<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 24 Sep 2026 14:36:55 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2015/72 esas - 2016/44 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26.5.2016 tarihli, 2015/72 esas - 2016/44 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2015/72</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2016/44</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26.5.2016</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih – Sayı : 21.9.2016 - 29834 </strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong><strong> </strong>Danıştay Onüçüncü Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong><strong> </strong>11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…” </i>ibaresinin, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong><strong> </strong>Yetkilendirilmiş veteriner hekim çalıştırılması hizmet alımına ilişkin ihale işleminin iptali talebiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu ibareyi de içeren 31. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“<strong>Resmî kontroller, itiraz hakkı ve resmî sertifikalar</strong></i></p>

<p><strong><i>MADDE 31-</i></strong><i> (1) Resmî kontroller, uygun sıklıkta, tarafsız, şeffaf ve meslekî gizlilik ilkelerine uygun olarak risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin gerçekleştirilir. Bu kontroller, izleme, gözetim, doğrulama, tetkik, denetim, numune alma ve analiz gibi uygulamaları da kapsar. Kontroller, Bakanlıkça kontrol yetkisi verilen personel tarafından gerçekleştirilir. Üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında hangi meslek mensuplarının hangi resmî kontrollerden sorumlu olduğu Ek-2’de belirtilmiştir.</i></p>

<p><i>(2) Resmî kontrollerde, ilgili meslek alanlarında eğitim alan tekniker, teknisyen ve yardımcı sağlık personeli, kontrol yetkisi verilen personele yardımcı olmak üzere görev alabilir.</i></p>

<p><i>(3) Kontrol görevlisi, Bakanlık adına bu Kanun hükümleri doğrultusunda resmî kontrolleri yapmak, kontrol sonucuna göre, her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorundadır. Kontrol görevlisi, bu Kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımları uygulamaya yetkilidir. Kontrol görevlisi, bu Kanun kapsamındaki her yere kontrol amacıyla girebilir ve numune alabilir. Alınan numuneler için herhangi bir bedel ödenmez. İlgililer resmî kontroller sırasında gerekli olan her türlü yardım ve kolaylığı sağlamakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(4) İlgililer, resmî kontrol ve denetim sonuçları hakkında, tebligat yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde Bakanlığa itiraz etme hakkına sahiptir. Ürünün kalan raf ömrü yedi günden az olan gıdalar, mikrobiyolojik incelemeler ve ürün miktarının şahit numunenin analizinin yapılabilmesi için yetersiz olduğu durumlarda analiz sonucuna itiraz edilemez. İtirazdan kaynaklanan masraflar ilgililer tarafından karşılanır.</i></p>

<p><i>(5) Bu Kanun kapsamında öngörülen gıda kontrolü ile ilgili düzenlemeler, gıda ile temas eden madde ve malzemeler ile bu işle iştigal eden işyerleri için de uygulanır.</i></p>

<p><i>(6) Bakanlık, uygun gördüğü hâllerde yapılan kontroller sonucunda sahip olduğu bilgileri, kamuoyunun bilgisine sunabilir. Ancak, iç hukuk ve uluslararası hukuk ile güvence altına alınan, gizli soruşturma ve sürmekte olan adlî ve idarî işlemler, kişisel bilgiler, meslek sırları, gizli müzakereler, uluslararası ilişkiler ve ulusal savunma ile ilgili bilgiler kamuoyuna sunulamaz.</i></p>

<p><i>(7) Veteriner ve bitki sağlık sertifikaları ile Bakanlıkça belirlenen diğer sertifikalara ilişkin esaslar, iş ve işlemler ile sertifika modelleri Bakanlıkça belirlenir.</i></p>

<p><i>(8) Bakanlık, kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmî kontrolleri yapmak üzere, resmî veteriner hekim <strong>veya yetkilendirilmiş veteriner hekim</strong> görevlendirir.</i></p>

<p><i>(9) Bakanlık, yıllık ve çok yıllık ulusal kontrol planlarını hazırlar, belirlenen canlı hayvan ve hayvansal ürünler ile diğer ürünlerde, katkı, kalıntı, bulaşan veya istenmeyen maddeler için izleme programları uygular ve her yılın sonunda kontrollere ilişkin yıllık rapor düzenler.</i></p>

<p><i>(10) Bakanlık, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilir. Bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmı tamamen veya kısmen devredebilir veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilir. Bakanlık, devir yaptığı kuruluşları denetler. Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda devredilen görev ve yetkilerin yürütülmesinde yetersizlik veya eksikliğin tespiti hâlinde Bakanlık devri iptal eder veya eksikliklerin kısa bir süre içinde giderilmesini talep edebilir. Bakanlık, eksikliklerin giderilmemesi durumunda devredilen görev ve yetkileri iptal eder. Bu fıkranın uygulanmasından doğan tüm masraflar sorumlular tarafından üstlenilir.</i></p>

<p><i>(11) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.”</i></p>

<p><strong>II- İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 3.9.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III- ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mücahit AYDIN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A- Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bu Kanun’un, gıda, gıda ile temas eden madde ve malzeme ile yemlerin üretim, işleme ve dağıtımının tüm aşamalarını, bitki koruma ürünü ve veteriner tıbbî ürün kalıntıları ile diğer kalıntılar ve bulaşanların kontrollerini, salgın veya bulaşıcı hayvan hastalıkları, bitki ve bitkisel ürünlerdeki zararlı organizmalar ile mücadeleyi, çiftlik ve deney hayvanları ile ev ve süs hayvanlarının refahını, zootekni konularını, veteriner sağlık ve bitki koruma ürünlerini, veteriner ve bitki sağlığı hizmetlerini, canlı hayvan ve ürünlerin ülkeye giriş ve çıkış işlemlerini, bu konulara ilişkin resmî kontrolleri ve yaptırımları kapsadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>4. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (52) numaralı bendinde, bu Kanun’un uygulanmasında <i>“resmi kontrol”</i>ün, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin Kanun hükümlerine uygunluğunun doğrulanması için, kontrol görevlilerinin, verilen yetki çerçevesinde gerçekleştirdikleri izleme, gözetim, denetim, muayene, karantina, numune alma, analiz ve benzeri kontrolleri ifade ettiği belirtilmiştir. 31. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise resmi kontrollerin, uygun sıklıkta, tarafsız, şeffaf ve meslekî gizlilik ilkelerine uygun olarak risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin Bakanlıkça kontrol yetkisi verilen personel tarafından gerçekleştirileceği, (3) numaralı fıkrasında da kontrol görevlisinin, Bakanlık adına Kanun hükümleri doğrultusunda resmî kontrolleri yapmak, kontrol sonucuna göre, her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorunda olduğu ve Kanun’la kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, Kanun’da öngörülen idarî yaptırımları uygulamaya yetkili olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (81) numaralı bendinde, <i>“yetkilendirilmiş veteriner hekim”</i>, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda görevli veteriner hekimler dışında, verilecek resmî görevleri yürütmek üzere Bakanlık tarafından yetki verilen veteriner hekim olarak tanımlanmıştır. 31. maddenin (8) numaralı fıkrasında da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmî kontrolleri yapmak üzere, resmî veteriner hekim veya yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirilmesi öngörülmüş olup fıkrada yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…”</i> ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>B- İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>6. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralda Bakanlık tarafından kesimhanelerde kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmi kontrolleri yapmak üzere yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirilmesinin öngörülmesine karşın Kanun’da yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin nasıl görevlendirileceğine ve yetkilendirileceğine ilişkin bir belirlilik bulunmadığı, gıda güvenilirliğinin denetlenmesinin halk sağlığı açısından büyük önem taşıdığı ve bir kısım idari tedbir ve yaptırımlar uygulamayı da içeren resmi kontrol görevinin idarenin kolluk faaliyeti içinde yer aldığı, dolayısıyla bu hizmetlerin genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevler kapsamında olduğu ve memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>7. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “<i>belirlilik</i>”tir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar.</p>

<p>8. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.</p>

<p>9. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında, <i>“Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” </i> denilmektedir. Anayasa’nın 128. maddesi anlamında bir kamu hizmetinden söz edilebilmesi için; söz konusu hizmetin Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmeti olması, bu kamu hizmetinin “<i>genel idare esasları</i>”na göre yürütülmesi ve görevin “<i>asli ve sürekli</i>” nitelikte olması gerekmektedir.</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi’nin, E.1990/12, K. 1991/7 sayılı kararında belirtildiği üzere, <i>“devletin kamu gücünün, emretme yetkisinin kullanılması, genel idare esaslarına göre yürütülecek hizmetlerin belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gereken hususlardan</i>”dır. İdari tedbir ve yaptırım uygulama gibi icrai işlemler Devletin emretme yetkisinin kullanılması kapsamında olup genel idare esaslarına göre memurlar veya diğer kamu görevlileri tarafından yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevlerdendir.</p>

<p>11. Gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde kesimhanelerde ve et parçalama işlemi yapılan yerlerde gerçekleştirilecek muayene, kontrol ve denetim hizmetlerinin, <i>“idari kolluk”</i> faaliyetleri kapsamında Devletin görevleri arasında yer aldığı ve kamu hizmeti niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. Bununla beraber, bu kapsamdaki hizmetlerin, asli yetki ve sorumluluk ile idari yaptırım uygulama yetkisi idarede kalmak üzere özel kişilerce yerine getirilmesinin öngörülmesi; bu hizmetlerin özel kişilere nasıl gördürüleceğinin, bu hizmetlerin kapsamının, denetiminin ve bu hizmeti görecek olanların sorumluluğunun açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunla düzenlenmesi koşuluyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir.</p>

<p>12. İtiraz konusu kuralda, kesimhanelerde kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmi kontrolleri gerçekleştirmek üzere yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirilebileceği öngörülmüştür.</p>

<p>13. Resmi kontrollerin kapsamı ve kontrol esasları da, Kanun’un 31. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, maddenin (10) numaralı fıkrasında da Bakanlığın bu Kanun kapsamındaki görev ve yetkilerini işbirliği, yetki devri ve hizmet alımı yoluyla yerine getirebileceği belirtilmiştir. Buna göre Bakanlık, Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilecek; bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmını tamamen veya kısmen devredebilecek veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilecektir.</p>

<p>14. Yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin kontrol görevlisi kapsamında değerlendirilebilecekleri açık olmakla birlikte, görevlendirme usul ve esaslarına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından sahip oldukları yetkiler konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralın ve kuralın yer aldığı maddenin bir bütün olarak incelenmesinden, yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin Kanun’un 31. maddesinin (10) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği belirli olmayıp, Devletin temel görevlerinden biri olan gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde yetkilendirilmiş veteriner hekimlere gördürülecek denetim ve kontrol hizmetlerinin kapsamının ve sınırlarının belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural, belirlilik ilkesini ihlal etmekte ve bu belirsizlik itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 128. maddesi yönünden incelenmesini olanaksız kılmaktadır.</p>

<p>15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>16. Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.</p>

<p><strong>IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ve uygulanması durumunda giderilmesi güç ya da olanaksız zararlar doğacağı belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmektedir.</p>

<p>18. 11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…”</i> ibaresine yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniylebu ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE, 26.5.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>19. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “<i>Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”</i> denilmekte, 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak, Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi, bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>20. 11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…” </i>ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI- HÜKÜM</strong></p>

<p>11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün,Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, 26.5.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Burhan ÜSTÜN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serruh KALELİ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Osman Alifeyyaz PAKSÜT</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Alparslan ALTAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Erdal TERCAN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>M. Emin KUZ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>DEĞİŞİK GEREKÇE</strong></p>

<p>“Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce (TBMM) 11.6.2010 tarih ve 5996 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ve 13.6.2010 tarih ve 27610 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Bu Kanun’un 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan “…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…” “Et parçalama işlemi yapılan yerler” yönünden ibaresinin Kanun Tasarı’nda yer almadığı ve bu düzenlemenin TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nca (Alt Komisyonca önerilip bu komisyonca benimsenmiş) Tasarı metnine eklendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa’nın 88. maddesinde “Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.</p>

<p>Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” denilmektedir. Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli sonucu bir yasalaştırma söz konusuysa, bu konudaki ihlâl Anayasa’nın 148. maddesi anlamında bir “şekil sakatlığı”na değil, doğrudan 88. maddesine aykırı düşer ve yapılacak anayasal denetimin, “şekil bakımından” değil, “esas bakımından” söz konusu olması gerekir. 88. maddenin ikinci fıkrasındaki “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir” hükmünün de, bu açıklama çerçevesinde yorumlanması ve bu düzenlemenin aynı maddenin birinci fıkrasındaki anayasal hüküm doğrultusunda anlaşılması ve hüküm ifade etmesi gerekir. Yani, birinci fıkraya aykırı bir durum söz konusu ise artık ortada doğrudan bir Anayasa ihlâli söz konusu olacak ve Anayasa’nın bu hükmünün bir tekrarından ibaret olan TBMM İçzüğü’nün 35. maddesinin ihlâli nedeniyle, Anayasa’nın 148. maddesinde belirtilen (ve son oylamaya ilişkin olmadığından kanunun iptalini gerektirmeyen) bir şekil sakatlığından ve şekil denetiminden değil; 88. maddenin birinci fıkrasının ihlâli sonucu esası ilgilendiren bir sakatlıktan ve esas denetimden söz edilebilecektir.</p>

<p>Davanın somutu ile ilgili olarak düzenleme öngören TBMM İçtüzüğü’nün “Komisyonların yetkisi, toplantı yeri ve zamanı” başlıklı 35. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: “Komisyonlar, kendilerine havale edilen kanun tasarı ve/veya tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilirler; birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşebilirler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kendilerine ayrılan salonlarda toplanırlar.</p>

<p>Ancak, komisyonlar, 92 nci maddedeki özel durum dışında kanun teklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar. Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantı saatlerinde görüşme yapamazlar ve kanun tasarı ve tekliflerini bölerek ayrı ayrı metinler halinde Genel Kurula sunamazlar…”</p>

<p>İçtüzüğün 35. maddesinin yukarıdaki açık metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, komisyonların kendilerine havale edilen kanun tasarı ve tekliflerini görüşme yetkileri sınırlandırılmış olup, komisyonların İçtüzüğün 92 nci maddesindeki özel durum dışında (genel veya özel af ilanını içeren kanun tasarı ve teklifleri) kanun teklif etme yetkileri yoktur.</p>

<p>Yukarıda belirtilen kural “Et parçalama işlemi yapılan yerler” yönünden Tasarı metninde yer almadığı halde, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nca metne ilave edilerek kanunlaştırıldığından; kuralın Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasına (dolayısıyla da bu hükmün açıklanması mahiyetinde bulunan TBMM İçtüzüğü’nün 35 inci maddesine) açıkça aykırı düşmektedir.</p>

<p>Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasının açık âmir hükmü karşısında, TBMM İçtüzüğü’nün 87 nci maddesi gerekçe gösterilerek, görüşülmekte olan bir tasarı veya teklifin konusu olmayan “başka” kanunlarda ek ve değişiklik getiren “yeni bir kanun teklifi mahiyetindeki” değişikliklerin “Genel Kurul” tarafından da yapılamayacağı açıktır.</p>

<p>Anayasa’nın 148. maddesindeki “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı… hususları ile sınırlıdır…” hükmünün de bu belirlemeye etkisinin olamayacağı kuşkusuzdur. Gerçekten, 88 nci maddenin birinci fıkrasına açıkça aykırı bir yasama faaliyeti sözkonusu olduğundan, Genel Kurulca öngörülen çoğunlukla yapılacak bir “son oylama”nın belirtilen Anayasa’ya aykırılığı düzelteceği kabul edilemez. Ancak 88 inci maddenin birinci fıkrasına uygun bir yasama faaliyeti içerisinde 148 inci maddedeki “şekil denetimi” kuralı işletilebilir. Davanın somutunda ise yukarıda açıklandığı üzere, aksi yönde bir yasama faaliyeti bulunduğu görüldüğünden; 148 inci maddenin bu davanın somutunda uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. (Bu konudaki bir inceleme için bkz.: Torba Yasalar ve Yasama sürecindeki İçtüzük Hükümlerinin Şekil Denetimi Sorunu, Hıfzı DEVECİ, TBB Dergisi, 2015 (117) s. 55-90)</p>

<p>Esasen Anayasa Mahkemesinin 25.12.2008 tarih ve E.2008/71, K.2008/183 sayılı kararına (RG 9.4.2009, Sayı:27195) konu iptal davası başvurusunun içeriğinden de, bu şekildeki bir uygulamanın TBMM İçtüzüğü’nün 35. maddesine aykırı düştüğünün TBMM Başkanlığınca saptandığı ve ilgili komisyona kabul edilen tasarı metninin iade edilmesine karşılık, ilgili komisyonca iade edilen tasarı metninin yeniden bir üst yazı ile Genel Kurulun onayına sunulmak üzere TBMM Başkanlığına geri gönderildiği ve akabinde yasalaştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; anılan kuralın Anayasa’nın 88. maddesine aykırı düşmesi nedeniyle iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun iptal kararına bu gerekçeyle katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serruh KALELİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="95454"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2012/76 esas - 2013/44 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20.3.2013 tarihli, 2012/76 esas - 2013/44 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı: 2012/76</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı: 2013/44</strong></p>

<p><strong>Karar Günü: 20.3.2013</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay</strong> Onuncu Daire</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU : 11</strong>.6.2010 günlü, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun;</p>

<p>1- 10. maddesinin (6) ve (15) numaralı fıkralarının,</p>

<p>2- 31. maddesinin (10) ve (11) numaralı fıkralarının,</p>

<p>Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.</p>

<p><strong>I- OLAY</strong></p>

<p>8.4.2011 günlü, Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik’in bazı maddelerinin iptali istemiyle açılan davada, anılan Yönetmeliğin dayanağını oluşturan itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>II- İTİRAZIN GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:</p>

<p><i>“….</i><i>tarafından; 8.4.2011 tarih ve 27899 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (c), (l), (m), (n) ve (r) bentleri; 5. maddesinin 2. fıkrası; 5. maddesinin 4. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri; 12 maddesinin 1. fıkrasının (n), (o), (p), (r), (s), (ş), (u), (ü) ve (v) bentlerinin; 12. maddesinin 2. ve 3. fıkraları; 15. maddesi; 16. maddesinin 4. fıkrası; 17. maddesinin 3. ve 4. fıkraları; 22. maddesi; 23. maddesinin 1. ve 9. fıkraları; 24. maddesinin 4., 8. ve 9. fıkraları; 25. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ı), (i), ve (s) bentleri; 26. maddesinin 2. fıkrası; 30. maddesinin 1. ve 2. fıkraları; 32. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi; 34. maddesi; 35. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ile 3. fıkrasının (e) bendi; 38. maddesinin 4., 6. ve 9. fıkraları; 39. maddesi; 40. maddesi; 41. maddesi; 42 maddesinin 1. fıkrası; 43. maddesinin 2. fıkrası; 44. maddesinin 1. fıkrasının (ğ), (h), (ı) ve (k) bentleri; 46. maddesinin 1. fıkrasının (b), (d), (e), (g), (ğ), (i) ve (ı) bentleri; 47. maddesinin 1. fıkrası; 50. maddesinin 1. fıkrasının (d), (g), (ğ), (ı), (j), (k) ve (l) bentleri ile 2. fıkrası; 53. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi; 54. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c), (ç), (d) bentleri; 55. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi; 56. maddesi; 60. maddesi; 61. maddesinin 3. ve 4. fıkraları; 68. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentleri; 69. maddesinin 2. fıkrası ve 70. maddelerinin iptali ve yürütülmelerinin durdurulması istemiyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na karşı açılan davada, öncelikle dava konusu Yönetmeliğin dayanağı 5996 sayılı Yasanın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkraları ile aynı Yasa’nın 31. maddesinin 10. ve 11. fıkralarının Anayasaya uygun olup olmadığı incelendi, gereği görüşüldü:</i></p>

<p>5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun “Zootekni” başlıklı 10. maddesinin 6. fıkrasında, “Gerçek veya tüzel kişiler, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabilir. Bu organizasyonlar, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan kooperatiflere sağlanan her türlü vergi ve harç muafiyetinden aynı koşullarla yararlanır. Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve belgelendirme gibi konularda bu organizasyonlarla işbirliği yapabilir ve bunların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerini kontrol eder. Birlikler; merkez birliği şeklinde örgütlenebilir ve ihtiyaç duyduğu yerlerde şube açabilir, asli görevlerini yürütmek üzere teknik ve sağlık personeli çalıştırabilir. Bakanlık; birliklere teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda gerektiğinde aynî ve nakdî destek verebilir, birliklerin personel ve tesislerinden yararlanma talebinde bulunabilir.”; 15. fıkrasında, “Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.” kuralına ver verilmiştir.</p>

<p>Yasa’nın “Resmi kontroller, itiraz hakkı ve resmi sertifikalar” başlıklı 31. maddesinin 10. fıkrasında, “Bakanlık, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilir. Bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmı tamamen veya kısmen devredebilir veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilir. Bakanlık, devir yaptığı kuruluşları denetler. Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda devredilen görev ve yetkilerin yürütülmesinde yetersizlik veya eksikliğin tespiti hâlinde Bakanlık devri iptal eder veya eksikliklerin kısa bir süre içinde giderilmesini talep edebilir. Bakanlık, eksikliklerin giderilmemesi durumunda devredilen görev ve yetkileri iptal eder. Bu fıkranın uygulanmasından doğan tüm masraflar sorumlular tarafından üstlenilir.”; 11. fıkrasında, “Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.” hükmü yer almaktadır.</p>

<p><i>5996 sayılı Yasa’nın 10. maddesine dayanılarak hazırlanan dava konusu Yönetmelikle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ait kimi yetkiler birlikler ve merkez birliklerine devredilmiş bulunduğundan; Yasanın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkraları ile 31. maddesinin 10. ve 11. fıkraları bu haliyle, bakılan davada uygulanacak kural niteliğinde bulunmaktadır.</i></p>

<p>I- Yasa’nın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkralarının, Anayasa’nın 7. ve 124. maddeleri yönünden incelenmesi:</p>

<p><i>Hayvan yetiştiricilerinin üstün verimli hayvanlar yetiştirmek için kendi aralarında teşkilatlanarak, gerek yurt dışından ithal edilen, gerek yurt içinde yetiştirilen ve gerekse yerli ırk hayvanların genetik potansiyellerinin geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, yerli ırk gen kaynaklarının korunması, bunların soykütüğü ve ön soykütüğü kayıtlarının tutulması, belgelendirilmesi ve bu kayıtlara esas teşkil edecek verim kontrollerinin yapılması, sigorta işlemlerinin yapılması, üyelerin eğitimlerinin sağlanması, üyeler arasında yarışmalar düzenlenmesi, üye ihtiyaçlarının temin ve tedariki ile her türlü üretimin analiz ve kontrolünden sonra yurt içi ve yurt dışında pazarlanması, ürünlerin değerlendirilmesi için gerekli tesislerin kurulması, kiralanması ve işletilmesi gibi hususlar ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca belirlenecek her türlü hayvan ıslahı çalışmalarının yapılması amacıyla kurulacak birliklerin kuruluş ve hizmetleri ile ilgili esas ve usulleri belirlemek amacıyla Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik yürürlüğe konulmuş, üretimin ekonomik olması amacına yönelik çalışmalar ve araştırmalar yapan, üyelerini ulusal ve uluslararası düzeyde temsil eden ve işbirliği yapan, üyeleri kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiliği haiz yetiştiricilerden oluşan tüzel kuruluşlar dava konusu Yönetmelik kapsamına alınmıştır.</i></p>

<p><i>Yönetmelikle; ıslah amaçlı yetiştirici birliklerinin kuruluş, çalışma konuları, organları ve bu organların oluşumu, çalışma usulleri ile birliklerin bir araya gelerek oluşturacakları merkez birlikleri, birliklerin merkez birlikleri ile olan ilişkileri, birliklerin ve merkez birliklerinin denetimi ile tüzel kişiliğin sonlanacağı haller ve bunların ne şekilde olacağı gibi konular düzenlenmiş, bu kapsamda, Yasa’da kurulabileceği öngörülen birlikler ve merkez birlikleriyle ilgili bu alan kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir.</i></p>

<p><i>Aynı Yönetmeliğin 3. maddesinde “Birlik”, her türden hayvan için ıslah esas olmak üzere, yetiştirme, pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla, gerçek ve tüzel kişiliği haiz yetiştiriciler ile kurum ve kuruluşların oluşturdukları birlikler; “Merkez birliği” ise il yetiştirici birliklerinin bir araya gelerek oluşturdukları ve faaliyetleri tüm yurdu kapsayacak şekilde her türden hayvan için ayrı kurulmuş merkez birlikleri olarak tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında da; gerçek veya tüzel kişilerin, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabileceği belirtildikten sonra 2. fıkrada, “Bir birliğin kurulabilmesi için aynı tür, ırk veya hattan hayvanlarla çalışan, kuruluş belgesinde belirlenen üyelik şartlarını haiz yedi yetiştiricinin bağlı bulundukları il müdürlüğüne yazılı olarak başvurmaları gerekir. Kuruluş izni alan birlik ana sözleşme özetini Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlatır ve üç ay içinde en az yirmi beş üye ile kuruluş genel kurul toplantısını yapar. Kuruluş genel kurul toplantısını yapmayan birliğe bir kereye mahsus olmak üzere üç ay daha ek süre verilir. İkinci üç ay içerisinde kuruluş genel kurulunu yapamayan birlik fesih edilmiş sayılır. Kuruluş genel kurulunu yapan birlik 1 inci maddede belirlenen amaçlar doğrultusunda faaliyetlerine başlar. Birliğin çalışma adresi il merkezidir. Ancak potansiyeli olan ilçelerde şube açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin 4. maddesinde, birliklere, merkez birliğine üye olma zorunluluğu getirilmiş ve 68. madde ile iflas, birlik genel kurul kararı ve maddede gösterilen diğer nedenler yanında merkez birliğine üye olmama hali de (belirli koşullar altında) bir dağılma nedeni olarak belirlenmiş, 7. madde ile birliğin sermayesinin değişebilir olacağı kural altına alındıktan sonra Yönetmeliğin 71. maddesiyle birlik ve merkez birliği hakkında, 5996 sayılı Yasa ve dava konusu Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller ile vergi mevzuatı açısından 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun uygulanacağı öngörülmüştür.</i></p>

<p><i>Görüldüğü üzere Yasada özel hukuk hükümlerine tabi “organizasyonlar” olarak nitelenen birlikler hakkında başkaca bir tanımlama ve niteleme yapılmamış; bu alan, hukuki çerçevesi belirsiz bir şekilde, tamamıyla idarenin düzenleyici işlemine bırakılmıştır.</i></p>

<p><i>Oysa, 5996 sayılı Yasa’nın 47. maddesinin 6. fıkrası ile yürürlükten kaldırılan 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu’nun 4. maddesinde, “... Islah, yetiştirme ve pazarlama amacı ile tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi kooperatif nitelikli birlikler kurulabilir...Birliklerin organları genel kurul, yönetim kurulu ve denetleme kurulundan oluşur...” hükmü ile birlikler hakkında kooperatif nitelemesi yapılmış ve yine aynı maddede, birlik organlarının nelerden ibaret olacağı açıkça sayılarak, söz konusu tüzel kişiliklerin hukuki statüsü belirli bir çerçeve içerisine alınmak ve temel ilkeleri belirlenmek suretiyle idarenin düzenleme alanı ortaya konulmuştur.</i></p>

<p><i>Anayasanın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” kuralına yer verilirken, Anayasanın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılıp, yerine getirileceği hükmüne yer verilmiştir. 124. madde ise, “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” kuralını içermektedir.</i></p>

<p><i>Egemenliğin sahibi olan Millet adına yetki kullanan yasama organı, “yasama” erkinin aslî sahibidir. Böyle bir yetkiden kendi iradesiyle bile vazgeçmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle öğretide, Anayasa’da yasama yetkisinin devredilemeyeceği yolunda bir kural olmasaydı dahi, yasama yetkisinin devredilemeyeceği kabul edilmektedir. Çünkü kamu hukukunda hiçbir Devlet organı, Anayasa ve yasalardan aldığı bir yetkiyi, bu metinlerde açık bir izin olmadıkça başka bir Devlet organına devredemez.</i></p>

<p><i>Yasama organı, yasa yaparken konuyla ilgili bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak (kazuistik biçimde) ayrıntılara ait kurallar koymak yetkisine sahip ise de; zamanın gereklerine göre sık sık değişen önlemler alınmasına veya alınan önlemlerin kaldırılmasına ve yerine göre yeniden konulmasına gerek duyulan hallerde, yasama faaliyetinin yavaş işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında önlem almasının güçlüğü karşısında; yasa koyucunun, konunun esaslı unsurlarını yasa ile belirledikten sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin bulunan hususların düzenlenmesi için yürütme organına yetki vermesinin, yasama yetkisinin devri niteliğinde değerlendirilemeyeceği açıktır.</i></p>

<p><i>Yasama yetkisi asli bir yetki olduğundan ve Türk hukukunda yasayla düzenleme alanı konu itibariyle sınırlandırılmadığından (yasama yetkisinin genelliği) yasama organı dilediği alanı kuşkusuz Anayasa ilkelerine uygun olmak koşuluyla düzenleme yetkisini haizdir.</i></p>

<p><i>Bu çerçevede, yasa koyucu tarafından daha önce var olmayan yeni bir özel hukuk tüzel kişiliği formatı oluşturulabilmesine de engel bir durum bulunmamakla birlikte; bu yapılırken, söz konusu tüzel kişiliğin nitelemesi de yapılarak tabi olacağı hukuki rejimin çerçevesinin çizilmesi, temel ilke ve kurallarının belirlenmesi gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Zira, yasayla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.</i></p>

<p><i>Yürütmenin düzenleme yetkisinin, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetki olması nedeniyle Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilmesi mümkün bulunmamaktadır.</i></p>

<p><i>Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Diğer bir anlatımla, türevsel bir yetki olan idarenin düzenleme yetkisi, Yasa izlenerek (takip edilerek) kullanılabileceğinden; yasal düzenlemenin olmadığı bir alanda yürütmeye ilk elden düzenleme yetkisi tanınmasına olanak bulunmamaktadır. Aksi durum “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkesiyle bağdaşmayacaktır.</i></p>

<p><i>5996 sayılı Yasa’nın değinilen kuralları ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak kurulmasına imkan tanınan ve “organizasyon” olarak nitelenen bu birliklerin organlarının neler olacağı ve hangi hukuki çerçeve içerisinde faaliyette bulunacakları yasama organınca kural altına alınmamıştır. Yasa’da geçen “özel hukuk hükümlerine tabi” ifadesi ile yetinilerek, geriye kalan hususlardaki düzenleme yetkisinin Yönetmeliğe bırakılması ile ya (hukukumuzda herhangi bir tanımı bulunmayan) “organizasyon” kavramının içeriğinin doldurulmasına ve anlamlandırılmasına, böylece; idarece, yasal çerçevesi bulunmayan bir alanda yeni bir özel hukuk tüzel kişiliği tanım ve şekillendirmesi yapılabilmesine olanak sağlanmakta ya da bu birliklerin; idarece (ve idarenin serbestçe gerçekleştireceği bir tercih ile) dernek, vakıf, ticaret ortaklığı gibi yasalaştırılmış bir alan içerisinde yer alan özel hukuk formlarından herhangi bir veya birkaçına dair çerçeve kapsamında değerlendirilebilmesi veya sınırlandırılabilmesine, böylece; yasalaştırılmış bir alan içerisinde yer alan kuralların, bu kurallardan bağımsız bir biçimde, hangi durum veya durumlarda uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir tercihte bulunabilme hak ve yetkisi tanımış olmaktadır.</i></p>

<p><i>Her iki halde de yasa koyucu tarafından idareye özerk bir düzenleme alanı bırakılmış ve bu konudaki yasama yetkisi fiilen idareye devredilmiş bulunmaktadır.</i></p>

<p><i>Nitekim, Yasanın anılan maddesiyle idareye tanınan yetki kapsamında, dava konusu Yönetmeliğin, yukarıda aktarılmış bulunan, 71. maddesi ile birlikler ve merkez birlikleri hakkında 5996 sayılı Yasa ve Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Kooperatifler Kanunu’nun uygulanacağı kuralı getirilmiş, böylece; normlar hiyerarşisinde daha aşağıda yer alan bir düzenleme ile üst normun uygulanıp uygulanmayacağı kararlaştırılmıştır. Kuşkusuz, yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak ve bunlara aykırı olmamak üzere kullanılabilecek olan yönetmelikle düzenleme yetkisinin sınırı, üst hukuki düzenlemelerdir ve yönetmelikle; yasa veya yasaların, kapsamlarına dahil olan konulardan hangilerine uygulanıp hangilerine uygulanmayacağına ilişkin bir tercihte bulunulmasına ve idareye böyle bir tercihte bulunabilme yetki ve serbestisinin, Yasa ile dahi olsa, tanınmasına olanak bulunmaması gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Yasa’da “organizasyon” olarak adlandırılan ancak hukuki statüsüne ilişkin herhangi bir çerçeve çizilmiş bulunmayan birlikler ve merkez birlikleriyle ilgili olarak ikincil konular yanında asli unsurların da idarece belirlenip kurallaştırmasını öngören 5996 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkralarının, mevcut düzenleniş biçimleriyle, yasa koyucu tarafından kullanılması gereken yetkilerin de idarece kullanılmasını öngördüğü kanısına varıldığından; yasama yetkisinin devredilmezliğini öngören Anayasa’nın 7. maddesine ve yönetmeliklerin, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılacağını düzenleyen 124. maddesine aykırı oldukları sonucuna varılmaktadır.</i></p>

<p>II- Yasa’nın 31. maddesinin 10. ve 11. fıkralarının, Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddeleri yönünden incelenmesi:</p>

<p><i>a- Yasa kurallarının Anayasa’nın 7. ve 124. maddelerine uygunluğu:</i></p>

<p><i>Yasa’nın 31. maddesinin 10. fıkrasında, Bakanlığın, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabileceği; bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmını tamamen veya kısmen devredebileceği veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebileceği; 11. fıkrasında ise, bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirleneceği hükmü yer almaktadır.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Maddenin 10. fıkrasında yer alan “... bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere...” ifadesiyle devredilebilecek yetkilerin yasal çerçevesinin çizilmiş olduğunu söylemeye olanak bulunmamaktadır. Anılan kurallarla; yasada açıkça öngörülmüş, yazılı, hiyerarşik asta yapılmış ve kısmi olması gereken yetki devrine konu işlerin, kapsam, sınır ve içeriğinin belirsiz bir şekilde idarece belirlenmesinin öngörülmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği kuralının ihlali sonucunu doğurmaktadır.</i></p>

<p><i>Dolayısıyla, anılan Yasa kuralları Anayasa’nın 7. maddesine ve yönetmeliklerin, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılacağını düzenleyen 124. maddesine aykırı bulunmaktadır.</i></p>

<p><i>b- Yasa kurallarının Anayasa’nın 123. maddesine uygunluğu:</i></p>

<p><i>Anayasanın 8. maddesinde ise, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği; 113. maddesinde, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatının yasayla düzenleneceği; 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve yasayla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.</i></p>

<p><i>Anayasa, yürütme görev ve yetkisinin, yasalar çerçevesinde yerine getirileceğini açıklamakla yetinmeyip; idare kuruluşunun her bir öğesinin de yasayla düzenlenmesini emretmektedir, idare teşkilatı ile görev ve yetkilerinin yasayla düzenlenmesi öngörüldüğü gibi; ajanlara, vergilere ve mallara ilişkin statülerin de yasal nitelikte olması gerekmektedir. Bu bakımdan, idare onu yetkili kılan “yasa”ya dayanarak hizmette bulunabilir. Bu nedenledir ki, idare hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak istisnadır. Dolayısıyla, yetki devri de istisnai niteliktedir.</i></p>

<p><i>Ancak idarenin yasallığı ilkesi, idari kuruluşun tümü ve bütün ayrıntıları ile yasa koyucu tarafından düzenlenmesi zorunluluğunu gerektirmeyip; sadece öğelerinin temel kurallarının ve güvence hükümlerinin yasada yer almasını zorunlu kılar. Nitekim Anayasanın 113. maddesinde, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatının yasayla düzenleneceği; 123. maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin, ancak yasayla veya yasanın verdiği açık yetkiye dayanılarak kurulacağı belirtilmek suretiyle, idarenin kuruluşunda her noktanın mutlaka yasa hükmüne bağlanmasını şart koşmamış ya da bu alanda yürütme ve idarenin düzenleme yapmasını yasaklamamıştır. Bu itibarla, yasal yetkiye dayanarak ve yasalar ile Anayasa çerçevesinde olmak kaydıyla, yürütme ve idare de, kendi işleviyle ilgili alanda yeni ve ayrıntılı kurallar koyabilirler. Böyle bir düzenlemenin “yasallık” ilkesine aykırı bir yönü yoktur.</i></p>

<p><i>Diğer yandan, yasama erkinin aksine yürütme erkinin, bir yetki olduğu kadar yükümlülüğü de içermesi nedeniyle, idarenin, yasayla kendisine tevdi edilen görev ve yükümlülükleri tümüyle devretmesi, diğer bir anlatımla kamu hizmetini ifadan vazgeçmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi durumun, gerek yetki devrinin istisnailiği, gerekse idarenin yasallığı ilkesine; dolayısıyla Anayasanın yukarıda anılan hükümlerine aykırı düşeceği açıktır.</i></p>

<p><i>Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 27.4.1993 tarih ve E:1992/37, K:1993/18 kararında da, öğretide kabul edildiği üzere, yetki devrinin “kısmi” olması gerektiği ve “bazı önemli yetkilerin devir konusu yapılamayacağı” vurgulanarak, Yasada biçimi ve sınırları belirli bir yetki devri öngörüldüğü gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar verilmiştir.</i></p>

<p><i>5996 sayılı Yasa ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na tanınan kamusal yetkilerin kısmen veya tamamen, belirgin bir sınır ve kural getirmeksizin herhangi bir kuruluş veya kişiye tamamen veya kısmen devredilebileceği öngörülmüştür.</i></p>

<p><i>Dolayısıyla, itiraza konu Yasa kurallarıyla, Bakanlığın tarım ve hayvancılıkla ilgili yetkilerinin, belirgin herhangi bir sınırlama veya istisna konulmaksızın Bakanlık teşkilatı içinde yer almayan, Bakanlık ile hiyerarşik ilişki içinde olmayan kişi ve kuruluşlara devrine olanak sağlanmıştır. Bu nedenle, anılan kurallar, “yetki devri” kurumunun kapsam ve mahiyetine açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi, idarenin yasallığını düzenleyen Anayasanın 123. maddesine de aykırı düşmektedir.</i></p>

<p><i>Bu nedenle anılan Yasa kurallarının Anayasa’nın 123. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.</i></p>

<p><i>c- Yasa kurallarının Anayasa’nın 128. maddesine uygunluğu:</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlar. Bu bağlamda yasa koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile kimi kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsal gereksinmeleri karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki değişikliklere koşut olarak bu yönde alınan önlemleri güçlendiren, geliştiren, etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine bunları hafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran işlemlerde bulunmak, yasa koyucunun görevidir.</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 45. maddesinde, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların korunması ve desteklenmesi Devlete ödev olarak verilmekte, ancak bu tedbirlerin türü ile uygulanma yöntemi yasa koyucunun takdirine bırakılmaktadır.</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 128. maddesinde de “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür....” denilmektedir.</i></p>

<p><i>Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır.</i></p>

<p><i>Anayasa’nın Devlete yüklediği tarım ve hayvancılıkla ilgili ödevler çerçevesinde, hayvansal üretim çalışmalarında bulunmak ve/veya bu konularda girişimde bulunanları teşvik ve/veya destekleme yoluyla yüksek vasıflı hayvan ırklarının yaygınlaştırılmasını sağlamak ve üretimin insan sağlığı ve çevreyi koruyucu yöntemlerle yapılmasını sağlayıp buna ilişkin hususların denetlenmesine yönelik işlemler gerçekleştirmek, kamu hizmeti niteliğine sahip bulunmaktadır.</i></p>

<p><i>Yasa’nın anılan kuralları ile Bakanlığın bu konuda haiz olduğu yetkileri uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversitelerden Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmını tamamen veya kısmen devredebileceği veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebileceği öngörülmekte; Bakanlığın devir yaptığı kuruluşları denetleyeceği belirtilmektedir.</i></p>

<p><i>Madde gerekçesinde ise devir yapılacak yetkilerin cezai yaptırımların uygulanması haricindeki yetkiler olduğu ifade edilmiştir.</i></p>

