<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 15 Aug 2026 13:38:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiralık araçlarda yeni dönem: Yaş ve kilometre sınırı geliyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı'nın yeni yönetmeliğiyle araç kiralama işletmelerine yetki belgesi zorunluluğu getirilirken, kiralanabilecek araçlara yaş ve kilometre sınırı uygulanacak. Düzenleme 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik” </span></a></strong>Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle araç kiralama sektöründe işletmelerin faaliyet koşullarından kiralanabilecek araçların özelliklerine, depozito uygulamasından ilan platformlarının sorumluluklarına kadar çeşitli kurallar belirlendi.</p>

<p>Buna göre ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralayan işletmelerin yetki belgesi alması gerekecek. Yetki belgesi için işletmelerin vergi mükellefi ve meslek odasına kayıtlı olması şartı aranacak. Kiralama sorumlusunun ise 18 yaşını doldurmuş olması, en az ilköğretim mezunu olması ve mesleki yeterlilik belgesine sahip bulunması gerekecek.</p>

<p><strong>KİRALIK ARAÇLARDA YAŞ VE KİLOMETRE SINIRI</strong></p>

<p>Yönetmelikle kiralanabilecek araçların yaşına ve kilometresine sınır getirildi.</p>

<p>Klasik araçlar dışında 6 yaşından büyük taşıtlar kiraya verilemeyecek. Elektrikli araçlarda kilometre sınırı 300 bin, diğer araçlarda ise 180 bin kilometre olacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağır hasar kayıtlı, muayenesi geçerli olmayan veya zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar da kiralamaya konu edilemeyecek. Periyodik bakımı zamanında yapılmayan araçların ise bakımları tamamlanmadan kiralanması mümkün olmayacak.</p>

<p><strong>FİLO İÇİN ASGARİ ARAÇ ŞARTI</strong></p>

<p>Araç kiralama işletmelerinin sahip olması gereken asgari araç sayısı da faaliyet gösterilen bölgeye göre belirlenecek.</p>

<p>Büyükşehirlerin nüfusu 30 bini aşan ilçelerinde faaliyet gösteren işletmelerin en az 10 araçlık filosu bulunacak. Bu araçlardan en az 5'inin işletme adına tescilli olması ve en az 2 aracın hibrit veya yalnızca elektrik motorlu olması gerekecek. Hibrit veya elektrikli araçlardan en az birinin Türkiye'de üretilmiş olması şartı aranacak.</p>

<p>Nüfusu 30 bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir olmayan illerde ise en az 5 araçlık filo şartı uygulanacak. Bu araçların en az 2'sinin işletme adına tescilli olması gerekecek.</p>

<p><strong>DEPOZİTOYA ÜST SINIR</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeyle araç kiralamalarında alınabilecek depozito tutarı da sınırlandırıldı.</p>

<p>6 gün ve daha kısa kiralamalarda en fazla 3 günlük, 7 ila 29 günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla 7 günlük kira bedeli tutarında depozito alınabilecek.</p>

<p>Depozitonun, kira sözleşmesinin sona ermesi ve aracın iade edilmesinin ardından 7 gün içinde iade edilmesi gerekecek. Kiracıdan depozito karşılığında çek, senet, teminat mektubu veya benzeri borç doğurucu belgeler alınamayacak.</p>

<p>Olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar nedeniyle depozitodan kesinti yapılamayacak. Kiracıdan hasar bedeli talep edilebilmesi için hasarın ve maliyetinin yetkili ve bağımsız ekspertiz raporuyla belgelenmesi gerekecek.</p>

<p><strong>KİRALIK ARAÇ İLANLARINA YENİ KURALLAR</strong></p>

<p>İlan platformları ve aracı platformlara da yeni yükümlülükler getirildi.</p>

<p>Platformlar, yetki belgesi bulunmayan işletmelerin üyelik veya kayıt işlemlerine izin veremeyecek. Ayrıca işletmenin ilana konu aracı kiralama yetkisinin bulunduğunu ilan yayımlanmadan önce doğrulamak zorunda olacak.</p>

<p>Araç ilanlarında ise marka, ticari ad, cins, tip, model yılı, enerji türü, donanım, segment ve kilometre bilgilerinin yanı sıra detaylı görsellerin bulunması gerekecek.</p>

<p><strong>REZERVASYONLARDA YENİ HAKLAR</strong></p>

<p>Ön ödemeli rezervasyonlarda da tüketicilerin hakları düzenlendi.</p>

<p>Rezervasyonun teslim saatinden önceki 24 saat dışında iptal edilmesi halinde tüketiciden iptal bedeli alınamayacak. Rezervasyon kapsamında ödenen kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin işlemler de iptal tarihini izleyen 7 gün içinde yapılacak.</p>

<p>İşletmeler ayrıca kiralama hizmetini ek sigorta, kasko veya hasar güvencesi gibi başka bir mal veya hizmeti satın alma şartına bağlayamayacak. Kiracının talep etmesi halinde çocuk bağlama sistemi sağlanacak; trafik, güvenlik ve mevsim koşullarının gerektirdiği durumlarda kış lastiği kullanılacak.</p>

<p><strong>DÜZENLEME NE ZAMAN YÜRÜRLÜLÜĞE GİRECEK?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" rel="dofollow">Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik,</a> 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>

<p>Halen faaliyet gösteren işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmesi için 1 Temmuz 2027'ye kadar yetki belgesi alması gerekecek. Mevcut işletmeler açısından bazı araç sayısı ve araç niteliklerine ilişkin şartların uygulanması için ise 1 Ocak 2028'e kadar süre tanınacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralik-araclarda-yeni-donem-yas-ve-kilometre-siniri-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/oto-luks.jpg" type="image/jpeg" length="91073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/916 E., 2023/108 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.02.2023 tarihli, 2021/916 E., 2023/108 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/916 E., 2023/108 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/95 E., 2020/248 K.<br />
KARAR : Davanın kabulüne</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ... 10. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili; müvekkilinin 25.10.2013 tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde bir yıllık gelir koruma sigortası yaptırdığını, 03.03.2005 tarihinden bu yana çalıştığı işyerindeki iş sözleşmesinin 06.06.2014 tarihinde feshedildiğini, bu hususta işe iade davası açtığını, davalıdan talep edilen işsizlik teminatının müvekkiline ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak 2.000,00 TL’nin mevduata uygulanan en yüksek faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 09.09.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 4.500,00 TL’ye çıkarmıştır.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili; sigorta poliçesindeki teminat tutarının belirli olması nedeniyle eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, delillerin dosyaya sunulmadığını, derdest olan işe iade davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, poliçe şartlarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
İlk Derece Mahkemesi Kararı:</p>

<p>6. ... 10. Tüketici Mahkemesinin 24.01.2019 tarihli ve 2015/2236 Esas, 2019/46 Karar sayılı kararı ile; dosya arasına alınan ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre davacının on ay işsiz kaldığı, bu nedenle 10.225,26 TL'ye hak kazandığı, ancak sigorta şirketinin poliçe teminat limiti ile bağlı olarak ödeme yapması gereken miktarın 4.500,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 2.000,00 TL'nin dava tarihinden, 2.500,00 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/2214 Esas 2020/296 Karar sayılı kararı ile; “…1- Dava, Gelir Koruma Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi belirsiz alacak ve tespit davasını düzenlemektedir. Anılan madde, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna yada objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.</p>

<p>Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.</p>

<p>Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.</p>

<p>Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da sınırlandırılmıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir.</p>

<p>Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı kanunun dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı taraf, dava dilekçesinde, işsizlik sigortası nedeniyle ödenmesi gereken sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacının elindeki belgelerle işsiz kaldığı sürenin ve tazminatın belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda uyuşmazlık belirlenebilir nitelikte bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. ... 10. Tüketici Mahkemesinin 08.07.2020 tarihli ve 2020/95 Esas, 2020/248 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; dava dilekçesi ekinde sigorta poliçesinin sunulmadığı, bu belgelerin dosyaya davalı tarafça sunulduğu, poliçenin matbu olarak davalı tarafından düzenlendiği, bir nüshanın davacıya verildiği yönünde bir kayıt yahut belgenin bulunmadığı, poliçeden bir nüshanın davacıya verildiğini ispat külfetinin davalıya ait olduğu, davacının beyan dilekçesinde davalı sigorta şirketi tarafından poliçe nüshası kendisine verilmediğinden ve bu nedenle davanın açıldığı sırada poliçe teminat limitinin ne kadar olduğunun tespiti ve hesaplanması mümkün olamadığından davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğinin belirtildiği, eldeki dava açılıp sigorta şirketi tarafından sigorta belgeleri dosyaya sunulduktan sonra davacı tarafın sigorta poliçesinin içeriğine ve teminat tutarının ne kadar olduğuna vakıf olduğunun kabulünün gerektiği, davacının poliçe şartları ile teminat tutarını dava açarken bildiğini gösteren delilin dosyada bulunmadığı, bu sebeple belirsiz alacak davası açma şartlarının mevcut olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle açılan davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmiş olması karşısında, talep edilen tazminat miktarının belirlenebilir nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının anılan tazminat yönünden belirsiz alacak davası olarak eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.</p>

<p>13. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan HMK’nın 107 nci maddesinde (7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâlinde) yer alan; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki düzenleme 7251 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; 2 nci fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş; maddenin 3 üncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>14. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.</p>

<p>15. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>16. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>17. Madde gerekçesinde; “Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir.” şeklindeki açıklamayla alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Bu kıstaslar; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;</p>

<p>i. Davacının kendisinden beklenememesi,</p>

<p>ii. Bunun olanaksız olması,</p>

<p>iii. Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>19. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.</p>

<p>20. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2177 Esas, 2018/29 Karar, 07.03.2018 tarihli ve 2014/22-2350 Esas, 2018/439 Karar, 28.03.2018 tarihli ve 2015/22-127 Esas, 2018/559 Karar; 16.04.2019 tarihli ve 2017/17-1099 Esas, 2019/460 Karar, 02.07.2019 tarihli ve 2016/22-1610 Esas, 2019/841 Karar, 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar, 19.12.2019 tarihli ve 2018/22-1122 Esas, 2019/1413 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.</p>

<p>21. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle üzerinde durulması gereken diğer hususlar ise dava şartları, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar, hukuki yarar, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve hâkimin Türk hukukunu resen uygulama ödevi kavramları üzerinde kısaca durmak gerekir.</p>

<p>22. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir.</p>

<p>23. Dava şartları HMK’nın 114 üncü maddesinde; "Dava şartları şunlardır:</p>

<p>a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.</p>

<p>b) Yargı yolunun caiz olması.</p>

<p>c) Mahkemenin görevli olması.</p>

<p>ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.</p>

<p>d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.</p>

<p>e) Dava takip yetkisine sahip olunması.</p>

<p>f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.</p>

<p>g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.</p>

<p>ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.</p>

<p>h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.</p>

<p>ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.</p>

<p>i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.</p>

<p>(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." şeklindeki hükümle düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır.</p>

<p>24. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre ise; dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.</p>

<p>25. Dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar HMK'nın 119 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasının 1inci bendi uyarınca dava dilekçesinde;</p>

<p>a) Mahkemenin adı.</p>

<p>b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.</p>

<p>ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.</p>

<p>e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.</p>

<p>f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.</p>

<p>g) Dayanılan hukuki sebepler.</p>

<p>ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.</p>

<p>h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası bulunması gerekir. Bu unsurların bir kısmı dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken zorunlu unsurlardır. Bazıları ise dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan, ihtiyari niteliktedir. Zorunlu unsurlar davanın temelini oluşturur; bunlar hukuki güvenlik ve açıklığı sağladığından kamu yararı amacı taşır. Hâkimin tarafların talebine ve uyuşmazlığın esasına uygun inceleme yaparak karar vermesini temin etmesi yanında davalının da etkili savunma yapmasına hizmet etmek sureti ile onun menfaatini korur.</p>

<p>26. Öte yandan HMK’nın 119/2 nci maddesi uyarınca "Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır". Şu hâlde mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalan unsurlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda, hâkim tarafından verilen bir haftalık kesin süre içerisinde eksikliğin tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir.</p>

<p>27. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. HMK’nın sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 135).</p>

<p>28. Hukuki yarar, dava şartlarından olup HMK'nın 114 üncü maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır. Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 Esas, 1982/914 Karar, 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 Esas, 1996/542 Karar, 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 Esas, 1999/946 Karar, 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 Esas, 2011/352 Karar ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 Esas, 38 Karar sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir.</p>

<p>29. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 25.10.2013 tarihli gelir koruma sigorta poliçesinin düzenlendiği, davacının çalıştığı işyerinde iş sözleşmesinin 06.06.2014 tarihinde feshi sonrasında taraflar arasında akdedilen sigorta poliçesindeki işsizlik teminatı kapsamında tazminatın talep edildiği, anılan bedelin ödenmemesi üzerine belirsiz alacak davası olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Taraflar arasında düzenlenen gelir koruma sigorta poliçesinde, eldeki davada talep edilen istek dışı işsizlik teminatının ne şekilde hesaplanacağına ilişkin 3.3.1. sayılı maddenin ikinci paragrafında; anılan teminat için aylık tazminat tutarının sigortalı davacının aylık brüt gelirinin yarısı ile sınırlandırıldığı, "Azami Olay Başı Tazminat Adedi" ve "Azami Toplam Aylık Tazminat Adedi" ile sınırlı olmak üzere sigorta süresi içerisinde sigortalı davacının işsiz kalması durumunda sigortacı davalının 120 günlük istisna süresi hariç olmak üzere, bekleme süresinin tamamlanması şartıyla aralıksız devam eden 40 günlük istek dışı işsizlik süreleri için aylık tazminat ödemesinde bulunacağı, 30 günden kısa süreli dönemler için gün esaslı tazminat tutar ödemesi yapılmayacağı düzenlenmiştir. Poliçesinin "Teminat Bilgileri" başlığı altında ise eldeki dava konusu olan tazminata ilişkin teminat tutarının 4.500,00 TL ile sınırlandırıldığı görülmüştür. Poliçede işsizlik teminatının hesaplama esaslarını belirten 3.3.1. maddesinde geçen istisna süresi, yine poliçenin "Tanımlar" başlıklı 2 nci maddesinin (a) bendinde istek dışı işsizlik teminatının işlerlik kazanması için poliçe başlangıç tarihinden itibaren geçmesi gereken ve teminat kapsamında olmayan süreyi ifade ettiği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (e) bendinde ise bekleme süresi; ilk aylık tazminat ödemesinin yapılabilmesi için işsizlik rizikosunun gerçekleştiği tarihten itibaren ilgili hâlin aralıksız olarak sürmesi gereken 30 günlük süreyi ifade ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>31. İstek dışı işsizlik teminatı kapsamında talep edilen tazminat tutarının hesabında esas alınacak olan davacının aylık brüt ücreti ise dosya arasına alınan bilirkişi raporunda 2.451,12 TL olarak belirlenmiş olup bu bedel davacının işten ayrıldığı sırada ödenen kıdem ve ihbar tazminatına dair bordroda kayıt altına alınan miktardır. Öte yandan davacıya ait maaş bordrolarından davacının işten ayrıldığı tarihteki 2014 yılı Haziran ayı bordrosunda ücreti 2.321,90 TL, 2014 yılı Mayıs ücret bordrosunda ise 2.316,08 TL olarak görülmekle davacının brüt ücret miktarının dönemsel anlamda değişikliğe uğradığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında dosya içeriğinden davacının işsiz kaldığı süre on ay olarak belirlenmiştir.</p>

<p>32. Bu hususlardan hareketle davacıya ait brüt ücret miktarından farklı dönemlerde ve farklı etkenler sebebiyle yapılan kesintilerin gösterdiği değişiklikler, taraflar arasındaki sigorta poliçesinde istek dışı işsizlik teminat tutarının hesabında gözetilecek esaslar ve bu esaslara ilişkin olarak yapılacak aylık ve toplam tazminat hesabının karmaşık niteliği nazara alındığında somut olayda talep edilen tazminat miktarının tamamının dava açıldığı tarihte davacı tarafından belirlenebilir niteliği haiz olmadığı, bu belirmenin davacıdan beklenemeyeceği, talep edilen tazminat tutarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mahkemece yapılacak tahkikat sonrasında mümkün olduğu açıktır. Nitekim mahkemece yapılan araştırma neticesinde davacının brüt ücret miktarı ve işsiz kaldığı süre netleştirilmesi sonrasında taraflar arasındaki sigorta poliçesinin 3.3.1. maddesindeki esaslar çerçevesinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinden alacak miktarı belirlenmiş, belirlenen miktarın poliçedeki 4.500,00 TL'lik teminat tutarının üstünde olduğunun belirlenmesi sonrasında talep edilen 2.000,00 TL tazminat miktarı davacı vekilinin sunduğu 09.09.2016 tarihli dilekçeyle 4.500,00 TL'ye yükseltilmiştir.</p>

<p>33. Ayrıca sigorta poliçesinin bir örneğinin davacıya teslim edildiğine dair dosyada herhangi bir kayıt mevcut olmamakla bu husustaki ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğunun kabulü zorunludur. Zira matbu olarak düzenlenen sigorta poliçesinden bir nüshanın davacı sigortalıya teslim edilmesi neticesinde davacı, talep ettiği tazminat tutarının hesabına ilişkin yönteme vakıf olacaktır. Ancak taraflar arasında düzenlenen sigorta poliçesinin davalı sigortacı tarafından davacı sigortalıya teslim edildiği hususu ispatlanmamış olması nedeniyle teminat tutarı ve poliçe şartları hakkında bilgi sahibi olunmadığından davacıdan, talep ettiği tazminat tutarını objektif olarak belirleyebilmesi beklenemez.</p>

<p>34. Bu itibarla dava dilekçesinde gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle açılan eldeki davada talep edilen tazminat tutarının davacı tarafından objektif anlamda belirlenebilir nitelikte değildir. Bu sebeple davacının, anılan tazminat talebi yönünden eldeki davayı HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararı mevcuttur.</p>

<p>35. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının işsiz kaldığı süreyi ve brüt ücretini bilemeyeceğinin ileri sürülemeyeceği, zira işverenin her ay ücret pusulasının bir örneğini davacıya verdiğinin kabul edilmesi gerektiği, yine davacının işsiz kaldığı süreyi bildiği, davacının ücret bordrosundaki net ve brüt ücreti üzerinden yapabileceği basit bir hesapla altı aylık tazminat tutarının teminat limiti olan 4.500,00 TL'den yukarıda olduğunu bilebileceği, ayrıca sigortalı davacının poliçenin bir örneğini almadığına dair kabulün hayatın olağan akışına ve somut olaya ilişkin fiili karineye açıkça aykırı olduğu, bu sebeplerle HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında belirsiz alacak davası açılamayacağı, somut olayda HMK'nın 107 nci maddesi koşullarının bulunmadığı, dolayısıyla koşulları oluşmadan belirsiz alacak davası olarak açılan eldeki davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği, bu itibarla Özel Daire bozma kararının yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>36. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.</p>

<p>37. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Direnme uygun olduğundan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Gelir koruma sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı ilk derece mahkemesi ile Yargıtay ilgili dairesi arasında uyuşmazlık konusudur.</p>

<p>Alacağın dayanağı sigorta poliçesi incelendiğinde, altı ayı geçmemek şartıyla işsiz kalınan her ay için çalışırken alınan brüt ücretin yarısı kadar ve her hâlükarda 4.500,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla tazminat öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>Buna göre talep ve dava konusu edilecek alacağın miktarını belirleyebilmek için bilinmesi gereken iki husus vardır ki bunlardan birincisi işsiz kalınan süre, diğeri ise çalışırken alınan ücrettir.</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 06.06.2014 – 07.04.2015 tarihleri arasında 10 ay süre ile işsiz kaldığı anlaşılan davacının işsiz kaldığı süreyi bilmediği düşünülemez.</p>

<p>Diğer taraftan bir kişinin brütte olsa ücretini bilmediği de düşünülemez şöyle ki İş Kanunu'nun 37 nci maddesinde yer verilen “işveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır” hükmü uyarınca akside iddia edilmediğine göre işçiye her ay ücret pusulasının bir örneğinin verildiği kabul edilir. Ancak bir an için böyle olmadığı varsayılsa bile en kötü ihtimalde dahi net ücretini bilmediği düşünülemez. Davacı işçinin tamamında çalıştığı son ay olan 2014 yılı Mayıs ayına ait dosyada mevcut bordroya bakıldığında son brüt ücret 2.316,08 TL, net ücret ise 1.686,73 TL olup poliçedeki altı aylık üst limit de dikkate alındığında altı ay karşılığı olarak eğer poliçede ayrıca bir üst limit olmasaydı hak edilen tazminat tutarı en kaba hesapla dahi her hâl ve şartta poliçedeki rakamsal üst limit olan 4.500,00 TL’den fazladır (Brütten hesaplansa 6.948,24 TL, netten hesaplansa 5.060,19 TL).</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle, eldeki davanın, kolayca belirlenebilir tutar olan 4.500,00 TL üzerinden tam eda davası veya bir kısmı dava edilerek kısmî dava olarak açılması gerekirken HMK’nın 107 inci maddesindeki “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyememe” hâli mevcut olmadığı yani belirsiz alacak davası açmanın ön koşulu gerçekleşmediği hâlde belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi bu yönüyle incelendiğinde davacı vekilinin niçin belirsiz alacak davası açtıkları bir başka ifadeyle talep ettikleri alacağın miktarını neden belirleyemedikleri hususunda hiçbir açıklamada bulunmadığı da görülmektedir.</p>

<p>Mahkeme direnme kararı verirken dava konusu edilen alacağın o aşamada belirlenebilir olmadığı gerekçesi yanında poliçenin bir nüshasının davacı işçiye verildiğinin davalı tarafından ispatlanamadığı, dava değerinin belirlenebilmesi için poliçedeki bilgilere ihtiyaç duyulduğu gerekçelerine dayanmışsa da öncelikle dava dilekçesinde bu şekilde bir açıklama yoktur. Diğer taraftan davaya dayanak sigorta poliçesi de trafik, kasko, hayat, sağlık sigortası gibi bir sigortadır ve sigorta yaptıranın poliçenin bir örneğini almadığı görülüp duyulmuş bir şey değildir. Bu iddia hayatın olağan akışına ve bu duruma ilişkin fiili karineye açıkça aykırı olup, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı olanı iddia edendedir ki dosyada böyle bir ispatta yoktur.<br />
Açıklanan nedenlerle somut olay bakımından belirsiz alacak davası açmanın şartları bulunmadığından özel dairenin bu hususa yönelik saptama ve bozması yerindedir.<br />
Diğer taraftan Özel Daire bozmasında, belirsiz alacak davası açıldığı hâlde somut olay bakımından belirsiz alacak davası açmanın yasal koşullarının bulunmadığı saptandıktan sonra davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğine de işaret edilmiş olmakla meselenin bu yönüyle de tartışılması gerekmektedir.</p>

<p>Mesele bu yönüyle irdelendiğinde söylenebilecekler ise şu şekildedir:</p>

<p>Belirsiz alacak davası, 2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun ile mevzuatımıza girmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine göre;</p>

<p>“(1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır”.</p>

<p>Belirsiz alacak davası, davacının dava açtığı anda miktar veya değerini tam ve kesin olarak belirleyemediği alacağının tümünün hüküm altına alınması amacıyla açtığı bir dava türüdür (Pekcanıtez, Hakan, Belirsiz Alacak Davası, 2011, s.59; Simil, Cemil, Belirsiz Alacak Davası, ..., 2013, s. 23, 111). Söz konusu dava, başlangıçta miktarı bilinmese de, niteliği itibariyle tam eda davasıdır (Pekcanıtez, s. 31; Simil, s. 23, 111).</p>

<p>Belirsiz alacak davası açılmak suretiyle davacıya hem maddi hukuka hem de usûl hukukuna ilişkin pek çok imkân tanınmaktadır. Söz konusu imkânlar dikkate alındığında davacı ile davalı arasındaki dengenin, davacı lehine bozulduğu görülmektedir. Özellikle usul hukukuna ilişkin sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, belirsiz alacak davasının silahların eşitliği ilkesi ile çeliştiği de söylenebilir (Atalı, Murat/Ermenek, .../Erdoğan, Ersin, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, s. 331). Bu nedenle, belirsiz alacak davası, talep sonucunu tam ve kesin olarak belirleyemeyenlere (kuruşlandıramayanlara) tanınmış, istisnai bir dava türü olarak kabul edilir. Belirsiz alacak davası, sadece davanın açıldığı anda alacağın miktarının kesin olarak belirlenmesinin imkânsız veya bunun davacıdan beklenemeyecek olması durumunda açılabilir. Bunun dışındaki hiçbir neden belirsiz alacak davasının açılmasına imkân tanımamaktadır (Simil, s. 86-87).</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinde talep sonucunu belirleyemeyen alacaklı bakımından bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacı, özel bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin gerekçesinde bu durum “… bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez...” şeklinde ifade edilmiştir. Kanun koyucunun alacaklının bu dava türünde hukuki korunma ihtiyacını “hukuki yarar” olarak değerlendirdiği hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Buna göre talep sonucunu belirleyemeyen kişinin ancak bu dava türünde korunma ihtiyacı, dolayısıyla hukuki yararından söz edilebilir.</p>

<p>Başka bir anlatımla, talep sonucunu belirleyebilen kişi böyle bir dava açamaz.</p>

<p>Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesinin birinci fıkrasında, davanın koşullarından biri olarak “hukuki ilişkiyi …belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir” denilmiştir. Doktrinde de Türk hukukunda mehaz İsviçre hukukundan farklı olarak, belirsiz alacak davası açan davacının hukuki ilişkiyi göstermesinin zorunlu kılınmasının, belirli alacaklar için de belirsiz alacak davasının açılmasının engellenmesi amacını taşıdığı ifade edilmektedir (Simil, s. 238-239). Davacının hukuki ilişkiyi ortaya koyması, belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığını belirler. Çünkü alacağın miktarı belirli ise veya belirlenebilir nitelikte ise davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.<br />
Eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ancak şüphe hâlinde eda davalarında da hukuki yararın olup olmadığı inceleme konusu yapılır (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, Medenî Usul Hukuku, 24. Baskı, Ankara 2013, s. 250). Belirtelim ki, 107 nci maddede belirsiz alacak davası açan alacaklının hukuki ilişkiyi belirtmek zorunda olmasının açıkça düzenlenmesi, bu davada davacının dava açtığı anda hukukî yararının bulunup bulunmadığının mahkemece özel olarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Belirsiz alacak davasında davacının, hukuki ilişkiyi belirtmesi, gerçekten dava açtığı anda alacağın miktarının belirli veya belirlenebilir olup olmadığının tespitini sağlamaktadır. Hâkim, talebin miktarının belirlenmesinin imkânsız veya davacıdan beklenemez olduğunu ancak davacının dava dilekçesinde ortaya koyacağı hukuki ilişkiye göre tespit edebilecektir. Bu nedenle, belirsiz alacak davası bir eda davası olmasına rağmen, bu davada hukuki yararın varlığı asıl olarak kabul edilemez. Mahkeme, özel olarak davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığını incelemek zorundadır. Bu nedenle belirsiz alacak davası için aranan “hukuki yarar”, eda davalarında aranan hukuki yarardan farklıdır.</p>

<p>Kuşkusuz alacaklının belirsiz alacak davası açmak için eda davalarında aranan genel hukuki yararının varlığı kabul edilebilir. Ancak belirsiz alacak davası için davacının eda davaları için gerekli hukuki yararından başka bu dava türüne özgü yukarıda açıklanan “özel hukuki yararı” da bulunmalıdır. Nitekim benzer durum tespit davaları için de söz konusu olup kanun koyucu genel hukuki yarar dışında, tespit davalarının özelliği gereği hukuki yararı (güncel hukuki yarar) özel olarak belirtmiştir (HMK.m.106/2). Bu da göstermektedir ki, kanun koyucu özel durumlar için hak aramak bakımından özel dava şartları ve bu çerçevede özel hukuki yararı aramaktadır. Keza kanun koyucunun bu şekilde özel hukuki yararın varlığını aradığı başkaca durumlar da vardır. Kanun koyucunun özel hukuki yararı aradığı bu durumları göz ardı edip, genel hukuki yararı esas alarak mahkemeye erişim hakkını belirlemek mümkün değildir, en azından kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır.</p>

