yolcudan 6'sının çocuk olduğu, istiap haddinin 3 kişi ile aşıldığı, davacının yaralanmasının da kafa bölgesinden olması nedeniyle emniyet kemeri takılmadığı gerekçesiyle müterafik kusur indirimi yapılmışsa da, davacının emniyet kemeri takıp takmadığının belirsiz olduğu, davacının yaralanmasının da ağız, dudak bölgesinden olduğu anlaşıldığından yazılı gerekçeyle müterafik kusur indirimi yapılması doğru olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde davacı ile davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 10.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233902-e-20254033-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="17521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/4555 E., 2025/2097 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234555-e-20252097-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234555-e-20252097-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 10.02.2025 tarihli, 2023/4555 E., 2025/2097 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4555 E., 2025/2097 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/1033 - 2022/1033 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2022/İHK-60486<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2022/201363</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.06.2018 tarihinde davacının yolcu olarak bulunduğu otomobil ile kaza tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) bulunmayan karşı aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.500,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 250,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 250,00 TL geçici bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 5.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini toplam 92.146,87 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının davacıya tazminat ödediğini, davacının bakiye tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; başvurunun kabulü ile 87.220,73 TL sürekli iş göremezlik tazminatı 3.740,27 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 1.185,87 TL geçici bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 92.146,87 TL tazminatın 15.12.2021 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin itirazının kabulüne, diğer itirazlarının reddine, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının hüküm kısmının vekalet ücretine ilişkin bendinin düzeltilmesine, davacı lehine 5.100,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesine, kararın düzeltilmiş hali ile aynen icrasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalının davacıya tazminat ödediğini, davacının ibraname imzaladığını, davacının bakiye tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının bakiye tazminat için davalıya başvuru yapmadığını, bu nedenle dava şartı eksikliği nedeniyle başvurunun usulden reddine karar verilmesi, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, davalının geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri tazminatı, tedavi gideri ve adli tıp raporu ücretinden poliçe teminatı kapsamında sorumlu olmadığını, hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, temerrüt tarihinin hatalı olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, kaza tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) bulunmayan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacı yolcunun uğradığı sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, davalının davacıya ödediği tazminatın ödeme tarihindeki verilere göre eksik olduğunun anlaşılmasına, ödenen tazminatın güncelleştirilmiş halinin hesaplanan tazminattan mahsup edilmek suretiyle bakiye tazminat miktarının tespit edilmesine, başvurunun usulüne uygun yapılmasına, tazminat hesaplama yönteminin doğru olmasına, davalının geçici iş göremezlik tazminatı ve geçici bakıcı gideri tazminatından poliçe teminatı kapsamında sorumlu olmasına, adli tıp raporu ücretinin yargılama gideri kapsamında davalıdan tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamasına, davacının davalının sorumlu olduğu araçta yolcu olmamasına göre davalı lehine hatır taşıması indiriminden bahsedilemeyecek olmasına, temerrüt tarihinde hata olmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2-Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52 nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın</p>

<p>meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir.<br />
Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde Türk Borçlar Kanunu'nun 52 nci maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Somut olayda; otomobilde yolcu konumunda olan davacının, kaza tespit tutanağına göre kaza esnasında emniyet kemerinin takılı olup olmadığı tespit edilememiş olmakla birlikte, davacının aracın ön yolcu koltuğunda seyahat ettiği ve yaralanmasının baş bölgesinde olmasına göre davacının kaza sırasında emniyet kemerini takmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu durumda, davacının kaza sırasında emniyet kemerini takmadığı anlaşılmakla Dairemiz yerleşik uygulamalarına göre hesaplanan tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekirken, indirim yapılmamış olması doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>10.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234555-e-20252097-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 20:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni122201.jpg" type="image/jpeg" length="49321"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EL ATMANIN ÖNLENMESİ (MÜDAHALENİN MEN’İ) DAVASI NEDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/el-atmanin-onlenmesi-mudahalenin-meni-davasi-nedir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/el-atmanin-onlenmesi-mudahalenin-meni-davasi-nedir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mülkiyet hakkı, Anayasa ve kanunlarla güvence altına alınmış temel haklardan biridir. Ancak zaman zaman taşınır ya da taşınmaz mallara yönelik haksız müdahalelerle karşılaşılabilmektedir. İşte bu tür durumlarda başvurulan en önemli yollardan biri <strong>el atmanın önlenmesi (müdahalenin men’i) davasıdır</strong>.</p>

<p><strong>El Atmanın Önlenmesi Davası Ne Anlama Gelir?</strong></p>

<p>Müdahalenin men’i davası, taşınmaz ya da taşınır mal üzerindeki mülkiyet veya diğer ayni haklara yapılan haksız müdahalelerin ortadan kaldırılması için açılan davadır. Davanın amacı, mevcut haksız işgali sona erdirmek ve aynı zamanda gelecekte olabilecek müdahalelerin de önüne geçmektir.</p>

<p>Bu dava yalnızca mülkiyet hakkı sahipleri tarafından değil; <strong>intifa hakkı, oturma hakkı veya kiracılık gibi şahsi hak sahipleri</strong> tarafından da açılabilir.</p>

<p><strong>Kimler Bu Davayı Açabilir?</strong></p>

<p>- Mülkiyet veya sınırlı ayni hak sahipleri,</p>

<p>- Şahsi hak sahipleri (örneğin kiracılar),</p>

<p>- Paydaşlar (paylı veya elbirliği mülkiyetinde diğer ortaklara veya üçüncü kişilere karşı).</p>

<p>Örneğin; mirasçılardan biri, ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olunuyorsa diğer mirasçılara karşı da el atmanın önlenmesi davası açabilir.</p>

<p><strong>Zamanaşımı Süresi Var mıdır?</strong></p>

<p>El atmanın önlenmesi davasında herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Hak sahibi, müdahale devam ettiği sürece bu davayı her zaman açabilir. Ancak dava ile birlikte <strong>ecrimisil (haksız işgal tazminatı)</strong> talep edilecekse, bu talep yalnızca son <strong>5 yıllık süre</strong> için ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>El Atmanın Önlenmesi Davasında Ek Talepler</strong></p>

<p>Davacı, sadece müdahalenin önlenmesini değil, aynı zamanda bazı ek talepleri de ileri sürebilir:</p>

<p><strong>- Ecrimisil (haksız işgal tazminatı):</strong> Taşınmazı haksız şekilde kullanan kişiden, bu kullanım nedeniyle uğranılan zararın tazmini istenir. Ecrimisil, haksız olarak kullanılan taşınmazın ekonomik tahsis amacı bulunmasa dahi istenebileceği Yargıtay kararları ile sabittir.</p>

<p><strong>- Muhdesatın kal’i:</strong> Başkasının arsasına izinsiz yapılan bina, dikilen ağaç veya yapıların yıkımı/kaldırılması talep edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- Eski hale iade:</strong> Haksız müdahale nedeniyle zarar gören malın eski hale getirilmesi istenebilir.</p>

<p>Hakim bu talepler hakkında kendiliğinden karar veremez, mutlaka davacı tarafından açıkça talep edilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Ecrimisil Nedir ve Nasıl Hesaplanır?</strong></p>

<p>Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle malik veya hak sahibinin uğradığı zararların karşılığıdır. Yargıtay’a göre ecrimisil, en az kira bedeli, en fazla tam gelir yoksunluğu seviyesinde hesaplanır. Hesaplama yapılırken taşınmazın rayiç kira bedeli, kullanım şekli ve sağlanabilecek gelir dikkate alınır. Ayrıca ecrimisil alacağına yasal faiz de uygulanır.</p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>El atmanın önlenmesi ve buna bağlı ek taleplerin (ecrimisil, muhdesatın kal’i gibi) görüleceği mahkeme, <strong>Asliye Hukuk Mahkemeleridir</strong>.</p>

<p>- Taşınmazlar için yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.</p>

<p>- Taşınır mallarda ise davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.</p>

<p><strong>Kararın İcrası</strong></p>

<p>Davaya konu taşınmazın mülkiyeti çekişmeli değilse, mahkemenin verdiği el atmanın önlenmesi kararı kesinleşmeden de icraya konulabilir. Ancak mülkiyetin tartışmalı olduğu durumlarda kararın icra edilebilmesi için kesinleşmesi beklenir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>El atmanın önlenmesi davası, mülkiyet ve diğer ayni hakların korunmasında en etkili hukuki yollardan biridir. Davayla birlikte ecrimisil veya muhdesatın kal’i taleplerinde bulunularak, haksız işgallerin hem önlenmesi hem de sebep olduğu zararların giderilmesi sağlanabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-aygunes" title="Av. Mehmet AYGÜNEŞ"><img alt="Av. Mehmet AYGÜNEŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/10/mehmet-aygunes.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-aygunes" title="Av. Mehmet AYGÜNEŞ">Av. Mehmet AYGÜNEŞ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/el-atmanin-onlenmesi-mudahalenin-meni-davasi-nedir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 18:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41a.jpg" type="image/jpeg" length="92927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay onadı: Köpek saldırısında yaralanan kadına 637 bin lira tazminat]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-onadi-kopek-saldirisinda-yaralanan-kadina-637-bin-lira-tazminat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-onadi-kopek-saldirisinda-yaralanan-kadina-637-bin-lira-tazminat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay, 2019 yılında Kırşehir’de köpeklerin saldırısı sonucu yüzde 37 oranında malul kalan Sebahat K.'ya (63) 437 bin 156 lira maddi ve 200 bin lira manevi tazminat ödenmesine ilişkin kararı onadı. Yargıtay, köpek sahiplerinin hayvanları zincir ve tasma gibi gerekli önlemleri almadan serbest bırakmasının özen ve gözetim yükümlülüğünün ihlali olduğuna hükmetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kırşehir’in Boztepe ilçesinde 10 Ocak 2019’da saat 07.00 sıralarında kızını okul servisine bindiren Sebahat K.'a, eve dönerken sürü halinde gezen köpekler saldırdı. Komşularının müdahalesiyle kurtarılan K., ambulansla hastaneye kaldırıldı. K.’ın sağ kulak kepçesi ile kulak memesinin bir bölümünde ve her iki kolunda doku kaybı meydana geldiği belirlendi. Olayın ardından K., köpeklerin sahipleri hakkında tazminat davası açtı.</p>

<p><strong>MALULİYET ORANI YÜZDE 37 OLARAK BELİRLENDİ</strong></p>

<p>Kırşehir 2’nci Asliye Hukuk Mahkemesi, davalıların Türk Borçlar Kanunu’nun hayvan bulunduranın sorumluluğunu düzenleyen 67’nci maddesi kapsamında 'kusursuz sorumlu' olduğuna hükmetti. Mahkeme, K.’ın yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığını, yaşamını tehlikeye soktuğunu, yüz bölgesindeki lezyonlar ile sağ kulak kepçesindeki kısmi doku kaybının yüzde sabit iz niteliğinde olduğunu belirtti. K.’ın maluliyet oranının yüzde 37 olduğu, 3 aylık geçici iş göremezlik zararının 6 bin 62 lira 70 kuruş, sürekli iş göremezlik zararının ise 431 bin 193 lira 50 kuruş olduğu hesaplandı. Mahkeme, K.’a toplam 437 bin 156 lira 20 kuruş maddi ve 200 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Ayrıca K.’ın eşine 30 bin lira, diğer 2 davacıya ise 10’ar bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmedildi. Tazminatların olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsiline karar verildi.</p>

<p><strong>‘SOPAYI KENDİNİ KORUMA İÇGÜDÜSÜYLE KULLANDI’</strong></p>

<p>Davalıların karara karşı yaptığı istinaf başvurusu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24’üncü Hukuk Dairesi tarafından esastan reddedildi. Bunun üzerine davalılar kararı temyiz etti. Temyiz başvurusunu inceleyen <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251251-e-202678-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3’üncü Hukuk Dairesi,</a> hayvan bulunduran kişinin, hayvanın başkasına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almak ve gerekli özeni göstermek zorunda olduğunu belirtti. Kararda, hayvan bulunduranın sorumluluktan kurtulabilmesi için gerekli özeni gösterdiğini veya bu özen gösterilmiş olsa dahi zararın önlenemeyeceğini ispatlaması gerektiği kaydedildi. Yargıtay, davalıların bakımını üstlendikleri köpeklerin zincir ve tasma gibi gerekli önlemler alınmadan, çevre güvenliği açısından tehlike oluşturacak şekilde serbestçe dolaşmalarına izin verilmesinin özen ve gözetim yükümlülüğünün ihlali olduğuna hükmetti. Davalıların, K.’ın elindeki sopayı sallayarak köpekleri kışkırttığı yönündeki itirazı da kabul edilmedi. Kararda, K.’ın sabah saatlerinde dışarıda bulunmasının ve köpeklerin saldırısını engellemek amacıyla elindeki sopayı kendisini koruma içgüdüsüyle kullanmasının, olay ile zarar arasındaki illiyet bağını kesecek nitelikte olmadığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay, bilirkişi raporunun denetime elverişli ve hükmedilen manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğunu belirterek davalıların temyiz itirazlarını reddetti. Böylece Yargıtay 3’üncü Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24’üncü Hukuk Dairesinin kararını oy birliğiyle onadı.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251251-e-202678-k-sayili-karari" rel="dofollow">&gt;&gt; İlgili karar için<span style="color:#2980b9"> TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3>

