<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 22:48:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim ve savcı yardımcılığı mülakatında bin 38 aday başarılı oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimciligi-mulakatinda-bin-38-aday-basarili-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimciligi-mulakatinda-bin-38-aday-basarili-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, hâkim ve savcı yardımcılığı mülakatlarında başarılı olan aday sayısını açıkladı. 2025 ve 2024 yıllarında yapılan yazılı yarışma sınavları sonrası mülakata katılan adaylardan toplam 1.038 kişi başarılı oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, hâkim ve savcı yardımcılığı mülakat sonuçlarına ilişkin açıklama yaptı. Gürlek, yargı teşkilatının insan kaynağını güçlendirmeye ve adalet hizmetlerinin niteliğini artırmaya devam ettiklerini belirtti.</p>

<p>Gürlek’in açıklamasına göre, 20-21 Aralık 2025 tarihlerinde ÖSYM tarafından yapılan Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavı’nı kazanarak Adalet Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen mülakatlara katılan adaylardan 850’si adli yargı hâkim ve savcı yardımcılığı, 99’u avukat-adli yargı hâkim ve savcı yardımcılığı, 50’si ise idari yargı hâkim yardımcılığı mülakatında başarılı oldu.</p>

<p><strong>TOPLAM 1.038 ADAY BAŞARILI OLDU</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 21-22 Aralık 2024 tarihlerinde yapılan Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavı’na ilişkin soru iptali sonrası mülakata katılan adayların sonuçlarını da paylaştı. Buna göre, adli yargı hâkim ve savcı yardımcılığı mülakatında 33 aday, avukat-adli yargı hâkim ve savcı yardımcılığı mülakatında 4 aday, idari yargı hâkim yardımcılığı mülakatında ise 2 aday başarılı oldu.</p>

<p>Böylece mülakatlarda başarılı olan toplam aday sayısı 1.038’e ulaştı. Gürlek, sonuçlara Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nün internet sayfasından erişilebileceğini belirtti.</p>

<p><strong>“GÜVEN VEREN YARGI SİSTEMİ İÇİN ÇALIŞACAĞIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargı teşkilatına katılmaya hak kazanan adayları tebrik eden Bakan Gürlek, yeni meslektaşlarına görevlerinde başarılar diledi.</p>

<p>Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı kılma” vizyonu doğrultusunda güçlü, etkin ve güven veren bir yargı sistemi için çalışmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>20 – 21 ARALIK 2025 / 21 – 22 ARALIK 2024 (SORU İPTALİ) HÂKİM VE SAVCI YARDIMCILIĞI MÜLAKAT SONUÇLARI DUYURUSU</strong></span></h3>

<p>20 - 21 Aralık 2025 tarihlerinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından gerçekleştirilen Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavı sonucunda mülakata katılmaya hak kazanan adaylar, hukuk alanında doktora yapmış olup mülakata katılmaya hak kazanan adaylar ile 21 - 22 Aralık 2024 tarihlerinde ÖSYM tarafından gerçekleştirilen Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavında gerçekleşen soru iptali üzerine mülakata katılmaya hak kazanan adayların mülakat süreci tamamlanmış olup, sonuçlar erişime açılmıştır.</p>

<p>Adaylar, mülakat sonuçlarını aşağıda belirtilen bağlantı üzerinden öğrenebileceklerdir.</p>

<p>İlgililere duyurulur.</p>

<p><strong>20 – 21 Aralık 2025 Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavında Başarılı Olanlar İle Hukuk Alanında Doktora Yapmış Olanların;</strong></p>

<p>🔗 Adli Yargı Mülakat Sonuç Ekranı <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/1-2025-adli01072026060350" rel="nofollow">TIKLAYINIZ</a></p>

<p>🔗 İdari Yargı Mülakat Sonuç Ekranı <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/2-2025-idari-yargi01072026060424" rel="nofollow">TIKLAYINIZ</a></p>

<p>🔗 Avukatlık Mesleğinden Geçen Adli Yargı Mülakat Sonuç Ekranı <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/3-2025-avukat-adli-yargi01072026060452" rel="nofollow">TIKLAYINIZ</a><br />
<br />
<strong>21 – 22 Aralık 2024 Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavı Soru İptali Sonrası Başarılı Olanların;</strong></p>

<p>🔗 Adli Yargı Mülakat Sonuç Ekranı <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/4-2024-sip-adli01072026060526" rel="nofollow">TIKLAYINIZ</a></p>

<p>🔗 İdari Yargı Mülakat Sonuç Ekranı <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/5-2024-sip-idari-yargi01072026060553" rel="nofollow">TIKLAYINIZ</a></p>

<p>🔗 Avukatlık Mesleğinden Geçen Adli Yargı Mülakat Sonuç Ekranı <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/6-2024-sip-avukat-adli-yargi01072026060631" rel="nofollow">TIKLAYINIZ</a><br />
<br />
Mülakat sonucunda başarılı olan adaylar, atama süreçleriyle ilgili detayları ve gerekli evrak bilgilerini Bakanlığımız <a href="https://pgm.adalet.gov.tr/" rel="nofollow">https://pgm.adalet.gov.tr/</a> resmi internet sitesinden takip edebileceklerdir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimciligi-mulakatinda-bin-38-aday-basarili-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 20:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/hakim-kadin-durusma.jpg" type="image/jpeg" length="36108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK’dan İstanbul’da kritik görev değişikliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hskdan-istanbulda-kritik-gorev-degisikligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hskdan-istanbulda-kritik-gorev-degisikligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi’nin yayımladığı kararnameyle İstanbul’daki Ağır Ceza ve Ticaret Mahkemelerinde kapsamlı görev değişiklikleri yapıldı. Çok sayıda mahkeme başkanının görev yeri değişirken, yargı teşkilatında yeni görevlendirmeler dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi’nin yayımladığı kararnameyle İstanbul’da görev yapan çok sayıda Ağır Ceza Mahkemesi ve Ticaret Mahkemesi başkanının görev yeri değiştirildi. Kararla birlikte mahkemelerde önemli başkanlık değişimleri yaşandı.</p>

<p><strong>HSK’DAN BAŞKANLARA YENİ GÖREVLER</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HSK Birinci Dairesi’nin 30 Haziran 2026 tarihli karar kapsamında İstanbul’da görevli 20. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Özlem Aydın, 25. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, 34. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Taşkın 18. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, 35. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Cansu Büyükarslan 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, 36. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hakan Özer 20. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, 38. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Utku Ercan 8. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, 40. Ağır Ceza Mahkemesi 1. Heyet Başkanı Selçuk Aylan 33. Ağır Ceza Mahkemesi 1. Heyet Başkanlığı’na, 41. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nursel Bedir ise 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na atandı.</p>

<p><strong>TİCARET MAHKEMELERİNDE DE DEĞİŞİM OLDU</strong></p>

<p>Kararname kapsamında Ticaret Mahkemelerinde de değişiklikler yapıldı. 1. Ticaret Mahkemesi Başkanı Özlem Aktaş, 23. Ticaret Mahkemesi Başkanlığı’na atanırken, 6. Ticaret Mahkemesi Başkanı Semra Tekin Doğan 1. Ticaret Mahkemesi Başkanlığı’na getirildi. 22. Ticaret Mahkemesi Başkanı Fatma Banu Polat ise 17. Ticaret Mahkemesi Başkanlığı görevine atandı. Nimet Gündoğdu 24. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, Günseli Özçelik Yıldız 23. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na, Harun Serdar Akyel ise 15. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na görevlendirildi.</p>

<p><span style="color:#999999">Haber: Sontv</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hskdan-istanbulda-kritik-gorev-degisikligi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/hsk-a1.jpg" type="image/jpeg" length="82847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/231 E., 2026/82 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025231-e-202682-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025231-e-202682-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2025/231 esas - 2026/82 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/231</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2026/82</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>:</strong> <strong>16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 30/6</strong><strong>/</strong><strong>2026-33296</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 73. İş Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Başlığının,</p>

<p><strong>B.</strong> (1) numaralı fıkrasının,</p>

<p><strong>C.</strong> (3) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…kısmi…</i>” ibaresinin,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> İşçilik alacaklarının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜK</strong><strong>ÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 109. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>Kısmi dava</u></strong></i></p>

<p><i>MADDE 109-</i> <i><strong><u>(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.</u></strong></i></p>

<p><i>(2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>(3)</i> <i>Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında,</i> <i><strong><u>kısmi</u></strong></i> <i>dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez</i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p><strong>2.</strong> Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p><strong>3.</strong> 6100 sayılı Kanun’un 105. maddesinde eda davası düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında eda davası yoluyla mahkemeden, davalının bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda eda davasıyla şahsi ve ayni hakların verilmesinin, davalının olumlu veya olumsuz bir edayı yerine getirmesine karar verilmesinin talep edilmesi mümkündür. Eda davasının kabul edilmesi hâlinde davacının ileri sürdüğü hakkın tespitinin yanı sıra davalı, bir şeyi vermeye, yapmaya veya yapmamaya mecbur edilir.</p>

<p><strong>4.</strong> Anılan Kanun’un 109. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>5.</strong> Bu itibarla kısmi davanın açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir nitelikte olması gerekmekte olup maddi ve hukuki nedenlerle bölünememesi hâlinde kısmi davayla söz konusu hakkın ileri sürülmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>6.</strong> Kısmi davanın davacı açısından bazı avantajları ve dezavantajları vardır. Davacı davasını açarken ispat zorluğu içinde bulunabilir. Davayı kaybetmesi durumunda yüksek yargılama giderlerinden sorumlu olma riskiyle karşı karşıya kalan davacı bu riski azaltabilmek amacıyla alacağın yalnızca bir kısmını dava konusu edebilir. Bu davanın sonucuna göre alacağın diğer kısmı için ayrı bir dava açabilir. Bununla birlikte alacağın bir kısmının dava konusu edilmesi hâlinde zamanaşımı alacağın tamamı için değil yalnızca dava konusu edilen kısım için kesilir. Davanın açılması sırasında alacakla birlikte faiz talep edilmişse ve borçlu daha önce temerrüde düşmemişse dava tarihinden itibaren faiz, alacağın yalnızca dava konusu edilen kısmı için talep edilebilir.</p>

<p><strong>7.</strong> Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında kısmi davanın açılmasının talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “<i>…kısmi…</i>” ibaresi itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p><strong>8.</strong> Başvuru kararında özetle; talep sonucunun artırılması, borçlunun temerrüde düşürülmesi ve zamanaşımının kesilmesi konularında davacı bakımından belirsiz alacak davasının kısmi davaya göre daha avantajlı olduğu, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilir olduğu durumda alacağın ancak kısmi dava yoluyla talep edilebildiği, itiraz konusu kurallar nedeniyle bazı işçilik alacaklarının belirsiz alacak davası yoluyla talep edilemediği, bu durumun mahkemeye erişim hakkını sınırladığı, yargılamaların uzamasına neden olduğu ve mülkiyet hakkını zedelediği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C</strong><strong>.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>1. Kanun’un 109. Maddesinin Başlığının İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>9.</strong> Anayasa Mahkemesinin norm denetimi yetkisinin kapsamına Anayasa değişikliği, kanun, kanun hükmünde kararname, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü adı verilen normlar (kurallar) girmektedir. Söz konusu düzenlemeler, Anayasa’nın yetkili kıldığı organlar tarafından yazılı bir şekilde ve bu adlar altında tespit edilen genel, sürekli ve soyut hukuk normlarıdır. Norm ise insan davranışını yönlendirmek amacıyla belirli bir şeyin yapılmasını yasaklayan ya da belirli bir şeyin yapılmasına izin veya yetki veren ve cebirle desteklenmiş irade açıklamalarıdır. Dolayısıyla hukuk normları daima emir, yasak, izin veya yetki içeren önermelerden oluşur. İnsan davranışını yönlendirmeyi hedeflemeyen yani emir vermeyen, yasak koymayan, izin veya yetki vermeyen bir önerme, normatif nitelikte olmadığından hukuk kuralı sayılmaz.</p>

<p><strong>10.</strong> Bu itibarla madde başlıkları da başlı başına bir yargı ifade etmediğinden denetlenebilir norm niteliğinde değildir. Anılan niteliği sebebiyle madde başlıklarının iptal davasına konu edilmesi mümkün değildir (aynı yöndeki kararlar için bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjUzMzIxNzQ5LTUzNjItYjEwMi02NjFkLTVhZTY2MTZkNWUwOA&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/44</a>, K.2024/172, 17/10/2024, §§ 44-46; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjgzMTc3MzQ3LWUzMmEtOGM4MS1hZmJhLTc4MDdkYTFjMDkzNw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2021/125</a>, K.2023/213, 7/12/2023, §§ 67-70; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmNlNWZlNzFkLWU5ZjYtYzFhOS01MTU0LWI3MzcwMzRhZWMzMw&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2017/162</a>, K.2018/100, 17/10/2018, §§ 63-65).</p>

<p><strong>11.</strong> Açıklanan nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 109. maddesinin başlığına yönelik itiraz başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.</p>

<p><strong>2. Kanun’un 109. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının ve (3) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “</strong><i><strong>…kısmi…</strong></i><strong>” İbaresinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>12.</strong> 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p><strong>13.</strong> Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p><strong>14.</strong> Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur.</p>

<p><strong>15.</strong> Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bir temel hak niteliği taşımasının yanı sıra diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.</p>

<p><strong>16.</strong> Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Kişilerin ne şekilde bu haktan yararlanacakları ve bu hakkın temini bakımından nasıl bir sistemin kurulacağı hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi vardır.</p>

<p><strong>17.</strong> Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.</i>” denilmiş, usul ekonomisi olarak da adlandırılan bu ilkeyle yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesinin yargının görevlerinden olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>18.</strong> Anayasa’nın 142. maddesinde ise “<i>Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve Anayasa’da öngörülen kurallara bağlı kalmak koşuluyla yargılama usullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir.</p>

<p><strong>19.</strong> Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141. maddesi ile Anayasa’nın mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören 142. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa’da aynı konuya ilişkin olan farklı düzenlemelerin birlikte uygulanmasını sağlayacak şekilde yorum yapılmalıdır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirler yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmamalıdır. Açıklanan bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142. maddesi gereğince kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmFkMjhlMDM3LTA1ZjItNjQzYS1jYjgxLTAwYzdmYjNmZjhhNg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2017/120</a>, K.2018/33, 28/3/2018, § 20; <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmI0MDE5NDgzLTIwY2QtY2Q2MC05OTg0LWUwNjg0Njg5YzkxNg&amp;type=NormDenetimi" rel="nofollow" target="_blank">E.2020/101</a>, K.2021/95, 16/12/2021, § 23).</p>

<p><strong>20.</strong> 6100 sayılı Kanun’un 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Buna göre yargılama giderleri genel olarak harçlardan, tebligat, keşif ve bilirkişi giderleri ile sair giderlerden ve vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>21.</strong> Anılan Kanun’un “<i>Yargılama giderlerinden sorumluluk</i>” başlıklı 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilmektedir. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması hâlinde yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre mahkemece paylaştırılacağı öngörülmüştür. Kanun’un 330. maddesinde de vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin haklı çıkan taraf lehine hükmedileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla yargı harçları, masraflar ve vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderleri ilke olarak haksız çıkan tarafa yüklenmektedir.</p>

<p><strong>22.</strong> Davanın reddine karar verilmesi hâlinde yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesi kişinin yargı yoluna başvurmasındaki tavrını etkileyebilecek niteliktedir. Bu bağlamda alacağın tamamının tek seferde ileri sürülmesinin zorunlu tutulması, davanın reddedilmesi durumunda davacıyı yüksek yargılama masraflarına katlanmak zorunda bırakabilir. Bu ihtimalin, kişinin hakkını arama konusunda çekingen davranmasına, hatta dava açmaktan vazgeçmesine neden olabileceği açıktır.</p>

<p><strong>23.</strong> Ayrıca özellikle nispi harca tabi davalarda ödenecek peşin harcın dava değeri üzerinden hesaplanması nedeniyle kişinin talep sonucunun tamamını dava konusu etmesi hâlinde ödemesi gereken peşin harcın oldukça yüksek miktarlara ulaşması mümkündür. Bu durum kişinin mahkemeye ve adalete erişimini zorlaştırabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>24.</strong> Kanun koyucunun, hakkını arayan kişinin karşılaşabileceği söz konusu olumsuzlukları gözeterek kurallarla talep sonucunun bir kısmının dava konusu edilebileceğini öngörmek suretiyle kişilerin hak arama özgürlüğünden daha kolay faydalanmalarına imkân tanıdığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralların kamu yararı amacına yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p><strong>25.</strong> Öte yandan talep sonucunun bir kısmı için dava açılmasına imkân tanınmasının belirli ve bölünebilir nitelikteki talep konusu için çok sayıda dava açılmasına, böylelikle uyuşmazlıkla ilgili yargısal sürecin uzatılarak yargının iş yükünün artmasına neden olabileceği de ileri sürülebilir. Bununla birlikte kısmi davada dava konusu edilmeyen alacak bakımından zamanaşımı süresinin işlemeye devam etmesi ve alacağın bu kısmına bazı durumlarda faiz işletilememesinin bu kısmın değer kaybına uğramasına neden olması gibi kişi açısından bazı dezavantajlarının bulunduğu gözetildiğinde alacaklıların her durumda kısmi dava yoluna başvurması beklenmez.</p>

<p><strong>26.</strong> Aynı zamanda kısmi davanın kabulüne karar verilmesi durumunda borçlunun alacağın dava edilmeyen kısmını ifa etmesinin ya da tarafların sulh veya arabuluculuk gibi alternatif yöntemlerle uyuşmazlığı çözüme kavuşturmalarının mümkün olduğu gözetildiğinde tek bir dava ile uyuşmazlığın sona ermesi de söz konusu olabilir.</p>

<p><strong>27.</strong> Kaldı ki alacağın dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde parçalara ayrılarak çok sayıda davaya konu edilmesi durumunda hukuki yarar yokluğundan bu davaların reddedilebileceği de dikkate alındığında kurallar kapsamında kısmi dava yoluyla talep sonucunun bir kısmının ileri sürülmesine imkân tanınmasının çok sayıda davanın açılmasına ve uyuşmazlıkla ilgili yargısal sürecin gereksiz yere uzamasına neden olacağı söylenemez.</p>

<p><strong>28.</strong> Bu itibarla talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülebilmesinin ve kısmi dava açılmasının talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğini öngören kuralların kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmadığı gibi kişilerin dava açmalarını kolaylaştırıcı niteliği gözetildiğinde kuralların devletin, hak arama özgürlüğünün sağlamasına ve yargılamaların gereksiz yere uzamasının engellenmesine yönelik pozitif yükümlülüğüyle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>29.</strong> Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 2., 36., 141. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 5., 10., 13., 35. ve 40. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Başlığına ilişkin itiraz başvurusu hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p><strong>B.</strong> (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,</p>

<p><strong>C</strong><strong>.</strong> (3) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>kısmi</i><i>…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,</p>

<p>16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025231-e-202682-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="20283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[E-tebligatta kapsam yeniden belirlendi... İşte sisteme dahil olanlar ve istisnalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/e-tebligatta-kapsam-yeniden-belirlendi-iste-sisteme-dahil-olanlar-ve-istisnalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/e-tebligatta-kapsam-yeniden-belirlendi-iste-sisteme-dahil-olanlar-ve-istisnalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vergi Usul Kanunu’nda e-tebligata ilişkin kapsam yeniden belirlendi. Bazı mükellefler için elektronik tebligat sistemi zorunlu hâle getirildi.
Düzenlemeyle elektronik tebligat sistemini kullanmak zorunda olan kişi ve kurumlar yeniden belirlendi. Mevcut sistemde yer alanlar ise yeni başvuru yapmadan sistemi kullanmaya devam edecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="http://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7587 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun,</a> 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Düzenlemeyle Vergi Usul Kanunu’nda e-tebligata ilişkin kapsam yeniden belirlendi. Bazı mükellefler için elektronik tebligat sistemi zorunlu hâle getirildi. Kanunun Vergi Usul Kanunu’na ilişkin maddeleri, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı, elektronik tebligat sisteminin teknik altyapısını kurma, mevcut altyapıları kullanma ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisine sahip olacak.</p>

<p><strong>KİMLER İÇİN ZORUNLU?</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeye göre kurumlar vergisi mükellefleri, ticari, zirai ve mesleki kazançları nedeniyle gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri, kollektif şirketler ve adi komandit şirketler elektronik tebligat sistemini kullanmak zorunda olacak.</p>

<p>Ayrıca Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli II sayılı listedeki kayıt ve tescile tabi malların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküller de kapsama alındı.</p>

<p>Resmî Gazete’de düzenleme şu ifadelerle yer aldı:</p>

<p>“MADDE 107/A- Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselerden aşağıda sayılanlar Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemini kullanmak zorundadır. Bu kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, elektronik tebligat sistemi vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.</p>

<p>1. Kurumlar vergisi mükellefleri,</p>

<p>2. Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</p>

<p>3. Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</p>

<p>4. 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller."</p>

<p><strong>ENGELLİLER İÇİN İSTİSNA GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Düzenlemede engelliler için de özel bir istisna yer aldı. Buna göre engellilik oranı yüzde 90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmayacak.</p>

<p>Resmî Gazete’de bu hüküm şöyle yer aldı:</p>

<p>“Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmamaktadır.”</p>

<p><strong>65 YAŞ ÜSTÜNE ÇIKIŞ HAKKI</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeyle elektronik tebligat sisteminden çıkışa ilişkin usuller de belirlendi. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler, sicil kayıtlarının silindiği tarihe göre sistemden çıkarılacak. Gerçek kişiler ise ölüm veya gaiplik kararı hâlinde sistemden çıkarılacak.</p>

<p>65 yaşını dolduran kişiler ise talep etmeleri durumunda elektronik tebligat sisteminden çıkabilecek. İsteğe bağlı olarak sisteme girenler de zorunluluk gerektiren başka bir durum yoksa başvuruyla sistemden ayrılabilecek.</p>

<p>Resmi Gazete'de e-tebligat sisteminden çıkışlarına ilişkin şunlar ifade edildi:</p>

<p>"Zorunlu veya isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanların elektronik tebligat sisteminden çıkışlarına ilişkin usuller şunlardır:</p>

<p>1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>2. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>3. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>4. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>5. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır."</p>

<p><strong>TEBLİGAT BEŞ GÜNÜN SONUNDA YAPILMIŞ KABUL EDİLECEK</strong></p>

<p>Düzenlemede elektronik tebligatın ne zaman yapılmış sayılacağı da açıkça belirlendi. Buna göre elektronik ortamda gönderilen tebligat, sisteme ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış kabul edilecek.</p>

<p><i>Resmî Gazete’de bu ifade şöyle yer aldı:</i></p>

<p>“Elektronik ortamda tebligat, tebliğin bu sistem ile muhatabına iletildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.”</p>

<p><strong>MEVCUTLAR İÇİN AÇIKLAMA</strong></p>

<p>Kanuna eklenen geçici maddeyle, düzenleme yürürlüğe girmeden önce elektronik tebligat sistemine dâhil olanların durumu da netleştirildi. Buna göre mevcut kullanıcılar yeni bir başvuru yapmadan sistemi kullanmaya devam edecek.</p>

<p>Resmî Gazete’de geçici madde şu ifadelerle yer aldı:</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 38- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunun 107/A maddesi kapsamında elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, yeni bir başvuru yapmaksızın elektronik tebligat sistemini kullanmaya devam eder.”</p>

<p><strong>BEŞ KATINA ÇIKARILDI</strong></p>

<p>Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257’nci maddesinde de değişiklik yapıldı. Maddenin birinci fıkrasının 8 numaralı bendinde yer alan “iki katına” ibaresi “beş katına” şeklinde değiştirildi.</p>

<p><i>İlgili madde şöyle;</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><strong>&gt;&gt; 7587 Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</strong></a></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 107/A- Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselerden aşağıda sayılanlar Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemini kullanmak zorundadır. Bu kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, elektronik tebligat sistemi vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.</p>

