<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 23:12:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP de Yeni Kurultay Yapılmasının Önündeki Hukuki Engeller ve Çözüm Önerileri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/chp-de-yeni-kurultay-yapilmasinin-onundeki-hukuki-engeller-ve-cozum-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/chp-de-yeni-kurultay-yapilmasinin-onundeki-hukuki-engeller-ve-cozum-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öncelikle konunun daha iyi anlaşılması için çok önemli bir hususu izah etmek istiyorum. Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP parti meclisinin eski üyelerinin mahkeme kararı ile göreve getirilmesi mutlak butlan davasının esası hakkında verilen kararın bir sonucu değildir. Zira şahsi haklara ilişkin verilen ilk derece mahkemesi veya istinaf kararları kesinleşmeden uygulanamaz. İstinaf Dairesi bu nedenle Kılıçdaroğlu ve parti meclis üyelerini bir tedbir kararı ile göreve getirmiştir. Yani Daire bir anlamda partiye asıl dava kesinleşene kadar kayyum atamıştır. Bu nedenle bu durumu dikkate almadan yapılacak her değerlendirme hatalı olacaktır.</p>

<p>Yine İstinaf Dairesi, doğrudan Siyasi Partiler Kanununa göre değil bu Kanunun yollaması ile Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre karar vermiştir. 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesine göre, <i>Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır. </i>Bu nedenle Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerini ve bu hükümlerin uygulanmasına ilişkin yargı kararlarını dikkate almadan sadece Siyasi Partiler Kanunu hükümlerine göre yapılan değerlendirmeler de hatalı olacaktır.</p>

<p><strong>Yeni Kurultay Yapılmasının Önündeki Hukuki Engeller</strong></p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi (T. 21/05/2026, E., 2026/32, K. 2026/658) CHP hakkında TMK ve Dernekler Kanunu hükümlerine göre mutlak butlan ve tedbir kararı verdiğinden, değerlendirmelerimizi bu kapsamda yapacağız. Bu nedenle kamuoyunda tartışılan Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararı almaya yetkili olup olmadığı konusuna değinmeyeceğiz.</p>

<p>Asliye hukuk mahkemeleri ve ticaret mahkemeleri farklı nedenlerle tedbir kararı ve bu kapsamda yönetim kayyumu atama kararı vermektedir. Eğer bir derneğin veya şirketin organlarının toplanamaması veya fiil ehliyetini kaybetmesi gibi nedenlerle görevini yapamayacak durumda olması nedeniyle kayyum atanmış ise, dernek veya şirket genel kurulu en kısa süre içinde toplanarak yeni yönetimi seçebilir. Zaten böyle bir nedenle atanan kayyumun asıl görevi de bu seçimin yapılmasını sağlamaktır.</p>

<p>Ancak mahkeme dernek veya şirket faaliyeti çerçevesinde bir suç işlendiği veya organların iradesinin hileli yollarla sakatlandığı yahut kötü yönetim gerekçesiyle mevcut yönetiminin görevine son vererek kayyum atamış ise, bu atamanın amacı delillerin korunması, hukuka aykırı fillerin devam etmesinin önlenmesi ve davanın esası hakkında verilecek nihai kararın sağlıklı bir şekilde alınmasını sağlamaktır. Bu kapsamda yapılan kayyum ataması bir kamu hukuku tedbiri olduğundan, üyelerin veya ortakların iradesi ile (genel kurul kararı ile) bu tedbir sonlandırılamaz. Dolayısıyla dernek veya şirket ortakları genel kurul yaparak yeni bir yönetim seçemezler. Seçim yapılıp yeni yönetim belirlense bile mahkemenin izni olmadan bu yönetimin kayyumun görevini devralması mümkün değildir.</p>

<p>Dernek ve şirketlerin genel kurullarının siyasi partilerdeki karşılığı kurultaydır. Bu nedenle nasıl dernek ve şirketler genel kurul toplantısı yaparak yeni dernek veya şirket yönetimini belirleyemiyorsa, CHP de yeni bir kurultay yapıp genel başkan ve parti meclisini belirleyemez. Aslında düşünüldüğünde yeni bir kurultaya gidilememesi, görevine son verilen parti yönetiminin de menfaatinedir. Zira bu kişiler kanun yoluna başvurduğunda karar bozulabilir, dolayısıyla yeniden görevlerine dönebilirler. Ancak karar kesinleşmeden yeni bir kurultay yapılmasına izin verilmesi halinde kendileri yerine seçilecek yeni yönetim parti ile ilgili çok önemli kararlar alabilir, parti politikalarında temel değişiklikler yapabilir. Örneğin partinin cumhurbaşkanı adayını belirleyebilir. Bu nedenle kural olarak kararın kesinleşmesinden önce yeni bir kurultaya gidilememesi Özgür Özel ve ekibinin de lehinedir. Ancak Özgür Özel ve ekibi yapılacak kurultayda kendilerinin kazanacağına inandıkları için kurultayın en kısa süre içinde yapılması gerektiğini savunmaktadır. Kazanma şanslarının olmadığını düşünselerdi hiçbir şekilde kurultayın yapılmasını istemezlerdi.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir hususu da usul hukukunun temel ilkeleri ve tarafların haklarının korunması için CHP kurultay kararı gibi şahsi haklara ilişkin kararların (boşanma, babalık davası, evliliği butlanı, dernek ve şirket yönetiminin azli vb.) kesinleşmeden uygulanmasını yasaklayan kanun hükümleri bulunmaktadır (HMK m.350/2; m. 443/4). Bu kanun hükümlerinin amacı ortaya çıkacak telafisi güç veya imkânsız zararları önlemek ve hukuki güvenliği sağlamaktır.<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kesinlesmeden-icraya-konulamayacak-bir-ilamin-icrasinin-talep-edilmesi-halinde-icra-mudurunun-kanun-hukmunu-resen-nazara-alarak-takip-talebini-reddetmesi-gerekir" rel="dofollow"> (HGK., E. 2017/2833 K. 2020/855 T. 10.11.2020).</a></strong> Zira bu kararlar, bireyin kimliği, ailevi ilişkileri veya kişisel statüsü gibi hassas konularda önemli sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin bir şirkete veya derneğe zarar verdiği gerekçesiyle bir şirketin veya derneğin yönetim kurulu üyelerinin mahkeme tarafından azledilmesi halinde, azledilen yönetim kurulu üyeleri karar kesinleşene kadar görevlerine devam eder. Mahkemeler çok istisnai hallerde karar kesinleşene kadar görevlerine son verdikleri yönetim kurulu üyeleri yerine tedbir kararı kapsamında kayyum atamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle somut olayda da İstinaf Dairesi şahsi haklara ilişkin kararların uygulanmasını yasaklayan hükümlerin gereğini yerine getirmiştir. Yargılamanın selameti, özellikle kararın bozulması sonucunda ortaya çıkacak telafisi güç zararların önlenmesi için nihai kararın kesinleşmesine kadar tedbir kararının devam edeceğini belirtmiştir. Her ne kadar mahkemenin tedbir kararında kurultayların yapılması açıkça yasaklanmasa da, İstinaf Dairesi kayyumun görevinin nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceğini açıkça belirttiğinden kurultayın yapılması bu hükümle çelişmiş olur. Bu nedenle mahkemenin bu kararından kurultayın yapılamayacağı sonucu çıkmaktadır. Dikkate alınması gereken bir husus da İstinaf Dairesi, başta İstanbul delegeleri olmak üzere çok sayıda delegenin oylarının kişisel menfaat karşılığı satın alındığını tespit etmiştir. 196 İstanbul delegesi tedbirli, 163 delegenin ismi ceza soruşturmasında geçiyor. 43 delege ceza soruşturmaları kapsamında tutuklanmıştır. Bu delegelerin oy kullanmasına izin verilmesi halinde haklarında devam eden soruşturma ve davalar sonucunda mahkum olmaları halinde yapılacak yeni kurultay da hukuka aykırı olacaktır. Aynı şekilde bu delegelerin oy kullanmalarına izin verilmemesi halinde şahsi haklara ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden uygulanmış olurken bu da yukarıda belirttiğimiz kanun hükümlerine aykırı olur. Ayrıca mutlak butlan kararı kesinleşmeden önce yeni kurultay yapılsa bile Yargıtay’ın istinaf Dairesinden farklı bir karar vermesi halinde (kararın tamamen bozulması veya eski delegelerin şaibeli işlere karıştıkları nedeniyle bu delege yapısının güncellenerek kongreye gidilmesi gibi) yine başa dönülecektir. Yani bazı delegelerin oy kullanmasına izin verilmesi de izin verilmemesi de telafisi zor sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İşte İstinaf Dairesi karar kesinleşmeden mevcut delegelerle yeni bir kongrenin yapılmasının doğuracağı bu sorunları önlemek için tedbir kararı vermiştir. Yoksa yukarıda izah ettiğimiz üzere mahkemeler şahsi haklara ilişkin davalarda prensip olarak tedbir kararı vermemekte, bu olayda olduğu gibi çok istisnai hallerde tedbir kararı vermektedir.</p>

<p>Sonuç olarak mutlak butlan kararı esas yönden kesinleşmeden veya İstinaf Dairesi kayyum tedbirini kaldırmadığı sürece CHP kurultaya giderek yeni yönetimi seçemez.</p>

<p><strong>Çözüm Önerileri </strong></p>

<p>Yukarıda belirttiğim nedenlerle CHP kurultayı hakkında verilen mutlak butlan kararının yerinde olup olmadığı konusundaki siyasi ve hukuki tartışmalar yerine kararın en kısa süre içinde Yargıtay tarafından görülmesini sağlamanın yolları üzerine düşünülmelidir. Kılıçdaroğlu da yaptığı bir konuşmada “elimden gelse yarın kurultay yaparım” şeklinde bir görüş beyan ettiğine göre, Sayın Devlet Bahçeli ve diğer muhalefet partileri de en kısa süre içinde kurultayın yapılması yönünden açıklama yaptıklarına göre ve Ak Parti de dile getirilen bu görüşlere aykırı bir açıklama yapmadığına göre bütün siyasi partiler birleşerek aşağıdaki içerikte bir kanun teklifi Meclise sunabilir.</p>

<p>“<i>Şahsi haklara ilişkin verilen ilk derece mahkeme kararlarının kanun yolu incelemesi en geç dört ay içinde tamamlanır”</i></p>

<p>Bu vesile ile CHP kurultay davasına benzer nitelikte olan ancak kamuoyunda tartışılmadığı için pek bilinmeyen diğer şahsi haklara ilişkin davalarda yaşanan sorunlar da çözülmüş olur. Bu noktada bir ticaret hukukçusu olarak uygulamayı da yakından bildiğim için belirtmek istiyorum ki, asliye ticaret mahkemeleri tarafından şirkete çok önemli zararlar verdiği gerekçesiyle şirket müdürlerinin veya yönetim kurullarının görevine son verilmesine rağmen 2 yıldan beri henüz istinaf süreci tamamlanmayan davalar söz konusudur. İlk derece mahkemeleri azledilen müdür ve yönetim kurulu üyeleri yerine prensip olarak tedbir kararı kapsamında kayyum atamamaktadır. Çok istisnai hallerde karar kesinleşene kadar görevine son verilen yöneticiler yerine kayyum atanmaktadır. Bu nedenle şirketlere çok önemli zararlar verdiği ilk derece mahkemesi kararı ile tespit edilen yöneticiler karar kesinleşene kadar görevlerine devam ederek şirkete zarar vermeye devam etmektedir.</p>

<p>Belirttiğim nedenlerle bütün siyasi parti liderlerinin şahsi haklara ilişkin davaların en kısa süre içinde sonuçlanmasını sağlayacak gerekli yasal düzenlemeleri yapmak üzere harekete geçmesini öneriyorum.</p>

<p>Son olarak belirtmek istiyorum ki, yukarıda yaptığım değerlendirmeler benim kişisel görüşlerim olup, Fakülte ve Üniversitem adına yapılmış değerlendirmeler değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>H.Ü. Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı/Ticaret Hukuklu ABD Başkanı</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/chp-de-yeni-kurultay-yapilmasinin-onundeki-hukuki-engeller-ve-cozum-onerileri</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 22:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/chp.jpg" type="image/jpeg" length="19067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süper Lig'de Çoklu Kulüp Sahipliği (MCO): CAS Kapısındaki Risk]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/super-ligde-coklu-kulup-sahipligi-mco-cas-kapisindaki-risk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/super-ligde-coklu-kulup-sahipligi-mco-cas-kapisindaki-risk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Kayserispor’un TFF’ye Başvurusu ve Hukuki Gerekçesi</strong></p>

<p>Trendyol Süper Lig’in 2025/2026 sezonunun tamamlanmasının ardından Zecorner Kayserispor Kulübü, Türkiye Futbol Federasyonu’na (TFF) resmi bir başvuruda bulunarak <strong>Süper Lig’in bu sezonunun tescil edilmemesini</strong> talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kayserispor'un başvurusunun temel gerekçesi; sezon içerisinde yargı makamlarınca yürütülen soruşturmalar kapsamında bahis ve maç sonucunu etkilemeye yönelik eylemlerin tespiti ile aynı ligde doğrudan rakip konumunda olan <strong>Kasımpaşa SK</strong> ve <strong>Eyüpspor</strong> kulüplerinin yönetimlerinin, belirli bir dönem boyunca <strong>aynı resmi kamu kurumu (TMSF) tarafından üstlenilmiş olmasıdır</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Yapılan açıklamada sezonun bu gelişmeler ışığında tescil edilmesinin sportif adalet ve rekabet eşitliği konularında kamu vicdanını tatmin etmesinin mümkün olmayacağından bahsedilmektedir.</p>

<p><strong>2. Sürecin Kronolojik Analizi: Mali ve Sportif Soruşturmaların Çakışması</strong></p>

<p>Süper Lig’in 2025 – 2026 sezonu, öncelikle mali suçlara yönelik yapılan soruşturmalardan hareketle etkilenmiş devamında ise yaşanan gelişmelerle soruşturmaların doğrudan konusu olmuştur.</p>

<p><strong>- 30 Eylül 2025 | Kasımpaşa’nın TMSF’ye devri:</strong> İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen mali suçlara yönelik bir soruşturma kapsamında, <strong>Kasımpaşa Sportif Faaliyetler A.Ş.</strong>'nin yönetimi mahkeme kararıyla <strong>TMSF’ye </strong>devredildi<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p><strong>- 27 Ekim 2025 | TFF Başkanı’nın bahis açıklaması:</strong> TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun profesyonel liglerdeki bir kısım hakemlerin bahis oynadıkları yönündeki açıklamalarını<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> takiben İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı doğrudan futbolun aktörlerini hedef alan geniş kapsamlı bir soruşturma<strong> </strong>başlattı.</p>

<p><strong>- 10 Kasım 2025 | Eyüpspor Başkanı’nın Tutuklanması:</strong> Bahis ve müsabaka sonucunu etkileme odaklı soruşturmalar kapsamında aralarında Eyüpspor Başkanı Murat Özkaya’nın da bulunduğu bir kısım şüphelinin tutuklanmasına karar verildi<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p><strong>- 16 Ocak 2026 | Eyüpspor’un TMSF’ye devri:</strong> Yürütülen soruşturmalar kapsamında başkanının tutuklanmasının ardından <strong>Eyüpspor Futbol Yatırımları A.Ş.</strong>’nin yönetimi de TMSF’ye devredildi<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p>

<p><strong>- 4 Şubat 2026 | Kasımpaşa'nın Satışı:</strong> 30 Eylül 2025 tarihinden itibaren TMSF idaresinde bulunan Kasımpaşa Sportif Faaliyetler A.Ş. Kazancı Holding’e satılarak TMSF dönemi sona erdi<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>Yaşanan bu süreçte 16 Ocak 2026 ile 4 Şubat 2026 tarihleri arasında aynı ligde yarışan iki farklı kulüp yaklaşık 20 günlük bir süre boyunca aynı kamu kurumu tarafından kayyum sıfatıyla yönetilmiş oldu.</p>

<p><strong>3. Konuyla İlgili FIFA ve TFF Mevzuatı</strong></p>

<p><strong>A. FIFA Regülasyonları</strong></p>

<p>Yerel federasyonların bağlı bulunduğu FIFA, çoklu kulüp sahipliği (multi-club ownership) ile ilgili olarak üye federasyonları bağlayıcı kuralları ortaya koymuştur. FIFA’nın anayasası olarak değerlendirilebilecek FIFA Statüsü (FIFA Statues) 15. Maddesinde çoklu kulüp sahipliği ile ilgili temel çerçeveyi çizmektedir.</p>

<p><strong>FIFA Statutes - Article 15 (Obligations):</strong> <i>"Each member association shall ensure that no natural or legal person (including holding companies and subsidiaries) exercises control over more than one club where the integrity of any match or competition could be jeopardised.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a>"</i> <i>(Üye federasyonlar; hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, turnuva bütünlüğünün tehlikeye düşebileceği durumlarda birden fazla kulüp üzerinde kontrol uygulayamayacağını temin etmekle yükümlüdür.)</i></p>

<p>Yine Etik Kuralları düzenleyen Code of Ethics başlıklı talimatta da çoklu kulüp sahipliğinden kaçınılması gerektiği ifade edilmektedir.</p>

<p><strong>FIFA Code of Ethics - Article 19 (Conflict of Interest):</strong> <i>"Persons bound by this Code shall avoid any situation that could lead to a conflict of interest. Conflict of interest arises if persons... have, or appear to have, private or personal interests that detract from their ability to perform their duties with integrity, independence and objectivity.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><strong>[8]</strong></a>"</i> <i>(Kişiler, çıkar çatışmasına yol açabilecek veya böyle bir algı doğurabilecek her türlü durumdan kaçınmalıdır.)</i></p>

<p><strong>B. TFF Talimatları </strong></p>

<p>Türkiye Futbol Federasyonu talimatlarında da çoklu kulüp sahipliği ve/veya yöneticiliğini düzenleyen kurallara Kulüplerin Futbol Dalında Tescili Talimatı’nda yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Madde 14 – Kulüplerin Mülkiyeti: </strong><i>“</i><i>(1) Gerçek veya tüzel kişiler, aynı ligde yer alan birden fazla kulübü yönetemez, aynı ligde yer alan birden fazla kulübün hissedarı veya yönetim kurulu üyesi olamaz, aynı ligde yer alan birden fazla kulüpte doğrudan veya dolaylı hakimiyeti bulunamaz. (2) Birinci fıkrada belirtilen ilkelere aykırı şekildeki kulüpler aynı ligdeki müsabakalara iştirak edemezler.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><strong>[9]</strong></a>”</i></p>

<p>Görüldüğü üzere gerek FIFA ve gerekse TFF ayrı ayrı ve açıkça aynı ligde yarışan birden fazla kulübün yönetiminde aynı gerçek veya tüzel kişilerin yer almasını hisse veya yönetime katılma oranına bakılmaksızın yasaklamıştır.</p>

<p><strong>4. Geçmişte yaşanan MCO Örnekleri</strong></p>

<p>Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), çoklu kulüp sahipliği (MCO) ve ortak yönetim konularında katı bir "objektif risk" felsefesi yürütmektedir.</p>

<p><strong>- UEFA v ENIC Kararı (CAS 98/200):</strong> Bir yatırım şirketi olan ENIC, AEK Atina ve Slavia Prag gibi Avrupa’nın farklı liglerinden 5 kulübün hisselerini satın almıştı. UEFA, bu kulüplerin aynı kupada oynamasını yasaklayınca ENIC konuyu CAS’a taşıdı. Çoklu kulüp sahipliği ile ilgili temel taş davası olarak nitelendirilebilecek bu kararda CAS; aynı şirkete ait iki kulübün karşı karşıya gelmesinde <i>fiilen bir şike veya anlaşma aranmasına gerek olmadığına</i> hükmetmiştir. Bu karar çoklu kulüp sahipliğine ilişkin düzenlemelerin rekabeti kısıtlayan bir müdahale değil, sportif bütünlüğü korumaya yönelik meşru ve orantılı bir düzenleme olduğunu kabul ederek, UEFA’nın MCO rejiminin normatif temelini oluşturmuştur. CAS’a göre, kamuoyunda dürüstlüğe dair en ufak bir <strong>şüphe algısının </strong>oluşması bile sporun doğasına zarar verecektir ve turnuva otoritesine ihraç yetkisi tanır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>.</p>

<p><strong>- UEFA v Crystal Palace Kararı (2025):</strong> John Textor; Eagle Football Holdings isimli şirket üzerinden birden çok kulüp sahipliğini yürütmekteydi. Bu kulüplerden Crystal Palace ve Olympique Lyonnais aynı sezonda UEFA Avrupa Ligi’ne katılma hakkı kazanınca UEFA her iki kulübe MCO sorunlarını çözmesi için süre verdi. Verilen süürenin sonunda herhangi bir değişiklik olmayınca UEFA Crystal Palace’ın Konferans Ligi’nde oynamasına karar verdi. Konu CAS’a taşındı. Crystal Palace Textor’un azınlık hisseye sahip olduğunu, bu nedenle kulüp üzerinde bir hakimiyeti olmadığını ve MCO yaptırımlarının orantısız olduğunu öne sürdü. Fakat CAS UEFA’yı haklı buldu ve MCO konusundaki en ağır yaptırımlardan birisine imza atılmış oldu<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>.</p>

<p><strong>- Ankaraspor’un Küme Düşürülmesi (2009): </strong>2009 yılında Ankaraspor; Ankara Büyükşehir Belediyesi ile güçlü kurumsal bağları bulunan yapısı ve aynı futbol ekosistemi içinde yer alan MKE Ankaragücü ile olan ilişkileri nedeniyle Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından incelemeye alınmıştır. Bu süreçte özellikle Melih Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak kulüp yapılanması üzerindeki etkisi ve oğlu Ahmet Gökçek’in Ankaragücü başkanlığı görevini üstlenmesi, iki kulüp arasında yönetimsel ve karar alma düzeyinde örtüşme bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin temelini oluşturmuştur. TFF, bu yapının <strong>sportif rekabetin dürüstlüğünü ve kulüplerin bağımsızlığını zedelediği</strong> sonucuna ulaşarak Ankaraspor’un Süper Lig’den düşürülmesine karar vermiştir<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>. Karar sonrasında kulübün o sezon oynadığı tüm maçlar <strong>hükmen 3-0 mağlubiyet olarak tescil edilmiş</strong>, böylece Ankaraspor’un ligdeki sportif sonuçları tamamen geçersiz sayılmıştır. Bu olay, Türkiye’de çoklu kulüp kontrolü ve çıkar çatışması tartışmalarının erken ve sert bir örneği olarak değerlendirilmekte; UEFA’nın daha sonra geliştirdiği Multi-Club Ownership (MCO) yaklaşımıyla benzer şekilde <strong>bağımsızlık, fiili kontrol ve sportif rekabetin korunması</strong> ilkeleri çerçevesinde yorumlanmaktadır.</p>

<p><strong>5. Hukuki Değerlendirme</strong></p>

<p>Süper Lig’de yaşanan bu krizin, spor hukuku literatüründeki klasik Çoklu Kulüp Sahipliği (MCO) modellerinden ayıran çok ince ve hayati bir nüansı mevcuttur.</p>

<p>Yukarıdaki örneklerde gördüğümüz çoklu kulüp sahipliği yapıları; <strong>sportif veya ticari amaçlarla</strong> planlı bir şekilde kurgulanmış yapılardır.</p>

<p>Oysa Kasımpaşa ve Eyüpspor örneklerinde karşımıza çıkan durum; devletin adli ve mali mekanizmalarının, yürütülen ceza soruşturmalarının akamete uğramaması ve şirket varlıklarının korunması adına geliştirdiği <strong>tamamen geçici, adli ve koruyucu bir idari çözümdür.</strong> Bir kamu kurumu olan TMSF, burada bir ticari veya sportif başarı motivasyonu taşımamaktadır; tek amacı hukuki süreci yönetmektir. Bununla birlikte Eyüpspor ve Kasımpaşa kulüplerinin varlık sebebi de ticari ve sportif başarıdır. Hal böyle iken TMSF’nin yönetimleri devralma motivasyonu her ne kadar ticari ve sportif başarı değilse de; devir tarihinden itibaren yürüttüğü çalışma ticari ve sportif başarıya yöneliktir. Dolayısıyla burada MCO regülasyonlarına aykırılık durumu istenmeden ortaya çıkmış, aynı ligde yarışan ve aynı kurum tarafından yönetilen iki kulüp bir süre rekabet etmiştir.</p>

