<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 00:58:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fenerbahce-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fenerbahce-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Temmuz 2026 Tarihli ve 33305 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Fenerbahçe Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>FENERBAHÇE ÜNİVERSİTESİ ÖN LİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/9/2022 tarihli ve 31965 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Fenerbahçe Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Fenerbahçe Üniversitesinde yürütülen ön lisans ve lisans düzeyindeki eğitim ve öğretim faaliyetlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (k) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“h) Kredi: Avrupa Kredi Transfer Sistemi kredisini,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “AKTS ve/veya” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış, beşinci fıkrasında yer alan “AKTS” ibaresi “kredi” şeklinde değiştirilmiş ve on birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(11) Yaz okulu, öğrenim ücreti dışında ücrete tabidir. Yaz okulu öğrenim ücretini ödeyerek derslere kayıt yaptıran öğrenciye, Üniversiteden ayrılma durumunda ücret iadesi yapılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 12- (1) Öğrenci, akademik takvimde belirtilen süre içinde her yarıyıl kayıt yeniler ve danışmanın onayı ile kesin ders kaydı yaptırır. Kayıt yenileme ve ders kaydı ile ilgili işlemleri yürütmede öncelikli sorumluluk öğrenciye aittir.</p>

<p>(2) Akademik takvimde belirtilen ders kaydı ve ders ekleme/bırakma süreleri içerisinde yarıyıl ders kaydını yaptırmayan öğrenci, derslere ve sınavlara giremez. Öğrencilik haklarından faydalanamaz. Bu süre, öğrencinin öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(3) Ders yükü, öğrencinin bir yarıyılda almakla yükümlü olduğu derslerin kredi toplamı olup tüm programlarda her yarıyıl için 30 kredidir. Ancak, Senatonun uygun görmesi durumunda yaz aylarında yapılan staj derslerinin kredi değeri bu toplama dahil edilmeyebilir. Öğrencilerin ders yükü, genel not ortalamalarının en az 2,00 olması koşulu ile yarıyıl kredi toplamına dahil edilmeyen staj dersleri hariç en fazla 45 kredi olabilir. Genel not ortalaması 2,00’ın altında olan öğrenciler bir yarıyılda, yarıyıl kredi toplamına dahil edilmeyen staj dersleri hariç en fazla 35 kredi ders alabilirler.</p>

<p>(4) Genel not ortalaması en az 3,00 olan öğrenciler kayıt yaptıracakları yarıyıldaki toplam kredi değerinin 45’i aşmaması şartıyla üst sınıflardan derslere danışman onayıyla kaydolabilir.</p>

<p>(5) Azami öğrenim süreleri içerisinde dört yıl üst üste kayıt yenilemeyen öğrencilerin, Üniversite Yönetim Kurulu kararı ve YÖK’ün onayı ile ilişikleri kesilebilir.</p>

<p>(6) Değişim programlarına katılan bir öğrencinin kayıt yenileme işlemi, ilgili birimin yönetim kurulu kararı ile akademik takvimde belirlenen sürenin dışında da yapılabilir.</p>

<p>(7) Hazırlık programına devam eden ve güz yarıyılı sonunda dil yeterlilik koşullarını yerine getiren öğrenciler ile isteğe bağlı hazırlık programına devam eden öğrenciler isterlerse öğrenim görecekleri programın bahar yarıyılında açılmış olan derslerine kayıt yaptırabilirler. Bu duruma ilişkin öğrenim ücreti Mütevelli Heyetin kararı ile belirlenir.</p>

<p>(8) Hazırlık programını başarı ile tamamlayan öğrenciler ile isteğe bağlı hazırlık programına katılan öğrenciler, istedikleri takdirde hazırlık programı sonundaki yaz okulu döneminde kayıtlı oldukları eğitim-öğretim programının ilk yılı derslerinden ders alabilirler.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “İngilizce hazırlık” ibaresi “Hazırlık” olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Tekrarlanan, daha önce çekilme işlemi yapılan ve not ortalamasına katılmayan derslerden çekilme işlemi yapılamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 16- (1) Üniversitede öğretim, ders geçme esasına dayalıdır ve kredili sisteme göre yürütülür. Ders planında yer alacak dersler, çıkarılacak dersler ve bunların yerine intibakı yapılacak dersler birim kurulunun önerisiyle Senato tarafından karara bağlanır.</p>

<p>(2) Ders planları; Üniversitenin kurumsal öğrenme çıktıları, programların özellikleri ve öğrenci merkezli öğrenim yaklaşımı esas alınarak, ön lisans programları için Türkiye Yüksek Öğrenim Yeterlilikler Çerçevesi beşinci, lisans programları için altıncı düzey yeterlilik tanımları ile Temel Alan Yeterlilik tanımları ve kredi aralıkları göz önünde bulundurularak, öğrencilerin ilgili programı başarı ile tamamladıkları zaman kazanmış olmaları beklenen bilgi, beceri ve yetkinlik düzeyleri açık bir şekilde belirtilerek tasarlanır ve güncellenir.</p>

<p>(3) Örgün eğitim-öğretim programlarında yer alan ve Senato tarafından uygun görülen dersler, YÖK’ün belirlediği esaslar çerçevesinde, Senatoca belirlenen esaslara göre tamamen veya kısmen uzaktan öğretim yoluyla verilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “en az” ibaresinden sonra gelmek üzere “on dört hafta olan” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “yabancı dil” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “, AKTS” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin başlığı “Ders planları ve dersler” şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasında yer alan “Öğretim programları” ibaresi “Ders planları” şeklinde değiştirilmiş, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Öğrenciler ders planlarındaki tüm dersleri almak zorundadırlar.</p>

<p>(3) Bir derse kaydolabilmek için daha önce başarılmış olması gereken ders ön koşullu derstir. Ön koşullu dersler ilgili bölüm başkanlığı tarafından birim kuruluna önerilir ve kurulun kararı Senato onayından sonra kesinleşir. Ön koşullu dersler ders planında belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde yer alan “Yabancı Diller Bölümü tarafından” ibareleri yürürlükten kaldırılmış ve altıncı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Öğretim dili Türkçe olan programlara kabul edilen Türkçe bilmeyen öğrencilerin öğrenimlerine başlayabilmeleri için Türkçe B2 dil seviyesine sahip olmaları gerekir. Diğer kurumlardan alınan dil belgelerinin kabulüne ilişkin hususlar yönergeyle düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “yarıyıl içi ve” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (ç), (d), (e) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“ç) Mazeret sınavı: Mazeretleri nedeniyle yarıyıl içi sınavlarına giremeyen ve mazeretleri birim yönetim kurulunca kabul edilen öğrenciler için dersin öğretim elemanı tarafından mazeret sınavı düzenlenir. Mazeret sınavları yarıyıl sonu sınavları başlamadan önce yapılır. Yarıyıl sonu sınavları için mazeret sınavı düzenlenmez.</p>

<p>d) Üç ders sınavları: Ön lisans ve lisans programlarındaki mezuniyet için gerekli tüm dersleri alan öğrencilerden;</p>

<p>1) Not ortalamalarına katılan en çok üç dersten (FF) veya (FD) notu alan öğrencilere, bu notları aldıkları en fazla üç ders için,</p>

<p>2) (FF) veya (FD) notu almadıkları halde genel not ortalaması 2,00’ın altında olan öğrencilere genel not ortalamalarını yükseltmeleri amacıyla (DD) ve/veya (DC) notunu aldıkları en fazla üç ders için,</p>

<p>3) Yalnızca bir veya iki dersten (FF) veya (FD) notu alan öğrencilere (FF) veya (FD) notunu aldıkları bir ya da iki ders yanında genel not ortalamalarının aynı zamanda 2,00’ın altında olması halinde genel not ortalamalarını yükseltmek amacıyla (DD) veya (DC) notu aldıkları bir veya iki dersten toplam en fazla üç ders için sınav hakkı verilir. Bu durumdaki öğrenciler akademik takvimde belirtilen süre içerisinde ÖİDB’ye OİS üzerinden başvuruda bulunurlar. ÖİDB öğrencinin durumunu inceledikten sonra öğrenciye ve ilgili öğretim elemanlarına hangi derslerden sınav hakkı tanınacağını bildirir. Uygulamalı eğitim ve proje gibi yükümlülükleri olan derslerden üç ders sınavlarına girilemez. Öğrencilerin başarı durumları ve genel not ortalamaları bu sınavlardan aldıkları notlar esas alınarak hesaplanır. Bu sınavlar ücretli olup sınav ücretleri her yıl Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p>e) Ek sınav: Azami süreler sonunda mezun olamayan son sınıf öğrencilerine 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde belirtilen esaslar çerçevesinde ek sınav verilebilir.</p>

<p>f) Bütünleme sınavı: Bütünleme sınavları akademik takvimde belirtilen sınav döneminde yapılır ve sınav tarihleri sınav dönemi başlamadan önce öğrencilere duyurulur. Sadece ilgili yarıyılda alınan derslerin bütünleme sınavına girilebilir. Bütünleme sınavları için ayrıca mazeret sınavları düzenlenmez. Hazırlık programı dersleri için ve yaz okulu sonlarında bütünleme sınavı düzenlenmez. Dersin izlencesinde yarıyıl sonu sınavına girmek için bir koşul belirtilmişse bu koşul bütünleme sınavına girmek için de aynen geçerlidir. Bu koşulu sağlayamayan öğrenci bütünleme sınavına da giremez. Yarıyıl sonu sınavına girme koşulunu sağlayan ancak herhangi bir sebeple girmeyen veya sınava girerek (FF) veya (FD) notu alan öğrenciler bütünleme sınavına girebilir. Bütünleme sınavına girmek için başvuruya gerek yoktur. Bütünleme sınavı puanı, yarıyıl sonu sınavı puanı yerine geçer; ders başarı notu yeniden hesaplanır ve ilan edilir. Dersten çekilmiş (W) ve Eksik (I) notu alınan derslerin bütünleme sınavına girilemez. Geçer not alınan derslerden not yükseltme ve benzeri amaçlarla bütünleme sınavına girilemez. Yarıyıl sonu sınavı yapılmayan uygulamalı eğitim, proje, stüdyo gibi dersler için bütünleme sınavı düzenlenmez.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin ikinci, sekizinci ve on birinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Harf notu hesaplama yöntemi, öğrencilerin derse devam durumlarının yarıyıl sonu sınavlarına katılmaya veya yarıyıl harf notuna katkısı, öğrencilerin sorumlu oldukları yarıyıl içi sınavı, ödev, uygulama ve benzeri çalışmalar ile bunların yarıyıl harf notuna katkısı ile harf notuna etki eden diğer hususlar öğretim elemanı tarafından belirlenir ve yarıyıl başında öğrencilere verilen ders izlencesinde açıklanır ve OİS’de duyurulur.”</p>

<p>“(8) Değerlendirme süreci tamamlanmamış ders için öğrenciye geçici olarak (I) notu verilebilir. Bir sonraki yarıyılın ders kayıtları başlamadan dönüştürülmeyen (I) notu kendiliğinden (FF) veya (U) notuna dönüşür.”</p>

<p>“(11) Genel not ortalaması ve yarıyıl not ortalaması en az 2,00 olan öğrenciler başarılı sayılırlar. Bu öğrencilerden bir yarıyıl sonunda en az 24 kredilik dersten geçer not almak ve başarısız bir dersi olmamak koşuluyla o yarıyılın not ortalaması 3,00-3,49 olanlar yarıyıl onur öğrencisi, 3,50-4,00 arasında olanlar yarıyıl yüksek onur öğrencisi sayılırlar. O yarıyıl içinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükmüne göre disiplin cezası almış olan öğrenciler onur veya yüksek onur öğrencisi olamazlar.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 29- (1) Notlara itiraz, sınav sonuçlarının OİS sayfasında ilanını izleyen üç iş günü içinde öğrencinin kaydının bulunduğu birime yazılı başvuru ile yapılır. Bu süreyi geçirenler itiraz hakkını kaybetmiş olur. İtiraz üzerine sınav evrakı, dersin öğretim elemanı tarafından itiraz süresinin bitiminden itibaren en geç üç iş günü içinde incelenir; sonuç yazılı ve gerekçeli olarak ilgili birim yönetimine bildirilir. İlgili birim yöneticisi gerektiğinde, sınav evrakının incelenmesi için dersin öğretim elemanı hariç ilgili üç öğretim elemanından oluşan bir komisyon kurabilir. Komisyon, incelemesini itiraz süresinin bitiminden itibaren en geç on gün içinde sonuçlandırır. İtiraz sonucu ilgili birim yönetim kurulu tarafından karara bağlanarak ÖİDB’ye bildirilir ve ayrıca üç iş günü içinde itirazda bulunan öğrenciye duyurulur. Bildirimler için ayrıca tebligat yapılmaz. Uygulama esasları çerçevesinde yürütülen derslere ilişkin notlara itiraz süreçleri bu derslerin uygulama esaslarında belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “AKTS” ibareleri “kredi” şeklinde değiştirilmiş, dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(4) Tekrarlanan derste önceki nota bakılmaksızın alınan son not geçerlidir.”</p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 31- (1) Öğrenciler “FD”, “FF”, “U”, “W” ve “A” harf notu aldıkları dersleri, bu derslerin tekrar verildiği ve müfredatlarında yer aldığı ilk yarıyılda tekrar almak zorundadırlar.</p>

<p>(2) Başarı sağlanamayan seçimlik dersin yerine ders planında yer alan başka bir seçimlik ders alınabilir.</p>

<p>(3) Öğrenciler, GNO’larını yükseltmek amacıyla daha önceki yarıyıllarda aldıkları dersleri tekrarlayabilirler.</p>

<p>(4) Öğrenciler, ders planlarındaki değişiklik sonucu ders planından çıkarılmış olan bir dersten başarısız olmaları hâlinde o ders ile eşleştirilen ders/dersleri alırlar.”</p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 32- (1) Kayıtlı olduğu ön lisans programında en az 120 kredi, 4 yıllık lisans programında en az 240 kredi, 5 yıllık lisans programında en az 300 kredi ve 6 yıllık lisans programında en az 360 kredi değerindeki dersleri başarıyla tamamlayan, GNO’su en az 2,00 olan ve diğer yükümlülüklerini yerine getiren öğrenciye, kayıtlı olduğu programın diploması ve diploma eki verilir. Ders muafiyeti ve buna bağlı olarak sınıf intibakı yapılan bir öğrencinin lisans mezuniyetine/diplomasına hak kazanabilmesi için Üniversitede en az 60 kredi, ön lisans mezuniyetine/diplomasına hak kazanabilmesi için Üniversitede en az 30 kredi değerinde ders almış olması zorunludur.</p>

<p>(2) Diploma, Üniversitenin mezuniyet belgelerine ilişkin düzenlemelerine ve ilgili mevzuata uygun olarak hazırlanır. Diplomanın üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu programın YÖK tarafından onaylanmış adı yer alır.</p>

<p>(3) Öğrenciler, bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde üst sınıflardan ders alma, derslerden muafiyet, yaz okulundan ders alma ve benzeri uygulamalarla mezuniyet koşullarını normal öğrenim sürelerinden daha önce yerine getirerek mezun olabilirler.</p>

<p>(4) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre, Devletin şahsiyetine karşı işlediği cürümler sebebiyle hüküm giyenler ile disiplin cezası alarak yükseköğretim kurumlarından uzaklaştırılanlar hariç olmak üzere, 2547 sayılı Kanunun hükümleri uyarınca bir lisans programının en az ilk dört yarıyılının bütün derslerinden başarılı olan öğrencilere öğrenim gördükleri programda ön lisans diploması verilir. Ön lisans diploması almak için yapılacak başvurular herhangi bir süre ile sınırlı değildir.</p>

<p>(5) Bir lisans programının en az dört yarıyılının bütün derslerinden veya o lisans programının toplam kredi değerinin en az yüzde altmışından başarılı olup da lisans programını tamamlamayan veya tamamlayamayanlar, ilişiklerinin kesildiği tarihten itibaren 6 ay içinde müracaat etmek şartıyla Üniversite bünyesindeki meslek yüksekokullarının benzer ve uygun programlarına intibak ettirilebilirler. Ancak bu durumda olanların, 5237 sayılı Kanuna göre, Devletin şahsiyetine karşı işlenen cürümler sebebiyle hüküm giymemiş ve disiplin cezası alarak yükseköğretim kurumlarından uzaklaştırılmamış olmaları şarttır.</p>

<p>(6) Genel not ortalaması 3,00’dan 3,49’a kadar olan öğrenciler onur, 3,50 veya daha yukarı olan öğrenciler yüksek onur öğrencisi olarak mezun olurlar.</p>

<p>(7) Mezuniyete hak kazanan öğrencilerin mezuniyet dereceleri ve mezuniyet sıralamalarına ilişkin hususlar yönergeyle düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve sekizinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Bu öğrencilerin Üniversiteye karşı olan yükümlülüklerini tamamladıkları tarih itibarıyla ÖİDB tarafından Üniversite ile ilişikleri kesilir.”</p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 34- (1) Öğrenciler sağlık, askerlik, yurt içi veya yurt dışı yükseköğretim kurumlarında eğitim, doğal afet, tutukluluk, maddi ve ailevi nedenlerle ilgili birim yönetim kurulu ve Üniversite Yönetim Kurulu kararıyla her defasında iki yarıyılı aşmamak koşulu ile en fazla dört yarıyıl süre ile kayıt dondurabilirler. Zorunlu hâllerde Üniversite Yönetim Kurulu kararı ile bu süreler uzatılabilir.</p>

<p>(2) Kayıt dondurma talebinin değerlendirmeye alınabilmesi için öğrencinin kayıt yenileme işlemlerini ilgili yıl için tamamlamış olması ve birinci fıkrada belirtilen nedenlerden herhangi birinin ortaya çıktığı tarihten itibaren otuz gün içinde kayıt dondurma talebiyle doğrudan veya kanuni temsilcisi vasıtasıyla ilgili birime başvurması gerekir. Öğrenci haklı ve geçerli nedenleri kanıtlayan belgelerini başvuru sırasında eklemek zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrenci, mazeretinin kayıt dondurma süresinden önce sona ermesi hâlinde birim tarafından belirlenen yükümlülükleri yerine getirerek kaydının açılmasını talep edebilir.</p>

<p>(4) Kayıt donduran öğrencilere uygulanacak kurallar şunlardır:</p>

<p>a) Öğrenci, kayıt dondurmuş olduğu sürede başka bir kurumdan almış olduğu dersleri Üniversitedeki programına transfer edemez.</p>

<p>b) 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükmüne göre uzaklaştırma cezası alan öğrenciler kayıt donduramaz.</p>

<p>(5) Kayıt dondurma hâlinde öğrencinin 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde öngörülen azami öğrenim süresi işlemez. Kayıt dondurulan süreler zarfında öğrenciye giremediği laboratuvar, uygulama, yarıyıl içi ve yarıyıl sonu sınavları için tekrarlama hakkı verilmez. Kayıtları dondurulmuş öğrenciler, sürenin bitiminde yarıyıl kayıtlarını yenileyerek öğrenimlerine kaldıkları yerden devam ederler.</p>

<p>(6) Sağlık nedeni ile kayıtlarını dondurmuş olan öğrenciler, süresinden önce veya sürenin sonunda kayıt açtırmak isterlerse sağlık durumlarının düzeldiğini sağlık raporu ile belgelendirmek zorundadırlar.</p>

<p>(7) Kayıt dondurulduğunda öğrencilerin Üniversiteye girişte verdiği belgeler kendisine iade edilmez.</p>

<p>(8) Kayıtlarını donduran öğrencilerin öğrenim ücreti Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p>(9) Kayıt dondurma işlemi tamamlanan öğrencilerin ilgili yarıyılda almış oldukları dersler kayıtlarından düşürülür.”</p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “posta adresine ve” ibaresi “posta adresine veya” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “AKTS” ibaresi “kredi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Fenerbahçe Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fenerbahce-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="79031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bursa-teknik-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bursa-teknik-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Temmuz 2026 Tarihli ve 33305 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bursa Teknik Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>9/11/2016 tarihli ve 29883 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bursa Teknik Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“m) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya enstitü yönetim kurulu tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen lisansüstü diploma programlarını,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4)Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen yükseköğretim kurumlarının Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen öncelikli alanlarındaki doktora programlarına Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen sayı kadar doktora öğrencisi seçimi; Türk vatandaşları için 9/11/2018 tarihli ve 30590 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri, yabancı uyruklular için Yükseköğretim Kurulunca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “lisansüstü programlara” ibaresi “eşdeğer diploma programına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hangi öğretim üyeleri” ibaresi “doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu hangi öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve enstitü yönetim kurulunun kararı şarttır.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 21- (1) Lisansüstü öğrencilerinin disiplin iş ve işlemleri 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“Danışman tezin savunulabilir ve tez yazım kurallarına uygun olduğuna ilişkin görüşü ile tezini ve danışman onaylı intihal beyanını anabilim dalı başkanlığı aracılığı ile enstitüye gönderir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan yüksek lisans öğrencisine Senatoca uygun görülen tezli yüksek lisans diploması verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“Danışman tezin savunulabilir ve tez yazım kurallarına uygun olduğuna ilişkin görüşü ile tezini ve danışman onaylı intihal beyanını anabilim dalı başkanlığı aracılığı ile enstitüye gönderir.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Tez savunmasında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci Senatoca uygun görülen doktora diploması almaya hak kazanır.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 45 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(6) Afet ve salgınlarda, tez aşamasındaki lisansüstü eğitim öğrencilerinin talepleri halinde bir dönem; afet veya salgının aşamasına göre tekrar başvurmaları durumunda bir dönem daha olmak üzere en fazla iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(7) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bursa-teknik-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="46546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5572 E., 2025/10254 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26.11.2025 tarihli, 2025/5572 E., 2025/10254 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5572 E., 2025/10254 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/430 E., 2025/1047 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma</p>

<p>Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen karşılıklı boşanma davasında bozma sonrasında yapılan yargılama sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek vekili tarafından tazminatlar yönünden; davalı-davacı kadın vekili tarafından ise tazminatlar ve vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>1.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmadığı, Mahkemece bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olduğu anlaşılmakla; davacı-davalı erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin ise aşağıdaki paragraf kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.03.10.2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası; "Temyiz başvurusu üzerine verilen bozma kararı sonrasında istinafta görülen duruşmalı işlerde, duruşma sayısına göre, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18 inci sırasının (b) veya (c) bentlerine göre avukatlık ücretine hükmolunur." hükmünü amir olup bu hüküm uyarınca kendisini vekil ile temsil ettiren davalı-davacı kadın yararına vekâlet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bu yönden düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davacı-davalı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Davalı-davacı kadın vekilinin lehine hükmedilmeyen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararına (5) numaralı paragraf olarak "Davalı kadın istinaf yargılaması sırasında vekille temsil olunduğundan ve istinaf incelemesi duruşmalı olarak yapıldığından ve bir celse sürdüğünden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan avukatlık Asgari Ücret Tarifesine 2/4 üncü maddesine göre belirlenen 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacı-davalı erkekten alınarak davalı-davacı kadına verilmesi" cümlesinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ........'a yükletilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatıran ...............'e iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="75327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/5401 E., 2025/17415 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 25.12.2025 tarihli, 2025/5401 E., 2025/17415 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5401 E., 2025/17415 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/257 D. İş, 2025/257 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : KIT/2025-2602<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2021/123623</p>

