<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 30 Jun 2026 11:42:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Yıldırım Beyazıd Sancakbeyi vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Yıldırım Beyazıd Sancakbeyi (48745) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. YILDIRIM BEYAZID SANCAKBEYİ (48745) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>08.11.2024 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Yıldırım Beyazıd SANCAKBEYİ (48745) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 30.06.2026 Salı günü (bugün) Lalahan Merkez Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Lalahan Odabaşı Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yildirim-beyazid-sancakbeyi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yildirim-beyazid-sancakbeyi-1.jpg" type="image/jpeg" length="34987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WhatsApp'ta yeni dönem: Numara paylaşma zorunluluğu kalkıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[WhatsApp, kullanıcıların telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca kullanıcı adlarıyla mesajlaşmasına imkan tanıyacak yeni özelliğini kademeli olarak kullanıma sunmaya hazırlanıyor. Yeni sistem, platformdaki gizlilik ve güvenlik seçeneklerini de genişletecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>WhatsApp, kullanıcı deneyimini geliştirmeye yönelik yeni bir özelliği hayata geçirmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki aylarda kademeli olarak kullanıma sunulacak sistemle birlikte kullanıcılar, telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca belirleyecekleri kullanıcı adları üzerinden mesajlaşabilecek.</p>

<p>Şirket, yeni uygulamanın özellikle gizlilik ve güvenliği artırmayı hedeflediğini belirtti. Kullanıcı adı özelliği sayesinde telefon numarasını paylaşmak istemeyen kişiler, platform üzerinde daha kontrollü bir iletişim kurabilecek.<br />
Gizlilik seçenekleri genişliyor</p>

<p>Yeni özellikle birlikte kullanıcılar, kullanıcı adları üzerinden kendilerine kimlerin ulaşabileceğini de belirleyebilecek. Ayrıca, yalnızca belirli kişilerin iletişim kurabilmesi için isteğe bağlı bir "kullanıcı adı anahtarı" oluşturma seçeneği sunulacak.</p>

<p>WhatsApp, kullanıcı adı özelliği aktif olsa bile bir kişi ya da işletmeye ilk kez mesaj gönderildiğinde kullanıcı adının karşı tarafa otomatik olarak gösterilmeyeceğini de bildirdi.</p>

<p><strong>Kullanıcı adı nasıl oluşturulacak?</strong></p>

<p>Kullanıcı adı özelliğini kullanmak isteyenler şu adımları izleyebilecek:</p>

<p>* WhatsApp uygulamasını açın.</p>

<p>* Ayarlar menüsüne girin.</p>

<p>* Hesap bölümünü seçin.</p>

<p>* Kullanıcı Adı sekmesinden istediğiniz kullanıcı adını oluşturun veya ayırtın.</p>

<p><strong>İstenildiği zaman değiştirilebilecek</strong></p>

<p>Platform tarafından yapılan açıklamada, kullanıcı adlarının istenildiği zaman silinebileceği veya değiştirilebileceği belirtildi.</p>

<p>Sistem tamamen aktif hale geldiğinde, yeni bir sohbete başlamak için telefon numarası yerine kullanıcı adının verilmesi yeterli olacak.</p>

<p>Güvenlik amacıyla istenmeyen mesajları engelleme ve şikayet etme seçenekleri ise korunacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En fazla 35 karakterle sınırlandırılan kullanıcı adlarında, taklitçiliğin önüne geçmek adına üst düzey yetkililer ve ünlüler için bazı kısıtlamalar uygulanacak.</p>

<p>WhatsApp Ürün Müdürü Alice Newton-Rex, özellikle grup sohbetlerinde telefon numaralarının yabancılarla paylaşılmak istenmediğine dair talepler aldıklarını, bu yeni özellikle kullanıcılara kimliklerini nasıl yansıtacakları konusunda tam kontrol vermeyi amaçladıklarını belirtti.</p>

<p>Benzer bir gizlilik özelliği, güvenli mesajlaşma uygulaması Signal tarafından 2024 yılında hayata geçirilmişti.</p>

<p>Oxford Üniversitesinden Prof. Carisa Veliz ise özelliğin olumlu bir adım olduğunu kabul etmekle birlikte, Meta'nın veri toplama politikasını eleştirerek uygulamanın reklam amaçlı meta veri toplamaya devam ettiğini hatırlattı.</p>

<p>WhatsApp, uçtan uca şifreleme nedeniyle sohbet içeriklerini reklam için kullanamasa da kiminle ne zaman mesajlaşıldığı gibi verileri reklam süreçlerinde değerlendirmeyi sürdürüyor.</p>

<p>Özellik tamamen devreye girdiğinde bireysel telefon numaraları profillerde görünmez kalacak ancak bir WhatsApp hesabı açabilmek için telefon numarası zorunluluğu devam edecek. Platformda arama yapılabilecek herkese açık bir kullanıcı adı dizini de bulunmayacak.</p>

<p><strong>Yönetimde nöbet değişimi</strong></p>

<p>Öte yandan WhatsApp, yönetim kadrosunda da önemli bir değişikliğe gitti. Platformu yaklaşık yedi yıldır yöneten Will Cathcart görevinden ayrılırken, yerini Hindistan merkezli finansal teknoloji girişimi CRED'in kurucusu Kunal Shah devraldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/whats-app.jpg" type="image/jpeg" length="72877"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/100 E., 2025/242 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/11/2025 tarihli, 2025/100 esas - 2025/242 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/100</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/</strong><strong>242</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi:</strong> <strong>26</strong><strong>/</strong><strong>11/</strong><strong>2025</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih</strong><strong>-Sayı : 9/3/2026-331</strong><strong>91</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Sürekli işçi kadrosunda çalışmakta olan işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) geçici 23. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Geçici Madde 23 – (Ek: 20/11/2017-KHK-696/127</i> <i>md.</i><i>; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/118</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanuna ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanlar;</i></p>

<p><i>a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak,</i></p>

<p><i>b) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak,</i></p>

<p><i>c) </i><i>(İptal bent:</i><i> </i><i>Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/96, K: 2023/222 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>ç) </i><i>(İptal bent:</i><i> </i><i>Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/96, K: 2023/222 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>kaydıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilirler. Başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılır. </i><i>Sınavlarda başarılı olanlar, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, </i><i>bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin</i> <i>hakedişlerinin</i> <i>ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirilir. Bu fıkra kapsamında feragat edilen davalara veya takiplere ilişkin yargılama ve takip giderleri davacı veya takip eden üzerinde bırakılır ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmolunmaz, hükmedilenler tahsil edilmez ve bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar tahsil edilenler ise iade edilmez. Bu fıkra kapsamında yapılacak sulh sözleşmelerinden damga vergisi alınmaz.</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve</i> <i><strong><u>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde</u></strong></i> <i>geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere</i> <i>istihdam edilebilir. </i><i>(Mülga cümle: 1/3/2023-7438/2</i> <i>md.</i><i>) </i><i>Özel güvenlik görevlilerinden bu madde kapsamında geçiş işlemleri yapılanlar, 5188 sayılı Kanun hükümlerine de tabi olmaya devam eder.</i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/4/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı Cetvellerde yer alan kamu idareleri (Millî İstihbarat Teşkilatı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, 7079 sayılı Kanun’a ekli (I) sayılı Listede yer alan idarelerin merkez ile taşra teşkilatlarında ödemeleri merkezî yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanların 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak şartıyla anılan KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilecekleri hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde ise başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite yönelik itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin sürecin fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde ilgili idarelerce sonuçlandırılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anılan maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde de sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri öngörülmüştür. Söz konusu cümlede yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>6. Bu itibarla kural uyarınca ilgili işçilerin maddenin birinci fıkrasında düzenlenen şartları taşıdıkları sürece sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri yer, çalıştırıldıkları teşkilat ve birimdir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin yer değiştirmelerinin kategorik olarak engellendiği, başka bir ifadeyle anılan işçilerin farklı bir il veya bölgeye nakillerine imkân tanınmadığı, bu nedenle yer değişikliği taleplerine ilişkin olarak verilen kararlar bağlamında işverenin yönetim yetkisinin yargı mercilerince denetlenemediği, ayrıca kuralla 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesine göre istihdam edilen işçilerin sürekli işçi kadrosunda çalışan diğer işçilere göre güvencesiz duruma getirildiği ve bu suretle eşitlik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>8. Anayasa’nın 49. maddesinde “<i>Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir./ Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.</i>” denilmek suretiyle sosyal devlet ilkesinin çalışma hayatındaki görünümü olan devletin çalışanları koruma yükümlülüğüne ilişkin özel bir güvence öngörülmüştür.</p>

<p>9. Danışma Meclisinin anılan maddeye ilişkin kabul ettiği metnin gerekçesinde devletin işçi-işveren ilişkilerinin seyircisi değil dengeleyicisi olması ve çalışma barışını koruyacak tedbirleri alması gerektiği, bu durumun devletin taraf tutması anlamına gelmediği belirtilmiştir. Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonunun değişiklik gerekçesinde ise devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak amacıyla gerekli tedbirleri alacağının öngörüldüğü ifade edilmiştir. Anayasa’nın söz konusu maddesinde 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 19. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesinde de devlete çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verildiği belirtilmiştir.</p>

<p>10. Bu itibarla iş sözleşmesinin zayıf tarafı olan işçinin korunmasına yönelik düzenlemelerin öngörülmesi suretiyle işçi-işveren ilişkilerinde dengenin sağlanması devletin, çalışma hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir (AYM, E.2023/158, K.2024/187, 5/11/2024, § 19).</p>

<p>11. İtiraz konusu kuralda 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli isçi kadrosuna geçirilen işçilerin anılan maddenin birinci fıkrasında öngörülen şartları taşıdıkları sürece geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri yerin çalıştırıldıkları teşkilat ve birim olduğu hükme bağlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12. Buna göre kuralda söz konusu işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi yapılmadan önce çalıştırıldıkları teşkilat ve birim dışında görevlendirilmelerine imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kural uyarınca anılan işçilerin yer değişikliğine yönelik taleplerinin işverence kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>13. Nitekim Yargıtay uygulamasında da madde kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin geçiş işlemi yapılmadan önceki işyerinde çalışmaya devam ettirileceğinin kuralla açıkça düzenlendiği, dolayısıyla bu işçilerin başka bir ile veya bölgeye naklinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2024/14198, K.2025/1316, 10/2/2025).</p>

<p>14. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “<i>Amaç ve kapsam</i>” başlıklı 1. maddesinin ikinci fıkrasında söz konusu Kanun’un, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine ve işçilerine faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacağı, üçüncü fıkrasında ise işyerleri, işverenler, işveren vekilleri ve işçilerin 3. maddedeki bildirim gününe bakılmaksızın söz konusu Kanun hükümleriyle bağlı olacakları öngörülmüştür.</p>

<p>15. Kanun’un “<i>Tanımlar</i>” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde işçi bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi, işveren işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar; “<i>Tanım ve şekil</i>” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ise iş sözleşmesi bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>16. Bu bağlamda 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kurum, kuruluş ve idareler ile söz konusu madde uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler arasında özel hukuk ilişkisinin bulunduğu ve bu ilişki kapsamında ilgili kurum, kuruluş ile idarelerin işveren sıfatını haiz olduğu açıktır.</p>

<p>17. Anılan işverenlerin faaliyet alanları dikkate alındığında söz konusu istihdamın kamusal nitelikte sonuçlar da doğurabileceği anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2018/96, K.2023/222, 27/12/2023, § 338). Bu itibarla kamu yararını gözönünde bulundurmak suretiyle anılan özel hukuk ilişkisi kapsamında taraflara belirli haklar tanımak ya da yükümlülükler getirmek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.</p>

<p>18. Nitekim söz konusu madde kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin geçiş işleminden önce çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde istihdam edileceklerini öngören kuralın bu teşkilat ve birimde yürütülen hizmette aksaklık meydana gelmesini engellemeyi hedeflemediği söylenemez.</p>

<p>19. Bununla birlikte kamu işverenleri ile bunlar tarafından çalıştırılan işçiler arasındaki özel hukuk ilişkisine yönelik olarak öngörülecek düzenlemelerin devletin çalışanların korunmasına ve işçi-işveren arasındaki menfaatler dengesinin sağlanmasına ilişkin yükümlülükleriyle çelişmemesi gerekmektedir.</p>

<p>20. Madde uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin bu kadroda istihdam edildikleri süreçte yer değişikliği talep etmelerini gerektirecek belirli nedenlerin ortaya çıkabileceği açıktır. Genel anlamda işçilerin yer değişikliği taleplerinin değerlendirilmesi işverenlerin iş hukuku bağlamında sahip oldukları <i>yönetim yetkisi</i> kapsamında kalmaktadır.</p>

<p>21. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 5. maddesinde anılan Kanun ile 11/1/2011 tarihli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı öngörülmüştür. 4721 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında ise herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>22. Buna göre işverenin işçinin yer değişikliğini değerlendirme bağlamında sahip olduğu yönetim yetkisini dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanması ve bu kapsamda alacağı kararda işçiyi gözetme borcunu gözönünde bulundurması gerektiği kuşkusuzdur.</p>

<p>23. Bu itibarla iş ve kadro durumunun imkân tanıması durumunda işçinin makul görülebilecek nedenlere dayanan yer değişikliği talebinin ilgili işverence karşılanmasının mümkün olmadığı söylenemez.</p>

<p>24. Diğer yandan kamu kurum, kuruluş ve idarelerinde çalıştırılan işçilerin yer değişikliği taleplerinin reddedilmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda işverenin yönetim yetkisini dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcuna uygun şekilde kullanıp kullanmadığının yargı mercilerince denetlenmesi mümkündür.</p>

<p>25. Nitekim Yargıtay uygulamasında yargı mercilerinde işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin iptal edilmesinin ya da yer değişikliğinin sağlanması gibi icrai nitelikte karar verilmesinin mümkün olmadığı ancak söz konusu işlemin hukuka aykırı olup olmadığının tespitine ilişkin karar verilebileceği ve işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin hukuka aykırılığının tespit edilmesini talep etmekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2024/14198, K.2025/1316, 10/2/2025).</p>

<p>26. Bununla birlikte kural söz konusu KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin herhangi bir nedenle yer değiştirmelerine imkân tanımamakta, başka bir deyişle anılan işçilerin yerlerinin değiştirilmesine mutlak bir yasak getirmektedir.</p>

<p>27. Kural, ilgili teşkilat ve birimdeki işleyişin aksamasını önlemek amacıyla öngörülmüş ise de işçilerin yer değişikliği taleplerinin karşılanmasının her durumda anılan işleyişin bozulmasına neden olacağı söylenemez. Başka bir ifadeyle ilgili teşkilat veya birimin iş ve kadro durumunun işçinin yer değişikliği talebinin karşılanmasına engel oluşturmaması mümkündür.</p>

<p>28. Bu itibarla işçilerin makul nedenlere dayanan yer değişikliği taleplerinin işverence iş ile kadro durumu çerçevesinde değerlendirilmesine ve bu kapsamda alınacak kararların hukuka uygunluğunun yargı mercilerince denetlenmesine imkân tanımayan kuralın devletin çalışanların korunmasına yönelik yükümlülükleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 49. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kural Anayasa’nın 49. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 17. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>30. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte; 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>31. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 26/11/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞI</strong><strong>OY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 27.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1.2.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>İptal davasına konu ibarenin yer aldığı 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin 5. fıkrası şöyledir: “<i>Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve</i> <i><strong>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde</strong></i> <i>geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilir</i><i>. Özel güvenlik görevlilerinden bu madde kapsamında geçiş işlemleri yapılanlar, 5188 sayılı Kanun hükümlerine de tabi olmaya devam eder”.</i></p>

<p>375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinde 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanuna ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanların söz konusu maddede sayılan şartları taşımaları kaydıyla söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabileceği, başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılacağı, sınavlarda başarılı olanların, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin hak edişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Dava konusu kuralın yer aldığı geçici 23. maddenin 5. fıkrasında ise, sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, söz konusu maddede 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde çalıştırılmakta olan işçilerin aynı kurumda ve aynı işi yapmaları amacıyla sürekli işçi kadrosunda istihdam edilmesi amaçlanmıştır. Yani, kanunkoyucu hizmet alım ihalesi yoluyla özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılan işçilerin talep etmeleri halinde kamuda sürekli işçi pozisyonunda istihdam edilmelerine imkân tanımış, ancak sürekli işçi kadrosuna geçirilecek işçilerin başka bir birim veya teşkilatta istihdam edilmeyeceği, sadece çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edileceğini de başvuran işçilere şeffaflık ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde kanun maddesi ile ortaya koymuştur. Sürekli işçi kadrosuna başvuran adaylar da bu kuralları bilerek kendi isteği ile başvurmuş ve koşulları sağlayanlar kadroya geçirilmiştir. Geçici 23. maddenin 4. fıkrasında sürekli işçi kadrolarına geçirileceklerin kadrolarının, başka bir işleme gerek kalmaksızın geçiş işleminin yapıldığı tarih itibarıyla sürekli işçi unvanı ile ihdas edilmiş sayılacağı, ihdas edilen kadroların ilgili idarelerce adedi, bütçe ve teşkilatı ile birimi/yerleşim yeri belirtilmek suretiyle geçiş işlemlerinin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığına bildirileceği, sözleşmeleri askıya alınanlar ile askerde bulunanların kadroları hariç olmak üzere bu şekilde ihdas edilen sürekli işçi kadrolarının, herhangi bir sebeple boşalması halinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Buna göre, sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, çalıştıkları kurumda bütçe ve kadro olarak planlanmış olup, bu kadroların boşalması halinde kadroların devam etmeyeceği ve iptal edileceği de kanunkoyucu tarafından açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre, sürekli işçi kadrolarına başvuranlar, kadro öncesi çalıştığı kurumda ve yaptığı işi yapmaları koşuluyla sürekli işçi kadrosuna başvurmuş olup, kanunkoyucu da söz konusu geçiş işlemini, kamu hizmetinin devamlılığı ve sürekliliği ile bütçe koşulları çerçevesinde çalışanların aynı kurum veya kuruluşlarda istihdamı üzerine planlamıştır. Kaldı ki, sürekli işçi kadrosuna geçiş talep üzerine yapılmış olup, başvuranlar bu kadroya geçmeden önce 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak çalışmaktadır. Söz konusu (4857 sayılı) Kanuna göre, işverenin veya yüklenicinin, işçilerin talebi doğrultusunda işçilerin yerini veya işini değiştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine işverenin, sözleşmede hüküm yoksa ya da işçinin rızası mevcut değilse işçinin işyerini değiştirmesi de mümkün değildir. Hal böyle olunca, zaten 4857 sayılı Kanun uyarınca çalıştığı kurumu veya yeri ya da yapılan işi değiştirme hakkını haiz olmayan çalışanın, kendi isteği ve talebi doğrultusunda sürekli işçi kadrosuna geçmesi halinde ilgili KHK’nın açık hükmüne rağmen çalıştığı teşkilat ve birimi değiştirme hakkının olması gerektiğinin savunulması mümkün değildir.</p>

<p>Dava konusu kural, Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesi açısından değerlendirildiğinde eşitlik ilkesini de ihlal etmemektedir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörüldüğü, eşitlik ilkesinin amacının aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğunu, bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklandığını belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi, Kanun önünde eşitlik ilkesinin herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediğini, durum ve konumlardaki özellikler nedeniyle kimi kişiler ya da toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasının Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceğini ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 2013/23 E., 2013/123 K., Tarih 31.10.2013, R.G.;15.03.2014-28942). Dava konusu kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen herkes için çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde istihdamı öngörmekte olup, söz konusu madde uyarınca başvuran ve koşulları taşıdığı belirlenerek kadroya geçirilen herkese aynı kuralların uygulandığı ve eşitlik ilkesinin de ihlal edilmediği açıktır.</p>

<p>Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu, Devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Kamu hizmetinin sağlıklı ve aksamadan yürütülmesi adına idarenin kamu görevlilerinin çalıştığı yer ve alanları değiştirmesi mümkün olup bu hususta İdarenin geniş bir takdir hakkı vardır. Anayasa’nın 49. maddesi idarenin bu takdir hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi Mürsel Uluçay başvurusunda (Başvuru Numarası: 2020/14045, K. Tarihi; 16.11.2023) <i>“31. Bazı kamu görevlilerinin hizmetin niteliği gereği belirli aralıklarla başka yerlere atanmaları, bazılarının ise başka yer veya kurumlara atanmamaları zorunlu olabileceği, bu konuda idareye, belirli bir takdir alanı tanınması makul karşılanması gerektiği, kişilerin birtakım mazeretler çerçevesinde başka yere atanma konusunda talep hakları var ise de atamaya ilişkin mazeretlerini değerlendirip karara bağlayacak olan idarenin kendi mevzuatı çerçevesinde ifa edilen kamu hizmetinin gerekleri, insan kaynaklarının verimli kullanılması, teşkilat yapısının elverişliliği ve benzeri faktörleri dikkate alması kaçınılmaz olduğu, zira kamu hizmetinin sağlıklı ve kesintisiz bir şekilde yerine getirilmesi için gerekli tedbirleri almak, ilgili idarenin öncelikli görevi ve sorumluluğunda olduğunu, (İhsan Asutay, § 39; Raziye</i> <i>Koçaş</i><i>, § 45)”</i> belirterek, idarenin kamu hizmetlerini yürütmek adına atama ve yer değiştirme hususunda sahip olduğu takdir hakkına vurgu yapmıştır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin 23.07.2024 tarihli ve 2024/96 E., 2024/143 K. sayılı kararında, Anayasa’nın 49. maddesinde de çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağının belirtildiği, çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgür olmasını ve zorla çalıştırılmamayı ifade ettiği, bireyin bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve işi seçebileceği, çalışma hakkının ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya işi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken tedbirleri alması olduğu (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 20/2/2018, § 16) belirtilmiştir. Söz konusu kararda, Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hakkı ve özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni belirtilmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 45) ifade edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanlar için, kanunla, meşru amaçlar doğrultusunda ve ölçülü olarak sınırlama getirilmesi mümkündür. Sürekli işçi kadrosuna geçirilme işleminin kanun hükmü gereği kendiliğinden olmadığı, çalışanların kendi iradesi doğrultusunda çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde çalışmak üzere kadroyu talep ettikleri, yani bizzat sürekli işçi kadrosunun, çalışanların aynı teşkilat ve birimde çalışması için öngörüldüğü nazara alındığında sınırlamanın işin doğasından kaynaklandığı ve ölçülü olduğu, yine kamu hizmetinin sürekliliği ve devamlılığı ile bütçe koşulları çerçevesinde sınırlamanın meşru bir amaca yönelik olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca dava konusu kural, Anayasa’nın 13. ve 49. maddelerine aykırı değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 10.,13. ve 49. maddelerine aykırı olmadığından ve iptal talebinin reddi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="23292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sürekli İşçiler Yer Değişikliği Talep Edebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>375 Sayılı KHK Geçici 23. Madde Kapsamında Sürekli İşçilerin Yer Değişikliği Başvuruları ve <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı</a></strong></p>

<p></p>

<p><strong>I. </strong><strong>Giriş</strong></p>

<p><strong>Kamu kurumlarında sürekli işçi kadrosuna geçen işçilerin yer değişikliği başvuruları, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.</strong> İşçi ile kamu işvereni arasında doğrudan iş ilişkisi kurulmasına rağmen, görev yeri ve çalışılan birim bakımından geçiş öncesi hizmet alımı döneminin etkisi büyük ölçüde devam etmiştir. Sağlık, aile ve bakım sorumlulukları gibi nedenlerle yapılan birçok başvuru, çoğu zaman işçinin geçiş yaptığı teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği gerekçesiyle reddedilmiş, bu durum sürekli işçiler bakımından önemli bir sorun haline gelmiştir.</p>

<p>Yazımızda, 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçişin yer değişikliği başvurularına etkisini, işçinin geçiş yaptığı teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün uygulamadaki karşılığını, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kapsamını ve karar sonrasında sürekli işçilerin başvurularının hangi hukuki ölçütlerle ele alınması gerektiğini değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>II. Sürekli İşçi Kadrosunda Çalışma Yeri ve Yer Değişikliği Sorunu</strong></p>

<p>Kamu kurumlarında uzun yıllar boyunca pek çok hizmet, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı yoluyla yürütülmüştür. Temizlik, güvenlik, bakım, destek hizmetleri, teknik işler ve benzeri alanlarda çalışan işçiler, fiilen kamu kurumlarında görev yapmış, ancak hukuken çoğu zaman yüklenici şirketlerin işçisi olarak kabul edilmiştir. Taşeron işçi olarak adlandırılan bu işçi grubu, günlük çalışma düzeni, görev yeri ve hizmetin yürütülmesi bakımından kamu kurumuyla iç içe çalışmış, ücret, iş güvencesi ve çalışma şartları bakımından ise hizmet alımı ilişkisine bağlı kalmıştır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu kurumlarında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı kapsamında görev yapan işçiler yönünden, uzun süredir tartışılan kadroya geçiş meselesinde önemli bir adım atılmıştır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 23. madde, 4/12/2017 tarihi itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarında bu kapsamda çalıştırılan ve gerekli şartları taşıyan işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçebilmesine imkan tanımıştır. Başvuru, şartların incelenmesi, itirazların karara bağlanması ve sınav süreci tamamlandıktan sonra şartları taşıyan işçiler sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir.</p>

<p>Sürekli işçi kadrosuna geçişle birlikte işçi, artık yüklenici şirket üzerinden yürüyen hizmet alımı ilişkisinin parçası olmaktan çıkmış, ilgili kamu kurumu veya kuruluşu bünyesinde işçi statüsüyle çalışmaya başlamıştır. Kadroya geçiş, işçiler bakımından önemli bir güvence sağlamış, fakat görev yeri ve çalışılan birim yönünden hizmet alımı dönemindeki bağ büyük ölçüde devam etmiştir. İşçi, geçişten önce hangi kurum, teşkilat ve birim bünyesinde hizmet yürütüyorsa, sürekli işçi kadrosuna alındıktan sonra da aynı hizmet alanı içinde istihdam edilmiştir.</p>

<p>Kadroya geçişten sonraki dönemde tartışılan konulardan biri, sürekli işçilerin yer değişikliği talepleri olmuştur. Uygulamada birçok sürekli işçi, kadroya geçirildikten sonra yıllarca aynı kurum, teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmiş; sağlık, aile birliği, eş durumu, çocukların eğitimi veya bakım yükümlülüğü gibi nedenlerle yaptığı yer değişikliği başvurularında ise çoğu zaman “geçiş yapılan teşkilat ve birimde çalışmaya devam edilmesi gerektiği” gerekçesiyle ret cevabı almıştır. Oysa çalışma hayatının, işçinin kadroya geçtiği tarihteki koşullarla birlikte zaman içinde değişmesinden daha doğal bir şey yoktur. İşçinin sağlık durumu farklılaşabilir, eşi başka bir ilde çalışmaya başlayabilir, çocuklarının eğitimi yeni bir düzen gerektirebilir, anne, baba, eş veya çocuk bakım yükümlülüğü ortaya çıkabilir. Engellilik, ağır hastalık, uzun mesafe, vardiyalı çalışma düzeni ve fiili ulaşım koşulları da mevcut görev yerinde çalışmayı zamanla ağırlaştırabilir. <strong>Sürekli işçinin yer değişikliği talebi, çoğu olayda hayatın akışı içinde ortaya çıkan sağlık, aile ve bakım sorumlulukları ile çalışma düzeni arasında makul bir denge kurma ihtiyacından doğmaktadır.</strong></p>

<p>Sürekli işçi kadrosu, işçiler bakımından çalışma güvencesini güçlendirmiş, yer değişikliği başvurularında ise geçiş yapılan teşkilat ve birim bağı uzun süre dar bir yorumla uygulanmıştır. <strong>Birçok uyuşmazlıkta asıl mesele, işçinin nakil talebinin haklılığı kadar, kamu işvereninin bu talebi gerçekten değerlendirip değerlendirmediği ve ret kararını hangi somut gerekçeye dayandırdığı olmuştur.</strong></p>

<p><strong>III. 375 Sayılı KHK Geçici 23. Maddenin Uygulamadaki Etkisi</strong></p>

<p>375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 23. maddesi, sürekli işçi kadrosuna geçişi işçinin gerekli şartları taşıması yanında, çalıştığı hizmet alanı ve bağlı bulunduğu birim üzerinden ele almıştır. İşçi hangi hizmet alımı kapsamında, hangi kamu idaresi ve birim bünyesinde çalışıyorsa, kadroya geçiş süreci de bu bağlantı esas alınarak yürütülmüştür.</p>

<p>Geçici 23. maddede başvuru, işçinin fiilen çalıştığı hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birime yöneltilmiştir. Şartları taşıdığı belirlenen ve geçiş sürecini tamamlayan işçiler, her bir sözleşme esas alınarak yüklenicinin hakedişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat, birim veya yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına alınmıştır. Kanun koyucu, kadroyu işçinin daha önce yürüttüğü hizmetle, bu hizmetin bağlı olduğu kamu idaresiyle ve çalıştığı birimle birlikte ele almıştır. Sürekli işçi kadrosunun oluşturulma biçimi de bu bağı güçlendirmektedir. Geçiş işlemi yapıldığı anda işçi için sürekli işçi kadrosu ihdas edilmiş sayılmış, idarenin bu kadroyu ilgili kurumlara bildirirken kadronun adedini, bütçesini, teşkilatını, birimini veya yerleşim yerini belirtmesi öngörülmüştür. Sözleşmesi askıda olanlar ile askerde bulunanlara ilişkin istisna dışında, bu şekilde ihdas edilen kadronun herhangi bir sebeple boşalması halinde iptal edilmiş sayılması da geçiş kadrosunun kişi, hizmet ve birim bağlantısı içinde kurulduğunu göstermektedir.</p>

<p>Maddenin beşinci fıkrasında, kadroya geçirilen işçinin çalışma yeri de geçişten önceki teşkilat ve birim esas alınarak belirlenmiştir. Sürekli işçi kadrosuna geçirilen kişinin, kadroya geçmeden önce yürüttüğü hizmeti aynı teşkilat ve birim içinde sürdürmesi kabul edilmiştir. Kanun koyucunun burada gözettiği amaç gayet tabii anlaşılabilirdir. Hizmet alımı yoluyla yürütülen işlerin, kadroya geçiş sürecinde aynı düzen içinde devam etmesi amaçlanmıştır. Temizlik, güvenlik, bakım, destek veya teknik hizmet hangi birimde görülüyorsa, kadroya geçirilen işçinin de o hizmet alanında çalışması istenmiştir.</p>

<p>Kadroya geçişte esas alınan teşkilat ve birim, yıllar içinde yer değişikliği taleplerinin reddinde en güçlü dayanaklardan biri olmuştur. İşçi hangi teşkilat ve birim üzerinden sürekli işçi kadrosuna geçirilmişse, sonraki başvurularda da aynı yerde çalışmaya devam etmesi gerektiği kabul edilmiştir. Ret cevaplarında çoğu zaman bu kabul esas alınmış, işçinin talebini zorunlu kılan güncel şartlar ve idarenin farklı bir değerlendirme yapma imkanı geri planda kalmıştır. Talep edilen yerde aynı hizmetin bulunup bulunmadığı, mevcut birimde işçinin ayrılmasının hizmeti nasıl etkileyeceği ve sunulan belgelerin talebi makul kılıp kılmadığı çoğu dosyada yeterince tartışılmamıştır. Yer değişikliği talebi, işçinin kişisel isteği kadar idarenin hizmet düzeniyle de ilgilidir. Kamu işvereninin kadro planlamasını, personel dağılımını, mevcut birimdeki ihtiyacı ve hizmetin aksamadan yürütülmesini dikkate alması tabiidir. <strong>İşçinin kadroya geçişte esas alınan teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün, her başvuruda tek ve yeterli ret gerekçesi olarak uygulanması, işçinin değişen hayat şartları ile kamu hizmetinin gereklerinin birlikte değerlendirilmesini güçleştirmektedir.</strong></p>

<p><strong>IV. Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Yer Değişikliği Başvuruları</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 26/11/2025 tarihli, 2025/100 E., 2025/242 K. sayılı kararı</a>yla, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 23. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…” ifadesinin iptaline karar vermiştir.</strong> Karar, 9/3/2026 tarihli ve 33191 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin incelediği mesele, sürekli işçi kadrosunda çalışan bir işçinin yer değişikliği talebinin reddine dayanmaktadır. Dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesi önüne geldiğinde, Daire uygulanacak hükmün Anayasa’ya uygunluğunu tartışarak somut norm denetimi yoluna başvurmuştur. Yüksek Mahkeme, sürekli işçinin yer değişikliği talebinin iş ve kadro durumu çerçevesinde değerlendirilmesine imkan tanımayan kuralı, çalışanların korunması ve işçi ile işveren arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından Anayasa’nın 49. maddesi kapsamında incelemiştir. Anayasa’nın 49. maddesi, çalışmayı herkes için hak ve ödev olarak kabul etmekte, devlete çalışanların hayat seviyesini yükseltme, çalışma hayatını geliştirme, çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama görevi yüklemektedir. Yüksek Mahkeme, çalışma hakkını iş ilişkisinin kurulması yanında, işçinin çalışma hayatı içinde korunması yönünden de ele almıştır. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen kişiler ile kamu kurumları arasındaki ilişki özel hukuk ilişkisi niteliği taşımaktadır. Kamu idaresi, bu ilişkide işveren sıfatıyla hareket eder ve işin yürütülmesi, personel planlaması, hizmetin devamı bakımından yönetim yetkisine sahiptir. Yönetim yetkisi ise dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu dikkate alınarak kullanılmalıdır. Yer değişikliği talebi, kamu işvereninin yönetim yetkisi içinde değerlendirilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, işçinin kadroya geçtiği kurum ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün, makul sebeplere dayanan yer değişikliği başvurularını iş ve kadro durumu içinde değerlendirmeye kapatan bir sonuca dönüşmesini Anayasa’nın 49. maddesi kapsamında incelemiştir. Bu değerlendirmede işçinin talep ettiği yerde yürütülebilecek hizmet, mevcut birimdeki ihtiyaç, ayrılığın hizmete etkisi ve başvuruda sunulan belgeler birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>Ret işlemi dava konusu edildiğinde uyuşmazlık, kamu işvereninin başvuruya verdiği cevabın somut gerekçeleri etrafında şekillenir. İşverenin yönetim yetkisini iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu kapsamında nasıl kullandığı incelenir. İşçinin sunduğu belgeler, mevcut birimdeki ihtiyacın niteliği, talep edilen yerde yürütülebilecek aynı veya benzer hizmet, işçinin ayrılmasının hizmetin işleyişine etkisi ve ret cevabının gerekçesi denetimin belirleyici unsurlarıdır. Ret işleminin hukuka aykırılığı tespit edildiğinde kamu işvereninin, başvuruyu iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, işçinin sunduğu nedenler ve işçiyi gözetme borcu çerçevesinde yeniden değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>İptal hükmü, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir.</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Karar</a> 9/3/2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığından, yürürlük tarihi 9/12/2026’dır. Kanun koyucu bu süre içinde sürekli işçilerin yer değişikliği başvurularına ilişkin sağlık mazereti, aile birliği, eş durumu, bakım yükümlülüğü, hizmet ihtiyacı ve kadro durumu gibi ölçütleri belirleyen yeni bir düzenleme yapabilir. Bu tarihe kadar 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesindeki mevcut düzenleme yürürlüktedir. Kanaatimizce kamu işverenlerinin bu ara dönemde de Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini dikkate alarak hareket etmesi daha isabetli olacaktır. Yer değişikliği başvurularının sadece geçiş yapılan teşkilat ve birim gerekçesiyle reddedilmesi, kararın yayımlanmasından sonra başkaca hukuki tartışmalara yol açabilir. İşçinin sunduğu sebepler, talep edilen yerdeki hizmet durumu, mevcut birimdeki ihtiyaç ve kadro planlaması birlikte değerlendirilerek verilen kararlar, yargı yoluna başvurma ihtimalini azaltabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürekli işçilerin yer değişikliği meselesi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce de kanun teklifiyle TBMM’ye taşınmıştır. 24/07/2024 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan 2/2300 esas numaralı İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, 657 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında sürekli işçi statüsünde çalışanlara 657 sayılı Kanun’un yer değiştirme suretiyle atamaya ilişkin hükümlerinin uygulanması önerilmiştir. Teklif halen ilgili komisyonlarda beklemekte olup henüz yasalaşmamıştır. Mevcut hukuk bakımından doğrudan sonuç doğuran bir düzenleme bulunmasa da, konunun Anayasa Mahkemesi kararından önce de kanuni düzenleme arayışına konu edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Sürekli işçi kadrosuna geçiş, kamu kurumlarında uzun yıllar hizmet alımı yoluyla çalışan işçiler bakımından çalışma güvencesini güçlendiren bir hukuki sonuç doğurmuş, görev yeriyle ilgili değerlendirmelerde işçinin zaman içinde değişebilecek sağlık, aile, bakım ve ulaşım şartlarının da dikkate alınmasını gerekli kılmıştır. <strong>Sürekli işçiler bakımından her başvurunun kabul sonucu çıkarılması yerine, yer değişikliği isteğinin iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, işçinin sunduğu nedenler ve işçiyi gözetme borcu dikkate alınarak incelenmesi esastır.</strong></p>

<p>Sürekli işçiler, yer değişikliği başvurularında sağlık mazereti, aile birliği, eş durumu, çocukların eğitimi, bakım yükümlülüğü, engellilik, ağır hastalık ve ulaşım koşulları gibi nedenleri açıkça belirtmeli, başvurularını mümkün olduğu ölçüde belgeyle desteklemelidir. Kamu işvereni, işçinin kadroya geçtiği kurum ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiğini tekrar eden kalıp cevaplar yerine, başvuruda gösterilen nedenleri, hizmetin yürütülmesini, mevcut birimdeki ihtiyacı ve istenen yerdeki çalışma imkanını birlikte değerlendirmelidir. Başvurunun bu şekilde ele alınması, işçi bakımından daha güvenceli ve denetlenebilir bir süreç sağlayacaktır. İdare açısından ise gereksiz uyuşmazlıkların, yargılama giderlerinin, vekalet ücretinin, idari iş yükünün ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının azalmasına katkı sunacaktır. Temennimiz, sürekli işçilerin yıllardır yaşadığı bu sorunun, kamu hizmetinin gerekleri ile işçilerin sağlık, aile ve bakım sorumlulukları birlikte gözetilerek adil, makul ve uygulanabilir bir şekilde çözülmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN"><img alt="Av. Özer Alişan EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ozer-alisan-ekren-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN">Av. Özer Alişan EKREN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/isci-sozlesme-57zumu3l-1.jpeg" type="image/jpeg" length="46184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 ilde 71 şüpheli hakkında 'sahte altın' operasyonu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, “'Parada sahtecilik', 'paraya eşit sayılan değerde sahtecilik' ve 'nitelikli dolandırıcılık' suçları kapsamında Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde sahte altın üretimi ve pazarlaması yapan kuyumcu, atölyeci, çantacı ve kalıpçılardan oluşan 71 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:</i></p>

<p>"Türkiye’nin altın ve kuyumculuk sektöründeki göz bebeği Kahramanmaraş merkezli olarak vatandaşlarımızın emeğini, birikimini ve güvenini hedef alan sahtecilik ve dolandırıcılık yapılanmasına karşı bu sabah kapsamlı bir operasyon gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızca darphane tarafından basılması gereken ziynet altınlarını, olması gereken ayar ve ağırlığın altında basarak hem devletimizi zarara uğratan hem de vatandaşlarımızı dolandıran yapılara karşı harekete geçilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Parada sahtecilik”, “paraya eşit sayılan değerde sahtecilik” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçları kapsamında Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde sahte altın üretimi ve pazarlaması yapan kuyumcu, atölyeci, çantacı ve kalıpçılardan oluşan 71 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.</p>

<p>Şu ana kadar yapılan aramalarda; suçta kullanılan çok sayıda sahte kalıp, yasa dışı basılmış altınlar ve suç unsuru eşyalar ele geçirilmiştir. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde yürütülen soruşturma titizlikle ve çok yönlü olarak devam etmektedir.</p>

<p>Hiçbir vatandaşımızın alın terinin sahtecilikle, hileyle ve dolandırıcılıkla gasp edilmesine izin vermeyecek; vatandaşlarımızın zor gün birikimlerini ve helal kazancını sahtekârların eline bırakmayacak; kuyumculuk sektörünün itibarını ve vatandaşımızın güvenini koruyacağız.</p>

<p>Bu soruşturmayı gizlilik ve titizlikle koordine eden Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyonu sahada başarıyla icra eden Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğümüzü ve soruşturma sürecinde görev alan tüm kamu görevlilerimizi yürekten tebrik ediyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın liderliğinde, ekonomik güvenliğimize ve toplumsal huzurumuza kasteden her türlü organize suç yapısıyla mücadelemiz kesintisiz devam edecek; adaletin gereği kararlılıkla yerine getirilecektir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/altinsa.jpg" type="image/jpeg" length="93697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cinsiyet Değişikliğine İzin Verilmesini Düzenleyen Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/163 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, cinsiyetini değiştirmek isteyen kişinin şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; cinsiyet değişikliğine izin verilmesinin yaratılıştan kaynaklı biyolojik farklılığın yok edilerek bunun hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına neden olduğu, askerlik hizmeti, maden ocaklarında çalışma yasağı gibi cinsiyet temelli farklılık yaratan normların itiraz konusu kuralla işlevsiz hâle getirildiği, bu durumun kimsenin cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını öngören anayasal hükümle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında özel hayat kavramının eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu, bu kapsamda korunan hukuki değerin esasen kişisel bağımsızlık olduğunu, özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının temel alındığını belirtmiştir. Bu bağlamda anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir.</p>

<p>İtiraz konusu kural, cinsiyet değişikliğini mahkemece verilecek izin şartına bağlamak suretiyle maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kuralda, cinsiyet değişikliğine izin verilme usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nda kişinin bireysel ve sosyal kimliğinin bir parçası olan cinsiyetinin değiştirilmesinde belli aşamalar öngörülmüştür. Bu aşamalardan ilki kişinin cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunun mahkemece tespit edilmesidir. Bu zorunluluğun bireylerin gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilerek kamu düzeninin korunmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde cinsiyet değişikliğini mahkemenin izin vermesi şartına bağlayan kuralın anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması gerekir. Cinsiyet değiştirmenin mahkemece izin verilmesi şartına tabi tutulmasını öngören kuralın kamu düzeninin sağlanması ve bireyin sağlığının korunmasını amaçladığı gözetildiğinde kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>Bu hususların yanı sıra kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri olan <i>elverişlilik, gereklilik ve orantılılık</i> ilkelerine de aykırı olmaması gerekir.</p>

