<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 11 Sep 2026 16:26:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Feridun Ayanlar vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-feridun-ayanlar-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-feridun-ayanlar-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Feridun Ayanlar (5375) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. FERİDUN AYANLAR (5375) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14.02.1974 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Feridun AYANLAR (5375) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 12.09.2026 Cumartesi günü saat 13.00’te İsmet Oğultürk Camii’nde kılınacak namazın ardından Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/feridun-ayanlar.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-feridun-ayanlar-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/feridun-ayanlar-1.jpg" type="image/jpeg" length="79860"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kleptomani Hastalığının Ceza Ehliyetine Etkisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kleptomani-hastaliginin-ceza-ehliyetine-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kleptomani-hastaliginin-ceza-ehliyetine-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[A.Giriş

Ceza hukukunda kişinin işlediği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için isnat yeteneğine sahip olması koşulu aranır. İsnat yeteneği, bir kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını bu algı doğrultusunda yönlendirebilme yeteneğidir. Bu yeteneklerin...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A.Giriş</strong></p>

<p>Ceza hukukunda kişinin işlediği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için isnat yeteneğine sahip olması koşulu aranır. İsnat yeteneği, bir kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını bu algı doğrultusunda yönlendirebilme yeteneğidir. Bu yeteneklerin akıl hastalığı nedeniyle ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalması halinde, failin ceza sorumluluğunun etkilenmesi gündeme gelmektedir.</p>

<p>Dürtü kontrol bozuklukları arasında değerlendirilen kleptomani, ceza hukuku ile psikiyatri bilimini kesiştirmektedir. Kleptomani hastası bireylerin davranışları dış dünyada hırsızlık suçunun maddi unsuru ile örtüşebilmekteyse de manevi unsurlarından biri olan “yarar sağlama” maksadıyla örtüşmemektedir. Bu davranışın altında yatan süreç klasik hırsızlık suçundan farklıdır. Cezai sorumluluk bakımından kleptomani ile hırsızlık suçu arasındaki ilişkinin yalnızca fiilin dış görünüşü üzerinden değerlendirilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır.</p>

<p><strong>B.Kleptomani Hastalığının Kelime Kökeni ve Tanımı </strong></p>

<p>Kleptomani kelime kökeni olarak Yunanca hırsız anlamına gelen “Kleptes” kelimesi ile çılgınlık anlamına gelen “Mania” kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur.</p>

<p><strong>Kleptomani, temel özelliği kişisel kullanım veya parasal değerleri nedeniyle ihtiyaç duyulmayan nesneleri çalmaya yönelik güçlü dürtülere karşı tekrarlayan biçimde direnememe olan bir dürtü kontrol bozukluğudur. Bozuklukta çalma davranışından önce artan bir gerilim veya duygusal uyarılma, davranış sırasında veya hemen sonrasında ise haz, tatmin ya da rahatlama duygusu ortaya çıkabilmektedir. Çalma davranışı, öfke veya intikam amacıyla gerçekleştirilmemekte ve başka bir psikiyatrik bozukluk, örneğin mani, davranım bozukluğu veya dissosyal kişilik bozukluğu tarafından daha iyi açıklanmamaktadır</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a><strong>.</strong></p>

<p>ICD-11 de kleptomaniyi, güçlü çalma dürtülerini kontrol etmede <strong>tekrarlayan başarısızlık</strong> üzerinden tanımlamakta; çalınan nesnelerin kişisel kullanım veya parasal kazanç amacı taşımamasını önemli bir ayırt edici özellik olarak kabul etmektedir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Kleptomaniyi genel anlamıyla kişinin ihtiyaç duymadığı veya ekonomik bir yarar sağlama maksadıyla davranmayarak çalma dürtüsüne tekrar tekrar karşı koyamaması şeklinde tanımlayabiliriz. Literatürde ise Kleptomani “kişisel kullanım ya da parasal değeri için gereksinim duyulmayan nesneleri tekrarlayıcı biçimde çalmaya yönelik dürtülere karşı koyamama olarak tanımlanan bir dürtü denetim bozukluğu”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> şeklinde tanımlanmıştır.<sup> </sup>Halk arasında çalma hastalığı olarak da bilinen kleptomani kişinin ihtiyaç duymadığı ve çoğu zaman ekonomik değeri sınırlı olan eşyaları çalma yönündeki tekrarlayan dürtülerine karşı koymakta zorlanmasıyla oluşan bir bozukluktur.</p>

<p>Kleptomani hastaları maddi bir kazanç elde etme amacıyla davranmamaktadır, bu durum hastalık için en temel özelliklerdendir. Diğer temel özellikleri de şu şekilde sıralayabiliriz; <i>Çalma davranışının tekrarlayıcı nitelikte olması, çalınan eşyanın kişinin gerçek bir ihtiyacını karşılamaması, çalınan eşyanın ekonomik değerinin çoğu zaman düşük olması, davranışın çoğunlukla plansız ve dürtüsel nitelikte olması olarak özetlenebilir. </i></p>

<p><strong>C.Hırsızlık Suçu Kanuni Düzenlemesi </strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde 141 ila 147’nci maddeleri arasında hırsızlık suçu düzenlenmiştir. TCK 141/1’e göre hırsızlık suçu;</p>

<p>“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu düzenlemeye göre zilyedin rızası olmadan başkasına ait bir taşınır malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimsenin fiili hırsızlık suçunu oluşturmaktadır. Hırsızlık suçunun nitelikli halleri ise Kanun’un 142. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>D.Hırsızlık Suçunun Gerçekleşmesi için Gereken Şartlar</strong></p>

<p>Hırsızlık suçunun konusu taşınır mal olup yalnızca taşınır mallar hakkında hırsızlık suçu işlenebilir. Bir yerden başka bir yere yapısına zarar verilmeden kolayca taşınabilen her türlü fiziksel eşya ve varlığa ise taşınır mal denir. Taşınmaz mallar hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaz. Hırsızlık suçu zilyetlik haklarını da korumaktadır.</p>

<p>Suçun unsurları, bir fiilin suç teşkil edip etmemesinin değerlendirmesinin şartlarını belirlemektedir. Suç unsurları ise; maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılıktır.</p>

<p><strong>1)Hırsızlık suçunun maddi unsurları </strong></p>

<p>Hırsızlık suçunun maddi unsurları; fiil, suçun konusu, fail ve mağdurdur.</p>

<p><strong>a-Fiil </strong></p>

<p>Fiil, insan iradesine dayanan, dış dünyada bir değişiklik veya etki yaratan, hukuken yasaklanmış veya emredilmiş bir davranışın gerçekleştirilmesi ya da ihmal edilmesi olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla başkasına ait bir taşınır malın zilyedinin rızası olmaksızın alınmasıyla hırsızlık suçu oluşacaktır. Sırf hareket suçu sayılan hırsızlık suçundaki fiil TCK 141. maddesindeki suçu tanımlayan hükümde geçen “alma” olarak ele alınmalıdır. Buna, zilyetliğin rızasız bir şekilde el değiştirmesi de denilebilir.</p>

<p><strong>b-Fail</strong></p>

<p>Kanunda suç olarak tanımlanan fiili işleyen kişiye fail denmektedir. Hırsızlık suçunda zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimse faildir.</p>

<p><strong>c-Konu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen suç teşkil eden fiilin yöneldiği değere konu denir. Hırsızlık suçunun konusunu da “başkasına ait taşınır mal” oluşturur.</p>

<p><strong>2)Hırsızlık suçunun manevi unsurları</strong></p>

<p>Hırsızlık suçunun manevi unsurlarından biri suç fiilini işleyenin iradesidir. Suç işleyenin iradesi ceza hukukunda iki temelde kast ve taksir olmak üzere ayrılır. Hırsızlık suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur. Taksirle işlenemez. Failin aldığı taşınır malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve sahibinin rızası dışında o mal üzerinde hakimiyet kurma niyeti taşıması gerekir.</p>

<p>TCK 141’nci maddesi açıkça “kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla” demektedir. Türk öğretisinde de bu ifade hırsızlığın manevi unsuru bakımından <strong>özel kast/maksat</strong> olarak değerlendirilmektedir. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan çalışmada da TCK 141/1'deki bu unsur açıkça özel kast olarak nitelendirilmektedir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Hırsızlık suçu yalnızca özel kast veya olası kastla işlenebilen sırf hareket suçudur. Yarar sağlama amacı da hırsızlık suçunun bir diğer manevi unsurudur. TCK hırsızlık suçunu düzenlerken kendisine veya başkasına bir yarar sağlama amacını aramaktadır. Yararın sağlanıp sağlanmadığıyla ilgilenmemektedir.</p>

<p><strong>TCK m. 141'de düzenlenen hırsızlık suçunun oluşabilmesi için başkasına ait taşınır malın zilyedin rızası olmaksızın alınması yeterli olmayıp, failin bu alma fiilini kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla gerçekleştirmesi de gerekmektedir. Bu ifade, hırsızlık suçunda genel kastın yanında kanuni tanımda ayrıca belirtilmiş bir amaç unsurunun bulunduğunu göstermektedir. Öğretide bu unsur, hırsızlık suçunun özel kastını oluşturan “yarar sağlama maksadı” olarak değerlendirilmektedir.</strong></p>

<p><strong>Kleptomani bakımından bu unsur özel bir önem taşımaktadır. Zira kleptomaninin tanımlayıcı özelliklerinden biri, çalınan nesnenin kişisel kullanım veya parasal değeri nedeniyle elde edilmemesi ve davranışın ekonomik bir kazanç amacı taşımamasıdır. Bu nedenle kleptomani iddiasının bulunduğu her olayda yalnızca TCK 32’nci maddesi kapsamında kusur yeteneğinin araştırılması yeterli olmayıp, öncelikle somut fiilin TCK 141'de öngörülen “kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadı” ile gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</strong></p>

<p><strong>E.Kleptomani ve Hırsızlık Suçu Arasındaki İlişki</strong></p>

<p>Kişinin psikiyatrik rahatsızlığının bulunması hırsızlık fiilinin maddi unsurlarının gerçekleşmesini engellemez. Manevi unsurlardan biri olan yarar sağlama kastı bakımından ise failin ekonomik bir kazanç elde etmek istememesi, dürtüye karşı koyamamasından kaynaklı bu fiili gerçekleştirmesi manevi unsur olan yarar sağlama kastını somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Kleptomani ile hırsızlık fiilinin dış görünüşü birbirine benzeyebilmekle birlikte, bu iki davranışın motivasyonel yapısı birbirinden ayrılmaktadır. Klasik hırsızlık davranışında fail, malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak amacıyla edinmeye yönelirken; kleptomanide çalınan nesnenin kişisel kullanım veya parasal değerinden yararlanma amacı taşıması tanının temel özellikleriyle bağdaşmamaktadır. Kleptomanide davranışın belirleyici unsuru nesnenin kendisinden elde edilecek ekonomik veya kullanım değerinden ziyade, çalma davranışına ilişkin dürtü ve bu davranışın sağladığı kısa süreli gerilim azalması veya rahatlama deneyimidir.</strong></p>

<p>ICD-11'in özellikle “kişisel kullanım veya parasal kazanç amacı bulunmaması” ölçütünü vurgulaması bu ayrım için çok güçlü bir kaynak oluşturur <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p>

<p><strong>F.Türk Ceza Hukukunda Kusur ve Kusur Yeteneği</strong></p>

<p>Ceza hukukunda kusur, suç teşkil eden fiilin failine belirli koşullar altında kınama yöneltilebilmesini ifade etmektedir.</p>

<p>Kusur yeteneği bir fiilin bir şahsa yüklenebilmesi için, hareketi yaptığı sırada o şahsın sahip bulunması gereken niteliklerin bütünü, diğer bir ifadeyle anlama ve isteme yeteneklerinin ikisinin de birlikte bulunması demektir. Bu yeteneklerden birinin bulunmaması halinde kusur yeteneğinden bahsedilemez<sup> <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></sup>.<sup> </sup>Kusur yeteneğini kaldıran veya azaltan nedenler TCK 31-34. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu durumlar kişinin işlediği filli anlama veya davranışını yönlendirebilme yeteneğini etkiler. TCK 31-34. maddeleri; yaş küçüklüğü, sağır ve dilsizlik, akıl hastalığı, geçici nedenler, alkol ve uyuşturucu madde etkisinde olmayı düzenlemektedir.</p>

<p><strong>G.Kleptomani Hastalığının TCK Madde 32 (Akıl Hastalığı) Kapsamında Değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>1)</strong>5237 sayılı TCK’nın 32. maddesi akıl hastalığının ceza sorumluluğuna etkisini düzenlemektedir:</p>

<p>TCK Madde 32 “(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.</p>

<p>(2)Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. (Değişik cümle:24/12/2025-7571/14 md.) Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.”</p>

<p>TCK madde 32 bakımından değerlendirme alanı failin gerçekleştirdiği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığıdır.</p>

<p><strong>Kleptomaninin TCK 32 bakımından doğrudan “akıl hastalığı” olarak kabul edilmesi gerektiği söylenemez. Ceza hukuku bakımından kişinin somut fiili kusur yeteneğinin değerlendirilmesinde ölçüt alınır</strong>.</p>

<p><strong>2)</strong>Kleptomani hastalığının temel özelliği çalma yönündeki dürtüye karşı koymakta güçlük yaşanmasıdır. Dürtüye karşı koymada güçlük ile davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalması aynı kavramlar değildir. Hukuki olarak değerlendirmede yalnızca hastalığın varlığı değil suç tarihinde somut fiil bakımından failin davranışlarını yönlendirme kapasitesi de değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Yapılan son araştırmalar göstermiştir ki, kleptomaninin yalnızca “karşı konulamaz dürtü” kavramı üzerinden açıklanması, hastalığın klinik yapısının aşırı basitleştirilmesine yol açabilir. Güncel çalışmalar kleptomaninin hem dürtüsel hem de kompulsif özellikler gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle kleptomani tanısının varlığından hareketle kişinin belirli bir fiil sırasında davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tamamen ortadan kalktığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Adli değerlendirmede tanıdan ziyade, bozukluğun somut fiil sırasında kişinin bilişsel ve iradi süreçleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi gerekir. Nitekim, </strong>2025 tarihli çalışma özellikle kleptomaninin <strong>impulsive–compulsive spectrum</strong> üzerinde yer alabileceğini ve hastaların klinik özelliklerinin tek tip olmadığını ortaya koymaktadır <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Uluslararası adli psikiyatri literatürü kapsamında Blum ve Grant, psikiyatrik tanının <strong>tek başına</strong> ceza sorumluluğunu azaltmak veya ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını; hukuk bakımından esas olanın, tanının kendisinden ziyade <strong>suç anındaki davranış ve düşünce süreçleri</strong> olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p><strong>Adli psikiyatri bakımından, psikiyatrik tanı ile ceza sorumluluğu arasında doğrudan ve otomatik bir ilişki kurulması mümkün değildir. Bir kişide psikiyatrik bir bozukluğun bulunması, tek başına onun ceza sorumluluğunun bulunmadığını veya kusur yeteneğinin azaldığını göstermez. Hukuki değerlendirme bakımından esas olan, tanının somut olayda ve özellikle fiilin işlendiği sırada kişinin bilişsel ve iradi süreçleri üzerindeki etkisidir. Bu nedenle adli değerlendirme, “failde kleptomani var mı?” sorusundan “kleptomani, somut fiilin işlendiği sırada failin hukuken önem taşıyan algılama veya davranışlarını yönlendirme kapasitesini nasıl etkiledi?” sorusuna yönelmelidir </strong><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a><strong>.</strong></p>

<p><strong>3)</strong>Kleptomani iddiasının adli bağlamda değerlendirilmesinde tanısal güvenilirlik ayrıca önem taşımaktadır. Türkiye'de 2019–2023 yılları arasında adli psikiyatrik değerlendirmeye alınan 158 vakayı inceleyen güncel bir çalışmada, kleptomani tanısının adli ortamda klinik prevalansa kıyasla orantısız biçimde yüksek olduğu ve vakaların önemli bir bölümünde davranış örüntülerinin DSM-5 tanı ölçütleriyle tam olarak örtüşmediği bildirilmiştir. Çalışmanın sonuçları, kleptomani iddiasının hukuki bir avantaj elde etmek amacıyla kullanılabileceği ihtimalinin ve temaruz olasılığının adli değerlendirmede göz önünde bulundurulması gerektiğine işaret etmektedir. Bu nedenle <strong>yalnızca kişinin kendi beyanına veya geçmişte konulmuş bir tanıya dayanılması yerine, klinik geçmiş, davranış örüntüsü, suçun işleniş biçimi ve psikiyatrik muayenenin birlikte değerlendirilmesi</strong> gerekir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>.</p>

<p>Bu nedenlerle, Kleptomani tanısının varlığı TCK 32 kapsamında ceza sorumluluğunun kaldırılması arasında otomatik bir ilişki kurulması hukuken doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim Yargıtay kararlarında da kleptomani iddiasının ileri sürülmesi doğrudan cezasızlık sonucuna varmamaktadır. Adli Tıp Kurumunu ihtisas dairesinden veya heyet raporu alınmak suretiyle yargılama içerisinde hakimin takdirine bırakılmıştır.</p>

<p><strong>H.Yargıtay Kararları Bakımından Kleptomani </strong></p>

<p><strong>1)Bu konuyla ilgili Yargıtay kararları süreklilik kazanmıştır.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2022/2556 Esas, 2025/2978 Karar ve 01.01.2025 tarihli kararı; </strong></p>

<p>“…Sanığın aşamalardaki savunmalarında; kleptomani hastası olduğunu ve bu sebeple suç işlediğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında; suç tarihinde sanığın işlediği iddia edilen hırsızlık suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğini azaltacak derecede akıl zayıflığının etkisi altında olup olmadığı ve 5237 sayılı <strong><u>TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyen akıl hastalığı bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan ya da Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden rapor aldırılıp sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi,…”</u></strong></p>

<p><strong>Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/716 Esas, 2015/443 Karar ve 31.03.2015 tarihli kararı;</strong></p>

<p>“…TCK'nın 32. maddesi gereğince sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilir durumda olup olmadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olup olmadığı yönünden <strong><u>tam teşekküllü bir Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden ya da Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden rapor alınarak sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden Çorum Devlet Hastanesince düzenlenen yetersiz sağlık kurulu raporuna dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,…”</u></strong></p>

<p><strong>Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2020/3653 Esas, 2020/15758 Karar ve 17.10.2020 tarihli kararı;</strong></p>

<p>“…Sanık hakkında düzenlenen 27/10/2015 tarihli tek hekim raporunda, sanığın psikiyatri polikliniğinde kleptomani tanısıyla muyene edildiği ve kleptomaninin dürtü kontrol bozukluğu olup işlediği fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğini azaltan bir psikopatoloji olduğu yönünde görüş belirtilmişse de; sanığın 25/09/2015 tarihinde işlediği iddia olunan fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalıp azalmadığı, 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyen akıl hastalığının bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan ya da tam teşekküllü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden heyet raporu aldırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden<strong>, <u>sanık hakkında tek hekimin hazırladığı rapor ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,</u></strong></p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden,diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 17.12.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi…”</p>

<p><strong>Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2014/4050 Esas, 2015/5305 Karar ve 12.03.2015 tarihli kararı;</strong></p>

<p>“…3-Sanığın aşamalarda kleptomani hastalığı tedavisi gördüğünü beyan etmesi karşısında, <strong><u>sanığın TCK'nın 32.maddesi kapsamında suç tarihinde cezai sorumluluğunu kısmen veya tamamen ortadan kaldıracak bir akıl hastalığının olup olmadığı ve ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususlarında sağlık kurulundan rapor aldırılarak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması</u></strong>,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine 12/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”</p>

<p><strong>Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2015/24978 Esas, 2015/6013 Karar ve 16.09.2015 tarihli kararı;</strong></p>

<p>“…Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle incelenerek, gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Sanık müdafiinin 17.02.2014 tarihli temyiz dilekçesi ekinde, sanığın kleptomani hastası olduğunu belirtip, dilekçe ekinde ... <strong><u>İhtisas Hastanesi'nin 08.05.2012 tarihli raporunu sunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın tedavi gördüğü hastane yada hastanelerden tüm tedavi evrakları getirtilip, 5271 sayılı CMK’nın 74. maddesindeki usule uygun olarak gözlem altına alınıp gereğinde, ... ATK ... İhtisas ve 4. İhtisas Dairelerine sevkinin sağlanarak, 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi uyarınca, atılı suç tarihinde akıl hastalığı veya zayıflığı nedeniyle eylemin hukuksal anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğini tamamen kaldıracak veya önemli ölçüde azaltacak şekilde akıl hastalığının ve ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra sonucuna göre hukuksal durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</u></strong></p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz nedeni ve tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca, tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 16.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”</p>

<p><strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2021/10064 Esas ,2022/6296 Karar ve 25.04.2022 tarihli kararı;</strong></p>

<p>“…Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>1-Sanığın talimat mahkemesince alınan 15.02.2016 tarihli savunmasında ve müdafiinin 10.05.2016 tarihli temyiz dilekçesinde, sanığın kleptomani hastası olduğunu belirtmiş olmaları karşısında; <strong><u>sanığın, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini tamamen kaldıracak veya önemli ölçüde azaltacak şekilde suç tarihinde akıl hastalığının ve cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair 5237 sayılı TCK'nın 32/1-2 maddesi uyarınca rapor alınmasından sonra hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması</u></strong>,…”</p>

<p><strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2020/519 E. 2021/1468 Karar Sayılı 03.02.2021 tarihli kararı;</strong></p>

<p><i>“…</i>2-Sanığın aşamalarda vermiş olduğu beyanlarda ve sanık müdafiinin temyiz dilekçesindeki savunmalarında <strong><u>sanığın kleptomani hastası olduğunu belirtmiş olmaları karşısında, sanığın, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmasına neden olacak şekilde suç tarihinde akıl hastası olup olmadığına dair 5237 sayılı TCK'nın 32/1-2 maddesi uyarınca sağlık kurulu raporu alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması</u>…”</strong></p>

<p><strong>2)<strong>Ahmet Depreli, Ahmet Can, Orhan Bıyıklıoğlu, tarafından yapılan “</strong></strong>Kleptomani Hastalığında Ceza Sorumluluğu: Yargıtay Kararlarının İncelenmesi (“<strong>Criminal Responsibility in Kleptomania: An Analysis of Supreme Court Case Law</strong>) konulu çalışmada <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>, araştırmacılar 19 Ağustos 2025'te Yargıtay'ın çevrimiçi karar sisteminde <strong>“kleptomani” ve “patolojik çalma hastalığı”</strong> ifadeleriyle tarama yapmış ve 69 kararı incelemişler ve aşağıdaki tespitlerde bulunmuşlardır.</p>

<p>* Kararların <strong>%89,9'u hırsızlık suçlarıyla</strong> ilgili,</p>

<p>*İlk derece mahkemelerinde <strong>%92,8 oranında mahkûmiyet</strong> verilmiş,</p>

<p>*Bu kararların <strong>%81,2'si Yargıtay tarafından bozulmuş</strong>,</p>

<p>*Savunmaların %55,1'inde kleptomani yalnızca sanık beyanına dayanmış,</p>

<p>*%43,5'inde hastane raporu bulunmuş,</p>

<p>*En yaygın bozma nedeni <strong>TCK m. 32 kapsamında uzman görüşü alınmaması (%62,3)</strong> olmuştur.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu araştırmacıları tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen ve Yargıtay'ın çevrimiçi karar sisteminde “kleptomani” ve “patolojik çalma hastalığı” anahtar kelimeleriyle yapılan tarama sonucunda belirlenen 69 kararın incelendiği çalışmada, kararların %89,9'unun hırsızlık suçlarına ilişkin olduğu görülmüştür. İlk derece mahkemelerinde kleptomani iddiasının bulunduğu dosyalarda mahkûmiyet oranı %92,8 iken, bu kararların %81,2'sinin Yargıtay incelemesinde bozulduğu belirlenmiştir. Bozma nedenleri içerisinde en yüksek oranı (%62,3) TCK m. 32 kapsamında uzman görüşü alınmaması oluşturmuştur. Çalışmanın sonuçları, kleptomani iddiasının salt sanık beyanı veya tanı kaydı üzerinden değil, suç tarihi ve somut fiil bakımından adli psikiyatrik değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>I. Sonuç</strong></p>

<p><strong>Kleptomani ile hırsızlık suçu arasındaki ilişki üç ayrı düzlemde değerlendirilmelidir. İlk olarak, somut olayda gerçekleştirilen alma fiilinin TCK m. 141'de düzenlenen suç tipinin bütün unsurlarını taşıyıp taşımadığı belirlenmelidir. Bu aşamada özellikle kendisine veya başkasına bir yarar sağlama maksadının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. İkinci olarak, suç tipinin unsurlarının gerçekleştiğinin kabul edilmesi halinde, kleptomaninin suç tarihinde failin kusur yeteneği üzerindeki etkisi TCK m. 32 kapsamında değerlendirilmelidir. Üçüncü olarak ise bu değerlendirme, yalnızca psikiyatrik tanının varlığına değil, tanının somut fiil üzerindeki etkisine dayanmalıdır.</strong></p>

<p><strong>Bu nedenle kleptomani tanısı ne otomatik olarak ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden, ne de ceza sorumluluğu bakımından hukuken önemsiz bir klinik durum olarak kabul edilebilir. Tanı ile hukuki sorumluluk arasındaki bağlantı, suç tarihinde somut fiile ilişkin bilişsel ve iradi işlevlerin değerlendirilmesi yoluyla kurulmalıdır.</strong></p>

<p>Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, Yargıtay’ın kleptomani hastalığının cezai ehliyete etkisini değerlendirmek için Adli Tıp İhtisas Dairelerinden veya sağlık kurulundan rapor alınarak hukuki durumun bu rapora göre belirlenmesi gerektiği, istikrar kazanmış kararlarıyla ifade edilmiştir. Tek hekim raporu yargılama esnasında hüküm kurmaya elverişli değildir.</p>

<p>Sonuç olarak, kleptomani tanısı ceza hukukunda otomatik bir cezasızlık sebebi olarak değil, failin kusur yeteneğinin değerlendirilmesini gerektiren bir olgu olarak ele alınmalıdır. Ceza mahkemesinin görevi psikiyatrik tanıyı hukuki sonuca doğrudan dönüştürmek değil; uzmanlık gerektiren tıbbi değerlendirme ile TCK madde 32'de öngörülen hukuki ölçüt arasında bağlantı kurarak somut olay bakımından failin ceza sorumluluğunu belirlemektir.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Akın Yakan</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Emine Sarı</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> WHO, <i>Clinical Descriptions and Diagnostic Requirements for ICD-11 Mental, Behavioural and Neurodevelopmental Disorders</i>, 6C71 Kleptomania.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Bründl &amp; Fuss, “Impulse control disorders in the ICD-11”, <i>Forensische Psychiatrie, Psychologie, Kriminologie</i>, 2021.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Az bilinen bir konu ‘Kleptomani’: Bir Olgu Sunumu Cilt: 6 Sayı: 18 Ocak 2018, Prof. Dr. Çiçek Hocaoğlu</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Burak Keçecioğlu,Yargıtay Kararları Işığında Hırsızlık Suçuna Teşebbüs.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999">Clinical descriptions and diagnostic requirements for ICD-11 mental, behavioural and neurodevelopmental disorders Chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.drugsandalcohol.ie/41519/1/WHO_Clinical_descriptions_ and_diagnostic_requirements_ICD-11.pdf?utm_source=chatgpt.com</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 2005, 245.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11885670/?utm_source=chatgpt.com</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Austin W. Blum, and Jon E. Grant, Behavioral Addictions and Criminal Responsibility</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Hüseyin Çağrı Şahin<sup> </sup>, Muhammed Emin Boylu<sup> </sup>, Mehmet Akif Şakiroğlu<sup> </sup>, Muhammed Fatih Yaman<sup> </sup>, Ahmet Efe<sup> </sup>, Mustafa Bilal Ceylan, Şenol Turan; Kleptomani iddiasında bulunan bireylerin cinsiyete dayalı sosyodemografik ve suç özelliklerine ilişkin bulgular: Türkiye'deki bir adli psikiyatri merkezinden elde edilen veriler</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.atk.gov.tr/Pdf/basili-kitaplar/20.Adli%20T%C4%B1p%20G%C3%BCnleri%20Kongre%20Kitab%C4%B1.pdf?utm_source=chatgpt.com</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kleptomani-hastaliginin-ceza-ehliyetine-etkisi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/kleptomani.jpg" type="image/jpeg" length="11963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU GÖREVLİLERİNİN SOSYAL MEDYA VE YOUTUBE YAYINLARI: İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ, FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU VE YÜKSEK YARGI KARARLARI EKSENİNDE BİR İNCELEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-sosyal-medya-ve-youtube-yayinlari-ifade-ozgurlugu-fikri-mulkiyet-hukuku-ve-yuksek-yargi-kararlari-ekseninde-bir-inceleme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-sosyal-medya-ve-youtube-yayinlari-ifade-ozgurlugu-fikri-mulkiyet-hukuku-ve-yuksek-yargi-kararlari-ekseninde-bir-inceleme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖZET

Bu çalışma; son günlerde yoğun bir şekilde tartışılan ve ciddi bilgi kirliliğine sahne olan kamu görevlilerinin sosyal medya ve video platformlarındaki içerik üretimi faaliyetlerini ele almaktadır. Söz konusu faaliyetler; kamu personel rejimi, fikri mülkiyet hukuku ve anayasal hak güvenceler...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Bu çalışma; son günlerde yoğun bir şekilde tartışılan ve ciddi bilgi kirliliğine sahne olan kamu görevlilerinin sosyal medya ve video platformlarındaki içerik üretimi faaliyetlerini ele almaktadır. Söz konusu faaliyetler; kamu personel rejimi, fikri mülkiyet hukuku ve anayasal hak güvenceleri bağlamında çok boyutlu bir analize tabi tutulmuştur.</p>

<p>Çalışmada; Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları analiz edilerek, şeffaf ve kimliği belirli kamu görevlilerinin dijital yayınlarının toptancı bir yasakçılıkla engellenemeyeceği savunulmaktadır. İdarece yapılacak müdahalelerin kanunilik, tipiklik, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri dairesinde sınırlandırılması gerektiği ortaya konulmakta ve mevcut mevzuat uyuşmazlıklarının çözümüne yönelik öneriler sunulmaktadır.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>10.09.2026 tarihli makalemizde, getirilen düzenlemenin sadece gelir karşılığında yapılan içerik üretimi ve paylaşımları kapsadığını, ücretsiz yapılan yayınların ise yasak kapsamına girmediğini belirtmiştik. Bu çalışmada ise gelir ve ücret karşılığında yapılan içerik üretimi ile paylaşımlar; kamu personel rejimi, fikri mülkiyet hukuku ve anayasal hak güvenceleri bağlamında çok boyutlu bir analize tabi tutulmuştur</p>

<p>Dijital teknolojilerin ve video paylaşım platformlarının yaygınlaşması, bilginin üretilme, yayılma ve topluma aktarılma biçimlerini kökten dönüştürmüştür. Kamu görevlilerinin ve özellikle akademisyenlerin bu platformlarda uzmanlık alanlarına, bilimsel araştırmalarına veya güncel toplumsal meselelerine dair içerik üretmeleri, klasik kamu personel rejiminin "sadakat", "tarafsızlık" ve "ticaret yasağı" ilkeleri ile anayasal temel hak ve özgürlüklerin kesişim noktasında karmaşık hukuki uyuşmazlıklara yol açmaktadır.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı, Maliye Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) genel eğilimi, dijital içerik üretimi neticesinde elde edilen gelirleri peşin bir kabulle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun (DMK) 28. maddesi kapsamında "kazanç getirici ticari faaliyet" olarak nitelendirme yönündedir. Oysa yüksek yargı içtihatları; kamu görevlilerinin dijital mecralardaki hak kullanımlarının toptancı yasaklara feda edilemeyeceğini, somut bir kamu hizmeti zararı veya suç unsuru bulunmadıkça Anayasa'nın 13., 26. ve 27. maddelerinin sağladığı güvencelerin korunması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>II. AKADEMİK PERSONELİN MÜSTAKİL STATÜSÜ VE BİLİM HÜRRİYETİ GÜVENCESİ</strong></p>

<p>Yükseköğretim personelinin anayasal statüsü, genel memur rejiminden yapısal nitelikleri itibarıyla ayrışmaktadır. Anayasa'nın 130. maddesi üniversitelerin bilimsel özerkliğini, 27. maddesi ise bilim ve sanat hürriyetini mutlak bir güvenceye bağlamıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi (AYM) norm denetimi kararlarında, öğretim elemanlarının ifade özgürlüğünün sıkı bir koruma altında bulunmasının üniversitelerin varlık koşulu olduğunu açıkça hükme bağlamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202055-esas-2023228-karar-sayili-karari-yok-kanunu"> <i>(AYM, E. 2020/55, K. 2023/228, K.T. 28/12/2023)</i>.</a> Yüksek Mahkeme, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na tabi personelin klasik memur disiplin hükümlerine tabi kılınarak bilimsel açıklamalarının disiplin tehdidi altına alınmasının bilim hürriyetiyle bağdaşmayacağını tespit etmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanligindaki-memurlara-uygulanan-disiplin-hukumlerinin-sivil-ogretim-elemanlarina-da-uygulanmasini-ongoren-kuralin-iptali"> <i>(AYM, E. 2022/62, K. 2022/95, K.T. 20/7/2022)</i>.</a></p>

<p>Bilimsel bilginin kamusal mecralarda tartışılması bağlamında AYM; bilimsel önermelerin doğası gereği yanlışlanabilme özelliği taşıdığını, yerleşik kabullere aykırı fikirlerin dahi Anayasa'nın 26. ve 27. maddeleri kapsamında en üst düzeyde korunması gerektiğini belirtmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/gecici-olarak-meslekten-alikoyma-cezasi-verilmesi-nedeniyle-ifade-ozgurlugunun-ihlal-edilmesi"><i>(AYM, Mutia Canan Karatay Başvurusu, B.N: 2018/6707, K.T: 31/3/2022)</i></a>. Dolayısıyla öğretim elemanlarının dijital platformlarda yürüttükleri bilimsel, eğitsel ve eleştirel yayın faaliyetlerinin genel ve muğlak disiplin normlarıyla sınırlandırılması, anayasal "kanunilik" ve "belirlilik" ilkelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir <i>(AYM, B.N: 2021/59006, K.T: 24/10/2024)</i>.</p>

<p><strong>III. DMK M. 28 KAZANÇ YASAĞI İLE FSEK M. 18 ESER SAHİPLİĞİ DENGESİ</strong></p>

<p><strong>A. Fikri Emek ve Telif Gelirinin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Kamu görevlilerinin dijital platformlardaki yayınlarından telif veya mecra geliri elde etmesi durumunda, 657 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen "ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı"nın hukuki sınırları gündeme gelmektedir. Bu noktada fikri mülkiyet hukuku ile idare hukuku prensiplerinin doğru harmanlanması gerekir.</p>

<p>5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 18. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bir eseri meydana getiren kişi, o eser üzerindeki mali ve manevi hakların tek, özgün ve münhasır sahibidir. Kamu görevlilerinin asli istihdam ve görev tanımları haricinde, kendi mesai saatleri dışında ürettikleri bilimsel, eğitsel veya sanatsal içerikler (videolar, dijital dersler, analizler), doğrudan FSEK koruması altındaki birer <strong>"ilim ve edebiyat eseri"</strong> niteliğindedir.</p>

<p>Buna karşılık, DMK m. 28'de düzenlenen yasak; kamu görevlisinin Türk Ticaret Kanunu (TTK) anlamında "tacir" veya "esnaf" sayılmasını gerektirecek, sürekli, sermayeye ve ticari organizasyona dayalı bir işletme kurmasını engellemeyi amaçlar. Anayasal bir hak olan bilim ve sanat hürriyetinin doğal bir uzantısı niteliğindeki eser sahipliği ve bu sahiplikten doğan telif/platform gelirleri; <strong>ortada ticari bir organizasyon, mal alım-satımı veya esnaf faaliyeti bulunmadığı müddetçe</strong> ticari kazanç olarak nitelendirilemez.</p>

<p>İdari otoritelerin, FSEK m. 18 kapsamındaki meşru mali hak kullanımını, hatalı bir hukuki nitelemeyle TTK anlamında bir ticari işletme işletmekle eşdeğer tutması ağır bir kavram kargaşasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, personelin rutin iş görme borcu (asli görevi) haricinde, kendi şahsi mesaisiyle ürettiği eserlerin mali hakları idareye doğrudan intikal etmez; eser sahibinin uhdesinde kalır. Bu nedenle, telif hukuku güvencesindeki münhasır eser sahipliği haklarının, ticari işletmeler için öngörülen DMK m. 28 kapsamındaki ticaret yasağına dâhil edilmesi açık bir hukuki hata ve hak ihlalidir.</p>

<p><strong>B. Danıştay'ın "Sosyal/Kültürel Ağırlık" ve "Tacir Sıfatı" Ölçütü</strong></p>

<p>Gelir getiren her beşeri faaliyetin ticaret yasağı kapsamında değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir. Danıştay'ın bu tür uyuşmazlıklarda benimsediği temel kriter, faaliyetin niteliği ve memura TTK anlamında "tacir" veya "esnaf" sıfatı kazandırıp kazandırmadığıdır. Dijital mecralarda video yayınlamak ve izlenme oranlarına göre platform payı/telif almak; süreklilik arz eden bir ticari organizasyon kurgulanmadığı ve doğrudan e-ticaret/ürün satışı yapılmadığı müddetçe yasak kapsamında değildir.</p>

<p>Danıştay 12. Dairesi, yerleşik kararlarında toptancı yasaklama anlayışını kesin bir dille reddetmiştir:</p>