<p><i>Buna göre, söz konusu Yasa kuralları ile Bakanlığın denetim ve gözetime ilişkin yetkilerinin de devrinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kolluk faaliyetine ilişkin olan bu görevler ise genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli kamu hizmetlerinden olup; Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekmektedir. Madde ise kamu tüzel kişileri dışında gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine, vakıf, kooperatif ve birliklere de kısmen veya tamamen yetki devrini öngördüğünden, Bakanlığa ait olan bu yetkinin tamamen devri olanaklı değildir. Bu nedenle, Yasa’nın anılan kuralları, Anayasa’nın 128. maddesiyle bağdaşmamaktadır.</i></p>

<p>III- SONUÇ ve İSTEM</p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle ve bir davaya bakmakta olan mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak yasa kuralının Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı ile Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesinin 2. fıkrası gereğince, yukarıda açıklanan gerekçelerle; 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 10. maddesinin 6. ve 15. fıkralarının Anayasa’nın 7. ve 124. maddelerine; 31. maddesinin 10. ve 11. fıkralarının Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına; dosyada bulunan belgelerin onaylı bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine 28.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”</i></p>

<p><strong>III- YASA METİNLERİ</strong></p>

<p><strong>A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı</strong></p>

<p>5996 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralları da içeren 10. ve 31. maddeleri şöyledir:</p>

<p><i>“<strong>Zootekni</strong></i></p>

<p><strong><i>MADDE 10-</i></strong><i> <strong> </strong>(1) Bakanlık, hayvan ıslahı, hayvan gen kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, damızlık amaçlı hayvanların yetiştirilmesi, kayıt altına alınması, ön soy kütüğü ve soy kütüklerinin oluşturulması ve belgelendirilmesi gibi zootekni konularında düzenleme yapmaya, hayvan yarışları düzenlemeye, yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen hayvan yarışları üzerine yurt içinden ve yurt dışından müşterek bahis kabul etmeye yetkilidir.</i></p>

<p><i>(2) Damızlık hayvan yetiştiricileri, damızlık hayvanlar ile ilgili Bakanlıkça talep edilen kayıtları tutmak ve istenildiğinde Bakanlığa bildirmek zorundadır.</i></p>

<p><i>(3) Hayvanların üremesinde kullanılan sperma, ovum, embriyo, damızlık yumurta, ipek böceği tohumu, larva ve oğul gibi ürünleri üretenler, depolayanlar ve dağıtanlar Bakanlıktan izin almak zorundadır. Üreme ürünlerinin uygulanmasına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.</i></p>

<p><i>(4) Bakanlık, damızlık hayvanların ve üreme ürünlerinin genetik özelliklerinin değerlendirilmesi, performanslarının izlenmesi ve sağlık şartları ile ilgili usul ve esasları belirler.</i></p>

<p><i>(5) Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunmasına yönelik tedbirleri alır, uygular veya uygulatır.</i></p>

<p><i><strong>(6)</strong> <strong>Gerçek veya tüzel kişiler, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabilir. Bu organizasyonlar, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan kooperatiflere sağlanan her türlü vergi ve harç muafiyetinden aynı koşullarla yararlanır. Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve belgelendirme gibi konularda bu organizasyonlarla işbirliği yapabilir ve bunların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerini kontrol eder. Birlikler; merkez birliği şeklinde örgütlenebilir ve ihtiyaç duyduğu yerlerde şube açabilir, asli görevlerini yürütmek üzere teknik ve sağlık personeli çalıştırabilir. Bakanlık; birliklere teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda gerektiğinde aynî ve nakdî destek verebilir, birliklerin personel ve tesislerinden yararlanma talebinde bulunabilir.</strong></i></p>

<p><i>(7) Bakanlık, hayvan ırklarının tescili ile ilgili iş ve işlemleri belirler ve yürütür. Tescil edilen hayvanların sınaî mülkiyet hakları bunları tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilere veya onların kanunî temsilcilerine aittir.</i></p>

<p><i>(8) Damızlık, yarış ve gösteri amaçlı hayvanların belgelendirilmesi zorunludur. Belgelendirmeye ilişkin esaslar, iş ve işlemler ile belge modelleri Bakanlıkça belirlenir. Yarış ve gösteri belgesi bulunmayan hayvanlar yarışlara katılamaz ve gösteri amaçlı kullanılamaz.</i></p>

<p><i>(9) Damızlık belgesi ve soy kütüğü kaydı bulunan ve yetiştirmede kullanılan hayvanlar damızlık özelliğini sürdürdüğü sürece amacı dışında kullanılamaz. Bu hayvanlar gerektiğinde kurulan komisyon marifetiyle bedeli ödenmek üzere Bakanlıkça satın alınır.</i></p>

<p><i>(10) Gebe olarak ithal edilen safkan kısraklardan doğan tayların soy kütüğüne kaydı için, gebe kısrağın kendi ırkından bir aygırla tohumlandığını gösteren menşe ülke yetkili makamlarınca verilmiş bir aşım sertifikası istenir. Safkan olmayan atlar, soy kütüğüne kayıt edilmemiş safkan Arap ve İngiliz ana ve babadan doğan taylar, kendi ırkının özelliklerini göstermeyeceği anlaşılan iyi gelişmemiş ve safkan özelliklerinden önemli sapma gösteren taylar ile Bakanlıkça belirlenen diğer özellikler ve şartları taşımayan taylar soy kütüğüne kayıt edilmez ve bunlara pedigri verilmez.</i></p>

<p><i>(11) Soy kütüğüne kayıt edilip damızlık belgesi ya da pedigrisi verilen atların, lüzum görüldüğünde Bakanlıkça görevlendirilen uzman heyetçe kan grubu ve/veya DNA testleri ile ana-baba doğrulaması ve morfolojik yönden muayeneleri yapılabilir. Test ve muayeneler neticesinde, safkan olmadıkları tespit edilenlerin ve yavrularının soy kütüğü kayıtları iptal edilir ve pedigrileri geri alınır. Bu hayvanlardan doğacak yavrulara damızlık belgesi ya da pedigri verilmez.</i></p>

<p><i>(12) Türkiye soy kütüklerine kayıtlı ve pedigrili safkan Arap veya İngiliz ana ve babadan Türkiye’de doğan kendi ırk vasıflarını haiz tayların, doğum gününden itibaren üç ay içinde, yabancı ülkelerden ithal edilen safkan Arap ve safkan İngiliz atların gümrük girişlerinden itibaren iki ay içinde soy kütüğüne kaydedilmesi, Bakanlığa müracaat edilerek, Bakanlıkça belirlenen evraklarının teslimi ve muayene ettirilmesi şarttır.</i></p>

<p><i>(13) Soy kütüğüne kayıtlı atların sahip değişiklikleri bir ay, don değişiklikleri oniki ay içinde ilgili makamlara bildirilerek pedigrilerine işletilir. Ölen atların pedigrilerinin, sahipleri tarafından iki ay içinde Bakanlığa iade edilmesi zorunludur.</i></p>

<p><i>(14) Hayvan sahibinin, ölen hayvanına ait damızlık belgesini ölüm tarihinden itibaren iki ay içinde iade etmesi ve hayvanın başka bir şahsa satılması hâlinde satış tarihinden itibaren bir ay içinde alıcı tarafından değişikliğin soy kütüğüne ve pedigrisine işletilmesi zorunludur.</i></p>

<p><strong><i>(15) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir</i></strong><i>.</i></p>

<p><strong><i>Resmî kontroller, itiraz hakkı ve resmî sertifikalar</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 31-</i></strong><i> (1) Resmî kontroller, uygun sıklıkta, tarafsız, şeffaf ve meslekî gizlilik ilkelerine uygun olarak risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin gerçekleştirilir. Bu kontroller, izleme, gözetim, doğrulama, tetkik, denetim, numune alma ve analiz gibi uygulamaları da kapsar. Kontroller, Bakanlıkça kontrol yetkisi verilen personel tarafından gerçekleştirilir. Üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında hangi meslek mensuplarının hangi resmî kontrollerden sorumlu olduğu Ek-2’de belirtilmiştir.</i></p>

<p><i>(2) Resmî kontrollerde, ilgili meslek alanlarında eğitim alan tekniker, teknisyen ve yardımcı sağlık personeli, kontrol yetkisi verilen personele yardımcı olmak üzere görev alabilir.</i></p>

<p><i>(3) Kontrol görevlisi, Bakanlık adına bu Kanun hükümleri doğrultusunda resmî kontrolleri yapmak, kontrol sonucuna göre, her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorundadır. Kontrol görevlisi, bu Kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımları uygulamaya yetkilidir. Kontrol görevlisi, bu Kanun kapsamındaki her yere kontrol amacıyla girebilir ve numune alabilir. Alınan numuneler için herhangi bir bedel ödenmez. İlgililer resmî kontroller sırasında gerekli olan her türlü yardım ve kolaylığı sağlamakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(4) İlgililer, resmî kontrol ve denetim sonuçları hakkında, tebligat yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde Bakanlığa itiraz etme hakkına sahiptir. Ürünün kalan raf ömrü yedi günden az olan gıdalar, mikrobiyolojik incelemeler ve ürün miktarının şahit numunenin analizinin yapılabilmesi için yetersiz olduğu durumlarda analiz sonucuna itiraz edilemez. İtirazdan kaynaklanan masraflar ilgililer tarafından karşılanır.</i></p>

<p><i>(5) Bu Kanun kapsamında öngörülen gıda kontrolü ile ilgili düzenlemeler, gıda ile temas eden madde ve malzemeler ile bu işle iştigal eden işyerleri için de uygulanır.</i></p>

<p><i>(6) Bakanlık, uygun gördüğü hâllerde yapılan kontroller sonucunda sahip olduğu bilgileri, kamuoyunun bilgisine sunabilir. Ancak, iç hukuk ve uluslararası hukuk ile güvence altına alınan, gizli soruşturma ve sürmekte olan adlî ve idarî işlemler, kişisel bilgiler, meslek sırları, gizli müzakereler, uluslararası ilişkiler ve ulusal savunma ile ilgili bilgiler kamuoyuna sunulamaz.</i></p>

<p><i>(7) Veteriner ve bitki sağlık sertifikaları ile Bakanlıkça belirlenen diğer sertifikalara ilişkin esaslar, iş ve işlemler ile sertifika modelleri Bakanlıkça belirlenir.</i></p>

<p><i>(8) Bakanlık, kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmî kontrolleri yapmak üzere, resmî veteriner hekim veya yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirir.</i></p>

<p><i>(9) Bakanlık, yıllık ve çok yıllık ulusal kontrol planlarını hazırlar, belirlenen canlı hayvan ve hayvansal ürünler ile diğer ürünlerde, katkı, kalıntı, bulaşan veya istenmeyen maddeler için izleme programları uygular ve her yılın sonunda kontrollere ilişkin yıllık rapor düzenler.</i></p>

<p><strong><i>(10) Bakanlık, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilir. Bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmı tamamen veya kısmen devredebilir veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilir. Bakanlık, devir yaptığı kuruluşları denetler. Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda devredilen görev ve yetkilerin yürütülmesinde yetersizlik veya eksikliğin tespiti hâlinde Bakanlık devri iptal eder veya eksikliklerin kısa bir süre içinde giderilmesini talep edebilir. Bakanlık, eksikliklerin giderilmemesi durumunda devredilen görev ve yetkileri iptal eder. Bu fıkranın uygulanmasından doğan tüm masraflar sorumlular tarafından üstlenilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(11) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.”</i></strong></p>

<p><strong>B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları</strong></p>

<p>Başvuru kararında, Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.</p>

<p><strong>IV- İLK İNCELEME</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 12.9.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V- ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet Sadık YAMLI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A- Kanun’un 10. Maddesinin (6) ve (15) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1- (6) Numaralı Fıkra</strong></p>

<p>Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla “<i>organizasyon</i>” adı altında hayvan yetiştirici birliklerinin kurulmasının öngörüldüğü, fakat bu düzenleme yapılırken anılan birliklerin hukuki statüsü ve nitelikleri ile organlarına ilişkin bir belirleme yapılmadan bunların düzenlenme yetkisinin idareye bırakıldığı, bu durumun yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 7. ve 124. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin itiraza konu (6) numaralı fıkrasında, gerçek veya tüzel kişiler tarafından hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurulabileceği belirtilmiş; (15) numaralı fıkrasında ise 10. maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.</p>

<p>Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>“belirlilik”tir</i>. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, bireylerin hukuksal güvenliğinin sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.</p>

<p>Anayasa’nın 7. maddesinde ise “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.</i>” denilmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesini değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasını gerektirir. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Yürütmenin düzenleme yetkisi ise sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez.</p>

<p>Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.</p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin (6) numaralı fıkrasında gerçek veya tüzel kişiler tarafından hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurulabileceği belirtilmiş, ancak bu birliklerin kuruluşu, sona ermesi, temsili, yönetimi, fiil ehliyetini nasıl kullanacağı, tüzel kişiliğinin bulunup bulunmayacağı, haklara ve borçlara ehil olup olmayacağı konularında kanunla temel kurallar belirlenmeden bu hususların düzenlenmesi maddenin (15) numaralı fıkrasında yürütmenin düzenleyici işlemine bırakılmıştır.</p>

<p>Anılan hususlarda kanun koyucunun yasal düzenleme yapmayıp bu hususların düzenlenmesini yürütmenin düzenleyici işlemine bırakması yasama yetkisinin devri sonucunu doğurduğu gibi, yasal çerçevesi çizilmemiş alanda idareye her an değiştirilebilir nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunma yetkisinin verilmiş olması hukuki belirlilik ilkesini de zedelemektedir. Hukukumuzda kendine özgü amaçları gerçekleştirmek için kanunla kurulan ve nitelikleri özel kanunlarında gösterilen “<i>birlik</i>” isimli yapılar bulunmakta ise de bu yapılarla ilgili genel bir yasal düzenleme bulunmadığından, kurala konu birliklerin hukuki statülerine ilişkin temel hususların belirli olduğunu söylemeye olanak yoktur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın, Anayasa’nın 124. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>2- (15) Numaralı Fıkra</strong></p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirleneceği kuralına yer veren (15) numaralı fıkra, sadece birliklerin kurulmasıyla ilgili (6) numaralı fıkraya ilişkin olmayıp, anılan fıkranın iptaliyle, ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri ortadan kalktığından ve kuralın Anayasa’ya aykırı başka bir yönü de bulunamadığından, (6) numaralı fıkra yönünden, (15) numaralı fıkra Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. İptal isteminin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın, Anayasa’nın 124. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>B- Kanun’un 31. Maddesinin (10) ve (11) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi </strong></p>

<p>Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla Bakanlığın Kanun kapsamındaki görev ve yetkilerinin kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk kişilerine devredebileceğinin öngörüldüğü, ancak devredilebilecek yetkilerin yasal çerçevesinin çizilmediği, yetki devrine konu işlerin, kapsam, sınır ve içeriğinin belirsiz olduğu, ayrıca devredilecek görevlerin genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli kamu hizmetlerinden olduğu ve bunların Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlileri dışındaki kimselere gördürülemeyeceği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>Kanun’un 31. maddesinin itiraza konu (10) numaralı fıkrasında, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabileceği, bu kişi ve kuruluşlardan belirlenen şartlara sahip olanlara, asli ve sürekli olmayan görev ve yetkilerini devredebileceği, bunlardan hizmet satın alabileceği ve görev ve yetki devredildikten sonra bu kişi ve kuruluşları denetleyerek gerektiğinde yetki devrini iptal edebileceği düzenlenmiş; (11) numaralı fıkrasında ise 31. maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>Daha önce de belirtildiği üzere, Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Ancak farklı koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.</p>

<p>Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında, <i>“Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.”</i> denilmektedir. Buna göre, kamu hukuku kuralları uyarınca yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur.</p>

<p>Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetim biçimiyle gerçekleştirilmeye elverişli bulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmak kaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında, belli usullerle özel müteşebbislere yaptırılabilmesi olanaklıdır.</p>

<p>Kanun’un genel gerekçesinde, Kanun’un düzenleniş amacı, gıda ve yem güvenilirliği, bitki ve hayvan sağlığı, hayvan ıslah ve refahı konularını tüketici menfaatlerini ve çevre duyarlılığını esas alarak sağlamak ve korumak olarak belirtilmiştir. Düzenlemenin amacının ve düzenlemeye konu hususların insan ve çevre sağlığı açısından taşıdığı önem, söz konusu görevlerin yerine getirilmesinde ortaya çıkabilecek eksiklik ve gecikmelerin telafisi olanaksız sonuçlara yol açma riskinin varlığı, düzenlemeye konu hususlarda alanında uzman olan kişi, kurum veya kuruluşlardan hizmet satın alınmasını veya bir kısım görev ve yetkilerin bu kişilere devredilmesini gerektirebilmektedir. İtiraz konusu (10) numaralı fıkra ile Bakanlığa gerektiğinde bir kısım görev ve yetkilerini devretmesi olanağı sağlanmış olmaktadır.</p>

<p>Kuralda, devredilmesi öngörülen görev ve yetkilerin, asli ve sürekli olmayan görev ve yetkiler olduğu açıkça ifade edildiğinden, anılan görev ve yetkilerin Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinden olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla devre konu bu hizmetlerin memur ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerektiğinden söz edilemez.</p>

<p>Öte yandan, Kanun’da yer verilen görev ve yetkilerin kullanımına ilişkin temel esaslar Kanun’un çeşitli hükümlerinde gösterilmiş olup bunlar dışındaki idari ve teknik hususlara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin itiraz konusu (11) numaralı fıkrayla yürütmenin düzenleyici işlemine bırakılması yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa’nın, 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların, Anayasa’nın 123. ve 124. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “<i>Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak, Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>11.6.2010 günlü, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 10. maddesinin (6) numaralı fıkrasının iptal edilmesiyle doğacak hukuksal boşluk, kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VII- SONUÇ</strong></p>

<p>11.6.2010 günlü, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun;</p>

<p>A-<strong> </strong>10. maddesinin;</p>

<p>1- (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2- (15) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B- 31. maddesinin (10) ve (11) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>20.3.2013 gününde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Başkan</p>

   <p>Haşim KILIÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Mehmet ERTEN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Üye</p>

   <p>Osman Alifeyyaz PAKSÜT</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Zehra Ayla PERKTAŞ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Recep KÖMÜRCÜ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Nuri NECİPOĞLU</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Erdal TERCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td width="193"></td>
   <td width="91"></td>
   <td width="96"></td>
   <td width="187"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun iptali istenen 10. maddesinin (6) ve (15) numaralı fıkraları, gerçek veya tüzel kişilerce özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonların kurulabileceğini belirttikten sonra, bunların mali muafiyetlerine, Bakanlıkla ilişkilerine, çalıştıracağı personele ve örgütlenme modeline ilişkin düzenlemelere yer vermiş, diğer hususları da yönetmeliğe bırakmıştır.</p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu, kurulması öngörülen organizasyonların hukuki statüsüne dair temel hususların belirli olmadığı ve genel çerçevesi belirlenmeden kanunla düzenlenmesi gereken konuların idareye bırakıldığı gerekçesiyle kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu görüşündedir.</p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin (6) numaralı fıkrası şu şekildedir: “<i>Gerçek veya tüzel kişiler, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabilir. Bu organizasyonlar, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan kooperatiflere sağlanan her türlü vergi ve harç muafiyetinden aynı koşullarla yararlanır. Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve belgelendirme gibi konularda bu organizasyonlarla işbirliği yapabilir ve bunların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerini kontrol eder. Birlikler; merkez birliği şeklinde örgütlenebilir ve ihtiyaç duyduğu yerlerde şube açabilir, asli görevlerini yürütmek üzere teknik ve sağlık personeli çalıştırabilir. Bakanlık; birliklere teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda gerektiğinde aynî ve nakdî destek verebilir, birliklerin personel ve tesislerinden yararlanma talebinde bulunabilir.</i>” Aynı maddenin (15) numaralı fıkrası uyarınca da “maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.”</p>

<p>Görüldüğü üzere, birliklerin kuruluş amacı, hukuki statüsü, mali muafiyetleri, Bakanlıkla ilişkileri, denetimi, merkez ve şube şeklinde örgütlenmeleri, çalıştırabilecekleri personel gibi konularda düzenlemelere yer verilmiştir. Esasen, (6) numaralı fıkranın ilk cümlesi bile (15) numaralı fıkrayla birlikte okunduğunda kamu tüzel kişiliğine sahip olmayan bu birlikler açısından yeterli olabilirdi. Kanun koyucu, bunun ötesine geçerek yönetmelikle düzenlenebilecek birçok hususu da kanunla düzenleme yoluna gitmiştir.</p>

<p>Hal böyleyken, özel hukuk hükümlerine tabi olan birliklere ilişkin her türlü ayrıntının mutlaka kanunla düzenlenmesi gerektiğini savunmak, belirlilik ilkesini işlevsiz ve uygulanması imkansız bir konuma getirecektir. Hukuk devletinin en önemli unsurlarından olan belirlilik ilkesi, hukuk aleminde düzenlenen bir konuya ilişkin her türlü ayrıntının mutlaka kanunda yer almasını gerektirmez. Belirlilik olup olmadığını, hukuk normlarına ve ilgili mahkeme kararlarına bir bütün olarak bakarak belirlemek gerekir.</p>

<p>Nitekim, Anayasa Mahkemesi de belirlilik ilkesinden kanuni belirliliği değil, hukuki belirliliği anlamaktadır. Mahkememiz, 16.6.2011 tarihli kararında hukuki belirliliği şu şekilde ifade etmiştir: “<i>Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla <strong>yasalar</strong>, <strong>mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir</strong>. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır</i>” (E. 2009/9, K. 2011/103, K.T: 16.6.2011).</p>

<p>İptali istenen kurallar ve çıkarılan yönetmelik bir bütün halinde değerlendirildiğinde herhangi bir belirsizlikten, dolayısıyla Anayasa’nın 2. maddesine aykırılıktan bahsedilemez.</p>

<p>Öte yandan, temel esaslar ve ilkeler belirlendikten sonra kurulan birliklere ilişkin diğer hususların yönetmeliğe bırakılması, yasama yetkisinin devri olarak da nitelendirilemez. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede “Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir.</p>

<p>Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile “kanun adı altında veya bu adı taşımasa bile kanunla eşdeğerde ya da kanun gücüne sahip hukuki işlemler yapma yetkisinin devredilmesi” yasaklanmıştır. (Ergun Özbudun, <i>Türk Anayasa Hukuku</i>, 13. Baskı, Ankara: Yetkin Yayınları, 2012, s.209).</p>

<p>Bununla birlikte, çok geniş yorumlandığında yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi kanunla düzenlenmesi gereken konuların yürütmeye bırakılmasını da yasaklamaktadır. Bu noktada Anayasa gereğince kanunla düzenlenmesi gereken hususlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmak gerekecektir. Anayasa temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması (m.13), vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması (m.73) ve memurların atanmaları, özlük hakları v.s. (m.128) gibi bazı konularda düzenlemenin münhasıran kanunla yapılmasını öngörmektedir. Bu konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemeden düzenleme yetkisini yürütmeye bırakması yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir. Esasen bu durumda, söz konusu düzenlemenin kanunla yapılması gerektiğini belirten anayasal hükme aykırılıktan söz edilmesi daha isabetli olacaktır.</p>

<p>Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda ise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparak, ayrıntıyı yürütmeye bırakması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilk elden düzenleyici işlem yapabileceği düşünülebilse de yasamanın asliliği ve yürütmenin türevselliği gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Nitekim, Anayasa’nın gerek yürütme yetkisinin kanunlara uygun olarak kullanılacağını ifade eden hükmü (m.8), gerekse yönetmeliklerin kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak kaydıyla çıkarılabileceğini belirten kuralı (m.124) bu zorunluluğa işaret etmektedir. Ancak, bu durumda kanundan belirlemesi beklenen çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka bir ifadeyle, Anayasa’ya göre mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir. Aksi yorum, Anayasa’da “kanunla düzenleme” öngörmeyi anlamsız hale getirebilecektir.</p>

<p>Bu çerçevede, iptali istenen kuralla kurulan birlikler kamu tüzel kişiliği olmayan organizasyonlardır. Bunların kamu gücü kullandıkları söylenemez. Ayrıca, Kanunun 31. maddesine göre Bakanlık asli ve sürekli görevler kapsamındaki görevlerini bu birliklere devredemez.</p>

<p>Kamu tüzel kişiliğine sahip olmayan birliklerin kanunla kurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Nitekim, Anayasa’nın 123. maddesindeki “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” hükmü kamu tüzel kişiliği için geçerlidir. Anayasa’nın bu hükmünü dikkate almadan kamu tüzel kişiliğine sahip olmayan birliklerin de kanunla kurulması ve bu birliklere ilişkin ayrıntıların mutlaka kanunda gösterilmesi gerektiğini savunmak, bu iki farklı tüzel kişiliğin kanunla kurulmak bakımından aralarında fark olmadığı anlamına gelecektir. Böyle bir görüşün Anayasa’nın 123. maddesiyle bağdaştığını söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki, somut olayda söz konusu birlikler yukarıda ifade edildiği üzere kanun tarafından kurulmakta, tabi oldukları hukuki rejim, örgütlenme modeli, personel yapısı gibi konulara ilişkin bir kısım hususlar kanunla düzenlenmekte, kalan hususlar ise yönetmeliğe bırakılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan gerekçelerle, iptali istenen kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olmadığını düşündüğümüzden çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p>Üye</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymmsa.jpg" type="image/jpeg" length="16044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ: GIDA KOLLUĞU BAKIMINDAN AYM KARARLARININ İNCELENMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gida-guvenligi-amaciyla-yapilan-kontrollerin-hukuki-niteligi-gida-kollugu-bakimindan-aym-kararlarinin-incelenmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gida-guvenligi-amaciyla-yapilan-kontrollerin-hukuki-niteligi-gida-kollugu-bakimindan-aym-kararlarinin-incelenmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ: 

GIDA KOLLUĞU BAKIMINDAN ANAYASA MAHKEMESİ'NİN 2012/76 E. 2013/44 K. VE 2015/72 E. 2016/44 K. SAYILI KARARLARININ İNCELENMESİ



GİRİŞ

İdarenin faaliyetlerinin önemli bir kısmını kolluk oluşturmaktadır. Kolluk faaliyetlerinin am...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ: </strong></p>

<p><strong>GIDA KOLLUĞU BAKIMINDAN ANAYASA MAHKEMESİ'NİN<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow"> 2012/76 E. 2013/44 K. </a>VE <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>SAYILI KARARLARININ İNCELENMESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>İdarenin faaliyetlerinin önemli bir kısmını kolluk oluşturmaktadır. Kolluk faaliyetlerinin amacı kamu düzenini korumak ve kamu düzenini bozan olaylara müdahale etmektir. Kolluk faaliyetlerinin odak noktasında bulunan kamu düzeni, toplum hayatındaki huzur ve düzen olup özgürlüklerin kullanıldığı maddi(dış) düzendir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Kamu düzeni genel bir kavram olup kapsamı toplum hayatındaki gelişmelere ve değişmelere bağlı olarak genişlemekte ve zenginleşmektedir. Daha önceleri kolluk genellikle polis anlamına gelirken günümüzde çevre, kentleşme, afetlere hazırlık, hayvan sağlığı ve gıda güvenliği gibi birçok faaliyet kolluk olarak yürütülmektedir.</p>

<p>Gıda üretiminde yaşanan teknolojik gelişmeler, insan hayatının devamı için gerekli olan gıda ile ilgili sağladığı avantajların yanı sıra gıda güvenliği açısından da birçok yeni tehdidi ortaya çıkarmaktadır. Gıdayla alakalı bu tehditlerin önlenmesi ve gıda güvenliğine yönelik suçların tespit edilebilmesi amacıyla özel bir kolluk faaliyeti olan gıda kolluğuna ihtiyaç duyulmaktadır. Gıda kolluğunun görev ve yetkileri, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununda (bahse konu kanun “Gıda Kanunu” olarak kısaltılacaktır) ile düzenlenmektedir. Gıda kolluğu, hukuki niteliği itibariyle özel kolluk faaliyeti olmakla birlikte 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31’de bu faaliyette özel kişilere yetki verilmesi düzenlenmektedir. Bahse konu kanun maddesi, kolluk yetkisinin devredilip devredilemeyeceği açısından oldukça önem taşımaktadır. Kanundaki bu madde itiraz yoluyla anayasaya aykırılık yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iki kez incelenmiştir. Bu çalışmada önce Anayasa Mahkemesi kararlarından bahsedilecek ardından bahse konu kararlar k kolluk ve kamu hizmeti ayrımı açısından ve kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımı yönünden incelenecektir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ'NİN <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2012/76 E. 2013/44 K.</a> VE <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>SAYILI KARARLARI</strong></p>

<p>Gıda kolluğu faaliyetlerine özel kişilerin katılmasına imkan veren 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31 hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından somut norm denetimi yoluyla iki defa incelenmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesi 2012/76 E. 2013/44 K. sayılı ilk inceleme kararı</a>nda “<i>…kamu hukuku kuralları uyarınca yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur. Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetim biçimiyle gerçekleştirilmeye elverişli bulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmak kaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında, belli usullerle özel müteşebbislere yaptırılabilmesi olanaklıdır…”</i> denilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 2015/72 E. 2016/44 K. </a>sayılı ikinci inceleme kararında ise <i>“…10. Anayasa Mahkemesi’nin, E.1990/12, K. 1991/7 sayılı kararında belirtildiği üzere, “devletin kamu gücünün, emretme yetkisinin kullanılması, genel idare esaslarına göre yürütülecek hizmetlerin belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gereken hususlardan”dır. İdari tedbir ve yaptırım uygulama gibi icrai işlemler Devletin emretme yetkisinin kullanılması kapsamında olup genel idare esaslarına göre memurlar veya diğer kamu görevlileri tarafından yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevlerdendir. 11. Gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde kesimhanelerde ve et parçalama işlemi yapılan yerlerde gerçekleştirilecek muayene, kontrol ve denetim hizmetlerinin, “idari kolluk” faaliyetleri kapsamında Devletin görevleri arasında yer aldığı ve kamu hizmeti niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. Bununla beraber, bu kapsamdaki hizmetlerin, asli yetki ve sorumluluk ile idari yaptırım uygulama yetkisi idarede kalmak üzere özel kişilerce yerine getirilmesinin öngörülmesi; bu hizmetlerin özel kişilere nasıl gördürüleceğinin, bu hizmetlerin kapsamının, denetiminin ve bu hizmeti görecek olanların sorumluluğunun açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunla düzenlenmesi koşuluyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir… 14.Yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin kontrol görevlisi kapsamında değerlendirilebilecekleri açık olmakla birlikte, görevlendirme usul ve esaslarına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından sahip oldukları yetkiler konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralın ve kuralın yer aldığı maddenin bir bütün olarak incelenmesinden, yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin Kanun’un 31. maddesinin (10) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği belirli olmayıp, Devletin temel görevlerinden biri olan gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde yetkilendirilmiş veteriner hekimlere gördürülecek denetim ve kontrol hizmetlerinin kapsamının ve sınırlarının belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural, belirlilik ilkesini ihlal etmekte ve bu belirsizlik itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 128. maddesi yönünden incelenmesini olanaksız kılmaktadır…”</i> denilmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlar incelendiğinde gıda güvenliği amacıyla özel kişilere yetki verilmesini düzenleyen maddeyle ilgili olarak ilk kararda bu faaliyetlerin kolluk niteliğinden hiç bahsedilmediği, ikinci kararda bahse konu kontrol faaliyetlerinin hukuki nitelikleri itibariyle “idari kolluk” olduğu kabul edilmektedir. Bahse konu kontrol faaliyetlerinin hukuki niteliği açıklanırken kolluk faaliyeti ve dar anlamda kamu hizmeti kavramı arasında ayrım yapılmadığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi ilk kararında kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımıyla ilgili değerlendirmelere de yer vermezken daha sonraki tarihli kararında kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımıyla ilgili takdir yetkisinin kanun koyucu da olduğunu belirtmektedir. Gıda kolluğunu ilgilendiren bu iki kararın kolluk ve kamu hizmeti ayrımı açısından ve kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımı açısından incelemenin faydalı olacağı değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN KOLLUK FAALİYETİ NİTELİĞİ VE GIDA KOLLUĞU</strong></p>

<p>İdarenin faaliyetleri kamu hizmeti ve kolluk faaliyetleri olarak ikiye ayrılmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> İdare tarafından sunulan kamu hizmeti ve kolluk faaliyetleri birbirine benzemelerine rağmen kolluk faaliyetleri, temel hak ve hürriyetleri sınırlandırdığı için kamu hizmetinden ayrılmaktadır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Anayasa Mahkemesi 2012/76 E. 2013/44 K. sayılı ilk inceleme kararında bu faaliyetlerin kolluk niteliğinden hiç bahsetmemekte, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K.</a> sayılı ikinci inceleme kararında bahse konu kontrol faaliyetlerinin hukuki nitelikleri itibariyle “idari kolluk” olduğu kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında idare hukukunda benimsenen kolluk ve kamu hizmeti ayrımına değinilmemesi eleştiriye açıktır. Anayasa Mahkemesi kararlarında kolluk faaliyetleri ve kamu hizmeti ayrımı yapılmamasının temelinde Türk hukukunda, özellikle Anayasa m.128’de kolluk kavramının açık bir şekilde tanımlanmaması olduğu değerlendirilmektedir. Bununla birlikte benzer bir konuda daha önce verilmiş bir kararda denetim yetkisinin kolluk faaliyeti olduğu açıkça belirtilmektedir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Kolluk, kamu düzenini sağlamaya yönelik bir kamu hizmeti olup kendine has kuralları vardır. Kolluk faaliyetleri, geniş anlamda kamu hizmeti olmasına rağmen kolluk ile dar anlamdaki kamu hizmeti arasında önemli farklar bulunmaktadır. Kolluk faaliyetleri ile temel hak ve hürriyetler, kişinin rızası olmasa bile sınırlanabilmektedir. Kolluk faaliyetleri esnasında bir direnme ile karşılaşılması halinde hukuka uygun olarak zor kullanılabilmektedir. Kolluk faaliyetini yerine getirenler kanun ve diğer mevzuattan kaynaklanan yetkilere sahiptir. Kolluk faaliyetleri idare tarafından resen başlatılmakta ve hukuka aykırı bir durumun tespit edilmesi halinde kabahatler hukukuna göre yaptırım uygulayabilme veya suç oluşturan olaylarla ilgili adli kolluk görevlilerine verilmek üzere resmi belge hazırlanmaktadır. Kolluk faaliyetleri kesintisiz olarak yürütülmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p>Kolluk faaliyetleri, sadece polislikle veya genel kolluk teşkilatlarıyla sınırlı değildir. Kamu düzeninin korunması amacıyla polisin yanı sıra birçok kolluk teşkilatı bulunmaktadır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Mevzuatta da kolluk faaliyetleri, mevzuatta bazı durumlarda sadece genel kolluk faaliyetlerini kapsayacak şekilde kullanılırken bazı durumlarda özel kolluk faaliyetlerini de kapsamaktadır. Genel kolluk teşkilatları, kanunlarda açıkça “genel kolluk” olarak sayılmaktadır. Hali hazırda polis, jandarma ve sahil güvenlik teşkilatları genel kolluğu oluşturmaktadır. Genel kolluk tanımındaki bu belirli sınırlar özel kolluk açısından geçerli değildir. Genel kolluk, özel kolluk ayrımını düzenleyen 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu m.3’e göre “<i>Zabıta teşkilatı: Umumi ve hususi olmak üzere iki kısma ayrılır. Umumi zabıta : Silahlı bir kuvvet olan (polis) ve (jandarma) dır. Hususi zabıta : Umumi zabıta haricinde kalan ve mahsus kanunlarına göre teşekkül edip muayyen vazifeleri gören zabıta kuvvetleridir</i>” denilmektedir. Özel kolluk faaliyetleri ve teşkilatları açısından genel kolluk tanımlamasındaki bir durum söz konusu değildir. Özel kolluk; belirli bir faaliyet konusuna ve uzmanlık alanlarına göre değişebilmektedir. 5996 sayılı kanunda yer alan düzenlemeler değerlendirildiğinde gıda güvenliğini sağlamak amacıyla yürütülen faaliyetlerin gıda kolluğunu oluşturduğu belirtilmektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Kolluk faaliyetlerinin odağında bulunan ve sınırları ihtiyaçlara göre değişen kamu düzeninin korunması için gıdaların güvenli olması gerekir. Gıda, insan için vazgeçilmez temel bir ihtiyaçtır. Artan gıda ihtiyacı karşısında teknolojideki gelişmeler sağladığı avantajların yanı sıra gıda güvenliği açısından da birçok yeni tehdidi ortaya çıkardığından dolayı gıdanın güvenliği, kamu düzeninin unsurları arasına girmiştir. Gıda güvenliğinin temelinde gıdanın, insan sağlığına zarar verme riski bulunmaktadır ve gıda güvenliğine yönelik kaygılar, yeni bir olgu değildir. Tarih boyunca devletler, insanların güvenli kaynaklardan beslenmeleri için tedbir almıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Günümüzde de her yıl 1,8 milyon insanın güvenilir olmayan gıda ve suların neden olduğu ishalli hastalıklar sonucu öldüğü iddia edilmektedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p>Gıda kolluğu; insan sağlığını korumak amacıyla gıda güvenliğini sağlamak için yapılan denetim, soruşturma, kontrol, izleme ve yaptırım uygulama faaliyetlerinin bütünüdür.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Gıda kolluğu, teknik bilgi ve uzmanlık isteyen bir faaliyet olup özel kolluk teşkilatları arasında yer almaktadır. Gıda kolluğu, temelde gıda mühendisliği bilimi olmak üzere teknik ve uzmanlık bilgisine ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla gıda kolluğunun temel kavramları, kendi faaliyet alanına özgüdür. Gıda kolluğun en temel kavramı gıdadır. İnsanlar yaşamak için beslenmek zorundadır, beslenmek için gıdadan faydalanılır. Gıda; insanlar tarafından yenilen, içilen veya yenilmesi, içilmesi beklenen işlenmiş, kısmen işlenmiş veya işlenmemiş her türlü üründür.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Gıda kolluğunun amacı, insanların beslenmek için ihtiyacı olan gıdanın güvenliğini sağlamaktır. Güvenli gıda; insan sağlığına fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> tehlike oluşturmayan, tüketime hazır ve mevzuata uygun gıdadır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Güvenli gıda, gıda kodeksine uygundur. Gıda kodeksinde gıdayla ilgili asgarî teknik ve hijyen kriterlerini, katkı maddeleri, numune alma, ambalajlama, etiketleme, nakliye, depolama esasları ve analiz metotlarına ilişkin düzenlemeler yer alır. Gıda kodeksine aykırı gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzeme üretimi ve piyasaya arzı yasaktır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> Güvenli gıda, gıda kodeksinde yer alan hijyen koşullarına uygun olmak zorundadır. Hijyen, gıdanın insan tüketimine uygunluğunun sağlanması için gıda zincirinin tüm aşamalarında alınması gerekli her türlü önlemdir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Gıda kolluğunda denetimlerin yanı sıra izin usulünün de önemli bir yeri bulunmaktadır. Gıda ile ilgili faaliyet yapan işletmeler, Bakanlıktan izin almak zorundadır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p>Özel kolluk sadece belli bir tür faaliyet konusunda yetkili ve görevlidir. Türkiye’de gıda güvenliğini sağlanmasından Tarım ve Orman Bakanlığı sorumludur. Bu kolluk faaliyetleri 2010 yılında yürürlüğe giren 5596 sayılı Gıda Kanunuyla düzenlenmektedir. Gıda Kanunu, Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak amacıyla çıkarılmıştır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> Gıda üretim aşamaları birbiriyle bağlantılı olduğundan gıda güvenliğiyle ilgili yetkiler, tek bir kurumda toplanmıştır. Bakanlık, merkez ve taşra birimlerinden oluşur. Merkez teşkilatı Türkiye’nin başkenti Ankara’dadır. Taşra teşkilatı, 81 ilde bulunmaktadır. Bakanlık, uluslararası Kodeks Alimentarius Komisyonunun temas noktasıdır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Gıda kolluğu olarak Bakanlık; gıda kodeksini hazırlamakla,<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> hijyen koşullarını belirlemekle,<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> yeni gıdalarla ilgili düzenlemeleri yapmakla,<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> risk durumunda gerekli tedbirleri almakla,<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> resmi kontrol faaliyetlerini yürütmekle<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> sorumludur.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a> Gıda kolluğuna, tüketicilerin çağrı yoluyla yardımcı olması mümkündür. Tüketiciler, gıda güvenliğiyle ilgili ihbar ve şikayetlerini 2009 yılından beri Alo 174 Gıda Hattı çağrı merkezine yapabilmektedir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>KOLLUK YETKİSİ DEVREDİLEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Kolluk işlemleri, kamu gücü ayrıcalıklarına dayanmaktadır ve devredilmesi mümkün değildir. Kolluk yetkilerinin devredilmez olması, kolluk yetkilerinin sadece kolluk personeli tarafından kullanılabilmesi ve bu yetkinin sözleşme yoluyla özel kişilere gördürülmesinin yasak olmasıdır.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a> Kolluk yetkilerinin devir yasağı, kolluk faaliyeti ile kamu hizmeti arasındaki farklar arasında yer almaktadır. Kamu hizmetine özel kişilerin katılması mümkün olmasına rağmen kolluk faaliyetleri devletin tekelindedir. Kolluk faaliyetlerinin devlet tekelinde olmasını haklı kılan en güçlü gerekçenin kolluk faaliyetleri esnasında meşru zor kullanma yetkisi olduğu değerlendirilmektedir. Öğretide de yeteri kadar tartışılmamış bir konu olan kolluk yetkilerinin özel kişilere devredilip devredilemeyeceğine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2012/76 E. 2013/44 K. </a>sayılı ilk inceleme kararında kontrol faaliyetlerinin kolluk niteliğinden bahsetmezken <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>sayılı ikinci inceleme kararında “…<i>bu hizmetlerin özel kişilere nasıl gördürüleceğinin, bu hizmetlerin kapsamının, denetiminin ve bu hizmeti görecek olanların sorumluluğunun açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunla düzenlenmesi koşuluyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir…</i>” değerlendirmesiyle kolluk yetkilerinin özel kişilere devredilmesine açık kapı bırakmaktadır.</p>

