<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 08 Sep 2026 21:32:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İSTANBUL BAROSU Seçimlerinde Hangi Adayı Destekliyorsunuz?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ANKET: İSTANBUL BAROSU Seçimlerinde Hangi Adayı Destekliyorsunuz? - Lütfen İstanbul Barosu üyesi iseniz oy kullanınız - Alfabetik sıralama uygulanmıştır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026">&gt;&gt; Ankete katılmak için <span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h2>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><img alt="Hasan Kiliç-2" height="375" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/hasan-kilic-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="640" /></a></p>

<p style="text-align:center"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026">Av. Hasan KILIÇ</a></strong></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-144"><img alt="Av. Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/10/ibrahim-kaboglu.jpg" /></label></a></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-144">Av. Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-145"><img alt="Av. Prof. Dr. Korkut KANADOĞLU" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/korkut-kanadoglu-1.jpg" /></label></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-145">Av. Prof. Dr. Korkut KANADOĞLU</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-146"><img alt="Av. Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/umit-kocasakal-2.jpg" /></label></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-146">Av. Prof. Dr. Ümit KOCASAKAL</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><label for="survey-option-61-147"><img alt="Kararsızım" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/11/baro/ist-baa1.jpg" /></label></a></p>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><strong><label for="survey-option-61-147">Kararsızım</label></strong></a></p>

<p style="text-align:center"></p>

<h2 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/anket/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz-2026"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Ankete katılmak için TIKLAYINIZ</span></a></strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-secimlerinde-hangi-adayi-destekliyorsunuz</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/baro/ist-baro-a5-1.jpg" type="image/jpeg" length="94500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Fikir: Trafik Denetiminde Hukukçular Görev Alsın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bir-fikir-trafik-denetiminde-hukukcular-gorev-alsin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bir-fikir-trafik-denetiminde-hukukcular-gorev-alsin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ben bu yaz neredeydim? Şener Şen in Hababam sınıfında Badi Ekrem karakteri gibi giriş yaptım. :) Bu yaz bir süreliğine Bakü’deydim. Ve çok beğendim.</p>

<p>Bir şehri gezerken insanın dikkatini çeken çok fazla şey oluyor. Fakat benim dikkatimi en çok çeken şeylerden biri, ilk bakışta son derece basit görünen bir ayrıntıydı: <strong>Yere atılmış çöp neredeyse hiç görmedim. </strong>Hani “bal dök yala” derler ya. İşte o cinsten bir temizlik.</p>

<p>Hatta rehber şaka yollu <strong>“Siz gələcəysiz deyə axşama kadar yıkadık, süpürdük buraları.”</strong> diye latifeli bir anlatımla gururla bahsetti şehrin temizliğinden. Bir süre sonra bunun yalnızca temizlik meselesi olmadığını düşünmeye başladım.</p>

<p>Çünkü kamu düzeni yalnızca büyük olaylardan ibaret değil; insanların günlük hayatta birbirlerinin yaşam alanlarına ve ortak şehir düzenine gösterdiği özen de bunun bir parçasıdır.</p>

<p>Bakü’de gördüğüm bu tablo, ister istemez beni Türkiye’yi düşünmeye sevk etti. Açık söyleyeyim: <strong>Kıskandım. Gıpta ettim.</strong> Çünkü Ankara’nın, Adana’nın, Elazığ’ın, Rize’nin ve hele ki benim gözümde dünyanın en güzel şehri olan İstanbul’un bundan daha temiz, daha düzenli ve daha yaşanabilir olmayı hak ettiğini düşünüyorum.</p>

<p>Çünkü burası bizim memleketimiz. <strong>Bizim evimiz.</strong> İnsanın kendi evinin salonuna çöp atmayıp sokağına atması nasıl açıklanabilir?</p>

<p>İşte tam da bu noktada aklıma, yıllardır uygulanan fakat bana göre potansiyeli yeterince kullanılmayan <strong>fahri trafik müfettişliği sistemi</strong> geldi.</p>

<p>Ve şu soruyu sormaya başladım: <strong>Madem hukukçular hukuku biliyor, neden kamu düzeninin korunmasında onlara daha fazla görev vermeyelim?</strong></p>

<p>Türkiye’de trafik denetiminin yalnızca kolluk tarafından yapılmadığını biliyoruz. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında uygulanan fahri trafik müfettişliği sistemiyle, belirli şartları taşıyan vatandaşlara bazı trafik ihlallerini tespit ederek tutanak düzenleme imkânı tanınıyor.</p>

<p>Fahri trafik müfettişleri araç durduramıyor, sürücüyle muhatap olamıyor ve kolluk görevlisi gibi hareket edemiyor. Görevleri, mevzuatın izin verdiği kapsamda ihlali tespit etmek ve usulüne uygun şekilde bildirmekle sınırlı.</p>

<p>Bu sistemin temelinde önemli bir düşünce var: Devletin her yerde ve her anda bulunmasının mümkün olmadığı durumlarda, vatandaşların gözlem ve tespit gücünden kamu düzeninin korunması amacıyla yararlanmak.</p>

<p>Peki, bu model neden hukukçular bakımından özel bir statüyle geliştirilemesin? Mevcut sistem korunarak, özel eğitim ve sertifikasyondan geçirilen hukukçulara daha uzman bir görev alanı neden oluşturulmasın?</p>

<p>Burada önerdiğim şey avukatlara herhangi bir ayrıcalık tanınması değil.</p>

<p><u>Avukatların trafik polisi veya zabıta haline getirilmesini de önermiyorum.</u></p>

<p>Önerdiğim şey, <strong>hukuk eğitimi almış kişilerin belirli bir eğitim ve sertifikasyon sürecinden geçirilerek kamu düzeninin korunmasına ilişkin bazı alanlarda özel olarak görevlendirilebilmesi.</strong></p>

<p>Hukukçunun mesleki eğitimi, ihlalin tespiti ve hukuki niteliğinin doğru belirlenmesinde önemli bir fark yaratabilir. Bu nedenle, özel eğitim ve sertifikayla hukukçuların mevcut fahri trafik müfettişliği sistemi içerisinde görev alması düşünülebilir. Örneğin görev yapmak isteyen avukatlar;</p>

<p>trafik mevzuatı, idare hukuku, kabahatler kanunu, kişisel verilerin korunması, fotoğraf ve video ile ihlal tespiti, elektronik tutanak düzenleme, görev ve yetki sınırları konularında özel bir eğitimden geçirilebilir.</p>

<p>Eğitimin sonunda sınav yapılabilir ve başarılı olanlara belirli süreyle geçerli bir <strong>“Trafik Hukuku ve Kamu Düzeni Denetimi Sertifikası”</strong> verilebilir.</p>

<p>Bu sertifikaya sahip hukukçular, mevcut fahri trafik müfettişliği sisteminin içinde, daha nitelikli bir tespit ve raporlama faaliyeti yürütebilir.</p>

<p>Burada önemli olan nokta şudur:</p>

<p><strong>Bu kişilere doğrudan idari para cezası verme yetkisi verilmesi gerekmemektedir.</strong></p>

<p>Hukukçu tespit eder, belgeler ve bildirsin. Nihai değerlendirme ve yaptırım kararını yine devletin yetkili makamı tarafından verilsin.</p>

<p>Böylece kamu gücünün art niyetle kullanılması bakımından ortaya çıkabilecek sorunlar da önlenmiş olur.</p>

<p>Bugün herkesin cebinde bir fotoğraf makinesi var. Bir trafik ihlali saniyeler içerisinde görüntülenebiliyor.</p>

<p>Örneğin; seyir halinde cep telefonu kullanılması, emniyet şeridinin amacı dışında kullanılması, kırmızı ışık ihlali, engelli park alanının ihlali, araçtan yola çöp atılması gibi konular, uygun koşullarda görüntülenebilir.</p>

<p>Burada amaç, insanların birbirlerini sürekli gözetlediği bir topluluk oluşturmak değil. Hemen aklınıza George Orwell’ın 1984 romanı gelmesin. Kimsenin üzerinde sürekli gözetleniyormuş gibi bir kaygı ve tedirginlik oluşmasını da istemiyoruz. Mesele, denetimi hukuk içinde ve kötüye kullanılmayacak sınırlar içerisinde kurabilmek. Üstelik bugün araç kameralarının zorunlu hale getirilmesi dahi gündemde. <strong>Madem trafikte olup biteni kaydedeceğiz, neden bu kayıtları kurallara uymayanları tespit etmek için de kullanmayalım?</strong> Hukukçunun rolü ceza vermek değil, hukuka uygun tespit yapmak olmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukukçuya “ceza kesme” yetkisi vermek değil <strong>hukuka uygun tespit yapma ve bunu kamu makamına sunma görevi</strong> verilmelidir.</p>

<p>Bildirim ilgili kamu birimi tarafından incelenebilir. Yeterli şartlar oluşmuşsa idari yaptırım uygulanır. Böyle bir model, trafik denetiminin gücünü de artırabilir.</p>

<p><strong>Kamu düzeni yalnızca devletin değil, toplumun da meselesidir.</strong> Ancak bu sorumluluk devletten vatandaşa devredilmemeli; hukuk bilgisine sahip kişilerin, belirli sınırlar içerisinde bu düzene katkı vermesi sağlanmalıdır.</p>

<p>Hukukçular bunun için en uygun meslek gruplarından biridir. Çünkü hukukçu yalnızca ihlali gören değil, <strong>ihlalin hukuki niteliğini de değerlendirebilen kişidir.</strong></p>

<p>Bu nedenle mevcut fahri trafik müfettişliği sistemi geliştirilmeli, özel eğitimden geçirilmiş ve sertifikalandırılmış avukatların trafik denetimine daha etkin biçimde katılması tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>Fahri trafik müfettişliği.</strong></p>

<p>Bu sistemin hukukçuların mesleki bilgi ve yetkinliklerinden daha fazla yararlanacak şekilde yeniden tasarlanmalı.</p>

<p>Peki, yıllarca düzenli ve doğru şekilde bu görevi yapan hukukçuyu nasıl teşvik edeceğiz? Her ihlal başına ödeme yapmak, sistemi baştan yanlış bir noktaya götürür. Bunun yerine, belirli bir süre boyunca görevini başarıyla sürdüren hukukçulara <strong>emeklilik hakkı bakımından ilave bir avantaj</strong>, hatta belirli şartlarla bir veya iki yıl daha erken emeklilik imkânı sağlanması dahi tartışılabilir. Böylece hukukçu, ceza yazdığı için değil, <strong>yıllarca kamu düzenine katkı sunduğu için</strong> ödüllendirilmiş olur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK"><img alt="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ozgur-turan-ozturk.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK">Av. Özgür Turan ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bir-fikir-trafik-denetiminde-hukukcular-gorev-alsin-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/trafik-kadaj.jpg" type="image/jpeg" length="85692"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İHTİYARİ ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİNİN GEÇERSİZLİĞİ VE İPTALİ: YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA BİR İNCELEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-anlasma-belgesinin-gecersizligi-ve-iptali-yargitay-ictihatlari-isiginda-bir-inceleme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-anlasma-belgesinin-gecersizligi-ve-iptali-yargitay-ictihatlari-isiginda-bir-inceleme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arabuluculuk, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarını, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve tarafların iradelerine dayalı olarak çözmelerini amaçlayan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sonuçlanması hâlinde düzenlenen anlaşma belgesi ise yalnızca usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğuran bir belge olmayıp aynı zamanda maddi hukuk bakımından tarafları bağlayan bir sözleşme niteliğindedir. Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği, bir taraftan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda öngörülen arabuluculuk ilkeleri ve usul kurallarına, diğer taraftan Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmelerin geçerliliğine ilişkin hükümlerine tabidir.</p>

<p>Özellikle iş hukukunda, ihtiyari arabuluculuğun iş sözleşmesinin sona erdirilmesi ve işçilik alacaklarının ödenmesinin belgelendirilmesi amacıyla kullanılmaya başlanması, arabuluculuk anlaşma belgelerinin geçerliliği konusunda önemli uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/temel-amaci-mevcut-bir-uyusmazligin-muzakere-edilerek-cozulmesi-olan-arabuluculuk-bu-amac-disina-cikilarak-salt-iscinin-ileride-dava-acmasini-engellemek-amaciyla-kullanilabilecek-bir-yontem-degildir" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin son dönem kararları</a>nda; taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı, gerçek bir müzakere sürecinin yürütülüp yürütülmediği, işçinin sürece özgür iradesiyle katılıp katılmadığı, arabulucunun tarafsızlık ve bilgilendirme yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği gibi ölçütler ön plana çıkmaktadır.</p>

<p>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun kabul edilmesiyle birlikte arabuluculuk, Türk hukukunda giderek daha geniş bir uygulama alanına sahip olmuştur. İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun kabul edilmesi ise arabuluculuk kurumunun çalışma hayatındaki önemini daha da artırmıştır. Bununla birlikte arabuluculuğun yaygınlaşması, kurumun amacı dışında kullanılması ihtimalini de beraberinde getirmiştir.</p>

<p>Bu sorun özellikle iş sözleşmesinin sona ermesi sırasında gündeme gelmektedir. Uygulamada işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesinin hemen öncesinde veya hemen sonrasında ihtiyari arabuluculuğa yönlendirilmesi, işçilik alacaklarının arabuluculuk anlaşma belgesiyle ödenmesi ve işçiden işe iade dâhil olmak üzere geniş kapsamlı haklarından vazgeçtiğine ilişkin beyanlar alınması sıkça yargı kararlarına konu olmaktadır.</p>

<p><strong>Oysa arabuluculuk, işverenin zaten ödemekle yükümlü olduğu işçilik alacaklarının ödenmesini belgelendiren alternatif bir “ibraname mekanizması” değildir. </strong>Arabuluculuk kurumunun varlık sebebi, mevcut bir özel hukuk uyuşmazlığının taraflar arasında gerçekleştirilecek gerçek bir müzakere sonucunda çözümlenmesidir. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de son dönem kararlarında bu noktaya özel önem vermekte ve arabuluculuğun yalnızca şeklen gerçekleştirilmiş olmasını yeterli kabul etmemektedir.</p>

<p>Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinin altında tarafların ve arabulucunun imzalarının bulunması, tek başına belgenin 6325 sayılı Kanun anlamında geçerli bir arabuluculuk anlaşması olduğunu göstermemektedir. Geçerlilik değerlendirmesinde sürecin bütünü dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>II. Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>6325 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamını taraflar belirlemekte ve anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde belge taraflar ile arabulucu tarafından imzalanmaktadır. Kanunun 18/5. maddesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması durumunda üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Güncel Kanun metninde bu düzenleme 18. maddenin beşinci fıkrasında yer almaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesinin en önemli özelliği, çift yönlü bir hukuki niteliğe sahip olmasıdır. Belge bir taraftan 6325 sayılı Kanun’da düzenlenen arabuluculuk faaliyetinin sonucudur; diğer taraftan tarafların karşılıklı irade beyanlarından meydana gelen bir özel hukuk sözleşmesidir.</p>

<p>Nitekim öğretide ve Yargıtay uygulamasında arabuluculuk anlaşma belgesinin maddi hukuk bakımından bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle anlaşma belgesi yalnızca 6325 sayılı Kanun bakımından değil; ehliyet, emredici hükümlere aykırılık, irade bozuklukları ve aşırı yararlanma gibi genel sözleşme hukuku kuralları bakımından da geçerlilik denetimine tabidir.</p>

<p>Bu noktada iki aşamalı bir geçerlilik denetiminden söz etmek mümkündür. İlk olarak ortada 6325 sayılı Kanun anlamında gerçek ve usulüne uygun yürütülmüş bir arabuluculuk faaliyeti bulunmalıdır. İkinci olarak bu faaliyet sonunda ortaya çıkan anlaşma, borçlar hukuku bakımından geçerli bir sözleşmenin taşıması gereken koşulları taşımalıdır. Bu ayrım önemlidir. Zira her “arabuluculuk anlaşma belgesi” başlıklı evrak, hukuken geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi olmayabilir.</p>

<p><strong>III. Gerçek Bir Uyuşmazlığın Varlığı Geçerliliğin Ön Koşuludur</strong></p>

<p>Arabuluculuk kavramının merkezinde “uyuşmazlık” bulunmaktadır. 6325 sayılı Kanun’un amacı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesidir. Bu nedenle henüz tarafların karşı karşıya gelmediği, herhangi bir hakkın ileri sürülmediği veya ileri sürülen talebin karşı tarafça reddedilmediği bir durumda gerçek anlamda bir uyuşmazlığın varlığından söz edilemez.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu konuda oldukça belirgin bir içtihat geliştirmiştir. Daireye göre taraflar arasında uyuşmazlığın varlığından söz edilebilmesi için bir tarafın diğerine karşı alacak, tazminat veya işe iade gibi bir hak ileri sürmesi ve karşı tarafın bu talebi kabul etmemesi sonucunda tarafların anlaşamamış olmaları gerekir. Bu nedenle henüz bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan düzenlenen arabuluculuk belgesinin 6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi anlamında geçerli bir anlaşma belgesi sayılması mümkün değildir.</p>

<p>Özellikle iş hukukunda fesih işlemiyle aynı gün içerisinde ihtiyari arabuluculuğa başvurulması, arabulucunun görevlendirilmesi, tarafların işçilik alacaklarının tamamını müzakere ettiği ve aynı gün anlaşma sağladığının belirtilmesi Yargıtay tarafından ihtiyatla değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/temel-amaci-mevcut-bir-uyusmazligin-muzakere-edilerek-cozulmesi-olan-arabuluculuk-bu-amac-disina-cikilarak-salt-iscinin-ileride-dava-acmasini-engellemek-amaciyla-kullanilabilecek-bir-yontem-degildir" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli, 2024/13061 E., 2025/348 K. sayılı kararı</a></strong>nda; fesih işlemiyle aynı gün gerçekleştirilen arabuluculukta taraflar arasında önceden hangi uyuşmazlığın bulunduğunun ortaya konulmadığı, arabuluculuk yönteminin fesih işlemleri ve buna bağlı ödemelerin yapılması için kullanılamayacağı belirtilmiştir. Daire, arabuluculuğun özellikle işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılmasının kurumun amacıyla bağdaşmadığını kabul etmiştir.</p>

<p>Bu içtihat doğrultusunda söylenebilir ki arabuluculuğun geçerliliği bakımından kronoloji önem taşımaktadır. İş sözleşmesinin sona ermesi, işçinin bir talepte bulunması, işverenin bu talebi tamamen veya kısmen reddetmesi ve sonrasında arabuluculuk yoluna başvurulması şeklindeki doğal uyuşmazlık kronolojisi ile; işverenin iş sözleşmesini sona erdirirken önceden hazırladığı belgelerle birlikte çalışanı arabuluculuğa yönlendirmesi aynı hukuki nitelikte değildir.</p>

<p><strong>IV. Arabuluculuk, İbra veya Ödeme Belgesi Üretme Aracı Olarak Kullanılamaz</strong></p>

<p>İş hukukundaki en önemli tartışmalardan biri, arabuluculuk anlaşma belgesinin işçi alacaklarına ilişkin ibra hükümlerini bertaraf etmek amacıyla kullanılıp kullanılamayacağıdır.</p>

<p>Yargıtay’ın yaklaşımına göre usulüne uygun bir arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen geçerli anlaşma belgesine doğrudan TBK m.420’deki ibra koşullarının uygulanması mümkün değildir. Aksi hâlde arabuluculuk yoluyla iş uyuşmazlıklarının çözülmesi önemli ölçüde imkânsız hâle gelebilecektir.</p>

<p>Ancak bunun ön koşulu, gerçek ve usulüne uygun bir arabuluculuk faaliyetinin bulunmasıdır. Arabuluculuğun yalnızca işverenin mevcut borçlarını ödemesi ve bu ödemenin karşılığında işçinin haklarından vazgeçtiğine ilişkin güçlü bir belge elde etmesi amacıyla kullanıldığı tespit edildiğinde durum değişmektedir.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi açık biçimde, geçerli bir arabuluculuk faaliyetinin bulunmadığı hâllerde belgenin somut olayın özelliklerine göre TBK m.420’deki ibra koşulları veya ifaya ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilmesine engel bulunmadığını belirtmektedir. <strong>Bu yaklaşım, iş hukukunun emredici koruma hükümlerinin arabuluculuk görüntüsü altında etkisiz hâle getirilmesini önlemesi bakımından önemlidir.</strong></p>

<p><strong>V. İradi Olma ve Eşitlik İlkelerinin İhlali</strong></p>

<p>6325 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre taraflar ihtiyari arabuluculuk bakımından arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya süreçten vazgeçmek konusunda serbesttir. Aynı maddede tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Özellikle işçi–işveren ilişkilerinde taraflar arasındaki ekonomik ve organizasyonel güç farkı dikkate alındığında, şekli eşitlik tek başına yeterli değildir. İşçinin işverenin işyerine çağrılması, görüşmenin tamamen işveren tarafından organize edilmesi, arabulucunun işveren tarafından belirlenmesi, işçinin hukuki yardım almadan çok sayıda işveren temsilcisi karşısında bırakılması, belgelerin önceden hazırlanmış olması ve çalışana yalnızca imza aşamasında sunulması gibi olgular birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 01.07.2024 tarihli, 2024/7792 E., 2024/10322 K. sayılı kararına konu olayda işçilerin toplu hâlde işyerine çağrılması, önceden belirlenen ödemelerin kabul edilmesi karşılığında belgelerin imzalatılması ve arabulucunun telefonla yalnızca teklif edilen miktarın kabul edilip edilmediğini sorması yeterli görülmemiştir. Kararda gerçek anlamda müzakere aşamasının gerçekleşmediği ve arabuluculuğun temel ilkeleri olan iradilik ile eşitliğin sağlanmadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla iradilik yalnızca “belgede imzası var mı?” sorusuna indirgenemez. Asıl değerlendirilmesi gereken, tarafın arabuluculuk sürecine ve anlaşmanın içeriğine ilişkin kararını gerçek anlamda özgür şekilde oluşturup oluşturamadığıdır.</p>

<p><strong>VI. Gerçek Bir Müzakere Sürecinin Bulunması Zorunluluğu</strong></p>

<p>Arabuluculuk, belgelerin hazırlanıp taraflara imzalatılmasından ibaret bir şekil işlemi değildir. Kanundaki tanım gereğince arabuluculuk; tarafları görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla bir araya getiren, tarafların birbirlerini anlamalarını ve kendi çözümlerini üretmelerini sağlayan sistematik bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.</p>

<p>Bu nedenle anlaşma belgesinin geçerlilik denetiminde müzakerenin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekir. Tarafların taleplerini ortaya koymadığı, teklif ve karşı tekliflerin değerlendirilmediği, anlaşmanın sonuçlarının açıklanmadığı ve arabulucunun yalnızca hazırlanmış bir mutabakatı tasdik ettiği süreç, gerçek anlamda arabuluculuk olarak nitelendirilemez.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2025 tarihli, 2024/499 E., 2025/329 K. sayılı kararında da arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğunun yalnızca anlaşmanın imzalandığı anda değil, <strong>sürecin tamamında</strong> mevcut olması gerektiği vurgulanmıştır. Kurul, tarafların kendi aralarında oluşturdukları bir sözleşmenin sonradan arabulucuya imzalatılmasının tek başına bu belgeye arabuluculuk anlaşması niteliği kazandırmayacağını belirtmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, “şekli arabuluculuk” ile “gerçek arabuluculuk” arasındaki sınırı ortaya koyması bakımından önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VII. Arabulucunun Tarafsızlığı, Şahsen Görev Yapması ve Bilgilendirme Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Arabulucunun rolü anlaşmanın geçerliliği bakımından tali değil, merkezi niteliktedir. Arabulucunun tarafların anlaşmasını sadece kayıt altına alan bir kişi olarak görülmesi mümkün değildir. Arabulucu tarafsızlığını korumalı, süreci bizzat yürütmeli ve tarafların arabuluculuk sürecinin niteliğini ve hukuki sonuçlarını anlayabilecekleri bir süreç oluşturmalıdır.</p>

<p>Özellikle arabulucunun işverenle geçmiş veya mevcut bir vekâlet ilişkisinin bulunması, taraflardan biriyle ekonomik ya da mesleki bağlantısının olması veya sürece yalnızca belge imzalatılması aşamasında katılması tarafsızlık bakımından ciddi sorunlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15.12.2025 tarihli, 2025/8505 E., 2025/9892 K. sayılı kararında arabulucunun işverenle olan vekâlet ilişkisi, yeterli bilgilendirme yapılmaması ve gerçek bir müzakere sürecinin yürütülmemesi değerlendirilerek anlaşma belgesinin iptaline ilişkin karar hukuka uygun bulunmuştur. Bu nedenle arabulucunun tarafsızlığı ve süreci gerçekten yürütüp yürütmediği, anlaşma belgesinin geçerlilik denetiminde araştırılması gereken temel unsurlardandır.</p>

<p><strong>VIII. Borçlar Hukuku Bakımından İrade Sakatlığı</strong></p>

<p>Usulüne uygun bir arabuluculuk süreci bulunması, anlaşma belgesinin borçlar hukuku bakımından her durumda geçerli olduğu anlamına gelmez. Arabuluculuk anlaşma belgesi bir sözleşme olduğundan yanılma, aldatma ve korkutma gibi irade bozukluklarına ilişkin TBK hükümleri bu sözleşmeler bakımından da uygulanabilir.</p>

<p>Örneğin çalışana imzaladığı belgenin yalnızca kıdem ve ihbar tazminatı ödemesine ilişkin olduğu söylenmesine rağmen belgede işe iade hakkından ve sair işçilik alacaklarından vazgeçildiğine ilişkin hükümler bulunması, somut olayın özelliklerine göre aldatma veya esaslı yanılma gündeme getirebilir.</p>

<p>Benzer şekilde işçinin hak ettiği ve işverenin zaten ödemekle yükümlü olduğu alacakların ancak arabuluculuk anlaşması imzalanırsa ödeneceğinin bildirilmesi, olayın şartlarına göre iradenin serbestçe oluşup oluşmadığının değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p>TBK m.39 uyarınca yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde sözleşmeyle bağlı olunmadığının ileri sürülmemesi hâlinde sözleşme onanmış sayılmaktadır. Bu nedenle irade sakatlığına dayalı taleplerde süre meselesinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. Aşırı Yararlanma</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgelerinin iptalinde gündeme gelebilecek diğer bir hukuki sebep TBK m.28’de düzenlenen aşırı yararlanmadır. Özellikle işsiz kalmış, ekonomik olarak zor durumda bulunan ve hak ettiği tazminatlara süratle ulaşma ihtiyacı içerisinde olan işçinin bu durumundan yararlanılarak hak ettiği tutarla açıkça orantısız bir ödeme karşılığında çok geniş kapsamlı haklarından vazgeçmesinin sağlanması hâlinde aşırı yararlanma tartışması doğabilir.</p>

<p>TBK m.28 gereğince açık oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak meydana getirilmesi hâlinde zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri sürebileceği gibi edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini de talep edebilir. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin Kanunda bir yıllık ve her hâlde beş yıllık süreler öngörülmüştür.</p>

<p>Öğretide de arabuluculuk anlaşma belgesinin bir borçlar hukuku sözleşmesi olması nedeniyle aşırı yararlanma hükümlerine tabi olduğu ve şartların gerçekleşmesi hâlinde belgenin iptal edilebileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca tarafların anlaştığı miktarın mahkeme sonucunda elde edilebilecek muhtemel miktardan düşük olması tek başına aşırı yararlanmayı kanıtlamaz. Zarar görenin zayıf durumundan karşı tarafın bilinçli biçimde yararlanmış olduğunun da ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>X. “İptal” Kavramının Hukuki Açıdan Ayrıştırılması Gereği</strong></p>

<p>Uygulamada genel olarak “arabuluculuk tutanağının iptali” veya “anlaşma belgesinin iptali” ifadeleri kullanılmaktadır. Ancak hukuki yaptırım bakımından bütün geçersizlik sebepleri aynı nitelikte değildir. Gerçekte bir arabuluculuk faaliyetinin hiç bulunmaması veya Kanunun temel şartlarının gerçekleşmemesi durumunda tartışma, belgenin 6325 sayılı Kanun anlamında bir arabuluculuk anlaşma belgesi sayılıp sayılamayacağına ilişkindir.</p>

<p>Sözleşmenin emredici hükümlere, kamu düzenine, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı olması durumunda kesin hükümsüzlük söz konusu olabilir. Yanılma, aldatma, korkutma veya aşırı yararlanma durumlarında ise kural olarak iptal edilebilirlik gündeme gelir.</p>

<p>Dolayısıyla “arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali” üst başlığı altında aslında birbirinden farklı hükümsüzlük türleri bulunmaktadır. Makul olan, mahkemenin yalnızca belgeyi iptal etmekle yetinmemesi, belgenin hangi hukuki sebeple geçersiz sayıldığını da ortaya koymasıdır. Bu ayrım özellikle süre, ispat yükü ve belgenin daha sonra başka bir hukuki işlem olarak ayakta tutulup tutulamayacağı bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>XI. 6325 Sayılı Kanun m.18/5’teki Dava Açma Yasağı Mutlak Değildir</strong></p>

<p>6325 sayılı Kanun’un 18/5. maddesi uyarınca arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz. Ancak bu hükmün geçersiz bir anlaşma belgesini yargısal denetimden tamamen bağışık hâle getirdiği kabul edilemez.</p>

<p>Nitekim gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında dava açma yasağının mutlak olmadığı; anlaşma belgesinin sahteliğinin, irade sakatlığının, aşırı yararlanmanın veya arabuluculuk faaliyetinin usulüne uygun yürütülmediğinin ileri sürülmesinin mümkün olduğu kabul edilmektedir. Aksi yorum, sahte veya irade sakatlığıyla oluşturulmuş bir anlaşma belgesinin sırf üzerinde “arabuluculuk anlaşma belgesi” yazması nedeniyle hiçbir zaman yargı önüne taşınamaması sonucunu doğurur ki bu sonucun hukuk devleti ve hak arama özgürlüğü ile bağdaştırılması mümkün değildir.<strong>Bu nedenle m.18/5 hükmündeki dava açma yasağı ancak hukuken geçerli bir arabuluculuk anlaşması bakımından sonuç doğurmalıdır.</strong></p>

<p><strong>XII. Anlaşma Belgesinin İptalinin Ayrı Dava veya Asıl Taleple Birlikte İleri Sürülmesi</strong></p>

<p>Uygulamadaki önemli sorunlardan biri de arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin ne şekilde ileri sürüleceğidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.07.2024 tarihli, 2024/8763 E., 2024/10645 K. sayılı kararı</a>nda anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren tarafın iptali ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi, alacak veya işe iade talebiyle birlikte de ileri sürebileceği kabul edilmiştir. Daire ayrıca ayrı açılan arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile işe iade davasının farklı kanun yolu rejimlerine tabi olması nedeniyle usuli sorunlara dikkat çekmiştir.</p>

<p>Bu durum özellikle işe iade davalarında önemlidir. Zira geçerli olduğu ileri sürülen ihtiyari arabuluculuk anlaşmasında işçinin işe iade talebinden vazgeçtiğinin düzenlenmiş olması hâlinde, işe iade uyuşmazlığının esasının incelenebilmesi için öncelikle anlaşma belgesinin geçerliliğinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Buna karşılık yalnızca dava şartı arabuluculuk sonunda düzenlenen bir <strong>anlaşmama son tutanağının</strong> iptal edilmek istenmesi farklı değerlendirilmelidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/17751 E., 2024/933 K. sayılı kararında dava şartının mahkeme tarafından re’sen incelenecek olması sebebiyle ayrıca anlaşmama son tutanağının iptalini istemekte hukuki yarar bulunmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla “arabuluculuk tutanağının iptali” ifadesi kullanılırken anlaşma belgesi ile anlaşmama son tutanağının birbirinden ayrılması zorunludur.</p>

<p><strong>XIII. İspat Sorunu ve Güncel Yargıtay Yaklaşımı</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalini isteyen taraf, dayandığı geçersizlik sebebini kural olarak ispat etmek zorundadır. Bu noktada anlaşmanın işyerinde yapılması, işverenin arabuluculuk teklifinde bulunmuş olması veya görüşmenin fesih tarihine yakın gerçekleştirilmesi önemli emareler olmakla birlikte her somut olayda tek başına geçersizlik sonucunu doğurmayabilir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.01.2026 tarihli, 2025/9628 E., 2026/87 K. sayılı kararında işçi, işveren baskısı ve yanlış yönlendirme sonucunda anlaşma belgesini imzaladığını ileri sürmüş; ancak Daire irade fesadı iddiasının yeterli delillerle ispatlanamadığını, belgelerden işçinin arabuluculuk süreci ve sonuçları konusunda bilgilendirildiğinin anlaşıldığını belirterek iptal kararını bozmuştur.</p>

<p>Bu karar, son dönem Yargıtay yaklaşımının önemli bir yönünü göstermektedir: Mahkemeler ne belgenin altında imza bulunmasını tek başına geçerlilik için yeterli kabul etmeli ne de işverenin organizasyonunun varlığını otomatik olarak geçersizlik sebebi saymalıdır. Asıl yapılması gereken, somut olayın bütün özelliklerinin incelenmesidir.</p>

<p>Görüşmenin nerede gerçekleştirildiği, ne kadar sürdüğü, arabulucunun sürece ne şekilde katıldığı, tarafların ayrı ayrı dinlenip dinlenmediği, işçinin haklarının kapsamının açıklanıp açıklanmadığı, teklif ve karşı teklif bulunup bulunmadığı, belgelerin ne zaman hazırlandığı, işçiye suret verilip verilmediği, arabulucu ile işveren arasındaki ilişki, işçinin görüşmeden hemen önce ve sonra ortaya koyduğu davranışlar ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Son dönem Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgelerinin geçerliliği bakımından giderek daha somut bir denetim modeli oluştuğu görülmektedir. Bu denetimin merkezinde imza değil, <strong>gerçek uyuşmazlık, gerçek müzakere ve gerçek irade</strong> bulunmaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk kurumunun hukuki gücü, tarafların anlaşmasına önemli sonuçlar bağlanmasından kaynaklanmaktadır. Arabuluculuk anlaşmasının ilam niteliğinde belge hâline gelebilmesi ve üzerinde anlaşılan konularda yeniden dava açılmasının engellenmesi, kuruma olağan bir özel hukuk sözleşmesinden daha güçlü sonuçlar kazandırmaktadır. Tam da bu nedenle arabuluculuk mevzuatından kaynaklanan bu avantajların ancak gerçekten arabuluculuk niteliğini taşıyan süreçlere tanınması gerekir.</p>

<p>İşverenin zaten ödemekle yükümlü olduğu alacakları belirleyerek çalışanı işyerine çağırdığı, hazırlanan belgelerin imzalanmasını ödemenin koşulu hâline getirdiği, arabulucunun müzakereyi fiilen yürütmediği ve çalışanın ileride dava açmasını önlemek amacıyla geniş kapsamlı feragat hükümlerinin oluşturulduğu bir işlemin yalnızca tarafların ve arabulucunun imzasını taşıması nedeniyle 6325 sayılı Kanun’un korumasından yararlandırılması, arabuluculuğu uyuşmazlık çözüm yönteminden çıkarıp özel bir ibra mekanizmasına dönüştürür.</p>

<p>Buna karşılık her ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının işçinin daha sonra pişman olması veya mahkemede daha fazla hak elde edebileceğini düşünmesi nedeniyle geçersiz sayılması da mümkün değildir. Gerçek bir uyuşmazlık mevcutsa, taraflar süreç hakkında bilgilendirilmişse, gerçek bir müzakere yürütülmüşse ve taraf iradesini sakatlayan bir durum ispat edilemiyorsa yapılan anlaşmanın bağlayıcılığı korunmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla yargısal denetimin amacı arabuluculuk anlaşmalarını kolaylıkla hükümsüz hâle getirmek değil; <strong>arabuluculuk görüntüsü altında gerçekleştirilen işlemler ile gerçek arabuluculuk faaliyetlerini birbirinden ayırmak</strong> olmalıdır.</p>

<p>İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sonuçlanması üzerine ortaya çıkan ve taraflar açısından önemli maddi ve usuli sonuçlar doğuran bir sözleşmedir. Ancak belgenin 6325 sayılı Kanun’un sağladığı hukuki sonuçlardan yararlanabilmesi için yalnızca şekli koşulların gerçekleşmesi yeterli değildir.</p>