<p>Kuralda cinsiyet değişikliği için öngörülen izin şartının henüz tıbbi müdahale geçirmemiş bireylerin gereksiz yere cinsiyet değiştirme operasyonuna maruz kalması önlenerek kamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Diğer taraftan kanun koyucunun cinsiyet değiştirmek gibi kişinin yaşamı üzerinde önemli sonuçlar doğuran bir konuda bu sürecin hangi şartlar altında yürütüleceğini belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli bir araç olmadığı da söylenemez. Ayrıca cinsiyet değişikliği talebi üzerine verilen kararın Kanun’da düzenlenen şartlar çerçevesinde etkili bir şekilde denetlenmesine imkân sağlayacak şekilde denetim yollarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın bireyler açısından aşırı külfete neden olmadığı, dolayısıyla kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu kanaatine varılmıştır.</p>

<p>İtiraz başvurusunda, bireylerin toplumsal cinsiyet kurallarını benimseyerek biyolojik cinsiyetlerine aykırı şekilde cinsiyet değiştirmelerine izin verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kural kapsamında cinsiyet değişikliğinin ancak belirli şartları taşıyan kişilere tanınan bir imkân olduğu, başka bir ifadeyle cinsiyet değiştirmesi tıbbi olarak zorunlu görülen bireylere bu iznin verilebileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan cinsiyet değişikliğini öngören kuralın Anayasa’yla çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/163</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/67</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>30/6</strong><strong>/</strong><strong>2026-</strong><strong>33296</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Antalya 13. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU</strong><strong>:</strong> 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin Anayasa’nın 10. ve 50. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Cinsiyet düzeltilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu 40. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>2. Cinsiyet</u></strong></i> <i><strong><u>değişikliğinde</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>Madde 40</u></strong></i><i><strong><u>- Cinsiyetini</u></strong></i> <i><strong><u>değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin</u></strong></i> <i><strong><u>onsekiz</u></strong></i> <i><strong><u>yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu</u></strong></i> <i>(…)</i> <i><strong><u>bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.</u></strong></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><strong><u>Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin</u></strong></i> <i><strong><u>resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir</u></strong></i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu ve başvuruya engel durumun varlığı sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. Anılan Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “<i>İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı</i>” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Söz konusu maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>5. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>6. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un 40. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde cinsiyetini değiştirmek isteyen kimsenin şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği, ikinci cümlesinde ise iznin verilebilmesi için istem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş olmasının ve evli olmamasının, ayrıca transseksüel yapıda olup cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alacağı resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>7. Yapılan incelemede başvuru kararında anılan fıkranın ikinci cümlesinin hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla söz konusu cümleye yönelik başvurunun yöntemine uygun olmaması nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.</p>

<p>8. Öte yandan Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği</i> <i>red</i> <i>kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz</i>.” denilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “<i>Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>9. Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.2015/79, K.2017/164 sayılı kararında itiraz konusu maddenin ikinci fıkrası esastan incelenerek iptal talebinin reddine karar verilmiş ve bu karar 20/3/2018 tarihli ve 30366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen anılan fıkra hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 20/3/2018 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.</p>

<p>10. Açıklanan nedenlerle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci cümlesinin esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci cümlesine yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>11. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>12. 4721 sayılı Kanun’un 40. maddesinde cinsiyet değişikliğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında cinsiyet değişikliğine izin verilmesi ve şartları; ikinci fıkrasında ise cinsiyet değişikliğine izin verilmesi hâlinde yapılması gerekenler düzenlenmiştir.</p>

<p>13. Maddenin birinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde cinsiyetini değiştirmek isteyen kişinin mahkemeden bizzat cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesine göre mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilebilmesi için istem sahibinin on sekiz yaşını doldurması, evli olmaması, transseksüel yapıda olması, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olması ve belirtilen son iki koşulun bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>14. İkinci fıkrada ise cinsiyet değişikliği için verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verileceği öngörülmektedir.</p>

<p>15. Bu itibarla cinsiyet değişikliğinin mahkemeden izin alınması, bu izne bağlı olarak cinsiyet değiştirme ameliyatının gerçekleştirilmesi ve nüfus kaydının cinsiyet hanesinin bu değişikliğe göre düzeltilmesi olmak üzere üç aşamadan oluştuğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; cinsiyet değişikliğine izin verilmesinin yaratılıştan kaynaklı biyolojik farklılığın yok edilerek bunun hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına neden olduğu, askerlik hizmeti, maden ocaklarında çalışma yasağı gibi cinsiyet temelli farklılık yaratan normların itiraz konusu kuralla işlevsiz hâle getirildiği, bu durumun kimsenin cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını öngören anayasal hükümle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 50. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 17. ve 20. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</i>”; ikinci fıkrasında “<i>Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.</i>” denilerek ilke olarak kişilerin kendi bedenleri üzerinde karar verme yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Anılan madde uyarınca devletin tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının kamusal makamların ve diğer bireylerin eylemlerine karşı koruma şeklinde pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır (<i>Filiz</i> <i>Kerestecioğlu</i> <i>Demir ve</i> <i>d</i><i>iğerleri</i> [2. B.], B. No: 2016/42278, 2/12/2020, § 70).</p>

<p>19. Anayasa’nın “<i>Özel hayatın gizliliği</i>” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p>20. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnızca kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır (AYM, E.2020/64, K.2020/70, 12/11/2020, § 10; E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 16; E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 14).</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında özel hayat kavramının eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu, bu kapsamda korunan hukuki değerin esasen kişisel bağımsızlık olduğunu, özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının temel alındığını belirtmiştir. Bu bağlamda anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap Tortuk [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32).</p>

<p>22. İtiraz konusu kural, cinsiyet değişikliğini mahkemece verilecek izin şartına bağlamak suretiyle maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>23. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre anılan hakka sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>24. Bu kapsamda maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>25. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>26. Kuralda, cinsiyet değişikliğine izin verilme usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına çeşitli sebeplerle sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Söz konusu maddede bu sınırlama sebepleri arasında millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenleri de sayılmıştır. Ancak anılan fıkrada söz konusu sınırlama sebepleri arama ve elkoyma tedbirlerine yönelik olarak düzenlendiğinden bu sebepler 20. madde bağlamında kural yönünden meşru bir sınırlama nedeni olarak kabul edilemez. Bu itibarla anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerin korunması veya Anayasa’nın diğer maddelerinde devlete yüklenen ödevler nedeniyle sınırlanması mümkündür (AYM, E.2020/82, K.2021/20, 18/3/2021, § 15).</p>

<p>28. Kanun koyucunun cinsiyet değişikliğini, cinsiyet değiştirme ameliyatlarının geri dönüşünün olmaması ve sağlık açısından taşıdığı riskleri de gözönünde bulundurarak söz konusu ameliyatların herhangi bir denetim olmaksızın gerçekleştirilmesi suretiyle sıradanlaştırılmasının önüne geçilmesi, mahkemelerin nüfus kaydında cinsiyet değişikliği yapılmasında sadece onay makamı olmaktan çıkarılması ve bu suretle kamu düzeninin korunması amaçlarıyla cinsiyet değişikliğini belirli kurallara bağladığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2015/79, K.2017/164, 29/11/2017, §§ 25, 26; E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 20).</p>

<p>29. 4721 sayılı Kanun’da kişinin bireysel ve sosyal kimliğinin bir parçası olan cinsiyetinin değiştirilmesinde belli aşamalar öngörülmüştür. Bu aşamalardan ilki kişinin cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunun mahkemece tespit edilmesidir. Bu zorunluluğun bireylerin gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilerek kamu düzeninin korunmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde cinsiyet değişikliğini mahkemenin izin vermesi şartına bağlayan kuralın anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Cinsiyet; bireyin sahip olduğu fizyolojik, biyolojik ve genetik özellikleri ifade eden bir kavram olup biyolojik cinsiyet, bireyin doğuştan sahip olduğu üreme organları ve sistemleri dikkate alınarak <i>kadın</i> veya <i>erkek </i>olarak yapılan tanımlamadır. Kişinin doğuştan sahip olduğu cinsiyeti değişmez olmamakla birlikte cinsiyetin değiştirilmesi ancak kanun koyucu tarafından öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde mümkündür (AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 21).</p>

<p>31. Kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması gerekir.</p>

<p>32. Cinsiyet değiştirmenin mahkemece izin verilmesi şartına tabi tutulmasını öngören kuralın kamu düzeninin sağlanması ve bireyin sağlığının korunmasını amaçladığı gözetildiğinde kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>33. Bununla birlikte Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik sınırlama getiren kuralın ölçülü olması da gerekir. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.</p>

<p>34. Kuralda cinsiyet değişikliği için öngörülen izin şartının henüz tıbbi müdahale geçirmemiş bireylerin gereksiz yere cinsiyet değiştirme operasyonuna maruz kalması önlenerek kamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Öte yandan kanun koyucunun cinsiyet değiştirmek gibi kişinin yaşamı üzerinde önemli sonuçlar doğuran bir konuda bu sürecin hangi şartlar altında yürütüleceğini belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli bir araç olmadığı da söylenemez.</p>

<p>35. Bunun yanı sıra cinsiyet değişikliği için izin talebinde bulunanların anılan Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen şartları taşımaları hâlinde cinsiyet değişikliğine mahkemece izin verilecektir. Başka bir ifadeyle on sekiz yaşını doldurmuş ve evli olmayan transseksüel yapıdaki bireyler, bu yapıda olduklarını ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendirdikleri takdirde talepleri doğrultusunda gereken izin verilecektir. Dolayısıyla Kanun’da objektif olarak öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde hâkime izin konusunda herhangi bir takdir yetkisi tanınmamıştır.</p>

<p>36. Diğer yandan kuralda cinsiyet değiştirmek isteyen kişinin mahkemeye şahsen başvurusu aranmaktadır. On sekiz yaşını doldurmuş bireylerin söz konusu maddede sayılan diğer koşulların da varlığı hâlinde ancak kendi taleplerinin olması durumunda mahkemeye başvurarak izin alabilecekleri açıktır. Kanun koyucu tarafından cinsiyet değişikliği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olarak düzenlenmekle bireyin maddi ve manevi varlığının korunması amacıyla üçüncü kişilerce cinsiyeti değiştirilecek kişi adına karar verilmesinin önüne geçilmiştir.</p>

<p>37. Ayrıca cinsiyet değişikliği talebi üzerine verilen kararın Kanun’da düzenlenen şartlar çerçevesinde etkili bir şekilde denetlenmesine imkân sağlayacak şekilde denetim yollarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın bireyler açısından aşırı külfete neden olmadığı, dolayısıyla kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Öte yandan itiraz başvurusunda, bireylerin toplumsal cinsiyet kurallarını benimseyerek biyolojik cinsiyetlerine aykırı şekilde cinsiyet değiştirmelerine izin verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kural kapsamında cinsiyet değişikliğinin ancak belirli şartları taşıyan kişilere tanınan bir imkân olduğu, başka bir ifadeyle cinsiyet değiştirmesi tıbbi olarak zorunlu görülen bireylere bu iznin verilebileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan cinsiyet değişikliğini öngören kuralın Anayasa’yla çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 17. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 50. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="23056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAKVİYE EDİCİ GIDALARDA REKLAM KURULU KARARLARI KAPSAMINDA REKLAM YASAĞI UYGULAMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/takviye-edici-gidalarda-reklam-kurulu-kararlari-kapsaminda-reklam-yasagi-uygulamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/takviye-edici-gidalarda-reklam-kurulu-kararlari-kapsaminda-reklam-yasagi-uygulamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargı kararlarında takviye edici gıdalar; normal beslenmeyi takviye etmek amacıyla vitamin, mineral, protein, bitkisel veya hayvansal kaynaklı maddeler gibi besleyici veya fizyolojik etkileri bulunan bileşenlerin konsantre veya ekstraktlarının, günlük alım dozu belirlenmiş kapsül, tablet, pastil veya sıvı formlarda sunulan ürünler olarak tanımlanmaktadır (Reklam Kurulu-2020/5055).</p>

<p>Yargı mercileri, bu ürünleri standart gıda maddelerinden ayırarak "nutrasötik" (tıbbi içerikli ve kimyasal özellikleri bulunan) ürünler olarak nitelendirmektedir. Bu kapsamda, tüketicilerin bu ürünleri satın alırken standart gıda ürünlerine kıyasla daha üstün bir dikkat sarf ettiği ve genellikle eczaneler gibi yetkili noktaları tercih ettiği kabul edilmektedir (Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi-2021/268-2022/120)</p>

<p>Piyasaya sürülecek takviye edici gıdaların etiket ve reklam faaliyetleri aşağıdaki yasal çerçeveye uygun olmak zorundadır:</p>

<p>• 5996 Sayılı Kanun (Madde 24): Gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı ve reklamı tüketiciyi yanıltıcı şekilde yapılamaz.</p>

<p>• Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (Madde 8/3): Takviye edici gıdaların karşılaştırmalı reklamı kesinlikle yasaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Gıda ve Takviye Edici Gıdalarda Sağlık Beyanı Kullanımı Hakkında Yönetmelik: Sağlık beyanları sadece Bakanlıkça izin verilen (Ek-1 listesi) ifadelerle ve belirtilen koşullarda kullanılabilir.</p>

<p>Reklam Kurulu’nun 2024/3186 sayılı kararında vurgulandığı üzere, ürün isimlerinin zayıflama veya tıbbi etki çağrıştırması "ortalama tüketici nezdinde tıbbi ürün algısı" oluşturduğundan aldatıcı kabul edilmektedir.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan örnek idari yaptırım kararları ve esaslı noktalar;</p>

<p><strong>• Hastalık Önleme İddiaları: </strong>"Hastalanmasın diye" ifadesi, 2021/1602 ve 2021/1598 sayılı kararlar uyarınca takviye edici gıdalar için kesinlikle yasaktır.</p>

<p><strong>• Zihinsel Performans İddiaları: </strong>"Daha zeki olması için" ifadesi onaylanmamış bir beyandır.</p>

<p>2024/3932 sayılı karar uyarınca bilişsel fonksiyon artırımı iddiaları mevzuata aykırıdır.</p>

<p><strong>• Bağısıklık Vurgusu: </strong>"Bağışıklığı kuvvetli olmalı" ifadesindeki "kuvvetlendirme" vurgusu, 2021/774 ve 2021/1596 sayılı kararlar gereği sınırları asmaktadır. Mevzuata uygun ifade "Bagısıklık sistemini desteklemeye yardımcı olur" seklindedir.</p>

<p><strong>• Sağlık Profesyoneli Yasağı: </strong>Reklam Kurulu’nun 2022/3861 ve 2021/4368 sayılı kararları uyarınca, reklamda doktor, eczacı veya sağlık profesyoneli görüntüsü ya da tavsiyesi kullanılamaz. Bu durum tüketici güveninin istismarı olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>• Karsılastırma Yasagı: </strong>"Her propolis aynı değildir" veya rakip ürünleri kötüleyen "Siz bunları yutmazsınız" gibi ifadeler, 2021/1479 ve 2020/692 sayılı kararlar uyarınca karşılaştırmalı reklam yasağının ihlalidir. Takviye edici gıdalarda karşılaştırma hiçbir şekilde yapılamaz (2024/4027).</p>

<p><strong>• Çocuklara Yönelik Kurgular: </strong>Animasyon karakterler ve "rüya dünyası" konsepti, çocukların bilgi ve tecrübe eksikliğini istismar etmemelidir (2021/988). Ürünün mucizevi etkileri olduğu algısı yaratılmamalıdır.</p>

<p><strong>• Örtülü Reklam ve Şeffaflık: </strong>Sosyal medya paylaşımlarında reklam veren ile etkileyici arasındaki ticari ilişki gizlenemez. 2021/932 ve 2022/103 sayılı kararlar uyarınca "#Reklam" veya "#Isbirligi" ibaresi açıkça yer almalıdır; aksi takdirde örtülü reklam cezası uygulanır.</p>

<p><strong>• Bilesen Atfı Zorunluluğu: </strong>Sağlık beyanları ürünün tamamına değil, içeriğindeki spesifik bilesene (örneğin B12 vitamini) atıf yapmalıdır (2020/4344, 2021/929).</p>

<p><strong>• Eczane Vurgusu: </strong>"Sadece eczanelerde" ibaresi, ürünün ilaç olduğu yanılgısını oluşturabileceği için 2021/929 ve 2019/2833 sayılı kararlar uyarınca riskli bulunmaktadır.</p>

<p>Bu aykırılıklar, Reklam Kurulu tarafından idari para cezası, reklam durdurma ve ürün toplama yaptırımlarına yol açabilecek niteliktedir.</p>

<p>Reklam Kurulu, aykırılık tespit ettiğinde sadece para cezası vermekle kalmaz, aynı zamanda reklamın durdurulması ve düzeltilmesi kararlarını da verir. Sosyal medya üzerinden yapılan örtülü reklamlarda ise içeriklerin kaldırılması ve erişim engeli gibi usuli süreçler işletilebilmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/emre-guler.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Emre GÜLER</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/takviye-edici-gidalarda-reklam-kurulu-kararlari-kapsaminda-reklam-yasagi-uygulamasi</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/ilacac.jpg" type="image/jpeg" length="61466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-30</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-30" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER ve MÜNHAL İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden birinci sınıf Beyoğlu Altmışıncı Noterliği 29.07.2026 tarihinde, Sakarya Yedinci Noterliği 08.08.2026 tarihinde, Bakırköy Otuzbeşinci Noterliği 19.08.2026 tarihinde, Kayseri İkinci Noterliği 24.08.2026 tarihinde ve Kütahya Birinci Noterliği 24.08.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-Devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.</p>

<p>Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p>1 BEYOĞLU ALTMIŞINCI NOTERLİĞİ 43.789.923,46 ₺</p>

<p>2 SAKARYA YEDİNCİ NOTERLİĞİ 26.295.156,06 ₺</p>

<p>3 BAKIRKÖY OTUZBEŞİNCİ NOTERLİĞİ 20.247.288,37</p>

<p>4 KAYSERİ İKİNCİ NOTERLİĞİ 15.726.564,93₺</p>

<p>5 KÜTAHYA BİRİNCİ NOTERLİĞİ 18.762.134,45₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.</p>

<p>—— • ——<br />
 </p>

<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER<br />
(Birinci ilan)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden ikinci sınıf Karabük Üçüncü Noterliği 10.08.2026 tarihinde ve Kartepe İkinci Noterliği 15.08.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf ve ikinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-Devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.</p>

<p>Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p>1 KARABÜK ÜÇÜNCÜ NOTERLİĞİ 5.517.811,97 ₺</p>

<p>2 KARTEPE İKİNCİ NOTERLİĞİ 14.009.155,11 ₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-30</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/noter-odeme.jpg" type="image/jpeg" length="77754"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[5201 Sayılı Kanun Gereğince Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Liste (2026 Yılı Kontrole Tâbi Malzeme Listesi)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/5201-sayili-kanun-geregince-kontrole-tabi-tutulacak-harp-arac-ve-gerecleri-ile-silah-muh</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/5201-sayili-kanun-geregince-kontrole-tabi-tutulacak-harp-arac-ve-gerecleri-ile-silah-muh" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5201 Sayılı Kanun Gereğince Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Liste (2026 Yılı Kontrole Tâbi Malzeme Listesi), 30 Haziran 2026 Tarihli ve 33296 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Savunma Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>5201 SAYILI KANUN GEREĞİNCE KONTROLE TÂBİ TUTULACAK HARP ARAÇ VE GEREÇLERİ İLE SİLAH, MÜHİMMAT VE BUNLARA AİT YEDEK PARÇALAR, ASKERÎ PATLAYICI MADDELER, BUNLARA AİT TEKNOLOJİLERE İLİŞKİN LİSTE</strong></p>

<p><strong>(2026 YILI KONTROLE TÂBİ MALZEME LİSTESİ)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Aşağıda belirtilen “Kontrole Tabi Liste” kapsamında yer alan kalemlerin üretilmesi, ihracat ve ithalâtına ilişkin izin işlemleri ile Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi Ek Listesi (www.mtcr.info/english/annex.html) ve Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi (www.wassenaar.org/controllist/index.html) ile Kontrole Tabi Listede yer alan kalemlerin ihracat ve ithalâtına ilişkin izin işlemleri, Millî Savunma Bakanlığı sorumluluğunda ve bilgisi dâhilinde yapılacaktır.</p>

<p><strong>a) Namlulu silâhlar:</strong></p>

<p>1) Her çap ve model ateşli yivli setli tabancalar, makineli tabancalar ve bunların ana parçaları (susturucu, gövde/çerçeve, sürgü/kapak takımı/üst gövde, namlu, toplu tabancalar için top/hazne/silindir, mekanizma ana parçaları ile komplesi, tetik tertibatı) ile balistik önemi haiz parçaları (ateşleme iğnesi, mekanizma dip tablası, tırnak, çıkarıcı, namlu).</p>

<p>2) Her çap ve model tek veya otomatik atışlı yivli setli tüfekler, keskin nişancı tüfekleri, yivli setli av tüfekleri ve bunların ana parçaları [susturucu, gövde/çerçeve, kapak takımı/üst gövde, namlu, mekanizma ana parçaları ile komplesi, şarjör komplesi (yivli setli av tüfekleri şarjörü hariç) ve tetik tertibatı ile balistik önemi haiz parçaları (ateşleme iğnesi, mekanizma dip tablası, tırnak, çıkarıcı, namlu)].</p>

<p>Not: Yivsiz av tüfekleri ve parçaları, nişancılık eğitiminde kullanılan tüfekler ve parçaları, spor amaçlı kullanılan tüfekler ve parçaları ile basınçlı hava veya CO2 ile tesirsiz mermi atmak üzere özel olarak tasarlanmış tüfekler veya tabancalar, bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri kapsamında değildir.</p>

<p>3) Bombaatarlar (Roket Fırlatıcılar, Alev Atıcılar, El Bombası Atıcılar, Torpil Tüpleri Gaz, Duman, Sis, Ses ve Işık Fişeği Atıcılar) ve bunların ana parçaları (namlu, tetik tertibatı, gövde, nişangâh/optik nişangâh, ateşleme iğnesi, tambur).</p>

<p>4) Yivli ve yivsiz her çap ve model havanlar ve bunların namlu, nişangâh ve ateşleme iğneleri.</p>

<p>5) Her çap ve model hafif ve ağır toplar, obüsler ve bunların ana parçaları (namlu, kama/mekanizma, kama payı ve ateşleme iğneleri) ile bu silahlarda kullanılan namlucuk aparatı.</p>

<p>6) Bir hedefi tahrip etmek veya hedefin görevini iptal etmek amacıyla özel olarak tasarlanmış “Lazer” sistemleri, parçacık ışın sistemleri, yüksek güçlü radyo frekans (RF) sistemleri ve kinetik enerji silah sistemleri.</p>

<p>7) Bu Listede yer alan taktik araçlar, hava araçları ile su üstü ve su altı savaş gemilerine takılan her türlü silah ve karşı tedbir sistemleri.</p>

<p><strong>b) Taktik araçlar ve sistemleri:</strong></p>

<p>1) Tanklar, tırtıllı (paletli) ve tekerlekli zırhlı muharebe araçları, zırhlı personel taşıyıcılar ile üzerinde askerî ekipman (silah, komuta kontrol düzeneği, termal kameralar, elektronik harp ve elektronik karşı tedbir sistemleri) bulunan her türlü zırhlı personel taşıyıcılar, zırhlı silah/mühimmat taşıyıcı araçlar.</p>

<p>2) Bu araçlara takılan her türlü, kama kompleleri, zırh, otomatik/yarı otomatik doldurucu, kule ve namlular.</p>

<p>3) Üzerinde askerî ekipman (silah, komuta kontrol düzeneği, elektronik harp ve elektronik karşı tedbir sistemleri) bulunan askerî amaçlı her türlü tekerlekli taktik araçlar.</p>

<p>4) Askerî amaçlı; tank çekiciler, tank taşıyıcılar, kurtarıcı araçlar ile üzerinde askerî ekipman (silah, komuta kontrol düzeneği, termal kameralar, elektronik harp ve elektronik karşı tedbir sistemleri) bulunan zırhlı paletli ve tekerlekli istihkam iş makineleri.</p>

<p>5) Mayın temizleme ve serpme sistemlerine ait araçlar, mayınlı sahalarda geçit açma sistemleri.</p>

<p>6) Her türlü silah platformları ve platform araçları.</p>

<p>7) Askerî amaçlı insansız kara araçları.</p>

<p>8) Askerî amaçlı her türlü köprücü araçları.</p>

<p>9) Özel olarak askeri kullanım için tasarlanmış veya modifiye/modernize edilmiş kara araçlarında kullanılan motor ve güç aktarma sistemleri.</p>

<p><strong>c) Askerî mühimmat, patlayıcılar ve piroteknik malzeme:</strong></p>

<p>1) Bu Listenin 1 inci maddesinin (a) bendinde yer alan silah ve sistemlerde kullanılan her türlü mühimmat ve bunlara ait ana parçalar [kovan, çekirdek, kapsül (kapsül içerisinde kullanılan ecza, bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendi kapsamındadır), ateşleme fünyesi, gövde, sevk çemberli gövde ve benzeri ile sevk maddesi (kara barut hariç olmak üzere Topçu Mühimmat Sevk Barutları, Hafif Silah Mühimmatı Sevk Barutları, Özel Amaçlı Sevk Barutları)].</p>

<p>Not: Hakiki silah için tasarlanmış parçaları içeren (kurusıkı fişekler, yivsiz av tüfeği fişekleri hariç) manevra ve eğitim mühimmatı dâhildir.</p>

<p>2) Harp silahlarına ait olan her türlü tapalar, tapa yerleştirme cihazları ve bunlar için özel olarak tasarlanmış parçalar (emniyet ve ateşleme durumuna getirme cihazları, sensörler ve başlatıcı cihazlar, patlayıcılar için yanıcı muhafazalar).</p>

<p>3) Askerî amaçlı kullanılan her türlü patlayıcı malzemeler [Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML8.a maddesi kapsamındaki patlayıcılar, Trinitrotoluen (TNT) ve Pentaeritritol Tetranitrat (PETN)] ve bunların karışımları ile kapsül, ecza, yemleme, buster, detanatör ve ana şarj olarak kullanılan her türlü patlayıcı madde.</p>

<p>4) Yakıcı, yanıcı ve eritici her türlü askerî piroteknik malzeme (ışık, ses, sis, gaz, duman oluşturan piroteknik malzemeler) ile bunları içeren askerî maksatlı; işaret fişekleri, sis işaretleri/fişekleri, sis bombası, fitiller, infilak fitilleri veya infilak kapsülleri, ateşleyici maddeler, elektrikli infilak ettirici maddeler ve piroteknik cihazlar.</p>

<p>5) Roket ve füze yakıtları ve bu yakıtlara katılan malzemeler (Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML8 maddesi kapsamında bulunan Enerjitik Malzemeler) ile sevk fişekleri.</p>

<p>6) Dolanan mühimmatlar.</p>

<p>7) Askerî amaç için kullanılan Nitroselüloz, Nitrogliserin ve Nitroguanidin.</p>

<p>8) Bu Listenin 1 inci maddesinin (a) bendinde yer alan namlulu silah ve sistemler için kullanılan mühimmatlar dışında her türlü araç ve sistemlerde kullanılan (uçak bombası, su altı bombası, su altı mayını, bomba ve benzeri ile bunlara ait ana parçalar) ve dron/insansız hava aracından bırakılan/aracından atılan mühimmatlar ile patlayıcı içeren el bombası, mayın ve tahrip kalıbı ve benzeri ile bunları emniyet ve ateşleme durumuna getirme cihazları ile bunlara ait ana parçalar.</p>

<p><strong>ç) Roketatar, roket, füzeler ve torpidolar:</strong></p>

<p>1) Her çap ve menzildeki roketler, füzeler ve torpidolar ile bu sistemlere ait ana parçalar [(roket/füze motoru ve gövdesi, harp başlığı, güdüm sistemi, arayıcı başlık, kuyruk komplesi ve parçaları (yönlendirici ve sabit kanatlar ile kontrol sistemi), Roket Gövdesi, tapa ve ateşleyiciler, algılayıcılar)].</p>

<p>2) Her çap ve menzildeki roketler, füzeler ve torpidoların fırlatılmasında kullanılan sistemler ve bunların ana parçaları (fırlatma platformu, namlu, lançer, atış kontrol sistemi, 3000 PSI ve üzeri pnömatik basınç sağlayıcı komponentler).</p>

<p><strong>d) Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer harp maddelerine/silahlarına karşı savunma sistemleri:</strong></p>

<p>1) Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) harp maddeleri kullanılarak oluşturulabilecek her türlü tahrip maddesi, silah, mühimmat ve bu silahların yerleştirilmesi ve taşınması, fırlatılması amacıyla kullanılan sistemler.</p>

<p>2) Askerî amaçla kullanılan kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelere karşı koruyucu elbise, koruyucu iç giyimi, koruyucu bot kılıfı, koruyucu eldiven ve sistemler, maske ve süzgeçler, bunlara ait filtreler, KBRN sistemlerinde kullanılan KBRN koruyucu filtreler ile koruyucu melbusatlar, her türlü KBRN tespit, teşhis ile savunma sistem ve cihazları ile Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML7 maddesi kapsamındaki malzemeler.</p>

<p><strong>e) Askerî hava araçları ve sistemleri:</strong></p>

<p>1) Askerî amaçlı her çeşit hava araçları (sabit ve/veya döner kanatlı insanlı ve/veya insansız hava araçları, dronlar, balonlar), bu hava araçlarında kullanılabilen her türlü harp sistemleri ve bunlar için özel olarak tasarlanmış parçalar (fırlatma sistemleri, fırlatma ve kurtarma araçları ve yer destek teçhizatı ile komuta veya kontrol için tasarlanmış teçhizatlar).</p>

<p>2) Askerî hava araçlarında kullanılan yatay ve dikey stablize, komple kuyruk, kanatçık, flap, spar, komple kanat, longeron, bulkhead, gövde.</p>

<p>3) Askerî hava araçlarının gösterge-telsiz-radar sistemleri (seyrüsefer alet ve cihazları, radar cihazları ve uzaktan kumanda etmeye mahsus olanlar da dâhil olmak üzere tüm telsiz cihazları), bu vasıtalarda kullanılan hedefe yönelme ve hedef takip cihazları.</p>

<p>4) Askerî hava araçlarının motorları (turbofan, turbojet, kombine çevrim motorları, turboprop, turboshaft, pistonlu) ve bu motorlarda kullanılan yanma odası, türbin, türbin palesi, türbin diski, türbin nozul.</p>

<p>5) Askerî amaçlı hava araçlarının iniş takımı dikmesi, pervane, pervane göbeği (spindle, hub), rotor (rotor göbeği, ana transmisyon ve rotor palleri).</p>

<p>6) Karşı Tedbir Mühimmatları ile Dolanan Mühimmatların fırlatma sistemleri (dispenser) dâhil olmak üzere askerî hava araçlarına takılan her türlü donanım.</p>

<p>7) İnsansız hava araçlarını fırlatma cihazı ve tertibatları.</p>

<p>8) Bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan hava araçlarında askerî amaçlı kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış mekanik, elektromekanik, elektronik, optik ve optronik cihazlar.</p>

<p>9) Askeri kullanım için tasarlanmış veya düzenlenmiş paraşütler, yamaç paraşütleri ve paramotorlar.</p>

<p>10) İnsansız Hava Araçları ve/veya Dronlar için üretilmiş;</p>

<p>a) 30cc ve üzeri motor hacmine sahip benzinli ve ağır yakıtlı pistonlu motorlar.</p>

<p>b) 0.60 cubic inch üzeri motor hacmine sahip nitrolu pistonlu motorlar.</p>

<p>c) Toplamda 100 N üzerinde itki sağlayabilen jet motorları.</p>

<p><strong>f) Su üstü ve su altı savaş gemileri:</strong></p>

<p>1) Su üstünde ve altında kullanılan her tür ve sınıftaki savaş gemileri ile platformlar (askerî maksatlı şişirilebilir sallar dâhil).</p>

<p>2) Bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (1) ve (4) numaralı alt bentlerinde yer alan deniz platformlarında kullanılan akustik aldatıcı ve akustik karıştırıcılar.</p>

<p>3) Bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (1) ve (4) numaralı alt bentlerinde yer alan deniz platformlarında askerî amaçlı kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış mekanik, elektromekanik, elektronik, optik ve optronik cihazlar, akustik sensörler ile zırh malzemesi.</p>

<p>4) Askerî kullanım için üzerinde silah ve/veya silah kaidesi ve/veya askeri elektronik sistemler yerleştirilebilecek şekilde özel olarak tasarlanmış veya uyarlanmış her türlü bot.</p>

<p>5) Askerî amaçlı insansız ve/veya otonom su üstü ve su altı deniz araçları.</p>

<p><strong>g) Askerî komuta kontrol, muhabere ve bilgi sistemleri:</strong></p>

<p>1) Elektronik Harp (EH), Elektronik Taarruz (ET), Elektronik Destek (ED), Elektronik Koruma (EK), sistem ve teçhizatı ile bu sistemlerin test ve değerlendirmesini yapan, etkinliğini artıran/azaltan taktik ve teknik geliştirmeye yönelik simülatör ve simülasyon sistemleri, dronsavarlar ile Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML11.a maddesinde yer alan askeri kullanım için özel olarak tasarlanmış elektronik donanımlar.</p>

<p>2) Askerî amaçlı ve/veya emniyetli (kriptolu) telli ve telsiz muhabere sistem cihazları ile içerisinde yazılım bulunduran koruma ve yönetim devresini haiz bataryaları (bu cihazlara ait kulaklık, mikrofon takımları, aksesuarlar ve piller hariç).</p>

<p>3) Askerî amaçlı veya ulusal güvenlik amaçlı üretimi yapılan ve kullanılan her türlü kripto ve ses emniyet cihazları ile bu cihazlar için özel olarak tasarlanmış kriptografik amaçlı yazılım ve donanımlar.</p>

<p>4) Lazer, akustik ve mikrodalga kaynaklı, her türlü silah ve askerî haberleşme sistemleri.</p>

<p>5) Askerî amaçlı kullanılan NATO ve ACE tipi şelterler.</p>

<p>6) Askerî keşif gözetleme, bunların kayıt cihazları, radar ve ekipmanları ile dost ve düşman tanıma ve tanıtma sistemleri.</p>

<p>7) Her türlü askerî ve ulusal güvenlik amaçlı yazılımlar ve yazılım kodları.</p>

<p>8) Her türlü askerî amaçlı eğitim simülatörleri ve simülasyonları.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9) Bu Listede yer alan taktik araçlar, hava araçları ile su üstü ve su altı savaş gemilerine takılan silah sistemlerine ait atış ve komuta kontrol sistemleri.</p>

<p>10) Askerî amaç için kullanılan ısıl piller.</p>

<p>11) İnsansız Hava Araçları ve/veya Dronlarda kullanılan;</p>

<p>a) Birden fazla fırçasız motorun kullanıldığı platformlarda (Quadratore, FPV, VTOL ve benzeri) motorları sürmek için motor başına 15 amper ve üzeri akım sağlayabilen (Örnek: motor başına 15 amper, 4 motorlu FPV için 60 amper) ESC [(Electronic Speed Control) (Elektronik Hız Kontrolü)] elektronik kartlar.</p>

<p>b) Tek fırçasız motorun ve/veya her motor için ayrılan bir ESC’nin kullanıldığı platformlarda (sabit kanat, VTOL ve benzeri) motor başına 20 amper ve üzeri akım sağlayabilen ESC elektronik kartlar.</p>

<p>c) Tekli ve/veya çoklu fırçalı motorların kullanıldığı platformlarda motor başına 15 amper ve üzeri akım sağlayabilen ESC elektronik kartlar.</p>

<p>Not: Sivil amaçlar için kullanılacak İnsansız Hava Araçları için (tarım, akademik, bilimsel ve benzeri amaçlar) kullanılacak elektronik kartlar, bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin (11) numaralı alt bendi kapsamında değildir.</p>

<p><strong>ğ) Askerî amaçlı uzay sistemleri:</strong></p>

<p>1) Askerî amaçlı olan uzay araçları (uydular dâhil), uydu sistemleri, hareketli/taşınabilir/sabit uydu yeryüzü terminalleri ile bu sistemlere ait her türlü uzay ve yer teçhizatı (askerî maksatlı olan uzay araçlarını fırlatıcı araçlar ve yörünge altı araçları, Uzay Gözlem Sistemleri, Roket-fırlatma rampaları ve kuleleri, alıcı cihazı bulunan verici cihazlar, uydu radyolink alıcı ve verici antenleri).</p>

<p>2) Askerî amaçlı uydularda keşif, gözetleme, karıştırma, haberleşme sevk ve güdüm amacıyla kullanılabilecek donanımları ve silah sistemleri.</p>

<p><strong>h) Askerî keşif, gözetleme ve tespit sensörler, coğrafi konum belirleme ve seyrüsefer sistemleri:</strong></p>

<p>1) Askerî amaçlı kullanılabilecek Ataletsel Seyrüsefer Sistemleri (INS) ile emniyetli (kriptolu) Küresel Konumlama Sistemleri (GPS, GNSS, GLONAS ve benzeri) cihazları ile diğer koordinat belirleme yer ve yön tespit cihazları.</p>

<p>2) Askerî amaçlı Termal IR (Kızılötesi) ve lazer özellikli nişan tevcih, atış kontrol ve gözetleme alet ve cihazları (askerî maksatlı teleskopik dürbün, teleskop, periskop, dürbün, askerî maksatlı termal kameralar).</p>

<p>3) Askerî amaçla kullanılan patlayıcı madde tespit sistemleri ve mayın detektörleri.</p>

<p>4) Askerî amaçlı lazer işaretleme cihazları, lazer noktalayıcılar, lazer algılama ikaz sistemleri ve lazer hedef tespit sistemleri.</p>

<p>5) Askerî amaçlı gece görüş cihazları ile gece görüş dürbün ve cihazlarında kullanılan askerî amaçlı görüntü yoğunlaştırıcı tüpler, detektörler ve detektörlerin okuma devreleri.</p>

<p>6) Özel olarak askeri kullanım için tasarlanmış görüntü işleme ve kayıt teçhizatları, kızılötesi veya termal görüntüleme teçhizatları, görüntüleme radarı sensör teçhizatı ve bu teçhizatlar için karşı tedbir sistemleri.</p>

<p>7) Askeri kullanım amacıyla özel olarak tasarlanmış atış kontrol ve bununla bağlantılı erken uyarı ve ikaz sistemleri ile bunlarla bağlantılı sistemler (hedef tespiti, tanımlaması, mesafe ölçücü, gözetleme ve takip sistemleri, tespit, veri toplama, tanıma veya teşhis etme gereçleri ve sensör entegre edilmiş gereçler).</p>

<p><strong>ı) Diğer askerî malzeme ve cihazlar:</strong></p>

<p>1) Gece görüş dürbünü ve termal kamera ile görünmeyen (görülemeyen) kumaş/ağ, elektromanyetik frekans ve radyasyondan koruma kumaşları, anti-radyasyon kumaş, iletken kumaşlar.</p>

<p>2) Askerî amaçlı olarak kullanılan görünmezlik teknolojileri (Radar Soğurucu Malzemeler, Radar Soğurucu Yapılar, Radar Kesit Alanı Tahmin Yazılım Kodları, Infrared/Gözle Görülür/Akustik/Manyetik İz Azaltıcı Malzeme ve Teknikler ile her türlü İz Tahmini Yazılım Kodları).</p>

<p>3) Askeri sistemler ve personel için balistik koruma sağlamak üzere özel olarak tasarlanmış metalik veya metalik olmayan yapılar (NIJ veya benzer milli standartlar kapsamında seviye III ve üzeri balistik koruma sağlayan yapılar ve ileri seramik plakalar).</p>

<p>4) Askeri standart veya benzer milli standartlara uygun olarak balistik koruma sağlamak üzere üretilmiş miğfer ve miğfer için özel olarak tasarlanmış miğfer kapakları ve iç başlıklar.</p>

<p>5) Yukarıda belirtilen namlulu silahlarda kullanılan her türlü mühimmat ve mühimmat ana parçaların üretimi amacıyla özel olarak tasarlanmış kovan üretim tezgâhı, mermi üretim tezgâhı, kapsül imla tezgâhı ile fişek dolum/imla tezgâhları ve benzeri.</p>

<p>6) Yivli-setli silahların namlularına yiv-set açmak için özel olarak tasarlanmış tezgâhlar.</p>

<p>7) Askerî amaç için kullanılan grafen malzemeler ve üretim ekipmanları.</p>

<p>8) Deniz yatağına kablo sermek için kullanılan makineler ve bunların ana parçaları.</p>

<p><strong>i) Açıklamalar:</strong></p>

<p>1) Yukarıda belirtilen sistemlerde yer alan sivil amaçlı kullanıma uygun yazılımlar ve genel imalât malzemeleri (civata, somun, vida, conta, o-ring, boya, bağlama amaçlı kullanılan bracket/fitting ve benzeri), ticari maksatlı tedarik edilebilen bilgisayar donanımları Kontrole Tâbi Liste kapsamında değildir.</p>

<p>2) Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer harp maddeleri/silahlarının ithalatı, ihracatı ve üretimi Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği yasaklanmıştır.</p>

<p>3) Hem askerî hem de sivil amaçlı kullanılan malzemeler “Çift Kullanımlı Malzeme” olarak adlandırılır. 2/12/2003 tarihli ve 25304 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Çift Kullanımlı ve Hassas Maddelerin İhracatının Kontrolüne İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2003/12) kapsamında olanların ihracatı adı geçen Tebliğ hükümleri uyarınca, Çift Kullanımlı Malzeme ve Teknolojilerin ithalatına yönelik işlemler “İthalat Tebliği” çerçevesinde Ticaret Bakanlığı sorumluluğunda yürütülür.</p>

<p>4) Firmalar tarafından ihracatı/ithalatı yapılacak malzemenin askerî veya sivil amaçlı olup olmadığı Gümrük Beyannamesine yazılır.</p>

<p>5) Herhangi bir malzemenin bu Liste kapsamında olup olmadığına yönelik tereddütte düşülen hususlarda Millî Savunma Bakanlığının kararı esastır.</p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Liste yayımlandıktan sonra, 3/12/2022 tarihli ve 32032 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5201 Sayılı Kanun Gereğince Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Liste (2023 Yılı Kontrole Tabi Malzeme Listesi)’de olmayıp bu Liste kapsamına giren ürünleri halihazırda üreten kuruluşların bu Listenin yayımı tarihinden sonraki 2 (iki) ay içerisinde belgelendirme işlemlerine (Kişi Güvenlik Belgesi, Tesis Güvenlik Belgesi, Kuruluş İzni ve Üretim İzin Belgesi) yönelik başvurusunu yapması ve süreci 1/6/2027 tarihine kadar sonuçlandırması gerekmektedir.</p>

