<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 22 Aug 2026 12:46:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6306 Sayılı Kanun Çerçevesinde Salt Çoğunluk Karar Sistemi ve Anlaşmaya Yanaşmayan Paydaşların Hisselerinin Satış Prosedürü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-cercevesinde-salt-cogunluk-karar-sistemi-ve-anlasmaya-yanasmayan-paydaslarin-hisselerinin-satis-proseduru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-cercevesinde-salt-cogunluk-karar-sistemi-ve-anlasmaya-yanasmayan-paydaslarin-hisselerinin-satis-proseduru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>6306 Sayılı Kanun Çerçevesinde Salt Çoğunluk Karar Sistemi ve Anlaşmaya Yanaşmayan Paydaşların Hisselerinin Satış Prosedürü</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm mevzuatında 2023 yılında yapılan değişikliklerle birlikte bazı dönüşüm uygulamalarında karar alma bakımından maliklerin hisseleri oranında salt çoğunluğu esas alınmaya başlanmıştır. Bu sistem, karar alma sürecini hızlandırırken, karara katılmayan maliklerin mülkiyet hakkını etkileyen özel bir hisse satış usulünü de beraberinde getirmiştir. Sürecin hukuka uygun yürütülebilmesi için çoğunluğun doğru hesaplanması, kararın içeriğinin açık olması, teklifin usulüne uygun bildirilmesi ve rayiç bedel tespitinin denetlenebilir nitelikte bulunması gerekir.</p>

<p><strong>Salt çoğunluk sisteminin kapsamı</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen dönüşüm işlemlerinde uygulanacak karar sistemi, taşınmazın riskli alan, rezerv yapı alanı veya riskli yapı statüsünde bulunup bulunmadığına göre değerlendirilmelidir. Kanunda, belirli uygulama alanlarında veya riskli yapıların bulunduğu parsellerde; parsellerin tevhit edilmesi, münferit veya birleştirilerek ya da imar adası bazında uygulama yapılması, yeniden bina yaptırılması, payların satışı, kat karşılığı inşaat veya hasılat paylaşımı yöntemleriyle yeniden değerlendirme yapılması hususlarında, maliklerin hisseleri oranında salt çoğunluğu ile karar verilebilmesi öngörülmektedir.</p>

<p>Bu düzenlemede önemli olan, salt çoğunluğun malik sayısına göre değil, <strong>arsa payları ve hisseler oranına göre</strong> hesaplanmasıdır. Başka bir ifadeyle, toplantıya katılan kişi sayısının yarısından bir fazlasının bulunması tek başına yeterli değildir. Kararın hangi arsa payı oranını temsil eden maliklerin desteğiyle alındığı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>6306 SAYILI KANUN – PAYDAŞLARIN SALT ÇOĞUNLUĞU İLE KARAR ALINMASI</strong></p>

<p>Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile karar verilir.</p>

<p><strong>Kararın konusu ve anlaşma şartları açık olmalıdır</strong></p>

<p>Salt çoğunlukla alınan kararın yalnızca “dönüşüme gidilmesine” ilişkin genel bir irade açıklaması olması yeterli değildir. Kararın hangi proje için, hangi yükleniciyle, hangi paylaşım oranıyla ve hangi mali şartlarla uygulanacağı açıklanmalıdır.</p>

<p>Karar tutanağında en azından aşağıdaki unsurların gösterilmesi gerekir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Taşınmazın ada ve parsel bilgisi,</li>
 <li>Dönüşüm uygulamasının kapsamı,</li>
 <li>Uygulama yöntemi,</li>
 <li>Yüklenicinin kimliği,</li>
 <li>Bağımsız bölüm paylaşım oranı,</li>
 <li>Arsa sahiplerine bırakılacak bağımsız bölümler,</li>
 <li>İnşaatın yaklaşık süresi,</li>
 <li>Kira yardımı ve taşınma desteği,</li>
 <li>Teminat ve sigorta hükümleri,</li>
 <li>Gecikme hâlinde uygulanacak yaptırımlar,</li>
 <li>Karara katılmayan maliklerin hisseleri bakımından izlenecek yol.</li>
</ul>

<p>Kararın eki niteliğinde sözleşme taslağı veya anlaşma şartları bulunmuyorsa, karara katılmayan malikin hangi teklifi kabul etmesi gerektiği belirsiz kalabilir. Bu belirsizlik, satış sürecinin yargısal denetiminde önemli bir sorun oluşturabilir.</p>

<p><strong>Karara katılmayan maliklere bildirim</strong></p>

<p>Salt çoğunlukla karar alan maliklerin, karar ve anlaşma şartlarını karara katılmayan maliklere bildirmesi gerekir. Bildirimde yalnızca “çoğunluk kararı alınmıştır” ifadesinin bulunması yeterli değildir. Kararın içeriği ve anlaşma şartları ya maliklere sunulmalı ya da teklifin incelenebileceği yer açıkça gösterilmelidir. Ayrıca bildirimde, bildirimin yapıldığı veya hukuken yapılmış sayıldığı tarihten itibaren on beş gün içinde teklifin kabul edilmemesi hâlinde arsa paylarının satış sürecine geçileceği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>Bu bildirim usulü, mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşıyan hisse satış sürecinin önemli güvencelerinden biridir. Malik, hangi proje şartlarını kabul etmediği ve kabul etmemesi hâlinde hangi hukuki sonucun doğacağı konusunda bilgi sahibi olmalıdır.</p>

<p><strong>Hisse satışının temel aşamaları</strong></p>

<p>Kanun sistematiği içinde süreç genel olarak şu aşamalardan oluşmaktadır:</p>

<p><strong>1. </strong>Taşınmazın kanun kapsamında bulunduğunun belirlenmesi,</p>

<p><strong>2. </strong>Maliklerin hisseleri oranında salt çoğunlukla karar alınması,</p>

<p><strong>3. </strong>Karar ve anlaşma şartlarının karara katılmayanlara bildirilmesi,</p>

<p><strong>4. </strong>On beş günlük kabul ve inceleme süresinin işletilmesi,</p>

<p><strong>5. </strong>Katılmayan payların Başkanlıkça rayiç değerinin tespit ettirilmesi,</p>

<p><strong>6. </strong>Rayiç değerden az olmamak üzere açık artırma yapılması,</p>

<p><strong>7.</strong> Diğer paydaşlara satışın denenmesi,</p>

<p><strong>8. </strong>Satış gerçekleşmezse kanunda öngörülen diğer satış veya devir seçeneklerinin uygulanması,</p>

<p><strong>9.</strong> Satışın tapuya işlenmesi ve yeni maliklerin dönüşüm kararına göre işlem yapması.</p>

<p>Riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında, belirli koşullarda paydaşlara satış gerçekleştirilememesi hâlinde payların dönüşüm projesini gerçekleştirecek Başkanlık, idare veya TOKİ tarafından satın alınmasına ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Riskli yapılarda ise satış işleminin anlaşan paydaşlara veya onların kararıyla projeye uyulmasını kabul eden üçüncü kişilere yöneltilmesi söz konusu olabilir.</p>

<p><strong>Rayiç bedel tespitinin önemi</strong></p>

<p>Anlaşmaya katılmayan malik açısından en önemli husus, payının gerçek değerinin altında satılmamasıdır. Kanun, satışın rayiç değerden az olmamak üzere yapılmasını öngörmektedir. Bu nedenle rayiç bedel tespitinin hangi tarih itibarıyla yapıldığı, hangi yöntemle hesaplandığı, taşınmazın mevcut ve dönüşüm sonrası değerlerinin nasıl ayrıştırıldığı önem taşır.</p>

<p>Rayiç değer belirlenirken;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Taşınmazın yüzölçümü,</li>
 <li>Mevcut arsa payı,</li>
 <li>İmar durumu,</li>
 <li>Emsal ve yapılaşma hakkı,</li>
 <li>Konumu,</li>
 <li>Ulaşım olanakları,</li>
 <li>Ticari veya konut kullanım niteliği,</li>
 <li>Dönüşüm projesinin ekonomik değeri,</li>
 <li>Piyasa emsalleri,</li>
 <li>Üzerindeki yapı ve muhdesat,</li>
 <li>İpotek veya sınırlı ayni hakların etkisi</li>
</ul>

<p>değerlendirilmelidir.</p>

<p>Eksik veya yetersiz değerleme yapıldığı düşünülüyorsa, malik değerleme raporunun kendisine bildirilmesini istemeli; rapordaki emsal seçimini, hesap yöntemini ve taşınmazın dönüşüm potansiyelini incelemelidir.</p>

<p><strong>Satış işlemine karşı hukuki başvuru imkânı</strong></p>

<p>Hisse satışına ilişkin işlemde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Salt çoğunluğun yanlış hesaplanması,</li>
 <li>Maliklerin tamamının veya gerekli pay sahiplerinin belirlenmemesi,</li>
 <li>Karar tutanağının sahte veya eksik olması,</li>
 <li>Anlaşma şartlarının bildirilmemesi,</li>
 <li>On beş günlük sürenin işletilmemesi,</li>
 <li>Rayiç değerin düşük tespit edilmesi,</li>
 <li>Yanlış taşınmaz veya yanlış arsa payı üzerinden işlem yapılması,</li>
 <li>Proje şartlarının sonradan değiştirilmesi,</li>
 <li>Satışın kanuni usule aykırı gerçekleştirilmesi</li>
</ul>

<p>gibi hukuka aykırılıklar ileri sürülebilir.</p>

<p>6306 sayılı Kanun uyarınca tesis edilen idari işlemlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idari yargıda dava açılabilmesine ilişkin özel bir düzenleme bulunmaktadır. Bu nedenle tebliğ tarihi dikkatle tespit edilmeli; satış işlemi, değerleme raporu, karar tutanağı ve bildirim belgeleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Dava açılması hâlinde, işlemin uygulanması telafisi güç veya imkânsız zarar doğuracaksa yürütmenin durdurulması talep edilmesi de değerlendirilebilir. Ancak bu talebin kabulü otomatik değildir; işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç zarar doğması koşullarının somutlaştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Mülkiyet hakkı ile dönüşüm kamu yararı arasındaki denge</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm, can güvenliğinin sağlanması ve sağlıksız yapı stokunun yenilenmesi amacı taşıyan kamu yararına dayalı bir uygulamadır. Ancak kamu yararı amacı, mülkiyet hakkına yönelik her müdahaleyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.</p>

<p>Müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması, izlenen amaçla ölçülü olması, maliklere usule ilişkin güvenceler tanınması ve bedel bakımından adil bir denge kurulması gerekir. Salt çoğunluk sistemi, dönüşüm kararlarının oybirliği nedeniyle sürüncemede kalmasını önlemeye yöneliktir. Buna karşılık azınlıkta kalan maliklerin tamamen etkisiz bırakılması değil, kanunda öngörülen bildirim, değerleme ve satış güvencelerinin işletilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Uygulamada maliklerin dikkat etmesi gereken belgeler</strong></p>

<p>Malikler süreç boyunca aşağıdaki belgeleri mutlaka temin etmeli ve saklamalıdır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Riskli yapı veya riskli alan tespit belgeleri,</li>
 <li>Tapu kaydı ve arsa payı bilgileri,</li>
 <li>Salt çoğunluk karar tutanağı,</li>
 <li>Anlaşma metni ve ekleri,</li>
 <li>Mimari proje ve bağımsız bölüm listesi,</li>
 <li>Yükleniciyle yapılan sözleşme,</li>
 <li>Tebligat evrakı,</li>
 <li>Muhtarlık ilan tutanağı,</li>
 <li>Rayiç değer raporu,</li>
 <li>Açık artırma ilanı ve tutanağı,</li>
 <li>Satış kararı,</li>
 <li>Tapu müdürlüğü yazışmaları,</li>
 <li>Değerleme ve imar belgeleri.</li>
</ul>

<p>Belgelerin yalnızca sözlü bilgiye dayanılarak değerlendirilmesi, hak kaybı riskini artırır. Özellikle satış ve tebligat tarihleri bakımından yazılı kayıtlar önem taşır.</p>

<p>6306 sayılı Kanun çerçevesindeki salt çoğunluk sistemi, dönüşüm kararlarının alınmasını kolaylaştıran; ancak karara katılmayan maliklerin paylarının satılmasına imkân veren özel bir mekanizmadır. Bu nedenle sistemin uygulanmasında hem çoğunluk kararının hem de azınlık maliklerin korunmasına yönelik usuli güvencelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Salt çoğunluk, malik sayısının değil, arsa paylarının çoğunluğudur. Kararın içeriği açık olmalı, teklif karara katılmayan maliklere usulüne uygun bildirilmeli, on beş günlük süreye uyulmalı, rayiç değer gerçek ve denetlenebilir biçimde belirlenmeli ve satış işlemine karşı başvuru süresi kaçırılmamalıdır. Özellikle tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük dava süresi somut dosya bakımından öncelikle kontrol edilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN"><img alt="Av. Yusuf Şamil TÜREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yusuf-samil-turen1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN">Av. Yusuf Şamil TÜREN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-cercevesinde-salt-cogunluk-karar-sistemi-ve-anlasmaya-yanasmayan-paydaslarin-hisselerinin-satis-proseduru-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="46322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2019/5279 E., 2020/7042 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2020 tarihli, 2019/5279 E., 2020/7042 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/5279 E., 2020/7042 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı ... vekili ve davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili, davacının davalı sigortacı tarafından "İdeal Sağlık Sigorta Poliçesi" ile sigortalandığını, maç yaparken dizinden yaralanan davacıda menüsküs yırtığı ve ön çapraz bağda yırtık tespit edildiğini, sigortacının provizyon incelemesi için görevlendirdiği diğer davalı şirketin provizyon alındığını bildirmesi üzerine tedavinin yaptırıldığını; ancak aynı gün 12 aylık bekleme süresi nedeniyle sigortacının ödeme yapmayacağının bildirildiğini, davacının tedavi için yaptığı 23.000,00 TL ameliyat gideri ile 2.250,00 TL fizik tedavi masrafının poliçe kapsamında olduğunu, başvuruyu reddeden davalıların zarardan müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek, davacının ödediği 25.250,00 TL'nin ödeme tarihlerinden işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili, davada Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunu, davacının menüsküs ameliyatına ilişkin talebinin, poliçe özel hükmü gereği 12 aylık bekleme süresi içinde gerçekleştiğini, zararın teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili, davalıya husumet düşmeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davanın açıldığı İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davalı ...Ş. alehine açılan davanın husumet yokluğundan reddine; 25.250,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... şirketinden tahsiline dair verilen hükmün, davalı ... vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 19.12.2016 tarih, 2014/8424 Esas ve 2016/11642 Karar sayılı ilamı ile; "davanın, sağlık sigorta poliçesine dayanan ve sigorta hukukundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğu; sigorta hukukunun TTK'nun 1401 vd. maddelerinde düzenlendiği dikkate alınarak, ticari davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemeleri'ne ait olduğundan, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek hüküm tesisinin doğru görülmediği" gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Bozmaya uyan İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı ...Ş. alehine açılan davanın husumetten reddine; diğer davalı hakkındaki davanın kabulü ile 25.250,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'nden tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılmış olmasına ve delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; daha önce verilen hükmün, davacı vekili ile hakkındaki dava husumetten reddolunan davalı vekili tarafından temyiz edilmediği ve davalı ...Ş. ile ilgili ilk hükmün kesinleştiği gözetildiğinde, bu yöne ilişkin davacı temyizinin yerinde görülmemesine göre; davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, sağlık sigorta poliçesi gereği tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacının dava açarken dayanak yaptığı 12.07.2011- 12.07.2012 vadeli poliçeyle davalı ... nezdinde sigortalı olduğu; sigorta süresi içinde (21.03.2012'de) rizikonun gerçekleştiği ve davacının kazadaki yaralanması nedeniyle yaptığı ameliyat giderlerini talep ettiği görülmektedir. Poliçede teminat verilen riziko gerçekleşmiş olmakla birlikte, poliçe özel şartlarının "bekleme süresi" başlıklı 11.maddesinde, diz cerrahisine (menisküs, kıkırdak, sinovya ve bağ lezyonları vb.) ilişkin hastalık ve komplikasyonlarının cerrahi ve yatarak yapılan teşhis ve tedavi harcamalarının 12 ay boyunca sigorta teminatı kapsamı dışında olduğu düzenlemesi yapılmıştır.</p>

<p>Mahkemece, 6762 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde poliçe düzenlendiği için Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümlerinin uygulama alanı bulduğu ve davalı sigortacının, anılan yönetmeliğin 5. ve 7.maddelerine uygun biçimde (özellikle, teminat dışı olan haller bakımından) davacı sigortalıyı bilgilendirmediği, bu nedenle de poliçe özel şartındaki teminat dışılığa ilişkin düzenlemenin uygulanamayacağı ve davalı sigortacının zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
İhtiyari nitelikte düzenlenen sağlık sigorta poliçesine, Türk Ticaret Kanunu'nun emredici düzenlemelerine aykırı olmamak kaydıyla özel şartlar konulması mümkündür. Sağlık Sigortası</p>

<p>Genel Şartları'nın teminat dışı hallerin düzenlendiği 2.maddesinin (h) bendinde de, poliçe özel şartı ile belirlenecek hastalıkların teminat dışı bırakılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Davalının düzenlediği poliçede, birtakım hastalıklar için süresiz olarak ve birtakım hastalıklar için de belirli süreler ile sınırlı biçimde teminat dışılık yönünde özel şarta yer verilmiştir.</p>

<p>Davalının düzenlediği poliçenin ilk sayfasında "poliçenin, poliçede belirtilen genel şart, özel şartlar ve açıklamalar çerçevesinde düzenlendiği, ekli genel ve özel şartlarla birlikte teslim edildiği" ifadesi yer almaktadır. Poliçe ilk sayfasında özel şartları da içeren poliçe örneğinin teslim edildiği açıkça yazılmış olduğuna göre, artık Yönetmelik hükümleri gereği bilgilendirme yapılması gerekliliğinden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan vakıalar karşısında mahkemece; dayanak yapılan özel şartları da içeren poliçe örneğinin sigortalı davacıya teslim edildiğinin poliçeye yazıldığı; somut olayda teminat dışılığa yol açan özel şartın davacının bilgisi dahilinde olduğu (ya da en azından olması gerektiği) gözetilerek, poliçe özel şartı nedeniyle davalı sigortacının zarardan sorumlu olmadığına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; aşağıda dökümü yazılı 10,00 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ... Şirketine geri verilmesine 16/11/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="12505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/11482 E., 2019/5205 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 29/04/2019 tarihli, 2016/11482 E., 2019/5205 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/11482 E., 2019/5205 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacılar vekili, davacıların eşi/babası İsmail'in kullandığı banka kredisine teminat amacıyla davalı tarafından hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, poliçe vadesi içinde davacılar yakını sigortalının öldüğünü, davalının mevcut hastalığın gizlendiği ve beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığı gerekçesiyle ödeme yapmayı reddettiğini belirterek 19.500,00 TL vefat tazminatın dava tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, sigortalı murisin poliçe tanziminden önce mevcut olan akciğer kanseri rahatsızlığını beyan etmemesi ve bu rahatsızlık sonucu ölmesi nedeniyle talebin teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile 19.500,00 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve veraset ilamındaki payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; davaya konu poliçede dain-i mürtehin kaydı bulunan bankanın, 17.02.2016 tarihli cevabi yazısıyla, kredi borcunun ödendiği ve borç kalmadığı bildirildiğinden, davacıların davada aktif dava ehliyetinin bulunmasına göre; davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davacılar murisi ... ile davalı arasında 08.01.2013-08.01.2014 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 30.10.2013 tarihinde davacılar yakını sigortalı vefat etmiştir.</p>

<p>Davalı taraf yargılama sırasında, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan akciğer kanseri hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkeme ise; sigortalı muris tarafından imzalanan sağlık durumuna ilişkin beyan formunun matbu olduğu ve soruların sorulup sorulmadığının dahi belli olmadığı; davalı sigortacı tarafından bilgilendirme yapılıp soru sorulmadan ve gerekli görülüyorsa sağlık raporu alınmadan poliçenin düzenlenip, risk oluşunca bu form gereği ödemeden kaçınma ve poliçenin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanımı olduğu gerekçesiyle, davalının tazminattan sorumluluğuna karar verilmiştir.</p>

<p>Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.<br />
6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi'nin 19.11.2014 tarihli raporuyla, sigortalı murisin ölüm sebebinin akciğer kanseri olduğu ve bu hastalıkla ilgili teşhisin 28.11.2012 tarihinde (poliçe tanziminden önce) konulduğu net biçimde saptanmıştır. Dosya kapsamından, davalı ... tarafından davacılar murisinin cevaplaması istemiyle yazılı soru formu verildiği; bu form ile murise hertür kanser dahil rahatsızlığı olup olmadığının açıkça sorulduğu; sigortalı murisin bu soruya olumsuz cevap verdiği; poliçeden önce 3 kez kemoterapi aldığı ve hastanede yatmasına sebep olan akciğer kanseri hastalığını bildirmediği anlaşılmaktadır. Tüm bu sebeplerle, mahkemenin davayı kabul gerekçesi yerinde değildir.</p>

<p>Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; sigorta sözleşmelerinin karşılıklı iyiniyet ve güven esasına dayalı olarak kurulan sözleşmeler olduğu; güven ve iyiniyet ilkesi ile yasal düzenlemeler (TTK 1435) gereği, sigorta yaptıranın önemli tüm hususları poliçenin tanzimi sırasında sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu; davacılar murisi sigortalının poliçe tanziminden önce teşhisi konulmuş ve yaklaşık 1,5 aydır yoğun biçimde tedavisini gördüğü akciğer kanseri rahatsızlığını sigortacıya bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususları dikkate alınmak suretiyle, bu durumun yaptırımını düzenleyen TTK'nun 1439/2. maddesine göre değerlendirme yapılıp davanın reddine karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve hatalı gerekçeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 29/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="55913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/17293 E., 2018/5922 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 05.06.2018 tarihli, 2015/17293 E., 2018/5922 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/17293 E., 2018/5922 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... Emeklilik ve Hayat AŞ vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı sigorta sözleşmesinin teminat kapsamının 19.12.2011 - 19.12.2012 tarihleri arasında olduğunu, sigorta primini sözleşmenin yapıldığı tarihte peşin olarak ödediğini, poliçe teminatı kapsamında bulunan tehlikeli hastalıklardan Multiple Skleroz (MS) hastalığına yakalanmış olduğunu, poliçe tanzim tarihinden 4 aydan fazla bir süre sonra hastalık belirtilerini gösterdiğini, 2012 Haziran ayında da davacıya kesin tanı konulduğunu, davalı sigorta şirketinin; tehlikeli hastalık olan Multiple Skleroz (MS) hastalığına davacının 2003 yılında yakaladığını sigorta firmasının teminat bedelini ödemediğini beyan ederek davacının, davalı sigorta şirketinden sigorta sözleşmesi kapsamında taahhüt ettiği 30.000,00 TL teminat bedeline işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı sigortalının tazminat talebi üzerine müvekkili sigorta şirketi tarafından yapılan incelemede sigortalının 2003 yılında rahatsızlığına ilişkin tetkikler yapıldığı ve tedavi gördüğü anlaşılarak tazminat talebinin poliçe teminatı kapsamı dışında kaldığının tespit edilerek tazminatın ödenmesinin mümkün olmadığının sigortalıya bildirildiğini beyanla, haksız ve hukuki mesnetten yoksun olarak açılmış davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre ... Kurumu 3. Tıp ihtisas Kurulunca verilen raporda davacının poliçe tarihinden önce hastalığına ilişkin semptomlarının baş gösterdiği, ancak kesin tanı konulmadığı, mevcut belgelere göre MS tanısının sigorta tarihinden sonra konulduğu, hatta sigorta başlangıç tarihinden itibaren ilk 90 günden sonra 29/03/2012 tarihinde kronik seyirli olduğunun belirlendiği, davalı sigorta şirketinin ... Kurumu Raporu karşısında davacı sigortalının hastalığını bildiğine ve gizlediğine dair somut kanıtlar ortaya koyamadığı, meydana gelen hastalığın sigorta poliçesi kapsamında bulunduğu anlaşıldığından benimsenen ve bu yönlere işaret eden raporlar ışığında davanın kabulüne, 30.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş hüküm davalı ... Emeklilik ve Hayat AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, Yaşama Destek Sigortası poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece yapılan araştırma inceleme hüküm vermeye yetkili değildir.</p>

<p>TTK’nın 1290. maddesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur</p>