<p>1. Kurumlar vergisi mükellefleri,</p>

<p>2. Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</p>

<p>3. Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.</p>

<p>Bu maddenin birinci fıkrası kapsamına girmeyenler, talep etmeleri halinde elektronik tebligat sistemine dâhil olabilirler.</p>

<p>Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>Zorunlu veya isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanların elektronik tebligat sisteminden çıkışlarına ilişkin usuller şunlardır:</p>

<p>1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>2. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>3. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>4. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>5. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>Elektronik ortamda tebligat, tebliğin bu sistem ile muhatabına iletildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yer alan “iki katına” ibaresi “beş katına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>213 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 38- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunun 107/A maddesi kapsamında elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, yeni bir başvuru yapmaksızın elektronik tebligat sistemini kullanmaya devam eder.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/e-tebligatta-kapsam-yeniden-belirlendi-iste-sisteme-dahil-olanlar-ve-istisnalar</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/tebligat-mail-mesaj.jpg" type="image/jpeg" length="64074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2013/20758 E., 2014/8997 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201320758-e-20148997-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201320758-e-20148997-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2014 tarihli, 2013/20758 E., 2014/8997 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2013/20758 E., 2014/8997 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : TERME 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 21/02/2013<br />
NUMARASI : 2011/653-2013/113</p>

<p>Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, üzerinde kat mülkiyeti ve kat irtifakı kurulmamış paylı mülkiyet konusu taşınmaz üzerindeki dükkanlara elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, kiracı olan davalıların dava konusu taşınmazı iyi niyetli olarak başlangıçta verilen rıza ile kullandıkları ve kira bedellerinin de dava dışı paydaşa ve davacının babasına ödendiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu üzerinde kat mülkiyeti ve kat irtifakı kurulmamış 2 adet dükkandan (lokanta ve giyim mağazasından) oluşan bina bulunan 104,00 m2 yüzölçümlü 78 ada 21 parsel sayılı taşınmazın davacı ve dava dışı A.adına paylı mülkiyet üzere eşit hisselerle kayıtlı olduğu, 05.12.2011 tebliğ tarihli ihtarnameden sonra eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacı, davalıların tasarrufunun haklı ve geçerli bir nedene dayanmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalılar ise dava dışı paydaşın kiracısı olduklarını,kira bedellerini ödediklerini, davacının da bilgi ve icazeti bulunduğunu savunmuşlardır.</p>

<p>Bilindiği ve TMK'nın 691. maddesi 6.5.1955 tarih 12/18 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca paylı mülkiyete tabi taşınmazın kiraya verilmesi önceki idari tasarruflardan olup kira sözleşmesinin geçerliliği için pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması zorunludur. Kira sözleşmesinde yer almayan paydaş yada paydaşların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 299. (818 sayılı Borçlar Kanununun 248.) maddesinde yazılı olan ve kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedelden paylarına isabet eden miktarı sonradan aldıklarının anlaşılması durumunda ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 46. (818 sayılı Borçlar Kanununun 38.) maddesi uyarınca kendilerinin taraf olmadığı sözleşmeye icazet verdikleri kabul edilmelidir.</p>

<p>Somut olaya gelince; İki paydaşlı taşınmazlarda, bir paydaşın taşınmazı üçüncü kişiye kiraya vermesi durumunda, hiçbir zaman paydaş çoğunluğu sağlanamayacağından, oybirliğinin gerekli olacağı kuşkusuzdur. Kaldı ki, yapılan sözleşmeye 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 46. (818 sayılı Borçlar Kanununun 38.) maddesi gereğince icazet verilmediği gibi davacının babası Mustafa'nın şirket hesabına yapılan ödelemeler de davacıyı bağlamaz.</p>

<p>Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.</p>

<p>Davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201320758-e-20148997-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="17752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/1683 E., 2015/1447 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20131683-e-20151447-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20131683-e-20151447-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.05.2015 tarihli, 2013/1683 E., 2015/1447 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/1683 E., 2015/1447 K.</strong></p>

<p><strong>ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL<br />
BEKLETİCİ MESELE<br />
KİRACILIĞIN TESPİTİNE İLİŞKİN DAVA SONUCUNUN BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI<br />
TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 691<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 38<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 165<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 166<br />
İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 135</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki “kiracılığın tespiti, muarazanın giderilmesi; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesince asıl davada davacı şirketin kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesi talebinin reddine, birleştirilen davada; el atmanın önlenmesine, 20.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen 29.03.2012 gün ve 2011/314 E.-2012/110 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 22.01.2013 gün ve 2012/14620 E.-2013/669 K. sayılı ilamı ile;<br />
(...Asıl dava kiracılığın tespiti, muarazanın önlenmesi, birleştirilen dava ise elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.Mahkemece kiracılığın tespitine muarazanın önlenmesine ilişkin davanın reddine, birleşen dava yönünden müdahalenin meni'ne ve ecrimisil istemine ilişkin davanın kabulüne karar verilmiş hüküm, davacı-davalı D..Petrol Limited Şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı-davalı D...Petrol İnşaat Nakliyat Turizm Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited şirketi vekili 28.6.2008 tarihli dilekçesinde: 2008 yılında yapılan imar sonucunda 131 ada 7 parselin 901 ada 1 parsel olduğunu, imar uygulamasının iptali için açılan davanın Malatya İdare Mahkemesi'nin 2008/799-1377 ilamı ile iptal edildiğini, bu kararın tapuya yansımadığını, tapunun iptal edilen imar uygulaması ile yapıldığını, iptal kararından sonra ihale ile satılan taşınmazda davalı ile birlikte Tunceli Belediyesi, Maliye Hazinesi ve diğer bir kısım kişilerin paydaş olduklarını, idare mahkemesi kararına göre paydaş olan 10 kişinin kardeş olup kardeşlerine vekaleten kendi adına asaleten A...Tunceli 2.Noterliği’nin 25.2.2009 tarih ve 605 yevmiye nolu kira sözleşmesi ile 30.6.2020 tarihine kadar taşınmazın müvekkil şirkete kiraladıklarını, davalı dışındaki paydaşların kira sözleşmesine itiraz etmediklerini,davalı ile şifai kira sözleşmesi yapıldığını, bunlara rağmen davalı-davacı tarafından müvekkil aleyhine Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 esas sayılı dosyasında meni müdahale davası açıldığını, paylı mülkiyette ancak kendi payı için işlem yapılabileceğini,müvekkil şirketin kiracı olduğunu 10 paydaşa kira bedeli ödediğini, bizzat davalıya posta havalesi ile kira bedeli ödediğini, belirterek kiracılığının tespitini istemiştir.</p>

<p>Davalı-davacı M.. G.. ise Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 esas sayılı dosyasında 26.9.2011 tarihli dava dilekçesi ile Tunceli İcra Müdürlüğünün 2007/235 esas sayılı dosyasında yapılan ihale ile dava konusu taşınmazı iktisap ettiğini, ihalenin Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, 901 ada 1 parsel nolu taşınmazın müvekkiline ait bulunduğunu tahliye için davalıya 15 gün mehil verildiğini, ancak davacının bu iyi niyetinin kötüye kullanıldığını, davalı ile her hangi bir hukuki ilişkisinin bulunmadığını, fiilen tasarrufunda tutarak zilyetliğinin gasp edildiğini, davalı tarafından kira adı altında 750 TL para gönderildiğini ve kabul edilmediğini, ihtara rağmen taşınmazı tahliye etmediğini belirterek davalının müdahalesinin menini ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000 TL ecrimisil bedelinin tahsilini istemiştir</p>

<p>Her iki dava dosyası birleştirilerek Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/314 esas sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>Davaya konu 901 ada 1 parsel 21.11.2008 tarihinde imar sonucu oluşmuş ve tapu malikleri ve hisselerinin; Maliye hazinesi 641/2400-V... 91/600, A... 108/2400, A...109/2400, A.. 109/2400, B...11/240, H...ç 21/240, K... 11/240-S...ç 11/240, Z...ç 11/240,Z...11/240, Tunceli Belediyesi 29/1200 ve O...241/2400 oldukları anlaşılmaktadır.İmar parseli oluştuktan sonra tapu paydaşlarından Ali Galip Aytaç 9 kardeşinin borcu nedeniyle bu paydaşlara ait hisselerin toplamı 73/120 payın Tunceli 1 İcra Dairesinin 2007/235 sayılı dosyasında ihale ile 8.2.2011 tarihinde davalı-davacı M.. G..ye satıldığı ve tapuya 23.12.2010 tarihinde M.. G.. adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Bu paylar satılmadan önce tapu paydaşı olan A...tarafından taşınmazın tamamı Akaryakıt istasyonu olarak Tunceli 2 Noterliğinin 25 2 .2009 gün ve 605 yevmiye nosu ile düzenlenen 25.2.2009 başlangıç tarihli 30.6.2020 bitiş tarihli kira sözleşmesi ile D.... Petrol Nakliyat İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limitet şirketine kiraya verildiği anlaşılmaktadır.Taşınmazın paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.Paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda taşınmazın kiraya verilmesi pay ve paydaş çoğunluğu ile mümkündür.Ancak paydaşlardan biri kiraya veren sıfatı ile taşınmazın tamamını kiraya vermiş ise bu sözleşme diğer paydaşlar tarafından iptal davası açılarak iptal edilmediği sürece sözleşme geçerli olup sözleşmenin tarafı olmayan malikleri bağlar.Davacının ibraz ettiği 25.2.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin iptal edildiğine dair dosyada bir belgeye rastlanılmadığı gibi bu konuda bir iddiada da bulunulmamıştır.İbraz edilen kira sözleşmesinin iptal edildiğine ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığına göre kiraya veren önceki paydaş A... G.... ile davacı şirket arasında yapılan 25.2.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesi halen geçerli olup ayaktadır.Bu nedenle kiracılığın tespiti davasının bu kira sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Öte yandan yeni malik M.. G.. tarafından açılan ve bu dava ile birleştirilen meni müdahale ve ecrimisil istemine ilişkin Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 sayılı dosyasının davacı şirket tarafından açılan kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesine ilişkin davanın sonucunun bekletici mesele yapıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu dava dosyasının kiracılığın tespiti dosyası ile birleştirilmesi de doğru değildir.Bu nedenle birleştirilen Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 sayılı dosyasının tefrik edilerek başka bir esasa kayıt edilmesi ve kiracılığın tesbit dosyasının sonucunun beklenilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir....)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENLER : Davacı-birleşen davalı vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici 3.madde" atfıyla uyulanmakta olan 1086 sayılı H.U.M.K.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin redddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava; kiracılığın tespiti, muarazanın giderilmesi, birleştirilen dava; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece; dava konusu 901 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takip sonucu ihale ile alacağına mahsuben 05/03/2010 tarihinde davalı alacaklıya satıldığı, ihaleye konu taşınmazın ve müştemilatının icra yolu ile ihale alıcısı M.. G..'ye teslim edildiği, davaya konu taşınmaz üzerinde bulunan petrol istasyonu ve müştemilatının davalı şirket tarafından bütünlüğü korunarak ticari müessese olarak işletildiği, akaryakıt tankları, akaryakıt pompaları ve kanopi kısımlarının, yine idare binasında market bölümünün ve aynı binada üst katta birkaç odanın fiilen işgal edildiği, tapu kaydına göre dava konusu taşınmaza 641/2400 hisse ile Maliye Hazinesi, 29/1200 hisse ile Tunceli Belediyesi, 241/2400 hisse ile O.. V.. Y.. ve 73/120 hisse ile M.. G..’nin malik olduğu, paylı mülkiyet konusu taşınmazların kiraya verilmesinin TMK'nın 691. maddesi uyarınca pay ve paydaş çoğunluğuna bağlı olup davacı tarafından pay ve paydaş çoğunluğu ile düzenlenmiş her hangi bir yazılı kira sözleşmesi ibraz edilemediği, öte yandan davalı şirketin yapılan ihale ile davalı karşı davacıya satılıp teslim olunan petrol istasyonu niteliğindeki taşınmazı ve bu amaç için yapılmış bina ve müştemilatı ticari olarak işletmek suretiyle zilyet ve tasarrufunda bulundurduğu, malik olan davacı-karşı davalı M.. G..’nin kullanımına engel olduğu gerekçesiyle; 2011/210 E sayılı birleşen dosyasında davacı M.. G..'nin davasının kabulü ile 901 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazda lokanta binası dışındaki bölümlerine vaki el atmasının önlenmesine, 20.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına, 2011/314 E. sayılı dosyasında davacı şirketin kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesi talebinin reddine karar verilmiş olup davacı-davalı D.. Petrol Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece, metni aynen yukarıda başlık bölümünde belirtilen ilam ile bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararını davacı- davalı şirket vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kiracılığın tespiti davasında; paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazın tamamını önceki paydaşlardan birinin kiraya vermesi halinde sözleşmenin geçerli olup olmayacağı, birleştirilen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasında; öncelikle davacı şirket tarafından açılan kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesine ilişkin davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediği, bu dava dosyasının kiracılığın tespiti dosyası ile birleştirilip birleştirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Öncelikle uyuşmazlığın çözümüne etkili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasına yarar bulunmaktadır.</p>

<p>4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 691/1.maddesinde; “İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adi kiraya veya ürün kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir....” hükmü ile paylı mülkiyette taşınmazın ne şekilde kiraya verileceği hususu düzenlenmiştir.</p>

<p>06.05.1955 tarih 12/18 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının ilk bendinde ifade edildiği üzere, müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır. Buna göre paylı mülkiyette taşınmaz pay ve paydaş çoğunluğu kararıyla kiraya verilebilir. Öte yandan, paydaşlardan birinin yapmış olduğu kira akdine, B.K.nun 38. maddesi hükmü uyarınca diğer paydaşın icazet vermesi halinde akde değer verileceği kuşkusuzdur. Paylı taşınmazın tümünün ya da bir bölümünün paydaşlardan biri tarafından kiraya verilmesi halinde sözleşmede taraf olmayan paydaşlar kira sözleşmesini tanımayarak kiracı hakkında fuzuli işgal nedeniyle tahliye davası açabilecekleri gibi açık ya da üstü kapalı onayları ile sözleşmeye geçerlik kazandırabilirler.</p>

<p>Somut olayda; dava konusu taşınmaz TMK'nun 691/1.maddesindeki pay ve paydaş çoğunluğu olmadan kiraya verilmiş ise de sözleşmenin tarafı olmayan paydaşların kullanıma engel olduğu ya da iptal davası açtıkları ileri sürülmediğinden uyuşmazlığın sözleşme hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekir.</p>

<p>Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nın 165.maddesi:</p>

<p>"(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.</p>

<p>(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” Hükmünü haizdir.</p>

<p>Başka bir ifade ile bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkeme o davanın sonuçlanmasını beklemek üzere yargılamayı erteleyebilir. O davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir.</p>

<p>Somut olayda; Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/314 sayılı dosyası ile görülen ve davacı şirket tarafından açılan kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesine ilişkin dava sonucunda verilecek kararın, 2011/210 sayılı dosya ile görülmekte olan ve ihale ile taşınmazın paydaşı haline gelen davacı M.. G.. tarafından açılan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının sonucuna doğrudan etkili olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mahkemece aralarında bağlantı bulunduğundan birleştirilerek görülmüş ise de iki ayrı mahkemede açılan davalardan biri hakkında hüküm verilmesi, diğer davanın sonucuna bağlı ise mahkemenin, o davanın sonuçlanmasını beklemesi yani o davanın sonuçlanmasını kendi baktığı dava için bekletici sorun yapması gerekeceğinden, birleştirilerek görülmekte olan davaların ayrılarak kiracılığın tespitine ilişkin dava sonucunda verilecek kararın sonucunun bekletici mesele yapılıp varılacak uygun sonuç uyarınca elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası ile ilgili bir karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, ipotek tarihinden sonra düzenlenen kira sözleşmesine değer verilemeyeceği, uyuşmazlığın 2004 sayılı İİK’nın 135. maddesi hükümleri gözetilerek çözümlenmesi gerektiği, bir kısım üyelerce de, aralarından bağlantı bulunan davaların birleştirilerek görülmesinin mümkün olduğu, 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükünün ters çevrilmemesi gerektiği, mahkemece, geçerli olmayan kira sözleşmesine değil çaplı mülkiyete değer verilerek uyuşmazlığın çözüldüğü, kararın onanması gerektiği savunulmuş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu taşınmaz TMK'nun 691/1.maddesindeki pay ve paydaş çoğunluğu olmadan kiraya verilmiş ise de sözleşmenin tarafı olmayan paydaşların kullanıma engel olduğu ya da bozma ilamına kadar iptal davası açtıkları iddia ve ispat edilmemiştir.Bu nedenle uyuşmazlığın kira sözleşmesi dikkate alınarak çözümlenmesi, ayrıca kiracılığın tespiti davasının bekletici mesele yapılarak elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemi hakkında bir karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın bozulması gerekir.</p>

<p><strong>S O N U Ç :</strong> Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcıının yatırana geri verilmesine, 27.05.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Davacı M.... vekili, 28.06.2011 tarihli, dava dilekçesi ile D... Petrol İnşaat Nakil. Turizm ve Taahhüt Ltd. Şti. aleyhine açtığı davada, müvekkilinin 05.03.2010 tarihinde, Tunceli 1. İcra Müdürlüğü'nün 2007/235 sayılı dosyasında yapılan ihale sonucu satın aldığı 901 ada 1 parsel sayılı taşınmaza davalının müdahalesinin men'i ile 20.000,00 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>D...Petrol İnş. Ltd. Şti. vekili ise, 06.09.2011 tarihli dava dilekçesi ile, M.. G.. aleyhine, kiracılığın tespiti talebiyle dava açmıştır.</p>

<p>Mahkemece, her iki dava birleştirilerek, yapılan yargılama sonucunda, Men'i müdahale ve ecrimisil talebinin kabulüne, kiracılığın tespiti talebinin ise reddine karar verilmiştir.</p>

<p>M.. G.., taşınmazdaki pay çoğunluğunu teşkil eden 73/120 payı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte, ihale yoluyla, alacağına mahsuben satın almıştır. İhale, aşamalardan geçerek kesinleşmiştir. İhaleye konu , 73/120 pay 23.12.2010 tarihinde M.. G.. adına tescil edilmiştir. Taşınmazda Hazine, 641/2400 pay, Tunceli Belediyesi, 29/1200 pay, O.. V..Y.. ise 241/2400 pay sahibidir. M.. G.. dışındaki hissedarların, hisselerinin zemine yani arsaya yönelik olduğu açık arttırma ve şartnamesinde belirtilmiştir.</p>

<p>İ.İ.K 135.maddesi, “Taşınmaz alıcıya ihale edilip bedeli alındıktan sonra, alıcı namına tescil edilmesi için 134. maddede yazılı müddete riayet edilerek tapuya müzekkere yazılır.</p>

<p>Taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akte dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise on beş gün içinde tahliyesi için borçluya veya işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmezse zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Alacağına mahsuben taşınmazı satın alan alacaklı M.. G..'nin talebiyle, İcra Müdürlüğü'nce kiracıya tahliye emri tebliğ edilmiş ve tahliye emri kesinleşmiştir. İcra Müdürlüğü'nce taşınmaz ve üzerinde bulanan akaryakıt istasyonunun anahtarı alıcı M.. G..'ye teslim edildikten sonra, anahtarın taşınmazın içinde menkul mal olması nedeniyle A... yediemin olarak teslim edildiği İcra Müdürlüğü'nce düzenlenen 18.01.2011 tarihli tutanağa yazılmıştır.</p>

<p>İhale alıcısı M.. G..'nin, taşınmazın kendisine teslimine ilişkin ikinci talebinin, 08.02.2011 tarihinde İcra Müdürlüğü'nce reddedilmesi üzerine, Tunceli İcra Mahkemesi'ne şikayet başvurusunda bulunduğu, Mahkemece, 18.01.2011 tarihinde taşınmazın teslim edilmesi nedeniyle, ikinci kez yapılan teslim talebi yerinde olmadığından şikayetin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İhale alıcısı M.. G.. vekili bunun üzerine 28.06.2011 tarihinde, meni müdahale ve ecrimisil talebiyle D..Petrol Şirketi aleyhine dava açmıştır.</p>

<p>Asıl ve birleşen davada, uyuşmazlığın çözümü için İİK 135. madde hükmünün gözönünde bulundurulması gerekir.</p>

<p>Kiracı Şirket, fuzuli şagil olmadığını, İİK 135/2 maddesine göre, hacizden, somut olayda ise ipotekten önce yapılmış bir resmi belge ile kanıtlayabilir.</p>

<p>Bu husus, Yargıtay 12.HD'nin 19.03.2007 tarih 2315/5069, 23.12.2003 tarih 21970/26171 sayılı kararlarında belirtilmiştir.</p>

<p>İpotek tarihi 21.11.2006, kiracı şirketin dayandığı Noter onaylı kira sözleşmesi tarihi ise 25.02.2009'dur. Kiracı şirket ihale alıcısı yeni malike karşı bu sözleşmeyi ileri süremez. Kiracı şirket ancak yeni malikin kiracılığını tanıdığını ispatlarsa tahliyesi istenemez. Bunun da kesin delillerle ispatlanması gerekir.</p>

<p>Şirket vekili, yeni malik ile sözlü kira akdi yapıldığını iddia etmektedir. Bu iddiasını, 18.01.2011 tarihli tutanakta belirtilen, anahtarı teslim alan M.. G..'nin, yeniden anahtarı A..... teslim etmesine dayandırmaktadır.</p>

<p>18.01.2011 tarihli tutanakta, ihale alıcısının anahtarı, taşınmazda menkul mallar olduğu için, yediemin olarak A.... teslim ettiği yazılıdır. Bu yeni malik ile Şirket arasında sözlü kira akdi yapıldığını kanıtlayamaz. Ayrıca ihale alıcısına gönderilen kira bedelleri de alınmayarak iade edilmiştir. Bu durumda Şirket, yeni malik tarafından kiracılığının tanındığını da kanıtlayamamıştır.</p>

<p>D...... Şirketi, İİK 135.madeye dayalı olarak gönderilen tahliye emri kesinleştikten sonra, taşınmazda fuzuli şagil haline gelmiştir. Taşınmazı tahliye etmekten kaçındığı için yeni malik ihale alıcısı M.. G.. vekili tarafından açılan meni müdahale davasının kabulü doğru olmakla birlikte, Mahkemenin gerekçesi doğru değildir.</p>

<p>Mahkeme, kiracı Şirketin dayandığı 25.02.2009 tarihli kira sözleşmesinde, pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanamadığı, sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğu gerekçesine dayanmıştır. Oysaki kira sözleşmesinde pay ve paydaş çoğunluğu vardır. Ancak sorunun çözümünde bunun bir önemi yoktur. Sözleşmenin tarihi itibariyle kiracı, ipotekten çok sonra düzenlenmiş olması nedeniyle bu sözleşmeyi, yeni malike karşı ileri süremez.</p>

<p>Her iki davanın birleştirilerek görülmesi de Usul hükümlerine uygundur.</p>

<p>1086 s.k 45. maddesi, “Aynı mahkemede görülmekte olan davalar, aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilebilir... Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır” hükmünü içermektedir. HMK 166. maddesi de benzer hükümler içermektedir.</p>

<p>Somut olayda davalardan biri hakkında verilecek karar diğer davayı doğrudan ilgilendirmektedir. Meni Müdahale talebi kabul edildiğinde, kiracılığın tespiti davası ret olacaktır. Kiracı şirketin, yeni malikin kiracılığını tanıdığını ispatlayabilmesi halinde ise meni müdahale davasının reddi gerekecektir.</p>

<p>Açıkladığımız nedenlerden dolayı, Mahkemece verilen karar, sonuç itibariyle doğru olduğundan, gerekçesi değiştirilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozmaya yönelik görüşlerine katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20131683-e-20151447-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="63305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/1-349 E., 2007/349 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20071-349-e-2007349-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20071-349-e-2007349-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.6.2007 tarihli, 2007/1-349 E., 2007/349 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2007/1-349 E., 2007/349 K.</strong></p>