<p>Öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın bulunması, arabuluculuk sürecinin Kanunun temel ilkelerine uygun şekilde yürütülmesi, tarafların sürece özgür iradeleriyle katılması, eşitliğin korunması, arabulucunun tarafsız ve etkin şekilde görev yapması ve taraflar arasında gerçek bir müzakere gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun yanında arabuluculuk anlaşma belgesi bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğundan yanılma, aldatma, korkutma, aşırı yararlanma ve kesin hükümsüzlük sebepleri bakımından da denetime tabidir.</p>

<p>Özellikle iş hukukunda arabuluculuk; iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemleri gerçekleştirmek, mevcut işçilik alacaklarının ödenmesini belgelendirmek veya işçinin ileride dava açmasını engelleyen geniş kapsamlı bir ibra belgesi oluşturmak amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Yargıtay’ın son dönem içtihatlarında ortaya çıkan yaklaşım da bu doğrultudadır. Geçerlilik değerlendirmesinin merkezine şekli imza yerine uyuşmazlığın gerçekliği, müzakerenin varlığı ve taraf iradesinin özgürlüğü yerleştirilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği konusunda benimsenmesi gereken temel ölçüt şu şekilde ifade edilebilir: <strong>Arabuluculuğun hukuki sonuçlarından yalnızca şeklen arabuluculuk olarak adlandırılan işlemler değil, 6325 sayılı Kanun’un amacı ve temel ilkelerine uygun biçimde gerçekleştirilen gerçek arabuluculuk faaliyetleri yararlanmalıdır.</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ceren KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-anlasma-belgesinin-gecersizligi-ve-iptali-yargitay-ictihatlari-isiginda-bir-inceleme</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/sozlemesaas.jpg" type="image/jpeg" length="52652"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KİRA TESPİT DAVASI: KİRA BEDELİ MAHKEME KARARIYLA NASIL BELİRLENİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-kira-bedeli-mahkeme-karariyla-nasil-belirlenir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-kira-bedeli-mahkeme-karariyla-nasil-belirlenir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda kira bedellerinde yaşanan hızlı değişim, kiracı ve kiraya veren arasındaki uyuşmazlıkların en önemli nedenlerinden biri hâline geldi. Özellikle uzun yıllardır devam eden kira ilişkilerinde, sözleşmede belirlenen kira bedeli ile taşınmazın bulunduğu bölgedeki güncel kira rayiçleri arasında ciddi farklar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu noktada tarafların en çok başvurduğu hukuki yollardan biri <strong>kira tespit davası</strong> oluyor.</p>

<p>Ancak kamuoyunda kira tespit davası çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu dava, kiracının tahliye edilmesini sağlayan bir dava olmadığı gibi, mevcut kira sözleşmesini sona erdiren bir dava da değildir.</p>

<p>Kira tespit davasının temel amacı, mevcut kira ilişkisini sona erdirmek değil; kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde, taraflar arasındaki kira bedelinin yeni dönem bakımından mahkeme tarafından belirlenmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASI NEDİR?</strong></p>

<p>Kira tespit davası, mevcut kira bedelinin günün ekonomik koşullarına ve kanuni düzenlemelere uygun olmadığının ileri sürülmesi üzerine, yeni kira döneminde uygulanacak kira bedelinin mahkeme tarafından belirlenmesini sağlayan yenilik doğuran nitelikte bir dava olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Özellikle uzun süre devam eden kira ilişkilerinde, kira bedelinin piyasa koşullarının çok altında kalması veya taraflar arasında kira artışının nasıl uygulanacağı konusunda uyuşmazlık çıkması hâlinde bu dava gündeme gelmektedir.</p>

<p>Dava sonucunda mevcut kira sözleşmesi ortadan kalkmaz.</p>

<p>Taraflar arasında yeni bir kira sözleşmesi kurulmaz.</p>

<p>Kiracı ile kiraya veren arasındaki mevcut kira ilişkisi devam eder.</p>

<p>Mahkeme yalnızca kira bedeline ilişkin hukuki durumu, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde yeniden belirler.</p>

<p>Bu nedenle kira tespit davasını bir tahliye davası ile karıştırmamak gerekir.</p>

<p>Bir davanın amacı kiralananın boşaltılması iken, diğerinin amacı kira ilişkisinin devamı sırasında uygulanacak kira bedelinin belirlenmesidir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASININ HUKUKİ DAYANAĞI NEDİR?</strong></p>

<p>Kira tespit davasının temel hukuki dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344 ve 345. maddeleri oluşturmaktadır.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu, özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında kira bedelinin belirlenmesini tamamen tarafların serbest iradesine bırakmamıştır.</p>

<p>Kanun koyucu bir yandan sözleşme serbestisini kabul etmiş, diğer yandan kira ilişkisinin ekonomik ve sosyal niteliği nedeniyle taraflar arasındaki dengeyi korumaya yönelik sınırlamalar getirmiştir.</p>

<p>Bu nedenle kira bedelinin belirlenmesinde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kira ilişkisinin süresi,</li>
 <li>sözleşmede artış şartının bulunup bulunmadığı,</li>
 <li>TÜFE oranı,</li>
 <li>taşınmazın özellikleri,</li>
 <li>emsal kira bedelleri,</li>
 <li>hakkaniyet ilkesi</li>
</ul>

<p>gibi birçok unsur önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>HER KİRA SÖZLEŞMESİ İÇİN AYNI KURAL MI UYGULANIR?</strong></p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kira tespit davalarında en önemli ayrımlardan biri, kira ilişkisinin <strong>beş yılı doldurup doldurmadığıdır.</strong></p>

<p>İlk beş yıllık dönemde kira bedelinin belirlenmesine ilişkin sistem ile beş yıllık sürenin dolmasından sonraki sistem aynı değildir.</p>

<p>İlk beş yıllık kira ilişkilerinde, kira bedelinin belirlenmesinde kanunda öngörülen artış sınırlamaları önem taşır.</p>

<p>Buna karşılık kira ilişkisinin beş yılı doldurması veya beş yıldan sonra her yeni beş yıllık dönemin sonuna gelinmesi hâlinde, kira bedelinin belirlenmesinde daha geniş kapsamlı bir değerlendirme yapılmaktadır.</p>

<p>Bu aşamada mahkeme yalnızca TÜFE oranına bakmaz.</p>

<p>Mahkeme;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>TÜFE oranını,</li>
 <li>taşınmazın bulunduğu bölgedeki kira rayiçlerini,</li>
 <li>emsal kira bedellerini,</li>
 <li>kiralananın fiziksel ve ekonomik özelliklerini,</li>
 <li>hakkaniyet ilkesini</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirir.</p>

<p>İşte uygulamada kamuoyunda sıkça kullanılan <strong>“beş yıl dolunca rayiç kira bedeli istenebilir”</strong> şeklindeki ifade, bu hukuki düzenlemeye dayanmaktadır.</p>

<p>Ancak beş yılın dolmuş olması, mahkemenin doğrudan internet ilanlarında görülen veya kiraya verenin talep ettiği bedeli kira bedeli olarak kabul edeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Her somut olay ayrı değerlendirilir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASINI KİM AÇABİLİR?</strong></p>

<p>Uygulamada bu davanın yalnızca kiraya veren tarafından açılabileceği yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır.</p>

<p>Oysa kira tespit davasını açma hakkı yalnızca kiraya verene ait değildir.</p>

<p>Koşulları bulunduğu takdirde kiracı da kira bedelinin mahkeme tarafından belirlenmesini talep edebilir.</p>

<p>Kiraya veren açısından kira bedelinin güncel ekonomik koşulların ve emsal kira bedellerinin çok altında kaldığı durumlarda dava açılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Kiracı açısından ise sözleşmede veya uygulamada kanuna aykırı bir kira artışı talep edilmesi, kira bedelinin hukuka aykırı şekilde artırılması veya kira bedeline ilişkin uyuşmazlık bulunması hâlinde dava açılması söz konusu olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla kira tespit davası, yalnızca kiraya verenin kira bedelini artırmak için kullandığı bir hukuki araç olarak görülmemelidir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASI NE ZAMAN AÇILMALIDIR?</strong></p>

<p>Kira tespit davalarında en önemli konulardan biri davanın ne zaman açıldığıdır.</p>

<p>Çünkü dava her zaman açılabilecek nitelikte olsa bile, davanın açıldığı tarih mahkeme tarafından belirlenecek yeni kira bedelinin <strong>hangi kira döneminden itibaren uygulanacağını</strong> doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 345. maddesi bu konuda özel kurallar getirmiştir.</p>

<p>Yeni kira döneminde belirlenecek kira bedelinin o dönemin başlangıcından itibaren uygulanabilmesi için, kanunda öngörülen süreler içerisinde dava açılması veya gerekli yazılı bildirimin yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Örneğin kira sözleşmesinin her yıl 1 Eylül tarihinde yenilendiği bir kira ilişkisinde, sürelerin doğru hesaplanması davanın ekonomik sonucunu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Süresinde hareket edilmemesi, dava açma hakkını her zaman ortadan kaldırmasa da mahkeme tarafından belirlenecek kira bedelinin hangi dönemden itibaren uygulanacağı konusunda hak kaybına neden olabilir.</p>

<p>Özellikle yüksek kira bedellerinin söz konusu olduğu taşınmazlarda, bir kira döneminin kaçırılması ciddi ekonomik sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p><strong>EMSAL KİRA BEDELLERİ NASIL BELİRLENİR?</strong></p>

<p>Beş yılı dolduran kira ilişkilerinde en önemli konulardan biri emsal kira bedelleridir.</p>

<p>Ancak emsal araştırması, yalnızca internet üzerindeki ilanlara bakılması anlamına gelmez.</p>

<p>Bir taşınmazın başka bir taşınmazla emsal kabul edilebilmesi için belirli ölçüde benzerlik taşıması gerekir.</p>

<p>Örneğin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>aynı veya benzer bölgede bulunması,</li>
 <li>kullanım amacının benzer olması,</li>
 <li>büyüklüğünün yakın olması,</li>
 <li>binanın yaşının benzer olması,</li>
 <li>fiziksel özelliklerinin karşılaştırılabilir olması,</li>
 <li>ulaşım ve çevresel imkânlarının benzer olması</li>
</ul>

<p>önem taşır.</p>

<p>İşyeri kiralarında ise araştırma daha da ayrıntılı hâle gelir.</p>

<p>İşyerinin bulunduğu cadde, yaya trafiği, ticari hareketlilik, vitrin genişliği, görünürlüğü ve bölgenin ticari potansiyeli kira bedelini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle aynı büyüklükte iki işyerinin yalnızca farklı bir sokakta bulunması bile kira bedelleri arasında önemli farklılıklar yaratabilir.</p>

<p>Mahkeme, gerekli gördüğü durumlarda bilirkişi incelemesi yaptırarak taşınmazın ve emsal olarak gösterilen diğer taşınmazların özelliklerini karşılaştırır.</p>

<p>Kira tespit davalarında emsal seçimi, davanın sonucunu doğrudan etkileyen en önemli konulardan biridir. Dava konusu taşınmazla karşılaştırılabilir olmayan emsallere dayanılarak yapılacak bir değerlendirme, gerçek kira değerinin belirlenmesini zorlaştıracaktır.</p>

<p><strong>BİLİRKİŞİ RAPORU MAHKEMEYİ BAĞLAR MI?</strong></p>

<p>Kira tespit davalarında bilirkişi incelemesi uygulamada önemli bir yere sahiptir.</p>

<p>Mahkeme genellikle taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılmasına ve uzman bilirkişiler aracılığıyla emsal araştırması yapılmasına karar verir.</p>

<p>Bilirkişi raporunda genellikle;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>taşınmazın fiziksel özellikleri,</li>
 <li>bulunduğu bölge,</li>
 <li>kullanım amacı,</li>
 <li>çevredeki benzer taşınmazlar,</li>
 <li>emsal kira bedelleri</li>
</ul>

<p>değerlendirilir.</p>

<p>Ancak bilirkişi raporu hâkimi mutlak şekilde bağlayan bir belge değildir.</p>

<p>Hâkim, bilirkişi raporunu dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirir.</p>

<p>Raporun yetersiz bulunması hâlinde ek rapor alınmasına veya yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilebilir.</p>

<p>Bu nedenle kira tespit davasında hazırlanan bilirkişi raporunun yalnızca bir rakam içermesi yeterli değildir.</p>

<p>Emsallerin neden seçildiği, dava konusu taşınmaz ile hangi yönlerden benzer veya farklı olduğu ve ulaşılan kira bedelinin hangi hesaplama ve değerlendirme sonucunda belirlendiği açıkça ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>“ESKİ KİRACI İNDİRİMİ” NEDİR?</strong></p>

<p>Kira tespit davalarında uygulamada en çok tartışılan konulardan biri de hakkaniyet indirimidir.</p>

<p>Taşınmazın serbest piyasada yeni bir kiracıya verilmesi hâlinde ulaşabileceği kira bedeli ile uzun süredir aynı taşınmazı kullanan mevcut kiracının hukuki durumu aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Bu nedenle kira bedeli belirlenirken hakkaniyet ilkesi önem taşır.</p>

<p>Uygulamada bu durum sıklıkla “eski kiracı indirimi” olarak ifade edilmektedir.</p>

<p>Ancak bu indirim her olayda otomatik olarak belirli bir oran üzerinden uygulanacak matematiksel bir kural değildir.</p>

<p>Taşınmazın özellikleri, kira ilişkisinin süresi ve tarafların hukuki durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Amaç, bir taraftan taşınmazın gerçek ekonomik değerini dikkate almak, diğer taraftan da mevcut kira ilişkisinin özelliklerini tamamen göz ardı etmemektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İNTERNETTEKİ KİRA İLANLARI EMSAL OLARAK YETERLİ Mİ?</strong></p>

<p>Son yıllarda kira uyuşmazlıklarında en çok başvurulan kaynaklardan biri internet üzerindeki emlak ilanlarıdır.</p>

<p>Bir internet ilanında yer alan kira bedeli, çoğu zaman taşınmazın <strong>istenen kira bedelini</strong> göstermektedir. Taşınmazın gerçekten o bedelle kiraya verilip verilmediği ise farklı bir konudur. Bu nedenle internet ilanlarının tek başına gerçek kira bedelinin kesin kanıtı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte ilanlar, piyasa araştırması sırasında yardımcı veri olarak değerlendirilebilir. Ancak hükme esas alınacak kira bedelinin belirlenmesinde taşınmazların gerçek kira ilişkileri, somut özellikleri ve diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASI İLE KİRA UYARLAMA DAVASI AYNI ŞEY DEĞİL</strong></p>

<p>Uygulamada bu iki dava türü sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.</p>

<p>Kira tespit davası, Türk Borçlar Kanunu'nun kira bedelinin belirlenmesine ilişkin özel hükümleri çerçevesinde açılır.</p>

<p>Kira uyarlama davası ise olağanüstü koşulların ortaya çıkması hâlinde sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması amacıyla gündeme gelir.</p>

<p>Bu nedenle;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>davaların hukuki dayanakları,</li>
 <li>aranan şartlar,</li>
 <li>uygulanacak ilkeler,</li>
 <li>dava sonucunda ortaya çıkacak sonuçlar</li>
</ul>

<p>aynı değildir.</p>

<p>Bir kira uyuşmazlığında hangi hukuki yolun tercih edilmesi gerektiği, somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.</p>

<p>Yanlış dava türünün tercih edilmesi, yargılama sürecinin uzamasına ve tarafların hak kaybına uğramasına neden olabilir.</p>

<p><strong>KİRA TESPİT DAVASINDA EN BÜYÜK HATA; SADECE “RAYİÇ YÜKSEK” DEMEK</strong></p>

<p>Birçok kira uyuşmazlığında kiraya veren, taşınmazın bulunduğu bölgede kiraların yükseldiğini belirterek kira bedelinin doğrudan piyasa rayicine çıkarılabileceğini düşünmektedir.</p>

<p>Ancak kira tespit davasında mahkemenin görevi yalnızca çevredeki en yüksek kira bedelini bulmak değildir.</p>

<p>Mahkeme;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kanuni sınırlamaları,</li>
 <li>kira ilişkisinin süresini,</li>
 <li>sözleşmenin hükümlerini,</li>
 <li>emsal kira bedellerini,</li>
 <li>taşınmazın özelliklerini,</li>
 <li>hakkaniyet ilkesini</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirmek zorundadır.</p>

<p>Kira tespit davası, yalnızca bir “piyasa araştırması” değildir.</p>

<p>Bu dava, kira ilişkisinin kendine özgü hukuki kuralları içerisinde yapılan kapsamlı bir değerlendirmedir.</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK</strong></p>

<p>Kira tespit davası, özellikle uzun süreli kira ilişkilerinde taraflar arasındaki ekonomik dengenin yeniden kurulması bakımından önemli bir hukuki kurumdur.</p>

<p>Ancak bu dava, kamuoyunda zaman zaman düşünüldüğü gibi, kiraya verenin istediği kira bedelini mahkeme kararıyla doğrudan elde etmesini sağlayan bir yol değildir.</p>

<p>Aynı şekilde kira tespit davası, kiracının tahliyesini sağlayan bir dava da değildir.</p>

<p>Mahkeme her somut olayda kira ilişkisinin süresini, kira sözleşmesini, kanuni düzenlemeleri, taşınmazın özelliklerini, emsal kira bedellerini ve hakkaniyet ilkesini birlikte değerlendirmek zorundadır.</p>

<p>Bu nedenle kira tespit davalarında en kritik üç konu şudur,</p>

<p><strong>Doğru zamanda hareket etmek, doğru emsalleri ortaya koymak ve kira ilişkisinin hukuki niteliğini doğru değerlendirmek.</strong></p>

<p>Kira uyuşmazlıklarında çoğu zaman davanın sonucu yalnızca “taşınmazın rayiç değeri” ile belirlenmez.</p>

<p>Davanın hangi tarihte açıldığı, kira ilişkisinin kaç yıldır devam ettiği, sözleşmede artış hükmü bulunup bulunmadığı ve emsal araştırmasının ne kadar sağlıklı yapıldığı da sonucu doğrudan etkiler.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-tespit-davasi-kira-bedeli-mahkeme-karariyla-nasil-belirlenir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/terazi/kiragg.jpg" type="image/jpeg" length="91389"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[REKABET SORUŞTURMALARINDA HUKUKA AYKIRI DELİL YASAĞI: YERİNDE İNCELEMEDE ELDE EDİLEN DELİLLERİN KULLANILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-sorusturmalarinda-hukuka-aykiri-delil-yasagi-yerinde-incelemede-elde-edilen-delillerin-kullanilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-sorusturmalarinda-hukuka-aykiri-delil-yasagi-yerinde-incelemede-elde-edilen-delillerin-kullanilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisi, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesinde düzenlenmiştir. Bu yetki kapsamında Kurum uzmanları teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgeyi inceleyebilmekte, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmektedir.</p>

<p>Yerinde incelemenin anayasal sınırları, <a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 23.03.2023 tarihli Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararı</a>yla yeniden tartışmaya açılmıştır. AYM, somut olayda Rekabet Kurumu uzmanlarının hakim kararı bulunmaksızın şirketin işyerinde gerçekleştirdiği yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. Başvuru No: 2019/40991, 23.03.2023).</a></p>

<p>Ford kararının uygulamaya yansıması ise beklenen yönde olmamıştır. Karardan sonra 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde AYM'nin işaret ettiği hakim güvencesini sağlayacak bir değişiklik yapılmamış; Rekabet Kurumu hakim kararı bulunmaksızın yerinde inceleme yapmaya devam etmiştir. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşıması üzerine verilen 06.11.2025 tarihli norm denetimi kararı da tartışmayı sona erdirmemiştir. AYM, maddenin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü hallerde” ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamış; hakim kararını yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığına bağlayan üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında ise esasa ilişkin bir karar vermemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">(AYM, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025).</a> Rekabet Kurulu da Ford kararının 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesini yürürlükten kaldırmadığı gerekçesiyle mevcut uygulamasını sürdürmüş ve hakim kararı olmaksızın yapılan yerinde incelemelerde elde edilen belgeleri soruşturmalarda kullanmaya devam etmiştir.</p>

<p>Yerinde incelemenin hukuka aykırı olması, bu inceleme sonucunda elde edilen delillerin hukuki durumunu da tartışmalı hale getirmektedir. Temel hak ihlali oluşturan bir inceleme sırasında elde edilen belge, e-posta ve diğer dijital verilerin Rekabet Kurulu tarafından teşebbüs aleyhine kullanılması, hukuka aykırı delil yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>AYM’nin Ford kararı bu soruya açık bir cevap vermemiştir. AYM konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiş, ancak inceleme sırasında elde edilen elektronik yazışmaların rekabet soruşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Bu nedenle yerinde incelemenin hukuka aykırı olması ile bu incelemede elde edilen delillerin kullanılamaması birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında ise <i>“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”</i> hükmü yer almaktadır. Bu hüküm karşısında Ford kararının ardından tartışılması gereken mesele artık yalnızca hakim kararı olmaksızın yerinde inceleme yapılıp yapılamayacağı değildir. Asıl sorun, temel hak ihlali oluşturan bir yerinde inceleme sonucunda elde edilen bulguların Rekabet Kurulunun ihlal tespitine ve idari para cezası kararına dayanak oluşturup oluşturamayacağıdır.</p>

<p>Bu çalışmada mesele Türk hukuku bakımından ele alınacak; 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihadı ile Rekabet Kurulunun yaklaşımı birlikte değerlendirilerek hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen delillerin hukuki durumu incelenecektir.</p>

<p><strong>2. Rekabet Soruşturmalarında Yerinde İnceleme ve Delil Elde Etme Yetkisi</strong></p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Rekabet Kuruluna Kanun'un kendisine verdiği görevleri yerine getirirken gerekli gördüğü hallerde teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde yerinde inceleme yapma yetkisi vermektedir.</p>

<p>Kurul bu kapsamda teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgelerini inceleyebilmekte, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmektedir. Teşebbüslerden belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama istenmesi ve teşebbüslerin her türlü malvarlığına ilişkin mahallinde inceleme yapılması da Kanun'da öngörülen yetkiler arasındadır.</p>

<p>Ticari iletişimin büyük ölçüde elektronik ortamda yürütülmesi, yerinde incelemeyi rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasındaki en etkili delil elde etme araçlarından biri haline getirmiştir. Çalışanların bilgisayarlarında bulunan e-postalar, mesajlaşmalar, elektronik belgeler ve diğer dijital veriler soruşturmanın sonucunu doğrudan belirleyebilecek nitelikte olabilmektedir.</p>

<p>Yerinde incelemenin teşebbüs tarafından engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde ise inceleme sulh ceza hakimi kararıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla mevcut düzenlemede yerinde inceleme yapılabilmesi için kural olarak önceden hakim kararı alınması gerekmemekte; hakim kararı ancak incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde aranmaktadır.</p>

<p>Ford kararında anayasal sorun da tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştır. AYM'ye göre Anayasa'nın 21. maddesi kapsamındaki bir alana kamu görevlilerince girilmesi ve burada inceleme yapılması kural olarak hakim kararına dayanmalıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri yeterli olabilirse de bu kararın yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulması gerekir. 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde ise Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılması gecikmesinde sakınca bulunan hallerle sınırlandırılmadığı gibi Kurul kararının sonradan hakim onayına sunulması da öngörülmemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. p. 63-65).</a></p>

<p>Yerinde inceleme yetkisinin geniş olması, bu yetki kullanılarak elde edilen her bulgunun delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. İdarenin kanundan kaynaklanan bir delil toplama yetkisine sahip olması ile bu yetkinin Anayasa'ya uygun biçimde kullanılması ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. Anayasa m.38/6 Kapsamında Hukuka Aykırı Delil Yasağının İdari Yaptırımlara ve Rekabet Soruşturmalarına Uygulanması</strong></p>

<p>Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, <i>“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”</i> hükmüne yer verilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinde de kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilin reddedileceği, 217. maddesinde ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>AYM de hukuka aykırı delile ilişkin bireysel başvuru içtihadında delilin elde edilmesindeki hukuka aykırılığın yargılamanın hakkaniyetini nasıl etkilediğini değerlendirmektedir. Helin Yusuf kararında hukuka aykırı elde edilen delillere dayanılarak mahkumiyet kurulması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014678-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Helin Yusuf Başvuru No: 2020/14678, 14.01.2025).</a></p>

<p>Rekabet soruşturmaları ise ceza muhakemesi değildir. Rekabet Kurulu bir ceza mahkemesi olmadığı gibi, 4054 sayılı Kanun uyarınca uygulanan para cezaları da iç hukuktaki sınıflandırma bakımından idari yaptırım niteliğindedir. Bu nedenle CMK'nın hukuka aykırı delile ilişkin hükümlerinin rekabet soruşturmalarında doğrudan uygulanmasından söz edilemez.</p>

<p>Anayasa m.38/6 bakımından ise mesele farklıdır. Anayasa hükmü, delil yasağını “ceza yargılamasında” veya “mahkumiyet kararında” şeklinde sınırlandırmamış; genel olarak kanuna aykırı şekilde elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Anayasa'nın 11. maddesi de Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu düzenlemektedir.</p>

<p>Hukuka aykırı delil yasağının rekabet soruşturmalarında uygulanıp uygulanamayacağı, yalnızca CMK hükümlerinin idari yaptırım hukukuna kıyasen uygulanması meselesi değildir. Burada doğrudan Anayasa'nın 38. maddesindeki yasağın, idari yaptırım uygulayan bir kamu otoritesini bağlayıp bağlamadığı tartışılmaktadır.</p>

<p>Öğretide de Anayasa m.38/6'daki yasağın rekabet soruşturmalarında uygulanması gerektiği savunulmaktadır. Yalçın, İYUK, Kabahatler Kanunu ve 4054 sayılı Kanun'da meseleyi doğrudan çözen özel bir hüküm bulunmamasına rağmen Anayasa m.38/6'nın idari yaptırımlar bakımından da uygulanabileceğini ve Rekabet Kurulunun delil toplarken teşebbüslerin temel hak ve özgürlüklerine riayet etmesi gerektiğini belirtmektedir (Yalçın, AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği, 2022). Şahan ve Ünal da Anayasa'daki hukuka aykırı delil yasağının rekabet hukuku bakımından temel bir ilke oluşturduğu görüşündedir (Şahan/Ünal, Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delil Kavramına İlişkin Tartışmalar, 2025).</p>

<p>Rekabet Kurulu teşebbüs hakkında soruşturma yürütmekte, delil toplamakta, ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemekte ve ihlal tespit ettiğinde önemli miktarlara ulaşabilen idari para cezaları uygulamaktadır. Böyle bir yaptırım sürecinde idarenin delil toplarken Anayasa ile bağlı olmadığı düşünülemeyeceği gibi, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir delilin yaptırıma dayanak yapılması da hukuken kabul edilemez.</p>

<p>Delilin elde edilmesi sırasında ortaya çıkan her hukuka aykırılık aynı sonucu doğurmaz. AYM'nin hukuka aykırı delil içtihadında da basit usul eksiklikleri ile temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan hukuka aykırılıklar arasında fark bulunduğu görülmektedir. Delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı, güvenilirliğinin tartışılıp tartışılmadığı ve tarafın delile karşı etkili biçimde savunma yapma imkanına sahip olup olmadığı da değerlendirmede önem taşımaktadır.</p>

<p>Ford kararında tespit edilen hukuka aykırılık ise basit bir şekil eksikliği değildir. Sorun doğrudan Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkına ve bu hakkın temel güvencelerinden biri olan hakim kararına ilişkindir.</p>

<p>Anayasa m.38/6'da düzenlenen hukuka aykırı delil yasağının rekabet soruşturmalarında uygulanmayacağını kabul etmek mümkün değildir. Tartışma, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir delilin hangi hallerde değerlendirme dışı bırakılacağı ve bunun Rekabet Kurulunun nihai kararına nasıl etki edeceği üzerinde yoğunlaşmaktadır.</p>

<p><strong>4. AYM'nin Ford Kararı Sonrasında Yerinde İncelemede Elde Edilen Delillerin Hukuki Durumu</strong></p>

<p>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararına konu olayda Rekabet Kurulu, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun'u ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla ön araştırma yapılmasına karar vermiştir. Kurum uzmanları Ford'un işyerine gitmiş, şirket personelinin bilgisayarlarını incelemiş ve elektronik postalardan oluşan belgeleri teslim almıştır. İnceleme öncesinde hakim kararı alınmamıştır.</p>

<p>AYM öncelikle Anayasa'nın 21. maddesindeki “konut” kavramının yalnızca kişilerin yaşadığı yerlerle sınırlı olmadığını kabul etmiştir. Bir şirketin yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü merkez, şube ve diğer işyerleri de herkesin serbestçe girebildiği alanlardan farklı olarak konut dokunulmazlığı hakkının korumasından yararlanabilmektedir. Rekabet uzmanlarının teşebbüsün faaliyetlerini yürüttüğü alanlara girmesi, bilgisayarlarda inceleme yapması ve elektronik yazışmaları temin etmesi de bu hakka müdahale niteliğindedir.</p>

<p>AYM'ye göre Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca böyle bir müdahalenin kural olarak hakim kararına dayanması gerekir. 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki sistem ise hakim kararını yerinde incelemenin başlangıç şartı olarak öngörmemekte, ancak incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde devreye sokmaktadır. Mahkeme bu nedenle konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiş; ihlalin kanundan kaynaklanan yapısal bir sorun olduğunu belirterek kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine hükmetmiştir.</p>

<p>Ford kararının hukuka aykırı delil bakımından sınırı burada ortaya çıkmaktadır. AYM, yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesini ihlal ettiğini açıkça tespit etmiş; inceleme sırasında elde edilen elektronik yazışmaların hukuka aykırı delil sayılıp sayılmayacağı ve Rekabet Kurulu tarafından kullanılıp kullanılamayacağı konusunda ise ayrıca karar vermemiştir.</p>

<p>Ford kararından, hakim kararı bulunmadan elde edilen bütün delillerin geçersiz olduğu sonucu çıkarılamaz. Ancak AYM'nin tespit ettiği ihlal doğrudan delilin elde ediliş yöntemine ilişkindir. İnceleme sırasında alınan e-postalar ve diğer dijital veriler, Anayasa'nın 21. maddesine aykırı olduğu tespit edilen müdahale sırasında elde edilmiştir. Bu nedenle söz konusu delillerin Anayasa m.38/6 karşısındaki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu sorun daha sonra Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. hakkında yürütülen soruşturmada doğrudan Rekabet Kurulunun önüne gelmiştir. Şirket, 31.01.2023 tarihinde gerçekleştirilen yerinde incelemenin hakim kararına dayanmadığını; Ford kararı uyarınca Anayasa'nın 21. maddesinin ihlal edildiğini ve bu incelemede elde edilen belgelerin Anayasa'nın 38. maddesi gereğince hukuka aykırı delil sayılarak kullanılmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Rekabet Kurulu, 29.02.2024 tarihli ve 24-11/193-77 sayılı kararında bu savunmayı kabul etmemiştir. Kurul, yerinde incelemenin yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanılarak gerçekleştirildiğini; ayrıca Ford kararında konut dokunulmazlığının ihlal edildiğine karar verilmiş olmakla birlikte incelemede elde edilen belgelerin delil niteliği hakkında bir değerlendirme yapılmadığını belirtmiştir. Kurul soruşturma sonucunda Altıparmak Gıda'nın 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğine karar vermiş ve şirkete idari para cezası uygulamıştır (Rekabet Kurulu, 29.02.2024, 24-11/193-77).</p>

<p>Kurulun bu yaklaşımında iki ayrı hukuka uygunluk sorunu bulunmaktadır. Yerinde incelemenin yürürlükteki 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanması işlemin kanuni dayanağını açıklar. Yetkinin Anayasa'nın temel haklara ilişkin güvencelerine uygun kullanılıp kullanılmadığı ise bundan farklıdır. Ford kararında AYM'nin tespit ettiği sorun da bu noktadadır.</p>

<p>Bu bakımdan, “4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi yürürlüktedir” gerekçesi Kurumun inceleme yetkisinin kanuni dayanağını açıklasa da Anayasa'ya aykırı yöntemle elde edilen delilin Anayasa m.38/6 karşısındaki durumunu tek başına çözmemektedir.</p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine ilişkin anayasal tartışma Ford kararından sonra norm denetimine de taşınmıştır. Danıştay 13. Dairesi, 19.09.2023 tarihli ve E.2023/2464 sayılı kararıyla maddenin birinci fıkrasındaki “gerekli gördüğü hallerde” ibaresi ile üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa'nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu kanaatine ulaşarak AYM'ye başvurmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">AYM, 06.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı </a><i><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">kararı</a>nda “gerekli gördüğü hallerde”</i> ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamış ve itirazı reddetmiştir. Ancak hakim kararını yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığına bağlayan üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında esasa ilişkin bir Anayasa'ya uygunluk kararı vermemiş; bu kural yönünden itiraz başvurusunu Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddetmiştir.</p>

<p>2025 tarihli norm denetimi kararı, Ford kararında ortaya konulan hakim güvencesi sorununu ortadan kaldırmamıştır. Ford kararında hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen somut müdahalenin Anayasa'nın 21. maddesini ihlal ettiği yönündeki tespit varlığını korumaktadır.</p>

<p><strong>5. Danıştay İçtihadı ve Hukuka Aykırı Delillerin Rekabet Kurulu Kararına Etkisi</strong></p>

<p>Ford kararından sonra yerinde incelemede elde edilen delillerin akıbeti bakımından Danıştay 13. Dairesinin 09.10.2025 tarihli, E.2020/1736, K.2025/3035 sayılı kararı özellikle önemlidir.</p>

<p>Daire önce Ford kararına değinmiş ve AYM'nin 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde hakim kararı olmaksızın Kurul kararıyla yerinde inceleme yapılmasına imkan veren sistemin Anayasa'nın 21. maddesindeki güvencelere uygun olmadığı yönündeki değerlendirmesini aktarmıştır. Ardından 19.09.2023 tarihli E.2023/2464 sayılı kararıyla yaptığı norm denetimi başvurusuna yer vermiştir.</p>

<p>Danıştay, AYM'nin başvuruyu Anayasa'nın 152. maddesinde öngörülen beş aylık süre içinde sonuçlandırmamış olması nedeniyle, önündeki uyuşmazlığı yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesine göre incelemeye devam etmiştir. Daire bunu, makul sürede yargılanma hakkı bakımından doğabilecek sorunun da önüne geçilmesi gerektiğini belirterek açıklamıştır (Danıştay 13. D., E.2020/1736, K.2025/3035, 09.10.2025).</p>

<p>Daire, rekabet ihlalinin varlığını değerlendirirken pişmanlık başvurusu kapsamında sunulan bilgi ve belgeleri, ön araştırma ve ek inceleme sırasında elde edilen verileri, taraf teşebbüslerden talep edilen belgeleri, BDDK ve TCMB'den edinilen bilgileri ve yerinde inceleme sonucunda elde edilen e-posta yazışmaları dahil bilgi, belge, bulgu ve tespitleri bir bütün olarak dikkate almış ve rekabete aykırı bilgi değişiminin gerçekleştiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Danıştay bu kararda, Ford'a rağmen hakim kararı bulunmaksızın yapılan yerinde incelemede elde edilen delilleri değerlendirme dışında bırakmamıştır. Ancak Dairenin, yerinde incelemeden elde edilen e-postaların Anayasa m.38/6 bakımından hukuka uygun olduğuna karar verdiği de söylenemez. Kararda bu konu bağımsız bir hukuki sorun olarak incelenmemiştir.</p>

<p>Soruşturma dosyasında, şirket yöneticileri arasında yapılan ve açık rıza bulunmaksızın kaydedildiği ileri sürülen telefon görüşmeleri de bulunmaktadır. Danıştay bu kayıtların delil olarak kullanılıp kullanılamayacağını ayrıca incelemiştir. Daire, açık veya zımni rızanın bulunmadığı kabul edilse dahi kayıtların tek ve esaslı delil olup olmadığının, güvenilirliklerine ilişkin itirazların değerlendirilip değerlendirilmediğinin ve teşebbüse etkili savunma imkanı verilip verilmediğinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda telefon kayıtlarının tek ve esaslı delil olmadığını; aynı dönemde banka yöneticileri arasında rekabete hassas bilgilerin paylaşıldığını gösteren çok sayıda e-posta yazışmasının bulunduğunu belirterek telefon kayıtlarına ilişkin itirazın Kurul kararını hukuka aykırı hale getirmediği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Danıştay'ın telefon kayıtlarına ilişkin bu değerlendirmesi, yerinde incelemede elde edilen deliller hakkında verilmiş doğrudan bir hukuka aykırı delil kararı değildir. Yine de Dairenin, hukuka aykırılığı ileri sürülen bir delilin Kurul kararına etkisini değerlendirirken o delilin tek veya esaslı delil olup olmadığına bakması, yerinde incelemede elde edilen deliller bakımından da dikkate alınabilecek bir ölçüt ortaya koymaktadır.</p>

