<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 04 Jul 2026 02:44:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yaglik-aycicegi-tohumu-ve-ham-aycicegi-yagi-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yaglik-aycicegi-tohumu-ve-ham-aycicegi-yagi-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YAĞLIK AYÇİÇEĞİ TOHUMU VE HAM AYÇİÇEĞİ YAĞI İTHALATINDA TARİFE KONTENJANI UYGULANMASINA İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 3/7/2026 tarihli ve 11499 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar uyarınca yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği tohumu yağı ithalatında uygulanacak tarife kontenjanının dağıtım yöntemi ile başvuru ve kullanım usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 3/7/2026 tarihli ve 11499 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar ve 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde yer alan;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) GTİP: Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunu,</p>

<p>c) İthal lisansı: Tarife kontenjanı uygulaması kapsamında ithalat yapılmasını sağlamak üzere Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından düzenlenen elektronik belgeyi,</p>

<p>ç) Karar: 3/7/2026 tarihli ve 11499 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Kararı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı başvuruları ve dağıtımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Karar uyarınca açılan tarife kontenjanı, Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından 1/7/2026-30/11/2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapanlar öncelikli olmak üzere ham ve/veya rafine ayçiçeği yağı üreten sanayici firmalara dağıtılır.</p>

<p>(2) Tarife kontenjanı, 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu esas alınarak yağlık ayçiçeği tohumu veya %40 randıman ile bunun karşılığı ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılır. Tarife kontenjanı miktarı, tamamının yağlık ayçiçeği tohumu olarak dağıtılması durumunda 1 milyon 250 bin tonu, ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılması durumunda ise 500 bin tonu geçemez.</p>

<p>(3) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular, 1/12/2026-15/12/2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında e-Devlet üzerinden veya Ticaret Bakanlığı internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.</p>

<p>(4) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin yapılan başvurularda, üçüncü fıkrada belirtilen “İthalat İşlemleri” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” ana başlığı altındaki “Başvuru Girişi” ekranında belge türü olarak “TPS-0954-İthal Lisansı (Tarım-Otonom)”, tebliğ/karar türü olarak ise bu Tebliğ seçilir. Başvuru formunun elektronik olarak doldurulup Ek-2’de yer alan bilgi ve belgelerin tam ve eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır.</p>

<p>(6) Tarife kontenjanları için Ticaret Bakanlığı e-imza uygulamaları altyapısında yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle elektronik başvuru yapılamaması halinde, Ek-1’de belirtilen belgeler ile 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde elektronik imzalı olarak kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi üzerinden veya fiziksel olarak yapılan başvurular kabul edilebilir.</p>

<p>(7) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) yetkilidir. Gerekli görülmesi halinde, elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave veya açıklayıcı bilgi ve belge istenebilir.</p>

<p>(8) Ek-1’de yer alan bilgi ve belgeleri tam ve eksiksiz olarak içermeyen veya süresi içerisinde yapılmayan başvurular ile birinci fıkrada belirtilen nitelikte olmayan firmalar tarafından yapılan başvurular olumsuz sonuçlandırılır.</p>

<p>(9) Tarife kontenjanı, Bakanlıkça belirlenen dağıtım kriterleri çerçevesinde yağlık ayçiçeği tohumu veya karşılığı ham ayçiçeği tohumu yağı cinsinden dağıtılır.</p>

<p>(10) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının Kararda belirtilen tarife kontenjanı miktarından daha fazla olması durumunda dağıtım, Ek-1’de talep edilen bilgi ve belgeler dikkate alınarak ikinci fıkrada belirtilen miktar kadar gerçekleştirilir.</p>

<p>(11) Talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının Kararda belirtilen tarife kontenjanı miktarından düşük olması durumunda dağıtımı yapılan miktar, tüm başvurularda talep edilen toplam miktardan fazla olamaz. Dağıtımı yapılmayan tarife kontenjanından artan miktar ise yayımlanacak yeni bir Tebliğ ile tahsis edilebilir.</p>

<p>(12) Bakanlıkça yapılacak dağıtımda herhangi bir firmanın talep ettiği miktardan daha fazla tahsisat hakkı oluşması halinde, firmanın talep ettiği tarife kontenjanı miktarının tamamının tahsisatı yapılır ve tahsisat hakkının talep edilen miktarı aşan kısmı, her defasında talep edilen tarife kontenjanı miktarından daha fazla tahsisat hakkı oluşan firma(lar) hariç tutularak diğer firmalar arasında aynı kriterlerle yeniden dağıtılarak tahsis edilir.</p>

<p><strong>İthal lisansı düzenlenmesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan firmalar adına Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından elektronik olarak düzenlenen ithal lisansı, başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde elektronik ortamda (tek pencere sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz. Başvuru formunda firmaya ait doğru ve geçerli bir e-posta adresinin bildirilmemesi halinde doğabilecek sorunlardan Bakanlık sorumlu tutulamaz.</p>

<p>(2) Yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği tohumu yağının her ikisi için de tarife kontenjanı talep edilmesi ve Bakanlıkça uygun görülmesi durumunda her iki eşya için ayrı ayrı olmak üzere ithal lisansı düzenlenebilir.</p>

<p><strong>İthal lisansı kullanımı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında düzenlenen ithal lisansları, Kararda belirtilen tarife kontenjanı dönemi içerisinde geçerlidir.</p>

<p>(2) İthal lisansı, tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta gümrük beyannamesinin tescili aşamasında ilgili gümrük idaresince aranır. Bu Tebliğ kapsamında ithal edilecek eşyaya ilişkin gümrük beyannamesinin, ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde tescil edilmiş olması şarttır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak ithalatta sadece ithal lisansında kayıtlı miktar için indirimli gümrük vergisi uygulanır.</p>

<p>(4) İthal lisansı kapsamındaki ithalatın doğrudan ithal lisansı sahibi firma tarafından yapılması zorunludur. İthal lisansı üçüncü kişilere devredilemez.</p>

<p>(5) 5 inci madde kapsamında yapılan bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi, yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p><strong>İthal lisansının revizesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) İhtiyaç olması halinde ithal lisansının üzerindeki kayıtlı hususlara ilişkin olarak Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) değişiklik yapabilir, mevcut ithal lisansını iptal edebilir, yeni ithal lisansı düzenleyebilir.</p>

<p>(2) İthal lisansına ilişkin revize talepleri firmayı temsil ve ilzama yetkili temsilci veya temsilciler tarafından elektronik imzalı olarak Bakanlık kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi üzerinden yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Yaptırım </strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak ithalat işlemlerine esas olan belgelerde tahrifat yapıldığının, sahte belge kullanıldığının, yanlış ya da yanıltıcı bilgi verildiğinin, ithal lisansının üçüncü kişilere devredildiğinin veya ithal işlemlerinde bu Tebliğ ile belirtilen diğer hususlara aykırı davranıldığının tespiti halinde, yapılan tarife kontenjanı tahsisatı iptal edilir.</p>

<p><strong>Diğer mevzuat hükümleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Tebliğ, tarife kontenjanı kapsamında ithalatı gerçekleşecek eşyanın ithalatının tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bakanlık bu Tebliğ hükümlerine istinaden, genelgeler çıkarmaya, izin ve talimat vermeye, özel ve zorunlu durumları inceleyip sonuçlandırmaya ve uygulamada ortaya çıkacak ihtilafları idari yoldan çözümlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-20-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yaglik-aycicegi-tohumu-ve-ham-aycicegi-yagi-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig-3</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/ticaret-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="15645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/24-26)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202624-26</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202624-26" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/24) ve İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/26), 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/24)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 11/10/2025 tarihli ve 33044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/33) ile Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 9018.41 ve 9018.49 gümrük tarife pozisyonları ile 8479.89.97.90.19 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “dişçilikte kullanılan diş freze/kazıyıcı makineleri” ithalatına yönelik olarak başlatılan ve Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan kararın yürürlüğe konulmasıdır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonu,</p>

<p>b) Kurul: İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>c) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ç) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yürütülen soruşturma sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti menşeli soruşturma konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara neden olduğu tespit edilmiştir. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlanan soruşturma sonucunda ulaşılan bilgi ve bulguları içeren Bilgilendirme Raporu Ek’te yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Bu çerçevede, soruşturma neticesinde ulaşılan tespitleri değerlendiren Kurulun kararı ve Ticaret Bakanının onayı ile aşağıdaki tabloda GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın Türkiye’ye ithalatında aşağıdaki tabloda gösterilen tutarda dampinge karşı kesin önlemin uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="22%">
   <p><strong>GTİP</strong></p>
   </td>
   <td width="19%">
   <p><strong>Eşya<br />
   Tanımı</strong></p>
   </td>
   <td width="16%">
   <p><strong>Menşe Ülke</strong></p>
   </td>
   <td width="41%">
   <p><strong>Dampinge Karşı Önlem<br />
   (ABD doları/adet)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="22%">
   <p>9018.49.90.00.22</p>
   </td>
   <td width="19%">
   <p>CNC</p>

   <p>Frezeler</p>
   </td>
   <td width="16%">
   <p>Çin Halk</p>

   <p>Cumhuriyeti</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" width="41%">
   <p>8.555</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Gümrük idareleri, 4 üncü maddede GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbest dolaşıma giriş rejimi kapsamındaki ithalatında karşısında gösterilen tutarda dampinge karşı kesin önlemi tahsil eder.</p>

<p>(2) Bilgilendirme Raporunda soruşturma konusu ürün ve benzer ürün ile ilgili açıklamalar genel içerikli olup uygulamaya esas olan TGTC’de yer alan GTİP ve 4 üncü maddede yer alan tablodaki eşya tanımıdır.</p>

<p>(3) Önleme tabi ürünün yürürlükteki TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemler, yürürlük tarihinden itibaren 5 yıl sonra yürürlükten kalkar.</p>

<p>(5) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemlerin sona erme tarihinden önce bir nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldığı takdirde önlemler, soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-18-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p>

<p><strong>---</strong></p>

<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/26)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Pensan Kalem ve Kağıt San. ve Tic. A.Ş. firması tarafından yapılan ve Adel Kalemcilik Ticaret ve Sanayi A.Ş., Baypen Kalemcilik San. Tic. Ltd. Şti. ile Silka Kırtasiye İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti. firmaları tarafından desteklenen başvuruya istinaden Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)” ürünleri ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>c) EBYS: Elektronik belge yönetim sistemini,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>e) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>f) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>g) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ğ) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu ürün, ÇHC menşeli 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 GTİP’i altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)”dır.</p>

<p>(2) Bahse konu GTİP’ler, yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Pensan Kalem ve Kağıt San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firma bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) 2/3/2004 tarihli ve 25322 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/4) kapsamında ÇHC menşeli 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında kayıtlı “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler” ithalatına yönelik olarak 0,066 ABD doları/adet, 9608.40.00.10.00 GTİP’i altında kayıtlı “plastik maddelerden olan dolma kurşun kalemler” ithalatına yönelik 0,040 ABD doları/adet dampinge karşı kesin yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) 2/8/2008 tarihli ve 26955 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 2004/4 Sayılı Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2008/28) ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında kayıtlı “plastik maddelerden olanlar” ithalatına yönelik olarak takımın içindeki 9608.10.10.10.00 GTİP’li eşya için 0,066 ABD doları/adet ve takımın içindeki 9608.40.00.10.00 GTİP’li eşya için 0,040 ABD doları/adet dampinge karşı kesin önlemler, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/4) ile yürürlüğe konulan önlemlere ilave edilmiştir.</p>

<p>(3) İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 2004/4 Sayılı Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2008/28) ile değişik İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/4) kapsamında konulan 9608.40.00.10.00 ve 9608.50.00.10.00 GTİP’leri altında ithal edilen ÇHC menşeli “plastik maddelerden olan dolma kurşun kalemler” ithalatına yönelik önlem ise 2/3/2009 tarihinde yürürlükten kalkmıştır.</p>

<p>(4) Diğer yandan, yerli üretim dalı tarafından söz konusu ürüne yönelik olarak bir NGGS açılması talebinde bulunulması üzerine, 12/11/2009 tarihli ve 27404 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2009/35) ile tamamlanan NGGS kapsamında önlemin aynen devamına karar verilmiştir.</p>

<p>(5) Söz konusu ürüne yönelik önlemin yürürlük süresi dolmadan yerli üretim dalı tarafından bir NGGS açılması talebinde bulunulması üzerine, 22/8/2015 tarihli ve 29453 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/39) ile tamamlanan NGGS ile anılan önlem aynı şekilde yürürlükte kalmaya devam etmiştir.</p>

<p>(6) 15/7/2021 tarihli ve 31542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/37) ile tamamlanan son NGGS ile anılan önlem, 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 GTİP’i altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)” ithalatının ÇHC menşeli olanlarına karşı 0,066 ABD doları/adet olarak devam ettirilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce 6/2/2026 tarihli ve 33160 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2026/4) vasıtasıyla mevcut önlemin yürürlükten kalkacağı ve ilgili ürünün yerli üretici veya üreticilerinin mevzuatta öngörülen sürelerde yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesi veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğuna ilişkin olarak bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile ÇHC menşeli 9608.10.10.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olan sıvı mürekkepli bilyalı kalemler”, 9608.10.99.00.00 GTİP’i altında yer alan “diğerleri (yalnız plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler)” ile 9608.50.00.10.00 GTİP’i altında yer alan “plastik maddelerden olanlar (takımın içindeki 9608.10.10.10.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu eşya veya 9608.10.99.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonlu plastik maddelerden olan jel mürekkepli bilyalı kalemler için)” ithalatına yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Piyasa ekonomisi değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) ÇHC’de yerleşik soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu 12 nci maddede belirtilen süreler içinde yeterli deliller ile ispat etmesi durumunda bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde Yönetmeliğin 5 inci maddesi, aksi takdirde Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri uygulanır. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümlerinin tatbiki halinde adı geçen ülke için piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi öngörülür.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu malın ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 12 nci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkede yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturma konusu ülkenin Ankara’daki Büyükelçiliği ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturma konusu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “https://www.ticaret.gov.tr/ithalat” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarını sunmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T. C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekaletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekmektedir. Düzenlenecek vekaletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve unvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 12 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplama süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden ve 10 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202624-26</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="91331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Genel Tebliği (Tır İşlemleri) (Seri No: 1)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-genel-tebligi-tir-islemleri-seri-no-1nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-genel-tebligi-tir-islemleri-seri-no-1nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümrük Genel Tebliği (Tır İşlemleri) (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tır İşlemleri) (Seri No: 9), 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ (TIR İŞLEMLERİ) (SERİ NO: 1)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TIR İŞLEMLERİ)</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 9)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 31/12/2010 tarihli ve 27802 beşinci mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Genel Tebliği (TIR İşlemleri) (Seri No: 1)’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (u) bendinde yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasına “bu taşıtlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “diğer risk unsurları da dikkate alınarak gerekli görülmesi halinde” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Bir TIR taşımasında hareket ve varış gümrük idarelerinin toplam sayısı sekizi geçemez. Gümrük idareleri, hareket (veya varış) gümrük idarelerinin azami sayısını, üçten az olmamak üzere, yediden az olarak sınırlandırabilir. TIR karnesi, ancak hareket gümrük idaresinin/idarelerinin bu karneyi kabul etmesi halinde varış gümrük idaresine/idarelerine sunulabilir.”</p>

<p>“(3) Sekizden fazla hareket ve varış gümrük idaresinde işlem yapmak için aşağıdaki iki yöntemden birisi kullanılabilir:</p>

<p>a) Art arda iki ayrı TIR karnesinin kullanılması: Bir TIR karnesi, toplamda en çok sekiz hareket ve varış gümrük idaresinde işlem görebileceğinden, sekizinci gümrük idaresinde karnenin sonlandırılmasını müteakip geri kalan taşıma işleminde kullanılmak üzere yeni bir TIR karnesi açılabilir. Bu durumda, her iki TIR karnesine de durumu belirten bir kaydın düşülmesinin yanı sıra, birinci karnenin bütün yapraklarındaki 2 no.lu kutunun altında yer alan “resmi kullanım için” başlıklı bölüme yeni karnenin numarası, TIR/Transit Takip Programının Volet-1 ekranındaki “referans karne no” alanına ise birinci karnenin numarası yazılır. Birinci TIR karnesinde kayıtlı eşyadan son varış gümrük idaresine ait olanlar boşaltıldıktan sonra kalan eşya, ikinci TIR karnesine kaydedilir. Bu durumda, birinci TIR karnesinin son varış gümrük idaresi, ikinci TIR karnesinin hareket gümrük idaresi hükmündedir ve ikinci TIR karnesi, en fazla yedi varış gümrük idaresinde işlem görebilir.</p>

<p>Böylece, TIR karnesi, toplamda on beş hareket ve varış gümrük idaresinde işlem görür. Ancak, TIR Sözleşmesinin 2 nci maddesi gereğince, her iki TIR taşımasının da en az bir sınır geçilerek yapılması gerekir.</p>

<p>b) Aynı anda birden fazla TIR taşıması: Bir taşıt dizisi veya birden fazla konteyner ile TIR taşıması yapılması durumunda, TIR Sözleşmesinin 17 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, her bir taşıt veya konteyner için ayrı bir TIR karnesi düzenlenebilir. Hareket gümrük idaresi/idareleri tarafından, her bir TIR karnesinin bütün yapraklarındaki 2 no.lu kutunun altındaki “resmi kullanım için” başlıklı bölüme ve TIR/Transit Takip Programının Volet-1 ekranındaki “referans karne no” alanına diğer TIR karnelerinin numarası yazılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (u) bendinde, 15 inci maddesinin birinci fıkrasında, 45 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlükleri” ibareleri “Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlükleri” şeklinde, 18 inci maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan “Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüklerine” ibaresi “Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüklerine” şeklinde; 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde, 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında, 65 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı” ibareleri “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı” şeklinde, 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (hh) bendinde yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca” ibaresi “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca” şeklinde, 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından” ibareleri “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin EK-3, EK-4 ve EK-10’u ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-17-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-genel-tebligi-tir-islemleri-seri-no-1nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="58115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 333-334) ve (Seri No: 326)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gelir-vergisi-genel-tebligi-seri-no-333-334-ve-seri-no-326nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gelir-vergisi-genel-tebligi-seri-no-333-334-ve-seri-no-326nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 333), Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 334) ve Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 326)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 335) , 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 333)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Amaç ve Kapsam</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesi ile 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen mükerrer 20/D maddesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası</p>

<p><strong>Yasal düzenleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) 7582 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile 193 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası:</p>

<p>Mükerrer Madde 20/D-Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki gerçek kişilerin bu madde kapsamına girmeden önce, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.</p>

<p>İstisna kapsamındaki kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemez.</p>

<p>İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>İstisnadan faydalanabilecekler, faydalanma şartları ve istisna uygulamasında özellik arz eden durumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler istisnadan yararlanabilecektir.</p>

<p>(2) İstisnadan yararlanabilmek için birinci fıkrada belirtilen kişilerin başvuru tarihi itibarıyla Türkiye’de yerleşmiş sayılmaları şarttır.</p>

<p>(3) İstisnadan 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişiler faydalanabilecektir.</p>

<p>(4) Bu kapsamda, istisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar, takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki kazanç ve iratlarına ilişkin olarak (EK-1)’de yer alan “Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesi”ni (İstisna Belgesi) almaları gerekmektedir. Vergi dairelerince, başvuruda bulunan mükelleflerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunup bulunmadığı ile Türkiye’de yerleşmiş sayılıp sayılmadığı kontrol edilecek, şartların sağlandığının tespitini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 1: </strong>12/7/2026 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (A), 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>İlgili vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (A)’nın 2023, 2024, 2025 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığı anlaşılmış olup, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 2: </strong>2/3/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (B), 1/5/2030 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>İlgili vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (B)’nin 2025, 2026, 2027 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin bulunmadığı ve yerleşmiş sayılmadığı anlaşılmıştır. Ancak mükellefin Türkiye’de yerleşmiş sayıldığı takvim yılı olan 2028 yılının sonuna kadar başvuruda bulunmamış olması nedeniyle istisna belgesi verilemeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 3: </strong>12/5/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (C), 30/10/2028 tarihinde Türkiye’de konfeksiyon ürünlerinin perakende satışı faaliyetine başlamıştır. Mükellef (C), 15/11/2028 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>Söz konusu mükellefin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılı olan 2025, 2026, 2027 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığının anlaşılması halinde, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 4: </strong>2022 takvim yılında Türkiye’de ikametgahı bulunan ancak 10/11/2024 tarihinde Türkiye’den ayrıldıktan sonra 2027 takvim yılında yeniden Türkiye’ye ikametgahını taşıyan mükellef (D), 9/11/2027 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>Söz konusu mükellef 2024 takvim yılında Türkiye’de yerleşik olduğundan adı geçen mükellefe istisna belgesi verilemeyecektir.</p>

<p>(5) İstisnadan faydalanan gerçek kişilerin istisna kapsamına girmeden önce, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 5: </strong>12/5/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (E) 7/5/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de kira geliri elde etmekte ve beyanname vermektedir. Mükellef (E)’nin 2028 takvim yılı sonuna kadar istisna belgesi almak için başvuruda bulunması ve gerekli şartları sağlaması halinde gayrimenkul sermaye iradı yönünden mükellefiyeti bulunması, istisna belgesi verilmesine engel teşkil etmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 6: </strong>23/7/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (F) 2026 takvim yılında Türkiye’de tek işverenden tevkifata tabi ücret geliri elde etmiştir. Mükellef (F)’nin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki üç takvim yılı içinde ücret geliri elde etmiş olması nedeniyle istisna belgesi verilemeyecek, istisnadan yararlanması mümkün bulunmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 7: </strong>15/9/2028 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (G)’nin 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de ticari kazancı nedeniyle mükellefiyeti bulunmaktadır. Mükellef (G), 20/12/2028 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>Söz konusu mükellefin 2026 takvim yılında Türkiye’de mükellefiyeti bulunması nedeniyle adı geçen mükellefe istisna belgesi verilemeyecektir.</p>

<p>(6) İstisna şartlarını haiz mükellefler tarafından, istisna kapsamındaki kazanç ve iratları için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, diğer gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 8: </strong>İstisnadan faydalanan mükellef (H) Türkiye’de gayrimenkul sermaye iradı ve menkul sermaye iradı elde etmiş, aynı zamanda yurt dışındaki gayrimenkullerinden de kira geliri elde etmiştir.</p>

<p>Anılan mükellefin yurt dışındaki gayrimenkullerinden elde ettiği kira geliri, istisna kapsamında olduğundan, Türkiye’deki gelirleri nedeniyle verilecek yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyecektir.</p>

<p>(7) Yalnızca yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar mezkur madde kapsamında istisna edilmekte olup, Türkiye’de elde edilen kazanç ve iratlar istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. İstisnadan faydalanan mükelleflerin Türkiye’de elde ettiği kazanç ve iratları için vergisel yükümlülükleri devam edecektir.</p>

<p><strong>Örnek 9: </strong>İstisnadan faydalanmakta olan mükellef (I), Türkiye’de bulunan gayrimenkulünden kira geliri elde etmiştir.</p>

<p>Mükellef (I)’nın Türkiye’deki gayrimenkulünü kiraya vermesi nedeniyle elde ettiği geliri istisna kapsamında olmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 10: </strong>İstisnadan faydalanmakta olan mükellef (J), Türkiye’de mühendis olarak faaliyette bulunmakta olup yurt dışında mukim müşterilerine Türkiye’deki yatırımları için danışmanlık hizmeti vermektedir.</p>

<p>Türkiye’de verilen bu hizmet nedeniyle elde edilen serbest meslek kazancı istisna kapsamında olmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 11: </strong>İstisnadan faydalanmakta olan mükellef (K), 2026 yılında İstanbul’da sahibi olduğu gayrimenkulünden yıllık 600.000 TL gayrimenkul sermaye iradı ve 500.000 TL tam mükellef bir kurumdan kar payı elde etmektedir. Mükellef (K) aynı zamanda İspanya mukimi bir kurumdan da kar payı elde etmekte, ayrıca Monaco’da sahibi olduğu gayrimenkulünden de kira geliri elde etmektedir.</p>

<p>Mükellefin Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı ve kar payı bu istisna kapsamında değerlendirilmeyecek olup, yurt dışından elde ettiği kar payı ile kira geliri istisna kapsamında olacaktır. İstisna kapsamında yurt dışından elde ettiği kar payı ve kira geliri için yıllık beyanname verilmeyecek, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı ve kar payı için verilecek beyannamede de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.</p>

<p>(8) İstisna kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>(9) Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecektir.</p>

<p>(10) İstisnadan sadece gerçek kişiler yararlanabilecek olup kurumlar vergisi mükellefleri bu istisnadan yararlanamayacaktır.</p>

<p><strong>Vergi Daireleri tarafından yapılacak işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Başvuruda bulunan mükelleflerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunup bulunmadığı ile Türkiye’de yerleşmiş sayılıp sayılmadığı kontrol edilecek, ikametgahlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunmadığının, Türkiye’de yerleşmiş sayıldığının ve süresinde başvuru yapıldığının tespitini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgesi verilecektir.</p>

<p><strong>İstisna şartlarını sağlamadığı tespit edilenler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) İstisnaya ilişkin şartları taşımamasına rağmen istisnadan faydalandığı tespit edilen mükelleflerin söz konusu kazançlarına ilişkin olarak eksik tahakkuk etmiş olan vergi, tarha yetkili vergi dairesi tarafından vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur.</p>

<p><strong>Örnek 12:</strong> 12/5/2026 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (L), 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur.</p>

<p>İlgili vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (L)’nin 2023, 2024, 2025 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığı anlaşılmış olup, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi verilmiştir.</p>

<p>2027 yılında yapılan vergi incelemesinde mükellefin kayıt dışı ticari faaliyette bulunduğu ve ticari kazanç elde ettiği tespit edilmiş, ilgili vergi dairesince 2025 ve 2026 takvim yılları için ticari kazancı nedeniyle resen mükellefiyet tesis edilmiştir.</p>

<p>Mükellef adına 2025 ve 2026 takvim yılları için mükellefiyet tesis edilmesi gerektiği ve mükellefin istisna şartlarını sağlamadığı tespit edildiğinden 12/5/2026 tarihi itibarıyla istisna belgesi iptal edilecek ve ilgili yıllar için beyan edilmeyen yurt dışı kazançları nedeniyle eksik tahakkuk etmiş olan vergi, tarha yetkili vergi dairesi tarafından vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecektir.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan ve genel kuralı belirleyen hükme göre, Türkiye’de yerleşmiş olanların Türkiye içinde ve dışında elde ettiği kazançların tamamı vergilendirilmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de yerleşmiş sayılmayanlar ile bu Tebliğ kapsamında istisna belgesi aldığı halde sonradan Türkiye mukimi olmaktan çıkanların durumu bu genel hükme istinaden değerlendirilecek olup, bu kişilerin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden Türkiye’de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 13: </strong>İkametgahı Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişi (M), Türkiye’de kurulu bankalarda bulunan banka hesabına yurt dışından 100.000 ABD Doları para transferi gerçekleştirmiş, aynı zamanda Fransa’da sahibi olduğu gayrimenkulünden elde ettiği 50.000 Avro kira gelirini de bu hesaba göndermiştir.</p>

<p>Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin sadece Türkiye’de elde ettiği kazanç ve iratlar Türkiye’de vergilendirileceğinden, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ikametgahı bulunan ve Türkiye’de yerleşmiş sayılmayan (M)’nin, Türkiye’de bulunan banka hesabına para transferi işlemi ve Türkiye dışında elde ettiği gelirlerin Türkiye’de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 334)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Amaç ve Kapsam</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı; 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesiyle 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen (20) numaralı bendin uygulamasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Nitelikli Hizmet Merkezlerinde İstihdam Edilen</p>

<p>Nitelikli Hizmet Personelinin Ücretlerinde İstisna</p>

<p><strong>Yasal düzenleme</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) 7582 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle 193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (20) numaralı bent eklenmiştir.</p>

<p>“20. 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı (9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanır.). Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan üç ve beş katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>İstisnanın kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) 193 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde ücret, işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olarak tanımlanmıştır. Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı, tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması ücretin mahiyetini değiştirmemektedir.</p>

<p>Dolayısıyla nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet erbabına ödenen aylık ücret, mesai, prim, ikramiye, gider karşılığı ve sair adlarla yapılan tüm ödemeler ve sağlanan menfaatler de ücret kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>(2) 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p>(3) 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin beş katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p>(4) Cumhurbaşkanı, istisna uygulanacak ücrete ilişkin olarak 193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendinde yer alan üç ve beş katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkili kılınmıştır.</p>

<p><strong>İstisnadan yararlanma şartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) 193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendinde yer alan istisnadan yararlanılabilmesi için çalışanların, 4875 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personeli olması gerekmektedir.</p>

<p>(2) Çalışanların aldıkları ücretlerin brüt asgari ücretin üç katına kadar olan kısmı istisnaya konu edilebilecektir. Ücretlerin, brüt asgari ücretin üç katını aşan kısmı ise genel hükümlere göre vergilendirilecektir.</p>

<p>(3) 4737 sayılı Kanun kapsamında kurulan ve Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgeleri ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, brüt asgari ücretin beş katına kadar olan kısmı istisnaya konu edilebilecektir. Söz konusu personelin ücretlerinin asgari ücretin beş katını aşan kısmı ise genel hükümlere göre vergilendirilecektir.</p>

<p><strong>İstisnanın uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan nitelikli hizmet personelinin ücretlerinde istisna uygulaması brüt asgari ücretin üç katı ile sınırlı olacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> 4875 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş (A) Nitelikli Hizmet Merkezinde 2026 yılının Kasım ayında işe başlamış olan nitelikli hizmet personeli Bay (B)’ye aylık brüt 90.000 TL ücret ödenmiştir.</p>

<p>(A) Nitelikli Hizmet Merkezinde Bay (B)’ye yapılan ücret ödemesi, brüt asgari ücretin 3 katı olan (33.030x3=) 99.090 TL’den düşük olduğundan, söz konusu ücretin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 2: </strong>4875 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş (D) Nitelikli Hizmet Merkezinde 2026 yılının Temmuz ayında işe başlamış olan nitelikli hizmet personeli Bay (E)’ye aylık brüt 200.000 TL ücret ödenmiştir.</p>

<p>Nitelikli hizmet personeli olan Bay (E)’ye ödenen ücret, brüt asgari ücretin üç katı olan (33.030x3=) 99.090 TL’den yüksek olduğundan, bu tutarı aşan kısım üzerinden genel hükümler çerçevesinde vergilendirilecektir.</p>

<p>Bay (E)’nin Temmuz ayında elde ettiği 200.000 TL ücret gelirinin brüt asgari ücretin üç katını aşan kısmı üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, asgari ücrete isabet eden gelir vergisinin mahsubu yapıldıktan sonra kalan tutar işveren tarafından izleyen ayda muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle ilgili vergi dairesine beyan edilecek ve ödenecektir.</p>

<p>(2) 4737 sayılı Kanun kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, brüt asgari ücretin beş katına kadar olan kısmı istisnaya konu edilebilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 3: </strong>Katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren (F) Nitelikli Hizmet Merkezinde istihdam edilen nitelikli hizmet personeli Bay (G)’ye Ağustos 2026’da brüt 150.000 TL ücret ödenmiştir.</p>

<p>İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren (F) Nitelikli Hizmet Merkezinde istihdam edilen nitelikli hizmet personeli Bay (G)’ye yapılan ücret ödemesi brüt asgari ücretin 5 katı olan (33.030x5=) 165.150 TL’den düşük olduğundan, söz konusu ücretin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p>(3) Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendi kapsamında gelir vergisinden istisna edilen kısmına damga vergisi istisnası da uygulanacak olup bu ücretlerin istisna haddini aşan kısmı ise genel hükümler çerçevesinde gerek gelir gerekse damga vergisine tabi tutulacaktır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p>---</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</p>

<p>GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 326)’NDE</p>

<p>DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</p>

<p>(SERİ NO: 335)</p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 27/9/2024 tarihli ve 32675 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 326)’nin 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 2- (1) 7524 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle 193 sayılı Kanunun mülga 17 nci maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmiş olup maddenin 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Kanunla değişik hali aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>“Hizmet erbabına pay senedi verilmek suretiyle sağlanan menfaatlerde ücret istisnası:</p>

<p>Madde 17- Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterlere göre teknogirişim şirketi niteliğini haiz işverenlerce hizmet erbabına bedelsiz veya indirimli olarak verilen ve ücret niteliğinde kabul edilen pay senetlerinin, verildiği tarihteki rayiç değerinin o yıldaki bir yıllık brüt ücret tutarının iki katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisnadır.</p>

<p>Şu kadar ki, hizmet erbabı tarafından bu şekilde iktisap edilen pay senetlerinin; iktisap tarihinden itibaren iki tam yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, üç ila dört yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin %75'i, beş ila altı yıl içerisinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin %25'i, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.</p>