<p>Somut olayda; Davacı ile davalı arasında tehlikeli hastalıkları da kapsayan yaşama destek sigortası imzalanmış olup, sigorta bilgilendirme formunun 2.5 maddesinde de “MS hastalığının teminat kapsamında olduğu, muhtemel MS ve MS'i düşündüren ancak tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomları teminat dışı olduğu, tehlikeli hastalıklar teminatının, kasden gerçeğe aykırı veya eksik beyanda bulunulduğunun tespit edilmesi halinde riziko gerçekleşmiş olsa bile sigortacının cayma hakkı olduğu“ hususu düzenlenmiştir.<br />
Sigortalının poliçe tanziminden sonra MS tanısı aldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı sigorta firması da davacının MS hastalığına ilişkin belirtilerinin sigorta sözleşmesinin imzalanmasından önce 2003 yılında göstermeye başladığı, davacı sigortalının söz konusu hastalığa ilişkin belirtilen olduğunu bilmesine rağmen kasden gerçeğe aykırı veya eksik beyanda bulunarak söz konusu hasatlıktan bahsetmediği gerekçesi ile cayma hakkını kullandığını beyan etmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamında bulunan ... ... 3. İhtisas Dairesi'nin 05.12.2014 tarihli raporunda; "davacı sigortalının hastalığına ait bulguların 2009 yılından itibaren belirginleştiğinin, 29.03.2012 tarihli kranial MR raporuna göre hastalığının kronik seyirli olduğu ve eski ataklarının da olduğunun anlaşıldığının, kişinin 19.12.2011-19.12.2012 tarihleri arasındaki yaşam destek sigortası yaptırdığının, bu tarih öncesinde kişide hastalığın semptomlarının bulunduğunun, ancak tanı konulmamış olduğu, mevcut belgelere göre MS tanısının sigorta tarihinden sonra konulduğunun tesbit edildiği”, Özel Sigortalar Uzmanı ... tarafından tanzim olunan bilirkişi raporunda da; "gerek kanun ve gerekse de poliçe genel şartı gereğince bu hastalığını bildiği halde sakladığını ortaya koyan hiçbir delil tespit edilemediğini, davacı sigortalının MS hastalığının varlığını sigorta şirketi ile aralarında akdedilen poliçe sırasında gizlediğine ilişkin bir bulguya rastlanmadığını, davacı sigortalının MS hastalığının mahkemece alınan ... kurumu raporu ile sigorta tarihinden sonra konulduğuna, davalı sigorta şirketinin teminat limiti kapsamında sigortalıya karşı sorumlu olduğu sonuç ve kanaatine vardığı” belirtilmiştir.</p>

<p>Poliçede yer alan MS hastalığının teminat kapsamında olduğu, muhtemel MS ve MS'i düşündüren ancak tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomların teminat dışı olduğuna ilişkin özel şart göz önüne alındığında, davacının MS hastalığı belirtilerini poliçenin düzenlendiği tarihte gizlediği ve davalı sigorta şirketine bildirmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sözleşme öncesinde mevcut olan semptomların, ... raporunda da belirlenen semptomlar ile poliçede belirlenen muhtemel MS ve MS'i düşündüren ancak tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomlar olup olmadığı yönünde mahkemece ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 05.06.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="58318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/10336 E., 2022/5346 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202110336-e-20225346-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202110336-e-20225346-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 21/03/2022 tarihli, 2021/10336 E., 2022/5346 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/10336 E., 2022/5346 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davanın kabulüne ve İtiraz Hakem Heyeti tarafından davalı vekilinin itirazının reddine dair verilen kararın, davalı vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacılar; murisleri Şenol Eğri'nin davalı nezdinde uzun süreli hayat sigorta poliçesiyle sigortalı olduğunu, poliçe süresi içinde ölümün gerçekleştiğini, davalının sağlık durumu hakkındaki beyan yükümlülüğüne uyulmadığı gerekçesiyle ödeme yapmayı reddettiğini, ölüm nedeniyle önceki rahatsızlıklar arasında illiyet bağı bulunmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL vefat tazminatının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 10/11/2016 tarihli ıslah dilekçesiyle, taleplerini 100.000,00 TL'ye yükseltmiştir.<br />
Davalı vekili; sigortalının poliçe tanziminden önce mevcut olan rahatsızlıklarını bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve zarardan sorumlu olmadıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından; davanın kabulü ile 100.000,00 TL vefat tazminatının 15/06/2016 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karara davalı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine, İtiraz Hakem Heyeti tarafından, davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava, hayat sigortası poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar murisi ... ile davalı arasında 12/06/2013-12/06/2018 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 14/05/2016 tarihinde davacılar yakını sigortalı vefat etmiştir.</p>

<p>Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan kalp yetmezliği- koah- nörolojik rahatsızlıklarını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Hakem Heyeti ise; 19/03/2013'te (poliçe tanziminden önce) sigortalının başvurusu üzerine kronik iskemik kalp rahatsızlığı, peptik ülser, kaşeksi, karaciğer hastalığı tanıları konulmuşsa da, bu tanıları destekleyici tetkik ve ilaç kaydına rastlanmadığından, eski rahatsızlıkların bildirilmemesi durumunun olmadığı, anılan tedavi kaydının olması halinde ise sigortalı murisin bu rahatsızlıkları bildirmesinin gerekli olacağı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunu benimseyerek davalının tazminattan sorumluluğuna karar vermiştir.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1435. maddesi ile, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 1435. maddesi ve Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>TTK'nın 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması halinin tazminattan indirim sebebi olduğu; ayrıca, beyan yükümlülüğüne kasten uyulmaması halinde, gizlenen (beyan edilmeyen) husus ile gerçekleşen riziko arasında illiyet bağının bulunmadığı durumda da ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre sigortacının tazminatı ödeyeceği kabul edilmiştir. Diğer taraftan, kanunda yer alan kasten gizleme ifadesinin, kötüniyetle gizlemeyi değil; bildiği halde beyan etmeme halini ifade ettiği de izahtan uzaktır.</p>

<p>Davacılar murisi tarafından imzalanan sağlık beyan formunda, kalp hastalığı tedavisi olup olmadığı, son 1 yılda 5 kilodan fazla kilo kaybı olup olmadığı, sağlık durumuyla ilgili şikayetin olup olmadığı ve daha birçok rahatsızlık için açıkça soru sorulduğu halde, sigortalı muris tarafından bu sorulara olumsuz cevap verilmiş, poliçeden önce tanısı konulan rahatsızlıklar bildirilmemiştir.</p>

<p>Hükme esas alınan 03/11/2016 tarihli kardiyoloji uzmanı bilirkişinin raporunda; poliçeden önceki rahatsızlıklar için tanı bulunsa da tetkik- tedavi ve ilaç kullanım kaydına rastlanmadığı gerekçesiyle, beyansızlık halinin olmadığı şeklinde görüş bildirilmiş olup; sigortalının tanılı kronik iskemik kalp rahatsızlığı, peptik ülser, kaşeksi (aşırı kilo kaybı), karaciğer hastalığı için ilaç kullanımı ve tetkiklerinin bulunması halinde bunların sigortacıya bildirilmesinin zorunlu olduğu da belirtilmiştir. Bu itibarla; raporun, dosyadaki eksik hastane ve tedavi kayıtları nedeniyle net tespitler yapmadığı açık olduğu gibi, sigortalıda başkaca birçok rahatsızlık da bulunduğu halde, rahatsızlıklara göre uygun heyet teşkili sağlanmadan, sadece kardiyoloji uzmanı olan bilirkişiden alınan raporla yetinilmesi de incelemenin eksikliğini göstermektedir.</p>

<p>Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; sigortalı murisin poliçe tanziminden öncesine ilişkin olanlar da dahil olacak biçimde tüm tetkik- tanı- tedavi- ilaç kullanım belgelerini içerir kayıtlarının SGK'dan ve ilgili hastaneden getirtilmesi; poliçe öncesi rahatsızlıklara göre oluşturulacak uzman doktor heyeti ve sigorta hukukçusundan oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınması; önceki rahatsızlıklar ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığının raporla saptanmasından sonra, TTK'nın 1435 ve 1439. maddeleri gereği, gizlemenin kasten mi yoksa ihmal nedeniyle mi olduğunun kararda tartışılması; varılacak</p>

<p>sonuca göre, TTK'nın 1439/2. maddesi gereği tazminat sorumluluğun kalkması, tazminattan indirim yapılması ya da proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi için gerekli araştırmalar yapılıp gerektiğinde bilirkişi raporu alınmasıyla oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İHH kararının BOZULMASINA; dosyanın, hakem dosyasının saklanması kararını veren İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 21/03/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202110336-e-20225346-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="11411"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/2450 E., 2023/7450 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20222450-e-20237450-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20222450-e-20237450-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 05.06.2023 tarihli, 2022/2450 E., 2023/7450 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/2450 E., 2023/7450 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/1037 D.İş – 2021/1037<br />
SAYISI : İHK-2021/43160<br />
HÜKÜM/KARAR : Başvurunun Reddine-Davacının İtirazının Reddine<br />
SAYISI : K-2021/133370</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>... kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı ... şirketine sağlık sigortası yaptırdığını, daha sonra rahatsızlandığını, ameliyat olması gerektiğini, bu durumun sigorta şirketine bildirildiğini, sigorta şirketinin bir kısım ödemeler yapmış olmasına rağmen hukuki bir gerekçe olmadan ödemeleri durdurduğunu ve sözleşmeyi iptal ettiğini bildirdiğini, poliçenin iptalinin geçersiz olduğunu ve tedavi giderlerinden şimdilik fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 40.139,81 TL’nin ödeme tarihinden itibaren en yüksek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; poliçenin başlangıç tarihinin 09.11.2020 olduğunu, 13.11.2020 tarihinde davacının halsizlik şikayeti ile hastaneye başvurduğunu hemoglobin değerlerinin düşük olduğunun belirlendiğini, kolonoskopi yapıldığını, kitle saptandığını, bu kitleye yönelik laparaskopik kolon rezeksiyonu işlemi yapıldığını, sigortalının 07.11.2020 tarihinde poliçe yapılmadan önce yapılan kan tahlilinde de aynı değerlerde düşüklük görüldüğünü, poliçe yapılmadan önce sigortalı bu durumu bilmesine ve sigorta şirketince sorulmasına rağmen sigorta şirketine herhangi bir hastalık/rahatsızlığı bulunmadığını bildirdiğini, bu beyana güvenerek sigorta poliçesinin düzenlendiğini, sigorta poliçesinde poliçe yapılmadan önce var olan rahatsızlıklarla ilgili tanı ve/veya tedavi yapılmış olsun olmasın her türlü sağlık giderinin kapsam dışında olduğunun kararlaştırıldığını, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle poliçenin iptaline karar verildiğini, sigortalıya eksik ya da hatalı bilgi vermenin sonuçlarının açıklandığını, feshin haksız olduğunun kabulü halinde dahi, sigorta şirketinin bu rahatsızlıklar için sürprim isteme hakkı olduğunu, alınması gereken primler ile alınan primler arasındaki oranın hesaplanarak tazminattan belirlenen oranda indirim yapılması gerektiğini, avans faizi talebinin de yerinde olmadığını savunarak talebin reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. ... KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların iddia ve savunmaları, sunulan deliller neticesinde, sigortalının beyan etmemiş ve/veya eksik beyan etmiş olduğu rahatsızlıkları bulunduğu, kast derecesinde sağlık durumunun hatalı bildirildiği gerekçesi ile poliçe sorumluluklarının bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davacı vekili itiraz dilekçesinde; poliçe primlerinin sigorta şirketi tarafından tahsil edildiğini, poliçenin haksız feshedildiğini, davalının bu süreçte kısmi ödemeler yaptığını, feshin geçersiz olduğunu, beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığı iddiasının yersiz olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Açıklanan bilgiler ışığında somut dosyada, başvuru sahibinin 09.11.2020 başlangıç tarihli Sağlık Poliçesinin tanzimi öncesinde mevcut rahatsızlıklarına ilişkin sigorta şirketlerine yeterli bilgi vermediği, yazılı olarak başvurana yöneltilen sağlık beyan formunda mevcut 07.11.2020 tarihli sağlık tahlil ve hastane süreçlerine ilişkin başvuranın “hayır” yanıtını verdiği ve bu kısa süreç içerisinde tespit edilen hastalık ve tedavi ile illiyet bağının bulunduğu açık olup, kast derecesinde bilginin gizlendiği ve/veya bilginin verilmesinden kaçınıldığı, sigorta şirketinin akdin tanzim sürecinde hangi şartlarda hangi prim ödemeleri ile poliçenin kurulacağı/devam edeceği ve/veya akdin belirtilen şartlarda oluşturulamayacağı hususlarının sigorta şirketi açısından sağlıklı bir muhakeme yapmasının önüne geçildiği anlaşılmaktadır. Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa dahi sözleşmeden cayabilir, dolayısıyla davalı ... kuruluşunun söz konusu poliçede öngörülen teminattan sorumlu olduğundan söz edilemeyeceği" gerekçesi ile davacının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; sigortacının poliçe feshinin yasaya aykırı olduğunu, sigorta şirketinin poliçenin iptal edilmesine dair 07.12.2020 tarihli kararından sonra 09.12.2020 tarihinde sigorta bedelinin 2. taksidinin tahsil edildiğini, bu durumun sigortacının sigorta sözleşmesinin aynen devamına rıza gösterdiğine işaret ettiğini, cayma hakkından zımnen vazgeçtiğinin anlaşıldığını, sigortacının cayma süresini kaçırdığını, sigortacının iptal sebebini en geç 24.11.2020 tarihinde öğrendiğini, poliçe iptal beyanını 22.12.2020 tarihinde postaya verdiğini, 15 günlük cayma süresini kaçırdığını, poliçe iptal gerekçesinin sonradan değiştirilemeyeceğini, sigorta şirketinin iptal nedeni olarak ilk sigortalılık tarihinden önce var olan rahatsızlıklar gerekçe gösterilmiş iken cevap dilekçesinde beyan ve bildirim yükümlülüğüne aykırı davranıldığı savunması yapıldığını, buna imkan bulunmadığını, “ilk sigortalılık tarihinden önce var olan rahatsızlıklar” şeklindeki iptal gerekçesinin hukuki dayanağı bulunmadığını, kanunda böyle bir teminat dışı hal sayılmadığını, genel şartlarda da böyle bir hususun teminat dışı bırakılmadığını, kanun ve genel şartlarda olmayan bir teminat dışı halin poliçe ile düzenlenemeyeceğini, sigortalının beyan ve yükümlülüğüne aykırı da davranmadığını, davacının sigorta poliçesi yapılırken kanser olduğunu bilmediğini, bilmesini gerektirecek bir durum da olmadığını, bilinen bir hastalığın sigortacıdan saklanmasının söz konusu olmadığını, sigortalının kan değerlerinin düşük olduğunu gösterir kan tahliline dayanarak kanser olduğunu tahmin etmesi gerektiği, kanseri açıkça ortaya koyan bu tahlilin bildirilmemesi sebebiyle bilgi gizlendiği sigortacının sözleşmeden bu nedenle cayabileceği şeklindeki kabulün yerinde olmadığını, sigortalının hastaneye başvuru sebebinin halsizlik olduğunu, kanseri akla getirebilecek bir rahatsızlığı bulunmadığını, beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlali gerekçesi ile sigorta şirketinin poliçeden cayabileceği yönündeki kabulün hatalı olduğunu, müvekkilinin sorulan sorulara doğru cevap verdiğini, poliçe yapılırken bir rahatsızlığı bulunmadığını, olayda ihmal şeklinde değerlendirmede bulunup tazminattan indirim yapılma yoluna gidilmediğinde de kararların yerinde olmadığını, sözleşme iptal beyanı müvekkiline 11.01.2021 tarihinde ulaştığına göre bu tarihten önce yapılan masrafların karşılanması gerektiğini, sigorta şirketinin bilgilendirme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, kemoterapi giderlerinin ödenmesinin kabul anlamına geldiğini, cayma hakkında vazgeçme olarak kabulü gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; sağlık harcamalarının davalı ... tarafından düzenlenen Sağlık Sigorta poliçesi kapsamında tazmini talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun 1401, 1409, 1435, 1436, 1439 ncu maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Sağlık Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Davacı ile davalı arasındaki poliçe 09.11.2020 tarihinde düzenlenmiştir. Davacının poliçeden önce 07.11.2020 tarihinde yaptırdığı tahlilde sadece kan değerlerinin düşük olduğunun görülmesi kanser olduğunu bildiği anlamına gelmez. Kaldı ki davacı 12.11.2020 (poliçeden sonra) tekrar doktora gittiğinde yeniden tahliller yapılmış bu tarihten sonra kanser olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle; beyan yükümlülüğünün yerine getirilmediğinden söz edilemez. Poliçe gözetilerek davacının poliçe kapsamında değerlendirilecek harcamaları konusunda inceleme yaptırılıp ödenecek tazminat miktarı belirlenmelidir. Bu yönün gözetilmemesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan ... kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine</p>

<p>05.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20222450-e-20237450-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="97635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/5193 E., 2024/3419 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20235193-e-20243419-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20235193-e-20243419-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 17.04.2024 tarihli, 2023/5193 E., 2024/3419 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/5193 E., 2024/3419 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/179 E., 2022/291 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulü</p>

<p>Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda, kapatılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların ...'nin mirasçıları olduğunu, murisin 04.05.2014 tarihinde vefat ettiğini, murisin daha önce Akbank İzmir Yolu Şubesi'nden bireysel ihtiyaç kredisi kullandığını, bu kredi kapsamında 27.300,00 TL ölüm teminatı içeren hayat sigorta poliçesi yapıldığını, sigorta priminin peşin olarak ödendiğini, vefat sonrası tazminat ödenmesi için tüm belgelerin teslim edildiğini, davacıların dava tarihine kadar tüm taksitleri yatırdıklarını, bankaya bizzat yapılan başvurunun reddedildiğini, red gerekçesi olarak murisin hastalığının beyan edilmediğinin gösterildiğini, davalı şirketin gerçekleri saptırdığını, tazminat ödenmemesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi anlamında objektif iyi niyet kuralına aykırı olduğunu, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu belirterek hayat sigortası poliçesine dayalı 27.300,00 TL tazminatın riskin gerçekleşme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif dava ehliyetine haiz olmadığını, sigorta poliçesinde lehdarın Akbank T.A.Ş olarak gösterilmesi nedeni ile bu şirketin icazeti olmadan dava açılamayacağını, sigortalı ile şirket arasında 24.10.2013 başlangıç tarihli 1 yıl süreli 8.400,00 TL teminat tutarlı poliçe ile 18.02.2014 başlangıç tarihli bir yıl süreli 27.300,00 TL teminat tutarlı kredili hayat sigorta poliçelerinin imzalandığını, sigortalının 04.05.2014 tarihinde vefat ettiğini, poliçe sözleşmesi kapsamında sigortalıya önceden geçirdiği hastalıkların sözlü olarak sorulup bu beyanların yazıya dökülen başvuru formunda imzalanmasının istendiğini, sigortalının hiçbir hastalık bildirmeyerek formu okuyup kendi iradesi ile imzaladığını, oysaki poliçenin başlangıç tarihinden çok seneler önce mirasçının beyanlarının teyit ettiği sigortalının diyabetes mellitus ve hipertansiyon rahatsızlığı olduğunun anlaşıldığını, bu rahatsızlıkların kalp krizi riskini önemli ölçüde arttıran rahatsızlıklar olduğunu, resmi ölüm belgesinden de ölüm sebebinin hipertansiyon, diyabet ve kardiyopulmoner arrst sonucu olduğunu, sigortalının gerçek hastalık durumunu müvekkil şirketin bilmesi halinde sürprim uygulamasına yer verilmemesi nedeni ile esasen sigorta sözleşmesinin imzalanmayacak olduğunu, sigortalının sözleşme tarihinden kısa bir süre sonra vefat ettiğini, medula kayıtlarının celb edilmesi halinde sigortalının uzun yıllardır diyabet ve hipertansiyon teşhisi ile tedavi gördüğünün ispat edileceğini, sigortalının var olan sağlık sorunlarını gördüğü tedavileri ve kullandığı ilaçları beyan yükümlülüğüne aykırı davranarak davalı şirkete beyan etmediğini, davacıların talebi üzerine 8.400,00 TL teminatlı tazminat bedelinin teminat değerinin 10.000,00 TL'nin altında olması nedeni ile tıbbi incelemeye tabi tutulmadan ödendiğini, sigortalının beyan formunda sağlık durumu hakkında yanlış beyanlar verdiğini, bu nedenle davalı şirketin iradesinin fesada uğradığını ve şirketin gerçeğe uygun risk değerlendirilmesi yapılmadığının bu yönü ile davalı şirketin cayma hakkının riskin gerçekleşmesi halinde engellenmesi gibi bir hususun kabul edilemeyeceğini, davalı şirketin cayma hakkını usule uygun olarak kullandığını belirterek davacıların aktif dava ehliyeti olmadığından davanın usul yönünden reddine, gerçekleşen vefat durumu ile vefat tazminatının yasal hükümler çerçevesinde ödenmesi mümkün olmadığından haksız açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Bursa 3. Tüketici Mahkemesi'nin 20.03.2017 tarihli ve 2016/166 Esas 2017/150 Karar sayılı kararıyla; ...'nin davalı bankadan kredi çektiği, kredi borcu sona ermeden vefat ettiği, kullanılan kredi nedeniyle hayat sigortası poliçesi düzenlediği, borçlunun ölümünden sonra borcun davacılar tarafından ödenmeye devam ettiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı, davalının beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığını ileri sürmüş ise de kardiyoloji uzmanı bilirkişinin raporunda sigortalının ölümünün ani kalp krizinden kaynaklanması, şeker hastalığının ve hipertansiyonun kalp krizi geçirme riskini arttırmasına rağmen bu hastalığı olanların mutlaka kalp krizi geçireceği anlamına gelmeyeceği, sigortalının ölüm nedeni olan kalp krizi ile sözleşme tarihindeki hastalık arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığının belirlendiği, beyan yükümlülüğüne aykırı davranıştan söz edilemeyeceği, poliçedeki riskin gerçekleşmesi nedeniyle davalı sigorta şirketinin poliçedeki teminat tutarı kadar sorumluluğu bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 27.300,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 07.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 2018/2933 Esas-2020/1568 Karar sayılı 17.02.2020 tarihli kararı ile; davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile "Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 18.02.2014-18.02.2015 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 04.05.2014 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir.</p>

<p>Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkemece sigortalı muris tarafından bildirilmeyen önceki hastalıkları ile kalp krizi sonucu ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunu benimseyerek davalının tazminattan sorumluluğuna karar vermiştir.</p>

<p>Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.<br />
6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Hükme esas alınan 22.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda; poliçenin akdinden önce sigortalıda mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığı nedeniyle çeşitli ilaçlar kullandığı, ölüm belgesinde ölüm nedeni olarak kardiyopulmoner arrest olarak belirtildiği, tedavi ve takip bilgilerinin değerlendirilmesinde kalp krizine neden olan koroner kalp hastalığı için herhangi bir ilaç reçete edilmediği, şeker hastalığı ve hipertansiyonun kalp krizi geçirme riskini artırsa da mutlak kalp krizi geçireceği anlamına gelmediği, ölüm nedeni olan kalp krizi ile sigorta sözleşmesinin akdedildiği tarihte mevcut olan hastalıkları arasında illiyet bağı olduğu hususunun ispatlanamadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkeme ise, beyan edilmeyen önceki hastalıklarla ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı, bu nedenle beyan yükümlülüğüne aykırı davranıştan söz edilemeyeceği, proporsiyon hesabı yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, zararın teminat kapsamında kaldığını kabul ederek, poliçedeki vefat tazminatının tamamından davalı sigortacının sorumlu olduğunu kabul etmiş ve davanın poliçe teminat miktarı olan 27.300,00 TL yönünden kısmen kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.</p>