<p>Mahkemeye yöneltilmiş bir talepte, hukuki yararın varlığından söz edilebilmesi için, iddia düzeyinde de olsa bir “sübjektif hakkın varlığı” yanında, buna ilişkin mahkemeye müracaatın hukuki himaye için “yeterli” ve başvurulan yolun “gerekli” olması gerekir. Belirsiz alacak davasının açıldığı durumda, bir hak mevcut olduğu gibi nihai tahlilde bir eda davası olması dolayısıyla cebri icraya elverişli bir hüküm ortaya çıkaracağı için başvurulan yolun yeterli olduğu söylenebilir. Ancak, belirsiz alacak davası açılmasının “gerekli” olarak değerlendirilebilmesi için davacının talep sonucunu sayısal olarak ifade edemiyor (veya etmesinin imkânsız) olması gerekir. Dava açtığı tarihte talep sonucunu belirleyebilen davacının, belirsiz alacak davası açması “gerekli” değildir ve bu nedenle, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yoktur.</p>

<p>Belirtilmelidir ki, salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının mevcut olduğunun kabulü de davanın niteliğine uygun düşmemektedir. Çünkü genel bir kabul ile eda davalarında hukuki yararın daima mevcut olduğu şeklinde bir sonuca varılamaz. Örneğin, elinde ilâm niteliğinde bir belge bulunan kimsenin, belgeye konu alacağı için bir eda davası açması hâlinde, bu davanın da yine hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir. Zira kişinin bu yola başvurması “gerekli” değildir. Görüldüğü üzere salt bir eda talebi de hukuki yararın mevcudiyeti için yeterli olmaz.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinde dava şartları belirtilmiş olup, bunların arasında “hukuki yarar” da sayılmıştır. Aynı Kanun’un 115 inci maddesine göre sonradan tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarının eksikliği hâlinde, davacıya herhangi bir süre verilmeden, davanın usulden reddine karar verilir. Hukuki yarar sonradan tamamlanabilen dava şartlarından değildir. Hukuki yarar eksikliğinin sonradan tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu Yargıtayın çok eski yıllara dayanan yerleşik bir uygulamasıdır (Y4HD, 11.10.2001, 5014/9347; YHGK, 31.03.2004, 411/477; Y4HD, 04.02.2002, 385/1835; Y1HD, 31.12.1979, 14213/15362; Y4HD, 01.12.1997, 6509/11434; Y13HD, 06.04.1981, 917/2464; YHGK, 11.03.1998, 176/217; Y13HD, 06.04.1981, 917/2464; YHGK, 02.04.2003, 7-256/269). Ayrıca belirtelim ki dava türü değiştirilerek de hukuki yarar şartı tamamlanamaz. Zaten kanunda da dava şartı noksanlığının tamamlanması bir genel ilke olmayıp “… dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise …” süre verilmesi öngörülmüştür ki, Yargıtay yerleşik uygulaması hukuki yararın bu kapsamda olmadığıdır.</p>

<p>Dava açmakta hukuki yararı olmayan bir kişi dava hakkına dayanarak dava açabilse de davada hukuki yararı yoksa, dava esastan incelenmeden reddedilir. Böylelikle hukuki yarar, haksız dava açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturmaktadır. Dava hakkının hiçbir ölçü ve sınırlama olmaksızın kullanılması kabul edilemez. Yargıtay da eskiden beri hukukî yararın dava şartı olduğunu kabul etmekte ve bir kişinin dava hakkına sahip olmasının dava açabilmesi için yeterli olmadığını, ayrıca o kişinin o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasının gerektiğini ifade etmektedir: “Bir kişinin dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Davanın dinlenebilmesi (esasına girebilmesi) için gerekli, şartlardan birisi ve en önemlisi, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. O kişinin dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararı yoksa, davanın bu yönden esasa girilmeden reddi gerekir. Çünkü hukuki yarar dava şartıdır ve mahkeme dava şartlarını kendiliğinden (re'sen) incelenmekle görevlidir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30.05.2001 tarihli ve 2001/443 Esas, 2001/458 Karar sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun aynı yöndeki diğer bir kararı için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2006 tarihli ve 2006/729 Esas, 2006/723 Karar sayılı kararı).</p>

<p>Bu açıklamalar karşısında emsal nitelik taşıyan kararların bir kısmında yer verilen “… Esasen eda davalarında hukuki yararın bulunduğu kural olarak kabul edilir…belirsiz alacak davasının da bir eda davası olduğu hususu gözetildiğinde bir alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararın bulunmadığının söylenmesi güçtür… Sonuç olarak, belirsiz alacak kapsamına girmediği değerlendirilen bir alacağın belirsiz alacak davasına konu edilmesinde hukuki yararın bulunmadığı yorumu -belirsiz alacak davasının da bir eda davası olduğu hususu dikkate alındığında- makul olarak öngörülebilecek bir yorum olarak değerlendirilmemiştir…” şeklindeki değerlendirmeye katılmak mümkün değildir. Çünkü belirsiz alacak davasına özgü özel hukuki yararı dikkate almadan, salt eda davası niteliğinden hareketle belirsiz alacak davası açan kişinin hukuki yararının bulunduğuna yönelik değerlendirme davanın niteliğine uygun düşmemektedir.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un 31 inci maddesine göre “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”. Somut olayda olduğu gibi, belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıkça belirtilen bir davada dava türü bakımından aydınlatılması gereken belirsiz yahut çelişkili bir durumdan söz edilemez. Bu sebeple sözü edilen hükmün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun’un “Dava dilekçesinin içeriği” kenar başlığını taşıyan 119 uncu maddesinde dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlar belirtilmiş; bazı unsurların eksikliği hâlinde davacıya eksikliği tamamlaması için süre verilmesi, verilen süre içinde eksiklik tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.<br />
Davacının talep sonucunda asgari bir miktar belirterek ve açıkça belirsiz alacak davası açtığını ifade ederek açtığı bir davada, dava türü bakımından dava dilekçesinde bir eksiklikten söz edilemez. Başka bir anlatımla, açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirten davacının dava dilekçesinde bu anlamda bir eksiklikten bahsedilemez. Yukarıda belirtildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesi, dava dilekçesindeki bazı eksikliklerin tamamlattırılması ile ilgili olup, dava türünün değiştirilmesine imkân veren bir düzenleme değildir. Belirtmek gerekir ki, eksikliğin tamamlattırılması ile yanlış açılan davanın doğru dava türüne dönüştürülmesi tamamen farklı hususlardır. Medeni yargılama sistemimizde yanlış açılan davanın hâkim tarafından doğru dava türüne dönüştürülmesine imkân veren bir düzenleme bulunmamaktadır. Öyle ki, ıslah ile dahi dava türü değiştirilemez (YHGK 02.03.2021 tarih ve 2017/9-432 Esas 2021/184 Karar). Hâkim yanlış olanı doğruya çevirtemez, taraf yerine irade oluşturamaz. Davadaki eksikliği diğer tarafın aleyhine olacak şekilde düzeltemez veya bu yolu açamaz.</p>

<p>Açıkça belirsiz alacak davası olarak açılan davada dava türü bakımından dava dilekçesinde bir eksiklikten söz edilemeyeceğinden bu durumda 6100 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesinin uygulanmasından da söz edilemez. Kanun’da öngörülen özel hukuki yarar şartı bulunmadığı hâlde belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın 115 inci madde gereğince usulden reddedilmesi gerekir. HGK’nın bazı kararlarında bu durumda 6100 sayılı Kanun’un dava dilekçesindeki eksikliklerin tamamlattırılmasıyla ilgili 119 uncu maddesi hükmünün uygulanması gereğinden söz etmesi, yukarıda açıklandığı üzere Kanun’un ne sözüne ne de sistemine uygun düşmektedir.</p>

<p>Özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, dava hakkının ortadan kaldırılması ve dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının ihlali anlamında yorumlanamaz. Çünkü hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilen dava, yukarıda belirtilen kanun düzenlemesi uyarınca açılmaması gereken bir davadır. Anayasanın 36 ncı maddesinde belirtildiği üzere “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”. Buna göre usulüne uygun açılan bir dava söz konusu olduğunda ancak mahkemeye erişim hakkından söz edilebilir.</p>

<p>Davanın hukuki yarar eksikliği nedeniyle usulden reddedilmesi hâlinde, mahkemeye erişim hakkı sınırlandırılmaktadır, ancak bu sınırlama, davalının adil yargılanma hakkının (silahların eşitliği ilkesi boyutuyla) korunmasına yönelik meşru bir amaç taşır ve ölçüsüz bir sınırlama da değildir. Zira usulden ret kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, ilgili eksiklik giderilerek söz konusu davanın, doğru bir şekilde yeniden açılması mümkündür.</p>

<p>Kanundaki özel hukuki yararı göz ardı ederek bir tarafın mahkemeye erişim hakkını korumak gerekçesiyle diğer taraf aleyhine sonuç doğuracak şekilde dengenin bozulması, silahların eşitliği, savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesine de yol açacaktır. Zira, belirsiz alacak davasında davacıya henüz somutlaştırıp tam belirtmediği bir alacağı için dava açma imkânı sağlanarak hak arama ve mahkemeye erişimde avantaj sağlanmıştır. Karşı taraf aslında dava açılırken tam olarak bilmediği bir talep için savunma yapmak durumunda bırakılmaktadır. İşte bu sebeple kanun koyucu davacıya tanınan bu avantaj ve imkânı, özel bir dava şartıyla çizmiş ve sınırlandırmıştır.</p>

<p>Hukuk sistemimiz, davanın usulden reddedilmesi nedeniyle alacağın zamanaşımına uğraması durumunda davacının mağduriyetini önleyecek bir hukuki çareye de yer vermiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun “Davanın reddinde ek süre” kenar başlığını taşıyan 158 inci maddesine göre “Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir”. Yargıtayın kapatılan 22. Hukuk Dairesi ve 9. Hukuk Dairesi belirsiz alacak davası olarak açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi hâlinde davacının Türk Borçlar Kanunu’nun 158 inci maddesinin öngördüğü imkândan yararlanabileceğine karar vermiştir (Y22HD, 29.11.2018, 15434/25756; Y22HD, 24.10.2019, 7815/19996; Y22HD, 21.01.2020, 2016/27790-2020/825; Y9HD, 28.06.2021, 6019/10945). Yargıtayın bu uygulaması doktrinde de kabul görmüş ve belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi hâlinde alacaklının TBK m. 158’deki ek süre içinde usulüne uygun şekilde alacağın tamamı için tam eda davası açabileceği ifade edilmiştir (Simil, Cemil, Yargıtay Kararları Işığında Belirsiz Alacak Davası ve Kısmî Dava ile İlgili Sorunlar, Medenî Usûl ve İcra İflâs Hukukunun Güncel Sorunları II, Lexpera Semineri, ... 2020, s. 111-112). Bu nedenle, belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinin, davacının mahkemeye erişim hakkını engellediğini kabul etmek mümkün değildir. Davacının, belirli veya belirlenebilir alacağının tamamı için usulüne uygun şekilde tam eda davası açmasına usuli açıdan bir engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Davanın açıldığı anda bulunması gereken ve tamamlanması mümkün olmayan dava şartlarından olan hukuki yararın bulunmadığı anlaşıldığında davanın usulden reddedilmesi, daha sonra usulüne uygun şekilde açılacak yeni bir davada düzeltilebilir bir yanlışlığa da işaret eder. Davacı daha sonra usulüne uygun dava açarak yanlışını düzeltmiş olacaktır.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine kaynaklık teşkil eden İsviçre Medeni Usul Kanunu’nun 85 inci maddesi açısından, Zürih Kantonu Yüksek Mahkemesi, şartları olmadığı hâlde açılan belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiş; buradaki hatanın, dilekçedeki basit bir şekli eksiklik olarak değerlendirilerek İsviçre Medeni Usul Kanunu’nun 132 nci maddesinin uygulanamayacağını ifade etmiş, keza hâkimin davayı aydınlatma ödevinin de (İsviçre MUK m. 56) uygulama alanı bulamayacağını belirtmiştir (Obergericht des Kantons Zürich, 20.10.2015, LB150038). Söz konusu kararda, dava şartı eksikliğinin bulunduğu davaların, bu nedenle reddedilmesinin usûl ekonomisine aykırı olduğu gerekçesiyle AİHS m. 6 ve Federal Anayasa’nın 29 uncu maddesine dayanılamayacağı ifade edilmiştir. Keza İsviçre Federal Mahkemesi de 2020 yılında verdiği bir kararında, şartları olmadığı hâlde açılan belirsiz alacak davasında, hâkimin davayı aydınlatma ödevine dayalı olarak tarafın talebini düzeltmesine imkân veremeyeceğini, bunun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş, ayrıca taraf adına doğru bir hukuki himaye talebi formüle etmenin, mahkemenin görevi olmadığını ifade etmiştir (İsviçre Federal Mahkemesi, 15.06.2020, 4A_502/2019).</p>

<p>Sonuç olarak, yukarıda izah olunan gerekçelerle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin “ ... davacı taraf, dava dilekçesinde, işsizlik sigortası nedeniyle ödenmesi gereken sigorta tazminatını talep etmiştir. Davacının elindeki belgelerle işsiz kaldığı sürenin ve tazminatın belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda uyuşmazlık belirlenebilir nitelikte bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, ...” şeklindeki bozması usul ve yasaya uygun olup direnme kararı hatalı olduğundan, usul ve yasaya uygun olmayan direnme kararının bozulması gerekir düşüncesiyle aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="86240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM</strong></p>

<p></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>16 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, Türk medeni usul hukukunun 2011'den bu yana en çok tartışılan kurumlarından birini — 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını — yürürlükten kaldırdı. Değişikliğin en geniş etki alanı, kurumun en yoğun kullanıcısı olan tazminat yargılamasıdır: araç değer kaybı, sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve destekten yoksun kalma tazminatı gibi, miktarı ancak yargılama içinde alınacak bilirkişi raporuyla belirlenebilen sigorta ve trafik uyuşmazlıklarının tamamına yakını, on beş yıldır belirsiz alacak davası kalıbıyla açılmaktaydı.</p>

<p>Bu çalışmada; kaldırılan kurumun tazminat pratiğindeki işlevi, yerine ikame edilen güçlendirilmiş kısmi dava modeli (HMK m. 109/4), geçiş hükümlerinin derdest dosyalara etkisi ve aynı Kanunla TBK m. 55'e eklenen faiz ile oransal mahsup kuralları; yürürlüğün ilk ayında dava pratiğinin içinden gözlemlerle değerlendirilecektir. Belirtmek gerekir ki değişikliğe ilişkin istinaf ve Yargıtay uygulaması henüz oluşmamıştır; bu yazı, kaçınılmaz olarak bir "ilk dönem" okumasıdır.</p>

<p><strong>II. KALDIRILAN KURUM: BELİRSİZ ALACAK DAVASININ TAZMİNAT PRATİĞİNDEKİ İŞLEVİ</strong></p>

<p>Belirsiz alacak davasının varlık sebebi, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirlemenin davacıdan beklenemediği veya bunun imkânsız olduğu hâllerdi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; kurumun en önemli işlevlerini, davacıyı yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğraması risklerinden koruması olarak özetlemiş; alacağın belirli mi belirsiz mi olduğunun kategorik değil, her somut olayın özelliğine göre değerlendirileceğini vurgulamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" rel="dofollow">(HGK, 2021/916 E., 2023/108 K., 22.02.2023)</a>. Öte yandan bir davada bilirkişi incelemesine gidilecek olması, tek başına belirsiz alacak davası açılabilmesi için yeterli görülmemiş; davacı dava açarken alacağını belirleyebiliyorsa belirsiz alacak davasının dinlenemeyeceği kabul edilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171099-e-2019460-k-sayili-karari" rel="dofollow">(HGK, 2017/17-1099 E., 2019/460 K., 16.04.2019).</a></p>

<p>Bu içtihadi çerçevenin pratikteki maliyeti küçümsenmeyecek boyuttaydı: "alacak belirli miydi?" tartışması, yıllarca dava şartı (hukuki yarar) düzleminde usulden ret kararlarına, daireler arasında ölçüt farklarına ve davacılar bakımından öngörülemezliğe yol açtı. Tazminat davaları bu tartışmanın görece dışında kalmıştı; zira kusur oranına, aktüeryal hesaba ve rayiç tespitine bağlı bir alacağın dava anında belirlenmesi beklenebilir değildi. Yine de kurumun kaldırılmasının sessiz bir kazancı şimdiden not edilmelidir: yeni rejimde davacı "belirsizlik" nitelendirmesini savunmak zorunda olmadığından, bu dava şartı tartışması yeni açılan davalar bakımından büyük ölçüde tarihe karışmıştır.</p>

<p><strong>III. YENİ REJİM: GÜÇLENDİRİLMİŞ KISMİ DAVA (HMK m. 109/4)</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra şöyledir: "Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."</p>

<p>Düzenleme, belirsiz alacak davasının sağladığı iki temel korumayı kısmi dava çatısı altına taşımaktadır. Birincisi usul ekonomisidir: talep artırımı için ıslaha gerek yoktur; artırım iddianın genişletilmesi yasağının dışına çıkarılmıştır. İkincisi zamanaşımı korumasıdır: artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayıldığından, kısmi davanın klasik zaafı olan "artırılan kısım zamanaşımına uğradı" def'i, yeni davalar bakımından dayanaksız kalmaktadır. Bu iki özellik birlikte değerlendirildiğinde m. 109/4, belirsiz alacak davasının işlevsel mirasçısıdır; kaybolan şey koruma değil, kurumun adı ve dava şartı tartışmasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte yeni modelin iki kritik sınırı vardır. Artırım hakkı bir defaya mahsustur ve tahkikat sona erene kadar kullanılabilir. Bu sınırlar, tazminat pratiğinde artırım zamanlamasını stratejik bir karar hâline getirmektedir: bilirkişi kök raporuyla yetinip erken artırım yapan taraf, rapora itirazlar üzerine alınacak ek rapor veya yeni heyet raporu alacağı daha yüksek belirlediğinde ikinci bir artırım imkânı bulamayacaktır. Doğru uygulama, artırımın kural olarak hesap tartışması kapandıktan — kesin rapor yahut ek rapor aşaması tamamlandıktan — sonra, tahkikat bitmeden kullanılmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. GEÇİŞ HÜKÜMLERİ: DERDEST DOSYALAR VE ESKİ KAZALAR</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un geçiş hükmü (Geçici Madde 1/10) uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Buna göre 16 Temmuz 2026'dan önce belirsiz alacak davası olarak açılmış sigorta ve tazminat dosyaları, talep artırımı ve faiz rejimi dâhil eski usulle yürüyecek; değişiklik yalnızca bu tarihten sonra açılan davaları etkileyecektir. Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta, iki rejimin uzun bir süre yan yana yaşayacağıdır: aynı avukatın portföyünde bugün hem m. 107 usulüne tabi derdest dosyalar hem de m. 109/4'e göre açılmış yeni dosyalar bulunmaktadır ve iki gruptaki artırım mekanikleri birbirinden farklıdır.</p>

<p><strong>V. AYNI KANUNUN GÖZDEN KAÇAN AYAĞI: TBK m. 55'TE FAİZ VE ORANSAL MAHSUP</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen fıkralar, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarının hesap ve faiz rejimini doğrudan etkilemektedir. İlk kural faizi ikiye bölmektedir: tazminatın, zarar görenin kazancının bilindiği döneme ilişkin kısmına olay tarihinden; kazancın bilinemediği (varsayımsal) döneme ilişkin kısmına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir. İkinci kural, tahkikat başlayana kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin — uygulamada tipik olarak sigorta şirketinin kısmi ödemelerinin — ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.</p>

<p>Oransal mahsup kuralı, sigortacının erken tarihli kısmi ödemesinin yıllar sonra hesaplanan güncel tazminattan nominal (TL-TL) düşülmesinin yarattığı adaletsizliğe yasal bir formül getirmesi bakımından isabetlidir; aynı yönde gelişen içtihadi arayışları kanunlaştırmıştır. Buna karşılık faizin ikiye bölünmesi, zarar görenin aktüeryal hesabın ağırlıklı bölümünü oluşturan gelecek dönem zararında faiz başlangıcını karar tarihine ötelediğinden, uzun süren yargılamalarda mağdur aleyhine ciddi bir faiz kaybı doğurmaya elverişlidir; hükmün uygulama alanı ve "kazancın bilinebildiği dönem" ayrımının nasıl çizileceği, ilk içtihatların en çok tartışacağı sorun olacaktır. Önemle not edilmelidir ki geçiş hükmü uyarınca bu yeni kurallar yalnızca 16 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen zarar doğurucu olaylara uygulanır; bu tarihten önceki kazalarda eski rejim geçerlidir.</p>

<p><strong>VI. SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI PRATİĞİ İÇİN İLK DÖNEM GÖZLEMLERİ</strong></p>

<p>Yürürlüğün ilk ayına ilişkin uygulama gözlemlerimiz üç noktada toplanabilir. Birincisi ve en acili, dilekçe şablonlarının güncellenmesi zorunluluğudur: mülga m. 107'ye dayanılarak "belirsiz alacak davası" olarak açılan yeni bir dava, yürürlükte olmayan bir usul hükmüne dayanacaktır. Büromuz pratiğinde dahi değişikliğin hemen ertesinde hazırlanan taslaklarda eski kalıbın sehven kullanıldığı ve son okumada yakalandığı vakidir; meslektaşların özellikle hazır şablonlarla çalışırken usul dayanağını m. 109'a uyarlamaları gerekir. Doğru kalıp; alacağın küçük bir kısmının fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava olarak talep edilmesi, bilirkişi raporuyla miktar belirlendikten sonra m. 109/4'teki tek seferlik artırım hakkının kullanılmasıdır.</p>

<p>İkincisi harç ve masraf planlamasıdır: peşin nispi harç dava edilen kısım üzerinden alınmakta, artırımda tamamlama harcı ödenmektedir; bu yönüyle maliyet dengesi belirsiz alacak dönemindekine yakındır. Üçüncüsü, Sigorta Tahkim Komisyonu yargılamasına yansımadır: tahkimde talep artırımı zaten kısmi talep mantığıyla yürüdüğünden kopuş sert olmayacaktır; ancak 5684 sayılı Kanun m. 30 çerçevesindeki tahkim pratiğinde m. 109/4'ün kıyasen uygulanma biçimi ve artırım dilekçelerine bağlanacak sonuçlar, hakem heyetleri içtihadıyla netleşecektir. Bedesten ve emsal karar sistemlerinde 7589 sonrası usule ilişkin yayımlanmış istinaf/temyiz kararı bu yazının kaleme alındığı tarihte henüz bulunmamaktadır; ilk bozma ve kaldırma kararlarının, erken/eksik artırım ile derdest dosyalarda rejim karıştırılması sorunlarından çıkması kuvvetle muhtemeldir.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ</strong></p>

<p>Belirsiz alacak davasının kaldırılması, ilk bakışta tazminat davacısı aleyhine bir daralma gibi görünse de; m. 109/4'ün getirdiği ıslahsız ve zamanaşımı korumalı tek seferlik artırım mekanizması, kurumun tazminat pratiğindeki işlevini büyük ölçüde ikame etmekte, üstelik "alacak belirli miydi?" eksenindeki dava şartı tartışmasını da sonlandırmaktadır. Asıl dikkat edilmesi gereken iki alan; artırım hakkının tek seferlik yapısının gerektirdiği zamanlama disiplini ile TBK m. 55'in yeni faiz ve oransal mahsup kurallarının 16 Temmuz 2026 sonrası olaylarda hesap pratiğine etkisidir. İki rejimin yan yana yaşayacağı geçiş döneminde, dosyanın hangi rejime tabi olduğunun her işlemde ayrıca doğrulanması, meslek pratiğinin yeni bir refleksi hâline gelmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 7589 sayılı Kanun m. 18, 20 ve Geçici Madde 1/10 (RG: Temmuz 2026); 6100 sayılı HMK m. 107 (mülga), m. 109; 6098 sayılı TBK m. 55; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021916-e-2023108-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/916, K. 2023/108, T. 22.02.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171099-e-2019460-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/17-1099, K. 2019/460, T. 16.04.2019.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belirsiz-alacak-davasi-kaldirildi-sigorta-ve-trafik-tazminati-uyusmazliklarinda-yeni-donem-1</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/arac-anahtar-ter.jpg" type="image/jpeg" length="64438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik, 15 Ağustos 2026 Tarihli ve 33341 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MOTORLU KARA TAŞITLARININ KİRALANMASI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, motorlu kara taşıtlarının kiralanması faaliyetlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerini, yetki belgesinin verilmesi, tadili ve iptali ile Bilgi Sisteminin kurulması ve işletilmesine ilişkin usul ve esasları, motorlu kara taşıtlarının kiralanmasında işletme ve kiracının hak ve yükümlülüklerini, elektronik ortamda yapılan ön ödemeli rezervasyon ve kiralamaları, ilan platformları ve aracı platformların haksız ticari uygulama ve sorumluluklarını, motorlu kara taşıtı kiralama ilanlarına ilişkin ilke, kural ve yükümlülükler ile motorlu kara taşıtı kiralamalarına ilişkin Bakanlık, yetkili idare ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarını kapsar.</p>

<p>(2) Uzun süreli kiralamalar, kiracısı tüketici niteliğini haiz olmayan kısa süreli kiralamalar, paylaşımlı kiralamalar ve kamp taşıtı kiralamaları bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 14/1/2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ç) bentleri, 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrası ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 446 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;</p>

<p>a) Aracı platform: Başkalarına ait motorlu kara taşıtlarının kiralanmasına yönelik ilanların yayımlanmasına elektronik ortam sağlayan ve bu ortam üzerinden rezervasyon veya ödeme yapılmasına ya da kira sözleşmesi kurulmasına imkân sağlayan aracı hizmet sağlayıcıyı,</p>

<p>b) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>c) Bilgi Sistemi: Motorlu Kara Taşıtı Kiralama Bilgi Sistemini,</p>

<p>ç) Depozito: Kira bedelinin ödenmesini ve kiracının sözleşmeden doğan diğer mali yükümlülüklerini yerine getirmesini garanti altına alan, işletme veya aracı platform tarafından kredi kartı, banka kartı ya da ön ödemeli kart üzerinden ön provizyon veya blokaj şeklinde alınan ya da Bakanlıkça belirlenen diğer yöntemlerle tahsil edilen bedeli,</p>

<p>d) ESBİS: Esnaf ve Sanatkâr Bilgi Sistemini,</p>

<p>e) İl müdürlüğü: Ticaret il müdürlüğünü,</p>

<p>f) İlan platformu: Başkalarına ait motorlu kara taşıtlarının kiralanmasına yönelik ilanların yayımlanmasına elektronik ortam sağlayan aracı hizmet sağlayıcıyı,</p>

<p>g) İşletme: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal eden esnaf ve sanatkâr işletmesi, ticari işletme ve ticaret şirketleri ile bunların şubelerini,</p>

<p>ğ) Kısa süreli kiralama: Aynı kiracıya tek seferde veya kesinti bulunmayan dönemler halinde en fazla yirmi dokuz gün süreyle verilen motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>h) Kira sözleşmesi: İşletmenin tasarruf yetkisini haiz olduğu motorlu kara taşıtını, belirli bir süre ve bedel karşılığında kiracının kullanımına bırakmayı, kiracının da taşıtı sözleşme şartlarına uygun şekilde kullanmayı ve kira bedeli ödemeyi taahhüt ettiği, işletme ve kiracının hak ve yükümlülüklerini belirleyen sözleşmeyi,</p>

<p>ı) Kiracı: Kira sözleşmesine taraf olan tüketiciyi,</p>

<p>i) Klasik motorlu kara taşıtı: Model yılına göre otuz yaşın üzerinde olan, üretildiği dönemin tasarım ve teknoloji anlayışını yansıtmasına bağlı olarak tarihi, estetik ve koleksiyon değeri bulunan, orijinal parçalarını büyük ölçüde koruyan veya aslına uygun olarak restore edilen ve halihazırda seri üretimi yapılmayan motorlu kara taşıtını,</p>

<p>j) MERSİS: Merkezi Sicil Kayıt Sistemini,</p>

<p>k) Meslek odası: İlgili esnaf ve sanatkârlar odası ile ticaret ve sanayi odasını, ticaret ve sanayi odalarının ayrı kurulduğu yerlerde ticaret odasını,</p>

<p>l) Mesleki yeterlilik belgesi: Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından onaylanarak bireyin bilgi, beceri ve yetkinliğini ifade eden motorlu kara taşıtı kiralama danışmanı (Seviye 4) ulusal yeterliliğine dayalı belgeyi,</p>

<p>m) Motorlu kara taşıtı: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan ve tescil belgesinde sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıtları,</p>

<p>n) Motorlu kara taşıtı kiralama danışmanı: İşletmeye sözleşmeyle bağlı kiralama personelini,</p>