<p><br />
İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi ile sigortalı olan araç ile davacıya ait araç arasında meydana gelen çift taraflı trafik kazası neticesinde davacıya ait aracın maddi hasara uğradığını, davalı ... şirketine yapılan başvurunun reddedildiğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca 100,00 TL hasar onarım bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında bedel artırım dilekçesi ile talebini 43.000,00 TL'ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya ait araçta meydana geldiği iddia olunan zararın karşılanması talebiyle davalı şirkete başvurulması üzerine davalı şirket nezdinde hasar dosyasının açıldığını, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmaması nedeniyle başvurunun reddedildiğini, davalıya sigortalı araç sürücüsüne kusur atfedilemeyeceğini, tedarik iskontosu uygulanması gerektiğini, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluk Sigortası Genel Şartları’nın B.2.B maddesi uyarınca hasarlı aracın değişmesi gereken parçasının piyasada eş değeri mevcut ise eş değer parça ile değiştirilmesi gerektiğini, davalı ... şirketinin KDV dahil bedelden sorumluluğunun bulunmadığını ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde belirlenen vekalet ücretinin 1/5'i oranında kadar olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve 43.000,00 TL hasar tazminatının 14.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 25.11.2021 tarih ve İHK-2021/40502 sayılı kararı ile kazaya karışan araçların kusur oranlarının tespiti için adli trafik bilirkişisinden alınan kusur raporunun dosya kapsamına uygun, denetime ve hüküm tesisine elverişli olduğu, davalı ... tarafından davacının başvurusunun reddedildiği, dolayısıyla iskonto uygulanacağına ilişkin başvurana bir bildirim yapılmadığı gibi tedarik sözleşmesi vs. gibi bir belgenin de dosyada mevcut olmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1409. maddesine göre sigortacının, sigortalının gerçek zararını ödemekle yükümlü olduğu, davacının aracına verilen zararı gidermek için gerekli onarım, parça ve işçilik hizmetinin de 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesi gereğince KDV'ye tabi olduğu, bu nedenle davacı lehine KDV dahil edilerek hasar tazminatına hükmedilmesinin yerinde olduğu ve davacı lehine tam vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
İtiraz Hakem Heyetinin 25.11.2021 tarih ve İHK-2021/40502 sayılı kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.01.2024 tarihli ve 2023/12760 Esas, 2024/292 Karar sayılı ilamıyla; ''...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Somut olayda, dava konusu kazaya ilişkin kaza tespit tutanağında, davacıya ait aracın sürücüsünün 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda sürücülere ait kusurlardan ''öndeki aracı geçerken geçme kurallarına riayet etmemek'' kuralını ihlal ettiğinin, davalıya sigortalı araç sürücüsünün ise herhangi bir kural ihlalinin bulunmadığının tespit edildiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetinde Adli Trafik Bilirkişisinden kusur raporu alındığı, raporda, davalı sigortalı araç sürücüsünün asli ve %75 oranında, davacıya ait araç sürücüsünün ise tali ve %25 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davalıya sigortalı araç sürücüsünün %75 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edildiği anlaşılmaktadır. Kaza tespit tutanağı ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunmaktadır. Şu durumda, İtiraz Hakem Heyetince dava konusu trafik kazasına ilişkin varsa ceza soruşturma dosyası da dosya arasına alınarak tüm deliller değerlendirilmek suretiyle tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden veya Karayolları Genel Müdürlüğünde görevli fen heyetinden seçilecek uzman bilirkişilerden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. 3. Sigorta tahkim yargılamasında hükmedilecek vekalet ücreti ile ilgili olarak; 5684 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin (17) numaralı fıkrası, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13 üncü ve AAÜT’nin 17/2 nci maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine nispi ve tam vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.'' gerekçesiyle karar bozulmuş; davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyularak alınan kusur raporunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün asli ve % 75 oranında, davacıya ait aracın sürücüsünün tali ve %25 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği ve alınan raporun denetime ve hüküm tesisine elverişli olduğu gerekçesiyle davalının itirazının vekalet ücreti yönünden kısmen kabulü ile Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesis edilerek davanın kabulü ile 43.000,00 TL hasar tazminatının 14.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI.TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İtiraz Hakem Heyeti'nin karar tarihi 05.02.2025 tarihi olmasına rağmen Uyuşmazlık Hakem Heyetinin karar tarihi olan 22.09.2021 tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi ile sigortalı aracın karıştığı trafik kazası sonucu davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedeli talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmamasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Dosya kapsamından, Dairemizce hükmün bozulmasından sonra İtiraz Hakem Heyetince davanın kabulüne ve davacı yararına Uyuşmazlık Hakem Heyetinin karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ndeki maktu vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 21. maddesi "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu durumda; İtiraz Hakem Heyetince bozma kararından sonraki hüküm tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin esas alınması gerekirken Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen karar tarihindeki vekalet ücreti esas alınarak karar verilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İtiraz Hakem Heyeti kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının (5) nolu bendinde yer alan "4.080,00 TL" ibaresi çıkartılarak yerine "30.000,00 TL" ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="14422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/1967 E., 2025/12362 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2025 tarihli, 2025/1967 E., 2025/12362 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1967 E., 2025/12362 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI: 2024/1542 Değişik İş - 2024/1540 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: KIT/2024-2362<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: K-2021/72452</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası(ZMMS) ile sigortalı olan aracın 27.10.2019 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucunda araçta yolcu olan müvekkilinin yaralandığını ve malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere 41.000,00 TL sürekli işgöremezlik tazminatı ve 1.000,00 TL bakıcı giderinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile dava değerini 391.000,00 TL'ye yükseltmiştir talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline eksik belge ile başvurulduğundan başvurunun usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından sunulan maluliyet raporundaki oranın fahiş olduğunu, davacının zararının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplanması gerektiğini, bakıcı giderinin poliçe kapsamı dışında olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispat edilmesi gerektiğini, müterafik kusur durumunun araştırılması gerektiğini, müvekkilinin yasal faizden sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; başvurunun kısmen kabulüne, 390.000,00 TL sürekli işgöremezlik tazminatının 28.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararıyla; davalı vekilinin itirazının vekalet ücretine yönelik olarak kabulüne, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının vekalet ücretine ilişkin bendinin düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
İtiraz Hakem Heyetinin 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, 13.03.2023 tarihli, 2021/25266 Esas ve 2023/3355 Karar sayılı ilamı ile olay tarihinde yürürlükte olan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre davacının maluliyet oranının belirlenmesi gerektiği, kaza sırasında çocuk bağlama sistemi kullanılmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği, pasif dönemin 60 yaşında başlayacağı gözetilerek davacının zararının belirlenmesi gerektiği gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kısmen kabulüne, 371.245,24 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 28.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline fazlaya ilişkin taleplerin reddine, 1.000,00 TL geçici bakıcı gideri taleplerin ise aleyhe bozma yasağı gereği reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı tarafından usulüne uygun başvuru yapılmadığını, hükme esas alınan maluliyet raporunun yönetmeliğe uygun olmadığını, kaza nedeniyle davacının sürekli iş göremezliği bulunmadığını, kusur raporu alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının zararının teknik faiz oranları esas alınarak belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin temerrüde düşmediğini ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; müvekkili lehine karar tarihi gözetilerek vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık,davalı tarafından ZMSS poliçesi ile sigortalı olan aracın karıştığı trafik kazasında, sigortalı araçta yolcu olan davacının yaralanmasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri istemine ilişkindir.</p>

<p>1. Temyizen incelenen İtiraz Hakem Heyeti kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;<br />
İtiraz Hakem Heyetince Dairenin yukarıda anılan bozma ilamı sonrasında verilen kararda; aleyhe bozma yasağı gözetilerek davacı yararına vekalet ücretine hükmedildiği ve 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararda hükmedilen vekalet ücreti miktarı olan 7.150,00 TL vekalet ücretinin hüküm altına alındığı görülmektedir.</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.</p>

<p>" şeklinde; yine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin(AAÜT) 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında "(3) Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." şeklinde düzenlemeler mevcuttur.<br />
Şu durumda İtiraz Hakem Heyetince anılan yasal düzenlemeler gözetilerek davacı yararına karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince belirlenecek olan vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İtiraz Hakem Heyeti kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,<br />
2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının "6.SONUÇ" bölümünün (6.6) numaralı bendinde yer alan "aleyhe bozma yasağı da gözetilerek" ibaresinin hükümden çıkarılmasına, aynı bentte yer alan "7.150,00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "30.000,00 TL maktu" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine,<br />
Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="51224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/3249 E., 2025/6624 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2025 tarihli, 2025/3249 E., 2025/6624 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2025/3249 E., 2025/6624 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/350 Esas, 2025/53 Karar<br />
HÜKÜM : Ret, karar verilmesine yer olmadığına</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; taraf vekillerince temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiğini, davalıların murisi ...'ün anılan sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sözleşme uyarınca borçlunun taahhütlerini gereği gibi yerine getirmemesi nedeni ile kredinin kat edilerek kat ihtarnamesi gönderildiğini, davalıların ihtarnameye rağmen ödeme yapmaması üzerine Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2015/11729 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacı temlik eden bankanın davalıların murisi ...'e farklı tarihlerde kefil sıfatı ile genel kredi sözleşmeleri imzalattığını, icra takibinde talep edilen tutarın kefalet limitini aştığını, kredi sözleşmelerindeki kefalet miktarı ve müteselsil kefil olduğunun murisin el yazısı ile yazılmadığından kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, alacak rehinle temin edilmişse rehnin paraya çevrilmesinde önce kefile başvurulamayacağını, kefalet süresi 10 yıl olup, bu sürenin geçtiğini, kefilin kefalet sözleşmesinden sonra doğan borçlardan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddi ile kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, kefaletin ölüm ile sona ereceği, davalılar murisi olan kefilin vefat ettiği tarihte davacı bankanın dava dışı asıl borçludan herhangi bir alacağının bulunmadığı, kefil olan murisin vefat tarihinden sonra doğacak borçlardan herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, ancak 6273 sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 6. maddesi ile 5941 sayılı Çek Kanunu'na eklenen geçici madde 3/4. düzenlemesi gereği, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi Ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak bastırılmış olan eski tip 6 adet çek için temlik eden Bankanın garanti tutarı ödeme mükellefiyetinin 30.06.2018 tarihinde yargılama esnasında sona erdiği, dolayısıyla temlik eden Bankanın halihazırda davalılardan depo talebine konu edebileceği çek riski bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalıların kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine, davacı yanın çek riski olarak talep ettiği depo bedeli hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>B.Değerlendirme ve Gerekçe<br />
1. Dosyadaki yazılara, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/4 hükmü uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) Avukatlık ücretinin kapsadığı işler başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrası "Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, Dairemiz bozma ilamına uyulduktan sonra karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bozma öncesi takdir edilen vekalet ücretine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.</p>

<p>Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/ 2 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>V.SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalılar vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (6) numaralı bendinde yer alan “ (davacı lehine bozma öncesi usuli kazanılmış hak oluştuğu nazara alınarak) 18.770,00 TL vekalet ücretinin” ibaresinin çıkartılarak yerine “30.000,00 TL vekalet ücretinin” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde davalılara iadesine, davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="68396"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['VEKALET ÜCRETİ AÇISINDAN USULİ KAZANILMIŞ HAK VE ALEYHE BOZMA YASAĞI UYGULANMAZ']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vekalet-ucreti-acisindan-usuli-kazanilmis-hak-ve-aleyhe-bozma-yasagi-uygulanmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vekalet-ucreti-acisindan-usuli-kazanilmis-hak-ve-aleyhe-bozma-yasagi-uygulanmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YARGITAY’IN ÜÇ FARKLI DAİRESİNDEN (2, 4 ve 11) AYNI KONUDA VERİLEN VE TEREDDÜTLERİ GİDEREN GÜNCEL KARARLAR]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 11. HD, T. 05.11.2025, E. 2025/3249, K. 2025/6624</strong></a></p>

<p>“Değerlendirme ve Gerekçe 1. Dosyadaki yazılara, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/4 hükmü uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) Avukatlık ücretinin kapsadığı işler başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrası "Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, Dairemiz bozma ilamına uyulduktan sonra karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bozma öncesi takdir edilen vekalet ücretine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/ 2 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. V.SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalılar vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ HÜKÜM FIKRASININ (6) NUMARALI BENDİNDE YER ALAN “ (DAVACI LEHİNE BOZMA ÖNCESİ USULİ KAZANILMIŞ HAK OLUŞTUĞU NAZARA ALINARAK) 18.770,00 TL VEKALET ÜCRETİNİN” İBARESİNİN ÇIKARTILARAK YERİNE “30.000,00 TL VEKALET ÜCRETİNİN” İBARESİNİN YAZILMASI suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde davalılara iadesine, davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 4. HD, T, 11.09.2025, E. 2025/1967, K. 2025/12362</strong></a></p>

<p>“Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; İtiraz Hakem Heyetince Dairenin yukarıda anılan bozma ilamı sonrasında verilen kararda; aleyhe bozma yasağı gözetilerek davacı yararına vekalet ücretine hükmedildiği ve 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararda hükmedilen vekalet ücreti miktarı olan 7.150,00 TL vekalet ücretinin hüküm altına alındığı görülmektedir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. " şeklinde; yine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin(AAÜT) 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında "(3) Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." şeklinde düzenlemeler mevcuttur.<br />
Şu durumda İtiraz Hakem Heyetince anılan yasal düzenlemeler gözetilerek davacı yararına karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince belirlenecek olan vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İtiraz Hakem Heyeti kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p>KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının "6.SONUÇ" bölümünün (6.6) numaralı bendinde yer alan "aleyhe bozma yasağı da gözetilerek" ibaresinin hükümden çıkarılmasına, aynı bentte yer alan "7.150,00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "30.000,00 TL maktu" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay​​​​​​​ 2. HD, T. 26.11.2025, E. 2025/5572, K. 2025/10254</strong></a></p>

<p>“KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı-davalı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Davalı-davacı kadın vekilinin lehine hükmedilmeyen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararına (5) numaralı paragraf olarak "Davalı kadın istinaf yargılaması sırasında vekille temsil olunduğundan ve istinaf incelemesi duruşmalı olarak yapıldığından ve bir celse sürdüğünden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan avukatlık Asgari Ücret Tarifesine 2/4 üncü maddesine göre belirlenen 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacı-davalı erkekten alınarak davalı-davacı kadına verilmesi" cümlesinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ........'a yükletilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde yatıran ...............'e iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay​​​​​​​ 4. HD, T. 25.12.2025, E. 2025/5401, K. 2025/17415</strong></a></p>

<p>”Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dosya kapsamından, Dairemizce hükmün bozulmasından sonra İtiraz Hakem Heyetince davanın kabulüne ve davacı yararına Uyuşmazlık Hakem Heyetinin karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ndeki maktu vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmaktadır. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 21. maddesi "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu durumda; İtiraz Hakem Heyetince bozma kararından sonraki hüküm tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin esas alınması gerekirken Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen karar tarihindeki vekalet ücreti esas alınarak karar verilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İtiraz Hakem Heyeti kararının düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının (5) nolu bendinde yer alan "4.080,00 TL" ibaresi çıkartılarak yerine "30.000,00 TL" ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”</p>

<p><strong>KİŞİSEL DEĞERLENDİRMELERİM</strong></p>

<p>Bu kararların en önemli özelliği ilk derece mahkemesi kararlarında bozma öncesi usuli kazanılmış hak veya aleyhe bozam yasağı gereği bozma sonrası geçerli güncel tarife yerine bozma öncesi tarifeye göre karar verilmesine rağmen Yargıtay Dairelerinin yine de kararları bozmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daireler Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) Avukatlık ücretinin kapsadığı işler başlıklı 2. maddesinin 3. Fıkrasını her ilke ve hükümden önce uygulamıştır. Söz konusu hükme göre, "Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır."</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf KARASU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vekalet-ucreti-acisindan-usuli-kazanilmis-hak-ve-aleyhe-bozma-yasagi-uygulanmaz</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/yargitay-avus.jpg" type="image/jpeg" length="57626"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Tonguç Şahin vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-tonguc-sahin-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-tonguc-sahin-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Tonguç Şahin (4192) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. TONGUÇ ŞAHİN (4192) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>25.03.1971 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Tonguç ŞAHİN (4192) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 05.07.2026 tarihinde Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilmiştir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tonguc-sahin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-tonguc-sahin-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tonguc-sahin-1.jpg" type="image/jpeg" length="40277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRACININ KİRALANANI AIRBNB VE BENZERİ DİJİTAL PLATFORMLAR ARACILIĞIYLA ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE TAHSİS ETMESİNİN HUKUKİ SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiracinin-kiralanani-airbnb-ve-benzeri-dijital-platformlar-araciligiyla</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiracinin-kiralanani-airbnb-ve-benzeri-dijital-platformlar-araciligiyla" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. GİRİŞ</strong></p>

<p>Dijital platform ekonomisinin gelişmesiyle birlikte, geleneksel konut kira ilişkileri de önemli ölçüde dönüşüme uğramıştır. Taraflar arasındaki karşılıklı güvene ve kiralananın belirli bir süre boyunca mesken olarak kullanılmasına dayanan klasik kira ilişkilerinin yanı sıra, günümüzde kiracıların kiraladıkları konutları veya bu konutların belirli bölümlerini Airbnb ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla kısa süreli olarak üçüncü kişilerin kullanımına tahsis ederek gelir elde etmeleri yaygınlaşmıştır. Bu gelişme, kira hukuku, kat mülkiyeti hukuku ve turizm mevzuatının kesişim noktasında yeni hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, konut kiracısının kiraya verenin yazılı rızası bulunmaksızın kiralananı Airbnb ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla üçüncü kişilere tahsis etmesinin hukuki sonuçları; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 7464 sayılı Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ve konuya ilişkin Yargıtay içtihatları çerçevesinde incelenmektedir.</p>

<p><strong>2. KİRA SÖZLEŞMESİ VE ALT KİRA İLİŞKİSİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Kira sözleşmesi, ayni hak doğurmamakta; yalnızca taraflar arasında hüküm ve sonuç doğuran nispi nitelikte bir alacak hakkı sağlamaktadır. Bu nedenle kiracı, kira sözleşmesinden kaynaklanan haklarını kural olarak yalnızca kiraya verene karşı ileri sürebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 312. maddesi uyarınca kira sözleşmesinin tapu siciline şerh edilmesi mümkündür. Kira sözleşmesinin tapuya şerh edilmesi hâlinde, kira hakkı taşınmaz üzerinde sonradan hak kazanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Böylece kira hakkı ayni hak niteliği kazanmamakla birlikte, şerhin kuvvetlendirici etkisi sayesinde üçüncü kişilere karşı da korunmaktadır.</p>

<p>Kira sözleşmeleri herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir. Dolayısıyla yazılı şekilde yapılmaları zorunlu olmayıp, sözlü olarak kurulan ve taraflarca fiilen uygulanan kira sözleşmeleri de hukuken geçerlidir. Ancak olası uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlaması bakımından kira sözleşmesinin yazılı olarak düzenlenmesi uygulamada önem arz etmektedir.</p>

<p>Adi kira sözleşmelerinde, belirli süreli kira sözleşmesinin süresinin sona ermesine rağmen tarafların kira ilişkisini sürdürmeleri hâlinde sözleşme, Türk Borçlar Kanunu'nun 327. maddesi uyarınca belirsiz süreli kira sözleşmesine dönüşmektedir. Buna karşılık, konut ve çatılı işyeri kiralarında Türk Borçlar Kanunu'nun 347. maddesi uyarınca kiracı, sözleşme süresinin bitiminden en az on beş gün önce yazılı fesih bildiriminde bulunmadığı takdirde kira sözleşmesi aynı koşullarla bir yıl süreyle uzamış sayılmaktadır.</p>

<p>Alt kira bakımından ise Türk Borçlar Kanunu farklı bir sistem benimsemiştir. Adi kira sözleşmelerinde, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça kiracı kiralananı üçüncü kişiye alt kiraya verebilir. Buna karşılık, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının kiralananı tamamen veya kısmen alt kiraya verebilmesi ya da kullanım hakkını üçüncü kişiye devredebilmesi, kiraya verenin yazılı rızasının bulunmasına bağlıdır (TBK m. 322).</p>

<p>Kiraya verenin yazılı rızasının alınması şartıyla kiracı, kira ilişkisini üçüncü kişiye devredebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 323. maddesi uyarınca, kiraya veren haklı bir sebep bulunmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz. Kira ilişkisinin devredilmesi hâlinde ise eski kiracı, kira sözleşmesinin sona ermesine kadar ve en fazla iki yıl süreyle kira bedeli ile yan giderlerden yeni kiracıyla birlikte müteselsilen sorumlu olmaya devam eder.</p>

<p><strong>3. ALT KİRA YASAĞI NEDENİYLE TAHLİYE</strong></p>

<p>Kiracının, kiraya verenin yazılı izni olmaksızın kiralananı Airbnb ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla üçüncü kişilerin kullanımına sunması, Türk Borçlar Kanunu'nun 316. maddesi kapsamında kiralananı özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcunun ihlali sonucunu doğurabilir. Ayrıca bu durum, konut ve çatılı işyeri kiralarında alt kiraya verme yasağına ilişkin hükümlere de aykırılık teşkil edebilir. Kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde bu aykırılık, kira sözleşmesinin feshi ve kiralananın tahliyesi sonucunu doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>4. Alt Kira Yasağına Aykırılık Hâlleri</strong></p>

<p><strong>4.1. Kiraya Verenin Yazılı İzni Bulunmaksızın Alt Kiraya Verme</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nda konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin olarak benimsenen temel ilke, kiracının kiraya verenin yazılı rızası olmaksızın kiralananı tamamen veya kısmen üçüncü kişilere alt kiraya veremeyeceği ya da kullanım hakkını devredemeyeceğidir. Bu düzenleme ile kiraya verene, kiralananı fiilen kullanacak kişiyi belirleme ve denetleme imkânı tanınmıştır.</p>

<p>Kiraya verenin yazılı rızası alınmaksızın kurulan alt kira ilişkisi, asıl kira sözleşmesine aykırılık teşkil eder. Bu durumda kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde aykırılığın giderilmesini talep edebilir; kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde ise kira sözleşmesini feshederek tahliye davası açma hakkına sahip olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşılık, taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesinde kiracıya açıkça alt kiraya verme yetkisi tanınmışsa ayrıca bir yazılı muvafakat alınmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak kira sözleşmesinde bu konuda herhangi bir düzenleme yer almaması veya alt kiraya vermenin açıkça yasaklanmış olması hâlinde, kiracının kiraya verenin yazılı rızasını alması zorunludur.</p>

<p><strong>4.2. Alt Kiracı ile Asıl Kiracı Arasındaki Hukuki İlişki</strong></p>

<p>Alt kira ilişkisinin en önemli özelliği, alt kiracının hukuki ilişkisinin doğrudan kiraya verenle değil, asıl kiracıyla kurulmuş olmasıdır. Bu nedenle alt kiracının hak ve yükümlülükleri, kiraya veren ile asıl kiracı arasındaki kira sözleşmesinden değil; asıl kiracı ile alt kiracı arasında akdedilen alt kira sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Alt kira sözleşmesi, hukuki varlığını asıl kira sözleşmesinden almaktadır. Bu nedenle asıl kira sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde alt kira ilişkisi de sona erer. Alt kiracı, asıl kiracının sahip olduğundan daha geniş bir kullanım hakkı elde edemeyeceği gibi, kiraya verene karşı bağımsız bir kiracılık hakkı da ileri süremez.</p>

<p>Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 10.10.2001 tarihli, 2001/6-942 E. ve 2001/696 K. sayılı kararında, asıl kira sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte alt kiracının da kiralananı kullanma hakkının ortadan kalkacağını ve alt kiracının kiraya verene karşı bağımsız bir talep hakkı bulunmadığını kabul etmiştir.</p>

<p>Bu itibarla alt kiracının hukuki konumu, asıl kiracının kira hakkının devamına bağlı olup, asıl kira ilişkisinin sona ermesi alt kira ilişkisini de doğrudan etkilemektedir.</p>

<p><strong>4.3. Yazılı İzin Şartının İstisnaları ve Örtülü Kabul</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesinde konut ve çatılı işyeri kiralarında alt kira için kiraya verenin yazılı rızası aranmakla birlikte, uygulamada kiraya verenin davranışlarından kaynaklanan örtülü kabul hâlleriyle de karşılaşılabilmektedir.</p>

<p>Özellikle kiraya verenin alt kira ilişkisinden haberdar olmasına rağmen uzun süre herhangi bir itirazda bulunmaması, alt kiracının kullanımını açık veya örtülü şekilde kabul eden davranışlar sergilemesi ya da kira ilişkisine ilişkin işlemlerini alt kiracının varlığını bilerek sürdürmesi, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gereken durumlar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte, kanunda açıkça yazılı rıza şartı öngörüldüğünden, yalnızca kiraya verenin sessiz kalması her durumda alt kiraya izin verildiği anlamına gelmemektedir. Örtülü kabulün varlığından söz edilebilmesi için kiraya verenin davranışlarının, alt kira ilişkisini benimsediğini açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde göstermesi gerekir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında da kiraya verenin alt kiracılık ilişkisini bildiği hâlde uzun süre herhangi bir itirazda bulunmaması veya davranışlarıyla bu ilişkiyi kabul ettiğinin anlaşılması durumunda, sonradan yalnızca yazılı izin bulunmadığı gerekçesiyle tahliye talebinde bulunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmayabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle örtülü kabul iddiası, her somut olayda tarafların davranışları ve olayın özellikleri birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><strong>4.4. Alt Kira Yasağına Aykırılık Nedeniyle Tahliye Davası</strong></p>

<p>Kiracının, kiraya verenin yazılı rızası bulunmaksızın kiralananı alt kiraya vermesi veya kullanım hakkını üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, kiraya verenin başvurabileceği hukuki yollar Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri ile konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin özel düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>Tahliye sürecinde kiraya veren tarafından yapılacak ihtarın şekli, içeriği ve süresi önem taşımaktadır. Kanunda öngörülen şartlara uygun olmayan ihtarlar, sonradan açılacak tahliye davasında hukuki sorunlara yol açabilecektir.</p>

<p><strong>4.4.1. İhtarname Şartı</strong></p>

<p>Kiracının alt kira yasağına aykırı davranışı nedeniyle kira sözleşmesinin feshedilebilmesi için, kural olarak kiraya veren tarafından kiracıya aykırılığın giderilmesi amacıyla yazılı bildirimde bulunulması gerekir.</p>

<p>İhtarın amacı, kiracıya sözleşmeye aykırı davranışını sona erdirmesi için imkân tanımaktır. Bu nedenle ihtarnamede; alt kira ilişkisinin varlığı, kiraya veren tarafından buna ilişkin herhangi bir yazılı izin verilmediği, aykırılığın giderilmesi gerektiği ve aksi hâlde kira sözleşmesinin feshedileceği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>İhtarname noter aracılığıyla gönderilebileceği gibi, ispat kolaylığı sağlaması bakımından noter kanalıyla yapılması uygulamada tercih edilmektedir. Usulüne uygun şekilde düzenlenmeyen veya gerekli hususları içermeyen ihtarlar, tahliye talebinin değerlendirilmesinde sorun oluşturabilir.</p>

<p><strong>4.4.2. Otuz Günlük Sürenin Verilmesi</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 316. maddesi uyarınca, kiracının kiralananı sözleşmeye uygun kullanmaması hâlinde kiraya veren tarafından aykırılığın giderilmesi için kiracıya uygun bir süre verilmesi gerekir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında bu süre en az otuz gün olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanunda öngörülen otuz günlük süre, kiracının aykırılığı giderebilmesi için tanınması gereken asgari süredir. Bu süreden daha kısa bir süre verilerek yapılan ihtar, kanuni şartları taşımadığından fesih ve tahliye bakımından yeterli sonuç doğurmayacaktır.</p>

<p>Yargıtay kararlarında da kanuni süreden daha kısa süre verilerek yapılan ihtarlara dayanılarak açılan tahliye davalarının reddedildiği görülmektedir. Buna karşılık kiracı, kendisine verilen süre içerisinde aykırılığı ortadan kaldırır ve alt kira ilişkisini sona erdirirse, kiraya verenin fesih hakkının doğup doğmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>4.4.3. Zorunlu Arabuluculuk</strong></p>

<p>7445 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme sonucunda, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı hâline getirilmiştir. Bu kapsamda, alt kira yasağına aykırılık nedeniyle açılacak tahliye davalarında da dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekmektedir.</p>

<p>Arabuluculuk süreci tamamlanmadan doğrudan dava açılması hâlinde, mahkeme tarafından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilecektir. Tarafların arabuluculuk sürecinde anlaşmaya varamamaları hâlinde ise son tutanağın düzenlenmesiyle birlikte kiraya veren tarafından tahliye davası açılabilecektir.</p>

<p>Zorunlu arabuluculuk düzenlemesi, kira uyuşmazlıklarında tarafların mahkemeye başvurmadan önce uzlaşma imkânını değerlendirmelerini amaçlamakta olup, tahliye davaları bakımından da önemli bir usul şartı niteliğindedir.</p>

<p><strong>4.4.4. Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Alt kira yasağına aykırılık nedeniyle açılacak tahliye davalarında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetki bakımından ise kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda genel yetki kurallarının yanı sıra, kiralananın bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.</p>

<p>Davanın niteliği gereği yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin belirlenmesinde dava değeri önem taşımaktadır. Tahliye davalarında dava değeri, kural olarak dava tarihindeki yıllık kira bedeli esas alınarak belirlenmektedir.</p>

