<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2026 11:26:22 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİYASETÇİLERİN, GAZETECİLERİN VE HALKIN YAKIN DENETİMİNE AÇIK OLAN, KAMUOYUNA MAL OLMUŞ KİŞİ HALİNE GELMEYİ BİLEREK TERCİH ETMELERİ NEDENİYLE KENDİLERİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLERİN İZİN VERİLEN SINIRLARI ÖZEL KİŞİLERE NAZARAN DAHA GENİŞTİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/siyasetcilerin-gazetecilerin-ve-halkin-yakin-denetimine-acik-olan-kamuoyuna-mal-olmus-kisi-haline-gelmeyi-bilerek-tercih-etmeleri-nedeniyle-kendilerine-yonelik-elestirilerin-izin-verilen-sinirlari-ozel-kisilere-nazaran-daha-genistir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/siyasetcilerin-gazetecilerin-ve-halkin-yakin-denetimine-acik-olan-kamuoyuna-mal-olmus-kisi-haline-gelmeyi-bilerek-tercih-etmeleri-nedeniyle-kendilerine-yonelik-elestirilerin-izin-verilen-sinirlari-ozel-kisilere-nazaran-daha-genistir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>4. CEZA DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2023/16112</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/296</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 06.01.2026</strong></p>

<p><strong>HAKARET SUÇU</strong></p>

<p><strong>İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ</strong></p>

<p><strong>KAST</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Somut olayda; sanığın paylaşımında yer alan sözlerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, kaba söz ve siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>SAYISI : 2022/629 E., 2023/1803 K.</p>

<p>TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I.HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet kararına yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın temyiz istemi özetle; hakaret kastının bulunmadığına, paylaşımında yer alan ifadelerin eleştiri niteliğinde olduğuna, beraatine karar verilmesi gerektiğine bu ve resen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1. Karar duruşmasında hazır bulunan sanığa son söz hakkı verilmeyerek 5271 sayılı Kanun'un 216/3. maddesine aykırı şekilde savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>2. Kabule göre;Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.</p>

<p>Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.</p>

<p>İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.</p>

<p>Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.</p>

<p>Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.</p>

<p>Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.</p>

<p>Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.</p>

<p>Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın paylaşımında yer alan sözlerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, kaba söz ve siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Bursa 28. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.01.2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/siyasetcilerin-gazetecilerin-ve-halkin-yakin-denetimine-acik-olan-kamuoyuna-mal-olmus-kisi-haline-gelmeyi-bilerek-tercih-etmeleri-nedeniyle-kendilerine-yonelik-elestirilerin-izin-verilen-sinirlari-ozel-kisilere-nazaran-daha-genistir</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="79704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdari Yargı İlk Derece Mahkemelerine İlişkin İhtisas Kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-ilk-derece-mahkemelerine-iliskin-ihtisas-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-ilk-derece-mahkemelerine-iliskin-ihtisas-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İdari Yargı İlk Derece Mahkemelerine İlişkin İhtisas Kararları</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin,</p>

<p>3194 sayılı İmar Kanunundan kaynaklanan iş ve işlemler ile taşınmaz mallara ilişkin işlemler nedeniyle açılacak davalara bakacak mahkemeler nezdinde ihtisas mahkemelerinin belirlenmesine ilişkin 20.04.2026 tarihli ve 888 sayılı,</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler” başlıklı 20/C maddesi kapsamındaki iş ve işlemler nedeniyle açılacak davalara bakacak mahkemeler nezdinde ihtisas mahkemelerinin belirlenmesine ilişkin 20.04.2026 tarihli ve 889 sayılı,</p>

<p>5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun (III) Sayılı Cetvelinde sayılan bazı düzenleyici ve denetleyici kurumların regülasyon ve denetim yetkilerinden kaynaklanan kurul kararı şeklindeki iş ve işlemlerinden doğan davalara bakacak mahkemeler nezdinde ihtisas mahkemelerinin belirlenmesine ilişkin 20.04.2026 tarihli ve 890 sayılı kararları ekte ilan edilmiş olup, mezkûr kararlar 22.04.2026 tarihli ve 33232 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.<br />
<br />
 </p>

<p><strong>Ekler : </strong></p>

<p>20.04.2026 Tarihli ve 888 Sayılı Karar</p>

<p>20.04.2026 Tarihli ve 889 Sayılı Karar</p>

<p>20.04.2026 Tarihli ve 890 Sayılı Karar</p>

<p>---</p>

<p><strong>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin Kararı</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 20.04.2026</strong></p>

<p><strong>Karar No : 888</strong></p>

<p>3194 sayılı İmar Kanunundan kaynaklanan iş ve işlemler ile taşınmaz mallara ilişkin işlemler nedeniyle açılacak davalara bakacak mahkemeler nezdinde ihtisas mahkemelerinin belirlenmesi hususu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince görüşülerek;</p>

<p>2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin dördüncü fıkrasında; özel kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak mahkemeler arasındaki iş bölümünün Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile yargı hizmetlerinin daha etkin, verimli ve uzmanlaşmış bir yapı içerisinde yürütülmesi hedeflenmiştir.</p>

<p>İmar hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, doğası gereği taşınmaz hukukuna ilişkin teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren, planlama, parselasyon, ruhsatlandırma ve uygulama işlemleri gibi çok boyutlu değerlendirmeleri içeren karmaşık nitelikteki ihtilaflardır. Bu tür davalarda hem teknik inceleme hem de hukuki değerlendirme süreçlerinin iç içe geçmesi, yargılamanın dikkatli ve uzmanlaşmış bir bakış açısıyla yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Özellikle ülkemizde hızlı kentleşme olgusunun artması ve buna paralel olarak kentsel dönüşüm süreçlerinin yoğunlaşması, imar hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların sayısında ve niteliğinde belirgin bir artışa yol açmakta; bu durum söz konusu alanda uzmanlaşmış yargısal yapılara duyulan ihtiyacı daha da artırmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle, imar işlemlerine ilişkin davaların ihtisaslaşmış mahkemelerde görülmesi; yargılamaların daha hızlı, isabetli ve etkin bir şekilde sonuçlandırılmasına önemli katkı sağlayacaktır. İhtisaslaşma, yalnızca teknik bilgi birikiminin artmasını değil; aynı zamanda kararların tutarlılığını, öngörülebilirliğini ve uygulama birliğini de güçlendirecektir.</p>

<p>Öte yandan, imar uygulamalarından ve genel olarak taşınmaz mallara ilişkin imar hukukundan kaynaklanan iş ve işlemlerle de bağlantısı bulunan kentsel dönüşüm uygulamalarından, kıyı mevzuatından, kültür ve tabiat varlıkları ile eski eserlerin korunmasına dair mevzuattan, yapı denetim mevzuatından; 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanundan ve yapı kayıt belgeleri uygulamalarından kaynaklanan uyuşmazlıkların kamusal etkilerinin genişliği ve imar planlarının çok sayıda taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen sonuçlar doğurması nedeniyle, Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti kapsamında dava ehliyetinin geniş yorumlanabildiği görülmektedir. Bu durum, aynı imar planına veya bu planla bağlantılı parselasyon ve uygulama işlemlerine karşı çok sayıda davanın farklı mahkemelerde açılmasına yol açabilmektedir.</p>

<p>Uygulamada, bu davalar arasında bağlantı bulunmasına rağmen, usulî şartların oluşmaması veya bağlantı kararlarının verilememesi nedeniyle aynı konuya ilişkin<br />
uyuşmazlıkların farklı mahkemelerde eş zamanlı olarak görülmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durum ise uygulama birliğinin sağlanmasını zorlaştırmakta, farklı değerlendirmelerin ortaya çıkmasına ve içtihat farklılıklarına neden olabilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede; yargılamalarda gecikmelerin önlenmesi, Anayasa’nın 36’ncı maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan makul sürede yargılanma ilkesinin etkin şekilde temin edilmesi, hedef süreler doğrultusunda yargılamaların öngörülebilir bir sürede sonuçlandırılması, uygulama ve içtihat birliğinin güçlendirilmesi, özellikle keşif ve bilirkişi incelemesi gibi ortak yargısal süreçlerin daha koordineli ve etkin biçimde yürütülmesi ile yargısal kaynakların rasyonel ve verimli kullanılması birlikte değerlendirildiğinde; imar hukukundan doğan uyuşmazlıkların belirli mahkemelerde toplanarak ihtisaslaşmanın sağlanmasının yargı hizmetlerinin etkinliği ve verimliliği bakımından gerekli ve yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca, ihtisaslaşma yoluyla benzer nitelikteki uyuşmazlıkların aynı mahkemelerde görülmesi; hem idare hem de taraflar açısından hukuki öngörülebilirliği artıracak, yargılamaya duyulan güveni güçlendirecek ve uzun yargılama sürelerinden kaynaklanabilecek hak ihlallerinin önlenmesine katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Bu kapsamda, 3194 sayılı İmar Kanunundan kaynaklanan iş ve işlemler ile taşınmaz mallara ilişkin bazı işlemler nedeniyle açılacak dava ve işlerde iş dağılımı çerçevesinde Ankara İdare Mahkemelerinde ihtisaslaşmaya gidilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Bu itibarla;</strong></p>

<p><strong>A)</strong> 3194 sayılı İmar Kanunu’ndan kaynaklanan imar planları, parselasyon işlemleri, yapı ruhsatı işlemleri, iskân izni ve diğer izinler, yıkım ve/veya mühürleme işlemleri, yapı kayıt belgesi uygulamaları, imar para cezaları ve anılan Kanun uyarınca uygulanan diğer ceza ve yaptırımlar ile 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca tesis edilen diğer işlemlerden,</p>

<p><strong>B)</strong> 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanundan ve kentsel dönüşüm uygulamalarından,</p>

<p><strong>C)</strong> 3621 sayılı Kıyı Kanunundan ve diğer kıyı mevzuatından,</p>

<p><strong>D) </strong>2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanundan ve eski eserlere ilişkin diğer mevzuattan,</p>

<p><strong>E) </strong>4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanundan ve diğer yapı denetim mevzuatından, Doğan davalara; mevcut iş ve derdest dosya durumları dikkate alınarak, Ankara’da 2, 3, 4 ve 16 numaralı idare mahkemelerinin bakmasına,</p>

<p>Bu kapsamda görülmekte olan dava ve işlerin iş bölümüne dayanılarak mezkûr mahkemelere gönderilmeyerek, işbu kararın yürürlüğe girmesinden önceki esaslara göre tevzi edilmiş olduğu idare mahkemelerince görülüp sonuçlandırılmasına, 01.06.2026 tarihinden itibaren gelecek yeni dava ve işlerin ise anılan ihtisas mahkemelerine tevzi edilmesi ile birlikte genel tevziden iş verilmemesine karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin Kararı</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 20.04.2026</strong></p>

<p><strong>Karar No : 889</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler” başlıklı 20/C maddesi kapsamındaki iş ve işlemler nedeniyle açılacak davalara bakacak mahkemeler nezdinde ihtisas mahkemelerinin belirlenmesi hususu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince görüşülerek;</p>

<p>2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin dördüncü fıkrasında; özel kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak mahkemeler arasındaki iş bölümünün Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile yargı hizmetlerinin daha etkin, verimli ve uzmanlaşmış bir yapı içerisinde yürütülmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na 24.06.2021 tarihli ve 7329 sayılı Kanunun 16”ncı maddesiyle eklenen “Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler” başlıklı 20/C maddesi ile Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında çalışan kamu görevlileri ile 25.06.2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu kapsamında askerlik hizmetini yerine getiren yedek subaylar ve yedek astsubaylar ile erbaş ve erleri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde, ilgilinin görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkili kılınmıştır. Anılan hüküm kapsamında yer alan idari dava dosyalarının yargılamaları halen Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya ve Samsun idare mahkemelerince yapılmakta, bu davaların istinaf incelemeleri ise ilgili bölge idare mahkemeleri dava dairelerince gerçekleştirilmektedir.</p>

<p>Askerî hizmete ilişkin uyuşmazlıkların önemli bir kısmının, disiplin, statü, görev, özlük hakları ve hizmet gereklerinden doğan teknik ve özel uzmanlık gerektiren konuları içerdiği görülmektedir. Bu tür uyuşmazlıkların genel mahkeme yapısı içerisinde değerlendirilmesi, hem süreçlerin uzamasına hem de farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle, söz konusu dava ve işlerin ihtisaslaşmış mahkemelerde görülmesi; yargılamaların daha hızlı, isabetli ve etkin şekilde yürütülmesine katkı sağlayacağı gibi, bölge idare mahkemeleri ile aynı bölge idare mahkemesine bağlı idare mahkemelerinin aynı konuda farklı kararlar vermesini önleyeceği böylece içtihat birliğinin sağlanacağı değerlendirilmiştir. İhtisaslaşma, yalnızca teknik bilginin derinleşmesini değil; aynı zamanda yargısal süreçlerin standardize edilmesini, kararların öngörülebilirliğini artırmayı ve içtihat birliğinin güçlendirilmesini de temin edecektir.</p>

<p>Bu çerçevede; yargılamalarda gecikmelerin önlenmesi, Anayasa’nın 36’ncı maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan makul sürede yargılanma ilkesinin etkin biçimde sağlanması bakımından ihtisaslaşmanın önemli bir araç olduğu değerlendirilmektedir. Hedef süre uygulamaları kapsamında, belirli nitelikteki uyuşmazlıkların uzmanlaşmış mahkemelerde görülmesi; yargılamaların öngörülen süreler içerisinde sonuçlandırılmasına doğrudan katkı sunacaktır.</p>

<p>Bununla birlikte, uzun yargılama sürelerinden kaynaklanan hak ihlallerinin önlenmesi de önem arz etmektedir. Bu bağlamda, yargılamaların ihtisas mahkemelerinde yürütülmesi suretiyle süreçlerin kısaltılması; başta Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin başvuruların azaltılmasına katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Öte yandan, benzer nitelikteki uyuşmazlıkların aynı mahkemelerde görülmesi; uygulama birliğinin sağlanmasına, içtihat farklılıklarının azaltılmasına ve hukuki güvenliğin güçlendirilmesine hizmet edecektir. Bu durum, yalnızca yargı teşkilatı bakımından değil; idare ve taraflar açısından da öngörülebilirliği artırarak memnuniyetin ve güvenin tesisine katkı sunacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak, yargı hizmetlerinin hız, etkinlik ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi, süreçlerin gereksiz tekrar ve gecikmelerden arındırılması, tarafların ve idarenin yargılamaya olan güveninin artırılması ve adaletin zamanında tecellisinin sağlanması bakımından; söz konusu dava ve işlerin belirli mahkemelerde toplanarak ihtisaslaşmanın sağlanmasının gerekli ve uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>Bu itibarla;</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler” başlıklı 20/C maddesi kapsamında kalan dava ve işlere; mevcut iş ve derdest dosya durumları dikkate alınarak, Adana’da 1 numaralı, Ankara’da 1, 20, 22 ve 26 numaralı, Antalya’da 1 numaralı, Bursa’da 1 numaralı, Diyarbakır’da 1 numaralı, Erzurum’da 1 numaralı, Gaziantep’te 1 numaralı, İstanbul’da 15 ve 17 numaralı, İzmir’de 1 numaralı, Kayseri’de 1 numaralı, Konya’da 1 numaralı ve Samsun’da 1 numaralı idare mahkemelerinin bakmasına,</p>

<p>Bu kapsamda görülmekte olan dava ve işlerin iş bölümüne dayanılarak mezkûr mahkemelere gönderilmeyerek, işbu kararın yürürlüğe girmesinden önceki esaslara göre tevzi edilmiş olduğu idare mahkemelerince görülüp sonuçlandırılmasına, 01.06.2026 tarihinden itibaren gelecek yeni dava ve işlerin ise anılan ihtisas mahkemelerine tevzi edilmesi ile birlikte genel tevziden iş verilmemesine karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin Kararı</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 20.04.2026</strong></p>

<p><strong>Karar No : 890</strong></p>

<p>5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun (III) Sayılı Cetvelinde sayılan bazı düzenleyici ve denetleyici kurumların regülasyon ve denetim yetkilerinden kaynaklanan kurul kararı şeklindeki iş ve işlemlerinden kaynaklanan davalara bakacak mahkemeler nezdinde ihtisas mahkemelerinin belirlenmesi hususu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince görüşülerek;</p>

<p>2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin dördüncü fıkrasında; özel kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak mahkemeler arasındaki iş bölümünün Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile yargı hizmetlerinin daha etkin, verimli ve uzmanlaşmış bir yapı içerisinde yürütülmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun (III) sayılı cetvelinde; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Rekabet Kurumu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Nükleer Düzenleme Kurumu ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu düzenleyici ve denetleyici kurumlar olarak sayılmıştır.</p>

<p>Söz konusu kurum ve kurulların özel mevzuatları gereği gerçekleştirdikleri iş ve işlemlerin teknik ve ileri düzey uzmanlık gerektiren alanlardan kaynaklandığı; özellikle bankacılık, finans, rekabet, enerji ve veri koruma gibi alanlara ilişkin uyuşmazlıkların çok boyutlu, karmaşık ve teknik değerlendirmeler içerdiği görülmektedir. Bu tür uyuşmazlıkların genel mahkeme yapısı içerisinde ele alınması, hem karar süreçlerinin uzamasına hem de uygulama birliğinin zayıflamasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle, söz konusu dava ve işlerin ihtisaslaşmış mahkemelerde görülmesi; yargılamaların daha hızlı, isabetli ve öngörülebilir şekilde yürütülmesine imkân sağlayacaktır. İhtisaslaşma, yalnızca teknik bilginin derinleşmesini değil; aynı zamanda yargısal süreçlerin standartlaşmasını, içtihat birliğinin güçlenmesini ve karar kalitesinin yükselmesini de beraberinde getirecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çerçevede; yargılamalarda gecikmelerin önlenmesi, Anayasa’nın 36’ncı maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan makul sürede yargılanma ilkesinin etkin biçimde sağlanması bakımından ihtisaslaşmanın zorunlu olduğu değerlendirilmektedir. Nitekim hedef süre uygulamaları çerçevesinde, belirli nitelikteki dosyaların uzmanlaşmış mahkemelerde görülmesi, yargılamaların öngörülen süreler içerisinde sonuçlandırılmasına doğrudan katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Bununla birlikte, uzun yargılama sürelerinden kaynaklanan hak ihlallerinin önlenmesi de önem arz etmektedir. Bu kapsamda, hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin başvuruların önemli bir kısmının yargılamaların uzun sürmesinden kaynaklandığı dikkate alındığında; ihtisaslaşma yoluyla süreçlerin kısaltılması, bu tür ihlallerin azaltılması bakımından da etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Ayrıca, ihtisaslaşmış mahkemeler aracılığıyla benzer nitelikteki uyuşmazlıkların aynı mahkemelerde görülmesi; uygulama birliğinin sağlanmasına, içtihat farklılıklarının azaltılmasına ve hukuki öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sunacaktır. Bu durum, sadece yargı organları bakımından değil, aynı zamanda idare ve bireyler açısından da hukuki güvenliğin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, yargı hizmetlerinin hız, etkinlik ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi; makul sürede yargılanma hakkının teminat altına alınması; hak ihlallerinin önlenmesi ve vatandaşın adalete olan güveninin güçlendirilmesi bakımından, söz konusu dava ve işlerin belirli mahkemelerde toplanarak ihtisaslaşmanın sağlanmasının gerekli ve uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda, anılan düzenleyici ve denetleyici kurumların regülasyon ve denetim yetkilerinden kaynaklanan kurul kararlarından doğan uyuşmazlıkların büyük bir kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 32’nci maddesi uyarınca Ankara İdare Mahkemelerinezdinde görüldüğü gözetilerek iş dağılımı çerçevesinde öncelikle Ankara İdare Mahkemelerinde ihtisaslaşmaya gidilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Bu itibarla;</strong></p>

<p><strong>A)</strong> Sermaye Piyasası Kurulu, Rekabet Kurumu ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun regülasyon ve denetim yetkilerinden kaynaklanan kurul kararı şeklindeki iş ve işlemlerinden doğan dava ve işlere; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A maddesinin 1/(a) alt bendi kapsamında, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale iş ve işlemlerine, aynı kapsamda Kamu İhale Kurulunun 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunundan kaynaklanan kurul kararı şeklindeki iş ve işlemlerinden doğan dava ve işlere; mevcut iş ve derdest dosya durumları dikkate alınarak, Ankara’da 10, 13 ve 25 numaralı idare mahkemelerinin bakmasına,</p>

<p><strong>B) </strong>Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Bilgili Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Nükleer Düzenleme Kurumu ve Kişisel Verileri Koruma Kurulunun regülasyon ve denetim yetkilerinden kaynaklanan kurul kararı şeklindeki iş ve işlemlerinden doğan dava ve işlere; mevcut iş ve derdest dosya durumları dikkate alınarak, Ankara’da 12, 14 ve 15 numaralı idare mahkemelerinin bakmasına,</p>

<p>Bu kapsamda görülmekte olan dava ve işlerin iş bölümüne dayanılarak mezkûr mahkemelere gönderilmeyerek, işbu kararın yürürlüğe girmesinden önceki esaslara göre tevzi edilmiş olduğu idare mahkemelerince görülüp sonuçlandırılmasına, 01.06.2026 tarihinden itibaren gelecek yeni dava ve işlerin ise anılan ihtisas mahkemelerine tevzi edilmesi ile birlikte genel tevziden iş verilmemesine karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-ilk-derece-mahkemelerine-iliskin-ihtisas-kararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/hsk-yeni-bina.jpg" type="image/jpeg" length="50907"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 17)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ozel-tuketim-vergisi-ii-sayili-liste-uygulama-genel-tebliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-teblig-seri-no-17</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ozel-tuketim-vergisi-ii-sayili-liste-uygulama-genel-tebliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-teblig-seri-no-17" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 17), 22 Nisan 2026 Tarihli ve 33232 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ (II) SAYILI LİSTE UYGULAMA GENEL TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 17)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>18/4/2015 tarihli ve 29330 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin (II/C/1.1) bölümünde yer alan “(II/C/1.3)” ibaresi “(II/C/1.3.1)” olarak değiştirilmiş ve “Yerli katkı oranı” tanımından sonra gelmek üzere aşağıdaki tanım eklenmiştir.</p>

<p>“Sürücü adayları ve sürücüler için sağlık raporu: 2918 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 26/9/2006 tarihli ve 26301 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen raporu,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin (II/C/1.3) bölümüne “1.3. Engellilik Derecesi %90’ın Altında Olanların Taşıt Alımlarında İstisna” başlığından sonra gelmek üzere “1.3.1. Bizzat Kullanma Amacıyla Engelliliğine Uygun Hareket Ettirici Tertibat Yaptıranların Taşıt Alımlarında İstisna” başlığı eklenmiş ve “1.3.1” bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiştir.</p>

<p>“1.3.2. Ortopedik Engel Oranı %40 ve Üzeri Olan ve Sürücü Belgesi Alamayanların Taşıt Alımlarında İstisna</p>

<p>Özel Tüketim Vergisi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendi uyarınca, (II) sayılı listedeki kayıt ve tescile tabi ve yerli katkı oranı en az %40 olan mallardan, Türk Gümrük Tarife Cetvelinin,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• 87.03 tarife pozisyonunda yer alan, motor silindir hacmine bakılmaksızın, hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dâhil bedeli 2.873.900 TL’nin altında olan binek otomobil, panelvan, pick-up, arazi taşıtı, ATV, jeep, steyşın vagon, vb. taşıtların,</p>

<p>• 87.04 tarife pozisyonunda yer alan, eşya taşımaya mahsus, 2800 cm³ veya altında motor silindir hacmine sahip van, panelvan, kamyonet, pick-up, vb. taşıtların,</p>

<p>• 87.11 tarife pozisyonunda yer alan, motor silindir hacmine bakılmaksızın, motosikletlerin,</p>

<p>engel oranı %40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen malul veya engelliler tarafından ilk iktisabı ÖTV’den müstesnadır.</p>

<p>ÖTV mükellefleri, bu istisna kapsamındaki taşıt tesliminde hesaplanan ÖTV tutarını, fatura bedeline dâhil etmez, ancak fatura bedeline dâhil edilmeyen bu tutarı düzenlenen faturada “ÖTV Kanununun 7/2 Maddesi Kapsamında Hesaplanıp Fatura Bedeline Dâhil Edilmeyen ÖTV Tutarı ................ TL’dir.” şerhi ile gösterir.</p>

<p>İstisna uygulanarak ilk iktisap kapsamında teslim edilen taşıtlar için de mükellefler tarafından (2A) numaralı ÖTV Beyannamesi verilir, ancak beyannamede ÖTV hesaplanmaz.</p>

<p>Beyannamenin verildiği günü takip eden günün mesai saati bitimine kadar bir dilekçe ekinde;</p>

<p>• Alıcının (malul veya engellinin), maluliyet veya engel durumu itibarıyla ortopedik engel oranının %40 ve üzerinde olduğu belirtilen ve ortopedik engeli nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına dair değerlendirmeyi içeren engellilik sağlık kurulu raporunun bir örneği (elektronik ortamda teyit edilemeyenler için, aslı veya noter onaylı örneği),</p>

<p>• Ortopedik engeli nedeniyle sürücü belgesi alınamayacağının engellilik sağlık kurulu raporuyla tevsik edilememesi durumunda, bu değerlendirmenin yer aldığı sürücü adayları ve sürücüler için sağlık raporunun bir örneği (elektronik ortamda teyit edilemeyenler için, aslı veya noter onaylı örneği),</p>

<p>• Satış faturasının, aslının aynı olduğu işletme yetkililerince imzalanarak ve kaşe tatbik edilerek onaylanmış fotokopisi,</p>

<p>mükellef tarafından, beyannamenin verildiği vergi dairesine verilir.</p>

<p>Vergi dairesince beyanname ve söz konusu belgeler incelenerek, engellilik sağlık kurulu raporundaki ortopedik engel oranının %40 ve üzerinde olduğu ve kişinin ortopedik engeli nedeniyle sürücü belgesi alamadığı tespit edilir.</p>

<p>Ortopedik engel oranı, malul veya engellinin sadece ortopedik engeli bulunması halinde, engellilik sağlık kurulu raporunda belirtilen orandır. Malul veya engellinin ortopedik engeli dışında başka engeli bulunması halinde, istisnadan yararlanılabilmesi için engellilik sağlık kurulu raporunda yer alan ortopedik engel teşhisinin karşısındaki engel oranının %40 ve üzerinde olması gerekir.</p>

<p>Malul veya engellinin engel oranı %40’ın altında birden fazla ortopedik engelinin bulunması halinde, ortopedik engel oranları, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik çerçevesinde belirlenen hesaplama yöntemiyle toplanır. Vergi dairesince, engellilik sağlık kurulu raporundan ortopedik engel oranının tespit edilememesi veya hesaplanamaması halinde raporu düzenleyen hastaneden ortopedik engel oranının %40 ve üzerinde olup olmadığı teyit edilir.</p>

<p>Bu tespitler ve engellilik sağlık kurulu raporunun geçerli ve malul veya engellinin haiz olduğu en son tarihli rapor olduğunun Sağlık Bakanlığının sistemi üzerinden elektronik ortamda teyit edilmesi (bu şekilde teyit edilemeyenlerin ilgili hastaneden/il sağlık müdürlüğünden teyit edilmesi) üzerine, istisna uygulandığını gösteren “ÖTV Ödeme Belgesi” mükellefe verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ozel-tuketim-vergisi-ii-sayili-liste-uygulama-genel-tebliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-teblig-seri-no-17</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 01:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/engelli-arac.webp" type="image/jpeg" length="89059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıbbi Cihazların Elektronik Kullanım Talimatlarına İlişkin Tebliğde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tibbi-cihazlarin-elektronik-kullanim-talimatlarina-iliskin-tebligde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tibbi-cihazlarin-elektronik-kullanim-talimatlarina-iliskin-tebligde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıbbi Cihazların Elektronik Kullanım Talimatlarına İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 22 Nisan 2026 Tarihli ve 33232 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>TIBBİ CİHAZLARIN ELEKTRONİK KULLANIM TALİMATLARINA İLİŞKİN TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>6/4/2023 tarihli ve 32155 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tıbbi Cihazların Elektronik Kullanım Talimatlarına İlişkin Tebliğin 2 nci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Tıbbi cihazı” ibaresi “Cihazı” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“ç) Sabit kurulumlu cihazlar: Bir sağlık kuruluşunun spesifik bir konumuna, bu konumdan taşınamayacak veya araç ve aparatlar kullanılmadan sökülemeyecek şekilde kurulması, sabitlenmesi veya başka bir şekilde korunması amaçlanan ve özellikle gezici sağlık hizmeti veren bir kuruluş bünyesinde kullanılması amaçlanmayan cihazları,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğin 5 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(1) İmalatçılar, kullanım talimatlarının Tıbbi Cihaz Yönetmeliğinin 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında atıfta bulunulan ve profesyonel kullanıcılar tarafından kullanılmak üzere tasarlanmış cihazlara ilişkin olduğu durumlarda, bu talimatları kâğıt yerine elektronik ortamda sağlayabilir.</p>

<p>(2) Profesyonel kullanıcılar tarafından kullanılmak üzere tasarlanmış bir cihazın, meslekten olmayan kişiler tarafından da kullanılacağının makul olarak öngörülebildiği durumlarda, imalatçılar meslekten olmayan kişilere yönelik kullanım talimatlarını kâğıt formunda sağlar.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Tebliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “tıbbi cihazlardaki” ibaresi “cihazlardaki” şeklinde, (ı) bendinde yer alan “kullanıcıya ya da hastaya sunulduğu” ibaresi “sunulduğu” şeklinde değiştirilmiş, (i) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkranın (j) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“j) İmalatçılar (ğ) ve (h) bentlerinde belirtilen süreler boyunca, kullanım talimatlarının yayımlanmış olan tüm elektronik sürümlerini ve bunların yayımlanma tarihlerini internet sitesinde bulundurur veya artık geçerli olmayan sürümler söz konusu olduğunda ise, talep üzerine sunulması için hazır bulundurur.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sabit kurulumlu tıbbi cihazlar” ibaresi “Sabit kurulumlu cihazlar” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Tebliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Uygulanabilir olduğu şekilde, Tıbbi Cihaz Yönetmeliğinin 111 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi veya geçici 1 inci maddesinin on yedinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, mezkur Yönetmeliğin 28 inci maddesinde atıfta bulunulan UDI veri tabanına cihazların kaydının geçerli olduğu tarihten geç olmamak üzere, imalatçı bu maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde atıfta bulunulan internet adresini, Tıbbi Cihaz Yönetmeliğinin Ek VI Kısım B’sinin, 22 numaralı maddesi uyarınca UDI veri tabanına sağlar.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Tebliğin 10 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Tebliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Tebliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 12- (1) Bu Tebliğ;</p>