<p>Gıda güvenliğini sağlamak, uzun ve karmaşık bir süreçtir. Gıda güvenliği, ilk üreticiden son satıcıya kadar insan sağlığına zararsız gıdaların üretimini sağlamak amacıyla üretiminin her aşamasında kurallara uyulmasıdır. Kanunda gıda güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan denetimleri ifade etmek için resmi kontrol kavramı kullanılmaktadır. Resmi kontroller, kontrol görevlisi tarafından yapılır. Kontrol görevlisi, Bakanlık personeli veya yetkili kişiler olabilmektedir. Gıda kolluğu, gıda güvenliğini tehlikeye atan veya ihlal eden bir olayı tespit ettiğinde müdahale etmek zorundadır. Gıda kolluğunun müdahaleleri, Gıda Kanunu ile verilen yetkilere dayanır ve olayın koşullarına göre hangi yetkilere başvuracağına karar verir. Kontrol görevlisi, kontrol etmek amacıyla her zaman her yere girebilme ve kontrol sırasında gıda işletmecilerinden bedel ödemeksizin numune talep etme yetkisine sahiptir. Kontrol görevlisi; her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorundadır.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a> Resmi kontrollerle ilgili numunelerin analizleri, Bakanlık laboratuvarlarında veya Bakanlık tarafından onay verilen diğer laboratuvarlarda yapılır.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a> İlgililer, resmî kontrol ve denetim sonuçları hakkında, tebligat yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde Bakanlığa itiraz etme hakkına sahiptir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a> Gıda kolluğu faaliyetlerine özel kişilerin katılmasına imkan veren 5596 sayılı kanun m.31 hükmünde Bakanlığa belirli yetkileri kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversitelere tamamen veya kısmen devretme veya hizmet alımı yolu ile yerine getirme imkanı verilmektedir.</p>

<p>Kolluk yetkilerinin devir yasağı ilkesinin genel kolluk faaliyetleriyle mi sınırlı olduğu, özel kolluk faaliyetlerini de kapsayıp kapsamadığı da yeterli düzeyde tartışılmamaktadır.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a> Anayasa Mahkemesi gıda güvenliğini sağlamak amacıyla özel kişilere yetki devredilmesini mümkün görmesi günümüzde özel kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılmasının yaygınlaşmasıyla uyumludur. Çünkü gıda güvenliğinin yanı sıra özel kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılması yapı denetim işlemleri ve araç muayene istasyonlarında da görülmektedir.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a> Anayasa Mahkemesinin özel kişilerin kolluk faaliyetlerine katılımıyla ilgili olarak “kolluk yetkisinin devredilmezliği” ilkesi tartışmaması önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir. Zira bu ilke tartışılarak bu ilkenin özel kolluk faaliyetlerinde yumuşatılmasının<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a> kamu yararı için gerekli olduğu gerekçesiyle aynı hükme varılmış olsaydı hukuki açıdan daha yeni bir bakış açısı oluşturabilirdi.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sonuç olarak kolluk faaliyetlerinin amacı kamu düzenini korumak ve kamu düzenini bozan olaylara müdahale etmektir. Kolluk faaliyetleri ile kamu hizmeti arasında birçok önemli ayrım bulunmaktadır. Kolluk işlemleri, kamu gücü ayrıcalıklarına dayanmaktadır ve devredilmesinin mümkün olmadığı belirtilmektedir. Kolluk yetkilerinin özel kişilere devredilmesine ilişkin kısıtlama, pozitif hukukta düzenlenmiş bir yasak olmayıp mahkeme kararlarında ve öğretide bahsedilmektedir. Gıda kolluğu faaliyetlerine özel kişilerin katılmasına imkan veren 5596 sayılı kanun m.31 hükmü Anayasa Mahkemesinin tarafından iki kez incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından ilk inceleme <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2012/76 E. 2013/44 K.</a> sayılı kararda yapılmış olup bu kararda kontrollerin kolluk faaliyeti niteliğinden hiç bahsedilmemektedir. İkinci değerlendirme ise <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>sayılı kararda yapılmış olup bu kararda kontrollerin idari kolluk faaliyeti olarak kamu hizmeti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen kamu hizmeti kavramının da geniş anlamda kullanıldığı, kamu hizmeti ve kolluk faaliyetleri arasındaki ayrıma açıklık getirmediği görülmektedir. Toplum hayatındaki ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak özel kolluk faaliyetlerinde “kolluk yetkisinin devredilmezliği” ilkesinin yumuşatılmasının gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akkoyunlu, Sencer Abdullah, <i>Kamu Düzeninin Sağlanmasında Kolluğun Yetkileri</i>, Erzincan: Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akyılmaz, Bahtiyar; Sezginer, Murat ve Kaya, Cemil, <i>Türk İdare Hukuku</i>, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Çağlayan, Ramazan, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, Ankara: Adalet Yayınevi, 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erkmen, Osman, “Gıda Kaynaklı Tehlikeler ve Güvenli Gıda Üretimi”, <i>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 53</i>, no:3, (2010): 220-235.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gökçe, Ramazan ve Ergezer, Haluk, “Gıda Mevzuatımız; Nereden, Nereye?”. <i>Akademik Gıda 14</i>, no: 2, (2016): 225-229.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gözler, Kemal,<i> İdare Hukuku Dersleri</i>, Bursa: Ekin Yayınevi, 2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gözübüyük, Şeref ve Tan, Turgut, <i>İdare Hukuku Genel Esaslar</i>, Ankara: Turhan Kitabevi, 2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karahanoğulları, Onur, <i>Kamu Hizmeti</i>, Ankara: Yetkin Yayınevi, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Koç, Gökçe ve Uzmay, Ayşe, “Gıda Güvencesi ve Gıda Güvenliği: Kavramsal Çerçeve, Gelişmeler ve Türkiye”, <i>Tarım Ekonomisi Dergisi 21, </i>no:1<i> </i>(2015): 39-48.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Soylu, Ahmet Cemil, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">World Health Organization, <i>Five Keys to Safer Food Manual</i>, France, 2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ramazan Çağlayan, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 7.Baskı(Ankara: Adalet Yayınevi, 2019), 273.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Kemal Gözler, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 4. Baskı(Bursa: Ekin Yayınevi, 2006), 558; Onur Karahanoğulları, <i>Kamu Hizmeti</i>, 3. Baskı (Ankara: Yetkin Yayınevi, 2015), 73.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Sencer Abdullah Akkoyunlu, <i>Kamu Düzeninin Sağlanmasında Kolluğun Yetkileri</i>, (Erzincan: Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2017), 100.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Anayasa Mahkemesi 2007/2 E. 2011/13 K. sayılı kararında “…<i>İptali istenilen kural ile Bakanlığın; Birliğe, kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine veya üniversitelere devredebileceği yetkilerinden olan denetleme görev ve yetkisi idarenin kolluk etkinlikleri içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin asli ve sürekli görevlerindendir. Anayasa'nın 128. maddesine göre de, kolluk faaliyetleri arasında yer alması nedeniyle denetleme yetkisinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. İptali istenilen kuralda özel hukuk tüzel kişileri dışında yetki devri yapılabilecek Türkiye Tohumcular Birliği, kamu kurum ve kuruluşları ve üniversiteler kamu tüzel kişiliğine sahip olup, Anayasa'nın 128. maddesi kapsamındadır. Ancak, bunlar dışında Bakanlığın denetim yetkisini tümüyle özel hukuk tüzel kişilerine devretmesi veya onlarla paylaşması ise olanaklı değildir…”</i> denilmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Bahtiyar Akyılmaz, Murat Sezginer ve Cemil Kaya, <i>Türk İdare Hukuku</i>, (Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2009), 471.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Gözler, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 565.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ahmet Cemil Soylu, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, (İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2022), 166.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Ramazan Gökçe ve Haluk Ergezer, “Gıda Mevzuatımız; Nereden, Nereye?”. <i>Akademik Gıda 14</i>, no: 2, (2016): 226.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> World Health Organization, <i>Five Keys to Safer Food Manual</i>, (Fransa, 2006), 4.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Benzer tanımlama için bkz. Soylu, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, 164.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.3</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Osman Erkmen, “Gıda Kaynaklı Tehlikeler ve Güvenli Gıda Üretimi”, <i>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 53</i>, no:3, (2010): 221-231.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.21.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.21.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.30; Soylu :173.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Gökçe Koç ve Ayşe Uzmay, “Gıda Güvencesi ve Gıda Güvenliği: Kavramsal Çerçeve, Gelişmeler ve Türkiye”, <i>Tarım Ekonomisi Dergisi 21, </i>no:1<i> </i>(2015): 45.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.23.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.23.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.29.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.21.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.25.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Soylu, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, 188-297.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Gözler, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 564; Akyılmaz ve diğerleri, <i>Türk İdare Hukuku</i>, 472.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.33.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> Şeref Gözübüyük ve Turgut Tan, İdare Hukuku Genel Esaslar, 9. Bası(Ankara: Turhan Kitabevi, 2013), 660-662.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> Akkoyunlu, <i>Kamu Düzeninin Sağlanmasında Kolluğun Yetkileri</i>, 100.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> Özel kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılabileceğine ilişkin olarak bkz. Gözübüyük ve Tan, <i>İdare Hukuku Genel Esaslar</i>, 660.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gida-guvenligi-amaciyla-yapilan-kontrollerin-hukuki-niteligi-gida-kollugu-bakimindan-aym-kararlarinin-incelenmesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/themis-4a1.jpg" type="image/jpeg" length="24280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şantaj Suçu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/santaj-sucu-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/santaj-sucu-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şantaj suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen ve kişiyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir davranışa zorlamayı ya da haksız çıkar sağlamaya yönelik baskı kurulmasını cezalandıran bir suçtur. Şeref ve saygınlığa zarar verecek hususların açıklanacağı tehdidiyle menfaat...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şantaj suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen ve kişiyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir davranışa zorlamayı ya da haksız çıkar sağlamaya yönelik baskı kurulmasını cezalandıran bir suçtur. Şeref ve saygınlığa zarar verecek hususların açıklanacağı tehdidiyle menfaat sağlama da şantaj kapsamında değerlendirilebilir. Şantaj suçu, Türk Ceza Kanunu’nda Hürriyete Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenen suç tipidir. Bu suç kapsamında; hakkı olmayan bir eylem gerçekleştireceğinden bahisle bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kişiler 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.</p>

<p>Şantaj suçu; bir kimsenin yapmak istemediği bir şeye zorlanması yahut yapmak istediği bir şeyin engellenmesi sonucu oluşan suç türüdür. Suça ilişkin kanuni düzenleme Türk Ceza Kanunu m.107 hükmünde yer almaktadır.</p>

<p><strong><i>Şantaj</i></strong></p>

<p><i><strong>Madde 107- </strong>(1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) (Ek: 29/6/2005 – 5377/14 md.) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.</i></p>

<p>TCK’nın 107. maddesi iki fıkra şeklinde düzenlenmiş, birinci fıkrada bir kimsenin hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle diğer bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlaması cezalandırılırken; ikinci fıkrada şeref veya saygınlığa zarar verecek hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi yaptırım altına alınmaktadır.</p>

<p>Suç, toplumda korunmaya muhtaç birtakım değerlerin ihlal edilmesi olup, temelinde haksızlık barındırır. İnsanların iradi bir şekilde hareket ederek kamu düzenini, bireylerin ve toplumun hak ve menfaatini ihlal eden fiiller gerçekleştirmeleri suç olarak adlandırılan bu mevzuu ortaya çıkarır. İhlal edilen her hak, o hakka yönelik menfi sonuçlar doğurur ve ona ait değeri ihlal eder. Kanun koyucu suç olarak düzenlediği normlarda ise bir veya birden fazla değerin korunmasını amaçlayabilir.</p>

<p>Şantaj suçunda korunan hukuki yarar bir kimsenin kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlamakla fesada uğratılan iradesidir12. Şantaj para veya herhangi bir çıkar sağlama amacıyla bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, gözden düşürücü bir haberi yayma veya açığa çıkarma tehdidiyle korkutmak olarak tanımlanabildiği gibi, bir kişiye zarar verebilecek bir durumun açıklanması tehdidiyle para sızdırılmaya çalışılması anlamına da gelmektedir.</p>

<p>Şantaj suçu ile kişilerin irade hürriyetleri kısıtlanmaktadır. Bireyin özgür irade ile düşünme ve karar alabilmesi ve de buna bağlı olarak hareket edebilme serbestisi ihlal edilmektedir. Bu doğrultuda tüm bu menfi hareketlerden zarar gören kişi, diğer bir değişle hürriyeti ihlal edilen kişi şantaj suçunun konusunu oluşturur. Suçu teşkil eden fiilin vuku bulmasıyla suçun konusu ya zarar görmekte ya da tehlikeye uğratılmaktadır. Şantaj suçunun 1. fıkrada düzenlenen tanımına bakıldığında suçun oluşumu için mağdurun irade hürriyetinin etkilenmiş olması şartı aranmaz. Yani suçun tamamlanabilmesi için failin arzusuna kavuşması gerekmez. Dolayısıyla şantajın bir tehlike suçu olduğu açıktır.</p>

<p>Şantajın ikinci fıkrada düzenlenen hali bakımından da aynı husus geçerlidir. Bu halin gerçekleşmesi için kişinin şeref ve saygınlığına <i>“zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde” </i>bulunmak yeterlidir. Kanun koyucu bu düzenlemede tehdit içeren hususların<i> “zarar verebilecek”</i> nitelikte değil, <i>“zarar verecek” </i>nitelikte olması şartını aramıştır.</p>

<p>Şantaj suçu, kanunda yer alan farklı eylemlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesiyle oluşur. Kanuni düzenlemeye göre şantaj suçunu oluşturan eylemler şunlardır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağını veya yapmayacağını öne sürerek;</li>
 <li>Bir kimseyi, kanuna aykırı bir şeyi yapmaya zorlamak,</li>
 <li>Bir kimseyi, yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamak,</li>
 <li>Bir kimseden haksız çıkar sağlamak. (TCK m.107/1)</li>
 <li>Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek birtakım hususların açıklanacağı veya ileri sürüleceği tehdidinde bulunmak (TCK m.107/2)</li>
</ul>

<p>Yukarıda sayılan eylemlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi bu suçun oluşması için yeterlidir. Bir kişinin kanuni bir hakkını kullanacağından bahisle başka bir kimseyi tehdit etmesi şantaj suçuna vücut vermez. Sahip olduğu restorandın kasasından para çalan garsonu gören kişinin, garsonu kenara çekerek <i>“bir daha aynı şey tekrarlanırsa seni şikayet ederim”</i> söylemi şantaj suçuna sebep olmaz. Ancak <i>“seni şikayet etmemi istemiyorsan 3 ay boyunca burada maaşsız çalışacaksın” </i>ifadesi şantaj suçunu doğurur. O halde diyebiliriz ki, kanuni bir hakkın kullanımı hakkın kötüye kullanılması teşkil etmiyorsa şantaj suçu değildir. Kanuni lafza baktığımızda failin elde etmek istediği çıkarın haksız olması gerektiğini görmekteyiz. Gerçekten de fail hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle fail üzerinde tahakküm oluşturarak bir çıkar karşılığı onu bir şey yapmaya veya yapmamaya zorluyorsa, elde etmeyi amaçladığı çıkar haksız olmalıdır.</p>

<p>Şantaj suçunu oluşturan ilk hâl, hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağını veya yapmayacağını ileri sürerek bir kimseyi kanuna aykırı bir şeyi yapmaya zorlamaktır. Örneğin; <i>“benimle birlikte suç işlersen bendeki fotoğraflarını kimseye göndermem” </i>şeklinde bir beyanda bulunan kişi bu hâl kapsamındaki suçu işlemiş olur.</p>

<p>İkinci hâl, hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağını veya yapmayacağını ileri sürerek, bir kimseyi yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamaktır. Örneğin; “Benimle birlikte olursan, peşini bırakırım” şeklinde beyanda bulunan kişi bu hâl kapsamında, şantaj suçunu işlemiş olur.</p>

<p>Üçüncü hâl ise, hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağını veya yapmayacağını ileri sürerek, bir kimseden haksız çıkar sağlamaktır. Örneğin, “bu telefonu ücretsiz verirsen, işlediğin suç sebebiyle ihbarda bulunmam” şeklinde beyanda bulunan kimse bu hâl kapsamındaki suçu işlemiş olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şantaj suçunu oluşturan bir diğer eylem; yarar sağlamak maksadıyla, bir kimsenin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki birtakım hususların açıklanacağı tehdidinde bulunmaktır. Ancak açıklanacağı ile tehdit edilen husus herkes tarafından bilinen bir husus olmamalıdır.</p>

<p>Şantaj suçunun bu işlenme şekli, tehdit suçu ile karıştırılmaktadır. Ancak Şantaj suçunun bu tipi, tehdit suçundan “haksız yarar sağlama amacı” şartı ile ayrılmaktadır. Şantaj suçunda haksız yarar sağlamak maksadıyla tehditte bulunulurken, tehdit suçunda yalnızca tehdit söylemlerinde bulunulmaktadır.</p>

<p>Suçun oluşması için hukuka aykırı yararın elde edilmiş olması şart değildir. Bu maksatla bir kimsenin tehdit edilmesi suçun oluşması için yeterlidir. Konuya ilişkin bir Yargıtay kararında; <i>“anlaşmalı boşanmayı kabul etmezsen, görüntülerini paylaşıp seni rezil ederim” </i>cümlesinin şantaj suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. (Yargıtay 4. CD. 2013/23931 E. 2014/19765 K.)</p>

<p>Yarar sağlama amacında tartışılması gereken bir nokta da, maddi yararın oranı veya miktarıdır. Kanaatimizce şantaj suçunda önemli olan kişinin iç huzurunun korunmasıdır. Kişiyi bu yönde huzursuz edebilecek tehdidin varlığı yeterli olacaktır. Ancak bu suç yarar sağlama maksadı olmadan da işlenememektedir. Yararın miktarı veya oranı tehdidin yerine getirilmesi, objektif olarak iradeyi etkilemeye elverişli olması bakımından önemli olabilir. Lakin burada her bireyin mevcut ekonomik veya sosyal şartları içinde bulundurularak karar verilmelidir. Bir kişi için önemli olmayan bir miktar başka biri için öyle olmayabilir. Diğer yandan menfaat sağlama mevzusuna ilişkin TCK m. 107/1 de <i>“çıkar”, </i>m. 107/2 de <i>“yarar” </i>kelimeleri kullanılmıştır. Ancak kanaatimizce ikisi arasında fark bulunmamaktadır.</p>

<p>Hem TCK m. 107/1 hem de 107/2 bakımından haksız çıkarın/yararın elde edilmiş olması suçun tamamlanması bakımından gerekli değildir. Yani suç sırf hareket/neticesi harekete bitişik suçudur. Burada hatta yarar bakımından elde edilen/sağlanan değil elde edilmesi/sağlanması amaçlanan yarar veya çıkar tabirlerinin kullanılması daha doğru olacaktır. Yararın doğrudan failin kendisinin elde etmiş olması gerekmez. Fail başkasına yarar sağlamak maksadıyla da TCK m. 107/2 bakımından şantaj suçunu işleyebilir. Diğer yandan tehdidin konusunu oluşturan husus doğrudan mağduru ilgilendirebileceği gibi mağdurun yakınlarını ilgilendiren bir husus da olabilir. Sadece bu açıklama mağdurun şeref veya saygınlığına halel getirecek nitelikte olmalıdır.</p>

<p>Şeref veya saygınlığa zarar verecek hususların açıklanması, herhangi bir yolla gerçekleştirilebilir. Bu bir yazı olabileceği gibi sözle de olabilir. Benzer şekilde şeref veya saygınlığa zarar verebilecek bir hususun açıklanacağı tehdidi de söz, yazı, jest, mimik vs. şekillerde olabilir. Yine bu tehdit doğrudan mağdura iletilmeyip, üçüncü kişiler aracılığıyla bildirilmesi de mümkündür. Açıklanacağı bildirilen hususların kamuoyu tarafından bilinmeyen, gizli hususlar olması gerekir; yoksa herkes tarafından aşikar olan mevzuların açıklanması tehdidi şantaj suçunu oluşturmaz. Zira herkes tarafından bilinen bir hususun açıklanması mağdurun iradesi üzerinde menfi tesir yapmaz.</p>

<p>Maddenin 1. fıkrasına ilişkin açıklamada bahsi geçen, tehdidin mağduru korkutmaya dolayısıyla iradeyi etkilemeye elverişli olması gerekliliği TCK m.107/2 bakımından da geçerlidir. Bu suçla kişinin iradesini serbestçe kullanılması ve karar alabilmesi koruma altına alındığına göre, bunları tehlikeye düşürecek nitelikte bir tehdidin varlığı gerekli olacaktır. Tehdidin mağdurun iradesini etkileyip etkilemediği ise ortalama bir insanın bu sözlerden tesir altında kalıp kalmayacağı göz önüne alınacaktır. Şantaj suçunda tehdit edilen ile zarar verileceği bildirilen farklı olabilir. Ancak zarar verilecek kişinin mağdurun önem verdiği biri olmalı, tehdit yarar elde edilmesine yönelik olmalı ve tehdit ile yarar arasında bağ bulunmalıdır.</p>

<p>Teşebbüs, elde olmayan birtakım sebeplerle suçun tamamlanamaması hâlidir. Şantaj suçu; ilgili söylemlerin mağdura iletilmesiyle oluştuğundan gündelik hayatta bu suça teşebbüsle karşılaşmak pek mümkün değildir. Ancak icra hareketleri bölünebiliyorsa teşebbüs söz konusu olabilir. Teşebbüs aşamasında kalan suçun cezasından bir miktar indirim yapılır.</p>

<p>İştirak, aynı suçu birden fazla kişinin işlemesi hâlidir. Suça iştirak edilmesi; yardım etme, azmettirme veya birlikte faillik şeklinde görülebilir. Şantaj suçuna iştirak edenler, suçun işlenmesi noktasındaki etkilerine göre ayrı ayrı cezalandırılmaktadırlar. Birden çok kişi kişi tarafından yönetilen bir sosyal medya hesabı üzerinden, yine birden çok kişinin mesajları ile kişilere şantaj yapılması sonucunda, bu kişilerden her biri ayrı ayrı cezalandırılacaktır. İçtima, aynı eylemlerin birden fazla suçu oluşturması durumunda gündeme gelir. Şantaj suçunu oluşturan söylemler aynı zamanda başka bir suçu da oluşturursa, en fazla cezayı gerektiren suçtan cezalandırılır.</p>

<p>Her suç için yargılama usulü farklı olabilir. Şantaj suçundan görülen yargılama genel hükümlere göre yürütülür. Bu kapsamda; duruşmalar yapılır, duruşmalarda sanığa sorular sorularak söz hakkı verilir, görgü şahitleri dinlenir, alanında uzman bilirkişilerin görüşü alınır.</p>

<p>Şantaj suçu, kişinin iradesi üzerinde baskı kurularak belirli bir davranışa zorlanmasını veya haksız bir çıkar elde edilmesini konu alan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen bir suç tipidir. Ancak her tehdit, baskı veya para talebi kendiliğinden şantaj suçunu oluşturmaz. Somut olayda kullanılan ifadelerin içeriği, failin amacı, mağdurdan talep edilen davranış veya menfaat ve olayın gerçekleşme biçimi birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle WhatsApp, SMS, sosyal medya, e-posta ve diğer dijital iletişim kanalları üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen şantaj olaylarında mesaj içerikleri, ses kayıtları, görüntüler, ekran görüntüleri ve diğer dijital veriler önemli deliller arasında yer alabilir. Bununla birlikte delillerin elde edilme ve dosyaya sunulma biçimi ile isnat edilen eylemin TCK 107’de düzenlenen suçun kanuni unsurlarını taşıyıp taşımadığı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Şantaj suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda olayın yalnızca tarafların beyanları üzerinden değil, mesaj içerikleri, iletişim kayıtları, para transferleri, dijital materyaller ve diğer somut deliller birlikte değerlendirilerek ele alınması gerekir. Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, tehdit suçundan ayrılan yönleri ve failin kastının belirlenmesi, hukuki değerlendirmenin temel noktalarını oluşturur. Yargıtay’ın görev dağılımında TCK 107 kapsamındaki şantaj suçlarının ceza dairelerinin görev alanında ayrıca düzenlenmiş olması da bu suç tipinin bağımsız hukuki niteliğini göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/santaj-sucu-dal-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis-1.jpg" type="image/jpeg" length="81504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2023/1227 E., 2023/7966 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20231227-e-20237966-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20231227-e-20237966-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 29.11.2023 tarihli, 2023/1227 E., 2023/7966 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/1227 E., 2023/7966 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Şikayetçinin icra mahkemesine başvurusunda; takibe konu alacağı temlik aldığını ancak icra müdürlüğünce temlik yasağı bulunduğu gerekçesi ile temlik sözleşmesinin kabul edilmediğini, sözleşme tarihinde temlik yasağı bulunmadığını ileri sürerek müdürlük işlemini şikayet konusu ettiği, İlk Derece Mahkemesince, icra müdürlüğüne sunulan temlik sözleşmesinde tarafların imzası bulunmadığından geçersiz olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, şikayetçinin istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince aynı gerekçe ile esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Somut olayda; Yusuf Keşifçi tarafından ilama bağlanmış maddi tazminat alacağının tahsili için 25.10.2021 tarihinde ... aleyhine ilamlı takip başlatıldığı, dava dışı Çağlar Deniz tarafından icra dosyasına 24.02.2022 tarihli temliknamenin sunulduğu, icra müdürlüğü tarafından 25.02.2022 tarihli kararla maddi tazminat alacaklarının 7251 sayılı kanun gereğince devredilemeyeceğinden bahisle kabul edilmediği, bu kez de şikayetçi ...’in 8.11.2018 tarihli temliknameyi 29.03.2022 tarihinde sunarak icra dosyasına alacaklı olarak eklenmesini istediği, şikayete konu 31.03.2022 tarihli müdürlük kararı ile aynı talep hakkında daha önce karar verildiği gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>7251 Sayılı Yasa'nın 57. maddesi ile değişik 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun Ek 6. maddesi:</p>

<p>“EK MADDE 6 – (1) Bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Hesaptan talep edilecek tazminat alacağı ancak;</p>

<p>a) Alacaklı tarafından bizzat,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla,</p>

<p>c) Alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla,<br />
takip edilebilir. Takip yetkisi, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlar ya da Hesap nezdinde yapılacak işlemleri kapsar.</p>

<p>(2) Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez.</p>

<p>(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.<br />
Şikayetçi tarafından dosyaya sunulan ve taraflarca imzalanmış olan 8.11.2018 tarihli temlikname adi nitelikte olduğundan icra dosyasına sunulduğu tarihten itibaren sonuç doğurur. Bu nedenle temlik tarihinin, temliknamenin icra takip dosyasına sunulduğu 29.03.2022 tarihli olarak kabulü halinde yukarıda anılan yasal düzenleme gereği şikayetçinin talebinin icra müdürlüğünce reddine karar verilmiş olması isabetlidir.</p>

<p>O halde, şikayetin yazılı gerekçe ile reddi yerine temliknamede tarafların imzasının bulunmadığına yönelik yanılgılı değerlendirme ile reddi isabetsiz ise de, sonuçta şikayet reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Şikayetçinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru olan Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 4.11.2022 tarihli 2022/1282 E. - 2022/2407 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 269,85 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 29.11.2023 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20231227-e-20237966-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="60419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/6769 E., 2025/3572 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236769-e-20253572-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236769-e-20253572-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 03.03.2025 tarihli, 2023/6769 E., 2025/3572 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/6769 E., 2025/3572 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/127 D.İş, 2023/127 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 12.09.2016 tarihinde davalıya ZMSS ile sigortalı aracın, davacının sürücüsü olduğu motosikletle karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucunda davacının yaralanarak malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.001,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 16.09.2022 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 149.248,08 TL'ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; eksik evrakla yapılan başvuru nedeniyle başvurunun usulden reddi gerektiğini, kazanın iş kazası olup olmadığı ve SGK tarafından herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, kusur raporu alınması gerektiğini, kaza nedeniyle elde edilen kazanımların tazminat tutarından indirilmesi gerektiğini, Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli iptal kararının işbu uyuşmazlık bakımından dikkate alınmaması gerektiğini, davacı motosiklet sürücüsünün kask ve koruyucu kıyafet giyip giymediğinin tespit edilemediğini, bu hususun tespiti halinde müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, aleyhe hüküm kurulması halinde başvuru tarihinden itibaren ve ancak yasal faize hükmedilebileceğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza dosyasında alınan ATK Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen kusur raporunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün asli, davacı sürücünün tali kusurlu bulunduğu, alınan hesap raporunun hükme esas alındığı belirtilerek başvurunun kabulü ile 149.248,08 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 07.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme esas alınan maluliyet raporunun kaza ile illiyet bağı kurulmak suretiyle yetkili kılınmış hastane tarafından kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yönetmelik hükümlerine göre ve 5 uzman hekim tarafından muayene edilerek, tıbbi evraklar incelenmek suretiyle düzenlendiği, raporun hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, hesap yönteminde hata bulunmadığı, dosya kapsamında davacıya ödeme yapıldığına ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı, davacının müterafik kusurlu olduğuna ilişkin dosya kapsamında delil bulunmadığı, tam vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının davaya konu dosyada temlikname düzenlettirerek davalıya ilettiğini, bu durumun hukuka aykırı olup davalı tarafından kabul edilmeyeceğini, 5684 sayılı Kanun'un Ek 6. maddesinin uygulanmasına ilişkin genelge uyarınca sigorta sözleşmesinden doğan tazminat alacaklarının temlik edilemeyeceğine ilişkin düzenleme gereği, başvuranın temlikname düzenlettirerek alacağını devretmesinin hukuken geçerli olmadığını, bu durumun resen incelemeye alınmasını talep ettiklerini, ilgili yönetmelik hükümlerine uygun düzenlenmeyen maluliyet raporunun hükme esas alınamayacağını, ATK 3. İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini, davalıya ilk olarak %5 oranlı raporla başvuru yapıldığını, eldeki başvuru kapsamında ise %6 oranlı raporla başvuru yapıldığını, özür oranları arasında çelişki olduğunu, progresif rant yöntemine göre alınan hesap raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli iptal kararının işbu uyuşmazlık bakımından dikkate alınmaması gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, tam vekalet ücretinin hatalı olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, 12.09.2016 tarihinde davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın, davacının sürücüsü olduğu motosikletle karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanan davacı sürücünün sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde; "Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez" düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Buna göre alacaklının kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacağını üçüncü kişiye devredilebileceği düzenlenmiştir. Temlik borç doğuran bir akit değil, alacağı başkasına geçiren mücerret hukuki bir tasarruftur. Bu işlem ile temellük eden alacaklının halefi olmaktadır. Dolayısıyla temlik eden kişinin temlik ettiği bedel üzerinde tasarruf yetkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe girerek eklenen Ek 6. madde ile;</p>

<p>"(1) Bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Hesaptan talep edilecek tazminat alacağı ancak;</p>

<p>a) Alacaklı tarafından bizzat,</p>

<p>b) Alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla,</p>

<p>c) Alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla,</p>

<p>takip edilebilir. Takip yetkisi, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlar ya da Hesap nezdinde yapılacak işlemleri kapsar.</p>

<p>(2) Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez.</p>

<p>(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca belirlenir." hükmü getirilmiştir. Buna göre sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan talep edilecek tazminat alacaklarına temlik yasağı getirilmiştir.</p>

<p>5684 sayılı Sigortacılık Kanunu Ek 6 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Genelgenin (2021/1) 7.maddesinin ikinci fıkrasında da, tazminat alacağının hiç kimseye devredilemeyeceği, tazminat alacağının devrine dair her türlü sözleşme veya işlem Kanuna aykırı olup 6098 sayılı TBK uyarınca kesin olarak hükümsüz olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda; davalı vekili tarafından ilk kez temyiz dilekçesi ekinde dosyaya sunulan, davacının başvuruya konu 12.09.2016 tarihli kaza kapsamında noterde düzenlenen 19.06.2017 tarihli temlikname ile davalı ... ve davalının sigortalısı ... nezdinde doğmuş veya doğacak tazminatın 100.000,00 TL'sini ferileri ile birlikte dava dışı ...isimli kişiye devrettiği, söz konusu temlikin eldeki tahkim başvurusundan ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemenin yürürlük tarihinden önce yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu durumda İtiraz Hakem Heyetince; alacağın temliki ile kısmi temlikte temlik edilen miktarın alacaklısının yerine yeni bir alacaklının geçeceği kuşkusuz olup sigorta alacağının temliki yasağını getiren yukarıda belirtilen yasal düzenlemenin yapıldığı tarihten önce (19.06.2017 tarihinde) yapılmış olması da gözetilerek yukarıdaki açıklamalar ışığında temlik konusu miktar yönünden davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>2-Yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236769-e-20253572-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="93638"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/2690 E., 2026/1324 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232690-e-20261324-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232690-e-20261324-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 10.02.2026 tarihli, 2023/2690 E., 2026/1324 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/2690 E., 2026/1324 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1936 E., 2022/2577 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/80 E., 2022/180 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... ile asli müdahil ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı ... ve asli Müdahil ... vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... ile asli müdahil ... vekili Avukat ... geldiler, davalı adına gelen olmadı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 10.02.2025 (gününde) Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 07.11.2015 tarihinde müvekkili davacı ... 'in içerisinde bulunduğu, dava dışı sürücü ...'in sevk ve idaresindeki araç ile seyir halinde olduğu esnada sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi üzerine 3 metre yükseklikteki şarampole yuvarlanması sonucunda gerçekleşen trafik kazasında davacı müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, geçici ve kalıcı iş göremezliğe maruz kaldığını, trafik kazası sebebiyle Afyonkarahisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/677 Esas numaralı dosyası ile ceza yargılaması yapıldığını, dava konusu trafik kazasına karışan aracın kaza tarihi itibariyle Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası bulunmaması sebebiyle maddi zararların Güvence Hesabından (teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) tahsili ile müvekkili davacıya ödenmesine karar verilmesi talebiyle HMK'nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde olmak üzere şimdilik 20.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 07.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek değişik oranlarda avans faizi ile birlikte ve teminat limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalı ... Hesabından tahsiline karar verilmesini talep etmiş, talep açıklama dilekçesi ile taleplerinin belirsiz alacak davası olarak 5.000,00 TL geçici iş göremezlik, 15.000,00 TL sürekli iş göremezlik zararına ilişkin olduğunu beyan etmiş, 13.03.2019 tarihli bedel artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini 319.333,09 TL'ye yükseltmiş, 09.12.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL talep ettiği geçici iş göremezlik zararını 5.392,98 TL artırarak toplam 10.392,98 TL'ye 15.000,00 TL talep ettiği sürekli iş göremezlik zararını 200.835,55 TL artırarak 215.835,55 TL olmak üzere toplam 226.228,53 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Asli müdahil ... vekili dilekçesi ile asli müdahil talebinde bulunan ... ile davacı arasında ..... Noterliğinin 04.10.2019 tarih, ... yevmiye nolu temliknamesine konu bir borç ilişkisi olduğunu ve bu borç ilişkisine binaen de asli müdahale talebinde bulunulduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>Asli müdahil ... vekili dilekçesi ile; müvekkili ile davacı ... arasında 08.10.2019 tarihinde temlikname imzalandığını, asli müdahil olarak temlikname doğrultusunda, müvekkili lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurumun Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi ve ... Yönetmeliği'nin 9/b maddesi gereğince hak sahibine ödeme yapmak ile yükümlü bulunduğunu, ... Yönetmeliği'nin 16. maddesi ile müvekkili Güvence Hesabına yasada belirtilen nedenlerle yaptığı ödemeler için zarara neden olanlara (aracın işletenine, sürücüsüne, diğer sorumlulara ve mirasçılarına) rücu etme hakkının tanındığını bu nedenle kaza tarihinde sigortasız olduğu iddia edilen aracın sürücüsü ...'e ve aracın işleteni ...'e HMK'nın 61. maddesi uyarınca davanın ihbar edilmesini talep ettiklerini bu nedenle haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. İlk Derece Mahkemesinin ilk kararı ile davanın kısmen kabulüne, bilirkişi tarafından hesaplanan 319.333,09 TL tazminatın %20 müterafik kusur ve %20 hatır taşımacılığı indirimi nedeniyle 204.273,17 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2019/1305 Esas, 2020/40 Karar numaralı kararı ile davacının yaralanmasına neden olan kaza 07.11.2015 tarihinde meydana geldiğinden davacının maluliyet raporunun Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerektiği anlaşılmakla adı geçen yönetmelik hükümleri baz alınarak yeniden rapor alınması, mahkemece hangi alacak kalemi için ne miktar istenildiği konusunda talep sonucunu açıklanması için davacı vekiline süre verilmesi, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve 1,8 teknik faiz hesabının kullanılması için kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TRH 2010 Yaşam Tablosunun esas alınması suretiyle aktüerya alanında uzman bilirkişiden rapor aldırılmış olup hükme esas alınmaya elverişli bilirkişi raporları ile davacı ve asli müdahillerin talepleri nazara alınarak hesaplanan maddi tazminattan davacının alkollü olduğunu bindiği sürücünün aracına binmiş olması nedeniyle %20 müterafik kusur ve % 20 hatır taşıması indirimi yapılması suretiyle davanın kısmen kabulüne, 6.474,55 TL geçici iş göremezlik ve 286.222,82 TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 292.697,37 TL maddi tazminatın davalıdan dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile alınarak 250.000,00 TL'sinin asli müdahil ...'a, 30.000,00 TL'sinin asli müdahil ...'a, kalan 12.697,37 TL'nin davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü ile bilirkişi tarafından hesaplanan 11.202,17 TL geçici iş göremezlik ve 308.131,12 TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 319.333,09 TL tazminatın %20 müterafik kusur indirimi ve %20 hatır taşımacılığı indirimi nedeniyle 7.169,39 geçici iş göremezlik ve 197.203,92 TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalıdan dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 26.01.2023 tarihli "kararın temyiz edilmemiş sayılmasına" dair ek kararı ile davacı ... vekili tarafından (temyiz harç ve giderlerdeki eksikliklerin tamamlaması için verilen kesin süre içerisinde) harç ve giderler tamamlanmadığından temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; maluliyet raporunda, kaza tarihinde geçerli olan yönetmeliğe göre belirlenmiş maluliyet oranı mevcut olsa da yerel mahkemece bu oran esas alınarak karar verilmediğini, tazminat hesabında kullanılan hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda belirlenen tutarların teminatı aşması sebebiyle; teminat limiti üzerinden hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, yargılama sırasında iki defa ıslah yoluna başvurulmuş ve yerel mahkemece ikinci ıslaha göre karar verilmiş olmasının haksız olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>Asli müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde; kural olarak kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanacaklarını, kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca 7251 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 28.07.2020 tarihinden önce yapılan temliknamelerin yürürlükte bulunduğu kanunlar değerlendirilmek sureti ile karar verilmesi gerektiğini, 8251 sayılı Yasa'nın yürürlük tarihinden önceki olay ve işlemlere uygulanamayacağı sabit olup temlik alan ...'ın noterden alınmış .... Noterliğinin 04.10.2019 tarih, ... yevmiye nolu temliknamesinin Yasa'nın yürürlük tarihi olan 22.07.2020 tarihinden önce olması nedeni ile temlik alan müvekkilinin hak ve alacaklarının tahsiline karar verilmesi gerektiğini, dosyada mübrez temliknameler açısından temlik tarihi gözetilmek sureti ile asıl alacak hakkında hüküm kurulması gerektiğini, hesplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi gözetilmek sureti ile yapılması gerektiğini, 07.11.2015 tarihli trafik kazasına ilişkin olarak maluliyet tespitinin Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmekte olup işbu terditli rapordaki Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre belirlenen maluliyet tespitinin dikkate alınmasını, kamu düzeni gereği hüküm tarihinde bilinen ve artışı sağlanan en güncel asgari ücret olan 2022 yılı asgari ücreti üzerinden davacı yanın emsal geliri olan 2.11 kat üzerinde asgari ücret kazancı elde edebileceği hususu da dikkate alınarak tazminat hesaplaması yapılarak hüküm tesis edilmesinde hukuki zorunluluk bulunduğunu, hesaplanacak maddi tazminatta limitten hatır ve müterafik kusur indirimi yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>Asli müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasında tamamen özgür iradeyle ve resmi şekilde noterde düzenlenen temlikname mevcut olduğunu, bu temliknamenin tarihinin 08.10.2019 olup müvekkilinin asli müdahale talebinin reddedilme gerekçesi yapılan kanunun yürürlük tarihinin ise 22.07.2020 olduğunu, dolayısıyla söz konusu Kanun'un resmi şekilde kurulan temlik ilişkisinden sonra yürürlüğe girdiğini beyan etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, ZMSS poliçesi bulunmayan aracın yaptığı trafik kazası sonucu yaralanan davacı yolcunun sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere davacının maluliyetinin belirlenmesine dair kaza tarihi 07.11.20 15... .06.2015-20.02.2019 tarihleri arası Genel Şartlar Ek 6. maddesine göre 30.03.2013 tarihli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik geçerli olsa da Bölge Adliye Mahkemesince kamu düzeni yönünden yapılan incelemede Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01.06.2015 tarihinden itibaren uygulanan Genel Şartlarla belirlenen Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik ile Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğinin uygulama imkanı kalmadığı gerekçesiyle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre mahkemenin 03.07.2019 tarihli kararından önce Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak alınmış bulunan raporların hükme esas alınması gerektiğine dair gerekçesi hatalı olsa da dosya kapsamında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği ve Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik kapsamında alınan tüm raporlarda davacının %57 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirlenmiş olduğunun anlaşılmış olmasına göre davalı vekilinin tüm ve asli müdahil ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Asli müdahil ... vekilinin ve asli müdahil ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>Hukuki bir işlem (tasarrufi işlem) olan alacağın temliki sonrasında alacak üçüncü kişiye intikal etmektedir. Bu andan itibaren üçüncü kişi, borçlu karşısında alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Niteliği itibariyle alacağın temliki, alacaklının tasarruf işlemidir. Temlik, alacağın tamamı için yapılabileceği gibi bir kısmı için de yapılabilir. Tam temlikte alacağın aslı ve fer’ileri temlik alana geçmekte olup alacaklı borç ilişkisinde taraf olmaktan çıkar. Temlik alan, temliki ve alacağın varlığını ispat ederek borçludan talepte bulunur. Temlik ile birlikte temlik alan, alacağın aslı ve fer’ileriyle birlikte, alacağa bağlı rüçhan haklarını da iktisap eder. Dolayısıyla temlik konusu alacak itibariyle dava ve takip hakkı da temlik alana geçer. Alacağın temlikinde esasen borç değişmez, sadece onu talep edecek taraf değişmiş olur.<br />
28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 57. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na eklenen Ek Madde 6.’da “(1) Bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Hesaptan talep edilecek tazminat alacağı ancak;</p>