<p><strong>BİRLİKTE MÜLKİYET<br />
MENİ MÜDAHALENİN ÖNLENMESİ<br />
4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 629 ]<br />
4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 693 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki "meni müdahale " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sultanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.9.2005 gün ve 1175-689 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 27.9.2006 gün ve 7590-9329 sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, davalının çekişme konusu taşınmazda paydaş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dosyada mevcut çap kaydına göre, çekişme konusu 1325 sayılı taşınmazda davacıların kayden paydaş oldukları bu yerde davalı derneğin kayda dayalı bir hakkının bulunmadığı görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, tüzel kişiliğe sahip davalı derneğin taşınmazda haksız elatan durumunda olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca, davacılara ait çap kaydına üstünlük tanınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, kayden taşınmazda bir hakkı bulunmayan ve geçerli bir hukuki sebebe dayanmaksızın taşınmazı kullanan davalı dernek hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDEN : Davacılar vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, paylı mülkiyete tabi taşınmazda üçüncü şahıs tarafından yapılan elatmanın önlenmesi ve üzerindeki ruhsatsız yapının yıkılması istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar dava konusu Sultanbeyli İlçesi, Yavuz Selim Mah.1325 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduklarını, davalı derneğin ise hiçbir haklı nedene dayanmaksızın bu parsele fiilen elatarak bir ruhsatsız bina yaptığını ileri sürerek, davalının müdahalesinin önlenmesine, yapılan yapının yıkılmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı dernek temsilcisi, derneklerinin bu parselde paydaş ve aynı zamanda dernek temsilcisi olan Sadegül Ç....'un payının kiralanması suretiyle, yani haklı bir nedene dayalı olarak dava konusu yeri kullandıklarını, öte yandan yapılan harici paylaşım planının geçersiz olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, tapu malikleri arasında böyle bir meni müdahale davasının kararının fiilen infazının mümkün olmaması, tarafların tapuda malik gözükmesi nedenleri ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairece; yukarıda açıklanan nedenle hüküm bozulmuş, yerel mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.</p>

<p>Hemen belirtelim ki, Türk Medeni Kanununun 691.maddesine göre taşınmazın kiraya verilmesi önemli yönetim işleri arasındadır.Bu nedenle bu iş için pay ve paydaş çoğunluğu ile karar verilmesi gerekir. Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işlerinde de yine aynı çoğunluk aranır. 693.maddeye göre ise; paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.</p>

<p>Yine 6.5.1955 tarih ve 12/18 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında müşterek mülkün kiraya verilmesinin önemli idari tasarruflardan olduğu açıklanmaktadır.Hal böyle olunca gerek yasal mevzuat, gerekse kararlılık kazanan yargısal uygulamaya göre, pay ve paydaş çoğunluğuna dayanmayan kira sözleşmelerine geçerlilik tanımak mümkün değildir. (Y.HGK.nun 21.1.2004 gün ve 2004/1-6-11 sayılı ilamı, 5.11.2003 gün ve 2003/1-691-632 sayılı ilamı)</p>

<p>Somut olayda, dava konusu 1325 parsel sayılı taşınmaz 177.500 m2 miktarında olup, 328 paydaşı bulunmaktadır.Tüm paydaşların katıldığı eylemli ve rızai bir taksimin varlığı kanıtlanamamıştır.Davacılardan Mahmut K.....'ın payı 11/3720, Ahmet S.....'ın payı 11/3720, Hikmet S.....'ın payı 12/3720 ve Bekir K.....'ın payı ise 11/3720 oranındadır.</p>

<p>Davalı Pir Sultan Abdal Derneği tapuda pay sahibi değildir.Ona kiraya veren ve aynı zamanda Sultanbeyli Şubesinin Başkanı olan Sadegül Ç....'un payı ise 32/18600 miktarında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı dernek, kendisinin burada paydaş olan Sadegül Ç.... tarafından bedelsiz olarak kiraya verildiğine ilişkin 6 Ekim 2003 tarihli noter muvafakatnamesine dayalı olarak oturduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklandığı üzere paylı mülkiyette taşınmazı kiraya vermek önemli bir idari tasarruf kabul edildiğinden,pay ve paydaş çoğunluğu gerektirmesine, tarafların tapudaki payları gözetildiğinde davalının kiracılık ilişkisi yönünden pay ve paydaş çoğunluğunun gerçekleşmemesine göre, yapılan kira sözleşmesinin hukuken bir geçerliliği bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu durumda tüzel kişiliğe sahip davalı derneğin taşınmazda haksız elatan durumunda olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Öte yandan, mahkemenin direnme kararına dayanak yaptığı ilamlarda, davalı olarak derneğin yanında paydaş Sadegül Ç....'un da davada taraf olarak gösterilmesi; görülmekte olan davada ise, paydaş Sadegül Ç....'un taraf olmaması nedeniyle önceki kararların eldeki dosya açısından emsal oluşturmayacağı da açıktır.</p>

<p>O halde açıklanan nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddedilmesi hatalı olmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 13.6.2007 gününde, oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20071-349-e-2007349-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="56048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PAYLI MÜLKİYETE TABİ TAŞINMAZLARIN KİRAYA VERİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/payli-mulkiyete-tabi-tasinmazlarin-kiraya-verilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/payli-mulkiyete-tabi-tasinmazlarin-kiraya-verilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birlikte mülkiyet türlerinden biri olarak Türk Medeni Kanununun (TMK) 688’inci ve devamı maddelerinde düzenlenen paylı mülkiyet; bir şeyin tamamı üzerinde paydaşlardan her birinin kendi payları oranında malik hak ve yükümlülüklerine sahip oldukları; payların devredilebildiği, rehnedilebildiği ve alacaklar tarafından haczedilebildiği bir mülkiyet türüdür.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Paylı mülkiyete tabi bir taşınmazın kiraya verilmesi, “önemli yönetim işleri” arasında sayılarak TMK’nın 691’inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hüküm gereği, paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda önemli yönetim işlerine ilişkin kararlar pay ve paydaş çoğunluğuyla alınabilmektedir. Bu doğrultuda TMK m.691/1 hükmü ve 06.05.1955 tarihli 12/18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, paylı mülkiyete tabi bir taşınmazın tamamına ilişkin kira sözleşmesi kurulabilmesi için paydaşların sayı ve arsa payı çoğunluğunun sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>Ne var ki uygulamada paydaşlardan birinin veya birkaçının, pay ve paydaş çoğunluğunu sağlamaksızın taşınmazın tamamına ilişkin kira sözleşmesi akdettikleri durumlarla karşılaşılmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı ve doktrindeki ağırlıklı görüşe göre; paylı mülkiyete tabi bir taşınmaza ilişkin pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmaksızın akdedilen kira sözleşmesi askıda hükümsüz olup, sözleşmenin tarafı olmayan paydaşları bağlamayacaktır (Haluk Nami NOMER/ Mehmet Serkan ERGÜNE, <i>Eşya Hukuku,</i> Onikilevha Yayınları, Sekizinci Bası, İstanbul 2020, s.234.). Türk Borçlar Kanununun (TBK) 46’ıncı maddesi gereği yetkisiz temsil niteliğindeki bu işlem, ancak sonradan gerekli çoğunluk tarafından onanırsa, tüm paydaşlar yönünden bağlayıcılık kazanacaktır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022301-e-20231139-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22.11.2023 tarihli, 2022/301 E., 2023/1139 K. sayılı kararı</a></strong>nda; <i>Paylı taşınmazın tümünün ya da bir bölümünün paydaşlardan biri tarafından kiraya verilmesi hâlinde sözleşmede taraf olmayan paydaşlar kira sözleşmesini tanımayarak kiracı hakkında fuzuli(haksız) işgal nedeniyle tahliye davası açabilecekleri gibi açık ya da üstü kapalı onayları ile sözleşmeye geçerlik kazandırabilirler </i>(Aynı yönde bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20131683-e-20151447-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/6-1683 E., 2015/1447 K., T. 27.5.2015</a>). Yukarıda bahsi geçen Hukuk Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, sonrasında diğer paydaşlarca sözleşmeye açık veya örtülü şekilde onay verilmesiyle pay ve paydaş çoğunluğu sağlanıyorsa, kira sözleşmesi tüm paydaşlar yönünden hüküm doğurur hale gelecektir.</p>

<p>Sözleşmenin tarafı olmayan paydaş, bu kira akdine rıza göstererek kendisine düşen kira payını kiraya veren paydaştan isteyebilir. İcazet, kiraya veren paydaş tarafından yapılan vekaletsiz tasarrufu vekalete çevirir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 95/89 sayılı, 29.01.1964 T.). <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201320758-e-20148997-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2014/20758 E., 2014/8997 K., 30.04.2014 tarihli kararı</a>nda; Kira akdinin tarafı olmayan ve fakat kira sözleşmesinin esaslı unsurlarından biri olan kira bedelinin kendi payları oranına isabet eden kısmını alan paydaşların, tarafı olmadıkları kira akdine icazet verdiklerinin kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir (Nihat YAVUZ, <i>Yeni, TBK HMK, İİK ve İstinafa Göre Kira Hukuku,</i> Adalet Yayınevi, Ankara 2023, s.1228). Sözleşmenin tarafı olmayan paydaşın ihtarname keşide ederek aylık kira ödemelerinin bildirdiği banka hesabına ödenmesi istenmesi kira sözleşmesine icazet verdiği anlamını doğuracaktır <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022301-e-20231139-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22.11.2023 tarihli, 2022/301 E., 2023/1139 K.) </a>Örtülü icazet denilince şüphesiz akla uzun yıllar sessiz kalma durumu gelmekteyse de sessiz kalma tek başına zımni icazet anlamı doğurmayacaktır. Zira, kira sözleşmesinin varlığından dahi hiç haberi olmayan paydaşın, haberdar olmadığı sözleşmeye karşı ses çıkarması beklenemeyeceğinden burada örtülü icazetin varlığından bahsedilemez. Buna karşılık, sözleşmenin tarafı olmayan paydaş, kira sözleşmesinin varlığından haberdar olmuş ve bilinçli olarak uzun yıllar sessiz kalarak haksız işgale engel olmamış ise somut duruma göre bu durumda örtülü icazetin varlığından bahsedilebilecektir.</p>

<p>TMK m.691’in aradığı pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmaksızın paylı mülkiyete konu taşınmazın kiraya verildiği durumlarda, sözleşmenin tarafı olmayan ve sözleşmeye icazet vermeyen paydaşın kiracıya ve kiraya veren sıfatındaki paydaşa yönlendirebileceği hakları ve gidebileceği hukuki yolları mevcuttur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öncelikli olarak konuyu kiracı ekseninden ele alacak olursak; gerekli nisaba uyulmaksızın akdedilen kira sözleşmesinin, sözleşmeye icazet vermeyen paydaş için bağlayıcı olmayacağını yukarıda belirtmiştik. Bu durumda kiracı, sözleşmenin tarafı olmayan paydaşın taşınmazı kullanma hakkını ihlal eden haksız işgalci konumunda olacaktır. Sözleşmeye icazet vermeyen paydaş, TMK m. 683 ve TMK m. 693 hükümleri gereği mülkiyet hakkından doğan eşyayı kullanma hakkı engellendiğinden, kiracıya karşı elatmanın önlenmesi (müdehalenin men’i) davasını yönelterek kiracının taşınmazdan tahliyesini isteyebilecektir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/795 E., 2014/15037 K., 29.09.2014 tarihli kararında; <i>Davacı elatmanın önlenmesini de istemiş ise artık TMK'nin 691/1. maddesine göre pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanmadığından kira sözleşmesinin geçerli olarak devam edeceğinden de söz edilemeyeceğinden, elatmasının önlenmesine karar verileceğinde kuşku yoktur.</i></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20071-349-e-2007349-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2007/1-349 K. 2007/349, T. 13.6.2007</a></strong>;<strong> </strong><i>Yukarıda açıklandığı üzere paylı mülkiyette taşınmazı kiraya vermek önemli bir idari tasarruf kabul edildiğinden, pay ve paydaş çoğunluğu gerektirmesine, tarafların tapudaki payları gözetildiğinde davalının kiracılık ilişkisi yönünden pay ve paydaş çoğunluğunun gerçekleşmemesine göre, yapılan kira sözleşmesinin hukuken bir geçerliliği bulunmamaktadır. Bu durumda tüzel kişiliğe sahip davalı derneğin taşınmazda haksız elatan durumunda olduğu ortaya çıkmaktadır </i>.</p>

<p>Kiracıya yönlendirilebilecek bir diğer talep ise ecri misil yani haksız işgal tazminatıdır. Kötü niyetli kiracının taşınmazı kullanması sebebiyle, paydaş kendi payına düşen kullanım hakkından mahrum kaldığını ileri sürerek, kendi payı oranında ecrimisil talep edebilecektir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/795 E., 2014/15037 K., 29.09.2014 tarihli kararında; <i>Bilindiği ve gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, malik olmayan kötüniyetli zilyedin malike ödemekle yükümlü olduğu bir tür haksız işgal tazminatıdır. (…) Somut olayda, davalının dayandığı 01.01.2004 tarihli kira sözleşmesinde pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanamadığı açık olduğu gibi, TMK’nın 3. Maddesi uyarınca kiraladığı taşınmazda başka paydaşlar bulunup bulunmadığını araştırmayan ve böylece durumun gereklerine göre kendisine yüklenen özeni göstermeyen davalının iyi niyetli olduğundan söz edilemez. (…) Davacının payı oranında ecrimisile karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktır, </i>demiştir (https://karararama.yargitay.gov.tr/). Her ne kadar bu kararda kiracıya kiraladığı taşınmazda başka paydaşlar bulunup bulunmadığını araştırma külfeti yüklenmiş ise de, her somut olaya göre kiracının kötü niyetli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, paydaşın kira sözleşmesine ne açık ne de örtülü şekilde icazet vermemiş olmasıdır. Zira paydaş sonradan açık veya örtülü şekilde kira sözleşmesine icazet verirmişse, artık ecrimisil değil, kural olarak kira bedelinden payına düşen tutarın talebini ileri sürebilecektir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/9843 E., 2022/1101 K., 14.2.2022 T.; "Hâl böyle olunca, taşınmazın paydaşları ecrimisil değil, kira bedelinden paylarına isabet eden tutarı isteyebilecekleri gözetilerek ecrimisil isteği ile açılan eldeki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir." (kazancı.com.tr)</p>

<p>Sözleşmenin tarafı olmayan ve sözleşmeye icazet vermeyen paydaşın, kiraya veren sıfatındaki paydaşa yönlendirebileceği hakları ve hukuki yollar ise şu şekilde sıralayabiliriz. Kiraya veren paydaş, diğer paydaşların ortak yararlanma hakkını TMK m.693’e aykırı biçimde üçüncü kişiye bırakmış olduğundan sözleşmeye icazet vermeyen paydaş TMK m.693 ve TBK m.46’ya dayanarak, kira sözleşmesinin kendisini bağlamadığının tespiti ile birlikte, kiraya veren paydaşın bu haksız müdahalesinin önlenmesini isteyebilir.</p>

<p>Bunun yanı sıra kiraya veren sıfatındaki paydaş kira bedelinin tamamını almış veya taşınmazdan tek başına ekonomik yarar sağlamışsa; sözleşmeye icazet vermeyen paydaş bu tahsilatın onun payına isabet eden kısmı yönünden, bu yararın haklı sebep olmaksızın elde edildiğini ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında TBK m.77 uyarınca payına isabet eden sebepsiz zenginleşme alacağının iadesini talep edebilir. Bu talep, kira sözleşmesini kabul eden bir kira alacağı talebi olarak değil, ortak malın kullanım değerinin tek başına edinilmesine dayalı iade talebi olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Son olarak kiraya veren paydaş, diğer paydaşların rızası olmaksızın taşınmazı kiraya vererek önemli yönetim işini kendi başına üstlenmiş olduğundan, bu davranış vekaletsiz iş görme kapsamında değerlendirilerek, onay vermeyen paydaş sadece kira gelirinin paylaşımını değil, TBK m. 527 gereği koşulları oluşmuş ise vekaletsiz iş görmeden doğan ek zararların tazmini de isteyebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/795 E., 2014/15037 K., 29.09.2014; <i>Davacı paydaş ise hakkını, kendi payından fazla zenginleşen ve vekaletsiz olarak iş gören paydaştan vekaletsiz iş görme hükümlerine göre tahsil edebilecektir.</i></p>

<p>Özetle; paylı mülkiyete tabi bir taşınmazın kiralanmasında hukuki anlamda en doğru yol, pay ve paydaş çoğunluğunu sağlayan maliklerin kiraya veren sıfatıyla sözleşmede taraf olduğu bir kira sözleşmesinin akdedilmesidir. Kiracı olarak bir kira akdini imzalanmadan evvel taşınmazın mülkiyet türü araştırılıp, paylı mülkiyete tabi olduğunun anlaşılması halinde pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanıp sağlanmadığının tespit edilmesi her ne kadar kiracıdan beklenmesi ağır bir külfet ise de TMK m.3 gereği özen yükümlülüğünün yerine getirilmesi tartışmasını sona erdireceğinden, kiracı tarafından bu araştırmaların yapılması hukuken en korunaklı yol olacaktır. Aksi halde, pay ve paydaş çoğunluğunu taşımayan bir kira akdinin tarafı olan kiracı, ileride diğer malikler tarafından kendisine yöneltilecek el atmanın önlenmesi, tahliye ve koşulları oluşması halinde haksız işgal (ecrimisil) tazminatı talebiyle karşı karşıya kalma tehlikesi altında olacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/naz-cemiloglu-sahin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Naz CEMİLOĞLU ŞAHİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/payli-mulkiyete-tabi-tasinmazlarin-kiraya-verilmesi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/kira-ev-tahliye-taahhudu.jpg" type="image/jpeg" length="99561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Startup Kurmak Şirket Kurmak Değildir: Fikirden Exit’e Yatırım Yapılabilir Bir Yapı İnşa Etmek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/startup-kurmak-sirket-kurmak-degildir-fikirden-exite-yatirim-yapilabilir-bir-yapi-insa-etmek-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/startup-kurmak-sirket-kurmak-degildir-fikirden-exite-yatirim-yapilabilir-bir-yapi-insa-etmek-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir startup’ın başarısı yalnızca fikrin parlaklığına, ürünün teknik gücüne veya kurucuların vizyonuna bağlı değildir. Gerçek başarı, o fikrin hukuken korunabilir, ticari olarak ölçeklenebilir, yatırımcı açısından denetlenebilir ve exit aşamasında devredilebilir bir yapıya dönüştürülebilmesidir. Çünkü yatırımcı, yalnızca iyi bir fikre değil; mülkiyeti net, riskleri yönetilmiş, fikri hakları korunmuş ve büyümeye hazır bir şirkete yatırım yapar.</p>

<p>Bu nedenle startup kurmak, klasik anlamda bir şirket kurmaktan çok daha fazlasıdır. Bir ticaret şirketi mal veya hizmet satmak için kurulabilir. Ancak startup, çoğu zaman henüz kesinleşmemiş bir iş modelini, tekrar edilebilir ve ölçeklenebilir bir ekonomik yapıya dönüştürmeyi hedefler. Bu süreçte hukuk, yalnızca sorun çıktığında başvurulan bir araç değil; şirketin değerini, yatırım alabilirliğini ve exit potansiyelini belirleyen stratejik bir altyapıdır.</p>

<p><strong>1. Startup ile Klasik Şirket Arasındaki Temel Fark</strong></p>

<p>Klasik şirketlerde ana hedef çoğu zaman düzenli gelir elde etmek, operasyonu sürdürmek ve mevcut pazarda kalıcı olmaktır. Startup ise belirsizlik içinde büyümeye çalışır. Henüz tam doğrulanmamış bir ürün, değişken bir pazar, gelişen teknoloji, yatırım ihtiyacı ve hızlı ölçeklenme hedefi startup’ın doğasında vardır.</p>

<p>Bu nedenle startup’larda yalnızca “şirket kuruldu mu?” sorusu yeterli değildir. Asıl sorular şunlardır:</p>

<p>-Kurucu ortakların hakları net mi?<br />
-Yazılım şirkete mi ait?<br />
-Marka korunuyor mu?<br />
-Kaynak kodların mülkiyeti sözleşmeyle düzenlendi mi?<br />
-Çalışan ve freelancer üretimleri şirkete devredildi mi?<br />
-Cap table yatırımcı girişine uygun mu?<br />
-KVKK ve kullanıcı verisi süreçleri yönetiliyor mu?<br />
-Exit aşamasında devredilebilir bir varlık var mı?</p>

<p>Bu soruların cevabı olumsuzsa, teknik olarak kurulmuş bir şirketten söz edilebilir; ancak yatırım yapılabilir bir startup yapısından söz etmek güçleşir.</p>

<p><strong>2. Kuruluş Aşaması: Doğru Şirket Yapısı Neden Stratejiktir?</strong></p>

<p>Startup’larda kuruluş aşamasında yapılan tercihler, ileride yatırım sürecini, pay devrini, kurucu ortak ilişkilerini ve exit senaryolarını doğrudan etkiler. Bu nedenle şirket türü seçimi yalnızca muhasebesel veya şekli bir tercih olarak görülmemelidir.</p>

<p>Türkiye’de startup’lar açısından Anonim Şirket yapısı, özellikle yatırım süreçlerine uyumluluk bakımından çoğu durumda daha elverişli bir model olarak öne çıkar. Anonim şirketlerde pay yapısının yatırımcı girişine daha uygun şekilde düzenlenebilmesi, pay devri mekanizmalarının kurgulanabilmesi, imtiyazlı pay, sermaye artırımı ve şartlı sermaye artırımı gibi araçların kullanılabilmesi bu tercihi güçlendirir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde anonim şirketlerde pay devrinin esas sözleşme ile belirli ölçülerde sınırlandırılabilmesi, kurucu ortakların veya stratejik yatırımcıların şirketten kontrolsüz şekilde ayrılmasını önlemek bakımından önemlidir. Özellikle TTK m. 492 ve 493 kapsamında bağlam hükümleriyle pay devrinin belirli şartlara bağlanabilmesi, startup’larda ortaklık yapısının korunması açısından dikkate değerdir.</p>

<p>Ancak burada önemli olan yalnızca Anonim Şirket kurmak değildir. Esas sözleşmenin startup’ın büyüme, yatırım ve exit hedefleriyle uyumlu hazırlanması gerekir. Kuruluşta standart ve kısa bir esas sözleşmeyle yola çıkmak, ileride yatırım turunda daha maliyetli revizyonlar yapılmasına neden olabilir.</p>

<p><strong>3. Kurucu Ortaklar Sözleşmesi: En Pahalı Hata Başta Yapılır</strong></p>

<p>Bir startup’ın en kritik risklerinden biri, teknik veya ticari değil; kurucu ortaklar arasındaki belirsizliktir. Başlangıçta herkes aynı heyecana sahip olabilir. Ancak zaman içinde iş yükü, sermaye katkısı, karar alma biçimi, maaş beklentisi, yeni yatırımcı girişi, ayrılma ihtimali ve fikri mülkiyet hakları tartışma konusu haline gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle kurucu ortaklar sözleşmesi, startup’ın erken aşamadaki en önemli belgelerinden biridir. Bu sözleşmede yalnızca hisse oranları değil; görev ve sorumluluklar, vesting benzeri hak kazanım mekanizmaları, ayrılma halinde payların akıbeti, rekabet yasağı, gizlilik, fikri mülkiyetin şirkete devri, karar alma süreçleri, kilit konularda veto hakları ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Kurucu ortaklar sözleşmesi yapılmayan yapılarda, iyi bir fikir zamanla kötü yönetilen bir ortaklık ilişkisine dönüşebilir. Özellikle yatırımcı açısından bakıldığında, kurucular arasında belirsiz, yazılı olmayan veya kişisel güvene dayanan ilişkiler ciddi bir kırmızı bayraktır. Çünkü yatırımcı yalnızca ürüne değil, ürünü geliştiren ekibin sürdürülebilirliğine de yatırım yapar.</p>