<p>o) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyeti: İşletmenin tasarruf yetkisini haiz olduğu motorlu kara taşıtını, belirli bir bedel karşılığında süreli olarak kiracının kullanımına bırakmasına ilişkin faaliyetler bütününü,</p>

<p>ö) Motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusu: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal eden gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerini, ticaret şirketleri ve diğer tüzel kişi tacirler ile şubelerde ise bu faaliyetleri yürüten yetkili temsilcileri,</p>

<p>p) Paylaşımlı kiralama: Fiziki olarak karşı karşıya gelinmeksizin internet sitesi, mobil site veya mobil uygulama üzerinden üyelik sözleşmesi kapsamında başlatılan ve sonlandırılan, genellikle bireysel kullanıma yönelik olarak dakikalık veya saatlik verilen ve kiralamaya konu taşıtın sabit teslim noktalarına bağlı kalınmaksızın ortak bir taşıt havuzundan serbestçe teslim alınabildiği ve iade edilebildiği motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>r) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>s) Uzun süreli kiralama: Aynı kiracıya tek seferde veya kesinti bulunmayan dönemler halinde otuz gün veya daha uzun süreyle verilen motorlu kara taşıtı kiralama hizmetini,</p>

<p>ş) Yetki belgesi: Motorlu kara taşıtı kiralamasıyla iştigal edilebilmesi için Bakanlık tarafından işletme adına düzenlenen belgeyi,</p>

<p>t) Yetkili idare: İş yeri açma ve çalışma ruhsatını vermeye yetkili belediye veya il özel idareleri ile diğer idareleri,</p>

<p>u) Yetkili satıcı: Üretici veya distribütör ile aralarında kurulan sözleşme kapsamında tescilsiz motorlu kara taşıtı perakende ticaretiyle iştigal eden gerçek veya tüzel kişiyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yetki Belgesine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Yetki belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Yetki belgesi olmadan ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunulamaz. Aksi Bakanlıkça tespit edilmedikçe her bir motorlu kara taşıtı kiralama işlemi ticari faaliyet kabul edilir.</p>

<p>(2) Yetki belgesi, işletmenin bulunduğu yerdeki il müdürlüğü tarafından Bilgi Sistemi üzerinden verilir, tadil ve iptal edilir.</p>

<p>(3) Yetki belgesinde işletmenin MERSİS numarası ve MERSİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile ticaret ünvanına veya ESBİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile işletme sahibinin adı, soyadı ve T.C. kimlik numarasına veya yabancı kimlik numarasına yer verilir.</p>

<p>(4) Yetki belgesi, her bir işletme için ayrı ayrı düzenlenir ve devredilemez.</p>

<p><strong>Yetki belgesi verilmesinde aranan şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) İşletmeye yetki belgesi verilebilmesi için;</p>

<p>a) Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olunması,</p>

<p>b) Meslek odasına kayıtlı olunması,</p>

<p>c) Meslek odası ve vergi kayıtlarındaki faaliyet konuları arasında motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinin bulunması,</p>

<p>ç) İş yerinin yetkili satıcılık, sigortacılık, yol yardım ve çekici hizmetleri ile lastik ve aksesuar satışı gibi faaliyetler dışında mesleki ya da ticari faaliyet veya ikamet amacıyla kullanılmaması,</p>

<p>d) Yetki belgesi başvurusunda bulunan motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusunun;</p>

<p>1) On sekiz yaşını doldurmuş olması,</p>

<p>2) En az ilköğretim mezunu olması,</p>

<p>3) İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre itibarının yerine gelmiş olması,</p>

<p>4) Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, işkence, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, insan ticareti, kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, fuhuş, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması,</p>

<p>5) Mesleki yeterlilik belgesine sahip olması,</p>

<p>e) İşletmenin kiralamaya konu taşıtlarının;</p>

<p>1) Bilgi Sistemine kaydedilmiş olması,</p>

<p>2) Büyükşehir belediyesi olan illerin nüfusu otuz bini geçen ilçelerinde faaliyet gösterilmesi halinde, birinin Türkiye’de üretilmesi koşuluyla asgari iki adet hibrit veya yalnızca elektrik motorlu olmak üzere, en az beşi işletme adına tescilli ve kalanı kiralama yoluyla temin edilebilen asgari on adet; nüfusu otuz bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösterilmesi halinde ise en az ikisi işletme adına tescilli olmak üzere kalanı kiralama yoluyla temin edilebilen asgari beş adet olması,</p>

<p>3) Klasik olanlar hariç olmak üzere, model yılına göre altı yaşın üzerinde olmaması ve elektrik motorlu taşıtlarda üç yüz bin, diğer taşıtlarda ise yüz seksen bin kilometreyi aşmamış olması,</p>

<p>4) Ağır hasar kayıtlı olmaması, muayene geçerlilik süresinin dolmamış olması ve zorunlu mali sorumluluk sigortasının bulunması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Şube adına yapılan yetki belgesi başvurusunda;</p>

<p>a) Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen vergi kaydına ilişkin şartların merkez tarafından sağlanması durumunda şube tarafından da sağlandığı kabul edilir.</p>

<p>b) Şube adına yetki belgesi düzenlenebilmesi için, birinci fıkranın (e) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen asgari taşıt sayısı şartlarının merkez tarafından her bir şube için ayrıca sağlanması gerekir.</p>

<p>(3) Bakanlık, yetki belgesi verilmesi için mesleki eğitim şartı getirmeye ve bu eğitime ilişkin usul ve esasları ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(4) Bakanlık, büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösteren işletmeler için asgari hibrit ve elektrik motorlu taşıt sayılarını illerin nüfus ve ticari potansiyelleri ile tüketici taleplerini dikkate alarak belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(5) Birinci fıkranın (e) bendinin (2) numaralı alt bendinin uygulanmasında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan bir önceki takvim yılının son gününe ait nüfus verileri dikkate alınır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yetki belgesi başvurusu, yetki belgesi verilmesinde aranan şartların taşındığını gösteren belgelerle birlikte Bilgi Sistemi üzerinden yapılır.</p>

<p>(2) İlgili kurum ve kuruluşların elektronik bilgi sistemlerinden sağlanabilen belgeler, bu sistemlerden temin edilir ve işletme adına elektronik ortamda oluşturulan dosyada diğer başvuru evrakı ile birlikte saklanır.</p>

<p>(3) Yetki belgesi verilmesinde aranan şartları taşıdığı tespit edilen işletme adına, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde yetki belgesi düzenlenir.</p>

<p>(4) Yetki belgesi başvurusunun reddedilmesi durumunda, Bilgi Sisteminde ret gerekçelerine yer verilir ve başvuru sahibinin bu gerekçelere erişimine imkân sağlanır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin tadili</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yetki belgesi, 5 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bilgilerden herhangi birinde değişiklik olması durumunda, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde işletme tarafından Bilgi Sistemi üzerinden yapılan başvuru üzerine tadil edilir.</p>

<p>(2) Tadil başvurusu, başvuru tarihinden itibaren on gün içinde sonuçlandırılır. Başvuru sonucuna Bilgi Sisteminde yer verilir ve başvuru sahibinin bu sonuca erişimine imkân sağlanır.</p>

<p><strong>Yetki belgesinin iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yetki belgesi;</p>

<p>a) 6 ncı maddede belirtilen şartlardan herhangi birini kaybeden işletmenin, Bilgi Sistemi üzerinden başvuruda bulunması veya bu şartlardan herhangi birinin kaybedildiğinin Bakanlıkça tespit edilmesi ve on günden az olmayacak şekilde verilen süre içinde şartların yeniden sağlanamaması durumlarında,</p>

<p>b) 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içinde tadil başvurusunda bulunulmaması nedeniyle Bilgi Sistemi üzerinden veya yazılı olarak Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen on gün içinde tadil başvurusunda bulunulmaması durumunda,</p>

<p>c) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket eden işletmeye Bilgi Sistemi üzerinden veya yazılı olarak Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen, on günden az olmayacak şekilde verilen süre içinde aykırılığın ortadan kaldırılmaması veya aynı takvim yılı içinde aykırılığın tekrarlanması durumlarında,</p>

<p>iptal edilir.</p>

<p>(2) Yetki belgesinin iptal edilmesi durumunda, Bilgi Sisteminde iptal gerekçelerine yer verilir ve başvuru sahibinin bu gerekçelere erişmesine imkân sağlanır.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendi gereğince yetki belgesi iptal edilen işletmeye ve işletme sahibi ile işletmeyi temsile yetkili kişilerin sahibi veya temsile yetkili olduğu diğer işletmelere iptal tarihinden itibaren bir yıl süreyle yetki belgesi verilmez.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Kiralama Faaliyetlerine İlişkin Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Kira sözleşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralamasında işletme ile kiracı arasında yazılı olarak veya elektronik ortamda kira sözleşmesi yapılır ve sözleşmenin bir nüshası taşıt tesliminden önce işletme tarafından kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(2) Kira sözleşmesinin kurulmasından önce işletme tarafından kiracıya yazılı olarak veya elektronik ortamda ön bilgilendirmede bulunulur. Ön bilgilendirmede asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletme, kiracı ve bildirilmesi durumunda ek sürücünün tanıtıcı bilgileri ile iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Hizmetin ve kiralamaya konu taşıtın temel nitelikleri.</p>

<p>c) Her bir hizmetin bedeli ile toplam kira bedeli.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracının kiralamaya ilişkin hak ve yükümlülükleri.</p>

<p>d) Kiralamanın başlangıç ve bitiş tarihleri ile taşıtın teslim tarihi, saati ve yeri.</p>

<p>e) Kira sözleşmesinin fesih koşulları.</p>

<p>(3) Kira sözleşmesi, sözleşmenin taraflarca imzalanması veya işletmenin sözleşme teklif ve şartlarını kiracının elektronik ortamda kabulü ile kurulur. Kira sözleşmesinde asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletmenin yetki belgesi, MERSİS ve vergi kimlik numaraları, MERSİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile ticaret ünvanı veya ESBİS’e kayıtlı işletme adı ve adresi ile adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası ya da yabancı kimlik numarası ile vergi kimlik numarası.</p>

<p>b) Kiracının gerçek kişi olması durumunda adı, soyadı, T.C. kimlik numarası ve sürücü belgesi bilgileri veya yabancı ise pasaport ülke ismi ve pasaport numarası veya yabancı kimlik numarası ile adres ve diğer iletişim bilgileri; tüzel kişi olması durumunda ünvan ve vergi numarası ile adres ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>c) Kiralanan taşıtı kullanacak ek sürücü veya sürücülerin ad ve soyadları, T.C. kimlik veya yabancı ise pasaport ülke ismi ve pasaport numaraları veya yabancı kimlik numaraları, sürücü belgesi bilgileri ile adres ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>ç) Kiralanan taşıtın markası, cinsi, tipi, model yılı, vites türü ve kilometresi ile enerji türü ve seviyesi.</p>

<p>d) Kiralama hizmeti, navigasyon, çocuk bağlama sistemi, ek sürücü, hızlı geçiş, kasko sigortası teminat kapsamı, teminat dışı haller, muafiyet durumları, ferdi kaza sigortası, asistans hizmetleri gibi bedelli ve bedelsiz verilen hizmetlere ilişkin açıklamalar ile her bir hizmetin bedeli ve toplam kira bedeli.</p>

<p>e) Depozito tutarı ve depozitonun hangi durumlarda kullanılacağına, iadesine ve iade süresine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>f) Yol yardımı, geç teslimat, kilometre aşımı, otoyol ve köprü geçiş ücretleri ve trafik cezaları ile enerji tamamlama giderlerine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>g) Kiracının veya ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumluluklarının kasko sigortası teminatıyla güvence altına alınması durumunda, kiralamaya konu taşıtın kasko poliçesinde yer alan muafiyet bedeli ve bu bedeli aşan tutarın hangi durumlarda kiracıdan talep ve tahsil edileceğine ilişkin açıklamalar.</p>

<p>ğ) Kira süresi içinde taşıtta oluşan hasar ve arızadan kiracının sorumlu olduğu durumlar.</p>

<p>h) Sözleşmenin işletme ve kiracı tarafından tek taraflı feshedilebileceği durumlar.</p>

<p>(4) Kira sözleşmesinin aracı platform üzerinden kurulması durumunda, ön bilgilendirmede bulunulması ve sözleşmenin gönderilmesinden işletme ve aracı platform müştereken sorumludur. Aracı platformun sorumluluğu, işletme tarafından kendisine iletilen bilgi ve belgelerin kiracıya tam ve doğru olarak aktarılmasıyla sınırlıdır.</p>

<p>(5) İşletme, yazılı veya elektronik ortamda kira sözleşmesinin kurulmasından önce kiracıya ve kiralama şartlarına ilişkin kontrollerini yapmakla yükümlüdür. Sözleşmenin kurulmasından sonra haklı bir sebep olmaksızın işletme tarafından kiralamadan vazgeçilemez.</p>

<p>(6) Yazılı olarak veya elektronik ortamda uzatma onayı alınmasına rağmen geçerli sözleşmenin hüküm ve şartlarının değiştirildiği yeni bir sözleşme yapılmaması durumunda, kira süresinin aynı hüküm ve şartlarla uzadığı kabul edilir.</p>

<p><strong>Elektronik ortamda yapılan ön ödemeli rezervasyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Ön ödemeli rezervasyonlarda işletme tarafından kiracının onayı alınmak suretiyle rezervasyon formu düzenlenir. Rezervasyon formunun bir nüshası, onayın alındığı ve ön ödemenin yapıldığı tarihte işletme tarafından elektronik ortamda kiracıya iletilir. Kira sözleşmesinin aracı platform üzerinden kurulması durumunda, formun düzenlenmesi ve kiracıya iletilmesinden işletme ve aracı platform müştereken sorumludur. Aracı platformun sorumluluğu, işletme tarafından kendisine iletilen bilgi ve belgelerin kiracıya tam ve doğru olarak aktarılmasıyla sınırlıdır.</p>

<p>(2) Rezervasyon formunda asgari olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:</p>

<p>a) İşletme, kiracı ve bildirilmesi durumunda ek sürücünün tanıtıcı bilgileri ile iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Hizmetin ve kiralamaya konu taşıtın temel nitelikleri.</p>

<p>c) Ayrı ayrı hizmet bedelleri ve toplam kira bedeli ile ön ödeme tutarı.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracının kiralamaya ilişkin hak ve yükümlülükleri.</p>

<p>d) Kiralamanın başlangıç ve bitiş tarihleri ile taşıtın teslim tarihi, saati ve yeri.</p>

<p>e) Rezervasyon değişikliği ve iptaline ilişkin açıklamalar.</p>

<p>(3) İşletme, rezervasyonun kiracı tarafından onaylanmasından hemen önce, rezervasyon onayının ön ödeme yükümlülüğü anlamına geldiği hususunda kiracıyı açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu bilgilendirmenin yapılmaması durumunda, kiracı rezervasyonla bağlı ve ön ödeme yapmakla yükümlü değildir.</p>

<p>(4) Rezervasyon formunun düzenlenmiş olması, kira sözleşmesinin kurulması ve taraflara verdiği yükümlülüklerin yerine getirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(5) Rezervasyon formunda belirtilen kiralamaya ilişkin hususların, formun kiracı tarafından onaylanmasından sonra işletme veya aracı platform tarafından tek taraflı değiştirilmemesi esastır. Ancak, haklı bir sebep bulunması ve kiracının gecikmeksizin bilgilendirilmesi koşuluyla, kiralamaya ilişkin hususlarda tek taraflı değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(6) Ön ödemeli rezervasyonlarda taşıt, rezervasyon formunda belirtilen tarih, saat ve yerde kiracıya teslim edilir. İşletme tarafından haklı bir sebep gösterilmeden bu yükümlülüğün yerine getirilmesinden kaçınılamaz ve rezervasyon iptal edilemez.</p>

<p>(7) Ön ödemeli rezervasyonlarda kiralama tarihi, saati ve yeri ile kiralamaya konu taşıtın segmenti, rezervasyonun yapıldığı tarihte kiracı tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden değiştirilebilir veya rezervasyon iptal edilebilir. Rezervasyonun bu fıkra kapsamında iptal edilmesi durumunda;</p>

<p>a) Kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez. Bu hüküm, teslim saatinden önceki yirmi dört saat içinde iptal edilen rezervasyonlar hakkında uygulanmaz. Bu durumda, rezervasyon formunda belirtilmiş olması koşuluyla, kiracıdan en fazla bir günlük kira bedeli tutarında iptal bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>b) Kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, iptal tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(8) Rezervasyon formunda belirtilen tarih ve saatte taşıtın kiracı tarafından mazeret belirtilmeksizin teslim alınmaması durumunda kiralamaya konu taşıt, bir ila altı günlük kiralamalarda en az on iki saat, yedi gün ve üzeri kiralamalarda en az bir gün süreyle başka bir kiracıya kiraya verilemez. Bu sürelere uyulmadan taşıtın başka bir kiracıya kiraya verilmesi durumunda, kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun kesintisiz iadesine ilişkin iş ve işlemler, taşıtın yeniden kiraya verildiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(9) Sekizinci fıkrada belirtilen bekleme sürelerinin sonuna kadar mazeret belirtilmeksizin taşıtın teslim alınmaması durumunda işletme tarafından, ön ödeme tutarından kira sözleşmesinde belirtilen tutar veya oranda kesinti yapılarak rezervasyon iptal edilebilir. Bu durumda kesinti tutarı, bir ila altı günlük kiralamalarda bir günlük, yedi gün ve üzeri kiralamalarda üç günlük kira bedelinden fazla olamaz. Kesintiden sonra kalan kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, iptal tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(10) Beşinci ve altıncı fıkralar ile 10 uncu maddenin beşinci fıkrasının uygulanmasında, kaza, hırsızlık veya teknik arıza gibi nedenlerle taşıtın kullanılamaz durumda olması ya da doğal afet veya zorlayıcı hal gibi işletmenin kontrolü dışında ve kusuru olmaksızın gerçekleşen durumlar haklı sebep kabul edilir.</p>

<p><strong>Taşıt teslimi ve iadesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralamalarında, kiralanan taşıt işletme tarafından kira sözleşmesine uygun şekilde kiracıya teslim edilir.</p>

<p>(2) Rezervasyon formunda belirtilen segmentte bir taşıtın teslim tarihi ve saatinde mevcut olmaması veya kiralamaya hazır bulunmaması durumlarında, kiracıdan ek bedel talep edilmeksizin eş değer veya daha üst segment bir taşıtın işletme tarafından kiracıya teslim edilmesi esastır. Eş değer veya daha üst segment bir taşıt temin edilememesi durumunda, kiracının yazılı veya elektronik ortamda onayı alınmak suretiyle daha alt segment bir taşıt kiracıya teslim edilir. Onay verilmemesi durumunda, rezervasyon kiracı tarafından bedelsiz olarak iptal edilebilir.</p>

<p>(3) Kiralanan taşıt işletme tarafından kiracıya teslim edilirken, taşıtın mevcut hasar ve arızalarını gösteren taşıt teslim belgesi düzenlenir ve belgenin bir nüshası kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(4) İşletme tarafından taşıt iade alınırken, taşıtın hasarsız teslim alındığını veya iade anındaki hasar durumunu gösteren taşıt iade belgesi düzenlenir ve belgenin bir nüshası kiracıya verilir veya elektronik ortamda gönderilir. Bu hüküm, taşıt iadesinin fiziki olarak karşı karşıya gelinmeden yapılması durumunda uygulanmaz. Bu durumda, taşıtın işletme tarafından fiilen teslim alındığı gün içinde taşıt iade belgesi düzenlenerek kiracıya elektronik ortamda gönderilir.</p>

<p>(5) Kiralanan taşıt iade alındıktan sonra işletme tarafından taşıtın içi gecikmeksizin kontrol edilir. Taşıtta kaldığı tespit edilen her türlü eşya aynı gün kiracıya bildirilir ve bildirim tarihinden itibaren en az bir ay süreyle işletmenin iş yerinde muhafaza edilir. Kira sözleşmesiyle daha uzun bir süre belirlenmemiş olması durumunda işletme, bir aylık sürenin sonuna kadar kiracı tarafından teslim alınmayan eşyadan sorumlu değildir.</p>

<p>(6) Kira sözleşmesinde açıkça belirtilen durumlar dışında, taşıtın kararlaştırılan teslim tarihinden ve saatinden önce iadesi kiracıdan talep edilemez.</p>

<p><strong>Kira bedeli ve diğer hizmet bedelleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) İşletme, kira bedeli ile birlikte bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmayan ve kira sözleşmesinde yer verilen diğer hizmetler için kiracıdan hizmet bedeli talep ve tahsil edebilir. Kira ve diğer hizmet bedelleri, işletme veya aracı platform tarafından banka ve kredi kartı ile ön ödemeli kartlardan, havale veya elektronik fon transferi yoluyla ya da Bakanlıkça belirlenen diğer yöntemlerle tahsil edilir.</p>

<p>(2) İşletme tarafından bir günün altındaki saatlik kiralamalarda en az yirmi, bir ila altı günlük kiralamalarda günlük en az yüz elli, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda günlük en az yüz kilometre olacak şekilde kilometre sınırları ve bu sınırlara göre farklı kira bedelleri belirlenebilir. Kilometre aşımı durumunda işletme tarafından üçüncü fıkrada belirtilen hususlara göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(3) İşletme tarafından kiracıya, işletmenin kiralama faaliyetlerini yürüttüğü iş yerlerinden herhangi birinde veya kiralamanın yapıldığı iş yerinin bulunduğu il sınırları içinde kiracı tarafından belirlenen bir adreste taşıtı teslim alma ve iade etme imkânı sunulması durumunda, belgelendirilen mesafe, enerji tüketimi, yıpranma ve eskime, operasyon ve bakım maliyeti ile diğer maliyetlere göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(4) Kiracının talebi üzerine ek sürücü bilgilerine kira sözleşmesinde yer verilmesi durumunda, ek sürücünün teşkil ettiği risk düzeyine göre kiracıdan ek hizmet bedeli talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(5) Kiracı ve sözleşmeyle belirlenen ek sürücü, yalnızca kira bedelini ödemek suretiyle taşıtın kasko, işletme güvencesi ve zorunlu mali sorumluluk sigortasından yararlanır. Bunlardan yararlanılması başka bir şart veya bedele bağlanamaz.</p>

<p>(6) Kiracı tarafından talep edilmesi durumunda, hızlı geçiş sistemi işletme tarafından bedelsiz olarak kiracının kullanımına sunulur. Kira süresi içinde hızlı geçiş sisteminin kullanılması durumunda işletme tarafından kiracıdan geçiş ücreti talep ve tahsil edilebilir.</p>

<p>(7) Kira dönemine ilişkin geçiş ücreti ve enerji tamamlama gibi nedenlerle, bunların tutarı ile sözleşmede belirtilen ve işletme tarafından belgelendirilen ek maliyet tutarları dışında kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(8) Bir saate kadar taşıt iadesi gecikmelerinde kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(9) Bakanlık, işletme tarafından verilen hizmetler karşılığında alınan hizmet bedellerinin üst sınırlarını belirlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Depozito</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) İşletme tarafından taşıt sınıfına göre kiracıdan altı gün ve altındaki kiralamalarda en fazla üç günlük, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla yedi günlük kira bedeli tutarında depozito alınabilir.</p>

<p>(2) Kiracının, kira sözleşmesinde onayının alınması ve tahsilattan önce bilgilendirilmesi koşuluyla;</p>

<p>a) Kira ve diğer hizmet bedellerinin ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda, ödenmeyen kira ve diğer hizmet bedelleri,</p>

<p>b) Geç teslim süresine bağlı ilave kira ve diğer hizmet bedelleri ile kilometre aşım bedeli,</p>

<p>c) Taşıtın iadesinden sonra ortaya çıkan kira dönemine ait otoyol ve köprü geçiş ücretleri ve diğer kural ihlali bedelleri,</p>

<p>ç) Enerji tamamlama gideri,</p>

<p>d) Kiracının kusuru nedeniyle taşıtta meydana gelen ve kasko veya işletme güvencesi kapsamı dışında kalan hasar ve zararlar,</p>

<p>depozitodan karşılanır.</p>

<p>(3) Kiracıdan depozito olarak çek, senet, teminat mektubu, kefaletname veya benzeri borç doğurucu belge alınamaz.</p>

<p>(4) Bu Yönetmelikte özel olarak belirtilen durumlar hariç olmak üzere, depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, kira sözleşmesinin sona erdiği ve taşıtın iade edildiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(5) Taşıt tesliminde kolayca tespit edilmesi mümkün olmayan arıza veya çizik ve göçük gibi hasarlar ile olağan kullanımdan kaynaklanan ve kabul edilebilir sınırlar içinde kalan aşınma ve yıpranmalar nedeniyle depozitodan kesinti yapılamaz ve kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p><strong>Kiralamaya konu taşıtlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bilgi Sistemine kaydedilmeyen ve yetki belgesi verilmesinde aranan nitelikleri haiz olmayan taşıtlar kiraya verilemez.</p>

<p>(2) 14/5/2020 tarihli ve 31127 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunlar İçin Tasarlanan Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerin Genel Güvenliği ve Korunmasız Karayolu Kullanıcılarının ve Yolcuların Korunması ile İlgili Tip Onayı Yönetmeliği (AB/2019/2144) ve ilgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında düzenlenen ilgili güvenlik standartlarına uygun olmayan taşıtlar kiraya verilemez.</p>

<p>(3) Periyodik bakımı zamanında yaptırılmayan taşıtlar, periyodik bakımları yapıldıktan sonra kiraya verilebilir.</p>

<p><strong>Hasar ve arıza</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Kira süresi içinde taşıtta meydana gelen hasar ve arızalar, kiracı tarafından gecikmeksizin işletmeye bildirilir. Sürüş ve taşıt güvenliğini veya kiracının can güvenliğini etkileyecek nitelikte olan hasar ve arızalarda, kiracının bildirimi üzerine taşıt, işletme tarafından zararın artmasını engellemeye yönelik tedbirler alınarak güvenli şekilde onarım noktasına ulaştırılır veya bunun için gerekli destek kiracıya sağlanır.</p>

<p>(2) Kiracıdan kaynaklanmadığı açıkça belli olan ve sürüş ve taşıt güvenliğini veya kiracının can güvenliğini etkileyecek nitelikte olan hasar ve arızalarda, kiracının bildirimi üzerine işletme tarafından mümkün olan en kısa sürede kiracıya eş değer bir ikame taşıt tahsis edilir. Bunun mümkün olmaması durumunda, hasar ve arızanın meydana geldiği gün dâhil olmak üzere, kalan kira süresine ilişkin kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun iadesine ilişkin iş ve işlemler, hasar veya arızanın meydana geldiği tarihi izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(3) İşletme tarafından, hasar ve arıza durumlarında kiracının her an kolayca bildirimde bulunabilmesini sağlamak üzere, internet tabanlı en az bir iletişim yöntemi veya telefon aracılığıyla iletişim imkânı sunulur. Bu kapsamda, sürekli ve erişilebilir bir bildirim altyapısı oluşturulur.</p>

<p>(4) Kira süresi içinde taşıtta meydana gelen arızalarda, işletme tarafından ispatlanmadığı sürece arızanın kiracıdan kaynaklanmadığı kabul edilir.</p>

<p>(5) Kiracıdan hasar veya arıza bedeli talep edilebilmesi için meydana gelen hasarın ve maliyet tutarının yetkili ve bağımsız bir ekspertiz raporu ile belgelendirilmesi zorunludur. İşletmenin kendi personeli veya doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı olduğu kişi ya da kuruluşlarca hazırlanan raporlar ispat aracı olarak kullanılamaz.</p>

<p>(6) Taşıt teslim belgesi ve taşıt iade belgesi düzenlenmeyen kiralamalar ile taşıt iade belgesinde belirtilmeyen hasar ve arızalar için kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez. Taşıt teslim belgesi kiracıya zamanında verilmeyen veya elektronik ortamda gönderilmeyen kiralamalarda, taşıt iadesinde veya sonrasında taşıtta kiracıdan kaynaklanan hasar ve arıza olduğu ileri sürülemez.</p>

<p>(7) Fiziki olarak karşı karşıya gelinmeden yapılan taşıt iadelerinde, sözleşmeye uygun şekilde taşıtın bırakılmasından sonra taşıtta meydana gelen hasar ve arızadan kiracı sorumlu tutulamaz.</p>

<p>(8) Kiracıdan kaynaklanmayan hasar veya arıza durumlarında; onarım masrafı, değer kaybı, onarım süresince oluşabilecek kira kaybı ve benzeri gerekçelerle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(9) İşletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar olmadan değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedel talep ve tahsil edilemez.</p>