<p>· <strong>Danıştay 12. Dairesi'nin 23.05.2019 tarihli (E. 2016/590, K. 2019/3983) kararı:</strong> Mesai saatleri dışında gerçekleştirilen ve cüzi bir gelir yaratan yayın faaliyetlerinin salt ekonomik bir ticari iş olmadığı; söz konusu çabanın <i>"kazanç getirme niteliğine nazaran sosyal ve kültürel yönü daha ağır basan bir faaliyet olduğu"</i> ve elde edilen telif bedeli sebebiyle <i>"başka iş ve hizmet yasağına aykırı hareket edildiğinden söz etmenin mümkün olmadığı"</i> vurgulanarak verilen disiplin cezası iptal edilmiştir.</p>

<p>· <strong>Danıştay 12. Dairesi'nin 18.12.2024 tarihli (E. 2023/6932, K. 2024/5719) kararı:</strong> İnternet ve dijital platformlar üzerinden elde edilen gelirlerin, kişiye tacir veya esnaf sıfatı kazandırmadığı müddetçe, DMK m. 28 anlamında <i>"ticari kazanç sağlayan gelir getirici faaliyet"</i> olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı kuralı teyit edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİNDE ÖLÇÜLÜLÜK VE İNTERNET YAYINLARINA MÜDAHALE REJİMİ</strong></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları doğrultusunda, kamu görevlilerinin dijital mecralardaki ifade ve bilim hürriyetlerine yönelik idari kısıtlamaların meşruiyeti, sıkı bir "ölçülülük" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri" denetimine tabidir. İdarenin denetim ve müdahale yetkisi mutlak olmayıp, aşağıda yer alan <strong>Müdahale Meşruiyet Matrisi</strong> çerçevesinde sınırlandırılmıştır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Müdahale Kriteri</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Hukuki Muhteva ve Şartlar</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>1. Kanunilik</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Müdahalenin açık, erişilebilir, öngörülebilir ve net bir yasal dayanağa sahip olması gerekir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2. Meşru Amaç</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Sadece görev sırrının korunması, tarafsızlığın muhafazası ve kamu hizmeti düzeninin idamesi amaçlanabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>3. Somut Zarar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Soyut tehlike varsayımları yetersizdir; dijital yayının kamu hizmetini fiilen aksattığının idarece ispatı şarttır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>4.Kademelilik</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Toptan yasaklama yerine; hak ihlali doğuran spesifik içeriğe (URL bazlı) yönelik nispi müdahale esas olmalıdır.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>AİHM, benzer mahiyetteki uyuşmazlıklarda idarenin şekilci ve cezalandırıcı yaklaşımlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı bulmaktadır. Mahkeme, <strong>Kula / Türkiye</strong> kararında <i>(AİHM 2. Daire, 19.06.2018, Başvuru No: 20233/06)</i>, akademik personelin kamuoyuna görüş açıklama hürriyеtini <i>"ifade ve eylem özgürlüğü ile bilgi yayma serbestisi"</i> bağlamında ele almıştır. Kararda; somut ve zorunlu bir kamusal ihtiyaca dayanmayan, yalnızca şekli izin prosedürlerinin ihlali gerekçesiyle uygulanan disiplin yaptırımlarının orantısız olduğu ve demokratik bir toplumda meşru bir amaca hizmet etmediği açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla, bir öğretim elemanının bilimsel, mesleki veya fikri açıklamalarını, salt "dijital mecrada yayın yapmak" veya "platform payı/telif elde etmek" gibi toptancı ve kategorik gerekçelerle disiplin yaptırımına tabi tutmak, anayasal ölçülülük ilkesini ve demokratik toplum düzeninin gereklerini açıkça ihlal etmektedir. İnternet yayınlarının denetiminde, AYM'nin pilot ve norm denetimi kararlarında sıklıkla işaret ettiği üzere; kanalın veya hesabın kategorik olarak engellenmesi ya da idari yaptırıma uğraması ölçüsüzdür. Bu doğrultuda, yalnızca suç veya devlet sırrının ifşasını teşkil eden spesifik içeriğin (URL bazlı) hedeflendiği, hürriyet asıllı, müdahale istisnalı kademeli bir denetim usulü esas alınmalıdır.</p>

<p><strong>V. ÇÖZÜM VE MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİLERİ</strong></p>

<p>Mevcut hukuki belirsizliklerin ortadan kaldırılması, idari otoritelerin hatalı yorumlarının engellenmesi ve idari yargıdaki çelişkili kararların önüne geçilmesi amacıyla şu normatif ve yapısal adımların atılması gerekmektedir:</p>

<p>· <strong>DMK m. 28 ve 2547 Sayılı Kanun m. 36 Değişikliği:</strong> Kamu görevlilerinin ve özellikle akademik personelin mesai saatleri haricinde, şahsi emekleriyle ürettikleri bilimsel, eğitsel, edebi ve sanatsal dijital içeriklerden doğan telif, reklam ve platform gelirlerinin, 657 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen "ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyet yasağı" kapsamında değerlendirilemeyeceğine dair açık ve net bir istisna hükmü konulmalıdır.</p>

<p>· <strong>Nispi ve Koşullu Denetim Modeline Geçilmesi:</strong> Dijital mecralarda kimliği ve unvanı belirli kamu görevlilerinin yayınları açık elektronik delil niteliğindedir. Bu nedenle, idarenin önleyici ve toptancı yasakçı yaklaşımı terk edilmeli; yalnızca somut bir görev kusuru, sır ifşası veya suç unsuru sübuta erdiğinde, URL bazlı erişim engellemesi ve orantılı disiplin takibini öngören "nispi denetim modeli" uygulanmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kamu personelinin ve bilim insanlarının dijital çağın sunduğu imkânlarla platformlarda varlık göstermesi; kamu hizmetinin tarafsızlığı ile anayasal ifade ve bilim hürriyetlerinin adil bir şekilde dengelenmesini zorunlu kılmaktadır. kanunilik, tipiklik ve ölçülülük ilkeleri gözetilmeden hayata geçirilen toptancı yasakların hukuka aykırı olduğu, Yüksek yargı organlarının müstekar içtihatları ile tescillemiştir.</p>

<p>Kamu görevlilerinin şahsi ve bağımsız fikri çabalarıyla vücuda getirdikleri dijital içerikler, FSEK kapsamında korunan birer fikir ve sanat eseridir. Bu faaliyetler, Türk Ticaret Kanunu anlamında kurumsal ve sürekli bir ticari organizasyona dönüşmedikçe yasak kazanç olarak nitelendirilemez. İdarenin denetim mekanizması, soyut tehlike varsayımlarına veya peşin hükümlü ticari nitelendirmelere değil; somut hizmet zararına, telif hukukunun şahsiliği ilkesine ve kademeli müdahale rejimine dayandırılmalıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fikri Mülkiyet ve Ticaret Hukuku Öğr. Üyesi</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-sosyal-medya-ve-youtube-yayinlari-ifade-ozgurlugu-fikri-mulkiyet-hukuku-ve-yuksek-yargi-kararlari-ekseninde-bir-inceleme</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/terazi/internet-haber.jpg" type="image/jpeg" length="78584"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru: Hangi Hak İhlallerinde, Nasıl?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvuru-hangi-hak-ihlallerinde-nasil-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvuru-hangi-hak-ihlallerinde-nasil-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de bireysel başvuru yolu 2010 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle hukukumuza girdi ve 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesi'ne fiilen başvuru yapılabilir hale geldi. Aradan geçen yıllara rağmen pek çok kişi, beğenmediği her mahkeme kararını bu yola taşıyabileceğini sanıyor,...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de bireysel başvuru yolu <strong>2010 yılında</strong> yapılan anayasa değişikliğiyle hukukumuza girdi ve <strong>23 Eylül 2012</strong> tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesi'ne fiilen başvuru yapılabilir hale geldi. Aradan geçen yıllara rağmen pek çok kişi, beğenmediği her mahkeme kararını bu yola taşıyabileceğini sanıyor, oysa bireysel başvuru bir <strong>temyiz mercii değildir</strong>, yalnızca belirli anayasal hakların ihlal edildiği durumlar için açık, istisnai bir yoldur.</p>

<p><strong>Bireysel Başvuru Nedir, Kimler Başvurabilir?</strong></p>

<p>Anayasa'nın <strong>148. maddesi</strong> ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun uyarınca bireysel başvuru, kamu gücü tarafından Anayasa'da güvence altına alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki bir hakkının <strong>doğrudan ihlal edildiğini</strong> düşünen herkesin başvurabileceği bir yoldur. Başvurucu gerçek kişi olabileceği gibi, özel hukuk tüzel kişileri de yalnızca kendi tüzel kişiliğine ait haklar yönünden başvurabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin Kadıköy'de yaşayan bir başvurucunun, hakkındaki icra takibine ilişkin tebligatın usulsüz yapılması nedeniyle itiraz hakkını hiç kullanamadığını düşünelim. İç hukuk yollarını tükettikten sonra bu durum, <strong>adil yargılanma hakkının</strong> ihlali olarak Anayasa Mahkemesi'ne taşınabilir.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Bireysel başvuru, Yargıtay veya Danıştay kararlarını 'yeniden değerlendiren' bir üst derece mekanizması değildir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delil takdirini denetlemez; sadece anayasal bir hakkın ihlal edilip edilmediğine bakar.</p>

<p><strong>Hangi Hak İhlallerinde Başvurulabilir?</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun kapsamı, Anayasa'da güvence altına alınmış ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ek protokollerinde yer alan haklarla sınırlıdır. Uygulamada en sık karşılaşılan başvuru konuları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Hak</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Tipik İhlal Durumu</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Adil yargılanma hakkı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Makul sürede yargılanmama, gerekçeli karar hakkının ihlali, silahların eşitliği ilkesine aykırılık</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Mülkiyet hakkı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kamulaştırmasız el atma, bedelsiz imar kısıtlaması, orantısız haciz</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi hürriyeti ve güvenliği</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hukuka aykırı veya makul olmayan süreyle tutukluluk</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İfade özgürlüğü</p>
   </td>
   <td>
   <p>Paylaşım nedeniyle orantısız ceza veya idari yaptırım</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Özel hayata ve aile hayatına saygı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Haberleşmenin gizliliğinin ihlali, çocukla kişisel ilişkinin haksız engellenmesi</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Diyelim ki İstanbul'da küçük bir işletme sahibisiniz ve belediyenin imar uygulaması nedeniyle taşınmazınızın değeri ciddi ölçüde düştü, üstelik size hiçbir bedel ödenmedi. Bu, <strong>mülkiyet hakkının</strong> ihlali iddiasıyla bireysel başvuruya konu olabilecek tipik bir örnektir. Aile hayatına saygı hakkı bağlamında, velayet ve kişisel ilişki kurulmasına dair kararların çocuğun üstün yararı gözetilerek verilip verilmediği de benzer şekilde inceleme konusu olabilir.</p>

<p>Bir hak ihlali iddiasının değerlendirilmesi dikkatli bir dosya incelemesi gerektirir.</p>

<p><strong>Başvuru İçin Aranan Şartlar</strong></p>

<p>Bireysel başvuru yapabilmek için üç temel şart aranır. Bunlardan ilki <strong>mağdur sıfatı</strong>dır, başvurucunun ihlalden doğrudan ve kişisel olarak etkilenmiş olması gerekir. İkincisi, ihlalin <strong>güncel ve somut</strong> olması; varsayımsal veya ileride gerçekleşebilecek bir ihlal iddiası yeterli değildir. Üçüncüsü ise <strong>iç hukuk yollarının tüketilmiş olması</strong>dır; yani önce derece mahkemeleri, gerekiyorsa istinaf ve temyiz mercileri nezdinde başvuru yolları sonuna kadar kullanılmalıdır.</p>

<p>Örneğin ceza yargılamasında sanık olan bir kişi, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yolunu hiç denemeden doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvurursa, başvurusu <strong>"başvuru yollarının tüketilmemiş olması"</strong> gerekçesiyle kabul edilemez bulunur ve esası hiç incelenmez.</p>

<p><strong>Başvuru Adım Adım Nasıl Yapılır?</strong></p>

<p><strong>Süreç Nasıl İşler</strong></p>

<p><strong>1.</strong> İç hukuk yollarının tüketilmesiyle kesinleşen karar tebliğ edilir.</p>

<p><strong>2.</strong> Tebliğ tarihinden itibaren <strong>30 gün</strong> içinde başvuru yapılır (6216 sayılı Kanun m.47/5).</p>

<p><strong>3.</strong> Başvuru, e-Devlet üzerinden elektronik ortamda ya da Mahkeme'ye elden veya PTT yoluyla yapılabilir.</p>

<p><strong>4.</strong> Başvuru harcı yatırılır; harçtan muafiyet talebi ayrıca değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>5.</strong> Komisyon aşamasında kabul edilebilirlik incelemesi yapılır.</p>

<p><strong>6.</strong> Kabul edilebilir bulunan başvurular Bölüm veya Genel Kurul tarafından esastan incelenir.</p>

<p>Bu otuz günlük süre <strong>hak düşürücü niteliktedir</strong> ve kaçırıldığında telafisi mümkün değildir. Başvuru dilekçesinin hangi belgeleri içermesi gerektiği ve sürenin nasıl hesaplandığına dair ayrıntılı bilgiyi bireysel başvuru şartları ve süresi hakkındaki yazımızda bulabilirsiniz. Başvuru portalına ve resmi mevzuata Anayasa Mahkemesi'nin resmi internet sitesinden ulaşılabilir.</p>

<p>Başvuru sürecinde her adım, doğru zamanlama ve eksiksiz belgelerle atılmalıdır.</p>

<p><strong>Başvurunun Sonucunda Ne Olur?</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi başvuruyu esastan incelediğinde iki türlü karar verebilir: ihlalin bulunmadığına ya da <strong>ihlal bulunduğuna</strong>. İhlal kararı verildiğinde Mahkeme, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli görülen tedbirlere hükmeder.</p>

<p>Örneğin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilen bir başvurucuya, uğradığı zararı karşılamak üzere <strong>tazminata hükmedilebilir</strong>; bazı durumlarda ise dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili derece mahkemesine gönderilmesine karar verilir.</p>

<p><strong>Genel Eğilim</strong></p>

<p>2012'den bu yana Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuru sayısı istikrarlı biçimde artış göstermiştir. Bu artış, vatandaşların hak arama bilincinin ve bireysel başvuru yolunun tanınırlığının güçlendiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Sık Yapılan Hatalar</strong></p>

<p>Süreçte en sık karşılaşılan hatalardan biri, <strong>otuz günlük başvuru süresinin</strong> kaçırılmasıdır; tebligat tarihinin doğru tespit edilememesi bu hataya sıkça yol açar. Bir diğer yaygın hata, başvurunun adeta bir <strong>temyiz mercii</strong> gibi kullanılmak istenmesidir, "mahkeme kararı bence yanlış" demek tek başına yeterli değildir; hangi anayasal hakkın, hangi somut gerekçeyle ihlal edildiğinin ayrıntılı biçimde ortaya konması gerekir.</p>

<p><strong>Bireysel başvuru harca tabi midir?</strong></p>

<p>Evet, başvuru sırasında başvuru harcı ödenmesi gerekir; harçtan muafiyet talebi başvuru sırasında ayrıca ileri sürülüp değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Avukatla başvurmak zorunlu mudur?</strong></p>

<p>Hayır, bireysel başvuru avukat olmadan da yapılabilir; ancak sürecin teknik niteliği nedeniyle hukuki destek almak, başvurunun usul ve esas yönünden sağlıklı hazırlanmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Özetle:</strong></p>

<p>- Bireysel başvuru bir temyiz yolu değil, belirli anayasal hak ihlallerine özgü istisnai bir yoldur.</p>

<p>- İç hukuk yollarının tüketilmiş olması ve otuz günlük sürenin kaçırılmaması şarttır.</p>

<p>- Hangi hakkın, hangi somut gerekçeyle ihlal edildiği açıkça ortaya konmalıdır.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvuru-hangi-hak-ihlallerinde-nasil-1</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 12:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="25696"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASKO SİGORTASINDA ANAHTARLA ÇALINMA İSTİSNASI VE İSPAT YÜKÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasko-sigortasinda-anahtarla-calinma-istisnasi-ve-ispat-yuku-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasko-sigortasinda-anahtarla-calinma-istisnasi-ve-ispat-yuku-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Şartlar m. A.4.11 Klozunun Sınırları, Kazadan Sonra Terk Edilen Araç Sorunu ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2026 Tarihli Kararları Üzerine Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Araç hırsızlığı, kasko sigortasının en eski teminatlarından biridir; buna rağmen uygulamada sigortacıların en sık ret gerekçesi ürettiği hasar türlerinden biri olmaya devam etmektedir. Ret yazılarının ortak dili değişmez: Araç "kendi anahtarıyla" çalınmıştır, anahtar "araç üzerinde bırakılmıştır", olay "beyan edildiği gibi gerçekleşmemiştir". Bu gerekçelerin hukuki dayanağı, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.4.11 maddesi ile bu maddeye dayanılarak poliçelere konulan ve piyasada "anahtarla çalınma klozu" ya da "araç çalınmasında uygulanacak istisnalar klozu" adıyla anılan özel şarttır.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2026 yılının Şubat ayında iki gün arayla verdiği iki kararla bu klozun en tartışmalı uygulama alanına, yani bir trafik kazasının ardından anahtarı üzerinde bırakılarak terk edilen aracın çalınmasına ilişkin ret kararlarını onamıştır. Aynı Daire, 2025 yılının Aralık ayında ise anahtarın zorla ele geçirildiği bir olayda sigortacının ispat yüküne ilişkin itirazlarını reddederek tahkim kararını onamıştır. Bu çalışma, anılan kararları Genel Şartlar'ın sistematiği ve Türk Ticaret Kanunu'nun emredici hükümleri ışığında değerlendirmekte; klozun hukuki niteliğini, sınırlarını ve ispat yükünün dağılımını incelemektedir. İnceleme sonunda, Daire'nin ulaştığı sonuçların büyük ölçüde klozun lafzıyla uyumlu olduğu, ancak gerekçelerdeki iki noktanın, irade sakatlığı tartışması ile koruma önlemleri yükümlülüğüne dayanılmasının, yeniden düşünülmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>I. HIRSIZLIK RİZİKOSUNUN GENEL ŞARTLARDAKİ KONUMU</strong></p>

<p>Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.1 maddesi, aracın çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesi sonucu meydana gelen maddi zararları teminat kapsamına alır. Aynı madde, "Dar Kasko" ürününün bu risklerin yalnızca bir kısmını, "Kasko" ve "Genişletilmiş Kasko" ürünlerinin ise tamamını kapsadığını belirtir. Dolayısıyla adında "kasko" geçen her poliçede hırsızlık teminatı vardır ve bu teminat, çalınma yanında çalınmaya teşebbüs ile çalınan aracın hasarlı bulunması hâlini de kapsar.</p>

<p>Genel Şartlar'ın A.5 maddesinde sayılan teminat dışı hâller arasında hırsızlığa ilişkin tek hüküm 5.6 bendidir. Bu bent, aracın "sigortalının fiillerinden sorumlu olduğu kimseler veya birlikte yaşadığı kişiler tarafından" kaçırılması veya çalınmasını teminat dışında bırakır. Bendin kapsamı dardır: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sigortalının emanet verdiği kişinin işyeri çekmecesinden anahtarı alan bir üçüncü kişinin aracı çalıp kaza yapması olayında, A.5.6'daki teminat dışılık hâllerinin gerçekleşmediğini, emanetçilerin ihmalinin ise sigortacının tazmin borcunu ortadan kaldırmadığını kabul etmiş; sigortacının sigortalısına ödediği tazminat için emanetçilere rücu edemeyeceği yolundaki direnme kararını onamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200817-299-e-2008302-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay HGK, E. 2008/17-299, K. 2008/302, 09.04.2008).</a> Karar, 6762 sayılı Kanun'un 1278. maddesine dayanmakla birlikte, aynı ilke 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1429. maddesinin birinci fıkrasında korunmuştur: Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının ve bunların fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür; yalnızca kasten sebebiyet hâlinde tazminat borcundan kurtulur.</p>

<p>Anahtarla çalınma ise A.5'te değil, "Ek Sözleşme ile Teminat Kapsamına Dahil Edilebilecek Zararlar" başlıklı A.4 maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 11. bendi, "araç anahtarının ek sözleşmede belirtilen haller sonucunda ele geçirilmesi suretiyle aracın çalınması ve çalınmaya teşebbüsü sonucu meydana gelecek ziya ve hasarlar"ın ancak ek sözleşmeyle teminat altına alınabileceğini öngörür; 12. bent aynı hâllerde anahtar kaybı nedeniyle kilit mekanizmasının değiştirilmesi giderini düzenler. Bu düzenleme tekniği iki sonuç doğurur. Birincisi, anahtarla çalınma Genel Şartlar'da bir teminat dışılık hâli olarak değil, ek sözleşmeye bırakılmış bir teminat genişletmesi olarak kurgulanmıştır; hangi hâllerin teminata gireceğini ek sözleşme, yani kloz belirler. İkincisi, kloz bulunmayan bir poliçede sigortacının A.4.11'e dayanarak anahtarla çalınmayı teminat dışı sayması, maddenin lafzına uygundur; ancak bu hâlde dahi sigortacı, aracın gerçekten anahtarla çalındığını, yani rizikonun teminat dışı bir şekilde gerçekleştiğini ispat etmek zorundadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, iş makinesinin şantiyeden çalınmasına ilişkin bir uyuşmazlıkta sigortacının "asıl anahtarın kullanılması suretiyle yapılan hırsızlık teminat dışıdır" savunmasını, uygulanan Hırsızlık Sigortası Genel Şartları'nda bu yönde bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle reddeden bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20222093-e-20236105-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 11. HD, E. 2022/2093, K. 2023/6105, 24.10.2023).</a> Kararın verdiği mesaj açıktır: Teminat dışılık, poliçe ve genel şartlarda yazılı olmalıdır; sigortacının yorum yoluyla istisna üretmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>II. ANAHTARLA ÇALINMA KLOZUNUN İÇERİĞİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Piyasadaki genişletilmiş kasko poliçelerinde yer alan kloz, şirketten şirkete küçük ifade farklarıyla dört hâli düzenler. Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nin bir kararında aktarılan metne göre kloz; anahtarın sigortalı veya sürücü öldürülerek, yaralanarak, zor ve şiddet kullanılarak ya da tehditle ele geçirilmesi hâlini teminat kapsamında sayar; anahtarın ikametgâh veya işyeri niteliğindeki kapalı ve kilitli bir mahalde muhafazası sırasında bu mahale kırma, delme, zorlama, tırmanma gibi yollarla girilerek alınması hâlini de teminata alır; buna karşılık zor kullanmaya gerek olmaksızın açık bırakılmış kapı veya pencereden girilip açıkta bırakılan ya da kilitli bir yerde tutulmayan asıl veya yedek anahtarın alınması hâlini ve anahtarın araç üzerinde bırakılması ya da kapı ve camlar kapalı olsa dahi asıl veya yedek anahtarın araç içinde bulunması hâlini teminat dışında bırakır (Sigorta Tahkim Komisyonu, K-2017/7627, 27.02.2017; Hakem Karar Dergisi, S. 30).</p>

<p>Klozun hukuki niteliği, uyuşmazlıkların çözümünde belirleyicidir. Kloz, sigortalının kusurunu yaptırıma bağlayan bir davranış kuralı değil, rizikonun kapsamını tanımlayan objektif bir sınırlamadır. Teminat içinde kalan iki hâl, anahtarın sigortalının iradesi dışında ve hukuka aykırı bir müdahaleyle ele geçirildiği durumlardır; teminat dışında kalan iki hâl ise anahtarın sigortalının özensizliği nedeniyle ulaşılabilir durumda bırakıldığı durumlardır. Bu yapı, Türk Ticaret Kanunu'nun 1429. maddesinin birinci fıkrasındaki "aksine sözleşme yoksa" ibaresinin somut bir uygulamasıdır: Kanun, ihmalden doğan zararların kural olarak teminat içinde olduğunu söyler; kloz, belirli ihmal tiplerini teminat dışına çıkaran aksine sözleşmedir. Kanun'un 1452. maddesinin birinci fıkrası yalnızca 1429. maddenin kasta ilişkin ikinci cümlesine aykırı sözleşmeleri geçersiz saydığından, ihmali teminat dışı bırakan bu sözleşme geçerlidir.</p>

<p>Klozun Genel Şartlar'ın C.11 maddesiyle ilişkisi de bu çerçevede kurulmalıdır. C.11, genel şartlara sigortalı aleyhine özel şart konulamayacağını öngörür. Anahtarla çalınma klozu, A.4.11'in açıkça ek sözleşmeye bıraktığı bir alanı düzenlediğinden, teminatı sınırlı vermesi C.11'e aykırılık oluşturmaz. Ancak klozun A.4.11'in çizdiği alanın dışına taşması, örneğin anahtarla ilgisi bulunmayan bir çalınma şeklini ya da A.1 kapsamındaki genel hırsızlık teminatını daraltan bir düzenlemeyi içermesi hâlinde C.11 devreye girer ve bu kısım sigortalı aleyhine sonuç doğurmaz. Uygulamada klozun anahtarla çalınma dışındaki hâllere de sirayet ettirilmek istendiği görülmektedir; camı kırılarak çalınan bir araçta "torpidodaki üçüncü anahtar" iddiasıyla ret, bunun tipik örneğidir ve aşağıda ispat yükü bağlamında ele alınacaktır.</p>

<p><strong>III. KAZADAN SONRA TERK EDİLEN ARAÇ: 2026 TARİHLİ İKİ KARAR</strong></p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli kararına konu olayda, bir şirkete ait genişletilmiş kasko sigortalı araca seyir hâlindeyken arkadan çarpılmış; sürücü ne olduğunu anlamak için anahtarı almadan araçtan inip çarpan araca yöneldiği sırada bir başka kişi araca binerek aracı kaçırmıştır. Araç altı gün sonra plakası sökülmüş ve hasarlı hâlde bulunmuş, sigortacı aracın "kendi anahtarıyla" çalındığı gerekçesiyle onarım bedelini ödememiştir. İlk derece mahkemesi, poliçede anahtarın araç üzerinde veya içinde bırakılması sonucu oluşacak çalınmaların teminat kapsamında olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; bölge adliye mahkemesi, olayın cebir ve şiddet kullanılmaksızın sürücünün "kaza ile kandırılıp" anahtarı üzerinde bırakarak araçtan çıkmasından yararlanılarak gerçekleştiğini, eylemin gasp değil hırsızlık olduğunu belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Davacı temyizde, sürücünün planlanmış bir kaza senaryosuyla iradesinin sakatlandığını ve irade sakatlığı hâlinde hukuki işlemin istenen sonucu doğurmayacağını ileri sürmüş; Daire, kararın usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek onamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232132-e-20261844-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2023/2132, K. 2026/1844, 18.02.2026).</a></p>

<p>Bir gün önce verilen 17.02.2026 tarihli karara konu olayda ise araç, gece saat 23.30 sularında maddi hasarlı bir trafik kazasına karışmış; sürücü, kazanın verdiği heyecan ve tedirginlikle aracı çalışır vaziyette ve anahtarı üzerinde bırakarak inmiş, diğer araçtaki hasar incelenip tutanak tutulurken araç çalınmıştır. Sigortacı, poliçedeki istisna klozuna ve Genel Şartlar A.4.11'e dayanarak ödeme yapmamış; tüketici mahkemesi davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinafı esastan reddetmiştir. Daire, duruşmalı temyiz incelemesi sonunda; aracın anahtarı üzerinde ve çalışır vaziyette bırakıldığının sabit olduğunu, poliçede bu hususun teminat altına alınmadığını, Genel Şartlar'ın B.2 maddesindeki koruma önlemlerini alma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ve meydana gelen kazanın bu yükümlülüğü ortadan kaldırmayacağını belirterek kararı onamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20231398-e-20261720-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2023/1398, K. 2026/1720, 17.02.2026).</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her iki kararın sonucu, klozun lafzı karşısında öngörülebilirdir. Kloz, anahtarın araç üzerinde bırakılmasını teminat dışı sayarken sigortalının ya da sürücünün bu davranıştaki kusur derecesini sormaz; anahtarın fiziksel konumunu esas alır. Bu bakımdan davacının ilk kararda ileri sürdüğü irade sakatlığı savunması, sorunu yanlış bir hukuki çerçeveye taşımaktadır. İrade sakatlığı, bir hukuki işlemin geçerliliğine ilişkin kavramdır; anahtarın araçta bırakılması bir hukuki işlem değil, rizikonun gerçekleşme şeklini belirleyen maddi bir olgudur. Sürücünün iradesinin sakat olup olmadığı, anahtarın araçta kalıp kalmadığını değiştirmez.</p>

<p>Bununla birlikte olayın kendine özgü yapısı, klozun sistematiği içinde daha dikkatli bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Klozun teminat içinde tuttuğu ilk hâl, anahtarın zor, şiddet veya tehditle ele geçirilmesidir; teminat dışı bıraktığı dördüncü hâl ise anahtarın araç üzerinde bırakılmasıdır. Bu iki hâl arasında, üçüncü kişilerin hileli bir müdahalesiyle sürücünün araçtan uzaklaştırılması ve anahtarın bu yolla ele geçirilmesi şeklinde bir gri alan bulunmaktadır. İlk karara konu olayda bölge adliye mahkemesi, sürücünün "kaza ile kandırıldığını" bizzat tespit etmiştir. Klozun düzenleme amacı, sigortalının özensizliğinin rizikoyu artırmasını teminat dışına çıkarmaktır; planlı bir çarpmayla sürücüyü araçtan indirip anahtarı ele geçiren organize bir hırsızlık ise sigortalının özensizliğinden değil, üçüncü kişilerin hile ve hukuka aykırı müdahalesinden kaynaklanır. Ceza hukuku bakımından eylemin gasp değil hırsızlık olarak nitelendirilmesi, sigorta hukukundaki teminat sorusunu tek başına çözmez; çünkü kloz, "gasp" kavramını değil, anahtarın "ele geçirilme" şeklini esas almaktadır. Bu bakımdan klozun ilk bendinin, hile yoluyla sürücünün araçtan uzaklaştırılması hâlini de kapsayacak şekilde yorumlanması ya da en azından bu hâlin kloz metnine açıkça eklenmesi, hem klozun amacına hem de Türk Ticaret Kanunu'nun 1429. maddesindeki ihmalin kural olarak teminat içinde olduğu ilkesine daha uygun olacaktır. Daire'nin gerekçesiz onama biçimindeki kararı, bu tartışmayı açık bırakmıştır.</p>

<p>İkinci kararda dikkat çeken husus, Daire'nin klozun yanında Genel Şartlar'ın B.2 maddesine de dayanmasıdır. B.2, sigortalının rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda zararı önlemeye ve azaltmaya yönelik önlemler almakla yükümlü olduğunu düzenler ve Türk Ticaret Kanunu'nun 1448. maddesinin tekrarıdır. Ne var ki Kanun, bu yükümlülüğe aykırılığın yaptırımını açıkça belirlemiştir: 1448. maddenin ikinci fıkrasına göre aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa "kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır". Yaptırım tazminatın tamamen reddi değil, kusurla orantılı indirimdir ve 1452. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca 1448. madde sigortalı aleyhine değiştirilemez. Şu hâlde koruma önlemleri yükümlülüğünün ihlali, tek başına tam ret sonucunu doğuramaz. Somut olayda kloz zaten teminat dışılık sonucunu verdiğinden B.2'ye dayanılması hükmü etkilememiştir; ancak bu gerekçenin kloz bulunmayan poliçelere taşınması, sigortacılara "koruma önlemi alınmadı" adı altında kanunun öngörmediği bir tam ret imkânı tanıma tehlikesini taşımaktadır. B.2, indirim sebebi olarak kalmalı, teminat dışılık sebebine dönüştürülmemelidir.</p>

<p><strong>IV. İSPAT YÜKÜNÜN DAĞILIMI</strong></p>

<p>Türk Ticaret Kanunu'nun 1409. maddesinin ikinci fıkrası, sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükünün sigortacıya ait olduğunu açıkça düzenler ve 1452. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bu hüküm sigortalı aleyhine değiştirilemez. Hırsızlık uyuşmazlıklarında bu kural şu anlama gelir: Sigortalı, aracın çalındığını kolluk müracaatı ve tescil kaydındaki çalıntı şerhi gibi belgelerle ortaya koyduğunda rizikonun gerçekleştiğini ispat etmiş olur; olayın klozdaki teminat dışı hâllerden birine uyduğunu, örneğin anahtarın araçta bırakıldığını ya da kilitsiz bir yerden alındığını ispat etmek sigortacıya düşer.</p>

<p>Yargıtay bu kuralı, kasko uyuşmazlıklarında öteden beri uygulamakta ve yalnızca dar bir istisna tanımaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, sigortalının yedek anahtarının işyeri çekmecesinden alınarak çalınan ve ehliyetsiz bir kişinin kullanımında kaza yapan araca ilişkin kararında ilkeyi şöyle özetlemiştir: Kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekir; olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi hâlinde de bu oluş şeklinin Genel Şartlar'ın A.5 maddesinde sayılan teminat dışı hâllerden olması aranır. Buna karşılık sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmediği veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde teminat dışı bir hususu teminat içindeymiş gibi ihbar ettiği somut delillerle kanıtlanırsa ispat yükü yer değiştirip sigortalıya geçer. Daire, anahtarın nasıl ele geçirildiğinin tespiti bakımından derdest ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201616477-e-20178752-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 17. HD, E. 2016/16477, K. 2017/8752, 02.10.2017).</a> Bozma sonrasında aynı dosyada sürücü belgesiz kullanım istisnasına dayanılarak sigortacı yönünden verilen ret kararı 4. Hukuk Dairesi'nce onanmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233702-e-20239676-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2023/3702, K. 2023/9676, 25.09.2023).</a></p>

<p>İspat yükünün sigortacıda olmasının pratik sonucu, en açık biçimde Daire'nin Aralık 2025 tarihli kararında görülür. Kasko sigortalı araç, kimliği belirsiz kişilerce anahtarı zorla ele geçirilerek çalınmış; Uyuşmazlık Hakem Heyeti tazminata hükmetmiş, İtiraz Hakem Heyeti sigortacının itirazını reddetmiştir. Sigortacı temyizde; olay yerindeki işyerinin kamera sisteminde olay saatinde kayıt bulunmadığını, kayıtların bilinçli olarak silinmiş olabileceğini, sigortalının ihbar yükümlülüğünü iyi niyet kurallarına uygun yerine getirmediğinden ispat yükünün yer değiştirdiğini, olayın beyan edildiği gibi gerçekleşmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, gerekli araştırmalar Komisyon eliyle yapılamıyorsa dosyadan el çekilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Daire, bu itirazların hiçbirini kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görmemiş ve İtiraz Hakem Heyeti kararını onamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20249716-e-202516960-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2024/9716, K. 2025/16960, 18.12.2025).</a> Karar, sigortacının şüphe, olasılık ve "hayatın olağan akışı" söylemiyle ispat yükünü sigortalıya devredemeyeceğini; ispat yükünün yer değiştirmesi için sigortalının kasten yanlış ihbarda bulunduğunun somut delille ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Aynı ilke, Sigorta Tahkim Komisyonu uygulamasında da benimsenmiştir. Evinin önünde park hâlindeyken camı kırılarak çalınan ve sahte plakayla hasarlı hâlde bulunan araçta sigortacı, aracın torpido gözündeki "para çantası" olarak bilinen üçüncü anahtar kullanılarak çalıştırıldığını ileri sürerek klozun dördüncü bendine dayanmıştır. İtiraz Hakem Heyeti; sigortalının asıl ve yedek anahtarları teslim ettiğini ve güvenli biçimde muhafaza ettiğini, sigortacının üçüncü bir anahtarın varlığı konusunda sigortalıyı Türk Ticaret Kanunu'nun 1423. maddesi uyarınca bilgilendirdiğine dair belge sunamadığını, hırsızlığın bu aparatla gerçekleştirildiğinin 1409. madde gereğince somut olarak ispat edilemediğini ve soyut ifadelerin kabul edilemeyeceğini belirterek sigortacının itirazını reddetmiştir (Sigorta Tahkim Komisyonu, K-2017/7627, 27.02.2017). Kararın iki yönü önemlidir: Birincisi, klozun dördüncü bendindeki "araç içinde bulunan yedek anahtar" ifadesinin sigortalının varlığından haberdar olmadığı bir üçüncü anahtara teşmili, ancak sigortacının bu konuda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmesi hâlinde mümkündür. İkincisi, eksper raporundaki teknik varsayım, sigortacının ispat yükünü karşılamaz.</p>

<p>İspat yükünün sigortacıda olması, sigortacının sunduğu delillerin araştırılmayacağı anlamına gelmez. Yargıtay, anahtarın arkadaşının evinde masa üzerinde bırakıldığı ve dış kapının açık bulunduğu bir olayda, sigortacının araştırma raporuna dayanarak ileri sürdüğü kapıdaki zorlama izlerinin eski olduğu, aracın gayriresmi olarak kiraya verildiği ve yurt dışına kaçırıldığı iddialarının araç takip sistemi, geçiş kayıtları, zabıta ve vergi dairesi araştırması ile ceza soruşturması dosyası üzerinden araştırılması, poliçedeki anahtarla çalınma klozu ile beyana aykırılık klozunun bu araştırmanın sonucuna göre tartışılması gerektiğini belirterek, eksik incelemeyle verilen kabul kararını bozmuştur. Bozma sonrasında verilen kararın temyizinde Daire, aracın rayiç değerinin poliçede belirtildiği üzere hasar tarihindeki, yani çalınma tarihindeki piyasa değerine göre belirlenmesi gerektiğini, sonraki yıllara ait emsallerle yapılan hesabın hatalı olduğunu vurgulamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2025386-e-20261626-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 4. HD, E. 2025/386, K. 2026/1626, 16.02.2026).</a> Şu hâlde ispat yükü sigortacıda olmakla birlikte, sigortacının somut ve araştırılabilir iddialar ileri sürmesi hâlinde mahkeme bu iddiaları resen araştırmakla yükümlüdür; sigortalı vekilinin "ispat yükü sigortacıda" savunmasıyla yetinmeyip sigortacının delillerini çürütecek karşı delilleri dosyaya sunması gerekir.</p>