<p>Bir startup’ın en pahalı hatası, çoğu zaman ürünü geç çıkarması değil; ortaklık yapısını baştan yanlış kurmasıdır.</p>

<p><strong>4. Fikri Mülkiyet: Startup’ın Gerçek Değeri Nerede Saklıdır?</strong></p>

<p>Bir startup’ın değeri çoğu zaman bilançosunda değil, devredilebilir fikri mülkiyetinde saklıdır. Yazılım, marka, algoritma, veri tabanı, tasarım, know-how, kaynak kod, alan adı, ticari sırlar ve müşteri verisi, girişimin gerçek ekonomik değerini oluşturabilir.</p>

<p>Ancak burada sık yapılan temel hata şudur: Girişimciler çoğu zaman “fikrimi nasıl korurum?” sorusuna odaklanır. Oysa hukuk düzeninde soyut fikir tek başına çoğu durumda korunmaz. Korunması gereken şey, fikrin etrafında oluşturulan somut sistemdir: yazılım kodu, arayüz tasarımı, marka, teknik dokümanlar, veri tabanı, ticari sırlar, sözleşmeler, patentlenebilir teknik çözümler ve tescil edilebilir unsurlar.</p>

<p>Özellikle yazılım startup’larında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu büyük önem taşır. FSEK kapsamında bilgisayar programları, belirli şartlarda “ilim ve edebiyat eseri” olarak korunur. Ancak her yazılım otomatik olarak güçlü bir korumadan yararlanmaz. Yazılımın hukuki korumadan yararlanabilmesi için “hususiyet”, yani özgünlük taşıması gerekir.</p>

<p>Yargı kararlarında da yazılımın eser niteliği, özgünlük ve hak sahipliği konuları startup’lar açısından kritik şekilde ele alınmaktadır. Özgünlük taşımayan, yalnızca genel iş fikrine veya müşteri geri bildirimlerine dayalı yazılım yapılarının eser korumasından yararlanamayabileceği; buna karşılık yoğun emek, teknik geliştirme ve özgün yapı içeren yazılımların eser niteliğinde korunabileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu ayrım yatırımcı açısından son derece önemlidir. Çünkü yatırımcı, yalnızca çalışan bir ürün görmek istemez. O ürünün hukuken korunabilir olup olmadığını, üçüncü kişilerin haklarını ihlal edip etmediğini ve şirket tarafından serbestçe kullanılabilir/devredilebilir olup olmadığını da görmek ister.</p>

<p><strong>5. Yazılım Geliştirilmiş Olması, Hakların Şirkete Ait Olduğu Anlamına Gelmez</strong></p>

<p>Startup’larda en sık karşılaşılan risklerden biri, yazılımın fiilen geliştirilmiş olmasına rağmen hukuken şirkete ait olmamasıdır. Bir yazılımcı, freelancer, ajans, danışman veya eski ekip üyesi tarafından geliştirilen kodların şirkete ait olup olmadığı, ancak sözleşmesel düzenlemeyle netlik kazanır.</p>

<p>FSEK m. 52 uyarınca fikri hakların devri bakımından yazılı sözleşme yapılması ve devredilen hakların açıkça gösterilmesi gerekir. Bu nedenle “ödemeyi yaptık, yazılım bizimdir” düşüncesi her zaman hukuken güvenli değildir. Özellikle kaynak kodların teslimi, kullanım hakkı, çoğaltma hakkı, işleme hakkı, yayma hakkı, üçüncü kişilere devretme veya lisanslama hakkı sözleşmede açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p>Yargı kararlarında da kaynak kodların mülkiyeti ve teslimi konusunda sözleşme hükümlerinin belirleyici olduğu görülmektedir. Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı durumlarda kaynak kodların üreticide kalabileceği, iş sahibinin yalnızca kullanım hakkına sahip olabileceği kabul edilebilmektedir. Buna karşılık sözleşmede açıkça kaynak kod teslimi öngörülmüşse, kodların teslim edilmemesi sözleşmeye aykırılık oluşturabilir.</p>

<p>Bu nokta, startup’ın ölçeklenme ve exit sürecinde hayati önem taşır. Çünkü kaynak kodların kime ait olduğu belirsizse, şirketin ürünü başka müşterilere satması, ürünü lisanslaması, yatırımcıya güven vermesi veya exit aşamasında devretmesi riskli hale gelir.</p>

<p>Bir yazılım startup’ında ürün geliştirilmiş olabilir; ancak yazılım üzerindeki haklar şirkete geçmemişse, yatırımcı açısından ortada devredilebilir bir varlık olmayabilir.</p>

<p><strong>6. Çalışanlar, Freelancer’lar ve Hizmet Buluşları</strong></p>

<p>Startup’lar çoğu zaman sınırlı bütçeyle büyür. Bu nedenle erken aşamada çalışanlar, part-time yazılımcılar, freelancer’lar, tasarımcılar, danışmanlar ve dış hizmet sağlayıcılarla çalışmak yaygındır. Ancak bu esnek çalışma modeli, doğru sözleşmelerle desteklenmediğinde ciddi fikri mülkiyet riskleri doğurur.</p>

<p>FSEK m. 18 kapsamında çalışanların görevleri sırasında meydana getirdiği eserler üzerindeki mali hakları kullanma yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça işverene ait kabul edilebilir. Ancak uygulamada bunun sınırları önemlidir. Eserin çalışanın iş tanımı kapsamında ve görevin icrası sırasında meydana gelip gelmediği, uyuşmazlık halinde tartışma konusu olabilir.</p>

<p>Bu nedenle iş sözleşmelerinde, yazılım geliştirme sözleşmelerinde ve freelancer sözleşmelerinde fikri mülkiyet devri açıkça düzenlenmelidir. “Şirket adına çalıştı” veya “ücretini aldı” demek, her durumda tüm fikri hakların şirkete geçtiğini göstermeye yetmeyebilir.</p>

<p>Buluşlar bakımından ise 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde hizmet buluşları ayrıca değerlendirilmelidir. Çalışanın işletmedeki faaliyeti gereği ortaya koyduğu buluşlarda işverenin belirli süreler içinde hak talebinde bulunması, buluşun niteliğinin tespiti ve çalışana makul bedel ödenmesi gibi konular ihmal edilmemelidir. Startup’larda bu süreçlerin kayıt altına alınmaması, ileride şu sorunları doğurabilir:</p>

<p>-Şirket ürünü kullanıyor olabilir; ancak ürünü geliştiren kişi hak iddia edebilir.<br />
-Yatırımcı due diligence sürecinde hak devir zincirini eksik bulabilir.<br />
-Exit aşamasında alıcı şirket, yazılımın devredilebilirliğinden emin olamayabilir.<br />
-Eski çalışan veya freelancer, tazminat veya hak sahipliği iddiasıyla süreci bloke edebilir.</p>

<p>Bu nedenle çalışan ve freelancer sözleşmeleri, startup’larda yalnızca operasyonel belgeler değil; şirket değerini koruyan hukuki enstrümanlardır.</p>

<p><strong>7. MVP ve Ürün Geliştirme Sürecinde Hukuk Neden Ertelenmemelidir?</strong></p>

<p>Startup kültüründe MVP, yani minimum uygulanabilir ürün, hızlı test ve validasyon için kritik bir kavramdır. Girişimciler çoğu zaman ürünü mükemmelleştirmek yerine, pazarda test edilebilir hale getirmeye odaklanır. Bu yaklaşım ticari olarak doğru olabilir. Ancak MVP aşamasında hukuki altyapının tamamen ertelenmesi ciddi riskler yaratabilir.</p>

<p>Ürün henüz test aşamasındayken bile kullanıcı verisi toplanıyorsa, KVKK gündeme gelir. Kullanıcılarla dijital ortamda temas kuruluyorsa kullanım şartları, gizlilik politikası ve açık rıza süreçleri değerlendirilmelidir. Beta kullanıcılarla çalışılıyorsa sorumluluk sınırları, veri işleme süreçleri ve ürünün test niteliği açıkça belirtilmelidir. Ürün bir yazılım veya platform ise lisans koşulları, üçüncü kişi yazılımları, açık kaynak kod kullanımı ve veri güvenliği baştan kontrol edilmelidir.</p>

<p>Bir startup’ın başarısızlığı çoğu zaman kötü fikirden değil, doğrulanmamış varsayımlardan kaynaklanır. Hukuki açıdan ise başarısızlık, çoğu zaman hiç düzenlenmemiş ilişkilerden, belirsiz mülkiyet yapısından ve sonradan toparlanmaya çalışılan sözleşmelerden doğar. Bu nedenle hukuk, MVP sürecinin karşısında değil; onun güvenli şekilde test edilmesini sağlayan bir çerçeve olarak görülmelidir.</p>

<p><strong>8. Yatırım Süreci ve Due Diligence: Yatırımcı Gerçekte Neye Bakar?</strong></p>

<p>Yatırımcı fikre değil; korunabilir, ölçeklenebilir ve denetlenebilir yapıya yatırım yapar. Bu nedenle yatırım sürecinde yalnızca sunum dosyası, büyüme grafikleri veya kullanıcı sayıları yeterli değildir. Yatırımcı, girişimin hukuki altyapısını da inceler.</p>

<p>Due diligence sürecinde özellikle şu konular öne çıkar:</p>

<p>-Şirket türü ve esas sözleşme yatırımcı girişine uygun mu?<br />
-Cap table sade, anlaşılır ve sürdürülebilir mi?<br />
-Kurucu ortaklar arasında sözleşme var mı?<br />
-Fikri mülkiyet hakları şirkete geçmiş mi?<br />
-Yazılımı geliştiren kişilerin hak devirleri tamam mı?<br />
-Marka tescili yapılmış mı?<br />
-Kaynak kodların mülkiyeti açık mı?<br />
-KVKK ve veri işleme süreçleri uyumlu mu?<br />
-Çalışan sözleşmeleri, gizlilik ve rekabet hükümleri yeterli mi?<br />
-Müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri devredilebilir mi?<br />
-Devam eden dava, ihtar, ihlal veya hak sahipliği iddiası var mı?</p>

<p>Bu sorulardan birinin bile ciddi risk içermesi, yatırım koşullarını değiştirebilir. Yatırımcı değerlemeyi düşürebilir, yatırım ön şartı koyabilir, belirli riskler için tazminat taahhüdü isteyebilir veya yatırımdan tamamen vazgeçebilir.</p>

<p>Yatırım belgeleri açısından ise dönüştürülebilir borç, pay opsiyonları, ESOP, şartlı sermaye artırımı, pay sahipleri sözleşmesi, yatırım sözleşmesi, imtiyazlı haklar, veto mekanizmaları, ön alım hakları, birlikte satış ve satışa zorlama hükümleri gibi yapılar dikkatle kurgulanmalıdır.</p>

<p>TTK m. 463 ve devamı hükümleri kapsamında şartlı sermaye artırımı, belirli yatırım ve çalışan opsiyon yapılarında önemli bir araç olarak karşımıza çıkar. Ancak bu mekanizmaların her somut olayda şirketin yapısına, yatırım modeline ve pay sahipleri ilişkisine göre değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>9. Operasyonel Riskler: Startup Büyüdükçe Hukuki Riskler de Büyür</strong></p>

<p>Startup erken aşamada küçük bir ekip ve sınırlı kullanıcı kitlesiyle çalışırken birçok risk görünmez kalabilir. Ancak büyüme başladığında bu riskler yatırımcı, müşteri, çalışan, regülatör ve potansiyel alıcılar tarafından görünür hale gelir.</p>

<p>Rekabet yasağı bu risklerden biridir. TBK m. 444 ve 445 çerçevesinde rekabet yasağı, süre, yer ve konu bakımından makul sınırlar içinde düzenlenmelidir. Özellikle kilit çalışanların ayrıldıktan sonra rakip bir girişime geçmesi veya benzer bir ürün geliştirmesi startup açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Ancak rekabet yasağının aşırı geniş düzenlenmesi de geçerlilik sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>Veri güvenliği ve KVKK uyumu da ölçeklenme sürecinde önem kazanır. Startup kullanıcı verisi topluyor, analiz ediyor, üçüncü kişilerle paylaşıyor veya yapay zeka sistemlerinde işliyorsa; veri işleme ilkeleri, aydınlatma yükümlülüğü, açık rıza, veri güvenliği, yurt dışına aktarım ve saklama-imha süreçleri dikkatle yönetilmelidir.</p>

<p>Fikri hak ihlalleri bakımından ise lisanssız yazılım kullanımı, açık kaynak kodların lisans şartlarına aykırı kullanımı, üçüncü kişilere ait tasarım veya kodların izinsiz entegrasyonu ciddi tazminat riskleri doğurabilir. FSEK m. 68 kapsamında hak ihlallerinde rayiç bedelin üç katına kadar tazminat talep edilebilmesi, bu riskin finansal boyutunu artırır.</p>

<p>Bu nedenle startup’ın büyümesi yalnızca satış, kullanıcı ve gelir artışıyla ölçülmemelidir. Gerçek ölçeklenme; operasyon, ekip, teknoloji, veri, sözleşme ve fikri mülkiyet altyapısının birlikte büyümesiyle mümkündür.</p>

<p><strong>10. Exit: Şirket Satılabilir mi, Yoksa Varlıklar Devredilebilir mi?</strong></p>

<p>Exit aşamasında asıl soru yalnızca “şirket satılabilir mi?” değildir. Daha doğru soru şudur: Şirketin sahip olduğunu iddia ettiği varlıklar hukuken devredilebilir mi?</p>

<p>Bir yatırımcı veya alıcı şirket, exit sürecinde yalnızca gelir tablosuna, müşteri portföyüne veya büyüme grafiğine bakmaz. Ürünün gerçekten şirkete ait olup olmadığını, kaynak kodların mülkiyetini, yazılım framework’ü ile müşteriye özel geliştirmelerin ayrıştırılıp ayrıştırılmadığını, veri tabanlarının hukuka uygun oluşturulup oluşturulmadığını, çalışan ve freelancer devir sözleşmelerini, lisansları, markaları, patentleri, açık kaynak kod kullanımını ve geçmiş sözleşmelerin sınırlamalarını inceler.</p>

<p>Özellikle yazılım startup’larında framework ile müşteriye özel geliştirilen modüllerin sözleşmede ayrıştırılmaması, şirketin ürünü başka müşterilere sunmasını ve ölçeklenmesini engelleyebilir. Aynı şekilde kaynak kodların daha önceki bir sözleşme, ajans ilişkisi veya freelance çalışma kapsamında üçüncü kişiye ait olması exit sürecinde ciddi risk yaratır.</p>

<p>Exit aşamasında yatırımcının baktığı ilk şey yalnızca büyüme grafiği değil, o büyümenin hukuken kime ait olduğudur.</p>

<p>Bu nedenle exit’e hazırlık satış görüşmesi başladığında değil, şirketin kuruluş gününde başlar. Kuruluşta doğru şirket yapısı, kurucu sözleşmesi, fikri hak devri, çalışan sözleşmeleri, marka koruması, KVKK uyumu ve yatırım belgeleri düzgün kurulmuşsa; exit süreci daha öngörülebilir, daha güvenli ve daha değerli hale gelir.</p>

<p><strong>11. Türkiye Startup Ekosistemi Açısından Hukuki Başlıklar</strong></p>

<p>Türkiye’de startup kuran girişimciler açısından hukuki değerlendirme çok boyutludur. Türk Ticaret Kanunu şirket yapısı, pay devri, sermaye artırımı ve yatırımcı hakları bakımından temel çerçeveyi oluşturur. FSEK yazılım, kaynak kod, veri tabanı ve eser niteliğindeki dijital varlıkların korunması açısından önemlidir. Sınai Mülkiyet Kanunu marka, patent, tasarım ve hizmet buluşları bakımından devreye girer. KVKK kullanıcı verisi, müşteri verisi, çalışan verisi ve dijital ürünlerde veri işleme süreçlerini belirler. TBK ise sözleşmeler, rekabet yasağı, hizmet ilişkileri ve sorumluluk rejimi bakımından önem taşır.</p>

<p>Bunlara ek olarak Rekabet Hukuku, özellikle platform ekonomisi, pazaryeri modelleri, veri temelli iş modelleri, birleşme-devralma süreçleri ve stratejik yatırımcı girişlerinde önem kazanabilir. Teknopark ve 4691 sayılı Kanun kapsamındaki teşvikler ise Ar-Ge ve yazılım geliştirme faaliyetleri bakımından startup’ların maliyet yapısını etkileyebilir.</p>

<p>Ancak teşvik veya vergi avantajı tek başına sağlıklı bir startup yapısı kurmaya yetmez. Teşviklerden yararlanan fakat fikri hak devrini yapmamış, kurucu ortak ilişkilerini düzenlememiş, KVKK uyumunu sağlamamış veya kaynak kod mülkiyetini netleştirmemiş bir girişim, yatırım sürecinde ciddi sorunlarla karşılaşabilir.</p>

<p>Türkiye’de startup hukukunun temel mesajı şudur: Hukuki altyapı, girişimin önünde bir bürokratik yük değil; yatırım alabilirlik, ölçeklenebilirlik ve exit kabiliyeti bakımından değer yaratan bir unsurdur.</p>

<p><strong>12. Girişimciler İçin Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<p>Startup’ın kuruluşundan yatırım ve exit aşamasına kadar aşağıdaki başlıkların düzenli şekilde kontrol edilmesi gerekir:</p>

<p><strong>Şirket türü ve esas sözleşme:</strong> Şirket yapısı yatırımcı girişine, pay devrine, sermaye artırımına ve büyüme hedeflerine uygun mu?</p>

<p><strong>Kurucular sözleşmesi:</strong> Görev dağılımı, hisse yapısı, ayrılma senaryoları, fikri hak devri, rekabet yasağı ve karar alma mekanizmaları düzenlendi mi?</p>

<p><strong>Marka tescili:</strong> Girişimin adı, ürün adı, logo ve ayırt edici işaretleri koruma altına alındı mı?</p>

<p><strong>Yazılım ve kaynak kod hakları:</strong> Kodların mülkiyeti, kullanım hakkı, devir hakkı, lisanslama hakkı ve kaynak kod teslimi sözleşmeyle netleştirildi mi?</p>

<p><strong>Çalışan ve freelancer hak devirleri:</strong> Yazılımcı, tasarımcı, danışman ve dış hizmet sağlayıcıların ürettiği eserler üzerindeki haklar şirkete geçti mi?</p>

<p><strong>Gizlilik ve rekabet yasağı:</strong> Kurucu ortaklar, çalışanlar, danışmanlar ve iş ortakları bakımından ticari sırlar korunuyor mu?</p>

<p><strong>KVKK uyumu:</strong> Kullanıcı verisi, müşteri verisi ve çalışan verisi bakımından aydınlatma, açık rıza, veri güvenliği ve saklama süreçleri düzenlendi mi?</p>

<p><strong>Müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri:</strong> Gelir modeli, hizmet kapsamı, sorumluluk sınırları, lisans koşulları ve fesih hükümleri açık mı?</p>

<p><strong>Cap table düzeni:</strong> Pay sahipliği yapısı sade, anlaşılır ve yeni yatırımcı girişine uygun mu?</p>

<p><strong>Yatırım sözleşmeleri:</strong> Pay sahipleri sözleşmesi, yatırım sözleşmesi, dönüştürülebilir borç, imtiyazlı haklar ve veto mekanizmaları dikkatle kurgulandı mı?</p>

<p><strong>ESOP/pay opsiyon yapısı:</strong> Kilit çalışanları teşvik edecek pay veya opsiyon yapısı hukuken uygulanabilir şekilde tasarlandı mı?</p>

<p><strong>Exit’e uygun IP temizliği:</strong> Marka, yazılım, veri tabanı, kaynak kod, çalışan üretimleri ve üçüncü kişi lisansları devredilebilir durumda mı?</p>

<p><strong>Sonuç: Hukuk, Startup’ın Freni Değil Değerleme Aracıdır</strong></p>

<p>Startup’larda hukuk çoğu zaman maliyet, formalite veya ileride bakılacak bir konu gibi görülür. Oysa doğru bakış açısıyla hukuk, girişimin büyümesini yavaşlatan değil; yatırım alabilirliğini güçlendiren, değerini artıran ve exit ihtimalini mümkün kılan stratejik bir araçtır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir startup’ın parlak bir fikri, güçlü bir ekibi ve çalışan bir ürünü olabilir. Ancak fikri mülkiyet şirkete ait değilse, kurucu ortak ilişkileri belirsizse, çalışan üretimleri devredilmemişse, kaynak kodların mülkiyeti tartışmalıysa ve veri süreçleri uyumsuzsa; bu yapı yatırımcı açısından güvenli olmayabilir.</p>

<p>Startup kurmak şirket kurmak değildir. Startup kurmak; fikri, korunabilir bir varlığa; ürünü, ölçeklenebilir bir modele; şirketi ise yatırım yapılabilir ve devredilebilir bir yapıya dönüştürmektir. Bu nedenle en güçlü startup’lar yalnızca hızlı büyüyenler değil; büyürken hukuki altyapısını da aynı hızda kurabilenlerdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/startup-kurmak-sirket-kurmak-degildir-fikirden-exite-yatirim-yapilabilir-bir-yapi-insa-etmek-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 12:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/isci-isveren-arabul-istatis454.jpg" type="image/jpeg" length="69596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muayene katılım payına zam geldi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/muayene-katilim-payina-zam-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/muayene-katilim-payina-zam-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde yapılan değişiklikle muayene katılım paylarında yüzde 246 oranında zam yapıldı. Muayene katılım ücreti özel hastanelerde 100 TL, ikinci basamak devlet hastanelerinde 50 TL, eğitim araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerinde 90 TL olacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde değişiklik yapıldı. Yılın başında 20 TL'den 26 TL'ye çıkartılan ikinci basamak resmi sağlık kurumlarında hekim ve diş hekimi muayenelerinde katılım payı 50 TL'ye çıkartıldı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı'na bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ile bu hastanelere bağlı semt poliklinikleri, üçüncü basamak olarak adlandırılan Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler ile devlet üniversitelerine ait tıp fakültesi ve diş hekimliği fakülteleri hastanelerinde ocak ayında 20 TL'den 26 TL'ye çıkartılan katılım payı 90 TL'ye çıkartıldı.</p>

<p>Özel üniversitelere ait tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültelerinde ocak ayında 26 TL'ye yükseltilen muayene katılım payı 100 TL'ye çıkartıldı. İkinci ve üçüncü basamak özel hastanelerde 60 TL olan katılım payı ise 100 TL'ye yükseltildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aile hekimleri veya iş yeri hekimlerince sevk edilen hastalardan alınan katılım payına yüzde 50 indirim yapılacak.</p>

<p>Muayene katılım payında zamlı fiyatlar bugünden itibaren yürürlüğe girecek.</p>

<p>Acil haller hariç olmak üzere on gün içerisinde aynı uzmanlık dalında farklı hastanelere yapılan başvurularda muayene katılım paylarından ilave 30 TL alınacak. Daha önce ilave alınan tutar 5 TL idi.</p>

<p>Uzun süre zam yapılmayan muayene katılım payları geçen yıl 5-6 kata varan oranlarda artırılarak 45 TL'ye yükseltilmişti. Yapılan bu artış kamuoyundan tepki çekerken, enflasyonu da artırıcı etkisi olduğu tespiti yapılmıştı. Bunun üzerine zamlar geri alınarak muayene katılım payı 20 TL'ye indirilmişti.</p>

<p></p>

<p><strong>Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>SOSYAL GÜVENLİK KURUMU SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 1.8.1 numaralı maddesinde aşağıdaki düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>a) Birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Birinci basamak sağlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diş hekimi muayenesinden katılım payı alınmayacaktır. Diğer sağlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diş hekimi muayenesi nedeniyle uygulanacak katılım payı tutarları aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/image002-8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından sözleşme imzalanmış, görevlendirilmiş veya yetkilendirilmiş aile hekimlerinden, sağlık hizmeti sunucularına sevk edilerek yapılan hekim ve diş hekimi muayenesi nedeniyle uygulanacak katılım payı %50 oranında azaltılarak tahsil edilir.”</p>

<p>b) Altıncı fıkrasında yer alan “5 (beş)” ibareleri “30 (otuz)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/muayene-katilim-payina-zam-geldi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/doktor1zad.jpg" type="image/jpeg" length="16525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Osmangazi ve Çanakkale köprülerinden geçiş ücreti bin 170 liraya, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ise 110 liraya yükseldi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/osmangazi-ve-canakkale-koprulerinden-gecis-ucreti-bin-170-liraya-yavuz-sultan-selim-koprusu-ise-110-liraya-yukseldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/osmangazi-ve-canakkale-koprulerinden-gecis-ucreti-bin-170-liraya-yavuz-sultan-selim-koprusu-ise-110-liraya-yukseldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karayolları Genel Müdürlüğü, Kamu-Özel Sektör İş Birliği kapsamında özel şirketler tarafından işletilen otoyol ve köprü geçiş ücretlerinde tarifelerin yeniden düzenlendiğini bildirdi.