<p>(10) Kira süresi boyunca geçerli olmak üzere, kiracının veya ek sürücünün hasar kaynaklı mali sorumlulukları işletme tarafından güvence altına alınır. Bu yükümlülük kapsamında, aşağıda belirtilen zararlar dışında kiracı veya ek sürücüden onarım masrafı, değer kaybı, onarım süresince oluşabilecek kira kaybı ve benzeri gerekçeler ile herhangi bir bedel talep veya tahsil edilemez. İşletme, tedavi veya can güvenliği gibi mücbir sebep halleri hariç olmak üzere, kimlik tespitinin engellenmesi amacıyla kaza yerinin terk edilmesi veya resmi trafik kazası tespit tutanağı düzenlenmemesi durumlarında bu yükümlülüğe tabi değildir. İşletme, yükümlülüğünü kasko sigortası teminatıyla yerine getirebilir. Aşağıdaki zararlarda işletmenin hasar kaynaklı mali sorumlulukları güvence altına alma yükümlülüğü bulunmaz:</p>

<p>a) Alkollü veya uyuşturucu madde etkisinde taşıt kullanılması, kırmızı ışıkta geçilmesi, güvenlik şeridinin usulsüz kullanılması, ters şeritten gidilmesi, yarış veya hız denemesi yapılması ve herhangi bir zorunluluk olmaksızın karayollarında dönüş kuralları dışında bilerek ve isteyerek el freninin çekilmesi suretiyle veya başka yöntemlerle taşıtın ani olarak yönünün değiştirilmesi ya da kendi etrafında döndürülmesi gibi ciddi güvenlik riski oluşturan trafik kuralı ihlalleri sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p>b) Kiracı veya ek sürücü tarafından ya da bunların sorumlu olduğu veya birlikte yaşadığı kişilerce kasten verilen zararlar.</p>

<p>c) Taşıtın, kiracının veya ek sürücünün kusuru nedeniyle yetkisiz kişilerce kullanılması sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p>ç) Taşıtın yasa dışı faaliyetlerde kullanılması sonucunda oluşan zararlar.</p>

<p><strong>İşletmenin diğer yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Kiralanan taşıtın cinsine göre geçerli ve uygun sınıf sürücü belgesi ibraz etmeyen kişilere taşıt kiralanamaz.</p>

<p>(2) 12 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında; rezervasyonun kiracı tarafından iptal edilmesi durumunda kira ve diğer hizmet bedelleri ile depozitonun, alt segment bir taşıt teslim edilmesi durumunda ise farka ilişkin tüm bedellerin iadesine ilişkin iş ve işlemler, rezervasyonun iptal veya taşıtın teslim tarihini izleyen yedi gün içinde yerine getirilir.</p>

<p>(3) Kiralama hizmeti, işletmeden veya üçüncü kişilerden ek sigorta, kasko, hasar güvencesi gibi herhangi bir mal veya hizmet alma şartına bağlanamaz.</p>

<p>(4) Kira süresi içinde taşıtın periyodik bakımının gerekmesi durumunda, taşıt bakımı işletme tarafından yaptırılır ve bakım süresi, herhangi bir bedel talep edilmeksizin kira süresine eklenir.</p>

<p>(5) Trafik ve kiracı güvenliği ile mevsim şartlarının gerekli kılması halinde kış lastiği; kiracı tarafından taşıt tesliminden en az iki gün önce talep edilmesi halinde uygun nitelik, standart ve hijyen şartlarına sahip çocuk bağlama sistemi sağlanır.</p>

<p>(6) Kira sözleşmesinde açıkça belirtilen koşulların gerçekleşmesi nedeniyle kira sözleşmesinin işletme tarafından tek taraflı feshedilmesi durumunda, fesih kararı gecikmeksizin yazılı veya elektronik ortamda kiracıya bildirilir.</p>

<p>(7) Mesleki yeterlilik belgesine sahip olmayan kişiler motorlu kara taşıtı kiralama sorumlusu veya danışmanı olarak istihdam edilemez.</p>

<p>(8) Kiracının makul karar verme yeteneğini azaltan, ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozan ve normal şartlarda taraf olmayacağı bir ticari ilişkinin tarafı olmasına sebep olan, haksız veya hukuka aykırı ticari uygulamalarda bulunulamaz.</p>

<p><strong>Kiralık motorlu kara taşıtı ilanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) İlan platformları ile aracı platformlar aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) İşletmenin üyeliğinin veya kaydının yapılmasından ve yenilenmesinden önce Bilgi Sistemi üzerinden yetki belgesi kontrolü yapmak ve yetki belgesine sahip olmayan işletmenin üyeliğine veya kaydına izin vermemek.</p>

<p>b) İşletmenin yetki belgesi numarasının ve yetki belgesindeki işletme adının, gerçek kişinin tam ad ve soyadı veya tam ad ve soyadının/soyadlarının baş harflerinin ve tüzel kişinin tescilli ünvanının ilanlarda gösterilmesini sağlamak.</p>

<p>c) İşletmenin ilana konu taşıta ilişkin ilan verme yetkisinin bulunduğunu, ilanı yayımlamadan önce Bilgi Sistemi üzerinden doğrulamak.</p>

<p>ç) İlanlara ilişkin talep ve şikâyetlerin internet tabanlı iletişim yöntemlerinden en az biri ve telefon aracılığıyla iletebilmesi için müşteri hizmetleriyle iletişim imkânı sunmak. Bu talep ve şikâyetlerin etkin şekilde yönetilerek sonuçlandırılmasını sağlamak.</p>

<p>d) Piyasa yapısını bozucu veya tüketiciyi yanıltıcı ilanları önlemeye yönelik tedbirleri almak.</p>

<p>(2) İşletmeler, elektronik ortamdaki ilanlarında aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) Taşıtın markası, ticari adı, cinsi, tipi, model yılı ve enerji türüne, donanım, segment ve kilometre bilgilerine ve detaylı görsellerine yer vermek.</p>

<p>b) Yanıltıcı bilgi ve belgelere yer vermemek.</p>

<p>c) Taşıtın havalimanı, tren garı veya otobüs terminalinde teslim edileceğinin belirtildiği ancak işletmenin ilgili alanlarda merkez veya şubesinin bulunmadığı durumlarda, ilanın kolayca görünür bir yerinde bu hususu belirtmek.</p>

<p><strong>Haksız ticari uygulamalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) İlan platformu ve aracı platform tarafından haksız ticari uygulamalarda bulunulamaz. Bu platformların, hizmet sunduğu işletmelerin ticari faaliyetlerini önemli ölçüde bozan, makul karar verme yeteneğini azaltan veya belirli bir kararı almaya zorlayarak normal şartlarda taraf olmayacağı bir ticari ilişkinin tarafı olmasına sebep olan uygulamalarının haksız olduğu kabul edilir.</p>

<p>(2) Aracı platformun aşağıdaki uygulamaları her durumda haksız ticari uygulama kabul edilir:</p>

<p>a) Kiracı tarafından iletilen ve kiralama işlemi için gerekli olan bilgilerin işletmeye zamanında ve eksiksiz olarak iletilmemesi.</p>

<p>b) İşletme tarafından sunulan mal ve hizmetlerin, kiralama sürecinde doğrudan veya dolaylı olarak aynı elektronik ortam üzerinden bir bedel karşılığında kiracıya sunulması.</p>

<p>c) İşletme tarafından sunulmayan mal ve hizmetlerin, işletme tarafından sunuluyormuş gibi veya bu yönde izlenim oluşturacak şekilde sunulması.</p>

<p>ç) İşletme ve kiracıdan elde edilen verilerin, aracılık hizmetlerinin sunulması ve geliştirilmesi hariç olmak üzere;</p>

<p>1) İşletmelerle rekabet edilirken kullanılması.</p>

<p>2) İşletme ve kiracıdan yazılı olarak veya elektronik ortamda önceden onay alınmaksızın pazarlama, reklam, iletişim, promosyon ve benzeri faaliyetlerde kullanılması.</p>

<p>d) Kiralama işlemi nedeniyle işletmeye yapılması gereken ödemenin, en geç kira ve diğer hizmet bedellerinin aracı platformun tasarrufuna girdiği ve taşıtın kiracıya teslim edildiği tarihten itibaren beş iş günü içinde eksiksiz olarak yapılmaması. Bu hüküm, kiracının işletmeye yapılacak ödemeye itiraz etmesi durumunda uygulanmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) İşletmenin kampanyalı mal veya hizmet sunumuna zorlanması.</p>

<p>f) İşletmeyle olan ticari ilişkinin koşullarının, yazılı şekilde veya elektronik ortamda yapılan aracılık sözleşmesiyle belirlenmemesi ya da bu sözleşmenin açık, anlaşılır ve işletme tarafından kolay erişilebilir olmasının sağlanmaması.</p>

<p>g) İşletmenin aleyhine olacak şekilde aracılık sözleşmesi hükümlerinde geçmişe yönelik değişiklik yapılması.</p>

<p>ğ) Herhangi bir hizmet verilmediği veya verilen hizmetin türü ve hizmet bedelinin tutar ya da oranı aracılık sözleşmesinde belirtilmediği hâlde işletmeden bedel alınması.</p>

<p>h) Aracılık sözleşmesinde herhangi bir nesnel ölçüte yer verilmediği hâlde ya da kamu kurumlarına veya adli mercilere başvurulduğu gerekçesiyle işletmenin sıralama ya da tavsiye sisteminde geriye düşürülmesi, işletmeye sunulan hizmetin kısıtlanması, askıya alınması veya sonlandırılması gibi yaptırımlar uygulanması.</p>

<p>ı) İşletmenin ticari ilişkilerinin, alternatif kanallardan mal veya hizmet sunumunun ya da reklam faaliyetlerinin kısıtlanması.</p>

<p>i) İşletmenin herhangi bir kişiden mal veya hizmet teminine zorlanması.</p>

<p>j) Kiralama işleminin sözleşme hükümlerine uygun olarak kiracı tarafından iptal edilmesi durumunda işletmeden hizmet bedeli talep ve tahsil edilmesi.</p>

<p>k) Bu fıkrada belirtilen uygulamalara imkân sağlayan hükümlere aracılık sözleşmesinde yer verilmesi.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bilgi Sistemi ve entegrasyon</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetleri ile kiralamaya konu taşıtların takip ve kontrolü amacıyla Bakanlık tarafından Bilgi Sistemi oluşturulur.</p>

<p>(2) Yetki belgesine sahip işletmelerin güncel listesine Bilgi Sistemi üzerinden erişilir.</p>

<p>(3) Bakanlıkça gerekli görülen bilgi ve belgeler, belirlenen usul ve esaslara uygun şekilde ilgili kurum ve kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından Bilgi Sistemine aktarılır.</p>

<p>(4) Yetki belgesi verilmesinden sonra;</p>

<p>a) Satın alınan veya kiralanmak suretiyle temin edilen taşıtlar, kiralamaya konu edilmeden önce işletme tarafından Bilgi Sistemine kaydedilir.</p>

<p>b) İşletmenin tasarrufundan çıkan taşıtların kaydı işletme tarafından Bilgi Sisteminden silinir.</p>

<p>(5) Bilgi Sistemi, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının erişimine açılabilir ve ihtiyaç duyulan diğer bilgi sistemlerine entegre edilebilir.</p>

<p><strong>Müşterek ilke ve kurallar</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) İşletmeler, aracı platformlar ve ilan platformları aşağıdaki hususlara uymakla yükümlüdür:</p>

<p>a) Aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile haksız veya hukuka aykırı ticari uygulamalarda bulunmamak. Kiracının kiralama tercihlerini etkileyecek nitelikteki bilgileri kiracıdan gizlememek ve kiracıyı, yasa dışı veya etik olmayan uygulamalara yönlendirmemek.</p>

<p>b) Motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin geliştirilmesi, piyasa aksaklıklarının giderilmesi veya ortaya çıkmasının önlenmesi ve tüketicinin korunması gibi amaçlarla Bakanlıkça alınan tedbirlere ve verilen talimatlara uymak.</p>

<p>c) Kira sözleşmeleri ile kiralamaya ilişkin diğer belge ve formları, işlemin veya kira sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren beş yıl süreyle fiziki olarak veya elektronik ortamda doğru ve eksiksiz şekilde saklamak ve her an incelemeye hazır bulundurmak. Bakanlıkça talep edilen bilgi ve belgeleri talebe uygun şekilde Bakanlığa sunmak.</p>

<p><strong>Denetim ve idari yaptırım hükümleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Bakanlık, motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin takip ve kontrolü, kayıt dışı faaliyetlerin önlenmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve tüketicinin korunması amaçları doğrultusunda her türlü tedbiri almaya ve bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik denetim yapmaya yetkilidir. Bakanlık denetim yetkisini il müdürlükleri aracılığıyla da kullanabilir.</p>

<p>(2) Yetkili idareler, Bakanlığın talebi üzerine, bu Yönetmelik kapsamında ön inceleme mahiyetinde denetim yapmakla görevlidir. Bu kapsamda yapılan denetimin sonuçları, denetimin sonuçlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde il müdürlüğüne bildirilir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 6563 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ve 6585 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde öngörülen idari para cezaları Bakanlıkça uygulanır. Bakanlık, 6585 sayılı Kanunun 18 inci maddesinde öngörülen idari para cezası uygulama yetkisini il müdürlüklerine devredebilir.</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunan işletmelerin, faaliyetlerine devam edebilmeleri için 1/7/2027 tarihine kadar yetki belgesi almaları gerekir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihi itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetine ilişkin vergi veya meslek odası kaydı bulunan ya da motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunduğunu belgeleyen ve yetki belgesi başvurusunun yapıldığı tarihe kadar faaliyetine kesintisiz devam eden;</p>

<p>a) Gerçek kişi işletmeleri adına o tarihteki işletme sahibi,</p>

<p>b) Tüzel kişi işletmeleri ve şubeler adına o tarihte motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerini yürüten yetkili temsilcilerden biri,</p>

<p>tarafından yapılan yetki belgesi başvurularında, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinin (2), (3) ve (4) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartlar aranmaz.</p>

<p>(3) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentleri ile 15 inci maddenin ikinci fıkrası, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetine ilişkin vergi veya meslek odası kaydı bulunan ya da motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetinde bulunduğunu belgeleyen ve yetki belgesi başvurusunun yapıldığı tarihe kadar faaliyetine kesintisiz devam eden işletmeler hakkında 1/1/2028 tarihine kadar uygulanmaz.</p>

<p>(4) 18 inci maddenin birinci fıkrasında aracı platform ile ilan platformları için öngörülen yükümlülükler, 1/1/2028 tarihine kadar uygulanmaz. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilan platformlarına veya aracı platformlara üye olan ya da kayıt yaptıran işletmelerin bu tarihe kadar yetki belgesi almamaları durumunda üyeliklerine son verilir ya da kayıtları silinir.</p>

<p>(5) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilan platformları veya aracı platformlar ile işletmeler arasında kurulan sözleşmeler, 1/7/2027 tarihine kadar bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilir.</p>

<p>(6) Bakanlık bu maddede belirtilen süreleri bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Yönetmelik 1/1/2027 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-kara-tasitlarinin-kiralanmasi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/oto-arac-anahtar.jpg" type="image/jpeg" length="56353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-yuksek-teknoloji-enstitusu-yapay-zeka-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-yuksek-teknoloji-enstitusu-yapay-zeka-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Ağustos 2026 Tarihli ve 33341 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünden:</strong></p>

<p><strong>İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ YAPAY ZEKA UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Enstitü: İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünü,</p>

<p>c) Merkez (İYTE-YAZMER): İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ç) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>d) Rektör: İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörünü,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; yapay zekâ ile ilgili konularda araştırmalar yapmak, disiplinler arası çalışmaları teşvik ve organize etmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Yapay zekâ ile ilgili konularda bilimsel ve teknolojik araştırma yapmak.</p>

<p>b) Bölümler arası ortak araştırmaları desteklemek ve organize etmek.</p>

<p>c) Enstitüde yapılan yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları ile diğer araştırmalarda, araştırmacıların Merkezin olanaklarından yararlanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kamu kurumları ve özel kuruluşlara danışmanlık ve eğitim hizmetleri vermek; seminerler, çalıştaylar ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası araştırma kuruluşlarıyla iş birliği yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Enstitünün tam zamanlı görev yapan öğretim üyeleri arasından üç yıllık süre için Rektör tarafından görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usul ile yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi ile Rektör tarafından bir müdür yardımcısı görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün kendisine vereceği görevleri yapar. Görevinden ayrılan müdür yardımcısının yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usul ile yenisi görevlendirilebilir. Müdürün görev süresi sona erdiğinde veya herhangi bir sebeple görevinden ayrıldığında müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p>(3) Müdür, görevi başında olmadığı takdirde müdür yardımcısını vekil bırakabilir; bu şekilde Müdürlüğe altı aya kadar vekâlet edilebilir. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya davet etmek ve Kurula başkanlık etmek.</p>

<p>c) Merkez personelinin ve fiziki alt yapının düzenli bir şekilde, kuruluş ve gelişme amaçlarına uygun olarak çalışmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu kararlarının uygulanmasını, gerekli koordinasyonu ve denetimi sağlamak.</p>

<p>d) Yurt içinde ve yurt dışındaki kuruluşlarla iş birliği protokolleri hazırlayıp onay için Rektöre sunmak.</p>

<p>e) Her yıl sonunda, Merkezin çalışmaları hakkında faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını Yönetim Kurulunun onayını aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür ve Enstitüde tam zamanlı görev yapan ve yapay zeka ile ilgili konularda yayınları, araştırmaları, uygulama deneyimi ve çalışmaları bulunan öğretim üyeleri arasından;</p>

<p>a) Rektör tarafından görevlendirilen bir,</p>

<p>b) Mühendislik Fakültesi Dekanı tarafından Fakülte Kurulu görüşü alınarak önerilecek beş kişi arasından Rektör tarafından seçilecek üç,</p>

<p>c) Fen Fakültesi Dekanı tarafından Fakülte Kurulu görüşü alınarak önerilecek üç kişi arasından Rektör tarafından seçilecek iki,</p>

<p>ç) Mimarlık Fakültesi Dekanı tarafından Fakülte Kurulu görüşü alınarak önerilecek iki kişi arasından Rektör tarafından seçilecek bir,</p>

<p>üye dahil olmak üzere toplam sekiz üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu; Müdürün çağrısı üzerine en az iki ayda bir salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Yönetim Kurulu gerekli hallerde Müdürün daveti üzerine de toplanabilir. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantısına, iki kez arka arkaya veya toplam üç kez mazeretsiz olarak katılmayan üyenin görevi sona ermiş sayılır. Görev süresi dolmadan ayrılan, görevi sona eren veya altı aydan fazla bir süre ile Enstitü dışında görevlendirilen bir üyenin yerine, kalan süreyi tamamlamak üzere ait olduğu kontenjandaki yöntemle görevlendirme yapılır. Görevi sona eren üyeler yeniden görevlendirilebilir. Müdür yardımcısı, eğer Yönetim Kurulu üyesi değilse Yönetim Kurulu toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyeti ve yönetimi ile ilgili konularda karar almak.</p>

<p>b) Merkeze bağlı laboratuvarların ve cihazların kullanım ilkelerini belirlemek.</p>

<p>c) Enstitüde bölümler arasında iş birliğini gerektiren çalışmaların yürütülmesini sağlamak amacı ile protokoller düzenlemek.</p>

<p>ç) Bir önceki yıla ait faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait çalışma programını değerlendirmek ve Rektöre iletilmek üzere karara bağlamak.</p>

<p>d) Merkezin bütçe önerilerini hazırlayarak Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Enstitü içinden veya dışından bilim adamları, sanayiciler, kamu ve özel kuruluşların temsilcileri arasından Yönetim Kurulu tarafından önerilen ve Rektör tarafından görevlendirilen üyelerle birlikte en fazla dokuz üyeden oluşur. Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında yılda en az bir kere toplanır; toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmaları konusunda görüşlerini bildirmek ve yeni çalışma alanları üzerinde Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi çerçevesinde Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-yuksek-teknoloji-enstitusu-yapay-zeka-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="69773"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/4629 E., 2026/3072 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234629-e-20263072-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234629-e-20263072-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 30.03.2026 tarihli, 2023/4629 E., 2026/3072 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4629 E., 2026/3072 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1279 E., 2023/701 K.<br />
SUÇLAR : Şantaj, hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜMLER: Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince hakaret suçundan kurulan ve 5237 sayılı TCK'nın 58/6-7 maddeleri uyarınca mükerrirliğine karar verilen sanık hakkında Bölge Adliye Mahkemesince ikinci kez mükerrirlik uygulanması nedeniyle hakaret suçundan kurulan hükmün temyizinin mümkün olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>Sanığın hakaret suçuna yönelik temyiz isteminin reddine dair ek kararın sanık tarafından temyiz edilmediği belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 125/2-1-4, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 3 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerirliğe, tehdit suçundan TCK'nın 106/1-2.cümle, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 30 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirliğe karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanığın ve katılan vekilinin istinaf başvuruları üzerine duruşmalı yapılan inceleme sonunda 5271 sayılı CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak sanık hakkında hakaret suçundan, TCK'nın 125/4, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 3 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerirliğe, şantaj suçundan, TCK'nın 107/2-1, 52/2, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerirliğe, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan TCK'nın 136/1, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez mükerirliğe karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının ve sanığın temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri; şantaj suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına, eylemin basit tehdit suçunu oluşturduğuna, hakaret ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun birlikte işlenmesi nedeniyle fikri içtima hükümleri uyarınca hakaret suçundan ayrıca ceza verilmemesi gerektiğine, sanığın temyiz sebepleri; atılı suçları işlemediğine, sabıka kaydının bulunması nedeniyle savunmasına itibar edilmediğine, katılanın da kendisine hakaret ettiğine, katılanın da cezalandırılması gerektiğine, olayların karşılıklı olduğuna ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; bir dönem evinde yardımcı olarak çalışan katılanın evinden hırsızlık yaptığı iddiası ile şikâyetçi olduktan sonra, katılanın daha önce Facebook üzerinden yayınladığı resmi,......adlı Facebook hesabından "bu kadını yayalım bu kadın evlere temizliğe diye gidip hırsızlık yapıyor benim canım yandı sizlerin yanmasın" şeklindeki ifadeler ile paylaşıp, "aldıklarını getir yoksa seni rezil ederim, o işe gittiğin yerlere boy boy fotoğrafını asarım, sürüm sürüm sürüneceksin, utanmaz" şeklinde mesaj atan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 1 25... /1-2. cümlesindeki hakaret ve tehdit suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşmalı yapılan inceleme sonunda, sanığın katılana ait kişisel veri kapsamındaki resmini katılanın rızası dışında hırsızlık yaptığı iddiası ile paylaşması eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu ve aynı Kanun'nun 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğu, "aldıklarını getir yoksa seni rezil ederim, o işe gittiğin yerlere boy boy fotoğrafını asarım" şeklindeki mesaj içeriğinin de TCK'nın 107/1. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu oluşturduğu kabul edilerek ve İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak, sanık hakkında hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve şantaj suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiş, sanığın adli sicil kaydında yer alan mahkûmiyeti ile ikinci kez mükerrer olduğu belirlenerek sanık hakkında ikinci kez mükerrirlik uygulanmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong><br />
A. Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme Veya Ele Geçirme ve Şantaj Suçlarından Kurulan Hükümlere Yönelik Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının ve Sanığın Temyiz İstemleri Yönünden<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla,... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>B. Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi Yönünden<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşılmakla, Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;</p>

<p>Dosya kapsamına göre; sanığın katılanın daha önce Facebook üzerinden yayımladığı resmi,......adlı Facebook hesabından "bu kadını yayalım bu kadın evlere temizliğe diye gidip hırsızlık yapıyor benim canım yandı sizlerin yanmasın" şeklindeki ifadeler ile paylaşması şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın, katılanın daha önce internet üzerinden paylaşmasından dolayı kişisel veri kapsamında olan resmini katılanın rızası dışında hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması sebebiyle hukuka aykırı olarak paylaşması sebebiyle 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun ve katılanın hırsızlık yaptığının iddia edilmesinden dolayı katılanın onur şeref ve saygınlığının rencide edilmesi nedeniyle de aynı Kanun'un 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun oluştuğu, TCK'nın 44/1. maddesindeki fikri içtima hükümleri uyarınca bir fiil ile birden fazla suç işleyen sanık hakkında daha ağır ceza gerektiren verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması ile yetinilmesi ve hakaret suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen hakaret suçundan yazılı şekilde ayrıca mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca bozma ilâmının gerekçesine göre... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>30.03.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234629-e-20263072-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="65378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/4733 E., 2026/957 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234733-e-2026957-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234733-e-2026957-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2023/4733 E., 2026/957 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4733 E., 2026/957 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1621 E., 2023/636 K.<br />
SUÇLAR : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kurulan beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 sayılı Kanun) 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (5237 sayılı Kanun) 136/1, 43/2, 62... . maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "...sanığın, hukuka aykırılık bilinci ile hareket etmemesi, atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE..." dair karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz isteminin reddi ile hükmün onanması kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Katılan vekilinin temyiz istemi, sanık ...'nin ele geçirdiği müvekkiline ve dosyadaki diğer katılanlara ait olan kişisel verilerin yer aldığı nüfus kayıt örneğini eşi ...'in kuzeni olan ...'e mesajla göndermek suretiyle kişisel verileri yaydığına; yüklenen suçu işlediğine; sanığın TCK'nın 136/1, 43/2-1, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması yasaya ve hukuka uygun olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanık kendisini aldattığını düşündüğü eşi ...'e karşı açmış olduğu boşanma davası dosyasından, ...'in beraber olduğunu düşündüğü katılan ...'e ait aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını kendisine inanmayan tanık ...'e gönderdiği olayda sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak "...sanığın, kendisine ve aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırı altında ve başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde iken, kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlayıp, boşanma davasına sunmak amacı ile aile içi geçimsizliğin kaynağının, sanığın eşinin güven sarsıcı ve olumsuz davranışları olduğunu ispatlama amacını taşıyan, bu düşüncesi doğrulamak amacıyla, ilgileri nedeni ile kendisini suçlayan akrabalarına karşı haklılığını ispatlamak amacı ile eşinin teyzesinin oğlu ...'na gönderdiği eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı..." gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un 223/2-a maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong><br />
5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesinde belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 Esas, 2014/331 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanunun 1 35... . maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri 5237 sayılı Kanunun 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>5237 sayılı Kanunun 136/1. maddesinin, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; sanığın katılan ... ve ailesinin kişisel veri niteliğindeki nüfus bilgilerini içerir aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını katılanların bilgisi ve rızası dışında tanık ...'e göndermesi eylemi ile sanık hakkında zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanunun 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanunun 304/2-b. maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20234733-e-2026957-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="27775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANAN SANIĞIN BEYANLARININ DELİL DEĞERİ VE GÜVENİLİRLİĞİ SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-beyanlarinin-delil-degeri-ve-guvenilirligi-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-beyanlarinin-delil-degeri-ve-guvenilirligi-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukunun amacı, hukuka uygun deliller ile maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşmakta delilin hukuka uygun elde edilmesi kadar, denetlenebilir ve güvenilir olması gerekmektedir. Türk ceza muhakemesi sisteminde hakimin delilleri serbestçe değerlendirmesi yetkisi bulunsa da bu yetki sınırsız değildir. Hakim vereceği kararda vicdani kanaatinin objektif ve denetlenebilir delillere dayandığını gerekçelendirmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanığın aynı dosyada yargılanan diğer sanıklar hakkında verdiği beyanların hangi ölçüde hükme esas alınabileceği, öğretide ve yargı uygulamasında tartışmalı konuların başında gelmektedir. Özellikle örgütlü suçlar ve uyuşturucu ticareti suçlarında etkin pişmanlık kurumunun yaygın olarak uygulanması, bu tartışmayı daha da önemli hâle getirmiştir.</p>

<p>Doktrin ve yargı kararları, etkin pişmanlıktan yararlanan kişinin beyanını sıradan bir tanık beyanından ayırır. Kişinin ceza indirimi alma arzusu, beyanın tarafsızlığını zedelemektedir. Bu nedenle, beyan sahibinin "hukuki menfaati" bulunduğu gerçeği, mahkemenin güvenilirlik değerlendirmesinde ilk sırada yer almak zorundadır. Etkin pişmanlıktan faydalanan sanığın başkaca bir sanık hakkındaki beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Alınması halinde adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi zedelenmiş olacaktır. Etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanları, dosyanın bütünü içinde; tutarlılık, samimiyet, menfaat saiki, somutlaştırılabilirlik ve diğer delillerle uyum bakımından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Etkin pişmanlık; işlenmiş bir suçta fail tarafından, suçun delillerini ve iş birliği yaptığı kişilerin adli makamların öğrenmesinden önce ortaya çıkartılmasını sağlamak ve / veya zararın giderilmesini teşvik etmek amacıyla uygulanan bir kurumdur.</p>