<h3 itemprop="description"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251251-e-202678-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2025/1251 E., 2026/78 K. sayılı kararı</a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>ÖZEL HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-onadi-kopek-saldirisinda-yaralanan-kadina-637-bin-lira-tazminat</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="68575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/1251 E., 2026/78 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251251-e-202678-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251251-e-202678-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2025/1251 E., 2026/78 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/1251 E., 2026/78 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/2184 E., 2024/1606 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/30 E., 2022/635 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.01.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde gelen davalılar vekili Avukat ... sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; müvekkili ...'in 10.01.2019 tarihinde sabah saat 06:45 sularında kızını okul servisine götürmek için evden çıktığını, eve dönüş yolunda ise davalılar tarafından başıboş bırakılmış ve sürü halinde gezen köpeklerin müvekkiline saldırdıklarını, sesleri duyan komşularının müdahalesi sonrası köpeklerin elinden kurtulduğunu, olayın akabinde ambulansla hastaneye kaldırıldığını, hayati tehlikesi nedeniyle yoğun bakımda tutulduğunu, epikrizde sağ kulak kepçesinin dış yarısının, sağ kulak memesinin dışının bir kısmının olmadığı, hastanın her iki kolunda doku kayıplarına bağlı olarak kol çevresi çapında azalma meydana geldiğinin rapor edildiğini, davalıların taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan dolayı açılan kamu davası neticesinde mahkumiyetlerine karar verildiğini, müvekkilinin tedavisinin halen devam ettiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, oluşan tedavi giderleri, bakıcı bakım gideri, geçici ve sürekli iş görmezlik zararı, çalışma gücünün azalması ve yitirilmesi ile ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan kazanç kaybı ile evlilik birliğine katkısının zarara uğraması nedeniyle oluşan katkı zarar bedeli olmak üzere şimdilik 300,00 TL maddi tazminat ile davacılardan ... için 300.000,00 TL, eşi ... için 60.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL, davacı için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 400.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiş, 30.05.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 437.156,20 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalılar vekili; müvekkilleri aleyhinde açılan kamu davası neticesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğini, köyde hayvancılıkla uğraşan müvekkillerini, sürekli olarak evlerinde köpek bulundurduklarını, hayvanlarını korumak adına, özellikle kış aylarında köye kurtların inmesini önlemek için köpeklerini bağsız olarak zaman zaman bulundurduklarını, ancak köpeklerin evden ayrılmadıklarını, hava aydınlandıktan sonra da köpekleri bağlayarak gereken önlemleri aldıklarını, bu köpeklerden hariç köyde başıboş köpeklerin de olduğunu, olay saatinde kar yağışının olması ve olay mahallinin köy olması nedeniyle köpeklerin ve diğer saldırgan hayvanların sokakta olmalarının olağan olduğunu, bu olaydan yaklaşık bir hafta önce başıboş ve sahipsiz köpekler ile komşusunun köpeklerinin davacıya saldırdıklarını ve yaraladıklarını, davacıya hangi köpeklerin saldırdığının belirsiz olduğunu, olayda müvekkillerine atfedilecek bir kusur bulunmadığını, jandarma incelemesinin bu olay kapsamında yeterli olmadığını, tazminat istemine ilişkin illiyet bağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalıların hayvan bulunduranın sorumluluğunu düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 67. maddesi kapsamında kusursuz sorumlu olup, mevcut raporlara göre olay sonucu meydana gelen yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, yaşamı tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu, olay sonucunda yüz sınırları içerisinde meydana gelen lezyonların ve sağ kulak kepçesindeki kısmi doku kaybının, yüzde sabit iz niteliğinde olduğu, maluliyet oranının %37 olarak hesaplandığı, 3 ay süreli geçici iş göremezlik zararının 6.062,70 TL olduğu, %37 maluliyet oranına göre sürekli iş göremezlik zararının ise 431.193,50 TL olduğu, geçici ve sürekli bakıma muhtaç olmadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, davacılardan ... için toplam 437.156,20 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi, ... için 30.000,00 TL manevi, ... için 10.000,00 TL manevi ve ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karara karşı, davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalılar vekili; istinaf taleplerinin gerekçesiz reddedilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, olayın davacı mağdurun kendi beyanıyla sabit olduğu üzere elindeki sopayı sallaması nedeniyle köpekleri ürkütmesi ve kışkırtması sonucunda saldırının meydana geldiğini, müvekkillerinin herhangi bir kusur ya da ihmallerinin bulunmadığını, beslemekte oldukları köpeklerine ilişkin bütün tedbirlerin alındığını, alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı gibi bu raporlara yönelik itirazlarının da değerlendirilmediğini, kusur oranlarının tespit edilmediğini, elindeki sopayı sallamak suretiyle köpeklerin kışkırtılmasına ve saldırmasına sebebiyet veren davacı ...'in müterafik kusurunun dikkate alınmadığını, önceki köpek saldırılarının ve sabit izlerin kaynağının araştırılması gerektiğini, hükmedilen tazminat miktarlarının da çok yüksek olup hakkaniyete uygun olmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, hayvan bulunduranın sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>1.6098 sayılı Kanun'un 67. maddesinde öngörülen hayvan bulunduranın sorumluluğu, özel bir sorumluluktur. Anılan madde hükmüne göre; bir hayvanın bakımını ve yönetimini, dikkat, özen ve gözetim görevini üzerine alan ve ondan sürekli şekilde faydalanan kişi, hayvanı bulunduran sıfatıyla bu hayvanın sebebiyet vermiş olduğu zararları ödeme yükümlülüğü altındadır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere, bir hayvanın bakımını ve yönetimini üstlenen kişi, sahibi olduğu hayvanın başkasına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almak, hayvan üzerinde somut durumun gerekli kıldığı her türlü gerekli özeni ve dikkati göstermek zorunda tutulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gösterilecek özen hayvanın cinsine ve tabiatına, kullanılma tarzına göre değişir. Ehli hayvanlarla vahşi hayvanlara gösterilecek özen aynı değildir. Hayvanın muhafazası ve ona nezaret için gerekli tedbirler alınmalı, yardımcı şahıslara lüzumlu talimat verilmeli, tasma, zincir ve kafes gibi vasıtalar kullanılmalı, üçüncü şahıslar hayvanın arz ettiği tehlikeden haberdar edilmelidir (Dr. Haluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, 1961, s.155).</p>

<p>Hayvan bulunduran, hayvan üzerinde somut durumun gerekli kıldığı her türlü özeni gösterdiğini ispat etmelidir. Şu halde mutad özenin gösterilmiş olduğunun ispatı sorumluluktan kurtulmak için yeterli değildir. Özen ve gözetimin derecesi; somut olaydaki durum ve şartlara, hayvanın huyu, cinsi, yaşı, tehlikeliliği ve tepkisi gözönünde tutularak değerlendirilmelidir. Özen veya gözetim ödevi subjektif olmayıp objektif niteliktedir (Prof. Dr. Fikret Eren, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 14. Baskı, 2012, s.635).</p>

<p>6098 sayılı Kanunun 67. maddesi gereğince; hayvan bulunduranın sorumluğu niteliği itibariyle kurtuluş kanıtı getirilebilen bir kusursuz sorumluluktur. Bu nedenle, hayvan bulunduranın sorumlu tutulabilmesi için kusuru aranmaz, ancak sorumluluktan kurtulabilmesi; hayvanı, hal ve şartlara göre, gerekli bulunan özenle gözetmiş olduğunu ya da bu özen gösterilmiş olsaydı bile, zararın önlenemeyeceğini ispat etmesine bağlıdır. Bu durumun ispat edilememesi halinde oluşan zararı tazmin etmek zorundadır. Bu zarar, maddi bir zarar olabileceği gibi manevi bir zararda olabilir.</p>

<p>5. 6098 sayılı Kanunun 74. maddesinde düzenlenen “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü uyarınca, hukuk hâkiminin ceza hukuku kuralları ile bağlı olmadığı, ceza mahkemesi kararları karşısında hukuk hâkiminin bağımsızlığı düzenlenmiş bulunmaktadır. Hukuk hâkimi, ceza kararlarını ve orada yer alan değerlendirmeleri serbestçe gözönünde tutarak ondan yararlanabilir. Hukuk hâkiminin bağımsızlık ilkesi, ceza hukukuyla medeni hukukun amaçlarının, haksız fiile suçun unsurlarının kabul ve oluşumunun, her iki hukuk dalında yargılama usulü ile delillerin takdirinin farklı olmasına dayanmaktadır. Haksız fiil unsurlarının her iki hukuk dalında ifade ettikleri anlam birbirinden farklıdır. Hukuk hâkimi, ceza kararları karşısında kusurun varlığı ve derecesi, zarar miktarının tayini yönünden bağımsızdır.</p>

<p>Somut olayda; davalıların, yukarıda açıklanan yasal düzenleme gereğince kusursuz sorumlu olup, mutad özeni göstermiş olmalarının sorumluluktan kurtulmak için yeterli olmamasına, bakımını üstlendiği hayvanların başkalarına verecekleri tehlikeler gözetildiğinde, zincir ve tasma gibi gerekli önlemleri almadan çevre güvenliği bakımından tehlike oluşturacak şekilde serbestçe dolaşmalarına izin verilmesinin, özen ve gözetim yükümlüğünün ihlali niteliğinde olmasına, mağdurun sabah saatlerinde dışarıda bulunmasının ve köpeklerin saldırısını engellemek amacıyla elinde bulunan sopayı kendini koruma içgüdüsüyle kullanmış olmasının, olay ile zarar arasında illiyet bağını kesecek boyutta bir hareket olarak kabul edilemeyecek olmasına, kusur durumunun Mahkemece belirlenmesine, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu ve takdir edilen manevi tazminatın hakkaniyete uygun bulunduğunun anlaşılmasına göre, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251251-e-202678-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="88597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/2202 E., 2025/3046 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20242202-e-20253046-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20242202-e-20253046-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 26.05.2025 tarihli, 2024/2202 E., 2025/3046 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/2202 E., 2025/3046 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/169 E., 2024/477 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Havza Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/7 E., 2023/159 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; davacılardan ...’nın arkadaşları ile parkta oynarken davalının sahibi bulunduğu, yetiştirilmesi tehlike arz eden ve sahiplendirilmesi yasak olan pitbull terrier cinsi köpekleri tarafından saldırıya uğrayarak ağır derecede yaralandığını, tedavisinin halen devam ettiğini, vücudunun birçok yerinde ve yüzünde derin yaralar oluştuğunu ileri sürerek; davacılardan ... için 6.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, ... için 50,00 TL tedavi amaçlı ulaşım gideri ve 50.000,00 TL manevi, ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Havza Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/136 E. sayılı dosyasında, davalı lehine verilen beraat kararında maddi olgunun araştırıldığını, davalının isnat edilen eylemi işlemediğinin ve eylemde kusurunun bulunmadığının kesin olarak Mahkeme kararında tespit edildiği, söz konusu kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, beraat kararının Mahkemeyi bağlayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; Havza Asliye Ceza Mahkemesinin istinaf incelemesinden geçerek kesinleşen 2021/136 E., 2021/593 K. sayılı dosyasında; davalı sanığın ''dikkat köpek var'' uyarısını içeren levhayı asmış olduğu, bahçe kapısının yüksek boyutlu ve kilit sistemli olduğu, duvarla çevrili olan bahçede her köpek için ayrı barınak bulunduğu, sanığın tüm önlemleri aldığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği, hayvan bulunduran davalının zararın doğmasını engellemek için gereken özeni gösterdiği, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacılar vekili; ceza mahkemesince yapılan kusur değerlendirmesine bağlı kalınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, köpekler nedeniyle bütün tedbirleri aldığını beyan eden davalının tehlike arz eden ve sahiplenmesi yasak olan bir köpeği beslemiş olması sebebiyle neticeden sorumlu tutulması gerektiğini, herkesin girebileceği bir alanda tehlikeli cins olan köpeği salınmış halde bırakmasının kusurlu olduğunu gösterdiğini, davalının kapıyı kilitlemeyerek özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, hayvan bulunduranın sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 67. maddesinde öngörülen hayvan bulunduranın sorumluluğu, özel bir sorumluluktur. Anılan madde hükmüne göre; bir hayvanın bakımını ve yönetimini, dikkat, özen ve gözetim görevini üzerine alan ve ondan sürekli şekilde faydalanan kişi, hayvanı bulunduran sıfatıyla bu hayvanın sebebiyet vermiş olduğu zararları ödeme yükümlülüğü altındadır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere, bir hayvanın bakımını ve yönetimini üstlenen kişi, sahibi olduğu hayvanın başkasına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almak, hayvan üzerinde somut durumun gerekli kıldığı her türlü gerekli özeni ve dikkati göstermek zorunda tutulmuştur.</p>