<p>(2) Bu Listenin geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında belgelendirme başvurusunda bulunan kuruluşlar, mevcut üretimlerine 1/6/2027 tarihine kadar devam edebilecektir.</p>

<p>(3) Kontrole Tabi Listeye yeni girecek ürünlere yönelik belgelendirme süreçlerine dâhil olmak istemeyen kuruluşlar, üretilmiş mevcut stoklarının satışını azami 1/6/2027 tarihine kadar yapmalıdır.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Liste yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Liste hükümlerini Millî Savunma Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/5201-sayili-kanun-geregince-kontrole-tabi-tutulacak-harp-arac-ve-gerecleri-ile-silah-muh</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/resmi/milli-savunma-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="73956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YETERSİZ BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ EDİLMEMİŞ OLMASI USULİ KAZANILMIŞ HAK DOĞURMAZ. MAHKEME YETERSİZ RAPORA DAYANARAK HÜKÜM KURAMAZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yetersiz-bilirkisi-raporuna-itiraz-edilmemis-olmasi-usuli-kazanilmis-hak-dogurmaz-mahkeme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yetersiz-bilirkisi-raporuna-itiraz-edilmemis-olmasi-usuli-kazanilmis-hak-dogurmaz-mahkeme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her iki tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmediği durumlar da olabilir. Karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.2023 tarihli, 2022/508 E., 2023/226 K. sayılı kararı </i></p>

<p><i>ile</i></p>

<p><i>Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 23.12.2024 tarihli, 2022/2435 E., 2024/1448 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2022/508 E., 2023/226 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi<br />
4. Davacı vekili; tarafların davalıya ait taşınmaz payının müvekkiline satışı konusunda 15.05.1991 tarihli harici sözleşmeyle anlaştıklarını, zilyetliğin teslim edilmesine rağmen devrin gerçekleştirilmediğini ileri sürerek taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile bu bedelin davalıdan tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, dava açılırken harca esas değer 8.000,00 TL olarak gösterilmiş, talep ıslah edilmemiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı<br />
5. Davalı vekili; iddianın zamanaşımına uğradığını, imar planının yarattığı sorun nedeniyle taşınmaz devrinin gerçekleşmediğini, şekle aykırı yapılmakla geçersiz olan bir sözleşmeye dayanılarak taşınmazın rayiç değerinin istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı<br />
6. Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli, 2010/531 Esas, 2015/1863 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında yapılan geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanacak karşılığının iadesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2.973,49 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı<br />
7. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.01.2020 tarihli ve 2019/979 Esas, 2020/606 Karar sayılı kararı ile; “Dava, harici tapulu taşınmaz satımı nedeni ile ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Davaya konu 15/05/1991 tarihli sözleşme; TMK'nın 706, BK'nın 213 (TBK'nın 237), Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler.</p>

<p>Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir.</p>

<p>Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kurulları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır.</p>

<p>Somut olayda; dosya içeriğinde 27.06.2012 ve 02.11.2015 tarihli ehil bilirkişilerden denetimine elverişli olarak alınan 2 ayrı bilirkişi raporunun bulunduğu, 27.06.2012 tarihli raporda taşınmazın dava tarihi itibari ile rayiç bedelinin hesaplandığı ve taşınmazın değerinin 28.750TL olarak tespit edildiği, bu raporun taraf vekillerine usulüne uygun tebliğine rağmen taraflar ya da vekillerince itiraz edilmediği; 02.11.2015 tarihli ikinci raporda ise, yerleşik daire uygulamamız doğrultusunda denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplama yapıldığı ve davacı vekilince rapora itirazda bulunulduğu, ancak itirazlar değerlendirilmeden mahkemece bu rapor dikkate alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Hal böyle olmakla birlikte; 27.06.2012 tarihli rapora taraflarca itiraz edilmediği görülmüş ve itiraz edilmemesi neticesinde kesinleşmiştir. Bu sebeple, itiraz edilmeyen rapordaki hesaplanan alacak miktarı davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaktadır. Mahkemece, kesinleşmiş rapordaki miktar doğrultusunda dava değeri de dikkate alınarak talep aşımına sebebiyet vermeyecek şekilde hüküm kurulması gerekmekte iken, yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
9. Mahkemenin 22.10.2020 tarihli ve 2020/162 Esas, 2020/192 Karar sayılı kararı ile; ilk karar gerekçesinin yanında, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurmayacağı, zira raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong><br />
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; geçersiz sözleşmeye dayalı olarak taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile davalıdan tahsili istenen davada, taşınmazın rayiciyle ilgili hesaplama içeren bilirkişi raporuna davalı tarafın itiraz etmemesi nedeniyle raporun kesinleştiğinden bahisle bu durumun davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu kabul edilerek sözleşme bedelinin denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde iadesi yerine taşınmazın rayicine hükmedilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
12. Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümü, "usuli kazanılmış hak" kavramının açıklanmasını gerekli kılmaktadır.</p>

<p>13. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.</p>

<p>14. Davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiş olan bu kurum; anlam itibarıyla, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.</p>

<p>15. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve yine içtihatlarla geliştirilen istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.</p>

<p>16. Direnmeye konu uyuşmazlıkta mahkemece alınan ilk bilirkişi raporuna taraflarca itiraz edilmemiş olmasının davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurup doğurmadığı tartışma konusu olduğundan gelinen aşamada bilirkişi incelemesi deliliyle ilgili açıklamalarda bulunulması faydalı olacaktır.</p>

<p>17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;<br />
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Kanundaki bu anlatımdan da hareketle bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup hâkim,</p>

<p>bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164).<br />
19. Aynı Kanun’un 281 inci maddesinde;</p>

<p>“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.</p>

<p>(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>20. 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3 üncü maddesinde de bilirkişi incelemesinin ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>21. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. Bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup mahkemece raporu veren bilirkişilerden ek rapor alınabileceği gibi, yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir.</p>

<p>22. Yukarıda da değinildiği üzere hâkim, 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin açık hükmünün de bir gereği olarak bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi incelemesi sonucu alınan görüş bir takdiri delil olduğundan hâkim gerekçelerini açıkça ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir (Murat Atalı/... Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s.536). Hâkimin bu konudaki takdir hakkını rasyonel esaslara göre kullanması yeterlidir (İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku, ... 1975, s.655).</p>

<p>23. Hâkimin bilirkişi raporunu takdirindeki bu serbestisine rağmen doktrin ve yargısal kararlarda bazı hâllerde bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu kabul edilmektedir (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, ... 2001, Cilt:3, s. 2753). Örneğin; bir tazminat davasında, tarafların kusur oranlarının tespiti için alınan bilirkişi raporuna, taraflardan yalnızca biri, kendisi için tespit edilen kusur oranının fazla olduğundan bahisle itiraz etmiş, diğer taraf bu rapora itiraz etmeyerek bu hâliyle dosyanın hesap uzmanı bilirkişiye gönderilmesini istemişse, tek taraflı itiraz üzerine alınan raporda itiraz eden tarafın kusur oranının karşı tarafın itiraz etmediği ilk rapordan daha ağır bir şekilde tespit edilmesi hâlinde artık ilk rapordaki kusur oranları üzerinden karar verilmesi gerekir. Zira böyle bir durumdan itiraz eden taraf aleyhine sonuç çıkarılamaz ve itiraz etmemekle diğer tarafın benimsemiş sayıldığı ilk rapordaki daha lehine olan tespit, itiraz eden taraf lehine kazanılmış hak teşkil eder.</p>

<p>24. Nitekim verilen örnekle benzer bir uyuşmazlıkta Hukuk Genel Kurulu 18.02.2021 tarihli, 2018/(21)10-94 Esas, 2021/111 Karar sayılı kararıyla aynı yöne işaret etmiş, hâkimin itiraz etmeyen taraf için kesinleşen ilk raporu hükme esas almak yerine, ilkindeki sorumluluğu itiraz eden aleyhine ağırlaştıran sonraki rapor çerçevesinde karar vermesinin itiraz eden taraf lehine doğan kazanılmış hakkı ihlâl ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>25. Bununla birlikte, bu anlatımda kullanılan "kesinleşme" sözcüğü, tarafların benimsediği olgularla ilgilidir ve hüküm sonucunun da bu şekilde tesis edilmesi gerekliliği doğuran, mahkemeyi bağlayıcı bir kesinleşme anlamını taşımaz. Davayı kabul, sulh ve feragat gibi bir sonuç da doğuramaz. Hukuki değerlendirmenin hâkime ait olması ve hâkimin de bilirkişi delilini takdirde serbetçe hareket edebilmesi asıldır ve böyle bir durumun varlığı hâlinde dahi hâkim rapordaki teknik incelemenin dosya kapsamında subüt bulan vakıalara, hukuk kuralları ve emsal içtihatlara uygun olmadığı düşüncesindeyse yeni rapor alabileceği gibi gerekçelerini ortaya koymak suretiyle raporun aksine de karar verebilir.</p>

<p>26. Üstelik tek taraflı itirazın yanı sıra, somut olayda olduğu gibi, her iki tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmediği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir durumda da, karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.</p>

<p>27. Yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık incelendiğinde; davacı resmî şekli haiz olmamakla geçersiz satış sözleşmesine dayanarak sözleşmeye konu taşınmazın rayiç bedelini istemiştir. Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz olduğu üzere, bu hâlde taraflar ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde verdiklerini geri isteyebileceklerinden Mahkemece yapılması gereken iş, denkleştirici adalet ilkesi gereği sözleşmedeki satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı değeri bilirkişi marifetiyle hesaplamaktan ibaretken alınan ilk bilirkişi raporunda taşınmazın rayiç bedeli hesaplanmıştır. Hukuki nitelendirmeyi yapmak ve uygulanacak hukuk kurallarını belirlemekle görevli olan Mahkeme sonradan yanılgıyı fark etmiş ve tam da olması gerektiği gibi kendiliğinden yeni bir bilirkişi incelemesine başvurmuş, neticeten sözleşme bedelinin dava tarihindeki karşılığını hesap eden ikinci bilirkişi raporunu benimseyerek yazılı şekilde davayı kısmen kabul etmiştir. Böyle bir durumda hukuken hükme esas almaya elverişli olmayan ilk bilirkişi raporunun taraflarca itiraz edilmeyerek kesinleştiğinden bahisle taşınmazın rayicine hükmetme zorunluluğu doğurur şekilde davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan bahsedilemez.</p>

<p>28. Hâl böyle olunca aynı gerekçeyle verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>29. Ne var ki, davacı vekilinin hükmolunan miktara ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Direnme kararı uygun olup davacı vekilinin sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” hükmü atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 inci maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,<br />
15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.<br />
GAZİANTEP<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
17. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p>ESAS NO : 2022/2435<br />
KARAR NO : 2024/1448</p>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI</p>

<p>BAŞKAN : ...<br />
ÜYE : .<br />
ÜYE : .<br />
KATİP : ..</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : ŞANLIURFA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : ...<br />
NUMARASI : ...<br />
DAVACI : ..<br />
VEKİLİ : Av. ......<br />
..<br />
DAVALI : 1 -..<br />
VEKİLLERİ : ...<br />
Av. ..<br />
DAVALI : 2 -...<br />
VEKİLİ : Av. .....<br />
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ :....<br />
GEREKÇE TARİHİ : ...</p>

<p>.........Karar sayılı kararı aleyhine davacı vekili istinaf başvurusunda bulunduğundan dosyanın yapılan incelemesi sonunda;</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;</strong></p>

<p><strong>I. DAVA:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...... tarihinde ..... sevk ve idaresindeki ....... plakalı aracın tek taraflı kaza yapması neticesinde araç içinde yolcu olarak bulunan müvekkilinin yaralandığını, müvekkilinin kazanın oluşunda herhangi bir kusurunun olmadığını, ...... plaka sayılı aracın davalı ...... şirketi nezdinde ZMMS poliçesi ile, davalı ........şirketi nezdinde........ poliçesi ile sigortalı olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla .. TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı ....... vekili cevap dilekçesinde özetle;...... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde ..... poliçesi ile sigortalandığını, davacının maluliyet ve kusur oranının belirlenmesi için ..kurumundan rapor alınması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br />
Davalı....... vekili cevap dilekçesinde özetle;..... plakalı aracın davalı sigorta şirketi nezdinde........ poliçesi ile sigortalı olduğunu, dava konusu zararın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesince her iki davalıya karşı açılan davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF:</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili süresinde istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davac........ vekili istinaf dilekçesinde özetle; meydana gelen kazada yolcu konumunda olan davacı ......... ağır şekilde yaralandığını, yerel mahkemenin davacı lehine kesinleşmiş bir bilirkişi raporunu dikkate almadan ve usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde davayı reddettiğini, mahkemenin........ . Kurulu tarafından düzenlenen ....maluliyet oranını tespit eden.... tarihli raporu esas alması gerekirken, bu rapora tarafların itiraz etmemesine rağmen dikkate almaması ve usuli kazanılmış hakkı göz ardı ederek davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin davacının maluliyetini eksik ve özensiz raporlarla değerlendirdiğini, müvekkilinin sakatlığının..olarak belirlenmesine rağmen sürekli maluliyet olmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiğini ileri sürerek mahkemece verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe</p>

<p>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Dava; trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk</p>

<p>6098 sayılı TBK m. 49-55; 2918 sayılı KTK 85, 89, 90, 91; 6100 sayılı HMK m.341, 353, 355, 359;.. Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>HMK'nun 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda;</p>

<p>3.1. Davacı vekilince, kaza tarihi olan........tarihinde dava dışı sürücü......sevk ve idaresindeki .........plakalı aracın tek taraflı kaza yapması neticesinde araç içinde yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını belirterek maddi tazminat talep edilmiştir.</p>

<p>3.2. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru biçimde belirlenmesi gereklidir. Söz konusu belirlemenin ise haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Davaya konu kazanın gerçekleştiği tarih ...... itibariyle..... tarihli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yürürlükte olup davacının maluliyetinin bu yönetmelik hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir.</p>

<p>Mahkemece alınan ..........tarihli raporunda, davacının .... tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre ..oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren .. aya kadar uzayabileceği, iyileşme süresi içerisinde ve sürekli olarak başka birisinin bakımına muhtaç durumda olmadığı belirtilmiştir.<br />
Dosya içerisinde bulunan.......Kurumu raporunda, davacının maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle .... tarih, .. ...... yayımlanan Özürlülük Ölçütü ve Özürlülere Verileecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde tüm vücut fonksiyon kaybı oranının ..(yüzdesıfır) olduğu, kişinin dava konusu yaralanma nedeniyle (geçici iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren ..... aya kadar uzayabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Mahkemece hükme esas alınan ....... tarihli maluliyet raporunun, davacıya ait tedavi evrakları incelenerek ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca denetime imkan verir şekilde düzenlendiği anlaşılmakla davacının maluliyet oranına ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.</p>

<p>3.3. Ayrıca davacı tarafça, davalı tarafın ......... tarihli maluliyet raporuna itiraz etmemesinin lehine kazanılmış hak oluşturduğunu iddia etmektedir.<br />
6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla birlikte davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiş olan usuli kazanılmış hak kavramı; anlam itibarıyla, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.</p>

<p>Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da .. tarafından açık biçimde yapılmış olan ve yine içtihatlarla geliştirilen istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.</p>

<p>6100 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;</p>

<p>“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanundaki bu anlatımdan da hareketle bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir .....</p>

<p>Aynı Kanun’un 281 inci maddesinde; ..Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.</p>

<p>(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.<br />
Yukarıda da değinildiği üzere hâkim, 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin açık hükmünün de bir gereği olarak bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi incelemesi sonucu alınan görüş bir takdiri delil olduğundan hâkim gerekçelerini açıkça ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir..</p>

<p>Bununla birlikte, bu anlatımda kullanılan "kesinleşme" sözcüğü, tarafların benimsediği olgularla ilgilidir ve hüküm sonucunun da bu şekilde tesis edilmesi gerekliliği doğuran, mahkemeyi bağlayıcı bir kesinleşme anlamını taşımaz. Davayı kabul, sulh ve feragat gibi bir sonuç da doğuramaz. Hukuki değerlendirmenin hâkime ait olması ve hâkimin de bilirkişi delilini takdirde serbetçe hareket edebilmesi asıldır ve böyle bir durumun varlığı hâlinde dahi hâkim rapordaki teknik incelemenin dosya kapsamında subüt bulan vakıalara, hukuk kuralları ve emsal içtihatlara uygun olmadığı düşüncesindeyse yeni rapor alabileceği gibi gerekçelerini ortaya koymak suretiyle raporun aksine de karar verebilir.</p>

<p>Karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddî gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.</p>

<p>O halde, kaza tarihinde geçerli olmayan yönetmelik doğrultusunda davacının maluliyet oranının belirlendiği .. raporuna davalılarca itiraz edilmemesinin davacı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturacağından söz edilemez...</p>

<p>3.4. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, usuli işlemlerin kanuna uygun şekilde yapılarak, aşamalarda ileri sürülen iddia ve cevapların denetimi sağlayacak biçimde eksiksiz sergilenip, hükme esas alınan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, .. sayılı . Taşıma Kanunu ile buna bağlı Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen ...fıkrasında: “Bu sigorta ile teminat altına alınan bir kaza, sigortalının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir.“ denildiği, ancak hükme esas alınan .. maluliyet raporunda davacının kaza nedeniyle oluşan sürekli maluliyeti bulunmadığı anlaşılmakla davacının taleplerinin reddine karar verilmesi yerinde görülmekle davacı vekili tarafından yapılan istinaf itirazları yerinde görülmemiş ve başvurunun HMK'nın ... maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><br />
<strong>KARAR: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b,1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>3-İstinaf yargılama giderlerinin ilgilisi üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4-Duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,</p>

<p>5-Gider avansından harcanmayan kısmın talep halinde ilgilisine iadesine,</p>

<p>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olarak oybirliği ile karar verildi...<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yetersiz-bilirkisi-raporuna-itiraz-edilmemis-olmasi-usuli-kazanilmis-hak-dogurmaz-mahkeme</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="40567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDARİ YAPTIRIMLARDA “KANUNİLİK” İLKESİ VE KANUNİLİK GÜVENCESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>“Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.7 ile Anayasa m.38’de düzenlenmiştir. Bu ilke; kişileri, devletin cezalandırma yetkisini keyfi şekilde kullanmasına karşı koruyan, modern Ceza Hukukunun ve İnsan Hakları Hukukunun temel güvencelerinden biridir.</p>

<p>Bilindiği gibi; insan hakları yargılamasında “suç”, “suç isnadı”, “ceza”, “mahkumiyet” gibi kavramlar Ceza Hukukundaki klasik karşılıklarından farklı, “özerk” bir şekilde yorumlanmaktadır. Nitekim AYM’nin bireysel başvurular kapsamında geliştirdiği yerleşik içtihada göre; bir yaptırımın Ceza Hukuku yaptırımı olarak düzenlenmemiş olması veya geleneksel ceza yargılamasının konusu teşkil etmemesi, sözkonusu yaptırımın anayasal anlamda ceza niteliği taşıyıp taşımadığının belirlenmesinde tek ölçüt değildir. İç hukuktaki nitelendirmenin yanında, fiilin niteliği ve yaptırımın ağırlığı veya muhatabı üzerindeki etkileri de bu belirlemede dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede; idari yaptırımlar (kabahatler/sosyal düzene aykırılıklar), cezanın üst sınırı, niteliği ve miktarının yanı sıra, kişi üzerinde meydana getirdiği etkiler ile sonuçlarının ciddiyeti ve ağırlığı dikkate alınarak anayasal anlamda yapılan özerk değerlendirme sonucunda ceza olarak nitelendirilebilmektedir.</p>

<p>Diğer yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Kanunilik ilkesi” başlıklı 4. maddesi; hangi fiillerin kabahat oluşturduğunun kanunda açıkça tanımlanabileceğini, bununla birlikte “kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği(nin), idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de” doldurulabileceğini öngörmektedir. Görüldüğü üzere; kabahatler sözkonusu olduğunda, “kanunilik” ilkesi daha esnek bir şekilde uygulanabilmekte, ancak her koşulda kabahat oluşturan fiillerin kapsamına ve koşullarına ilişkin çerçevenin kanunla oluşturulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>II. AYM Genel Kurulu’nun 24/2/2026 Tarihli Kararı</strong></p>

<p>AYM Genel Kurulu, 24/6/2026 tarih ve 33290 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.</i> kararı</a>nda bu hususları ele almış ve başvurucu şirkete uygulanan idari yaptırımın dayandığı fiillerin kanun yerine yönetmelikle belirlenmesi nedeniyle “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (B. No: 2022/6576, 24/2/2026).</a></p>

<p>Başvuruya konu olayda; yetkili denetim görevlilerince, D2 yetki belgesine sahip bir taşımacılık şirketine ait aracın, yetki belgesi kapsamı dışında yolcu taşımacılığı yaptığı tespit edilmiş, buna bağlı olarak şirkete idari para cezası ile birlikte elli uyarma cezası verilmiştir. Öte yandan, şirketin bir takvim yılı içinde aynı ihlal nedeniyle beş kez uyarı cezası aldığı gerekçesiyle de aracın D2 yetki belgesi iptal edilmiştir. Başvurucu şirketin idare mahkemesi nezdinde açtığı iptal davası reddedilmiş olup, bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusu da kesin olarak reddedilmiştir. Olayda; başvurucu şirkete uygulanan işlemin hukuki dayanağı, ihlal tespit tutanağı ile idari yaptırım tutanağında Karayolu Taşıma Yönetmeliği m.30/4 olarak gösterilmiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Başvurucunun AYM’ye sunduğu şikayetin özü; taşımacılık belgesinin geri alınmasına ilişkin yaptırımın, kanuni dayanağının bulunmaksızın yönetmelik ile düzenlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Esasa dair incelemesinde AYM; norm denetimi kararlarına atıfla, “<i>idari suçlara</i> ilişkin normlarda ‘suçta ve cezada kanunilik’ ilkesinin daha <i>esnek</i> uygulanabileceğini”, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın kapsamının, amacının ve esaslarının kanunla belirlenmesinden sonra, ayrıntıların düzenleyici işlemlerle gösterilmesinin “kanunilik” ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini, buna karşın yargı organlarının, kabahate ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir kabahat oluşturup oluşturmadığını tespit ederken, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini işlevsiz kılacak ölçüde öngörülemez bir yorumdan kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir (§ 57-58).</p>

<p>Bu ilkeler ışığında somut vakayı değerlendiren AYM; 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu m.26’da, yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceğinin açıkça belirtildiğini, buna karşın m.34’de, taşıma belgelerinin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtildiğini, dolayısıyla, <strong>taşıma belgesinin hangi idari kurala aykırı hareket sonucunda geri alınacağının kanunda düzenlenmediğini</strong>, bir başka ifade ile, “<strong>geri alma yaptırımının hangi eylemin bir neticesi olarak uygulanabileceğinin çerçevesinin kanun metninde çizilmediği(ni)</strong>” tespit etmiştir (§ 65). Oysa Yüksek Mahkemeye göre; bir idari suç ve cezanın, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine uygun kabul edilebilmesi için, “<strong><i>suç konusunun</i> ve <i>yaptırımının</i> tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi, kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması</strong>” gerekmektedir (§ 64).</p>

<p>AYM sonuç olarak, başvurucuya uygulanan idari yaptırımın dayanağını teşkil eden Yönetmelik hükmünün çerçevesinin kanunla çizilmemiş olması nedeniyle Anayasa m.38/1’in ihlal edildiğine oyçokluğuyla karar vermiştir (§ 66).</p>

<p>Karara muhalif kalan iki Sayın Üye; taşıma belgesinin geçerlik süresi, geri alınması ve müeyyideleri hususuna değinen 4925 sayılı Kanun m.34’ün yeterli bir çerçeve düzenleme niteliğinde kabul edilmesi gerektiğini, taşıma belgesinin geri alınması konusunda Yönetmelik ile düzenleme yapılmasının Kabahatler Kanunu uyarınca mümkün olduğunu, bu nedenlerle olayda tesis edilen idari işlemin kanuni dayanaktan yoksun olmadığını savunmuşlardır.</p>

<p><strong>III. Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.</i> kararı,</a> idari yaptırımlara ilişkin normlarda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin esnekliğinin sınırlarını netleştirmesi açısından önemli bir Genel Kurul kararıdır. AYM’nin kararda ortaya koyduğu “kanunilik” standardı mevcut içtihadı ile uyumlu ve kanaatimizce keyfi veya öngörülemez yorumlara/uygulamalara karşı yeterli güvenceyi sunmaktadır.</p>

<p>Somut olaya bakıldığında; yetki belgesi kapsamı dışında faaliyette bulunanlara uygulanabilecek yaptırımların Kanunda belirtildiği, ancak hangi fiilin hangi yaptırıma yol açacağının açıkça düzenlenmediği görülmektedir. Gerçekten de; uyuşmazlığın temelini oluşturan, “taşımacılık yetki belgesinin iptali” şeklindeki ağır yaptırımın hangi koşullarda uygulanabileceği (aynı eylemin bir takvim yılı içinde beş defa gerçekleştirilmesi koşulu) Yönetmelikle düzenlenmiştir. Bu koşullarda; sözkonusu yaptırımın kapsam ve koşullarının çerçevesinin kanunla çizildiğini, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu m.34’de yer alan, taşıma belgelerinin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği yönündeki hükmün yeterli bir çerçeve sunduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>Aksinin kabulü halinde; “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin temel işlevini, yani suçların ve cezaların kanunla düzenlenmesini anlamsız kılacak bir sonuç ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, AYM’nin kararda çizdiği sınır isabetlidir. Bununla birlikte; karar, kabahatler alanında “kanunilik” ilkesinin daha esnek uygulanabileceği yönündeki genel yaklaşımı ortadan kaldırmamakta, yalnızca bu esnekliğin, yaptırımın kapsamı ve uygulanma koşullarının tamamen idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılmasına kadar genişletilemeyeceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>AYM’nin somut olayda tespit ettiği ihlal, doğrudan Kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Yüksek Mahkeme, kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bildirilmesine karar vermiştir. AYM ayrıca; Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için AYM’ye başvurulup başvurulmayacağının Anayasa m.152 uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu bakımdan karar; yalnızca somut uyuşmazlığın çözümüne değil, idari yaptırımlar bakımından “kanunilik” ilkesinin, Anayasada gösterilen güvenceleri ile sınırlarının belirginleştirilmesine de önemli bir katkı sağlamıştır.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong> bizce Ceza Hukukunun en önemli ilkelerinden “suçta ve cezada kanunilik” prensibini tam olarak yansıtan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi başlıklı 2. maddesi olduğu halde, yasama ve yürütme tasarruflarında bu temel ilkenin ihlal edildiğini, maalesef uygulamada da yasal düzenlemelerde yer alan suç tanımlarının esnetildiğini, bu yolla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı açısından tehlikeli bir yöntemle karşı karşıya kalındığını, “kanunilik” ilkesinin anlamının zayıflatıldığını ve içinin boşaltıldığını, kanunla netleştirilmesi gereken hususların, ya yürütme ve idare tasarruflarına bırakıldığını ya da yürütme erkinin ve idarinin yasal karşılığı olmayan yetkileri kendilerinde gördüklerini, bunun yanından yasal karşılıkları olsa bile uygulamanın özellikle yasak olan kıyas ve kıyasa varan genişletici yorumlar yoluyla suç olmayan fiilleri suç kapsamına dahil ettiğini, tüm eleştirilerimize rağmen bu tür hatalı uygulamaların devam ettiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Emre aykırı davranış” başlıklı 32. maddesi kapsamına giren <i>“emre aykırı hareket eden”</i> kavramı ile yine 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun “Direnme” başlıklı 32. maddesinde yer alan <i>“<strong>Kanuna aykırı</strong> toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse,” </i>ibaresinde geçen <i>kanuna aykırılığın </i>ne olduğunun tam olarak belirlenmediği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 ve “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini güvence altına alan Anayasa m.38/1 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi karşısında, Kabahatler Kanunu ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yer alan kabahatin ve suçun ne olduğunun anlaşılamadığı, önceden öngörülemediği ve bilinemediği, bu hükümlerde “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin kişilere sağladığı güvencenin aşırı kısıtlandığı,</p>

<p>Anayasa m.34/1’de <i>“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”</i> hükmü yer alırken, 2911 sayılı Kanunun 32. maddesinin ve uygulamasının bu Anayasa hükmü ile çeliştiği, yine Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin emre aykırı davranışların tespiti bakımından hatalara neden olduğu, yasal düzenlemede karşılığı olmadığı halde, İçişleri Bakanlığı ve valilikler tarafından genelgeler çıkarıldığı, idari yaptırımın dayanağının bu genelgeler olduğu ve emre aykırı davranışta bulunan hakkında Kabahatler Kanunu m.32 uyarınca yaptırım uygulandığı, her iki yasal düzenleme bakımından “kanunilik” sorunu yaşandığı görülmektedir. Gerek suçlar ve gerekse kabahatler yönünden; “kanunilik” prensibi dikkate alınarak, herkes tarafından öngörülebilir ve bilinir suçlar ve kabahatler ile yaptırımların kanun koyucu tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Bilhassa suçların tanımı,</strong> yürütme organının ve idarenin düzenleyici tasarruflarına bırakılamaz. Bu kural, “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi başlıklı TCK m.2/2’de net bir şekilde ortaya koyulmuştur. TCK m.2, “suçta ve cezada kanunilik” prensibini tanımlayan en isabetli kuraldır, “kanunilik” ilkesinin bir sonucu, “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde düzenlenmiştir. TCK m.7 de “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini güvence altına alan önemli bir ceza normudur.</p>

<p><strong>Kabahati oluşturan fiil;</strong> “Kanunilik ilkesi” başlıklı Kabahatler Kanunu 4. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kanunla açıkça tanımlanabileceği gibi, Kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin idarenin genel ve düzenleyici işlemleri ile de belirlenebilmesi mümkündür. Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı ise, ancak kanunla düzenlenebilir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">--------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> “A1, B2, D2 ve S yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramazlar. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine 50 uyarma verilir. Bu fıkraya göre, bir takvim yılı içinde <u>beş kez</u> uyarma düzenlenmesi ve bu uyarmaların tebliğ edilmesi halinde, ilgili yetki belgesi iptal edilir.”</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/teraziafsl.jpg" type="image/jpeg" length="86625"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sanatçı, Yazar, Şair ve Gazeteciler Yönünden Telif Hakkına Dair Sorun ve Öneriler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sanatci-yazar-sair-ve-gazeteciler-yonunden-telif-hakkina-dair-sorun-ve-oneriler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sanatci-yazar-sair-ve-gazeteciler-yonunden-telif-hakkina-dair-sorun-ve-oneriler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanatçı, Yazar, Şair ve Gazeteciler Yönünden Telif Hakkına Dair Sorun ve Öneriler</strong></p>

<p>Bu çalışmada, hem uygulamada görülen ve tereddüt oluşturan veya tartışılmasında yarar görülen farklı bir kısım konular hem de yasaya aykırı olduğu düşünülen hususlar, daha çok “sorun ve çözüm önerisi” noktasında ele alınmıştır. Buna göre,</p>

<p><strong>1-</strong> Günümüzün teknolojik gelişmeleri sonucunda, genel olarak fikir ve sanat eserleri kapsamında korunan hakların ihlali, özel olarak da bandrol yükümlülüğünün ihlali eylemleri özellikle internet ortamında gittikçe arttığı gözlenmektedir.</p>

<p><strong>2-</strong> Uygulamada ihtiyaç duyuldukça benzer hukuki amaçlara yönelik kanunlar çıkarılmıştır. Her kanun içinde ceza maddelerine ve usule dair hükümler içeren düzenlemeler ayrı olarak yer almıştır. Bu çerçevede,</p>

<p><strong>a-</strong> 5846 sayılı, 5.12.1951 tarihli <strong>Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu</strong>’nda (FSEK’te), bu kanunun manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüze dair 71, teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya ilişkin 72 ve haklara tecavüzün önlenmesi hakkındaki 81. maddelerinde cezai hükümleri yer almıştır. Aynı kanunun hukuk ve ceza davalarına dair 66, 67, 68, 69, 70, soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin 75, görev ve ispat hakkındaki 76, ihtiyati tedbirler ve gümrüklerde geçici olarak el koymaya ilişkin 77. madde düzenlemeleri yer almıştır. FSEK <!--[if supportFields]><span
style='font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:Calibri;
color:black;mso-themecolor:text1;letter-spacing:-.15pt'><span style='mso-element:
field-end'></span></span><![endif]-->kapsamında korunan bir hakkın internet-sosyal medya yoluyla ihlal edilmesi halinde yasal hak sahiplerinin hangi süre içinde, hangi gerekçe veya yöntemle kime, nasıl başvuru yapabileceği, yani ihlâle konu eserler ile ilgili yayın içeriğinin çıkarılmasına dair usul ve esaslar, 03.03.2004 tarihli ve 5101 sayılı Kanun’un 25. maddesindeki değişiklikle 5846 sayılı Kanun’un Ek-4. maddesinde düzenlenmiş iken genel olarak hakların internet ortamında ihlali nedeniyle içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi ise 04.05.2007 tarihinde kabul edilen ve 23/5/2007 R.G’de yayımlanan <strong>5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun</strong>’da düzenlenmiştir. Uygulamada, özel düzenleme sayılan 5846 sayılı Kanun kapsamındaki başvuruların karıştırılması veya farkındalık nedeniyle çoğunlukla genel düzenleme sayılan 5651 sayılı Kanun kapsamında yapıldığı görülmektedir ki bu durum vaziyeti farklı sonuçlara taşıyabilmektedir.</p>

<p><strong>b-</strong> 6769 sayılı, 22.12.2016 tarihli, <strong>Sınai Mülkiyet Kanunu</strong>’nda marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler 30, dava açılamayacak kişilere dair 153, görevli ve yetkili mahkemeye ilişkin 156, suç eşyalarının imhası hakkında geçici 3. maddelerinde düzenleme mevcuttur. Bu Kanun’un 191. maddesiyle benzer kanuni hükümleri içeren 551, 554, 555, 356 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameler yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>c-</strong> Yukarıdaki iki Kanun’un ilgili hükümleri itibariyle benzer hukuki yararı korumaya yönelik olan 6102 sayılı, 13.01.2011 tarihli <strong>Türk Ticaret Kanunu</strong>’nda haksız rekabete ilişkin 54 vd maddelerinde düzenleme yer almıştır. Bunun içinde 56 vd maddelerinde hukuki sorumluluk ve ihtiyati tedbir, ceza sorumluluğu ile ilgili olarak da 62. maddede cezayı gerektiren fiiller ve 63. maddede tüzel kişilerin cezai sorumluluğu hakkındaki düzenleme yer almıştır.</p>

<p><strong>d-</strong> Futbol müsabaka yayınlarının internet ortamında hukuka aykırı olarak kullanıma sunulması halinde internet yayınına içeriğin engellenmesi ile ilgili düzenleme, 5894 sayılı, 05.05.2009 tarihli, <strong>Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun</strong>’un, 21.12.2021 tarihli ve 7346 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle getirilen ek 1. maddesinde yer almıştır.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202475-esas-2025134-karar-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a></p>

<p>Benzer hukuki yararı korumaya yönelik yukarıdaki kanunların ilgili hükümlerinin ortak ve/veya ayırıcı özellikleri gözetilerek, günümüz koşullarının ihtiyaçlarını daha iyi karşılayacak şekilde ele alınması, uygulama ve bilimsel değerlendirmeye tabi tutulması ve sonucunda fikir, sanat ve mali hakların korunması ile bu hakların ihlali halindeki yaptırımlarıyla ilgili olarak bir yasa çatısı altında toplanmasının (kodifikasyona gidilmesinin) daha etkin ve hızlılık yönünden yararlı olup olmayacağının tartışılmasında fayda olabilecektir.</p>

<p><strong>3-</strong> Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, <strong>bir eylemin hem mali, manevi, bağlantılı haklara tecavüz (71. madde) hem de bandrol yükümlülüğünün ihlali (81. madde) suçlarını barındırması</strong> halinde, başka bir deyişle şikayet ve uzlaştırmaya tabi 71. madde ile şikayet ve uzlaştırmaya tabi olmayan 81. maddenin bir arada işleme tabi tutulması halinde, 5846 sayılı Kanun’un ve bandrolün amaç ve niteliği ile sair hususlarda daha hızlılık ve etkinlik adına tartışma-değerlendirme-düzenleme yapılması yararlı olabilir.</p>

<p><strong>4-</strong> Özellikle 5237 sayılı TCK ve yeni ceza adalet sistemimizde yer alan ne kadar eylem (suç) varsa o kadar ceza anlayışı ve cezaların caydırıcılığı, suçların önlenmesi ile bu kapsamda gittikçe artan suçlar dikkate alınarak, bandrol yükümlülüğüne aykırılık (özellikle bandrol sahteciliği, bandrolün başka bir eserde tatbik edilmesi, hileli davranışlarla bandrol temin edilmesi, yetkisi olmayan kişilere bandrol temin edilmesi) suçlarından bir veya birden fazla işlendikten sonra artık bu suçun tamamlandığı (81/9,10,11,12. madde) bilahare veya öncesinde bir eserin hakkına tecavüz etme kapsamındaki (71/1. madde) esere yasal olmayan bandrolün yapıştırılmasından ayrı olarak değerlendirilmesi, başka bir deyişle <strong>her iki eylemin ayrı suç sayılması</strong>, bu yönde veya benzer iki eylemin TCK’nın 44. madde kapsamında değerlendirme yapılması hakkındaki uygulamanın tartışılması yararlı olabilir.</p>

<p><strong>5-</strong> 5846 sayılı Kanun’da yer alan suçlar ile benzer hukuki yarara yönelik olarak 6769 ve 6102 sayılı Kanunlarda yer alan tüm <strong>suçların</strong>, usul ekonomisi ve olası yargılama sayıları ile sürelerinin azaltılmasının temini bakımından <strong>ilgili kişi veya maliyenin şikayet ve/veya uzlaşmasına tabi tutulması</strong>, <strong>ilgili hak sahipleri ile kamu maliyesinin zararının giderilmesi yolunun hızlandırılması ve etkinleştirilmesi yararlı olabilecektir</strong>. Bu bağlamda bu yöndeki suçların ekonomik şartlara ve oluşan zarara göre artacak şekilde ve sebebiyet verilen zarardan aşağı olmamak üzere sadece adli para cezasına dönüştürülmesi, infazının ise tıpkı çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunda olduğu gibi şartla tahliye olmadan ama hak sahipleri ve kamu maliyesinin zararının giderilmesi <a name="_Hlk233644151">veya şikayetten vazgeçilmesi</a> halinde cezanın tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılmasının <a name="_Hlk233644217">(düşürülmesinin) </a>veya bihakkın tahliyesinin yapılmasının bu yöndeki suçların daha az işlenmesini sağlayabileceğini düşünüyoruz.</p>

<p><strong>6-</strong> <strong>Basın Kanun’da “eser sahibi” tanımı yapılmakla beraber “eser” tanımı yapılmamıştır</strong>. 5187 sayılı Kanun’un 2. maddesinde “basılmış eser” deki “eser” kavramının, 7418 sayılı Kanun öncesinde olması ve burada eklemenin olmaması karşısında internet yayınlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmaya açık olabileceğinden “eser” yerine “yayın” ibaresi getirilerek veya “eser ya da internet haber sitesi yayını” ibaresi getirilerek olası tereddütlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz. 5187 sayılı Kanun’da “eser sahibi” tanımı yapılmasına rağmen “eser” tanımının yapılmaması karşısında 5846 sayılı Kanunu’nun tanımları düzenleyen 1/B maddesinde “eser” tanımı yapılmıştır. 5846 sayılı Kanun’unda eser veya bununla bağlantılı olarak ilgililerin hakları hukuki ve cezai olarak korunmuştur. Basın Kanunu’nun süreli yayınlara özgü olması ve 5846 sayılı Kanun’un ise farklı alanları düzenlemesi gibi nedenlerle 5846 sayılı Kanun’dan farklı olarak Basın Kanunu’nda “eser” kavramının tartışılıp kapsamının belirlenmesi yararlı olabilecektir. Mevcut halde, bir haberin veya yayının telifinin verilmesi ile buna aykırı davranılması karşısında hak sahibinin korunmasının açıkça temini için ya 5187 sayılı Kanun’da “eser” kavramının tanımı ve kapsamı düzenlenip 5846 sayılı Kanun’a atıf yapılması veya 5846 sayılı Kanun’a gazetecilik-yayıncılık kapsamındaki haber veya yayının da dahil edilmesi (haberin telifinin eklenmesi) gibi bir düzenlemenin getirilmesi gerekir. Buna göre Basın Kanunu’nda “eser” kavramının tartışılıp kapsamının “haberin telifi” yönünden de belirlenmesi yararlı olabilecektir. Haberi oluşturan, belli bir emek sonucunda düzenlenen bir haberin veya yayının telifinin verilmesi ile buna aykırı davranılması karşısında hak sahibinin hakkının korunması gerekir.</p>

<p><strong>7-</strong> Uygulamada yoruma bağlı olarak değişkenlik gösteren <strong>haber ajansı yayınının açıkça korunması, telife tabi tutulması </strong>ile aykırı davranışların şikayet ve uzlaşmaya bağlı olarak açıkça yaptırıma bağlanması isabetli olabilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8-</strong> Basın Kanun’un 2. maddesinde “basılmış eser”deki “eser” kavramının, 18.10.2022 tarihinde yürürlüğe giren 7418 sayılı Kanun öncesinde olması ve bu düzenleme ile herhangi bir eklemenin olmaması karşısında internet yayınlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmaya açık olabileceğinden “eser” yerine “yayın” ibaresi getirilerek veya “<strong>eser ya da internet haber sitesi yayını” ibaresi </strong>getirilerek olası tereddütlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz.</p>