<p>Danıştay'ın bu yaklaşımından yola çıkıldığında, yerinde incelemede elde edilen deliller bakımından iki farklı durum ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Hakim kararı bulunmaksızın yapılan yerinde incelemede elde edilen delil çıkarıldığında rekabet ihlali hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerle ortaya konulabiliyorsa, bu delilin dosyada bulunmasının nihai Kurul kararını mutlaka sakatlayacağı söylenemez. Danıştay'ın 2025 tarihli kararında hukuka aykırılığı ileri sürülen telefon kayıtları bakımından benimsediği yaklaşım da bu yöndedir.</p>

<p>Buna karşılık Kurulun ihlal tespiti ve idari para cezası esas veya belirleyici ölçüde hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemede ele geçirilen e-postalara, mesajlara veya diğer dijital verilere dayanıyorsa sorun farklıdır. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hukuka aykırı bulgunun ispat değerinin azaltılmasını değil, delil olarak kabul edilmemesini öngörmektedir. Temel hak ihlali suretiyle elde edilmiş bir bulgu yaptırım kararının esaslı dayanağı ise hukuka aykırı delil itirazı artık tali bir usul itirazı olmaktan çıkar ve nihai idari işlemin hukuka uygunluğunu doğrudan etkiler.</p>

<p>Hakim kararı olmaksızın yapılan ve Anayasa m.21'e aykırılığı ileri sürülen yerinde incelemelerde, elde edilen delillere karşı m.38/6'ya dayanılması mümkündür. Ancak mevcut içtihat, bu itirazın tek başına delilin değerlendirme dışı bırakılması veya Kurul kararının iptali sonucunu doğurduğunu söylemeye henüz imkan vermemektedir.</p>

<p>Teşebbüsün inceleme sırasındaki hareket tarzı ise ayrı bir konudur. Ford kararı, yerinde incelemeyi yaptırımsız biçimde engelleme hakkı vermemektedir. Yerinde incelemenin engellenmesi 4054 sayılı Kanun kapsamında ayrıca idari para cezasına yol açabildiğinden, yalnızca hakim kararı bulunmadığı gerekçesiyle incelemeyi fiilen engellemek güvenli bir yöntem değildir.</p>

<p>Daha doğru yol; hakim kararı bulunmadığına, incelemeye hukuken rıza gösterilmediğine ve anayasal haklara ilişkin itirazların saklı tutulduğuna ilişkin beyanın yerinde inceleme tutanağına geçirilmesini istemek, incelemeyi fiilen engellememek ve elde edilen deliller teşebbüs aleyhine kullanıldığında hukuka aykırı delil itirazını soruşturma ve dava aşamasında açıkça ileri sürmektir. Özellikle nihai Kurul kararının belirleyici ölçüde bu delillere dayanması halinde, yerinde incelemenin hukuka aykırılığının yanı sıra, elde edilen delillerin Anayasa m.38/6 gereğince yaptırım kararına esas alınamayacağı da ayrıca ileri sürülmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. Sonuç</strong></p>

<p>Mevcut hukuk bakımından hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemede elde edilen delillerin her durumda geçersiz sayıldığı söylenemez. Ford kararının sonucu bu değildir; Ford sonrasındaki Rekabet Kurulu ve Danıştay uygulaması da bu yönde gelişmemiştir. Ancak bu durum, söz konusu delillerin hukuka uygun olduğu veya teşebbüs aleyhine herhangi bir sınırlama olmaksızın kullanılabileceği anlamına da gelmez.</p>

<p>AYM, Ford kararında Rekabet Kurumunun hakim kararı olmaksızın korunan işyeri alanlarına girerek bilgisayarlarda inceleme yapmasını Anayasa'nın 21. maddesine aykırı bulmuştur. Buradaki hukuka aykırılık basit bir usul eksikliği değil, temel hak ihlalidir. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini açıkça düzenlemektedir.</p>

<p>Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, temel hak ihlali suretiyle elde edilen bir bulgunun Rekabet Kurulunun yaptırım kararının tek, esaslı veya belirleyici delili olarak kullanılmaması gerektiği kanaatindeyiz. Aksi halde Ford kararında ortaya konulan hakim güvencesi, yaptırım süreci bakımından önemli ölçüde etkisiz kalacaktır. İdarenin Anayasa'ya aykırı bir müdahaleyle elde ettiği delili daha sonra idari para cezasının belirleyici dayanağı olarak kullanabilmesi, Anayasa m.38/6'daki yasakla bağdaşmaz.</p>

<p>Hukuka aykırı bir delilin soruşturma dosyasında bulunması ise Kurul kararının her durumda iptalini gerektirmez. Danıştay'ın 09.10.2025 tarihli kararındaki yaklaşım da dikkate alındığında, delilin nihai karar içindeki ağırlığı önem taşımaktadır. Söz konusu delil çıkarıldığında ihlal hukuka uygun, bağımsız ve yeterli başka delillerle ortaya konulabiliyorsa Kurul kararının hukuki durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Buna karşılık delil olmaksızın ihlal tespiti kurulamıyor veya bu delil yaptırım kararının esaslı ve belirleyici dayanağını oluşturuyorsa Anayasa m.38/6'ya dayalı iptal gerekçesi çok daha güçlü hale gelir.</p>

<p>İnceleme anında ise Ford kararına dayanarak yerinde incelemenin fiilen engellenmesi, mevcut 4054 sayılı Kanun karşısında yaptırım riski taşımaktadır. Bu nedenle daha güvenli yol; hakim kararı bulunmadığına ilişkin itirazı tutanağa geçirmek, incelemeye hukuken rıza gösterildiği anlamına gelebilecek beyanlardan kaçınmak ve incelemeyi fiilen engellemeden hukuki itirazları saklı tutmaktır. İncelemede elde edilen veriler daha sonra teşebbüs aleyhine kullanıldığında Anayasa m.21 ve m.38/6 birlikte ileri sürülmeli; özellikle hangi delilin ihlal tespitinde ne ölçüde belirleyici olduğu somut olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Türk hukukunda bu sorunun henüz kesinleşmiş bir içtihatla çözüldüğünü söylemek mümkün değildir. Ancak mevcut anayasal düzenleme ve içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, hakim kararı bulunmaksızın ve Anayasa m.21'deki güvencelere aykırı şekilde yapılan yerinde incelemede elde edilen delillerin hukuka uygunluğunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Bu delillerin temel hak ihlali suretiyle elde edilmiş olması ve rekabet ihlalinin tek, esaslı veya belirleyici dayanağını oluşturması halinde ise Anayasa m.38/6 uyarınca yaptırıma esas alınmaması gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.11, m.21, m.36, m.38 ve m.152.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, m.15 ve m.16.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m.206 ve m.217.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5326 sayılı Kabahatler Kanunu.</span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Anayasa Mahkemesi Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, <i>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.</i> (GK), Başvuru No: 2019/40991, 23.03.2023, RG 20.06.2023, S.32227.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202014678-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, <i>Helin Yusuf</i> Başvuru No: 2020/14678, 14.01.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025, RG 17.02.2026, S.33171.</span></a></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Danıştay Kararları</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E.2023/2464, 19.09.2023 (Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusu).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 13. Dairesi, E.2020/1736, K.2025/3035, 09.10.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Rekabet Kurulu Kararları</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Rekabet Kurulu, Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., 29.02.2024 tarihli ve 24-11/193-77 sayılı karar.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Akademik Kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Şahan, Ali Mert / Ünal, Orhan, “Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delil Kavramına İlişkin Tartışmalar”, <i>Rekabet Hukukunda Güncel Gelişmeler Sempozyumu – XII</i>, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2025, s. 395-436.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yalçın, Ahmet, <i>AB ve Türk Rekabet Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Kabul Edilebilirliği</i>, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 190, Yayın No: 373, Rekabet Kurumu, Ankara, Temmuz 2022.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-sorusturmalarinda-hukuka-aykiri-delil-yasagi-yerinde-incelemede-elde-edilen-delillerin-kullanilmasi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terajdfj.jpg" type="image/jpeg" length="29845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TBB HEYETİ ORDU’DA AVUKATLARLA BULUŞTU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-heyeti-orduda-avukatlarla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-heyeti-orduda-avukatlarla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, Sayman Av. Ramazan Erhan Toprak, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Nizam Dilek, Av. Melih Yardımcı ve Av. Ali Bayram, Disiplin Kurulu Başkanı Av. Mahmut Karatekin ile Denetleme Kurulu Üyeleri Av. Ahmet Melilk Derindere ve Av. Sibel Torun’dan oluşan TBB heyeti, 7 Eylül’de Ordu’da kapsamlı bir program gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kamu ve yargı kurumlarına yapılan ziyaretlerin yanı sıra Ordu Barosu yönetimi ve avukatlarla buluşan heyet, genç avukatların katıldığı söyleşide mesleğin bugünü ve geleceğine ilişkin değerlendirmeleri dinledi. Program, Adli Yıl Açılış Yemeği ile meslekte 40. ve 50. yılını dolduran avukatlara plaketlerinin takdim edildiği törenle tamamlandı.</p>

<p><strong>VALİ EROL’A ZİYARET</strong></p>

<p>TBB heyetinin Ordu’daki ilk durağı Ordu Valiliği oldu. Ordu Valisi Muammer Erol’u makamında ziyaret eden heyet, hukuk ve adalet hizmetlerine ilişkin konular ile avukatlık mesleği üzerine görüş alışverişinde bulundu.</p>

<p>Avukatların mesleki faaliyetlerini etkin biçimde sürdürebilmeleri ve yurttaşların adalete erişiminin güçlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerin de paylaşıldığı ziyarette, savunma mesleğinin adalet hizmetlerinin işleyişindeki rolüne dikkat çekildi.</p>

<p><strong>YARGI TEMSİLCİLERİYLE TEMASLAR</strong></p>

<p>TBB heyeti, Ordu Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Mustafa Süren ile Ordu Adalet Komisyonu Başkanı Eyüphan Kılıç’ı da makamlarında ziyaret etti.</p>

<p>Yargı hizmetlerinin işleyişi, adliyelerdeki çalışma koşulları ve avukatların mesleki faaliyetlerini doğrudan ilgilendiren uygulamalar çerçevesinde gerçekleştirilen temaslarda, savunmanın yargının kurucu unsurlarından biri olduğu vurgulandı.</p>

<p><strong>ORDU BAROSU’NDA MESLEĞİN GÜNDEMİ ELE ALINDI</strong></p>

<p>Programın sonraki durağı Ordu Barosu oldu. TBB heyeti, Ordu Barosu Başkanı Av. Birsen Uçar, Baro Yönetim Kurulu üyeleri ve avukatlarla buluştu.</p>

<p>Mesleğin ekonomik ve yapısal sorunları ile uygulamada karşılaşılan güçlüklerin ele alındığı buluşmada, avukatların sahadan aktardıkları sorun ve talepler dinlendi. Yerelde ortaya çıkan ihtiyaçların TBB’nin çalışmalarına doğrudan yansıtılması ve çözüm süreçlerinin barolarla eş güdüm içinde yürütülmesi konusunda değerlendirmelerde bulunuldu.</p>

<p><strong>GENÇ AVUKATLARLA MESLEĞİN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ KONUŞULDU</strong></p>

<p>Günün devamında TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Samsun Barosu Başkanı Av. Pınar Gürsel Yıldıran ve Giresun Barosu Başkanı Av. Soner Karademir’in de katıldığı “Genç Avukatlarla Söyleşi” programında avukatlarla buluştu.</p>

<p>Söyleşide, mesleğe yeni başlayan avukatların karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve mesleki güçlüklerden avukatlığın geleceğine uzanan geniş bir çerçevede görüş alışverişinde bulunuldu. Genç avukatların deneyimlerini, sorunlarını ve beklentilerini doğrudan aktardıkları programda Sağkan, yöneltilen soruları yanıtlayarak TBB’nin mesleğin güncel sorunlarına yönelik çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>

<p><strong>MESLEKTE 40. VE 50. YIL ONURU</strong></p>

<p>Ordu programının son bölümünde TBB heyeti, Ordu Barosu tarafından düzenlenen Adli Yıl Açılış Yemeği ve Meslek Ustalarına Plaket Töreni’ne katıldı. Törende meslekte 40. ve 50. yılını dolduran avukatlara plaketleri takdim edildi.</p>

<p>Törende konuşan TBB Başkanı Sağkan, günün erken saatlerinde genç avukatlarla mesleğin sorunlarını ve geleceğini konuştuklarını hatırlatarak, aynı günün sonunda 40 ve 50 yıllık meslek deneyimini temsil eden avukatlarla buluşmanın özel bir anlam taşıdığını söyledi. Avukatlığın temelinde usta-çırak ilişkisinin bulunduğunu belirten Sağkan, mesleğin değerlerinin, mücadele geleneğinin ve kurumsal hafızasının kuşaktan kuşağa aktarıldığına dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği ve baroların hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konusundaki kararlı tutumunun, mesleğe uzun yıllar emek veren avukatların oluşturduğu birikim üzerinde yükseldiğini vurgulayan Sağkan, şunları söyledi:</p>

<p>“Bugün Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız bu ülkede hukukun üstünlüğü mücadelesini cesaretle verebiliyorlarsa, 85 milyonun adalete olan inancını ayakta tutabiliyorlarsa, hukuk devleti ilkesini ve yargı bağımsızlığını ısrarla ve cesaretle savunabiliyorlarsa, bunu tabii ki bu mesleğe yarım asrını veren meslektaşlarımıza borçluyuz.”</p>

<p>Sağkan, meslek ustalarına teşekkür ve şükranlarını sunarak, 40. ve 50. yıl plaketlerinin rutin bir kıdem takdiminin ötesinde anlam taşıdığını ifade etti. Bu özel anlarda meslektaşların yanında bulunmayı ve mutluluklarını paylaşmayı önemsediklerini belirten Sağkan, “İyi ki varlar.” sözleriyle mesleğe uzun yıllar emek veren avukatları selamladı.</p>

<p>Yeni adli yılı Ordu’daki meslektaşlarla birlikte karşılama ve meslek ustalarının 40. ve 50. yıl mutluluğuna ortak olma imkânı dolayısıyla Ordu Barosu Başkanı Av. Birsen Uçar’a teşekkür eden Sağkan’ın konuşmasının ardından, plaketlerin takdimi gerçekleştirildi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_1_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_2_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_3_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_4_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_5_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_6_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_7_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_8_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_9_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_10_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_11_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_12_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_13_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_14_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_15_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_16_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_17_7092026222030.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_18_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_19_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_20_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_21_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_22_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_23_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_24_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_25_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_26_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_27_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_28_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_29_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_30_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_31_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_32_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_33_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_34_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_35_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_36_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_37_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_38_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_39_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_40_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_41_7092026222048.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_42_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_43_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_44_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_45_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_46_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260908_tbb_heyeti_orduda_m/86667_47_7092026222048.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-heyeti-orduda-avukatlarla-bulustu</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/86667-7-7092026222030.jpeg" type="image/jpeg" length="43178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[200 milyon liralık karşılıksız çek dolandırıcılığı; 4 tutuklama, 6 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/200-milyon-liralik-karsiliksiz-cek-dolandiriciligi-4-tutuklama-6-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/200-milyon-liralik-karsiliksiz-cek-dolandiriciligi-4-tutuklama-6-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da çok sayıda firmadan karşılıksız çekle mal alıp 200 milyon liralık dolandırıcılık yaptığı ileri sürülen 4 şüpheli tutuklandı, 6 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen çalışmalar kapsamında; piyasadan yüksek miktarda mal temin edilmesi amacıyla devralınan şirket adına bir süre düzenli ticaret yapılarak çek ve bankacılık güvenilirliğinin artırıldığı, ardından çok sayıda firmadan ileri vadeli çekler karşılığında yüksek tutarlı mal alındığı, alınan malların çek vadeleri gelmeden düşük bedellerle elden çıkarıldığı belirlendi.</p>

<p>Suç konusu malların satışından elde edilen gelirlerin şirket ve şahıs hesaplarına aktarıldığı, bazı işlemlerin bağlantılı şirketler üzerinden fatura ve para hareketleri oluşturularak, görünürde ticari işlem haline getirilmeye çalışıldığı; mal, para, çek ve şirket hareketlerinin Antalya, Isparta, Afyonkarahisar, Ankara, Burdur ve bağlantılı diğer illere yayılan organize bir yapı içerisinde gerçekleştirildiği tespit edildi. Soruşturmanın ilk aşamasında gözaltına alınan şüpheliler Y.C.L, E.G., M.Y. ve C.D., çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı.</p>

<p>Şüphelilerin ayrıntılı beyanları, müşteki anlatımları, ele geçirilen çek ve belgeler ile sonradan temin edilen GİB ve MASAK verileri sonrasında detaylandırılan soruşturmada, dolandırıcılık eylemlerinden daha geniş bir yapılanma olduğu ortaya çıkarıldı. Organizasyon tarafından piyasadan temin edilen mal ve hizmetlerin ekonomik değerinin yaklaşık 200 milyon TL olduğu belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soruşturmanın devamında Antalya merkezli Afyonkarahisar, Ankara, Hatay İskenderun ve Van Erciş'i kapsayan eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda, kimlikleri belirlenen 8 şüpheliden 6'sı gözaltına alındı. Şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/200-milyon-liralik-karsiliksiz-cek-dolandiriciligi-4-tutuklama-6-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/6a9fc22d290cc15b30dfe261.webp" type="image/jpeg" length="33222"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/172 E., 2026/1083 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 19.06.2026 tarihli, 2024/172 E., 2026/1083 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<strong>T.C.<br />
İZMİR<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
11. HUKUK DAİRESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>DOSYA NO : 2024/172<br />
KARAR NO : 2026/1083</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 12.10.2023<br />
NUMARASI : 2022/247 E. - 2023/731 K.<br />
DAVANIN KONUSU : Tazminat<br />
KARAR TARİHİ : 19.06.2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ : 19.06.2026</p>

<p>İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.10.2023 tarih 2022/247 E. - 2023/731 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili, 05.08.2021 tarihinde, davalı sigorta şirketinin ZMS sigortacısı, davalı ...'ün maliki ve sürücüsü olduğu ... plakalı aracın dava dışı ... plakalı araca çarptığını, çarpmanın etkisiyle ... plakalı aracın da müvekkiline ait park halindeki .... yabancı plakalı araca çarptığını, müvekkiline ait aracın maddi zarara uğradığını, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden yapılan incelemede kazanın meydana gelmesinde ... plakalı aracın %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin ikamet ettiği Almanya'ya döndüğünde ekspertiz incelemesi yaptırdığını, aracındaki hasarın 6.037,30 Euro olduğunu, davalı sigorta şirketine başvurmaları sonucunda 04.01.2022 tarihinde (15.412,19 TL karşılığı) 1.035,78 Euro ödeme yapıldığını, kaza tarihinde ZMSS teminat limitinin 43.000,00 TL olduğunu, temerrüt tarihindeki Euro kuruna göre teminat limitinin karşılığının 4.029,61 Euro olduğunu, yapılan ödeme düşüldüğünde sigortanın sorumlu olduğu tutarın 2.993,83 Euro olduğunu, 1.004,84 Euro hasar tespit gideri yapıldığını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.993,83 Euro bakiye hasar bedelinin, davalı ...'den ise bakiye maddi zarar olan 5.001,52 Euro'nun tamamının her iki davalı için kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, 1.004,84 Euro ekspertiz gideri ile tercüme giderinin yargılama yargılama giderleri arasında davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>CEVAP:</strong> Davalı .... A.Ş. vekili, davacının zararın karşılandığını, hasar miktarı 15.412,19 TL hesaplanarak 04.01.2022 tarihinde davacı vekilinin hesabına ödendiğini, hesaplamanın genel şartlara göre yapılması ve gerçek zararın tespiti gerektiğini, onarım anlaşmalı serviste yapılması durumunda tedarik iskontosu uygulanacağını, KDV’den sorumlu tutulamayacaklarını, KDV ödendiğini gösteren fatura sunulmadığını, sigortalı aracın sürücüsünün kusurlu olduğunu kabul etmediklerini, kusur tespiti gerektiğini, sorumluluklarının kusur oranı ve poliçe limiti dahilinde olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili, müvekkilinin ... plakalı aracı ile seyir halindeyken ... plakalı aracın müvekkilinin aracına çarptığını, ardından davacıya ait park halindeki araca çarptığını, müvekkilinin ilk tutulan trafik tespit tutanağının yanlış olduğunu belirtmesi üzerine ikinci bir trafik tespit tutanağı düzenlendiğini, ikinci defa düzenlenen trafik tespit tutanağında da müvekkilinin beyanlarının eksik olarak aktarıldığını, kaza tespit tutanaga esas alınarak kusur tespiti yapılmasının hatalı olduğunu, kaza anında yaya yoluna park halinde bulunan ve davacı tarafa ait aracın ... plakalı aracın arkadan çarpması sonucu hasara uğradığını, sigorta şirketi tarafından davacı vekilinin hesabına maddi hasar bedeli ödemesi yapıldığını, davacının aracı yurt dışına çıktıktan uzun süre sonra tamir ettirdiğini, hasarın tamamen bu kazadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirsiz olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :</strong> Mahkemece; adli trafik bilirkişisi ve otomotiv bilirkişisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna göre ... plakalı araç sürücüsünün kazaya etken olduğu, ... plakalı araç sürücüsü ve davacıya ait park halindeki ..... plakalı araç sürücüsün etken olmadığı, davacıya ait araçta kaza nedeniyle meydana gelen hasar tutarının 5.642,74 Euro olduğu, davalı yanca yapılan ödemenin mahsubundan sonra bakiye 4.606,96 Euro zararın kaldığı, ekspertiz ücretinin rayiçlere uygun olduğu yönünde görüş bildirildiği, itiraz üzerine alınan ek raporda kök rapordaki 394,48 Euro tutarındaki işlemin hatalı algılandığı ve hasar değerinden düşülmesi yönündeki kök rapor kanaatin doğru olmadığı, önceki hasar bedeline bu tutarın eklenmesi ile Almanya koşullarına göre araçtaki hasarın toplam 6.037,23 Euro olduğu, davalı yanca yapılan ödemenin mahsubundan sonra bakiye 5.001,45 Euro zararın kaldığı, ekspertiz ücretinin rayiçlere uygun olduğu şeklinde görüş ve kanaat bildirildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 5.001,45 Euro bakiye hasar bedelinin davalı .... A.Ş.'den (2.993,83 Euro ile ve poliçe limitinden kalan bakiye 27.587,81 TL ile sınırlı sorumlu olmak kaydıyla) temerrüt tarihi 14.10.2021 tarihinden itibaren, diğer davalı ... yönünden ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL cinsinden hesaplanan karşılığının davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hasar talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ : </strong>Davalı ..... A.Ş. vekili, yargılama aşamasında belirttikleri savunmalarının yok sayıldığını, neden reddedildiğine ilişkin bir gerekçe yazılmadığını, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının hatalı olduğunu, ... plakalı araç sürücüsünün kavşağa girerken hızını azaltmadığının ilgili incelemelerde anlaşıldığını, tanık beyanında da bu durumun yer aldığını, kaza tespit tutanağının delil niteliği yok sayılarak farazi değerlendirmelerle kusur atfı yapıldığını, sigortalı araç sürücüsünün her türlü önlemi alsa bile söz konusu kazayı engelleme şansının bulunmadığını, davacının zararının karşılanmış olduğunu, aracın onarılıp onarılmadığı, onarılmış ise onarım bedelinin kim tarafından karşılandığı ve davacı tarafından araç teslim alınırken çekince konulup konulmadığı, davacı tarafından aracın daha yüksek bedel ile onarılma iddiasının bulunup bulunmadığı ve bu konuda fatura sunulup sunulmadığı hususlarının araştırılması gerektiğini, müvekkili sigorta şirketinin onarımı sonrasında yeni bir onarım yapılmadığından davacının taleplerinin reddi gerektiğini, hasar hesaplamasının ZMSS Genel Şartlara göre yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin söz konusu parçaların tedarikinde iskonto yapma imkânı bulunduğunu, iskontosuz yapılan hesaplamanın yetersiz ve hukuka aykırı olduğunu, davacı yetkisiz ve anlaşmasız serviste aracın onarımını gerçekleştirerek sigorta şirketinin iskonto uygulanmasına ilişkin hakkını elinden aldığını ve gerçek zarardan değil, kendi fiili ile artırmış olduğu fiili zarardan sorumlu tutulmasını sağlamaya çalıştığını, müvekkili sigorta şirketinin KDV’den sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, dava konusu taleplerin yabancı para cinsinden belirtilmesi ve bu şekilde karar tesisinin hatalı olduğunu, Türkiye’deki piyasa koşulları dikkate alınarak hasar bedelinin belirlenmesi gerektiğini, eksper ücreti talebi dolaylı zarar olduğundan reddi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili, kazanın meydana gelmesinde müvekillinin kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin ... plakalı aracı ile seyir halindeyken dönüş için beklediği bölgede ... plakalı aracın önce müvekkilinin aracına, ardından davacının aracına çarptığını, tutanak tutulması için sigortacı çağırıldığını, müvekkilinin ilk tutulan trafik tespit tutanağının yanlış olduğunu belirtmesi üzerine ikinci bir trafik tespit tutanağı düzenlendiğini, ikinci defa düzenlenen trafik tespit tutanağında da müvekkilinin beyanlarının eksik olarak aktarıldığını, sigorta görevlisinin yeni bir tutanak düzenlemek için ücret talep etmesi üzerine dosya içerisinde mevcut olan son tutanağın ... plakalı araç sahibi ..... ve müvekkili tarafından düzenlendiğini, son düzenlenen trafik tespit tutanağında ....'ın kendisinin müvekkilinin aracına çarptığına dair ifadesini, müvekkilinin kendisine çarptığı şekliyle değiştirdiğini, müvekkilinin son düzenlenen tutanağı imzalamak istemese de ....'ın yakınlarının müvekkilini darp etmeye kalkıştıklarını, müvekkilinin düzenlenen trafik tespit tutanağını imzalamak zorunda kaldığını, savunmalarının yerel mahkemece yok sayıldığını, müvekkiline müteselsil olarak tazminat bedelinin yansıtılmasının hatalı olduğunu, poliçe dahilinde olan sorumluluğun sigorta şirketine ait olduğunu, bilirkişi raporunda herhangi bir kamera kaydı veya somut veriye dayanmadan tamamen farazi değerlendirmeler üzerinden kusur atfında bulunulduğunu, sigortalı araç sürücüsünün her türlü önlemi alsa bile söz konusu kazayı engelleme şansının bulunmadığını, araçta meydana gelen hasar bedelinden ziyade uyuşmazlığa konu aracın onarılıp onarılmadığı, onarılmış ise onarım bedelinin kim tarafından karşılandığı ve başvuran tarafından araç teslim alınırken çekince konulup konulmadığı, başvuru sahibi tarafından aracın daha yüksek bedel ile onarılma iddiasının bulunup bulunmadığı ve bu konuda fatura sunulup sunulmadığı konularının tartışma konusu yapılması gerektiğini, davacıya ait aracın Türkiye şartlarında çok cüzi miktarlara tamiratı mümkünken aracı tamir ettirmediğini, davacının aracı yurt dışına çıktıktan uzun süre sonra tamir ettirdiğini, aracın tamirine ilişkin fatura gösterilmediğini, sadece ekspertiz raporu sunulduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE : </strong>Dava, davacıya ait yabancı plakalı araçta oluşan hasar bedelinin karşı aracın işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.</p>

<p>Davacının Almanya'da ikamet edip, geçici olarak Türkiye'ye getirdiği aracının trafik kazası sonucunda hasara uğradığı anlaşılmakta olup, davacı aracının onarımını Türkiye'de yapması konusunda zorlanamaz. Aracını Türkiye'de veya ikamet ettiği ülkede tamir ettirmek konusunda seçimlik hakka sahip olup, araç sahibinin bu seçimlik hakkını ikamet ettiği ülkede tamir ettirme yönünde kullanması durumunda, yurt dışı tamirine dair gerçek hasar bedelinin tespit edilerek bu bedelin Türk Lirası karşılığının tazminine karar verilmesi gerekmektedir. (Yargıtay</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu 24.06.2015 tarih 2014/17-28 Esas 2015/1745 Kararı) Davalıların bu yöndeki istinaf itirazları yerinde değildir.<br />
Toplanan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davacının aracında oluşan zarar dolayısıyla hasar tazminatına hak kazanmasına, kusur ve hasarın olayın oluş şekli ve dosya kapsamına uygun olarak belirlenmesine, araçtaki hasarın kaza ile uyumlu ve zararın gerçekçi olmasına, dava değerini oluşturan hasar bedeli yönünden yabancı para alacağının fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığı üzerinden davalıların sorumluluğu cihetine gidilmesine, tazminata taleple bağlı olmak üzere yabancı para alacağına davalıların sıfatına göre belirlenenen temerrüt tarihinden 3095 sayılı Kanun gereğince faiz yürütülmesine, dava değeri yapılan yabancı paranın dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı olan Türk Lirası esas alınarak kabul edilen miktar üzerinden harç ile karar tarihindeki tarifeye göre vekalet ücreti hesaplanmasına, hükmedilen tutarın dava tarihindeki kur itibariyle poliçe limiti kapsamında kalması nedeniyle vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin oranlanmasına gerek bulunmamasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine göre davalıların istinaf itirazları yerinde değildir.</p>

<p>Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçeler ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davalı .... A.Ş. vekili ve davalı Davalı ... vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Davalı ..... A.Ş. yönünden istinaf karar harcı olan 1.884,52 TL'den peşin alınan 1.394,55 TL'nin mahsubu ile bakiye 489,97 TL harcın davalı .... A.Ş.'den alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>3-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 5.578,17 TL'den peşin alınan 1.394,55 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.183,62 TL harcın davalı ...'den alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerilerinde bırakılmasına,</p>

<p>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 19.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/izmir-bolges-1.jpg" type="image/jpeg" length="66272"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/8787 E., 2025/16070 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2024/8787 E., 2025/16070 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/8787 E., 2025/16070 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/457 E.- 2024/466 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2024/İHK- 20737- 20738</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2024/58767</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yolcu olduğu davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 19.07.2022 tarihinde karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 240.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslahla talebini 770.886,37 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, adli rapor ücretinden davalının sorumlu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, zamanaşımı süresinden sonra yapılan başvurunun süre nedeniyle reddi gerektiğini, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kusur raporu alınarak sonuca gidilmesi gerektiğini, adli rapor ücretinden davalının sorumlu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sunduğu 18.04.2023 tarihli maluliyet raporuna göre davaya konu trafik kazasından dolayı %8 oranında sürekli malul kaldığı, ancak raporun usule uygun olmadığı, bu nedenle davacıya yeni bir maluliyet raporu alması için ara karar ile kesin süre verildiği, ancak davacının süresinde bilirkişi ücretini yatırmayarak ara kararın gereğini yerine getirmediği, davacının davalı ...Ş.'den olan alacağından feragat ettiği gerekçesiyle başvurunun davalı ...Ş. yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı ...Ş. yönünden usulden reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin itiraz başvurusunda bulunması üzerine İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından sunulan 18.04.2023 tarihli maluliyet raporunun usule uygun olduğu, hükme esas alınması gerektiği, davalı ...Ş. tarafından davacıya 20.10.2023 tarihinde 84.000,00 TL ödeme yapıldığı, davacının davalı ...Ş. yönünden feragat dilekçesi sunduğu, hesaplamanın davalı ...Ş. yönünden %100 kusur ve %8 maluliyet oranı üzerinden yapıldığı gerekçesiyle, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, davalı ...Ş. yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı ...Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne, 682.886,37 TL sürekli iş göremezlik tazminatının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, emniyet kemerinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, yeniden kusur raporu alınarak sonuca gidilmesi gerektiğini, kusur oranları arasında çelişki oluştuğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davacının yolcu olduğu davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davalı ...Ş. tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 19.07.2022 tarihinde karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, davacının zararının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre belirlenmesinin yerinde olmasına, müterafik kusurun ispat edilememiş olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı ...Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davalı ...Ş. vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden;<br />
a.Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Somut olayda hükme esas alınan ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 18.04.2023 tarihli sağlık kurulu raporunda, davacının trafik kazası sonrası lomber disk hernisi (bel fıtığı) yaşadığı, meydana gelen iş bu yaralanmasına bağlı sürekli iş göremezlik oranının Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre %8 olarak hesaplandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde davacının kaza tarihinden evvel bel fıtığı nedeniyle operasyon geçirdiği, davacı tarafından sunulan 18.04.2023 tarihli maluliyet raporunda da davacının davaya konu trafik kazası sonucu bel fıtığı nedeniyle %8 sürekli malul hale geldiğinin belirlendiği anlaşılmaktadır. Ancak iş bu raporda salt davaya konu trafik kazası nedeniyle oluşan maluliyet durumu veya oranının açık bir şekilde izah edilemediği, davacının kalıcı maluliyetinin davaya konu trafik kazası sonucu yaralanmasından mı yoksa kazadan daha önceki tarihte geçirdiği operasyondan mı kaynaklandığının tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasının illiyet bağı açısından gerekli olduğu gözetildiğinde 18.04.2023 tarihli maluliyet raporunun bu haliyle hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olmadığı sabittir.</p>

<p>Şu halde, izah edilen şekilde davacının salt 19.07.2022 tarihli trafik kazasından kaynaklanan kalıcı maluliyet durumunun davacının kazadan önceki operasyona dair olanlarda dahil olmak üzere tüm tedavi evrakı ve raporları temin edildikten sonra, davacıyı bizzat muayene etmek suretiyle yerleşim yerine en yakın üniversite adli tıp anabilim dalı başkanlığından yeniden maluliyet raporu alınarak sonuca gidilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p>b. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir.<br />
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, kaza tespit tutanağının düzenlendiği, buna göre davacının yolcu olduğu araç ile davalı ...Ş. tarafından sigortalı araca ayrı ayrı kusur izafe edildiği, hakem tarafından alınan kusur raporunda ise davacının yolcu olduğu araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı, davalı ...Ş. tarafından sigortalı aracın %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, başkaca kusur tespiti yapılmadığı, hakemce davalı ...Ş. tarafından sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kabul edilerek davacının tazminat alacağının hesaplanması yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Olayın meydana geliş şekli, kaza tespit tutanağındaki kusur tayini ile hakemce alınan kusur raporu arasında farklı belirlemeler olduğu, bu haliyle dosyada kusur oranları arasında çelişki oluştuğu değerlendirildiğinde, kusur oranlarına ilişkin yapılan araştırma yeterli görülmemiş olup eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.</p>

<p>Şu halde; İtiraz Hakem Heyetince, dava konusu trafik kazasına ilişkin varsa ceza soruşturma dosyası da dosya arasında alınarak, tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden seçilecek uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli, kaza tespit tutanağı ile dosyadaki rapor arasındaki çelişkiyi gideren, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulmuş olması doğru değildir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2-a) ve (2-b) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde davalı ...Ş.'ye iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>02.12.2025 tarihinde Üye ...'nin karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Davacı, 19.07.2022 tarihinde gerçekleşen çift taraflı trafik kazasında yaralanan yolcu (üçüncü kişi) konumundadır. Yolcu, kazanın meydana gelmesinde kendi eylemiyle bir kusuru bulunmadıkça, zararın tamamının tazminini isteme hakkına sahiptir. Sigorta hukukunda ve Karayolları Trafik Kanunu kapsamında, zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) poliçesi, sigortalı araçların işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zararları teminat altına alır.</p>

<p>Tazminatın kaynağı, sigortalı aracın işletilmesinden kaynaklanan riziko olup, yolcu konumundaki davacının zararının tazmininde, kusur oranları sadece sigortalı araç sürücüleri arasındaki rücu ilişkisi ve sigorta şirketinin sorumluluk sınırını belirleme açısından önem taşır. Davacı yolcuya karşı kusursuz sorumluluk ilkesi uygulanır. Dosyada mevcut delillerde davacının kazanın oluşumunda müterafik kusuruna (örneğin, tehlikeli bir davranışta bulunma) dair herhangi bir tespit ve iddia bulunmamaktadır.</p>

<p>Sayın çoğunluk, "olayda kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden seçilecek uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor" alınması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Oysa: Yukarıda belirtildiği gibi, davacı yolcunun kusuru bulunmadığından, sürücüler arasındaki kusur oranlarının yeniden belirlenmesi, yolcunun tazminat alacağı miktarını doğrudan etkilemeyecektir. Yolcunun zararı, ZMSS limiti dâhilinde sigortacı tarafından tam olarak karşılanmalıdır.</p>