<p>Bu şekilde istisna nedeniyle zamanında alınmayan vergilere ilişkin zamanaşımı süresi, hizmet erbabına bedelsiz veya indirimli olarak verilen pay senetlerinin hizmet erbabı tarafından elden çıkarıldığı tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren başlar.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p>(2) Söz konusu hüküm 2/8/2024 tarihinde, bu hükümde 7582 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ise 4/6/2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Tebliğin 3 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “tutarını” ibaresi “tutarının iki katını” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin altıncı fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“İstisna uygulanacak tutar ise bu ücretin iki katını aşamayacaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Tebliğin 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tutarını” ibaresi “tutarının iki katını” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Üç” ibaresi “İki” şeklinde, “Dört ila altı” ibaresi “Üç ila dört” şeklinde ve “Yedi ila on iki” ibaresi “Beş ila altı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Tebliğin 5 inci maddesinin birinci, ikinci, beşinci, yedinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Pay senedi verilmek suretiyle sağlanan menfaatlerde istisna tutarının hesabında, pay senedi verilen hizmet erbabının o yıldaki brüt ücret tutarının iki katı esas alınacaktır. Ancak, pay senedinin verildiği tarihte hizmet erbabının bir yıllık brüt ücret tutarının tam olarak tespit edilememesi halinde, pay senetlerinin verildiği tarihteki bir aylık brüt ücret tutarının 12 ile çarpılması sonucu bulunan tutar kendisine pay senedi verilen hizmet erbabının bir yıllık brüt ücreti olarak dikkate alınabilecektir. Söz konusu istisna, bu şekilde hesaplanan brüt ücretin iki katını aşmayan tutarla sınırlı olacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (A) A.Ş. ile hizmet erbabı (B) arasında yapılan sözleşme uyarınca 30/9/2026 tarihinde hizmet erbabı (B)’ye rayiç değeri 5.000.000 TL olan pay senetleri bedelsiz olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (B)’nin 2026 yılına ilişkin bir yıllık brüt ücreti 2.600.000 TL olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, bedelsiz olarak verilen pay senetlerinin verildiği tarihteki rayiç bedelinin hizmet erbabı (B)’nin bir yıllık brüt ücret tutarının iki katı olan (2.600.000x2=) 5.200.000 TL’nin altında kalması nedeniyle bu şekilde sağlanan menfaatin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 2:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (C) A.Ş. ile hizmet erbabı (D) arasında yapılan sözleşme uyarınca 10/6/2026 tarihinde hizmet erbabı (D)’ye rayiç değeri 2.500.000 TL olan pay senetleri bedelsiz olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (D)’nin 2026 yılına ilişkin bir yıllık brüt ücreti 1.200.000 TL olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, bedelsiz olarak verilen pay senetlerinin verildiği tarihteki rayiç bedelinin hizmet erbabı (D)’nin bir yıllık brüt ücret tutarının iki katını aşması nedeniyle, bu şekilde sağlanan menfaatin (1.200.000x2=) 2.400.000 TL’lik kısmı gelir vergisinden istisna edilecektir. Bu tutarı aşan (2.500.000-2.400.000=) 100.000 TL’lik kısım ise brüte iblağ edilmek suretiyle gelir vergisine tabi tutulacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Örnek 3:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (E) A.Ş. ile hizmet erbabı (F) arasında yapılan sözleşmede, hizmet erbabı (F)’ye, şirketin %1’lik hissesini temsil eden pay senetlerinin rayiç değerinin %50’si oranında indirimli olarak satın alma hakkı tanınması kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Bu sözleşme kapsamında, 29/9/2026 tarihinde hizmet erbabı (F)’ye rayiç değeri 5.000.000 TL olan pay senetleri 2.500.000 TL bedelle indirimli olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (F)’nin 2026 yılına ilişkin bir yıllık brüt ücreti 1.500.000 TL olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, hizmet erbabı (F)’ye indirimli pay senedi verilmek suretiyle sağlanan 2.500.000 TL’lik menfaatin, bir yıllık brüt ücret tutarının iki katını aşmaması nedeniyle, tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p>(2) Pay senedinin verildiği tarihte hizmet erbabının ilgili yıldaki brüt ücretinin tam olarak tespit edilememesi nedeniyle pay senedinin verildiği aydaki brüt ücret tutarının 12 ile çarpılması sonucu bulunan tutarın iki katı, yıl sonunda hizmet erbabının gerçekleşen yıllık brüt ücret tutarının iki katı ile karşılaştırılacaktır. Yıllık gerçekleşen brüt ücret tutarının iki katı, istisna kapsamında dikkate alınan yıllık brüt ücret tutarının iki katından fazla veya eksik olması halinde gerekli düzeltme işlemi yapılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 4:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (G) A.Ş. ile hizmet erbabı (H) arasında yapılan sözleşmede, belirli bir süre işveren ile çalışılması ve belirlenen performans kriterlerinin sağlanması, ayrıca verilen pay senetlerinin altı yıldan önce elden çıkarılmaması kaydıyla şirket hisselerinden belirlenen miktarda pay senedi verilmesi kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Bu sözleşme kapsamında, 26/2/2027 tarihinde hizmet erbabı (H)’ye rayiç değeri 3.200.000 TL olan pay senetleri bedelsiz olarak verilmiştir. Hizmet erbabı (H)’nin 2027 yılına ilişkin yıllık brüt ücreti bu tarihte tam olarak tespit edilemediğinden Şubat ayındaki brüt ücret tutarı 120.000 TL, 12 ile çarpılmak suretiyle yıllık brüt ücret tutarı (120.000x12=) 1.440.000 TL olarak, istisna uygulanabilecek tutar ise (1.440.000 x2=) 2.880.000 TL olarak belirlenmiştir.</p>

<p>Buna göre, hizmet erbabı (H)’ye sağlanan menfaatin 2.880.000 TL’lik kısmı gelir vergisinden istisna edilecek, bu tutarı aşan (3.200.000 - 2.880.000=) 320.000 TL’lik kısım ise brüte iblağ edilmek suretiyle gelir vergisine tabi tutulacaktır.</p>

<p>2027 yılı sonu itibarıyla hizmet erbabı (H)’nin gerçekleşen yıllık brüt ücretinin 1.800.000 TL, istisna uygulanabilecek tutarın ise 3.600.000 TL olduğu tespit edilmiş ve bedelsiz pay senedi verilmek suretiyle sağlanan 3.200.000 TL tutarındaki menfaatin tamamının istisna edilebileceği anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, işveren tarafından Şubat 2027 dönemine ilişkin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi düzeltilmek suretiyle yıllık brüt ücret tutarının ücret olarak vergilendirilen 320.000 TL’lik kısmı da istisnaya konu edilebilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 5:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (I) A.Ş. hizmet erbabı (İ)’ye 11/3/2027 tarihi itibarıyla 4.000.000 TL’lik pay senedini bedelsiz olarak vermiştir. 2027 yılına ilişkin brüt ücreti bu tarihte tam olarak tespit edilemeyen hizmet erbabı (İ)’ye Mart 2027 döneminde aylık (maaş), fazla mesai ve prim olmak üzere 210.000 TL ücret ödenmiştir. Buna göre istisnaya konu edilebilecek brüt ücret tutarı (210.000x12=) 2.520.000 TL olarak dikkate alınmış ve 2027 yılında istisna uygulanabilecek tutar 5.040.000 TL olarak belirlenmiştir. Buna göre, bedelsiz pay senedi verilmek suretiyle sağlanan 4.000.000 TL’lik menfaatin tamamı istisna edilmiştir.</p>

<p>2027 yılı sonu itibarıyla hizmet erbabı (İ)’nin gerçekleşen yıllık brüt ücretinin 1.950.000 TL, istisna uygulanabilecek tutarın ise 3.900.000 TL olduğu tespit edilmiş, (4.000.000 - 3.900.000=) 100.000 TL tutarında istisnadan fazladan faydalanıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, işveren tarafından Mart 2027 dönemine ilişkin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi düzeltilerek, fazladan faydalanılan 100.000 TL’lik istisna tutarı brüte iblağ edilmek suretiyle gelir vergisine tabi tutulacak ve hesaplanan vergi, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle tahsil edilecektir.”</p>

<p>“(5) İstisna uygulaması nedeniyle alınmayan vergiler, bu Tebliğin dördüncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan elde tutma süresine ilişkin şartların ihlali halinde vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle işverenden tahsil edilecektir. Bu durumda hizmet erbabı tarafından pay senetlerinin elden çıkarıldığı tarih esas alınarak istisnanın uygulandığı döneme ilişkin vergi dairesince vergi ziyaı cezası kesilmeksizin gerekli gelir vergisi tarhiyatı yapılacaktır. Ayrıca istisnanın uygulandığı döneme ait muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin düzeltilmesi gerekmeyecektir. İşveren, çalışanın pay senetlerini elden çıkardığını vergi dairesine Ek-2’de yer alan dilekçe ile bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Yapılan tarhiyat işlemleri hizmet erbabının, ilgili takvim yılında istisna uygulanan dönem ve takip eden dönemlerdeki ücret matrahını etkilemeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 6: </strong>Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (J) A.Ş., rayiç değeri 4.000.000 TL olan pay senetlerini, hizmet erbabı (K)’ye 31/3/2027 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir. Hizmet erbabı (K)’nin 2027 yılına ilişkin toplam brüt ücreti 2.500.000 TL’dir.</p>

<p>Bu durumda, hizmet erbabı (K)’nin yıllık brüt ücret tutarının iki katı (2.500.000x2=5.000.000 TL), bedelsiz olarak verilen pay senetlerinin rayiç bedelinden fazla olduğu için bedelsiz pay senedi verilmek suretiyle sağlanan bu menfaatin tamamı gelir vergisinden istisna edilecektir.</p>

<p>Hizmet erbabı (K)’nin bedelsiz olarak iktisap etmiş olduğu ve istisnaya konu edilen 4.000.000 TL’lik pay senetlerini iktisap tarihinden itibaren; iki tam yıl içerisinde elden çıkarması halinde istisna edilen verginin tamamı, üç ila dört yıl içerisinde elden çıkarması halinde istisna edilen verginin %75’i, beş ila altı yıl içerisinde elden çıkarması halinde ise istisna edilen verginin %25’i, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faizi ile birlikte işverenden tahsil edilecektir. Ancak, hizmet erbabı (K)’nin söz konusu pay senetlerini altı yıldan fazla süreyle elde tutması halinde ise istisnadan tam olarak yararlanılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 7:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (L) A.Ş. tarafından 2026 yılındaki bir yıllık brüt ücreti 900.000 TL olan hizmet erbabı (M)’ye, rayiç değeri 2.000.000 TL olan pay senetleri 3/9/2026 tarihinde bedelsiz olarak verilmiştir. Pay senetlerinin rayiç bedelinin (900.000x2=) 1.800.000 TL’si gelir vergisinden istisna edilmiş, kalan 200.000 TL’lik kısım ise net ücret sayılarak brüte iblağ edilmek suretiyle vergilendirilmiştir.</p>

<p>Hizmet erbabı (M), (L) A.Ş.’den bedelsiz olarak iktisap ettiği pay senetlerini 5/10/2029 tarihinde elden çıkarmıştır.</p>

<p>Bu durumda, hizmet erbabı (M) bedelsiz olarak iktisap ettiği pay senetlerini iktisap tarihinden itibaren dördüncü yılın içinde elden çıkardığından, istisna uygulaması nedeniyle alınmayan vergilerin %75’i vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte (L) A.Ş’den tahsil edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 8:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (N) A.Ş., rayiç değeri 2.000.000 TL olan pay senetlerini, hizmet erbabı (O)’ya 16/9/2026 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir. Hizmet erbabı (O)’nun 2026 yılındaki bir yıllık brüt ücreti 1.080.000 TL’dir.</p>

<p>Hizmet erbabı (O) tarafından pay senetlerinin 4/11/2030 tarihinde (dört yıllık süre dolduktan sonra beşinci yılın içerisinde) elden çıkarılması durumunda; pay senetlerinin hizmet erbabı (O)’ya verildiği yıldaki 2.000.000 TL’lik rayiç bedeli üzerinden hesaplanan ve istisna uygulaması nedeniyle zamanında alınmayan gelir vergisinin %25’lik kısmı, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faizi ile birlikte işveren (N) A.Ş.’den tahsil edilecektir.”</p>

<p>“(7) Hizmet erbabına, işverenin aktifinde yer alan aynı şirketler topluluğundaki şirketlerin pay senetleri bedelsiz veya indirimli olarak verilebileceği gibi bu pay senetlerinin aynı şirketler topluluğundaki diğer şirketler tarafından doğrudan hizmet erbabına verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bedelsiz veya indirimli olarak pay senedi verilmek suretiyle sağlanan menfaatler, işveren şirket tarafından hizmet erbabına ödenen ücret olarak kabul edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 9:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (Ö) A.Ş., aynı şirketler topluluğunda yer alan (P) A.Ş.’ye ait 4.000.000 TL değerindeki pay senedini, bünyesinde çalışan hizmet erbabı (R)’ye 15/3/2027 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir.</p>

<p>Hizmet erbabı (R)’nin 2027 yılındaki bir yıllık brüt ücreti 3.000.000 TL olup istisna uygulanabilecek tutar (3.000.000x2=) 6.000.000 TL’dir. Dolayısıyla, bedelsiz hisse verilmek suretiyle sağlanan 4.000.000 TL’lik menfaatin tamamı için istisnadan yararlanılabilecektir.</p>

<p>(8) Bedelsiz veya indirimli olarak iktisap edilen pay senetlerini elinde bulunduran çalışanın;</p>

<p>- İşten ayrılması halinde işten ayrıldıktan sonraki dönemde pay senetlerini elinde tuttuğu süreler ile</p>

<p>- Vefat etmesi halinde ise bu pay senetlerinin mirasçılar tarafından elde tutulduğu süreler,</p>

<p>bu Tebliğin 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan elde tutma sürelerinin hesabında dikkate alınacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 10:</strong> Teknogirişim şirketi niteliğini haiz (S) A.Ş., rayiç değeri 1.850.000 TL olan pay senetlerini, hizmet erbabı (Ş)’ye 11/11/2026 tarihinde bedelsiz olarak vermiştir. Hizmet erbabı (Ş)’nin 2026 yılına ilişkin yıllık brüt ücreti 1.200.000 TL’dir. Hizmet erbabı (Ş), 29/8/2029 tarihinde işten ayrılmış olup istisnaya konu edilen pay senetlerini 19/12/2033 tarihinde elden çıkarmıştır.</p>

<p>Söz konusu pay senetleri hizmet erbabı (Ş) tarafından altı yıl elde tutulduktan sonra elden çıkarıldığından istisnadan tam olarak faydalanılabilecek ve gelir vergisi tarhiyatı yapılması söz konusu olmayacaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gelir-vergisi-genel-tebligi-seri-no-333-334-ve-seri-no-326nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligia.jpg" type="image/jpeg" length="68637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No: 1)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bazi-varliklarin-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-genel-teblig-seri-no-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bazi-varliklarin-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-genel-teblig-seri-no-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No: 1), 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>BAZI VARLIKLARIN EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA GENEL TEBLİĞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>(SERİ NO: 1)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 21/5/2026 tarihli ve 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 10 uncu maddesi ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ;</p>

<p>a) Gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurda getirilerek milli ekonomiye kazandırılmasına ve bu varlıkların gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince kanuni defter kayıtlarına alınmasına,</p>

<p>b) Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bildirilmesine ve kayıt altına alınmasına,</p>

<p>c) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişilerce yurt içinde bulunan madde kapsamındaki varlıkların bildirilmesine,</p>

<p>ç) 5520 sayılı Kanunun geçici 19 uncu maddesinin (Madde) uygulanmasına ilişkin diğer hususlara,</p>

<p>yönelik açıklamaları kapsamaktadır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 5520 sayılı Kanunun geçici 19 uncu maddesinin on birinci fıkrası hükmüne dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yurt Dışında Bulunan Varlıkların Bildirilmesi, Türkiye’ye Getirilmesi ve</p>

<p>Verginin Ödenmesi</p>

<p><strong>Yurt dışında bulunan varlıklara ilişkin bildirim</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, Madde hükümleri çerçevesinde, 31/7/2027 tarihine (bu tarih dâhil) kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesi mümkündür.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamında gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak bu bildirimlerin, yetkili kılınmış vekiller veya kanuni temsilciler tarafından da yapılabilmesi mümkündür.</p>

<p>(3) Gerçek ve tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan söz konusu varlıklar, 4/6/2026 tarihinden 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil), EK-1'de yer alan form ile bankalara veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara bildirilebilecektir.</p>

<p>(4) Gerçek ve tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan varlıklar için tek bir bildirim verilmesi esastır. Ancak, Maddenin uygulamasında bildirimin yapıldığı her ay farklı bir vergilendirme dönemi olarak kabul edildiğinden, 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) birden fazla bildirimde bulunulması mümkündür.</p>

<p>a) Bildirimde bulunulduktan sonra aynı ay içerisinde, yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla ya da bildirime konu edilen varlıkları azaltıcı ya da artırıcı yeni bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde, ilk bildirimin düzeltilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ilk bildirime konu varlıkların azaltılması yönünde yapılacak düzeltmelerde, başlangıçta peşin olarak ödenen verginin azaltılan tutara isabet eden kısmı, banka ve aracı kurum tarafından bildirim sahibine iade edilebilecektir.</p>

<p>b) Bildirimde bulunulduktan sonraki aylarda, yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla ya da bildirime konu edilen varlıkları azaltıcı bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde de bildirimin yapıldığı tarihten itibaren Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi gereken iki aylık süreyi aşmamak kaydıyla önceki bildirimin düzeltilmesi gerekmektedir. Bu durumda, banka ve aracı kurumlarca EK-3’te yer alan beyanname ile vergi dairesine bildirilen varlıklara ilişkin düzeltme talebinin banka ve aracı kurum aracılığıyla yapılması esastır.</p>

<p>c) Bildirime konu varlıkların banka veya aracı kurumlara transferi veya yatırılmasından sonra daha önce verilen bildirimlerin düzeltilmesi ve ödenen vergilerin iadesi mümkün değildir.</p>

<p>ç) Bildirimde bulunulduktan sonraki aylarda, bildirime konu edilen varlıkları artırıcı bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde ise önceki bildirimin düzeltilmesi söz konusu olmayacak, ilave olarak bildirilmek istenilen varlıklar için yeni bir bildirim yapılacaktır.</p>

<p>d) Düzeltme kapsamı dışında verilen tüm bildirimler yeni bir bildirim olarak kabul edilecek ve önceki bildirimle ilişkilendirilmeyecektir.</p>

<p><strong>Örnek 1-</strong> 10 Ağustos 2026 tarihinde 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin, aynı ay içerisinde bildirdiği tutarı 7.500.000 TL’ye düşürmek ya da 22.500.000 TL’ye çıkarmak istemesi halinde ilk bildirimine ilişkin düzeltme bildirimi vermesi gerekecektir.</p>

<p>10 Ağustos’ta 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin, 10 Ekim 2026 tarihini geçmemek üzere, bildirdiği tutarı 7.500.000 TL’ye düşürmek istemesi halinde, Ağustos ayındaki bildirimine ilişkin düzeltme bildirimi vermesi gerekecektir. Banka ve aracı kurumlarca EK-3’te yer alan beyanname ile vergi dairesine bildirilen varlıklara ilişkin düzeltme talebi banka veya aracı kurumlar aracılığıyla yapılacaktır.</p>

<p>Ağustos ayında 15.000.000 TL karşılığı döviz bildiriminde bulunan bir gerçek kişinin, Eylül veya Ekim ayı içerisinde, bildirdiği tutarı 22.500.000 TL’ye çıkarmak istemesi halinde ise Ağustos veya Eylül ayına ilişkin 7.500.000 TL’lik yeni bir bildirim vermesi gerekecektir. Yeni verilen bildirimler önceki bildirim ile ilişkilendirilmeyeceğinden, sadece ilave tutarın bildirilmesine dikkat edilecektir.</p>

<p>e) Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin yapılan düzeltme talepleri dikkate alınmayacaktır. Bu çerçevede, 31/7/2027 tarihine kadar yapılan bildirimlerin bu tarihten sonra düzeltilmesi mümkün olmayacaktır.</p>

<p><strong>Yurt dışında bulunan varlıkların bildirimi üzerine banka veya aracı kurumlarca yapılacak işlemler ve verginin ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan varlıkları iki nüsha olarak hazırlayacakları EK-1'de yer alan form ile bankalara veya aracı kurumlara bildireceklerdir. Formun bir nüshası, ilgili banka veya aracı kurum tarafından, varsa bildirim nedeniyle açılan hesaba ilişkin bilgiler yazılıp tasdik edildikten sonra, düzenlenen banka dekontları veya işlem sonuç formlarıyla birlikte ilgilisine geri verilecektir.</p>

<p>(2) Bildirimin gerçek veya tüzel kişinin vekili ya da kanuni temsilcisi tarafından yapılması halinde, bankalar veya aracı kurumlarca söz konusu vekil veya kanuni temsilcinin yetkili olup olmadığı hususu kontrol edilecektir.</p>

<p>(3) Banka veya aracı kurumlar tarafından, bildirimde bulunanlardan bildirime konu edilen varlıklara ilişkin olarak herhangi bir belge istenilmeyecektir.</p>

<p>(4) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden %5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla EK-3'te yer alan beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda beyan edecektir. Beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince tarh edilen vergiler, beyan süresi içerisinde banka ve aracı kurumlar tarafından vergi sorumlusu sıfatıyla ödenecektir.</p>

<p>(5) Şu kadar ki, banka veya aracı kurumlara bildirilen varlıkların; vadeli hesaplarda, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında aşağıda belirtilen sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde vergi oranı;</p>

<p>a) En az beş yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %0,</p>

<p>b) En az dört yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %1,</p>

<p>c) En az üç yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %2,</p>

<p>ç) En az iki yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %3,</p>

<p>d) En az bir yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %4,</p>

<p>olarak uygulanacaktır.</p>

<p>(6) Bu indirimli oran uygulamasından yararlanılabilmesi için, bildirime konu edilen varlıkların belirtilen kıymetlerde ve sürelerde değerlendirileceğine ilişkin olarak EK-2’de yer alan taahhütnamenin, bildirim sırasında banka veya aracı kurumlara verilmesi zorunludur. Bu kapsamda verilecek taahhütnameler için damga vergisi alınmaz.</p>

<p>(7) İndirimli oran uygulanması durumunda da (%0 dahil) bildirime konu varlıklar banka veya aracı kurumlarca verilecek beyannameye (EK-3) dahil edilecektir.</p>

<p>(8) Taahhüt edilen sürelerin başlangıcı olarak, bildirime konu varlıkların vadeli hesaplara, Devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları veya girişim sermayesi yatırım fonlarına yatırıldığı tarih esas alınacaktır.</p>

<p>(9) 1/1/2027 tarihinden 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılacaktır.</p>

<p>(10) 31/7/2027 tarihinin yetki ile uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 2-</strong> Gerçek kişi (A), yurt dışında bulunan 10.000.000 TL karşılığı dövizi için 15/9/2026 tarihinde bankaya bildirimde bulunmuştur. Bildirime konu edilen tutarın tamamının, en az iki yıl süreyle vadeli hesapta tutulacağına ilişkin EK-2’de yer alan taahhütname aynı tarihte bankaya verilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, söz konusu bildirim için uygulanacak vergi oranı %3 olacaktır. Buna göre banka tarafından;</p>

<p>10.000.000 TL x %3 = 300.000 TL</p>

<p>tutarında vergi peşin olarak tahsil edilerek, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar sorumlu sıfatıyla vergi dairesine beyan edilip ödenecektir.</p>

<p><strong>Örnek 3-</strong> (K) A.Ş., yurt dışında bulunan 25.000.000 TL tutarındaki varlığını 20/11/2026 tarihinde bir aracı kuruma bildirmiş ve söz konusu tutarın en az beş yıl süreyle vadeli mevduat hesaplarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütnameyi bildirim sırasında vermiştir.</p>

<p>Bu durumda, bildirime konu varlık için uygulanacak vergi oranı %0 olacaktır. Dolayısıyla banka veya aracı kurum tarafından vergi tahsil edilmeyecektir. Ancak, bildirime konu bu varlıklar banka veya aracı kurum tarafından verilecek beyannameye dahil edilecektir.</p>

<p><strong>Örnek 4-</strong> Gerçek kişi (B), yurt dışında bulunan 8.000.000 TL varlığına ilişkin 5/2/2027 tarihinde banka nezdinde bildirimde bulunmuş ve bildirime konu edilen varlıkların en az bir yıl süreyle kira sertifikalarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütnameyi bankaya vermiştir.</p>

<p>1/1/2027 tarihinden itibaren yapılan bildirimlerde vergi oranlarına yarım puan ilave edilmesi gerektiğinden, normalde %4 olarak uygulanacak oran, bu bildirim bakımından %4,5 olarak dikkate alınacaktır.</p>

<p>Buna göre hesaplanacak vergi tutarı:</p>

<p>8.000.000 TL x %4,5 = 360.000 TL</p>

<p>olacaktır.</p>

<p>(11) Bildirimde bulunanların, bildirilen varlıkları süresinde Türkiye’ye getirmemeleri veya getirmekle birlikte banka veya aracı kurumlara transfer etmemeleri/yatırmamaları halinde, bu durum ilgili banka veya aracı kurum tarafından, bildirime konu varlıklara ilişkin EK-3’te yer alan beyannamenin verildiği vergi dairesine ayrıca bildirilecektir.</p>

<p><strong>Yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye getirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Madde kapsamında bildirime konu edilen varlıkların bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba transfer edilmesi gerekir.</p>

<p>(2) Söz konusu varlıklardan yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde olmak kaydıyla; gümrük işlemlerinin tamamlanarak ülkeye getirilmesi ve gümrük işlemlerinin tamamlanmasını takip eden ilk iş günü sonuna kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara yatırılması gerekir.</p>

<p>(3) Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba ilgili varlığın transferi işlemlerinde, bildirimde bulunan hesap sahibi ile yurt dışından varlığı transfer edenin farklı kişiler olmasının, söz konusu hükümden faydalanılması açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>(4) Yurt dışında bulunan ancak kapsama girmeyen varlıkların (örneğin taşınmazların) 31/7/2027 tarihine kadar kapsamdaki varlıklara dönüştürülmek suretiyle söz konusu Madde hükümleri çerçevesinde Türkiye’ye getirilmesi mümkündür.</p>

<p>(5) Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba transfer edilmesi veya fiziki olarak Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması durumunda, banka dekontu veya aracı kurum işlem sonuç formları, varlıkların Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde kullanılabilecektir.</p>

<p>(6) 31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesi kaydıyla, yurt dışında bulunan söz konusu varlıkların Türkiye’ye fiziki olarak getirilmesi sırasında Gümrük İdaresince bu varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirildiğine ilişkin belgenin aranılması şarttır. Getirilen bu varlıklar için Gümrük İdaresinden alınan belgeler, varlıkların Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde kullanılabilecektir. Ayrıca söz konusu varlıkların banka veya aracı kurumlara yatırılması sırasında, bu varlıkların Türkiye’ye getirildiğine dair Gümrük İdaresinden alınan belgenin ibraz edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>(7) Gümrük İdaresi, bu kapsamda yapılan bildirime ilişkin bilgileri, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Türkiye’de Bulunan Varlıkların Bildirilmesi ve Verginin Ödenmesi</p>

<p><strong>Türkiye’de bulunan varlıkların bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31/7/2027 tarihine (bu tarih dâhil) kadar EK-1’de yer alan form ile bankalara veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara bildirilebilecektir. Bildirimde bulunan gerçek ve tüzel kişilerce, söz konusu varlıklara ilişkin olarak vergi dairelerine herhangi bir beyanda bulunulmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 5-</strong> (ABC) A.Ş.'nin banka hesaplarında bulunan 15.000.000 TL tutarındaki döviz varlığının şirkete ait olduğu, ancak söz konusu tutarın kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmediği tespit edilmiştir. Bu durumda, anılan döviz varlığı banka aracılığıyla bildirim konusu yapılabilecek ve diğer şartların da sağlanması kaydıyla Madde hükümlerinden yararlanılabilecektir.</p>

<p>(2) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar ile mükellefiyeti bulunan ancak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutma zorunluluğu bulunmayan ve mükellefiyeti bulunmakla birlikte mükellefiyetiyle ilişkilendirilmeksizin Madde hükmünden yararlanmak isteyen gelir vergisi mükelleflerinin, Türkiye'de bulunan ancak halihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları için bildirimde bulunmak suretiyle Madde hükmünden yararlanabilmeleri mümkündür. Bu kişilerin söz konusu varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara yatırmaları ve bu durumu tevsik edici belgelerle kanıtlamaları zorunludur.</p>

<p>(3) Şahıs şirketleri ile adi ortaklıkların gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmamakta olup, bunlar adına stopaj ve katma değer vergisi yönünden mükellefiyet tesis edilmektedir. Bu kapsamda, şahıs şirketleri ile adi ortaklıklar adına da bildirimde bulunulması mümkün bulunmakta olup, bildirilen varlıklar dolayısıyla şahıs şirketleri ve adi ortaklıklar katma değer vergisi, ortaklar ise gelir veya kurumlar vergisi yönünden vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması imkanından faydalanabilecektir.</p>

<p><strong>Banka veya aracı kurumlarca yapılacak işlemler ve verginin ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden %5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla EK-3'te yer alan beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda beyan edecektir. Beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince tarh edilen vergiler, söz konusu beyan süresi içerisinde banka ve aracı kurumlarca vergi sorumlusu sıfatıyla ödenecektir.</p>

<p>(2) Bildirime konu edilen varlıkların vadeli hesaplarda veya 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında tutulmasının taahhüt edilmesi durumunda, uygulanacak vergi oranı yönünden 4 üncü madde kapsamında yapılan açıklamalar dikkate alınacaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Ortak Hükümler</p>

<p><strong>Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri adına görünen varlıkların durumu</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları ya da şirket veya şirketin ortakları adına Madde kapsamına giren varlıkları 4/6/2026 tarihinden önce yetkili kuruluşlarca düzenlenen bir vekalet veya temsil sözleşmesine istinaden değerlendirmeye yetkili olanların, bu tarih itibarıyla sahip oldukları ve yurt dışında bulunan varlıklarının, bu Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına bildirime konu edilerek Türkiye'ye getirilmesi veya Türkiye'deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi ya da Türkiye'de bulunan ancak 4/6/2026 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıklarının bu Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına bildirimde bulunmak suretiyle Madde hükümlerinden yararlanılabilmesi mümkündür.</p>

<p>(2) Şirket veya şirket ortaklarına ait olduğu halde şirketin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri dışındaki kişilerce tasarruf edilen varlıklar, söz konusu Madde hükümleri çerçevesinde şirket adına bildirime konu edilerek Madde hükmünden yararlanılabilecektir. Ayrıca, gerçek kişilere ait olduğu halde bu kişilerin ortağı veya kanuni temsilcisi oldukları yurt dışındaki şirketlerce tasarruf edilen varlıkların da ilgili gerçek kişiler adına bildirime konu edilmesi halinde Madde hükmünden yararlanılabilmesi mümkündür. Ancak, bildirim dışındaki nedenlerle yapılacak inceleme esnasında söz konusu varlıkların şirket veya şirket ortaklarına ya da gerçek kişilere ait olduğunun ispat edilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Varlıkların bildirim değeri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yurt dışında veya yurt içinde bulunan varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirilmesinde; varlıklar, bildirildiği tarih itibarıyla aşağıdaki değerleme ölçütleri ile değerlenecektir:</p>

<p>a) Türk lirası cinsinden para, itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>b) Altın, rayiç bedeliyle.</p>

<p>c) Döviz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla.</p>

<p>ç) Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarından;</p>

<p>1) Pay senetleri, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>2) Tahvil, bono, eurobond gibi borçlanma araçları, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>3) Yatırım fonu katılma payları, ilgili piyasasında belirlenmiş kapanış fiyatıyla.</p>

<p>4) Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri gibi türev araçlar, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.</p>

<p>(2) Bildirimlerde söz konusu varlıkların Türk lirası karşılığı bedelleri esas alınacaktır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğin uygulanmasında rayiç bedel, söz konusu varlıkların bildirildiği tarih itibarıyla belirlenen alım-satım bedeli olup, bu bedelin gerçek durumu yansıtması gerekmektedir.</p>

<p>(4) Borsa rayiciyle değerlenecek varlıkların borsa rayicinin belirlenmesinde, söz konusu varlıkların bildirildiği tarihte işlem gördüğü yurt içi veya yurt dışındaki borsalarda oluşan değerler dikkate alınacaktır.</p>

<p>(5) Döviz cinsinden varlıklarda, bunların bildirildiği tarihteki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru dikkate alınacaktır.</p>

<p>(6) Bildirimde bulunduktan sonra, yapılan hataların düzeltilmesi ya da bildirime konu edilen varlıkların azaltılması amacıyla 31/7/2027 tarihine kadar yapılacak düzeltmelerde varlıkların ilk bildirim tarihindeki değerleri esas alınır.</p>

<p>(7) Bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütte bulunanların, yurt dışındaki varlıkların transfer edildiği veya yatırıldığı tarihten, Türkiye’deki varlıkların ise bildirildiği tarihten itibaren on gün içerisinde, bildirilen tutarları taahhüt konusu varlıklara dönüştürmeleri gerekmektedir. Bildirilen varlıkların taahhüt edilen varlıklara dönüştürülmesinde, dönüşüme konu edilen varlıkların bu maddede yer alan değerleme ölçütlerine göre belirlenen dönüşüm tarihindeki değeri dikkate alınır.</p>