<p><strong>9-</strong> <strong>5846 sayılı Kanun’da yer alan suçların adeta zeminini veya nedenini, başka bir deyişle piyasanın oluşmasını sağlayan bir unsur olarak “kişisel kullanım” kavramının tartışılması, </strong>yasaya aykırı bir eseri, bu durumu bilerek ve kasten almanın da suç oluşturmasının gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi yararlı olabilecektir. Zira piyasının olmadığı bir yerde arzın olmayacağı bilinen bir gerçektir. Kanun’un manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüzü düzenleyen 71. maddesinde açıkça hukuka uygunluk halleri düzenlenmemiş ise de madde metni itibariyle<strong> kişisel kullanım</strong> halinde eylem hukuka aykırı değildir. Dolayısıyla kişisel kullanım amacıyla yapılan satın alma-kabul etme eylemleri suç teşkil etmeyecektir. Suç teşkil eden yönü, eylemin ticari amaçla yapılmasıdır. Ticareti yapanların eylemleri, genel olarak ve sonuçta bireylere özgülenmiş bir suretle kişisel kullanım amacının karşılanmasına yöneliktir. Yani neticede hedef kitle müşteriler olup bunlara satış yapılmasını sağlamaktır. Bu durumu bildiği halde, başka bir deyişle yasaya aykırı ve suç teşkil eden bir eylem sonucunda üretilen eser niteliğini bilmesine rağmen daha düşük bir ücret veya hizmetle kişisel kullanımın karşılanmasını da tartışmak gerekebilir. Bunun makul bir yaptırıma bağlanmasının gerekip gerekmediği tartışılabilir. Tıpkı TCK’nın suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesine dair 165. maddesi gibi daha hafif veya benzeri bir düzenleme, kişisel kullanım amacına yönelik olsa bile kasten yapılan alımlarda da düşünülebilir. Bu durum piyasayı zayıflatacağı için suçların işlenmesini önemli derecede azaltabilir.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak, </strong>belirtilen uygulamaların, konusunda daha hızlı ve etkinlik ile ilgililerin hakları ve kamu maliyesinin yararları bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Asım EKREN, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda Bandrol, Manevi, Mali ve Bağlantılı Haklara Tecavüz Suçları, Ceza ve Usul Hükümleri, 2.Baskı, Filiz Kitabevi</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202475-esas-2025134-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202475-esas-2025134-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM İptal Kararı (17.06.2025, 2024/75 E 2025/134 K) mevcuttur. Karar,</span></a><span style="color:#999999"> (14.07.2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sanatci-yazar-sair-ve-gazeteciler-yonunden-telif-hakkina-dair-sorun-ve-oneriler-1</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terazi-yaz.jpg" type="image/jpeg" length="28967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay İDDK'nun 2021/1828 E., 2021/1630 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20211828-e-20211630-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20211828-e-20211630-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu'nun 04/10/2021 tarihli, 2021/1828 E., 2021/1630 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2021/1828<br />
Karar No : 2021/1630</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde profesör olarak görev yapan davacının, ana bilim dalı başkanlığı seçimlerinde aday olmak amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;<br />
Anayasa'nın 153. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine 08/08/2011 tarih ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile eklenen hüküm belirtilerek;</p>

<p>Anılan 40. madde ile aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin muhtelif maddelerinin iptali istemiyle açılan davada; Anayasa Mahkemesince, hükümlerin, Yetki Kanunu kapsamında olmadığı, bu nedenle Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine karar verildiği, Anayasa'nın 158. maddesinin 3. fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin 3. fıkrası gereğince bu maddelere ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği;</p>

<p>Anayasa’nın 153. maddesinde yer verilen, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralının, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların korunmasına yönelik olduğu, Anayasa'ya aykırı bulunduğu bilinen hükümler dikkate alınarak görülmekte olan davaların çözümlenmelerinin, Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı;</p>

<p>Bu durumda, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanmış olan 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesine dayanılarak tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı;</p>

<p>Öte yandan, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olduğu ileri sürülmüş ise de; iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğun doldurulması amacıyla Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe giriş tarihinin ertelenmesinin, anılan maddenin Anayasa Mahkemesi yargısal denetiminden geçerek hukuka aykırı bulunduğu gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, davalı idarenin bu iddiasına itibar edilmesine de olanak bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 09/04/2019 tarih ve E:2013/6775, K:2019/2827 sayılı kararıyla;<br />
Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan erteleme kararının sadece kanun koyucu için değil, idareler ve diğer kişiler için de geçerli bir olduğu; eğer aksi öngörülmüş olsaydı, bunun anılan Anayasa hükmünde açıkça belirtilmesi gerektiği; nitekim Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğünü ertelediği birçok kararında, erteleme gerekçesi olarak, iptal nedeniyle doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edici nitelikte olmasının gösterilmesinin de erteleme kararının sadece kanun koyucu için geçerli olmadığını desteklediği;</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin bir kanun hükmünü Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle iptaline karar verip, anılan iptal kararının yürürlüğünü ertelediğinde, bu düzenlemeye dayalı olarak tesis edilen işlemlerin erteleme nedeniyle doğrudan hukuka aykırı hale gelmeyeceğinden, benzer durumlarda ilgili Danıştay Dairesi ve mahkemelerce, uyuşmazlığın çözümünde davanın hangi tarihte açıldığının, ilgili Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince ne zaman iptal edildiğinin, bu kararın hangi tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığının, iptal kararının yürürlüğünün ertelenip ertelenmediğinin ve bunun süresinin, erteleme süresi içerisinde veya sonrasında iptal kararının gerekçeleri doğrultusunda yeni bir düzenleme yapılıp yapılmadığının mutlak suretle dikkate alınması gerektiği;</p>

<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine, 08/08/2011 tarih ve 650 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesiyle eklenen fıkranın yetki kanunu kapsamında olmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; anılan karar 01/01/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmakla birlikte iptal kararı nedeniyle doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte olduğu görüldüğünden, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yani 01/07/2013 tarihinde yürürlüğe girmesinin uygun görüldüğü;</p>

<p>Uyuşmazlıkta, dava konusu işleme dayanak teşkil eden 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile 2547 sayılı Kanun'un 36. maddesine eklenen hükmün, Anayasa Mahkemesince iptal tarihi olan ... ile iptal kararının yürürlüğe giriş tarihi olan 01/07/2013 tarihleri arasında çıkan ve/veya karara bağlanacak olan uyuşmazlıkların hukuki denetimine etkisinin açıklığa kavuşturulması gerektiği;</p>

<p>Anayasa'nın 158. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinde yer alan; Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı mercileri dahil herkesi bağlayacağına ilişkin kural dikkate alındığında; Anayasa Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla iptal edilen hükmün, iptal kararınının yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2013 tarihine kadar yürürlükte olduğu ve hukuk aleminde sonuç doğurduğunun anlaşıldığı;<br />
Bu durumda; ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde profesör olarak görev yapan davacının, ana bilim dalı başkanlığı seçimlerinde aday olmak amacıyla yaptığı 13/12/2012 tarihli başvurusunun, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi gereği mesai saatleri dışında mesleklerini serbest icra eden öğretim üyelerinin ana bilim dalı başkanı olamayacağı gerekçesiyle reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesinin ... tarihli kararı yürürlüğe girmediğinden, anılan 40. maddeye uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : </strong>Davalı idare tarafından, Anayasa Mahkemesince bir hükmün iptaline karar verilmesinin o hükme dayanılarak tesis edilen işlemleri doğrudan hukuka aykırı hale getirmeyeceği, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. madesinin iptaline karar verilmiş ise de iptal kararının yürürlüğünün ertelendiği, dava konusu işlemin de henüz iptal kararı yürürlüğe girmeden, anılan 40. madde hukuken ayakta iken tesis edildiği, bu haliyle dayanağı üst hukuk normuna uygun olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile .... İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>... Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalında profesör öğretim üyesi olarak görev yapan davacı, aynı zamanda muayenehane açmak suretiyle mesai saatleri dışında serbest meslek icra etmektedir.</p>

<p>06/04/2011 tarih ve 6223 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak, 26/08/2011 tarih ve 28037 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine bir fıkra eklenmiş; anılan fıkrada; yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerinin rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamayacağı hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Hem iptal davası hem itiraz yoluyla 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin anılan 40. maddesi de dahil olmak üzere muhtelif maddelerinin iptali istenmiş, Anayasa Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;<br />
"...<br />
6223 sayılı Kanun'un kapsamına giren iki konu açısından değerlendirildiğinde çeşitli kamu kurumlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman tabip gibi kamu görevlilerinin ikinci işte çalışma yasağına ilişkin kuralların kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ile bir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Diğer taraftan çeşitli kamu kurumlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman tabip gibi kamu görevlilerinin ikinci işte çalışma yasağına ilişkin kurallar kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin bir düzenleme olarak da nitelendirilemez.<br />
..." gerekçesiyle Kanun Hükmünde Kararname'nin 36, 37, 38, 39, 40 ve 41. maddelerinin Yetki Kanunu kapsamında olmadığına ve iptallerine karar verilmiş;<br />
"...650 sayılı...Kanun Hükmünde Kararname'nin...40... maddelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddelere ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür." gerekçesiyle de kararın yürürlüğü ertelenmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından, 13/12/2012 tarihinde, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi hakkında Anayasa Mahkemesince iptal kararı verildiği, bu nedenle hükmün herhangi bir geçerliliğinin kalmadığı, 17/12/2012 tarihinde yapılacak olan ana bilim dalı başkanlığı seçiminde aday olmak istendiği belirtilerek başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>... Üniversitesi Rektörlüğü Tıp Fakültesi Dekanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile anılan hüküm iptal edilmiş ise de Anayasa Mahkemesine iptal kararının yürürlüğünün ertelendiği, bu nedenle 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin halen yürürlükte bulunduğu, buna göre mesai dışında mesleklerini icra eden öğretim üyelerinin ana bilim dalı başkanı olmasının mümkün bulunmadığından bahisle davacının talebi reddedilmiştir.<br />
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p>Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin, yukarıda özetine yer verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı, 01/01/2013 tarih ve 28515 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>Anayasa'nın, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan, "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde;<br />
"...<br />
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</p>

<p>İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.</p>

<p>İptal kararları geriye yürümez.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. " hükmüne,</p>

<p>6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan, "Mahkeme kararları" başlıklı 66. maddesinde ise;</p>

<p>"(1) Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.</p>

<p>(2) İptal kararları geriye yürümez.</p>

<p>(3) Mahkemece iptaline karar verilen kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veya bunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.</p>

<p>..." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Diğer yandan, dava konusu işlemin dayanağı olan, 06/04/2011 tarih ve 6223 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak, 26/08/2011 tarih ve 28037 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine aşağıdaki 6. fıkra eklenmiştir:</p>

<p>“Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir. Yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerine 58 inci madde ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesi uyarınca ek ödeme yapılmaz; bunlar rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamaz.”</p>

<p>Anılan hükmün Anayasa Mahkemesince iptali sonrasında 2547 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 6. fıkrası, 02/01/2014 tarih ve 6514 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 11. maddesi ile yeniden düzenlenmiş ve anılan fıkrada, sözleşmeli öğretim üyesi olarak istihdam edilmeye ilişkin kurallar getirilmiştir.</p>

<p>6514 sayılı Kanun ile 36. maddeye 7. fıkra eklenmiş ve burada tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28. maddesi hükmüne tabi olduğu, ancak bunlardan profesör ve doçent kadrosunda olanların, mesai dışında özel hastaneler veya vakıf üniversitesi hastanelerinde çalıştırılabileceği kurala bağlanmış ve bu fıkra kapsamında çalıştırılan öğretim üyelerinin 6. fıkrada sayılan idari görevlerde bulunamayacakları kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Yukarıda aktarılan 2547 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 6 ve 7. fıkralarının iptali istemi ise Anayasa Mahkemesinin 19/06/2015 tarih ve 29391 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 07/11/2014 tarih ve E:2014/61, K:2014/166 sayılı kararı ile reddedilmiş, hükümlerde Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; davacının mesai saatleri dışında muayenehanesinde serbest meslek icra ettiği, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile mesai saatleri dışında serbest meslek icra eden öğretim üyelerinin ana bilim dalı başkanlığı olamayacaklarına ilişkin hükmün, Yetki Kanunu'na aykırılık nedeniyle Anayasa Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, davacı tarafından davalı idareye ana bilim dalı başkanlığı için başvuru yapıldığı tarihte Mahkemece iptal kararı verilmiş ise de henüz bu kararın yürürlüğe girmediği, diğer yandan Mahkemenin iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak bu kez kanun hükmünde kararname değil kanun ile 2547 sayılı Kanun'a hükümler eklendiği, nitekim anılan Kanun'un 36. maddesine 6514 sayılı Kanun ile eklenen 7. fıkrada; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28. maddesine atıfla, muayenehane açmak suretiyle serbest meslek icra edilmesinin yasaklandığı ve bu hükmün de Anayasa'ya aykırı olmadığının 07/11/2014 tarih ve E:2014/61, K:2014/166 sayılı kararla tespit edildiği anlaşılmaktadır.<br />
Aktarılan bu süreç itibarıyla Anayasa Mahkemesi kararlarının muhteviyatı, sonuç ve etkileri, geriye yürümesi ve söz konusu kararlardan önce yürürlükte olan Anayasa'ya aykırı kural döneminde tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararlarından ve bu kararlar uyarınca yapılan yeni yasal düzenlemelerden ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da belirli hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilindiği halde eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Aksine durum ise, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu yönündeki hükme aykırılık oluşturur.</p>

<p>Ayrıca, Anayasa'nın 152. maddesinin 3. fıkrasında;</p>

<p>"...Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." kuralına yer verilmiştir. Bu hükmün getiriliş amacı ve ruhu Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, itiraz yoluna başvurulmasını isteyen kişi ya da kişiler tarafından açılan davaların yanı sıra, iptal edilen hüküm ya da hükümler esas alınarak hakkında uygulama yapılmış olan kişiler tarafından açılan ve görülmekte olan davalarda da dikkate alınmasını gerektirmektedir.</p>

<p>Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin açmış olduğu davalarda da; hak veya menfaat ihlaline neden olan kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde, iptal hükmünün uyuşmazlık yönünden değerlendirilmesi gerekeceği açıktır.</p>

<p>Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup, gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrasında da; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.</p>

<p>Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, Anayasa Mahkemesinin karar gerekçelerinin de, hüküm fıkrasıyla bir bütün oluşturmasından dolayı bağlayıcı olduğu söylenebilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihat haline gelen birçok kararında gerekçelerinin bağlayıcı olduğunu belirtmiştir (Örneğin; AYM Kararı: E:1988/11, K:1988/11, T:24/05/1988 ve E:2011/60, K:2011/147, T:27/10/2011).</p>

<p>Dava konusu uyuşmazlık özelinde; davacının, davalı idareye başvurduğu tarihte mesai saatleri dışında serbest meslek icra eden öğretim üyelerinin bazı idari görevlerde bulunamayacağına ilişkin 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin iptali hakkında Anayasa Mahkemesince iptal kararı verilmiş ise de; Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, bu yasaklama iradesinin esasına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, bir diğer anlatımla esası yönünden hukuka aykırı olduğuna ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, yalnızca hükmün Yetki Kanunu'na aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği; bu haliyle kararın esasa değil şekle ilişkin olduğu; kanun koyucu tarafından Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçe dikkate alınarak benzer yöndeki düzenlemenin 6514 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun'a eklendiği ve Anayasa Mahkemesince bu kez, bu hükmün esasının incelendiği ve belli idari görevlerden yasaklama iradesinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığına karar verildiği görüldüğünden; gelinen aşamada davacı hakkında tesis edilen muayenehane faaliyetinde bulunması nedeniyle ana bilim dalı başkanı olamayacağı yönündeki işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin .... İdare Mahkemesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/10/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının, usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20211828-e-20211630-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="48700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2020/462 E., 2022/671 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020462-e-2022671-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020462-e-2022671-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.10.2022 tarihli, 2020/462 E., 2022/671 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C. </strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2020/462 E., 2022/671 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
<strong>Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi</strong></p>

<p>Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ... 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2018 tarih ve 148-62 sayılı kararıyla silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan TCK’nın 314/3 ve 220/7. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 314/2, 220/7-son cümle, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 53. maddeleri gereğince sanık ...'ın 7 yıl 13 ay 15 gün, sanık ...'nun 4 yıl 6 ay, sanık ...'nun 7 yıl 6 ay, sanık ...'in 7 yıl 6 ay ve sanık ...'ın 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ise silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan TCK’nın 314/3 ve 220/7. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 314/2, 220/7-son cümle, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62 ve 53. maddeleri gereğince sanık ...'in 6 yıl 3 ay, sanık ...'in 2 yıl 6 ay, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ün 3'er yıl 9'ar ay, sanık ...'nın ise 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükümlere yönelik sanıklar müdafileri tarafından yapılan istinaf başvurusu ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 18.02.2019 tarih ve 1915-205 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş, bu kararın da sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 12.09.2019 tarih ve 7004-5220 sayı ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin bozulmasına, bozma kararının haklarında verilen hükümler CMK'nın 284 ve 286/2-a-g maddeleri gereğince Bölge Adliye Mahkemesinin kararıyla kesinleşen ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e sirayetine ve sirayet kararı verilen sanıklar hakkında ayrıca infazın durdurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde ... 27. Ağır Ceza Mahkemesince 21.11.2019 tarih ve 151-273 sayı ile sanık ... hakkında beraat, diğer sanıklar hakkında direnme kararı verilmiş; bu kararın Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafilerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.01.2020 tarihli ve 2083 sayılı, sanık ... hakkında kurulan beraat hükmü bakımından ''onama'' ve direnme kararına konu sanıklar yönünden ise "bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi 17.09.2020 tarih ve 1514-4145 sayı ile, sanık ... hakkındaki beraat kararının onanmasına karar verirken, diğer sanıklar bakımından direnme kararını yerinde görmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Direnme hükmünün kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan uyuşmazlık; sanıklara atılı silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca;</p>

<p>1-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen sirayet kararından sonra ilk derece mahkemesince verilen direnme kararıyla birlikte kurulan yeni hükümlerin hukuki durumu,</p>

<p>2-Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sisteminden alınan güncel nüfus kaydında, direnme kararından sonra sanık ... 24.03.2022 tarihinde öldüğü bilgisine yer verilmesi,</p>

<p>3-Yargılama devam ederken 24.06.2018 tarihinde yapılan milletvekili genel seçiminde ... milletvekili seçilen sanık ... hakkında TBMM tarafından milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması kararı verilmeden yargılamaya devam edilip edilemeyeceği,</p>

<p>4-Sanık ... müdafisince 21.11.2019 tarihli celsede ileri sürülen mahkeme heyetinin reddine ilişkin talebin geri çevrilmesine dair kararda bir kısım sanıklar hakkında soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi sıfatıyla tutukluluk hâllerinin devamına karar veren mahkeme başkanı ... ... yer almasının isabetli olup olmadığı hususlarında belirlenen ön sorunlar ayrı ayrı incelenecektir.</p>

<p>1-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen sirayet kararından sonra ilk derece mahkemesince verilen direnme kararıyla birlikte kurulan yeni hükümlerin hukuki durumu;</p>

<p>Dosya kapsamında yargılanan sanıklardan ... hakkında 4 yıl 6 ay, ..., ..., ..., ... ve sanık ... hakkında 3'er yıl 9'ar ay hapis cezasına hükmolunmuştur. Sanıklar müdafilerince yapılan istinaf başvurusu ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 18.02.2019 tarih ve 1915-205 sayılı kararıyla reddedilmiş, sanıklar müdafilerinin beş yılın altında hapis cezası içeren bu hükümlere karşı yaptıkları temyiz başvuruları Yerel Mahkemece CMK'nın 284 ve 286/2-a-g maddeleri gereğince ek kararlarla reddedilmiştir.</p>

<p>Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 12.09.2019 tarih ve 7004-5220 sayılı kararla sanıklar ..., ..., ..., ..., ve ... hakkında kurulan hükümlerin bozulmasına karar verilirken bozma kararının haklarındaki hükümler kesinleşen ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e sirayetine karar verilmiştir.<br />
Ön sorun ilk derece mahkemesince sanıklar hakkında verilen bozma kararlarına uyulmadığından sirayet kararına konu sanıklar hakkında direnme kararında kurulan ikinci mahkûmiyet hükümlerinin hukuki durumuyla ilgilidir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.01.2022 tarih, 223-47 sayılı kararında açıklandığı üzere;</p>

<p>Çok sanıklı dosyalarda, sanıkların her biri birbirlerinden bağımsız olarak kanun yoluna başvurma hakkına sahiptir. Kural olarak sanıklardan birinin verilen karara karşı yaptığı kanun yolu başvurusu, diğer sanıklar hakkında verilen hükümleri kapsamaz. Kanun yoluna başvurmayan diğer sanıklar hakkında verilen hüküm, kanun yoluna başvurma için öngörülen sürenin sonunda kesinleşir. Bu durum, “davasız yargılama olmaz” ilkesinin bir sonucudur.</p>

<p>Ancak temyiz kanun yolu bakımından, gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ilgili hükümlerdeki koşullar oluştuğu takdirde, temyiz edenler lehine oluşacak durumdan, temyiz yoluna başvurmayan, süresinden sonra başvuran veya temyize başvurmakla beraber başvurusu kabul edilmeyen sanıkların da yararlanmaları kabul edilmiştir. Buna; bozma kararının “sirayeti”, “genişleme etkisi” ya da “teşmili (yayılma) etkisi” denilmektedir.</p>

<p>1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken “Hükmün bozulmasının diğer maznunlara sirayeti” başlıklı 325. maddesi; “Hüküm, cezanın tatbikatında kanuna muhalefet edilmesinden dolayı maznun lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunamamış olan diğer maznunlara da tatbiki kabil olursa bu maznunlar dahi temyiz talebinde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından istifade ederler.” şeklinde,</p>

<p>Benzer düzenlemeyi içeren 5271 sayılı CMK'nın “Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlıklı 306. maddesi ise “Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.” biçiminde düzenlenmiş olup hükmü temyiz etmeyenlerin veya temyiz istemi reddedilenlerin, temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları adaletsizliğini gidermek amacı ile yasaya konmuştur. Bu suretle temyiz edenler lehine oluşacak durumdan, temyiz etmeyenlerin de istifadesi sağlanmış olacaktır. Bozmanın sirayetinde yerel mahkeme hükmü, temyiz etmeyen sanık yönünden bozulmamakta, anılan maddeler uyarınca sanık, bozma kararının sonucundan yararlandırılmaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda ayrıca vurgulama gerekir ki Özel Daire kararında '' İlgili maddenin lafzı bakımından gerekçeye bakıldığında, temyiz etmeyenler deyimine, ‘’temyiz isteminin reddolanlar’’ da kast edildiği, CMK’nın 298/1 maddesin de temyiz talebinin hangi hallerde reddedileceği tartışmaya yer vermeyecek derecede açık olduğu ve “hükmün temyiz edilemez olma” halini de kapsadığı, dolayısıyla istinaf mahkemesinde kesinleşen hükümler bakımından koşulların bulunması halinde lehe olarak sirayet hükümlerinin uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.'' ifadeleriyle açıklandığı üzere hükmün istinaf mahkemesinde kesinleştiği durumlarda sanıklar tıpkı hükmü temyiz etmeyen veya temyiz istemleri reddedilen diğer sanıklarla aynı şekilde sirayet kurumundan yararlanabileceklerdir.</p>

<p>Bununla birlikte, hükmü temyiz etmeyen ya da temyiz istemi reddedilen sanık, bozma kararının sonucundan yararlanacağı için öncelikle bozmaya uyulması ve cezanın uygulanmasında temyiz eden sanık lehine yeni bir karar verilmesi zorunludur. Lehe bozma bu takdirde, hükmü temyiz etmeyen sanığa sirayet ettirilecektir. Bunun sonucu olarak önceki kararda direnilmesi hâlinde sirayetten söz edilemeyecektir. Aksi takdirde temyiz davası açan sanık için kabul edilmeyen bir bozma nedeninin, kanun yoluna başvurmayan sanık lehine kabulü gibi bir sonuca ulaşılacaktır. Bu sonuç ise temyiz edenin aleyhine, temyiz etmeyenin lehine olup çelişkili bir uygulamaya neden olacağından sirayet müessesesinin amacına aykırıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>Yerel Mahkeme bozma kararına karşı direnme kararı verdiğinden ve bu nedenle Özel Dairenin sirayet kararı da geçerlilik kazanmadığından sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ... 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2018 tarihli ve 148-62 sayılı kararıyla kurulan mahkûmiyet hükümleri ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 18.02.2019 tarihli ve 1915-205 sayılı kararıyla kurulan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin hükümlerin geçerliliklerini korumaya devam etmeleri sebebiyle direnme kararında sanıklar hakkında kurulan ikinci mahkûmiyet hükümleri hukuki değerden yoksun bulunduğundan Özel Daire gönderme kararında yer alan bu hükümler inceleme kapsamı dışında bırakılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, ... 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli ve 151-273 sayılı direnme kararında sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan ikinci mahkûmiyet hükümleri yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p>2-Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sisteminden alınan güncel nüfus kaydında, direnme kararından sonra sanık ... 24.03.2022 tarihinde öldüğü bilgisine yer verilmesi;</p>

<p>UYAP kayıtlarında yapılan güncel nüfus kayıt sorgulamasına göre sanık ...'in incelemeye konu direnme hükmünden sonra 24.03.2022 tarihinde vefat ettiği,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın 64. maddesinde sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü hâlinde ise cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte müsadere ve yargılama giderine ilişkin hükmün infaz edileceği belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.</p>

<p>Buna göre, kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle "kovuşturmaya yer olmadığına", kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise yerel mahkemece "davanın düşmesine" karar verilecektir. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek; sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmayacaktır. Sanığın ölümü ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olan hükümlünün ölümü sadece hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak, ölümden önce tahsil edilmiş olan para cezaları mirasçılara iade edilmeyecek, buna karşın tahsil edilmemiş bulunan para cezaları mirasçılardan istenmeyecek, bunun yanında müsadereye ve yargılama giderine ilişkin hükümler ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluğunu ve yetkisini sona erdirecektir.</p>

<p>Temyiz aşamasında sanığın öldüğüne ilişkin bir iddianın ortaya çıkması ya da Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) vasıtasıyla alınan güncel nüfus kaydında öldüğü bilgisinin yer alması gibi hâllerde, ölümün kamu davasının düşmesini gerektiren bir neden olduğu göz önüne alınarak, ölüm nedeniyle düşme kararının temyiz merciince dosya üzerinde yapılan inceleme sırasında verilmesi yerine ölüm bilgisi nedeniyle diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulması ve yerel mahkemece mahallinde yapılan araştırma sonucunda sanığın öldüğünün kesin olarak saptanmasından sonra düşme kararı verilmesi daha isabetli olacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>UYAP sistemi üzerinden alınan güncel nüfus kayıt örneğinde sanık ...'in direnme hükmünden sonra öldüğü bilgisi yer aldığından, TCK'nın 64. maddesi kapsamında düşme kararı verilip verilmeyeceği yönünden mahallinde araştırma yapılarak bir karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, sanık hakkındaki direnme hükmünün, gerekli araştırmanın mahallinde yapılıp ölümün Yerel Mahkemece tespiti ile sonucuna göre 5237 sayılı TCK’nın 64 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri uyarınca gereken hükmün verilmesinin temini için diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>3-Yargılama devam ederken 24.06.2018 tarihinde yapılan milletvekili genel seçiminde milletvekili seçilen sanık ... hakkında TBMM tarafından milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması kararı verilmeden yargılamaya devam edilip edilemeyeceği hususu;</p>

<p>Sanıklardan ... hakkında dava ‘‘silahlı terör örgütüne yardım etme’’ suçundan açılmış ve bu suçtan sanığın 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, istinaf talebi Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir.</p>

<p>Sanığın temyiz talebi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince verilen bozma kararında;</p>

<p>‘’Somut olayda; 31 Mart 2015 tarihinde DHKP-C terör örgütü militanlarının ... ... Sarayında Cumhuriyet savcısı ... Selim Kiraz'ın odasına silah tehdidi ile girerek hürriyetinden alıkoydukları, Cumhuriyet savcısının teröristlerin elinden kurtarılması yönünde yoğun çaba harcanırken, sanığın 19:02 sıralarında cep telefonu ile teröristlerle görüşme yaparak içeriklerini kaydettikten sonra, Cumhuriyet savcısının görevinin başında makam odasında şehit edilmesine rağmen, Cumhuriyet gazetesinin internet sitesinde "Öldürülmeden Yarım Saat Önce Eylemcilerden ...'a Çarpıcı Açıklamalar" başlığı ile yayınlandığı (... / Cumhuriyet, yayınlanma tarihi: 31 Mart 2015 Salı, saat 19:52) haber içeriğinde, "Bizler DHKP-C savaşçısıyız. Bu eylem mecbur bırakıldığımız bir yöntemdir... Devrimciler bu ülkede adaleti sağlamak için çok çaba sarf ettiler. Bugüne kadar birçok eylem oldu. Devrimciler eylem yaptı, avukatlar zorladı katiller yerine bu eylemleri yapanlar tutuklandı. Haklarında soruşturma açıldı biz de bugün adaleti sağlamak için buradayız. Kullandığımız yöntemler ve eylemimiz meşrudur.... Devrimciler yaşanan haksızlığa dikkat çekmek ve kamuoyu oluşturmak için 360 gün boyunca eylem yaptılar, haziran ayaklanmasında birçok şehit verildi ama kimsenin cenazesi öyle olmadı. ... sağlanmadığı için biz de namlularımızla adaleti sağlarız dedik ve meşruiyetimizi de ideolojimizden alıyoruz." şeklinde, teröristlerin anlatımlarına yer verilmiştir.</p>

<p>Sanığın, DHKP-C terör örgütü mensuplarının şiddet içeren ve nefretle karşılanan terör eylemini gerçekleştirmekte oldukları esnada, telofola irtibat kurup, eylemi gerçekleştiren teröristlerin cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ve bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri ve açıklamalarını yayınlamak suretiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 6/2 maddesinde düzenlenen, "terör örgütünün bildiri veya açıklamalarını basmak veya yayınlamak" suçunun unsurlarını oluşturacağı, bu olaya ilişkin haberin, 1 Nisan 2015 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi ve bir kısım ulusal basında farklı içerikte yayınlanmasına rağmen dava konusu edilmediği, ancak Cumhuriyet Gazetesinin internet sitesinde 31 Mart 2015 tarihinde saat 19:52 sıralarında yer aldığı, gazeteye ait olsa da internet sitelerinde yayınlanan haber ve yorumlarda suç teşkil eden ifadelerin bulunması basın kanunu kapsamında kalmadığından, 5187 sayılı Kanununun 26/1. maddesinde belirtilen süre içinde dava açılmasına yasal zorunluluk yoktur. Dolayısıyla suçların soruşturması ve kovuşturması genel dava zamanaşımına tabii olduğundan, dava şartının gerçekleşmediğinin ileri sürülemeyeceği de gözetilmelidir.</p>

<p>Sanığın 17.02.2016 tarihindeki "ABD ve AB'nin cihatçı teröre karşı müttefikimiz dedikleri PYD'nin terör örgütü olduğunu kanıtlamaya çalışanlar olağan şüpheli olamaz mı?" şeklindeki Twitter paylaşımı ile 14.12.2016 tarihindeki "Savaş, PKK ile ülkenin belirli bir bölgesinde arada kesintiler olsa da 1984'ten bu yana var" şeklindeki Twitter paylaşımlarının zincirleme biçimdeki 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandası suçunu oluşturup oluşturmadığı,</p>

<p>Sanığın 28.11.2015 tarihindeki "Tahir Elçi'yi tutuklamak yerine katlatmeyi tercih ettiler. Katil sürüsü bir mafyasınız" şeklindeki Twitter paylaşımı ve 08.09.2016 tarihindeki "Katil devlettir deyince bozuluyorsunuz" biçimindeki Twitter paylşımı ile 20.12.2016 tarihindeki "Suikastçının Nusra'cı değil FETÖ'cü olduğunu kanıtlama gayretindeki iktidar ve yancıları katilin polis olduğu gerçeğini ne yapacaksınız?" biçimindeki Twitter paylaşımlarınının TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen "Devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama" suçunu oluşturup oluşturmayacağının mahkemesince değerlendirilerek;</p>

<p>Sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek sanığın eylemlerinin kül halinde terör örgütüne yardım olarak değerlendirilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerle bozulmasına,’’ şeklinde açıklanan gerekçeyle sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütünün propagandasını yapma ve Devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama suçlarını oluşturduğuna işaret edilmiştir.</p>

<p>Sanık 30.12.2016 tarihinde dosyaya konu eylemleri nedeniyle tutuklanmış, 09.03.2018 tarihinde tahliye edilmiş, 25.04.2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilmiş, 24.06.2018 tarihinde yapılan 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde ... milletvekili seçilmiştir.</p>

<p>Bozma üzerine yeniden yapılan yargılamanın 21.11.2019 tarihli celsesinde sanık müdafisi tarafından sanık milletvekili seçildiğinden dolayı Anayasa'nın 83. maddesi gereğince yargılamanın sürdürülebilmesi için milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması gerektiği ve bu nedenle durma kararı verilmesi talep edilmiştir. İlk derece mahkemesince söz konusu talep değerlendirilmeden direnme kararı ile birlikte sanık hakkında yeniden mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>Ön sorunun kaynağı sanığa atılı silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun (Özel Daire tarafından silahlı terör örgütünün propagandası ve devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama olarak vasıflandırılmış) Anayasa'nın 14. maddesine atıfla düzenlenen Anayasa'nın 83. maddesinde yer alan istisna hükmünün kapsamı içerisinde bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Söz konusu mevzuat incelendiğinde;</p>

<p>Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması" başlıklı 14. maddesi;</p>

<p>"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.</p>

<p>Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.".</p>

<p>"Yasama dokunulmazlığı" başlıklı 83. maddesi;</p>

<p>"Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.</p>

<p>Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14'üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.</p>

<p>Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.</p>

<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.</p>

<p>Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.</p>

<p>Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.’’ şeklindedir.</p>

<p>Konuyu daha önce başka bir dosyada değerlendiren Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi 28.01.2021 tarihli ve 7716-270 sayılı kararında;</p>

<p>‘’Milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/1. maddesinde "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerden, Mecliste ileri sürülen düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar" biçiminde ifadesini bulmuştur. Düzenlemenin amacı, milletvekillerinin yasama işlevlerini çekinmeksizin yerine getirebilecekleri bir ortam sağlamaktır. Yasama sorumsuzluğu, yasama çalışmalarıyla ilgili fiiller yönünden, milletvekilleri için tam bir koruma sağlar ve sürekli bir niteliktedir. Sorumsuzluk kapsamına giren bir eylemden ötürü milletvekilliği sıfatı sona ermiş olsa dahi kovuşturulamaz.</p>

<p>Aynı maddenin 2. fıkrasında ise "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14'üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır." denilmek suretiyle milletvekillerine nispi ve geçici bir dokunulmazlık sağlanmıştır.</p>

<p>Yasama dokunulmazlığı, sorumsuzluktan farklı olarak, yasama çalışmaları dışındaki fiillerden dolayı milletvekillerine nispi ve geçici nitelikte bir koruma sağlar. Buradaki koruma karşımıza iki şekilde ortaya çıkmaktadır, birincisi muhakeme engeli, diğeri ise infaz engelidir. Bu şekilde milletvekillerinin keyfi ve asılsız ceza kovuşturmalarından ve tutuklamalardan korunmak suretiyle vazife yapmaktan alıkonulmaması sağlanmıştır.</p>

<p>Hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağına, 1982 Anayasasının 14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ise 17. maddelerinde yer verilmiştir. Anayasamızın 14/1. maddesinde "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz." şeklinde temel ilkeyi ortaya koyduktan sonra, aksine davranışlara ilişkin müeyyidelere mevzuatta yer verilmiştir. Nitekim seçimden önce bu madde kapsamında suç işleyen milletvekili Anayasanın 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır. Kanun koyucu, hangi suçların bu madde kapsamında olduğunu tahdidi olarak saymamıştır. Kapsamı belirleme görevi uygulayıcıya aittir. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların bu kapsamda kaldığında kuşku yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak, bu suçları işlemek amacı ile oluşturulan silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun 14. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği doktrinde tartışmalıdır. Bu madde de 2001 yılında yapılan değişiklik ile, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin, bu hak ve özgürlükleri yıkmak "amacı ile kullanılamayacağı" hükmü yerine, bu hak ve özgürlükleri yıkmayı amaçlayan faaliyetler" olarak kullanılamayacağı hükmü getirilmiştir. Yapılan değişiklik ile madde metninde yer verilen "faaliyet" deyiminin sadece eylemi mi yoksa ifade hürriyeti sınırları dışında kalan yasalarda suç olarak tanımlanan düşünce açıklamalarını da içerip içermediği sorunun özünü teşkil etmektedir. Doktrinde "faaliyetin" maddi eylemi içerdiğini ileri sürenler olduğu gibi, eylem ve söylemi içerdiğini ifade eden görüşler de mevcuttur. Nitekim Feyzioğlu; “Bu düzenleme, fiil ya da suç tipini değil amacı esas almaktadır.” görüşünü savunarak, farklı bir bakış açısı sergilemiştir.</p>

<p>Yargısal içtihatlara bakıldığında; Anayasa Mahkemesi 29.01.2008 tarih 2002/1 Esas, 2008/1 Karar sayılı kararında; Düşünce açıklamalarının Anayasanın 14. maddesi kapsamında kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğini, ancak her düşünce açıklamasının değil, demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamalarının bu kapsamda olduğu değerlendirilmelidir, sonucuna varmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarında, terör örgütü propagandası suçunun Anayasanın 14. madde kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğuna vurgu yapılmıştır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Da Becker/ Belçika, B. No: 214/56, 27.03.1962 tarihli kararında, "demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde, kullanılmalıdır." demek suretiyle 14. maddenin Devlete verdiği yetkinin çerçevesini çizmiştir.</p>

<p>Avrupa Sözleşmesinin 17. maddesindeki hak ve özgürlüklerin, yine hak ve özgürlükler kullanılarak ortadan kaldırılmasının yasaklanacağına dair ilke ile, Anayasamızın 14. maddesindeki benzer düzenlemenin amacı yönünden, yukarıda yer verilen yargısal karar ve doktrindeki görüşler Dairemizce de benimsenmiş olup; ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve anayasal düzene yönelik suç oluşturan söylem ve eylemler Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görüldüğünden, demokrasi ile yönetilen ülkelerde, halkın iradesinin tecelli ettiği parlamentoda görevli üyelerin bu sisteme bağlı kalacaklarına dair yemin ettikleri ve demokrasiyi koruma yükümlülükleri de bulunduğu gözetildiğinde, demokratik sisteme yönelik suç işlemeleri halinde milletvekili dokunulmazlığından istifade edememesi Anayasanın lafzına ve ruhuna uygun olacağının kabulü gerekmektedir.’’ şeklinde düşüncelere yer verdikten sonra ‘’yüklenen ve seçimden önce işlendiği iddia olunan kovuşturması ertelenen suçun, Anayasasının 83/2. maddesinde işaret edilen ve 14/2. maddesinde gösterilen temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması niteliğindeki suçlardan olduğu, yasama dokunulmazlığının istisnası kapsamında kalan bu suç bakımından durma kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı olduğundan istemin kabulüne karar verilmiştir.’’ şeklinde gerekçeyle silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında kaldığını ifade etmiştir. Bu değerlendirmeye göre Özel Daire yerleşik uygulamasında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçu Anayasa'nın 83. maddesinde Anayasa'nın 14. maddesine atıfla getirilen istisnaî düzenlemenin kapsamında yer almaktadır.</p>

<p>Ön sorun konusunu milletvekili ... ...’in bireysel başvurusu üzerine değerlendiren Anayasa Mahkemesi ise Resmi Gazete'de 05.10.2022 tarihinde yayımlanan 2018/26689 başvuru numaralı ve 07.04.2022 tarihli kararında aksi yöndeki şu tespit ve değerlendirmelere yer vermiştir:</p>

<p>‘’91. Anayasa'nın "Yasama dokunulmazlığı" kenar başlıklı 83. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:<br />
"Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır."</p>

<p>92. Yasama dokunulmazlığını düzenleyen anılan Anayasa hükmü uyarınca seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclisin kararı olmadıkça tutulması, sorguya çekilmesi, tutuklanması veya yargılanması mümkün değildir. Bu durumda yasama dokunulmazlığı kural olarak milletvekillerinin tutuklanmalarının önünde doğrudan Anayasa'dan kaynaklanan bir engel oluşturmaktadır.</p>

<p>93. Anayasa'nın 83. maddesi, milletvekillerinin hiçbir baskı ve tehdit altında kalmadan yasama faaliyetlerini serbestçe yürütebilmelerini temin etmek için yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı kurumlarına yer vermiştir. Bu bağlamda milletvekillerine yasama faaliyetleri sırasındaki oy ve sözleri nedeniyle mutlak bir sorumsuzluk tanınmıştır. Ayrıca milletvekilleri; işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle tutulma, tutuklanma, sorgulanma ve yargılanmaya karşı aksatmadan yasama faaliyetlerine katılmalarını temin etmek maksadıyla dokunulmazlık yoluyla koruma altına alınmıştır. Bu güvenceler, milletvekillerine tanınan bir ayrıcalık ya da imtiyaz olmaktan ziyade temsil ettikleri seçmenlerin görüş ve düşüncelerinin siyasal alanda gereği gibi yansıtılmasını sağlamaya dönük koruyucu tedbirlerdir (... Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 97). Anayasa Mahkemesi de dokunulmazlığın amacını"yasama organı üyelerini, görevlerini tam olarak yerine getirmelerini engelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak"şeklinde ifade etmiştir (AYM, E.1997/73, K.1997/73, 30/12/1997).</p>

<p>94. Anayasa'nın 83. maddesinde hükme bağlanmış olan yasama dokunulmazlığı, parlamento üyelerinin zamansız ceza kovuşturmaları ile yasama çalışmalarından alıkonulmasının önüne geçmeyi amaçlayan ve milletvekilliğinin sona ermesi ile birlikte kendiliğinden yitirilen geçici bir güvence olarak kabul edilmiştir. Yasama dokunulmazlığı ile ilgili kuralların varlığı her şeyden önce temsilî demokrasi ilkesini koruma ihtiyacına dayanmaktadır. Bu türden bir dokunulmazlık, özellikle Mecliste azınlıkta kalan ve muhalif milletvekillerinin halkın seçilmiş temsilcileri olarak gereksiz müdahale kaygısı taşımaksızın demokratik işlevlerini fiilen yerine getirebilmelerini sağlar (Kadri Enis Berberoğlu (2)[GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 74).</p>

<p>95. Bununla birlikte Anayasa'da, yasama dokunulmazlıkları mutlak olarak düzenlenmemiş; Anayasa'nın 83. maddesinde yasama dokunulmazlığına bazı istisna ve sınırlamalar getirilmiştir. Buna göre dokunulmazlık kural olarak milletvekilliği süresiyle sınırlıdır. Yine bu süre içinde seçimden önce veya sonra herhangi bir suç işlediği iddiasıyla bir milletvekilinin dokunulmazlığının Meclis kararıyla kaldırılabilmesi mümkündür. Öte yandan ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunması durumu yasama dokunulmazlığının istisnalarından biridir. Son olarak seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14. maddesindeki durumlar da dokunulmazlık kapsamı dışında tutulmuştur. Nitekim Anayasa'nın 83. maddesinin gerekçesinde"14. maddede yer alan suçlardan birini seçimden önce işlemiş olanların, milletvekili seçilmeden önce haklarında bu suça ilişkin olarak soruşturmaya başlanmış ise madde hükümlerine göre dokunulmazlıktan yararlanamayacakları" hükmünün de maddeye eklendiği belirtilmiştir.</p>