<p>Davacılar murisi tarafından imzalanan Yıllık Kredi Hayat Başvuru Formunda, herhangi bir rahatsızlığı olmadığı bildirilmiş; poliçeden önce mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığı bildirilmemiştir. Davacılar murisinin poliçe öncesinde mevcut bu hastalıkları için tedavi gördüğü ve en son 11.02.2014 tarihine kadar ilaç almaya devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sigortalının ölüm belgesinde kardiyopulmoner arrest, hipertansiyon ve diyabet hastalığı belirtildiği; hükme esas alınan 22.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörleri arasında hipertansiyon ve şeker hastalığı da yazılı olduğu dikkate alındığında riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>Bu durumda mahkemece öncelikle, dosyanın Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek, dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve davacılar murisinin yaşı değerlendirilmek suretiyle, müteveffanın kalp krizi nedeniyle ölümü ile poliçe öncesinde var olduğu anlaşılan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığının kesin olarak tespiti yönünden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>Kabule göre de, Adli Tıp Kurumundan alınacak raporda ölüm nedeni ile davacılar murisinin poliçe öncesinde var olan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağının olmadığının tespit edilmesi halinde, TTK'nun 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması halinin tazminattan indirim sebebi olduğunun kabul edildiği, dosya kapsamındaki reçetelere göre sigortalının yaklaşık 4 yıldır tedavisi devam eden ve son reçetesi 11.02.2014 (poliçeden 1 hafta önce) tarihine ait olan hipertansiyon ve şeker hastalığını sigortacıya bildirimde bulunmadığı, Yıllık Kredi Hayat Başvuru Formunda "halen tedavi, tetkik, doktor takibi veya ilaç kullanımı gerektiren bir sağlık sorununuz var mı veya kronik bir hastalıktan muzdarip misiniz" sorusuna ve içerisinde yüksek tansiyon ile şeker hastalığının da yazılı olduğu "şimdiye kadar aşağıda belirtilen hastalıklarla ilgili bir şikayetiniz oldu mu veya tedavi gördünüz mü" soruna "hayır" cevabını verdiği düşünüldüğünde, hipertansiyon ve diyabet hastalığı olan kişiyle ilgili risk değerlendirmesini sağlıklı bir kişininkinden farklı yapacak olan sigortacıya eski hastalıkların bildirilmesi gerektiği ve bildirim yapılmayışının da sigortalının ihmali davranışı olduğunun, sigortalı murisin doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Buna göre murisin bildirmediği hastalık ile ölüm arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığının anlaşılması halinde, poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğü kasten ihlal edilmemiş olup davanın tümden reddi gerekmez ise de TTK'nın 1290. maddesi ve 6102 sayılı TTK'nın 1435 ve devamı maddelerinde de düzenlendiği üzere; sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında teminatın indirilmesi gerektiğinden, murisin bu hastalığının belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapılarak tazminat hesabının yapılması gerekmektedir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay bozma ilamına uyularak dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve davacılar murisinin yaşı da dikkate alınarak, müteveffanın kalp krizi nedeniyle ölümü ile hayat poliçesi öncesinde var olduğu anlaşılan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığı tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderildiği, raporda "04.05.2014 tarihli TÜİK ölüm belgesinde; kişinin Diyabet hastalığı bulunduğu ve 04.05.2014 tarihinde Hipertansiyon (10 yıl) Serebrovasküler Hemoraji (30 dakika) nedeniyle öldüğünün kayıtlı olduğu, ancak ölüm anına ait ölüm sebebi ve mekanizmasını açıklayacak muayene bulgusu, EKG, laboratuvar tetkiki, röntgen tetkiki gibi herhangi bir tıbbi belge bulunmadığı ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmamış olduğundan, mevcut verilerle kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediğinden, sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı" tespitinin yer aldığı, hastalık ile ölüm arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğu hususu ispatlanamadığından, poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğünün kasten ihlal edilmemiş olduğu kabul edilerek, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1290 ve 1435 ve devamı maddelerinde de düzenlendiği; sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında teminatın indirilmesi gerektiği, murisin bu hastalığının belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapıldığı, sigortalı muris ... tarafından bildirilmeyen mevcut hastalık ve rahatsızlıkların, sigorta şirketi tarafından bilinmesi halinde %100 ilave sürprim talep ve tahsil edilebileceği, sigortalı muris ... mirasçıları olan davacılara ödenecek olan tazminat tutarı proportion yöntemiyle, eksik prim oranı olan %50 proporsiyon yöntemiyle hesaplama yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 13.650,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 07.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı sigorta şirketine ait poliçeler, müteveffa tarafından başvurulan tüketici kredisi başvurusu sırasında gerçekleştirilen prosedür dahilinde imzalandığı, poliçenin düzenlenme amacının müteveffayı korumaktan ziyade kredinin ödenmesinin garanti altına alınması ve dolayısı ile de sözleşmeye aracılık eden bankanın korunması olduğu, aydınlatma yükümlülüğünün sigorta şirketi tarafından ihlal edilmiş olduğu yönündeki iddiaların da haklılığını ortaya koyduğu, Adli Tıp Kurumu raporunda sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı tespitlerinin yer aldığı, illiyet bağının olmadığı bir durumda beyan yükümlüğünden bahsetmek ve buna dayalı olarak tazminattan indirim yoluna gidilmesinin hatalı olduğu, sigortalının bildirmediği hastalıkları nedeni ile %100 ilave sürprimle tazminat miktarından %50 oranında indirim yapılması yoluna gidilmesinin somut olayın özellikleri ile bağdaşmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; poliçe sözleşmesi kapsamında sigortalının hiçbir hastalık bildirmeyerek formu okuyup kendi iradesi ile imzaladığını, oysaki poliçenin başlangıç tarihinden çok seneler önce mirasçı davacıların beyanlarının teyit ettiği sigortalının diyabetes mellitus ve hipertansiyon rahatsızlığı olduğunun anlaşıldığını, bu rahatsızlıkların kalp krizi riskini önemli ölçüde arttıran rahatsızlıklar olduğunu, resmi ölüm belgesinden de ölüm sebebinin hipertansiyon, diyabet ve kardiyopulmoner arrst sonucu olduğunu, sigortalının gerçek hastalık durumunu müvekkil şirketin bilmesi halinde sürprim uygulamasına yer verilmemesi nedeni ile esasen sigorta sözleşmesinin imzalanmayacak olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1435 inci maddesi, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla temyiz eden taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, mahkemece bozma ilamından sonra alınan raporda hesaplama yönetiminin doğru olmasına göre temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle<br />
Davacılar vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>6502 sayılı Tüketici'nin Korunması Hakkında Kanun'un 73/2 nci maddesi gereğince davacılar harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20235193-e-20243419-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="25318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/6691 E., 2025/4011 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236691-e-20254011-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236691-e-20254011-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 10.03.2025 tarihli, 2023/6691 E., 2025/4011 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/6691 E., 2025/4011 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/98 D.İş, 2023/98 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Ankara'da hissettiği kolda uyuşma ve göğüs ağrısı nedeniyle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğunu ve yapılan tetkikler sonucu 30.12.2021 tarihli rapor ile %76 oranlı erişkinler için engelli sağlık kurulu raporu verildiğini, Benim Seçimim Hayat Sigortası Poliçesindeki hastalık sonucu tam ve daimi maluliyet teminatı gereği ödenmesi gereken teminatı davalının ödemeyi reddetmesi nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; Benim Seçimim Hayat Sigortasının 27.05.2021 başlangıç ve 27.05.2022 bitiş tarihli olarak düzenlendiğini, davacı tarafından sunulan %76 oranlı engel raporu kapsamında birden çok hastalık kaydının yer alması ve poliçe teminat bedelinin de yüksek olması nedeniyle detaylı bir inceleme yapıldığını, buna göre sigortalının ... Hastanesinde 09.02.2022 tarihinde bel bacak ağrısı nedeniyle yapılan muayene ve tetkikte şikayetlerin 2 yıldır mevcut olduğuna ilişkin kayıt tespit edildiğini, sigortalının 2014 ve 2019 yılında yapılan tetkiklerin özellikle kardiyak enzimleri de içerip birden fazla kez tekrar edildiğini, bu bulgular kapsamında sigortalıdaki engellilik raporuna konu kardiyovasküler patolojinin poliçe öncesinde mevcut olduğunun anlaşıldığını, zira teminatın sigortalının sigorta süresi içinde gerçekleşen bir hastalık sonucunda tam ve daimi olarak malul kalması halinde yapılan değerlendirme sonucunda ödendiğini, buna rağmen poliçe tarihi olan 27.05.2021 tarihinden önceki bulguları olan hastalıkların hesaplanacak maluliyet yüzdesine dahil edilemeyeceğini, kalp damar nedeniyle olan %37 ve kas-iskelet nedeniyle olan %10 maluliyet oranlarının dikkate alınamayacağını, başvuru formunda sigortalının ne kalp ne ağrı şikayetlerini beyan etmediğini, her ne kadar KOAH hastalığının da poliçe tanzim tarihi ile maluliyet raporu arasında geçen kısa sürede oluşması mümkün olmayan uzun süreli bir hastalık ise de bu hastalığın geçmişine ilişkin delil bulunmadığından hesaplamaya dahil edildiğini, böylece yeniden yapılan hesaplamada oranın %59 olarak tespit edildiğini, oranın %60'ın altında kalması nedeniyle talebin reddedildiğini, TTK'nın 1439/2. maddesinde sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiğinin riziko gerçekleştikten sonra tespit edilmesi halinde kasıt derecesinde kusur varsa ve beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcunun ortadan kalkacağı hususunun hükme bağlandığını belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyuşmazlığın çözümü için teknik bilirkişi görevlendirilmesine gerek görülmediği, sigortalının sağlık beyanındaki sorulara hayır yanıtı verdiği, mevcut bel ve kalp yakınmalarını sigorta şirketinden gizlediği, hipertansiyonla ilgili daha güçlü kanıtların sunulması gerektiğinden yeni başlangıçlı olarak kabul edildiği, poliçe öncesinden geldiği belirgin olan rahatsızlıklar çıkarıldığında geriye kalan mevcut rahatsızları üzerinden Balthazard formülüyle yeniden hesaplama yapılarak engel oranının %63.064 olarak saptandığı, bu durumda poliçe özel şartlarında %60 ve üzeri şeklinde belirtilen engel oranı şartını karşıladığı, bu nedenle tazminatın poliçede tanımlı teminat limiti 800.000,00 TL ve %63.064 engel oranına göre değerlendirilerek 504.512,00 TL olacak şekilde ödenmesi, ancak başvuru 100.000,00 TL üzerinden yapıldığından söz konusu tutar dikkate alınarak kısmi olarak ödenmesi gerektiği gerekçesiyle başvurunun kabulü ile 100.000,00 TL tazminatın davalıdan alınarak başvurana ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile diyabet ve bel fıtığı gibi rahatsızlıkların teşhis tarihi itibariyle poliçe başlangıç tarihinden sonra meydana gelen rahatsızlıkları içerdiği, başvuranın ihbar yükümlülüğüne aykırı bir eyleminin bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvuran hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde Sigorta Bilgi Merkezi (SBM) tarafından suç duyurusunda bulunulduğunu ve soruşturma yapıldığını, söz konusu dosyanın akıbeti beklenmeden ve hatta anılan dosya dahi celp edilmeden karar verildiğini, başvuru sahibi hakkında SBM tarafından yapılan suç duyurusuna istinaden yapılan soruşturmanın İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/227093 sayılı soruşturma dosyasıyla yürütüldüğünü ve alınan dosyaya müdahil olunduğunu, uyuşmazlık konusu, uzman bilirkişi incelemesini gerektirmesine rağmen tahkim yargılamasının hiçbir safahatında bilirkişi incelemesinin de yaptırılmadığını, uyuşmazlık hakeminin kararında teknik bilirkişi görevlendirilmesine gerek görülmediğine karar verildiği, bu yöndeki itirazlarına karşın İtiraz Hakem Heyetince yine bilirkişi incelemesi yapılmadığını ve bu konuda hiçbir gerekçeye yer verilmediğini, İtiraz Hakem Heyetince itirazlarının incelenmediğini, sigortalının gerek maluliyet oranının %60'ın altında kalıyor olması bir yana poliçe öncesi beyan yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal ettiğini, başvurunun reddi gerektiğini, maluliyet oranının %60'ın altında kaldığını beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlık, hayat sigortası poliçesindeki hastalık sonucu maluliyet teminatı kapsamında tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>1-Sigorta sözleşmeleri iyiniyet sözleşmeleri olup taraflar sözleşmenin kurulması aşamasında doğru beyanda bulunma yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 1435. maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü, "sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle düzenlenmiş ve bu yükümlülüğün kapsamı belirlenmiştir.</p>

<p>Gerek TTK'nın 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, TTK’nın 1439. maddesinde "(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez." 1439/2. fıkrasında ise "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>TTK'nın 1437. maddesinde, tazminat ve bedel ödemelerinde, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen bir husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantının, 1439.maddede öngörülen kurallar uyarınca dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Bu maddede tek bir ilke benimsenerek tüm sigortalarda tazminat ödemelerinde yanlış beyan ile gerçekleşen risk arasında illiyet bağı bulunmasının gerektiğine işaret edilmiştir. TTK'nın 1452/3. maddesinde de bu madde hükümlerinin, sigortalı, sigorta ettiren ya da lehtarın aleyhine olacak şekilde değiştirilemeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının, doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinin ve sigortacının TTK'nın 1435 ve 1439. maddelerdeki hükümlerin uygulanabilmesi için de sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Anılan bu tespit ve değerlendirmenin yapılması da, tıbbi ve teknik bilgiyi gerektiren bir iştir.</p>

<p>Somut olaya gelince; davacı ile davalı sigorta şirketi arasında 27.05.2021-2022 tarihlerini kapsayan Benim Seçimim Hayat Sigortası Poliçesi düzenlendiği, poliçe kapsamında teminat verilen Hastalık Sonucu Tam ve Daimi Maluliyet teminat tutarının 800.000,00 TL olduğu, poliçede ilgili teminatın "Sigortalının, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir hastalık sonucunda tam ve daimi olarak malul kalması halinde, sigorta katılım sertifikasında/poliçesinde belirtilen hastalık sonucu tam ve daimi maluliyet tazminat tutarı ödenir. Hastalık sonucu tam ve daimi maluliyet halleri, tıbbi tedavinin sona ermesini takiben Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi hakkında Yönetmelik ekinde yer alan, Özürlülük Oranları Cetvelinde sayılan %60 ve üstü oranlara karşılık gelen maluliyet halleridir. ... Sağlık Hayat ve Emeklilik A.Ş., gerekli gördüğü durumlarda, yukarıda belirtilen yönetmelik ekinde yer alan Özürlü Raporu vermeye yetkili sağlık kuruluşlarından rapor talep edebilir." şeklinde düzenlendiği görülmektedir.</p>

<p>Davacı vekili, davacının başvuruya sunulan rapor uyarınca %76 oranında maluliyete uğraması nedeniyle bu teminat bedelinin ödenmesi gerektiğini belirtmiş; davalı taraf ise kalp damar ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon sistemlerine ilişkin tanıların poliçe öncesi konulduğunu, önceki bulgulara dayalı olan ve kalp damar ile fiziksel tıp ve rehabilitasyona bağlı verilen oranların maluliyet yüzdesine dahil edilemeyeceğini, oranın böylece %60'ın altında kaldığını savunmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyetince teknik bilirkişi incelemesine gerek görülmediği, engel oranının %63.064 olarak hakem heyetince saptandığı, bu oranın da poliçe şartlarındaki %60 ve üzeri engel oranını karşıladığı değerlendirilerek taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiş; İtiraz Hakem Heyetince yine maluliyet raporunda belirtilen hastalıkların poliçe başlangıç tarihinden öncesinde gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda doktor bilirkişilerden rapor alınmaksızın davalının itirazı reddedilmiştir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan poliçedeki "Hastalık sonucu tam ve daimi maluliyet" teminatının geçerli olup olmaması bakımından davacının yaşadığı hastalıkların sigorta süresi içinde gerçekleşip gerçekleşmediği, yaşadığı hastalıklar nedeni ile maluliyetinin oluşup oluşmadığı ve oluşmuş ise maluliyet oranının tespiti önem arz etmektedir.</p>

<p>Hakem heyeti tarafından yapılan inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Dosyada davacının yaşadığı hastalıkların sigorta süresi içinde gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin şüpheye yer vermeyecek şekilde yapıldığını söylemek mümkün görünmemektedir. Zira hastalıkların sigorta süresi içinde gerçekleşip gerçekleşmediği, maluliyet ile illiyet bağı bulunup bulunmadığının tespiti, teknik bir uzmanlık gerektirmekte olup dosyada ilgili hastalıklar konusunda uzman tıp doktorlarından teknik rapor alınmadan karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.</p>

<p>Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince; davacının tüm tedavi evrakı ve hastane kayıtları ilgili hastanelerden getirtildikten sonra dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve başvuruya sunulan 30.12.2021 tarihli rapor ve davalının sunduğu raporlar değerlendirilmek suretiyle, davacının tedavi gördüğü hastalıklarının sigorta süresi içinde gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmiş ise sürekli iş göremezlik oluşturup oluşturmadığı ve sürekli iş göremezlik oluşmuş ise maluliyet oranının tespiti yönünden, davacıda poliçe tanziminden sonra mevcut olduğu iddia olunan hastalıklar konusunda uzman doktorların içinde yer aldığı heyetten ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alındıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2-Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte gösterilen nedenle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 10.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236691-e-20254011-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="95071"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2018103-e-20211352-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2018103-e-20211352-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.11.2021 tarihli, 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2018/103 E., 2021/1352 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p><br />
1 Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438/2 maddesi gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında düzenlenen 11.02.2013 tarihli Gelir Koruma Sigortası Sözleşmesi gereğince müvekkilinin 30.000TL istek dışı işsizlik ve geçici iş görmezlik teminatları kapsamında sigorta himayesi altına alındığını, müvekkilinin ...Yapı Malzemeleri A.Ş.’ye ait işyerinde çalıştığı sırada anılan şirketin iflasına karar verilmesi neticesinde işyerinin 18.07.2013 tarihinde kapanması üzerine iş akdinin feshedildiğini ve bu tarihten itibaren müvekkilinin işsiz kaldığını, müvekkili tarafından sigorta sözleşmesi kapsamında davalı nezdinde yapılan başvuruya "sigorta sözleşmesi yapılırken sigortalı tarafından bilinen veya bilinmesi gereken nedenlere bağlı işsizlik" gerekçe gösterilerek tazminat talebinin reddedildiğini, davalının tazminat talebini reddetmesinin hiçbir hukukî geçerliliğinin bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000TL tutarındaki tazminat alacağının 22.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili; davacının çalıştığı işyerinin durumunu bildiği hâlde bu durum hakkında beyan vermeyerek ve gizleyerek müvekkilini yanılttığını, bu nedenle davacının sözleşme öncesi beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, zira davacının çalıştığı işyeri tarafından şirketin malî açıdan zor durumda olduğunun çalışanlara bildirildiğini, bu bildirimin yapıldığı gün taraflar arasında sigorta sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmeden kaynaklı bir yükümlülüğün sigortalı tarafından ihlâli nedeniyle müvekkilinin tazminat ödeme yükümlülüğünün ortadan kalktığını, sigorta ettireninin kast derecesinde kusurunun bulunduğunu ve beyan yükümlülüğünün ihlâli ile gerçekleşen riziko arasındaki bağlantının ortada olduğunu, ayrıca müvekkilinin sözleşme öncesi sigortalının çalıştığı işyerinin durumunu araştırma yükümlülüğünün bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.11.2014 tarihli ve 2014/377 E., 2014/360 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında 11.02.2013 tarihli Gelir Koruma Sigortası Sözleşmesi düzenlendiği, sözleşme gereğince 30.000TL limitli istek dışı işsizlik ve geçici iş göremezlik teminatı verildiği, ayrıca sözleşme kapsamına 30.000TL’lik kaza sonucu vefat ile 30.000TL’lik tam ve daimi maluliyet teminatının eklendiği, İstanbul Anadolu 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.07.2013 tarihli ve 2013/21 E. sayılı dosyası ile davacının çalışmış olduğu Pratiker Yapı Marketleri A.Ş.'nin iflasına karar verildiği, davacının iş sözleşmesinin bu nedenle sigorta süresi içerisinde feshedildiği, bu husus dikkate alındığında iş sözleşmesinin iş verence davacının isteği dışında sonlandırıldığı, böyle olunca davacının işsizliğinin sigorta teminatı kapsamında kaldığı, her ne kadar davalı tarafça davacının işsiz kalacağını bilebileceği belirtilerek bazı haberler delil olarak gösterilmiş ise de, aynı haberlerin bizzat davalı için de geçerli olduğu, davalının da bu haberleri bildiği ve bilebilecek durumda olduğu hâlde davacı ile söz konusu poliçeyi imzaladığı, kaldı ki bir mahkeme tarafından bir şirketin iflasına karar verilmesinin davacının uhdesinde ya da bilgisinde gerçekleşmesinin mümkün olmadığı, sigorta sözleşmesi öncesinde davacıya ileride şirketin iflas etme ihtimali bulunduğu şeklinde bir beyan yükümlülüğünün yüklenemeyeceği, ayrıca bunlara rağmen sözleşmenin davalı tarafça iptal edilmemiş olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 30.000TL’nin 22.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.06.2015 tarihli ve 2015/3221 E., 2015/8449 K. sayılı kararı ile kararın onanmasına karar verilmiş, bunun üzerine süresi içinde davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.01.2017 tarihli ve 2015/14773 E., 2017/217 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve HUMK 440 maddesinde sayılan hâllerden hiçbirisini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Dava, Gelir Koruma Sigorta Poliçesinden Kaynaklanan Tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Taraflar arasında 11.02.2013 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli Gelir Koruma Sigorta Poliçesi düzenlenmiş olup, Poliçe Özel Şartlarının 5.3.2. d. maddesinde "sigorta sözleşmesi yapılırken sigortalı tarafından bilinen veya bilinmesi gereken nedenlere bağlı işsizlik" teminat dışında bırakılmıştır.</p>

<p>Dosya içeriğinden, davacının "Kurumsal Kontrat ve Sözleşme Müdürü" olduğu ...isimli işvereni tarafından 07.02.2013 tarihinde İstanbul Anadolu 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/21 esas sayılı dosyasında iflas erteleme talebinde bulundukları, şirketin ekonomik buhran yaşadığı, zarar eden mağazalarının kapatılmasının zorunlu olduğu, zararların telafi edilebilecek düzeylerin çok üzerinde bulunduğu konularında 11.02.2013 tarihinde şirket çalışanlarına bildirimde bulunulduğu, keza "www.milliyet.com.tr." ve "sondakika.com.tr." isimli internet sitelerinde de 12.02.2013 tarihinde yayımlanan haberlerle, işverenin Türkiye’deki 9 mağazasını kapatarak ülkeden çıkacağı, iflas erteleme isteminde bulunulduğu haberleri yayımlanmıştır.</p>

<p>Davacının çalıştığı, ...isimli şirketteki pozisyonuna göre, poliçe tanzim tarihi itibari ile işveren şirketin durumunu ve kendisinin işsiz kalacağını bildiği, bu hususun poliçe düzenlenmesi sırasında davalı sigorta şirketinden saklandığı dosya kapsamı ile anlaşılmakta olup, bu hâl Poliçe Özel Şartlarının 5.3.2. d. maddesi gereğince teminat dışında kaldığından davalının temyizi isteminin kabulü ile kararın davalı yararına bozulması gerekirken yazılı şekilde onanmış olduğundan, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 17.06.2015 gün 2015/3221-8449 sayılı onama kararının kaldırılarak yukarıda açıklanan nedenle davalı yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.06.2017 tarihli ve 2017/323 E., 2017/477 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, davacının iş akdinin iflas nedeniyle feshedildiği, poliçe tanzimi sırasında ise davacının çalıştığı şirket için iflas kararı verilmediği, aksine iflas erteleme talebinde bulunulduğu, bu itibarla poliçe tanzim edilirken iflas kararı verilip verilmeyeceği hususunun belli olmadığı, davacının talebinin teminat dışı olması için işsizliğin nedeninin sözleşme yapılırken bilinmesinin veya bilinmesi gerekmesinin şart olması gerektiği, bu hususun davalı tarafından kanıtlanamadığı, poliçede istek dışı işsizlik, istem dışı ve herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işsiz kalma olarak tanımlandığı, davacının da kasıt ve ihmâli olmaksızın istek dışı işsiz kaldığının sabit olduğu, işverenin iflas etmesi nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından ilgili mevzuata veya iş sözleşmesine göre haklı ve geçerli nedenlerle feshedilmesinin işçinin kusuru veya kastına dayalı bir fesih olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının çalıştığı şirketin 07.02.2013 tarihinde iflas erteleme talebinde bulunması ve tarafların 11.02.2013 tarihinde Gelir Koruma Sigortası Sözleşmesi’ni akdetmesi karşısında davacının çalıştığı pozisyon da gözetildiğinde sözleşmenin akdedildiği tarih itibariyle davacının çalıştığı şirketin malî durumunu bilebilecek durumda olup olmadığı, şirketin malî durumunu bilse dahi bu hususun sözleşme kurulurken beyan edilmemesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1439. maddesi kapsamında beyan yükümlülüğüne aykırılık olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle TTK’nin sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne ilişkin düzenlemesinin ortaya konulmasında yarar vardır.</p>

<p>13. Sigorta sözleşmesi, kendine özgü yapısı ve niteliği gereğince hem sigortacı hem de sigorta ettiren bakımından birçok bilinmeyeni bünyesinde taşıyan bir sözleşmedir. Karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanı ile kurulan sigorta sözleşmesi, bilhassa kurulmasından önce, her iki tarafın karşılıklı bilgilendirilmeye ihtiyaç duyduğu bir sözleşme türüdür. Zira sigorta sözleşmesine ilişkin müzakerelerin başladığı andan itibaren taraflar arasında oldukça karmaşık hak ve yükümlülüklerden teşekkül eden bir borç ilişkisi doğmaktadır. Karşılıklı güven ilişkisine dayanan ve dürüstlük kuralının özel bir önemi haiz olduğu sigorta sözleşmelerinde, tarafların birbirlerini bilgilendirme yükümlülüğü sözleşmenin kurulması safhasında o kadar esaslı bir role sahiptir ki kanun koyucu her iki taraf için de bu yükümlülüğün ifasını özel düzenlemelere tabi tutmuştur. Bu kapsamda TTK’nin 1423. maddesi ile sigortacının sözleşme öncesi “aydınlatma yükümlülüğü” düzenlenmiş iken; TTK’nin 1435 ilâ 1442. maddelerinde sigorta ettirenin sözleşme öncesi “beyan yükümlülüğü” detaylı bir şekilde yer almıştır.</p>