<p>a) Tıbbi Cihazların Elektronik Kullanım Talimatlarına İlişkin 14/12/2021 tarihli ve (AB) 2021/2226 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>b) (AB) 2021/2226 sayılı Uygulama Tüzüğünü kullanım talimatını elektronik ortamda sunabilen tıbbi cihazlar bakımından tadil eden 25/6/2025 tarihli ve (AB) 2025/1234 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Tebliğ 16/7/2025 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu Başkanı yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tibbi-cihazlarin-elektronik-kullanim-talimatlarina-iliskin-tebligde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="76289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dicle Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dicle-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dicle-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dicle Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 22 Nisan 2026 Tarihli ve 33232 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dicle Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>DİCLE ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/6/2017 tarihli ve 30086 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Dicle Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“u) DUS: Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>ü) VUS: Veteriner Hekimliği Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>v) EUS: Eczacılıkta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “lisans/lisansüstü” ibaresi “lisans ve lisansüstü” olarak değiştirilmiş ve “yurt dışında” ibaresi “KKTC hariç yabancı bir ülkede” ibaresi olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(12) Ana bilim dalları, adayların değerlendirilmelerinde bilim/test, mülâkat, kompozisyon, yetenek sınavı, portfolyo incelemesi ve benzeri değerlendirme şekillerinden birini önerir. Enstitü yönetim kurulu, ana bilim dalı başkanlığının önerisini de dikkate alarak değerlendirme türlerinden en az birine karar verir. Enstitü kontenjanın üç katı kadar adayı yazılı veya sözlü sınava çağırabilir. Başvuruların değerlendirilmesi, ilgili programın ana bilim/ana sanat dalı başkanlığında, ana bilim/ana sanat dalının yetkili kurullarınca önerilen ve ilgili enstitü tarafından onaylanan üç ya da beş öğretim üyesinden oluşan bir jüri tarafından yapılır. Eğitim ve öğretimin tamamen yabancı dille yapıldığı lisansüstü programlarda, adayların değerlendirilmeleri eğitim ve öğretimin yapıldığı dilde yapılır. Değerlendirme sonunda adayın değerlendirme puanı, yapılan sınavların 100 üzerinden tespit edilecek aritmetik ortalaması olarak belirlenir. Ancak yapılan sınavlardan herhangi birine girmeyen öğrenci değerlendirme dışında kalır ve programa kabul edilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Tezli yüksek lisans programı için başarı notu %50 ALES, %30 AGNO/lisans ve varsa %20 yabancı dil puanlarının toplamından, resim-iş eğitiminde ise %50 ALES, %30 portfolyo, %10 AGNO/lisans ve varsa %10 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Güzel sanatlar fakültelerinin ve konservatuvarın enstitülerdeki ana bilim ve ana sanat dallarına öğrenci kabulünde ALES puanı yerine sanatta yetenek sınavı veya portfolyo puanı kullanılır. Değerlendirme sınavlarının yapılması halinde ise, başarı notu %50 ALES, %20 AGNO/lisans, %20 değerlendirme ve %10 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Adayın başarılı sayılması için başarı notunun en az 50/100 olması gerekir. Tezli yüksek lisans programı için başarı notu hesaplama işlemine, varsa lisans birinciliği kontenjanından başlanır. Lisans birinciliği kontenjanından yerleşemeyen adaylar diğer başvurularla birlikte genel sıralamaya dâhil edilir. 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kontenjanlara yerleşen aday olmaması halinde, bu kontenjanlar genel kontenjanlara müracaat eden diğer adaylar için kullanılır.</p>

<p>c) Doktora programı için başarı notu %50 ALES, %20 AGNO/lisans, %10 AGNO/yüksek lisans ve %20 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Lisans mezuniyetleri yüksek lisans olarak sayılanlar için başarı notu %50 ALES/TUS/DUS, %30 AGNO/lisans ve %20 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Temel tıp bilimlerinin doktora programları için başvurularda başarı notu %50 ALES/TUS/DUS/VUS/EUS, %30 AGNO/lisans ve %20 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Değerlendirme sınavlarının yapılması halinde ise, başarı notu %50 ALES, %10 AGNO/lisans, %10 AGNO/yüksek lisans, %20 değerlendirme ve %10 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Lisans mezuniyetleri yüksek lisans olarak sayılanlar için başarı notu %50 ALES, %20 AGNO/lisans, %20 değerlendirme ve %10 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Temel tıp bilimlerinin doktora programları için başvurularda başarı notu %50 ALES/temel tıp, %20 AGNO/lisans, %20 değerlendirme ve %10 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Adayların başarılı sayılabilmesi için en az 60/100 puan almış olmaları gerekir.”</p>

<p>“d) Lisans derecesi ile doktora/sanatta yeterlik programı için başarı notu %50 ALES, %30 AGNO/lisans ve %20 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur. Değerlendirme sınavlarının yapılması halinde ise, başarı notu %50 ALES, %20 AGNO/lisans, %20 değerlendirme ve %10 yabancı dil puanlarının toplamından oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve sekizinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Yatay geçiş kontenjanları ve kontenjanlara başvurabilecek öğrencilerin programları, ana bilim/ana sanat dalı başkanlıklarının görüşü alınarak ilgili enstitü yönetim kurulunun kararıyla belirlenir ve ilân edilir.”</p>

<p>“(5) Bir öğrencinin yatay geçiş başvurusunun kabul edilmesi için, başvuru yapacağı tarihe kadar kayıtlı olduğu derslerden başarılı olması ve AGNO’sunun en az 70/100 olması gerekir.”</p>

<p>“Yatay geçişle gelen öğrencilerin muafiyet işlemlerinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde, tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(3) Aynı bilim/sanat dalında, bilim/sanat dalı olmayan programlar için aynı ana bilim/ana sanat dalında olmak üzere tezsiz yüksek lisans programından, tezli yüksek lisans programına geçiş kontenjanları ilgili ana bilim dalının teklifi, enstitü yönetim kurulunun onayı ile belirlenir ve ilgili döneme ait eğitim-öğretime başlama tarihinden önce ilân edilir. Başvuruda bulunacak öğrencinin tezli yüksek lisans programının asgari koşullarını sağlaması, aldığı tüm dersleri başarı ile tamamlaması ve AGNO’sunun en az 90/100 olması gerekir. Başvurular, ilgili ana bilim/ana sanat dalı tarafından onaylanır ve ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile kesinleşir. Kontenjan belirlenmesi durumunda ise tezli yüksek lisans programına öğrenci kabulündeki değerlendirmeye göre yapılır. Tezsiz yüksek lisans programında alınan derslerden ilgili ana bilim/ana sanat dalı tarafından uygun görülenler ilgili enstitü yönetim kurulu kararı ile tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Kesin kayıt işlemi, ilânda belirtilen süreler dâhilinde ve belirtildiği şekilde yapılır. Süresi içerisinde kesin kaydını yaptırmayan adaylar kayıt haklarını kaybederler. Bu adayların yerine yedek listedeki adaylar sırasıyla ilân edilerek kayıt hakkı kazanırlar. Ayrıca, ilgili döneme ait eğitim-öğretime başlama tarihine kadar kontenjanlarda boşluk kalması durumunda veya kesin kayıt işlemini yaptıktan sonra kaydını sildirenlerin yerine başvuruda bulunan ve başvurusu uygun görülen adaylar arasından yerleştirme yapılabilecektir. İlânları ve bu ilânlara ilişkin otomasyondaki başvuru süreci dâhil olmak üzere güncellemeleri takip etme sorumluluğu adaylara aittir. Kayıtlar enstitü yönetim kurulu kararı ile kesinleşir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrası ve ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Ders muafiyet başvuruları ilk kayıt tarihinden başlayarak, ilgili döneme ait eğitim-öğretim başlama tarihinden en az beş iş günü öncesine kadar öğrencinin kendisine ait öğrenci otomasyonu sayfasından yapılır. Kayıt yaptırdığı dönemde muafiyet başvurusunu yapamayan öğrenci ise bir defaya mahsus olmak üzere sonraki eğitim-öğretim döneminde belirlenen takvim dâhilinde belirtilen şekilde başvuru yapabilir.”</p>

<p>“Yatay geçişle gelen öğrenciler hariç olmak üzere muafiyet talep edilen ders/derslerin toplam kredisi ilgili programın mezuniyet koşulu için gerekli olan ulusal kredinin %50’sini geçemez.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Öğrenimine ara vermek isteyen öğrenci, ilgili döneme ait eğitim-öğretime başlama tarihinden önce akademik takvimde belirlenen tarihler arasında kendisine ait öğrenci otomasyonu sayfasında başvuruda bulunur ve başvurusunun enstitü yönetim kurulu tarafından uygun görülmesi durumunda öğrencinin öğrenimine ara verilir. Ancak, öğrenciden kaynaklanmayan nedenlerle, öngörülen süre içinde başvuruda bulunamayan ya da sonradan ortaya çıkan durumlar sebebiyle, öğrencinin mazeretini belirten belgelerin düzenlenme tarihinden en geç beş iş günü içinde ilgili enstitü müdürlüğüne teslim edilmesi ve talebin enstitü yönetim kurulu tarafından uygun görülmesi durumunda dönem içinde de öğrenci öğrenimine ara verebilir. Bu durumda öğrenci aktif dönem derslerini hiç almamış sayılır.”</p>

<p>“(7) Doğum yapan lisansüstü öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir ve verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin birinci fıkrası ve ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Kaydını silmek isteyen öğrenci, kendisine ait öğrenci otomasyonu sayfasından veya dilekçeyle ilgili enstitü müdürlüğüne başvuruda bulunur.”</p>

<p>“Öğrencilerin yazılı veya dijital olarak kayıtlarının silinmesini istemeleri dışında, aşağıda belirtilen hallerde ilgili enstitü yönetim kurullarının kararı ile de kayıtları silinir:”</p>

<p>“(6) Kendi isteğiyle kaydını sildiren öğrencinin, kayıt sildirdiği günden sonraki ilk iş günü mesai bitimine kadar yazılı başvuru yapması halinde bir defaya mahsus olmak üzere kaydı yeniden yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dördüncü ve dokuzuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Tezli yüksek lisans ve doktora programına kayıtlı öğrenci bir yarıyılda en fazla 45 AKTS, tezsiz yüksek lisans programı öğrencisi ise en fazla 60 AKTS’lik ders alabilir.”</p>

<p>“(4) Bir yarıyılda hangi lisansüstü derslerin açılacağı ve bu derslerin doktora veya eş değeri lisansüstü eğitim mezunu hangi öğretim elemanları ile 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılar tarafından verileceği, ilgili enstitü ana bilim/ana sanat dalları başkanlarının önerileri üzerine enstitü yönetim kurulu tarafından belirlenir.”</p>

<p>“(9) Bilimsel araştırma teknikleri ve yayın etiği konularını içeren bir dersin lisansüstü eğitimde en az bir defa alınması zorunludur. Daha evvel mezun olduğu herhangi bir lisansüstü programda bu dersi başaran öğrenci, bu Yönetmelikle belirlenen asgari kredili ders ve kredi yükünü programdaki alan dersleri ile tamamlar, söz konusu dersi alamaz ve muafiyet talebinde bulunamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve sekizinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Tezli yüksek lisans programında tez danışmanı, Üniversite kadrosunda bulunan ve doktorası veya doçentliği ilgili alandan olan ve en az iki yarıyıl süreyle bir yükseköğretim programında ders vermiş öğretim üyeleri arasından atanır. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve enstitü yönetim kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde enstitü yönetim kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(4) Doktora programında tez danışmanı, Üniversite kadrosunda bulunan ve doktorası veya doçentliği ilgili alandan olan, en az iki yarıyıl süreyle bir yükseköğretim programında ders vermiş olan öğretim üyeleri arasından atanır. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve enstitü yönetim kurulunun kararı şarttır. Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde enstitü yönetim kurulu tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Diş hekimliği, eczacılık, tıp ve veteriner fakülteleri ana bilim dalları hariç, doktora programlarında öğretim üyelerinin tez yönetebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olması gerekir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(5) Ana bilim/ana sanat dalı başkanlığı, her öğrenci için danışmanlık yapacak Üniversite kadrosunda bulunan, ders ve uygulama seçimi ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların yürütülmesi için bir danışman ve öğrencinin birlikte belirleyeceği tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmaların konusu ve başlığı enstitüye önerilir ve bu öneri enstitü yönetim kurulu kararı ile kesinleşir. Sanatta yeterlik çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda ikinci tez danışmanı atanabilir. Sanatta yeterlik programlarında tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar yönetilebilmesi için, başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetmiş olmak gerekir. İkinci tez danışmanı Üniversite kadrosu dışından da doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip kişilerden olabilir.”</p>

<p>“Yüksek lisans ve doktora programlarında, en az doktora derecesine sahip öğretim elemanı, kredili derslerden toplamda en fazla 2 ders açabilir ve tezli yüksek lisans ve doktora için en fazla on dört danışmanlık, tezsiz yüksek lisans programları için ise tezli yüksek lisans ve doktora programları hariç en fazla on altı danışmanlık üstlenebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde yer alan “10” ibaresi “30” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dokuzuncu fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “başarı notlarının” ibaresinden sonra gelmek üzere “AKTS” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Öğrencilerin ders başarı düzeyleri, dersin özelliğine göre düzenlenen yarıyıl içi tamamlayıcı faaliyetler veya uygulamalar ve yarıyıl sonu sınavları ile ölçülür. Bir dersin yarıyıl içi değerlendirmesinde, en az bir ara sınav ve o dersin bilgi paketlerinde tanımlanan ve oranları belirtilen diğer etkinlikler dikkate alınır. Ara sınavın ders başarı notuna etkisi %30, yarıyıl sonu sınavının ise %70’tir.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tezsiz yüksek lisans programı toplam 30 ulusal krediden ve 90 AKTS’den az olmamak kaydıyla en az on ders ile yarıyıl projesi dersinden oluşur. Yarıyıl projesinin ulusal kredisi 0 olup, AKTS kredisi 30’dur.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Lisans düzeyindeki devam koşulları geçerli olmak üzere seçilen lisans derslerinden alınan notlar, lisans öğrencileri ile aynı ölçütlere göre değerlendirilir. Ancak bu öğrencilerin başarı koşulları, lisansüstü programdaki başarı değerlendirme ölçütlerine göre belirlenir. Ayrıca enstitü ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve enstitü yönetim kurulu onayı ile diğer eş değer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla her biri en az 6 AKTS değerinde olan 2 ders seçilebilir. Ancak, bir AKTS değerinde düşük olan derslerin alınıp alınmaması enstitü yönetim kurulunca kararlaştırılır. Diğer yükseköğretim kurumlarından alınacak derslerin Üniversitenin öğretim programlarında açılmamış olması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> Aynı Yönetmeliğin 61 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 61- (1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemlerinde, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Dicle Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dicle-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="77249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Inverse Fallacy]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-inverse-fallacy-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-inverse-fallacy-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu çalışma, ceza muhakemesinde olasılıksal delillerin değerlendirilmesi sırasında ortaya çıkan <strong>inverse fallacy</strong> sorununu, <strong>Hibrit Kopuş Savunması</strong> perspektifinden ele almaktadır. Inverse fallacy, en yalın biçimiyle, delilin belirli bir hipotez altında görülme olasılığı ile hipotezin delil karşısındaki doğruluk olasılığının birbirine karıştırılmasıdır. Ceza muhakemesinde bu hata, özellikle DNA bulguları, dijital izler, iletişim kayıtları, teknik bilirkişi raporları ve profil temelli değerlendirmelerde görünür hale gelmektedir. Böyle durumlarda mahkeme, delilin sınırlı açıklayıcı gücünü doğrudan suçluluğun güçlü göstergesi gibi okuyabilmekte; böylece olasılık dili, fark edilmeden kesinlik diline dönüşebilmektedir.</p>

<p>Makale, inverse fallacy’nin yalnızca teknik bir mantık yanlışı olmadığını, aynı zamanda yargısal kanaatin oluşumunu etkileyen epistemik bir sapma olduğunu ileri sürmektedir. Özellikle dosya merkezli ceza muhakemesinde, hâkimin önceden oluşmuş kanaati, bilimsel veya teknik görünümlü deliller aracılığıyla güç kazanabilmektedir. Bu nedenle inverse fallacy, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesini zedeleyen görünmez bir muhakeme hatası olarak değerlendirilmelidir. Çalışmada ayrıca, Hibrit Kopuş Savunması’nın dereceli müdahale modeli çerçevesinde, müdafinin bu hataya karşı nasıl stratejik bir savunma geliştirebileceği tartışılmaktadır. Sonuç olarak inverse fallacy, ceza muhakemesinde yalnızca olasılığın yanlış okunması değil; savunmanın müdahale etmesi gereken yapısal bir karar verme problemidir.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde bazı akıl yürütme hataları, açık bir hukuka aykırılık gibi görünmez; buna rağmen hükmün kuruluşunu derinden etkiler. <strong>Inverse fallacy</strong> bunlardan biridir. En yalın biçimiyle bu hata, <strong>delilin belirli bir hipotez altında görülme olasılığı</strong> ile <strong>hipotezin delil karşısındaki doğruluk olasılığını</strong> birbirine karıştırmaktan doğar. Başka bir ifadeyle, “sanık masum ise bu bulgunun ortaya çıkma ihtimali düşüktür” önermesi, fark edilmeden “öyleyse bu bulgu karşısında sanığın masum olma ihtimali de düşüktür” sonucuna çevrilir. Oysa bu iki önerme mantıksal olarak aynı şey değildir. İstatistik ve hukuk literatürü, bu hatayı çoğu zaman <strong>“prosecutor’s fallacy”</strong> ya da <strong>“transposed conditional”</strong> olarak tanımlar ve özellikle DNA, eşleşme, profil, frekans, olasılık ve benzerlik diliyle kurulan adli delillerde tehlikeli bulur.</p>

<p>Bu sorun, ceza muhakemesinde yalnızca teknik bir istatistik yanlışı değildir. Çünkü mahkeme, çoğu zaman delili çıplak matematiksel bir nesne olarak değil, önceden oluşmuş kanaatle birlikte okur. Böylece inverse fallacy, sadece bir olasılık hatası olmaktan çıkar; <strong>prematüre kanaatin bilimsel görünüşlü meşrulaştırma aracına</strong> dönüşür. Özellikle bilirkişi raporlarında, HTS değerlendirmelerinde, dijital materyal eşleşmelerinde, biyolojik bulgularda, kamera görüntüsü benzerliklerinde ve davranışsal profil çıkarımlarında, delilin suçluluk yönünde fazladan “çekilmesi” tehlikesi ortaya çıkar. Royal Society’nin mahkemeler için hazırladığı istatistik rehberi de, delilin olasılığı ile suçluluğun olasılığının birbirine karıştırılmasının mahkemeyi yanıltabileceğini açıkça vurgular.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden bakıldığında inverse fallacy, savunmanın karşısına çıkan sıradan bir teknik kusur değildir. Bu hata, ceza yargılamasında <strong>hakimin zihinsel konfor alanını</strong> güçlendiren, dosya merkezli muhakemenin içindeki görünmez sıçrama noktalarından biridir. Bu nedenle müdafi, yalnızca “istatistik yanlış anlaşılmıştır” demekle yetinemez; hatanın nasıl çalıştığını, hangi noktada hükme sızdığını ve buna karşı hangi derecede müdahale gerektiğini de belirlemelidir. Bu makalede inverse fallacy önce kavramsal düzeyde açıklanacak, ardından ceza muhakemesindeki görünüm biçimleri incelenecek, sonrasında ise Hibrit Kopuş Savunması çerçevesinde bu hataya karşı geliştirilebilecek dereceli savunma stratejileri ortaya konulacaktır.</p>

<p><strong>I. Inverse Fallacy’nin Kavramsal Çerçevesi</strong></p>

<p>Inverse fallacy, en genel anlamıyla, <strong>koşullu olasılığın ters çevrilmesi</strong>dir. Bir olayın başka bir olay altında gerçekleşme ihtimali ile, ikinci olayın birinci olay karşısındaki ihtimali birbirinden farklıdır. Ceza muhakemesi bağlamında hata genellikle şu biçimde görünür: “Bu DNA eşleşmesinin rastlantısal ortaya çıkma ihtimali milyonda birdir” denildiğinde, bu ifade bazen “öyleyse sanığın masum olma ihtimali de milyonda birdir” şeklinde anlaşılır. Oysa ilk önerme, <strong>delilin masumiyet hipotezi altındaki görünme sıklığına</strong> ilişkindir; ikinci önerme ise <strong>sanığın masumiyetinin, bu delil ışığında ne kadar muhtemel olduğuna</strong> ilişkindir. Aradaki fark, hukuki kaderi belirleyecek kadar büyüktür. Royal Society ve adli istatistik literatürü, bu yanlış dönüşümü klasik bir muhakeme hatası olarak tanımlar.</p>

<p>Bu noktada özellikle <strong>likelihood ratio</strong> ile <strong>posterior probability</strong> arasındaki ayrımı korumak gerekir. Adli bilim uzmanı çoğu zaman delilin iki rakip hipotez altında ne kadar beklenir olduğunu söyleyebilir; fakat bu, sanığın kesin olarak suçlu ya da masum olduğuna dair nihai bir olasılık hesabı verdiği anlamına gelmez. Güncel literatür de, uzmanların delilin gücünü çoğunlukla likelihood ratio üzerinden ifade etmesi gerektiğini, fakat mahkemelerin bunu kolayca nihai suçluluk olasılığına dönüştürme eğiliminde olabildiğini belirtir.</p>

<p>Bu nedenle inverse fallacy’nin özü, yalnızca matematiksel bir hata değildir; aynı zamanda <strong>rol karmaşasıdır</strong>. Uzman, delilin kuvvetini anlatır; mahkeme ise delilin tüm dosya içindeki yerini değerlendirir. Uzmanın söylediği şey ile mahkemenin çıkardığı sonuç arasındaki sınır silinince, teknik ifade hükmün yerine geçmeye başlar. İşte ceza muhakemesinde asıl tehlike burada doğar.</p>

<p><strong>II. Ceza Muhakemesinde Inverse Fallacy’nin Başlıca Görünüm Biçimleri</strong></p>

<p>Inverse fallacy, uygulamada çoğu zaman açık bir formül halinde görünmez. Daha çok, rapor dili, duruşma söylemi ve gerekçedeki cümle yapıları içinde gizlenir.</p>

<p>İlk ve en klasik görünüm, <strong>DNA ve biyolojik deliller</strong> alanındadır. “Bu profilin rastlantısal eşleşme ihtimali çok düşüktür” cümlesi, kolaylıkla “sanığın suçsuz olma ihtimali çok düşüktür” sonucuna dönüştürülebilir. Oysa DNA eşleşmesi delilin belirli bir kişiyle uyumunu gösterir; bu uyumun otomatik olarak faillik sonucuna çevrilmesi başka öncüller gerektirir. Royal Society’nin adli DNA rehberi de, eşleşme olasılığının doğrudan masumiyet ihtimali gibi sunulmasının hatalı olduğunu açıkça belirtir.</p>

<p>İkinci görünüm, <strong>HTS, baz istasyonu ve konum verileri</strong> gibi dijital-olasılıksal delillerdedir. Bir kişinin belli bir baz istasyonundan sinyal vermesi, o kişinin mutlaka olay yerinde olduğunu göstermez; sadece belirli bir teknik ilişkiyi gösterir. Fakat uygulamada bu teknik ilişki, bazen doğrudan mekânsal kesinliğe dönüştürülür. Böylece “bu veri sanığın olay yerine yakın olduğunu gösterebilir” ifadesi, “sanık olay yerindeydi” sonucuna çekilir.</p>

<p>Üçüncü görünüm, <strong>dijital materyal ve cihaz eşleşmeleri</strong>ndedir. Bir IP kaydı, cihaz izi, kullanıcı deseni ya da veri kümesi benzerliği, belirli bir hipotez lehine delil değeri taşıyabilir; ancak bu değer, failin kimliğini tek başına kesinleştirmez. Özellikle çok kullanıcılı cihazlar, ortak ağlar, başkası tarafından erişim ihtimali, veri manipülasyonu ve bağlam eksikliği gibi unsurlar göz ardı edildiğinde inverse fallacy devreye girer.</p>

<p>Dördüncü görünüm, <strong>profil ve tipiklik delilleri</strong>ndedir. Kimi zaman belirli davranış kalıpları, örgütsel iletişim örüntüleri veya fail profilini andıran benzerlikler, doğrudan kişiye bağlanır. Oysa bir profile benzemek ile o profilin faili olmak aynı şey değildir. <strong>Nadirlik</strong>, tek başına <strong>aidiyet</strong> anlamına gelmez.</p>

<p>Beşinci görünüm, <strong>bilirkişi raporlarının dilinde</strong> ortaya çıkar. Özellikle teknik uzmanlık alanlarında, raporun dikkatli yazılmış bölümleri ile duruşmada veya kararda yapılan sadeleştirmeler arasında kopma yaşanır. Literatür, mahkemelerin ve hatta uzman olmayan hukuk aktörlerinin olasılıksal dili yanlış okuyabildiğini, bunun da hem prosecutor’s fallacy’ye hem de aşırı/eksik değerleme hatalarına yol açabildiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>III. Inverse Fallacy’nin Yargısal Psikolojisi</strong></p>

<p>Inverse fallacy’nin bu kadar etkili olmasının sebebi, sadece mantık kurallarının ihlali değildir. Bu hata, aynı zamanda insan zihninin <strong>kesinlik arzusuna</strong> hitap eder. Sayı, oran ve olasılık dili; belirsiz bir olguyu sanki netleşmiş gibi gösterir. Hakim veya savcı, “milyonda bir” ifadesiyle karşılaştığında, çoğu zaman bu ifadenin hangi soruya cevap verdiğini değil, taşıdığı güçlü ikna etkisini algılar. Böylece sayı, düşüncenin yerine geçer.</p>

<p>Burada özellikle <strong>prematüre kanaat</strong> belirleyicidir. Hakim dosyayı önceden okumuş, sanık hakkında bir ilk izlenim oluşturmuş ve sonra duruşmada gelen teknik delili bu izlenimi destekleyen bir doğrulama olarak algılamış olabilir. Bu durumda inverse fallacy, hatalı bir hesap değil; mevcut kanaatin mantık kılığına bürünmesidir.</p>

<p>Buna bir de kurumsal güven etkisi eklenir. Bilirkişi raporu, laboratuvar çıktısı veya teknik inceleme, mahkeme nezdinde çoğu zaman sıradan bir beyan değil, “tarafsız bilim” görüntüsü taşır. Oysa bilimsel görünüm, muhakeme sıçramasını ortadan kaldırmaz. Tam tersine, bazen onu görünmez hale getirir. Delilin gerçekten ne söylediği ile kararda ona ne söyletildiği arasındaki fark, bu nedenle savunma tarafından özellikle açığa çıkarılmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Inverse Fallacy</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bakımından inverse fallacy’ye verilecek cevap, tek tip değildir. Müdahalenin derecesi; mahkemenin açıklık düzeyine, bilirkişi raporunun niteliğine, dosyada başka hangi delillerin bulunduğuna ve yanlış akıl yürütmenin hükmün merkezinde mi yoksa çevresinde mi olduğuna göre değişir.</p>

<p><strong>1. Tam Uyum Düzeyi: Teknik Düzeltme</strong></p>

<p>İlk düzeyde müdafi, çatışma üretmeden kavramsal ayrımı görünür kılar. Amaç, mahkemeyi utandırmak değil; yanlışı nazikçe düzeltmektir. Burada kullanılabilecek dil şudur:<br />
“Bu rapor, sanığın suçlu olma ihtimalini değil, gözlenen bulgunun belirli bir varsayım altında ne ölçüde beklenir olduğunu göstermektedir.” Bu düzeyde savunma, hâkimin zihinsel direncini tetiklemeden doğru kategoriyi hatırlatır.</p>

<p><strong>2. Mikro Müdahale Düzeyi: Soruyu Değiştirme</strong></p>

<p>İkinci düzeyde müdafi, bilirkişiye veya mahkemeye şu ayrımı açıkça sordurur:<br />
“Raporunuz sanığın fail olduğunu mu söylüyor, yoksa sadece bu bulgunun belirli bir hipotez altında daha beklenir olduğunu mu?” Bu soru, inverse fallacy’nin merkezini hedef alır. Çünkü hata çoğu zaman cevaptan değil, yanlış sorudan doğar.</p>

<p><strong>3. Kontrollü Kopuş Düzeyi: Tutanakta Akıl Yürütme Hatasını Sabitleme</strong></p>

<p>Üçüncü düzeyde savunma artık teknik açıklamayla yetinmez; hatalı muhakemenin tutanağa geçirilmesini ister. Örneğin şu itiraz yapılabilir:<br />
“Mahkeme ve iddia makamı, eşleşme olasılığını doğrudan suçluluk sonucuna çevirmektedir. Oysa rapor, delilin açıklayıcı gücü hakkında sınırlı bilgi vermekte; faillik sonucunu tek başına temellendirmemektedir.” Burada amaç, sadece duruşmayı etkilemek değil, aynı zamanda istinaf ve temyiz için muhakeme kusurunu kayıt altına almaktır.</p>

<p><strong>4. Stratejik Çatışma Düzeyi: Bilimsel Görünümlü Kanaat Eleştirisi</strong></p>

<p>Dördüncü düzeyde müdafi, artık yanlışı münferit değil yapısal bir sorun olarak teşhir eder. Şöyle denebilir:<br />
“Dosyada teknik delil, hukuken taşıyabileceğinden daha büyük bir yükle kullanılmaktadır. Bilimsel görünüşlü bu değerlendirme, aslında eksik öncüller üzerinden kurulmuş bir kanaat sıçramasıdır.” Bu düzey, mahkemenin delili kullanma tarzını sorgular.</p>

<p><strong>5. Radikal Kopuş Düzeyi: Yargılamanın Epistemik Meşruiyetini Tartışma</strong></p>

<p>Beşinci düzeyde inverse fallacy, artık sadece bir delil hatası değil; <strong>adil yargılanma ve gerekçeli karar</strong> sorununa dönüşür. Burada savunma, mahkemenin belirsizliği bastırarak olasılığı kesinlik gibi kullandığını, bunun da şüpheden sanık yararlanır ilkesini içeriden aşındırdığını ileri sürebilir. Böylece hata, epistemik bir kusurdan anayasal bir probleme yükseltilir.</p>

<p><strong>V. Müdafi İçin Pratik Savunma Araçları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Inverse fallacy’ye karşı en etkili savunma, soyut matematik dersi vermek değil; yanlış akıl yürütmeyi sadeleştirmektir. Müdafi şu cümleleri stratejik biçimde kullanabilir:</p>

<p>“Bu delil, suçluluğu değil; yalnızca belirli bir açıklamanın diğerine göre daha uyumlu görünebileceğini göstermektedir.”</p>

<p>“Rastlantısal eşleşmenin düşük olması, masumiyet ihtimalinin aynı ölçüde düşük olduğu anlamına gelmez.”</p>

<p>“Delilin kuvveti ile hükmün kesinliği aynı şey değildir.”</p>

<p>“Uzmanın alanı delilin değerini açıklamaktır; sanığın suçluluğuna karar vermek mahkemenin işidir.”</p>

<p>“Mahkeme, delilden sonuca geçerken kullandığı ara öncülleri açıkça göstermelidir; aksi halde gerekçe görünüşte bilimsel, özünde ise sezgisel kalır.”</p>

<p>Bu araçların önemi, yalnızca beraat ihtimalini artırmalarında değildir. Bunlar aynı zamanda, mahkemenin delil karşısında hangi düşünsel sıçramaları yaptığını görünür kılar. Hibrit Kopuş Savunması’nın özü de tam olarak budur: savunma, yalnızca karşı tez ileri sürmez; <strong>kararın görünmeyen mantığını görünür hale getirir</strong>.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Inverse fallacy, ceza muhakemesinde özellikle teknik ve olasılıksal delillerin yorumunda ortaya çıkan, fakat etkisi yalnızca teknik olmayan bir muhakeme hatasıdır. Bu hata, delilin belirli bir hipotez altındaki görülme ihtimali ile, o hipotezin delil karşısındaki doğruluk ihtimalini birbirine karıştırır. Böylece delil, gerçek probatif sınırlarını aşarak hükmün taşıyıcısına dönüşebilir. Bilimsel görünüş, bu yanlışı bazen daha da tehlikeli hale getirir; çünkü mahkeme, kendi sezgisel sıçramasını nesnel bilgi sanabilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden inverse fallacy, sıradan bir teknik yanlış değil; savunmanın müdahale etmesi gereken bir <strong>yargısal konfor alanıdır</strong>. Müdafi burada yalnızca istatistiksel doğruluğu savunmaz; aynı zamanda mahkemenin belirsizliği nasıl bastırdığını, olasılığı nasıl kesinlik gibi kullandığını ve bu süreçte şüpheden sanık yararlanır ilkesini nasıl zayıflattığını da gösterir. Bu nedenle inverse fallacy’ye karşı savunma, kimi dosyada nazik bir kavramsal düzeltme; kimi dosyada ise hükmün epistemik temelini sarsan güçlü bir kopuş müdahalesi olabilir.</p>