<p>96. Bu durumda seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında yer alan suçlar yönünden yasama dokunulmazlığının bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Başvurucu hakkındaki davada Mahkemenin tutuklama tedbirine de konu olan terör örgütü yöneticiliği suçunun Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında olduğunu değerlendirerek başvurucunun yasama dokunulmazlığından dolayı yargılamanın durdurulması talebini kabul etmediği görülmüştür (bkz. § 34).</p>

<p>97. Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında tutuklama tedbirine konu terör örgütü yöneticiliği suçu yönünden bu suça ilişkin soruşturmanın seçimden önce başlaması ve suçun Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında kalması dolayısıyla derece mahkemelerinin yasama dokunulmazlığına istisna oluşturan bir durum bulunduğu şeklindeki yaklaşımlarının Anayasa'ya uygunluğunu denetlemek bakımından ilgili Anayasa kurallarını yorumlayacaktır.</p>

<p>98. Somut olayda yargılanmasına tutuklu olarak devam edilen başvurucunun 24/6/2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde milletvekili seçildiği görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun yasama dokunulmazlığının bulunduğunu belirterek tahliyesine karar verilmesini talep ettiği ve Mahkemece -yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmadan- suçun niteliğinin değişme ihtimalinin olması, delillerin büyük oranda toplanmış olması ve adli kontrolün yeterli görülmesi gibi gerekçelerle başvurucunun 29/6/2018 tarihinde tahliyesine karar verildiği ve bu tahliye kararının verildiği gün de Başsavcılığın itirazı üzerine başvurucunun tekrar tutuklandığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 30-32).</p>

<p>99. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu tutuklama tedbiri bakımından isnat konusu terör örgütü yöneticiliği suçuna ilişkin eylemlerin seçimden önce gerçekleştiği ve yine seçim öncesinde başvurucu hakkında soruşturma yürütülüp kamu davası açıldığı, başvurucunun kovuşturma aşamasında milletvekili seçildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucu yönünden seçimden önce soruşturmasına başlanmış olma koşulunun mevcut olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>100. Bu durumda başvurucunun tutuklanmasına karar verilen terör örgütü yöneticiliği suçunun Anayasa'nın 14. maddesinin kapsamında olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>101. Anayasa'nın"Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması"kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:<br />
"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br />
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.<br />
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir."</p>

<p>102. Anayasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet'i ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı ifade edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında da Anayasa hükümlerinden hiçbirinin devlete veya kişilere Anayasa ile tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini ya da Anayasa'da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>103. Anayasa'da -veya ilgili kanunlarda- Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında olup bu itibarla -seçimden önce soruşturmasına başlanmış olması kaydıyla- yasama dokunulmazlığının istisnasını oluşturan suçların neler olduğuna yönelik bir düzenlemeye yer verilmemiş; yalnızca maddenin son fıkrasında, ilk iki fıkrada yer alan hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyidelerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>104. Anayasa'nın 83. maddesinde milletvekilleri hakkında yasama dokunulmazlığına ilişkin güvencelere yer verilmiş, bu çerçevede yasama dokunulmazlığının istisnasını oluşturan hâller belirtilirken Anayasa'nın 14. maddesine atıf yapılarak bu maddedeki durumların -seçimden önce soruşturmasına başlanmış olması kaydıyla- istisna kapsamında olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>105. Buna karşılık anayasa koyucu Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar" ibaresi kapsamındaki suçların neler olduğunu açıkça belirlememiş, kanun koyucu da söz konusu suçları belirleyen bir kanuni düzenleme yapma yoluna gitmemiştir. Bu nedenle de derece mahkemeleri yargılamaya konu edilen suçun Anayasa'nın 14. maddesi kapsamına giren bir suç olup olmadığını kanun koyucu tarafından çıkarılmış bulunan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmünü yorumlayıp uygulayarak belirlemektedir. O hâlde derece mahkemelerinin Anayasa'nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumun öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).</p>

<p>106. Anayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu ceza kanunlarında birçok suç tipini düzenlemiş olmasına karşın bu suç tiplerinden hangilerinin Anayasa'nın 14. maddesi kapsamında olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) iradesinin ürünü olan bir kanun ile belirlenmiş değildir. Ceza kanunlarındaki suçlardan hangilerinin 14. madde kapsamına dâhil edileceği ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında tutulacağı Anayasa'nın 14. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının genel ifadelerine verilebilecek yukarıda açıklanan muhtemel yorumlardan hangisinin uygulayıcılar tarafından tercih edileceğine bağlıdır (Ömer Faruk Gergerlioğlu,§ 94).</p>

<p>107. Anayasa Mahkemesi Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında; Anayasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metninin Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar" ibaresini, dolayısıyla da Anayasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını ifade etmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 83-88).</p>

<p>108. Anayasa'nın 14. maddesi bir taraftan temel hak ve özgürlüklerin hangi amaçlarla kullanılabileceğine, diğer taraftan Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa'nın öngördüğünden daha geniş sınırlandıracak şekilde yorumlanmasını engellemeye ilişkin genel hükümler ihtiva etmektedir. Maddeyle engellenmek istenen faaliyetlerin suç teşkil eden eylemlerle sınırlı olmadığı, maddenin suç teşkil etsin ya da etmesin belli amaçlarla yapılacak tüm faaliyetleri içeren geniş bir kapsama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Asıl amacı yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında bırakılan suçları belirlemek olmayan Anayasa'nın 14. maddesinin genel ifadeler içeren metninden hareketle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar" ibaresinin yargı organlarınca belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayarak anlamlı bir şekilde yorumlanması mümkün görünmemektedir (Ömer Faruk Gergerlioğlu,§ 95).</p>

<p>109. Bu itibarla Anayasa'nın 14. maddesindeki durumların kapsamını ortaya koyan yasama dokunulmazlığının güvencelerini sağlayacak öngörülebilirlikte anayasal veya kanuni kuralların bulunmaması karşısında, Anayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasından ve Anayasa'nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerinden hareketle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar" ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 102, 103).</p>

<p>110. Anılan kararda gerek yasama dokunulmazlığını koruma altına alan Anayasa'nın 83. maddesinin gerekse temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasını yasaklayan Anayasa'nın 14. maddesinin ancak demokrasinin korunması bağlamında ve hak eksenli yorumlandıkları takdirde işlevlerini tam olarak yerine getirebileceği, mahkemelerin söz konusu anayasal hükümleri özgürlükler lehine yorumlamadıkları gibi onları böyle bir yorum yapmaya sevk edecek esasa ve usule ilişkin güvencelerin olduğu bir yasal sistemin de (temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin) bulunmadığı değerlendirilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 133).</p>

<p>111. Netice olarak somut olayda 24/6/2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde milletvekili seçilmesinden ve genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olmasından sonra tahliye edilen başvurucunun önünde doğrudan Anayasa'dan kaynaklanan bir engel olmasına rağmen yeniden tutuklanarak hürriyetinden yoksun bırakılması yasama dokunulmazlığına ilişkin güvencelerin yer aldığı Anayasa'nın 83. maddesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>112. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.’’<br />
Her ne kadar Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 14. maddesine atıf yapan Anayasa'nın 83. maddesindeki istisnanın temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal ve yasal bir düzenleme olmadığı hususundaki tespitleri başvurucu ... ... hakkındaki tutuklama tedbirine ilişkin olsa da anılan yorumların Anayasa'nın 83. maddesinde tutuklama tedbiri ile birlikte düzenlenen ve daha geniş sınırlamaları bünyesinde barındıran yargılama kavramı için de geçerli olduğu, öte yandan ... ...’e yönelik atılı suçun silahlı terör örgütü yöneticiliği olduğu da dikkate alındığında başvurucu için yapılan değerlendirmelerin eylemi ilk derece mahkemesince silahlı terör örgütüne yardım etme gibi daha hafif bir suç olarak nitelenen sanık ... için evleviyetle geçerli bulunduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine verilen kararların bağlayıcılığını değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 469-132 sayılı kararında;</p>

<p>‘’Bilindiği üzere Anayasanın 148. maddesi uyarınca herkesin Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki bu kararı karşısında mevcut içtihatların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir.’’ şeklinde açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliği tartışmasızdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>Anayasa'nın 83. maddesinde milletvekili dokunulmazlığının kapsamına istisna getiren ‘’seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14'üncü maddesindeki durumlar’’ ifadesinin, milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması için yeterli belirliliğe sahip olmadığına işaret eden Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen içtihadı dikkate alınarak, sanık müdafisinin 21.11.2019 tarihli celsede ileri sürmesine rağmen mahkemece hiçbir değerlendirme yapılmayan ‘’milletvekili seçilen sanık hakkındaki yargılamada dokunulmazlığın kaldırılması gerektiğinden bahisle durma kararı verilmesi gerektiğine’’ ilişkin talebin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle sanık ... hakkında kurulan hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p>4-Sanık ... müdafisince 21.11.2019 tarihli celsede ileri sürülen mahkeme heyetinin reddine ilişkin talebin geri çevrilmesine dair kararda bir kısım sanıklar hakkında soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi sıfatıyla tutukluluk hâllerinin devamına karar veren mahkeme başkanı ... ... yer almasının isabetli olup olmadığı hususu;<br />
Yargıtay bozma kararından sonra yeniden yapılan yargılamada mahkeme heyeti başkanlığı görevini .... sicil numaralı ... ... yerine getirdiği,<br />
Bozmadan sonra gerçekleştirilen 21.11.2019 tarihli celsede sanık ... müdafisi tarafından;<br />
''... bu bir ihsası rey halidir. Son söz ancak savunmadan sonra alınır biz burada henüz savunma yapmadık. Uyma kararı verildikten sonra savunma yapılır ondan sonra son söz sorulur. Biz bu nedenle ceza muhakemesi kanunları çerçevesinde ihsası rey hali olduğundan dolayı sanık ... yönünden heyetinizi reddediyoruz'' şeklindeki gerekçeyle mahkeme heyetini reddettiği,</p>

<p>Mahkeme tarafından ise bu taleple ilgili olarak;</p>

<p>''CMK' nun 31. Maddesi gereğince red sebebi ve delilinin gösterilmemesi heyetin tamamının reddinin yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre nedenleri belirtilerek söz konusu olabileceği ve red isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşıldığından red isteminin geri çevrilmesine , ... 28 ACM ye itirazı kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.'' şeklindeki gerekçeyle talebin reddedildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık ... müdafisince hükümden sonra dosyaya sunulan temyiz dilekçesinde duruşma sırasında öne sürdüğü ret gerekçelerinin yanında ayrıca ''... ... 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5598 D. ... sayılı ve 02/12/2016 günlü kararıyla, müvekkilimiz ... da dahil olmak üzere tutuklu tüm şüpheliler hakkında hazırlık aşamasında tutukluluğun devamına karar vermiştir. Hakim ... ’ün verdiği karar, iki sayfadan ibaret olup bir tutukluluk incelemesi değil, adeta mahkumiyet hükmünün yazılmasından ibarettir. Karar, iddia edilenlerin gerçekleşmiş olduğu kabul edilen bir ön yargı ve üslupla yazılmıştır.'' ifadelerine yer verilmiş, mahkeme başkanının bu kararın yanında soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi sıfatıyla başka kararlar da verdiği ifade edilerek mahkeme başkanı ... ... kovuşturma aşamasında görev alamayacağı cihetle hükmün bozulması talep edilmiştir.</p>

<p>Dosyada mevcut ... 7. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 05.12.2016 tarihli ve 2016/5598 değişik ... sayılı, sulh ceza hâkimi 120773 sicil numaralı ... Öztürk tarafından verilen kararda;</p>

<p>''.... Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/97293 soruşturma sayılı yazısıyla Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Beraber Örgüt adına faaliyette bulunmak suçundan ... 9.Sulh Ceza Hakimliği'nin 05/11/2016 tarihli 2016/558 sorgu kararı ile tutuklanan şüpheliler ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., ... 9.Sulh Ceza Hakimliği'nin 05/11/2016 tarihli 2016/557 sorgu kararı ile tutuklanan şüpheli ...'nun üzerilerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü ve PKK/Kongregel Silahlı Terör Örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına faaliyette bulundukları anlaşılan şüphelilerin atılı suçu işlediklerini gösterir Yenigün Haber Ajansının Cumhuriyet gazetesini çıkartan ticari firmanın adı olduğu ve Cumhuriyet gazetesinin isim ve yayın hakkını elinde bulundurduğu, dolayısıyla Cumhuriyet Vakfı ve Yenigün Haber Ajansının yönetim kurulu üyeleri olduğu anlaşılan şüphelilerin atılı suçu işlediklerine ve söz konusu haber, manşet ve haber detaylarında FETÖ/PDY silahlı Terör Örgütü ile PKK/KCK silahlı Terör Örgütünün lehine propaganda sayılabilecek ve bu silahlı örgütler lehine algı oluşturabilecek haberlere yer verdiği, nitekim MİT müsteşarının ifadeye çağrılması olayıda devam eden süreçte kamu oyuna yansıdığı üzere 17-25 Aralık yargısal darbe girişimi soruşturmaları ve MİT'e ait tırların durdurulması olaylarına ilişkin olarak verilen işte Erdoğan'ın yok dediği silahlar şeklinde verilen haberle Türkiye Cumhuriyet Devletinin terör örgütleri ile işbirliği içerisinde oldukları iddiasını içerir haberde ve 15/07/2016 kanlı darbe girişimi neticesinde gazetede sokaktaki tehlike , eksik demokrasi gibi manşetlere imza atılarak Türk halkının darbe tehdidini ve olabilecek tehditlerini püskürtmek için devletine ve milletine sahip olmasını engelleyecek yanlı ve algı oluşturur haberler vermesi, keza aynı şekilde haber manşetinde kullanılan resimde Cumhurbaşkanımızın tanka asılan posterlerin manşet yapılarak demokrasiye sahip çıkma iradesinin bir kişiye has gibi göstermeye çalışarak, milletin bütünleşmesinin engellenmesi algısını oluşturur haberlere yer verildiği bu nedenle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün lehine propaganda yaptıkları ve bu şekilde basın yayın kuruluşlarında sözlü ve yazılı beyanlarda bulundukları, ayrıca o tarihlerde uzun süre bu terör örgütünün yazılı yayın organı Zaman Gazetesi ile ortak hareket ettikleri ortak manşet ve haberlere yer verdikleri, yine FETÖ silahlı Terör Örgütüne hizmet eden ve bu örgüt yararına oluşturulmuş olan ... Avni isimli FETÖ'cü twetter hesabındaki hükümet ve devlet aleyhine paylaşımların Cumhuriyet gazetesindeki manşetlere taşınarak örgüt lehine propaganda niteliğinde ve örgütün amacına hizmet eden yayınların yapılması, ayrıca FETÖ/PDY silahlı Törer Örgütünün ele başı Fetullah ...'in onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının düzenlediği Abant toplantılarına katıldığı anlaşılan şüpheli ... tarafından düzenletilmesi ve aracı olunması ve diğer üyelerinde eylemli ve sözlü olarak destek olmaları hususu göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü lehine faaliyette bulunduklarına dair somut olgulara dayalı suç şüphesinin bulunduğu, aynı şekilde PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü lehine devletin kalbine bomba şeklinde atılan manşetle bomba, Bodruma baskın onlarca ölü şeklindeki manşetlerle olaylar farklı şekilde yansıtıldığı, ...'de gerçekleşen ve PKK terör örgütü mensuplarının sokak ve mahallelere çukur ve ... kazarak evleri gasp ederek fiilen ayrı devlet gibi terör eylemlerinde bulundukları olaylar bakımından o tarihte atılan manşetlerde TSK ve Polis kuvvetleri tarafından verilen mücadele bakımından PKK'lı terör mensuplarının masum gösterilmeye çalışıldığı ve devletin terörle mücadelesini zaafa uğratacak şekilde terörist olan yaralı militanların ambulanslara dahi alınmadığı şeklinde algısal haberler yapıldığı, ayrıca yine aynı tarihlerde Cumhuriyet gazetesinin Nusaybin yerle bir şeklinde haberler yapıldığı ve bir alan gösterilerek genel bir tablo çizilmeye çalışıldığı, devletin terörle mücadesenin zaafa uğratılmaya çalışıldığı, aynı zamanda köşe yazarı olan şüpheli Kadri Gürsel tarafından yazıldığı anlaşılan madem Erdoğan zorla babamız olmak istiyor, o halde Türkiye'nin bütün ihtiyacı Tunus'daki dikdatörün devrilmesine yol açan ... Buhazizi gibi asi bir evlattır, bir sigara yaksın yeterki söndürmesin, sigara sağlığa zararlı bir alışkanlıktır, kötü bir baba ise sigaradan daha zararlıdır şeklinde yazmış olduğu yazısı ile Anayasanın 102. Maddesine göre devletin başı olan Cumhurbaşkanına karşı koyma ve bunun gibi gayrımeşru yöntemlerin önerildiği ve bu şekilde silahlı terör örgütleri ile tavırların sergilendiği, aynı zamanda bir takım müşteki beyanlarındanda anlaşılacağı üzere Cumhuriyet gazetesinin yönetim kadrosunun geçmişten gelen istikrarlı ve ilkeli yayın çizgisinden başka bir çizgiye evrildiği şeklindeki beyanlar göstermektedir ki Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin 2012 ile 2016 yılları arasında süreklilik arz eden bu belirtilen silahlı terör örgütlerinin reklam ve propagandasını faaliyetleri yapma yönünden iştiraklarının ve sorumluluklarının bulunduğu, bu nedenle kuvvetli suç şüphesinin mevcut olduğu, bu nedenle alabilecekleri cezanın alt ve üst sınırı, tutuklulukta geçen süre nazara alınarak tutuklamlanın ölçülü olduğu ve ceza miktarı ve ülkemizin terör örgütleri ile yoğun mücadelesi göz önüne alınarak şu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, bir kısım sanıkların firari olması ve yurt dışında ülke aleyhine propaganda yapması göz önüne alınarak kaçma şüphelerinin mevcudiyeti CMK 100 ve 108. maddeleri gereğince dosya kapsamındaki tüm tahliye taleplerinin REDDİNE, şüphelilerin TUTUKLULUK HALLERİNİN AYRI AYRI DEVAMINA,'' ifadelerine yer verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ön sorunun çözülmesi bakımından hâkimin reddi ve çekinmesi kurumlarının yanında hâkimin tarafsızlığı bağlamında ''İhsas-ı Rey'' kavramı üzerinde durulacaktır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.12.2021 tarih, 339-631 sayılı kararında açıklandığı üzere;</p>

<p>Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir.</p>

<p>Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.</p>

<p>Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, birbirlerinden farklı kavramlar olmalarına karşın, bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız bir hüküm vermesi beklenemeyeceğinden, bu kavramların aynı zamanda birbirleriyle iç içe geçmiş olduklarını ifade etmek mümkündür.</p>

<p>Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklinde açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p>Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara subjektif değil objektif davranmasıdır.</p>

<p>Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..." ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle Sözleşme'de, hâkimlerin bağımsızlığının ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bağımsızlık kavramını yürütmeden ve taraflardan bağımsız olma olarak açıklamış olup bağımsızlığın değerlendirilmesinde hâkim veya mahkeme üyelerinin atanma usulünü, görev sürelerini, dışarıdan gelecek baskılara karşı güvenceye sahip olup olmadıklarını ve hâkim veya mahkemenin bağımsız bir görünüm sergileyip sergilemediğini göz önünde bulundurmaktadır. Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, subjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan subjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı ... verici izlenim ve tarafsız görünümdür.</p>

<p>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22.04.2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 tarihli ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin “Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu belgede, diğer kapsamlı açıklamaların yanı sıra bağımsızlık; “Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.”, tarafsızlık ise “Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Avrupa Savcıları Konferansının 29-30.05.2005 tarihli 6. oturumunda kabul edilerek, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca 10.10.2006 tarih ve 424 sayı ile benimsenmesine karar verilip ... Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce de hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor Yargı Etiği İlkeleri ile hemen hemen benzer düzenlemeler içermektedir.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından ceza muhakemesinde tarafsızlığın güvence altına alınmasına yönelik düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda hâkimin tarafsızlığını etkileyen nedenler; görev yasakları ve tarafsızlığı şüpheye düşürecek diğer sebepler olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre görev yasakları,</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Hâkimin davaya bakamayacağı hâller” başlıklı 22. maddesinde;</p>

<p>"(1) Hâkim;</p>

<p>a) Suçtan kendisi zarar görmüşse,</p>

<p>b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,</p>

<p>c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,</p>

<p>d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,</p>

<p>e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,</p>

<p>f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,</p>

<p>h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,</p>

<p>Hâkimlik görevini yapamaz.” ,</p>

<p>"Yargılamaya katılamayacak hâkim" başlıklı 23. maddesinde ise;</p>

<p>"(1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.</p>

<p>(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.</p>

<p>(3) Yargılamanın yenilenmesi hâlinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz."</p>

<p>Şeklinde düzenlenmiş olup 23. maddenin gerekçesinde; "Hâkim verdiği itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Hâkimlerin bir işe müdahâle ettiklerinde önceden fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin altıncı maddesine dayanarak hâkimin önce soruşturmasını veya soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır." açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılamaların daha önce aynı konuda görüş açıklamamış hâkimler tarafından icra edilmesini ve böylece hâkimin tarafsızlığı konusunda oluşabilecek her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını amaçlamış, hâkimin verdiği karar veya hükme karşı kanun yoluna müracaat edilmiş olması hâlinde daha önce aynı konuda kanaat belirtilmiş olması nedeniyle yüksek görevli mahkemece bu hüküm ya da karara ilişkin olarak yapılacak incelemeye ve bu inceleme sonucunda verilecek karara katılamayacağını hüküm altına almıştır.</p>

<p>Bir hâkim, hakkında karar vereceği bir dava ile ilgili olarak muhakemenin çeşitli aşamalarında daha önceden karar vermiş veya karara katılmış olabilir. Örneğin, bir suçun soruşturulması sırasında tutuklama, arama veya iletişimin denetlenmesi gibi kararlar veren bir hâkimin, aynı suçla ilgili kamu davası açılması hâlinde görevli mahkemede hâkim olarak yargılamaya katılması söz konusu olabilir. Bir hâkimin, görevsizlik kararı verdiği veya itiraz mercii olarak baktığı bir işin daha sonra yargılamasını yapacak mahkemede görev alması söz konusu olabilir. Yine bir hâkimin, hakkında hüküm verdiği bir davanın kanun yolu aşamasında incelemeyi yapacak mercie hâkim olarak katılması gerekebilir. Ancak bu durumlar hâkimin tarafsızlığına olumsuz yönde etki yapacaktır (Faruk Turhan, Doktrin ve Uygulama Işığında Ceza Muhakemesinde Hâkimin Tarafsızlığı ve Görev Yasakları, ... Hacı ... Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XXII, 2008, WESSLAU, SK-StPO Cilt: I, § 23, Nr. 1. s. 21, ‘WESSLAU, SK-StPO Cilt: I, § 23, Nr. 1.’). CMK’nın 23. maddesinde kabul edilmiş olan görev yasakları, bir karar veya hükümle ilgili olarak alt dereceli mahkemede görev yapmış olmak, aynı işin soruşturmasında Kanun’un 163. maddesi kapsamında sulh ceza hâkimi olarak görev yapmış olmak ve hakkında yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulmuş bir karara katılmış olmaktır. Görev yasağı teşkil edebilecek daha önceki hâkimlik faaliyetleri bu üç hususla sınırlı olup bunun dışındaki işlem ve kararlara katılmış olmak görev yasağı teşkil etmeyecektir. Bu nedenle, aynı işte daha önceden tutuklamaya veya tutuklamanın devamına ilişkin karar vermek gibi faaliyetler görev yasağı kapsamında değildir (Faruk Turhan, Doktrin ve Uygulama Işığında Ceza Muhakemesinde Hakimin Tarafsızlığı ve Görev Yasakları, ... Hacı ... Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XXII, 2008, WESSLAU, SK-StPO Cilt: I, § 23, Nr. 1. s. 21, ‘WESSLAU, SK-StPO Cilt: I, § 23, Nr. 1.’).<br />
Kanun’un 23/1. maddesine göre “Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.” Bu hüküm ile esas itibarıyla itiraz, istinaf veya temyiz kanun yollarından birisine başvurulmuş olan bir hükme daha önceden katılmış olan bir hâkimin, bu hüküm veya kararla ilgili yüksek görevli mahkemedeki yargılamaya katılması yasaklanmakta olup önceki kararıyla görüşünü ortaya koymuş olan hâkimin aynı hükmün kanun yolu incelemesinde tarafsızlığı söz konusu olmayacak ve kanun yolu incelemesi hak arayan açısından da bir güvence oluşturmayacaktır. Bu açıdan ilk derece mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı dönemde mahkûmiyet kararı veren hâkimin, aynı işin bölge adliye mahkemesi ceza dairesinde istinaf yoluyla incelenmesinde görev yapması veya Yargıtay üyesi seçilmesi hâlinde aynı işin temyiz incelemesine katılmasının, CMK’nın 23/1. maddesi yanında AİHS’nin 6/1. maddesinde güvence altına alınan tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Aynı şekilde bir hükmün bölge adliye mahkemesindeki istinaf incelemesine katılan bir hâkimin, bu hükmün Yargıtay ceza dairesindeki temyiz incelemesine katılması da görev yasağı oluşturacaktır. Yine asliye ceza mahkemesinin verdiği görevsizlik kararına itiraz edilmesi üzerine (CMK md. 5/2) bu itirazı inceleyecek mercideki karara (md. 268/3) görevsizlik kararını veren hâkimin katılması da görev yasağı oluşturacaktır (Faruk Turhan, a.g.e., s.150.).</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.12.2010 tarihli ve 246-266 sayılı kararında; “ilk derece yargılama sırasında, sadece mahkemece yapılan ve sanık, müşteki ve tanıkların mahkemeye çağrılması ile sanığın doğum ve sabıka kaydının istenmesine ilişkin olan tensip zaptının düzenlenmesine katıldığı anlaşılan hâkimin, aynı dava hakkında verilen hükme yönelik olarak yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması üzerine Yargıtay Özel Dairesince gerçekleştirilen incelemeye ve inceleme sonunda verilmiş bulunan kararlara katılmış bulunması; ‘tensip kararının’, ‘hâkimin, sanığın suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluşturduğunu gösteren kararlardan’ olmaması nedeniyle, 5271 sayılı CMK’nın 23. maddesine aykırılık oluşturmaz” şeklinde değerlendirme yapılmıştır. Yine ilk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararına yapılan itirazı inceleyen mahkeme üyeleri açısından da görev yasağı bulunmamaktadır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.06.2011 tarihli ve 75-114 sayılı; 21.12.2010 tarihli ve 246-266 sayılı kararları).</p>

<p>Uyuşmazlığa ilişkin hâkimin aynı işin soruşturma evresinde CMK’nın 163. maddesi kapsamında sulh ceza hâkimi olarak görev yapmış olması hususuna gelince;<br />
Mülga 1412 sayılı CMUK’da yer almayan bu görev yasağına göre, aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış olan bir hâkim, artık kovuşturma evresinde görev yapamayacaktır. 5271 sayılı CMK’nın Yürürlük Kanunu’nun 11. maddesine göre, “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23. maddesinin ikinci fıkrası, Kanun’un 163. maddesi hükmü dışındaki hâllerde uygulanmaz.” CMK'nın 163. maddesinde soruşturmanın sulh ceza hâkimi tarafından yapılması düzenlenmektedir. Bu hükme göre, suçüstü hâli ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, Cumhuriyet savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet savcısının ... gücünü aşıyorsa, sulh ceza hâkimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir. Bu düzenleme sonucu, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma işlemleri sırasında tutuklama, arama, el koyma, iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirme gibi kararları veren sulh ceza hâkiminin, aynı işin kovuşturma evresine hâkim olarak katılması görev yasağı teşkil etmemektedir. Alman hukukunda da soruşturma evresinde hâkim tarafından verilmesi gereken kararları veren bir hâkimin aynı işin kovuşturma evresinde yargılamaya katılmasının görev yasağı teşkil etmeyeceği, bu nedenle soruşturma evresinde tutuklama kararı veren sorgu hâkiminin (Ermittlungsrichter) aynı işin yargılanmasına katılabileceği kabul edilmektedir (Faruk Turhan, a.g.e., s.155’den alıntı ‘Meyer-Gossner/Schmıt, 23, Nr:2). AİHM’ye göre soruşturma aşamasında tutuklamaya veya tutukluğunun devamına karar veren hâkimin aynı işin yargılamasına katılması tek başına hâkimin tarafsızlığından şüphe duymayı gerektirmez. Ancak Mahkemeye göre tutukluluk hâlinin devamı için şüphelinin kendisine yüklenen suçu işlediğine ilişkin yeterli şüphenin varlığının tespitini gerektiren hâller somut olayın özelliğine göre hâkimin tarafsızlığını ihlal edebilir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Hâkimin reddi sebepleri ve ret isteminde bulunabilecekler" başlıklı 24. maddesinde ise;</p>

<p>"(1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.</p>

<p>(2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler.</p>

<p>(3) Bunlardan herhangi biri istediği takdirde, karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimleri kendisine bildirilir.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Bu maddede, Cumhuriyet savcısının, şüpheli, sanık veya bunların müdafisinin, katılan veya vekilinin; hâkimin davaya bakamayacağı hâllerin veya tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerin mevcut olduğunu ileri sürerek reddini isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Kanunda hâkimin görev yasakları tek tek gösterilmesine karşın tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebepler sayılmamıştır. Zira, hâkimin tarafsızlığından şüphe duyulmasının dayanağı her somut olayda farklılık arz edebilir. Ancak, ret sebebi olarak ileri sürülen hâl mantıklı ve objektif olmalıdır.</p>

<p>"Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi" başlıklı 25. maddesi;</p>

<p>"(1) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir.</p>

<p>(2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.",</p>

<p>"Ret isteminin usulü" başlıklı 26. maddesi;</p>

<p>"(1) Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır.</p>

<p>(2) Ret isteminde bulunan, öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak ve süresi içinde olguları ile birlikte ortaya koymakla yükümlüdür.</p>

<p>(3) Reddi istenen hâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir.",</p>

<p>"Hâkimin reddi istemine karar verecek mahkeme" başlıklı 27. maddesi;</p>

<p>"(1) Hâkimin reddi istemine mensup olduğu mahkemece karar verilir. Ancak, reddi istenen hâkim müzakereye katılamaz. Bu nedenle mahkeme teşekkül edemezse bu hususta karar verilmesi;</p>

<p>a) Reddi istenen hâkim asliye ceza mahkemesine mensup ise bu mahkemenin yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesine,</p>

<p>b) Reddi istenen hâkim ağır ceza mahkemesine mensup ise o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için (1) numaralı daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise, en yakın ağır ceza mahkemesine,</p>

<p>Aittir.</p>

<p>(2) Ret istemi sulh ceza hâkimine karşı ise, yargı çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi ve tek hâkime karşı ise, yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesi karar verir.</p>

<p>(3) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır.</p>

<p>(4) Ret isteminin kabulü hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.",<br />
"Ret istemi üzerine verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yolları" başlıklı 28. maddesi;</p>

<p>"(1) Ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir; kabul edilmemesine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilen ret kararı hükümle birlikte incelenir.",</p>

<p>"Hâkimin çekinmesi ve inceleme mercii" başlıklı 30. maddesi;</p>

<p>"(1) Hâkim, yasaklılığını gerektiren sebeplere dayanarak çekindiğinde; merci, bir başka hâkimi veya mahkemeyi davaya bakmakla görevlendirir.</p>

<p>(2) Hâkim, tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler ileri sürerek çekindiğinde, merci çekinmenin uygun olup olmadığına karar verir. Çekinmenin uygun bulunması hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.</p>

<p>(3) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yapılan işler hakkında 29 uncu madde hükmü uygulanır.",</p>

<p>"Ret isteminin geri çevrilmesi" başlıklı 31. maddesi ise;</p>

<p>"(1) Mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki durumlarda geri çevirir:</p>

<p>a) Ret istemi süresinde yapılmamışsa.</p>

<p>b) Ret sebebi ve delili gösterilmemişse.</p>

<p>c) Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa.</p>

<p>(2) Bu hâllerde ret istemi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir.</p>

<p>(3) Bu konudaki kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilir.",</p>

<p>Şeklinde düzenlemeler içermektedir.</p>

<p>Hâkimin reddi kurumunun kötüye kullanılması nedeniyle Alman Usul Kanunu’ndaki hükümler Türk Ceza Hukuku sistemince de benimsenmiş, düzenlemeyle yersiz, zamansız ve duruşmayı uzatmak maksadıyla kötü niyete dayalı olarak yapılan hâkimin reddi taleplerinin geri çevrilmesi suretiyle bu tür taleplerin sonuçsuz bırakılması amaçlanmıştır.</p>

<p>Hâkimin görev yasağı bulunan davaya bakamayacağı ve yargılamaya katılamayacağı hâllerde ret istemi herhangi bir süreye bağlanmamış, yargılama bitene kadar ret talebinde bulunmak mümkün kılınmış ise de tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddinin, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusunun başlanmasına, duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebileceği hüküm altına alınmıştır. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilecektir. Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması gerekmektedir. Anılan sürelere uyulmadığının belirlenmesi hâlinde ret istemi geri çevrilmelidir.</p>

<p>Yapılan açıklamalar ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi çerçevesinde bu aşamada özellikle üzerinde durulması gereken husus, "tarafsız bir mahkeme" ilkesidir. Bu anlamda, ceza yargılamasında işin esası hakkında karar veren hâkimin duruşma evresi tamamlanmadan önce davaya ilişkin başka roller üstlenip üstlenmediği hususu önem kazanmakta olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince bu aşamada verilen kararlarla "tarafsız mahkeme" ilkesinin zedelendiğine karar verilmektedir.</p>

<p>AİHM, hâkimin duruşma öncesinde yapmış olduğu yüzeysel değerlendirmeleri ihlal kararı vermek açısından yeterli görmemekte, "duruşma hâkiminin duruşmadan önce kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluşturup oluşturmadığı" kıstasından hareket etmektedir. (AİHM, Bulut - Avusturya Davası, 22.02.1996) Bununla birlikte, hâkimin daha önce bazı tedbirlere başvurmuş veya işlemler yapmış olmasının, esasa ilişkin olarak önceden belirlenmiş bir görüşe ulaştığını peşinen göstermeyeceği kabul edilmektedir (AİHM, Fey-Avusturya Davası, 24.02.1993).</p>

<p>1412 sayılı CMUK’nın “Kanuna muhalefet hâlleri” başlığını taşıyan 308. maddesi;</p>

<p>"Aşağıdaki hâllerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.</p>

<p>1 - Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,</p>

<p>2 - Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi,</p>

<p>3 - Makul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vakı olupta bu talep kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi,</p>

<p>4 - Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi,</p>

<p>5 - Cumhuriyet Müddeiumumisi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,</p>

<p>6 - Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlâl edilmesi,</p>

<p>7 - Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,</p>

<p>8 - Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması",</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesi ise;</p>

<p>"1- Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:</p>

<p>a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,</p>

<p>b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,</p>

<p>c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,</p>

<p>d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,</p>

<p>e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,</p>

<p>f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,</p>

<p>g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,</p>

<p>h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,</p>

<p>i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması",</p>

<p>Şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, mutlak hukuka aykırılık hâlleri, 1412 sayılı CMUK’nın 308. maddesinde, 5271 sayılı CMK’da ise 289. maddede sayılmış olup her iki hüküm karşılaştırıldığında ilk dikkat çeken husus hükümlerin başlıklarının farklı olmasıdır. Belirtmek gerekir ki, iki hükmün başlığının farklı olması içerikte bir değişikliğe yol açmamaktadır. 1412 sayılı CMUK’da seçilen terim “kanuna muhalefet hâlleri” iken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka kesin aykırılık hâlleri” ibaresidir. 5271 sayılı CMK’nın hukuka kesin aykırılık hâlleri olarak adlandırdığı nedenleri ifade etmek için öğretide geçmişten bu yana “mutlak temyiz nedenleri” terimi de kullanılmaktadır. Temyiz nedenleri bağlamında iki Kanun arasındaki en önemli fark ise 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinin (i) bendine eklenen hükümle “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının” bir mutlak hukuka aykırılık hâli olarak kabul edilmesidir.</p>

<p>Doktrinde bir kısım yazarlarca, kanun koyucu tarafından hükme etkili oldukları açıkça kanuni düzenlenmeye bağlanmamış hukuka aykırılıkların nispî temyiz sebebi olarak ileri sürülebileceği, temyiz dilekçesinin gerekçeli olması kuralının hem nispî hem de mutlak temyiz sebepleri bakımından geçerli olduğu yani hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği savunulmaktadır. Bu anlayışa göre 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan kabul edilebilirlik denetimine ilişkin kural, bünyesinde en az bir temyiz sebebi bulunan dilekçeler yönünden geçerlidir.</p>

<p>Nitekim CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Gerekçesiz bir dilekçe Yargıtayın ön incelemesinden geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa nispî bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemek mümkün olmayacaktır. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa Yargıtayın bu nedenleri kabul etmemesine karşın 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmü bozması mümkündür (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, ..., 2016, s; 635 vd.; Fahri Gökçen Taner, 5271 sayılı CMK'nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar, ... Barosu Dergisi, Nisan, 2017, s; 66.).</p>

<p>Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinin 1-b bendinde “Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması” hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde düzenlenerek, bu eksiklik Yargıtay tarafından dikkate alınacak bir hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Son olarak "hüküm" teriminin de açıklanması gerekmektedir. Hüküm, ceza muhakemesine konu uyuşmazlığın esas ve usulden çözülmesine ve yargılamanın sonlanmasına sebep olan karardır. Böylece hükmün muhakemeyi sonlandırıcı özel bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Ancak muhakeme aslında hüküm ile sona ermeyip verilen hükmün kesinleşmesi gerekmektedir. Nitekim kovuşturma evresi, iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade etmektedir. Bu durumda hüküm, ceza muhakemesine konu uyuşmazlığı çözen, yargılama konusuna ilişkin verilen ve kovuşturmanın bir bölümünü sona erdiren karar olarak ifade edilebilecektir (... Balcı, Ceza Muhakemesinde Hüküm ve Çeşitleri, ..., 2013, s. 12).</p>

<p>Bir hâkim, hakkında karar vereceği bir dava ile ilgili olarak muhakemenin çeşitli aşamalarında daha önceden karar vermiş veya karara katılmış olabilir. Mülga CMUK’da yer almayan maddeye göre aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış olan bir hâkim, artık kovuşturma evresinde görev yapamayacaktır. CMK’nın Yürürlük Kanunu’nun 11. maddesi “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23. maddesinin ikinci fıkrası, Kanun’un 163. maddesi hükmü dışındaki hâllerde uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. CMK'nın 163. maddesine göre suçüstü hâli ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, Cumhuriyet savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet savcısının ... gücünü aşıyorsa, sulh ceza hâkimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir. Bu düzenleme sonucu, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma işlemleri sırasında tutuklama, arama, el koyma, iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirme gibi kararları veren sulh ceza hâkiminin, aynı işin kovuşturma evresine hâkim olarak katılması görev yasağı teşkil etmeyecek ise de soruşturma aşamasındaki kararların kapsamını ve niteliğini aşacak, uyuşmazlığın esasını çözümleyecek nitelikte gerekçeler içeren kararlar veren hâkimin CMK'nın 24. maddesinde düzenlendiği şekilde tarafsızlığının tehlikeye düştüğünden söz edilebilecektir. Bu kapsamda ihsas-ı rey kavramının yakından incelenmesi gerekecektir.</p>

<p>Günümüz Türkçesiyle kelime anlamı ''oyunu/tarafını belli etme'' olarak tanımlanabilecek, hukuk terminolojimize ise ''ihsas-ı rey'' şeklinde kalıcı olarak yerleşen bu kavram, hâkimin herhangi bir zorunlu durum olmamasına rağmen görmekte olduğu yargılamada hükümden önce vardığı sonucu beyan etmesi anlamına gelmektedir. Yargılama devam ederken uyuşmazlık konusu olayla ilgili vardığı sonucu beyan eden hâkim tarafından sürdürülen bir yargılama doğal olarak anlamını ve güvenilirliğini tamamen yitirecektir. Peşin hükümlü olup yargılama süjelerinin de kendisine bu şekilde yaklaşacağı bir hâkim tarafından idare edilen ceza muhakemesi, temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma idealinin önünü kapayacağı gibi masumiyet karinesini de anlamsız kılacaktır. Öte yandan, ihsas-ı reye konu ifadelerin hâkimin tarafsızlığını tehlikeye düşürecek nitelikte kabul edilebilmesi için dava konusu uyuşmazlıkla ilgili nihaî kanaatini yansıttığı açıkça anlaşılacak kapsama ve niteliğe sahip olması gerekir. İhsas-ı rey sanığın lehine olduğu gibi aleyhine de olabilir.</p>