<p>Dosyada mevcut olan ve numaralı belgede atıfta bulunulan trafik kaza tespit tutanağı ve hakem incelemesi sonucunda belirlenen kusur oranları, sigorta şirketlerinin kendi aralarındaki rücu ilişkileri için yeterli ve denetlenebilir kabul edilebilir.</p>

<p>Temyize konu İtiraz Hakem Heyeti kararında, davalı ...Ş. sigortalısı sürücünün %100 kusurlu olduğu ve diğer tarafın sigortacısı ... Sigorta A.Ş. sigortalısı sürücünün %0 kusurlu olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Yolcu olan davacının alacağının belirlenmesi için yeniden kusur tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınması, yargılamayı uzatacak ve gereksiz masrafa neden olacaktır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı yolcu olduğundan, sürücüler arasındaki kusur oranlarının yeniden tespiti için uzman bilirkişi raporuna gerek bulunmamaktadır. Bu düşünceyle sayın çoğunluğun yeniden kusur tespiti konusundaki bozma kararına katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="96619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/9619 E., 2025/13991 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13.10.2025 tarihli, 2025/9619 E., 2025/13991 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9619 E., 2025/13991 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/493 Değişik İş, 2023/493 Karar<br />
SAYISI : 2023/İHK-27560<br />
SAYISI : K-2023/113556</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 21.07.2021 tarihinde davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davacının sevk ve idaresindeki aracın karıştığı trafik kazası sonucu, davacının yaralanarak malul kalması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı olarak 100,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, talebini 284.338,82 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusuru kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne, 100,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 18.08.2022 tarihinde itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin itirazının reddine, davacı vekilinin itirazının kabulü ile davanın kabulüne, 284.338,82 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 18.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usulüne uygun düzenlenmeyen maluliyet raporu ile başvuru yapıldığından davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun usulüne uygun olmadığını, TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre ve % 1,8 teknik faiz uygulanarak tazminatın hesaplanması gerektiğini aksi kanaat halinde %1,65 oranında teknik faiz uygulanarak hesaplanması gerektiğini, ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren yasal faize hükmedilebileceğini, davacı lehine 1/5 oranında vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kusur oranının hatalı tespit edildiğini , değer kaybı nedeniyle açılan davada davalının %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, gelir tespitinin hatalı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. Dosyanın incelenmesinde; kaza tespit tutanağında, davalıya sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğu belirtilmiştir. Hükme esas alınan kusur raporunda; tarafların % 50'şer kusurlu olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından daha önce aynı kazaya ilişkin Sigorta Tahkim Komisyonunda 2022.E.159655 sayılı aracın değer kaybının tahsili talepli dava dosyasında alınan kusur raporunda ise, kaza tespit tutanağıyla uyumlu olarak davacının kusursuz olduğu, davalıya sigortalı araç sürücüsünün ise kusurlu olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda kaza tespit tutanağı ile kusur raporu arasında çelişki olduğundan, kusur raporuna neden itibar edildiği, kaza tespit tutanağına neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeli, tutanak ve rapor arasındaki çelişkiyi gideren ikinci bir rapor alınmalıdır.</p>

<p>Şu durumda kaza tespit tutanağı ile Hakem Heyetince alınan rapor arasındaki kusur dağılımına ilişkin çelişkilerin giderilmesi yönünde bilirkişiden (önceki bilirkişi dışında) denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli şekilde rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken çelişkiler giderilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmamış bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı onama harcının davalıdan alınmasına,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
13.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="89355"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/4136 E., 2025/2904 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234136-e-20252904-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234136-e-20252904-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli, 2023/4136 E., 2025/2904 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/4136 E., 2025/2904 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/84 E., 2023/86 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : İHK-2023/4604<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2022/181200</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 23.11.2021 tarihinde meydana gelen çift taraflı trafik kazası sonucunda müvekkiline ait aracın hasarlandığını, kazaya karışan karşı aracın ZMSS/İMSS poliçesinin davalı ... tarafından düzenlendiğini belirterek şimdilik 100,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında talebini 120.790,28 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; kazanın kurgu olabileceğini, kaza mahallinde keşif yapılması ve bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesi gerektiğini, aracın taraflarına gösterilmediğini, aracın kaskosu olup olmadığının ve kaskodan alınan ödeme olup olmadığının araştırılması gerektiğini, KDV'den sorumlu olmadıklarını, hükmedilebilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kabulüne, 120.790,28 TL'nin 10.02.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV.İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; heyetimizce alınan, makine mühendislerinden müteşekkil üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda;“42 ... 381 plakalı otomobilin ön cepheden çekilmiş fotoğraflarının bulunmadığı, ön tampon, ön ızgara, ön plakanın net olarak görüldüğü fotoğraflar dosyasında bulunmamaktadır. Otomobilin sürücü ve ön yolcu hava yastıklarının açılmış olmasına karşın mevcut fotoğraflardan ön tampon demiri ve ön tamponun, ön şase kollarının hasarlarının tespit edilemediği, betondan mamul elektrik direğine hava yastıklarının açılmasına neden olabilecek nitelikte çarpma halinde oluşması muhtemel hasarları ile fotoğraflardaki hasarların uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulan taşıta ait fotoğrafların incelenmesinde; 35 ... 676 plakalı otomobilin asıl hasarlı olan sağ ön kısmına ait hiçbir fotoğrafın sunulmadığı; 42 ... 381 plakalı otomobilin asıl hasar gören ön tampon, ön tampon demiri, ön şasi kolları parçalarının ayrıntılı hasar fotoğraflarının sunulmadığı, yine bu aracın ön panel demirindeki keskin yırtılmanın (Foto 4 ve Foto 5) direğe çarpma ile uyumlu gözükmediği; kaplama üzerinde görülen hasarlı parça kalıntılarının konumları ile 35 ... 676 plakalı aracın hasar sonrasındaki konumun hasar ile uyumlu görülmediği, bu nedenlere göre de 42 ... 381 plakalı otomobilin tutanakta izah edildiği tarzda bir kazaya karıştığına dair bir somut emarelere rastlanılmamıştır. Dosyaya sunulan trafik kazası tespit tutanağında kazanın oluşuna ait tarafların beyanları, kaza krokisi ile hasarlı araçların son konumlarını ve araçlardaki hasarları gösteren fotoğrafların birbiriyle uyumlu olmadığı dikkate alındığında trafik kazası tespit tutanağındaki sürücü beyanları ve krokide belirtilen trafik kazası ile hasarın oluşması mümkün görülmemiştir.” olarak kaza tespit tutanağı, hasarlı araç fotoğrafları, sürücü beyanları, kaza krokisi ve sair tüm belgeler incelenmek suretiyle kazanın tutanakta belirtildiği şekilde meydana gelmesinin mümkün olmadığı tespit edilmiş olmakla" gerekçesi ile itirazın kabulüne, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; usule ilişkin olarak; hakem heyeti kararının temelini oluşturan bilirkişi raporlarındaki inceleme ve değerlendirmelerin eksik ve hatalı olup hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkiline ait aracın kaza dışı hasarlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaldı ki, olaydaki ispat külfetinin mevcut durumu iddia eden sigortacı üzerinde bulunduğunu, davalının bu savunmasını soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlaması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, çift taraflı trafik kazası nedeniyle davacı aracında oluşan hasar bedelinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.<br />
2918 sayılı KTK'nın 91 inci maddesine göre: “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur."</p>

<p>Yasanın 85/1 inci maddesine göre de, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüs unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüs sahibi doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”</p>

<p><br />
Yasa'nın 91/1 ve 85/1 inci maddeleri bir arada ele alındığında, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nı yapan sigortacının poliçede belirlenen limite kadar, işletenin sorumluluğunu üstlendiği sonucuna varılabilmektedir.<br />
Somut olayda, davalıya ZMSS poliçesi ile sigortalı olan araç ile davacı aracının kazaya karışmış olduğu, taraflar arasında düzenlenen (anlaşmalı) trafik kazası tespit tutanağından anlaşılmakta olup, sigortalı aracın sürücüsü (...), virajı alamayıp "davacının aracına sol arka kısmından çarptım" şeklindeki beyanı ile kusurunu kabul etmiştir. Bu durumda tutanağın aksini ispat yükü davalıda olup, kusurun kabul edilmiş olması ve sigortacının işletenin kusurunu(poliçe limiti kadar) üstlenmiş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; zararın miktarına yönelik bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>20.02.2025 tarihinde üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilirkişi raporu ile kaza tespit tutanağı arasında çelişki bulunduğu buna göre uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirdiği ve tahkim yargılama süresinin bunun için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple 5684 sayılı Kanun'un 30/16 maddesi uyarınca el çekme kararı verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluk görüşüne iştirak edemiyorum.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234136-e-20252904-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="95744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu’nun 2021/370 E., 2022/1622 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021370-e-20221622-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021370-e-20221622-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.11.2022 tarihli, 2021/370 E., 2022/1622 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2021/370 E., 2022/1622 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Aydın 1. İş Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine ilişkin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Kaynaklar Limited Şirketine ait işyerinde çalışmakta iken 19.01.2001 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sürekli iş göremez duruma girdiğini, davalı Kurum tarafından sürekli iş göremezlik geliri bağlandığını ancak gelir oranının yanlış hesaplanıp eksik bağlandığını, müvekkilinin yanlışlığın düzeltilmesi hususunda Kuruma yaptığı başvurunun kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğundan bahisle reddedildiğini, Didim Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 2004/232 E., 2006/221 K. sayılı dosyasında alınan bilirkişi heyet raporunda davacının kazanın meydana gelmesinde %50; dava dışı işveren Kaynaklar Limited Şirketinin ise %50 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin %50 kusuru bulunmasına rağmen tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek sürekli iş göremezlik gelirinin %50 indirimli olarak bağlanmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte Kurumun müvekkiline bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinden ancak iş kazasındaki kendi kusurunun yarısına tekabül eden %25 oranında indirim yapabileceğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile müvekkiline bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanma tarihinden itibaren yeniden hesaplanarak eksik bağlanan kısmının bağlanma tarihinden itibaren işleyecek faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili cevap dilekeçesinde; Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığının 31.05.2003 tarihli ve 29SR25 sayılı raporu ile 13.12.2004 tarihli ve 100SR66 sayılı raporlarında kazanın meydana gelmesinde sigortalının tamamen kusurlu olduğu yönünde tespit yapıldığını, iş müfettişi tarafından düzenlenmiş olan 31.03.2003 tarihli ve 34 sayılı raporda da kusur oranının trafik tespit tutanağına göre belirlenmesi gerektiğinin belirtildiğini, 19.10.2001 tarihli trafik tespit tutanağında davacının tamamen kusurlu olduğu bildirildiğinden sürekli işgöremezlik gelirinin mülga 506 sayılı Kanun’un 111. maddesine istinaden %50 indirimli olarak bağlandığını, Kurum işlemlerinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Kararı:<br />
6. Aydın 1. İş Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli ve 2016/86 E., 2017/151 K. sayılı kararı ile; 19.01.2001 tarihinde dava dışı şirkete ait işyerinde çalışmakta iken geçirdiği iş kazası sonucu malûl kalan davacı tarafından dava dışı işveren aleyhine açılan Didim (Yenihisar) Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/330 Esas sayılı tazminat dosyasında düzenlenen ve karara esas alınan kusur raporunda davacının ve işverenin %50 oranında kusurlu olduklarının tespit edildiği, iş kazası nedeniyle davacıya 16.05.2009 onay tarihli gelir bağlama kararı ile Kurum tarafından %57 iş göremezlik derecesi üzerinden gelir bağlandığı, gelir bağlama kararında 506 sayılı Kanun 111. maddesi gereğince indirim oranının %50 olarak belirtildiği, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesine göre bağışlanmaz kusur nedeniyle bağlanacak gelirde yapılacak eksiltmenin en fazla %50 olabileceği, eksiltme hesabının ise bağışlanmaz sayılan kusurun derecesine göre yapılması gerektiği, Kurumca sigortalı %100 oranında kusurlu sayılarak bağlanan gelirde %50 eksiltmeye gidilmiş ise de mahkeme kararı ile tespiti yapılan ve kesinleşen sigortalının bağışlanmaz kusurunun %50 olması nedeniyle gelirden %25 oranında indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacıya yapılan sürekli iş görmezlik gelirinden yapılan indirimin kusur derecesine göre %25 oranında olduğunun tespiti ile eksik ödenen gelirlerin her ay için kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliyesi Mahkemesinin Kararı:<br />
7. Aydın 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekillerince süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>8. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 26.03.2019 tarihli ve 2017/2872 E., 2019/458 K. sayılı kararı ile; olay günü motosiklet kullanmak için yeterli A-2 sınıfı sürücü belgesine sahip olmadan çift yönlü olan güzergah üzerinde bir öndeki aracın arkasından seyir etmekte olduğuna göre dikkatini yola vermesi ve önündeki araç ile kendi aracı arasında yeterli ve güvenli takip mesafesi bırakması, aracının hızını hava, yol ve trafik şartları ile aracının teknik özelliklerine uydurup seyir anında belirebilecek herhangi bir tehlike karşısında önünde açık olan en kısa mesafede aracını duruşa geçirebilecek bir hızla seyrini sürdürmesi, güvenli araç kullanma bakımından elzem olmasına rağmen aşırı hız ve yakın takipten dolayı öndeki araca arkadan çarparak kazanın meydana gelmesinde davacının bağışlanmaz kusurunun bulunduğu, bu nedenle sürekli iş göremezlik gelirini 506 sayılı Kanun’un 111. maddesi uyarınca %50 indirimli olarak bağlayan Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Bozma Kararı:<br />
9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 15.06.2020 tarihli ve 2019/3958 E., 2020/2267 K. sayılı kararı ile; “..F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:<br />
Dava sürekli iş göremezlik gelirinden yapılan indirime ilişkin kurum işleminin iptali ile bu indirim neticesinde eksik ödenen gelirin yasal faiziyle tahsili istemine ilişkindir.<br />
Mahkemece davanın kabulüne ilişkin verilen karar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından usul ve yasaya uygun bulunmayarak kaldırılmış ve davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 2001 yılında meydana gelen iş kazası ile ilgili, 31.03.2003 tarihli İş müfettişi tarafından düzenlenen raporda tüm kusurun kazalı sigortalıda bulunduğu trafik kaza tespit tutanağının dikkate alınması gerektiği belirtilmiş ve kurumun 31.5.2003 tarihli inceleme raporu ile 13.04.2009 tarihli inceleme raporunda aynı yönde kazalının asli kusurlu olduğu, bağışlanamaz kusurunun bulunması nedeniyle 506 sayılı Yasanın 111. maddesinin uygulanması gerektiğine dair tespitlerin yapıldığı, Didim 1.Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nin 2006/330 Esas ve 2011/740 Karar sayılı Dairemiz tarafından davalı işverenin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddine karar verilerek kesinleşen tazminat dosyasında %50 işveren, % 50 kazalı sigortalı olduğunun tespit edildiği, anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davanın yasal dayanakları incelendiğinde; 506 sayılı yasanaın “Sigortalının Bağışlanamaz Kusuru” başlıklı 111. maddesinde “Bağışlanmaz kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalıya verilecek geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri, bu kusurun derecesine göre, Kurumca, yarısına kadar eksiltilebilir.<br />
Tehlikeli olduğu veya hastalığa sebep olacağı bilinen yahut yetkili kimseler tarafından verilen emirlere aykırı olan veyahut açıkça izne dayanmadığı gibi hiç bir gereği veya yararı bulunmayan bir işi elinde olarak sigortalının yapması veya yapılması gerekli bir hareketi savsaması kusurun bağışlanmazlığına esas tutulur.” hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Kusur raporlarının, 506 sayılı Yasa, 4857 sayılı Yasa'nın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Yasa'nın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar...” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 53. madde) hükmü uyarınca hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı değilse de kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır.</p>

<p>Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hakiminin, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof. Dr. Kemal Gözler, “Res Judicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45-61 ) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır</p>

<p>1-Sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporları ile ulaşılan sonuçlar, Kurumun taraf olmaması nedeniyle işbu dava yönünden bağlayıcı nitelikte bulunmamakta, olup ancak güçlü bir delil olarak kabul edilebilir.<br />
Somut durumda, sigortalı tarafından açılan ve süre aşımı nedeniyle de Yargıtay incelemesinden geçmeden kesinleşen Didim (Yenihisar) Asliye Hukuk Mahkemesi tazminat dava dosyasında işveren ve davacı taraf olup kusur oranları kendilerini bağlamaktadır. İşveren aleyhine açılan tazminat davasında sosyal güvenlik kurumu taraf olmadığından dolayı kusur raporu sosyal güvenlik kurumunu bağlamamaktadır.</p>

<p>2-Dosya kapsamından meydana gelen söz konusu olay ile ilgili ceza yargılaması ve akıbeti ile ilgili bilginin yer almadığı SGK'nın dikkate aldığı trafik kaza tutanağı raporununda gelir indirimi yönünden davacıyı bağlamayacağı açıktır.</p>

<p>Somut olayda; kusur oranlarının bilirkişi raporu alınmadan Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilmesi hatalı olup uzman bilirkişilerden alınacak rapor sonrası bağışlanamaz kusur değerlendirmesi yaparak sonuca gidilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında davalı kurumun taraf olmadığı tazminat dosyasının kesin hüküm teşkil etmediği, ancak ayrıntılı irdeleme içermesi ve kesinleşmesi halinde güçlü delil niteliğinde olduğu gözetilerek, müfettiş raporlarındaki durum tespit ve kusur oranları ile trafik kaza tespit tutanağı da dikkate alınarak trafik iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatına göre yöntemince işveren ve sigortalının kusur aidiyet ve oranlarının belirlenmesi için rapor alarak, elde edilecek sonuca göre 506 s. Yasanın 111. maddesi gereği bağışlanamaz kusur değerlendirmesi yaparak hüküm kurulmalıdır.</p>

<p>Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 11.11.2020 tarihli ve 2020/1049 E., 2020/1558 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten sigortalının bağışlanmaz kusurunun bulunduğu dosya kapsamındaki kanıtlar, genel yaşam deneyimleri, düzenlenen bilirkişi raporlarından elde edilen teknik veriler ışığında hakim tarafından takdir edilebilecek bir konu olup takdiri delil niteliğindeki bilirkişi raporunun alınması ve bununla bağlı kalınması gereğini öngören bozma gerekçesinin yerinde olmadığı ayrıca yeni rapor alınmasının HMK’nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin de ihlâli sonucunu doğuracağı, eldeki dava yönünden bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğunu öngören açık bir yasal düzenleme bulunmadığı gibi hâkimin bilirkişi tarafından belirlenen kusur oranıyla bağlı olmadığı, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesine dayalı nitelendirmenin mahkemece yapılması gerektiği, diğer taraftan dava dilekçesinde dâhi sigortalıya atfedilen %50 kusur oranına itiraz edilmeyip bu kusur oranına dayalı olarak yapılması gereken indirim oranına itiraz edilmişken hâkimlerin hukukî irdeleme yapma ve delil takdir etme yetkisini yok sayarak uyuşmazlıkların bilirkişiler tarafından çözümü sonucuna yol açabilecek yaklaşım içeren bozma ilamına uyulması mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazası neticesinde bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinde bağışlanmaz kusur olduğu iddiası ile indirim yapan Kurum işleminin iptali ve sürekli iş göremezlik gelirinin yeniden hesaplanarak eksik bağlanan kısmının ödenmesi istemli eldeki davada; kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi için Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde kesinleşen tazminat dosyasında alınan kusur raporun güçlü delil niteliğinde olduğu gözetilerek, müfettiş raporlarındaki durum tespit ve kusur oranları ile trafik kaza tespit tutanağı da dikkate alınarak trafik iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınarak rapor neticesinde 506 sayılı Kanun’un 111. maddesi gereği bağışlanmaz kusur değerlendirmesi yapılarak karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>14. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durmak gerekir.</p>

<p>15. Davanın yasal dayanağı mülga 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 111. maddesi olup “Sigortalının bağışlanmaz kusuru” kenar başlıklı söz konusu maddeye göre;<br />
“Bağışlanmaz kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalıya verilecek geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri, bu kusurun derecesine göre, Kurumca, yarısına kadar eksiltilebilir.<br />
Tehlikeli olduğu veya hastalığa sebep olacağı bilinen yahut yetkili kimseler tarafından verilen emirlere aykırı olan veyahut açıkça izne dayanmadığı gibi hiç bir gereği veya yararı bulunmayan bir işi elinde olarak sigortalının yapması veya yapılması gerekli bir hareketi savsaması kusurun bağışlanmazlığına esas tutulur.”</p>

<p>16. Anılan düzenlemede bağışlanmaz kusuru ile iş kazasına uğrayan sigortalıdan söz edilerek Kurum tarafından geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri ile sınırlı olarak miktarının ne ölçüde azaltılabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>17. Sigortalının iş kazasına uğraması, meslek hastalığına yakalanması, şayet kendi kasti hareketine değil de “bağışlanmaz kusuruna” dayanıyorsa sigortalı, geçici iş göremzlik ödeneği ile gelir alma hakkını tümden yitirmez. Kurum bu yardımları bağışlanmaz kusurun derecesine göre eksilterek öder (Aslanköylü Resul: Sosyal Sigortalar Kanunu Yorumu, Ankara, 2003, s. 960).</p>

<p>18. Şu hâliyle bağışlanmaz kusurun sosyal sigorta haklarına etkisi kaldırıcı ve yitirici değil eksiltici ve azaltıcıdır (Çenberci Mustafa: Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, 1985, s. 663).</p>

<p>19. Sorumluluk hukukunda yer almayan ve Sosyal Sigortalar Kanunu’na özgü bir kavram olan "bağışlanmaz kusur", 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin son fıkrasında tanımlanarak içerik ve sınırları açıkça belirlenmiştir. Tanımlayıcı hüküm karşısında anılan kavramın başka şekilde anlaşılıp farklı alanlardaki yaklaşımlar uyarınca nitelendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır.</p>

<p>20. Sözü edilen hükme göre sigortalının, iş kazası veya meslek hastalığının oluşmasında etkili bulunan davranışının “bağışlanmaz kusur” niteliğinde kabul edilebilmesi, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin son fıkrasındaki tanıma uygun olmasına bağlıdır. Genel anlamda sigortalının yüksek oranlı kusuru mutlak olarak “bağışlanmaz kusur” kabulü için yeterli değildir. Zira sigortalıya atfedilen kusurun ağır kusur olması bağışlanmaz kusur anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>21. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na özgü bu uygulamanın her olayın gerçekleşme koşulları gözetilerek kendi içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>22. 01.10.2008 tarihinde yürülüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) "Sigortalının kendisinden kaynaklanan sebeplerle tedavi süresinin uzaması, iş göremezliğinin artması" kenar başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinde yer alan "sigortalının bağışlanmaz kusuru" nedeniyle yapılacak olan ödemelere ilişkin yeni düzenleme getirilmiştir. Bu kurala göre, sigortalının iş kazasına veya meslek hastalığına uğraması, hastalanması, tedavi süresinin uzaması veya iş göremezliğinin artması hâllerinde ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik gelirinin, ceza sorumluluğu olmayanlar hariç, ağır kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalının kusur derecesi esas alınarak üçte birine kadarı Kurumca eksiltilecektir. 5510 sayılı Kanun’daki bu kuralın sigortalının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 27.11.2008 tarihli ve 2004/101 E., 2008/170 K. sayılı kararı)</p>

<p>23. Bağışlanmaz kusur ile ağır kusur kavramları iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık hâllerinde sigortalının sorumluğunun belirlenmesinde esas alınan birbirine yakın kavramlardır. Bağışlanmaz kusur yerine 5510 sayılı Kanun’da ağır kusur ifadesi kullanılmış ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 44. maddesinde ağır kusur tanımlanmıştır.</p>

<p>24. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile sosyal sigorta olayının meydana geldiği iş kolunda geçerli kurallar gözetilerek sigortalının olayın üzerinde etkili davranışları ile bağışlanmaz kusurun gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmiş ise oranının ne olduğunun 506 sayılı Kanun’un 111. maddesininin ikinci fıkrası kapsamında belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>25. Bu noktada; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesine değinmek gerekirse, bu madde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>26. Aynı Kanun’un “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir” hükmüne yer verilmiş ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir.</p>

<p>27. Bu itibarla bilirkişi raporu hakim denetimine tabi olup 506 sayılı Kanun’un 111. maddesininin ikinci fıkrası kapsamında sayılan unsurların irdelenip irdelenmediği saptanmalı fıkrada sayılan unsurlara giren hâller gerekçeleriyle birlikte açıklanmalıdır.</p>

<p>28. Buna göre, bağışlanmaz kusurundan dolayı iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan ya da hastalanan sigortalıya, ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri sigortalının bu durumun oluşumundaki kusuruyla orantılı olarak yarısına kadar eksiltilerek ödenebilecektir.</p>

<p>29. Öte yandan işveren, gözetme borcu gereği çalıştırdığı işçileri işyerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşamını, bedensel ve ruhsal bütünlüklerini korumak için işyerinde teknik ve tıbbi önlemler dâhil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>30. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 17. maddesinde;<br />
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.<br />
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” yönündeki düzenleme ile yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>31. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 332. maddesine göre, “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.</p>

<p>İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur”.</p>

<p>32. Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiş olup sözü edilen fıkrada, “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>33. Bu düzenlemede, işverenin, işçinin yaşamını, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen, deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>34. Bu hükümlere paralel 4857 sayılı İş Kanunu'nun “İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre, “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler”. Bu hüküm daha sonra 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>35. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dâhi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.</p>

<p>36. Bu önlemler konusunda işveren işyerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer işyerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. Bu açıklamalara göre, iş kazasının oluşumuna etki eden kusur oranlarının saptanmasına yönelik olarak yapılan incelemede, ihlâl edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>37. Gelinen bu noktada uyuşmazlığın çözümü için “delil”, “kesin hüküm” ve “kuvvetli (güçlü) delil” kavramlarının kısaca açıklamasında yarar vardır.</p>

<p>38. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (HMK m. 188), senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2017, s. 389-390). Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir.</p>

<p>39. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK'nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır.</p>

<p>40. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.</p>

<p>41. Önemle vurgulanmadır ki maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir.</p>

<p>42. Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir.</p>

<p>43. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır.</p>

<p>44. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2).</p>

<p>45. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder.</p>

<p>46. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3108 E., 2021/380 K.; 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/(7)9-1867 E., 2020/908 K. ve 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir.</p>

<p>47. Somut olayda; davacının 19.01.2001 tarihinde kullandığı motosiklet ile öndeki araca arkadan çarparak geçirdiği kaza akabinde düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğu; 31.03.2003 tarihli İş Teftiş Kurulu inceleme raporunda ise olayın iş kazası olduğu ve kusur yönünden trafik kaza tespit tutanağı dikkate alınarak gerekli değerlendirmenin yapılması gerektiğinin belirtildiği ancak Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 31.05.2003 ve 13.12.2004 tarihli raporlar da olayın iş kazası olmadığı ve sigortalı için 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin uygulanması gerektiği yönünde tespitler yapılarak görüş bildirildiği görülmüştür.</p>

<p>48. Kurum tarafından olayın iş kazası kabul edilmemesi üzerine davacı tarafından dava dışı işveren ve Kurum aleyhine iş kazası tespiti ile maddi ve manevi tazminat istemli dava açıldığı mahkemece işveren aleyhine açılan tazminat dosyası tefrik edilerek ayrı esasa kaydedildiği ve iş kazasının tespiti davası yönünden Didim Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 2004/232 E., 2006/221 K. sayılı kararı ile 19.10.2001 tarihinde meydana gelen kazanın iş kazası olduğunun tespitine ilişkin verilen kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 13.11.2007 tarihli kararı ile onandığı ve bu şekilde kesinleştiği, bu davanın yargılama sürecinde alınan 13.06.2005 tarihli kusur raporundaki işverenin ve davacının %50 oranında kusurlu olduklarına ilişkin tespit benimsenerek Didim (Yenihisar) Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 27.12.2011 tarihli 2006/330 E. ve 2011/740 K. sayılı kararı ile işveren aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiği; kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 25.12.2012 tarihli ve 2012/4790 E., 2012/24548 K. sayılı kararı ile davalı işverenin temyiz dilekçesinin süre aşımı nedeniyle reddedilerek kesinleştiği tespit edilmiştir.</p>

<p>49. Öte yandan ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 14.12.2001 tarihli raporunda mağdur davacının 8/8 oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir.</p>

<p>50. Didim Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) iş kazası tespiti kararının kesinleşmesi akabinde SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından 13.04.2009 tarihinde düzenlenen raporda kazalı sigortalının (davacının) A tipi ehliyeti olmamasına rağmen motosikleti kullanmaya devam ettiğinden hareketle tehlikeli olduğunu bildiği bir durumu sürdürmesi sebebiyle ayrıca kaza tutanağında kendisinin asli kusurlu olduğu da dikkate alındığında kazada kastı suç sayılır hareketi bulunmayan davacı hakkında bağışlanmaz kusurundan dolayı 506 sayılı Kanun’un 111. maddesinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>51. Rapor neticesinde davacıya 16.05.2009 tarihinde sürekli iş göremezlik geliri %50 indirimli olarak bağlanmış, davacı tarafından kusur oranının yanlış değerlendirildiği ve eksik ödendiği gerekçesi ile Kuruma yaptığı başvurunun trafik kaza tutanağında kazanın oluşumunda tamamen kusurlu olduğu tespit edildiğinden iş göremezlik gelirinin %50 indirimli ödendiği belirtilerek reddedilmesi üzerine eldeki dava açılmıştır.</p>

<p>52. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince bilirkişi raporu alınmadan kusur oranları değerlendirilerek bağışlanmaz kusur değerlendirmesi yapılması yerinde olmayıp davacı ve dava dışı işverenin taraf olduğu tazminat davasında verilen ve kesinleşen kararın sadece o davanın tarafları yönünden kesin delil niteliğinde olduğu, o davanın tarafı olmayan eldeki davanın davalısı Kurum yönünden güçlü delil mahiyetinde bulunduğu, trafik kaza tespit tutanağının da gelir indirimi yönünden davacıyı bağlamayacağı gözetilerek müfettiş raporlarındaki durum tespiti ve kusur oranları ile trafik kaza tespit tutanağı dikkate alınıp trafik iş güvenliği alanında uzman bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatı kapsamında değerlendirme içeren, dava dışı işveren ve sigortalının kusur aidiyet ve oranlarını belirleyen rapor alındıktan sonra sonucuna göre 506 sayılı Kanun’un 111. maddesi gereğince bağışlanmaz kusur değerlendirmesi yaparak karar verilmelidir.</p>

<p>53. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>54. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ :</strong><br />
 </p>

<p>Açıklanan nedenlerle;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi gereği dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 29.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021370-e-20221622-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="77252"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/2100 E., 2015/1224 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132100-e-20151224-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132100-e-20151224-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2015 tarihli, 2013/2100 E., 2015/1224 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/2100 E., 2015/1224 K.</strong></p>

<p><strong>TRAFİK KAZASI SEBEBİYLE ZARAR GÖREN ARAÇ<br />
MADDİ TAZMİNAT İSTEMİ<br />
FAİZ<br />
KASKO SİGORTA ŞİRKETİ TARAFINDAN, ZARAR VEREN ARACIN SÜRÜCÜSÜYLE İŞLETEN ADINA AÇILAN MADDİ TAZMİNAT DAVASI<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 266<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 128<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 143<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 187<br />
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 275<br />
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 216<br />
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 238<br />
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (2918) Madde 85<br />
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (2918) Madde 86</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pamukova Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.01.2012 gün ve 2011/27 E.-2012/67 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar E.. Y.. ile E.. ve M..B.. Ş..’na velayeten kendi adına asaleten B.. Ş.. tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 01.10.2012 gün ve 2012/6927 E.-2012/10300 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...Davacı vekili müvekkiline kasko sigortalı aracın, davalılardan (yargılama sırasında vefat eden eden) A.. Ş..’nun maliki, E.. Y..’un sevk idaresindeki aracın çarpması sonucu hasarlandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere sigortalıya ödenen 13.789,00 TL tazminatın 19.08.2010 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı E.. Y.., kusuru kabul ettiğini belirtip tazminat tutarına itiraz ederek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalı A.. Ş.., davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davanın kabulü ile 13.789,00 TL’nin 19.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı E.. Y.. ile A.. Ş.. mirasçıları E.. Ş.., M..B..Ş.. ile B.. Ş.. tarafından temyiz edilmiştir</p>

<p>1.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı E.. Y..’un tüm, A.. Ş.. mirasçıları E. Ş., M. B. ve B.. Ş..’nun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2.Dava, trafik kazası nedeniyle zarar gören aracın kasko sigorta şirketi tarafından zarar veren aracın sürücüsü ile işleten aleyhine açılan maddi tazminat istemine ilişkindir.<br />
Trafik kazasında zarar veren taraf kusuru oranında meydana gelen gerçek zarar miktarından sorumlu olur. 6100 sayılı HMK’nın 266. maddesi gereğince “mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”</p>

<p>Trafik kazası nedeniyle taraflara izafe edilecek kusur durumunun tespiti hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konulardan değildir. Somut olayda kazaya ilişkin olarak düzenlenen 17.06.2010 tarihli kaza tespit tutanağında davalı tarafa doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma kuralını ihlal etmekten dolayı % 100 kusur izafe edilmiş, dava dilekçesinde de davacı vekili davalı tarafın olayda % 100 kusurlu olduğuna dayanarak tazminat talep etmiştir. Her ne kadar kaza tespit tutanağında davalı sürücüye tam kusur verilmişse de kusur durumunun tespiti yönünden bilirkişi incelemesi yapılması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece, kusur konusunda uzman bilirkişiden tüm dosya kapsamına göre tarafların olaydaki kusurunun tesbiti hususunda ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak bilirkişi raporunda kusur durumunun değişmesi halinde meydana gelen zarar yönünden hükme esas alınan 12.08.2011 tarihli raporu düzenleyen hasar konusunda uzman bilirkişiden bu kusur durumuna göre davalı tarafın sorumlu olduğu tazminat miktarının tespiti yönünde ek rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>3.Davalı taraf aracı 1992 model Murat marka özel otomobil olup, aracın işleteni de tacir olmadığından yasal faize hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde avans faiziyle karar verilmesi de isabetli değildir.</p>

<p>Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı E.. Y..’un tüm, A.. Ş.. mirasçıları E.. Ş.., M.. B.. Ş..ile B.. Ş..’nun sair temyiz itirazların reddine, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle A.. Ş.. mirasçıları E.. Ş.., M.. B..Ş.. ile B.. Ş..’nun temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün bu davalılar yararına bozulmasına...)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENLER : Davalılar E.., M.. B..ve B.. Ş.. vekili ile E.. Y..</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, trafik kazası nedeniyle zarar gören aracın kasko sigorta şirketi tarafından zarar veren aracın sürücüsü ile işleten aleyhine açılan maddi tazminat istemine ilişkindir.<br />
Yerel mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalıların temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davalılar temyize getirmiştir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sürücü ve işletenin taraf olduğu tazminat davasında, sürücünün kaza tespit tutanağında belirtilen kusur oranını kabul etmesi durumunda, kusuru kabul etmeyen işleten hakkında kusur bilirkişisinden rapor alınmasının gerekip gerekmediği;</p>

<p>Ayrıca, hükmedilen tazminata yasal faiz mi, yoksa avans faizi mi uygulanması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>I-Öncelikle davalılardan E.. Y..’un temyiz istemine yönelik yapılan incelemede;</p>

<p>Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında, ilk hükmü temyiz eden ancak Özel Dairece temyiz itirazları reddedilen davacı E.. Y..’un direnmeyi temyizde hukuki yararının bulunup bulunmadığı hususu öncelikle incelenmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere, hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. İlk Hükmü temyiz etmiş ancak temyiz itirazları reddedilmiş olan davacı bakımından ilk hüküm kesinleşmiştir.</p>

<p>Bu durumda eldeki davada davalı E.. Y..’un direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle, davalı E.. Y..’un direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin reddine oybirliği ile karar verilmiştir.</p>

<p>II-Davalılar E.., M.. B.. ve B.. Ş.. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak öncelikle bilirkişi incelemesi, süresi içerisinde davaya cevap vermeme ve araç işletenin sorumluluğu konuları üzerinde durulmalıdır:</p>

<p>Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 275. maddesi “Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.”</p>