<p><strong>V. UYGULAMAYA İLİŞKİN TESPİTLER</strong></p>

<p>Yukarıdaki içtihat çerçevesinden, uyuşmazlığın her iki tarafı için bazı sonuçlar çıkarılabilir. Sigortalı yönünden ilk adım, poliçedeki klozun tam metninin temin edilmesidir; kloz bulunmayan poliçelerde sigortacının anahtarla çalınma savunması Genel Şartlar A.4.11'e dayanabilir, ancak bu hâlde dahi aracın anahtarla çalındığının ispatı sigortacıya aittir. Kolluk ifadesi, sigortacıya yapılan ihbar ve araştırmacıya verilen beyan arasındaki tutarlılık, ispat yükünün yer değiştirmesini önleyen en önemli unsurdur; asıl ve yedek anahtarların tutanakla teslimi, klozun üçüncü ve dördüncü bentlerine dayanan savunmaları büyük ölçüde etkisiz kılar. Sigortacının dayandığı araştırma raporu ve hasar dosyası, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219 ve 220. maddeleri uyarınca istenmeli; rapordaki her tespit karşı delille karşılanmalıdır. Ceza soruşturması dosyası, anahtarın ele geçirilme şeklini ortaya koyan en güçlü delil kaynağıdır ve gerektiğinde bekletici mesele yapılması istenmelidir.</p>

<p>Sigortacı yönünden ise ret kararının, klozun hangi bendine dayandığını ve bu bendin şartlarının hangi somut delille gerçekleştiğini göstermesi gerekir. Kamera kaydının bulunmaması, olayın hayatın olağan akışına aykırı görünmesi ya da eksper raporundaki teknik varsayımlar, 2025 ve 2026 tarihli kararların gösterdiği üzere, ispat yükünü karşılamamaktadır. Koruma önlemleri yükümlülüğüne dayanan savunmalar ise en fazla kusurla orantılı bir indirim talebini destekleyebilir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kasko sigortasında anahtarla çalınma, Genel Şartlar'ın A.5 maddesindeki teminat dışı hâller arasında değil, A.4.11 maddesiyle ek sözleşmeye bırakılan alanda düzenlenmiştir; teminatın kapsamını, poliçeye konulan kloz belirler. Kloz, sigortalının kusurunu yaptırıma bağlayan bir davranış kuralı değil, anahtarın ele geçirilme şeklini esas alan objektif bir riziko sınırlamasıdır ve Türk Ticaret Kanunu'nun 1429. maddesinin birinci fıkrasındaki "aksine sözleşme" kaydının geçerli bir uygulamasıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2026 tarihli iki kararı, kazadan sonra anahtarı üzerinde bırakılan aracın çalınmasını bu sınırlama içinde değerlendirerek ret kararlarını onamıştır; sonuç klozun lafzıyla uyumludur. Ancak organize bir hırsızlık planının parçası olarak yaratılan kazayla sürücünün araçtan uzaklaştırılması hâli, klozun teminat içinde tuttuğu zorla ele geçirme ile teminat dışında bıraktığı özensiz bırakma arasında bir gri alan oluşturmaktadır ve bu alanın klozun amacı doğrultusunda teminat lehine yorumlanması ya da kloz metnine açıkça eklenmesi gerekir. Koruma önlemleri yükümlülüğüne dayanan gerekçe ise Kanun'un 1448. maddesinin ikinci fıkrasındaki orantılı indirim yaptırımıyla bağdaşmadığından, teminat dışılık sebebine dönüştürülmemelidir.</p>

<p>İspat yükü bakımından içtihat istikrarlıdır ve sigortalı lehinedir: Rizikonun teminat dışı kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir; şüphe, olasılık ve eksper varsayımı bu yükü karşılamaz; yükün sigortalıya geçmesi ancak kasten yanlış ihbarın somut delille kanıtlanmasıyla mümkündür. Buna karşılık sigortacının somut iddialarının mahkemece araştırılması gerektiği ve rayiç değerin çalınma tarihine göre belirleneceği de aynı içtihadın parçasıdır. Uygulamacı için sonuç, her iki taraf bakımından da aynıdır: Anahtarla çalınma uyuşmazlığı, hukuki nitelendirmeden çok, anahtarın o gece nerede olduğunun somut delille ortaya konulmasıyla kazanılır veya kaybedilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1423, 1429, 1448, 1452.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu, m. 1278.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 219, 220.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları (yürürlük 01.04.2013), m. A.1, A.4.11, A.4.12, A.5.6, B.2, C.11.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200817-299-e-2008302-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 09.04.2008, E. 2008/17-299, K. 2008/302.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201616477-e-20178752-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 02.10.2017, E. 2016/16477, K. 2017/8752.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233702-e-20239676-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 25.09.2023, E. 2023/3702, K. 2023/9676.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20222093-e-20236105-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. HD, 24.10.2023, E. 2022/2093, K. 2023/6105.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20249716-e-202516960-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 18.12.2025, E. 2024/9716, K. 2025/16960.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2025386-e-20261626-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 16.02.2026, E. 2025/386, K. 2026/1626.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20231398-e-20261720-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 17.02.2026, E. 2023/1398, K. 2026/1720.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232132-e-20261844-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 18.02.2026, E. 2023/2132, K. 2026/1844.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Sigorta Tahkim Komisyonu, Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin 27.02.2017 tarih ve K-2017/7627 sayılı kararı ile bu karara itiraz üzerine verilen İtiraz Hakem Heyeti kararı, Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Karar Dergisi, S. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); sigortatahkim.org.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasko-sigortasinda-anahtarla-calinma-istisnasi-ve-ispat-yuku-1</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/oto-kira-arac-sozleme.jpg" type="image/jpeg" length="86896"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/2132 E., 2026/1844 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232132-e-20261844-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232132-e-20261844-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli, 2023/2132 E., 2026/1844 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/2132 E., 2026/1844 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/1884 E., 2022/2162 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/293 E., 2020/306 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkete ait aracın davalı ... nezdinde 28.05.2018 tarihinde yapılan genişletilmiş kasko poliçesi ile sigortalandığını, aracın müvekkili şirketin mühendisi ve yetkilisi olan ...'a tahsis edildiğini, ...'un 25.08.2018 günü seyir halinde iken arkadan bir aracın çarpması sonucunda aracını sağa çektiğini, ne olduğunu anlamak amacıyla araçtan inerek kendisine çarpan araca doğru yöneldiği esnada organize bir hırsızlık neticesinde aracın diğer tarafından eşgalini tam olarak göremediği bir şahsın hızlıca araca binerek aracı çaldığını, hayatın olağan akışı içerisinde bir kaza olduğunu düşünen ...'un kazanın psikolojisi ile aracın anahtarını almadan araçtan indiğini ve aracın bu şekilde çalındığını, akabinde 155 aranarak olayın kolluk kuvvetlerine bildirildiğini, aracın 01.09.2018 tarihinde emniyet güçleri tarafından bulunarak müvekkili şirkete teslim edildiğini, teslim tutanağında aracın plakasının sökülmüş, sol kapının arka tarafından vuruk, alt şanzımanından yağ akıtır vaziyette ve çalışmayacak halde müvekkili şirkete teslim edildiğini, aracın yetkili servise götürülerek hasar dosyası oluşturulduğunu, hasar incelemesi neticesinde sigorta şirketince aracın hasarı karşılanmadığından servisin kaporta ve diğer bütün bedellerinin müvekkili şirketçe ödendiğini, müvekkili şirketin oluşan hasarın ödenmesi amacıyla davalı şirkete ... . Noterliği'nin 11.10.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile başvurduğunu ancak bu ihtarnameden sonuç alamadığını, davalı şirketin aracın anahtarla birlikte çalınmış olmasını gerekçe göstererek zararı gidermediğini ve bunun hukuka aykırı olduğunu, aracın tamiri için toplam 51.641,00 TL ödendiğini beyanla, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile müvekkili şirkete ait aracın çalınması neticesinde uğramış oldukları zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte taraflarına ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; ... plakalı aracın 28.05.2018-28.05.2019 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile ... San. ve Tic. Ltd. Şti. adına müvekkili şirkete sigorta ettirildiğini, davacının başvurusu üzerine müvekkili sigorta şirketi nezdinde hasar dosyası açıldığını ve konunun değerlendirildiğini, sigortalı aracın kendi anahtarı ile çalınmış olması nedeniyle dava konusu riziko ve hasarın kasko poliçesi teminatı kapsamı dışında kaldığını, nitekim davaya konu hırsızlık olayının araç anahtarının aracın üzerinden alınması suretiyle meydana geldiğinin sabit olduğunu, hırsızlık olayı taraflar arasında akdedilen sigorta poliçesi ve Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında değerlendirildiğinde meydana gelen hasarın sigorta teminatı kapsam dışında kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda araç sürücüsünün araçtan inerken aracın anahtarını araçta bıraktığı, bu durumda taraflar arasında yapılan poliçede araç anahtarının araç üzerinde veya içerisinde bırakılması sonucu oluşacak çalınmaların teminat kapsamında olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davacı vekilinin süresinde istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut uyuşmazlıkta, olayın meydana geliş şekli itibari ile cebir ve şiddet kullanılmaksızın sürücünün kaza ile kandırılıp anahtarı üzerinde bırakarak araçtan çıkmasından faydalanılarak hırsızlık suçuna konu edilmesinin söz konusu olduğu, eylemin oluş şekline göre gasp suçunu oluşturmadığı, soruşturma esnasında da hırsızlık olarak nitelendirildiği, bu durumda aracın anahtar üzerindeyken çalınması nedeniyle zararın Kasko Sigortası Genel Şartları uyarınca poliçe teminatı dışında olduğu anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesince açıklanan gerekçe doğrultusunda verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili şirket yetkilisi ...'un şirkete ait araçla seyir halindeyken kendisine tahsis edilen araca bir aracın arkadan çarpmasıyla kaza olayının etkisiyle bilinçli olarak hareket etmeksizin aracın anahtarını unutarak araçtan indiğini, hayatın olağan akışında olası bir kaza halinde bu yönde bir davranışın olmasının muhtemel olduğunu, sürücünün planlanmış bir kaza senaryosuyla iradesinin sakatlanarak aracın çalındığını, irade sakatlığı durumunda hukuki işlemin istenilen hukuki sonucu doğurmadığını, ...'un hayatın olağan akışı içerisinde kaza psikolojisiyle ve istem dışı anahtarı bırakarak araçtan indiğini, mahkemece de ...r'ın iradesinin sakatlandığı kabul edilmesine rağmen sadece sigorta şirketi ile yapılan sözleşmede irade sakatlığının teminat kapsamında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan aracın çalınması nedeni ile araçta meydana gelen hasarın tazmini talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle,<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.02.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20232132-e-20261844-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="73683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/1398 E., 2026/1720 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20231398-e-20261720-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20231398-e-20261720-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 17.02.2026 tarihli, 2023/1398 E., 2026/1720 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/1398 E., 2026/1720 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2019/4515 Esas - 2022/1646 Karar<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 6. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/1379 Esas - 2019/106 Karar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.<br />
Belli edilen gün ve saatte gelen davacı vekili Av. ... geldi. Davalı tarafından gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 17.02.2026 gününde Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait aracın davalı nezdinde genişletilmiş kasko sigortası ile sigortalı olduğunu, sigortalı aracın 30.03.2017 tarihi saat 23:30 sularında, dava dışı ...'in sevk ve idaresinde iken maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını, dava dışı sürücünün kazaya karışmış olmasının verdiği heyacan, tedirginlik ve elem ile aracı terk etmek zorunda kaldığını, dava dışı sürücünün araçtan inmesini fırsat bilen hırsızların aracı çaldığını, aracın çalınmasının akabinde müvekkilinin davalı ... şirketine başvurduğunu, davalı ... şirketinin başvuru üzerine hasar tazminat talebinin poliçe özel şartında bulunan araç çalınmasına uygulanacak istisnalar klozu gereğince karşılanmayacağının bildirildiğini, davalı ... şirketinin gerekçe olarak gösterdiği klozun hayatın olağan akışı içerisinde uygulanması gerektiği, kazaya karışan herkesin, o an için aracını terk etmesinin normal kabul edilmesi ve herhangi bir kusurdan bahsedilmemesi gerektiğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107. maddesi gereğince 1.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu aracın karıştığı kaza neticesinde sürücünün, anahtar aracın üzerindeyken ve araç çalışır vaziyetteyken araçtan indiğini ve bu sırada aracın üçüncü şahıslar tarafından çalındığını, araç çalınmasında uygulanacak istisnalar klozunda Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.4.11 maddesine göre teminat dışında olduğunu, olayda anahtarın herhangi bir gasp sonucu elde edilmediğini, anahtar aracın üzerindeyken aracın çalındığını belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taraflarınca tanık deliline dayanıldığını, mahkemece tanık isimlerini bildirmek üzere süre verilmediğini, ön inceleme duruşmasında tanıklara davetiye çıkarılmasına dair ara karar alınmasına rağmen davetiye çıkarılmadığını, deliller toplanmadan karar verildiğini, aracın anahtarı üzerindeyken çalınmasının bilirkişilerce yalnızca sigortacılık tekniği açısında incelendiğini, araç sürücünün maddi hasarlı trafik kazasına karışması sonucunda araçtan indiğini, kazaya karışan diğer araçtaki hasarları inceledikleri ve tutanak tutulduğu sırada aracın çalındığını, olayın oluş şekline göre aracın çalışır vaziyette ve anahtarı üzerinde bırakılmasının kusur olarak değerlendirilmeyeceğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı nezdinde genişletilmiş kasko poliçesi ile sigortalı olan aracın çalınması nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.<br />
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, davacıya ait aracın anahtarı üzerinde ve çalışır vaziyette bırakılmış olduğunun sabit olmasına, sigorta poliçesinde bu hususun teminat altına alınmamış olmasına, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın B.2 maddesi gereğince koruma önlemlerinin alınması yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olmasına, her ne kadar meydana gelen kaza nedeniyle araç çalışır vaziyette bırakılmış ise de bu hususun koruma önlemlerini alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacak olması ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Duruşmada vekille temsil olunmayan davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20231398-e-20261720-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="70479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/386 E., 2026/1626 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2025386-e-20261626-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2025386-e-20261626-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, 2025/386 E., 2026/1626 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/386 E., 2026/1626 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/336 E., 2023/570 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asli müdahil yönünden davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait ... plakalı davalı tarafından Genişletilmiş Kasko Poliçesi ile güvence altına alınan aracın 19.07.2014 tarihinde çalındığını, yapılan sigorta poliçesinin hırsızlık dahil birçok rizikoyu güvence altına aldığını, müvekkilinin davaya konu aracın çalındığı aynı gün kolluk kuvvetlerine haber verdiğini, davalıya aracın çalındığına ilişkin ihbarda bulunulduğunu ancak müvekkilinin zararının karşılanmadığını belirterek belirsiz olan alacak davasının kabulü ile şimdilik 10.000,00 TL'nin rizikonun gerçekleşme tarihi olan 19.07.2014 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının maddi tazminat taleplerinin teminat kapsamı dışında olduğunu, bağımsız eksper tarafından yapılan araştırmalarda sigortalı araç sahibinin poliçe süresinde sigortalı aracı kiraladığının tespit edildiğini, poliçede yer alan beyana aykırılık klozunda da açıkça belirtildiği üzere bu gibi durumlarda müvekkili şirketin tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, sigortalının ... Polis Merkezi Amirliği'ne vermiş olduğu ifadede ... plakalı aracın eve giren hırsızın araç anahtarlarını temin etmesi suretiyle çalındığını beyan ettiğini, ancak evin kapısındaki zorlama izlerinin eski zamanlara ait deformasyonlar olduğunun ekspertiz çalışmasıyla tespit edildiğini, ayrıca sigortalı ...'ın gayriresmi Rent A Car işi yaptığı ve ... plakalı aracın da kiraya verdiği şahıslar tarafından çalındığı ve Gaziantep - Hatay bölgesinden kaçak geçiş yapılarak Suriye'ye kaçırıldığının tespit edildiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.</p>

<p>Davaya asli müdahil olarak katılan (3.kişi) ... Finansman A.Ş vekili, müvekkili kurum ile davacı arasında 03.02.2014 tarihinde Tüketici Kredisi Sözleşmesi imzalandığını ve ... plakalı aracın kaydına müvekkili lehine rehin şerhi işlendiğini, kredi borçlusunun sözleşmenin gereklerini yerine getirmemesi üzerine İstanbul Anadolu 18. İcra Müdürlüğü'nün 2015/25443 sayılı dosyasından taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçildiğini, dava tarihi olan 17.01.2017 tarihi itibariyle davacı/borçlu ...'tan müvekkili kurumun toplam 40.608,06 TL alacağı bulunduğunu, 18.03.2019 tarihi itibariyle güncel alacağının ise toplam 54.932,06 TL olduğunu, söz konusu olaya ilişkin olarak davacı borçluya yapılacak ödemeye muvafakatleri olmamakla birlikte davalı şirket tarafından yapılması gereken ödemenin "dain ve mürtehin" sıfatını haiz olmaları sebebiyle öncelikle müvekkili kuruma yapılması gerektiğini, bu nedenlerle, sigorta teminat bedelinin alacaklarını karşılayan kısmının hasar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte öncelikli olarak taraflarına ödenmesine, artan bir meblağ olması durumunda bu kısmın davacı tarafa iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Asli Müdahil temlik alan ... Varlık Yönetim AŞ vekili davada asli müdahil olan ... Finanman AŞ'den alacağı temlik aldıklarını belirterek beyan dilekçesi sunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece asli müdahil ... Finansman A.Ş yönünden davanın kabulü ile 54.932,06 TL'nin 05.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak asli müdahile verilmesine, davacının talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 22.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 4.067,94 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA KARARI</strong></p>

<p>Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 22.10.2020 tarih ve 2020/1118 Esas ve 2020/6085 Karar sayılı ilamı ile "1-Dava, kasko sigorta sözleşmesine dayanılarak davalı kasko şirketi aleyhinde açılan alacak istemine ilişkindir.</p>

<p>Taraflar arasında akdedilen kasko sigortası poliçesinde anahtar ile araç çalınması klozunda Kasko Sigortası Genel Şartları'nin A.4.11. maddesi gereğince, araç anahtarının ek sözleşmede belirtilen haller sonucunda ele geçirilmesi suretiyle aracın çalınması ve çalınmaya teşebbüsü sonucu meydana gelecek ziya ve hasarlar aşağıdaki hüküm ve şartlar dahilinde teminat kapsamında olacağı, araç anahtarlarının sigortalı veya araç sürücüsü tarafından ikametgah veya işyeri niteliğindeki kapalı veya kilitli bir mahalde muhafazası sırasında, bu mahallere; kırmak, delmek, yıkmak, devirmek, zorlamak, öldürme, araç gereç kullanarak veya bedeni çeviklik sayesinde tırmanmak veya aşmak suretiyle ele girilerek aracın çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesi sonucu meydana gelebilecek ziya ve hasarlar teminat kapsamındadır. Yine poliçenin beyana aykırılık klozunda "...şirketimiz kısa veya uzun süreli kiralık araçları, sürücü kursu araçlarını, taksi dolmuş gibi olarak kullanılan araçları sigorta etmemektedir.</p>

<p>Bu nedenle gerek poliçe tanzim edilirken gerekse poliçe süresi boyunca sigortalı aracın bu tarz kullanımında olduğu anlaşılırsa tazminat ödenmez." düzenlenmesine göre sigortalanan araca ilişkin teminatın hususi kullanım göz önüne alınarak verildiği, her tür rent a car tarzı kullanımın teminattan hariç tutulacağı ve aracın herhangi bir şekilde Rent A Car amaçlı kullanımı esnasında oluşabilecek zararlar itibariyle sigortacının bu poliçe altında herhangi bir tazminat sorumluluğunun doğmayacağı taraflar arasında kararlaştırılmış, poliçede sigortalı aracın kullanım tarzı özel oto olarak gösterilmiştir.</p>

<p>Davacının emniyette verdiği ifadesinde, 19/07/2014 tarihinde arkadaşının evinde kaldığını, aracın anahtarını masanın üzerine koyduğunu, uyandıklarında dış kapının açık olduğunu, dışarıda bulunan aracın yerinde olmadığını, çalındığını fark ettiğini beyan etmiş, sigorta poliçesinin hırsızlık dahil birçok rizikoyu güvence altına aldığını beyan ederek davalı ... şirketine karşı dava açmıştır. Davalı ... şirketi vekili poliçe şartlarına göre teminat kapsamında bulunmadığı hususunu ispat bakımından, şirketleri tarafından yaptırılan araştırma raporunu dayanak göstermektedir. Anılan rapor incelendiğinde; evin kapısındaki zorlama izlerinin eski zamanlara ait deformasyonlar olduğunun tespit edildiğinin, sigortalının gayri resmi olarak rent a car işiyle yaptığının, aracın Mayıs 2014 tarihlerinde kiraya verdiği şahıslar tarafından çalındığının, araca Alarm Net firmasında GPRS sistemi takıldığının, firma kayıtlarına göre araçtan 30.05.2014 tarihinden itibaren araç Suriye'de olduğu için sinyal alınamadığının, Karayolları Genel Müdürlüğü üzerinden yapılan tahkikatta ... plakalı aracın 30.05.2014 tarihinde Ankara-Adana-Nizip istikametini takiben Gaziantep bölgesine kaçak geçiş yaparak gittiği bu tarihten sonrada aracın İstanbul'a dönüş kaydı bulunmadığının tespit edildiğinin, sigortalı üzerine ... , ... plakalı araçların bulunduğunun, ... plakalı araca ilişkin ağır hasar ödemesi aldığının tespit edildiği görülmektedir. Hasarın teminat kapsamında yer almadığını ispat külfeti altında bulunan davalı ... şirketi tarafından delil olarak sunulan araştırma raporundaki hususlar da göz önünde bulundurularak, davacıya ait aracın Rent A Car işinde kullanılıp kullanılmadığı, anahtar ile araç çalınmasının poliçe teminatı kapsamında kalıp kalmadığı araştırılmadan, hükme esas alman bilirkişi raporuna göre davacının zarar talebinin kabulüne karar verilmiş olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir.</p>

<p>Mahkemece, davalı ... şirketinin savunmasına dayanak yaptığı, ... Ekspertizlik Hizmetleri Limited şirketi şirketi tarafından düzenlenen 2014 /2844 rapor nolu araştırma raporunda bahsi geçen ... firmasından dava konu araçla ilgili GPRS kayıtlarının istenilmesi, davacı tarafın çalınan aracın GPRS sistemini başka araca taktıklarına beyan ettiklerine dair davalı tarafın iddialarına ilişkin firmadan bilgi istenilerek bunun mümkün olup olmadığının, Karayolları Genel Müdürlüğünden ... plakalı aracın görüntü ve HGS kayıtlarının araştırılması, davacı tarafın aracın çalınmasıyla ilgili yaptığı suç duyurusu neticesinde dava açılıp açılmadığı, açılmış ise ceza davasının açılmaması halinde soruşturma dosyasının onaylı örneğinin dosya içerisine alınması, davacının araç kiralama işiyle uğraşıp uğraşmadığının zabıta marifetiyle ve Vergi Dairesi nezdinde araştırılması, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 34. maddesi gereğince çalınan araçların tescil kayıtlarının ilgili Trafik Şube Müdürlüğünce kapatılması ve Gelir İdaresi Başkanlığınca da araç vergi kaydının düşülmesi gerektiğinden Trafik Tescil Şube Müdürlüğü ve Gelir İdaresi Başkanlığı Motorlu Taşıtlar Vergi Dairesinden bu araca ait kaydın çalınma nedeniyle kapatılıp kapatılmadığının tespiti ile poliçede tarafların serbest iradeleriyle kararlaştırılan anahtar ile araç çalınması klozu ile beyana aykırılık klozunun tartışılarak sigorta şirketinin sorumlu olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken poliçe özel şartlarının gözardı edilerek eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Poliçede, dain ve mürtehin olarak ... Finansman A.Ş gösterilmiştir. TTK.'nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı Yasa'nın 1270. maddesi hükmüne göre, bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 879.maddesi gereğince, sigorta tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafakatinin alınması gerekmektedir.</p>

<p>Somut olayda, dain ve mürtehin sıfatı bulunan ve menfaati olan dava dışı ... Finansman A.Ş dosyaya sunduğu 05.03.2019 tarihli dilekçesiyle; asli müdahale isteminde bulunarak poliçe kasko teminat bedelinin taraflarına ödenmesi talebinde bulunduğu, Mahkemece 07.03.2019 tarihli duruşmada ... Finansman A.Ş 'nin asli müdahale talebinin kabulüne karar verildiği, dosya kapsamından ... Finansman A.Ş tarafından gerekli harçların yatırılmadığı halde asli müdahil hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nın 120. (1086 sayılı HUMK'un 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanunun Harcın alınmasına veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.<br />
Hal böyle olunca, öncelikle Mahkemece harcın yatırılması için asli müdahil ... Finansman A.Ş'ye uygun bir mehil verilip yerine getirildiğinde işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p>

<p>2-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekili ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir." gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. MAHKEMECE BOZMAYA UYULARAK VERİLEN KARAR</strong></p>

<p>Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asli müdahil ... Varlık Yönetim AŞ yönünden davanın kabulü ile 77.000,00 TL'nin 05.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ... şirketinden alınarak asli müdahile verilmesine, davacı ...'ın tazminat talebinin konusuz kaldığı anlaşılmakla karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A.Temyiz Sebebleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde; asli müdahil lehine karar verilemeyceğini, vekalet ücretinin de kendilerine verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.<br />
Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde; zararın teminat dışı olduğunu, zarar hesabının hatalı olduğunu belirtmiştir.<br />
B.Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Dava, kasko sigorta sözleşmesine dayanılarak açılan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>1-Asli müdahale 6100 sayılı HMK’nın 65. maddesinde “(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. (2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır” şeklinde düzenlenmiştir.Anılan kanun maddesi gereğince asli müdahaleden söz edilebilmesi için öncelikle görülmekte olan bir davanın bulunması, asli müdahilin görülmekte olan davanın konusu olan hak veya şey üzerinde bir hak iddia etmesi, asli müdahilin asıl davanın tarafı olmayan üçüncü bir kişi olması ve asli müdahilin ayrı bir dava açması gerekir.</p>

<p>Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 65. maddesi ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında açılan bir davaya dava konusu edilen şey hakkında tarafların dışında hak iddia ederek o şeyin kendisine ait olduğunu ileri süren ve harcını yatırmak suretiyle davaya dahil olan kimse, asli müdahil olarak nitelendirilmektedir. Asli müdahale talebini içeren dilekçenin harçlandırılması ile asli müdahale tamamlanmış ve dava açılmasının bütün sonuçları doğmuş olur. 6100 sayılı HMK’nın 65. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre mahkeme, asıl dava ile asli müdahale davasını birlikte yürüterek karara bağlar. Ancak asıl dava ve asli müdahale davası birbirinden ayrı ve bağımsız davalar olduğundan mahkeme, her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm verir.</p>

<p>Somut olayda, kasko sigorta poliçesinde dain mürtehin sıfatı bulunan ve menfaati olan dava dışı ... Finansman A.Ş'nin dosyaya sunduğu 05.03.2019 tarihli dilekçesiyle; asli müdahale isteminde bulunarak poliçe kasko teminat bedelinin taraflarına ödenmesi talebinde bulunduğu, mahkemece 07.03.2019 tarihli duruşmada ... Finansman A.Ş 'nin asli müdahale talebinin kabulüne karar verildiği, dosya kapsamından ... Finansman A.Ş tarafından gerekli harçların yatırılmadığı halde asli müdahil hakkında hüküm kurulduğu görülmüş, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında ... Finansman A.Ş tarafından gerekli harçların yatırılmadığı halde asli müdahil hakkında hüküm kurulmasının hatalı olduğu, harcın yatırılması için asli müdahil ... Finansman A.Ş'ye uygun bir mehil verilip yerine getirildiğinde işin esasına girilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Bozma sonrası yürütülen yargılamada 26.04.2021 tarihli dilekçe ile ... Varlık Yönetim AŞ vekili, ... Finansman AŞ'den dava konusu araca yönelik alacağın temlik alındığını belirten asli müdahale dilekçesini dosyaya sunmuştur. İşbu dilekçesinde alacağın bedeli belirtilmediği gibi buna ilişkin olarak sadece 170,00 TL peşin harç yatırılmıştır. Mahkemece her ne kadar ... Varlık Yönetim AŞ hakkında davanın kabulü ile 77.000,00 TL'nin davalı ... şirketinden tahsili ile asli müdahile verilmesine karar verilmiş ise de bozma kararının gereği yerine getirilmemiş, davada asli müdahale ile hak iddia eden ve başka bir davacı konumunda olan asli müdahil yönünden eksik karar nispi harcının ikmali sağlanmamıştır. Bu halde 492 sayılı Harçlar Yasasının 30. maddesi hükümlerine göre asli müdahale talep eden vekiline eksik karar nisbi harcı ikmal etmesi için süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Kabule göre de:</p>

<p>a-Dava konusu aracın rayiç değerinin, poliçede belirtildiği üzere hasar tarihindeki piyasa değerine göre belirlenmesi gerekmektedir. Dosya kapsamından hasar tarihinin (çalınma olayı) 19.07.2014 olduğu sabit olup, hükme esas alınan 26.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda aracın 2. el piyasa değerinin 2018 yılı emsallerine göre belirlenmesi hatalı olmuştur.<br />
b-Mahkeme'nin karar başlığında asli müdahil olarak ... gösterilmiş, gerekçeye "asli müdahil ... Finansman AŞ yönünden davanın kabulü ile 77.000,00 TL'nin 05.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak asli müdahile verilmesine karar verilmiştir." şeklinde yazılmış, hükümde ise "Asli müdahil ... Varlık Yönetim AŞ yönünden davanın kabulü ile 77.000,00 TL'nin 05.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ... şirketinden alınarak asli müdahile verilmesine" yazılmıştır. Mahkemece hüküm ile gerekçe arasında çelişki olacak şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p>2-Bozma neden ve şekline göre tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>1-Yukarıda 1/a-b numaralı bentte yer alan sebeplerle davacı ve davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA,</p>

<p>2-Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 16.02.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2025386-e-20261626-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="13092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/9716 E., 2025/16960 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20249716-e-202516960-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20249716-e-202516960-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.12.2025 tarihli, 2024/9716 E., 2025/16960 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/9716 E., 2025/16960 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/640 Değişik İş, 2024/640 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2024/İHK-37943<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2024/146829</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya kasko poliçesi ile sigortalı olan aracın 31.03.2023 tarihinde kimliği belirsiz kişiler tarafından araç anahtarının zorla ele geçirilerek çalındığını belirterek şimdilik kaydıyla 250.000,00 TL tazminat talep etmiş, yargılama sırasında talebini 383.993,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; belirsiz alacak ya da kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının olayın oluş biçimi ve gerçekliği hakkında yanıltıcı ve yanlı beyanda bulunduğunu, ispat yükünün davacıda olduğunu, araç bedeline ilişkin talebin fahiş olduğunu, vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kabulüne, 383.993,00 TL'nin 20.04.2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hasar ihbarı sonrası alınan eksper raporuna istinaden detaylı araştırma yapılarak beyan ile uyumsuz hasar ve teminat dışı hal şüphesi tespitleri ile taleplerin reddedildiğini, beyan edilen saatlerde olay yeri kamera kayıtlarının kontrol edilememesi, olayın gerçekleşme şeklinin beyan dışında net olarak tespit edilememesi, ilgili araştırmalar Komisyon eliyle yapılamıyorsa el çekme kararı verilmesi ve ticaret mahkemelerinde davanın görülmesi itirazlarının değerlendirilmediğini, talep teminat dışında kalıp reddi gerektiğini, hasar dosyasına göre olayın beyan edildiği şekilde gerçekleşmesinin hayatın olağan akışına ters olduğunu, olayın .............. önünde olduğu, bu iş yerinde güvenlik kamera sistemi bulunduğu, ancak olay tarihinde 09.22'de kayıt bulunduğu ve olay saatinde kayıt bulunmadığını, kayıtların bilinçli silinmiş olabileceği kanaati oluştuğunu, davacı ihbar yükümünü iyi niyet kurallarına uygun şekilde yerine getiremediğinden ispat yükünün yer değiştirdiğini, rizikonun iddia olunan şekilde gerçekleştiğinin davacı yanca ispatı gerektiğini, sürücü değişikliği yapılmadığının davacı yanca ispatı gerektiğini, olayın gerçekleşmesinde davacının kasıt derecesinde ihmali olduğunu, çalınma olayının beyan edildiği şekilde olup olmadığının tespiti yönünde bilirkişi incelemesi yapılması taleplerinin değerlendirmeye alınmadığını, ifade tutanağı düzenleyen polis memurları, mevcut ise görgü tanıklarının dinlenmesi, olay yeri kamera kayıtlarının celbi ve emniyet kayıtlarının incelenmesi gerektiğini, dosyadan el çekilmesi gerektiğini, bilirkişi raporu kasko poliçesi genel ve özel şartlarına uymadığından kabul etmediklerini, fotoğraflar üzerinden ve sadece davacı beyanları esas alınarak rapor düzenlendiğini, hesabı kabul etmediklerini, yeniden rapor alınması gerektiğini, müvekkilinin aracın hasar anındaki sigorta değerini ödemekle yükümlü olduğunu, belirlenen rayiç bedelin fahiş olduğunu, hususi kullanımdaki araç için avans faizine hükmedilemeyeceğini, dava tarihinden yasal faizi işletilmesi gerektiğini, tam vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan davacıya ait aracın çalınması nedeniyle tazminat talebine ilişkindir.<br />
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıdan alınmasına,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
18.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20249716-e-202516960-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="99399"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/2093 E., 2023/6105 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20222093-e-20236105-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20222093-e-20236105-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.10.2023 tarihli, 2022/2093 E., 2023/6105 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/2093 E., 2023/6105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile Yapı Kredi Finansal Kiralama A.O. arasında Finansal Kiralama Sözleşmesi yapıldığını, iş makinelerinden kazıcı yükleyici ile sözleşme eki ile sigortalısı Yapı Kredi Finansal Kiralama A.O. ve sigorta ettireni müvekkili olan sigorta poliçesi yapıldığını, bu iş makinesinin 01.04.2014 günü müvekkilinin şantiyesinden çalındığını, çalınma olayının sigorta şirketine bildirildiğini, savcılığa şikayet edildiğini, çalınan malın bu güne kadar bulunamadığını, hırsızlık suçundan dava dışı kişiler aleyhine açılan davanın derdest olduğunu, davalı ... şirketince istenen belgelerin sunulduğunu, davalının hasarın sigorta poliçesi genel şartları teminatının dışında kalan hallere girdiği ve bu nedenle bir ödeme yapılmayacağını bildirdiğini, Yapı Kredi Sigorta AŞ ile Allianz Sigorta A.Ş.'nin birleştiğini, her iki şirketin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, sigorta poliçesinin sigortalısı-lehtarı Yapı Kredi Finansal Kiralama A.O. ise de poliçe bedelinin müvekkili tarafından ödendiğini, müvekkilinin bu davayı açmak için leasing firmasından muvafakatname aldığını, bu nedenle müvekkilinin davacı sıfatını haiz olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak üzere, sigorta poliçe bedeli olan 140.769,59 TL'nin riskin gerçekleştiği 01.04.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu iş makinesi için müvekkilince makine kırılması sigorta poliçesi tanzim edildiğini, poliçede öngörülen hırsızlık ve kasko teminatının Hırsızlık Sigortası Genel Şartları ve Kasko Sigortası Genel Şartları hükümlerine tâbi olduğunu, dava konusu olayla ilgili ceza dosyasında sigortalı iş makinesinin davacı çalışanı tarafından davacıdan olan alacağına karşılık olarak aracın anahtarının kullanılması suretiyle alındığı yönünde tespitte bulunulduğu, bu durumda ceza hukuku anlamında hırsızlıktan söz edilemeyeceğini, emniyeti suistimal suçunun olup olmadığının ancak ceza yargılaması sonunda anlaşılacağını, davacı ve çalışanı arasındaki ticari ilişkinin hırsızlık ve emniyeti suistimalin konusunu oluşturmayacağını, dolayısıyla poliçede öngörülen rizikonun gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceğini, ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasını gerektiğini, davacı ile iş makinesini alan kişi arasında ticari ilişki bulunmadığı düşünülse dahi, sigortalı iş makinesinin davacının çalışanı tarafından çalınması sebebiyle talep edilen tazminatın poliçe teminatına dahil olmayacağını, poliçede sigortalının çalışanları tarafından yapılan hırsızlığın teminata dahil olduğu yönünde hüküm bulunmadığını, kaldı ki sigortalı iş makinesinin asıl anahtarının ele geçirilmesi suretiyle alındığını, bir an için olayın hırsızlık olduğu kabul edilse dahi aracın asıl anahtarının kullanılması suretiyle yapılacak hırsızlıklar da poliçe teminatı kapsamında olmadığından davacının talebinin poliçe teminatına dahil olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamı ve ceza yargılamasına göre dava konusu iş makinesinin davacı şirkete ait şantiyede çalışan işçi ve suç ortakları tarafından çalındığının iddia edilerek halen ele geçirilemediği, iş makinesinin çalındığına ilişkin delillerin aksini ispatlayan delil ileri sürülmediği, hırsızlık nedeniyle sigortalı malın elden çıkması halinde taraflar arasındaki sözleşme ve bu sözleşmenin eki olan genel şartlara göre riskin gerçekleştiği ve davalı şirketin sigorta bedelini ödeme yükümlülüğü altında olduğunu, mülkiyetin sahibi Yapı Kredi Finansal Kiralama A.O.'nın verdiği muvafakata göre sigorta bedelinin davacı şirkete verilmesi gerektiği, sigorta poliçesi ve eklerine göre sigorta bedelinden %10 tenzilat yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 121.500,00 TL tazminatın 24.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...Ş.' den alınarak davacı şirkete verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ceza dosyasının bekletici mesele yapılmadığını, sigortalının hizmetinde çalışan bir kişi tarafından yapılan hırsızlığın ancak bu durumun poliçede açıkça teminat altına alınması halinde teminata dahil olacağını, poliçede sigortalının çalışanları tarafından yapılan hırsızlığın teminata dahil olduğu yönünde hüküm bulunmadığını ayrıca sigortalı iş makinesinin asıl anahtarın ele geçirilmesi suretiyle alındığını, bir an için olayın hırsızlık olduğu kabul edilse dahi sigortalı iş makinesinin asıl anahtarının kullanılması suretiyle yapılacak hırsızlıkların da poliçe teminatı kapsamında olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şüphelinin davacının işçisi olduğuna ilişkin savunmanın kanıtlanamadığı, ele geçirilen asıl anahtarların kullanılması suretiyle yapılacak hırsızlıkların teminat dışı olduğuna dair bir hükmün cari olan Hırsızlık Sigortası Genel Şartlarında yer almadığı, İlk derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerine ek olarak makine mühendisi bilirkişi raporunda poliçeye dercedilmiş olan tenzili muafiyetinin uygulandığını ancak iş makinesinin kısmi hasar ya da pert-total işlemine tabi tutulup tutulmayacağı yönünde değerlendirme yapılmadığını, bu incelemenin yapılmamasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki makine kırılması sigorta poliçesine dayalı teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>24.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20222093-e-20236105-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="29381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/3702 E., 2023/9676 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233702-e-20239676-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233702-e-20239676-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 25.09.2023 tarihli, 2023/3702 E., 2023/9676 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/3702 E., 2023/9676 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/315 E., 2021/160 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü</p>