<p><strong>Bildirilen varlıkların kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bildirilen varlıkların, 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi zorunludur. Şu kadar ki, mezkûr Kanun uyarınca defter tutma zorunluluğu bulunmayan mükelleflerin bu madde kapsamında yükümlülükleri bulunmamaktadır.</p>

<p>(2) Yurt dışında bulunan varlıkların; şirket adına bildirilmesi durumunda ilgili şirket, şahıslar adına bildirilmesi halinde bu şahısların kendileri, Maddenin sağladığı imkânlardan yararlanabileceğinden, şirket adına bildirime konu edilen varlıkların, şirketin kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>(3) Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, Madde hükmü uyarınca bildirime konu ettikleri ve yasal defterlerine kaydettikleri kıymetleri için pasifte özel fon hesabı açacaklardır. Söz konusu hesap sermayenin cüz’ü addolunacak, bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacaktır. Diğer taraftan işletmenin tasfiye edilmesi halinde bu tutarlar vergilendirilmeyecektir. Fon hesabında tutulan bu tutarların, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesi ile 5520 sayılı Kanunun 19 uncu ve 20 nci maddeleri uyarınca gerçekleşecek devir ve bölünme hallerinde de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>(4) Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, bildirimde bulundukları söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca göstereceklerdir.</p>

<p>(5) 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce Türkiye’ye getirilen varlıklar ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince kanuni defterlere kaydedilen varlıklar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın işletmelerine dâhil edilecek ve bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmelerinden çekilebilecektir.</p>

<p>(6) Türkiye’de bulunan varlıkların, banka ve aracı kurumlara bildirildiği tarih itibarıyla 9 uncu maddede yer alan esaslar çerçevesinde belirlenen Türk lirası karşılığı bedelleriyle yasal defterlere kaydedilmesi gerekmekte olup, söz konusu varlıkların elden çıkarılması halinde satış kazancının tespitinde bu bedel dikkate alınacaktır.</p>

<p><strong>Gelir ve gider uygulaması</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bildirim konusu yapılarak kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilen varlıkların daha sonra elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gelirin veya kurum kazancının tespitinde gider veya indirim olarak kabul edilmeyecektir. Söz konusu varlıkların elde tutulması ve elden çıkarılmasından doğan kazanç ve iratlar ise genel esaslar çerçevesinde gelirin veya kurum kazancının tespitinde dikkate alınacaktır.</p>

<p>(2) Bildirilen varlıklar nedeniyle ödenen vergiler, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecektir.</p>

<p><strong>İnceleme ve tarhiyat yapılmayacak haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Madde hükmü uyarınca, bildirimde bulunulan varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır. Bu hükümden yararlanabilmek için;</p>

<p>a) Yurt dışında bulunan bildirime konu varlıkların;</p>

<p>1) Bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi,</p>

<p>2) Bildirilen varlıklara ilişkin tarh edilen verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt edilen tutarlara ilişkin taahhüt şartlarına uyulması,</p>

<p>3) Bildirime konu edilen varlıkların 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi, yasal defterlerine kaydettikleri bu kıymetler için pasifte özel fon hesabı açılması (veya kanuni defterlerin ilgili sayfalarında gösterilmesi), bu fon hesabının ve varlıkların iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilmemesi ve fon hesabının sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmaması,</p>

<p>b) Türkiye’de bulunan ve bildirime konu edilen varlıkların;</p>

<p>1) Bildirilen varlıkların 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi, yasal defterlerine kaydettikleri bu kıymetler için pasifte özel fon hesabı açılması (veya kanuni defterlerin ilgili sayfalarında gösterilmesi), bu fon hesabının ve varlıkların iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilmemesi ve fon hesabının sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmaması,</p>

<p>2) Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayanlar tarafından banka veya aracı kurumlardaki hesaplara yatırıldığını gösterir belgelerle tevsik edilmesi,</p>

<p>3) Madde kapsamında bildirilen varlıklara ilişkin tarh edilen verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt edilen tutarlara ilişkin taahhüt şartlarına uyulması,</p>

<p>gerekmektedir.</p>

<p>(2) Bildirilen varlıklar dışındaki diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri veya takdire sevk işlemleri dolayısıyla, Madde kapsamında bildirimde bulunan mükellefler hakkında matrah farkı bulunması durumunda;</p>

<p>a) Bulunan matrah farkının bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden tarhiyat yapılmayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 6- </strong>(ABC) A.Ş., Madde hükmü kapsamında Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıkları için bankaya 15/6/2026 tarihinde 10.000.000 TL tutarında bildirimde bulunmuştur. Maddede yer alan diğer şartları da taşıyan mükellef kurum sektör incelemeleri kapsamında 2024 hesap dönemine ilişkin incelemeye sevk edilmiştir. Bu döneme ilişkin yapılan inceleme sonucunda mükellef hakkında 5.000.000 TL kayıt dışı satışa ilişkin matrah farkı tespit edilmiş ancak mükellef kurum inceleme esnasında bu farkın Madde hükmü kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle meydana geldiğini belirtmiştir. Vergi inceleme elemanı tarafından mükellefin bu iddiası incelenmiş ve aradaki farkın nedeninin mükellefin ifadesine uygun olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, mükellef hakkında tarhiyat yapılmayacaktır.</p>

<p>b) Bulunan matrah farkının bildirime konu edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti halinde, bu farkın bildirilen varlık tutarından fazla olması durumunda, yalnızca aradaki fark tutar üzerinden gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisi yönünden vergi tarhiyatı yapılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 7-</strong> (DEF) Ltd. Şti. yurt dışında sahip olduğu Madde kapsamına giren varlıkları için 50.000.000 TL bildirimde bulunmuştur. Maddede sayılan bütün şartları taşıyan mükellef hakkında yapılan ihbara istinaden mükellef kurumun 2023 hesap dönemi incelemeye sevk edilmiştir. Adı geçen kurum hakkında yapılan inceleme sonucunda 75.000.000 TL tutarında matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef söz konusu farkın 50.000.000 TL’sinin bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığını ifade etmiştir. Vergi inceleme elemanı ise söz konusu farkın 40.000.000 TL tutarındaki kısmının bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığını kalan tutarın ise hatalı amortisman ayırma, gider, indirim ve istisnaların doğru hesaplanmaması gibi diğer nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu durumda, anılan mükellef hakkında bulunan matrah farkının 40.000.000 TL tutarındaki kısmı için vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.</p>

<p>(3) Vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra Madde hükmüne istinaden bildirimde bulunulması, vergi incelemesi ve takdir komisyonu kararına istinaden bulunan matrah farkları üzerinden vergi tarhiyatı yapılmasına engel teşkil etmeyecek ve bildirime konu edilen tutarlar mahsuba konu edilemeyecektir. Öte yandan, vergi dairesi ya da vergi incelemesine yetkili olanların ıttılaına girmekle birlikte vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk işleminden önce bildirimde bulunulması durumunda ise Madde hükmünden yararlanılabilecektir.</p>

<p>(4) Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılmaması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ile bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve bu maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde Madde kapsamında sağlanan vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasına ilişkin hükümlerden yararlanılamayacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 8-</strong> (GHI) A.Ş., yurt dışında bulunan 30.000.000 TL tutarındaki varlığı için, söz konusu varlıkların en az dört yıl süreyle vadeli mevduat hesaplarında değerlendirileceğine ilişkin taahhütte bulunarak %1 oranında vergilendirilmek suretiyle bildirimde bulunmuştur. Ancak bildirime konu edilen varlıkların vadeli hesaplarda bulundurulma şartının iki yıl sonra ihlal edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda, indirimli vergi oranı uygulanmasına ilişkin taahhüt şartı ihlal edilmiş olup, mükellef Madde kapsamında sağlanan vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasına ilişkin hükümlerden yararlanamayacaktır.</p>

<p>(5) Bildirimde bulunanlar tarafından taahhüt süresine uyulmaması durumunda, varlığın bulunduğu banka veya aracı kurum tarafından, bildirim tutarı esas alınarak zamanında alınmayan vergi tutarı tespit edilmek suretiyle bu tutara isabet eden vergi ve gecikme faizi kesinti yoluyla tahsil edilecek ve tahsil edildiği ayı takip eden on beşinci günü akşamına kadar vergi dairesine ödenecektir. Ayrıca, bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütlere uyulmaması durumunda, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmayacaktır.</p>

<p>(6) Bildirilen varlıkların Türkiye’ye getirilmemesi ve banka veya aracı kurumlara transfer edilmemesi ya da yatırılmaması suretiyle şartların ihlali halinde, bu ihlalin banka veya aracı kurumlarca bildirilmesi üzerine, taahhüt nedeniyle zamanında alınmayan vergiler gecikme faiziyle birlikte vergi dairesince aranır. Bu vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmaz.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) İlgili kurum ve kuruluşlar, gerçek veya tüzel kişilerin Madde hükmü uyarınca yapılacak işlemlere ilişkin taleplerini yerine getirmek zorundadırlar.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Son Hükümler</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-12-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bazi-varliklarin-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-genel-teblig-seri-no-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="54985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisisel-saglik-verileri-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisisel-saglik-verileri-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KİŞİSEL SAĞLIK VERİLERİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/6/2019 tarihli ve 30808 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmeliğin dördüncü bölümünün başlığı “Kişisel Sağlık Verilerinin Gizlenmesi, Düzeltilmesi, Yeniden Değerlendirilmesi, İmha Edilmesi ve Aktarılması” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) İlgili başvuruyla sınırlı olmak üzere; Genel Müdürlük tarafından tesis edilen işlem, sağlık hizmeti sunucusunun kendi veri tabanında da gerçekleştirilir. Bu veriyi işleyen diğer kurum ve kuruluşların veri tabanlarında da gerçekleştirilmesi hususu ilgili mevzuat hükümleri kapsamında ilgili kurum ve kuruluş tarafından değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğe 13 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Kişisel sağlık verilerinin yeniden değerlendirilmesi</p>

<p>MADDE 13/A- (1) Önceden konulmuş tanıların, kişinin güncel sağlık durumu esas alınarak yeniden değerlendirilmesi için ilgililer sağlık hizmeti sunucularına başvurabilir. Bu başvuru tek hekim tarafından konulan tanılarda üç hekimli sağlık kurulu tarafından; üç hekimli sağlık kurulu ya da tam teşekküllü sağlık kurulu tarafından konulan tanılarda ise yalnızca tam teşekküllü sağlık kurulu tarafından yeniden değerlendirilerek durum bildirir sağlık kurulu raporu düzenlenir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca tanının kişinin güncel durumunda bulunmadığına ilişkin alınmış bir durum bildirir sağlık kurulu raporu varsa bu tanılar esas alınarak tesis edilecek iş ve işlemlerde anılan rapor doğrultusunda işlem yapılır. İlgili mevzuatında yer alan düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, işe giriş süreçleri başta olmak üzere tüm süreçlerde geçmişte alınmış olan tanılar esas alınamaz. Birinci fıkraya istinaden düzenlenen durum bildirir sağlık kurulu raporu dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisisel-saglik-verileri-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/saglik-bakanligindan.jpg" type="image/jpeg" length="78079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/esenlik-hizmetleri-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/esenlik-hizmetleri-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, 04 Temmuz 2026 Tarihli ve 33300 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ESENLİK HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; bireylerin sağlıklı yaşam tarzını benimsemelerini teşvik etmeye yönelik koruyucu, geliştirici, destekleyici ve rehabilite edici nitelikteki hizmetler ile yaşam kalitesini artırıcı uygulamaların sunulduğu esenlik merkez ve ünitelerinin açılmasına, bu merkez ve ünitelerin taşıması gereken fiziki ve teknik şartları ile personel standartlarına, sunulan hizmetin kapsamına, faaliyetlerinin yürütülmesine ve denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler sahipliğinde açılan esenlik merkez ve üniteleri ile bu merkez ve ünitelerde görev alan kişileri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanuna, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesi, 9 uncu maddesinin (c) bendi, ek 11 inci ve ek 19 uncu maddelerine ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355 inci ve 508 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,</p>

<p>b) Engelli bakım merkezi: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından açılmış veya ruhsatlandırılmış engelli bakım ve rehabilitasyon merkezlerini,</p>

<p>c) Esenlik hizmeti: Kişilerin bedensel, ruhsal ve sosyal olarak iyilik hâlinin geliştirilmesine ve sağlıklı yaş almasına yönelik, tedavi amacı taşımaksızın sağlıklı yaşamı teşvik etmek üzere sunulan; balneoterapi, beslenme hizmetleri, dil ve konuşma terapisi hizmetleri, egzersiz ve fiziksel aktivite hizmetleri, ergoterapi hizmetleri, fizyoterapi hizmetleri, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT), güneş terapisi (helioterapi) hizmetleri, hidroterapi uygulamaları, hiperbarik ve hipobarik oksijen uygulamaları, manuel uygulamalar ve yumuşak doku teknikleri, meditasyon, peloidoterapi, podoloji hizmetleri, psikolojik destek hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, sanat terapileri, sauna ve buhar odası hizmetleri, talassoterapi, teknoterapi hizmetleri, temel sağlık ve yaşam tarzı değerlendirmesi, temiz hava ve doğa temelli terapiler, tuz terapisi (haloterapi) hizmetleri, uyku sağlığı hizmetleri ile benzer nitelikteki hizmetleri,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) Konaklama tesisi: Konaklama hizmeti vermek üzere, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi düzenlenmiş tesisi,</p>

<p>e) Kuruluş: Konaklama tesisi, engelli bakım merkezi, yaşlı bakım merkezi ve spor kulübü ile Darûlaceze Başkanlığını,</p>

<p>f) Merkez: En az on odalı hizmet veren konaklama tesisleri ile oda sınırlaması olmaksızın engelli bakım merkezleri, yaşlı bakım merkezleri ve spor kulüpleri bünyesinde veya en az 500 m² kapalı alana sahip müstakil binalarda esenlik hizmeti sunmak üzere açılan merkezi,</p>

<p>g) Müdürlük: İl sağlık müdürlüğünü,</p>

<p>ğ) Ruhsat belgesi: Merkezin veya ünitenin faaliyet göstermesine izin veren ve müdürlükçe düzenlenen EK-3’te yer alan belgeyi,</p>

<p>h) Spor kulübü: 22/4/2022 tarihli ve 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu çerçevesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından tescili yapılmış olan, bağlı bulunduğu spor federasyonunda yer alan spor kulüplerini ve spor anonim şirketlerini,</p>

<p>ı) Ünite: Oda sınırlaması olmaksızın konaklama tesisleri, engelli bakım merkezleri, yaşlı bakım merkezleri ve spor kulüpleri bünyesinde veya en az 300 m² kapalı alana sahip ve müstakil girişli olarak esenlik hizmeti sunmak üzere açılan üniteyi,</p>

<p>i) Yaşlı bakım merkezi: Yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon hizmeti sunulmak üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından açılmış veya ruhsatlandırılmış huzurevi, bakım merkezi ile bakım ve rehabilitasyon merkezini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Esenlik Merkez ve Ünitelerinin Açılması</p>

<p><strong>Merkez veya üniteleri açabilecek kişiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkez veya üniteler; kuruluş tarafından kendi bünyesinde ya da kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri tarafından müstakilen açılabilir.</p>

<p>(2) Kuruluş bünyesinde açılan merkez veya ünitede işletme hakkı devredilebilir. İşletme hakkının devri ile faaliyet gösteren merkez veya ünitelerde, kuruluş ile işleten sorumludur.</p>

<p><strong>Spor kulüpleri, yaşlı bakım merkezleri ile engelli bakım merkezleri bünyesinde açılabilecek merkez ve üniteler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkez ve üniteler;</p>

<p>a) Gençlik ve Spor Bakanlığından izin almak kaydıyla spor kulüpleri tarafından tesisleri bünyesinde,</p>

<p>b) Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından izin almak kaydıyla yaşlı bakım merkezleri ve engelli bakım merkezleri bünyesinde,</p>

<p>açılabilir.</p>

<p><strong>Ruhsatlandırma işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Ruhsat belgesi başvuruları, EK-1’de yer alan başvuru için gerekli belgeler ile birlikte müdürlüğe yapılır. Başvuru dosyası üzerinde yapılan incelemede eksiklik bulunmaması halinde müdürlük bünyesinde oluşturulan ve en az iki personelden oluşan inceleme ekibi tarafından yerinde inceleme yapılarak rapor düzenlenir. Düzenlenen rapora göre başvuru dosyası müdürlükçe sonuçlandırılır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelikte belirtilen şartları taşıdığı tespit edilenler için müdürlükçe EK-3’te yer alan Esenlik Merkezi/Ünitesi Ruhsat Belgesi düzenlenir ve Genel Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p><strong>Faaliyete başlama zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Ruhsat belgesi düzenlenen merkez veya ünitenin, belge düzenlenme tarihinden itibaren en geç altı ay içinde faaliyete başlaması zorunludur. Bu süre içinde faaliyete başlamayan merkez veya ünitenin ruhsat belgesi müdürlükçe iptal edilir ve Genel Müdürlüğe bildirilir.</p>

<p><strong>Devir işlemleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Merkez veya ünitenin devredilmesi halinde bu durum müdürlüğe bildirilir, müdürlükçe devralan adına yeni ruhsat belgesi düzenlenir.</p>

<p>(2) Merkez veya ünitenin bünyesinde kurulduğu kuruluşun sahipliğinde değişiklik olması hâlinde, değişiklik merkez veya ünite tarafından müdürlüğe bildirilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Hizmet Standartları</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Merkez ve ünitelerde sunulan tüm hizmetler; yaş, genel sağlık durumu, mevcut risk faktörleri ve yaşam tarzı dikkate alınarak kişiye özgü programlar dâhilinde planlanır.</p>

<p>(2) Merkez ve ünitelerde sunulan esenlik hizmetinin gerektirdiği tıbbi cihazlar Bakanlık izni ile bulundurulabilir.</p>

<p>(3) Merkez ve ünitelerde acil müdahale odası bulundurulur. Kuruluş bünyesinde acil müdahale odası bulunması halinde bu şart sağlanmış sayılır.</p>

<p>(4) Merkez ve ünitelerde hizmetin niteliğine uygun mekân sağlanır.</p>

<p>(5) Merkez veya ünitede gerçekleştirilen uygulamalardan ve sonuçlarından merkez veya ünitenin mesul müdürüyle birlikte, merkez veya ünitenin bulunduğu kuruluşun sahibi/işleteni sorumludur.</p>

<p>(6) Merkez ve ünitede uzman tabip çalıştırılmak istenmesi halinde, yalnızca altmış yaş üzeri uzman tabip istihdam edilebilir.</p>

<p>(7) Merkez ve ünitede çalıştırılacak sağlık meslek mensupları için müdürlükçe EK-5 veya EK-6’da yer alan Personel Çalışma Belgesi düzenlenir. Personelin işten ayrılışları en geç on iş günü içinde müdürlüğe bildirilir ve Personel Çalışma Belgesi iptal edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(8) Merkez veya ünite işletenleri, mesul müdürler ve personel aşağıdaki hükümlere uymak zorundadır:</p>

<p>a) Ruhsat belgesi almadan faaliyet gösterilemez.</p>

<p>b) Esenlik hizmeti, merkez ve ünite dışında sunulamaz.</p>

<p>c) Adına Personel Çalışma Belgesi düzenlenmeyen sağlık meslek mensubu merkez veya ünitede görev yapamaz.</p>

<p>ç) Merkez veya ünite bünyesinde görevli olmayan kişilerce esenlik hizmeti sunulamaz.</p>

<p>d) Nekahet dönemindeki hastalar esenlik hizmeti alamaz.</p>

<p>e) Kişi mahremiyeti ve kişisel verilerin gizliliği ihlal edilemez.</p>

<p>f) Merkez veya ünitede herhangi bir ürün satışı yapılamaz.</p>

<p><strong>Mesul müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Merkez veya ünitede sunulan esenlik hizmetleri ile idari ve teknik hizmetler mesul müdür sorumluluğunda yürütülür.</p>

<p>(2) Dokuzuncu fıkrada belirtilen durumlar dışında, merkez veya ünitede görev yapan tam zamanlı tabip/uzman tabiplerden birisi mesul müdür olarak görevlendirilir.</p>

<p>(3) Mesul müdür için EK-2’de yer alan Mesul Müdürlük Belgesi düzenlenir.</p>

<p>(4) Mesul müdür olarak görevlendirilecek olan tabip veya uzman tabibin aşağıdaki nitelikleri taşıması gerekir:</p>

<p>a) 1219 sayılı Kanun uyarınca Türkiye’de sanatını yapmaya mezun olmak.</p>

<p>b) Türk vatandaşı olmak.</p>

<p>c) Türkiye’de en az üç yıl tabiplik yaptığını gösteren belge veya belgeleri haiz olmak.</p>

<p>ç) 1219 sayılı Kanunun 28 inci maddesi kapsamında mesleğin icrasından yasaklı olmamak veya 24/5/1933 tarihli ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanununun 38 inci ve 39 uncu maddeleri uyarınca mesul müdürlükten yasaklı olmamak.</p>

<p>(5) Geçici olarak meslekten men edilenler, meslekten men süresince mesul müdürlük yapamaz.</p>

<p>(6) Mesul müdür görevlendirildiği merkez veya ünitede, adına çalışma belgesi düzenlenmesi kaydıyla mesleğini icra edebilir, bu merkez veya ünite dışında başka bir sağlık kurum ve kuruluşunda çalışamaz.</p>

<p>(7) Mesul müdürün görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:</p>

<p>a) Merkez veya ünitede sunulan esenlik hizmetleri ile idari ve teknik hizmetleri mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemek.</p>

<p>b) Ruhsat belgesi ile ilgili her türlü işlemleri yürütmek.</p>

<p>c) Personel hareketlerini müdürlüğe bildirmek.</p>

<p>ç) Merkez veya ünite adına belge onaylamak.</p>

<p>d) Bakanlık ve müdürlük ile ilgili olan her türlü yazışmayı yürütmek.</p>

<p>e) Personel ve hizmet kalite standartlarını korumak ve geliştirmek.</p>

<p>f) Kayıt ve arşiv sistemini oluşturmak ve kayıtların düzenli ve doğru bir şekilde tutulmasını sağlamak.</p>

<p>g) Merkez veya ünitenin denetimi ile ilgili bilgi ve belgeleri muhafaza etmek.</p>

<p>ğ) Denetimler sırasında istenilen her türlü bilgi ve belgeleri hazır hale getirmek.</p>

<p>(8) Mesul müdürün görevden alınması, istifası, mesul müdürlük şartlarından herhangi birini kaybetmesi veya vefatı gibi hallerde; merkez veya ünitenin sahibi tarafından, durumun ortaya çıkmasından itibaren en geç otuz iş günü içinde bu Yönetmelikte belirtilen şartları taşıyan yeni bir mesul müdür görevlendirilir ve gerekli bilgi ve belgeler müdürlüğe verilir. Görevlendirilen yeni mesul müdür adına müdürlükçe, mesul müdürlük belgesi düzenlenir. Otuz iş günlük süre zarfında yeni mesul müdür görevlendirilmemesi durumunda merkez veya ünitenin faaliyeti altı aylığına askıya alınır. Altı ay içinde faaliyete geçmeyen merkez veya ünitenin ruhsat belgesi iptal edilir.</p>

<p>(9) Mesul müdürün aktif olarak görevini icra etmediği süre boyunca (mesul müdürün görevden alınması, istifası, mesul müdürlük şartlarından herhangi birini kaybetmesi, izinli olması, vefatı ve benzeri durumlarda) mesul müdürlük görevi, diğer tabip/uzman tabibin bulunması durumunda diğer tabip/uzman tabip tarafından aralıksız olarak en fazla otuz iş günü, bir yıl içinde ise toplamda en fazla kırk iş günü boyunca sürdürülür. Diğer tabibin/uzman tabibin bulunmaması halinde mesul müdürlük görevi, iş birliği sözleşmesi yapılan özel hastane veya tıp merkezi bünyesinden bir tabip tarafından aralıksız olarak en fazla yirmi iş günü, bir yıl içinde ise toplamda en fazla kırk iş günü sürdürülür. Bu sürelerin sonunda mevcut mesul müdürün görevine başlamaması halinde, merkez veya ünitenin faaliyeti altı aylığına durdurulur. Altı ay içinde faaliyete geçmeyen merkez veya ünitenin ruhsat belgesi iptal edilir.</p>

<p><strong>Hizmet alımı yoluyla karşılanabilecek hizmetler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkez veya üniteler, tıbbi laboratuvar ve görüntüleme hizmetlerini sağlık kuruluşlarından hizmet alımı yoluyla temin edebilir.</p>

<p>(2) Hizmet alımı yoluyla sunulan hizmetlerde; hizmeti satın alan merkez veya ünite ile hizmeti fiilen sunan sağlık kuruluşu, uygulamadan ve sonuçlarından sorumludur.</p>

<p><strong>Acil durumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Acil durumlarda, ilk yardım ve gerekli işlemler yapıldıktan sonra, hastanın ambulansla uygun sağlık kuruluşuna nakli sağlanır.</p>

<p>(2) Merkez veya ünitelerin, hizmet alan kişilere acil bir durumda müdahale yapmak üzere sevk edileceği özel hastane, kamu hastanesi, üniversite hastanelerinden veya 3000 m² büyüklük ve 10 uzman tabip kadrosunu haiz tıp merkezlerinden biri ile iş birliği yapması ve bu durumu müdürlüğe bildirmesi zorunludur.</p>

<p><strong>Kayıt ve arşiv</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Kayıtların güvenli şekilde saklanacağı fiziki veya elektronik arşiv alanı oluşturulur. Verilerin kaydedilmesi ve arşivlenmesi hususlarında Bakanlığın kayıt tescil sisteminde kayıtlı bir sağlık bilgi yönetim sistemi kullanılması zorunludur.</p>

<p>(2) Merkez veya üniteler tarafından kayıt altına alınan kişisel veriler, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile ilgili mevzuata ve 3359 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesine uygun bir şekilde Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre işlenerek merkezi sağlık veri sistemine aktarılır. Bakanlık tarafından kurulan kayıt ve bildirim sistemine ve Bakanlıkça yapılacak diğer iş ve işlemlere esas olmak üzere, merkez veya ünitelerden Bakanlıkça istenilen bilgi ve belgelerin gönderilmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Merkez veya ünitelerde sunulan tüm hizmetler kayıt altına alınır ve muhafaza edilir. Bu kayıtlar hizmet alan kişinin talebi hâlinde, kendisi veya temsilcisi ile paylaşılır.</p>

<p>(4) 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine uygun şekilde elektronik imza ile imzalanmış kayıtlar, resmî kayıt olarak kabul edilir ve ilgili mevzuat hükümlerine göre yedekleme ve arşivlemesi yapılır. Başvuranların kişisel verilerinin gizlenmesi, düzeltilmesi, imha edilmesi ve aktarılması işlemleri ile ilgili olarak 21/6/2019 tarihli ve 30808 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Kimlik kartı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkez veya ünite bünyesinde çalışan tüm personelin; adını, soyadını, mesleğini ve unvanını içeren, mesul müdürlükçe onaylanmış fotoğraflı kimlik kartını görünür şekilde taşıması zorunludur. Kimlik kartları, Bakanlığın elektronik sistemi ile uyumlu karekod içerir.</p>

<p><strong>Tanıtım ve bilgilendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez veya üniteler tarafından yapılacak tanıtım ve bilgilendirme faaliyetleri, 12/11/2025 tarihli ve 33075 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak yürütülür.</p>

<p><strong>Merkez veya ünitelerin uluslararası sağlık turizmi yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkez ve ünitelerde sağlık turizmi kapsamında sunulacak esenlik hizmetlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Denetim ve yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Merkez veya ünitelerde bu Yönetmeliğe aykırılık tespit edilmesi hâlinde, EK-4’te belirlenen yaptırımlar uygulanır.</p>

<p>(2) Yapılan denetimler esnasında merkez veya ünitelerde bireyleri olumsuz etkileyen, hizmetin devamı halinde başvuran sağlığı ve güvenliğini tehlikeye sokan ve hizmetin gecikmeksizin derhal durdurulmasını gerektiren acil ve telafisi güç durumların ortaya çıkması ve bu durumun gerekçelerinin de belirtilmek suretiyle denetim tespit tutanağı ile tevsik edilmesi kaydıyla, eksiklik giderilinceye kadar merkez veya ünitenin faaliyeti valilikçe durdurulur.</p>

<p>(3) Denetimler sırasında istenen tüm kayıt ve belgelerin ilgililere ibrazı zorunludur.</p>

<p>(4) Denetimlerde gerçeğe aykırı belge ibraz edilmesi, belgelerin gizlenmesi veya yanıltıcı bilgi verilmesi hâlinde, merkez veya ünitenin ruhsat belgesi iptal edilir ve sorumlular hakkında ilgili mevzuat kapsamında işlem tesis edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260704-8-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/esenlik-hizmetleri-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/saglik-bajk.jpg" type="image/jpeg" length="59463"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2021/24130 E., 2023/10070 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202124130-e-202310070-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202124130-e-202310070-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 21.11.2023 tarihli, 2021/24130 E., 2023/10070 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/24130 E., 2023/10070 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/1894 E., 2021/228 K.<br />
SUÇ : 7258 sayılı Kanun'a muhalefet<br />
HÜKÜM : Beraat kaldırılarak mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
1.Yürütülen soruşturma neticesinde, sanığın, 7258 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2.Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.01.2018 tarihli ve 2017/538 Esas, 2018/21 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, 7258 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.</p>

<p>3.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin, 21.01.2021 tarihli ve 2020/1894 Esas, 2021/228 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan beraat hükmü kaldırılarak, sanığın 7258 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, netice 4 yıl hapis ve 20.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz istemi, sanığın çalıştığı iş yerindeki patronunun isteği üzerine bu hesapları açarak kendisine verdiğine, karar verilirken sanığın kişisel durumunun göz önünde bulundurulmadığına, suçun maddi unsuru kast olup taksirle işlenemeyeceğine ve sanığın suç kastı bulunmadığına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk derece Mahkemesi tarafından, sanığın bahis sitesi ile bağlantılı çalıştığına ve para nakline aracılık ettiğine dair savunmasının aksine bir delile ulaşılamadığı kabul edilerek, sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, sanığın hesaplarına bahis oyunundan elde edilen paralarına yatırma şekli ile uyumlu yoğun şekilde para yatırma çekme işlemleri gerçekleştirildiği ve sanığın da bu işlemlerin bahis tahminlerine ilişkin olduğunu kabul ettiği dikkate alınarak, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluştuğu kabul edilmiş ve İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı kaldırılarak sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
1.Her ne kadar sanık müdafiin temyiz isteminde ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğnamede eksik araştırma ile karar verildiği gerekçesiyle kararın bozulması istenmiş ise de, dosyada mevcut sanığa ait banka hesaplarındaki hareketlerin yoğunluğu, yine hesaplarda, sanığın işi ve maddi durumu ile uyumlu görülmeyen, 2-3 gün gibi kısa sürelerde büyük miktarlarda para birikmesi ve bu paraların yurtdışı hesaplara aktarılması, sanığın gerek soruşturma aşamasında savcı huzurunda alınan ifadesinde gerekse Mahkemedeki savunmasında hesabın kendisi tarafından kullanıldığını ve bahis tahmini ile ilgili olarak para yatırıldığını belirtmesi karşısında, tebliğnamedeki bu yönden bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiş ve sanık müdafiinin temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p>2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların ... biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin, 21.01.2021 tarihli ve 2020/1894 Esas, 2021/228 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen</p>

<p>temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>21.11.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202124130-e-202310070-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="23023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YASA DIŞI BAHİSTE PARA NAKLİNE ARACILIK SUÇU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahiste-para-nakline-aracilik-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahiste-para-nakline-aracilik-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p><strong>7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının; </strong>(a) bendinde, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını oynatanların ya da oynanmasına yer ve imkan sağlayanların cezalandırılacağı, (b) bendinde, yurt dışında oynatılan spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarının internet yoluyla veya sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkan sağlayan kişilerin cezalandırılacağı, <strong>(c) bendinde, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunları ile bağlantılı olarak para nakline aracılık eden kişilerin cezalandırılacağı,</strong> (ç) bendinde, kişileri reklam vermek ve sair surette spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarını oynamaya teşvik edenlerin cezalandırılacağı ve son olarak (d) bendinde, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynayanların, mahallin en büyük idare amiri tarafından, diğer suçlardan farklı olarak “idari para cezası” ile cezalandırılacağı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Bu yazımızda;</strong> 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi üzerinde duracak, suçun kabulü için araştırılması gereken hususları, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi gereğince suçun oluşabilmesi için gerekli fiili ve “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi uyarınca, hangi durumda sanığa yasa dışı bahis ya da şans oyunları ile bağlantılı olarak para nakline aracılık ettiğine dair sorumluluğun yüklenebileceğini, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararı ile bölge adliye mahkemesi kararlarına yer vermek suretiyle değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre; </strong><i>“c) Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarıyla bağlantılı olarak para nakline aracılık eden kişiler, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır”</i>.</p>