<p>a) Alacaklı tarafından bizzat,</p>

<p>b) Alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla,</p>

<p>c) Alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla, takip edilebilir. Takip yetkisi, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlar ya da Hesap nezdinde yapılacak işlemleri kapsar.</p>

<p>(2) Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez.</p>

<p>(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca belirlenir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.<br />
Şu halde; 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 57. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na Ek Madde 6'nın eklendiği, bu maddenin temlik yasağına ilişkin olduğu, ancak davaya konu asli müdahil ...'ın temliknamesinin düzenlenme tarihinin 04.10.2019 tarihi ve ...'ın temliknamesinin düzenlenme tarihinin de 08.10.2019 tarihi olduğu, 7251 sayılı Kanun’un 57. maddesinin yürürlük tarihinin ise 28.07.2020 olduğu, kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereği mevcut değişikliğin işbu olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle temliknamelerin geçerli olduğu gözetilerek ve yukarıdaki açıklamalar ışığında alacağın temliki göz önünde tutularak temlik konusu ile davacıların alacağı için aktif husumet ehliyeti konusunda değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin tüm, asli müdahiller vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE</p>

<p>2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle asli müdahil ... vekilinin ve asli müdahil ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı ...'na yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde asli müdahiller ... ve ...'a iadesine,</p>

<p>40.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'ndan alınarak duruşmada vekille temsil olunan asli müdahillere verilmesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232690-e-20261324-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="38209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[292 BİN LİRALIK TAZMİNATTAN KAZAZEDEYE 12 BİN LİRA: SİGORTA ALACAĞINDA KAPANAN TEMLİK KAPISI VE 253 BİN VEKÂLETNAMEYLE AÇILAN PENCERE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/292-bin-liralik-tazminattan-kazazedeye-12-bin-lira-sigorta-alacaginda-kapanan-temlik-kapisi-ve-253-bin-vekaletnameyle-acilan-pencere-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/292-bin-liralik-tazminattan-kazazedeye-12-bin-lira-sigorta-alacaginda-kapanan-temlik-kapisi-ve-253-bin-vekaletnameyle-acilan-pencere-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Kazadan Sonraki Telefon

Trafik kazası geçiren birinin telefonu çoğu zaman, sigorta şirketinden ya da mahkemeden önce, hiç tanımadığı bir numaradan çalar. Arayan kişi kazanın saatini, aracın plakasını, hatta hangi hastaneye gidildiğini bilir. Karşı tarafın sigortasının "zaten ödemeyeceğini", am...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Kazadan Sonraki Telefon</strong></p>

<p>Trafik kazası geçiren birinin telefonu çoğu zaman, sigorta şirketinden ya da mahkemeden önce, hiç tanımadığı bir numaradan çalar. Arayan kişi kazanın saatini, aracın plakasını, hatta hangi hastaneye gidildiğini bilir. Karşı tarafın sigortasının "zaten ödemeyeceğini", ama her şeyin kendilerince halledileceğini söyler. Bundan sonrası bir imzadır: noterde bir vekâletname ya da yıllar önce yaygın olduğu gibi bir temlikname.</p>

<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü ve 21 Eylül 2026'da Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyurulan soruşturma, bu telefonun arkasındaki düzene ilişkin ağır iddialar içeriyor. Açıklamaya göre trafik kazası geçiren kişilerin verileri hukuka aykırı yollarla elde edilerek bazı hukuk bürolarına ve hasar danışmanlık şirketlerine aktarılmış, "ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla" 253 bin kişiden vekâletname alınmış, bu yolla yaklaşık 15,6 milyar liralık haksız kazanç elde edilmiş. 825 kişi hakkında soruşturma başlatılmış. İstanbul, Ankara, Sakarya ve Gaziantep'te 6 avukatlık ofisinde ve 20 şirkette arama yapılmış. MASAK ve SEDDK incelemelerinde kolluk görevlilerine, tahkim hakemlerine, sigorta çalışanlarına, acentelere, eksperlere ve servis çalışanlarına olağan dışı para transferleri tespit edildiği bildirilmiş.</p>

<p>Bunlar şu an için soruşturma aşamasındaki iddialardır ve her şüpheli için masumiyet karinesi geçerlidir. Bu yazının konusu kimin suçlu olduğu değil. Sorulan soru şu: Kanun koyucu 2020'de sigorta tazminatının el değiştirmesini yasakladığı hâlde bu pazar neden küçülmedi ve kazazede bugün hangi hukuki araçlarla korunuyor? Soruyu cevaplamak için Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bu yıl verdiği bir karar iyi bir başlangıç noktası.</p>

<p><strong>II. Afyonkarahisar'daki Dosya: Bir Tazminatın Paylaşılması</strong></p>

<p>Olay 7 Kasım 2015'te yaşanır. Davacı, alkollü olduğu anlaşılan bir sürücünün kullandığı araçta yolcudur. Direksiyon hâkimiyeti kaybedilir, araç üç metre yükseklikten şarampole yuvarlanır. Davacı ağır yaralanır, raporlara göre meslekte kazanma gücünün yüzde 57'sini yitirir. Aracın trafik sigortası yoktur. Dava bu nedenle Güvence Hesabına karşı, Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır.</p>

<p>Dosyanın asıl ilginç tarafı davadan önce yaşanmıştır. Davacı, Ekim 2019'da iki ayrı kişiyle temlikname düzenlemiştir: 4 Ekim 2019 tarihli noter temliki ve 8 Ekim 2019 tarihli ikinci temlik. Bu kişiler yargılama sırasında asli müdahil olarak davaya katılır ve tazminatın kendilerine ödenmesini ister.</p>

<p>İlk derece mahkemesi, yüzde 20 müterafik kusur ve yüzde 20 hatır taşıması indirimi yaptıktan sonra toplam 292.697,37 TL maddi tazminata hükmeder. Paylaştırma şöyledir: 250.000 TL bir asli müdahile, 30.000 TL diğerine, kalan 12.697,37 TL ise kazada malul kalan davacıya.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayılar yalnız başına bir yargı içermez. Temlikin karşılığında davacıya önceden ne ödendiği dosyadan anlaşılmıyor. Belki de ciddi bir borç ilişkisinin karşılığıdır. Yine de meslekte kazanma gücünün yarısından fazlasını yitiren birine kendi tazminatından yüzde beşe yakın bir pay kalması, sistemin hangi yöne aktığını gösteriyor.</p>

<p>Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi bu tabloyu değiştirir, temlikleri 7251 sayılı Kanunla getirilen yasak kapsamında görür ve tazminatın tamamını davacıya verir. Dosya bu noktada Yargıtay'a gider.</p>

<p><strong>III. 2020'de Kapanan Kapı: Sigortacılık Kanunu Ek Madde 6</strong></p>

<p>Kanun koyucu 22 Temmuz 2020'de kabul edilen 7251 sayılı Kanunun 57. maddesiyle 5684 sayılı Sigortacılık Kanununa Ek Madde 6'yı ekledi. Hüküm 28 Temmuz 2020'de yürürlüğe girdi. Birinci fıkraya göre sigorta kuruluşlarından ya da Güvence Hesabından istenecek tazminat alacağı ancak alacaklının kendisi, kanuni temsilcisi veya onun vekâlet verdiği avukat ya da alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı tarafından takip edilebilir. İkinci fıkra ise meseleyi kesin biçimde kapatır:</p>

<p>"Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez."</p>

<p>Genel hüküm TBK m.183'tür. Buna göre alacaklı, "kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça" alacağını borçlunun rızası olmadan devredebilir. Ek Madde 6, bu genel kuralın istisnası olan kanuni bir devir yasağıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236769-e-20253572-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 03.03.2025 tarihli ve E.2023/6769, K.2025/3572 sayılı kararı</a>nda, SEDDK'nın uygulama genelgesine (2021/1) de atıf yaparak yasağa aykırı devir işlemlerinin TBK uyarınca kesin hükümsüz olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20221130-e-202420-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu da 24.01.2024 tarihli ve E.2022/1130, K.2024/20 sayılı kararı</a>nda aynı hükmü aktarmış ve sonucu açıkça yazmıştır: "sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan talep edilecek tazminat alacaklarına temlik yasağı getirilmiştir." Aynı kararda Kurul çoğunluğu, gerekçeli karar yazıldıktan sonra yapılan bir temlikin bile mahkemece ek kararla değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>Yasağın gerekçesi karmaşık değil. Temlik modelinde tazminat, bir kez devredildikten sonra kazazedenin elinden çıkar. Sigortaya başvuran, dava açan ve parayı tahsil eden, avukat olmayan bir şirket ya da kişidir. Avukatlık Kanunu m.63/3 bu yöntemi 2008'den beri suç olarak tanımlıyordu: avukatlık yetkisi olmadığı hâlde "muvazaalı yoldan alacak devralarak" avukatlara ait yetkileri kullananlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Ancak her temlikte muvazaayı ispat etmek zordu. Ek Madde 6 ispat yükünü ortadan kaldırdı ve sigorta tazminatını doğrudan devredilemez hâle getirdi.</p>

<p><strong>IV. Dairenin Cevabı: Yasak İleriye Etkilidir</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232690-e-20261324-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 10.02.2026 tarihli ve E.2023/2690, K.2026/1324 sayılı kararı</a>nda Bölge Adliye Mahkemesinin kararını asli müdahiller lehine oy birliğiyle bozmuştur. Gerekçe kısadır: Ek Madde 6, 28.07.2020'de yürürlüğe girmiştir. Temliknameler ise 04.10.2019 ve 08.10.2019 tarihlidir. Kararın ifadesiyle "kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereği mevcut değişikliğin işbu olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle temliknamelerin geçerli olduğu" gözetilmelidir.</p>

<p>Daire kararından önce bu çizgiyi 03.03.2025 tarihli kararında da izlemişti. O dosyada 19.06.2017 tarihli bir noter temlikiyle tazminatın 100.000 TL'si devredilmişti. Daire, temlikin yasadan önce yapıldığını esas alarak temlik edilen kısım yönünden kazazedenin dava ehliyetinin incelenmesi için hakem heyeti kararını bozmuştu.</p>

<p>Sonuç teknik olarak isabetlidir. Temlik tasarruf işlemidir ve hüküm doğurup doğurmadığı işlemin yapıldığı tarihteki hukuka göre belirlenir. Ek Madde 6'da geçmişe uygulanacağına dair bir geçiş hükmü yoktur. Bir karşı görüş, 6101 sayılı Kanunun 2. maddesinden hareket edebilir. Bu maddeye göre Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır. Ancak bu hüküm yalnız TBK'nın kendi kuralları için konulmuştur ve bir özel kanun olan Sigortacılık Kanununa kıyasen uygulanması, kanun koyucunun açıkça tercih etmediği bir geriye etki yaratır. Bu nedenle dairenin sonucuna katılıyoruz.</p>

<p>Kararda eksik kalan bir nokta var. Temlikin geçerliliği yalnız tarihle ölçülmez. 2019 tarihli bir temlik Ek Madde 6'dan kurtulsa bile iki ayrı denetimden geçmek zorundadır. Birincisi Avukatlık Kanunu m.63/3'tür: temlik alan, alacağı gerçekte kazazede adına takip etmek üzere görünüşte devralmışsa, yani devir avukatlık tekelini aşmanın bir aracıysa, geçerlilik tartışması muvazaa üzerinden yeniden açılır. İkincisi TBK m.28'deki aşırı yararlanmadır. Edimler arasında açık bir oransızlık varsa ve bu oransızlık zarar görenin zor durumundan, düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılarak sağlanmışsa, zarar gören sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirebilir ya da oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Ağır yaralanmış, hastanede ya da tedavi sürecinde olan bir kişinin durumu, "zor durum" kavramına doğal olarak uyar. Bu hakkın süresi kısadır: zor durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde sözleşmeden itibaren beş yıl. 2019'da imzalanan temlikler için bu süre 2024'te dolmuştur. Yine de bozmadan sonra "aktif husumet ehliyeti konusunda değerlendirme" yapacak mahkemenin, temlikin karşılığını ve tarafların ilişkisini de sorması gerekir. Bir temlikin geçerli sayılması, o temliki kimin, hangi koşulda ve hangi bedelle aldığının hiç incelenmeyeceği anlamına gelmemelidir.</p>

<p>Tarih meselesinin uygulamada kötüye kullanılabilecek bir yanı da var.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20231227-e-20237966-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 29.11.2023 tarihli ve E.2023/1227, K.2023/7966 sayılı kararı</a>nda, 8.11.2018 tarihli adi temliknamenin icra dosyasına ancak 29.03.2022'de sunulduğu bir olayda şunu kabul etmiştir: "adi nitelikte olduğundan icra dosyasına sunulduğu tarihten itibaren sonuç doğurur." Buna göre temlik tarihi 2022 kabul edilmiş ve yasak uygulanmıştır. Bu yaklaşım önemlidir, çünkü tarih atmak adi bir belgede kolaydır. Temlikin 2020 öncesine ait olduğunu ileri süren taraf, bunu noter onayı gibi tarihi kesinleştiren bir belgeyle ispat etmelidir.</p>

<p><strong>V. Kapı Kapanınca Açılan Pencere: Vekâletname</strong></p>

<p>Ek Madde 6 temliki yasakladı, avukatla takibi ise açıkça serbest bıraktı. Bu tercih doğrudur, çünkü kazazedenin hukuki yardım alma hakkı kısıtlanamaz. Ancak bunun öngörülebilir bir sonucu vardı: temlik ekonomisi ortadan kalkmadı, biçim değiştirdi. Tazminatı satın almak artık mümkün değildi, ama kazazedeye ulaşıp vekâletname almak mümkündü. Soruşturma açıklamasında öne çıkan sayının "253 bin temlik" değil "253 bin vekâletname" olması tesadüf değildir.</p>

<p>Bu noktada hukukun kazazedeye sunduğu koruma, temlik dönemindekinden çok daha güçlüdür ve bu çoğu zaman bilinmez.</p>

<p>Vekâletnameyle alacak devredilmez. Alacak kazazedede kalır, avukat yalnızca temsilcidir. TBK m.508'e göre vekil, yürüttüğü işin hesabını vermek ve "vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle" yükümlüdür. Teslimde geciktiği paranın faizini de öder. Ek Madde 6'ya göre sigorta tazminatı "sadece hak sahibine veya avukatına ödenir". Avukata yapılan ödeme de hak sahibine ait paradır.</p>

<p>Ücretin sınırı kanundadır. Avukatlık Kanunu m.164'e göre hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi ücret olarak kararlaştırılabilir, ancak bu oran yüzde yirmi beşi aşamaz. Yazılı ücret sözleşmesi yoksa ya da sözleşme belirsizse, ücret yüzde on ile yüzde yirmi arasında belirlenir. Kararla karşı tarafa yüklenen vekâlet ücreti ise avukata aittir. Bu kurallar, ilk bölümdeki paylaştırmanın vekâlet ilişkisinde hukuken kurulamayacağını gösteriyor: avukat, müvekkilin tazminatının yüzde yirmi beşinden fazlasını ücret olarak alamaz.</p>

<p>Vekâlet her zaman sona erdirilebilir. TBK m.512'ye göre vekâlet veren sözleşmeyi her zaman tek taraflı olarak sona erdirebilir. Uygun olmayan zamanda sona erdirirse doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Israrlı telefonlar sonucunda verilen bir vekâletname, kazazedeyi kalıcı olarak bağlamaz.</p>

<p>Avukatın iş elde etme biçimi de serbest değildir. Avukatlık Kanunu m.55, avukatların "iş elde etmek için, reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve harekette" bulunmasını yasaklar. Kaza verisi satın alıp kazazedeyi telefonla arayarak iş toplamak, bu yasağın en açık ihlal biçimlerinden biridir. Bu durum hem disiplin hem de soruşturmadaki suç isnatları açısından ayrıca değerlendirilecektir. Kazazedenin verisini hukuka aykırı biçimde ele geçiren ya da başkasına veren kişi için TCK m.136, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörür. Aldatma unsuru varsa, kişinin içinde bulunduğu zor şartlardan yararlanmak (TCK m.158/1-b) ve serbest meslek sahibinin mesleğine duyulan güveni kötüye kullanması (TCK m.158/1-i), nitelikli dolandırıcılık hâlleri arasındadır. Soruşturmadaki isnatların hangisine uyacağını dosyalar gösterecektir.</p>

<p><strong>VI. Kazazede ve Uygulayıcı İçin Sonuçlar</strong></p>

<p>Uygulamada bu dosyalardan çıkarılabilecek sonuçları kısaca şöyle toparlayabiliriz:</p>

<p><strong>Doğrudan başvuru hakkı.</strong> KTK m.97'ye göre zarar gören, dava açmadan önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapmak zorundadır. Kuruluş 15 gün içinde cevap vermezse ya da cevap talebi karşılamazsa dava veya tahkim yolu açılır. Kazazede bu başvuruyu kimseye vekâlet vermeden kendisi de yapabilir. Ek Madde 6 da "alacaklı tarafından bizzat" takibi ilk sırada sayar.</p>

<p><strong>Vekâletnamenin okunması.</strong> İmzalanan vekâletnamede "ahzu kabz" (para tahsil etme) yetkisi olup olmadığına bakılmalıdır. Yazılı ücret sözleşmesi imzalanmadan iş verilmemelidir. Sözleşmedeki oran, Avukatlık Kanunu m.164'teki yüzde yirmi beş sınırına göre kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>Hesap istemek.</strong> Tazminatın ödenip ödenmediğini sigorta şirketine sormak ve vekilden TBK m.508 uyarınca yazılı hesap istemek kazazedenin hakkıdır. Tahsil edilmiş bir paranın teslim edilmemesi hâlinde hukuki yolun yanında ceza yolu da gündeme gelir.</p>

<p><strong>Eski temlikler.</strong> 2020 öncesine ait temliklerde uyuşmazlık tarihe göre çözülüyor. Temlik alan, noter onayı gibi kesin tarihli bir belge sunmak zorundadır. Adi temliknamenin tarihi, dosyaya sunulduğu gün olarak kabul edilir. Geçerli bir temlik varsa, devredilen tutar yönünden kazazedenin dava ehliyeti sorgulanır. Bu nedenle uygulayıcı, temlikin karşılığını ve kuruluş koşullarını da somut biçimde ortaya koymalıdır.</p>

<p><strong>Verisi sızdırılan kişi.</strong> Kazadan sonra tanımadığı biri tarafından ayrıntılı bilgiyle aranan kişi, arayanın kimliğini ve bilgiye nereden ulaştığını kayıt altına almalıdır. Arama kayıtları ve mesajlar, TCK m.136 kapsamındaki bir şikâyet için ilk delildir.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p>Afyonkarahisar dosyası, 2020 öncesinin sigorta tazminatı ekonomisini tek bir tabloda gösteriyor: 292 bin liralık tazminatın 280 bin lirası kazadan dört yıl sonra imzalanan iki temliknameye gidiyor. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Ek Madde 6'nın geriye yürümeyeceğini söyleyerek bu temlikleri geçerli saymıştır. Kanunların zaman bakımından uygulanması açısından bu sonuç doğrudur. Ancak geçerli sayılan her temlikin muvazaa ve aşırı yararlanma yönünden de sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz.</p>

<p>2020 düzenlemesi temlik kapısını kapattı, ama kazazedeye ulaşma yarışını bitirmedi. Yarış bu kez vekâletname üzerinden sürdü. Soruşturmanın hangi sonuca varacağını yargılama gösterecek. Ancak hukuki dengeyi şimdiden hatırlamak gerekiyor: vekâletname, temlikin aksine alacağı kazazededen almaz. Hesap sorma, ücreti sınırlama ve vekâleti sona erdirme hakkı kazazedede kalır. Bu hakların kaza sonrası gelen ilk telefondan önce bilinmesi, soruşturmanın sonucundan daha fazla koruma sağlayabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232690-e-20261324-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">1. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2023/2690, K.2026/1324, T.10.02.2026 (oy birliği).</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20236769-e-20253572-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2023/6769, K.2025/3572, T.03.03.2025 (oy birliği).</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20221130-e-202420-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/1130, K.2024/20, T.24.01.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20231227-e-20237966-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">4. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E.2023/1227, K.2023/7966, T.29.11.2023 (oy birliği).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">5. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Ek Madde 6 (Ek: 22.07.2020 - 7251/57).</span></p>

<p><span style="color:#999999">6. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.28, m.183, m.508, m.512.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m.35, m.55, m.63, m.164.</span></p>

<p><span style="color:#999999">8. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m.97.</span></p>

<p><span style="color:#999999">9. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.136, m.158.</span></p>

<p><span style="color:#999999">10. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, m.2.</span></p>

<p><span style="color:#999999">11. Adalet Bakanlığı ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 21.09.2026 tarihli soruşturmaya ilişkin kamuoyu açıklaması (basına yansıyan hâliyle).</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/292-bin-liralik-tazminattan-kazazedeye-12-bin-lira-sigorta-alacaginda-kapanan-temlik-kapisi-ve-253-bin-vekaletnameyle-acilan-pencere-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/arac-kaza-trafi.jpg" type="image/jpeg" length="93498"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emlak alım satımında yeni kurallar geliyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/emlak-alim-satiminda-yeni-kurallar-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/emlak-alim-satiminda-yeni-kurallar-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gayrimenkul alım satımında milyonlarca kişiyi ilgilendiren yeni düzenlemeler yolda. Yeni dönemde internet ilanları için emlakçıya e-Devlet’ten yetki vermek yetmeyecek, yapılan sözleşmenin de sisteme eklenmesi gerekecek. Türk vatandaşlar için zorunlu olan doğrulama sistemi artık yabancılar için de uygulanacak. 1 Ekim’de devreye gireceği açıklanan güvenli ödeme sistemi ise ertelenecek. İşte, yeni kurallar ve detayları...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gayrimenkul alıp satacak ya da kiraya verecek vatandaşları doğrudan ilgilendiren yeni düzenlemeler yolda. Hürriyet'ten Aysel Alp'in haberine göre; Ticaret Bakanlığı, sahte ilanların, fiyat manipülasyonlarının ve kayıt dışı emlakçılığın önlenmesi amacıyla devreye aldığı Elektronik İlan Doğrulama Sistemi’nde (EİDS) bir dizi değişikliğe hazırlanıyor. Tüm taşınmazların satışı ve kiralanmasında kimlik ve ilan doğrulamasını zorunlu hale getiren EİDS ile manipülatif, sahte ilanların büyük ölçüde engellendiğini söyleyen Sektörel Ticaret ve Taşınır Rehni Daire Başkanı Erdem Karaman, Ankara’da önceki gün yapılan TÜMSED 1.Uluslararası Gayrimenkul Sektörünün Geleceği Zirvesi’nde yeni düzenlemeleri anlattı.</p>

<p><strong>YETKİ YETMİYOR SÖZLEŞME ŞART</strong></p>

<p>* Sahte ve yanıltıcı ilanları önlemek için hayata geçirilen EİDS, mal sahibinin ilgili emlak işletmesine e-Devlet’ten ilan yetkisi vermesini zorunlu kılıyor. Yetkilendirme olmadan ilan sitelerine giriş yapılamıyor. İşte yeni dönemde e-Devlet’ten yetki vermek tek başına yeterli olmayacak. “Yetkilendirme sözleşmelerinin de ilan yayınlama izniyle birlikte artık e-Devlet üzerinden bir arada yürütülmesi, entegre edilmesi yönünde bir çalışmamız var” diyen Karaman, “Böylece yetki sözleşmesi iptal edildiğinde ilan da iptal olacak ve yayında kalamayacak. Sektör, birden fazla emlakçıya ilan yetkisi verilebilme izninin teke indirilmesini istiyor. Ama tek yetkinin, küçük işletmeleri olumsuz etkilemesinden endişe ediliyor. Yine de bu bakanlığımızın gündeminde bir konu” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>SUİSTİMALERİ ÖNLEYECEK ADIM</strong></p>

<p>* Şu an yabancı malik veya tapuda kaydı olmayan (tapusuz) taşınmazlar için işaretleme yapılarak ilan verilebiliyor. Yani bu ilanların, ilan sitelerine eklenmesi için yetkilendirme şartı yok. Son dönemde sektör temsilcileri bu durumun suistimal edildiğini, bu yolla yetki şartının çiğnendiğini belirtiyordu. Bu konuda da bir düzenleme olacağını dile getiren Karaman, “Buna yönelik de tedbir alıyoruz, yakın zamanda uygulamaya girecek. Artık bunlarda da doğrulama yapılacak ve bu ilanlar da kontrolsüz şekilde verilemeyecek” dedi.</p>

<p><strong>GÜVENLİ ÖDEME ERTELENECEK</strong></p>

<p>* Ticaret Bakanlığı, taşınmaz satışlarında alıcı ve satıcıların dolandırıcılık, hırsızlık ve sahtecilik riskine maruz kalmaması, kayıt dışılığın azaltılması, para transferinin güvenli bir ortamda gerçekleştirilmesi amacıyla ikinci el araç satışlarında uygulanan ‘güvenli ödeme sistemi’ni taşınmaz satışlarında da zorunlu hale getirecek. Söz konusu düzenlemenin 1 Ekim’de başlaması bekleniyordu. Karaman, sürenin biraz daha uzatılması için yakın zamanda yönetmelik değişikliği yapılacağını dile getirdi. Ertelenen ama gelecekte zorunlu olması beklenen sistem şöyle; alıcı, satış bedelini satıcının hesabına değil, sistemin güvenli hesabına yatıracak. Bu para tapu devri gerçekleşene kadar kilitli kalacak. Tapuda satış işlemi tamamlandığında para satıcının hesabına aktarılacak.</p>

<p>* Yetkisiz işletmelere yönelik denetimlerin yoğun şekilde sürdüğünü belirten Karaman, verilen cezalara da değindi: “Bugüne kadar bin 800 kişiye 105 milyon liranın üzerinde para cezası oluşturuldu. Tüm ilan portallarından veriler çekilerek fahiş, manipülatif fiyat artışları analiz edilerek bin 500 kişiye idari yaptırım uygulandı. Önümüzdeki dönemde denetim, kayıt dışı, yetki belgesiz çalışanlara yönelik yoğun denetim faaliyetlerine devam edeceğiz. Sektörün güvenli ödeme sistemine emlak işletmelerinin komisyonunun da eklenmesi önerisini değerlendirebiliriz.”</p>

<p><strong>TAPU HARÇLARI İNDİRİMİ İÇİN GÖZLER MALİYE’DE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Dairesi Başkanı Abdullah Ünlü ise konuşmasında tapu harçlarının düşürülmesi, değer artış vergisi oranlarının indirilmesi ve bir kereye mahsus af getirilmesi taleplerini Hazine ve Maliye Bakanlığı’na sektör talebi olarak ilettiklerini söyledi. Piyasada işlemlerin yüzde 95’inde gerçek satış bedellerinin tapuya yansıtılmadığını, hal böyle olunca devletin gelir kaybını harç oranlarını yüzde 4 seviyesinde tutarak tahsil etmeye çalıştığını anlatan Ünlü, sektörün indirim taleplerine kendilerinin de katıldığını belirterek, sözlerini özetle şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Onların da şöyle bir yanıtı oldu; güvenli ödeme başlasın bu konuyu değerlendireceğiz. Kısa bir süre önce genel müdürlüğümüzde taşınmaz değerleme daire başkanlığı kuruldu. Önümüzdeki süreçte artık ‘otomatik rayiç sistemi’ de devreye girdikten sonra vergi kayıplarının yüzde 90 önüne geçilmiş olacak. Böylece alınan önlemler adım adım sonuç verdikçe ben inanıyorum ki Hazine ve Maliye Bakanlığımız da geri adım atacaktır. Yani yakın zamanda bu problemler ortadan kalkacaktır. Onların bazı çekinceleri var ama yakın zamanda bu tapu harçlarının düşeceği kanaatindeyim.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/emlak-alim-satiminda-yeni-kurallar-geliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/gayrimenkul-ev-bina-kira.jpg" type="image/jpeg" length="79014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-yesil-taksonomisi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-yesil-taksonomisi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, 24 Eylül 2026 Tarihli ve 33380 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE YEŞİL TAKSONOMİSİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu ekonomik faaliyetlerin desteklenmesi, sürdürülebilir yatırımlara finansman akışının teşvik edilmesi ve piyasada yeşile boyamanın önlenmesi amacıyla Türkiye Yeşil Taksonomisinin usul ve esaslarını düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) Kurum, kuruluş ve işletmelerin Ek-1’de yer alan ekonomik faaliyetlerini,</p>

<p>b) Finansal kuruluşların yürüttükleri faaliyetleri,</p>

<p>c) Türkiye Yeşil Taksonomisinin uygulama şartlarını, teknik tarama kriterlerini, raporlama ve doğrulama işlemlerini, idari/teknik usul ve esaslarını,</p>

<p>ç) Raporlama yapacak kurum, kuruluş, işletmeler ve finansal kuruluşların kullanacakları Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemine ilişkin diğer hususları,</p>

<p>kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 2/7/2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/D maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Asgari sosyal koruma önlemleri: Uygun ekonomik faaliyetlerin sosyal ve ekonomik hakları ihlal etmemesini sağlamaya yönelik önlemleri,</p>

<p>b) Başkan: İklim Değişikliği Başkanını,</p>

<p>c) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını,</p>

<p>ç) Biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ile restorasyonu: Doğal yaşam alanlarının ve biyoçeşitliliğin korunması, nesli tükenmekte olan türlerin koruma altına alınması, insan faaliyetleri nedeniyle bozulmuş veya tahrip olmuş ekosistemlerin eski haline döndürülmesi için yapılan çalışmaları,</p>

<p>d) Çevresel bütünlük ilkesi: Doğal çevrenin korunmasını, ekosistemlerin dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini amaçlayan ilkeyi,</p>

<p>e) Çevresel hedef: Bir ekonomik faaliyetin çevresel sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla; sera gazı emisyonlarının azaltımı, iklim değişikliğine uyum, su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması, döngüsel ekonomiye geçiş, kirliliğin önlenmesi ve kontrolü, biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ile restorasyonu hedeflerini,</p>

<p>f) Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemi: Taksonomi sürecine ilişkin iş ve işlemlerin elektronik ortamda gerçekleştirileceği çevrimiçi sistemi,</p>

<p>g) Doğrulama: Türkiye Yeşil Taksonomisi kapsamında kurum ve kuruluşlarca hazırlanan raporların Başkanlıkça belirtilen hususlar çerçevesinde doğrulanmasını,</p>

<p>ğ) Döngüsel ekonomiye geçiş: Mevcut malzeme veya ürünlerin mümkün olduğunca uzun süre kullanılmasını, paylaşılmasını, kiralanmasını, yeniden kullanılmasını, onarılmasını, yenilenmesini ve geri/ileri dönüştürülmesini içeren ve bu sayede ürünlerin yaşam döngüsünün uzatılmasını hedefleyen üretim ve tüketim modeline geçilmesini,</p>

<p>h) Ekonomik faaliyet: Sermaye, işgücü, ham madde, üretim teknikleri veya ara ürünler gibi kaynakların belirli ürün veya hizmetleri üretmek üzere bir araya getirilmesini,</p>

<p>ı) Geçiş faaliyeti: İklim nötr bir ekonomiye geçişi destekleyen, düşük karbonlu ekonomik ve teknolojik alternatiflerin henüz mevcut olmadığı sektör veya endüstrilerde en düşük sera gazı emisyon seviyelerine sahip olan ve düşük karbonlu alternatiflerin geliştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını engellemeyen faaliyeti,</p>

<p>i) İklim değişikliğine uyum: İklim değişikliğinin mevcut veya olası olumsuz etkilerini önlemeye, muhtemel zararlarını en aza indirmeye ya da ortaya çıkabilecek fırsatlardan yararlanmaya yönelik süreci,</p>

<p>j) Kirliliğin önlenmesi ve kontrolü: İnsan faaliyetleri sonucunda doğrudan ve dolaylı olarak hava, su, toprak, koku ve gürültü kirliliğine ve atık oluşumuna sebep olan ve 14/1/2025 tarihli ve 32782 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Endüstriyel Emisyonların Yönetimi Yönetmeliği kapsamında tanımlanan ekonomik faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi ve kontrolünü,</p>

<p>k) Kolaylaştırıcı faaliyet: Çevresel hedeflerden en az birine önemli ölçüde katkı sağlanmasını kolaylaştıran, yaşam döngüsü temelinde önemli ölçüde olumlu bir çevresel etkiye sahip olan; aynı zamanda karbon yoğun varlıkların kullanımlarını kolaylaştırmayan veya teşvik etmeyen ekonomik faaliyeti,</p>

<p>l) Komite: Türkiye Yeşil Taksonomisi Komitesini,</p>

<p>m) Net sıfır emisyon: İnsan kaynaklı faaliyetler dolayısıyla atmosfere salınan sera gazı emisyonlarının teknoloji ve diğer yöntemlerle azaltılarak ve/veya yutak alanlar vasıtasıyla dengelenerek sera gazı emisyonlarında net artış olmamasını,</p>

<p>n) Önemli ölçüde katkı sağlama kriterleri: Bir ekonomik faaliyetin Türkiye Yeşil Taksonomisi kapsamında çevresel hedeflere önemli ölçüde katkı verip vermediğini değerlendirmek için belirlenen kriterleri,</p>

<p>o) Önemli zarar vermeme kriterleri: Bir ekonomik faaliyetin Türkiye Yeşil Taksonomisi kapsamında bir veya daha fazla çevresel hedefe önemli ölçüde katkı sağlamasının yanı sıra diğer hedeflerden herhangi birine zarar vermemesi için belirlenen kriterleri,</p>

<p>ö) Raporlama dönemi: Yıllık mali tablo dönemini veya özel hesap kullanan işletmelerde özel hesap dönemini,</p>

<p>p) Sera gazı emisyonlarının azaltımı: Sera gazı emisyonlarının azaltılması ile yutak alanların korunması, artırılması ve iyileştirilmesi faaliyetlerini,</p>

<p>r) Su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması: Kıyı ve geçiş suları dâhil yerüstü ve yeraltı su kaynakları ile deniz sularının mevcut durumlarının iyileştirilmesi, korunmasına katkı sağlanması ve kirlenmesinin önlenmesini,</p>

<p>s) Taksonomi geçiş planı: Kurum, kuruluş ve işletmelerin Türkiye Yeşil Taksonomisi teknik tarama kriterlerine uyum sağlamak veya düşük emisyonlu bir ekonomiye geçişten kaynaklanan riskleri yönetmek amacıyla oluşturdukları stratejik planı,</p>

<p>ş) Teknik tarama kriterleri: Bu Yönetmeliğe dayanılarak belirlenen önemli ölçüde katkı sağlama ve önemli zarar vermeme kriterlerini,</p>

<p>t) Teknik uzman grubu: Türkiye Yeşil Taksonomisi teknik uzman grubunu,</p>

<p>u) Türkiye Yeşil Taksonomisi (Taksonomi): Belirlenen çevresel hedefler doğrultusunda iklim değişikliği ile mücadeleye katkı sağlayan ekonomik faaliyetlere ilişkin ilkeler ve kriterler belirleyerek iklim finansmanının harekete geçirilmesine katkıda bulunan sınıflandırma sistemini,</p>

<p>ü) Uygun ekonomik faaliyet: Bu Yönetmeliğin Ek-1’inde yayımlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi kapsamındaki ekonomik faaliyetleri,</p>

<p>v) Uyumlu ekonomik faaliyet: Uygun ekonomik faaliyetlerden 6 ncı maddede belirlenen kriterleri sağlayan faaliyetleri,</p>

<p>y) Yaşam döngüsü: Ürünün ham madde aşamasından bertarafına kadar birbirini izleyen ve birbirine bağlı olan süreçlerini,</p>

<p>z) Yeşile boyama: Bir kurum, kuruluş ve işletmenin ürün ya da hizmetlerinin, çevresel hedeflerden bir ya da daha fazlasına önemli ölçüde katkıda bulunduğu, diğer çevresel hedeflere önemli zarar vermediği ve asgari sosyal koruma önlemlerini sağladığı algısını yaratmak için halkla ilişkiler, finansman, reklamcılık ya da pazarlama yöntemlerinin aldatıcı şekilde kullanılmasını,</p>

<p>aa) Yutak alan: Ormanlar ve diğer ekosistemler vasıtasıyla karbonu emerek atmosferden uzaklaştıran, karbondioksit emisyonlarını dengeleyen süreci, aktiviteyi ve mekanizmayı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel Esaslar ve Uyumlu Ekonomik Faaliyet Şartları</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Taksonomide şeffaflık, sürdürülebilirlik ve çevresel bütünlük ilkeleri esas alınır.</p>

<p>(2) Taksonominin ülkemizin net sıfır emisyon hedefine ve yeşil büyüme vizyonuna yönelik faaliyetleri desteklemesi esastır.</p>

<p>(3) Uygun ekonomik faaliyetin uyumluluğunun belirlenmesinde, faaliyet için oluşturulan teknik tarama kriterlerinin ilgili olduğu mevzuat hükümlerine uyulması esastır.</p>

<p>(4) Uygun ekonomik faaliyetlerin finansmana erişimini desteklemek amacıyla sürdürülebilirliklerini belirleyen teknik tarama kriterleri oluşturulması esastır.</p>