<p>Belirli şartların gerçekleşmesi halinde failin cezasında indirim yapılmasına veya tamamen cezasızlığına karar verilmesine imkan sağlamaktadır.</p>

<p>Etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen fail vermiş olduğu beyanlarda belirli şartları sağlamak koşuluyla soruşturma ve kovuşturma makamını ikna edebilecektir. Yargılama da failin hukuki durumunu önemli ölçüde etkiyecek bu hususta failin yargı erklerini ikna etme çabasında daha fazla indirim alabilmek adına başkalarını suçlama niteliğinde beyanlarda bulunma motivasyonu oldukça yüksektir.</p>

<p><strong>UYUŞTURUCU SUÇLARINDA ETKİN PİŞMANLIK MÜESSESİ</strong></p>

<p>Etkin pişmanlık Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.</p>

<p>(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.</p>

<p>(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.</p>

<p>(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.</p>

<p>Buna göre; yalnızca isim vermek, soyut isnatta bulunmak veya sanığın zaten makamlarca bilinen hususları tekrarlaması her olayda yeterli değildir. Beyanın, somut olayda suçun ya da suç ortaklarının ortaya çıkarılmasına gerçek ve elverişli bir katkı sunup sunmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Başka sanık aleyhindeki beyanın mahkûmiyete esas alınabilmesi için özellikle şu hususlar araştırılmalıdır:</p>

<p>- Beyanın soyut bir suçlamadan ibaret olup olmadığı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Beyan sahibinin etkin pişmanlıktan yararlanma veya kendi cezasını azaltma yönünde menfaatinin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>- Beyanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tutarlı olup olmadığı,</p>

<p>- Fiziki takip, iletişim tespit tutanakları, kriminal rapor, arama ve el koyma bulguları, tanık anlatımları veya sanığın ikrarı gibi bağımsız delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı,</p>

<p>- Beyanın sanığın örgütsel konumu veya olay hakkındaki gerçek bilgi kapasitesiyle uyumlu olup olmadığı,</p>

<p>- Beyan sahibinin duruşmada dinlenilerek sanığa soru sorma ve beyanı tartışma imkânı verilip verilmediği.</p>

<p>Burada asıl mesele, etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanının hiçbir delil değeri bulunmadığını ileri sürmek değildir. Aksine, bu beyanın <strong>delil olarak değerlendirilebileceği ancak güvenilirliğinin ayrıca ve titizlikle denetlenmesi gerektiği</strong> kabul edilmelidir. Delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması, onun aynı zamanda doğru ve güvenilir olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle kişinin kendi ceza sorumluluğunu azaltabilecek bir hukuki menfaatinin bulunduğu hâllerde, beyanın güvenilirliği ayrıca sorgulanmalıdır.</p>

<p>Bu kapsamda mahkemenin yapması gereken; etkin pişmanlık beyanını diğer delillerden soyutlayarak değil, dosyanın bütünü içerisinde değerlendirmek ve beyanın hangi ölçüde bağımsız delillerle doğrulandığını açıkça ortaya koymaktır. Beyanın hükme esas alınması hâlinde ise neden güvenilir kabul edildiği, hangi objektif delillerle desteklendiği ve savunmanın bu beyana yönelik itirazlarının neden kabul edilmediği gerekçeli kararda somut biçimde açıklanmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, <strong>etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanığın başka bir sanık aleyhindeki beyanı, mahkûmiyetin otomatik ve tartışmasız bir delili olarak değil; hukuki menfaat, tutarlılık, somutluk, bilgi kaynağı ve bağımsız delillerle doğrulanabilirlik, denetlenebilirlik kriterleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir delil olarak kabul edilmelidir.</strong> Ceza muhakemesinin amacı yalnızca suçun ortaya çıkarılması değil, suçlunun hukuka uygun ve güvenilir delillerle belirlenmesidir. Bu nedenle etkin pişmanlık kurumunun suçla mücadelede sağladığı imkân ile sanığın adil yargılanma hakkı arasında kurulacak denge, ceza adaletinin güvenilirliği bakımından belirleyici öneme sahip olmaktadır.</p>

<p>Nihayetinde, bir kişinin daha az ceza almasını veya cezasız kalmasını sağlayabilecek bir hukuki menfaat karşılığında verdiği beyanın, başka bir kişinin özgürlüğünü ve ceza sorumluluğunu belirleyen tek ve belirleyici delil hâline getirilmesi, ceza muhakemesinin temel güvenceleri bakımından son derece dikkatli yaklaşılması gereken bir durumdur. <strong>Mahkûmiyet, bir başkasının suçlayıcı anlatımına değil; bu anlatımın güvenilirliğini ortaya koyan, birbirini tamamlayan ve her türlü makul şüpheyi aşan delil bütününe dayanmalıdır.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cigdem-cetin" title="Av. Çiğdem ÇETİN"><img alt="Av. Çiğdem ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/09/cigdem-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cigdem-cetin" title="Av. Çiğdem ÇETİN">Av. Çiğdem ÇETİN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/etkin-pismanliktan-yararlanan-sanigin-beyanlarinin-delil-degeri-ve-guvenilirligi-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/avukat-kelepceasdaas.jpg" type="image/jpeg" length="69047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME SUÇUNDA (TCK 136) 'KİŞİSEL VERİ' KAVRAMI VE YARGITAY KARARLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/verileri-hukuka-aykiri-olarak-verme-veya-ele-gecirme-sucunda-tck-136-kisisel-veri-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/verileri-hukuka-aykiri-olarak-verme-veya-ele-gecirme-sucunda-tck-136-kisisel-veri-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anayasa'nın 20. maddesine göre, </strong>''<i>Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında</i></p>

<p><i>bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.</i>''</p>

<p><strong>KİŞİSEL VERİ NEDİR?</strong></p>

<p><strong>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) m. 3/1-d: </strong>''<i>Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.</i>''</p>

<p><strong>Maddenin gerekçesinde ise; </strong>"<i>Kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek</i></p>

<p><i>kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm hâlleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir.</i>" açıklamasına yer</p>

<p>verilmiştir.</p>

<p><strong>“Kişisel veri” </strong>kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı,</p>

<p>istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı,</p>

<p>yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4733 E. , 2026/957 K.)</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 E. , 2014/331 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK'nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi</p>

<p>fiilleri TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme</p>

<p>suçunu oluşturur. <strong>Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. </strong>Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun</p>

<p>uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması gerekir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4733 E. , 2026/957 K.)</strong></p>

<p><strong>KİŞİSEL VERİLERİ HUKUKA AYKIRI OLARAK VERME VEYA ELE GEÇİRME SUÇU (TCK 136)</strong></p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 136. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme</p>

<p><strong>Madde 136- </strong><i>(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.</i></p>

<p>TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, <strong>seçimlik hareketli bir suç </strong>olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin</p>

<p>başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.</p>

<p><strong>Kişisel verileri bir başkasına verme seçimlik hareketinde</strong>, maddede geçen "başkası"</p>

<p>gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde vermek; "üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine</p>

<p>eriştirmek, iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek"</p>

<p>şeklinde açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup önemli olan husus verme eyleminin hukuka aykırı olmasıdır.</p>

<p><strong>Kişisel verileri yayma seçimlik hareketi de </strong>internet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik posta ile ya da telefondan kısa mesajla</p>

<p>göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak gibi çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde yaymak; "birçok kimseye duyurmak, çevreye dağılmasına sebep olmak" olarak açıklanmıştır.</p>

<p><strong>Kişisel verilerin ele geçirilmesi seçimlik hareketi </strong>ise kişisel verilerin kayıtlı olduğu belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi gibi şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde ele geçirmek; "yakalamak, sahibi olmak ve gizlenmek istenen bir şeyi elde etmek" şeklinde tanımlanmıştır. Ele geçirme fiili, başkasının hâkimiyeti altında bulunan bir kişisel verinin, failin hâkimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır. Görüldüğü üzere ele geçirmek seçimlik hareketinde, önceki iki seçimlik hareketten farklı olarak fail tarafından bir başkasına kişisel veri aktarımı söz konusu değildir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ceza-genel-kurulunun-2021384-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/384 E. , 2023/367 K.)</strong></a></p>

<p><strong>YARGITAY KARARLARI</strong></p>

<p>• Bir dönem evinde yardımcı olarak çalışan katılanın evinden hırsızlık yaptığı iddiası ile şikâyetçi olduktan sonra, katılanın daha önce Facebook üzerinden yayınladığı resmi,........ adlı Facebook hesabından "bu kadını yayalım bu kadın evlere temizliğe diye gidip hırsızlık yapıyor benim canım yandı sizlerin yanmasın" şeklindeki ifadeler ile paylaşması 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4629 E. , 2026/3072 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın katılana şantaj yapmak amacıyla sosyal medya hesabından elde ettiği katılanın baş kısmına ait fotoğrafı çıplak kadın vücuduna montajlaması ve katılana göndermesi 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1536 E. , 2026/3395 K.)</strong></p>

<p>• Sanık ve katılanın sosyal medya üzerinden bir süre yazıştığı, sanığın, katılanın evine gelme teklifinin katılan tarafından kabul edilmemesi üzerine oluşan husumetin sonucu olarak açtığı İnstagram hesabında katılana ait fotoğrafı ve telefon numarasını kullanarak, "beni arayın, bana koyun" şeklinde paylaşımda bulunması 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1456 E. , 2026/3399 K.)</strong></p>

<p>• Sanık tarafından, katılana ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafların, katılanın rızası dahilinde çekilmiş olsun ya da olmasın, rızasına aykırı şekilde başkalarının görgüsüne sunulması nedeniyle sanığa yüklenen ve sübut bulan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen yetersiz gerekçelerle sanık hakkında beraat kararı verilmesi, Kanun’a aykırıdır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/2237 E. , 2022/4318 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın haber yapmak amaçlı mağdurlara ait maaş bordrolarının fotoğrafını yayınladığı, mağdurlara ait isim ve sicil numaralarının kapatılmış olduğu, ancak banka hesap numaralarının kapatılmadan paylaşılması neticesinde mağdurların bu haber kaynaklı çalıştıkları yer ile sorunlar yaşadıkları olayda, sanık hakkında ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçu sübut bulmuştur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/8699 E. , 2026/3417 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, belediye başkanı olan katılan tarafından asılsız haber yaptığı gerekçesi ile aranıp hakaret ve tehdit edildiğine dair katılanın telefon konuşmasını kaydedip ... adlı internet sitesinde "GÜRGENTEPE BELEDİYE BAŞKANI ...'İN GAZETECİYE ETTİĞİ KÜFÜRLER VE HAKARETLER" başlığı ile katılanın kişisel veri kapsamında olan resmiyle birlikte paylaşması ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2026/516 E. , 2026/3982 K.)</strong></p>

<p>• Katılanın günlük kıyafetleriyle poz vermiş şekilde çektirdiği profil resminin, onunla aynı yurtta kalan sanık tarafından çıktısı alınıp, A4 kağıdına basılmış bu resmin, katılana şaka</p>

<p>yapmak amacıyla, yurt yakınındaki bir otobüs durağına asılmasından dolayı sanığın eylemi 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesindeki ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/2309 E. , 2026/1977 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, katılana ait Facebook hesabının şifresini, onun bilgisi ve rızası dışında ele geçirmesi TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/5072 E. , 2022/6245 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, katılana ait evin bulunduğu taşınmaza ilişkin ada parsel numarası, sorgu ekranı ve katılanın evine ait görüntüyü rıza dışında Twitter ve İnstagram hesaplarında paylaşması, TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında düzenlenen 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1730 E. , 2024/4771 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın; katılanın konakladığı, ikamet ettiği, kiralık araç kullandığı, telefon, şirket, UYAP, tapu, silah, pasaport ve SGK bilgilerini sorguladığının ve katılanın eski sevgilisi olan tanığa bu bilgileri sağladığı olayda, ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçu oluşmuştur. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/8484 E. , 2026/3419 K.)</p>

<p>• Sanığın, müştekilere ait kredi kartı bilgilerini kendi adına olan Facebook hesabında paylaştığı olayda; Yerel Mahkemece, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 136/1 maddesindeki kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/2965 E. , 2024/2278 K.)</strong></p>

<p>• ATM cihazına yerleştirdiği kart kopyalama ve kamera düzenekleri ile cihazda işlem yapan kişilere ait kartların manyetik şerit bilgilerini ve şifrelerini hukuka aykırı olarak ele geçirmekten ibaret eyleminin, zincirleme şekilde TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturduğuna ilişkin yerel mahkemenin kabulünde dosya kapsamına göre bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/13192 E. , 2017/3451 K.)</strong></p>

<p>• Boşandığı eşi olan katılanın kullandığı GSM numarasına ait kullanım bilgilerini içeren HTS kayıtlarını katılanın rızası dışında internet üzerinden yayınlanmasına konu olayda; katılanın kim ile ne zaman, hangi sıklıkla, hangi süreyle görüştüğüne ilişkin görüşme dökümlerini içerir HTS raporları kişisel veri kapsamında olup, kişisel veri niteliğindeki HTS raporlarını hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olarak internet üzerinden yayınlayan sanığın sübut bulan eylemi, 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/2118 E. , 2024/1408 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, katılan ve ailesinin kişisel veri niteliğindeki nüfus bilgilerini içerir aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını katılanların bilgisi ve rızası dışında tanık ...'e göndermesi eylemi ile sanık hakkında zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi, hukuka aykırıdır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/4733 E. , 2026/957 K.)</strong></p>

<p>• Bir devlet hastanesinin bilgi işlem biriminde çalışan sanığın, aynı hastanede tedavi gören ve kayınvalidesi olan katılana ait hasta bilgi formu ile röntgen filmini, katılanı vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde kasten yaralayıp, onu tehdit ettiği iddiasıyla açılan ve Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesinin ... esasına kayden görülmekte olan davanın ... tarihli duruşmasında, mahkemeye delil olarak sunduğu olayda; Gerektiğinde ilgili hastaneden mahkemece temin edilebilecek nitelikteki belge örneklerini, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ili<strong>ş</strong>kin hakkında bir delil bulunmayan sanığın, katılanın ayağında mevcut olan kırığın onu darp etmesinden kaynaklanmadığına, katılanın daha önce temizlik yaparken ayağının kırıldığına dair açıklamalarını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/3928 E. , 2018/3190 K.)</strong></p>

<p>• İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; katılanın meçhul şüphelilerce darp edilmesi üzerine, bu eyleme ilişkin fotoğrafların katılan tarafından kendi sosyal medya hesabında paylaşılmasının ardından sanığın söz konusu fotoğrafları alıp kendi sosyal medya hesabında yayımladığı iddiasına konu olayda, fotoğrafların ele geçirilmesinde ve paylaşılmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gibi sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmediği ya da bilebilecek durumda olmadığı gözetilerek eylemin kanunda suç olarak tanımlanmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, katılana ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafların daha önce kendi hesabından paylaşılmış olmasının bu fotoğrafların kişisel veri olma özelliğini değiştirmeyeceği ve üçüncü kişilere anılan fotoğrafları katılanın rızası dışında yayımlama hakkı da tanımayacağı belirtilmiş, ayrıca sanığın savunmasında anılan sosyal medya hesabının suç tarihinden önce çalındığını beyan ettiği anlaşılmış ise de dosyada mevcut araştırma raporunda, paylaşımın yapıldığı hesabın sanığa ait olduğunun belirlendiği, kaldı ki sanığın söz konusu hesabın çalındığına dair bir müracaatının da bulunmadığı gözetildiğinde savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatine varılarak, İlk Derece Mahkemesinin beraat kararının kaldırılması ile sanığın 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1319 E. , 2026/3680 K.)</strong></p>

<p>• İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; katılanın maliki olduğu bağımsız bölümün yer aldığı site yönetimini temsilen sanığa karşı dava açtığı, akabinde sanık tarafından 207 kişinin üye olduğu sitenin sosyal medya grubunda katılanın adı, soyadı, T.C. kimlik numarası ve adresinin bulunduğu dava dilekçesini paylaştığı iddiasına konu olayda, sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabit görüldüğünden mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, sanığın, katılan tarafından site yönetiminin ... tarihli olağan genel kurulunda alınan kararların iptali talebiyle site yönetimini temsilen kendisine karşı açtığı dava dilekçesini paylaşırken, katılanı tahkir edecek bir dil kullanmadığı ve site sakinlerini bilgilendirme amacı ile hareket ettiği anlaşıldığından, hukuka aykırılık bilinci bulunmadığı değerlendirilen sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1596 E. , 2026/3677 K.)</strong></p>

<p>• ‘’... Kamu kurumlarında görev yapan ve görev yaptıkları kuruma ait bilişim sistemindeki kişisel verilere hizmet gereği erişme yetkisi verilen kişilerin; görevlerinin kapsamına ve niteliğine göre hizmetin yerine getirilmesi ile hiçbir ilgisi bulunmadığı hâlde, <u>merak, beğeni</u> <u>vb. saiklerle</u>, sistemde yer alan kişisel verileri sorgulamak ve bu verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olmaktan ibaret eylemlerinin, 5237 sayılı TCK kapsamında suç oluşturmayacağı değerlendirilmiştir.’’ <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/6769 E. , 2026/3078 K.)</strong></p>

<p>• Sanığın, kendisine görevi gereği verilen şifre ile Polis Bilgi Ağı (POLNET) üzerinden Cumhurbaşkanı olan katılanın kişisel verilerini sorgulama yapmaktan ibaret yargılama konusu eyleminde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2025/6769 E. , 2026/3078 K.)</strong></p>

<p>• Polis memuru olan sanığın, boşanma aşamasındaki eşi olan katılanın bilgilerini POL-NET sistemi üzerinden veri tabanının güvenliği nedeniyle kendisine verilen şifreyi kullanıp, sistemde sorgulama yapmadan ibaret eylemi 'verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' suçunun yasal unsurlarını oluşturmaz. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/3475 E. , 2025/1653 K)</strong></p>

<p>• Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünde memur olarak çalışan sanığın, kurumu tarafından kendisine verilen kullanıcı şifresi ile Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS)’ye erişim sağlayarak dönemin İçişleri Bakanı olan katılanın kimlik ve adres bilgilerine baktığının tespit edildiği olayda; sanığa sistemde kayıtlı kişilerin kimlik ve adres sorgulamalarını yapması için kullanıcı şifresinin çalıştığı kurum tarafından verilmesi, sisteme girmek için özel gayret sarf etmemiş olması, katılanın kamuya mal olan kişiliği nedeniyle kimlik ve adres bilgilerine kolaylıkla erişilebilmesi, sanığın merak saiki ile bu bilgileri sadece okumuş olup başkalarıyla paylaşmaması, ayrıca hukuka aykırı bir amaç gütmemesi ve ele geçirildiği iddia edilen kişisel verilerin kapsam ve niteliği ile sanığın hukuka aykırılık bilinciyle hareket etmediği yönündeki savunması birlikte değerlendirildiğinde; incelemeye konu olay görevin gereklerine uygun olmayan disiplin soruşturması gerektiren eylemin suç teşkil etmediği kabul edilmelidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ceza-genel-kurulunun-2021384-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu: 2021/384 E. , 2023/367 K.)</strong></a></p>

<p>• Sosyal Güvenlik Kurumu Sivas İl Müdürlüğünde kamu görevlisi olarak çalışan sanığın kendisine kurum tarafından tahsis edilmiş şifre ile katılan Cumhurbaşkanı ...'ın Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS) üzerinden kişisel bilgilerini sorgulamasının sabit olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince, 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince duruşmasız yapılan inceleme sonunda, sanık tarafından yapılan sorgulamalarla ilgili olarak kayıt ya da çıktı alınmadığı, bilgilerin hiç bir kişi ve kurumlarla paylaşılmadığı ve yayılmadığı, sadece “görüntülemekten” ibaret eylemin “kişisel verileri ele geçirme” olarak kabul edilemeyeceği ayrıca söz konusu kişisel verileri, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığa, basit bir kod ve şifre sayesinde, sistemde yer alan tüm verilere erişebilme imkanının verilmiş olması ve veri içeriklerinin sanıktan gizlenmemiş olması karşısında, sanığın merak saikiyle sistemde sorgulama yaparken, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı da kabul edilemeyeceğinden, sanığa isnat edilen eylemde, TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun oluşmadığı kabul edilerek İlk Derece Mahkemesinin kararındaki mahkûmiyete ilişkin bölümlerin sanığın 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ilişkin hüküm ile değiştirilmesi suretiyle hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. <strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/482 E. , 2024/7576 K.)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Hukukumuzda ''kişisel veri'' kavramının geniş yorumlandığı, kamuya açık veya kolaylıkla erişilebilir nitelikteki verilerin dahi somut olayın özelliklerine göre suçun konusunu oluşturabileceği görülmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, kişisel veriye erişimin veya sorgulamanın tek başına her durumda suç oluşturmadığı; her somut olayın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği Yargıtay kararlarında ortaya konulmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/verileri-hukuka-aykiri-olarak-verme-veya-ele-gecirme-sucunda-tck-136-kisisel-veri-kavrami-ve-yargitay-kararlari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/kisisel-v-la.jpg" type="image/jpeg" length="62512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİNDE GİZLİ SORUŞTURMACI: HUKUKİ SINIRLAR VE HAK İHLALLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-gizli-sorusturmaci-hukuki-sinirlar-ve-hak-ihlalleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-gizli-sorusturmaci-hukuki-sinirlar-ve-hak-ihlalleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasının temel amacı maddi hakikati ortaya çıkarmaktır. Maddi hakikati ortaya çıkarma sürecinde bazı işlemler yapılmakta ve bazı tedbirlere başvurulmaktadır. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi de ceza yargılamasında düzenlenen koruma tedbirlerinden bir tanesidir. Gizli soruşturmacı bir koruma tedbiri olduğu için araç olma , geçici olma ,kanuni dayanağının olması ve zorunluluk gibi diğer koruma tedbirleri için düzenlen şartların mevcut olması gerekmektedir. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi koruma tedbiri CMK m.139 da düzenlenmiştir.</p>

<p>CMK m. 139/1 şu şekilde düzenlenmiştir: “<strong> </strong><i>Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir.” </i>Söz konusu düzenlemeden de anlaşılacağı gibi gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için somut delile dayanan kuvvetli suç şüphesi ve başka surette delil elde edilmemesi şartları aranmaktadır. Başka suretle delil elde edilmesi imkanı var ise gizli soruşturmacı görevlendirilmesi hukuka aykırı olur. Söz konusu madde de <i>kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir </i>hükmü gereği , görevlendirilecek gizli soruşturmacının kamu görevlisi olması gerekmektedir. Kamu görevlisi tanımı TCK m.6 da düzenlenmiştir. Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlanmıştır. Yine söz konusu fıkrada <i>Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir </i>denilmek suretiyle kim tarafından karar verileceği de açık bir şekilde düzenlenmiştir. Burada bahsedilen hakim , Sulh Ceza Hakimliğini ifade etmektedir.</p>

<p>Gizli soruşturmacı yalnızca soruşturma evresinde görevlendirilebilir , kovuşturma evresinde bu şekilde bir görevlendirmenin yapılması mümkün değildir. Gizli soruşturmacı soruşturma faaliyeti yürüten bir kamu görevlisidir. Gizli soruşturmacı örgüt ile ilgili her türlü araştırmada bulunmak ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delil toplamakla yükümlüdür. Gizli soruşturmacı örgütün halihazırda işlemekte olduğu suçtan dolayı sorumlu tutulmaz.</p>

<p>Gizli soruşturmacı kimseyi suç işlemeye yönlendiremez, azmettiremez, teşvik ve tahrik edemez. Gizli soruşturmacının davranışlarının kişiyi suça teşvik veya azmettirip azmettirmediğini saptamak için AİHM Mahkemesi tarafından bazı kriterler düzenlenmiştir.</p>

<p>Örnek vermek gerekirse; Gizli soruşturmacı şüpheliye baskı uygulayıp uygulamadığını, Şüphelinin başta kabul etmemesine rağmen gizli soruşturmacının teklifinde ısrarcı olup olmadığını, şüpheli ile defalarca bağlantı kurulup kurulmadığını, gizli soruşturmacının ısrarlı şekilde talepte bulunup bulunmadığını , uyuşturucu madde ticareti için gizli soruşturmacının fiyat yükseltip yükseltmediği gibi kriterlere bakılmaktadır.</p>

<p>Aynı soruşturma ile ilgili birden fazla gizli soruşturmacı görevlendirilebilir. Kişi sınırlandırılması yoktur. Soruşturmanın gereklerine göre birden fazla soruşturmacı görev alabilir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesinin herhangi bir süre sınırlandırılması da yoktur. Gizli soruşturmacı soruşturmanın amacı ve soruşturmanın özelliği ile uyumlu bir süre için görevlendirilmelidir.</p>

<p>CMK m. 139 da gizli soruşturmacının görevi ile ilgili açık şekilde düzenleme yapılmıştır. Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir. Bu kimlikle hukukî işlemler yapılabilir. Kimliğin oluşturulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belgeler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir. Soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar ve diğer belgeler ilgili Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir. Soruşturmacının kimliği, görevinin sona ermesinden sonra da gizli tutulur. Soruşturmacı, kovuşturma evresinde tanık olarak dinlenmesinin zorunlu olması halinde, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan veya ses ya da görüntüsü değiştirilerek özel ortamda dinlenir. Bu durumda 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9 uncu maddesi hükmü kıyasen uygulanır. Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. Hâkim, soruşturmacının Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188) suçu bakımından kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına izin verebilir. Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir.</p>

<p>Gizi Soruşturmacı ancak aşağıda sayılan suçlar için görevlendirilebilir. (CMK m. 139/7)Söz konusu suçlar şu şekilde düzenlenmiştir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</p>

<p>2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),</p>

<p>3. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315).</p>

<p>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p>

<p>c) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.</p>

<p>Konu İle İlgili Yargıtay Kararları Şu Şekildedir:</p>

<p>· <i>“…Gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olmadığının tespiti halinde “suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusunda faaliyette bulunamayacaklarından bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği</i>…”(<strong>Y20CD-K.2019/3929)</strong></p>

<p>· <i>“…Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararları ile gizli soruşturmacılar tarafından yapılan güven alımına ilişkin tutanağın, gizli soruşturmacı raporunun ve sesli kayıt var ise kayıt dökümünün dosya içerisinde bulunmadığı anlaşıldığından, anılan kararların, tutanak ve raporların aslı ya da onaylı örneklerinin denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konularak okunup diyecekleri sorulduktan sonra sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, bozma nedenidir…”</i><strong> (Y20CD-K.2019/4051)</strong></p>