<p>14. Sigorta ettirenin sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünün genel olarak düzenlendiği TTK’nin 1435. maddesi; “Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.” hükmünü haizdir. Buna göre sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünün kapsamı “Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususlar” olarak belirlenmiş; bu kapsamda “sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikteki” tüm hususlar önemli kabul edilmiştir. Zira sigortacının, önemli hususlar hakkında bilgi alması, primin miktarını belirlemesi ve sözleşmeyi yapma iradesi açısından fevkalade önem taşımaktadır. Sigortacının sözleşmeyi yapma iradesi sözleşmeyi hiç yapmayacak olma ya da daha ağır koşullarda yapma şeklinde karşımıza çıkabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15. Sigorta ettirenin sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünü ihlâl etmesi hâlinde sigortacının sahip olacağı haklar TTK’nin 1439. maddesinde ihlâlin rizikonun gerçekleşmesinden önce veya sonra öğrenilmesine göre ikili ayrım yapılarak düzenlenmiştir. TTK’nin 1439. maddesi; “(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.” hükmünü haizdir. Buna göre sigortacı sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünün ihlâlini rizikonun gerçekleşmesinden önce öğrenmişse, sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. Buna karşılık sigortacı beyan yükümlülüğünün ihlâlini riziko gerçekleştikten sonra öğrenmişse sigorta ettirenin kusurunun derecesine ve aradaki illiyet bağına (bağlantı) göre sigorta tazminatından veya bedelinden indirim, tazminat veya bedel ödeme borcunun tamamen ortadan kalkması ya da ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oran dikkate alınarak sigorta tazminatının veya bedelinin ödenmesi söz konusu olacaktır.</p>

<p>16. Görüldüğü üzere beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden önce öğrenilmesi durumunda sigorta ettirenin kusurunun ve illiyet bağının bir rolü bulunmaz iken; beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda ise sigorta ettirenin kusuruna ve illiyet bağına göre belirleme yapılacaktır. Başka bir deyişle beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünün yerine getirilmemesinde kusuru bulunmuyorsa sigortacı sigorta tazminatını veya bedelini herhangi bir indirim yapmaksızın ödemek zorundadır.</p>

<p>17. Sigorta ettirenin önemli de olsa bilmediği bir hususu beyan etmemesi sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünün ihlâli olarak değerlendirilmemelidir. Buna karşılık sigorta ettirenin bildiği veya “bilmesi gereken”, başka bir deyişle “gerekli özeni göstermiş olması hâlinde öğrenebileceği” önemli hususları bildirmemesi ise somut olayın özelliklerine göre beyan yükümlülüğünün kasten ya da ihmâli bir davranış ile ihlâl edildiği anlamına gelmelidir. Özellikle beyan yükümlülüğünün ihmâli bir davranışla ihlâl edilmesi, sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü altında olduğunu bilmediği veya sigortacının aydınlatma yükümlülüğü kapsamında sigorta ettireni beyan yükümlülüğünün mevcudiyeti ve bu yükümlülüğe uymaması hâlinde doğacak sonuçlarla ilgili olarak bilgilendirmemiş olduğu durumlarda söz konusu olmaktadır.</p>

<p>18. Bilindiği üzere aynı şartlar altında bulunan makul her insanın alması gerekli en basit önlem alınmamış veya göstermesi gereken özen gösterilmemiş ise ağır ihmâl; dikkatli kişilerin gösterebileceği özen gösterilmemiş ise hafif ihmâl söz konusudur (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 17. Baskı, Ankara 2014, s. 580). Sözleşme öncesi beyan yükümlülüğü açısından ise aynı koşullar altındaki makul sigorta ettirenlerin, bir hususu sigortacıya bildirmeleri (beyan yükümlülüğü konusunda bilgilendirilmemiş bile olsalar) kendilerinden beklenebiliyorsa ve buna rağmen ilgili husus sigortacıya bildirilmemişse beyan yükümlülüğünün ağır ihmâl ile ihlâl edildiği sonucuna varılabilecektir. Ortalama ve makul bir sigorta ettirenin bir hususu kendiliğinden sigortacıya bildirmesi ise ancak dürüstlük kuralı gereğince ilgili hususun sigortacı açısından rizikoyla ilgili önemli bir husus olduğunu, sigortacı bu hususu bilseydi sözleşmeyi yapmayacağını ya da değişik şartlarda yapacağını öngörebildiği hâllerde kendisinden beklenebilir. Sadece çok dikkatli bir sigorta ettirenin bir hususun önemli olabileceğini öngörebileceği hâllerde ise bu hususun bildirilmemesi hafif ihmâldir (Erbaş Açıkel, Aslıhan: Sigorta Ettirenin Sözleşme Öncesi Beyan Yükümlülüğünün İhlaline İlişkin Türk Ticaret Kanunu Hükümlerinin Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanunu’nda ve Avrupa Sigorta Sözleşmesi Hukuku Prensipleri’nde Yer Alan Düzenlemeler Açısından Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası, 79(3), s. 913.)</p>

<p>19. Beyan yükümlülüğünün kasten ihlâl edilmesi ise sigorta ettirenin bilerek ve isteyerek sigortacı için önemli olan bir hususu bildirmemesi veya bu konuda yanlış ya da eksik bilgi vermesidir. Sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünü kasten ihlâl ettiğinin kabul edilebilmesi için, onun beyan edilmesi gereken hususu bilmesi ya da bilmesinin gerekmesi yanında bu hususun sigortacıya bildirilmesi gerektiğinin de bilincinde olması ve bu bilince rağmen bildirmemesi gerekir. Sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü altında olduğunun farkında olması, sigortacının aydınlatma yükümlülüğü kapsamında bu konuda sigorta ettireni bilgilendirmiş olmasından ya da böyle bir bilgilendirme yapılmamış olsa bile somut olayın özelliklerinden kaynaklanabilir. Sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünün farkında olarak bir hususu bildirmemesi genellikle bu hususun önemsiz olduğunu düşünmesinden ya da utanmasından veyahut da önemli olduğunu bildiği bir hususu bildirmesi hâlinde sigortacının sözleşmeyi yapmayacağı ya da daha yüksek prim ile yapacağı endişesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>20. Beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda sigorta ettirenin kusurunun yanında illiyet bağının da incelenmesi gereklidir. Bu kapsamda TTK’nin 1439/2 maddesi gereğince illiyet bağı ya “ihlalin sigorta tazminatının veya bedelinin miktarına” ya da “ihlalin rizikonun gerçekleşmesine” etki etmiş olmasında söz konusu olmaktadır. Belirtmek gerekir ki “İhlalin sigorta tazminatını veya bedelinin miktarına” etkisi, beyan edilmeyen ya da eksik yahut yanlış beyan edilen bilgiler nedeniyle sigortacının daha yüksek bir sigorta tazminatı veya bedeli ödemeyi üstlenmiş olmasında karşımıza çıkarken; “ihlalin rizikonun gerçekleşmesine” etkisi, gerçekleşen rizikonun beyan edilmeyen ya da eksik yahut yanlış bildirilen hususa ilişkin olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>21. Netice olarak beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda TTK’nin 1439/2 maddesi gereğince sigorta ettiren kusuru kast derecesinde değilse ağır ya da hafif ihmâli ile sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünü ihlâl etmişse ve ayrıca illiyet bağı mevcutsa ihmâlin derecesine göre sigorta tazminatından veya bedelinden indirim yapılacaktır. Buna karşılık sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise ve ayrıca illiyet bağı mevcutsa sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkacak; illiyet bağı yoksa sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini ödeyecektir. Böylece uyuşmazlık hâlinde hâkim tarafından öncelikle sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünü ihlâl edip etmediği, ihlâl etmişse bu ihlâlin sigortacı tarafından rizikonun gerçekleşmesinden önce mi yoksa sonra mı öğrenildiği, sonra öğrenilmiş ise sigorta ettirenin kusurunun derecesi ve bu ihlâlin sigorta tazminatının veya bedelinin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edip etmediği (illiyet bağı) araştırılarak sonucuna göre karar verilecektir.</p>

<p>22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 11.02.2013 tarihli ve bir yıl süreli Gelir Koruma Sigortası Sözleşmesi yapıldığı, sözleşme yapıldığı sırada davacının ...Yapı Malzemeleri A.Ş.’ye ait işyerinde Kurumsal Risk ve Kontrat Yönetim Müdürü olarak çalıştığı, davacının iş sözleşmesinin 17.07.2013 tarihinde iflas nedeniyle feshedildiği, davacının sigorta sözleşmesi kapsamında tazminat talebinin ise sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünün kasten ihlâl edildiğinden bahisle reddedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>23. Sözleşmenin yapıldığı 11.02.2013 tarihinde davacının ...Yapı Malzemeleri A.Ş.’ye ait işyerinde Kurumsal Risk ve Kontrat Yönetim Müdürü olarak çalıştığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya kapsamından ...Yapı Malzemeleri A.Ş. tarafından 07.02.2013 tarihinde İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/21 E. sayılı dosyası ile iflasın ertelenmesi davası açıldığı, anılan şirket hakkında 16.07.2013 tarihinde iflas kararı verildiği anlaşılmaktadır. ...Grubunun yönetim kurulu başkanı tarafından 11.02.2013 tarihinde saat 21.45’te Türkiye’de finansal zorluk içinde oldukları, yeniden yapılanma içerisine girmeleri gerektiği açıklanmış; 12.02.2013 tarihinde saat 18.58’de ise Türkiye’deki tüm çalışanlarına şirketin ekonomik buhran yaşadığı, zarar eden mağazalarının kapatılmasının zorunlu olduğu, zararların telafi edilebilecek düzeylerin çok üzerinde bulunduğu konularında ve iflas erteleme talebi hakkında e-mail aracılığıyla bilgilendirme yapılmıştır. Yine 12.02.2013 tarihli “www.sondakika.com.tr” ile “www.milliyet.com.tr” isimli haber sitelerinde ...Yapı Malzemeleri A.Ş.’nin iflas erteleme davası açtığına ve ...AG’nin Türkiye’deki mağazalarını kapatarak ülkeden çekileceğine ilişkin haberler yer almıştır.</p>

<p>24. Davacının dosya kapsamında yer alan görev tanımında; hukukî işlemlerin şirket hedeflerini destekleyecek şekilde iş odaklı olarak yürütülmesi, şirketin hukukî danışmanlık gerektiren tüm faaliyetlerinde destek sağlanması, tüm davaların takibi ve hükümlerin muhasebe yönetimine rapor edilmesi, şirketin finansal ve itibari zararlara karşı korunması için önleyici tedbirlerin alınması ve uygulanması, sağlık sigortaları da dâhil olmak üzere tüm sigorta ile ilgili süreçlerin anlaşmalı broker aracılığıyla yönetilmesi, aylık olarak risk raporlarının izlenmesi, genel müdürlük ve mağazalar için dışarıdan alınan tüm hizmetlerin takibinin yapılması, tüm şirketin filo araç kiralama sözleşmeleri ve destek hizmet sözleşmelerinin yönetilmesi, tüm şirket varlığı kullanıcılarını yasal değişiklikler hakkında bilgilendirilmesi, genel müdürlük binasının genel koşullarının kontrol edilmesi gibi görevler yer almaktadır. Bu kapsamda davacının sözleşme tarihi itibariyle şirketin malî durumunun kötü olduğunu, iflas erteleme davası açıldığını, şirketin Türkiye’deki mağazalarını kapatmak istediğini işyerinde çalıştığı pozisyon gözetildiğinde bilmemesi mümkün değildir.</p>

<p>25. Bu itibarla her ne kadar davacının sözleşme öncesinde beyan yükümlülüğü konusunda aydınlatıldığı hususu davalı tarafından ispat edilememiş ise de davacının çalıştığı pozisyon gözetildiğinde sözleşmenin yapılması sırasında çalıştığı şirketin ekonomik olarak zor durumda olduğunu ve ileride işsiz kalabileceğini bildiği, bu hususu sözleşmeden önce kasıtlı olarak sigortacıya bildirmeyerek beyan yükümlülüğünü ihlâl ettiği, bu hususun beyan edilmesi hâlinde sigortacının sözleşmeyi yapmayacağı veya başka koşullarda yapacağı, dolayısıyla ihlâlin rizikonun gerçekleşmesinde etkili olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla TTK’nin 1439/2 maddesi gereğince sigortacının tazminat ödeme borcunun ortadan kalktığı gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir.</p>

<p>26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; sözleşmenin iflas erteleme davası derdestken düzenlendiği, henüz iflas kararı yokken ve iflas erteleme davası sonucunda iflas kararı verilip verilmeyeceği bilinmezken davacının işsiz kalacağını bildiğinden veya bilmesi gerektiğinden bahsedilemeyeceği, kaldı ki sözleşmenin yapılmasından sonra davacının çalıştığı şirket tarafından çalışanlara yapılan bilgilendirmede iş sözleşmelerinin feshedilebileceğine yönelik hiçbir açıklamanın yer almadığı, iş akdinin işverenin iflası nedeniyle feshedilmesinin teminata kapsamında olduğu, bu itibarla davacının beyan yükümlülüğünü ihlâl etmesinin söz konusu olmadığı, dolayısıyla direnme kararının uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.11.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p><br />
Dava, gelir koruma sigorta poliçesine dayalı tazminat davasıdır.</p>

<p>Taraflar arasında 11.02.2013 başlangıç, 11.02.2014 bitiş tarihli, istek dışı işsizlik ve geçici iş göremezlik teminatı da bulunan Gelir Koruma Sigorta Poliçesi düzenlenmiş özel şartlar 3.3.1 maddesinde istek dışı işsizlik teminatı verilmiş, işyerinde çalışırken istem dışı olarak, herhangi bir kasıt ve kusur olmaksızın işsiz kalma hâlinin güvence altına alındığı belirtilmiştir. 5.3.2/e maddesinde sigortalının iş sözleşmesinin işveren tarafından ilgili mevzuatı veya iş sözleşmesine göre haklı veya geçerli nedenlerle feshedilmesi hâli istek dışı işsizlik teminatı kapsamı dışında sayılmıştır.</p>

<p>Mahkemece, davacının çalıştığı şirketin iflasına karar verilmesi nedeniyle iş akdinin feshedildiği ve sigorta teminatı kapsamında olduğu kabul edilerek, davanın kabulü ile 30.000TL tazminatın faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece onanan karar, karar düzelme istemi sonucu oyçokluğuyla bozulmuş, direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiş, Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına aşağıdaki gerekçelerle katılınmamıştır.</p>

<p>Gelir koruma Sigorta Poliçesi 11.02.2013 tarihinde düzenlenmiş, başlangıç saati öğlen 12.00’dir. Davacının, iflas eden ...Yapı Malzemeleri A.Ş.’nin işyerinde finans müdürü olup, hizmet sözleşmesinde görev tanımında, kurumsal risk-kontrat yönetim müdürü olduğu, kurumsal rolü, sorumluluk alanları belirlenmiştir. 19.07.2013 tarihinde ihtirazi kayıtla tebliğ alan davacıya, Anadolu 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/21 E. Sayılı dosyasında 16.07.2013 tarihinde şirketin iflasına karar verildiğinden, iş sözleşmesinin zorunlu nedenle feshedildiği yazılı bildirimi yapılmıştır. 18.07.2013 tarihli çalışanlara gönderilen bilgilendirme yazısında “Şirketin Almanya’daki yönetim kurulu başkanının 11.02.2013 tarihinde Türkiye saati ile 21:45’de Türkiye’de finansal zorluk içinde oldukları ve yeniden yapılanma içerisine girmeleri gerektiğini açıkladığı, 12 Şubat 2013 tarihinde saat 18:58’de Türkiye’deki çalışanlarımıza bu yeniden yapılandırma sürecini ve iflas erteleme talebinde bulunduğumuzu açıkladık, Yönetim Kurulu Başkanının açıklaması ektedir.” şeklinde bilgilendirme yapılmış, 12 Şubat 2013 tarihinde 18:58’de çalışanlara bilgilendirme olarak gönderilen yazıda şirketin hızlı bir değişim sürecinden geçtiği, Türk Ticaret ve İflas Kanunları uyarınca iflas erteleme talebinde bulunulduğu, bu talebin kabul edilerek koruma altına alındıkları, şirketin operasyonel anlamda mutad ticari faaliyetine devam edeceği, bu süreçte iş modelinde bir kısım değişiklikler olacağı ve özellikle stratejik olarak bayii ağı ve büyüme ve şirketin eski günlerine dönmesi hedefleneceği duyurulmuştur.</p>

<p>Pratiker Yapı Malzemeleri A.Ş. ile ilgili www.sondakika.com.tr adresinde ve www.milliyet.com.tr adresinde yer alan haberlerin 12.02.2013 10:54 ve 09:58 tarih ve saatlerinde olduğu ve Pratiker’in Türkiye’deki mağazalarını kapatarak ülkeden çıkacağı haberlerine yer verildiği görülmüştür.</p>

<p>İflas erteleme davasının 07.02.2013 tarihinde açıldığı, Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/21 E. sayılı dosyasında 16.07.2013 tarih, saat 12:27 itibariyle iflasın açılmasına karar verildiği 30.07.2013 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davacı iş akdinin feshinden sonra işsizlik sigorta tazminatı talep etmiş, 22.07.2013 tarihli yazılı cevapta, sigorta sözleşmesi yapılırken sigortalı tarafından bilinen veya bilinmesi gereken nedenlerle işsizliğin gerçekleştiği ve teminat dışı hâl bulunduğu gerekçesiyle talebi reddedilmiştir.</p>

<p>Poliçe 11.02.2013 tarih, saat 12:00’de düzenlenmiş, 18.07.2013 tarihinde ilgili makamlara yapılan açıklamada, yönetim kurulu başkanının 11.02.2013 tarihinde Türkiye saatiyle 21.45’de Türkiye’de finansal zorluk içinde olunduğu ve yeniden yapılanma sürecine girdiğini açıkladığı, 12.02.2013 tarih, 18:58’de de yeniden yapılandırma süreci ve iflas erteleme talebinde bulunduklarının açıklandığı belirtilmiştir. 12.02.2013 tarih, 18:58’deki çalışanlara yapılan açıklamada da iflas erteleme talebinde bulunulduğu, büyüme ve eski günlere dönmenin hedeflendiği belirtilmiştir. Gelir Koruma Sigorta Poliçesinin düzenlendiği tarihi ve saat, bu açıklamalardan daha öncedir. Poliçenin, iflas erteleme davası derdestken düzenlendiği, henüz iflas kararı yokken ve iflas erteleme davası sonucunda iflas kararı verilip verilmeyeceği bilinmezken düzenlendiğinden, sigortalının poliçe tanzim edilirken bildiği veya bilmesi gereken nedenlere bağlı işsizliğin söz konusu olduğu, bu nedenle poliçenin özel şartlar 5.3.2.d. maddesindeki teminat dışı hâlin bulunduğu söylenemez. Davalı Sigorta Şirketince, davacının teminat tazmin talebinin reddi gerekçesi yerinde değildir. Davacının iş akdinin 16.07.2013 tarihinde şirketin iflasına karar verildiğinden zorunlu nedenle feshedildiği bildirilmiştir. Poliçenin özel şartlar 5.3.2.d maddesine göre, işsizlik ve gelir kaybının nedeninin poliçe tanzimi sırasında sigortalıca bilinmesi veya bilinmesi gerekmesi gerçekleşmelidir. İşsizlik, şirketin iflası nedeniyle iş akdinin feshiyle gerçekleştiğine göre, iflas hususunun poliçe tanzimi sırasında bilinmesi gerekmektedir. Davacının iş tanımına göre şirketin ekonomik durumunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu ileri sürülmekte ise de, davacı iflas erteleme davası olduğunu bilmek durumunda olup, şirket çalışanlarına yapılan açıklama aynı gün poliçe tanzimi saatinden çok sonra 21:45’dedir. Kaldı ki, bu açıklamada, yeniden yapılanma süreci anlatılmış ve iflas erteleme talebinde bulunulduğu açıklanmıştır. Ertesi günkü 12 Şubat 2013 18:58’deki açıklama da, iflas erteleme talebi bilgisini veren ve şirketin büyüme ve eski günlerine dönmesinin hedeflendiğine dair bir açıklama olup, çalışanlara, iş akitlerinin feshedilebileceği, işsiz kalabilecekleri zannı veren açıklamalar değildir. Bu nedenlerle, poliçe tanzim edilirken, iflas erteleme talebi sonucunda mahkemenin iflas kararı vereceği belli olmadığı gibi, bilinmesi de mümkün değildir. Poliçe tanzim edilirken, daha sonra iş akdi feshedilerek işsiz kalınacağının bilindiği, bilinmesi gerektiği ispat edilmemiştir. İstek dışı işsizlik, istem dışı ve herhangi bir kasıt veya kusur olmaksızın işsiz kalma olarak tanımlandığına göre, davacı sigortalının kast ve kusuru olmaksızın işsiz kaldığı sabit olmuştur. Özel şartlar 5.3.2.e maddesinde sigortalının iş sözleşmesinin işveren tarafından ilgili mevzuata veya iş sözleşmesine göre haklı ve geçerli nedenlerle feshedilmesi hâli de teminat dışı olup, buradaki haklı ve geçerli neden işçinin kusuru veya kastına dayalı fesih nedenidir. İşverenin iflası, bu madde kapsamına girmemektedir. Aksi düşünülürse, poliçe yürürlükte iken meydana gelen iflas hâlinde hiçbir şekilde işsizlik teminatı verilemeyecektir. İş Hukukuna göre işverenin iflası, iş sözleşmesinin feshi için geçerli haklı neden sayılabilir. Ancak poliçe özel şartları bakımından işverenin iflası, haklı ve geçerli bir nedenle iş sözleşmesinin feshi ve teminat dışı hâl olmayıp, istek dışı işsizlik tanımı ve teminatı kapsamındadır. 6102 sayılı TTK 1435. madde şartları gerçekleşmemiş, ayrıca Sigorta Şirketi 1439 ve 1440 maddeleri uyarınca cayma hakkını kullanmamış, primleri tahsil etmiştir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle, direnme kararı uygun olup, dosyanın miktar yönünden temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesi görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2018103-e-20211352-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="64806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SAĞLIK SİGORTASINDA "POLİÇE ÖNCESİ HASTALIK" SAVUNMASININ SINIRLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/saglik-sigortasinda-police-oncesi-hastalik-savunmasinin-sinirlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/saglik-sigortasinda-police-oncesi-hastalik-savunmasinin-sinirlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>SAĞLIK SİGORTASINDA "POLİÇE ÖNCESİ HASTALIK" SAVUNMASININ SINIRLARI:</strong></p>

<p><strong>Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü Üzerine Güncel Bir Hakem Heyeti Kararı Işığında Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Özel sağlık sigortası uyuşmazlıklarının önemli bir bölümü, sigortacının tedavi giderini "poliçe öncesi hastalık" (mevcut hastalık, eski hastalık) gerekçesiyle reddetmesinden veya poliçede yazılı teminatın çok altında bir tutarla sınırlamasından doğmaktadır. Uygulamada bu gerekçe iki farklı hukuki araçla ileri sürülmektedir: ya sigorta ettirenin sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği savunulmakta ya da poliçe özel şartlarında yer alan bir teminat dışılık veya limit hükmüne dayanılmaktadır. Her iki yolun şartları, ispat rejimi ve sonuçları birbirinden farklı olduğu hâlde, ret yazılarında bu ayrım çoğu zaman silikleşmekte; sigortalının geçmişte aynı organa ilişkin herhangi bir kaydının bulunması, sonradan ortaya çıkan ve tıbben bambaşka bir hastalığın teminat dışı sayılması için yeterli görülmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada önce "poliçe öncesi hastalık" kavramının hukuki çerçevesi ve Türk Ticaret Kanunu'nun beyan yükümlülüğüne ilişkin emredici rejimi ortaya konulmakta; ardından Yargıtay'ın konuya ilişkin güncel çizgisi özetlenmekte ve son olarak Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 18.08.2026 tarihli kararı üzerinden "organ bazlı eşleştirme" uygulamasının hukuki geçerliliği tartışılmaktadır. Anılan karar, hipertiroidi öyküsü bulunan bir sigortalının yıllar sonra tanı alan tiroid kanseri ameliyatının "aynı organ" gerekçesiyle 50.000 TL ile sınırlandırılmasını hukuka aykırı bulmuş ve limitsiz ameliyat teminatının tamamını hüküm altına almıştır.</p>

<p><strong>I. KAVRAMSAL ÇERÇEVE: İKİ FARKLI HUKUKİ ARAÇ</strong></p>

<p>"Poliçe öncesi hastalık" ibaresi, tek başına hukuki bir sonuç doğuran bir kavram değildir. Sigortacının bu ibareye dayanarak tazminattan kaçınabilmesi için, somut olayın şu iki rejimden birine girmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Beyan Yükümlülüğünün İhlali</strong></p>

<p>6102 sayılı TTK m. 1435 uyarınca sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Kanun koyucu bu yükümlülüğü iki yönden sınırlamıştır. İlk olarak TTK m. 1436 gereğince sigortacı, cevaplanması için bir soru listesi vermişse, listede yer almayan hususlardan dolayı sigorta ettirene -kötüniyetle saklama hâli dışında- hiçbir sorumluluk yüklenemez; liste dışı sorular ancak yazılı ve açık biçimde sorulabilir. İkinci olarak TTK m. 1438 uyarınca, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen hususun gerçek durumu sigortacı tarafından biliniyorsa, sigortacı beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri süremez.</p>