<p>Gösterilecek özen hayvanın cinsine ve tabiatına, kullanılma tarzına göre değişir. Ehli hayvanlarla vahşi hayvanlara gösterilecek özen aynı değildir. Hayvanın muhafazası ve ona nezaret için gerekli tedbirler alınmalı, yardımcı şahıslara lüzumlu talimat verilmeli, tasma, zincir ve kafes gibi vasıtalar kullanılmalı, üçüncü şahıslar hayvanın arz ettiği tehlikeden haberdar edilmelidir (Dr. Haluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, 1961, s.155).</p>

<p>Hayvan bulunduran, hayvan üzerinde somut durumun gerekli kıldığı her türlü özeni gösterdiğini ispat etmelidir. Şu halde mutad özenin gösterilmiş olduğunun ispatı sorumluluktan kurtulmak için yeterli değildir. Özen ve gözetimin derecesi; somut olaydaki durum ve şartlara, hayvanın huyu, cinsi, yaşı, tehlikeliliği ve tepkisi gözönünde tutularak değerlendirilmelidir. Özen veya gözetim ödevi subjektif olmayıp objektif niteliktedir (Prof. Dr. Fikret Eren, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 14. Baskı, 2012, s.635).</p>

<p>6098 sayılı Kanunun 67. maddesi gereğince; hayvan bulunduranın sorumluğu niteliği itibariyle kurtuluş kanıtı getirilebilen bir kusursuz sorumluluktur. Bu nedenle, hayvan bulunduranın sorumlu tutulabilmesi için kusuru aranmaz, ancak sorumluluktan kurtulabilmesi; hayvanı, hal ve şartlara göre, gerekli bulunan özenle gözetmiş olduğunu ya da bu özen gösterilmiş olsaydı bile, zararın önlenemeyeceğini ispat etmesine bağlıdır. Bu durumun ispat edilememesi halinde oluşan zararı tazmin etmek zorundadır. Bu zarar, maddi bir zarar olabileceği gibi manevi bir zararda olabilir.</p>

<p>Ancak, hayvan bulunduranın aynı zamanda kusuru varsa, bu kusur munzam (ek) kusur olarak gözönünde tutulur. Munzam kusur halinde, kusursuz sorumlu kişi illiyet bağını kesen sebeplere dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı gibi tazminat miktarının takdirinde bu kusur gözönünde tutulacaktır.</p>

<p>6098 sayılı Kanunun 74. maddesinde düzenlenen “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü uyarınca, hukuk hâkiminin ceza hukuku kuralları ile bağlı olmadığı, ceza mahkemesi kararları karşısında hukuk hâkiminin bağımsızlığı düzenlenmiş bulunmaktadır. Hukuk hâkimi, ceza kararlarını ve orada yer alan değerlendirmeleri serbestçe gözönünde tutarak ondan yararlanabilir. Hukuk hâkiminin bağımsızlık ilkesi, ceza hukukuyla medeni hukukun amaçlarının, haksız fiile suçun unsurlarının kabul ve oluşumunun, her iki hukuk dalında yargılama usulü ile delillerin takdirinin farklı olmasına dayanmaktadır. Haksız fiil unsurlarının her iki hukuk dalında ifade ettikleri anlam birbirinden farklıdır. Hukuk hâkimi, ceza kararları karşısında kusurun varlığı ve derecesi, zarar miktarının tayini yönünden bağımsızdır.</p>

<p>Somut olayda; davalının evinin bahçesinde serbest bıraktığı köpeklerin, arkadaşlarıyla bahçeye giren davacı ...'ya saldırdığı ve yaralanmasına sebebiyet verdiği dosya kapsamıyla sabittir. Davalı hakkında, taksirle yaralama suçundan ceza mahkemesince yapılan yargılama sonucunda beraatine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince; davalı hakkında verilen beraat kararında maddi olgunun araştırıldığı ve davalının isnat edilen eylemi işlemediğinin ve eylemde kusuru bulunmadığının tespit edildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de; kusurun değerlendirilmesi yani davalının kusuru bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararı ile hukuk hâkimi bağlı değildir. Davalı, yukarıda açıklanan yasal düzenleme gereğince kusursuz sorumlu olup, mutad özeni göstermiş olması sorumluluktan kurtulması için yeterli değildir. Davalının, bakımını üstlendiği hayvanların cinsi ve başkalarına verecekleri tehlike gözetildiğinde, zincir ve tasma gibi gerekli önlemleri almadan çevre güvenliği bakımından tehlike oluşturduğu için yasaklı köpek ırklarından olan pitbull cinsi köpeği bahçede serbestçe dolaşmalarına izin vermesi, özen ve gözetim yükümlüğünün ihlali niteliğindedir. Olay tarihinde 11 yaşında olan davacı ...'nın, duvarla çevrili bulunan bahçeye arkadaşlarıyla kilitli olmayan kapıyı açarak arkadaşlarıyla girmiş olması, davalının sorumluluğunun niteliği itibariyle başlı başına illiyet bağını kesecek boyutta bir hareket olarak kabul edilemez.</p>

<p>Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; olayın gelişim biçimi ve hayvan bulunduranın sorumluluğunu düzenleyen ilkeler birlikte değerlendirilerek, davalının meydana gelen zarardan sorumlu olduğunun kabul edilmesi ve davaya konu tazminat kalemleri hakkında inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20242202-e-20253046-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="92046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/979 E., 2025/498 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2024979-e-2025498-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2024979-e-2025498-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2025 tarihli, 2024/979 E., 2025/498 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/979 E., 2025/498 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/477 E., 2023/811 K.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; müvekkillerinden Ilgaz'ın 08.02.2011 tarihinde ikamet ettiği Beykoz Konakları Sitesinin önünde köpeğini gezdirirken davalıya ait ve davalının arkadaşı olduğu tahmin edilen ...'e ait işyerinin bahçesinde koruma amaçlı olarak beslendiği öğrenilen iki adet Rottweiler cinsi köpeğin saldırısına uğradığını, köpeklerin yardım etmek isteyen diğer müvekkili ...'e de saldırdığını, Ilgaz'ın 7 gün hastanede tedavi gördüğünü, sağ uyluğunda yaralarının bulunduğunu, sol elindeki ağır yaralanma sonucunda sinir ve doku kaybı gerçekleştiğini, ...'in ise 14 gün hastanede tedavi gördüğünü, yaralarına onlarca dikiş atıldığını, sol baldırında ve uyluğunda derin yaralar açıldığını, halen yürümekte zorluk çektiğini, davalının köpekleri bağlamadığını, serbestçe dolaşmasına izin verdiğini, basit önlemlerden hiçbirini almadığını, olay anında müdahale edecek mesafede bile bulunmadığını, hem cezai hem hukuki sorumluluğunun bulunduğunu, müvekkillerinin olay sonrasında cismani ızdırap, korku ve acı yaşayarak derinden etkilendiklerini ileri sürerek; müvekkillerinden Ilgaz için 15.000,00 TL manevi ve 6,575,34 TL maddi ... için 20.000,00 TL manevi ve 1.205,15 TL maddi tazminat ile müvekkili ... 'in saldırı nedeniyle yapmış olduğu özel sağlık sigortası primlerinde meydana gelen 6.849,23 TL prim farkının munzam zarar olarak davalıdan tazminine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; ceza dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkilinin köpeklerini bağlandığını ancak birileri tarafından zincirlerinin çözüldüğünü, davacı ...'ın köpeğinin mezkur köpeklerin yanına getirerek tahrik etmesi sonucunda olayın gerçekleştiğini, müvekkilinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığından söz edilemeyeceğini, köpeklerin tüm aşılarının ve muayenelerinin yapıldığını, talep edilen tazminat bedellerinin fahiş olduğunu, müvekkilinin kusuru olmasa da olay sonucunda davacıların masraflarını gidermek istediğini, ancak davacıların önce Haydarpaşa Numune Hastanesine gittiklerini ancak daha sonra İstanbul'un en pahalı hastanesi olarak bilinen Özel Maslak ... Hastanesi ve sonra da Özel ... Hastanesine giderek tedavi olduklarını, davacıların özel sağlık sigortasının bağlı olduğu ... Sigorta A.Ş. tarafından müvekkili aleyhine Üsküdar 2.İcra Müdürlüğü'nün 2012/1381 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davacıların zararının sigorta şirketi tarafından karşılanmış olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 21.01.2026 tarihli kararıyla; davalıya ait rotweiller cinsi köpeklerin davacılara saldırarak yaralanmalarına sebep olduğu, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi gereğince davacıların bedensel bütünlüğü zedelenmiş olması nedeniyle manevi tazminat isteyebilecekleri, tedavi giderlerinin özel sigortalarından karşılanıp olay nedeni ile özel sağlık sigorta prim farkı sigorta şirketince davacılardan talep edilmediği, davacıların maddi tazminat davasının ispatlanamadığı gerekçesiyle; maddi tazminat taleplerinin reddine, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüyle ile davacılardan ... için 4.000,00 TL, ... için 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Mahkemenin 21.01.2016 tarihli kararına karşı taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulması üzerine, Dairenin 12.09.2018 tarihli ilamıyla; davalı vekili ile davacı ...'in temyiz itirazlarının reddine, davacı ... yönünden hükmedilecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinde, davacının yaralanma derecesi ve maluliyet durumuna ilişkin (geçici ya da sürekli maluliyetin oluşup oluşmadığı, sabit iz kalıp kalmadığı, sinir doku kaybı oluşup oluşmadığı, operasyon geçirip geçirmediği...vb.) Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulundan rapor alınarak, davacının yaralanma derecesi, olayın oluş şekli ve tarafların sosyal-ekonomik durumları değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğu gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ...'ın bozma ilamı doğrultusunda yapılacak muayenesine ihtara rağmen gitmediği, manevi zararının tespiti için üzerine düşen ispat külfetini yerine getirmediği için yaralanmanın bozma kararından önce verilen tazminat miktarından daha fazla tazminat gerektirecek ağırlıkta olduğunu ispatlayamadığı, ancak ilk verilen karara karşı davalının temyiz talebinin reddedilmiş olması nedeniyle hükmedilen miktar kadar davacı lehine usuli müktesep hak oluştuğu gerekçesiyle; davalılardan ... hakkında verilen 21.01.2016 tarihli temyiz talebi reddedilerek kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, ...’ın davasının kısmen kabulüyle 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacılar vekili; doku kayıplarının yaşandığı yaralanmaların boyutunun dosya içindeki belgelere göre takdir edilmesini istediklerini, tazminatların anlaşılamayacak şekilde az takdir edildiğini, maddi zararın ise araştırma yapılmadan reddedildiğini, müvekkili ...'a 100 kiloluk iki köpeğin defalarca saldırdığını, bunun sonucunda yara ve doku kaybı meydana geldiğini aylarca fizik tedavi gördüğünü, 2.000,00 TL manevi tazminatın çok az olduğunu, yine müvekkili Halitin de bacağından parça koptuğunu ve iki kez ameliyat olmak zorunda kaldığını, buna karşılık verilen 4.000,00 TL manevi tazminatın çok az olduğunu, müvekkillerinin ödediği harç ve dava masraflarının davalının ödediği tüm cezalardan ve diğer giderlerin toplamından daha az olduğunu, pandemi sırasında yeni doğan bebeği olan müvekkilinin bebeğinin sağlık sorunlarının olması nedeniyle hastaneye gitmekten imtina ettiğini, İstanbul'a yoğun iş hayatı nedeniyle gidemediğini belirterek, kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, hayvan bulundurmanın sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece; uyulan bozma ilamında gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapıldığı, davacı ...'ın Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında yapılan 03.03.2021 tarihli muayenesinde; olay sonucu yaralanan sol elde kavrama ve nesne taşımada güçlük, 2. ve 3 . parmakların iç yüzeyinde hissizlik şikayetinin bulunduğu, 10 cm uzunluğunda iz kaldığı, 2. ve 3. parmakların fleksiyonda durduğu ancak istemli olarak ekstansiyona getirilebildiği, parmak hareketlerinde hafif kısıtlılık bulunduğunun tespit edildiği, davacının Ortapedi ve Travmatoloji ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dallarında yapılacak muayeneye ve yine ihtara rağmen Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından verilen randevuya gitmediği, bu nedenle bozma doğrultusunda yeni bir rapor düzenlenmesinin mümkün olmadığı, olay tarihi, tarafların sosyo-ekonomik durumları ve olayın oluşuna ve zarara ilişkin mevcut dosya kapsamına göre hükmedilen manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşen kısımlara yönelik itirazlarının incelenemeyecek olduğu anlaşılmakla, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Mahkeme kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı fazladan alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,<br />
23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2024979-e-2025498-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="73440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2012/10867 E., 2012/41733 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-201210867-e-201241733-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-201210867-e-201241733-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 06.12.2012 tarihli, 2012/10867 E., 2012/41733 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2012/10867 E., 2012/41733 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ Asliye Ceza Mahkemesi<br />
HÜKÜM : Hükümlünün 765 sayılı TCK hükümlerine göre cezalandırılmasına dair,</p>