<p>· <i>“…Yargılama dosyasının incelenmesi sonucu tespit edilen hukuka aykırılıklar: I-Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlardaki hukuka aykırılıklar: CMK’nın suç tarihinde yürürlükte bulunan “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139. maddesine göre; “Madde 139-(1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararı ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir.” maddeye göre gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için; 1-Suç, kanunda sayılan ve gizli soruşturmacı kullanılabilecek suçlardan olmalıdır,2- Suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, 3- Başka yolla delil elde edilme imkânının bulunmaması, 4-Hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararının bulunması,5- Suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir suç olması gereklidir.Somut olayda; … Emniyet Müdürlüğü tarafından gizli soruşturmacı görevlendirilmesi istenirken, “Mersin ili dâhilinde bulunan uyuşturucu sokak satıcılarının deşifre edilmesi ve suç unsuru ile birlikte yakalanmalarına yönelik çalışmalardan söz edilmiş, fail/failler veya fiiller somut olarak belirtilmemiştir. Oysaki gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için olay somutlaştırılmalı, soruşturma konusu suçun işlenmiş ya da işlenmekte olması gereklidir. Somut olayda ise bir nevi önleme amaçlı gizli soruşturmacı görevlendirilmiştir. Aslında belli bir olay veya failin izlenmediği, fiil işlenmeden önce karar alındığı anlaşılmaktadır.Suç işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunup bulunmadığı ve başka surette delil elde etme imkânı olup olmadığı konusunda bir araştırma yapılıp yapılmadığı da bilinmediği için bu koşulların varlığı da bilinmemektedir. Dava konusu suç “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188) olduğu halde örgütlü işlenmiş bir suç değildir ve CMK’nın 139/4. maddesinin ifadesine göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilmesi de mümkün değildir.14.02.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4.maddesindeki tanımlara göre: “Başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması hâli: Soruşturma veya kovuşturma sırasında diğer tedbirlere başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka yöntemlerden biri veya birkaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere ancak bu Yönetmelikte düzenlenen tedbirlerle ulaşılabilecek olmasını,” ifade etmektedir. Mersin 1. ve 6. Sulh Ceza Mahkemelerinin gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlarında kanun hükmünü tekrarlamaktan başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Sözü edilen kararlar Anayasa’nın 141. ve CMK’nın 34. maddelerine aykırı kararlardır Sözü edilen Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesindeki tanımlara göre: Gizli soruşturmacı: “Gerektiğinde örgüt içine sızmak, gözetlemek, izlemek, örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve örgütün işlediği suçlarla ilgili iz, eser, emare ve delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla görevlendirilen kamu görevlisi,”dir. Kışkırtıcı ajan ise, “insanları bazı suçları işlemeye sürüklemekle görevli kişi”dir. Kışkırtıcı ajan ile gizli soruşturmacının yaptığı eylemler farklılık arz etmektedir. Gizli soruşturmacı, hiçbir zaman azmettiren konumunda olmayıp, bulunduğu örgütün içerisinde iken delilleri toplamakta, kışkırtıcı ajan ise suç işleyen kişinin ortaya çıkarılması için suç işlemeye azmettirmektedir.… ve Sulh Ceza Mahkemelerinin gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararları hukuka aykırı olduğu gibi, gizli soruşturmacıların somut olaydaki çalışmaları da sanıkları suç işlemeye sürükleyen kışkırtıcı ajan tarzında oluşu nedeniyle hukuka aykırıdır. Soruşturma safhasındaki hukuka aykırılıklar nedeniyle sanıkların adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir…” </i><strong>(Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 2015/13889 E., 2015/4086 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…Sanık atılı suçu "örgüt faaliyeti çerçevesinde işlemediğinden” bu suçla ilgili gizli soruşturmacı atanması kanuna aykırıdır. Ancak kolluk görevlisi “suçu ve failini belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusundaki genel görevi kapsamında, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmese de, uyuşturucu ticareti yapma suçu ile ilgili olarak, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde alabilir. Bu şekilde elde edilen delil gizli soruşturmacının adli kolluk görevlisi olması halinde hukuka uygundur…”(</i><strong>20. Ceza Dairesi 2015/61 E. , 2015/3471 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…Gizli soruşturmacının 20/08/2014 tarihinde sanıktan 30 TL karşılığı 2 adet MDMA içeren uyuşturucu hap satın alması üzerine sanığın "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen, başka bir gizli soruşturmacının sanıktan tekrar 05/09/2014 tarihinde 15 TL verip 1 adet MDMA içeren uyuşturucu hap satın alması gereksiz olduğu gibi görevleri kapsamında da değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl amacı "uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak" değil, "suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibarettir." Bu nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan ikinci kez uyuşturucu madde alınması, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir "alım - satım" söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının TCK’nın 43. maddesi ile artırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, Kanuna aykırıdır…”</i> <strong>(20. Ceza Dairesi 2015/61 E. , 2015/3471 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…CMK’nın 217. maddesine göre; yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan delillere dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir. Dosya kapsamına göre, Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli 2013/891 D.İş sayılı gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararında "...GS439, GS455, GS456, GS462, GS463, GS464 kod nolu görevlilerin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilmesine..." ibaresinin yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda; gizli soruşturmacının kamu görevlisi ya da adli kolluk görevlisi olup olmadığı belirlenerek, kolluk görevlisi ise tanık olarak dinlenmesinden sonra, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, bu hususlar gözetilmeden hüküm kurulması bozma sebebidir<strong>…”(</strong></i><strong>10. Ceza Dairesi 2020/5723 E. , 2020/4272 K.)</strong></p>

<p>· “…Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ve teknik araçlarla izleme yapılmasına dair karar, gizli soruşturmacı alım tutanakları, gizli soruşturmacı raporları, görüntü CD'si çözüm tutanakları ile tüm dava dosyası kapsamına göre; 17.02.2023 tarihli eylemde sanık ...'ün cep telefonu bilgisini gizli soruşturmacıyla paylaştığı, alıcı olarak davranan gizli soruşturmacının, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladığı 24.03.2023 tarihli raporda <strong>''kral napıyorsun''</strong> şeklinde yazması üzerine sanığın "<strong>iyiyim sen napıyorsun başkan"</strong> şeklinde cevap verdiği, gizli soruşturmacının <strong>''iyi kral müsait misin bugün''</strong> şeklinde yazmasına karşılık olarak sanık ...'ün <strong>''evet nereden geleceksin''</strong> şeklinde cevap yazdığı, gizli soruşturmacının <strong>''abi ben gelmek üzereyim geçenki yere''</strong> ve sonrasında <strong>''ya abi dönüş yapsana kaç dakika oldu gözünü seveyim''</strong> demesi üzerine sanık ...'ün belirttiği yerde buluşulduğu ve sanık ...'ın yönlendirmesiyle inceleme dışı sanık ...'in belirlenen yere geldiği ve gizli soruşturmacıya beyaz renkli poşet içinde esrar maddesini sattığı, yine 28.03.2023 tarihinde alıcı olarak davranan gizli soruşturmacının, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları raporda <strong>''bugün olmaz mı kral, şeker alayım 2 tane hap''</strong> şeklinde yazarak iletişime geçtiği, sanık ...'ün <strong>''neredesin''</strong> cevabı üzerine gizli soruşturmacının <strong>''yola çıkacam ona göre, haber bekliyorum senden''</strong> şeklinde yazdığı, sanık ...'ün belirttiği yerde buluşulduğu ve sanık ...'ın gizli soruşturmacıya beyaz renkli poşet içinde metamfetamin maddesini sattığı, gizli soruşturmacının yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada sanığa WhatsApp uygulaması üzerinden mesaj yazmak suretiyle suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu, bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve Anayasanın 38/6. ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 206/2.a maddeleri uyarınca hükme esas alınamayacağının gözetilmediği, …” <strong>(8. Ceza Dairesi 2024/26121 E. , 2025/7591)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· <strong><i>“…</i></strong><i>Suçun sübutunun tespiti için sanıklardan uyuşturucu madde alma - temin etme eylemini gerçekleştiren gizli soruşturmacılar kolluk görevlisi ise "suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama" konusunda faaliyette bulunabileceklerinden, öncelikle gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olup olmadığının sorulması, gizli soruşturmacıların adli kolluk görevlisi olmadığının tespiti halinde “suçu ve faili belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusunda faaliyette bulunamayacaklarından bu yöntemle elde edilen bilgilerin delil olarak değerlendirilemeyeceği, adli kolluk görevlisi ise 6763 sayılı yasa ile değişiklikten önceki CMK'nın 139/3. maddesi hükmü de gözetilerek, gizli soruşturmacıların tanık olarak dinlenilip sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…”</i> <strong>(20. Ceza Dairesi 2019/3301 E. , 2020/1786 K.)</strong></p>

<p>· <i>“…Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarih, 2014/462 esas, 2015/135 karar ve 2014/848 esas, 2015/136 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; gizli soruşturmacının 11.06.2013 tarihinde sanık ...’dan suç konusu uyuşturucu maddeyi satın alması üzerine sanığın ''satmak için uyuşturucu madde bulundurma'' suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen, gizli soruşturmacının sanıktan farklı tarihlerde tekrar uyuşturucu madde satın alması gereksiz olduğu gibi görevi kapsamında da değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl görevi ''uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak'' değil, ''suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibarettir.'' Bu nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan birden çok kez uyuşturucu madde satın alınmasının, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir ''alım-satım'' söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının TCK'nın 43. maddesi ile artırılması, bozma sebebidir...”</i> (10. Ceza Dairesi 2019/2547 E. , 2020/7703 K.)</p>

<p>· Dava konusu suç uyuşturucu madde ticareti yapma suçu olduğu halde, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suç olmadığı, zira 5271 sayılı CMK'nın 139/4. maddesine göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği; yine aynı Kanun'un "Teknik Araçlarla İzleme" başlıklı 140. maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve CMK'nın 140. maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapılamayacağı gözetilmeden elde edilen deliller hukuka aykırı olup hükme esas alınamaz<strong>.(10. Ceza Dairesi 2025/9556 E. 2025/13956 K.)</strong></p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi bir koruma tedbiridir. Koruma tedbirleri için gerekli olan tüm şartlar gizli soruşturmacı görevlendirilmesi için de geçerlidir. Gizli soruşturmacı suç işleyemez, şüphelileri suç işlemeye teşvik, tahrik ve azmettiremez. Gizli soruşturmacının yasada düzenlenmiş görev süresi yoktur. Soruşturma işlemlerinin gereklerine göre görevlendirilebilir. Gizli soruşturmacı yasada belirtilen suçlar için görevlendirilebilir. Gizli soruşturmacı görevlendirilebilmesi için hâkim kararı gereklidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Mehmet Emin KÜLTÜR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-gizli-sorusturmaci-hukuki-sinirlar-ve-hak-ihlalleri</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="21874"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Ne Kadar Sürer? Süreci Kısaltan ve Uzatan Etkenler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasi-ne-kadar-surer-sureci-kisaltan-ve-uzatan-etkenler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasi-ne-kadar-surer-sureci-kisaltan-ve-uzatan-etkenler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma kararı alan herkesin aklındaki ilk soru neredeyse aynı: <strong>“Bu süreç ne kadar sürecek?”</strong> 2026 itibarıyla anlaşmalı bir boşanma çoğu zaman <strong>tek celsede</strong>, birkaç hafta içinde sonuçlanabilirken; çekişmeli bir boşanma, istinaf aşaması da eklendiğinde <strong>birkaç yılı</strong> bulabiliyor. Aradaki bu büyük fark tesadüf değil, sürecin uzunluğunu belirleyen etkenlerin çoğu, davanın en başında verilen kararlara bağlı.</p>

<p>Bu rehberde, boşanma davasının hangi aşamalardan geçtiğini, süreci <strong>uzatan ve kısaltan etkenleri</strong> ve elinizdeki seçenekleri sade bir dille anlatıyoruz. Amaç, süreci korkutucu bir bilinmezlik olmaktan çıkarıp <strong>öngörülebilir adımlara</strong> dönüştürmek.</p>

<p><strong>Anlaşmalı Boşanma: Tek Celsede Biten Yol</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesine göre anlaşmalı boşanma için evliliğin <strong>en az 1 yıl sürmüş</strong> olması, eşlerin birlikte başvurması (veya birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi) ve boşanmanın tüm sonuçlarını düzenleyen bir <strong>protokol</strong> üzerinde uzlaşılması gerekir.</p>

<p>Somut bir örnek: Bahçelievler’de yaşayan Elif ve Murat, nafaka, ev eşyaları ve çocuğun velayeti konusunda anlaştı. Avukatları protokolü hazırladı, dava açıldı ve mahkeme <strong>tek duruşmada</strong> boşanmaya karar verdi. Burada kritik nokta şu: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadına göre her iki eşin de <strong>duruşmada bizzat hazır bulunup</strong> iradesini hâkim önünde açıklaması ve hâkimin protokolü uygun bulması zorunludur, vekil aracılığıyla beyan yeterli değildir.</p>

<p><strong>Süre Farkı Bir Bakışta</strong></p>

<p>Anlaşmalı boşanma çoğu zaman <strong>tek celsede</strong> tamamlanır ve dosya yoğunluğuna göre haftalar içinde karara bağlanabilir. Çekişmeli boşanmada ise ilk derece yargılaması genellikle birden fazla celseye yayılır; istinaf aşaması eklendiğinde süreç yıllara uzayabilir.</p>

<p>Süreci öngörülebilir kılmanın ilk adımı, aşamaları önceden bilmekten geçiyor.</p>

<p><strong>Çekişmeli Boşanma Neden Daha Uzun Sürer?</strong></p>

<p>Peki ama taraflar anlaşamazsa ne oluyor? Çekişmeli boşanma, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki <strong>yazılı yargılama usulüne</strong> tabidir ve her aşamanın kendi yasal süresi vardır. Yalnızca dilekçeler aşaması bile, dava dilekçesi, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap, her biri için tanınan <strong>iki haftalık sürelerle</strong> aylar alabilir.</p>

<p>Şöyle düşünün: Güngören’de yaşayan bir çiftte eşlerden biri boşanmak istiyor, diğeri kusur iddialarını kabul etmiyor. Mahkeme tanıkları dinleyecek, ekonomik ve sosyal durum araştırması yapacak, velayet için <strong>uzman (pedagog) incelemesi</strong> isteyecek. Her biri ayrı bir celse, ayrı bir bekleme demek.</p>

<p><strong>Çekişmeli Boşanmanın 5 Aşaması</strong></p>

<p><strong>1. Dilekçeler aşaması:</strong> Dava ve cevap dilekçelerinin karşılıklı sunulması</p>

<p><strong>2. Ön inceleme:</strong> Uyuşmazlık noktalarının belirlenmesi, sulh teşviki</p>

<p><strong>3. Tahkikat:</strong> Tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması, uzman raporları</p>

<p><strong>4. Sözlü yargılama ve karar:</strong> Hükmün açıklanması</p>

<p><strong>5. Kanun yolu:</strong> İstinaf (ve sınırlı hâllerde temyiz) incelemesi</p>

<p><strong>Süreci Uzatan Etkenler</strong></p>

<p>Deneyimler, davaların çoğunun <strong>benzer noktalarda</strong> uzadığını gösteriyor. Karşı tarafın adresinin bilinmemesi nedeniyle <strong>tebligat sorunları</strong>, çok sayıda tanık bildirilmesi, velayet uyuşmazlığında sosyal inceleme raporunun beklenmesi ve nafaka ile tazminat taleplerinin kapsamlı araştırma gerektirmesi bunların başında gelir.</p>

<p>Adli tatil her yıl <strong>20 Temmuz, 31 Ağustos</strong> arasında uygulanır. Boşanma davaları adli tatilde kural olarak görülmez; yaz aylarına denk gelen duruşmalar bu nedenle sonbahara sarkabilir. Dava takviminizi planlarken bu 6 haftalık dönemi hesaba katın.</p>

<p>Bir diğer önemli etken de <strong>mahkeme yoğunluğu</strong>. İstanbul gibi büyük şehirlerdeki aile mahkemelerinin dosya sayısı, duruşma aralıklarının açılmasına neden olabiliyor. Ayrıca mal paylaşımı (edinilmiş mallara katılma) davasının boşanmadan <strong>ayrı bir dava</strong> olarak yürümesi de toplam süreci uzatan unsurlardandır.</p>

<p>Doğru hazırlanmış bir dava dosyası, duruşma sayısını gözle görülür biçimde azaltabilir.</p>

<p><strong>Süreci Kısaltmak İçin Atabileceğiniz Adımlar</strong></p>

<p>Şimdi gelelim işin yapıcı tarafına: Sürecin uzunluğu tamamen elinizde olmasa da <strong>hazırlığınız</strong> ciddi fark yaratır. Avukatınızla ilk görüşmeye giderken şu soruyu sorun: <strong>“Elimdeki delillerle bu dava kaç celsede bitebilir, hangi belgeler eksik?”</strong> Bu tek soru bile yol haritanızı netleştirir.</p>

<p><strong>Delilleri baştan toplayın:</strong> Mesaj kayıtları, banka dökümleri, fotoğraflar gibi delillerin dava dilekçesiyle birlikte sunulması, tahkikatın kısalmasını sağlar.</p>

<p><strong>Tanık sayısını isabetli tutun:</strong> Olayı doğrudan bilen az sayıda tanık, konuyu duymuş kalabalık bir listeden çok daha etkilidir.</p>

<p><strong>Adres bilgilerini doğru bildirin:</strong> Tebligatın ilk seferde ulaşması, aylarca sürebilecek gecikmeleri önler.</p>

<p><strong>Anlaşma zeminini her aşamada arayın:</strong> Dava sırasında bile taraflar anlaşırsa dava anlaşmalı boşanmaya dönüştürülebilir ve tek celsede bitebilir.</p>

<p><strong>Duruşmaları takip edin:</strong> Mazeretsiz katılmama, dosyanın işlemden kaldırılması gibi ek gecikmeler doğurabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu noktada bir hatırlatma: Boşanmanın kendisi arabuluculuğa elverişli olmasa da, mal paylaşımı ve maddi konularda <strong>müzakere yoluyla uzlaşmak</strong> mümkündür. Ulaşılan uzlaşma, anlaşmalı boşanma protokolüne dönüştürülerek yıllarca sürebilecek bir çekişmeyi haftalara indirebilir, kalıcı çözüm çoğu zaman masada kurulur, duruşma salonunda değil.</p>

<p><strong>Karar Verildikten Sonra: Kesinleşme Süreci</strong></p>

<p>Duruşmada “boşanmalarına” denmesi, sürecin bittiği anlamına gelmez, bu, sık yapılan bir yanılgıdır. Önce <strong>gerekçeli kararın</strong> yazılması gerekir (kural olarak hükmün açıklanmasından itibaren <strong>1 ay</strong> içinde). Karar taraflara tebliğ edilir ve tebliğden itibaren <strong>2 haftalık istinaf süresi</strong> işler.</p>

<p>Ankara’daki yakınlarının nüfus kayıtları için kesinleşme şerhi bekleyen bir danışanımızın sorduğu gibi: “Daha hızlı kesinleşemez mi?” Evet: Taraflar gerekçeli kararın tebliğinden sonra <strong>istinaf hakkından feragat</strong> ederse karar beklemeden kesinleşir. Anlaşmalı boşanmalarda bu yöntem, süreci belirgin şekilde hızlandırır.</p>

<p>Şunu da ekleyelim: Anayasa’nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı, <strong>makul sürede yargılanma</strong> güvencesini de içerir. Anayasa Mahkemesi ölçüsüz biçimde uzayan yargılamalarda bireysel başvuru üzerine hak ihlali kararları verebilmektedir, yani sürecin makul sürede tamamlanması yalnızca bir beklenti değil, anayasal bir haktır.</p>

<p><strong>Boşanma davası en kısa ne kadar sürer</strong></p>

<p>Tüm şartları sağlayan bir <strong>anlaşmalı boşanma</strong>, mahkemenin duruşma takvimine bağlı olarak birkaç hafta içinde karara bağlanabilir; istinaftan feragatle karar kısa sürede kesinleşir.</p>

<p><strong>Eşim duruşmalara gelmezse dava uzar mı?</strong></p>

<p>Davalı gelmese de yargılama devam eder; ancak tebligat sorunları ve savunma haklarına ilişkin usul işlemleri <strong>ek süre</strong> gerektirebilir. Davacının duruşmayı mazeretsiz takipsiz bırakması ise dosyanın işlemden kaldırılmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>Adli tatilde boşanma davası görülür mü?</strong></p>

<p>Boşanma duruşmaları adli tatilde (<strong>20 Temmuz, 31 Ağustos</strong>) kural olarak görülmez; ancak dava açma, dilekçe sunma gibi işlemler yapılabilir ve nafakaya ilişkin acele işler tatilde de görülebilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>Anlaşmalı boşanma <strong>tek celsede</strong> bitebilir; şartı en az 1 yıllık evlilik ve eksiksiz bir protokoldür.</p>

<p>Çekişmeli boşanmada dilekçeler, ön inceleme, tahkikat ve kanun yolu aşamaları <strong>yıllara</strong> yayılabilir.</p>

<p>Tebligat sorunları, kalabalık tanık listeleri ve adli tatil, süreci en çok uzatan etkenlerdir.</p>

<p>Delillerin baştan hazırlanması ve <strong>uzlaşma zemininin</strong> aranması, süreci kısaltmanın en etkili yollarıdır.</p>

<p>Karar, gerekçeli kararın tebliği ve <strong>2 haftalık istinaf süresinin</strong> geçmesi (veya feragat) ile kesinleşir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasi-ne-kadar-surer-sureci-kisaltan-ve-uzatan-etkenler-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/bosamfk.jpg" type="image/jpeg" length="99514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA VE TAHLİYE DERDİ OLAN HERKES İÇİN ÖRNEK 13 VE 14 İCRA TAKİPLERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-ve-tahliye-derdi-olan-herkes-icin-ornek-13-ve-14-icra-takipleri-uzerine-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-ve-tahliye-derdi-olan-herkes-icin-ornek-13-ve-14-icra-takipleri-uzerine-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu makalede ele alınan konu hepimizi yakından ilgilendiren bir mesele: Kira alacağı ve tahliye. 86 milyon nüfuslu Türkiye’de icra dairelerindeki güncel dosya sayısı 26 milyona ulaşmıştır. Bu dosyaların önemli bir bölümünü ise kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar, yani kira alacağı ve tahliye konuları oluşturmaktadır. Kira ilişkisinde iki taraf olduğu düşünüldüğünde; bu satırları okuyan her 3 kişiden 1’inin doğrudan veya dolaylı olarak bu konunun muhatabı olduğu söylenebilir.</p>

<p>İşte tam da bu yaygınlık nedeniyle kiraya verene hızlı çözüm sunan Örnek 13 ve Örnek 14 İcra Takibi büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada iki takip türü yetki, şartlar, itiraz ve tahliye süreci yönlerinden karşılaştırmalı olarak incelenecektir.</p>

<p>Türk Borçlar Hukuku’nda kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde, İcra ve İflas Kanunu’nun öngördüğü ilamsız icra yolları alacaklıya önemli usul avantajları sağlamaktadır. Özellikle kiraya verenin alacağını tahsil etmek ve/veya kiralananın tahliyesini sağlamak amacıyla başvurduğu Örnek 13 ve Örnek 14 icra takipleri, kira hukukunun en sık kullanılan icrai takip türlerindendir. Her iki takip türü de temelde “ilamsız tahliye” imkânı sunmakla birlikte; dayandıkları maddî sebepler, şeklî koşullar, itiraz halleri ve sonuçları bakımından birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaktadır.</p>

<p>Örnek 13 takibi, kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle temerrüde düşen kiracıya yönelirken; Örnek 14 takibi, kira süresinin sona ermesi ve yazılı tahliye taahhüdünün varlığı şartına bağlanmaktadır.</p>

<p>Öncelikle yetkili icra müdürlüğü, İİK m. 50’ye göre genel hükümler gereğince tespit edilecektir. Kiracının takibin açıldığı tarihteki yerleşim yeri icra müdürlüğünde takip açılabileceği gibi; HMK m. 10 gereğince TBK m. 89’a yapılan yollama atfı uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer icra müdürlüğünde de icra takibi açılabilir. Ayrıca akdin yapıldığı yer sözleşmede gösterilmiş ise o yer icra müdürlüğü de İİK m. 50/1’e göre yetkilidir.</p>

<p><strong>13 VE 14 ÖRNEK İCRA TAKİBİNİN UYGULANMA HALLERİ</strong></p>

<p><strong>Hangi Hallerde 13 ve 14 İcra Takibi Yapılabilir?</strong></p>

<p>İki icra takibi birbirinden kesin olarak farklıdır. Sadece kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle takip yapacaksanız 13 örnek icra takibi yapmalısınız. Fakat sözleşmenin süresinin dolması sebebiyle bir icra takibi başlatacaksanız o halde 14 örnek icra takibine başvurmalısınız. Örnek 13 icra takibinde kiraya veren kira bedelinin ödenmemesi, yani borçlu kiracının temerrüde düşmesi nedeniyle bu takibi açmaktadır. Dolayısıyla kiraya veren alacaklı kira bedelinin ödenmemesi ve ayrıca kiracı borçlunun da tahliyesini isteyecektir. Örnek 14 icra takibinde ise sürenin bitmesi nedeniyle kiraya veren sadece kiracının kiralanandan tahliyesini isteyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 13 İcra Takibinin Esasları:</strong></p>

<p>Sözlü kira sözleşmesine dayalı olarak da 13 örnek icra takibi yapılabilir. Yazılı kira sözleşmesi var ise takip dosyasına eklenmesi gerekmektedir. Sözlü sözleşmelerin de takip konusu yapılabilmesi, kira ilişkisinin şekle tabi olmaması ilkesinin bir sonucudur. Ancak yazılı sözleşmenin dosyaya sunulması, kira bedelinin miktar ve vadesinin ispatı açısından uygulamada takip açısından kolaylık sağlamaktadır.</p>

<p><strong>Örnek 13 Takip Talebinde Haciz Ve Tahliyeyi Seçilmesinin Nedenleri:</strong></p>

<p>Örnek 13 takibinde haciz ve tahliye seçeneklerinin birlikte seçilmesi, kiraya verenin hem alacak hem de tahliye menfaatini tek takipte güvence altına alma iradesini göstermektedir. Bu nedenle takip talebinin hazırlanması aşamasında gösterilecek usulî özen, ileride doğabilecek usul hatalarının ve davaların önüne geçilmesi bakımından önemlidir.</p>

<p>Örnek 13 icra takibi, İİK m. 269 kapsamında düzenlenmiş bir takip yoludur. Bu takip türünde kiraya veren, yalnızca kiralananın tahliyesini değil, aynı zamanda muaccel hale gelmiş kira alacağının tahsilini de talep etmektedir. Haciz seçilmesinin sebebi aynı zamanda kira bedelinin de ödenmesi isteniyor kiracıdan. Burada önemli husus takip talebinde tahliye talep edilmemişse borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilmemesidir. Borçluya 13 örnek ödeme emri gönderilmiş ise de tahliye ile ilgili ihtarlar borçlu için geçerli olmaz. Kiraya veren takip talebinde tahliye talep etmemesine rağmen ödeme emri de 13 örnek ödeme emri ile ilgili tahliye ihtarında bulunursa bu borçlu için hüküm ifade etmez. Tahliye talebinin takip talebinde açıkça belirtilmemesi halinde 13 örnek ödeme emrinin gönderilmemesi gerektiği hususu, ödeme emrinin şekli ve içeriğinin takip talebine bağlılığı ilkesinin doğrudan bir tezahürüdür.</p>

<p>Örnek 13 takip yolunda kira sözleşmesinin ödeme emri ile birlikte kiracıya tebliğ zorunluluğu yoktur.Bu durumun temel nedeni, TBK m. 299 gereğince kira sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekil şartının aranmamasıdır. Kira sözleşmesi sözlü olarak da kurulabileceğinden, kanunkoyucu İİK m. 269 kapsamında düzenlenen 13 örnek icra takibinde sözleşmenin ödeme emrine eklenerek tebliğini zorunlu tutmamıştır.Aksi halde sözlü kira ilişkilerine dayalı takiplerin yapılması fiilen imkânsız hale gelirdi. Bu düzenleme ile usul ekonomisi ve takip sürati ilkeleri gözetilmiştir. Elbette yazılı bir kira sözleşmesi mevcut ise, kira bedelinin miktarı, ödeme vadesi ve diğer şartların tespiti bakımından takip dosyasına eklenmesi uygulamada ispat açısından faydalı olacaktır. Ancak bu, tebliğ zorunluluğu doğurmamaktadır.</p>

<p>Örnek 13 icra takibinde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde kiracı borçlu kira bedelini ödediği takdirde kiraya veren icra hukuk mahkemesinden tahliye isteyebilir. , 30 günlük ödeme süresi kiracıya tanınan bir koruma süresidir.</p>

<p><strong>Takibe İtiraz :</strong></p>

<p>Borçlu ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde takibe itiraz edebilir. İtiraz talebi durdurur. İtirazın tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde itirazın kaldırılmasını istemeyen alacaklı, bir daha aynı alacaktan dolayı ilamsız icra yoluyla takip yapamaz. (İİK 269/3) Artık ilama başvurmak zorundadır. Dikkat edilmesi gereken bu durum aynı alacak için geçerlidir. Takibin konusu yapılan aylara ait kira borçları haricinde bir sonraki ayın kira borcu söz konusu ise bunun için elbette takip yapılabilir.</p>

<p><strong>İtiraz Sebeplerinin İspatı:</strong></p>

<p>Borçlu akdi reddetmeyip kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini bildirerek itiraz etmiş veya takas istemiş ise itiraz sebeplerini ve isteğini Noterlikçe res’en tanzim veya imzası tasdik edilmiş veya alacaklı tarafından ibra olunmuş bir belge yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya vesika ile ispat etmeye mecburdur.</p>

<p>Borçlu kiracı, akdi reddetmiyorsa kiranın ödendiğini veya istenemeyeceğini veya takas istediğini bunları ya noterlikçe resen tanzim veya imzası tasdik edilmiş olmuş bir belge ile ya da alacaklı tarafından ibra olunmuş bir belge ile veyahut da resmi dairelerce düzenlenen bir belge ile ispat etmek durumundadır.</p>