<p>Ancak UEFA ve CAS’ın geçmiş örneklerde görülen katı yaklaşımı, "niyet" ile "etki"<strong> </strong>arasındaki ayrımda genellikle "etki"ye öncelik vermektedir. TMSF’nin amacının ticari/sportif olmaması, 16 Ocak - 4 Şubat tarihleri arasında Süper Lig'de oluşan <strong>"ortak yönetim altındaki iki rakip"</strong> objektif gerçeğini ve bunun doğurduğu çıkar çatışması riskini ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Tüm bu hususlar ışığında şahsi değerlendirmem; meselenin UEFA ve CAS'ın emsal kararlarında titizlikle uygulanan <strong>“fiili kontrol” </strong>ve <strong>“sportif bütünlüğün korunması”</strong> doktrinleri kapsamında incelenmesi gerektiğidir. Mevcut durum uluslararası spor yargısı mercilerinin önüne taşındığı takdirde, MCO düzenlemelerinin ihlal edildiği sonucuna varılması kuvvetli ihtimal olarak gözükmektedir. Bu bağlamda, ihtilafın CAS nezdine intikal etmesi halinde, mevcut organizasyonel yapının kurallara aykırılık teşkil ettiği yönünde bir hüküm kurulması güçlü bir hukuki beklentidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/09/murat-mevlevioglu.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/09/murat-mevlevioglu.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Murat MEVLEVİOĞLU</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> https://kayserispor.org/genel/kayserispor-dan-tff-ye-flas-cagri---lig-bu-haliyle-tescil-edilmemeli</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.trtspor.com.tr/haber/futbol/kasimpasa-tmsfye-devredildi-27916984</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&amp;ftxtID=48811</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.trthaber.com/haber/gundem/bahis-sorusturmasi-eyupspor-baskani-ve-7-kisi-tutuklandi-925430.html</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.ntv.com.tr/sporskor/futbolda-bahis-sorusturmasi-eyupspora-kayyum-atandi-1707755</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.borsaningundemi.com/haber/kayyum-atanan-kasimpasa-satildi-yeni-sahibi-kazanci-holding-1883352</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> https://digitalhub.fifa.com/m/16d1f7349fa19ade/original/FIFA-Statutes-2024.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> https://digitalhub.fifa.com/m/16d1f7349fa19ade/original/FIFA-Statutes-2024.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/TALIMATLAR/Kul%C3%BCplerin-Futbol-Dalinda-Tescili-Talimati.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> https://arbitrationlaw.com/sites/default/files/free_pdfs/CAS%2098-200%20AEK%20et%20al%20v%20UEFA%20Award.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> https://editorial.uefa.com/resources/02a0-1f5798b32beb-ab106cd55b7b-1000/cas_2025.a.11604_crystal_palace_football_club_v._uefa_nottingham_forest_football_club_olympique_lyonnais.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> https://spor.haber7.com/spor/haber/442648-tffnin-ankaraspor-ile-ilgili-nihai-karari</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/super-ligde-coklu-kulup-sahipligi-mco-cas-kapisindaki-risk</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/futbol-spor-top.jpg" type="image/jpeg" length="14053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Banka Hesabını Kullandıran Kişi Dolandırıcılık Suçundan Sorumlu Tutulabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/banka-hesabini-kullandiran-kisi-dolandiricilik-sucundan-sorumlu-tutulabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/banka-hesabini-kullandiran-kisi-dolandiricilik-sucundan-sorumlu-tutulabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dijitalleşme, dolandırıcılık eyleminin görünümünü değiştirmiştir. Artık dolandırıcılık yalnızca yüz yüze kurulan hileli fiillerle değil; sosyal medya ilanları, sahte alışveriş bağlantıları, yatırım vaatleri, kripto para yönlendirmeleri, sahte iş başvuruları ve üçüncü kişi banka hesapları üzerinden yürütülen para transferleriyle de işlenmektedir. Bu yeni görünümde mağdur çoğu zaman faille doğrudan karşılaşmaz. Fail kendisini güvenilir bir satıcı, yatırım danışmanı, şirket temsilcisi, aracı kişi veya müşteri hizmetleri görevlisi gibi gösterir. Mağdur, aldatıcı davranışların etkisiyle parayı çoğu zaman failin kendi hesabına değil, üçüncü bir kişinin banka hesabına gönderir. İşte ceza hukuku bakımından en tartışmalı alan tam da burada ortaya çıkar: Paranın gönderildiği hesabın sahibi her durumda dolandırıcılık suçunun faili midir?</p>

<p>Uygulamada sık karşılaşılan olay tipi şudur: Bir kişi, “kolay para kazanma”, “hesabını birkaç saat kullandırma”, “IBAN’ına para gelsin, sen çekip bize ver, komisyonunu al” gibi vaatlerle banka hesabını başkasına kullandırır. Bazı olaylarda hesap sahibi gerçekten kandırılmış olabilir. Bazı olaylarda ise hesabının suçtan elde edilen paranın aktarılmasında kullanılacağını bilmekte veya en azından bu ihtimali kabullenmektedir. Bu nedenle banka hesabını kullandıran kişinin ceza sorumluluğu, soyut bir kabul veya mahkûmiyet mantığıyla değil, somut olayın delil yapısına göre belirlenmelidir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu bakımından temel düzenleme TCK m.157’de yer alan hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması, onun veya başkasının zararına yarar sağlanmasıdır. Dijital dolandırıcılık olaylarında ise çoğu zaman TCK m.158/1-f kapsamında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık tartışılır. Bunun yanında hesap sahibinin rolüne göre TCK m.37 anlamında müşterek faillik, TCK m.39 anlamında yardım etme veya bazı dosyalarda yalnızca şüpheli para trafiğine konu olmuş hesap sahibi sıfatı gündeme gelebilir. Bu ayrım, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği son derece önemlidir. Zira bir kişinin banka hesabının suçta kullanılmış olması ile o kişinin suçun işlenmesine bilerek ve isteyerek katılması birbirinden farklıdır.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında da yalnızca banka hesabı sahibi olmak veya hesabı bir başkasına kullandırmış bulunmak tek başına mahkûmiyet için yeterli görülmemektedir. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için sanığın suç işleme kastının ve iştirak iradesinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127007-e-20257124-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi,</a> sanığın suça iştirak ettiğine dair mahkûmiyete yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda beraat kararı verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127007-e-20257124-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a> Benzer şekilde <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201710243-e-20199664-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi </a>de hesap sahibinin suçtan haberdar olduğuna veya suça iştirak ettiğine dair yeterli delil bulunmayan hâllerde, yalnızca hesap sahibi olmanın cezalandırma için yeterli sayılamayacağını kabul etmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201710243-e-20199664-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a></p>

<p>Bu yaklaşım isabetlidir. Çünkü ceza yargılamasında esas olan, sonucun kimin hesabı üzerinden gerçekleştiği değil, sanığın bu sonuca hangi iradeyle katıldığıdır. Dolandırıcılık suçunda hesap sahibi; hileli davranışları bizzat gerçekleştirmiş, faille fikir ve eylem birliği içinde hareket etmiş, suçtan elde edilen paranın aktarılması için hesabını bilerek tahsis etmiş, paranın suçtan geldiğini bilerek çekmiş veya üçüncü kişiye teslim etmiş olabilir. Bu ihtimallerde ceza sorumluluğu gündeme gelir. Ancak hesap gerçekten rıza dışı kullanılmışsa, hesap sahibi kandırılmışsa, suçtan haberdar olduğuna dair delil yoksa veya paraya fiilen temas etmemişse, yalnızca hesap hareketinden hareketle mahkûmiyet kurulması ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bununla birlikte “ben sadece hesabımı verdim” savunması da her durumda koruyucu değildir. Yargıtay, hesap sahibinin kastını değerlendirirken hayatın olağan akışı kriterine önem vermektedir. Özellikle sanığın kimlik ve adres bilgilerini dahi bilmediği bir kişiye, yüklü miktarda para girişi olacak şekilde hesabını kullandırması hayatın olağan akışına aykırı kabul edilebilmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2023185-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi</a>’nin değerlendirmesinde bu tür davranışlar, dolandırıcılık suçunun işlenmesini kolaylaştıran bir katılım biçimi olarak ele alınmıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2023185-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[3] </a>Bu noktada mesele, sıradan bir banka hesabı kullanımından çıkar; sanığın hesabının suç organizasyonunda bir aktarım kanalı olarak kullanılması ihtimali doğar. Bu ihtimalde ise TCK m.37 gereği banka hesabını kullandıranın eylemi “olmazsa olmaz” ölçüde fiilin gerçekleşmesine katkı sağlıyor ise, müşterek faillik gündeme gelebilir.</p>

<p>Uygulamada “IBAN kiralama” olarak adlandırılan eylemin tehlikesi de buradadır. Hesap sahibi, çoğu zaman kendisini asıl fail olarak görmez. “Ben kimseyi dolandırmadım, sadece hesabıma para geldi”, “Parayı çekip verdim”, “Komisyon aldım ama paranın suçtan geldiğini bilmiyordum” şeklinde savunma yapar. Fakat ceza hukuku bakımından suçun işlenmesini kolaylaştırmak, suçtan elde edilen paranın izini kaybettirmek veya failin yakalanmasını zorlaştıracak para transferine aracılık etmek, somut olayın özelliklerine göre yardım etme veya iştirak sorumluluğu doğurabilir. Hele ki sanık bu işlem karşılığında komisyon veya menfaat elde etmişse, bu durum kastın varlığı bakımından güçlü bir karine sayılabilir.</p>

<p>“Hesabımı başkası kullandı” veya “kartımı kaybettim” savunmaları da tek başına yeterli değildir. Bu savunmaların mutlaka somut olgularla desteklenmesi gerekir. Örneğin banka kartını veya kimlik belgesini kaybettiğini ileri süren bir kişinin, suç tarihinden sonra bankaya, kolluğa veya ilgili mercilere herhangi bir başvuruda bulunup bulunmadığı araştırılır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, nüfus cüzdanını veya banka kartını kaybettiğini iddia eden sanığın suç tarihinden sonra ilgili mercilere başvuruda bulunmamasını savunmanın güvenilirliğini zayıflatan bir olgu olarak değerlendirmiştir.[4] Bu değerlendirme, uygulamada son derece önemlidir. Çünkü gerçekten kartını kaybeden veya hesabının izinsiz kullanıldığını fark eden kişinin olağan davranışı bankaya başvurmak, hesabı bloke ettirmek, kart iptali istemek veya kolluğa bildirimde bulunmaktır.</p>

<p>Benzer şekilde, hesabını kullandığını iddia ettiği kişilerin açık kimlik ve adres bilgilerini veremeyen, aradaki alacak-borç ilişkisini belgeleyemeyen veya para transferinin nedenini açıklayamayan sanıkların savunmaları daha zayıf kabul edilmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202115557-e-2023650-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 11. Ceza Dairesi,</a> hesabını kullandığını ileri sürdüğü kişiler hakkında somut bilgi veremeyen ve bu ilişkiyi belgeleyemeyen sanık bakımından bu çelişkileri mahkûmiyet gerekçesi içinde değerlendirmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202115557-e-2023650-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5]</a> Burada ceza yargılamasının aradığı husus, sanığın her ihtimali mutlak biçimde ispatlaması değildir; ancak savunmanın hayatın olağan akışına, banka kayıtlarına, iletişim verilerine ve dosya kapsamına uygun olup olmadığıdır.</p>

<p>Sanığın daha önce benzer bir soruşturma nedeniyle hesaplarının dolandırıcılık olaylarında kullanıldığını öğrenmesine rağmen hesap kullanımına engel olmaması da kastın değerlendirilmesinde aleyhe bir unsur olarak ortaya çıkabilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanığın daha önce başka bir soruşturma kapsamında hesaplarının dolandırıcılıkta kullanıldığını öğrenmiş olmasına rağmen buna rağmen gerekli tedbirleri almamasını kastın varlığı bakımından önemseyen bir yaklaşım benimsemiştir.[6] Zira ilgili Yargıtay kararında ilk derece mahkemesinin sanıkla ilgili “UYAP kayıtlarında soruşturma ve kovuşturma aşamasında aynı neviden suça ilişkin dosyalarının bulunması” ile ilgili belirlemesinin hükme esas alınması Yargıtay tarafından isabetli bulunmuştur.</p>

<p>Hesap hareketlerinden haberdar olmama savunması da her olayda inandırıcı bulunmayabilir. Özellikle yoğun para giriş-çıkışı bulunan, kısa süre içinde farklı kişilerden havale alan, paranın hemen çekildiği veya başka hesaba aktarıldığı dosyalarda, hesap sahibinin hiçbir şeyden haberi olmadığını söylemesi hayatın olağan akışı kriteriyle denetlenir. Nitekim Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi, kişinin adına kayıtlı hesaplardaki para hareketlerinden haberdar olmamasını hayatın olağan akışına aykırı kabul eden savcılık mütalaası lehine bir değerlendirme yapmıştır.[7]</p>

<p>Bu noktada delil değerlendirmesi belirleyici hâle gelir. Hesap sahibi hakkında mahkûmiyet hükmü kurulabilmesi için dosyada yalnızca banka dekontunun bulunması yeterli değildir. Paranın hangi tarihte geldiği, ne kadar süre hesapta kaldığı, kim tarafından çekildiği, ATM görüntülerinde kimin görüldüğü, mobil bankacılık girişlerinin hangi cihazdan ve IP adresinden yapıldığı, sanığın faille telefon veya mesaj bağlantısının bulunup bulunmadığı, hesap açılış tarihi, hesap kullanım alışkanlığı ve para transfer zinciri birlikte incelenmelidir. Özellikle ATM görüntüleri gibi delillerin bir süre sonra kaybolması ihtimaline binaen, bu delillerin soruşturma aşamasında ivedi olarak toplanması önem arz etmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201729381-e-20182634-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi</a>, sanığın inkar içeren savunmasına karşın; dijital ve teknik veriler kapsamında HTS kayıtları, banka hareketleri, ATM güvenlik kamera görüntüleri ve CD izleme tutanaklarını değerlendirerek sanığın üzerine atılı suçu işlediğine karar vermiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201729381-e-20182634-k-sayili-karari" rel="dofollow">[8]</a></p>

<p>Hesap kullanım alışkanlığı da göz ardı edilmemelidir. Bir kişinin hesabı uzun süredir düzenli maaş, kira, alışveriş veya günlük banka işlemleri için kullanılıyorsa ve suç tarihinde olağan dışı tek bir işlem gerçekleşmişse, bu durum ayrı değerlendirilir. Buna karşılık hesap olaydan hemen önce açılmışsa, daha önce neredeyse hiç kullanılmamışken kısa sürede yüksek miktarlı giriş-çıkışlar olmuşsa veya çok sayıda farklı kişiden para toplanmışsa, bu durum sanık aleyhine yorumlanabilir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-ceza-dairesinin-201426518-e-201515561-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 13. Ceza Dairesi,</a> sanığın olay öncesi ve sonrasındaki banka hesap kullanım alışkanlıklarının ve suça konu havalelerin yapıldığı dönemdeki hesap ekstrelerinin incelenmemesi bozma sebebidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-ceza-dairesinin-201426518-e-201515561-k-sayili-karari" rel="dofollow">[9]</a> Bu yaklaşım, hesap sahibinin kastını doğrudan anlamaya yarayan en pratik yoldur.</p>

<p>Dolandırıcılık dosyalarında iştirak ilişkisi de teknik biçimde kurulmalıdır. Sanıklar arasında fikir ve eylem birliği var mı? Hesap sahibi mağdurla hiç iletişim kurmuş mu? Faille telefon görüşmesi veya mesajlaşması bulunuyor mu? Mağdura gönderilen IBAN kime ait? Paranın gönderilmesinden hemen sonra hesap sahibi ne yapmış? Bu sorulara yanıt verilmeden sağlıklı bir iştirak değerlendirmesi yapılması mümkün değildir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202126715-e-20246709-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi,</a> sanıklar arasındaki fikir ve eylem birliğinin, mağdurla kurulan iletişimlerin ve hileli davranışların dosya kapsamıyla sabit olması gerektiğini kabul etmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202126715-e-20246709-k-sayili-karari" rel="dofollow">[10]</a> Böylece hesap sahibinin yalnızca pasif bir hesap sahibi mi, yoksa suç planının bilerek parçası mı olduğu ayrıştırılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diğer taraftan, ceza yargılamasının temel ilkesi olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi bu dosyalarda ihmal edilmemelidir. Özellikle hesabın eş, yakın akraba veya üçüncü kişi tarafından kullanıldığı savunması dosya kapsamıyla çürütülemiyorsa, sanığın suçtan haberdar olduğuna dair kesin delil yoksa, para hareketinden menfaat elde ettiği ispatlanamıyorsa ya da dijital materyallerde suçla bağlantı kurulamıyorsa mahkûmiyet kararı verilmesi sorunlu olur. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201727853-e-20199667-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi</a>, eşinin veya bir yakınının hesabı kullandığı ve sanığın bu işlemlerden haberdar olmadığına dair savunmanın aksinin ispatlanamaması hâlinde beraat sonucuna gidilebileceğini kabul etmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201727853-e-20199667-k-sayili-karari" rel="dofollow">[11]</a></p>

<p>Aynı şekilde, sanığın hesabını borçları nedeniyle bir tanıdığına verdiğine ilişkin savunması, diğer sanık veya tanık beyanlarıyla doğrulanıyorsa, artık bu savunma soyut bir inkar beyanı olarak görülemez. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, bu tür savunmanın başka beyanlarla desteklenmesini beraat değerlendirmesi bakımından önemli görmüştür.[12] Bu karar çizgisi, sanık müdafiliği bakımından açık bir strateji ortaya koymaktadır: Savunma yalnızca “haberim yoktu” cümlesine bırakılmamalı; hesabın kim tarafından, hangi nedenle, hangi tarihte ve hangi ilişki kapsamında kullanıldığı somutlaştırılmalıdır.</p>

<p>Sanığın telefon numarasının veya dijital materyallerinin suçla ilişkilendirilememesi de savunmayı güçlendiren bir unsur olabilir. Dijital dolandırıcılık dosyalarında faille hesap sahibi arasındaki bağlantı çoğu zaman telefon, mesaj, sosyal medya yazışması, cihaz kaydı, IP verisi veya para transferi üzerinden kurulur. Bu bağlantı kurulamıyorsa, hesap sahibinin kastı konusunda ciddi şüphe doğabilir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20252693-e-202513366-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 11. Ceza Dairesi,</a> sanığın telefon numarası veya dijital materyallerinin suçla ilişkilendirilememesini beraat değerlendirmesi bakımından önemli gören bir yaklaşım sergilemiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20252693-e-202513366-k-sayili-karari" rel="dofollow">[13]</a></p>

<p>Bu nedenle banka hesabını kullandırma ile ilgili açılan dosyalarda hem mağdur vekili hem de sanık müdafi açısından stratejik bakış farklıdır. Mağdur vekili açısından amaç, hesap sahibinin yalnızca teknik bir hesap sahibi olmadığını; para transfer zincirinde bilinçli rol aldığını, parayı çektiğini, aktardığını, faille bağlantılı olduğunu veya menfaat elde ettiğini göstermektir. Bunun için banka kayıtları, ATM görüntüleri, HTS kayıtları, iletişim içerikleri, hesap açılış bilgileri ve para transfer zamanlaması birlikte değerlendirilmelidir. Sanık müdafi açısından ise savunmanın merkezinde; kastın bulunmadığı, hesabın rıza dışı veya kandırılma sonucu kullanıldığı, diğer şeriklerle birlikte hareket edilmediği, sanığın menfaat elde etmediği, faille bağlantısının kurulamadığı, parayı çekmediği veya savunmasının tanık/banka kaydı/dijital veriyle desteklendiği hususları yer almalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, dijital dolandırıcılıkta banka hesabını kullandırma meselesi basit bir “IBAN verdim, sorumlu değilim” veya “hesabına para geldi, kesin suçlu” ikiliğine indirgenemez. Ceza hukuku bakımından belirleyici olan, hesabın suçta kullanılması değil, hesap sahibinin bu kullanıma ilişkin bilgisinin, iradesinin ve menfaat ilişkisinin somut delillerle ortaya konulmasıdır. Bununla birlikte günümüz para trafiğinde banka hesabı artık yalnızca kişisel bir finans aracı değildir; ceza yargılamasında kişinin suçla bağlantısını, kastını, menfaat ilişkisini veya savunmasının gerçekliğini gösteren bir delil alanıdır. Bu nedenle vatandaş açısından en temel uyarı açıktır: Banka hesabı, IBAN, banka kartı veya mobil bankacılık bilgileri hiçbir surette üçüncü kişilere kullandırılmamalıdır. Birkaç bin liralık kolay para vaadi, kişiyi çok daha ağır bir ceza soruşturmasının merkezine taşıyabilir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ"><img alt="Av. Melih Umut YILDIZELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/08/melih-umut-yildizeli.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ">Av. Melih Umut YILDIZELİ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>YARGI KARARLARININ KÜNYELERİ:</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127007-e-20257124-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/27007, K. 2025/7124, T. 12.06.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201710243-e-20199664-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2017/10243, K. 2019/9664, T. 09.10.2019.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2023185-e-2023367-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2023/185, K. 2023/367, T. 06.02.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202116909-e-20243732-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/16909, K. 2024/3732, T. 19.03.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202115557-e-2023650-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/15557, K. 2023/650, T. 14.02.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20242576-e-20247696-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2024/2576, K. 2024/7696, T. 05.06.2024.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">[7] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi, E. 2017/1598, K. 2018/755, T. 12.06.2018.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201729381-e-20182634-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2017/29381, K. 2018/2634, T. 16.04.2018.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-ceza-dairesinin-201426518-e-201515561-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[9] Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2014/26518, K. 2015/15561, T. 14.10.2015.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202126715-e-20246709-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[10] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/26715, K. 2024/6709, T. 15.05.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201727853-e-20199667-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[11] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2017/27853, K. 2019/9667, T. 09.10.2019.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127858-e-20248214-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[12] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/27858, K. 2024/8214, T. 13.06.2024.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20252693-e-202513366-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[13] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/2693, K. 2025/13366, T. 21.10.2025.</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/banka-hesabini-kullandiran-kisi-dolandiricilik-sucundan-sorumlu-tutulabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bankamatik-pa.jpg" type="image/jpeg" length="68488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2025/2693 E., 2025/13366 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20252693-e-202513366-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20252693-e-202513366-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 21.10.2025 tarihli, 2025/2693 E., 2025/13366 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2025/2693 E., 2025/13366 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/584 E., 2024/328 K.<br />
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Katılanın, ...isimli sitede verilen satılık araç ilanı üzerine ilanda geçen ... nolu telefonu aradığı, telefonda kendisini ilan sahibi... isimli şahsın akrabası ... olarak tanıtan şahısla telefonda pazarlık yapmak sureti ile satışa konu araç üzerinde 13.000 TL karşılığında anlaştıkları ve 26/09/2012 tarihinde sanığa ait TR... nolu hesaba 110 TL para gönderdiği ancak arabanın kendisine teslim edilmediği, bu şekilde sanığın dolandırıcılık suçunu işlediği iddia edilen olayda;</p>