<p><strong>4.4.5. İspat Yükü ve Delillendirme</strong></p>

<p>Alt kira ilişkisinin varlığını ispat yükü kural olarak kiraya verene aittir. Bununla birlikte, Airbnb ve benzeri dijital platformlar üzerinden gerçekleştirilen kısa süreli kiralamalar çoğu zaman taraflar arasında gizli şekilde yürütüldüğünden, ispat bakımından çeşitli güçlükler ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>Kiraya veren, alt kira ilişkisinin varlığını hukuka uygun her türlü delille ispat edebilir. Özellikle dijital platformlarda yayımlanan ilanlar, internet kayıtları, sosyal medya paylaşımları, konaklama bilgileri, ticari belgeler, faturalar ve benzeri elektronik veriler önemli ispat araçları arasında yer almaktadır.</p>

<p>Kiralananın ticari amaçlarla kullanıldığı durumlarda, taşınmaza ilişkin işletme kayıtları, reklam faaliyetleri ve üçüncü kişilerle yapılan sözleşmeler de mahkeme tarafından değerlendirilebilecek deliller arasındadır.</p>

<p>Buna karşılık, alt kiraya izin verildiğinin ispatında yazılı belgeler büyük önem taşımaktadır. Kira sözleşmesinde alt kiraya verme konusunda açık bir düzenleme bulunması hâlinde ayrıca bir izin alınmasına gerek bulunmayacaktır. Ancak sonradan verilen bir muvafakatin hukuki sonuç doğurabilmesi için yazılı şekilde düzenlenmesi ve kiraya veren tarafından imzalanması gerekir.</p>

<p>Tanık anlatımları da alt kira ilişkisinin ortaya konulmasında kullanılabilecek deliller arasındadır. Apartman görevlisi, komşular, bina yöneticisi veya güvenlik personelinin beyanları; kamera kayıtları, site giriş-çıkış kayıtları ve diğer elektronik verilerle birlikte değerlendirilerek mahkemece hukuki kanaat oluşturulabilir.</p>

<p><strong>4.5. Tahliye Kararının Hukuki Sonuçları</strong></p>

<p>Tahliye kararının kesinleşmesiyle birlikte, kiracının kiralananı boşaltarak kiraya verene teslim etme yükümlülüğü doğar. Bunun yanında, kiraya verenin uğradığı zararların tazmini bakımından sorumluluk kural olarak asıl kiracıya aittir.</p>

<p>Alt kiracının kiralananı kullanması nedeniyle meydana gelen zararlar bakımından da kiraya verene karşı sorumlu olan kişi asıl kiracıdır. Zira alt kira ilişkisi, kiraya veren ile alt kiracı arasında doğrudan bir hukuki ilişki meydana getirmemektedir.</p>

<p>Alt kiracının hukuki durumu, asıl kira sözleşmesine bağlıdır. Bu nedenle asıl kira sözleşmesinin sona ermesi veya kiracı hakkında tahliye kararı verilmesi hâlinde, alt kiracının da kiralananı kullanma hakkı sona erer. Alt kiracı, kiraya verene karşı bağımsız bir kiracılık hakkı ileri süremez.</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu'nun 276. maddesi uyarınca, tahliye sırasında taşınmazda bulunan üçüncü kişinin işgalini haklı gösteren geçerli bir belge sunamaması hâlinde tahliye işlemi gerçekleştirilebilir. Alt kiracının bu durumda başvurabileceği hukuki yol, varsa uğradığı zararların tazmini amacıyla asıl kiracıya karşı talepte bulunmaktır.</p>

<p>Tahliye kararının kesinleşmesinden sonra kiraya veren, ilamlı icra yoluyla tahliye işlemlerini başlatabilir. İcra müdürlüğü tarafından gönderilen tahliye emrine rağmen taşınmazın süresi içerisinde boşaltılmaması hâlinde, cebrî icra yoluyla tahliye gerçekleştirilir. Tahliye sırasında taşınmazda bulunan eşyalar tutanak altına alınarak kanuni usuller çerçevesinde muhafaza edilir.</p>

<p>Bu aşamada alt kiracı, asıl kira sözleşmesinden bağımsız bir hakka sahip olmadığından, kiracılık sıfatına dayanarak tahliye işlemini engelleyemez.</p>

<p><strong>5. TAŞINMAZIN TAMAMININ VEYA BİR KISMININ UYGULAMALAR ÜZERİNDEN KİRAYA VERİLMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Airbnb, Booking ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla kiralanan taşınmazın tamamının veya belirli bir bölümünün üçüncü kişilerin kullanımına sunulması hâlinde ortaya çıkan hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Uygulamada kiracılar, taşınmazın tamamını devretmediklerini, yalnızca belirli bir odasını veya bölümünü kısa süreli olarak üçüncü kişilerin kullanımına açtıklarını ileri sürerek kira sözleşmesine aykırı bir davranışta bulunmadıklarını savunabilmektedir.</p>

<p>Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesi incelendiğinde, alt kira yasağının yalnızca kiralananın tamamının üçüncü kişilere bırakılması hâlleriyle sınırlı olmadığı görülmektedir. Anılan hüküm, kiralananın tamamının veya bir bölümünün üçüncü kişilere kiralanmasını ve kullanım hakkının devrini kapsamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle kiracının, kiralanan konutun yalnızca bir odasını dahi gelir elde etme amacıyla üçüncü kişilerin kullanımına bırakması, somut olayın özelliklerine göre alt kira ilişkisi kapsamında değerlendirilebilir. Özellikle Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden gerçekleştirilen kısa süreli ve bedel karşılığı kullanımlar, klasik konut kullanım amacının dışına çıkarak ekonomik bir faaliyet niteliği taşıyabilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla kiracının, kiraya verenin yazılı rızasını almaksızın kiralananın tamamını veya bir kısmını dijital platformlar aracılığıyla üçüncü kişilere kullandırması hâlinde, Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesinde düzenlenen alt kira yasağına aykırılık gündeme gelebilecektir. Bu durumda, önceki bölümlerde açıklanan şartların gerçekleşmesi hâlinde kiraya veren tarafından fesih ve tahliye yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Bunun yanında, Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, alt kiracının kiralananı kiracıya tanınandan farklı bir şekilde kullanması hâlinde kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olmaya devam eder. Bu kapsamda kiraya veren, kiracının gerçekleştirdiği alt kira ilişkisi nedeniyle doğan zararları ve sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan taleplerini ileri sürebilir.</p>

<p>Sonuç olarak, kiralananın yalnızca tamamının değil, belirli bir bölümünün de Airbnb ve benzeri dijital platformlar üzerinden üçüncü kişilerin kullanımına açılması, kira ilişkisinin niteliği ve kullanım amacı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Özellikle kısa süreli, tekrarlanan ve gelir elde etme amacı taşıyan kullanımlar, konutun olağan kullanım sınırlarını aşarak alt kira yasağı kapsamında hukuki sonuçlar doğurabilecektir.</p>

<p><strong>5.1. Airbnb Misafirlerinin Hukuki Statüsü ve Doğrudan Tahliye Tartışması</strong></p>

<p>Kiracının kiralananı Airbnb ve benzeri platformlar aracılığıyla üçüncü kişilere tahsis etmesi halinde, bu platformlar üzerinden konaklayan kişilerin hukuki statüsünün tespiti, tahliye usulü bakımından büyük önem arz etmektedir. Doktrinde ve uygulamada, dijital platformlar üzerinden kurulan bu ilişkinin klasik bir alt kira sözleşmesi mi, yoksa otelcilik ve konaklama sözleşmelerine benzer nev'i şahsına münhasır (suigeneris) bir ilişki mi olduğu tartışmalıdır.</p>

<p>Eğer bu ilişki bir alt kira sözleşmesi olarak kabul edilirse, kiraya verenin tahliye davası açabilmesi için TBK m. 316 uyarınca kiracıya en az otuz günlük bir ihtar süresi tanıması zorunludur. Ancak, Airbnb üzerinden yapılan kiralamaların genellikle birkaç günlük, çok kısa süreli ve ticari amaçlı konaklamalar olduğu dikkate alındığında, bu ilişkinin alt kiradan ziyade "kullanım hakkının devri" veya "sözleşmeye aykırı ticari faaliyet" olarak nitelendirilmeye daha yatkın olduğu görülmektedir.</p>

<p>Bu nitelendirme, tahliye davasının muhatapları açısından kritik bir fark yaratır. Sözleşmeye aykırılığın süreklilik arz etmesi ve kiralananın adeta bir otel gibi işletilmesi durumunda kiraya veren, asıl kiracıya karşı TBK m. 316 uyarınca tahliye süreci başlatırken; taşınmazı Airbnb üzerinden fiilen kullanan üçüncü kişileri ise haksız işgalci (fuzuli şagil) olarak kabul edebilir. Bu ihtimalde kiraya veren, mülkiyet hakkına dayanarak asıl kiracıya ihtar süresi tanımaksızın, doğrudan doğruya taşınmazı fiilen alt kiralama veya kullanım hakkının devri yoluyla elinde bulunduran üçüncü kişilere karşı müdahalenin men'i ve tahliye talepli yasal yollara başvurabilir. Nitekim taşınmazın konut amacından çıkarılarak ticari bir pansiyon gibi işletilmesi, kiraya veren açısından sözleşmenin çekilmez hale gelmesi (TBK m. 316/3) kapsamında da değerlendirilebilecek olup, bu durum süre verilmeksizin doğrudan fesih hakkını gündeme getirebilir.</p>

<p><strong>5.2. Kiracının Elde Ettiği Airbnb Gelirinin Vekaletsiz İş Görme Hükümleri Uyarınca İadesi</strong></p>

<p>Kiracının, kiraya verenin yazılı rızası olmaksızın taşınmazı Airbnb üzerinden yüksek bedellerle kısa süreli olarak kiralaması, asıl kira ilişkisindeki ekonomik dengeyi kiraya veren aleyhine bozmaktadır. Kiracı, kendisine ait olmayan bir mülkiyet hakkı üzerinden, sözleşmesel yetkisini aşarak haksız bir ticari kazanç elde etmektedir. Bu durumda kiraya verenin başvurabileceği hukuki çarelerden biri de TBK m. 530 ve devamı hükümlerinde düzenlenen "Gerçek Olmayan Vekaletsiz İş Görme" müessesesidir.</p>

<p>Gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede kişi, başkasına ait bir hukuki alanı veya malvarlığı değerini, kendi işiymiş gibi ve kendi menfaatine yönetmektedir. Kiracının alt kira yasağına aykırı olarak evi Airbnb üzerinden üçüncü kişilere ücret karşılığı tahsis etmesi, kiraya verenin mülkiyet hakkına ve tasarruf yetkisine tecavüz niteliğindedir. TBK m. 530 uyarınca, iş sahibi (kiraya veren), vekilin (kiracının) kendi menfaatine yaptığı işten doğan faydaların kendisine ödenmesini talep hakkına sahiptir.</p>

<p>Bu kapsamda kiraya veren, sadece kira sözleşmesinin feshini ve kiracının tahliyesini istemekle yetinmeyebilir; aynı zamanda kiracının Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden elde ettiği brüt gelirin (veya hakkaniyete göre belirlenecek net kazancın), haksız zenginleşme ve vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca kendisine iadesini dava edebilir. Bu hukuki çare, kiracının alt kira yasağını ihlal ederek mülk sahibi üzerinden haksız kazanç sağlamasını engellemek ve mülkiyet hakkının özünü korumak adına uygulamada ikame edilen en etkili mali yaptırımlardan biridir.</p>

<p><strong>5.3. ALT KİRA YASAĞININ 7464 SAYILI KONUTLARIN TURİZM AMAÇLI KİRALANMASINA DAİR KANUN KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>Airbnb, Booking ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen kısa süreli konut kiralamaları, yalnızca özel hukuk ilişkileri bakımından değil, aynı zamanda kamu hukuku bakımından da çeşitli düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu kapsamda 01.01.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7464 sayılı Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile konutların turizm amacıyla kısa süreli kiralanması belirli şartlara bağlanmış ve izin sistemi öngörülmüştür.</p>

<p>7464 sayılı Kanun, özellikle konutların yüz günden daha kısa sürelerle turizm amaçlı olarak kiralanmasını idari bir denetim mekanizmasına tabi hâle getirmiştir. Bu düzenleme ile amaçlanan, konutların konaklama sektöründe kullanılmasının belirli standartlara bağlanması, kayıt dışı faaliyetlerin önlenmesi ve konaklayan kişilere ilişkin güvenlik yükümlülüklerinin yerine getirilmesidir.</p>

<p><strong>5.3.1. İzin Belgesi Alma Yetkisi ve Kiracı Yasağı</strong></p>

<p>7464 sayılı Kanun uyarınca, konutların turizm amaçlı kiralanabilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen izin belgesinin alınması zorunludur. Kanun, izin belgesi alma yetkisine sahip kişileri de sınırlandırmıştır.</p>

<p>Buna göre izin belgesi, kural olarak konutun mülkiyet hakkı sahibine, intifa hakkı sahibine veya üst hakkı sahibine verilebilmektedir. Bu nedenle yalnızca kira sözleşmesine dayanarak taşınmazı kullanan kiracıların, kiraladıkları konut için kendi adlarına turizm amaçlı kiralama izin belgesi alma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>Kiracının, kira sözleşmesinden doğan kullanım hakkı bir ayni hak niteliğinde olmadığından, mülkiyet veya kanunda belirtilen diğer sınırlı ayni hak sahipleriyle aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle kiracının, kiraladığı konutu Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden turizm amaçlı olarak üçüncü kişilere kullandırabilmesi için gerekli idari izin mekanizmasından yararlanması mümkün değildir.</p>

<p>Bununla birlikte 7464 sayılı Kanun, belirli istisnalar dışında kiracının kiraladığı konutu kendi adına ve hesabına turizm amaçlı olarak üçüncü kişilere kullandırmasını yasaklamaktadır. Bu düzenleme, özel hukuk bakımından Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan alt kira hükümleriyle birlikte değerlendirildiğinde, kiracıların kısa süreli konaklama faaliyetleri bakımından iki yönlü bir sınırlamayla karşı karşıya kaldığını göstermektedir.</p>

<p>İzin belgesi alınmaksızın gerçekleştirilen turizm amaçlı kiralama faaliyetleri bakımından Kanun'da çeşitli idari yaptırımlar öngörülmüştür. Bu kapsamda izinsiz kiralama faaliyetinde bulunan kişiler hakkında idari para cezaları uygulanabilmekte ve belirli süreler içerisinde aykırılığın giderilmesi talep edilebilmektedir.</p>

<p>7464 sayılı Kanun metninde yer alan başlıca yaptırımlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir: (Belirtilen idari para cezası tutarları 7464 sayılı Kanun'un yürürlük tarihindeki maktu tutarlar olup, her yıl Vergi Usul Kanunu uyarınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılmaktadır.)</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>İhlal Türü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Uygulanacak İdari Yaptırım</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Süreç</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralama yapılması</p>
   </td>
   <td>
   <p>100.000 TL idari para cezası (her bir sözleşme bakımından)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Faaliyetin durdurulmasına yönelik işlem yapılır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Aykırılığın devam etmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>500.000 TL idari para cezası</p>
   </td>
   <td>
   <p>İkinci kez süre verilebilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Aykırılığın tekrar devam etmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>1.000.000 TL idari para cezası</p>
   </td>
   <td>
   <p>Faaliyet tamamen engellenebilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Ayrıca izin belgesi bulunmaksızın gerçekleştirilen kiralamalara aracılık eden platformlar ve aracı hizmet sağlayıcılar bakımından da Kanun'da idari yaptırımlar öngörülmüştür.</p>

<p>7464 sayılı Kanun bakımından dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, turizm amaçlı kiralamanın süre bakımından sınırlandırılmasıdır. Kanun, yüz gün veya daha kısa süreli kiralamaları özel bir izin rejimine tabi tutmuş; görünüşte uzun süreli sözleşmeler yapılmasına rağmen fiilen kısa süreli konaklama faaliyeti yürütülmesini de denetim kapsamına almıştır.</p>

<p>Bu kapsamda, aynı konutun bir yıl içerisinde dört defadan fazla farklı kişilere kiralanması hâlinde de kanunda öngörülen yaptırımlar gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Ayrıca 30.05.2024 tarihli düzenlemelerle izin başvurularının değerlendirilmesine ilişkin süreç yeniden düzenlenmiş; izin belgesi verilmeden önce taşınmazın yerinde denetlenmesi zorunluluğu getirilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak 7464 sayılı Kanun, kiracıların kiraladıkları konutları herhangi bir izin mekanizmasına tabi olmaksızın kısa süreli turizm amaçlı kullanıma açmalarını engelleyen özel bir kamu hukuku düzenlemesi niteliğindedir. Bu yönüyle Kanun, Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan alt kira yasağını tamamlayıcı bir işlev görmekte ve dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen konaklama faaliyetlerini ayrıca denetim altına almaktadır.</p>

<p><strong>6. KAT MÜLKİYETİ HUKUKU VE KAMUSAL YÜKÜMLÜLÜKLER</strong></p>

<p>Airbnb ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen kısa süreli konut kiralamaları, yalnızca kiraya veren ile kiracı arasındaki kira ilişkisi bakımından değil, aynı zamanda kat mülkiyeti ilişkileri ve kamu düzeni bakımından da çeşitli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle çok bağımsız bölümlü yapılarda kısa süreli konaklama faaliyetleri, diğer kat maliklerinin kullanım haklarını ve ortak yaşam düzenini etkileyebileceğinden, Kat Mülkiyeti Kanunu ve ilgili ikincil mevzuat kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>6.1. Kat Maliklerinin Oy Birliği Şartı ve Rezidans İstisnası</strong></p>

<p>7464 sayılı Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca, konutların turizm amaçlı olarak kiralanabilmesi için belirli şartların sağlanması gerekmektedir. Bu şartlardan biri de, bazı hâllerde kat maliklerinin tamamının onayının alınmasıdır.</p>

<p>Buna göre, bir binadaki bağımsız bölümlerin turizm amaçlı kısa süreli kiralamaya konu edilebilmesi için kat maliklerinin oy birliğiyle karar alması ve bu kararın noter onaylı örneğinin izin başvurusu sırasında ilgili makama sunulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu düzenleme ile amaçlanan, kısa süreli konaklama faaliyetinin yalnızca bağımsız bölüm maliki açısından değil, aynı zamanda aynı yapıda yaşayan diğer kat maliklerinin hakları ve ortak yaşam düzeni bakımından da değerlendirilmesini sağlamaktır. Dolayısıyla tek bir kat malikinin dahi bu faaliyete karşı çıkması hâlinde, kanunda öngörülen şartlar yerine getirilemeyecektir.</p>

<p>Bununla birlikte 7464 sayılı Kanun'da bazı nitelikli konutlar bakımından istisnai bir düzenleme öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Rezidans ve Yüksek Nitelikli Konutlara İlişkin İstisna</strong></p>

<p>7464 sayılı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen istisna kapsamında;</p>

<p>- yönetim planında kısa süreli kiralama faaliyetlerine izin verildiğine ilişkin hüküm bulunan,</p>

<p>- resepsiyon, güvenlik ve günlük temizlik hizmetleri sunulan,</p>

<p>- sağlık hizmetleri, kuru temizleme, çamaşırhane, taşıma, yemek ve alışveriş hizmetleri gibi destek hizmetleri sağlanabilen,</p>

<p>- spor salonu ve yüzme havuzu gibi ortak sosyal alanlara sahip olan,</p>

<p>yüksek nitelikli konutlarda, genel kural olarak aranan bazı şartlar uygulanmaksızın izin belgesi düzenlenebilmesi mümkündür.</p>

<p>Bu kapsamda, tapu kütüğünde yer alan yönetim planında kısa süreli kiralama faaliyetlerine izin verilen rezidans niteliğindeki yapılarda, kat maliklerinin oy birliği şartı ve belirli oran sınırlamalarının uygulanmayacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Bunun yanında Kanun, aynı bina içerisinde tek bir kişi adına düzenlenebilecek izin belgeleri bakımından da sınırlama getirmiştir. Buna göre aynı binada bulunan bağımsız bölümlerin belirli bir oranından fazlası aynı kişi adına turizm amaçlı kiralama faaliyetinde kullanılamamaktadır. Ayrıca izin belgesi kapsamındaki bağımsız bölüm sayısının belirli bir sınırı aşması hâlinde, ilgili mevzuat uyarınca işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınması zorunluluğu doğabilmektedir.</p>

<p><strong>6.2. Kimlik Bildirme ve Kişisel Verilerin Korunması Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Turizm amaçlı kısa süreli kiralama faaliyetleri bakımından izin belgesi sahiplerine yalnızca konutun kullanımına ilişkin değil, aynı zamanda güvenlik ve kayıt düzenine ilişkin çeşitli yükümlülükler de yüklenmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda kısa süreli konaklama amacıyla kullanılan konutlar, 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu kapsamına alınmıştır. İzin belgesi sahibi, konaklayan kişilerin kimlik bilgilerini ilgili sistemler aracılığıyla kolluk birimlerine bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Kimlik bilgilerinin toplanması, saklanması ve aktarılması süreçlerinde ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerine uyulması gerekmektedir. Bu nedenle konaklayan kişilere ait kişisel verilerin hukuka uygun şekilde işlenmesi, gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınması ve veri güvenliğinin sağlanması zorunludur.</p>

<p>Sonuç olarak, kısa süreli konut kiralamaları bakımından getirilen düzenlemeler yalnızca kiraya veren-kiracı ilişkisiyle sınırlı olmayıp, kat mülkiyeti ilişkileri ve kamu güvenliği bakımından da çok katmanlı bir hukuki rejim ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden gerçekleştirilen faaliyetlerin değerlendirilmesinde Türk Borçlar Kanunu hükümleri yanında Kat Mülkiyeti Kanunu, 7464 sayılı Kanun ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin birlikte dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p><strong>7. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Dijital platform ekonomisinin gelişmesiyle birlikte Airbnb, Booking ve benzeri uygulamalar üzerinden gerçekleştirilen kısa süreli konut kullanımları, kira hukukunda yeni hukuki sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle kiracının, kiraya verenin bilgisi ve yazılı rızası bulunmaksızın kiralananı üçüncü kişilerin kullanımına sunması; kira sözleşmesine aykırılık, alt kira ilişkisi ve turizm amaçlı konaklama faaliyeti bakımından çok yönlü bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.</p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının kiralananı üçüncü kişilere kullandırması bakımından temel düzenleme Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesinde yer almaktadır. Buna göre kiracı, kiraya verenin yazılı rızası bulunmaksızın kiralananı tamamen veya kısmen alt kiraya veremez ya da kullanım hakkını üçüncü kişiye devredemez. Bu nedenle kiracının, kiralanan konutun tamamını veya yalnızca belirli bir bölümünü Airbnb ve benzeri platformlar aracılığıyla gelir elde etmek amacıyla üçüncü kişilerin kullanımına bırakması, somut olayın özelliklerine göre alt kira yasağı kapsamında değerlendirilebilecektir.</p>

<p>Bunun yanında kiracının bu tür bir faaliyet yürütmesi, yalnızca alt kira yasağı bakımından değil, aynı zamanda kiralananın sözleşmeye uygun ve özenli kullanılması yükümlülüğü bakımından da önem taşımaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 316. maddesi kapsamında kiracının, kiralananı sözleşmeye uygun şekilde kullanması ve komşuluk ilişkilerini olumsuz etkileyecek davranışlardan kaçınması gerekmektedir. Kısa süreli ve sürekli değişen kullanıcı profiline dayalı konaklama faaliyetleri, özellikle toplu yapılarda ortak yaşam düzenini etkileyebilecek nitelikte olduğundan ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Öte yandan, Airbnb ve benzeri platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen kısa süreli kiralamalar yalnızca özel hukuk bakımından değil, 7464 sayılı Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında kamu hukuku bakımından da sınırlandırılmıştır. Anılan Kanun ile yüz gün ve daha kısa süreli turizm amaçlı konut kiralamaları izin sistemine bağlanmış; izin belgesi olmaksızın gerçekleştirilen faaliyetler bakımından idari yaptırımlar öngörülmüştür.</p>

<p>Bu kapsamda kiracının, kiraladığı konutu kendi adına turizm amaçlı kiralama faaliyetine konu etmesi mümkün değildir. Zira 7464 sayılı Kanun, izin belgesi alma yetkisini kural olarak mülkiyet hakkı sahipleri ile belirli sınırlı ayni hak sahipleriyle sınırlandırmış; yalnızca kira ilişkisine dayanan kişilerin bu faaliyet için izin belgesi almasına imkân tanımamıştır.</p>

<p>Dolayısıyla kiracının kiralananı Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden üçüncü kişilere kullandırması hâlinde, bir taraftan Türk Borçlar Kanunu kapsamında sözleşmeye aykırılık ve tahliye riski doğarken, diğer taraftan 7464 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırımlarla karşılaşılması mümkündür. Bu durum, kiracının dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirdiği kısa süreli kiralama faaliyetlerinin özel hukuk ve kamu hukuku bakımından birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, teknolojik gelişmeler ve değişen konaklama alışkanlıkları karşısında Türk hukuk sistemi, kiracının kiralananı turizm amaçlı olarak üçüncü kişilere kullandırmasını iki yönlü bir sınırlama mekanizması ile düzenlemektedir: buna göre özel hukuk bakımından bakıldığında kiracının, kiraya verenin yazılı rızası olmaksızın kiralananı alt kiraya vermesi veya kullanım hakkını devretmesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 322. maddesine aykırılık teşkil edebileceği gibi, şartların oluşması hâlinde TBK m. 316 kapsamında fesih ve tahliye sonucunu doğurabilirken kamu hukuku bakımından ise 7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı kısa süreli kiralama faaliyetleri izin sistemine bağlanmış; kiracıların gerekli izin mekanizmasından yararlanmaksızın bu faaliyeti yürütmeleri yasaklanmış ve aykırılıklar bakımından idari yaptırımlar öngörülmüştür.</p>

<p>Bu nedenle kiracıların, kiraladıkları konutun tamamını veya yalnızca bir bölümünü Airbnb ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla üçüncü kişilerin kullanımına sunmadan önce, öncelikle kira sözleşmesi hükümlerini, kiraya verenin rızasının bulunup bulunmadığını ve 7464 sayılı Kanun kapsamında ortaya çıkabilecek idari yükümlülükleri değerlendirmeleri gerekmektedir.</p>