<p>Son tahlilde inverse fallacy, ceza muhakemesinde hakikati değil, çoğu zaman <strong>hakikat görüntüsünü</strong> üretir. Hibrit Kopuş Savunması ise bu görüntünün arkasındaki düşünsel mekanizmayı açığa çıkaran savunma sanatıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-inverse-fallacy-1</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1a.jpg" type="image/jpeg" length="76373"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Boşanma konusunda önemli değişiklikler yapacağız"]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-konusunda-onemli-degisiklikler-yapacagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-konusunda-onemli-degisiklikler-yapacagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Boşanma davası 8 yıl sürüyor. 10 yıl soran boşanma davası var. Biz sorunları yerinden tespit ediyoruz. Yaptığımız bir çalışma var. Yargının hızlandırılması için adımları atıyoruz. Nafaka konusunda düzenleme yapmayı düşünüyoruz. Süresiz nafaka konusu olmamalı." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, CNN Türk Tarafsız Bölge Özel programında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtladı. Gürlek, Gülistan Doku'nun ölümüne ilişkin soruşturmada gelinen son nokta, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırından sonra yapılacak kanuni düzenlemeler ve faili meçhul olaylarla ilgili kurulan özel birime ilişkin açıklamalar yaptı.</p>

<p><i>Bakan Gürlek'in açıklamaları şöyle:</i></p>

<p><strong>GÜLİSTAN DOKU SORUŞTURMASI</strong></p>

<p>"Toplumu yaralayan bazı olaylar var. Bazı simge isimler var. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş gibi. Başsavcımız 2025 yılında hareketlenme olduğunu söyledi. 2025 yılında ihbar geliyor. Gizli tanık dinleniyor. Dosyada takipsizlik kararı verilse bile iddia makamı yeni delil varsa o dosyayı açar. Yeni delil var.</p>

<p>Tanığın anlattığıyla deliller örtüşüyor. Mezar yerini söyledi. Oradan da örnek alındı. Silah da beraberinde gömülmüş. Silah toprakta oksitlenme yapıyor. Tanığın anlattığı ile deliller örtüşünde rapor oluşturuluyor. Soruşturma aşamasında itirafçılar da oluyor. Polis memurunun vali ile ilgili söyledikleri de dosyaya girdi. Evre evre gelişen bir şey var. Kırmızı bülten çıkardık Umut Altaş'la birlikte. Abisini ve avukatına beyanlarda bulundu. Ama bizzat beyanlarda bulunması lazım."</p>

<p><strong>"UMUT ALTAŞ'IN VİCDANI RAHATSIZLIĞI VAR"</strong></p>

<p>"Kızcağımızın bir mezarı var ise onu ortaya çıkarmak tek amacımız. Ailenin de gidip dua etmesini istiyoruz. Tek isteğimiz bu. Bir de suçluların cezasını alması. Hukukta 'siyasetçiye, valiye, belediye başkanına' bakılmaz. Savcılık ince bir işlik yaptı. Özel bir ekipte kuruldu. Gizli tanığın beyanıyla deliller örtüşüyor. Gerçekten gizli tanığın söylediği yerde ceset varmış. 'Ceset yoksa cinayet yoktur' diye bir algı var. Böyle bir şey yok. Buna dair birçok karar var. 2 delil var. Sim kartın aileden alınarak özel siber polisine gönderilerek verilerin silinmesi ve hastane kayıtların silinmesi var. Delilleri karartma suç isnattı olur herhalde. Bizim ceza işleri genel müdürlüğümüz var. Bir ekip kurduk. Soruşturmayı başsavcılık yapar. Dosyalara bu ekipteki arkadaşlar farklı bir gözle bakıyor. Elbette soruşturmayı yapan ilgili savcılık. Biz soruşturma makamı değiliz. Savcılığın yerine geçip karar teyit etmiyoruz. Bizim özel ekibimiz sadece teknik bilgi veriyor. Tekrar altını çizmek istiyorum. Soruşturmayı biz yürütmüyoruz. Umut Altaş yasal yolla ABD'ye gidiyor ve oturum alıyor. Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkardık ve iade talebinde bulunduk. Umut Altaş, Gülistan ile arkadaş. Altaş'ın sürekli bir rahatsızlığı var. Vicdani rahatsızlığı var."</p>

<p><strong>ESKİ TUNCELİ VALİSİNİN TUTUKLANMASI</strong></p>

<p>"Kamu görevlileri bakımından bir yargılama soruşturma usulü var. Kaymakam ve valiler hakkında soruşturma yapma makamı, suç yerine en yakın ağır ceza merkezinin bulunduğu başsavcılık. Burada suç yeri Tunceli biliyorsunuz. Tunceli'ye en yakın ağır ceza merkezi Erzurum olduğu için Erzurum başsavcılığı tarafından yapılıyor. Bu kanunda yazan bir madde özel bir düzenleme."</p>

<p><strong>"MAHKEME SALONUNDA SİYASET YAPILMAZ"</strong></p>

<p>"Bakan olduktan sonra muhalefet partilerinden ziyaret eden olmadı. Adalet duygusuna kimin ihtiyacı varsa onun yanındayım. Vatandaşlarımız da kolay ulaşabiliyor. İmamoğlu davasında yargılama yapılıyor. 407 sanık hakkında yargılama yapılıyor. İddianameyi düzenledik. Artık mahkemenin takdiri. 143 eylem hakkında isnat yapılmıştı. Mahkeme sanıkların ve avukatların savunması yapılıyor. Mahkeme salonunda siyaset yapılmaz. Selamlama konuşması gündeme gelmişti. Böyle bir usul yol. Hakimler buradaki siyasi tartışmalara göre karar vermezler. Maddi deliller var. MASAK raporları var. İtirafçı beyanları var. HTS kayıtları var. Dosyadaki delilere bakmak lazım. Burada siyasi savunma yapmak yerine delillere göre savunma yapmak lazım. Burada parti önemli değildir. Dolandırıcılık yolsuzluk var mı ona bakılır. AK Parti ya da CHP diye bir şey yok. Olgunlaşmış soruşturma olursa yapılır. Savcılık A partisi B partisi diye hareket etmez. Dosyanın kapağındaki isimler anlam ifade etmez. Dosyadaki delillere bakar savcılık. Hakkında işlem yapılan başkan sayısı 30. Bu sayı Cumhur İttifakı belediyeli sayısı. Mahkumiyet verilen başkan sayısı 13."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"BOŞANMA KONUSUNDA ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER YAPACAĞIZ"</strong></p>

<p>"Meslektaşlarımla çok sık görüşüyorum. Boşanma davası 8 yıl sürüyor. 10 yıl soran boşanma davası var. Biz sorunları yerinden tespit ediyoruz. Yaptığımız bir çalışma var. Yargının hızlandırılması için adımları atıyoruz. Kira davaları var. Boşanma davaları var. Hangi davanın ne kadar sürede karara bağlanacağı bellidir. Hedef süre var. Hakimlerimiz bazen savsaklıyor. Kira davasının süresi belli, 6 ay. Eğer bu sürede karara bağlanmazsa biz hakime soracağız. Bazı davaların uzun sürdüğünü tespit ettik. Ortalama bir boşanma davası bin 300 gün sürüyor. Boşanma konusunda önemli değişiklikler yapacağız. Aile birliğinin bitiğine dair karar vermişse karar verebilecek. Maddi manevi boyut sonraya bırakılacak. Ama boşanma olmuş olacak."</p>

<p><strong>"SÜRESİZ NAFAKA KONUSU OLMAMALI"</strong></p>

<p>"Nafaka konusunda düzenleme yapmayı düşünüyoruz. Geniş katılım olmalı. Hassasiyet gerektiren bir konu. Süresiz nafaka konusu olmamalı. Şuanda çalışıyoruz. Fikir teatisi ediyoruz ama olgunlaşmadı."</p>

<p><strong>YASA DIŞI BAHİS, SANAL KUMAR VE UYUŞTURUCU SORUŞTURMALARI</strong></p>

<p>"Yasa dışı bahis, sanal kumar ve uyuşturucu kanayan yaramız. Bu konularda sonuna kadar gidilecek. Şubat ve Mart ayı içerisinde bin 516 tane operasyon yapıldı. 15 bin 306 şüpheli hakkında işlem yapıldı. 4 bin 873 şüpheli tutuklandı. Yasa dışı bahis suç değil kabahat. Bir düzenleme yapılmalı. Suça dönüştürülmesi lazım. Ceza verilmesi lazım. Oynayan için suç değil ama yer sağlayan oynatan için suç. Bunların sistemlerini öğrendik. Yöntemleri var. Şuan oynayana sadece para cezası veriliyor."</p>

<p><strong>"SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VAR"</strong></p>

<p>"Sokak çeteleri ile ilgili çalışmalar yapıldı. Operasyonlar yapılıyor. Suça sürüklenen çocuklar var. Mecliste komisyon kuruldu. Mağdur ailelerle de toplantı yaptım. Suça sürüklenen çocuklarda verilen cezalarda vicdanların yaralandığını gördük. Bu cezalara artıracağız. Çocukları kullananlar hakkındaki cezalar da artırıldı. Suça sürüklenen çocuk hakkındaki cezalar artırılacak."</p>

<p><strong>OKUL BASKINLARI</strong></p>

<p>"Kahramanmaraş'taki olayda baba tutuklandı. Anne de sorguya sevk edildi. Bu çocuk sorunlu bir çocuk. Rehber öğretmenimiz çocuğun acilen psikoloğa gitmesi gerektiğini söylemiş. Çocuk götürülmemiş. Ebeveynlerin ihmali var. 5 tane silah çıktı evden. Ruhsatlı silahların nasıl saklanması gerektiğine dair düzenleme yapılması lazım. Ruhsatlı silahların evde belirli şartlarda saklanması lazım. Babanın güvenli bir yerde koruması gerekiyordu."</p>

<p><strong>SANAL MEDYADA 15 YAŞ SINIRI</strong></p>

<p>"Meclis'te Aile Bakanlığımızın 15 yaşını doldurmamış için çocuklar yaptığı bir düzenleme var. Sosyal medya hesabı kullanmak isteyen kişi TC kimlik numarası ile girecek. e-Devlet'ten üzerinden doğrulama kodu alınacak ve bununla sosyal medyaya girilecek. 'Nick name'le de hesap kurulabilir ama TC vermeniz gerekecek. Katalog suçlar belli. Bunları oluşturduk. Bunlar o hesabın olduğu platforma iletilecek ve suç işlendiyse bilgiler istenecek."</p>

<p><strong>KIRMIZI BÜLTEN</strong></p>

<p>"FETÖ ve diğer suçlular hakkında kırmızı bülten çıkarıyoruz ve iade talep ediyoruz. Suçluların iadesi anlaşması var. Bazı ülkeler buna uymuyor. Delilleri gönderiyoruz. Tekrar tekrar istiyoruz. Yeni delil ortaya çıkınca yine gönderip iadesini talep ediyoruz. Bu süreci de yakından takip ediyoruz."</p>

<p><strong>"HAKİM VE SAVCILAR SUÇTAN MUAF DEĞİLDİR"</strong></p>

<p>"Ben uygulamadan geldim. Hakimlik ve savcılık psikolojisini iyi biliyorum. 27 bin 500 civarında savcı ve hakimimiz var. Zamanında karar vermek için çalışıyor. Bir de çalışmayan hakim ve savcılarımız var. HSK olarak bir suça bulaşmış hakim ve savcı varsa bunun arkasında durmuyoruz. Hakim ve savcılık büyük bir teşkilat. Burada çürük elmalar olabilir. 2022-2026 yılları arasında 2 bin 322 hakim ve savcı hakkında işlem yapıldı. Hakim ve savcılar suçtan muaf değildir."</p>

<p><strong>12. YARGI PAKETİ</strong></p>

<p>"İnfaz düzenlemesi 11. yargı paketinde yapılmıştı. Bununla ilgili bir çalışma yapıyoruz ama 12. yargı paketinde olup olmayacağını ve Meclis'ten geçip geçmeyeceğini bilmiyorum. 12. yargı paketinde başka önceliklerimiz var." (CNN Türk)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-konusunda-onemli-degisiklikler-yapacagiz</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="28584"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CESETSİZ CİNAYET OLUR MU?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cesetsiz-cinayet-olur-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cesetsiz-cinayet-olur-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>12.01.2024 tarihli <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cesetsiz-cinayet-ersan-sen" rel="dofollow">“Cesetsiz Cinayet”</a></strong>, 26.10.2024 tarihli <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cesetsiz-cinayet-ikinci-kisim" rel="dofollow">“Cesetsiz Cinayet: İkinci Kısım”</a></strong> ve 05.11.2025 tarihli <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cesetsiz-cinayet-ucuncu-kisim-mahkemenin-resen-delil-arastirma-yetkisi-var-mi" rel="dofollow">“Cesetsiz Cinayet Üçüncü Kısım: Mahkemenin Re’sen Delil Araştırma Yetkisi Var mı?”</a></strong> başlıklı yazılarımızda; cesedin bulunamadığı hallerde mahkumiyet hükmü kurulup kurulamayacağına, bunun şartlarının neler olduğuna ve konu ile ilgili Yargıtay kararlarına detaylı şekilde yer vermiştik.</p>

<p><strong>Bu yazımızda ise; “Cesetsiz cinayet olur mu, hangi durumlarda olduğu kabul edilebilir?” sorusunun cevabı başlıklar halinde özetlenmiş, yazının sonuna konu ile ilgili bir tablo eklenmiştir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öncelikle belirtmeliyiz ki, yargı kararlarında “ceset olmasa da cinayet olabilir” görüşü kabul edilmektedir. Ancak <i>cesetsiz cinayetin </i>kabulü ile birlikte “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ve <i>suçsuzluk/masumiyet karinesinin </i>ihlal edilmemesi için; kişinin öldüğü, öldürüldüğü ve hatta sanık tarafından öldürüldüğünün sabit olması gerekir.</p>

<p><strong>1- Kişinin Öldüğünün Tespiti</strong></p>

<p><strong>Özet:</strong></p>

<p><strong>- </strong>Etkin ve makul süre araştırma,</p>

<p><strong>-</strong> Kişinin öldüğünü gösterebilecek diğer delillerin varlığı (mağdura ait vücut parçası veya kalıntısı, kan izi, mağdurun hayati ilaçlarını almaması, mağdura ait kıyafetlere veya üzerinde taşıdığı benzeri eşyaya ulaşılması vb.),</p>

<p><strong>-</strong> Cesedin neden bulunamadığının makul ve mantıklı açıklaması.</p>

<p><strong>Açıklama:</strong></p>

<p>Kişinin hayatta olma olasılığını tamamen ortadan kaldıran, yani kişinin sağ olduğu kanaatine ulaşılmasını imkansızlaştıracak delillere ulaşılmalıdır.</p>

<p>Kişinin sağ olup olmadığının kesin tespiti amacıyla, buna ilişkin tüm iddiaların araştırılması ve gerekli tüm araştırmanın yapılması için yeterli sürenin kullanılması gerekmektedir. Kayıp şahsın bulunması için makul süre boyunca devam eden etkin bir araştırma yapılmadan, öldüğü varsayımı ile hareket edilmesi hatalı sonuçlara yol açabilecektir. Bir kişinin öldüğü kabul edilerek faile ceza verildikten sonra, kayıp şahsın daha sonra canlı şekilde ortaya çıkma ihtimali bulunmamalıdır.</p>

<p>Kişinin cesedinin bulunması, kişinin öldüğü kanaatine ulaşılmasına yol açan en açık ve şüpheye yer bırakmayan delil olmakla birlikte, bu kanaate başkaca delillerle ulaşılmasına hukuken bir engel yoktur. Ancak bunun şartı;<strong> </strong>tıp biliminin kurallarına göre, kişinin hayatta olmadığını kabul ettirmeyi gerektirecek delillerin bulunmasıdır. Bu hususta verilen örnekler; kişiye ait uzuvların veya beyin, kalp, akciğer ve benzeri organların, kişinin yaşamını devam ettirmesine izin vermeyecek şekilde bulunmasıdır.</p>

<p>Kişinin öldüğü kabul edilecek ise, cesedin neden bulunamadığının bilimsel ve mantıklı sebeplerle ortaya koyulması gerekmektedir. Örneğin, gölete atıldığı söylenen bir bebek ile yüzme bilen bir yetişkinin içinde bulunduğu şartlar ve hayatta olma <i>ihtimalleri</i> elbette farklıdır. Bu fark gözetilerek; durumun şartlarından ulaşılabilecek tek sonuç, kişinin <i>öldüğü</i> ve <i>öldürüldüğü</i> olmalıdır ki, ceza sorumluluğu gündeme gelebilsin.</p>

<p><strong>2- Kişinin Fail Tarafından Öldürüldüğünün Tespiti</strong></p>

<p>Yargı kararlarında, kişinin sanık tarafından öldürüldüğü kanaatine varılması için çeşitli delillerin değerlendirildiği ve bunlara sonuç bağlandığı görülmektedir.</p>

<p><strong>a) İkrar</strong></p>

<p><strong>Özet: </strong>İkrar şart değildir, ancak varsa bunun güvenilirliği tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>- </strong>Anlatım detaylı mı?</p>

<p><strong>- </strong>Anlatım diğer delillerle uygun mu, değilse neden değil?</p>

<p><strong>- </strong>İkrar için samimi mi, istikrarlı mı? Kişi baskıya maruz kalmış mı?</p>

<p><strong>- </strong>İkrar hangi aşamada ve hangi sebeple verilmiş?</p>

<p>Sanığın mahkumiyetine karar verilmesi için ikrarın varlığı şart değildir.</p>

<p>İkrarın, sanığın mahkumiyetine esas alınabildiği görülmektedir. Ancak sanığın ikrarının güvenilir ve maddi hakikati ortaya koyabilecek nitelikte olup olmadığı tartışılmalıdır (Beccaria’nın 1764 yılında basılan “Suçlar ve Cezalar Yahut Beşeriyetin Mecellesi” adlı eserinde yer verdiği olayda; bir kadının öldüğü dedikodusu ile hareket eden hakim, aleyhine şüpheden başka hiçbir delil bulunmayan kişinin ikrarı ile hareket ederek, kişinin idamına karar vermiştir, ancak öldüğü iddia edilen kişi iki yıl sonra köye geri dönmüştür).</p>

<p>İkrar varsa, anlatımın detaylı ve gerçeğe uygun olabilecek nitelikte olup olmadığı tartışılmalıdır. Mümkünse ikrar başka delillerle desteklenmeli, değilse<strong> </strong>soruşturma ve/veya kovuşturma aşamasındaki ikrarın samimi, uyumlu, istikrarlı ve hiçbir baskıya maruz kalınmadan verildiğinden emin olunmalıdır.</p>

<p><i>Cesetsiz cinayet </i>dosyalarında ikrarın ne zaman ve hangi sebeple yapılmış olabileceğine dikkat edildiği görülmektedir. Örneğin; ortada hiçbir sebep yokken, vicdan azabı duyduğu gerekçesiyle uzun süredir kendisinden haber alınamayan bir kişiyi öldürdüğünü beyan eden kişinin ikrarı <i>güvenilir</i> kabul edilmektedir. Çünkü kişinin <i>yalan söylemesi </i>ve <i>gelip kendisini de ihbar etmesi</i> için bir sebep yoktur. Bu durumlarda; cesede ait bir kalıntının, kanın veya dokunun bulunması şartının da aranmadığı ve kişinin gerçekten tüm aramalara rağmen bulunamaması halinde ikrarda bulunan kişinin anlatımına itibar edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İkrarı güvenilir kılan bir başka husus ise ikrarın içeriğidir. İkrara itibar edilerek, cesedin bulunamadığı bir olayda sanık hakkında kasten insan öldürme suçundan mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için, ikrarın ayrıntılı ve inandırıcı olması aranır. Aksi halde, sadece soyut ve genel bilgiler içeren ikrarla kişinin hayatta olduğu şüphesinin giderilmesi dahi mümkün değildir. Kişinin kasten insan öldürme suçunu ne şekilde işlediğine ilişkin anlatımı, hem suçun işlendiği konusundaki şüphenin giderilmesi ve hem de varsa suçun nitelikli hallerinin tespiti bakımından önem ifade etmektedir; zira ikrar güvenilir bulunduğunda, buna bir bütün olarak itibar edilecek, kısmen itibar edilecek ise de bunun gerekçelerinin ortaya koyulması gerekecektir.</p>

<p>Ayrıca; ikrarla birlikte cesedin gösterildiği, ancak cesede belirtilen yerde ulaşılmadığı durumda, cesedin neden belirtilen yerde bulunmayabileceğine ilişkin inandırıcı bir gerekçe olmalıdır. Bir başka ifadeyle, cesedin bulunmaması veya kişinin sağ olma ihtimalini ortadan kaldıran delillere neden ulaşılmadığı gerekçelendirilmelidir.</p>

<p><strong>b) Husumet (Öldürme Motivasyonu) ve Diğer Deliller</strong></p>

<p><strong>Özet:</strong> Tüm deliller birlikte değerlendirilmeli, ihtimaller arasından seçim yapılmamalı, maddi hakikat dışında bir ihtimal bulunmamalıdır.<strong> </strong></p>

<p>Hem ceset ve hem de ikrar yoksa, bu durumda diğer delillerin detaylı şekilde tartışılması ve değerlendirilmesi ihtiyacı doğar. <strong>Bu kapsamda;</strong> mağdura ait izlere rastlandıysa, bunlara nerede ve nasıl rastlandığı, mağdur ile şüpheli/sanık arasında husumetin bulunup bulunmadığı, şüphelinin/sanığın öldürme hazırlığında bulunduğunu gösteren delillerin olup olmadığı ve mağduru son gören kişinin kim olduğu gibi hususlar önem ifade edebilecektir.</p>

<p><strong>Bu durumda; </strong>somut olayın şartları kendi içinde değerlendirilmeli, ihtimaller arasında seçim yolu ile değil, gerçekten mağdurun sanık tarafından öldürüldüğü hususunda hiçbir şüphe kalmayacak şekilde sonuca varılmalıdır. Örneğin, sırf mağduru canlı gören kişinin sanık olduğundan bahisle sanığın cezalandırılması yoluna gidilmesi hatalı olabilecektir. Bilgiler ve anlatımlar bir bütün halinde dikkate alınarak, mağdurun sanık tarafından öldürülmesinin tek gerçek olabileceği kanaatine varılabildiği durumda sanığın mahkumiyetine karar verilebilmelidir.</p>

<p>Kişinin kasten öldürülmesi ihtimali bakımından, “hayatın olağan akışına aykırılık/uygunluk” kriterine dayanılmasında da sakınca bulunmaktadır. Öldürülme, halihazırda hayatın olağan akışına uygun bir kavram olarak kullanılarak, bir kimsenin bir kimseyi öldürdüğüne gerekçe gösterilmeye uygun bir kavram değildir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>kişiler arasında husumet bulunup bulunmadığı, yani sanığın, maktulü öldürmek için bir gerekçesinin bulunup bulunmadığı, kişinin bir cinayete kurban gittiği yönünde şüphe oluşması bakımından etkili ise de, tek başına bir kimseyi ölüm neticesinden sorumlu tutmak için yeterli değildir. Ceset ve sanığın ikrarının bulunmadığı durumlarda, diğer tüm delillerin, kişinin sanık tarafından öldürüldüğünü şüphesiz olarak ortaya koyması aranmaktadır.</p>

<p>Mağduru gören veya onunla iletişimde olan son kişinin, mağdurun ölümü ile bağlantılı olabileceği şüphesi kapsamında soruşturma yürütülmesi, soruşturmanın amacına uygun olsa da, yalnız bu sebeple kişinin mahkumiyetine karar verilmesi, öldürme fiili ile ölüm neticesi arasındaki illiyet bağının kurulmadan mahkumiyet hükmü verildiği anlamına gelecek, böylece şüpheyi kesin olarak giderdiği kabul edilemeyecektir.</p>

<p><strong>Tüm bu nedenlerle;</strong> HTS, PTS ve görüntü kayıtları ile suçun işlendiğinin ileri sürüldüğü tarihte kişilerin gerçekten birlikte olup olmadıklarının tespiti, sanığın maktulü gören son kişi olup olmadığı, aralarında bir husumetin veya samimiyetin, yakınlığın varlığı, fail ile maktul arasında güç dengesizliğinin bulunup bulunmadığı, cesedin neden bulunamadığının bilimsel ve mantıklı sebeplerle ortaya koyulması, kayıp şahsın makul bir süre boyunca etkin şekilde aranması ve kişinin öldüğünü ve öldürüldüğünü gösteren delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Ancak bu sırada; CMK m.223/5’de düzenlenen <i>yaklaşık ispat yasağı</i> da gözardı edilmemeli, maktulün sanık tarafından öldürüldüğü sonucuna kesin olarak ulaşılmadan, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmemelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/cesetsiz-cinayet.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /><img alt="Cesetsiz Cinayet" height="1209" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/cesetsiz-cinayet.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="950" /></p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Doğa Ceylan</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cesetsiz-cinayet-olur-mu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 17:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/cesetsiz-cinayet-01.jpg" type="image/jpeg" length="57693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Faili meçhul kalmış bütün dosyalar özel birim tarafından yeniden incelenecek!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-faili-mechul-kalmis-butun-dosyalar-ozel-birim-tarafindan-yeniden-incelenecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-faili-mechul-kalmis-butun-dosyalar-ozel-birim-tarafindan-yeniden-incelenecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kabine Toplantısı sonrasında Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. 11 tutuklu bulunduğunu hatırlatan Gürlek, naaşın yerini tespit etmek için çalışmaların devam ettiğini ifade etti. Ayrıca Gürlek, faili meçhul kalmış tüm dosyaların özel birim tarafından yeniden inceleneceğini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kabine Toplantısı sonrasında Gülistan Doku soruşturmasının seyrine ilişkin açıklamalarda bulundu. 11 tutuklu bulunduğunu hatırlatan Gürlek, naaşın yerini tespit etmek için çalışmaların devam ettiğini ifade etti. Gürlek, faili meçhul kalmış tüm dosyaların özel birim tarafından tek tek yeniden inceleneceğini duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"HASSAS DOSYALAR İÇİN ÖZEL BİRİM KURDUK"</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kabine Toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. Faili meçhul kalmış tüm dosyaların özel birim tarafından tek tek yeniden inceleneceğini ifade eden Gürlek, “Faili meçhuller, daha önce takipsizlik verilen tüm dosyalar tek tek inceleniyor. Eksik ve aksak noktalar var mı diye bakılacak. Özellikle toplumda böyle hassasiyet oluşturan, infial oluşturanlar. Tabii herkesin davası kendi için önemli ama toplumda hassasiyet oluşturan davalara ilişkin bir birim kurduk. Şimdi bir de tecrübeli gözlerin bakması farklı olur. Gülistan'dan sonra tabii bir beklenti var ama her dosya illa öyle olacak diye bir şey yok yani. Ama kararlılıkla ve titizlikle üstüne gidilecek.” dedi.</p>

<p><strong>"ÖNEMLİ OLAN YERİNİ TESPİT ETMEK"</strong></p>

<p>Gülistan Doku'ya ait cansız bedene ulaşılıp ulaşılmadığı sorusuna ilişkin Bakan Gürlek, "İşte önemli olan bu mezarın yerini bulmak. Cansız bedenin yerini tespit etmek. Çalışma yürütülüyor" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-faili-mechul-kalmis-butun-dosyalar-ozel-birim-tarafindan-yeniden-incelenecek</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/akin-gurlek7.jpg" type="image/jpeg" length="38224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2016/7146 E., 2018/4028 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20167146-e-20184028-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20167146-e-20184028-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 25/04/2018 tarihli, 2016/7146 E., 2018/4028 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/7146 E., 2018/4028 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :İş Mahkemesi</p>

<p>Dava, ödeme emrinin iptali ile borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.</p>

<p>Davaya konu olayda; dava dışı ... Metal San. Tic. Ltd. Şti’nin ... işyeri sicil numaralı işyerine ilişkin, işsizlik sigortası prim borçlarından dolayı 2015/011957 numaralı 2015/4-5. aylara ilişkin prim borcuna ilişkin ödeme emrinin iptali ile borçlu olmadığının tespitini istemiş, mahkemece usulüne uygun düzenlenmiş ödeme emri bulunmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de verilen kararın eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 sayılı Kanunun 80. ve bazı maddeleri dışında 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>506 sayılı Kanunun 80/12 maddesi, "Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur." hükmünü öngörmüş, 5510 sayılı Kanunun 88/20 maddesi de bazı farklar dışında anılan maddeye paralel düzenleme getirmiş olup, "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur." hükmünü öngörmüştür.</p>

<p>İnceleme konusu davada; davacının, dava dışı limited şirketin ... şubesine 25.09.2012 tarihli ortaklar genel kurulu kararı ile şubeyi münferiden temsil ve ilzam etmek üzere temsilci olarak atandığı, yetkisinin 20.05.2015 tarihine kadar devam ettiği, borç döneminin ise temsil yetkisinin bulunduğu dönemi kapsayacak şekilde 2015/4-5. aylarına ait olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Ticaret Kanunu’nun 371/1. maddesinde; “Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her türlü işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket ünvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücu hakkı saklıdır.” hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>TTK 623. maddede ise " (1) şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.</p>

<p>(2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.</p>

<p>(3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler " hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Davacı ortaklar kurulu kararı ile şubenin müdürü olarak atanmış ve şubeyi idare ve her konuda temsil hususunda yetkili kılınmıştır. Buna göre davacının şube işlerinin idaresinde, şubenin 3. kişilere karşı temsilinde yetkili ve sorumlu olduğunda şüphe yoktur. Davacının yetki ve sorumluluğu şube işleri ile sınırlıdır. Ancak bu şekilde yapılan yetkilendirme daha ziyade şubenin idari konuları ve yönetimi ile ilgili olup, mali konularda ayrıca yetki verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla şube müdürünün, kurumun prim borçlarından sorumlu tutulabilmesi için şubeyi hem mali hem de idari konularda temsil ve ilzama yetkili kılınmış olması gerekmektedir.</p>

<p>5510 sayılı Yasanın 88/20 maddesinde, Kurumun sigorta primleri ve alacakları yönünden, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de madde metninde sorumluluğu düzenlenen kişiler şirketin ana yönetiminde yetkili ve görevli olan kişilerdir. Söz konusu maddede ifade edilen sorumluluk şartları şube müdürlerini kapsamaz. Ancak borcun şubeye ait olması, şube müdürüne şirketi idare ve temsil yanında genel merkez tarafından harcama yetkisi verilmiş olması halinde şube müdürleri de üst düzeyde yönetici kabul edilerek sorumluluğuna gidilebilir.</p>