<p><strong>Uyumlu ekonomik faaliyetin genel şartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Uygun ekonomik faaliyetlerin uyumlu bir ekonomik faaliyet olması için aşağıdaki şartları birlikte sağlaması gerekir:</p>

<p>a) Çevresel hedeflerden en az birine önemli ölçüde katkı sağlamak.</p>

<p>b) Başka hiçbir çevresel hedefe önemli zarar vermemek.</p>

<p>c) Asgari sosyal koruma önlemlerine uymak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çevresel Hedefler ve Asgari Sosyal Koruma Önlemleri</p>

<p><strong>Çevresel hedefler</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı doğrultusunda;</p>

<p>a) Sera gazı emisyonlarının azaltımı,</p>

<p>b) İklim değişikliğine uyum,</p>

<p>c) Su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması,</p>

<p>ç) Döngüsel ekonomiye geçiş,</p>

<p>d) Kirliliğin önlenmesi ve kontrolü,</p>

<p>e) Biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ile restorasyonu,</p>

<p>çevresel hedeflerdir.</p>

<p><strong>Çevresel hedeflere önemli ölçüde katkı sağlama</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bir ekonomik faaliyetin “Önemli Ölçüde Katkı Sağlayan” bir ekonomik faaliyet olarak sınıflandırılması için ekonomik faaliyetin ilgili çevresel hedefin teknik tarama kriterlerinde yer alan önemli ölçüde katkı sağlama kriterlerini yerine getirmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Çevresel hedeflere önemli zarar vermeme</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bir ekonomik faaliyetin “Önemli Zarar Vermeyen” bir ekonomik faaliyet olarak sınıflandırılması için ekonomik faaliyetin ilgili çevresel hedefin teknik tarama kriterlerinde yer alan önemli zarar vermeme kriterlerini yerine getirmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Asgari sosyal koruma önlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca asgari sosyal koruma önlemleri, Uluslararası Çalışma Örgütünün Çalışma Yaşamında Temel İlkeler ve Haklar Bildirgesinde tanımlanan on temel sözleşmede işaret edilen ilkeler ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesindeki haklar da dâhil olmak üzere, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün Çok Uluslu Şirketler Rehberi ve Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri ve ulusal çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatını da kapsayan sosyal koruma düzenlemeleri ile uyumu sağlamak için uygulanan prosedürlerdir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Teknik Tarama Kriterleri</p>

<p><strong>Teknik tarama kriterleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Bu Yönetmelik gereğince belirlenen teknik tarama kriterleri, aşağıda yer alan esaslar doğrultusunda Başkanlık tarafından belirlenir:</p>

<p>a) Belirli bir ekonomik faaliyetin hem kısa hem de uzun vadeli etkilerini göz önünde bulundurarak söz konusu çevresel hedefe en uygun potansiyel katkılar belirlenir.</p>

<p>b) Belirli bir ekonomik faaliyetin hem kısa hem de uzun vadeli etkileri dikkate alınarak ilgili çevresel hedeflerden herhangi birine önemli zarar verilmemesi için karşılanması gereken asgari gereklilikler belirlenir.</p>

<p>c) Kriterler mümkün olduğunca niceliksel olarak belirlenir; niceliksel olarak belirlenemeyen hallerde niteliksel olarak belirlenebilir.</p>

<p>ç) Uygun olduğu hallerde, ilgili mevzuat ve karbon ayak izinin değerlendirilmesine yönelik standartlar dikkate alınır.</p>

<p>d) Kesin bilimsel kanıtlara ve 5 inci maddenin birinci fıkrasında yer alan ilkelere uyulur.</p>

<p>e) Ekonomik faaliyetin kendisinin ve bu ekonomik faaliyet tarafından üretilen ürün ve sağlanan hizmetlerin yaşam döngüsü süresince çevresel etkisi göz önüne alınır.</p>

<p>f) Sektörler, piyasa yapıları, rekabet koşulları, yatırım akışları ve finansal sistem üzerindeki etkileri açık ve nesnel şekilde dikkate alınır.</p>

<p>g) Kriterler belirli bir sektördeki ilgili tüm ekonomik faaliyetleri kapsamalı ve piyasadaki rekabeti bozucu nitelikte olmamalıdır.</p>

<p>ğ) Kriterlerin kullanımı kolay ve doğrulanabilir olmalıdır.</p>

<p>(2) Başkanlık tarafından belirlenecek teknik tarama kriterleri doğrultusunda, katı fosil yakıtlar kullanılan üretim faaliyetleri çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetler olarak değerlendirilmez.</p>

<p>(3) Başkanlık, birinci fıkra kapsamında belirlenecek teknik tarama kriterlerini düzenli olarak gözden geçirir ve gerektiği hallerde, bilimsel ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda düzenler.</p>

<p>(4) Teknik tarama kriterleri Başkanlığın resmî internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p>(5) Teknik tarama kriterlerinde herhangi bir güncelleme yapılması durumunda, güncel kriterler her yılın 15 Aralık tarihine kadar Başkanlığın resmî internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p>(6) Güncellenen kriterler, güncellendiği yılı takip eden yıl itibarıyla geçerli olur.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Anahtar Performans Göstergeleri, Raporlama, Geçiş Planı ve Doğrulama</p>

<p><strong>Anahtar performans göstergeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Anahtar performans göstergeleri, çevresel hedefleri kapsar.</p>

<p>(2) Anahtar performans göstergeleri şunlardır:</p>

<p>a) Taksonomiye uygun veya taksonomiyle uyumlu ürün veya hizmetlerden elde edilen hasılat, yatırım harcamaları ve işletme giderlerinin oranları.</p>

<p>b) Banka faaliyetlerinin çevresel sürdürülebilirliği ve çevresel hedefleri nasıl ve ne ölçüde dikkate aldığını ve bunlara ne düzeyde katkı sağladığını gösteren oranları.</p>

<p>c) Aracı kurumlar, yatırım ortaklıkları ve portföy yönetim şirketlerinin çevresel sürdürülebilirliği ve çevresel hedefleri nasıl ve ne ölçüde dikkate aldığını ve bunlara ne düzeyde katkı sağladığını gösteren oranları.</p>

<p>ç) Sigorta, reasürans ve emeklilik şirketlerinin çevresel sürdürülebilirliği ve çevresel hedefleri nasıl ve ne ölçüde dikkate aldığını ve bunlara ne düzeyde katkı sağladığını gösteren oranları.</p>

<p>(3) 13 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca raporlama yapmakla yükümlü finansal kuruluşlar, kendi anahtar performans göstergelerini hesaplamak için aynı maddenin birinci fıkrası kapsamında raporlama yapan kurum, kuruluş ve işletmelerin güncel verilerini ve anahtar performans göstergelerini esas alır.</p>

<p><strong>Raporlama</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Ek-1’de yer alan uygun ekonomik faaliyetlerden en az birini yürüten kurum, kuruluş ve işletmeler Başkanlığın resmî internet sayfasında yayımlanacak raporlama şablonlarına uygun şekilde raporlama yapabilir.</p>

<p>(2) Finansal kuruluşlardan;</p>

<p>a) Aracı kurumlar, yatırım ortaklıkları ve portföy yönetim şirketleri,</p>

<p>b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan bankalar,</p>

<p>c) 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri,</p>

<p>beşinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar kapsamında raporlama yapmak zorundadır.</p>

<p>(3) Raporlar ilgili yılın mali tablo döneminin bitimini takip eden altıncı ayın sonunda (Özel hesap dönemi kullanan işletmelerde, özel hesap dönemi sonu dikkate alınır) raporlama yapan kurum, kuruluş, işletmeler ve finansal kuruluşlar tarafından Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemine yüklenir.</p>

<p>(4) Bu madde uyarınca raporlama yapmakla yükümlü finansal kuruluşlar, kendi raporlamalarına konu olabilecek iş ve işlemler bakımından, birinci fıkra kapsamına giren kurum, kuruluş ve işletmelerden, bu Yönetmelik çerçevesinde raporlama yapmalarını talep edebilir.</p>

<p>(5) Bu maddeye göre raporlama yapmak zorunda olan finansal kuruluşların raporlama usul ve esasları, ilgisine göre ayrı ayrı Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık ve Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak tüm raporlamalarda teknik tarama kriterleri esas alınır.</p>

<p>(7) Bu Yönetmelik uyarınca yapılacak raporlamalar, raporlamanın yapıldığı tarihten önceki yıla ait raporlama dönemini kapsar.</p>

<p>(8) Birinci fıkraya göre raporlama yapacak kurum, kuruluş ve işletmelerin Ek-1’de yer alan uygun ekonomik faaliyetlerden kaynaklanan;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Hasılatının, tüm faaliyetlerinden kaynaklı toplam hasılatına oranı %10'unun altında olduğunda,</p>

<p>b) Yatırım harcamalarının, tüm faaliyetlerinden kaynaklı toplam yatırım harcamalarına oranı %10'unun altında olduğunda,</p>

<p>c) İşletme giderlerinin, tüm faaliyetlerinden kaynaklı toplam işletme giderlerine oranı %10'unun altında olduğunda,</p>

<p>ilgili ekonomik faaliyetlerinin anahtar performans göstergesini raporlamaya dahil etmeyebilirler.</p>

<p><strong>Taksonomi geçiş planı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Taksonomi geçiş planı, raporun tamamlayıcı unsuru niteliğindedir.</p>

<p>(2) Taksonomi geçiş planına ilişkin usul ve esaslar Başkanlık tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Doğrulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak raporlamaların doğrulanmasına yönelik usul ve esaslar Başkanlık tarafından belirlenir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Yetki, Görev ve Sorumluluklar ile Türkiye Yeşil Taksonomisi Komitesi</p>

<p><strong>Taksonomiden sorumlu organlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Taksonomiden sorumlu organlar şunlardır:</p>

<p>a) Başkanlık.</p>

<p>b) Türkiye Yeşil Taksonomisi Komitesi.</p>

<p>c) Taksonomi teknik uzman grubu.</p>

<p>(2) Komite ve teknik uzman grubunda yer alacak görevlilerin bu Yönetmelik ile kendilerine verilen tüm görevleri yapabilecek teknik bilgi ve deneyime sahip olmaları esastır.</p>

<p><strong>Başkanlığın görev ve sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Başkanlık;</p>

<p>a) Taksonominin yürütücüsü olup Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemini yönetmeye yetkilidir.</p>

<p>b) Taksonominin işleyişi ve gelişimi hakkında kamuoyunu resmî internet sayfası üzerinden bilgilendirir.</p>

<p>c) Teknik tarama kriterlerini belirleme, geliştirme ve güncelleme, teknik tarama kriterlerini yayımlama süreç ve koordinasyonunu yürütür veya yürütülmesini sağlar.</p>

<p>ç) Taksonominin etkin işleyişi, gelişimi ve uygulamadan kaynaklanan sorunların çözümü için gerekli tedbirleri alır.</p>

<p>d) Komitenin sekretarya işlemlerini yürütür.</p>

<p><strong>Türkiye Yeşil Taksonomisi Komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Komitenin çalışma usul ve esasları aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Komite üyeleri; Başkan veya görevlendireceği başkan yardımcısı başkanlığında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Avrupa Birliği Başkanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından görevlendirilen ilgili kurumu temsil yetkisine sahip ve karar verici düzeyde olan birer üye olmak üzere toplam on beş üyeden oluşur.</p>

<p>b) Komite gerektiğinde kriter belirlenmesine ilişkin ihtiyaçlar doğrultusunda Başkanlığın talebi ile toplanır.</p>

<p>c) Toplantı yeri ve tarihi, Başkanlık tarafından belirlenir ve toplantıdan önce üyelere resmî yazı ile bildirilir.</p>

<p>ç) Toplantı kararları açık oylama ve toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşit olması durumunda komite başkanının kullandığı oy yönünde karar verilir.</p>

<p>(2) Komitenin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Teknik uzman gruplarının oluşturulması, yapısı ile çalışma usul ve esaslarını belirlemek.</p>

<p>b) Teknik tarama kriterlerinin belirlenmesi veya uygun ekonomik faaliyetlere ilişkin teknik tarama kriterlerinin geliştirilmesi için Başkanlığa görüş bildirmek.</p>

<p>c) Teknik uzman grubu tarafından hazırlanan raporları inceleyerek onay vermek. Onay verilmeyen raporları gerekçelendirmek ve tekrar görüşülmek üzere teknik uzman grubuna göndermek.</p>

<p>ç) Teknik uzman grubu tarafından iletilen uygun ekonomik faaliyetler veya teknik tarama kriterleri ile ilgili nihai taslak kriterlerini değerlendirmek ve karara bağlamak.</p>

<p>d) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Taksonomi teknik uzman grubu</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Başkanlık; Komitenin kararı üzerine teknik tarama kriterlerinin oluşturulması veya güncellenmesi amacıyla bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları ile teknik uzman grubu oluşturur.</p>

<p>(2) Teknik uzman grubu başkanı, Başkanlığın önerisi üzerine Komite kararı ile belirlenir.</p>

<p>(3) Teknik uzman grubu tarafından gerçekleştirilecek çalışmalara yardımcı olmak amacıyla grup içerisinden raportör seçilir.</p>

<p>(4) İhtiyaç halinde sektörler özelinde birden fazla teknik uzman grubu Başkanlık tarafından Komitenin kararı alınarak oluşturulabilir.</p>

<p>(5) Teknik uzman grubu, Başkanlık tarafından belirlenecek takvim uyarınca toplanır.</p>

<p>(6) Komite kararına sunulacak teknik uzman gruplarının çalışma usul ve esasları Başkanlık tarafından belirlenir.</p>

<p>(7) Başkanlık ilgili alanlarda istişari nitelikte uzman görüşlerine başvurulması amacıyla özel sektör temsilcilerini, kamu kurumlarının temsilcilerini, öğretim elemanlarını veya bağımsız uzmanları teknik uzman grubu oturumlarına davet edebilir.</p>

<p>(8) Teknik uzman grubunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Ekonomik faaliyetlere ilişkin teknik tarama kriterlerinin belirlenmesi ve geliştirilmesi için sektör özelinde teknik inceleme yapmak.</p>

<p>b) Ekonomik faaliyet özelinde çalışmaları yaparak yeni teknik tarama kriterleri belirlemek veya mevcut teknik tarama kriterlerini gerekli durumlarda güncellemek ve ortaya çıkan sonuçları Komiteye sunmak.</p>

<p>c) Raportör seçmek.</p>

<p>ç) Teknik tarama kriterlerine ilişkin rapor hazırlamak.</p>

<p>d) Komite tarafından iade edilen raporları tekrar görüşmek.</p>

<p>e) Komite tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Taksonomi sürecine ilişkin iş ve işlemler, Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemi aracılığıyla yürütülür.</p>

<p>(2) Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sisteminin yürütülmesine ilişkin iş ve işlemler Başkanlık tarafından belirlenir ve Başkanlığın resmî internet sayfasında ilan edilir.</p>

<p>(3) Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemine yüklenen raporların kamuoyuna açık olması esastır.</p>

<p><strong>Taksonomi uygulamaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Başkanlık, Taksonomi uygulamalarına ilişkin olarak gerektiğinde ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iş birliği halinde her türlü eğitim, plan/program ve proje çalışmaları yapar; kitap, kitapçık, rehber ve her çeşit doküman hazırlar; seminer ve toplantılar düzenler.</p>

<p><strong>Bilgi güvenliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Çevrimiçi Taksonomi Yönetim Sistemine yüklenen taksonomi raporu harici bilgi ve belgeler; kurum, kuruluş ve şirketlerin izni dâhilinde üçüncü taraflarla paylaşılabilir.</p>

<p>(2) Bilgi güvenliğinin sağlanmasında, 12/3/2025 tarihli ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanununa, 7552 sayılı Kanuna ve bu kanunlara dayanılarak yürürlüğe konulan mevzuata uyulur.</p>

<p><strong>İdari yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) 13 üncü madde gereğince raporlama yapanlardan raporlama için gerekli olan bildirim, bilgi ve belge verme yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere, 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin altıncı, dokuzuncu ve on birinci fıkraları doğrultusunda idari para cezası uygulanır.</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve alt düzenleyici işlemler yapmaya Başkanlık yetkilidir.</p>

<p><strong>Geçiş dönemi</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) 13 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen finansal kuruluşlar, 1/1/2029 tarihine kadar taksonomi raporlaması yapmak zorunda değildir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260924-1-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-yesil-taksonomisi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="54766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 324)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milli-emlak-genel-tebligi-sira-no-324nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milli-emlak-genel-tebligi-sira-no-324nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 324)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 426), 24 Eylül 2026 Tarihli ve 33380 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MİLLİ EMLAK GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 324)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SIRA NO: 426)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 26/4/2009 tarihli ve 27211 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 324)’nin “İhale usulü” başlıklı 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“j) Bakanlığın bağlı, ilgili ve ilişkili kurum, kuruluş ve bunların iştiraklerine kendi kuruluş kanunlarında, tüzük, senet ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan şirket ana sözleşmelerinde yer alan asli faaliyetlerinde belirtilen amaçlarda kullanılmak üzere,</p>

<p>k) Özel kanunlarla veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kurulmuş tüzel kişiliğe sahip kurum ve kuruluşlara ve sermayesinin en az yüzde on beşi Türkiye Varlık Fonu veya Hazineye ait kurum ve kuruluşlara; kendi kuruluş kanunlarında, kararnamelerinde, tüzük, senet ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan şirket ana sözleşmelerinde yer alan asli faaliyetlerinde belirtilen amaçlarda kullanılmak üzere,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milli-emlak-genel-tebligi-sira-no-324nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="35218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvurunun 14. Yıldönümü Sempozyumu düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvurunun-14-yildonumu-sempozyumu-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvurunun-14-yildonumu-sempozyumu-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, bireysel başvurunun etkisinin yalnızca başvurucunun uğradığı ihlalin tespit edilmesi ve giderilmesiyle sınırlı olmadığını belirterek “Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlar; yasama, yürütme ve yargı organlarının temel haklara ilişkin yaklaşımına da etki etmekte ve temel hak ve özgürlükleri merkeze alan hukuk anlayışının Türk hukuk düzeninde yerleşmesine katkıda bulunmaktadır.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun 14. yıldönümü dolayısıyla “Türk Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararlarının Bireysel Başvuruya Etkisi” temalı sempozyum düzenlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya’nın açış konuşmasıyla başlayan sempozyuma; Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, Sayıştay Başkanı Metin Yener, Danıştay Başsavcısı Cevdet Erkan, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Serap Yazıcı Özbudun, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Serdar Mutta, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Daire Başkanı Turan Kuloğlu’nun yanı sıra yüksek yargı organlarının üyeleri ile akademisyenler katıldı.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, sempozyumda yaptığı konuşmada Anayasa Mahkemesinin temel görevlerinden birinin Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını güvence altına almak olduğunu belirterek bu görevin nihai amacının insan onurunun, temel hak ve özgürlüklerin ve demokratik hukuk devletinin korunması olduğunu söyledi.</p>

<p>Bireysel başvurunun hukuk sistemine dâhil edilmesiyle anayasa yargısının temel hakları koruma işlevinin yeni ve güçlü bir boyut kazandığını ifade eden Başkan Özkaya, Anayasa’nın üstünlüğünün artık yalnızca hukuk kurallarının Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesiyle değil, bireylerin temel haklarının kamu gücünün işlem, eylem ve ihmalleri karşısında korunması yoluyla da sağlandığını belirtti. Başkan Özkaya, bu yönüyle bireysel başvurunun anayasa yargısını doğrudan insanın hayatına ve somut uyuşmazlıklara temas eden bir niteliğe kavuşturduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Bireysel Başvuru, Hukuk Devletinin Güçlendirilmesine Hizmet Eden Önemli Bir Anayasal Kurumdur</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun etkisinin yalnızca başvurucunun uğradığı ihlalin tespit edilmesi ve giderilmesiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda verdiği kararların yasama, yürütme ve yargı organlarının temel haklara ilişkin yaklaşımına da etki ettiğini, temel hak ve özgürlükleri merkeze alan hukuk anlayışının Türk hukuk düzeninde yerleşmesine katkı sağladığını ifade etti.</p>

<p>Başkan Özkaya, “Bu nedenle bireysel başvuruyu yalnızca bireysel nitelikte bir hak arama yolu olarak değil, aynı zamanda hukuk devletinin güçlendirilmesine ve Anayasa’nın toplumsal hayatta etkili hâle gelmesine hizmet eden önemli bir anayasal kurum olarak görmek gerekir. Bu açıdan bireysel başvuru ile anayasa yargısı arasında kopmaz bir bağdan söz edilebilir.” dedi.</p>

<p>Bireysel başvurunun on dört yıllık tecrübesinin Anayasa Mahkemesinin kurumsal ve içtihadi gelişimine de önemli katkılar sağladığını belirten Başkan Kadir Özkaya, Mahkemenin farklı hak alanlarında kapsamlı bir içtihat birikimi oluşturduğunu söyledi. Başkan Özkaya, bu süreçte yalnızca tekil hak ihlallerinin giderilmesine yönelik değil, aynı nitelikteki ihlalleri doğuran yapısal sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik bir yaklaşımın da geliştiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Her İki Denetim Yolunda Yorumlanan Anayasa Aynıdır</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun Türk anayasa yargısında sıfırdan oluşturulan bir yorum alanı olmadığını belirten Başkan Özkaya, Mahkemenin norm denetimi alanında yıllar içinde oluşturduğu anayasal içtihat birikiminin bireysel başvurunun gelişiminde önemli bir kaynak olduğunu söyledi.</p>

<p>Norm denetiminde hukuk devleti, eşitlik, kanunilik, belirlilik, hukuki güvenlik ve ölçülülük gibi ilkeler etrafında oluşan içtihadın bireysel başvuruyla birlikte somut olay ve bireysel hak eksenli yeni bir denetim alanında yeniden işlev kazandığını ifade eden Başkan Özkaya, iki denetim yolunun birbirinden kopuk anayasal denetim alanı olmadığını vurguladı.</p>

<p>Başkan Özkaya, “Denetimin konusu, usulü ve hukuki sonuçları farklı olsa da her iki denetim yolunda yorumlanan Anayasa aynıdır. Bu sebeple norm denetiminde Anayasa’nın bir hükmüne veya anayasal bir ilkeye verilen anlamın bireysel başvurudan tamamen bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Farklı denetim yollarında geliştirilen içtihadın ortak bir anayasal zeminde buluşması, Anayasa’nın bütünlüğünün ve anayasal yorumun tutarlılığının korunmasına da hizmet etmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Norm denetimi kararlarının temel haklara ilişkin anayasal ilkelerin anlamının belirlenmesinde önemli bir içtihat kaynağı olduğunu ifade eden Başkan Özkaya, bireysel başvuru kapsamında önlerine gelen somut uyuşmazlıkların da kanunların ve diğer düzenlemelerin bireylerin temel hakları üzerindeki gerçek ve doğrudan etkilerini görmelerine imkân verdiğini söyledi. Başkan Özkaya, “Dolayısıyla norm denetimi ile bireysel başvuru arasında tek yönlü değil, karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Kanaatimce anayasa yargısının bütünlüğü de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Bireysel Başvuru, Olağan Kanun Yolu Değildir</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun hukuk sistemindeki yerinin doğru anlaşılmasının önemine işaret eden Başkan Özkaya, “Bireysel başvuru, olağan kanun yolu değildir. Anayasa, bireysel başvuruda olağan kanun yollarının tüketilmesini şart koşmuş; ayrıca kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuru kapsamında incelenemeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır.” dedi.</p>

<p>Bireysel başvurunun başarısının yalnızca Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarla ölçülemeyeceğini vurgulayan Başkan Özkaya, mekanizmanın etkili bir hak arama yolu olarak varlığını sürdürebilmesinin ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesine ve benzer ihlallerin ortaya çıkmasını önleyecek tedbirlerin alınmasına bağlı olduğunu söyledi. Bu noktada bütün kamu makamlarına ve özellikle yargı mercilerine sorumluluk düştüğünü ifade eden Başkan Özkaya, bireysel başvurunun başarısının ortak bir sorumluluk gerektirdiğinin altını çizdi.</p>

<p><strong>Her Bir Başvuru, Bir İnsanın Adalet Arayışını İfade Etmektedir</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun on dört yıllık tecrübesinin hukuk sisteminde ulaştığı noktayı rakamlarla ortaya koyan Başkan Özkaya, şu bilgileri paylaştı: “23 Eylül 2012 tarihinden bugüne kadar Mahkememize toplam 756 bin 726 bireysel başvuru yapılmış, bunların 648 bin 410’u sonuçlandırılmıştır. Başka bir ifadeyle, bugüne kadar yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 85,7’si karara bağlanmıştır. 2026 yılında da çalışmalarımız aynı kararlılıkla devam etmektedir. Bugün itibarıyla Mahkememize yaklaşık 40 bin 769 bireysel başvuru yapılmış, yaklaşık 30 bin başvuru sonuçlandırılmıştır.”</p>

<p>Bu rakamların yalnızca bir iş yükü göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Başkan Özkaya, “Bu rakamlar, bireysel başvurunun geçen on dört yıl içinde hukuk sistemimizde ne ölçüde geniş bir uygulama alanına ulaştığını göstermektedir. Ancak bu tabloyu salt sayısal bir büyüklük veya iş yükü meselesi olarak değerlendirmemek gerekir. Her bir başvuru, Anayasa’da güvence altına alınan bir hakkının kamu gücü tarafından ihlal edildiğini ileri süren bir insanın adalet arayışını ifade etmektedir.” dedi.</p>

<p>Son yıllarda ulaşılan başvuru sayılarının bireysel başvurunun temel hakların korunmasındaki önemini ortaya koyduğunu belirten Başkan Özkaya, aynı tablonun mekanizmanın geleceğini koruma sorumluluğunu da artırdığına dikkati çekerek “Özellikle son yıllarda ulaşılan başvuru sayıları, bireysel başvurunun temel hakların korunmasındaki önemini ortaya koyduğu kadar, bu mekanizmanın etkinliğinin ve sürdürülebilirliğinin korunmasına yönelik sorumluluğumuzu da artırmaktadır. Mahkememiz bu anlayışla, bir taraftan önündeki başvuruları makul sürede sonuçlandırmaya, diğer taraftan geliştirdiği içtihatlarla benzer hak ihlallerinin ortaya çıkmasını önlemeye yönelik anayasal standartları belirlemeye devam etmektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bireysel başvuru sisteminin etkinliğinde ihlal kararlarının uygulanmasının belirleyici önem taşıdığını ifade eden Başkan Özkaya, yargı mercileri ile diğer kamu kurumlarının bu konudaki yaklaşımının sistemin hukuk düzeninde kökleşmesine katkı sağladığını söyledi. İhlal kararlarının yerine getirilmesinin Anayasa Mahkemesince yakından takip edildiğini belirten Başkan Kadir Özkaya, “Mahkememiz istatistiklerine göre bugüne kadar verilen 86 bin 849 ihlal kararının yüzde 99,9’u uygulanmıştır. Uygulama konusunda yaşanan sorunlar ise çok sınırlı sayıdaki somut olay ve bazı teknik hususlarla sınırlı kalmıştır. Bu yüksek uygulama oranı, bireysel başvurunun on dört yıllık tecrübesi bakımından son derece anlamlıdır. Zira bireysel başvurunun gerçek etkisi, verilen ihlal kararlarının hayata geçirilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bir ihlalin tespit edilmesi kadar, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması da temel hakların etkili biçimde korunmasının vazgeçilmez bir unsurudur.” dedi.</p>

<p><strong>Yapay Zekâ, Hâkimin Yerine Geçmek İçin Değil Hâkime Destek Olmak İçin Kullanılmalıdır</strong></p>

<p>Teknolojik gelişmelerin yargı sistemlerini de derinden etkilediğini belirten Başkan Özkaya, bireysel başvuruların sayısı dikkate alındığında teknolojik imkânlardan etkili biçimde yararlanılmasının artık yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu ifade etti.</p>

<p>Başkan Özkaya, avukatların 1 Ekim 2025 tarihinden itibaren bireysel başvuruları UYAP üzerinden yapabildiğini ve o tarihten bugüne kadar Mahkemeye yapılan bireysel başvuruların yaklaşık yüzde 34’ünün UYAP Avukat Portalı üzerinden gerçekleştirildiğini söyledi. Mahkeme bünyesinde yapay zekâ destekli karar destek sistemleri üzerinde çalışmalar yürütüldüğünü belirten Başkan Özkaya, özellikle bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinde kullanılabilecek yapay zekâ tabanlı bir karar destek sisteminin geliştirilmesi çalışmalarında sona yaklaşıldığını kaydetti. Başkan Özkaya, bu sistemlerde bilgi ve veri güvenliğinin korunmasına özel önem verildiğini ifade etti.</p>

<p>Yapay zekânın hâkimin yerine geçmek için değil, hâkime ve yargısal karar alma sürecine destek olmak için kullanılması gerektiğini vurgulayan Başkan Özkaya, “Çünkü yargılama faaliyeti yalnızca verilerin işlenmesinden ve geçmiş kararlar arasında benzerlik kurulmasından ibaret değildir. Adalet; hukuki bilgi ve muhakemenin yanında insanı, toplumu ve somut olayın kendine özgü şartlarını anlayabilmeyi gerektirir. Bu nedenle Mahkememizin teknolojik dönüşüm anlayışının merkezinde daima insan bulunmaktadır.” dedi.</p>

<p>Yargısal kararın sorumluluğunun insana ait olduğunu ve öyle kalması gerektiğini belirten Başkan Özkaya, Mahkemenin hedefinin teknolojiyi yargının yerine koymak değil, adaletin hizmetine sunmak olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>Anayasa’nın Gerçek Gücü, İnsan Hayatına Dokunabilmesinde Ortaya Çıkar</strong></p>

<p>Anayasa’nın gerçek gücünü yalnızca metninden almadığını aktaran Başkan Özkaya, şöyle devam etti: “Onun gerçek gücü insan hayatına dokunabilmesinde ortaya çıkar. Bir kişinin ifade özgürlüğünün, mülkiyet hakkının, özel hayatının, adil yargılanma hakkının veya diğer temel haklarının korunması, tek başına o kişinin hukukunu korumaz. Her bir hak ihlalinin giderilmesi, aynı zamanda hukuk devletinin güçlendirilmesine katkı sağlar.”</p>

<p>Bireysel başvurunun geleceğine ilişkin temel hedefin mekanizmanın etkinliğini ve sürdürülebilirliğini korumak olması gerektiğini vurgulayan Başkan Özkaya, on dört yıllık içtihat birikiminden yararlanılırken değişen dünyanın ve teknolojinin ortaya çıkardığı yeni imkânlara ve yeni sorunlara da hazırlıklı olunması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Norm denetimi ile bireysel başvuru arasındaki ilişkinin de bu bütüncül bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Başkan Özkaya, Anayasa Mahkemesinin gerçekleştirdiği anayasal denetimin nihai amacının Anayasa’nın üstünlüğünü sağlamak, hukuk devletini güçlendirmek ve insanın temel hak ve özgürlüklerini etkili biçimde korumak olduğunu söyledi.</p>

<p>Yunus Emre’nin “Yol odur ki doğru vara, Göz odur ki Hakk’ı göre…” dizelerini aktaran Başkan Özkaya, “Hukukun yolu da insanı hakka ve adalete ulaştırabildiği ölçüde anlamlıdır. Anayasa’nın ve anayasa yargısının gerçek değeri de nihayetinde insanın hakkını koruyabilmesinde ortaya çıkmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Her Daim Her Konuda Herkese Adil Davranmak Zorundayız</strong></p>

<p>Konuşmasının devamında hâkim ve savcılara seslenen Başkan Özkaya, adaletin “her şeyi olması gereken yere koymak, hak edene hakkını teslim etmek” olduğunu söyledi. Adaletin insan ruhunun omurgası, devletin ise harcı olduğunu ifade eden Başkan Kadir Özkaya; güven, refah ve iç barışın temelinin adalet olduğunu belirtti. Adaletin zayıfladığı bir yerde devletten ve toplumsal huzurdan söz edilemeyeceğini ifade eden Başkan Özkaya, şu ifadeleri kullandı: “Bu nedenle hâkim ve savcılar olarak hepimiz her daim her konuda herkese adil davranmak zorundayız. İnsanlar arasında hükmederken adaletle hükmetmek zorundayız. Her daim hak üzere olup hakkı ayakta tutan kimseler olmak zorundayız. Hak ile hüküm vermek zorundayız. Hakkaniyet dahilinde adaletli olmak zorundayız. Adalet timsali olmak zorundayız.”</p>

<p>Hangi inanç veya milliyetten olursa olsun bütün insanların adalet karşısında eşit olduğunu vurgulayan Başkan Kadir Özkaya, nefsin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşılmaması gerektiğini söyledi. Başkan Özkaya ayrıca hâkim ve savcıların cübbelerinin düğme ve cebinin olmadığını hatırlatarak, “Hepimiz her daim bunun ne anlama geldiğinin idraki içinde hareket etmek zorundayız.” dedi.</p>

<p>Konuşmasının sonunda “Bireysel başvurunun on dördüncü yıldönümünün ülkemiz, hukuk sistemimiz ve temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.” diyen Başkan Özkaya, dünyanın dört bir yanında insan onurunu inciten tüm acıların son bulmasını diledi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya’nın açış konuşmasının ardından sempozyumun akademik oturumuna geçildi. Oturumun başkanlığını yürüten Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Basri Bağcı, Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kapsamındaki derin ve köklü birikiminin bireysel başvuru alanında da önemli yansımaları olduğunu ifade etti. Ulusal ve uluslararası örnekler üzerinden değerlendirmelerin yapıldığı oturumda; Greenwich Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Heval Çınar, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ece Göztepe Çelebi, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Köküsarı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Erdoğan ve Anayasa Mahkemesi Başraportörü Dr. Abdullah Çelik sunumlarını gerçekleştirdi.</p>

<p><strong>Hukuk Sistemimizin Önemli Kurumlarından Biri Hâline Geldi</strong></p>

<p>Sempozyumun kapanış konuşmasını ise Anayasa Mahkemesi Başkanvekili İrfan Fidan yaptı. Başkanvekili Fidan, bireysel başvurunun temelinde doğrudan millet iradesinin bulunduğunu belirterek 23 Eylül 2012’de uygulanmaya başlanan bu mekanizmanın geçen on dört yıl içinde hukuk sisteminin önemli kurumlarından biri hâline geldiğini söyledi.</p>

<p>Bireysel başvurunun insanı anayasal güvencelerin merkezine yerleştirdiğini ifade eden Başkanvekili Fidan, Anayasa’da güvence altına alınan hakların ancak ihlal edildiğinde etkili biçimde korunabildiği ölçüde gerçek değer taşıdığını, bireysel başvurunun da kişiye olağan hukuk yollarında giderilemeyen temel hak ihlallerini anayasal düzeyde ileri sürebilme imkânı sağladığını belirtti.</p>

<p>Bireysel başvurunun on dört yıllık birikiminin hukuk sistemi bakımından önemli bir tecrübeyi ifade ettiğini aktaran Başkanvekili İrfan Fidan, önümüzdeki dönemde de bu kurumun etkinliğinin korunmasının, ihlal kararlarının gereklerinin yerine getirilmesinin ve yeni ihlallerin ortaya çıkmasını önleyecek tedbirlerin alınmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/b4xpfpeq/1.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/vxrlf3lj/2.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/i1gbyxr0/3.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/fc4c0u3f/4.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/dsvfx1ep/5.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/kyedpirw/6.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/102idhbm/7.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/d3rheghe/8.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/2ygbg4wg/9.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvurunun-14-yildonumu-sempozyumu-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 23:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-203.jpg" type="image/jpeg" length="97279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Hatice Kocaefe'yi öldüren sanık: Ayaklarına doğru korkutmak amacıyla ateş açtım!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefeyi-olduren-sanik-ayaklarina-dogru-korkutmak-amaciyla-ates-actim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefeyi-olduren-sanik-ayaklarina-dogru-korkutmak-amaciyla-ates-actim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa'nın Gürsu ilçesinde borcunu ödemediği gerekçesiyle kendisine yönelik icra takibi başlatan Avukat Hatice Kocaefe'yi (26) tabanca ile öldüren Hakkı Ç. (49) ile Ali Ç., Esra Ü., Serkan S., Hakan S., Salih U. ve Volkan A.’nın yargılamasına başlandı. Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Hakkı Ç., “Ayaklarına doğru korkutmak amacıyla ateş açtım. Öldürmek amacıyla ateş etmedim” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, 28 Nisan’da saat 17.00 sıralarında Gürsu ilçesi Ağaköy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre Hakkı ., soğuk hava deposu bulunan Elif Çalışkan'a (40) armut sattı. Ödemesini yapan Çalışkan'dan ihracatta kullanılan 5 milyon TL'lik armut kasası satın alan Hakkı Ç. borcunu ödemedi. Çalışkan, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olan kız kardeşi Hatice Kocaefe aracılığıyla hukuki süreç başlatınca Hakkı Ç. ile aralarında husumet oluştu. Kız kardeşleri telefonda tehdit eden Ç., hakkında başlatılan icra takibinin geri çekilmesini istedi. Kocaefe, olumsuz yanıt verip hukuki sürecin devam edeceğini belirtti.</p>

<p><strong>KIZ KARDEŞLERE SİLAHLI SALDIRI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İki kız kardeş, babaları Rahmi Kocaefe ve erkek kardeşleri Muammer Kocaefe ile birlikte sahibi oldukları soğuk hava deposuna yürüyerek gittikleri sırada, otomobille önlerini kesen Hakkı Ç. tarafından silahlı saldırıya uğradı. Şüpheli otomobille kaçarken, Elif Çalışkan dizinden, Hatice Kocaefe ise göğsüne isabet eden kurşunla yaralandı. İhbar üzerine bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Hatice Kocaefe, ambulansla kaldırıldığı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kurtarılamadı.</p>

<p><strong>5 SUÇ KAYDI BULUNAN ŞÜPHELİ YAKALANDI</strong></p>

<p>Olay sonrası jandarma ilk aşamada iki şüpheliyi gözaltına aldı. Soruşturmanın devredildiği Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, Hakkı Ç.'i Nilüfer ilçesinde rezidanstaki bir evde yakaladı. Hakkı Ç.'in 5 ayrı suçtan kaydı olduğu ortaya çıktı. Polis, ardından 6 kişiyi daha gözaltına aldı.</p>

<p><strong>'ÇEKLERİ İCRAYA VERDİLER, SİNİRLENDİM'</strong></p>

<p>Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanan Hakkı Ç.'in verdiği ifadesinde, "Birlikte ticaret yapıyorduk. Borcum karşılığında kendilerine çek verdim. Ödeme yapacağımı söylememe rağmen çekleri icraya verdiler, buna sinirlendim" dediği öğrenildi.</p>

<p><strong>5 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI</strong></p>

<p>Hakkı Ç. ile kendisine yardım ve yataklık yaptıkları iddia edilen Ali Ç., Esra Ü., Serkan S. ve Hakan S. tutuklanırken, Salih U. ve Volkan A. adli kontrolle serbest bırakıldı. Mahkeme ara kararla Esra Ü. ile Hakan S.’ü tahliye etti.</p>

<p><strong>AVUKATLAR ADLİYE ÖNÜNDE TOPLANDI</strong></p>

<p>Öte yandan davanın görüleceği Bursa Adliyesi önünde avukatlar basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun, Kocaeli Barosu Başkanı Kadir Caner Karakadılar, Yalova Barosu Başkanı Elif Turnacı Çavuş, Sakarya Barosu Başkanı Musa Adıyaman, Tekirdağ Barosu Başkanı Egemen Gürcün, Gaziantep Barosu Başkanı Bülent Duran, Mardin Barosu Başkanı Ahmet Duyan, Eskişehir Barosu Başkanı Barış Günaydın ve farklı illerden gelen avukatlar katıldı. Gazetecilere açıklama yapan Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun, meslektaşlarının ölümünün ardından adliye önünde adalet talebiyle bulunmak zorunda kalmanın üzüntüsünü belirtti. Kocaefe'nin öldürülmesinin yalnızca bir cinayet dosyası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Öztosun, avukatların yürüttükleri mesleki faaliyetler nedeniyle hedef alınmasının savunma hakkı açısından da ele alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>DURUŞMA BAŞLADI</strong></p>

<p>Avukat Hatice Kocaefe'yi (26) öldüren Hakkı Ç.’in (49) yargılamasına Bursa 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmaya taraf avukatları, Hatice Kocaefe’nin babası Rahmi Kocaefe, Bahtinur Kocaefe, ağabeyi Muharrem Kocaefe, kardeşi Burak Kocaefe, ablası Elif Çalışkan, çeşitli şehirlerin baro başkanları ve temsilcileri, tutuksuz sanıklar Esra Ü., Hakan S., Salih U. ve Volkan A., Hakkı Ç., Ali Ç. ve Serkan S. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Elif Çalışkan’ın yürüteç ile salona girdiği görüldü.</p>