<p>Dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen kısa süreli konut kullanımlarının yaygınlaşması karşısında, mevcut hukuki düzenlemelerin özel hukuk ve kamu hukuku boyutlarıyla birlikte ele alınması; hem mülkiyet hakkının korunması hem de konutların turizm faaliyetlerinde kullanımından doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Mehmet YEMİŞEN</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiracinin-kiralanani-airbnb-ve-benzeri-dijital-platformlar-araciligiyla</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/bina-ev-syfs.jpg" type="image/jpeg" length="16560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Para karşılığı tahliye vadeden savcı açığa alındı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/para-karsiligi-tahliye-vadeden-savci-aciga-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/para-karsiligi-tahliye-vadeden-savci-aciga-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Ceyhan'da, Cumhuriyet Savcısı D.A., iddiaya göre; cinayet ve çete soruşturmasından tutuklu isimlere para karşılığı tahliye vadetti. Aileleri ikna edemeyip istediği 3 milyon TL ve arabayı alamayan D.A., pes dedirten yollara başvurdu. Olay ailenin şikayetiyle yargıya taşındı. HSK İkinci Dairesi, savcıyı görevden uzaklaştırdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adana'da görev yapan Cumhuriyet Savcısı D.A.'nın rüşvet oyunu, görevden uzaklaştırmayla bitti. Yenişafak Gazetesinde yer alan habere göre; Adana'nın Ceyhan ilçesinde yaşayan S. E. D., K. D. ve S. . D., "...cinayeti ve organize suç örgütü" dosyası kapsamında tutuklandı. Hakimler ve Savcılar Kurulu'na intikal eden dosyaya göre tutuklama kararından kısa bir süre sonra Savcı D.A., varlıklı bir aile olan D. ailesinden menfaat temin etmek için harekete geçti.</p>

<p><strong>SAVCI D.A. 3 MİLYON LİRA İSTEDİ</strong></p>

<p>S. E. D.'ın eşi G. D. ve annesi S. D.'ın gittiği kuaförde çalışan yabancı uyruklu T.A.'ya ulaşan Savcı D.A., "Şüphelileri tahliye ettirebileceğini" belirterek "acil görüşme" istedi. Daha sonra yine kuaför T.A. aracılığıyla aileyi görüşme için Kayseri'ye çağırdı. Bu talep üzerine S. E. D.'ın amcası H. D., Kayseri'ye giderek Savcı D.A. ile görüştü. Savcı D.A., görüşmede tutukluların tahliye edilmesini sağlama karşılığında 3 milyon TL ve araba istedi.</p>

<p><strong>SAVCI: BANA MUHTAÇSINIZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlerleyen günlerde de tacizine devam eden Savcı D.A., aileye "Dosya mahkemeye gelecek. Ben de Ağır Ceza savcısıyım. Bana muhtaçsınız. Ben alacağım parayı birilerine göndereceğim" mesajını iletti. H. D.'la bir de Adana'da görüşen savcı, aileyi yine ikna etmeye çalıştı. Bu süreçte bir sürpriz yaşandı ve K. D. tamamen soruşturma gereği tahliye oldu. Ancak gelişmeden haberi bile olmayan Savcı D.A., kuaför T.A.'nın "Kenan abi çıkmış, bu nasıl oldu peki?" mesajına, "İsimlerini vermiştik, demek ki yapmışlar" diyerek sanki tahliyeyi kendisi sağlamış gibi izlenim verdi. Bu tahliye için de aileden para talep etti.</p>

<p><strong>SULH CEZA HAKİMİNİ TEHDİT ETTİ</strong></p>

<p>Savcı D.A. istediği parayı alamayınca bu kez başka bir yola başvurdu. D.A., nöbetçi savcı olduğu bir gün S. E. D.'ı 5 ay önce adının geçtiği ve serbest kaldığı başka bir dosya kapsamında tutuklamaya sevk etti. Savcı D.A.'nın son hamlesi ise dosyaya bakan sulh ceza hakimini örtülü olarak tehdit etmesi oldu. WhatsApp üzerinden hakimi arayan D.A., siyasi bağlantılarının olduğunu, bu dosyadaki tutukluluk durumunun Ankara'da rahatsızlık yarattığını iddia ederek, "Hakim Bey, aman beni yanlış anlamayın. Bu dosyadan başınıza bir şey gelmesin. Bu dosyayı bana soruyorlar, ben sizi düşündüğüm için haber vermek istedim" dedi. Ancak yine istediğini alamadı. Savcının tacizleri, ailenin şikayeti ile yargıya taşındı. Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi, tedbiren Savcı D.A.'nın görevden uzaklaştırılmasına karar verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/para-karsiligi-tahliye-vadeden-savci-aciga-alindi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/savci2.jpg" type="image/jpeg" length="80423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu seçimleri: Ümit Kocasakal 'Cumhuriyetçi Güç Birliği' adayı oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimleri-umit-kocasakal-cumhuriyetci-guc-birligi-adayi-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimleri-umit-kocasakal-cumhuriyetci-guc-birligi-adayi-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ekim ayında gerçekleştirilecek İstanbul Barosu seçimleri öncesinde üç farklı avukat grubu bir araya gelerek "Cumhuriyetçi Güç Birliği"ni oluşturdu. "Önce ülke ve Cumhuriyet" şiarıyla yola çıkan ittifakın çatı adayı ise baro eski başkanlarından Av. Prof. Dr. Ümit Kocasakal oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekim 2026 tarihinde yapılacak olan İstanbul Barosu seçimleri öncesinde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. İstanbul Barosu'nda faaliyet gösteren Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu, Önce Avukat Grubu ve İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu (İMAG) birleşerek "Cumhuriyetçi Güç Birliği" adıyla yeni bir oluşum kurduklarını ilan etti.</p>

<p>Oluşumun yayımladığı ortak bildiride, İstanbul Barosu'nun eski başkanlarından Av. Prof. Dr. Ümit Kocasakal'ın baro başkanlığı için 'çatı aday' olarak belirlendiği duyuruldu. Bildiride, önceki dönem başkan adayları olan Av. Ali Gürbüz (Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu), Av. Elif Görgülü (Önce Avukat Grubu) ve Av. Hakan Çatak'ın (İMAG) bu ittifakın mimarları arasında yer aldığı görüldü.</p>

<h3><strong>"KURUCU DEĞERLER AĞIR BİR SALDIRI ALTINDA"</strong></h3>

<p>"Önce Ülke ve Cumhuriyet, Önce Hukuk Devleti. Yeniden Güçlü Baro ve İtibarlı Avukat" sloganıyla yola çıkan Cumhuriyetçi Güç Birliği'nin açıklamasında uyarılara yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1923 Cumhuriyeti'nin ve anayasanın değiştirilemez maddelerinde ifadesini bulan kurucu değerlerin, hukuk devletinin ve temel hak ve özgürlüklerin ağır bir saldırı altında olduğu vurgulandı. Bu tablo karşısında, Atatürk'ün çizgisini merkeze alanların, ülkenin üniter yapısına ve ulus devlete sahip çıkanların kişisel beklentilerini bir yana bırakarak bir araya gelmesinin tarihi bir görev olduğu belirtildi.</p>

<h3><strong>ADAYLIK AÇIKLAMASI PERŞEMBE GÜNÜ</strong></h3>

<p>Kendi kurumsal yapılarını ve kimliklerini koruyarak bir araya geldiklerinin altını çizen gruplar, Ümit Kocasakal'ın adaylık açıklamasının 9 Temmuz 2026 Perşembe günü saat 11:30'da İstanbul Barosu'nun Galata Hizmet Binası'nda (Kültür Merkezi) yapılacağını bildirdi.</p>

<p>Cumhuriyetçi Güç Birliği, benzer kaygıları taşıyan tüm meslektaşlarını bu toplantıya destek vermeye davet etti.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/f08c83c5-a6dd-40dc-a8a2-b113e6aa3ba3.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimleri-umit-kocasakal-cumhuriyetci-guc-birligi-adayi-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/711362af-d58d-418c-9834-4226c9f4675b.webp" type="image/jpeg" length="33323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GERÇEK ZARAR KALEMLERİNİ ÖĞRENDİKTEN SONRA İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ KEZ DAVA AÇILMASI, MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKININ KÖTÜYE KULLANILMASI KAPSAMINDADIR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANIP MALUL KALAN SÜRÜCÜNÜN UĞRADIĞI SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK TAZMİNATI TALEBİ - VEKİLİN TEK DOSYA İLE TALEP EDEBİLECEĞİ ALACAKLAR BAKIMINDAN ÜÇ FARKLI DOSYA İLE DAVA AÇMASI - MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>4. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2023/9773</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/5472</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 09.04.2025</strong></p>

<p><strong>TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANIP MALUL KALAN SÜRÜCÜNÜN UĞRADIĞI SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK TAZMİNATI TALEBİ</strong></p>

<p><strong>VEKİLİN TEK DOSYA İLE TALEP EDEBİLECEĞİ ALACAKLAR BAKIMINDAN ÜÇ FARKLI DOSYA İLE DAVA AÇMASI</strong></p>

<p><strong>MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI</strong></p>

<p><strong>USUL EKONOMİSİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Uyuşmazlık, sigortasız aracın karıştığı 16.10.2021 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. Davacı vekili tek dosya ile talep edebileceği alacaklar bakımından üç farklı dosya ile dava açarak talepte bulunmuş, her üç dosya için davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Açıklanan gerekçeler çerçevesinde; davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci ve üçüncü kez dava açarak; davalıyı icapsız yere her dava dosyası için ayrı vekalet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilave yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken, ‘’yargısal taciz’’(TDK Sözlük: taciz: yıldırma, tedirgin etme) mahiyetindedir. Diğer yandan en ziyade tek davaya konu olabilecek uyuşmazlıkların zincirleme davalara konu yapılması usul ekonomisi ilkesinin de ihlali niteliği taşımaktadır. Davacı vekili tarafından aynı kazaya ilişkin açılmış dosyaların celp edilip incelenmesi ve yukarıda açıklanan hususlarda değerlendirilerek davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti bakımından tekrar bir değerlendirme yapılması amacıyla kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>SAYISI : 2023/443 Değişik İş, 2023/448 Karar</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ</p>

<p>SAYISI : İHK-2023/35908</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ</p>

<p>SAYISI : K-2023/201043</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; motosiklet sürücüsü davacı ile trafik sigortası bulunmayan motosiklet sürücüsü arasındaki 16.10.2021 tarihli kazada müvekkilinin yaralandığını belirtip fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, 1.500,00 TL rapor ücreti 18,15 baro pulu, 11,50 TL vekalet harcını davalıdan talep etmiş, 06.06.2023 tarihli dilekçe ile talebini 244.037,90 TL olarak ıslah etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalıya usulüne uygun başvuru yapılmadığını, başvuru şartının yerine getirilmediğini, maluliyet raporunu kabul etmediklerini, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,65 teknik faiz yönteminin kullanılmasını, rapor ücretini kabul etmediklerini, müterafık kusur indirimi yapılmasını, vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini, dava tarihinden itibaren faize karar verilebileceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaza nedeni ile oluşan maluliyetin belirlenmesi amacıyla alınan raporda davacının %6 oranında malul kaldığının anlaşıldığı, kusur raporu ile sigortasız araç sürücüsünün %75 oranında kusuru bulunduğu, aktüer rapor ile 244.037,90 TL tazminatın belirlendiği, davacının kask takmadığına dair delil olmadığı, davalının 29.07.2022 tarihinde temerrüde düştüğü, davalının rapor ücretinden sorumlu olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulüne, 244.037,90 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 29.07.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının vekalet ücretine yönelik itirazının kabulü ile davacı lehine 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesine, davalının diğer itirazlarının ise reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun başvuru yapılmadığı, geçici iş göremezlik tazminatı ve geçici bakıcı gideri için ödeme yaptıkları kaza tarihinden itibaren hesaplama yapılmasının hatalı olduğu, maluliyet raporunu kabul etmedikleri, kusur raporuna itiraz ettikleri, müterafık kusur indirimi yapılması, hesaplama yöntemini kabul etmedikleri, üç ayrı dosya için vekalet ücretine hükmedildiği, davacının kötü niyetli olduğu, uzlaşma nedeni ile ret kararı verilmesi gerektiği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlık, sigortasız aracın karıştığı 16.10.2021 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, hesaplamada kullanılan yöntemin usul ve yasaya uygun olmasına, davacının arazı ile kask takılmaması arasında illiyet bağı olmamasına, kaza tespit tutanağı ve kusur raporunun uyumlu olmasına, davalının 29.07.2022 tarihinde temerrüde düşmüş olmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.</p>

<p>11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik yürürlükte olduğundan kaza tarihinde geçerli mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmelidir. Eldeki davada kaza, 03.10.2020 tarihinde meydana gelmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde ... ... Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 07.06.2022 tarihli raporda davacının "skar nedeni ile %5, Radius kırığı nedeni ile %6, epilepsi nöbeti olmayan ancak nöbet geçirme riski nedeni ile %5 oranı olmak üzere" Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre %15,1 oranında maluliyeti olduğu tespit edilmiş, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından alınan raporda ise davacının "sol ulna distali fraktürüne bağlı" sol eklem hareket açıklığı nedeni ile %6 oranında engeli olduğu yönünde rapor verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetince Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından tanzim edilen rapora itibar olunarak hüküm kurulmuşsa da yargılama makamlarınca çelişkili raporlardan birine neden itibar edildiği, diğer raporun neden tercih edilmediği gerekçelendirilmeli veya her iki rapor arasındaki çelişkiyi gideren üçüncü bir rapor alınmalıdır.</p>

<p>Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince; davacı tarafından kararın temyiz edilmediği göz önüne alındığında davalının usuli kazanılmış hakları gözetilerek davacının kazaya ilişkin tüm tedavi evrakı eklenip (eksik varsa temini ile) dosyada bulunan sağlık kurulu raporları da irdelenmek ve bizzat muayene edilmek suretiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak ve yukarıda açıklandığı şekilde yetkili sağlık kurulundan çelişkiyi giderecek şekilde rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3. Dosyaya alınan ve hükme esas alınan aktüer raporda isabetli olarak TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılmış ise de, 16.10.2021 kaza tarihi ile 22.05.2023 hesap tarihi arası işlemiş dönem olarak hesaplanmıştır. Ancak davacı vekili 04.04.2023 tarih 2023/İHK-18033 sayılı dosya ile geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunmuş, ... ... Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan maluliyet raporu ile belirlenen 270 gün geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanarak hüküm altına alınmıştır. Somut dosyada mükerrer olacak şekilde 270 günlük geçici iş göremezlik süreside bilinen dönem içine dahil edilerek hesaplanmış olup, hesap raporu bu hali ile hatalıdır. İtiraz Hakem Heyetince ek rapor alınarak daha önce hüküm altına alınan 270 günlük geçici iş göremezlik süresi hesaplamadan dışlanmak suretiyle bilinen dönem süresi belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı rapora göre karar verilmesi bozulmayı gerektirmiştir.</p>

<p>4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Dürüst davranma bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, tutarlı, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekâlı her insanın benzer hadiselerde takip edeceği yolu tercih etmesidir. Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanunun korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 141/son maddesi; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Usul ekonomisi ilkesi" başlıklı 30. maddesi ise; ‘’ (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür’’ hükümlerini içermektedir. Usul ekonomisi ilkesi; uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü ve gereksiz yere dava açılmasının engellenmesi şeklinde açıklanmaktadır. Öte yandan usul ekonomisi ilkesi, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesindeki adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin hukukî sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf) Usul ekonomisi ilkesinde amaç; adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından olan “yargılamanın makul bir süre içinde” bitirilmesidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık (çekişme), bir dava ile mahkeme önüne getirildikten sonra, artık kamu yararı alanına girmiş demektir. Davanın çabuk ve basit bir biçimde görülmesinde, tarafların olduğu kadar toplumun (kamunun) da yararı vardır. (Kuru, Baki: Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C.1, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 589 ).</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde davacı vekilinin aynı kaza ve aynı maluliyete ilişkin olarak 12.08.2022 tarihli Sigorta Tahkim başvurusu ve 04.04.2023 tarih 2023/İHK-18033 sayılı İtiraz Hakem Heyeti dosyası ile geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunduğu ve 20.871,20 TL geçici iş göremezlik tazminatına ayrıca davacı lehine 9.200,00TL vekalet ücretine hükmedilmiş, ayrıca 60 günlük bakıcı gideri ve tedavi gideri taleplerine yönelik olarak 06.05.2023 tarih K-2023/131783 sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti dosyasından davacı lehine 4.579,20 TL geçici bakıcı gideri, 1920,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 6.446,20 TL tazminata ve 6.446,20 TL vekalet ücretine karar verilmiştir. Somut dosyada ise sürekli iş göremezlik tazminatı talebinde bulunulmuş yine davacı lehine 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir. Davacı vekili tek dosya ile talep edebileceği alacaklar bakımından üç farklı dosya ile dava açarak talepte bulunmuş, her üç dosya için davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiştir.</p>

<p>Açıklanan gerekçeler çerçevesinde; davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci ve üçüncü kez dava açarak; davalıyı icapsız yere her dava dosyası için ayrı vekalet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilave yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken, ‘’yargısal taciz’’(TDK Sözlük: taciz: yıldırma, tedirgin etme) mahiyetindedir. Diğer yandan en ziyade tek davaya konu olabilecek uyuşmazlıkların zincirleme davalara konu yapılması usul ekonomisi ilkesinin de ihlali niteliği taşımaktadır.</p>

<p>Davacı vekili tarafından aynı kazaya ilişkin açılmış dosyaların celp edilip incelenmesi ve yukarıda açıklanan hususlarda değerlendirilerek davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti bakımından tekrar bir değerlendirme yapılması amacıyla kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE</p>

<p>2. Değerlendirme bölümünün (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="65056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mudanya Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mudanya Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 08 Temmuz 2026 Tarihli ve 33304 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Mudanya Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>MUDANYA ÜNİVERSİTESİ ÖN LİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>20/11/2022 tarihli ve 32019 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mudanya Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“k) Hazırlık birimi: Yabancı Diller Bölümünü,</p>

<p>l) Kayıtsız öğrenci statüsü: Pasif öğrenci statüsünü,”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “yaz öğretimi” ibaresi “yaz okulu” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasında yer alan “AKTS kredisi” ibaresi “AKTS” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve üçüncü fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yaz okulunda alınan dersler izin verilen dönem hesabında dikkate alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Kayıt için istenen belgelerin aslı görülerek fotokopisi veya e-Devlet üzerinden doğruluğu onaylanan belgeler kabul edilir.”</p>

<p>“(5) İlgili mevzuat hükümlerine göre ücretini ödeyen ve kesin kayıt yaptıran öğrencilere Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı tarafından Üniversitenin öğrencisi olduklarını belirten fotoğraflı bir kimlik kartı azami öğrenim süreleri içinde geçerli olacak şekilde verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Üniversiteye” ibaresi “Üniversite” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Rektörün onayı” ibaresi “Üniversite Yönetim Kurulu onayı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Öğrencinin kayıt dondurma işleminin tamamlanabilmesi için, kayıt dondurduğu dönemlere ait ödemekle yükümlü olduğu öğrenim ücretinin yarısını ödemesi ve başvurusunun olumlu sonuçlanması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Üniversitede isteğe bağlı hazırlık sınıfı olan bölüm/programlara kayıt yaptıran öğrenciler isteğe bağlı olarak bir yıl süreli İngilizce hazırlık sınıfına devam edebilirler. İsteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyen öğrencilerin de yabancı dil seviye tespit sınavına katılmaları gerekir. İsteğe bağlı hazırlık ücrete tabidir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “AKTS kredisi” ibaresi “AKTS” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “AKTS kredisidir” ibaresi “AKTS’dir” şeklinde değiştirilmiş; ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2) Öğrencilerin akademik durumlarına göre alabilecekleri en fazla ders yükleri aşağıdaki gibidir:</p>

<p>a) Bir öğrencinin yarıyıl başı normal ders yükü 30 AKTS’dir. Öğrencinin bir yarıyılda 30 AKTS’nin üzerinde ders yükü alabilmesi danışman onayına bağlıdır. Öğrenci bir yarıyılda en fazla 45 AKTS ders alabilir.</p>

<p>b) Öğrencinin üst dönemden ders alabilmesinin ön şartı GNO’sunun 4,00 üzerinden en az 3,30 veya üzerinde olmasıdır.</p>

<p>c) On dördüncü döneminde olan lisans ile sekizinci döneminde olan ön lisans öğrencilerine genel ortalamalarına bakılmaksızın 45 AKTS verilir.</p>

<p>ç) En az 24 AKTS ders transfer ederek programa başlayan ve GNO’sunun 4,00 üzerinden 2,00 ve üzeri olan öğrenciler, intibaklarının yapıldığı yıl için en fazla 45 AKTS ders alabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Akademik takvimde belirtilen ders ekle bırak dönemi sonuna kadar ders kaydı yapmayan öğrenciler pasif duruma düşürülür ve o dönem için öğrencilik haklarından yararlanamazlar.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; üçüncü fıkrasında yer alan “AKTS kredisi” ibareleri “AKTS” olarak değiştirilmiş; dördüncü fıkrasında yer alan “AKTS kredilik” ibaresi “AKTS’lik” olarak değiştirilmiş ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Not uyarlamaları ise 36 ncı maddenin üçüncü fıkrasına göre yapılır.”</p>

<p>“(5) Öğrencinin özel öğrenci statüsünde veya değişim öğrencisi olarak aldığı derslerden kayıtlı olduğu diploma programındaki yükümlülüklerin yerine sayılacak olanların, bunların kredi uyarlamaları ve bu dersler karşılığında diploma programındaki hangi derslerden muaf tutulacağı ilgili fakülte/yüksekokul yönetim kurulu tarafından değerlendirilerek karara bağlanır; not uyarlamaları ise 36 ncı maddenin üçüncü fıkrasına göre yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Daha önce devam zorunluluğunun yerine getirilmesi koşulu ile tekrar edilen dersler için devam şartı aranıp aranmayacağına her akademik yılın başında ilgili fakülte/meslek yüksekokulu yönetim kurulunun önerisi ve Senato onayı ile karar verilir.”</p>

<p>“(6) Çevrimiçi derslerde de aynı yüz yüze eğitimde olduğu gibi teorik derslerin %70’ine, uygulamalı derslerin %80’ine gerçek zamanlı katılım devam şartı bulunmaktadır.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesinin yedinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve onuncu fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “GNO’sunu” ibaresinden sonra gelmek üzere “4,00 üzerinden” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“ç) Bu maddede belirtilenlerin dışında kalan diğer mazeretlere ilişkin hususlar, belgelendirilmesi koşuluyla öğrencinin kayıtlı olduğu dekanlığa/yüksekokul müdürlüğüne başvurması durumunda ilgili yönetim kurulu görüşüyle Senatoya sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“İlgili öğrenciler hakkında ayrıca 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Aynı Yönetmeliğin 36 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendine aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Akademik takvimde belirtilen bir sonraki dönemin ara sınav tarihinden önce harf notuna dönüşmesi gerekmektedir.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Mezuniyet için tamamladığı toplam kredi lisans için en az 240, ön lisans için en az 120 AKTS olarak belirlenen ders planında yer alan tüm dersleri başarıyla tamamlamak.</p>

<p>c) Mezuniyet GNO’su 4,00 üzerinden en az 2,00 olmak.”</p>

<p>“d) Mezuniyet yükümlülüklerine sayılan ders AKTS’lerinin en az %50 kredisini Üniversitede kayıtlı olduğu derslerden tamamlamak.”</p>

<p>“(3) Kayıtlı olunan lisans diploma programında öğrenimlerini tamamlayamayan, ancak ilgili programın öğrenim programında ilk dört dönem için öngörülen tüm zorunlu ve seçmeli dersleri başarmış ve GNO’su 4,00 üzerinden en az 2,00 olan öğrencilere, kayıtlı olduğu fakültesine başvurusu üzerine ilgili mevzuat hükümleri ve YÖK kararları çerçevesinde ön lisans diploması verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Onur ve yüksek onur</p>

<p>MADDE 38- (1) Hazırlık sınıfında geçen süre hariç, ön lisans ve lisans programlarını normal eğitim öğretim süresi içinde tamamlayarak mezuniyet durumuna gelen öğrencilerden GNO’su 4,00 üzerinden 3,00 ile 3,49 arasında olan öğrenci onur, 3,50 ve daha yüksek olan öğrenci ise yüksek onur mezunu sayılır ve bu bilgi diplomaların ön yüzünde yer alır.”</p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrencilerin disiplin işlemlerinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Mudanya Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-on-lisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="70149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göç Alanında İnsan Haklarının Korunması ve Adalete Erişimin Sağlanması konferans gerçekleştirildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/goc-alaninda-insan-haklarinin-korunmasi-ve-adalete-erisimin-saglanmasi-konferans-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/goc-alaninda-insan-haklarinin-korunmasi-ve-adalete-erisimin-saglanmasi-konferans-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) ana faydalanıcısı olduğu, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin eş finansmanı ile yürütülen “Türkiye’de Adalete Erişim Alanında Sivil Toplumun Katılımının ve Kapasitesinin Güçlendirilmesi” projesi kapsamında planlanan “Göç Alanında İnsan Haklarının Korunması ve Adalete Erişimin Sağlanması” başlıklı konferans Ankara’da gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İki gün (27-28 Haziran) süren konferansın açış konuşmalarını TBB Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ali Bayram, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkan Yardımcısı Pınar Başpınar ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Program Yöneticisi Banur Özaydın yaptı.</p>