<p><br />
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Uyarlama yargılaması lehe hükümlerin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılamadır. Lehe kanunun tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı TCK'nin hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe kanunun belirlenip uygulanmasıyla ile yetinilmelidir. Bu belirleme sırasında herhangi bir kanıt tartışması yapılmamalı, takdir hakkı kullanılmamalı ve önceki karar dışına çıkılmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan uyarlama yargılaması sonucunda; 765 sayılı TCK hükümlerinin sanık lehine olduğu kabul edildiği takdirde, kurulan yeni hükümde kesinleşen önceki hapis cezası yönünden bir değişiklik yapılması mümkün bulunmadığından, uyarlama yapılmasına yer olmadığına ve önceki hükmün aynen infazına -somut olayda ilaveten CMK'nin 231. maddesinin de uygulanıp uygulanmayacağına da- karar verilmelidir.</p>

<p>Dairemizin yerleşik uygulamalarında ve ayrıntıları Yargıtay CGK'nun 11.7.2006 ... 2006/5- 182- 182 ve 4.7.2006 ... 2006/10-128-177 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, kesinleşmiş olan hükümle ilgili uyarlama sonucu verilen kararda yapılan yanlışlıkların kazanılmış hak oluşturmayacağı, kazanılmış hakkın ilk hükümdeki ceza miktarıyla sınırlı olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;</p>

<p>Somut olayımızda; mahkemenin 30.01.2004 tarih, 2003/622 esas, 2004/36 karar sayılı kararı ile verilen mahkumiyet hükmünün Dairemizin 04.07.2005 tarih ve 2005/8575 karar sayılı ilamıyla temyiz red kararı onanarak kesinleştiği ve bu hüküm de; sanığın 765 sayılı TCK'nin 456/2, 457/1, 51/1. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Uyarlama talebi üzerine 07.07.2011 tarihli karar ile verilen hükümde ise; dosya içeriğine uygun şekilde yapılan karşılaştırma sonucunda suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK hükümlerinin sanığın daha lehine olduğu belirtildiği halde, 765 sayılı TCK hükümlerine göre yeniden hüküm kurularak ilk hükümde yer alan 765 sayılı TCK'nin 456/2, 457/1, 51/1. maddelerinin yanı sıra TCK'nin 59. maddesi de tatbik edilerek sanığın 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılması suretiyle uyarlama yargılaması dışına çıkılıp, kesin hükme bağlanmış kararda değişiklik yapılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK'un 322. maddesi gereğince, hüküm fıkrasının 765 sayılı TCK'nin 59. maddesi hükmünün uygulanmasına dair 5. parağrafının hükümden çıkarılması ve sair kısımlarının aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-201210867-e-201241733-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="61805"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2007/8-125 E., 2007/186 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20078-125-e-2007186-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20078-125-e-2007186-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.09.2007 tarihli, 2007/8-125 E., 2007/186 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2007/8-125 E., 2007/186 K.</strong></p>

<p><strong>HÜKMÜN GEREKÇESİ<br />
HÜKÜM METNİNİN İÇERECEĞİ HUSUSLAR<br />
VUSUKUN İHLALİ<br />
5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 9 ]<br />
1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 306 ]<br />
1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 325 ]<br />
1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 337 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Piyasaya sahte Amerikan doları sürmek suçlarından sanıklar Ayşe Y..... ve Fatih Y.....'nın 765 sayılı TCY'nın 316/4, 318, 59 ve 647 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca, sanık Nevzat K......'ın ise 765 sayılı TCY'nın 316/4, 318, 59 ve 81/1-3. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ilişkin, Isparta Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2002 gün ve 185-158 sayılı hüküm, sanık Fatih Y..... müdafii ve sanık Nevzat K...... tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.06.2005 gün ve 9740-5255 sayı ile;</p>

<p>Sanık Nevzat K......'ın temyiz isteminin CYUY'nın 317. maddesi uyarınca reddine,</p>

<p>Diğer sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün ise, hukuki durumunun yeni yasalar çerçevesinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Bozma sonucu evrak üzerinde inceleme yapan Yerel Mahkemece 28.07.2005 gün ve 243-210 sayı ile; sanıkların yine aynı şekilde cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Sanıklar Ayşe Y..... ve Fatih Y..... müdafileri ile Nevzat K...... tarafından temyiz edilen hüküm dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.04.2007 gün ve 5663-2983 sayı ile;</p>

<p>Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarındaki hükmün kesinleştiği, adı geçen sanıklar hakkında ancak, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren yasalar yönünden talep üzerine yada resen uyarlama yargılaması yapılmasının mümkün olduğu yeniden kurulan 28.7.2005 tarihli hükmün hukuki değerden yoksun, yok hükmünde bulunduğu kabul edilerek, sanık Ayşe Y..... müdafii ile sanık Nevzat K......'ın temyiz isteklerinin CYUY'nın 317. maddesi uyarınca reddine,</p>

<p>Sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün ise; CYUY'nın 322. maddesi uyarınca hükümdeki "Suç konusu Isparta emanet memurluğunun 05.10.2001 tarih ve 2001/359 sırasında kayıtlı sahte paranın 765 sayılı TCK.nun 36. maddesi uyarınca müsaderesine" ibaresinden sonra "ve 5320 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca T.C Merkez Bankasına gönderilmesine" denilmek suretiyle düzeltilerek onanmasına," karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığınca 29.05.2007 gün ve 200103 sayı ile;</p>

<p>1- Sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün birinci sayfasında katip imzası bulunmamasının</p>

<p>5271 sayılı Yasanın 219/1, 232/7. maddelerine aykırılık oluşturduğu ve belgelendirme değeri taşımadığı,</p>

<p>2- Sanıklar Ayşe Y..... ve Nevzat K...... yönünden ise; 1412 sayılı CYUY'nın 325. maddesi uyarınca haklarındaki hükmün kesinleşmediği ayrıca mahkemece sonradan yürürlüğe giren Yasa hükümlerinin değerlendirilmesi sonucu davanın esasını sonuçlandıran bir karar verildiği ve bu hükmün temyiz incelemesine tabi bulunduğu gerekçesiyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Dairenin 11.04.2007 gün ve 5663-2983 sayılı kararının kaldırılmasına,</p>

<p>Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin, sanık Fatih Y..... hakkındaki 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükmünün bozulmasına,</p>

<p>Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarındaki Isparta Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükümlerin ise temyizen incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>1- Ceza Genel Kurulunca sabit kabul edilen uyuşmazlık konusu;</p>

<p>Piyasaya sahte Amerikan doları sürmek suçlarından sanıklar Ayşe Y....., Fatih Y..... ve Nevzat K......'ın 765 sayılı TCY'nın 316/4 ve 318. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ilişkin, Isparta Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2002 gün ve 185-158 sayılı hüküm, sanık Ayşe Y..... hakkında temyiz edilmeksizin, sanık Nevzat K...... yönünden ise temyiz isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş, sanık Fatih Y..... hakkındaki hüküm ise, sanığın hukuki durumunun yeni yasalar kapsamında değerlendirilmesi isabetsizliğinden bozulmuş, Yerel Mahkemece bozmadan sonra, evrak üzerinde yaptığı inceleme sonucu, 765 sayılı Yasa hükümlerinin lehe olduğu gerekçesiyle, sanık Fatih Y..... ile haklarındaki hüküm kesinleşen Ayşe Y..... ve Nevzat K......'nın yine aynı şekilde cezalandırılmalarına karar verilmiş, Özel Dairece sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün düzeltilerek onanmasına, diğerleri hakkındaki hükümlerin ise hukuki değer taşımadığı gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmiş, Yargıtay C.Başsavcılığınca, sanık ve hükümlüler hakkında itiraz yasayoluna başvurularak, konunun Ceza Genel Kurulunca görüşülüp, çözümlenmesi isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>2- Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>a) Sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün birinci sayfasının tutanak kâtibi tarafından imzalanmaması suretiyle vusukun ihlal edilip edilmediği,</p>

<p>b) Sanık Fatih Y..... hakkındaki bozmanın, haklarındaki hükümler kesinleşen Ayşe Y..... ve Nevzat K......'a sirayetine (teşmiline) yasal olanak bulunup bulunmadığı,</p>

<p>c) Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarında, sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün bozulmasından sonra verilen hükümlerin hukuki değer taşıyıp, taşımadığı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>3- Sanık Fatih Y..... hakkındaki itiraz nedeninin değerlendirilmesi;</p>

<p>a) Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında yer almamakla birlikte, Ceza Genel Kurulunca itiraz nedenlerine bağlı kalınmaksızın, itiraza konu hükmün her yönüyle incelenmesi gerektiğinden, öncelikle bozma üzerine, henüz kesinleşmeyen, dolayısıyla yargılaması devam eden bir dosyada evrak üzerinde inceleme yapılarak, sanık hakkında hüküm tesisinin olanaklı olup olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 326. maddesi gereğince, bozulmakla hüküm ortadan kalkmış bulunduğundan davaya yeniden bakacak mahkemece, ilgililerin bozmaya karşı diyeceklerinin saptanması ve duruşmaya ilişkin tüm kuralların uygulanması zorunludur.</p>

<p>Yerel Mahkemece, emredici bu usül hükümlerine uyulmaksızın, bozma üzerine evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, sanık Fatih Y..... hakkında verdiği hüküm bu nedenle hukuka aykırıdır.</p>

<p>b) Sanık Fatih Y..... hakkındaki hükmün birinci sayfasının tutanak kâtibi tarafından imzalanmaması suretiyle vusukun ihlal edildiğine ilişkin itiraz nedenine gelince,</p>

<p>Ceza Yargılaması Yasasının "Duruşma tutanağı" başlığını taşıyan 219. maddesinde: duruşma için tutulan tutanağın mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanacağı, mahkeme başkanının mazereti olduğunda, tutanağın en kıdemli üye tarafından imzalanacağı,</p>

<p>231. maddesinde: duruşmanın sonunda, 232. maddede belirtilen esaslar dahilinde hazırlanmış bulunan hüküm fıkrasının duruşma tutanağına geçirileceği ve bunun duruşmada okunacağı,</p>

<p>"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlığını taşıyan 232. maddesinin</p>

<p>4. fıkrasında ise; karar ve hükümlerin, bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanacağı belirtilmektedir.</p>

<p>Bu yasal normlar birlikte değerlendirildiğinde; duruşma sürecini saptamak için tutulan tutanaklar ile duruşma tutanağına geçen son kararların gerekçe bölümü, gerekçenin sonradan yazılıp dosyaya konulması halinde ise hükmün, gerekçe bölümünü içeren sayfalarının mahkeme başkanı ile zabıt katibi tarafından imzalanması yeterli olup, tutanakların uygulamada ara kararı diye adlandırılan bölümleri ile son kararların hüküm fıkrası ve gerekçeli kararın sonradan yazılıp dosyasına konulması halinde ise hüküm fıkrasının yer aldığı sayfalarının karara katılan tüm hâkimler ve tutanağı yazan kâtiplerce imzalanması zorunludur.</p>

<p>İncelenen dosyada; Isparta Ağır Ceza Mahkemesince evrak üzerinde verilen ve iki sayfadan ibaret bulunan, evrak üzerinde inceleme yapılması ve başkaca bir tutanak düzenlenmemesi nedeniyle, hem duruşma tutanağı hemde gerekçeli karar niteliği taşıyan 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükmün ilk sayfasında tutanak kâtibinin imzasının bulunmaması, 5271 sayılı CYY'nın 219 ve 232. madde hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının bu sanık hakkındaki tek nedene dayalı itirazının ikinci nedenin de ilavesiyle kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>4- Ayşe Y..... ve Nevzat K...... hakkındaki itiraz nedenlerine gelince,</p>

<p>Sanık Fatih Y..... hakkındaki bozma nedeninin, diğer şeriklere sirayetine olanak bulunup bulunmadığı,</p>

<p>a) İlgili hükümler;</p>

<p>5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 325. Maddesi; "Hüküm, cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı sanık lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunmamış olan diğer sanıklara da tatbiki kabil olursa bu sanıklar dahi temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade ederler."</p>

<p>5271 sayılı CYY'nın 306. Maddesi; "(1) Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar."</p>