<p>Hükmünü içermekte olup, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266. maddesinde de benzer düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>Diğer taraftan süresi içerisinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. Bu konu HMK’nun “Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu” başlıklı 128. maddesinde açıkça az önce ifade edildiği şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>Araç işletenin sorumluluğu konusuna gelince, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)’nun 85/1. maddesine göre, bir motorlu aracın işletilmesi bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa işletenin doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmiş ayrıca aynı maddenin son fıkrasında işletenin, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>İşletenin sorumluluktan kurtulabilmesi veya sorumluluğunun azaltılması için, KTK’nun 86/1.maddesine göre işleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında da işleten, kazanın oluşumunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakimin durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebileceği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda; davalı sürücünün ters yöne girerek sebebiyet verdiği maddi hasarlı trafik kazası sonucu davacı sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödediği tazminatın rücuu istemiyle davalılar araç işleteni ve sürücüsüne karşı açmış olduğu eldeki davada, davalı işletenin cevap dilekçesi vermemek suretiyle yukarıda yapılan açıklamalar karşısında davanın reddini talep etmiş sayılması gerektiği, bu nedenle kaza tespit tutanağında kusur durumunu kabul etmiş sayılmasının mümkün olmadığı gibi, duruşma sırasında alınan beyanında araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde tam kusurun kendisinde olduğu şeklindeki beyanını işletenin açıkça benimsemeyerek davanın reddini savunması karşısında işletenin sürücünün kusuru kabul konusundaki beyanını kabul ettiği sonucuna varmak mümkün olmadığı gibi, davanın reddini savunan işletenin kaza tespit tutanağındaki kusur durumunu kabul ettiği sonucuna da varılması mümkün değildir.</p>

<p>Hükmedilecek faiz yönünden yapılan değerlendirmeye gelince; davacının sigortalısına ait araç hususi araç olduğu gibi davalı tarafa ait araç 1992 model Murat marka özel otomobil olup, aracın işleteni de tacir olmadığından yasal faize hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde avans faize hükmedilmesi isabetli değildir. Yerel mahkeme kararının bu yönden de bozulması gerekmiştir.</p>

<p>Görüşmeler sırasında bir kısım üyeler somut olayda gerek sigortalıya halefen davacı taraf, gerekse bizzat kazayı yapan davalı E.. Y..’un tam kusurun davalı E..’da olduğu konusunda hem fikir olduklarını, ayrıca kaza tespit tutanağında da davalı Ersoy’un tam kusurlu olduğunun açık bir şekilde görüldüğünü, diğer davalıların murislerinin davalı E..’un kusurunun bulunmadığı yönünde herhangi bir beyanları ve delilleri bulunmadığı gibi davalı E..’un kazanın oluş şekli ve kusura dair beyanlarına da bir itirazları bulunmadığını belirtiklerinden yerel mahkemenin kusur bilirkişisinden rapor alınmasına gerek olmadığına ilişkin direnmesi yerindedir. Ancak davacının sigortalısına ait aracın hususi araç olduğu ve işletenin de tacir olmadığı anlaşıldığından yasal faize hükmedilmesi gerekirken avans faizine hükmedilmesi isabetli değildir. Bu nedenle yerel mahkeme kararının değişik gerekçe ile bozulması yönünde görüş beyan etmiş iseler de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.</p>

<p>Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da uygun bulunan, Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerekirken, davanın kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong></p>

<p>1-Yukarıda (I) nolu bentte yer alan nedenlerle davalı E.. Y..’un direnmeyi temyize ilişkin isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE oybirliği ile,</p>

<p>2-Yukarıda (II) nolu bentte yer alan nedenlerle davalılar E.., M. B. ve B.. Ş.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 17.04.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>MUHALEFET ŞERHİ</strong></p>

<p>Dava, araç sürücüsünün tam kusuruyla sebebiyet verdiği hasar bedelinin, davalı araç sürücüsü ve araç işleteninden tahsili istemine ilişkin tazminat davasıdır.</p>

<p>Kaza, davalı araç sürücüsünün tüm aşamalardaki açık beyanı ve kaza tespit tutanağından da anlaşıldığı üzere, anayoldan yan yola geçiş yaparken ters istikamete kontrolsüz girerek, davacı sigortalısına ait araca çarpması sonucu meydana gelmiştir. Yerel mahkeme, gerek davalı sürücünün beyanı, gerekse de düzenlenen 17/06/2010 tarihli kaza tespit tutanağına istaneden, kusur oranı konusunda rapor alma gereği duymamıştır.</p>

<p>6100 sayılı HMK 143 ve 1086 sayılı HUMK 216. maddesi uyarınca bir hukuk hakiminin tahkikata başlarken ilk yapacağı iş, tarafların üzerinde anlaşamadıkları hususları tespit ederek tahkikatı bu kapsamda yürütmektir.</p>

<p>Davaya konu ihtilaf, trafik kazasına ilişkin olup, gerek sigortalıya halefen davacı taraf, gerekse bizzat kazayı yapan davalı sürücü E.. Y.., tam kusurun davalı E..'da olduğu hususunda hem fikirdir. Ayrıca kaza tespit tutanağında da davalı E..'un tam kusurlu olduğu açık bir şekilde görülmektedir.</p>

<p>6100 sayılı HMK 187 ve 1086 sayılı HUMK 238 maddeleri uyarınca, yargılama sırasında hakim ancak çekişme konusu olan vakaların ispatını aramalıdır. Somut olayda, Karayolları Trafik Kanunu'nun 86/2. maddesi uyarınca, davalı işleten mirasçıları ancak diğer davalı sürücünün kusurunun bulunmadığını ispat suretiyle sorumluluktan kurtulması mümkün ise de, bu davalılarca aracı kullanan E..'un kusurunun bulunmadığı yönünde herhangi bir beyanları ve delilleri bulunmadığı gibi, davalı Ersoy'un kazanın oluş şekli ve kusura dair beyanına da bir itirazları da bulunmamaktadır.</p>

<p>Öte yandan yerel mahkeme kararını sadece davalı E..'un beyanına değil, davalı E..'un tam kusurunun açıkca gösteren ve itiraza uğramayan kaza tespit tutanağına da dayandırmıştır.<br />
“Ters yola girme” sebebiyle gerçekleşen trafik kazasında bilirkişi raporu alınması gerektiren çekişmeli bir husus bulunmadığından yerel mahkeme kararı doğrudur. Anılan sebeplerle Hukuk Genel Kurulu'nun sayın çoğunluk üyelerinin görüşlerine katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132100-e-20151224-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="94087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/1476 E., 2013/564 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20121476-e-2013564-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20121476-e-2013564-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 tarihli, 2012/1476 E., 2013/564 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2012/1476 E., 2013/564 K.</strong></p>

<p><strong>MADDİ HASARLI TRAFİK KAZASI<br />
TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLANAN MADDİ TAZMİNAT TALEBİ<br />
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 275<br />
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 283<br />
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 286<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 266<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 281<br />
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 282</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.09.2010 gün ve 2008/1900 E.-2010/923 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 15.12.2011 gün ve 2011/4337 E-2011/12326 K. sayılı ilamı ile;<br />
(...Davacı vekili, davalı taraf aracının müvekkiline ait araca çarparak hasarladığını, davalı sürücünün kırmızı ışık ihlali nedeniyle olayda tamamen kusurlu olduğunu, müvekkilinin aracında 6.500,00 TL’den fazla hasar meydana geldiğini belirterek şimdilik 6.280,00 TL’nin davalı sigorta şirketinden temerrüt tarihinden diğer davalıdan kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiş, 28.09.2010 tarihli duruşmada davalı sigorta şirketi yönünden dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasını talep etmiştir.</p>

<p>Davalı H.. Y.. vekili, kusuru, hasarı kabul etmediğini, davacının olayda kırmızı ışık ihlali yaptığını, davacı aleyhinde mahkemenin 2008/1700 Esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını dosyaların birleştirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalı B.. Sigorta A.Ş vekili, sigortalının kusuru oranında azami poliçe limiti ile gerçek zarardan sorumlu olduklarını, davadan önce temerrüde düşmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 3.267,10 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek kanuni faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>1086 sayılı HUMK.nun 275.maddesi (6100 sayılı HMK.nun 266.maddesi) gereğince; "Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez." Trafik kazalarından kaynaklanan davalarda tarafların kazada kusurlu olup olmadıkları, var ise kusur oranlarının ve araçlarda meydana gelen hasar miktarının tespiti teknik bilgiyi gerektirdiğinden hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenecek konulardan değildir.</p>

<p>Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için kusur ve hasar konusunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekir. Ayrıca kaza tespit tutanaklarının aksi ispat edilinceye kadar geçerli belgelerden olduğu kabul edilmiştir. Haksız fiillerde tutanağın aksini tanık ile ispat etmek de mümkündür.</p>

<p>Somut olayda, kaza tespit tutanağında sürücülerin tutarsız bilgiler verdiği, her iki sürücünün de yeşil ışıkta geçtiğini iddia ettikleri belirtilerek kusur durumu tespit edilmemiştir. Ancak keşif mahallinde dinlenen davacı tanığı S.. E.. açıkça davacının yeşil trafik ışığı yanınca hareket ettiğini, sol taraftan hızla kavşağa giren davalı aracının kendisinin de içinde bulunduğu araca sol ön tarafından çarptığını ifade etmiştir. Dosya kapsamına göre davalı taraf, bunun aksini ispat edememiştir. Tanık beyanı ile davacının yeşil ışıkta geçtiği, davalı sürücünün kırmızı ışık ihlalinde bulunduğu sabit olmuştur. Keşiften sonra alınan 25.11.2009 tarihli bilirkişi raporu ve daha sonra kusur ve hasar konusunda uzman bilirkişi tarafından tanzim edilen 19.03.2010 tarihli raporlarda da davalı H.. Y..'ın kırmızı ışık ihlali nedeniyle %100 kusurlu olduğu, davacının olayda kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece davalı H.. Y..'ın davaya konu trafik kazasında %100 kusurlu olduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde yanlış değerlendirmeler neticesinde %50 kusur oranına göre davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>3-Kabule göre de; haksız fiilden doğan tazminat alacaklarında kural olarak faiz başlangıcı olay tarihidir. Zarar gören, tazminat alacağına zararın doğduğu an hak kazanır. Haksız fiillerde olayın vuku tarihinde alacağın muaccel olduğu ve dolayısıyla borçlunun temerrüde düştüğü kabul edilmekte haksız fiil failinin temerrüdü için ayrıca alacağı istemeye yönelik ihtar keşide edilmesine gerek bulunmamaktadır. Davacı vekili, davalı H.. Y..'dan kaza tarihinden, davalı sigorta şirketinden dava tarihinden itibaren temerrüt faizine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Bu durumda mahkemece talep gibi davalı H.. Y.. yönünden 15.08.2008 kaza tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken diğer davalı sigorta şirketi ile birlikte onun yönünden de dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi de isabetli görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece, temerrüt tarihine ilişkin bozma ilamına uyulmuş ancak bozma ilamının (2) nolu bendi yönünden önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu’nda işin esasının görüşülmesinden önce; yerel mahkemenin temyize konu direnme kararında Özel Daire’nin bozma ilamına karşı hangi gerekçeyle direnildiğine ilişkin herhangi bir özel açıklama yer almaması ve kararın gerekçe bölümünün, bütünüyle Özel Dairece bozulan 28.09.2010 günlü kararın gerekçe kısmının aynen tekrarından ibaret olması nedeniyle; temyize konu direnme kararının gerekçe ihtiva edip etmediği hususunun ön sorun olarak değerlendirilmesi sonrasında, ön sorun bulunmadığına oybirliği ile karar verilerek işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; trafik kazasında tarafların kusur oranlarının tespiti için iki ayrı bilirkişi raporu alınmasından sonra, mahkemece, bu raporlara aykırı olacak şekilde kusur oranı takdir edilmek suretiyle karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 275.maddesi uyarınca; uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği durumlarda bilirkişilerin oy ve görüşünün alınması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 266.maddesi de aynı yönde düzenleme içermektedir.</p>

<p>1086 sayılı HUMK’nın 286.maddesinde belirtilen bilirkişinin rey ve mütalaasının hâkimi bağlamayacağı hükmü (HMK m.282), hâkimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa bilirkişiden ek rapor (HUMK m. 283; HMK m.281/2) alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği (HUMK m. 284; HMK m.281/3) şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa hâkimin bir kez bilirkişiye gittikten sonra, bundan dönerek teknik bilgi gerektiren bir konudaki uyuşmazlığı, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki ve mesleki bilgi ile çözümleyemez.</p>

<p>Somut olayda; yerel mahkeme tarafından da bidayette, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hâkim tarafından bilinemeyen özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir halin varlığı kabul edilmiş ve HUMK'nun 275.maddesine uygun olarak iki ayrı uzman bilirkişiden rapor alınmış, ancak daha sonra bu raporlar ile belirlenen kusur oranına itibar edilmeyerek trafik kazasının oluş şekli mahkeme hâkimince kritiğe tabi tutularak, farklı bir kusur dağılımı esas alınmak suretiyle karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Trafik kazasına karışan araç sürücülerinin kazanın oluşumundaki kusur oranlarının belirlenmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği ve bu konuyu, hâkimin hukuki ve mesleki bilgisi ile çözümleyemeyeceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenledir ki, yerel mahkemece; davalı araç sürücüsünün trafik kazasının meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu belirleyen bilirkişi raporları esas alınmak suretiyle tazminata hükmedilmelidir.</p>

<p>O halde; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>S O N U Ç :</strong> Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440/III-2.maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.04.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20121476-e-2013564-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="50190"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu’nun 2007/11-104 E., 2007/180 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200711-104-e-2007180-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200711-104-e-2007180-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.04.2007 tarihli, 2007/11-104 E., 2007/180 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2007/11-104 E., 2007/180 K.</strong></p>

<p><strong>EKSİK İNCELEMEYE DAYALI HÜKÜM KURMA<br />
RÜCUAN TAZMİN TALEBİ<br />
6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 1301 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki "rücuan tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Balıkesir Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.12.2004 gün ve 2003/652-2004/1013 sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.04.2006 gün ve 2006/3924-3876 sayılı ilamı ile ; (....Davacı sigortacının, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak, davalılar aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece, davanın reddine dair tesis edilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, kırmızı ışık ihlali yapan aracın, davacıya kasko sigortalı araç mı, yoksa, davalıların maliki, sürücüsü ve sigortacısı olduğu aracın mı dolayısıyla, kusurun hangi tarafta olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Doktrinde genel kabul gören görüşe göre, işletenlerden hangisinin kusurlu olduğu kesin olarak tespit edilemiyorsa, tehlike sorumluluğuna katlanma ilkesi uyarınca, zararın işletme tehlikeleri doğrultusunda, tehlikeler eşit varsayıldığında zarar ilke olarak yarı yarıya paylaştırılır.</p>

<p>Somut olayda, trafik kaza tespit tutanağında davalılardan sürücü Uysal Ali E....'ın kırmızı ışıkta geçtiği belirtilmiş, tespit raporunda ise davacı şirkete sigortalı araç sürücüsünün kırmızı ışık ihlalinden hareketle tam kusurlu olduğu sonucuna varılmış, yargılama aşamasında alınan raporda ise hangi aracın kırmızı ışık ihlali yaptığı kesin olarak belirlenip aydınlığa kavuşturulamamış, bu nedenle kırmızı ışık ihlali yapan aracın tam kusurlu olacağı sonucuna varılmış, mahkemece, trafik kaza tespit tutanağında tam aksinin tespit edilmiş olmasına rağmen kırmızı ışık ihlali yapan sürücünün davacıya sigortalı araç sürücüsü olduğunun kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, tehlikelerin eşit olmadığı kesin olarak ortaya konamayacağından, tehlikeler eşit kabul edilerek % 50 kusur oranına göre hüküm tesis edilmek gerekirken kaza tespit tutanağı dahi gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDEN: Davacı vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun 1301. maddesine dayalı kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminatın rücuen tazmini istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı A...... Anonim Türk Sigorta A.Ş. tarafından kasko sigortası ile sigortalanan Yunus G.......'in mülkiyetinde ve kaza sırasında da Hayrettin A......'nun da yönetiminde bulunan 34 TV 3390 plakalı oto ile, davalılardan Kapital Sigorta A.Ş. tarafından ZMSS ile sigortalanan, Sadettin Kaçıcı'nın mülkiyetinde ve Uysal Ali E....'ın yönetimindeki 10 KY 751 plakalı kamyonetin 15.02.2002 tarihinde saat 12.30 civarında çarpışmaları sonucu maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana gelmiş; kaza sonucunda Davacı sigorta şirketi 34 TV 3390 plakalı otoda oluşan zarara karşılık sigortalısına ibraname karşılığı 06/05/2002 tarihinde 6.809.000.000 TL ödeyerek T.T.K.nun 1301. Maddesine dayanarak sigortalısının haklarına halef olduğunu ifadeyle ve kazanın oluşumunda davalı tarafın %100 kusurlu olduğu iddiasıyla eldeki davayı açmıştır.</p>

<p>Davacı vekili 27.12.2004 tarihli celsede Cumhuriyet Savcılığınca yapılmış hazırlık soruşturması bulunup bulunmadığının araştırılmasını, dava açılmışsa sonucunun beklenmesini istemiştir.</p>

<p>Davalılardan gerçek kişi Sadettin Kaçıcı 13.10.2003 havale tarihli cevap dilekçesi ile ; 10 KY 751 plaka sayılı aracın işleteni olmadığını haksız fiil tarihinden dört yıl önce aracı gerçek kişi davalı Uysal Ali E....'a satıp fiilen aracı kendisine teslim ettiğini, kendisine husumet tevcih edilemeyeceğini, %100 kusuru kabul etmediğini, bilirkişi incelemesi istediğini, ayrıca istenilen tazminatın fahiş olduğunu ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalılardan Uysal Ali E.... vekili 07.07.2004 tarihli cevap dilekçesinde; davanın hukuki dayanaktan yoksun ve maddi gerçekten uzak olup müvekkilinin % 100 oranında kusurlu olduğu iddiasının doğru olmadığını, davacının iddialarının gerçekle uzaktan yakından alakasının bulunmadığını, müvekkilinin haklılığını ortaya koyacak davacı iddialarını çürütecek kanıtın olaydan sonra müvekkili tarafından Balıkesir 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/64-43 Müteferrik sayılı dosyasında yaptırılmış tespit sonucu alınmış bilirkişi raporu olduğunu, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Diğer davalı sigorta şirketine yapılan tebligata rağmen sigorta temsilcisi veya vekili tarafından dava takip edilmediği gibi davaya yazılı bir yanıt da verilmemiş olmakla bu davalının yokluğunda davaya devam olunarak sonuçlandırılmıştır.</p>

<p>Mahkemece; taraf delilleri toplanmış, davalı tarafça yaptırılan delil tespiti dosyası da getirtilerek, tanıklar dinlenmiş; keşif ve bilirkişi incelemesi de yaptırıldıktan sonra alınan bilirkişi raporu da dayanak gösterilerek, dava dayanağı olan trafik kazasında kırmızı ışık ihlali yapmak suretiyle tam kusurlu olan tarafın davacı sigorta şirketine sigortalı 34 TV 3390 plakalı araç olduğunun tereddütsüzce tespit edildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Dairece; somut olayda trafik kaza tutanağında davalılardan sürücü Uysal Ali E....'ın kırmızı ışıkta geçtiğinin belirtilip, tespit raporunda ise davacı şirkete sigortalı araç sürücüsünün kırmızı ışık ihlalinden hareketle tam kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, yargılama aşamasında alınan raporda ise hangi aracın kırmızı ışık ihlali yaptığı kesin olarak belirlenip aydınlığa kavuşturulamadığı, bu nedenle kırmızı ışık ihlali yapan aracın tam kusurlu olacağı sonucuna varıldığı mahkemece, trafik kaza tespit tutanağında tam aksinin tespit edilmiş olmasına rağmen kırmızı ışık ihlali yapan sürücünün davacıya sigortalı araç sürücüsü olduğunun kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edildiği; bu durumda, mahkemece, tehlikelerin eşit olmadığı kesin olarak ortaya konamayacağından, tehlikeler eşit kabul edilerek % 50 kusur oranına göre hüküm tesis edilmek gerekirken kaza tespit tutanağı dahi gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle karar davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin direnmeye yönelik kararını davacı vekili temyize getirmektedir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dayanağı trafik kazasının meydana gelmesinde sürücülerden hangisinin kusurlu olduğunun kesin olarak tespit edilip edilmediği; eş söyleyişle, kırmızı ışık ihlali yapan araç sürücüsünün, davacıya kasko sigortalı aracın sürücüsü mü, yoksa davalı malike ait diğer davalı sigorta şirketine sigortalı aracın davalı sürücüsü mü olduğunun belirgin olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>İlkin belirtilmelidir ki, öğreti ve uygulamada kabul edilen görüşe göre, işletenlerden hangisinin kusurlu olduğunun kesin olarak tespit edilemediği durumda, tehlike sorumluluğuna katlanma ilkesi uyarınca, zararın işletme tehlikeleri doğrultusunda, tehlikeler eşit varsayıldığından zarar ilke olarak yarı yarıya paylaştırılır.</p>

<p>Ne var ki, bu kuralın uygulanabilmesi için, gerekli araştırma ve incelemelerin yeterli biçimde yapılmasına karşın işletenlerden hangisinin kusurlu olduğunun tespit edilememiş olması koşulunun gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Eş söyleyişle, işletenlerden hangisinin kusurlu olduğu yeterli araştırma yapılmasına karşın kesin biçimde tespit edilememişse tehlikeler eşit varsayılarak zararın yarı yarıya paylaştırılması söz konusu olabilecektir.</p>

<p>Somut olayda ise, mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hükme varmaya yeterli olmayıp, bu eksik inceleme nedeni ile işletenler yönünden tehlikelerin bu aşamada eşit varsayılarak zararın yarı yarıya paylaştırılması olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Dosyada delil olarak bulunan 15.02.2002 tarihli kaza tespit tutanağı ile kazadan 13 gün sonra yaptırılan tespit sonucu verilen bilirkişi raporundaki değerlendirmeler çelişkili olup, bu çelişki mahkemece alınan bilirkişi raporunda da vurgulanmıştır. Bu çelişkiler giderilmediği gibi, zabıt mümzii polis tanıklar ve araçlarda yolcu olarak bulunup ta tanıklıklarına başvurulabilecek görgü tanıkları dinlenmemiş; kazanın yaralamalı olması ve dinlenen tanıklardan M.Aydın T.....'un sürücü davalıyı hastaneye götürdüğüne ilişkin beyanı dikkate alınmadığı, hastane kayıtlarından bu husus araştırılmadığı gibi olayla ilgili cezai takibat yapılıp yapılmadığı ve sonuçta ceza davası açılıp açılmadığı hususu da açıklığa kavuşturulmamıştır.</p>

<p>Nitekim, davacı vekili de 27.12.2004 tarihli celsede Cumhuriyet Savcılığınca yapılmış hazırlık soruşturması bulunup bulunmadığının araştırılmasını, dava açılmışsa sonucunun beklenmesini istemiş; Mahkemece bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş; yargılama sonlandırılmıştır.</p>

<p>Mahkemece, hükme esas alınan 31.01.2004 tarihli bilirkişi raporunda da aynı eksiklere işaret edilmiş; raporda aynen; "Ancak sorun tarafların sunduğu delillerin içeriğinde olup, hangi aracın kırmızı ışık ihlalini yaptığının belirlenmesindedir.</p>

<p>Davacı taraf; kaza anında kaza mahallinde bulunmayan, ancak kaza haberi alındıktan sonra kaza mahalline gelerek tutanak düzenleyen trafik polislerinin düzenlediği "Trafik kazası tespit tutanağı"na dayanırken, davalı taraf tespite ve keşif anında dinlenen tanıklara dayanmaktadır. Öte yandan bu tür yaralamalı trafik kazalarında (ki "trafik kazası tespit tutanağı"nda sürücüler ile birlikte yaralanan diğer yaralıların isimleri de mevcuttur.) Polis ve Savcılık yaralıların ifadelerini almakta ve bu ifadeler savcılık evrakları arasında yer almaktadır. Davalı ve davacı taraf kırmızı ışık ihlalini kimin yaptığına dair mübayeneti giderme çabası doğrultusunda muhtemelen mevcut olan savcılık evraklarını Yüce Mahkemeye sunmamışlardır. Hatta mevcut mübayeneti giderme adına "Trafik kazası tespit tutanağı"nı düzenleyen Trafik görevlilerinin ifadelerine de başvurulabilir.</p>

<p>Tarafların Yüce Mahkemeye sunmuş oldukları mevcut delilleri mübayenet teşkil etmekte olup, içerikleri itibariyle hangi aracın kırmızı ışık ihlali yaptığını belirlemek Bilirkişilik sıfatım itibariyle bu aşamada mümkün olmamakla birlikte kusur konusunda kesin olarak belirlenen kazada kırmızı ışık ihlalini yapan araç sürücüsü 8/8 oranında tamamen kusurlu, diğer araç sürücüsü ise kusursuz olduğudur.</p>

<p>Dava dosyasında mevcut olan tarafların sunduğu delillerdeki mübayenetin giderilmesi açısından bundan sonra Yüce Mahkemenin gerek gördüğü takdirde talep edebileceği veya tarafların sunabileceği delillerin takdir ve müzakeresi Yüce Mahkemeye ait olmak üzere kırmızı ışık ihlalini yapan araç sürücüsünün 8/8 oranında kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsünün kusursuz olduğu arz edilir." İfadelerine yer vermiştir. Görüldüğü üzere, rapor kapsamı da kesin bir kanaat oluşturacak nitelikte olmayıp; görüş bildirilebilmesi için yapılması gereken araştırmalar ortaya konulmuştur.</p>

<p>Karşı tarafın yokluğunda düzenlenen tespit tutanağında gerek tespit isteyen davalı sürücü, gerekse tanıkların beyanlarının tespit tutanağının olaydan 13 gün sonra düzenlenmesi de nazara alınarak, diğer delillerle desteklenmeden tek başına hükme esas alınmaları da olanaklı değildir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, araç sürücülerinin kazadaki kusur oranının belirlenmesi açısından mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılmış değildir. Bu şekliyle ne bir tarafın %100 kusurlu olduğunu ne de kusur belirlenemediğinden bahisle eşit kusurlu olduklarını kabule olanak yoktur.</p>

<p>Mahkemece yapılacak iş; yaralamalı trafik kazası nedeniyle Polis, Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkeme kayıtları araştırılarak, bu kayıtlarda yer alan sürücülerin, yaralıların ve olay tanıklarının, zabıt mümzisi polis memurlarının beyanlarının celbi; bu kişilerin mahkemece de dinlenmesi; ceza davası açılmışsa bu davada maddi olgu yönünden yapılacak saptama eldeki hukuk davasına da etkili olacağından gerekirse bekletici sorun kabul edilmesi; ayrıca dinlenen tanıklardan M.Aydın T.....'un "…</p>

<p>…Bir kısım araç sürücüleri, sigortalı araç içindekilere yardım ederken ben de davalıyı pikabından çıkarıp ambulansta gelmediği için Balıkesir SSK hastanesine götürüp teslim ettim" şeklindeki beyanı üzerinde de durulup, Balıkesir SSK Hastanesi kayıtlarından bu durum araştırılarak tanığın beyanının buna göre değerlendirilmesi; sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır.</p>

<p>Tüm bu araştırma ve inceleme yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, yukarıda açıklanan değişik gerekçelerle hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 04.04.2007 gününde, oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200711-104-e-2007180-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="38446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[4 ilde yasa dışı bahis operasyonu: 137 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/4-ilde-yasa-disi-bahis-operasyonu-137-supheli-hakkinda-adli-islem-baslatildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/4-ilde-yasa-disi-bahis-operasyonu-137-supheli-hakkinda-adli-islem-baslatildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, Antalya, Gaziantep, İstanbul ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda gerçekleştirilen dört ayrı soruşturma kapsamında 137 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı. Bakan Gürlek, “Devletimiz suçun da haksız kazancın da peşindedir. Vatandaşlarımızın huzurunu, emeğini ve alın terini hedef alan hiçbir suç yapılanmasına göz yummuyoruz. Suç işleyen de suçtan kazanç sağlayan da hukuk önünde hesabını verecektir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, nitelikli dolandırıcılık, suç gelirlerinin aklanması, yasa dışı bahis ve uluslararası uyuşturucu ticareti başta olmak üzere farklı suç alanlarında faaliyet gösteren organize yapılara yönelik Antalya, Gaziantep, İstanbul ve İzmir’de düzenlenen operasyonların ayrıntılarını paylaştı.</p>

<p>Bakan Gürlek, dört ayrı soruşturma kapsamında toplam 137 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını belirterek, vatandaşların huzurunu, emeğini ve alın terini hedef alan hiçbir suç yapılanmasına göz yumulmayacağını vurguladı.</p>

<p><strong>ANTALYA’DA ORGANİZE DOLANDIRICILIK YAPILANMASINA OPERASYON</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Antalya’da yürütülen soruşturma kapsamında, piyasada önce düzenli ticaret yaparak güven kazandıkları, ardından esnaf ve firmalardan ileri vadeli çekler karşılığında milyonlarca lira değerinde mal temin ettikleri değerlendirilen organize yapılanmaya yönelik operasyon gerçekleştirildiğini açıklayarak, “Antalya’da; önce düzenli ticaret yaparak piyasada güven kazanan, ardından esnaf ve firmalardan ileri vadeli çekler karşılığında milyonlarca lira değerinde mal temin edip bu malları çeklerin vadesi gelmeden düşük bedellerle elden çıkardığı değerlendirilen organize dolandırıcılık yapılanmasına darbe vurulmuş; 8 şüpheli gözaltına alınmıştır.” dedi.</p>

<p><strong>GAZİANTEP’TE 122 MİLYAR TL’Yİ AŞAN PARA HAREKETLİLİĞİ</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Gaziantep’te de yurt dışından yasa dışı yollarla getirilen dövizleri kişi, iş yeri ve şirketler üzerinden yeniden yurt dışına usulsüz şekilde çıkardıkları değerlendirilen şüphelilere yönelik düzenlenen operasyonla ilgili, “Gaziantep’te; yurt dışından yasa dışı yollarla getirilen dövizleri kişi, iş yeri ve şirketler üzerinden yeniden yurt dışına usulsüz şekilde kaçırdıkları, hesaplarında 2021-2026 yılları arasında 122 milyar TL’yi aşan para hareketliliği bulunduğu tespit edilen 33 şüpheliye yönelik operasyon gerçekleştirilmiştir. Soruşturma; kaçakçılık, suç gelirlerinin aklanması, resmî belgede sahtecilik ve vergi suçları kapsamında yürütülmektedir.” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İSTANBUL’DA YASA DIŞI BAHİS AĞINA DARBE VURULDU </strong></p>

<p>İstanbul’da yürütülen soruşturmada ise vatandaşları yasa dışı bahis ağlarının içerisine çeken, internet üzerinden bahis oynatarak haksız kazanç sağladıkları ve yasa dışı bahis sitelerine entegre ödeme panelleri kullandıkları tespit edilen suç yapılanmasının hedef alındığını kaydeden Bakan Gürlek, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Suç örgütüne yönelik 58 şüpheli hakkında işlem başlatılmıştır. Yapılan aramalarda yasa dışı bahis organizasyonunda kullanıldığı değerlendirilen çok sayıda dijital materyal ele geçirilmiştir.”</p>

<p><strong>ULUSLARARASI UYUŞTURUCU YAPILANMASININ MAL VARLIKLARINA EL KONULDU</strong></p>

<p>İzmir’de Belçika merkezli yönetildiği ve uluslararası ölçekte uyuşturucu ticareti yaptığı belirlenen organize suç yapılanmasına yönelik operasyonla ilgili de Bakan Gürlek şunları kaydetti:</p>

<p>“Organize suç yapılanmasına yönelik 38 şüpheli hakkında işlem başlatılmıştır. Suçtan elde edildiği değerlendirilen yaklaşık 1 milyar TL değerindeki 87 taşınmaz, 18 araç, 4 özel tekne, 14 şirket ortaklık payı ile banka hesapları ve diğer mal varlığı unsurlarına yönelik el koyma işlemleri gerçekleştirilmiştir.”</p>

<p><strong>“SUÇ İŞLEYEN DE SUÇTAN KAZANÇ SAĞLAYAN DA HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”</strong></p>

<p>Suçla mücadelede yalnızca faillerin değil, suçtan elde edilen ekonomik kazancın da takip edildiğini vurgulayan Bakan Gürlek, “Suç örgütlerinin yalnızca üyelerini değil; suçtan elde ettikleri gelirleri, kullandıkları şirketleri ve mal varlıklarını da yakından takip ediyoruz. Suçun kazanca dönüşmesine ve haksız kazancın ekonomik sisteme sokulmasına müsaade etmeyeceğiz. Suç işleyen de suçtan kazanç sağlayan da hukuk önünde hesabını verecektir” dedi.</p>

<p>Soruşturmaları yürüten Antalya, Gaziantep, İstanbul ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılıkları ile operasyonlarda görev alan il emniyet müdürlüklerine teşekkür eden Bakan Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde devletin bütün kurumlarıyla vatandaşların hakkını ve huzurunu korumak için sahada olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/4-ilde-yasa-disi-bahis-operasyonu-137-supheli-hakkinda-adli-islem-baslatildi</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/gozladfa.jpg" type="image/jpeg" length="35646"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KAZA TESPİT TUTANAĞINDAKİ İKRARIN İSPAT DEĞERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaza-tespit-tutanagindaki-ikrarin-ispat-degeri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaza-tespit-tutanagindaki-ikrarin-ispat-degeri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KAZA TESPİT TUTANAĞINDAKİ İKRARIN İSPAT DEĞERİ</strong></p>

<p><strong>Anlaşmalı Tutanaktaki Kusur Beyanının Sürücü, İşleten ve Sigortacı Bakımından Bağlayıcılığı ile Tutanak–Bilirkişi Raporu Çelişkisinde Yargıtay Uygulaması</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Maddi hasarlı trafik kazalarının büyük çoğunluğu artık kolluk çağrılmadan, sürücülerin kaza yerinde birlikte doldurup imzaladıkları anlaşmalı tutanakla kapanmaktadır. Bu tutanağın on birinci bölümündeki sürücü görüşleri alanına çoğu zaman şu tür cümleler yazılmaktadır: "Sokaktan çıkarken karşı aracın sol arka kısmına çarptım." Kazanın nasıl olduğunu anlatan bu bir cümle, kusuru belirleyen en önemli olguyu bizzat kusurlu sürücünün ağzından tespit etmektedir. Buna rağmen uygulamada aynı tutanağa dayanan değer kaybı, hasar ya da bedensel zarar başvurularında sigortacının "kusuru kabul etmiyoruz, bilirkişi raporu alınsın" savunmasıyla karşılaşılmakta; hakem heyetlerince alınan bazı kusur raporları ise tutanaktaki açık beyanı görmezden gelip kusuru yarı yarıya dağıtabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışma, kaza tespit tutanağındaki kusur beyanının usul hukukundaki yerini, bu beyanın beyan sahibi sürücü ile üçüncü kişi konumundaki işleten ve sigortacı bakımından ne ölçüde bağlayıcı olduğunu ve tutanak ile bilirkişi raporunun çeliştiği hâllerde Yargıtay'ın hangi yöntemi aradığını, güncel kararlar ışığında incelemektedir.</p>

<p><strong>I. İKİ TÜR TUTANAK, İKİ FARKLI HUKUKİ NİTELİK</strong></p>

<p>Karayolları Trafik Kanunu'nun 83. maddesine göre trafik kazalarına, kazanın oluş nedenlerini, iz ve delillerini belirleyerek trafik kaza tespit tutanağı düzenlemek üzere trafik zabıtasınca el konulur. Kanun'un 81. maddesinin ikinci fıkrası ise yalnız maddi hasarla sonuçlanan kazalarda, kazaya karışanların tümünün yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmemeleri hâlinde durumu aralarında yazılı olarak saptayarak kaza yerinden ayrılabilmelerine imkân tanımaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 152. maddesi bu ikinci yolu ayrıntılandırmakta; sürücülerin tümü anlaşırsa "Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı" düzenleyip birlikte imza altına alarak olay yerinden ayrılabileceklerini, anlaşarak ayrılan tarafların ise sonradan yetkililerden kaza tespit tutanağı düzenlenmesini isteyemeyeceklerini hükme bağlamaktadır.</p>