<p>Bayram konuşmasında, adalete erişimin yalnızca mahkemeye ulaşmakla sınırlı olmadığını, bireylerin hukuki bilgiye ve nitelikli hukuki yardıma erişebilmesini de kapsadığını ifade etti. Bu çerçevede avukatlar ile baroların hukuk devletinin işleyişinde vazgeçilmez bir rol üstlendiğini, göç alanında ise bu sorumluluğun daha da önem kazandığını vurgulayan Bayram, “Bu iki günlük konferansta ele alınan konuların yalnızca teorik bilgi paylaşımı ile sınırlı kalmayacağına, iyi uygulamaların yaygınlaştırılmasına, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesine ve sahada karşılaşılan sorunlara daha etkili çözümler geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağına içten inanıyoruz” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_1_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_2_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_3_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_4_7072026102844.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_5_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_6_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_7_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_8_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_9_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_10_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_11_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_12_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_13_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_14_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_15_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_16_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_17_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260707_goc_alaninda_insan_h/86569_18_7072026102844.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/goc-alaninda-insan-haklarinin-korunmasi-ve-adalete-erisimin-saglanmasi-konferans-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/86569-1-7072026102844.jpeg" type="image/jpeg" length="90280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 5. Daire'nin 2022/11241 E., 2024/21646 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-5-dairenin-202211241-e-202421646-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-5-dairenin-202211241-e-202421646-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 5. Daire'nin 18/12/2024 tarihli, 2022/11241 E., 2024/21646 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
BEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2022/11241<br />
Karar No : 2024/21646</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı /...<br />
VEKİLİ : Av. Hukuk Müşaviri ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava konusu istem: 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair ... tarih ve .../... sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacının örgüte iltisaklı Bankasya isimli banka hesabındaki mevduatında 2014 yılından itibaren artış meydana getirdiği ve örgüte müzahir dernekte üyelik kaydının olduğu, bu verilerin yanı sıra örgüte müzahir okulda veli kaydının olduğu, örgüte müzahir kuruma ödeme bilgisinin bulunduğu anlaşıldığından FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu şeklinde değerlendirmenin makul olduğu ve hakkaniyete uygun düştüğü, Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunduğu konusunda somut verilere ulaşılan davacının, Anayasaya sadakat yükümlülüğünü de ihlal ettiği kanaatine varıldığından, ilgili Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarılması üzerine kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, davacı tarafından, 07/01/2016 tarihinde kamu görevinden istifa ederek ayrıldığı, 01/09/2016 tarihinde yayımlanan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden kamu görevinden çıkartılmasının mümkün olmadığı ileri sürülmekte ise de, memuriyetten istifa eden kişilerin mevzuatta öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde tekrar kamu görevine dönme ihtimali bulunduğundan davacının istifa etmiş olmasının hakkında bu konuda işlem tesis edilmesine engel teşkil etmeyeceği anlaşılmış olup 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmasında yargısal bir engel bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: </strong>Savunma hakkı tanınmadan Kanun Hükmünde Kararname eki liste ile kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmadığı, 07/01/2016 tarihinde kamu görevinden istifa ederek ayrıldığı, 01/09/2016 tarihinde yayımlanan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden kamu görevinden çıkartılmasının mümkün olmadığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: </strong>Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ: </strong>İdare Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ayniyat saymanı olarak görev yapmakta iken, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki listesinde ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmış, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvuru, ... tarih ve .../... sayılı işlem ile reddedilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine, anılan işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>01/09/2016 tarih ve 29818 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin ''Kamu personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 2. maddesinde: ''(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya (Anayasa Mahkemesi'nin 24/06/2021 tarih ve E:2018/81, K:2021/45 sayılı kararıyla 7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan; a) Ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden ... başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin, ''Emekli Emniyet Teşkilatı personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 2. maddesinde, "4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27 nci maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilenler, kendi isteğiyle emekli olanlar veya Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ve ekli (2) sayılı listede yer alanların rütbeleri alınır. Bu kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmezler, doğrudan veya dolaylı görevlendirilemezler; ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilot lisansları ve ilgili pasaport birimlerince pasaportları iptal edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta, 01/09/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede, uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve içinde davacının da olduğu Ekli (1) sayılı listede yer alan kamu görevlilerinin başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarıldığının belirtildiği, davacının ise istifa talebinin 07/01/2016 tarihinde kabul edildiği, dolayısıyla 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte kamu görevi bulunmayan davacının kamu görevinden çıkarılmasının mümkün olmayacağı sonucuna ulaşılmakla dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında "... memuriyetten istifa eden kişilerin mevzuatta öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde tekrar kamu görevine dönme ihtimali bulunduğundan davacının istifa etmiş olmasının hakkında bu konuda işlem tesis edilmesine engel teşkil etmeyeceği anlaşılmış olup 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmasında yargısal bir engel bulunmadığı ..." gerekçesine yer verilmiş ise de, benzer nitelikteki 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ''Emekli Emniyet Teşkilatı personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 2. maddesinde, kendi isteğiyle emekli olanlardan milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ve ekli (2) sayılı listede yer alanların rütbelerinin alınacağı, bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylı görevlendirilemeyeceklerinin düzenlendiği, bu kapsamda 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarih itibarıyla kamu görevlisi olmayanlar hakkında düzenlemeler getirildiği, ancak 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede davacı durumunda olup istifası kabul edilerek kamu görevi sona erenler hakkında herhangi bir tedbire yer verilmediği hususları dikkate alındığında Mahkemenin gerekçesi de yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 18/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-5-dairenin-202211241-e-202421646-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="93728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Dil Hazırlık Programı Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-hava-kurumu-universitesi-yabanci-dil-hazirlik-programi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-hava-kurumu-universitesi-yabanci-dil-hazirlik-programi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Dil Hazırlık Programı Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, 07 Temmuz 2026 Tarihli ve 33303 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türk Hava Kurumu Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>TÜRK HAVA KURUMU ÜNİVERSİTESİ YABANCI DİL HAZIRLIK PROGRAMI EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Türk Hava Kurumu Üniversitesi yabancı dil hazırlık programında yürütülen eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Türk Hava Kurumu Üniversitesi yabancı dil hazırlık programlarında yürütülen yabancı dil eğitim-öğretimi ile sınavlara ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü, 44 üncü ve 49 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bölüm: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Diller Bölümünü,</p>

<p>b) Kur Atlama Sınavı (KAS): Yabancı Dil Hazırlık Programında kur yeterliğini tespit etmek için her bir kur sonunda yapılan sınavı,</p>

<p>c) Rektör: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Senato: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>d) Seviye Tespit Sınavı (STS): Yeni kayıtlı öğrencilerin Yabancı Dil Hazırlık Programında alacakları İngilizce eğitimin seviyesini belirlemek için yapılan ve aynı zamanda Yeterlik Sınavına girebilmek için ön koşul olan sınavı,</p>

<p>e) Üniversite: Türk Hava Kurumu Üniversitesini,</p>

<p>f) Yabancı Dil Hazırlık Programı: Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Dil Hazırlık Programını,</p>

<p>g) Yeterlik Belirleme Sınavı (YBS): Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Dil Yeterlik Belirleme Sınavını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yabancı Dil Hazırlık Programına İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Yabancı dil hazırlık programının amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yabancı dil hazırlık programının amacı; İngilizce eğitim veren lisans programlarına ilk defa kayıt yaptıran öğrencilerin İngilizce dil becerilerini, dersleri izleyebilecek düzeye getirmektir.</p>

<p><strong>Uygulamaya ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yabancı dil hazırlık programı, eğitim dili İngilizce olan lisans programlarına kayıtlı öğrenciler için zorunludur.</p>

<p>(2) Eğitim dili Türkçe olan programlara kayıtlı öğrenciler, talep etmeleri halinde yabancı dil hazırlık programına katılabilirler.</p>

<p>(3) Kesin kayıt işlemlerini tamamlayan yeni kayıtlı öğrenci, akademik takvimde ilan edilen tarihlerde yapılacak olan STS’ye girme hakkına sahiptir. STS’de başarılı olan öğrenci, YBS’ye girebilir. STS’de başarısız olan veya bu sınava girmeyen öğrenci, İngilizce hazırlık programında eğitimine başlar.</p>

<p>(4) YBS’de başarılı olan öğrenci, kayıtlı olduğu lisans programına başlar.</p>

<p>(5) Aşağıda belirtilen durumlarda öğrenci zorunlu yabancı dil hazırlık programına yerleştirilir:</p>

<p>a) YBS’ye girip başarısız olmak.</p>

<p>b) YBS’ye girmemek.</p>

<p>c) Üniversite tarafından kabul edilen bir muafiyet belgesini ibraz etmemek.</p>

<p>(6) Hazırlık programına yerleştirilen öğrencinin eğitim-öğretim süreçleri Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Öğrenim süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yabancı dil hazırlık programının normal süresi iki yarıyıl olmak üzere bir akademik yıl, azami dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Yabancı dil hazırlık eğitimi; temel (alpha), orta öncesi (bravo), orta (charlie) ve orta üstü (delta) düzeylerinden oluşan dört kurlu bir programdır. Her bir kur, sekiz haftalık eğitim-öğretim süresini kapsar. Öğrenci bu kurlardan başarısız olduğu ilk kuru tekrar etmek zorundadır. Tekrar edilen kurun eğitim-öğretim süresi de sekiz haftadır. Tekrar edilen kurdan ve sonrasındaki kurlardan başarısız olan öğrenci, Bölüm tarafından belirlenen ödev, ek ders, etüt, ilave çalışma gibi ek destek programına tabi olarak bir üst kurdan eğitimine devam eder. Programda yer alan orta üstü kurun ilgili dönemde yer alması hususuna Yabancı Diller Bölümü Kurulu karar verir.</p>

<p>(3) Güz yarıyılı sonunda yapılacak olan YBS’ye ancak en az charlie kurunu başarıyla tamamlayan öğrenci girebilir. Bu sınavda başarılı olan öğrenci kayıtlı olduğu lisans programında eğitim-öğretime başlar. Bu sınavda başarısız olan öğrenci delta kurundan devam eder.</p>

<p>(4) Yabancı dil hazırlık programında iki yarıyıl öğrenim gören öğrenci, yıl sonunda yapılacak olan YBS’ye girer. Başarılı olması halinde kayıtlı olduğu lisans programında eğitim-öğretime başlar. Başarısız olması halinde, gelecek akademik yıl başında yapılacak olan YBS’ye girer. Bu sınavda da başarısız olan öğrenci, süresi içerisinde geçerli bir yabancı dil muafiyet belgesi getirmemesi halinde son YBS notuna göre uygun kurdan yabancı dil hazırlık eğitimini tekrarlar.</p>

<p>(5) Yıl sonunda yapılacak YBS’de başarısız olan öğrenci, yaz okulunda Bölüm bünyesinde açılacak olan isteğe bağlı YBS hazırlık kursuna katılabilir. Hazırlık kursunun süresi ve ücreti ilgili mevzuat hükümleri kapsamında ilgili kurul kararı ile belirlenir.</p>

<p>(6) İki akademik yıl içinde hazırlık programını başarıyla tamamlayamayan öğrenci, izleyen eğitim-öğretim yılı başında yapılacak olan YBS’ye katılabilir. Bu sınavda başarılı olması hâlinde kayıtlı olduğu lisans programına başlar. Başarısız olması durumunda hazırlık programından ilişiği kesilir. Bu durumdaki öğrenci hakkında 2547 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde belirlenen ilgili hükümler uygulanır.</p>

<p>(7) Yabancı dil hazırlık programında kur/yarıyıl sayısı, yarıyılın başlama ve bitiş tarihleri, her yarıyıldaki haftalık toplam ders saati, Bölüm Kurulunun önerisi üzerine Senato kararı ile belirlenir ve uygulanır.</p>

<p>(8) Yabancı dil hazırlık programında geçen süre, lisans eğitim-öğretim süresinden sayılmaz.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Sınavlar</p>

<p><strong>Sınavlara ilişkin genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yabancı dil hazırlık programında; STS, KAS, YBS, kısa sınav ve mazeret sınavı olmak üzere beş tür sınav yapılır. Bu sınavlar, klasik biçimde veya bilgisayar ortamında, yazılı, sözlü veya hem yazılı hem sözlü olarak uygulanabilir.</p>

<p>(2) Ulusal ve dini bayramlar dışındaki cumartesi ve pazar günleri de sınav yapılabilir.</p>

<p>(3) Öğrenciler; ilan edilen gün, saat ve yerde sınava girmek, kimlik belgeleri ile istenecek diğer belgeleri yanlarında bulundurmak zorundadır. Bu yükümlülüğe uymayan öğrenciler sınavlara giremez.</p>

<p>(4) Öğrencinin girmiş olduğu bir sınav için gerekli şartları taşımadığı tespit edilirse almış olduğu not, ilan edilmiş olsa bile iptal edilir.</p>

<p>(5) Yabancı dil hazırlık programında uygulanan STS ve YBS tarihleri akademik takvimde, uygulanan diğer sınav tarihleri ise Bölümün internet sayfasında ilan edilir.</p>

<p><strong>Seviye tespit sınavı (STS)</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) STS, Üniversiteye ilk kez kayıt yaptıran öğrenciler için akademik takvimde belirtilen tarihlerde yapılır. Bu sınavda başarılı olan öğrenciler YBS’ye girme hakkı kazanır. STS değerlendirme ve notlandırma kriterleri Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yeterlik belirleme sınavı (YBS)</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) YBS; güz dönemi başı, sonu ve bahar dönemi sonu olmak üzere akademik takvimde belirtilen tarihlerde yapılır. Güz dönemi başında yapılan sınava; STS’de başarılı olan öğrenciler ile hazırlık programında başarısız olmuş öğrenciler girme hakkına sahiptir. Güz ve bahar dönemleri sonunda yapılan sınava ise; en az charlie kurunu başarı ile tamamlamış öğrenciler girme hakkına sahiptir. YBS değerlendirme ve notlandırma kriterleri Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Kur atlama sınavı (KAS) ve kısa sınav</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Hazırlık programına devam eden öğrencilere kur sürecinde yapılan sınavlara, kısa sınavlar; kur sonunda yapılan sınavlara ise kur atlama sınavı (KAS) denir. Bu sınavlara ilişkin değerlendirme ve notlandırma kriterleri Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Mazeret sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Mazeret sınavı, yalnızca kısa sınavların yerine yapılır. Mazeret sınavlarına ilişkin uygulama esasları 23/1/2022 tarihli ve 31728 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Hava Kurumu Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 34 üncü maddesine göre uygulanır. STS, YBS ve KAS için mazeret sınavı yapılmaz.</p>

<p><strong>Muafiyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) YBS eş değerliği Senato tarafından kabul edilmiş bir ulusal veya uluslararası yabancı dil sınav sonuç belgesine sahip öğrenciler ile Senato tarafından belirlenen esaslarda yer alan muafiyet kriterlerini sağlayan öğrenciler yabancı dil hazırlık programından muaftırlar.</p>

<p>(2) Eş değer kabul edilecek belgeler, ekle-bırak haftasının son gününe kadar Yabancı Diller Bölüm Başkanlığına teslim edilir ve öğrencinin muafiyetinin işlenmesi karara bağlanır.</p>

<p>(3) Ortaöğretiminin en az son üç yılını, İngilizcenin ana dil olarak konuşulduğu bir ülkede, o ülke vatandaşlarının devam ettiği bir ortaöğretim kurumunda tamamlayan öğrenciler yabancı dil hazırlık programından muaftırlar.</p>

<p>(4) Yabancı Diller Bölüm Başkanlığı tarafından kabul edilen muafiyet sınavlarından alınan sınav sonuç belgesinin geçerlik süresinin dolmamış olması gerekir.</p>

<p>(5) YBS sonucu üç yıl için geçerlidir. Bu süreyi aşan YBS sonuçları değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(6) Ön lisans ve lisans programlarındaki zorunlu İngilizce derslere ilişkin muafiyetler, Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde yürütülür.</p>

<p><strong>Kur başarı puanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Kur başarı puanı; kısa sınavlar, ödevler, etkinlikler ve KAS sonuçlarının birlikte değerlendirilmesiyle hesaplanır. Bu değerlendirmede esas alınacak ağırlıklar ve başarı puanı, Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde belirlenir ve Yabancı Diller Bölüm Başkanlığı tarafından öğretim yılı başında ilan edilir.</p>

<p><strong>Başarı notunun transkripte işlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Yabancı dil hazırlık programı için sayısal başarı notu transkripte işlenir. YBS eş değerliği Senato tarafından kabul edilmiş bir ulusal veya uluslararası yabancı dil sınav sonuç belgesi ile yabancı dil hazırlık programından muaf olan öğrencilerin başarı notu, transkripte “EX” olarak işlenir ve not ortalamasında dikkate alınmaz.</p>

<p><strong>Sınav sonucuna itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Öğrenciler, sınav sonuçlarının ilanından itibaren en geç beş iş günü içinde Bölüm Başkanlığına bir dilekçe vererek sınav kâğıdının tekrar incelenmesini isteyebilirler.</p>

<p>(2) İtiraz üzerine sınav kâğıdı, Bölüm Başkanlığınca belirlenen farklı bir öğretim elemanı tarafından yeniden değerlendirilir. Değerlendirme sonucu öğrenciye bildirilir.</p>

<p>(3) Süresi içerisinde yapılmayan itiraz başvuruları değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p><strong>Devam zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Öğrenciler derslere, uygulamalara, öğretim elemanlarınca uygun görülen çalışmalara ve sınavlara katılmak zorundadırlar.</p>

<p>(2) Derslere %80 devam şartı aranır. Devamsızlık sınırını aşan öğrenciler, hazırlık derslerine devam edebilir, ancak KAS’a katılamaz.</p>

<p>(3) Devamsızlık sınırını aşan öğrenciler, takip eden akademik yılın başındaki YBS’ye girebilir.</p>

<p><strong>Kayıt sildirme, kayıt dondurma, ilişik kesme ve uzaklaştırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Kayıt sildirme, dondurma, ilişik kesme ve uzaklaştırma işlemleri, Türk Hava Kurumu Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Disiplin iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>(2) Uzaklaştırma cezası alan öğrenciler, uzaklaştırıldığı süre zarfında derslere devam edemez ve sınavlara giremez ancak öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Öğrenim ücreti</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yabancı dil hazırlık programı ücrete tabidir. Öğrenim ücretleri, her yıl Mütevelli Heyet tarafından belirlenir ve ilan edilir. Öğrenim ücreti, güz ve bahar yarıyılları için iki taksit halinde tahsil edilir. Öğrenciler, her güz ve bahar yarıyılı başında, akademik takvimde belirtilen süreler içinde öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdürler. Öğrenim ücretlerini belirlenen süreler içinde ödemeyen öğrencilerin kayıtları yapılmaz, yenilenmez, dondurulmaz. Bu öğrenciler, hiçbir şekilde öğrencilik haklarından yararlanamaz. Muafiyet belgesi veremez, sınavlara giremez.</p>

<p><strong>Notların kaydı</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Notlar, ilgili bölüm tarafından kayıtlara geçirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun, 23/3/2016 tarihli ve 29662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Öğretimi ve Yabancı Dille Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara ilişkin Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) 18/9/2017 tarihli ve 30184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Hava Kurumu Üniversitesi Yabancı Dil Hazırlık Programı Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Bu Yönetmelik 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başında yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-hava-kurumu-universitesi-yabanci-dil-hazirlik-programi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="42480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDAN SONRA ÖNCEDEN KAPATILMIŞ DOSYALAR YENİDEN AÇILABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarindan-sonra-onceden-kapatilmis-dosyalar-yeniden-acilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarindan-sonra-onceden-kapatilmis-dosyalar-yeniden-acilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><i>DOLANDIRICILIKLA MÜCADELE AMACIYLA YAPILAN BAZI OPERASYONLAR</i></strong></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı ile ilgili illerin Cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde yürütülen nitelikli dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarına yönelik son bir ayda tam 45 ayrı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonlar Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Isparta, İzmir, Mersin, İstanbul, Nevşehir, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Tokat, Van ve Osmaniye'de gerçekleşti. Bu 23 kritik ilde eş zamanlı düzenlenen şafak baskınları ve operasyonlar neticesinde, organize şebeke üyesi olduğu değerlendirilen 307 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. 02.07.2026</i></p>

<p><i>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturmada, Avrupa ülkelerinde yaşayan kişileri hedef alan uluslararası dolandırıcılık şebekesine operasyon düzenlendi. İstanbul Maslak’taki çağrı merkezinde 80 yabancı uyruklu kişinin bulunduğu açıklandı. 03.07.2026</i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı, Diyarbakır merkezli 6 ilde kamu kurum ve kuruluşlarının adını ve nüfuzunu kullanarak dolandırıcılık yapan suç örgütüne yönelik operasyonlarda 27 şüphelinin yakalandığını açıkladı. MASAK incelemeleri sonucunda şüphelilerin hesaplarında 1 milyar TL para hareketliliği bulunduğu tespit edildi. 04.07.2026</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Ankara merkezli soruşturmada, kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtıp Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü iş ve işlemlerini kullanarak maddi menfaat temin eden 33 şüpheli tutuklandı.22.05.2026</i></p>

<p><i>İstanbul merkezli 20 ilde düzenlenen operasyonda, çağrı merkezi kurarak kendilerini polis, hakim, savcı ve banka görevlisi olarak tanıtıp dolandırıcılık yaptığı tespit edilen 73 kişi gözaltına alındı.21.04.2026</i></p>

<p><i>Sosyal medyada kendilerini yatırım danışmanı olarak tanıtıp borsada kar vaadiyle dolandırıcılık yaptıkları öne sürülen suç örgütüyle bağlantılı 154 şüpheliye yönelik İstanbul merkezli 16 ilde operasyon düzenlendi.06.02.2026</i></p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDAN SONRA ÖNCEDEN KAPATILMIŞ DOSYALAR YENİDEN AÇILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçlarıyla ilgili tartışmalar bir süredir kamuoyunun gündemindedir. Özellikle dolandırıcılık suçunda banka hesabını başkasına kullandıranların (IBAN Mağdurları veya TCK 158 Mağdurları diye de bilinmektedir) sosyal medya üzerinden taleplerini ve mağduriyetlerini yüksek sesle dile getirdikleri görülmektedir.</p>

<p>Bu konudan ayrı olarak son günlerde dolandırıcılık suçuyla ilgili yukarıda yer verilen oldukça önemli operasyonlar yapılmaktadır. Farklı illerde farklı şüphelilere yönelik yapılan operasyonlar net olarak iki gerçeği göstermektedir:</p>

<p><strong>1- Dolandırıcılık suçu, toplum içinde bazı kişilerin mesleği haline gelmiştir. </strong></p>

<p><strong>2- Dolandırıcılık suçu, örgütlü olarak işlenmektedir.</strong></p>

<p>Profesyonel bir şekilde suç işleyen dolandırıcılar resmi makamların soruşturma esnasında toplayabilecekleri kayıtlı işlemleri de başkaları üzerinden gerçekleştirmektedir. Örneğin telefon hattını başkası adına çıkartmakta veya başkasının hattını kullanmakta, mağdurdan elde ettiği haksız kazancı başkasının banka hesabına havale ederek kendi kimliklerini gizlemektedir.</p>

<p>Dolandırıcılar, sosyal mühendislik yaparken hukuk sistemindeki boşlukları da iyi değerlendirmektedir. Dolandırıcılık mağdurları, resmi makamlara başvurduklarında kısa sürede paralarını geri alacaklarını ve dolandırıcıların en ağır şekilde cezalandırılacağını düşünse de çoğu dosya, daha soruşturma aşamasında takipsizlik alabilmektedir. Yargılamaya geçen bir kısım dosyalar ise mahkumiyet dışındaki kararlarla sonuçlanmaktadır.</p>

<p>2025 yılı suç istatistiklerine göre ceza mahkemelerinde dolandırıcılık sayıları % 18 artmıştır (s. 12). Soruşturma evresinde dolandırıcılık suçlarında toplam 1.144.287 dosya, 1.757.956 şüpheli ve 3.518.796 suç hakkında işlem yapılmıştır (s. 81). Bu suçlarla ilgili olarak 253.006 dosya, 469.296 şüpheli, 646.504 suç hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı; 180.277 dosya, 266.433 şüpheli ve 619.119 suç hakkında kamu davası açılması kararı verilmiştir (s. 85). Yargılama aşamasında ise 94.775 dosya, 60.375 sanık, 137.432 suç hakkında mahkumiyet; 33.803 dosya, 37.488 sanık, 56.540 suç hakkında beraat; 21.583 dosya, 18.696 sanık, 26.891 suç hakkında HAGB kararı verilmiştir (s. 113).</p>

<p>Bu sayılar da göstermektedir ki dolandırıcılık suçlarındaki artışın bir nedeni bu suçu işleyenlerin yeterli düzeyde cezalandırılamamasıdır. Özellikle dolandırıcılık suçu tanımındaki hile unsuru; özel hukuk uyuşmazlığı, özel hukuk hilesi veya basit (soyut) yalan gibi hukuki terimlerle mukayese edilerek açıklanmaya çalışıldığında çoğu kişinin mağduriyeti ceza hukuku alanından çıkarılıp özel hukuka dahil edilmektedir.</p>

<p>Oysaki bahsettiğimiz üzere, bir olay tek başına değerlendirildiğinde "basit" olabilir, "hukuki uyuşmazlık" olarak görülebilirse de bu olaya biraz daha yukarıdan bakıldığında olayların iç yüzünde "suçu meslek haline getirenlerin" ve "suç örgütlerinin" olduğu görülmektedir. Son dönemde yapılan operasyonlar da bu durumu çok iyi ortaya koymaktadır. Şimdi suç örgütlerinin kullandığı tüm hesaplar incelenmeli, mağdurlar tek tek tespit edilmelidir. Özellikle de daha önceden suç ihbarında bulunmuş ancak dosyası kapatılmış mağdurların da dosyaların yeniden açılmalıdır (CMK m. 172).</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-operasyonlarindan-sonra-onceden-kapatilmis-dosyalar-yeniden-acilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/terazi/tokmak-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="37065"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaya geçidinde otomobilin çarptığı genç avukat hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’in Erdemli ilçesinde akşam saatlerinde meydana gelen feci trafik kazası, hukuk camiasını ve kenti yasa boğdu. Erdemli Devlet Hastanesi civarında yolun karşısına geçmek üzere yaya geçidini kullanan Mersin Barosu'na kayıtlı 24 yaşındaki avukat Tuğçe Şen, bir otomobilin çarpması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaza, dün akşam saatlerinde Mersin-Antalya D-400 kara yolu Erdemli Devlet Hastanesi yakınlarında meydana geldi. U.D. yönetimindeki 27 AOU 439 plakalı otomobil, yaya geçidinden karşıya geçmek isteyen Avukat Tuğçe Şen'e çarptı. Çarpmanın etkisiyle aileden 3 kişi yaralanırken, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından yaralılar hızla hastaneye sevk edildi.</p>

<p><strong>Genç Avukat Tuğçe Şen Kurtarılamadı</strong></p>

<p>Kazada ağır yaralanan ve Mersin Barosu üyesi avukat olduğu öğrenilen Tuğçe Şen, kaldırıldığı hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak genç yaşta hayata gözlerini yumdu. Kazada yaralanan ailenin diğer üyelerinin ise hastanedeki tedavilerinin devam ettiği bildirildi.</p>

<p><strong>Mersin Barosu'ndan Taziye ve Cenaze Duyurusu</strong></p>

<p>Acı haberin ardından Mersin Barosu bir açıklama yayımlayarak derin üzüntülerini paylaştı. Baro tarafından yapılan açıklamada, meslektaşları Avukat Tuğçe Şen’in vefatından dolayı büyük bir keder duyulduğu ifade edilerek, ailesine, yakınlarına ve tüm hukuk camiasına başsağlığı dileklerinde bulunuldu.</p>