<p>Somut davada; davacıya prim ödemeyi de kapsayacak şekilde mali konularda yetki verilip verilmediği, şube veya davacı emrine belli miktarda paranın harcanmak üzere tahsis edilip edilmediği, muhasebe işlemlerinin şirket merkezince mi yürütüldüğü yoksa şubenin ayrı muhasebesinin mi olduğu davacının imza yetkisinin olup olmadığı hususları detaylı araştırılarak, şirket merkezi tarafından davacıya mali konularda harcama yetkisi verilip verilmediği ve 5510 sayılı Yasanın 88/20 kapsamında üst düzey yönetici veya yetkilisi ile kanuni temsilci olarak sorumlu olup olmadığı tespit edilmeli, davacının mali konularda yetkisinin olmadığının tespiti halinde bu durumun davacı yönünden haklı sebep kabul edilmesi gerektiği bilinmeli, elde edilecek sonuç değerlendirilmek suretiyle karar verilmelidir.</p>

<p>Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25/04/2018 gününde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20167146-e-20184028-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni122201.jpg" type="image/jpeg" length="14276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Limited Şirket Müdürlerinin SGK Prim Borçlarından Kişisel Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/limited-sirket-mudurlerinin-sgk-prim-borclarindan-kisisel-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/limited-sirket-mudurlerinin-sgk-prim-borclarindan-kisisel-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sermaye şirketlerinde tüzel kişilik perdesi, kamu alacaklarının tahsili söz konusu olduğunda oldukça geçirgen bir yapıya sahiptir. Özellikle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88/20. maddesi, şirketlerin prim borçlarından dolayı yönetim kurulu üyelerini, üst düzey yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutmaktadır. Ancak uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu, "üst düzey yönetici" kavramını ticaret sicilinde "müdür" sıfatı bulunan her bir gerçek kişiyi kapsayacak şekilde hatalı ve genişletici bir yoruma tabi tutmaktadır.</p>

<p>Bu durum, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 371. maddesinde düzenlenen "temsil yetkisinin sınırlandırılması" müessesesini ve sorumluluğun şahsiliği ilkesini adeta işlevsiz kılmaktadır. Oysa kanunun lafzı ve ruhu; prim borçlarının ödenmemesinden doğan sorumluluğu, şirketin mali politikasını belirleyen ve mali konularda yetkiye sahip kişilere yüklemiştir. Bu yazıda; temsil yetkisi sadece bir şube veya belirli bir alanla sınırlandırılmış olan şube müdürlerinin, şirketin genel prim borçlarından sorumlu tutulmasının hukuki imkansızlığı, TTK m. 371 hükümleri ve güncel içtihatlar ışığında analiz edilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1-</strong> 6102 sayili Türk Ticaret Kanunun 371/1. maddesinde; "<i>Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabileceği ve bunun için şirket unvanını kullanabileceği"</i>, 371/3. maddesinde; <i>"Temsil yetkisinin merkez veya bir şube özelinde sınırlandırılabileceği"</i>, 371/7. maddesinde ise; <i>"Şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanabileceği"</i> düzenlenmiştir. (Limited Şirket temsilleri de bu maddelere atıflıdır)</p>

<p>Temsile yetkili kişi, (kural olarak) şirket adına her türlü işleri yapabilme ehliyetine haizdir. 5510 sayılı kanunun 88/20. madde hükmünde yer alan sorumlu kişilerde zaten işverenin merkez yönetimindeki kişileri işaret etmektedir. Öyle ki 5510 sayılı kanunun 88/20. maddesi <i>"Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur"</i> şeklinde düzenlenmiş olsa da, madde metninde sorumluluğu düzenlenen kişiler şirketin ana yönetiminde yetkili ve görevli olan kişilerdir.</p>

<p>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20167146-e-20184028-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2016/7146 E., 2018/4028 K. Sayılı ilamı</a>nda; "...5510 SAYILI KANUNUN 88/20. MADDE METNİNDE SORUMLULUĞU DÜZENLENEN KİŞİLER ŞİRKETİN ANA YÖNETİMİNDE YETKİLİ VE GÖREVLİ OLAN KİŞİLER OLDUĞU, SÖZ KONUSU MADDEDE İFADE EDİLEN SORUMLULUK ŞARTLARİ ŞUBE MÜDÜRLERİNİ KAPSAMAYACAĞI, ancak borcun şubeye ait olması, şube müdürüne şirketi idare ve temsil yanında genel merkez tarafından harcama yetkisi verilmiş olması halinde şube müdürleri de üst düzeyde yönetici kabul edilerek sorumluluğuna gidilebileceğine" karar verilmiştir.</p>

<p><strong>2- </strong>Mevcut bir dosya kapsamında yapılacak iş; davacıya prim ödemeyi de kapsayacak şekilde mali konularda yetki verilip verilmediği, şube veya müdür emrine belli miktarda paranın harcanmak üzere tahsis edilip edilmediği, muhasebe işlemlerinin şirket merkezince mi yürütüldüğü yoksa şubenin ayrı muhasebesinin mi olduğu, müdürün imza yetkisinin olup olmadığı hususları detaylı araştırılarak, şirket merkezi tarafından müdüre mali konularda harcama yetkisi verilip verilmediği ve 5510 sayılı Yasanın 88/20 kapsamında üst düzey yönetici veya yetkilisi ile kanuni temsilci olarak sorumlu olup olmadığı tespit edilmeli, müdürün mali konularda yetkisinin olmadığının tespiti halinde bu durumun müdür yönünden haklı sebep kabul edileceği düşünülmeli ve toplanan deliller doğrultusunda çıkacak sonuca göre karar verilmelidir.</p>

<p>Açıklanan nedenler ışığında, limited şirket müdürüne SGK tarafından gönderilen ödeme emirlerine karşı açılacak iptal davalarında öncelikle;</p>

<p>Şirket müdürünün prim ödemeyi kapsayacak şekilde mali konularda yetkisi,</p>

<p>Şube veya emrine belli miktarda paranın harcanmak üzere tahsisi,</p>

<p>Sermaye ve muhasebe işlemlerinin işveren tarafından merkezden yürütülmesi,</p>

<p>Şirket müdürünün şirket adına imza yetkisinin olup olmadığı hususları irdelenmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/12/huseyin-murat-gocer.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/12/huseyin-murat-gocer.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Hüseyin Murat GÖÇER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/limited-sirket-mudurlerinin-sgk-prim-borclarindan-kisisel-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haaa.jpg" type="image/jpeg" length="51527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANONİM ŞİRKET NASIL KURULUR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirket-nasil-kurulur-cincik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anonim-sirket-nasil-kurulur-cincik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Anonim Şirketin Tanımı</strong></p>

<p>Türk dil kurumu sözlüğünde şirket kelimesinin tanımı ortaklık olmaktadır.[1] Türk dil kurumu sözlüğünde anonim kelimesinin tanımı adı sanı bilinmeyen, yapanı söyleyeni bilinmeyen olmaktadır.[2]</p>

<p>Türk hukuk sisteminde sermayesi belirli paylara bölünmüş sadece malvarlığıyla sorumlu olan şirket türüne Anonim Şirket denir.</p>

<p><strong>2. Anonim Şirketin Hukuki Dayanağı </strong></p>

<p>Türk hukukunda Anonim Şirketin hukuki dayanağı Türk Ticaret Kanunu olmaktadır.[3]</p>

<p><strong>3. Anonim Şirketin Kurulması İçin Gerekli Evraklar</strong></p>

<p>Anonim şirketi kurmak için ana sözleşme, kurucuların kimlik belgesi, sermaye yatırım belgesi, ticaret sicili başvuru formu, yönetim kurulu kararı, ilan beyannamesi, sermaye taahhütnamesi, vergi numarası ve vergi kimlik numarası, şirket unvanı rezervasyon belgesi, vergi kimlik numarası ve vergi numarası vb. evraklar gerekmektedir</p>

<p><strong>4. Anonim Şirketin Kurulma Aşamaları </strong></p>

<p>Türk hukukunda Anonim şirketin kurulma aşamaları vardır. Bunlar şirket unvanın belirlenmesi ve rezervasyon, ana sözleşmenin hazırlanması, sermaye yatırımı, noter onayı ve ticaret sicili başvurusu, vergi dairesine kayıt, resmi ilanlar, ticaret sicili tescili, vergi ve diğer işlemler olmaktadır.</p>

<p><strong>5. Anonim Şirket Ne Kadar Sürede Kurulur?</strong></p>

<p>İlgili kanunda Anonim Şirketin ne kadar sürede kurulacağına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Uygulama da Anonim Şirketin kurulması birkaç hafta olabilir.</p>

<p><strong>6. Anonim Şirketi Kurmak İçin Sermaye Şart mı? </strong></p>

<p>Anonim şirket kurmak için belirli bir sermaye gereklidir. Bu sermaye miktarı Türk Ticaret Kanunun da düzenlenmiştir. Bu sermaye miktar 250.000 TL olmaktadır.</p>

<p><strong>7. Anonim Şirketi Kaç Ortakla Kurulur? </strong></p>

<p>Türk hukukunda Anonim Şirketi kurmak için en az 1 ortak gerekmektedir. Bu durum Türk Ticaret Kanunun da düzenlenmiştir. İlgili kanun en az 1 ortak dediği için birden fazla ortakla da Anonim Şirketi kurula bilinir.</p>

<p><strong>8. Anonim Şirketin Özellikleri </strong></p>

<p>Anonim şirketin başlıca özellikleri sermaye ortaklığı, sınırlı ortaklık, tüzel kişilik, ana sözleşme ve tescil zorunluluğu, ortak sayısında esneklik, yönetim organları, payların devredilebilirliği, hisse senetleri ve sermaye piyasalarına erişim olmaktadır.</p>

<p><strong>9. Anonim Şirkette Organlar </strong></p>

<p>Anonim şirkette genel kurul, yönetim kurulu ve denetçi ( bağımsız denetçi) olmak üzere üç tane organ vardır. Bunar;</p>

<p>-Genel kurul: Şirketin yönetim kurulunu ve denetçiyi seçer. Şirketli ilgili önemli kararlar alır. Bütün ortakların katılımıyla oluşturulur.</p>

<p>-Yönetim kurulu: Genel kurul tarafından seçilir. Bu kurul şirketin günlük, aylık planını belirler ve yönetir.</p>

<p>-Denetçi (bağımsız): Genel kurul tarafından seçilir. Şirketin mali durumunu vb. denetler.</p>

<p><strong>10. Anonim Şirket Organlarında Karar Yeter Sayıları</strong></p>

<p>İlgili kanunda Anonim şirketin organlarında alınan kararların geçerli olması için hangi oranda olacağı düzenlenmiştir. Buna göre Genel Kurul Karar Yeter Sayısı toplantıya katılanları salt çoğunluğu olmaktadır. Yönetim kurulu yeter sayısı toplantıya katılan üyelerin çoğunluğu olmaktadır. Denetçi karar yeter sayısı toplantıya katılanların oy birliği olmaktadır.</p>

<p><strong>11. Anonim Şirketin Vergi Yükümlülüğü </strong></p>

<p>Türk hukuk sisteminde anonim şirketlerinde vergi yükümlülükleri vardır. Bu vergiler kurumlar vergisi, gelir vergisi stopajı, KDV (katma değer vergisi), diğer vergi ve harçlar olmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>12. Anonim Şirket Kurmanın Maliyeti </strong></p>

<p>Anonim şirket kurmanın bir maliyeti vardır. Bunlar Ticaret Sicili Harçları ve Masrafları, muhasebe finansal yönetim maliyeti, noter ücreti, sermaye yatırımı, avukatlık ve danışmanlık ücreti, gerekli belgelerin düzenlenmesi gibi maliyetler olmaktadır. Uygulama da bütün bunlar sonucunda Anonim Şirketin kurulması için belirli bir rakamın verilmesi biraz zordur. Çünkü yukarıda belirttiğim evrakların maliyeti her yıl değişebilir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/burcu-cincik.jpeg" rel="nofollow" title="Burcu Çi̇nçi̇k"><img alt="Burcu Çi̇nçi̇k" height="231" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/burcu-cincik.jpeg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Burcu ÇİNÇİK</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] www.tdk.com.tr</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] www.tdk.com.tr</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] www.mevzuat.com.tr</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirket-nasil-kurulur-cincik</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5h.jpg" type="image/jpeg" length="20778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KARTINI VEYA HESABINI KOMİSYON KARŞILIĞI VEYA KARŞILIKSIZ OLARAK BAŞKASINA KULLANDIRMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK SUÇUNDA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA USULÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kartini-veya-hesabini-komisyon-karsiligi-veya-karsiliksiz-olarak-baskasina-kullandirmak-suretiyle-dolandiricilik-sucunda-sorusturma-ve-kovusturma-usulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kartini-veya-hesabini-komisyon-karsiligi-veya-karsiliksiz-olarak-baskasina-kullandirmak-suretiyle-dolandiricilik-sucunda-sorusturma-ve-kovusturma-usulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[(İstanbul BAM 21. CD’nin 25.03.2026 tarih ve 2026/758 esas, 2026/926 karar sayılı kararı)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza muhakemesinin amacı her somut olayda kanuna ve usule uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir, bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Bu kapsamda suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğini belirlemek ve gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından kartını veya hesabını komisyon karşılığı veya karşılıksız olarak başkasına kullandırmak suretiyle dolandırıcılık suçu soruşturma ve kovuşturmalarında;</p>

<p>- Sanığın adli sicil kaydında yer alan benzer suçtan sabıkası gözetilerek söz konusu dava dosyası evrakı ile benzer suçlardan devam eden soruşturma ve kovuşturma evrakının da işbu dosya arasına alınması ve bağlantı bulunan davalar bakımından birleştirme imkanı olup olmadığının değerlendirilmesi,</p>

<p>- Sanıkların suçta kullanılan banka hesapları ile suç tarihinde hesabı bulunan bankalar, UYAP entegrasyona yansıyan diğer banka hesaplarına ait suç tarihinden önceki ve sonraki 6 aylık hesap hareketlerini gösterir ekstrelerinin temini ile aynı tarih aralığında söz konusu hesaplara tanımlı GSM hattı bilgilerinin, söz konusu hesaplara bağlı kartlar veya hesaplarla ilgili olarak sanıkların yazılı veya sözlü bir iptal-kayıp-çalıntı-kapatma başvurusu olup olmadığının, söz konusu hesaplarda benzer yoğun şüpheli işlem kayıtları olup olmadığının, kart kopyalama olup olmadığının araştırılması, ilgili bilgi ve belgelerin temini, varsa hesap, kart kapatma dilekçeleri ile varsa sesli başvuru konuşma işlemi dökümünün alınması,</p>

<p>- Sanığın hesaplarının bağlı olduğu mobil bankacılık uygulamalarının hangi marka ve model IMEI nolu cep telefonlarına tanımlı olduğunun araştırılması, belirtilen tarih aralığında hesaplarda bloke olup olmadığının, varsa kim tarafından, hangi sebeple konulduğunun tespiti, suç tarihi ve sonrasında sanıkların hesaplarından fiziki kart, QR kod, şube içi nakit çekim şeklinde işlem yapılıp yapılmadığının, yapılmış ise hangi şube veya ATM’den yapıldığının araştırılması ile ilgili bilgi ve belgelerin dosya arasına alınması,</p>

<p>- Sanığın ………………….Bankası hesabının ……..tarihinde açıldığı, ………..tarihinde benzer şüpheli işlem şeklinde ………ismindeki kişiden sanığın sabıkasında yer alan ………dosyasında katılan olarak yer alan B ve C ismindeki kişi tarafından sigorta iadesi açıklamasıyla, D ve E ismindeki kişiler tarafından fast şeklinde sanığın …….Bankası hesabına para aktarımları olduğu anlaşılmakla, söz konusu para aktarımları sonrası hesabına gelen para akıbetlerinin, para çekme işlemlerinin, yer ve baz bilgisinin neresi olduğunun, söz konusu paranın sanığın hesabına aktarımı ve sanığın hesabından başka hesaplara aktarımına dair IP Port ve internet GSM kullanıcı bilgilerinin ilgili bankalar ve BTK’dan araştırılması,</p>

<p>- Para gönderen katılan dışındaki kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerinin tespiti ile niçin sanığın hesabına para gönderdiklerinin, kendilerinin de dolandırılıp dolandırılmadığının araştırılması ve bulunması halinde konuyla ilgili soruşturma ve kovuşturma evrakının ilgili birimden temini ile dosya arasına alınması,</p>

<p>- Sanıkların suç tarihinde kullandığını beyan ettiği POLNET, Emniyet ATAÇ, v3 programı ve operatör kayıtları ile kurum ve kuruluş kayıtlarına göre kullandığı tespit edilecek GSM hatlarının, suçta kullanılan GSM hattının, sanıkların banka hesaplarına tanımlı GSM hatlarının, suça konu işlemlerde şüpheli işlem IP Port bilgisine göre kullanıldığı BTK sorgulamasından tespit edilecek GSM hattının suç tarihi, 3 ay öncesi ve sonrası HTS kayıtlarının (arama-aranma-baz-mesaj-GPRS-0 saniye vs) BTK‘dan temini ile söz konusu hatların takıldığı telefon cihazı IMEI numarasına göre kullanılan diğer hatların da HTS kayıtlarının temini ile dosya arasına alınması,<br />
<br />
-Buna göre, suç tarihinde sanıkların kullandığı GSM hattının ve diğer GSM hatlarının suç tarihinde nerede baz verdiğinin, sanıkların GSM hatları ile suçta kullanılan GSM hatlarının sanıkların banka hesap detayında yer verilen, işlem mesajı gelen ve mobil bankacılık erişiminde kullanılan GSM hatlarının baz ve iletişim çakışması, aynı cihazda kullanılma ve kendi aralarında iletişim kaydı olup olmadığı, sanıkların banka hesabı işlem dökümünde SMS veriyi işlemi yapıldığı belirtilen GSM hatlarının kime ait olduğu, hesaplar arası para aktarımlarında kullanılan GSM hatlarının kime kayıtlı olduğu, diğer hatlarla bağlantısının ne olduğu konusunda gerektiğinde HTS analizi konusunda uzman bir bilirkişiden alınacak raporla tespiti,</p>

<p>- Sonucuna göre;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HTS analizi, sanıkların hesap ekstresi dökümleri, sanıklar hakkındaki benzer dosya içerikleri de gözetilerek sanıkların suçta kullanılacağını bilerek kartını veya hesabını komisyon karşılığı veya karşılıksız olarak başkasına kullandırdıklarının tespiti halinde TCK’nın 158/1-L-son maddesi gereğince mahkumiyetlerine karar verilmesi, sanıkların kartının veya hesabının sanıkların rızası dışında, başkası tarafından kullanıldığının kesin olarak tespiti halinde sanıkların atılı suçtan CMK’nın 223/2-a-e maddesi gereğince beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kartini-veya-hesabini-komisyon-karsiligi-veya-karsiliksiz-olarak-baskasina-kullandirmak-suretiyle-dolandiricilik-sucunda-sorusturma-ve-kovusturma-usulu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/dolandircilik-kredi-karti1sa.jpg" type="image/jpeg" length="63459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İNTİFA HAKKI İLE KİRA SÖZLEŞMESİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/intifa-hakki-ile-kira-sozlesmesinin-karsilastirmali-analizi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/intifa-hakki-ile-kira-sozlesmesinin-karsilastirmali-analizi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İntifa hakkı, Türk Medeni Kanun’u kapsamında düzenlenmiş, başkasına ait bir mal üzerinde kullanma, yararlanma ve semerelerden faydalanma yetkisi sağlayan kişinin şahsına bağlı, sınırlı ayni bir haktır. İntifa hakkına ilişkin detaylı değerlendirmelerimizi içeren <i>“İntifa Hakkının Kapsamlı Değerlendirmesi“</i> başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Kira ilişkisi ise Türk Borçlar Kanun’u kapsamında düzenlenmiş, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği ivazlı bir sözleşmedir.</p>

<p>Bu yönüyle intifa hakkı ve kira sözleşmesi farklı temeller üzerine kurulmuş iki ayrı hukuki mekanizmadır. Ancak uygulamada kira sözleşmesi ve intifa hakkının süreç içerisindeki kullanım hakkı yönünden oluşan benzerlikleri vatandaşlarda hangisi daha makul sorusunu doğurmaktadır. İşbu yazımızda taşınmazlar bakımından intifa hakkı ile kira ilişkisi arasındaki ayrımlar ele alınacak, değerlendirmelerimizi ve karşılaştırmalı analizimizi içeren özet tablo sunulacaktır.</p>

<p><strong>İntifa Hakkı ile Kira Sözleşmesinin Niteliği ve Uygulamaya Etkileri</strong></p>

<p>İntifa hakkı; sınırlı ayni hak niteliğinde ve istisnai haller haricinde taşınmazlarda tapu siciline tescil ile doğrudan hüküm ifade eden, ivazlı veya ivazsız tesis edilebilen bir hak iken; kira sözleşmesi, tarafların iradelerine dayanan, borç doğuran karşılıklı bir sözleşme ilişkisidir. Bu nedenle kira ilişkisinde sözleşme hükümleri büyük önem taşırken, intifa hakkında sözleşme çoğu zaman tamamlayıcı ve hakların kapsamını belirlemede sınırlı etkiye sahip bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu durumun doğal sonucu olarak, intifa hakkına ilişkin sözleşmelerde yer alan hükümler uygulamada her zaman belirleyici olmayabilir. Zira intifa hakkı, kanunda geniş ve açık biçimde düzenlenmiş olup, tarafların kanundan doğan emredici hükümleri, sözleşme ile sınırlaması mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Aşağıda yer verdiğimiz tabloda esasen bu hususlardan doğan farklılıkların taşınmazlar bakımından hukuki işlemlere nasıl tesir ettiği karşılaştırmalı analizimizle sunulmuştur.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Kriter</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p><strong>İntifa Hakkı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p><strong>Kira Sözleşmesi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Hakkın Niteliği</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Kişiye bağlı, sınırlı ayni haktır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kira sözleşmesine bağlı, borçlandırıcı işlem niteliğindedir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Tapu / Şerh Durumu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>İstisnai haller dışında tapu siciline tescil ile doğar. Sürenin dolması ve ölüm hallerinde ise kendiliğinden sona erer, terkin işlemi bu hallerde açıklayıcı niteliktedir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Tapuya şerh zorunlu değildir. Ancak belirli süreli kira sözleşmelerinin tapuya şerhi, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik bakımından önem arz etmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Hak Sahibinin Yetkileri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>İntifa hakkı sahibi, taşınmaz üzerinde kullanma, yararlanma ve yönetim yetkilerine sahiptir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kiracı, kullanım hakkını sözleşme çerçevesinde elde eder. Kiracının kullanım ve yönetim hakları kira sözleşmesi ile sınırlandırıp şekillendirilebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>İvazlılık ve Gelir Hakkı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>İntifa hakkı ivazlı ve ivazsız olarak kararlaştırılabilir.</p>

   <p></p>

   <p>İvazlı olması halinde intifa hakkının bedeli çıplak mülkiyet sahibine ödenecektir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kira Sözleşmesi ivazlı bir sözleşmedir. Kiracı kira bedelini malike öder.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Malik Açısından Kontrol İmkânı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>İntifa hakkı tesis edildikten sonra malikin taşınmaz üzerindeki fiili kontrol ve müdahale imkânı önemli ölçüde sınırlanır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kira sözleşmesi ile kullanım şekli, alt kira yasağı, fesih sebepleri gibi hususlar düzenlenerek malik açısından farklı kontrol mekanizmaları oluşturulabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Devredilebilirlik</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Devredilemez ve miras yoluyla intikal etmez.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kira ilişkisi kural olarak devredilebilir niteliktedir. Alt kira, sözleşme ile yasaklanabilir veya kiraya verenin iznine bağlanabilir.</p>

   <p>Alt kira sözleşmesinin konut/çatılı işyeri olması halinde malikin yazılı rızası aranacaktır (TBK m. 322, 323)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Kullanım Yetkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Mülkiyet hakkının sınırları içinde kalmak kaydıyla geniş bir kullanım yetkisi sağlar.</p>

   <p></p>

   <p>Sözleşme ile kullanım hakkının devri sınırlandırılabilir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kiracının kullanım yetkisi sözleşme ile belirlenir ve sınırlandırılabilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Hukuki Takip Yetkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>İntifa hakkı sahibi, zilyetliğe dayanarak zilyetlikten doğan davalar yönünden hukuki koruma yollarına başvurabilir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kiracının hakları sözleşmesel niteliktedir, ayni hakka dayalı doğrudan talep imkânı bulunmaz.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Gider ve Yükümlülükler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Olağan bakım giderleri, vergi (gelir vergisi vs.) ve benzeri yükümlülükler intifa hakkı sahibine aittir.</p>

   <p></p>

   <p>İntifa hakkı sahibinin malike karşı sorumluluklarının yerine getirilmemesi halinde güvence verilmesi talepli dava açma yoluna gidilebilir (TMK m. 810)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Giderlerin paylaşımı sözleşme ile belirlenebilir. Uygulamada giderlerin önemli bir kısmı kiracıya yüklenmektedir.</p>

   <p></p>

   <p>Gelir vergisini ödeme yükümlülüğü ise kiraya verenin sorumluluğundadır. (Emlak Vergisi Kanunu m.3)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Risk Seviyesi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Sınırlı ayni hak niteliğinden kaynaklı kurulması halinde; geri dönüşü ve sona erdirilmesi daha sınırlıdır.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Sözleşmesel yapı sayesinde kira sözleşmesinin feshi ve taşınmazın tahliye edilmesi mekanizmalarıyla süreç daha kolay yönetilebilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Sona Erme Halleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Yok olma, ölüm, süre bitimi, kamulaştırma, vazgeçme veya mahkeme kararı ile sona erer.</p>

   <p></p>

   <p>Kanunda öngörülen haller dışında sözleşme ile sona erme halleri genişletilemez.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kira sözleşmesi, kanunda düzenlenen veya sözleşmede kararlaştırılan sebeplerle sona erdirilebilir.</p>

   <p></p>

   <p>Kendisine özgü tahliye yolları mevcuttur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>Uzun Vadeli Etki</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Taşınmazın ekonomik kullanımını doğrudan etkileyen, uzun vadeli sonuçlar doğuran bir haktır.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="312">
   <p>Kira ilişkisi, süre ve sözleşme koşulları çerçevesinde daha sınırlı ve geçici etkiler doğurur.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>İntifa hakkı, sınırlı ayni hak niteliği gereği hak sahibine taşınmaz üzerinde güçlü, doğrudan ve kapsamlı bir kullanım ile gelir elde etme imkânı sağlamaktadır. Ancak bu durum, malik açısından taşınmaz üzerindeki kontrol ve müdahale imkânlarının önemli ölçüde sınırlanması sonucunu doğurmakta; ayrıca hakkın uzun vadeli etkileri nedeniyle geri dönüşü daha güç bir hukuki yapı ortaya çıkarmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık kira ilişkisi, sözleşmesel yapısı sayesinde taraflara daha esnek bir hareket alanı sunmakta ve özellikle sözleşme hükümleri aracılığıyla kullanım şekli, alt kira imkânı, fesih şartları ile cezai şart ve tazminat gibi hususların düzenlenebilmesine imkân tanımaktadır. Bu yönüyle kira ilişkisi, malik veya kiraya veren açısından hukuki güvenlik ve müdahale imkânlarının daha etkin şekilde kurgulanabildiği bir yapıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, intifa hakkı ile kira ilişkisi arasındaki tercih, yalnızca sağlanan yetkinin kapsamına göre değil; taşınmaz üzerindeki kontrol ihtiyacı, taraflar arasındaki güven ilişkisi ve uzun vadeli ekonomik beklentiler dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, her iki kurumun da kendine özgü avantaj ve dezavantajları bulunduğu, somut olayın özelliklerine göre dengeli bir tercih yapılmasının önem arz ettiği açıktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, S. (2023). <i>Eşya Hukuku,</i> Filiz Kitabevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Aral/Ayrancı. (2015). <i>Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri</i>, Yetkin Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yankı Büyüksezer, <i>Kira Hukuku Uygulamaları</i>, İstanbul Barosu. Erişim adresi: https://medya.barobirlik.org.tr/BaroWebSite/uploads/61/New%20folder%2FKira_Hukuku_Uygulamalari_-_Av._Yanki_Buyuksezer.pdf</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/intifa-hakki-ile-kira-sozlesmesinin-karsilastirmali-analizi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dlsss-sozles-kiras.jpg" type="image/jpeg" length="64115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2021/4449 E., 2021/9107 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20214449-e-20219107-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20214449-e-20219107-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 28.09.2021 tarihli, 2021/4449 E., 2021/9107 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/4449 E., 2021/9107 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN;<br />
Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
İlk Derece Mahkemesi : Yozgat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.09.2020 tarih ve 2020/103 - 2020/149 sayılı kararı<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
Hüküm : TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1. TCK'nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Tayin olunan cezanın süresi itibariyle yasal şartları oluşmadığından, sanık müdafinin duruşma isteminin CMK'nın 299. maddesi gereğince REDDİNE,</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9/8. maddesi sarahatince, diğer deliller ile doğrulanmayan gizli tanık beyanlarının tek başına hükme esas alınamayacağı ve tek delil olan gizli tanığın, sanığa sorgulama ve soru sorma hakkı da tanınmadan istinabe suretiyle dinlenmesi ile yetinilemeyeceği de gözetilerek;</p>

<p>UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi havuzunda ve özellikle sanığın yabancı uyruklu olması ve gizli tanık "DORA"nın beyanlarına göre Irak ülkesindeki faaliyetleri nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri yetkililerince 2007 veya 2008 yılında Buka'da tutulduğunun anlaşılması karşısında, ilgili birimlerden sanık hakkında bilgi ve beyan bulunup bulunmadığı araştırılıp, varsa aşama beyanlarının aslı veya onaylı suretlerinin getirtilerek, CMK'nın 217. maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılmasından, varsa ve gerekirse tanık olarak ifadelerine başvurularak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükmün CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, sanığın kaçma ihtimali, atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve mevcut delil durumu gözetilerek tahliye talebinin reddi ile tutukluluk halinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Yozgat 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.09.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20214449-e-20219107-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="69923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2018/2329 E., 2020/2427 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20182329-e-20202427-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20182329-e-20202427-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 22/10/2020 tarihli, 2018/2329 E., 2020/2427 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/2329 E., 2020/2427 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Tasarlayarak kan gütme saikiyle öldürme, 6136 sayılı Yasaya aykırılık<br />
HÜKÜM : 1- Sanıklar hakkında; TCK'nin 82/1-a-j, 53, 58. maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası,<br />
2- Sanık ... hakkında; 6136 sayılı Yasanın 13/1, TCK'nin 52/2-4, 53, 58. maddeleri gereğince 3 yıl hapis ve 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2017 günlü kararına yönelen istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 18.98.2017 günlü hükmü.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>A) Sanık ... hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar kesin nitelikte olduğundan sanık müdafiinin anılan suça yönelen temyiz isteminin CMK'nin 298. maddesi gereğince REDDİNE,</p>

<p>B) Sanıklar ... ve ... hakkında; maktul ...’i tasarlayarak ve kan gütme saikiyle öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararının, duruşmalı olarak yapılan incelemesinde;</p>

<p>1- Sanık ... hakkında kan gütme saikiyle ve tasarlayarak öldürmeye yardım suçundan 5237 sayılı TCK'nin 82/1-a,j, 39/2-c maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının da aynı doğrultuda olduğu anlaşıldığı halde, ek savunma verilmeden sanık ...’in TCK'nin 37. maddesi kapsamında müşterek fail olarak cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle CMK'nin 226. maddesine aykırı davranılması,</p>

<p>2- Maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarılması bakımından, soruşturma aşamasında ifadesi alınan ... kod adlı gizli tanık ile tanık Mehmet Çuhadar’ın kovuşturma aşamasında mahkemece de dinlenmesi gerektiği gözetilmeksizin eksik soruşturma sonucu hüküm kurulması,</p>