<p><strong>5. maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde düzenlenen para nakline aracılık suçu;</strong> paranın fiili, yani fiziki taşınması şeklinde olabileceği gibi, banka ve sair para transferine aracılık eden müesseseler veya bulunan özel yöntemler, örneğin döviz büroları vasıtasıyla da gerçekleşebilir. Önemli olan; spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunları ile bağlantılı olan her türlü paranın nakline, yani bir yerden bir yere transferine, götürülmesine, taşınmasına, nakil amaçlı olarak muhafazasına, el değiştirmesine, bir yere bırakılmasına veya bir yerden alınmasına aracılık edilip edilmediğidir. Para transferini fiilen yapan kadar, bu nakil işini kontrol ve takip eden, yani yöneten de aynı şekilde sorumludur<a href="http://www.hukukihaber.net/spor-musabakalarinda-bahis-ve-sans-oyunlari-oynatma-sucu" rel="dofollow">[1]</a>. Nakil suçu serbest hareketli bir suç olup, fail tarafından birçok yol ve yöntemle işlenebilir.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> para nakline aracılık suçu bakımından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı 128. maddesinde, “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı 135. maddesinde, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın, “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139. maddesinde ve “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140. maddesinde yer alan tedbirlere ilişkin hükümler uygulanabilmektedir.</p>

<p><strong>Burada dikkat çeken husus; </strong>ilgili CMK tedbirlerine başvurulacak suçlar, 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde düzenlenenler, yani (d) bendinde olduğu gibi yalnızca idari para cezasının değil, hapis ve adli paranın cezasının öngörüldüğü (a), (c) ve (ç) bentlerinde tanımlanan suçlar ile yalnızca hapis cezasının öngörüldüğü (b) bendinde düzenlenen suçtur.</p>

<p><strong>II. Yasa Dışı Bahis ya da Şans Oyunları ile Bağlantılı Olarak Para Nakline İlişkin Kararlar</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202124130-e-202310070-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 21.11.2023 tarihli, 2021/24130 E. ve 2023/10070 K. sayılı kararı</a>nda; </strong>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararını onarken, sanığa ait banka hesap hareketlerinin yoğunluğu, sanığın işi ve maddi durumu ile uyumlu görülmeyen, <strong>yalnızca 2 ila 3 gün gibi kısa sürelerde biriken büyük miktarda paraları ve paraların yurt dışına aktarılmasını,</strong> <strong>yani nakli</strong> ile sanığın hesabı kendisinin kullandığı yönündeki ikrarını gerekçe göstermiştir.</p>

<p><strong>İstanbul BAM 14. Ceza Dairesi, 11.12.2024 tarihli, 2024/2192 E. ve 3237 K. sayılı kararında; </strong>sanığın, yasa dışı bahis ya da şans oyunları ile bağlantılı olarak para nakline aracılık ettiği ve bu yolla 7258 sayılı Kanun m.5/1-c’de düzenlenen suçu işlediğinin iddia edildiği olayda,</p>

<p>Sanığın; <i>“(…) olay tarihlerinde mahalledeki <strong>kahvehaneden tanıdığı H isimli bir şahsın elektronik eşya ticareti yaptığını, kendi hesaplarını kullanamadığını söyleyerek kendisinden banka hesap bilgilerini istediğini</strong>, bu şahsa suç konusu hesapla birlikte 10a yakın banka hesabına ait banka kartlarını teslim ettiğini, <strong>hesaplarının yasadışı bahiste kullanıldığını bilmediğini</strong>”</i> öne sürdüğünün, hükme esas alınan bilirkişi raporunda çok sayıda kişi tarafından para girişi olduğunun görüldüğünün, sanığın ticari faaliyetinin bulunmadığı ve gerçekleştirilen transferlerin düşük tutarlı ve küsuratsız olması sebebiyle hesabın yasa dışı bahis faaliyetlerinde kullanılan hesap tipinde olduğunu gösterdiğinin mütalaa edilmesi karşısında,</p>

<p>Sanığın banka hesaplarına <strong>para gönderen veya sanığın para gönderimi sağladığı şahıslardan kanaate yetecek sayıda kişinin tanık olarak dinlenmesinin</strong>, bu yolla <strong>sanığı tanıyıp tanımadıkları</strong>, parayı <strong>ne amaçla gönderdikleri veya aldıkları</strong>, yasa dışı bahis ya da şans oyunu oynayıp oynamadıkları, oynuyorlarsa bile, bunları kimin düzenlediği ve nasıl oynandığı hususlarında beyanlarının alınmasının gerektiği,</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> sanığın banka hesaplarının, <strong>bahis ya da şans oyunları ile bağlantılı olarak para nakline aracılıkta kullanılıp kullanılmadığının gösterilen şekilde tespit edilmesi gerekirken</strong>, eksik araştırma ile hüküm kurulmasını bozma sebebi yapmıştır.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>somut olayda sanığın, hesabını başkasına verdiği, yani ortada hesap kullandırmanın olduğu durumda, suçun oluşabilmesi için sanığın bunu bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde; sanığın bunu bilmediği, haliyle kastının olmadığı durumda suçun oluşmayacağı, yani nakle aracılığın kabul edilemeyeceği söylenmelidir.</p>

<p><strong>Konya BAM 5. Ceza Dairesi, 17.05.2023 tarihli, 2023/544 E. ve 2023/1198 K. sayılı kararında;</strong> sanığın, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 7258 sayılı Kanun m.5/1-c uyarınca cezalandırılmasına dair kararı, aşağıda yer vereceğimiz nedenlerle ve oybirliğiyle bozmuştur.</p>

<p>Sanığın, suç tarihlerini kapsayacak şekilde, yani bu tarihlerden öncesi dönemden başlayarak, tespitin yapıldığı tarihe kadar olan dönem için;</p>

<p>Sanığa <strong>para gönderdiğini beyan eden şahısların tanık sıfatı ile dinlenmesinin</strong>, sanığı tanıyıp tanımadıklarının ve <strong>parayı hangi amaçla gönderdiklerinin ve/veya aldıklarının</strong>, bu hususta dinlenecek olan tanıkların bahis ya da şans oyunu oynayıp oynamadıklarının, eğer oynuyorlarsa bunları kimin düzenlediğinin ve nasıl oynadıkları konusunda beyanlarının alınarak çelişkilerin giderilmesinin,</p>

<p>Sanığın banka hesabındaki para transferlerinin, yani <strong>sanığın hesabına paranın yattığı ve sanığın para yatırdığı transferlerin araştırılmasının</strong>,</p>

<p>Sanığa ait olduğu ve suçta kullanıldığı iddia edilen hesaplardaki şüpheli işlemler ile ilgili, paraların kimler tarafından gönderildiğinin, aynı şekilde <strong>hesaba gelen paraların hangi hesaplara aktarıldığının ve akıbetinin ne olduğuna ilişkin ayrıntılı hesap ekstreleri</strong> ile sözkonusu para transferlerinin denetlenebilmesi amacıyla <strong>suç tarihi ve öncesini kapsayacak şekilde Mali Suçlar Araştırma Kurulu’ndan (MASAK’tan) rapor alınmasının</strong>,</p>

<p>Gerektiği söylenerek,</p>

<p>Yukarıda sayılan üç araştırmanın gerekliliği yerine getirildikten sonra, sayılan bilgi ve belgelerin alanında uzman bilirkişiye tevdii sonucu;</p>

<p>Sanığın; m.5/1-c kapsamında para transferine aracılığının olup olmadığının, bahis ve şans oyunları ile bağlantılı olacak şekilde yasa dışı bahis sitelerine ve bu sitelerin hesaplarına para naklinin nasıl yapıldığının, <strong>sanığın dahil olduğu iddia edilen sistemin hangi şekilde işlediğinin,</strong> sanığa ait bu <strong>hesapların yasa dışı bahis siteleri ve bu sitelerin hesapları ile ne şekilde ilişkilendirildiğinin</strong>,</p>

<p>Bahis sitelerinden ve hesaplarından, sanığa ait banka hesaplarına para girişlerinin olup olmadığının ve <strong>transferin, yani kelime anlamı ile <i>“bir şeyi, bir kimseyi, bir grubu bir yerden alıp başka bir yere götürme”</i> hususunun bir gerekliliği olarak, aynı şekilde sanığa ait banka hesaplarından da bu sitelere para girişinin olup olmadığının</strong>,</p>

<p>Sanığa ait hesaplardan <strong>başka hesaplara bu amaçla para transferinin yapılıp yapılmadığının</strong>, temin edilmesi gereken ve sanığa ait hesap ekstreleri üzerinde ise, para yatırma işlemlerinin mahiyeti ve miktarı ile bu transferlerin yasa dışı bahis oynatılan sitelerle bir ilgisinin olup olmadığının,</p>

<p>Bilirkişiden alınacak ayrıntılı ve gerekçeli rapor ile açıklanarak, tüm delillerin birlikte değerlendirmesi ve <strong>sanığın suç kastının olup olmadığının tartışılmak suretiyle hukuki durumun tayin edilmesinin gerektiği</strong> ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>III. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde düzenlenen bahis ve şans oyunlarından kaynaklanan paranın nakline aracılık etme suçunun kabulü için;</strong> öncelikle, sanığın bu suçu işleme kastının bulunması gerekmektedir. Failin bu kastla hareket etmediği durumda bu suç oluşmayacaktır. Failin hesabına bilgisi dışında gelen veya hesabını kullandırmışsa da, gelen ve giden paranın ne sebeple gelip gittiğinden haberinin olmadığı hallerde, para nakline aracılık suçunun kast unsurunun gerçekleştiği söylenemez.</p>

<p><strong>Parayı gönderenin, yani gönderici tarafın yasa dışı bahis sitesi veya bu siteye bağlı hesap olduğu ya da parayı alanın, yani alıcının yasa dışı bahis sitesi ya da bu siteye bağlı hesap olduğu durumda;</strong> sanığın yasa dışı bahis ve şans oyunlarından kaynaklanan paranın nakline aracılık etme kastının olmadığı veya göndericinin ya da alıcının yasa dışı bahis sitesi olduğunu bilmediği durumda, sanığın bu amaçla hareket ettiği de söylenemeyecektir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> parayı gönderenlerin, yasa dışı bahis sitesi veya bu siteye bağlı hesap olduğu ya da yasa dışı bahis paralarını toplayan ve bunları aklayan veya aklanmasına aracılık eden olduğu durumda “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi gündeme gelecek, bu ilkeden hareketle, bunu bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan şahsa, yani hesap sahibine ceza sorumluluğu yüklenemeyecek ve bundan sorumlu tutulamayacaktır.</p>

<p>Yasa dışı şans ve bahis oyunlarından kaynaklanan paranın nakledildiğinin söylenebilmesi için naklin/transferin, yani kelime anlamı ile <i>“bir yerden alıp başka bir yere iletme” </i>kavramının yerini bulması gerekmektedir. Bu durumda paranın nakledildiğini söyleyebilmek için; paranın hesaba gelişi kadar, elbette hesaptan çıkışının da olması gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7258 sayılı Kanun m.5/1-c’de yer alan fiilden dolayı başka bir suçtan da cezalandırmanın gündeme geleceği düşünülebilir. Bu durumda ilk akla gelecek olan, “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” başlıklı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.282 olacaktır. Ancak bu hususta m.282/2’de yer düzenlenen suç, madde metninde yer alan <i>“bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi” </i>hükmünden hareketle, bilerek kabulü gerektirdiği için suçun unsurları oluşmayacaktır.</p>

<p>Aynı durum TCK m.165’in madde metninde yer alan, <i>“Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı veya diğer malvarlığı değerini, bu suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi” </i>cümlesinden dolayı, “Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi” başlıklı TCK m.165 için de düşünülebilir, ancak bu durumda da suçun manevi unsurundan kaynaklı, bilerek ve isteyerek kabulün varlığı gerekmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde tanımlanan suçun oluşması için, transfere konu paraların sistem içerisindeki durumunun, yapılan transferlerin bahis amacıyla yapıldığının ispatının, bu hususta tanıklarla ya da bilirkişi raporu gibi teknik delillerle failin gerçek amacının ortaya koyulmasının zorunlu olduğu,</p>

<p>Failin; transferlere konu para trafiğinin, yani “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi gereğince paranın girişini ve aynı şekilde çıkışını yasa dışı bahis ya da şans oyunları ile bağlantılı olarak yönetip yönetmediğinin, böyle bir durum varsa bunu hangi amaçla yaptığının, yani bu yönde kastının tespit edilmesinin gerektiği,</p>

<p>Kelime anlamı ile de ortaya koyulduğu üzere; paranın yalnızca girişinin ya da yalnızca çıkışının olduğu durumların “nakil” kavramı ile örtüşmediği, böyle bir durumda zaten nakil fiilinin gerçekleşmemiş olacağı, haliyle Anayasa m.38/1, TCK m.2 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7 hükümleri ile güvence altında olan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bir gereği olarak suçun oluşmayacağı,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/spor-musabakalarinda-bahis-ve-sans-oyunlari-oynatma-sucu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/spor-musabakalarinda-bahis-ve-sans-oyunlari-oynatma-sucu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/spor-musabakalarinda-bahis-ve-sans-oyunlari-oynatma-sucu</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahiste-para-nakline-aracilik-sucu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/bahissas-tera.jpg" type="image/jpeg" length="78067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KONKORDATODA DÜRÜSTLÜK İLKESİ VE BAŞVURU SÜRECİNDE FİNANSAL ŞEFFAFLIK YÜKÜMLÜLÜĞÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konkordatoda-durustluk-ilkesi-ve-basvuru-surecinde-finansal-seffaflik-yukumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konkordatoda-durustluk-ilkesi-ve-basvuru-surecinde-finansal-seffaflik-yukumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Özel hukuk ilişkilerinin temelini oluşturan güven ilkesi, kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uygun davranmalarını zorunlu kılmaktadır. Hukuk düzeni yalnızca şeklen kanuna uygun davranışları değil, aynı zamanda dürüstlük kuralına uygun şekilde kullanılan hakları koruma altına almaktadır. Bu nedenle iyi niyet ve dürüstlük ilkeleri yalnızca medeni hukukun değil, borçlar hukuku, ticaret hukuku ve icra-iflâs hukukunun da temel prensipleri arasında yer almaktadır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun'un 3. maddesinde ise iyi niyet karinesi düzenlenmiştir. Buna göre kanunun iyi niyete hukuki sonuç bağladığı hâllerde asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bununla birlikte, somut olayın gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamayacaktır.</p>

<p>Bu hükümler, özel hukukun bütün alanlarında olduğu gibi konkordato hukukunda da uygulama alanı bulmaktadır. Zira konkordato müessesesi, ekonomik güçlük içerisine düşmüş dürüst borçlunun faaliyetlerini sürdürebilmesini ve alacaklıların mümkün olan en yüksek oranda tatmin edilmesini amaçlayan istisnai bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Dolayısıyla konkordatonun varlık sebebi, borçlunun dürüst davranacağı yönündeki hukuki varsayıma dayanmaktadır.</p>

<p>Öğretide her ne kadar "iyi niyet" kavramı genel bir ifade olarak kullanılmakta ise de, konkordato hukukunda esasen uygulanması gereken ilke TMK m.2'de düzenlenen objektif dürüstlük kuralıdır. TMK m.3 anlamındaki sübjektif iyi niyet ise ancak kanunun açıkça hukuki sonuç bağladığı hâllerde uygulama alanı bulmaktadır. Dolayısıyla konkordato yargılamasında değerlendirilmesi gereken husus, borçlunun kötü niyetli olup olmadığı değil, dürüstlük kuralına uygun davranıp davranmadığıdır.</p>

<p>Bu çalışmada, konkordato hukukunda iyi niyet ilkesinin kapsamı, borçlunun dürüst davranma yükümlülüğü, bu yükümlülüğün ihlali hâlinde uygulanabilecek yaptırımlar ile uygulamada karşılaşılan kötüye kullanma örnekleri İcra ve İflâs Kanunu hükümleri çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong>II. KONKORDATONUN AMACI VE İYİ NİYET ESASI</strong></p>

<p>Ekonomik dalgalanmalar, finansmana erişimde yaşanan güçlükler, yüksek enflasyon, üretim maliyetlerindeki artışlar ve işletme sermayelerindeki yetersizlikler son yıllarda konkordato başvurularında önemli ölçüde artışa neden olmuştur. Bu gelişmeler, konkordato kurumunun ekonomik hayattaki önemini artırmış olmakla birlikte, uygulamada çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiği incelendiğinde konkordatonun temel amacının, ekonomik olarak geçici ödeme güçlüğü yaşayan ancak faaliyetini sürdürebilecek durumda bulunan dürüst borçlunun korunması olduğu görülmektedir. Kanun koyucu, borçlunun ticari faaliyetlerini devam ettirebilmesini sağlarken aynı zamanda alacaklıların da mümkün olan en yüksek düzeyde tatmin edilmesini hedeflemiştir.</p>

<p>Nitekim öğretide konkordato; "Dürüst bir borçlunun, imtiyazsız alacaklılarının çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdikiyle hüküm ifade eden cebrî bir anlaşmadır." şeklinde tanımlanmaktadır (Baki Kuru, <i>İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı</i>, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 1444).</p>

<p>Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere konkordatonun ön şartı borçlunun dürüst olmasıdır. Dolayısıyla alacaklılardan korunmak, icra takiplerini durdurmak veya şirket malvarlığını üçüncü kişilere devretmek amacıyla yapılan başvurular konkordato kurumunun kuruluş amacına tamamen aykırıdır.</p>

<p><strong>III. KONKORDATODA BORÇLUNUN DÜRÜST DAVRANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ</strong></p>

<p>Konkordato talebinde bulunan borçlu, yalnızca mahkemeye başvurduğu anda değil, geçici mühletin verilmesinden konkordatonun tasdikine kadar devam eden bütün süreç boyunca dürüstlük kuralına uygun hareket etmek zorundadır.</p>

<p>Geçici mühlet kararı ile borçlu önemli ölçüde hukuki koruma elde etmektedir. Buna karşılık alacaklıların takip hakları önemli ölçüde sınırlandırılmaktadır. Bu nedenle konkordato sürecinde borçlunun davranışları daha sıkı bir dürüstlük denetimine tabi tutulmalıdır.</p>

<p>Borçlunun; malvarlığını azaltmaya yönelik işlemler yapması, şirket aktiflerini üçüncü kişilere devretmesi, alacaklıların tahsil imkânını azaltacak tasarruflarda bulunması, ticari faaliyet görüntüsü altında mal kaçırmaya yönelik işlemler gerçekleştirmesi, komiserin talimatlarına aykırı davranması, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacak davranışlar olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu noktada değerlendirme yapılırken yalnızca işlemin şekli değil, ekonomik sonucu ve alacaklılar üzerindeki etkisi de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Konkordato talebinde bulunan borçlunun dürüst davranma yükümlülüğü, yalnızca geçici mühlet kararının verilmesinden sonraki dönemi değil, mahkemeye yapılan ilk başvurudan itibaren bütün konkordato sürecini kapsamaktadır. Bu nedenle mahkemeye sunulan konkordato ön projesi ile ekindeki mali verilerin gerçeği eksiksiz ve doğru şekilde yansıtması zorunludur. Özellikle stok kayıtlarının fiili stok durumu ile uyumlu olmaması, işletmenin aktifinde gösterilen emtianın gerçekte bulunmaması veya kayıtlı miktarlardan önemli ölçüde farklı olması, ticari defter ve mali tablolarda yer verilen kasa mevcudunun fiili kasa sayımıyla örtüşmemesi, başka bir ifadeyle muhasebe kayıtlarında mevcut görünen nakdin gerçekte işletme kasasında bulunmaması yahut nakit akış projeksiyonlarının işletmenin gerçek ödeme kapasitesini yansıtmayacak şekilde iyimser varsayımlara dayanılarak hazırlanması, konkordato talebinin dayandığı mali verilerin güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Bu tür aykırılıklar, her somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmekle birlikte, borçlunun mahkemeyi ve alacaklıları yanıltmaya yönelik hareket ettiğine ilişkin kuvvetli emare olarak kabul edilebilir. Zira konkordato yargılamasında mahkemenin geçici mühlet kararı verirken yaptığı ilk değerlendirme, büyük ölçüde borçlu tarafından sunulan mali bilgi ve belgelere dayanmaktadır. Gerçeği yansıtmayan mali tablolar üzerinden konkordato korumasından yararlanılması, yalnızca Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmakla kalmayacak; aynı zamanda konkordato kurumunun dürüst borçluyu koruma amacını da ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle konkordato komiserinin, bağımsız denetçinin ve mahkemenin özellikle stok kayıtları, kasa mevcudu, banka hesapları, cari hesap hareketleri ve nakit akış projeksiyonları üzerinde ayrıntılı inceleme yapması, konkordato kurumunun kötüye kullanılmasının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce konkordato yargılamasında borçlunun dürüstlüğünün değerlendirilmesi yalnızca İİK m. 297 kapsamında mühlet süresince gerçekleştirilen işlemlerle sınırlandırılmamalıdır. Başvuru tarihinden önce düzenlenen mali tabloların gerçeğe aykırı hazırlanması, aktiflerin olduğundan fazla, pasiflerin olduğundan az gösterilmesi, gerçekte mevcut olmayan stokların varmış gibi kaydedilmesi veya kasa hesabının fiktif şekilde şişirilmesi de dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirilmeli; bu tür davranışların tespiti hâlinde mahkeme, İİK m. 287 ve devamı hükümleri çerçevesinde konkordato talebinin samimiyetini yeniden değerlendirmelidir. Aksi yaklaşım, gerçeği yansıtmayan mali verilerle konkordato korumasından yararlanılmasına imkân sağlayarak hem dürüst borçlular ile kötü niyetli borçlular arasında eşitsizlik yaratacak hem de alacaklıların menfaatlerini telafisi güç biçimde zedeleyebilecektir.</p>

<p>Konkordato, borçluya devlet eliyle sağlanan olağanüstü bir cebrî koruma mekanizmasıdır. Devletin cebrî korumasından yararlanabilmenin ön şartı ise dürüst davranmaktır. Dolayısıyla dürüstlük ilkesi konkordatonun yalnızca etik değil, hukuki meşruiyet şartını oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEÇİCİ MÜHLET DÖNEMİNDE DÜRÜSTLÜK İLKESİNİN GÖRÜNÜMÜ</strong></p>

<p>İİK'nın 287. maddesi uyarınca mahkeme, konkordato talebiyle birlikte sunulan belgelerin eksiksiz olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve borçlunun malvarlığının korunması için gerekli tüm tedbirleri alır. Buna karşılık İİK m.297 gereğince borçlu kural olarak komiser gözetiminde faaliyetlerine devam eder.</p>

<p>Ancak Kanun, mahkemeye daha geniş yetkiler de tanımıştır. Mahkeme; bazı işlemlerin yalnızca komiser izniyle yapılmasına, işletmenin tamamen komiser tarafından yönetilmesine, borçlunun tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasına karar verebilir.</p>

<p>Kanaatimizce özellikle yüksek tutarlı ticari işletmeler bakımından mahkemece verilen geçici mühlet kararlarında komiserin görev ve yetkilerinin genel ifadeler yerine somut ve ayrıntılı şekilde belirlenmesi, uygulamada doğabilecek tereddütleri önemli ölçüde azaltacaktır.</p>

<p><strong>V. BORÇLUNUN TASARRUF YETKİSİNİN SINIRLANDIRILMASI</strong></p>

<p>İİK m.297/2 uyarınca borçlu; rehin tesis edemez, kefil olamaz, ivazsız tasarrufta bulunamaz, işletmenin devamı açısından önem taşıyan taşınırları devredemez, taşınmazlarını mahkeme izni olmaksızın tasarruf konusu yapamaz. Kanun koyucu bu sınırlamaları, alacaklıların menfaatlerinin korunması amacıyla kabul etmiştir.</p>

<p>Buna rağmen uygulamada bazı borçluların görünüşte ticari faaliyet kapsamında işlem yaparak şirket aktiflerini azaltmaya yönelik davranışlarda bulunduğu görülmektedir. Bu tür işlemlerin yalnızca şekli hukuk bakımından değil, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bakımından da değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. DÜRÜSTLÜK KURALINA AYKIRILIĞIN SONUÇLARI</strong></p>

<p>Borçlunun konkordato sürecinde dürüst davranmadığının anlaşılması hâlinde çeşitli hukuki yaptırımlar gündeme gelebilir.</p>

<p>Bunlar; geçici mühletin kaldırılması, kesin mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddi, tasarruf yetkisinin kaldırılması, iflâs kararı verilmesi, tasdik edilmiş konkordatonun tamamen feshi şeklinde ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>Özellikle İİK m.292 kapsamında borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması hâlinde mahkeme, komiser raporu üzerine konkordato talebini reddederek borçlunun iflâsına resen karar verebilecektir.</p>

<p><strong>VII. KONKORDATONUN TAMAMEN FESHİ</strong></p>

<p>İİK'nın 308/f maddesi, kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun tamamen feshedilebilmesine imkân tanımaktadır. Buna göre her alacaklı, kötü niyet unsurunun varlığı hâlinde tasdik kararını veren mahkemeden konkordatonun tamamen feshini talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fesih kararının kesinleşmesi üzerine durum ilan edilir ve gerekli mercilere bildirilir. Ayrıca şartlarının oluşması hâlinde mahkeme borçlunun iflâsına da resen karar verebilir. Bu düzenleme, konkordato sürecinde dürüstlük ilkesinin yalnızca tasdik aşamasına kadar değil, konkordatonun uygulanması süresince de korunmasını amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>VIII. 13 MAYIS 2026 TARİHLİ YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİN DÜRÜSTLÜK İLKESİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>13 Mayıs 2026 tarihli ve 33252 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, konkordato başvurularında sunulan mali bilgilerin doğruluğu ve güvenilirliğinin artırılmasına yönelik önemli yenilikler getirmiştir. Her ne kadar Yönetmelik değişikliği doğrudan "dürüstlük" kavramına yer vermemiş olsa da, getirilen düzenlemelerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucunun konkordato başvurularında şekli belge denetiminden ziyade gerçeğe uygun finansal raporlama anlayışını güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir.</p>

<p>Özellikle Yönetmeliğin 4. maddesinde yapılan değişiklikle borçlular bakımından uygulanacak finansal raporlama çerçevesinin açık biçimde belirlenmiş olması, konkordato talebine esas alınacak mali tabloların ortak muhasebe standartlarına göre hazırlanmasını zorunlu hâle getirmiştir. Böylece işletmenin mali durumunun farklı muhasebe uygulamalarıyla olduğundan farklı gösterilmesi ihtimalinin azaltılması hedeflenmiştir.</p>

<p>Benzer şekilde Yönetmeliğin 5 inci maddesinde yapılan değişiklik ile konkordato dosyasına eklenecek bağımsız denetim raporunun "makul güvence veren denetim raporu" niteliğinde olması zorunlu tutulmuştur. Bu değişiklik, konkordato hukukunda yalnızca belge sunulmasını değil, sunulan mali bilgilerin doğruluğuna ilişkin yüksek seviyede güvence verilmesini amaçlamaktadır. Başka bir ifadeyle artık denetim faaliyetinin amacı yalnızca muhasebe kayıtlarının varlığını tespit etmek değil; konkordato talebinin dayandığı finansal verilerin gerçeği makul ölçüde yansıtıp yansıtmadığını ortaya koymaktır.</p>

<p>Gerçekten de konkordato talebinin kabulü bakımından önemli olan husus yalnızca İİK m.286 kapsamında gerekli belgelerin şeklen dosyaya sunulmuş olması değildir. Asıl önem taşıyan husus, bu belgelerde yer alan finansal verilerin işletmenin gerçek mali durumunu dürüstlük kuralına uygun biçimde yansıtmasıdır. Gerçeğe aykırı stok kayıtları, fiilen mevcut olmayan kasa mevcudu, gerçeği yansıtmayan nakit akış projeksiyonları veya fiktif aktif kalemleri üzerine kurulan bir konkordato projesi, şeklen eksiksiz görünse dahi dürüstlük ilkesine uygun kabul edilemez.</p>

<p>Bu yönüyle 13 Mayıs 2026 tarihli Yönetmelik değişikliği, konkordato başvurularında şekli belge denetiminden maddi doğruluk denetimine geçiş iradesinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Özellikle makul güvence veren bağımsız denetim raporunun zorunlu tutulması, mahkemenin ve konkordato komiserinin yalnızca muhasebe kayıtlarını değil, bu kayıtların ekonomik gerçeklikle uyumunu da dikkate alması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Ancak belirtmek gerekir ki, söz konusu Yönetmelik değişikliği tek başına konkordato kurumunun kötüye kullanılmasını tamamen önlemeye yeterli değildir. Zira bağımsız denetim raporları büyük ölçüde denetçiye sunulan bilgi ve belgelere dayanılarak hazırlanmaktadır. Bu nedenle gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarının oluşturulması, stokların olduğundan fazla gösterilmesi, ilişkili şirket işlemleriyle aktiflerin şişirilmesi veya kasa hesabının gerçekte mevcut olmayan nakit ile desteklenmesi hâlinde, yalnızca bağımsız denetim raporuna dayanılarak konkordato başvurusunun dürüst olduğu sonucuna varılması mümkün değildir. Bu sebeple mahkeme ile konkordato komiserinin özellikle stok sayımları, banka mutabakatları, cari hesap hareketleri, kasa fiili sayımları ve işletmenin gerçek faaliyet hacmi üzerinde etkin bir maddi inceleme yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce yeni Yönetmelik, konkordato hukukunda dürüstlük ilkesinin yalnızca borçlunun davranışlarını değil, başvurunun dayanağını oluşturan finansal verilerin doğruluğunu da kapsadığı yönündeki görüşümüzü güçlendirmektedir. Başka bir ifadeyle, konkordato hukukunda dürüstlük ilkesi artık sadece davranışsal bir yükümlülük olarak değil; aynı zamanda finansal şeffaflık, doğru finansal raporlama ve ekonomik gerçekliğe uygun bilgi sunma yükümlülüğü olarak da değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>IX. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Konkordato, dürüst borçluların ekonomik hayata yeniden kazandırılması amacıyla oluşturulmuş olağanüstü bir hukuki yeniden yapılandırma kurumudur. Bu nedenle konkordato koruması, yalnızca ödeme güçlüğü yaşayan borçluların değil, aynı zamanda dürüst davranan borçluların yararlanabileceği istisnai bir hukuki imkân olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Borçlunun geçici veya kesin mühlet kararını alacaklılardan mal kaçırmak, şirket aktiflerini azaltmak ya da icra takiplerini sürüncemede bırakmak amacıyla kullanması, TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi, konkordato kurumunun varlık sebebini de ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle konkordato hukukunda yapılacak değerlendirmelerde yalnızca borçlunun mali durumu değil, konkordato sürecindeki davranışları, ticari işlemlerinin ekonomik etkileri ve alacaklıların menfaatleri üzerindeki sonuçları birlikte değerlendirilmelidir. Konkordato korumasının, dürüstlük ilkesinden uzaklaşan borçlular bakımından devam ettirilmesi, hem İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiğine hem de Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık oluşturacaktır.</p>

<p>Konkordatoda dürüstlük denetimi yalnızca borçlunun davranışlarının değil, başvuru dosyasında mahkemeye sunulan mali bilgilerin doğruluğunun da yargısal denetimini kapsar. Başka bir ifadeyle konkordatoda dürüstlük, yalnızca davranışsal bir yükümlülük değil, aynı zamanda finansal şeffaflık yükümlülüğüdür. Gerçeğe aykırı mali tablolar üzerine kurulan bir konkordato talebi, İİK m.286'da öngörülen belge sunma yükümlülüğünü şeklen yerine getirmiş görünse bile TMK m.2 anlamında dürüstlük kuralını ihlal edeceğinden konkordato korumasından yararlanmayı haklı kılamaz.</p>

<p>Bu yönüyle konkordato hukukunda iyi niyet, yalnızca başvuru şartlarından biri olmayıp, geçici mühlet kararından konkordatonun infazının tamamlanmasına kadar devam eden ve yargısal denetime tabi bulunan temel bir hukuki yükümlülük niteliği taşımaktadır. Bu nedenle mahkemelerin ve konkordato komiserlerinin, borçlunun dürüst davranma yükümlülüğünü şekli değil maddi anlamda denetlemeleri, konkordato kurumunun amacına uygun işletilebilmesi bakımından zorunludur.</p>

<p><strong>X. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251636-e-20252895-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1636 Esas ve 2025/2895 Karar</strong></a></p>

<p>Talep eden şirket vekili dilekçesinde; müvekkili şirketin ödeme güçlüğü içinde olduğunu ve konkordato ön projesinde yazıldığı şekilde borçlarını ödemek istediğini ileri sürerek, konkordato projesinin tasdikini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile konkordato talep eden şirketin komiser tarafından istenilen bilgilere ulaşması adına gerekli özeni göstermediği gibi komiser tarafından istenilen bilgileri ve belgeleri vermekten kaçınmak suretiyle komiserin talimatlarına aykırı davrandığı, konkordato başvurusunda beyan edilen mali tablolar ve mali veriler kayıtlarla karşılaştırılarak, kayıtların fiili durumla aynı olup olmadığı ve mevcut durumun ön projede öngörülen nakit akım tabloları ve borç geri ödemeleri için yeterli olup olmadığı hususlarında yapılan incelemede tablolar ve fiili durum ile dosyadaki rayiç değer tablosunda farklılıkların olduğu, komiser tarafından talep eden şirketin Ekim/2024 ile Aralık/2024 arasındaki dönemde satış tutarlarıyla toplam ciro bilgilerine ulaşılamadığı ve dolayısıyla sürecin devamı için gerekli performansın gösterilip gösterilmediği hususunda değerlendirme yapılamadığı, talep eden şirketin ön projesinin makul ve uygulanabilir olmadığı, konkordatonun başarıya ulaşma imkanının bulunmadığı, İİK'nın 292/1-b ve c maddeleri gereğince konkordatonun başarıya ulaşamayacağı ve borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği gerekçesiyle talep edenin konkordato talebinin reddi ile iflasına karar verilmiştir.</p>