<p>Önemle belirtmek gerekir ki ihsas-ı rey kavramının işaret ettiği durum yalnızca iddianame düzenlendikten sonra gerçekleştirilen yargılama sırasında veya duruşmadaki beyanlarla sınırlanamaz; hazırlık aşamasında söz konusu olan kararlar, özellikle tutukluluk ve tutukluluğun değerlendirmesi kararlarındaki hâkimin tarafsızlığını tehlikeye düşürecek nitelikteki tespit ve değerlendirmeler de ihsas-ı rey olarak nitelenebileceği gibi yargısal görev sırasında dile getirilmemiş olsa bile kamuoyunca bilinen açıklamalar da bu kapsamda değerlendirilecektir. Yargılamadaki tarafların ve süjelerin güvenini yitiren bir hâkimin, CMK'nın 24. maddesi gereğince tarafsızlığından söz edilemeyeceğinden ve bu durumda sağlıklı yürütülebilecek bir yargılama söz konusu olmayacağından aynı Kanun'un 30. maddesi gereğince öncelikle kendisinin çekinmesi gerekir, aksi hâlde talep edilmesi durumunda reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;<br />
... 27. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı sıfatıyla, haklarında kurulan önceki hükmün Yargıtayca bozulmasına karar verilen sanıkların yeniden yargılandığı davada görev ifa eden ve hazırlık soruşturması aşamasında 05.12.2016 tarihinde tutuklu sanıkların itirazlarının reddine ve tutukluluk hâllerinin devamına karar veren 120773 sicil numaralı ... ... söz konusu kararında ''... FETÖ/PDY silahlı Terör Örgütü ile PKK/KCK silahlı Terör Örgütünün lehine propaganda sayılabilecek ve bu silahlı örgütler lehine algı oluşturabilecek haberlere yer verdiği....FETÖ'cü twetter hesabındaki hükümet ve devlet aleyhine paylaşımların Cumhuriyet gazetesindeki manşetlere taşınarak örgüt lehine propaganda niteliğinde ve örgütün amacına hizmet eden yayınların yapılması... aynı zamanda bir takım müşteki beyanlarındanda anlaşılacağı üzere Cumhuriyet gazetesinin yönetim kadrosunun geçmişten gelen istikrarlı ve ilkeli yayın çizgisinden başka bir çizgiye evrildiği şeklindeki beyanlar göstermektedir ki Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin 2012 ile 2016 yılları arasında süreklilik arz eden bu belirtilen silahlı terör örgütlerinin reklam ve propagandasını faaliyetleri yapma yönünden iştiraklarının ve sorumluluklarının bulunduğu'' şeklinde açıklamalara yer vermek suretiyle henüz soruşturmanın devam ettiğini, iddia makamının sanıkların lehine olan delilleri de toplamakla yükümlü olduğunu, eylemlerin dış dünyada meydana gelip gelmediğine ve hukuki anlam ve sonuçlarına ilişkin nihaî değerlendirmenin yargılama faaliyetinin konusunu oluşturacağını gözardı ederek sanıkların atılı suçları işledikleri kanaatini ifade eden ve yüzeysel olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan bir biçimde uyuşmazlığın esasını çözümleyecek kapsam ve nitelikte değerlendirmelerde bulunduğu, tutukluluk değerlendirme kararında bu ifadelere yer vermiş bir hâkimin sanıklar lehine olan bozma kararından sonra yargılamayı yürütmekle görevlendirilmiş heyetin başkanlığına getirilmesi durumunda ise sanıkların mahkemeden tarafsız davranmasını beklemesinin söz konusu olmayacağı anlaşılmakla tarafsızlığı şüpheye düşmüş hâkimin davaya bakamayacağını ve reddi gerektiğini düzenleyen CMK'nın 24 ve 30/2. maddeleri ile aynı Kanun'un 289/1-b maddesinde ''Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması'' şeklinde ifade edilen hukuka kesin aykırılık hâli dikkate alınmadan davaya devamla önceki hükümde direnilmesine ve sanıkların mahkûmiyetine dair verilen kararın hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, 1 nolu ön sorun başlığı altında sirayet kararı yürürlüğe girmediği belirtilen ve 21.11.2019 tarihli kararla haklarında verilen ikinci mahkûmiyet kararı hukuki değerden yoksun olan sanıklar dışında kalan sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin CMK'nın 24, 30/2 ve 289/1-b maddeleri gereğince bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ;</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>I- ... 27. Ağır Ceza Mahkemesince bozma kararına karşı direnme kararı verilmesi nedeniyle sirayet hükümleri geçerlilik kazanmadığından sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan ikinci mahkûmiyet hükümleri hukuki değerden yoksun bulunmakla Özel Daire gönderme kararına konu bu sanıklar hakkındaki hükümler bakımından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>II-... 27. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli ve 151-273 sayılı direnme kararına konu ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin ise;</p>

<p>1-Sanık ...'in direnme hükmünden sonra öldüğü bilgisi karşısında TCK'nın 64. maddesi kapsamında düşme kararı verilip verilmeyeceği yönünden mahallinde araştırma yapılarak bir karar verilmesinin gerekmesi,</p>

<p>2-Sanık ...'ın hakkındaki yargılama devam ederken 24.06.2018 tarihinde milletvekili seçilmiş olması nedeniyle ileri sürdüğü ''sanığın dokunulmazlığının kaldırılması için durma kararı verilmesi gerektiğine’’ ilişkin talebinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>3-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin mahkeme başkanı ... ... davanın esası hakkındaki görüşünü önceden açıklamış olması nedeniyle tarafsızlığını ihlâl etmesinin CMK'nın 24, 30/2 ve 289/1-b maddelerine aykırılık oluşturması,</p>

<p>Nedenleriyle sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın, öncelikle ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 13.03.2019 tarihli ret kararına konu sanık ... müdafisinin temyiz dilekçesinin ve sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... bakımından ise aynı Dairenin 07.03.2019 tarihli ret kararına konu temyiz dilekçelerinin, dosyadaki hükümlere temyiz yolunun açılmasını sağlayan 7188 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesine eklenen üçüncü fıkradaki düzenleme gereğince incelenip incelenemeyeceği hususlarının değerlendirilmesi için Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin dosyalarının devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesine, sonrasında ise ... 27. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020462-e-2022671-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="70351"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROLDE GEÇEN SÜRENİN HESABINDA 2011 TARİHLİ YARGITAY CGK KARARININ HUKUKA AYKIRI TAHAKKÜMÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adli-kontrolde-gecen-surenin-hesabinda-2011-tarihli-yargitay-cgk-kararinin-hukuka-aykiri-tahakkumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adli-kontrolde-gecen-surenin-hesabinda-2011-tarihli-yargitay-cgk-kararinin-hukuka-aykiri-tahakkumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, adli kontrol kurumunun uygulanmasında azami sürelerin hesaplanmasına ilişkin olarak 16/04/2026 tarihinde Resmî Gazete yayınlanan 16/12/2025 tarihli kararında Ceza Muhakemesi Kanunu madde 110/A maddesinin mahkemelerce farklı şekillerde yorumlanmasının önüne geçerek bir karar vermiştir.</p>

<p>AYM, söz konusu kararında açıkça CMK 110/A maddesinde belirtilen azami sürenin hesabının yapılmasında soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi veya hüküm sonrası gibi bir ayrım yapılmadığı hususu çok net bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Kararın ilgili kısmına göre;</p>

<p>“<i>... Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı yönündeki tespitin de değerlendirilmesi gerekir. Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun’da soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır...</i>” yönündedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yine yukarıda künyesi verilen Anayasa Mahkemesi kararında, kanun yolunda hesaplanan sürelerin hesaplanmaması durumunun yalnızca tutuklama ile ilgili olduğu belirtildikten sonra bu durumun özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için uygulanamayacağı ve bu itibarla kanun yolunda geçen sürelerin CMK 110/A maddesinde belirtilen azami sürelerin hesaplanmasına dahil edilmesi gerektiği çok net bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Bu konudaki ilgili kısım ise;</p>

<p>“.<i>..Kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaması suç isnadına bağlı tutuklama ile ilgilidir. ... Mahkûmiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutmanın nitelik farkından kaynaklanan bu tespitin özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerekmektedir</i>...” şeklindedir.</p>

<p>Fakat, bazı yerel mahkemelerce AYM’nin bu kararı kapsamında yapılan itirazların “<i>Sanık ...... müdafiinin talebi ve dosyanın incelenmesinde dosyada ayrıntısı Yargıtay Ceza</i><i> Genel Kurulu'nun 12/04/2011 Tarihli, 2011/1-51 Esas ve 2011/42 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere kanun yolu aşamasında geçen sürelerin adli kontrol süresinden sayılamayacağı nazara alındığında sanık müdafiinin adli kontrol kararının kaldırılması talebinin reddine</i>” şeklinde kararların verildiği görülmektedir.</p>

<p>Öncelikle bazı yerel mahkemelerin atıf yaptığı 2011 tarihli Yargıtay CGK kararı incelendiğinde o dönemki Yargıtay Ceza Genel Kurulu başkanı dahil 5 üyenin karşı oy kullanarak adli kontrol süresi hesaplanırken yasa yolundaki sürelerin de dikkate alınacağı yönünde karşı oy yazdıkları görülmektedir. Yani, bazı yerel mahkemelerce emsal gösterilen karar güncel olmamakla beraber kendi içinde de oy birliği ile alınmış bir karar değildir.</p>

<p>Fakat bu durumun ötesinde iki farklı eleştiri noktası daha bulunuyor.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Eleştiri</strong></p>

<p>Bu eleştirilerimizden ilki; Anayasa madde 153/6’nın ihlali yönündedir. Anayasamızın 153. maddesinin 6. fıkrasındaki “<i>Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.</i>” hükmü karşısında AYM’nin kararlarına uymak Anayasal zorunluluktur. Anayasamızın 138. maddesinin 4. fıkrası ise “<i>Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.</i>” olarak düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm gereğince de AYM’nin emredici nitelikte olan söz konusu kararlarının ifası geciktirilemez niteliktedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uyma zorunluluğu yalnızca hak ihlali verilen kişinin yargılandığı mahkeme için değil, aynı durumda olan herkes için emsal teşkil etmektedir.</p>

<p>T.C. Danıştay 8. Daire’nin 2020/6550 E. 2022/6643 K. ve 17/11/2022 tarihli ilamında da “<i>Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı yukarıda anılan 153. maddede yer aldığı gibi ayrıca "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlığı altında 11. maddede de düzenlenmiştir. Anılan hükümler karşısında, yargı yerleri Anayasa Mahkemesi kararlarını dikkate almak ve gereklerini yerine getirmek durumundadırlar.</i>” değerlendirmesi yapılarak Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı idare hukuku açısından da açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202025089-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">AYM, vermiş olduğu bir karar da (B. 2020/25089, T. 11/07/2024) </a>aynen “<i>Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kamu makamlarının yargı kararlarına uyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleri uyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlaması ve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur (Erol Aksoy [GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019, § 81</i>” şeklindedir.</p>

<p>Bu hususta açıklığa kavuşturulacak noktalardan biri de, Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçelerinin de bağlayıcı olduğudur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20211828-e-20211630-k-sayili-karari" rel="dofollow">T.C. Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu’nun 2021/1828 Esas 2021/1630 Karar ve 04/10/2021 tarihli kararı</a>nda “<i>Anayasa Mahkemesinin karar gerekçelerinin de, hüküm fıkrasıyla bir bütün oluşturmasından dolayı bağlayıcı olduğu söylenebilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihat haline gelen birçok kararında gerekçelerinin bağlayıcı olduğunu belirtmiştir (Örneğin; AYM Kararı: E:1988/11, K:1988/11, T:24/05/1988 ve E:2011/60, K:2011/147, T:27/10/2011).</i>” gerekçesi kurularak çeşitli Anayasa Mahkemesi kararlarına atıf yapılmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçeleri de her mahkeme için bağlayıcı konumda olup bu bağlayıcılık yalnızca hak ihlali verilen kişiye ilişkin dosyalarla sınırlı değildir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Eleştiri</strong></p>

<p>Diğer husus ise; eğer bazı mahkemelerce AYM kararı karşısında Yargıtay CGK kararına üstünlük tanınma imkanının olduğu varsayıldığında (hukuken hiçbir temelinin ve dayanağının olmadığını belirtmek isteriz), Yargıtay CGK’nın çok daha güncel (2015 ve 2022 tarihli) kararlarında AYM kararlarının bağlayıcılığı ve içtihat anlamında yol gösterici niteliği açıkça kabul edilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020462-e-2022671-k-sayili-karari" rel="dofollow">T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/462 E. ve 2022/671 K. ve 26/10/2022 tarihli kararı</a>nda aynen; “<i>Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine verilen kararların bağlayıcılığını değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 469-132 sayılı kararında; 'Bilindiği üzere Anayasanın 148. maddesi uyarınca herkesin Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. <u>Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki bu kararı karşısında mevcut içtihatların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir.</u>' şeklinde açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliği tartışmasızdır.</i>” değerlendirmesi yapılarak AYM'nin bireysel başvuru üzerine verdiği emsal kararlar karşısında mevcut içtihatların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği ve ayrıca bu kararların bağlayıcı olması ve içtihadi anlamda yol gösterici olduğu net bir şekilde vurgulanmıştır.</p>

<p>Yani, daha basit bir söylemle, AYM kararlarına karşı dolaylı bir şekilde üstünlük tanınan Yargıtay CGK’nın güncel içtihatlarında, Anayasa’ya uygun olarak, AYM kararlarının üstünlüğünü açıkça kabul edilmesine rağmen bu yöndeki açıklayıcı ve öğretici kararların göz ardı edilerek muhakeme yapılmasının hatalı sonuçlara götürdüğü kuşkusuz ortadadır.</p>

<p>Fakat, bu tartışmaların hiçbirine girmeksizin Anayasa’nın 153/6 ve 138/4 maddeleri kapsamında mahkemelerin uygulanmakta olan adli kontrol sürelerinin azami süreye ulaşıp ulaşmadığını kendiliğinden hesaplaması gerekmektedir.</p>

<p>Hal böyle olmakla birlikte, bazı yerel mahkemeler tarafından, Anayasa Mahkemesi’nin güncel içtihadına rağmen 2011 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına üstünlük tanınmasının hukuken isabetli olmadığı düşüncesindeyiz. Zira söz konusu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesini göz ardı ederek Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına normatif hiyerarşi bakımından haklı gösterilemeyecek bir üstünlük atfetmekte; bu suretle ortaya çıkan birtakım uygulamalar, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı niteliğini düzenleyen Anayasal hükümlerle bağdaşmayan bir görünüm arz etmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adli-kontrolde-gecen-surenin-hesabinda-2011-tarihli-yargitay-cgk-kararinin-hukuka-aykiri-tahakkumu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tesarsas.jpg" type="image/jpeg" length="58484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAÇAK VE USULSÜZ ELEKTRİK ENERJİSİ TÜKETİMİ HAKKINDA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kacak-ve-usulsuz-elektrik-enerjisi-tuketimi-hakkinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kacak-ve-usulsuz-elektrik-enerjisi-tuketimi-hakkinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>· Günümüzde hayatımızın hemen hemen her yerinde elektriğe ihtiyaç duyarız, ülkemizde 2013'e kadar elektrik dağıtımı Devlet kontrolünde ve devlet eliyle yapılırdı, akabinde Devlet elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi halinde daha rekabetçi ve verimli çalışacakları düşüncesi ve inancı ile bu şirketleri özelleştirdi.</p>

<p>· Biz bugün eğer tüketiciye kaçak elektrik kullanımından dolayı elektrik dağıtım şirketleri tarafından para cezası tahakkuk ettirildiyse tüketicinin neler yapması gerektiğini ele alacağız.</p>

<p>· Elektrik tedarik eden elektrik dağıtım şirketlerinin Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği Ek-5'e uygun şekilde kaçak elektrik kullanım tespit tutanağı düzenlemeleri gerekir. Kaçak elektrik kullanım tespit tutanağı yönetmeliğe uygun tutulmadığı takdirde hukuki bir geçerliliği yoktur.</p>

<p>· Konuya ilişkin yasal dayanak Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinde düzenleme alanı bulmuştur. Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği yedinci bölüm başlığı altında Kaçak ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Tüketimi şeklinde madde 42 ve devamında düzenlenmiştir.</p>

<p>1-) Kaçak elektrik enerjisi tüketimi halleri Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği 42. maddesinde şöyle düzenlenmiş: (1) Gerçek veya tüzel kişinin kullanım yerine ilişkin olarak;</p>

<p>a) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşma olmaksızın dağıtım sistemine müdahale ederek elektrik enerjisi tüketmesi,</p>

<p>b) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken ayrı bir hat çekmek suretiyle dağıtım sistemine müdahale ederek sayaçtan geçirilmeksizin elektrik enerjisi tüketmesi,</p>

<p>c) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken sayaçlara veya ölçü sistemine müdahale ederek, tüketimin doğru tespit edilmesini engellemek suretiyle, eksik veya hatalı ölçüm yapılması veya hiç ölçülmeden veya yasal şekilde tesis edilmemiş sayaçtan geçirilerek, mevzuata aykırı bir şekilde elektrik enerjisi tüketmesi,</p>

<p>ç) (Değişik ibare:RG-14/1/2025-32782) Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin ilgili mevzuata uygun olarak kestiği elektrik enerjisini, mücbir sebep halleri dışında açması,</p>

<p>kaçak elektrik enerjisi tüketimi olarak kabul edilir...'' Bu hallerden birini gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi ya da tüzel kişiliği olmayan kuruluşlar elektriği kaçak olarak kullandıkları kabul edilir.</p>

<p>2-) Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği 43. madde de ise kaçak elektrik enerjisi tespit süreci düzenlenmiş olup ikinci fıkrada şu şekildedir: (2) 42 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sayaca (Ek ibare:RG-14/1/2025-32782) veya ölçüm sistemine müdahale edildiğine ilişkin şüpheye sebep olacak bir bulguya rastlanılması halinde aşağıda belirtilen kaçak tespit süreci başlatılır;</p>

<p>a) Sayaç sökülerek yerine uygun bir sayaç takılmak sureti ile mevcut sayaç incelemeye alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) (Değişik:RG-20/2/2021-31401) Sökülen ve takılan sayaçlarla ilgili EK-6’ da yer alan bilgilerin tamamını içeren sayaç değiştirme tutanağı düzenlenir ve bu tutanağın bir örneği kullanım yerine bırakılır. İletişim bilgilerinin bulunması halinde tüketiciler kısa mesajla bilgilendirilir. Ayrıca yedinci fıkra kapsamında sayaçlar seri numaraları görülecek şekilde fotoğraflanır.</p>

<p>c) İnceleme sonucunda sayaca (Ek ibare:RG-14/1/2025-32782) veya ölçüm sistemine müdahale edilerek tüketimin doğru tespit edilmesinin engellenmesi suretiyle elektrik enerjisinin eksik veya hatalı ölçülerek veya hiç ölçülmeden tüketildiğinin laboratuvar raporu ile tespiti halinde EK-5’te yer alan kaçak tespit tutanağı düzenlenir.</p>

<p>ç) Laboratuvar raporu, kaçak elektrik tespit tutanağı ve ödeme bildirimi beraber tüketiciye bildirilir ve aynı süre içerisinde kesme bildirimi düzenlenmek suretiyle kullanım yerinin elektriği kesilir.</p>

<p>d) (Ek:RG-14/1/2025-32782) Sadece ölçüm sistemine müdahale edilerek tüketimin doğru tespit edilmesinin engellendiğinin tespiti halinde, hatalı bağlantılar düzeltilir ve EK-5’te yer alan kaçak elektrik tespit tutanağı düzenlenerek kullanım yerinin elektriği kesilir.</p>

<p>Ayrıca 4. fıkrada kaçak elektrik kullanmanın suç olduğu düzenleme altına alınmış (4) (Değişik:RG-8/4/2022-31803) Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi 42 nci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri kapsamındaki tüm tespitler için, (a) ve (ç) bentleri kapsamında ise tüketimin doğru tespit edilmesinin engellendiğinin tespiti halinde kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişiler hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunabilir.</p>

<p>Kaçak elektrik tespit tutanağının tutulması ile beraber bunun nasıl ispat edileceği de 7. Fıkrada düzenleme altına alınmış (7) (Değişik:RG-14/1/2025-32782) Bu madde kapsamında yapılan tespit ve işlemler kullanım yerini de içerecek şekilde fotoğraflanır ve/veya video kaydına alınır. Söz konusu fotoğraf ve video kaydında kaçak elektrik tüketiminin yöntemine dair detaylı açıklamalara yer verilir. 42 nci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında yapılan işlemler ayrıca video kaydına alınır.</p>

<p>Maddenin 10. Fıkrasında ise elektrik dağıtım şirketi personellerince sahada sayaç okumalarına engel olunması halinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır (10) (Ek:RG-14/1/2025-32782) Kaçak elektrik tespiti için sahaya girilmesinin engellenmesi ve ilgili durumun tarih ve konum bilgisi içerecek şekilde fotoğraf veya video ile kayıt altına alınması halinde, kaçak tespit ve tahakkuk işlemleri için dağıtım şebekesinde kullanılan uzaktan okuma ve izleme sistemi gibi teknolojik imkanlar kullanılabilir. Bu durumda, sahada tespit yapıldığında gerekli düzeltmeler dağıtım şirketi tarafından yapılır.</p>

<p>3-) Yönetmeliğin 45. Maddesinde kaçak elektrik enerjisi tüketim miktarının hesaplanmasında ve faturalanmasında esas alınacak süre düzenlemesine yer verilmiş.(1) Kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen tüketiciye yapılacak faturalandırmada, aşağıda yer alan süreler esas alınır;</p>

<p>a) 42 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi çerçevesindeki tespitlerde; doğru bulgu ve belgelere dayandırılması kaydıyla kaçak elektrik enerjisi kullanılmaya başlandığı tarih ile kaçak tespitinin yapıldığı tarih arasındaki süre olup bu süre (Değişik ibare:RG-14/1/2025-32782) 360 günü geçemez. Doğru bulgu ve belgelerin bulunmaması halinde bu süre 90 (Değişik ibare:RG-14/1/2025-32782) günü geçemez.</p>

<p>b) 42 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi çerçevesindeki tespitlerde; kaçak elektrik enerjisi kullanımına ilişkin olarak yapılacak hesaplamada kullanım süresi esas alınır, bu süre (Değişik ibare:RG-14/1/2025-32782) 270 günü geçemez.</p>

<p>c) (Değişik:RG-14/1/2025-32782) 42 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi çerçevesindeki tespitlerde; kaçak şüphesi nedeniyle kaçak tespitine yönelik yapılan önceki işlemler hariç olmak üzere, tutanak düzenlenmiş olması kaydıyla kontrol, mühürleme, kesme-bağlama, sayaç değiştirme işlemleri gibi, sayaç mahallinde dağıtım şirketince gerçekleştirilmiş olan en son işlem tarihi ile kaçak tespitinin yapıldığı tarihe kadar olan süredir ve bu süre ihtilafsız dönem kullanılarak yapılan hesaplamalarda 240 günü, güç üzerinden yapılan hesaplamalarda ise 60 günü geçemez.</p>

<p>ç) (Mülga:RG-14/1/2025-32782)</p>

<p>(2) 42 nci maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi çerçevesindeki tespitlerde; kaçak elektrik enerjisi kullanımına ilişkin olarak yapılacak hesaplamada esas alınacak süre, tüketicinin tespite konu elektrik enerjisinin kesildiği tarih ile kaçak tespitinin yapıldığı tarih arasındaki süredir. (Ek cümle:RG-14/1/2025-32782) Bu süre, 32 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki haller hariç olmak üzere 180 günü, tarımsal sulama amaçlı kullanım yerleri için ise 360 günü geçemez.</p>

<p>Maddenin (3) fıkrasında (Değişik:RG-14/1/2025-32782) Kaçak elektrik enerjisi tüketim miktarının hesaplanmasında ortalama günlük çalışma saatleri düzenlenmiş; a) Mesken amaçlı kullanım yerlerinde 5 saat,</p>

<p>b) Tarımsal faaliyet amaçlı kullanım yerlerinde; ilgili il/ilçe tarım ve orman müdürlüğünden veya üniversitelerden ürün ve/veya tarımsal faaliyet bazında alınacak, sulama sezonu saati veya elektrik enerjisi kullanımını gerektiren diğer tarımsal faaliyetler için gerekli günlük elektrik kullanım saati bilgisi çerçevesinde belirlenen saat, bu bilginin temin edilememesi durumunda ilgili il/ilçe tarım ve orman müdürlüğünden veya benzer iklim koşullarına sahip komşu illerin il/ilçe tarım ve orman müdürlüğünden, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünden veya üniversitelerden, ürün ve/veya tarımsal faaliyet bazında temin edilen ve kaçak tüketimin yapıldığı ilgili sulama sezonunda yer alan sulama gün sayısı veya diğer tarımsal faaliyetler için elektrik enerjisi kullanımı yapılması gereken gün sayısı esas alınarak 8 saat,</p>

<p>c) Sanayi tüketimi amaçlı kullanım yerlerinde, tek vardiya çalışanlar için 7 saat, iki vardiya çalışanlar için 14 saat, üç vardiya çalışanlar için 21 saat, vardiya tespiti yapılamayan tüketicilerde 12 saat,</p>

<p>ç) Turistik tesisler, akaryakıt istasyonları ve hastaneler için 10 saat,</p>

<p>d) Alışveriş merkezleri, soğuk hava depoları ve araç şarj istasyonları için 12 saat,</p>

<p>e) Diğer tüketicilerde 8 saat,</p>

<p>olarak kabul edilir. Şeklinde düzenlenmiş yani gün 24 saat olmasına rağmen misal meskende kaçak elektrik kullanımı tespit edilmişse faturalandırmada esas alınacak süre 5 saat olup günün tamamı değerlendirmeye tabi tutulmaz. Aynı şekilde bir yıl boyunca kaçak elektrik kullanılmış olsa dahi Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği madde 32 de ki istisna hariç her halükarda 360 günü geçemez.</p>

<p><strong>TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ</strong></p>

<p>Tüketici hakem heyetine başvuru yapabilmenin ön şartı Kaçak ve Usulsüz Elektrik Tespit Tutanağında ki para miktarının ödenmiş olması ve ödenen para miktarının 2026 yılı için Tüketici Hakem Heyetine yapılacak başvurularda para miktarının 186.000 TL altında olması zorunlu olup 186.000 TL üzerindeki para miktarı için doğrudan tüketici mahkemelerine başvuru yapılmalıdır. Doğrudan tüketici mahkemelerine başvurulması gereken durumlarda ise 22.07.2020 tarihinde kabul edilen 7251 sayılı kanunun 59. maddesi ile 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna 73 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. Aşağıdaki maddeye göre tüketici hukukundan kaynaklı 73/A madde muhteviyatında sayılanlar dışında ki durumlarda dava şartı arabuluculuğun yerine getirilmesi zorunludur.</p>

<p><strong>“Dava şartı olarak arabuluculuk</strong></p>

<p>MADDE 73/A – (1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz:</p>

<p>a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar</p>

<p>b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar</p>

<p>c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar</p>

<p>ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar</p>

<p>d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar</p>

<p>(2) 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz.</p>

<p>(3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak belirtilen hâllerde arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre iki saatlik ücret tutarını geçemez.</p>

<p>(4) Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması hâlinde arabuluculuk ücreti, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir.”</p>

<p><strong>Başvuru</strong></p>

<p>MADDE 68- (1) (Değişik cümle:24/3/2022-7392/13 md.) Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı kalmak kaydıyla; değeri otuz bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>(2) Tüketici hakem heyetleri kendilerine yapılan başvuruları gereğini yapmak üzere kabul etmek zorundadır.</p>

<p>(3) Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilir. (Değişik cümle:24/3/2022-7392/13 md.) Tüketici hakem heyetinin bulunmadığı yerlerde ise başvurular o ilçe kaymakamlığına yapılabilir. (Ek cümle:24/3/2022-7392/13 md.) Yapılan bu başvurular, kaymakamlıklarca gereği yapılmak üzere Bakanlıkça belirlenen yetkili tüketici hakem heyetine iletilir.</p>

<p>(4) Bu maddede belirtilen parasal sınırlar her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu artışların hesabında bin Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. [20]</p>

<p>(5) Bu madde tüketicilerin ilgili mevzuatına göre alternatif uyuşmazlık çözüm mercilerine başvurmasına engel değildir.</p>

<p><strong>Karar ve karara itiraz</strong></p>

<p>MADDE 70- (1) (Değişik cümle:24/3/2022-7392/14 md.) Tüketici hakem heyeti kararları tarafları bağlar. (Ek cümle:10/9/2014-6552/140 md.) Tüketici hakem heyetlerince vekâlet ücreti ödenmesine karar verilemez.</p>

<p>(2) (Değişik cümle:24/3/2022-7392/14 md.) Tüketici hakem heyeti tarafından tebliği gereken evrakın taraflara veya vekillerine 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre elektronik ortamda tebliği yapılır, bu kapsamda elektronik ortamda tebligat yapılamadığı durumlarda 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır. Tüketici hakem heyetinin kararları, İcra ve İflâs Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir.</p>

<p>(3) Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde tüketici hakem heyetinin veya tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. İtiraz, tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak talep edilmesi şartıyla hâkim, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir...''</p>

<p><strong>KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI</strong></p>

<p>Ödeme yapılmadan kaçak elektrik kullanıldığına dair tutulan tutanağın iptali için Tüketici Hakem Heyetine başvurulamayacağına ilişkin Yargıtay kararı: Uyuşmazlık; kaçak elektrik kullanıldığı iddiasıyla davacı şirket tarafından tahakkuk ettirilen kaçak tüketim bedelinin iptali için elektrik abonesi olan davalı tarafından yapılan başvuru sonucunda tüketici hakem heyeti tarafından verilen kararın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Tüketici hakem heyetlerinin hangi uyuşmazlıklarda görevli olduğu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu'nun (THKK) 66 ve devamı maddeleri ile aynı Kanun’un 72 nci ve 84 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Diğer taraftan, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 72 nci maddesinin birinci fıkrasına göre; borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için genel hükümler çerçevesinde mahkemeye başvurarak menfi tespit davası açabilir.</p>

<p>Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının, davacı şirket tarafından düzenlenen kaçak elektrik kullanımına dair tutanak ve bu tutanak nedeniyle yaptığı tahakkuk işlemi nedeniyle borçlu olmadığına dair istemine ilişkin uyuşmazlığın, yargı organlarının niteliklerine ve sıfatlarına sahip olmayan tüketici hakem heyetince çözüme kavuşturulması mümkün değildir. Bu anlamda, söz konusu uyuşmazlık tüketici hakem heyetinin görev alanı dışında kalmaktadır. (3.HD2021/3373 E., 2021/7141 K. ve 23.06.2021T.)</p>

<p>Kaçak elektrik kullanıldığı iddiasıyla tahakkuk ettirilen elektrik cezasının ödemesi yapıldığı takdirde Yargıtay'ın ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış kararlarında Tüketici Hakem Heyetine başvurunun dava şartı olduğu başvuru olmadığı takdirde davanın usulden reddi gerektiği vurgulanmaktadır. Buna ilişkin ilke kararları şu yöndedir: '''...28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 2.maddesi gereğince "her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamalar" bu kanun kapsamındadır. Kanunun yedinci kısım ikinci bölümünde tüketici hakem heyeti düzenlenmiş, 68/1. maddesinde tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; belirlenen değer altındaki uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunlu kılınmıştır. Dava değerinin 6502 sayılı yasanın 68.maddesi gereğince Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvuruda bulunmasını zorunlu kılan miktarda olduğu davalarda bu miktar için mahkemeye dava açılmasının yasa gereği mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2015/3718 esas ve 2015/6044 karar sayılı ilamı). Aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol</p>

<p>açacaktır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/3663 esas ve 2024/279karar sayılı ilamı).'' Diyarbakır BAM - 10. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/1809 Karar No: 2025/1497 Karar tarihi: 18.06.2025.</p>

<p><strong>İSPAT HUSUSUNA İLİŞKİN YARGI KARARLARI</strong></p>

<p>Yargıtay ve Diyarbakır BAM kararlarında ifade edildiği üzere iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür: ispat yüküne ilişkin Yargıtay ve Diyarbakır BAM kararları:</p>

<p>''... Bilindiği üzere, menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Diğer bir anlatımla, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer...'' T.C. Yargıtay Başkanlığı - 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2022/7740 Karar No: 2023/720 Karar tarihi: 21.03.2023.</p>

<p>Diyarbakır BAM, 10. HD., E. 2024/324 K. 2025/16 T. 9.1.2025</p>

<p>Somut olaya özgü ispat yüküyle ilgili olarak; 6100 sayılı HMK’nın “İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü” başlıklı 204 üncü maddesinde;</p>

<p>(1) İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar.</p>

<p>(2) İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar.</p>

<p>(3) Mahkeme, yukarıdaki belgelerden biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Yargıtay tarafından verilen güncel kararlarda önceki uygulamadan farklı olarak elektrik dağıtım ve perakende hizmeti veren şirketin özel hukuk tüzel kişisi olduğunun tartışmasız olduğu, bu şirketle hizmet akdiyle çalışan görevliler tarafından düzenlenmiş olan tutanağın HMK’nın 204 üncü maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan belgelerden olmadığı, eş söyleyişle, tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olmadığı kararlarına yer verilmiştir. Bu nedenle ispat yükü somut olayda alacaklı olduğunu iddia eden davalı taraftadır. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/4894, Karar No: 2021/10580, aynı dair Esas No: 2023/3948 ve Karar No: 2024/1986, Esas No:2023/3003 ve Karar No: 2024/1281, Esas No: 2023/2860 ve Karar No: 2024/411 sayılı ilamları).</p>

<p><strong>KARŞILIKSIZ YARARLANMA SUÇU :</strong></p>

<p>02.07.2012 Tarihinde kabul edilen ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 saylı Yasanın 83. maddesi ile 5237 sayılı Kanunun 163 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. Eklenen bu fıkra ile madde muhtevasından da anlaşılacağı üzere kaçak elektrik kullanımı sadece tazminat sorumluluğu doğurmayıp aynı zaman da suç teşkil etmektedir.</p>

<p>“(3) Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”</p>

<p>Kaçak elektrik suçunun oluşabilmesi için tüketim miktarının tespit edilmesini engelleyen bir müdahale bulunmalıdır.</p>

<p>Kaçak Elektrik, Su, Doğalgaz Kullanma Suçu (TCK m.163/3): Suçun bu halinin işlenebilmesi için elektrik, su veya doğalgazın sayaçtan geçirilmeden kullanılması gerekir. Tüm bu hizmetler, bir sayaçtan geçirilerek kullanılmışsa, suçun unsurları oluşmaz. Elektrik, su ve doğalgaz abonelik esasına göre kullanılan hizmetlerdir. Kullanıcının abone olmadan bu hizmetleri kullanmasına rağmen ilk kullandığı andan itibaren bir sayaç takarak yararlanması halinde karşılıksız yararlanma suçu meydana gelmez. Çünkü, karşılıksız yararlanma suçunun en önemli unsuru, tüketim miktarının tespit edilmesini engelleyecek şekilde bu hizmetlerden faydalanılmasıdır. Tüketim miktarı, kullanıcının haricen taktığı sayaçtan kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde anlaşılıyorsa karşılıksız yararlanılan bir hizmet söz konusu olmayacaktır. Bu durumda hizmetten yararlanan kişi bedelini ilgili kuruma ödeme yükümlülüğü altına girecektir. Yani, uyuşmazlık ceza hukuku alanında değil, özel hukuk alanında gerçekleşen bir borç/alacak ilişkisine dönüşecektir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/ramazan-baran.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/ramazan-baran.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ramazan BARAN</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">1-) 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-muhakemeleri-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/hukuk-muhakemeleri-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">2-) 30.05.2018 tarihli Resmî Gazete de yayımlanan ELEKTRİK PİYASASI TÜKETİCİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=24630&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5</span></p>

<p><span style="color:#999999">3-) 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6502&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</span></p>

<p><span style="color:#999999">4-) 6446 sayılı ELEKTRİK PİYASASI KANUNU</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6446.pdf</span></p>

<p><span style="color:#999999">5-) 21.09.2022 tarihli Resmî Gazete de yayımlanan TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİ YÖNETMELİĞİ</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=39730&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5</span></p>

<p><span style="color:#999999">6-) 23.12.2025 tarihli Resmi Gazete de yayımlanan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68 inci ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6 ncı Maddelerinde Yer Alan Parasal Sınırların Artırılmasına İlişkin Tebliğ</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.turmob.org.tr/arsiv/mbs/resmigazete/33116-2.pdf</span></p>

<p><span style="color:#999999">7-) https://barandogan.av.</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/karsiliksiz-yararlanma-sucu-ve-kacak-elektrik-su-dogalgaz-otomat-kullanma-cezasi.html</span></p>

<p><span style="color:#999999">8-) 5 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazete de yayımlanan 6352 sayılı Kanun</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/07/20120705-2.htm</span></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kacak-ve-usulsuz-elektrik-enerjisi-tuketimi-hakkinda</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 12:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/kacak-elektrik.jpg" type="image/jpeg" length="90542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki Genel Kurul ve Bölümler gündemi belli oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-ve-bolumler-gundemi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-ve-bolumler-gundemi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesinin bu haftaki Genel Kurul (2 Temmuz 2026) ve Bölümler (30 Haziran - 1 Temmuz 2026) gündemi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h1>30 Haziran 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>26.6.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>30.6.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/20841</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylar esnasında kolluğun güç kullanımına bağlı olarak bir öğrencinin ölmesi ve olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/18024</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda detaylı (çıplak) arama yapılması ve infaz koruma memurlarının fiziksel şiddetine uğranılması ile bu olaya ilişkin ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/19053</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle eziyet yasağının usul boyutu ile bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/51336</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda meydana gelen intihara teşebbüs eylemi sonrasında tedavi görülen sağlık kurumunda gerçekleşen ölüm nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/63121</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Cizre'de terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölüm olayı meydana gelmesi ve konuya ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/65313</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; tıbbi ihmal nedeniyle çoğul gebelik neticesi dünyaya gelen yeni doğanlardan birisinin hayatını kaybetmesi, diğerinin ise engelli kalmasına rağmen hekimler ve hastaneye karşı açılan tazminat davasının reddedilmesi sebebiyle yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/15664</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, tutuklu iken kanser hastalığı nedeniyle vefat etme dolayısıyla yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/63397</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kalp rahatsızlığı olan kişinin askere alınıp yaşamının korunması için gerekli önlemlerin askerî yetkililerce alınmaması sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/46282</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, muayene işleminin kelepçesiz gerçekleştirilmesinin kabul edilmemesi sonucunda sağlık hizmetinden faydalanamama ve kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2026/18494</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yabancının kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin kendisine sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının, sınır dışı etme işlemlerindeki usul güvenceleri kapsamında yerleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/11376</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer saylı Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kamu görevinden çıkarılma gerekçesiyle verilmiş olan bursun tahsiline karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/7373</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, subay sözleşmesinin feshedilmesi ve ilişiğin kesilmesi sebebiyle tazminat ödenmesi talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/102118</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, eğitim süresinin fiilî hizmete dâhil edilmesi yönündeki talebin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada mevzuata aykırı karar verilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/67377</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ruhsatsız yapı yapıldığı gerekçesiyle idari para cezası verilmesine karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/56223</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/64730</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/46813</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kamu görevlisinin açıkta kaldığı döneme ilişkin olarak maaş dışında kalan mali haklarının ödenmesine karar verilmesi talebiyle açtığı davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/46308</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, atamasının yapılmaması işleminin mahkeme kararı ile iptal edilmesi sonrasında parasal haklarının ödenmesi talebiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/69675</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, özlük haklarının verilmesi talebinin reddine dair işleme karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/72232</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, defterdarlık uzmanlığı kadrosuna geç atama yapılmasından dolayı uğranılan parasal hak kayıplarının tazmini için açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/22990</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, vazife malulü sayılmama işlemine karşı açılan davada usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/48309</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, resen emeklilik işleminin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/58159</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Teknoloji ve Tasarım öğretmenliğine atanma isteminin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın reddi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/61184</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, menfi tespit davasında uyuşmazlığın esasına etkili iddiaların değerlendirilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/18736</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; hukuka aykırı gösteriye katılarak terör örgütü lehine slogan atma nedeniyle terör örgütü propagandası yapma, terör örgütü üyeliği suçlarından mahkûmiyet kararı verilmesinin ifade özgürlüğüyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/4106</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütüne üyelik suçundan verilen mahkûmiyet kararının katılınan toplantılar ve burada yapılan konuşmanın delil olarak kullanılması nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/42312</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; terör örgütüne üyelik suçundan verilen mahkûmiyet kararında katılınan toplantıların ve buralarda söylenen sözlerin delil olarak esas alınması nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, mahkûmiyet kararıyla birlikte tutuklama kararı verilmesi nedeniyle ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/51849</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, anayasal haklar kapsamında koruma altında bulunan bazı eylemlerin terör örgütü üyeliği suçunda delil olarak kullanılmasının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/108310</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yapılan habercilik faaliyeti kapsamındaki eylemler nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilmenin ifade ve basın özürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/93637</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; terör örgütüne üyelik suçundan verilen mahkûmiyet kararında katılınan toplantılar ve yapılan düşünce açıklamalarının delil olarak kullanılmasının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesinin ise tanık sorgulama hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>31</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/104727</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, disiplin hapsinin hukuka aykırı olması ve itiraz mercii tarafından kesin olarak disiplin hapsine karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>32</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/41024</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, daha önce yargılamasına başlanan eylemlerle ilgili olarak yeniden soruşturma açıldığı için aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>33</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/91467</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmadan yapılması ve gözaltı tedbirinin kanunda düzenlenen süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>34</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/38901</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, siyasi faaliyetler sebebiyle tutuklanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h1>1 Temmuz 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>26.6.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>1.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/23601</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yargılamaların farklı davalar üzerinden yürütülmesi, toplam otuz sekiz duruşmanın aynı güne denk gelmesi, davaların etkin takip edilememesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının, gizli tanığın dinlenildiği celseye katılamama ve tanık dinletme talebinin reddedilmesi nedeniyle tanık dinletme ve sorgulama hakkının, önemli delillerin kendisine verilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/2944</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvurular, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkların sanıklar tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/35701</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, devam eden ceza yargılaması gereğince kaçak sayılan kişinin menkul ve gayrimenkullerine el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/36030</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, gözaltında fiziki şiddette bulunulması ve bu olaya ilişkin yapılan şikâyet hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/50883</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kolluk görevlilerince fiziksel şiddet uygulanması ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/58368</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, sağlık sorunları olan hükümlünün infazın ertelenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/29502</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kolluk görevlilerince fiziksel ve sözlü şiddet uygulanması ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/45963</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan tren kazasına ilişkin olarak bir kısım kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/41897</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, özel bir maden ocağında yaşanan kazada meydana gelen yaralanma dolayısıyla kamu makamlarının ve madenin işletilmesinden sorumlu özel şahısların kazanın önlenmesine yönelik ihmalleri bulunması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/57516</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Cizre'de terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölüm olayı meydana gelmesi ve bu konuya ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/61722</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; meydana gelen deprem sonrası gerekli kontroller yapılmadan hakkında sağlam olduğu tespiti yapılan binanın artçı depremde yıkılması sonucu enkaz altında kalan kişinin yaşamını yitirmesi ve ölüme ilişkin yeterli giderim sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/23815</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, icap nöbet ücretinin ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/12207</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, hukuki el atmaya dayalı olarak açılan tam yargı davasında hükmedilen bedele ilişkin faiz başlangıcının dava ve ıslah tarihleri esas alınarak kademeli şekilde belirlenmesi ve bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/38999</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararname ile başvurucuların ortağı olduğu şirketlerin işlettiği eğitim kurumlarının kapatılması ve bunların mal varlıklarının Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/30096</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza soruşturması kapsamında mal varlığına uygulanan elkoyma tedbiri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/33199</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza yargılamasında tazmin yükümlülüğüne ilişkin hüküm kurulmaması ve buna bağlı olarak mal varlığı üzerindeki haczin uzun süre devam etmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/15976</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; kıyı kenar çizgisi tespiti işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/20950</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; kanun hükmünde kararnameyle kapatılan eğitim kurumunca yapılan taşınmaz satış işleminin muvazaalı olduğu gerekçesiyle taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçirilmesi işleminin iptali istemiyle açılan davada idari merci tarafından tesis edilmiş bir işlem bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/99988</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; sosyal medya paylaşımlarından ötürü 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca tedbir kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğüyle bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/9929</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucuya yabancı dilde yazılmış bir gazetenin temin edilmemesi ve ailesi tarafından posta yoluyla gönderilen yabancı dilde yazılmış bazı dergilerin teslim edilmemesi nedenleriyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/48635</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; başvurucunun üyesi olduğu bir derneğin faaliyetleri kapsamında gerçekleştirdiği etkinlikler ve dağıttığı bazı gazeteler nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçundan cezalandırılmasının ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/6439</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, başvurucunun yaptığı bazı açıklamalar ile katıldığı toplantı ve yürüyüşlerin terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetinde delil olarak kullanılması nedeniyle ifade özgürlüğüyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/30751</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütüne üyelik suçundan verilen mahkûmiyet kararında katılınan toplantılar ve burada yapılan konuşmanın delil olarak kullanılması nedeniyle ifade özgürlüğüyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/51483</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütü lehine bir imza kampanyası organize etme gerekçesiyle terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/689</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, katılınan bazı toplantıların ve yapılan açıklamaların terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararında delil olarak kullanılmasının ifade özgürlüğüyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/102869</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütüne üyelik suçundan verilen mahkûmiyet kararında katılınan toplantıların ve yapılan açıklamaların delil olarak kullanılmasının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/16697</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, dernek faaliyeti kapsamındaki bazı etkinlikler ile ele geçirilen birtakım dokümanların terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında delil olarak kullanılmasının ifade ve örgütlenme özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/85326</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; anayasal haklar kapsamında koruma altında bulunan bazı eylemlerinin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/85365</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; anayasal haklar kapsamında koruma altında bulunan bazı eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının ifade özgürlüğüyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/80972</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>31</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/106789</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda slogan atma nedeniyle disiplin cezası verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>32</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/45273</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, askerî disiplin cezasına karşı açılan davanın yargı yolunun kapalı olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>33</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/101987</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; öğretmenliğe atanma tarihine kadar yoksun kalınan parasal hakların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, bu konuda farklı yargısal kararlar verilmesi nedeniyle de eşitlik ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>34</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/18553</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında yaralanma nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonucu mahkemeye erişim hakkının edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>35</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/67309</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, işe iade davasının davalı sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında fesih sırasında çalışan işçi sayısının otuzun altında olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve söz konusu işçi sayısının tespiti konusunda Yargıtayın yerleşik içtihadına aykırı karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>36</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/100770</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ilaç bedellerinin ödenmesi talebinin reddi işlemine karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>37</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/42825</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kesinleşen mahkeme kararının icra edilmemesi nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>38</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/50277</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; hatalı sınav sonucundan kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılama hakkının, uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>39</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/57198</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, pasaport üzerindeki tahdit kaydının kaldırılması talebiyle yapılan başvurunun reddedilmesi işleminin iptali davasında uyuşmazlığın esasına etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<h1>2 Temmuz 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>26.6.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/58346</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensubunun meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan meslekten çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/75743</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, sürekli işçi kadrosuna geçirilme talebinin reddi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/36338</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, avukatlar hakkında verilen soruşturma iznine karşı açılan davanın idari işlev bulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, masumiyet karinesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/29752</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, güvenlik görevlisi olarak çalışan kişinin güvenlik kartının iptali nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/22450</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, tutukluluğa itirazı inceleyen mahkemenin tarafsız olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/82264</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumu dışına gönderilmek istenen dokümanın gönderilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/72815</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, katılınan bir toplantıda kimliğin gizlenmesi amacıyla yüzün örtüldüğü gerekçesiyle cezalandırılma nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/10621</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, orman olduğu gerekçesiyle tapusu iptal edilen taşınmazın bedelinin ödenmesi talebiyle açılan davanın zamanaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/31244</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; esaslı iddia ve savunmaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, soyut delillere dayanılarak karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/76959</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, silahlı örgütüne üye olma suçundan yargılandığı davada adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-ve-bolumler-gundemi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-160.jpg" type="image/jpeg" length="68102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TOPLUMSAL DEĞERLER ANALİZİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/toplumsal-degerler-analizi-yucel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/toplumsal-degerler-analizi-yucel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a name="_Hlk233523797"><strong>TOPLUMSAL DEĞERLER ANALİZİ</strong></a></p>

