<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2026 13:32:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/824 E., 2024/4759 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 15.5.2024 tarihli, 2024/824 E., 2024/4759 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/824 E., 2024/4759 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
Ticaret Limited Şirketi<br />
İFLAS MÜDÜRLÜĞÜ: ...</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki üçüncü kişi ile davalı ... idaresi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dava, İİK'nın 228. maddesi uyarınca açılan iflasta istihkak iddiasına ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, iflas idaresinin 3. kişiye süre verilmesine ilişkin şikayete konu muhtıranın yerinde olduğundan şikayeti reddine; istihkak iddiası kapsamında yapılan yargılama neticesinde hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda ihtilafa konu menkullerin davacıya ait olduğu gerekçesi ile istihkak davasının kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ... İdaresi istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, dava konu malların iflas masasına 1. alacaklılar toplantısında alınan karar sonrası girmesi, davacının istihkak iddiasının iş bu davanın açılmasından sonra 04.07.2022 tarihinde iflas dosyasına sunulan ve 05.07.2022 tarihinde iflas dosyasına giren dilekçe ile olması, iflasta istihkak davasının açılması için istihkak iddiasının reddine dair iflas idaresi tarafından verilmiş bir karar olması gerekirken iflas dosyasında gerek iflas idaresi gerekse de iflas dairesinin istihkak iddiasının reddine dair bir kararının bulunmaması karşısında (İİK'nun 228. maddesi uyarınca) iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediğinden davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile başvurunun kabulü ile istihkak davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, karar davacı 3.kişi vekili ile davalı ... idaresi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>İİK'nun 228. maddesinde; "Üçüncü şahıslar tarafından istihkak iddiasında bulunulan eşyanın kendilerine verilip verilmeyeceğini iflas idaresi kararlaştırır. İflas idaresi; istihkak iddiasını reddederse, üçüncü şahsa icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük bir mühlet tayin ve tebliğ eder. Bu mühleti geçiren üçüncü şahıs, masaya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır." düzenlemesine yer verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda, iflas masasına girecek malların tespiti için iflas dairesince 08.02.2022 tarihinde müflis şirketin "Konya OSB 14. Sok. No:5 Selçuklu/Konya" adresine gidilmiş, mahalde dava dışı ... Ayakkabıcılık şirketi yetkilisi ... tarafından, şirketin faaliyet gösterdiği taşınmazın mülkiyeti ile taşınmazda bulunan bir kısım malların mülkiyetinin ... Ayakkabıcılık şirketine ait olduğu iddia edilmiş, ayrıca ..., şirketin faaliyet gösterdiği taşınmazda bulunan ve dava konusu olan malların davacı 3.kişi</p>

<p>... Şirketine ait olduğu da iddia edilmiş, kıymet takdirini yapacak bilirkişiye hazır bulunan ... tarafından müflise ait olmadığı iddia olunan mallar hakkında kıymet takdiri yapılmaması istenmiş, müflise ait olup kıymet takdiri yapılacak yapılacak mallar ile ilgili de yedieminlik görevi ...'ya verilmiştir.</p>

<p>14.04.2022 tarihinde yapılan 1. alacaklılar toplantısında; E bendinde; "Sel Süt ün faaliyet adresinde tespit edilen ve ancak ... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, dahil edilmesi halinde bilirkişi tarafından kıymet takdiri ibrazının ek rapor şeklinde istenilmesine, yapılan oylamada oy çoğunluğu ile kabul edilmiştir." şeklinde karar alınmıştır.</p>

<p>02.06.2022 tarihli tespit ve tanzim tutanağı ile, davacı 3.kişi ... Şirketine ait olduğundan bahisle iflas masası dışında bırakılan menkullerin alacaklılar toplantısında iş bu menkullerin iflas masasına dahil edilmedi kararına istinaden menkullerin tespitine geçildiği belirtilmiştir.</p>