<p>Açıklamada ayrıca cenaze töreni bilgilerine de yer verilerek, genç avukatın cenazesinin bugün öğlen namazına müteakip Erdemli’nin Fakılı Mahallesi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Fakılı Mezarlığı'nda toprağa verileceği duyuruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TABUTUNUN ÜZERİNE CÜBBESİ KONULDU</strong></p>

<p>Mersin'in Erdemli ilçesinde yaya geçidinde otomobilin çarptığı Avukat Tuğçe Şen'in (24) cenazesi, otopsinin ardından yakınları tarafından teslim alındı. Şen'in yakınları, tabuta avukatın cübbesini serdi. Şen'in cenazesi, son yolculuğuna uğurlanmak üzere Fakıllı Mezarlığı'na gönderildi.</p>

<p><strong>GÖZALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Sürücü U.D. gözaltına alınırken, kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-168.jpg" type="image/jpeg" length="69904"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T</strong><strong>.</strong><strong>D</strong><strong>. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/50710)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Akif YILDIRIM</p>

   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>T.D.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluğun provokasyonu sonucunda elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 16/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin olarak yapılan çalışmalarda fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce K. müşteri gibi aranmıştır. Kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda iki kadın için belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlanmıştır. Ancak K. şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceğini ve kadınları başvurucunun getireceğini ifade etmiştir.</p>

<p>7. Kolluk tutanağında, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce belirlenen iki kadının otel önüne gönderildiği belirtilmiştir. Aynı tutanakta; ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerinin K.yı tekrar aradığı, başvurucunun kadınları gönderdiğini söyledikleri, K.ya başka kadınlar da bulup bulamayacağını sorduklarında K.nın anılan otele dört kadın daha gönderileceğini belirttiği ifade edilmiştir. Tutanağa göre önce iki kadın (Y.Ö. ve F.S.), sonra başvurucu ve iki kadın (A.A. ve N.Ş.) daha otele gelmiştir. Bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlileri kimliklerini göstermiş, daha önce verdikleri ücreti geri almış ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri başlatılmıştır.</p>

<p>8. Daha sonra Cumhuriyet savcısı aranmış ve savcının talimatları alınmıştır. Cumhuriyet savcısı kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi tamamlandıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat vermiştir.</p>

<p>9. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucu, beyanında suçlamaları kabul etmemiştir. K.nın araması ve otelde eğlence düzenlendiğini söyleyerek kendisinin katılıp katılamayacağını sorması üzerine önce bunu kabul etmediğini, sonrasında arayarak katılacağını söylediğini, bu sırada K.nın arkadaşı Y.nin de orada olacağını söylediğini ve böylece olay yerine gittiğini ifade etmiştir. Beyanlarına başvurulan A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş. kendilerini K.nın aradığını ve eğlence için otele gittiklerini beyan etmiştir. F.S. ve Y.Ö. ise tutanaktaki iddiaları doğrulayarak başvurucunun aracılığıyla eğlenmek için otele gittiklerini söylemiştir.</p>

<p>10. Soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhşa aracılık yapma suçunu işlediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerin telefon numarasını müşteri sıfatıyla aradığı, fuhuş için iki kadın bulup bulamayacağını sorarak anlaşma sağladıkları, fuhuş için gelecek kadınları buluşma yerine başvurucunun göndereceğini söylediği ifade edilmiştir. Ayrıca anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar D.T. ve K.G.S.nin gönderildiği, görevli polislerin anlaşılan bedeli mağdurlara verdikleri, şüpheli K.A.D.yi tekrar telefonla arayarak başka kadınlar da bulup bulamayacaklarını sorduğunda bu kez şüphelilerin mağdurlar N.Ş., A.A., Y.Ö. ve F.S.yi otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen başvurucunun görevli polislere kadınlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, akabinde görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve başvurucuyu yakaladıkları belirtilmiş; başvurucunun atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.</p>

<p>11. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır.</p>

<p>12. Duruşma, on bir celsede bitirilmiştir. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu ilk celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında kollukta verdiği beyanları tekrar ederek suçlamayı kabul etmemiştir. Diğer şüpheli K.A.D. ise savunmasında arkadaşlarının eğlenmek istediklerini söylemeleri üzerine yine arkadaşı olan ve Ankara'da ikamet eden başvurucuyu aradığını, telefon eden kişilere yardımcı olmasını istediğini ancak başvurucu, durumunun uygun olmadığını belirtince K.G.yi aradığını beyan etmiştir. Daha sonra gece geç saatlerde başvurucunun kendisini aradığını ve arkadaşlarının eğlencede olduğunu söyleyerek gidip gidemeyeceğini sorduğunu, kendisinin de<i> "Uygunsan git." </i>dediğini ifade etmiş ve suçlamayı kabul etmemiştir. İlk celsede mağdur kadınlar A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş.nin de beyanları alınmıştır. Mağdurlar, hazırlık beyanlarına benzer şekilde eğlence amacıyla olay yerinde bulunduklarını ifade etmiştir. Aynı gün celse bittikten sonra F.S. ve Y.Ö. Mahkemeye müracaat ederek beyan vermek istemiştir. Mahkeme, tekrar celse açarak bu mağdurların beyanlarını almıştır. Mağdurlar F.S. ve Y.Ö. hazırlık beyanlarına benzer şekilde ifade vermiş ve sanıkların fuhşa aracılık ettiklerini söylemiştir.</p>

<p>13. Mahkeme, başvurucu müdafiinin hazır olduğu 9/12/2010 tarihli dördüncü celsede olayla ilgili tutanak düzenleyen kolluk görevlilerini tanık sıfatıyla dinlemiştir. Tanıklar S.A. ve O.A. iddianamedeki gibi beyanda bulunmuş ve olayın fezlekede anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini ifade etmiştir. 25/5/2011 tarihli yedinci celsede başvurucu müdafiine eylemin sübutu hâlinde altı kez uygulama yapılacak olması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 1/2/2012 tarihli on birinci celsede başvurucunun esas hakkındaki savunması alınmış, başvurucu ile diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık etme suçunu işledikleri sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına (mağdur sayısınca altı kez) ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak beş yıllık denetim süresi belirlenmiştir. Mahkeme; kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın anlatımlarını, kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Suç tarihinde Ankara Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Bürosu Amirliği görevlilerince sanık </i>[K.A.D.nin]<i> 05... ... 02 nolu cep telefonu ile fuhuşa aracılık yaptığının duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranarak, fuhuş için 2 bayan temin edip edemeyeceği sorulduğunda kişi başı 1500 Avro olmak üzere 3000 Avro fuhuş ücreti verildiği takdirde 2 bayanı temin edebileceğini, kendisinin İstanbul'da olduğunu, söz konusu fuhuş için gelecek bayanların buluşma yerine sanık </i>[T.D.]<i> tarafından göndereceğini belirttiği, bu şekilde anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar </i>[D.T.]<i> ve </i>[K.G.S.nin]<i> otel önüne geldikleri, görevli polislerin 3000 Avroyu mağdurlara verdikleri, tekrar sanık </i>[K.A.D.yi] <i>telefonla arayarak fuhuş için başka bayanları temin edip edemeyeceğini sordukları, sanık </i>[K.A.D.nin]<i> fuhuş için 4 bayan daha göndereceğini belirttiği, sanıkların, mağdurlar </i>[N.Ş.]<i>, </i>[A.A.]<i>, </i>[Y.Ö.]<i> ve </i>[F.S.yi] [S.] <i>otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen sanık </i>[T.D.nin]<i> görevli polislere gelen bayanlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve sanık </i>[T.D.yi]<i> yakaladıkları, böylece sanıkların mağdurlara fuhuş için müşteri temin etmek sureti ile aracılık yaparak her bir mağdur sayısınca ayrı ayrı atılı suçları işledikleri ve her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği iddia, özellikle mağdur </i>[F.S.nin]<i> üstün tutulan 'parayı </i>[T.]<i> isimli bayandan alacaktık' şeklindeki beyanı, mağdur </i>[Y.Ö.nün]<i> üstün tutulan, </i>[T.]<i> isimli arkadaşının kendisini telefonla aradığı, otel önünde bazı kişilerin beklediği ve müşteri olarak belirlediği kişilerle beraber olacaklarını söylediği, 1.000 avro civarında para alacaklarını bildirdiği ve daha sonra kendisinin de geleceği şeklindeki beyanı, yeminli olarak dinlenen tutanak tanıkları </i>[S.A.] <i>ve </i>[O.A.nın] <i>davaya konu tutanağı doğrular mahiyetteki beyanları, sanık </i>[T.D.nin]<i> olay nedeni ile diğer sanık ile telefonla görüştüklerini ve eğlenceye katılmak amacı ile olay yerinde bulunduğunu bildiren dolaylı kabul niteliğindeki savunması, sanık </i>[K.A.D.nin] <i>tutanakta bildirilen telefon numarasının kendisine ait olduğunu ve arkadaşlarının eğlenmesi için Ankara'da ikamet eden diğer sanığı aradığı ve yardımcı olmasını istediği yönündeki dolaylı kabulü içerir beyanı, ... tüm dosya kapsamından sabit olmakla ...</i> <i>mahkumiyet hükmü tesis olunmuş...</i>[tur.]<i>"</i></p>

<p>15. Başvurucu hakkındaki hükümler 22/3/2012 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşmiştir.</p>

<p>16. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun beş yıllık denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak ihbarda bulunmuştur. Yapılan ihbar üzerine Mahkemece dosyanın yeniden ele alınmasına karar verilerek 10/5/2019 tarihinde tensip işlemleri yapılmıştır.</p>

<p>17. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 11/6/2019 tarihli ilk celsede başvurucunun savunması alınmış ve daha önce açıklanması geri bırakılan hükümler açıklanmıştır. Buna göre başvurucunun fuhşa aracılık etme suçunu işlediği sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına (mağdur sayısınca altı kez) karar verilmiştir. Mahkeme, önceki gerekçeli kararında yer verdiği şekliyle kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın beyanları ile kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır.</p>

<p>18. Başvurucu, hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne karşı -diğerlerinin yanı sıra- kamu görevlilerinin hukuka aykırı şekilde gizli soruşturmacı olarak hareket ettiğini belirtmek suretiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>19. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 26/10/2021 tarihli kararıyla istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ve mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir.</p>

<p>20. Başvurucu, nihai kararı 10/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/13 md.) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/19 md.) Hâkim, soruşturmacının yedinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan suç bakımından kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına izin verebilir. </i></p>

<p><i>(5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. </i></p>

<p><i>(6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. (Ek: 21/2/2014–6526/13 md.) Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir. </i></p>

<p><i>... "</i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi</i><i>" </i>başlıklı 160. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. </i></p>

<p><i>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. "</i></p>

<p>23. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri " </i> başlıklı 161. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. </i></p>

<p><i>(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. </i></p>

<p><i>(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>24. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delillerin ortaya konulması ve reddi</i>" başlıklı 206. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır... </i></p>

<p><i>(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: </i></p>

<p><i>a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>25. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delilleri takdir yetkisi</i>" başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." </i></p>

<p>26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun<i> "Adlî görev ve yetkiler"</i> başlıklı ek 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. </i></p>

<p><i>Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. </i></p>

<p><i>Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>27. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/5/2015 tarihli ve E.2014/10-454, K.2015/156 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...K</i><i>olluk görevlilerinin, CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür. Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM’nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS’nin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM’nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı) Somut olayda; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca 'gizli soruşturmacı' görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli bulunmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlinin gizli soruşturmacı değil 'gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi' olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu görevlinin ancak suça azmettirmeden veya teşvik etmeden elde ettiği deliller hukuka uygun olacaktır."</i></p>

<p>28. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4/5/2021 tarihli ve E.2018/18-406, K.2021/196 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Dosya içerisinde bulunan 10.01.2012 tarihli tutanaktan da açıkça anlaşılacağı üzere kolluk görevlilerinin CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın kendiliklerinden olaya el koyarak delil toplama faaliyetine girişmeleri nedeniyle söz konusu tutanak içeriği ile tutanak düzenleyicisi tanıklar </i>[M.]<i> ve </i>[M.nin] <i>beyanlarının hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi, hukuka aykırı bu delillerden hareketle soruşturma evresinde 'Bilgi sahibi' sıfatıyla ifadelerine başvurulup CMK’nın 234 ve devamı maddelerinde belirtilen hakları da hatırlatılmayan mağdurlar </i>[S.]<i>, </i>[F.]<i>, </i>[D.]<i> ve </i>[N.nin]<i> anlatımları ile aynı yasak delillerden yola çıkılıp CMK’nın 43 ve devamı maddelerinde belirtilen usullere uyulmadan ifadeleri alınan tanıklar </i>[A.]<i> ve </i>[F.nin]<i> soruşturma evresindeki açıklamalarının hükme esas alınamayacağının anlaşılması, yargılama evresinde tanık olarak dinlenen </i>[A.] <i>ve </i>[F.nin]<i>, sanığın fuhuş suçunu işlediğine ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamaları, mağdur </i>[S.nin] <i>ise kolluk tarafından 'Bilgi sahibi' sıfatıyla alınan ifadesinden dönmesi ve sanığın aşamalarda suçlamaları kabul etmediğini savunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller değerlendirme dışında bırakıldığında sanığın yüklenen fuhuş suçunu işlediğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli delillerin bulunmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerekmektedir.</i><i>"</i></p>

<p>29. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 11/6/2019 tarihli ve E.2017/5113, K.2019/10342 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olayda, kolluk görevlilerince Cumhuriyet Savcısının CMK'nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın, müşteri gibi sanığın aranıp fuhuş için bayan temin edip edemeyeceği sorulup fiyat da öğrenildikten sonra sanığın tarifi üzerine suça konu adrese gidildiği, sanığa mağdurla fuhuş yapmak için para verdikten sonra odaya geçildiğinde kolluk görevlisinin kimliğini açıkladığı ve sonrasında Cumhuriyet savcısının haberdar edildiği olayda, Cumhuriyet Savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan, yapılan işlem hukuka aykırı olup, elde edilen bu delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı gözetilmeden, hükme esas alınması... </i>[hukuka aykırıdır.]<i>"</i></p>

<p>30. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/3/2021 tarihli ve E.2017/2242, K.2021/3647 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... askerlik görevini ifade eden sanıkların uyuşturucu madde sattığı yönünde ihbar alınması ve irtibatçı personel olarak görevli piyade askerin de durumdan şüphelenmesi üzerine, bu durumu derhal komutanlarına bildirmesi, komutanları tarafından ise 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 66. maddesine uygun şekilde derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlanması gerekmekte iken, bu işlem yapılmadan delil elde etmek amacıyla sanıkların yanına uyuşturucu satın alarak suçüstü yapması için asker</i> [M.G.K.nın] <i>gönderildiği anlaşılmış olmakla, Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan yapılan işlemler hukuka aykırı olup, elde edilen delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı, hukuka uygun kabul edilemeyeceği ve yine suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası, CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hükme esas alınamayacağından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması...</i>[bozmayı gerektirmiştir.]<i>" </i></p>

<p>31. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21/5/2013 tarihli ve E.2013/5397, K.2013/15729 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Türk Ceza Kanununun 1. maddesine göre Ceza Kanununun amacı 'Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.' Ancak suç işlenmesinin önleneceğinden bahisle, başkalarına suç işletilmesi bu amaçla bağdaşmamaktadır. Kızgınlık, kırgınlık, öfke veya elem nedeniyle yahut ikramiye almak veya tutuklanan şüphelinin mallarına el koymak veya satın almak, eşi ile evlenmek, ünlü olmak, adını basında duyurmak, küçük hatalarının görülmemesi amacıyla kolluk kuvvetlerine yardım etmek gibi herhangi bir amaçla, bir kimseye yönelik kışkırtıcı faaliyetlerde bulunulup ona suç işlettirilmesi, suç işlemeye yönlendirilmesi halinde yüklenen suçun oluşup oluşma- yacağı ve suça kışkırtılan failin sorumluluğu olaysal olarak belirlenmelidir. </i></p>

<p><i>Mevcut olan bir soruşturmada, suçun ortaya çıkarılmasını sağlamak için görevlilerin faaliyette bulunmaları mümkündür. Ancak Devletin görevi suç işlenmesini önlemek olup, organları vasıtasıyla kişilere suç işletmesi veya suç işleme eğilimini kuvvetlendirmesi, teşvik etmesi düşünülemez. Hukuk Devleti bireylerin hak ve özgürlüklerini korur. Devlet organlarının birtakım nedenlerle kişilere suç işletmesi ve sonra da failleri cezalandırması, cezalandırma hakkının kötüye kullanılmasıdır. Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken Uluslar arası Sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla bağlı olup kabul edilen ilkelere aykırı davranamazlar. Bir kimseyi suça kışkırtma hukuka aykırıdır. Devlet organları, bireyleri kışkırtarak suç işlemelerini sağlayıp sonra yakalayıp cezalandırılmalarını isteyemezler. Böyle bir uygulama yani bireyin hileli davranışlarla aldatılarak suç işlemesinin sağlanması devlete olan güveni zayıflatacağı gibi temel hakları da ihlal edecektir. </i></p>

<p><i>Suç işleme düşüncesi bulunmayan bir kişinin heyecanlandırılarak, tahrik edilerek, duygularından yararlanılarak kışkırtılıp suçüstü yakalatmak veya cezalandırılmasını sağlamak amacıyla bir suç işlemeye yöneltilmesi, suç işlemesine yardım edilmesi, suç işlemesi için olanak tanınması halinde ona verilecek ceza adil olmayacaktır. Zira fail tarafından, hiçbir etki olmadan özgür iradesiyle işlenmesine başlanmış bir fiil olmayıp kışkırtma olmadığı takdirde belki de bu suçun işlenmesi söz konusu olmayacaktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Failin, atılı suçu işlediğine dair yoğunlaşmış kuşku bulunması, bir soruşturmaya başlanmış olması halinde, bu kuşkuların giderilmesi için adli makamların bilgisi dahilinde gizli soruşturmacı, muhbir, gizli görevli kullanılması mümkündür. Görevlinin müdahalesi adil yargılama hakkını ihlal edici nitelikte olduğu takdirde, sanığın suçu işlediğini gösteren diğer delillerin mahkumiyete yeterli olup olmadığı, suçun nasıl işlendiği, suç eşyasının nerede ve nasıl bulunduğu, değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir." </i></p>

<p>32. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10/1/2019 tarihli ve E.2016/17207, K.2019/1034 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... YCGK kararı, AİHM kararları ve CMK'daki düzenlemeler uyarınca, gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin elde ettiği delillerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların varlığı aranmalıdır: </i></p>

<p><i>a- Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi hiç bir zaman kışkırtıcı ajan gibi hareket etmemeli, önceden failde bulunmayan suç işleme kastı oluşturularak, fail suç işlemeye azmettirilmemeli. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c- Kolluk görevlisinin tutanağı delil olarak kabul edildiğinde, diğer delillerle birlikte tutanağa da dayanılıyorsa mutlaka tutanak düzenleyiciler dinlenilmeli, sanığa, tutanak ve düzenleyicilerin anlatımlarına karşı savunma yapma imkanı verilmelidir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>33. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 7/10/2025 tarihli ve E.2021/220, K.2025/9563 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Dava konusu uyuşturucu madde ticareti yapma suçu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmadığından, olay tarihi itibarıyla </i><i> CMK'nın 139/4.</i><i> maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği ... anlaşılmıştır. Sanığın kimliğinin tespiti gizli soruşturmacı faaliyetleri ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara göre yapıldığı gibi suçun sübutu da bu kayıtlara dayandırılmıştır. </i><i>5271 sayılı CMK'nın 217.</i><i> maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir.</i>"</p>

<p>34. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2025 tarihli ve E.2024/489, K.2025/7047 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olay bakımından her ne kadar sanık üzerine atılı suç yönünden CMK 139 maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği anlaşılmış ise de CMK 160 ve 161 maddeleri uyarınca gizli soruşturma görevi yapan adli kolluk görevlisinin suça teşvik etmeden veya azmettirmeden elde ettiği delillerin hukuka uygun olacağı</i> [anlaşılmıştır.]<i>"</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "<i>Adil yargılanma hakkı</i>" başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı paragrafının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.</i>"</p>

<p>36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzluk gibi bazı suçların yol açtığı tahribatı gözönüne alarak Sözleşmeci devletlerin bu gibi suçlarla mücadelede sert bir tavır takınmalarının gerekçelerini değerlendirmiş, yine bu gibi suçlar için belirli güvenceler ile kısıtlamaların sağlanması kaydıyla özel soruşturma tekniklerine müsamaha gösterilebileceğini açıklamıştır (<i>Ursu/Romanya</i>, B. No: 44497/09, 18/12/2018, § 31; <i>Vlachos/Yunanistan</i>, B. No: 20643/06, 18/9/2008, § 24; <i>Vanyan/Rusya</i>, B. No: 53203/99, 15/12/2005, §§ 46,47). Diğer taraftan ise anılan suçlardaki artışın kuşkusuz uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini kabul ederken adaletin adil bir şekilde uygulanması hakkının birtakım kolaylık uğruna feda edilemeyeceğine vurgu yapmıştır (<i>Teixeira de Castro/Portekiz,</i> B. No: 44/1997/828/1034, 9/6/1998, § 36).</p>

<p>37. AİHM, <i>tuzağa düşürme</i> veya <i>kışkırtıcı ajan</i> şikâyetlerinin olduğu başvurularda hukuka aykırı delil şikâyetlerine yönelik olarak belirlenen ilkeler yerine tahrikin maddi testi ve usul güvenceleri testinden oluşan tahrik şikâyetinin kendine özgü ilkelerini uygulamayı tercih etmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya, </i>B. No: 40495/15, 15/10/2020, §§ 111-139).</p>

<p>38. Tahrikin maddi testi kapsamında ilk adım olarak böyle bir tahrik veya tuzağa düşürme hususunun var olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Tahrik veya tuzağa düşürme olgusunun tespiti hâlinde ilgili kişiye karşı cezai kovuşturmada elde edilen bu delillerin kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında ortaya bir sorun çıkaracaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya,</i>§ 112). Bu bağlamda cezai soruşturmalarda polis kışkırtması veya tuzağı ile meşru gizli tekniklerin kullanımı arasındaki farkı ayırt etmek amacıyla -başvuranın suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı ve soruşturma makamlarının pasif tutumda kalıp kalmadıkları gibi- bazı ölçütler kullanılabilecektir. Belirtilen ölçütler uygulanırken ispat yükümlülüğü ise yetkililere yüklenmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 118).</p>

<p>39. AİHM, ulusal makamların başvuranın faaliyetlerini esasen <i>pasif</i> şekilde soruşturduğunu ve başvurucuyu bir suç işlemeye teşvik etmediğini yeterli bir kesinlik derecesiyle tespit edebildiği takdirde gizli tedbirle elde edilen delillerin daha sonra başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varması için yeterli kabul etmektedir (<i>M</i><i>atanović/Hırvatistan</i>, B. No: 2742/12, 4/4/2017, § 133).</p>

<p>40. Tahrikin usule ilişkin ikinci testi ise kışkırtma iddiasının savunulabilir koşullarını ortaya çıkarmak için gerekli adımların atılıp atılmadığını, kışkırtma olduğuna dair bir bulgu durumunda veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı bir davada ilgili çıkarımların Sözleşme'ye uygun olarak yapılıp yapılmadığını belirlemek için uygulanacaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 121). Suçla mücadeledeki kamu yararının polis kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı gösteremeyeceğini vurgulayan AİHM, adil bir yargılama için polis tahriki sonucu elde edilen tüm delillerin kovuşturma dışında tutulmasını veya benzer sonuçları olan bir usulün uygulanması gerektiğini kabul etmiştir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 123). Başvuranın bir suçtan mahkûmiyetinin polis tahrikiyle elde edilen delile dayandığı durumlarda başvuranın cezasında önemli bir indirim dahi olsa itiraz edilen delillerin dışlanmasıyla benzer sonuçlar doğuran bir prosedür olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır (<i>Furcht/Almanya</i>, B. No: 54648/09, 23/10/2014, §§ 68, 69).</p>

<p>41. AİHM <i>Sepil/Türkiye</i> (B. No: 17711/07, 12/11/2013) kararında ise polis memurlarının başvurucunun yakalanması ile sonuçlanan operasyonu bir hâkimin ya da Cumhuriyet savcısının kararıyla değil kendiliğinden yaptıklarını, bunun ise gizli soruşturmacıların görevlendirilmesi hususunu düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesine aykırı olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>42. Son olarak AİHM'e göre kolluk görevlilerinin müdahalesi olmadan söz konusu suçun işlenebileceğini gösterir somut bir olgu mevcut olmadığı hâlde bu görevlilerin <i>aktif</i> olarak bir suçun işlenmesinde etkili olmaları hâlinde yargılama hakkaniyete uygun yürütülmemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesi ihlal edilmiş olur (<i>Ramanauskas/Litvanya </i>[BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008; <i>Burak Hun/Türkiye, </i>B. No: 17570/04, 15/12/2009; <i>Sepil/Türkiye,</i> B. No: 17711/07, 12/11/2013). Bu çerçevede fail suç işleme potansiyeline sahip bir kişi olsa bile somut olayda kolluk görevlisinin müdahalesinden önce failin suç işleme hazırlığında olduğunun başka delillerle desteklenmesi yani failin müdahale olmadan suçu işleyeceğinin başka delillerle kanıtlanması gerekir (<i>Burak Hun/Türkiye</i>, §§ 46, 47).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>44. Başvurucu; kolluk görevlilerinin suça teşviki sonucu elde edilen delillerin kanıt olarak değerlendirilemeyeceğini, kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olması durumunda dahi kışkırtıcı ajan gibi hareket ederek suça azmettiren olmaması gerektiğini, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması nedeniyle mahkûmiyet gerekçesine esas olamayacağını belirtmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü emri olmadan işlem yapılamayacağını, delil toplanamayacağını ve bu yönde Yargıtay içtihatları da olduğunu belirterek hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delil sonucu mahkûm edildiğini, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>45. Bakanlık görüşünde; başvuruda öncelikle 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nde belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>47. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler </strong></p>

<p>50. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun şekilde ortaya çıkarılması ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (<i>Orhan Kılıç</i> [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).</p>

<p>51. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, § 9). Öte yandan hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de bütün işlem ve eylemlerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2018/1, K.2018/83, 11/7/2018, § 13).</p>