<p><strong>(ANALYSIS OF SOCIAL VALUES)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Doğruluk, diğer anlamıyla hakikat belki sosyal değerlerin çatısını oluşturur.<br />
Harvard Üniversitesi logosu üzerinde de yazar hem de tane tane... V E R I T A S diye. </strong></p>

<p></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p><a name="_Hlk233523346">Değerler, şeylerin, fikirlerin ve faaliyet alanlarının yaratılmasında eylemleri düzenler. </a>"Var olan" veya gerçekleşmiş olan şey, geçmiş değerleri ve değerlendirmeleri yansıtır. Pratik dünya olduğu kadar teorik dünya da genellikle düzenleyici ilkeleri olan gizli değerler içerir. Değerler aynı zamanda neyin önemli, neyin üstün ve neyin değer bakımından ilk sırada olduğunun, yani aksiyolojik olarak öncelikli olanın ölçüsüdür.</p>

<p>Hiçbir şey değerden bağımsız olmadığı için, değerlerin evrenselliği ima edilir: Değerlendirmelerin gerçek olandan önce gelmesi ve gerçek olanın dönüşümünü düzenleyen ilke, neden veya gerekçe olması söz konusudur. Dünya, değerlendirmelere göre dönüşür ve mevcut dünya geçmiş değerlendirmeleri yansıtır. Değer ve anlam insanlardan gelir.</p>

<p>Felsefe tarihi, değer analizinin bir merkezidir. Tarihteki ilk gizli değerlendirme, Sokrates'in bilginin iyiliğin anahtarı olduğu, bilginin bilgelik olduğu ve kesin bilginin en iyisi olduğu yönündeki değerlendirmesidir. Bu değerlendirme, Aristoteles'in bilginin temelini maddelerin varlığında bulmasının ve bilimin felsefedeki en üstün değer, fiziğin ise diğer bilimler için en kesin model olarak modern değerlendirmesinin temelini oluşturmuştur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p><a name="_Hlk191016663">“<strong>Altını değerli kılan insanlar ama insanın altın kadar değeri yok</strong>."<br />
Thomas More</a></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173df-5.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Sosyal değerlerin analizi, bireylerin, örgütlerin ve toplumların davranışlarını şekillendiren derinden yerleşmiş inançları, ahlaki düzenleri ve kolektif idealleri incelemeyi içermekte ve bu çerçevelerin, sosyal ve ekonomik yaşamda neyin arzu edilir, kabul edilebilir ve önceliklendirilmeye değer olduğunu nasıl tanımladığını araştırmaktadır. Değerler çok sayıda, birbiriyle ilişkili ve mesleki uygulamada ayırt edilmesi zor kavramlardır.</p>

<p>Araştırmacılar genellikle sosyal değerlerin analizini üç farklı, birbirine bağlı düzeye ayırırlar:</p>

<p>· Değer Sınıflandırmaları: Ahlaki düzenlerin nasıl bölümlere ayrıldığı örneğin, kavramların "iyi", "kötü", "kabul edilebilir" veya "kabul edilemez" olarak sınıflandırılmasıdır.</p>

<p>· Değer Projeleri: Bu değerlerin somut toplumsal hedeflere aktif olarak uygulanması örneğin, topluluk gönüllülüğü, sürdürülebilir tedarik veya eşitlik girişimleridir.</p>

<p>· Değer Konumlandırması: Bireylerin ve kuruluşların kimliklerini oluşturmak için belirli değer gruplarıyla nasıl uyum sağladıkları veya kendilerini onlardan nasıl uzaklaştırdıklarıdır.</p>

<p>Kuşkusuz, insan, hayvan gibi, günü gününe yaşamaz. Eylemlerini düzenleyen bir organa gereksinimi var. Bu da değer organıdır/değer duygusudur. Başlıca değerler:</p>

<p>1. Yüksek değerler-adalet, güvenlik;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a></p>

<p>2. Araçsal değerler-yarar, kuşku, maddi değerler; ve</p>

<p>3. Davranışsal değerler-Salt uygun davranışa, motif ve sonuçlardan soyut olarak değer atfedilmesi ahlakla ilgili değil, tabularla ilgilidir (Hart 2000, 58).</p>

<p></p>

<p>Kant’ın buyuruları, bizim “davranışsal değerler” adını verdiğimiz gurubu karşılamaktadır. O’na göre bir eylemin ahlaki olup olmadığı, özel sonuçları (Bentham/Mill) ile değil, evrensellik ölçütünü (“herkesin öyle davranması” ilkesini) karşılayıp karşılamadığı ile belirlenmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/b-c-o13cbb6c9-abaf-49ce-80cd-ad48d70aaa42-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>İnsan eylemi, erdem, yükümlük ve adalet kavramları ile irdelenmektedir.<u> </u>Ahlaki gerçeklik doğru bile<u> </u>olsa, hangi yorumunun doğru olduğu konusundaki usule (Yararcılık mı? Doğal hukuk mu? Kantçılık mı?) ilişkin fikir birliği olmayışı, özel ahlaki sorunlara doğru çözüm üzerine uzlaşı sağlamayı da imkânsız yapmaktadır.</p>

<p>Ahlak ilkeleri ve kavramlarına özgü şu saptamalar yapılabilir:</p>

<p>1. Özel bir kararla bizleri donatmadıkları ve fakat bireysel karakterin oluşumu ve rafine edilmesindeki pedagojik sürece yardımcı oldukları;</p>

<p>2. Davranışların eleştirisel değerlendirilmesinde vazgeçilemez bulundukları; ve</p>

<p>3. Karar sürecinde önemli bir rol oynadıklarıdır.<sup> </sup>Yalnız, bir durumun hangi kurala gireceğini önceden mutlak bir kesinlikle söyleme olanağı verecek tüm durumları kapsar bir <i>ahlak projesi</i> henüz çizilmemiştir. <sup> </sup></p>

<p><strong>Farklı Yaklaşımlar</strong></p>

<p><strong>Ahlak felsefesi yapmak için hazır bir metodun var olduğu çıkarılmamalıdır.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744611737454-24.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yinelersek, değer, bireyler veya toplum olarak bir şeye atfettiğimiz önem ve değerdir. Bunlar davranışın genel belirleyicileridir (yani davranışın özel belirleyicileri değildirler). Basitçe söylemek gerekirse, bir kişinin değeri davranışını garanti etmez.<strong> </strong>Değerin içinde her zaman bir yargı unsuru olacaktır, ancak bu yargı her zaman doğru ve yanlış şeklinde olmayabilir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>3</strong></a></p>

<p><strong>Tutum</strong>, değerler nesnelleştirildiğinde (yani bir nesneye bağlandığında) tutum haline gelirler. Başka bir deyişle, tutumlar belirli nesnelere uygulanan değerlerdir.</p>

<p><strong>Ahlak</strong>, bireyin doğru ile yanlışı ayırt etmesine yardımcı olan değerlerdir.</p>

<p><strong>Etik,</strong> toplumun genel olarak benimsediği ve doğru ile yanlışı ayırt etmeye yardımcı olan değerlerdir. Toplumun normlarını onlar belirler. Bu alandaki yaklaşımlar şu üç grupta toplanmaktadır:<i> Sonuçsal yaklaşım, Deontolojik yaklaşım ve Erdem etiği yaklaşımıdır.</i></p>

<p>· <i>Sonuçsal yaklaşım</i>. Bir eylemin sonuçlarının iyilik veya kötülüğü onun doğru veya yanlış olduğunu belirlemektedir. En iyi sonuç/çözüm sağlayan, doğru bir eylemdir. Bu tür açıklamada, ahlaki değerlerin yorumu için enstrümantal bir temel sunulmaktadır: Yararcı, ‘en fazla mutluluk’ ilkesi, mutluluğun zevk duygusu ile acının yokluğu anlamına gelmektedir. İnsanların mutsuzluk yerine mutlu olmayı yeğlemeye doğru doğal bir eğilime sahip oldukları ve çoğu insanları mutlu yapacak her eylemin bazı haklı yanları olduğu düşünülmektedir.</p>

<p><a name="_Hlk232601511">· <i>Deontolojik yaklaşım</i></a>. Etikte <i>görev’</i>in önemine odaklanmaktadır. Bu, etikte yasaklar ve emirler, sonuçlarına göre değil; yalnızca, fiilin kendi değerine, bizatihi değerine bağlıdır. Bir eylemin ahlaki olup olmadığı, özel sonuçları ile değil, evrensellik ölçütünü (“herkesin öyle davranması” ilkesini) karşılayıp karşılamadığı ile belirlenmektedir (Kant). Gerçekte, bu fikir, insanlardan size nasıl davranılmasını istiyorsanız, sizde öyle davranmalısınız vurgusuna dönüşmektedir (<i>Golden rule</i>).</p>

<p><a name="_Hlk232601528">· <i>Erdem etiği yaklaşımı</i></a>. Bunun insan karakteri ve gelişmesine odaklandığı görülmektedir. Thomas Aquinas’a göre, erdem etkili bir alışkanlık; iyi yapılan işler ürünü olan iyi bir alışkanlıktır. Bizler genelde erdemli insanlarız. İnsan erdemleri 1) Entelektüel erdemler (teorik) ve 2) Ahlaki erdemler (pratik) olarak belirtebiliriz.</p>

<p>Birincisi için yapılan ayrım şöyledir:</p>

<p>a) Akıl/hikmet (teorik akıl), aklın erdemi olarak fizik ve matematik gibi bilimlerde sistematik bilginin elde edilmesini; hukukta ise girift sorunlara özgü çözümlemeleri ifade etmektedir.</p>

<p>b) İyi karar verme yetisi olarak pratik akıl- bazı insanlara özgü olan bu nitelik, sağduyu ve iyi yargı (good judgement) olarak da nitelendirilmektedir: Kişinin duruma ve koşullara bakarak hangisi- nin pratik ve arzu edilir olduğuna/ hangi değerin önemli, hangisinin az önemli olduğuna karar verebilmesi; durumun koşullarına bakarak tavır alabilmesidir. Diğer bir anlatımla, burada bilgi temelli durumu algılama/ koku alma duygusu olan bir insan söz konusudur.</p>

<p>Özetlersek iyiliğe yönelik argümanlar iki grupta toplanmaktadır:</p>

<p>Sonuçsal argümanlar Sonuçsal olmayan/görevci argümanlar</p>

<p>1) Egoizm/Hedonizm 1) Doğal hukuk teorisi/Kant-Deontolojik</p>

<p>2) Yararcılık 2) İnsana saygı teorisi</p>

<p><strong>İyilik</strong> karşıtı <strong>Doğru eylem</strong></p>

<p></p>

<p>Ahlaki erdemler olarak, cesaret, iyi huy ve adalet duygusu yer almaktadır. Cesaret önemli bir erdem olarak yer almakta ise de bundan kastedilen bir aptal cesareti değildir. Bazı insanlar oldukça korkak bir ruh hali içinde orantısız biçimde tepki göstermektedirler. Öte yandan, “öfke kontrolü” sorunu yaşayanlar ile hiç tepki göstermeyen duyarsız insanlara da tanık olunmaktadır. Bu durum özellikle yargı aktörleri için önemli bir sorundur.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a> Aristoteles, Nicomaachen Etiği’nde “Devamlı olarak yaptığımız neyse bizler oyuzdur” diyor. Mükemmellik, o zaman, bir eylem olmayıp, bir alışkanlıktır. Adil davranarak adil, ölçülü eylemlerde bulunarak ölçülü, cesur davranarak cesur olmaktayız.” O’na göre, insanlar esas itibariyle rasyonel ve sosyal yaratıklardır. Erdemler insan mükemmelliğini ifade etmektedir. Kendisi erdeme alışkanlık olarak işaret etmektedir.</p>

<p>Yararcı yaklaşıma özgü soru işaretleri şöyledir: Birinci örnek: Esir sayısının çok az olduğu bir toplumda, esaret, fazla sayıda insanı (mutsuz etmek yerine) mutlu edebilirse de toplumda çok az kişi bunu diğerlerinin esareti için yeterli bir gerekçe olarak görebilecektir. İkinci örnek, zengin ve yaşlı olan anne annesinin tek varisi olan torun elde edeceği ve bir kısmını yetimhaneye bağışlayacağı miras için onu öldürmeye karar verebilir. Bu eylem, çoğu insanları kederli yapmak yerine mutlu edecektir. Yetimha- nedeki mutlu çocuklar ile ne mutlu veya mutsuz olacak yaşlı bir kadının ölümü arasındaki nicelik, oran kabul etmeyecek derecededir. Yalnız çok az kişi, bu eylem kararını mazur görülebilir bir düşünce olarak sayabilecektir. Öte yandan, her eylemin sonuçlarını her zaman değerlendirebileceğimiz de açık değildir. Kısa bir süre için yararlı görülen sonuçlar, uzun sürede oldukça farklı olabilir. Mutluluğun ne olduğunu da etraflıca ortaya koymak hiç de kolay değildir. Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmektedir.</p>

<p><strong>Adaletsizlik Duygusunun Rol ve İşlevi</strong></p>

<p><strong>“Bir toplumun, ne kadar, adalete gücü yeter!” </strong>Niklas Luhmann</p>

<p>Adalet kişisel amaçları elde etmek için bir vasıta değildir. Kendisi bizatihi bir sondur. Adalet sosyal yaşam için ahlaki bir buyurudur. Kişiler kendi menfaatlerine uyarlı olup olmadığına bakılmaksızın adalet normlarını gözetmek zorundadır. Hobbes’tan J.Rawls’a kadar sosyal sözleşme teorilerinde amaçlanan da budur. Bu kavramın bir özelliği de haksız ihlaller karşısında ahlaki duyguların- suçluluk duygusunun-harekete geçmesi ve ötekiler aynı şeyi yaptığında da onlara karşı olumsuz duyguların beslenmesidir.</p>

<p><strong>Martha Nussbaum</strong>,<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a> iyiliği duygularla iç içe düşünür. Ona göre adaletin sağlanması için duyguya da yer açılmalıdır. Çünkü salt akıl bazen adil olamaz. Nussbaum’un iyi insanı, başkalarının kırılganlığını anlayabilen, başkası için mahcup olabilendir. (<i>Başkası için mahcup olmak–tam burada içinizde bir şey cız ettiyse “testi” geçtiniz, siz iyi bir insansınız?</i>). Bu noktada evreye giren sosyal adalet, toplumda kaynakların, fırsatların ve ayrıcalıkların adil dağılımını ifade etmekte, toplumun sosyal kaynaklarını nasıl dağıttığı konusunda adaleti vurgulamaktadır. Sosyal adaletin en ünlü incelemelerinden biri John Rawls'ın Adalet Teorisi (1971) adlı eseridir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a></p>

<p>Bu bağlamda<strong> </strong>empati kişisel ilişkilerde kıymetli bir yetenek olabilir ancak toplumsal adalet söz konusuysa yetersiz, hatta çoğu zaman yanıltıcıdır.<strong> </strong>Bir zulmü görüp ona karşı bir tavır almak için, mazlumun acısını birebir tecrübe ya da hayal etmek şart değildir! Kanadalı psikolog Paul Bloom, <i>Against Empathy (Empatiye Karşı)</i> adlı kitabında başkasının bakış açısını anlama çabasını (bilişsel empati), duygusal empatiden ayırmaktadır. Kedisi, duygusal empatinin odağına aldığı kişiyi aydınlatırken, geri kalan herkesi karanlıkta bırakan bir projektör gibi çalıştığını savunur-<strong> Empatiden etik sorumluluğa</strong>.</p>

<p>Adalet duygusunun kökenine bakıldığında ise şu ahlak psikolojisi ilkelerinin doğal bir görüntü sergilediğine tanık olunmaktadır:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>İlke: Aile kurumlarının adil (<i>just</i>) olduğu, ebeveynin çocuğunu sevdiği ve bu sevgiyi onun iyiliğine çalışarak belirgince sergilediğinde, çocuk da onların sevgisini algılayarak onları sevmeye başlar-<i>reciprocite</i>.</li>
 <li>İlke: Kişinin birinci yasa uyarınca gelişen dostane duyguları besleme kapasitesi ve sosyal düzenlemenin adil(<i>just</i>) olması ve bunun adil olduğunun aleni olarak herkesçe bilinmesi halinde, ötekilerin kendi görevleri ve yükümlülüklerine belirgince uymaları ve bağlamlarındaki ideallere erişmek uğraşları, bu kişinin de ötekilere dostane duygu bağları ve birlikte olduğu öteki kişilere de güven duygusu gelişme gösterir.</li>
 <li>İlke: Kişinin ilk iki yasa uyarınca oluşan dostane duygu kapasitesi ve toplum kurumlarının adil olduğu ve adil olduğunun halkça bilinmesi karşısında, kendisi ve özen gösterdiği bu kişilerin de düzenlemelerden yararlandığını algılayarak kişi eşleşen bir adalet duygusu kazanır.</li>
</ol>

<p></p>

<p>Yukarıda yer alan bu ilkelerin (veya eğilimlerin) en çarpıcı vasfı da bunların formülünde kurumsal bağlamın adil (<i>just</i>) olması ve son iki ilkede de böyle olduğunun halk tarafından bilinmesidir. Hayvanlar aleminde şempanzelere bakıldığında da karşılıklılık ilkesine (<i>reciprocite</i>) tanık olunmakta; bir şey yapan şempanze aynı konumda kendisine bir şey yapmayana kızmaktadır. Onlarda da yakınlarına karşı ilgi insanlarda olduğu gibidir. Demek ki, şempanzelerde temel adalet duygusunun geliştiğine tanık olunmaktadır.</p>

<p>Analitik açıdan bakıldığında, adalet kavramı, değerler hiyerarşisinde yüksek bir konumda olup; iyilik gibi mutlak bir değer taşımaktadır. Bu kavramın pozitif unsurları, diğer değer ve çıkarlarla öylesine kaynaşmıştır ki, adaletin tamamen belirginleşmesi hiçbir zaman mümkün olamamaktadır. Özel kural ve yargılardan hareketle adalet kavramı hakkında bir genelleme yapmakta bizlere pek yardımcı olmuyor. Kimse seçilen kural ve olguların adil olduğunu garanti edemez. Bu soyut kavram, bizim anlayışımızın ötesinde yer almaktadır. Bu durumda bizler bir ölçüt ve rehberden yoksun olarak adaletin ne olduğu konusunda fikri eksersiz ve felsefi tekerlemelerle kendimizi avutmak durumunda kalmaktayız. Kuşkusuz, bu tür avutmaya bir son vermenin zamanı gelmiştir. Bunu sağlayabilecek ve adalet kavramına dinamik bir işlerlik kazandıracak negatif bir betimleme ise "adaletsizlik hissi" olabilecektir. Bu duyguyu sizler sık sık taşımakta; etkisini de fizyolojik olarak algılamaktasınız.</p>

<p><strong>“Adaleti korumazsak, adalet de bizi korumaz”. </strong>Francis Bacon</p>

<p><strong>“Adaletin zedelendiği yerde toplumsal barışın, güvenin ve refahın da yara alacağı açıktır.” </strong><br />
AYM Başkanı Kadir Özkaya</p>

<p>Sosyal bir sorunla karşılaştığımızda seçenekli çözümlerden hangisinin adil olabileceğini her zaman belirleyemediğimiz halde, özel bir çözümün tamamen adil olamayacağı konusunda hemfikir olan bizler için "adaletsizlik duygusu" çıkış noktası olarak alınacak en uygun araçsal bir kavram oluşturmaktadır. Gerçekte J.S.Mill’ın belirttiği gibi, “<i>adalet diğer çoğu ahlaki vasıflar gibi karşıtı ile daha iyi tanımlan- maktadır</i>”. Bu bağlamda "adaletin" anlamı, yinelersek, bir durum olmayıp, bir süreç; bir koşul değil, bir eylem olmaktadır. Adalet, yine bu doğrultuda, adaletsizlik duygusunu doğuran şeyi düzeltmek veya bu duygunun doğmasına engel olma yolunda <i>aktif bir süreç</i> olarak algılanmalıdır.</p>

<p>Adaletsizlik duygusunun yönlerinden biri de resmi görevlilerin vicdanlı davranmalarına olan taleptir. Keyfi bir yargılama süreci, adaletsizlik duygusunu uyandıracağı gibi yasama, yürütme veya kolluk gücünün keyfi davranışı da bu duyguyu harekete geçirmektedir. Burada hedeflenen keyfiliğin dışlanmasıdır<i>. </i>Kuşkusuz, eşitliğe olan talebin kökeninde, genelde psiko-fizyolojik-sosyal bir olgu olarak adaletsizlik duygusunun yattığı belirtilebilir.</p>

<p>Adaletsizlik duygusu hukuk düzeninde etkisini devamlı olarak gösteren genel bir olgudur. Bunun göstergeleri arasında "eşitlik talebi", "suçlunun hakkettiği cezayı görmesi", "hükümetin faaliyetlerini kendisine uygun görev alanlarıyla sınırlaması ve küçülmesi"; "insanlık onuru"; "dürüst yargılama"; ve normal beklentilerin gerçekleşmesi (suç ve cezalar geçmişe yürütülmez ve masumiyet karinesi) yer almaktadır-<i>hukukun içsel ahlakı</i>.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></p>

<p><strong>Haklar-Ahlaki Düşünceler</strong></p>

<p><strong>Haklar, ahlaki düşüncelerle ekarte edilebilir, geçersiz kılınabilir mi? </strong>Sorusunu irdelemeniz için aşağıdaki örneklere yer verilmiştir:</p>

<p>· Ormanda yolunu kaybeden/soğuktan/açıklıktan ölecek bir kişinin bir dağ evine girmesi; ateş yakması/ yiyecek alması söz konusudur. Soru: kapıyı zorla açıp içeri girerek başkasının yiyeceğinin alınmasına göz yumar mısınız?</p>

<p>· Köyde hastaneye yetiştirilmesi gerekli bir hasta için komşu arabasını vermeye yanaşmadığından izinsiz arabası alınabilir mi?</p>

<p>· Dekovil probleminde beş kişiyi kurtarmak uğruna bir kişinin ölümü kabul edilebilir mi?</p>

<p>· Acil serviste sağlam bir kişinin organları organ bekleyen beş hastaya nakli yapılabilir mi?</p>

<p>· Sonuçta “haklar” yaklaşımı ile sorunlara çözüm yaklaşımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Teorik referanslar ne olacaktır?</p>

<p>· XIX. Yüzyıl İngiltere’sindeki Kraliçe vs. Dudley ve Stephens (cankurtaran sandalı-denizde yamyamlık) davasında fırtınaya kapılan ve batan bir gemide bulunan üç kişi cankurtaran sandalı ile kurtulmakta; yiyecek olarak üç kutu konserve ancak beş gün yetiyor. Su olmadığı için Parker isimli genç ikaza rağmen deniz suyu içtiği için rahatsızlanıyor. Yaşam savaşı veren üçlü, çözüm olarak kura çekilmesi önerisi getirildiğinde genç genç Parker itiraz ediyor. 15. gün Dudley ve Stephens, Parker’ı öldürerek kanını içmeye ve etini yiyerek sağ kalıp bir geminin kurtarması ile karaya ulaştıklarında haklarında adam öldürme suçuyla açılan dava sonucu ne olmalıdır?</p>

<p>· Acil servisinde tek çalışan bir doktor, ölüm riski yüksek bir hastaya zamanını verdiğinde, acilde müdahale edilmediğinde ölecek beş hastayı kurtarmak için hangi yolu takip etmelidir?</p>

<p><a name="_Hlk232087463"><strong>Çifte Etki Yasası </strong></a><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><strong>8</strong></a><strong>/ Ahlaki İkilemler</strong></p>

<p>Hem iyi hem de kötü sonuçlar doğurma potansiyeli olan bir eylemin ahlaki olarak ne zaman kabul edilebilir olduğunu inceleyen bir ahlak felsefesi öğretisidir. Temel şartı, amaçlanan temel sonucun iyi olması ve kötü yan etkinin hedeflenmemiş olmasıdır. Çifte etkiyi karakterize eden dört ilke şunlardır: 1. Eylemin kendisi ahlaki olarak iyi veya nötr olmalı; 2. Fail ahlaki açıdan ciddi bir zararı öngörebilse de bunu arzu etmemeli; 3. İyi sonuç, olumsuz etkiden değil, eylemden kaynaklanmalı ve 4. İyi sonucun değeri, olumsuz etkinin zararından daha ağır basmalıdır. Çifte etki ilkeleri, normatif etiğin ana kategorilerini kapsamakta ve faillere yavaşlama ve eylemlerinin sonuçlarını düşünme fırsatı verdiği için faydalıdır.<i> </i>Ayrıca şu şekilde de formüle edilir: Araç <i>-amaç koşulu.</i> Kötü etki, iyi etkiye ulaşmanın aracı olmamalıdır. İyi amaçlar, kötü araçları haklı çıkarmaz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744611737saw-11.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Şişko adamı köprüden atarak -Bir kişi ölüyor; beş kişi yaşıyor (Judith Jarvis Thomson)- Ancak, görgü tanığı treni durdurmak için şişko insanı trenin önüne atamaz. Ezilen kişi treni durdurur, ancak beş kişinin hayatının kurtarılması doğrudan bir kişinin ölümünün sonucu olur ve bu nedenle etik dışı olur.</p>

<p>Acil serviste sağlam bir hastanın organlarını alarak organ nakli bekleyen insanların kurtarılması-Bir kişi ölüyor, beş kişi yaşıyor (Philippo Foot).</p>

<p>Speluncean Kaşifler Davası. Açık denizde sürüklenen bir sandaldaki üç kişinin ölmek üzere iken kurtulması için içlerinden birini öldürerek yemesi tek çare olarak belirdi ve bu gerçekleştirildi. Sağ kalanların cinayet suçundan yargılanmasında, “zaruret hali” defisi kabul edilmeyerek ölüme mahkûm edildikleri; zamanla da bu cezanın altı aylık hapis cezasına çevrilmesine karar verildi (R. v Duley ve Stephens davası / 1884, 14 QBD 273).</p>

<p>Bu dava Lon L. Fuller’ın hukukun doğası ve onun ahlak ile ilişkisi üzerine vaki çatışmaya özgü görüşleri içeren makalesinde yer almaktadır. O’nun hukuk teorisinde bir denemeden çok Sherlock Holmes’un profesyonel yaşamında bir olay gibi gözükmekte ise de Lon L. Fuller tarafından yazılan makalenin başlığıdır (Lon L. Fuller. 62 Harvard L.R 616, 1949).<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a></p>

<p>İşte bu davadaki fikirden hareketle L.Fuller 4300 yılı Newgarth devletinde bir mağarayı keşfe çıkan beş kişinin toprak kayması sonucu mahsur kalmasını içeren bir olayı irdelemektedir. Büyük çapta, kamu ve özel sektör destekli, kurtarma operasyonunda yine toprak kayması sonucu on kişi ölmüştür. Mahsur kaldıkları yerden kurdukları radyo iletişimi ile eldeki yiyecek stoklarının kurtuluncaya kadar yeterli olamayacağını ve bunun ancak aralarından birinin öldürülerek yenmesi ile mümkün olacağı kararına vardılar. Ekipten (W)’nin, ölecek kişinin belirlenmesi için zar atılması önerisi kabul gördü. Bu yönteme başvurulmak üzere iken, (W) mutabakatını geri aldı ise de zar atma yönetimine başvuruldu ve sıra (W)’ye geldiğinde onun yerine zar atıldı. (W), aleyhine olsa da zar atılışını adil buldu. Sonuçta öldürülerek yenen (W), diğerlerinin kurtulmasını sağlamış oldu. Newgarth, 4300 CE, 5 kişilik mağara keşif timi/4 kişi suçlu bulundu-ölüm cezası ve 6 aylık hürriyetten yoksunluğa çevrildi.</p>

<p></p>

<p>Yinelersek, çifte etki yasası ahlaki açıdan iyi bir şey yapmanın ahlaki açıdan kötü bir yan etkiye sahip olması halinde, kötü yan etkinin kasıtlı olmaması koşuluyla bunu yapmanın etik olarak uygun olduğunu söylüyor. Örneğin haklı savunu ile adam öldürme olayında aranan şart, orantılı olmasıdır. Yalnız her eylemin sonuçlarını her zaman değerlendirebileceğimiz de açık değildir. Kısa bir süre için yararlı görülen sonuçlar uzun sürede oldukça farklı olabilir. Mutluluğun ne olduğunu da etraflıca ortaya koymak hiç de kolay değildir. Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmekte; kendilerinin neyin “iyi” olduğu konusundaki anlayışı, kıyas edilemeyecek nitelikte farklılık göstermektedir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">10</a></p>

<p>Ahlaki ikilemlere<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">11</a><sup> </sup>bakıldığında<sup> </sup>karmaşık bir durumla karşı karşıya kalındığında, eşit öneme sahip iki veya daha fazla değer çatıştığında ortaya çıkar.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Uçak kazasında sağ kalan Ali’nin yardım geleceğe dek hayatta kalmak için refakatinde yaşamını yitiren hemşire Ayşe’nin cesedini yemesi? Ali ne yapmalıydı? Yiyerek insan yiyici (cannibal) olması veya açlıktan ölmesi mi tercih edilmelidir?</li>
 <li>Dağcılar zirveye yaklaştığında iki dağcıyı irtibatlandıran ipin alt ucundaki dağcının kayması durumunda üstteki dağcının ipi kesmemesi halinde ikisinin de ölmesi söz konusudur. İpi kesmeli midir?</li>
 <li>Ali ve Veli alttan yapışık ikizler; ayrılması halinde Veli’nin ölmesi mukadderdir. Ali’nin kalbinin kanı pompalaması ikisi için de yeterli; Veli sağlıklı bir beyin gelişimine sahip olmasa da ilkel bazı sinirsel tepkiler gösteriyordu; dolayısıyla durumu, ölü doğum, sürekli bitkisel hayat veya sürekli koma hali denilen durumların hiçbirine uymuyordu. İkizler ayrılmalı mıdır?<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></li>
 <li>Dekovil Problemi: Beş kişinin çalıştığı demir yolunda ilerleyen dekovili köprünün üstünde seyreden bir kişi beş kişinin ölümünü önlemek üzere yanında duran şişman bir insanı rayların üzerine ittiğinde dekovil ona çarparak ölümüne sebebiyet verilerek beş kişinin kurutulması tercih mi edilmelidir? Yararcılara göre sayıda sağlanacak azalma doğru bir eylem olmaktadır. Sonuca endeksli teorik bir yaklaşım olarak belirmektedir. En iyi sonuç ne ise ahlaki olan odur. Deontolojik yaklaşım ise bir kişinin ölmesini yasaklamaktadır.</li>
</ul>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173hhd-12.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları, 2011 Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında, nükleer santraldeki patlama ve sızmalar sonucu radyo aktif bulutların 13 milyonluk Tokyo şehrine mi, yoksa sahildeki bir milyonluk kente mi yöneltilmesi söz konusu olduğunda Başbakan olarak vereceğiniz karar ne olmalıdır? Bulutların yönünü değiştirmek ahlaki olarak emredici/gerekli görülmektedir. Bulutların yönlendirilmesine ahlak elvermekte ise de ahlaki olarak ‘emredicilik’ söz konusu değildir.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmekte; kendilerinin neyin “iyi” olduğu konusundaki anlayışı, kıyas edilemeyecek nitelikte farklılık göstermektedir.</p>

<p><strong>İtirazlar</strong></p>

<p>Bu konuda yapılan başlıca itirazlar şunlardır:<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a></p>

<p>1. Sonuçta her eylemin sonuçlarını her zaman değerlendirebileceğimiz de açık değildir. Mutluluğun ne olduğunu da etraflıca ortaya koymak hiç de kolay değildir. Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmekte; kendilerinin neyin “iyi” olduğu konusundaki anlayışı, kıyas edilemeyecek nitelikte farklılık göstermektedir.</p>

<p>2. Bazı sonuçların yanlış olduğudur. Çoğunluk yararı için masum azınlığın şamar oğlanı (scapegoat) gibi kullanılması örneğinde olduğu gibi. Rodos’ta faili meçhul bir adam öldürme olayında, cezaevindeki bir suçlunun Cronus adlı ilaha kurban edilmesi-adli hata olgusu.</p>

<p>3. En yararlı olabilecek sonucu seçebilmek-gelecekten kaçınılmaz olarak emin olamadığımızdan- gelecekte tüm olası eylemlerin olası sonuçlarını saptamak imkânsızdır.</p>

<p>4. Sonuçsallık, oldukça zor veya imkânsız olacak şekilde mukayeseli değerlendirmeler yapılmasını gerektirmektedir.</p>

<p>5. En yararlı olabilecek sonucu seçebilmek, gelecekten kaçınılmaz olarak emin olamadığımızdan, gelecekte tüm olası eylemlerin olası sonuçlarını saptamak imkansızdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/arbyatay.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Tüm görüşler önemli itirazlara gebedir. Ne var ki, karşıt argümanlara muhatap olmalarına karşın kişiler kendilerine (huyu/temperament) veya geçmişlerine veya her ikisine göre uygun bir argümanı yeğlemektedirler.</p>

<p>Bu bağlamda önemli olan, görüşlere karşı çeşitli olası argümanlar konusunda bilgi sahibi olunması; çoğu kişilerin (kişisel eğilimleri ne olursa olsun) bu konuda kuşku duymasının akıllı bir tavır için gerekli olduğudur. Bu konuda Oliver Cromwell’in İskoçya Kilisesi Genel Kurulundaki yakarışı: Mesih adına size yalvarıyorum, yanılıyor olabileceğinizi düşünün (I beseech you, in the bowels of Christ, think it possible you may be mistaken). Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), insanın yanılma ihtimalini doğal karşılamış ve bunu <strong>tevbe (tövbe)</strong> ile çözüme kavuşturmayı öğütlemiştir: <i>"Her insanoğlu hata eder; hata edenlerin en hayırlıları ise tövbe edenlerdir."</i> (Tirmizî, Kıyâmet 49).</p>

<p>Nihai olarak, mutlak doğru olduğun konusunda beslediğin yargın, senin doğru olduğun konusunda hiç güvence oluşturmadığına hiç kimse kuşku duymayacaktır. Emin olmak, Holmes’un belirttiği gibi, kesinlik testi değildir. Kesin emin olduğumuz çoğu şeylerin öyle olmadığı saptanmaktadır.</p>

<p><strong>Cezalandırmanın Ahlaki Temeli</strong></p>

<p>Ceza teorilerinden biri veya ötekine ilişkin ahlaki argümanlar sağlamak ne anlama gelmektedir? Tüm ahlaki görüşlere özgü cezayı haklı gösterecek en belirgin neden, prima facie, ahlaki yanlışlardır. Ceza hukuku yaklaşımı itibariyle her zaman sonuca endeksli de değildir. Nitekim, bir kişiyi suda boğmak adam öldürme suçu iken, boğulmakta olan bir kişiye ilgisiz kalmak veya can simidi uzatmamak genelde (ahlaki değilse de) suç değildir. Çekilecek bir film için seçilecek iki adaydan Ayşe rakibi Fatma’yı dışlamak için ona, “Adaylıktan çekil! Aksi takdirde, yaptığın zinayı kocana ihbar edeceğim” tehdidinde bulunması suç olurken, film şirketine gitmesini önlemek üzere mülakat günü eline geçecek şekilde Fatma’nın sadakatsizliğini belirten mektubun kocasına postalanması aynı sonucu sağlamasına karşın suç oluşturmayacaktır. Farazi haller bağlamında aynı yumurta ikizlerden birinin banka soyması, diğerinin adam öldürme suçunu işlemesi halinde, hiçbiri konuşmadığında, mahkeme ikizlerden her birinin işlediği suçu saptayamadığında kararı nasıl verecektir? Serbest mi bırakılacaklar? Yoksa, her ikisine de işledikleri suçlardan cezası en az olanı mı hükmedilecektir?</p>

<p>İkinci şık tercih edilerek, her ikisinin de soygundan mahkûm olması sonucu soygun suçunu işleyen haklı olarak cezalandırılırken, katil olan kişi daha az ceza alacaktır. Öte yandan, temyiz evresinde ilk derece mahkemesinin bu kararı suçun makul kuşku ötesinde işlendiği kanıtlanmadığına göre ikizler beraat edecek ve sonuçta <i>lex talionas</i> hükümsüz kalacaktır.</p>

<p>Hâkimler önlerine gelen dosyada yer alan suçlardan birinin sanık tarafından işlendiğini bilmesine karşın kesin olarak hangisini işlediğini söyleyemiyor. Örneğin üzerinde çalıntı eşya bulunan sanık şu suçlardan hangisi ile (1. Gasp, 2. Meskenden hırsızlık, 3.Şantaj, 4. Dolandırıcılık veya 5. Çalınmış malı satın almakla) temin etmiş olabilir? Bu durumda hâkimler hangi suçun makul kuşku ötesinde işlendiği kanıtlanmadıkça mahkûmiyet adil olmayacaktır.</p>

<p>Cezayı Haklı Gösteren Nedenlere bakıldığından görülen tablo şöyledir:</p>

<p>1. Yararcı yaklaşım-ilerde suç işlenmesini önlemek sürecimde yarar saiki önde gelmektedir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a></p>

<p>2. Deontolojik-ahlak/yasaların ihlali sonucu cezalandırıcı (retributive) yaklaşım ise geriye dönük yaklaşımı sergilemektedir.</p>

<p>Kant’a göre, hak haktır ve en güç koşullar altında bile yerine getirilmelidir. Gökler çökse bile, bırak hukuk yerini bulsun. Çözülmekte olan bir toplumda hükümetin son eylemi cezaevindeki en son hükümlü katilin asıldığını görmek olmalıdır. Aksi takdirde, adaletin kamusal ihlali olarak herkes adam öldürme suçuna iştirakçi olarak görülebilir.</p>

<p><strong><u>Manevi Unsurdaki Değişim </u></strong></p>

<p><strong>Kaza…………...Taksirli…………… Kasten </strong></p>

<p>Ahlaki tepki Düşük Yüksek (kasti olarak ahlaki normun ihlali)<br />
yok Mağdur ön planda Tazmin+ ceza yaptırımı söz konusu</p>