<p>b) Hükümlerin uygulanma koşulları;</p>

<p>Temyiz incelemesinin yapılabilmesi için kural olarak süre ve istek koşullarının yerine getirilmesi gerekir. Sanıklardan birinin talebi, diğer sanıklarında isteği yerine geçemez. İlgililer tarafından kanun yoluna başvurulmadığı takdirde hüküm kesinleşecektir. Ancak yasa koyucu, temyiz etmeyen sanıkların, hükmü temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını önlemek, adli yanılgılara engel olmak ve adaleti sağlamak için genel kuraldan ayrılmış, temyiz isteminde bulunulmuş gibi inceleme yapılmasında yarar görmüş ve "bozmanın sirayetini" kabul etmiştir. CYUY.nın 325. maddesi uyarınca, "cezanın uygulanmasında kanuna aykırılık nedeniyle hüküm bozulduğu takdirde, temyiz etmeyen sanıklar dahi temyiz isteminde bulunmuş gibi hükmün bozulmasından yararlanacaklardır."</p>

<p>1412 sayılı CYUY'nın 325. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş bulunan ve Adalet Komisyonunca, "cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktan dolayı" ibaresi metinden çıkartılmak suretiyle 306. madde olarak kabul edilen, 5271 sayılı CYY'nın 306. maddesinin uygulanma koşulları gerekçesinde şu şekilde ifade edilmiştir; "Mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir ve infaz edilebilir hâle gelir. Kural bu olmakla beraber aynı mahkemece aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi, adalet düşüncesiyle ve bazı koşullarda Yargıtay'ın bozma kararından temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılması uygun görülmüştür.</p>

<p>Bunun için;</p>

<p>1. Aynı mahkemece aynı kararla birden çok sanığın hükümlendirilmesi,</p>

<p>2. Sanıkların fiilinde 8 inci maddede tanımlanan nitelikte bağlantı bulunması,</p>

<p>3. Hükmün Cumhuriyet savcısı, katılan veya sanıklardan bir veya birkaçınca ve sanıkların tümünü kapsamayacak şekilde temyiz edilmiş olması,</p>

<p>4. Hükmün cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık nedeniyle sanık yararına bozulması,</p>

<p>5. Bu bozmanın hükmü temyiz etmeyen veya kendileriyle ilgili temyiz bulunmayan sanıklara da uygulanma olanağına sahip olması gerekecektir.</p>

<p>Suç unsurlarının oluşmaması, fiilin suç olmaması, cezanın azaltılması veya ortadan kaldırılmasını gerektiren nedenler de cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktır.</p>

<p>Temyiz etmeyen deyimine; temyiz yoluna hiç başvurmayan, süresinden sonra başvuran, temyiz istemi reddolunanlar dahildir.</p>

<p>Yargıtay, bozma kararında, temyiz etmeyen sanıklardan hangilerinin yararlanacağını gösterir; ancak gösterilmemiş olması yararlanmayı önlemez. Mahkeme kanun gereği olarak bu durumu gözetmek zorundadır.</p>

<p>Bu bozmayla temyiz yoluna başvurmayan sanıklar hakkında kesinleşen hüküm de ortadan kalkar, aynı sanıklarla ilgili olarak yeniden hüküm kurmak gerekir."</p>

<p>Görüldüğü gibi,1412 sayılı CYUY'nın 325 ve 5271 sayılı CYY'nın 306. maddesinde düzenlenen sirayet kurumunun başlıca iki amacı bulunmaktadır;</p>

<p>Bunlar; aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen hükümlerin verilmesinin engellenmesi ve temyiz yoluna başvurmayanlar aleyhine doğabilecek adaletsizlikleri önlemektir.</p>

<p>c) Uyarlama yargılaması, koşulları ve sonuçları;</p>

<p>5252 sayılı Yasanın "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." şeklinde lehe yasanın saptanmasında başvurulacak yöntem düzenlenmiş olup,</p>

<p>Bu hüküm uyarınca, kesin yargı haline gelmiş bir hükümde değişiklik yargılaması yapılması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Kesin yargı haline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren yasaya dayalı bulunan değişiklik yargılamasında, her iki yasanın ilgili tüm hükümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak suretiyle belirlenmeli, bu belirleme herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği;</p>

<p>Eylemin suç olmaktan çıkarılması,</p>

<p>Ceza sorumluluğunun kaldırılması,</p>

<p>Önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerde,</p>

<p>Evrak üzerinde;</p>

<p>Bu üç hal dışında ise duruşma açılarak değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılamanın sonraki yasanın lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu unutulmamalı, lehe yasanın tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı Yasa hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe yasanın saptanması ile yetinilmelidir.</p>

<p>Uyarlama yargılaması, kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan hükümler ve hükümlüler için söz konusu olduğundan, aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesine konu olmaz ve bu yargılamada, 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin 4. fıkrası uyarınca dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz.</p>

<p>5- Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuç;</p>

<p>Sanık Fatih Y..... hakkındaki hüküm, 5237 sayılı Yasa hükümleri kapsamında sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekçesiyle bozulmuş olup, bu bozmanın haklarındaki hükümler kesinleşmiş bulunan Ayşe Y..... ve Nevzat K......'a sirayeti mümkün değildir.</p>

<p>Yasa koyucu, sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri uyarınca yapılacak uyarlama yargılaması ve sonuçlarını özel olarak düzenlemiş bulunduğundan, 1412 sayılı CYUY'nın 325. maddesi hükmünün, lehe yasanın değerlendirilmesi gerekçesiyle yapılan bozmalarda uygulanması olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Her iki yargılamanın koşulları ve sonuçları birbirinden farklı bulunduğundan, haklarındaki hüküm kesinleşenlerle, yargılamaları devam edenlerin birlikte yargılanması yasal olarak mümkün değildir.</p>

<p>5252 sayılı Yasanın 9. maddesindeki ilkelere uygun olarak yapılacak uyarlama ile, aynı suçun şerikleri hakkında farklı hükümlerin verilmesi ve adaletsizliğin giderilmesi yöntemi Yasa koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiş bulunduğundan, hakkaniyet, adalet ve usül ekonomisi mülahazalarıyla da olsa, Yasa koyucunun açık bir düzenleme ile konuyu çözüme kavuşturduğu konularda, bu iradeye aykırı bir çözüm tarzı benimsenemez.</p>

<p>Kuşkusuz Yasa Koyucu tarafından 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinde uyarlama yargılaması açıkça düzenlenmemiş bulunsaydı, 1412 sayılı CYUY'nın 325 ve 5271 sayılı CYY'nın 306. maddeleri uyarınca, hükmü temyiz etmemeleri veya temyiz istemlerinin reddine karar verilmek suretiyle haklarındaki hüküm kesinleşmiş bulunan hükümlülere, bozmanın sirayeti suretiyle, aynı suçun şerikleri arasında doğabilecek çelişkiler ve olası hak kayıplarının önlenmesi benimsenebilirdi. Ancak Yasa Koyucu, doğabilecek tüm olumsuzlukları giderecek tarzda yasal bir düzenleme yapmış bulunduğundan, sirayet suretiyle hükümlülerin yeniden yargılanarak haklarında hüküm tesisine olanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Her iki yargılamanın usülü ve sonuçlarının birbirinden tamamen farklı olması ve infazda doğabilecek sorunlar nazara alınarak, hükümlüler hakkında yerel mahkemece yapılan yargılamanın uyarlama yargılaması niteliğinde kabul edilerek, Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarında verilen sonraki hükmü hukuki sonuç bağlanması da mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının, Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarındaki itiraz nedenlerinin reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi M. Tatar; "26.09.2007 gün ve 5235 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlüğünü sürdüren 1412 sayılı CMUK'nun 325. maddesi; "Hüküm, cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı sanık lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunmamış olan diğer sanıklara da tatbiki kabil olursa bu sanıklar dahi temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade ederler." hükmünü taşımakta olup, re'sen gözetilmesi gereken bu kuralın işlerlik kazanabilmesi için birden çok sanık tarafından birlikte işlenen suçlardan dolayı aynı kararla verilen mahkumiyet kararlarının, şeriklerden bir veya birkaçı tarafından temyiz edilmesi ve sanık yararına olarak verilen bozma kararına, yerel mahkemece uyulması, bozmanın cezanın tatbikindeki yasaya aykırılıktan dolayı yapılması koşulları aranmaktadır.</p>

<p>Aynı mahkemece, aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi ve böyle durumlarda, yasa önündeki statüleri aynı olan sanıklara farklı cezalar uygulanmasının adalet duygularını zedeleyeceği endişesi ile konulmuş bu kuralın Yargıtayca da genişletilerek uygulandığı, diğer koşullar var ise, temyiz eden sanık yararına olarak yapılan bozmalar ceza uygulamasından kaynaklanmasa da bozmanın temyiz etmeyen şeriklere de teşmil edildiği bilinmektedir.</p>

<p>Aslında Yargıtay bozmasında yer almasa da, koşullarının varlığı halinde madde gözetilerek bozmaya uyan mahkemece, temyiz etmeyen sanıklar da, temyiz etmişler gibi bozmadan yararlandırılacaklar ve bunun doğal sonucu olarak da onlar hakkındaki hüküm de kesinleşmeyecek ve haklarında yeniden yargılama yapılıp hüküm kurulacaktır.</p>

<p>1412 sayılı Yasanın 325. maddesinin "cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı" yapılan bozmalarda uygulanabilir olan kuralının Yargıtayca da genişletilerek yorumlanması sonucunda yeni CMK'nun 306. maddesinde; "Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa…</p>

<p>…." denilerek bozmanın temyiz eden sanık yararına olması koşuluyla temyiz etmeyen şeriklere de teşmili kabul edilmiş, uygulama yasal hale getirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Tasarının 337. maddesinde yer alan "cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktan dolayı" ibaresi, hükmün uygulanma alanını daralttığı için metinden çıkarılmış ve şimdiki 306. madde bu haliyle Adalet Komisyonunda kabul edildiği şekliyle yasalaşmıştır.</p>

<p>Kanımızca da, aynı suçu işleyen şerikler hakkında farklı cezalar uygulanmasının adalete aykırılık oluşturması olasılığını önlemeye yönelik kuralın geniş yorumlanarak, tüm lehe bozmalarda uygulanması yasanın amacına uygun olacaktır.</p>

<p>Hükümden sonra yürürlüğe giren ve sanık yararına kurallar taşıyan yasaların geriye yürüyeceğini kabulle sanıkların bu değişikliklerden yararlandırılması evrensel ilkesi karşısında 325. maddenin yeni yasanın uygulanması amaçlı bozmalarda da gözetilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü, yeni yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, eski hükmü yalnızca bu nedenle bozan Yargıtay Dairesi, yeni yasanın sanık yararına olduğunu, en azından böyle bir olasılık bulunduğunu kabul etmekte ve hükmü temyiz eden sanık yararına bozmaktadır. Nitekim Yargıtayın kimi ceza daireleri, "yasa bozması" diye adlandırılan bu bozmalarda, bozmayı, temyiz etmeyen şeriklere de teşmil etmektedirler.</p>

<p>Bozma üzerine yapılan yargılama ile kesinleşen hükümler sonrasında yeni yasanın uygulanması için yapılan "uyarlama yargılaması" arasındaki; uyarlama yargılamasında zamanaşımının gözetilmemesi, kazanılmış hak olmayacağı, yeni kanıt sunulamaması gibi farklar gözetildiğinde, "temyiz etmeyenler hakkındaki hüküm kesinleşmiştir, uyarlama yargılaması ile adaletsizlikler giderilir" biçiminde oluşturulabilecek görüşlerin de yasaya uygun olmadığı kanısındayız.</p>

<p>Açıkladığımız düşünceler ışığında somut olaya baktığımızda;</p>

<p>Yüksek 8. Ceza Dairesinin sanık Fatih hakkındaki bozmasının "sanık yararına" olduğunun kabulü ile bozma kararında belirtilmese bile, yerel mahkemece bozmaya uyularak, bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanıklar Ayşe ve Nevzat'a da teşmil ettirilip, onlar hakkında da hüküm kurulması doğrudur. Bu durumda teşmil nedeniyle haklarındaki ilk hüküm kesinleşmemiş olan ve halen sanık statüsünde bulunan adı geçen sanıklar hakkındaki 2. hükmü hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde kabul ederek temyiz isteklerini reddeden daire kararının kaldırılmasını isteyen itirazın bu bölümünün de kabulü gerektiği kanısı ile sayın çoğunluğun aksine kararına katılmıyorum."</p>

<p>Görüşleriyle,</p>

<p>Diğer altı Kurul Üyesi ise, sonradan verilen hükmün, uyarlama hükmü olarak kabul edilmesi gerektiği,</p>

<p>Gerekçeleriyle,</p>

<p>Bu yöne ilişen itirazın kabulü yönünde oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>A) 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanık Fatih Y..... hakkındaki itirazının KABÜLÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, sanık Fatih Y..... hakkındaki 11.04.2007 gün ve 5663-2983 sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Sanık Fatih Y..... hakkındaki 28.07.2005 gün ve 243-210 sayılı hükmün, evrak üzerinde inceleme yapılması ve 5271 sayılı CYY'nın 219 ve 232. maddelerine aykırılığı isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p>