<p>52. Bir hukuk devletinde adil yargılanma hakkının güvence altına alınabilmesi bakımından kişilere yönelik suç isnadında bulunulabilmesi, buna bağlı idari ve adli soruşturma ve kovuşturmalar yürütülebilmesi için öncelikle <i>işlenmiş olduğu</i> iddia edilen bir suça ilişkin şüphenin varlığı gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2) </i>[GK], B. No: 2016/69274, 5/3/2020,§ 40).</p>

<p>53. Bir suça ilişkin şüphenin söz konusu olmadığı durumlarda devletin kamu görevlileri aracılığıyla <i>suç işleyebileceği tahmin edilen </i>kişilerin suç işlemesine imkân verebilecek bir ortamı hazırlaması ve böylelikle kişilerin suç işlemesine imkân sağlaması düşünülemez. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz. Diğer taraftan işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı durumlarda belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2),</i> § 41).</p>

<p>54. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir (<i>Emsan Öner</i> [2. B.], B. No: 2013/1504, 3/2/2016, § 72). Bazı suçların karmaşık yapısı, işlenme şekli ve işlendiği takdirde ortaya çıkan tahribat gereği anılan suçlarla mücadelede özel soruşturma yöntemlerinin geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Delil toplanmasında karşılaşılan güçlük nedeniyle organize suç örgütünün yapısına sızmak, örgüt içindeki hiyerarşik yapı hakkında delil toplamak, delillerin muhafaza altına alınmasını sağlamak ve suçun işlenme şeklini ortaya çıkarmak gibi amaçlarla özel soruşturma tekniklerine müracaat edilebilecektir. Kural olarak özel soruşturma yöntemlerinin, özellikle de gizli soruşturma tekniklerinin kullanılması başlı başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaz.</p>

<p>55. Ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kuralları belirleyen 5271 sayılı Kanun'da koruma tedbirleri kapsamında birtakım özel soruşturma ve kovuşturma usullerine yer verilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinde özel bir soruşturma tekniği olarak düzenlenen "<i>gizli soruşturmacı görevlendirilmesi</i>" usulü, maddenin (7) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde uygulanabilecektir. Bu durum, soruşturmanın başka yollarla yürütülemeyeceği veya yürütülmesinin son derece zor olacağı şeklinde anlaşılabilecektir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kamu görevlileri arasından ve ancak hâkim kararıyla yapılacaktır.</p>

<p>56. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlinin ceza soruşturmasındaki esas görevi <i>pasif</i> şekilde suç faaliyetlerini takip etmektir. Cezai sonuç doğuran eylemi ise suçu <i>pasif </i>şekilde incelemek yerine işlenmeyecek bir suçun işlenmesine imkân sağlama bu kişilerin <i>kışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> sayılabilecek faaliyeti olarak kabul edilir. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerin esasen <i>pasif</i> durumda kalıp kalmadığı ise soruşturmanın altında yatan nedenler ile ortaya konulan davranışlara göre belirlenecektir. Bu bağlamda gizli soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak, bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla yükümlüdür.</p>

<p>57. Suçla ilgili somut delillere ulaşılması ve bu delillerin toplanması soruşturma makamlarının gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerde beklediği esas görevdir. Bu noktada anılan kişilerin <i>k</i><i>ışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> anlamına gelen eylemleriyle kanunun izin verdiği delil toplamaya ilişkin davranışlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bunun için başvurucunun <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> yönelik şikâyetleri yönünden öncelikle kamu görevlilerince <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> maruz bırakıldığına dair tartışılabilir bir şikâyetin varlığı tespit edilmelidir. Bu doğrultuda<i> belirli seviyede dile getirilen </i>şikâyetin<i> kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> kategorisinde incelenmesi gerektiğine kanaat edinilirse aşağıdaki testler kapsamında inceleme yapılmalıdır.</p>

<p><strong>ii. Maddi Test </strong></p>

<p>58. Maddi test, esasen gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlilerin soruşturmadaki eylemlerinin <i>pasif</i> olup olmadığıyla ilgilidir. Bu görevlilerin başvurucunun faaliyetlerini aslında <i>pasif</i> bir şekilde soruşturduğunun ve <i>onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin</i> yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli tedbirle elde edilen delillerin başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varılması için yeterli olacaktır. Bu bağlamda somut olayda böyle bir <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Suça teşvik (kışkırtma) veya tuzak kurma ilgili görevlilerin -ister kolluk görevlileri olsun ister onların talimatları doğrultusunda hareket eden kişiler olsun- kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlamadıkları ancak suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla başvurucu üzerinde işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde bir etki uyguladıkları durumlarda gerçekleşmiş olur.</p>

<p>59. Esasen <i>suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i> yöntemleriyle delil elde edilmesinin yasaklanmasının ardındaki gerekçe, kolluğun görevinin suçu önlemek ve soruşturmak olduğu, kışkırtmak olmadığı hususudur. Bu nedenle<i> suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i>nın ceza soruşturmalarında meşru gizli soruşturma yöntemlerinin kullanılmasından ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede soruşturmayı yürüten görevlinin <i>pasif</i> şekilde hareket edip etmediği tespit edilirken gizli operasyonun altında yatan nedenler ve ilgili görevlinin davranışları incelenmeli, başvurucunun suç faaliyetlerine karıştığı veya suç işlemeye eğilimli olduğuna dair objektif bir şüphenin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca bir kişinin gizli görevde çalışan kolluk görevlileriyle doğrudan temas hâlinde olmaması ancak polis tarafından doğrudan suç işlemeye teşvik edilen bir suç ortağı tarafından suça dâhil edilmesi hâlinde de tuzağa düşürülmüş olabileceği kabul edilebilir. Ceza soruşturmalarındaki meşru gizli soruşturma tekniklerinin aksine kolluk görevlilerinin eylemleri diğer kişi için de suç işlemeye teşvik mahiyetinde kabul edilebiliyorsa bu koşullarda da tuzağa düşürme söz konusu olabilir. Bu bağlamda doğrudan suç işlemeye teşvik edilen kişinin suça katılmak için diğer kişilerle iletişime geçme ihtimalinin kolluk görevlileri tarafından öngörülebilir olup olmadığı, bu kişinin faaliyetlerinin kolluk görevlilerinin davranışları tarafından da belirlenip belirlenmediği ve ilgili kişilerin yerel mahkemeler tarafından suç ortağı olarak kabul edilip edilmediği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>60. Kolluk görevlilerinin meşru gizli soruşturma yöntemlerini kullanması ile suç işlemeye teşvik (kışkırtma) arasında ayrım yapılırken başvurucunun suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı da değerlendirilmelidir. Özellikle uyuşturucu suçlarının soruşturulmasında soruşturma mercileri tarafından <i>pasif</i> bir tutumun terk edilerek başvurucuyla iletişime geçilmesi, başvurucunun ilk başta reddetmesine rağmen teklifin yenilenmesi ve ısrarla suça teşvik edilmesi, fiyatın ortalamanın üzerinde yükseltilmesi veya yoksunluk belirtilerinden bahsederek başvurucunun merhametine başvurulması gibi davranışlar bu açıdan önem arz etmektedir.</p>

<p>61. Belirtilmelidir ki bu ölçütler uygulanırken kural olarak ispat külfeti kamu makamlarındadır. Suç isnadı altındaki kişinin iddialarının tamamen ihtimal dışı olmaması şartıyla <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığını kanıtlamak kamu makamlarına düşer. Diğer bir ifadeyle başvurucunun <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığına yönelik iddialarının ortaya çıkarılması için gerekli araştırmaların yapılıp yapılmadığı önemli olmakla birlikte <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>nın olmadığının ispatı soruşturma makamlarına yüklenecektir. <i>Kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i>, soruşturma yürüten kişilerin gizli soruşturma görevlerini yerine getirmeleri konusunda resmî olarak görevlendirilmeleri ve yapılan uygulamanın denetlenmesi yoluyla engellenebilir. Bu bağlamda soruşturma tedbirlerine izin verilmesi ve bunların uygun şekilde denetlenmesi için açık ve öngörülebilir bir usul mevcut olmalı ve bu usul yargısal bir denetime tabi tutulmalıdır.</p>

<p>62. Yapılan inceleme neticesinde kamu görevlilerinin başvurucunun faaliyetlerini esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturduğu ve onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli soruşturma yöntemleriyle elde edilen delillerin başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte maddi testin başvuruda yeterli bilginin mevcut olmaması, açıklama eksikliği veya tarafların olaylara ilişkin anlatımlarındaki çelişkiler nedeniyle sonuçsuz kalması ya da maddi test kapsamında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının gerekliliklerine aykırı olarak<i> kışkırtma</i>ya veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığının tespit edilmesi durumunda usul güvencelerine ilişkin testin uygulanması gerekecektir.</p>

<p><strong>iii. Usul Güvenceleri Testi</strong></p>

<p>63. Bu test kapsamında <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelerce gerekli adımların atılıp atılmadığı, kışkırtmanın tespit edildiği veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı durumlarda ise ceza davasında Anayasa'ya uygun çıkarımların yapılıp yapılmadığı değerlendirilmektedir. Buna göre bir <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i> iddiasının olduğu hâllerde hangi usulün izleneceği hususunda takdir mahkemelere ait olmakla birlikte buna ilişkin şikâyetin esaslı bir savunma teşkil ettiği ve mahkemeyi <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzakla</i> elde edilen delilleri dışlama yükümlülüğü altına soktuğu veya benzer sonuçlara yol açtığı durumlarda mahkemelerin söz konusu şikâyetleri Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekliliklerine uygun şekilde ele alıp almadığı Anayasa Mahkemesince denetlenecektir.</p>

<p>64. Belirtilmelidir ki suçla mücadeledeki kamu yararı dahi kolluk görevlilerinin kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı göstermeyeceği gibi bu husus başvurucuyu en başından itibaren adil bir yargılamadan kesin olarak mahrum bırakma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Dolayısıyla yargılamanın Anayasa'nın 36. maddesi anlamında adil olması için <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> sonucu elde edilen tüm deliller hariç tutulmalı veya benzer sonuçları doğuran bir usul uygulanmalıdır. Bu noktada yargılamada silahların eşitliği veya savunma hakları gibi genel güvencelerin sanık lehine gözetilmesi tek başına yeterli değildir. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz.</p>

<p><strong>iv. Sonuç ve Değerlendirme </strong></p>

<p>65. Somut olayda fuhşa aracılık etme suçunun sübutu yönünden kolluk görevlilerince ulaşılan bilgi ve beyanlar <i>önemli ağırlıkta</i> delil olarak kullanılmıştır (bkz. §§ 15, 18). Başvurucunun hem hükmün açıklanması sürecinde hem de istinaf aşamasında açıkça <i>kışkırtma</i> ve<i> tuzak kurma</i> şikâyetinde bulunduğu görülmüştür (bkz. § 19). Başvurucu, bu şikâyetini başvuru formunda da açık olarak dile getirmiştir (bkz. § 45). Başvuru formu ve ekli belgelerden başvurucunun <i>kışkırtma ve tuzak kurma</i> şikâyetini soyut ve genel ifadelerle değil belirli seviyede <i>somutlaştırarak</i> dile getirdiği anlaşıldığından ilk olarak maddi test yönünden inceleme yapılmalıdır.</p>

<p>66. Bu bağlamda somut olayda <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunun için kolluk görevlilerinin kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlayıp sınırlamadıkları, suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde başvurucu üzerinde bir etki uygulayıp uygulamadıkları belirlenmelidir.</p>

<p>67. Başvurucu, birlikte yargılandığı K.A.D.nin <i>suç ortağı</i> konumundadır. Başvurucunun kendisi kolluk görevlileriyle ilk defa muhatap olan kişi değilse de fuhuş için kadınların buluşma yerine gönderilmesiyle suça konu eyleme dâhil olmuştur. Başvurucu, fuhşa aracılık etme suçu yönünden kolluk görevlilerine kadın bulmuştur. Somut olayda kolluk görevlileri suçun işlenmesi sürecinde yalnızca <i>edilgen</i> bir biçimde suç teşkil eden eylemi soruşturmakla sınırlı kalmamış; bunun aksine suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynamıştır. Diğer bir ifadeyle kolluk görevlileri başvurucuyla buluştuktan sonra başvurucunun fuhşa aracılık etme faaliyetini gerçekleştirmesi amacıyla kadın bulmasına yönelik konuşmalar yapmak ve para vermek suretiyle suçu esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturmakla yetinmeyip suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde davranmıştır. Dahası başvurucunun iki kadın bulmasından sonra kolluk görevlilerinin aktif tutum sergileyerek başvurucudan dört kadın daha istemeleri soruşturmadaki rollerinin <i>pasif</i> olmadığını ortaya koyma dışında mağdur sayısının artmasına bağlı olarak başvurucuya verilen ceza miktarının da artmasına yol açmıştır.</p>

<p>68. Somut olayda kolluk görevlilerini suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynadıklarının tespit edilmesi nedeniyle usul güvenceleri testine geçilmelidir. Başvurucu, yargılama sırasında aşamalarda istikrarlı şekilde usule aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınamayacağını öne sürmüştür.</p>

<p>69. Kolluk görevlileri soruşturma işlemini talimat olmaksızın kendiliğinden yürütmüştür. Soruşturmayı yürüten kolluk görevlilerinin statüsü yargı mercilerince tespit edilmemiştir. Diğer bir ifadeye bu görevlilerin gizli soruşturma yapan kolluk görevlisi veya gizli soruşturmacı olup olmadığına yönelik belirleme yapılmamıştır. Anılan kişilerin gizli soruşturmacı olarak kabulü durumunda 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirmesine ancak hâkim tarafından karar verilebilecektir. Somut olayda ise bir hâkim kararı bulunmamaktadır (bkz. § 23). Anayasa Mahkemesinin de daha önce ifade ettiği üzere işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı hâllerde belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar</i> <i>(2)</i>, § 41).</p>

<p>70. Başvurucu, ayrıca bu hususu istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde de açık bir biçimde dile getirmiş ancak İstinaf Dairesi de müdahalenin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun olup olmadığını, bu kişilerin ajan provokatör gibi davranıp davranmadığını tartışmadan istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Diğer bir ifadeyle yargı mercileri elde edilen delillerin hukuka aykırılığı noktasında 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu durumda suçların soruşturulması ve ortaya çıkarılması görevinin kamu yararı bakımından önemi ve güçlükleri kabul edilmekle birlikte hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlandığında somut olayın koşulları altında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun yargılamadan yoksun bırakıldığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>71. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı bağlamında <i>hakkaniyete uygun yargılanma</i> <i>hakkının</i> ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>72. Başvurucu; ayrıca eksik araştırma ve inceleme sonucunda gerekçesiz karar verildiğini, kolluk görevlilerinin tamamının dinlenmediğini, tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında bir kısım güvencelerin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre ileri sürdüğü diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına bu aşamada gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>73. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>74. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>75. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>76. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Adil yargılanma hakkının diğer bir kısım güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/470, K.2019/494) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından yapılan değerlendirmede, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk gerekçesinde kolluk görevlilerinin başvurucuya yönelik kışkırtma ve tuzak kurmak suretiyle elde ettikleri delillerin mahkemece verilen mahkumiyet kararında belirleyici delil kabul edildiği, Cumhuriyet Savcılığının söz konusu delillerin bu mahiyette olmadığını ispat edemediği, Savcılığın talebi olmaksızın gizli soruşturmacı koşulları bulunmayan ve kışkırtıcı ajan rolüyle elde edilerek hükme esas alınan delillerdeki hukukla aykırılığın yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>Kolluk fezlekesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin yapılan çalışmalarda K. isimli şahsın 0532 ... . 02 nolu cep telefonu ile fuhuşsa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranmış olduğu, kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda K. isimli kişinin telefonu açtığı ve kendisiyle iki kadınla ilgili olarak belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlandığı, ancak K.’nın şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceği ve söz konusu kadınları başvurucunun temin edeceğini ifade ettiği, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce anlaşılan iki kadının otel önüne gönderildiği, aynı fezlekede ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.’nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerince K. isimli şahsın arandığı ve başvurucunun konuşulan kadınları gönderdiği, başka kadınlar da temin edip edemeyeceğinin sorulduğunda anlan otele dört kadının daha gönderileceği belirtildiği, önce Y.Ö. ve F.S. isimli kadınların sonra da başvurucu, A.A. ve N.Ş. isimli kadınların otele geldiği, bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlilerinin kimliklerini gösterdiği, daha önce verilen ücreti geri aldıkları ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri için Ahlak Büro Amirliğine hep birlikte gittikleri, daha sonra Cumhuriyet savcısı arandığı ve talimatları alındığı belirtilmiştir.</p>

<p>Cumhuriyet savcısı tarafından, adı geçen kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhuşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi alındıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat verilmiştir. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış, soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhuş için aracılık yapmak suçunu islediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. Yargılama sonucunda başvurucunun ve K.A.D.’nin fuhuşa aracılık etme suçunu işledikleri sabit görülerek 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezasına (mağdur sayısınca 6 kez) hükmedilmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucunun 5 yıllık denetim süresi içinde tekrar suç işlemesi nedeniyle dosya yeniden ele alınarak, mahkemece açıklaması geri bırakılan hükümler açıklanmış ve bu karar İstinaf Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Somut olayda, Ahlak büro amirliğinde görevli polislerin gizli soruşturmacı ya da kışkırtıcı ajan olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Polis 2559 sayılı Kanun çerçevesinde yetkilerini kullanmış olup, Kanun tarafından kendisine verilen görevleri ifa etmiştir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 2. maddesinde, polisin genel emniyetle ilgili görevlerinin iki kısım olduğu belirtilerek bu görevlerin, A) Kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak, B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak olduğu düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 13. maddesinde polisin suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alacağı, uzaklaştıracağı ya da yakalayacağı ve gerekli kanuni işlemleri yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yine 2559 sayılı Kanun’un ek 6. maddesinde polisin, söz konusu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getireceği, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getireceği, bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polisin, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildireceği ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca, somut olayda suç şüphesinin varlığı üzerine polis tarafından harekete geçilmiş olup, K. isimli şahsın telefonu bu nedenle aranmıştır. Kaldı ki, K. isimli şahsın şehir dışında bulunduğunu beyan ettiği ve başvurucunun kendileri ile irtibata geçeceğini söylediği konusunda tartışma da mevcut değildir. Başvurucunun iradesinin hata ya da tehdit ile sakatlandığı, K. isimli şahsın ya da polisin kendisini tehdit ettiği konusunda bir delili de mevcut değildir. Suçun maddî unsurunu kanıtlama yükümlülüğünün Savcılıkta olduğu ileri sürülebilirse de manevî unsur olan kastın bulunmadığını, yani söz konusu fiilin hata, hile, tehdit gibi sebeplerle işlediğini kanıtlama yükümlülüğü suçlanan kişiye (şüpheli veya sanık) aittir. Başvurucu, polis tarafından telefonla aranan (K)’nın yönlendirdiği kişi olup, daha sonra bizatihi (K)’nın yönlendirmesi ile başvurucunun kendisi de otele gelmiştir. Başvurucu, suç işleme iradesinin polis tarafından oluşturulduğunu ya da serbestçe karar alma iradesinin ortadan kaldırdığını ispatlayamadığı gibi, kararda yer verildiği üzere polis tarafından kendisi ile doğrudan iletişim kurulmadığından başvurucunun iradesinin zaten sakatlanmadığı da açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi <strong>(</strong><strong><i>Eurofinacom/Fransa, B. No: 58753/00, 7/9/2004</i></strong><strong>)</strong> kararında, Fransız kolluk görevlileri tarafından fuhşa aracılık ve ahlaksız kazanç suçlarının tespiti amacıyla bir veri iletişim sistemine müşteri gibi girilmesinin başvurucuyu kışkırtma (tuzağa düşürme) amacı taşımadığına karar vermiştir. Söz konusu olayda başvuru sahibi şirket, France Telecom ile yapılan bir anlaşma kapsamında, özel bir terminal aracılığıyla erişilebilen bir veri iletişim hizmeti sunmakta olup, hizmete “36-15 ALINE” kodu girilerek erişilebilmektedir. Çevrimiçi kullanıcıların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan bir mesajlaşma ve posta kutusu sistemi söz konusudur ve kullanıcılar bir takma ad (“sahte isim” olarak anılır) seçebilmekte ve ayrıca başkalarının incelemesi için kendileri hakkında kısa bir açıklama (“CV”) sağlayabilmektedir. Savcılık, hizmetin fahişeler tarafından potansiyel müşterilerle iletişime geçmek için kullanıldığından şüphelenerek ön soruşturma başlatmış ve polis, 30 Aralık 1996'da yaptığı açıklamada, soruşturmaları sırasında memurların "AAA" takma adını kullanarak 36-15 ALINE'a eriştiğini bildirmiştir. Başvurucu AİHM’e başvurusunda şirket kışkırtma sonucunda elde edilen deliller çerçevesinde ceza verildiğini ileri sürmüş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, Paris Ceza Mahkemesi'nin 9 Ekim 1997 tarihli ve Paris İstinaf Mahkemesi'nin 24 Eylül 1998 tarihli kararları, başvuran şirketin mahkumiyetinin, soruşturma sırasında bulunan bazı özgeçmişlerin içeriğine ve 36-15 ALINE'ı kullanan fahişelerin ifadelerine dayandığını, 30 Aralık 1996'da soruşturma görevlilerinin bilgi taleplerine verilen çevrimiçi yanıtlara dayanmadığını, dolayısıyla, her halükarda mahkemelerin kararlarının, başvuran şirketin kışkırtma olarak nitelendirdiği operasyon yoluyla elde edilen kanıtlara dayandığının söylenemeyeceği, soruşturma görevlilerinin 30 Aralık 1996 tarihinde 36-15 ALINE'da kendilerine şahsen yapılan fuhuşla ilgili hizmet tekliflerini kışkırttıkları doğru olsa da, başvuran şirketin mahkum edildiği ahlaksız kazançtan geçinme suçunun işlenmesine gerçek anlamda teşvik etmedikleri, bu suçun, fuhuş yapanlar tarafından değil, başvuran şirket tarafından zorunlu olarak işlenen sürekli bir suç olduğunu belirterek, bu nedenlerle başvuran şirketin, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlalinden şikayet edemeyeceği ve başvurunun bu kısmının açıkça temelsiz olduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Başvuruya konu somut olayımızda, yerel mahkeme kararının gerekçesinde polis tarafından telefonla arama olgusuna değinilmekle ve delil olarak yer verilmekle birlikte, mağdur ifadelerine ve yeminle dinlenen tutanak tanıklarının beyanları da delil olarak kabul edildiği ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün tanık beyanlarına göre kurulduğu anlaşılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yukarıda özetle yer verilen kararında belirtildiği üzere, başvurucunun mahkûm olduğu suç, fuhuş yapanlar tarafından değil, fuhuşa aracılık yapanlar tarafından işlenebilen seçimlik hareketli bir suçtur. Bu nedenlerle başvurucunun, kışkırtma ya da gizli soruşturmacı yoluyla delil elde edildiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasal hükümler çerçevesinde dinlenilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki, Mahkememiz çoğunluğunun görüşü kabul edilirse, polisin suçun ortaya çıkarılması için, suç işleyen şahsa telefon edemeyeceği, mesaj gönderemeyeceği vb. yollarla iletişim kuramayacağı aksi halde gizli ajan ve kışkırtma sonucunda suçun işlenmiş sayılacağı ve sanığın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır ki, bu durumda 2559 sayılı Kanun’un polise verdiği suçun önlenmesi, suçun tespiti, suç delillerin toplanması ve suçluların yakalanması gibi görevlerin yerine getirilmesi de mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Yerel mahkemenin başvurucu hakkında verdiği karar gerekçeli olup, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.</p>

<p>Belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="97812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/2/2026 tarihli ve 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong> <strong>İ.</strong> <strong>Ö. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/48161)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Abdurrahman Remzi AKPINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Filinta Rozerin TELLİOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, HPV aşı bedelinin ödenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan alacak davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 9/8/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlaması için 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz human papilloma virüs (HPV) aşısı olmuş ve bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu, söz konusu aşı bedelinin tarafına iade edilmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezine (Kurum) başvurmuştur. Başvurucunun talebi Kurum tarafından 12/3/2024 tarihinde reddedilmiştir. Ret yazısında, 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde (Tebliğ) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçların Kurumun resmî internet sitesinde yayımlandığına ve bu listede yer almayan ilaçların bedelinin hiçbir koşulda Kurumca ödenmeyeceğinin ifade edildiğine vurgu yapılarak anılan aşının 2013 yılı<i> "Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde tanımlı olmaması nedeniyle geri ödemesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, Kurumun ret kararı üzerine aşı bedelinin iadesi istemiyle iş mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; her yıl yaklaşık 300.000 kadının ölümüne yol açan rahim ağzı kanserinin sebebinin %99 oranında HPV olduğunu, HPV'nin ileride rahim ağzı kanserine yol açmasını önlemek için bireylerin erken yaştan itibaren bu aşıları yaptırmasının önerildiğini ifade etmiştir. Ayrıca rahim ağzı kanseri için bilinen ve uygulanan başka bir tedavi türü olmadığını, bu hastalığa karşı koruyuculuğu %100'e varan ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan aşıyı bu sebeple yaptırdığını belirtmiştir. Son olarak HPV aşılarının kanser riskini azalttığı hususunun uzmanlarca ortaya konulmasına rağmen Türkiye ulusal aşı takviminde yer almadığını, bu sebeple yaptırdığı aşıların bedelinin tarafına ödenmemesinin Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkına müdahale oluşturduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>9. İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/4/2024 tarihinde düzenlediği tensip tutanağı ile davanın basit yargılama usulü ile görülmesine karar vermiştir. Mahkeme, diğer hususların yanında ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna müzekkere yazılarak başvurucunun hizmet cetveli, sigortalılık dosyası ile anılan ilacın/aşının uygulanmasına ilişkin tüm tıbbi evrak ve raporları istemiştir. Mahkeme son olarak Türk Eczacıları Birliğine (TEB) başvurucunun yaptırdığı <i>Gardasil</i> isimli aşının muadilinin bulunup bulunmadığını ve aşının rayiç bedelini sormuştur.</p>

<p>10. Mahkeme 10/7/2024 tarihinde davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, aşının hayati önemi haiz olmadığını ve koruma amaçlı uygulandığını ifade etmiştir. Ayrıca geri ödemesi talep edilen ilaçların/aşıların talep edenin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlike taşıması, hastalığın tedavisinde önem ve aciliyet arz etmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Son olarak talep edilen aşının anılan aciliyet ve aktüel niteliği taşımadığını, muhtemel bir tehlikeye dair koruyucu önlem vasfını haiz olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>11. Başvurucu nihai kararı 29/7/2024 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun <i>"Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi" </i>başlıklı 63. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır: </i></p>