<p>İflas dairesinin 22.06.2022 tarihinde; "İflas masası dışında bırakılan ancak alacaklılar toplantısında alınan karar gereği iflas masasına dahil edilen menkul mallar mallar ile ilgili bilirkişi raporunun geldiği anlaşılmakla, Bilirkişi raporunun ve iflas masasına dahil edilen menkullerle ilgili tespit tutanakları hakkında müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd. Şti. tarafından fatura ibraz edildiği anlaşılmakla istihkak prosedürünün işletilmesi için ilgili şirket vekiline muhtıra gönderilmesine karar verildi." şeklinde karar verilmiş. İlgili tensip zaptı neticesinde davacıya gönderilen 22.06.2022 tarihinde; "Ek'li tutanak ve bilirkişi raporundaki menkul mallarla ilgili; İİK.'nun 99. maddesi gereğince, istihkak iddianız var ise olarak iş bu kararımızın tarafınıza tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde istihkak davası açmanız, bu süre içerisinde dava açmamanız halinde; istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılacağınız ve malların iflas masasına ait sayılacağı ihtaren tebliğ olunur." şeklinde muhtıra gönderilmiş, 29.6.2022 tarihinde de eldeki dava açılmış, 4.7.2022 tarihinde iflas idaresine istihkak iddiasında bulunulduğuna dair dilekçe de sunulmuştur.</p>

<p>İflas dosyası ve Uyap kayıtlarına göre, 14.4.2022 tarihli 1.alacaklılar toplantısında alınan kararda "... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, (E" bendine dair alınan kararda oy çokluğunun sebebi ... Gıda .... Ltd. Şti. ile yetkilisi olan ...'un ilgili karara "E bendine muhalefetle" şerhi düşmeleridir.)" şeklinde ifadeye yer verilmesi, yine iflas dairesinin 22.06.2022 tarihli kararında "..müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd.Şti. Tarafından fatura ibraz edildiği.." şeklinde ibarenin yer aldığı, davacı 3.kişi tarafından ne zaman fatura ibraz edildiğinin de belirtilmediği, bu durumda davacı 3.kişinin eldeki dava veya 4.7.2022 tarihli dilekçesi öncesinde istihkak iddiasında bulunmadığı net olarak söylenemez.</p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir.( (Kuru, Baki, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310)</p>

<p>Buna göre, İİK'nun 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılarak istihkak iddiasında bulunmak mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Somut olayda, İflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemez.</p>

<p>O halde, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong> Davacı 3.kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davalı ... idaresinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.5.2024 gününde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="18889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/1211 E., 2025/3946 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 14/05/2025 tarihli, 2025/1211 E., 2025/3946 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/1211 E., 2025/3946 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı ile davalılardan ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>1- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davacı ile davalılardan ...'nin aşağıdaki bendin dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2- 6100 sayılı HMK. nın 1. maddesi uyarınca hukuk mahkemeleri nezdinde açılan dava, kanuni düzenlemeye göre görevli mahkemede görülüp, karara bağlanmalıdır.<br />
HMK. da düzenlenen görev, aynı yargı yolu içerisinde bulunan mahkemeler arasında söz konusu olup, yargı yolu farklı bir hukuki kavramdır.</p>

<p>Türk hukuk siteminde uyuşmazlıklar ( davalar ) hukuki niteliklerine, yargılama usulüne ve görevli mahkemeye göre çeşitlere ayrılırlar, Buna göre anayasa yargısı, idari yargı, adli yargı, uyuşmazlık yargısı ana yargı yollarıdır. ( Prof. Dr. .... Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi. 2. Bası Syf. 787 )<br />
Hukuki tanım olarak görev ise, aynı yargı yolu içinde bulunan mahkemelerin bakacakları davaları belirler.</p>

<p>Hukuk mahkemesinde açılan bir davada, davaya adli yargı içerisindeki başka bir hukuk mahkemesi bakmakla görevli ise mahkemenin vereceği karar, davayı, HMK. nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddetmek,</p>