<p>Dosyadaki mevcut delillere göre katılanın aradığı numaranın başkası adına kayıtlı olduğu ve sanık tarafından kullanıldığına dair delil bulunmadığı, ... Bankası'nın 16/01/2013 tarihli cevabi yazısına göre katılanın para gönderdiği hesabın sanığa ait olduğu, sanığın aşama beyanları ve benzer suçlardan yargılandığı diğer dosyalardaki ifadelerinde özetle kartlarını ... adlı şahsa verdiğini ve bu tarihten sonra hakkında dolandırıcılık suçu nedeniyle çok sayıda dava açıldığını ancak olaylara ilişkin herhangi bir bilgisinin bulunmadığını beyan ettiği, UYAP üzerinden yapılan incelemede Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 21/02/2019 Tarih, 2013/99 E. - 2019/88 K. Sayılı kararında sanık ve ... adlı şahsın başka müştekilere karşı benzer eylemleri gerçekleştirdiklerinden bahisle birlikte yargılandıkları, dosya sanıklarından ....'un beyanlarında özetle; internet sitesine ilanları kendisinin verdiğini, telefon görüşmelerini kendisinin ve İstanbul'da bulunan ... isimli bir arkadaşının yaptığını, paraları genelde ...'un çekerek daha önceden bu kişiye verdiği TC numaralarına gönderdiğini beyan ettiği, ... hakkında 5237 sayılı TCK.nun 158/1-f maddesi gereğince mahkumiyet kararı verildiği, sanık ... hakkında ise yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığından bahisle beraat kararı verildiği anlaşılmakla; sanığın savunmasının aksine, mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, 5271 sayılı CMK'nin 223/2-e maddesi gereğince yüklenen suçun sanığın işlediğinin sabit olmaması sebebiyle beraati yerine, yasal ve yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 21.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20252693-e-202513366-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="69737"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/27858 E., 2024/8214 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127858-e-20248214-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127858-e-20248214-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 13.06.2024 tarihli, 2021/27858 E., 2024/8214 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/27858 E., 2024/8214 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/516 E., 2019/981 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Bozma üzerine İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık gerekçe belirtmeksizin hükmü temyiz etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Katılan'ın Tunceli ili Mazgirt ilçesi İsmailli köyünde bulunan ikametine gelen kimliği tam olarak tesbit edilemeyen iki kişinin Almanya'dan gelip Erzincan iline doğru gittiklerini acıktıklarını söyledikleri, katılan'ın gelenleri misafir olarak kabul ederek yemek ikram ettiği sıra da yurt dışından ucuza mal edecekleri 4x4 Jeep marka aracı yurt içine sokacaklarını ve kendisine de uygun fiyata satabileceklerini katılana söyledikleri ve sonrasında gümrük parası, vs. işlemler bahanesiyle 4 kez toplamda 57.000 TL paranın havale edilmesini sağladıkları, 9.000 TL parayı sanık ...'ın hesabına, 27. 000 TL paranın sanık ... hesabına, 5.000 TL paranın ise sanık ... hesabına yatırıldığı ve sanık tarafından çekildiği yine 6.000 TL paranın da temyiz dışı sanık ... tarafından çekildiğinin PTT tahsilat belgeleri ile sabit olduğu, sanık ...'ın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı belirlenerek sanığın dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair temyiz incelemesine konu mahkûmiyet hükmünün kurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
Sanık ...'un alınan beyanlarında, suçlamaları kabul etmeyerek mahalleden tanıdığı temyiz dışı sanık ...'ın borçları nedeniyle kendi hesabını kullanamadığını, PTT hesabı olup olmadığını sorarak hesabını kullanmak istediğini söylediği, kendisinin de bu teklifi kabul edip hesap numarasını verdiğini, daha sonra hesaba para geldiğini 5.000,00 TL parayı çekip temyiz dışı sanığa verdiğini beyan ettiği, temyiz dışı sanık ...'ın da sanık ...'dan hesap numarasını kendisinin istediğini beyan ederek sanık ...'u doğrulaması karşısında sanık ...'un hesap numarasının dolandırıcılık eylemi için kullanılacağını bilerek sanık ...'a verdiğine ve gelen parayı çektiğine dair, savunmasının aksine, mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>13.06.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127858-e-20248214-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="93172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/26715 E., 2024/6709 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202126715-e-20246709-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202126715-e-20246709-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 15.05.2024 tarihli, 2021/26715 E., 2024/6709 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/26715 E., 2024/6709 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/145 E., 2020/16 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Bozma üzerine İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2020 tarihli ve 2019/145 Esas, 2020/16 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
1.Sanıklar ... ve ... müdafiinin temyiz isteği; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, dosya kapsamı itibarıyla sanıklar hakkında mahkumiyete yeterli delil olmadığı, sanıklar açısından dolandırıcılık suçunun maddi ve manevi unsurunun oluşmadığı, sanıklar hakkında kasıt yokluğundan beraat kararı verilmesi ve re'sen gözetilecek hususlara ilişkindir.<br />
2. Sanık ...'nın temyiz isteği; mahkemece hakkında lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
1.Sanıklar ..., ... ve ...'un, katılan ...'ı dolandırmak maksat ve iradesiyle biraraya geldikleri, sanıkların bu iştirak iradesi çerçevesinde, katılan ...'ı, telefondan aradıkları ve kendilerini Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı görevlisi olarak tanıttıkları, sanıkların katılana, hesabının terör olaylarında kullanıldığını, verecekleri hesaba para yatırdığı takdirde gerçek suçluları yakalayacaklarını söyledikleri, sanıkların hileli beyanlarına kanan katılan ...'ın, sanık ... adına açılan PTT İskenderun Şubesi hesabına 5.000 TL, yine sanık ... adına açılan Ziraat Bankası Şehitpamir Şubesi hesabına 5.030 TL, son olarak da yine sanık ... adına açılan, Yapıkredi Bankası İskenderun Şubesi hesabına 6.000 TL nakit parayı yatırdığı, katılanın toplamda sanıklara 16.030 TL para gönderdiği, katılan tarafından gönderilen paraların, sanık ... tarafından hesaplardan çekildiği, akabinde sanıkların, Dörtyol İlçesinde, benzer şekilde icra ettikleri başka bir dolandırıcılık eylemi sebebiyle suç üstü bir vaziyette yakalandıkları,sanıklar ... ve ...'nin alınan savunmalarında, üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmedikleri, söz konusu hesaplara yatan paraların suç mahsulü olduğunu bilmediklerini, paraları sanık ...'in talimatıyla çektiklerini beyan ettikleri, sanık ...'in alınan savunmasında, suçlamayı kabul etmediğini ve diğer sanıkları tanımadığını beyan ettiği son celsedeki savunmasında ise diğer sanıkları bankaya yönlendirdiğini ikrar ettiği anlaşılmakla sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde dolandırıcılık suçunu işledikleri kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar ... ve ... müdafii ile sanık ...'nın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2020 tarihli ve 2019/145 Esas, 2020/16 Karar sayılı kararında sanıklar ... ve ... müdafii ile sanık ... tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanıklar ... ve ... müdafileri ile sanık ...'nın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>15.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202126715-e-20246709-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="41373"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/2576 E., 2024/7696 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20242576-e-20247696-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20242576-e-20247696-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 05.06.2024 tarihli, 2024/2576 E., 2024/7696 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/2576 E., 2024/7696 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/110 E., 2024/127 K.<br />
SUÇ : Bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Denizli 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.11.2023 tarihli ve 2023/317 Esas, 2023/458 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve son cümlesi, 158 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları ile 53 üncü maddesi uyarınca 11 yıl 3 ay hapis ve 300.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında ayrıca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 16.01.2024 tarihli ve 2024/110 Esas, 2024/127 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkındaki İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafileri ile sanık ...'in istinaf başvurularının "İlk derece mahkemesince davaya katılmasına ve lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilen katılanın istinaf aşamasında şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle vekalet ücretine ilişkin bölümün tamamen hükümden çıkartılması" suretiyle düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; müvekkilinin hesabına nişanlısı olan sanık ... ve ailesi tarafından çeyiz ve ev eşyası alımı için para gönderildiğine, sanığın dolandırıcılık suçundan haberi olmadığına ilişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; müvekkilinin dolandırma kastı olmaksızın mağdurun isteği üzerine mağdurdan aldığı para ile bahis oynadığına, bahsi kaybetmesi nedeniyle mağdura para gönderemediğine, taraflar arasındaki ihtilafın ancak hukuk davalarına konu edilebileceğine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Sanık ...'in temyiz isteği; üzerine atılı suçu işlemediğine ilişkindir.</p>

<p>D.Sanık ... müdafinin temyiz isteği; müvekkilinin dolandırıcılık kastı ile hareket etmediğine, hesabına aktarılan 20.000,00 TL'ye ilişkin bankaya müzekkere yazılarak bu hesaba ilişkin mobil bankacılık uygulamasının kullanılıp kullanılmadığının, hesaba ilişkin iletişim numarasının kime ait olduğunun, varsa şifre değişikliğinin hangi telefon numarası üzerinden yapıldığının araştırılmadan eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğuna, ceza tayin edilirken somut gerekçeler olmadan alt sınırdan uzaklaşıldığına ve 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmadığına ilişkindir.</p>

<p>E. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; istinaf mahkemesi kararının gerekçesiz olduğuna, müvekkilinin bonus kazanma vaadi ile sanık ...'e para gönderdiğine, dolandırıcılık kastı ile hareket etmediğine, nitekim mağdur tarafından müvekkilinin hesabına doğrudan bir para havalesinin olmadığına, henüz yargılama bitmeden mağdurun zararının karşılanması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 168 inci maddesi uyarınca etkin pişmanlık şartlarının oluştuğuna, ceza tayin edilirken somut gerekçeler olmadan alt sınırdan uzaklaşıldığına ve 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmadığına ilişkindir.</p>

<p>F. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; müvekkilinin isnat edilen suça iştirak ettiğine ilişkin dosya kapsamında hiçbir somut delil bulunmadığına, müvekkilinin banka hesaplarının oğlu ... tarafından kullanıldığına, bu durumun da hayatın olağan akışına uygun olduğuna, ceza tayin edilirken somut gerekçeler olmadan alt sınırdan uzaklaşıldığına ve 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmadığına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Mağdur ...'in, 20.07.2022 tarihinde Instagram adlı sosyal paylaşım sitesinde bahis yoluyla kolay para kazanıldığına dair paylaşımlar yapan "canerden48" kullanıcı isimli sayfayı gördüğü, sayfada belirtilen irtibat numarası üzerinden sanık ... ile iletişime geçtiği, mağdurun kazanç elde etmek amacıyla ilk önce sanık ...'in hesabına 10.000,00 TL gönderdiği, paranın gelmediği bahane edilerek mağdurdan tekrardan para talep edildiği, mağdurun aynı hesaba 10.000,00 TL daha gönderdiği, para gönderilirken kodun yanlış girildiğini söylemeleri üzerine mağdurun bu sefer sanık ...'in hesabına 20.000,00 TL gönderdiği, mağdurun kazandığı paraları istemesi sonrasında, konuştuğu şahsın kazandığı paraları alması için daha fazla göndermesi gerektiğini söylediği, bu nedenle mağdurun sanık ...'in hesaba aynı gün içerisinde 36.500,00 TL daha gönderdiği ancak mağdurun hesabına herhangi bir para gönderilmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>2.Hesap hareketlerinin incelenmesi neticesinde; sanık ...'in hesabına gelen 56.500,00 TL'nin 10.000,00 TL'sinin soruşturma aşamasında hakkında tefrik kararı verilen ... isimli şahsa havale edildiği, 10.000,00 TL'nin 2.000,00 TL'lik kısmının sanık ...'nin hesabına havale edildiği, sanık ...'nın hesabına gelen paranın bir kısmı ile kredi kartı borcu ödeyip bir kısmı ile de alış veriş yaptığı, 8.000,00 TL'lik kısmının soruşturma dosyası ile bağlantısı bulunmayan başka şahıslara gönderildiği, 36.500,00 TL'nin ise 15.000,00 TL'lik kısmını yine sanık ...'nın hesabına gönderildiği, sanık ...'nın ise bu parayı aynı gün sanık ...'ın hesabına gönderdiği, sanık ...'ın da aynı gün hesabına gelen paranın 11.000 TL'lik kısmını parça parça olacak şekilde kendi adına kayıtlı başka bir banka hesabına gönderdiği, 3.000,00 TL'lik kısmı ise ATM'den nakit olarak çektiği, sanık ...'un hesabında kalan 19.980,00 TL'lik kısmını ise kendi adına açtırmış olduğu ....com adlı siteye aktardığı, sanık ...'in hesabına gelen 20.000 TL'nin ise önce aynı gün sanık ...'ya ait başka bir banka hesabına havale edildiği, sonrasında ise sanık ...'nın kimlik bilgileri ile açılan kripto para borsası olan ... Teknolojileri adlı şirket hesabına gönderildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Sanık ... savunmasında; "canerden48" isimli instagram sayfasının kendisine ait olduğunu, mağdur ile kendisinin iletişime geçtiğini, ancak dolandırıcılık kastının bulunmadığını, zira mağdura bahis işinde kazanmak kadar kaybetmenin de olduğunu belirttiğini, babası olan sanık ...'in hesabını o dönem kendisine ait banka hesapları bloke olduğu için kullandığını, babasının bu olayla bir ilgisinin bulunmadığını, nişanlısı olan sanık ...'ye zaman zaman harçlık gönderdiğini, arkadaşı olan sanık ...'a gönderdiği paraların bahisle ilgili olmadığını, sanık ...'a borcunu ödediğini, sanık ...'i tanımadığını, sanık ...'nın hesap bilgilerini klasbahis isimli siteden temin ettiğini beyan etmiştir.</p>

<p>4. Sanık ... savunmasında; banka kartlarının oğlu olan sanık ...'te bulunduğunu, emekli maaşını dahi oğlunun çekip kendisine getirdiğini, dolandırıcılık olayı ile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>5.Sanık ... savunmasında; olay tarihinde nişanlısı olan sanık ...'ın kendisine çeyiz hazırlığı için para gönderdiğini, dolandırıcılık olayı ile bir ilgisinin olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>6.Sanık ... savunmasında; sanık ...'ten ticari ilişkileri sebebiyle alacaklı olduğunu, ayrıca sanık ...'e online bahis oynaması için para gönderdiğini, hesabına gelen paralarında sanık ...'ın kendisine olan borcunun geri ödemesi ve bahis oyunlarından kazandığı bonuslar olduğunu, dolandırıcılık olayı ile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>7.Sanık ... savunmasında; maddi imkansızlık nedeniyle hesap kartını ... isimli açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediği bir kişiye kiraladığını, hesabına gelen paraları da bu kişiye teslim ettiğini, dolandırıcılık olayı ile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.<br />
8.Soruşturma aşamasında sanıklar ..., ... ve ...'in cep telefonları üzerinde yapılan incelemede "fotoğraflar" bölümünde dolandırıcılık eylemleri sırasında mağdurların güvenini kazanmak amacıyla mağdurlar ile paylaşılan para içerikli çok sayıda fotoğraf ve videonun bulunduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>9.Sanık ...'in banka hesaplarının dolandırıcılık suçunda kullanıldığını bilmediği şeklindeki savunmasının aksine; başka bir dolandırıcılık suçu kapsamında 21.06.2022 tarihinde kollukta alınan ifade sırasında oğlu ... tarafından banka hesaplarının dolandırıcılık suçunda kullanıldığını öğrendiği, buna rağmen 20.07.2022 tarihinde işlenen temyiz incelemesine konu suçta banka hesaplarının kullanılmasına engel olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>10. Mağdur vekili 01.11.2023 tarihli celsede maddi zararlarının giderilmediğini belirtmiştir.</p>

<p>11. İlk derece mahkemesi tarafından; sanıkların üzerlerine atılı suçu işledikleri kabul edilerek mahkumiyet hükümleri kurulmuş, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı ile suç sebebiyle elde edilen maddi menfaat uyarınca sanıkların suç işleme kastındaki yoğunluk dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmiş, sanıkların iddianame kapsamında aynı neviden suç yönünden haklarında devam eden kovuşturma dosyalarının varlığı, yine UYAP kayıtlarında soruşturma ve kovuşturma aşamasında aynı neviden suça ilişkin dosyalarının bulunması, yargılama aşamasında mağdurun maddi zararını gidermeye yönelik hiçbir davranışlarının bulunmayışı, pişmanlık içeren bir savunmalarının olmaması, dolayısıyla ileride suç işlemekten çekineceklerine dair hiçbir kanaat oluşmaması gerekçeleriyle sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>12. Mağdur vekili 04.01.2024 tarihli dilekçesiyle mağdurun zararının sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından giderilmesi nedeniyle sanıklar hakkındaki şikayetlerinden vazgeçtiklerini belirtmişlerdir.</p>

<p>13. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından; mağdurun zararının ilk derece mahkemesince hüküm verildikten sonra giderilmiş olması nedeniyle sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmamasının yasaya aykırı olmadığı belirtilmiş, mağdurun şikayetinde vazgeçmesi nedeniyle katılma kararının hükümsüz kalacağından hükümden vekalet ücretine ilişkin bölümün tamamen çıkartılması suretiyle istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
A. Sanık ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden<br />
1.Sanıkların savunmaları, mağdur beyanı, HTS ve telefon dinleme kayıtları, banka hesap hareketleri ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 16.01.2024 tarihli ve 2024/110 Esas, 2024/127 Karar sayılı kararında bir isabetsizlik görülmemiş, sanıklar hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi ve 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile 168 inci maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçeler yeterli ve hukuka uygun bulunmuştur.</p>

<p>2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar arafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ... ile sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p>B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Sanıkların savunmaları, mağdur ... de dahil olmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2023/5302 esas sayılı iddianamesine konu toplam 17 dolandırıcılık olayının hiç bir mağdurunun sanıklar ... ve ...'ın hesaplarına doğrudan para göndermemesi, sanıkların telefon dinlenmeleri neticesinde mağdurlarla hiçbir iletişimlerinin bulunmadığı gibi cep telefonlarının incelenmesinde de herhangi bir suç unsuruna rastlanılmaması, sanık ...'ın, 04.10.2021- 10.08.2022 tarihleri arasında sanık ... ile sanık ...'in babası ... ve annesi ...'in hesaplarına toplamda 130.800,00 TL para gönderdiğine ilişkin dekontların varlığı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
A. Sanık ... , ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 16.01.2024 tarihli ve 2024/110 Esas, 2024/127 Karar sayılı kararında sanıklar müdafileri ile sanık ... tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle sanıklar müdafilerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 16.01.2024 tarihli ve 2024/110<br />
Esas, 2024/127 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, sanıklar hakkında infazların durdurulmasına başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değillerse derhal TAHLİYELERİNE, salıverilmelerinin temini için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>05.06.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20242576-e-20247696-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="68505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/16909 E., 2024/3732 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202116909-e-20243732-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202116909-e-20243732-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 19.03.2024 tarihli, 2021/16909 E., 2024/3732 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/16909 E., 2024/3732 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/743 E., 2019/144 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.02.2014 tarihli ve 2012/605 Esas, 2014/223 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 62, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.02.2014 tarihli ve 2012/605 Esas, 2014/223 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 08.06.2017 tarihli ve 2017/690 Esas, 2017/576 Karar sayılı kararı ile sanığın "eyleminin, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 14.maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 158/1. maddesine eklenen (L) bendi kapsamında öngörülen nitelikli dolandırıcılık fiiline ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.07.2017 tarihli ve 2017/690 Esas, 2017/576 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>4. Şanlıurfa 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.02.2019 tarihli ve 2018/743 Esas, 2019/144 Karar sayılı kararı ile uzlaşmanın sağlanamaması üzerine sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 62, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın temyiz isteği; atılı suçla ilgisinin bulunmadığına, banka kartını kaybettiğine, haksız yere yargılanıp ceza aldığına, hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Suç tarihinde katılanı cep telefonundan arayarak kendisini emniyet mensubu olarak tanıtan şahsın katılanı kimlik bilgilerinin ...isimli şahıs tarafından kullanıldığını, bankada bulunan parasını çekerek belirtmiş olduğu hesaba yatırmasını söylemek suretiyle hile ile kandırması ve yönlendirmesi neticesinde katılanın, sanık ...'ın hesabına para yatırmasını sağladığı, bu şekilde suça karışan sanığın dolandırıcılık suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yargılaması neticesinde, her ne kadar sanık suçlamayı kabul etmediğini ifade etmiş ise de, savunmasını destekler mahiyette delil elde edilmemesi, katılanın beyanı, nüfus cüzdanını kaybettiğini beyan eden sanığın suç tarihinden sonra ilgili mercilere başvurması, hesaba yatırılan paranın bir kısmının ATM'den çekilmesi ve tüm dosya kapsamından edinilen kanaat ile eyleminin suç tarihine göre lehe kabulle basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek temyize konu mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>2. Gerekçeli karar başlığında "21.03.2012" şeklinde hatalı yazılan suç tarihinin "20.03.2012" olacak şekilde, kararın alt kısmında "06.03.2019" şeklinde yanlış yazılan karar tarihinin ise "27.02.2019" şeklinde mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.<br />
3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Şanlıurfa 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.02.2019 tarihli ve 2018/743 Esas, 2019/144 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>19.03.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202116909-e-20243732-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="62629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/27007 E., 2025/7124 K.  sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127007-e-20257124-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127007-e-20257124-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 12.06.2025 tarihli, 2021/27007 E., 2025/7124 K.  sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/27007 E., 2025/7124 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/125 E., 2020/48 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>A.Sanık ... Hakkında Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Sanık Müdafiinin Temyizi Yönünden;<br />
Sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253 ve 254. maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p>5271 sayılı CMK'nin 217. maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaate göre delilleri değerlendirip sanığa yüklenen suçun sübutu yönünden vicdani kanıya ulaşan Mahkemenin takdir ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.10.2018 tarihli ve 2015/8-656 Esas, 2018/404 Karar sayılı içtihadında belirtildiği üzere; 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesi uyarınca adli para cezalarının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma tedbirine de karar verilebileceği gözetilerek, sanık hakkında kurulan hükümde infaz yetkisini de kısıtlar şekilde adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğinin ihtar edilmiş olması infaz aşamasında gözetilmesi olanaklı görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Bozma üzerine yapılan yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, sanık müdafinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükümlerin Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>B.Sanık ... Hakkında Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Sanık ...'nın Temyizi Yönünden;<br />
Katılanı ... numaralı telefondan arayan kimliği belirsiz şahsın kendisini Cumhuriyet Savcısı olarak tanıtarak, katılanı dolandırmak isteyen şahıslar olduğunu, bu şahısları yakalamaları için kendilerine yardımcı olmasını, yürütülen operasyon gereği parasını sanık ... adına göndermesi gerektiğini söylemesi üzerine, katılanın 8000 TL'yi sanık ...'nın hesabına gönderdiği, sanık ...'nın da bu parayı çekerek diğer sanık ...'a teslim ettiği, bu şekilde sanığın fikir ve eylem birliği içerisinde dolandırıcılık suçunu işlediği ve kabul edilen somut olayda; sanık ...'nın aşamalarda atılı suçu işlemediğine yalnızca akrabası olan ve güvendiği diğer sanık ...'ın istemesi üzerine banka kartını suça konu olaydan habersiz şekilde kullandırdığına ilişkin istikrarlı savunması, diğer sanık ...'ın aşamalarda sanık ...'nın aşamalardaki beyanlarını doğrular mahiyette dava dışı ...'ın yönlendirmesi ile suça konu olayda sanık ...'nın yalnızca banka kartını kullandıklarına, sanık ...'nın suça konu olayda payının ve haberinin olmadığına ilişkin beyanları, dava dışı sanık ... ile sanık ... hakkında başkaca benzer adli olaya ilişkin Gaziantep 16. Asliye Ceza Mahkemesi 2014/243 esas, 2015/353 sayılı ilamı ile dolandırıcılık suçundan mahkumiyete ilişkin verilen kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.03.2021 tarih, 2019/95 Esas, 2021/139 Karar sayılı mahkumiyete ilişkin kararın Dairemiz temyiz incelemesi neticesi kesinleşmesine ilişkin ilamı ile tüm dosya kapsamına göre sanık ...'nın üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediğine dair, mahkumiyetine yeterli, kesin delil olmadığı gözetilmeksizin sanığın beraati yerine, diğer sanığın suçuna iştirak ettiği gerekçesi ile mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.10.2018 tarihli ve 2015/8-656 Esas, 2018/404 Karar sayılı içtihadında belirtildiği üzere; 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesi uyarınca adli para cezalarının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma tedbirine de karar verilebileceği gözetilmeden, sanıklar hakkında kurulan hükümde infaz yetkisini de kısıtlar şekilde adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğinin ihtar edilmiş olması,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, 12.06.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202127007-e-20257124-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-logo0.jpg" type="image/jpeg" length="20476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2023/185 E., 2023/367 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2023185-e-2023367-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2023185-e-2023367-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 06.02.2023 tarihli, 2023/185 E., 2023/367 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/185 E., 2023/367 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1915 E., 2022/1331 K.<br />
ŞİKÂYETÇİ : Mp Bıomedicals Asia Pasific Pte Ltd.<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, yokluğunda verilen kararın sanığın 28.04.2022 tarihli dilekçe ile istifa eden eski müdafi Av. ... Sarı'ya tebliğinin usûlsüz olması nedeniyle, sanık müdafi Av. ...'ın öğrenme üzerine 26.10.2022 tarihli temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.04.2022 tarihli ve 2022/54 Esas, 2022/123 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, aynı maddenin son fıkrası, 62, 52, 53 ve 63 üncü maddeleri uyarınca neticeten 6 yıl 3 ay hapis ve 1.500.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına hükmedilmiş, tutuklu olarak yargılanan sanığın hükmen tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 10.06.2022 tarihli ve 2022/1915 Esas, 2022/1331 Karar sayılı kararı ile dosya üzerinden yapılan incelemede, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddi ile sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>3. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.10.2022 tarihli ve 2022/54 Esas, 2022/123 Karar sayılı<br />
ek kararı ile sanığın infazının durdurulmasına karar verilmiş; UYAP üzerinden yapılan incelemede, sanığın aynı tarihte tahliye edildiği görülmüştür.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz istemi, sanık açısından dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığına, sanığın suç kastının olmadığına, olayın ne şekilde gerçekleştiğinin yeterince aydınlatılmadığına, Mahkemenin gerekçesinin hatalı olduğuna, olayın gerçek faili olan Şeyşu isimli yabancı uyruklu kişi hakkında araştırma yapılmadığına, tanıkların dinlenmediğine, Selma Ünal isimli kişi ile ilgili dosyanın araştırılmadığına, sanığın elkonulan cep telefonunun incelenmediğine ve emanete alınan cep telefonu hakkında bir karar verilmediğine, eksik soruşturma yapıldığına ve sair hususlara ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>1. Müşteki Singapur merkezli Mp Bıodemicals Asia Pasific Ltd isimli şirketin finansal sorumlusu olan Lim Tıong Ming Hendry'e, şirketin CEO'su olan Huanje Wang olduğu izlenimini veren kişi veya kişilerin gönderdikleri maillerde yer alan direktifler doğrultusunda şirket adına 126.774 Dolar para transferi yapılmasının istenildiği, yapılan yazışmalar üzerine ikna olan L.T.M. Hendry'nin onayı üzerine paranın sanığa ait Qnb Finansbank Şişli Şubesinde bulunan hesaba gönderildiği ve sanık tarafından çekildiği iddia ve kabul olunmuştur.</p>

<p>2. Sanık aşamalarda alınan savunmalarında; eski iş yerinde birlikte çalıştıkları, açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediği, oturma izni olmadığı için banka hesabı açtıramadığını söyleyen Nijeryalı Şeyşu isimli arkadaşının kardeşlerinden para geleceğini söylemesi üzerine döviz hesabı açtırdığını, başlangıçta bu hesaba küçük miktarlarda paralar geldiğini, her seferinde paraları çekip Şeyşu'ya vererek harçlık aldığını, suç tarihinde yine arkadaşı Özkan Yetimova ile birlikte para çekmek için gittiğinde 126.774 Dolar yattığını öğrendiğini, bu paranın 126.000 Dolarlık kısmını da aynı şekilde Şeyşu'ya verdiğini, 3 gün sonra banka görevlilerinin kendisini arayarak parayı iade etmesini istediklerini, bu durumu arkadaşına haber verdiği halde yurtdışına gittiğini, daha sonra Türkiye'ye dönüp dönmediğini bilmediğini, bu kişinin Selma Ünal adlı başka bir kadını daha dolandırdığını öğrenmesi üzerine yakalatmak istediğini, fakat ulaşamadığını, bilgisayar kullanmayı doğru düzgün bilmediğini, Şeyşu isimli kişinin kendisini kandırdığını beyan ederek suçlamaları kabul etmemiştir.</p>

<p>3. Müşteki şirket vekilinin 23.12.2019 tarihli şikayet dilekçesi ekinde, suça konu maillere ait çıktılar ve bunların Türkçe tercümelerinin bulunduğu görülmüştür.</p>

<p>4. Sanığa ait Qnb Finansbank Şişli Şubesinde bulunan TR.. .... .... .... .... ..67 69 IBAN numaralı hesaba 26.02.2019-10.04.2019 tarihleri arasında farklı zamanlarda 3 kez 2000 Dolar ve 08.04.2019 tarihinde ise 126.774 Dolarlık para havalesi geldiği, bu paraların 1900 dolar ve 126.000 Dolar olarak çekildiği dosya içerisinde bulunan hesap ekstresinden anlaşılmıştır.</p>