<p><i>a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>f) Yukarıdaki bentler gereğince sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Değişik fıkra: 6/2/2014-6518/81 md.) Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>13. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri"</i> başlıklı 64. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>d) (Ek: 17/1/2012-6270/7 md.) 63 üncü maddeye göre yöntem, tür, miktar ve kullanım sürelerinin belirlenmesi sonucunda Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı dışında bırakılan sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." </i></p>

<p>14. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerinin belirlenmesi" </i>başlıklı 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/44 md.) 65 inci madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63 üncü madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkilidir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>15. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesi"</i> başlıklı 73. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>"Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, fatura denetimi konusunda kriterler koymaya, alternatif geri ödeme modelleri oluşturmaya ve bu konularda tespitler ve denetimler yapmaya ve/veya yaptırmaya, buna bağlı olarak hizmet alımı yapmaya yetkilidir. </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, gerçek veya tüzel kişilerden; ödeme kapsamındaki sağlık hizmetleri ve/veya ürün listelerine girmek için yapılan başvurulardan asgari ücretin yirmi katını geçmemek üzere başvuru ücreti, ilaç hariç olmak üzere diğer tıbbi malzeme ve ürünlerden listelerde kalmak için asgari ücretin üç katını geçmemek üzere yıllık aidat, fiyat düşüş talepleri hariç olmak üzere listelerdeki değişiklik taleplerinden her bir işlem için asgari ücret tutarını geçmemek üzere işlem ücreti, kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşları ile yapılan protokollere dayalı sözleşmeler hariç olmak üzere sözleşme imzalamak için asgari ücretin on katını geçmemek üzere sözleşme ücreti alabilir, bu ücretleri imal ve ithal ürün gruplarına göre farklılaştırabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>...</i><i>" </i></p>

<p>16. Tebliğ'in <i>"Bedeli ödenecek ilaçlar (EK-4/A)"</i> başlıklı 4.1.9 maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçlar Kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan “Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi” nde (EK-4/A) belirtilmiştir. Bu listede ticari isimleri ve barkod/karekod numaraları yer almayan ilaçların bedelleri hiç bir koşulda Kurumca ödenmez. Yurt dışından temin edilen ilaçlar için özel düzenlemeler saklıdır." </i></p>

<p><strong>B. İlgili Yargı Kararları </strong></p>

<p>17. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 25/10/2024 tarihli ve E.2024/1715, K.2024/2181 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Hastalıkların tedavisine yönelik ilaçlar, piyasa koşullarında üretilip, arz edilmektedir. İlgili devlet kurumlarının yetkili birimlerinin yaptığı incelemeler sonucu belirli süreçlere bağlı olarak bu ilaçların bazıları Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamına alınmaktadır. SUT'un her yıl güncellendiği hastalıkların teşhis ve tedavisine ilişkin birçok ilaç ve tıbbi cihazın SUT kapsamına alındığı ortadadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gelinen son aşamada ise, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi amacıyla, hekimlerce hasta için hayati önemi haiz olduğu rapor edilmek suretiyle, SUT kapsamında yer almayan tedavi yöntemlerinin uygulandığı, ilaçların reçete edildiği, kanun gereğince davalı kurum tarafından karşılanmayan bu ilaç ve tedavi giderlerinin dava yolu ile davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. Eldeki davada da davacı SUT kapsamında yer almaması nedeniyle bedelinin karşılanması yönündeki talebi kurum tarafından reddedilen aşı bedelini davalı kurumdan talep etmektedir. </i></p>

<p><i>Tekrar ifade etmek gerekir ise, somut uyuşmazlıkla ilgili göz önünde bulundurulması gereken pozitif hukuk düzenlemeleri 5510 Sayılı Kanunun 62, 63 ve 64. maddeleri ve bu maddelerin uygulanmasını gösterir yukarıda anılan ilgili yönetmeliklerdir. Söz konusu kanuni düzenlemelerin Anayasaya aykırılığı yönünde verilmiş bir Anayasa Mahkemesi Kararı da bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Bu halde, davalı kurumun söz konusu talebi karşılaması kanunen mümkün değildir. Yukarıda izahına çalışıldığı üzere, yargı kararlarında istisnai bir yol olarak yerini alan bu yöndeki davaların kabulü şeklindeki uygulamanın ise gelinen aşamada, istisna olmaktan çıktığı, hekimlerce hayati önemi haiz olduğu gerekçesi ile uygulanan her tedavinin SUT kapsamında yer alamamasına karşın davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Kanunun yukarıda anılan maddelerine rağmen SUT kapsamında yer almayan bir sağlık harcamasının kurumca karşılanması yönünde karar verilmesinin, istisnai durumlar dışında, kanuna aykırılık oluşturacağında duraksama bulunmamalıdır. </i></p>

<p><i>Yukarıdan beri anılan kanuni mevzuat ve yapılan açıklamalar göz önüne alındığında, hangi sağlık giderlerinin SUT kapsamına alınacağı yönündeki kararın Yasama ve Yürütmenin sosyal, ekonomik ve sağlık politikaları kapsamında vereceği bir karar olup, kural olarak yargı mercilerinin görev ve yetki alanı dışındadır. Zira Kanun Koyucu sigortalıların Anayasal sağlık ve yaşam haklarını teminat altına almak yönünde kanuni düzenlemeler yapmış, uygulamayı göstermek adına gerekli yönetmelikleri çıkarmıştır. </i></p>

<p><i>Bu gerekçelerle görülmekte olan davanın reddine karar verilecek yerde, farklı gerekçelerle kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir..." </i></p>

<p>18. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2023/1549, K.2024/2826 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Dosya kapsamından davacı kendisinin temin ettiği ve 3 doz şeklinde uygulanan GARDASİL isimli HPV aşısının kurum tarafından karşılanmasını talep ettiği, kurumun sut listesinde yer almadığı gerekçesi ile talebi reddettiği, yargılama sırasına alınan uzman bilirkişi heyet raporunda "...HPV Aşısı olunsa bile; Düzenli muayene ve kontroller, erken tanı ve tedavi için en etkili yoldur … HPV nin bulaşması ile kanserin ortaya çıkması arasında da 10-15 yıllık uzun bir süre olduğundan, bu süre içinde de düzenli muayene ve kontrollerin tarama testleri ile kanserin erken evrede rahatlıkla saptanabildiği ve erken evrede her an tedavi edilebileceği" nin belirtilmesine dayalı olarak davacının sağlığı açısından hayati öneme haiz olmadığı ve kullanılmasının zorunlu bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Somut olayda; uzman bilirkişi heyet raporuna dayalı mahkeme kararı yerinde olup, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine..." </i></p>

<p><strong>V. </strong><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>19. Anayasa Mahkemesinin 19/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>20. Başvurucu; rahim ağzı kanserine karşı koruyuculuğuyla bilinen ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için satın almak zorunda kaldığını, aşının ücretinin Sağlık Bakanlığınca karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğini ifade etmiştir. Ayrıca aşı ücretinin iadesine yönelik olarak açtığı davada bilirkişi incelemesinin yaptırılmadığını, TEB'e yazılan müzekkere sonucunun beklenmediğini, yargılamanın eksik yürütülerek aleyhine karar verildiğini, ilgisiz kararlar gerekçe gösterilerek davanın reddedildiğini ve farklı mahkemeler tarafından aynı konuda verilmiş kabul kararları olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini belirterek yaşam hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak kesin mahiyette verilen karara karşı kanun yoluna gidemediğini, aleyhine de yargılama giderlerinin hükmedildiğini ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>21. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile ilgili kurumlardan temin edilen bilgi ve belgelerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>22. Anayasa'nın <i>"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" </i>başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." </i></p>

<p>23. Anayasa'nın<i> "Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Devletin temel amaç ve görevleri, …kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; ...insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." </i></p>

<p>24. Anayasa'nın <i>"Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması"</i> başlıklı 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." </i></p>

<p>25. Anayasa'nın<i> "Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları" </i>başlıklı 65. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."</i></p>

<p>26. Başvurucunun iddialarının temelinde ilaca/aşıya erişimin zahmetsiz şekilde sağlanması konusunda devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği yer almaktadır. İlaca erişim imkânının sağlanması; kişilerin vücut ve ruh sağlığında meydana gelen rahatsızlıkların tedavi edilerek giderilmesi, dolayısıyla maddi ve manevi bütünlüklerinin korunması amacı doğrultusunda önemli bir gerekliliği ifade etmektedir. Dolayısıyla ilaca erişimin zorlaştırıldığı iddiasını içeren başvurunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p>28. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).</p>

<p>29. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (<i>Nail Artuç</i> [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).</p>

<p>30. Bu çerçevede devletin egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin Anayasa'nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (<i>Özkan Şen</i>, § 40; <i>Yasin Çıldır</i> [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 37).</p>

<p>31. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin <i>"herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini" </i>düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimleri ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanmak suretiyle onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (<i>İlker Başer ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44). Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da geniş anlamda tedavi hizmetlerinin bir parçası olarak nitelendirilmelidir (<i>Hidayet Seçkin</i> [1. B.], B. No: 2015/13918, 9/6/2020, § 44).</p>

<p>32. Sağlık ve sosyal güvenlik hakları Anayasa'nın 56. ve 60. maddelerinde güvence altına alınmış olmakla ve devletin söz konusu alanlarda görevleri bulunmakla birlikte Anayasa'nın 65. maddesinde de öngörüldüğü üzere devletin bu görevlerini, öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirmesi gerekmektedir.</p>

<p>33. Devletin vücut bütünlüğünü koruma konusundaki ödevi, sağlık hizmetlerinin mutlak anlamda ücretsiz olarak sağlanacağı şeklinde yorumlanamaz (<i>Salim Sayın</i> [1. B.], B. No: 2013/3382, 4/11/2015, § 41). Devletin bireylere sağlık hizmeti sunma konusundaki yükümlülüğü ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleriyle yakından ilgilidir. Bu nedenle devlet, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi noktasında, kaynakların tahsis edildiği alanlara ilişkin bazı sınırlamalar öngörebilir. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunma konusunda devletin pozitif yükümlülüğünün ekonomik sınırları belirlenirken devletin kamu kaynaklarını kullanma konusundaki takdir yetkisi ile tedavi ücretlerinin bireylere yüklediği ekonomik külfet arasında makul bir denge kurulmalıdır (<i>Salim Sayın</i>, § 40). Bu bakımdan devletin sağlık ve sosyal güvenlik haklarına dair ödevi, her durumda ilaç bedellerinin tamamının devlet tarafından karşılanacağı şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>34. İlacın temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunması olağandır. Ancak devlet bu takdir yetkisini kullanırken hastalara aşırı bir külfet yüklememeli ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırmamalıdır. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>Hidayet Seçkin</i>, § 45).</p>

<p>35. Ayrıca devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilebilmesi için yargı mercilerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde ve ilgili anayasal kurallar bağlamında hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (<i>Murat Atılgan</i> [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).</p>

<p>36. Eldeki olayda başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğunu belirterek 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz HPV aşısı olmuş; bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır. Bu durumda başvurucunun söz konusu aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Nitekim başvurucunun bunun aksine bir iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucunun yakındığı temel husus söz konusu aşının bedelinin tarafına iade edilmemesine, diğer bir ifadeyle tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişimi konusunda bir engel konulmasına ilişkindir.</p>

<p>37. Belirtildiği üzere devletin ilaçların hastalara dağıtılması usulüyle ilgili olarak düzenleme yapabileceği, bu hususta belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Başvuru konusu olayda, başvurucunun geri ödemesini talep ettiği aşının Tebliğ'de gösterilen <i>"Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde yer almaması nedeniyle Kurum tarafından reddedildiği görülmüştür.</p>

<p>38. Bununla birlikte başvurucu, Mahkeme önünde aşının koruma amacıyla uygulandığını ifade etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda ise Mahkemenin başvurucunun bedelini talep ettiği aşının hayati önemi haiz olmadığına ve koruma amaçlı uygulandığına vurgu yaptığı anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme, başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlikenin bulunmadığı ve aşının muhtemel bir tehlikeye karşı koruyucu önlem vasfını haiz olduğu kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir. Kamusal makamlar HPV aşılarını talep edilmeye ve istendiğinde uygulanmaya hazır hâle getirmiş ancak bu aşıları tamamen ücretsiz olarak sunmadığından başvurucu belirli bir bedel karşılığında söz konusu aşılara erişebilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun bireysel menfaati ile amaçlanan kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulmadığının söylenemeyeceği ve kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken -somut olayın koşullarında- üstlenmesi gereken pozitif yükümlülüklerinin gerisinde kalmadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>39. Ayrıca bu hususta yargılama mercilerince yapılan değerlendirmelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerinin yerine getirildiği dikkate alındığında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu etkisi bilimsel olarak kabul edilen HPV aşısının bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaması nedeniyle açılan alacak davasının reddi üzerine, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için kendisi satın almak zorunda kaldığını, aşının Sağlık Bakanlığınca ücretinin karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğinden şikayet etmektedir. Uyuşmazlık, özünde koruyucu bir sağlık hizmetinin kamu finansmanı kapsamı dışında bırakılmasının anayasal sınırlarının belirlenmesi sorununu gündeme getirmektedir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme yalnızca devletin bireyin yaşamına ve fiziksel bütünlüğüne yönelik doğrudan müdahalelerden kaçınmasını değil, aynı zamanda yaşamı koruyucu ve geliştirmeye elverişli tedbirler almasını da gerektirir. Anayasal güvence, negatif yükümlülüklerle sınırlı olmayıp, özellikle sağlık alanında etkili bir koruma sistemi kurma yönünde pozitif yükümlülükler doğurmaktadır. Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da bu kapsam dahilindedir.</p>

<p>3. Koruyucu sağlık hizmetleri, özellikle ciddi ve ölümcül hastalıkların önlenmesine yönelik aşılar, 17. maddede güvence altına alınan yaşam hakkının somut tezahürlerinden biridir. Bu bağlamda devletin takdir hakkı bulunsa da, bu mutlak değildir ve devletin pozitif yükümlülükleri, özellikle önlenebilir ve bilimsel olarak kontrol altına alınabilir hastalıklara karşı koruyucu sağlık politikaları geliştirmesini içerir.</p>

<p>4. Bilimsel etkinliği ve koruyuculuğu ortaya konmuş, hakkında geniş bir bilimsel uzlaşma bulunan önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin ekonomik gerekçelerle fiilen güçleştirilmesi veya bazı kesimler bakımından imkânsız hâle gelmesi, devletin bu alandaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmayabilir. Zira bu tür hizmetlerin erişilebilirliği, yalnızca bir sağlık politikası tercihi değil, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkının etkili biçimde güvence altına alınmasının ayrılmaz bir unsurudur. Bu nedenle ekonomik engellerin, koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmayı fiilen ortadan kaldıracak düzeye ulaşması, anayasal pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm, sağlık hizmetlerinin salt tedavi edici boyutuna indirgenemeyeceğini, koruyucu ve önleyici sağlık politikalarının da anayasal yükümlülük kapsamında bulunduğunu göstermektedir. Zira modern sağlık anlayışında koruyucu hizmetler, yaşam hakkının ve fiziksel bütünlüğün korunmasının en etkili araçları arasında yer almaktadır. Devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde ekonomik engelleri azaltacak, dezavantajlı grupların hizmete fiilen ulaşmasını sağlayacak tedbirleri almakla mükelleftir. Aksi takdirde, sağlık hakkı normatif düzeyde tanınmış olmakla birlikte fiilen kullanılamayan bir hak hâline gelir.</p>

<p>6. Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devletinin temel niteliklerinden birisi de sosyal devlet ilkesidir. Bu maddede ifadesini bulan sosyal hukuk devleti ilkesi, yalnızca bir kamu politikası tercihi ya da idarenin takdir alanına bırakılmış bir yönelim olmayıp, anayasal kimliğimizin kurucu unsurlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Sosyal devlet, yalnızca hukuka bağlılık ve temel haklara saygı ile sınırlı bir devlet anlayışını değil, maddi eşitliği gözeten, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi hedefleyen ve bireylerin insan haysiyetine yaraşır bir yaşam sürmelerini güvence altına alan normatif bir yapıyı ifade eder. Sosyal hukuk devleti ilkesi, devlete sosyal riskleri azaltma ve temel hizmetlere erişimde ortaya çıkan yapısal engelleri giderme yönünde aktif yükümlülükler yükler. Bu çerçevede devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetleri alanında yalnızca düzenleyici bir konumda kalmamalı, bu hizmetlerin etkili ve erişilebilir biçimde sunulmasını sağlamakla da sorumlu tutulmalıdır.</p>

<p>8. Anayasa’nın 5. maddesi de devlete, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama ödevi yüklemektedir. Bu hüküm, sosyal devlet ilkesinin somutlaşmış hâlidir ve özellikle sağlık hakkı bakımından yönlendirici bir işlev görür.</p>

<p>9. Anayasa’da sosyal bir hak olarak düzenlenen sağlık hakkı, toplumun ve bireylerin sağlık yönünden güvenliğinin sağlanmasını ifade eder. Bu niteliğinden ötürü sağlık hakkı, günümüzde sosyal devlet ilkesinin bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Sosyal devlet bütün vatandaşlarını hastalık dahil çeşitli risklere karşı korumak ve bu amaç için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.</p>

<p>10. Kuşkusuz Anayasa’nın 65. maddesi, sosyal ve ekonomik hakların yerine getirilmesini mali kaynakların yeterliliği ve önceliklerin gözetilmesi şartına bağlamaktadır. Bu düzenleme, sosyal hakların mutlak ve sınırsız bir edim talebi doğurmadığını ortaya koymaktadır. Ancak söz konusu hüküm, sosyal hakları tamamen programatik ve bağlayıcılıktan yoksun normlar hâline getirmez. Sosyal devlet ilkesi ve temel hakların korunmasına ilişkin genel hükümlerle birlikte yorumlandığında, 65. madde sosyal hakların tamamen ertelenmesine değil; imkânlar ölçüsünde, kademeli fakat gerçek ve etkili biçimde gerçekleştirilmesine anayasal dayanak oluşturmaktadır.</p>

<p>11. Somut olayda derece mahkemesi, HPV aşısının koruyucu nitelikte olduğu ve başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve “aktüel bir tehlikenin” bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Mahkeme, aşının koruma amaçlı uygulanmasını öne çıkartmıştır. Ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin amacı, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin bertaraf edilmesidir. Bu nedenle “aktüel tehlike” ölçütü, önleyici müdahaleler bakımından dar ve yetersiz bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır. Koruyucu bir aşının anayasal koruma alanı dışında bırakılması, 17. ve 56. maddelerle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>12. HPV aşısı, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı koruyuculuğu bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş bir halk sağlığı aracıdır. Uluslararası sağlık otoritelerince yaygın biçimde önerilmekte ve birçok ülkede ulusal bağışıklama programlarına dahil edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre HPV aşısı, 2024 yılında 147 ülkede ulusal bağışıklama programları ve hizmetleri kapsamında ulusal aşı takviminde yer almaktadır.1 Aşının DSÖ “Temel İlaçlar Listesi”ne alınması da aşının bir</p>

<p>tercih değil halk sağlığı yönünden vazgeçilemez olduğunun bir delili olarak görülebilir.2 Bu yönüyle söz konusu aşı, bireysel tercihe bırakılabilecek sıradan bir tıbbi müdahale olarak değerlendirilemez, çünkü yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı sistematik bir koruma aracı olduğu tıbben kabul edilmektedir.</p>

<p>13. Belli kanser türlerini önlediği bilimsel verilerle ortaya konulmuş bir aşının, ekonomik imkânsızlık nedeniyle belirli bireyler bakımından fiilen erişilemez durumda olması, salt bir kamu politikası tercihine indirgenmemelidir. Eğer ekonomik engeller, bireyin koruyucu sağlık hizmetinden yararlanmasını fiilen imkânsız kılıyor ve devlet bu engeli makul ve ölçülü tedbirlerle gidermiyorsa, bu durum bireyin fiziksel bütünlüğünü koruma hakkına yönelik dolaylı bir müdahale teşkil edebilir.</p>

<p>14. İlacın/aşının temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunmakla birlikte bu yetkinin kişilere aşırı bir külfet yüklememesi ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırılmaması gerekmektedir. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır. Başvurucunun ilgili aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Burada sorun tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişim hususundan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>15. Ancak finansmanının tamamen bireye bırakılması, özellikle aşının yüksek maliyeti dikkate alındığında, kamusal finansman olmaksızın bu aşıya erişim yalnızca belirli ekonomik imkâna sahip kesimlerle sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla aşıya fiilî erişim ödeme gücüyle sınırlı hâle getirmektedir. Böyle bir durumda sağlık hakkı, teorik olarak tanınmış fakat pratikte ekonomik kapasiteye bağlı kılınmış olur. Bu durum, sağlık hakkının fiilî kullanımını ödeme gücüne bağlamakta ve Anayasa m. 56’nın öngördüğü “herkes” ibaresini daraltmaktadır ve sosyal devlet ilkesinin özüne de uygun değildir.</p>

<p>16. Çoğunluk görüşü, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda idarenin takdir yetkisine vurgu yaparak bireysel menfaat ile kamu yararı arasında makul bir denge kurulduğunu savunmaktadır. Oysa ölçülülük ilkesi gereğince kurulması gereken denge, hakkın özünü zedelememelidir. Koruyucu ve maliyet-etkin bir sağlık hizmetinin sistematik biçimde kamu finansmanı dışında bırakılması, özellikle dar gelirli bireyler bakımından aşırı bir külfet doğurmakta ve sosyal riskin kolektif paylaşımını zayıflatmaktadır (Çoğunluk görüşü 33).</p>

<p>17. Mahkememize göre “sağlık hakkı, insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi bakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için Devletin sağladığı her türlü imkândan yararlanma hakkıdır” (AYM, E. 2012/103, K.2013/105, 3.10.2013).</p>

<p>18. Mahkememiz başla bir kararında da kişilerin maddi ve manevi varlıklarını geliştirebilmelerinin mutlu ve huzurlu olabilmelerinin başlıca şartının, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp bu hizmetlerden yararlanabilmeleri olduğunu dikkati çekerek,</p>

<p>“devlet için bir görev ve kişiler için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesine bu haktan yararlanmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’ya aykırı düşer” sonucuna ulaşmıştır (AYM, E. 2010/29, K. 2010/90, 16.07.2010). Anılan kararda Mahkememiz sağlık hizmetlerinin “…doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklı” olduğunu ve bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığının, “…mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahip” olduğunun altını çizmiştir.</p>

<p>19. Derece mahkemeleri de konuyla ilgili önlerine gelen davalarda aşı bedelinin davacılara iadesi yönünde kararlar vermiştir. Örneğin Ankara 62. İş Mahkemesi 2022/241 Esas ve 2022/679 Karar sayılı dosyasında HPV aşısını kendi imkanlarıyla satın alıp yaptıran davacıya aşı bedelinin iade edilmesine karar vermiştir. Mahkeme verdiği kararda, HPV aşısının kamusal bir sağlık sorununun önlenmesinde kritik rol oynadığını vurgulamıştır.</p>

<p>20. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu da (TİHEK) bir kararında. HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması amacıyla yürütülen çalışmaların hızlandırılması ve aşının ücretsiz sunulması hususunda Sağlık Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar vermiştir (TİHEK, B. No: 2022/1001, K. No: 2023/498, 21.08.2023).,</p>

<p>21. Devletin her durumda tüm ilaç ve aşı bedellerini karşılamak zorunda olduğu söylenemez. Ancak yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir bir hastalığa karşı etkili olduğu kabul edilen bir aşının, ekonomik gerekçelerle genel kamu finansmanı dışında bırakılması; özellikle maliyeti itibarıyla geniş kesimlerin erişimini güçleştiriyorsa, anayasal düzlemde sorgulanmalıdır. Mahkeme çoğunluğu, sağlık politikalarının belirlenmesinde idarenin geniş takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmiştir. Ne var ki, bu takdir yetkisi, bilimsel olarak zorunlu ve etkili olduğu ortaya konmuş bir koruyucu müdahalenin sistematik biçimde kamusal finansman dışında bırakılmasını haklı kılamaz. Netice itibarıyla, devletin kamu kaynaklarını kullanma takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisi temel hakların özünü zedeleyecek ölçüde geniş yorumlanamaz.</p>

<p>22. Sosyal hukuk devleti, yalnızca tedavi edici hizmetleri değil, uzun vadede daha az maliyetli ve daha etkili olan koruyucu sağlık politikalarını da kapsar. Nitekim DSÖ HPV aşısını maliyet-etkin bir halk sağlığı yatırımı olarak değerlendirmektedir Koruyucu hizmetlerin finansmanının bireye bırakılması, hastalık riskinin ekonomik kapasiteye göre dağıtılması sonucunu doğurur. Bu ise eşitlik, sosyal adalet ve insan haysiyeti ilkeleriyle bağdaşmaz. Sadece maddi imkanı olanların kanserden korunabildiği, dar gelirlilerin ise bu riskle baş başa bırakıldığı bir düzen, sosyal hukuk devleti ilkesini zedeler.</p>

<p>23. HPV aşısının yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı koruyucu olması, bilimsel etkinliğinin uluslararası düzeyde kabul görmesi, koruyucu sağlık hizmeti niteliği taşıması ve yüksek maliyeti nedeniyle ekonomik bakımdan dezavantajlı kesimler için fiilen erişilemez hâle gelmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, kamu finansmanının tamamen dışlanması bireye aşırı bir külfet yüklemekte ve ölçülülük ilkesinin gerektirdiği adil dengeyi bozmaktadır.</p>

<p>24. Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri, 2. maddede yer alan sosyal hukuk devleti ilkesi ve 5. maddede bulunan “refah, huzur ve mutluluk” amacı ışığında birlikte yorumlandığında; devletin, yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir hastalıklara karşı etkili koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi ekonomik engellerden arındırma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Devletin pozitif yükümlülükleri asgari bir içerik taşımak zorundadır. Koruyucu sağlık hizmetleri ve bunlara herkesin erişilebilirliği bu asgari çekirdek alanın merkezindedir.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri ışığında 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="33%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td width="34%">
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td width="33%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> https://www.who.int/en/news-room/fact-sheets/detail/immunization-coverage?utm, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p>

<p><sup>2</sup> https://list.essentialmeds.org/medicines/208?utm_source, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="84260"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63959"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80810"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38980"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65810"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35838"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47756"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="65564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="62017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="64852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="56661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="68696"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="99513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="63732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="98475"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="76686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="37761"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