<p>Davaya başka bir yargı yolu içerisindeki bir mahkeme bakmakla görevli ise, davayı, HMK. nın 114/1-b ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddetmektir.<br />
Kaldı ki, davanın görev nedeni ile usulden reddi ile, yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddinin sonuçları ve özellikle karardan sonra uygulanacak prosedür çok farklıdır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında icra hukuk mahkemesinde açılan istihkak davası, ilk derece mahkemesince reddedilmiş,<br />
Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince;</p>

<p>"Uyuşmazlık, İstanbul 3. İflas Müdürlüğünün 2020/15 Esas sayılı sayılı dosyasına konu 21/04/2021 tarihli tutanakta tespit edilen makinelerin mülkiyetinin şikayet edene ait olduğu iddiası ile taşınırlar üzerindeki istihkak iddiası ile taşınırların iflas masasından çıkarılmasına, karar verilmesine yöneliktir.</p>

<p>İflasın açılması kendisine tebliğ olunur olunmaz iflas dairesi müflisin mallarının defterini tutmağa başlar ve muhafazaları için lazım gelen tedbirleri alır (İİK Md. 208); Üçüncü şahısların mülkü olarak gösterilen yahut bunlar tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar, bu cihetler de şerh verilerek deftere kayıt olunur (İİK Md. 212); Masanın kanuni mümessili iflas idaresidir. İdare masanın menfaatlerini gözetmek ve tasfiyeyi yapmakla mükelleftir (İİK Md. 226); Üçüncü şahıslar tarafından istihkak iddiasında bulunulan eşyanın kendilerine verilip verilmeyeceğini iflas idaresi kararlaştırır. İflas idaresi; istihkak iddiasını reddederse, üçüncü şahsa icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük bir mühlet tayin ve tebliğ eder. Bu mühleti geçiren üçüncü şahıs, masaya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. İstihkak davasına, genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. İcra mahkemesi, icabında istihkak davacısından masanın muhtemel zararına karşı teminat isteyebilir (İİK Md. 228).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İflas masasına yalnız borçluya ait mal ve haklar girer. Başkasının bir malı müflisin elinde ise, üçüncü kişi bu malı masadan geri isteyebilir ki, buna masadan çıkarma hakkı denir. İflas masası bu malı üçüncü kişiye vermezse bu takdirde üçüncü kişi masaya karşı istihkak davası açabilir. (İİK.228) iflasta istihkak davasına ilişkin 228. madde, sadece malın masanın elinde bulunması halini düzenlemiştir, malın üçüncü kişinin elinde bulunması halini düzenlememiştir. Hacizde istihkak davasının konusunu mülkiyet ve mülkiyet dışındaki ayni haklar oluşturabilmesine karşın, iflasta sadece mülkiyet hakkı istihkak iddiasına konu olabilir, mülkiyet dışındaki ayni haklara ilişkin istihkak iddiaları İİK. nun 235. maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz davası olarak ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, İcra Mahkemesinde istihkak davası olarak açılan işbu davada istihkak konusu menkullerin davacı 3. kişinin elinde iken adrese gidilerek tespitinin yapıldığı ve deftere kaydedildiği, davacının istihkak iddiasında bulunması nedeniyle yediemin olarak malların davacıya teslim edildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK'da iflasta üçüncü şahsın elinde iken deftere kaydedilen mallarla ilgili icra mahkemesinde görülecek bir istihkak davası hakkında düzenleme bulunmadığı, bu durumda söz konusu malların mülkiyeti ancak genel mahkemelerde açılacak bir dava ile belirlenebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, İİK 228. maddesi gereğince iflas dosyalarına ilişkin istihkak davasında davalı sıfatı iflas idaresine ait olup, davalı alacaklı ...'nin iş bu davada taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf teşkilinin kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle mahkemece resen taraf teşkili gözetilerek davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde sonuca gidilmesi, ayrıca davanın reddi halinde davalı iflas idaresi lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi de isabetsizdir.</p>

<p>Bu nedenle Mahkemece, açılan davanın iflas idaresi yönünden göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, davalı iflas idaresinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulü ile İstanbul 29.İcra Hukuk Mahkemesinin 06.03.2023 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verildiği " gerekçesi</p>