<p>5. Büyükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin 23.11.2021 tarihli ve 2021/7823 D.İş sayılı kararı ile sanığın cep telefonlarına el konulmuş, 5271 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi gereğince imaj alınarak, bu dijital materyallerin çözümü yaptırılmıştır. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği'nin imaj alma ve inceleme raporu ile sanığın suça konu olayla ilgili olduğu düşünülen bir kısım mesajlaşmalarının dökümünün yapılarak dosyaya eklendiği tespit edilmiştir.</p>

<p>6. UYAP üzerinden yapılan incelemede, sanığın savunmasında belirttiği Selma Ünal isimli kişinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 03.09.2021 tarihli ve 2021/5114 Soruşturma, 2021/3012 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu dosyanın temyiz incelemesine konu dosya ile bir ilgisinin bulunmadığı görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.04.2022 tarihli ve 2022/54 Esas, 2022/123 Karar sayılı kararı ile banka cevabi yazıları ve sanık savunmalarından anlaşıldığı üzere katılan şirket finansal sorumlusunun göndermiş olduğu paranın sanığa ait banka hesabına havale edilmiş olduğunun dosya kapsamı ile sabit olduğu, sanığın savunmalarında hesabına gelen parayı Şeyşu adlı arkadaşının isteği doğrultusunda çekerek ona teslim ettiği yönünde savunmada bulunmuş ise de; sanığın bu kadar yüklü miktarlı bir havalenin gelmesi için kendi hesabını kullandırmış olmasının ve bu şahsa dair açık kimlik ve adres bilgilerini dahi verememiş olmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, kaldı ki sanığın savunması bir an için doğru kabul edilse dahi sanığın banka hesabını kullandırarak dolandırıcılık suçunun işlenmesini kolaylaştırmak suretiyle atılı suça iştirak etmiş olduğu, diğer taraftan savunmasında banka kartını kullandırması karşılığında Şeyşu adlı şahıstan belli bir komisyon aldığını ifade ederek atı suçlamayı tevil yollu ikrar ettiği, tüm bu hususlar hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın kendisini suçtan kurtarmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemiş olup, sanığın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen dava konusunda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden<br />
Dosya kapsamına göre elde edilen deliller doğrultusunda; sanığın savunması, dosya içerisinde bulunan banka hesap ekstreleri, Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği tarafından düzenlenen imaj alma ve inceleme raporu doğrultusunda atılı suçun sübutuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş; sanık müdafii tarafından bildirilen tanıkların dinlenmesinin sonuca etkili olmayacağı değerlendirilmiş; Selma Ünal isimli kişi ile ilgili soruşturma dosyasının temyiz incelemesine konu dosya ile bağlantılı olmadığı tespit edilmiş; sanığın elkonulan cep telefonuna ilişkin incelemelerin tamamlanması nedeniyle, Mahkemenin 16.11.2022 tarihli ek kararı ile sanığa iade edildiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin bu hususlara yönelik temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p>B. Diğer Temyiz Sebepleri Yönünden</p>

<p>1. Hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinde uygulanacak olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 81 inci maddesiyle yapılan değişikliğin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 10.06.2022 tarihli ve 2022/1915 Esas, 2022/1331 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı<br />
olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.02.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-2023185-e-2023367-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni1.jpg" type="image/jpeg" length="90104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/15557 E., 2023/650 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202115557-e-2023650-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202115557-e-2023650-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 14.02.2023 tarihli, 2021/15557 E., 2023/650 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/15557 E., 2023/650 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/314 E., 2018/595 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun'un) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun'un) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.04.2014 tarihli ve 2012/744 Esas, 2014/288 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis ve 20.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.04.2014 tarihli ve 2012/744 Esas, 2014/288 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan)15. Ceza Dairesinin 20.11.2017 tarihli ve 2017/22071 Esas, 2017/23807 Karar sayılı kararı ile katılanın telefonunu arayan şahsın kendisini başkomiser olarak tanıtıp, katılanı aldatarak haksız menfaat sağladığı iddia edildiğinden eylemin, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 14. üncü maddesi ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 158.inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (L) bendi kapsamında öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.12.2017 tarihli ve 2017/978 Esas, 2017/1126 Karar sayılı kararı ile bozmaya uyularak görevsizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>4. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.12.2018 tarihli ve 2018/314 Esas, 2018/595 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6763 Sayılı Yasa ile değişiklikten önceki hüküm ve sonuçları itibariyle lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 157 nci, 62 nci, 52 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis ve 20.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın temyizi, atılı suçu işlemediğine,....ve Abdurrezak Aslan isimli kişiler yüzünden mağdur olduğuna, vesaire ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Olay günü katılanı cep telefonundan arayan ve kendisini başkomiser olarak tanıtan şahsın "sizin banka kartlarınızın bilgilerine ulaşıldı, hakkınızda tutuklama kararı var, sizi Başsavcıya bağlıyorum" dediği, telefona başka bir şahsın "bizim dediklerimizi yaparsan tutuklamanı kaldırırız" dediği, sürekli konuşarak, telefonunu açık tutmasını istedikleri, geri planda telsiz ve konuşma sesleri ile katılanı kandırmak suretiyle İş Bankası bankamatiğine yönlendirdikleri, katılanın, kendisine verilen şifreler ve diğer bilgiler ile toplamda 25.000 TL para yatırdığı, daha sonra dolandırıldığını anlayarak şikayetçi olduğu, yapılan araştırmada paranın sanık tarafından çekildiği anlaşıldığından sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2. Sanık, katılanı tanımadığını, daha önceden ticaretle uğraştığını,... ile ... isimli kişilere inşaat malzemesi ve pamuk satmasından dolayı 46.000 TL kadar alacağı olduğunu, ilk beyanında olay günü İsmail'in alacaklısı olduğunu söyleyen birisinin arayıp kendi borcuna mahsuben hesabına para yatacağını, diğer beyanında ise Abuzer ve İsmail'in arayıp kendine olan borçlarını yatıracağını söylediğinden gidip parayı çektiğini, olaylar nedeniyle asıl mağdurun kendisi olduğunu söyleyerek aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunmuş, atılı suçlamayı kabul etmemiştir.</p>

<p>3. Katılan, olay nedeniyle zararının giderilmediğini beyanla şikayetçi olmuştur.</p>

<p>4. Olay günü kullanılan cep telefonunun Emrah Etyemez isimli kişiye ait olduğu, alınan bilirkişi raporuna göre telefon aboneliği sözleşmesindeki imzanın sanığa ait olmadığı, 01.07.2013 tarihli tutanağa göre, bu hattın başka operasyon ve tahkikatlarda ele geçen hatlardan olmadığından fiili kullanıcısının tespit edilemediği anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Olay günü paranın çekilme anına dair CD'nin dosya içerisinde olduğu ve para çekme işlemlerine dair bilirkişi raporunun alındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>6. Sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun, suç tarihinden sonra 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 158. inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (L) bendi açısından değerlendirme yapıldığında, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un157 nci maddesinin birinci fıkrasının sanığın lehine olduğu ve atılı suçun 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254. üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği, katılanın uzlaşmayı kabul etmemesi nedeniyle uzlaşmanın sağlanamadığı görülmüştür.</p>

<p>7. Mahkemece, sanığın kartını ve hesap bilgilerini menfaat karşılığı kullandırma kastıyla tespit edilemeyen ve bu tarz suçlarda genelde kendilerine ulaşılmasını engelleyici davranışlar sergileyen başkaca meçhul şüpheliler ile ve onların eylemlerine iştirak iradesi ile hareket ederek katılanın dolandırılmasına doğrudan dahil olduğu kabul edilerek sübut bulan suçtan mahkumiyetine dair temyiz incelemesine konu hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.12.2018 tarihli ve 2018/314 Esas, 2018/595 Karar sayılı kararında, sanığın aşamalardaki çelişkili beyanları, İsmail ve Abdürrezak isimli kişiler hakkında kimlik ve adres bilgisi verememesi, bu kişilerden 46.000 TL alacağı olduğuna dair bilgi ve belge sunamaması, parayı çektiğini kabul etmesi nedenleriyle, sanığın atılı suçu işlediğine yönelik mahkeme kabulünde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p>3. Sanık hakkında tayin edilen 1000 gün adli para cezasına ilişkin 5237 sayılı Kanun'un 52. nci maddesinin ikinci fıkrası gereği bir gün karşılığı takdir edilen 20 TL hesabı ile hükmolunan 20.000 TL adlipara cezasının, hüküm fıkrasında "....günlüğü takdiren 20.000 TL hesabı ile paraya çevrilerek 20 TL " şeklinde yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.12.2018 tarihli ve 2018/314 Esas, 2018/595 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>14.02.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202115557-e-2023650-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="73277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2014/26518 E., 2015/15561 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-ceza-dairesinin-201426518-e-201515561-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-ceza-dairesinin-201426518-e-201515561-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 14.10.2015 tarihli, 2014/26518 E., 2015/15561 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/26518 E., 2015/15561 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanık ...'ın üzerine atılı suçu işlemediğini, hesabına yatırılan parayı iade ettiğini, bu konuda ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/16387 sayılı soruşturma evrakının bulunduğunu savunması ve ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/6250 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı temyiz dilekçesine eklemiş olması karşısında, bu hususun araştırılması, ayrıca; sanıkların olay tarihi ve öncesinde, suça konu havalelerin yapıldığı banka ve diğer bankalar nezdinde açılmış hesaplarının bulunup bulunmadığı da araştırılıp, sanıkların hesap ekstreleri dosyaya getirilip banka ve hesap kullanım alışkanlıkları incelendikten sonra, tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Katılanın yetkilisi olduğu ...Kollektif Şirketinin ...Bankası Mustafakemalpaşa Şubesi'ndeki 63006637 numaralı hesabından, interaktif bankacılık şifresi ele geçirilmek suretiyle 14.11.2007 tarihinde sanık ...'ın ... Sultanbeyli Şubesi'ndeki 12750295634 nolu hesabına 4.900,00 TL, sanık ...’ın ... Gebze Şubesi'ndeki 24201219600 nolu hesabına 4.500,00 TL paranın havale yapılarak hesaplardan çekilmesi eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nın 142/2-e maddesinde düzenlenen bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ...’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, açıklanan nedenle hükmün tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, CMUK'un 326/son maddesi hükmünün gözetilmesine, 14.10.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-ceza-dairesinin-201426518-e-201515561-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiitay404-1.jpg" type="image/jpeg" length="82291"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/27853 E., 2019/9667 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201727853-e-20199667-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201727853-e-20199667-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 09/10/2019 tarihli, 2017/27853 E., 2019/9667 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/27853 E., 2019/9667 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : 1)Sanık ... hakkında TCK' nun 158/1f, 53 maddeleri gereğince üç kez mahkumiyet</p>

<p>2)Sanık ... hakkında TCK' nun 158/1f, 53 maddeleri gereğince mahkumiyet</p>

<p>Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler sanıklar tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/374 numaralı iddianamesiyle; katılan ...'ın sahibinden.com isimli sitede görüp beğendiği fotoğraf makinasını almak için ilanı veren sanık ... ile sanığın üzerine kayıtlı telefon ile görüşerek 1.200 TL karşılığı anlaştığı, 13.06.2011 tarihinde sanık ...' a ait hesaba 1.200 TL parayı havale ile gönderdiği, sanığın fotoğraf makinasını kargoya vermediği, katılanın daha sonra yaptığı araştırmada bu şekilde başkaca kişileri de dolandırdığını öğrendiği, sanığın telefonlarına cevap vermediği,</p>

<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/26 numaralı iddianamesiyle; sanık ...'ın, sahibinden.com sitesinde fotoğraf makinası satış ilanı verdiği, katılan ...'in ilanda yazılı telefondan arayarak sanıkla irtibat kurduğu, satış konusunda anlaştıkları, katılanın fotoğraf makinası bedelinin bir kısmı olan 477 TL'yi sanığın hesabına yatırdığı, kalan bedelin teslimden sonra gerçekleşeceğinin kararlaştırıldığı, sanığın parayı aldığı halde fotoğraf makinasını göndermediği, parayı iade etmediği, telefonlarına bakmadığı, oyaladığı,</p>

<p>İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/157 numaralı iddianamesiyle; katılan ...'un sahibinden.com adlı sitede ... ismini kullanan sanık ... tarafından satışa sunulan Nikon marka fotoğraf makinesini görüp beğenerek ilanda belirtilen sanık ... adına kayıtlı telefon numarası ile irtibat kurduğu, 1700 TL bedel karşılığı anlaştıkları, katılanın parayı sanık ...'nın hesabına havale ettiği, ancak bir daha ulaşamadığı, paranın üç farklı zamanda sanık ... tarafından çekildiğinin ilgili banka şubelerine ait kamera kayıtlarından anlaşıldığı, sanıkların bu ve benzeri olaylarda benzer şekilde aynı yöntemi kullanarak birden fazla müştekiyi dolandırdıklarının belirlendiği, sanıkların yakalanmamak amacıyla sık sık adres değiştirdikleri,</p>

<p>Bu suretle sanık ...'ın katılanlar... ve ....' a, sanık ...'nın katılan ...' a yönelik bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda;</p>

<p>1)Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;<br />
Sanık savunması, katılanlar beyanları, banka belgeleri, kamera görüntüleri, tutanaklar ile dosya kapsamından sanığın üzerine atılı suçu işlediğine yönelik mahkemece verilen mahkumiyet hükümleri ve uygulamalarında bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın verilen kararların usul ve yasaya aykırı olduğuna, sübuta yönelik temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>2)Sanık ... hakkında basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;<br />
Sanığın, suç tarihinde evli olduğu sanık ...'ın hesabını ve banka kartını kullandığı, bu sitede eşinin ne işlemler yaptığını bilmediği savunmasında bulunup suçlamayı kabul etmediği anlaşıldığından, savunmasının aksine cezalandırılmasını gerektirir yeterli delil bulunmadığından, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201727853-e-20199667-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="20735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/29381 E., 2018/2634 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201729381-e-20182634-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201729381-e-20182634-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 16/04/2018 tarihli, 2017/29381 E., 2018/2634 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/29381 E., 2018/2634 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : TCK'nın 158/1-f-son, 62, 52/2-4, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet</p>

<p><br />
Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık ... ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanıkların, “www.sahibinden.com” isimli internet sitesine satılık bilgisayar ilanları verdiği, bu ilanları gören katılanın yaptığı telefon görüşmesi sonucunda anlaşmaya varmaları üzerine toplamda 1.901 TL‘yi sanık ...’un banka hesabına havale ettiği, sanıkların birlikte parayı çekmesine rağmen, göndermeyi vaad ettikleri bilgisayarı göndermeyerek, fikir ve eylem birliği içerisinde dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda;</p>

<p>1-Sanık ...’nın nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz talebinin incelenmesinde;<br />
Sanık savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de, ATM güvenlik kamera kaydı ve 10.3.2012 tarihli CD izleme tutanağı, banka yazısı, katılan beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; eylemlerin TCK'nın 158/1-f maddesinde düzenlenen bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 158/1-son maddesine göre adli para cezası tayin edilirken, suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç, gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, sanık hakkında menfaat miktarının 1.901 TL olması gözardı edilip 180 günden başlatılarak, TCK’nın 62/1 ve 52/2 uygulandıktan sonra neticeden 3.000 TL olarak eksik adli para cezasına hükmedilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık ...’nın uyuşmazlığın hukuki nitelik arz ettiği ve hükmün kanuna aykırı olduğu gerekçesine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,</p>

<p>2-Sanık ...’un nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde;</p>

<p>Sanığın savunmalarında, diğer sanık ... ile internet ortamında tanıştıklarını, kendisini stajyer pilot olarak tanıtıp, isminin de Atlas Anbea Güven olduğunu söylediği, bir süre arkadaşlıklarının devam ettiğini, sanık ...’nın bankalarda şahsi hesabının olmaması nedeniyle, hesap numarası istemesi nedeniyle hesap bilgilerini verdiğini, katılan tarafından hesaba yatırılan parayı sanık ... ile birlikte çektiklerini, atılı suçu işlemediğini belirtmesi, sanık ...’nın internet ortamında farklı isim ve ünvanlar kullanarak tanışıp, arkadaşlık kurduğu bayanlardan bir şekilde aldığı banka hesap numaralarına para gönderilmesini sağlayarak haksız menfaat elde ettiği bir çok dosyasının bulunması, sanık ...’un parayı sanık ... ile birlikte çektiğine ilişkin kamera kayıtlarının bulunması, sanık ...’un olayın akabinde banka kartlarını iptal ederek sanık ... hakkında şikayetçi olması ve dosya kapsamına göre sanık ...’un diğer sanık ...’nın eylemlerine iştirak ettiğine dair savunmasının aksine nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğine dair mahkumiyetine yeter derecede delilin de elde edilememesi karşında, sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyet hükmünün tesisi,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
5237 sayılı TCK'nın 158/1-son maddesine göre adli para cezası tayin edilirken, suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç, gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, sanık hakkında menfaat miktarının 1.901 TL olması gözardı edilip 180 günden başlatılarak, TCK’nın 62/1 ve 52/2 uygulandıktan sonra neticeden 3.000 TL olarak eksik adli para cezasına hükmedilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 16/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201729381-e-20182634-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitaty.jpg" type="image/jpeg" length="40206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/10243 E., 2019/9664 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201710243-e-20199664-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201710243-e-20199664-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 09/10/2019 tarihli, 2017/10243 E., 2019/9664 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/10243 E., 2019/9664 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : 1)Sanık ... hakkında TCK' nun 158/1-g, 62, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet</p>

<p>2)Sanık ... hakkında TCK' nun 158/1-g, 62, 53, 51. maddeleri gereğince mahkumiyet</p>

<p>Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler sanıklar tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müştekinin, ....com adlı alışveriş sitesinde, "..." kullanıcı adıyla kayıtlı kişinin aradığı fotoğraf makinasına ilişkin lensi 1200 Türk Lirasına sattığını gördüğü ve irtibata geçtiği, ödeme konusunda adını... olarak bildiren sanık ... ile 500 TL'si peşin, kalanının taksitle ödenmesi konusunda anlaştıkları, müştekinin 500 TL yi sanık ...'ın verdiği, eşi olan diğer sanık ... adına kayıtlı banka hesabına gönderdiği, gönderilen paranın çekilmesine rağmen ilanda belirtilen fotoğraf makinesine ilişkin lensin müştekiye gönderilmediği, yapılan araştırmada sanık ... hakkında toplam 367 kovuşturma ve soruşturma evrakı, sanık ... hakkında da 140 soruşturma ve kovuşturma evrakı bulunduğunun tespit edildiği, sanıkların yakalanmamak amacıyla sık sık adres değiştirdikleri, verdikleri hesap numarasının diğer dolandırıcılık olaylarında da kullanıldığı, bu suretle sanıkların üzerilerine atılı basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda;</p>

<p>1)Sanık ... hakkında basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;<br />
Sanık savunması, müşteki beyanı, T.C Ziraat Bankası A.Ş Ödeme Sistemleri Grup Başkanlığının 12.03.2012 tarihli yazı cevabı, kamera görüntüleri, hesap ekstresi var), IP adres bilgileri ile dosya kapsamından sanığın üzerine atılı suçu işlediğine yönelik mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, sanığa yüklenen eylemin, Yargıtay CGK'nın 16/04/2013 tarih ve 2012/15-1407; 2013/140 E. K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nın 158/1f. maddesinde öngörülen bilişim sistemlerinin araç olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçu kapsamında kaldığı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşerek, basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sübuta dair temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,</p>

<p>2)Sanık ... hakkında basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;<br />
Sanığın, suç tarihinde evli olduğu sanık ...'ın hesabını ve banka kartını kullandığı, bu sitede eşinin ne işlemler yaptığını bilmediği savunmasında bulunup suçlamayı kabul etmediği anlaşıldığından, savunmasının aksine cezalandırılmasını gerektirir yeterli delil bulunmadığından, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201710243-e-20199664-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="96240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM’nin 2026/36 Sayılı CMK m. 134’ün İptali Kararı Bağlamında Soruşturma Evresinde Kişisel Verilerin İşlenmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202636-sayili-cmk-m-134un-iptali-karari-baglaminda-sorusturma-evresinde-kisisel-verilerin-islenmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202636-sayili-cmk-m-134un-iptali-karari-baglaminda-sorusturma-evresinde-kisisel-verilerin-islenmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZ</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihinde ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararı</a>yla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esas kısmını ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esas kısmını, Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Bu makale, söz konusu kararı; 2020 yılında Adalet Yayınevinin yayımladığı <i>Kişisel Verilerin Soruşturma Evresinde İşlenmesi ve İnsan Hakları Kapsamında Korunması</i> başlıklı monografi niteliğindeki kitabımızla karşılaştırmalı biçimde incelemektedir. Kitapta, CMK m. 134 de dahil delil elde etme yöntemlerine ilişkin düzenlemelerin kişisel verilerin korunması ilkelerini karşılamadığı ve Anayasa m. 20 ile AİHS m. 8 kapsamındaki güvencelerin soruşturma evresinde fiilen kullanılamaz kıldığı; delil elde etme yöntemleri sonucu elde edilen veriler üzerindeki amaçla sınırlılık, saklama süresi ve imha güvencelerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğu vb. tespitlerinde bulunulmuştu. AYM'nin 2026/36 sayılı kararı, bu tespitleri doğrulamakla kalmamış; çalışmada öngörülen eksiklikleri tek tek saptayarak bunları iptal gerekçesi olarak kullanmıştır. Bu makale, kararın gerekçesini ve çalışmanın tespitlerini yan yana koyarak bu örtüşmeyi teorik ve pratik boyutlarıyla karşılaştırmalı biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>CMK m. 134, bilgisayar araması, kişisel verilerin korunması, Anayasa Mahkemesi, ölçülülük, saklama süresi, veri imhası, soruşturma evresi.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Bir akademik çalışmanın yayımlanmasından yıllar sonra, öngörülen hukuki boşlukların ve anayasaya aykırılıkların bir yüksek mahkeme kararıyla tespit edilmesi, doktriner faaliyetin ne denli işlevsel olabileceğini somut biçimde gösteren ender örneklerden birini oluşturmaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi'nin 12 Şubat 2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararı,</a> tam olarak bu nitelikte bir örnek sunmaktadır.</p>

<p>Bu satırların yazarı, 2020 yılında <i>Kişisel Verilerin Soruşturma Evresinde İşlenmesi ve İnsan Hakları Kapsamında Korunması</i> başlıklı bir kitap yayımlamıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Söz konusu çalışmada, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesi de dahil olmak üzere soruşturma evresinde kişisel veri elde edilmesine olanak tanıyan hükümlerin, Anayasa m. 20 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8'in gerektirdiği güvenceleri karşılamadığı, kişisel verilerin korunması hakkının soruşturma evresinde fiilen işlevsiz kaldığı ve amaçla sınırlılık, saklama süresi ve imha güvencelerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğu ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştu.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi'nin 2026/36 sayılı kararı,</a> bu tespitleri hukuki bakımdan doğrulamıştır. Mahkeme, CMK m. 134'ün (1) ve (2) numaralı fıkralarının esas kısımlarını Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiş; iptal gerekçesi olarak adı geçen kitapta dile getirilen hukuki boşlukları ve güvence eksikliklerini belirleyici ölçüt olarak kullanmıştır. Bu makale, söz konusu örtüşmeyi sistematik biçimde belgelemekte ve kararın ceza ve kamu hukuku öğretisi açısından taşıdığı anlamı değerlendirmektedir.</p>

<p><strong>II. KİTABIN TESPİTLERİ: ÖNGÖRÜLEN HUKUKİ BOŞLUKLAR</strong></p>

<p><strong>A. Soruşturma Evresinin KVKK Kapsamı Dışında Bırakılması ve Hakkın Özüne Müdahale</strong></p>

<p>Çalışmada ulaşılan birinci ve en temel tespit, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi uyarınca soruşturma evresine ilişkin veri işleme faaliyetlerinin Kanun kapsamı dışında bırakılmasının, anayasal bir hak olan kişisel verilerin korunması hakkının soruşturma evresinde hiç kullanılamamasına yol açacağıdır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Bu durumun, Anayasa m. 13'te temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması için aranan koşulları (özellikle kanunilik, demokratik toplumda zorunluluk, ölçülülük) karşılamadığı, dolayısıyla hakkın özüne dokunulduğu ileri sürülmüştür.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Kitapta ayrıca, AB'nin soruşturma evresine özgü olarak çıkardığı 2016/680/EU sayılı Direktif'in Türk hukukuna aktarılmamış olması nedeniyle ortaya çıkan boşluğun (salt KVKK m. 28'in istisna hükmüyle değil, CMK ve ilgili yönetmeliklerdeki kapsamlı güvence eksiklikleriyle birlikte değerlendirildiğinde) Anayasa m. 20(3) kapsamındaki koruma hakkını işlevsiz kıldığı açıkça savunulmuştur.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p><strong>B. Kanunilik İlkesi Bakımından CMK m. 134'ün Yetersizliği</strong></p>

<p>Çalışmanın ikinci eksenini, kanunilik ilkesi oluşturmaktadır. Kitapta, kişisel verilere müdahale yetkisi tanıyan yasal düzenlemelerin; belirsizliğe yer vermeyecek açıklıkta, keyfi uygulamalara karşı etkili güvenceler içerir nitelikte ve yetkili makamın takdir alanını sınırlandırır biçimde olması gerektiği, AİHM içtihadı çerçevesinde ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Soruşturma sürecinde gerçekleştirilen aramanın kapsamı, elde edilen verinin niteliği ve hangi adli makamın bu verileri inceleyeceği konularındaki belirsizlikleri nedeniyle kanunilik şartını tam olarak karşılamadığı ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Ölçülülük İlkesi Bakımından Güvence Eksiklikleri</strong></p>

<p>Çalışmanın üçüncü ve en kapsamlı tespiti, ölçülülük ilkesi boyutundaki eksikliklerine ilişkindir. Bu bağlamda özellikle üç güvence eksikliği ortaya konulmuştur.</p>