<p>Usul ve yasaya aykırı olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının bozulması yerine yazılı şekilde, CMK'nin 280/1.a maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 18.09.2017 günlü ve 2017/2040 E-2017/1933 K sayılı kararının, sair cihetleri incelenmeksizin, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, CMK'nin 304. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20/10/2020 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>

<p>20/10/2020 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı Halil ... Aslan'ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii Avukatlar ...'ın yokluğunda, ...'nun yüzüne karşı 22/10/2020 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20182329-e-20202427-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="23135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2021/515 E., 2021/3292 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2021515-e-20213292-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2021515-e-20213292-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 25.05.2021 tarihli, 2021/515 E., 2021/3292 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/515 E., 2021/3292 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
İlk Derece Mahkemesi : Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.03.2018 tarih ve 2014/255 - 2018/57 sayılı kararı<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
Hüküm : TCK'nın 314/2, 31/3, 62, 51/1-3 maddeleri gereğince mahkumiyetine dair istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>1-5271 sayılı Kanunun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası “olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.”</p>

<p>Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu şekilde, yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin bulunmaması ya da olayla ilgili olarak bir tanığın ifadesinin belirleyici delil olması hallerinde, tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiği ifade edilerek doğrudan doğruyalık ilkesine açık bir vurgu yapılmıştır.</p>

<p>5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9/8. maddesine göre "bu Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanının tek başına hükme esas teşkil etmez" şeklindeki düzenleme de nazara alındığında; olayın sübutu açısından tek delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması, ayrıca bu tanığın bir de gizli tanık olması halinde, “5271 sayılı Kanunun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, gizli tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiği, önceki beyanlarının okunması ile yetinilebilmesinin mümkün olmadığı açıktır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde;</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk mahkumiyet hükmüne esas alınan gizli tanık ...'in beyanlarının dosya kapsamında tek ve belirleyici delil statüsünde bulunduğu nazara alındığında; öncelikle gizli tanığın, CMK'nın 210. maddesinin 1. fıkrası uyarınca aynı Kanunun 58/2-3 maddeleri de gözetilerek mutlaka duruşmada dinlenmesi gerektiği halde her aşamada suçlamayı reddeden suça sürüklenen çocuk beyanına karşılık, tek delil statüsünde bulunan gizli tanığın önceki beyanlarının okunulması ile yetinilmesi,</p>

<p>2-5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9/8. maddesinde belirtildiği üzere başkaca delillerle desteklenmeyen gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı gözetilmeksizin gizli tanık ...'in suça sürüklenen çocuk ile ilgili beyanlarında geçen hususları destekleyen başka delil olup olmadığının mahkemece araştırılmadan eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi,</p>

<p>3-Mahkeme gerekçesinde "Suça sürüklenen çocuk örgüt evinde örgütsel dokümanlarla yakalandığı" kabulüne yer verildiği, dosya kapsamından söz konusu örgütsel dokümanların içeriğinin ne olduğunun anlaşılamadığı, suça sürüklenen çocuk yakalandığı evde suça sürüklenen çocuk ile birlikte..., ... ve ... isimli şahısların da bulunduğu, ...hakkında söz konusu olayla ilgili olarak 2010/1753 sayılı soruşturma dosyasında kamu davası açıldığı belirtilmekle ilgili dosyanın Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde onaylı bir suretinin dosya kapsamına alınarak, yine aynı evde yakalanan ... hakkında soruşturma ve varsa kovuşturma dosyasının da bir suretinin dosyaya eklenerek söz konusu evin örgüt evi olup olmadığının, örgütsel dokümanların içeriğinin ne olduğunun her türlü şüpheden uzak kesin olarak belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Van 3. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.05.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-2021515-e-20213292-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="49744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/21320 E., 2024/14235 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202221320-e-202414235-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202221320-e-202414235-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 18.11.2024 tarihli, 2022/21320 E., 2024/14235 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/21320 E., 2024/14235 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/2656 E., 2020/1628 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/712-2019/441<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9 ve 63 üncü maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
Hükmolunan cezanın süresine göre şartları bulunmadığından, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMK’nın 299/1 inci maddesi uyarınca REDDİNE,<br />
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>1.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 Esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin F. ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporu getirtilip, tespit ve değerlendirme tutanağının bulunması halinde ekleyen ve eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişilerin tespiti ile iş bu şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması, ayrıca UYAP veri havuzundan araştırma yapılarak sanık hakkında herhangi bir tanık veya itirafçı beyanı olup olmadığının saptanması, bulunması halinde tüm bilgi ve belgelerin onaylı örneklerinin dosya içerisine getirilip CMK’nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunması, gerekmesi halinde ilgili şahısların tanık olarak dinlenmelerinin sağlanması suretiyle sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>2.Sanık hakkında soruşturma aşamasında beyanda bulunan gizli tanık ...'nin "sanık ... ve başka dosya şüphelisi R.M.'nin daha sonraki örgütsel dönem görüşmelerine birlikte katıldıklarına" ilişkin anlatımda bulunduğu, başka dosya şüphelisi tanık R.M.'nin ise mahkeme huzurundaki beyanında ''sanıkla aynı ortamda bulunmadıklarını'' beyan ettiği görülmekle; sanık hakkında belirleyici nitelikte anlatımda bulunmasına rağmen mahkeme huzurunda beyanları alınmayan gizli tanık Defne'nin tanık olarak dinlenmesi suretiyle beyanları alınarak tanık R.M.'nin beyanları ile arasındaki çelişkiler giderilip hangi tanığın hangi beyanına üstünlük tanındığının karar yerinde değerlendirilmesi gerekirken "tanık beyanlarının bir birleri ile aynı doğrultuda olduğu" şeklinde dosya kapsamıyla örtüşmeyen hususlara yer verilmesi suretiyle hükmün karıştırılması,</p>

<p>3. CMK'nın 50/1-c maddesine yanlış anlam yüklenerek yemin verilmeyen tanıklardan olmayan R.M.'nin yeminsiz olarak dinlenilmesi,</p>

<p>4. Temel cezanın belirlenmesinde suçun unsurlarının teşdit sebebi olarak kabul edilmesi suretiyle TCK'nın 61 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304 üncü maddesi uyarınca İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202221320-e-202414235-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="18289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/255 E., 2014/180 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013255-e-2014180-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013255-e-2014180-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.04.2014 tarihli, 2013/255 E., 2014/180 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2013/255 E., 2014/180 K.</strong></p>

<p><strong>SON SÖZÜN SANIĞA VE MÜDAFİİNE VERİLMEMESİ<br />
SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI<br />
TANIKLIKTAN ÇEKİNME<br />
SUÇSUZLUK KARİNESİ<br />
ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ<br />
1982 ANAYASASI (2709) Madde 36<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 2<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 45<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 210<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 216<br />
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 226<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 31<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 33<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 59<br />
TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 449<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 47<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 101<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 150<br />
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 247</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kasten öldürme suçundan sanık İ.. Ç..’ın 765 sayılı TCK’nun 449/1, 59, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.01.2006 gün ve 80-3 sayılı re’sen temyize tâbi olan hükmün, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.06.2007 gün ve 7197-5238 sayı ile;</p>

<p>“Olay günü maktulun evinde ölü olarak bulunduğu, 24.03.2004 tarihli ölü muayene tutanağına göre saat 22.00–23.00 arasında ölmüş olabileceğinin belirtildiği, tanık beyanlarına göre muhtemelen ölüm saatinde sanığın kardeşleri ile birlikte işlettiği lokantada ve tanık Suat'ın büfesinde olduğu, saat 23.00 civarında maktulün eve gelen çocuklarının cesedi bulduğu, yengeleri olan tanık Dursel'e haber verdikleri, tanık Dursel'in, ilk bakışta maktulün düştüğünü sanması üzerine sanığın çalıştığı lokantaya telefon açtığı, sanığın kardeşi Abdullah'a eve gelmelerini söylediği, bu sırada lokantada olan sanığın da ölüm olayından bu şekilde haberdar olduğu, sanığın aşamalardaki inkâra yönelik savunmalarına, savunmayı doğrulayan tanık beyanlarına, fenni kanıtlara, sanığın oğlu olan 8 yaşındaki tanık Halil ...'ın 27.06.2005 tarihli keşifte tanıklıktan çekildiği, önceki beyanlarının birbirleriyle çelişkili olduğu, olayın görgü tanığı olmadığı gibi maktulün tırnak arası svaplarından alınan numunenin, sanık ve maktulden başka üçüncü bir kişiye ait olduğunun belirlendiği, sanığın eşi olan maktulü öldürdüğüne dair mahkûmiyetine yetecek kesin ve inandırıcı delil de olmadığı anlaşılmakla beraatına karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçelerle mahkûmiyetine karar verilmesi...” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece 29.11.2007 gün ve 96-248 sayı ile direnilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 17.02.2009 gün ve 172-26 sayı ile;<br />
"Resmi nikâhlı eşi S.. Ç..’ı kasten öldürme suçundan sanık İ.. Ç..’ın, mahkûmiyetine karar verilen somut olayda çözümü gereken uyuşmazlık, sanığın atılı suçu işleyip işlemediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu değerlendirilmeden önce, direnme kararının usulüne uygun olarak verilip verilmediğinin saptanması gerekir.<br />
İncelenen dosya içeriğine göre;<br />
Bozmadan sonra sanık ve katılana usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, sanık 30.10.2007 tarihli oturuma katılarak müdafii huzurunda bozma ilamına uyulmasını talep etmiştir. Oturum C.Savcısının dosyayı inceleyip mütalaa beyanı için 29.11.2009 tarihine ertelenmiştir.<br />
Bu oturuma sanık katılmamış, sanık müdafii ve katılan vekili iştirak etmiştir. Mahkeme önce sanık müdafiine, sonra katılan vekiline, en son da C.Savcısına bozma konusunda diyeceklerini sorarak bozma ilamına direnilmesine ara karar şeklinde karar vermiş, sonra da kimseye söz vermeden duruşmayı bitirerek direnme hükmü kurmuştur.<br />
1412 sayılı CYUY’nın 251. maddesine paralel bir düzenleme getiren 5271 sayılı CYY’nın 'Delillerin tartışılması' başlıklı 216. maddesinde; '(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.</p>

<p>(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.</p>

<p>(3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir' hükmü bulunmaktadır. Bu maddenin birinci fıkrasında ortaya konulan kanıtlarla ilgili tartışmada hazır bulunan taraflara hangi sıraya göre söz verileceği, ikinci fıkrada taraflara tanınan karşılıklı cevap hakkı düzenlenmiş, son fıkrada da son sözün sanığa verileceği kuralı getirilmiş bulunmaktadır.<br />
Savunma hakkı Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınarak, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sanık bu hakkını bizzat kullanabileceği gibi müdafii ile de kullanabilir. Nitekim ülkemizin de kabul ettiği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin adil yargılanma hakkının asgari koşullarını gösteren 6. maddesinin 3/c bendinde; sanığın, müdafii tayin etme yetkisi ile belirli koşullarda müdafiiden ücretsiz yararlanabilme hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Bu açıdan, savunma hakkı 'meşru bir yol', müdafii de savunma hakkının kullanılması bakımından 'meşru bir araçtır'.<br />
5271 sayılı CYY’nın 2/1-c maddesinde; şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savun-masını yapan avukat olarak tanımlanan müdafii, ceza yargılamasını yürüten makamlar önünde şüpheli veya sanığın savunulması görevini üstlenen ve bazı niteliklere sahip olması gereken şüp¬heli veya sanığın yardımcısıdır (Center/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. bası, Beta Yayınları, İstanbul, 2008, s.159, Öztürk/Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. bası, Seçkin Yayınları, Ankara, 2006, s.310-311).<br />
1412 sayılı CYUY kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafiilik sistemini benimsemiş, sınırlı bazı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafiilik sistemini getirmiştir. 5271 sayılı CYY ise zorunlu müdafiilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek derecede genişletmiştir. Bu Yasaya göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları nedeniyle hazır bulunması halinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/3. md.) hallerinde müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>Aynı Yasanın, 147. maddesinde; şüphelinin müdafii seçme hakkının bulunduğu, onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceğini kendisine bildirilmesi gerektiği, 148. maddesinde; müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı, 149. maddesinde; şüphelinin, soruşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabileceği, avukatın şüpheli ile görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkının engellenemeyeceği ve kısıtlanamayacağı, 153. maddesinde; müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği, şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve şüphelinin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adlî işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında kısıtlama yapılamayacağı, 154. maddesinde; şüphelinin vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Öte yandan CYY’nın suç niteliğinin değişmesi durumunda ek savunma hakkı verilmesine ilişkin 226. maddesinin 4. fıkrasında, ek savunma hakkına ilişkin yazılı bildirimlerin varsa müdafie yapılacağı belirtildikten sonra 'müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır' hükmü getirilmiştir.<br />
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Sanığın yokluğunda ya da yanında, duruşmada onu temsil eden müdafiine 'son söz hakkı' verileceğine ilişkin açık bir usul kuralı, gerek 1412 sayılı CYUY’nda gerekse 5271 sayılı CYY’nda yer almamaktadır. Ancak ceza yargılaması yasasının her konuyu ayrıntısıyla düzen-lemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usûl yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulabilmektedir.<br />
5271 sayılı CYY’nın 226/4. maddesinde ek savunma hakkının verilmesi konusunda, müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanmasına ilişkin getirilen kuralın, olayımızda da kıyasen uygulanma olanağı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak ta CYY’nın 216/3. maddesi uyarınca sanığın oturumda hazır bulunmaması halinde hükümden önce son sözün, hazır bulunan müdafie verilmesi zorunludur. Savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu zorunluluğa uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiçbir şekilde kısıtlanamaz.<br />
Bu itibarla, sanığın hazır bulunmadığı son oturumda C.Savcısının beyanının tespitinden sonra hazır bulunan sanık müdafiine son sözün verilmemesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin, belirtilen usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 17.11.2009 gün ve 136-227 sayı ile; sanığın yine 765 sayılı TCK’nun 449/1, 59, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, re'sen temyize tâbi olan bu hükmün sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.12.2011 gün ve 3895–8720 sayı ile;<br />
“1-) 17.11.2009 olan karar tarihinin gerekçeli karar başlığında 29.11.2007 olarak gösterilmesi mahallince düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak görülmüştür.<br />
2-) Olay günü, maktulün evinde ölü olarak bulunduğu, 24.03.2004 tarihli ölü muayene tutanağına göre tahminen 5 ile 7 saat önce yani saat 21.00-22.00 sıralarında ölmüş olabileceğinin belirtildiği, tanık beyanlarına göre muhtemelen ölüm saatinde sanığın kardeşleri ile birlikte işlettiği lokantada ve tanık Suat'ın büfesinde olduğu, saat: 23.00 civarında maktulün eve gelen çocuklarının cesedi bulduğu, yengeleri olan tanık Durnel'e haber verdikleri, tanık Durnel'in ilk bakışta maktulün düştüğünü sanması üzerine sanığın çalıştığı lokantaya telefon açtığı, sanığın kardeşi Abdullah'a eve gelmelerini söylediği, bu sırada lokantada olan sanığın da ölüm olayından, bu şekilde haberdar olduğu Dairemizin 28/06/2007 günlü bozma kararımızda açıklandığı gibi, sanığın olay anında işyerinde çalıştığı konusunda yaptığı savunma tanıklarca doğrulandığı, öldürülenle sanığın ortak çocukları olan küçük tanık Halil ..'in anlatımlarına tek başına başka bir anlatımla diğer delillerle desteklenmeden itibar edilemeyeceği, esasen bu tanığın açıklamalarının çelişkili bulunduğu gibi tanık Sebile.. yanında iken ifadesinin tespit edildiği, öldürülenin tırnak aralarında yer alan dokuların muhtemelen boğuşma sırasında oluşup üçüncü kişiye ait olduğu, sanıkla bir ilgisinin bulunmadığı, öldürülenin aile dışı gizli ilişkilerinin bulunduğunun ifade edildiği, böylece sanığın atılı suçu işlediği konusu büyük ölçüde kuşkulu kaldığı, kuşkudan sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine karar vermek gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmuştur.<br />
Yerel mahkemece 29.03.2012 gün ve 65-58 sayı ile ;<br />
"Mahkememiz önceki kararlarında Halil ...'ın sanığı suçlayan ifadelerinin neden hükme esas alınması gerektiğini gerekçeleriyle ortaya koymuştur. Olay tarihinde 8 yaşında bulunan maktule ve sanığın müşterek çocukları Halil .. 24.03.2004 tarihinde saat 19:25 sıralarında olaydan yaklaşık 21 saat sonra alınan beyanında annesini Duygu ablasının sevgilisinin öldürdüğünü söylemiş, bu yönde araştırmalar yapıldıktan sonra bunun gerçek olmadığı kesin olarak ortaya konulduğunda polisler tarafından tanık Halil ...'ın 02.04.2004 tarihinde ek ifadesi alınmış, yine 03.04.2004 tarihinde Cumhuriyet Savcılığında ifadesi alınmış, hem 02.04.2004 tarihli beyanında hem de 03.04.2004 tarihli beyanında annesini sanık olan babasının öldürdüğünü söylediği görülmüştür. Tanık Halil ... mahkemedeki beyanında hiçbir şey görmediğini söylemiş, keşifte ise tanıklıktan çekilmiştir. Mahkememizin ilk hükmünde de belirtildiği gibi olay tarihinde 8 yaşında olan Halil . olaydan 21 saat sonra alınan ifadesinde 'Duygu ablamın sevgilisi öldürdü' yalanını kimler söyletmiştir. Bunu irdelemek gerekmektedir. Gerçekten de yaşı itibari ile böyle bir yalanı uydurması ve kurgulaması mümkün olmayan tanığa ifadesi ezberletilmiş, tahkikat yanlış yöne sevk edilmiştir. Tahkikatın yanlış yöne sevk edilmesi sonucunda İ.. Ç.. başlangıçta şüpheliler listesinden çıkmış, mağdur konumunda görülmüştür. Halil ..'ın ilk ifadesi sonucunda yapılan araştırmada ifadenin doğru olmadığı ortaya çıkınca olayı gördüğüne dair beyanda bulunan tanık Halil ... polisler tarafından yeniden dinlenilmiş, olayı tüm ayrıntılarıyla anlatmış, babasının annesini öldürdüğünü söylemiştir. Tanık Cumhuriyet Savcılığında da babasının annesini öldürdüğünü anlatmıştır. Bu aşamada da Emniyet Müdürlüğüne 30.03.2004 tarihinde isminin Halil Ü... olduğunu söyleyen bir şahıs tarafından İlyas ... isimli kişinin maktuleyi öldürdüğü ihbarı yapılmış, bu yönde de polisler araştırmalar yapmışlar ve tahkikat bilinçli olarak yanlış yönlere sanıktan başka kişilere yönlendirilmiştir. Tanık Halil ...'ın duruşmada hiçbir şey görmediğini söylediği, keşifte de tanıklıktan çekildiği görülmektedir. Tanığın çelişkili beyanlarda bulunduğu sabittir. Ancak bu çelişkilerin hangi sebeplere dayalı olduğu tartışılmalı beyanlarının tamamını yok saymak yerine olaya uygun düşen beyanları değerlendirilmelidir. Tanığın yaşı itibari ile görmediği bir olayı kurgulaması ve anlatması beklenemez. Ancak yönlendirme yapıldığında yapılan yönlendirmeye uygun olarak beyanda bulunması düşünülebilir. Olayımızda da tanığın ilk alınan ifadesinin açık açık yönlendirildiği ve tahkikatın yanlış yöne sevk edilmek istendiği görülmektedir. Poliste alınan ikinci ifadesinde ve Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde tanık olayı bütün çıplaklığıyla anlatmıştır. Tanığın beyanını doğrulayan mahkememizin ilk hükmünde tartışılan deliller de mevcuttur. Maktulenin evde kanlar içinde yatarken bulunması üzerine polis ve ambulans aranmaksızın aile büyükleri aranmış, onların olay yerine gelmeleri sağlanmış, deliller karartılmıştır. Maktulenin tırnak arasından alınan svapları da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Resmi bir sıfatı olmayan aile dostu Mehmet.. çağrıldığı halde ambulans ve polise haber verilmemesi düşündürücüdür. Mehmet..'ın da olayı başından beri yanlış yöne sevk ettiği ve beyanlarının doğru olmadığı sabittir. Maktulenin düşüp kafasını vurduğu ya da halının kaydığı şeklinde bildirimlerde bulunulmuş, resmi sağlık görevlileri yanıltılmak istenmiştir. Maktulenin bulunduğu yere gelen görevliler maktulenin öldüğünü olay yerinde tespit etmişler ancak hayata döndürebilmek amacıyla maktuleyi ambulansa almışlardır. Buradan maktuleyi hastaneye götürmüşler, üzerini soyduklarında bıçak darbelerini görmüşler, öldürüldüğünü söylediklerinde maktulenin akrabaları hastaneden kaçışmışlardır.Maktulenin eşi olan sanık hastaneye hiç gitmemiş, cenazeye dahi katılmamıştır. Sanığın akrabalarının bu tür garip davranışlar sergilemelerinin arkasında yatan gerçeğin Halil ...'ın ifadesinde belirtildiği gibi maktuleyi sanığın öldürülmesi olduğu anlaşılmaktadır. Tanık Halil.. ...'ın davanın bütün aşamalarında beyanlarının akrabaları tarafından yönlendirilmeye çalışıldığı 8 yaşındaki çocuğa önce Duygu ablamın sevgilisi öldürdü senaryo ezberletildiği, daha sonra duruşmada hiçbir şey görmediğine dair beyanda bulunmasının sağlandığı, kesif mahallinde de mahkememizin ara kararında belirtilmemiş olmasına rağmen naip hakim tarafından dinlenilmek istenildiğinde yaşı itibariyle tanıklıktan çekilmenin anlamını bilemeyecek durumda olan çocuğun hata yapıp ağzından bir söz kaçırır düşüncesiyle tanıklıktan çekilmesinin sağlandığı görülmektedir. Mahkememizce tanığın beyanları çelişkili olsa da yukarıda belirtilen gerekçelere nazaran babasının öldürdüğüne dair beyanlarına itibar etmek gerektiği kanaatine varılmıştır" gerekçesiyle direnilerek sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına hükmolunmuştur. Re’sen temyize tâbi olan bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 01.03.2013 gün ve 179042 sayılı “onama” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p>Sanığın resmi nikahlı eşini kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın atılı suçu işleyip işlemediği noktasında toplanmakta ise de, öncelikle maktûle ve sanığın müşterek çocuğu olan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında önce çekinme hakkını kullanmayan ancak daha sonra yapılan keşifte tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık Halil ..’ın önceki beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.<br />
Maktûle ve sanığın müşterek çocuğu olan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında önce çekinme hakkını kullanmayan ancak daha sonra yapılan keşifte tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık Halil M..’ın önceki beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağına ilişkin önsorunun değerlendirilmesinde:<br />
İncelenen dosya kapsamından;<br />
Olay gecesi saat 00.15 sıralarında polise yapılan bir ihbar üzerine maktulün öldürülmesine ilişkin olarak soruşturmaya başlanıldığı, olaya ilişkin bilgisi olan diğer kişilerle birlikte maktûle ve sanığın ortak çocukları olan 1996 doğumlu Halil ..'ın da kolluk tarafından olaydan bir gün sonra 24.03.2004 tarihinde ifade sahibi sıfatıyla beyanının alındığı, tanığın bu beyanında annesini aile dostları olan Mehmet .. isimli şahsın kızı Duygu'nun sevgilisinin öldürdüğünü söylediği, bu beyan üzerine tespit edilen kişilerin 02.04.2004 günü saat 18.35 sıralarında emniyette tanık Halil ...'e teşhis ettirildiği, kendisine gösterilen kişiler arasında annesini öldüren kişinin olmadığını ve gerçeği anlatacağını beyan etmesi üzerine aynı gün 21.00 sıralarında yine ifade sahibi olarak ek ifadesinin alındığı, Cumhuriyet savcısı tarafından da 03.04.2004 günü çekinme hakkı hatırlatılmak suretiyle tanık olarak ifadesinin tespit edildiği, tanık Halil ..'in annesini babası olan sanığın öldürdüğüne ilişkin anlatımda bulunduğu,<br />
Kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda 02.06.2004 tarihinde tanıklıktan çekinme hakkının hatırlatılmasına karşın tanık sıfatıyla ifade verdiği, naip hakim vasıtasıyla 27.06.2005 tarihinde yapılan keşifte ise kendisine hatırlatılması üzerine çekinme hakkını kullanarak tanıklık yapmayacağını beyan ettiği,<br />
Yerel mahkemece; “olayın tek görgü tanığı olan Halil ... keşif sırasında tanıklık yapmayacağını beyan etmiş ise de, tanık daha önce emniyet müdürlüğü, C.savcılığı ve ağır ceza mahkemesi huzurunda tanık olarak ifade vermiştir. Bu tanık mahkemede beyanda bulunmuş olduğundan 5271 sayılı CMK’nın 210/2 ve 1412 sayılı CMUK’nın 245. maddesindeki tanığın beyanının hükme esas alınmayacağına ilişkin düzenlemenin bir anlamı bulunmamaktadır. Tanık mahkemede çekinme hakkını kullanmadığına göre beyanlarının hükme esas alınabileceği kanaatine varılmıştır” gerekçesiyle tanık Halil ..'in beyanının hükme esas alındığı,<br />
Anlaşılmaktadır.<br />
Tanık Halil ..'ın soruşturma aşamasındaki tanıklığı 1412 sayılı CMUK'nun yürürlüğü zamanında başlayıp kovuşturma aşamasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra da devam etmiş olması nedeniyle ön soruna ilişkin uyuşmazlık her iki kanun yönünden de ele alınmalıdır.</p>

<p>Tanıklıktan çekinme 1412 sayılı CMUK’nun 47. maddesinde; "Aşağıdaki kimseler şahitlikten çekinebilirler:<br />
1 - Maznunun nişanlısı,<br />
2 - Evlilik bağı kalmasa bile karısı veya kocası,<br />
3 - Maznunun nesepten veya sebepten usul ve füruu yahut üçüncü dereceye kadar (Bu derece dahil) nesepten veya kendisiyle sıhriyet hasıl olan evlilik bağı kalmasa bile ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sebepten civar hısımları ve maznun ile aralarında evlatlık bağı bulunanlar.<br />
Yukarda yazılı kimselere dinlenmezden evvel şahitlikten çekinmek hakları olduğu bildirilir. Bu hakkı istimalden vazgeçenler dinlenirken dahi vazgeçmelerini geri alabilirler",<br />
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun 45. maddesinde ise;<br />
"(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:<br />
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.<br />
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.<br />
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.<br />
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.<br />
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.<br />
(2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.<br />
(3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler" biçiminde düzenlenmiştir. Benzer şekilde düzenlenmiş olan maddeler arasındaki tek farklılık 5271 sayılı CMK'nun 45/2. maddesinde getirilen, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanların, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilecekleri yönündeki hükümdür.<br />
Başlangıçta tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayan tanıkların daha sonra kovuşturma aşamasında tanıklıktan çekinme haklarını kullanmaları 1412 sayılı CMUK'nun "Şahitlikten çekinme hakkını sonradan kullanan şahidin ifadesi" başlıklı 245. maddesinde; "Duruşmadan önce dinlenipte ilk defa olarak duruşma esnasında şahitlik etmekten çekinmek hakkını kullanan şahidin yazılı ifadesi dahi okunmaz" şeklinde düzenlemiş iken 5271 sayılı CMK'nun "Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı 210. maddesinin ikinci fıkrasında; "Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz" biçiminde düzenlenmiş, aynı kanunun 217. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde; "Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir” ve "Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar" başlıklı 209. maddesinin ilk fıkrasında; "Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur" hükümleri getirilmiştir. Böylece 5271 sayılı Kanunun 210. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olmasına karşın daha önce bu hakkını kullanmayan bir tanık duruşmada tanıklıktan çekindiğinde önceki ifadesine ilişkin tutanaklar da okunamayacak, 217. maddenin birinci fıkrasındaki hüküm uyarınca, hakim kararını duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceği için tanığın daha önceki aşamada tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayarak verdiği beyanlar hükme esas alınamayacaktır.<br />
Bu açıklamalar ışığında önsoruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;<br />
Gerek 1412 sayılı CMUK'nun 47, gerekse 5271 sayılı CMK'nun 45. maddeleri uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunan, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı ve kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayarak tanıklık yapan, ancak duruşmanın devamı niteliğindeki keşifte tanıklıktan çekinme hakkını kullanan, maktûle ve sanığın ortak çocukları 1996 doğumlu Halil...'ın tanıklıktan çekinmiş olması nedeniyle önceki beyanlarının 5271 sayılı CMK'nun 210 ve 217. maddeleri uyarınca hükme esas alınmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, tanık Halil ..'ın beyanlarını hükme esas alan yerel mahkeme uygulamasında isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Önsoruna ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı;<br />
"Maktule ve sanığın müşterek çocukları olan tanık Halil .., mahkemede dinlendiği sırada o sırada yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 47. maddesine göre usulüne uygun biçimde çekinme hakkının hatırlatılmasına rağmen bu hakkını kullanmamıştır.<br />
Tanığın mahkeme huzurunda ilk kez ifade verdiği sırada tanıklıktan çekinmiş olması halinde 1412 sayılı CMUK'nun 245 ve 5271 sayılı CMK'nun 210/2 maddelerinin açık anlatımı karşısında, soruşturma aşamasında verdiği ifadeler okunamayacak dolayısıyla da 5271 sayılı CMK’nun 217/1. maddesi uyarınca bu beyanlar duruşmaya getirilmediği ve tartışılmadığı için hükme esas olamayacaktır.</p>

<p>Ancak olayımızda farklı bir durum olarak, tanık önce mahkeme huzurunda kendisine tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmasına karşın tanıklıktan çekinmeyerek tanıklık yapmış ve önceki ifadeleri de duruşmada okunmuştur. Bu aşamadan sonra keşif sırasında tanıklıktan çekinmesi, eski beyanlarının hükme esas alınamayacağı anlamına gelmemelidir. Çünkü önceki beyanları zaten tarafların tartışması için duruşmada okunmuş yani mahkemenin önüne getirilmiştir. Buna göre artık bu beyanların 5271 sayılı CMK'nun 217/1 maddesi gereğince hükme esas alınmasında kanuni bir engel bulunmamaktadır.<br />
Öte yandan 5271 sayılı CMK’nun 45/3. maddesindeki; 'Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler' ifadesi beyanların alındığı sırada da çekinmenin mümkün olduğunu, ancak dinlenme bittikten sonra çekinmenin sözkonusu olmayacağına işaret etmektedir. Somut olayda tanık zaten önceki aşamada ve mahkeme huzurunda bildiklerini anlatıp tanıklık yaptığı için keşifte dinlenilmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır.<br />
Aksinin kabulü halinde tanıklıktan çekinme hakkı bulunup da bu hakkını kullanmayıp tanıklık yapan kişilerin hükmün kesinleşmesine kadar her zaman mahkemeye gelerek tanıklıktan çekinme haklarını kullanmak istediklerini beyan etmeleri ve böylece önceki beyanların hükme esas alınamaması ihtimali doğabilecektir.<br />
Bu nedenle, kovuşturma aşamasında önce çekinme hakkını kullanmayan tanığın daha sonra çekinme hakkını kullanması halinde önceki beyanlarının hükme esas alınabileceğine karar verilmelidir" düşüncesiyle,</p>