<p>1-Davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Yeniden esas hakkında;</p>

<p>-Davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine,</p>

<p>2-Davalı iflas idaresinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulü ile İstanbul 29.İcra Hukuk Mahkemesinin 06.03.2023 tarihli ek kararının kaldırılmasına, " karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin istihkak iddiası ile açılan iş bu davanın genel mahkemede görülmesine ilişkin saptaması yerinde ise de, yukarıda açıklandığı üzere, icra hukuk mahkemesi ile genel mahkeme arasındaki ilişki, görev ilişkisi olup, yargı yolu farklılığı söz konusu değildir.</p>

<p>Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince davanın, aynı yargı yolu ( adli yargı ) içerisinde bulunan mahkemeler arasındaki görev ilişkisi nedeni ile HMK. nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddedilmesi gerekirken, hangi yargı yolunun görevli olduğu da yazılmadan davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, karar verilmesi hatalı olup, bozma sebebi ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde davalı ... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddinin gerektiği belirtilmiş, hükümde bu hususa yer verilmemiş ise de, bu husus görevli mahkemede değerlendirileceğinden, bu usulü eksiklik değerlendirme dışında tutulmuştur.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 05.12.2024 gün ve 2023/2717 E. 2024/3804 K. sayılı kararının hüküm fıkrasının, 1 numaralı bendinin " Davanın yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, " şeklindeki ikinci bendinin hükümden çıkartılarak, yerine;"Davada yargılamanın genel mahkemelerin görevine girdiği anlaşıldığından, davanın HMK. nın 1 ve 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine," bendinin yazılmasına, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 370/2. maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, harç alınmasına yer olmadığına, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 14/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="52571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/7697 E., 2025/162 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2025 tarihli, 2024/7697 E., 2025/162 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/7697 E., 2025/162 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/3. kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Taraflar arasındaki istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince istihkak davasının kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ... İdaresi istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile istihkak davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, karar davacı 3.kişi vekili ile davalı ... idaresi tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 15.05.2024 tarihli ve 2024/824 Esas, 2024/4759 Karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemiz bozma kararına Bölge Adliye Mahkemesince direnilmesi üzerine karar davacı tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede;</p>

<p>Bozma ilamında yer verdiğimiz hususların tekrarı ile İflas Dairesinin 22.06.2022 tarihinde; istihkak prosedürünün işletilmesi için ilgili şirket vekiline muhtıra gönderilmesine karar verilmiş, buna ilişkin muhtıra gönderilmiş, 29.06.2022 tarihinde de eldeki dava açılmış, aynı zamanda 4.7.2022 tarihinde de iflas idaresine istihkak iddiasında bulunulduğuna dair dilekçe de sunulmuştur.</p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir (Kuru, ..., İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310) .</p>

<p>Bu doğrultuda, İİK'nın 97/1. maddesine göre İcra Müdürlüğü tarafından yasal prosedürün uygulanmasını beklemeden, doğrudan istihkak davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığı hususu Yargıtayın yerleşik uygulaması haline gelmiştir. Bu durumda, İİK’nın 97. ve 99. maddelerinde izlenecek yasal prosedüre yer verilmişken doğrudan dava açabileceği hususunda yerleşmiş Yargıtay uygulamasına paralel olarak İİK'nın 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılması mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.</p>