<p>İlk olarak, <strong>amaçla sınırlılık</strong> ilkesi yönünden: bilgisayar araması yoluyla elde edilen verilerin yalnızca aramanın amacı olan suçla ilgili delilleri kapsaması gerekirken, kapsamlı veri kopyalama ile dosyayla ilgisiz verilerin de soruşturma dosyasına dahil edilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>İkinci olarak, <strong>saklama süresi</strong> güvencesi yönünden: elde edilen kişisel verilerin ne kadarlık bir süre için soruşturma dosyasında tutulabileceğine, hangi merciin saklama kararını vereceğine ve süre dolduğunda ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinde verilerin akıbetinin ne olacağına dair kanuni bir çerçeve oluşturulmamıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p>Üçüncü olarak, <strong>imha ve iade güvencesi</strong> yönünden: kovuşturma aşamasına geçilmesi ya da mahkûmiyetle sonuçlanması hâlinde dosyayla ilgisiz verilerin imha edilmesini, yargılama sonunda soruşturma konusu suçla ilişkisi olmadığı anlaşılan verilerin veri sahibine iade edilmesini ya da silinmesini zorunlu kılan bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p><strong>III. ANAYASA MAHKEMESİ'NİN 2026/36 SAYILI KARARI: TESPİTLERİN YARGISAL TASDİKİ</strong></p>

<p><strong>A. Kararın Konusu ve Kapsamı</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin itiraz başvurusu üzerine CMK m. 134'ü incelemiş ve (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esas kısmını ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esas kısmını Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Mahkeme, söz konusu hükümlerin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına orantısız sınırlama getirdiği sonucuna oyçokluğuyla ulaşmıştır. İptal kararı, yürürlüğe girmesinden dokuz ay sonra geçerli olacak şekilde ertelenmiştir.</p>

<p><strong>B. Kanunilik İlkesi Yönünden Örtüşme</strong></p>

<p>AYM, kararının 32. paragrafında temel hakları sınırlayan yasal normun "belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmasının" ve "kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesinin" zorunlu olduğunu vurgulamıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Mahkeme, CMK m. 134'ün bu standartları karşıladığını tespit etmekle birlikte, ilerleyen paragraflarda, elde edilen verilerin işlenmesine, saklanmasına ve imhasına ilişkin çerçevenin belirlilik ilkesini karşılamadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>Bu saptama, kitapta AİHM'in kanunilik içtihadına dayanılarak yapılan değerlendirmeyle doğrudan örtüşmektedir: Bir hukuki normun temel hakları sınırlandırabilmesi için yalnızca var olması yeterli değildir; normun içeriği de muhataplarına yeterli güvence sunacak açıklık ve belirlilik düzeyine erişmiş olmalıdır.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p><strong>C. Ölçülülük İlkesi Yönünden Örtüşme</strong></p>

<p>Kararın en kapsamlı gerekçesi ölçülülük ilkesi değerlendirmesinde yer almaktadır. Mahkeme, 39. paragrafta ölçülülüğü "elverişlilik, gereklilik ve orantılılık" alt ilkelerine ayırarak her birini ayrı ayrı incelemiş ve CMK m. 134'ün meşru bir amaca sahip olmasına ve elverişli kabul edilmesine karşın orantılılık boyutunda Anayasa'ya aykırılık oluşturduğunu tespit etmiştir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p>Mahkemenin bu bulgusu, kitapta savunduğumuz tezin yargısal yansımasıdır. Kitabımızda, suç soruşturmasının etkin yürütülmesini sağlamak amacıyla bilgisayar aramasına başvurulabilmesinin meşru ve elverişli bir tedbir olduğu kabul edilmekle birlikte amaçla sınırlılık, saklama süresi ve imha güvencelerinden yoksun bir düzenlemenin ölçülülük ilkesini ihlal edeceği ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştu.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p><strong>D. Güvence Eksikliklerinin Tespiti: Paralellik Analizi</strong></p>

<p>Kararın 60-66. paragrafları, kitapta öngörülen güvence eksikliklerini hemen birebir teyit etmektedir. Mahkeme şu boşlukları belirleyici kabul etmiştir:</p>

<p>İlk olarak, elde edilen kişisel verilerin ayrı bir veri tabanına işleneceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmaması; ikinci olarak, verilerin soruşturma amacı için gerekenden daha uzun süre saklanıp saklanmadığının denetlenmesine olanak tanıyan bir mekanizmanın eksikliği; üçüncü olarak, yargılama kesin hükümle sonuçlandıktan sonra kişisel verilerin silinmesine, imhasına ya da işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmaması; dördüncü olarak, bu verilerin saklanması hâlinde kapsam ve şartları ile yetkili mercii belirlemeye yönelik bir hukuki çerçevenin oluşturulmamış olması.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p>Bu dört tespit, kitapta ortaya konulan eksikliklerle (amaçla sınırlılık, saklama süresi, imha güvencesi ve yetkili mercii belirsizliği) neredeyse tam örtüşme içindedir. Mahkeme, bu güvencelerin yokluğunu tek başına iptal gerekçesi olarak yeterli görmüş ve hükmün Anayasa m. 20(3) kapsamındaki güvenceleri karşılamadığı sonucuna ulaşmıştır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p><strong>E. Kararın Oyçokluğuyla Alınması ve Karşı oy</strong></p>

<p>İptal kararı oyçokluğuyla alınmış; beş üye karşı oy yazısında kurallara ilişkin hukuki güvencelerin mevcut düzenlemeler çerçevesinde sağlandığını savunarak iptal isteminin reddedilmesi gerektiği görüşünü paylaşmıştır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> Karşı oy, esas itibarıyla yargılama usulü güvencelerinin (itiraz yolu, bilirkişi denetimi, şüphelinin verilere erişim hakkı) kişisel verilerin korunması hakkının gereklerini karşılamaya yeterli olduğu tezine dayanmaktadır.</p>

<p>Ne var ki çoğunluk görüşü, kitapta da benimsenen metodolojik tutumla örtüşmektedir: usul güvencelerinin varlığı, maddi güvence eksikliklerinin (özellikle saklama süresi ve imha mekanizmasının) giderilmesi için yeterli değildir. Bir temel hakkın sınırlandırılmasında usule ilişkin denetim mekanizmaları ile maddi ölçülülük güvenceleri birbirinin ikamesi değil, tamamlayıcısıdır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME: DOKTRİNER TEZ İLE YARGISAL GEREKÇENİN YAPISAL ÖRTÜŞMESİ</strong></p>

<p><strong>A. Kitabın Öngörüsü ile Kararın Gerekçesindeki Paralellik</strong></p>

<p>Kitap ile kararın gerekçesi arasındaki yapısal örtüşme, tesadüfi bir örtüşmenin çok ötesine geçmektedir. Her iki metin de aynı hukuki soruyu (Delil elde etme faaliyetlerinin Anayasa m. 20 ve ölçülülük ilkesi karşısındaki durumunu) ele almakta ve aynı yöntemle AİHM içtihadından türetilen kanunilik, amaçla sınırlılık ve orantılılık ölçütleriyle yanıtlamaktadır.</p>

<p>Kitabın 2020 yılında dile getirdiği öneri, bugün artık bir yüksek yargı kararının hukuki sonucuna dönüşmüştür: Soruşturma evresinde kişisel verilerin işlenmesine yönelik CMK hükümleri, AB'nin 2016/680/EU sayılı Direktifi doğrultusunda veri sahibi hakları, saklama süreleri, yetkili merci ve denetim mekanizmaları bakımından yeniden düzenlenmelidir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p><strong>B. Anayasa Mahkemesi'nin Önceki Tutumundan Ayrılması</strong></p>

<p>Bu kararın öğreti açısından taşıdığı bir diğer önemli anlam, AYM'nin 2017 tarihli tutumundan ayrılmasıdır. Kitapta, E.2016/125, K.2017/143 sayılı önceki kararda Mahkeme'nin KVKK m. 28(1)(ç) bendindeki istisna hükmünü Anayasa'ya aykırı bulmadığı ve bu sonuca ulaşırken ölçülülük analizini yüzeysel yürüttüğü, AİHM'nin kanunilik ve orantılılık konusundaki güncel içtihadını göz ardı ettiği eleştirisi yöneltilmişti.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p>AYM, 2026/36 sayılı kararında bu eleştiriyle uyumlu bir yönde ilerlemiştir: Önceki kararın aksine Mahkeme, bu kez ölçülülük denetimini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkeleri bakımından ayrı ayrı yürütmüş; güvence eksikliklerini somut olarak saptamış ve bunları iptal gerekçesinin esasına yerleştirmiştir. Bu metodolojik dönüşüm, Mahkeme'nin konu özelinde öğretinin birikimini dikkate alarak tutumunu güçlendirdiğinin göstergesidir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p><strong>C. Kararın Öğretiye Katkısı ve Kanun Koyucuya Yönelik Sonuçları</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">AYM'nin 2026/36 sayılı kararı, </a>üç düzeyde ceza ve kamu hukuku öğretisine katkı sunmaktadır. İlk olarak normatif düzeyde: Soruşturma evresinde kişisel verilere yapılan müdahalelerin kanunilik, amaçla sınırlılık, saklama süresi ve imha güvencelerini kapsaması gerektiği artık anayasal bir zorunluluk olarak mahkeme kararıyla tescillenmiştir. İkinci olarak metodolojik düzeyde: Ölçülülük denetiminin meşru amaçla sınırlı tutulmayıp orantılılık boyutunda somut güvence eksikliklerini tespit eden bir analize dönüştürülmesi, gelecekteki benzer anayasa denetimi davalarında örnek alınabilecek bir yargılama metodolojisi ortaya koymaktadır. Üçüncü olarak sistemik düzeyde: İptal kararının dokuz ay ertelenmesiyle yaratılan yasal boşluk, kanun koyucuyu acil bir düzenleme yapma yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakmaktadır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p>Bu düzenleme yükümlülüğünün içeriği bakımından kitabın önerisi hâlâ güncelliğini korumaktadır: Direktif 2016/680/EU temel alınarak CMK m. 134 ve bağlantılı hükümler; saklama süresi, yetkili merci, imha mekanizması ve veri sahibinin erişim ile itiraz hakları bakımından yeniden düzenlenmelidir.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 12 Şubat 2026 tarihli ve <a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow">2026/36 sayılı kararı,</a> soruşturma evresinde kişisel veri işlenmesine ilişkin güvence eksikliklerini anayasal bir sorun olarak tanımlayan ve bu eksiklikleri iptal gerekçesinin temeline yerleştiren ilk kapsamlı yargısal değerlendirmeyi içermektedir. Bu değerlendirme, daha önce öğreti düzeyinde sistematik biçimde ortaya konulan tespitlerin yargısal düzlemde doğrulanmasıdır.</p>

<p>Dört temel güvence eksikliği (amaçla sınırlılık, saklama süresi, imha mekanizması ve yetkili merciin belirsizliği) hem ilgili kitapta öngörülmüş hem de AYM gerekçesinde belirleyici ölçüt olarak kullanılmıştır. Kararın, önceki 2017 tarihli AYM tutumundan ayrılarak ölçülülük denetimini derinleştirmesi ve somut güvence eksikliklerine dayandırması, Mahkeme'nin ilgili öğretinin birikimini özümseyerek metodolojisini güçlendirdiğine işaret etmektedir.</p>

<p>İptal kararının yarattığı dokuz aylık erteleme süreci, kanun koyucuya CMK m. 134'ü Direktif 2016/680/EU doğrultusunda yeniden düzenleme ve soruşturma evresinde kişisel verilerin korunmasına ilişkin kapsamlı bir yasal çerçeve oluşturma sorumluluğunu yüklemiştir. Bu süreçte öğretinin katkısının sürdürülmesi (gerekli düzenlemenin içeriğinin belirlenmesinde de yol gösterici olmak üzere) ceza ve kamu hukuku araştırmacılarının öncelikli gündem maddesi olmayı sürdürmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammet-sefa-mutlu" title="Av. Muhammet Sefa MUTLU"><img alt="Av. Muhammet Sefa MUTLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/cuppe_foto_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammet-sefa-mutlu" title="Av. Muhammet Sefa MUTLU">Av. Muhammet Sefa MUTLU</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Makalenin temel alındığı kitap:</strong> Muhammet Sefa MUTLU, Kişisel Verilerin Soruşturma Evresinde İşlenmesi ve İnsan Hakları Kapsamında Korunması, Adalet Yayınevi, Ankara 2020</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Makalenin temel alındığı AYM Kararı:</strong> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12/2/2026 (RG. 25 Mayıs 2026, Sayı: 33264).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, Muhammet Sefa, Kişisel Verilerin Soruşturma Evresinde İşlenmesi ve İnsan Hakları Kapsamında Korunması, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 7. Çalışmanın önsözünde, "suç soruşturmasının daha hızlı ve pratik işlemesi gerekçe gösterilerek kolluğa verilen orantısız yetkilerin" varlığını tespit etmiş ve bu eksikliğin giderilmesi yönünde akademiye ve hukuk uygulayıcılarına fikir vermeyi amaçladığını belirtmiştik.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 303-306. Sonuç bölümünde çalışmanın dört temel tespiti şöyle özetlemiştik: (i) soruşturma evresinin KVK Kanunu kapsamı dışında bırakılması hakkın özüne dokunmaktadır; (ii) bu durum AİHS'e ve demokratik toplum gerekliliklerine aykırıdır; (iii) veri işlenmesine hâkim ilkeler istisna hükmüne rağmen uygulanma alanı bulabilecektir; (iv) delil elde etme amaçlı işlemlerin tabi olacağı kapsamlı bir CMK ve yönetmelik düzenlemesi yoktur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 60-70. Burada, özgürlük-güvenlik ikilemini ele alarak güvenliğin sağlanmasına yönelik araçların orantılılık ilkesiyle sınırlı olması ve kişisel verilerin korunması hakkının özüne dokunulmaması gerektiğini vurgulamıştık.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 124-133, 146. Çalışmada kişisel veri işlenmesinin genel ilkeleri; hukuka uygunluk, amaçla sınırlılık, orantılılık, doğruluk ve şeffaflık başlıkları altında incelenmekte; bu ilkelerin istisna hükmü varlığında dahi geçerliliğini koruyacağını savunmuştuk.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 304-305. Burada şu tespitte bulunmuştuk: Kanunun soruşturma evresini koruma kapsamı dışında bırakıyor olması hakkın özüne müdahale teşkil edecektir. Bu istisna hükmü, bu evrede hakkın hiç kullanılamamasına yol açmaktadır. Ayrıca söz konusu durumun AİHM içtihadında belirlenen "demokratik toplumda zorunluluk" şartıyla bağdaşmadığını ileri sürmüştük.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 61-66. Çalışmada, kişisel verilerin korunmasını düzenleyen kanuni normun belirli, erişilebilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerektiği; keyfi uygulamalara karşı yeterli güvenceler içermesi gerektiği AİHM içtihadı çerçevesinde ortaya koymuştuk.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 189-193. Çalışmada, amaçla orantılı tedbir kararının seçilmesi ve bu kararın uygulanmasında da orantılılığın korunması gerektiği ayrıca ele alınmaktadır. Ölçülülük ilkesinin üç alt unsuru olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık ve AİHM kararları çerçevesinde değerlendirme yapmıştık.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 193-197. Verilerin amaçla sınırlı olarak belirli bir süre tutulabileceği, süre aşımının ve amacı dışında kullanımın hukuka aykırılık oluşturacağı; soruşturma sonunda dosyayla ilgisiz verilerin imha edilmesi ya da iade edilmesi gerektiği bu bölümde ayrıntılı biçimde tartışmıştık.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 305-306. Kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen delil elde etme işlemlerinde, kişisel verilerin korunmasına yönelik CMK ve diğer ilgili hukuk kurallarında sadece birkaç maddede yer verilmesi kişisel verilerin soruşturma evresinde işlenmesine ilişkin kapsamlı düzenlemelerden yoksun olmasına yol açtığını vurgulamıştık.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12/2/2026 (RG. 25 Mayıs 2026, Sayı: 33264)</span></a><span style="color:#999999">, par. 67. Mahkeme şu sonuca ulaşmıştır: "<i>Bu itibarla kurallarla özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır</i>."</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36, par. 32. Mahkeme kararı</span></a><span style="color:#999999">nda "<i>temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmalıdır</i>" ilkesi yeniden teyit edilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36</span></a><span style="color:#999999">, par. 39. Ölçülülük ilkesinin üç alt boyutu olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık, Mahkeme tarafından Anayasa m. 13 çerçevesinde ayrı ayrı ele alınmıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36, </span></a><span style="color:#999999">par. 60-66. Mahkeme özellikle şu güvencelerin yokluğunu saptamıştır: elde edilen verilerin ayrı bir veri tabanına işleneceğine dair düzenleme bulunmaması, yargılama sonunda verilerin akıbetine ilişkin (silinme, imha, saklama süresi ve yetkili mercii) açık bir hukuki çerçevenin oluşturulmamış olması.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36</span></a><span style="color:#999999">, par. 36-50. Mahkeme, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamındaki güvenceleri tek tek ele almış; şeffaflık, doğruluk, amaçla sınırlılık, veri sahibinin haklarına erişim ve yargı yoluna başvurma güvenceleri yönünden değerlendirme yapmıştır.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36</span></a><span style="color:#999999">, par. 68. İptal hükmü oybirliğiyle kabul edilmiş; beş üye karşı oy yazısında iptal yönünde değil ret yönünde oy kullanmış olmakla birlikte çoğunluğun iptal gerekçesine katılmamıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 304: "<i>Olması gereken, eğer soruşturma evresinde kişisel verilerin hiç uygulanmayacak şekilde KVK Kanunu'nun getirdiği güvencelerin kapsam dışı bırakılıyorsa ya istisna hükümlerinin kaldırılması ya da bu alana uygulanacak kapsamlı bir düzenlemenin yapılmasıdır</i>."</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999">Mutlu, s. 145-149. Burada, 2017 tarihli AYM kararını (E.2016/125, K.2017/143) eleştirerek Mahkeme'nin "<i>hem eski tarihli bir AİHM kararını dayanak gösterdiğini hem de AİHM'in demokratik toplumdaki kanuni güvencelerin taşıması gereken özelliklerine ilişkin yorumlarına hiç girmediğini</i>" tespit etmiştik.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36,</span></a><span style="color:#999999"> par. 44. Mahkeme önceki içtihadına (özellikle E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022 kararına) atıfla bilgisayar araması sonucu elde edilen her türlü kişisel verinin Anayasa m. 20(3) kapsamında korunması gerektiğini teyit etmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/bilgisayar-bilgisayar-programlari-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-islemlerine" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/128, K.2026/36,</span></a><span style="color:#999999"> par. 73. İptal kararının kamu yararını ihlal edecek nitelikte hukuki boşluk doğuracağının tespiti üzerine Anayasa m. 153(3) ve 6216 sayılı Kanun'un 66(3). maddesi uyarınca iptal hükmünün Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999">Söz konusu boşluk için bkz. Mutlu, s. 304-306. CMK'nın 134. maddesi de dahil tüm delil elde etmek yöntemleri başta olmak üzere soruşturma evresine ilişkin hükümlerin 2016/680/EU sayılı Direktif doğrultusunda yeniden düzenlenmesini önermiştik. AYM kararı bu öneriyi verdiği karar sonucuyla fiilen onaylamış; kanun koyucuyu bu yönde bir düzenleme yapmakla baş başa bırakmıştır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202636-sayili-cmk-m-134un-iptali-karari-baglaminda-sorusturma-evresinde-kisisel-verilerin-islenmesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/yargi/anayasa-ms1.jpg" type="image/jpeg" length="83895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK CEZA HUKUKUNDA ŞİKÂYET KURUMU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-sikayet-kurumu-uygulama-notlari-kritik-detaylar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-sikayet-kurumu-uygulama-notlari-kritik-detaylar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uygulama Notları & Kritik Detaylar]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Şikâyet Süresi ve Şekli (TCK m.73)</strong></p>

<p><strong>- 6 Aylık Hak Düşürücü Süre:</strong> Şikâyete tabi suçlarda şikâyet süresi 6 aydır. Bu süre, hak düşürücü süre olup zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerden etkilenmez.</p>

<p><strong>- Sürenin Başlangıcı:</strong> Süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren başlar.</p>

<p><strong>- Sürekli ve Zincirleme Suçlarda Süre:</strong> Temadi eden (kesintisiz) suçlarda süre temadinin (kesintinin) bittiği tarihte; şikâyete tabi zincirleme bir suçta ise 6 aylık şikâyet süre son fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren başlar.</p>

<p><strong>- Üst Sınır (Zamanaşımı) ve Hakaret Suçu İstisnası:</strong></p>

<p>- Genel Kural: Fail veya fiil geç öğrenilse bile, suçun asli dava zamanaşımı süresi dolmuşsa artık şikâyet hakkı kullanılamaz.</p>

<p>- Hakaret Suçu İstisnası (TCK m.73/2 - Ek Cümle: 7/11/2024-7531/14 md.): Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, fail veya fiil ne zaman öğrenilirse öğrenilsin, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez. 2 yıllık mutlak üst sınır geçtikten sonra fiil veya fail öğrenilse bile şikâyet hakkı düşer. (9. Yargı Paketi ile bu iki yıllık mutlak sınır sadece hakaret suçuna özgülenmiştir).</p>

<p><strong>- Şekil Serbestisi:</strong> Şikâyet yazılı (dilekçe ile) yapılabileceği gibi, kollukta veya savcılıkta tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak da yapılabilir. Duruşmada sözlü olarak şikayetçi olunduğunun duruşma zaptına geçirilmesi de geçerlidir.</p>

<p><strong>- Tüzel Kişilerde Şikâyet (Şirket, Dernek, Vakıf):</strong> Suçtan zarar gören bir tüzel kişi ise, şikâyet hakkı tüzel kişinin kendisine aittir; ortaklar veya üyeler şahsen bu hakkı kullanamaz. Şikâyet, suçun işlendiği veya öğrenildiği tarihte tüzel kişiyi temsile yetkili olan organlar (şirket müdürü, yönetim kurulu vb.) tarafından yapılır. Başvuru esnasında güncel imza sirküleri veya yetki belgesinin sunulması geçerlilik şartıdır. Temsilcinin süreç içinde değişmesi şikâyeti düşürmez, yeni temsilci davayı takip edebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>2. Şikâyet Hakkının Şahsiliği, Kapsamı ve İstisnaları</strong></p>

<p><strong>- Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Hak:</strong> Şikâyet hakkı kural olarak şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu nedenle miras yoluyla bir başkasına miras hukuku anlamında "tereke" gibi devrolmaz ve sözleşmeyle bir başkasına devredilemez.</p>

<p><strong>- Hak Sahibi Kimdir?:</strong> Şikâyet hakkı sadece suçun doğrudan mağduruna ait değildir. Suçtan ekonomik, bedensel veya manevi olarak olumsuz etkilenen "suçtan zarar görene" de aittir. Yargıtay, kişinin "suçtan zarar gören" sıfatını incelerken, <i>"Suç ile kişinin uğradığı zarar arasında doğrudan, nedensellik bağına dayalı bir ilişki var mı?"</i> sorusuna bakar.</p>

<p><strong>- Mirasçılara Geçiş Kuralları (Genel Kural ve İstisnası):</strong> Şikâyet hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı olduğundan, kural olarak mağdurun şikâyet etmeden ölmesi halinde bu hak mirasçılara geçmez ve şikâyet hakkı düşer.</p>

<p><strong>- İstisna (Ölüm Halinde Şikâyet - TCK m.131/2):</strong> Mağdur, kendisine yönelik hakaret suçu hakkında şikâyette bulunmadan ölürse; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoyu (anne, baba, büyükanne, büyükbaba), altsoyu (çocuklar, torunlar), eşi veya kardeşleri kanundan doğan kendi haklarına dayanarak doğrudan şikâyette bulunabilir.</p>

<p><strong>- Malvarlığına Yönelik Suçlar:</strong> Güveni kötüye kullanma veya hırsızlık gibi suçlarda mağdur hayattayken şikâyet etmeden ölürse, şikâyet hakkı miras yoluyla intikal etmez. Ancak Yargıtay, ölümle birlikte malvarlığı üzerinde elbirliği mülkiyeti kurulduğundan, mirasçıların 'suçtan doğrudan zarar gören' sıfatını kazanacağını ve kalan şikâyet süresi içinde kendi adlarına şikâyet hakkını kullanabileceklerini kabul etmektedir (TCK m.167 atıfları saklı kalmak kaydıyla)</p>

<p><strong>- Davaya Katılma / Müdahale (CMK m.243):</strong> Mağdur ölmeden önce şikâyet hakkını kullanmış ve ceza davası açılmışsa (kamu davasına katılmış olsun veya olmasın), mağdurun ölümü ile dava düşmez; yargılama devam eder. Mağdurun ölümü üzerine mirasçılar, ölenin haklarını savunabilmek, davayı takip edebilmek ve kanun yollarına (istinaf/temyiz) başvurabilmek amacıyla CMK m.243 uyarınca davaya katılma (müdahale) hakkına sahiptir.</p>

<p><strong>3. Yaş Küçüklüğü, Vesayet ve İradelerin Yarışması</strong></p>

<p><strong>- Ayırt Etme Gücü (Mümeyyizlik):</strong> Şikâyet hakkında asıl olan yaş değil, ayırt etme gücüdür. Yargıtay uygulamasında genellikle 15 yaşını doldurmuş çocukların ayırt etme gücü olduğu kabul edilir ve şikâyet hakkını bizzat kullanırlar.</p>

<p><strong>- İradelerin Yarışması (Kritik Yargıtay Kriteri):</strong> Ayırt etme gücüne sahip çocuğun iradesi şahsına sıkı sıkıya bağlıdır. Çocuk bizzat şikayetçi olmadığını veya vazgeçtiğini beyan ettiği andan itibaren, velinin/vasinin aksi yöndeki şikayet iradesi davayı sürdürmeye yetmez.</p>