<p>İSTİNAF</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde konkordato talep eden vekili, alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ</p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1-Konkordato talep eden vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme ile karar verdiğini, verilen iflas kararının müvekkili ve çalışanlarını zor duruma düşüreceğini, borca batıklığın tespiti yapılırken; şirket varlıkların satış değerleri esas alınarak bir ara bilanço düzenlenmesi ve bu varlıkların borçlarını karşılamaya yetip yetmeyeceğinin araştırılması gerektiğini, borca batıklık bilançosunun ticari bilanço verileri dikkate alınarak hazırlandığını, bu nedenle ticari bilançodaki bilgilerin doğru, tutarlı, anlaşılır ve gerçeği yansıtacak şekilde olması gerektiğini, borca batıklık bilançosu düzenlenirken bütün gizli yedeklerin ve borçların ortaya çıkartılması ve tasfiye halinde şirketin varlıklarının borçlarını ödemeye yetip yetmeyeceğinin tespit edilmesi gerektiğini, şirketin iyileştirme projesine uygun davranıp davranmadığı yönünde ve şirketlerin iyileştirme projesi neticesinde mali zorlukları aşıp; normal ticari faaliyete devam edip etmeyeceği yönünde değerlendirme yapılırken bilirkişi raporunda hatalı inceleme ile bazı bilgi ve belgelerin konkordato komiserine ulaştırılmadığının tespitinin yapıldığını, konkordato geçici mühlet dönemi yıl sonu mali döneme denk gelmesi sebebiyle ticari veriler temininde ve paylaşımında kısmen sorunlar yaşandığını, bu eksikliklerin müvekkili şirketçe giderilebilecekken şirket hakkında iflas kararı verilmesinin usul ve hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>2-Alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde, şirketin borca batık durumda olduğu belirtilmişse de, söz konusu raporda İİK'nın 292. maddesinde düzenleme altına alınan iflası gerektiren durumlar denetime elverişli biçimde açıklanmadan, eksik inceleme ile doğrudan davacının iflasına karar verildiğini, kararın bu yönüyle müvekkili ve diğer alacaklıların haklarını ihlal eder nitelikte olduğunu, dava bakımından konkordato şartlarının oluşmadığını, alacaklıları zarara uğratma amacı olan firmanın konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, konkordato talebinde bulunan tarafın şirket kayıtlarının gerçeğe uygun olarak tutulmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>3-Alacaklı ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde; iflas şartlarının mevcut olmadığını ve şirketin iflasına karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, konkordato talebinde bulunan şirketin gerçek borçlarını karşılamaya yeter derecede mal varlığının bulunduğunu, üçüncü kişiler uhdesinde saklanan malların tespiti ve alacakların tahsilinde kullanılabilmesinin bu doğrultuda gerçekleştirilecek yasal başvurular ile mümkün olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Talep, konkordato projesinin tasdikine ilişkindir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, yargılama şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, konkordato talep eden vekilince ve alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilince, ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20213467-e-20221994-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2021/3467 Esas ve 2022/1994 Karar</strong></a></p>

<p>Konkordatoda amaç, elinde olmayan nedenlerle işleri iyi gitmeyen, mali durumu bozulmuş olan ve borçlarını ödeyip faaliyetlerini devam ettirmek isteyen dürüst borçluyu koruyarak mali durumunun iyileşmesini sağlamak ve alacaklıların, borçlunun muhtemel bir iflasına nazaran, daha fazla ölçüde alacaklarına kavuşma olanağı yaratmaktır. Konkordato ile alacaklılar, alacaklarının bir kısmından vazgeçerler ve/veya borçluya, ödeme konusunda belirli bir vade tanırlar. Bu durumdaki bir borçlunun iflas etmesi, faaliyetlerinin tümüyle sona ermesine ve alacaklıların alacaklarını büyük oranda tahsil edememelerine neden olur. İçinde bulunduğu mali koşullara göre borçluya borçlarını belirli bir oran veya vadeyle ödeme imkanı verilmesi hem borçlu bakımından ve hem de alacaklılar bakımından olumlu sonuçlar doğurur.</p>

<p>Konkordato projesinin tasdikiyle birlikte alacaklılar arasında eşitlik esasına dayalı bir ödeme sağlanır ve borçlu iktisadi faaliyetlerine devam eder. Böylece borçlu, piyasadaki varlığını sürdürürken, piyasadaki istikrar ve istihdam imkanları da korunmuş olur.</p>

<p>Konkordato süreci alacaklılar arasında eşitlik ilkesine dayalı olarak (İİK’nın 308/h maddesindeki rehinli alacaklının durumu ayrık tutulmak suretiyle) yürütülür. Konkordatoda alacaklılar arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil ve dengeli bir ödeme planının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>İİK'nın 305. maddesinde hükme bağlanan konkordato koşullarının kümülatif olarak bir arada bulunması halinde mahkeme konkordatoyu tasdik edecektir. Mahkemenin bu aşamada geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır ve tasdik yargılamasında re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Mahkeme, tasdik yargılamasında konkordato projesini kontrol edecek, konkordato sürecinde yapılması gereken işlemlerin zamanında ve kanuna uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyecektir. Şekli inceleme kapsamında yapacağı en önemli tespit, komiserin süresi içinde dosyayı kendisine teslim edip etmediğidir. İçerik olarak dikkatle araştırması gereken husus ise, borçlunun alacaklılar arasında dengeyi koruyup korumadığıdır. (Öztek S./Budak A.C./ Yücel M.T./Kale S./Yeşilova B., Yeni Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s. 539.)</p>

<p>Yukarıda açıklandığı üzere, konkordatoda, alacaklılar arasında mutlak eşitliğin sağlanması şart olmayıp, dengeli ve adil bir ödeme planı ortaya konulması, alacaklıların da buna göre tatmin edilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Somut olayda, tasdik edilen konkordato projesinde davacı şirketten düşük oranda alacağı bulunan ile yüksek oranda alacağı bulunan alacaklılar arasında ayrım yaratacak şekilde bir ödeme planı öngörüldüğü ve eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı görülmektedir. Böyle bir proje kabul nisabını sağlamada etken olacak bir unsur olarak kullanılmaya müsaittir. Bu haliyle eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi belli miktar alacaklının mağduriyetine sebep olabilecektir. Bu nedenle alacaklılar arasında alacak miktarlarına göre sınıf oluşturup vade ve ödeme şartları belirleyen projenin kabulü mümkün değildir.</p>

<p>Öte yandan, borçlunun ancak dürüst olması halinde konkordato teklifinin mahkemece tasdik edileceğini öngören ...mad.298/I-1 hükmü, 17.07.2003 tarihinde kabul edilen 4949 sayılı Kanun ile kaldırılmış, yeni yasal düzenlemede ise konkordatonun mahkemece tasdik edilmesi için borçlunun dürüst olması koşuluna yer verilmemiş ise de, İİK’nın 308/f maddesinde hâlâ kötü niyetle sakatlanmış bir konkordatonun tamamen feshine ilişkin düzenlemenin aynen korunmuş olması nedeniyle konkordatonun tasdiki aşamasında dürüstlük koşulunun gözetilmesi gerektiği, kaldı ki diğer alacaklılar ile eşitsizlik yaratacak şekilde işlemler yapılması, konkordato nisabını sağlamak için fiktif alacak oluşturulması, mühlet talebine yakın tarihlerde mal varlığı devirleri gibi mal varlığını kaçırmaya yönelik davranışlarının da kötü niyetli olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu halde borçlunun konkordato müessesinin sağladığı imkanlardan faydalanmasının mümkün olmadığının gözetilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Davacı şirkete ait bilançonun dava tarihindeki ve karar tarihindeki mevcut durumunun tetkikinde, bilhassa verilen çekler hesabında ve alınan sipariş avansları hesaplarında anlamlı ve büyük oynamalar olduğu görülmektedir. Muhasebe bilgisi olmaksızın dahi görülebilen bu durumun, konkordatonun tasdiki amacıyla fiktif alacak yaratılıp yaratılmadığı, bir kısım alacaklılara haricen ödeme yapılıp yapılmadığı ve son tahlilde dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde konkordatonun sakatlanıp sakatlanmadığı yönlerinden irdelenmesi gereklidir.</p>

<p>Bu durumda mahkemece dürüst davranmadığı anlaşılan ve projesi eşitlik ilkesine aykırı olan davacının talebinin reddine veya şartları varsa iflasa karar verilmelidir. Bu itibarla bu ilkelere aykırı olacak şekilde mevcut projenin tasdiki ve 6100 sayılı HMK'nın 297 maddesine aykırı şekilde infazı kabil olmayan hüküm kurulması doğru olmamış, istinaf mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması uygun görülmüştür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241049-e-20241882-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/1049 Esas ve 2024/1882 Karar</strong></a></p>

<p>2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 292. maddesinde iflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilmesini gerektirecek haller düzenlenmiş olup buna göre; borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa, borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği ve borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse konkordato talep eden hakkında iflas kararı verilebilecektir.</p>

<p>Somut olayda ilk derece mahkemesinin kaldırma üzerine verdiği konkordatonun tasdikine ilişkin verilen ilk karar tarihi 12.03.2021 olup, kararda ödemelerin 12.09.2021 tarihinde başlayacağına hükmedilmiş olup, henüz ödeme tarihi gelmeden bu karar 30.06.2021 tarihinde bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılmış, kaldırma üzerine verilen ikinci tasdik kararında ise karar tarihi 18.11.2021 olmasına rağmen ödemeler geçmiş tarihli olarak 12.09.2021 tarihinde ödenmesine karar verilmiş olduğu gözetildiğinde, konkordato talep eden bakımından proje kapsamında taksit ödeme yükümlülüğünü ihlal ettiği ve komiser talimatlarına uymadığından bahsedilemeyeceği dikkate alındığında İİK’nın 192/1-c maddesi uyarınca iflas kararı verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Diğer yandan İcra İflas Kanunun 292. maddesindeki düzenleme ile kesin mühlet aşamasında konkordato talebinin reddini gerektirir durumların ortaya çıkması halinde tasdik aşamasına geçilmesini beklemeksizin kesin mühletin kaldırılarak borçlunun iflasına karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>Kuşkusuz İİK'nun 292. maddesindeki borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılmasının gerekmesi, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun İİK'nun 297. maddesine aykırı davranması, komiserin talimatlarına uymaması veya alacaklılarını zarara uğratma amacıyla hareket etmesi durumunda gerek kesin mühlet gerekse tasdik yargılamasında olsun konkordato dürüst borçlular için öngörülen ve iflasa nazaran alacaklıların daha iyi durumda bulunmasını öngören bir kurum olduğundan yukarıda sayılan durumların evleviyetle tasdik aşamasında ortaya çıkması halinde de konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasa karar verilmesi mümkündür. Zira borçlunun konkordato talebinde bulunduğu aşamadan başlayarak konkordato sona erinceye kadar dürüstlük kuralını ihlal etmemesi ve konkordato hükümlerine aykırı hareket etmemesi gerekmektedir. Ancak bu durumda kesin mühlet aşaması geçilerek konkordato tasdik aşamasına gelindiğinden tasdik talebinin reddi ile iflasa İİK 'nun 292.maddesine göre değil İİK'nun 308 nci maddesine göre karar verilmelidir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta konkordato talep eden borçlunun, ticaret siciline kayıtlı olduğu, ticari işletmesinin bulunduğu dolayısıyla tacir olduğu anlaşıldığından iflasa tabi kişilerden olması nedeniyle, mahkeme kararında belirtildiği üzere projede öngörülen ödemeleri yapmaması, talimatlara uymaması ve özellikle konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması ve doğrudan doğruya iflası düzenleyen İİK'nun 177/3. maddesinin İİK'nın 308.maddesine atıf yaptığı gözetilerek konkordato tasdik talebi reddedilen borçlunun İİK'nun 308. maddesi gereğince ve açıklanan gerekçelerle konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasına karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi bozmayı gerektirmiş ise de HMK'nun 370. maddesi gereğince bozmayı gerektiren husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025836-e-20251467-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/836 Esas ve 2025/1467 Karar</strong></a></p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın açılmasında hukuki yararlarının olduğunu, davalı taraf ile imzalanan sulh sözleşmesinin göz ardı edildiğini, davalı tarafın asılsız beyanlarla alacağın tahsilini geciktirdiğini, kötüniyetle ve dürüstlük kurallarına aykırı şekilde tasdik edilen konkordatonun fesih edilmesi gerektiğini beyan etmiştir.</p>

<p>Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, konkordatonun kısmen feshi, mümkün değilse tamamen feshi istemine ilişkindir.</p>

<p>Kural olarak konkordatonun kısmen feshi davasını, konkordato projesinde alacaklı olarak kaydedilen ve kendisine söz konusu proje kapsamında ödemeye yapılmayan alacaklı açabilir. Ancak konkordato mecburi ve bağlayıcı olduğundan, alacaklının alacağın konkordatoya tabi olması halinde, alacaklı konkordatonun feshi davası açabilecektir.</p>

<p>Konkordato hükümleri İİK’nın 308/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre; konkordatonun, tasdik kararıyla bağlayıcı hale geleceği, ikinci fıkrasına göre ise, bağlayıcı hâle gelen konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburi olacağı hususları düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davalı şirket hakkında geçici mühlet kararı 27.12.2018 tarihinde, kesin mühlet kararı 30.05.2019 tarihinde, konkordato projesinin tasdiki kararı ise 20.06.2021 tarihinde verilmiştir. Taraflar arasında tenfiz kararına konu olan alacak ile ilgili sözleşme 28.11.2019 tarihinde imzalanmış olup, söz konusu sözleşme kapsamında olan alacak davacı lehine tahkim tarafından 16.04.2021 tarihinde ilama bağlanmıştır. Dolayısıyla söz konusu alacak konkordato geçici mühletinden sonra ve konkordatonun tasdiki kararından önce doğmuş bir alacaktır. Bu alacak mühlet içerisinde konkordato komiserinin izniyle akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde konkordato açısından bağlayıcı ve mecburi bir alacak olmayıp, konkordatoya tabi olmayacaktır. Konkordato komiserinin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde yukarıda anılan İİK’nın 308/c maddesinin ikinci fıkrası gereğince konkordato projesi kapsamında bağlayıcı ve mecburi bir alacak olacaktır.</p>

<p>Kayyım raporuna göre, dava konusu alacağın konkordato ilan tarihinden sonra oluşan bir alacak olduğundan konkordato kapsamında olmadığı yönünde görüş verilmişse de, alacağın komiserin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden kaynaklandığı anlaşıldığından, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda mühlet içinde komiserin izni olmaksızın akdedilen sözleşmelerden kaynaklanan alacak konkordatoya tabi mecburi alacak olduğundan konkordatonun kendisi bakımından bağlayıcı olan alacaklının ödenmeyen alacağı ile ilgili konkordatonun feshi davası açmasında hukuki yararı bulunduğundan konkordatonun kısmen feshi şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252477-e-20253248-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/2477 Esas ve 2025/3248 Karar</strong></a></p>

<p>Konkordato talep eden... … Şti’nin konkordato istemi 11.02.2021 tarihinde kabul edilmiş ve bu karar 28.12.2022 tarihinde kesinleşmiştir. Borçlunun tasdik edilen proje kapsamında belirtilen şekilde ödeme de yapmaması üzerine alacaklılardan bazıları önce konkordatonun kısmen feshi talebinde bulunmuş, daha sonrada aynı dosya üzerinden konkordatonun tamamen feshi, iflas ve kayyım hakkında cezai işlem yapılmasını talep etmişlerdir. Yerel Mahkeme konkordatonun tamamen fesihi ve iflas isteminin ayrı bir dava ile talep edilmesi gerektiğini belirterek, alacaklı... … A.Ş. vekili ve alacaklı ... Sistemleri Bilgisayar Teknoloji İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd Şti’nin istemlerini 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararları ile usul yönünden reddetmiştir.</p>

<p>Konkordatonun tasdikinden sonra her alacaklı konkordato tasdik kararından önce veya sonraki somut delillerle kötü niyetle konkordatonun sakatlandığını, tasdik kararını veren mahkemeden harcını yatırarak ayrı bir dava açmak suretiyle konkordatonun tamamen feshi ve iflas talep edebilir. (İİK 308/f-3;308)</p>

<p>Somut olayda ek kararları temyiz eden alacaklıların izah edildiği şekilde ayrı bir davaları bulunmadığından mahkemenin temyize konu ek kararlarında bir isabetsizlik görülmemiş ve 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararların onanması gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konkordatoda-durustluk-ilkesi-ve-basvuru-surecinde-finansal-seffaflik-yukumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/konkordato-1100x650.jpg" type="image/jpeg" length="29582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/2477 E., 2025/3248 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252477-e-20253248-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252477-e-20253248-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06.10.2025 tarihli, 2025/2477 E., 2025/3248 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2477 E., 2025/3248 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic. Mah. Sıf.)<br />
SAYISI : 2018/568 E., 2021/155 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararları talepte bulunan alacaklı İstanbul ... Yönetim A.Ş vekili ve alacaklı ... Güvenlik Sistemleri .... Teknoloji İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p>Konkordato talep eden...LPG Akaryakıt Nakliye İnşaat Enerji Tic. Ltd. Şti’nin konkordato istemi 11.02.2021 tarihinde kabul edilmiş ve bu karar 28.12.2022 tarihinde kesinleşmiştir. Borçlunun tasdik edilen proje kapsamında belirtilen şekilde ödeme de yapmaması üzerine alacaklılardan bazıları önce konkordatonun kısmen feshi talebinde bulunmuş, daha sonrada aynı dosya üzerinden konkordatonun tamamen feshi, iflas ve kayyım hakkında cezai işlem yapılmasını talep etmişlerdir. Yerel Mahkeme konkordatonun tamamen fesihi ve iflas isteminin ayrı bir dava ile talep edilmesi gerektiğini belirterek, alacaklı... Yönetim A.Ş. vekili ve alacaklı ... Güvenlik Sistemleri Bilgisayar Teknoloji İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd Şti’nin istemlerini 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararları ile usul yönünden reddetmiştir.<br />
Konkordatonun tasdikinden sonra her alacaklı konkordato tasdik kararından önce veya sonraki somut delillerle kötü niyetle konkordatonun sakatlandığını, tasdik kararını veren mahkemeden harcını yatırarak ayrı bir dava açmak suretiyle konkordatonun tamamen feshi ve iflas talep edebilir. (İİK 308/f-3;308 )</p>

<p>Somut olayda ek kararları temyiz eden alacaklıların izah edildiği şekilde ayrı bir davaları bulunmadığından mahkemenin temyize konu ek kararlarında bir isabetsizlik görülmemiş ve 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararların onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2025-17.04.2025 tarihli ek kararların ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı harcın ... Güvenlik Sistemleri Bilgisayar Teknoloji İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye yükletilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul ... Yönetim A.Ş'den alınması gereken harç peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>06.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252477-e-20253248-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="77240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/836 E., 2025/1467 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025836-e-20251467-k-sayili-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025836-e-20251467-k-sayili-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 15.04.2025 tarihli, 2025/836 E., 2025/1467 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/836 E., 2025/1467 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1580 E., 2025/92 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/737 E., 2024/1019 K.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen 28.11.2019 tarihli sözleşme ile davalının müvekkiline metil ester ürünü teslim etmeyi taahhüt ettiğini, müvekkilinin ürün teslimi karşılığında 526.320,00 Euro ön ödemede bulunduğunu, ancak davalının ürünün tamamını teslim etmediğini, teslim edilmeyen ürün bedelinin iadesi ve zararlarının tazmini için sözleşmede kararlaştırılan tahkim yoluna başvurduklarını, 16.04.2021 tarihli tahkim kararı ile zarar taleplerini kabul edildiğini, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.11.2022 tarih ve 2022/564 Esas, 2022/896 sayılı kararı ile tahkim kararının tenfizine karar verildiğini, bu süreçte Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.06.2021 tarihli ve 2018/1313 Esas, 2021/582 Karar sayılı kararı ile davalının konkordato projesinin tasdikine karar verildiğini, konkordato sürecinde olan davalının, konkordato projesine dahil olmaksızın müvekkilinin alacağını ödeme taahhüdünde bulunarak sulh teklifinde bulunduğunu, bunun üzerine 19.09.2023 tarihli sulh sözleşmesi yapıldığını, ancak bu sözleşme kapsamında da ödeme yapılmadığını, alacağını konkordato nisabına kaydettirmemiş alacaklıların da konkordato hükümleri ile bağlı olduğundan, konkordatonun kısmen feshini isteyebileceklerini, tenfiz edilmiş tahkim kararı ile alacağın ispatlandığını, bu nedenle kendisine ödeme yapılmayan müvekkili şirket yönünden konkordatonun kısmen feshine karar verilmesi gerektiğini, diğer taraftan davalının konkordato sürecinde müvekkiline ödeme vaadinde bulunmasının diğer alacaklılar bakımından kötü niyet göstergesi olduğunu, ayrıca müvekkiline davalı şirket yetkililerine ait taşınmazların satılarak ödeme yapılmasının teklif edildiğini, söz konusu taşınmazların konkordato projesinde beyan edilmediğini, davalının konkordato sürecinde beyan etmediği malvarlığı ile müvekkiline ödeme vaadinde bulunması nedeniyle kötüniyetle sakatlanmış konkordatonun tamamen feshi gerektiğini ileri sürerek konkordatonun kısmen feshine, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde konkordatonun tamamen feshine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın terditli olarak açılamayacağını; konkordato sürecinde adi alacaklı olmayan davacının konkordatonun feshi talebinin husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, iddia edilen alacak konkordato talebinden sonra doğduğundan konkordota kapsamı dışında olduğunu, tenfiz kararını istinaf ettiklerinden hükmün kesinleşmediğini, kaldı ki tenfiz kararının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini, sadece tenfiz kararının davacının alacaklı sıfatına haiz olduğunu göstermeyeceğini, davacının alacağının varlığı için dava açmadan konkordatonun feshini isteyemeyeceğini, 28.11.2019 tarihli sözleşmede müvekkilinin imzası olmadığını; müvekkilinin tasdik edilen proje kapsamında ödemelerini düzenli olarak yaptığını, açılan davanın proje kapsamında alacaklılara ödeme yapılmasını engelleyeceğini ve alacaklılar arasındaki eşitliği zedeleyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İİK'nın 308/e maddesi uyarınca, kendisine konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklının konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkındaki konkordatoyu feshettirebileceği, davacının alacağının mahkeme kararına dayandığı, konkordato projesinde yer almasa bile konkordatoya tabi alacaklardan olduğu, davalının bu alacak için de proje kapsamında ödeme yapması gerekirken yapmadığı, davacı yönünden konkordatonun kısmen feshi koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı yönünden konkordatonun kısmen feshine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında karar verilmesine, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunmasının dava şartı olduğu, konkordatoya tabi olmayan davacı alacaklının konkordatonun feshini istemesinde hukuki yararı bulunmadığı, mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü ile konkordatonun kısmen feshine karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın açılmasında hukuki yararlarının olduğunu, davalı taraf ile imzalanan sulh sözleşmesinin göz ardı edildiğini, davalı tarafın asılsız beyanlarla alacağın tahsilini geciktirdiğini, kötüniyetle ve dürüstlük kurallarına aykırı şekilde tasdik edilen konkordatonun fesih edilmesi gerektiğini beyan etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, konkordatonun kısmen feshi, mümkün değilse tamamen feshi istemine ilişkindir.<br />
Kural olarak konkordatonun kısmen feshi davasını, konkordato projesinde alacaklı olarak kaydedilen ve kendisine söz konusu proje kapsamında ödemeye yapılmayan alacaklı açabilir. Ancak konkordato mecburi ve bağlayıcı olduğundan, alacaklının alacağın konkordatoya tabi olması halinde, alacaklı konkordatonun feshi davası açabilecektir.</p>

<p>Konkordato hükümleri İİK’nın 308/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre; konkordatonun, tasdik kararıyla bağlayıcı hale geleceği, ikinci fıkrasına göre ise, bağlayıcı hâle gelen konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburi olacağı hususları düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davalı şirket hakkında geçici mühlet kararı 27.12.2018 tarihinde, kesin mühlet kararı 30.05.2019 tarihinde, konkordato projesinin tasdiki kararı ise 20.06.2021 tarihinde verilmiştir. Taraflar arasında tenfiz kararına konu olan alacak ile ilgili sözleşme 28.11.2019 tarihinde imzalanmış olup, söz konusu sözleşme kapsamında olan alacak davacı lehine tahkim tarafından 16.04.2021 tarihinde ilama bağlanmıştır. Dolayısıyla söz konusu alacak konkordato geçici mühletinden sonra ve konkordatonun tasdiki kararından önce doğmuş bir alacaktır. Bu alacak mühlet içerisinde konkordato komiserinin izniyle akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde konkordato açısından bağlayıcı ve mecburi bir alacak olmayıp, konkordatoya tabi olmayacaktır. Konkordato komiserinin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde yukarıda anılan İİK’nın 308/c maddesinin ikinci fıkrası gereğince konkordato projesi kapsamında bağlayıcı ve mecburi bir alacak olacaktır.</p>

<p>Kayyım raporuna göre, dava konusu alacağın konkordato ilan tarihinden sonra oluşan bir alacak olduğundan konkordato kapsamında olmadığı yönünde görüş verilmişse de, alacağın komiserin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden kaynaklandığı anlaşıldığından, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda mühlet içinde komiserin izni olmaksızın akdedilen sözleşmelerden kaynaklanan alacak konkordatoya tabi mecburi alacak olduğundan konkordatonun kendisi bakımından bağlayıcı olan alacaklının ödenmeyen alacağı ile ilgili konkordatonun feshi davası açmasında hukuki yararı bulunduğundan konkordatonun kısmen feshi şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025836-e-20251467-k-sayili-karari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="22698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1049 E., 2024/1882 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241049-e-20241882-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241049-e-20241882-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 30.05.2024 tarihli, 2024/1049 E., 2024/1882 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/1049 E., 2024/1882 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/945 E., 2024/79 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Elbistan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic. Mah. Sıf.)<br />
SAYISI : 2022/116 E., 2022/148 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki konkordatonun tasdiki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın talep eden tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı talep eden vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. TALEP</strong><br />
Talep eden vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ticari işletmesninin mali kriz içerisinde bulunduğunu, sunulan konkordato projesinin uygulanması halinde bu durumdan kurtulabileceğini ileri sürerek, konkordatonun tasdikini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Bir kısım müdahiller talebin reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 23.09.2021 tarihli ve 21.10.2021 tarihli konkordato komiserliği raporlarında, davacı şirketin borca batık olduğu, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı hususları açıkça raporlanmış olduğu, İİK'nın 292 maddesinde uyarınca konkordatonun başarıya ulaşmayacağı ve borçlunun komiser talimatlarına uymaması ve sair şartların mevcut olduğu gerekçesi ile borçlunun konkordato talebinin reddi ile borçlunun iflasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde talep eden vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Talep eden vekili istinaf başvuru dilekçesinde, iflas kararı verilmesi gerekiyor ise konkordatonun başarıya ulaşıp ulaşmayacağının, yetkin, müvekkilinin iş piyasasına egemen uzman bilirkişi marifeti ile güncel mal varlığının değerlendirmesi yapılması gerektiği, ekonomik şartların olağanüstü hal içerisinde olduğunu bu durumun gözetilmesi gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talebin kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan talep edene vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde talep eden vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Talep eden vekili temyiz dilekçesinde özetle istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, konkordatonun tasdiki istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
2004 İcra ve İflas Kanunu'nun 286 ve devamı maddeleri</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
3.1. Konkordato talep eden şirketin iflasına dair verilen 29.01.2019 tarihli ilk karar bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılmış ve 1 yıl kesin mühlet verilmesine ve müteakip işlelerin yürütülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>3.2. İlk kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesi tarafından verilen 12.03.2021 tarihli karar ile konkordatonun tasdiki ile konkordato projesi kapsamında kalan tüm adi alacaklılara olan borçlar yönünden, borçların %25 oranında tenzili ile 12.09.2021 tarihinde ilk taksit olmak üzere birer ay ara ile 48 eşit taksitte ödenmesine karar verilmiş, bir kısım müdahil vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesinin 30.06.2021 tarihli kararı ile karar başlığında bir kısım müdahillerin gösterilmediği gerekçesi ile kaldırılarak ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>3.3. İkinci kaldırma sonra ilk derece mahkemesince 18.11.2021 tarihli karar ile konkordatonun tasdiki ile konkordato projesi kapsamında kalan tüm adi alacaklılara olan borçlar yönünden, borçların %25 oranında tenzili ile 12.09.2021 tarihinde ilk taksit olmak üzere birer ay ara ile 48 eşit taksitte ödenmesine karar verilmiş, bu kararın da bir kısım müdahiller tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince talep edene komiser talimatlarına uymadığı ve taksitleri ödemediği gerekçesi ile konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kararın kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>3.4. Üçünü kaldırma kararı sonrası ilk derece mahkemesince talep edenin alacaklılar tarafından kabul edilen konkordato projesinde belirtilen ödemeleri yapmadığı, talep edenin borca batık olduğu, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı hususları açıkça raporlanmış olup, hal böyle olunca İİK'nın 292 maddesinde yer alan "konkordatonun başarıya ulaşmayacağı ve borçlunun komiser talimatlarına uymaması" ve sair şartların mevcut olduğu anlaşılmakla, karar vermeden önce borçlu duruşmaya da davet edilerek beyanları alınmış ve akabinde kesin mühlet kaldırılarak borçlunun konkordato talebinin reddi ile borçlunun iflasına karar verilmiş ve talep eden vekilinin istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3.5. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 292. maddesinde iflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilmesini gerektirecek haller düzenlenmiş olup buna göre; borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa, borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği ve borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse konkordato talep eden hakkında iflas kararı verilebilecektir.</p>

<p>3.6. Somut olayda ilk derece mahkemesinin kaldırma üzerine verdiği konkordatonun tasdikine ilişkin verilen ilk karar tarihi 12.03.2021 olup, kararda ödemelerin 12.09.2021 tarihinde başlayacağına hükmedilmiş olup, henüz ödeme tarihi gelmeden bu karar 30.06.2021 tarihinde bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılmış, kaldırma üzerine verilen ikinci tasdik kararında ise karar tarihi 18.11.2021 olmasına rağmen ödemeler geçmiş tarihli olarak 12.09.2021 tarihinde ödenmesine karar verilmiş olduğu gözetildiğinde, konkordato talep eden bakımından proje kapsamında taksit ödeme yükümlülüğünü ihlal ettiği ve komiser talimatlarına uymadığından bahsedilemeyeceği dikkate alındığında İİK’nın 192/1-c maddesi uyarınca iflas kararı verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>3.7. Diğer yandan İcra İflas Kanunun 292. maddesindeki düzenleme ile kesin mühlet aşamasında konkordato talebinin reddini gerektirir durumların ortaya çıkması halinde tasdik aşamasına geçilmesini beklemeksizin kesin mühletin kaldırılarak borçlunun iflasına karar verilebileceği öngörülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3.8. Kuşkusuz İİK'nun 292. maddesindeki borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılmasının gerekmesi, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun İİK'nun 297. maddesine aykırı davranması, komiserin talimatlarına uymaması veya alacaklılarını zarara uğratma amacıyla hareket etmesi durumunda gerek kesin mühlet gerekse tasdik yargılamasında olsun konkordato dürüst borçlular için öngörülen ve iflasa nazaran alacaklıların daha iyi durumda bulunmasını öngören bir kurum olduğundan yukarıda sayılan durumların evleviyetle tasdik aşamasında ortaya çıkması halinde de konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasa karar verilmesi mümkündür. Zira borçlunun konkordato talebinde bulunduğu aşamadan başlayarak konkordato sona erinceye kadar dürüstlük kuralını ihlal etmemesi ve konkordato hükümlerine aykırı hareket etmemesi gerekmektedir. Ancak bu durumda kesin mühlet aşaması geçilerek konkordato tasdik aşamasına gelindiğinden tasdik talebinin reddi ile iflasa İİK 'nun 292.maddesine göre değil İİK'nun 308 nci maddesine göre karar verilmelidir.</p>