<p>Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı ... şirketi yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıya ait, davalı ... şirketi nezdinde kasko sigortalı aracın diğer davalı ...'un diğer iki arkadaşıyla beraber sevk ve idaresinde Hoşdere istikametine giderken direksiyon hakimiyetini kaybederek aydınlatma direğine çarpıp ağaca vurması nedeniyle 07.12.2014 tarihinde hasarlı trafik kazası meydana geldiğinin tespit olunduğunu, ilgili hasar yeri tespit tutanağı ve ifadelerden de durumun anlaşıldığını, müvekkilinin Esenyurt Polis Merkezi amirliğine şikayette bulunduğu gibi yine Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığına vermiş bulunduğu 05.01.2015 tarihli dilekçesinde de arabasının çalındığını öğrendiğini, aracın çalınması ve hasara uğraması nedeniyle rayiç bedeli olan 30.000,00 TL'sının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalı ... şirketi vekili cevap dilekçesinde; poliçe üzerinde dain-i mürtehin kaydının bulunduğu, TTK'nın 1456/2. maddesi gereğince rehin alacaklısının davaya muvafakatinin gerektiği, kazanın kasko poliçesi ile teminat altına alınan bir hasar olmadığı, ...’un eyleminin TCK 155 kapsamında bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin 19.11.2015 tarihli ve 2015/119 Esas, 2015/507 Karar sayılı kararıyla; ...'un davacının iş yerinde abisi ...'ın çalışması nedeniyle gidip geldiği, bu gidip gelmeler sırasında davacıya ait arabanın anahtarını davacının iradesi dışında aldığı, daha sonra yargılama dışı arkadaşları ile birlikte araç ile gezdiği ve kaza yaptığı, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5.4 kapsamında gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlar tarafından aracın kullanılması halinde meydana gelecek zararların sigorta teminatı dışında olduğu ve bu nedenle sigorta şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın davalı ... şirketi yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne, 30.000,00 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/16477 esas, 2017/8752 karar sayılı ilamı ile; '' TTK’nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse, bu sıfatla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi aynı Yasanın 1270. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu malı, rehin alan hesabına ve onun lehine de sigorta ettirebilir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesi uyarınca da sigorta tazminatının öncelikle rehin ... sahibine verilmesi veya açık muvafakatının alınması gereklidir. Böyle bir durumda, sigortalı durumda olan rehin ... sahibi olduğundan sigorta şirketinden tazminat talep etme hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve sigorta ettiren, ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatını almak suretiyle sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Öncelikle talep hakkının rehin ... sahibinde olması, yani sigorta bedelinin rehin ... sahibine ödenmesi gerektiği durumda, rehin ... sahibinin muvafakatinin bulunması halinde sigortalıya sigorta bedeli ödenebilir. Bu durumda dava açma ... da öncelikle rehin ... sahibinde olduğundan bir dava şartı olarak aktif dava ehliyeti olan davacı sıfatının da rehin ... sahibinde olduğu, buna karşın daini mürtehinin muvafakati halinde bu dava şartının yerine getirilmiş sayılacağı Dairemiz yerleşik içtihatları ile de ortaya konulmuştur.</p>

<p>Somut olayda; kasko sigorta poliçesinde Garanti Bankası lehine rehin ... olduğu görülmektedir. Dain-i mürtehin tarafından verilen muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilen dava şartı olup; açılan davaya muvafakatının olup olmadığı hususları ilgili bankadan sorularak gelen cevap yazısı ile usulüne uygun olduğunun anlaşılması halinde mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava konusu olayda; davacı şirkete ve davalı ... şirketi tarafından kasko sigortalı araç, park halinde bulunduğu yerden çalınmıştır. Hırsızlık olayının şüphelilerinin yakalandıkları ve haklarında açılan kamu davasının yargılamasının devam ettiği anlaşılmıştır. Davalı ...; Davalı ...’un sigortalı aracın yedek anahtarını sigortalının işyeri çekmecesinden alıp park halindeki aracı çaldıktan sonra kazanın meydana geldiğini ve aracın sürücüsü durumunda olan Volkan’ın sürücü belgesinin olmadığını belirterek zararın teminat dışı kaldığını iddia etmektedir.<br />
Taraflar arasındaki çekişme, aracın anahtarının ne şekilde ele geçirildiği, aracın çalınma şekli ve dolayısıyla zararın teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.1. maddesine göre; gerek hareket, gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde ... veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, TTK.’nun 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.1.5. maddesi ve TTK.’nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesine ve yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, hukuk hâkimi, gerek ceza hâkiminin belirlediği kusur oranı gerekse delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de, sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile o eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleriyle bağlıdır.</p>

<p>Somut olayda, Büyükçekmece 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/212-2015/507 sayılı dosyasında, davalı sanık ... hakkında;Suça sürüklenen çocuğun hırsızlık kastı ile davacıya ait aracın anahtarını iş yerindeki çekmeceden aldığı ve daha sonra yeminli tanık ... ve ...'ın anlatımlarına göre arabayı alıp getirdiği, bu suret ile haksız yere elde bulundurduğu, anahtarla hırsızlık suçunu işlediği, ancak suça sürüklenen çocuğun bu aracı geçici olarak kullanmak amacıyla hırsızladığı, anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Verilen hapis cezası ertelenmiştir. Dosya kapsamından; kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de somut olayın özelliği itibariyle maddi vakıanın, özellikle araç anahtarının ne şekilde ele geçirildiğinin tespiti açısından ceza davasının sonucu önem arz etmektedir. Bu nedenle sözü edilen ceza davasının sonucu ve kesinleşmesi beklenmeli, tüm deliller birlikte yeniden değerlendirilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştirgılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.' gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;...'un davacının iş yerine abisi ...'ın çalışması nedeniyle gidip geldiği, bu gidip gelmeler sırasında davacıya ait arabanın anahtarını davacının iradesi dışında aldığı, daha sonra yargılama dışı arkadaşları ile birlikte araç ile gezdiği ve kaza yaptığı, aracın hasarlandığı anlaşılmakla bilirkişi raporuna göre de ... olduğu şekilde kara araçları kasko sigortası genel şartları A.5.4 kapsamında gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlar tarafından aracın kullanılması halinde meydana gelecek zararların sigorta teminat dışında olduğu ve bu nedenle sigorta şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağı gibi dain-i mürtehin ... sahibi Garanti Bankası'na davanın ihbar edildiği ancak banka tarafından süre uzatma talebinde bulunulduğu, mahkemece bu talebin kabul edildiği, fakat banka tarafından her hangi bir beyanda bulunulmadığı anlaşılmakla, Yargıtay bozma ilamındaki eksikliğin böylelikle giderildiği, ceza dosyasının da kesinleştiği gerekçesiyle; davalı ... şirketi yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulü ile 30.000 TL'nin davalı ...'tan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B.Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacının aracının hırsızlık sonucu çalındığının kesinleşen ceza dosyası ile belirlendiğini, oluşan zararın teminat kapsamında olduğunu, davalı ... şirketi yönünden davanın reddinin haksız olduğunu belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe:<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı nezdinde kasko sigortalı aracın çalınması ve karıştığı kaza sonucu pert olması nedeniyle aracın rayiç bedelinin davalıdan tahsili talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. Maddesi atfıyla uygulanan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1281, 1282, 1292 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 üncü maddesi, Kasko Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Uyulmasına karar verilen bozma ilamında Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/212-2015/507 karar sayılı ceza davasının sonucu ve kesinleşmesinin beklenilmesi ve tüm deliller birlikte yeniden değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Taraflar arasındaki çekişme, aracın anahtarının ne şekilde ele geçirildiği, aracın çalınma şekli ve dolayısıyla zararın teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.1. maddesine göre; gerek hareket, gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde ... veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, TTK.’nun 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.1.5. maddesi ve TTK.’nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)</p>

<p>Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/212-2015/507 karar sayılı kararında; ''...suça sürüklenen çocuğun hırsızlık kastı ile katılana ait aracın anahtarını iş yerindeki çekmeceden aldığı ve daha sonra yeminli tanık ... ve ...'ın anlatımlarına göre arabayı alıp getirdiği, bu suret ile haksız yere elde bulundurduğu anahtarla hırsızlık suçunu işlediği, ancak suça sürüklenen çocuğun bu aracı geçici olarak kullanmak amacıyla hırsızladığı, iddia, kaçamaklı savunma , katılan anlatımı, yeminli tanık anlatımları, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması gerektiği..'' gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verilmiş, karar 04.06.2020 tarihinde temyizde onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Kesinleşen ceza dava dosyası ile de belirlendiği üzere; sanık ...'un davacıya ait aracın anahtarını davacının işyerindeki çekmeceden rızası dışında aldığı ... olduğundan araçta oluşan zararın teminat kapsamında olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>25.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/16477 E., 2017/8752 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı ... şirketi yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili tarafından mahkememize verilen dava dilekçesinde müvekkilinin... plaka nolu 2010 model Renault Marka, fluence 1.5 DCI model, ... motor nolu,... numaralı araç tescil belgeli hususi otomobilin maliki bulunduğunu, anılan arabanın trafikte müvekkili adına tescili yapıldığını, işbu aracın davalı şirkete, 18.07.2014 başlangıç 18.07.2015 bitiş tarihli arabam garantide genişletilmiş ... poliçe nosu ile kasko yaptırıldığını, söz konusu aracın 06.12.2014 günü müvekkili tarafından ikametgahının bulunduğu evin önüne park yaptığını, müvekkilinin 07.12.2014 günü evinden işyerine gitmek için dışarı çıktığında, arabasının yerinde olmadığını fark ettiğini, bunun üzerine derhal... Polis Merkezi Amirliğine başvurarak arabasının çalındığını, bu nedenle şikayetçi olduğunu bildirmiştir. Polisçe yapılan tahikatta, aynı gün aracın bulunduğu,... adlı şahısın diğer iki arkadaşıyla beraber sevk ve idaresinde Hoşdere istikametine giderken direksiyon hakimiyetini kaybederek aydınlatma direğine çarpıp ağaca vurması nedeniyle, hasarlı trafik kazası meydana geldiği tespit olunduğunu, ilgili hasar yeri tespit tutanağı ve ifadelerden de durum anlaşıldığını, müvekkilinin ... Polis Merkezi amirliğine şikayette bulunduğu gibi, yine ... Cumhuriyet Savcılığına vermiş bulunduğu 05.01.2015 tarihli dilekçesinde de, arabasını çalındığını öğrendiği...'tan şikayetçi olduğunu, savcılıkça gerekli araştırma ve soruşturma yapılarak zanlının TCK'nın ilgili maddeleri gereğince cezalandırılmasını talep ettiğini, ... Cumhuriyet savcılığı'nın 2014/41690 hz. dosyası ile hadise ve şüpheli hakkında yapılan kovuşturmanın devam ettiğini, davalı ... şirketine... poliçe nosu ile kasko yaptırılan... plaka nolu aracın çalınması ve hasara uğraması nedeniyle rayiç bedeli olan 30.000,00 TL'sının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, masraf ve ücreti vekaletin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ...vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde poliçe üzerinde dain-i mürtehin kaydının bulunduğu, TTK'nın 1456/2. maddesi gereğince rehin alacaklısının davaya muvafakatinin gerektiği, kazanın kasko poliçesi ile teminat altına alınan bir hasar olmadığı,...’un eyleminin TCK 155 kapsamında bulunduğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Diğer davalı ... davaya cevap vermemiştir.<br />
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; ...'un davacının iş yerinde abisi ...'ın çalışması nedeniyle gidip geldiği, bu gidip gelmeler sırasında davacıya ait arabanın anahtarını davacının iradesi dışında aldığı, daha sonra yargılama dışı arkadaşları ile birlikte araç ile gezdiği ve kaza yaptığı, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5.4 kapsamında gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlar tarafından aracın kullanılması halinde meydana gelecek zararlar ... teminatı dışında olduğu ve bu nedenle ... şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın davalı ... şirketi yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne, 30.000,00 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, kasko ... poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>1-TTK’nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse, bu sıfatla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına ... ettirebileceği gibi aynı Yasanın 1270. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu malı, rehin alan hesabına ve onun lehine de ... ettirebilir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesi uyarınca da ... tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafakatının alınması gereklidir. Böyle bir durumda, sigortalı durumda olan rehin hakkı sahibi olduğundan ... şirketinden tazminat talep etme hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve ... ettiren, ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine ... edilenin açık muvafakatını almak suretiyle sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Öncelikle talep hakkının rehin hakkı sahibinde olması, yani ... bedelinin rehin hakkı sahibine ödenmesi gerektiği durumda, rehin hakkı sahibinin muvafakatinin bulunması halinde sigortalıya ... bedeli ödenebilir. Bu durumda dava açma hakkı da öncelikle rehin hakkı sahibinde olduğundan bir dava şartı olarak aktif dava ehliyeti olan davacı sıfatının da rehin hakkı sahibinde olduğu, buna karşın daini mürtehinin muvafakati halinde bu dava şartının yerine getirilmiş sayılacağı Dairemiz yerleşik içtihatları ile de ortaya konulmuştur.</p>

<p>Somut olayda; kasko ... poliçesinde ... Bankası lehine rehin hakkı olduğu görülmektedir. Dain-i mürtehin tarafından verilen muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilen dava şartı olup; açılan davaya muvafakatının olup olmadığı hususları ilgili bankadan sorularak gelen cevap yazısı ile usulüne uygun olduğunun anlaşılması halinde mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava konusu olayda; davacı şirkete ait ve davalı ... şirketi tarafından kasko sigortalı araç, park halinde bulunduğu yerden çalınmıştır. Hırsızlık olayının şüphelilerinin yakalandıkları ve haklarında açılan kamu davasının yargılamasının devam ettiği anlaşılmıştır. Davalı ...; Davalı ...’un sigortalı aracın yedek anahtarını sigortalının işyeri çekmecesinden alıp park halindeki aracı çaldıktan sonra kazanın meydana geldiğini ve aracın sürücüsü durumunda olan...’ın sürücü belgesinin olmadığını belirterek zararın teminat dışı kaldığını iddia etmektedir.<br />
Taraflar arasındaki çekişme, aracın anahtarının ne şekilde ele geçirildiği, aracın çalınma şekli ve dolayısıyla zararın teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.1. maddesine göre; gerek hareket, gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, TTK.’nun 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir ... ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.1.5. maddesi ve TTK.’nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde ... teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesine ve yerleşik ... uygulamasına göre, hukuk hâkimi, gerek ceza hâkiminin belirlediği kusur oranı gerekse delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de, sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile o eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleriyle bağlıdır.</p>

<p>Somut olayda, Büyükçekmece 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/212-2015/507 sayılı dosyasında, davalı sanık... hakkında;Suça sürüklenen çocuğun hırsızlık kastı ile davacıya ait aracın anahtarını iş yerindeki çekmeceden aldığı ve daha sonra yeminli tanık ... ve ...'ın anlatımlarına göre arabayı alıp getirdiği, bu suret ile haksız yere elde bulundurduğu, anahtarla hırsızlık suçunu işlediği, ancak suça sürüklenen çocuğun bu aracı geçici olarak kullanmak amacıyla hırsızladığı, anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Verilen hapis cezası ertelenmiştir. Dosya kapsamından; kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de somut olayın özelliği itibariyle maddi vakıanın, özellikle araç anahtarının ne şekilde ele geçirildiğinin tespiti açısından ceza davasının sonucu önem arz etmektedir. Bu nedenle sözü edilen ceza davasının sonucu ve kesinleşmesi beklenmeli, tüm deliller birlikte yeniden değerlendirilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 2.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20233702-e-20239676-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="54194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/16477 E., 2017/8752 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201616477-e-20178752-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201616477-e-20178752-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2017 tarihli, 2016/16477 E., 2017/8752 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/16477 E., 2017/8752 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı ... şirketi yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili tarafından mahkememize verilen dava dilekçesinde müvekkilinin... plaka nolu 2010 model Renault Marka, fluence 1.5 DCI model, ... motor nolu,... numaralı araç tescil belgeli hususi otomobilin maliki bulunduğunu, anılan arabanın trafikte müvekkili adına tescili yapıldığını, işbu aracın davalı şirkete, 18.07.2014 başlangıç 18.07.2015 bitiş tarihli arabam garantide genişletilmiş ... poliçe nosu ile kasko yaptırıldığını, söz konusu aracın 06.12.2014 günü müvekkili tarafından ikametgahının bulunduğu evin önüne park yaptığını, müvekkilinin 07.12.2014 günü evinden işyerine gitmek için dışarı çıktığında, arabasının yerinde olmadığını fark ettiğini, bunun üzerine derhal... Polis Merkezi Amirliğine başvurarak arabasının çalındığını, bu nedenle şikayetçi olduğunu bildirmiştir. Polisçe yapılan tahikatta, aynı gün aracın bulunduğu,... adlı şahısın diğer iki arkadaşıyla beraber sevk ve idaresinde Hoşdere istikametine giderken direksiyon hakimiyetini kaybederek aydınlatma direğine çarpıp ağaca vurması nedeniyle, hasarlı trafik kazası meydana geldiği tespit olunduğunu, ilgili hasar yeri tespit tutanağı ve ifadelerden de durum anlaşıldığını, müvekkilinin ... Polis Merkezi amirliğine şikayette bulunduğu gibi, yine ... Cumhuriyet Savcılığına vermiş bulunduğu 05.01.2015 tarihli dilekçesinde de, arabasını çalındığını öğrendiği...'tan şikayetçi olduğunu, savcılıkça gerekli araştırma ve soruşturma yapılarak zanlının TCK'nın ilgili maddeleri gereğince cezalandırılmasını talep ettiğini, ... Cumhuriyet savcılığı'nın 2014/41690 hz. dosyası ile hadise ve şüpheli hakkında yapılan kovuşturmanın devam ettiğini, davalı ... şirketine... poliçe nosu ile kasko yaptırılan... plaka nolu aracın çalınması ve hasara uğraması nedeniyle rayiç bedeli olan 30.000,00 TL'sının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, masraf ve ücreti vekaletin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ...vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde poliçe üzerinde dain-i mürtehin kaydının bulunduğu, TTK'nın 1456/2. maddesi gereğince rehin alacaklısının davaya muvafakatinin gerektiği, kazanın kasko poliçesi ile teminat altına alınan bir hasar olmadığı,...’un eyleminin TCK 155 kapsamında bulunduğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Diğer davalı ... davaya cevap vermemiştir.<br />
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; ...'un davacının iş yerinde abisi ...'ın çalışması nedeniyle gidip geldiği, bu gidip gelmeler sırasında davacıya ait arabanın anahtarını davacının iradesi dışında aldığı, daha sonra yargılama dışı arkadaşları ile birlikte araç ile gezdiği ve kaza yaptığı, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5.4 kapsamında gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlar tarafından aracın kullanılması halinde meydana gelecek zararlar ... teminatı dışında olduğu ve bu nedenle ... şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın davalı ... şirketi yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne, 30.000,00 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, kasko ... poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>1-TTK’nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse, bu sıfatla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına ... ettirebileceği gibi aynı Yasanın 1270. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu malı, rehin alan hesabına ve onun lehine de ... ettirebilir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesi uyarınca da ... tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafakatının alınması gereklidir. Böyle bir durumda, sigortalı durumda olan rehin hakkı sahibi olduğundan ... şirketinden tazminat talep etme hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve ... ettiren, ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine ... edilenin açık muvafakatını almak suretiyle sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Öncelikle talep hakkının rehin hakkı sahibinde olması, yani ... bedelinin rehin hakkı sahibine ödenmesi gerektiği durumda, rehin hakkı sahibinin muvafakatinin bulunması halinde sigortalıya ... bedeli ödenebilir. Bu durumda dava açma hakkı da öncelikle rehin hakkı sahibinde olduğundan bir dava şartı olarak aktif dava ehliyeti olan davacı sıfatının da rehin hakkı sahibinde olduğu, buna karşın daini mürtehinin muvafakati halinde bu dava şartının yerine getirilmiş sayılacağı Dairemiz yerleşik içtihatları ile de ortaya konulmuştur.</p>

<p>Somut olayda; kasko ... poliçesinde ... Bankası lehine rehin hakkı olduğu görülmektedir. Dain-i mürtehin tarafından verilen muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilen dava şartı olup; açılan davaya muvafakatının olup olmadığı hususları ilgili bankadan sorularak gelen cevap yazısı ile usulüne uygun olduğunun anlaşılması halinde mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava konusu olayda; davacı şirkete ait ve davalı ... şirketi tarafından kasko sigortalı araç, park halinde bulunduğu yerden çalınmıştır. Hırsızlık olayının şüphelilerinin yakalandıkları ve haklarında açılan kamu davasının yargılamasının devam ettiği anlaşılmıştır. Davalı ...; Davalı ...’un sigortalı aracın yedek anahtarını sigortalının işyeri çekmecesinden alıp park halindeki aracı çaldıktan sonra kazanın meydana geldiğini ve aracın sürücüsü durumunda olan...’ın sürücü belgesinin olmadığını belirterek zararın teminat dışı kaldığını iddia etmektedir.<br />
Taraflar arasındaki çekişme, aracın anahtarının ne şekilde ele geçirildiği, aracın çalınma şekli ve dolayısıyla zararın teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.1. maddesine göre; gerek hareket, gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, TTK.’nun 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir ... ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.1.5. maddesi ve TTK.’nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde ... teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesine ve yerleşik ... uygulamasına göre, hukuk hâkimi, gerek ceza hâkiminin belirlediği kusur oranı gerekse delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de, sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile o eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleriyle bağlıdır.</p>

<p>Somut olayda, Büyükçekmece 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/212-2015/507 sayılı dosyasında, davalı sanık... hakkında;Suça sürüklenen çocuğun hırsızlık kastı ile davacıya ait aracın anahtarını iş yerindeki çekmeceden aldığı ve daha sonra yeminli tanık ... ve ...'ın anlatımlarına göre arabayı alıp getirdiği, bu suret ile haksız yere elde bulundurduğu, anahtarla hırsızlık suçunu işlediği, ancak suça sürüklenen çocuğun bu aracı geçici olarak kullanmak amacıyla hırsızladığı, anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Verilen hapis cezası ertelenmiştir. Dosya kapsamından; kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de somut olayın özelliği itibariyle maddi vakıanın, özellikle araç anahtarının ne şekilde ele geçirildiğinin tespiti açısından ceza davasının sonucu önem arz etmektedir. Bu nedenle sözü edilen ceza davasının sonucu ve kesinleşmesi beklenmeli, tüm deliller birlikte yeniden değerlendirilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 2.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/3702 E., 2023/9676 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/315 E., 2021/160 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü</p>

<p>Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı ... şirketi yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıya ait, davalı ... şirketi nezdinde kasko sigortalı aracın diğer davalı ...'un diğer iki arkadaşıyla beraber sevk ve idaresinde Hoşdere istikametine giderken direksiyon hakimiyetini kaybederek aydınlatma direğine çarpıp ağaca vurması nedeniyle 07.12.2014 tarihinde hasarlı trafik kazası meydana geldiğinin tespit olunduğunu, ilgili hasar yeri tespit tutanağı ve ifadelerden de durumun anlaşıldığını, müvekkilinin Esenyurt Polis Merkezi amirliğine şikayette bulunduğu gibi yine Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığına vermiş bulunduğu 05.01.2015 tarihli dilekçesinde de arabasının çalındığını öğrendiğini, aracın çalınması ve hasara uğraması nedeniyle rayiç bedeli olan 30.000,00 TL'sının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalı ... şirketi vekili cevap dilekçesinde; poliçe üzerinde dain-i mürtehin kaydının bulunduğu, TTK'nın 1456/2. maddesi gereğince rehin alacaklısının davaya muvafakatinin gerektiği, kazanın kasko poliçesi ile teminat altına alınan bir hasar olmadığı, ...’un eyleminin TCK 155 kapsamında bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin 19.11.2015 tarihli ve 2015/119 Esas, 2015/507 Karar sayılı kararıyla; ...'un davacının iş yerinde abisi ...'ın çalışması nedeniyle gidip geldiği, bu gidip gelmeler sırasında davacıya ait arabanın anahtarını davacının iradesi dışında aldığı, daha sonra yargılama dışı arkadaşları ile birlikte araç ile gezdiği ve kaza yaptığı, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5.4 kapsamında gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlar tarafından aracın kullanılması halinde meydana gelecek zararların sigorta teminatı dışında olduğu ve bu nedenle sigorta şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın davalı ... şirketi yönünden reddine, davalı ... yönünden kabulüne, 30.000,00 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/16477 esas, 2017/8752 karar sayılı ilamı ile; '' TTK’nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse, bu sıfatla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi aynı Yasanın 1270. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu malı, rehin alan hesabına ve onun lehine de sigorta ettirebilir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesi uyarınca da sigorta tazminatının öncelikle rehin ... sahibine verilmesi veya açık muvafakatının alınması gereklidir. Böyle bir durumda, sigortalı durumda olan rehin ... sahibi olduğundan sigorta şirketinden tazminat talep etme hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve sigorta ettiren, ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatını almak suretiyle sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Öncelikle talep hakkının rehin ... sahibinde olması, yani sigorta bedelinin rehin ... sahibine ödenmesi gerektiği durumda, rehin ... sahibinin muvafakatinin bulunması halinde sigortalıya sigorta bedeli ödenebilir. Bu durumda dava açma ... da öncelikle rehin ... sahibinde olduğundan bir dava şartı olarak aktif dava ehliyeti olan davacı sıfatının da rehin ... sahibinde olduğu, buna karşın daini mürtehinin muvafakati halinde bu dava şartının yerine getirilmiş sayılacağı Dairemiz yerleşik içtihatları ile de ortaya konulmuştur.</p>

<p>Somut olayda; kasko sigorta poliçesinde Garanti Bankası lehine rehin ... olduğu görülmektedir. Dain-i mürtehin tarafından verilen muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilen dava şartı olup; açılan davaya muvafakatının olup olmadığı hususları ilgili bankadan sorularak gelen cevap yazısı ile usulüne uygun olduğunun anlaşılması halinde mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava konusu olayda; davacı şirkete ve davalı ... şirketi tarafından kasko sigortalı araç, park halinde bulunduğu yerden çalınmıştır. Hırsızlık olayının şüphelilerinin yakalandıkları ve haklarında açılan kamu davasının yargılamasının devam ettiği anlaşılmıştır. Davalı ...; Davalı ...’un sigortalı aracın yedek anahtarını sigortalının işyeri çekmecesinden alıp park halindeki aracı çaldıktan sonra kazanın meydana geldiğini ve aracın sürücüsü durumunda olan Volkan’ın sürücü belgesinin olmadığını belirterek zararın teminat dışı kaldığını iddia etmektedir.<br />
Taraflar arasındaki çekişme, aracın anahtarının ne şekilde ele geçirildiği, aracın çalınma şekli ve dolayısıyla zararın teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.1. maddesine göre; gerek hareket, gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde ... veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, TTK.’nun 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.1.5. maddesi ve TTK.’nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesine ve yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, hukuk hâkimi, gerek ceza hâkiminin belirlediği kusur oranı gerekse delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de, sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile o eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleriyle bağlıdır.</p>

<p>Somut olayda, Büyükçekmece 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/212-2015/507 sayılı dosyasında, davalı sanık ... hakkında;Suça sürüklenen çocuğun hırsızlık kastı ile davacıya ait aracın anahtarını iş yerindeki çekmeceden aldığı ve daha sonra yeminli tanık ... ve ...'ın anlatımlarına göre arabayı alıp getirdiği, bu suret ile haksız yere elde bulundurduğu, anahtarla hırsızlık suçunu işlediği, ancak suça sürüklenen çocuğun bu aracı geçici olarak kullanmak amacıyla hırsızladığı, anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Verilen hapis cezası ertelenmiştir. Dosya kapsamından; kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de somut olayın özelliği itibariyle maddi vakıanın, özellikle araç anahtarının ne şekilde ele geçirildiğinin tespiti açısından ceza davasının sonucu önem arz etmektedir. Bu nedenle sözü edilen ceza davasının sonucu ve kesinleşmesi beklenmeli, tüm deliller birlikte yeniden değerlendirilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştirgılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.' gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;...'un davacının iş yerine abisi ...'ın çalışması nedeniyle gidip geldiği, bu gidip gelmeler sırasında davacıya ait arabanın anahtarını davacının iradesi dışında aldığı, daha sonra yargılama dışı arkadaşları ile birlikte araç ile gezdiği ve kaza yaptığı, aracın hasarlandığı anlaşılmakla bilirkişi raporuna göre de ... olduğu şekilde kara araçları kasko sigortası genel şartları A.5.4 kapsamında gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlar tarafından aracın kullanılması halinde meydana gelecek zararların sigorta teminat dışında olduğu ve bu nedenle sigorta şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağı gibi dain-i mürtehin ... sahibi Garanti Bankası'na davanın ihbar edildiği ancak banka tarafından süre uzatma talebinde bulunulduğu, mahkemece bu talebin kabul edildiği, fakat banka tarafından her hangi bir beyanda bulunulmadığı anlaşılmakla, Yargıtay bozma ilamındaki eksikliğin böylelikle giderildiği, ceza dosyasının da kesinleştiği gerekçesiyle; davalı ... şirketi yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulü ile 30.000 TL'nin davalı ...'tan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B.Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacının aracının hırsızlık sonucu çalındığının kesinleşen ceza dosyası ile belirlendiğini, oluşan zararın teminat kapsamında olduğunu, davalı ... şirketi yönünden davanın reddinin haksız olduğunu belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe:<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı nezdinde kasko sigortalı aracın çalınması ve karıştığı kaza sonucu pert olması nedeniyle aracın rayiç bedelinin davalıdan tahsili talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. Maddesi atfıyla uygulanan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1281, 1282, 1292 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 üncü maddesi, Kasko Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Uyulmasına karar verilen bozma ilamında Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/212-2015/507 karar sayılı ceza davasının sonucu ve kesinleşmesinin beklenilmesi ve tüm deliller birlikte yeniden değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Taraflar arasındaki çekişme, aracın anahtarının ne şekilde ele geçirildiği, aracın çalınma şekli ve dolayısıyla zararın teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.1. maddesine göre; gerek hareket, gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde ... veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, TTK.’nun 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.</p>

<p>İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.1.5. maddesi ve TTK.’nun 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları)</p>

<p>Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/212-2015/507 karar sayılı kararında; ''...suça sürüklenen çocuğun hırsızlık kastı ile katılana ait aracın anahtarını iş yerindeki çekmeceden aldığı ve daha sonra yeminli tanık ... ve ...'ın anlatımlarına göre arabayı alıp getirdiği, bu suret ile haksız yere elde bulundurduğu anahtarla hırsızlık suçunu işlediği, ancak suça sürüklenen çocuğun bu aracı geçici olarak kullanmak amacıyla hırsızladığı, iddia, kaçamaklı savunma , katılan anlatımı, yeminli tanık anlatımları, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması gerektiği..'' gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verilmiş, karar 04.06.2020 tarihinde temyizde onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Kesinleşen ceza dava dosyası ile de belirlendiği üzere; sanık ...'un davacıya ait aracın anahtarını davacının işyerindeki çekmeceden rızası dışında aldığı ... olduğundan araçta oluşan zararın teminat kapsamında olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>25.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201616477-e-20178752-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="85987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2008/17-299 E., 2008/302 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200817-299-e-2008302-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200817-299-e-2008302-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.04.2008 tarihli, 2008/17-299 E., 2008/302 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2008/17-299 E., 2008/302 K.</strong></p>

<p><strong>RÜCUEN TAZMİNAT<br />
SİGORTA ETTİRENİN KUSURU<br />
6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 1278 ]<br />
6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 1301 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ümraniye Asliye Üçüncü Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dair verilen 02.02.2006 gün ve 2005/277-2006/28 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onyedinci Hukuk Dairesi'nin 26.04.2007 gün ve 2007/1019-1397 sayılı ilamı ile; (*...Davacı vekili, müvekkili şirkete kasko sigortalı aracın sigorta ettiren tarafından anahtarı ve ruhsatıyla birlikte davalı Yusuf'a emaneten bırakıldığını, onun da aracı diğer davalı Atakan'a emanet ettiğini, ancak Ahmet isimli başka bir şahsın aracın anahtarını davalı Atakan'ın işyerindeki çekmecesinden çalarak kaçırdığını ve bilahare kaza yapıp öldüğünü, aracın pert olduğunu, hasar bedelinin sigortalılarına ödendiğini, davalıların kusurlu olduğunu, bu nedenle aracın hurda değeri düşüldükten sonra bakiye 15.745.00 YTL/nin 29.04.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müte-selsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Yusuf davanın haksız olduğunu savunarak reddini istemiş, diğer davalı cevap vermemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Mahkemece sigortalı aracın davalılara işletenin rızası ile kullandırıldığından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç toplanan delillere uygun düşmemektedir. Davalı Yusuf'un bizzat beyanında araç sahibi Kenan'dan emanet olarak aldığını, ancak bîr süre için il dışına çıkacağından aracı diğer davalı Atakan'a muhafaza etmesi için teslim ettiğini ifade etmiştir. Davalı Yusuf aracı emanet aldığına göre aracı her türlü riske karşı gerekli önlemleri alarak, gereken özeni göstererek saklaması ve aynen sahibine iade etmesi gerekirdi. Oysa, aracı geçici bir süre için yakını (arkadaşı) Atakan'a teslim etmiş, anahtarı ve ruhsatı onun çekmecesine bırakmıştır. Aracı başkasına emaneten dahi olsa teslim etmemesi gerekirdi. Zira, araç sahibinden aracı teslim alırken, aracı başkasına teslim etme konusunda onun rızasını almış değildir. Kaldı ki, kısa süre için il dışına çıkması gerektiğinde aracı asıl sahibine teslim etmesi en uygun tedbir olurdu. Davalı bu tedbirleri almamış, gereken özeni göstermemiştir. Davalı Atakan da ifadesinde kendisine aracı Yusuf'un muhafaza etmesi için teslim ettiğini, anahtar ve ruhsatı işyerindeki çekmecesine koyduğunu, birkaç gün sonra Yusuf'un aracı kendisinden istediğinde çekmecede anahtarın bulunmadığını, aracın da park edildiği yerde olmadığını, aracı 3. kişi Ahmet'in çalmış olabileceğini bildirdiğini söylemiştir. İfadesinden anlaşıldığı gibi Atakan aracın anahtarını gerektiği gibi muhafaza etmemiş, açık çekmecesine bırakmış, daha sonra da aracın Ahmet tarafından çalınmış olabileceğini beyan etmiştir. Bu durumda, Atakan'ın da aracın saklanmasında gereken özeni göstermediği anlaşılmaktadır. Aracın anahtarını açık çekmecede saklaması yerine daha emniyetli bir şekilde saklayabilirdi. Aracın başkasının eline geçmesinde kusurlu kabul edilmesi gerekir. Aracın başkasına kullandırılmasında gerek aracı kendisine teslim edenin ve gerekse araç malikinin muvafakati söz konusu değildir. İzah edildiği gibi her iki davalı aracı emanet bırakanın ve teslim edenin rızasına aykırı davranmışlardır. Açıklanan nedenlerle, mahkemenin karar gerekçesinde açıkladığı düşünceye katılmak mümkün değildir...") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>Temyiz Eden: Davacı vekili</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, kasko sigorta poliçesi çerçevesinde dava dışı sigortalıya yapılan ödeme tutarının, davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı Ş... Sigorta A.Ş. vekili, davacı şirket tarafından kasko sigortası yapılan, dava dışı sigortalı Y... Gıda Ltd. Şti/ye ait 34 ... 19 plaka sayılı vasıtanın, anahtarları ve ruhsatıyla birlikte şirket yetkilisi dava dışı Kenan tarafından davalılardan Yusufa emanet olarak bırakıldığını, davalı Yusufun da anahtarları ve ruhsatıyla birlikte aracı 13.04.2004 tarihinde diğer davalı Atakan'a emaneten verildiğini, daha sonra Ahmet isimli şahsın 16.04.2004 tarihinde aracın anahtarlarını çekmeceden ve aracı da bulunduğu yerden çalarak iki arkadaşıyla birlikte Manisa'ya gittiğini, orada 17.04.2004 tarihinde kaza yaptığını, kazada Ahmefin öldüğünü; davalılar Atakan ve Yusufun, kendilerine teslim edilen sigortalıya ait aracı iyi ve güvenli bir şekilde muhafaza edemedikleri için %100 oranında kusurlu olduklarını, araçtaki hasar çok büyük olduğundan 14.07.2004 tarihli ekspertiz raporu uyarınca pert-total çalışması yapıldığını, aracın piyasa değeri olan 32.000.000.000 TL'den, hurda değeri olan 16.225.000.000 TL'nin düşüimesiyle kalan 15.745.000.000 TL'nin 17.09.2004 tarihinde davacı şirket tarafından sigortalısına ödendiğini, aracın çalınmasına sebep olan davalıların hasarın oluşumunda %100 oranında kusurlu bulunmaları nedeniyle, hasar miktarının tamamından sorumlu olduklarını, TTK'nın 1301. maddesi ve Sigorta Poliçesi Umumi Şartları gereğince davacının, ödeme yapmakla sigortalısının haklarına halef olduğunu ileri sürerek, sigortalıya ödenen 15.745.000.000 TL'nin, ödemenin yapıldığı 17.09.2004 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı Yusuf, cevap dilekçesinde davanın haksız olduğunu beyan etmiş; ancak herhangi bir açıklamada bulunmamış ve gerekçe göstermemiştir.</p>