<p>Akdi reddetmeyen borçlu/kiracı ödeme yaptığını ispat etmelidir. Genel haciz yolu ile takipte ise alacaklı elinde m. 68 anlamında belge varsa itirazın kaldırılması yoluna gidebiliyordu. Yani genel haciz yolu ile takipte itirazın kaldırılması yoluna gidilebilmesi için elinde m.68 anlamında belge olması gerekiyor, aksi takdirde itirazın iptali davası açılır. Ancak burada işler farklıdır, burada akdi reddetmeyen kiracı ödeme yaptığını m.68 anlamındaki belgelerle ispat edecektir.</p>

<p><strong>Takibe İtiraz Edilmemesi:</strong></p>

<p>Borçlu-kiracı takibe itiraz etmez ve ödeme de yapmaz ise TBK 315’te öngörülen ödeme süresi olan 30 günün bitiminden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinden tahliye isteyebilir. Burada 30 günün dolması ile doğrudan kiracıyı tahliye edemiyoruz. Kesinlikle mahkeme kararına ihtiyaç vardır.</p>

<p>Ancak 14 örnek icra takibinde böyle bir mahkeme kararına ihtiyaç yoktur. 15 günlük süre dolduğu takdirde icra müdürlüğünden tahliye işlemlerinin yapılmasını istiyoruz. İcra mahkemesinde tahliye davası açılması halinde verilen kararın kesinleşmesi beklenmeden icra müdürlüğünden tahliye isteyebilir.</p>

<p><strong>Kira Sözleşmesinin Kabulü:</strong></p>

<p>Borçlu süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmez ise kira sözleşmesini kabul etmiş sayılır. (İİK 269/2, 2. Cümle) Bu durumda borçlu kiracı yalnızca ihtar süresi içinde ödeme yaptığını iddia edebilir; talebin kesinleşmesinden önce ödeme yaptığını ileri süremez. İhtar süresi 30 günlük süredir, 30 günlük süre içinde ödeme yaptığını ispat edebiliyor.</p>

<p><strong>Kira Aslının Ödenmesinin Etkisi</strong></p>

<p>13 örnek icra takibinde borçlu kiracı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 30 gün içinde kira aslını ödediği takdirde alacaklı kiraya veren tahliye isteyemez. Faizi, icra giderleri ve avukatlık ücreti de dahil olmak üzere hiçbir fer’i kira aslına dahil değildir. Bunların ödenmesi şart değildir. Sadece kira aslını ödeyerek kiracı tahliyeyi durdurur.</p>

<p>Ödeme emrinin tebliğinden itibaren 30 gün içinde kira aslının ödenmemesi durumunda kiraya veren icra hukuk mahkemesinden borçlu kiracının tahliyesini isteyebilir. İcra mahkemesinin tahliye kararının kesinleşmesi beklenmez. Ancak tahliye için, kararın borçluya tefhimi veya tebliği tarihinden itibaren on gün geçmesi gerekir. Karar borçluya tefhim ya da tebliğ edilmiş ise ve on gün geçmiş ise artık hacca gittiğinizde ikinci bir 10 gün süre vermenize gerek yoktur. Borçlu burada tehiri icra prosedürünü işletebilir.</p>

<p><strong>Haklı İhtar Niteliği:</strong></p>

<p>13 örnek icra takibinde icra emrinin tebliği, TBK m. 347/1 kapsamında düzenlenen iki haklı ihtardan birinin yerine geçer. 13 örnek icra takibinde ödeme emrinin gönderilmesi, genel mahkemelerde açılacak tahliye davası için haklı ihtar niteliği taşımaktadır. Bu yolla kiraya veren, kiracı tarafa kira bedelini ödemediğini ve bu sebeple temerrüde düştüğünü ihtar etmekte ve bedelin ödenmesini talep etmektedir. Bu bakımdan gönderilen ödeme emrinin, noter aracılığıyla gönderilecek ihtarnameden hukuki sonuç bakımından bir farkı bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>ÖRNEK 14 İCRA TAKİBİNİN KOŞULLARI VE USULÜ</strong></p>

<p>Kural olarak 14 örnek icra takibinde yazılı bir kira sözleşmesi olmalıdır. Ancak istisnaen konut ve çatılı işyeri kiralarında da kira sözleşmesinin yazılı olması gerekmez. (TBK 352/1) Kiracı tarafından yazılı bir tahliye taahhüdü verilmiş olmalıdır. Bu olmasa olmazdır. Bu tahliye taahhüdünde olması gereken bazı unsurlar vardır. Kiralanan taşınmazı tahliye etmeye ve taahhüdü verdiği tarih ile tahliyeyi gerçekleştireceği tarihin farklı tarihler yazılması gerekmektedir. Borçlu kiracının imzasının olması gerekmektedir.</p>

<p>14 örnek icra takibi taahhüt edilen tahliye tarihinden 1 aylık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır. Bu süre icra müdürü tarafından resen dikkate alınır. İcra dairesine ortalama 30.000 dosya düşüyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde bu sayı 100.000’e kadar çıkıyor. Bu kadar yoğunluk varken, bu sürelerin dikkatten kaçabileceği unutulmamalıdır.</p>

<p>Birden çok kiraya veren varsa tüm kiraya verenler tarafından takip açılmalıdır. Birden çok kiracı varsa tüm kiracılara karşı takip açılmalıdır. Tahliye bölünemez ve kiraya verenler arasında zorunlu dava arkadaşlığı olduğu gibi kiracılar arasında da zorunlu dava arkadaşlığı vardır.</p>

<p>Tahliye taahhüdü olmadan kira süresinin dolmasına istinaden kiraya veren 14 örnek icra takibi açamaz.</p>

<p>Bu tahliyeyi ancak mahkemeden isteyebilecektir.</p>

<p><strong>Usul Ve İtiraz:</strong></p>

<p>Borçlu kiracı 7 gün içinde 14 örnek icra takibine itiraz ederse takip durur. Aksi takdirde takip kesinleşir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kiracı tebliğden itibaren 7 gün içinde takibe itiraz etmezse kiracı tebliğden itibaren 15 gün içinde kiralanan taşınmazı tahliye etmesi gerekir.15 günlük süreye rağmen kiracı taşınmazı tahliye etmezse icra kanalıyla taşınmazdan zorla çıkartılır. Kiralayana ait olmayan eşyalar kiraya verene İİK 26’ya göre bırakılabilir.</p>

<p>Tahliye için mahkeme kararına ihtiyaç yoktur. 13 örnek icra takibinde 30 günlük süre dolduğunda ve hala kira aslı ödenmediğinde kiraya veren tahliyeyi gerçekleştirmek için icra mahkemesine başvurmak zorundaydı. Ancak 14 örnek icra takibinde hiçbir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaksızın icra dairesinden talepte bulunarak tahliye edilebilir.</p>

<p><strong>14- Örnek İcra Takibinde İtiraz Sebepleri:</strong></p>

<p><strong>Borçlu kiracının itirazları üç hususta olabilir:</strong></p>

<p>Sözleşmedeki imza ve sözleşme tarihine, Kira sözleşmesinin yenilendiğine,</p>

<p>Kira sözleşmesinin uzatıldığına dair itirazlarda bulunabilir.</p>

<p>Borçlu, itiraz sebepleri ile burada da bağlıdır. Fakat alacaklının dayandığı evraklar haricindeki itirazlarla bağlı değildir. Borçlu kiracı tarafından takibe itiraz edilmesi durumunda kural olarak alacaklı, kiraya veren İcra Hukuk Mahkemesi’nden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Kural olarak isteyebilir; ancak kiraya veren adi kira sözleşmesine dayanıyorsa ve kiracı imzaya itiraz etmiş ise, kiraya veren İcra Hukuk Mahkemesi’nden itirazın kaldırılmasını isteyemez, Sulh Hukuk Mahkemesi’nde itirazın iptali ve tahliye istemli davasını açmalıdır. Çünkü burada artık sınırlı inceleme yetkisi olan İcra Hukuk Mahkemesi’nin inceleme alanından çıkıp genel mahkemenin inceleme alanına girmiş oluyoruz.</p>

<p>Kiraya veren, noterlikte düzenlenmiş ya da onaylanmış sözleşmeye yahut adi olmasına rağmen ibra olunmuş kira sözleşmesine dayanıyorsa itiraz durumunda İcra Hukuk Mahkemesi’nden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Kiracı sözleşmedeki tarihi inkâr ettiğinde, aynı imzada olduğu gibi itirazın kaldırılması yoluna gidilemez. Burada bir nokta vardır: Kiracı imzaya itiraz etse ve genel mahkemede imzanın kendisine ait olduğu çıkarsa para cezası mahkûm olması söz konusudur. Fakat tahliye itirazı ile ilgili böyle bir düzenleme yoktur. Dolayısıyla kiracı, kiraya verenin işini para cezası olmaksızın zorlaştırabilir</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen Örnek 13 ve Örnek 14 takipleri, kiraya verene kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda hızlı çözüm imkânı sunan ilamsız icra yollarıdır. Örnek 13 takibi kira alacağının tahsili ile birlikte tahliyeyi konu edinirken, Örnek 14 takibi yalnızca kiralananın tahliyesine ilişkindir. Kiraya verenin, takip yolunu seçerken kira ilişkisinin niteliği, elindeki deliller ve tahliye sebebini birlikte değerlendirmesi gerekmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/aybuke-tasdemir.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Aybüke TAŞDEMİR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-ve-tahliye-derdi-olan-herkes-icin-ornek-13-ve-14-icra-takipleri-uzerine-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dlsss-sozles-kira.jpg" type="image/jpeg" length="83010"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/5439 E., 2026/827 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09.02.2026 tarihli, 2025/5439 E., 2026/827 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/5439 E., 2026/827 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/983 Değişik İş, 2025/933 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI<br />
SAYISI : KIT/2025-1598<br />
KARAR : Başvurunun kabulü</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... tarafından tanzim edilen Gezinti Tekneleri Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan müvekkiline ait teknede 08.07.2021 tarihinde kaza sonucu meydana gelen maddi hasarlar ile çekme ve kurtarma masrafları olmak üzere 100,00 TL'nin (ıslah ile 2.370,000,00 TL) davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; poliçede teknenin hızının 17 mil/saati geçmesi halinde dümen, bağlantı mili (strat şaft) veya pervane için poliçe teminatının bulunmadığını, teknenin hızının 17 mil/sa 'den fazla olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince bozma ilamı sonrasında yapılan yargılama neticesinde yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararında işaret edilen eksikliğin giderilmesi amacıyla, dosyada mevcut 13.07.2022 tarihli bilirkişi raporunun değerlendirmeye alındığı, bu raporda, teknenin maruz kaldığı ağır hava ve çarpma sonucu yarı batık hale geldiği, bu nedenle sadece dümen, şaft ve pervane değil; aynı zamanda ana makine, jeneratör, elektrik sistemleri, klima, iç donanım ve gövde gibi birçok parçada ağır hasar oluştuğunun tespit edildiği, bilirkişinin, söz konusu hasarların yalnızca 57.600,00 TL tutarındaki kısmının (şaft ve pervane) Sürat Botu Klozu uyarınca teminat harici kalabileceğini, geri kalan 2.370.000,00 TL'lik kısmının poliçe kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirttiği, sigorta kuruluşunun tahkim cevabında da bu kloz dışında bir istisna ileri sürülmediğinden, tarafların iradeleri ve poliçe hükümleri kapsamında genişletici yorum yapılamayacağı gerekçesiyle başvurunun kabulüyle 2.370.000,00 TL tazminatın 17.10.2021 tarihinden itibaren işlemeye başlayan avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak başvurana ödenmesine karar verilmiş, karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dosyadaki yazılara, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="61746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/4376 E., 2024/8627 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2024/4376 E., 2024/8627 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4376 E., 2024/8627 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/402 D.İş, 2024/403 Karar<br />
KARAR : Dosyanın saklanmasına<br />
KARAR : İtirazın reddi</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı asıl dava dilekçesinde; sahibi olduğu motor yatın davalı ... tarafından 05.03.2021 günlü sigorta poliçesi ile sigortalandığını, 22.04.2021 tarihinde yatın pervane bölümünde meydana gelen hasar sonrasında sigorta şirketine ihbarda bulunulduğunu, düzenlenen ekspertiz raporunda sigorta ettirilen yatta 7.979,16 USD tutarında hasar meydana geldiğinin tespit edildiğini, ancak tazminat talebinin söz konusu hasarın oluş şekli itibari ile poliçede verilen teminatlardan hiçbirine atfedilemediği gerekçesi ile soyut olarak reddedildiğini, teminat kapsamı ile özel şartlar bölümlerinde pervane hasarlarının teminat kapsamı dışında kaldığı yönünde özel bir klozun bulunmadığını, aksine makine kurulması ek teminatı verilerek yatın teknik aksanının da sigorta teminatı kapsamına alındığının anlaşıldığını, nitekim poliçenin tabi olduğu "Tekne Sigortası Genel Şartları ve Makine Kırılması Genel Şartları"nda da hasarın teminat kapsamı dışında kalacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığını, sigorta poliçesinin yarısının yabancı dilde düzenlenmiş olması nedeni ile klozların anlaşılmasının da mümkün olmadığını, sigorta şirketinin gerek poliçenin tanzimi sırasında gerekse de hasar sonrasında aydınlatma yükümlülüğüne uygun davranmadığını, Yargıtay'ın uygulamasının da bu yönde olduğu, konuya ilişkin yönetmeliğin 7 nci maddesinde de aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması durumunda sözleşmenin feshedileceği ya da uğranılan zararın tazminin talep edileceğinin hüküm altına alındığını ileri sürerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.979,16 USD hasar bedelinin poliçe limitleri dahilinde temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 1 (bir) yıl USD hesabı için uyguladığı en yüksek faiz üzerinden işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvuru üzerine açılan hasar dosyası ile yapılan ekspertiz incelemesinde yat sigorta poliçesinde tekne azami hızının 17 mil olarak düzenlenmiş olmasına rağmen tekne üzerindeki tespitte tekne azami hızının 34 knots olarak tespit edildiğini, bu nedenle sonraki kloz maddelerinin uygulanmasının gerektiğini, geminin veya botu olan gemilerde ana geminin, tasarlanmış hızının 17 mili aşmamak ile yükümlü olduğunu, sigortacıların bu yükümü kaldırmayı istediklerinde 19 uncu sürat botu klozunda yer alan "Speedboat Clause" maddesinin uygulanacağını, bu maddeye göre de dümen, bağlantı, milli veya pervane için tazminatın kabul edilemeyeceğini, dolasıyla kaza neticesinde oluşan hasarın teminat haricinde olduğunu, yine her bir hasarda tenzili muafiyetin uygulandığını belirterek başvuru talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyularak; sigorta poliçesinin "özel şartlar" bölümünde yapılan düzenleme ile sigortalı teknenin pervanesindeki hasarın poliçe kapsamı dışında bırakıldığı, başvuru sahibince sigorta şirketinin teminat dışında tuttuğu riskler konusunda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürdüğü, sigortacının özel şartlar hakkında sigortalıyı bilgilendirdiğine ilişkin bir delil sunulmadığını, bu suretle davalı ... şirketinin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna ulaşıldığı, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin sonuçlarının 6102 sayılı Türk Ticaret kanunu'nun 1423/2 nci maddesinde düzenlendiği, buna göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettirenin poliçe tanzim tarihinden itibaren poliçedki şartlara 14 günlük süre içinde itiraz edebileceği, beliritlen süre içinde itiraz edilmezse poliçenin yazılı şartlarla geçerli olacağı, davacının herhangi bir itirazının bulunmadığı, dolayısıyla mevcut poliçe hükümleri dikkate alınarak teminat kapsamının tespit edilmesi gerektiği, gerçekleşen rizikonun teminat dışı olduğu gerekçesiyle başvuranın Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 24.01.2022 tarihli, K-2022/6394 sayılı karara yaptığı itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ İNCELEMESİ</strong><br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, tekne yat sigorta poliçesi kapsamında hasar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30 uncu maddesi.</p>

<p>2..6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>V. SONUÇ: </strong>Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz olunan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="64151"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/1964 E., 2021/2512 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/03/2021 tarihli, 2020/1964 E., 2021/2512 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/1964 E., 2021/2512 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki davada Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nce verilen 25.07.2019 gün ve 2019/İHK-9041 sayılı karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, saklanmak üzere tevdi edildiği İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, dosya için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br />
Başvuran/davacı vekili, müvekkiline ait teknenin davalı tarafça Yat Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalandığını, teknenin demir tarayarak sürüklenmesi sonucu hasara uğradığını, davalı tarafça hasarın poliçe kapsamı dışında olduğu ileri sürülerek bir ödemenin yapılmadığını, ancak hasarın poliçe kapsamında bulunduğunu ileri sürerek 127.572,02 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karşı taraf/davalı vekili, sürat botu klozuna göre hasarın poliçe kapsamı dışında olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetince, taraflar arasındaki poliçede sürat botu klozu bulunduğu, bu kloza göre de teknede kimse yok iken fırtınaya açık plajda demirli halde bulunan teknede meydana gelen hasarın poliçe kapsamı dışında olduğu, hasarın da bu şekilde meydana geldiği gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı başvuran/davacı vekilince itiraz edilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetince, Uyuşmazlık Hakem Heyetince aynı gerekçe ile itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, başvuran/davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, başvuran/davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, başvuran/davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 17/03/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Taraflar arasında düzenlenen 29.05.2018 - 29.05.2019 vadeli Yat Sigorta Poliçesi'nin 19.2.1. maddesinde "fırtınaya açık plaj veya kıyıda dubaya bağlı ya da demirli iken içinde hiç kimse olmaksızın bırakıldığı sırada oturması, batması, denize gömülmesi veya dolması yahut sürüklenerek hasara uğraması nedeniyle bunlardan doğan" zararın sorumluluk dışında olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerek Uyuşmazlık Hakem Heyeti ve gerekse itiraz üzerine itiraz Hakem Heyetince verilen kararlarda sözü geçen poliçe hükmüne istinaden dava red edilmiştir.</p>

<p>Poliçe hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, hasarın poliçe teminatı dışında kalabilmesi için riziko esnasında teknede hiç kimse bulunmaması ve teknenin denetimsiz kalması sonucu rizikonun gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Hükme esas alınan exper raporu ile tekne kaptanı Nihat Tuncel'in 25.09.2018 tarihli yazılı beyanından, teknenin demir taramaya başlaması üzerine, kaptanın tekneye gelerek müdahale ettiği, demir almaya ve zararı önlemeye çalıştığı, benzer durumda olan diğer gemilerinde bulunduğu, bu esnada rizikonun gerçekleştiği, poliçe hükmünde ifade edildiği gibi hiç kimse bulunmadığı sırada rizikonun gerçekleşmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu halde poliçenin 19.2.1 maddesi hükmünün uyuşmazlıkta uygulanması mümkün olmadığından gerçekleşen riziko poliçe teminatı dahilindedir.</p>

<p>Rizikonun poliçe teminatı dışında olduğu hususu davalı ... şirketince ispat edilememiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile itiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile temyiz isteminin reddine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1630588048.jpg" type="image/jpeg" length="43295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAT SİGORTASINDA TEMİNAT KLOZLARININ YORUMU, İSPAT YÜKÜ VE TAM ZİYADA MUAFİYET SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yat-sigortasinda-teminat-klozlarinin-yorumu-ispat-yuku-ve-tam-ziyada-muafiyet-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yat-sigortasinda-teminat-klozlarinin-yorumu-ispat-yuku-ve-tam-ziyada-muafiyet-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YAT SİGORTASINDA TEMİNAT KLOZLARININ YORUMU, İSPAT YÜKÜ VE TAM ZİYADA MUAFİYET SORUNU</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu ve Yargıtay Uygulaması Işığında Gezinti Teknesi Sigortalarına İlişkin Bir Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye'de amatör denizcilik ve tekne sahipliği son yıllarda kayda değer biçimde büyümüş; buna paralel olarak gezinti teknesi (yat) sigortası uyuşmazlıkları da tahkim ve yargı gündeminde giderek daha fazla yer tutmaya başlamıştır. Bu poliçeler kendine özgü, karma bir yapıya sahiptir: Türk Tekne Poliçesi Genel Şartları üzerine, uluslararası uygulamadan alınan Institute Yacht Clauses (CL.328, 1.11.85) ile marina/daimi yatma yeri, seyir alanı, kullanım amacı ve sürat gibi özel şartlar eklenir. Uygulamada uyuşmazlıkların önemli bölümü rizikonun gerçekleşip gerçekleşmediğinden değil, bu kloz kalabalığının sigortacı tarafından geniş — sigortalı aleyhine — yorumlanmasından doğmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun sigorta hukukuna ilişkin emredici hükümleri çerçevesinde teminat istisnalarının yorumu ve ispat yükü meselesi, büromuzca Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde yürütülen ve İtiraz Hakem Heyeti aşamasında sigortalı lehine kesinleşen güncel bir dosya üzerinden incelenecek; ardından Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ve bölge adliye mahkemelerinin yaklaşımı değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>II. HUKUKİ ÇERÇEVE: TTK m. 1409'UN İKİ KADEMELİ İSPAT DÜZENİ</strong></p>

<p>TTK m. 1409/1 uyarınca sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan sorumludur; m. 1409/2 ise sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükünü açıkça sigortacıya yükler. Hüküm, uygulamada bazen yanlış anlaşıldığı üzere ispat yükünü bütünüyle sigortacıya kaydırmaz; iki kademeli bir düzen kurar. İlk kademede sigortalı, teminat kapsamındaki bir rizikonun gerçekleştiğini ve zarar miktarını ispat etmekle yükümlüdür; bu eşik aşıldıktan sonra ikinci kademede, hasarın bir istisna klozu kapsamında kaldığını ispat külfeti sigortacıya geçer. Nitekim İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, bir tekne sigortası uyuşmazlığında (E. 2018/391, K. 2019/615, T. 29.04.2019) bilirkişi heyetinin ispat yükünü doğrudan sigortacıya yükleyen yaklaşımını bu gerekçeyle isabetsiz bulmuş; önce rizikonun gerçekleştiğinin sigortalıca ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Bu düzenin pratik sonucu şudur: hasar anına ilişkin belgeleme (fotoğraf, meteoroloji kaydı, liman başkanlığı tutanağı, tanık) sigortalının; istisnanın somut olayda gerçekleştiğine ilişkin teknik ve maddi verinin ortaya konulması ise sigortacının yüküdür. Eksper raporlarında sıkça rastlanan "öğrenilmiştir", "edinilen bilgiye göre" türünden soyut ifadeler, ikinci kademedeki ispat külfetini karşılamaz.</p>

<p>Tazminatın muacceliyeti yönünden TTK m. 1427/2, gerekli bilgi ve belgelerin sigortacıya tesliminden itibaren kırk beş günlük bir inceleme ve ödeme süresi öngörür; bu sürenin sonunda ödenmeyen tazminat için sigortacı temerrüde düşer. Sigorta bedelinin yabancı para üzerinden kararlaştırıldığı yat poliçelerinde temerrüt faizi, 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarının ilgili döviz cinsinden bir yıl vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden yürütülür.</p>

<p><strong>III. SOMUT UYUŞMAZLIK: FIRTINADA KARAYA OTURAN MOTORYAT</strong></p>

<p>İncelemeye konu dosyada, yaklaşık 160.000 USD bedelle sigortalı bir motoryat, Güney Ege kıyılarında alargada demirli bulunduğu sırada ani fırtınada çapasının taraması sonucu sürüklenerek karaya oturmuş ve su alarak yarı batık hâle gelmiştir. Yargılamada görev alan iki ayrı bilirkişi heyeti, onarımın teknik ve ekonomik olarak mümkün olmadığını, hasarın hükmî tam ziya niteliğinde bulunduğunu tespit etmiş; kaza tarihindeki rayiç değeri 90.000 USD, sovtaj değerini 10.000 USD olarak belirlemiştir. (Karar ve taraf bilgileri, 6698 sayılı KVKK gereği anonimleştirilmiştir.)</p>

<p>Sigortacı, tazminat talebine karşı dört savunma ileri sürmüştür: (i) teknenin poliçede yazılı daimi yatma yerinde (marinada) bulunmadığı, bu nedenle hasarın marina klozu gereği teminat dışı kaldığı; (ii) teknenin daimi konaklama (ev) amacıyla kullanıldığı ve bildirim yükümlülüğünün ihlal edildiği; (iii) alargada demirde beklerken tek makinenin çalışır ve ırgatın devre dışı olması nedeniyle sigortalının ağır kusurlu olduğu; (iv) her hâlükârda poliçedeki %1 tenzili muafiyetin tazminattan indirilmesi gerektiği.</p>

<p><strong>IV. HAKEM HEYETLERİNİN DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>

<p>1. Seçimlik şart ve "veya" bağlacının belirleyiciliği. Poliçedeki kloz, teminatın geçerliliğini "teknenin daimi yatma yeri veya limanının bir Türk limanı ve/veya marinası olması veya teknenin Türk bayraklı olması" koşuluna bağlamaktaydı. Heyet, "veya" bağlacının iki ayrı seçimlik şart öngördüğünü; teknenin Türk bayraklı olduğu dosyada sabit olduğuna göre, marina tartışmasından bağımsız olarak teminatın yürürlükte bulunduğunu kabul etmiş; bilirkişilerin aksi yöndeki "teminat dışı" değerlendirmesini hukuki nitelendirme alanına girdiği için isabetsiz saymıştır. Ayrıca hasar yeri, poliçede tanımlı seyir alanının (Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz — Yunan adaları dâhil) içindeydi; heyet, teknenin yatma yeri dışında bulunmasının, seyir alanı içinde kalındığı sürece teminatı ortadan kaldırmayacağını belirtmiştir.</p>

<p>2. İspat yükünün işletilmesi. "Ev olarak kullanım" ve "ağır kusur" savunmaları, eksper raporundaki soyut ifadeler dışında hiçbir somut delile dayanmıyordu. Heyet, TTK m. 1409/2 uyarınca istisnayı ispat külfetinin sigortacıda olduğunu; teknik veri, kayıt, görüntü veya liman raporu sunulmadan bu savunmaların dinlenemeyeceğini ifade etmiş; denizde demirde bekleme sırasında tek makine ile konaklamanın tek başına ağır kusur oluşturmayacağını kabul etmiştir.</p>

<p>3. Hükmî tam ziyada muafiyet uygulanmaz. Heyete göre tenzili muafiyet, işlevi itibarıyla küçük ve sık hasarların sigorta dışında tutulmasına hizmet eden, kısmi hasarlara özgü bir kurumdur; sigorta konusu malın tamamen ortadan kalktığı (gerçek veya hükmî) tam ziya hâlinde muafiyet indirimi hukuken mümkün değildir. Bu kabul, kara araçları sigortasındaki pert uygulamasıyla da uyumludur.</p>

<p>4. Temerrüt ve döviz faizi. Gerekli belgeler sunulmasına rağmen TTK m. 1427/2'deki kırk beş günlük sürede ödeme yapılmadığından sigortacı temerrüde düşmüş; tazminat USD cinsinden yabancı para borcu niteliğinde olduğundan 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca kamu bankalarının bir yıl vadeli USD mevduatına uyguladığı en yüksek faizle tahsile karar verilmiştir. Uyuşmazlık Hakem Heyetinin kabul kararına karşı sigortacının itirazı, İtiraz Hakem Heyetinin Mart 2026 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>V. YARGI UYGULAMASINDA GÖRÜNÜM: DAR YORUM İLKESİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>Hakem heyetinin bu yaklaşımı, yüksek yargının yerleşik çizgisiyle örtüşmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, fırtınada yarı batık hâle gelen bir tekneye ilişkin güncel kararında <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E. 2025/5439, K. 2026/827, T. 09.02.2026)</a>, sigortacının tahkim yargılamasındaki cevabında dayanmadığı bir istisnayı sonradan genişleterek ileri süremeyeceğini; poliçedeki istisna klozunun kapsamı dışında kalan hasar kalemlerinin teminat içinde sayılacağını kabul eden İtiraz Hakem Heyeti kararını onamıştır. Teminat istisnalarının dar yorumlanacağı ve genişletici yoruma tabi tutulamayacağı ilkesi, sigorta sözleşmesinin iltihakî (katılmalı) niteliğinin doğal sonucudur: klozu kaleme alan sigortacıdır ve kaleme aldığı metindeki belirsizlik aleyhine yorumlanır.</p>