<p>Bu iki tutanak hukuken aynı nitelikte değildir. Kolluk tarafından düzenlenen tutanak, görevli memurun kendi tespit ve gözlemlerini içeren resmî bir belgedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kaza tespit tutanaklarının aksi ispat edilinceye kadar geçerli belgelerden olduğunu, haksız fiillerde tutanağın aksinin tanıkla dahi ispat edilebileceğini kabul etmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20121476-e-2013564-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay HGK, E. 2012/1476, K. 2013/564, 17.04.2013)</a>. Aynı yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, trafik kaza tespit tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmî belge olduğunu ve her zaman aksinin ispatının mümkün bulunduğunu vurgulayarak, tanık dinlenmeden ve keşif yapılmadan tutanağa dayalı kusur tespitini eksik inceleme saymıştır (Yargıtay 17. HD, E. 2015/1200, K. 2017/8729, 09.10.2017). Uyuşmazlık Mahkemesi de tutanağın idari işlem olmayıp bir delil tespiti belgesi olduğunu, aksinin tanık anlatımları ve diğer delillerle kanıtlanabileceğini ve 21.03.2012 tarihli Yönetmelik değişikliğinden sonra tutanakta kusur oranı yerine yalnızca hangi sürücünün hangi trafik kuralını ihlal ettiğinin belirtildiğini kaydetmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2024/78, K. 2024/110, 01.04.2024).</p>

<p>Anlaşmalı tutanak ise kolluğun katılmadığı, kazaya karışan sürücülerin kendi el yazılarıyla doldurup imzaladıkları özel bir belgedir. Kusur değerlendirmesi tutanakta yer almaz; bu değerlendirme sigorta şirketlerince ya da Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdindeki mutabakat mekanizmasıyla sonradan yapılır. Dolayısıyla anlaşmalı tutanağın ispat gücü, resmî belge karinesinden değil, içerdiği beyanların niteliğinden kaynaklanmaktadır. Sorunun düğüm noktası da buradadır: Sürücünün kendi imzasıyla "çarptım" demesi hukuken nedir?</p>

<p><strong>II. TUTANAKTAKİ BEYANIN USUL HUKUKUNDAKİ YERİ: MAHKEME DIŞI İKRAR</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesi, tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağını ve ispatının gerekmeyeceğini, maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemeyeceğini düzenler. Kanun'un 187. maddesinin ikinci fıkrasına göre de ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. Bu hükümlerin öngördüğü kesin delil etkisi, mahkeme önünde yapılan ikrara özgüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hukukumuzda kesin delillerin ikrar, senet, yemin ve kesin hükümden ibaret olduğunu, bunlar dışındaki delillerin takdiri delil niteliği taşıdığını açıkça ifade etmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021370-e-20221622-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay HGK, E. 2021/370, K. 2022/1622, 29.11.2022).</a></p>

<p>Kaza yerinde, henüz ortada bir dava yokken yapılan beyan, mahkeme dışı ikrardır. Mahkeme dışı ikrar, öğretide ve uygulamada takdiri delil olarak nitelendirilir; hâkim bu beyanı diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Ancak anlaşmalı tutanaktaki beyan, sıradan bir sözlü ikrar değildir. Beyan sahibinin imzasını taşıyan yazılı bir belgede yer alması, ona Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesi anlamında belge ve 205. maddesi anlamında adi senet niteliği kazandırır. Kanun'un 205. maddesinin birinci fıkrasına göre mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır. Şu hâlde imzası inkâr edilmeyen tutanaktaki "sol arka kısmına çarptım" beyanı, beyan sahibi sürücü aleyhine aksi ispat edilmedikçe geçerli, yazılı ve imzalı bir ikrar belgesidir.</p>

<p>Bununla birlikte iki sınır hemen belirtilmelidir. Birincisi, ikrarın konusu olgudur, hukuki nitelendirme değildir. Sürücünün "çarptım" demesi çarpma olgusunu ve çarpma biçimini ikrar eder; "yüzde yüz kusurluyum" demesi ise bir hukuki değerlendirmedir ve hâkimi bağlamaz. Kusur oranının belirlenmesi, Hukuk Genel Kurulu'nun istikrarlı içtihadına göre özel ve teknik bilgi gerektiren, hâkimlik mesleğinin genel ve hukuki bilgisiyle çözülemeyecek bir konudur <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20121476-e-2013564-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay HGK, E. 2012/1476, K. 2013/564, 17.04.2013).</a> İkincisi, ikrar edilen olgu ile araçlardaki hasarın, krokinin ve fotoğrafların uyumlu olması gerekir; beyan ile maddi izler çelişiyorsa ikrarın ispat değeri zayıflar. Bu iki sınır, aşağıda görüleceği üzere, tutanağın sigortacı karşısındaki etkisini de şekillendirmektedir.</p>

<p><strong>III. İKRARIN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE ETKİSİ: İŞLETEN VE SİGORTACI</strong></p>

<p>Uygulamadaki asıl çekişme, beyanı yapan sürücü ile davalı olan işleten veya sigortacının ayrı kişiler olmasından doğmaktadır. İkrar, ikrar edenin kendi aleyhine sonuç doğurur; ilke olarak üçüncü kişileri bağlamaz. Ne var ki Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesinin son fıkrası gereğince işleten, sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur ve Kanun'un 91. maddesi uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da poliçe limitleri dâhilinde işletene düşen bu sorumluluğu üstlenmiştir. Sürücünün kusuru, işletenin ve sigortacının sorumluluğunun kurucu unsurudur. Bu nedenle sürücünün kusura ilişkin olgu ikrarı, işleten ve sigortacı bakımından da görmezden gelinebilecek bir beyan değildir.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli kararı bu konuda belirleyicidir. Olayda sigortacı, kazanın kurgu olduğunu ileri sürmüş; İtiraz Hakem Heyeti, fotoğraflardaki hasarın tutanaktaki anlatımla uyumlu olmadığı yönündeki bilirkişi raporuna dayanarak başvuruyu reddetmiştir. Daire, taraflar arasında düzenlenen anlaşmalı tutanakta sigortalı aracın sürücüsünün virajı alamayıp "davacının aracına sol arka kısmından çarptım" şeklindeki beyanı ile kusurunu kabul ettiğini tespit etmiş ve şu sonuca varmıştır: "Bu durumda tutanağın aksini ispat yükü davalıda olup, kusurun kabul edilmiş olması ve sigortacının işletenin kusurunu (poliçe limiti kadar) üstlenmiş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; zararın miktarına yönelik bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir." <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234136-e-20252904-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2023/4136, K. 2025/2904, 20.02.2025).</a> Karar oy çokluğuyla verilmiş; karşı oy yazan üye, tutanak ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin yargılamayı gerektirdiğini ve dosyadan el çekilmesi gerektiğini savunmuştur. Çoğunluk görüşü ise açıktır: Sigortalı sürücünün tutanaktaki ikrarı, ispat yükünü sigortacıya geçirir; sigortacı kurgu iddiasını somut delille ispat edemedikçe kusur tartışması kapanmış sayılır ve yargılama zararın miktarına odaklanır.</p>

<p>Sigortacıların bu noktada ileri sürdüğü bir savunma, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın sigortalının yükümlülüklerini düzenleyen hükmüne dayanmaktadır. Buna göre sigortalı, sigortacının yazılı izni olmadıkça tazminat talebini kısmen veya tamamen kabule yetkili değildir ve zarar görenlere tazminat ödemesinde bulunamaz. Ancak bu hüküm, sigortalı ile sigortacı arasındaki iç ilişkiyi düzenler ve tazminat talebinin hukuken kabulünü yasaklar; kaza yerinde çarpmanın nasıl olduğuna ilişkin olgu beyanı bir tazminat talebinin kabulü değil, vakıa ikrarıdır. Nitekim Yargıtay'ın yukarıda anılan kararı, Genel Şartlar'daki bu sınırlamaya rağmen sürücünün tutanaktaki beyanını sigortacı aleyhine ispat yükünü ters çeviren bir kabul olarak değerlendirmiştir.</p>

<p>Buna karşılık ikrarın işleten bakımından otomatik sonuç doğurmadığını gösteren bir Hukuk Genel Kurulu kararı da bulunmaktadır. Kasko sigortacısının sürücü ve işletene karşı açtığı rücu davasında sürücü hem tutanakta hem duruşmada kusurunu kabul etmiş, işleten ise davanın reddini savunmuştur. Genel Kurul, davanın reddini savunan işletenin kaza tespit tutanağındaki kusur durumunu kabul ettiği sonucuna varılamayacağını, sürücünün kusuru kabul beyanının işleten tarafından açıkça benimsenmediğini belirterek işleten yönünden kusur bilirkişisinden rapor alınması gerektiğine hükmetmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132100-e-20151224-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay HGK, E. 2013/2100, K. 2015/1224, 17.04.2015)</a>. Bu karar, ikrarın kişisel niteliğini teyit eder: Sürücünün ikrarı sürücü aleyhine kesin delildir; kusuru açıkça reddeden işleten ve sigortacı bakımından ise güçlü bir takdiri delil olup teknik inceleme ihtiyacını tek başına ortadan kaldırmaz. Ancak 2025 tarihli Daire kararı, bu teknik incelemenin yönünü de belirlemiştir: İnceleme, tutanaktaki ikrarın doğruluğunu sınayan ve aksini ispat yükü sigortacıda olan bir incelemedir; tutanağı yok sayarak sıfırdan kusur dağıtan bir inceleme değildir.</p>

<p><strong>IV. TUTANAK İLE BİLİRKİŞİ RAPORU ÇELİŞİRSE</strong></p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025 ve 2026 yıllarına ait bir dizi kararı, hakem heyetlerince alınan kusur raporlarının tutanakla çelişmesi hâlinde izlenecek yöntemi netleştirmiştir. Kaza tespit tutanağında sigortalı sürücünün kusurlu gösterildiği, hükme esas alınan raporda ise kusurun yarı yarıya dağıtıldığı bir bedensel zarar uyuşmazlığında Daire şu ilkeyi koymuştur: "Bu durumda kaza tespit tutanağı ile kusur raporu arasında çelişki olduğundan, kusur raporuna neden itibar edildiği, kaza tespit tutanağına neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeli, tutanak ve rapor arasındaki çelişkiyi gideren ikinci bir rapor alınmalıdır." Daire, bu ikinci raporun önceki bilirkişi dışında bir bilirkişiden alınmasını da şart koşmuştur<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 4. HD, E. 2025/9619, K. 2025/13991, 13.10.2025).</a> Aynı kararda dikkat çeken bir husus, aynı kazaya ilişkin değer kaybı dosyasında alınan kusur raporunun tutanakla uyumlu olarak karşı sürücüyü tam kusurlu bulmasıdır; aynı kaza için iki farklı hakem dosyasında iki farklı kusur dağılımı, çelişkinin giderilmesini zorunlu kılan bir sebep sayılmıştır.</p>

<p>Daire, bir başka kararında tutanakta her iki araca ayrı ayrı kusur izafe edilmişken hakemce alınan raporun sigortalı sürücüyü tam kusurlu bulmasını, tutanak ile rapor arasında çelişki oluşturduğu ve eksik incelemeyle hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle bozmuş; çelişkinin üniversite öğretim üyelerinden seçilecek uzman bilirkişi heyetinden alınacak, tutanak ile rapor arasındaki çelişkiyi gideren ayrıntılı ve gerekçeli raporla giderilmesini istemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2024/8787, K. 2025/16070, 02.12.2025). </a>Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de daha önce, tutanakta davacı sürücüyü kusursuz gösteren tespit ile bilirkişi raporundaki tam kusur değerlendirmesinin çelişmesi hâlinde raporun tek başına kanaat verici olmadığını, çelişkinin İTÜ veya Karayolları Fen Heyeti gibi kuruluşlardan seçilecek bilirkişi kurulundan alınacak raporla giderilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2016/885, K. 2018/11045, 21.11.2018).</p>

<p>Bu kararların ortak mesajı şudur: Tutanak, bilirkişi raporu karşısında değersiz bir kâğıt değildir. Rapor tutanaktan ayrılıyorsa bunun gerekçesini göstermek zorundadır; gerekçesiz sapma bozma sebebidir. Hukuk Genel Kurulu'nun daha eski tarihli bir kararı ise madalyonun öteki yüzünü göstermektedir: Karşı tarafın yokluğunda ve olaydan on üç gün sonra yaptırılan delil tespiti sırasında alınan sürücü ve tanık beyanları, diğer delillerle desteklenmeden tek başına hükme esas alınamaz <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200711-104-e-2007180-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay HGK, E. 2007/104, K. 2007/180, 04.04.2007).</a> Kaza anında, karşı tarafın huzurunda ve karşı tarafın da imzasıyla düzenlenen anlaşmalı tutanaktaki beyanın ispat gücü, tam da bu nedenle, sonradan tek taraflı üretilen beyanlardan kıyas kabul etmeyecek ölçüde yüksektir.</p>

<p><strong>V. İKRARDAN DÖNME: "TUTANAĞI BASKI ALTINDA İMZALADIM"</strong></p>

<p>Tutanaktaki beyanından dönmek isteyen sürücünün başvurduğu tipik savunma, tutanağın gerçeği yansıtmadığı veya baskı altında imzalandığı iddiasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesinin ikinci fıkrası, mahkeme içi ikrardan yalnızca maddi hata hâlinde dönülebileceğini öngörür; mahkeme dışı yazılı ikrar için de irade sakatlığı veya maddi hata ispat edilmedikçe beyandan dönülemeyeceği kabul edilmelidir. İspat yükü, beyanından dönen taraftadır.</p>

<p>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2026 tarihli bir kararında sürücü, ilk tutanağın yanlış olduğunu belirtmesi üzerine ikinci bir tutanak düzenlendiğini, son tutanakta karşı tarafın kendi ifadesini değiştirdiğini ve karşı tarafın yakınlarının darp girişimi nedeniyle tutanağı imzalamak zorunda kaldığını savunmuştur. Daire, bu savunmayı ispatlayan bir delil bulunmadığını gözeterek, kusur ve hasarın olayın oluş şekline ve dosya kapsamına uygun biçimde belirlendiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (İzmir BAM 11. HD, E. 2024/172, K. 2026/1083, 19.06.2026). </a>Karar, tutanağın imzalanmasındaki irade sakatlığının ancak somut delille ispat edilebileceğini, soyut baskı iddiasının imzalı beyanın ispat gücünü ortadan kaldırmayacağını göstermektedir. Yönetmeliğin 152. maddesindeki, anlaşarak olay yerinden ayrılan tarafların sonradan kolluktan tutanak düzenlenmesini isteyemeyeceği yolundaki hüküm de aynı yöndedir: Anlaşmalı tutanak, sonradan pişman olunarak yerine resmî tutanak konulabilecek geçici bir belge değildir.</p>

<p><strong>VI. UYGULAMACIYA ÖNERİLER</strong></p>

<p>Zarar gören vekili bakımından ilk iş, tutanaktaki sürücü beyanını başvuru ve dava dilekçesine tırnak içinde, birebir aktarmaktır. Beyanın olgu ikrarı niteliği, Kanun'un 205. maddesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli kararı çerçevesinde ispat yükünün sigortacıya geçtiği açıkça yazılmalıdır. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'nden alınan kusur sorgusu, tutanakla uyumlu olduğu ölçüde, sigorta şirketlerinin kendi aralarında dahi kusuru bu şekilde kabul ettiklerini gösteren destekleyici delil olarak eklenmelidir. Hakem heyetince alınan rapor tutanaktan ayrılırsa, itiraz dilekçesinde raporun tutanağa neden itibar etmediğini gerekçelendirmediği belirtilmeli ve önceki bilirkişi dışında bir bilirkişiden çelişkiyi gideren ikinci rapor alınması talep edilmelidir. Nihayet, kurgu kaza savunmasına karşı en etkili önlem kaza yerinde alınan fotoğraf, kroki ve hasar uyumudur; 2025 tarihli kararda İtiraz Hakem Heyeti'ni başvuruyu reddetmeye götüren şey, tam da fotoğraflardaki hasarın anlatımla uyumsuz bulunmasıdır.</p>

<p>Sigortacı ve işleten vekili bakımından ise mücadele alanı, ikrarın kendisi değil, ikrar edilen olgu ile maddi izlerin uyumudur. Beyan ile hasar biçimi, çarpma noktaları ve kroki çelişiyorsa aksini ispat mümkündür; bu ispat, tanık, kamera kaydı ve teknik inceleme ile yapılmalıdır. Tutanaktaki "kusurluyum" türünden hukuki nitelendirmelerin hâkimi bağlamadığı, kusur oranının teknik incelemeyle belirleneceği hususu ayrıca vurgulanmalıdır. Ancak olgu ikrarı açık ve maddi izlerle uyumluysa, kusur itirazında ısrar etmek yalnızca yargılamayı uzatır ve yargılama giderini artırır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Anlaşmalı kaza tespit tutanağındaki sürücü beyanı, mahkeme dışı bir ikrardır ve tek başına kesin delil niteliği taşımaz. Ancak beyan sahibinin imzasını taşıyan yazılı belgede yer alması, ona aksi ispat edilmedikçe geçerli bir adi senet gücü kazandırır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli kararıyla bu güç sigortacıya da yansıtılmış; sigortalı sürücünün tutanaktaki olgu ikrarının, işletenin kusurunu poliçe limitine kadar üstlenmiş olan sigortacı bakımından ispat yükünü ters çevirdiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun işleten yönünden bilirkişi incelemesini zorunlu gören 2015 tarihli kararı ise ikrarın kişiselliğini hatırlatmakta; bu iki içtihat birlikte okunduğunda ortaya çıkan denge şudur: Tutanaktaki ikrar kusur tartışmasını kapatmaz, ama tartışmanın yönünü ve yükünü belirler. Bilirkişi raporu tutanaktan ancak gerekçesini göstererek ayrılabilir; gerekçesiz sapma, Yargıtay'ın 2025 ve 2026 tarihli kararlarında istikrarla bozma sebebi sayılmaktadır. Kaza yerinde bir cümleyle yazılan ikrar, doğru kullanıldığında, aylar süren kusur tartışmalarını daha başlamadan bitiren en güçlü delildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 81, 83, 85, 91.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 187, 188, 199, 205, 266.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Trafik Yönetmeliği, m. 152, 158.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, B.2 (Sigortalının yükümlülükleri).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200711-104-e-2007180-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 04.04.2007, E. 2007/104, K. 2007/180.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20121476-e-2013564-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 17.04.2013, E. 2012/1476, K. 2013/564.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20132100-e-20151224-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 17.04.2015, E. 2013/2100, K. 2015/1224.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2021370-e-20221622-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 29.11.2022, E. 2021/370, K. 2022/1622.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 09.10.2017, E. 2015/1200, K. 2017/8729.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 21.11.2018, E. 2016/885, K. 2018/11045.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20234136-e-20252904-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 20.02.2025, E. 2023/4136, K. 2025/2904.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20259619-e-202513991-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 13.10.2025, E. 2025/9619, K. 2025/13991.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248787-e-202516070-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 02.12.2025, E. 2024/8787, K. 2025/16070.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-2024172-e-20261083-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">İzmir BAM 11. HD, 19.06.2026, E. 2024/172, K. 2026/1083.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Uyuşmazlık Mahkemesi, 01.04.2024, E. 2024/78, K. 2024/110.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); kararlar.uyusmazlik.gov.tr.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaza-tespit-tutanagindaki-ikrarin-ispat-degeri-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/kaza-tutanak-traf-asf4.jpg" type="image/jpeg" length="93216"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ADİ ORTAKLIK KİRACI OLABİLİR Mİ? KİRA SÖZLEŞMESİNDE TARAF VE HUSUMET SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adi-ortaklik-kiraci-olabilir-mi-kira-sozlesmesinde-taraf-ve-husumet-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adi-ortaklik-kiraci-olabilir-mi-kira-sozlesmesinde-taraf-ve-husumet-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İş hayatında birden fazla kişinin bir araya gelerek ortak bir faaliyet yürütmesi oldukça yaygındır. Özellikle restoran, kafe, inşaat, ticari işletme, proje geliştirme ve çeşitli yatırım faaliyetlerinde taraflar çoğu zaman bir şirket kurmaksızın adi ortaklık ilişkisi içerisinde hareket etmektedir. Ancak bu ortaklıkların bir işyeri veya taşınmaz kiralaması hâlinde önemli hukuki sorunlar ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>Adi ortaklık kiracı olabilir mi?</strong></p>

<p>Uygulamada kira sözleşmelerinde sıklıkla “X Adi Ortaklığı” kiracı olarak gösterilmektedir. Ancak adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmaması nedeniyle, kira sözleşmesinin tarafının kim olduğu, kira borcundan kimin sorumlu tutulacağı ve tahliye davasının kime karşı açılacağı hususları özel önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>ADİ ORTAKLIĞIN TÜZEL KİŞİLİĞİ BULUNMAZ</strong></p>

<p>Adi ortaklık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ilâ 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanuna göre adi ortaklık; iki veya daha fazla kişinin emeklerini veya mallarını ortak bir amaca ulaşmak üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmesel bir ortaklık ilişkisidir.</p>

<p>Ancak adi ortaklığı, limited şirket, anonim şirket veya diğer tüzel kişiliğe sahip şirketlerden ayıran en önemli özellik, <strong>bağımsız bir tüzel kişiliğinin bulunmamasıdır.</strong></p>

<p>Bu nedenle adi ortaklık;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>bağımsız bir kişi değildir,</li>
 <li>kendi başına hak ehliyetine sahip değildir,</li>
 <li>kendi başına borç altına giren ayrı bir malvarlığı süjesi olarak kabul edilmez,</li>
 <li>kural olarak tek başına dava ve takip tarafı olamaz.</li>
</ul>

<p>İşte bu özellik, kira hukukunda doğrudan sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>Kira sözleşmesinde kiracı kısmına adi ortaklığın adı yazılmış olsa dahi, hukuki anlamda kira ilişkisinin arkasındaki gerçek kişiler veya tüzel kişiler, yani <strong>adi ortaklığı oluşturan ortaklar</strong> önem taşımaktadır.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, kira sözleşmesinde;</p>

<p><strong>“ABC Adi Ortaklığı”</strong></p>

<p>şeklinde bir ibarenin bulunması, adi ortaklığa şirketler gibi bağımsız bir kişilik kazandırmaz.</p>

<p>Kira sözleşmesinden doğan hak ve borçların hukuki muhatabı, somut olayın özelliklerine göre adi ortaklığı meydana getiren ortaklardır.</p>

<p><strong>KİRA SÖZLEŞMESİNDE ADİ ORTAKLIĞIN ADININ YAZILMASI YETERLİ MİDİR?</strong></p>

<p>Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri budur.</p>

<p>Taraflar kira sözleşmesinin kiracı bölümüne yalnızca adi ortaklığın ticari hayatta kullanılan adını yazabilmektedir. Örneğin: <strong>“XYZ İnşaat Adi Ortaklığı”</strong> kiracı olarak gösterilebilmekte, ancak ortakların kim olduğu kira sözleşmesinde açıkça belirtilmeyebilmektedir.</p>

<p>Bu durum, özellikle kira bedelinin ödenmemesi veya tahliye sürecinin başlaması hâlinde ciddi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Çünkü kiraya veren açısından şu sorular ortaya çıkar;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Kira bedelinden kim sorumludur?</li>
 <li>İcra takibi kime karşı başlatılacaktır?</li>
 <li>Tahliye davası kime karşı açılacaktır?</li>
 <li>Ortaklardan yalnızca birine karşı takip yapılabilir mi?</li>
 <li>Adi ortaklığın adına gönderilen ihtar geçerli midir?</li>
</ul>

<p>Bu nedenle kira sözleşmesinde yalnızca adi ortaklığın adının yazılmasıyla yetinilmemesi gerekir.</p>

<p>En sağlıklı uygulama, adi ortaklığı oluşturan ortakların;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ad ve soyadlarının veya ticaret unvanlarının,</li>
 <li>kimlik veya ticaret sicili bilgilerinin,</li>
 <li>adreslerinin,</li>
 <li>adi ortaklıktaki sıfatlarının</li>
</ul>

<p>açıkça kira sözleşmesinde gösterilmesidir.</p>

<p>Böylece ileride ortaya çıkabilecek bir uyuşmazlıkta, kiracıların kim olduğu konusunda tereddüt yaşanmasının önüne geçilebilir.</p>

<p><strong>ADİ ORTAKLIKTA KİRA BEDELİNDEN KİM SORUMLUDUR?</strong></p>

<p>Adi ortaklığın kiracı olarak faaliyet gösterdiği bir taşınmazda kira bedeli, ortaklık faaliyetinin yürütülmesi amacıyla ödeniyor olabilir.</p>

<p>Örneğin iki kişi bir restoran işletmek amacıyla adi ortaklık kurmuş ve restoran olarak kullanılacak işyerini kiralamış olabilir.</p>

<p>Kira bedelinin ödenmemesi hâlinde kiraya veren açısından borcun hangi ortağa ait olduğu sorusu ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Adi ortaklık ilişkisinde dış ilişki bakımından ortakların sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve yapılan işlemin niteliği çerçevesinde değerlendirilir. Ortaklık işlerinden doğan borçlarda ortakların birlikte sorumluluğu önemli bir hukuki sonuçtur.</p>

<p>Bu nedenle ortaklardan biri tarafından gerçekleştirilen ödeme, borcun dış ilişkide sona ermesini sağlayabilir. Ödemeyi yapan ortağın diğer ortaklara karşı kendi iç ilişkisi kapsamında rücu hakkının bulunup bulunmadığı ise ortaklık sözleşmesine ve aralarındaki hukuki ilişkiye göre değerlendirilir.</p>

<p>Özellikle uygulamada kira sözleşmesinin imzalanması sırasında ortakların sorumluluğuna ilişkin açık bir düzenleme yapılması son derece önemlidir.</p>

<p>Örneğin sözleşmede;</p>

<p><strong>“Kiracı sıfatıyla sözleşmeyi imzalayan adi ortaklık ortaklarının kira sözleşmesinden doğan borçlardan sorumluluğu”</strong></p>

<p>açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p>Bu tür hükümler, ileride kira alacağının tahsil edilmesi sırasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları azaltacaktır.</p>

<p><strong>KİRA SÖZLEŞMESİNİ ADİ ORTAKLIK ADINA KİM İMZALAYABİLİR?</strong></p>

<p>Adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmaması, temsil konusunda da önem taşır.</p>

<p>Bir şirketin müdürü veya yönetim kurulu üyesi, kanundan veya ticaret sicilindeki yetkilerinden kaynaklanan temsil yetkisine sahip olabilir. Ancak adi ortaklıkta aynı şekilde bağımsız bir tüzel kişilik ve ticaret siciline dayalı standart bir temsil mekanizması bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle kira sözleşmesinin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>tüm ortaklar tarafından birlikte imzalanması,</li>
 <li>veya ortaklardan birinin diğer ortakları temsil etmeye açıkça yetkili olduğunun ortaya konulması</li>
</ul>

<p>hukuki güvenlik bakımından önemlidir.</p>

<p>Ortaklardan birinin kira sözleşmesini tek başına imzalaması durumunda, diğer ortaklar bakımından temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle yüksek bedelli işyeri kiralarında, kiraya verenin yalnızca sözleşmeyi imzalayan kişinin beyanıyla yetinmemesi gerekir.</p>

<p>Ortaklar arasında düzenlenmiş adi ortaklık sözleşmesinin incelenmesi, temsil yetkisinin araştırılması ve gerektiğinde diğer ortaklardan yazılı yetki alınması, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçebilir.</p>

<p><strong>ORTAKLARDAN BİRİNİN ORTAKLIKTAN AYRILMASI KİRA SÖZLEŞMESİNİ SONA ERDİRİR Mİ?</strong></p>

<p>Adi ortaklıklarda ortaklık yapısının zaman içerisinde değişmesi mümkündür.</p>

<p>Bir ortak ortaklıktan ayrılabilir.</p>

<p>Yeni bir ortak ortaklığa katılabilir.</p>

<p>Ortaklardan birinin ölümü, iflası veya ortaklık ilişkisinin devamını etkileyen başka bir hukuki olay meydana gelebilir.</p>

<p>Ancak bu değişikliklerin kira sözleşmesine etkisi her durumda aynı değildir.</p>

<p>Ortaklık yapısında meydana gelen her değişiklik, kira sözleşmesini kendiliğinden sona erdirmez.</p>

<p>Burada;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>kira sözleşmesinin içeriği,</li>
 <li>adi ortaklık sözleşmesi,</li>
 <li>tarafların iradeleri,</li>
 <li>temsil ilişkisi,</li>
 <li>ortaklığın faaliyetinin devam edip etmediği,</li>
 <li>kiraya verenin bu değişiklikten haberdar olup olmadığı</li>
</ul>

<p>gibi hususlar değerlendirilmelidir.</p>

<p>Örneğin kira sözleşmesinin belirli kişilerle kurulduğu ve bu kişilerin kiracı sıfatının sözleşme açısından önem taşıdığı bir durumda, ortaklık yapısındaki değişiklikler kira ilişkisini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle adi ortaklıklarda ortak değişikliği meydana geldiğinde, kira sözleşmesinin de gözden geçirilmesi büyük önem taşır.</p>

<p>Uygulamada mümkünse, ortaklık yapısındaki önemli değişikliklerin kiraya verene bildirilmesi ve gerekiyorsa kira sözleşmesinin ek protokolle güncellenmesi daha sağlıklı olacaktır.</p>

<p><strong>İCRA TAKİBİ ADİ ORTAKLIĞA KARŞI BAŞLATILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Kira bedelinin ödenmemesi hâlinde en önemli uygulama sorunlarından biri icra takibinin kime karşı başlatılacağıdır.</p>

<p>Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından, takip hukukunda taraf ehliyeti ve takip ehliyeti bakımından ortaklığın hukuki niteliği dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p>Uygulamada yalnızca;</p>

<p><strong>“ABC Adi Ortaklığı”</strong></p>

<p>adıyla takip başlatılması, ileride taraf teşkili ve takip işlemlerinin geçerliliği bakımından sorunlara neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kira sözleşmesinden doğan bir alacağın tahsili amacıyla işlem yapılırken, adi ortaklığı oluşturan ortakların kimliklerinin doğru biçimde belirlenmesi son derece önemlidir.</p>

<p>Özellikle takip talebi hazırlanırken;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ortakların tamamının doğru şekilde gösterilmesi,</li>
 <li>adres bilgilerinin tespit edilmesi,</li>
 <li>kira sözleşmesindeki imzaların incelenmesi,</li>
 <li>ortaklık ve temsil ilişkisinin araştırılması</li>
</ul>

<p>gerekmektedir.</p>

<p>Aksi hâlde takip işlemlerinin yanlış kişiye yöneltilmesi veya gerçek borçluların tamamının takipte yer almaması nedeniyle hukuki sorunlar yaşanabilir.</p>

<p><strong>TAHLİYE DAVASINDA HUSUMET KİME YÖNELTİLMELİDİR?</strong></p>

<p>Adi ortaklığın kiracı olduğu kira ilişkilerinde en kritik konulardan biri tahliye davasında husumetin doğru şekilde kurulmasıdır.</p>

<p>Tahliye kararı, kiralanan taşınmazın fiilen ve hukuken boşaltılmasını amaçlayan bir karar olduğundan, kiracı sıfatına sahip kişilerin doğru şekilde davada yer alması gerekir.</p>

<p>Adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmaması nedeniyle, yalnızca adi ortaklığın adına dava açılması önemli usul sorunları yaratabilir.</p>

<p>Kira sözleşmesinin tarafı olarak adi ortaklığı oluşturan ortakların bulunması hâlinde, davada taraf teşkilinin bu hukuki yapı dikkate alınarak kurulması gerekir.</p>

<p>Özellikle kiralananın tahliyesi talep ediliyorsa, kiracı sıfatına sahip ortakların tamamının hukuki durumunun değerlendirilmesi büyük önem taşır.</p>

<p>Taraf teşkilindeki eksiklikler;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>yargılamanın uzamasına,</li>
 <li>dava açıldıktan sonra eksikliklerin tamamlanması için süre verilmesine,</li>
 <li>usule ilişkin itirazların gündeme gelmesine</li>
</ul>

<p>neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle tahliye davası açılmadan önce kira sözleşmesinin dikkatle incelenmesi ve kiracı tarafın hukuki statüsünün doğru tespit edilmesi gerekir.</p>

<p><strong>KİRA SÖZLEŞMESİ HAZIRLANIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Adi ortaklığın kiracı olduğu kira sözleşmelerinde ileride uyuşmazlık yaşanmaması için sözleşmenin klasik kira sözleşmelerine göre daha dikkatli hazırlanması gerekir.</p>

<p>Özellikle aşağıdaki hususların açıkça düzenlenmesi önem taşımaktadır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Adi ortaklığı oluşturan tüm ortakların kimliklerinin açıkça yazılması,</li>
 <li>Ortakların kira sözleşmesini hangi sıfatla imzaladıklarının belirtilmesi,</li>
 <li>Ortaklardan birinin temsil yetkisi varsa bunun belgelenmesi,</li>
 <li>Kira bedelinden doğan sorumluluğun açıkça düzenlenmesi,</li>
 <li>İhtar ve bildirimlerin hangi adreslere yapılacağının belirlenmesi,</li>
 <li>Ortaklık yapısında meydana gelecek değişikliklerin kiraya verene bildirilmesine ilişkin düzenleme yapılması,</li>
 <li>Kiralananın hangi faaliyet için kullanılacağının açıkça belirtilmesi,</li>
 <li>Tahliye ve iade yükümlülüklerinin ortaklar bakımından açık şekilde düzenlenmesi.</li>
</ul>

<p>Bu düzenlemeler, özellikle ticari nitelikteki yüksek bedelli kira sözleşmelerinde büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ YERİNE</strong></p>

<p>Adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmaması, kira hukukunda yalnızca teorik bir tartışma değildir. Bu durum, kira sözleşmesinin kurulmasından kira bedelinin tahsiline, icra takibinden tahliye davasına kadar birçok aşamada doğrudan sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>Kira sözleşmesinde adi ortaklığın adının yazılmış olması, ortaklığa bağımsız bir tüzel kişilik kazandırmaz. Kira ilişkisinde hak ve borçların kime ait olduğu belirlenirken, adi ortaklığı oluşturan ortakların hukuki konumu esas alınmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle kira alacağının tahsili veya tahliye talebinde bulunulacağı aşamada, kiracı tarafın ve adi ortaklığı meydana getiren ortakların doğru şekilde tespit edilmesi gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adi-ortaklik-kiraci-olabilir-mi-kira-sozlesmesinde-taraf-ve-husumet-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/kira-degeri-tespit-800x580.jpg" type="image/jpeg" length="44217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sahil Güvenlik Komutanlığına Ait Araç, Gereç, Mal ve Malzemelerin Satış, Hibe, HEK ve Hurda Durum ve İşlemleri ile Hizmet Satışına Dair Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sahil-guvenlik-komutanligina-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemelerin-satis-hibe-hek-ve-hurda-durum-ve-islemleri-ile-hizmet-satisina-dair-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sahil-guvenlik-komutanligina-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemelerin-satis-hibe-hek-ve-hurda-durum-ve-islemleri-ile-hizmet-satisina-dair-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sahil Güvenlik Komutanlığına Ait Araç, Gereç, Mal ve Malzemelerin Satış, Hibe, HEK ve Hurda Durum ve İşlemleri ile Hizmet Satışına Dair Yönetmelik, 08 Eylül 2026 Tarihli ve 33364 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞINA AİT ARAÇ, GEREÇ, MAL VE MALZEMELERİN SATIŞ, HİBE, HEK VE HURDA DURUM VE İŞLEMLERİ İLE HİZMET SATIŞINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından satın alınan veya çeşitli yollarla temin edilen taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile her türlü mal ve malzemeden ihtiyaç fazlası bulunanlar veya standart dışı durumuna düşenler ile HEK durumunda olan veya hurdaya ayrılanların tasfiyesi, değerlendirilmesi ve Sahil Güvenlik Komutanlığının asli görevlerini aksatmamak şartıyla hizmet verilmesine ilişkin uygulama yöntemlerini, bu işlemlerin yapılmasında karargâh birimlerinin ve bağlı birliklerin uygulama sınır ve standardı ile uyulacak usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından satın alınan veya çeşitli yollarla temin edilen taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile her türlü mal ve malzemeden ihtiyaç fazlası bulunanlar veya standart dışı durumuna düşenler ile HEK durumunda olan veya hurdaya ayrılanların tasfiyesi ve değerlendirilmesi ile hizmet verilmesinde uyulacak usul ve esasları, bu işlemlerin yapılmasında yetkili kılınan birimlerin uyacakları kuralları, kurulacak komisyonların çalışma esaslarını, elde edilen gelirin kaydı ve bu işlerle ilgili diğer hususları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 7 nci maddesi ile 12/4/2001 tarihli ve 4645 sayılı Emniyet Genel Müdürlüğüne Ait Araç, Gereç, Mal ve Malzemenin Satış, Hibe, HEK ve Hurda Durum ve İşlemleri ile Hizmet Satışına Dair Kanunun 4 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bağlı birlikler: Karargâh birimleri dışındaki birlik komutanlıklarını ve kurum amirliklerini,</p>