<p>Duruşmada savunmasını yapan Hakkı Ç., Elif Çalışkan ile aralarında ticari bir husumet olmadığını dile getirerek, “Bizim aramızda olan ticaret değil iyiliktir. Ben Elif Çalışkan’a kullansın diye 5 milyon lira hatır çeki verdim. Daha sonra Elif beni buzhaneye çağırdı. Orada da birbirimize hatır çeki verdik. Aradan 2-3 gün geçti. Çeki kırdırmaya gittim, karşılıksız çıktı. Onlar bizim çekleri kırdırdı ama biz onların çeklerini kırdıramadık. Elif’i aradım, ‘Çekler geçmiyor, başka çek ver’ dedim. Yeni verdiği çekleri kırdırdım. Sonra günü gelince bu çekler ödenmedi. Biz de kendi çeklerimizi iade ettik. Bizim sıkıntımız oradan kaynaklandı. Ben zor duruma düşünce başka bir soğuk hava deposu işletmecisi olan birinden nakit almak istedim. Oraya gittim ve işletme sahibini beklerken orada Elif Hanım geçiyordu. Daha önce çektirdikleri aklıma gelince kendimi tutamadım. 3-4 ayaklarına doğru korkutmak amacıyla ateş açtım. Öldürmek amacıyla ateş etmedim. Hatice Hanımı zaten tanımıyorum” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘BANA ORTAĞIMIZ SERKAN HABER VERDİ’</strong></p>

<p>Hakkı Ç.’in ardından tutuklu sanık Ali Ç. savunma yaptı. Olay günü annesini hastaneye götürdüğü sırada babası Hakkı Ç.’in aradığını belirten Ali Ç., “Ben evde dinlenirken saat 17.00 sıralarında babam beni aradı ‘Bahçeye gel’ dedi. Ben de ‘Tamam’ deyip bahçeye gittim. Bahçede etrafa bakındım ama babamı göremeyince ayrıldım. Ben geri dönerken beni Serkan S. aradı. Kendisi bizim ortağımız. Odunluk Mahallesi’nde bulunan bir alışveriş merkezine çağırdı. Buluştuğumuzda babamın bir olaya karıştığını söyledi. Daha sonra ifadeye çağrıldığımı öğrendim. Serkan avukatın da gelmesini söyledi. Avukat gelince Cinayet Büro Amirliği’ne giderek ifade verdim” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘BABAMDAN BUNU BEKLEMEZDİM’</strong></p>

<p>Şirketlerinin aile işletmesi olduğunu söyleyen Ali Ç., “Babam annemin üzerine işletmeyi kurdu. Annemin işlerle alakası yok, kendisi ev hanımı. Babam ticari işlerle ben de çiftçilik işleriyle ilgileniyorum. Babam Elif Hanıma hatır çeki vermiş. Elif Hanım da babama hatır çeki vermiş. Elif Hanım, verdiğimiz çekleri kullanmış ama onlardan aldığımız çekleri biz kullanamadık. Aradaki husumet buradan başlamış. Olayı duyduğumda şok oldum. Ben babamdan bunu beklemezdim. İnanamadım, konduramadım da” dedi.</p>

<p><strong>‘ARAÇTAN İNMEYE YAKIN OLAYI ANLATTI’</strong></p>

<p>Ali Ç.’in ardından mahkeme heyeti, diğer tutuklu sanık Serkan S.’e söz verdi. Savunmasına suçlamaları kabul etmeyerek başlayan S., “Ölen avukat hanımı tanımıyorum. Ben Elif Çalışkan ile Hakkı Ç. arasında çek alışverişi olduğunu biliyorum. Olay günü Hakkı ile tarlada denk geldik. ‘Burada ne yapıyorsun?’ dediğimde sakin bir şekilde gezdiğini ve aracının bozulduğunu belirterek ‘Beni Bursa’ya bırakır mısın?’ diye rica etti. Aracıma binip onu götürdüm. Yol boyunca bir şey söylemedi. İnmeye yakın olayı anlattı” dedi.</p>

<p><strong>‘OLAYLARDAN HABERİM YOK’</strong></p>

<p>Serkan S.’in ardından tutuksuz sanık Esra Ü. savunmasını yaptı. Kendisinin ev hanımı olduğunu ve olaydan haberinin olmadığını dile getiren Ü., “Suçlamaları kabul etmiyorum. Ben ev hanımıyım. İşlerle ilgilenmiyorum. Hatır çeklerinden haberim yok. Eve icra geldiğinde haberim oldu. Hakkı ya da Ali daha önce bana haber vermedi. Ölen kişi beni telefonda aramıştı. Eve geleceğini söyledi. Evi dolaştılar gittiler. Elif Hanım ile bir iş yaptığını bilmiyordum. Gelenin de Elif Hanımın avukatı olduğunu orada öğrendim. Ben rahmetliği tehdit etmedim. Ben bir anneyim. Asla böyle bir şey olmaz” ifadesini kullandı.</p>

<p><strong>‘TEK SUÇUM POLİSİ ARAMAMAKTI’</strong></p>

<p>Esra Ü.’in ardından mahkeme heyeti, diğer tutuksuz sanık Hakan S.e söz verdi. Duruşmada savunmasını yapan S., Olay günü ben İstanbul’daydım. Akşama doğru Bursa’ya geldim. Hakkı ağabeye bizim evin yakınında apart daire tutmuştuk. Arada sırada orada kalıyordu. Bende de anahtar vardı. Bende kalıyordum. Serkan S. beni aradı ve ‘Hakkı ağabey gelmedi. Özlüce’deki bekar evinde mi?’ diye bakmamı istedi. Ben de o eve gittim. Eve girdiğimde Hakkı ağabey oradaydı ve sinirliydi. Bana ‘Git, senin de başın belaya girmesin’ dedi. Ben de eve döndüm. Saat 22.00 sıralarında olayı sosyal medyada görünce tekrar yanına gittim ve ona sordum. O da yine ‘Git, sana bulaşmasın. Zaten teslim olacağım’ dedi. Ben de eve gittim. Tek suçum polisi aramamaktı. Ama korktuğum için aramadım. İkinci gidişimden sonra Serkan’ı aradım durumu söyledim” diye konuştu.</p>

<p>Hakan S.’ün ardından mahkeme heyeti Salih U. ve Volkan A.’ya da söz hakkı verdi. Tutuksuz sanıklar konuyla alakalarının olmadığını belirterek, beraatlerini talep etti.</p>

<p><strong>‘HATIR ÇEKİ ALIŞVERİŞİMİZ VARDI’</strong></p>

<p>Sanıkların ardından mahkeme heyeti olayda yaralanan Hatice Kocaefe’nin ablası Elif Çalışkan’ söz verdi. Kendisinin soğuk hava depo, meyve ve kasa işletmelerinin olduğunu söyleyen Çalışkan, Kardeşlerim yanımda çalışıyorlar. Rahmetli kardeşim Hatice de işletmelerimin hukuki işlerini yürütmekteydi. İhracat konularında ve tahsil edemediğimiz ödemelerin icra yoluyla almakla görevliydi. Ali Ç. ile aramızda hatır çeki alışverişi oldu. Ancak ben karşı taraftan alacaklıyım. Alacaklı olduğum içim 2025 yılında muhasebecimizle Ali Ç.’in Serme’deki bahçesine gittik. Orada, Hakkı Ç., Ali Ç. ve Serkan S. bulunuyordu. Orada yaptığımız alacak verecek görüşmelerimizde benim alacaklı olduğum konusunda mutabık kaldık. Ben onlara ödeme yapmaları gerektiğini söyledim” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>TEHDİT EDİNCE İCRA BAŞLATTIK’</strong></p>

<p>İlerleyen süreçte ödeme alamadığını dile getiren Çalışkan, “Ben bir daha muhasebe müdürümüz Hasan Beyle aynı yere gittim. Orada Hakkı Ç. ve Ali Ç. vardı. Masada oturuyorduk. Masanın üzerinde silah vardı. Ben zor durumda olduğumu, ödeme yapmam gerektiğini ve bana olan borçlarını ödemelerini söyledim. Ali Ç. de, ‘Bu parayı ben ödeyemem. Beni bir sonraki sezona taşıyacaksın’ dedi. Ben de bunun imkansız olduğunu, benim de sıkıştığımı, bir sene daha bekleyemeyeceğimi söyleyerek ne zaman ödeyeceklerini sordum. Bana ‘Taşımazsan öldürürüz o zaman’ dedi. O sırada araya Hakkı Ç. girdi. ‘Önümüzdeki sezona taşıyacaksınız’ dedi. Ben de bunun imkanının olmadığını söyleyerek, ‘Ödeme niyetiniz yoksa ben de yasal yollar başvuracağım’ dedim. Bunun üzerine Hakkı da ‘Eğer Esra ile Ali’yi icraya verirsen seni Gürsu’da gezdirmem, seni öldürürüm. Mekanında bir tane canlı bırakmam. Gençliğine doyamazsın’ diye tehdit etti. Ben de oradan ayrıldım ve kız kardeşim Hatice Kocaefe’ye icra takibini başlatmasını söyledim” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KARDEŞİMİ TOPRAĞA VERDİK'</strong></p>

<p>Olaydan sonra Esra Ü., Hakkı Ç. ve Ali Ç.’in tehditlerinin devam ettiğini dile getiren Elif Çalışkan, Olay günü ailece işletmemize gittik. Burada işlerle ilgilenirken Hakan S. beni aradı ve nerede olduğumu sordu. Ben de depoda olduğumu söyledim. Bana depoyu hala satıp satmayacağımı, müşteri olduğunu sordu. Bir süre konuştuktan sonra telefonu kapattım ve komşumuz olan işletmecilerden Turgut Bey’in işletmesine ziyarete gidiyorduk. O sırada bir araba yavaşladı. Ben otomobilde Hakkı Ç.’i gördüm. Bize hedef gözeterek 5-6 el ateş açtı. Ben kardeşimin yere yığıldığını gördüm. Sonra hastaneye gittik. Gül gibi kardeşimi kaybettik. Vatana millete hayırlı evlat olsun diye okuttuğumuz kardeşimi kara toprağa verdik. Sanıkların hepsinden şikayetçiyim” dedi.</p>

<p><strong>‘GÜNDE 4-5 SAAT AĞLIYORUM’</strong></p>

<p>Elif Çalışkan’ın ardından Hatice Kocaefe’nin babası Rahmi Kocaefe söz aldı. Ailece çalıştıklarını söyleyen Kocaefe, “ Sabah ailece işletmeye geldik. Sonra komşu işletmeye ziyarete gidiyorduk. Yolda yürürken bir araç yavaşladı. Ben adres soracak diye beklerken, bir kızımı kalbinden, bir kızımı da ayağından vurmuş. Ben bu işi yapanlardan yardımcı olanlardan şikayetçiyim. Günde 4-5 saat ağlıyorum. Davacıyım” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘EVLADIMIN KANI YERDE KALMASIN’</strong></p>

<p>Rahmi Kocaefe’nin ardından anne Bahtinur Kocaefe mahkeme heyetinden söz aldı. Göz yaşlarına hakim olamayan Kocaefe, “Kızım avukat diye çok gururlanıyordum. Hatice hukuk işleriyle uğraşıyordu. Evladım çok başarılıydı. Kızıma yurtdışında eğitim aldırdık, ki gelsin ülkeye faydalı olsun diye. Ama benim kızımı öldürdüler. Olay günü hep birlikte işletmeye gittik. Eşim ve çocuklarım yan işletmeye ziyarete gittiler ben ofiste kaldım. Sonra 5-6 el silah sesi duydum. Camdan dışarı baktığımda iki kızım yerde yatıyordu. Merdivenlerden düşe kalka yanlarına koştum. Hastaneye kaldırdık, orada hayatını kaybetti. İlk avukat kızımı, ardından diğer kızımı indirdi. Şikayetçiyim. Evladımın kanı yerde kalmasın” şeklinde konuştu.</p>

<p>Taraf avukatlarını dinleyen mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Hakkı Ç., Ali Ç. ve Serkan S.’in tutukluluk hallerinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.</p>

<p></p>

<h3><strong><span style="color:#c0392b">TBB VE BAROLAR, AV. HATİCE KOCAEFE’NİN HAYATINI KAYBETTİĞİ SALDIRIYA İLİŞKİN DAVANIN İLK DURUŞMASINA KATILDI</span></strong></h3>

<p>28 Nisan 2026 tarihinde İstanbul Barosu üyesi avukat Hatice Kocaefe’nin, Bursa’nın Gürsu ilçesinde aynı zamanda müvekkili olan kardeşi ile birlikte uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmesine ilişkin davanın ilk duruşması, Bursa 19. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.</p>

<p>Duruşmaya; Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, Eskişehir Barosu Başkanı Barış Günaydın, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bülent Duran, İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu, Kocaeli Barosu Başkanı Av. Kadir Caner Karakadılar, Mardin Barosu Başkanı Av. Ahmet Duyan, Sakarya Barosu Başkanı Av. Musa Adıyaman, Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Egemen Gürcün ve Yalova Barosu Başkanı Av. Elif Turnacı Çavuş ile çok sayıda baronun temsilcileri katıldı.</p>

<p>Duruşma öncesinde TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun ve İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Rukiye Leyla Süren basın açıklaması yaptı.</p>

<p><strong>SAĞKAN: “AVUKATA DÖNÜK ŞİDDET OLAYLARI MÜNFERİT DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>TBB Başkanı Sağkan, açıklamasına bir gün önce Manisa’da yaşanan elim olay nedeniyle yaralanan öğrencilere acil şifalar dileyerek başladı. Yaşananların ülkede yükselen şiddet ikliminin ulaştığı noktayı gösterdiğini ifade eden Sağkan, Av. Hatice Kocaefe’nin öldürülmesini de bu tablodan ayrı değerlendirmenin mümkün olmadığını söyledi.</p>

<p>2026 yılı içerisinde Av. Zekeriya Polat ve Av. Hatice Kocaefe’nin avukatlık görevleri nedeniyle uğradıkları saldırı sonucu yaşamlarını yitirdiklerini hatırlatan Sağkan, avukatlara yönelik tehdit, şiddet ve hakaret vakalarının hemen her gün yaşandığına dikkat çekti.</p>

<p>Sağkan, “Bugün burada sadece Hatice Kocaefe’nin yargılamasına katılmak ve onu yaşamdan koparan kişilerin en ağır cezayı alması için değil, aynı zamanda bu saldırıların son bulması için sesimizi yükseltmek adına buradayız.” dedi.</p>

<p>Avukatlara yönelik saldırıların artık münferit olaylar olarak nitelendirilemeyeceğini ve önleyici mekanizmaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Sağkan, yaşananların; ülkede yükselen şiddet ikliminden avukatı dosyayla özdeşleştiren anlayışa kadar farklı sebepleri olduğunu, başta kamu gücü ve yetkisini elinde bulunduranlar olmak üzere avukatı itibarsızlaştırarak şiddete açık hale getiren sorumsuz yaklaşımlar da dahil olmak üzere sorunun bütüncül politikalarla ele alınması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda bakanlıklar ve TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle paylaşılan önerilerin gecikmeksizin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.</p>

<p>“Biz artık hiçbir meslektaşımızın fotoğraflarıyla adliye önlerinde basın açıklaması yapmak istemiyoruz.” diyen Sağkan, talep edilen bazı düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönünde adımlar atıldığına ilişkin kendilerine bilgi verildiğini belirtti.</p>

<p>Sağkan, “210.000 meslektaşımız ve tüm barolarımız, Hatice Kocaefe’nin katillerinin en ağır şekilde cezalandırılmasının takipçisi olacaklardır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>TBB VE BAROLARIN KATILMA TALEPLERİ KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Duruşmada, Türkiye Barolar Birliği ile baroların davaya katılma taleplerinin kabulüne karar verildi.</p>

<p>Mahkeme heyeti; sanıklar hakkında uygulanan mevcut tutukluluk ve adli kontrol tedbirlerinin devamına, katılan taraf tanıklarının dinlenmesine, sanıkların iletişim bilgilerinin tespitine yönelik bilirkişi raporu alınmasına ve sair delillerin toplanmasına karar verdi.</p>

<p>Duruşma, 9 Aralık 2026 saat 10.00’a ertelendi.<br />
 </p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_1_23092026193823.jpg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_2_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_3_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_4_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_5_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_6_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_7_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_8_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260923_tbb_ve_barolar_av_/86710_9_23092026193823.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefeyi-olduren-sanik-ayaklarina-dogru-korkutmak-amaciyla-ates-actim</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-202.jpg" type="image/jpeg" length="79099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müstehcenlik Suçu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mustehcenlik-sucu-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mustehcenlik-sucu-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müstehcenlik suçu 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu m.226 hükmü ile düzenlenmiştir. Kanun tanıma yer vermemiştir. Kavramın sınırlarını ve kapsamını yargı kararları belirleyecektir. Suç, çocuklar ve yetişkinler için farklı fıkralarda düzenlenmiştir. Müstehcenliğin yaptırıma bağlanması aynı zamanda uluslararası sözleşmelerin de bir gereğidir. Türk Dil Kurumu müstehcen kavramını, açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız müstehcenliği ise müstehcen olma durumu olarak tanımlar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Müstehcenlik suçu; müstehcen ürünlerin alenileştirilmesi, satılması, kiraya verilmesi, reklamının yapılması, şiddet içeren veya doğal olmayan yollardan cinsel ilişkiyi içeren materyallerin üretilmesi, satılması, bulundurulması, depolanması, kullanıma sunulması vb. seçimlik hareketlerle genel ahlaka karşı işlenen suçlardandır. Müstehcen ürünlerin üretilmesinde çocukların kullanılması veya çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltılması, satılması, depolanması, bulundurulması ve kullanıma sunulması gibi hareketlerle işlenen müstehcenlik suçu, genel müstehcenlik suçuna göre daha ağır yaptırım gerektiren bir suç olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasına göre, müstehcenlik olgusunun tespitinde, toplumun belli bir kesiminde kabul edilen değer yargıları değil, toplumun genelinin ve demokratik toplum düzenine ilişkin davranış kurallarının esas alınması gerekir. Buna göre suça konu ürünün toplumun ortak edep ve ahlak temizliğine yönelik açık bir saldırı niteliğinde olup olmadığı, özellikle çocukların bu davranışın zararlı etkilerinden korunması gerekip gerekmediği tespit edilip objektif olarak müstehcen olup olmadığı belirlenmelidir. Yargıtay, müstehcenlik suçundaki hukuki menfaatin toplumun ar ve haya duyguları olduğunu, bu duyguları inciten ürünlerin müstehcen olduğunu kabul etmiştir. Müstehcenlik kişiden kişiye toplumdan topluma değişen veya farklı anlamlar yüklenen bir kavramdır. Müstehcenlik suçu, TCK md.226’da “Genel Ahlaka Karşı Suçlar” bölümünde iki kategori halinde düzenlenmiştir:</p>

<p>1. Genel olarak yetişkinlere ve topluma karşı müstehcenlik suçu,</p>

<p>2. Çocuklara karşı müstehcenlik suçu.</p>

<p><strong>Müstehcenlik</strong></p>

<p><strong>Madde 226-</strong></p>

<p>(1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten,</p>

<p>b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,</p>

<p>c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden,</p>

<p>d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren,</p>

<p>e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,</p>

<p>f) Bu ürünlerin reklamını yapan,</p>

<p>Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.[95]</p>

<p>(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.</p>

<p>(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz.</p>

<p>Genel müstehcenlik suçu çok sayıda seçimlik hareketle işlenebilen bir suçtur. Şu seçimlik hareketler genel müstehcenlik suçuna vücut verir.</p>

<p>Müstehcen Ürünleri Alenileştirme: Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri alenen gösterme, görülebilecek şekilde sergileme, okuma, okutma, söyleme, söyletme müstehcenlik suçunu oluşturur (TCK 226/1-a-b). Buna göre, örneğin, müstehcen içerikli bir kitabı bir topluluk önünde okumak, pornografik veya bedenin cinsel obje haline getirildiği resimleri sergilemek müstehcenlik suçu oluşturur.</p>

<p>Müstehcen Ürünleri Satma veya Kiraya Verme : Müstehcen ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz etme (TCK 226/1-c); bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz etme, satma veya kiraya verme (TCK 226/1-d); bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak verme veya dağıtma (TCK 226/1-e) müstehcenlik suçu teşkil eder. Müstehcen ürünler belli alışveriş merkezlerinde satılabilir veya kiralanabilir. Ancak, bu alışveriş merkezleri dışında satış izni olmayan yerlerde, örneğin alelade bir dükkanda veya sokakta müstehcen ürünlerin satışa arz edilmesi veya kiraya verilmesi suç teşkil eder.</p>

<p>Müstehcen Ürünlerin Reklamını Yapma :Müstehcen ürünlerin reklamı çeşitli şekillerde yapılabilir. Örneğin; tv, radyo, televziyon, gazete gibi klasik kitle iletişim araçlarıyla veya internet yoluyla Onlyfans, Telegram, WhatsApp, Facebook, Twitter/X, Instagram gibi sosyal medya araçlarıyla veya sokakta göstererek müstehcen ürünlerin reklamı yapılabilir.</p>

<p>Basın Yayın Yoluyla Müstehcenlik Suçu: Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 226/2). Yayınlayan kişi aynı zamanda müstehcen ürünün reklamını yapıyorsa, faili hem yayınlama hem de reklamını yapma seçimlik hareketlerini işlediğinden, içtima kuralları gereği faile sadece müstehcen ürünü yayınlama suçu nedeniyle alt sınırdan ayrılmak suretiyle ceza verilmelidir.</p>

<p>Şiddet İçeren, Hayvanlar, Ölü İnsan Bedeni veya Doğal Olmayan Yoldan Yapılan Cinsel Davranışlara İlişkin Müstehcenlik Suçu : Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 226/4). Bu ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (TCK md.226/5). Özellikle belirtelim ki; Yargıtay, 2016 yılından itibaren, anal ve oral yoldan yapılan, eşcinsel eğilimli ya da çoklu cinsel birleşmelere ait görüntüleri tek başına "doğal olmayan" kavramı içerisinde değerlendirmeyi terk etmiştir. Yargıtay, doğal olmayan ilişki biçimlerini cinsel yaşamın içerisinde yeri olmayan, aşağılayıcı veya bütün toplum tarafından da doğal olarak kabul edilmeyen ilişkiler olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, bu tarz ilişkileri içeren yazı, ses veya görüntülerin müstehcenlik suçunun konusu olması halinde TCK m.226/4’te düzenlenen “doğal olmayan yoldan cinsel davranış” hükmü değil, TCK m.226/1 hükümleri uygulanmalıdır.</p>

<p>TCK’nın 226/4.maddesindeki “doğal olmayan” kavramının bireylerin cinsel yaşamının içerisinde yeri olmayan, aşağılayıcı veya bütün toplum tarafından da doğal olarak kabul edilmeyen ilişkileri tanımlamaktadır. Anal ya da oral yoldan yapılan, eşcinsel veya grup halinde bulunulan cinsel birleşmelere ait görüntülerin veya cisimle yapılan mastürbasyon görüntüleri tek başına bu kavram içerisinde değerlendirilemeyecektir. Hayvanlarla cinsel ilişki görüntülerinin cep telefonu, bilgisayar veya başkaca bir depolama alanında bulundurulması TCK m.226/4 gereği cezalandırılır.</p>

<p><strong>Çocuklara Karşı İşlenen Müstehcenlik Suçu ve Cezası</strong></p>

<p>Ceza hukukunda çocuk; başka suretle ergin olsa bile “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak kabul edilmektedir. Çocukların cezai ehliyeti, yaş gruplarına, algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğine göre belirlenmektedir. Özellikle belirtelim ki; ceza hukukunda 15 yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel suça rıza göstermesi halinde, rızası geçerli kabul edilmemektedir.</p>

<p>Müstehcenlik suçunda genel olarak korunan hukuki menfaatin, toplumun ar ve duyguları olduğu ifade edilmektedir. Çocuklara karşı işlenen müstehcenlik suçlarında korunan hukuki yarar da özel olarak “çocuk haklarıdır”. Çocuklara karşı işlenen müstehcenlik suçu ile çocuğun cinsel istismara karşı korunması da sağlanmak istenmiştir.</p>

<p>Çocuklara karşı işlenen müstehcenlik suçları ve cezaları, diğer bir deyişle çocuk pornografisi suçları ve cezaları şunlardır:</p>

<p>Müstehcen Ürünleri Çocukların Görüp Duyabileceği Şekilde Alenileştirme: Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri verme ya da bunların içeriğini gösteme, okuma, okutma veya dinletme (TCK 226/1-a), bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde sergileme, okuma, okutma, söyleme, söyletme (TCK 226/1-b), çocuklara karşı işlenen müstehcenlik suçu olarak kabul edilir.</p>

<p>Müstehcen Ürünlerin Üretiminde Çocukların Kullanılması : Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/66 sayılı kararıyla, çocuğun herhangi bir müstehcen ürünün üretilmesinde profesyonel, amatör veya bir kereye mahsus kullanılması arasında fark olmadığını kabul etmiştir. Yargıtay çocuğun müstehcen ürünün üretilmesinde kullanılmasını şu şekilde ifade etmiştir: Çocuklara karşı müstehcenlik suçunu da düzenleyen TCK’nın 226. maddesinin 3. fıkrasının birinci cümlesi, müstehcen ürünlerin şekli şartları ya da bu ürünlerin üretiliş şekil ve amaçları konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Buradaki müstehcen ürün içeriğinde müstehcenlik unsuru olarak çocuğun kullanıldığı resim, film, video, fotoğraf, grafik, imge, heykel, çizgi film, animasyon gibi görsel veya sesli ürünler ile şarkı sözü, roman, hikaye gibi yazılı ürünleri ifade etmektedir. Bu konuda bir sınırlama söz konusu değildir. Çocuğun bu müstehcen ürünün üretilmesinden haberinin ya da rızasının olup olmamasının da bir önemi yoktur. Kanun bir kimsenin müstehcen görüntülerin profesyonel olarak hazırlanmasını aramamış, müstehcen ürünlerin şekli şartları ya da bu ürünlerin üretiliş biçimi ve amaçları konusunda bir sınırlama getirmemiştir.</p>

<p>Bunun yanında suçun unsurlarının oluşması bakımından müstehcen ürünlerin izlenmesi, izlettirilmesi, satılması ve dağıtılması gibi bir zorunluluk da söz konusu değildir. Bu müstehcen ürünlerin hiç izlenmemiş olması ya da bireysel amaç için üretilmiş olması da sonucu değiştirmeyecektir. Önemli olan bir çocuğun müstehcen ürün üretiminde kullanılmasıdır. Bu nedenlerle 15 yaşından küçük mağdure ile girdiği cinsel ilişkiyi kayda alan, mağdurenin çıplak fotoğraflarını çeken ve bu kayıtları cep telefonunun hafıza kartında saklayan sanığın eyleminin en ağır cezayı gerektiren TCK'nun 226. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesindeki müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukların kullanılması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Çocukların Kullanıldığı Müstehcen Ürünleri Ülkeye Sokma, Çoğaltma, Satma, Depolama, Bulundurma ve Kullanıma Sunma Suçu :Çocuklar kullanılarak üretilen müstehcen ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>Şiddet İçeren, Hayvanlar, Ölü İnsan Bedeni veya Doğal Olmayan Yoldan Yapılan Cinsel Davranışlara İlişkin Ürünlerin Çocuklara Ulaşmasını Sağlamak Suretiyle Müstehcenlik Suçu : Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bu ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlar veya yayınlanmasına aracılık ederse veya çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlarsa, 6 yıldan 10 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>Çocukların Kullanıldığı Müstehcen Ürünlerin Çocuklara Ulaşmasını Sağlama :Çocuklar kullanılarak üretilen müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden veya çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, 6 yıldan 10 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>Çocuk pornografisi suçları, internettin yaygın kullanımıyla birlikte artma eğilimi göstermektedir. Örneğin, çocuklara ait müstehcen görüntülerin facebook, twitter, instagram vb. sosyal medya hesapları üzerinden internet ortamında yayınlanması halinde fail TCK m.226/5 hükümleri gereği cezalandırılacaktır.</p>

<p>Müstehcenliğin yasal kabul edildiği hallerde TCK md.226’da düzenlenen müstehcenlik suçu hükümleri uygulanmaz. Müstehcenlik aşağıdaki hallerde yasal kabul edilir: Müstehcenlik kişinin özel alanında kalması kaydıyla suç değildir. Örneğin, kişinin erotik veya porno film izlemesi müstehcenlik suçunu oluşturmaz. Müstehcen ürünlerin izin verilen yerlerde satılması, satışa arz edilmesi veya gösterilmesi suç teşkil etmez.</p>

<p>Çocukların kullanıldığı müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünler hariç olmak üzere ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz. Bilimsel eserler hakkında müstehcenlik suçu hükümleri uygulanmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müstehcenlik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde düzenlenen ve fiilin niteliğine göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilen bir suç tipidir. TCK 226 kapsamında müstehcen içeriklerin çocuklara sunulması, yayınlanması, satılması, dağıtılması, reklamının yapılması veya çocukların kullanıldığı müstehcen içeriklerin üretilmesi ve bulundurulması gibi farklı eylemler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu nedenle somut olayda hangi fıkranın uygulanacağının doğru şekilde belirlenmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>Özellikle internet, sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital depolama alanları üzerinden gerçekleştiği iddia edilen eylemlerde; içeriğin niteliği, paylaşımın şekli, gönderildiği veya erişime sunulduğu kişiler, dijital materyallerin elde edilme yöntemi ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir. Müstehcenlik suçuna ilişkin soruşturmalarda dijital delillerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği ve isnat edilen fiilin TCK 226 kapsamında gerçekten suç oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Bu kapsamda müstehcenlik suçu soruşturması veya davasında, yalnızca dijital ortamda bir görüntü, video ya da içerik bulunması üzerinden sonuca ulaşılması yerine, somut olayın bütün özelliklerinin ve delillerin hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Savunmanın suçun kanuni unsurları, delillerin hukuka uygunluğu ve isnat edilen eylemin TCK 226'nın hangi hükmü kapsamında değerlendirilebileceği üzerinden oluşturulması önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mustehcenlik-sucu-dal-1</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="27174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 10. Dairesi'nin 2025/384 E., 2025/4034 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairesinin-2025384-e-20254034-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairesinin-2025384-e-20254034-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 10. Dairesi'nin 24/09/2025 tarihli, 2025/384 E., 2025/4034 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2025/384<br />
Karar No : 2025/4034</strong></p>

<p>DAVACILAR : 1- ...<br />
2-...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>DAVALI : ... Müdürlüğü</p>

<p><br />
DAVANIN_ÖZETİ :Davacılar tarafından, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 12. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca istisnai olarak kazandıkları Türk vatandaşlığının, aynı Kanun'un 31. maddesi uyarınca iptal edilmesine ilişkin 16/08/2024 tarih ve 8847 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın kendilerine ve çocuklarına yönelik kısmının iptali istenilmektedir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...<br />
DÜŞÜNCESİ :2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın görev yönünden reddine karar verilerek dosyanın Danıştaya gönderilmesi üzerine Dairemiz esasına kaydedilen dosyada, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca hazırlanan Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra, dava dilekçesi öncelikle 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (g) bendi uyarınca anılan Kanun'un 3. maddesine uygun olup olmadığı yönünden incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinde, idari davaların, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı; dilekçelerde, tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihinin gösterileceği; ayrıca dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceği, dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağı hususları düzenlenmiştir.</p>

<p>Aynı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasında ise, dilekçelerin görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet ve aynı Kanun'un 3 ve 5. maddelerine uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği hükme bağlanmış; 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde de, dilekçelerin, 3 ve 5. maddelere uygun olmadıklarının tespiti hâlinde, otuz gün içinde 3 ve 5. maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenerek dava açılmak üzere reddedileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Dava dilekçesinin incelenmesinden, dilekçenin "Davacı" kısmında, yalnızca ...ve... isimlerine yer verildiği; dilekçenin "Konu" kısmında, davacılar ve çocuklarının istisnai olarak kazandığı Türk vatandaşlıklarının iptal edilmesine ilişkin 16/08/2024 tarih ve 8847 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptalinin istenildiği, "Sonuç ve İstem" kısmında ise "müvekkilin" Türk vatandaşlığının iptal edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararının iptalinin istenildiği belirtilerek davacı yönünden istemin sınırlandırıldığı görülmektedir.</p>

<p>Bu haliyle dava dilekçesinin "Davacı" ile "Konu" ve "Sonuç ve İstem" kısımlarının birbiriyle uyumsuz ve tutarsız olduğu, "davacı"nın kim ya da kimler olduğunun tereddüte yol açmayacak şekilde ortaya konulmadığı anlaşılmış, bu nedenle davanın tarafı (davacı) konusunda çelişkili olan dilekçenin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun düzenlenmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Öte yandan, yatırımcı (mal varlığı edinmek suretiyle Türk vatandaşlığını kazanmaya esas olan yatırımı yapan kişi) sıfatını haiz olan davacı (somut olayda davacılardan ...) hakkında tesis edilen Cumhurbaşkanı kararlarının "esas (birincil)" işlem mahiyetinde olduğu, eş ve çocukların ise, aynı kararlara konu olsalar bile, esas işleme bağlı "tali (ikincil)" nitelikteki işlemlerin muhatabı olduğu, dolayısıyla tali işlemlere karşı açılacak davalarda da öncelikle davacı (yatırımcı) adına tesis edilen işlemlerin hukukiliğinin irdelenmesi gerektiği dikkate alındığında; davacıya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan ve kaybeden eşi ve çocuklarının davacı hakkındaki Cumhurbaşkanı kararına karşı dava açmakta subjektif menfaatlerinin bulunduğu açıktır.</p>

<p>Bununla birlikte, esas işlemin muhatabı olduğundan ve kendi Türk vatandaşlığının geçerliliği, eşi ve/veya çocuklarının Türk vatandaşlığının geçerliliğine bağlı bulunmadığından, davacının (somut olayda davacılardan ...'nın), eşi ve çocukları adına tesis edilen tali nitelikteki işlemleri dava konusu etmekte subjektif bir menfaati olmadığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Kaldı ki, eşinin ya da çocuklarının Türk vatandaşlığı hakkında tesis edilen işlemden dolayı davacının (somut olayda davacılardan ...'nın) menfaatinin etkilendiği kabul edilse dahi, hakkındaki esas işlemi dava konusu etmek suretiyle eş ve çocuklarına ilişkin tali işlemin hukuki geçerliliğini de (şahsi engel halleri hariç) dolaylı olarak yargı denetimine sunan davacının, artık eşi ve çocukları adına tesis edilen tali nitelikteki işlemleri dava konusu etmekte hukuki bir yararı bulunmadığı da kuşkusuzdur.</p>

<p>Ayrıca, bir kişiye (yatırımcıya vb.) bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanma ya da kaybetme hali hariç olmak üzere, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olan vatandaşlık hakkına ilişkin uyuşmazlıklarda, dava açma hakkının, münhasıran asıl hak sahibi tarafından kullanılması gerektiği de Danıştay tarafından kural olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu durumda, davacılar ile birlikte çocukları bakımından da Türk vatandaşlığının iptal edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptali isteniliyor ise bu kişiler tarafından verilen vekalete istinaden usulüne uygun düzenlenmiş vekaletname ile (reşit olmayan çocuğun/çocukların bulunması halinde ise bu çocuk/çocuklar adına anne ve babanın veli sıfatıyla hareket ettiği belirtilerek verilen vekalete istinaden usulüne uygun düzenlenmiş vekaletname ile) yetkilendirilmiş vekil tarafından dava açma iradelerinin ortaya konulması, davanın belirtilen eksiklikler giderilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen, Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış açık ve anlaşılabilir bir dilekçeyle açılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bu kararın tebliğinden itibaren 30 (otuz) gün içinde 3. maddeye uygun şekilde düzenlenecek dilekçe ile noksanı tamamlandıktan sonra dava açmakta serbest olmak üzere DAVA DİLEKÇESİNİN REDDİNE,</p>

<p>2- 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası hükmüne göre dilekçenin reddi üzerine yeniden verilecek dilekçede de aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddine karar verileceği hususunun davacılara duyurulmasına,</p>

<p>3-.Davanın yenilenmesi hâlinde yeniden harç alınmamasına, davanın yenilenmemesi durumunda yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan miktarın davacılara iadesine, 24/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairesinin-2025384-e-20254034-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="67852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['BABATAK' SORUŞTURMASI KAPSAMINDA VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLENLERDE TARAF ROLÜ SORUNSALI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/babatak-sorusturmasi-kapsaminda-vatandasligi-iptal-edilenlerde-taraf-rolu-sorunsali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/babatak-sorusturmasi-kapsaminda-vatandasligi-iptal-edilenlerde-taraf-rolu-sorunsali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EŞ ve ÇOCUKLARIN DAVA AÇMA HAKKI ÜZERİNE DANIŞTAY'IN DÜŞÜNCESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılmasına ilişkin yürütülen incelemeler kapsamında 1.150 yatırımcının yatırım uygunluk belgesinin iptal edildiği, bu kişilerin aile fertleriyle birlikte toplam 5 bin 391 kişinin vatandaşlık kararının iptal edildiği, ayrıca 263 yatırımcı ve aile fertleriyle birlikte 743 kişinin vatandaşlık kararının geri alındığı, toplamda 1.413 yatırımcının ve aileleriyle birlikte 6 bin 134 kişinin yatırım yoluyla vatandaşlık kazanmasına ilişkin kararların iptal edildiği veya geri alındığı bildirilmiştir.<strong> BABATAK yöntemi adıyla bilinen dolandırıcılık yöntemi </strong>uygulandığı tespit edilen işlemlerde; gerçek değeri 50 bin-70 bin dolar aralığındaki taşınmazların, vatandaşlık yatırım şartını karşılamak için kâğıt üzerinde 250 bin-400 bin doların üzeri rakamlara yükseltilerek hayali satışlar oluşturulmuş, Türkiye'ye gerçek döviz girişi olmadan vatandaşlıklar kazanılmış ve kazanıldıktan sonra da taşınmazlar tekrar eski sahibine iade edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Usulsüz işlem yaparak vatandaşlığını kaybeden kişilerin sayısal olarak<strong> neredeyse 4 katı büyüklüğündeki kişiler grubu</strong>, bütünüyle aile bireylerinin yapmış olduğu muvazaalı işlemler neticesinde vatandaşlıklarını kaybetmek zorunda kalmıştır. Bu sebeple mağduriyetin giderilmesi ve adaletin sağlanması adına bu çalışmamızda konuyla ilgili bazı teorik ve pratik hususlara temas etme zorunluluğu doğmuştur.</p>

<p><strong>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığını kazanan kişinin vatandaşlığı kanunun öngördüğü hallerde sona erdirilebilmektedir. </strong>5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK) 'nda yatırım yoluyla kazanılan vatandaşlığın kaybı hususuna özellikle yatırım yükümlülükleri yerine getirilirken gerçeğe aykırı beyanda bulunulması, satın alınan taşınmaza ilişkin döviz alım belgelerinin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, taşınmaz yatırım tespit (tapu uygunluk) belgesinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iptal edilmesi, taşınmaz bedelinin yüksek gösterilmesi veya yatırımda süre şartının sağlanmaması gibi hallerde rastlanmaktadır. Bu tür durumlarda, Türk vatandaşlığını kazandıran idari kararın iptali gündeme gelmektedir. Nitekim, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kabul edilen “Yabancı Yatırımcıların İstisnai Olarak Türk Vatandaşlığını Kazanmalarına İlişkin Usul ve Esaslar”ın 8. Maddesinde, Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik ( TVKUY )’te öngörülen şartların belirlenen süre boyunca sağlanmaması halinde, Türk vatandaşlığını kazanma kararının TVK m. 31 kapsamında iptal edileceği düzenlenmiştir. Madde ise, <i>“Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.”</i> şeklindedir.</p>

<p>Türk vatandaşlığına alınmak için başvuruda bulunan kişinin yetkili makamlara sunduğu belgelerin ve verdiği beyanların doğru ve eksiksiz olması beklenmektedir. Ancak, her yalan beyan ya da bilgi gizleme, vatandaşlığa alınma kararının iptaline neden olmamaktadır. İptal kararı verilebilmesi için yalan beyanın veya gizlenen bilginin, vatandaşlık kazanımını etkileyecek ölçüde esaslı olması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, söz konusu beyanda bulunulmasaydı ya da esaslı hususlar gizlenmeseydi yetkili makamın vatandaşlığa alma kararı vermeyecek olması gerekmektedir. <strong>(ÖZGÜR, Yatırım Yoluyla Vatandaşlık, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2026, s. 54)</strong></p>