<p><strong>- Uygulama:</strong> Mümeyyiz küçük henüz şikayet hakkını kullanmamışken velisi şikayetçi olmuşsa, küçük daha sonra duruşmada "Şikayetçi değilim/Vazgeçiyorum" dediği an çocuğun iradesine üstünlük tanınır ve dava düşer (YCGK Kararları doğrultusunda).</p>

<p><strong>- Veli İradesinin Sınırı (15 Yaş Altı / Mümeyyiz Olmayan Çocuk):</strong> Çocuk ayırt etme gücüne sahip değilse şikâyet hakkı veli/vasidedir. Ancak velinin, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı olacak şekilde şikâyetçi olmaması veya vazgeçmesi halinde bu iradeye değer verilmez; mahkemece temsil kayyımı atanması yoluna gidilir.</p>

<p><strong>- Çıkar Çatışması ve Temsil Kayyımı</strong> : Suçun faili veli/vasi ise veya veli faili koruyorsa; küçüğe barodan <strong>zorunlu vekil</strong> (CMK m.234/2) istenir ve vesayet makamınca <strong>temsil kayyımı</strong> atanması sağlanır.</p>

<p><strong>4. Şikâyetten Vazgeçme (Feragat) ve Hukuki Sonuçları</strong></p>

<p><strong>- Zaman Sınırı:</strong> Şikâyetten vazgeçme, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Hüküm kesinleştikten sonra (infaz aşamasında) yapılan vazgeçme, ceza mahkumiyetinin sonuçlarını ortadan kaldırmaz ve infazı durdurmaz.</p>

<p><strong>- Vazgeçmeden Vazgeçme Yasağı:</strong> Şikâyetten vazgeçme, bozucu yenilik doğuran bir haktır. Bu nedenle vazgeçmeden vazgeçmek (rücu etmek) hukuken mümkün değildir.</p>

<p><strong>- Takipsizlik Durumu:</strong> Kovuşturma aşamasında müştekinin duruşmaya gelmemesi veya davayı takip etmemesi, şikâyetten vazgeçtiği anlamına gelmez. Vazgeçmenin tutanağa açıkça geçmesi veya imzalı yazılı beyanla sunulması şarttır.</p>

<p><strong>- Suçlar Yönünden Bölünebilirlik:</strong> Müşteki, aynı dilekçede birden fazla şikâyete tabi suçtan bahsetmişse (Örn: Hem tehdit hem hakaret), suçlardan biri yönünden şikâyetinden vazgeçip diğeri yönünden yargılamaya devam edilmesini isteyebilir.</p>

<p>- Ceza davasında şikâyetten vazgeçilmiş olması, aksine açık bir feragat yoksa, hukuk mahkemesinde maddi/manevi tazminat davası açma hakkını ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>Uygulama Notu 1 </strong>: Uygulamada sadece "Şikâyetçi değilim" beyanı, hukuk mahkemelerince zımni feragat olarak yorumlanabilmektedir. Bu nedenle tutanağa mutlaka "Şikâyetimden vazgeçiyorum; ancak şahsi, hukuki ve mali tazminat haklarımı saklı tutuyorum" şeklinde şerh düşülmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Uygulama Notu 2 : Duruşmada</strong> veya dilekçede <i>"Sanık borcunu öderse şikayetimden vazgeçerim"</i> veya <i>"Protokol şartlarının yerine getirilmesi kaydıyla vazgeçiyorum"</i> denilmemelidir. Vazgeçme beyanı yapıldığı an kesin sonuç doğurur; karşı taraf şartı yerine getirmese bile vazgeçmeden dönülemez. Pratik çözüm, uzlaşma/ödeme gerçekleştikten sonra vazgeçme dilekçesi sunmaktır.</p>

<p>- Vazgeçmenin Kabulü Şartı (TCK m.73/4): Şikâyetten vazgeçme, sanık tarafından kabul edilirse davayı düşürür. Sanık vazgeçmeyi kabul etmezse yargılamaya devam olunur; çünkü sanığın beraat ederek aklanma hakkı vardır.</p>

<p><strong>Uygulama Notu 3 :</strong> Vazgeçme beyanında bulunulduğu esnada sanık duruşmada hazır değilse veya henüz savunması alınmamışsa, dosya hemen düşürülmez. Mahkemece sanığa "vazgeçmeyi kabul edip etmediğini beyan etmesi için" süre verilir, muhtıra çıkarılır veya duruşma günü tebliğ edilir. Sanık açıkça reddetmediği sürece dava düşer.</p>

<p><strong>5. Avukatın Vekaletname Yetkisi</strong></p>

<p>- Özel Yetki Şartı: Genel dava vekaletnamelerinde "şikâyetten vazgeçme" yetkisi matbu olarak yer alsa da duruşmada vekil olarak şikâyetten vazgeçilebilmesi veya şikâyetten feragat edilebilmesi için vekaletnamede bu hususta açık ve özel yetkinin bulunması zorunludur. Aksi halde asilin bizzat beyanı veya özel yetkili vekaletname aranır. (Şikâyette bulunmak için ise özel yetki aranmaz, genel vekaletname yeterlidir).</p>

<p><strong>6. Suçun Vasıf Değiştirmesi, Nitelikli Haller ve İştirak</strong></p>

<p>- Suçun Vasıf Değiştirmesi: Şikâyete tabi bir suçla başlayan soruşturma/kovuşturma sürecinde, suçun resen soruşturulan bir suça dönüşmesi halinde (örn. basit yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamaya dönüşmesi), şikâyetten vazgeçilse dahi kamu davası düşmez, yargılamaya devam edilir.</p>

<p><strong>- Nitelikli Hallerde Şikâyet Unsuru: </strong>Bir suçun basit halinin şikâyete tabi olması, nitelikli halinin de şikâyete tabi olacağı anlamına gelmez. Örneğin; basit hırsızlık (gece vakti veya bina içinde işlenirse) nitelikli hale gelir ve şikâyet aranmaksızın resen soruşturulur.</p>

<p><strong>- İştirak Halinde Sirayet (TCK m.73/5):</strong> Suç birden fazla kişi tarafından iştirak halinde işlenmişse, mağdurun sanıklardan/şüphelilerden biri hakkında şikâyetten vazgeçmesi, hepsine sirayet eder ve tüm sanıklar yönünden düşme kararı verilir.</p>

<p><strong>- Sirayetin Sınırı:</strong> Vazgeçmenin sirayeti, suçun tüm failler yönünden şikâyete tabi kalmaya devam ettiği durumlarda geçerlidir. Eğer faillerden birinin sıfatı veya fiili işleme biçimi suçu resen takibi gereken bir suça dönüştürüyorsa, şikâyete tabi kalan diğer ortaklar yönünden vazgeçme sirayet etkisi doğurmaz.</p>

<p>- Örnek: Kasten yaralama suçunun iştirak halinde, faillerden biri tarafından mağdurun eşine, diğer ortak (yabancı üçüncü kişi) tarafından ise mağdura karşı işlenmesi halinde; fail olan eş yönünden suç resen takip edilir (TCK m.86/3-a). Mağdurun yabancı olan diğer ortak hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi, suçu resen takip edilen eşe sirayet etmez.</p>

<p><strong>- İstisna (Fiile Yönelik Şikâyet):</strong> Şikâyet dilekçesinde sadece bir failin adının zikredilmesi şikâyet sirayeti anlamına gelmez; çünkü şikâyet "fiile" yöneliktir ve zamanaşımı içinde diğer failler de sürece dahil edilebilir. Ancak "vazgeçme" şüpheliler arasında ayrım yapılarak şahsileştirilemez, yapıldığı an tüm failleri kapsar.</p>

<p><strong>7. Şikâyet ve Uzlaştırma İlişkisi</strong></p>

<p><strong>- Uzlaşma Teklifi:</strong> Şikâyete tabi suçların büyük bir kısmı uzlaştırma kapsamındadır. Şüpheliye veya sanığa uzlaşma teklif edilmesi ya da bu teklifin kabul edilmesi şikâyetten vazgeçme anlamına gelmez. Uzlaşma süreci olumsuz sonuçlanırsa şikâyet süreci kaldığı yerden devam eder. Uzlaşmanın sağlanması halinde ise şikâyet hakkı sona erer ve dava düşer.</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Büşra KOÇ</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kanunlar :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 73, m. 131, m. 167.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 234, m. 243, m. 253.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay Kararları :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- Ceza Genel Kurulu 2018/589 E. , 2020/421 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 19. Ceza Dairesi 2015/22199 E. , 2017/6734 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 4. Ceza Dairesi 2015/9435 E. , 2017/21353 K.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Doktrin :</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- CENTEL, Nur / ZAFER, Hamide / ÇAKMUT, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayıncılık, İstanbul.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- ARTUK, Mehmet Emin / GÖKCEN, Ahmet / YENİDÜNYA, Ahmet Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-sikayet-kurumu-uygulama-notlari-kritik-detaylar</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis-1.jpg" type="image/jpeg" length="57370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Sağlık Sigortası ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortasında Ödeme (Provizyon) Reddi - Sigorta Şirketi Ödeme Yapmazsa İzlenmesi Gereken Yol]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ozel-saglik-sigortasi-ve-tamamlayici-saglik-sigortasinda-odeme-provizyon-reddi-sigorta-sirketi-odeme-yapmazsa-izlenmesi-gereken-yol-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ozel-saglik-sigortasi-ve-tamamlayici-saglik-sigortasinda-odeme-provizyon-reddi-sigorta-sirketi-odeme-yapmazsa-izlenmesi-gereken-yol-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><a name="viewer-zhac21240"></a> Özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası sistemi, modern sağlık hukukunun en önemli güvence mekanizmalarından biridir. Kişiler bu sigortaları yalnızca özel hastanede muayene olabilmek için değil; ağır hastalık, yüksek maliyetli ameliyat, kanser tedavisi, yoğun bakım süreci veya ani sağlık krizleri karşısında ekonomik olarak korunabilmek amacıyla yaptırmaktadır. Özellikle son yıllarda özel hastane ücretlerinin ciddi şekilde artması nedeniyle sağlık sigortaları birçok kişi açısından lüks olmaktan çıkmış, fiilen bir güvenlik sistemi haline dönüşmüştür.</p>

<p><a name="viewer-8sfaj1242"></a> Ne var ki uygulamada en büyük sorunlardan biri, sigorta şirketlerinin tam da sigortalının en zor döneminde ödeme yapmayı reddetmesidir. Özellikle ameliyat, kanser tedavisi, ileri cerrahi müdahale veya yüksek bedelli tıbbi işlemler sonrasında verilen “provizyon reddi” kararları, uygulamada son derece ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Üstelik bu ret kararları çoğu zaman yalnızca ekonomik sonuç doğurmamakta; ağır hastalıkla mücadele eden sigortalı üzerinde ciddi psikolojik baskı da oluşturmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-75his1244"></a> Birçok kişi, sigorta şirketinin “ödemiyoruz” cevabını nihai ve değiştirilemez bir karar sanmaktadır. Oysa hukuken durum çoğu zaman bundan çok farklıdır. Sigorta şirketlerinin verdiği her ret kararı hukuka uygun değildir. Nitekim uygulamada Tüketici Hakem Heyetleri, Tüketici Mahkemeleri, Bölge Adliye Mahkemeleri, Yargıtay ve Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından sigortalı lehine verilmiş çok sayıda emsal karar bulunmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-4c3sr1246"></a> Bu yazıda özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamında ortaya çıkan provizyon reddi uyuşmazlıkları; tüketici hukuku, sigorta hukuku ve Yargıtay kararları ışığında detaylı şekilde incelenecektir. Yazı hazırlanırken, kanser ameliyatı bedelinin sigorta şirketi tarafından reddedilmesine ilişkin örnek bir tüketici hakem heyeti kararındaki hukuki ve tıbbi tartışmalardan teorik olarak yararlanılmıştır.</p>

<p><a name="viewer-ovro310460"></a><a name="zel-salk-sigortasnn-gerek-ilevi-nedir-ov"></a><strong>Özel Sağlık Sigortasının Gerçek İşlevi Nedir?</strong></p>

<p><a name="viewer-39trx1250"></a> Sağlık sigortasının temel mantığı, kişinin gelecekte ortaya çıkabilecek sağlık risklerine karşı ekonomik koruma sağlamasıdır. Sigortalı kişi yıllarca düzenli prim öderken, aslında gelecekte yaşayabileceği ağır sağlık giderlerine karşı güvence satın almaktadır.</p>

<p><a name="viewer-352sl1252"></a> Bu nedenle sağlık sigortası sözleşmeleri yalnızca teknik ticari belgeler olarak değerlendirilemez. Uygulamada mahkemeler, bu sözleşmeleri aynı zamanda güven ilişkisine dayanan tüketici işlemleri olarak yorumlamaktadır. Çünkü sigortalı, sözleşmeyi çoğu zaman uzman sigortacılık bilgisiyle değil; şirketin sunduğu güven duygusuyla imzalamaktadır.</p>

<p><a name="viewer-1iox61254"></a> Özellikle kanser, kalp hastalığı, ortopedik operasyonlar, kadın hastalıkları ameliyatları, omurga cerrahisi ve yoğun bakım süreçleri gibi ağır tedavi giderlerinde sigortalının temel beklentisi, poliçe kapsamında güvence altında olmaktır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin poliçe hükümlerini aşırı dar yorumlaması ve ödeme yapmamak amacıyla geçmiş yıllardaki basit tıbbi kayıtları “mevcut hastalık” gibi göstermeye çalışması, birçok olayda dürüstlük kuralı ile bağdaşmamaktadır.</p>

<p><a name="viewer-7led61256"></a><a name="provizyon-reddi-ne-demektir-7led6125"></a><strong>Provizyon Reddi Ne Demektir?</strong></p>

<p><a name="viewer-ydrda1258"></a> Provizyon, hastanenin sigorta şirketinden ödeme onayı istemesidir. Hastane ameliyat veya tedavi öncesinde sigorta şirketine başvurur; şirket ise poliçe kapsamını inceleyerek ödeme onayı verir ya da işlemi reddeder.<a name="viewer-0whj01260"></a> Bazı durumlarda sigortalı ameliyatı kendi imkanlarıyla yaptırır ve sonrasında sigorta şirketinden geri ödeme talep eder. Ancak uygulamada sigorta şirketleri bu talepleri de reddedebilmektedir.</p>

<p><a name="viewer-onqdl1262"></a>Özellikle şu gerekçeler uygulamada sıkça kullanılmaktadır:</p>

<p><a name="viewer-ztrjg1266"></a>· Poliçe öncesi hastalık iddiası,</p>

<p><a name="viewer-7d8ra1269"></a>· Beyan yükümlülüğünün ihlali savunması,</p>

<p><a name="viewer-2ty391272"></a>· Geçmişte mevcut olduğu ileri sürülen rahatsızlıklar,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a name="viewer-bc2j11275"></a>· İstisna kapsamı iddiaları,</p>

<p><a name="viewer-5o7051278"></a>· Ön tanı veya eski tetkik kayıtları,</p>

<p><a name="viewer-f2nlu1281"></a>· Bekleme süresi savunmaları,</p>

<p><a name="viewer-d1jue1284"></a>· Kronik hastalık istisnası,</p>

<p><a name="viewer-5oz431287"></a>· Eksik evrak gerekçesi.</p>

<p><a name="viewer-a8y4r1289"></a>Ancak burada kritik nokta şudur: Sigorta şirketinin ileri sürdüğü ret gerekçesini somut ve bilimsel verilerle ispatlaması gerekir. Salt “eski kayıt var” demek tek başına yeterli değildir.</p>

<p><a name="viewer-x2nqw1291"></a><a name="polie-ncesi-hastalk-savunmas-her-zaman-g"></a><strong>“Poliçe Öncesi Hastalık” Savunması Her Zaman Geçerli midir?</strong></p>

<p>Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri bu şekilde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sağlık sigortası uyuşmazlıklarında sigorta şirketleri yıllar önce yapılmış rutin kontrolleri, iyi huylu bulguları veya geçici şikayetleri sonradan ortaya çıkan ağır hastalıklarla ilişkilendirmeye çalışabilmektedir. Mahkemelerin bu konuda oldukça dikkatli değerlendirme yapması gerekmektedir.</p>

<p><a name="viewer-c5ojg1297"></a> Örnek bir uyuşmazlıkta sigorta şirketi, yıllar önce mamografi sevki amacıyla sisteme girilmiş “mastodini” ve “memede tanımlanmamış kitle” kodlarını gerekçe göstererek kanser ameliyatının poliçe öncesi hastalıktan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Ancak dosyaya sunulan uzman hekim görüşlerinde, o dönemdeki bulguların yalnızca iyi huylu kistik yapılar olduğu ve yıllar sonra gelişen invaziv meme kanseriyle hiçbir tıbbi bağlantısının bulunmadığı ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p><a name="viewer-xn1x41299"></a> Bu tür uyuşmazlıklarda temel mesele, geçmiş kayıt ile mevcut hastalık arasında gerçek bir illiyet bağı bulunup bulunmadığıdır. Eğer geçmişteki bulgu yalnızca rutin kontrol niteliğindeyse veya iyi huylu bir yapıysa, bunun yıllar sonra ortaya çıkan ağır hastalıkla otomatik olarak aynı süreç kabul edilmesi hukuken mümkün olmayabilir.</p>

<p><a name="viewer-vaajj1301"></a><a name="n-tan-ile-kesin-hastalk-ayn-ey-deildir-v"></a><strong>Ön Tanı ile Kesin Hastalık Aynı Şey Değildir.</strong></p>

<p><a name="viewer-ac45v1303"></a> Uygulamada sigorta şirketlerinin en sık yaptığı hatalardan biri, ön tanıları kesin hastalık gibi değerlendirmektir. Oysa hekimler çoğu zaman yalnızca tetkik isteyebilmek veya sistemsel işlem yapabilmek amacıyla geçici kodlar kullanmaktadır. Bu kodların varlığı tek başına kesin hastalık anlamına gelmez.</p>

<p><a name="viewer-7jmnw1307"></a><strong> </strong><strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2010/8758, K. 2012/994, T. 30.01.2012 tarihli kararında; ön tanıların somut tıbbi verilerle kesin tanıya dönüşmemesi halinde bunların sigortalılık öncesi hastalık olarak değerlendirilemeyeceği açık biçimde belirtilmiştir. </strong>Bu karar uygulamada son derece önemlidir. Çünkü birçok provizyon reddi dosyasında sigorta şirketleri yalnızca sistemde görünen ICD kodlarına dayanarak ödeme yapmaktan kaçınmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-mricu1311"></a><a name="ispat-yk-kime-aittir-mricu131"></a><strong>İspat Yükü Kime Aittir?</strong></p>

<p><a name="viewer-sj2hb1313"></a> 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1409 uyarınca, rizikonun teminat dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir. Başka bir ifadeyle, sigorta şirketi “bu hastalık poliçe kapsamı dışındadır” diyorsa bunu somut delillerle kanıtlamak zorundadır. Şirket yalnızca varsayımlarla hareket edemez. Özellikle şu hususların bilimsel ve hukuki olarak ortaya konulması gerekir:</p>

<p><a name="viewer-2sq9j1319"></a>· Hastalığın gerçekten poliçe öncesinde mevcut olup olmadığı,</p>

<p><a name="viewer-01nub1322"></a>· Sigortalının bunu bilip bilmediği,</p>

<p><a name="viewer-ya7801325"></a>· Bilmesine rağmen kasten gizleme yapıp yapmadığı,</p>

<p><a name="viewer-h8nda1328"></a><strong>· </strong>Geçmiş bulgu ile mevcut hastalık arasında tıbbi süreklilik bulunup bulunmadığı.</p>

<p><a name="viewer-7ag8x1330"></a><strong> </strong><strong>Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin E. 2017/5511, K. 2019/10649, T. 14.11.2019 tarihli kararında; sigortalının hastalığını kasten gizlediğinin ispatlanamadığı durumlarda sigorta şirketinin savunmasının kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır.</strong></p>

<p><a name="viewer-7by561332"></a><strong> Yine Sigorta Tahkim Komisyonu’nun K. 2011/125, T. 18.02.2011 tarihli kararında; basit kistlerin sigortalı tarafından “hastalık” olarak değerlendirilip ayrıca beyan edilmesinin beklenemeyeceği ifade edilmiştir.</strong></p>

<p><a name="viewer-si4gv1334"></a><a name="iyi-huylu-bulgular-sonradan-ortaya-kan-k"></a><strong>İyi Huylu Bulgular Sonradan Ortaya Çıkan Kanserle Aynı Hastalık Sayılır mı?</strong></p>

<p><a name="viewer-vcfz61336"></a> Bu sorunun cevabı çoğu olayda hayırdır. <strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin E. 2019/3421, K. 2022/1550, T. 15.12.2022 tarihli kararında; geçmiş yıllardaki iyi huylu meme bulgularının daha sonra ortaya çıkan meme kanseriyle aynı hastalık olarak değerlendirilemeyeceği açıkça kabul edilmiştir.</strong> Kararda, ilk bulguların basit ve belirgin değişiklikler olduğu; sonraki bulguların ise ciddi kanser şüphesi taşıdığı belirtilmiştir.</p>

<p><a name="viewer-kgahe1340"></a> Benzer şekilde <strong>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2009/49, K. 2010/6024, T. 27.05.2010 tarihli kararında da yıllar önce alınan iyi huylu kist ile sonradan gelişen kanser arasında illiyet bağı bulunmadığı ifade edilmiştir.</strong></p>

<p><a name="viewer-cnldn1342"></a> Bu kararlar, sağlık sigortası uyuşmazlıklarında “aynı hastalık” değerlendirmesinin yalnızca geçmiş kayıtların varlığına göre değil; bilimsel ve tıbbi süreklilik kriterlerine göre yapılması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><a name="viewer-o66ur1344"></a><a name="zel-salk-sigortas-uyumazlklarnda-grevli-"></a><strong>Özel Sağlık Sigortası Uyuşmazlıklarında Görevli Mahkeme Hangisidir?</strong></p>

<p><a name="viewer-qetjp1346"></a> 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında sigorta sözleşmeleri tüketici işlemi kabul edilmektedir. Bu nedenle özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası kaynaklı uyuşmazlıklarda görevli mahkeme kural olarak Tüketici Mahkemesi’dir. Tüketici mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri tüketici mahkemesi sıfatıyla görev yapmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-xwn0s1350"></a><strong> </strong><strong>İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2018/243, K. 2019/127 sayılı kararı ile İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2017/1264, K. 2019/152 sayılı kararlarında da sigorta poliçesinden doğan uyuşmazlıkların tüketici işlemi olduğu açıkça belirtilmiştir.</strong></p>

<p><a name="viewer-skfxi1352"></a><a name="tketici-hakem-heyeti-bavurusu-ne-zaman-z"></a><strong>Tüketici Hakem Heyeti Başvurusu Ne Zaman Zorunludur?</strong></p>

<p><a name="viewer-a9wni1354"></a> Uyuşmazlığın miktarı yani parasal sınırı burada belirleyici olmaktadır. 2026 yılı için tüketici hakem heyeti parasal sınırı 186.000,00 TL olarak belirlenmiştir. Bu sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda önce Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurulması gerekir. Parasal sınırı aşan uyuşmazlıklarda ise arabuluculuk şartı da gözetilerek doğrudan Tüketici Mahkemesi’nde dava açılabilir.</p>

<p><a name="viewer-1w6qr1360"></a> Ancak tüketici hakem heyeti kararları kesin değildir. Taraflar, bu kararlara karşı Tüketici Mahkemesi’nde itiraz yoluna başvurabilmektedir. Bu nedenle hakem heyeti süreci çoğu zaman uyuşmazlığın ilk aşaması niteliğindedir.</p>

<p><a name="viewer-4xtcr1362"></a><a name="sigorta-tahkim-komisyonu-alternatifi-4xt"></a><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu Alternatifi</strong></p>

<p><a name="viewer-awffa1364"></a> Sağlık sigortası uyuşmazlıklarında Sigorta Tahkim Komisyonu da önemli bir alternatif çözüm yoludur. Özellikle daha hızlı karar alınabilmesi nedeniyle uygulamada sıkça tercih edilmektedir.</p>

<p><a name="viewer-ftu5j1366"></a> Bununla birlikte her olay için en doğru yol tahkim olmayabilir. Özellikle yüksek tutarlı ve yoğun bilirkişi incelemesi gerektiren dosyalarda doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılması daha güçlü bir strateji oluşturabilmektedir. Bu nedenle başvuru yolu belirlenirken somut olayın özelliklerinin dikkatli değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><a name="viewer-n4jpb1368"></a><a name="sigortal-hangi-belgeleri-saklamaldr-n4jp"></a><strong>Sigortalı Hangi Belgeleri Saklamalıdır?</strong></p>

<p><a name="viewer-6z4de1370"></a> Uygulamada davaların sonucu çoğu zaman tıbbi kayıtların niteliğine göre şekillenmektedir. Özellikle aşağıdaki belgeler büyük önem taşımaktadır:</p>

<p><a name="viewer-34ufq1374"></a>· Poliçe ve özel şartlar,</p>

<p><a name="viewer-w1sw91377"></a>· Provizyon ret yazısı,</p>

<p><a name="viewer-5o0tt1380"></a>· Hastane faturaları,</p>

<p><a name="viewer-fndtf1383"></a>· Epikriz raporları,</p>

<p><a name="viewer-q2gxw1386"></a>· Patoloji sonuçları,</p>

<p><a name="viewer-mws601389"></a>· MR, tomografi ve ultrason kayıtları,</p>

<p><a name="viewer-ty0u91392"></a>· Önceki yıllara ait tetkikler,</p>

<p><a name="viewer-beyrv1395"></a>· Uzman hekim görüşleri,</p>

<p><a name="viewer-17apy1398"></a>· Sigorta şirketiyle yapılan yazışmalar,</p>

<p><a name="viewer-cki3q1401"></a>· İtiraz dilekçeleri.</p>

<p><a name="viewer-e4gr51403"></a>Örnek olayda üç ayrı uzman hekim görüşü alınmış ve geçmişteki iyi huylu bulgular ile mevcut kanser arasında bağlantı bulunmadığı bilimsel raporlarla ortaya konulmuştur. Bu tür raporlar uygulamada son derece etkili delil niteliği taşıyabilmektedir.</p>