<p>b) Bakan: İçişleri Bakanını,</p>

<p>c) Bakanlık: İçişleri Bakanlığını,</p>

<p>ç) Finansal kuruluş: Kredi kuruluşları dışında kalan ve sigortacılık, bireysel emeklilik veya sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak veya 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununda yer alan faaliyet konularından en az birini yürütmek üzere kurulan kuruluşlar ile kalkınma ve yatırım bankaları ve finansal holding şirketlerini,</p>

<p>d) Harcama yetkilisi: Bütçeyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisini veya ödenek gönderme belgesi ile kendisine ödenek gönderilen birimlerin en üst yöneticilerini,</p>

<p>e) HEK: Hizmette kullanılabilme vasfını kaybeden veya arızalı hale geldiklerinde onarımları ekonomik olarak mahzurlu olan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzemeyi,</p>

<p>f) Hibe: Taşıt, silah, mühimmat, makine, teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmetin bedel alınmaksızın diğer kurum, kuruluş veya ülkelere bağışlanmasını veya bedelsiz devrini,</p>

<p>g) Hizmet: Kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar ve şahıslara, dost veya müttefik devletlere verilebilecek, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından üretilen eğitim, bilgi, belge, teknik inceleme ve analiz, tesis, bakım, onarım, arama/kurtarma, modernizasyon, sağlık, test, bilişim ve yazılım, veriler ve sorgulamaları, basım, yayım, çekim, montaj, seslendirme, spikerlik, tercüme, güvenlik tertibatı, danışmanlık, havacılık ve benzeri hizmetler ile Sahil Güvenlik Komutanlığına ait taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat, mal ve malzeme ile bina, arazi ve tesislerden istifade ettirmeyi,</p>

<p>ğ) Hurda: Hizmette uzun süre kullanılması veya giderilmesi mümkün olmayan arızalar veya geçirdiği kazalar dolayısıyla işe yaramaz hale gelen taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzemeyi,</p>

<p>h) İdare: Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâh birimleri ile bağlı birliklerini,</p>

<p>ı) İhale: Bu Yönetmelikte yazılı usul ve esaslarla; taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmetin istekliler arasından seçilecek birisi üzerine bırakıldığını gösteren ve ihale yetkilisinin onayına müteakip yapılması öngörülmüş ise sözleşmenin imzalanmasıyla tamamlanan satış veya mübadele işlemlerini,</p>

<p>i) İhale yetkilisi: İdarenin, ihale ve harcama yetki ve sorumluluğuna sahip kişi veya kurulları ile usulüne uygun olarak yetki devri yapılmış görevlilerini,</p>

<p>j) İhtiyaç fazlası: Çeşitli yollardan temin edilerek envantere alınmış, ancak kullanılabilme özelliği olmakla birlikte çeşitli nedenlerle kullanılmaksızın envanterde bulundurulan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile her türlü mal ve malzemeyi,</p>

<p>k) İstekli: Bu Yönetmelik kapsamındaki ihalelere teklif veren gerçek veya tüzel kişileri,</p>

<p>l) Kanun: 12/4/2001 tarihli ve 4645 sayılı Emniyet Genel Müdürlüğüne Ait Araç, Gereç, Mal ve Malzemenin Satış, Hibe, HEK ve Hurda Durum ve İşlemleri ile Hizmet Satışına Dair Kanunu,</p>

<p>m) Karargâh birimleri: Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında bulunan birimleri,</p>

<p>n) Komisyonlar: Sahil Güvenlik Komutanlığına ait taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile her türlü mal ve malzeme ve verilecek hizmetlerin ihtiyaç fazlası, standart dışı, HEK, hurda durumlarını belirlemek ve bu belirlemelere istinaden, değer tespiti, satışı, mübadele edilmesi gibi işlemlerini yapmak üzere ihale veya harcama yetkilisinin onayı ile konusuna göre her iş ve işlem için ayrı kurulabilecek olan teknik, değer tespit ve ihale komisyonlarını,</p>

<p>o) Makine ve teçhizat: Role, telsiz, bilgisayar gibi haberleşme ve yazılım cihazları ile kriminal laboratuvar malzemelerini ve bunların donanımlarını,</p>

<p>ö) Mal ve malzeme: Sahil Güvenlik Komutanlığının donanımı ile bakım, onarım ve idamesi için zaruri olan araç, gereç, yedek parça, cihaz ve sağlık malzemeleri ile kırpıntı, döküntü malzeme atık ve parçaları ile kullanım yeri bulunmayan veya kontrole tabi olmayan diğer malları,</p>

<p>p) Muhasebe birimi: Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında Merkez Muhasebe Birimini, bağlı birliklerde ise o ilin Defterdarlık/Mal Müdürlüğünün Muhasebe Birimini,</p>

<p>r) Mübadele: Bir tarafın mülkiyetinde bulunan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmetin, diğer tarafın mülkiyetinde olan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmet ile ihaleli veya ihalesiz değişimini,</p>

<p>s) Mühimmat: Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde bulunan silahlara ait her türlü mermi ve cephaneyi,</p>

<p>ş) Pey: Mübadele ihalelerinde mübadele edilecek taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmete ilave olarak istekliden talep edilecek idare tarafından önceden belirlenen açık artırma miktar veya bedelini,</p>

<p>t) Satış: Bir tarafın, belirli bir bedel karşılığı, mülkiyetinde bulunan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmet ile ilgili mülkiyet hakkını diğer tarafa devretmesini veya belli bir amaç, sınır, konu, koşul ve süre içinde hizmet verilmesini,</p>

<p>u) Silah: Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde bulunan ateşli silahlar ve benzerlerini,</p>

<p>ü) Standart dışı: İmalat özellikleri itibarıyla teknik ve teknolojinin gelişimi karşısında tip, kapasite ve niteliğini kaybeden veya kullanımından vazgeçilen silah, mal ve malzeme, mühimmat, makine ve teçhizatı,</p>

<p>v) Tasfiye: Bu Yönetmelik kapsamındaki her türlü mal ve malzemeden ihtiyaç fazlası bulunanlar veya standart dışı durumuna düşenler ile HEK durumunda olan veya hurdaya ayrılanların satış, mübadele, hibe, yardım veya bedelsiz devir işlemlerini,</p>

<p>y) Taşıt: Sahil Güvenlik Komutanlığına ait her türlü motorlu veya motorsuz kara, deniz ve hava ulaştırma araçlarını,</p>

<p>z) Üst yönetici: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında Sahil Güvenlik Komutanını,</p>

<p>aa) Yetkili makam: Karargâh birimlerinde malzeme yönetim yetkisine sahip ilgili başkan ve müstakil daire başkanları ile ihale/harcama yetkililerini, bağlı birliklerde ise ihale/harcama yetkililerini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Komisyonların Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları</p>

<p><strong>Teknik komisyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Teknik komisyonlar; karargâh birimlerinin veya bağlı birliklerin kendi kadrolarından olmak üzere, harcama yetkilisinin belirlediği bir kişinin başkanlığında, konusunda uzman en az iki kişinin yer alacağı beş kişiden harcama yetkilisinin onayı ile oluşturulur. Komisyonun oluşturulması sırasında görevi başında bulunamayan üyelerin yerine görev yapacak yedek üyeler de belirlenir. Bu komisyonlara, gerekli görülmesi halinde, diğer kurum ve kuruluşlardan da konusunda uzman üyeler dahil edilebilir.</p>

<p>(2) 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu kapsamındaki el telsizi, oto telsizi, sabit telsiz, role ve SSB telsizi cihazlarının da diğer demirbaş malzemelerde olduğu gibi, harcama yetkilisinin oluruna istinaden oluşturulacak komisyon marifetiyle tasfiyesine karar verilir. Ancak Sahil Güvenlik Komutanlığına tahsisli frekanslar yüklü olan cihazlar, preslenmek üzere Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketine teslim edilir ve bu cihazların ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde çıkış işlemleri yapılır. Akü gruplarına ise 31/8/2004 tarihli ve 25569 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine göre işlem yapılır.</p>

<p>(3) Teknik komisyonlar; karargâh birimleri veya bağlı birliklerden gelen talepleri mahallinde değerlendirir ve bu değerlendirme sonuçlarını EK-1’deki forma uygun şekilde teknik komisyon raporu olarak hazırlar, malzemeler için ayrıca EK-6/B’de yer alan malzeme tespit tutanağını düzenler.</p>

<p>(4) Teknik komisyon raporları, harcama yetkilisinin onayına sunulur.</p>

<p>(5) Teknik komisyonlar, birimlerin envanterinde olan ve Kanun kapsamında bulunan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile her türlü mal ve malzemelerin ihtiyaç fazlası, standart dışı, HEK veya hurda durumlarını belirler. Bu belirlemede, öncelikle satış, hibe, mübadele malların hizmette kullanımı ile elden çıkarılması arasındaki fayda dikkate alınır. Hizmette kullanılmasına devam edilmesinde kamu yararı görülen, yerine ikame edilmesi mümkün olmayan, mümkün olsa da bunun zaman içerisinde hizmeti aksatacağı belirlenenlerin standart dışı, HEK ve hurda durumlarına dair karar alınamaz.</p>

<p>(6) Karargâh birimleri ile bağlı birlikler, verebilecekleri hizmetleri ve bu hizmetlerle ilgili değerlendirmeye esas alınabilecek her türlü bilgi ve belgeyi teknik komisyonlara bildirir. Teknik komisyonlar satışı yapılması talep edilen hizmetleri, yürütülen asli hizmetleri aksatıp aksatmadığı, kamu yararı bulunup bulunmadığı gibi hususları da dikkate alarak değerlendirir ve hizmetin satışının yapılıp yapılmamasına karar verir.</p>

<p>(7) İhtiyaç fazlası, standart dışı, HEK veya hurda olduğuna karar verilen taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile her türlü mal ve malzemeye ilişkin teknik komisyon kararları ile satışı uygun görülen hizmetlere ilişkin varsa teknik komisyon kararlarının harcama yetkilisi tarafından onaylanması halinde, onaylanan rapor ve kararlar, değer tespit komisyonlarına gönderilir.</p>

<p><strong>Değer tespit komisyonları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Değer tespit komisyonları; karargâh birimlerinin veya bağlı birliklerin kendi kadrolarından olmak üzere, harcama yetkilisinin belirlediği bir kişinin başkanlığında taşınır hesap sorumlusunun ve işin uzmanının da katıldığı en az üç kişi ve tek sayıda olacak şekilde harcama yetkilisinin onayıyla oluşturulur. Komisyonun oluşturulması sırasında görevi başında bulunamayan üyelerin yerine görev yapacak yedek üyeler de belirlenir. Bu komisyonlara mesleki bilgilerinden istifade etmek üzere diğer kurum ve kuruluşlardan temsilciler dâhil edilebilir.</p>

<p>(2) Değer tespit komisyonu; teknik komisyondan gelen raporu inceler, değer tespitinde ticaret odası, sanayi odası, borsa, meslek kuruluşları ve ilgili diğer kuruluşlardan veya aynı nitelikteki taşınırı alan idarelerden ve fiyat araştırması sonuçlarından yararlanabilir, ilgili kurum ve kuruluşlar ile serbest piyasadan fiyat araştırması yapar ve satışı yapılacak taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmetin veya mübadelesi yapılacak taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzemenin tahmini fiyatını tespit eder. Bu tespitlere dair komisyon kararı, EK-2’deki forma uygun şekilde hazırlanır ve harcama yetkilisinin oluruna sunulur. Olur alınan kararlar ilgili karargâh birimi tarafından üst yönetici oluru alınarak teknik rapor ile birlikte satış ve mübadele işlemlerini yürüten birime gönderilir.</p>

<p>(3) Teknik komisyonlar tarafından ihtiyaç fazlası olarak belirlenenler, değer tespiti yapılmadan önce malzeme yönetim yetkisi olan ilgili birime bildirilir. Karargâh birimleri tarafından söz konusu malzemenin bağlı birliklerin ihtiyacı kapsamında olup olmadığı araştırılır. İhtiyaç olmadığının anlaşılması halinde harcama yetkilisinin onayı ile değer tespiti ve diğer işlemlere geçilir.</p>

<p>(4) Hizmet satışlarında verilecek hizmetin birim fiyatı tespit edilir. Bu tespitte, o yıl içerisinde verilmesi uygun görülen hizmetin cinsi, miktarı, yeri, tarihi, süresi ile tarifesi ve diğer hususlar belirlenir ve buna dair komisyon kararları sırasıyla yetkili makamın onayına sunulur. Satışı onaylanan hizmetler; süreklilik gösteriyorsa tarifesi, her yıl değer tespit komisyonlarınca veya ilgili birimlerce belirlenir ve belirlenen tarife üzerinden üst yönetici onayı alınarak ihale yapılmaksızın satışa sunulur. Süreklilik göstermeyen hizmetler ise ihale yapılarak satılır.</p>

<p>(5) Mübadele kapsamında alınacak her türlü malın (pey dahil) birim fiyat tespiti, değer tespit komisyonunca yapılır. Bu tespite dair komisyon kararı EK-3’teki forma uygun şekilde hazırlanır ve harcama yetkilisinin onayına sunulur.</p>

<p>(6) 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelikler kapsamında bedelsiz verilmesi gereken atıkların atık üreten komutanlık, karargâh ve kurumlar tarafından, elden çıkarılması sağlanır.</p>

<p><strong>İhale komisyonları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) İhale komisyonları; karargâh birimlerinin veya bağlı birliklerin kendi kadrolarından olmak üzere ihale yetkilisinin belirlediği bir kişinin başkanlığında ve işin uzmanının da katıldığı en az üç kişi ve tek sayıda olacak şekilde ihale yetkilisinin onayıyla oluşturulur. Komisyonun oluşturulması sırasında görevi başında bulunamayan üyelerin yerine görev yapacak yedek üyeler de belirlenir. İhale komisyonları, Kanun ve bu Yönetmelik hükümleri gereğince yapılacak satış veya mübadele ihalelerine ilişkin işlemleri yürütür.</p>

<p><strong>Şartnameler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) İhale konusu işlerin her türlü özelliğini belirten idari ve/veya teknik şartnameler veya teknik istek ve özellik veya katalog ile varsa ekleri mevzuata uygun olarak idarelerce hazırlanır. İhale konusu işin özelliğine göre EK-7/A veya EK-7/B’de yer alan formlardan uygun olanı, idari şartnameye eklenir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara aykırı olmamak kaydıyla, idarelerce ihale konusu işin özelliğine göre ihtiyaç duyulacak ilave düzenlemeler, idari şartnamede belirtilir.</p>

<p><strong>Komisyonlar arasındaki koordinasyon</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhınca yapılması planlanan iş ve işlemlerde, komisyonların oluşturulup yetkili makama onaylatılması ilgili karargâh birimleri tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Bağlı birliklerde birinci fıkrada belirtilen tüm iş ve işlemler, lojistik birimleri tarafından yerine getirilir.</p>

<p><strong>Komisyon kararlarının alınması, yetki ve sorumluluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) İhale komisyonu eksiksiz olarak toplanır. Komisyon kararları çoğunlukla alınır. Kararlarda çekimser kalınamaz. Komisyon başkanı ve üyeleri oy ve kararlarından sorumludur. Karşı oy kullanan komisyon başkanı ve üyeleri, gerekçesini komisyon kararına yazmak ve imzalamak zorundadır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>İhale İşlemleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İhale yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Harcama yetkilisi, Kanunda ve bu Yönetmelikte yazılı işleri yaptırmaya ve ihale yapılmasına yetkilidir.</p>

<p>(2) Harcama yetkilileri, ihale işlemlerine ilişkin yetkilerini üst yöneticiden onay almak suretiyle devredebilir.</p>

<p><strong>Onay belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) İhale işlemlerinin yürütüldüğü birim tarafından, teknik komisyon ve değer tespit komisyonu kararı ile üst yönetici onayı doğrultusunda, ihalesi yapılacak her iş için işin özelliğine göre EK-4/A veya EK-4/B’de yer alan örneklere uygun onay belgesi hazırlanır ve ihale onayı alınır.</p>

<p><strong>İhaleye katılamayacak olanlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Aşağıda belirtilenler ihaleye katılamazlar:</p>

<p>a) İhaleyi yapan idarenin üst yöneticisi ve yetkili makamları.</p>

<p>b) İhaleyi yapan idarenin ihale iş ve işlemlerini hazırlamak, yürütmek, denetlemek ve sonuçlandırmakla görevli kişiler.</p>

<p>c) (a) ve (b) bentlerinde belirtilen kişilerin eşleri ve üçüncü dereceye kadar (üçüncü derece dahil) kan ve ikinci dereceye kadar (ikinci derece dahil) kayın hısımları ile evlatlıkları ve evlat edinenleri.</p>

<p>ç) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen kişilerin ortakları (bu kişilerin yönetim kurullarında görevli olmadıkları anonim ortaklıkları hariç).</p>

<p>d) Geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılması yasaklanmış olanlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ile örgütlü suçlardan dolayı hükümlü bulunanlar.</p>

<p>e) Birinci fıkrada yer alan yasaklara rağmen ihaleye katılan istekliler ihale dışı bırakılarak geçici teminatları gelir kaydedilir. Ayrıca, bu durumun tekliflerin değerlendirmesi aşamasında tespit edilememesi nedeniyle bunlardan biri üzerine ihale yapılmışsa, teminatı gelir kaydedilerek ihale iptal edilir.</p>

<p><strong>İhale işlem dosyasının düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Hazırlanan ihale dosyaları, ihale işlemlerine başlanılmadan önce ihale komisyonları ile koordine edilir. İhale komisyonlarınca tetkik edilen dosyada; teknik ve değer tespit komisyonu görevlendirme yazıları, üst yönetici onayı, teknik ve değer tespit komisyonu kararları, ihale onay belgeleri ve saklanmasında yarar görülen diğer belgeler ile varsa ilana ilişkin gazete ve belgeler bulunur.</p>

<p><strong>İhale dokümanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) İhale dokümanında; isteklilere talimatları da içeren idari ve ihtiyaç duyulması halinde teknik şartname, teknik istek ve özellik veya katalog ile varsa yaptırılacak işin projesini de kapsayan, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgiler bulunur. İdari şartnamede ihale konusuna göre aşağıdaki hususlardan uygun olanlarının belirtilmesi zorunludur:</p>

<p>a) İşin adı, niteliği, türü ve miktarı, hizmetlerde iş tanımı.</p>

<p>b) İhaleyi yapan idarenin adı, adresi, telefon ve faks numarası.</p>

<p>c) İhale usulü, ihale tarih ve saati ile tekliflerin nereye verileceği.</p>

<p>ç) İsteklilere talimatlar.</p>

<p>d) İsteklilerde aranılan şartlar, belgeler ve yeterlik kriterleri.</p>

<p>e) İhale dokümanında açıklama isteme ve yapılma yöntemleri.</p>

<p>f) Tekliflerin geçerlilik süresi.</p>

<p>g) Ulaşım, sigorta, vergi, resim ve harç giderlerinden hangisinin teklif fiyatına dahil olacağı.</p>

<p>ğ) Tekliflerin alınması, açılması ve değerlendirilmesinde uygulanması gereken usul ve esaslar.</p>

<p>h) İhale kararının alınmasından sözleşmenin imzalanmasına kadar uygulanması gereken usul ve esaslar.</p>

<p>ı) Teklif ve sözleşme türü.</p>

<p>i) Geçici ve kesin teminat oranları ile teminatlara ait şartlar.</p>

<p>j) İhale saatinden önce ihalenin iptal edilmesinde idarenin serbest olduğu.</p>

<p>k) Bütün tekliflerin reddedilmesi ve ihalenin iptal edilmesinde idarenin serbest olduğu.</p>

<p>l) İhale konusu işin başlama ve bitirme tarihi, teslim yeri ve şartları ve gecikme halinde alınacak cezalar.</p>

<p>m) Süre uzatımı verilebilecek haller ve şartları.</p>

<p>n) Vergi, resim ve harçlar ile sözleşme ile ilgili diğer giderlerin mevzuat hükümlerine göre ödeneceği.</p>

<p>o) Anlaşmazlıkların çözümü.</p>

<p><strong>İhalenin ilanı </strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Satışı yapılacak taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzeme veya hizmetin veyahut mübadelesi yapılacak taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat ile mal ve malzemenin 17 nci maddede belirtilen hususları ihtiva eden ilan metni, aşağıdaki usul ve esaslar çerçevesinde duyurulur:</p>

<p>a) Tahmin edilen bedeli 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendinde mal ve hizmet alımları için belirlenen üst limite kadar olan ihale konusu işlerde, ihalenin yapılacağı yerde günlük gazete çıkıyorsa ilan metni bu gazetelerden birinde ihale tarihinden en az on gün önce bir defa ilan edilir. İhalenin yapılacağı yerde günlük gazete çıkmıyorsa ilan metni ihale tarihinden en az on gün önce ilgili idare ile hükümet ve belediye binalarının ilan tahtalarına asılır ve belediye yayın araçları ile duyurulur. Bu işlemler bir tutanak ile belgelenir. Bu yerlerde en çok yedi gün aralıklarla gazete çıkıyorsa ayrıca gazete ile bir defa ilan yapılır.</p>

<p>b) Tahmin edilen bedeli, 4734 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendinde mal ve hizmet alımları için belirlenen üst limiti aşan ihale konusu işlerde ihale tarihinden en az on gün önce Resmî Gazete’de ve Basın İlan Kurumunca tespit edilen günlük gazetelerden birinde ilan yapılır.</p>

<p>c) Tahmin edilen bedeli, Kamu İhale Kurumunca her yıl güncellenerek yayınlanan 4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendindeki limite eşit ve altında olanlar ise en az üç firmanın ihaleye daveti ile ilansız olarak gerçekleştirilebilir.</p>

<p>ç) Tahmin edilen bedeli 4734 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre belirlenen limite eşit veya üzerinde olan ihale konusu işler için ulusal gazetelerin birinde ihale tarihinden en az yirmi gün önce bir defa ilan yapılır.</p>

<p>(2) İdare işin önem ve özelliğine göre bu ilanları yurt içinde ve yurt dışında çıkan başka gazeteler veya öteki yayın araçları ile de yayınlatabilir. Ayrıca, ihaleyi yapan idarenin varsa internet sitesinde de yayınlanabilir.</p>

<p>(3) İlan giderleri idare bütçesinin ilgili tertibinden karşılanır.</p>

<p><strong>İlanlarda bulunması zorunlu hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) İlanlarda aşağıdaki hususların belirtilmesi zorunludur:</p>

<p>a) İhaleyi yapan idarenin adı, adresi, faks ve telefon numarası.</p>

<p>b) İhalenin adı, niteliği, türü, miktarı.</p>

<p>c) Satışı veya mübadelesi yapılacak taşıtların modeli, markası, motor hacmi, motor gücü, kilometresi, durumu ile faal olup olmadığı.</p>

<p>ç) Satışı veya mübadelesi yapılacak malın cinsi, markası, modeli, varsa seri numarası, miktarı, durumu ile faal olup olmadığı.</p>

<p>d) Mübadele karşılığı alınacak mala ilişkin özellikler.</p>

<p>e) Verilecek hizmetin yeri, cinsi ve süresi.</p>

<p>f) Değer tespit komisyonunca belirlenen tahmini bedel.</p>

<p>g) Geçici teminat miktarı.</p>

<p>ğ) İhalenin açık artırma veya eksiltme usulü ile yapılacağı.</p>

<p>h) İlk ve son tekliflerin ihale komisyonları önünde yazılı olarak verileceği.</p>

<p>ı) İhalenin nerede, hangi tarih ve saatte yapılacağı.</p>

<p>i) İhale konusu işin ve belgelerinin nerede görülebileceği.</p>

<p>j) İsteklilerden ihaleye getirilmesi istenilen belgelerin neler olduğu.</p>

<p>k) İdari şartnamenin bulunup bulunmadığı, varsa şartnamenin nasıl ve nereden temin edilebileceği.</p>

<p>l) Sözleşme yapılıp yapılmayacağı.</p>

<p>m) Mübadele karşılığı alınacak peye ilişkin bilgiler.</p>

<p><strong>Teminata ilişkin hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Teminat olarak;</p>

<p>a) Tedavüldeki Türk parası,</p>

<p>b) Bankalar ve finansal kuruluşlar tarafından verilen teminat mektupları,</p>

<p>c) Hazine ve Maliye Bakanlığınca ihraç edilen Devlet İç Borçlanma Senetleri ve bu senetler yerine düzenlenen belgeler,</p>

<p>ç) İlgili mevzuata göre Türkiye’de faaliyette bulunmasına izin verilen yabancı bankaların düzenleyecekleri teminat mektupları ile Türkiye dışında faaliyette bulunan banka ve finansal kuruluşların kontrgarantisi üzerine Türkiye’de faaliyette bulunan banka ve finansal kuruluşların düzenleyecekleri teminat mektupları,</p>

<p>kabul edilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen senetler ve bu senetler yerine düzenlenen belgelerden nominal değere faiz dahil edilerek ihraç edilenler, anaparaya tekabül eden satış değeri üzerinden teminat olarak kabul edilir.</p>

<p>(3) Geçici teminatın özellikleri şunlardır:</p>

<p>a) Saymanlık ya da muhasebe müdürlüklerine yatırılan banka mektubu dışındaki teminatlara ait makbuz veya ihale dokümanında yer alan örneğe uygun olarak düzenlenen geçici teminat mektubu, isteklilerden, ihale konusu olan işin tahmin edilen bedeli üzerinden, %3’ten az olmamak şartıyla alınır. Onay belgesinde belirtilmek koşulu ile geçici teminat alınmayabilir.</p>

<p>b) Geçici teminat mektubu süresiz olabilir.</p>

<p>c) Geçici teminat mektubunun süreli olması halinde, geçici teminat olarak sunulan teminat mektuplarında geçerlilik tarihi belirtilir. Bu tarih, ihale dokümanında belirtilen teklif geçerlilik süresinin bitiminden itibaren otuz günden az olmamak üzere istekli tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Kesin teminatın özellikleri şunlardır:</p>

<p>a) Saymanlık ya da muhasebe müdürlüklerine yatırılan banka mektubu dışındaki teminatlara ait makbuz veya ihale dokümanında yer alan örneğe uygun olarak kesin teminat mektubu, satış veya mübadele bedelinin % 6’sı oranında alınır. Onay belgesinde belirtilmek koşulu ile kesin teminat alınmayabilir.</p>

<p>b) Kesin teminat mektubu süresiz olabilir.</p>

<p>c) Kesin teminat mektubunun süreli olması halinde, sözleşme süresinden az olmamak üzere işin özelliğine göre idare tarafından geçerlilik süresi belirtilir. Bu sürenin yeterli olmaması halinde, teminat mektubunun süresinin, idarenin ikazına lüzum kalmaksızın belirli devreler halinde otomatik olarak uzatılacağına ilişkin hüküm bulundurulur.</p>

<p>(5) Teminatla ilgili diğer hususlar şunlardır:</p>

<p>a) Gerek görüldüğünde teminat mektuplarının ilgili bankanın genel müdürlüğünden veya şubesinden teyidi idarece yapılabilir. Yapılan teyitlerde, bankanın en az iki yetkilisinin imzasının bulunması gerekir.</p>

<p>b) Bankalarca verilen teminat mektupları dışındaki teminatların istekliler tarafından saymanlıklara veya muhasebe müdürlüklerine yatırılması zorunludur ve bunlar komisyonlarca teslim alınmaz.</p>

<p>c) İhale komisyon kararının onaylanmasını müteakip ihaleyi kaybedenlere geçici teminatları hemen iade edilir. İhale üzerinde kalan istekli ile varsa en uygun ikinci teklif sahibi istekliye ait geçici teminat mektupları ihaleden sonra saymanlık veya muhasebe müdürlüklerine teslim edilir. İhale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalanması halinde, kendisine ve en uygun ikinci teklif sahibine ait geçici teminat, sözleşme imzalandıktan sonra iade edilir. İhale üzerinde kalan istekliye kesin teminatın iadesi ile sözleşme yapılması öngörülmeyen işlerde geçici teminatın iadesine ve kesin teminata ilişkin hususlar, ihale dokümanında ayrıntılı olarak düzenlenir.</p>

<p>ç) İdarece alınan teminatların üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.</p>

<p><strong>Tekliflerin geçerlilik süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Tekliflerin geçerlilik süresi, ihale tarihinden itibaren en az doksan takvim günü olmalıdır. Bu süreden daha kısa süreli geçerli olduğu belirtilen teklif mektupları değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(2) İhtiyaç duyulması halinde idare, teklif geçerlilik süresinin en fazla birinci fıkrada belirlenen süre kadar uzatılması yönünde istekliden talepte bulunur. İstekli, idarenin bu talebini kabul edebilir veya reddedebilir. İdarenin teklif geçerlilik süresinin uzatılması talebini reddeden isteklinin geçici teminatı iade edilir.</p>

<p>(3) Talebi kabul eden istekliler, teklif ve sözleşme koşulları değiştirilmeksizin geçici teminatını, kabul edilen yeni teklif geçerlilik süresine ve her bakımdan geçici teminata ilişkin hükümlerle uydurmak zorundadır.</p>

<p>(4) Bu konudaki istek ve cevaplar yazılı olarak yapılır, iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderilir veya imza karşılığı elden teslim edilir.</p>

<p><strong>Uygun bedel</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Satış ihalesi için uygun bedel, tahmin edilen bedelden aşağı olmamak üzere istekliler tarafından teklif edilen bedellerin en yükseğidir.</p>

<p>(2) Mübadele ihalesi için artırmada uygun bedel, verilecek mal ve malzemenin tahmin edilen bedelinden düşük olmamak üzere istekliler tarafından teklif edilen bedellerin pey bedeli dahil en yükseğidir. Eksiltmede uygun bedel, alınacak mal ve malzemenin tahmin edilen bedelinden yüksek olmamak üzere istekliler tarafından teklif edilen bedellerin en düşüğüdür.</p>

<p><strong>Bütün tekliflerin reddedilmesi ve ihale komisyonunun kararı üzerine ihalenin iptali </strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) İhale komisyonunun kararı üzerine idare, verilmiş olan bütün teklifleri reddederek ihaleyi iptal etmekte serbesttir. İhalenin iptal edilmesi halinde bu durum bütün isteklilere derhal bildirilir. İdare bütün tekliflerin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir yükümlülük altına girmez. Ancak, idare isteklilerin talepte bulunması halinde, ihalenin iptal edilme gerekçelerini talep eden isteklilere bildirir.</p>

<p><strong>Kararlarda belirtilmesi gereken hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) İhale komisyonu tarafından alınan kararlar, komisyon başkanı ve üyelerinin ad ve soyadları ile esas görevleri belirtilerek yazılır ve imzalanır.</p>

<p>(2) Kararlarda isteklilerin isimleri, adresleri, teklif ettikleri bedeller, ihalenin hangi tarihte yapıldığı ve hangi istekli üzerinde kaldığı, ihale yapılamamış ise sebepleri belirtilir.</p>

<p><strong>İhale kararlarının onayı veya ihale yetkilisi tarafından iptal edilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) İhale komisyonunca alınan ihale kararları, EK-5’te yer alan form örneklerine uygun şekilde hazırlanır ve ihale yetkilisi tarafından karar tarihinden itibaren en geç yedi iş günü içinde onaylanır veya gerekçesi açıkça belirtilmek suretiyle iptal edilir.</p>

<p>(2) İhale yetkilisi tarafından ihale kararı iptal edilirse ihale hükümsüz sayılır.</p>

<p><strong>Kesinleşen ihale kararlarının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) İhale yetkilisi tarafından onaylanan ihale kararları, onaylandığı tarihten itibaren en geç beş iş günü içinde ihale üzerinde bırakılan dahil olmak üzere, ihaleye teklif veren bütün isteklilerin tebligat adresine iadeli taahhütlü mektup ile gönderilir. İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda, mektubun teslim edildiği tarih, tebliğ tarihi sayılır. Teslimin gerçekleştirilememesi halinde tebligat, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre gerçekleştirilir.</p>

<p>(2) İhale kararlarının ihale yetkilisi tarafından iptal edilmesi halinde de durum isteklilere birinci fıkrada belirtilen şekilde bildirilir.</p>

<p><strong>İtiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) İhalede hazır bulunanlar tarafından ihale işlemlerine karşı, ihale komisyonunun bağlı bulunduğu idareye itiraz edilebilir. İhale sırasında hazır bulunmayan veya noterden tasdikli vekâletnameyi haiz bir vekilini göndermeyenler, ihalenin yapılış usulüne ve sonucuna itiraz edemez.</p>

<p><strong>İhale usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) İhaleler bütün isteklilerin teklif verebildiği açık artırma veya eksiltme usulü ile yapılır. Eksiltme usulü sadece mübadele ihalesinde yapılabilir. İsteklilerin ilk ve son teklifleri yazılı olarak alınır. Tekliflerin alınması ve değerlendirilmesini müteakip ilk teklifler açıklanır. İhale, teklif edilen fiyatlar üzerinde görüşme yapılarak sonuçlandırılır.</p>

<p>(2) Görüşme sırasında verilen her teklif tutanağa bağlanarak, ihale komisyonunda görevli personel tarafından imzalanır.</p>

<p>(3) Fiyat görüşmelerinin usul ve esasları, ihale dokümanında ayrıntılı olarak düzenlenir.</p>

<p>(4) Teknik altyapının oluşturulması halinde ihaleler elektronik ortamda gerçekleştirilebilir. Elektronik ihalenin usul ve esasları, ihale dokümanlarında belirtilir.</p>

<p><strong>İhale dokümanında değişiklik yapılması veya açıklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) İlan yapıldıktan sonra ihale dokümanında değişiklik yapılmaması esastır. Değişiklik yapılması zorunlu olursa, ihale yetkilisinden onay alınarak önceki ilanlar geçersiz sayılır ve iş yeniden aynı şekilde ilan olunur.</p>

<p>(2) İlan yapıldıktan sonra, tekliflerin hazırlanmasını veya işin gerçekleştirilmesini etkileyebilecek maddi veya teknik hatalar veya eksikliklerin idarece tespit edilmesi veya isteklilerce yazılı olarak bildirilmesi halinde, ihale dokümanında zeyilname ile değişiklikler yapılabilir. Yapılan bu değişikliklere ilişkin ihale dokümanının bağlayıcı bir parçası olan zeyilname, son teklif verme gününden en az üç gün öncesinde bilgi sahibi olmalarını temin edecek şekilde ihale dokümanı alan ve tebligat adresini idareye bildiren isteklilerin tamamına imza karşılığı elden verilir veya iadeli taahhütlü mektup yoluyla ya da faksla gönderilir. Ancak faksla yapılan gönderimlerin alındığı teyit edilmek zorundadır.</p>

<p>(3) Zeyilname ile yapılan değişiklikler nedeniyle tekliflerin hazırlanabilmesi için ek süreye ihtiyaç duyulması halinde, ihale tarihi bir defaya mahsus olmak üzere, zeyilname ile en fazla yirmi gün ertelenebilir. Zeyilname düzenlenmesi halinde, teklifini bu düzenlemeden önce vermiş olan isteklilere, tekliflerini geri çekerek yeniden teklif verme imkanı sağlanır.</p>

<p>(4) İstekliler, tekliflerini hazırlarken ihale dokümanında açıklanmasına ihtiyaç duyulan hususlarla ilgili olarak son teklif verme gününden beş gün öncesine kadar yazılı açıklama talep edebilir. Bu talebin idarece uygun görülmesi halinde, yapılacak açıklama talep eden firmaya ve ihale dokümanını alan bütün isteklilere son teklif verme gününden üç gün öncesinde bilgi sahibi olmasını temin edecek şekilde faksla bildirilir ve teyit alınır. Teyit alınamadığı durumlarda yazılı olarak gönderilir ve aynı zamanda açıklama internette yayınlanabilir.</p>

<p><strong>İhaleye katılımda yeterlik kuralları</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) İhalenin niteliği ve büyüklüğüne göre idari şartnamede, ekonomik ve mali yeterlik ile mesleki ve teknik yeterlik kriterlerinin istenmesi halinde ilgili süre ve şartlar, idare tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Tekliflerin hazırlanması ve sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Tekliflerin hazırlanmasında ve sunulmasında aşağıdaki hususlara uyulur:</p>