<p>TVKUY m. 57/2 uyarınca, İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma başlatılacak ve vatandaşlığa alınma kararının iptaline Cumhurbaşkanı karar verecektir. İptal kararının geçerliliği ve sonuçları ise TVK m.32’de düzenlenmiştir: <i>“İptal kararı, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. İptal kararı ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanır.” </i>Yani vatandaşlığın iptali kararı geleceğe yönelik olarak vatandaşlığı sona erdirmekte ve ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar da Türk vatandaşlığını kaybetmekte ve yabancı statüsüne geçmektedir. <strong>Esasen bakıldığında,</strong> <strong>kişilerin bizzat kendilerinden kaynaklanmayan, bilgi ve inisiyatifleri dışında kalan ve idarenin gözetim ve denetimi altındaki bir işlemden doğan kazanımın yine idare eliyle geri alınması idare hukukunda etki gösteren hukukun genel ilkelerinden birisi olan istikrar ilkesiyle bağdaşmamaktadır.</strong> Ancak maddenin lafzı gayet açıktır ve konu tartışmaya kapalıdır. Doktrinde, sadece vatandaşlığın kazanıldığı tarihten iptal edildiği tarihe kadar olan evlenme ve doğumlarda vatandaşlığın devam edip etmediği konusunda tartışma devam etmektedir. Doktrinde <strong>ÖZTÜRK;</strong> TVKUY gereği Türk vatandaşlığını kazanan kişinin Türk vatandaşlığını kazandığı tarihten vatandaşlığın iptal edildiği tarihe kadar olan süreçte doğan çocuğuna ve bu süreçte evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanan eşine tesir etmeyeceğini, vatandaşlığı yalan beyan ya da önemli bir husus gizleyerek kazanan başvurucunun vatandaşlığı kazandığı dönemde başvurucu ile birlikte bu kişilerin işlem görmediğini ve iptal kararına kadar olan süreçteki işlemler geçerliliğini koruyacağından geçerli bir vatandaşlık kazanımları bulunduğunu ileri sürmekteyken <strong>ÖZBEK,</strong> vatandaşlığın yine de son bulacağı görüşündedir. <strong>(ÖZTÜRK, “Vatandaşlığın İrade Dışı Kaybı Halleri”, s.123) aksi yönde görüş ÖZBEK, “İlgilinin İstemi Gerekmeksizin Türk Vatandaşlığıyla İlişkisinin Kesilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (139): s. 98</strong></p>

<p>TVK m. 33’te ise vatandaşlığa alınma kararının iptali halinde, kişinin Türkiye’de bulunan malvarlığı üzerindeki etkisi düzenlenmiştir:<i> “Vatandaşlığı iptal edilenler hakkında 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bunlardan mallarının tasfiyesi gerekli görülen hallerde bu husus iptal kararında belirtilir. Bu kişiler en geç bir yıl içinde Türkiye'deki mallarını tasfiye etmek zorundadır. Aksi halde, malları Hazinece satılarak bedelleri nam ve hesaplarına kamu haznedarlığı sistemine dahil bir kamu bankasına yatırılır.”</i> Ancak iptal kararından etkilenecek eş ve çocuklar, iptal kararıyla birlikte yabancı statüsüne girseler dahi malları tasfiyeye tabi tutulmamaktadır. Çünkü malların tasfiyesi cezai nitelikte olup yalnızca ilgili kişi hakkında hüküm doğuracaktır. Bu nedenle iptal kararıyla birlikte yabancı statüsüne girseler dahi eş ve çocuklar, Türkiye’de yabancıların sahip olabileceği haklara sahip olmaya devam edebilecektir.</p>

<p><strong>Dava açma hakkının kime ait olduğu meselesindeyse;</strong> Danıştay, usulsüz işlemle vatandaşlığı iptal edilen kişinin eş ve çocuklarının, kaybeden adına iptal davası açabileceklerini ancak kaybedenin eşi ve çocukları adına dava açamayacağını kabul etmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairesinin-2025384-e-20254034-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 10. Dairesi'nin 24/09/2025 tarihli 2025/384 E., 2025/4034 K. Sayılı ilamı</a>nda;</strong><i> "yatırımcı (mal varlığı edinmek suretiyle Türk vatandaşlığını kazanmaya esas olan yatırımı yapan kişi) sıfatını haiz olan davacı (somut olayda davacılardan ...) hakkında tesis edilen Cumhurbaşkanı kararlarının "esas (birincil)" işlem mahiyetinde olduğu, eş ve çocukların ise, aynı kararlara konu olsalar bile, esas işleme bağlı "tali (ikincil)" nitelikteki işlemlerin muhatabı olduğu, dolayısıyla tali işlemlere karşı açılacak davalarda da öncelikle davacı (yatırımcı) adına tesis edilen işlemlerin hukukiliğinin irdelenmesi gerektiği dikkate alındığında; davacıya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan ve kaybeden eşi ve çocuklarının davacı hakkındaki Cumhurbaşkanı kararına karşı dava açmakta subjektif menfaatlerinin bulunduğu açıktır. Bununla birlikte, esas işlemin muhatabı olduğundan ve kendi Türk vatandaşlığının geçerliliği, eşi ve/veya çocuklarının Türk vatandaşlığının geçerliliğine bağlı bulunmadığından, davacının (somut olayda davacılardan ...'nın), eşi ve çocukları adına tesis edilen tali nitelikteki işlemleri dava konusu etmekte subjektif bir menfaati olmadığının kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, eşinin ya da çocuklarının Türk vatandaşlığı hakkında tesis edilen işlemden dolayı davacının (somut olayda davacılardan ...'nın) menfaatinin etkilendiği kabul edilse dahi, hakkındaki esas işlemi dava konusu etmek suretiyle eş ve çocuklarına ilişkin tali işlemin hukuki geçerliliğini de (şahsi engel halleri hariç) dolaylı olarak yargı denetimine sunan davacının, artık eşi ve çocukları adına tesis edilen tali nitelikteki işlemleri dava konusu etmekte hukuki bir yararı bulunmadığı da kuşkusuzdur." </i>hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK; </strong>Yüksek Mahkeme’nin görüşü, İYUK m. 2’de iptal davası için ehliyet şartı olarak sadece <strong>“menfaatin ihlal edilmiş olması”</strong> şartının aranmasından dolayı kanunun ruhuna uygundur. Bu görüşten hareket edildiğinde, yapılan idari işlem nedeniyle menfaati doğrudan veya dolaylı olarak ihlal edilen herkes dava açabilmelidir. Ancak burada da şöyle bir sorun doğmaktadır. Asıl hak sahibinin çocuğunun ya da eşinin, asıl dava hakkına sahip kişinin vatandaşlıktan çıkarılmasının iptali yönünde dava açması durumunda, belki de asıl hakka sahip kişi vatandaşlıktan çıkarmaya karşı gelmeyecek, bir anlamda bu duruma rıza gösterecektir. Ama ne var ki çocuk ya da eş, tekrar vatandaş olmak istemektedir ve bu talebinin kabulü halinde asıl hakka sahip olan otomatik olarak vatandaşlığa geri dönmüş olacaktır ki bu durum, hak sahibinin arzu ve istekleriyle çelişmektedir. Bu durumda yapılması gereken nedir? Bu durumda yapılması gereken kanaatimizce 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun <strong>"Mecburi Dava Arkadaşlığı" </strong>başlıklı 59. maddesinde "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." ve 60. maddesinde "Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır." hükümlerini tatbik ederek sonuca varılmalıdır. Aksi halde kişilerin istemedikleri sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmaz olacaktır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" rel="nofollow" title="Mehmet Koçkavak"><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/babatak-sorusturmasi-kapsaminda-vatandasligi-iptal-edilenlerde-taraf-rolu-sorunsali</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/turkish-law.jpg" type="image/jpeg" length="46840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamulaştırmanın Yeni Alternatifi: İmar Hakkı Aktarımı ve Hukuki Sınırları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamulastirmanin-yeni-alternatifi-imar-hakki-aktarimi-ve-hukuki-sinirlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamulastirmanin-yeni-alternatifi-imar-hakki-aktarimi-ve-hukuki-sinirlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki hassas dengenin kurulması, imar hukukunun en dinamik tartışma alanlarından biridir. Özellikle imar planlarında yol, yeşil alan, okul veya sağlık tesisi gibi umumi hizmetlere ayrılan taşınmazların uzun yıllar boyunca kamulaştırılmaması, mülkiyet hakkının adet...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki hassas dengenin kurulması, imar hukukunun en dinamik tartışma alanlarından biridir. Özellikle imar planlarında yol, yeşil alan, okul veya sağlık tesisi gibi umumi hizmetlere ayrılan taşınmazların uzun yıllar boyunca kamulaştırılmaması, mülkiyet hakkının adeta "hukuken donması" sonucunu doğurmaktaydı. Nitekim Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatları, bu belirsizliğin mülkiyet hakkının özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale olduğunu istikrarlı bir şekilde vurgulamaktaydı.</p>

<p>Geçmiş dönemde belediyelerin imar planı notlarıyla hayata geçirmeye çalıştığı ancak yasal dayanak eksikliği nedeniyle <strong>Danıştay 6. Dairesi</strong> tarafından "yasallık ilkesi" uyarınca iptal edilen <strong>"İmar Hakkı Aktarımı"</strong>, 7534 sayılı Kanun ile nihayet <strong>3194 sayılı İmar Kanunu’na</strong> resmen dahil edildi. Ardından Eylül 2025'te yürürlüğe giren <strong>İmar Hakkı Aktarımı Yönetmeliği</strong> ile de sistemin usul ve esasları netlik kazandı.</p>

<p><strong>Metrekare Değil, "Değer" Esası</strong></p>

<p>Güncel yasal düzenlemeler uyarınca sistem, kamuoyunda bilinen eski "imar borsası" ya da serbestçe devredilebilir "sertifika" mantığından kısmen farklıdır. Yeni rejimde, yapılaşma hakkı kısıtlanan <strong>"verici parsel"</strong> sahibi, mülkiyetini ilgili idareye bedelsiz terk etmekte; bunun karşılığında idarece belirlenen <strong>"alıcı parsel"</strong> üzerinde ek inşaat hakkı elde etmektedir.</p>

<p>Sürecin suistimal edilmesini önlemek adına kanun koyucu çok sıkı mali ve teknik sınırlar çizmiştir:</p>

<p><strong>- Değer Eşitliği:</strong> Aktarım metrekare üzerinden değil, rayiç değer üzerinden yapılır. Alıcı parselin metrekare birim değeri, hiçbir surette verici parselin değerinden yüksek olamaz.</p>

<p><strong>- Çift Raportör Şartı:</strong> Süreçte şeffaflığı sağlamak adına en az iki bağımsız SPK lisanslı gayrimenkul değerleme kuruluşundan rapor alınması zorunludur.</p>

<p><strong>- %30 Sınırı:</strong> Alıcı parselin mevcut imar planındaki inşaat hakkı, bu aktarımla en fazla <strong>%30 oranında</strong> artırılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Avukatın Rolü ve Sözleşme Riskleri</strong></p>

<p>İmar hakkı aktarımı, idareler üzerindeki kamulaştırma yükünü hafifletirken kat karşılığı inşaat veya hasılat paylaşımı sözleşmesi imzalayacak arsa sahipleri ile müteahhitler için yepyeni bir müzakere alanı açmaktadır. Bir gayrimenkul hukuku uzmanı olarak süreci yönetirken şu hususlara dikkat edilmelidir:</p>

<p><strong>- İdari Keyfilik ve Muvafakat:</strong> Başvuru için taşınmazdaki tüm maliklerin serbest iradeli muvafakati şarttır. Danıştay’ın güncel kararları, değer tespiti ve idari işlemlerde "gerçek rıza" ve "objektif teknik gerekçe" arayışındadır.</p>

<p><strong>- Geriye Dönük Uygulama Yasağı:</strong> Danıştay 6. Dairesi, imar hakkı aktarımının işlem tarihinde yürürlükte olmayan eski planlara geçmişe etkili şekilde uygulanamayacağına hükmetmektedir.</p>

<p><strong>- Sözleşme Revizyonları:</strong> Müteahhitlerle yapılan sözleşmelerde; aktarım sürecinin yaratabileceği olası gecikmeler, harçlar ve ek imar hakkının taraflar arasında nasıl paylaşılacağı (arsa payı oranları) şimdiden "öngörülebilirlik" ilkesi gereği maddelendirilmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> İmar hakkı aktarımı, mülkiyeti kısıtlanan vatandaşlar için teoride harika bir çıkış yoludur. Ancak idari sürecin karmaşıklığı, adil değer tespiti zorunluluğu ve imar planlarının yargısal denetim riskleri göz önüne alındığında, bu mekanizmanın mutlaka uzman bir hukukçu süzgecinden geçirilerek yürütülmesi elzemdir.</p>

<p><img alt="Merve Bulut" height="203" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/merve-bulut.jpg" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Merve BULUT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamulastirmanin-yeni-alternatifi-imar-hakki-aktarimi-ve-hukuki-sinirlari</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 18:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/business-and-law-course-banner.jpg" type="image/jpeg" length="86292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FİYATLARI ETKİLEME SUÇUNUN DİĞER BAZI SUÇLARLA MUKAYESESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fiyatlari-etkileme-sucunun-diger-bazi-suclarla-mukayesesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fiyatlari-etkileme-sucunun-diger-bazi-suclarla-mukayesesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.237’e göre; “(1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası verili...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.237’e göre; </strong><i>“(1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza yarısı oranında artırılır.</i></p>

<p><i>(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca yarısı oranında artırılır”</i>.</p>

<p>İlk olarak belirtmeliyiz ki; yukarıda yer verdiğimiz fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237, 23.06.2022 kabul tarihli, 7413 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesi ile değişikliğe uğramış, bu değişiklikle birlikte maddenin her üç fıkrası bakımından da cezaların artırılması öngörülmüştür<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Yine aynı Kanunun 22. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde belirtildiği üzere; cezaların artırılmasına ilişkin değişiklik<strong> 01.01.2023 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olup, değişiklik fail aleyhine bir değişiklik olduğundan, ancak bu tarihten sonra işlenecek olan fiyatları etkileme suçlarına uygulanabilecektir. 01.01.2023 tarihinden önce gerçekleştirilen fiyatları etkileme suçları bakımından ise; değişiklik öncesi cezaların tatbiki, maddi ceza hukukunda geçerli olan “aleyhe kanunun geriye yürümesi yasağı” ilkesi gereğince zorunludur.</strong></p>

<p><strong>Fiyatları etkileme suçu ile ilgili değerlendirmemiz;</strong></p>

<p>Fiyatları etkileme suçunun; Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmında yer alan “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölüm altında TCK m.237’de yer aldığı, bu suçla korunan hukuki yararın serbest piyasa düzeni ve dolayısıyla toplum olduğu, TCK m.237/1’de suçun unsurlarının ortaya koyulduğu, kusurun kast olarak gösterildiği, dolayısıyla suçun taksirle işlenmesi olanağının bulunmadığı, kast bakımından da özel kasta, yani amaca ve saike önem verildiği, bu suçun olası, yani muhtemel kastla işlenemeyeceği, kanun koyucunun failin özel maksadını aradığı,</p>

<p>İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesine, yani sadece fahiş fiyata yol açacak değil, tersine piyasa düzenini bozacak şekilde ürünlerin fiyatlarında eksilmeye yol açabilecek şekilde ve bu maksatla yalan haber veya ilgiyle karşılanan söylenti yayan veya sair hileli yollara başvuran failin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve “Adli para cezası” başlıklı TCK m.52/1 gereğince beş günden yedi yüz otuz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacağı,</p>

<p>Kanun koyucunun TCK m.237/1’de <strong>“sair hileli yollara başvuran” unsuruna yer vererek, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sınırını genişlettiği ve zorladığı, “sair hileler” kavramının kullanıldığı, failin hileli, yani aldatıcı yollara başvurmak suretiyle ürünlerin fiyatlarında artışa veya eksilmeye neden olduğu, fiyatların artışı veya eksilmesi sonucunun doğmasının TCK m.237/1’de tanımlanan tehlike suçunun oluşması için zorunlu sayılmadığı, işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi sonucuna sebebiyet verilecek şekilde veya bu maksatla yalan haber veya söylenti yaymanın yeterli olduğu,</strong> yine işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi için hileli, yani serbest piyasa koşullarını bozmaya ve bunu da başka kişileri, firmaları veya toplumu aldatmaya dönük hareketlerle gerçekleştirmeye çalışanların fiyatları etkileme suçunu işleyeceği, bu fiilin sonucunda besin veya malların değerleri ile işçi ücretlerinin gözle görülür şekilde arttığının veya eksildiğinin tespiti halinde, TCK m.237/2 uyarınca 1. fıkrada sayılan suçun cezasında yarı oranında artırıma gidileceği,</p>

<p>TCK m.237/3’de; failin “ruhsatlı simsar” veya “borsa tellalı”, yani ürün borsalarında alım satım iş ve işlemlerine aracılık eden ve ticari aracılık faaliyetlerinden para kazanan kişilerden olması halinde, bu meslekleri icra edenlerle sınırlı olmak kaydıyla fiyatları etkileme suçunun cezasında ayrıca yarısı oranında artırım yapılacağı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kanun koyucu TCK m.237/3’de; açıkça “ruhsatlı simsar” ve “borsa tellalı” diyerek, ticari işlere aracılık edenlerle sınırlı olacak şekilde cezada artırıma gidilmesini öngörmüştür. Dolayısıyla; 237. maddenin 1. fıkrada yer alan suçun temel hali ve 2. fıkrada yer alan cezayı artıran nitelikli hali bakımından failin herhangi bir özellik taşıması aranmamış olup, suç ilk iki fıkra kapsamında fail bakımından özgü/mahsus suç niteliğinde değildir. Bu kapsamda; suçun faili kamu görevlisi olup olmayabileceği gibi, ayrıca failin tacir olmasının veya işsiz olmasının da bir önemi bulunmamaktadır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Bu suç malvarlığına karşı işlenmiş suçlar kapsamında düzenlenmediğinden, her bir mağdura karşı ceza sorumluluğu gündeme gelmeyecek, mağdur serbest piyasa şartları ve toplum kabul edildiğinden, faile bir ceza verilecek, şartları varsa nitelikli haller ve yasal şartlar oluşmuşsa zincirleme suçu düzenleyen TCK m.43’den dolayı bir ceza üzerinden cezada artırıma gidilecektir.</p>

<p><strong>TCK m.237’nin gerekçesi incelendiğinde;</strong></p>

<p>Bu madde tarafından serbest rekabet koşulları çerçevesinde fiyatların belirlenmesini ihlal edici hareketlerin engellenmesinin amaçlandığı, bu gerekçeye bakıldığında, fiyatları etkilemeye dönük ihlal edici hareketlerin neler olduğunun sayılmadığı, <strong>m.237/1’de tehlike suçunun tanımlandığı, 2. fıkranın ise zarar suçu olarak görülmesinin gerektiği,</strong></p>

<p><strong>Failin;</strong> işçi ücretlerinin, besin veya malların kıymetlerinin yapay olarak düşmesini veya artmasını sağlamak maksadıyla yalan haber veya havadisleri yaymasının arandığı,<strong> 1. fıkranın bir tehlike suçu olarak kabul edildiği, çünkü suçun tamamlanması için neticenin gerçekleşmesinin aranmadığı, maddi unsuru oluşturan icra hareketlerinin tamamlanmasıyla tehlike suçunun oluşacağının kabul edildiği, fakat burada failin yalan haber veya havadis yayma veya sair hileli yollarla ücretlerde veya fiyatlarda artışa veya eksilmeye sebep olma maksadına sahip olmasının aranmasının yanında, elbette icra hareketlerinin suçla korunan hukuki yararı tehlikeye düşürmeye elverişli olması gerekeceğinden, bu suçun TCK m.237/2’de sayılan nitelikli halinin gerçekleşmesinin mümkün olduğu, ancak ücretlerde veya fiyatlarda artış veya eksiliş olmadan da buna sebebiyet verebilecek ve bu maksatla yapılan haberlerin ve çıkarılan söylentiler ile hileli hareketlerin TCK m.237/1’de sayılan suçun basit halinin gerçekleşmesine imkan verebileceği,</strong> TCK m.237/1’de suçun basit halinin cezasının bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak gösterildiği, buna göre 2. fıkrada sayılan nitelikli halin gerçekleşmesi durumunda cezanın bir buçuk yıldan dört buçuk yıla kadar hapis olacağı, para cezasının da TCK m.52/1’de gösterilenin iki katı oranında uygulanacağı,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>Fiyatları etkileme suçu soyut mu, yoksa somut tehlike suçu mudur?</strong></p>

<p>Fiyatları etkileme suçunun 237. maddenin 1. fıkrasında yer alan temel halinin netice bakımından bir tehlike suçu olduğu açık olmakta birlikte; somut tehlike suçu mu, yoksa soyut tehlike suçu mu olduğu hususu değerlendirildiğinde ise; bir görüş yalan haber veya havadis yayma veya diğer hileli yollara başvurmanın, fiyatların etkilenmesi sonucunu değil, etkilenmesini doğurabilecek nitelikte olmasının arandığından bahisle suçun bir soyut tehlike suçu olduğunu ileri sürmekte iken<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>, diğer bir görüş de tehlikenin somut olarak ifade edilmesi, yani hükümde belirlenebilir bir neticenin doğuşu tehlikesinin esas alındığını savunarak somut tehlike suçu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; 1. fıkrada <i>“değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek şekilde” </i>denildiğinden, yani kanun koyucu burada sadece yalan haber veya havadis yaymayı veya sair hileli hareketler yapılmasını suçun oluşumu bakımından tek başına yeterli de görmediğinden, bunun sonucunda da ayrıca bu hareketlerin somut olayda <i>fiyatların artıp eksilmesini doğurabilmeye elverişli </i>olduğuna dair bir tespit yapılması da gerekeceğinden, suç doktrindeki yaygın görüşlerin aksine somut tehlike suçudur. </strong>Doktrinde; fiyatların etkilenmesi sonucunun doğmasının aranmadığına,<strong> </strong>dolayısıyla suçun bir soyut tehlike suçu olduğuna dair gerekçe hukuken isabetli olmayıp, sonucun doğmasının aranması hususu, zaten somut veya soyut tehlike bakımından bir belirleme niteliğinde değildir ve bu durumda 2. fıkrada düzenlendiği nitelikli haliyle suç bir zarar suçuna dönüşecektir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>. <strong>Bu nedenle, hükmün 1. fıkrasında düzenlenen suçun temel halinin bir somut tehlike suçu olduğu görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Suçun düzenlenme amacı ve ne şekilde oluşacağı incelendiğinde;</strong></p>

<p>“Suçta ve cezada kanunilik” prensibini dikkate almak suretiyle fiyatları etkileme; yani kamuoyunda “fahiş fiyat” olarak bilinen, serbest piyasa koşullarına aykırı şekilde fiyatların düşürülmek ve bazı üreticilerin veya satıcıların zor durumda bulunmalarına yol açmak sebebiyle gerçekleştirilen hareketlerden ziyade, enflasyonun yüksek olduğu, insanların alım gücünün düştüğü, fiyat algısının kaybolduğu piyasa koşullarında, takibi ve kontrolü mümkün olmayan maliyet artışlarının ve kar marjları düşüklüğünün gerekçe gösterilerek, bulundukları piyasada üretici, aracı veya satıcı olarak fiyatları belirleme imkanına ve kabiliyetine sahip olan kişilerin ve firmaların bizzat kendileri veya aynı piyasada faaliyet gösteren diğer kişiler ve firmalarla anlaşarak, fiyatları serbest piyasa koşullarının üstüne ve tümü ile tüketicilerin aleyhine olacak şekilde “fahiş” kapsamına girebilecek oranda ve fiyat algısını ortadan kaldırmaya dönük ani artışlarla yükseltmesi, TCK m.237/1-2 kapsamında piyasaya ve dolayısıyla topluma dönük hileli yollardan sayılabilecek ve iktisadi koşulların olumsuzluğundan istifade etmek suretiyle fahiş fiyatlarda ve aşırı karlılık içeren oranlarda alım gücü de düşen tüketicileri zarara uğratacak ürün ve mal satışları fiyatları etkileme suçu kapsamında değerlendirilebilecektir.</p>

<p><strong>Anayasa m.166 ila m.173’ün başlığı “Ekonomik hükümler” olup, “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlıklı 166. maddenin 1. ve 2. fıkralarında;</strong> ekonomide planlama yapmanın Devletin görevi olduğu, planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrarı ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırımı ve istihdamı geliştirici tedbirlerin Devlet tarafından alınacağının belirtildiği,</p>

<p>“A. Tüketicilerin korunması” başlıklı Anayasa m.172’de; Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alacağı, tüketicinin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik edeceğinin belirtildiği ve “B. Esnaf ve sanatkarların korunması” başlıklı m.173’de; Devletin, esnaf ve sanatkarları koruyucu tedbirleri alacağının ifade edildiği, gerek m.166’da ve gerekse “II. Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” başlıklı m.167’de; Devletin “piyasa yapıcı” rolü olduğunun, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağının ve yine Devletin piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleyeceğinin söylendiği,</p>

<p><strong>Böylece;</strong> normlar hiyerarşisinin tepesinde olan ve Anayasa m.11 gereğince herkesi bağlayan Anayasada tüketicilerin ve esnafların korunacağı, fahiş fiyatların önleneceği, bu yolla ekonomide serbest piyasa koşulları işlese de, Devletin fahiş fiyat uygulanması yöntemiyle tüketicilerin mağdur edilmelerinin ve yine piyasanın koşullarını değiştirebilme imkanına ve kabiliyetine sahip büyük firmaların tekelleşmelerinin, fiyatları diledikleri gibi artırıp eksiltmelerinin önüne geçmeye yönelik her türlü tedbiri almak suretiyle iktisadi düzeni koruması gerektiği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Bu nedenle; </strong>serbest piyasa koşullarının ve toplum düzeninin korunması amacıyla çıkarılan TCK m.237’nin hukuki dayanağını Anayasada yer alan yukarıda belirttiğimiz hükümlerin oluşturduğu anlaşılmakla, kamuda veya özelde çalışan işçi ücretleri ile besin veya malların değerlerinin artırılması ve eksiltilmesi amacıyla ve buna elverişli olacak şekilde yalan haber veya dezenformasyon olarak nitelendirilebilecek havadisler veya kirli bilgilerle fiyatları etkileme tehlikesine yol açanların, bu konuda piyasa koşullarını etkileme gücüne sahip olan bir kişinin veya firmanın bağımsız hareketleri veya suça iştirak suretiyle birden fazla kişinin veya firmanın anlaşmak suretiyle fiyatları etkilemesi, özellikle enflasyonist ortamın yol açtığı belirsizlikten veya fiyat algısı bozulmalarından istifade ederek, zaten satın alma güçleri düşen ve bundan dolayı yoksullaşan insanları iktisadi bakımdan daha zor duruma düşürecek hileli hareketlerle fahiş fiyatların gündeme gelme tehlikesine yol açanlar veya hileli yollarla fiyatları etkileyip, yüksek enflasyon ortamında “fahiş fiyat” olarak nitelendirebilecek ürün fiyatlarını artıran veya artışına destek veren faillerin TCK m.237/1-2 kapsamında sorumlu tutulmaları mümkün olabilecektir.</p>

<p>İzlenen mali ve para politikalarının enflasyonu artırdığı, borçları ve faizi yükselttiği, bütçe dengesini bozduğu, cari açığa yol açtığı, bu nedenle mali sistemin devamlı eleştirildiği, toplumu oluşturan çoğunlukta artan yoksullaşmanın, gelir dağılımında ortaya çıkan adaletsizliğin sürekli gündeme geldiği ve siyasi tartışmalara konu edildiği, ancak bunların hiçbirisinin “suçta ve cezada kanunilik” ve “şahsi kusur sorumluluğu” ilkeleri kapsamında, serbest piyasa koşullarının istikrarsızlığından faydalanarak ve maliyet artışlarını bahane ederek, özellikle de tüketicide bozulan fiyat algısından istifade etmek suretiyle fahiş fiyatla ve karla mal ve ürün satmanın serbest piyasa koşullarında gerçekleşebilecek olan hareketlerden sayılmasının, buna sebep olan sonucun izlenen hatalı mali ve para politikaları olduğundan bahisle, isteyenin istediği fiyattan ürün ve mal satabileceği, çalışan ücretlerini belirleyebileceği türünde savunmalar karşısında, “Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’yi gözardı etmek mümkün değildir.</p>

<p>Stokçuluk; yani elde mal ve ürün tutarak ve satışa arz etmeyerek piyasada fiyatların suni olarak yükselmesine sebep olma fiilinin, TCK m.240 kapsamında değil, fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237/1-2’ye göre değerlendirilmesinin uygun olacağı, buna göre elinde yeterli mal ve ürün olduğu halde bunları satmayıp depolayarak veya gizleyerek, besin veya malların değerlerinin suni olarak artmasının TCK m.237 kapsamında suç sayılacağı, ancak mal stoklamak, yani malı veya hizmeti satmaktan kaçınarak, halk için acil ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olma varsa, bu durumda TCK m.240’da tanımlanan mal veya hizmet satışından kaçınma suçunun oluşacağı, m.237’de düzenlenen fiyatları etkileme suçunun manevi unsurunun oluşmasında özel kastın arandığı, stokçuluğun bu özel kastla yapılması halinde fiyatları etkileme suçunun dikkate alınması gerektiği, kaldı ki TCK m.237/1’de suçun unsurları arasında <i>“sair hileli yollara başvuran kimseye”</i> denilerek, stokçuluk da dahil olmak suretiyle fiyatları etkileme suçunda serbest hareketlerin ortaya koyulduğu, mal veya hizmet satımından kaçınmak suretiyle kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olma suçu ise TCK m.240’da düzenlenmekle, failin bir stokçuluk fiili ile her iki suçu da işlemesi halinde, TCK m.44’de düzenlenen fikri içtima hali gündeme gelecek ve bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasının yanında adli para cezasını da öngören ve ayrıca ağırlaştırıcı sebeplere yer veren, bu özellikleri itibariyle cezası daha ağır olan TCK m.237’nin tatbiki yoluna gidilecektir.</p>

<p><strong>Özetle; </strong>fiyatları etkileme suçu ile mal veya hizmet satımından kaçınma suçunun aynı fiille işlenmesinin mümkün olabileceği, bu durumda “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 gereğince cezası daha ağır olan fiyatları etkileme suçundan failin cezalandırılmasının gerektiği,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p>Suçun maddi unsurunu oluşturan icra hareketi ve tehlike veya zarar sonucu ile illiyet bağının kurulduğu, “tipiklik” unsuru çerçevesinde TCK m.237/1-2’de tanımlanan suçun işlendiği, bu şekilde maliyetlerin artırıldığı ve tüketicilerin zarara uğrama tehlikesi ve hatta düşen alım gücü karşısında mal ve ürünleri pahalı almak suretiyle zarara uğratıldığı bir durumda, fiyatları etkileme suçunun oluştuğundan bahsedileceği gibi, bunun fail tarafından somut bir veya birkaç kişiye karşı yapıldığı, hileli davranışlarla mağduru aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlayacak şekilde fahiş fiyattan, yani gerçek koşulları bilmesi ve yanıltılmaması halinde satın almayacağı bir ürünü veya malı yüksek fiyattan almak durumunda bırakılan mağdurun esasta hataya düşürüldüğü ve TCK m.157 ile m.158/1-h kapsamında dolandırılıp dolandırılmadığına da ayrıca bakılması gerektiği, ancak burada tartışma konumuzu oluşturan fiyatları etkileme suçumuzun topluma karşı işlenen suçlardan sayılan bir suç olduğu, fiyatları etkileme suçu kapsamına giren besin veya malların değerlerinde artışın ve eksilmenin genel ve herkese karşı işlenen bir suç olarak kabul edildiği gözardı edilmemelidir.</p>

<p>Fiyatları etkileme suçunda vergi suçu gündeme gelmişse, bu konu ayrıca 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.359’da öngörülen vergi kaçakçılığı fiilleri bakımından değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmenin, “suçta ve cezada kanunilik” prensibine göre yapılması gerekir.</p>

<p>Bunun yanında; fiyatları etkileme ve mal veya hizmet satımından kaçınma suçlarını işlemek suretiyle maddi kazanç elde edilmişse, bu iddianın “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” başlıklı TCK m.282/1-2’de unsurları düzenlenen kara para aklama suçunun unsurları yönünden ele alınması gerekir. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için; öncelikle alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını öngören bir suç ve bu suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurtiçinde veya yurtdışında aklama kastı ile hareket eden failin, maddi unsuru TCK m.282/1’de belirtilen şekilde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklamak için yurtdışına çıkarma veya yurtiçinde çeşitli işlemlere tabi tutma veya m.282/2’de yer aldığı biçimde TCK m.282/1’de tanımlanan suçun işlenişine iştirak etmeksizin sadece bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini bu özelliğini bilerek satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma seçimlik hareketlerinden birisini icra etmesi gerekir. Dolayısıyla; fiyatları etkileme veya stokçuluk olarak bilinen mal veya hizmetten kaçınma suçu, kara para aklama suçunun öncül suçu olabilir. Ancak kara para aklama suçunun oluşabilmesi için; öncül suçun işlenmesi ve bu suçtan elde edilen malvarlığı değeri olmalı, fail de bu malvarlığı değerini aklama fiillerini icra etmelidir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>“Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’nin “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince gözden geçirilmesi, fahiş fiyat uygulamalarının önüne geçecek şekilde, fakat serbest piyasaya aşırı müdahale içermeden değiştirilmesi düşünülebilir. Buna göre; üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından hileli yollarla, serbest piyasa düzenini bozucu hareketlerle, başkalarıyla anlaşarak, fiyatlarda suni artışlara ve eksilmelere yol açacak şekilde bir malın veya hizmetin satış fiyatında piyasa koşullarına aykırı fahiş fiyat artışları yapılmasını suç sayan yasal düzenlemeye gidilebilir. 6585 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yer alan idari cezalar ile adli cezalar arasında “bir suçtan iki ceza verilemez” kuralının ihlalini önlemek amacıyla 6585 sayılı Kanunda değişikliğe gidilmesi de isabetli olacaktır.</p>

<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgili kısa bilgi verecek olursak;</strong></p>

<p>TCK m.237’de tanımlanan fiyatları etkileme suçu; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” başlıklı 100, “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı 128, “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlıklı 128/A, “Postada elkoyma” başlıklı 129, “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133, “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı 135, “Gizli soruşturmacı görevlendirmesi” başlıklı 139, “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140 ve “Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi” başlıklı 153. maddelerinde sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, bu suç yönünden yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu maddelerde tanımlanan müesseselerin uygulanamayacağını belirtmek isteriz.</p>

<p>Fiyatları etkileme suçunun bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde ise; örgüt suçu yönünden m.100’ün, m.128’in, m.135’in, m.139’un, m.140’ın ve dosyanın soruşturma aşamasında savunmaya karşı gizli tutulmasını öngören m.153/2’nin tatbiki mümkün olabilecektir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> 23.06.2022 tarihli ve 7413 sayılı Kanunun 19. maddesiyle bu maddenin 1. fıkrasında yer alan <i>“üç aydan iki yıla” </i>ibaresi <i>“bir yıldan üç yıla”</i>, 2. fıkrasında yer alan <i>“üçte biri” </i>ibaresi <i>“yarısı” </i>ve 3. fıkrasında yer alan <i>“sekizde bir” </i>ibaresi <i>“yarısı” </i>şeklinde değiştirilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç/Çetin Akkaya/Ahmet Buğra Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi Cilt V, Adalet Yayınevi, 3. Baskı, Ankara, 2026, s.8426.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Gökcan/Artuç/Akkaya/Artuç, s.8428.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> İlker Tepe, “Fiyatları Etkileme Suçu (TCK m.237)”, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 14, Aralık 2010, s.98.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Karşı görüş için bkz. Gökcan/Artuç/Akkaya/Artuç, s.8428; Berrin Akbulut, “Fiyatları Etkileme Suçu (TCK m.237)”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 20, Ocak 2015, s.41.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fiyatlari-etkileme-sucunun-diger-bazi-suclarla-mukayesesi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/yazar/ersan-sen-yazdi-sermaye-2024.jpg" type="image/jpeg" length="59313"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/3529 E., 2022/4699 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20223529-e-20224699-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20223529-e-20224699-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 12.10.2022 tarihli, 2022/3529 E., 2022/4699 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3529 E., 2022/4699 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>YARGITAY 6. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ HUKUK DAİRELERİNİN KESİN NİTELİKTEKİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN<br />
GİDERİLMESİNE YÖNELİK KARAR</strong></p>

<p><br />
<strong>I. BAŞVURU</strong></p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu’nun 01.07.2022 tarih ve 2022/51 sayılı kararı ile; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/825 Esas sayılı dosyasında verilen karar ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi'nin 2020/2281 esas sayılı dosyasından verilen karar arasında, “ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itirazın, kararı veren ilk derece mahkemesi tarafından mı, asıl uyuşmazlığın görüldüğü yabancı tahkim heyeti tarafından mı değerlendirilmesi gerektiği” konusunda uyuşmazlık bulunduğu belirtilerek Dairemizden uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri kararları arasında uyuşmazlığın mevcut olduğu ve 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleriyle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 35. Maddesinin 3. fıkrası gereğince başvuru yapıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ</strong></p>

<p>İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi'nin 03.03.2021 tarih ve 2020/2281 E, 2021/226 K, sayılı ilamında; “İhtiyati tedbir talebi, taraflar arasında imzalanan mimari tasarım sözleşmesi kapsamında verilen avans teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin önlenmesi istemine ilişkindir. İstinafa konu talep ise; teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin önlenmesi yönünde verilen ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine ilk derece mahkemesince verilen karara yöneliktir.</p>

<p>Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 17. maddesinde yer alan tahkim şartı ile uyuşmazlıkların, Uluslararası Ticaret Odasının tahkim kurallarına uygun olarak atanan bir ya da birden fazla hakem tarafından tahkim ile karara bağlanacağı, tahkim yerinin Cenevre/İsviçre olduğu belirtilmiş ise de, Milletlerarası Tahkim Kanununun 1. ve 6. maddeleri dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin değerlendirilmesi ve talep hakkında karar verilmesi yasal düzenlemeye uygundur.</p>

<p>İlk derece mahkemesince tedbir kararı verilmesinin ardından, taraflar arasındaki sözleşme ile belirlendiği şekilde Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Uluslararası Tahkim Mahkemesinde (International Court Of Arbitration) dava açılmıştır. İhtiyati tedbir talebine itiraz edilmesi üzerine, mahkemece itirazın asıl uyuşmazlığa bakan yabancı hakem heyeti tarafından değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir.</p>

<p>Somut olayda çözüme kavuşturulması gereken konu, ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itirazın, kararı veren ilk derece mahkemesi tarafından mı, asıl uyuşmazlığın görüldüğü yabancı tahkim heyeti tarafından mı değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nun ihtiyati tedbir kararına itiraza ilişkin 394. maddesinin 2. fıkrasına, 7251 sayılı Yasa'nın 42.maddesi ile "esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilir." cümlesi eklenmiştir.</p>

<p>HMK'nun 11. kısmı "Tahkim" başlığı ile düzenlenmiş olup, 407. maddesinde "Bu Kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.", 414/5 maddesinde ise "Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararı, hakem veya hakem kurulu tarafından değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir." hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ile, Türk mahkemeleri tarafından verilen ihtiyati tedbir kararları hakkındaki itirazın, asıl davaya bakan Türk mahkemeleri tarafından karara bağlanacağı, ayrıca Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararının hakem veya hakem kurulu tarafından değiştirilebileceği veya ortadan kaldırılabileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kıyas yolu ile HMK'nun ilgili hükümlerinin somut olay yönünden uygulanmasının imkanı yoktur. Ayrıca Türk mahkemelerince verilen bir kararın, yabancı hakem heyetince kaldırılmasının kabul edilmesi, Türk mahkemelerinin karar verme yetkisine müdahale imkanı tanınması niteliğindedir. İlk derece mahkemesinin, ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın asıl uyuşmazlığın görüldüğü Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Uluslararası Tahkim Mahkemesi'nin (International Court Of Arbitration) 25466/GR No'lu dosyasından değerlendirilmesi gerektiği yönündeki kararı yerinde olmayıp, itirazın ilk derece mahkemesince değerlendirilerek karara bağlanması gerekmektedir. " şeklinde karar verilmiş ve verilen bu kararın, itirazın karardan sonra hakeme başvurmuş olsa bile ihtiyati tedbir kararını veren İstanbul 18. ATM ince değerlendirilmesi gerektiği cihetiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır.</p>