<p>B) 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, hükümlüler Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarındaki itirazının REDDİNE,</p>

<p>C) Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, sanık Fatih Y..... yönünde ilk müzakerede oybirliğiyle, hükümlüler Ayşe Y..... ve Nevzat K...... haklarında ise 18.09.2007 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20078-125-e-2007186-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="84884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyarlama Yargılamalarında Etkin Pişmanlık Sorunu: Zarar Giderildikten Sonra TCK m. 158/4’ün Şartlarının Oluşmadığının Tespiti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyarlama-yargilamalarinda-etkin-pismanlik-sorunu-zarar-giderildikten-sonra-tck-m-1584un-sartlarinin-olusmadiginin-tespiti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyarlama-yargilamalarinda-etkin-pismanlik-sorunu-zarar-giderildikten-sonra-tck-m-1584un-sartlarinin-olusmadiginin-tespiti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>7589 sayılı Kanun'la 16/07/2026 tarihinde TCK m.158'e eklenen dördüncü fıkra kısa süredir yürürlükte olmasına rağmen infaz hukuku uygulamasında önemli bir belirsizlik alanı meydana getirmektedir. Düzenleme yürürlüğe girdikten sonra bazı yerel mahkemeler mahkemeler tarafından verilen ek kararlarda giderek daha sık karşılaştığımız bir şablon karar metni üzerinden bu belirsizliğin hem ceza infaz hukuku hem de özel hukuk bakımından doğurduğu sonuçları tartışmak gerekmektedir.</p>

<p><strong>I. Düzenlemenin İçeriği</strong></p>

<p>TCK m.158/4, nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlamak amacıyla banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da hesap kullanımını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması hâlinde verilecek cezanın yarı oranında indirilmesini öngörmektedir. Kanun koyucunun amacı, dolandırıcılık organizasyonlarında yalnızca “hesap/kart temini” düzeyinde kalan iştirak fiillerini, asıl fiili gerçekleştiren faillerden ayrıştırarak orantılı bir yaptırıma tâbi kılmaktır.</p>

<p>Bu değişikliğin infaz aşamasındaki dosyalara sirayeti ise 7589 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarıyla düzenlenmiştir.</p>

<p>Geçici madde 1 fıkra 6, kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda bozma ve ilk derece mahkemesine gönderme usulünü düzenlemektedir. Asıl üzerinde durulması gereken fıkranın ise 7 olduğu kanaatindeyim. Buna göre; infaz aşamasında olup TCK m.168 uygulanmamış hükümlülerden, yeni 158/4 kapsamına girenlerin mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde mağdurun zararını aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi hâlinde TCK m.168/2'de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabileceği öngörülmüştür. Aynı fıkra, bu süre içinde zarar tamamen giderilinceye kadar infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyeceğini de hükme bağlamaktadır.</p>

<p><strong>II. Uygulamada Karşılaşılacak Sorun</strong></p>

<p>Pek çok yerel mahkeme ek kararında karşılaştığım gerekçe kalıbı ise aynen “Yukarıdaki açıklamalar ışığında eldeki dosya üzerinde yapılan değerlendirmede; 5237 sayılı TCK'nın 7/2 maddesi, 7589 sayılı kanun ile değişik TCK 158/4 maddesi ile Geçici 1. Maddenin 6 ve 7. fıkrası karşısında 5275 sayılı kanunun 98. Maddesi uyarınca hükümlü hakkında lehe kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının uyarlama yargılaması yapılarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla...” şeklindedir.</p>

<p>Birçok yerel mahkeme tarafından söz konusu gerekçe oluşturularak bazı hükümlüler hakkındaki uyarlama yargılaması talepleri kabul edilmekte ve ek kararların hüküm kısmında da aynen;</p>

<p>“<i>Hükümlü hakkında önceki hükümde katılanın zararı giderilmediğinden TCK 168 maddesinin uygulanmadığı nazara alınarak 7589 sayılı kanunun Geçici 1. Maddesinin 7. Maddesi uyarınca,</i></p>

<p><i>-Hükümlünün katılanın zararı olan ...... TL'yi gidermek üzere işbu ek kararın tebliğinden itibaren 6 AYLIK KESİN SÜRE VERİLMESİNE, </i></p>

<p><i>-Bu süre içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle katılanın zararının tamamen giderilmesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabileceğinin ihtarına,</i></p>

<p><i>-Hükümlünün söz konusu zararı mahkememiz IBAN’ı olan TR xxxxxxxxxxxxxx adresine EFT-HAVALE yöntemi ile gönderebileceğinin ve hükümlünün zararı gidermesi durumunda dekontun açıklama kısmına özellikle katılanın adı/soy adı ve mahkememiz esas numarasının yazılması hususunun ihtarına</i></p>

<p><i>-Hükümlüye katılanın zararın giderilmesi hususunda başkaca bir süre verilmeyeceği ve bu süre içerisinde zararı giderip makbuzu sunmadığı takdirde zararı gidermediği kabul edilerek mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtarına, BU EK KARARIN İHTAR YERİNE GEÇMESİNE</i>” şeklindedir.</p>

<p>Yani, m.7/2, m.158/4, Geçici 1. maddenin 6. ve 7. fıkraları ile 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi birlikte zikredilerek, hükümlü hakkında lehe kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının uyarlama yargılaması yapılarak değerlendirilmesi gerektiği tespit edilmekte; ancak bu tespitin hemen ardından 7589 sayılı Kanun Geçici madde 1/7 uyarınca katılanın zararını gidermek için 6 aylık süre verilmektedir. Başka bir ifadeyle mahkeme, kendi gerekçesinde bir değerlendirme yapılması gerektiğini ortaya koymakta fakat bu değerlendirmeyi bizzat yapıp hükümlünün somut olayda 158/4 kapsamına girip girmediğini o ek kararda sonuca bağlamamaktadır. Sorun çözülmemekte, aksine yalnızca ertelenmekte ve başka sorunlara kapı aralanmaktadır.</p>

<p>Bu uygulamanın doğurduğu çelişki açıktır: hükümlü, zararı giderdiği takdirde etkin pişmanlıktan yararlanabileceği yönünde bir hukuki beklenti içinde mağdurun zararını karşılamaktadır. Sonrasında yapılan -ya da yapılmayan- inceleme neticesinde 158/4 kapsamında olmadığına kanaat getirilirse hem önceki hüküm tekrar verilecek hem de TCK m.168 anlamında bir etkin pişmanlık indirimi uygulanmayacaktır. Çünkü bu indirimin ön koşulu olan 158/4 kapsamı zaten oluşmamıştır. <u>Geriye, hukuki sebebi sonradan ortadan kalkmış bir ödeme kalmaktadır.</u></p>

<p><strong>III. Ödemenin Hukuki Niteliği Meselesi</strong></p>

<p>Bu ödemenin özel hukuk bakımından nasıl nitelendirileceği, üzerinde durulması gereken ayrı bir sorundur. TBK m.77 uyarınca, haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşen kişi bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür; maddenin ikinci fıkrası, bu yükümlülüğün özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması hâlinde doğacağını öngörmektedir. Somut olayda ödemenin haksız fiilden kaynaklanan bir tazminat mı, yoksa sebepsiz zenginleşme mi teşkil edeceği, olayın özelliklerine göre değişebilecek bir husustur; ancak her iki ihtimalde de bunun tespiti, ceza mahkemelerin ek kararının değil, ayrı bir hukuk davasının konusudur.</p>

<p>Cevaplanması gereken soru şu; 7589 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesinde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanma imkânı sadece TCK m. 158/4'ten hükümlü sayılacak kişiler için tanınmış iken yukarıdaki gerekçe kapsamında uyarlama yargılaması sonunda eğer hükümlünün TCK m. 158/4 kapsamında olmadığına karar verilirse hükümlünün katılanın zararını gidermek için ödediği para hukuk nezdinde nasıl konumlandırılacak? Haksız fiilden kaynaklanan ya da sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak zararın tazmini yolları olduğu kabul edilse dahi bu şekildeki bir uygulama söz konusu hukuk davaları açılmadan ceza mahkemelerinin tazminat mahkemesi gibi çalışması anlamına gelmeyecek mi?</p>

<p>Kanaatimce ek kararla “<i>zararı gider, uyarlama yargılamasında sonucunu görürüz</i>” şeklinde bir yol izlenmesi fiilen ceza yargılamasının tazminat mahkemesi işlevi görmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu durum yalnızca hükümlü açısından değil, katılan açısından da risk taşımaktadır; zira katılan hukuki dayanağı sonradan tartışmalı hâle gelebilecek bir ödemeyi almış olmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. Yargıtay İçtihadı Işığında Değerlendirme</strong></p>

<p>Yargıtay'ın yerleşik uyarlama yargılaması içtihadı, bu tartışmaya önemli bir çerçeve sunmaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20078-125-e-2007186-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu'nun 2007/125 Esas 2007/186 Karar ve 18/09/2007 tarihli ilamı</a> başta olmak üzere istikrar kazanmış içtihada göre, uyarlama yargılaması kendine özgü ve sınırlı bir yargılama türüdür; amacı yalnızca lehe kanunun tespiti ve uygulanmasıyla sınırlı olup önceki kesinleşmiş hükmün dışına çıkılamaz. Değerlendirmenin herhangi bir inceleme, araştırma veya takdir hakkı kullanılmasını gerektirmediği hâllerde evrak üzerinden karar verilebilirken; cezanın bireyselleştirilmesi veya indirim oranının belirlenmesi gibi takdir gerektiren hâllerde duruşma açılması zorunlu kabul edilmektedir. TCK m.158/4'ün somut olayda uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi -hükümlünün fiilinin gerçekten “hesap/kart bilgisi vermekle sınırlı” bir iştirak teşkil edip etmediği- tam olarak bu nitelikte bir değerlendirme meselesidir ve ileri bir tarihe ötelenmesi, anılan içtihadi çerçeveyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Ayrıca belirtmek gerekir ki Yargıtay, uyarlama kararlarında yapılan hataların hükümlü aleyhine kazanılmış hak oluşturmayacağını, kazanılmış hakkın ilk hükümdeki ceza miktarıyla sınırlı olduğunu kabul etmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-201210867-e-201241733-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2012/10867 Esas 2012/41733 Karar ve 06/12/2012 tarihli ilamı</a>nda aynen “<i>Uyarlama yargılaması lehe hükümlerin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılamadır. Lehe kanunun tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı TCK'nin hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe kanunun belirlenip uygulanmasıyla ile yetinilmelidir. Bu belirleme sırasında herhangi bir kanıt tartışması yapılmamalı, takdir hakkı kullanılmamalı ve önceki karar dışına çıkılmamalıdır.</i>” değerlendirmesini yapmıştır. Bu değerlendirme hükümlü bakımından belirli bir güvence sağlasa da mahkemenin ilk aşamada net bir tespit yapmamasının doğurduğu belirsizliği ancak geriye dönük olarak telafi edebilmektedir; hukuki belirlilik ilkesinin aradığı önleyici işlevi karşılamamaktadır. Dolayısıyla, yasadaki düzenleme uyarlama yargılamasının şartları ve olası sonuçları bakımından hatalıdır.</p>

<p>Kanaatimce çözüm nettir: ek karar tesis edilirken TCK m.158/4'ün somut olayda uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı açıkça tartışılmalı ve bir sonuca bağlanmalıdır. “Uyarlama yargılaması yapılması gerekir” ifadesiyle bu değerlendirmenin ötelenmesi hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Hükümlünün hem zarar giderimini yerine getirip hem de bu giderimin hukuki sonucundan mahrum kalması, ceza hukuku ile özel hukuk arasında tutarsız bir tablo doğurmaktadır. Düzenleme henüz yenidir ve TCK m.158/4'e özgü bir Yargıtay içtihadı zaman içinde oluşacaktır. Bununla birlikte, uygulayıcıların bu geçiş döneminde standart bir gerekçe kalıbıyla yetinmeyip somut olayın gerektirdiği net bir değerlendirme yapması hem hükümlülerin hak kaybına uğramaması hem de ceza mahkemelerinin özel hukukun görev alanına giren işleri de dolaylı olarak ele alan bir makam olmasının önüne geçmesi bakımından zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyarlama-yargilamalarinda-etkin-pismanlik-sorunu-zarar-giderildikten-sonra-tck-m-1584un-sartlarinin-olusmadiginin-tespiti-1</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-avukatksa.jpg" type="image/jpeg" length="72276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İRTİBAT BÜROSU MU, NİTELİKLİ HİZMET MERKEZİ Mİ? YABANCI ŞİRKET GRUPLARI İÇİN DOĞRU HUKUKİ YAPILANMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/irtibat-burosu-mu-nitelikli-hizmet-merkezi-mi-yabanci-sirket-gruplari-icin-dogru-hukuki-yapilanma-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/irtibat-burosu-mu-nitelikli-hizmet-merkezi-mi-yabanci-sirket-gruplari-icin-dogru-hukuki-yapilanma-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de bölgesel bir yapılanma kurmak isteyen yabancı şirket grupları bakımından irtibat bürosu ile Nitelikli Hizmet Merkezi aynı ihtiyaca cevap veren iki alternatif değildir. İrtibat bürosu, ticari faaliyette bulunmaksızın temsil, araştırma ve koordinasyon işlevleri yürütürken; Nitelikli Hizmet Merkezi, grup şirketlerine belirli hizmetleri sunan, fatura düzenleyen ve gelir elde eden bir sermaye şirketidir. Bu nedenle doğru modelin seçimi, kuruluş işlemlerinden önce faaliyetin gerçek içeriğine göre yapılmalıdır.</p>