<p>a) Teklif mektubu ve geçici teminat da dahil olmak üzere ihaleye katılabilme şartı olarak istenilen bütün belgeler bir zarfa konulur. Zarfın üzerine isteklinin adı, soyadı veya ticaret ünvanı, tebligata esas açık adresi, telefonu, varsa faks numarası ve elektronik posta adresi, teklifin hangi işe ait olduğu ve ihaleyi yapan idarenin açık adresi yazılır. Zarfın yapıştırılan yeri istekli tarafından imzalanarak kaşelenir veya mühürlenir.</p>

<p>b) Teklif mektupları yazılı ve imzalı olarak sunulur. Teklif mektubunda ihale dokümanının tamamen okunup kabul edildiğinin belirtilmesi, teklif edilen bedelin rakam ve yazı ile birbirine uygun olarak açıkça yazılması, üzerinde kazıntı, silinti, düzeltme bulunmaması ve teklif mektubuna isteklilerin adı, soyadı veya firma ticaret unvanı yazılmak suretiyle yetkili kişilerce imzalanmış olması zorunludur. İhale dokümanında alternatif teklif verilebileceğine dair hüküm bulunması halinde, alternatif teklifler de aynı şekilde hazırlanarak sunulur.</p>

<p>c) Teklifler ihale dokümanında belirtilen son teklif verme saatine kadar sıra numaralı alındılar karşılığında idareye verilir. Bu saatten sonra verilen teklifler kabul edilmez ve açılmaksızın iade edilir. Teklifler iadeli taahhütlü olarak da gönderilebilir. Posta ile gönderilecek tekliflerin ihale dokümanında belirtilen son teklif verme saatine kadar idareye ulaşması şarttır. Postadaki gecikme nedeniyle işleme konulmayan tekliflerin alınış zamanı tutanakla tespit edilir.</p>

<p>ç) Verilen teklifler, zeyilname düzenlenmesi hali hariç, herhangi bir sebeple geri alınamaz ve değiştirilemez.</p>

<p><strong>Tekliflerin alınması ve açılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Teklif zarflarının alınması ve açılmasında aşağıda belirtilen hususlara uyulur:</p>

<p>a) Teklif zarfları, ihale dokümanında belirtilen son teklif verme saatine kadar ihale dokümanında belirtilen yere teslim edilir. İdarece her ihale için teklif veren istekliye alınış sırasına göre birden başlayan sıra numaralı alındı belgesi verilir.</p>

<p>b) Posta ile gelen teklif zarfları için ilanda belirtilen birimlere teslim saati esas alınır. İlanda teklif verme saatinden sonra söz konusu birimlere teslim edilen teklif zarfları zamanında verilmemiş kabul edilir ve işleme alınmaz.</p>

<p>c) İdare personeli tarafından teslim alınan teklif zarflarına teslim alınma sıra ve zamanını gösterecek şekilde bir dizi pusulası tanzim edilir. Toplanan teklif zarfları, idare personeli tarafından, dizi pusulası ile birlikte ihale komisyonu üyelerinin huzurunda komisyon başkanına teslim edilir.</p>

<p>ç) İhale komisyonu teklif zarflarını alınış sırasına göre inceler. İhale komisyonu tarafından hazır bulunan isteklilerin huzurunda, ilanda veya idari şartnamede belirtilen saatte, alınış sırasına göre teklif zarfları açılır.</p>

<p>d) İsteklinin kendisi veya yetkili temsilcisinin ihale komisyonu toplantısında hazır bulunması durumunda; teklif zarfının üzerinde teklifin hangi işe ait olduğu veya ihaleyi yapan idarenin adının yazılı olmaması durumları hariç olmak üzere, idari şartnamede de belirtilmiş olması kaydıyla zarfın üzerinde eksik olan diğer hususlar tamamlatılarak teklif değerlendirilmeye alınır.</p>

<p>e) İhale komisyon başkanlığınca değerlendirmeye alınmayan teklif zarfları yedi gün içerisinde adresi varsa teklif sahibine gerekçesi yazılarak muhteviyatı ile birlikte iade edilir.</p>

<p>f) Değerlendirilmeye alınan teklif zarfları için teklif sahibinin adı, soyadı veya ticaret ünvanı ile zarf muhteviyatı yazılarak zarf açma tutanağı düzenlenir. İsteklilerin belgelerinin eksik olup olmadığı ve teklif mektubu ile geçici teminatlarının usulüne uygun olup olmadığı kontrol edilir. Belgeleri eksik veya teklif mektubu ile geçici teminatı usulüne uygun olmayan istekliler hazırlanan tutanakta belirtilir. Değerlendirilmeye alınmayan teklif zarflarına da tutanakta yer verilir.</p>

<p>g) İsteklilere teklif fiyatları açıklanır. Bu işlemlere ilişkin hazırlanan zarf açma tutanağı ihale komisyonu başkan ve üyelerince imzalanır.</p>

<p>(2) Geçici teminat mektupları veya teklif mektuplarının bulunmadığı teklif zarfları, hiçbir şekilde değerlendirilmeye alınmaz.</p>

<p><strong>İhalenin icrası </strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) İstekliler tarafından sunulan veya posta ile gönderilen tüm yazılı tekliflerden, ihale komisyonu tarafından uygunluğu tespit edilenler, alınış sırasına göre hazırda bulunan istekliler huzurunda okunmak suretiyle açıklanarak, ihaleye ait artırma veya eksiltme tutanağına yazılır. Bundan sonra istekliler sırası ile yazılı olarak sunulan; artırma usulü ihalede en yüksek tekliften aşağı, eksiltme usulü ihalede en düşük tekliften yukarı olmamak üzere yeni tekliflerini veya pey miktarını sunmaya devam ederler. Mübadele ihalelerinde alınacak pey ve artış veya eksiliş miktarına ilişkin hususlar ihale dokümanında belirtilir. İhaleden çekilen isteklilerin bu durumları ihaleye ait artırma veya eksiltme tutanağına yazılır ve imzaları alınır. İlgilinin imzadan imtina etmesi halinde durum ayrıca belirtilir. Artırma veya eksiltme işlemi sonucunda isteklilerden son tekliflerini yazılı olarak vermeleri istenir.</p>

<p>(2) Artırmanın her aşamasında, istekliler tarafından sunulan yeni teklifler bir önceki tekliflerinden daha düşük olamaz. Bir önceki tekliflerden daha düşük teklif verilmesi durumlarında ise isteklinin bu teklifi dikkate alınmaz, bu durumlarda en son uygun olan teklifi geçerli sayılır ve bu husus ihaleye ait artırma tutanağında belirtilir.</p>

<p>(3) Eksiltmenin her aşamasında, istekliler tarafından sunulan yeni teklifler bir önceki tekliflerinden daha yüksek olamaz. Bir önceki tekliflerden daha yüksek teklif verilmesi durumlarında ise isteklinin bu teklifi dikkate alınmaz, bu durumlarda en son uygun olan teklifi geçerli sayılır ve bu husus ihaleye ait eksiltme tutanağında belirtilir.</p>

<p>(4) İsteklilerin ilk ve son teklifleri mutlaka yazılı olarak alınır, bunun haricinde görüşme sırasında sözlü olarak verilen her teklif artırma veya eksiltme tutanağına yazılarak bu tutanağın altı ihale komisyonunda görevli tüm personel tarafından imzalanır.</p>

<p>(5) İhaleden çekilenler yeniden teklifte bulunamaz.</p>

<p>(6) Teklif yapıldığı sırada, yapılan artırma veya eksiltmelerin işi uzatacağı anlaşılırsa isteklilerden komisyonun huzurunda son tekliflerini yazılı olarak bildirmeleri istenebilir. Daha önce ihaleden çekilmiş olanlar bu durumda yazılı teklif veremez.</p>

<p>(7) Birden fazla istekli tarafından aynı bedelin teklif edildiğinin ve bunların da eşit bedel olduğunun anlaşılması durumunda, uygun bedelin tespitine ilişkin hususlar, ihale dokümanında belirtildiği şekilde uygulanır.</p>

<p><strong>İhale sonucunun karara bağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Sözlü veya yazılı son teklifler alındıktan sonra ihale komisyonunca;</p>

<p>a) İhalenin yapıldığı ve ihale yetkilisinin onayına bağlı kaldığı,</p>

<p>b) Tekliflerin daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesi için süreye ihtiyaç duyulduğu ve şartnamelerde herhangi bir süre öngörülmemiş ise ihalenin on beş günü geçmemek üzere başka bir güne bırakıldığı,</p>

<p>c) İhalenin yapılamadığı,</p>

<p>hususlarından birine karar verilir.</p>

<p>(2) İhale komisyonu tarafından verilen karara ait yapılacak diğer iş ve işlemler ihale dokümanında ayrıca düzenlenir.</p>

<p><strong>İhalenin yapılamaması</strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Yapılan ihalede istekli çıkmadığı, isteklilerin belgeleri veya son teklifleri uygun görülmediği takdirde yeniden ihale açılabilir.</p>

<p>(2) İhale dokümanındaki hata ve çelişkilerden dolayı istekli çıkmadığının anlaşılması durumunda ise ihale dokümanından kaynaklanan hatalar düzeltilerek yeniden ihaleye çıkılır.</p>

<p><strong>İhalenin sözleşmeye bağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 34-</strong> (1) Onayda ve ilanda sözleşme yapılması belirtilmişse ihale kararının ihale yetkilisince onaylanmasını müteakip ihaleyi alan istekli, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde kesin teminat istenmiş ise ihale bedelinin %6’sı oranında kesin teminatını da idareye vererek sözleşmeyi imzalamak zorundadır.</p>

<p>(2) Üzerinde ihale kalan isteklinin, aynı süre içerisinde satış ihalelerinde ihale bedelini ve alıcıya ait bulunan vergi, resim ve harçları yatırması ve diğer giderleri ödemesi gerekir. Bu zorunluluklara uyulmadığı takdirde protesto çekmeye, hüküm almaya gerek kalmaksızın ihale üzerinde kalan isteklinin geçici teminatı gelir kaydedilir.</p>

<p>(3) İkinci fıkrada yer alan durumun gerçekleşmesi durumunda, ihale komisyonu, ikinci en uygun teklif sahibini belirlemişse, idare teklif fiyatının yetki verilmiş makamlarca uygun görülmesi kaydıyla ikinci en uygun teklif sahibi istekliyle sözleşme imzalayabilir. Ancak ikinci en uygun teklif sahibi istekli ile sözleşme imzalanabilmesi için birinci istekli ile sözleşmenin imzalanması gereken on beş günlük sürenin bitiminin beklenmesi ve bunu izleyen üç iş günü içinde tebligatın yapılması gerekir.</p>

<p>(4) İkinci en uygun teklif sahibinin de sözleşme imzalamaması durumunda bu teklif sahibinin de geçici teminatı gelir kaydedilerek ihale iptal edilir.</p>

<p><strong>Sözleşme ile ilgili hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 35-</strong> (1) Yapılan ihale sonucunda satışına karar verilen mal veya hizmet veya mübadelesine karar verilen mal için onay belgesinde belirtilmiş ise idare ile alıcı arasında satış veya mübadele sözleşmesi imzalanır. Bu sözleşme idare adına ihale yetkilisi tarafından imzalanır.</p>

<p>(2) Satış veya mübadele sözleşmesinde;</p>

<p>a) Taraflara,</p>

<p>b) Satış konusu mal veya hizmetin veya mübadele konusu malın cinsi, markası, modeli, satış veya mübadele tutarı ile teknik özellikleri ve evsafına,</p>

<p>c) Satış veya mübadele konusu hizmetin yeri, cinsi, tarihi, süresi ve miktarına,</p>

<p>ç) Ödeme şartları ve şekline,</p>

<p>d) Teslim etme ve alma süresi ile teslim etme yeri, şekli ve şartlarına,</p>

<p>e) Kesin teminat alınacaksa miktarına, kesin teminatın iadesine ilişkin şartlara ve kesin teminatın geçerlilik süresine,</p>

<p>f) Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak ceza ve sözleşmenin feshi hükümlerine,</p>

<p>g) Mücbir sebep halleri ve tevsikine,</p>

<p>ğ) Uyuşmazlıkların halline,</p>

<p>h) Mübadele kapsamında, yerine getirilen malın (pey olarak belirlenen mal dahil) muayenesi ile ilgili hususlara,</p>

<p>ı) Sözleşmede değişiklik yapılması ile ilgili hususlara,</p>

<p>i) Yürürlük süresine,</p>

<p>ve gerekli görülecek diğer hususlara yer verilir.</p>

<p>(3) Üst yönetici onayı alınmak suretiyle gelecek yıllara sâri taahhüde girişilebilir.</p>

<p>(4) Sözleşmenin uygulanması sırasında sözleşme konusu alımın niteliğinde, işlevlerinde ve kullanım amaçlarında iyileştirme yapılmasının sözleşmenin devamı için zorunlu olması, maddi ve hukuki sebeplerle kamu menfaatinin bulunduğunun tespit edilmesi veya idarenin hizmet ve ihtiyaçları bakımından zorunlu diğer hallerin mevcut olması durumunda; gerekçelerin belirtilmesi, yüklenici tarafından kabul edilmesi ve işin esasından ayrılmamak kaydıyla 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında sözleşme ve eklerinde ek sözleşme ile değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(5) Sözleşme ile taahhüt altına alınan malın tedarikinin ve temininin yüklenicinin kusuru bulunmaksızın sonradan hukuken veya fiilen imkansızlaşması durumunda; sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilebilir. İhale dokümanında belirtilmek kaydıyla sözleşme ile taahhüt altına alınana malın tahmin edilen fiyatından daha düşük olmamak üzere yüklenicinin teklif edeceği aynı cins ve sınıftaki mal idarece kabul edilebilir.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara aykırı olmamak kaydıyla, idarelerce ihale konusu işin özelliğine göre ihtiyaç duyulacak ilave düzenlemeler sözleşmede belirtilir.</p>

<p>(7) İhale dokümanında aksi belirtilmedikçe sözleşmelerin notere tescil ettirilmesi ve onaylattırılması zorunlu değildir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tarifeye Bağlı Hizmet Satışı, Mübadele, Hibe,</p>

<p>Yardım ve Bedelsiz Devir</p>

<p><strong>Tarifeye bağlı hizmet satışı</strong></p>

<p><strong>MADDE 36-</strong> (1) Karargâh birimleri ve bağlı birliklere, belirlenen tarifelerde belirtilen hizmetler haricinde ayrıca bir hizmet için talep gelmesi durumunda, satışına karar verilen hizmetin cinsi, yeri, hangi tarihler arasında verilebileceği ve süresi teknik komisyonca tespit edilerek hazırlanan komisyon raporu yetkili harcama yetkilisince onaylandıktan sonra üst yönetici onayı alınmasına müteakip bedeli tespit edilmek üzere değer tespit komisyonuna gönderilir.</p>

<p>(2) Değer tespit komisyonu raporu yetkili makamca onaylandıktan ve üst yönetici oluru alındıktan sonra satışa sunulan hizmetler uygun görülen vasıtalarla duyurulur. Tarifeye bağlı olarak satışa sunulan veya tarifeye bağlı olmayan hizmetlere ilişkin talepler hizmeti veren birimler tarafından değerlendirilir ve asli görevini aksatmayacak şekilde verilir.</p>

<p>(3) Hizmeti veren birim tarafından, hizmetin özelliğine göre sözleşme yapılması uygun görülüyorsa yapılacak sözleşmeye müteakip, gerek görülmüyorsa ödemeye ilişkin belge alındıktan sonra hizmet verilir.</p>

<p><strong>Mübadele </strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Teknik komisyonlarca ihtiyaç fazlası, standart dışı, HEK veya hurda durumunda olduğu belirlenen taşıt, silah, mühimmat, makine, teçhizat, mal ve malzeme Türkiye’deki kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce üretilen veya bunların sahip oldukları mal ve malzeme ile mübadele edilebilir.</p>

<p>(2) Mübadele işleminde, mübadele edilen mal ve malzemenin piyasa fiyatlarının eşitliğinden ziyade, bunların mübadelesinden temin edilen fayda esas alınır. Fiyatların bir diğerine yakın değerde olması yeterlidir.</p>

<p>(3) Mübadele işleminde, mübadele edilen mal karşılığında alınan malın aynı cins olması şart değildir. İdare tarafından ihtiyaç duyulan değişik mallar, mübadele edilen mal karşılığında alınabilir.</p>

<p>(4) Teknik komisyonlar tarafından ihtiyaç fazlası, standart dışı, HEK veya hurda durumunda olduğu belirlenen mal veya malzemelerin, değer tespit komisyonlarınca değerleri tespit edildikten sonra, mal veya malzemelerin satış veya mübadele yöntemlerinden hangisi ile elden çıkartılacağına ve ihtiyaç duyulan malın hangisinin mübadele yoluyla alınacağına idarece karar verilir.</p>

<p>(5) İdareler tarafından mübadeleye karar verilmesi halinde mübadeleye konu mal veya malzemenin değer tespit komisyonlarınca belirlenen değerleri de göz önünde tutularak ihtiyaç duyulan mal veya malzemelerin yetkili birimlerce belirlenen tahmini bedelleri çerçevesinde mal veya malzemelerin tespiti idarelerce yapılır ve harcama yetkilisinin oluruna sunulur. Mübadele işlemi bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(6) İhtiyaç duyulan mal veya malzemenin kamu kurum veya kuruluşlarından mübadele edilebileceğinin, tek gerçek veya tüzel kişi tarafından karşılanabileceğinin ya da tek gerçek veya tüzel kişiye teslim edilebileceğinin tespit edilmesi halinde taraflar arasında yapılacak bir sözleşme çerçevesinde mübadele işlemi gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(7) Kırpıntı kâğıt, yemek artığı, kemik ve ambalaj atığı, kullanılmış yağ ve döküntü ve benzeri durumlardaki atık mal ve malzemelerin mübadelesi, birim fiyat tespit edilerek yıllık olarak da yapılabilir. Bunlardan sürekli biriken ve depolanmasında zorluk çekilen mal ve malzemeler; değer tespit komisyonlarınca birim fiyatları tespit edilerek mübadele işleminde birim miktar karşılığı alınan malın aynı fiyat ve miktarı üzerinden yapılan sözleşme ile bir yıl süreyle mübadele edilebilir.</p>

<p><strong>Dost veya müttefik devletlere hibe ve yardım </strong></p>

<p><strong>MADDE 38-</strong> (1) Bu Yönetmelik kapsamında yer alan mal ve malzemeler ile hizmetler varsa belirlenen parasal limit ve cins dahilinde, Bakanlıkça Türkiye Cumhuriyetinin dış siyasi tutum ve menfaatlerine aykırı olmadığı hususunda Dışişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle, dost veya müttefik devletlerin emniyet ve güvenlik hizmetlerinde kullanılmak üzere ve değer tespit komisyonu tarafından bedeli de belirlendikten sonra Bakan onayı ile hibe edilebilir ya da değeri üzerinden veya değerinden daha az bir bedel karşılığında yardım olarak verilebilir.</p>

<p><strong>Yurt içine yapılacak bedelsiz devir </strong></p>

<p><strong>MADDE 39-</strong> (1) Bu Yönetmeliğe konu taşınırlar; gerek görülmesi halinde üst yöneticinin oluru ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ihtiyacı olan kamu kurum ve kuruluşlarına bedelsiz olarak devredilebilir.</p>

<p>(2) Doğal afetler, kanuni grev, genel salgın hastalık, kısmi veya genel seferberlik gibi mücbir sebep halleri ile tespit edilen değerleri 4734 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre belirlenen ve Kamu İhale Kurumu tarafından her yıl güncellenen limite eşit veya üzerinde olan bedelsiz devir işlemleri, alınacak Bakan oluruna göre yürütülür.</p>

<p>(3) Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tarifeye bağlı olarak veya ihale yoluyla satışı düzenlenen hizmetler; İçişleri Bakanlığına bağlı kamu kurum ve kuruluşları tarafından talep edilmesi halinde üst yönetici onayı ile, diğer bakanlıklara bağlı kamu kurum ve kuruluşları tarafından talep edilmesi halinde Bakan oluru ile bedelsiz verilebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Satıştan Sağlanan Gelirin Tahsili ve Ödenek Kaydı</p>

<p><strong>Gelirlerin tahsili ve ödenek kaydı</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Satılan taşıt, silah, mühimmat, makine ve teçhizat, her türlü mal ve malzeme ile verilen hizmetten yurt içinde elde edilen Türk parası veya yurt dışından elde edilen dövizlerin Türk parası karşılıkları bütçeye gelir kaydedilir.</p>

<p>(2) Satılan mal ya da hizmet karşılığı bedel, muhasebe birimine, istekli tarafından Türk parası veya döviz karşılığı Türk parası olarak nakden ve defaten yatırılır.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tescil ve kaydı gereken mal ve malzemeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 41-</strong> (1) İlgili mevzuat gereği tescil ve kaydı gereken mal ve malzemenin elden çıkarılması durumunda;</p>

<p>a) Kayda girmesinde uygulanan mevzuat ve işlemler, kayıtlardan çıkarılması işlemlerinde de uygulanır.</p>

<p>b) Taşıtlar için ayrıca, teknik komisyon tarafından EK-6/A’da yer alan araç tespit tutanağı düzenlenerek değer tespit komisyonuna gönderilir. Değer tespit komisyonunca, değer tespiti yapılan taşıtlar için EK-2’de yer alan rapor düzenlenir. Malzeme yönetim yetkisi bulunan yetkili makamın onayı alınan taşıtlar için EK-4/A veya EK-4/B’de yer alan ihale veya mübadele onayı alındıktan sonra bu taşıtlar için idari şartname ile şartname eki listesi EK-7/A’da yer alan forma uygun olarak hazırlanır. İlgili mevzuat dahilinde taşıtların tescilinde, sahiplik belgesi olarak kullanılmak üzere EK-8’de yer alan taşıt satış veya mübadele senedi düzenlenerek ihaleyi kazanan istekliye verilir.</p>

<p>c) 5/4/1983 tarihli ve 2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanun kapsamına giren makine ve teçhizattan, bu Yönetmelik hükümleri gereğince elden çıkarılması gerekenlerin satış, devir veya hibe işlemleri, 2813 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>İdarenin görev ve sorumluluğu ve isteklinin yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 42-</strong> (1) İdare 34 üncü maddede yazılı süre içerisinde sözleşme yapılması hususunda kendisine düşen görevleri yapmakla ve idari şartnamede belirtilen malı veya hizmeti istekliye teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde istekli, teslim tarihinden itibaren on beş gün içinde on gün müddetli bir noter ihbarnamesi ile bildirmek şartıyla taahhüdünden vazgeçebilir. Bu takdirde isteklinin yatırmış olduğu kesin teminat ve ihale bedeli geri verilir. İstekli, ihaleye girmek ve teminat vermek için yaptığı masrafları istemeye hak kazanır.</p>

<p>(2) Tebligatın yasal süre içerisinde yapılmamasından dolayı idarenin zararına sebep olanlar hakkında kanuni işlem yapılır.</p>

<p><strong>Şikâyetlerin incelenmesi ve anlaşmazlıkların çözümü</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) İdare ve ihale komisyonu, ihalenin ilgili mevzuata uygun olarak yapılması hususunda isteklilere karşı sorumludur. Sözleşme yapılmamış olması kaydıyla bu sorumlulukların ihlali sonucu bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden istekli, ihale süreci içindeki bütün işlem veya eylemlerle ilgili idareye yazılı şikâyet suretiyle inceleme talebinde bulunabilir.</p>

<p>(2) İdareye şikâyet süresi; ihale süreci içerisinde şikâyete konu işlem veya eylemin farkına varıldığı veya farkına varılmış olması gerektiği tarihten itibaren beş gündür.</p>

<p>(3) Süreler; tebliğ, ilan, bildirim veya şikâyete yol açan durumların farkına varıldığı yahut farkına varılmış olması gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlar.</p>

<p>(4) Tatil günleri sürelere dâhildir. Sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.</p>

<p>(5) Başvurular, idareye hitaben yazılmış imzalı dilekçe ile yapılır. Dilekçelerde;</p>

<p>a) Başvuru sahiplerinin, vekil veya temsilcilerinin adı, soyadı veya ünvanı ve adresi,</p>

<p>b) Başvuru konusu ihale,</p>

<p>c) Şikâyet edilen veya incelenmesi istenilen konular, sebepleri ve dayandığı deliller,</p>

<p>ç) Şikâyet edilen veya incelenmesi istenilen konunun farkına varıldığı tarih veya tebliğ, ilan veya bildirim tarihi,</p>

<p>belirtilir.</p>

<p>(6) Başvuran, talebine ilişkin gördüğü bütün bilgi ve belgeleri dilekçeye ekleyebilir. Belgelerin asıl olmaması halinde, aslının aynı olduğu yolundaki beyanla imzalanarak belgeler eklenir.</p>

<p>(7) Aynı kişi bir ihaleye ilişkin birden fazla konu hakkında tek dilekçeyle şikâyet başvurusunda bulunabilir.</p>

<p>(8) Posta yoluyla yapılan başvurularda, başvurunun idare tarafından kayda alındığı tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir.</p>

<p>(9) Dilekçe üzerine, başvurulan idare tarafından alınan dilekçelerin derhal kaydı yapılır, kayıt tarih ve sayısı dilekçenin üzerine yazılır. Ayrıca başvuru sahiplerine kayıt tarihini ve sayısını gösteren imzalı ve mühürlü bir alındı belgesi verilir.</p>

<p>(10) İhale yetkilisi bizzat yapacağı veya işin niteliğine göre bir veya birden fazla raportöre yaptıracağı inceleme sonuçlarına göre şikâyetle ilgili kararını verir. Şikâyete konu istenilen her türlü bilgi ve ihale dokümanı ihale komisyonunca veya ilgili birim tarafından verilir.</p>

<p>(11) Şikâyet başvurusu üzerine verilecek kararlarda aşağıdaki hususlar idarece gösterilir:</p>

<p>a) Başvurunun idare kayıtlarına alındığı tarih ve sayı ile karar tarihi ve sayısı.</p>

<p>b) Başvuruya konu ihale.</p>

<p>c) Başvuran.</p>

<p>ç) Başvuru üzerine alınan diğer karar ve yapılan işlemlerin özeti.</p>

<p>d) İleri sürülen iddiaların, olayların ve hukuki dayanaklarının özeti.</p>

<p>e) İddiaların ve olayların değerlendirilmesi.</p>

<p>f) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçeleri ve karar sonucu.</p>

<p>g) Şikâyetin kısmen veya tamamen haklı bulunmuş olması halinde gereken düzeltici önlemler ve bu düzeltici önlemlerle ihale sürecine devam edilip edilemeyeceği.</p>

<p>ğ) İhale yetkilisinin adı, soyadı ve imzası.</p>

<p>(12) İdare şikâyet üzerine verdiği nihai kararı en geç yedi iş günü içinde şikâyet başvurusunda bulunana bildirir.</p>

<p>(13) Şikâyetin esasının incelenmesi sonucunda idare tarafından;</p>

<p>a) Düzeltme yapılması yoluyla giderilebilecek ve ihale sürecinin kesintiye uğratılmasına gerek bulunmayan durumlarda, düzeltici işlemin belirlenmesi,</p>

<p>b) İhale sürecinin devam etmesine engel oluşturacak ve düzeltici işlemle giderilemeyecek Kanuna ve ilgili mevzuatına aykırı bir durumun tespit edilmesi halinde, ihale işlemlerinin iptali,</p>

<p>c) Şikâyet başvurusunun uygun bulunmadığı,</p>

<p>hususlarından birine karar verilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 44-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 45-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini İçişleri Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260908-3-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sahil-guvenlik-komutanligina-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemelerin-satis-hibe-hek-ve-hurda-durum-ve-islemleri-ile-hizmet-satisina-dair-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/icisleri-5.jpg" type="image/jpeg" length="78543"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90929"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal Medyada Hakarete Uğradığınızda Şikayet ve Tazminat Yolu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medyada-hakarete-ugradiginizda-sikayet-ve-tazminat-yolu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-medyada-hakarete-ugradiginizda-sikayet-ve-tazminat-yolu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla günlük hayatımızın büyük bölümü sosyal medyada geçiyor ve platformlardaki tartışmalar da giderek daha fazla hukuki uyuşmazlığa dönüşüyor. Türk Ceza Kanunu'nun <strong>125. maddesi</strong>, bir kişiyi onur, şeref veya saygınlığını rencide edecek şekilde hedef alan sözlü, yazılı ya da görsel ifadeleri hakaret suçu olarak tanımlıyor ve bu suç <strong>3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasını</strong> gerektirebiliyor. Peki bir yorum, paylaşım ya da mesajla hedef alındığınızda ilk olarak ne yapmalısınız?</p>

<p><strong>Sosyal Medyada Hakaret Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Bir paylaşımın hukuken hakaret sayılması için karşı tarafı <strong>küçük düşürücü somut bir fiil ya da sıfatla</strong> hedef alması gerekiyor; sadece kaba veya rahatsız edici bir söz her zaman suç oluşturmayabilir. Örneğin bir yorumda kişinin ismi açıkça belirtilerek onur kırıcı bir suçlama yapılması ile genel bir öfke ifadesi arasında hukuken önemli bir fark var.</p>

<p>Diyelim ki Elif, bir e-ticaret sitesinde yaşadığı anlaşmazlığı sosyal medyada paylaştı ve karşı taraf ona yorumlarda hakaret içeren ifadelerle cevap verdi. Bu noktada <strong>alenilik unsuru</strong> devreye giriyor: paylaşım herkese açık bir hesapta yapıldıysa, TCK md. 125/4 uyarınca ceza bir oranda artırılabiliyor.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Hakaretin bir kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi ya da dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç ve düşüncelerinden dolayı yapılması, cezanın <strong>alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı</strong> nitelikli hallerdendir (TCK md. 125/3).</p>

<p>Delillerin zamanında ve doğru şekilde kayıt altına alınması sürecin en kritik adımıdır.</p>

<p><strong>Delilleri Doğru Şekilde Nasıl Toplarsınız?</strong></p>

<p>Sosyal medya paylaşımları kolayca silinebildiği için <strong>ilk yapmanız gereken şey delili kaybetmeden kayıt altına almak</strong>. Basit bir ekran görüntüsü çoğu zaman yeterli olsa da, karşı taraf içeriği silerse ispat gücünü artırmak için ekran görüntüsünün yanına tarih-saat bilgisini de içeren bir video kaydı eklemeniz faydalı olur.</p>

<p>Daha güçlü bir delil isteyen davalarda <strong>noter tespiti</strong> tercih edilebiliyor: noter, ilgili sayfayı ziyaret ederek içeriği resmi bir tutanakla belgeliyor. Örneğin Mehmet'in yaşadığı bir olayda, karşı taraf paylaşımı birkaç saat içinde sildiği için sadece ekran görüntüsü tartışmaya açık kalmış, noter tespiti ise mahkemede tereddütsüz kabul görmüştü.</p>

<p><strong>Adım Adım Süreç</strong></p>

<p><strong>1. Delili kayıt altına alın</strong>, ekran görüntüsü, video, gerekiyorsa noter tespiti.</p>

<p><strong>2. Şikayet dilekçesi hazırlayın</strong>, savcılığa veya karakola başvurun.</p>

<p><strong>3. Süreci takip edin</strong>, soruşturma aşamasında ifade verin.</p>

<p><strong>4. Tazminat talebini değerlendirin</strong>, ayrı bir hukuk davası açabilirsiniz.</p>

<p><strong>Şikayet Dilekçesi ve Savcılığa Başvuru Süreci</strong></p>

<p>Hakaret suçu, <strong>şikayete bağlı suçlardan</strong> biri; yani savcılık kendiliğinden harekete geçmiyor, mağdurun başvurusu gerekiyor. Şikayetinizi doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçeyle yapabileceğiniz gibi, en yakın karakola giderek de tutanağa geçirtebilirsiniz.</p>

<p><strong>Şikayet süresi, fiili ve faili öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay</strong> ile sınırlı (TCK md. 131). Bu süreyi kaçırmak hakkın kaybına yol açabileceği için, delillerinizi topladıktan sonra başvuruyu geciktirmemek önemli. Şikayet dilekçenizde paylaşımın tarihi, hesap bilgileri ve elinizdeki delilleri ayrıntılı biçimde belirtmeniz sürecin hızlanmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Ceza Davası mı, Manevi Tazminat Davası mı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çoğu kişi hakaret şikayetinin otomatik olarak tazminat da getirdiğini düşünüyor, ama bu iki süreç aslında birbirinden bağımsız. Ceza davası, faili devlet adına cezalandırmayı; manevi tazminat davası ise mağdurun uğradığı manevi zararın karşılanmasını hedefliyor.</p>

<p>Ceza ve tazminat sürecinin birlikte mi yoksa ayrı mı yürütüleceğine somut olaya göre karar verilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Ceza Davası</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Manevi Tazminat Davası</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Amaç</p>
   </td>
   <td>
   <p>Faili cezalandırmak</p>
   </td>
   <td>
   <p>Manevi zararı karşılamak</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Başvurulan Yer</p>
   </td>
   <td>
   <p>Savcılık / Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Süre</p>
   </td>
   <td>
   <p>6 ay şikayet süresi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Genel zamanaşımı süreleri geçerli</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Uygulamada bu iki yolu birlikte yürüten çok sayıda dosya var: Örneğin Zeynep, hakkında yapılan hakaret içerikli paylaşım nedeniyle hem savcılığa şikayette bulunmuş hem de ayrı bir manevi tazminat davası açarak sürecin her iki boyutunu da takip etmişti.</p>

<p><strong>Fail Sahte veya Anonim Hesap Kullanıyorsa Ne Olur?</strong></p>

<p>Sosyal medyada karşılaşılan sorunların önemli bir kısmı, hakareti yapan kişinin gerçek kimliğini gizli tutan sahte hesaplar üzerinden gerçekleşiyor. Bu durumda dosya, savcılık aracılığıyla ilgili platforma ve internet servis sağlayıcılarına gönderilen yazışmalarla <strong>IP adresi tespiti</strong> üzerinden ilerliyor.</p>

<p>Bu süreç, hesabın gerçek bir isimle açılmış olduğu durumlara göre <strong>daha uzun sürebiliyor</strong>; çünkü platformun yurt dışında olması halinde bilgi talebi uluslararası yazışma süreçlerine tabi. Yine de sahte hesap olması şikayet hakkınızı ortadan kaldırmıyor, sadece süreci teknik olarak uzatabiliyor.</p>

<p><strong>Süreç Ne Kadar Sürer, Nelere Dikkat Etmelisiniz?</strong></p>

<p>Soruşturma aşaması, delillerin netliğine ve failin kimliğinin belirlenip belirlenmediğine göre değişkenlik gösteriyor; basit ve delili net dosyalarda süreç birkaç ay içinde sonuçlanabilirken, kimlik tespiti gereken dosyalarda bu süre uzayabiliyor. Önemli olan, <strong>şikayet süresini kaçırmadan</strong> ve delilleri eksiksiz toplayarak sürece başlamak.</p>

<p>Ayrıca hakaret davası sırasında karşı tarafla arabuluculuk yoluyla bir uzlaşma sağlanması da mümkün; bu, hem sürecin hızlanmasına hem de tarafların uzun bir yargılamadan kaçınmasına imkân tanıyor.</p>

<p><strong>Sadece ekran görüntüsü delil olarak yeterli mi?</strong></p>

<p>Basit dosyalarda yeterli olabilir, ancak karşı tarafın içeriği silme ihtimaline karşı noter tespiti gibi ek bir delil sunmak ispat gücünüzü artırır.</p>

<p><strong>İş yerinde yaşanan bir tartışmanın sosyal medyaya taşınması da bu kapsama girer mi?</strong></p>

<p>Evet; hakaretin nerede yapıldığından çok, içeriğin onur kırıcı nitelikte ve hedefi belli olması önemlidir.</p>

<p><strong>Şikayetten sonra vazgeçebilir miyim?</strong></p>

<p>Şikayete bağlı suçlarda mağdur, dava sürecinde şikayetinden vazgeçebilir; ancak bu durumun sonuçları dosyanın aşamasına göre değişebileceğinden bir avukata danışmanız önerilir.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medyada-hakarete-ugradiginizda-sikayet-ve-tazminat-yolu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/sosyal-medya-sf564.jpg" type="image/jpeg" length="16383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86753"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92388"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37732"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64943"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38440"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27686"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72530"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77983"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12057"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="96889"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="92051"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="65623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="26331"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="37409"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="96238"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="21270"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="53665"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="53481"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="41485"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