<p>İstisnanın lafzıyla bağlılık, Daire'nin bir başka dosyasındaki karşı oy gerekçesinde çarpıcı biçimde ifade edilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari" rel="dofollow">(11. HD, E. 2020/1964, K. 2021/2512, T. 17.03.2021)</a>: poliçede "içinde hiç kimse olmaksızın bırakıldığı sırada" gerçekleşen oturma ve batma zararlarını teminat dışı bırakan kloza dayanılan olayda, karşı oy yazan üye, demir taraması üzerine kaptanın tekneye gelerek müdahale ettiğini, dolayısıyla istisnanın maddi unsurunun gerçekleşmediğini ve rizikonun teminat dışında kaldığının sigortacıca ispat edilemediğini belirtmiştir. Çoğunluk aksi yönde karar vermiş olsa da tartışma, kloz lafzındaki her unsurun ayrı ayrı kanıtlanması gerektiğini göstermesi bakımından öğreticidir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri de aynı doğrultudadır. İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, teknenin selameti için yapılan manevra sırasında oluşan pervane hasarında, sözleşmeyle bağlılık ilkesi ve dürüstlük kuralı çerçevesinde istisna klozunun uygulanamayacağına ve hasarın teminat dâhilinde olduğuna hükmetmiş (E. 2022/1824, K. 2025/975, T. 12.06.2025); aynı Daire bir başka dosyada, makine arızası sonucu manevra kabiliyetini yitiren yatın çekilerek kurtarılmasını deniz tehlikesi sayarak kurtarma masraflarını Institute Yacht Clauses m. 14 kapsamında teminat içinde görmüştür (E. 2019/154, K. 2020/1284, T. 12.11.2020).</p>

<p>Bununla birlikte tablo tek yönlü değildir ve sigortalıların bundan çıkarması gereken bir ders vardır: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği bir tekne sigortası dosyasında dahi, TTK m. 1423/2 uyarınca poliçenin tanziminden itibaren on dört gün içinde itiraz edilmemesi hâlinde sözleşmenin yazılı şartlarla geçerli olacağını hatırlatarak teminat dışılık sonucuna ulaşan İtiraz Hakem Heyeti kararını onamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (E. 2024/4376, K. 2024/8627, T. 04.12.2024).</a> Dar yorum ilkesi, poliçede açık ve net biçimde kaleme alınmış bir istisnanın uygulanmasına engel değildir.</p>

<p><strong>VI. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ</strong></p>

<p>Yat sigortası uyuşmazlıklarında sonucu belirleyen üç eksen bulunmaktadır. Birincisi kloz yorumudur: "veya" bağlacıyla kurulan seçimlik şartlarda tek seçeneğin gerçekleşmesi teminatı ayakta tutar; yatma yeri klozu ile seyir alanı klozu birbirine karıştırılmamalı, tekne seyir alanı içinde kaldığı sürece yatma yerinden uzaklaşmış olması teminatı düşürmemelidir. İkincisi ispat düzenidir: rizikonun gerçekleştiğini ispat sigortalıda, istisnayı ispat sigortacıdadır ve eksper raporlarındaki soyut ifadeler bu külfeti karşılamaz. Üçüncüsü tazminat hesabıdır: hükmî tam ziyada tenzili muafiyet uygulanamaz; yabancı para poliçelerinde 3095 sayılı Kanun m. 4/a faizi, kırk beş günlük sürenin sonundan itibaren işler.</p>

<p>Sigortalılar yönünden pratik sonuç ise şudur: poliçe satın alınırken marina, seyir alanı ve kullanım amacı klozları dikkatle okunmalı; kullanım biçimindeki değişiklikler sigortacıya yazılı olarak bildirilmeli; hasar anında kurtarma öncesi görüntüleme, meteoroloji ve liman kayıtları ile belgeleme eksiksiz yapılmalı ve belgelerin sigortacıya teslimi tarihli biçimde ispatlanabilir kılınmalıdır. Sigortacının ret yazısındaki gerekçeler, yukarıdaki üç eksen üzerinden sınandığında, uygulamada azımsanmayacak bir bölümünün hukuki dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir; Sigorta Tahkim Komisyonu bu denetim için hızlı ve etkili bir yol sunmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1409, 1423, 1427; 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 4/a; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30; Türk Tekne Poliçesi Genel Şartları; Institute Yacht Clauses (CL.328, 1.11.85).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20255439-e-2026827-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5439, K. 2026/827, T. 09.02.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20244376-e-20248627-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/4376, K. 2024/8627, T. 04.12.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20201964-e-20212512-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1964, K. 2021/2512, T. 17.03.2021 (karşı oy gerekçesi).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">- İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/1824, K. 2025/975, T. 12.06.2025; İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E. 2019/154, K. 2020/1284, T. 12.11.2020; İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/391, K. 2019/615, T. 29.04.2019.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">- Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin Mart 2026 tarihli kararı (taraf ve karar bilgileri 6698 sayılı KVKK uyarınca anonimleştirilmiştir).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yat-sigortasinda-teminat-klozlarinin-yorumu-ispat-yuku-ve-tam-ziyada-muafiyet-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="43913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EMED: 7538 Sayılı Kanun Sonrası Engelli Emekliliğinde Hukuki Belirlilik ve Hak Güvenliği Tartışmaları Derinleşiyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/emed-7538-sayili-kanun-sonrasi-engelli-emekliliginde-hukuki-belirlilik-ve-hak-guvenligi-tartismalari-derinlesiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/emed-7538-sayili-kanun-sonrasi-engelli-emekliliginde-hukuki-belirlilik-ve-hak-guvenligi-tartismalari-derinlesiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği (EMED), 15 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7538 sayılı Kanun sonrasında engelli emekliliği uygulamalarında ortaya çıkan sonuçların, sosyal güvenlik hakkı, hukuki güvenlik ilkesi ve öngörülebilirlik bakımından ciddi tartışmalar doğurduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dernek Başkanı Nazlı Pınar Tetik, yaklaşık 45 yıldır uygulanan engelli emekliliği sisteminin temel esaslarının değiştirilmesinin, yıllardır mevcut mevzuata göre çalışan ve emeklilik planlamasını tamamlayan engelli bireyler açısından hak kaybı riskini ortaya çıkardığını belirtti.</p>

<p><strong>"Sosyal Güvenlik Sisteminde Hukuki Öngörülebilirlik Esastır"</strong></p>

<p>EMED'e göre sosyal güvenlik hukukunun temel unsurlarından biri, kişilerin yürürlükteki mevzuata güvenerek hayat planlarını oluşturabilmeleridir.</p>

<p>Açıklamada, engelli bireylerin yıllarca sağlık kurulu raporlarına, mevcut emeklilik şartlarına ve yürürlükteki mevzuata göre çalışma hayatlarını sürdürdükleri, prim ödedikleri ve emeklilik tarihlerini hesapladıkları ifade edildi.</p>

<p>Nazlı Pınar Tetik, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>"Vatandaşın devlete ve hukuka duyduğu güven, sosyal güvenlik sisteminin temelidir. İnsanlar yıllarca yürürlükte bulunan kurallara göre çalışmış, prim ödemiş ve emeklilik planlamalarını buna göre yapmıştır. Bu nedenle yapılan değişikliklerin bireylerin meşru beklentileri üzerindeki etkisinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir."</p>

<p><strong>Aynı Sağlık Durumuna Farklı Hukuki Sonuçlar</strong></p>

<p>EMED, yeni sistemin uygulanmaya başlamasının ardından, geçmişte engellilik oranları üzerinden emeklilik hakkına erişebilen birçok kişinin artık çalışma gücü kaybı kriterleri kapsamında yeniden değerlendirilmesi nedeniyle farklı sonuçlarla karşılaşabildiğini belirtti.</p>

<p>Dernek, aynı sağlık durumuna sahip kişilerin yalnızca başvuru tarihi nedeniyle farklı hukuki sonuçlarla karşılaşmasının eşitlik ilkesi bakımından da tartışılması gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Tetik, "14 Ocak 2025 tarihinde başvuran bir kişi ile 15 Ocak 2025 tarihinde başvuran bir kişinin aynı sağlık koşullarına sahip olmasına rağmen farklı sonuçlarla karşılaşması, engelli bireyler açısından ciddi bir adalet ve eşitlik tartışmasını beraberinde getirmektedir" dedi.</p>

<p><strong>Sosyal Güvenlik ve Mülkiyet Hakkı Açısından Sonuçlar</strong></p>

<p>EMED, yaşanan sorunun yalnızca emeklilik işlemiyle sınırlı olmadığını; sosyal güvenlik hakkı, mülkiyet hakkı, sağlık hakkı ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından da önemli sonuçlar doğurduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dernek, emeklilik hakkına erişemeyen veya daha önce bağlanmış emekli aylığı sonradan kesilen bireylerin gelir kaybının yanı sıra sağlık güvencesi, tedaviye erişim ve ekonomik yaşamlarını sürdürebilme açısından ciddi risklerle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Özellikle ağır kronik hastalıklara sahip engelli bireyler bakımından uzun süren değerlendirme süreçlerinin ve aylık kesintilerinin fiilen yeni mağduriyetler yarattığı vurgulandı.</p>

<p>EMED'e göre, yıllarca prim ödenerek kazanılan ve bağlandıktan sonra fiilen yararlanılan emekli aylıkları yalnızca bir sosyal yardım niteliğinde değil, aynı zamanda kişilerin malvarlığı kapsamında değerlendirilen ekonomik bir değer niteliği taşımaktadır. Bu nedenle bağlanmış aylıkların sonradan kaldırılması veya kesilmesi, yalnızca sosyal güvenlik hukuku açısından değil, mülkiyet hakkına müdahale iddiaları bakımından da değerlendirilmesi gereken bir hukuki mesele olarak ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Nazlı Pınar Tetik konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Sosyal güvenlik hakkı yalnızca gelir bağlanmasından ibaret değildir. Sağlık hizmetlerine erişim, ilaç temini ve insan onuruna yaraşır yaşam koşullarının sürdürülebilmesi de bu hakkın ayrılmaz parçalarıdır. Bunun yanında, yıllarca ödenmiş ve kişilerin yaşamlarını üzerine kurduğu emekli aylıklarının sonradan ortadan kaldırılması, mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik ve meşru beklenti ilkeleri yönünden de ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Anayasal Haklar Boyutuyla İncelenmesi Gerektiği Vurgusu</strong></p>

<p>EMED, yaşanan sürecin yalnızca teknik bir emeklilik düzenlemesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek konunun;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sosyal devlet ilkesi,</li>
 <li>Hukuk devleti ilkesi,</li>
 <li>Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi,</li>
 <li>Eşitlik ilkesi,</li>
 <li>Sosyal güvenlik hakkı,</li>
 <li>Engellilerin ayrımcılığa karşı korunması</li>
</ul>

<p>çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Talebimiz Ayrıcalık Değil, Hukuki Güvencenin Korunmasıdır"</strong></p>

<p>EMED Başkanı Nazlı Pınar Tetik açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>"Engelli bireyler yeni bir ayrıcalık talep etmemektedir. Talebimiz, yıllardır yürürlükte olan mevzuata güvenerek oluşturulan meşru beklentilerin, sosyal güvenlik hakkının ve anayasal güvencelerin korunmasıdır. Hukuk devletinin temel gereği, vatandaşın öngörebildiği ve güven duyabildiği bir sistemin varlığıdır."</p>

<p>Dernek, engelli emekliliği konusunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların ve hak kaybı iddialarının yargısal süreçler ile Anayasa Mahkemesi nezdinde devam eden incelemeler bakımından da önem taşıdığını belirterek, konunun hukukçular, akademisyenler ve insan hakları kuruluşları tarafından yakından takip edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/emed-7538-sayili-kanun-sonrasi-engelli-emekliliginde-hukuki-belirlilik-ve-hak-guvenligi-tartismalari-derinlesiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/engelli-a.jpeg" type="image/jpeg" length="97168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CMK KAPSAMINDA TUTUKLULUK İNCELEMESİNE KATILAN MÜDAFİYE AYRICA ÜCRET ÖDENECEK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cmk-kapsaminda-tutukluluk-incelemesine-katilan-mudafiye-ayrica-ucret-odenecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cmk-kapsaminda-tutukluluk-incelemesine-katilan-mudafiye-ayrica-ucret-odenecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu tarafından, tutukluluk incelemesine katılan zorunlu müdafiye ayrıca ücret ödenmemesi nedeniyle yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne yapılan istemde sonuç alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Barosu tarafından, tutukluluk incelemesine katılan zorunlu müdafiye ayrıca ücret ödenmemesi nedeniyle yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne 23.01.2026, 30.03.2026 ve 30.06.2026 tarihlerinde üç kez istemde bulunulmuştu.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 23.07.2026 tarihli cevap yazısında, tutukluluk incelemesine katılan müdafiye, ifade ve sorgu işlemleri kapsamında ödenen ücretten ayrı ve tam olarak zorunlu müdafilik ücreti ödenmesi gerektiği bildirildi.</p>

<p>Cevabi yazıda ayrıca, bu doğrultuda gerekli teknik ve sistemsel düzenlemelerin yapılmasına ilişkin görüşün Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğüne iletildiği belirtildi.</p>

<p>İstanbul Barosu'ndan yapılan açıklamada, "Tutukluluk incelemesine katılımın ifade ve sorgu işlemlerinden bağımsız olarak ücretlendirilmesi gerektiği hususu Adalet Bakanlığı tarafından açıkça ortaya konulmuştur.</p>

<p>Baro Başkanlığımız, gerekli teknik ve sistemsel düzenlemelerin hayata geçirilmesi sürecini Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü nezdinde yakından takip etmektedir." denildi.</p>

<p><i>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün konuya ilişkin yazısı şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-186.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cmk-kapsaminda-tutukluluk-incelemesine-katilan-mudafiye-ayrica-ucret-odenecek</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/baro/avukatatsdh.jpg" type="image/jpeg" length="53223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/lisansli-depo-isletmelerine-kurulus-izni-verilmesi-hakkinda-tebligde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/lisansli-depo-isletmelerine-kurulus-izni-verilmesi-hakkinda-tebligde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 14 Ağustos 2026 Tarihli ve 33340 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>LİSANSLI DEPO İŞLETMELERİNE KURULUŞ İZNİ VERİLMESİ HAKKINDA TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 11/3/2026 tarihli ve 33193 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Yapılan değerlendirmelerde ticari ve mali itibar ile güvenirlilik esasları dikkate alınarak olumlu görülmeyen başvurular reddedilir.”</p>

<p>“(8) Kanunun 24 üncü maddesi kapsamında Lisanslı Depoculuk Tazmin Fonuna lisanslı depo işletmeleri tarafından yapılan ödemeler, kuruluş izni kapasitesini aşan işletmelere izin başvuru ve sıralamasının değerlendirmesinde öncelik sağlamaz.</p>

<p>(9) Lisanslı Depoculuk Tazmin Fonuna, Kanunun 25 inci maddesi kapsamında zarar görenlerin müracaat hakkı uyarınca bildirilme şartları oluşan lisanslı depo tesislerinin kapasite kullanımlarına ilişkin kriterler, Kanun hükümleri çerçevesinde Bakanlık tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Çeltik hariç hububat ürün grubunda faaliyet gösterecek lisanslı depo işletmeleri lisanslı depoculuğa konu depolarını yatay depo şeklinde inşa edemez.</p>

<p>(4) Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar ürünlerinde teminat verilememesi nedeniyle lisans kapasitesi azaltılamaz.</p>

<p>(5) Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar ürünlerinde faaliyet gösterecek lisanslı depo işletmelerinin tesis sahasında 10 adet çelik silodan az silo bulunamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Kuruluş izni kapasitelerinin değerlendirilmesi</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen listede yer alan ilçelerde olup olmadığına bakılmaksızın, lisanslı depo işletmeleri depo kapasitelerini 35.000 tona artırmak üzere bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Genel Müdürlüğe başvurabilir. Bu kapsamda lisanslı depo işletmeleri, artırım izninden itibaren iki yıl içinde faaliyet izni almak zorundadır. Bu durumda olan tesislere 8 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.</p>

<p>(2) 8 inci maddenin üçüncü ve beşinci fıkraları bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlıktan lisanslı depo kuruluş veya şube açılış izni alan şirketler için uygulanmaz.</p>

<p>(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen listede yer alan ilçelerde olup olmadığına bakılmaksızın, kuruluş izni kapasitesinin üzerinde depo ve tesisi bulunan lisans almış lisanslı depo işletmelerine, birinci fıkra hükmü saklı kalmak ve aşılan kapasitelerinin üzerinde olmamak kaydıyla, bir defaya mahsus olmak üzere 10.000 tona kadar kapasite artış izni verilir. Bu fıkra kapsamında başvurular bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Genel Müdürlüğe yapılır. Bu durumda olan tesislere 8 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/lisansli-depo-isletmelerine-kurulus-izni-verilmesi-hakkinda-tebligde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="12813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Demiroğlu Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/demiroglu-bilim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/demiroglu-bilim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demiroğlu Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 14 Ağustos 2026 Tarihli ve 33340 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Demiroğlu Bilim Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>DEMİROĞLU BİLİM ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 21/1/2009 tarihli ve 27117 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan Demiroğlu Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 4- (1) Lisansüstü öğretim, yüksek lisans ve doktora programlarından oluşur. Tezli ve tezsiz yüksek lisans programları ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir. Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz. Lisansüstü öğretim programlarından;</p>

<p>a) Yüksek lisans programı: Öğrenim öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmayı,</p>

<p>b) Doktora programı: Tezli yüksek lisans diplomasına, tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olanlar için sekiz yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl süreli bir programı,</p>

<p>kapsar.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“İkinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.”</p>

<p>“(3) Tez danışmanı ve tez konusu aşağıdaki şekilde belirlenir:</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans programında, enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından her öğrenci için Üniversitenin kadrosunda bulunan bir kişi tez danışmanı olarak en geç birinci yarıyılın sonuna kadar; öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusu da en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.</p>

<p>b) Doktora programında, enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından her öğrenci için Üniversitenin kadrosunda bulunan kişi tez danışmanı olarak ve öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusu ile tez başlığı en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir. Tez danışmanı ve tez konusu Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile kesinleşir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 12- (1) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların bir lisans diplomasına sahip olmaları ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından merkezi olarak yapılan Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavından (ALES) başvurduğu programın puan türünde en az 55 ALES standart puanına sahip olmaları gerekir. Yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde, ALES puanı ile birlikte, lisans not ortalaması yazılı olarak yapılacak bilimsel değerlendirme ve/veya mülakat sonucu da değerlendirmeye alınabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Doktora programına başvurabilmek için adayların bir lisans veya tezli yüksek lisans diplomasına, hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli Tıp, Diş Hekimliği ve Veteriner Fakülteleri diplomasına, Eczacılık ve Fen Fakültesi lisans veya yüksek lisans derecesine veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55, lisans diplomasıyla başvuranlardan 80 standart puana sahip olmaları gerekir. Lisans derecesiyle doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puana sahip olmaları gerekir. Yüksek lisans derecesiyle doktoraya başvuracak olanların doktora programlarına kabulünde, ALES puanı yanı sıra lisans ve/veya yüksek lisans not ortalaması bilimsel değerlendirme sınavı ve/veya mülakat sonuçları da değerlendirilir. Doktora programına öğrenci kabulünde anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunludur. Bu asgari puanlar girilecek programların özelliklerine göre Senato tarafından yükseltilebilir.</p>

<p>(2) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için; tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak şartıyla Senatoca belirlenecek temel tıp puanına veya 55 standart puandan az olmamak şartıyla Senatoca belirlenecek ALES standart puanına sahip olmaları; tıp fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına, diş hekimliği ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine sahip olmaları, ALES’in sayısal kısmından 55 standart puandan az olmayan ALES standart puanına sahip olmaları gerekir. Temel tıp puanı, Tıpta Uzmanlık Sınavında (TUS) Temel Tıp Bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; Klinik Tıp Bilimleri Testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir. Doktora programlarına öğrenci kabulünde, Temel tıp puanı veya ALES puanı yanı sıra lisans ve/veya yüksek lisans not ortalaması, bilimsel değerlendirme ve/veya mülakat sonucu da değerlendirilebilir. Temel tıp bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunludur. Yabancı uyruklu öğrenciler için ana dilleri dışında İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinden birinden Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “mülakat değerlendirmesinde” ibaresi “bilimsel değerlendirme sınavından” şeklinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “yabancı dil sınav” ibaresi “bilimsel değerlendirme sınavı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1)Yüksek lisans ve doktora programlarında sahip oldukları lisans veya yüksek lisans derecesi başvurdukları lisans/yüksek lisans programından farklı alanlarda olan adaylar ile lisans veya yüksek lisans derecesini Üniversite dışında bir yükseköğretim kurumunda almış olan adaylar için eksiklerini gidermek amacıyla bilimsel hazırlık programı (BHP) uygulanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Bir yüksek lisans ya da doktora programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığının onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalı başkanlığı tarafından yürütülür. Özel öğrenci kabul koşulları ve bu konudaki diğer hükümler Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 19- (1) Yabancı uyruklu adaylarla lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların lisansüstü eğitim programlarına kabul koşulları anabilim dalı başkanlığının görüşü ve Enstitü Yönetim Kurulunun teklifi üzerine Üniversite Yönetim Kurulu tarafından onaylandıktan sonra Mütevelli Heyet kararı ile her akademik yılın başında belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “İstanbul” ibaresi “Demiroğlu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(4) İlgili diploma programını bitiren öğrencinin kazanacağı bilgi, beceri ve yetkinliklere o dersin katkısını ifade eden öğrenim kazanımları ile açıkça belirlenmiş teorik veya uygulamalı ders saatleri ve öğrencilere öngörülen diğer faaliyetler için gerekli çalışma saatleri de göz önünde bulundurularak Senato tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde AKTS ders kredileri hesaplanır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “kredisi” ibaresi ve ikinci cümlesinde yer alan “kredi” ibaresi “AKTS kredisi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 25- (1) Tezli yüksek lisans programı öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmasını sağlar.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dahil en az sekiz ders ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca enstitü anabilim dalı başkanlığının önerisi ve Enstitü Yönetim Kurulu onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Haftalık teorik ders saatleri ile uygulama veya laboratuvar çalışma saatlerinin ağırlıkları, programı yürüten anabilim dalının önerisi üzerine ilgili Enstitü Kurulunca belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 26- (1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde yükseköğretim kurumunun öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde ise tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Yükseköğretim Kurulu ile ilişkisi kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin altı adet kopyasını basılı şekilde tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını anabilim dalı başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderir. Jüri üyeleri, söz konu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır.”</p>

<p>“(4) Tez savunma sınavına girecek öğrenci akademik takvimde belirtilen takvime göre tezinin incelenmesi ve sınavlarının yapılarak gerekli işlemlerin tamamlanacağı şekilde tez savunma işlemlerine başlamak mecburiyetindedir. Gereğini yapmayan öğrenci o dönem tez savunma sınavına girme hakkını kaybeder.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 29- (1) Tez savunma sınavı; tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez sınavı; adayın çalışmasıyla ilgili konularda bilgi, yorumlama ve sentez gücünü değerlendirmeyi amaçlar. Tez sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamda gerçekleştirilir. Sınav, en az 45, en çok 90 dakika sürelidir.</p>

<p>(2) Savunma sınavına mazereti nedeniyle katılmayan jüri üyeleri yerine, anabilim dalı başkanlığınca başka üyeler davet edilir. Savunma sınavı eksik üye ile yapılamaz. İlan edilen günde yapılmayan sınav için durum bir tutanakla tespit edilerek Enstitüye bildirilir ve en geç on beş gün içinde ikinci bir sınav yapılır. İkinci kez toplanamayan jüriler konusunda yapılacak işleme Enstitü Yönetim Kurulu karar verir.</p>

<p>(3) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, düzeltme veya ret kararı verir. Jüri üyelerinin bireysel raporları ve jüri kararı en geç üç iş günü içinde bir tutanakla anabilim dalı başkanlığınca Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>(4) Tezi kabul edilen öğrenci, jüri üyelerinin de önerileriyle son haline getirilmiş tezini, Enstitü tez yazım kurallarına uygun şekilde hazırlayıp basılmış ve ciltlenmiş olarak beş kopya halinde ve elektronik ortamda kaydedilmiş halini ve diğer gerekli belgeleri ise bir kopya halinde en geç bir ay içerisinde Enstitüye teslim eder. Talebi halinde Enstitü Yönetim Kurulu teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci gerekli düzeltmeleri yaparak, en geç üç ay içinde, aynı jüri önünde tezini yeniden savunur. Tezi reddedilen veya düzeltme sonrası savunmada reddedilen öğrenciye yeni bir tez konusu verilir. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Genel esaslar</p>

<p>MADDE 30- (1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, 6/10/2016 tarihli ve 29849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurt Dışı Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Eğitim Öğretim Programlarına Dair Yönetmelik ve/veya 22/2/2007 tarihli ve 26442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurtiçindeki Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Programları Tesisi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yurtiçi ve yurtdışında diğer yükseköğretim kurumlarıyla ortaklaşa düzenlenen programlar şeklinde de yürütülebilir.</p>

<p>(3) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki kredilik 14 ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.”</p>

<p>“Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p>“(4) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen altı yıl sonuna, lisans derecesi ile kabul edilmiş olan öğrenci için yedi yıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “en az biri” ibaresi “en az ikisi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Doktora yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olarak iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavda başarılı olan öğrenci sözlü sınava alınır. Yazılı sınavdan başarılı olmak için öğrencinin en az 75/100 başarı puanı alması zorunludur. Sınav jürisi, öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki nihaî başarı durumunu değerlendirirken her bir jüri üyesinin verdiği notları ayrı ayrı dikkate alarak, öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, anabilim dalı başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.”</p>

<p>“(7) Doktora yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci, başarısız olduğu bölüm/bölümlerden bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir. Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez yeterlik sınavına girer.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 34- (1) Doktora yeterlik sınavını başarıyla tamamlayan öğrenci, yeterlik sınav tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan ve yeterli bilimsel kaynaklar ile desteklenmiş tez önerisini tez izleme komitesinin önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisiyle ilgili yazılı bir raporu sözlü savunma sınavı tarihinden en az on beş gün önce tez danışmanına verir, bu öneri danışman tarafından komite üyelerine dağıtılır. Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç tez izleme komitesi raporu sunulması gerekir.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisini inceleyerek adayı tez önerisi savunma sınavına alır. Sınav dinleyicilere açık olarak yapılır. Sınav sonunda komite öneriyi kabul ya da reddeder. Kararlar salt çoğunlukla alınır. Gerekçeli bu karar, anabilim dalı başkanlığınca üç iş günü içinde bir tutanakla birlikte Müdürlüğe gönderilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir tez izleme komitesi oluşturulabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde; danışman ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunma sınavına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Öğrencinin tez önerisi kabul edildikten sonra, tez izleme komitesi, Ocak-Haziran ve Temmuz-Aralık ayları arasında birer kere olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı bir rapor sunar ve istenirse bu raporu komite toplantısında sözlü olarak savunur. Bu raporda, o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve sonraki dönemde yapılacak çalışmalar belirtilir. Öğrencinin çalışmaları komite üyelerince başarılı ya da başarısız olarak belirlenir. Komite raporu, anabilim dalı başkanlığınca toplantı tarihini izleyen üç iş günü içinde Müdürlüğe gönderilir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın altı ay içinde girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Jüri, öğrencinin tez izleme komitesinde bulunan üç öğretim üyesi ve en az ikisi başka bir üniversiteden olmak üzere danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur.”</p>

<p>“(2) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin sekiz adet kopyasını basılı şekilde tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi Enstitüye teslim eder. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez Enstitü Yönetim Kuruluna gönderilir. Jüri üyeleri, söz konu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Aynı Yönetmeliğin 36 ncı maddesinin beşinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde ve altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p>“(6) Doktora tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Öğrencinin sağlık ve diğer nedenlerle mazeretli sayılabilmesi için mazeretlerini belgelendirmesi ve bu belgelerin, durumunu açıklayan bir dilekçe ile birlikte mazeretin ortaya çıkmasından itibaren en geç on beş gün içinde Müdürlüğe verilmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Başvurunun ders bitimi tarihinden önce yapılması zorunludur.”</p>

<p>“(4) Afet ve salgınlarda tez aşamasındaki lisansüstü eğitim öğrencilerine talepleri halinde bir dönem, afet veya salgının aşamasına göre tekrar başvurmaları durumunda bir dönem daha olmak üzere en fazla iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(5) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>Aynı Yönetmeliğin 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “programın” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yükseköğretim Kurulu tarafından” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Demiroğlu Bilim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/demiroglu-bilim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="76434"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97446"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37208"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93811"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92293"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="90380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="34981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="88533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="10189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="41621"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="20203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="13991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="30758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="36566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="85923"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