<p><a name="viewer-knqwq1405"></a><a name="sonu-sigorta-irketinin-ret-karar-nihai-d"></a><strong>Sonuç: Sigorta Şirketinin Ret Kararı Nihai Değildir</strong></p>

<p><a name="viewer-3nn8q1407"></a> Özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası sisteminin özü, sigortalıyı ağır sağlık giderleri karşısında korumaktır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin poliçe hükümlerini aşırı dar yorumlayarak ödeme yapmaktan kaçınması, birçok olayda hukuki denetime tabi tutulmaktadır.</p>

<p><a name="viewer-qf8421409"></a> Özellikle geçmişteki rutin kontrollerin, iyi huylu bulguların veya kesinleşmemiş ön tanıların yıllar sonra ortaya çıkan ağır hastalıklarla otomatik olarak ilişkilendirilmesi; Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında çoğu zaman yeterli görülmemektedir.</p>

<p><a name="viewer-umyax1411"></a> Bu nedenle ameliyat, kanser tedavisi veya yüksek maliyetli sağlık giderleri sigorta şirketi tarafından reddedilen sigortalıların; ret kararını kesin sonuç gibi görmemesi, uzman görüşü alması ve süreci profesyonel şekilde değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle doğru tıbbi raporlar ve güçlü hukuki argümanlarla birçok provizyon reddi işleminin iptal edilebildiği uygulamada açık şekilde görülmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY"><img alt="Av. Servet AKSOY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/servet-aksoy.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY">Av. Servet AKSOY</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ozel-saglik-sigortasi-ve-tamamlayici-saglik-sigortasinda-odeme-provizyon-reddi-sigorta-sirketi-odeme-yapmazsa-izlenmesi-gereken-yol-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/sigorta.jpg" type="image/jpeg" length="19722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ VE DANIŞTAY KARARLARI IŞIĞINDA ELEKTRONİK TEBLİGATIN HUKUKİ GEÇERLİLİĞİ VE DERDEST DAVALARA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-ve-danistay-kararlari-isiginda-elektronik-tebligatin-hukuki-gecerliligi-ve-derdest-davalara-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-ve-danistay-kararlari-isiginda-elektronik-tebligatin-hukuki-gecerliligi-ve-derdest-davalara-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Teknolojik gelişmelerin kamu idaresine entegrasyonu kapsamında yürürlüğe giren elektronik tebligat uygulaması, son dönemde yüksek yargı organlarının odak noktası haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesinin, Vergi Usul Kanunu’nun 107/a maddesinde düzenlenen hükme göre Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligat konusunda verilen yetkiyi iptal etmesinin ardından, Danıştay 3. Dairesi de bu iptal kararının derdest, yani görülmekte olan davalar üzerindeki etkisini tayin eden önemli bir karara imza atmıştır. Bu makalede, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile bu karar sonrası Danıştay’ın, yürürlüğü ertelenen iptal kararlarının derdest davalara etkisi yönündeki yaklaşımı incelenmiştir.</p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Kamu idaresi, bazen mükellefin beyanı üzerine bazen de resen kendisi bir idari işlem tesis eder. Tesis edilen bu idari işlemin hukuki bir yansımasının olabilmesi ve muhatabı üzerinde sonuç doğurabilmesi için ilgilisine usulüne uygun bir şekilde bildirilmesi, yani tebliğ edilmesi gerekir. Nitekim tesis edilen idari işlem karşısında, idarenin karşısında bulunan kişilerin hak arama gibi temel haklarını kullanmasının önünde dolaylı da olsa bir engel olmaması şarttır.</p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/a maddesi ile vergi sistemimize dahil edilen elektronik tebligat (e-tebligat) sistemi, idareye hız, maliyet avantajı ve işlem kolaylığı sağlamak amacıyla tasarlansa da uygulamanın yasal çerçevesinin belirsizliği, idareye tanınan sınırsız düzenleme yetkisi ve "varsayımsal tebliğ" süreleri nedeniyle sıklıkla eleştirilmekteydi. Bu eleştiriler neticesinde,<a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı</a> ile Danıştay 3. Dairesi’nin 06.04.2026 tarihli ve E: 2024/4288, K: 2026/1632 sayılı kararı, elektronik tebligata ilişkin yeni hukuki tartışmalara ve görüş ayrılıklarına sebebiyet vermiştir.</p>

<p><strong>II. <a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">ANAYASA MAHKEMESİNİN 15.01.2026 TARİHLİ VE E: 2025/94, K: 2026/11 SAYILI KARARI</a></strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı</a>nda özetle; Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, <i>“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</i> hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı belirtilmiştir. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğu; bu hakkın, hukuki bir uyuşmazlığın karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesini de kapsadığı vurgulanmıştır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolunun yargı mercileri önünde dava açma hakkını kullanması olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Kararın devamında; idari mercilerin ilgililere tebligat yapmasıyla birlikte, tebliğe konu işleme karşı hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin işlemeye başladığı ve bu süreler geçirildikten sonra yargı mercileri nezdinde dava açma hakkının yitirildiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, iptale konu olan elektronik tebligat düzenlemesinin mükellefleri elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlaması ile bu adrese yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda; kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların kanunda açıkça düzenlenmediği görülmüştür. Kanun; tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunu hüküm altına almakta, ancak bu yetkinin sınırlarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususlarında idareye yetki tanınmasının, mahkemeye erişim hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmış olup<a href="https://www.hukukihaber.net/vergi-mukelleflerine-yapilacak-elektronik-tebligatin-usul-ve-esaslarini-belirleme-yetkisini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli ve E: 2025/94, K: 2026/11 sayılı kararı</a>nda elektronik tebligat sistemini değil Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen geniş ve sınırları çizilmemiş düzenleme yetkisini iptal etmiştir.</p>

<p><strong>III. DANIŞTAY 3. DAİRESİ’NİN 06.04.2026 TARİHLİ VE E: 2024/4288, K: 2026/1632 SAYILI KARARI VE HUKUKİ ANALİZİ</strong></p>

<p>Danıştay 3. Dairesinin önüne gelen uyuşmazlıkta idare; geçmiş dönemlere ait vergi borçları için mükellefe e-tebligat yoluyla ödeme emri göndermiş ve mükellefin banka hesaplarına haciz koymuştur. Mükellef ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen düzenlemeye dayanılarak yapılan elektronik tebligatların hukuki sonuç doğuramayacağını, bu nedenle ödeme emirlerine dayanak teşkil eden tebliğ sürecinin geçerli olmadığını ileri sürmüştür. Danıştay 3. Dairesi, önüne gelen bu uyuşmazlık kapsamında iki kritik hukuki değerlendirmede bulunmuştur.</p>

<p>Bunlardan ilki; tebligatın sadece dijital bir dosya gönderimi değil, kişinin işlemden haberdar olmasını ve yargısal haklarını kullanmasını sağlayan temel bir usul işlemi olduğu ve yasal dayanağı iptal edilen e-tebligatların hukuki sonuç doğurmayacağıdır. İkincisi ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hükmettiği erteleme kararının derdest davaları korumayacağı; yani AYM'nin iptal kararının yürürlüğünü ertelemiş olmasının, mahkemelerin önünde görülmekte olan davalarda Anayasa'ya aykırı normun uygulanmaya devam edileceği anlamına gelmeyeceğine yönelik değerlendirmedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki yürürlüğü erteleme hükmü, idare tarafından <i>"3 Ocak 2027'ye kadar mevcut e-tebligat sistemi aynen geçerlidir ve hukuki sonuç doğurur"</i> şeklinde yorumlanmıştır. Ancak Danıştay 3. Dairesi, 06.04.2026 tarihli kararında farklı bir sonuca ulaşarak alışılmış uygulamadan farklı yorumlanabilecek bir yaklaşım sergilemiştir.</p>

<p><strong>A. AYM İptal Kararlarının Derdest Davalara Doğrudan Etkisi</strong></p>

<p>Danıştay kararından, Anayasa'nın 153. maddesindeki geriye yürümezlik ilkesinin derdest davalara uygulanmayacağı yönünde bir yaklaşımın benimsendiği anlaşılmaktadır. Danıştay kararında örtülü olarak şu anayasal yaklaşımı benimsemiştir: Bir kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu AYM tarafından tescil edildikten sonra, yürürlük tarihi ileriye ertelenmiş olsa dahi, mahkemeler önlerindeki uyuşmazlıkta Anayasa’ya aykırı olduğu bilinen bir normu uygulayarak karar veremezler. Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi (Anayasa m. 11), hakimlerin Anayasa'ya aykırı normu görmezden gelmesini ve uyuşmazlığı anayasal ilkelere göre çözmesini emreder.</p>

<p><strong>B. İdari İşlemlerde Sakatlık ve Sebep-Sonuç İlişkisi</strong></p>

<p>Danıştay 3. Dairesi, somut olayda vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emri ve buna bağlı haciz işlemlerini incelerken idari anlamda bir illiyet bağı kurmuştur. Tesis edilen işlemlere ve ortaya çıkan sonuca bakıldığında şu üç aşamalı zincir karşımıza çıkmaktadır:</p>

<p><strong>1. Birinci Aşama (Tebligat):</strong> Hacze ve ödeme emrine dayanak teşkil eden e-tebligat, Anayasa Mahkemesi kararı ile anayasaya aykırı bulunan yetki normuna dayanılarak yapıldığı için hukuken usulsüz ve geçersiz kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>2. İkinci Aşama (Ödeme Emri):</strong> 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca, usulüne uygun bir tebligat ile kesinleşmeyen vergi borcu için ödeme emri düzenlenemez. Tebligat geçersiz olduğu için ödeme emri de kurucu unsurundan mahrum kalmış ve hukuken sakatlanmıştır.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Aşama (Haciz):</strong> Haciz; geçerli bir ödeme emrinin varlığına ve bu emre rağmen borcun ödenmemesine bağlı bir icrai işlemdir. Ödeme emri hukuken geçersiz kılındığında, bu işlemin üzerine inşa edilen haciz işlemi de temelini kaybetmiş, yani hukuki dayanaktan yoksun hale gelmiştir.</p>

<p>Danıştay, bu sebep-sonuç zinciri uyarınca, alt derece mahkemesinin kararını; esasa ilişkin tebligatın anayasal düzeyde sakatlanması ve bu sakatlığın hacze sirayet etmesi gerekçesiyle bozmuştur.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ, DEĞERLENDİRME VE YASAL ÇÖZÜM ÖNERİSİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin, Vergi Usul Kanunu'nun 107/a maddesinde yer alan ve Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligat konusunda geniş düzenleme yetkisi tanıyan hükmü; mükellefleri zorunlu kılma, e-posta adresine yapılan tebligata doğrudan hukuki sonuç bağlama ve yetki sınırlarını kanunda açıkça belirlememe gerekçeleriyle iptal etmesi vergi yargısında yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. İptal kararının yürürlüğü 03.01.2027 tarihine bırakılmış olsa da Danıştay 3. Dairesi, e-tebligatın kişinin idari işlemden haberdar olmasını sağlayan temel bir usul işlemi olduğunu ve iptal edilen bir norma dayanan tebligatların derdest davalarda hukuki sonuç doğuramayacağını karara bağlamıştır.</p>

<p>Özetle, hem Anayasa Mahkemesinin iptal kararı hem de Danıştay 3. Dairesi'nin emsal niteliğinde değerlendirilebilecek kararı birlikte değerlendirildiğinde, Danıştay 3. Dairesinin yaklaşımı doğrultusunda, elektronik tebligata dayalı işlemlerin hukuka uygunluğu derdest davalarda daha yoğun şekilde tartışılabilecek bir hukuki mesele haline gelmiştir. Önümüzdeki günlerde Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) bu konuda vereceği emsal nitelikteki kararların, hem idare hukuku hem de vergi hukuku uygulamaları açısından yön gösterici ve büyük bir öneme haiz olacağı aşikârdır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği 03.01.2027 tarihine kadar vergi sisteminde kalıcı bir kaosun yaşanmaması ve Danıştay'ın benimsediği zincirleme sakatlık yaklaşımının idari işleyişi kilitlememesi adına, kanun koyucunun (TBMM) ivedilikle anayasal sınırlara uygun yeni bir yasal düzenleme yapması gerekmektedir.</p>

<p>Yapılacak yasal düzenlemede şu temel ilkelerin gözetilmesi hukuki güvenliği yeniden tesis edecektir:</p>

<p><strong>- Yetki Sınırlarının Belirlenmesi: </strong>Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen elektronik tebligata ilişkin düzenleme yetkisi kaldırılmalı; e-tebligatın zorunlu tutulacağı mükellef grupları, faaliyet kolları, ciro eşikleri gibi ayırıcı nitelikler doğrudan kanun metninde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>- Dijital Altyapı ve Sektörel Muafiyetler:</strong> İnternet ve bilgisayar altyapısının yetersiz olduğu bölgeler, belirli yaş grupları veya dijital dönüşümünü tamamlayamamış küçük esnaf/sektörler için kanuni muafiyet veya geçiş süreçleri öngörülmelidir.</p>

<p><strong>- Varsayımsal Sürelerin Esnetilmesi:</strong> Sisteme düşen tebligatın 5. günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacağına dair "varsayımsal tebliğ" kuralı, mükellefin hak arama hürriyetini kısıtlamayacak şekilde, "mücbir sebep" veya "haklı mazeret" hallerinde tebliğ tarihinin esnetilmesine imkân tanıyacak yasal düzenlemelerle donatılmalıdır.</p>

<p><strong>- Alternatif Bildirim Mekanizmaları:</strong> E-tebligat yapılan mükellefe, hak düşürücü sürelerin gözden kaçmasını engellemek amacıyla SMS veya kişisel e-posta gibi kanallarla "bilgilendirme amaçlı" ek bildirimlerin yapılması kanuni bir zorunluluk haline getirilmelidir.</p>

<p><strong>Mehmet YEMİŞEN</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-ve-danistay-kararlari-isiginda-elektronik-tebligatin-hukuki-gecerliligi-ve-derdest-davalara-etkisi</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/yargi/aym-danistay.jpg" type="image/jpeg" length="34408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Vergilerinin İadesi ve Uyuşmazlık Yönetimi: Mevzuat, Yargı Pratiği ve Stratejik Savunma Rehberi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-vergilerinin-iadesi-ve-uyusmazlik-yonetimi-mevzuat-yargi-pratigi-ve-stratejik-savunma-rehberi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-vergilerinin-iadesi-ve-uyusmazlik-yonetimi-mevzuat-yargi-pratigi-ve-stratejik-savunma-rehberi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Türkiye, coğrafi konumu gereği küresel ticaretin kavşağında yer alırken, gümrük mevzuatı da Avrupa Birliği Gümrük Müfredatı ile uyumlu ancak kendine has sert yaptırımları olan bir yapı arz eder. Gümrük uyuşmazlıklarını yönetmek, sadece hukuki değil, yüksek derecede teknik bir uzmanlık gerektirir. İthalat işlemlerinde eşyanın cinsine, menşeine veya kıymetine yönelik yapılan hatalı değerlendirmeler, mükelleflerin haksız yere yüksek vergiler ödemesine yol açarak mülkiyet hakkı ihlallerine zemin hazırlamaktadır. Bu makalede, 4458 sayılı Gümrük Kanunu (GK) çerçevesinde geri verme ve kaldırma mekanizmaları, kıymet ve tarife uyuşmazlıklarının esası ile yargısal çözüm yolları ilgili mevzuat maddeleriyle birlikte kapsamlı olarak ele alınacaktır.</p>

<p><strong>II. GÜMRÜK UYUŞMAZLIKLARININ ÜÇ ANA ÇATIŞMA BÖLGESİ</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıkları, teknik mahiyetleri gereği tipik olarak kamu otoritesinin mali haklarını koruma saiki ile yükümlünün mülkiyet hakkı ve ticari serbestisi arasındaki gerilimden doğmakta olup, doktrinde ve uygulamada <strong>üç ana çatışma bölgesinde</strong> yoğunlaşmaktadır. Bu temel ihtilaf alanları; eşyanın cins ve niteliğinin belirlendiği <strong>tarife (GTİP) tespiti</strong>, eşyanın iktisadi değerinin takdir edildiği <strong>gümrük kıymeti</strong> ve eşyanın ticaret politikası önlemlerine tabi olup olmadığını belirleyen <strong>menşe tespiti </strong>süreçleridir.</p>

<p>Bu üçlü yapı, vergi tahakkukunun matrahını ve oranını doğrudan tayin etmesi hasebiyle gümrük idaresi ile mükellef arasındaki hukuki uyuşmazlıkların ağırlık merkezini oluşturur. Söz konusu unsurlardan herhangi birinde meydana gelen bir hata veya yorum farkı, yalnızca ek vergi tahakkuklarına değil, aynı zamanda kaçakçılık mevzuatı çerçevesinde ağır idari ve adli yaptırımların uygulanmasına da sebebiyet verebilecek bir potansiyele sahiptir.</p>

<p><strong>1. Gümrük Kıymeti: "Görünmeyen" Detaylar ve Matrahın Genişletilmesi</strong></p>

<p>Kıymet uyuşmazlıkları, idarenin takdir yetkisini katı bir şekilde kullandığı "en gri" alandır. İdare genellikle "satış bedeli" (transaction value) yöntemini bir kenara bırakıp ikame yöntemlerle matrahı yükseltme eğilimindedir.</p>

<p><strong>a) Royalti ve Lisans Ödemeleri:</strong> Gümrük mevzuatı uyarınca <strong>royalti ve lisans ücretleri</strong>, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetine dahil edilmesi gereken unsurlar arasında en karmaşık hukuki ve teknik değerlendirmelere tabi olan kalemlerden biridir.</p>

<p>Royalti veya lisans ödemesinin gümrük kıymetine eklenebilmesi için iki temel koşulun kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir: Ödemenin <strong>ithal edilen eşya ile ilgili olması</strong> ve bu ödemenin eşyanın <strong>satış koşulu (condition of sale)</strong> olarak yerine getirilmesi. Bu bağlamda, marka kullanımı, patent hakları veya teknik bilgi (know-how) karşılığında yapılan ödemeler, eğer eşyanın Türkiye'ye ihraç amacıyla satışının ayrılmaz bir parçası niteliğindeyse, Gümrük Kanunu'nun 27 inci maddesi uyarınca vergi matrahına dahil edilir. Ancak, eşyanın ithalinden sonraki çoğaltma hakları veya sadece yurt içindeki dağıtım ağını kullanma hakkı gibi eşyanın asli niteliğiyle doğrudan bağı olmayan ödemeler, kural olarak kıymet unsuru sayılmazlar. Bu ayrım, gümrük idaresi ile mükellefler arasında özellikle "ekonomik değerin hangi aşamada oluştuğu" noktasında ciddi hukuki uyuşmazlıklara zemin hazırlamakta; uyuşmazlıkların çözümü ise sözleşme metinlerinin derinlemesine analizini ve ekonomik gerçeklik ilkesinin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p><strong>b) İlişkili Kişiler Arası Ticaret:</strong> İlişkili kişiler arası ticaret konusu ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin "satış bedeli" yöntemine göre belirlenip belirlenemeyeceği noktasında temel bir uyuşmazlık odağı teşkil eder. Gümrük Kanunu çerçevesinde taraflar arasında sermaye, yönetim veya akrabalık bağı bulunması, kural olarak satış bedelinin reddi için tek başına yeterli bir sebep olmasa da; gümrük idaresi, bu ilişkinin <strong>fiyatı etkileyip etkilemediğini</strong> denetleme yetkisine haizdir.</p>

<p>Bu denetim, "emsallere uygunluk" (arm’s length) ilkesi çerçevesinde yürütülür. İdarenin, transfer fiyatlandırması yoluyla gümrük matrahının aşındırıldığına dair iddialarına karşı mükellef; taraflar arasındaki ilişkinin fiyat oluşumuna müdahale etmediğini, kullanılan yöntemin sektör normlarına uygun olduğunu ve belirlenen bedelin eşyanın gerçek ekonomik değerini yansıttığını ispat külfeti altındadır. Bu noktada, OECD rehberleri ışığında hazırlanan <strong>Transfer Fiyatlandırması Raporları</strong>, karşılaştırılabilir fiyat analizleri ve dünya piyasa verileri, yargılama sürecinde idari işlemin yerindeliğini denetleyen mahkemeler için en somut ve teknik delil niteliğini taşır. Dolayısıyla uyuşmazlıkların çözümü, gümrük tekniği ile mali hukuk prensiplerinin entegre bir şekilde analiz edilmesini gerektiren multidisipliner bir mahiyete sahiptir.</p>

<p><strong>c) Nakliye ve Sigorta (CIF Değer):</strong> Gümrük kıymetinin tespitinde temel alınan <strong>CIF (Cost, Insurance, and Freight)</strong> değeri, eşyanın gümrük birliğine giriş noktasına kadar katettiği mesafedeki ekonomik maliyetinin tam olarak vergilendirilmesini amaçlayan bütüncül bir matrah belirleme yöntemidir.</p>

<p>CIF Değeri, eşyanın sadece çıplak satış bedelinin değil, varış noktasına ulaşana kadar üzerine eklenen lojistik artı değerlerin de mali yükümlülüğe dahil edilmesi ilkesine dayanır. Bu kapsamda, özellikle ticari değeri olmadığı varsayılan "bedelsiz" numunelerin ithalatında, gümrük idaresi ile yükümlüler arasında ciddi hukuki ihtilaflar baş göstermektedir. Gümrük mevzuatı, eşyanın faturasında bir bedel yazmasa dahi, vergilendirmede "matrahsızlık" olamayacağı karinesiyle hareket ederek, benzer eşyaların verilerinden hareketle bir <strong>emsal kıymet</strong> belirlenmesini zorunlu kılar. Bu durum, eşyanın mülkiyetinin devri aşamasında bir ödeme yapılmamış olsa bile, gümrük hattını geçen her eşyanın objektif bir ekonomik değerle temsil edilmesi gerektiği yönündeki kamusal mali disiplinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, nakliye ve sigorta giderlerinin bu emsal bedele eklenmesiyle oluşan nihai matrah, uyuşmazlıkların çözümünde teknik analiz ve piyasa verilerinin karşılaştırılmasını zorunlu kılan bir uzmanlık alanı teşkil eder.</p>

<p><strong>d) Gözetim Uygulaması:</strong> Gümrük hukukunda <strong>gözetim uygulaması</strong>, belirli eşya gruplarının ithalatında yerli üreticinin korunması veya dış ticaret dengesinin gözetilmesi amacıyla, eşyanın gerçek satış bedelinden bağımsız olarak idarece belirlenen asgari bir birim kıymet üzerinden vergilendirilmesini ifade eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu uygulama, eşyanın fiili satış bedeli ile gözetim tebliğindeki referans fiyat arasındaki farkın "yurt dışı gider" gibi gösterilerek matraha dahil edilmesiyle <strong>fiktif bir kıymet</strong> oluşturulmasına yol açmaktadır. Bu durum, verginin kanuniliği ve mülkiyet hakkı ilkeleri çerçevesinde doktrinde sert eleştirilere tabi tutulmaktadır; zira gümrük vergilerinin eşyanın gerçek ekonomik değeri üzerinden alınması asıldır. Danıştay’ın istikrar kazanan güncel içtihatları da, idarenin gözetim tebliğleri aracılığıyla vergi matrahını tek taraflı ve emredici şekilde yükseltme yetkisinin sınırsız olmadığını vurgulamaktadır. Yargı mercileri, eşyanın gerçek kıymetinin gümrük idaresine sunulan tevsik edici belgelerle (fatura, banka dekontu, sözleşme vb.) ispatlanabildiği durumlarda, sırf gözetim belgesi alınamadığı veya referans fiyatın altında kalındığı gerekçesiyle yapılan ek tahakkukları hukuka aykırı bulmakta ve mükellefin mülkiyet hakkının korunması yönünde bir eğilim sergilemektedir.</p>

<p><strong>2. Tarife (GTİP) Sınıflandırması: "Kelimelerin Savaşı"</strong></p>

<p>Gümrük hukukunda <strong>tarife tespiti</strong>, uyuşmazlıkların teknik ve mali açıdan en yoğunlaştığı mecrayı teşkil eder. Eşyanın Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu’nun (GTİP) belirlenmesi, yalnızca istatistiki bir sınıflandırma işlemi değil, doğrudan ödenecek vergi oranını, ticaret politikası önlemlerini ve eşyanın ithalinin yasak ya da izne tabi olup olmadığını tayin eden temel hukuki işlemdir. İdarenin bir eşyayı, yükümlünün beyan ettiğinden farklı ve daha yüksek vergi oranına tabi bir pozisyona sınıflandırması, mülkiyet hakkı üzerinde ani ve ağır bir mali yük oluşturarak gümrük uyuşmazlıklarının fitilini ateşlemektedir.</p>

<p>Bu uyuşmazlıkların çözümünde hukuk normlarının hiyerarşisi kadar, teknik yorum metinlerinin otoritesi de belirleyicidir. Tarife sınıflandırması yapılırken, Türk Gümrük Tarife Cetveli'nin ayrılmaz bir parçasını oluşturan <strong>Gümrük Tarifesi Yorum Genel Kuralları</strong>, Dünya Gümrük Örgütü (DGÖ) tarafından yayımlanan <strong>İzahname notları</strong> ve Avrupa Birliği (AB) Kombine Nomanklatür İzahnameleri temel alınır. Bu metinler, eşyanın objektif niteliklerine, kullanım amacına ve teknik karakterine göre hangi pozisyonda yer alması gerektiğini belirleyen evrensel standartlar sunar. Mahkemeler ve gümrük idaresi, uyuşmazlık konusu eşyanın tanımını yaparken bu rehberlerin lafzi ve sistematik yorumuna dayanmak zorundadır; zira bu metinlerin dışına çıkılması hukuki belirlilik ilkesini zedelemektedir.</p>