Devlet tarafından işletilen 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri geçiş ücretlerinde ise herhangi bir değişikliğe gidilmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ 110 LİRAYA YÜKSELDİ</strong></p>

<p>Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücretleri 1. sınıf araçlar için 95 liradan 110 liraya 2. sınıf araçlar için 125 liradan 145 liraya, 3. sınıf araçlar için 235 liradan 270 liraya, 4. sınıf araçlar için 595 liradan 690 liraya, 5. sınıf araçlar için 740 liradan 860 liraya, 6. sınıf araçlar (motosiklet) için 65 liradan 75 liraya çıktı.</p>

<p><strong>OSMANGAZİ VE ÇANAKKALE KÖPRÜLERİ BİN 170 LİRA OLDU</strong></p>

<p>Osmangazi Köprüsü geçiş ücretleri 1. sınıf araçlar için 995 liradan 1170 liraya, 2. sınıf araçlar için 1590 liradan 1870 liraya, 3. sınıf araçlar için 1890 liradan 2225 liraya, 4. sınıf araçlar için 2505 liradan 2.950 liraya, 5. sınıf araçlar için 3165 liradan 3720 liraya, 6. sınıf araçlar (motosiklet) için 695 liradan 820 liraya yükseldi.</p>

<p>1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücretleri 1. sınıf araçlar için 995 liradan 1170 liraya, 2. sınıf araçlar için 1245 liradan 1465 liraya, 3. sınıf araçlar için 2240 liradan 2635 liraya, 4. sınıf araçlar için 2490 liradan 2925 liraya 5. sınıf araçlar için 3755 liradan 5560 liraya, 6. sınıf araçlar (motosiklet) için 250 liradan 295 liraya güncellendi.</p>

<p><strong>1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücretleri</strong></p>

<p>1. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 995,00 TL'den 1.170,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>2. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 1.245,00 TL'den 1.465,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>3. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 2.240,00 TL'den 2.635,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>4. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 2.490,00 TL'den 2.925,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>5. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 3.755,00 TL'den 5.560,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>6. Sınıf Araçlar (Motosiklet): Geçiş ücreti 250,00 TL'den 295,00 TL'ye yükseldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Osmangazi Köprüsü geçiş ücretleri</strong></p>

<p>1. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 995,00 TL'den 1.170,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>2. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 1.590,00 TL'den 1.870,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>3. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 1.890,00 TL'den 2.225,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>4. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 2.505,00 TL'den 2.950,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>5. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 3.165,00 TL'den 3.720,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>6. Sınıf Araçlar (Motosiklet): Geçiş ücreti 695,00 TL'den 820,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p><strong>Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücretleri</strong></p>

<p>1. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 95,00 TL'den 110,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>2. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 125,00 TL'den 145,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>3. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 235,00 TL'den 270,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>4. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 595,00 TL'den 690,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>5. Sınıf Araçlar: Geçiş ücreti 740,00 TL'den 860,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p>6. Sınıf Araçlar (Motosiklet): Geçiş ücreti 65,00 TL'den 75,00 TL'ye yükseldi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/6a443d15f0575833-w623xh222.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/osmangazi-ve-canakkale-koprulerinden-gecis-ucreti-bin-170-liraya-yavuz-sultan-selim-koprusu-ise-110-liraya-yukseldi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kopru-osmangazi.webp" type="image/jpeg" length="37125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6 ayda 31 ülkeden 197 şahıs Türkiye'ye teslim edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6-ayda-31-ulkeden-197-sahis-turkiyeye-teslim-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6-ayda-31-ulkeden-197-sahis-turkiyeye-teslim-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, 2026 yılının ilk yarısında, adi suçlar ve terör suçları kapsamında Türkiye'nin talebi doğrultusunda 31 farklı ülkeden toplam 197 şahsın ülkemize iadesinin sağlandığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı mesajında şu ifadelere yer verdi:</i></p>

<p>"Suç işleyip adaletten kaçabileceğini sananlar, dünyanın neresine saklanırlarsa saklansınlar kendilerini güvende hissedemeyecekler. Adalet Bakanlığı olarak, yurt dışına kaçan suçluların iade süreçlerinin çok daha sıkı, tavizsiz ve anbean takipçisi olacağız.</p>

<p>Bu kararlılığımızın bir neticesi olarak; 2026 yılının ilk yarısında, adi suçlar ve terör suçları kapsamında taleplerimiz doğrultusunda 31 farklı ülkeden toplam 197 şahsın ülkemize iadesi gerçekleştirilmiştir. ve bu kişiler adalete teslim edilmiştir.</p>

<p>İade edilen şahısların 85’i Gürcistan’dan, 52’si Almanya’dan, 9’u Yunanistan’dan, 8’i Karadağ’dan, 6’sı Bulgaristan’dan, 3’ü Hollanda’dan ve 3’ü Kırgızistan’dan ülkemize getirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hırvatistan, Irak, İngiltere, İtalya, Kazakistan, Kuzey Makedonya ve Polonya’dan ikişer suçlu iade edilirken; Arjantin, Arnavutluk, Azerbaycan, Belarus, Belçika, Bosna Hersek, Ermenistan, Fransa, Kolombiya, Kosova, Macaristan, Moldova, Portekiz, Rusya, Sırbistan, Slovenya ve Ukrayna’dan birer suçlunun iadesi sağlanmıştır.</p>

<p>Buradan net bir şekilde ifade etmek isterim ki; Türkiye’den iade talebinde bulunan ülkelere yönelik değerlendirmelerimizde, onların haklı iade taleplerimize verdikleri yanıtları dikkate alacağız. İadeler konusunda iş birliği sergilenip sergilenmediğine, aramızdaki hukuki yardımlaşma ve mütekabiliyet ilkesine riayet edilip edilmediğine titizlikle bakacağız.</p>

<p>Aziz milletimiz müsterih olsun: Hangi suç örgütüne mensup olursa olsun, hangi ülkeye kaçarsa kaçsın, teröristlerin, organize suç örgütü mensuplarının, dolandırıcıların ve milletimizin huzuruna kasteden suç odaklarının peşini bırakmayacağız.</p>

<p>Adalet Bakanlığımızın yürüttüğü, İçişleri Bakanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımızın yakın koordinasyonuyla sürdürülen bu başarılı süreç, ülkemizin kurumsal kapasitesini, diplomatik etkinliğini ve suçla mücadeledeki güçlü iradesini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Suçlular için kaçacak yer yoktur. Türk adaleti er ya da geç gereğini yapacaktır. Suçla mücadele kapsamında iade süreçlerine katkı sağlayan ülkelerin yetkililerine teşekkür ediyor; omuz omuza çalıştığımız İçişleri Bakanlığımıza ve Dışişleri Bakanlığımıza şükranlarımı sunuyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, suçla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeydeki eşgüdüm ve iş birliğimizi güçlendirerek tavizsiz bir kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6-ayda-31-ulkeden-197-sahis-turkiyeye-teslim-edildi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="95467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesine İlişkin KVKK'nun İlke Kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kvkknun-ilke-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kvkknun-ilke-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20.05.2026 Tarihli ve 2026/1095 Sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20.05.2026 Tarihli ve 2026/1095 Sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu</strong></p>

<p>Son dönemde Kurumumuza, “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” veya benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşların temsilcileri, avukatlar yahut kendilerini avukat olarak tanıttığı halde baro levhası sorgulamasında avukat olmadığı anlaşılan kişiler tarafından kaza mağdurlarıyla istekleri dışında iletişime geçildiği yönünde çok sayıda ihbar ve şikâyet iletilmiştir. Bu kapsamda, bahse konu kişisel veri işleme faaliyetlerinin hukuka uygun şekilde yürütülmesi amacıyla kamuoyunun ve sektörün bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun <strong>(5684 sayılı Kanun)</strong> Ek Madde 6 hükmü uyarınca, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan talep edilecek tazminat alacakları yalnızca hak sahibine ya da onun resmi vekili olan avukatına ödenebilmektedir. 5684 sayılı Kanun’dan kaynaklanan bu tazminat alacaklarının avukat olmayan üçüncü kişilere ya da hasar danışmanlık şirketi ya da benzer isimlerle faaliyet gösteren oluşumlara devredilmesi hukuken geçersiz olmakla birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bakımından da suç teşkil edebilecektir. Bu kapsamda kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçiren, paylaşan veya bu veriler üzerinden kazazedeleri arayarak iş takibi teklif eden kişi ve kurumlar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulabilecek olup ayrıca idari yönden ilgili Bakanlıklara ve Baro Başkanlıklarına da gerekli bildirimler yapılabilecektir.</p>

<p>Ek olarak, kişisel verilerinin izinsiz olarak işlendiğini veya hasar şirketleriyle paylaşıldığını düşünen ilgili kişilerin, Kanun’un 13’üncü maddesi ve devamında düzenlenen usul takip edilerek Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikayette bulunma hakları saklıdır.</p>

<p>Diğer taraftan, sigorta eksperlerinin kişisel veri işleme faaliyetleri; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ve ikincil mevzuat çerçevesinde, hasar tespiti, raporlama ve tazminat süreçlerinin yürütülmesi gibi yasal görevlerin ifasıyla sınırlı ve bu faaliyetlerle doğrudan bağlantılıdır. Sigorta eksperlerinin, mesleki görevlerini icra ederken 6698 sayılı Kanunun 5’inci maddesinde düzenlenen işleme şartlarına dayanarak kişisel veri işleyebilmeleri mümkün olup kendilerine tevdi edilen kişisel verileri yalnızca görevlerinin gerektirdiği amaçlarla kullanmaları, yetkisiz üçüncü kişilerle paylaşmamaları, veri güvenliğine ilişkin teknik ve idari tedbirleri almaları ve mesleki sır saklama yükümlülüğüne azami surette riayet etmeleri zorunludur. Yasal çerçevenin ve mevzuat sınırlarının dışına çıkılarak gerçekleştirilen hukuka aykırı kişisel veri işleme faaliyetleri; 6698 sayılı Kanun uyarınca idari yaptırımlara sebebiyet vermenin yanı sıra, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri (Madde 136 vd.) uyarınca cezai sorumluluk doğurabilecektir.</p>

<p>İş kazaları, trafik kazaları veya benzeri olumsuz olaylar neticesinde; adli/idari soruşturmaların yürütülmesi, mağdurların tedavi süreçlerinin yönetilmesi ve hasara uğrayan araçların onarımı gibi işlemlerin tesisi amacıyla mağdurlara ait kişisel verilerin işlenmesi mümkündür. Ancak faaliyet alanları gereği bu kişisel verileri işleyen veyahut bu verilere erişimi olan veri sorumlularının söz konusu süreçleri Kanun’un 4’üncü maddesi ile 5’inci ve 6’ncı maddelerinde yer alan işleme şartlarına tam bir uyum içinde yürütmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, elde edilen bu kişisel veriler ancak kaza sonrası süreçlerin yönetimi amacıyla sınırlı olarak işlemeye konu edilebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>- Sigortacılık sektörü içerisinde farklı kanallarla işlenmekte olan kişisel verilere hukuka aykırı erişen ve/veya bu verileri 6698 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işleyen hasar danışmanlık şirketleri ile yetki sınırlarını aşan eksper, ekspertiz şirketleri veya avukatların herhangi bir işleme şartına dayanmadan kişisel veri işleme faaliyetinde bulunması ve veri sorumlusu sıfatını haiz olduğunun tespiti halinde, ilgili kişilerce Kanun’un 13 ve 14’üncü maddeleri uyarınca Kurula şikayette bulunulabileceğine,</p>

<p>- Sigorta eksperlerinin yasal görevleri doğrultusunda kişisel veri işleme faaliyetinde bulunabileceğine; ancak görevleri gereği işledikleri kişisel verileri yetkisiz üçüncü kişilere aktarmaları durumunda Kanun’a aykırılık oluşacağına ve bu kişisel veri işleme faaliyetlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136’ncı maddesindeki “kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçuna vücut verebileceğine,</p>

<p>- Kaza mağdurlarına ilişkin kişisel verileri uhdesinde bulunduran ve/veya işleyen veri sorumlularının; çalışanlarına yönelik kişisel verilerin korunması konusunda eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerini gerçekleştirmekle birlikte kişisel verilere erişimde asgari yetki prensibi çerçevesinde yetki sınırlaması, rol tabanlı erişim kontrolleri ve log/takip mekanizmaları gibi Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca kişisel verilerin güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri alması gerektiğine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Bahse konu önlemleri almayarak Kanun hükümlerine aykırı şekilde bu uygulamalara devam eden ve bu İlke Kararında belirtilen hususlara uygun hareket etmediği tespit edilen veri sorumluları hakkında, Kanun’un 18’inci maddesi hükümleri çerçevesinde idari işlem tesis edileceği hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesine ve konuya ilişkin olarak Kurul tarafından İlke Kararı alınmasına</p>

<p>karar verilmiştir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>

<p><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kisisel-verileri-koruma-kurulunun-20052026-tarihli-ve-20261095-sayili-ilke-karari.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 20.05.2026 Tarihli ve 2026/1095 Sayılı İlke Kararı</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaza-magdurlarinin-kisisel-verilerinin-islenmesine-iliskin-kvkknun-ilke-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="13360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Erdoğan Fırat vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-erdogan-firat-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-erdogan-firat-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Erdoğan Fırat (8705) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. ERDOĞAN FIRAT (8705) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>12.11.1987 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Erdoğan FIRAT (8705) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 02.07.2026 Perşembe günü Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/erdogan-firat.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-erdogan-firat-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/erdogan-firat-1.jpg" type="image/jpeg" length="50398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE DAVALARINDA, DAVA ŞARTI OLAN ZORUNLU ARABULUCULUK BAŞVURUSUNUN DAVA AÇMA SÜRESİ İÇERİSİNDE YAPILMASI GEREKİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-davalarinda-dava-sarti-olan-zorunlu-arabuluculuk-basvurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-davalarinda-dava-sarti-olan-zorunlu-arabuluculuk-basvurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/1495</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/3048</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26.05.2025</strong></p>

<p><strong>İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE</strong></p>

<p><strong>ZORUNLU ARABULUCULUK</strong></p>

<p><strong>DAVA ŞARTI ARABULUCULUK</strong></p>

<p><strong>HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır.</p>

<p>(BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ</p>

<p>UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR)</p>

<p>SAYISI: 2025/3 E.,</p>

<p><strong>I. BAŞVURU</strong></p>

<p>Avukat ...’ün 13.01.2015 tarihli başvurusunda; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin kararları arasında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 350. maddesine göre; belirli süreli kira sözleşmelerinden kaynaklanan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun dava açma süresinden önce yapılıp yapılamayacağına ilişkin uyuşmazlık bulunduğunu belirterek, söz konusu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI</strong></p>

<p>Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 24.02.2025 tarihli ve 2025/3 E., 2025/8 K. sayılı kararıyla; “Arabuluculuk, özel hukuk uyuşmazlıklarını çözümünde tarafların iradesiyle işleyen alternatif bir çözüm yöntemidir. Bu süreç, dava açmadan önce veya dava açıldıktan sonra başvurulabilecek bir yol olarak kullanılabilir. Arabuluculuğun temel işlevi, mahkemelerin iş yükünü hafifletmektir. Ayrıca uyuşmazlıkların barışçıl, hızlı ve kesin bir şekilde çözümlenmesini amaçlar.</p>

<p>Arabuluculuk zorunlu ve ihtiyari olmak üzere iki kategoriye ayrılmıştır. Zorunlu arabuluculuk, bir dava şartıdır ve dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması gereklidir. Aksi takdirde dava usulden reddedilir. Ticari davalar, işe iade davaları ve kira ilişkisinden kaynaklanan davalar zorunlu arabuluculuk şartının arandığı davalardır.</p>

<p>5 Nisan 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7445 sayılı İcra İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 37. maddesi ile kira tespit ve tahliye davaları için zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile birlikte 1 Eylül 2023 tarihinden sonra açılacak olan kira tespit ve tahliye davalarında, öncelikle arabuluculuk başvurusu yapılması zorunlu hale getirilmiştir. Ancak, uygulamanın yürürlüğe girdiği 1 Eylül 2023 tarihinden önce açılan kira tespit ve tahliye istemli davalarda, arabuluculuk yoluna başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu BAM Daire kararlarında uyuşmazlık, kira davalarında dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun, dava açma süresi gelmeden önce yapılıp yapılamayacağı, dava açma hakkı doğduktan sonra arabuluculuk başvurusunun yapılmasının zorunlu olup olmadığı noktasındadır.</p>

<p>Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2024/3188-2024/3486 E-K. sayılı kararında; ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açmak isteyen kiraya verenin yeni dönem başladıktan sonra bir ay içerisinde arabuluculuk bürosuna başvurması ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren arabuluculuk bürosuna başvuru ile durmuş olan dava süresi kaldığı yerden devam edeceğinden, bir aylık dava süresinden kalan süre içerisinde davasını açması gerektiği, somut olayda ise kira sözleşmesinin tarihi 01.01.2020 tarihi olduğuna göre, yeni dönemin 01.01.2024 tarihinde başlayacağı, davacının arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin 10.12.2023 tarihi olduğu ve anlaşamama tutanağının da 27.12.2023 tarihinde düzenlendiği, bu durumda arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin dava açma süresinin başladığı 01.01.2024 tarihinden önce olduğu, dava açma süresi başlamadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması halinde usulüne uygun bir şekilde arabuluculuk sürecinin işleyeceğinden ve zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine geldiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle, mahkemece usulüne uygun zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine gelmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden, istinaf başvurusu kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilirken,</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin 2024/1098 E-2024/847 sayılı kararında; İlk Derece Mahkemesinin "davacının dava açma hakkının 16.09.2023 tarihinde doğmuş olacağı, dava şartı olan arabuluculuğa da (doğmamış bir hakkın kullanılması söz konusu olamayacağından) en erken bu tarihte başvurabileceği anlaşılmakla, henüz dava açma süresi başlamadan (16.09.2023 tarihinden) önce süresinde olmayacak şekilde 05.09.2023 tarihinde süresi yönünden usulsüz yapılan arabuluculuk başvurusunun, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunun 18-B/1 maddesi anlamında arabuluculuk dava şartını gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün görülmeyerek,...." şeklindeki gerekçe ile verdiği kararın, kanunda dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, Mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dava şartı arabuluculuk süreci işlemlerinden önce başlatılan arabuluculuk işlemlerinin ihtiyari arabuluculuk işlemleri olabileceği, bu arabuluculuğun ise dava şartı arabuluculuğa ikame edilip edilmeyeceği noktasında görüş ayrılığı meydana gelmiştir. Bu haliyle her iki BAM kararı arasında arabuluculuğa başvuru yapılması için dava açma hakkının doğmasının gerekip gerekmediği yönünde uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Nitekim kiralananın tahliyesi istemiyle açılan davaların 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na göre, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiği, ancak kanunda dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, bu nedenle kararlar arasındaki uyuşmazlığın İstanbul BAM 55. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi yönünde çoğunluk görüşü hakim olmuştur. ” denilerek, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi kararı doğrultusunda giderilmesi yönündeki görüşüyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35. maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR</strong></p>

<p>A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı kararı</p>

<p>Bursa 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.06.2024 tarihli ve 2024/37 E., 2024/956 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 01.01.2024 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kiracı olduğunu, annesinin konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın tahliye edilmesinin davalıya bildirildiğini, davalının olumsuz cevap vermesi üzerine 10.12.2013 tarihinde arabuluculuk bürosuna başvurulduğunu, anlaşma sağlanamadığını ve 27.12.2023 tarihinde arabuluculuk son tutanağı düzenlendiğini ileri sürerek; ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince, davacının üst soyu olan annesi için konutu kullanma zorunluluğunun samimi ve gerçek olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verildiği, davalının istinaf yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “... taraflar arasındaki kira akdinin 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 1 yıllık olduğu görülmektedir. Buna göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının yeni dönem başlangıcı olan 01.01.2024 tarihinden itibaren bir ay içerisinde açılması gerekir.</p>

<p>Ancak, üstte açıklandığı üzere kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 7445 sayılı Kanunla eklenen 18/B maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve arabuluculuğun dava şartı olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>O halde, arabuluculuğun dava şartı olduğu durumlarda dava şartının yerine geldiğinin kabulü için arabuluculuğa hangi tarihte başvurulması gerektiği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şöyle ki;</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 350. maddesi uyarınca ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda bir ay içinde açılması gerekir. Dava açma süresi kamu düzenindendir. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2015/8286 Esas, 2016/3259 Karar sayılı kararında bu husus "Davanın yıldan yıla uzayan kira sözleşmesinin süre sonu olan (...) tarihinden sonra dava açılması gerekirken süre sonu beklenmeden erken dava açılmıştır. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin olup, davalı tarafından ileri sürülmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır. Açılan davanın süresinden önce açılmış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece işin esasının incelenerek kiralananın tahliyesine karar verilmiş olması doğru değildir." şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Öte yandan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 15. bendinde "Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Bu durumda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açmak isteyen kiraya verenin yeni dönem başladıktan sonra bir ay içerisinde arabuluculuk bürosuna başvurması ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren arabuluculuk bürosuna başvuru ile durmuş olan dava süresi kaldığı yerden devam edeceğinden, bir aylık dava süresinden kalan süre içerisinde davasını açması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Somut olayda ise kira sözleşmesinin tarihi 01.01.2020 tarihi olduğuna göre, yeni dönem 01.01.2024 tarihinde başlayacaktır. Davacının arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin 10.12.2023 tarihi olduğu ve anlaşamama tutanağının da 27.12.2023 tarihinde düzenlendiği görülmektedir. Bu durumda arabuluculuk bürosuna başvuru tarihi dava açma süresinin başladığı 01.01.2024 tarihinden öncedir.</p>

<p>Dava açma süresinin emredici hukuk kurallarına göre düzenlendiği ve kamu düzeninden olduğu durumda dava açma süresi başlamadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması halinde usulüne uygun bir şekilde arabuluculuk sürecinin işletildiği ve zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine geldiği söylenemez.</p>

<p>Somut olayda; dava 08.01.2024 tarihinde açılmış olup, dava tarihi yeni dönem başlangıcından itibaren bir ay içinde ise de, dava açma süresi başlamadan arabuluculuk bürosuna başvurulduğundan, henüz dava açma süresi başlamadan yapılan başvurunun dava şartını karşılamadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Buna göre mahkemece usulüne uygun zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine gelmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. ” gerekçesiyle; başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, yeniden davanın usulden reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin 27.03.2024 tarihli ve 2024/1098 E., 2024/847 K. sayılı Kararı</p>

<p>İstanbul Anadolu 26. Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.01.2024 tarihli ve 2023/1311 E., 2024/219 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 15.09.2016 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiracı olduğunu, 2020 yılında kira sözleşmesinin yenilendiğini, kiralanana kızının evlenecek olması nedeniyle ihtiyacı nedeniyle olduğunu, davalıya 17.07.2023 tarihli ihtarname ile konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın tahliye edilmesinin ihtar edildiğini, arabuluculuk bürosuna başvurduğu halde uzlaşma sağlanamadığını ileri sürerek, ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince; “Davacının ihtiyaç nedenine dayalı olarak, 15.09.2020 başlangıç tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi ile dava konusu taşınmazda ikamet eden davalının tahliyesi amacı ile 05.09.2023 tarihinde arabulucuya başvurduğu, arabuluculuk sürecinin 15.09.2023 tarihinde sona erdiği ve 25.09.2023 tarihinde tahliye davası açtığı anlaşılsa da;</p>