<p>İhlalin yaptırımı TTK m. 1439'da düzenlenmiştir ve maddenin ikinci fıkrası, riziko gerçekleştikten sonra öğrenilen ihlaller bakımından kademeli bir sistem kurar: ihlal ihmale dayanıyorsa ve tazminatın miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikteyse ihmalin derecesine göre indirim yapılır; kusur kast derecesindeyse ve ihlal ile riziko arasında bağlantı varsa sigortacının borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa sigortacı, ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak (proporsiyon) tazminatı öder. TTK m. 1437, bu bağlantı (illiyet) kuralının tazminat ve bedel ödemelerinin tamamında gözetileceğini belirtmiş; TTK m. 1452/3 ise m. 1433-1449 arası hükümlerin sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemeyeceğini emredici biçimde hükme bağlamıştır. Dolayısıyla özel şartla "bildirilmeyen her hastalık, illiyet aranmaksızın teminat dışıdır" yönünde bir kural konulamaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2018103-e-20211352-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.11.2021 tarihli ve 2018/11-103 E., 2021/1352 K. sayılı kararı</a>nda bu rejimi sistematik biçimde ortaya koymuş ve hâkimin sırasıyla (i) beyan yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğini, (ii) ihlalin rizikodan önce mi sonra mı öğrenildiğini, (iii) sigorta ettirenin kusurunun derecesini ve (iv) ihlalin tazminat miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edip etmediğini (illiyet bağı) araştırması gerektiğini vurgulamıştır. Aynı kararda, sigorta ettirenin "önemli de olsa bilmediği bir hususu beyan etmemesinin" ihlal sayılamayacağı; ihlalin kasten gerçekleştiğinin kabulü için sigorta ettirenin hem hususu bilmesi hem de bildirilmesi gerektiğinin bilincinde olması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>B. Özel Şartla Teminat Dışı Bırakma veya Limitleme</strong></p>

<p>İkinci yol, beyan yükümlülüğünden bağımsızdır: sigortacı, Sağlık Sigortası Genel Şartlarının tanıdığı çerçevede ve poliçe özel şartlarıyla, poliçe başlangıcından önce var olan belirli hastalıkları teminat dışı bırakabilir ya da bunlar için alt limit öngörebilir. Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği m. 7/6 bu yetkiyi açıkça tanır: şirket, ömür boyu yenileme garantisi içerecek ilk sözleşmede sigortalının "mevcut veya riskli hastalık ve rahatsızlıklarına", özel şartlarda belirleyeceği kurallar dâhilinde hastalık ek primi, limit veya katılım payı uygulayabilir veya bunları teminat kapsamı dışında bırakabilir. Ne var ki aynı maddenin yedinci fıkrası madalyonun öteki yüzünü gösterir: şirket, ömür boyu yenileme garantisi verildikten sonraki dönemde "ortaya çıkan hastalık ve rahatsızlıklardan ötürü" teminat kapsamını daraltamaz, limitini düşüremez, katılım payını artıramaz ve hastalık ek primi uygulayamaz. Yönetmeliğin 8. maddesi, bu kuralların grup sözleşmelerinde de geçerli olduğunu hükme bağlamıştır.</p>

<p>Bu yolun işleyebilmesi için üç şart aranır. Birincisi, istisna veya limit hükmü poliçede açık ve anlaşılır biçimde yer almalı ve sigortalıya bildirilmiş olmalıdır; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, özel şartları da içeren poliçe örneğinin teslim edildiği poliçeye yazılmışsa sigortalının bu şartları bildiğinin (ya da en azından bilmesi gerektiğinin) kabul edileceğini belirtmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari" rel="dofollow">(16.11.2020, 2019/5279 E., 2020/7042 K.)</a>. İkincisi, teminat dışı bırakılan "hastalık" somut olarak belirlenmiş olmalı; sigortalı, hangi rahatsızlığın kapsam dışı tutulduğunu poliçeden anlayabilmelidir. Üçüncüsü ve en önemlisi, rizikonun bu istisna kapsamına girdiğini sigortacı ispat etmelidir; zira TTK m. 1409/2, sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin teminat dışında kaldığını ispat yükünün sigortacıya ait olduğunu emredici biçimde düzenlemiştir.</p>

<p><strong>II. YARGITAY'IN GÜNCEL ÇİZGİSİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>A. "Bilmek" ile "Bulgu Taşımak" Aynı Şey Değildir</strong></p>

<p>Yargıtay, beyan yükümlülüğünün ihlali için sigortalının hastalığı bildiğinin somut delillerle ortaya konulmasını aramaktadır. 17. Hukuk Dairesi, multipl skleroz (MS) tanısı poliçeden sonra konulan ancak semptomları poliçe öncesine uzanan bir dosyada, davacının "hastalığını bildiğine ve gizlediğine dair somut kanıt" ortaya konulmadıkça tazminatın ödenmesi gerektiğini kabul eden yerel mahkeme kararını, yalnızca semptomların poliçede ayrıca teminat dışı bırakılan "tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomlar" kapsamına girip girmediğinin araştırılması için bozmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari" rel="dofollow">(05.06.2018, 2015/17293 E., 2018/5922 K.)</a>. Bu karar, tanı öncesi bulguların ancak poliçede ayrıca ve açıkça istisna edilmişse sonuç doğurabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.</p>

<p>Daha yakın tarihli ve doğrudan bir sağlık sigortası tahkim uyuşmazlığına ilişkin olan 4. Hukuk Dairesi kararı ise son derece nettir: poliçeden iki gün önce yapılan kan tahlilinde yalnızca kan değerlerinin düşük çıkması, sigortalının kanser olduğunu bildiği anlamına gelmez; kanser tanısı poliçeden sonra konulduğuna göre beyan yükümlülüğünün yerine getirilmediğinden söz edilemez. Daire, "kast derecesinde gizleme" gerekçesiyle başvuruyu reddeden Uyuşmazlık ve İtiraz Hakem Heyeti kararlarını bu gerekçeyle bozmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20222450-e-20237450-k-sayili-karari" rel="dofollow">(05.06.2023, 2022/2450 E., 2023/7450 K.)</a>. Aynı Daire, bir hayat sigortası dosyasında, poliçe öncesinde tanı kaydı bulunmakla birlikte bu tanıları destekleyen tetkik ve ilaç kaydına rastlanmadığı hâllerde "eski rahatsızlığın bildirilmemesi" olgusunun kendiliğinden kabul edilemeyeceğini, ancak konunun tüm tedavi kayıtları celbedilerek ilgili uzmanlık dallarından oluşan bir heyetçe incelenmesi gerektiğini belirtmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202110336-e-20225346-k-sayili-karari" rel="dofollow">(21.03.2022, 2021/10336 E., 2022/5346 K.).</a></p>

<p><strong>B. İlliyet Bağı Olmadan Tazminat Reddi Olmaz</strong></p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 10.03.2025 tarihli kararında TTK m. 1435 ve 1439 hükümlerinin uygulanabilmesi için "sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko arasında illiyet bağının bulunması" gerektiğini, bu tespitin tıbbi ve teknik bilgi gerektirdiğini ve uzman tıp doktorlarından oluşan heyetten rapor alınmadan karar verilemeyeceğini vurgulamış; hastalıkların poliçe öncesine dayandığı savunmasını bilirkişi incelemesi yapmaksızın çözen İtiraz Hakem Heyeti kararını bozmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236691-e-20254011-k-sayili-karari" rel="dofollow">(2023/6691 E., 2025/4011 K.).</a> Hipertansiyon ve diyabet öyküsü bulunan bir sigortalının kalp krizi sonucu ölümüne ilişkin bir başka dosyada ise Adli Tıp Kurumu illiyet bağı konusunda değerlendirme yapamayınca, kasıtlı ihlalin ispatlanamadığı kabul edilerek tazminatın proporsiyon hesabıyla (%50) ödenmesine hükmedilmiş ve bu sonuç onanmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20235193-e-20243419-k-sayili-karari" rel="dofollow">(17.04.2024, 2023/5193 E., 2024/3419 K.).</a> Bu karar, illiyetin ispatlanamadığı durumda sigortacının borcunun tamamen ortadan kalkmadığını; en fazla prim oranına göre indirimin gündeme gelebileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>C. Madalyonun Öteki Yüzü: Gerçekten Bilinen ve Sorulan Hastalık</strong></p>

<p>Bu çizgi, sigortalının her koşulda korunduğu anlamına gelmez. Yargıtay, poliçeden önce akciğer kanseri tanısı konulan ve üç kür kemoterapi alan bir sigortalının, yazılı soru formunda kanser sorusuna "hayır" yanıtı vermesini açık bir beyan ihlali saymış; soru formunun matbu olduğu gerekçesiyle davayı kabul eden yerel mahkeme kararını bozmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari" rel="dofollow">(17. HD, 29.04.2019, 2016/11482 E., 2019/5205 K.)</a>. Dolayısıyla ölçüt, sigortalının sözleşme anında hastalığı gerçekten bilip bilmediği ve kendisine açıkça sorulup sorulmadığıdır.</p>

<p><strong>III. "ORGAN BAZLI EŞLEŞTİRME" SORUNU VE GÜNCEL HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p><strong>A. Sorunun Tanımı</strong></p>

<p>Uygulamada sigortacıların en sık başvurduğu yöntem, sigortalının geçmiş kayıtlarında tedavi konusu organa ilişkin herhangi bir tanı kodu bulunması hâlinde, yeni hastalığı "aynı organ ve sistem" gerekçesiyle poliçe öncesi hastalığın "devamı, komplikasyonu veya ilişkili klinik gelişimi" olarak nitelendirmektir. Bu yaklaşım, hastalık bazlı kurgulanmış bir istisna hükmünü organ bazlı bir istisnaya dönüştürmekte; böylece mide ülseri öyküsü mide kanserini, geçirilmiş hepatit karaciğer tümörünü, iyi huylu bir tiroid bozukluğu ise tiroid kanserini teminat dışına taşıyabilmektedir. Oysa ne Sağlık Sigortası Genel Şartları ne de Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği "aynı organ" ölçütünü tanımaktadır; Yönetmelik m. 7/6 ve 7/7'nin tamamı "hastalık ve rahatsızlık" üzerinden kurgulanmıştır. Sigortalı aleyhine genişletici yorum yasağı ve TTK m. 1409/2'deki ispat kuralı birlikte değerlendirildiğinde, iki hastalık arasındaki bağın tıbben ve somut olayda ispatlanması sigortacıya düşer.</p>

<p><strong>B. Kararın Konusu Olay</strong></p>

<p>Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 18.08.2026 tarihli ve 2026.H.213843 başvuru sayılı (K-2026/465259) kararına konu uyuşmazlıkta sigortalı, 2020 yılından itibaren kesintisiz biçimde ömür boyu yenileme garantili bir grup sağlık sigortası poliçesi kapsamındadır ve poliçede ameliyat teminatı yıllık limitsizdir. 2026 yılının Mart ayında yapılan ultrasonografide saptanan nodülün sitolojisi malignite kuşkusu (Bethesda V) göstermiş; sigortalı aynı ay total tiroidektomi ve lenf nodu diseksiyonu ameliyatı geçirmiş, patoloji tanısı papiller tiroid karsinomu (C73) olarak kesinleşmiştir. Sigortacı, sigortalının 2018 tarihli anamnez kayıtlarında antitiroid ilaç kullanımına ilişkin bir not bulunmasından hareketle olayı "poliçe öncesi hastalık" saymış ve limitsiz ameliyat teminatı yerine 50.000 TL ile sınırlı ödeme yapmıştır. Sigortalının 2015-2018 arasındaki tanısı E05 (tirotoksikoz/hipertiroidizm) kodlu, iyi huylu ve fonksiyonel bir bozukluktur; 2017 tarihli bir kayıtta tanının E04 (toksik olmayan guatr) olarak değiştiği ve tedavinin tamamlandığı görülmektedir.</p>

<p>Sigortacı savunmasında, hipertiroidi ile nodüler tiroid hastalıklarının literatürde malignite açısından risk faktörü kabul edildiğini, bu nedenle 2018'deki tiroid hastalığı ile 2026'daki malignite arasında "organik ve klinik süreklilik" bulunduğunu; sağlık sigortacılığında poliçe öncesi hastalık kavramının "birebir aynı tanıyı değil, aynı organ veya sistemde daha önce mevcut olan hastalıkların devamı, komplikasyonu veya ilişkili klinik gelişimlerini de" kapsadığını ileri sürmüştür. Heyetçe görevlendirilen iç hastalıkları uzmanı bilirkişi, hipertiroidi nedeniyle ameliyat edilen hasta serilerinde rastlantısal tiroid kanseri prevalansının %0,5 ile %32,6 arasında bildirildiğine ilişkin istatistiksel verilere dayanarak iki hastalık arasında "illiyet bağı ve klinik süreklilik" bulunduğu görüşünü bildirmiş; itiraz üzerine verilen ek raporda ise kök raporun "dosyadaki sınırlı sayıda belge" üzerinden hazırlandığını, itiraz dilekçesindeki pek çok hususu aydınlatacak tıbbi bilginin bulunmadığını ve bu hastalarda kanserin "rastlantısal (insidental) olarak" gelişebildiğini kabul etmekle birlikte sonucunu değiştirmemiştir.</p>

<p><strong>C. Heyetin Gerekçesi</strong></p>

<p>Hakem Heyeti, bilirkişinin yetkinliğini tartışmamakla ve yeni bir kurul oluşturulmasına gerek görmemekle birlikte, raporun sonucunu benimsememiştir. Gerekçenin omurgası şu tespittir: mevcut bilimsel değerlendirme, hipertiroidi ile papiller tiroid kanseri arasında "bir birliktelik bulunabileceğini" göstermekle birlikte, "somut olayda hipertiroidinin papiller tiroid kanserinin nedeni olduğunu" ortaya koymamaktadır; papiller tiroid kanserinin hipertiroidili hastalarda rastlantısal olarak da ortaya çıkabileceği kabul edildiğine göre, "yalnızca bu iki hastalığın birlikte bulunmasından hareketle illiyet bağı kurulamaz". Heyet ardından TTK m. 1409/2'ye dayanarak sigorta şirketinin teminat dışılığı "kesin olarak" ispat edemediğini belirtmiş; sigortalı vekilinin eksik tıbbi belgelerin celbine yönelik talebi karşısında, 5684 sayılı Kanun m. 30/15 uyarınca hakemlerin yalnızca kendilerine verilen evrak üzerinden karar verdiğini hatırlatarak bu belgeleri dosyaya getirme külfetinin heyete değil, teminat dışılığı iddia eden sigortacıya ait olduğunu vurgulamıştır. Sonuçta 296.641,02 TL'lik bakiye tedavi gideri, sigortacının ret tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte hüküm altına alınmış; yargılama giderleri ve vekâlet ücreti sigortacıya yükletilmiştir. Karara karşı 5684 sayılı Kanun m. 30/12 uyarınca itiraz yolu açıktır.</p>

<p><strong>D. Değerlendirme</strong></p>

<p>Kararın üç yönden önem taşıdığı kanaatindeyiz. İlk olarak karar, "aynı organ" gerekçesiyle yapılan eşleştirmeyi hukuki bir ölçüt olarak kabul etmemiş; poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak önceki hastalık ile gerçekleşen riziko arasında somut olayda illiyet bağının ispatıyla başarıya ulaşabileceğini teyit etmiştir. Bu yaklaşım, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236691-e-20254011-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2025/4011 sayılı kararı</a>ndaki "gizlendiği iddia olunan hastalık ile riziko arasında illiyet" ölçütüyle ve <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2018103-e-20211352-k-sayili-karari" rel="dofollow">HGK'nın 2021/1352 sayılı kararı</a>ndaki "sebep-sonuç ilişkisi, sıkı illiyet bağı" anlayışıyla uyumludur.</p>

<p>İkinci olarak karar, epidemiyolojik birliktelik ile hukuki nedensellik arasındaki ayrımı isabetle vurgulamaktadır. Bir hasta grubunda iki durumun sık görülmesi, bireysel olayda birinin diğerine yol açtığını göstermez; kaldı ki bilirkişinin dayandığı serilerin tamamı hipertiroidi nedeniyle ameliyat edilen, yani hastalığı cerrahi gerektirecek ağırlıkta seyreden hastalardan oluşmaktadır ve sonucu "insidental" olarak nitelendiren bir raporun illiyet kurması kendi içinde çelişkilidir. Tıbbi bilirkişi raporlarının hukuki soruyu -uygun illiyetin varlığını- değil, genel risk ilişkisini yanıtladığı dosyalarda karar merciinin rapora bağlı kalmaması, HMK m. 282'nin bilirkişi görüşünü serbestçe değerlendirme yetkisinin doğru bir kullanımıdır.</p>

<p>Üçüncü olarak karar, ispat yükü ve belge celbi külfeti bakımından tahkim yargılamasının yapısal bir özelliğine işaret etmektedir. Mahkeme yargılamasında HMK m. 195 vd. uyarınca üçüncü kişilerdeki belgelerin celbi mümkünken, 5684 sayılı Kanun m. 30/15 hakemleri sunulan evrakla sınırlamaktadır. Bu durumda teminat dışılığı ispatla yükümlü olan sigortacının, savunmasını temellendirecek tıbbi kayıtları kendisi dosyaya sunması gerekir; sunulmayan belgenin riski, iddiayı ispatla yükümlü tarafa aittir. Kaldı ki Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği m. 15'in 20.10.2025 tarihli değişiklikle aldığı yeni şekil, şirketlerin risk değerlendirmesi ve tazminat hesabı için sigortalının sağlık geçmişine Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden erişebilmesine imkân tanımaktadır. Sigortacının sözleşme öncesinde erişebildiği bir bilgiyi riziko gerçekleştikten sonra "sürpriz" bir savunma olarak ileri sürmesinin TTK m. 1438'in ruhuyla ve dürüstlük kuralıyla ne ölçüde bağdaştığı, önümüzdeki dönemin tartışma başlıklarından biri olmaya adaydır.</p>

<p>Kararın eleştiriye açık yönü ise, bilirkişi raporunu "tıbben yeterli ve denetlenebilir" bularak yeni bir uzman kurulu görevlendirmeyi reddetmesi ile raporun sonucunu benimsememesi arasındaki gerilimdir. Sonuç isabetli olmakla birlikte, endokrinoloji, endokrin cerrahisi ve patoloji uzmanlarından oluşan bir kuruldan alınacak raporla aynı sonuca ulaşılması, kararı itiraz aşamasında daha dirençli kılardı. Benzer biçimde, sigortacının ödediği 50.000 TL için temerrüt ile ödeme tarihi arasındaki faizin "nihai fatura bekleniyordu" gerekçesiyle reddedilmesi, sigortacının aynı tutarı sınırlı teminat kapsamında baştan kabul etmiş olması karşısında tartışmaya açıktır.</p>

<p><strong>IV. UYGULAMAYA İLİŞKİN SONUÇLAR</strong></p>

<p>Yukarıda özetlenen içtihat ve karar birlikte değerlendirildiğinde, sağlık sigortasında "poliçe öncesi hastalık" gerekçeli ret veya limit uygulamalarıyla karşılaşan sigortalılar ve vekilleri bakımından şu noktalar öne çıkmaktadır. Ret yazısında hangi hukuki araca dayanıldığı -beyan ihlali mi, özel şart istisnası mı- netleştirilmeli; beyan ihlali iddiasında soru formunun varlığı, soruların açıklığı (TTK m. 1436) ve sigortalının sözleşme anında hastalığı gerçekten bilip bilmediği; istisna iddiasında ise limit veya istisnanın poliçede açıkça yazılı olup olmadığı ve ömür boyu yenileme garantisinin kazanıldığı tarih (Yönetmelik m. 7/7) ilk incelenecek hususlardır. Geçmiş kayıtlardaki tanı kodları (ICD) ile yeni tanının farklılığı, önceki tedavinin tamamlandığına ilişkin kayıtlar ve poliçe sonrası dönemde ortaya çıkan bulgular belgelenmelidir. Bilirkişi raporlarında genel risk ilişkisini ifade eden literatür verileriyle somut olaydaki nedensellik arasındaki fark açıkça ortaya konulmalı; gerektiğinde ilgili uzmanlık dallarından oluşan kurul raporu talep edilmelidir. Son olarak sigortacının, sınırlı teminat kapsamında da olsa ödeme yapmış olması, rizikonun gerçekleştiğini ve tazminat borcunun doğduğunu kabul ettiği anlamına gelir; uyuşmazlık bu noktadan sonra teminatın varlığında değil, poliçede yazmayan bir sınırlamanın uygulanabilirliğinde düğümlenir ve bu sınırlamanın ispatı TTK m. 1409/2 gereğince sigortacıya aittir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>"Poliçe öncesi hastalık" savunması, sigorta hukukunun iki emredici kuralıyla çevrelenmiştir: beyan yükümlülüğünün ihlali ancak kusur ve illiyet bağı şartlarıyla sonuç doğurur (TTK m. 1439/2, 1452/3) ve teminat dışılığın ispatı sigortacıya aittir (TTK m. 1409/2). Yargıtay'ın güncel kararları, sigortalının hastalığı "bildiğinin" somut delille ortaya konulmasını ve önceki hastalık ile riziko arasındaki illiyetin uzman heyet raporuyla saptanmasını aramaktadır. İncelenen hakem heyeti kararı ise bu ilkeleri "organ bazlı eşleştirme" uygulamasına karşı işletmiş; aynı organda görülen iki ayrı hastalığın salt birlikte bulunmasının illiyet bağı kurmaya yetmeyeceğini ve belge eksikliğinin sonuçlarına ispat yükünü taşıyan sigortacının katlanacağını ortaya koymuştur. Ömür boyu yenileme garantisinin yaygınlaştığı ve sigortacıların sağlık geçmişine erişiminin genişlediği bir dönemde, sözleşme sonrasında ileri sürülen belirsiz "süreklilik" savunmalarının hukuki dayanağı giderek zayıflamaktadır; tartışmanın, özel şartların açıklığı ve sözleşme öncesi risk değerlendirmesinin özeni ekseninde yürütülmesi, hem sigortalı hem de sigortacı bakımından daha sağlıklı bir denge sağlayacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1423, 1435-1440, 1452.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği (RG 23.10.2013/28800; değişik RG 20.10.2025/33053), m. 7, 8, 15.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Sağlık Sigortası Genel Şartları.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2018103-e-20211352-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay HGK, 04.11.2021, 2018/11-103 E., 2021/1352 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236691-e-20254011-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 10.03.2025, 2023/6691 E., 2025/4011 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20235193-e-20243419-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 17.04.2024, 2023/5193 E., 2024/3419 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20222450-e-20237450-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 05.06.2023, 2022/2450 E., 2023/7450 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202110336-e-20225346-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. HD, 21.03.2022, 2021/10336 E., 2022/5346 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 16.11.2020, 2019/5279 E., 2020/7042 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 29.04.2019, 2016/11482 E., 2019/5205 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 17. HD, 05.06.2018, 2015/17293 E., 2018/5922 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">- Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti, 18.08.2026, 2026.H.213843 başvuru sayılı, K-2026/465259 sayılı karar (itiraz yolu açık).</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Erbaş Açıkel, Aslıhan: Sigorta Ettirenin Sözleşme Öncesi Beyan Yükümlülüğünün İhlaline İlişkin Türk Ticaret Kanunu Hükümlerinin Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanunu'nda ve Avrupa Sigorta Sözleşmesi Hukuku Prensipleri'nde Yer Alan Düzenlemeler Açısından Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası, 79(3).</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Ulaş, Işıl: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/saglik-sigortasinda-police-oncesi-hastalik-savunmasinin-sinirlari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/saglik-police.jpg" type="image/jpeg" length="91152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’IN NETANYAHU’NUN GÖRSELİNİN İZİNSİZ YAYINLAYAN HABER SİTESİ HAKKINDA VERDİĞİ TAZMİNAT KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-netanyahunun-gorselinin-izinsiz-yayinlayan-haber-sitesi-hakkinda-verdigi-tazminat-kararinin-degerlendirilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitayin-netanyahunun-gorselinin-izinsiz-yayinlayan-haber-sitesi-hakkinda-verdigi-tazminat-kararinin-degerlendirilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YARGITAY’IN NETANYAHU’NUN GÖRSELİNİN İZİNSİZ YAYINLAYAN HABER SİTESİ HAKKINDA VERDİĞİ TAZMİNAT KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ: </strong></p>