<p><strong>1. İki yapının hukuki niteliği farklıdır</strong></p>

<p>İrtibat bürosu, yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş bir şirketin Türkiye’de açtığı ve ticari faaliyette bulunması yasak olan bir organizasyondur. Ayrı bir tüzel kişiliği bulunmaz; faaliyetleri izin kapsamında yürütülür ve Türkiye’de gelir getirici işlem yapamaz. Bölgesel yönetim merkezleri de irtibat bürosu rejimi içinde esasen koordinasyon ve yönetim fonksiyonlarına dayanmaktadır.</p>

<p>Nitelikli Hizmet Merkezi ise 7582 sayılı Kanunla 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenen Ek Madde 1’de tanımlanmış, Türkiye’de kurulu bir sermaye şirketidir. Grup şirketlerine kanunda sayılan hizmetleri sunabilir, sözleşme kurabilir, fatura düzenleyebilir ve kazanç elde edebilir. Dolayısıyla irtibat bürosunun aksine ticari ve vergisel bir yapıdır.</p>

<p><strong>2. Nitelikli Hizmet Merkezi olmanın temel koşulları</strong></p>

<p>Bir sermaye şirketinin yalnızca faaliyet konusuna “nitelikli hizmetler” yazılması yeterli değildir. Kanuni tanıma göre merkezin, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna hizmet sunması ve yıllık hasılatının en az yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde etmesi gerekir.</p>

<p>Bu koşullar; grup yapısının, hizmet alan şirketlerin, hasılatın kaynağının ve ilişkili şirket niteliğinin belgeye dayalı biçimde izlenmesini gerektirir. Grup içi hizmet sözleşmeleri, muhasebe kayıtları ve transfer fiyatlandırması belgeleri bu nedenle yalnızca vergisel değil, merkezin hukuki niteliğinin korunması bakımından da önemlidir.</p>

<p><strong>3. Hangi hizmetler sunulabilir?</strong></p>

<p>Kanun; finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk, nakit ve likidite yönetimi, bütçeleme, finansal raporlama, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm, teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim hizmetlerini kapsamaktadır.</p>

<p>Satış, satış sonrası destek, teknik destek, Ar-Ge, dış tedarik, ürün testi ve laboratuvar hizmetleri bakımından ise merkezin rolü, bu faaliyetlerin doğrudan yürütülmesinden ziyade koordinasyon ve yönetimle sınırlıdır. Bu ayrım, faaliyet sözleşmelerinin ve faturalandırmanın kanuni kapsama uygun kurulması bakımından önem taşır.</p>

<p>Türk hukukuna veya Türkiye’deki faaliyetlere ilişkin hukuk danışmanlığı ise yalnızca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında hizmet vermeye yetkili avukatlar veya avukatlık ortaklıklarından alınabilir. Grup içi hukuk fonksiyonu oluşturulurken bu emredici sınır gözetilmelidir.</p>

<p><strong>4. Vergisel teşvikler neden önemlidir?</strong></p>

<p>Nitelikli Hizmet Merkezlerinin münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların yüzde 95’i, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-j maddesi uyarınca kurum kazancından indirilebilir. Cumhurbaşkanınca uygun bulunan Endüstri Bölgelerinde faaliyet gösteren merkezler ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyet gösteren merkezlerde oran yüzde 100’dür.</p>

<p>İndirimden yararlanılabilmesi için kazancın, ilgili hesap dönemine ait yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gerekir. Teşvik, merkezin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren 20 hesap dönemi uygulanır. Bu düzenleme bir vergi oranı indirimi değil, kurumlar vergisi matrahının tespitinde uygulanan kazanç indirimidir.</p>

<p>Kanunda sayılan hizmetleri doğrudan yerine getiren ve destek personeli dışında kalan nitelikli personelin ücretlerinin, brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır. Cumhurbaşkanınca uygun bulunan Endüstri Bölgelerinde ve katılımcı belgesiyle İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren merkezler bakımından sınır beş kattır. İstanbul Finans Merkezi Kanunu kapsamındaki ücret istisnasından yararlanan personele, Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/1-20 hükmündeki istisna ayrıca uygulanmaz. Ücret istisnasına ilişkin açıklamalar 334 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde yer almaktadır.</p>

<p><strong>5. Hangi durumda hangi model tercih edilmelidir?</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p><strong>Ölçüt</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p><strong>İrtibat bürosu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p><strong>Nitelikli Hizmet Merkezi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Hukuki yapı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Yabancı şirketin Türkiye organizasyonu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Türkiye’de kurulu sermaye şirketi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Ticari faaliyet</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Yasaktır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Kanuni kapsamda mümkündür</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Fatura ve gelir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Mümkün değildir</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Mümkündür</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Temel işlev</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Temsil, araştırma, koordinasyon</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Grup içi hizmet sunumu ve yönetim</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="208">
   <p>Vergisel teşvik</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>NHM teşvikleri uygulanmaz</p>
   </td>
   <td valign="top" width="208">
   <p>%95; özel koşullarda %100 kazanç indirimi</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Türkiye pazarını araştırmak, ana şirketi temsil etmek ve ticari faaliyete dönüşmeyen koordinasyon görevlerini yürütmek isteyen şirketler için irtibat bürosu uygun olabilir. Buna karşılık yurt dışındaki grup şirketlerine düzenli hizmet sunulması, fatura düzenlenmesi, gelir elde edilmesi ve çalışanların operasyonel faaliyet yürütmesi planlanıyorsa Nitelikli Hizmet Merkezi modeli değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>6. Mevcut hukuki durum ve yapılandırma ihtiyacı</strong></p>

<p>Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla, Nitelikli Hizmet Merkezi statüsünün kazanılması, başvuru, belgelendirme ve denetim süreçlerini bütüncül şekilde düzenleyen usul ve esaslar henüz yayımlanmamıştır. Buna karşılık kanuni koşullar yürürlüktedir ve nitelikli personelin ücret istisnası 334 Seri No.lu Tebliğ ile açıklanmıştır.</p>

<p>Bu nedenle yatırımın bugünden planlanması mümkündür; ancak şirketin ana sözleşmesi, faaliyet modeli, grup içi hizmet sözleşmeleri, transfer fiyatlandırması, muhasebe ayrıştırması, personel görev tanımları ve sınır ötesi veri aktarımı birlikte değerlendirilmelidir. Mevcut bir irtibat bürosunun Nitelikli Hizmet Merkezine dönüşümü de otomatik değildir; şirketleşme, çalışan geçişleri, sözleşmeler ve vergi sonuçları ayrıca planlanmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İrtibat bürosu ile Nitelikli Hizmet Merkezi arasındaki tercih yalnızca teşvik oranlarına göre yapılamaz. Belirleyici olan, Türkiye’de yürütülecek faaliyetin ticari niteliği ve grup içindeki gerçek işlevidir. Doğru kurulan bir Nitelikli Hizmet Merkezi, Türkiye’nin bölgesel hizmet üssü olma potansiyelini desteklerken çok uluslu gruplara önemli vergisel avantajlar sağlayabilir. Bunun için yapının kuruluş aşamasından itibaren şirketler hukuku, vergi, iş hukuku, veri koruma ve Avukatlık Kanunu bakımından birlikte tasarlanması gerekir. Bu seçim, yalnızca kuruluş şekline ilişkin teknik bir karar değil; şirketin faaliyet sınırlarını, vergisel yükümlülüklerini ve uzun vadeli hukuki risklerini belirleyen stratejik bir yapılanma kararıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/irtibat-burosu-mu-nitelikli-hizmet-merkezi-mi-yabanci-sirket-gruplari-icin-dogru-hukuki-yapilanma-1</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kisess-afasf.jpg" type="image/jpeg" length="23451"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suriye devrik lideri Beşar Esad'a gıyabında 'idam' cezası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suriye-devrik-lideri-besar-esada-giyabinda-idam-cezasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suriye-devrik-lideri-besar-esada-giyabinda-idam-cezasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suriye'de mahkeme, 14 yıllık savaş sırasında insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları işlediği gerekçesiyle devrik lider Beşar Esad'ı gıyabında idama mahkum etti. Esad'ın kardeşi Mahir ve kuzeni Atef Necib de aynı davada idam cezasına çarptırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Suriye'de bir mahkeme, 14 yıl süren savaş sırasında insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları işlediği gerekçesiyle devrik lider Beşar Esad'ı idama mahkum etti. Salı günü verilen karar, yaklaşık 500 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açan savaşla ilgili davada alındı.</p>

<p>Aynı davada Esad'ın kardeşi Mahir Esad da gıyabında idam cezasına çarptırılırken, anne tarafından kuzeni Atef Necib de idam cezası aldı. Duruşmaya katılan Necib, 2011'de başlayan ayaklanmanın fitilini ateşleyen Dera'daki protestoların bastırılmasına öncülük etmekten suçlu bulundu.</p>

<p><strong>Dera'daki baskının sorumlusu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen duruşmada Necib, üzerinde mahkum kıyafetiyle bir kafeste tutuldu. Hakim, hakkındaki idam kararını bu sırada açıkladı.</p>

<p>Esad ve kardeşi Mahir, muhalif güçlerin geçici Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara liderliğinde Aralık 2024'te Şam'a girmesinin ardından Rusya'ya kaçmıştı. Bu gelişme, Suriye'deki savaşın fiilen sona ermesine yol açmıştı.</p>

<p>Daha sonra gözaltına alınan Necib, yargılanan en üst düzey eski rejim yetkililerinden biri oldu.</p>

<p>Necib, Beşar Esad döneminde 2011 yılında Suriye ordusunda tuğgeneral rütbesiyle görev yapıyor ve ülkenin güneyindeki Dera vilayetindeki Siyasi Güvenlik Şubesi'nin başında bulunuyordu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suriye-devrik-lideri-besar-esada-giyabinda-idam-cezasi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/besar-esadin-kardesi-mahir-esadin-evindeki-luks-siginak.webp" type="image/jpeg" length="23403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAGB KARARI VERİLEN DAVALARDA FAZLADAN TUTUKLULUK SÜRESİ İÇİN TAZMİNAT İSTEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-verilen-davalarda-fazladan-tutukluluk-suresi-icin-tazminat-istemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-verilen-davalarda-fazladan-tutukluluk-suresi-icin-tazminat-istemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kuvvetli suç şüphesi altında olan kişinin, delilleri karartması ve kaçma tehlikesini önlemek amacıyla yargılama süreci tamamlanmadan cezaevine konulmasında tutuklama koruma tedbiri uygulanmaktadır. Tutuklama, kişi hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından, ceza verme amacı taşımayan ve ancak kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde başvurulması gereken istisnai bir koruma tedbiridir. Bu nedenle tutukluluk süresinin makul sınırlar içerisinde tutulması ve kişinin gereğinden fazla özgürlüğünden yoksun bırakılmaması büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi daha sonrasında kesinleşen hükümle verilen cezadan mahsup edilmektedir fakat bu durum bazen fazladan ya da boş yere tutuklu kalmasına ve hak mahrumiyeti yaşamalarına neden olmaktadır. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu madde 141/1- f uyarınca "...Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan... kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." tazminat isteme hakkına sahiptirler.</p>

<p>Bu düzenleme ile kanun koyucu, ceza muhakemesi sürecinde uygulanan koruma tedbirlerinin ölçüsüz veya gereğinden fazla uygulanması nedeniyle bireyin uğradığı zararların giderilmesini amaçlamıştır. Böylece kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali niteliğindeki gereksiz veya fazla tutukluluk sürelerinin Devlet tarafından tazmin edilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının doğal bir sonucu olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Keza bu hüküm hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilen davalar içinde uygulanmaktadır. HAGB kararı, mahkemece sanığın suçlu olduğuna ilişkin bir mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen, bu hükmün hukuki sonuç doğurmasının belirli bir denetim süresi boyunca ertelenmesini ifade etmektedir.</p>