<p>Diğer davalı Atakan cevap dilekçesi vermemiş, duruşmalara da katılmamıştır.</p>

<p>Yerel mahkemenin; somut olayda davalılara atfı kabil bir kusur bulunmadığı gerekçesine dayalı, davanın reddine dair karan Özel Daire'ce metni yukarıda bulunan ifamla bozulmuş; yerel mahkeme gerekçesini tekrarlayarak ve genişleterek önceki kararında direnmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı Ş... Sigorta A.Ş. tarafından, 08.12.2003 tanzim tarihli ve 366 gün süreli "Oto Paket Sigorta Poliçesi" ile sigortalanan, dava dışı Y... Gıda Tic. Ltd. Şti. adına trafiğe kayıtlı 34 ... 19 plaka sayılı özei otomobilin, 17.04.2004 tarihinde, saat 23.45 sıralarında, Manisa-Akhisar karayolu üzerinde şarampole yuvarlandığı, sürücü Ahmet İle araçta yolcu olarak bulunanlardan Birol'un olay yerinde öldüğü, dava dışı bir kişinin yaralandığı, araçta ağır hasar meydana geldiği; davacı şirketin bu kaza nedeniyle, ekspertiz raporu çerçevesinde sigortalısı Y... Gıda Tic. Ltd. Şti. yetkilisi Kenan'a, 17.09.2004 tarihinde 15.745.000.000 TL ödeyerek ibraname aldığı; her iki davalıya gönderdiği 03.11.2004 günlü yazılarla bu miktarın 10 gün içerisinde kendisine ödenmesini istediği, ödeme yapılmayınca eldeki davanın açıldığı, dosya kapsamıyla sabit ve çekişmesizdir.</p>

<p>Olaydan sonra davalı Yusuf tarafından verilen 19.04.2004 günlü şikayet dilekçesi üzerine, ölen Ahmet hakkında oto hırsızlığı suçundan Şişli C.Baş-savcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, 13.07.2004 günlü ve 2004/11543 karar sayılı takipsizlik kararının verildiği; takipsizlik kararında, Ahmet'in 34 ... 19 plakalı otoyu çaldığının ve kaza yaparak öldüğünün belirtildiği; Manisa Başsavcılığınca da, Ahmet hakkında tedbirsizlik dikkatsizlik sonucu iki kişinin ölümüne neden olmak suçundan hazırlık soruşturması yapıldığı ve sonuçta, sanığın ölmüş olması nedeniyle 20.04.2004 gün, 2004/1540 karar sayılı takipsizlik kararının verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Eldeki davanın davalıları Yusuf ve Atakan'ın, Şişli C.Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sırasında alınan ve birbirini teyit eden ifadelerine göre; davacı şirket tarafından oto paket sigorta poliçesiyle sigortalanan, dava dışı sigortalı Y... Gıda Ltd. Şti.'ye ait 34 ... 19 plaka sayılı otomobil, davalılardan Yusuf tarafından geçici olarak kullanılıp iade edilmek üzere, Y... Gıda Ltd. Şti.'nin yetkilisi dava dışı Kenan'dan anahtarları ve ruhsatıyla birlikte teslim alınmış; davalı Yusuf, il dışına çıkması gerekince, muhafaza ve dönüşünde kendisine teslim etmesi için anahtarları ve ruhsatıyla birlikte aracı 13.04.2004 tarihinde arkadaşı olan diğer davalı Atakan'a vermiş, araç her iki davalı tarafından davalı Atakan'ın işyerinin yakınındaki bir sokağa park edilmiş, davalı Atakan aracın anahtarlarını işyerindeki çekmecesine koymuş, işyerine gelip giden ve davalı Atakan'ın uzak akrabası olan dava dışı Ahmet 16.04.2004 tarihinde aracın anahtarlarını çekmeceden ve aracı da bulunduğu yerden çalarak, iki arkadaşıyla birlikte Manisa'ya götürmüş, orada 17.04.2004 tarihinde yukarıda açıklanan kaza meydana gelmiş; davalı Yusuf 19.04.2004 günü İstanbul'a dönmüş, her iki davalı, aracın çalındığını o gün öğrenmişlerdir.</p>

<p>Açıklanan bu oluşa göre, sigortalanan araç, dava dışı sigortalı tarafından geçici bir süre kullanıp iade etmesi için davalı Yusuf'a ve onun tarafından da, muhafaza ve dönüşünde kendisine teslim edilmek üzere, diğer davalıya verilmiştir.</p>

<p>Belirtilmelidir ki; gerek taraflar ve gerekse yerel mahkeme ile Özel Daire'nin kabulünde bulunan bu oluş biçimine göre;</p>

<p>hukuksal nitelikçe, dava dışı sigortalı ile davalılardan Yusuf arasında ariyet (Borçlar Kanunu madde 299 ve izleyen maddeler); davalı Yusuf ile davalı Atakan arasında ise vedia (Borçlar Kanunu madde 464 ve izleyen maddeler) sözleşmesi bulunmaktadır. Eş söyleyişle, sigortalanan araç, sigortalı ile davalı Yusuf arasındaki ariyet sözleşmesi çerçevesinde bu davalıya verilmiş, bilahare davalılar arasındaki vedia sözleşmesiyle bir sokağa park edilmiş ve oradan dava dışı Ahmet tarafından çalınmıştır.</p>

<p>Ariyet veren durumundaki dava dışı sigortalının, aracı davalı Yusuf'a kendi rızası ve muvafakatiyle verdiğinde kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Aksi iddia ve ispat edilmediğine göre, somut olayda, davalılar arasındaki vedia sözleşmesinin de sigortalının rıza ve muvafakatiyle yapılmış olduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla, dava dışı kişi tarafından çalındığı anda davalılardan Atakan'ın hukuki ve fiili sorumluluğu altında bulunan aracın, çalınma anındaki konumu, dava dışı sigortalının bilgisi ve muvafakati dahilindedir ve bu nedenle de, davalılar, aşağıda değinilen Türk Ticaret Kanu-nu'nun 1278. maddesi anlamında "sigortalının fiillerinden sorumlu bulunduğu kişiler" durumundadır.</p>

<p>Türk Ticaret Kanunu'nun "Sigorta Ettirenle Sigortadan Faydalanan Kimsenin Kusuru" başlıklı 1278. maddesi, aynen "Mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı, sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin kusurlarından doğan hasarları tazmin ile mükelleftir. Fakat hiçbir halde sigortacı sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kastından veya aksi mukavelede yazılı değilse sigorta edilen malın ayıbından doğan hasarlan tazmine mecbur olmaz." hükmünü taşımaktadır.</p>

<p>Somut olay bakımından değerlendirildiğinde; bu hüküm, sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kastından kaynaklanmamış olması şartıyla; sigorta ettirenin veya sigortadan faydalananın veya eylemlerinden bu ikisinin hukuken sorumlu olduğu kişilerin kusurlarından doğan hasarların da sigortacı tarafından tazmin edileceğini öngörmekte; ancak, tarafların bunun tersini öngören sözleşme yapabileceklerini belirtmektedir. Dava dışı sigortalı ile davacı sigortacı şirket arasındaki sözleşmede, tersine bir hüküm bulunmadığı çekişmesizdir.</p>

<p>Öte yandan, "Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının "Teminat Dışında Kalan Zararlar" başlıklı A.5-6. maddesi de, sadece, sigortalı veya fiillerinden sorumlu bulunduğu kimseler veya birlikte yaşadığı kişiler tarafından taşıta kasten verilen zararlar ile sigortalının fiillerinden sorumlu olduğu kimseler veya birlikte yaşadığı kişiler tarafından sigortalı taşıtın kaçırılması veya çalınması nedeniyle meydana gelen zararları teminat dışında tutmuş; teminat dışında kalma olgusunu bu hallerle sınırlamıştır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan oluşa göre; dava dışı sigortalının geçici bir süreyle kullanıp iade etmek üzere davalılardan Yusuf'a verdiği, onun da, muhafaza etmesi için davalı Atakan'a teslim ettiği aracın, ölen Ahmet tarafından çalınması ve kazaya uğrayarak ağır hasar görmesiyle sonuçlanan süreçte, dava dışı sigortalının eylemlerinden sorumlu olduğu davalıların Türk Ticaret Kanunu'nun 1278. maddesi anlamında kasdi davranışlarından söz edilmesine hukuken olanak yoktur ve esasen böyle bir iddia davacı tarafından dahi ileri sürülmemiştir. Yine, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5-6. maddesinde belirtilen ve zararın teminat dışında kalmasını gerektiren hallerin de somut olayda söz konusu olmadığı açıktır.</p>

<p>O halde, davacı sigortacının, sigortalanan araçta oluşan hasar nedeniyle dava dışı sigortalısına ödediği sigorta tazminatını davalılara rücu etmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Yerel mahkemenin aynı gerekçeye dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.</p>

<p>Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), gerekli temyiz iiam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 09.04.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200817-299-e-2008302-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="87184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/42059 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202442059-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202442059-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/12/2025 tarihli ve 2024/42059 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.K. </strong><strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/42059)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer Faruk NURSAÇAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (F) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; haksız yakalama ve gözaltına alma işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tazminat miktarı belirlenirken ifade özgürlüğüne ve toplantı hakkına müdahale edildiğinin dikkate alınmaması nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucular, nihai kararları öğrendikten sonra süresi içinde muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>3. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan bireysel başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2024/42059 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine, incelemenin 2024/42059 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.</p>

<p>4. Komisyon ayrıca ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A</strong><strong>. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İ</strong><strong>hlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>5. Başvurucular, haklarında mahkemelerce verilen beraat kararı veya Cumhuriyet başsavcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar sonrası soruşturma ve kovuşturma sürecinde uygulanan gözaltı ve/veya tutuklama şeklindeki haksız koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurunun kabul edilebilirlik kriterlerini karşılayıp karşılamadığının incelenmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuş; başvuru formundaki iddiaları tekrarlamıştır.</p>

<p>6. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi <i>Gülseren Çıtak</i> ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararıyla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketilmiş kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle; yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme, tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (<i>Gülseren Çıtak</i>, §§ 36-38).</p>

<p>8. Somut başvuruda da ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemeler tarafından ihlal tespiti yapılmış ve bir miktar manevi tazminata hükmedilmiş olmakla başvuruda yapılacak inceleme hükmedilen tazminat miktarlarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (<i>M.E. </i>[2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 47).</p>

<p>9. Ağır ceza mahkemelerinin tazminat için somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından düşük olması tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerekir (<i>M.E.</i>, § 48).</p>

<p>10. Bunun yanında manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır (<i>Siyami Hıdıroğlu</i> [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35).</p>

<p>11. Maddi zarar, zarara uğrayanın hâlen mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiilî azalma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir. Öte yandan ihlal ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması, illiyet bağının belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata hükmedilmeyecektir. Hükmedilecek tazminat miktarının her zaman maddi zarara eşit olması gerekmez. Başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilmesi de yeterli olabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (<i>O.O.</i> <i>ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2021/64808, 23/10/2024, § 11).</p>

<p>12. Somut olayda ağır ceza mahkemelerinin yaptığı değerlendirmeler sonucunda bazı başvurucuların maddi tazminat taleplerini reddetmesinin keyfî olduğu, açık ve bariz takdir hatası içerdiği söylenemeyecektir. Bazı başvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının ise incelenen olayın koşullarında orantısız olmadığı görülmektedir.</p>

<p>13. Mahkemelerce hükmedilen manevi tazminat miktarının ise Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine hükmettiği ya da hükmedebileceği tazminat miktarına göre düşük olduğu sonucuna varılmıştır (Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmedeceği tazminat miktarları için bkz. aşağıdaki tablo).</p>

<p>14. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. İfade Özgürlüğü ile </strong><strong>Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>15. Bazı başvurucular ayrıca ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemleri ile barışçıl bir etkinliğe katılmaları nedeniyle haklarında koruma tedbirine hükmedilmesinin belirtilen anayasal haklarını da ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>17. Başvuruda hukuka aykırılığı kanun tarafından kabul edilmiş yakalama ve gözaltı tedbirleri nedeniyle başvurucular lehine ceza mahkemelerince manevi tazminata hükmedilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, olayın şartlarında ödenmesine hükmedilen miktarın tazminat hakkının özünü zayıflatacak kadar düşük olduğu gerekçesiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu durumda haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında tazminat miktarı belirlenirken başvurucuların ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenme hakkına da müdahale edildiğinin gözetilip gözetilemeyeceği değerlendirilmelidir.</p>

<p>18. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasında -fıkrada sayılan diğer kişiler yanında- kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen ya da yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirine tabi tutulan kişilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceği belirtilmiştir. Buna göre kanun koyucu, koruma tedbirleri sonucu kişisel hakkın mahrumiyeti hâlinde açılacak manevi tazminat davasında duyulan üzüntünün giderimi için herhangi bir sınırlama öngörmemiştir. Dolayısıyla ilgili mahkeme, koruma tedbiri birden fazla hakkın ihlaline sebebiyet vermiş ise meydana gelen tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ile hak ihlali ve/veya ihlallerin ağırlığını dikkate alabilecek ve bunu hükmedeceği tazminat miktarına ilişkin takdirinde de gözetebilecektir. Nitekim Yargıtay da birçok kararında koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davalarında, ilgilinin sosyal ve ekonomik durumu, atılı suçun niteliği, uygulanan koruma tedbirinin süresi ile birlikte koruma tedbirine neden olan olayın cereyan tarzı ve benzeri hususların da manevi tazminatın tespitinde dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13/6/2016 tarihli ve E.2016/5161, K.2016/9967; 25/4/2017 tarihli ve E.2016/1098, K.2017/3361; 18/6/2018 tarihli ve E.2018/2302, K.2018/6813; 8/4/2019 tarihli ve E.2019/1577, K.2019/4696 sayılı kararları; <i>Siyami Hıdıroğlu</i>, § 20).</p>

<p>19. Tüm bu açıklamalar bağlamında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar ya da beraat kararı sonrasında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılan tazminat davasında ceza mahkemelerinin eldeki olayda uygulanan koruma tedbirinin başvurucuların ifade özgürlüğü ya da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik bir müdahale niteliğinde olup olmadığına yönelik bir değerlendirme yapması ve takdir edilecek tazminat miktarında bu durumu da gözetmesi gerekirken bu konuda hiçbir değerlendirme yapmadığı anlaşılmıştır (bir hakkın ihlal edildiğinin mahkemesince tespit edilmiş sayılabilmesi için söz konusu anayasal hakkın ihlal edildiğini mahkemenin kararında açıkça söylemesine gerek olmadığına ilişkin değerlendirme için bkz.<i> Kıvanç Ersoy ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2016/7095, 12/1/2021, § 57; <i>Fuat Akman</i> [1. B.], B. No: 2021/10545, 18/10/2022, § 34). Söz konusu başvurucular hakkında yürütülen yargılamalarda ceza mahkemeleri gerekçelerinin ilgili ve yeterli olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir (<i>Yalçın Düzgün </i>[GK], B. No: 2021/23140, 29/5/2024, §§ 24-25).</p>

<p>20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>21. Bazı başvurucular ayrıca tazminat davalarının uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 12/3/2024 tarihinde yürürlüğe giren 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>D. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>24. Başvuruculardan bir kısmı, yukarıda belirtilen hakların yanı sıra Anayasa'da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddiaları Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yetkisine girdiği ölçüde ve sunulan belgeler çerçevesinde değerlendirildiğinde temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da düzenlenen diğer kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının<i> kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>26. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihi, şayet manevi tazminat miktarı bölge adliye mahkemesi kararıyla değiştirilmişse istinaf mahkemesinin karar tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine vereceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılarak uygun tazminatın belirlenmesi gerekir (bkz. aşağıdaki tablo). Karar tarihi itibarıyla hükmedilecek tazminatın hesabında tedbir/dava tarihinden karar tarihine kadar işleyecek yasal faiz de dikkate alınabilir.</p>

<p>28. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddi ile kararın yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen Mahkemelere gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kamuya açık belgelerde talep eden başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. İfade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>4. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ifade özgürlüğünün ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen vekâlet ücreti ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>2016 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>-Bir gün gözaltı için asgari 300 TL</p>

   <p>-Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 15.000 TL, Ortalama: 40.000, Azami: 100.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2017 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 360 TL</p>

   <p>- Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 18.000 TL, Ortalama: 48.000 TL, Azami: 120.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2018 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 400 TL</p>

   <p>- Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 20.000 TL, Ortalama: 54.000 TL, Azami: 135.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2019 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 600 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 29.700 TL, Ortalama: 79.200 TL, Azami: 198.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2020-2021 yılları için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 600 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 30.000 TL, Ortalama: 80.000 TL, Azami: 200.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2022 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 1.350 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 67.500 TL, Ortalama: 180.000 TL, Azami: 450.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2023 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 1.800 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 90.000 TL, Ortalama: 240.000 TL, Azami: 600.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2024 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 2.970 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 148.500 TL, Ortalama: 396.000 TL, Azami: 990.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>2025 yılı için</p>
   </td>
   <td>
   <p>- Bir gün gözaltı için asgari 3.330 TL -Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre Asgari: 166.500 TL, Ortalama: 444.000 TL, Azami: 1.110.000 TL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202442059-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="82390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/36382 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202136382-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202136382-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/3/2026 tarihli ve 2021/36382 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>S.</strong> <strong>A.</strong><strong> BAŞVURUSU (3) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/36382)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 12/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Sinan ARMAĞAN</p>

   <p>Hasan HÜZMELİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Erhan ÜRKÜT</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; gösteri yürüyüşüne ilişkin kollukla yapılan müzakere sırasında kişinin kolluğun fiziksel şiddetine maruz kalması ve bu olayla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. 2018 yılı Kasım ayında, PKK silahlı terör örgütü lideri A.Ö.nün ceza infaz kurumunda tecrit edildiği (avukatları ve aile bireyleriyle düzenli olarak görüştürülmediği) iddiasıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili L.G. açlık grevine başlamıştır. Akabinde birçok ceza infaz kurumundaki tutuklu ve hükümlüler de bu greve ve L.G.ye destek vermek amacıyla açlık grevine katılmış, söz konusu eylem 2019 yılı Mayıs ayında sona ermiştir.</p>

<p>3. Van Valiliği (Valilik) açlık grevinin 100. gününde, farklı illerden milletvekillerinin de katılımıyla 15 Şubat günü saat 12.00'de L.G.nin evinin önünde bir basın açıklaması ve yürüyüş yapılmasının planlandığını öğrenmiştir. Ayrıca yürüyüşün il merkezlerinden müzahir kitlenin katılımıyla başlayacağı, yürüyüşe engel olunması hâlinde milletvekillerinin tek başlarına yürümeye devam edecekleri ve yürüyüş sırasında L.G.nin fotoğrafını taşıyacakları, üzerinde “<i>100. Gününde Leyla’ya Tecridi Kırmaya” </i>sloganı yazılı önlükler giyecekleri, yürüyüşün il ve ilçe merkezlerinde yapılacağı, kalan mesafenin ise araçla gidileceği bilgisini edinmiştir. Valilik anılan gelişmeler üzerine 11/2/2019 tarihinde il genelinde yapılacak her türlü eylem ve etkinliği dört gün süreyle yasaklamıştır. Yasaklama kararında, planlanan etkinliklerin terör örgütleri ve marjinal gruplar tarafından -kargaşa çıkarmak suretiyle- istismar edilebileceği, kamu düzenini bozacak provokatif eylemler gerçekleştirilebileceği, eylemlerin konusu ve içeriği itibarıyla kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği, toplumun huzurunu tehdit edebileceği, terör örgütlerinin karşıt gruplara yönelik şiddet içeren eylemler gerçekleştirebileceği, bu durumun başkalarının hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde ihlal edebileceği ve halk arasında infial yaratabilecek terör suçlarının işlenmesine açık ve yakın tehlike bulunduğu gerekçelerine yer verilmiştir.</p>

<p>4. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre olayların gelişimi şöyledir:</p>

<p>i. L.G. tarafından başlatılan açlık grevinin 100. gününe tekabül eden 15/2/2019 tarihinde, L.G.nin ikametgâhı önünde milletvekillerinin de katılımıyla bir basın açıklamasının ve yürüyüşün gerçekleştirilmesinin planlandığı kolluk kuvvetlerince tespit edilmiştir. Bu doğrultuda Valilik tarafından L.G.ye destek olmak amacıyla açık ve kapalı alanlarda düzenlenmesi planlanan toplantı, basın açıklaması, oturma eylemi ve benzeri her türlü etkinliğin engellenmesi amacıyla 12/2/2019-15/2/2019 tarihleri arasında il genelinde yasaklama kararı alınmış ve söz konusu karar Valiliğin resmî internet sitesinde yayımlanarak kamuoyuna duyurulmuştur.</p>

<p>ii. 13/2/2019 tarihinde HDP Van İl Başkanlığı tarafından organize edilen bir yürüyüşün yapılacağına ilişkin istihbari bilgilere ulaşılması üzerine kolluk güçlerince gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Anılan tarihte, açlık grevine destek vermek amacıyla aralarında başvurucu milletvekilinin de bulunduğu yaklaşık 120 kişilik bir grup HDP Van İl Başkanlığı binasının bahçesinde toplanmış ve L.G.nin fotoğrafının yer aldığı yelekleri giyerek yürüyüşe geçmek üzere bina dışına çıkmak istemiştir.</p>

<p>iii. Bina çevresinde önlem alan kolluk görevlileri, Valiliğin yasaklama kararını gerekçe göstererek grubun dışarı çıkmasına izin vermemiştir. Tutanağa göre uyarılara rağmen göstericiler, bina bahçesinin kapısından fiziki güç kullanarak çıkmaya çalışmış; bu girişime karşılık olarak kolluk kuvvetleri orantılı güç kullanarak göstericilerin çıkışını engellemiştir. Bu müdahale sırasında gruba toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA) ile yağmurlama şeklinde su sıkılmıştır. Müdahaleye rağmen aralarında başvurucu milletvekilinin de bulunduğu bazı katılımcılar saat 11.35 sıralarında binanın bahçesinden çıkarak <i>“Yaşasın Leyla’nın direnişi”</i> şeklindeki sloganlar eşliğinde Kazım Karabekir Bulvarı'na doğru, akabinde de farklı bir istikamete slogan atarak ve yolu trafiğe kapatmaya çalışarak yürümüştür. Saat 12.00 sıralarında mağaza önünde toplanan grubun aynı içerikte sloganlarıyla çevredeki bazı kişilerin toplanmaya başlaması üzerine kolluk, gruba yeniden dağılmaları yönünde uyarıda bulunmuştur. Bu sırada attıkları sloganların ardından kaçmaya başlayan üç kişi terör örgütünün propagandasını yapma suçundan gözaltına alınmıştır.</p>

<p>iv. Saat 13.00'te başvurucu ve beraberindeki milletvekili, bulvarda bulunan bir mağaza önünde oturma eylemine başlamıştır. Kolluk görevlileri, idarenin yasaklama kararını hatırlatarak milletvekillerinden eylemi sonlandırmalarını istemiştir. Müzakereler sırasında yaşanan arbedede başvurucu, bir polis memurunu sol kolunu ısırmak ve sağ kolunu tırmalamak suretiyle yaralamıştır. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı, başvurucunun ifadesi alınmaksızın kamu görevlisine direnme suçundan hakkında adli işlem başlatılması yönünde talimat vermiştir. Saat 15.00 sıralarında milletvekilleri oturma eylemini yaptıkları mağazanın yanındaki bir pastaneye girmiş ve yaklaşık yarım saat sonra araçlarına binerek alandan ayrılmıştır.</p>

<p>5. Başvurucu 21/2/2019 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Van Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyet dilekçesi göndermiştir. Dilekçede başvurucu 13/2/2019 tarihinde Kazım Karabekir Caddesi'ndeki bir açık hava toplantısına katıldığını, kolluk görevlileri ile arasında çıkan tartışma sonrasında H. isimli bir polisin ve diğer polislerin saçını çekip kendisini yere düşürdüklerini iddia etmiştir. Başvurucu, internet bağlantı adresini bildirdiği bir haber sitesinde bu görüntülerin olduğunu, Y. isimli sosyal medya kanalında da bu görüntülerin yüklendiğini söylese de bağlantı adresinden bahsetmemiş; olayla ilgili görüntülerin dilekçe ekinde olduğunu belirtmiştir. Şikâyet dilekçesi ertesi gün Başsavcılığa bir üst yazıyla gönderilmiştir.</p>

<p>6. Başsavcılık, başlattığı soruşturma kapsamında 1/4/2019 tarihli yazıyla Van İl Emniyet Müdürlüğünden (Emniyet Müdürlüğü) olayla ilgili kamera görüntülerinin tespit edilmesini ve bununla ilgili düzenlenecek raporun gönderilmesini talep etmiştir. Emniyet Müdürlüğü 29/4/2019 tarihli cevap yazısıyla, başvurucu hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan yapılan adli işlemin Başsavcılığa gönderildiğini bildirmiş, ayrıca Güvenlik Şube Müdürlüğünün hazırladığı -MOBESE görüntülerine ilişkin- izleme tutanağını göndermiştir. 17/2/2019 tarihinde iki polis memuru tarafından düzenlenen tutanakta, gösterici grubun bulvar üzerindeki iki fotoğrafına yer verilmiş; olayın gerçekleştiği yerin kameralara uzak olduğu, kameraların dönen yapıda olması nedeniyle sağlıklı görüntü elde edilemediği bildirilmiştir.</p>

<p>7. Başsavcılık, olayla ilgili olarak 9/6/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Verilen karar; başvurucunun yaralandığına ilişkin doktor raporu bulunmadığı, olayın üzerinden zaman geçmesi nedeniyle doktor raporu alınmasının mümkün olmadığı ayrıca olay anını ve olay yerini gösterir kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde başvurucunun iddialarına konu olaya ilişkin somut delil elde edilemediği, başka delillerle desteklenip temellendirilemeyen iddianın soyut olduğu şeklinde gerekçelendirilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu; Başsavcılığın kararına itiraz ederken barışçıl nitelikteki gösteriye müdahale eden polislerin orantısız güç kullanarak yaralanmasına sebep olduğunu, olayın faillerinin belirlenmesi için çaba sarf edilmediğini, yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğunu ileri sürmüştür. Van 3. Sulh Ceza Hâkimliği 12/8/2021 tarihli kararıyla itirazı kesin olarak reddetmiştir. 18/8/2021 tarihinde kararı tebliğ alan başvurucu 8/9/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>10. Bireysel başvuru formu ekinde başvurucunun sunduğu ve olayla ilgili olduğunu bildirdiği CD'deki görüntüler izlenmiştir. Buna göre yakın çekim yapılan, 1 dakika 7 saniye süren ve tarih bilgisi içermeyen video kaydında bir giyim mağazasının önünde kalkanlı polis grubunun arasında kaldırımda oturan iki kadından birinin başvurucu -diğerinin ise yukarıda anılan ikinci milletvekili- olduğunun değerlendirildiği, başvurucunun oturmaktayken gösteride kullanılan yeleği önüne serdiği, polislerin bunu almak istemesi üzerine başvurucu ve yanındakilerin yeleği vermek istemediği, sivil giyimli siyah bere takan bir kadının (Polis olduğu değerlendirilmektedir.) yere serili yeleğe uzandığı sırada başvurucunun yanındaki milletvekilinin kadın polisin sağ kolunu ve bileğini çekerek ona müdahale ettiği, başvurucunun ise polisin sağ bileğine doğru başıyla hamle yaptığı, bu anlarda bir kişinin elini kameranın önüne koyması nedeniyle görüntü alanının azaldığı, bağrışmalar duyulduğu, araya giren diğer polislerin kadın polisi başvurucudan ayırdığı, kadın polisin sağ bileğini yanındakilere gösterdiği, bu anlarda <i>"Saçımı çektin."</i> diyerek bir kadının bağırdığı fakat başvurucunun saçının çekildiğine veya yere düştüğüne ilişkin görüntü bulunmadığı, birkaç saniye sonra ise kaydın sonlandığı görülmüştür.</p>

<p>11. Bireysel başvuru formu ekinde başvurucu ayrıca bir fotoğraf fotokopisi sunmuştur. Fotoğrafta başvurucu olduğu değerlendirilen kişinin kasklı ve üniformalı 15-20 kadar polis ve sivil giyimli 5-10 kişinin arasında ayakta durduğu, üzerinde yelek bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>12. Başvurucunun şikâyet dilekçesinde belirttiği ve bağlantı adresini verdiği haber sitesinde yer alan görüntüler ise başvurucunun yaralanmasıyla ilgili değil gösterici grubun HDP il binasının bahçesinden çıkmaya çalışırken polis müdahalesiyle karşılaştığı anlara ilişkindir.</p>

<p>13. Emniyet Müdürlüğünün yazısında bahsi geçen (bkz. § 6) adli soruşturma kapsamında Başsavcılık 20/2/2019 tarihinde görevsizlik kararı vermiş; kararda, basın açıklaması ve yürüyüşle ilgili müzakereler sırasında başvurucunun polis memuru N.N.nin kolunu ısırarak yaralaması, diğer milletvekilinin ise görevli polislere direnip slogan atması olayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma yapmakla görevli olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde yer alan belgelerde polis memuru N.N. hakkında Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 13/2/2019 tarihinde düzenlenen sağlık raporu da bulunmaktadır. Raporda<i> "Sağ el bileği volar yüzde yaklaşık 0.5x0.5 ve 1x0.5 cm lik alanda</i> [Okunamadı.]<i>, sol el bileğinde yaklaşık 2x3 cm alanda ve 1x2 cm alanda </i>[Okunamadı.]<i> ve ısırık izi" </i>şeklindeki bulgulara yer verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p><strong>A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>15. Başvurucu; katıldığı protesto eylemi sırasında kolluk görevlileriyle arasında bir tartışma çıktığını, tartışma sırasında H. isimli bir polis memuru ile diğer polislerin saçından çekerek kendisini yere düşürdüklerini, yaptığı şikâyet üzerine başlatılan soruşturmada sunduğu delil ve görüntülerin tartışılmadığını, Başsavcılığın etkili bir soruşturma yürütmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bakanlık görüşünde; Başsavcılığın yapılan şikâyet üzerine soruşturma başlattığı, dosya kapsamına göre kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği, başvurucunun usulü garantilerden yararlandığı bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>16. Olay günü başvurucu ve yanındaki milletvekili, gösteri yürüyüşüne müdahale edilmesi üzerine bulundukları bulvarda bir mağazanın önünde yere oturmuş ve beklemeye başlamıştır. Başvurucu bu sırada çıkan tartışmada polisler tarafından saçından çekilerek yere düşürüldüğünü iddia ederek olaydan sekiz gün sonra sunduğu dilekçeyle olayın faillerinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu olaydan sonra sağlık raporu aldığına ilişkin olarak şikâyet dilekçesinde herhangi bir beyanda bulunmamış yahut böyle bir raporu dilekçesine eklememiştir. Öte yandan yaşadığı olay nedeniyle bedeninde bir yaralanma meydana geldiğinden veya hala vücudunda bu izleri taşıdığından da bahsetmemiştir.</p>

<p>17. Başvurucu sunduğu görüntülerde iddia ettiği olayın görüldüğünü, buna rağmen etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini ileri sürmüştür. Olayla ilgili video kaydı izlendiğinde başvurucunun saçının çekildiğine veya yere düşürüldüğüne ilişkin bir görüntü olmadığı anlaşılmıştır (bkz. § 10). Yaşanan arbede esnasında <i>"Saçımı çektin."</i> şeklinde bir kadın sesi duyulmakta ise de bu sesin başvurucuya ait olup olmadığı, bu kişinin gerçekten saçının çekilip çekilmediği, çekilmiş ise kim tarafından hangi saikle çekildiği muğlaktır.</p>

<p>18. İspat külfetinin devlete geçtiği durumların söz konusu olmadığı hâllerde kötü muameleye uğramaları nedeniyle mağdur olduklarını ileri süren kişiler, kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delilleri -haklı bir gerekçeleri olmadığı sürece- zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla yükümlüdür. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir olduğundan, dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddialarını güçlü bir dayanakla birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmemeleri hâlinde mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerinin söylenebilmesi mümkün değildir (<i>Beyza Metin</i> [1. B.], B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47).</p>

<p>19. Olayla ilgili başlatılan ceza soruşturması sonucunda Başsavcılık başvurucunun beyanlarının soyut nitelikte olduğunu, iddialarını destekleyen delil bulunmadığını kabul etmiştir. Kolluk tarafından düzenlenen belgelerde başvurucunun saçının çekildiğine, yere düşürüldüğüne veya kendisine karşı güç kullanıldığına ilişkin bir tespite de yer verilmemiştir. Sonuç olarak başvurucunun iddialarının doktor raporuyla desteklenmediği ve sunduğu video kaydının -beyanının aksine- iddialarını doğrular nitelikte görüntüler içermediği görülmüştür. Olayın ardından neden sağlık raporu almadığını açıklamayan ve sekiz gün sonra şikâyet dilekçesi sunan başvurucunun adli delilleri zamanında sunması konusunda üzerine düşen özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı anlaşılmıştır. Dosyadaki deliller karşısında başvurucunun iddiasının savunulabilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>20. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Toplantı ve Gösteri </strong><strong>Yürüyüşü Düzenleme</strong> <strong>Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>21. Başvurucu, kolluk görevlilerinin herhangi bir uyarıda bulunmaksızın ve orantısız güç kullanarak toplantı ve yürüyüşe müdahale etmesinin, olayda sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında yaptığı şikâyetin gerekçesiz şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçsuz bırakılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğinden yakınmıştır.</p>

<p>22. Bakanlık görüşünde; toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanabilecek kamu düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik taşıması hâlinde yetkili makamların bu tehditleri bertaraf etmek için tedbir alabilecekleri, idarenin yasaklama kararı olması nedeniyle etkinliğin kanuna aykırı olduğu, bu durum bildirilmesine rağmen grubun yürüyüşte ısrar ettiği, başvurucunun da aralarında olduğu kişilerin oturma eylemi gerçekleştirdiği ve başvurucu hakkında direnme suçundan işlem yapıldığı belirtilerek kolluk kuvvetlerinin müdahalesinin değerlendirilmesinde anılan hususların dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>24. Mevcut olayda başvurucunun da içinde bulunduğu grubun düzenlemek istediği toplantıya ve gösteri yürüyüşüne engel olunmasının anılan hakka müdahale teşkil ettiği kabul edilmelidir. Müdahalenin dayanağı olan 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin (A) ve (C) bentleri ile 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı kabul edilmiştir. Müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden<i> kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi</i> amacıyla yapıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>25. Olayda PKK terör örgütü liderine ceza infaz kurumunda tecrit uygulandığı iddiasıyla L.G. tarafından başlatılan açlık grevine destek olmak amacıyla toplanma ve yürüyüş çağrısı yapıldığının tespit edilmesi üzerine Valilik, kamu düzeni ve güvenliği ile suç işlenmesinin önlenmesine ilişkin bazı gerekçelerle il genelinde tüm etkinlikleri yasaklamıştır. Kolluk görevlileri, Valiliğin yasaklama kararı olduğu gerekçesiyle etkinlik henüz başlamadan önce bir siyasi partinin il başkanlığı binasının bahçesinde güvenlik önlemleri almıştır. Ayrıca yürüyüşe geçmeye hazırlanan ve aralarında başvurucu milletvekilinin de yer aldığı katılımcıların bina bahçesinden çıkışları aynı gerekçeyle kolluk kuvvetleri tarafından fiziksel güç kullanılarak engellenmiş, akabinde gruba TOMA ile su sıkılmıştır. Başvurucunun da yer aldığı grup, bahçeden çıkarak sloganlar atarak belirli bir mesafeye kadar yürümüş; çevredeki kişilerin toplanmaya başlaması üzerine kolluk kuvvetleri gruba dağılmaları yönünde uyarıda bulunmuştur. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta yürüyüş esnasında trafiğin engellenmeye çalışıldığı da belirtilmiştir. Akabinde başvurucu ile beraberindeki milletvekilinin bulvar üzerindeki bir mağazanın önünde oturma eylemi yapması dolayısıyla kolluk kuvvetleri, aynı gerekçeyle bu eylemin de sonlandırılmasını talep etmiştir. Yaşanan arbede sırasında başvurucu, bir polis memurunu yaralamış; bir süre sonra eylem kendiliğinden sona ermiştir (bkz. §§ 4/ii-iv).</p>