<p><strong>11. HD, T. 24.06.2026, E. 2025/6916, K. 2026/3848</strong></p>

<p><strong>A. DAVA KONUSU İDDİA VE SAVUNMA </strong></p>

<p><strong>1) Dava Konusu ve İddialar:</strong> Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ajansa ait olan, her biri sahibinin hususiyetini taşıyan ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) uyarınca <strong>"Güzel Sanat Eseri"</strong> niteliğinde bulunan NETANYAHU’ya ait 6 adet fotoğrafın, davalı şirkete ait “……<i>com” </i> isimli internet sitesinde izinsiz, telifsiz ve bedelsiz olarak yayınlandığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Davacı, mali haklarına tecavüz edildiğini belirterek tecavüzün önlenmesini, kaldırılmasını ve FSEK m. 68 ile m. 70/2 uyarınca farazi sözleşme bedeline dayalı olarak fotoğraf başına 1.000 TL olmak üzere toplam 6.000,00 TL maddi tazminatın işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>2) Davalı Savunması</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın konusu olan fotoğrafların internet sitesinde yayınlandığı tarihler dikkate alındığında yasal zamanaşımı süresinin dolduğunu, davalının habercilik alanında faaliyet gösteren bir basın kuruluşu olduğunu, uyuşmazlığın çözümünde genel hükümler yerine 5651 sayılı İnternet Kanunu ve 5187 sayılı Basın Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini, davaya konu fotoğrafların estetik bir değer taşımadığını, sahibinin hususiyetini yansıtmadığını, bu nedenle FSEK kapsamında korunan birer "eser" olmadığını, basın dünyasında yaygın olarak kullanılan anonim fotoğraflar olduğunu ileri sürerek davanın esastan reddini istemiştir.</p>

<p><strong>B. İLK DERECE MAHKEMESİ İSTİNAF DAİRESİ VE YARGITAY KARARLARI</strong></p>

<p><strong>1) İLK DERECE MAHKEMESİNİN GEREKÇELİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Mahkeme:</strong> İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi <i>(Esas: 2020/286 E. , Karar: 2022/221 K. , Karar Tarihi: 20.12.2022)</i>.</p>

<p>Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde; söz konusu 6 adet fotoğrafın davacının internet sitesinde sırasıyla <i>15.06.2015, 01.08.2016, 11.03.2013, 07.02.2019 ve 16.02.2015</i> tarihlerinde yayınlandığı, davalının sitesindeki görsellerle birebir aynı olduğu ve karine olarak hak sahibinin davacı şirket olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Mahkeme, fotoğrafların teknik ve uzmanlık gerektiren konular olması sebebiyle bilirkişi heyetinin görüşü doğrultusunda "eser" niteliğinde olmadığına ve bu yüzden FSEK genel hükümleriyle korunamayacağına hükmetmiştir. Ancak fotoğraflar eser sayılmasa dahi, FSEK'in 84. maddesinin yollamasıyla Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri uyarınca koruma altında olduğu; davalının bu fotoğrafları izin almadan ticari amaçlı haber sitesinde kullanmasının haksız rekabet (haksız eylem) teşkil ettiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Fotoğraflar eser niteliği bulunmadığı için davacının FSEK m. 68 uyarınca talep ettiği 2 kat tazminat ve tecavüzün önlenmesi/kaldırılması talepleri reddedilmiştir. Ancak haksız rekabet uyarınca bilirkişinin takdir ettiği fotoğraf başına 500 TL üzerinden toplam 3.000,00 TL maddi tazminatın (27.01.2020 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte) davalıdan tahsiline karar vermiştir.</p>

<p><strong>2) İSTİNAF KARARI </strong></p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi <i>(Karar Tarihi: 08.10.2025)</i>.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nin "kısmen kabul" kararına karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi yaptığı incelemede; yerel mahkemenin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Davalı vekili bu kararı temyiz etmiştir.,</p>

<p><strong>3)</strong> <strong>YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ ÇOĞUNLUĞUNUN ONAMA KARARI </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay çoğunluğu, yapılan yargılamaya, saptanan somut uyuşmazlığa ve İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığına kanaat getirmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi'nin esastan ret kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek, HMK m. 370/1 uyarınca kararın oy çokluğuyla ONANMASINA ve dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 24.06.2026 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>4) KARŞI OY /MUHALEFET ŞERHİ </strong></p>

<p>Daire Üyeleri Mehmet Tunç ve Döndü Deniz Bilir, çoğunluğun "Onama" görüşüne katılmayarak kararın davalı lehine BOZULMASI gerektiğini savunmuşlardır. Muhalefet gerekçeleri şu şekildedir:</p>

<p><strong>Haksız Rekabet Unsurlarının Oluşmaması:</strong> Muhalif üyeler, çoğunluğun fotoğrafların "eser" olmadığını kabul etmesine rağmen, TTK m. 54 uyarınca haksız rekabetin gerçekleşmesi için zorunlu olan "dürüstlüğe aykırılık" ve "ticari amaç (paraziter sömürü)" unsurlarını tartışmadan karar verdiğini belirtmiştir. TTK m. 55/1-c'nin iş ürünlerine mutlak bir koruma sağlamadığı vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Fotoğrafların İçeriği ve Kamusal Yarar:</strong> Davaya konu 6 fotoğrafın; <i>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail askerleri, din görevlileri ve milletvekilleri gibi Filistin odaklı güncel siyasi/askeri olayları</i> yansıttığı belirtilmiştir. Bu görsellerin paylaşılmasının amacının ticari kazanç ya da tiraj artırmak değil, kamuoyunu bilgilendirmek (haber verme hakkı) olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>İfade ve Basın Özgürlüğünün Üstünlüğü:</strong> Anayasa'nın 26. (İfade Hürriyeti) ve 28. (Basın Hürriyeti) maddeleri ile Basın Kanunu m. 3 uyarınca; toplumu ilgilendiren siyasi meselelerde basın özgürlüğünün, eser niteliği taşımayan görseller üzerindeki mülkiyet iddialarından üstün tutulması gerektiği savunulmuştur.</p>

<p><strong>Dairenin Emsal Kararları:</strong></p>

<p><i>Kemal Sunal Kararı:</i> Dairenin yakın tarihli bir kararında, merhum Kemal Sunal'ın film karakteri görüntüsünün bir belediyece pandemi afişinde kullanılması halk sağlığı/farkındalık amacı taşıdığı için "ticari amaç" yokluğundan haksız rekabet sayılmamış ve dava reddedilmiştir <i>(E. 2024/929, K. 2025/162)</i>.</p>

<p><i>Lig TV / Maç Özeti Kararı:</i> Bir TV kanalında hakemin futbolcuya kart gösterdiği 16 saniyelik görüntünün Lig TV logosu gizlenmeden 4 kez yayınlanması haber verme sınırları içinde kabul edilerek tazminat talebi reddedilmiştir <i>(E. 2023/7575, K. 2023/7575)</i>.</p>

<p><strong>Güncel Uluslararası Hukuk Durumu:</strong> Uluslararası Adalet Divanı'ndaİsrail aleyhine açılan "Soykırım" davası ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Binyamin Netanyahu hakkında savaş suçları nedeniyle çıkardığı tutuklama kararı hatırlatılmıştır. Bu küresel gelişmeler ışığında, "aranan bir failin" fotoğraflarının basında kullanılmasının hukuken serbest olması gerektiği aktarılmıştır.</p>

<p><strong>Usul Yönünden Talep Aşımı (FSEK m. 68 ve m. 84 Çelişkisi):</strong> Davacının dilekçesinde FSEK m. 68'e (eser sahipliğine bağlı telif) dayanarak tazminat istediği, mahkemenin ise davacının bu yönde bir talebi olmamasına rağmen re'sen FSEK m. 84 (haksız rekabet) üzerinden tazminata hükmettiği, bunun da hukuken usule aykırı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>C. KARARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİMİZ</strong></p>

<p><strong>1. Davacının Münhasıran FSEK m. 68'e Dayalı Talebine Rağmen, Mahkemece Re'sen FSEK m. 84 Uyarınca Haksız Rekabet Tazminatına Hükmedilmesi, HMK m. 26 Kapsamındaki "Taleple Bağlılık İlkesi"nin İhlalidir</strong></p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 26. maddesi, medeni usul hukukunun temel taşı olan tasarruf ilkesinin bir yansımasıdır. Bu hüküm, hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve talep edilmeyen bir hususta karar veremeyeceğini açıkça amirdir. HMK m. 33 hâkime olayların hukuki tavsifini yapma ve Türk hukukunu re’sen uygulama görevi yüklese de; bu yetki, davacının dayandığı maddi vakıaları ve dava sebebini bütünüyle değiştirerek yepyeni bir hukuki kurum üzerinden hüküm kurma salahiyeti vermez.</p>

<p>FSEK m. 68 kapsamındaki eser sahipliğine dayalı inhisari mali hak ihlali ile TTK m. 54 (FSEK m. 84) kapsamındaki haksız rekabet ihlali; korudukları hukuki değerler, ispat külfetleri ve tazminat hesaplama rejimleri bakımından birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı müessesedir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı, talebini başından sonuna dek "eser sahipliği" zeminine oturtmuş ve açıkça FSEK m. 68 kapsamında telif tazminatı istemiştir. Yargılama sonucunda görsellerin eser niteliği taşımadığı bizzat mahkemece tespit edilmiştir. Bu usuli aşamada mahkemeye düşen yegâne görev, kanuni şartları oluşmayan FSEK m. 68 talebini esastan reddetmektir. Davacının haksız rekabet vakıalarına dayanan usulüne uygun bir talebi bulunmaksızın, mahkemenin HMK m. 33’ü gerekçe göstererek re’sen FSEK m. 84 üzerinden haksız rekabet tazminatı ihdas etmesi, taleple bağlılık kuralının çiğnenmesi anlamına gelir.</p>

<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin güncel içtihat çizgisi bu usuli ayrımı kesin hatlarla çizmektedir. Nitekim Sayın Daire’nin 11.12.2025 tarihli, E. 2025/2757 ve K. 2025/7472 sayılı ilamında; davacının haksız rekabet hükümlerine açıkça dayanmadığı hallerde mahkemenin bu hükümlere göre karar vermesi bozma nedeni sayılmıştır. Yüksek Mahkeme, hukuku re’sen uygulama yetkisinin sınırını çizerken, <i>"talep edenin talebini değiştirecek şekilde hukukun re'sen uygulanmasının söz konusu olamayacağı ortadadır"</i> şeklindeki tespitiyle, HMK m. 26’nın HMK m. 33 eliyle bertaraf edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.</p>

<p><strong>2. Eser Vasfı Taşımayan Haber Görsellerinin Kamuoyunu Bilgilendirme Maksadıyla Kullanımında, TTK m. 54 ve m. 55/1-c Uyarınca "Dürüstlüğe Aykırılık" ve "Paraziter Ticari Sömürü" Unsurları Oluşmamıştır</strong></p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 54. maddesinde düzenlenen haksız rekabet kurumunun amacı, piyasa aktörleri arasındaki dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını teminat altına almaktır. Kanun’un 55/1-c bendi, başkasına ait iş ürünlerinin paraziter bir yaklaşımla sömürülmesini yasaklasa da, bu kural sıradan fotoğraflar üzerinde sahibine mutlak ve ayni bir fikri mülkiyet hakkı bahşetmez. Bir fiilin haksız rekabet şemsiyesi altında yaptırıma tabi tutulabilmesi için; eylemin dürüstlük kuralını zedelemesi, rakibin emeğinden ticari kazanç elde etmeye yönelmesi ve paraziter bir sömürü kastı taşıması yasal bir zorunluluktur.</p>

<p>Karara çok kapsamlı bir muhalefet şerhi yazan karşı görüş oyu, gerekçesinde, tarafımızca kaleme alınan <i>Fikri Mülkiyet Hukuku</i> kitabına da atıf yapılarak, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmayı haksız rekabet sayan <strong>TTK m. 55/1-c bendi</strong> kaynak İsviçre Hukukundan (<strong>İsvHRK m. 5</strong>) mülhem yeni bir düzenleme olduğunu, anılan hükmün iş veya çalışma ürünlerine yönelik doğrudan ve mutlak bir koruma sağlamadığını, düzenlemenin gayesinin; başkalarının iş veya çalışma ürünlerinden, maddede belirtilen şartlar çerçevesinde haksız yararlanılarak piyasada dürüstlük kuralına aykırı bir avantaj elde edilmesinin engellenmesi olduğunu ifade etmiştir <i>(Bkz. Karasu, Rauf / Suluk, Cahit / Nal, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, 8. Bası, 2024, s. 461 vd.)</i>.</p>

<p>Somut olayda, davalının eylemine konu edilen 6 adet fotoğraf; hiçbir şekilde ticari bir ürün, reklam aracı veya doğrudan maddi gelir sağlayan bağımsız bir meta sıfatıyla pazarlanmamıştır. Söz konusu görseller, küresel çapta kamuoyunu aydınlatma amacı güden günlük bir haber akışının tamamlayıcı unsuru olarak, salt habercilik sınırları içerisinde kullanılmıştır. Davalı, davacı tarafın emeğini sömürmek gibi bir ticari rekabet saiki taşımamış, piyasadaki dürüst rekabet koşullarını bozmamıştır. Karşı görüşte haklı olarak vurgulandığı üzere sayın çoğunluk, fotoğrafların eser olmadığını teyit etmesine karşın, TTK m. 54’ün kurucu unsurları olan "dürüstlüğe aykırılık" ve "ticari sömürü amacı"nı hukuken tartışmaksızın doğrudan sorumluluk yoluna gitmekle hataya düşmüştür.</p>

<p><strong>3. Küresel Çaptaki Siyasi ve Askeri Hadiselerin Aktarılmasında Basın ve İfade Özgürlüğü, Eser Dışı İş Ürünleri Üzerindeki Menfaat İddialarından Hukuken Üstündür</strong></p>

<p>Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesi; toplumun bilgi edinme, basının ise bu bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama hakkını en üst düzeyde güvence altına almaktadır. Demokratik toplumlarda basının üstlendiği "kamu bekçiliği" (<i>public watchdog</i>) rolü, özellikle tüm dünyayı ilgilendiren askeri çatışmaların ve siyasi krizlerin halka aktarılmasında hayati öneme sahiptir. Bu anayasal koruma kalkanı, sadece haberin yazılı metnini değil, haberin etki gücünü artıran görsel aktarım usullerini ve habercilik tekniklerini de kapsar.</p>

<p>Dava konusu görseller sıradan fotoğraflar olmayıp; Uluslararası Adalet Divanı’ndaki soykırım yargılamalarının ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savaş suçları kapsamında çıkardığı tutuklama kararlarının doğrudan muhatabı olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile askeri/siyasi aktörlerin sıcak çatışma bölgelerindeki anlık tespitleridir. Nitekim Adalet Bakanımız sayın Akın Gürlek de İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2026/108 Esas sayılı dosyası kapsamında, Gazze’ye insani yardım götüren Küresel Sumud Filosu’na uluslararası sularda düzenlenen saldırıya ilişkin yargı sürecinde kritik bir aşamaya geçildiğini belirterek, aralarında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da bulunduğu sanıklar hakkında kırmızı bülten sürecinin başlatıldığını duyurmuştur.</p>

<p>Hem dünyada hem de Türkiye’de bu derece yüksek kamusal tartışma değerine sahip, kamuoyunun anlık takip ettiği bir krizin baş aktörlerinin haberleştirilmesi ve bu haberlerin görsel unsurlarla desteklenmesi, halkın haber alma hakkının doğrudan icrasıdır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları, yargı mercilerinin gazetecilik pratiklerine ve editoryal bağımsızlığa müdahale edemeyeceğini kesin bir dille ortaya koymaktadır <i>(Bkz. AYM'nin 21.03.2018 t., 2014/14293 B.B. ve 01.07.2020 t., 2017/30756 B.B. sayılı kararları)</i>. Anılan kararlarda, anayasal güvencenin sadece içeriği değil, <i>"haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu"</i> açıkça belirtilerek medya organlarının görsel kullanım serbestisi teyit edilmiştir.</p>

<p><strong>4. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin Yerleşik İçtihatlarında, Kamu Yararı Taşıyan ve Ticari Sömürü Barındırmayan Kullanımların Haksız Rekabet Oluşturmayacağı İstikrarlı Şekilde Kabul Edilmektedir</strong></p>

<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması; kullanımda dürüstlük kuralının ihlal edilmediği, ticari kazanç ve paraziter sömürü saikinin bulunmadığı, aksine kamusal farkındalık ile haber verme hakkının ağır bastığı hallerde TTK kapsamında haksız rekabetin vücut bulmayacağını tutarlı bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>

<p>Muhalefet şerhinde Daire Üyeleri Sayın Mehmet Tunç ve Sayın Döndü Deniz Bilir tarafından isabetle işaret edildiği üzere:</p>

<p>· <strong>Kemal Sunal Kararı (E. 2024/929, K. 2025/162):</strong> Bir film karakteri görüntüsünün halk sağlığını ilgilendiren bir pandemi afişinde kullanılması; ticari bir amaç taşımaması ve üstün kamu yararı barındırması sebebiyle haksız rekabet sayılmamış ve dava reddedilmiştir.</p>

<p>· <strong>Lig TV / Maç Özeti Kararı (E. 2023/7575, K. 2023/7575):</strong> Logolu maç özetlerinin bağımsız bir ticari sömürü gayesiyle değil, haber bülteni içerisinde aktarılması haber verme hakkı kapsamında değerlendirilerek haksız rekabet iddiaları bertaraf edilmiştir.</p>

<p>Keza Dairenin <strong>09.02.2012 tarihli, E. 2010/9980, K. 2012/1650 sayılı ilamında</strong> da; güncel bir hadiseye ilişkin fotoğrafların basın tarafından haber amacıyla kullanılmasının dürüstlük kuralını ihlal etmediği, zira kamusal olayların aktarılmasında basının kamu yararı doğrultusunda hareket ettiği net bir şekilde belirtilmiştir. Yüksek Daire bu tür kullanımlarda, <i>"davalının eyleminde TTK hükümleri açısından bir haksız rekabetten söz edilemeyecektir"</i> sonucuna varmıştır.</p>

<p><strong>5. Sonuç ve Kanaat</strong></p>

<p>Somut olayda davalının fiili; tamamen küresel bir krizi, Türkiye ve uluslararası yargı makamlarının gündemindeki aktörleri kamuoyuna aktarmaktan ibarettir. Dolayısıyla bu eylem, Yüksek Dairenin emsal kararlarında titizlikle uyguladığı <strong>"üstün kamu yararı"</strong> ve <strong>"ticari/paraziter amaç yokluğu"</strong> kriterleri uyarınca haksız rekabet teşkil etmemektedir. Yüksek kamu yararı barındıran, ulusal ve uluslararası bir meseleye ilişkin haberlerin aktarılmasında salt görsel destek maksadıyla kullanılan "eser sayılmayan" fotoğraflar yönünden haber verme hakkı, mutlak bir hukuka uygunluk sebebi teşkil etmektedir.</p>

<p>Bu hassas dengeyi tamamen göz ardı eden yerel mahkeme ve istinaf dairesi kararlarının bozulması gerekirken, sayın çoğunluk tarafından onanması usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Daire üyeleri Sayın Mehmet Tunç ve Sayın Döndü Deniz Bilir tarafından kaleme alınan karşı oy gerekçesi; hem usul hukuku (taleple bağlılık ilkesi) hem de maddi hukuk (haksız rekabetin kurucu unsurları ile basın ve ifade özgürlüğünün üstünlüğü) bakımından mevzuata, Anayasa Mahkemesi içtihatlarına ve Yargıtay’ın müstakar kararlarına tamamen uygundur.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><strong>Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitayin-netanyahunun-gorselinin-izinsiz-yayinlayan-haber-sitesi-hakkinda-verdigi-tazminat-kararinin-degerlendirilmesi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 00:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="71078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Millî Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-astsubay-meslek-yuksekokullari-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-astsubay-meslek-yuksekokullari-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Millî Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 22 Ağustos 2026 Tarihli ve 33348 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Savunma Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİLLÎ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ ASTSUBAY MESLEK YÜKSEKOKULLARI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>23/3/2021 tarihli ve 31432 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (m), (n), (o), (t) ve (aa) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“m) Başarı harfi ağırlığı: AA=4,000, BA=3,500, BB=3,000, CB=2,500, CC=2,000, DC=1,500, DD=1,000, F=0 ve G=0 (Girmedi) olmak üzere, her dersin başarı puanının hesaplanmasında kullanılan çarpanı,</p>

<p>n) Başarı harfi not aralıkları: Alınan notların hangi harflere tekabül edeceğini belirlemek üzere öğretim kurulu tarafından kredili ve yönetim kurulu tarafından askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler için kararlaştırılan not aralıkları olup, geçme taban notundan yüz tam nota kadar alınacak notların, sayısal eşitlik aranmaksızın başarı harflerinin tanımladığı not aralıklarına göre sekiz aralığa bölünerek belirlenen aralıkları,</p>

<p>o) Başarı harfleri: Kredili bir ders veya askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerde mazereti nedeniyle sınava girmeyen öğrencilere G (Girmedi), geçme taban notu altında kalan notlara F, geçme taban notuna DD, geçme taban notu üzerinde kalan notlara başarı harfi not aralıklarına göre DC, CC, CB, BB, BA ve AA olarak verilen harfleri,”</p>

<p>“t) Geçme taban notu: Öğretim kurulu tarafından kredili ve yönetim kurulunca askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler için ayrı ayrı belirlenen; bir dersten başarılı olabilmek için alınması gereken asgari notu ifade eden ve DD başarı harfi ile gösterilen notu,”</p>

<p>“aa) Katsayı: Askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerin her birinin notunun ağırlık değerini,”</p>

<p>“tt) Astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler: Astsubay meslek yüksekokulu öğrencilerinin disiplin durumlarını, liderlik ve komutanlık eğitimi ile uygulandığı takdirde staj eğitimini,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı bende aşağıdaki alt bent eklenmiştir.</p>

<p>“1) Astsubay meslek yüksekokulu öğretim programlarını ve/veya yeni ders tekliflerini hazırlayarak Senato onayına sunmak.</p>

<p>2) Dersler ile ilgili olarak, sınavların zamanı, yarıyıl içi ve sonu değerlendirme notlarının ağırlığı, başarı harfi not aralıklarını belirleyerek Senato onayına sunmak.”</p>

<p>“12) Ön lisans programlarına yerleştirme işleminin Müdürlük tarafından yapılması durumunda; her bir astsubay meslek yüksekokulunda ön lisans öğretimi yapılacak bilim dalı veya dallarında öğrenim görecek öğrencilerin yerleştirme sonuçlarını karara bağlamak ve yayımlamak.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinde yer alan tablo aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><img height="366" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260822-7_dosyalar/image002.jpg" v:shapes="_x0000_i1025" width="465" /></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinde yer alan “ve Rektörlük tarafından konu ile ilgili çıkarılan talimat/esaslar” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “öğrenciye” ibaresinden sonra gelmek üzere “Senato onayı ile” ibaresi eklenmiş, sekizinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(9) Öğrencilere verilecek izinlere yönelik esaslar Millî Savunma Üniversitesi Rektörlüğünce çıkarılacak yönerge/talimat/esaslarda belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi ile beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“c) Zaruri hallerde (savaş, olağanüstü hal, doğal afet, salgın hastalık ve benzeri) Bakanlık tarafından eğitim ve öğretime ara verilebilir, eğitim ve öğretim süresi kısaltılabilir veya eğitim ve öğretimin çevrimiçi yapılmasına karar verilebilir. Eksik öğrenim görenlere daha sonra uygulanacak ilke ve esaslar, Rektörlük tarafından belirlenerek Bakan onayına sunulur.”</p>

<p>“(5) Bakanlık tarafından sınıflandırma işlemlerine yönelik belirlenen esaslar çerçevesinde, öğrencilerin ön lisans programları ile askerî meslek sınıflarına ayrılma usul ve esasları, Bakanlık ve ilgili kuvvet komutanlıkları ile koordineli olarak astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğü tarafından hazırlanır ve Rektör tarafından onaylanır. Öğrencileri ön lisans programları ile askerî meslek sınıflarına ayırma işlemi, akademik öğrenimdeki başarı esas alınarak yarıyıl/yıl sonunda yapılması durumunda astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğü tarafından; intibak eğitimi esnasında veya hemen sonrasında yapılması durumunda ise astsubay meslek yüksekokulu komutanlığı tarafından yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Bir eğitim ve öğretim yılında icra edilen eğitimler ve derslere belirli bir süre herhangi bir sebeple katılamayan öğrenciler, aşağıdaki esaslar dâhilinde başarısız sayılırlar:</p>

<p>a) Bir eğitim ve öğretim yarıyılı içerisinde fiilen yapılan akademik dersler, askerî eğitimler ve beden eğitimi derslerinden; her biri ayrı değerlendirilmek üzere üçte biri ve daha fazlasına katılmayanlar, o eğitim ve öğretim yılında başarısız sayılırlar. Astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğü veya astsubay meslek yüksekokulu komutanlığı tarafından yürütülen resmî, sportif, bilimsel ve kültürel etkinlikler ve benzeri faaliyetlere astsubay meslek yüksekokulu müdürü izniyle katılan öğrenciler için azamî devamsızlık süresine yirmi ders saati kadar süre eklenebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Ülkemizi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini temsilen ulusal ve uluslararası spor müsabakaları ile bilim, kültür ve sanat faaliyetlerine katılmalarına izin verilen öğrencilerin, hazırlık çalışmaları dâhil olmak üzere bu faaliyetlerde geçirdikleri süreler devamsızlık hesabında dikkate alınmaz.</p>

<p>c) Askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerde sağlık sebebiyle devamsızlık yapan ve bu durumunu sağlık raporu ile tevsik eden öğrencilerin, anılan faaliyetlere katılamadıkları süreler devamsızlık süresinden sayılmaz. Bu durumdaki öğrencilere rapor bitiminde sınav hakkı verilir.</p>