<p></p>

<p><strong><u>Cezalandırma-İntikam </u></strong></p>

<p></p>

<p><strong>Cezalandırma İntikam<br />
(Retribution) (Revenge)</strong></p>

<p><strong>Tetikleyen </strong>Ahlaki veya hukuki Verilen bir zarar<br />
yanlış (ahlaki bir yanlış değil)</p>

<p><strong>Sınırları </strong>Verilen zararla sınırlı Sınırsız<strong> </strong></p>

<p><strong>Kişisellik </strong>Gayrı şahsı-Devlet Kişisel</p>

<p><strong>Duygusal tonu </strong>Adaletin yerine gelmesi Izdıraptan memnuniyet<br />
yoksa ötekinin acısından</p>

<p>memnuniyet duyma değil</p>

<p><strong>Genellik </strong>Normu ihlal edenler Özel-yanlış yapan kişiye</p>

<p>Bir kişinin olumlu ya da olumsuz bir sonucu hak ettiğini söylediğimizde, bir miktar değişkenin etkisiyle bir yargı vermiş oluruz. Kişinin sonuç için uygun olup olmadığını veya sonucun başka kaynaklara atfedilip edilemeyeceğini kesinlikle dikkate alırız. Ayrıca, olumlu ya da olumsuz sonuca yol açan eylemlerin değer vereceğimiz eylemler mi yoksa onaylamamamızla karşılaşacak eylemler mi olduğunu da değerlendirirdik. Ayrıca, kişinin kendi olumlu veya olumsuz özellikleri, hangi gruplara veya sosyal kategorilere ait olduğunu bilmediğimiz ve onu sevip sevmediğimiz konusunda da etkilenebiliriz. Bu farklı değişkenler hakkında bilgi bir şekilde değerlendirilip entegre edilir, hak etme yargımız ise bu psikolojik süreci takip eder; bu süreç bilişsel-duygusal sistemi içerir. Değerler, Başarılar ve Adalet, hak etme ve verdiğimiz yargıları etkileyen değişkenlerle ilgilidir. "Arzu" terimini kullanıyorum, ancak "hak edilmişlik" ya da "çöl" demekten de bahsedebilirdim. Terimlerin tamamı neredeyse anlam olarak eşdeğerdir, ancak sözlükler ince ayrımlarla ayırabilir. Az önce anlattığım değişken türlerinin hak etme yargılarımızı etkileyeceğini varsayıyorum ve ayrıca hak etme yargısının en olası şekilde bu değişkenlerin tutarlı, uyumlu ve dengeli bir şekilde birbirine uyduğunda ortaya çıkacağını varsayıyorum.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/jhhgfg-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Toplumun temel taşıdır ve tüm bireyler için eşit haklar, koruma ve fırsatlar sağlayan ve sosyal değerler arasında yüksek bir konumda olan adalet, tanımlama uğrundaki çoğu girişimlerin açıkça vurguladığı üzere, bir formül içinde hapsedilemeyecek nitelikte bir kavramdır. İşte değerler hiyerarşisinde yüksek bir konumda olan adalet, iyilik gibi mutlak, ideal bir değer taşımaktadır. Bu kavramın pozitif unsurları, diğer değer ve çıkarlarla öylesine kaynaşmıştır ki, adaletin tamamen rafine edilmesi hiçbir zaman mümkün olamamaktadır. Özel kural ve yargılardan hareketle adalet hakkında bir genellemeye gidilmesi de bizlere pek yardımcı olmamıştır. Çünkü, seçilen kural ve yargıların âdil olduğunu kimse garanti edemez. Bu soyut kavram, bizim sezgilerimiz ötesinde yer almaktadır. Bu durumda bizler ampirik bir ölçüt ve rehberden yoksun olarak adaletin ne olduğu konusunda fikri eksersiz ve felsefi tekerlemelerle kendimizi avutmak durumunda kalmaktayız. Kuşkusuz, bu tür avutmaya son verebilecek ve adalet kavramına dinamik bir işlerlik kazandıracak negatif bir betimleme, "<i>adaletsizlik duygusu</i>" olabilecektir. Bu duygunun biz insanları sık sık etkilediğini fizyolojik olarak görmekte ve tepkisel konumuna tanık olmaktayız. “<i>Hukukun amacı adaletsizliğin hükümran olmasını önlemek suretiyle diğer değerlere öncülük etmek olmasıdır.”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a> </i>Özetle, sosyal değerler sisteminde adaletin merkezi konumu ve işlevleri yadsınamaz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173dfaa-8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yargı etiği, hâkimin davranışının belli değerler ve erdemler ile belli niteliklere veya özelliklere uygun olmasını gerektirir. Özellikle, bağımsızlık, dürüstlük, tarafsızlık, ihtiyat ve takdir yetkisi konusunda özenli olunması, saygı ve dinleme becerisi, eşit muamele, yetkinlik ve şeffaflık, [hâkimlik için esas olarak] belirlenen ortak değerlerdir. Hâkim ayrıca bilgelik, bağlılık, insaniyet duygusu, cesaret, ciddiyet ve ihtiyat, çalışma ve dinleme becerisi ve etkili bir şekilde iletişim kurma özelliklerini sergiler.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk197239062"></a><a name="_Hlk175985238">"Hukukun dediğini yapmalı, ama hukuk da yanlış olabilir. </a><a name="_Hlk159483374">Bugün "hukukun üstünlüğü" deniliyor ama demokratik ülkelerde hukuk da değer harcayıcı olabiliyor. Ben olaya hep insan hakları perspektiften bakmak gerektiğini düşünüyorum. Görüyoruz ki parlamentolardan "hak yok edici yasalar" da çıkabiliyor.</a> Gülersiniz belki ama ben milletvekili olmanın şartlarından biri de doğru dürüst insan hakları eğitimi almış olmak derim." <strong>Olay</strong> ve <strong>olgu</strong> da karıştırılabiliyor. Olgu olarak dile getirirseniz kimse bir şey diyemez<a name="_Hlk159483502">”.</a><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a></p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk233178312">Son söz olarak değer bağlamında “Adaleti korumazsak, adalet de bizi korumaz” (Francis Bacon) gerçeği karşısında şu iki soru her zaman güncelliğini korumalıdır: 1) Olmamız geren yer neresi? 2) Biz bunun neresindeyiz?</a><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a></p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Hugh P. McDonald. <strong>RADICAL AXIOLOGY A First Philosophy of Values</strong>, VIBS Volume 150, Rodopi, 2004.p.160. Ayrıca bkz.HaberTürk-Gündem-Felsefe-Meseleler YouTube Doğru değerlendirme nasıl yapılır?</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Ahmet Çelik Kurtoğlu. “Güven nasıl oluşur?” <strong>T24</strong> (13/03/2024): Güven, "risk, toplumsal değer, doğru yönetim" kavramlarıyla birlikte düşünülmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Raşit Yıldırım. “Kurum kültürü ve değerler” <strong>Karar</strong> (8/07/2024).</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Yargıda değerler analizi, hukuki kararların ve yargı sisteminin temelindeki etik ilkelerin, evrensel insan haklarının ve toplumsal değerlerin sistematik olarak incelenmesi sürecidir. Kararların vicdani, ahlaki ve hukuki boyutlarını dengeler; adil ve tutarlı bir hukuk pratiği oluşturmak amacıyla standartlar sunmaktadır. Yargısal pratiklerde bu analiz:</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Bağımsızlık ve Tarafsızlık: Kararların dış etkenlerden uzak, hukuki metinler ve vicdani kanaat çerçevesinde verilip verilmediğini denetler.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Meşruiyet: Karar mekanizmalarının toplumsal adalet algısıyla ne kadar örtüştüğünü sorgular.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Evrensel ve İçkin Değerler: Hukuki normların, içselleştirilmiş temel insan hakları değerleriyle olan uyumunu araştırır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Martha Craven Nussbaum, çağdaş ahlak ve siyaset felsefesinin en etkili figürlerinden biri olan Amerikalı filozoftur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. <strong>Hukuk Felsefesi</strong>, 6. Bası, 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Savcılar ve avukatlar, adil yargılanma hakkının gerçekleşmesine katkısı olan aktörlerdir. Adil bir yargılanma güvencesi “yalnızca” usuli” bir güvence olarak “sonuca odaklı adaletten” (haklı gerekçelere ve hukukun doğru uygulanmasına dayalı hüküm) ziyade usuli adalet için tasarlanmıştır (writ of habeas corpus). Bu bağlamda taraflara hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek nedenlerden dolayın reddini isteme hakkı tanınmıştır (CMK 24/1). Yargının etkinliğine teorik olarak bakıldığında ideal yargı denklemi diye formüle ettiğimiz şu eşitlikte saklı bulunmaktadır:</span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>Maddi Gerçek </i><i>x</i><i> Norm = Adil Yargılanma </i><i>x</i><i> Dava Yönetimi </i><i>x</i><i> Makul Süre</i></span></p>

<p><span style="color:#999999">Adil yargılanma bağlamında bireysel nitelikte hatalar ayrı ayrı işlendiğinde bir önyargı belirtisi olmasa da, bu hataların kümülatif etkisi göz önüne alındığında adil yargılamanın yoksunluğu söz konusu olabilir-<i>kümülatif hata teorisi</i>. Anayasa tarafından güvence altına alınmış pek çok hak ve özgürlüğün korunması da ceza yargılama sistemi içinde olduğundan “ceza yargılaması Anayasa’nın sismografı” görevini ifa etmekte; suçsuz sanıkların mahkumiyetini önlemekte, CAS’taki aktörlerin davranışlarını biçimlendirmektedir(!?). Ayrıca bkz. Bkz. Z. Arslan. “Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Sempoz- yumu” JW Marriott Otel, Ankara (8/11/2021).</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Çifte etki yasası, Thomas Aquinas'ın <i>Summa Theologiae</i> adlı eserinde ortaya çıkmıştır. Ayrıca bkz. The Doctrine of Double Effect YouTube 14/06/2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. <strong>Hukuk Felsefesi</strong>, Ank.,2026, s.488. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-felsefesi-hukuk-ve-ahlak-iliskisi-jurisprudence-relationship-between-law-and-morality" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukuk-Felsefesi-Hukuk-ve-Ahlak-İlişkisi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Cezaevlerinde çekilen acılar ve bu acıların sosyal adaletle ilişkisi konusunda önemli çalışmaları olan Nils Christie (1993)<strong> “yüksek güvenlikli” </strong>ceza infaz kurumlarını <strong>"Batı tipi Gulaglar"</strong> olarak tanımlıyor. “Ona göre <strong>"uygun acı miktarı"nı </strong>belirleyen, o toplumdaki insani değerler üzerinde gelişen standartlardır, bu bütünüyle kültürel ve politik bir meseledir.” Ayrıca bkz. Ali Akay. “Duyguların yapısal oluşumu” <strong>T24</strong> (27/09/2024): Alt sınıflardan gelenlerin sembolik olarak değerlerinin “aşırı değerlendirilmesi” önce sembolik şiddeti ve sonra da gerçek şiddeti ve cinayetleri tetiklemektedir. Bu merhalede artık kontrol mekanizması ortadan sanki kalkmaya başlamaktadır… Arzularını dışarıdan, toplumsal alanın yeni kültüründen alan genç delikanlılar, zaten hayattan fazla bir şey beklemedikleri için, hayata tutunma ve tırmanma aracı olarak suç örgütlenmelerini kendilerine yakıştırmaya başlamaktadırlar”.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> M. Cohen. 101 <strong>Ahlaki İkilem</strong>, İş Bankası, 2019. Fikir turu. Etik ikilemler karşısında nasıl düşünülmeli? <strong>Toplum</strong> 24 Ekim 2023. Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-felsefesi-hukuk-ve-ahlak-iliskisi-jurisprudence-relationship-between-law-and-morality" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukuk-Felsefesi-Hukuk-ve-Ahlak-İlişkisi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> S. Üye. “Hukukun ve Ahlakın Sınırlarında: Yapışık İkizler” 2013/2 <strong>Ankara Barosu Dergisi</strong>, ss.75-103.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> “Doğru değerlendirmeyi öğrenmemiz gerekir”. Prof. Dr. İoanna Kuçuradi YouTube</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Faydacılık</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Norman T. Feather.<strong> Values, Achievement, and Justice, </strong>Studies in the Psychology of Deservingness, 1999.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Cengiz Otacı. “Hukuka Rağmen Kanun, Hâkimin Direnme Hakkı Ya Da Radbruch Formülünü Hatırlamak” <strong>TBB Dergisi</strong> 2015(120). “Adalet içeriğinden yoksun kanunlarla ağır insan hakları ihlallerine şahit olunan zaman, hukukun askıya alındığı olağanüstü koşulların yaşandığı zamandır”. Sultan Uçar. “Adalet arayışı ahirete kaldı (!)”<strong> Sözcü </strong>(29/05/2026). Taha Akyol. Güç karşısında adalet? <strong>Karar</strong> (21/04/2026); Gündemar Araştırma: <strong>Türkiye’nin Gidişatı ve Yargıya Güven</strong>-Ekim 2025: Her dört kişiden üçü yargıya güvenmiyor. Ahmet Tasgetiren. “Adalet sınavı”<strong> Karar </strong>(10/03/2026); Rapor "Avrupa yargı sistemleri- CEPEJ Değerlendirme raporu- 2024 Değerlendirme döngüsü (2022 verileri).</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> İoanna Kuçuradi, "Ciddiye almamak gerekir" derken kimi kastetti? <strong>T24</strong> (22/02/2024).</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Yapay zekâ (AI), ölçüm yakalama ve raporlamayı kolaylaştırmak için bir fırsat sunarken, aynı zamanda bir dizi etik ve pratik endişeyi de beraberinde getiriyor. İnsan üzerindeki etkiye odaklanan bir alanda yapay zekâyı nasıl akıllıca ve etik bir şekilde kullanabiliriz? Riskler ve sorumluluklar nelerdir? gibi sorular ülke gündeminde olacaktır.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/toplumsal-degerler-analizi-yucel</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/sfasfl-7.jpg" type="image/jpeg" length="54850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kto-karatay-universitesi-uygulamali-bilimler-yuksekokulu-pilotaj-bolumu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kto-karatay-universitesi-uygulamali-bilimler-yuksekokulu-pilotaj-bolumu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 29 Haziran 2026 Tarihli ve 33295 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>KTO-Karatay Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KTO-KARATAY ÜNİVERSİTESİ UYGULAMALI BİLİMLER YÜKSEKOKULU PİLOTAJ BÖLÜMÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümünün eğitim-öğretim ve sınavlarıyla ilgili hükümlerini düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümünün eğitim-öğretimi ve sınavlarında uygulanacak esas ve usulleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) ATPL: Havayolu nakliye pilot lisansını,</p>

<p>b) Bölüm: KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümünü,</p>

<p>c) Bölüm Başkanlığı: KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümü Başkanlığını,</p>

<p>ç) Çift anadal programı: Başarı şartını ve diğer koşulları sağlayan öğrencilerin aynı yükseköğretim kurumunun iki diploma programından eş zamanlı olarak ders alıp iki ayrı diploma alabilmesini sağlayan programı,</p>

<p>d) Ekstra uçuş: Öğrencinin yetersiz veya başarısız olması durumunda uçuşların tamamlanması için alması gereken uçuşu,</p>

<p>e) Müdürlük: KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Müdürlüğünü,</p>

<p>f) PPL: Hususi pilot lisansını,</p>

<p>g) Rektör: KTO-Karatay Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ğ) Rektörlük: KTO-Karatay Üniversitesi Rektörlüğünü,</p>

<p>h) Senato: KTO-Karatay Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>ı) SHGM: Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>i) SHY-1: 2/6/2017 tarihli ve 30084 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Pilot Lisans Yönetmeliği (SHY-1)’ni,</p>

<p>j) Uçuş Değerlendirme Kurulu: KTO-Karatay Üniversitesi Pilotaj Bölümü Uçuş Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>k) Uçuş Kurulu: KTO-Karatay Üniversitesi Pilotaj Eğitimi Lisans Programı için anlaşmalı uçuş okulu tarafından oluşturulan ve öğrencilerin uçuş eğitimlerini değerlendiren kurulu,</p>

<p>l) Üniversite: KTO-Karatay Üniversitesini,</p>

<p>m) Üniversite bölüm dersi: Teorik ve fiili uçuş dersleri dışında kalan tüm dersleri,</p>

<p>n) Üniversite Yönetim Kurulu: KTO-Karatay Üniversitesi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>o) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ö) Yüksekokul: KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulunu,</p>

<p>p) Yüksekokul Müdürlüğü: KTO-Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Müdürlüğünü,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Kayıt İşlemi ve Kabul ile İlgili Esaslar</p>

<p><strong>Kayıt işlemi </strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Bölüme kabul edilen öğrencilerin kayıt işlemleri, Rektörlük onayı ile belirlenen tarihlerde, Öğrenci İşleri Direktörlüğü tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Bölüme burslu yerleşen öğrencilerin bursu, eğitim-öğretim ve uçuş eğitimi ücretinin tamamını kapsar. Öğrencilerin aldığı burslar, Üniversite tarafından çıkarılan ilgili yönergede yer alan hükümler doğrultusunda belirlenir.</p>

<p>(3) SHGM tarafından yapılan teorik ve uygulamalı tüm sınav ücretleri ve lisanslandırma ücretleri öğrenci tarafından karşılanır. Öğrencinin aldığı ekstra uçuş ve teorik eğitimler alınan burs kapsamı dışındadır.</p>

<p>(4) Ekstra uçuş ve teorik eğitim hesaplamaları Üniversite tarafından çıkarılan ilgili yönerge hükümlerine göre hesaplanır.</p>

<p>(5) Bölüme kayıt yaptırmak isteyen aday öğrencilerin, SHY-1’de yer alan şartları sağlaması zorunludur.</p>

<p>(6) Tercih dönemi sonunda bölüme yerleşen öğrencilerin, gerekli belge ve ödeme evraklarını tamamlayarak belirlenen tarihlerde kayıt yaptırmaları zorunludur.</p>

<p>(7) Gerçeğe aykırı belge teslim edenlerin kayıtları yapılmış olsa dahi tüm işlemleri iptal edilir ve haklarında yasal işlem yapılır.</p>

<p><strong>Kayıt için gerekli koşullar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Aday öğrencilerin SHY-1’nin 16 ncı ve 17 nci maddelerinde belirtilen öğrenci pilot lisansı için müracaatlarda öngörülen koşulları sağlaması gerekir.</p>

<p>(2) Aday öğrencilerin SHGM tarafından belirlenen sağlık kurumlarından Sınıf 1 Sağlık Sertifikasını karşılaması gerekir. Kayıt sonrası öğrenim süresinde, öğrencinin pilotluğa elverişsiz duruma gelmesinden ötürü ortaya çıkacak tüm hususlardan öğrenci sorumludur.</p>

<p>(3) Aday öğrencilerin pilot olmasına engel adli sicil arşiv kaydı bulunmaması gerekir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Eğitim-Öğretime İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim dönemi </strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Akademik yıl güz, bahar ve yaz (uygulama dönemi) döneminden oluşur.</p>

<p>(2) Akademik takvim Senato tarafından belirlenerek ilan edilir.</p>

<p>(3) Gerektiğinde hafta içi mesai saati sonrası ile hafta sonu, idari ve resmî tatil günlerinde de ders ve uçuş eğitimi yapılabilir.</p>

<p><strong>Eğitim-öğretim esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bölüm dersleri; Üniversite bölüm dersleri ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHY-1/SHY-Eğitim/Sınav) tarafından belirlenen dersler olmak üzere iki kategoriden oluşur. SHGM tarafından belirlenen dersler de teorik ve fiili uçuş dersleri olmak üzere iki gruba ayrılır. Uçuş eğitim ve öğretim programının planlanması KTO-Karatay Üniversitesi Havacılık ve Eğitimi İktisadi İşletmesi tarafından yapılır ve Yüksekokul Müdürlüğü tarafından koordine edilir.</p>

<p>(2) SHGM tarafından belirlenen dersler, teorik derslerden, atölye, laboratuvar, simülatör, pratik çalışma ve benzeri uygulamalardan ve uygulamalı derslerden oluşur. Yüksekokul Yönetim Kurulu kararı ile uçuş dersleri, Üniversiteye bağlı diğer kampüslerde de yapılabilir. Bu derslerin planlanmasına ilişkin esaslar, Yüksekokul Yönetim Kurulu tarafından kararlaştırılır ve Yüksekokul tarafından yürütülür.</p>

<p>(3) Derslerin haftalık teorik ve uygulama saati, kredi/AKTS değeri ve varsa ön koşulları ile derslerin yarıyıllara veya yıllara göre dağılımı, Yüksekokul Kurulu kararı ve Senatonun onayı ile belirlenir.</p>

<p>(4) Birinci sınıf programında yer alan teorik ve fiili uçuş derslerinden başarılı olamayan veya SHGM tarafından verilen Hususi Pilot Lisansı (PPL)’nı alamayan öğrenci, üst sınıflara ait teorik ve fiili uçuş derslerini alamaz.</p>

<p>(5) Yer ve fiili uçuş derslerinin telafi ve sınav tekrarları SHGM tarafından belirlenen mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>(6) Uçuş eğitimine ilişkin yer ve fiili uçuş dersleri için diğer üniversitelerin yaz okullarından ders alınamaz.</p>

<p><strong>Teorik ve uçuş eğitimi </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Uçuş eğitimine ilişkin teorik ve fiili gereklilikler ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>(2) Öğretim programı; akademik dersleri, seçmeli dersleri, PPL(A)/ATPL(A) teorik derslerini ve PPL(A)/ATPL(A) uygulamalı uçuş derslerini kapsar.</p>

<p>(3) Meteorolojik, teknik ve benzeri koşullara bağlı olarak meydana gelebilecek fiili uçuş ders saatleri kaybının telafisi konusunda Yüksekokul Yönetim Kurulu yetkilidir.</p>

<p>(4) PPL almaya hak kazanamayanlar ATPL derslerine başlatılmayarak bir alt sınıf için açılacak ATPL grubunu beklerler.</p>

<p>(5) SHGM’nin yaptığı PPL ve ATPL sınavları SHT-Eğitim/Sınav talimatı hükümlerince uygulanır.</p>

<p>(6) PPL ve ATPL teorik eğitimlerini tamamlayamayan veya sınavlarda başarısız olan öğrenciler için SHGM tarafından çıkarılan ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>(7) SHGM Dil Yeterliliği Talimatına (SHT-1DY) göre Çok Motor Alet Uçuş Eğitimine (ME/IR) başlamak için minimum Level 4 seviyede İngilizce dil puanı almış olmak gerekir.</p>

<p>(8) Uçuş eğitimlerini tamamlayan öğrenciler, SHGM tarafından yapılacak olan kontrol sınavlarında başarılı oldukları takdirde ATPL Frozen almaya hak kazanırlar.</p>

<p><strong>Teorik ve uçuş eğitimi başarı denetimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) SHGM gerekliliklerini sağlayamayıp başarısız olan öğrenci, 24/4/2010 tarihli ve 27561 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri çerçevesinde başka bir bölümde öğrenimine devam edebilir.</p>

<p>(2) Fiili uçuş öncesi acil durum sınavlarında harf notu S veya U olarak verilir. Günlük acil durumların bilinmesi gerekenlerden U alan öğrencinin o günkü uçuşu iptal edilir.</p>

<p>(3) Uçak ve simülatör ile yapılan fiili uçuş derslerinin harf notu uçuş fişleri esas alınarak değerlendirilir.</p>

<p>(4) Fiili uçuş derslerinin herhangi birisinden yarıyıl içinde başarısız olan veya uçuş disiplinsizliği yapan ve uçuşa uyum gösteremeyen öğrenciler, bulunduğu yarıyılın sonu beklenmeden Uçuş Kuruluna sevk edilir. Uçuş Kurulunun vereceği rapora göre Uçuş Değerlendirme Kurulu, uçuş uygulaması eğitiminin tekrarı veya uçuştan ayırma kararı verir.</p>

<p><strong>Pilotaj bölümü ve üniversite akademik derslerinin işlenişi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) SHGM zorunlu dersleri ve uçuş eğitimleri dışında kalan Üniversite derslerinin sınavlarında, 29/8/2022 tarihli ve 31938 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır.</p>

<p>(2) Seçmeli bir dersten başarısız olan bir öğrenci, bu dersi tekrarlar veya danışmanının onayıyla, bu ders yerine başka bir seçmeli ders alabilir.</p>

<p>(3) Alttan dersi olan öğrenciler ilgili dönemde uçuş eğitimleri hariç KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre ders alabilirler.</p>

<p>(4) Öğrenciler, KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre bulundukları yılın bir üst yarıyılından/yılından danışmanlarının onayı ile ders alabilirler.</p>

<p>(5) Başka bir yükseköğretim kurumu pilot eğitimi lisans programında eğitim alıp sonrasında Bölüm programına kayıt yaptıran öğrencilerin hangi akademik ve seçmeli derslerden muaf olacağı Yüksekokul Yönetim Kurulunda karara bağlanır.</p>

<p>(6) Öğrenci, kendisine temin edilen malzemeleri eksiksiz ve çalışır durumda iade etmekle yükümlüdür. Verilen malzemelerin eskimesi, tahrip olması veya kaybolması gibi durumlarda öğrenci kendi imkanları ile ilgili malzemeyi temin etmek zorundadır. Eğitimlerde kullanılmak üzere kitaplar, ders dokümanları, navigation computer, plotter, harita ve dizlik gibi ihtiyaçlar öğrenciler tarafından karşılanır. Temin edilmeyen malzeme nedeniyle Üniversite veya uçuş akademisi öğrenciyi uçuşa veya derse almama hakkına sahiptir.</p>

<p>(7) İngilizce dersine yönelik uygulamalı eğitimler, yaz döneminde uçuş eğitimleri ile birlikte verilir.</p>

<p><strong>Not yükseltme sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Öğrenciler, kayıtlı oldukları SHGM zorunlu dersleri ve uçuş eğitimleri dışında kalan derslerde KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre not yükseltme sınavlarına girebilir.</p>

<p>(2) Not yükseltme sınav başvuruları, KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Devam zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Tüm PPL ve ATPL modül ve uygulamalı derslerine %100 devam zorunluluğu vardır. Hastalıktan veya başka geçerli bir sebepten dolayı derse katılamayan öğrenci, telafi dersi almak zorundadır.</p>

<p>(2) Öğrencinin devamsızlık durumu, dersin öğretim elemanı tarafından izlenir. Devamsızlık sınırını aşan öğrencilerin sınav sonuçları ilgili dersin öğretim üyesi tarafından FX notuna dönüştürülür.</p>

<p>(3) Tekrarlanan derslerde önceki dönem/yılda daha önceden devam koşulu yerine getirilmişse, ilgili Üniversite bölüm derslerinin ara sınavlarına girmek; ödev, çalışma ve benzeri etkinliklerdeki yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla devam koşulu aranmaz. Ancak teorik ve fiili uçuş derslerinde devam koşulu zorunludur.</p>

<p><strong>Başarı denetimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Ders başarı notu; dönem içinde yapılabilecek olan kısa ve ara sınavların, ödevlerin, uygulamalı çalışmalarının, genel sınavların ve dersin sorumlusu tarafından belirlenebilecek diğer sınav ve uygulamaların birlikte değerlendirilmesi sonucunda elde edilir. Öğrencilere, aldıkları her ders için aşağıdaki harf notlarından biri, ilgili öğretim üyesi tarafından başarı notu olarak verilir:</p>

<p>a) Uçuş eğitimine ilişkin yer ve fiili uçuş dersleri için değerlendirmede kullanılan harf notlarının anlamları, katsayıları ve 100 üzerinden sayısal karşılıkları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p><u>Aralık</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p><u>Notlar</u></p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p><u>Katsayı</u></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>100-97</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>A</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>4,0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>96-94</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>A-</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>3,7</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>93-89</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>B+</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>3,3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>88-86</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>B</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>3,0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>85-82</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>B-</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>2,7</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>81-79</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>C+</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>2,3</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>78-75</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>C</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>2,0</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="91">
   <p>74-0</p>
   </td>
   <td valign="top" width="92">
   <p>FF</p>
   </td>
   <td valign="top" width="77">
   <p>0,0</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>b) Diğer harf notları şunlardır:</p>

<p>1) FG = Sınava Girmedi.</p>

<p>2) FX = Devamsız.</p>

<p>3) I = Eksik.</p>

<p>4) S = Yeterli.</p>

<p>5) U = Yetersiz.</p>

<p>6) T = Transfer.</p>

<p>7) P = Devam Eden.</p>

<p>c) Teorik ve fiili uçuş derslerinden başarılı sayılmak için öğrencilerin A, A-, B+, B, B-, C+, C, ve S notlarından birini alması gerekir. Öğrenciler; FF, FX ve U notu aldıkları derslerden başarısız sayılır.</p>

<p>ç) I notu, hastalık veya başka bir zorunlu nedenle, başarılı olduğu halde ders için gerekli çalışmaları bitiremeyen, ara sınavına giremeyen ya da stajı devam eden öğrencilere verilir. Bir öğrenci I notu aldığı dersten, notların ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde eksiklerini tamamlamak ya da ilgili birim amirliğince ilan edilen tarihte mazeret sınavına girerek bir not almak zorundadır.</p>

<p>d) S notu, (a) bendinde belirtilen harf notlarını gerektirmeyen derslerden başarılı olan öğrencilere; T notu, Üniversite dışından geçiş yapan öğrencilere, daha önce almış oldukları ve eşdeğerliği bölüm başkanlığının önerisi üzerine ilgili kurulca kabul edilmiş derslerden geldiği üniversitede harf notu belirlenmemiş dersler için verilir. S ve T notları ortalama hesaplarına katılmaz.</p>

<p>e) P notu, bir dönemden fazla süren derslerde, birinci dönem sonunda verilir. P notu ortalama hesaplarına katılmaz.</p>

<p>f) U notu (a) bendinde belirtilen harf notlarını gerektirmeyen derslerden başarısız olan öğrencilere verilir. Bu not, ortalama hesaplarına katılmaz.</p>

<p>g) Bölüm dersleri için değerlendirmede kullanılan harf notlarının anlamları, katsayıları ve sayısal karşılıkları için KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği hükümleri uygulanır.</p>

<p>(2) Ağırlıklı not; bir dersin kredisi ile o dersten alınan notun katsayısının çarpımıdır.</p>

<p>(3) Dönem sonu veya yılsonu ağırlıklı not ortalaması; öğrencinin o dönem kaydolduğu tüm derslerin ağırlıklı notlarının toplamının aynı derslerin kredi toplamına bölünmesi ile elde edilir. Bölme işlemi virgülden sonra iki basamak yürütülür. Sonuçlarda virgülden sonraki üçüncü hane beşten küçükse sıfıra, beş veya daha büyükse artırılmış şekilde yukarı yuvarlanarak iki hane olarak tespit edilir.</p>

<p>(4) Genel ağırlıklı not ortalaması; öğrencinin yüksekokuldaki dönem sonu veya yılsonu ağırlıklı puanlarının toplamının aynı derslerin AKTS kredi toplamına bölünmesi ile elde edilir. Genel ağırlıklı not ortalaması hesaplamasında öğrencinin tekrar ettiği derslerden aldığı son harf notu dikkate alınır.</p>

<p><strong>Mazeret sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Teorik ve fiili uçuş derslerinin sınavlarından herhangi birine Senato tarafından belirlenmiş haklı ve geçerli nedenlerle katılamayan öğrenciler için Yönetim Kurulu kararı ile mazeret sınavı açılır. Fiili uçuş derslerinde, Senato tarafından belirlenmiş haklı ve geçerli bir nedenle uçuşa katılamayan öğrenciler için yeni bir uçuş planlaması yapılır. Mazeret sınavına girmek isteyen öğrenciler o ders ya da dersler için ilan edilen sınav tarihinden en az beş iş günü önce mazeretini gösterir belgenin ekli olduğu bir dilekçe ile Yüksekokula başvurmak zorundadır.</p>

<p>(2) Üniversite bölüm derslerinin değerlendirilmesinde, KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin ilgili hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Öğrencilerin SHGM tarafından lisanslandırılma süreçleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından yapılan teorik bilgi sınavları ve SHGM tarafından verilen/onaylanan pilot lisansları için SHGM’ye başvurmak ve işlemleri takip etmek öğrencinin sorumluluğundadır.</p>

<p><strong>Yatay geçişlerde uygulanacak hususlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bölüme yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü, ilgili mevzuat hükümleri ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından belirlenen koşulların sağlanması halinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) Başka üniversitelerden yatay geçiş yapmak isteyen öğrencilerden ayrıca daha önce aldığı teorik ve/veya uçuş eğitimlerini belgelendirmeleri istenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Diploma, Belgeler, Uçuş Disiplinsizliği ve Uçuşa Uyumsuzluk ve Kayıt Silme</p>

<p><strong>Diploma ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bir öğrenci, bölümün programında bulunan tüm dersleri başarıyla tamamladığında genel ağırlıklı not ortalaması 2,00 veya daha yüksek ise diploma almaya hak kazanır.</p>

<p>(2) Kayıtlı olduğu programda en az 240 AKTS değerinde dersleri başarıyla tamamlayan, genel not ortalaması en az 2,00 olan ve diğer yükümlülüklerini yerine getiren öğrenciye, kayıtlı olduğu programın diploması ile akademik ve mesleki yeterliklerin uluslararası düzeyde tanınmasına yardımcı olan diploma eki belgesi verilir.</p>

<p>(3) Öğrencilerin mezuniyeti ilgili yönetim kurulunda onaylanarak kesinleşir. Diplomaya mezuniyet tarihi olarak ilgili yönetim kurulunun karar tarihi yazılır.</p>

<p>(4) Mezuniyet dereceleri diplomaya yazılmaz.</p>

<p>(5) Diplomalar Yüksekokul Müdürü ile Rektör tarafından imzalanır.</p>

<p>(6) Öğrenci (SHY-1) talimatına göre sağlık lisansını yenileyemez ise yazılı talepte bulunması halinde uçuş eğitimi olmaksızın Pilotaj Bölümünde öğrenciliğine devam edebilir.</p>

<p><strong>Uçuş disiplinsizliği ve uçuşa uyumsuzluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Aşağıda belirtilen uçuş disiplinsizliği ve uçuşa uyumsuzluk hallerinin tespit edilmesi durumunda öğrenci, Uçuş Kuruluna sevk edilir. Diğer disiplin suçları, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>a) Uçuş disiplinsizliği halleri şunlardır:</p>

<p>1) Uçuş öğretmeninin görevle ilgili olarak söylediklerini yapmamak veya uygunsuz davranışlarda bulunmak.</p>

<p>2) Yalnız uçuşlarda, bilerek kendisine ayrılan çalışma bölgesi dışına çıkmak.</p>

<p>3) Yalnız uçuşlarda uçuş fişinde işaretli hareketlerin dışında hareketler yapmak.</p>

<p>4) Meskûn mahaller üzerinde izinsiz alçak uçuş ve akrobasi yapmak.</p>

<p>5) Uçuş yapmayı engelleyecek alkol ve benzeri madde etkisindeyken uçuşa çıkmaya teşebbüs etmek.</p>

<p>6) Uçak performansının limitleri dışında hareketler denemek.</p>

<p>7) Kule, TMA kontrol, yaklaşma ve yol kontrol gibi hava trafik otoritelerince verilmiş talimatlara bilerek uymamak ve bu talimatların dışına çıkmak.</p>

<p>8) Uçuş emniyetini tehlikeye sokabilecek şekilde, kasıtlı veya tekrarlayan ihmallerde bulunmak.</p>

<p>9) Uçuş eğitimine ilişkin kayıt, belge veya uçuş fişlerinde gerçeğe aykırı beyanda bulunmak.</p>

<p>10) Uçuş Kurulu tarafından tespit edilen diğer uçuş disiplinsizliği hallerinin bulunması.</p>

<p>b) Uçuşa uyumsuzluk halleri şunlardır:</p>

<p>1) Fiili uçuş derslerinde görevle ilgili yeterli gelişmeyi gösterememek.</p>

<p>2) Uçuştan çekilme ve fobi gibi nedenlerle program aksatıcı şekilde uçuştan uzaklaşmak.</p>

<p>3) Baş dönmesi, mide bulantısı, kusma gibi öğrencinin uçuş görevlerini yerine getirmesini engelleyecek fizyolojik engeller veya psikolojik davranış bozukluklarının olması.</p>

<p>4) Uçuş eğitimine devam etmesine engel teşkil eden ve sağlık raporlarıyla veya yetkili kurullar tarafından tespit edilen durumların ortaya çıkması.</p>

<p>5) Uçuş disiplinine ve eğitim sürecine uyum sağlayamayacağı Uçuş Kurulu raporu ile tespit edilen öğrenciler.</p>

<p><strong>Kayıt silme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Öğrencinin kayıt sildirmek üzere yazılı talepte bulunması halinde öğrencinin kayıt silme işlemi yapılır.</p>

<p>(2) Öğrencinin fiili uçuş derslerinde başarısız olması veya uçuşa uyum sağlayamaması durumunda, ilgili kurul kararları doğrultusunda uçuş eğitimine onay verilmez.</p>

<p>(3) 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin (c) fıkrasında belirtilen süreler ve/veya ek sınavlar sonunda mezun olamayan öğrencinin programdan ilişiği kesilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Ödeme süreçleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Öğrenim ve uçuş eğitim ücretleri ile ödeme takvimi, her yıl Mütevelli Heyeti tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Programa dâhil olan pilot adayı öğrenciler akademik öğrenim ücretlerinin yanı sıra, kendilerine kayıt sırasında bildirilen uçuş eğitim ücretlerini Üniversitenin o yıl belirlediği şekliyle öder.</p>

<p>(3) Öğrenciler; öğrenim ücreti ödemedikleri sürece programda yer alan dersleri seçemezler ve hiçbir öğrencilik hakkından faydalanamazlar. Ödemeler, Üniversite tarafından çıkarılan ilgili yönerge esas alınarak yapılır.</p>

<p>(4) Uçuş ücretlerini ödememeleri halinde uçuş teorik eğitimi ile uçuş eğitimlerini alamazlar ve havalimanında hava tarafına geçme yetkisi veren apron kartları iptal edilir.</p>

<p>(5) SHGM tarafından yapılan her sınavın ve verilecek her lisansın güncel olarak değişen ücretleri, aday pilotların kendileri tarafından ödenir, sertifikaları da kendilerine SHGM tarafından kişiye özel olarak gönderilir.</p>

<p>(6) Gece uçuşu, alet uçuşu ve çok motor alet uçuşlarının gerçekleştirildiği, Üniversite hava parkı dışında icra edilen meydanlarda oluşacak ulaşım, konaklama, yemek ve benzeri ihtiyaçlar öğrenci tarafından karşılanır.</p>

<p>(7) 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesi süreleri uyarınca azami süre sonunda öğrencinin kaydı silinir. Kaydı silinen öğrencinin talep etmesi halinde öğrenci, uçuş okulundaki uçuş eğitimine ilgili usul ve esaslar kapsamında devam edebilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 14/10/1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu ve ilgili mevzuatı, 2547 sayılı Kanun, KTO-Karatay Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği hükümleri ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 23</strong><strong>-</strong> (1) 5/4/2020 tarihli ve 31090 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan KTO Karatay Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Pilotaj Bölümü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başında yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini KTO-Karatay Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kto-karatay-universitesi-uygulamali-bilimler-yuksekokulu-pilotaj-bolumu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="20049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Av. Özkan Yücel'in anısına düzenlenen TBB CMK Eğitimcilerinin Eğitimi Programını tamamlayan avukatlara katılım belgeleri verildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/av-ozkan-yucelin-anisina-duzenlenen-tbb-cmk-egitimcilerinin-egitimi-programini-tamamlayan-avukatlara-katilim-belgeleri-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/av-ozkan-yucelin-anisina-duzenlenen-tbb-cmk-egitimcilerinin-egitimi-programini-tamamlayan-avukatlara-katilim-belgeleri-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından, CMK eğitimlerinin tüm barolarda eşit, nitelikli ve uygulamaya dönük bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla başlatılan “CMK Eğitimcilerinin Eğitimi” programının ikincisi, kısa bir süre önce hayatını kaybeden Av. Özkan Yücel’in anısına ithaf edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yücel’in gönüllü eğitmenlerinden olduğu ve üç etap halinde planlanan eğitimin son etabı, 27-28 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara’da yapıldı.</p>

<p>Eğitim, TBB Başkan Yardımcısı ve Eğitim Merkezi Koordinatörü Av. Bahar Gültekin Candemir’in konuşmasıyla açıldı. Hayatını hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesine adayan Av. Özkan Yücel ile olan uzun yıllara dayanan mesleki dostluğuna ve birlikte yürüttükleri mücadelelere değinen Candemir, yaşadıkları derin üzüntüye rağmen, eğitimin iptal edilmemesinin onun çalışma disiplinine ve mirasına bir saygı duruşu olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açılış konuşmasının ardından usta hukukçunun anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan video gösterimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Eğitime katılanlara Av. Özkan Yücel’in katkılarıyla hazırlanan “CMK Görevlendirmeleri İçin Uygulamada Rehber El Kitabı”, onun ilk ve ikinci baskı için yaptığı önsöz yazılarının yer aldığı broşür ile birlikte takdim edildi. Broşürün kapağında Yücel’in fotoğrafıyla birlikte onun sözlerine atıfla “Kanatlarını kanatlarımıza, rüzgarını rüzgarımıza katan Av. Özkan Yücel’in anısına…” cümlesi yer aldı.</p>

<p>TBB Yönetim Kurulu Üyesi Av. Makbule Tanış’ın da katıldığı açılışı takiben gerçekleştirilen üçüncü etap eğitimin sonunda, programı başarıyla tamamlayan 92 avukata katılım belgeleri takdim edildi.</p>

<p>Katılım belgeleri TBB Başkan Yardımcıları Av. Ercan Demir, Av. Bahar Gültekin Candemir, TBB Yönetim Kurulu Üyesi Av. Nizam Dilek, Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu üyeleri Av. Serpil Özok, Av. Yakup Gül, Av. Alim Mert ile eğitmenler Av. Mehmet Baran Selanik ve Av. Doğancan Kıran tarafından verildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_1_28062026190101.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_2_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_3_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_4_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_5_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_6_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_7_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_8_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_9_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_10_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_11_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_12_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_13_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_14_28062026190106.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_15_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_16_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_17_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_18_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_19_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_20_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_21_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260628_av_ozkan_yucelin_a/86554_22_28062026190107.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/av-ozkan-yucelin-anisina-duzenlenen-tbb-cmk-egitimcilerinin-egitimi-programini-tamamlayan-avukatlara-katilim-belgeleri-verildi</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 23:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-159.jpg" type="image/jpeg" length="37147"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17016"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="75173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="67224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="38428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="44160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="56026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="25595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="80862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="42748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="93044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="90433"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