<p>26. Her ne kadar kolluk müdahalesinin ardından kamu düzenini bozucu nitelikte bazı eylemler meydana geldiği belirtilmiş ise de somut başvuruda esas olarak değerlendirilmesi gereken husus, kolluk güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik müdahalesine dayanak oluşturan asıl gerekçedir. Bu çerçevede kolluk görevlilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahalesine dayanak olan yasaklama kararının ve bu karara dayanarak yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>27. İdare tarafından gerçekleştirilen müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve orantılı olduğunun ispatı kural olarak müdahale eden kamu makamları ve müdahaleyi denetleyen yargı mercine düşmektedir (zorunlu sosyal ihtiyaç ve orantılılığa ilişkin genel ilkeler için bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; Sevinç Hocaoğulları [2. B.], B. No: 2015/271, 15/11/2018, §§ 37-46). Bu çerçevede yasaklama kararının ve bu karara dayanarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir (kanunda öngörülen usullere uyulmadan yapılan toplantının tek başına toplantının barışçıllığını ortadan kaldırmadığına ve müdahale için yeterli olmadığına ilişkin kararlar için bkz. Abdulmecit Yıldırım ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/32660, 17/9/2024, § 89; Filiz Kerestecioğlu Demir (3) [2. B.], B. No: 2020/11218, 19/10/2022, § 77; barışçıl toplantıya devletin sabır ve hoşgörü göstermesine yönelik kararlar için bkz. Osman Erbil [2. B.], B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 54; Rıza Gökçen Erus ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/17391, 19/4/2018, § 54; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale için yapılması gereken değerlendirmeler için bkz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Disk) ve diğerleri (2) [GK], B. No: 2016/14518, 12/10/2023, § 78). Ayrıca başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kamu düzeni arasında adil bir denge kurulmalı, buna ilişkin hususlar ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır (İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri [2. B.], B. No: 2016/23696, 8/6/2021, § 45).</p>

<p>28. İncelenen olayda Valilik, yapılması planlanan etkinliğin terör örgütleri ve marjinal gruplar tarafından istismar edilebileceği, kamu düzenini bozacak provokatif eylemlere zemin hazırlayabileceği, etkinliğin konusu itibarıyla kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği, terör örgütlerinin karşıt gruplara yönelik şiddet içeren eylemler gerçekleştirebileceği ve halk arasında infial yaratabilecek nitelikteki terör suçlarının işlenmesine açık ve yakın bir tehlike oluşturabileceği yönündeki değerlendirmelere dayanarak il genelinde tüm etkinlikleri yasaklamıştır (bkz. § 3).</p>

<p>29. Buna göre idarenin ilk olarak eylemlerin içeriği ve konusu itibarıyla kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle yasaklama kararı verdiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi birçok kararında toplumun genelinin ya da devlet politikasını benimseyen bazı kişilerin düşünceleriyle çelişse veya onları inciten ya da endişelendiren sonuç ve öneriler içerse bile -bu kadarla sınırlı kaldığı sürece- ifade edilmek istenen düşüncenin kolektif şekilde ifade edilmesine imkân tanınması gerektiğini vurgulamıştır (sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil kaba, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşüncelere de imkân tanınması gerektiğine ilişkin bir değerlendirme için bkz. <i>Emin Aydın (2)</i> [2. B.], B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; şok edici ve rahatsızlık verici ifadeler bağlamında yapılan değerlendirme için bkz. <i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 102, 103). Buna göre yapılması planlanan bir etkinliğin ve bu kapsamda açıklanacak düşüncenin salt ağır olması, devlet yetkilileri veya toplumun genelinin düşünceleriyle çelişmesi, onları endişelendiren sonuç ve öneriler içermesi, keskin bir dil kullanılarak ifade edilmesi hatta tek taraflı, çelişkili ve subjektif olması şiddete tahrik ettiği, topluma, devlete ve demokratik siyasal düzene yönelik olarak bir tehlike ortaya çıkardığı, buna bağlı olarak da toplumda karışıklığa neden olacağı anlamına gelmez (karşılaştırmak için bkz. <i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i>, § 128). Olayda ise eylemin içeriği ve konusu itibarıyla yukarıda yer verilen anayasal ilkelerle bağdaşmayacak nitelikte bir tehdit veya tehlike doğurduğuna, bu nedenle toplantının yasaklanmasının zorunlu ve orantılı olduğuna ilişkin ikna edici bir gerekçeye yer verilmediği görülmüştür.</p>

<p>30. Müdahaleye dayanak olan yasaklama kararında belirtilen bir diğer gerekçe ise etkinliğin terör örgütleri veya marjinal gruplar tarafından provoke edilerek kamu düzenini bozacak şekilde istismar edilebileceği, terör örgütlerinin karşıt gruplara yönelik şiddet içeren eylemler gerçekleştirebileceği, bu durumun da başkalarının hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde ihlal edebileceği, terör suçlarının işlenmesine açık ve yakın bir tehlike teşkil edebileceği yönündeki değerlendirmelerdir.</p>

<p>31. Her ne kadar toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde kamu düzeninin, genel güvenliğin ve başkalarının haklarının korunmasına yönelik tedbirler almak yetkili idari makamların görev ve sorumluluğunda olsa da Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihadında idarenin yalnızca muhtemel güvenlik risklerine dayanarak tüm toplantı ve gösterileri yasaklamasını ya da genel güvenlik kaygılarının tek başına temel hakka yönelik bir müdahaleyi haklı göstermek için yeterli kabul edilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Bu kapsamda kararlarda, bir müdahalenin demokratik toplum düzeninde zorunlu olarak kabul edilebilmesi için kamu düzenini bozabilecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin somut olarak ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır (farklı bağlamlarda ama benzer yönde değerlendirmeler için bkz.<i> Ramazan Sümer</i> [2. B.], B. No: 2018/15924, 11/5/2022, § 57;<i> Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Disk) ve diğerleri (2)</i>, § 70;<i> Ali Bozan</i> [2. B.], B. No: 2021/27262, 10/1/2024, §§ 37, 38).</p>

<p>32. Şüphesiz idarenin gerekçe sunma yükümlülüğü, kararında kamu düzeni ve güvenliğine ilişkin her türlü ayrıntıya yer vermesi anlamına gelmemektedir ancak bu durumda idarenin hakkı kullanmasını temin etme şeklindeki pozitif yükümlülüğünün ortadan kalktığının ve müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerekmektedir. Aksi hâlde soyut mülahazalarla kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle hakka müdahale edilebilir ki bu durum, hakkın öngörülemez biçimde sınırlanmasına yol açabilir (<i>Hrant Dink Vakfı</i> [2. B.], B. No: 2021/29443, 12/6/2024, § 46).</p>

<p>33. Ancak olayda müdahaleye dayanak olarak gösterilen yasaklama kararı incelendiğinde söz konusu etkinliğin kamu düzenine yönelik açık ve yakın bir tehlike oluşturduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadığı, bu yöndeki değerlendirmenin dayanağını oluşturan gerekçelere yer verilmediği görülmüştür. Ayrıca kolluk görevlileri de Valilik tarafından alınan yasaklama kararı dışında toplantıya müdahaleyi haklı kılabilecek başka herhangi bir gerekçe sunmaksızın, gösteri yürüyüşü henüz başlamadan müdahalede bulunmuştur. Bu bağlamda etkinliğin konu ve içeriğine ve yalnızca genel bir risk varsayımına dayanılarak yasaklandığı, kolluk kuvvetlerinin de herhangi bir şiddet unsuru, şiddete teşvik veya demokratik düzenin ortadan kaldırılmasına yönelik bir amaç ya da kamu düzenine ilişkin açık ve yakın bir tehdit ortaya koymaksızın toplantıya müdahale ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>34. Öte yandan bir etkinliğin kamu düzenini bozma ihtimali olması, devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Aksine kamu otoritelerinden talep edilen etkinliğin gündelik yaşama en az müdahale ile gerçekleştirilebilecek şekilde alternatif yolları değerlendirmesi ve etkinliğin barışçıl şekilde icrasını mümkün kılacak koruyucu önlemleri alması beklenir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Nizamettin Öztürk (2)</i> [1. B.], B. No: 2019/18668, 21/9/2023, § 15). Ne var ki olayda kolluk görevlileri, koruyucu önlem alma yönündeki pozitif yükümlülüklerini gözardı ederek yalnızca yasaklama kararı bulunduğu gerekçesiyle etkinliğe müdahale etmiş; bu doğrultuda alınabilecek önlemler olup olmadığını değerlendirmemiştir. Bu tespitlerle uyumlu olarak kamu makamlarının başvuruya konu müdahale ile giderilmek istenen güvenlik endişelerini somut, spesifik ve yeterli biçimde ortaya koyamadığı ve bu müdahaleyle çatışan hak ve menfaatler arasında adil bir denge kuramadığı anlaşılmıştır. Ayrıca olayda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesini engelleyen herhangi bir istisnai hâlin mevcut olduğu da ileri sürülmemiştir.</p>

<p>35. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre başvurucunun polise yönelik yaralayıcı nitelikteki fiziki müdahalesinin ve trafiği engellediği belirtilen yürüyüşün polisin gerekli olmadığı hâlde toplantıya müdahalesi sonrası gerçekleştiği ve bu eylemlerin başvuruya konu müdahaleye dayanak gerekçeler olmadığı anlaşılmıştır (bkz. § 4/iv). Toplantıya müdahale esnasında katılımcıların gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemlere yönelik bazı yaptırımlar uygulanabilir ise de bu durum, toplantıya kolluk görevlilerince yapılan hukuka aykırı müdahaleyi hukuka uygun hâle getirmez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Veli Saçılık ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası (Ses)</i> [2. B.], B. No: 2018/5878, 19/12/2023, § 28;<i> Maside Ocak Kışlakçı</i> [1. B.], B. No: 2019/21721, 16/11/2022, § 26).</p>

<p>36. Sonuç olarak idarenin ileri sürdüğü ciddi iddiaları somutlaştırmadığı, varsa elindeki bilgi ve bulguları ortaya koymadığı, kamu düzenini bozabilecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin varlığını somut ve ikna edici şekilde temellendirmediği anlaşılmıştır. Ayrıca kolluk kuvvetlerinin de -yasaklama kararı dışında- başvurucunun katıldığı toplantı ve yürüyüşe yönelik müdahaleyi haklı gösterecek somut gerekçelere dayanmadığı ve çatışan haklar arasında adil bir denge kurulduğuna dair ilgili ve yeterli bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. Bu nedenlerle başvuruya konu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>37. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>38. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>39. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Van Cumhuriyet Başsavcılığına (E.2019/5637, K.2021/4536) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202136382-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="65648"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/47245 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202147245-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202147245-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 29/1/2026 tarihli ve 2021/47245 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>R. Ü.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/47245)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 29/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (C) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işledikleri sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Başvurucuların bir kısmı yönünden dernek ve sendika üyelikleri, tanık beyanları, çalışma kayıtları gibi deliller de değerlendirmeye alınmıştır.</p>

<p>3. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan işyerlerinde harcama yaptıklarının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır.</p>

<p>6. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2021/47245 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmiş ve inceleme 2021/47245 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>8. Ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucular; Bank Asyadaki mutat hesap hareketlerine dayanılarak ve bilirkişi raporunda lehe tespitler bulunmasına rağmen cezalandırıldıklarını, bankacılık işlemlerini örgütsel faaliyette bulunma amacıyla gerçekleştirmediklerini, mahkûmiyet kararında bu konularda yeterli açıklamalara yer verilmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).</p>

<p>11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-37. Yargıtay kararları için bkz. Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, §§ 15-17.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi<i> Gürcan Balık</i> kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen<i> mutat</i> hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında<i> mutat</i> işlemlerin dışında kalan, <i>örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri</i> suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz.<i> Gürcan Balık</i>, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan<i> beraatine karar verilmesi gerekirken</i> mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı anlaşılmaktadır (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17).</p>

<p>15. Kişinin örgüt liderinin talimatıyla işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından Bank Asya nezdinde 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtların dosyaya celbedilip incelenmesi, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir (Yargıtay kararları için bkz.<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 13-21).</p>

<p>16. Somut başvuruda ilgili yargı mercilerinin gerekçeli kararlarında başvurucuların terör örgütüne üye olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Bir kısım başvurucu yönünden yan deliller bulunmakla birlikte aşağıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında Bank Asya hesap hareketleri başvurucuların cezalandırılmasında<i> tek ya da belirleyici delil</i> olarak kullanılmıştır. Bu kararlara göre başvurucular hakkındaki Bank Asya hesap hareketleri onların FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiğini göstermekte ve örgütsel saikle bankacılık işlemleri yaptıklarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>17. Mahkemelerin kararlarının gerekçesinde hükme esas aldığı delillerin ağırlığı hususunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine dayanak olarak değerlendirilen deliller, bu delillere ilişkin anayasal güvenceler yönünden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı yönünden ele alınacak olur ise öncelikle Yargıtay örgütün profesyonel eylemlerinin kamuoyunca bilinir hâle geldiği süreçten önce icra edilen yapılanmanın evlerinde kalmak ve sohbetlere katılmak gibi faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/7057, K.2024/11904; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/5877, K.2024/11981; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/24146, K.2024/1337 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli ve E.2017/3689, K.2018/3718 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37. Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B. ], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541 sayılı kararları; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları).</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi<i> Metin Birdal</i> ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemelerce değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar (Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları), toplantılara katılma bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Sadece başvurucuların yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmemeli, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- değerlendirme yapılmalıdır. Benzer şekilde kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmaları (tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı), örgüte müzahir otelde konaklamaları (kategorik olarak örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin tespitler için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 1/3/2023 tarihli ve E.2021/9204, K.2023/884; 29/11/2023 tarihli ve E.2022/23978, K.2023/9667 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 29/4/2019 tarihli ve E.2019/664, K.2019/3014 sayılı kararı) anılan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>19. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendika üyesi olma şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13507, K.2022/4206; 29/9/2022 tarihli ve E.2021/21414, K.2022/5210 sayılı kararları; ayrıca bkz. <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 17-19). Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre başvurucuların konumları ve kişisel özellikleri nazara alınarak FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu kabul edilen dernek ve sendikaya üye olma eylemlerinin anayasal örgütlenme özgürlüğü dışında ve örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla hareket edilip edilmediğini ortaya koyan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, § 25;<i> Cemile Doğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>20. Yargıtay kararlarına göre <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut</i> [1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47;<i> M.G.</i> [2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>21. Gerekçeli kararda tanık beyanına dayanılan başvurucular bakımından tanığın başvurucuların bulunmadığı bir celsede dinlenmesi, başvurucular yönünden dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Suç tipi için kanunda belirlenen cezanın ağırlığı arttıkça duruşmada hazır bulunarak savunma yapmanın da öneminin artacağı hususunda tartışma yoktur (Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, 25/7/2023, § 41).</p>

<p>22. Son olarak Yargıtay, sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde salt ByLock kalıntısı bulunduğuna dair dijital veri raporu doğrultusunda mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı). Benzer şekilde Eagle program kalıntısının sanık aleyhinde değerlendirilmeyeceğine karar veren ilk derece mahkemesi kararının onanmasına da karar vermiş (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/318, K.2023/1442 sayılı kararı), kişilerin Eagle isimli programı kullanmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/10/2022 tarihli ve E.2021/10685, K.2022/6720; 17/10/2022 tarihli ve E.2021/7421, K.2022/6209 sayılı kararları).</p>

<p>23. Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda Bank Asya hesap hareketliliğine ilişkin delilin bazı başvurucular yönünden mahkûmiyet kararlarına götüren <i>tek</i> bazıları yönünden ise <i>belirleyici</i> nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>24. Başvurucular; ilgili yargı mercilerindeki savunmalarında hesap hareketlerinin kredi kartı kullanımı, düğünde hediye edilen altınları hesaba para/altın olarak yatırma, para ödünç alma ya da vermeden kaynaklanan rutin bankacılık işlemleri olduğunu, hırsızlık yapılması endişesi nedeniyle altın ve paralarını konutlarında değil Bankada tuttuklarını, araç/konut satın alma amacıyla gerçekleştirdikleri işlemler olduğunu, bu durumun sicil kayıtlarından ya da bu konularda sundukları delillerden de anlaşılabileceğini, kredi başvurusunda bulunmaları nedeniyle hesap açma işlemi gerçekleştirdiklerini, kredi sözleşmesinin kritik tarihten öncesinde yapıldığını ve ödemelerinin kredi taksitlerine ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca ticaretle uğraştıkları, ticari işletmeleri, hac işlemleri, bireysel emeklilik, okul taksitleri için hesap açtıkları şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucular konut kredisi finansman oranının miktarı, faizsiz bankacılık yapan bir banka olması, indirim ve taksit imkânları, kurumsal firmalardan yapılan alışverişlerde anlaşmalı bankalar arasında yer alması nedeniyle Bank Asyayı tercih ettiklerini, ihracat yaptıklarını, hesap hareketlerinin hesaplarına aktarılan ihracat bedelleri olduğunu, diğer bankalarla da işlemler yaptıklarını belirtmiştir. Bunlara ek olarak başvurucular; örgüt liderinin talimat tarihinden önce de bu Bankada hesap hareketleri olduğunu, Bankanın fona devri sonrasında da bankacılık işlemlerine devam ettiklerini, kritik tarihten çok önce Banka ile işlem yaptıklarını, uzun zamandır Bank Asyadaki hesaplarını kullanmadıklarını, bu nedenle para hareketlerinden haberdar olmadıklarını, hesap hareketini kendilerinin gerçekleştirmediklerini, ilgili dekontlardan ya da işlem türünden durumun anlaşılabileceğini, Banka hakkında çıkan haberler akabinde kamuda oluşan algı sonrasında yatırımlarını geri çektiklerini, hesaplarını kapattıklarını iddia etmiştir.</p>

<p>25. Vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceğinin belirlenmesi meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanında değildir (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p>26. Somut olayda mahkeme kararlarına bakıldığında birtakım banka verileri dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Yargıtay içtihadında yer verilen (<i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17) ilkelerin herhangi bir şekilde kararlarda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucuların örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını gösteren, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarında başvurucuların, örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı üzerine örgütsel faaliyet kastıyla bankacılık işlemleri yaptıklarının yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı görülmüştür.</p>

<p>27. Bunların yanında mahkemeler, bankacılık verileri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay uygulamasının aksine bilirkişi raporlarının hesabın açılmasından itibaren tüm hesap hareketlerini konu almadığı, sadece Aralık 2013 veya Ocak 2014 ve sonrası işlemler dikkate alınarak raporların hazırlandığı, ilgili raporların Yargıtay içtihatlarına uygun olacak şekilde yeteri kadar açıklayıcı nitelikte olmadığı tespit edilmiştir. Gerekçeli kararlarda 2014 yılı ve sonrasında gerçekleşen bir kısım hesap hareketine değinilmiş ancak başvurucuların Bank Asyadaki hesabının hangi tarihte açıldığına, bu hesaba ilişkin bankacılık işlemlerinin FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı öncesindeki niteliği ve hacmine, bu talimattan sonra anılan hesabın ne şekilde kullanıldığına, aktif kullanım olarak kabul edilen işlemlerin hacminin ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle söz konusu bankacılık işlemlerinin neden mutat kabul edilemeyeceğine ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı sonrasındaki bankacılık işlemlerinin bu talimattan önceki dönemle uyumlu olmadığı veya olağan dışı bir hesap hareketliliği olduğu ortaya konulamamıştır. Bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi kararlarında da belirtilen hususların değerlendirildiğine ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak başvurucuların suç işlemek maksadıyla kurulmuş örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak için hareket etmediklerine, söz konusu işlemlerin rutin bankacılık işlemleri olduğuna ilişkin kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialarının gerekçede karşılanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>29. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde, yapılacak yeniden yargılamada ilgili mahkemelerce başvurucuların yargılamanın esasına ilişkin diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong> Makul Sürede Yargılanma Hakkı ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar </strong></p>

<p>30. Ekli listenin (G) sütununda belirtilen başvurucular, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddialarının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Ekli listenin (H) sütununda belirtilen başvurucuların suç isnadına bağlı tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve Mehmet Şimşek ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020, §§ 47-70) kararları doğrultusunda süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Ayrıca ekli listenin (İ) sütununda belirtilen başvurucuların mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Ç.Ö. ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 27-53) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>32. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>35. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlenmesi talebinde bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı </i>ve<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202147245-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="73766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/38049 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202138049-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202138049-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 29/1/2026 tarihli ve 2021/38049 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Y. A.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/38049)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 29/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (C) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işledikleri sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Başvurucuların bir kısmı yönünden dernek ve sendika üyelikleri, tanık beyanları, çalışma kayıtları gibi deliller de değerlendirmeye alınmıştır.</p>

<p>3. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan işyerlerinde harcama yaptıklarının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır.</p>

<p>6. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2021/38049 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmiş ve inceleme 2021/38049 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>8. Ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucular; alanında uzman kişilere Bank Asyadaki mutat hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan cezalandırıldıklarını, bankacılık işlemlerini örgütsel faaliyette bulunma amacıyla gerçekleştirmediklerini, mahkûmiyet kararında bu konularda yeterli açıklamalara yer verilmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucuların iddialarının esas itibarıyla yargı mercilerince verilen kararlarda delillerin değerlendirilmesinde isabet olmadığına, dolayısıyla kararın sonucuna ilişkin olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verilerek yapılacak incelemede başvurucuların ihlal iddiaları yönünden Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formlarında yer alan iddialarını tekrar etmiştir.</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).</p>

<p>13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>14. İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-37. Yargıtay kararları için bkz. Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, §§ 15-17.</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi<i> Gürcan Balık</i> kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen<i> mutat</i> hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında<i> mutat</i> işlemlerin dışında kalan, <i>örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri</i> suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz.<i> Gürcan Balık</i>, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan<i> beraatine karar verilmesi gerekirken</i> mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı anlaşılmaktadır (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17).</p>

<p>17. Kişinin örgüt liderinin talimatıyla işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından Bank Asya nezdinde 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtların dosyaya celbedilip incelenmesi, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir (Yargıtay kararları için bkz.<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 13-21).</p>

<p>18. Somut başvuruda ilgili yargı mercilerinin gerekçeli kararlarında başvurucuların terör örgütüne üye olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Bir kısım başvurucu yönünden yan deliller bulunmakla birlikte aşağıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında Bank Asya hesap hareketleri başvurucuların cezalandırılmasında<i> tek ya da belirleyici delil</i> olarak kullanılmıştır. Bu kararlara göre başvurucular hakkındaki Bank Asya hesap hareketleri onların FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiğini göstermekte ve örgütsel saikle bankacılık işlemleri yaptıklarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>19. Mahkemelerin kararlarının gerekçesinde hükme esas aldığı delillerin ağırlığı hususunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine dayanak olarak değerlendirilen deliller, bu delillere ilişkin anayasal güvenceler yönünden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı yönünden ele alınacak olur ise öncelikle Yargıtay örgütün profesyonel eylemlerinin kamuoyunca bilinir hâle geldiği süreçten önce icra edilen yapılanmanın evlerinde kalmak ve sohbetlere katılmak gibi faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/7057, K.2024/11904; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/5877, K.2024/11981; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/24146, K.2024/1337 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli ve E.2017/3689, K.2018/3718 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37. Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B. ], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541 sayılı kararları; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları).</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesi<i> Metin Birdal</i> ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemelerce değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar (Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları), toplantılara katılma bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Sadece başvurucuların yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmemeli, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- değerlendirme yapılmalıdır. Benzer şekilde kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmaları (tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı), örgüte müzahir otelde konaklamaları (kategorik olarak örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin tespitler için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 1/3/2023 tarihli ve E.2021/9204, K.2023/884; 29/11/2023 tarihli ve E.2022/23978, K.2023/9667 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 29/4/2019 tarihli ve E.2019/664, K.2019/3014 sayılı kararı) anılan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>21. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendika üyesi olma şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13507, K.2022/4206; 29/9/2022 tarihli ve E.2021/21414, K.2022/5210 sayılı kararları; ayrıca bkz. <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 17-19). Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre başvurucuların konumları ve kişisel özellikleri nazara alınarak FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu kabul edilen dernek ve sendikaya üye olma eylemlerinin anayasal örgütlenme özgürlüğü dışında ve örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla hareket edilip edilmediğini ortaya koyan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, § 25;<i> Cemile Doğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56).</p>

<p>22. Yargıtay kararlarına göre Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (Sinan Bulut [1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47; M.G. [2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>23. Gerekçeli kararda tanık beyanına dayanılan başvurucular bakımından tanığın başvurucuların bulunmadığı bir celsede dinlenmesi, başvurucular yönünden dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Suç tipi için kanunda belirlenen cezanın ağırlığı arttıkça duruşmada hazır bulunarak savunma yapmanın da öneminin artacağı hususunda tartışma yoktur (Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, 25/7/2023, § 41).</p>

<p>24. Son olarak Yargıtay, sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde salt ByLock kalıntısı bulunduğuna dair dijital veri raporu doğrultusunda mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı). Benzer şekilde Eagle program kalıntısının sanık aleyhinde değerlendirilmeyeceğine karar veren ilk derece mahkemesi kararının onanmasına da karar vermiş (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/318, K.2023/1442 sayılı kararı), kişilerin Eagle isimli programı kullanmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/10/2022 tarihli ve E.2021/10685, K.2022/6720; 17/10/2022 tarihli ve E.2021/7421, K.2022/6209 sayılı kararları).</p>

<p>25. Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda Bank Asya hesap hareketliliğine ilişkin delilin bazı başvurucular yönünden mahkûmiyet kararlarına götüren <i>tek</i> bazıları yönünden ise <i>belirleyici</i> nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>26. Başvurucular; ilgili yargı mercilerindeki savunmalarında hesap hareketlerinin kredi kartı kullanımı, düğünde hediye edilen altınları hesaba para/altın olarak yatırma, para ödünç alma ya da vermeden kaynaklanan rutin bankacılık işlemleri olduğunu, hırsızlık yapılması endişesi nedeniyle altın ve paralarını konutlarında değil Bankada tuttuklarını, araç/konut satın alma amacıyla gerçekleştirdikleri işlemler olduğunu, bu durumun sicil kayıtlarından ya da bu konularda sundukları delillerden de anlaşılabileceğini, kredi başvurusunda bulunmaları nedeniyle hesap açma işlemi gerçekleştirdiklerini, kredi sözleşmesinin kritik tarihten öncesinde yapıldığını ve ödemelerinin kredi taksitlerine ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca ticaretle uğraştıkları, ticari işletmeleri, hac işlemleri, bireysel emeklilik, okul taksitleri için hesap açtıkları şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucular konut kredisi finansman oranının miktarı, faizsiz bankacılık yapan bir banka olması, indirim ve taksit imkânları, kurumsal firmalardan yapılan alışverişlerde anlaşmalı bankalar arasında yer alması nedeniyle Bank Asyayı tercih ettiklerini, ihracat yaptıklarını, hesap hareketlerinin hesaplarına aktarılan ihracat bedelleri olduğunu, diğer bankalarla da işlemler yaptıklarını belirtmiştir. Bunlara ek olarak başvurucular; örgüt liderinin talimat tarihinden önce de bu Bankada hesap hareketleri olduğunu, Bankanın fona devri sonrasında da bankacılık işlemlerine devam ettiklerini, kritik tarihten çok önce Banka ile işlem yaptıklarını, uzun zamandır Bank Asyadaki hesaplarını kullanmadıklarını, bu nedenle para hareketlerinden haberdar olmadıklarını, hesap hareketini kendilerinin gerçekleştirmediklerini, ilgili dekontlardan ya da işlem türünden durumun anlaşılabileceğini, Banka hakkında çıkan haberler akabinde kamuda oluşan algı sonrasında yatırımlarını geri çektiklerini, hesaplarını kapattıklarını iddia etmiştir.</p>

<p>27. Vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceğinin belirlenmesi meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanında değildir (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p>28. Somut olayda mahkeme kararlarına bakıldığında birtakım banka verileri dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Yargıtay içtihadında yer verilen (<i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17) ilkelerin herhangi bir şekilde kararlarda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucuların örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını gösteren, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarında başvurucuların, örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı üzerine örgütsel faaliyet kastıyla hesap açtıklarının, bankacılık işlemleri yaptıklarının yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı görülmüştür.</p>

<p>29. Bunların yanında başvuruya konu gerekçeli kararlarda 2014 yılı ve sonrasında gerçekleşen bir kısım hesap hareketine değinilmiş ancak başvurucuların Bank Asyadaki hesabının hangi tarihte açıldığına, bu hesaba ilişkin bankacılık işlemlerinin FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı öncesindeki niteliği ve hacmine, bu talimattan sonra anılan hesabın ne şekilde kullanıldığına, aktif kullanım olarak kabul edilen işlemlerin hacminin ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle söz konusu bankacılık işlemlerinin neden mutat kabul edilemeyeceğine ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı sonrasındaki bankacılık işlemlerinin bu talimattan önceki dönemle uyumlu olmadığı veya olağan dışı bir hesap hareketliliği olduğu ortaya konulamamıştır. Dahası başvurucuların Bank Asya nezdindeki 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve hesabın ilk açıldığı tarihten itibaren tüm hesap hareketlerine ilişkin olarak alanında uzman bilirkişi marifeti ile bir inceleme de yaptırılmamıştır. Mahkûmiyet gerekçelerinde örgüt liderinin talimatı üzerine mevduat hesabında artışa gidildiği veya mutat hesap hareketleri dışında bir işlemle bankaya likidite sağlandığı gibi soyut ve genel ifadeler dile getirilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak için hareket etmediklerine, söz konusu işlemlerin rutin bankacılık işlemleri olduğuna ilişkin kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialarının gerekçede karşılanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde, yapılacak yeniden yargılamada ilgili mahkemelerce başvurucuların yargılamanın esasına ilişkin diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkı ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar </strong></p>

<p>32. Ekli listenin (G) sütununda belirtilen başvurucular, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddialarının<i> Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>33. Ekli listenin (H) sütununda belirtilen başvurucuların suç isnadına bağlı tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Mehmet Emin Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve<i> Mehmet Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020, §§ 47-70) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Ayrıca ekli listenin (İ) sütununda belirtilen başvurucuların mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Ç.Ö.</i> ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 27-53) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>34. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>37. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlenmesi talebinde bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı </i>ve<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202138049-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="17132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/36524 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202036524-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202036524-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2020/36524 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MED-A</strong> <strong>TURİZM</strong> <strong>YATIRIMLARI</strong> <strong>VE</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>A</strong><strong>.Ş. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/36524)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mehmet ALTUNDİŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Med-a Turizm Yatırımları ve Ticaret A.Ş.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Muzaffer YILMAZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, turizm işletme belgeli tesisin yer aldığı kamu taşınmazının kesin tahsisinin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 24/11/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Uyuşmazlığın Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p>5. Güney Antalya Turizm Alanı kapsamında yer alan Antalya ili Kemer ilçesi Tekirova mahallesi 450 parselde bulunan 66.093 m² yüz ölçümlü mülkiyeti Hazineye ait taşınmaz üzerinde 2/4/1991 tarihinde 580 yatak (180 çadır, 20 bungolav) kapasiteli kamping tesisi kurulması için başvurucu Şirket adına kesin tahsis yapılmış ve Şirket lehine 49 yıl süreli irtifak hakkı tesis edilmiştir. 17/2/1994 tarihinde Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü tarafından tesisteki 76 bungalov karşılığı 380 kampçı ünitesi (3 kişilik 1140 yatak, 76 oda/160 yatak olmak üzere toplam 1300 yatak) gerçekleştirilmesi şartıyla kapasite artışının uygun görüldüğü bildirilmiştir.</p>

<p>6. Akabinde başvurucu Şirket, tesiste izinsiz olarak gerçekleştirdiği kapasite artışı ve hisse devri nedeniyle 3/7/2003 tarihli ve 4916 sayılı Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un Geçici 2. maddesinden yararlandırılması istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığına (İdare) başvuruda bulunmuştur. Anılan talep İdarenin 12 No.lu Arazi Tahsis Komisyonu kararı ile uygun görülmüş ancak Maliye Bakanlığı, Hazine taşınmazı üzerinde başvurucu Şirket lehine tesis edilen üst hakkı ile ilgili 16/6/2012 tarihli ve 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi uyarınca izin verilmesi için Başbakanlıktan izin istenmesi gerektiği gerekçesiyle talep dosyasın Başbakanlığa göndermiştir. Başbakanlık 27/4/2015 tarihinde talebin uygun görülmediğini bildirmiş ve başvurucu adına mevcut olan kesin tahsis 21/7/2006 tarihli ve 26235 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik'in (Tahsis Yönetmeliği) 24. maddesi uyarınca -6/7/2015 tarihinde- iptal edilmiştir. Sonrasında turizm işletme belgesi de 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 34. maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri gereğince 21/8/2015 tarihinde iptal edilmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu Şirket, kesin tahsisin iptaline yönelik kararın iptali için Antalya 4. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası açmıştır. İdare Mahkemesi 9/10/2015 tarihinde dava konu işlemin iptaline karar vermiştir. İdare Mahkemesi 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi'nde; kamu kurum ve kuruluşları ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait şirketlerin kendi mülkiyetlerinde veya tasarruflarında bulunan taşınmazlarıyla ilgili olarak satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufa yönelik işlemleri için Başbakanlıktan izin alınması şartının getirildiğini, olayda kanunda öngörülmeyen ve kanun hükmünü sınırlayan genelge hükümleri kapsamında hareket edilerek Şirketin tahsisinin iptal edildiğini oysa Kanun'da öngörülmeyen bir sınırlama ve yöntemin idari düzenleme ile getirilmesine olanak bulunmadığından 4916 sayılı Kanun'un Geçici 2. maddesi kapsamında olduğu ilgili idarelerce de kabul edilen ve anılan madde hükmünden yararlanması gereken Şirket hakkında 4916 sayılı Kanun hükümleri kapsamında işlem tesis edilmesi gerektiğini, buna göre Kültür ve Turizm Bakanlığınca genelge kapsamında Başbakanlıkça talebin uygun bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu Şirketin tahsisinin iptaline ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığını açıklamıştır. İdare Mahkemesi aynı zamanda turizm yatırımı yapılmak amacıyla adlarına kamu arazisi tahsis edilen, buna karşılık ilgili Bakanlıkların iznine tabi işlemleri izinsiz olarak gerçekleştiren veya sözleşme hükümlerine aykırı davranan yatırımcıların cari yıl proje maliyet bedelinin %3'ü ile dava masraflarını ödemeleri ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeleri, ilgili Bakanlıklar ile de yeniden sözleşme yapmaları hâlinde tahsislerinin devam edeceğini de belirtmiştir. İptal kararı temyiz kanun yolundan geçerek -27/4/2016 tarihinde- kesinleşmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu Şirket, kesin tahsisin iptaline yönelik kararın yargı kararıyla iptal edilmesi sonrasında turizm işletme belgesinin iptal edilmesine yönelik işlemin de iptali için iptal davası açmıştır. İdare Mahkemesi 19/2/2016 tarihinde turizm işletme belgesinin iptaline yönelik kararı iptal etmiştir. İdare Mahkemesi kesin tahsisin iptal edilmesine yönelik kararın 9/10/2015 tarihinde yargı kararıyla iptal edildiği ve dava konusu işlemin de dayanağı kalmadığı sonucuna ulaşmıştır. İptal kararı kanun yollarına başvurulmaksızın 17/5/2016 tarihinde kesinleşmiştir. İptal kararları doğrultusunda başvurucu yönünden kesin tahsis ile turizm işletme belgesi ihya edilmiş ve tesis çalışmaya devam etmiştir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya Konu Kesin Tahsis Kararının İptaline Yönelik Yargısal Süreç </strong></p>

<p>9. Yargı kararları sonucunda ihya edilen kesin tahsis ve turizm işletme belgesi kapsamında faaliyetine devam eden tesiste İdare tarafından farklı tarihlerde üç kez denetim gerçekleştirilmiştir. İlk denetim 15/7/2017 tarihinde gerçekleştirilmiş ve denetim sonucunda tesisin yatak kapasitesinin belge kapasitesinden farklı olarak 312 çadır (3 yatak), 68 çadır (2 yatak), 85 bungalov (3 yatak) olmak üzere toplam 1327 yatak olduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine İdarece başvurucu Şirketten kapasite artışı ve ne zaman gerçekleştirildiğine yönelik bilgi verilmesi istenmiştir. Başvurucu Şirket, tesiste bulunan fazla yatak kapasitesinin müşteri talebini karşılamak amacıyla odalara konulan kalıcı olmayan ek yataklardan kaynaklandığını, bu kapasitenin tesis bünyesinde onaylı projeye aykırı olarak inşa edilen ek bungalovdan kaynaklanmadığını ifade etmiştir. İdare tesis mahallinde ikinci kez 11/10/2017 tarihinde tekrar denetim yapmış ve bu denetimde tesisin yatak kapasitesinin yine 1327 yatak olduğu ve izinsiz kapasite artışının giderilmediğini tespit etmiştir. Tesis mahallinde 3/8/2019 tarihinde üçüncü kez yeniden denetim yapmıştır. Denetim sonucunda tesisin yatak kapasitesinin çadır üniteleri dışında 101 bungalov (3 yatak), 303 yatak ve 13 personel odası/26 yatak olduğu ve ayrıca bungalov sayısının kampçı ünitesi sayısının %20'sini aşması nedeniyle tesisin 1/6/2019 tarihli ve 30791 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) hükümlerine göre kamping şartını sağlamadığını tespit etmiştir. Son olarak Kemer Belediye Başkanlığının 31/10/2019 tarihli yazısı ile anılan tesise ilişkin olarak onaylı ruhsat eki mimari projesine aykırı yapılaşmalara dair 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca yapı tatil zaptı düzenlenmiştir.</p>

<p>10. İdare 23/12/2019 tarihinde yukarıdaki denetim sonuçları ve Kemer Belediye Başkanlığının 31/10/2019 tarihli yazısını gerekçe göstererek Yönetmelik'in 36. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi, Yönetmelik'in 17. ve 24. maddeleri ve 2/4/1991 tarihli kesin tahsis yazısına aykırı şekilde tesisin onaylı projesine uymayan ve izin alınmaksızın ilave yapılaşmalar yapmak suretiyle tesis kapasitesinde artış yapıldığı ve bu artışlar sonucu bungalov sayısının kampçı ünitesi sayısının %20'sini aşması nedeniyle kesin tahsisin iptaline karar vermiştir.</p>