<p>Taraflar arasındaki kira sözleşmesinin başlangıç tarihinin 15.09.2020 olduğu, TBK'nın 350. maddesine göre ihtiyaç nedenli tahliye davalarının kira dönemi sonunu takip eden bir ay içerisinde, yeni kira döneminin başlangıcının en az bir ay öncesinde ihtar edilmiş olması halinde kira döneminin sonuna kadar açılabileceği yönündeki düzenlemesi ve kira uyuşmazlıklarında arabulucuya başvurmayı dava şartı olarak düzenleyen 6325 Sayılı Kanunun ''Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır..'' şeklindeki 18/B-(1) maddesi birlikte değerlendirildiğinde, davacının dava açma hakkının 16.09.2023 tarihinde doğmuş olacağı, dava şartı olan arabuluculuğa da (doğmamış bir hakkın kullanılması söz konusu olamayacağından) en erken bu tarihte başvurabileceği anlaşılmakla, henüz dava açma süresi başlamadan (16.09.2023 tarihinden) önce süresinde olmayacak şekilde 05.09.2023 tarihinde süresi yönünden usulsüz yapılan arabuluculuk başvurusunun, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunun 18-B/1 maddesi anlamında arabuluculuk dava şartını gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün görülmeyerek” gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “davacının, kiralanın tahliyesi istemiyle açmış olduğu davanın 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 7445 sayılı Kanunla eklenen 18/B maddesine göre zorunlu arabuluculuğa tabi davalardan olduğu, davanın kanunun yürürlük tarihi olan 01.09.2023'den sonra açılması nedeniyle anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi gerektiği, davacının dava dilekçesine anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağı dava açarken eklediği, 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na göre, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiği, kanunda, dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, istinaf sebeplerinin yerinde olduğu'” gerekçesiyle; başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın eksikler tamamlanarak devamı için dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine, kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin yukarıda açıklanan kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlık; 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca açılan tahliye davalarında, dava şartı olan arabuluculuk başvurusunun, davanın açılması için kanunda öngörülen süreden önce yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>6098 sayılı Kanun’un 350. maddesinde; “ Kiraya veren, kira sözleşmesini;</p>

<p>1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,</p>

<p>2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,</p>

<p>belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.” ;</p>

<p>353. maddesinde; “Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.”;</p>

<p>6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (6235 sayılı Kanun) “dava şartı olarak arabulucuk” başlıklı 18/A maddesinin 2. bendinde; “Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. ”;</p>

<p>01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren aynı Kanunun 18/B maddesinde; “(1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır:</p>

<p>a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. ” düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmeleri sürekli borç doğuran sözleşmelerden olup, 6098 sayılı Kanunda; adi kira, konut ve çatılı işyeri kiraları ve ürün kirası olarak üç bölüm halinde düzenlemiştir. Genel olarak kanuni düzenlemelerde, kira türlerine göre farklılık göstermekle beraber kiracı zayıf taraf kabul edilerek kiraya veren karşısında korunmuştur. Kiracının en çok korunduğu (özellikle kira bedelindeki artışın katı kurallara bağlanıp tahliyenin güçleştirildiği) kira türü, konut ve çatılı iş yeri kiralarıdır.</p>

<p>Belirli süreli kira sözleşmelerinden kaynaklanan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca, kira sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde dava açılması gerekir. Kanunun 353. maddesi uyarınca; kiraya veren, daha önce veya en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, davanın bildirimi takip eden uzayan bir kira yılı sonuna kadar açılması gerekir. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin olup, davalı ileri sürmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Süresinden önce dava açıldığında, açılan davanın süresinden önce açılmış olması nedeniyle zamansız açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, 01.09.2023 tarihinden itibaren zorunlu (dava şartı) arabuluculuk yöntemi geçerlidir. 6325 sayılı kanun 18/A maddesine göre zorunlu arabuluculuğa başvuru, uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra mahkemeler nezdinde dava açılmadan önce kanuni bir ön koşul olarak aranan dava şartıdır. Tahliye davaları da kira ilişkisinden doğmakla, arabuluculuğa başvuru dava şartı olup, dava açılmazdan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığında dava şartının mevcut olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmelidir.</p>

<p>6325 sayılı Kanunun 1. maddesinde, arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle arabuluculuğa başvuru için öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun bir ön koşuludur. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı Kanunun 1.maddesinin ikinci fıkrasında da ifade edildiği üzere, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır.</p>

<p>Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi için; taraflardan birinin diğer tarafa karşı bir hak iddiasında bulunması, bunu ileri sürmesi; ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir. Taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmadığı veya uyuşmazlık çıkarılamayacak olan bir dönemde sanki tarafların arasında uyuşmazlık varmış gibi dava şartı arabuluculuğa başvuru yapılarak anlaşmamaya ilişkin son tutanak düzenletilmesi bu arabuluculuk başvurusunu üçüncü kişiler nezdinde müracaat edilmesi gereken formalite niteliğinde olan bir davranış haline getirir. Günümüzde dava şartı arabuluculuk masraflarının Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanıyor olması karşısında henüz uyuşmazlığın çıkmadığı bir dönemde formaliteden yapılacak bir dava şartı arabuluculuğa başvuru devlet bütçesine yüklenen haksız bir harcama kalemini oluşturacaktır.</p>

<p>Konut ve çatılı iş yeri kiraları bakımından kiracı korunarak TBK 'nun 354. maddesinde dava yolu ile kira sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin hükümlerin kiracı aleyhine değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. Kiraya verenin kiracısından ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle kiralananı ne zaman tahliyesini isteyebileceği ilgili hükümde belirtildiği halde bu sürelere riayet edilmeksizin çok öncesinde sırf ileride kira süresinin bitiminden sonra kiracının kiralananı tahliye etmeme ihtimaline binaen, bu talebin kabul edilmeyeceği peşin fikriyle tahliye konusunda uyuşmazlık varmış gibi hareket edilip zamanından önce başlatılan zorunlu arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşmamaya ilişkin son tutanak ve anlaşmama belgesi ilgili kanun kapsamında olan geçerli bir dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlendiği kabul edilemez.</p>

<p>Öte yandan, 6098 sayılı Kanun 350/son maddesine göre belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle tahliye davalarının, sözleşme süresinin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceği emredici şekilde düzenlenmiş olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresi sona ermeden, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten önce kiraya veren kiracıdan dava yolu ile ihtiyaç nedeniyle tahliye isteminde bulunulamayacağı halde bu süreler öncesinde açılacak bir dava, süresinde açılmış bir dava olarak kabul edilmeyeceğine göre, dava şartı olarak arabuluculuğa başvuruda bulunabilmek için de öncelikle uyuşmazlığın doğması, yani kira sözleşmesinin süresinin sona ermesi ve kiraya verenin tahliye davası yolu ile tahliye isteminde bulunma hakkının doğması gerekir. Aksi takdirde henüz tahliye davası açma hakkı bulunmayan kiraya verenin kira süresinin sona ermesinden çok öncesinde dava şartı arabuluculuk başvurusunda bulunduğu durumda bu başvuru tarihi itibariyle şartlarına göre tahliye etmeyi kabul etmeyen kiracının anlaşmamaya ilişkin son tutanağın düzenlenmesi sonrasında sürenin sona ermesine kadar aradan geçen sürede şartlarının değişmesiyle süre bitimi itibariyle tahliyeyi gerçekleştirdiğinde dava açma hakkı doğmadan erken yapılan ve olumsuz olarak neticelenen dava şartı arabuluculuk faaliyeti işlevsiz hale gelecektir. Kiraya verenin tahliye davası açma hakkının doğduğu andan itibaren arabuluculuğa başvurusu ile arabuluculukta geçen süre bakımından dava açma hakkının kullanım süresi bakımından bir kaybı olmayacaktır zira dava şartı arabuluculuğa başvuru ile son anlaşmama tutanağının düzenlenmesine kadarki geçen süre 6325 sayılı kanunun 16/2 maddesi uyarınca zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu durumda, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda , belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeplerle; uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı kararının gerekçesinin genel hatları ile Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına uygun olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı şekilde giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>1.6098 sayılı Kanun’un 350. maddesi uyarınca, belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun; tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra diğer bir anlatımla dava açma süresi içerisinde yapılması gerektiğine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine,</p>

<p>2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,</p>

<p>3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,</p>

<p>26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-nedeniyle-tahliye-davalarinda-dava-sarti-olan-zorunlu-arabuluculuk-basvurusu</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="61643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’de Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-karsiliklar-hakkinda-teblig-sayi-201315de-degisiklik-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-karsiliklar-hakkinda-teblig-sayi-201315de-degisiklik-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2026/10), 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:</strong></p>

<p><strong>ZORUNLU KARŞILIKLAR HAKKINDA TEBLİĞ (SAYI: 2013/15)’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SAYI: 2026/10)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 25/12/2013 tarihli ve 28862 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2013/15)’in 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2)<strong> </strong>Zorunlu karşılık oranları<strong> </strong>yabancı para yükümlülükler için aşağıdaki gibidir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p><strong><i>Mevduat/katılım fonu (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu hariç)</i></strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>a) Vadesiz, ihbarlı ve 1 aya kadar vadeli</p>
   </td>
   <td width="78">
   <p>%32</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>b) 3 aya kadar, 6 aya kadar, 1 yıla kadar, 1 yıl ve daha uzun vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%28</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p><strong><i>Müstakrizlerin</i></strong><strong><i> fonları</i></strong></p>
   </td>
   <td width="78">
   <p>%25</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p><strong><i>Diğer yükümlülükler (yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu dâhil)</i></strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>a) 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%21</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>b) 2 yıla kadar (2 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%10</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>c) 3 yıla kadar (3 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%8</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>ç) 5 yıla kadar (5 yıl dâhil) vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%3</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>d) 5 yıldan uzun vadeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="479">
   <p>e) Bankaların 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli diğer yükümlülüklerinden yurt içi yerleşiklerle yapılan repo işlemlerinden sağlanan fonlar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="78">
   <p>%25</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-karsiliklar-hakkinda-teblig-sayi-201315de-degisiklik-3</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/merkez-ban.jpg" type="image/jpeg" length="21386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/9)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20269</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20269" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/9), 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI İDARESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/9)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 30/6/2026 tarihli ve 11487 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Bazı Sanayi Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca, bu Tebliğin Ek-1’indeki tabloda Gümrük Tarife Pozisyonu (GTP) ve tanımları yer alan eşyanın ithalatında açılan tarife kontenjanlarının dağıtımı, yönetimi ile başvuru ve kullanım usul ve esaslarını düzenlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 30/6/2026 tarihli ve 11487 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Bazı Sanayi Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar ile 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı dağıtımı başvuru usul ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bazı Sanayi Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca, bu Tebliğin Ek-1’indeki tabloda GTP ve tanımları yer alan eşyanın ithalatında karşılarında gösterilen miktarlarda açılan tarife kontenjanlarının dağıtımı, sadece söz konusu eşyayı üretiminde hammadde veya ara mal olarak kullanan sanayicilere, talep toplama yöntemiyle yapılır.</p>

<p>(2) Tarife kontenjanından faydalanabilmek için, sanayiciler tarafından bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren 15 iş günü içerisinde, Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) internet sitesinde (<u>www.ticaret.gov.tr</u>) yer alan “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek elektronik imza ile başvuru yapılır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(4) Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurularda, ikinci fıkrada belirtilen “İthalat Belge İşlemleri (İthalatBİS)” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” sekmesi altındaki “Yeni Başvuru Girişi” ekranında Belge Türü olarak “TPS-0955-İthal Lisansı (Sanayi)”, Tebliğ/Karar olarak bu Tebliğ seçilir. Başvuru Formunun elektronik olarak doldurulup Ek-3’te yer alan başvuruya eklenmesi gereken belgelerin tam ve eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır.</p>

<p>(5) Birden fazla eşya için başvuruda bulunacak firmaların her bir eşya için ayrı bir başvuru yapması gerekmektedir.</p>

<p>(6) Başvuru süresinin dolmasından itibaren başvuruya ait belgelerde eksiklik tespit edilmesi halinde, Bakanlıkça eksikliklerin tamamlanması için 5 iş günü ek süre verilir.</p>

<p><strong>Dağıtım</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Tarife kontenjanı, talep toplama yöntemi ile talep toplama döneminde başvuru yapılmaması veya yeterli miktarda yapılmaması nedeniyle tarife kontenjanı kalması durumunda ise kalan miktar başvuru sırasına göre ilk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtılır.</p>

<p>(2) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının, açılmış olan tarife kontenjanı miktarı ile eşit veya bu miktardan daha az olması durumunda talepler tam olarak karşılanır.</p>

<p>(3) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının açılan tarife kontenjanı miktarından daha fazla olması durumunda ise dağıtım; geçerli başvuru tarih ve sayısı, toplam talep miktarı, fiili sarfiyat, üretim miktarı, üretim kapasitesi, tüketim kapasitesi, toplam ithalat miktarı ve önceki yıllarda kendilerine tahsis edilmiş bulunan tarife kontenjanını kullanma performansları kriterlerinden bir veya birkaçı dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p>(4) İlk gelen ilk alır yöntemiyle yapılan dağıtım kapsamında, bir ithal lisansında verilebilecek tarife kontenjanı miktarı toplam kalan tarife kontenjanlarının %10’unu geçemez.</p>

<p>(5) Bir başvuru sahibi adına yeni ithal lisansı düzenlenebilmesi için, söz konusu başvuru sahibi adına en son tahsis edilen ithal lisansının belge tarihi üzerinden en az 15 gün geçmiş olması gerekir.</p>

<p>(6) Tarife Kontenjanlarının başvuru yapılabilecek kalan miktarları İthalat Belge İşlemleri (İthalatBİS) sisteminde yetkili kullanıcılarca görülebilir.</p>

<p><strong>İthal lisansının düzenlenmesi, bildirimi ve kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) düzenlenen ithal lisansı gümrük beyannamesinin tescilinde ilgili gümrük idaresince aranır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan başvuru sahibi adına ithal lisansı Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) elektronik olarak düzenlenir ve başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) elektronik ortamda (Tek Pencere Sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.</p>

<p>(3) Bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibinin gümrük idaresinde kaydının olmaması nedeniyle, ithal lisansının Tek Pencere Sisteminde kaydının onaylanamaması durumunda, başvuru formunda yer alan e-posta adresine Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) bildirimde bulunulur. Yapılan bildirim üzerine ithalatçı tarafından 5 iş günü içinde gümrük sistemine kayıt yaptırılarak Bakanlığa (İthalat Genel Müdürlüğü) bilgi verilir. Aksi takdirde, yapılmış olan başvuru geçersiz sayılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı konusu eşya ancak ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde serbest dolaşıma girebilir.</p>

<p><strong>İthal lisanslarının süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Düzenlenecek ithal lisansları 15/2/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) geçerlidir.</p>

<p><strong>İthal lisansı devri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) İthal lisansı kapsamındaki ithalatın, ithal lisansı sahibi firma tarafından yapılması zorunludur. İthal lisansı üçüncü kişilere devredilemez.</p>

<p><strong>İthal lisansının revizesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) İthal lisansının üzerinde kayıtlı hususlara ilişkin olarak ihtiyaç olması halinde, Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) resen değişiklik yapabilir. Adına ithal lisansı düzenlenen firma tarafından, değişiklik talebine ilişkin ilgili bilgi ve belgeler ile birlikte başvurulması halinde, ithal lisansına ilişkin revize talepleri Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) sonuçlandırılır. Söz konusu başvurunun, adına ithal lisansı düzenlenmiş olan firmayı temsil ve ilzama yetkili temsilci veya temsilciler tarafından yapılması gerekir.</p>

<p>(2) İthal lisansının miktarının artırılmasına yönelik talepler değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p><strong>Uygulamaya ilişkin önlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık yetkilidir. Başvuruda sunulan bilgi ve belgelerde tutarsızlık olduğu durumlarda söz konusu tutarsızlık başvuru sahibi tarafından giderilinceye kadar talep karşılanmaz. Bakanlık, gerekli görmesi halinde, elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave bilgi ve belge isteyebilir.</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Bu Tebliğde yer alan hususlarda uygulamaya yönelik önlem almaya, düzenleme yapmaya, düzenlenen ithal lisanslarının iptaline, gerekli durumlarda inceleme yapma veya yaptırmaya Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) yetkilidir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Bu Tebliğde yer almayan hususlarda İthalat Rejimi Kararı ve diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Diğer mevzuat hükümleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bu Tebliğ, tarife kontenjanı kapsamında ithalatı gerçekleşecek eşyanın ithalatının tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260701-12-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20269</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="60617"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TİCARİ REKLAM VE HAKSIZ TİCARİ UYGULAMALAR YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>10/1/2015 tarihli ve 29232 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“r) Çevresel beyan: Bir mal veya hizmetin bileşeni, üretimi, piyasaya arz süreci, sunumu, kullanımı ya da bertaraf edilme süreci ile ilgili olarak çevresel fayda sağladığına veya çevreye olumsuz etkisinin azaltıldığı ya da bulunmadığına ilişkin ibare veya görseli,</p>

<p>s) Sosyal medya: Sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses ve konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan ortamı,</p>

<p>ş) Sosyal medya etkileyicisi: Sosyal medya üzerinden, doğrudan veya dolaylı olarak kendisi ya da reklam veren adına bir mal veya hizmetin tanıtımına yönelik içerik paylaşarak pazarlama iletişiminde bulunan ve bu iletişimi herhangi bir menfaate dönüştüren gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>t) Tüketici değerlendirmeleri: Tüketicilere sunulan bir mal veya hizmetin üretim süreçleri dahil niteliği, tanıtımı, satışı, teslimatı, kredi ve sigorta gibi yan sözleşmeleri ya da kullanımı ile ilişkili olarak yapılan yorumlar ile puan veya yıldız gibi derecelendirme uygulamaları da dahil olmak üzere tüketiciler tarafından internet ortamında yapılan her türlü tüketici deneyimini belirten ifade, onay ve derecelendirmeleri,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin beşinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “ödüller,” ibaresinden sonra gelmek üzere “akademik ünvanlar,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Gıda” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve takviye edici gıdaların” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) İndirimden önceki fiyat tespit edilirken mal satışına ilişkin reklamlarda, indirimin başlangıç tarihinden önceki on gün içinde uygulanan en düşük fiyat; meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlere ilişkin reklamlarda ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınır.”</p>

<p>“(5) Bir mal veya hizmetin, satıcı veya sağlayıcı tarafından farklı satış kanalları üzerinden satışa sunulması halinde, indirimli satış reklamında esas alınacak indirimden önceki fiyat, yalnızca indirimin yapıldığı kanaldaki fiyat dikkate alınarak üçüncü fıkra uyarınca belirlenir. Bir satış kanalında uygulanan fiyat, diğer kanallarda yapılacak indirimli satış için esas alınamaz.</p>

<p>(6) Tüketicilerin belirli bir marka ya da satıcı veya sağlayıcı ile olan ilişkilerini güçlendirmek veya sunulan mal veya hizmetleri satın almalarını teşvik etmek gibi amaçlarla oluşturulan sadakat uygulamalarına ilişkin reklamlarda, ilgili sadakat programının tüketiciler tarafından kolaylıkla erişilebilir ya da kullanılabilir olması durumunda bu madde hükümleri uygulanır.</p>

<p>(7) Bir mal veya hizmete ilişkin indirim ya da başka bir fayda sağlanmasını, tüketicilerin belirli miktarda, sayıda, tutarda ya da nitelikte mal veya hizmet satın alma yahut belirli bir işlem gerçekleştirme ve benzeri bir şarta bağlayan koşullu satış reklamlarında mal veya hizmetin miktarının gösterilmesine ilişkin düzenlemeler dışında bu madde hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tüketicileri aldatıcı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve yanıltıcı” ibaresi eklenmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların yetkili kurum ve kuruluşlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma, test ve değerlendirme kuruluşlarından alınan belgeler ile ispatlanmış olması zorunludur.”</p>

<p>“(5) Çevresel beyan niteliğindeki genel içerikli kavram ve ibareler, reklamlarda açıklama yapılmaksızın ya da o mal veya hizmetin yahut üretim süreçlerinin çevreye etkilerine ilişkin olarak tüketiciler nezdinde belirsizliğe neden olacak şekilde kullanılamaz.</p>

<p>(6) Çevresel beyanların mal veya hizmetin hangi bölüm, parça veya yaşam döngüsündeki hangi süreç ile ilgili olduğuna ilişkin bilgiler reklamda açıkça belirtilmelidir. Çevresel etkilerin ölçüm veya değerlendirme yöntemlerine ilişkin açıklayıcı bilgilere reklamın yayınlandığı alanda ya da bir bağlantı veya uyarı işareti ile tüketicilerin yönlendirilerek ayrıntılı bilgi alabileceği bir internet sitesinde veya açılır ekranda yer verilmesi zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(8) Reklamlarda, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zekâ veya başka bir yazılımın kullanılması yahut yapay zekâ teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu husus açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğe 23 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan reklamlar</p>

<p>MADDE 23/A- (1) Sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan reklamların, açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir olması zorunludur.</p>

<p>(2) Sosyal medya etkileyicileri tarafından gerçekleştirilen paylaşımlarda;</p>

<p>a) Reklam verene ait mal veya hizmete ya da reklam verene yönlendirme yapılması,</p>

<p>b) Reklam verenden maddi kazanç veya ücretsiz ya da indirimli mal ya da hizmet gibi faydalar sağlanması,</p>

<p>c) Reklam verene ait mal veya hizmetin tanıtımı amacıyla düzenlenen çekiliş, yarışma veya kampanyalara ilişkin içeriklerin paylaşılması,</p>

<p>ç) Reklam verenin düzenlediği bir etkinliğe katılım karşılığında menfaat elde edilerek paylaşımda bulunulması,</p>

<p>gibi durumlarda içeriğin reklam olduğu açıkça belirtilir.</p>

<p>(3) Sosyal medya etkileyicisi aracılığıyla yapılan reklamlarda “Reklam” ya da “Tanıtım” ifadelerinden birine yer verilmesi zorunludur. Bu ifadelerle birlikte reklam verenin adı veya ticaret ünvanına ya da “@[reklam veren] tarafından sağlandı.”, “Ürünleri bana gönderdiği için @[reklam verene] teşekkürler.”, “@[reklam verene] teşekkürler.” şeklinde açıklamalardan birine içerikte yer verilmesi zorunludur.</p>

<p>(4) Sosyal medya etkileyicisi tarafından yapılan paylaşımın reklam olduğuna ilişkin kullanılan etiket ve açıklamalar;</p>

<p>a) Paylaşım içinde kullanılan renklerden ve arka fondan ayırt edilebilir nitelikte ve kolaylıkla okunabilir büyüklükte olmalıdır.</p>

<p>b) Tüketicilerin paylaşımla ilk karşılaştıkları anda kolayca dikkat çekecek şekilde, görünen ekranı kaydırmalarına gerek kalmadan veya tüketicileri başka bir alana yönlendirmeden paylaşımın reklam olduğu anlaşılacak biçimde ve konumda belirtilmelidir.</p>

<p>c) Paylaşımda başka etiket veya açıklamalara yer verilmesi durumunda, bu etiket veya açıklamalardan önce ve bunlardan açıkça ayırt edilebilir şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>ç) Paylaşımın yer aldığı mecranın ara yüz ve teknik özellikleri de dikkate alınarak bir yazı ya da simgeyle örtüşmeyecek biçimde sunulmalıdır.</p>

<p>d) İçeriğin birden fazla paylaşıma yayıldığı durumda, her bir paylaşımda yer almalıdır.</p>