<p>Sanık denetim süresi içerisinde yükümlülüklere uygun davranır ve kasten yeni bir suç işlemezse açıklanmayan mahkûmiyet hükmü ortadan kalkmakta ve davanın düşmesine karar verilmektedir. Bu nedenle HAGB kararı verilen dosyalarda, CMK m. 141 kapsamında öngörülen tazminat hakkının doğup doğmadığının HAGB kararının verilmesiyle birlikte belirlenebilmesi mümkün değildir. Çünkü HAGB kararı verilmiş olsa dahi, ceza muhakemesinin hukuki sonucu henüz tamamlanmamıştır.</p>

<p>Dolayısıyla kişinin gerçekten uğradığı zararın kapsamı ile tazminata hak kazanıp kazanmadığı ancak HAGB kararının hukuki akıbeti kesinleştikten sonra belirlenebilmektedir.<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/765 Esas, 2018/406 sayılı kararı</a></strong>nda "Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Bu kapsamda, davacının denetim süresine uyması hâlinde düşme kararı verilecektir. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde ise mahkûmiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebilecektir.</p>

<p>Dolayısıyla bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir." şeklinde ifade ederek eğer tutukluluk süresi uzun sürmüş ve kesinleşen ceza da hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilmesi durumunda bu kararın sonucu beklenerek tazminata hükmedilmelidir.</p>

<p>Keza bu husus <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201314033-e-201318314-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12.Ceza Daire'sinin 2013/14033 Esas , 2013/18314 sayılı kararı</a>nda "...Davacının tutuklanmasına konu olan Adam öldürmeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/280 Esas- 2011/252 Karar sayılı dosyasında 27.07.2004 -18.12.2007 tarihleri arasında 1239 gün süreyle tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda 29.11.2011 tarihinde davacı hakkında müessir fiil suçundan CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu aşamadaki hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığı, davacı bakımından dayanak mahkeme hükmünde belirtilen 5 yıllık deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi halinde fazladan tutuklu kalınan süreler için süresinde dava açılması halinde tazminat talep edilebileceği gözetilerek..." buna aykırı şekilde dava açılmasını bozma sebebi olarak ifade edilmektedir.</p>

<p>Fazladan tutukluluk süresi sonrası HAGB kararına bağlı olarak tazminat isteminde şartlar aşağıda sayılanlardan ibarettir. İlk olarak sanık hakkında HAGB kararı verilmiş olmalıdır. İkinci olarak, kanunda öngörülen denetim süresi eksiksiz tamamlanmalıdır. Bu süre, suçun işlendiği tarihte on sekiz yaşını doldurmuş sanıklar bakımından beş yıl, suça sürüklenen çocuklar bakımından ise üç yıldır. Üçüncü olarak ise denetim süresi içerisinde yükümlülüklere aykırı davranılmaması nedeniyle davanın düşmesine karar verilmelidir. Ancak bu aşamadan sonra ceza muhakemesi kesin olarak sona ermiş olacak ve fazla tutukluluk nedeniyle uğranılan zararın kapsamı hukuken belirlenebilir hale gelecektir. Bunun doğal sonucu olarak, HAGB kararı verilen dosyalarda denetim süresi tamamlanmadan açılan CMK m. 141'e dayalı tazminat davalarının kabul edilmesi mümkün değildir. Mahkemenin, ceza davasının sonucunu bekletici mesele yapması veya tazminat şartlarının henüz oluşmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi gerekmektedir. Buna karşılık denetim süresinin başarıyla tamamlanması ve davanın düşmesi halinde kişi, gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği sürenin infaz edilmesi gereken ceza süresini aşan kısmı nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların Devletten tazminini talep edebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK m. 141/1-f hükmü, tutukluluk veya gözaltında geçirilen sürenin hükmolunan ceza süresini aşması halinde kişiye Devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanımaktadır. Ancak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi durumunda, tazminat hakkının doğduğu kabul edilebilmesi için denetim süresinin tamamlanması ve davanın düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Stj. Av. Esma İrem YILMAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-verilen-davalarda-fazladan-tutukluluk-suresi-icin-tazminat-istemi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="75732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/765 E., 2018/406 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.10.2018 tarihli, 2017/765 E., 2018/406 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/765 E., 2018/406 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 322-22</p>

<p>Davacı ...'in uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden sonra, gözaltında ve tutuklu kaldığı günler karşılığında 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Maliye Hazinesinden tahsili talebiyle açtığı davada, talebin kısmen kabulü ile 1.198,9 TL maddi, 2.500 TL manevi tazminatın 24.08.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin Hakkari Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2010 tarihli ve 38-106 sayılı hükmün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.05.2012 tarih ve 15631-12429 sayı ile;<br />
"...Davalı ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Davacının tutuklanmasına esas alınan suçla ilgili 819 gün tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda hükmedilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezasına dair mahkûmiyetle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu aşamadaki hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığı, deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi hâlinde fazladan tutuklu kalınan süreler için süresinde dava açılması hâlinde tazminat talep edilebileceği gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.01.2013 tarih ve 322-22 sayı ile;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Tazminata konu ceza dosyasının içeriği incelendiğinde özetle; davacının 466 sayılı Kanun uyarınca tazminat istemine esas teşkil eden Van 3. ACM’nin (CMK 250 maddesi ile görevli) 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı dosyasına ilişkin olarak mahkemesince verilen cevaptan ve ekinde gönderilen kesinleşme şerhini içerir ilam ile onaylı belgelerden; davacı ... hakkında 'teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapmak' suçundan kamu davası açıldığı, Van DGM Başkanlığının 2000/103 Esas sırasına kaydedildiği, ilk olarak 2002/241 Karar sayılı kararı ile davacının mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 10. CD'nin 2006/6716-2600 E-K sayılı kararı ile bozulduğu; daha sonra Van 3. ACM'nin 2007/150 Esas, 2008/43 Karar sayılı kararı ile davacının yine mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın da Yargıtay 10. CD'nin 2008/7924-13701 E-K sayılı kararı ile bir kez daha bozulduğu; son olarak Van 3. ACM'nin 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı kararı ile davacının 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL APC ile cezalandırılmasına ve de hakkında verilen bu mahkûmiyete ilişkin Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) karar verildiği ve de kararın temyiz/itiraz edilmeksizin 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği; kesinleşen kararın davacıya tebliğ olunmadığı, kesinleşen karardan davacının haberdar olduğuna dair dosyada bir belge bulunmadığı, tutuklukta kaldığı sürelerin başka bir cezasından mahsup edilmediği, dosyanın tefrik olmadığı, davacının yargılandığı davada CMK uyarınca görevlendirilen bir müdafi tarafından temsil edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Değerlendirme</p>

<p>Bir davada, olayları açıklamak taraflara, nitelendirmek ise mahkemeye aittir. CMK'nın 231/5-son cümlesi uyarınca HAGB kararı, kurulan hükmün sanık hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmamasını ifade etmekte ise de, gerek 466 sayılı Kanun yürürlükteyken gerekse 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi yürürlüğe girdiği zaman HAGB kurumunun yürürlükte bulunmadığı, 5 yıl içerisinde davacının başka bir suç işlemesi hâlinde verilen cezadan daha fazla bir ceza verilemeyeceği, CMK'da kıyas yapmanın da mümkün olduğu, bu nedenle davacının talebinin esastan değerlendirilmesi gerektiği; somut davanın 466 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği olayda 5271 sayılı CMK’nın 141-142 maddelerinin uygulama alanının bulunmadığı; davacı vekilinin talebinin bu çerçevede 466 sayılı Kanun'un 1/7. maddesine dayandığı, bu maddede; 'mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar'ın bu Kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödeneceğinin düzenlendiği; bu maddeye göre koşullu salıverilme tarihinin değil toplam hükümlülük süresinin dikkate alınması gerektiği, davacının HAGB ile sonuçlanan davada tutuklu kaldığı sürelerin toplam 819 gün olduğu; eğer davacı hakkında HAGB kararı verilmemiş olsaydı kendisine verilen 1 Yıl (=365 gün) 6 Ay (=180 gün) 22 Gün hapis ve 20 TL APC'ye (ödenmeyip yine hapse çevrildiğini düşünürsek; =1 gün) ilişkin olarak davacının toplam hükümlülük süresinin 568 gün olacağı, 466 sayılı Kanun'un 1/7. maddesine göre, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin hükümlülük süresinden fazla olacağı anlaşıldığından; 466 sayılı Yasa'nın 1/7. maddesi uyarınca davacının talebinin 819-568 = 251 gün üzerinden değerlendirilmesi gerektiği; bu itibarla davacının gözaltına alındığı 03.02.2000 tarihinden 23.08.2001 tarihine kadar geçen 568 günlük sürenin tazminat hesabından düşülmesi gerektiği, bu tarihe kadar cezaevinde geçirilen sürelerin haksız tutuklama sayılamayacağı, 24.08.2001 tarihinden haksız tutuklamanın başladığının kabulü gerektiği, 24.08.2001 tarihinden 02.05.2002 tarihine kadar geçen 251 günlük sürenin tazminat hesabında dikkate alınması gerektiği" gerekçesiyle bozma kararına direnmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2014 tarihli ve 297974 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 143-765 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 156-2168 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bu kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği,</p>

<p>Davacı vekilinin, 09.12.2009 havale tarihli dilekçe ile, davacının haksız yere gözaltına alındığı ve tutuklandığı gerekçesiyle yakalama tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu,</p>

<p>Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.01.2010 tarih ve 337-113 sayılı yazısında; sanık ...'in aynı Mahkemenin 2008/337 esas sayılı dava dosyasında 03.02.2000-07.02.2000 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sanık yönünden 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, kesinleşmiş kararın sanığın kendisine tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebliğ belgesi ile sanığın kararın kesinleştiğinden haberdar olduğuna dair herhangi bir dilekçesinin ya da beyanının olmadığı, kesinleşmiş kararın sanığın vekili Av. ...'a 03.02.2009 tarihli dilekçesine istinaden elden verildiği, dosyanın tefrik edilmediği, sanığın tutuklu kaldığı sürenin başka bir cezadan mahsup edildiğine dair herhangi bir mahsup kararının olmadığı yönünde açıklamalara yer verildiği,</p>

<p>26.03.2010 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 03.02.2000-02.05.2002 tarihleri arasında 819 gün tutuklu kaldığı, mahkûmiyet süresi toplamı olan 568 günün mahsubu sonucu sanığın haksız yere 251 gün tutuklu kaldığı, davacının istemeye hak kazandığı maddi tazminat tutarının 1.198,9 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>466 sayılı Kanun hükümleri uyarınca açılacak tazminat davalarının hukukumuza girişi ve hukuki niteliğine değinilmek suretiyle uyuşmazlık sağlıklı bir şekilde çözümlenebilecektir.</p>

<p>Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddesinde, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir” hükmü yer almıştır.</p>

<p>1961 Anayasası'nda yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde 7 bent hâlinde, tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 18.01.1991 tarihli ve 20759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.</p>

<p>Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş ve 19. maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Anılan hüküm bu kez 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Devletimizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş ve maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması hâlinde mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, bireyin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 07.05.1964 tarih ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı Kanun'un Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, 141 ila 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş ise de, 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesindeki; “(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.</p>

<p>(2)Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” hükmü uyarınca, 466 sayılı Kanun hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleşen işlemler yönünden uygulanmaya devam edecektir.</p>

<p>Davaya konu işlem tarihi itibarıyla uygulanması gereken 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesi;</p>

<p>“1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;</p>

<p>2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmeyen;</p>

<p>3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan;</p>

<p>4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;</p>

<p>5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmeyen;</p>

<p>6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;</p>

<p>7. Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Kişilerin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmeden önce uygulanan yakalama ve tutuklama gibi koruma tedbirleri, bazen bir kısım zararların meydana gelmesine de neden olabildiğinden, hürriyetten yoksun kalanların haklarının teslim edilmesi amacıyla bu tedbirlerin uygulanması sonucu meydana gelen zararların tazminine yönelik olarak söz konusu düzenleme öngörülmüştür.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili bazı temel bilgilerin de verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.</p>

<p>Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.</p>

<p>5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;</p>

<p>1) Suça ilişkin olarak;</p>

<p>a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,</p>

<p>b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,</p>

<p>2) Sanığa ilişkin olarak;</p>

<p>a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,</p>

<p>c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,</p>

<p>d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,</p>

<p>e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,</p>

<p>Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.</p>

<p>Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır. Hükmün açıklanması durumunda bu karara karşı kanun yoluna başvurulduğunda sanık hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla ceza tayin olunması ya da beraatine karar verilmesi mümkündür.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, davacının vekili aracılığıyla denetim süresinin bitimini beklemeden tazminat talebinde bulunduğu davada;</p>

<p>Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Bu kapsamda, davacının denetim süresine uyması hâlinde düşme kararı verilecektir. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde ise mahkûmiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebilecektir. Dolayısıyla bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2013 tarihli ve 322-22 sayılı direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="67774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96188"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49081"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21917"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="72289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="25493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="43824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="26165"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="25857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="94276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="26294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="93954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="46559"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="24219"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