<p>11. Başvurucu Şirket, kesin tahsis kararının iptaline yönelik idari işlemin iptali için Antalya 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Başvurucu Şirket; dava dilekçesinde İdare tarafından gerçekleştirilen denetim raporlarının kendilerine tebliğ edilmediğini, tesisin onaylı projesine aykırı şekilde bungalov sayısının artırılmadığını, tesisin yoğun olduğu dönemlerde özellikle çocuklu aileler için ek yatak ihtiyacı olduğu zamanlarda bungalovlara ek yatak konulduğunu belirtmiştir. Şirket; ek yatak konulmasının ilave yapılaşma olarak kabul edilemeyeceğini, proje dâhilinde yapılan kampçı ünitelerinde yer alan yatakların İdare tarafından bungalov olarak değerlendirildiğini ancak bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, tesiste keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, denetimler sonucunda işletmede bir eksiklik tespit edilmişse bunun giderilmesi için süre tanınması gerektiğini ancak İdarece herhangi bir süre verilmeksizin doğrudan kesin tahsisin iptal edilmesinin kanuna aykırı olduğunu açıklamıştır. Öte yandan başvurucu Şirket 30/1/2020 tarihli ek beyan dilekçesinde kendisi ile aynı konumda bulunan bir işletme için İdarenin eksikliklerin giderilmesi hususunda altı ay süre verdiğini, İdarenin eşitlik ilkesine uygun davranması gerektiğini dile getirmiş ve dilekçe ekinde diğer işletme için alınan idari kararın bir örneğini Mahkemeye sunmuştur.</p>

<p>12. Mahkeme 11/6/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında;</p>

<p>i. İdarece 15/7/2017 tarihinde gerçekleştirilen denetim sonucunda düzenlenen 31/7/2017 tarihli raporda bir önceki denetimde tespit edilen eksikliklerin yeniden saptandığı ve başvurucu Şirket hakkında 5.909 TL idari para cezasının tatbik edilerek mevzuata aykırı uygulamaların giderilmesi gerektiği, aksi takdirde cezai yaptırımların devam edeceğinin bildirildiği,</p>

<p>ii. 11/10/2017 tarihli denetim sonucunda düzenlenen raporda 15/7/2017 tarihli denetimde tespit edilen eksikliklerin devam etmekte olduğu ve anılan Yönetmelik'e aykırı olarak yatak kapasitesinin 9 adet bungalovun bölünmek suretiyle içlerine bir yatak ve bir ranza koyularak üçer yataktan toplam 27 yatak olacak şekilde artırıldığı, kampçılara ait bay/bayan lavabo ve tuvaletlerin duş, çamaşır makineleri ve ütülerin bulunduğu ünitelerin ve yemek hazırlama ve bulaşık yıkama yerleriyle personele özgü yerlerin bakım ve temizliğinin yetersiz olduğu, tesis mutfağında bulunan soğuk hava depolarının güvenlik amaçlı alarm sistemlerinin çalışmadığı, Şirket hakkında 5.909 TL idari para cezasının tatbik edilerek mevzuata aykırı uygulamaların giderilmesi gerektiği, aksi takdirde cezai yaptırımların devam edeceğinin bildirildiği,</p>

<p>iii. 3/8/2019 tarihinde gerçekleştirilen denetim sonucunda düzenlenen raporda; tesiste görev yapan personelin görev yerlerine uygun nitelikli kıyafetinin bulunmadığı, ilave oda/yatak artışının giderilmediği, ranzalı oda kullanımının devam ettiği, tesiste 101 bungalov ünitesi (müşteri yatak odalarındaki kapasite artışı 9 adet bungalov bölünerek oda yapılmak suretiyle oluşturulduğu, ayrıca 2 ayrı yapıda 16 müşteri odası ilave edildiği), 13 personel odası (1. yapı 6 oda, 2. yapı 6 oda, 3. yapı 1 adet üst düzey personel lojmanı) bulunduğu, mevcut bungalov oda sayısının kampçı ünite sayısının %20'sini aşmakta olduğu, Kemer Belediye Başkanlığı ekiplerince 31/10/2019 tarihinde gerçekleştirilen denetimde tesisteki yapılara ilave olarak 340,64 m² büyüklüğünde cepheleri ve üzeri kapalı yapı, 44,10 m² büyüklüğünde etrafı betopan malzeme üzeri OSB malzeme ile kapalı ilave yapı yapıldığının tespit edilerek aynı tarihli yapı tatil zaptı düzenlendiği ve söz konusu aykırılıkların giderilmesi için başvurucu Şirkete 20 gün süre verildiği,</p>

<p>iv. Kamping tesisinde gerek her biri 3 yataklı 76 bungalov kullanım koşulunun ihlal edilmesinin (bungalov sayısının kampçı ünitesi sayısının %20'sini aşması da) yanında tahsis olmaksızın personel lojmanı yapımı ve kullanımı dolayısıyla başvurucu Şirket adına yapılan kesin tahsisin iptaline ilişkin dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>13. Davanın reddine yönelik karara karşı başvurucu temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde tesiste onaylı projeye aykırı şekilde bungalov sayısının hiç artırılmadığını, Kemer Belediye Başkanlığı tarafından yapılan tespitte bu durumun ortaya konulduğunu, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini açıklamıştır. Öte yandan başvurucu, temyiz incelemesi devam ederken 3/9/2020 tarihinde Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinde delil tespiti talebinde bulunmuştur. Talep dilekçesinde tesiste onaylı projesinde belirtilen 76 bungalov sayısının üzerinde bungalov yapılaşmasının olup olmadığını bilirkişiler vasıtasıyla tespiti istenilmiştir. Bir inşaat mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşan bilirkişi kurulu 11/9/2020 tarihinde mahallinde keşif yapmış ve Kemer Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan 15/9/2020 tarihli bilirkişi raporunda 450 No.lu parsel içinde müşterilerin konaklaması amacıyla 29 adet blok ve bu 29 blok üzerinde 76 adet bungalov bulunduğu, 450 parsel içinde dosyaya ibraz edilen onaylı projedeki bungalovlar dışında ya da haricen yapılmış ek bungalov bulunmadığı tespit edilmiştir. Rapor ekinde uydu fotoğrafları, krokiler ve fotoğraflar da yer almıştır. Başvurucu 16/9/2020 tarihinde temyiz incelemesini yapan Danıştay Altıncı Dairesine (Daire) ek dilekçe sunmuştur. Bu dilekçede kesin tahsisin iptaline gerekçe gösterilen bungalov artışı ile ilgili Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/35 D.İş kararını ve ek bilirkişi raporunu ibraz etmiştir. Başvurucu, anılan raporda bungalov sayısında artış olmadığının tespit edildiğini, bu durumun temyiz incelemesinde değerlendirmeye alınması gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p>14. Daire 6/10/2020 tarihinde Mahkeme kararının onanmasına oyçokluğuyla kesin olarak karar vermiştir. Karara muhalif kalan üye, Kemer Belediye Başkanlığının 4/6/2020 tarihli yazısında tesiste tespit edilen ruhsat ve eki mimari projeye aykırılıklara ilişkin olarak ilave bungalov yapıldığına ilişkin bir tespite yer verilmediğini, dava konusu işlemin gerekçesini oluşturan izinsiz ilave bungalov yapılıp yapılmadığı, tesiste bulunan suit bungalovlar içindeki odaların ayrı giriş çıkışları kullanılmak suretiyle bağımsız bungalovlara dönüştürülerek kullanılıp kullanılamadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması amacıyla tesiste yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanacak bilirkişi raporunda yer verilen tespitler dikkate alınmak suretiyle bir karar verilmesi gerektiğini açıklamıştır.</p>

<p>15. Nihai karar başvurucu tarafından 12/11/2020 tarihinde öğrenilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p>16. 4916 sayılı Kanun'un Geçici 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Kanunları uyarınca turizm yatırımı yapılmak amacıyla adlarına kamu arazisi tahsis edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, ilgili bakanlıkların iznine tâbi işlemleri izinsiz olarak gerçekleştiren veya sözleşmelerine aykırı davranan yatırımcılar ve işletmeciler hakkında açılan davalardan; cari yıl proje maliyet bedelinin % 3’ü ile dava masraflarını defaten ödemeleri, sözleşmeden doğan mali yükümlülüklerini yerine getirmeleri ve ilgili bakanlıklar ile yeniden sözleşme yapmaları kaydıyla vazgeçilir, bu şartların yerine getirilmesi kaydıyla, dava açılması gerekenler için ise dava açılmaz ve tahsisleri devam eder. </i></p>

<p><i>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınmak kaydıyla Maliye Bakanlığınca belirlenir."</i></p>

<p>17. 2634 sayılı Kanun'un <i>"Taşınmaz malların turizm amaçlı kullanımı" </i>başlıklı 8. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan; </i></p>

<p><i>(1) (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) (Değişik birinci ve ikinci cümle: 23/5/2019-7175/2 md.) Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler üç ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır. ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; </i></p>

<p><i>a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez. </i></p>

<p><i>b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u geçemez. </i></p>

<p><i>c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>C. (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar, saydamlık, güvenilirlik, eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı ilkeleri doğrultusunda Bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir. </i></p>

<p><i>D. (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazları (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. Bu taşınmazlar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>I. (Ek: 24/7/2003-4957/3 md.) (Değişik paragraf: 25/3/2020-7226/10 md.) Bakanlık tarafından tahsisi iptal edilen taşınmazların üzerinde yatırımcılar lehine tesis edilen irtifak haklarına ilişkin terkin davalarında basit yargılama usulü uygulanır. Tahsisi iptal edilen ve irtifak hakları terkin edilen veya tahsis süreleri sona eren taşınmazlar üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilatlar bedelsiz olarak Hazineye intikal eder. Yatırımcı, bunlar için herhangi bir hak ve bedel talep edemez. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Tahsis Yönetmeliği'nin <i>"Tanımlar" </i>başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Yönetmelikte geçen; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>g) Kesin tahsis: Ön izin koşullarını yerine getiren girişimciler adına, kamu taşınmazı üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları da dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi veya kiralama ya da kullanma izni verilmesi suretiyle kullanma hakkı verilmesini, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ifade eder." </i></p>

<p>19. Tahsis Yönetmeliği'nin -bireysel başvuru tarihi itibarıyla- <i>"Kesin tahsis" </i>başlıklı 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Ön izin yükümlülüklerini yerine getirerek turizm yatırımı belgesi veya ana turizm yatırımı belgesi alan girişimci adına Arazi Tahsis Komisyon kararı ile kesin tahsis yapılır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(5) Girişimcilere, Arazi Tahsis Komisyon kararı ile kırk dokuz yıla kadar; ana yatırımcılara ise Cumhurbaşkanı kararı ile yetmiş beş yıla kadar tahsis yapılabilir. Ancak, konaklama tesisi ile günübirlik tesisin birlikte tahsis edilmesi hali hariç olmak üzere; günübirlik tesis, kür merkezi, kamping, lüks çadır tesisi ve konaklama amaçlı mesire yeri veya orman parkı yapılmak amacıyla yapılacak tahsislerde tahsis süresi yirmi yılı geçemez ve bu tahsisler kiralama şeklinde yapılır. Tahsis süresi, kesin tahsis yazısının tebliği tarihinden başlar. Bakanlıkça tahsis edilen taşınmazların üzerinde yapılan tesisteki konaklama ünitelerinin yatırımcı veya işletmecileri tarafından üçüncü kişilere kullandırılmasına yönelik yapılan sözleşmelerin süresi bir yılı geçemez. Bakanlıkça konaklama amaçlı olarak yapılan tahsislerin türünün lüks çadır tesisine dönüştürülmesinin uygun görülmesi halinde, bu tahsisler mevcut tahsis süresi ve şekliyle devam eder. Bu durumda tahsisli taşınmaz üzerindeki yapıların yıkılmasının gerekmesi halinde yıkılacak yapılara ilişkin ilgili İdarece belirlenecek yapı bedeli yatırımcı tarafından ödenir. </i></p>

<p><i>(6) Kesin tahsis yazısının tebliğinden itibaren yatırımın tamamlanarak Turizm İşletmesi Belgesi alınması için üç yıla kadar süre verilir. Bu süre günübirlik tesis ile kamping, lüks çadır tesisi ve konaklamalı orman parkı tahsislerinde iki yıl olarak uygulanır. </i></p>

<p><i>(7) (Değişik:RG-30/12/2016-29934) Mücbir veya kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle yatırıma başlanılamaması veya yatırımın gerçekleştirilememesi durumunda kesin tahsis süresi, dondurma sebepleri ve bu sebeplerin ortaya çıktığı tarihler dikkate alınarak sorun çözümleninceye kadar Arazi Tahsis Komisyonu kararı ile dondurulur. Kesin tahsis süresinin dondurulduğu tarih ile bu sürenin yeniden başlatılacağı tarih arasında geçen süre tahsis süresine eklenir ve bu süre için kullanım bedeli ödenmez. Tahsis süresinin dondurulduğuna ilişkin yazının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yatırımcıdan; kesin tahsis süresinin başlatılacağı tarih itibarıyla (Değişik ibare:RG-24/7/2020-31195) cari yıl birim maliyetleri üzerinden hesaplanacak yeni bedelin o yılki kullanım bedeli sayılmak üzere ödeneceğinin kabul ve taahhüt edildiğine ilişkin noter onaylı taahhütnamenin veya noter onaylı şirket yönetim kurulu kararının Bakanlığa iletilmesi istenir. Tahsis süresinin açıldığı tarih itibarıyla yatırımcıdan sürenin açıldığı tarihteki toplam yatırım maliyeti esas alınarak (Değişik ibare:RG-25/9/2018-30546) teminatının güncellenmesi istenir. </i></p>

<p><i>(8) Ancak, kendi kusuru dışında, mücbir veya kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir hukuki ve idari uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle süresi içerisinde yükümlülüklerini tamamlayamadıklarını belgeleyen yatırımcının talebi durumunda, kesin tahsisi iptal edilir ve teminatı iade edilir. Bu durumda kesin tahsisin iptal edildiği tarihe kadar olan kullanım bedelleri tahsil edilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(10) Üçüncü şahısların tahsis sözleşmesi ve koşullarından doğacak yükümlülükleri yerine getirmesinden ana yatırımcı Bakanlığa karşı, üçüncü şahıslar da aynı yükümlülüklerin yerine getirilmesinden ana yatırımcıya ve Bakanlığa karşı sorumludur. Bu sorumluluklar kesin tahsis sözleşmeleri ile belirlenir. </i></p>

<p><i>(11) Ana yatırımcıdan, tahsis edilecek alanda gerçekleştirilecek sosyal ve teknik altyapının yapımına ilişkin olarak ilgili kurumlardan temin edilecek birim fiyatlara göre hesaplanan toplam yatırım tutarında olan ve Arazi Tahsis Komisyonunca da uygun görülen teminat alınır. Bu teminat sosyal ve teknik altyapıların tamamlanması ve ilgili kurumlardan kullanılabilir belgesi alınmasından sonra iade edilir. </i></p>

<p><i>(12) Alt yatırımcılar tarafından yapılacak tesisler için bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen teminatın alt yatırıma düşen miktarının Bakanlığa verilmesi halinde, ana yatırımcıdan bu tesise ilişkin alınmış teminat iade edilir. </i></p>

<p><i>(13) Kesin tahsis yükümlülüklerini yerine getirmeyen yatırımcının tahsisi Bakanlıkça re’sen iptal edilir ve teminatı Hazineye irat kaydedilir. Bu durumda arazi üzerindeki her tür yapı ve tesisler bedelsiz olarak Hazineye intikal eder. Yatırımcı, bunlar için herhangi bir hak ve bedel talep edemez. </i></p>

<p><i>(14) Ana yatırımcı adına verilen kesin tahsisin iptali ve teminatın Hazineye irat kaydedilmesine ilişkin Arazi Tahsis Komisyon kararı, (Değişik ibare:RG-25/9/2018-30546) Cumhurbaşkanı onayı ile yürürlük kazanır. </i></p>

<p><i>(15) Ana yatırımcının tahsisi iptal edildiğinde, alt yatırımcının hakları korunur. Bir başka ana yatırımcının bulunamaması halinde Bakanlık imar parselleri bazında alt yatırımcıların tahsisini devam ettirir. </i></p>

<p><i>(16) Bu durumda boşalacak olan kamu arazisinin tahsisi için Yönetmeliğin 9 uncu maddesi uygulanır. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>20. Tahsis Yönetmeliği'nin -bireysel başvuru tarihi itibarıyla- <i>"Denetim" </i>başlıklı 23. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Yönetmelik hükümlerine dayanılarak kiraya verilen veya irtifak hakkı tesis edilen ya da kullanma izni verilen yerlerin denetimi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili mevzuattan doğan yetkileri saklı kalmak kaydıyla Bakanlık tarafından yapılır. </i></p>

<p><i>(2) Turizm Yatırımı Belgesi, Kısmi Turizm İşletmesi Belgesi veya Turizm İşletmesi Belgesinin iptal edilmesi halinde, yatırım aşamasında olan tahsislerde yatırım süresini aşmamak kaydıyla, belge sahibine yeniden belge alabilmesi için bir yıl süre verilir. Bir yıllık süre iptal kararının belge sahibine tebliği tarihinden itibaren başlar. Bu süre içerisinde belge alınmaz ise tahsis iptal edilir ve bu Yönetmeliğin 24 üncü maddesi hükümleri uygulanır."</i></p>

<p>21. Tahsis Yönetmeliği'nin <i>"Tahsisin iptali ve sözleşmenin feshi" </i>başlıklı 24. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Tahsis koşullarına, irtifak hakkı, kiralama veya kullanma izni sözleşmelerine aykırı davrananların kesin tahsisleri ve sözleşmeleri iptal edilir. Bu durumda yatırımcıların tüm hakları sona erer, taşınmazlar üzerinde bulunan yapı ve tesisler müştemilatları ile birlikte bedelsiz olarak Hazineye intikal eder ve teminatları nakde çevrilerek Hazineye irat kaydedilir. Yatırımcılar bunlar için herhangi bir hak, bedel veya tazminat talebinde bulunamaz. Yatırımcılar tarafından taşınmaza veya üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilatlara zarar verilmiş ise, bunun bedeli de ayrıca alınır. </i></p>

<p><i>(2) (Ek:RG-30/12/2016-29934) Mücbir veya kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebepler dışında yatırımcının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle tahsisin iptal edilmesi halinde, yatırımcıdan cari yıl kullanım bedelinin yüzde yirmi beşi kadar tazminat alınır. </i></p>

<p><i>(3) (Ek:RG-30/12/2016-29934) Tahsisleri ve bu tahsislere dayanılarak yapılan irtifak hakkı, kullanma izni ve kiralama işlemleri iptal edilen taşınmazların turizm belgeleri de iptal edilir."</i></p>

<p>22. Yönetmelik'in<i> "Kampingler, konaklama amaçlı mesire yerleri ve konaklamalı orman parkları" </i>başlıklı 36. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kampingler; deniz, göl, dağ gibi doğal güzelliği olan yerlerde kurulan ve genellikle müşterilerin kendi imkânlarıyla geceleme, yeme-içme, dinlenme, eğlence ve spor ihtiyaçlarını karşıladıkları en az on ünitelik tesislerdir. Kampinglerde aşağıdaki nitelikler aranır: </i></p>

<p>...</p>

<p><i>b) Kampinglerde; kampçı ünitesi başına hesaplanacak alan seksen metrekaredir. Kampçı ünitesi; çadır, çadır-araba, karavan, motokaravan veya bungalovdan oluşabilir. Bungalovlar dahil her ünite iki kişiliktir. Bungalov ünite sayısı, toplam kampçı ünitesi sayısının yüzde yirmisini aşamaz ve bu ünitelerde mutfak düzenlemesi yapılamaz. Bungalov ünitelerinin her birinin toplam alanı yirmi metrekareyi geçemez. (Ek cümle:RG-10/12/2022-32039-CK-6511/1 md.) Kamu eliyle işletilen kampinglerde ise bungalov ünitelerinde toplam alan şartı aranmaz, bu tesislerin işletme hakkı devredilemez veya kiralanamaz. </i></p>

<p><i>c) Girişte otopark, resepsiyon, emanet ve telefon hizmeti verilen düzenlemeler yapılır. </i></p>

<p><i>ç) Müşterek kullanım tesisleri ile konaklamaya ayrılan alanın zemini kullanım amacına uygun biçimde düzenlenir. Bu tesislerde; </i></p>

<p><i>1) Her on kampçı ünitesi için en az bir kadın ve bir erkek tuvaleti, duş ve lavabo ile lavaboların yanında priz, </i></p>

<p><i>2) Her on kampçı ünitesi için en az bir adet çamaşır yıkama makinesi ve ütüleme yeri, </i></p>

<p><i>3) Her beş kampçı ünitesi için birer adet yemek hazırlama, pişirme, bulaşık yıkama mahalli ile kilitli soğutucu dolaplar bulunan üstü kapalı bir mahal, </i></p>

<p><i>bulunur. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün <i>"Mülkiyetin korunması"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. </i></p>

<p><i>Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."</i></p>

<p>24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı, keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (<i>AGOSI/Birleşik Krallık</i>, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 55; <i>Jokela/Finlandiya</i>, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).</p>

<p>25. AİHM'e göre ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda bu ilke daha kuvvetli uygulanma alanı bulur (<i>Plechanow/Polonya</i>, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerektiği vurgulanmıştır (<i>Gereksar ve diğerleri/Türkiye</i>, B. No: 34764/05, 34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>27. Başvurucu, İdarenin denetim sonucunda ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesi konusunda 2634 sayılı Kanun'a göre süre vermesi gerektiği hâlde süre verilmediğini, kesin tahsisin iptal edilmesine gerekçe gösterilen bungalov sayısının artırıldığına yönelik iddianın çekişmeli olduğunu ve bu konuda Mahkemenin mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmadığını, İdarece tutulan tutanaklara üstün tanındığını belirterek adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>28. Bakanlık görüşünde; Mahkemenin uyuşmazlığın çözümü için İdarece ve Kemer Belediye Başkanlığı tarafından yapılan denetimler sonucunda düzenlenen tutanak ve raporları hüküm vermeye elverişli bulduğunu, bu nedenle keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmayı usul ekonomisini de dikkate alarak uygun görmediğini ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu açıklamıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı daha önce dile getirdiği iddiaları yinelemiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>29. Anayasa'nın <i>"Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."</i></p>

<p>30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyeti kesin tahsisin iptal edilmesinden kaynaklı mülkiyet hakkının ihlal edildiğidir. Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirdiği şikâyetlerinin mülkiyet hakkının usul güvenceleri bağlamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Mülkün Varlığı </strong></p>

<p>32. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (<i>Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dahildir (<i>Mahmut Duran ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). Mülkiyet hakkının özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsamı olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (<i>Hüseyin Remzi Polge</i> [2. B.], B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).</p>

<p>33. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (<i>Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi</i> [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).</p>

<p>34. Turizm tesisi kesin tahsis kararı sonrasında yaklaşık 28 yıl (kesin tahsisin yapıldığı 1991 yılından iptal edildiği 2019 yılına kadar) başvurucu Şirket tarafından işletilmiştir. Kesin tahsisin başvurucu Şirket için ekonomik bir değeri olduğu ve bu ekonomik değerin mülk kavramına dâhil olduğu açıktır.</p>

<p><strong>b. Müdahalenin Varlığı ve Türü </strong></p>

<p>35. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i> [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).</p>

<p>36. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında <i>m</i><i>ülkten barışçıl yararlanma hakkına </i>yer verilmiş, ikinci fıkrasında <i>mülkten yoksun bırakmanın </i>şartlarının genel çerçevesi de çizilmiş ve son fıkrasında ise<i> devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine</i> imkân sağlanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i>, §§ 55-58).</p>

<p>37. Başvurucu Şirket açısından kesin tahsisin iptal edilmesinin Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunu belirtmek gerekir. Olayda denetimler sonucunda kesin tahsisin iptalinin kamu makamlarının kontrol ve düzenleme yetkisi kapsamında olduğu açıktır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrole ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong>c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>38. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>39. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i>, § 62).</p>

<p><strong>i. </strong><strong>Kanunilik </strong></p>

<p>40. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; <i>Ford Motor Company</i> [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; <i>Necmiye Çiftçi ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).</p>

<p>41. Kesin tahsis 2634 sayılı Kanun'a ve bu kanuna dayanılarak yürürlüğe giren Yönetmelik hükümlerine göre iptal edilmiştir. Bu kapsamda müdahalenin kanuni dayanağının olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>ii. Meşru Amaç </strong></p>

<p>42. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (benzer yöndeki karar için bkz.<i> Nusrat Külah</i> [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; <i>Yunis Ağlar</i> [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).</p>

<p>43. Kesin tahsis İdarece iptal edilmiştir. İdarenin iptal gerekçesinin tesisin onaylı projesine aykırı şekilde ve izin alınmaksızın ilaveler yapılmak suretiyle tesis kapasitesinde artış yapılmış olmasına dayandığı anlaşılmaktadır (bkz. § 10). Turizm hizmeti ile bu hizmetin gereği olarak turizm işletmelerinin düzenlenmesi, denetlenmesi ve turizm sektörünü geliştirecek bir yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınması amacı gözönüne alındığında gerçekleşen müdahalede kamu yararının bulunduğu kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>i</strong><strong>ii. Ölçülülük </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler </strong></p>

<p>44. Son olarak kamu makamlarınca başvurucu Şirketin mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaçla bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araç arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>45. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>,<i> gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i>, § 38).</p>

<p>46. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Anayasa Mahkemesi müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (<i>Arif Güven</i> [2. B.], B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).</p>

<p>47. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (<i>Züliye Öztürk</i> [1. B.], B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; <i>Bekir Yazıcı </i>[GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).</p>

<p>48. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için mahkemelerin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren, davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekir (<i>Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>49. Başvurucu Şirket; tesisin onaylı projesinde yer alan kapasitede bungalov bulunduğunu, İdarenin aksi yöndeki tespiti karşısında bu husustaki çelişkinin keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak çözümlenmesi gerektiğini, Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinin bilirkişi raporunda bungalov sayısında artış yapılmadığının tespit edildiğini, denetim sonucunda ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesi için 2634 sayılı Kanun'a göre süre verilmesi gerektiği hâlde verilmediğini belirtmiştir. Mahkeme davanın reddine karar vermiş, temyiz istemi de Dairece reddedilmiştir.</p>

<p>50. Kural olarak bir davada bilirkişi incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediğini belirlemek mahkemelerin takdir yetkisi kapsamındadır (bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi taraflarca ileri sürülen ve uyuşmazlığın sonucuna etkili olabilecek nitelikteki iddia ve delillerin mahkemelerce makul ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirilip değerlendirilmediğinin incelenmesini de kapsar. Özellikle ispat yükünün dağılımı ve silahların eşitliği ilkesi bakımından taraflardan birinin diğerine göre açık biçimde dezavantajlı bir konuma sürüklenip sürüklenmediğinin araştırılması gerekir. Olayda uyuşmazlığın temelini <i>projeye aykırı şekilde bungalov sayısının artırılıp artırılmadığı</i> hususu oluşturmaktadır. Bu hususun maddi vakıa düzeyinde açıklığa kavuşturulabilmesi için başvurucu tarafından mahallinde keşif yapılması ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesi açıkça talep edilmiştir. Ancak Mahkemenin bu talep hakkında herhangi bir değerlendirme yapmadığı, talebin neden karşılanmadığını ortaya koyan bir gerekçeye de kararında yer vermediği anlaşılmaktadır. Oysa idari yargıda geçerli olan resen araştırma ilkesi gereği mahkemenin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli inceleme ve araştırmaları kendiliğinden yapması beklenir. Uyuşmazlığın çözümünde belirleyici nitelikteki bir maddi olgunun tespiti bakımından keşif ve bilirkişi incelemesine ilişkin talebin gerekçesiz biçimde karşılanmaması, maddi olayın yeterli açıklıkta ortaya konulmasını engellemiştir. Başvurucu ayrıca temyiz aşamasında, söz konusu maddi olgunun tespiti amacıyla Kemer Sulh Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yaptırmış olduğu delil tespiti kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunu Daireye sunmuştur. Dairenin de bu raporun uyuşmazlığın esasına etkisi yönünden herhangi bir değerlendirme yapmadığı görülmüştür.</p>

<p>51. Öte yandan idari işlemler ve kamu görevlilerince düzenlenen tutanaklar kural olarak hukuka ve gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanmakla birlikte, idari işlemin dayandığı maddi tespitlerin dava konusu edildiği bir yargılamada hâkimin bu karineyi mutlak biçimde uygulaması davanın anlamını ortadan kaldıracaktır. Başvuruda yargı mercilerinin, İdarenin düzenlediği denetim tutanaklarında yer alan tespitleri esas alarak sonuca ulaştığı, buna karşılık başvurucu tarafından ileri sürülen ve maddi vakıanın tespitine doğrudan katkı sağlayabilecek nitelikteki delillerin tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Özellikle Mahkemenin keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik talebi karşılamaması ve bu yönde gerekli araştırma adımlarını atmaması yargılamanın başvurucu aleyhine dengesiz bir zeminde yürütülmesine yol açmıştır. Daire tarafından da temyiz aşamasında sunulan delil tespiti raporunun değerlendirilmemesi başvurucunun ileri sürdüğü maddi olguların yargısal denetime tabi tutulmadan reddedilmesi sonucunu doğurmuş ve başvurucuyu kamu otoritesi karşısında dezavantajlı bir konuma sürüklemiştir.</p>

<p>52. Dolayısıyla mülkiyet hakkının korunmasına yönelik usule ilişkin güvencelerin yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Bu hâliyle mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili iddialar yönünden yargı mercilerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. GİDERİM</strong></p>

<p>54. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>55. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>56. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulü ya da reddi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 3. İdare Mahkemesine (E.2020/141, K.2020/345) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. Başvuru; turizm işletme belgesinde üç yataklı 76 bungalov olarak belirlenen bir tesisin kapasitesinin, belgeye aykırı şekilde artırıldığı yönündeki idari tespitler üzerine tesis edilen işlemler bağlamında, mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Mahkeme çoğunluğu; derece mahkemelerince keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmamasını ve temyiz aşamasında sunulan bilirkişi raporunun değerlendirilmemesini ihlal nedeni saymıştır. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu sonuca katılmıyorum.</p>

<p>2. Kültür ve Turizm Bakanlığınca söz konusu tesis hakkında farklı tarihlerde birden fazla denetim gerçekleştirilmiştir. 15/7/2017 tarihli denetimde; tesisin yatak kapasitesinin işletme belgesini aştığı, mevcut ünitelerde kapı açılması suretiyle oluşturulan ilave alanlar nedeniyle bungalov sayısının 85’e, toplam yatak kapasitesinin ise 1327’ye ulaştığı tespit edilmiştir. Başvurucu aykırılıkların giderildiğini ileri sürse de 11/10/2017 tarihli denetimde aynı aykırılıkların sürdüğü belirlenmiştir.</p>

<p>3. 3/8/2019 tarihli denetimde kapasite artışının devam ettiği, bazı bungalovların bölünerek oda hâline getirildiği, bungalov sayısının 101’e çıkarıldığı ve iki ayrı yapıda ilave müşteri odaları oluşturulduğu saptanmıştır. Ayrıca Kemer Belediye Başkanlığınca yapılan incelemede, tesisin onaylı ruhsat ve eki mimari projeye aykırı yapılaşmalar içerdiği belirlenerek Yapı Tatil Zaptı düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, taraflar arasındaki uyuşmazlığın belirleyici yönü 76 bungalov dışında haricen yeni yapılar inşa edilip edilmediği değildir. İdari makamların tespitleri esas itibarıyla mevcut yapıların bölünmesi veya kapı açılması suretiyle kapasitenin artırıldığı yönündedir. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümü; yeni bungalov yapılıp yapılmadığına değil, tesisin onaylı proje ve işletme belgesine aykırı kullanılıp kullanılmadığına bağlıdır.</p>

<p>5. Başvurucunun temyiz aşamasında sunduğu 15/9/2020 tarihli bilirkişi raporunda, yalnızca mevcut 76 bungalov dışında haricen yapılmış yeni bir yapı bulunmadığı belirtilmiştir. Buna karşılık raporda; mevcut bungalovların bölünmesi veya kullanım biçiminin değiştirilmesi suretiyle kapasite artışı yapılıp yapılmadığına dair bir değerlendirme yer almamaktadır. Bu nedenle söz konusu raporun, uyuşmazlığın esasını aydınlatabilecek nitelikte olduğu söylenemez.</p>

<p>6. Buna karşılık idari denetim raporları ile belediyece tanzim edilen Yapı Tatil Zaptı birlikte değerlendirildiğinde, tesisin onaylı proje ve işletme belgesine aykırı kullanıldığına dair yeterli veri bulunmaktadır. Kamu görevlilerince düzenlenen denetim raporlarının hukuka uygunluk ve doğruluk karinesinden yararlanması, idare hukukunun yerleşik ilkelerindendir. Kaldı ki, denetimler sonucunda verilen para cezaları ve encümen kararlarıyla söz konusu yerin ruhsata bağlanma imkanının bulunmadığı ve yıkılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>7. Derece mahkemeleri, mevcut bilgi ve belgeleri değerlendirerek davanın reddine karar vermiştir. Bu değerlendirmede açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası bulunmamaktadır.</p>

<p>8. Mahkeme çoğunluğunun aksine, bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin görevi derece mahkemelerinin delil değerlendirmesinin yerindeliğini denetlemek değildir. Mahkemenin yetkisi, yargılamada anayasal bir ihlal olup olmadığını incelemekle sınırlıdır.</p>

<p>9. Çoğunluğun benimsediği yaklaşım, bireysel başvurunun "ikincil niteliği" ile bağdaşmamaktadır. Bireysel başvuru yolu, maddi vakıaların ve delillerin yeniden incelendiği bir kanun yolu (temyiz makamı) değildir.</p>

<p>10. Öte yandan başvurucunun hakkı, kamu taşınmazı üzerindeki tahsise dayalı bir kullanım hakkıdır. Bu tür tahsislerin devamı, yatırımcının tahsis koşullarına uygun davranmasına bağlıdır. Kurallara aykırı kullanım hâlinde idarenin tahsisi sona erdirme yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>11. Bu yetkinin kullanılması, kamu kaynaklarının etkin yönetimi bakımından idareye tanınan takdir yetkisinin doğal sonucudur. Derece mahkemelerinin bu tespitleri esas alarak sonuca ulaşması anayasal bakımdan sorun oluşturmamaktadır.</p>

<p>12. Yargılamanın bütününe bakıldığında; başvurucunun savunma imkânına sahip olduğu, kararların yeterli verilere dayandığı ve süreçte bir keyfîlik bulunmadığı görülmektedir.</p>

<p>13. Bu nedenle, uyuşmazlığın esasını aydınlatmaya yetmeyen bir bilirkişi raporunun ayrıca değerlendirilmemiş olması gerekçesiyle ihlal kararı verilmesi isabetli değildir.</p>

<p>14. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202036524-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="52576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DİJİTAL MALVARLIĞININ TÜRK MİRAS HUKUKUNA ENTEGRASYONU: KÜLLİ HALEFİYET, POSTMORTAL MAHREMİYET VE TEREKE YÖNETİMİ ÇIKMAZINA İLİŞKİN DOKTRİNER BİR ANALİZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijital-malvarliginin-turk-miras-hukukuna-entegrasyonu-kulli-halefiyet-postmortal-mahremiyet-ve-tereke-yonetimi-cikmazina-iliskin-doktriner-bir-analiz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijital-malvarliginin-turk-miras-hukukuna-entegrasyonu-kulli-halefiyet-postmortal-mahremiyet-ve-tereke-yonetimi-cikmazina-iliskin-doktriner-bir-analiz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖZET
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişim; bireylerin malvarlığı ve şahıs varlığı değerlerinin fiziki ortamdan sanal platformlara kaymasına neden olmuştur. Kripto varlıklar, alan adları, sosyal ağ profilleri, bulut depolama sistemleri ve oyun hesapları gibi sanal değerlerin mirasbırak...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong><br />
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişim; bireylerin malvarlığı ve şahıs varlığı değerlerinin fiziki ortamdan sanal platformlara kaymasına neden olmuştur. Kripto varlıklar, alan adları, sosyal ağ profilleri, bulut depolama sistemleri ve oyun hesapları gibi sanal değerlerin mirasbırakanın vefatı sonrasındaki akıbeti, klasik miras hukuku dogmatiğini zorlamaktadır. Türk Medeni Kanunu'nda dijital terekeye dair müstakil bir kanuni çerçevenin bulunmaması; servis sağlayıcıların tek taraflı devir yasakları, postmortal kişilik haklarının korunması, eşya hukukunun cismanilik dogması ve miras ortaklığının elbirliği mülkiyeti ilkeleri ekseninde ciddi uyuşmazlıklar doğurmaktadır. Bu çalışmada; dijital varlıkların hukuki niteliği irdelenmekte, külli halefiyet karşısındaki sözleşmesel engeller 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde denetlenmekte, manevi nitelikli verilerin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 653 kapsamındaki intikali temellendirilmekte ve elbirliği mülkiyeti kilitlenmesini bertaraf edecek noterlik odaklı bir resmi tereke yöneticiliği modeli önerilmektedir.</p>

<p><strong>GİRİŞ: SANAL DÜNYADA HAK SAHİPLİĞİ VE MİRAS HUKUKUNUN DÖNÜŞÜMÜ</strong></p>