<p>ç) Tatbikî eğitimin başlangıç ve bitiş günü arasındaki sürenin gün olarak üçte biri veya daha fazlasına katılmayan öğrenciler, o eğitim ve öğretim yılında başarısız sayılırlar. Küsuratlı sayılar, öğrenci lehine değerlendirilerek bir alt tam sayı olarak alınır. Günlük tatbikî eğitim faaliyetlerinin asgari yarısına katılan öğrenci, o günkü tatbikî eğitime katılmış sayılır. Resmî, sportif, bilimsel ve kültürel etkinliklere katılma veya zaruri haller dolayısıyla astsubay meslek yüksekokulu komutanının yazılı izni ile tatbiki eğitime katılamayan öğrenciler için devamsızlık süresi, tatbikî eğitim süresinin yarısını geçmeyecek şekilde uzatılabilir. Eğitim ve öğretim yılı içinde yer alan askerî/mesleki eğitimler ile derslerde başarılı olan öğrencilerden, tatbikî eğitim süresinin üçte biri veya daha fazla gününe sağlık problemleri veya astsubay meslek yüksekokulu komutanının yazılı izniyle katılım sağlanan resmî, sportif, bilimsel ve kültürel etkinlikler ile diğer zaruri haller gerekçesiyle katılamayanların sınıfı geçip geçemeyeceklerine, yönetim kurulunca karar verilir.</p>

<p>d) Eğitim ve öğretim yılı içinde sağlık veya diğer sebeplerle devamsızlık süresini doldurarak başarısız olan öğrencilerin durumları öğretim kurulunca incelenerek sınıf kaybının hangi nedenle olduğuna karar verilir. Farklı gerekçelerle devamsızlık süresinin doldurulması durumunda, yapılan devamsızlık türlerinden süresi fazla olan sınıf kaybı nedeni olarak belirlenir. İlgili mevzuat veya eğitim/hizmet ihtiyacı gereği, sağlık açısından eğitim/göreve elverişlilik ile periyodik muayene/zorunlu kontrollere tabi tutulan öğrencilerin bu sebeplerle geçirdikleri süreler devamsızlık süresinden sayılmaz.</p>

<p>e) Devamsızlık nedeniyle sınıf kaybedeceği kesinleşen öğrenciler ile doğrudan veya bütünleme, çift ders, not yükseltme sınavları sonucunda sınıf kaybedeceği kesinleşen öğrencilere müteakip eğitim ve öğretim yılı başına kadar astsubay meslek yüksekokulu komutanı kararıyla izin verilebilir. Eğitim ve öğretim yılı içinde izin verilmeyen öğrenciler derslere katılır, ancak sınavlara giremezler.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “katsayılı derslerden” ibaresi “askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerden” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler.</p>

<p>1) Yıl içi askerî ve mesleki eğitimler.</p>

<p>2) Yıllık bazda değerlendirilen tatbikî eğitimler ile uygulandığı takdirde staj eğitimleri.</p>

<p>3) Temel ve savaş beden eğitimleri.</p>

<p>4) Disiplin durumu (Yıllık değerlendirilir).</p>

<p>5) Liderlik ve komutanlık.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “katsayılı derslerde” ibareleri “askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerde” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki tabloda yer alan “FF” ibaresi “F” şeklinde değiştirilmiş, aynı tabloya aşağıdaki satır eklenmiştir.</p>

<p>“G Geçmez (Girmedi) 0.0”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Öğrencinin sınıf ve mezuniyet sıralamaları hesaplanırken askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler için aşağıdaki tabloda verilen ağırlık değerleri kullanılır:</p>

<p><img height="120" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260822-7_dosyalar/image004.jpg" v:shapes="_x0000_i1026" width="465" /></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1), (2) ve (5) numaralı alt bentlerinde yer alan “tam not” ibareleri yürürlükten kaldırılmış, aynı bende aşağıdaki alt bent eklenmiş, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “Katsayılı dersler” ibaresi “Askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler” şeklinde, aynı bendin (1) numaralı alt bendinde yer alan “Yıl içi askerî eğitimler ve beden eğitimlerine” ibaresi “Yıl içi askerî eğitimlere” şeklinde, “FF (Geçmez)” ibaresi “F (Geçmez)” şeklinde, aynı bendin (4) numaralı alt bendi ile aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “katsayılı dersler” ibareleri “askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“7) Yarıyıl içi ve yarıyıl sonu değerlendirme notlarının oluşturulmasında, herhangi bir objektif değerlendirmeye tabi olmayan ölçme bileşenlerine yer verilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“3) Öğrencilerin yüzlük ders başarı notu aşağıda açıklanmış kısaltmalarla tanımlanmış ve hesap formülüne göre belirlenir ve tam sayıya yuvarlanır. Yuvarlama işlemi; virgülden sonraki ilk hane, beşten küçükse birler basamağı değiştirilmeden; beş veya beşten büyükse birler basamağı bir artırılacak şekilde yapılır:</p>

<p><img height="178" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260822-7_dosyalar/image006.jpg" v:shapes="_x0000_i1027" width="465" /></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “FF” ibaresi “F” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, dördüncü fıkrasının (d) bendi ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Eğitim ve öğretim yılı sonunda astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğü bünyesinde verilen kredili ve kredisiz zorunlu/seçmeli derslerinin tümünden başarılı olamayan ve doğrudan sınıfta kalmayan öğrenciler, durumlarına göre sırası ile bütünleme, çift ders ve not yükseltme sınavlarına katılabilirler. Bir öğrenciye ait bütünleme, çift ders ve not yükseltme sınavları bu sırayla ve ayrı ayrı icra edilir. Bütünleme, çift ders ve not yükseltme sınavları, öğrencilerin zorunlu yaz dönemi faaliyetleri dikkate alınarak, aynı zaman diliminde veya önce bütünleme, sonra çift ders ve not yükseltme sınavı olmak üzere birbirini müteakip farklı zamanlarda yapılabilir. Hiçbir dersten başarısız olmayıp SANO değeri 2.00’ın altında kalan öğrenciler için not yükseltme sınavları astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğünün oluruyla bütünleme sınavları ile aynı tarihte yapılabilir.</p>

<p>(2) Bütünleme sınavları:</p>

<p>a) Eğitim ve öğretim yılı sonunda bütün derslerinden başarılı olamayanlardan doğrudan sınıfta kalmamış olanlar, yarıyıllarda "F" başarı harfi aldıkları dersler ile askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerden (disiplin durumu ile liderlik ve komutanlık değerlendirmeleri hariç) bütünleme sınavlarına girerler. Bütünleme sınavları en erken ikinci yarıyıl sınavlarının bittiği günü takip eden yedinci gün başlatılabilir. Bütünleme sınavları sonrasında;</p>

<p>1) Sınıf geçme şartlarını yerine getirenler bir üst sınıfa devam ederler.</p>

<p>2) Üç ve daha fazla kredili ve kredisiz zorunlu/seçmeli dersten başarısız olanlar sınıfta kalırlar.</p>

<p>3) Askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerden (disiplin durumu ile liderlik ve komutanlık değerlendirmeleri hariç) başarısız olanlar sınıfta kalırlar.</p>

<p>4) Derslerin hepsinden geçer not alan öğrencilerden; SANO değeri 2.00’a ulaşamayanlar, kredili derslerden not yükseltme sınavlarına girerler.</p>

<p>5) Bir veya iki kredili ve kredisiz zorunlu/seçmeli dersten başarısız olanlar çift ders sınavlarına girerler.”</p>

<p>“a) Bütünleme sınavları sonucunda kredili ve kredisiz derslerin en fazla ikisinden "F" notu alan öğrenciler, başarısız oldukları ders veya derslerden çift ders sınavına katılırlar. Askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetler için çift ders sınavı yapılmaz.”</p>

<p>“d) Not yükseltme sınavları sonrasında kredili ve kredisiz dersler ile askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerden (disiplin durumu hariç) hiç birinden "F" başarı harfi olmayanlardan; SANO değeri 2.00’a ulaşanlar, bir üst sınıfa devam hakkı kazanırlar.”</p>

<p>“(5) Not yükseltme sınavlarının sonucunda öğrencinin 2.00’a ulaştığı veya geçtiği ilk değer öğrencinin SANO değeri olarak kabul edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 44 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “takip eden eğitim ve öğretim yılının başladığı günden üç hafta öncesine” ibaresi “Dekanlık tarafından yarıyıl başında belirlenen son not teslim tarihine” şeklinde, aynı fıkranın (e) bendinde yer alan “katsayılı derslerin” ibaresi “askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerin” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 45 inci maddesinde yer alan “katsayılı derslerin” ibaresi “askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerin” şeklinde, “FF” ibaresi “F” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Genel akademik not ortalaması (GANO): Bir öğrencinin; aldığı tüm kredili derslere ait başarı notlarının dörtlük sisteme çevrilmiş karşılıklarının ağırlıklı not ortalamasıdır. Bunun hesaplanmasında varsa bütünleme, çift ders, not yükseltme sınavlarından alınan notlar hesaplamaya dâhil edilir. Ağırlıklı not ortalaması hesaplanırken, bölme işlemi sonucunda tam kısmından (virgülden) sonra üç hane olacak şekilde yuvarlama yapılır.</p>

<p>b) Sınıf Sıralama Notu (SSN): Bir öğrencinin; bir eğitim ve öğretim yılına ait kredili derslerden aldığı notlar ile askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerden aldığı başarı notlarının dörtlük sisteme çevrilmiş karşılıklarının ağırlıklı toplamının, o eğitim ve öğretim yılına ait kredi ve katsayılar toplamına bölümü ile Sınıf Sıralama Puanı (SSP) hesaplanır. Bunun hesaplanmasında varsa bütünleme, çift ders ve not yükseltme sınavlarından alınan notlar hesaplamaya dâhil edilmez. SSP değerinin Ek-1’de tanımlanmış hesap yöntemi ile standardize edilmesiyle Sınıf Sıralama Notu (SSN) elde edilir. SSP değerinin hesaplandığı sınıfta ön lisans diploması programına sahip bölüm olmaması durumunda SSP değeri SSN değeri olarak kabul edilir.</p>

<p>c) Mezuniyet Sıralama Notu (MSN): Bir öğrencinin; başarılı olduğu iki eğitim ve öğretim yılına ait kredili dersler ile askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerin başarı notlarının dörtlük sisteme çevrilmiş karşılıklarının ağırlıklı toplamının, aynı iki yıla ait kredi ve katsayılar toplamına bölünmesi ile Mezuniyet Sıralama Puanı (MSP) hesaplanır. Bunun hesaplanmasında varsa bütünleme, çift ders, not yükseltme sınavlarından alınan notlar hesaplamaya dâhil edilmez. MSP değerinin Ek-2’de tanımlanmış hesap yöntemi ile standardize edilmesiyle Mezuniyet Sıralama Notu (MSN) elde edilir. Astsubaylık siciline esas olan mezuniyet sırasının belirlenmesinde MSN değeri dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 48 inci maddesinde yer alan “üç gün” ibaresi “beş iş günü” şeklinde, “katsayılı derslerin” ibaresi “askerî ve mesleki eğitimler, beden eğitimi ve diğer tatbiki eğitim faaliyetleri ile astsubaylık anlayışını ölçen faaliyetlerin” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 49 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 49- (1) Astsubay meslek yüksekokullarında bir eğitim ve öğretim yılında yapılan sınavlara ait soru metninin birer nüshası ile cevap kâğıtları ya da optik cevap kartları ile uygulamalı sınavlara ait tutanaklar, dersten sorumlu öğretim elemanı tarafından astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğüne bağlı öğrenci işleri birimine yarıyıl sonunun son not teslim tarihine kadar teslim edilir ve astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğünün görevlendireceği idari birim tarafından sınav tarihinden itibaren beş yıl süre ile saklanır ve bilâhare astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğünün bilgisi dâhilinde usulüne uygun olarak imha edilir. Yazılı sınav yerine ödev, proje, uygulama yapıldığı durumlarda ya da yarıyıl içi değerlendirme veya yarıyıl sonu değerlendirme notunu oluşturan kısa sınav, sunum, ödev, proje, uygulama ve benzeri ölçme bileşenleri kullanıldığında öğrenci tarafından dersin öğretim elemanına verilmiş bunlara ilişkin belgeler, bölüm başkanlığı tarafından beş yıl süre ile saklanır ve bilâhare astsubay meslek yüksekokulu müdürlüğünün bilgisi dâhilinde usulüne uygun olarak imha edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 59 uncu maddesinde yer alan “1325 sayılı Kanun” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve/veya 4752 sayılı Kanun” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Sıralama ve başarı derecesinin uygulanması</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile Sınıf Sıralama Puanı ve Notu ile Mezuniyet Sıralama Puanı ve Notuna ilişkin 46 ncı maddede yapılan değişiklikler bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi müteakip eğitim ve öğretim yılının başlangıcı itibarıyla okula yeni katılan öğrenciler için uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Aynı Yönetmeliğe ekteki ekler eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Millî Savunma Bakanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260822-7-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-astsubay-meslek-yuksekokullari-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/milli-savunma-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="55220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’te Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 22 Ağustos 2026 Tarihli ve 33348 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MOTORLU ARAÇLAR VE RÖMORKLARI İLE BUNLARIN AKSAM, SİSTEM VE AYRI TEKNİK ÜNİTELERİNİN TİP ONAYI VE PİYASA GÖZETİMİ VE DENETİMİ HAKKINDA YÖNETMELİK (AB/2018/858)’TE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>19/4/2020 tarihli ve 31104 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’in 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) İmal edildiği dönemde geçerli bir AB veya ulusal tip onayı kapsamı dâhilinde olmakla birlikte, ilgili mevzuatın zorunlu uygulaması nedeni ile söz konusu tip onayının geçerliliğini kaybetmesinden önce tescil edilmemiş veya hizmete girmemiş olan araçların satış ve tescilinde uygunluk belgesi tarihi dikkate alınır. Uygunluk belgesi tarihi, tip onayının geçerliliğini kaybetmesine neden olan mevzuattaki zorunlu uygulama tarihinden önce olan tam araçlar anılan uygulama tarihinden itibaren on iki ay içerisinde satılır ve tescil edilir, tamamlanmamış araçlar ise anılan uygulama tarihinden itibaren on sekiz ay içerisinde satılır ve temel aracın tip onay tarihinde geçerli olan hükümler çerçevesinde tamamlanarak bu süre zarfında tescil edilir. İlgili mevzuatta M ve N kategorisi araçlar için satış ve tescille ilgili ayrı şartlar belirtilmişse tescil ile ilgili bu hükümler dikkate alınır. İlgili mevzuatta O kategorisi araçlar için satış ve tescille ilgili belirtilen tarihlere bu fıkra uyarınca tam araçlar için on iki ay, tamamlanmamış araçlar için on sekiz ay ilave edilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-2</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="60862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ücretsiz Seyahat Kapsamında Yapılacak Gelir Desteği Ödemesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ucretsiz-seyahat-kapsaminda-yapilacak-gelir-destegi-odemesine-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ucretsiz-seyahat-kapsaminda-yapilacak-gelir-destegi-odemesine-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ücretsiz Seyahat Kapsamında Yapılacak Gelir Desteği Ödemesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 22 Ağustos 2026 Tarihli ve 33348 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ÜCRETSİZ SEYAHAT KAPSAMINDA YAPILACAK GELİR DESTEĞİ ÖDEMESİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>6/1/2016 tarihli ve 29585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ücretsiz Seyahat Kapsamında Yapılacak Gelir Desteği Ödemesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını” şeklinde değiştirilmiş ve (ç) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve dördüncü fıkrasında yer alan “İl müdürlükleri” ibaresi “Genel Müdürlük” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Genel Müdürlük, gerekli incelemeyi yaptıktan sonra ilgili belediyelerin taleplerine ilişkin icmal tablosunu on iş günü içinde düzenler.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, il müdürlüklerinin iş ve işlemlerinin denetimi ise Bakanlık” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik 1/5/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanı birlikte yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ucretsiz-seyahat-kapsaminda-yapilacak-gelir-destegi-odemesine-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="26850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dönüşümde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri: Arsa Sahiplerinin Hak Kaybı Yaşamaması İçin Kritik Hukuki Unsurlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/donusumde-kat-karsiligi-insaat-sozlesmeleri-arsa-sahiplerinin-hak-kaybi-yasamamasi-icin-kritik-hukuki-unsurlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/donusumde-kat-karsiligi-insaat-sozlesmeleri-arsa-sahiplerinin-hak-kaybi-yasamamasi-icin-kritik-hukuki-unsurlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentsel dönüşüm sürecinde arsa sahipleri bakımından en önemli aşamalardan biri, yükleniciyle yapılacak kat karşılığı inşaat sözleşmesinin kapsamlı, denetlenebilir ve uygulanabilir biçimde düzenlenmesidir. Sözleşmede yalnızca bağımsız bölüm paylaşım oranının gösterilmesi yeterli değildir. Projenin imar durumu, teslim süresi, teminat yapısı, gecikme sonuçları, bağımsız bölüm niteliği, ortak alanlar, şerefiye farkları ve sözleşmenin sona erme koşulları birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>Kentsel dönüşümde kat karşılığı inşaat sözleşmesinin niteliği</strong></p>

<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, uygulamada çoğunlukla arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. Sözleşmenin temelinde, arsa maliklerinin sahip oldukları taşınmazı veya arsa paylarını yükleniciye devretmeyi ya da belirli bağımsız bölümlerin yükleniciye bırakılmasını; yüklenicinin ise bunun karşılığında yapı meydana getirerek arsa sahiplerine kararlaştırılan bağımsız bölümleri teslim etmesini öngören karma nitelikli bir hukuki ilişki bulunmaktadır.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu bakımından eser sözleşmesinin temel unsuru, yüklenicinin bir eser meydana getirmesi ve iş sahibinin bunun karşılığında bedel ödemesidir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde klasik para bedeli yerine arsa payı veya bağımsız bölüm devri söz konusu olduğundan, sözleşmenin ekonomik dengesi yalnızca metrekare hesabıyla belirlenemez. İnşaatın teknik özellikleri, bağımsız bölümlerin konumu, cepheleri, katları, manzarası, kullanım alanları, otopark ve depo gibi eklentileri de paylaşımın gerçek değerini etkiler.</p>

<p>Bu nedenle sözleşmede “arsa sahiplerine yüzde elli, yükleniciye yüzde elli pay verilecektir” biçimindeki genel bir hüküm tek başına yeterli değildir. Hangi bağımsız bölümün kime ait olacağı, bağımsız bölümlerin brüt ve net alanları, kat ve cephe bilgileri, eklentileri ve değer farklılıkları açıkça belirlenmelidir.</p>

<p><strong>TÜRK BORÇLAR KANUNU – ESER SÖZLEŞMESİ</strong></p>

<p>Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.</p>

<p><strong>Sözleşmede proje ve imar durumunun açıkça gösterilmesi</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm projelerinde sözleşme imzalanmadan önce taşınmazın güncel imar durumu, yapılaşma koşulları, emsal değeri, kat yüksekliği, çekme mesafeleri, plan notları ve ilgili idare tarafından öngörülen sınırlamalar incelenmelidir. Yüklenicinin tanıtım sunumunda veya görüşmeler sırasında belirttiği proje ile imar mevzuatının fiilen izin verdiği proje aynı olmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle sözleşmeye eklenmesi gereken belgelerin başında güncel imar durum belgesi, vaziyet planı, mimari avan proje, bağımsız bölüm listesi ve teknik şartname gelmektedir. Bu belgeler sözleşmenin ayrılmaz eki olarak düzenlenmeli; sonradan yapılacak değişikliklerin hangi şartlarda mümkün olduğu ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>Özellikle “imar artışı olması hâlinde taraflar yeniden anlaşacaktır” biçimindeki belirsiz hükümler uyuşmazlık yaratmaya elverişlidir. İmar artışı veya proje değişikliği gerçekleştiğinde oluşacak ek bağımsız bölümlerin kime ait olacağı, paylaşım oranının korunup korunmayacağı ve değer artışının hangi yöntemle hesaplanacağı önceden kararlaştırılmalıdır.</p>

<p>Ayrıca yüklenicinin projeyi, arsa sahiplerinin yazılı onayı olmaksızın değiştiremeyeceği; bağımsız bölümlerin alanını, konumunu, cephe yönünü veya kullanım amacını arsa sahipleri aleyhine azaltan değişikliklerin esaslı sözleşme ihlali sayılacağı hüküm altına alınabilir.</p>

<p><strong>Bağımsız bölüm paylaşımı yalnızca metrekareyle belirlenmemelidir</strong></p>

<p>Arsa sahipleri açısından en sık karşılaşılan risklerden biri, bağımsız bölüm paylaşımının yalnızca brüt metrekare üzerinden yapılmasıdır. Aynı metrekareye sahip iki bağımsız bölümün piyasa değeri; bulunduğu kat, cephe, ışık alma durumu, manzara, gürültüye maruz kalma, otopark konumu ve eklentileri nedeniyle önemli ölçüde farklılaşabilir.</p>

<p>Bu nedenle paylaşım cetvelinde her bağımsız bölüm için en az şu unsurlar gösterilmelidir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Blok ve bağımsız bölüm numarası,</li>
 <li>Kat bilgisi,</li>
 <li>Kullanım amacı,</li>
 <li>Brüt ve net alan,</li>
 <li>Cephe,</li>
 <li>Balkon veya teras alanı,</li>
 <li>Otopark ve depo tahsisi,</li>
 <li>Arsa payı,</li>
 <li>Teknik şartnameye göre özel nitelikler,</li>
 <li>Şerefiye veya değer farkı.</li>
</ul>

<p>Şerefiye farkının nasıl denkleştirileceği de ayrıca düzenlenmelidir. Örneğin daha yüksek piyasa değerine sahip bir bağımsız bölümün arsa sahibine bırakılması hâlinde yükleniciye yapılacak denkleştirme ödemesi veya diğer bağımsız bölüm tahsisi açıkça belirlenebilir. Bu yöntem, sonradan “eşit metrekare verildiği hâlde eşit değer verilmediği” iddialarını azaltır.</p>

<p><strong>Arsa payı ve tapu devirleri kademeli olmalıdır</strong></p>

<p>Arsa sahibinin en önemli korunma araçlarından biri, arsa payı veya bağımsız bölüm devirlerinin inşaatın ilerleme seviyesine bağlanmasıdır. İnşaat tamamlanmadan ve yüklenicinin edimleri güvence altına alınmadan taşınmazın tamamının devredilmesi, arsa sahipleri bakımından ciddi risk doğurabilir.</p>

<p>Sözleşmede;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ruhsat alınması,</li>
 <li>Temel üstü seviyesine ulaşılması,</li>
 <li>Kaba inşaatın tamamlanması,</li>
 <li>Çatı ve dış cephe imalatlarının bitirilmesi,</li>
 <li>Mekanik ve elektrik tesisatının tamamlanması,</li>
 <li>Yapı kullanma izin belgesinin alınması,</li>
 <li>Kat mülkiyetine geçilmesi,</li>
 <li>Eksik ve ayıplı işlerin giderilmesi</li>
</ul>

<p>gibi aşamalar belirlenerek her aşamada devredilecek pay veya bağımsız bölüm açıkça gösterilebilir.</p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamındaki uygulamalarda, yüklenicinin payına düşen bağımsız bölümlerin satışının inşaatın ilerleme seviyesine ve ilgili idarenin iznine bağlandığı özel düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenleme, yüklenicinin henüz gerçekleştirmediği imalatlara karşılık gelen bağımsız bölümleri erken aşamada elden çıkarmasının önlenmesi bakımından önemlidir.</p>

<p><strong>Teminat ve sigorta hükümleri zorunlu güvence olarak görülmelidir</strong></p>

<p>Yüklenicinin mali gücü, teknik kapasitesi ve geçmiş proje performansı sözleşme öncesinde araştırılmalıdır. Şirketin sermayesi, devam eden icra takipleri, vergi borçları, daha önce tamamladığı projeler, yapı ruhsatı ve iskân süreçlerindeki deneyimi incelenmeden sözleşme imzalanması arsa sahipleri açısından sakıncalıdır.</p>

<p>Sözleşmeye, yüklenicinin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Banka teminat mektubu,</li>
 <li>Kesin teminat,</li>
 <li>İpotek,</li>
 <li>Sigorta,</li>
 <li>Ortakların kişisel kefaleti,</li>
 <li>Tamamlama sigortası,</li>
 <li>Gecikme hâlinde kullanılacak nakdi güvence</li>
</ul>

<p>sunmasına ilişkin hükümler konulabilir.</p>

<p>Teminatın süresi, miktarı ve hangi hâllerde paraya çevrilebileceği açıkça yazılmalıdır. “Yüklenici gerekli teminatı verecektir” biçimindeki soyut hüküm, uyuşmazlık hâlinde yeterli koruma sağlamayabilir. Teminatın kimin lehine düzenleneceği, hangi tarihte sunulacağı ve arsa sahiplerinin ortak temsilcisinin teminatı nasıl takip edeceği de belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Teslim tarihi ve gecikme yaptırımları</strong></p>