<p>3.9. Somut uyuşmazlıkta konkordato talep eden borçlunun, ticaret siciline kayıtlı olduğu, ticari işletmesinin bulunduğu dolayısıyla tacir olduğu anlaşıldığından iflasa tabi kişilerden olması nedeniyle, mahkeme kararında belirtildiği üzere projede öngörülen ödemeleri yapmaması, talimatlara uymaması ve özellikle konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması ve doğrudan doğruya iflası düzenleyen İİK'nun 177/3. maddesinin İİK'nın 308.maddesine atıf yaptığı gözetilerek konkordato tasdik talebi reddedilen borçlunun İİK'nun 308. maddesi gereğince ve açıklanan gerekçelerle konkordato tasdik talebinin reddi ile iflasına karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi bozmayı gerektirmiş ise de HMK'nun 370. maddesi gereğince bozmayı gerektiren husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Talep eden vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmeye yönelik temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241049-e-20241882-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="91120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/3467 E., 2022/1994 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20213467-e-20221994-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20213467-e-20221994-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 11.04.2022 tarihli, 2021/3467 E., 2022/1994 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3467 E., 2022/1994 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki alacaklı T.Halk Bankası, Yapı ve Kredi Bankası ve Türk Ekonomi Bankası vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Davacı vekili, davacı şirketin beyaz eşya, ankastre ve ev aletleri ticareti alanında faaliyet gösterdiğini, ancak zaman içinde ekonomik durumlarının bozulduğunu ileri sürerek, İİK’nın 286.maddesi kapsamında davanın kabulü ile 3 aylık geçici mühlet kararı ve sonrasında kesin mühlet kararı verilmesini ve konkordato projesinin tasdikini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince, davacı şirketin konkordato projesinin tasdikine karar verilmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi kararına bir kısım alacaklılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi tarafından, yapılan inceleme sonucunda davacı şirketin konkordato projesinde kamu düzenine aykırı bir yan bulunmadığı ve alacaklılar tarafından kabul gören projenin alacaklılar arasındaki eşitliği bozar nitelikte olmadığı gerekçeleriyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, bir kısım alacaklılar vekilleri temyiz etmiştir.</p>

<p>Konkordatoda amaç, elinde olmayan nedenlerle işleri iyi gitmeyen, mali durumu bozulmuş olan ve borçlarını ödeyip faaliyetlerini devam ettirmek isteyen dürüst borçluyu koruyarak mali durumunun iyileşmesini sağlamak ve alacaklıların, borçlunun muhtemel bir iflasına nazaran, daha fazla ölçüde alacaklarına kavuşma olanağı yaratmaktır. Konkordato ile alacaklılar, alacaklarının bir kısmından vazgeçerler ve/veya borçluya, ödeme konusunda belirli bir vade tanırlar. Bu durumdaki bir borçlunun iflas etmesi, faaliyetlerinin tümüyle sona ermesine ve alacaklıların alacaklarını büyük oranda tahsil edememelerine neden olur. İçinde bulunduğu mali koşullara göre borçluya borçlarını belirli bir oran veya vadeyle ödeme imkanı verilmesi hem borçlu bakımından ve hem de alacaklılar bakımından olumlu sonuçlar doğurur. Konkordato projesinin tasdikiyle birlikte alacaklılar arasında eşitlik esasına dayalı bir ödeme sağlanır ve borçlu iktisadi faaliyetlerine devam eder. Böylece borçlu, piyasadaki varlığını sürdürürken, piyasadaki istikrar ve istihdam imkanları da korunmuş olur.</p>

<p>Konkordato süreci alacaklılar arasında eşitlik ilkesine dayalı olarak (İİK’nın 308/h maddesindeki rehinli alacaklının durumu ayrık tutulmak suretiyle) yürütülür. Konkordatoda alacaklılar arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil ve dengeli bir ödeme planının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>İİK'nın 305. maddesinde hükme bağlanan konkordato koşullarının kümülatif olarak bir arada bulunması halinde mahkeme konkordatoyu tasdik edecektir. Mahkemenin bu aşamada geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır ve tasdik yargılamasında re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Mahkeme, tasdik yargılamasında konkordato projesini kontrol edecek, konkordato sürecinde yapılması gereken işlemlerin zamanında ve kanuna uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyecektir. Şekli inceleme kapsamında yapacağı en önemli tespit, komiserin süresi içinde dosyayı kendisine teslim edip etmediğidir. İçerik olarak dikkatle araştırması gereken husus ise, borçlunun alacaklılar arasında dengeyi koruyup korumadığıdır. (Öztek S./Budak A.C./ Yücel M.T./Kale S./Yeşilova B., Yeni Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s. 539.)</p>

<p>Yukarıda açıklandığı üzere, konkordatoda, alacaklılar arasında mutlak eşitliğin sağlanması şart olmayıp, dengeli ve adil bir ödeme planı ortaya konulması, alacaklıların da buna göre tatmin edilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Somut olayda, tasdik edilen konkordato projesinde davacı şirketten düşük oranda alacağı bulunan ile yüksek oranda alacağı bulunan alacaklılar arasında ayrım yaratacak şekilde bir ödeme planı öngörüldüğü ve eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı görülmektedir. Böyle bir proje kabul nisabını sağlamada etken olacak bir unsur olarak kullanılmaya müsaittir. Bu haliyle eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi belli miktar alacaklının mağduriyetine sebep olabilecektir. Bu nedenle alacaklılar arasında alacak miktarlarına göre sınıf oluşturup vade ve ödeme şartları belirleyen projenin kabulü mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, borçlunun ancak dürüst olması halinde konkordato teklifinin mahkemece tasdik edileceğini öngören ...mad.298/I-1 hükmü, 17.07.2003 tarihinde kabul edilen 4949 sayılı Kanun ile kaldırılmış, yeni yasal düzenlemede ise konkordatonun mahkemece tasdik edilmesi için borçlunun dürüst olması koşuluna yer verilmemiş ise de, İİK’nın 308/f maddesinde hâlâ kötüniyetle sakatlanmış bir konkordatonun tamamen feshine ilişkin düzenlemenin aynen korunmuş olması nedeniyle konkordatonun tasdiki aşamasında dürüstlük koşulu’nun gözetilmesi gerektiği, kaldı ki diğer alacaklılar ile eşitsizlik yaratacak şekilde işlemler yapılması, konkordato nisabını sağlamak için fiktif alacak oluşturulması, mühlet talebine yakın tarihlerde mal varlığı devirleri gibi mal varlığını kaçırmaya yönelik davranışlarının da kötüniyetli olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu halde borçlunun konkordato müessesinin sağladığı imkanlardan faydalanmasının mümkün olmadığının gözetilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Davacı şirkete ait bilançonun dava tarihindeki ve karar tarihindeki mevcut durumunun tetkikinde, bilhassa verilen çekler hesabında ve alınan sipariş avansları hesaplarında anlamlı ve büyük oynamalar olduğu görülmektedir. Muhasebe bilgisi olmaksızın dahi görülebilen bu durumun, konkordatonun tasdiki amacıyla fiktif alacak yaratılıp yaratılmadığı, bir kısım alacaklılara haricen ödeme yapılıp yapılmadığı ve son tahlilde dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde konkordatonun sakatlanıp sakatlanmadığı yönlerinden irdelenmesi gereklidir.</p>

<p>Bu durumda mahkemece dürüst davranmadığı anlaşılan ve projesi eşitlik ilkesine aykırı olan davacının talebinin reddine veya şartları varsa iflasa karar verilmelidir. Bu itibarla bu ilkelere aykırı olacak şekilde mevcut projenin tasdiki ve 6100 sayılı HMK'nın 297 maddesine aykırı şekilde infazı kabil olmayan hüküm kurulması doğru olmamış, istinaf mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle,bir kısım alacaklılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 10.03.2021 tarih ve 2020/1469 Esas, 2021/306 Karar sayılı kararın kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, HMK 373/1 maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 11.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20213467-e-20221994-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="16635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/1636 E., 2025/2895 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251636-e-20252895-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251636-e-20252895-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2025 tarihli, 2025/1636 E., 2025/2895 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1636 E., 2025/2895 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/502 E., 2025/428 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/711 E., 2025/13 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı talep eden vekili, alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti., ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ile ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. TALEP</strong></p>

<p>Talep eden şirket vekili dilekçesinde; müvekkili şirketin ödeme güçlüğü içinde olduğunu ve konkordato ön projesinde yazıldığı şekilde borçlarını ödemek istediğini ileri sürerek, konkordato projesinin tasdikini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alacaklılar vekilleri tarafından sunulan müdahale dilekçelerinde; bir kısım alacaklılar taleplerin reddini istemişlerdir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile konkordato talep eden şirketin komiser tarafından istenilen bilgilere ulaşması adına gerekli özeni göstermediği gibi komiser tarafından istenilen bilgileri ve belgeleri vermekten kaçınmak suretiyle komiserin talimatlarına aykırı davrandığı, konkordato başvurusunda beyan edilen mali tablolar ve mali veriler kayıtlarla karşılaştırılarak, kayıtların fiili durumla aynı olup olmadığı ve mevcut durumun ön projede öngörülen nakit akım tabloları ve borç geri ödemeleri için yeterli olup olmadığı hususlarında yapılan incelemede tablolar ve fiili durum ile dosyadaki rayiç değer tablosunda farklılıkların olduğu, komiser tarafından talep eden şirketin Ekim/2024 ile Aralık/2024 arasındaki dönemde satış tutarlarıyla toplam ciro bilgilerine ulaşılamadığı ve dolayısıyla sürecin devamı için gerekli performansın gösterilip gösterilmediği hususunda değerlendirme yapılamadığı, talep eden şirketin ön projesinin makul ve uygulanabilir olmadığı, konkordatonun başarıya ulaşma imkanının bulunmadığı, İİK'nın 292/1-b ve c maddeleri gereğince konkordatonun başarıya ulaşamayacağı ve borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği gerekçesiyle talep edenin konkordato talebinin reddi ile iflasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde konkordato talep eden vekili, alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1-Konkordato talep eden vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme ile karar verdiğini, verilen iflas kararının müvekkili ve çalışanlarını zor duruma düşüreceğini, borca batıklığın tespiti yapılırken; şirket varlıkların satış değerleri esas alınarak bir ara bilanço düzenlenmesi ve bu varlıkların borçlarını karşılamaya yetip yetmeyeceğinin araştırılması gerektiğini, borca batıklık bilançosunun ticari bilanço verileri dikkate alınarak hazırlandığını, bu nedenle ticari bilançodaki bilgilerin doğru, tutarlı, anlaşılır ve gerçeği yansıtacak şekilde olması gerektiğini, borca batıklık bilançosu düzenlenirken bütün gizli yedeklerin ve borçların ortaya çıkartılması ve tasfiye halinde şirketin varlıklarının borçlarını ödemeye yetip yetmeyeceğinin tespit edilmesi gerektiğini, şirketin iyileştirme projesine uygun davranıp davranmadığı yönünde ve şirketlerin iyileştirme projesi neticesinde mali zorlukları aşıp; normal ticari faaliyete devam edip etmeyeceği yönünde değerlendirme yapılırken bilirkişi raporunda hatalı inceleme ile bazı bilgi ve belgelerin konkordato komiserine ulaştırılmadığının tespitinin yapıldığını, konkordato geçici mühlet dönemi yıl sonu mali döneme denk gelmesi sebebiyle ticari veriler temininde ve paylaşımında kısmen sorunlar yaşandığını, bu eksikliklerin müvekkili şirketçe giderilebilecekken şirket hakkında iflas kararı verilmesinin usul ve hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>2-Alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde, şirketin borca batık durumda olduğu belirtilmişse de, söz konusu raporda İİK'nın 292. maddesinde düzenleme altına alınan iflası gerektiren durumlar denetime elverişli biçimde açıklanmadan, eksik inceleme ile doğrudan davacının iflasına karar verildiğini, kararın bu yönüyle müvekkili ve diğer alacaklıların haklarını ihlal eder nitelikte olduğunu, dava bakımından konkordato şartlarının oluşmadığını, alacaklıları zarara uğratma amacı olan firmanın konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, konkordato talebinde bulunan tarafın şirket kayıtlarının gerçeğe uygun olarak tutulmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>3-Alacaklı ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde; iflas şartlarının mevcut olmadığını ve şirketin iflasına karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, konkordato talebinde bulunan şirketin gerçek borçlarını karşılamaya yeter derecede mal varlığının bulunduğunu, üçüncü kişiler uhdesinde saklanan malların tespiti ve alacakların tahsilinde kullanılabilmesinin bu doğrultuda gerçekleştirilecek yasal başvurular ile mümkün olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Talep, konkordato projesinin tasdikine ilişkindir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, yargılama şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, konkordato talep eden vekilince ve alacaklılar ... Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... Gıda Tarım Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilince, ... Yonca Tarım Ürünleri ve Tic. Ltd. Şti. vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Alınması gereken harçlar peşin olarak yatırıldığından temyiz eden bir kısım müdahil ve talep edenden yeniden harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Fazla yatırılan harcın istek halinde temyiz eden müdahiller ... Tarım ve ... Gıdaya iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251636-e-20252895-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="66254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VARLIK BARIŞI KANUNLARININ KRONOLOJİK EVRİMİ, VERGİ İDARESİNİN TARHİYAT YETKİSİ VE DANIŞTAY İÇTİHADININ GELİŞİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/varlik-barisi-kanunlarinin-kronolojik-evrimi-vergi-idaresinin-tarhiyat-yetkisi-ve-danistay-ictihadinin-gelisimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/varlik-barisi-kanunlarinin-kronolojik-evrimi-vergi-idaresinin-tarhiyat-yetkisi-ve-danistay-ictihadinin-gelisimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>VARLIK BARIŞI KANUNLARININ KRONOLOJİK EVRİMİ, VERGİ İDARESİNİN TARHİYAT YETKİSİ VE DANIŞTAY İÇTİHADININ GELİŞİMİ</strong></p>

<p><strong><i>(5811, 6486, 6736, 7143, 7186, 7256, <a href="https://www.hukukihaber.net/devlet-memurlari-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-ve-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7417</a> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7582</a> Sayılı Kanunlar Işığında: Karşılaştırmalı ve Analitik Bir İnceleme)</i></strong></p>

<p></p>

<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Varlık barışı uygulamaları, mükelleflerin yurt dışında bulunan veya yurt içinde kayıt dışı kalmış varlıklarını yasal ekonomik sisteme dahil etmeyi amaçlayan olağanüstü maliye politikası araçlarıdır. Bu düzenlemeler, vergiye gönüllü uyumu artırmak ve mali şeffaflığı tesis etmek amacıyla, kanun koyucunun öngördüğü şartların yerine getirilmesi karşılığında mükelleflere geçmişe dönük vergi incelemesi ve tarhiyat muafiyeti sunmaktadır. Ancak uygulamada, vergi idaresinin denetim yetkisinin sınırları ile mükelleflere tanınan yasal güvenceler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar, konunun yargı organları tarafından anayasal ilkeler ışığında yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, Türk vergi hukukundaki varlık barışı düzenlemelerinin 2008 yılından 2026 yılına uzanan tarihsel gelişimini, en son yasal reformu, yükümlülüklerin ihlali hâlinde idarenin tarhiyat yaklaşımını ve Danıştay kararlarından yansıyan yargısal eğilimleri sistematik biçimde analiz etmeyi amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Varlık barışı, belirli koşulları yerine getiren mükelleflere geçmişe dönük ceza ve tarhiyat güvencesi sağlanması karşılığında, kayıt dışı kalmış ya da yurt dışında tutulmuş varlıkların ulusal ekonomiye kazandırılmasını amaçlayan olağanüstü bir vergi politikası aracıdır. Türk vergi hukukunda bu araç ilk kez 2008 yılında <strong>5811 sayılı Kanun</strong> ile hayata geçirilmiş ve izleyen on beş yıl boyunca sekiz farklı düzenlemeyle sürekli güncellenerek bugüne ulaşmıştır.</p>

<p>Varlık barışı kanunlarının ortak taahhüdü, gerekli beyan ve ödeme yükümlülüklerini yerine getiren mükellefler bakımından "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz" güvencesini sağlamaktır. Uygulamada ise bu güvencenin kapsamı, idarenin tarhiyat yetkisinin sınırları ve kanun hükümlerinin ihlali hâlinde uygulanacak yaptırımlar, yoğun yargısal tartışmaların konusunu oluşturmuştur.</p>

<p>Bu çalışma, konuya ilişkin Danıştay kararlarını kronolojik ve tematik bir düzlemde inceleyerek varlık barışı hukukundaki yargısal eğilimi ortaya koymayı amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>II. TÜRKİYE'DE VARLIK BARIŞI UYGULAMALARININ KRONOLOJİK GELİŞİMİ</strong></p>

<p><strong>A. 5811 Sayılı Kanun (2008): İlk Varlık Barışı Deneyimi</strong></p>

<p>Türk hukukundaki ilk varlık barışı uygulaması, 22.11.2008 tarihli ve 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun ile gerçekleştirilmiştir. Kanun, hem yurt dışı hem de yurt içi varlıkları kapsamına almış; yurt dışından getirilen varlıklar %2, yurt içinde beyan edilen varlıklar ise %5 oranında vergilendirilmiştir. Kanun ayrıca bir mahsup mekanizması öngörmüş; diğer nedenlerle yapılacak vergi incelemelerinde tespit edilen matrah farklarından beyan edilen tutarların mahsup edilmesine imkân tanımıştır.</p>

<p><strong>B. 6486 Sayılı Kanun (2013): Yurt Dışı Varlıklara Odaklanan İkinci Barış</strong></p>

<p>6486 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 85. madde, yalnızca yurt dışındaki varlıkları kapsayan ikinci varlık barışını düzenlemiştir. Bu düzenlemede %2 oranında vergi ödenmesi yeterli görülmüş; ancak varlığın 15.04.2013 tarihi itibarıyla yurt dışında bulunduğunun "kanaat verici belge" ile ispatı zorunlu tutulmuştur. Aynı madde, "diğer nedenlerle" başlayan vergi incelemelerinde mahsup imkânını da açıkça düzenlemiştir.</p>

<p><strong>C. 6736 Sayılı Kanun (2016): Vergisiz Varlık Barışı</strong></p>

<p>6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun'un 7. maddesiyle hayata geçirilen üçüncü varlık barışında, önceki düzenlemelerden en önemli fark, yurt dışından getirilen varlıklar üzerinden herhangi bir vergi ödenmemesidir. Yurt içi varlıklar için de aynı sıfır vergi oranı benimsenmiş; kanun, varlıkların işletmeye dahil edilmesi ya da işletmeden çekilmesi konusunda da geniş kolaylıklar sağlamıştır.</p>

<p><strong>D. 7143 Sayılı Kanun (2018): Düşük Oranlı Vergi ve Geniş Kapsam</strong></p>

<p>7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrası kapsamında yapılan varlık barışında, hem yurt içi hem yurt dışı varlıklar için %2 oranında vergi öngörülmüştür. Maddenin (ğ) bendi, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağını; bu hükümden yararlanabilmek için tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.</p>

<p><strong>E. 7186 Sayılı Kanun (2019): En Düşük Vergi Oranı</strong></p>

<p>7186 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 90. madde, 2019 barışını düzenlemiştir. %1 oranındaki vergi ile gerçekleştirilen bu barış, yurt dışındaki ve yurt içindeki kayıt dışı varlıkları kapsamaktadır. Maddenin 7. fıkrası, bildirilen ya da beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle" vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağını açık biçimde hükme bağlamıştır.</p>

<p><strong>F. 7256 Sayılı Kanun (2020): Vergisiz Varlık Barışı ve Genişletilmiş Kapsam</strong></p>

<p>7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile gerçekleştirilen barış, 2020 yılında yürürlüğe girmiş ve herhangi bir vergi ödenmeksizin varlık bildirimine imkân tanıyan ikinci düzenleme olma özelliğini taşımaktadır. Bu düzenleme de bildirilen ya da beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle" vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağını açık biçimde hükme bağlamıştır.</p>

<p><strong>G. 7417 Sayılı Kanun (2022): Kademeli Vergi ve İlliyet Bağı Kriterinin Doğuşu</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/devlet-memurlari-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-ve-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>'un 50. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 93. madde, mevcut barışların en kapsamlılarından birini oluşturmaktadır. Yurt dışındaki varlıklarda, bildirim tarihine veya mevduatta tutma süresine göre değişen %0 ile %3 arasında vergi öngörülürken, yurt içi varlıklar için %3 oranı benimsenmiştir. Kanun, geçmiş düzenlemelerin aksine Türkiye'ye getirme şartını belirli koşullarda esneterek yurt dışı hesaplarının kapatılmasına da olanak tanımıştır.</p>

<p>Maddede yer alan hükme göre: "Bildirilen veya beyan edilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen veya beyan edilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmaz. Bulunan matrah farkının, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılır. Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirim veya beyana konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılır." Maddenin devamında, vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu madde kapsamında yapılan bildirim ve beyanlar dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararları sonucunda yapılacak tarhiyatlar için de mahsup hükmünün uygulanmayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>7417 sayılı Kanun kapsamında getirilen varlık barışı düzenlemesi, yurt dışı veya yurt içindeki kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasını amaçlamakla birlikte, mükellefe sağlanan vergi incelemesi ve tarhiyat güvencesi bakımından önceki düzenlemelerden ciddi biçimde ayrılmaktadır. Düzenlemenin getirdiği en köklü yenilik, Türk vergi hukukuna varlık barışı bağlamında bir <strong>illiyet bağı</strong> — yani neden-sonuç ilişkisi — kriteri kazandırmış olmasıdır. Buna göre, mükellef hakkında başka bir sebeple yapılan incelemede bir matrah farkı tespit edilirse, bu fark ile bildirilen varlık arasında bir bağ aranır. Bulunan matrah farkının varlık barışına konu edilen varlıklardan kaynaklandığı tespit edilir ve bu fark bildirilen tutara eşit veya bundan az ise tam koruma sağlanarak hiçbir tarhiyat yapılmaz. Matrah farkı bildirilen varlıktan kaynaklanmakla birlikte bu varlık tutarından büyükse, ölçülülük ilkesi gereği yalnızca aşan kısım üzerinden vergi tarh edilir; böylece dürüstçe yapılan bildirimler üzerinden çifte vergilendirmenin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>Söz konusu düzenleme, vergide adalet ilkesini korumak adına mutlak bir dokunulmazlık tanımamaktadır: varlık barışına konu edilen varlıklar dışındaki, tamamen bağımsız nedenlerle bir matrah farkı tespit edilirse, bildirilen tutarlar bu farktan mahsup edilmeksizin doğrudan tarhiyata konu edilir. Ayrıca bu mekanizma, vergi müfettişlerine ve takdir komisyonlarına maddi gerçeğin araştırılması ilkesi gereği somut bir "tespit yapma" yükümlülüğü getirerek idari işlemlerde keyfiliği önlemeyi amaçlamıştır. Sonuç olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/devlet-memurlari-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-ve-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7417 sayılı Kanun</a>, önceki düzenlemelerdeki belirsiz alanları netleştirmiş ve vergi incelemelerinde varlık barışı beyanlarının hangi şartlar altında ve ne ölçüde bir hukuki savunma argümanı olarak kullanılabileceğini kanuni bir formüle bağlamıştır.</p>

<p><strong>H. 7582 Sayılı Kanun (2026): Son Varlık Barışı Düzenlemesi</strong></p>

<p>7417 sayılı Kanun'un üzerinden dört yıl geçtikten sonra, son varlık barışı düzenlemesi olan <a href="https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>, 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kanunun 10. maddesi kapsamında varlık barışına konu edilen değerler için genel vergi oranı %5 olarak belirlenmiştir. Banka ve aracı kurumlara bildirilen varlıkların vadeli mevduat hesaplarında, 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinde, kira sertifikalarında veya TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen önergeyle kapsama dahil edilen girişim sermayesi yatırım fonlarında (GSYF) belirli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi hâlinde ise vergi oranı %5'ten %0'a kadar kademeli olarak indirilmektedir.</p>

<p>7582 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede, 7417 sayılı Kanun döneminde benimsenen sistematik korunmuştur. Bu Kanun'da da matrah farkı ile bildirilen varlık arasında <strong>illiyet bağının bulunması</strong> esas alınmış; bildirilen varlıklardan kaynaklanan matrah farkının bildirilen tutarı aşmaması hâlinde tarhiyat yapılmayacağı, aşması hâlinde ise yalnızca aşan kısım üzerinden tarhiyat yapılacağı düzenlenmiştir. Bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerden kaynaklanan matrah farkları ise bildirilen tutarlardan mahsup edilmeksizin vergilendirilecektir. 7417 sayılı Kanun'da olduğu gibi, vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra yapılan bildirimler için de koruyucu hükümler uygulanmayacaktır. Böylece 7582 sayılı Kanun, illiyet bağı esasını ve inceleme başladıktan sonra yapılan bildirimlerin korumadan yararlanamayacağı yönündeki zaman bakımından sınırlamayı aynen muhafaza ederek varlık barışı uygulamasında süreklilik sağlayan bir sistem benimsemiştir.</p>

<p><strong>I. Vergi İncelemesi ve Tarhiyat Güvencesi Bakımından Kronolojik Analiz</strong></p>

<p>Türk vergi hukukunda "varlık barışı" olarak adlandırılan ve kayıt dışı varlıkların millî ekonomiye kazandırılmasını amaçlayan yasal düzenlemeler, mükelleflere tanınan vergi incelemesi ve tarhiyat güvencesi bakımından zaman içinde yapısal bir evrim geçirmiştir. Kronolojik bir perspektifle incelendiğinde, yasa koyucunun iradesinin başlangıçta mükellefe mutlak bir dokunulmazlık ve genel mahsup hakkı tanıyan korumacı bir yaklaşımdan, zamanla suistimalleri önleme amacıyla sınırlandırılmış ve illiyet bağı arayan şartlı bir güvence modeline doğru evrildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>1. 5811 ve 6486 Sayılı Kanunlar Döneminde Genel Mahsup Uygulaması</strong></p>

<p>Bu evrimin ilk aşamasını temsil eden 5811 ve 6486 sayılı kanun hükümleri, bildirilen veya beyan edilen varlıkların kendisi yönünden mutlak bir inceleme ve tarhiyat yasağı öngörmekle kalmamış, aynı zamanda "genel mahsup" olarak nitelendirilebilecek geniş bir mali kalkan da ihdas etmiştir. Bu düzenlemelerde, mükellef hakkında varlık barışından bağımsız olarak diğer nedenlerle başlatılan vergi incelemeleri sonucunda gelir, kurumlar veya katma değer vergisi yönünden bir matrah farkı tespit edilmesi hâlinde, beyan edilen tutarların bu farktan doğrudan mahsup edileceği hükme bağlanmıştır. Bu mahsup mekanizmasında, bulunan matrah farkı ile beyan edilen varlık arasında herhangi bir nedensellik bağı aranmamış; yalnızca tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi koşuluyla mükellefe gelecekteki olası vergi risklerine karşı adeta mutlak bir güvence tanınmıştır.</p>

<p><strong>2. 6736 Sayılı Kanun ile Getirilen Çok Yönlü Hukuki Koruma</strong></p>

<p>Varlık barışı müessesesinin mükellefe sağladığı hukuki korumanın zirve noktası 6736 sayılı Kanun dönemi olmuştur. Bu düzenlemede yasa koyucu, güvencenin kapsamını vergi hukukunun sınırlarından taşırarak ceza, idare ve ticaret hukuku alanlarına da teşmil etmiştir. Kanun metninde yer alan "sırf bu işlemin yapılmış olmasından dolayı ve bu işlemden hareket edilerek" ibaresi, ceza muhakemesi hukuku açısından hayati bir işlev görmüş; varlık barışı beyanlarının mükellefler veya kanuni temsilcileri hakkında herhangi bir araştırma, inceleme, soruşturma veya kovuşturmanın başlangıç noktası ya da delili teşkil etmesini kesin bir dille yasaklamıştır.</p>

<p><strong>3. 7143, 7186 ve 7256 Sayılı Kanunlarda Yalın İnceleme Yasağı</strong></p>

<p>Takip eden 7143, 7186 ve 7256 sayılı kanunlar döneminde yasa koyucu, önceki düzenlemelerin karmaşık mahsup formüllerinden veya geniş ceza hukuku atıflarından kaçınarak daha yalın ve doğrudan bir yasaklama yöntemini benimsemiştir. Bu ara dönem düzenlemelerinde, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı" tekrar hükme bağlanmış; ancak diğer nedenlerle yapılan incelemelerden mahsup imkânına metinlerde yer verilmeyerek koruma, yalnızca bildirilen varlığın kendi özüyle sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bu düzenlemelerde mahsup mekanizmasına hiçbir surette yer verilmeyerek koruma kalkanı önemli ölçüde daraltılmıştır.</p>

<p><strong>4. 7417 ve 7582 Sayılı Kanunlar ile Getirilen İlliyet Bağı ve Usuli Sınırlar</strong></p>

<p>Doktrin ve uygulama yönünden en köklü kırılma 7417 ve 7582 sayılı kanunlar ile gerçekleşmiştir. Yasa koyucu, önceki dönemlerdeki genel mahsup rejiminin vergi kaçakçılığını geriye dönük olarak meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasını engellemek amacıyla koruma zırhını koşula bağlamıştır. Bu son dönem düzenlemeleriyle, diğer nedenlerle başlayan vergi incelemelerinde varlık barışı tutarının mahsup edilebilmesi, inceleme neticesinde bulunan matrah farkının bildirilen varlıktan kaynaklandığının somut biçimde tespit edilmesi şartına, yani kesin bir illiyet bağına bağlanmıştır. Bulunan matrah farkı bildirilen varlık dışındaki bir nedenden kaynaklanıyorsa mahsup imkânı tamamen ortadan kalkmaktadır. Ayrıca usul hukuku açısından bir zaman sınırlaması getirilerek, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra yapılan bildirimlerin, o inceleme neticesinde yapılacak tarhiyatlar yönünden koruma sağlamayacağı hükme bağlanmıştır. Nihayetinde 7582 sayılı Kanun'la metne eklenen "diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmez" kaydı, mali nitelikteki bu güvencenin, suç gelirlerinin aklanması veya kaçakçılık gibi diğer adli ve idari mevzuat kaynaklı mülkiyet ve soruşturma tedbirlerine halel getirmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Sonuç olarak, varlık barışı düzenlemelerinin geçirdiği bu kronolojik değişim, mükellefe sunulan mali bağışıklığın sınırlarının zaman içinde daraldığını göstermektedir. İlk dönemlerde inceleme zamanlamasına bakılmaksızın ve nedensellik bağı aranmaksızın tanınan mutlak ve kayıtsız güvence, yerini vergi incelemesi başladıktan sonra sığınılamayacak, matrah farkı ile bildirilen varlık arasında sıkı bir illiyet bağı arayan ve diğer hukuk disiplinlerinin tedbir hakkını saklı tutan şartlı bir himaye rejimine bırakmıştır.</p>

<p><strong>III. VARLIK BARIŞI KANUNLARININ MÜKELLEFLERE SAĞLADIĞI AVANTAJLAR</strong></p>

<p><strong>A. Vergi İncelemesi ve Tarhiyat Yasağı</strong></p>

<p>Varlık barışı kanunlarının mükellefler açısından en temel güvencesi, usulüne uygun biçimde yapılan beyan ve bildirimlere konu varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle" vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamamasıdır. Bu koruma, mükelleflerin geçmişe dönük risklerini ortadan kaldırmakta ve hukuki güvenlik sağlamaktadır. Aşağıda ayrıntılı biçimde ele alınacağı üzere, bu korumaya ilişkin yargı içtihatlarında farklı eğilimler bulunmaktadır.</p>

<p><strong>B. Dönem Kazancına Etkisizlik</strong></p>

<p>Tüm varlık barışı düzenlemelerinde, beyan edilen varlıkların dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaması temel bir avantaj olarak öngörülmüştür. Beyan edilen tutarlar gelir olarak dikkate alınmaz, ödenen vergiler gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez. Bildirilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez. Bu düzenleme sayesinde mükellef, beyan ettiği varlığı kayıtlara alırken aynı tutarın gelir veya kurumlar vergisi matrahına dahil edilmesi sonucuyla karşılaşmamaktadır.</p>

<p><strong>C. İşletmeden Çekme İmkânı</strong></p>

<p>Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, beyan ettikleri varlıkları kanuni defterlere kaydederek pasifte özel bir fon hesabı açabilmektedir. Bu fon hesabı sermayenin unsuru sayılmakta; sermayeye ilave dışında başka amaçlarla kullanılamamakta ve işletmenin tasfiyesi hâlinde vergilendirilmemektedir. Mükellefler ayrıca, beyan ettikleri varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebilmektedir.</p>

<p><strong>D. Mahsup Mekanizmasının Gelişimi</strong></p>

<p>Kanunların gelişimi incelendiğinde, mahsup mekanizmasının üç farklı evre geçirdiği görülmektedir:</p>

<p><strong>1. 5811 ve 6486 sayılı Kanunlar:</strong> Geniş kapsamlı, objektif bir mahsup sistemi öngörülmüştür. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri veya (6486 bakımından ayrıca) takdir komisyonu kararları sonucunda gelir, kurumlar ve katma değer vergisi yönünden bulunan matrah farklarından beyan edilen tutarlar doğrudan mahsup edilir; matrah farkının kaynağı araştırılmaz. Kanun ayrıca indirimi reddedilen katma değer vergisi için özel düzenleme yapmış; mahsup edilecek matrah tutarının, indirimi reddedilen vergiye esas teşkil eden bedel olduğunu açıkça vurgulamıştır.</p>

<p><strong>2. 6736, 7143, 7186 ve 7256 sayılı Kanunlar:</strong> Mahsup mekanizması tamamen kaldırılmış; bunun yerine bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağı yönünde doğrudan bir koruma sağlanmıştır.</p>