<p>İstanbul BAM 15. Hukuk Dairesi 18.07.2017 tarih ve 2017/825 E, 2017/476 K sayılı ilamında "Davacı vekili; taraflar arasında 28.11.2012 tarihli Cezayir Ülkesinde 2 otelden oluşan bir kompleks yapımı için tedarik ve bayındırlık genel müteahhitlik sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin Cezayir Hukuku'na tabi olup uyuşmazlık halinde tahkime başvurulacağının öngörüldüğü, sözleşme kapsamında davalıya 490.829,19 EURO tutarında ve 10.917.081,45 Cezayir Santimi tutarında 2 adet teminat mektubunun verildiğini, sözleşmenin 25. Maddesinde teminatın vade sonu veya bakiye kalmaması halinde hükümsüz olacağının düzenlendiğini, teminat mektuplarının süresinin dolduğunu, her ne kadar sözleşmede Cezayir Hukuku'nun geçerliliği kabul edilmiş ise de, ihtiyati tedbirin en az masrafla ve en kısa zamanda nereden talebi mümkün ise o yer mahkemesinden istenebileceğini, belirterek sözleşmeye konu teminatların Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti'nde açılacak dava süresince davalı tarafından paraya çevrilmemesi yönünde HMK 389 ve devamı maddelerince ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme, 30.11.2016 tarihli kararı ile ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar vermiş, davalı bu karara karşı 21.02.2017 tarihli dilekçesiyle uyuşmazlık hakkında öncelikle tahkim hükümlerinin uygulanması gerektiği, Cezayir mahkemesinde davacının açtığı davanın yetkisizlik kararı ile reddedildiği, davacının 2 haftalık süre içinde HMK 397.maddesi kapsamında açılmış esas hakkında bir davasının bulunmadığını belirterek, ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalkmış olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. ihtiyati tedbiri talep eden şirket vekili karşı taraf vekilinin itiraz dilekçesine verdiği cevapta; müvekkil şirketin limited şirketten anonim şirkete dönüştüğünü, unvandaki farklılığın bundan kaynaklandığını, Cezayir'de açtıkları davanın mahkemece görevli olmadığı ve uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi gerektiği kararı ile sonuçlandığını, ilgili mahkeme tarafından tayin edilen hakem tarafından devam ettiğini, davalının ihtiyati tedbir kararını 21.12.2016 tarihinde öğrendiğini, HMK 396/2 maddesinde yer alan 1 haftalık süre içinde karara karşı itiraz edilmediğinden davalının itiraz hakkını kaybettiğini, itirazın yerinde olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>Yerel mahkemece istinafa konu 27.03.2017 tarihli kararı ile 30.11.2016 tarihli ihtiyati tedbir kararından sonra davacı vekilinin bu tedbir kararı ile birlikte Cezayir Tahkim Kurulu'na süresi içerisinde başvuru yaptığına dair belge sunulduğundan davalının itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Davalı istinafında, mahkemeden tedbir isteyen davacı şirket ile Cezayir Ülkesinde talepte bulunan davacı şirketin aynı unvanda olmadığını, davacının tedbir talebinden sonra 2 hafta içinde esas hakkında dava açmadığını, tedbir kararından sonra Cezayir Tahkim Kurulu'na süresi içinde yaptığı bir başvurunun bulunmadığını, uyuşmazlık hakkında Cezayir mahkeme ve tahkiminin yetkili olduğunu, tedbire ilişkin yasal şartların oluşmadığını belirterek taleplerinin kabulü ile tehiri icra kararı verilmesine, talebin duruşmalı olarak incelenmesine, ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Talep eden vekili istinafa cevabında; davalının tedbir kararını 12.01.2017 tarihinde öğrendiğini, itirazın 21.02.2017 tarihinde yapıldığını ve süresinde olmadığını, usulen Türk Mahkemelerinde tedbir talep etmelerinin Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 6. Maddesine uygun olduğunu, müvekkili şirketin unvan değişikliğinin bulunduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 6. maddesinde taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz istemesi ve mahkemenin böyle bir tedbire veya hacze karar vermesinin tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Davalı tarafın diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin; davadan önce Türk Mahkemeleri nezdinde tedbir talep edilebileceği ve mahkemece bu hususun değerlendirilebileceği yasal mevzuat gereğidir. Ancak, istinafa konu mahkeme red kararından önce süresi içinde Cezayir Mahkeme/ Hakem heyetinde dava açıldığı belirtilmiş olmakla, dava açıldıktan sonra tedbire itirazın davanın esasını inceleyecek mahkeme/hakem heyetince değerlendirilebileceği, bu usul kuralı gözetilmeksizin itirazın karara bağlanmış olması doğru görülmemiş, yerel mahkeme kararının bu nedenle kaldırılmasına, itiraz hakkında Dairemiz kararı doğrultusunda karar vermek üzere dava dosyasının yerel mahkemeye iadesine " şeklinde karar vererek ilk derece mahkemesinin karara itirazı değerlendiremeyeceği, itirazın hakem heyetince değerlendirilmesi gerektiği cihetiyle kaldırma kararı vermiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>Her iki Daire kararına bakıldığında Daireler arasındaki uyuşmazlık; tahkime tabi olan ve yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk Mahkemeleri tarafından ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve sonrasında tahkimde dava açılması halinde ihtiyati tedbir kararına yapılacak itirazın mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususundadır</p>

<p><strong>IV. UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR</strong></p>

<p>A. Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri<br />
Esas hakkında açılacak dava ile hakkın elde edilmesi asıl ise de; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle bazı durumlarda yargılama soncunu beklemek bir takım hakların kaybına veya geri dönülmez zararların doğmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yargılama öncesinde ve yargılama sınarında bir takım önlemlerin alınmasına gerek duyulmaktadır. İşte tarafların ihtiyaç duyduğu bu korumayı geçici hukuki koruma tedbirleri sağlamaktadır. Yargılama sonucu verilen kararlar kesin bir hukuki koruma sağlamasına karşın, yargılama öncesi veya yargılama sırasında alınan bu tedbirler geçici bir koruma sağlamaktadır(Arslan, Ramazan, Yılmaz, Ejder, Ayvaz Taşpınar, Ayvaz, Hanağası, Emel; Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2019, s. 571).</p>

<p>Geçici hukuki koruma tedbirleri HMK’nın 10. Kısmında; ihtiyati tedbir, delil tespiti ve diğer hukuki koruma tedbirleri olarak düzenlenmiştir. Medeni usul hukuku dışında da geçici hukuki koruma tedbirleri de bulunmaktadır. Bunun en yaygın olanı da ihtiyati hacizdir.</p>

<p>B. ihtiyati Tedbir<br />
HMK’nın 389. Maddesinde ihtiyati tedbirin, “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde,” verilebileceğine ilişkin düzenleme bulunmaktadır. İhtiyati tedbirin verilebileceği bu şartlar dikkate alındığında ihtiyati tedbirin amacı da ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan ihtiyati tedbir, yargılama ile elde edilmesi amaçlanan hakka kavuşmanın yarattığı sakıncaların giderilmesi açısından alınacak en önemli geçici hukuki koruma tedbiri olarak karşımıza çıkmıktadır.</p>

<p>C. Yabancılık Unsuru ve Milletlerarası Tahkim<br />
Bir uyuşmazlığın ne zaman yabancılık unsuru taşıdığı ve buna bağlı olarak tahkimin ne zaman milletlerarası tahkim niteliğini kazanmış sayılacağı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 2. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre: 1. Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin ayrı devletlerde bulunması, 2. Tarafların yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin; a) Tahkim anlaşmasında belirtilen veya bu anlaşmaya dayanarak tespit edilen hâllerde tahkim yerinden, b) Asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün ifa edileceği yerden veya uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden, başka bir devlette bulunması, 3. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşmeye taraf olan şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatına göre yabancı sermaye getirmiş olması veya bu sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışından sermaye sağlanması amacıyla kredi ve/veya güvence sözleşmeleri yapılmasının gerekli olması, 4. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşme veya hukukî ilişkinin, bir ülkeden diğerine sermaye veya mal geçişini gerçekleştirmesi hallerinden birisinin bulunması durumlarında, uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı ve bu uyuşmazlığı konu edinen tahkimin de “milletlerarası tahkim” sayılacağının kabulü gerekir(Şanlı Cemal/Esen Emre/ Ataman-Figanmeşe İnci; Milletlerarası Özel Hukuk, 7. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul-2019, s. 654).</p>

<p>D. Tahkim Yeri<br />
Tahkim yeri, coğrafi olarak, hakem veya hakem kurulu tarafından tahkim yargılamasının yapılacağı ve kararın verileceği yeri ifade etmektedir. Ancak tahkim yeri, gerek mili tahkimde gerek milletlerarası tahkimde yargılamanın yapıldığı yerden öte hukuki olarak bir takım hüküm ve sonuçların bağlandığı bir anlama da sahiptir.</p>

<p>Bu nedenle tahkim yargılamasında tahkim yeri denilince iki farklı unsurun kastedildiğini anlamak gerekir. Bunlardan birincisi; tahkimin hukuki olarak kendisi ile irtibatta olduğu yer anlaşılır. İkincisi ise; tahkimde yargılama faaliyetinin yürütüldüğü yeri ifade eder. (Kalpsüz, Turgut; Türkiye’de Milletlerarası Tahkim, Yetkin Yayınları, Ankara- 2010, s. 40).</p>

<p>Milletlerarası tahkim açısından, tahkim yerine bağlanan çok daha önemli hüküm ve sonuçlar bulunmaktadır. Uyuşmazlığa Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun uygulanması açısından tahkim yeri, belirleyici kıstaslardan birisidir (MTK m.1). Tahkim anlaşmasının geçerliliği, tahkime elverişlilik, tahkim usulüne uygulanacak hukukun seçilmesi, hakem kararına karşı iptal davasının açılacağı mahkemenin belirlenmesi, hakem kararının tenfizi engellerinin bulunup bulunmadığının tespiti gibi birçok konuda tahkim yeri doğrudan veya dolaylı olarak belirleyici konuma sahiptir.(Akıncı, Ziya; Milletlerarası Tahkim, Vedat Kitapçılık, İstanbul-2020, s. 237).</p>

<p><strong>V. UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanun'un amaç ve kapsam başlığını taşıyan 1. maddesi, yabancılık unsuru başlığını taşıyan 2. maddesi ve ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz başlığını taşıyan 6. maddesi doğrudan uyuşmazlıkla ilgili kanuni düzenlemelerdir.</p>

<p>MTK Madde 1 – Bu Kanunun amacı, milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanır.</p>

<p>Bu Kanun, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile iki tarafın iradelerine tâbi olmayan uyuşmazlıklarda uygulanmaz. 21.1.2000 tarihli ve 4501 sayılı Kamu Hizmetleri ile İlgili İmtiyaz şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun uyarınca yabancılık unsurunun bulunduğu kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi de bu Kanuna tâbidir.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır.</p>

<p>MTK Madde 2 – Aşağıdaki hâllerden herhangi birinin varlığı, uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığını gösterir ve bu durumda tahkim, milletlerarası nitelik kazanır.</p>

<p>1. Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin ayrı devletlerde bulunması.</p>

<p>2. Tarafların yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin; a) Tahkim anlaşmasında belirtilen veya bu anlaşmaya dayanarak tespit edilen hâllerde tahkim yerinden, b) Asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün ifa edileceği yerden veya uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden, Başka bir devlette bulunması.</p>

<p>3. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşmeye taraf olan şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatına göre yabancı sermaye getirmiş olması veya bu sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışından sermaye sağlanması amacıyla kredi ve/veya güvence sözleşmeleri yapılmasının gerekli olması.</p>

<p>4. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşme veya hukukî ilişkinin, bir ülkeden diğerine sermaye veya mal geçişini gerçekleştirmesi. 21.1.2000 tarihli ve 4501 sayılı Kanun hükümleri saklıdır. Tahkimde görevli ve yetkili mahkeme, müdahalenin sınırı</p>

<p>MTK Madde 6 – Taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin de böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi, tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez.</p>

<p>Aksi kararlaştırılmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulu, taraflardan birinin istemi üzerine, ihtiyatî tedbire veya ihtiyatî hacze karar verebilir. Hakem veya hakem kurulu, ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı vermeyi, uygun bir güvence verilmesine bağlı kılabilir. Hakem veya hakem kurulu, cebrî icra organları tarafından icrası ya da diğer resmî makamlar tarafından yerine getirilmesi gereken ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı veremeyeceği gibi, üçüncü kişileri bağlayan ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı da veremez.<br />
Taraflardan biri, hakem veya hakem kurulunun verdiği ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararını yerine getirmezse; karşı taraf, ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı verilmesi istemiyle yetkili mahkemenin yardımını isteyebilir. Yetkili mahkeme gerekirse başka bir mahkemeyi istinabe edebilir.</p>

<p>Tarafların, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile İcra ve İflas Kanununa göre istemde bulunma hakları saklıdır.</p>

<p>Tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında taraflardan birinin istemi üzerine mahkemece verilen ihtiyatî tedbir ya da ihtiyatî haciz kararı, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar.</p>

<p><strong>VI. GEREKÇE</strong></p>

<p>Geçici hukuki koruma tedbirleri, mahkeme yargısında olduğu gibi tahkim yargılamasında da büyük öneme haizdir. Özel bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tahkimde, farklı aşamalarda çeşitli sorunların ortaya çıkması nedeniyle, geçici hukuki koruma önlemlerine başvurulmasına daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.</p>

<p>Mahkeme yargılamasından farklı özel bir yargılama türü olarak tahkim yargılamasında geçici hukuki koruma tedbirlerine başvurulması açısından çıkan sorunlar onlarında geçici hukuki koruma tedbirlerinin verilmesi için nereye başvurulacağı önemli bir yer işgal etmektedir. Tahkim yargılaması mahkeme yargılamasına alternatif bir yargılama faaliyeti olarak, mahkeme dışında ve tarafların iradelerine tabi olarak cereyan etse de, kimi durumlarda mahkemenin yardımına da ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu yardımın , tahkim yargılamasının mahkeme dışında özel bir yargılama faaliyeti olduğu dikkate alınarak ancak ihtiyaç duyulması halinde ve sınırlı olarak yapılması gerekmektedir. Günümüzde tahkim yargılamasında mahkemenin yardımının sınırlanması yönündeki genel gidişata ülkemizde de uyulmuş ve gerek Milletlerarası Tahkim Kanununda gerek Hukuk Muhakemeleri Kanununda mahkemeye başvurulacak haller sınırlandırılmıştır.</p>

<p>Geçici hukuki koruma önlemleri de mahkemenin yardımına ihtiyaç duyulan hallerdendir. Zira tahkim yargılaması başlamadan önce geçici hukuki koruma önlemlerinden birisine ihtiyaç duyulması halinde, acil durum hakemi de bulunmuyorsa, mahkemeye başvuru zorunlu olmaktadır. Yine bir kısım geçici hukuki koruma önlemleri devletin cebri icra yetkisi ile yerine getirilmesi açısından mahkemeye başvuruyu zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Milletlerarası tahkime tabi uyuşmazlıklar açısından geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin düzenleme MTK’nın 6. Maddesinde; milli tahkime ilişkin uyuşmazlıklar yönünden ise, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 414. Maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere bakıldığında da aralarında ciddi farklılıkların bulunduğu görülmektedir. Örneğin, HMK’nın 414. maddesinde, hakem kuruluna mahkemeler tarafından verilen geçici hukuki koruma önlemlerini değiştirme ve kaldırma yetkisi verilmişken MKT’da hakemlere bu yetki verilmemiştir. MTK’daki düzenleme bu konuda mahkemelere daha geniş yetkiler tanınırken, HMK’da mahkemelere başvurunun ciddi şekilde sınırlandığı, geçici hukuki koruma önlemleri açısından daha da sınırlanarak taleplerin tahkimde değerlendirilmesinin ancak izin verilen hallerle sınırlandığı anlaşılmaktadır. 2011 yılında yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 11. Kısmında düzenlenen tahkime ilişkin hükümlerde genel olarak Milletlerarası Tahkim Kanunu esas alınmakla birlikte, bazı hususlarda bilinçli olarak bu temayülden ayrılma yaşandığı görülmektedir.</p>

<p>Bu ayrık durumlardan birisi de geçici hukuki koruma önlemlerine ilişkindir.</p>

<p>Geçici hukuki koruma önlemleri açısından yaratılan bu farklılıkta milli ve milletlerarası tahkimin ayırıcı vasıflarının da dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Daha sonra Milletlerarası Tahkim Kanunu'nda yapılan değişikliklerde bu farklılığın giderilmemesi de dikkate alındığında, bu farklılığın bilinçli olarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda HMK’ya dayalı tahkim yargılamasının Türkiye’de yapılması nedeniyle her zaman Türk mahkemelerinin yardımına başvurulacak olması, hakem kararına karşı itiraz edilmesinin ve temyiz yolunun Türkiye de icra edilecek olması ve Türk mahkemelerinin verdiği kararlar üzerinde ülke dışında hakem heyetlerinin karar vermesinin Türk Mahkemelerinin bağımsızlığı açısından yerinde görülmemesi gibi sebeplerin etkili olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın giderilmesine konu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi ile 45. Hukuk Dairesinin kararlarına konu olan uyuşmazlıkların; taraflar arasında yapılan eser sözleşmesinden kaynaklandığı, taraflar arasında “yabancı hakem anlaşması” bulunduğu, sözleşmelerde tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenmediği ve bu eser sözleşmelerine istinaden verilen teminat mektuplarının tahkime başvuru yapılmadan önce paraya çevrilmesinin önlenmesi konusunda tedbir talep edildiği görülmektedir. Her iki daire arasındaki uyuşmazlık; tahkim yargılaması başlamadan önce yabancılık unsuru içeren tahkime tabi bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk mahkemesinden ihtiyati tedbir kararı alınması ve sonucunda tahkim yargılaması başladıktan sonra bu karara yapılacak itiraza bakmaya mahkemenin yetkili olup olmadığı hususundadır.</p>

<p>Öncelikle uyuşmazlıkların milli tahkime mi, milletlerarası tahkime mi tabi olduğunun belirlenmesi ve milletlerarası tahkime tabi olması durumunda da 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanun'un uygulanıp uygulanmayacağının belirlemesi gerekmektedir. 4686 sayılı kanunun 1. Maddesinde açık bir şekilde, bu kanunun yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. Uyuşmazlığa konu olayda da taraflardan birisi yabancı olmasına karşın, taraflar arasında yapılan anlaşmada tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenmediği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle MTK’nın uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Yine bu kanun hükümlerinin uygulanmasının taraflarca veya hakem heyetince seçilme olgusu da bulunmadığından bu yönden de bu kanunun bu uyuşmazlıklara uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.</p>

<p>Ancak 4686 sayıl Kanun'un yukarıda belirtilen 1. Maddesinde geçici hukuki koruma tedbirleri yönünden bir istisna getirilmiştir. Bu hükme göre, Bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanacaktır. Bu durumda, taraflarca tahkim yeri Türkiye olarak belirlenmese de yabancılık unsur içeren tahkime konu bir uyuşmazlığa ilişkin geçici hukuki koruma tedbirlerinden birisinin talep edilmesi durumunda 4686 sayılı Kanun'un 6. maddesi uygulanacaktır.</p>

<p>Daireler arasındaki ihtilafa konu uyuşmazlıklarda da tahkim yeri olarak Türkiye belirlenmese de, yabancılık unsuru içermeleri nedeniyle, ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir istenmesi halinde 4686 sayılı Kanun'un ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbire ilişkin 6. maddesi hükmü uygulanacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4686 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, mahkeme tarafından verilen geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin itiraza kimin bakacağı konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bakımdan milletlerarası tahkimin genel niteliği, geçici hukuki koruma önlemlerinin vasfı ve 6. madde içeriği bir bütün olarak değerlendirilerek bir sonuca ulaşmak gerekecektir.</p>

<p>MTK’nın 6. maddesine göre, taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin de böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez. Bu hükümle kanun koyucu, yabancılık unsuru içeren tahkime tabi uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebi açısından mahkemenin yetkisini saklı tutmuştur. Bu yönüyle Hukuk Muhakemeleri Kanununa tabi tahkimden de ayrılmaktadır.</p>

<p>HMK’nın 414/3. maddesine göre, hakem veya hakem kurulunun ya da taraflarca görevlendirilecek bir kişinin zamanında veya etkin olarak hareket edemeyecek olduğu hallerde, taraflardan biri ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurabilir. Görüldüğü üzere, milli tahkimde geçici hukuki koruma tedbirleri için mahkemeye başvuru oldukça sınırlanmış durumdadır. Kanun koyucu bu sınırlamayı yapmakla yetinmemiş ve maddenin devamında da, bu hallerin mevcut olmaması durumunda mahkemeye başvuru, sadece hakem veya hakem kurulunun izni veya tarafların bu konudaki yazılı sözleşmesine bağlı kılınmıştır.</p>

<p>Cebri icra organları tarafından yerine getirilecek geçici hukuki koruma tedbirleri açısından da Milletlerarası Tahkim Kanununun sınırlayıcı bir tutum takındığını görmekteyiz. MTK’nın 6/3. maddesi gereğince, hakem veya hakem kurulu, cebrî icra organları tarafından icrası ya da diğer resmî makamlar tarafından yerine getirilmesi gereken ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı veremez. HMK’da ise böyle bir sınırlama bulunmamaktadır. HMK’nın 414/1. maddesi gereğince, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulunun ihtiyati tedbire veya ihtiyati hacze karar vermesi mümkündür. Yalnızca hakem kurulunca verilen ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararının icrası açısından mahkemeden yardım alınması yeterli olacaktır.<br />
Üçüncü kişilerin durumunu etkileyecek tedbirler açısından da yine, HMK'nın aksine, MTK’da sınırlama getirildiği görülmektedir. MTK’nın 6. Maddesi gereğince, hakem veya hakem kurulunun, üçüncü kişileri bağlayan ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı vermesi mümkün değildir. Uyuşmazlık konusu olayda da banka teminat mektubunun paraya çevrilmesinin önlenmesine ilişkin karar verilmesi söz konusu olup, bir yönüyle bankaya ilişkin bir karar verilmektedir. Bu durumda tahkim sözleşmesinin tarafı olmayan ve üçüncü kişi konumunda olan bankaya yönelik karar verilmesi de MTK’nın 6. maddesinin yukarıda belirtilen hükmüne aykırılık teşkil edecektir. Genel tahkim hukuku doktrinine göre de tahkim yargılaması nispilik niteliği taşımakta olup, hakem kurulunun yetkisi taraflarla sınırlıdır. Tahkim yargılamasında ancak taraflara yönelik olarak karar verilebileceğinden hakem heyetinin teminat mektubunu düzenleyen bankaya yönelik karar vermesi tahkimin nispilik niteliğine aykırılık teşkil edecektir (Erten, Rıfat; Tahkimde Geçici Hukuki Koruma Önlemleri: Hakem Kurulunun ve Mahkemelerin Yetkisine İlişkin Türk Mahkemeleri Hakkında Değerlendirmeler, Tahkimde Güncel Sorunlar(I-IV), İstanbul 2022, s. 53-69).</p>

<p>Belki de bu konuda fikir verecek en belirgin hüküm MTK’nın 6. maddesinin son fıkrasıdır. MTK’nın 6. maddesinin son fıkrasında, “tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında taraflardan birinin istemi üzerine mahkemece verilen ihtiyatî tedbir ya da ihtiyatî haciz kararı, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm tahkim yargılaması öncesi ve tahkim yargılaması sırasında mahkemece verilen hükmün akıbetine ilişkindir. Bu hükmün gerekçesinde açıkça, tahkim yargılaması öncesinde ve tahkim yargılaması sırasında mahkemece verilen ihtiyati tedbir ya da ihtiyati haciz kararının, hakem veya hakem kurulunun kararıyla ortadan kaldırılamayacağı, tahkim davasının hakem veya hakem kurulunca reddedilmesi ya da hakem kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararının kendiliğinden ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Bu madde, gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, hakem veya hakem kurulunun mahkeme tarafından verilen tedbir kararının değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması konusunda yetkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Burada ihtiyati tedbir kararının tahkim yargılaması başlamadan önce veya sonra verilmesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Bu konuda hakem kurulunun yetkisinin bulunmadığı kabul edildiğinden, mahkeme tarafından verilen geçici hukuki koruma tedbirinin sonucuna ilişkin olarak da ayrıca bir hüküm getirilmediği anlaşılmaktadır (Erten, Rıfat; Tahkimde Geçici Hukuki Koruma Önlemleri: Hakem Kurulunun ve Mahkemelerin Yetkisine İlişkin Türk Mahkemeleri Hakkında Değerlendirmeler, Tahkimde Güncel Sorunlar(I-IV), İstanbul 2022, s. 53-69).</p>

<p>Hukukumuzda ihtiyati tedbirde görevli mahkeme, dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili mahkeme; dava açıldıktan sonra ise, ancak asıl davanın görüldüğü mahkemedir. Bu ilke genel bir ilke kabul edilerek tahkimde de ilk akla gelen ilke olarak dile getirilmektedir. Ancak bu hükmün burada uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira MTK’nın 17. maddesine göre, bu kanunla düzenlenen konularda, aksine hüküm bulunmadıkça, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanamaz. Bu konuda aksine bir düzenlemede bulunmadığından HMK’nın bu hükmünün tahkimde uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer yönden, ihtiyati tedbir kararları geçici nitelikte bir korum sağladığından, yabancı mahkemelerce veya hakem heyetlerince verilen ihtiyati tedbir kararlarının tanınması ve temyizi de mümkün değildir. Bu durumda, esas uyuşmazlığa bakmakta olan yabancı mahkeme veya hakem heyetinin Türkiye’de bulunan mal veya alacaklarla ilgili olarak vereceği tedbir kararı Türkiye’de bir etkiye sahip olmayacak ve dolayısıyla yabancı mahkeme veya hakem heyetindeki davanın nihai hedefi bakımından taraflara bir koruma da sağlamayacaktır. Bu durumda Türkiye dışında bir tahkim yargılamasında verilen ihtiyati tedbir kararının Türkiye’de uygulanmaması ve bu tahkim yargılaması nedeniyle Türkiye’de verilen ihtiyati tedbire ilişkin itirazın Türkiye’de değerlendirilememesi nedeniyle ihtiyati tedbirin taraflara sağladığı korumadan mahrum bırakacağı da açıktır. Özellikle yabancılık unsuru taşıyan birçok uyuşmazlıkta tahkim yeri ile dava konusu malların bulunduğu yerin farklı ülkelerde bulunduğu durumlarda tarafları bu haktan mahrum bırakmak nihai yargılama sonucunda ulaşılmak istenen amacı da anlamsız kılabilecektir (Şanlı Cemal/Esen Emre/ Ataman-Figanmeşe İnci; Milletlerarası Özel Hukuk, 7. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul-2019, s. 516 vd.).</p>

<p>MTK’nın 6. maddesinde yer alan, “taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi, tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez” hükmünü, aynı kanunun 1. Maddesinde yer alan, “bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanır” hükmü de dikkate alınarak, taraflar arasında akdedilmiş bulunan tahkim anlaşmasının varlığına rağmen Türk mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararı verecek şekilde yorumlanması gerekmektedir. Zira, MTK’nın 6. maddesindeki bu hüküm, mahiyeti itibariyle ihtiyati tedbirin tahkim yargılamasının dışında kalan bir husus olduğunu ve tahkim anlaşmasının varlığının ihtiyati tedbir talep edilmesine engel teşkil etmeyeceğini ortaya koymaktadır (Şanlı Cemal/Esen Emre/ Ataman- Figanmeşe İnci; Milletlerarası Özel Hukuk, 7. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul-2019, s. 518 vd.).</p>

<p>Varılan bu sonuca göre, tahkim anlaşmasının varlığına rağmen yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir istenebileceği gibi Türk mahkemelerinden verilen ihtiyati tedbire ilişkin kararlara yapılan itiraza da, tahkimde dava açılıp açılmadığına bakılmaksızın, Türk mahkemelerinde bakılabilecektir.</p>

<p><strong>VII. SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Yabancılık unsuru resen tahkime tabi bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk mahkemelerince verilen geçici hukuki koruma tedbiri (ihtiyati tedbir) kararına, uyuşmazlığa ilişkin tahkim yargılaması başladıktan sonra yapılan itiraza bakmaya Türk mahkemelerinin yetkili olduğuna,<br />
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri arasında bulunan uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine,<br />
5235 Sayılı Kanunun 35/4. Maddesi gereğince 12.10.2022 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20223529-e-20224699-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="59543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİLLETLERARASI TAHKİMDE VE DEVLET MAHKEMESİ YARGILAMASINDA GEÇİCİ TEDBİR YETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-tahkimde-ve-devlet-mahkemesi-yargilamasinda-gecici-tedbir-yetkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-tahkimde-ve-devlet-mahkemesi-yargilamasinda-gecici-tedbir-yetkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. GİRİŞ

Uyuşmazlık çözüm yöntemleri; alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve yargılama yapılan çözüm yöntemleri olarak kategorize edilir. Yargılama yapılan çözüm yöntemleri, öğretide farklı görüşler olmakla birlikte, devlet mahkemesi yargılaması ve tahkim olarak ikiye ayrılır.

Devlet mahkem...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık çözüm yöntemleri; alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve yargılama yapılan çözüm yöntemleri olarak kategorize edilir. Yargılama yapılan çözüm yöntemleri, öğretide farklı görüşler olmakla birlikte, devlet mahkemesi yargılaması ve tahkim olarak ikiye ayrılır.</p>

<p>Devlet mahkemesi yargılaması, yetkisini kanundan alırken; tahkim, yargılama yetkisini tarafların iradesinden alır. Devlet mahkemesi yargılamasında hakim yahut mahkeme heyeti (bundan sonra hakem olarak anılacaktır) ve yargılamanın yapılacağı mahkeme uyuşmazlıktan önce bellidir. Tahkimde ise tarafların seçtikleri yahut seçtirdikleri hakem ya da hakem kurulu (bundan sonra hakem kurulu olarak anılacaktır) görev alır. Hakem kurulunun görev alanı kanunla sınırlandırılmışken, hakim için böyle bir kısıtlama söz konusu değildir. Hakimce gerçekleştirilen bazı yargısal işlemlerin hakem kurulunca gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Ancak tahkim, devlet yargılamasına göre daha az şekli ve usuli kurala tabi olduğundan esnek, hızlı ve basittir. Devlet mahkemesi yargılaması kural olarak aleniyken, tahkimde gizlilik esastır. Kural olarak, devlet mahkemesi yargılamasında istinaf ve temyiz yolu açıkken, tahkimde temyiz yolu kapatılmıştır. Ancak hakem kurulu kararının iptali talep edilebilir.</p>

<p>Geçici tedbir, yargılama sürecinde nihai karar verilene kadar geçecek sürede hakkın korunmasını sağlayan ve mevcut durumun muhafaza edilmesini amaçlayan hukuki bir koruma mekanizmasıdır. Bu çalışma kapsamında milletlerarası tahkim ve devlet mahkemesi yargılaması çerçevesinde geçici tedbirde yetki konusu incelenecektir.</p>

<p><strong>II. MİLLETLERARASI TAHKİMDE GEÇİCİ TEDBİR</strong></p>

<p>Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) m. 1 uyarınca MTK’nın amacı, milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. MTK m. 2’de ise tahkime milletlerarası niteliğini kazandıran yabancılık unsuru açıklanmıştır. MTK m. 6’da ise “ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz” başlığı altında geçici tedbirler düzenlenmiştir. Öğretide ve Yargıtay kararlarında MTK m. 6’nın, tahkim yeri Türkiye olmasa, hatta uyuşmazlığın çözümü için MTK seçilmemiş olsa dahi uygulanabileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>A. Geçici Tedbir Talebinin Zamanı ve Yetkili Makamlar</strong></p>

<p>MTK m. 6/1 uyarınca tahkim yargılamasından önce yahut tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyati tedbir yahut ihtiyati haciz isteminde bulunulması ve bu yönde karar verilmesi tahkim anlaşmasına aykırılık anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, tahkim yargılamasından önce yahut tahkim yargılaması sırasında hakem kurulundan yahut mahkemeden geçici tedbir talebinde bulunmak mümkündür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20223529-e-20224699-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/3529, K. 2022/4699 ve T. 12.10.2022 tarihli kararı</a>nda da belirtildiği üzere, <i>"bir kısım geçici hukuki koruma önlemleri devletin cebri icra yetkisi ile yerine getirilmesi açısından mahkemeye başvuruyu zorunlu kılmaktadır"</i>. Öte yandan, taraflarca kurumsal tahkim seçilmişse geçici tedbir talebi acil durum hakemi tarafından değerlendirilir.</p>

<p><strong>B. Hakem Kurulunun Geçici Tedbir Yetkisinin Kapsamı ve Sınırları</strong></p>

<p>MTK m. 6/2 uyarınca, mahkemeden farklı olarak hakem kurulu; cebri icra organları yahut diğer resmi makamlar tarafından yerine getirilmesi gereken ya da üçüncü kişileri bağlayan geçici tedbirlere karar veremez. Başka bir ifadeyle, hakem kurulunun geçici koruma kararı vermesi, taraflardan birinin istemde bulunmasına ve taraflarca hakem kurulunun geçici koruma kararı verme yetkisinin kaldırılmamış olmasına bağlıdır. Öğretide bu yasağın “hakem kurulunun karar verebileceği geçici tedbirler” ve “hakem kurulunun karar veremeyeceği geçici tedbirler” şeklinde kategorize edilerek değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Hakem kurulunca geçici tedbir kararı verilirken tarafların talebi olmasa dahi güvence talep edilebilir.</p>

<p><strong>C. Hakem Kurulu Kararlarının İcrası ve Devlet Mahkemesinin Yardımı</strong></p>

<p>MTK m. 6/3 uyarınca hakem kurulunun verdiği geçici tedbir kararına uyulmaması halinde, kararın yerine getirilmesi istemiyle mahkemeden yardım istenebilir. MTK m. 3/1 uyarınca genel yetkili mahkeme; davalının yerleşim yeri yahut olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir. Davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri yahut işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir.</p>

<p>Geçici tedbir kararı için talepte bulunulacak görevli ve yetkili mahkeme yönünden özel bir düzenleme yapılmamıştır. Bu noktada MTK m. 3/1 hükmünün mü yoksa HMK hükümlerinin mi uygulanacağı tartışmalıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20223529-e-20224699-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E. 2022/3529, K. 2022/4699, T. 12.10.2022 kararı</a>nda, MTK m. 17/1’de aksi düzenleme bulunmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin tahkimde uygulanamayacağı belirtilmiştir. Aynı yöndeki öğreti görüşlerine göre de yetki ve görev yönünden MTK m. 3/1 hükmü uygulanmalıdır. Zira milletlerarası tahkim usulünün ana kaynağı bu kanundur.</p>

<p><strong>D. Milletlerarası Tahkimde Geçici Tedbire İlişkin Eleştiriler ve Görüşler</strong></p>

<p>Mevcut düzenleme ve uygulamalar öğretide çeşitli yönleriyle eleştirilmiştir:</p>

<p>· <strong>Terim Tercihi:</strong> MTK m. 6’da yer alan "ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz" başlığı eleştirilmekte; “geçici tedbir” ifadesinin daha kapsayıcı ve yerinde olduğu savunulmaktadır.</p>

<p>· <strong>Çelişkili Karar Riski:</strong> Geçici tedbir talebinde hem hakem kurulunun hem de devlet mahkemesinin yetkili kılınması çelişkili kararların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>· <strong>Usuli Belirsizlikler ve Gecikmeler:</strong> Tahkim yargılaması sırasında mahkemeden geçici tedbir talebinde bulunulması halinde, hakem kurulunun bu talebi bekletici mesele yapıp yapmayacağı belirsizdir. Ayrıca mahkemeye başvuru, süreci uzatabilir.</p>

<p>· <strong>Gizliliğin İhlali:</strong> Devlet mahkemesine yapılan talepler, tahkimin en temel özelliklerinden biri olan gizlilik ilkesini ihlal edebilir.</p>

<p>Bu sebeplerle, gerek tahkim yargılaması sırasında gerekse tahkim yargılaması öncesinde geçici tedbir taleplerinin doğal hakim konumundaki hakem kuruluna yapılması gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.</p>

<p><strong>III. DEVLET MAHKEMESİ YARGILAMASINDA GEÇİCİ TEDBİR</strong></p>

<p>Devlet yargılamasının temel kanunlarından olan HMK’nın 10. kısmı “geçici hukuki korumalar” başlığını taşımaktadır. Bu kısım, ihtiyati tedbir ile delil tespiti ve diğer geçici hukuki korumalar olmak üzere iki ayrı bölümde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>A. İhtiyati Tedbir Kararı ve Şartları</strong></p>

<p>HMK m. 389/1 uyarınca devlet mahkemesi yargılamasında; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yahut imkansız hale geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilir.</p>

<p><strong>- İspat Ölçütü:</strong> HMK m. 390/3 uyarınca talepte bulunan taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.</p>

<p><strong>- Teminat:</strong> Milletlerarası tahkimden farklı olarak, HMK m. 392/1 uyarınca kural olarak ihtiyati tedbir talep eden tarafın teminat göstermesi zorunludur.</p>

<p><strong>B. Devlet Yargılamasında Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>HMK m. 390/1 uyarınca ihtiyati tedbir; dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden talep edilir. Dava açıldıktan sonra ise ancak esas davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>C. Kanun Yolları ve Üçüncü Kişilerin Durumu</strong></p>

<p>HMK m. 391/3 uyarınca aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf kanun yoluna başvurabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. HMK m. 393/5 uyarınca kanun yoluna başvurulması halinde, dosyaya ilişkin belge ve delillerin sadece örnekleri ilgili mahkemeye gönderilir.</p>

<p>Hakem kurulunun yetkisinden farklı olarak, devlet mahkemesi yargılamasında mahkeme üçüncü kişileri bağlayan ihtiyati tedbir kararları verebilir. Bu durumun dengelenmesi amacıyla HMK m. 394/3’te üçüncü kişilerin ihtiyati tedbir kararına itiraz edebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>D. Delil Tespiti ve Diğer Geçici Hukuki Korumalar</strong></p>

<p>HMK m. 400/1 uyarınca taraflardan her biri mevcut yahut muhtemel davada ileri süreceği bir vakıanın tespitini talep edebilir. HMK m. 400/2 gereğince bu talebin yapılabilmesi için hukuki yararın bulunması şarttır.</p>

<p>· <strong>Dava Açılmadan Önceki Görev ve Yetki:</strong> HMK m. 401/1 ve HMK m. 402/2’de (Noterlik Kanunu uyarınca yapılacak vakıa tespitine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla) henüz açılmamış davalarda yetkili ve görevli mahkeme; esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkeme yahut üzerinde keşif ya da bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu yahut tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesidir.</p>

<p>· <strong>Dava Açıldıktan Sonraki Görev ve Yetki:</strong> HMK m. 401/4 uyarınca görülmekte olan bir davada, yapılan her türlü delil tespiti talebi hakkında sadece davanın görülmekte olduğu mahkeme yetkili ve görevlidir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ</strong></p>

<p>Geçici tedbir mekanizması hem milletlerarası tahkimde hem de devlet mahkemesi yargılamasında nihai karara kadar geçecek sürede hakkın kayba uğramasını engellemek adına hayati öneme sahiptir.</p>

<p>Milletlerarası tahkimde hem hakem kuruluna hem de hakime geçici tedbir kararı verme yetkisi tanınmış olsa da hakem kurulunun cebri icra ve üçüncü kişileri bağlayıcı karar alma yetkisinin bulunmaması, devlet mahkemelerinin yardımını bir noktada zorunlu kılmaktadır. Buna karşılık HMK bünyesindeki devlet mahkemesi yargılaması, üçüncü kişileri bağlayan kararlar alma ve cebri icra gücünü kullanma bakımından daha geniş yetkilere sahiptir. Uygulamadaki çelişkili karar riskleri, sürecin uzaması ve gizliliğin ihlali gibi eleştiriler göz önüne alındığında; tahkimin ruhuna uygun olarak tarafların öncelikle hakem kurulunun (veya acil durum hakeminin) geçici hukuki koruma yetkisine başvurması, cebri icra gerektiren istisnai hallerde ise devlet mahkemelerinin desteğinin sağlanması ilkesi benimsenmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/stj-av-yagmur-nisa-aksu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Yağmur Nisa AKSU"><img alt="Av. Yağmur Nisa AKSU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yagmur-nisa-aksu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/stj-av-yagmur-nisa-aksu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Yağmur Nisa AKSU">Av. Yağmur Nisa AKSU</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milletlerarasi-tahkimde-ve-devlet-mahkemesi-yargilamasinda-gecici-tedbir-yetkisi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1aa.jpg" type="image/jpeg" length="78869"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="66910"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="18460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="37920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="43739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="54284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="87818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="61113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="79455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="98501"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="38118"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