<p>Sözleşmede teslim tarihi takvim günü olarak gösterilmeli; ruhsat alma süresi ile yapının fiilen teslim edileceği tarih birbirinden ayrılmalıdır. Yüklenicinin ruhsat alma sürecini belirsiz biçimde uzatmasına izin verilmemelidir.</p>

<p>Gecikme hâlinde uygulanacak yaptırım, yalnızca “taraflar görüşerek çözüm bulur” biçiminde bırakılmamalıdır. Her gecikme ayı için belirli bir kira bedeli, cezai şart veya rayiç kira kaybı öngörülebilir. Bunun yanında arsa sahiplerinin gecikme süresince yapmak zorunda kalacağı kira ödemelerinin nasıl karşılanacağı da düzenlenmelidir.</p>

<p>Mücbir sebep hükümleri dar ve açık biçimde yazılmalıdır. Yüklenicinin finansman güçlüğü, taşeronla yaşadığı sorun, malzeme tedarikindeki olağan gecikme veya satışların beklenen seviyeye ulaşmaması kendiliğinden mücbir sebep kabul edilmemelidir. Aksi hâlde teslim tarihi fiilen belirsiz hâle gelir.</p>

<p><strong>Sözleşmenin feshi ve tasfiyesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüklenicinin inşaata hiç başlamaması, işi uzun süre durdurması, ruhsat alamaması, projeyi arsa sahiplerinin aleyhine değiştirmesi veya temerrüde düşmesi hâlinde sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin hükümler düzenlenmelidir.</p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamında belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde, yükleniciden kaynaklanan sebeplerle yapım işine başlanmaması veya belirli seviyede durması durumunda sözleşmelerin feshi için maliklerin hisseleri oranında salt çoğunlukla karar alınabilmesine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu mekanizma, kentsel dönüşüm projelerinde yüklenici temerrüdünün sonuçlandırılması bakımından özel önem taşımaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte sözleşmede ayrıca fesih prosedürü belirlenmelidir. Temerrüt bildiriminin nasıl yapılacağı, yükleniciye verilecek süre, eksik işlerin tespiti, mevcut imalatın değerinin belirlenmesi, yükleniciye devredilmiş payların iadesi ve üçüncü kişilerin haklarının nasıl korunacağı açıklanmalıdır.</p>

<p>Kentsel dönüşümde kat karşılığı inşaat sözleşmesi, basit bir paylaşım belgesi değil; arsa sahiplerinin taşınmaz, barınma ve ekonomik güvenlik bakımından geleceğini belirleyen kapsamlı bir sözleşmedir.</p>

<p>Arsa sahiplerinin hak kaybı yaşamaması için özellikle şu hususlar sözleşme öncesinde ve sözleşme metninde güvence altına alınmalıdır:</p>

<p><strong>1.</strong> İmar durumu ve uygulanabilir proje doğrulanmalıdır.</p>

<p><strong>2. </strong>Bağımsız bölüm listesi ve teknik şartname sözleşmeye eklenmelidir.</p>

<p><strong>3.</strong> Paylaşım yalnızca metrekareye değil, gerçek değere göre yapılmalıdır.</p>

<p><strong>4. </strong>Arsa payı ve bağımsız bölüm devirleri inşaat seviyesine bağlanmalıdır.</p>

<p><strong>5. </strong>Yükleniciden gerçek ve kullanılabilir teminat alınmalıdır.</p>

<p><strong>6. </strong>Teslim tarihi takvim günü olarak belirlenmelidir.</p>

<p><strong>7. </strong>Gecikme yaptırımları ve kira kaybı açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>8.</strong> İmar artışı, proje değişikliği ve şerefiye farkları için önceden yöntem belirlenmelidir.</p>

<p><strong>9. </strong>Yüklenicinin temerrüdünde fesih ve tasfiye süreci ayrıntılı biçimde yazılmalıdır.</p>

<p><strong>10. </strong>Sözleşmenin tapuya şerhi ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirliği ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kentsel dönüşümde arsa sahiplerinin korunması, yalnızca yüklenici seçimine değil, sözleşmenin hangi riskleri önceden düzenlediğine bağlıdır. Özellikle bağımsız bölüm paylaşımı, teminat, teslim tarihi, gecikme, imar değişikliği ve fesih hükümleri açıkça kurulmadığı takdirde, ilerleyen aşamalarda ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü zorlaşabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN"><img alt="Av. Yusuf Şamil TÜREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yusuf-samil-turen1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN">Av. Yusuf Şamil TÜREN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/donusumde-kat-karsiligi-insaat-sozlesmeleri-arsa-sahiplerinin-hak-kaybi-yasamamasi-icin-kritik-hukuki-unsurlar-1</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/kentsel-donusumafasa.jpg" type="image/jpeg" length="93766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanmada Protokol Hazırlarken Atlanan 5 Kritik Madde]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anlasmali-bosanmada-protokol-hazirlarken-atlanan-5-kritik-madde-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anlasmali-bosanmada-protokol-hazirlarken-atlanan-5-kritik-madde-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre Türkiye'de her yıl <strong>170 bini aşkın çift boşanıyor</strong> ve bu davaların önemli bir bölümü anlaşmalı boşanma yoluyla tek celsede sonuçlanıyor. Bu hızın ön şartı ise kusursuz hazırlanmış bir protokol: Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi, anlaşmalı boşanma için <strong>en az 1 yıl sürmüş bir evlilik</strong> ve tarafların boşanmanın tüm sonuçlarında anlaşmış olması şartını arıyor. İşte sorun da tam burada başlıyor. İnternetten bulunan bir şablonla aceleyle hazırlanan protokoller, imza anında fark edilmeyen boşluklar yüzünden yıllar sonra <strong>yeni davaların kapısını aralıyor</strong>. Üstelik hâkim, protokolü uygun bulmazsa değiştirilmesini isteyebilir; anlaşma bozulursa dava çekişmeli hâle gelir ve boşanma davasının süresi yıllara uzayabilir. Uygulamada en sık atlanan 5 kritik maddeyi tek tek inceleyelim.</p>

<p><strong>1. Nafakayı Belirsiz Bırakmak veya Bilmeden Feragat Etmek</strong></p>

<p>Protokollerde en tehlikeli cümle çoğu zaman en kısa olanıdır: "Taraflar birbirinden nafaka talep etmemektedir." Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, protokolde <strong>yoksulluk nafakasından açıkça feragat eden eş</strong>, kural olarak sonradan bu nafakayı bir daha isteyemez. Çocuk için ödenen <strong>iştirak nafakası ise bambaşka bir rejime tabidir</strong>: Bu nafaka çocuğun hakkıdır ve ebeveynin protokoldeki feragati çocuğu bağlamaz; ihtiyaç doğduğunda yeniden istenebilir. Doğru protokol, nafakanın türünü, miktarını ve <strong>yıllık artış oranını (uygulamada genellikle TÜFE)</strong> ayrı ayrı yazar, böylece her yıl yeni bir dava gerekmez.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Yoksulluk nafakasından protokolle vazgeçmek kural olarak <strong>geri dönülmez</strong> bir sonuç doğururken, iştirak nafakasındaki feragat çocuğun üstün yararı gereği <strong>çocuğu bağlamaz</strong>. Aynı kelime, iki nafaka türünde tamamen farklı sonuç üretir. Protokol bir müzakere metnidir; her satırı imzadan önce tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>2. Mal Paylaşımını "Aramızda Hallettik" Diye Geçiştirmek</strong></p>

<p>2002 sonrasında kurulan evliliklerde yasal rejim <strong>edinilmiş mallara katılma rejimidir</strong>: Evlilik içinde edinilen ev, araç ve birikimler üzerinde her iki eşin de kural olarak katılma alacağı vardır. "Taraflar mal paylaşımı konusunda anlaşmıştır" gibi genel bir cümle, bu alacakların akıbetini <strong>belirsiz bırakır</strong> ve boşanmadan sonra ayrı bir mal rejimi tasfiyesi davasına zemin hazırlar.</p>

<p>Somut bir örnek: Murat, oturdukları Şirinevler'deki evi eşine devretmeyi duruşma öncesinde sözlü olarak kabul etmişti; ancak bu taahhüt protokole yazılmadı. Karar kesinleştikten sonra devir gerçekleşmeyince, taraflar kendilerini <strong>yeni bir davanın içinde</strong> buldu. Doğru yöntem, her malvarlığı kalemini (tapu bilgisi, araç plakası, hesap bilgisi düzeyinde) tek tek yazmak ve devir taahhütlerinin <strong>mahkeme hükmüne geçirilmesini</strong> istemektir.</p>

<p><strong>Hâkim Protokolde Neyi Denetler?</strong></p>

<p>1. Tarafların <strong>boşanma iradesinin serbestçe</strong> oluşup oluşmadığını</p>

<p>2. <strong>Mali sonuçların</strong> (nafaka, tazminat, mal paylaşımı) düzenlenip düzenlenmediğini</p>

<p>3. <strong>Çocuklara ilişkin düzenin</strong> çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını Hâkim gerekli gördüğünde protokolde değişiklik isteyebilir (TMK m.166/3).</p>

<p><strong>3. Velayet ve Görüş Takvimini Ucu Açık Bırakmak</strong></p>

<p>"Baba, çocukla uygun zamanlarda kişisel ilişki kurar" gibi esnek ifadeler, uygulamada <strong>en çok uyuşmazlık üreten satırlardır</strong>. Neyin uygun olduğunu artık boşanmış iki kişinin her seferinde yeniden müzakere etmesi gerekir ve bu çoğu zaman mümkün olmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğru protokol; hafta sonu düzenini, dini bayramların hangi gününü, yarıyıl ve <strong>yaz tatilinin hangi haftalarını</strong> kapsadığını gün ve saat düzeyinde yazar. Okul, servis ve sağlık giderlerinin nasıl paylaşılacağı da aynı netlikte düzenlenmelidir, hâkim, çocuğun üstün yararına aykırı gördüğü düzenlemeye her zaman müdahale edebilir.</p>

<p>Görüş takvimi gün ve saat düzeyinde yazıldığında çocuk da ebeveynler de korunur.</p>

<p><strong>4. Ziynet ve Ev Eşyalarını Protokole Yazmamak</strong></p>

<p>Yargıtay'ın yerleşik kabulüne göre düğünde takılan takılar, kural olarak <strong>kadına ait sayılır</strong>. Ancak bu ilkeyi bilmek yetmez: Boşanma bittikten sonra ziynetin iadesini istemek, takıların varlığını ve kimde kaldığını ispatlama yükü nedeniyle <strong>zorlu bir ispat davasına</strong> dönüşür. Düğün videosundan bilezik sayısı ispatlamaya çalışan taraflar, uygulamada hiç de az değildir. Bu yükten kurtulmanın yolu basittir: Protokole "taraflar ziynet konusunda anlaşmıştır" gibi bir geçiştirme değil, <strong>hangi eşyanın kimde kaldığının açık listesi</strong> yazılır; kalabalık ev eşyaları için protokole ek bir liste yapılıp taraflarca imzalanır.</p>

<p><strong>5. Tazminat ve Feragat Kapsamını Netleştirmemek</strong></p>

<p>Boşanmada kusursuz veya daha az kusurlu taraf, TMK m.174 uyarınca <strong>maddi ve manevi tazminat</strong> isteyebilir. Protokollerin klasik kapanış cümlesi olan "tarafların birbirinden başkaca hak ve alacağı yoktur" ifadesi ise bu hakları da kapsayıp kapsamadığı sonradan tartışma konusu olan, <strong>fazlasıyla genel bir feragattir</strong>. Şöyle bir durum düşünün: Karar kesinleştikten sonra manevi tazminat davası açmak isteyen Elif, protokoldeki bu genel cümle nedeniyle talebinin reddi riskiyle karşılaştı. Doğru protokol; maddi tazminat, manevi tazminat, <strong>yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin</strong> her biri hakkında ayrı ayrı hüküm kurar; ortak krediler ve borçlar gibi kalemleri de açıkça paylaştırır.</p>

<p><strong>Anlaşmalı Boşanmada Süreç: 4 Adım</strong></p>

<p><strong>1. Protokol müzakeresi:</strong> Nafaka, mal paylaşımı, velayet ve tazminat başlıkları tek tek karara bağlanır</p>

<p><strong>2. Başvuru:</strong> Dava dilekçesi ve imzalı protokolle aile mahkemesine başvurulur</p>

<p><strong>3. Duruşma:</strong> Hâkim her iki tarafı bizzat dinler ve iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirir</p>

<p><strong>4. Karar ve kesinleşme:</strong> Gerekçeli karar yazılır; kesinleşmeyle boşanma nüfusa işlenir</p>

<p>Son bir hatırlatma: Protokol bir yarış değil, <strong>kalıcı bir çözüm metnidir</strong>. Masaya avukat desteğiyle oturmak, hem hâkimin protokolü uygun bulma ihtimalini artırır hem de yıllar sonra açılacak ek davaların önünü baştan keser.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Yoksulluk nafakası feragati kural olarak <strong>geri dönülmezdir</strong>; iştirak nafakası ise çocuğun hakkıdır, feragat çocuğu bağlamaz.</p>

<p>- Mal paylaşımında genel ifadeler değil, <strong>tapu ve plaka düzeyinde açık liste</strong> ve hükme geçirilmiş devir taahhütleri gerekir.</p>

<p>- Görüş takvimi <strong>gün ve saat düzeyinde</strong> yazılmalı; bayram ve yaz tatili ayrıca düzenlenmelidir.</p>

<p>- Ziynet ve ev eşyaları için <strong>imzalı bir liste</strong>, ileride ağır bir ispat davasının önüne geçer.</p>

<p>- Tazminat, yargılama gideri ve borçlar için <strong>ayrı ayrı hüküm</strong> kurulmalı; genel feragat cümlesine yaslanılmamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anlasmali-bosanmada-protokol-hazirlarken-atlanan-5-kritik-madde-1</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/bosanma-sozlemesi-terazi1.jpg" type="image/jpeg" length="43532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/2453 E., 2025/825 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232453-e-2025825-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232453-e-2025825-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.01.2025 tarihli, 2023/2453 E., 2025/825 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/2453 E., 2025/825 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/69-2023/71<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK-32<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2022/236492</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı 24.07.2021 tarihli çift taraflı trafik kazası sonucunda, motosiklet sürücüsü olan davacının çocuğunun vefat ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 30.08.2022 tarihli bedel artırım dilekçesiyle talebini 237.684,21 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; kusuru kabul etmediklerini, davacının desteğinin müterafik kusurunun bulunduğunu, davacı tarafa yapılan ödemelerin araştırılması, destek paylarının doğru belirlenmesi suretiyle tazminat hesabı yapılması, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz yönteminin esas alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin tarihi ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; dosya kapsamına göre alınan 27.08.2022 tarihli kusur raporunun oluşa uygun olduğu, aktüer bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 237.684,21 TL destekten yoksun kalma tazminatının 27.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; hükme esas alınan kusur tespitine yönelik bilirkişi raporunun oluşa uygun bulunduğu, aktüer raporunun denetime elverişli olduğu, davacının desteğinin müterafik kusuru bulunduğuna yönelik iddianın ispatlanamadığı, davacı lehine tam nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle davalının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunun eksik inceleme ile oluşturulduğunu ve denetime elverişli olmadığını, kusuru kabul etmediklerini, hesaplamada %1,8 oranında teknik faiz uygulanması gerektiğini, davacının desteğinin müterafik kusurunun bulunduğunu, faiz belirlemesinin hatalı olduğunu, davacı tarafa yapılan ödemelerin araştırılmadığını, davacı lehine 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından ................... Sigortası (...) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalan davacı annenin destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, hükme esas alınan kusur raporunun oluşa uygun bulunmasına, hesap raporunun denetime elverişli olmasına, faiz belirlemesinin isabetli olmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince:<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78. ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150. maddesi ve eki Cetvel uyarınca; motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetince, davacının desteğinin motosiklet sürücüsü olmasına rağmen koruma başlığı (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu, dolayısıyla müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine dair davalının itirazı, kaza tarihinin 24.07.2021 olduğu, desteğin 16.12.2021 tarihinde vefat ettiği, ölü muayene ve otopsi tutanağında ölüm nedeninin belirlenemediği, bu nedenle kişinin vefatı ile zorunlu kaskı ve koruyucu ekipmanları kullanmaması arasında nedensellik bağı olup olmadığının ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiştir.</p>

<p>Dosya incelendiğinde; motosiklet sürücüsü konumunda bulunan davacı desteğinin trafik kazası sonucu vefat ettiği, kolluk görevlileri tarafından düzenlenen kaza tespit tutanağına göre desteğin, koruyucu başlık (kask) takmadığının tespit edildiği ve desteğin kaza yerinde kafatasından yaralandığı, ardından beyin cerrahı tarafından ameliyat edildiği, beş ay boyunca yoğun bakımda kaldıktan sonra vefat ettiği dikkate alındığında davacının desteğinin koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda; İtiraz Hakem Heyetince, TBK’nın 52. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3.Sigorta tahkim yargılamasında hükmedilecek vekalet ücreti ile ilgili olarak;<br />
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30/17., Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13. Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi (AAÜT)’nin 17/2. maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan</p>

<p>Bu itibarla; Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine nispi ve tam vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,2.Yukarıda (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 16.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232453-e-2025825-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="37408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/12435 E., 2025/5232 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202312435-e-20255232-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202312435-e-20255232-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 07.04.2025 tarihli, 2023/12435 E., 2025/5232 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/12435 E., 2025/5232 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/627 Değişik İş, 2023/647 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK-46069<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/238524</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların desteğinin yolcusu olduğu davalıya zorunlu trafik sigortalı motosikletin, dava dışı araç ile çarpışmasıyla oluşan 09.09.2022 tarihli trafik kazası sonucunda davacıların desteğinin hayatını kaybettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.020,00 TL tazminatın avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle taleplerini toplam 612.722,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; kendilerine gerekli belgeler ile başvuru yapılmadığını, kusur durumunun tespiti gerektiğini, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ile %1,8 teknik faiz yöntemine göre yapılması gerektiğini, müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, avans faiz talebinin hatalı olduğunu, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurucuların desteğinin geçirmiş olduğu trafik kazası nedeni ile hayatını kaybettiği, davacıların destekten yoksun kaldığı, davalı ... şirketinin kazaya karışan aracı Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile teminat altına almış olması nedeni ile işletene düşen hukuki sorumluluğu üstlendiği ve sorumluluğunun bulunduğu gerekçesi ile başvuru sahibinin talebinin kabulü ile ... için 165.182,00 TL, ... için 206.180,00 TL ve ... için 241.360,00 TL olmak üzere toplam 612.722,00 TL tazminatın 14.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvuru şartının yerine getirilmediğini, TRH 2010 Yaşam Tablosu ile %1,8 teknik faiz yönteminin uygulanması gerektiğini, pay hesabında desteğin eşinin payının poliçe teminat limitinden de tenzili gerektiğini, fahiş oranda kusur atfedildiğini, kask ve koruyucu ekipman kullanılmaması nedeni ile %20 oranında muafiyet tenzili gerektiğini ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu hayatını kaybeden desteğin yakınlarının uğradığı destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Davalı vekilinin davacı ... ve ...'e yönelik temyiz itirazları yönünden;<br />
28.02.2023 tarihli ve 32118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu Maddesinin On İkinci ve On Beşinci Fıkralarında Yer Alan Parasal Sınırların Artırılmasına İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ gereğince, tebliğin yürürlüğe girdiği 28.02.2023 tarihinden itibaren verilen itiraz hakem heyeti kararları bakımından geçerli olmak üzere; tebliğin 2. maddesi “...Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan iki yüz otuz sekiz bin yedi yüz otuz Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen hakem kararları için temyize gidilebilir...” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.</p>

<p>İhtiyari dava arkadaşı olan davacılar bakımından temyiz sınırı davalının her bir davacıya yönelik temyizi bakımından ayrı ayrı belirlenecektir.<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetince davacı ... için 165.182,00 TL, ... için 206.180,00 TL tazminata hükmedilmiştir. Dosya içeriğine göre davalının adı geçen davacılara yönelik temyize konu edilen miktarlar kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kalmaktadır.</p>

<p>2. Davalı vekilinin davacı ...'a yönelik temyiz itirazları yönünden;<br />
6098 sayılı Kanun’un 52 maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Kanun’un 78 ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Desteğin motosiklette seyahat etmesine rağmen koruma başlığı (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu, dolayısıyla müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine dair davalının savunması İtiraz Hakem Heyetince kabul edilmemiştir.</p>

<p>Somut olayda; motosiklette yolcu olan desteğin vefat ettiği ve koruyucu başlık (kask) takmadığı hususu, otopsi raporuna göre desteğin beyin kanaması ve kafa bölgesinde yara almış olması olgusu ile sabittir. Buna göre; desteğin koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek 6098 sayılı Kanun'un 52 maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin, davacı .... ile ...'e yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin, davacı ...'a yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 07.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202312435-e-20255232-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="69107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/4149 E., 2025/6400 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20254149-e-20256400-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20254149-e-20256400-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 22.04.2025 tarihli, 2025/4149 E., 2025/6400 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/4149 E., 2025/6400 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/156 - 2023/156<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK - 1134<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2022/284207</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 17.06.2021 tarihinde destek idaresindeki motosiket ile karıştığı trafik kazası sonucu davacı desteğinin vefat ettiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,01 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini 113.471,65 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, kusur ve zararı kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kabulüne, 113.472,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 13.10.2021 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ... Sigorta A.Ş.'nden alınarak başvuru sahibi ...'a verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazların kısmen kabulüne, kararın (3) nolu bendinin "başvuru sahibi vekille temsil edildiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 9.200,00 TL avukatlık ücretinin ... Sigorta A.Ş.'nden alınarak başvuru sahibi ...'a ödenmesine" şeklinde düzeltilmesine, itiraz sonucu müddeabih değişmediği için takdiren itiraz ücretinin sigorta şirketi üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. T</strong>EMYİZ</p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hesap yönteminin hatalı olduğunu, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu oluşan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52 nci maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78 inci ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 nci maddesi ve eki Cetvel uyarınca; motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Desteğin motosiklette seyahat etmesine rağmen koruma başlığı (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu, dolayısıyla müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğine dair davalının savunması İtiraz Hakem Heyetince kabul edilmemiştir.</p>

<p>Somut olayda; motosiklet sürücüsü olarak bulunan desteğin trafik kazası sonucu vefat ettiği, otopsi raporunda desteğin ölüm nedeninin künt genel beden travmasına bağlı ekstremite ve kosta kırıkları ile dalak, akciğer yaralanması ve beyin kanaması sonucu olduğu sabittir. Ölüm nedenleri arasında beyin kanaması da olmasına göre de desteğin koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek TBK’nın 52 nci maddesi gereğince Dairenin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 22.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20254149-e-20256400-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="62862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/2577 E., 2025/11270 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252577-e-202511270-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252577-e-202511270-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 03.07.2025 tarihli, 2025/2577 E., 2025/11270 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/2577 E., 2025/11270 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/177 - 2022/175<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2022/İHK-6562<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2021/188420</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının trafik sigortacısı olduğu aracın kusuru nedeniyle meydana gelen trafik kazasında karşı araç sürücüsünün vefat ettiğini bu nedenle davacıların destekten yoksun kaldığını açıklamış, ıslah dilekçesiyle birlikte eş ... için 215.559,37 TL, anne ... için 72.736,66 TL, baba ... için 50.508,88 TL, çocuk ... için 53.864,68 TL destekten yoksun kalma<br />
tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, kazada sigortalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, ... için 215.559,37 TL, ... için 72.736,66 TL, ... için 50.508,88 TL, ... için 53.864,68 TL destekten yoksun kalma tazminatının 08.06.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın müterafik kusur yönünden kabulüne, davanın kısmen kabulü ile ... için 172.447,50 TL, ... için 58.189,33 TL, ... için 40.407,11 TL, ... için 43.091,75 TL destekten yoksun kalma tazminatının 08.06.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, hesap raporunda belirlenen payların yüksek olduğunu belirtmiştir.<br />
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; temerrüt tarihinin hatalı belirlendiğini, desteğin ikinci çocuğu olacağı varsayımı ile hesap yapılmasının hatalı olduğunu, müterafik kusur indirimi yapılmaması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalının trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucu sürücünün vefatı nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52 nci maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78 inci ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 nci maddesi uyarınca motosiklet sürücülerinin kask takma zorunluğu bulunmaktadır.<br />
Destek motosiklet sürücüsünün kask takmadan seyahat ettiğinin anlaşıldığı belirtilerek tazminattan müterafik kusur indirimi yapılmıştır. Ancak dosyanın incelemesinde, sürücünün ölü muayene tutanağında müteveffanın baş ve boyun bölgesinde yapılan harici muayenesinde herhangi bir lezyon saptanmadığı, ölüm sebebinin büyük ekstremite yaralanması ve batın iç kanama sonucu meydana geldiği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince müterafik kusur indirimi yapılmadan tazminat hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazları ile davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Aşağıda dökümü yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıdan alınmasına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>03.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20252577-e-202511270-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="61329"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43309"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75449"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="75579"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="53090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="61378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="97602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="19128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="37716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="21657"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="94834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="46383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="84693"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