<p><strong>3. 7417 ve 7582 sayılı Kanunlar:</strong> Klasik mahsup sistemine geri dönülmemiş; bunun yerine nedensellik esaslı, sınırlı bir mahsup/karşılaştırma sistemi benimsenmiştir. Buna göre, yalnızca inceleme veya takdir komisyonu sonucu bulunan matrah farkının bildirilen varlıklardan kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde, bildirilen varlık tutarı ile matrah farkı karşılaştırılır; bildirilen tutar matrah farkına eşit veya fazla ise tarhiyat yapılmaz, düşük ise yalnızca aradaki fark üzerinden tarhiyat yapılır. Matrah farkı bildirime konu varlıklar dışındaki nedenlerden kaynaklanıyorsa, bildirilen tutarlar hiçbir şekilde mahsup edilmeksizin matrah farkının tamamı üzerinden tarhiyat yapılır. Böylece bu iki kanunda koruma, önceki kanunlardaki gibi genel bir matrah mahsubuna değil, bildirilen varlık ile tespit edilen matrah farkı arasındaki illiyet bağının varlığına bağlanmıştır.</p>

<p><strong>E. Tevsik Zorunluluğu ve Belge Güvencesi</strong></p>

<p>Yurt dışındaki varlıklar söz konusu olduğunda, kanaat verici belge ile varlığın beyan tarihi itibarıyla yurt dışında bulunduğunun ispat edilmesi zorunlu tutulmaktadır. "Kanaat verici belge" kavramı, 1 Seri No'lu Genel Tebliğ'de ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır: devlet tarafından veya devlet güvencesinde tutulan kayıt ve siciller; yurt dışındaki banka, banker, aracı kurumlar ve benzeri mali kurumların belgeleri; noter ve posta idaresi belgeleri; Türk elçilik ya da konsolosluklarınca tasdikli belgeler bu kapsamda sayılmıştır.</p>

<p><strong>F. Geniş Kapsam ve Esneklik</strong></p>

<p>Son düzenlemelerle birlikte, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olsun olmasın, hem gerçek hem de tüzel kişiler varlık barışından yararlanabilmektedir. Ayrıca kripto varlıklar gibi yeni finansal araçlar da kapsama alınmıştır.</p>

<p><strong>IV. KANUN HÜKÜMLERİNİN İHLALİ VE VERGİ İDARESİNİN TARHİYAT YETKİSİ</strong></p>

<p>Varlık barışının sağladığı yasal koruma kalkanından yararlanılabilmesi, kanun koyucunun belirlediği şartların tam ve eksiksiz biçimde yerine getirilmesine bağlıdır. Bu şartların ihlal edilmesi durumunda, inceleme ve tarhiyat yapılmaması hükmünden yararlanılamayacağı gibi, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil edilmektedir.</p>

<p><strong>A. İhlal Halleri ve Tarhiyat Gerekçeleri</strong></p>

<p>Varlık barışı düzenlemelerinde, mükelleflerin belirlenen şartlara uymaması hâlinde vergi incelemesi ve tarhiyat muafiyetinden yararlanılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Başlıca ihlal halleri şunlardır:</p>

<p>• Yurt dışı varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren öngörülen süre içinde Türkiye'ye getirilmemesi veya banka/aracı kurum hesaplarına transfer edilmemesi.</p>

<p>• Yurt içi varlıkların, bildirimin/beyanın yapıldığı tarihte banka/aracı kurumlara yatırılmaması.</p>

<p>• Bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi.</p>

<p>• Taahhüt edilen yatırım veya fon hesabı şartlarına uyulmaması.</p>

<p>• Kanunda öngörülen diğer şartların yerine getirilmemesi.</p>

<p><strong>B. Mahsup ve Matrah Farkı Uygulamasının Şartları</strong></p>

<p>Son düzenlemelerde (7417 ve 7582 Sayılı Kanunlarda), bildirilen varlıkların matrah farkına mahsup edilebilmesi için iki temel şart aranmaktadır: bildirimin, vergi incelemesine başlama veya takdire sevk tarihinden önce yapılmış olması ve bildirime konu edilen varlıkların, inceleme sonucu bulunan matrah farkı ile ilişkisinin ortaya konulması. Bildirilen varlık tutarı matrah farkına eşit veya fazla ise tarhiyat yapılmaz; eksikse yalnızca aradaki fark için tarhiyat yapılır. Buna karşılık, inceleme başladıktan sonra yapılan bildirimler ile bildirilen varlıkla ilişkisi kurulamayan matrah farkları bakımından mahsup imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>C. Vergi İdaresinin Tarhiyat Eğilimi</strong></p>

<p>Uygulamada vergi idaresi, varlık barışı hükümlerini dar yorumlama eğilimindedir. İdare, mükelleflerin varlık barışı kapsamında beyanda bulunmuş olmalarına rağmen, yürüttüğü vergi incelemelerinde tespit ettiği matrah farklarının varlık barışı ile bildirilen kaynaktan bağımsız, ayrı bir kayıt dışı hasılata dayandığını ileri sürerek cezalı tarhiyatlar önermektedir.</p>

<p><strong>V. DANIŞTAY'IN TARHİYATLARA YAKLAŞIMI VE İÇTİHAT EĞİLİMLERİ</strong></p>

<p><strong>A. 6486 Sayılı Kanun Kapsamında Yurt Dışında Bulunma Şartı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-201610007-e-20213871-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 4. Dairesi, E:2016/10007, K:2021/3871 (07.07.2021)</strong> sayılı kararı</a>nda, 6486 sayılı Kanun kapsamında yurt dışı varlık bildiriminde bulunan bir mükellefin, söz konusu varlığı Kuveyt'teki bir bankada bulundurduğunu ilgili bankadan alınan imzalı ve mühürlü, Kuveyt Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesince tercüme ettirilmiş belge ile kanıtlaması üzerine, beyan ettiği varlıkları yasada belirtilen süre içinde Türkiye'deki bankaya transfer ettiği ve tahakkuk eden vergilerini vadesinde ödediği tespit edilmiştir. Bu koşulların birlikte sağlanması karşısında Daire, 6486 sayılı Kanun'daki şartların oluştuğuna ve beyan edilen tutarın tarhiyat konusu tutardan mahsup edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.</p>

<p><i>Karar; varlık barışı kapsamında bildirilen yurt dışı varlığın banka belgeleri, konsolosluk tasdiki, Türkiye'ye transfer ve defter kayıtlarıyla ispatlandığı durumlarda, 6486 sayılı Kanun'un açık hükmü gereği bu tutarın vergi tarhiyatından mahsup edilmesinin zorunlu olduğunu; idarenin bu mahsup hakkını bertaraf edecek şekilde işlem tesis edemeyeceğini ortaya koymaktadır.</i></p>

<p><strong>B. Farklı Gerekçelerle Yapılan İncelemede 6486 Sayılı Kanun Uyarınca Beyan Edilen Tutarın Mahsubu</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20168778-e-2021905-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 4. Dairesi, E:2016/8778, K:2021/905 (11.02.2021)</strong> sayılı kararı</a>nda ele alınan uyuşmazlıkta, davacı şirketin fatura aldığı bazı mükellefler hakkında düzenlenen vergi tekniği raporlarında, ilgili faturaların gerçek bir mal ve hizmet teslimi olmaksızın düzenlenen sahte faturalar olduğu tespit edilmiş ve bu tespite dayalı olarak cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılmıştır. Davacı ise 197.000 USD karşılığı 400.000 TL'yi 29.11.2013 tarihinde bankaya yatırarak 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 85. madde kapsamında "Yurt Dışında Sahip Olunan Varlıklara İlişkin Vergi Beyannamesi" verdiğini ve beyan edilen matrah üzerinden hesaplanan vergiyi de aynı tarihte ödediğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Danıştay, geçici 85. madde hükmü uyarınca yabancı memleketlerde elde edilen kazançların beyan edilmesi hâlinde, farklı gerekçelerle yapılan vergi incelemesinde tespit edilen matrahtan beyan edilen tutarın mahsup edilmesi gerektiğini; ayrıca idarenin davacının varlık barışı beyannamesini kabul ederek hesaplanan vergiyi tahsil ettiğini, bu aşamada davacının yasadan yararlanıp yararlanamayacağının tartışma konusu yapılamayacağını belirterek, cezalı tarhiyatta ve buna bağlı özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşmış ve davanın kabulüne karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>C. 7186 Sayılı Kanun Uyarınca Başvuru Sırasında İncelemenin Başlamış Olması</strong></p>

<p>Danıştay'ın bu konudaki içtihadında en belirgin görüş ayrılığı, hakkında vergi incelemesi başlatılmış bir mükellefin varlık barışına başvurması durumunda kanun güvencesinden yararlanıp yararlanamayacağı meselesinde ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-2022724-e-20234040-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 9. Dairesi, E:2022/724, K:2023/4040 (26.10.2023)</strong> sayılı kararı</a>nda, mükellef hakkında 08.11.2019 tarihinde vergi incelemesi başlatılmasından sonra 24.12.2019 tarihinde 7186 sayılı Kanun kapsamında varlık barışı beyannamesi verilmiştir. Bölge idare mahkemesi, varlık barışından yararlanabilmek için hakkında inceleme başlanmamış olması gerektiğine dair kısıtlayıcı bir hüküm bulunmadığını ve böyle bir yorumun kanunun amacına aykırı olacağını gerekçe göstererek tarhiyatı kaldırmıştır.</p>

<p>Danıştay 9. Dairesi ise bu kararı bozmuştur. Daireye göre, vergi incelemesinin başlatıldığı tarihte mükellefin ticari faaliyetiyle bağlantılı olarak kayıt dışı bırakılan hasılatın banka hesaplarında bulunduğu tespit edilmiş olup, bu meblağ mükellefin kendi işletmesinden kaynaklanan ve beyan dışı bırakılan ticari faaliyet kapsamında elde edilen gelir niteliğindedir. Bu tutara ilişkin varlık barışı bildirimi, yürütülen vergi incelemesinin sona ermesini sağlamamakta ve inceleme sonucunda tespit edilen matrah farkları üzerinden re'sen tarhiyat yapılmasını engellememektedir; zira 7186 sayılı Kanun'da "yürütülen incelemenin sona ereceği" veya "incelemeye istinaden tarhiyat yapılamayacağı" yönünde açık bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>

<p><i>Kanun hükmü yalnızca bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağını öngörmekte olup, inceleme sırasında ortaya çıkan ve ticari faaliyetten kaynaklanan kayıt dışı hasılatın bu koruma kapsamında değerlendirilmesine hukuken imkân bulunmamaktadır.</i></p>

<p>Nitekim bu yaklaşım, sonraki düzenlemelerde açık biçimde karşılık bulmuştur: 7417 ve 7582 sayılı Kanunlarda, vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra yapılan bildirim ve beyanların, devam eden inceleme veya komisyon süreçleri sonucunda yapılacak tarhiyatlar bakımından varlık barışı hükümlerinden yararlanamayacağı açıkça düzenlenerek, Danıştay'ın bu yöndeki yorumuna normatif bir zemin kazandırılmıştır.</p>

<p><strong>D. 7143 Sayılı Kanun Kapsamında Varlık Barışı Beyanının Vergi İncelemesine Etkisi</strong></p>

<p>7143 sayılı Kanun kapsamında yapılan varlık barışı bildirimine ve sonrasında gerçekleştirilen vergi incelemesine ilişkin benzer davalarda <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-20221001-e-20233466-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 9. Dairesi, E:2022/1001, K:2023/3466 (09.10.2023)</strong></a>; <strong>E:2022/1002, K:2023/3467 (09.10.2023)</strong> ve <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20222864-e-20246301-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 3. Dairesi, E:2022/2864, K:2024/6301 (28.11.2024)</strong></a> kararlarında tutarlı bir ilke benimsenmiştir. Bu davalarda mükellefler, 2015-2018 yıllarında yabancı şirketlere verdikleri dijital hizmetlerden elde ettikleri gelirleri 7143 sayılı Kanun kapsamında beyan etmiş, tahakkuk eden %2 oranındaki vergiyi ödemiş ve kanuni defterlerine kaydetmiştir. İdare ise mükellefiyetlerinin beyan tarihinden sonra tesis edilmesi nedeniyle Kanun'dan yararlanamayacaklarını öne sürerek tarhiyat yapmıştır.</p>

<p>Danıştay, idarenin bu yaklaşımını hukuka aykırı bulmuştur. Daireye göre, davacı mükellefler 7143 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrasının (e) bendi kapsamında Türkiye'de Sahip Olunan Varlıklara İlişkin Vergi Beyannamesine (Varlık Barışı) istinaden tesis edilen tahakkuk işlemi ile Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıklara ilişkin sağlanan haklardan usulüne uygun şekilde yararlandırılmış; Kanun'da yer alan şartların kaybedildiğine veya tahakkuk işleminin iptal edilerek tahsil edilen verginin iade edildiğine dair herhangi bir bilgi ve belge dosyalara sunulmamıştır. Bu nedenle 7143 sayılı Kanun gereği yapılan tahakkuk işleminin hukuken varlığını koruduğu ve söz konusu gelirler nedeniyle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu cezalı tarhiyatın kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>E. 7186 Sayılı Kanun Uyarınca Varlık Barışı Beyanının Ticari Kazancın İncelenmesine Engel Oluşturmaması</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235528-e-20254583-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 3. Dairesi, E:2023/5528, K:2025/4583 (17.11.2025)</strong> sayılı kararı</a>nda, 7186 sayılı Kanun ile getirilen varlık barışı düzenlemesinin yalnızca beyan edilen varlıklar için bir inceleme koruması sağladığı, ancak mükellefin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan kayıt dışı kazançlarının incelenmesine ve cezalandırılmasına engel olmadığı vurgulanmıştır.</p>

<p>Somut olayda, franchising sözleşmesi kapsamında yiyecek ve içecek sektöründe faaliyet gösteren davacı şirketin otomasyon sistemi ile beyanları arasında uyumsuzluk bulunduğu iddiasıyla vergi incelemesine başlanmış; inceleme devam ederken Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi kapsamında varlık barışından yararlanılarak 30.06.2020 tarihinde beyan yapılmış ve tahakkuk eden vergi süresinde ödenmiştir. İlk derece mahkemesi ve istinaf mercii, varlık barışı beyanı nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağı gerekçesiyle tarhiyat ve cezaları iptal etmiştir.</p>

<p>Danıştay 3. Dairesi ise, geçici 90. madde kapsamındaki düzenlemenin amacının mükelleflerin kayıt dışı varlıklarını sisteme dahil etmek olduğunu, ancak bu düzenlemenin mükelleflerin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan kayıt dışı hasılat nedeniyle yürütülen vergi incelemelerini ortadan kaldırmadığını vurgulamıştır. Varlık barışı kapsamında yapılan bildirimin, devam eden vergi incelemesini sona erdirici veya tespit edilen matrah farkı üzerinden tarhiyat yapılmasını engelleyici bir etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p><i>İnceleme sonucunda beyan edilen tutarın gerçekten varlık barışı kapsamına girip girmediğinin ve ticari faaliyetlerden elde edilen kayıt dışı hasılat niteliğinde olup olmadığının araştırılması gerekir; bu değerlendirme yapılmadan tarhiyatın iptal edilmesi hukuka uygun değildir.</i></p>

<p>Belirtmek gerekir ki, 7186 sayılı Kanun'da yer alan düzenleme, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı" yönünde mutlak bir yasak öngörmekte; başka nedenlerle başlatılan vergi incelemelerine yönelik herhangi bir mahsup mekanizmasına ya da devam eden inceleme sırasında yapılan bildirimlere ilişkin herhangi bir hükme yer vermemektedir. Danıştay 9. Dairesi'nin de aynı dönemde benimsediği yaklaşım, incelemenin devam ettiği aşamada yapılan varlık barışı bildirimlerinin geçmişe dönük ticari faaliyetlerden kaynaklanan kayıt dışı hasılatı otomatik olarak koruma altına almayacağı, dolayısıyla yürüyen vergi incelemesini sona erdirmeyeceği ve matrah farkı üzerinden tarhiyat yapılmasını engellemeyeceği yönünde şekillenmiştir.</p>

<p>Buna karşılık<a href="https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"> 7582 sayılı Kanun</a>, bu sistematik yaklaşımı önemli ölçüde değiştirmiştir. Yeni düzenleme, bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar bakımından yine inceleme ve tarhiyat yasağını korumakla birlikte, diğer nedenlerle başlatılan vergi incelemeleri ve takdir komisyonu kararları sonucunda tespit edilen matrah farkları yönünden artık mutlak bir yasak yerine nedensellik temelli bir değerlendirme mekanizması öngörmektedir. Matrah farkının tamamen bildirilen varlıklardan kaynaklandığının belirlenmesi hâlinde tarhiyat yapılmaması, kısmen kaynaklandığının tespiti hâlinde ise yalnızca aradaki fark üzerinden tarhiyat yapılması kabul edilmiştir; matrah farkının bildirime konu varlıklar dışındaki nedenlerden doğduğunun anlaşılması durumunda ise bildirilen tutarlar mahsup edilmeksizin matrah farkının tamamı üzerinden tarhiyat yapılacağı düzenlenmiştir. Böylece 7582 sayılı Kanun, 7186 sayılı Kanun dönemindeki mutlak yasak yaklaşımından ayrılarak, Danıştay içtihadında ortaya çıkan yorumu normatif düzeyde karşılayan ve sistemi "mutlak koruma"dan "illiyet bağına dayalı sınırlı koruma" modeline evirmiştir.</p>

<p><strong>F. 7186 Sayılı Kanun Kapsamında İdarece Kabul Edilen Başvuruya Sonradan Müdahale Edilememesi</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20222864-e-20246301-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 3. Dairesi, E:2022/2864, K:2024/6301 (28.11.2024)</strong> sayılı kararı</a>nda, yabancı şirketlere dijital içerik ve reklam hizmetleri veren bir mükellef hakkındaki uyuşmazlık incelenmiştir. Mükellef, 7186 sayılı Kanun kapsamında 2017-2018 yıllarına ait gelirlerini beyan etmiş ve tahakkuk eden vergiyi ödemiştir. İdare, vergi incelemesi başlatılmadan önce başvuruyu kabul ederek vergiyi tahsil ettiği hâlde, daha sonra tam inceleme kapsamında aynı yıllar için tarhiyat yapmıştır.</p>

<p>Bölge idare mahkemesi, idarenin başvuruyu kabul edip vergiyi tahsil ettikten sonra, başvuruyu ilerleyen süreçte hükümsüz saymaya yönelik herhangi bir işlem tesis etmeksizin tarhiyat yapmasının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmayacağını tespit etmiştir. Danıştay bu tespite katılmış ve idarenin temyiz istemini oybirliğiyle reddetmiştir.</p>

<p><strong>G. 7186 Sayılı Kanun Uyarınca İspat Yükünün Mükellefte Olması</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 3. Dairesi, E:2023/6468, K:2025/4877 (26.11.2025)</strong> sayılı kararı</a>nda ele alınan uyuşmazlık, davacı şirket adına 2018 yılına ilişkin kayıt ve beyan dışı hasılat bulunduğu tespitine dayanılarak re'sen salınan kurumlar vergisi, geçici vergiler ile bunlara bağlı vergi ziyaı cezaları, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının, 7186 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 90. madde kapsamındaki varlık barışı hükümleri karşısında hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir.</p>

<p>Davacı hakkında, otomasyon sistemi verileri ile beyanları arasında uyumsuzluk bulunduğu gerekçesiyle 29.05.2020 tarihinde vergi incelemesine başlanmış; inceleme devam ederken davacı 30.06.2020 tarihinde geçici 90. madde kapsamında varlık barışı beyanında bulunmuş ve tahakkuk eden vergiyi süresinde ödemiştir. İnceleme sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporunda, davacının ticari faaliyetlerinden elde ettiği hasılatın bir kısmını kayıt ve beyan dışında bıraktığı tespit edilerek tarhiyat ve cezalar uygulanmıştır. İlk derece mahkemesi ile Bölge İdare Mahkemesi, varlık barışı beyanı nedeniyle bildirilen varlıklar hakkında vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağı gerekçesiyle tarhiyat ve cezaları kaldırmıştır.</p>

<p>Danıştay 3. Dairesi ise, geçici 90. maddede öngörülen korumanın amacının, mükelleflerin kanuni defter ve kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz ve benzeri varlıkların mali sisteme kazandırılmasını sağlamak olduğunu; bu düzenlemenin mükelleflerin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan kayıt dışı hasılat nedeniyle vergi incelemesine tabi tutulmalarını veya bu incelemeler sonucunda tarhiyat yapılmasını engellemediğini vurgulamıştır.</p>

<p><i>Varlık barışı kapsamında bildirilen tutarların ticari faaliyetten elde edilen ve beyan edilmeyen gelirlerden kaynaklandığının yalnızca mükellef tarafından ileri sürülmesi, korumadan yararlanmak için yeterli değildir; bu iddianın somut bilgi ve belgelerle ispat edilmesi gerekir.</i></p>

<p>Daire, davacının beyan ettiği varlıkların gerçekten 2018 yılında elde edilen ve kayıt dışı bırakılan ticari hasılattan oluştuğunu ortaya koyan herhangi bir delil sunamadığını; buna karşılık vergi inceleme raporunda bildirilen varlıklar hakkında herhangi bir eleştiri yapılmaksızın, yalnızca ticari faaliyetten kaynaklanan kayıt dışı hasılat esas alınarak tarhiyat önerildiğini belirtmiştir. Bu gerekçelerle Danıştay, varlık barışı beyanının tek başına tarhiyatı ortadan kaldıran mutlak bir koruma sağlamadığına, bildirilen tutarın kayıt dışı ticari gelirden kaynaklandığının somut delillerle ortaya konulmasının zorunlu olduğuna hükmederek Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. Bu karar, varlık barışı korumasının uygulanabilmesi bakımından ispat yükü ile bildirilen varlık ile kayıt dışı ticari gelir arasındaki illiyet bağının ortaya konulması gerektiğini açık biçimde vurgulayan önemli bir içtihattır. <strong>Danıştay 3. Dairesinin E:2023/9781, K:2025/5759 (22.12.2025)</strong> sayılı kararı da aynı yöndedir.</p>

<p><strong>H. 7256 Sayılı Kanun Uyarınca Varlık Barışı Beyanının Ticari Kazancın İncelenmesine Engel Oluşturmaması</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20241319-e-20252006-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Danıştay 3. Dairesi, E:2024/1319, K:2025/2006 (21.04.2025)</strong> sayılı kararı</a>na konu olayda, davacı hakkında 11.11.2020 tarihinde başlatılan vergi incelemesi devam ederken 19.04.2021 tarihinde Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 93. maddesi kapsamında varlık barışı bildiriminde bulunulmuştur. İnceleme sonucunda düzenlenen vergi tekniği raporuna göre, şirketin emtia satışlarından elde ettiği hasılatın bir kısmını kayıt ve beyan dışında bıraktığı tespit edilmiş ve bu tutar üzerinden vergi tarhiyatı ile cezalar uygulanmıştır. İlk derece ve istinaf mercileri, bildirilen 3.000.000 TL'lik kısmın varlık barışı kapsamında korunması gerektiği gerekçesiyle bu tutara isabet eden tarhiyatı kaldırmış, diğer kısımlar yönünden ise tarhiyatı hukuka uygun bulmuştur.</p>

<p>Danıştay 3. Dairesi, geçici 93. madde kapsamındaki düzenlemenin amacının mükelleflerin kayıt dışı varlıklarının mali sisteme kazandırılması olduğunu, ancak bu korumanın mükelleflerin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan kayıt dışı hasılatın tespiti amacıyla yürütülen vergi incelemelerini ortadan kaldırmadığını vurgulamıştır. Varlık barışı kapsamında yapılan bildirimin tek başına devam eden incelemeyi sona erdirmesi veya inceleme sonucunda tespit edilen matrah farkları üzerinden tarhiyat yapılmasını engellemesi hukuken mümkün değildir.</p>

<p>Danıştay'ın gerekçesine göre, varlık barışı kapsamında bildirilen tutarlar ancak gerçekten kanuni defterlerde yer almayan varlık niteliğinde olması hâlinde koruma sağlamaktadır; somut olayda inceleme konusu yapılan tutarın ticari faaliyetten elde edilen ve kayıt dışı bırakılan hasılat niteliğinde olduğu vergi tekniği raporuyla ortaya konulduğundan, varlık barışı koruması bu gelir unsuru bakımından uygulanamamıştır. Daire ayrıca, varlık barışı düzenlemesinin ticari faaliyet nedeniyle yürütülen vergi incelemelerine ve bu incelemeler sonucunda tespit edilen matrah farklarına dayalı tarhiyatlara mutlak bir engel teşkil etmediğini açıkça belirtmiştir.</p>

<p>Aynı doğrultuda, <strong>Danıştay 3. Dairesinin E:2024/3620, K:2026/2591 (02.06.2026)</strong> sayılı kararına göre, davacı hakkında elde ettiği gelirin bir kısmının kayıt dışı bırakıldığı gerekçesiyle tarhiyat önerilmiş; davacı tarafından 193 sayılı Kanun'un geçici 93. maddesi kapsamında bildirilen tutarın ticari faaliyetinden elde edilen ve beyan edilmeyen gelirinden kaynaklandığı iddiasında bulunulmadığı gibi dosya kapsamında da bu mahiyette bilgi ve belge yer almadığı görülmüştür. Danıştay, vergi tekniği raporunun incelenerek kayıt ve beyan dışı hasılatın bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirme yapılması gerekirken, 7256 sayılı Kanun hükmü kapsamında beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı gerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına dair Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine dair kararda hukuka uygunluk görmemiştir.</p>

<p><strong>I. 7186 Sayılı Kanun Kapsamında Israr Kararları ve İçtihat Ayrılığı</strong></p>

<p>7186 sayılı Kanun kapsamındaki varlık barışı uygulamasına ilişkin uyuşmazlıklarda, Danıştay 3. Dairesi ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Daireleri arasında belirgin bir içtihat ayrılığı ortaya çıkmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235859-e-20258-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 3. Dairesi; <strong>E:2023/5859, K:2025/8 (20.01.2025)</strong></a>, <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20241319-e-20252006-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>E:2024/1319, K:2025/2006 (21.04.2025)</strong></a>, <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>E:2023/6468, K:2025/4877 (26.11.2025)</strong></a> ve <strong>E:2023/9781, K:2025/5759 (22.12.2025)</strong> sayılı kararlarında ortak bir hukuki yaklaşım benimsemiştir. Daireye göre, Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesinde yer alan "bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamaz" hükmü mutlak bir inceleme yasağı getirmemektedir. Düzenlemenin amacı, kanuni kayıtlarda yer almayan varlıkların mali sisteme kazandırılması olup koruma yalnızca bildirilen varlıklar nedeniyle yapılacak inceleme ve tarhiyatı kapsamaktadır; buna karşılık mükellefin ticari faaliyetinden kaynaklanan kayıt dışı hasılatın araştırılması ve bu nedenle vergi incelemesi yürütülmesi mümkündür. Bu yaklaşıma göre, varlık barışı kapsamında bildirilen tutarın gerçekten incelemeye konu edilen kayıt dışı ticari kazançtan kaynaklandığının mükellef tarafından somut bilgi ve belgelerle ortaya konulması gerekmekte; aksi hâlde yalnızca varlık barışından yararlanılmış olması, ticari faaliyet nedeniyle yapılan tarhiyatı ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Buna karşılık İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Daireleri, 7186 sayılı Kanun'un lafzını esas alan daha geniş koruyucu bir yorum benimsemektedir. <strong>İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesi</strong>, Danıştay 3. Dairesi'nin 20.01.2025 tarih ve<a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235859-e-20258-k-sayili-karari" rel="dofollow"> E:2023/5859, K:2025/8 sayılı bozma kararı</a>na uymayarak, <strong>E:2025/1757, K:2025/2376 (14.10.2025)</strong> sayılı kararıyla önceki kararında ısrar etmiştir. Daireye göre geçici 90. maddede, incelemeye beyan öncesinde başlanılmış olması hâlinde korumanın ortadan kalkacağına ilişkin herhangi bir istisna bulunmamakta; süresinde beyan ve ödeme yapılması hâlinde bildirilen tutar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamamaktadır. Somut olayda beyan edilen 1.900.000 TL'nin, inceleme sonucu tespit edilen kayıt dışı hasılatı tamamen karşıladığı da gözetilerek tarhiyatın hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Benzer şekilde <strong>İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi</strong> de, <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 3. Dairesi'nin 26.11.2025 tarih ve E:2023/6468, K:2025/4877 sayılı bozma kararı</a>na uymamış; <strong>E:2026/43, K:2026/246 (24.02.2026)</strong> sayılı kararıyla önceki kararında ısrar etmiştir. Daire, ilk derece mahkemesinin "7186 sayılı Kanun kapsamında süresinde beyan ve ödeme yapıldığından bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı" yönündeki gerekçesini aynen benimsemiş ve Danıştay'ın bozma gerekçesine katılmadığını açıkça ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, 7186 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda sistematik bir içtihat ayrılığı bulunduğu görülmektedir. Bir tarafta Danıştay 3. Dairesi, varlık barışı korumasının uygulanabilmesi için bildirilen varlık ile kayıt dışı ticari kazanç arasındaki illiyet bağının mükellef tarafından ispat edilmesini arayan dar yorum yaklaşımını benimserken; diğer tarafta İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. ve 3. Vergi Dava Daireleri, kanun metnindeki "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamaz" ibaresini lafzına uygun biçimde yorumlayarak, süresinde beyan ve ödeme yapılmış olması hâlinde bildirilen tutarın kaynağının ayrıca ispat edilmesini gerekli görmeyen daha geniş koruyucu bir yaklaşım sergilemektedir.</p>

<p>Önemle belirtilmelidir ki, gerek İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesi'nin 14.10.2025 tarih ve E:2025/1757, K:2025/2376 sayılı ısrar kararı, gerekse İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi'nin 24.02.2026 tarih ve E:2026/43, K:2026/246 sayılı ısrar kararı hakkında Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından henüz verilmiş kesinleşmiş bir karar bulunmamaktadır. Bu nedenle, 7186 sayılı Kanun kapsamındaki varlık barışı uygulamasına ilişkin bu temel hukuki tartışma henüz içtihat birliği ile çözümlenmiş değildir. Nihai değerlendirme Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun vereceği kararla ortaya çıkacak olup, bu kararın hem 7186 sayılı Kanun dönemindeki uyuşmazlıklar hem de sonraki varlık barışı düzenlemelerinin yorumlanması bakımından emsal ve belirleyici nitelikte olması beklenmektedir.</p>

<p><strong>J. 7417 Sayılı Kanun Kapsamında Yalnızca Kanunda Sayılan Varlıkların Kapsama Girmesi</strong></p>

<p><strong>Danıştay 9. Dairesi, E:2024/839, K:2026/2189 (30.04.2026)</strong> sayılı kararında, <a href="https://www.hukukihaber.net/devlet-memurlari-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-ve-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7417 sayılı Kanun</a> kapsamında düzenlenen varlık barışı hükümlerinden yararlanma koşullarının kapsamı değerlendirilmiştir. Uyuşmazlık, davacı şirketin yurt dışında bulunan bir taşıtı Türkiye'ye getirerek varlık barışı kapsamında beyanda bulunması, buna ilişkin tahakkukun terkin edilmesi ve söz konusu varlığın sermaye artırımına konu edilebilmesi amacıyla ilgili kurumlara bildirim yapılması talebiyle yaptığı başvurunun reddedilmesinden kaynaklanmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesi ile istinaf mercii, 7417 sayılı Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 15. madde ve 1 Seri No'lu Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ hükümleri uyarınca, varlık barışından yararlanılabilmesi için Türkiye'ye getirilen varlığın kanunda sayılan para, altın, döviz, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarından biri olması ya da bunlara dönüştürülerek yurda getirilmesi gerektiğini; somut olayda ise taşıtın herhangi bir dönüşüm işlemine tabi tutulmaksızın doğrudan Türkiye'ye getirilip beyan edildiğini belirterek davayı reddetmiştir.</p>

<p>Danıştay 9. Dairesi de temyiz incelemesinde, davacının Tebliğ'in kapsama girmeyen varlıkların kapsama giren varlıklara dönüştürülerek Türkiye'ye getirilmesine imkân tanıdığı yönündeki iddialarının somut olay bakımından hukuki sonuç doğurmadığını değerlendirmiş; taşıtın Kanun ve Tebliğ'de sayılan varlıklardan birine dönüştürülmeden doğrudan yurda getirildiğini tespit ederek Bölge İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle temyiz istemi reddedilmiş ve <strong>Konya Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi'nin E:2023/619, K:2023/1295 (19.10.2023)</strong> sayılı kararı onanmıştır.</p>

<p><i>Kararın gerekçesi, 7417 sayılı Kanun kapsamındaki varlık barışı hükümlerinden yararlanılabilmesi için yalnızca Kanun'da açıkça sayılan varlıkların veya bu varlıklara dönüştürülerek Türkiye'ye getirilen değerlerin kapsama girdiği; taşıt gibi Kanun kapsamında yer almayan bir malvarlığı unsurunun herhangi bir dönüşüm işlemi yapılmaksızın doğrudan yurda getirilmesinin varlık barışı hükümlerinden yararlanmak için yeterli olmadığı yönündedir.</i></p>

<p><strong>K. Danıştay İçtihadının Genel Değerlendirmesi</strong></p>

<p>İncelenen kararlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Danıştay'ın aşağıdaki ilkeleri benimsediği görülmektedir:</p>