<p>Önsoruna ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle tanığın beyanının hükme esas alınabileceği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.<br />
Önsoruna ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesinin, karşı oy düşüncesine ise esasa ilişkin uyuşmazlığın altında yer verilmiştir.<br />
Tanık Halil ..'ın beyanlarının hükme esas alınmaması gerektiğine karar verilmiş olması nedeniyle bu beyanlar dışındaki deliller gözönüne alınarak sanığın olay tarihinde resmi nikâhlı eşini öldürüp öldürmediği, yani suçun sübutuna ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesine gelince:<br />
İncelenen dosya kapsamından;<br />
1960 doğumlu olan sanık ile 1970 doğumlu olan maktulenin 14 yıllık evli oldukları ve bu evlilikten Reha .., Zeliha .., Halil .. ve Nermin .. isimli müşterek 4 çocuklarının bulunduğu,<br />
23.03.2004 günü saat 22.00 sıralarında maktulenin Adil .. isimli komşularına süt almak için gönderdiği çocuğu Reha ..’nin eve gelerek kapıyı çaldığı, salonun ışıklarının yanmasına ve zile basmasına rağmen kapıyı açan kimsenin olmadığı, bunun üzerine Reha ..’nin yakında bulunan amcalarının eşleri olan Durnel ve Asiye'ye annesini sorduğu, maktuleden haberlerinin olmadığını söylemeleri üzerine yarım saat kadar orada oyalandıktan sonra Asiye isimli yengesinde bulunan kardeşi Zeliha ..'u da alarak tekrar evlerine geldiği, çocuk odasının ışıklarının yandığını gördükleri, zile basmalarına rağmen kapı açılmayınca bir sopa ile demir dış kapının kilidini itmek suretiyle açarak içeriye girdikleri, içeride holde anneleri maktuleyi çamaşır makinesinin önünde yatar vaziyette gördükleri, bağırmaları üzerine oturma odasında uyuyan kardeşleri Halil .. ve Nermin., Reha ..'nin koşarak bu durumu yengelerine haber verdiği, onların da saat 23.00 sıralarında sanığın ve kardeşlerinin işlettiği Osmaniye ili Musa .. Bulvarı üzerinde sebze hali yakınlarında bulunan Güney .. telefon ederek sanık ve kardeşlerine olayı “yengem düşmüş” şeklinde ilettikleri, sanık ve yanındaki arkadaşı Mehmet ..’ın eve geldikleri, ancak bu aşamadan sonra 112 acil servise Mehmet.. tarafından saat 23.13' te haber verildiği, saat 23.16'da acil servis ekibi geldiğinde olay yerinin aşırı şekilde kalabalık olduğu, maktulenin nefes almadığını tespit etmelerine rağmen vücudunun sıcak olması nedeniyle müdahale etmeye çalıştıkları, olay yerinde yetersiz ışık bulunmasından maktuleyi ambulansa taşıyarak müdahale ettikleri ve saat 23.26'da Osmaniye Devlet Hastanesi acil servisine ulaştırdıkları, sanığın bu sırada hastaneye gelmeyerek evde kaldığı, maktuleye müdahale etmek için üzerindeki eşyalar çıkartıldığında bıçaklanarak öldürüldüğünün ortaya çıktığı, maktulenin öldürüldüğünün anlaşılmasından sonra hastaneye gelen yakınlarının da hemen oradan ayrıldıkları, maktuleyi morga indirmek için yakınlarından kimsenin bulunamamasının hastane personeli tarafından da garip karşılandığı,</p>

<p>Polise bu aşamadan sonra 00.15 sıralarında haber verildiği, saat 00.20 sıralarında kolluğun olay yerine geldiği, bu aşamada maktulenin ve sanığın tırnak arası svaplarının alındığı, olay yerinin fotoğraflarının çekildiği,<br />
Olaydan bir gün sonra ifade sahibi olarak ifadesi alınan sanığın, olayla bir ilgisinin bulunmadığını beyan ettiği, yine olayla ilgili maktule ve sanığın müşterek çocukları ile aile çevresinden kişilerin beyanlarının alındığı, ancak faile ulaşılması açısından soruşturmada yol alınamadığı,<br />
Sanık ve maktulenin ortak çocukları Halil..'in 24.03.2004 tarihinde alınan ilk ifadesinde, aile dostları Mehmet .. isimli kişinin kızı Duygu’nun sevgilisinin annesini öldürdüğünü söylemesi üzerine soruşturmanın bu yöne doğru derinleştirildiği,<br />
Kolluk tarafından yapılan araştırma sonucu tespit edilen Duygu’nun erkek arkadaşının teşhis için 02.04.2004 tarihinde sanık ve maktulenin çocukları Halil .., Reha .. ve Zeliha ..’a gösterildiğinde teşhis edemedikleri, ancak bu aşamada Halil ...'in gerçeği anlatacağını beyan etmesi üzerine ifadesinin alındığı, annesini olay gecesi babasının öldürdüğünü ayrıntılı olarak anlattığı, bir sonraki gün Cumhuriyet savcısı huzurunda da bu beyanını tekrarladığı,<br />
Ölü muayene ve otopsi tutanağında; ölümün inceleme saatinden 5-7 saat önce yani 21.00-22.00 sıralarında gerçekleştiğinin belirtildiği,<br />
Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü Morg İhtisas Dairesinin otopsi raporunda; maktulenin vücudunda 8 adet kesici delici alet yarasının mevcut olduğu, bu yaraların 4 adedinin her birinin müstakilen öldürücü nitelikte oldukları, kullanılan aletin bir kenarının keskin diğer kenarının künt olduğu, ölümün kesici delici alet yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun bildirildiği,</p>

<p>Ankara Polis Kriminal Laboratuarının 04.05.2004 günlü raporunda; maktulenin sağ el baş ve işaret parmağı tırnak aralarından alındığı belirtilen kan örneğinin maktule ve sanıktan farklı bir erkek şahsa ait olduğu, maktulenin el serçe parmağı tırnak arasından alındığı belirtilen svap örneği üzerinde bulunan kan örneğinde maktuleye ait olduğu belirtilen kan örneği, maktulenin sağ el baş ve işaret parmağı tırnak arasından alındığı belirtilen tırnak arası svabı üzerinde bulunan kan örneğinde erkek karaktere ait genotiplerin karışık olarak bulunduğu, sanığın tırnak arası svaplarında herhangi bir bulguya ulaşılamadığı tespitinin yapıldığı,<br />
Ankara Kriminal Polis Laboratuarının 22.04.2004 tarihli raporunda; sanığın tanık Halil M..nin beyanı üzerine evde gardrobundan el konulan ve olay sırasında giydiği iddia edilen bir adet koyu gri takım elbise, bir adet gri ve kirli beyaz kareli gömlek üzerinde herhangi bir biyolojik bulguya rastlanmadığının belirtildiği,<br />
Ankara Polis Kriminal Laboratuarının 07.05.2004 tarihli raporunda da; olay yerinden toplanan 3b no ile işaretlenmiş bir sigara izmaritine bulaşmış tükürük örneğinin maktuleye ait olduğu, 3a nolu sigara izmaritine ait tükürük örneğinin maktule ile sanıktan farklı bir erkek şahsa ait olduğunun tespit edildiği,<br />
Maktulenin erkek kardeşi olan katılan E.. G..'in; olay sonrası Osmaniye iline geldiğinde kız kardeşi olan maktule Serap'ın eşi ve aile yakınlarının olaya çok ilgisiz kaldıklarını, cenazeyi almak için hastaneye dahi uğramadıklarını, sanık yakınlarının kız kardeşi Serap'ın öldürülmesinden memnuniyet duyar bir hal ve tavır sergilediklerini, sanık ile aile yakınlarından şüphelendiğini beyan ettiği,</p>

<p>Tanık Zeliha .. ..'ın; okuldan çıkıp saat 17.30 sıralarından eve geldiğinde annesinin evde olduğunu, annesinin ağabeyi Reha ..'yi süt almak amacıyla Adil isimli komşularının evine gönderdiğini, kendisinin de annesinden izin alarak Asiye yengelerine gittiğini, daha sonra ağabeyinin de oraya geldiğini ve "eve gittim kapının ziline bastım kapıyı açan olmadı, her halde annem evde yok, biraz bekleyelim gideriz" dediğini, saat 23.00 sıralarında ağabeyi ile birlikte evlerine gittiklerini, eve vardıklarında kendilerinin yatak odasının lambasının yanar vaziyette olduğunu, bunun üzerine annelerinin evde olduğunu düşünerek tekrar zile bastıklarını, kapıyı açan olmayınca bir tahta çubuk vasıtasıyla dış demir kapıyı açarak içeriye girdiklerini, koridorda annesinin çamaşır makinesinin yanında sırt üstü yatar vaziyette gördüklerini, önce annesinin kayıp düştüğünü zannederek yaklaştığını, hareket etmediğini görünce ağabeyinin Durnel isimli yengesine haber vermek üzere evden ayrıldığını, kendisinin de telefon ile Sibel isimli yengesini aradığını, Durnel yengesi ile Sibel yengesinin eve geldiklerini, daha sonra Durnel yengesinin çocuk odasının penceresini açarak amcası Mehmet'e bağırarak çağırdığını, bu sırada oturma odasında yatan kardeşlerinin uyandığını, kendisinin evden dışarı çıkarak Mehmet ve Ahmet amcasını çağırdığını ve geri döndüğünü, kendisinin babasının iş yerini aradığını ve telefona çıkan amcasına “annem düşmüş, çabuk eve gelin” dediğini, daha sonra babası ile arkadaşı Mehmet ...'ın eve geldiklerini, Mehmet ...'ın annesinin bileğini tutup yokladığını ve ambulans gelmesini beklediğini, ayrıca yine ambulansa telefon ettiğini, babasının iş yerinden eve geldiğinde "ne oldu burada" diye sorduğunu ifade etttiği,<br />
Tanık Reha .. ..'ın; olay günü akşam saat 19.00 sıralarında annesinin kendisini süt almak için gönderdiğini, saat 22.00 sıralarında eve giderek zile bastığını, salonun ışıklarının yanmasına rağmen kapıyı açan olmadığını, kapıyı zorladığını açamadığını, Durnel ve Asiye yengesinden sorduğunda annesinden haberlerinin olmadığını söylediklerini, yengelerinde yarım saat kalarak kardeşi Zeliha ile birlikte tekrar evlerine gittiklerini, bu sırada çocuk odasının ışığının yanmakta olduğunu, tekrar zile bastıklarını, kapı açılmayınca eline bir sopa alarak demir dış kapıyı açtığını, içeri girdiğinde holde çamaşır makinesinin önünde annesini kanlar içinde yerde yatar vaziyette gördüğünü, bağırması üzerine oturma odasında uyuyan kardeşleri Nermin ve Halil'in uyandıklarını, koşarak Durnel yengesine haber verdiğini, onun da koşarak evlerine geldiğini, lokantaya babasına telefon açtığını, sonra ambulansın gelerek annesini götürdüğünü söylediği,</p>

<p>Tanık Durnel ..'ın; saatin tam olarak kaç olduğunu hatırlamadığı bir sırada Reha..'nin gelip annesini sorduğunu, kendisinin “annen bizde yok Asiye yengene bak” diye söylediğini, aradan belli bir süre geçtikten sonra yine Reha ..'nin “yenge" diye çağırdığını, balkona çıktığında “yenge koş annem düşmüş, yerde yatıyor" dediğini ve kendisinin maktulenin evine gittiğini, eve girdiğinde maktulenin kızı Zeliha’nın annesinin başında ağlarken gördüğünü, Serap diye seslendiğini ve yüzüne hafiften vurduğunu, bayıldığını sanarak ayıltmak istediğini, ancak ayılmadığını, kaldırdığında kafasının altında birikmiş kanı gördüğünü, yanağında da yara izi olduğunu, fakat boynundaki kesi izini fark etmediğini, direk pencereye koşarak kendi evlerine doğru “koşun koşun Serap'a bir şeyler olmuş” diye seslendiğini, tekrar geri dönerek lokantayı telefonla aradığını, eşinin kardeşi Abdullah'a da “koşun Serap'a bir şeyler olmuş” dediğini, bu sırada Serap'ın evine hamile eltisi Sibel'in de geldiğini, ondan sonra diğer akrabalarının da olayı duyduğunu, bir anda olay yerinin kalabalık olduğunu, bu sırada eltilerinden Güngör'ün ambulansı aradığını, ambulanstan önce olay yerine sanık İsa ile Mehmet 'ın geldiğini, Mehmet ..'ın Serap'ın kolunu yokladığını ve İsa'ya "dışarı çık" dediğini, daha sonrada Mehmet ..'ın elindeki telefon ile birilerini aradığını, ondan sonra ambulansın geldiğini, hemşirenin maktuleye iğne vurduğunu ve kalp masajı yaptıklarını, ambulansla hastaneye götürdüklerini, hastaneye giderken sanık İsa'nın eşi ile gelmediğini, Mehmet ..'ın otosu ile kendisinin de hastaneye gittiğini, hastanede Serap'ı acile aldıklarında Mehmet ..'ın Serap'ın bıçaklanarak öldüğü haberini kendilerine verdiğini dile getirdiği,<br />
Tanık Mehmet ..'ın; sanıkla ailece samimi olduğunu, olay günü saat 21.00'de balık pazarının köşesindeki tekel bayiine geldiğini, tekel büfesinde sanıkla birlikte Adil .. ile öğretmen Mithat ..'un da bulunduğunu, saat 22.00 sıralarında İsa ile birlikte tekrar Güney Restorana gittiklerini ve içki içtiklerini, saat 23.30 sıralarında lokantanın telefonunun çaldığını, telefona Abdullah'ın çıktığını, kendisine işaret ederek "İsa'nın evine çabuk gidin" dediğini, İsa ile birlikte kendisine ait araba ile gittiklerini, olay yerine vardıklarında İsa'nın evinde Durnel, anneleri ile diğer gelinlerin evin içerisini doldurduklarını gördüğünü, maktuleye baktığında nabzının atmadığını, elini başının altına soktuğunda elinin kan olduğunu, bu sırada içeri giren İsa'nın eşini bu şekilde görmemesi için dışarı çıkardığını, 112 acil servisi aradığını ve ambulansın geldiğini, maktuleyi ambulansa taşıdıklarını, burada müdahale edildiğini ve hastaneye götürüldüğünü, eve geldiğinde İsa'nın dışarıda kasanın üzerinde oturur vaziyette olduğunu, herhangi bir tepki yada panik durumunda olmadığını, kendilerine eşi ile ilgili bir şey sormadığını, gayet sakin olduğunu belirttiği,</p>

<p>1990 doğumlu olan tanık Eyüp ..'ün; maktulenin evinde olay sonrası bulunduğu bir sırada Durnel, Asiye, Sibel ve bir kısım kadınların aralarında olayı yorumlarken içlerinden bir tanesinin bu olayı "ya kocası İsa'nın ya da Mehmet ..'ın yapmış olabileceğini" söylediğini, ancak yüzlerine bakmadığı için hangisinin bu şekilde bir söz söylediğini bilmediğini, evde aile ortamında konuşurken maktulenin küçük kızı Zeliha'nın Sebile ..'e olayı kimin yaptığını bildiğini, ancak söylemesi halinde babasının kendisini döveceğini söylerken duyduğunu beyan ettiği,<br />
Tanık Sebile ..'in; tanık Eyüp'ün bu beyanlarını doğrulamadığı,<br />
Sanık ile aynı lokantayı işleten kardeşleri Abdullah ve Cumali ..'ın; olay günü sanığın saat 20.30- 21.00 sıralarında “çay içmeye gidiyorum” diyerek tekel büfesi işleten arkadaşı Suat'ın yanına gittiğini, saat 22.00 sıralarında sanık ve Mehmet ..'ın tekrar restorana geldiklerini ve içki içmeye başladıklarını, daha sonra Durnel’in telefonla aradığını, "yetiş Serap'a bir şeyler oldu" dediğini, sanığa “evde bir problem var her halde hemen gitmen gerek” denildiğini ve saat 23.00 sıralarında sanığın Mehmet .. ile restorandan ayrıldığını, saat 23.15 sıralarında da Mehmet ...'ın tekrar iş yerini arayarak “galiba Serap öldü” dediğini ifade ettikleri,<br />
Sanık ve kardeşlerinin çalıştırdığı lokantada garson olarak çalışan tanık Bayram 'ın; sanığın saat 21.00-21.30 sıralarına kadar iş yerinde takıldığını, sonra fırını kapatarak gittiğini, nereye gittiğini bilmediğini, saat 22.30 sıralarında da iş yerinin telefonun çaldığını, Abdullah'ın telefona baktığını sonra “ağabey kapatıyoruz (İsa'nın hanımını kast ederek) yengem merdivenlerden düşmüş gideceğiz” dediğini söylediği,</p>

<p>Tanık Hüseyin..'ün; sanık ve kardeşlerinin işlettiği restoranda komi olarak çalıştığını, olay günü sanığın restorandan kaçta ayrıldığını tam olarak bilemediğini, fakat ayrıldıktan 1 saat kadar sonra yanında Mehmet .. ile birlikte iş yerine geri döndüğünü, kendilerine yemek için servis açtığını, müşterinin az olması sebebi ile o gün işten saat 23.05 sıralarında ayrıldığını dile getirdiği,</p>

<p>Tanık Adem ..'in; sanık ve kardeşlerinin işlettiği restoranda 14 yıldır garson olarak çalıştığını, olay günü sanığın 20.30 sıralarında fırını kapattığını ve iş yerinden Mehmet .. ile birlikte ayrıldıklarını, saat 22.00-22.30 sıralarında iş yerine tekrar geri döndüklerini beyan ettiği,<br />
Tanık Murat ..'ın; olay günü akşam saatlerinde sanığın çalıştırdığı restorana yemek yemeye gittiğini, saat 20.30 sıralarında sanığın lokantanın fırın kısmında çalışırken gördüğünü, daha sonra sanığın lokantadan ayrıldığını ve saat 22.30 sıralarında tekrar bir arkadaşı ile döndüğünü belirttiği,<br />
Tanık Suat ..'ın; sanığın 20.50 sıralarında motosikleti ile işlettiği tekel bayiine geldiğini, 22.15 sıralarında Mehmet .. ile tekel bayiinden ayrılarak motosikletiyle gittiğini, sanıkta herhangi bir olumsuzluk gözlemlemediğini ifade ettiği,<br />
Tanıklar Fatih .. ve Adil ..'nun; Suat ..'ın çalıştırdığı tekel büfesinde sanığı gördüklerini, sanığın tekel büfesine saat 19.50'de geldiğini ve saat 22.15'te ayrıldığını, sanık, Suat .. ve Mehmet .. ile hep beraber bulunduklarını beyan ettikleri,<br />
Tanıklar ambulans şoförü Hasan . ve hemşire Jale ..'un; olay akşamı doktor Hüseyin .. ..ile saat 23.20 sıralarında olay yerine gittiklerini, içeride loş bir ışık ve bayanların olduğunu, evin dışında da bir sürü erkek bulunduğunu, doktorun ilk muayenesinde bayanın öldüğünün anlaşıldığını, vücut sıcaklığından dolayı belki kurtarır mıyız düşüncesiyle ambulansa aldıklarını, Mehmet ..’ın da olay yerinde olduğunu, haber alınca olay yerine varmalarının 4-5 dk sürdüğünü, bugüne kadar birçok adli olaya gittiklerine, adli olaylarda ya polisten önce ya da polisle birlikte olay yerine gittiklerini, bu olayda ise kendilerine haber verilmeden herkesin olaydan haberdar olduğunu ve bu nedenle olay yerinin kalabalık olduğunu, bayanın bıçakla öldürüldüğünü duyan yakınlarının hastaneden hemen kaybolduklarını, bayanı morga indirmek için bile kimseyi bulamadıklarını, bayanın kocasını gerek olay yerinde gerekse hastanede görmediklerini söyledikleri,</p>

<p>Sanığın aşamalarda özetle; eşini öldürmediğini, kimin öldürdüğünü de bilmediğini savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Maktulenin evinde çocukları tarafından bulunduktan sonra hemen ambulansa değil de sanığa ve kardeşlerine haber verilmesi, ambulansa olaydan çok sonra haber verilmesi, sanığın olayın haber verilmesinden sonra eve geldiğinde maktule ile ilgilenmemesi, maktule hastaneye götürülürken sanığın gitmeyerek evde kalması, maktulenin öldürüldüğünün anlaşılması üzerine hastanede bulunan yakınlarının hemen oradan ayrılması, hastaneden dönen kişilere sanığın maktule hakkında herhangi bir şey sormaması, tüm bu gelişmelerden sonra çok geç bir saatte kolluğa olayın bildirilmesi gibi hususlar göz önüne alındığında sanığın maktuleyi öldürdüğü yönünde şüphe oluşmakta ise de, olay gecesi maktulenin öldürüldüğü saat olan 21.00-22.00 sıralarında sanığın eve geldiğine ilişkin herhangi bir tanık beyanının olmaması, aksine belirtilen saatlerde sanığın Suat ..'a ait tekel büfesinde arkadaşlarıyla birlikte olduğuna dair tanık beyanlarının bulunması, maktulenin tırnak arası svaplarındaki kan örneğinin sanıktan farklı bir erkek şahsa ait olduğunun belirlenmesi, yine evden alınan sigara izmaritlerindeki tükürüğün sanıktan başka bir erkek şahsa ait olduğunun tespit edilmesi, sanığın olay günü giydiği elbise üzerinde herhangi bir biyolojik bulgunun olmaması ve sanığın aşamalarda istikrarlı olarak suçu işlemediği yolundaki savunması karşısında, sanığın atılı suçu işlediği şüphe boyutunda kaldığından "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemece mahkumiyetine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.<br />
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi; "sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği" düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır.</p>

<p>Genel Kurul Üyesi O.K.. ise; "Olayın tek tanığı ve maktule ile sanığın müşterek çocukları 1996 doğumlu Halil ...ifade verdiği sırada şahadetten çekinme hakkı hatırlatılırken kanuni temsilcisi bulunmamış ise de ifade verme tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı Yasa’nın 47. maddesinde böyle bir zorunluluk yoktu, bu zorunluluk, ifade tarihinden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı Yasa’nın 45/2. fıkrası ile getirilmiş olup usul hükümleri geriye yürütülemeyeceğinden tanığın ifade sırasında kanuni temsilcisinin bulunmaması bir eksiklik olarak görülemez.<br />
Tanık küçüğün Cumhuriyet savcılığı ve duruşma aşamasında verdiği ifade sırasında şahadetten çekinme hakkı hatırlatılmış olmasına rağmen çekinmemiş keşif sırasında şahadetten çekindiğini söylemiştir. Keşif sırasında alınan ifade önceki ifadeye destek mahiyetindedir. Duruşmada tanıklıktan çekinmedikten sonra artık bu hakkını kullanamaz. Keşif yapılmasa da tanık ifade verdikten sonra ertesi gün gelip benim ifademi geçerli saymayın ben şahitlikten çekiliyorum deseydi verilen ifadeyi yok mu sayacaktık? 1412 sayılı CMK'nun 47/2. fıkrasında 'yukarıda yazılı kimselere dinlenmezden evvel tanıklıktan çekinme hakları olduğu bildirilir. Bu hakkı istimalden vazgeçenler dinlenirken dahi vazgeçmelerini geri alabilirler' denmiş olmasına göre şahadetten çekinen tanık daha sonra şahadetten çekilmeyeceğini söylerse dinlenebilir. Kanun koyucu şahadetten çekinen kimsenin dinlenebileceğini belirtirken tanıklıktan çekinmeyen ve ifade veren kimsenin daha sonra çekinebileceğine dair bir hüküm getirmemiştir. 1412 sayılı CMUK'nun 245. madde de görüleceği üzere 'duruşmadan önce dinlenip de ilk defa olarak duruşma esnasında tanıklık etmekten çekinmek hakkını kullanan tanığın yazılı ifadesi dahi okunamaz' dendiği de gözetildiğinde tanık duruşmada şahadetten çekinmemiş ise artık çekinme hakkını kullanamaz.</p>

<p>1412 sayılı CMUK'nun 243. maddesinin muadili olan 5271 sayılı Yasa'nın 210. maddenin de uygulanma olanağı yoktur. Bu maddenin uygulanması için delil bir tanığın şahsi malumatına dayanılmış olması gerekir. Aşağıda izah edildiği üzere vakıanın delili sadece bu tanığın ifadesi değildir.<br />
İzah edilen nedenlerle küçük tanığın ifadesi delil değerlendirilmesinde nazara alınmalıdır.</p>

<p>Hükmün esasına gelince sanığın aşağıda belirttiğim deliller karşısında mahkumiyet kararı verilmesi ancak sanığa tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşündeyim.</p>

<p>1-Öncelikle küçük tanık Mert’in 02/04/2004 ve 03/04/2004 tarihli ifadelerinde annesi ile babasının tartıştığını, annesinin babasına” bıktım artık senden” dediğini, babasının dışarı çıktığını, tekrar gelerek annesini öldürdüğünü söylemesi,<br />
2-Tanık Eyüp ..ün verdiği ifadede Sebile ..'e maktule ile sanığın kızları Zeliha'nın olayı kimin yaptığını bildiğini ancak söylerse babasının kızacağını söylediğini ve bunu Sebile'den duyduğunu söylemesi,<br />
3-Maktulenin çamaşır makinası yanında bulunmasına rağmen merdivenden düştü, halıda kaydı, başını çarptı gibi ifadeler kullanılması,<br />
4-Sanığın, maktule hastaneye kaldırıldığı sırada, maktulenin yanında gitmemesi ve yakınlarının hastanede bıçakla öldürülmüş denmesi üzerine hastaneden ayrılarak maktuleyi hastanede bırakmaları, sanığın cenazeye dahi gelmemesinin hayatın olağan akışına uygun bulunmaması,<br />
5- Maktulenin bir başkasıyla ilişkide bulunduğu iddiası,<br />
6-Maktule evde bulunduğunda polis ve ambulansa geç haber verilmesi,<br />
7-Sanığın ölüm saatinde çalıştığı işyerinden geçici olarak ayrılması,<br />
8-Küçük tanık Mert’in baskı nedeniyle psikolojik tedavi görmesi,<br />
İzah edilen nedenlerle sanığın mahkumiyetinin doğru olduğu ancak, maktulenin bir başka kişiyle ilişkili olması ve kavga sırasında bıktım artık senden demesi karşısında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kararına katılmıyorum" görüşüyle önsoruna ilişkin karşıoy, esasa ilişkin olarak ise farklı düşünceyle direnme hükmünün bozulması yönünde oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2012 gün ve 65–58 sayılı direnme hükmünün sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2014 günü yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden de oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013255-e-2014180-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitay7mghj74.jpg" type="image/jpeg" length="31117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2020/213 E., 2022/463 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020213-e-2022463-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020213-e-2022463-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.06.2022 tarihli, 2020/213 E., 2022/463 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2020/213 E., 2022/463 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Yargıtay Dairesi: Ceza Genel Kurulu</p>

<p>Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.12.2019 tarih ve 74-166 sayı ile; sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istemli 28.05.2020 tarihli ve 47948 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:<br />
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan verilen beraat kararının hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.</p>

<p><strong>I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:</strong></p>

<p>A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.</p>

<p>B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:<br />
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.<br />
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir.</p>

<p>C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:<br />
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.</p>

<p>Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi:</p>

<p>a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 12.12.2019 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısına, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,<br />
Mahkumiyet hükmüne yönelik olarak Yargıtay Cumhuriyet savcısının 17.12.2019 tarihli ve süresi içerisinde sunduğu dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu ve temyiz nedenlerini ayrıntılı şekilde bildirdiği,</p>

<p>Görülmekle Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>E) Heyetin Oluşumu ile İlgili İtirazlar:<br />
Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi;<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılamadaki 10.04.2019, 12.06.2019 ve 25.09.2019 tarihli duruşmaların 38125 sicil numaralı ... başkanlığındaki heyet tarafından gerçekleştirildiği ve bu heyette üye olarak görev yapan ... ve ... .'ın Yargıtay üyeliğine seçilme tarihi itibarıyla heyet başkanından daha kıdemli olduğu,<br />
Görülmüştür.Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında bu hususa ilişkin olarak yer verilen açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;<br />
Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayın 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların, Dairenin ... yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, Daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkân bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesindeki düzenleyici hüküm doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması yerine, Daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin oluşturulan heyete başkanlık görevini ifa ettiği, bu şekilde heyetin oluşumu ile ilgili düzenleyici işlemlere aykırılığın; heyet başkanının duruşmaları idaresindeki usule aykırılıklar nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ve bu şekilde hakkaniyete uygun olmayan yargılama yapıldığının taraflarca ileri sürülmemesi, esası etkileyen kararların duruşma heyeti tarafından oy birliğiyle alınmış olması, Yargıtay üyeliği deneyimine sahip hâkimlerin ara kararı veya hüküm kurulurken yapılan oylama sırasının diğer üyeleri etki altında bırakacağına ilişkin kabulün dayanaktan yoksun olup bu hususta somut olguların ortaya konulmaması karşısında, oluşan heyetçe yapılan işlemleri yoklukla batıl hâle getirmeyeceğinden CMK'nın 289. maddesi kapsamında mahkeme heyetinin oluşumunda hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.Somut dosyada yukarıda belirtilen oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olmasına taraflarca itiraz edilerek duruşmanın idaresi ve delillerin ikamesinde hukuka aykırı davranıldığının ileri sürülmemesi, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyete aykırı yapıldığının kabulüne olanak bulunmadığı gibi, hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede davanın sonuçlandırılmasına engel oluşturacağı da gözetildiğinde, yasanın düzenleyici nitelikteki kuralına aykırı uygulama hükmün esasını etkileyecek nitelikte görülmediğinden hükmün bozulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ... ve ...; "Özel Dairece yapılan yargılama sırasında heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğu"</p>

<p>Şeklindeki düşünceyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>II) İDDİA:</strong></p>