<p>e) Reklam içeriğinin farklı paylaşım biçimlerinde yer alması veya bir paylaşım biçiminden diğerine alıntı yapılması durumunda her bir paylaşımda bulunmalıdır.</p>

<p>(5) Yalnızca sesli olarak yapılan paylaşımlarda yayının başında ve yayınlanacak reklamın öncesinde “[reklam veren] hakkında reklam/tanıtım içerir.” ifadesine yer verilmelidir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “ve kar payı” ibareleri “veya kar payı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğe 25 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Hedefli reklamcılık</p>

<p>MADDE 25/A- (1) Satıcı ve sağlayıcılar ya da bunlar adına mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcılar tarafından; tüketicilerin çevrimiçi davranışları, tercihlerine ilişkin geçmiş kayıtlar, konum bilgileri, demografik veriler veya benzeri kişisel veriler analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel olarak reklam içeriğinin sunulması faaliyetleri hedefli reklamcılık olarak kabul edilir.</p>

<p>(2) Hedefli reklamcılık, reklamın hangi kriterler kullanılarak ilgili tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay erişilebilir bilgilerin tüketiciye sunulması koşuluyla gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(3) Tüketicinin çocuk olduğunun bilindiği veya makul olarak bilinmesinin beklendiği durumlarda, kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “yasadışı bahis” ibaresinden sonra gelmek üzere “, yasadışı şans oyunu” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(10) Takviye edici gıdaların, normal beslenme kapsamında tüketilen gıdaların yerine geçtiği izlenimi uyandırmak suretiyle reklamı yapılamaz.</p>

<p>(11) Beşerî tıbbi ürün, elektronik sigara, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin reklamı yapılamaz.</p>

<p>(12) Gerçek bir kişinin yapay zekâ teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı şekilde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamlar yapılamaz.</p>

<p>(13) Tüketicilere yönelik mal veya hizmetlerin reklamlarında, önceden ilan edilen objektif kriterlere dayanmayan ve bir menfaat karşılığında verilen ödüllere ilişkin bilgilere yer verilemez.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28/B maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 28/B- (1) İnternet ortamında, satıcı ve sağlayıcılar ya da bunlar adına mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcıları tarafından, tüketicilerin bir mal veya hizmete ya da satıcı veya sağlayıcılara ilişkin değerlendirme yapmasına imkân sağlanması durumunda; bu değerlendirmelerin, sadece ilgili mal veya hizmeti satın alanlar tarafından yapılmasına izin verilir. Satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan tüketici değerlendirmeleri yayınlanamaz.</p>

<p>(2) Tüketici değerlendirmelerinin yayınlanmasına ilişkin belirlenen esas ve kurallara değerlendirmelerin yayınlandığı alanda ya da bir bağlantı veya uyarı işareti ile tüketicilerin yönlendirildiği açılır ekranda yer verilir. Söz konusu esas ve kurallar, mal veya hizmete ya da ilgili yan sözleşmelere ilişkin değerlendirme yapılmasını engelleyecek ve değerlendirmeleri yalnızca belirli konularla sınırlayacak şekilde belirlenemez.</p>

<p>(3) Tüketici değerlendirmelerinin mal veya hizmet, teslimat, satıcı veya sağlayıcı gibi farklı başlıklar altında ayrı ayrı yayınlanması durumunda bu değerlendirmelerin tümüne aynı alanda açık, anlaşılır, ayırt edilebilir ve kolaylıkla erişilebilir bir şekilde yer verilir.</p>

<p>(4) Tüketici değerlendirmeleri, gerekli incelemeler yapıldıktan sonra olumlu ya da olumsuz ayrımı yapılmaksızın en az bir yıl süre ile herhangi bir yönlendirme yapılmadan tarih, değerlendirme notu, satıcı veya sağlayıcıya göre sıralanma gibi objektif bir ölçüte göre yayınlanır. Belirlenen esas ve kurallar çerçevesinde yayınlanmasına izin verilmeyen tüketici değerlendirmelerine ilişkin hususlar değerlendirmeyi yapan tüketiciye derhal bildirilir.</p>

<p>(5) İlgili mevzuatına aykırı sağlık beyanı içeren tüketici değerlendirmeleri yayınlanamaz.</p>

<p>(6) İnternet ortamında yayınlanan tüketici değerlendirmeleri ancak bu mecrada yer verilen değerlendirmelerin içerik ve derecelendirme konularındaki genel niteliğini yansıtacak şekilde diğer mecralarda yayınlanabilir. Satın alım sürecine ilişkin doğrulamanın yapılmadığı değerlendirmeler reklamlarda kullanılamaz.</p>

<p>(7) Değerlendirme yapılan mal veya hizmet ile ilgili yaşanan tüketici mağduriyetinin satıcı veya sağlayıcı tarafından giderildiğinin tüketici ya da satıcı veya sağlayıcı tarafından bildirilmesi halinde bu durum, gerekli doğrulama yapıldıktan sonra ilk değerlendirmeyle aynı yerde gecikmesizin yayınlanır.</p>

<p>(8) Bir mal veya hizmetin satışını artırmak amacıyla doğru olmayan değerlendirmelerin yapılmasına ya da mal veya hizmeti onaylayan ifadelerin kullanılmasına yönelik gerçek veya tüzel kişiyle anlaşma yapılamaz ya da hizmet satın alınamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28/C maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “en az yetmiş iki saat” ibaresi “kırk sekiz saat” şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Tanınan bu süre içinde cevap verilmediği takdirde, değerlendirme doğrudan yayınlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin “Haksız Ticari Uygulama Olarak Kabul Edilen Örnek Uygulamalar” başlıklı ekinde yer alan “A-Aldatıcı Ticari Uygulamalar” başlıklı bölümünün (13) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Yönetmelik 1/8/2026 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="96204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>PLANLI ALANLAR İMAR YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“ddddd) Süs havuzu: Suyun farklı formlarda ve ölçülerde hareketlendirilmesi suretiyle oluşturulan, görsel ve estetik amaç taşıyan, mimari yapı ile bütünlük arz eden, yüzme amacıyla kullanılmayan, projenin ihtiyaçları doğrultusunda müellif tarafından tasarlanan ve ilgili idaresince uygun görülen şekil ve ebatlarda yapılabilen havuzu,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; aynı maddenin sekizinci fıkrasına “atrium boşluklarının her katta asgari ölçülerdeki alanı” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bağımsız bölüm olarak düzenlenmeyen veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, yapının ana taşıyıcı sistemleriyle bütünleşik olmayan, bahçede peyzaj düzenlemesi niteliğinde yapılan pergola ve süs havuzlarının 20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen kullanımlarla birlikte bahçe alanının %20’sini geçmeyen kısımları ile giriş saçakları, bahçe ve istinat duvarları, asma katlı zemin katın içinde yer alan asma kat döşemesi hizasındaki boşluk, bir ana kitle üzerinde yükselen bloklardan arta kalan kısımların (baza) üzerinde yer alan, gezilemeyen ve herhangi bir kullanıma konu olmayan, çatı veya çakıl gibi malzeme ile kaplı alanlar” ibaresi eklenmiş; aynı maddenin yirmi yedinci fıkrasına “Tek bağımsız bölümlü konutlar hariç” ibaresinden sonra gelmek üzere “bağımsız bölüm veya ortak alanlar (ısı merkezi, kazan dairesi, elektrik odası, su deposu, iklimlendirme merkezi, jeneratör odası ve benzeri teknik hacimler dışında) veya eklenti bulunan bodrum kat dahil olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Ayrık veya blok nizam olan yerlerde, uygulama imar planında açıkça belirlenmemiş ise TAKS %40’ı geçemez. KAKS verilmeyen parsellerde, 20 nci maddenin üçüncü fıkrası ve 21 inci maddenin dördüncü fıkrasına göre %40'ı geçmemek üzere yapı yaklaşma mesafelerine göre bulunan taban alanı ile kat adedinin çarpılması sonucu bulunan KAKS değeri içerisinde kalmak ve TAKS %60’ı geçmemek şartıyla yapı yaklaşma mesafelerine göre uygulama yapılır. Yapı yaklaşma mesafeleri ile KAKS verilip TAKS verilmeyen parsellerde de, TAKS %60’ı geçmemek şartıyla, yapı yaklaşma mesafelerine göre uygulama yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı yönetmeliğin 22 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) 5 inci maddenin sekizinci fıkrasında belirtilen esaslar dâhilinde; tek bağımsız bölümlü olsalar dahi umumi bina kapsamında kalan binalarda yer alıp müşterek kullanıma açık olan ve ticari amaç içermeyen; çocuk oyun ve bakım alanları, mescit ve müştemilatı, otopark, son katın üzerindeki herhangi bir kullanıma konu edilmeyen ortak alan niteliğindeki teras çatı emsal hesabı yönünden ortak alan kapsamında değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tek bağımsız bölümlü konutlar hariç, bağımsız bölüm veya ortak alanlar (ısı merkezi, kazan dairesi, elektrik odası, su deposu, iklimlendirme merkezi, jeneratör odası ve benzeri teknik hacimler dışında) veya eklenti bulunan bodrum kat dahil olmak üzere kat adedi 3 olan binalarda asansör yeri bırakılması, 4 ve daha fazla olan binalarda ise asansör tesisi zorunludur. Daha az katlı yapılarda da asansör yapılabilir.”</p>

<p>“(8) Asansör zorunluluğu bulunan binalarda asansörlerin, bodrum katlar dâhil tüm katlara hizmet vermesi zorunludur. Ancak bağımsız bölüm veya ortak alanlar veya eklenti bulunmayan bodrum katlara asansörün ulaştırılması zorunlu değildir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 54 üncü maddesinin beşinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş, on üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“Yeniden ruhsat düzenlenmesi gereken, ruhsat tarihinden itibaren 2 yıl içinde inşasına başlanmış yapılarda; yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı, çevre ve enerji verimliliğine ilişkin hususlarda yürürlükteki ilgili mevzuatın, diğer tüm hususlarda yapının ruhsat aldığı tarihteki mevzuatın gerektirdiği tedbirlerin alınması zorunludur. Ruhsat tarihinden itibaren 2 yıl içinde inşasına başlanmamış yapılarda ise, yürürlükteki plan ve mevzuat hükümlerine göre yapıya yeniden ruhsat düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 59 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Bu fıkranın yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan mevzuata uygun olarak yapılmış bodrum hariç 3 katı geçmeyen tek bağımsız bölüme sahip müstakil konutlarda, fen ve sanat kuralları ile ilgili standartlara uygun olmak, taşıyıcı sistemle ilgili gerekli tedbirlerin alınması, ilgili idaresince gerekli görülen tüm projelerin hazırlanması ve fenni mesuliyetlerinin üstlenildiğine dair taahhütnameler ile birlikte ilgili idarece tadilata izin verilmesi kaydıyla bina içinde asansör ve/veya erişilebilirlik standartlarına uygun kaldırma iletme platformu tesis edilebilir. İlgili mevzuatlarında alınması gerekli izinler saklı kalmak kaydıyla asansörün ve/veya erişilebilirlik standartlarına uygun kaldırma iletme platformunun kullanılabilmesi için ilgili idaresince projelerine, fen ve sanat kurallarına uygun yapıldığının tespiti gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(10) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce ilgili mevzuat doğrultusunda yapımı tamamlanıp yapı kullanma izni almış yapılarda, mevcut yapının emsal ve inşaat alanını, kullanım amacını, tadilata konu olmayan bağımsız bölümlerin arsa paylarını, saçak seviyesi ve yapı yaklaşma mesafelerini ihlal etmemek, binanın taşıyıcı sistemini olumsuz etkilememek, ayrıca yürürlükteki yangın, deprem, ısı ve su yalıtımı, çevre ve enerji verimliliği ile ilgili tedbirlerin alınması kaydıyla yapılacak esaslı tadilat işlemleri, yapı ruhsatının düzenlendiği tarihte yürürlükte olan Yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılabilir.</p>

<p>(11) Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgilisince 55 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen belgelerin madde hükmündeki şartlara göre temin edilmesi için idareye başvurusu yapılmış olan yapılar, 6306 sayılı Kanun kapsamında noter onaylı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş olan yapılar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapım işlerine yönelik ihale kararı veya ihale tarihi alınmış olan yapılar için; bu fıkrayı ihdas eden Yönetmelik ile değiştirilen 5 inci maddenin yirmi yedinci fıkrası ile 34 üncü maddenin birinci ve sekizinci fıkralarındaki hükümler uygulanmaz, bu fıkranın yayımı tarihinden önce yürürlükte olan hükümler uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Ofis/büro kullanım amaçlı bağımsız bölümlerde tadilat</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 7- (1) Bu maddenin yayımı tarihinden önce uygulama imar planı kararı ile konut yapılabileceğine ilişkin hüküm bulunan alanlarda, ofis veya büro amaçlı yapı ruhsatı düzenlenerek yapımına başlanmış veya yapı kullanma izni düzenlenmiş olan yapılarda, parselin tamamında konut kullanım oranı %60’ı geçmeyecek şekilde kullanım amacı değişikliğine yönelik tadilat ruhsatı, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 1 yıl içinde sonuçlandırmak kaydıyla düzenlenebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/planli-alanlar-imar-yonetmeliginde-degisiklik-2</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="88677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7587 Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7587 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 01 Temmuz 2026 Tarihli ve 33297 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7587</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 24/6/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan tablo aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="521">
   <p><strong>RÜTBELER</strong></p>
   </td>
   <td width="235">
   <p><strong>ORANLAR</strong></p>

   <p><strong>(On binde)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Birinci Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>65</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>İkinci Sınıf Emniyet Müdürü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td width="235">
   <p>75</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>90</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>100</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Emniyet Amiri</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>300</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Başkomiser</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>310</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Komiser</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>320</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="521">
   <p>Komiser Yardımcısı</p>
   </td>
   <td width="235">
   <p>330</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>3201 sayılı Kanunun geçici 30 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>3201 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 32- Emniyet Genel Müdürlüğü eğitim ve öğretim kurumlarına girişte aranan sağlık şartlarını taşımadıkları gerekçesiyle eğitim ve öğretim kurumlarından ilişiği kesilenlerden, yargı kararına istinaden eğitim ve öğretime devam ederek mezun olan ve polis memuru veya polis amiri rütbesiyle Emniyet Hizmetleri Sınıfına atanan ancak bilahare sağlık sebeplerine dayanan yargı kararı gereğince Devlet memurluğundan ilişiği kesilmiş olanların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Emniyet Genel Müdürlüğüne başvurmaları halinde Genel İdare Hizmetleri Sınıfında durumlarına uygun unvana atamaları yapılır.</p>

<p>Bu madde kapsamında yapılacak olan atamalarda 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesindeki şartlar ile Emniyet Hizmetleri Sınıfı dışında kalan diğer hizmet sınıflarına açıktan yapılacak atamalar için belirlenmiş olan sağlık şartlarına uygunluk aranır.</p>

<p>Bu madde kapsamında yapılacak olan Devlet memurluğuna açıktan atama işlemleri ile ilgili diğer usul ve esaslar Emniyet Genel Müdürlüğünce belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine “Devlete ait” ibaresinden sonra gelmek üzere “engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezleri,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 113 üncü maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş, mevcut ikinci fıkrasında yer alan “birinci fıkra” ibaresi “bu madde” şeklinde ve mevcut beşinci fıkrasında yer alan “yarısına kadar” ibaresi “birinci fıkra kapsamına girenler bakımından yarısına kadar” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Taksi ile yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunanlardan bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını, elektronik ücret toplama sistemleri aracılığı olmaksızın, kullanma zorunluluğu getirilen taksi mali cihazla tespit ve belgelendirmek suretiyle elde edenler de talep etmeleri hâlinde, birinci fıkraya göre tespit edilen kazançları üzerinden vergilendirilir. Bu kapsama girenler, talep tarihini takip eden yılın başından itibaren hasılat esaslı kazanç tespit usulünden en fazla üç yıl süreyle yararlanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>193 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 94- Ticari kazancı gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükelleflerinin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce sahip oldukları taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakalarını elden çıkarmalarından doğan kazançlar gelir vergisinden müstesnadır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>2/1/1961 tarihli ve 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanuna 35 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“İnternet haber sitelerinin vasıf ve ödevleri:</p>

<p>MADDE 35/A- Resmî ilan ve reklam verilen veya bekleme süresi içindeki internet haber sitelerinin vasıfları:</p>

<p>a) Haber sayısı,</p>

<p>b) İçerik,</p>

<p>c) Kadro,</p>

<p>ç) Okur sayısı,</p>

<p>d) En az yayın hayatı süresi,</p>

<p>bakımlarından ve uygun görülecek diğer yönlerden Basın-İlan Kurumu Genel Kurulunca tespit olunur. Bu Kanunun 35 inci maddesi hükmü internet haber sitelerinin ödevleri bakımından da uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>195 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 49- Bu Kanun ile belirlenmiş vasıf, ödev, yükümlülük ve bu Kanun hükümlerine istinaden Genel Kurul tarafından belirlenen sorumluluklara riayet etmeyen resmî ilan ve reklam yayımlama hakkına sahip veya bekleme süresinde olan gazete, dergi ve internet haber siteleri ile prodüktörler, kamu idare ve teşekkülleri ve 42 nci maddede anılan sair müesseselerin veya bunların iştiraklerinin sorumluları hakkında, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu madde kapsamında muamele yapılır.</p>

<p>Kurum Yönetim Kurulunca, gazete, dergi ve internet haber sitelerine bu Kanunda öngörülen vasıfları taşımamaları veya ödevleri yerine getirmemeleri halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve süresi gözetilerek bir günden on güne kadar resmî ilan ve/veya reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir. Ayrıca ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesi bu Kanunla temin edilen diğer menfaatlerden de aynı sürelerle faydalandırılmaz.</p>

<p>Bu maddeye göre gazete, dergi ve internet haber sitelerine dair verilecek müeyyide kararı; resmî ilan ve reklam yayımlama hakkı bulunanlar için resmî ilan verilmemesi; yalnız reklam yayımlama hakkı bulunanlar için listeden çıkarılması suretiyle kararın kesinleşmesini müteakip Kurum Genel Müdürlüğünce uygulanır. Bekleme süresindekiler için müeyyide kararı verilmesi halinde bu karar resmî ilan ve reklam yayımlama hakkının kazanılmasından sonra uygulanır.</p>

<p>Müeyyide kararının ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesine tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı nitelikte ihlalin ilk tekrarı halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve tekrarı gözetilerek beş günden on beş güne kadar, ikinci tekrarı halinde on günden yirmi güne kadar, üçüncü ve daha fazla tekrarı halinde on beş günden yirmi beş güne kadar ilan ve reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir.</p>

<p>İhlal süresinin bir ayı aşması halinde yukarıdaki fıkralara göre tespit edilecek müeyyide gün sayısı bir kat artırılır. Birden fazla konuda ihlal varsa her biri için belirlenen günler toplanır. Bir defada toplam uygulanabilecek müeyyide altmış günü aşamaz.</p>

<p>Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan düzenlemelere riayet etmeyen prodüktörler ile kamu idare ve teşekkülleri hakkında aşağıdaki işlemler uygulanır:</p>

<p>a) Prodüktörlük müessesesi Yönetim Kurulu kararıyla iki aya kadar kapatılabilir. Kesinleşen karar, o yerdeki valilikçe uygulanır.</p>

<p>b) Kamu idare ve teşekkülleri ile ortaklıklarının sorumluları hakkında, Genel Müdürlüğün bildirimi üzerine kendi mevzuatlarına göre disiplin işlemi uygulanır. İşlem sonucu Kuruma bildirilir; Kurumun bu işlemlere itiraz hakkı saklıdır.</p>

<p>Bu maddeye göre verilen müeyyide kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre yargı yoluna başvurulur.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına dair usul ve esaslar Genel Kurulca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 107/A- Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselerden aşağıda sayılanlar Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemini kullanmak zorundadır. Bu kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, elektronik tebligat sistemi vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.</p>

<p>1. Kurumlar vergisi mükellefleri,</p>

<p>2. Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</p>

<p>3. Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</p>

<p>4. 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.</p>

<p>Bu maddenin birinci fıkrası kapsamına girmeyenler, talep etmeleri halinde elektronik tebligat sistemine dâhil olabilirler.</p>

<p>Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>Zorunlu veya isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanların elektronik tebligat sisteminden çıkışlarına ilişkin usuller şunlardır:</p>

<p>1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>2. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>3. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>4. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>5. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</p>

<p>Elektronik ortamda tebligat, tebliğin bu sistem ile muhatabına iletildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yer alan “iki katına” ibaresi “beş katına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>213 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 38- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunun 107/A maddesi kapsamında elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, yeni bir başvuru yapmaksızın elektronik tebligat sistemini kullanmaya devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununa 68 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Disiplin cezaları:</p>

<p>MADDE 68/A- Banka hizmetlerinin yürütülmesinde bu Kanun ile diğer mevzuatta belirtilen görevleri yerine getirmeyen, yasaklanan fiil ve hallerde bulunan Banka personeli hakkında yapılacak disiplin işlemleri sonucunda, ihlalin niteliğine ve sonucun ağırlık derecesine göre bu maddede belirtilen disiplin cezaları uygulanır.</p>

<p>I- Uyarma cezası; Banka personelinin görevinde veya davranışlarında daha dikkatli ve özenli hareket etmesi gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir. Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde Bankaca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmî belge, araç, gereç ve benzerlerinin korunmasında, kullanılmasında ve bakımında kayıtsızlık ve özensizlik göstermek,</p>

<p>b) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın göreve geç gelmeyi veya görevden erken ayrılmayı alışkanlık haline getirmek,</p>

<p>c) Çalışma saatlerinde izinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın görev mahallinden ayrılmak,</p>

<p>ç) İş sahipleri veya görev nedeniyle gelenler dışındaki kimselerle iş başında görüşmeyi alışkanlık haline getirmek,</p>

<p>d) Banka personeli vakarına uymayan tutum veya davranışlarda bulunmak,</p>

<p>e) Görevin iş birliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak,</p>

<p>f) Amirlerinin uyarılarına rağmen, görevi ile ilgisi olmayan işler yapmak,</p>

<p>g) Belirlenen kılık ve kıyafet esaslarına aykırı davranmak,</p>

<p>ğ) Bankaca istenilen veya mevzuat çerçevesinde verilmesi gereken bilgi ve bildirimleri zamanında vermemek,</p>

<p>h) Usulsüz başvuruda veya şikâyette bulunmak.</p>

<p>II- Kınama cezası; Banka personeline görevinde veya davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde Bankaca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmî belge, araç, gereç ve benzerlerinin korunmasında, kullanılmasında ve bakımında kusurlu davranmak,</p>

<p>b) Verilen emirlere ve görevlere itiraz etmek,</p>

<p>c) Görev başında amirlerine saygısızlık etmek,</p>

<p>ç) Bankaya ait belge, araç, gereç ve benzerlerini özel menfaat sağlamak için kullanmak veya kaybetmek,</p>

<p>d) Banka personeline ve iş sahiplerine karşı kırıcı veya saygısız davranışta bulunmak, çalışma düzen ve huzurunu bozmak,</p>

<p>e) Hizmet dışında Banka personeli sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunmak,</p>

<p>f) Görev gereği almış olduğu avansı süresinde kapatmamak,</p>

<p>g) Banka personeli hakkında küçültücü ve yalan haberler yaymak veya dedikodu yapmak,</p>

<p>ğ) İçinde bulunulan yılın Ocak ayına ait brüt ücretinin iki katını aşan tutarda ücreti haczedilmek, maiyetinden borç almak veya bu kişileri kefil göstermek.</p>

<p>III- Kısa süreli ücret kesintisi cezası; Banka personelinin almakta olduğu ücretinin, 3 ay süre ile %15 oranında kesilmesidir. Kısa süreli ücret kesintisi cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevleri kasıtlı olarak tam ve zamanında yapmamak,</p>

<p>b) Hizmet içinde Banka personeli sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunmak,</p>

<p>c) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın bir veya iki gün göreve gelmemek,</p>