<p>Özellikle kimyevi maddeler, gıda ürünleri ve karmaşık alaşımlar söz konusu olduğunda, tarife tespiti hukuki bir yorumun ötesine geçerek <strong>teknik analiz ve tahlil</strong> safhasına evrilir. Gümrük laboratuvarlarından alınan tahlil raporları, eşyanın kimyasal kompozisyonunu ve dolayısıyla tarife pozisyonunu belirleyen merkezî delil niteliğindedir. Bu noktada usul hukuku kritik bir önem arz eder: Yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen tahlil sonuçlarına karşı itiraz ederek <strong>ikinci tahlil</strong> talep etme hakları bulunmaktadır. Ancak bu hak, tebliğ tarihinden itibaren başlayan <strong>15 günlük hak düşürücü süreye</strong> tabi kılınmıştır. Bu sürenin geçirilmesi, tahlil sonucunun kesinleşmesine ve dolayısıyla tarife uyuşmazlığında yükümlünün teknik açıdan savunmasız kalmasına neden olan, geri dönüşü güç idari bir sonuç doğurur.</p>

<p><strong>3. Menşe İhtilafları ve Sonradan Kontrol (Post-Clearance Audit)</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarının en dinamik alanlarından birini teşkil eden <strong>menşe ihtilafları</strong>, eşyanın iktisadi milliyetinin tespiti üzerinden Ek Mali Yükümlülük (EMY) veya İlave Gümrük Vergisi (İGV) gibi korumacı dış ticaret önlemlerinden muafiyet sağlanıp sağlanamayacağına odaklanır. Özellikle <strong>A.TR dolaşım belgeleri</strong> veya <strong>EUR.1 menşe ispat belgeleri</strong> kapsamında yürütülen sonradan kontrol süreçlerinde; gümrük idaresinin, menşe kuralının özüne ilişkin bir ihlalden ziyade, belgenin tanzimindeki mühür eksikliği, imza uyuşmazlığı veya ibraz süreleri gibi <strong>"şekli eksiklikler"</strong> nedeniyle tercihlerden yararlanma hakkını reddetmesi, uyuşmazlıkların ana kaynağını oluşturmaktadır. Akademik doktrinde, usul hatasından kaynaklanan bu tür ret işlemlerinin, eşyanın gerçek menşeini değiştirmeyeceği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu savunulsa da; idare, uluslararası anlaşmaların lafzi hükümlerine dayanarak bu belgelerin geçerliliğini sıkı bir denetime tabi tutmaktadır.</p>

<p>Gümrük işlemlerinde "beyanın esas olması" ilkesinin doğal bir uzantısı olan <strong>sonradan kontrol (post-clearance audit)</strong> mekanizması ise, idarenin eşya gümrükten çekildikten sonra da denetim yetkisini muhafaza etmesini sağlar. İdare, eşyanın serbest dolaşıma girişinden itibaren <strong>üç yıllık hak düşürücü süre</strong> içerisinde, yükümlünün ticari defterlerini, banka kayıtlarını ve operasyonel belgelerini geriye dönük olarak inceleme yetkisine haizdir. Bu süreçte sadece gümrük beyannamesi değil; tedarikçiyle yapılan yazışmalar, ödeme dekontları, teknik kataloglar ve üretim reçeteleri gibi tamamlayıcı unsurlar, beyanın doğruluğunu ispatlayan merkezî deliller olarak kabul edilir. Dolayısıyla, sonradan kontrol uyuşmazlıklarında savunmanın başarısı, firmanın arşivleme disiplinine ve ithalat işlemine konu olan mali ve teknik veri akışını beyanname ile ne ölçüde ilişkilendirebildiğine doğrudan bağlıdır.</p>

<p><strong>III- GERİ VERME VE KALDIRMA MÜESSESELERİNİN HUKUKİ REJİMİ</strong></p>

<p>Gümrük vergilerinin iadesi süreci, kanunilik ilkesinin bir gereği olarak Gümrük Kanunu (GK) 211 ila 217 inci maddeleri ve Gümrük Yönetmeliği (GY) 499ila 511 inci maddelerinde yer alan düzenlemelerle sıkı şartlara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>1. Temel Kavramlar ve Yasal Metinler</strong></p>

<p>Gümrük Kanunu’nun 211 inci maddesi;</p>

<p><strong>Madde 211:</strong> " 1. Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri verilir. Kanunen tahakkuk ettirilmemeleri gerektiği halde tahakkuk ettirilen gümrük vergileri kaldırılır.</p>

<p>Ancak, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergileri ilgili kişinin kasten yaptığı bir tahrifat veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin talepler kabul edilmez.</p>

<p>2. Kanunen ödenmemeleri gereken gümrük vergileri, söz konusu vergilerin yükümlüye tebliğ edilmesi ve ilgilinin üç yıl içinde gümrük idaresine müracaatı üzerine geri verilir veya kaldırılır.</p>

<p>Kontrol ve denetleme sonucunda, geri verme veya kaldırma hallerinden birinin tespiti durumunda, aynı süre içinde geri verme veya kaldırma işlemi doğrudan yapılır.</p>

<p>Bu süre mücbir sebep veya beklenmeyen hallerde uzatılabilir.".</p>

<p>hükmünü haizdir.</p>

<p>Bu kapsamda iki temel müessese mevcuttur:</p>

<p><strong>a) Geri Verme (Refund):</strong> Gümrük Kanunu kapsamında <strong>geri verme (refund)</strong> müessesi, hukuken tahakkuk ettirilmemesi gereken bir gümrük vergisinin, mükellef tarafından kısmen veya tamamen ödenmiş olması durumunda, söz konusu tutarın idare tarafından yükümlüye iadesini ifade eden bir hak arama yoludur.</p>

<p>Geri verme, vergilendirmede yasallık ve hakkaniyet ilkelerinin bir gereği olarak tecelli eder. Geri verme süreci, genellikle beyan edilen veri ile fiili durum arasındaki uygunsuzluklar, hesaplama hataları veya eşyanın gümrük rejimine tabi tutulması aşamasında ortaya çıkan maddi ve hukuki yanlışlıklar neticesinde tetiklenir. Kanun koyucu, bu mekanizma ile devletin mal varlığına haksız bir şekilde giren tutarların iadesini hüküm altına alarak, idarenin sebepsiz zenginleşmesinin önüne geçmeyi ve mükellefin mülkiyet hakkını korumayı amaçlamaktadır. Bu işlem, yalnızca nakdi bir iade olarak değil, aynı zamanda hatalı vergilendirme işleminin geriye dönük olarak düzeltilmesi işlevini de haizdir.</p>

<p><strong>b) Kaldırma (Remission):</strong> Gümrük mevzuatında <strong>kaldırma (remission)</strong> müessesi, henüz ödenmemiş olan ancak hukuken tahakkuk ettirilmiş gümrük vergilerinin, belirli kanuni gerekçelerin varlığı halinde tahsilinden vazgeçilmesi işlemini ifade eden bir idari tasarruftur.</p>

<p><strong>Kaldırma,</strong> vergi borcunu sona erdiren hallerden biri olup, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengenin gözetilmesi ilkesine dayanır. Bu kurum, özellikle beyan edilen eşyada hata yapılması, eşyanın gümrük gözetimi altındayken beklenmeyen bir hal veya mücbir sebep neticesinde hasar görmesi ya da imha olması gibi durumlarda, mükellef üzerindeki haksız mali yükün bertaraf edilmesini sağlar. Geri vermeden (refund) temel farkı, verginin henüz fiilen ödenmemiş olmasıdır; dolayısıyla burada bir iade işleminden ziyade, tahakkuk etmiş borcun hukuki varlığına son verilmesi söz konusudur. Bu mekanizma, idarenin vergilendirme yetkisini adalet ve hakkaniyet sınırları içerisinde kullanmasını sağlayan, usul ekonomisi ve mükellef hakları açısından kritik öneme sahip bir denetim ve düzeltme aracıdır.</p>

<p><strong>2. "Hata" Kavramının Sınırları ve İspat Külfeti</strong></p>

<p>Gümrük idaresi tarafından geri verme işleminin yapılabilmesi için, verginin ödendiği tarihte "kanunen ödenmemesi gerektiğinin" anlaşılması gerekmektedir. Ancak yargı pratiğinde, basit bir yazım hatası ile hukuki yorum farkı arasındaki çizgi uyuşmazlığın kaderini belirler. Gümrük idaresi, kendi yorumuyla tahsil ettiği vergiyi kolay kolay "hata" olarak kabul etmez. Bu noktada, eşyanın teknik özelliklerini kanıtlayan ekspertiz raporları, Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) veya üniversite görüşleri mahkemede ispat delili olarak kullanılabilecektir.</p>

<p><strong>3. Hak Düşürücü Süreler</strong></p>

<p>Gümrük Kanunu uyarınca geri verme ve kaldırma taleplerinde <strong>hak düşürücü süreler</strong>, hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleri gereği idari sürecin sonsuza kadar açık kalmasını engelleyen, kamu düzenine ilişkin kesin sürelerdir.</p>

<p>Gümrük Kanunun 215 inci maddesi uyarınca bu süre, gümrük vergilerinin yükümlüye tebliğ edildiği tarihten itibaren <strong>üç yıl</strong> olarak belirlenmiştir. Bu süre, maddi hata veya hesaplama yanlışı gibi nedenlerle fazla tahakkuk ettirilen vergilerin iadesi için tanınan kanuni başvuru koridorunu ifade eder. Hak düşürücü sürenin niteliği gereği, bu zaman zarfı geçtikten sonra yapılan başvurular, idarece esasa girilmeksizin usulden reddedilir ve yargı mercileri tarafından da re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Ancak, söz konusu sürelerin mücbir sebep veya beklenmeyen haller neticesinde geçirilmiş olması durumunda, yükümlünün bu durumu kanıtlaması kaydıyla sürenin uzatılması mümkündür. Ayrıca, yargı kararları veya uzlaşma gibi özel hukuki durumlar neticesinde ortaya çıkan iade haklarında, sürelerin başlangıcı ve işleyişi genel hükümlerden ayrılarak ilgili hukuki işlemin kesinleşme tarihine göre revize edilmektedir.</p>

<p><strong>IV. GÜMRÜK KABAHATLERİ VE CEZA YARGISI AYRIMI</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıkları, tek bir fiilin hem mali hem de cezai sonuçlar doğurabildiği, bu yönüyle <strong>idari ve adli yargının kesişim noktasında</strong> yer alan karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu uyuşmazlıklar, fiilin niteliğine göre iki temel yargı yoluna dahil olmaktadır:</p>

<p><strong>1. Vergi Yargısı (İdari Kulvar):</strong> Gümrük idaresinin yaptığı denetimler sonucunda; tarife, kıymet veya menşe hataları nedeniyle ortaya çıkan vergi farkları ve buna bağlı olarak kesilen idari para cezaları (Gümrük Kanunu m. 234-238) vergi yargısının konusudur. Burada temel amaç, devletin uğradığı vergi kaybının telafi edilmesi ve mevzuata aykırı beyanda bulunan yükümlünün idari bir yaptırımla cezalandırılmasıdır. Uyuşmazlıklar, idari itiraz sürecinin ardından <strong>Vergi Mahkemelerinde</strong> karara bağlanır. Bu yargılama türünde kusur şartından ziyade, beyan ile fiili durum arasındaki nesnel uyumsuzluk esastır.</p>

<p><strong>2. Ceza Yargısı (Adli Kulvar):</strong> İthalat veya ihracat işlemindeki aykırılığın, sadece bir mevzuat hatası değil, aynı zamanda <strong>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu</strong> kapsamında bir suç teşkil ettiği iddiası varsa süreç adli yargıya taşınır. "Bilerek ve isteyerek" gümrük denetimi dışına mal çıkarma, sahte belge kullanma veya yanıltıcı işlemlerle gümrük vergilerini kısmen veya tamamen ödememe gibi fiiller bu kapsamdadır. <strong>Asliye Ceza Mahkemelerinde</strong> görülen bu davalarda, vergi yargısının aksine "kast" unsuru aranır ve hürriyeti bağlayıcı cezalar (hapis cezası) ile adli para cezaları gündeme gelir.</p>

<p><strong>Non Bis In Idem İlkesi ve Hukuki Tartışmalar</strong></p>

<p>Gümrük hukukunun en tartışmalı konularından biri, <strong>"Non Bis In Idem"</strong> (aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz) ilkesidir. Bir mükellefin tek bir hatalı işlemi nedeniyle hem Gümrük Kanunu uyarınca ağır idari para cezalarına maruz kalması hem de aynı fiil nedeniyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında ceza mahkemesinde yargılanması, bu evrensel hukuk ilkesiyle çeliştiği gerekçesiyle sıkça Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına konu olmaktadır.</p>

<p><strong>- AYM'nin Yaklaşımı:</strong> Anayasa Mahkemesi, güncel kararlarında "idari" ve "cezai" yaptırımların toplam ağırlığının, kişi üzerinde aşırı ve orantısız bir yük oluşturup oluşturmadığını incelemektedir.</p>

<p><strong>- Hukuki Çatışma:</strong> İdari para cezalarının bazen gümrüklenmiş değerin üç katı gibi çok yüksek meblağlara ulaşması, bu cezaların nitelik olarak "cezai" karakter taşıdığı argümanını güçlendirmekte; dolayısıyla aynı fiil için ikinci bir ceza yargılaması yapılmasını hukuki belirlilik ve hakkaniyet açısından tartışmalı hale getirmektedir.</p>

<p><strong>V. STRATEJİK SAVUNMA: İDARİ İTİRAZ VE YARGISAL SÜREÇ</strong></p>

<p>Hukuki uyuşmazlıklara ilişkin genel ilkeye uygun olarak Gümrük uyuşmazlıklarında da usul, esastan önce gelir; idari aşamada yapılan bir usul hatasının yargıda telafisi mümkün olmayabilir</p>

<p><strong>1. İhtirazi Kayıt ve Uzlaşma Seçeneği</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarının çözümünde, idari ve yargısal yolların etkin kullanımı, yükümlülerin mali risklerini yönetebilmesi açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda <strong>ihtirazi kayıt</strong>, gümrük idaresinin belirlediği vergi tahakkukuna veya uygulama esaslarına katılmayan yükümlünün, bu işleme karşı dava açma hakkını saklı tutarak vergiyi ödemesini sağlayan bir usul hukuku aracıdır. "Şartlı beyan" niteliğinde olan bu kayıt, özellikle gözetim uygulamaları veya tartışmalı tarife tespitleri gibi durumlarda, ödemenin "hataen" değil, idarenin zorlamasıyla yapıldığını belgeler. İhtirazi kayıt konulmadan yapılan bir beyan, hukuken "verginin kabullenilmesi" olarak yorumlanabilir; bu durum ise ileride açılacak bir iade davasında, ödemenin rızayla yapıldığı gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesi gibi ciddi hukuki engellere yol açabilir.</p>

<p>Diğer yandan, gümrük idaresi ile yargı yoluna gitmeksizin mutabakata varmayı sağlayan <strong>uzlaşma (Gümrük Kanunu m. 244)</strong> müessesi, uyuşmazlıkların hızlı ve ekonomik bir şekilde tasfiyesini amaçlayan alternatif bir çözüm yöntemidir. Uzlaşma mekanizması dâhilinde yükümlü, henüz kesinleşmemiş vergi asılları ve bunlara bağlı cezalar için idareye başvurarak pazarlık masasına oturma hakkına sahiptir. Uygulamada, uzlaşma sonucunda cezalarda %90’a, vergi asıllarında ise %50’ye varan kayda değer indirimler alınabilmektedir. Bu yöntem, özellikle yargılama giderlerinden kaçınmak ve ticari faaliyetlerin belirsizliğini bir an önce sonlandırmak isteyen firmalar için rasyonel bir tercih oluşturur.</p>

<p>Ancak uzlaşma yolunun en kritik hukuki sonucu, uyuşmazlığın nihai olarak sona ermesidir. Gümrük mevzuatı uyarınca, taraflar arasında <strong>uzlaşma tutanağı</strong> imzalandığı anda uyuşmazlık konusu borç kesinleşir ve bu tutanağa karşı herhangi bir idari merciye başvurulamaz veya vergi mahkemelerinde dava açılamaz. Dolayısıyla yükümlü, uzlaşma masasına oturmadan önce davanın kazanılma ihtimali ile uzlaşma sonucunda elde edilecek indirim avantajını titizlikle analiz etmelidir. Bu karar süreci, hakkın özünden vazgeçme ile mali külfetin hafifletilmesi arasında yapılan bir denge muhakemesi niteliğindedir.</p>

<p><strong>2. İdari İtiraz Süreci (GK m. 242)</strong></p>

<p>Gümrük hukukunda <strong>idari itiraz süreci</strong>, uyuşmazlıkların yargı mercilerine taşınmadan önce idarenin kendi işlemlerini denetlemesine imkân tanıyan zorunlu bir ön aşamadır. Gümrük Kanunu’nun 242 inci maddesi ile düzenlenen bu mekanizmada en dikkat çekici husus, <strong>15 günlük "kritik" itiraz süresidir.</strong> Genel vergi hukukunda yer alan 30 günlük dava açma veya itiraz sürelerinin aksine, gümrük mevzuatındaki bu daraltılmış takvim, dış ticaret işlemlerinin süratiyle uyumlu bir disiplin öngörür. Ek tahakkuk (ek vergi) veya para cezası kararlarının yükümlüye tebliğinden itibaren başlayan bu sürenin herhangi bir nedenle kaçırılması, idari işlemin kesinleşmesine yol açarak hakkın özüne ilişkin dava açma imkânını ortadan kaldıran mutlak bir hak kaybı doğurur.</p>

<p>Sürecin işletilmesinde gözetilmesi gereken bir diğer temel unsur ise <strong>hiyerarşik silsile</strong> kuralıdır. Gümrük hukukunda itirazlar, kararı tesis eden birimin kendisi yerine, hiyerarşide onun bir üstünde yer alan merciye yöneltilmelidir. Uygulamada bu makam genellikle ilgili <strong>Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü</strong> olmaktadır. Yükümlünün doğrudan vergi mahkemesinde dava açmadan önce bu idari merciiye başvurması, davanın usulden reddedilmemesi için yasal bir zorunluluktur (idari merci tecavüzü). Bu hiyerarşik denetim mekanizması, idarenin kendi içindeki yeknesaklığı sağlamasına ve teknik hataların yargı yükü oluşturmadan düzeltilmesine hizmet eder. İdari itirazın reddi halinde ise, ret kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde yargı yolu açılmış olur.</p>

<p><strong>3. Yargı Aşaması (İYUK m. 7)</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarının nihai çözüm mercii olan <strong>yargı aşaması</strong>, idari itiraz sürecinin olumsuz neticelenmesi üzerine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) çerçevesinde şekillenir. İdari itirazın reddine ilişkin kararın yükümlüye tebliğ edilmesinden itibaren başlayan <strong>30 günlük dava açma süresi</strong>, hak arama hürriyetinin gümrük yargılamasındaki zamansal sınırıdır. Bu evrede, <strong>yürütmenin durdurulması (YD)</strong> mekanizması hayati bir işlev görür; zira İYUK m. 27 uyarınca vergi mahkemelerinde dava açılması, tahsilat işlemlerini kendiliğinden durdursa da idare, kamu alacağını güvence altına almak adına teminat gösterilmesi gibi zorlayıcı idari mekanizmaları devreye sokabilmektedir. Bu süreçte mahkemeden alınacak açık bir yürütmeyi durdurma kararı, mükellefin ticari devamlılığını ve likiditesini koruyan en güçlü hukuki kalkandır.</p>

<p>Gümrük davalarının teknik doğası gereği, mahkemeler genellikle karmaşık tarife veya kıymet uyuşmazlıklarını aydınlatmak için bilirkişi incelemesine başvurmaktadır. Ancak bilirkişi raporları her zaman somut gerçeği yansıtmayabilir; bu noktada Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 293 üncü madde uyarınca sunulan <strong>"Teknik Mütalaa" (uzman görüşü)</strong> stratejik bir önem arz eder. Yükümlünün, alanında uzman akademisyenler veya teknik müşavirlerden aldığı bu bilimsel görüş, bilirkişi raporundaki teknik hataları çürütmek ve hâkimi davanın esasına ilişkin ikna etmek adına hayati bir delil niteliği taşır. Özellikle laboratuvar analizleri veya uluslararası ticaret teamülleriyle ilgili ihtilaflarda, doğru yapılandırılmış bir teknik mütalaa, yargılamanın seyrini yükümlü lehine değiştirebilecek en etkili savunma araçlarından biridir.</p>

<p><strong>4. İade Sürecinde Faiz ve Anayasal Haklar</strong></p>

<p>Gümrük idaresi tarafından haksız veya fazla tahsil edilen vergilerin iadesinde <strong>faiz </strong>uygulanması, yalnızca mali bir ekleme değil, Anayasa'nın 35 inci maddesinde düzenlenen <strong>mülkiyet hakkının</strong> korunmasının hukuki bir gereğidir. Geçmiş uygulamalarda idare, iade işlemlerinde faiz ödemekten kaçınmakta veya yalnızca dava açma tarihinden itibaren faiz yürütmekteydi. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkına ilişkin verdiği emsal kararlar, bu yaklaşımı kökten değiştirmiştir. Yüksek Mahkeme, paranın satın alma gücündeki azalmanın (enflasyon) yükümlü üzerinde bırakılmasını "kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasındaki dengenin bozulması" olarak nitelendirmiş; devletin haksız yere elinde tuttuğu meblağın, tahsil edildiği tarihten iade edildiği tarihe kadar geçen süre için nemalandırılmasını zorunlu kılmıştır.</p>

<p>Hukuki uygulama çerçevesinde bu nemalandırma, 6183 sayılı Kanun uyarınca belirlenen <strong>"tecil faizi"</strong> oranı üzerinden gerçekleştirilir. Vergi mahkemeleri ve Danıştay da güncel içtihatlarında, mülkiyet hakkının özüne müdahale edilmemesi adına, iadenin sadece anapara olarak değil, paranın zaman değerini karşılayacak şekilde yapılmasını hüküm altına almaktadır. Bu durum, yükümlünün mülkiyetindeki eksilmenin tam olarak tazmin edilmesini sağlayarak, idari işlemlerden doğan zararların giderilmesinde "tam yargı" prensibiyle paralel bir koruma koridoru oluşturur. Dolayısıyla, gümrük uyuşmazlıkları neticesinde elde edilen iade haklarında faiz talebi, mülkiyet hakkının ihlalini engelleyen anayasal bir güvence niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ: PROAKTİF GÜMRÜK YÖNETİMİ</strong></p>

<p>Gümrük uyuşmazlıklarında sürdürülebilir bir başarı, hukuki ihtilafların ortaya çıkmasından sonra yürütülen savunma süreçlerinden ziyade, sevkiyat öncesi planlamayı kapsayan <strong>proaktif gümrük yönetimi</strong> stratejileriyle kazanılır. Bu stratejinin en güçlü enstrümanları, idare ile yükümlü arasındaki teknik belirsizlikleri henüz işlem tesis edilmeden ortadan kaldıran <strong>Bağlayıcı Tarife Bilgisi (BTB)</strong> ve <strong>Bağlayıcı Menşe Bilgisi (BMB)</strong> mekanizmalarıdır. Bu belgeler, eşyanın sınıflandırılması ve menşei konusunda idareyi yasal olarak bağlayarak, sonradan kontrol süreçlerinde karşılaşılabilecek ağır vergi asılları ve usulsüzlük cezalarına karşı sarsılmaz bir hukuki koruma kalkanı sağlar. Önleyici hukuk prensiplerinin gümrük işlemlerine tatbik edilmesi, sadece mali riskleri minimize etmekle kalmaz, aynı zamanda dış ticaret işlemlerinde öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkesini tesis eder.</p>

<p>Bununla birlikte, uyuşmazlığın kaçınılmaz hale geldiği durumlarda başarı; usul hukukunun katı disiplinine sadakat, teknik delillerin mukavemeti ve idari itiraz aşamasındaki isabetli nitelendirmelerin kümülatif etkisiyle şekillenir. Gümrük hukukunda <strong>15 günlük itiraz süresi</strong> gibi daraltılmış takvimler, en haklı davaların bile usulden kaybedilmesine neden olabilecek kadar kritiktir. Yargılama aşamasında ise, laboratuvar sonuçlarından uluslararası izahnamelere kadar uzanan teknik delil setinin, uzman mütalaalarıyla desteklenerek mahkemeye sunulması gerekir. İdari itiraz safhasında yapılan doğru hukuki teşhisler, davanın temel kolonlarını oluşturduğundan; bu süreçte sergilenen teknik yetkinlik ve usuli titizlik, karmaşık dış ticaret uyuşmazlıklarının mükellef lehine sonuçlanmasını sağlayan en temel unsurdur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" title="Av. Havva ALTAN"><img alt="Av. Havva ALTAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/WhatsApp-Image-2021-10-01-at-15.52.55.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" title="Av. Havva ALTAN">Av. Havva ALTAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-vergilerinin-iadesi-ve-uyusmazlik-yonetimi-mevzuat-yargi-pratigi-ve-stratejik-savunma-rehberi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/themis-ter.jpg" type="image/jpeg" length="60765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98065"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80574"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22868"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41066"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="57981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="88083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="30246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="84172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="51831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="49103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="68940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="65538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="12919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="98201"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