<p>''sicil numarası ile Hakimi olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla; , , ... ve ... hakimliği görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay'a üye seçildiği,Yargıtay 1. Başkanlık Kurulunca 17.07.2016 tarihinde, “Sanığa isnat edilen “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs” suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, eylemin halen tamamen sona ermemesi ile bu bağlamda ağır cezalık ve suçüstü gibi ağır bir suç soruşturmasının varlığı, tehlikenin boyutu ile haklarında gözaltı kararı çıkarılmış olması gözetildiğinde, bu denli ağır bir suç soruşturmasının varlığı karşısında ve ayrıca aynı örgüt kapsamında bir kısım üyeler hakkında Birinci Başkanlığımızca sürdürülen soruşturmaların kapsamı dikkate alınarak adları geçen üyelerin göreve devamlarının soruşturmanın selameti ve yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceği gözetilerek, Yargıtay Kanununun 18/1, 2,4 fıkraları ile 46. Maddeleri gereğince mevcut yetkilerinin kaldırılmasına” ilişkin karar verildiği,23.07.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliği sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği,Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>Şüpheli Savunması:... Cumhuriyet Başsavcılığında 19.07.2016 tarihli müdafii huzurundaki savunmasında: Örgüt ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, (Ek: 5/1-3)... 3. Sulh Ceza Hakimliğindeki müdafii huzurundaki 20.07.2016 tarihli sorgusunda: Suçlamaları kabul etmediğini, herhangi bir örgütle irtibatı olmadığını, (Ek: 5/32)... Cumhuriyet Başsavcılığında 15.11.2016 tarihli müdafii huzurundaki savunmasında: Hiç bir örgütle irtibatı olmadığını, Simav'da çalıştığı dönemde .ile tanıştığını, kendisine cemaatin hedeflerini, çalışmalarını ve yapılanmasını anlatmaya başladığını, ... KAYA'nın ... merkeze gidip bazı hakim savcılarla görüştüğünü, görüştüğü kişilerden ...'in daha sonra Yargıtay Üyesi olduğunu, bir kez ... KAYA ve eşi, ... ve eşinin de bulunduğu şekilde bu şahısların gittiği bir pikniğe eşiyle beraber katıldığını, piknikteki sohbetler sırasında ... KAYA ve ...'in birbirlerine cemaatin 'daki ve ...'daki faaliyetlerini sorduklarını, her ikisinin de FETÖ/PDY bloklanması ile irtibatlı olduklarını açıkça ortaya koyar şekilde konuştuklarını, 'da bulunduğu süreçte 'nın zaman zaman Risalei Nurdan tefsirler okuduğunu, birlikte çalıştığı 'ın daha sonra sürekli unvanlı görevler aldığını ve kardeşi 'ın da daha sonra Yargıtay Üyesi seçildiğini, ...'a atandıktan sonra telefonla arayıp kendisini meslektaş olarak tanıtan bir şahsın ziyarete geldiğini, havalimanına giderek bu şahsı karşıladığını, birlikte Mahallesindeki bir çay bahçesine gittiklerini, bu şahsın "kendileri tarafından anıldığını, yad edildiğini, unutulmadığını söyleyip, ...'da bizden kimler var, bizden olmasa da irtibat kurulabilecek, görüşebilecek ilgilenebilecek kimler var?" gibi bir soru sorduğunu, 1-2 saat birlikte kaldıktan sonra şahsı hava limanına bırakıp ayrıldığını, bu şahsın FETÖ/PDY adına kazanılmış ya da kazanılabilecek hakim savcılar ile ilgilenen birisi olduğundan emin olduğunu, uzaktan akrabası olan bir şahsın ...'da Yargıtay üyesi seçilebileceğini duyduğunu haber vermek için aradığını, yaklaşık 1 hafta kadar sonra da eğitim merkezinden tanıdığı, ... ... tarafından cep telefonundan arandığını, ...'ya çağrıldığını "gel dediklerinde gitmesi gerektiğini" söylediğini, bunun üzerine ...'ya Yargıtay'a gittiğini, Yargıtay'a gittiğinde Yargıtay üyeleri arasında çeşitli gruplaşmalar olduğunu ve HSYK üyeliği, Anayasa Mahkemesi üyeliği gibi seçimlerin en önemli gündemi teşkil edip, üyelerin bu konularda grup halinde hareket ettiğini ve bu kapsamda da FETÖ/PDY ile irtibatlı üyelerin de bir arada hareket ettiklerini gördüğünü, kendisi ile aynı dairede görevli olan Selahattin Atalay'ın, daire başkanlıkları, Yargıtay başkanlıkları, Anayasa Mahkemesi üyeliği seçimleriyle ilgili gelip FETÖ/PDY ile irtibatlı hareket eden grubun kimlere oy vereceğini söylediğini ve kendisininde bu kişilere oy vermesini istediğini, bu seçimlere ilişkin ihtilaflar ve bazı dosyalara ilişkin müzakereler sırasında görüşünde ısrarcı olması üzerine ve diğerleriyle daha önceki ilişkilerinden farklı şekilde olmaya başladığını, kendisine daha farklı, soğuk ve mesafeli davranmaya başladılarını, 'ın, ... ... ile samimi olduğunu, Yargıtay'daki ... bölümünde aktif görev aldığını bildiğini,'ın lehine oy kullanmasını istediği isimlerden birinin olduğunu, 17-25 Aralık tarihinden itibaren örgüt mensubu olduğu daha sonra ortaya çıkan hakim savcıların eylemlerine eleştirel söylemlerde bulunup kızını da Anadolu Lisesi isimli, sonradan örgüt ile irtibatlı olduğu ortaya çıkan okuldan alıp Vakfına ait okula yazdırdığını ve örgütle irtibatlı hakim savcılar ile irtibatının tamamen kesildiğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, (Ek: 5/36-41)İfade etmiştir.Deliller:... alınan ifadesinde: " cemaat mensuplarının listesinden ve kontenjanından seçilmiştir. Kendisini fazla tanımam." (Ek:4/93)Şeklinde beyanda bulunmuş, ... alınan ifadesinde; şüphelinin ismini bu yapıya mensup olanlar arasında saymıştır. (Ek: 4/214)Şüphelinin diğer örgüt üyeleriyle irtibatı, HTS baz analizi:... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yargının sivil imamı olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma yürütülen;-..'ın HTS verileri dikkate alındığında, 18.10.2014 tarihinde ././...,-.'nın HTS verileri dikkate alındığında, 30.05.2014 tarihinde .r/.../...,-... 'ın HTS verileri dikkate alındığında, 01.03.2011 tarihinde Havalimanı/..., 23.03.2013 tarihinde Köyü/.../..., 22.05.2013 tarihinde Möble/.../..., 11.01.2014 tarihinde /...,</p>

<p>-... ÖNER'in HTS verileri dikkate alındığında, 05.07.2010 tarihinde ..., 12.07.2011 tarihinde ... ve 10.05.2013 tarihinde Havalimanı/...,<br />
-...'in HTS verileri dikkate alındığında, 13.02.2016 tarihinde/... ve 19.04.2016 tarihinde Atlı Spor Klübü/...,-...'ın HTS verileri dikkate alındığında, 03.06.2013 tarihinde /..., 27.12.2013 tarihinde /... ve 05.05.2016 tarihinde /...,-'in HTS verileri dikkate alındığında, 30.10.2011, 23.10.2012 ve 12.02.2013 tarihlerinde .../...,-'in HTS verileri dikkate alındığında, 31.01.2014 tarihinde Caddesi/...,-'ın HTS verileri dikkate alındığında, 16.06.2016 tarihinde /...,-...'un HTS verileri dikkate alındığında, 04.04.2016, 12.04.2016, 18.04.2016, 19.04.2016 ve 22.04.2016 tarihlerinde A/..., 28.04.2016 tarihinde/..., 06.05.2016, 26.05.2016, 27.05.2016, 01.06.2016 ve 03.06.2016 tarihlerinde/...,-... ...'ın HTS verileri dikkate alındığında, 13.07.2016 tarihinde ...,-... 'ün HTS verileri dikkate alındığında, 07.07.2011 ve 27.03.2016 tarihlerinde .../...,-... ...'in HTS verileri dikkate alındığında, 10.06.2016 tarihinde /... ve 10.07.2016 tarihinde .HTS verileri dikkate alındığında, 02.05.2016 ve 04.06.2016 tarihlerinde /...,-... 'ın HTS verileri dikkate alındığında, 01.06.2013 tarihinde /..., 20.07.2013 tarihinde ... Mahallesi/..., 03.11.2015 ve 04.11.2015 tarihinde /..., 14.12.2015 tarihinde /..., 19.01.2016 ve 28.04.2016 tarihlerinde /...,-...'ın HTS verileri dikkate alındığında, 03.03.2015 tarihinde /...,-'nun HTS verileri dikkate alındığında, 28.11.2013 tarihinde Bulvarı/...,-... 'nın HTS verileri dikkate alındığında, 23.07.2014 ve 28.07.2014 tarihlerinde./...,-... .'ın HTS verileri dikkate alındığında, 12.04.2014 tarihinde /..., 04.04.2014 tarihinde .../..., 10.08.2015 tarihinde ./..., 12.02.2016 tarihinde ./..., 22.02.2016 tarihinde /..., 26.03.2016 ./..., 28.03.2016 ve 11.04.2016 tarihlerinde ...., 21.04.2016 tarihinde ...., 02.05.2016 ve 09.05.2016 tarihlerin ./..., 13.05.2016 tarihinde ./..., 16.05.2016 tarihinde ./..., 17.05.2016 .r/..., 19.05.2016 ./..., 30.05.2016 ve 02.06.2016 tarihlerinde ./...,-.'in HTS verileri dikkate alındığında, 21.08.2014 tarihinde ./...,-.'ın HTS verileri dikkate alındığında, 08.11.2013 tarihinde /..., 11.12.2013 tarihinde. Bulvarı/..., 28.10.2014 tarihinde .../... ve 07.11.2014 tarihinde ./... ve .../...,-...'nın HTS verileri dikkate alındığında, 03.02.2013 tarihinde ..., 09.09.2014 tarihinde Çarşı/..., 13.02.2015 tarihinde /..., 25.02.2015 tarihinde Bahçesi/..., 05.04.2015, 20.05.2015 ve 10.04.2016 tarihlerinde /..., -nun HTS verileri dikkate alındığında, 07.07.2011 tarihinde .../..., 16.07.2011 tarihinde ./..., 30.11.2011 tarihinde /..., 09.10.2013, 22.10.2013, 06.11.2013 ve 31.12.2013 tarihlerinde .../...,-.'un HTS verileri dikkate alındığında, 31.07.2014 ve 21.08.2014 tarihlerinde ...,-...'ın HTS verileri dikkate alındığında, 13.02.2015 tarihinde ./...,-.'ın HTS verileri dikkate alındığında, 25.09.2015 tarihinde. Kulesi/...,-.'ın HTS verileri dikkate alındığında, 03.11.2012 tarihinde. Caddesi/..., 04.11.2012 ve 25.11.2013 tarihlerinde .Mahallesi/..., 18.12.2013 tarihinde .Caddesi/...,-.'un HTS verileri dikkate alındığında, 15.05.2016 tarihinde .../...,</p>

<p>-...'ın HTS verileri dikkate alındığında, 23.09.2010 tarihinde .../..., Adreslerinde aynı baz istasyonu bölgesinde bulundukları anlaşılmıştır. (Ek: 2/35-63). hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 2018/41264 sayılı soruşturmada;Adı geçenin, gayri resmi ortağı olduğu Telli-Tel İletişim isimli ... yerinde FETÖ'nün yargı imamlarına gizliliği sağlamak amacıyla gerektiğinde ByLock ve benzeri programlar aracılığı ile iletişimde, gerektiğinde arama yapmada kullanılmak üzere, sahte sözleşmelerle başkaları adına GSM hatları verdiği, bu kapsamda 01.04.2013 tarihinde .İletişim isimli ... yerinden .adına alınan . numaralı GSM hattından şüphelinin kullanmış olduğu . numaralı GSM hattının arandığı tespit edilmiştir. (Ek: 2/67-68)..Açık kaynaklarda da görüldüğü üzere özellikle ihtiyaç sahibi Afrika ülkelerinde, dernekler ve vakıflar aracılığı ile su kuyusu açtırıldığı bilinmektedir. Bu Kapsamda Eski Yargıtay Üyeleri ... USLU (80415 ID) ile. (. ID) arasında 25.12.2015 tarihinde örgütün haberleşmede kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan, internet tabanlı gizli haberleşme programı ByLock üzerinden yapılan ''... 2-. bey babası adına kuyu açtırmak istiyor, mümkün mü kaç para lazım,'' şeklindeki yazışmada, şüphelinin örgüt aracılığı ile su kuyusu açtırmak istediğinden bahsedildiği görülmüştür. (Ek: 2/91-99)Şüphelinin savunmasında irtibatlı olduğunu, görüştüğünü söylediği kişiler ile ilgili yapılan araştırmada:.'nın örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock'u bizzat kullandığı, ByLock abone listesinin üç ayrı satırında kaydının bulunduğu, GSM aboneliklerinin ., . ve . olduğu, (. ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu, "., D-., ., .-., .kod adlarını kullandıkları, bu program üzerinden iletişim kurduğu örgüt üyeleri arasında ... ... (. ID), ... (. ID), ... . (. ID),. (. ID), ... (. ID) ile örgütün sivil imamı . (. ID), . (. ID),. (. ID), ... (. ID), ..'nun (. ID) ... ... (. ID), ... (. ID), ... (. ID), ... (.ID), .u (. ID), . ( . ID), . ( . ID), ... Uslu'nun da ( 80415 ID) bulunduğu,<br />
Örgütün yargı içerisinde güç kazanması için aktif faaliyette bulunan kişilerden olduğu, 2010 yılında örgüt tarafından HSYK da çoğunluk ele geçirilince ülke yargısını dizayn eden grup içerisinde yer aldığı, HSYK ve Yargıtay hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde tüm yargı yapılanması içerisindeki ... yönetiminde yer aldığı şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, FETÖ silahlı terör örgütünün yöneticisi olduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, halen yargılanmasına Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2018/68 esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiği,...'in örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock'u bizzat kullandığı, GSM aboneliğinin . olduğu, Örgütün yargı yapılanması içerisinde ilk yer alan kişilerden birisi olduğu, 2010 yılında örgüt tarafından HSYK da çoğunluk ele geçirilince ülke yargısını dizayn eden grup tarafından yargıtay üyeliğine seçildiği, taşra ve Yargıtay hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde örgütsel talimatların verildiği, örgüt stratejisinin anlatıldığı, himmet adı verilen örgütsel aidatların ödendiği toplantılara katıldığı şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, halen yargılanmasına Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2017/21 esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiği,.'ın örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock'u bizzat kullandığı, GSM aboneliğinin. olduğu, Örgütün yargı yapılanması içerisinde yer aldığı, örgütün taşra hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde örgütsel talimatların verildiği, örgüt stratejisinin anlatıldığı, himmet adı verilen örgütsel aidatların ödendiği toplantılara katıldığı şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, halen yargılanmasına ... 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/274 esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiği,Kamuran ÇOKAL'ın Örgütün yargı yapılanması içerisinde yer aldığı, 2010 yılında örgüt tarafından HSYK da çoğunluk ele geçirilince ülke yargısını dizayn eden grup tarafından yargıtay üyeliğine seçildiği, taşra ve Yargıtay hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde örgütsel talimatların verildiği, örgüt stratejisinin anlatıldığı, himmet adı verilen örgütsel aidatların ödendiği toplantılara katıldığı şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, halen yargılanmasına Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2017/66 esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiği,... ...'in örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock'u bizzat kullandığı, ByLock abone listesinin iki ayrı satırında kaydının bulunduğu, GSM aboneliklerinin . ve.olduğu, (. ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu, . abi, . ..., ..., D., ., ., ., .(A) kod adlarını kullandıkları, bu program üzerinden iletişim kurduğu örgüt üyeleri arasında ... (. ID), . (. ID), . (. ID), ... (. ID) ile örgütün sivil imamları . (. ID) ve . . ID), . (.ID), . (364269 ID), . (. ID), ... (.ID), ... ... . ID), . (. ID), ... (. ID), .'nun da (. ID) bulunduğu,.Örgütün yargı içerisinde güç kazanması için aktif faaliyette bulunan kişilerden olduğu, 2010 yılında örgüt tarafından HSYK da çoğunluk ele geçirilince ülke yargısını dizayn eden grup içerisinde yer aldığı, Yargıtay hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde tüm yargı yapılanması içerisindeki ... yönetiminde yer aldığı şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi/yöneticisi olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma yürütüldüğü.'ın örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock'u bizzat kullandığı, ByLock abone listesinde kaydının bulunduğu, GSM aboneliklerinin .olduğu, (. ID) numaralı ByLock kullanıcısı olduğu, "Salim Selah, Salim'' kod adlarını kullandıkları, bu program üzerinden iletişim kurduğu örgüt üyeleri arasında . (. ID), . ( . ID), örgütün sivil imamı.. ID),. (.ID), ... (. ID), . da (. ID) bulunduğu,Örgütün yargı içerisinde güç kazanması için aktif faaliyette bulunan kişilerden olduğu, 2010 yılında örgüt tarafından HSYK da çoğunluk ele geçirilince ülke yargısını dizayn eden grup içerisinde yer aldığı, HSYK ve Yargıtay hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde tüm yargı yapılanması içerisindeki ... yönetiminde yer aldığı şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi/yöneticisi olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma yürütüldüğü,.'ın örgütün yargı içerisindeki hücre yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü, 2010 yılında örgüt tarafından HSYK da çoğunluk ele geçirilince ülke yargısını özelde yüksek yargıyı, genelde bütün yargı teşkilatını dizayn eden ekipte yer aldığı, Yargıtay hücre yapılanması içerisinde görev yaptığı dönemde tüm yargı yapılanması içerisindeki ... yönetimi içerisinde olduğu şeklinde ifadeler ve deliller bulunduğu, FETÖ silahlı terör örgütünün yöneticisi olduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, halen yargılanmasına Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2017/98 esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiği,Tespit edilmiştir.'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>III) SAVUNMA:</strong></p>

<p>Sanık savcılıkta müdafisi huzurunda verdiği 19.07.2016 tarihli savunmasında özetle; 1986 yılında. İmam Hatip Lisesini birincilikle bitirerek Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığını, üniversitenin ilk iki yılında Tuzla'daki halası Müzeyyen Dursun'un evinde kaldığını, son iki yılında ise . civarındaki akrabası .'in eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı evde ikamet ettiğini, öğrencilik hayatı boyunca örgütün evlerinde veya yurtlarında kalmadığını ve sohbetlerine katılmadığını, disiplinli bir şekilde okuluna devam edip fakülteyi üçüncülükle bitirdiğini, 1991 yılında ... hâkim adayı olarak mesleğe başladığını,.-... arasında haftada birkaç gün gidip gelmek suretiyle baba ocağında yaşamaya devam ettiğini, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir camide imam olarak görev yapan bir babanın çocuğu olduğu için dini grupların tamamına ayrım gözetmeksizin sempatiyle yaklaştığını, babasının bağlı olduğu .deki .ın cemaati ile . ve .Ağa Cemaatlerine kendisini daha yakın hissettiğini, o zaman adına hizmet hareketi denen bu yapıdan da haberdar olduğunu, 1993'te ... .hâkimi olarak göreve başladığını, görev yaptığı adliyelerdeki konuşmalar sırasında bazı meslektaşlarının ....'in lehinde veya aleyhinde konuşmalarına şahit olduğunu, ancak hiçbir şekilde onlarla adliyedeki rutin temas dışında bir yakınlığının olmadığını, 2011 yılında ... hâkimiyken Yargıtay üyesi seçilerek ...'ya geldiğini, sonradan örgüt olduğu ortaya çıkan yapıya yakınlığıyla bilinen . Anadolu Lisesine iyi öğretim yaptırdığını ve hâkim çocuklarına %55 oranında özel indirim yaptırdığını öğrenerek kızını kaydettirdiğini, bir yıl sonra 2012-2013 eğitim dönemi sonunda Haziran 2013'te kızını bu okuldan alıp ...'daki Muradiye Kız Anadolu Lisesine verdiğini, küçük kızını ise hiçbir şekilde örgüt okullarına göndermediğini, Bank Asya'ya para yatırmadığını, örgüte himmet adı altında veya kurban ve benzeri şekilde yardımda bulunmadığını, gazete ve dergilerine abone olmadığını, 2010 yılındaki HSYK seçimlerinde herhangi bir aday listesinin seçimi kazanması için gayretinin olmadığını, Yargıtay üyeliği konusu gündeme gelince fakülteden sınıf arkadaşı olan HSYK Üyesi.'yle telefonla görüşürken Yargıtay üyeliği beklentisini dile getirdiğini, bunun dışında diğer HSYK üyeleriyle en küçük bir temasının olmadığını, Yargıtayda görev yaptığı süre zarfında FETÖ'ye yakınlığıyla bilinen üyelerle ortak hareket etmediğini, 2014 yılındaki HSYK seçimlerinde hiç kimseye teklinde bulunmadığını ve hiçbir adayın faaliyetine ya da propagandasına katılmadığını, FETÖ örgütünün üyesi olduğu iddiasını reddettiğini, bu örgütü ve darbe teşebbüsünü şiddetle lanetlediğini,.Savcılıkta müdafisi huzurunda verdiği 15.11.2016 tarihli savunmasında özetle; ...'in .ilçesinde 1968 yılında doğduğunu, babasının ilçenin imamı olduğunu ve zaman zaman ilçeden ayrılıp Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki din alimlerini ziyaret ettiğini, bu ziyaretleri sırasında . ...'le tanıştığını ve yaptığı görüşmeleri ziyaret dönüşünde anlattığını, ancak babasının .. ... cemaatiyle değil, ..'deki ... . ile irtibatlı olduğunu, ...'da üniversiteyi okurken yakın akrabalarının evinde kaldığını, üniversitedeki eğitim hayatı süresince şu an isimlerini aradan geçen zaman nedeniyle hatırlamadığı bazı arkadaşları cemaatle irtibatlı evlere davet ettiyse de bu teklifi kabul etmediğini, bu arkadaşlarından birinin adının . olduğunu ancak daha sonra bu arkadaşıyla hiç görüşmediği için soyadını hatırlamadığını, üniversiteyi bitirip ..'a döndüğünde hâkim olmasını babasının istemesi üzerine 1991 yılındaki hâkimlik sınavını kazanıp ...'de staja başladığını, hâkimlik stajını ., . ve soyadını hatırlayamadığı . isimli kişiyle birlikte yaptığını, bu şahısların hiçbirisinin cemaatle irtibatına şahit olmadığını, staj süresince ... merkezde kalmayıp .'taki ailesinin yanına gidip geldiğini, bu süreçte FETÖ/PDY terör örgütüyle herhangi bir irtibatının olmadığını, staj yaparken .'tan tanıdığı hemşehrisi olan eşiyle evlendiğini, eşinin ve yakın akrabalarının örgütle irtibatlarının olmadığını, hatta eşinin ailesinin .Parti'yi desteklediğini, stajdan sonra ...'nin . ilçesine kura çektiğini, burada ... .,. ve .'la çalışmaya başladığını, .'ın çocuklarının örgütle irtibatlı olan okullara göndermek istediğini belirttiğine ve ülkenin kurtulmasının eğitime dayandığını ve bu grubun bu işi iyi yaptığını söylediğine şahit olduğunu, ancak bunun dışında bu şahsın cemaat mensubu başka kişilerle irtibatına tanık olmadığını, daha sonra ...'un . ilçesine atandığını, burada bir yıl süresince ., ... . ve . isimli meslektaşlarla çalıştığını, bu süreçte bu şahısların FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibatlı herhangi bir eylemlerini görmediğini, bir yılın sonunda ...'nın . ilçesine tayininin çıktığını, burada H. ve eşi., soyadını hatırlayamadığı ancak şu an ... Hâkimi olan ve eşinin isminin Aslı, oğlunun isminin ise . olduğunu hatırladığı ... isimli bir hâkim, ., ., . ve hâkim eşi ile daha sonra HSYK Genel Sekreteri olan.la çalıştığını, .'da çalışmaya başladığında adliyede hâkim ve savcılar arasında bir gruplaşma olduğunu farkettiğini, ... Kaya'nın diğer hâkim ve savcılarla arasının iyi olmadığını gördüğünü, bir gün .'un eşinin bu gruplaşmanın .nın . ... cemaatinden olmasına güvenerek kibirli tavırlar sergilemesinden kaynaklandığını söylediğini, daha sonra kendisine .'nın daha iyi davranıp arkadaşlık etmeye başladığını, hatta bir gün evine yemeğe davet ettiğini, bu süreçten sonra .'nın cemaatin hedeflerini, çalışmalarını ve yapılanmasını anlattığını ve adliyedeki diğer hâkim ve savcıların hafta sonları gezip alkol aldıkları için onlarla anlaşamayacağını söyleyerek onları hakarete varacak sözlerle nitelediğini, ancak cemaatle ilgili konuları yanında belli bir noktaya kadar konuştuğunu ve önceki ümmetlerin çok soru sormaktan helak oldukları için sorgulayan değil, itaat eden insanlara ihtiyaç olduğunu belirterek sorularını geçiştirdiğini, ... Kaya'nın ... merkeze gidip çeşitli hâkim ve savcılarla görüştüğünü, bu kişilerden ...'le görüştüğünü bu şahsın ...'dan Simav'a iadei ziyarete gelmesi ve ... Kaya ile Simav'da görüşmesi nedeniyle bildiğini,. ve ... ile eşlerinin de bulunduğu bir pikniğe eşiyle beraber katıldığını, piknikteki sohbetler sırasında ... Kaya ve ...'in birbirlerine cemaatin .'daki ve ...'daki faaliyetlerini sorduklarını ve her ikisinin de FETÖ/PDY ile irtibatlı olduklarını açıkça ortaya koyar şekilde konuştuklarına tanık olduğunu, bu nedenle bu iki şahsın FETÖ/PDY mensubu olduklarına dair herhangi bir şüphesinin olmadığını, birlikte çalıştıkları süreçte.'nın Yargıtay ve HSYK ile sürekli irtibatı olduğunu gösterir şekilde ve kendileri için ulaşılması kolay olmayan yüksek yargı mensupları ve HSYK üyeleri hakkında abi diye anarak sözler sarfettiğini ya da telefonla irtibat kurduğunu ve bazıları hakkında "Onlar benim adamım" diye sözler söylediğini, aradan 15 yıla yakın süre geçmesi nedeniyle bu isimleri tam olarak hatırlayamadığını, iki yıl kadar çalıştıktan sonra .'nın Yargıtay savcılığına atandığını, bütün adliyenin buna çok şaşırdığını,.'nın adliyeden ayrılmasının daha huzurlu bir ortam yarattığını ve kalan hâkim ve savcılarla daha samimi bir şekilde herkesin kendi yaşam biçimine uygun olarak davrandıklarını, .'nın .v'dan ayrılıp kendisinin tayininin çıkmasına kadar geçen süreçte herhangi bir şahsın örgütle irtibatlı eylemine tanık olmadığını, samimi oldukları süreçte ...'nın zaman zaman Risalei Nurdan tefsirler ve cevşen okuduğunu, kendisinin de dini hassasiyeti olduğundan böyle zamanlarda ona itiraz edemediğini, daha sonra atandığı ...'daki beraber çalıştığı hâkim ve savcılardan şu an isimlerini hatırlayabildiklerinin ., ., ., soyadını hatırlayamadığı . isimli başsavcı, ..., şu an ... hâkimi olan . Hanım olduğunu, bu süreçte bu kişilerin örgütle irtibatlı herhangi bir davranışlarını görmediğini, ilk HSYK seçimlerinde.'ın arayıp örgütle irtibatlı olduğu daha sonra ortaya çıkan şahısların yer aldığı listeye oy vermesini istediğini, ...'da yaklaşık beş yıl çalıştıktan sonra ...'a atandığını, yaklaşık bir ya da iki yıl sonra kendisini meslektaş olarak tanıtan bir şahsın arayıp ziyarete geleceğini ve görüşmesi gereken bir konu olduğunu söylediğini, karşılamak için ...'daki havalimanına gittiğini, bu şahısla birlikte bir çay bahçesinde oturduklarını, bu şahsın kendileri tarafından anıldığını ve unutulmadığını söyleyip "...'da bizden kimler var?" gibi sorular sorduğunu, ayrıca bu şahsın "Bizden olmasa da irtibat kurulabilecek, görüşebilecek ilgilenebilecek kimler var?" diye de sorduğunu, çay bahçesinde bir iki saat kaldıktan sonra bu şahsı havalimanına bıraktığını, bu şahsın ismini ve telefon numarasını hatırlamadığını, sadece 175-180 cm boylarında, beyaz tenli ve siyah saçlı biri olduğunu hatırladığını, bu şahsın FETÖ/PDY adına kazanılmış ya da kazanılabilecek hâkim ve savcılarla ilgilenen birisi olduğundan tereddütünün bulunmadığını, ...'da yaklaşık beş yıl kadar çalıştıktan sonra bir gün uzaktan bir akrabasının ...'da Yargıtay üyesi seçilebileceğini duyduğunu haber vermek için aradığını, bu olaydan yaklaşık bir hafta kadar sonra eğitim merkezinden tanıdığı ... ...'in arayıp hemen ...'ya gelmesini söylediğini, nöbetçi olduğu için izin almasının zor olacağını belirttiğinde gel dediklerinde gelmesi gerektiğini söylediğini, ertesi günü Yargıtaya gittiğini, yeni seçilen üyelerin de geldiklerini gördüğünü, hemşehri olması nedeniyle tanıdığı Yargıtay Üyesi ...'ı ziyaret edip mesleki tecrübesinden ötürü icra davalarıyla ilgili bir dairede görev almak istediğini ilettiğini ve birlikte 12. Hukuk Dairesi Başkanı .i ziyarete gittiklerini, görevden ihraç edilene kadar bu dairede görevini sürdürdüğünü, Yargıtaya gittiğinde Yargıtay üyeleri arasında çeşitli gruplaşmalar olduğunu ve HSYK üyeliği, Anayasa Mahkemesi üyeliği gibi seçimlerin en önemli gündemi teşkil edip üyelerin bu konuda gruplar hâlinde hareket ettiklerini ve örgütle irtibatlı üyelerin de bir arada davrandıklarını gördüğünü, Yargıtay üyeliğine seçildikten sonra ... ...'le sadece bir kez lojman konusuyla ilgili görüştüğünü, bunun dışında FETÖ/PDY ile ilgili konuların konuşabileceği ortamda bir araya gelmediğini, aynı dairede görev yapan Yargıtay Üyesi .'ın daire başkanlıkları, Yargıtay başkanlığı ve Anayasa Mahkemesi üyeliği seçimleriyle ilgili olarak şu an örgütle irtibatlı hareket ettiğini anladığı grubun kimlere oy vereceğini söylediğini ve bu kişilere oy vermesini istediğini, kendisinin .'ın 8. Hukuk Dairesi başkanlığına adaylığını desteklediğini söylediğinde .'ın büyük tepki gösterdiğini, .'in daire başkanlığı ve Yargıtay başkanlığı seçimlerinde de onu destekleyeceğini söyleyince .'la anlaşmazlık yaşadığını, gerek bu seçimlere ilişkin ihtilafları gerekse bazı dosyalara ilişkin müzakereler sırasında kendi görüşünde ısrarcı olması üzerine hem . hem de diğer örgüt mensuplarının çoğunun daha önceki ilişkilerinden farklı şekilde hareket edip soğuk ve mesafeli davranmaya başladıklarını, bu nedenle FETÖ/PDY'nin yönlendirmesi dışında hareket etmesine bu kişilerin de tepki gösterdiklerini düşündüğünü, bu isimlerden .'ın ... ... ile samimi olduğunu ve Yargıtaydaki ... bölümünde aktif görev aldığını, Selahattin Atalay'ın lehine oy kullanmasını istediği isimlerden birinin . olduğunu, ancak diğer isimleri şu an hatırlayamadığını, kendi görüşlerinde ısrarcı olup FETÖ/PDY grubuyla hareket etmemeye başlayınca 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar ufak çaplı tartışmalarla Selahattin Atalay ve örgüte yakın diğer isimlerle ilişkinin süregeldiğini, ancak 17-25 Aralık tarihinden itibaren örgüt mensubu olduğu daha sonra ortaya çıkan hâkim ve savcıların eylemlerine eleştirel söylemlerde bulunup kızını da . Anadolu Lisesinden alarak . Vakfına ait okula yazdırınca irtibatın tamamen kesildiğini, . ve onu destekleyen kişilerle birlikte hareket edip bunu da açıkça ifade etmeye başlayınca örgütle bağlantılı isimlerin kendisinden tamamen uzaklaştıklarını, 2014 yılındaki HSYK seçimlerinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesi yedek üyeliğine seçildiğini ve.şehrini de kapsayan bir geziye katıldığını, bu gelişmelerin de örgüt mensubu kişilerin tavırlarının iyice değişmesiyle anladığı tepkilerine neden olduğunu, daha önce hiçbir sendikaya üye olmayan eşinin hükumetin ve devletin tarafında yer alan ancak şu an ismini tam hatırlayamadığı bir sendikaya 17-25 Aralık olaylarından sonra üye olarak tavrını ortaya koyduğunu, örgütle irtibatlı herhangi bir finans kurumuyla ilişkisinin olmadığını, darbe girişimini gerçekleştirenleri lanetlediğini, şu an hatırlayabildiği hususların bunlar olduğunu, ancak soruşturmaya ve ülkeye katkı sağlamak adına hatırladığı ve sorulacak hususlarda tekrar ifade vermeye hazır olduğunu, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini,Kovuşturma aşamasındaki savunmasında özetle; atılı suçlamayı kabul etmediğini, örgütle ilgisinin bulunmadığını, örgütün dershanelerine gitmediği gibi yurtlarında veya evlerinde de kalmadığını, İmam Hatip Lisesini memleketinde ailesinin yanında, üniversiteyi ise ...'daki halalarının ve teyzelerinin evlerinde kalarak tamamladığını, 17-25 Aralık'tan sonra kızı ...'i bu yapıya mensup okuldan alarak devlete yakın olan ... . Kurumları N. Lisesine verdiğini, Yargıtay üyeliğine örgütün talimatıyla değil .'in ve ... Bakanlığı Müsteşarı .'ın referanslarıyla seçildiğini, fakülteyi dereceyle bitirmesinin ve mesleki geçmişinin de seçilmesine katkı sağladığını, halasının oğlu olan ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı Özel Kalem Müdürü ...'ın arayıp "Temas kuralım, İsmail Bey'le görüşelim mutlaka, artık senin Yargıtaya gelmen gerekir" dediğini ve yardımda bulunacağını söylediğini, Yargıtayda yapılan seçimlerde kendi inisiyatifiyle adayları değerlendirip kıdemine ve ehliyetine göre oy kullandığını, bu konuda hiçbir telkine ve tavsiyeye itibar etmediğini, zira Fethullah ... grubundan aynı Dairede üye olarak çalışan Selahattin Atalay'ın "Şuna oy vermemiz gerekir, bunu desteklememiz gerekir" diye ulu orta söylediğini, başkalarının da bu tür telkinlerde bulunduğunu, nitekim aynı Dairede üye olarak görev yapan Yusuf Ziya Aksoy'un başka bir adaya oy verilmesi gerektiğini söylediğini, herkesin birbirine telkinde bulunduğunu, Yargıtaydaki tarafsız ve objektif tavrı nedeniyle örgütün etkinliğinin kırıldığı yeni HSYK döneminde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun teveccühüyle Uyuşmazlık Mahkemesi üyeliğine seçildiğini, mesleki hayatı boyunca Devlete sadakatle çalıştığını, hiçbir yapıya fikri temayül bile göstermediğini, adına kayıtlı dört cep telefonunu hattından sonu 77 27 ile biten hattı kullandığını, diğerlerinin annesi ve iki kızı tarafından kullanılmakta olduğunu, aynı baz istasyonundan sinyal alınmış olmasının örgütün sivil imamlarıyla görüştüğü anlamına gelmeyeceğini, raporda isimleri geçen sivil imamların hiçbirini tanımadığını ve bu kişilerle bir araya gelmediğini, bu hususta sivil imamların dinlenip yüzleşmeyi talep ettiğini, şahsi ve mesleki yaşantısını yıllardan beri çok iyi bilen Yargıtay Başkanı . Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ., Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Başkanı ., 1. Ceza Dairesi Başkanı ., 22. Hukuk Dairesi Başkanı ., 8. Hukuk Dairesi Üyesi .1. Ceza Dairesi Üyesi ., 10. Ceza Dairesi Üyesi ., 12. Hukuk Dairesi Üyesi ., 12. Hukuk Dairesi Üyesi ., 8. Hukuk Dairesi Üyesi . ve 13. Hukuk Dairesi Üyesi .'nın tanık olarak dinlenmesini talep ettiğini, hakkındaki olumsuz algının görevine ve mesaisine bağlı olduğu için hiçbir toplantıya veya organizasyona katılmayan kişilikte olması nedeniyle her grubun dışında kabul edilmesinden kaynaklandığını, ayrıca eşinin tekerlekli sandalyeye mahkum MS hastası olduğu için sürekli yardımına ihtiyaç duyduğunu, bu şekildeki yaşantı tarzının yanlış algılanıp suçlanmasına sebebiyet verdiğini zannettiğini, herhangi bir şekilde Afrika'da kuyu açtırmasının söz konusu olmadığını, tanık ...'in örgütün Yargıtaydaki hakimiyetini kırmak için yaptıkları toplantılara kendisini çağırmadıklarını ancak eşinin hasta olması nedeniyle zaten asosyal bir hayat yaşayıp sadece mesleğine baktığını ve gruplarla ilişki içinde olmadığını anladıklarından dolayı çağrılmadığının farkına varıldığını ifade ettiğini, ayrıca tanık ...'in Yargıtay üyeliğine mutabakatla seçildiğini belirttiğini, tanık ...'un da benzer anlatımda bulunduğunu, diğer tanıkların lehe hususları ifade ettiklerini, önceki savunmalarının doğru olduğunu, Simav'da görev yaparken adliyenin kıdemli savcısı .'yla, ...'dayken de Başsavcı .'la görüşmesinin mesleki ve insani boyutta olduğunu, zira bu kişilerin de belirttiği yerlerde görev yaptıklarını, bu görüşmelerin örgütsel bir yanının olmadığını, zira bu kişilerle sohbet toplantısı gibi hiçbir örgütsel faaliyette bir araya gelmediğini, Simav'daki hâkim ve savcıların tamamının katıldığı pikniklere gittiklerini, sonradan bu kişilerin mahkum olmalarının uzun yıllar önce görüşmüş olmaları nedeniyle aleyhine sonuç doğurmaması gerektiğini, tanık listesinde bildirdiği tanıklarının dinlenmemiş olmasının eksik inceleme ve savunma hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, ByLock kaydının olmadığını, Bylock yazışmalarında isminin geçmediğini, ankesörlü telefonlardan aranmadığını, Bank Asya'da hesabının olmadığını, örgüte müzahir dernek veya sendikalara üyeliğinin bulunmadığını, örgütün yayın organlarına aboneliğinin olmadığını, ev aramasında örgütsel hiçbir materyale rastlanmadığını, HSYK seçimlerinde kimseyi aramadığını,<br />
İfade etmektedir..</p>