<p><strong>Birincisi</strong>, usulüne uygun biçimde gerçekleştirilen varlık barışı beyannamesi ve verginin vadesinde ödenmesi, kanunun öngördüğü güvencenin temel koşullarını oluşturmaktadır. Bu koşullar sağlandıktan sonra idarenin tarhiyat yapabilmesi için, beyan edilen varlığın kanun kapsamına girmediğini ya da varlığın gerçekte mükellefin beyan dışı ticari faaliyetinden kaynaklandığını somut tespitlerle ortaya koyması gerekmektedir.</p>

<p><strong>İkincisi</strong>, idarenin başvuruyu kabul edip vergiyi tahsil etmiş olması ve başvuruyu iptal eden herhangi bir işlem tesis etmemesi hâlinde, ilerleyen süreçte yapılacak tarhiyatlar hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmektedir.</p>

<p><strong>Üçüncüsü</strong>, yurt dışı varlık beyanlarında "kanaat verici belge" ile ispat zorunluluğu katı biçimde uygulanmakta; bu koşulun sağlanamaması hâlinde mahsup güvencesinden yararlanılamamaktadır.</p>

<p><strong>Dördüncüsü</strong>, varlık barışına başvurmanın zamanlaması belirleyici bir unsur olabilmektedir. Özellikle 7186 sayılı Kanun kapsamında, inceleme başladıktan sonra yapılan başvurunun koruma sağlayıp sağlamayacağı, beyan edilen varlığın ticari faaliyetten kaynaklanıp kaynaklanmadığının inceleme raporunda tespit edilip edilmediğine bağlı olarak farklı sonuçlara ulaşılmaktadır.</p>

<p>Danıştay 3. Dairesi kararları birlikte değerlendirildiğinde, Dairenin öncelikle 7186 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 90. maddenin amacını ortaya koyduğu görülmektedir. Buna göre düzenlemenin amacı, mükelleflerin kanuni defter ve kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz ve benzeri kıymetlerin mali sisteme kazandırılmasıdır. Bu nedenle bildirilen veya beyan edilen varlıklar dolayısıyla vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı kabul edilmekle birlikte, bu korumanın yalnızca bildirime konu varlıklara ilişkin olduğu; mükellefin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan vergisel yükümlülükleri ortadan kaldıran genel bir vergi affı niteliğinde olmadığı vurgulanmıştır.</p>

<p><i>Varlık barışı kapsamında yapılan bildirim, mükellefin ticari faaliyetinden kaynaklanan kayıt dışı hasılat nedeniyle yürütülen vergi incelemesini kendiliğinden hükümsüz hâle getirmez ve inceleme sonucunda tarhiyat yapılmasını da tek başına engellemez.</i></p>

<p>Kararların ortak noktasını oluşturan ikinci önemli ilke ise ispat yüküne ilişkindir. Danıştay'a göre mükellef, varlık barışı kapsamında bildirdiği tutarın gerçekte inceleme konusu yapılan kayıt dışı ticari hasılattan oluştuğunu ileri sürüyorsa, bu iddiasını somut bilgi ve belgelerle ortaya koymalıdır. Sadece varlık barışı beyannamesi verilmiş olması, bildirilen varlığın inceleme konusu ticari kazançtan kaynaklandığını ispata yeterli kabul edilmemektedir. Dosyada bu bağlantıyı ortaya koyan deliller bulunmadığı sürece, varlık barışı hükmü ticari faaliyet nedeniyle yapılan tarhiyatı ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Bunun yanında Danıştay kararlarında önemli bir ayrım yapılmaktadır: inceleme raporlarında varlık barışı kapsamında bildirilen varlıkların kendisi eleştirilmemekte, aksine ticari faaliyet sonucu elde edilip kayıt ve beyan dışı bırakılan hasılat eleştiri konusu yapılmaktadır. Dolayısıyla tarhiyatın hukuki sebebi bildirilen varlık değil, ticari faaliyetten doğan kayıt dışı kazançtır. Bu nedenle geçici 90. maddede öngörülen inceleme yasağının uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bozma kararlarının ortak sonucu da aynıdır. İlk derece mahkemeleri ve bölge idare mahkemeleri, yalnızca mükellefin varlık barışı hükümlerinden yararlanmış olmasına dayanarak tarhiyatları kaldırmıştır. Danıştay ise bu yaklaşımı hukuka uygun bulmamış; öncelikle vergi tekniği raporu ve vergi inceleme raporundaki tespitlerin değerlendirilmesi, gerçekten kayıt dışı hasılat bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve bildirilen varlık ile inceleme konusu matrah farkı arasında somut bir illiyet bağı kurulup kurulamadığının araştırılması gerektiğini ifade ederek kararları bozmuştur.</p>

<p>Bu nedenle Danıştay 3. Dairesi'nin 7186 sayılı Kanun dönemine ilişkin yerleşik yaklaşımının şu ilke etrafında şekillendiği söylenebilir:</p>

<p><i>Varlık barışı, bildirilen varlıklar bakımından koruma sağlayan özel bir düzenlemedir; ancak ticari faaliyetten kaynaklanan kayıt dışı hasılat nedeniyle yürütülen vergi incelemelerini sona erdiren veya bu incelemeler sonucunda yapılacak tarhiyatları kendiliğinden hükümsüz kılan genel bir vergi bağışıklığı sağlamaz. Bildirilen varlık ile inceleme konusu matrah farkı arasındaki bağın mükellef tarafından somut delillerle ispat edilmesi gerekir; aksi hâlde varlık barışı hükümlerinden hareketle tarhiyatın kaldırılması mümkün değildir.</i></p>

<p>Nitekim bu yargısal yaklaşım, daha sonra 7417 ve özellikle 7582 sayılı Kanunlarda kanun koyucu tarafından açık norm hâline getirilmiş; bildirilen varlıkların yalnızca bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar yönünden koruma sağlayacağı, diğer nedenlerle bulunan matrah farkları bakımından ise mahsup yapılmayacağı ve gerekli şartlar oluşmadıkça tarhiyatın devam edeceği açıkça düzenlenmiştir. Böylece Danıştay'ın 7186 sayılı Kanun döneminde yorum yoluyla benimsediği ilke, sonraki varlık barışı düzenlemelerinde kanuni metne dönüştürülmüştür.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Türk vergi hukukunda 2008 yılından bu yana yürürlüğe giren sekiz varlık barışı kanunu, sağladığı avantajlar ve bu avantajların sınırları bakımından sürekli bir evrim geçirmiştir. Her düzenleme öncekinin mirasını taşımakla birlikte, vergi oranları, kapsam ve güvence mekanizmaları bakımından önemli farklılıklar içermektedir. 5811 ve 6486 sayılı kanunlarla başlayan süreçte mükelleflere, diğer nedenlerle yapılan incelemelerde bulunan matrah farklarından beyan edilen tutarların herhangi bir nedensellik bağı aranmaksızın mahsup edilmesine imkân tanıyan geniş kapsamlı bir koruma sağlanmış; 6736 sayılı Kanun ile bu koruma, vergi hukukunun sınırlarını aşarak ceza ve idare hukuku alanlarına da genişletilmiştir. 7143, 7186 ve 7256 sayılı kanunlar döneminde ise mahsup mekanizması tamamen terk edilerek, koruma yalnızca bildirilen varlığın kendisiyle sınırlı, yalın bir inceleme ve tarhiyat yasağına indirgenmiştir.</p>

<p>Bu evrimin en belirleyici aşaması, 7417 ve 7582 sayılı Kanunlarla gerçekleşmiştir. Söz konusu düzenlemeler, Türk vergi hukukuna varlık barışı bağlamında bir illiyet bağı kriteri kazandırarak, mükellefe tanınan korumayı bildirilen varlık ile tespit edilen matrah farkı arasındaki nedensellik ilişkisine bağlamıştır. Bu yeni model, bir yandan bulunan matrah farkının bildirilen varlıktan kaynaklandığının tespiti hâlinde mükellefi ölçülülük ilkesi doğrultusunda koruyup çifte vergilendirmenin önüne geçmekte, diğer yandan bağımsız nedenlerle ortaya çıkan matrah farklarını mahsup dışında bırakarak varlık barışının vergi kaçakçılığını geriye dönük meşrulaştırma aracına dönüşmesini engellemeyi amaçlamaktadır.</p>

<p>İncelenen Danıştay kararları, bu yasal evrimin yargı içtihadında da paralel bir gelişim izlediğini göstermektedir. Danıştay, 5811 ve 6486 sayılı kanunlar döneminde kanunun açık mahsup hükmünü uygulayarak mükellef lehine sonuçlara ulaşmış, idarenin bu hakkı bertaraf edecek işlemlerini hukuka aykırı bulmuştur. Buna karşılık 6736, 7143 ve özellikle 7186 sayılı kanunlar döneminde, Danıştay 3. ve 9. Daireleri, varlık barışı korumasının mutlak bir vergi affı niteliğinde olmadığını, korumanın yalnızca bildirilen varlıklarla sınırlı kaldığını ve mükellefin ticari faaliyetinden kaynaklanan kayıt dışı hasılatın bu koruma kapsamında değerlendirilemeyeceğini istikrarlı biçimde vurgulamıştır. Bu çerçevede geliştirilen ispat yükü ilkesi uyarınca, bildirilen varlık ile inceleme konusu matrah farkı arasındaki bağlantının mükellef tarafından somut bilgi ve belgelerle ortaya konulması aranmakta; yalnızca varlık barışı beyannamesi verilmiş olması bu ispatı karşılamamaktadır.</p>

<p>Çalışma kapsamında incelenen kararlar, Danıştay içtihadı ile bazı bölge idare mahkemeleri arasında, özellikle 7186 sayılı Kanun'un uygulanması bakımından köklü bir görüş ayrılığının sürdüğünü de ortaya koymaktadır. Danıştay 3. Dairesi'nin illiyet bağının mükellef tarafından ispatını arayan dar yorumuna karşılık, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. ve 3. Vergi Dava Daireleri, kanun metnindeki "hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamaz" ibaresinin lafzına sadık kalarak süresinde yapılan beyan ve ödemenin tek başına yeterli bir koruma sağladığı yönünde ısrar kararları vermiştir. Bu içtihat ayrılığının, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından henüz kesin biçimde çözümlenmemiş olması, konunun güncelliğini ve hukuki belirsizliğini sürdürmektedir; Kurul'un vereceği karar, yalnızca 7186 sayılı Kanun dönemindeki uyuşmazlıklar bakımından değil, illiyet bağı esasını normatif düzeyde benimseyen 7417 ve 7582 sayılı Kanunların yorumlanması bakımından da belirleyici olacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak, varlık barışı düzenlemelerinin tarihsel seyri, mükellefe tanınan mali bağışıklığın kapsamının zamanla daraldığını ve kanun koyucunun, suistimallerin önüne geçmek amacıyla korumayı giderek daha sıkı şartlara bağladığını göstermektedir. Mükelleflerin bu düzenlemelerden usulüne uygun biçimde yararlanabilmesi için, yalnızca kanunda öngörülen beyan ve ödeme yükümlülüklerini süresinde yerine getirmeleri yeterli olmayıp; özellikle 7417 ve 7582 sayılı Kanunlar döneminde, bildirdikleri varlık ile olası bir vergi incelemesinde ortaya çıkabilecek matrah farkı arasındaki bağlantıyı somut bilgi ve belgelerle ispatlayabilecek durumda olmaları önem taşımaktadır. Aynı şekilde, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden önce yapılan bildirimlerin korumadan yararlanma bakımından taşıdığı kritik önem de, güncel içtihat ve mevzuat ışığında gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı"><img alt="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/volkan-erdogdu-profil.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı">Volkan ERDOĞDU </a></strong></h4>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı">Vergi Mahkemesi Başkanı</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KARARLAR KAYNAKÇASI</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-201610007-e-20213871-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 4. Dairesi, E:2016/10007, K:2021/3871, T:07.07.2021.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20168778-e-2021905-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 4. Dairesi, E:2016/8778, K:2021/905, T:11.02.2021.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-2022724-e-20234040-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 9. Dairesi, E:2022/724, K:2023/4040, T:26.10.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-dairenin-20221001-e-20233466-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 9. Dairesi, E:2022/1001, K:2023/3466, T:09.10.2023.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 9. Dairesi, E:2022/1002, K:2023/3467, T:09.10.2023.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20222864-e-20246301-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2022/2864, K:2024/6301, T:28.11.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235528-e-20254583-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2023/5528, K:2025/4583, T:17.11.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235859-e-20258-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2023/5859, K:2025/8, T:20.01.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20241319-e-20252006-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2024/1319, K:2025/2006, T:21.04.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2023/6468, K:2025/4877, T:26.11.2025.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2023/9781, K:2025/5759, T:22.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 3. Dairesi, E:2024/3620, K:2026/2591, T:02.06.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 9. Dairesi, E:2024/839, K:2026/2189, T:30.04.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesi, E:2025/1757, K:2025/2376, T:14.10.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi, E:2026/43, K:2026/246, T:24.02.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Konya Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi, E:2023/619, K:2023/1295, T:19.10.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun, RG 22.11.2008, S. 27062.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6486 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG 29.05.2013, S. 28661.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun, RG 19.08.2016, S. 29806.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, RG 18.05.2018, S. 30425.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7186 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, RG 19.07.2019 (Mükerrer), S. 30836.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, RG 17.11.2020, S. 31307.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/devlet-memurlari-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-ve-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999">7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun,</span></a><span style="color:#999999"> RG 05.07.2022, S. 31887.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999">7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG 04.06.2026.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Yurt Dışındaki Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında 1 Seri No'lu Genel Tebliğ.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7186 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna İlişkin 311 Seri No'lu GVK Genel Tebliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">1 Seri No'lu Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">213 sayılı Vergi Usul Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/varlik-barisi-kanunlarinin-kronolojik-evrimi-vergi-idaresinin-tarhiyat-yetkisi-ve-danistay-ictihadinin-gelisimi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-tokmak-kitapls.jpg" type="image/jpeg" length="15173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 2023/5859 E., 2025/8 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235859-e-20258-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235859-e-20258-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 20/01/2025 tarihli, 2023/5859 E., 2025/8 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2023/5859<br />
Karar No : 2025/8</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı/...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU :... Vergi Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı adına, bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolunda saptamalar içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak 2017 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu cezalı verginin matrahı yönünden bağlı olduğu 2017 yılı için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisine karşı açılan dava Mahkemelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedildiğinden, yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı, 213 sayılı Kanun'un 353. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi yönünden dava reddedilmiş, özel usulsülük cezası ise kaldırılmıştır.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:<br />
Vergi Mahkemesi kararının; tarhiyatın, özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davalı idarenin istinaf başvurusu aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle reddedilmiştir.</p>

<p>Davacının, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi kapsamında, Türkiye'de sahip olduğu dava konusu kayıt dışı hasılatı da kapsayan varlıklara ilişkin beyanda bulunarak tahakkuk eden vergiyi ödediği, sözü edilen Kanun kapsamında beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağından, davacı hakkında vergi incelemesi yapılmak suretiyle bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle yapılan uyuşmazlık konusu tarhiyatta hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davacı istinaf başvurusu kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararın kaldırıldıktan sonra cezalı vergi kaldırılmıştır.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatta ve kesilen özel usulsülük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı hakkında 15/11/2019 tarihinde kapıda ödeme sistemi kullanılarak yapılan ticari faaliyeti nedeniyle inceleme başlatılmıştır.<br />
Söz konusu inceleme devam ederken davacı tarafından, 23/06/2020 tarihinde Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi kapsamında beyanda bulunulmuş ve tahakkuk eden vergi Kanun'da öngörülen süre içinde ödenmiştir.</p>

<p>Davacı hakkında incelemenin tamamlanmasının akabinde düzenlenen ... tarih ve ... sayılı Vergi Tekniği Raporuyla mükellefin banka hesap hareketleri, kargo şirketinden temin edilen gönderi ve tahsilatlara ilişkin dökümler ve kanuni temsilcinin beyanlarından kayıt dışı hasılatı bulunduğu tespit edilmiştir.<br />
Sözü edilen vergi tekniği raporuna dayanılarak düzenlenen ... tarih ve ... sayılı Vergi İnceleme Raporuna istinaden davacı adına dava konusu tarhiyat yapılmıştır.<br />
Sözü edilen vergi inceleme raporuna istinaden davacı adına 2017 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için katma değer vergisi tarh edilmiş, vergilerin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezası kesilmiştir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>19/07/2019 tarih ve mükerrer 30836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 07/07/2019 tarih ve 7186 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2. maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na geçici 90. madde eklenmiş olup söz konusu maddenin altıncı fıkrasında, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, 31/12/2019 tarihine kadar vergi dairelerine beyan edileceği, beyan edilen söz konusu varlıkların, 31/12/2019 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebileceği, bu takdirde, söz konusu varlıkların vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebileceği, vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden %1 oranında vergi tarh edileceği ve bu verginin, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödeneceği belirtilmiş olup maddenin yedinci fıkrasında, bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>30/12/2019 tarih ve 30994 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesinin birinci, üçüncü ve altıncı fıkralarında yer alan süreler, bitim tarihinden itibaren 6 ay uzatılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlara ilişkin tahakkuk eden verginin Kanun'da öngörülen süre içerisinde ödenmesi şartıyla, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı yolundaki düzenlemenin amacı, mükelleflerin yasal defter ve kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz gibi kıymetlerin kayıtlara yansıtılarak mali sisteme kazandırılmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözü edilen hükümle mükellefler yönünden bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı hususu güvence altına alınmış olmakla birlikte bu düzenlemenin varlığının, mükelleflerin ticari faaliyetleri nedeniyle incelemeye alınmasına ve haklarında ticari faaliyetleri nedeniyle tarhiyat yapılmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>Davacı hakkında internet üzerinden kargo firmaları aracılığıyla yapılan faaliyeti nedeniyle başlatılan inceleme sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporunda, 193 sayılı Kanun'un geçici 90. maddesi kapsamında beyan ettiği varlıklar hakkında herhangi bir eleştiri getirilmeksizin ticari faaliyetinden elde ettiği gelirin bir kısmının kayıt dışı bırakıldığından bahisle tarhiyat önerilmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından 193 sayılı Kanun'un geçici 90. maddesi kapsamında beyan edilen tutarın incelemeye konu dönemde ticari faaliyetinden elde edilen ve beyan edilmeyen gelirine ilişkin olduğu ileri sürülmekte ise de dosya kapsamında bu iddiasını ispatlayacak mahiyette bilgi ve belge bulunmadığı görüldüğünden, davacı hakkında düzenlenen vergi tekniği raporu ile vergi inceleme raporunun incelenerek, kayıt ve beyan dışı bırakılan hasılatın varlığı ile tarh matrahının hukuka uygunluğu yönünden değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, tarhiyatın yazılı gerekçeyle kaldırılmasına dair Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusunu reddeden Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p>Yeniden verilecek kararda, özel usulsüzlük cezası hakkında değerlendirme yapılması gerektiği tabiidir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1.Temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının BOZULMASINA, 20/01/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20235859-e-20258-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="72025"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 2024/1319 E., 2025/2006 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20241319-e-20252006-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20241319-e-20252006-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 21/04/2025 tarihli, 2024/1319 E., 2025/2006 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2024/1319<br />
Karar No : 2025/2006</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının aleyhe olan hüküm fıkrasının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı şirket adına, bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolunda saptamalar içeren vergi tekniği raporu uyarınca düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2019 yılı için re'sen salınan kurumlar vergisi, Ocak-Mart, Nisan-Haziran ve Temmuz-Eylül dönemleri için re'sen salınan geçici vergiler ve tekerrür hükümleri gereğince artırılarak kesilen bir kat vergi ziyaı cezaları ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacının hakkında düzenlenen vergi tekniği raporundaki tespitlerin, bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığını gösterdiği ancak davacı tarafından 193 sayılı Gelir vergisi Kanunu'na 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 21. maddesiyle eklenen geçici 93. maddesi kapsamında 3.000.000 TL bildirilmiş olup bu kısım matrah olarak takdir edilemeyeceğinden, bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi, geçici vergiler üzerinden bir kat kesilen vergi ziyaı cezaları ve özel usulsüzlük cezasının bu matraha isabet eden kısmında hukuka uygunluk, bu tutarı aşan kısmında ise hukuka aykırılık bulunmadığı, mahsup dönemi geçen geçici vergi aslının aranmayacağı, 2019 yılında kesinleşen vergi ziyaı cezasının tekerrüre esas alınamayacağı gerekçesiyle bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi, geçici vergiler üzerinden bir kat kesilen vergi ziyaı cezaları ve özel usulsüzlük cezası azaltılmış, geçici vergi asılları ile vergi ziyaı cezalarının tekerrüre isabet eden kısmı ise kaldırılmıştır.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:<br />
Vergi Mahkemesi kararının özel usulsüzlük cezası yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrası dışında kalan hüküm fıkralarına yöneltilen istinaf başvuruları, sözü edilen hüküm fıkralarının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.<br />
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uygunluk bulunmadığından, Mahkeme kararının, özel usulsüzlük cezası yönünden davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrası kaldırıldıktan sonra özel usulsüzlük cezası kaldırılmıştır.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı adına yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Davacı tarafından varlık bildiriminde bulunulmuş olmasının yürütülen vergi incelemesini sona erdireceğine veya tespit edilen matrah farkları üzerinden re'sen vergi tarhı yapılmasına engel teşkil edeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından temyize konu kararın bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi, geçici vergiler üzerinden bir kat kesilen vergi ziyaı cezalarının azaltılmasına ilişkin hüküm fıkrasının bozulması, diğer yönlerden temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı hakkında 11/11/2020 tarihinde internet/kapıda ödeme sistemi kullanılarak yapılan satış faaliyeti nedeniyle inceleme başlatılmıştır.<br />
Söz konusu inceleme devam ederken davacı tarafından, 19/04/2021 tarihinde Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 93. maddesi kapsamında bildirimde bulunulmuştur.<br />
İncelemenin tamamlanmasının akabinde düzenlenen ... tarih ve ... sayılı Vergi Tekniği Raporu'yla davacının ... Lojistik ve Dağıtım Hizmetleri Anonim Şirketi aracılığıyla yapmış olduğu emtia satışları karşılığında banka hesabına 5.454.385,54 TL tutarında para gönderilmesine karşın bu satışları için belge düzenlemediği ve yasal defter ve kayıtlarına intikal ettirmediği ve bu suretle kayıt dışı hasılatı bulunduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Sözü edilen vergi tekniği raporuna dayanılarak düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden davacı adına 2019 yılı için kurumlar vergisi ve aynı yılın Ocak-Mart, Nisan-Haziran ve Temmuz-Eylül dönemleri için geçici vergi tarh edilmiş, tekerrür hükümleri gereğince artırılarak bir kat vergi ziyaı cezaları ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin 1. bendi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>17/11/2020 tarih ve 31307 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 21. maddesiyle ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na geçici 93. madde eklenmiş olup söz konusu maddenin beşinci fıkrasında, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, 30/06/2021 tarihine kadar vergi dairelerine bildirileceği, bildirilen söz konusu varlıkların, 30/06/2021 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebileceği, bu takdirde, söz konusu varlıkların vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebileceği belirtilmiş olup maddenin yedinci fıkrasında, bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Temyiz istemine konu edilen Vergi Dava Dairesi kararının; geçici vergi aslı ve vergi ziyaı cezalarının tekerrüre isabet eden kısmı ile özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına ilişkini hüküm fıkraları aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Dairemizce de uygun görülmüştür.</p>

<p>Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 93. maddesi kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı yolundaki düzenlemenin amacı, mükelleflerin yasal defter ve kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz gibi kıymetlerin kayıtlara yansıtılarak mali sisteme kazandırılmasıdır.<br />
Sözü edilen hükümle mükellefler yönünden bu madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı hususu güvence altına alınmış olmakla birlikte bu düzenlemenin varlığının, mükelleflerin ticari faaliyetleri nedeniyle incelemeye alınmasına ve haklarında ticari faaliyetleri nedeniyle tarhiyat yapılmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>Davacı hakkında 11/11/2020 tarihinde internet/kapıda ödeme sistemi kullanılarak yapılan faaliyeti nedeniyle başlatılan inceleme sonucunda düzenlenen vergi tekniği raporunda, 193 sayılı Kanun'un geçici 93. maddesi kapsamında bildirdiği varlıklarla ilgili olarak herhangi bir eleştiri getirilmeksizin ticari faaliyetinden elde ettiği gelirin bir kısmının kayıt dışı bırakıldığından bahisle tarhiyat önerilmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından 193 sayılı Kanun'un geçici 93. maddesi kapsamında bildirilen tutarın ticari faaliyetinden elde edilen ve beyan edilmeyen gelirinden kaynaklandığı iddiasında bulunulmadığı gibi dosya kapsamında da bu mahiyette bilgi ve belgenin yer almadığının görüldüğü, dolayısıyla tarhiyata esas alınan matrahın 3.000.000 TL'lik kısmında hukuka aykırılık bulunmadığından, değinilen tutara isabet eden bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ile geçici vergiler üzerinden bir kat kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasına davalı idare tarafından yöneltilen istinaf başvurusunun reddi yolundaki Vergi Dava Dairesi kararının sözü edilen hüküm fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Temyiz isteminin kısmen reddine,</p>

<p>2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının, geçici vergi aslı, vergi ziyaı cezalarının tekerrüre isabet eden kısmı ve özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Temyiz isteminin kısmen kabulüne,</p>

<p>4. Kararın, tarhiyata esas alınan matrahın ... TL'ye isabet eden bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ile geçici vergiler üzerinden bir kat kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, 21/04/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20241319-e-20252006-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="29968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 2023/6468 E., 2025/4877 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 26/11/2025 tarihli, 2023/6468 E., 2025/4877 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2023/6468<br />
Karar No : 2025/4877</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı adına, bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolunda saptamalar içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak 2018 yılı için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi, aynı yılın tüm dönemleri için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı geçici vergi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 352. maddesi uyarınca kesilen usulsüzlük cezası ve aynı Kanun'un 353.maddesinin 2. bendi gereğince kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi kapsamındaki sürelerin 30/06/2020 tarihine uzatılmış olduğu ve davacı şirketin de Türkiye'de sahip olunan varlıklara ilişkin olarak 30/06/2020 tarihinde beyannamesini verdiği ve tahakkuk eden vergiyi süresinde ödediği, sözü edilen Kanun hükmü kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı dikkate alındığında, bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle yapılan tarhiyatta ve kesilen usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu vergi ve cezalar kaldırılmıştır.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı hakkında, bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolunda saptamalar içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak 29/05/2020 tarihinde başlatılan inceleme sırasında, davacı tarafından, 30/06/2020 tarihinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesinin altıncı fıkrası kapsamında beyanda bulunulmuş ve tahakkuk eden tutar Kanun'da öngörülen süre içinde ödenmiştir.</p>

<p>İnceleme sonucunda düzenlenen ... tarih ve ... sayılı Vergi İnceleme Raporu'nda, davacının bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı tespit edilmesi üzerine dava konusu tarhiyat yapılmış ve usulsüzlük ile özel usulsüzlük cezaları kesilmiştir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>19/07/2019 tarih ve mükerrer 30836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 07/07/2019 tarih ve 7186 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2. maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na geçici 90. madde eklenmiş olup söz konusu maddenin altıncı fıkrasında, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, 31/12/2019 tarihine kadar vergi dairelerine beyan edileceği, beyan edilen söz konusu varlıkların, 31/12/2019 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebileceği, bu takdirde, söz konusu varlıkların vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebileceği, vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden %1 oranında vergi tarh edileceği ve bu verginin, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödeneceği belirtilmiş olup maddenin yedinci fıkrasında, bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p></p>

<p>30/12/2019 tarih ve 30994 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesinin birinci, üçüncü ve altıncı fıkralarında yer alan süreler, bitim tarihinden itibaren 6 ay uzatılmıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlara ilişkin tahakkuk eden verginin, Kanun'da öngörülen süre içerisinde ödenmesi şartıyla, bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı yolundaki düzenlemenin amacı, mükelleflerin yasal defter ve kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz gibi kıymetlerin kayıtlara yansıtılarak mali sisteme kazandırılmasıdır.</p>

<p>Sözü edilen hükümle mükellefler yönünden bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacağı hususu güvence altına alınmış olmakla birlikte bu düzenlemenin varlığının, mükelleflerin ticari faaliyetleri nedeniyle incelemeye alınmasına ve haklarında ticari faaliyetleri nedeniyle tarhiyat yapılmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>Davacı hakkında 29/05/2020 tarihinde otomasyon sistem verileri ile beyanları arasında farklılıklar bulunduğundan bahisle başlatılan inceleme sonucunda düzenlenen vergi inceleme raporunda, 193 sayılı Kanun'un geçici 90. maddesi kapsamında beyan ettiği varlıklar hakkında herhangi bir eleştiri getirilmeksizin ticari faaliyetinden elde ettiği gelirin bir kısmının kayıt dışı bırakıldığından bahisle tarhiyat önerilmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından 193 sayılı Kanun'un geçici 90. maddesi kapsamında beyan edilen tutarın 2018 yıllında ticari faaliyetinden elde edildiği ve beyan etmediği gelirinden kaynaklandığı ileri sürülmekte ise de dosya kapsamında bu iddiasını ispatlayacak mahiyette bilgi ve belge bulunmadığı görüldüğünden, davacı hakkında düzenlenen rapor incelenerek kayıt ve beyan dışı hasılatının bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken tarhiyatın yazılı gerekçeyle kaldırılmasına dair Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusunu reddine ilişkin Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1.Temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının BOZULMASINA, 26/11/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20236468-e-20254877-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 18:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="67913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 2022/2864 E., 2024/6301 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20222864-e-20246301-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20222864-e-20246301-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 3. Daire'nin 28/11/2024 tarihli, 2022/2864 E., 2024/6301 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2022/2864<br />
Karar No : 2024/6301</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:...K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı adına, hasılatının bir kısmını kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolundaki saptamaları içeren vergi tekniği raporuna dayanılarak düzenlenen vergi inceleme raporları uyarınca 2017 ve 2018 yılları için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi, aynı yılların tüm dönemleri için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı geçici vergi ve 2017 ve 2018 yıllarının Ocak ila Aralık dönemleri için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin 1. bendi gereğince kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacı hakkındaki raporlarda yer alan saptamalardan, bir kısım hasılatın kayıt ve beyan dışı bırakıldığı anlaşıldığından, tarhiyatın hukuka uygun olduğu ancak mahsup dönemi geçen geçici verginin aranmayacağı, diğer taraftan davacının faaliyetinin katma değer vergisinin konusuna girmediği, özel usulsüzlük cezalarının ise hukuka uygun düşmediği gerekçesiyle bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ve geçici vergi üzerinden kesilen bir kat vergi ziyaı cezası yönünden dava reddedilmiş, geçici vergi aslı, bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile özel usulsüzlük cezaları kaldırılmıştır.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının kurmuş olduğu "..." isimli Youtube kanalına yüklediği videolar ve mobil reklam ağı ... aracılığıyla kendisi tarafından geliştirilen oyunlara Google tarafından yerleştirilen reklamlar nedeniyle İrlanda'da mukim ... Ireland Limited Şirketi ile ABD mukimi olan Apple Inc. tarafından banka hesabına 2017 ve 2018 yıllarında yatırılan reklam gelirine ilişkin olarak 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 90. maddesi ile öngörülen varlık barışı müessesesinden yararlanmak amacıyla 11/05/2020 tarihinde başvuru yapılarak 7186 sayılı Kanun kapsamında Türkiye'de sahip olunan varlıklara ilişkin beyannamenin verildiği, bu beyanname üzerine tahakuk eden vergilerin 22/05/2020 tarihinde davacıdan tahsil edildiği, davalı idarece 7186 sayılı Kanun kapsamındaki başvuru esnasında, Kanun'da belirlenen şartların taşınmadığına dair bir belirleme yapılmadığı gibi davacı hakkında 2017 ve 2018 yıllarının gelir vergisi ve katma değer vergisi yönünden tam olarak incelenmesinden önce başvurusunun iptal edildiğine dair bir işlemin de tesis edilmediği; aksine başvurunun kabul edilerek Kanun kapsamında hesaplanarak tahakkuk eden verginin tahsil edildiği, dolayısıyla davacının 7186 sayılı Kanun kapsamında kabul edilen başvurusu sebebiyle, Kanun'un getirmiş olduğu korumadan faydalandırıldığının kabulü gerektiği, aksine bir kabulün hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırılık teşkil edeceği, bu durumda 7186 sayılı Kanun'un getirmiş olduğu "Bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz." hükmü gereğince davacı hakkında vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağından, dava konusu tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf istemleri kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra cezalı vergi kaldırılmıştır.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Tarhiyatın zaman aşımına uğramadığı, ihtilaf konusu hizmet Türkiye'de verildiğinden katma değer vergisi hesaplanması gerektiği, davacının 2017 ve 2018 yıllarında kayıt dışı hasılat elde ettiğinin somut tespitlerle ortaya konulduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong><br />
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Temyiz isteminin reddine,</p>

<p>2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA,</p>

<p>3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 28/11/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-3-dairenin-20222864-e-20246301-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="44745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38326"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63064"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85523"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10917"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79071"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98598"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="79525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="88807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="19092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="99100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="86238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="20229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="70431"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="78887"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="65513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="33485"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