<p>ç) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ticaretle uğraşmak, çalışma saatleri dışında da olsa gerçek ve tüzel kişilerin herhangi bir işinde ücretli veya ücretsiz olarak çalışmak,</p>

<p>d) Bankadaki görevleri dolayısıyla edindiği bilgileri, kişisel yararına veya üçüncü kişilerin yararına ya da zararına kullanmak,</p>

<p>e) Bankaca düzenlenen Devlet iç borçlanma senetleri ihalelerine katılmak ve birincil piyasadan alım yapmak,</p>

<p>f) Görevleri dolayısıyla çıkar sağlamak, nezaket kurallarının gerektirdiği hediyeler hariç, iş ilişkisinde bulunduğu kimselerden doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye kabul etmek veya borç para istemek, Bankadaki görevi ile ilişkilendirilebilecek şekilde, Banka içindeki veya dışındaki herhangi bir kaynaktan maddi veya maddi olmayan bir çıkar sağlamak,</p>

<p>g) Sıfat ve görevleri dolayısıyla edindiği, Bankaya veya Banka ile ilişkisi olan kişi ve kurumlara ait bilgilerin ve sırların korunmasında gereken özeni göstermemek,</p>

<p>ğ) Bankaya ait belgeleri ilgili amirinin izni ve bilgisi olmaksızın görev yeri dışına çıkarmak,</p>

<p>h) Başkanlıkça görevlendirilmedikçe, Banka ve görevleri ile ilgili olarak basına, haber ajanslarına, radyo veya televizyon kurumlarına, Banka dışındaki kişi, kurum ya da kuruluşlara bilgi ve demeç vermek veya açıklamada bulunmak,</p>

<p>ı) Bankanın gizli bilgi ve belgelerine dayanarak herhangi bir yayımda bulunmak, Başkanlıkça uygun görülmedikçe; görevleri dolayısıyla öğrendiği bilgilere dayanarak yayımda bulunmak, bankacılığı veya Bankayı ilgilendiren ve genel ekonomik politikaya ilişkin konularda kamuya açık konferans, seminer ve toplantılarda konuşmak,</p>

<p>i) Yetkilerini görevlerinin sınırları dışında kullanmak, yetkilerini aşarak Bankayı bağlayıcı girişim, açıklama, taahhüt veya vaatte bulunmak,</p>

<p>j) Görevle ilgili resmî belge, araç, gereç ve benzerlerini görevin sona ermesine veya Bankaca istenmesine rağmen geri vermemek,</p>

<p>k) Yükümlü bulunduğu devir ve teslim işlerini tamamlamadan görevinden ayrılmak,</p>

<p>l) Görev mahallinde genel ahlak kurallarına uymamak, edep dışı davranışlarda bulunmak.</p>

<p>IV- Uzun süreli ücret kesintisi cezası; Banka personelinin almakta olduğu ücretinin, 6 ay süre ile %30 oranında kesilmesidir. Uzun süreli ücret kesintisi cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Verilen emir ve görevleri kasten yapmamak,</p>

<p>b) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın kesintisiz olarak 3 - 9 gün göreve gelmemek,</p>

<p>c) Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek,</p>

<p>ç) Banka personeline veya iş sahiplerine küfretmek, küçük düşürücü hareketlerde bulunmak veya sözler sarf etmek, anılan şahısları alenen tehdit etmek; küfürlü, tehdit edici ve küçük düşürücü sözleri yazılı olarak veya elektronik yolla göndermek,</p>

<p>d) Bankaca istenilen ya da mevzuat çerçevesinde verilmesi gereken bilgilerde ve belgelerde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmak veya meydana gelen değişiklikleri kasten zamanında bildirmemek,</p>

<p>e) Banka personelini zor duruma düşürmek veya kendi kusurunu örtmek amacı ile resmî bir belgeyi veya dosyayı gizlemek, tahrif etmek veya yok etmek,</p>

<p>f) İzinli bulunduğu sürede Bankaca çeşitli nedenlerle görevine derhal dönmesi kendisine duyurulduğu halde, kabul edilebilir özrü bulunmaksızın göreve başlamamak,</p>

<p>g) Gerçeğe aykırı rapor veya belge düzenlemek,</p>

<p>ğ) Banka personeline karşı; kasıtlı ve sistematik olarak baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmak, aşağılama, küçümseme, dışlama, kişiliği ve saygınlığı zedeleme, yıldırma gibi eylemler yapmak, Banka personeli hakkında dayanaksız belge düzenlemek,</p>

<p>h) Görevini yerine getirirken ırk, dil, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep, engelli olma ve benzeri sebeplerle ayrımcılık yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak,</p>

<p>ı) Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak.</p>

<p>V- İşe son verme cezası; Banka personelinin bir daha Bankada herhangi bir göreve atanmamak üzere ilişiğinin kesilmesidir. İşe son verme cezasını gerektiren fiil ve haller aşağıda sayılmıştır:</p>

<p>a) Başkanlıkça yetki verilen haller dışında, ekonomik kararların alınmasında Banka ve kamu yararı bakımından gizli kalması gerekli bilgileri ve belgeleri açıklamak, başkalarına vermek veya kendi yararına kullanmak,</p>

<p>b) Banka personeli sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,</p>

<p>c) Savaş, olağanüstü hâl veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,</p>

<p>ç) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş veya affa uğramış ya da ertelenmiş olsa dahi, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevrilmiş cezalar hariç olmak üzere kasten işlenen bir suçtan dolayı, bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasından, bu Kanun ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ve 27/12/2020 tarihli ve 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun hükümlerine göre hapis cezasını gerektiren suçlardan, 5237 sayılı Kanun veya diğer kanunlar uyarınca zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması, tefecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, kaçakçılık suçlarından veya Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlardan, Devletin güvenliğine karşı suçlardan, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan, milli savunmaya karşı suçlardan, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluktan, yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlardan, kamu güvenine karşı suçlardan, bilişim alanında suçlardan ve vergi kaçakçılığı suçlarından veya bu suçlara iştirakten 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223 üncü maddesi çerçevesinde hükümlü bulunmak,</p>

<p>d) Banka personeline veya iş sahiplerine karşı fiilî saldırıda bulunmak,</p>

<p>e) İzinsiz veya kabul edilebilir özrü olmaksızın bir yıl içinde toplam 20 gün göreve gelmemek,</p>

<p>f) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi ya da ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları Bankanın herhangi bir yerine asmak ya da teşhir etmek,</p>

<p>g) İdeolojik veya siyasi amaçlarla Bankanın huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,</p>

<p>ğ) İşe girişte istenilen belgelerde tahrifat yaptığı veya işe girmesini engelleyici nitelikteki bir konuda yanıltıcı ve gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu sonradan anlaşılmak,</p>

<p>h) Banka personelinin şerefine ve namusuna dokunacak yalan beyanlarda veya bu şahısları lekelemek kastı ile şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve şikayetlerde bulunmak,</p>

<p>ı) Siyasi partilere üye olmak,</p>

<p>i) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanuna aykırı eylemlerde bulunmak,</p>

<p>j) Bankanın bilişim sistemlerine yetkisi haricinde girerek programları, verileri veya diğer herhangi bir unsuru ele geçirmek, kullanmak, çoğaltmak, tahrip etmek, değiştirmek, silmek, sisteme yerleştirmek, sistemdeki verilere erişmeyi engellemek, sistemin işlemesine engel olmak veya yanlış biçimde işlemesini sağlamak,</p>

<p>k) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, Bankanın imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.</p>

<p>Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibarıyla benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.</p>

<p>Geçmiş hizmetleri sırasında olumlu tutum, davranış ve çalışmaları olan personele verilecek disiplin cezalarında, fiil ve halin niteliği göz önünde bulundurularak, bir derece hafif olanı uygulanabilir.</p>

<p>Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.</p>

<p>Bu madde ile bu Kanunun 68/B maddesi sözleşmeli personel hakkında da uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>1211 sayılı Kanuna 68 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Disiplin işlemlerine ilişkin diğer hükümler ve görevden uzaklaştırma:</p>

<p>MADDE 68/B- I- Disiplin soruşturması ve savunma hakkı:</p>

<p>a) Disiplin soruşturması Banka denetim elemanları tarafından yapılır.</p>

<p>b) Banka personeli hakkında ceza soruşturması veya kovuşturmasına başlanmış olması, aynı olaydan dolayı disiplin soruşturması yapılmasına ve disiplin cezası verilmesine engel olmaz.</p>

<p>c) Banka personeli hakkında, savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Yedi günlük süre içinde kabul edilebilir bir özre dayanmaksızın savunmasını yapmayan Banka personeli, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.</p>

<p>II- Disiplin cezalarının verilmesi:</p>

<p>a) Disiplin cezaları Disiplin Kurulu tarafından verilir. İşe son verme cezası için ayrıca Banka personelini atamaya yetkili organın onayı gerekir.</p>

<p>b) Disiplin Kurulu ve atamaya yetkili organ, dosyanın kendilerine tevdiinden itibaren 30 gün içerisinde soruşturma evrakına göre kararını verir.</p>

<p>III- Disiplin cezalarının uygulanması ve itiraz:</p>

<p>a) Disiplin cezaları verildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder ve derhal uygulanır. Kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezaları kapsamında yapılacak kesintiler, Disiplin Kurulu karar tarihini takip eden ay başından itibaren uygulanır.</p>

<p>b) Banka personelinin mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.</p>

<p>c) Bir fiilin diğer kanunlar uyarınca idari yaptırıma bağlanmış olması, aynı fiile bu Kanun kapsamında disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmez.</p>

<p>ç) Uyarma, kınama, kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezalarına karşı, Disiplin Kurulu kararının ilgiliye tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunulabilir. İtiraz başvuruları, Yüksek Disiplin Kurulu sıfatıyla atamaya yetkili organ tarafından görüşülmek üzere disiplin işlemlerinin yürütülmesi ile görevli birime yapılır. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.</p>

<p>d) Yüksek Disiplin Kurulu sıfatıyla atamaya yetkili organ, dosyanın kendisine tevdiinden itibaren 30 gün içerisinde itirazın reddi ya da dosyanın tekrar incelenmek üzere Disiplin Kuruluna gönderilmesi kararı verebilir. Dosya kendisine gönderilen Disiplin Kurulu 30 gün içerisinde cezanın hafifletilmesine ya da kaldırılmasına karar verebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.</p>

<p>IV- Zamanaşımı, disiplin cezalarının kaydedilmesi ve silinmesi:</p>

<p>a) Bu Kanunun 68/A maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin disiplin işlemlerinin yürütülmesi ile görevli birimce öğrenildiği tarihten itibaren;</p>

<p>1) Uyarma, kınama, kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezalarında bir ay içinde,</p>

<p>2) İşe son verme cezasında altı ay içinde,</p>

<p>disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>

<p>Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Ancak, ceza muhakemesi süreci devam eden bir fiil nedeniyle disiplin cezası verilmesinin söz konusu olduğu hallerde zamanaşımı süresi mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar.</p>

<p>b) Disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde; kararın Bankaya ulaştığı tarihten itibaren kalan disiplin ceza zamanaşımı süresi içerisinde, zamanaşımı süresinin dolması veya üç aydan daha az süre kalması hâlinde en geç üç ay içerisinde karar gerekçesi dikkate alınarak yeniden disiplin cezası tesis edilebilir.</p>

<p>c) Disiplin cezaları Banka personelinin özlük dosyasına işlenir.</p>

<p>ç) Banka personeli, uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl, kısa süreli ücret kesintisi ve uzun süreli ücret kesintisi cezalarının uygulanmasından itibaren on yıl sonra disiplin işlemlerinin yürütülmesi ile görevli birime yazılı talepte bulunarak disiplin cezalarının özlük dosyasından silinmesini isteyebilir. Banka personelinin bu süreler içerisindeki davranışları isteğini haklı kılacak nitelikte görülürse, talebinin yerine getirilmesine karar verilerek bu karar özlük dosyasına işlenir.</p>

<p>V- Görevden uzaklaştırma:</p>

<p>a) Haklarında ceza soruşturması ya da kovuşturması yapılan, gözaltı veya tutuklama kararı alınan veyahut disiplin soruşturması sırasında görevlerinde kalmalarında sakınca görülen Banka personeli hakkında ihtiyati tedbir niteliğinde görevden uzaklaştırma kararı alınabilir.</p>

<p>b) Görevden uzaklaştırma kararı, Banka personelini atamaya yetkili organlarca alınır. Denetim ve soruşturma sırasında Banka denetim elemanlarınca gerekli görülmesi halinde de Başkanlık tarafından görevden uzaklaştırma kararı alınabilir.</p>

<p>c) Görevden uzaklaştırılan Banka personeli hakkında bu işlemi izleyen yedi iş günü içinde disiplin soruşturması başlatılır.</p>

<p>ç) Görevden uzaklaştırma, disiplin soruşturması ile ilgili olduğu takdirde altı ay devam eder. Bu süreden önce, hakkında bir disiplin cezası verilmeyen ya da işe son verme cezasından başka bir disiplin cezası verilen Banka personeli, bu kararların kesinleşmesi üzerine göreve başlatılır.</p>

<p>Ancak, görevden uzaklaştırma, ceza soruşturmasının veya kovuşturmasının varlığına dayanıyorsa;</p>

<p>1) Kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi,</p>

<p>2) Hükümden önce kovuşturmanın af ile kaldırılması,</p>

<p>3) Görevle ilgili olsun veya olmasın işe son verme cezası gerektirmeyen bir ceza ile hükümlü olunup cezanın ertelenmesi,</p>

<p>hallerinde bu kararların kesinleşmesine kadar devam edebilir.</p>

<p>d) Görevden uzaklaştırılan Banka personeline görev başında bulunmadığı süre boyunca ücretinin üçte ikisi ödenir. Bu personelin ücret dışında kalan hak ve yükümlülükleri devam eder. Göreve tekrar başlatılan Banka personelinin görevden uzak kaldığı süre içerisinde ücretinden yapılan kesintiler iade edilir. Ancak, işe son verme cezası alan veya görevle ilgili olsun veya olmasın işe son verme cezası gerektiren bir ceza ile mahkûm olanların ücretleri iade edilmez.</p>

<p>VI- Disiplin amirleri ile bunların yetki ve sorumlulukları, Disiplin Kurulunun kuruluşu, üyelerinin görev süresi, görüşme ve karar usulü, bunların yetki ve sorumlulukları ve disiplin işlemlerine ilişkin diğer hususlar yönetmelik ile belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Bu Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (I) numaralı bendi kapsamında biletle girilen yerlerde, 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış kişilere düzenlenen biletler için vergi alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yerel yönetimlerin taşınmazlarının satışı:</p>

<p>EK MADDE 1- İl özel idareleri ve belediyeler ile bunlar tarafından kurulan mahalli idare birliklerine ait taşınmazların satış bedeli peşin veya taksitle ödenebilir.</p>

<p>Satış bedelinin taksitle ödenebileceği hususunun ihale ilanında belirtilmesi ve ihale üzerinde kalan isteklinin talep etmesi durumunda, ihale sonucu belirlenen satış bedeli; en az %25’i peşin, kalanı en fazla iki yılda ve en fazla 12 taksitle kanuni faiz ile birlikte ödenir. İhale ilanında ödeme şekli, taksit süresi ve sayısı belirtilir.</p>

<p>Taksitli satışlarda taşınmazın satış bedelinden tahsil edilen peşinat düşüldükten sonra kalan tutar ile kanuni faizden ve sözleşmeden doğacak alacakların tamamını karşılayacak tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubu verilmesi veya satışı yapılan taşınmazın üzerinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri uyarınca idare lehine kanuni ipotek tesis edilmesi halinde, taşınmaz tapuda alıcısı adına devredilir. Bu fıkra uyarınca teminat mektubu verilememesi veya kanuni ipotek tesis edilememesi durumunda taksitlerin tamamı ödenene kadar alıcı adına tapuda taşınmaz devri yapılamaz.</p>

<p>Alıcısı adına mülkiyet devri yapılmayan taşınmazlara ilişkin taksitli satışlarda, alıcı tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsil edilen tutarlardan ihale sırasında alınan geçici teminata isabet eden tutar ilgili idareye irat kaydedilerek kalanı alıcıya aynen iade edilir. Alıcısı adına mülkiyet devri yapılan taşınmazlara ilişkin taksitli satışlarda, alıcı tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ise idarece, teminat mektubu paraya çevrilerek veya ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılarak kalan borç faiziyle birlikte tahsil edilir.</p>

<p>Vadesinde ödenmeyen taksit tutarları, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak faizle birlikte tahsil edilir.</p>

<p>Satış, kira, trampa ve sınırlı ayni hak tesisi işlemleri ihalelerinde ihale konusu olan taşınmazın tahmin edilen bedelinin %3’ünden az olmamak üzere %30’una kadar geçici teminat alınabilir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve tereddütleri gidermeye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “üç iş günü” ibaresi “on beş iş günü” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “mükerrer 20/B maddesi” ibaresi “mükerrer 20/B ve geçici 94 üncü maddeleri” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>3065 sayılı Kanunun geçici 45 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2025” ibaresi “31/12/2028” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanununa 15 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Adaylarda aranacak şartlar ve sınav</p>

<p>MADDE 15/A- Fakülteye başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır:</p>

<p>a) Türk vatandaşı olmak.</p>

<p>b) Lise ve dengi okullardan mezun olmak.</p>

<p>c) Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya bir engeli bulunmamak.</p>

<p>d) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla yirmi iki yaşından gün almamış olmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuattaki sağlık şartlarını taşımak.</p>

<p>f) İlgili mevzuatta belirtilen sağlık sebepleri hariç, herhangi bir nedenle polis eğitim kurumlarından çıkarılmamış olmak.</p>

<p>g) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılan Yükseköğretim Kurumları Sınavından Bakanlıkça belirlenen taban puan veya üzerinde puan almış olmak.</p>

<p>h) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak.</p>

<p>ı) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Üçüncü Kısım Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlardan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçlarından dolayı hakkında herhangi bir adli kovuşturma devam ediyor olmamak veya bu suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak.</p>

<p>i) Kumar oynamaktan dolayı idari yaptırım uygulanmamak.</p>

<p>j) Terör örgütleri ile bu örgütlerin uzantılarının eylemlerine, toplantılarına, yürüyüş ve mitinglerine karışmamış, desteklememiş, katılmamış olmak.</p>

<p>k) 5237 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile;</p>

<p>1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak,</p>

<p>2) Affa uğramış olsa bile 5237 sayılı Kanunun İkinci Kitap Birinci Kısım Birinci ve İkinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlardan veya zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar nedeniyle mahkûm olmamak veya bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak.</p>

<p>l) Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmış olmamak.</p>

<p>m) Başvuru tarihinde herhangi bir siyasi partiye veya siyasi partilerin yan kuruluşlarına üye olmamak.</p>

<p>Fakülte için sıralamaya esas alınacak yükseköğretim kurumları sınavı, taban puanı ve puan türü Bakanlıkça belirlenir. Başvuranlar arasından eğitime alınacak aday sayısının en fazla beş katı kadar aday fiziki yeterlilik ve mülakat sınavı olmak üzere iki aşamalı sınava tabi tutulur.</p>

<p>Başarılı olmak için fiziki yeterlilik sınavından ve mülakat sınavından yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan almak şarttır. Adayların başarı sıralamasına esas Fakülte giriş puanı; yükseköğretim kurumları sınav puanının %30’u, fiziki yeterlilik sınavı puanının %30’u ve mülakat sınavı puanının %40’ının toplamıdır.</p>

<p>Fakülteye dikey geçiş müracaatında bulunabilmek için adaylarda aşağıdaki şartlar aranır:</p>

<p>a) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, dikey geçiş sınavlarının yapılacağı yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla yirmi dört yaşından gün almamış olmak.</p>

<p>b) Eğitim kurumundan çıkarma veya uzaklaştırma cezası gerektiren fiil ya da fiiller nedeniyle hakkında devam eden soruşturma işlemi bulunmamak ya da bu fiiller nedeniyle ceza almamış olmak.</p>

<p>c) Genel mezuniyet başarı sıralamasında %30’luk başarı dilimine girmiş olmak ve en az yetmiş beş puan not ortalaması ile mezun durumunda olmak.</p>

<p>Dördüncü fıkradaki şartları taşıyan adaylardan, genel mezuniyet başarı sıralamasına göre dikey geçiş kontenjanı olarak belirlenen sayının iki katı öğrenci en yüksek puandan başlamak üzere aşağıya doğru sıralanarak mülakat sınavına çağrılır. Mülakat sınavında; sınav komisyonu üyelerinin verdiği puanların aritmetik ortalaması en az yetmiş puan olan adaylar başarılı olur. Mülakatta başarılı olan adaylar mezuniyet notlarına göre en yüksek puandan başlamak üzere sıralanır. Mezuniyet notunda eşitlik olması halinde, öncelikle disiplin notu yüksek olan, bunda da eşitliğin bozulmaması halinde yaşı küçük olan aday tercih edilerek Fakülteye kaydı yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>4652 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 4- Polis Amirleri Eğitimi Merkezini oluşturan yönetim kademeleri ve hizmet birimleri; müdür, müdür yardımcıları, şube müdürlükleri, kurullar, bölüm başkanlıkları ve ana bilim dalı başkanlıklarıdır.</p>

<p>Polis Amirleri Eğitimi Merkezi; ilk derece amirlik eğitimine, yöneticilikle ilgili hizmet içi eğitimlerine, yabancı ülke polisleri ile diğer kolluk görevlilerine yönelik eğitim faaliyetlerine, rütbe terfi ve görevde yükselme sınavlarına, Genel Müdürlükçe uygun görülen diğer sınav ve eğitimlere ilişkin işlemleri yürütmek ve eğitim-öğretim hizmetlerinin verimliliğini artırmak için araştırmalar yapmakla görevlidir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“g) Bu Kanuna göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında yazılı suçların işlendiği ile ilgili vergi incelemesi görevi bulunduğunun Kuruma bildirilmesiyle söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmemesi tedbiri Kurum tarafından uygulanır. Bu tedbirin kaldırılıp kaldırılamayacağı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığından temin edilecek bilgilere göre üç ayda bir değerlendirilir. Ancak bu tedbirin süresi Kuruma yapılan bildirimden itibaren bir yılı geçemez. Bu bent kapsamındaki suçların işlendiğinin anılan Kanunun 367 nci maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ile birlikte durum, Kuruma da iletilir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiğinin veya mahkûmiyet dışında bir hüküm veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin yargı mercilerinden temin edilecek bilgilerle yahut sair suretlerle Kurumca ıttıla edilmesine kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmez. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilir. Bu bent kapsamında kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 61 inci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Genel Kurul, her yılın mayıs ayının sonuna kadar toplanır. Genel Kurul toplantısının yeri, günü, saati ve gündemi en az otuz gün öncesinden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve Genel Kurul toplantısı tarihine kadar yayımda kalacak şekilde Birlik resmî internet sitesinde duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>5174 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “mayıs ayı içinde” ibaresi “84 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen kasım ayını takip eden yılda mayıs ayının sonuna kadar” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“Genel Kurul toplantısının yeri, günü, saati ve gündemi en az otuz gün öncesinden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve Genel Kurul toplantısı tarihine kadar yayımda kalacak şekilde Birlik resmî internet sitesinde duyurulur. Mevcut birlik organlarının görevleri Kanunda belirtilen görev sürelerine bağlı olmaksızın yeni organların seçimine kadar devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde, fıkrada yer alan “on dokuz” ibaresi “yirmi üç” şeklinde ve beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “on bir” ibaresi “on üç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Bakanlığın; Genel Müdürlük, Esnaf, Sanatkârlar ve Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, İç Ticaret Genel Müdürlüğü ve Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürlüğü genel müdür yardımcıları arasından görevlendireceği birer üye,”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 18 inci maddesi 31/12/2025 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7587-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="53373"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46310"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31290"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="63884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="32502"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="18066"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="60405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="60163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="82419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="91466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="97006"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="53955"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