<p><strong>IV) MAHKEME KABULÜ:</strong></p>

<p>''Tanık Beyanları1-Tanık ...'un beyanı"Sanığı şahsen daha önce tanımadığını, karşılaşsa bile hatırlamadığını, 2010-11 yılının başındaki Yargıtay üyeliği seçimleri sırasında isminin gündeme geldiğini, kendisinin o tarihte ... ya da Karadeniz'de görev yaptığını, ... Kaya'nın evinde yapılan görüşmeler sırasında geniş listede, 350 kişilik listede isminin olduğunu, sicilinde, terfilerinde bir sıkıntı olmadığını, orada babasının din görevlisi olduğu türünde şeyler konuşulduğunu, düzgün, çalışkan bir arkadaş olduğunu, milliyetçi muhafazakar bir arkadaş diye isminin gündeme geldiğini, onun dışında kendisiyle belki bir kez karşılaşmış olabileceğini, kardeşinin bir tayin durumu olduğunu, bunların dışında bir araya gelmişliği, görüşmüşlüğü olmadığını, 2013 yılında bu yapıya karşı diğer üyeleri buluşturdukları yemeklere ...’yı çağırmadıklarını ama somut olarak şundan dolayı çağırmayalım veya şununla irtibatı vardır, şunu yaptı, bunu yaptı diye bir şey olmadığını, 12. Hukuk Dairesinde çalıştığını, yaptığı işlerle ilgili olarak dikkat çeken bir kararı ya da intikal eden bir durumu da olmadığını, eve nihai kararı vermek için değil 8 arkadaşın verdikleri isimleri görmek için gittiklerini, o nedenle sayı üzerinde bir şey konuşmadıklarını, uygun isimler varsa değerlendiririz dediklerini, sayı meselesi olmasın denilince özellikle yapılanma mensuplarının kendi elemanları üzerinde daha çok durduklarını, sanık hakkında çok ısrar edilmediğini, kendilerini ikna etmek için ailede din görevlilerinin olduğunun söylendiğini, milliyetçi muhafazakar bir isim olarak takdim edildiğini, kendilerinin de itiraz etmediğini" beyan etmiştir.<br />
Tanık ...'un soruşturma aşamasında alınan 14.12.2016 ve 26.12.2016 tarihli ifadelerinde özet olarak; "...’nın Fetullah ... cemaat mensuplarının listesinden ve kontenjanından seçildiğini, kendisini fazla tanımadığını" beyan ettiği görülmüştür.</p>

<p>2-Tanık ...'in beyanı;"Sanığı personelde çalıştığı dönemde gıyaben tanıdığını, Personel Genel Müdürlüğü’ndeyken bir kere bakanlığa geldiğini hatırladığını, kendisinin de Şavşatlı olduğunu, sanığı çok yakın tanımamakla beraber kendisini gıyaben özellikle babası dolayısıyla tanıdığını, babasının Şavşat'ta uzun yıllar din görevlisi olarak çalıştığını, tanıdığı herkesimden insanın sevdiği saygı duyduğu bir insan olduğunu, o yüzden kendisinden çok belki babasını tanıdıklarını, o zamanki adıyla cemaat diye bilinen yapıyla irtibatı konusunda herhangi bir bilgi, duyumunun olmadığını, 2011 yılında yapılan Yargıtay üyeliği seçimlerinde ... Kaya'nın evine gittiklerini, orada 350-400 kişilik bir liste hazırlandığını, bu listenin tamamının cemaat mensuplarından olmadığını ama ağırlıklı olarak öyle olduğunu anladıklarını, sanığın o listede ismi geçenlerden birisi olduğunu, tanıdıklarını dolayısıyla üzerinde çok fazla bir tartışma olmadığını, olabilir, seçilebilir dedikleri hakimlerden birisi olduğunu ve o tarihte yapılan seçimde Yargıtay üyesi olduğunu, bu seçimden sonra yeni seçilen üyelerle hem kendi aralarında hem de eski üyelerle tanıştırmak üzere kimleri çağırabiliriz diye bir liste taraması yaptıklarını, ...’yı çağırmadıklarını, sonra tanıklıklarda kendisiyle daha yakın burada tanıştığını, anti sosyal olmasının gerekçelerini, eşinin rahatsızlığını öğrendiğini, ama o tarihte kendisini yakın tanımadığı için bu tip malumatlara sahip olmadığını, bunun dışında somut bir bilgisinin olmadığını" beyan etmiştir.Tanık ...'in soruşturma aşamasında alınan 28.11.2016 ve 02.12.2016 tarihli ifadelerinde özet olarak; "Özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu ... bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığı bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş olduğunu, sanığın da bu kapsamda tanıdığı veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiği Yargıtay üyesi olduğunu" beyan ettiği görülmüştür.3-Tanık ...'in beyanı;"Sanığı Bakanlıktayken hiç tanımadığını, Yargıtay üyesi olduktan sonra da adını duyduğunu, kendisini Yargıtay’da gördüğünü, selamlaştığı olduğunu, tarzı konuşması itibariyle de muhafazakar birisi olarak tanıdığını, kendi halinde sessiz birisi olduğunu, bu yapıyla FETÖ'yle herhangi bir şeyi olduğu noktasında bilgi sahibi olmadığını ama Yargıtay’a geldikten sonra ...'in hemşehrisi olduğunu öğrendiğini, seçilmesinde bu yapının mı ...'in mi etkili olduğunu bilmediğini, dairede hiçbir dosyayla ilgili FETÖ'yle yapıyla ilgili öyle bir konuşmalarının olmadığını, himmet vesaire gibi bir şeyinin de hiç olmadığını" beyan etmiştir.Tanık ...’in soruşturma aşamasında alınan 27.10.2016 tarihli ifadesinde özet olarak; "Belirttiği cemaat mensupları dışında Yargıtay’da üye olan cemaat mensubu olduğunu bildiği, zannettiği isimler arasında sanığın olduğunu, ...'nın muhafazakar görünümlü olduğunu bildiğini, kendisini fazla tanımadığını" beyan ettiği görülmüştür.4-Tanık ...'ın beyanı;"Aynı dönemde Yargıtay Üyesi seçildiklerini, seçildikten sonraki süreçte nezaket ziyaretleri çerçevesinde ilk defa kendisini o zaman gördüğünü,birbirlerini ziyaret ettiklerini, hukuk dairesinde çalıştığını bildiğini, önceye dayalı tanışmışlığı olmadığını kendisiyle hiçbir ortamda bulunmadığını, hukuk ve ceza daireleri ayrı olduğu için yaptıkları sohbet programlarının daire bazında olduğunu, lojmanda oturmadıklarını, hiç bir araya gelmediklerini, sadece arkadaşlarda seçilen üyelerin listesi olduğunu, bu kim, bu kim filan derken “cemaatten arkadaşımız” dendiğini duyduğunu, herhangi bir yetkisi var mı, kendisine bir rol, bir görev verilmiş mi bunlar konusunda bilgi sahibi olmadığını, önceki ifadesindeki duyma ve bilme meselesinin de arkadaşların söylemine dayandığını, herhangi bir yere gitmiş midir, oturmuş mudur, konuşmuş mudur, bir görevi var mıdır bilmediğini, sohbet daveti, himmet, Bank Asya'ya para yatırma, zaman gazetesine abone olma, herhangi bir dava konusunda talepte bulunma gibi bir şeyini görmediğini" beyan etmiştir.</p>

<p>Tanık ...'ın soruşturma aşamasında alınan beyanında özet olarak; "... ve saymış olduğu diğer isimlerin ilgili olduklarını bildiğini ve duyduğunu" beyan ettiği görülmüştür.5-Tanık ...'ın beyanı;"Sanığı çocukluğundan beri bildiğini, kendisinin 1978 yılında Şavşat'tan ayrıldıktan sonra sanık ...'ya gelene kadar birkaç defa gördüğünü, Yargıtay üyesi olduktan sonra sık sık görüştüklerini, kendisinin ... Büyükşehir Belediyesi’nden emekli olduğunu, özel kalem müdürü olduğunu, sanığın Yargıtay üyesi olmasında hiçbir girişimi olmadığını,o günkü HSYK üyeleriyle herhangi bir münasebeti olmadığını, muhafazakar bir yapıda olduğunu,eşinin özürlü olduğunu bildiğini" beyan etmiştir.Tanık Beyanlarının DeğerlendirilmesiTanık ...'in, 2010 Anayasa değişikliği öncesi uzun süre HSYK'nın sekretarya görevini yürüten ... Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde Tetkik Hâkimliği, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük görevlerinde bulunduğu, 2010 yılı HSYK seçimlerinde üye seçilerek 2. Daire Üyesi olarak görev yaptığı, 2011 yılı Ekim ayında ... Bakanlığı Müsteşarlığına atandığı, dolayısıyla yargı teşkilatının hafızası konumundaki önemli isimlerden birisi olduğu; tanık ...'un ise 25.06.2003 tarihinden itibaren ... Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcılığı, Personel Genel Müdürlüğü, Personel Genel Müdürlüğünden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı yaptıktan sonra Anayasa değişikliğini takiben 2010 yılında seçimle ... başına gelen HSYK üyelerinden biri olarak görev yaptığı ve HSYK'da 1. Daire Başkanlığı görevini üstlendiği açıktır. Her iki tanık da yargı mekanizması içinde icra ettikleri kritik görevler nedeniyle yargı teşkilatını iyi bildiklerinden anlatımlarının büyük önem taşıyacağı kuşkusuzdur.</p>

<p>Dairemizce yapılan yargılamalar sırasında -gerek eldeki dava dosyasında gerekse diğer dava dosyalarında- beyanları alınan tanıklar ... ..., ..., ... ve ...'in, birbirlerinin anlatımlarını doğrulayan beyanları dikkate alındığında;2011 yılında yapılan Yargıtay üyeliği seçiminden önce o dönemki HSYK genel sekreteri olarak görev yapan -ve örgüt üyeliği suçundan dairemizce hakkında mahkumiyet kararı verilen- ... KAYA'nın evinde yine hakkında örgüte üye olmak suçundan kamu davası açılan bir kısmı HSYK üyesi, bir kısmı da HSYK'da herhangi bir görevi olmayan yargı mensuplarının katılımı ile toplantı düzenlendiği, hiç bir resmi dayanağı olmayan, yetkisiz ve görevsiz kişilerin katılımı ile düzenlenen, hiç bir yargısal teamülle bağdaşmayan bu toplantıda Yargıtay üyeliğine seçilme yeterliliğine sahip bir kısım yargı mensuplarının isimleri projeksiyonla duvara yansıtmak suretiyle, isimler üzerinde değerlendirmeler yapıldığı, toplantı sırasında örgüt mensupları tarafından FETÖ/PDY örgütünün yargı yapılanmasına dahil olan yargı mensuplarının Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamak amacıyla bu kişiler lehine -örgüt literatüründe "parlatma" olarak adlandırılan yöntemle- övücü konuşmalar yapılarak söz konusu kişilerin isimlerinin ön plana çıkartıldığı, toplantıda bu şekilde 80 kişilik FETÖ/PDY üyesinin Yargıtay üyesi seçilecek isim olarak belirlendiği, örgüt mensupları tarafından belirlenen 80 kişiden ibaret listenin sayısal olarak fazla olduğunun dile getirilmesi üzerine toplantıya ara verildiği, bir kısım FETÖ/PDY üyelerinin salondan çıktıktan ve görüştükten bir süre sonra salona dönerek "Bu mesele hoca efendiye (örgüt lideri) danışılmış, 140 kişinin aşağısına razı olunmamasını istemiş. Tartışma bitmiştir." denilerek 80 kişilik listenin yetersiz olduğunun ifade edildiği, daha sonraki süreçte ise pazarlıkla sayının 108'e kadar indirildiği, ilerleyen süreçte ise bu kapsamda örgüt üyesi bir kısım yargı mensuplarının yine örgüt mensubu HSYK üyelerinin dayatması sonucunda Yargıtay'a üye olarak seçildikleri anlaşılmaktadır.FETÖ terör örgütünün, kamu yapılanmasında öncelikli olarak devletin zor aygıtlarına (kolluk kuvvetleri, yargı, TSK vb.) sızarak ele geçirmeyi temel hedef olarak belirlediği, bu kapsamda her türlü hukuk dışı yönteme (sınav sorularının çalınması, muhtemel rakiplerin iftira, kumpas, asılsız ihbar ve şikayetlerle tasfiye edilmesi vs) başvurduğu, kamu yapılanmasında bu derece kadrolaşma hırsı ile hareket eden örgütün kendi hiyerarşisine dahil olamayan kişilerin kendi listesinden Yargıtay üyesi seçilmesini istemesinin ve bu hususta dayatmada bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı kuşkusuzdur. Nitekim dairemizce de bu doğrultuda örgütün dayatması ile Yargıtay'a üye olarak seçtirilen sanıkların örgüt üyesi olduğu kabul edilerek haklarında mahkumiyet kararı verilmiş, verilen kararların bir kısmı da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca onanarak kesinleşmiştir.Somut olayda; Yargılama sırasında dinlenen tanıklar ... ve ...'in anlatımları göz önüne alındığında sanığın, HSYK'daki örgüt üyelerinin dayatması sonucunda Yargıtay'a üye olarak seçtirilen örgüt üyelerinden olduğu kanıtlanamamıştır. Tanıklar ..., ... ve ...'ın beyanları dikkate alındığında da; sanığın örgütün nihai amacını bilerek örgütle orgaik bağ kurduğuna ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna ve bu kapsamda süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemlerde bulnduğuna dair mahkumiyetine yeterli delil elde edilememiştir.Her ne kadar iddia makamı tarafından, iddianamede ve esas hakkındaki mütalaada; sanığın, örgütün yargı ve sivil kanadında yer almaktan haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan bir kısım örgüt üyeleri ile ortak baz hareketliliği bulunduğu belirtilerek bu tespitin sanığın örgüt üyeleri ile birlikte hareket ettiğinin ve örgütsel buluşmalar gerçekleştirdiğinin kanıtı olduğu ileri sürülmüş ise de; bir şüpheli veya fail ile aynı baz istasyonunun kapsama alanında bulunmanın, diğer tüm kullanıcılarında şüpheli veya fail olduğu sonucuna ulaştırmayacağı izahtan varestedir. Yargıtay 16.Ceza Dairesi'nin 13/11/2019 tarih ve 2018/5526 E., 2019/6842 K. Sayılı kararında da açıklandığı üzere, 01.04.2013 tarihinde Telli-Tel İletişim isimli ... yerinden . adına alınan . numaralı GSM hattından sanık adına kayıtlı . numaralı GSM hattının bir defa aranmasının örgüt üyeliğine delil oluşturmayacağı kanaatine varılmış,Her ne kadar iddianamede; örgüt üyeliği suçundan mahkumiyet kararı verilen eski Yargıtay üyesi ... . (. ID) ile yine örgüt üyesi olmak suçundan hakkında soruşturma yürütülen firari şüpheli.(. ID) arasında, FETÖ terör örgütü üyelerinin örgüt içi haberleşmede kullandığı ByLok programı üzerinden 25/12/2015 tarihinde yapılan yazışmada, örgüt üyesi . tarafından firari şüpheli.'a ". bey babası adına kuyu açtırmak istiyor, mümkün mü? Kaç para lazım?" şeklinde yazışma yapıldığı, yazışmada "." olarak adı geçen şahsın sanık olduğu ve örgüt aracılığı ile su kuyusu açtırmak istediği ileri sürülmüş ise de; yazışmada geçen "Zafer" adlı şahsın sanık olduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığı, sanığın yazışmayı yapan ... USLU ile aynı dairede çalışmış olmasının, adı geçen şahsın sanık olabileceği yönünde kuşku doğurmakla birlikte salt kuşkuya dayalı olarak mahkumiyet verilemeyeceği dairemizce kabul edilmiş,</p>

<p>Sonuç olarak; toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ silahlı terör örgütünün nihai amacını bilerek örgütle orgaik bağ kurduğuna ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna ve bu kapsamda süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemlerde bulunduğuna dair mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediğinden CMK 223/2-e maddesi uyarınca sanığın atılı suçtan beraatine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.'' şeklindeki ifadelerle kararın gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V) TEMYİZ:</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet savcısı temyizinde özetle; sanığın, ... Cumhuriyet Başsavcılığında etkin pişmanlık kapsamında verdiği 15.11.2016 tarihli ifadesini kovuşturma aşamasındaki savunmasında tekrar ettiği, örgütün sivil ve yargı kanadında yer almaktan haklarında soruşturma ve kovuşturma devam eden mensuplarıyla ortak baz hareketliliği irtibatının olduğu, örgütün yargı imamlarına gizliliği sağlamak amacıyla ByLock ve benzeri programlar aracılığıyla iletişim ve aramalarda kullanılmak üzere .-. İletişim isimli ... yerinden sahte sözleşmelerle başkaları adına GSM hatları verildiğinin .isimli kişi hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2018/41264 sayılı soruşturma kapsamında anlaşıldığı ve bu kapsamda 01.04.2013 tarihinde..İletişim isimli ... yerinden . adına alınan . numaralı hattan sanık adına kayıtlı.numaralı hattın arandığı, dinlenen tanık ...'un, sanığı daha önceden tanımadığını, 2011 yılının başındaki Yargıtay üyeliği seçimleri sırasında isminin gündeme geldiğini, yapı mensuplarının ya babası ya amcası ya da ailesinde din görevlilerinin bulunduğunu ve çok mübarek insanlar olduğunu söylediklerini, bu şekilde kendilerini etkilemeye çalışmış olabileceklerini, .'nın evinde yapılan görüşmeler sırasındaki 350 kişilik listede sanığın isminin bulunduğunu, yapının seçilmesini istediği isimler arasında yer aldığını ve bu listeden seçildiğini, 2013 yılında yapıya mensup olmayan üyeleri bir araya getirme amacıyla düzenledikleri toplantılara sanığın çağrılmadığını, tanık ...'ın, sanıkla aynı dönemde Yargıtay üyesi seçildiklerini, seçildikten sonraki süreçte nezaket ziyaretleri çerçevesinde sanığı tanıdığını, önceye dayalı tanışıklığının veya bir araya gelmişliğinin bulunmadığını, sanığın yapıyla ilgili olduğunu duyduğunu, tanık ...'in, kendisinin Personel Genel Müdürlüğünde çalıştığı esnada sanığı gıyaben tanıdığını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimlerinden önce HSYK Genel Sekreteri .'nın "Adayları özellikle Yargıtay tetkik hâkimlerini ve savcılarını tanıtacağız" şeklindeki daveti üzerine onun evine gittiklerini, 350-400 kişilik bir listenin hazırlandığını ve ağırlıklı olarak yapı mensuplarından oluştuğunu anladıklarını, bu listede ismi geçenlerden birisinin de sanık olduğunu, sanığın ismi üzerinde çok fazla tartışma yaşanmadığını, seçim sonrasında yapının organize hareket ederek Yargıtaydaki yönetim ve seçim işlerinde etkili olmaya başlaması nedeniyle duyulan rahatsızlıktan ötürü bir ön toplantı yaparak yapı mensubu olmayan üyeleri bir araya getirmeye karar verdiklerini, bu amaçla liste taraması yaptıklarını ve sanığın bu kapsamda düzenlenen toplantılara çağrılmadığını ifade ettikleri görülmekle sanığın, örgüt içerisinde yer aldığı, örgüt mensuplarının toplantılarına katıldığı, yapının etkin isimlerinden ... Kaya ve ...'le piknik adı altında örgütsel faaliyetlere iştirak ettiği, örgüt mensuplarının 2010 yılında HSYK'da çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben örgüt liderinin talimatıyla kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, üye seçildikten sonra da örgüt mensuplarıyla birlikte hareket ettiği, örgüt talimatlarının eski Yargıtay Üyesi Selahattin Atalay tarafından sanığa ulaştırıldığı, 2013 yılında yapı mensubu olmayanları bir araya getirmek amacıyla düzenlenen toplantılara yapıyla irtibatı değerlendirilerek çağrılmadığı anlaşılmasına karşın tüm unsurlarıyla oluşan atılı suçtan mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu,<br />
Hususlarını beyan etmiştir..</p>

<p><strong>VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:</strong></p>

<p><strong>1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:</strong></p>

<p>a) Genel Olarak:Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.<br />
Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir. Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir. Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin;<br />
"1. İşlenmekte olan suçu,<br />
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,<br />
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür.<br />
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir. Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar "suçüstü" olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.<br />
Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, ..., 1978, .... 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir.<br />
b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.<br />
c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri: Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir. Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;<br />
"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.<br />
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,<br />
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.<br />
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."<br />
Şeklindedir."Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;<br />
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır.<br />
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;<br />
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;<br />
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),<br />
Dolayısıyla açılan davalar; ... Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.<br />
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.", Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;"(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...."<br />
Şeklindedir. "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;<br />
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; ... Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı ... komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.<br />
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.<br />
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir. Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.<br />
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.<br />
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.<br />
Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.<br />
d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı: Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)<br />
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.<br />
e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir.Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.<br />
Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.<br />
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.<br />
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.<br />
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.<br />
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.<br />
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.<br />
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.<br />
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra; "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, ... yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir.2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında ... bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte ... bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi ... yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da ... bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise ... yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu ... niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen ... yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br />
f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri: Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.<br />
2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi;<br />
"1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.<br />
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.<br />
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." ,Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi;<br />
"76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.",Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi;<br />
"...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.<br />
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir."<br />
Şeklinde düzenlenmiştir."Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.<br />
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.<br />
g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.<br />
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.<br />
6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi;<br />
"(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.<br />
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.<br />
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.<br />
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.<br />
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.<br />
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;<br />
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,<br />
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,<br />
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.<br />
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.<br />
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip ... ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...."<br />
Biçiminde son hâlini almıştır.Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:<br />
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p>Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;<br />
a) Genel Olarak:<br />
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.<br />
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.<br />
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.<br />
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.<br />
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, .... .... 348)<br />
b) Örgüt kurma:Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.<br />
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.<br />
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.<br />
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.<br />
c) Örgüt yönetme:Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda ... bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.<br />
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.<br />
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.<br />
d) Örgüt üyeliği:Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.<br />
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.<br />
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;<br />
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.<br />
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.<br />
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;<br />
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.<br />
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.<br />
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.<br />
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi)<br />
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.<br />
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.<br />
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah ... hakkında ... 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.</p>

<p><strong>3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:</strong></p>

<p>a) Genel olarak: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.<br />
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.<br />
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.<br />
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.<br />
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;<br />
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri arafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.<br />
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:<br />
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının ... Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye ... Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye ... Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.<br />
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:<br />
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;<br />
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.<br />
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.<br />
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:<br />
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile ... Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. ...., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)</p>

<p><strong>4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p><strong>A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.<br />
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı; 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin ... Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim ... Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. ... nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.Sonuç olarak, ... Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde ... Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana serverdeki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>B) TANIKLIK:</strong></p>

<p>a) Genel Olarak:<br />
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.<br />
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.<br />
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı)<br />
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.<br />
b) Çağrı ve dinleme:<br />
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi)<br />
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi)<br />
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi)<br />
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi)<br />
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi)Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.<br />
c) Gizli tanıklık: Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.<br />
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.<br />
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.<br />
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.<br />
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.<br />
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, ....67)<br />
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992)<br />
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.<br />
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.<br />
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.<br />
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi;<br />
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.<br />
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.<br />
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.<br />
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.<br />
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.<br />
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.<br />
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.<br />
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.<br />
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.<br />
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi)<br />
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi)<br />
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.</p>

<p><strong>VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ:</strong></p>

<p>Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki beraat hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.<br />
Özel Dairece yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaate ve incelenen dosya kapsamına göre sanığa atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararı isabetli bulunduğundan Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiştir.<br />
Bu itibarla temyiz davasının esastan reddiyle beraat kararının onanmasına karar verilmelidir.<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Somut davada sayın çoğunluğun sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/9821 Esas 2020/6051 Karar ve 19.07.2019 tarihli ve 2019/3288 Esas 2019/5054 karar sayılı ilamlarında belirtildiği üzere; örgüt üyesi, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgütün iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da sadece örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak ve örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi ve katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olma kastı ve iradesiyle hareket etmelidir.Bu açıklamalar ışığında sanık savunması, tanık beyanları ve dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgeler hep birlikte değerlendirildiğinde;Sanığın, örgütün düzenlediği sohbet toplantılarına ve örgüt mensubu olmaları nedeniyle haklarında kovuşturma bulunan ... Kaya ve ... ile Simav'da görev yaptıkları dönemde piknik adı altındaki örgütsel faaliyete katıldığı, 2010 yılındaki HSYK seçimleri sonrasında örgüt liderinin talimatı üzerine örgüt mensuplarının yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçildiği, Yargıtaydaki seçimlere ilişkin örgüt talimatlarının eski Yargıtay Üyesi Selahittin Atalay tarafından sanığa ulaştırıldığı ve ayrıca örgüte mensup olmayan Yargıtay üyelerini bir araya getirmek amacıyla 2013 yılında tanıklar ... ve ... tarafından düzenlenen toplantılara yapı ile irtibatı olduğu değerlendirilerek çağrılmadığı anlaşılmakla FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile organik bağ kurup örgütün hiyerarşisi içinde yer aldığı ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğu nazara alınarak unsurları itibarıyla oluşan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden beraatine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Yukarıda arz ettiğim nedenlerle;İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza airesince yapılan yargılama neticesinde sanık ... hakkında verilen beraat kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum." şeklindeki,Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; benzer biçimdeki düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1)Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12.12.2019 tarihli ve 74-166 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan beraat hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>2)Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkin ön sorun bakımından söz konusu uygulamanın hükmün esasını etkileyecek nitelikte olmadığına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3)Dosyanın, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı terör suçlarından kaynaklanan davalara ilişkin dosyaların devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.05.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 22.06.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020213-e-2022463-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="89355"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16502"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="10819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="59403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="72197"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="46841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="50981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="40872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="18509"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="19314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="43562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="76627"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