<p>Geleneksel miras hukuku, mülkiyet ve zilyetlik ekseninde cismani taşınır ve taşınmaz mallar ile klasik alacak-borç ilişkileri üzerine inşa edilmiştir. Oysa çağdaş yaşamda bireylerin ekonomik, mesleki ve duygusal birikimleri fiziki mekanlardan bağımsızlaşarak sunucularda depolanan sayısal kod dizinlerine evrilmiştir. Günümüzde bir kimsenin geride bıraktığı değerler arasında yalnızca gayrimenkuller veya banka mevduatları değil; iktisadi değeri yüz binlerce lirayı aşabilen kripto para cüzdanları, gelir getiren sosyal medya hesapları, dijital oyun envanterleri veya maddi karşılığı olmasa da paha biçilemez manevi hatıraları barındıran bulut arşivleri yer almaktadır.</p>

<p>Mirasbırakanın ölümüyle birlikte bu varlıkların akıbetinin ne olacağı sorusu, hukuk düzeninin cevaplandırması gereken kaçınılmaz bir problemdir. Türk hukuk öğretisinde ve yargı kararlarında henüz yeknesak bir kanuni altyapı bulunmayışı, yabancı menşeli teknoloji tekellerinin kullanıcı sözleşmelerine dayattığı keyfi kuralların adeta birer "özel hukuk normu" gibi uygulanması tehlikesini doğurmaktadır. Bu durum, Anayasa m. 35 ile teminat altına alınan mülkiyet ve miras hakkının zedelenmesi riskini beraberinde getirmektedir.</p>

<p><strong>I. DİJİTAL MALVARLIĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ: "ŞEY", "EŞYA" VE "TEREKE" KAVRAMLARI AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Eşya Hukukunun "Cismanilik" Çıkmazı</strong></p>

<p>Türk-İsviçre eşya hukuku doktrini, bir varlığın eşya olarak nitelendirilebilmesi için cismanilik (maddi varlık), sınırlandırılabilirlik, insan hakimiyetine elverişlilik ve kişilik dışı olma unsurlarını kümülatif olarak aramaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesi de taşınır mülkiyetinin konusunu maddi şeyler ve edinmeye elverişli doğal güçler olarak sınırlandırmıştır. Dijital varlıklar, manyetik ortamlarda kodlanan gayrimaddi veriler olduğundan, klasik eşya tanımına dahil edilememekte; dolayısıyla üzerlerinde doğrudan ayni mülkiyet ve klasik zilyetlik tesis edilememektedir.</p>

<p>Ne var ki tereke kavramı, eşya kavramıyla özdeş değildir. Tereke, mirasbırakanın ölümü anında sahip olduğu, intikale elverişli tüm özel hukuk ilişkilerinin, ayni haklarının, alacaklarının, borçlarının ve malvarlığı haklarının oluşturduğu hukuki bir bütündür. TMK m. 599/2'de kullanılan "diğer malvarlığı hakları" ifadesi, sınırlı sayı (<i>numerus clausus</i>) ilkesine tabi tutulmamış olup, ekonomik mübadele değeri taşıyan tüm gayrimaddi hakların tereke kapsamında külli halefiyetle mirasçılara intikal edeceğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>B. Dijital Varlıkların İkili Ayrımı</strong></p>

<p>Dijital varlıklar miras hukuku dogmatiği açısından iki temel grupta tasnif edilmelidir:</p>

<p>1. <strong>İktisadi Değer Taşıyan Dijital Malvarlığı Unsurları:</strong> Sermaye Piyasası Kanunu m. 3/1 ve 7518 sayılı Kanun kapsamında gayrimaddi hak olarak tescillenen kripto varlıklar, İnternet Alan Adları Yönetmeliği m. 13/3 uyarınca mirasçılara devredilebileceği açıkça düzenlenen alan adları, ticari amaçla işletilen ve reklam/sponsorluk geliri üreten sosyal medya ve YouTube kanalları ile oyun içi dijital envanterler bu gruptadır. Bu unsurların TMK m. 599/2 uyarınca terekeye dahil olduğu ve intikal edeceği tartışmasızdır.</p>

<p>2. <strong>Manevi/Kişisel Nitelikli Dijital Unsurlar:</strong> Ekonomik bir gelir getirmeyen şahsi e-posta yazışmaları, kişisel bulut depolama arşivleri ve aile fotoğrafları bu grupta yer alır. Bu unsurların intikali para ile ölçülebilirlik şartına değil, aşağıda ele alınacağı üzere aile belgelerinin intikali rejimine dayanmaktadır.</p>

<p><strong>II. KÜLLİ HALEFİYET İLKESİ KARŞISINDA SERVİS SAĞLAYICI SÖZLEŞMELERİ VE TBK m. 27 DENETİMİ</strong></p>

<p><strong>A. Kullanıcı Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Kullanıcıların dijital hesapları açarken elektronik butonlar aracılığıyla kabul ettikleri kullanım koşulları (<i>Terms of Service</i>), hazırlar arasında kurulan, iki tarafa borç yükleyen, sürekli edimli ve <strong>sui generis</strong> (kendine özgü) nitelikteki sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde sağlayıcı kesintisiz erişim, veri saklama ve güvenlik taahhüt ederken; kullanıcı ise doğrudan bir ücret ödemese dahi kişisel verilerinin işlenmesine ve reklamlara maruz kalmaya katlanma edimi altına girmektedir.</p>

<p><strong>B. Devir Yasaklarının Hükümsüzlüğü</strong></p>

<p>Çoğu küresel platform (Apple, Meta, Google vb.), kullanım koşullarına "hesabın devredilemeyeceği, kullanıcının ölümüyle tüm hakların son bulacağı ve verilerin silineceği" yönünde hükümler yerleştirmektedir. Bu kayıtlar, 6502 sayılı TKHK m. 5 anlamında tüketiciyle müzakere edilmemiş haksız şart ve 6098 sayılı TBK m. 20-25 anlamında dürüstlük kuralına aykırı genel işlem koşuludur.</p>

<p>Daha da önemlisi, Türk Medeni Kanunu'nun 599. maddesinin 1. fıkrasında vücut bulan <strong>külli halefiyet ilkesi</strong>, kamu düzenine ilişkin mutlak emredici bir kanun normudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesinin 1. fıkrası gereğince, kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Mirasbırakan ile servis sağlayıcı arasındaki sözleşme, mirasbırakanın şahsına sıkı sıkıya bağlı (örneğin ressamın portre yapma borcu gibi) bir edim içermemektedir; tamamen standart ve teknik bir hizmet ilişkisidir. Dolayısıyla, külli halefiyet gibi kanuni bir intikal rejimini ortadan kaldırmayı hedefleyen sözleşme hükümleri TBK m. 27 uyarınca batıldır.</p>

<p>Burada yapılması gereken dogmatik ayrım şudur: Mirasçılar, sözleşmenin tarafı haline gelerek <strong>hesaba ve arşivlenmiş verilere erişim hakkını</strong> külli halefiyetle iktisap ederler; ancak mirasbırakanın şahsına bağlı olan <strong>aktif kullanım hakkı</strong> (ölenin kimliğiyle üçüncü kişilere yeni mesaj atma veya paylaşım yapma) intikal etmez ve ölümle son bulur.</p>

<p><strong>III. POSTMORTAL KİŞİLİK HAKLARI VE KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI İTİRAZLARININ ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p><strong>A. TMK m. 28 ve Özel Hayatın Gizliliği Argümanı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dijital terekenin intikaline karşı ileri sürülen en önemli çekince, ölenin ve onunla yazışan üçüncü kişilerin haberleşme hürriyeti ve özel hayatının gizliliğinin (Any. m. 20, 22) zedeleneceği iddiasıdır. Bu iddia pozitif hukuk temelleriyle bağdaşmaz:</p>

<p>1. TMK m. 28/1 uyarınca kişilik, ölümle kesin olarak sona erer. Kişiliği sona eren bir süjenin ihlal edilebilecek güncel bir kişilik hakkı bulunmamaktadır. Türk hukukunun benimsediği "hatıranın korunması" ilkesi, ölenin bizzat şahsını değil, geride kalan yakınlarının ölene duydukları saygı ve manevi duyguları koruyan bağımsız bir haktır.</p>

<p>2. Mirasçıların hesaba erişimi kanundan (TMK m. 599) doğan bir yetkinin icrasıdır ve TMK m. 24/2 gereği hukuka aykırılığı ortadan kaldıran meşru bir sebebe dayanır.</p>

<p>3. Üçüncü kişiler bakımından ise analog mektuplar ile dijital iletiler arasında hiçbir mahiyet farkı yoktur. Çekmecede bulunan fiziksel mektupların mirasçılarca okunması haberleşme gizliliğini ihlal sayılmazken, e-postaların intikalinin ihlal sayılması tutarsızdır. Üstelik dijital ortamda verilerin anında silinebilmesi veya şifrelenmesi imkânı mevcutken bunu yapmayan kullanıcının, verilerin ölüm sonrası intikaline zımnen rıza gösterdiği kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>B. KVKK ve GDPR Düzenlemelerinin Kapsamı</strong></p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m. 3/1-ç ve d bentleri, kişisel veriyi "kimliği belirli veya belirlenebilir <strong>gerçek kişiye</strong> ilişkin her türlü bilgi" olarak tanımlamıştır. TMK m. 28 karşısında ölen kimse artık "gerçek kişi" sıfatına sahip olmadığından, verileri doğrudan KVKK'nın koruma alanı dışına çıkmaktadır.</p>

<p>Nitekim Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun 18.09.2019 tarih ve 2019/273 sayılı kararında; ölen kişiye ait sağlık verilerinin mirasçıya verilmemesi üzerine yapılan başvuruda, ölenin gerçek kişi sıfatı kalmadığı gerekçesiyle KVKK kapsamında bir işlem tesis edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Benzer şekilde AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) Başlangıç Hükümleri 27. paragrafı da Tüzüğün ölenlerin verilerine uygulanmayacağını vazetmiştir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunması mevzuatı, mirasçıların dijital varlıklara erişimi önünde hukuki bir engel teşkil etmemektedir.</p>

<p><strong>IV. MANEVİ NİTELİKLİ VERİLERİN İNTİKAL DAYANAĞI: TMK m. 653 VE HMK m. 199 EKSENİNDE "DİJİTAL AİLE BELGELERİ"</strong></p>

<p>Ekonomik değeri bulunmayan şahsi fotoğraflar, günlükler, ses kayıtları ve hatıraların intikalinde TMK m. 599/2'deki malvarlığı şartı yetersiz kalmaktadır. Bu noktada devreye girmesi gereken kanuni dayanak, 4721 sayılı TMK m. 653'tür.</p>

<p>Maddenin 2. fıkrası, <i>"Aile belgeleri ile aile için özel anı değeri olan eşya, mirasçılardan birinin karşı çıkması hâlinde satılamaz... sulh hâkimi... payına mahsup edilmek veya edilmemek suretiyle mirasçılardan birine özgülenmesine ya da satılmasına karar verir"</i> hükmünü amirdir. Kanun koyucu "mahsup edilmemek suretiyle" ifadesini kullanarak, terekede hiçbir ekonomik karşılığı olmayan manevi varlıkların da yer aldığını ve bunların mirasçılara intikal edeceğini açıkça teyit etmiştir.</p>

<p>Madde başlığındaki "eşya" ibaresi dar ve lafzi yorumlanmamalıdır. 6100 sayılı HMK m. 199 hükmü uyarınca, <i>"elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları"</i> yasal olarak belgedir. Dolayısıyla mirasbırakanın bulut hesabındaki fotoğraflar, videolar ve yazışmalar birer <strong>"dijital aile belgesi"</strong> niteliğinde olup TMK m. 653 çerçevesinde doğrudan terekeye dahildir ve paylaşım hükümlerine tabidir.</p>

<p><strong>V. DİJİTAL VASİYETNAME VE ÖLÜME BAĞLI BELİRLEMELERİN GEÇERLİLİK SINIRI</strong></p>

<p>Mirasbırakanların son arzularını video kaydı, ses dosyası veya şifreli dijital metinler aracılığıyla açıklamaları (dijital vasiyetname), pozitif hukukumuzdaki şekil serbestisi yokluğu nedeniyle geçersizlik riski taşır . TMK m. 531 uyarınca vasiyetnameler yalnızca resmi, el yazılı veya sözlü olarak yapılabilir. Güvenli elektronik imza veya video kaydıyla yapılan işlemler sınırlı sayı ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden TMK m. 557/1-b.4 uyarınca şekil noksanlığı sebebiyle iptal davasına konu olabilir. Ancak mirasçılar tarafından bir yıllık hak düşürücü süre içinde (TMK m. 559) iptal davası açılmadığı takdirde bu tasarruflar geçerli bir vasiyetnamenin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur.</p>

<p>Öte yandan, Google Etkin Olmayan Hesap Yöneticisi veya Apple Dijital Miras gibi platform içi yetkilendirmeler (<i>ölüme bağlı dijital belirlemeler</i>), resmi şekil şartlarından yoksun olduğundan teknik anlamda bir vasiyetname sayılamaz. Fakat mirasbırakanın geçerli bir resmi veya el yazılı vasiyetnamesi mevcutsa, buradaki muğlak ifadelerin ve mirasçı iradelerinin aydınlatılmasında bu dijital seçimler, <i>favor testamenti</i> (vasiyeti ayakta tutma) ilkesi gereğince <strong>tamamlayıcı yorum vasıtası</strong> olarak dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>VI. MİRAS ORTAKLIĞI ÇIKMAZI VE ÇÖZÜM MODELİ: NOTERLERİN ZORUNLU RESMİ TEREKE YÖNETİCİLİĞİ</strong></p>

<p><strong>A. Elbirliği Mülkiyeti (TMK m. 640) Tehdidi</strong></p>

<p>Mirasbırakanın birden çok mirasçısının bulunması durumunda, tereke üzerinde mirasın taksimine kadar TMK m. 640 gereğince <strong>miras ortaklığı</strong> meydana gelir ve elbirliği mülkiyeti hükümleri uygulanır. TMK m. 702/2 uyarınca ortaklık yönetiminde kural <strong>oybirliğidir</strong>.</p>

<p>Dijital varlıklar tabiatı gereği dinamiktir:</p>

<p>· Kripto varlıklar aşırı volatiliteye tabidir; piyasa düşüşlerinde anlık satım kararı alınamazsa tereke eriyebilir.</p>

<p>· Sosyal medya ve YouTube hesapları düzenli yönetilmediğinde takipçi kaybederek ticari değerini yitirir.</p>

<p>· Sağlayıcılar, belirli süre (3-12 ay) giriş yapılmayan hesapları hareketsizlik gerekçesiyle kalıcı olarak silmektedir.</p>

<p>Mirasçılar arasındaki uyuşmazlıklar sebebiyle oybirliğinin sağlanamaması, yıllar süren ortaklığın giderilmesi davaları boyunca dijital terekenin yok olmasına yol açmaktadır. TMK m. 590'daki defter tutma ve m. 591'deki fiziki mühürleme önlemleri ise şifreli sanal varlıklar karşısında fiilen işlevsizdir.</p>

<p><strong>B. De Lege Ferenda Model: Noterlerin Resmi Tereke Yöneticiliği</strong></p>

<p>Bu yapısal kilitlenmenin çözümü amacıyla, Avusturya (ABGB § 797 mahkeme komiseri noter modeli) ve Fransız miras hukuku uygulamalarından yararlanılarak Türk hukukuna özgü kurumsal bir model ihdas edilmelidir:</p>

<p>1. <strong>Yasal Statü ve Yetkilendirme:</strong> 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 1 uyarınca noterlik bir kamu hizmetidir. TMK m. 592 ve m. 593'te yer alan "terekenin resmen yönetilmesi" kurumu dijital terekeyi barındıran uyuşmazlıklarda zorunlu bir koruma önlemi haline getirilmeli ve bu görev re'sen veya talep üzerine yerel noterliklere verilmelidir.</p>

<p>2. <strong>Sağlayıcılar Karşısında Resmi Temsil:</strong> Küresel teknoloji şirketleri bireysel mirasçıların taleplerini reddetmekte, resmi kamusal temsilci şartı koşmaktadır. Noter, kamu görevlisi sıfatıyla uluslararası sağlayıcılara resmi bildirimde bulunarak hesapların dondurulmasını, şifre değişimini veya verilerin güvenli adli depolama alanına aktarılmasını sağlayabilecektir.</p>

<p>3. <strong>Mahremiyet ve Teminat Güvencesi:</strong> Noterlerin 1512 sayılı Kanun m. 54'ten kaynaklanan katı sır saklama yükümlülüğü, şahsi verilerin ifşasını önler. Ayrıca Noterlik Kanunu m. 38'deki kanuni teminat ve zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası mekanizması, hatalı işlemlerden doğabilecek iktisadi zararları teminat altına alır.</p>

<p>4. <strong>Acil Yönetim Yetkisi:</strong> Görevli noter, sulh hukuk mahkemesinin gözetim ve denetiminde hareket ederek acil durumlarda (örneğin kripto varlıkların değer kaybı riski veya kupon sürelerinin dolması) gerekli tasarrufları yapabilecek, tereke envanterini eksiksiz tutarak çekişmesiz bir paylaşım zemini hazırlayacaktır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Dijitalleşme olgusu, miras hukukunun klasik dogmalarını kökten sarsmaktadır. Türk pozitif hukukunda açık bir düzenleme bulunmasa dahi; külli halefiyet ilkesinin (TMK m. 599) emredici karakteri, tüketici ve borçlar hukukunun denetim mekanizmaları (TBK m. 27) ve aile belgelerinin intikaline cevaz veren düzenlemeler (TMK m. 653, HMK m. 199) , dijital varlıkların terekeden soyutlanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır .</p>

<p>Kişilik haklarının ölümle son bulması (TMK m. 28) ve KVKK'nın yalnızca yaşayan gerçek kişileri kapsaması karşısında, postmortal mahremiyet itirazları mirasçıların erişim hakkını engelleyemez. Dijital terekenin intikalinde ortaya çıkan asıl operasyonel tehlike, miras ortaklığının elbirliği mülkiyeti kuralından kaynaklanan yönetim kilitlenmesidir. Bu tehlikenin bertarafı ve terekenin değer yitirmeden tasfiyesi için, noterlerin resmi tereke yöneticisi olarak sisteme dahil edildiği kurumsal bir kanuni reformun hayata geçirilmesi zorunludur</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>1512 sayılı Noterlik Kanunu</strong>, RG: 05.02.1972 / 14090.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</strong>, RG: 08.12.2001 / 24607.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</strong>, RG: 04.02.2011 / 27836.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu</strong>, RG: 07.04.2016 / 29677.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Alman Medeni Kanunu</strong> (<i>Bürgerliches Gesetzbuch - BGB</i>).</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargı Kararları</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Alman Federal Mahkemesi (BGH):</strong> 12.07.2018 T., Az. III ZR 183/17 (<i>Facebook Kararı</i>).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi:</strong> 13.11.2020 T., E. 2020/1149, K. 2020/905.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Kişisel Verileri Koruma Kurulu:</strong> 18.09.2019 T., K. 2019/273.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Doktrin (Kitap ve Makaleler)</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Akkurt, Sinan Sami:</strong> <i>Dijital Varlıkların Miras Yoluyla Bırakılması</i>, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Büyüksağiş, Erdem / Özyiğit, Sinem / Mirkelam Falay, Selin / Buldağ, İlay Ezgi / Okur, Mustafa Said:</strong> "Dijital Varlıkların Miras Yoluyla İntikali", <i>Yargıtay Dergisi</i>, C. 47, S. 2, 2021, s. 337-408.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Dural, Mustafa / Öz, Turgut:</strong> <i>Türk Özel Hukuku Cilt IV: Miras Hukuku</i>, Filiz Kitabevi, İstanbul 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Ersöz, Oğuz:</strong> <i>Dijital Tereke Kavramı ve Miras Hukukundaki Sorunlar</i>, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Gürbüz, Eşref Can:</strong> <i>Dijital Miras</i>, Adalet Yayınevi, Ankara 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Serozan, Rona / Engin, Baki İlkay:</strong> <i>Miras Hukuku</i>, Seçkin Yayıncılık, 9. Baskı, Ankara 2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Şıpka, Şükran / Akşener Mert, Sehil:</strong> <i>Güncel Yargı Kararları Işığında Soru ve Cevaplarla Miras Hukuku I</i>, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2023.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijital-malvarliginin-turk-miras-hukukuna-entegrasyonu-kulli-halefiyet-postmortal-mahremiyet-ve-tereke-yonetimi-cikmazina-iliskin-doktriner-bir-analiz-1</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/dmca-bilgisayar.jpg" type="image/jpeg" length="81206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cezaların Artırılması ve Ailenin Cezalandırılması, Çocuk Suçluluğunda Çözüm Olabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cezalarin-artirilmasi-ve-ailenin-cezalandirilmasi-cocuk-suclulugunda-cozum-olabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cezalarin-artirilmasi-ve-ailenin-cezalandirilmasi-cocuk-suclulugunda-cozum-olabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Son yıllarda ülkemizde, çocukların şiddet suçlarına yönelimi noktasında kamuoyuna yansıyan pek çok olay gerçekleşmiş, bu sorun da bazı kanun değişikliklerine gidilmesini gerektirmiştir.[1] Bu değişiklikler, genel olarak çocuk suçluların cezalarının artırılması imkanı ve ailelere yönelik baz...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Son yıllarda ülkemizde, çocukların şiddet suçlarına yönelimi noktasında kamuoyuna yansıyan pek çok olay gerçekleşmiş, bu sorun da bazı kanun değişikliklerine gidilmesini gerektirmiştir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Bu değişiklikler, genel olarak çocuk suçluların cezalarının artırılması imkanı ve ailelere yönelik bazı suçların ihdası yönünde gerçekleşmiştir. Bu revizyonların, modern ceza hukuku anlayışı karşısında ne yönde durduğunu değerlendirmek gerekmektedir. Hemen belirtmek isterim ki bir şeyin modern olması, onun en doğru yöntem olduğu anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla bu yazımda klasik-modern kavramlarını ‘kötü-iyi’ anlamında kullanmıyorum.</p>

<p><strong>A) Suçla Neden Cezaları Artırarak veya Yeni Suçlar Yaratarak Mücadele Etmeye Çalışıyoruz?</strong></p>

<p>Suçla mücadelede bu yöntemi uygulamak, basit bir mantıktan ileri gelmekte ve binlerce yıldır uygulanmaktadır. Mantık basittir:<i> ‘Suçluya hafif ceza verirsem, başkaları cezadan çekinmez. Öyleyse ağır ceza vermeliyim – Gerçekleşmesini istemediğim davranışları suç haline getirip cezalandırırsam, bu davranışlar gerçekleşmez çünkü insanlar cezadan çekinir’.</i></p>

<p>18. yüzyıl aydınlanma reformu öncesinde caydırıcılık, çok ağır cezalar vermek ve çoğu zaman da bu cezaları ibret olsun diye meydanlarda infaz ettirmek suretiyle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde pek çok suçun cezası ölüm, bunlardan azımsanmayacak kadarının cezası ise işkence altında ölümdür. Ancak bu vahşi yöntemlerle caydırıcılık gerçekleşmemiştir.</p>

<p>Aydınlanma felsefesiyle birlikte vahşi cezalardan, hümanist ceza-infaz yöntemlerine ve hapis cezası sistemine geçilmiş, asıl orantılı hapsetmenin caydırıcılığı saylayacağı düşünülmüştür. Hobbes ile birlikte başlayan ‘ceza hukukunda aydınlanma felsefesi’, caydırıcılığı köhne bir ibret anlayışından değil, akıl ve özgür irade sahibi insanın suç ve erdem yolu arasında kuracağı özgür seçiminde yaptığı haz-zarar dengesi üzerinden gerçekleştirmek istemiştir. Hobbes, Bentham, Beccaria, Feuerbach gibi pek çoklarının ileri sürdüğü şey, suçlunun makul bir birey olduğu ve kanunlarda belirlenen hapis cezalarından doğacak zarar ile suçtan elde edeceği hazzı tartarak, suç işlemekten çekineceği olmuştur. Makul, aklını kullanabilen ve özgür irade sahibi potansiyel suçlu, kanunu-cezasını görecek ve dolayısıyla suç yolu yerine erdem yolunu seçecektir. Fakat şüphesiz ki suçluluk, bu yöntemle de engellenememiştir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>Tüm bu kuramlardaki temel problem, cezaların caydırıcılık yani genel önlemeyi sağladığı noktasındaki yanılsamadır. Halbuki profesyonel suçlular dışında pek çok suçlu, metafizik bir alemde eğrisiyle doğrusuyla her şeyi tartıp, o şekilde suç yolunu seçiyor değildir. Akıl yoluyla kurulan haz-zarar dengesi veya korkunç bir cezadan doğacak ibret, gerçekten de bazı öz denetim sahibi insanları suçtan alıkoyabilir. Ancak anlık güdülerin etkisiyle işlenen suçlarda veya yeterince öz denetim sahibi olmayan insanlarda böyle bir etki doğmaz. Dolayısıyla ceza tehdidi-caydırıcılık ilişkisinin temelinde ciddi problemler mevcuttur.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p><strong>B) Modern Ceza Hukukunun Suçla Mücadele Yöntemi</strong></p>

<p>Modern ceza hukuku anlayışı, suçların önlenmesi noktasında ceza tehdidi-caydırıcılık yönündeki metafizik anlayışı reddetmektedir. Tehlikeli suçluların ceza tehdidiyle suç yolundan alıkonamayacağına, zira bunları suça iten sosyolojik-biyolojik-çevresel etmenlerin önüne geçebilecek kadar öz denetime sahip olmadıklarına karar verilmiştir. Dolayısıyla bunlara kusur sorumluluğundan doğan cezalara ek olarak, tehlikeliliğe bağlı toplumsal sorumluluktan doğan belirsiz süreli güvenlik tedbirleri uygulamaktadır. Bugün için Alman, Belçika ve Fransız mevzuatı, Prins ve von Liszt’in bundan yaklaşık yüz yıl önce ceza hukukunu kökünden değiştiren çift izli belirsiz süreli yaptırımlara dayalı toplumsal savunma <i>(la défense sociale)</i> doktrinini pek çok açıdan benimsemiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Klasik ceza hukuku bir ‘fiil ceza hukuku’ sistemidir. Özgür irade mevcutsa ve azalmamışsa, fiil-netice cezayı belirler. Dolayısıyla fiil-netice benzerse, uygulanacak ceza herkes için benzer olur. Fail belirli süreli hapis cezasını çeker ve ıslah olmasa bile sürenin sonunda ‘kefaretini ödediği veya ıslah olduğu’ kabul edilerek salıverilir. Genellikle de cezasını çekmiş, ‘arınmış’ sayıldığı için hakkında ayrıca bir tedbir uygulanamaz. Sorun şudur ki aynı suçu işleyen bir kişi belki hiç hapsedilmeden ıslah olabilecekken, bir diğeri çok uzun süreler hapsedilse bile ıslah edilemeyecek olabilir. Tekerrür sorunu da zaten bir yönüyle buradan doğmaktadır. Dolayısıyla bunun çözümü; mümkün olduğunca alt sınırları kaldırmak ve hapis cezasına alternatif yaptırımları yaygınlaştırarak tehlikesizleri hapsetmemek, infaz sonrası belirsiz süreli güvenlik tedbirleri yoluyla da tehlikelileri gözetim altında tutmaktan geçmektedir. Fransız ceza hukuku mevzuatı, bu reformu büyük ölçüde gerçekleştirmiştir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p><strong>C) Çocuk Suçluluğuna Yönelik Uygulama ve Türk Hukukundaki Durum</strong></p>

<p><strong>1) Ceza Sorumluluğu Bulunmayan Çocuklar</strong></p>

<p>Pek çok ülkede tamamen ıslaha endeksli, belirsiz süreli yaptırımlar düzenini içeren bir ceza hukuku sistemi, öncelikle çocuk suçlulara yönelik uygulanmıştır. Ülkemizde de ‘ceza sorumluluğu bulunmayan’ ancak suç işlemiş olan çocuklara yönelik Çocuk Koruma Kanunu’ndaki sistematik bu yöndedir. Güvenlik tedbirleri belirsiz süreli olarak, tehlikeliliği sürdüğü müddetçe çocuk 18 yaşını doldurana kadar devam edecektir. Peki bu ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar kimlerdir?</p>

<p>Türk Ceza Kanunu, 1930 İtalyan Ceza Kanunu’nun mimarı Rocco’dan kalma bir hukuk teknikçiliği anlayışıyla, normatif bir karine olarak 12 yaşını doldurmamış çocukların özgür iradesi ve dolayısıyla ceza sorumluluğu bulunmadığını kabul etmiştir. İşte Çocuk Koruma Kanunu, bu tür çocuklar ve her biri özelinde yapılan inceleme sonucu ceza sorumluluğu bulunmadığına karar verilecek olan 12-15 yaş altı çocuklara, suç işlediklerinde ‘tehlikelilikleri geçene kadar’ belirsiz süreli toplumsal savunma tedbirleri uygulamakta ve onları ıslah etmeye çalışmaktadır. Hukukumuz, bu noktada suçun ortaya çıkmasına sebep olan sosyolojik-biyolojik unsurların ortadan kaldırılmasına yönelik tedavi, barınma desteği, sosyal hizmetler desteği, internet düzenlemeleri, iyi bir okul ortamı inşası ve sair unsurları içermektedir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p><strong>2) Ceza Sorumluluğu Bulunan Çocuklar</strong></p>

<p>12 yaşını doldurmuş ve özgür iradesiyle suç yolunu seçtiği kabul edilen çocuklara ise TCK’daki cezalar, <u>indirim uygulanarak</u> tatbik edilmektedir. Güvenlik tedbirleri noktasında da TCK uygulanmaktadır. TCK ise mükerrirler ve örgütlü suçlu grubu gibi belli istisnalar dışında, ceza sorumluluğu bulunanlar için ceza sonrası uygulanacak güvenlik tedbiri rejimini benimsememektedir. Kanımca bu bir eksikliktir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanunumuza göre 18 yaşını doldurmasına bir gün kalmış bir çocuk ile 18 yaşını o gün doldurmuş bir ‘genç’ müşterek fail sıfatıyla birlikte suç işlediklerinde, biri diğerinden daha ağır cezalandırılmaktadır. Çünkü ceza hukukumuz burada da hukuk teknikçiliği yaparak, her çocuğun özgür iradesinin mutlaka 18 yaşından büyüklerden bir parça daha az olacağını normatif bir karine olarak kabul etmiştir. Halbuki bilimsel açıdan durum böyle olmayabilir.</p>

<p>Suça konu fiili işlediği sırada özgür iradesi bulunduğu kabul edilen çocuklara yönelik TCK’da uygulanan bu sistem, Çocuk Koruma Kanunu’nun belirsiz süreli yaptırım düzeni karşısında kanaatimce doğru değildir. Öyle ki çocuklar için zaten daha ılımlı infaz düzenlemeleri vardır ve ceza indirimiyle birlikte infaz daha da kısalmaktadır. Halbuki en azından çocuk 18 yaşını doldurana kadar, Çocuk Koruma Kanunu’nun belirsiz süreli güvenlik tedbirlerinin bu cezai sorumluluğu bulunan çocuklar için de uygulanabilmesi gerekirdi.</p>

<p><strong>3) Çocuk Suçluluğuna Dair Türk Ceza Hukukundaki Son Revizyonlar</strong></p>

<p>TCK’nın özgür iradesinin bulunduğu kabul edilen çocuk suçlulara yönelik ‘otomatik uygulanan ceza indiriminin’, hukuk teknikçiliği olduğunu belirttim. Ancak bu noktada yeni yapılan revizyon ile birlikte TCK’nın 31. maddesinde değişikliğe gidilerek, <i>kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında</i> bu indirimin yapılmamasına imkan tanınmıştır. Bu durum yalnızca 15 yaşından büyük çocuklar için getirilmiş, 12-15 yaş arası için ise <i>ceza artırımı imkanı</i> getirilmiştir. Cezaların kusur ilkesi dolayısıyla özgür iradeye bağlı olarak indirildiği bir sistemde bu revizyonlar, çocuk suçluların otomatik olarak ‘daha düşük bir özgür irade ile’ suç işledikleri tezini bir nebze de olsa yıkmakta ve determinizme kapı aralamaktadır. Buradaki sorun, meseleye klasik anlayışla yani ‘cezalandırma-cezaları artırma’ anlayışıyla bakmaya devam etmek noktasındadır. Ayrıca kanundaki indirim tutarları da azaltılmıştır ki bu da ilgili hususun göstergesidir. Halbuki bunun yerine, güvenlik tedbiri uygulanmasına gidilebilirdi. Böylece suç işlemiş çocuğun ıslah olmasına rağmen ağırlaştırılan cezasının hapiste infazı için gereken sürenin doldurmasını beklemesine gerek kalmaz, ıslah olmayanların da belirsiz süreli denetimi söz konusu olabilirdi.</p>

<p>Örneğin son revizyonlar ile Çocuk Koruma Kanunu’na 5/A maddesi ile ‘yönlendirme tedbirleri’ getirilmiş ve 23. maddede, bunların hakkında HAGB verilen çocuklar için de uygulanabileceği düzenlenmiştir. Bunlar koruyucu tedbirler gibi belirsiz süreli olmasa da güvenlik tedbiri sınıfından, ıslaha ve tehlikeliliği sonlandırmaya yönelik uygulamalardır. Kanaatimce bu gibi uygulamalar olumludur ve cezalandırmaktan-cezaları artırmaktan ziyade önleyici tedbirler, suçlunun ıslahı ve tehlikeliliğinin önlenerek toplumun suçlulardan savunulması adına daha başarılıdır.</p>

<p><strong>4) Ailelere Yönelik Getirilen Cezalar Üzerine</strong></p>

<p>Son yapılan kanun değişikliği ile birlikte 6136 s. Kanun’a 13/A maddesi eklenmiş ve <i>‘‘Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</i> denilmiştir.</p>

<p>Esasında üçüncü kişinin kasıtlı fiilinden taksirle sorumluluk bağlamında zaten bu noktada ailenin sorumluluğuna gidilebilmesi mümkündür.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Bu sebeple düzenlemede de non bis in idem ilkesine aykırılık oluşturmaması için <i>‘‘fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde’’</i> denilmiştir. Kanun koyucu işini şansa bırakmak istememiş ve soyut bir tehlike suçu ortaya koyarak, her ihtimale karşı çocuk silahı ele geçirdiğinde özensizlik gösteren ebeveynin cezalandırılacağını düzenlemiştir. Çocuk o silahla ayrı bir suç işlemediği zaman oluşacak bu suçun amacı, caydırıcılıktır. Kanaatimce ruhsatsız silahla daha etkin mücadele ve aile-çocuklara yönelik zorunlu eğitim süreçlerine gidilmesi, suçları önlemede daha etkili bir çözüm olacaktır.</p>

<p>Bu alanda yapılan ikinci revizyon, TCK md. 233’te değişikliğe gidilmesidir. İlgili maddede <i>aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali </i>suçu düzenlenmiştir. Bu suçta ‘<i>Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen -Velayet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba’</i> cezalandırılmaktaydı. Yeni yapılan düzenlemeyle birlikte bu fiilleri nedeniyle çocuğun kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi halinde, ana-babanın cezası iki katına kadar artırılacaktır.</p>

<p>Maddenin eskiden kalma düzenlemelerinde fail, kendi kasıtlı ihmali fiilinden dolayı sorumlu tutulmaktadır. Maddeye eklenen son düzenlemeye göre ise ebeveyn, <i>‘bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi’</i> sebebiyle cezalandırılmaktadır. Çocuğun bu nedenle ilgili suçları işleyip işlemediğine beşeri bir zihnin karar verip veremeyeceği kanımca şüphelidir. Ayrıca bu normun kusur ilkesi ve sübjektif sorumluluk bağlamında tartışmalı olduğunu da hatırlatmak isterim. Dolayısıyla cezaları artırmak yerine, aile hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere güvenlik tedbiri uygulanarak zorunlu eğitim-denetim süreçleri işletilse, inanıyorum ki daha başarılı sonuçlar elde edilecektir.</p>

<p><strong>D) Çözüm: Mümkün Olduğunca Az Ceza – Mümkün Olduğunca Fazla Tedbir</strong></p>

<p>Geçmişte insanlar, işkence edilerek öldürülen hükümlülere tanıklık etmelerine rağmen, başlarına bunun geleceğini bile bile suç işlemeye devam etmiştir. Yani cezaları ne kadar ağırlaştırırsanız ağırlaştırın, kanaatimce bu çözüm olmayacaktır. Ceza hukukunun tarihi bunun kanıtıdır.</p>

<p>Yapılması gereken, ceza hukukunda toplumsal savunma anlayışı benimsenerek; suç işlemesi muhtemel çocukları öncelikle idari tedbirler yoluyla suç yolundan uzak tutmaya çalışmak ve suç işleyebilecekleri çevreden-erişebilecekleri suç aletlerinden bu tür tedbirler yoluyla uzaklaştırmaktır. Suç işlemiş çocuklar için de bunların tekerrürden uzak tutulması için yüksek cezalara değil, olabildiğince hafifletilmiş bir cezadan sonra işleyecek veya doğrudan hükmedilecek belirsiz süreli güvenlik tedbirlerine öncelik verilmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/37b9adf5-a098-49ab-9ba2-62d9c6c12925.htm</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Alp Öztekin, Toplumsal Savunma Felsefesi, Seçkin, Ankara, 2025, s. 43-44-58-59-330-331 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Öztekin, s. 335-336</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Öztekin, s. 120-121-122 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Öztekin, s. 211-243-244 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> 15-18 yaş arası olup da kusuru bulunmayan çocuklara, TCK’daki güvenlik tedbirleri uygulanır.<i> (sağır ve dilsizlere yönelik düzen farklıdır)</i></span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin, Ankara, 2025, s. 224-225-226</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cezalarin-artirilmasi-ve-ailenin-cezalandirilmasi-cocuk-suclulugunda-cozum-olabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 08:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/aile-cocuk1.jpg" type="image/jpeg" length="25241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77365"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="86758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="76486"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="46405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="75120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="94250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="99718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="47007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="48770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="50366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="87528"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