<p>Buna göre, iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemeyeceği, Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine, 15.01.2025 tarhinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="60973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/7643 E., 2026/1068 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli, 2025/7643 E., 2026/1068 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/7643 E., 2026/1068 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/alacaklının tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dava, İİK’nın 228. maddesi uyarınca açılan iflasta istihkak iddiasına ilişkindir. Mahkemece, davacının taşınmazın mülkiyetini iflastan önce kazanmış olduğu, iflas idaresinden taşınmazın mülkiyetinin tarafına geçirilmesini isteme hakkının bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı iflas idaresi istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının taşınmazın mülkiyetini, davalının iflasından daha önce kazanmış olduğu ve iflas idaresine karşı mülkiyet iddiasında bulunma hakkının olduğu, taşınmazın iflas masasından çıkarılmasına karar verilmesi gerekir iken, davanın kabulü ile taşınmazın davacılar adına kayıt ve tesciline karar verilmesinin hukuken isabetli olmadığı gerekçesi ile başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının kabulü ile taşınmazın iflas masasından çıkarılmasına karar verilmiş, karar davalı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Taşınmaz tapu sicilinde müflis adına kayıtlı ise mal masanın elindedir ve iflas idaresi o taşınmaz üzerinde istihkak iddia eden üçüncü kişi hakkında İİK’nın 228 hükmünü uygular(Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, Cilt IV, İstanbul 1997, s.1111).</p>

<p>Üçüncü kişi tarafından açılacak iflâsta istihkak davası (İİK m. 228) ve masa tarafından açılacak istihkak davası (TMK m. 683/2) bakımından dava konusu mal üzerindeki mülkiyet hakkının taşınmaz veya taşınır mülkiyeti olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Zira İİK m. 228 veya TMK m. 683/2’de istihkak iddiasıyla ilgili malın türü bakımından herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi, doktrinde veya uygulamada bu yönde farklı bir görüş ileri sürülmemiştir. Bu nedenle her iki davanın konusu da hem taşınmaz hem de taşınır mal mülkiyetine dayanabilecektir(... , İflâsta İstihkak İddiası Ve Çözüm Yolları, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, ..., 2022,s.71).</p>

<p>Bu kapsamda, dava konusu taşınmazın iflas masasından çıkartılmasına ilişkin talebin İİK’nın 228. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetlidir. Bununla birlikte, davacı ile davalı müflisin ... 2. Aile Mahkemesinin 2008/895 Esas ve 2008/904 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına, taraflarca düzenlenen protokolün mal ve eşyalara ilişkin; davaya konu ... İli, ... İlçesi, ... Mah., Pafta 89, 1471 Ada, 1 Parselde kayıtlı 198/16300 arsa paylı C1c Blok, 7. Kat, 22 nolu bağımsız bölümün boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde davacıya devredileceği, şeklindeki maddeleri uygun bulunduğundan onaylanmasına karar verilmiş, karar 29.12.2008 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, hacizdekinden farklı olarak iflasta istihkak iddiasının konusu sadece mülkiyet hakkıdır(Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, cilt IV, İstanbul 1997, s.1311).</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. Davacı, mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz(..., ..., İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara, 2014, s.1624).</p>

<p>Somut olayda; hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün, dava konusu taşınmazın kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde davacı adına tescilini isteme hakkı verdiği, protokolde taşınmazın tapu iptal ve tesciline ilişkin hüküm yer almadığı, taşınmazın mülkiyeti konusunda herhangi bir karar verilmediği, TMK'nın 705/2. maddesi uyarınca tescilden önce mülkiyetin kazanılması söz konusu olmadığı, hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün lehine devir taahhüdünde bulunana dava açarak tapu iptal ve tescil yönünde kişisel hak verdiği, kişisel haklara dayanarak da iflasta istihkak davası açılamayacağı anlaşıldığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 09.07.2025 tarih ve 2024/488 Esas-2025/1563 Karar sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="72099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/14311 E., 2017/10340 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2017 tarihli, 2017/14311 E., 2017/10340 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/14311 E., 2017/10340 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi<br />
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı vekili, müflis .... müvekkili bankanın müşterisi olduğunu, iflas ettiğini, İstanbul 1.İflas Müdürlüğü'nün 2014/4 Esas sayılı dosyası ile iflas işlemlerinin sürdüğünü, iflas idaresinin müvekkili bankaya yazdığı yazıya cevaben, müflisin bankalarının Merter Şubesindeki hesabında, 16.862,73 TL bulunduğunu, ancak bu bedel üzerinden, bankalarına olan risklerine karşılık blokaj olduğunu, karşılıksız çekler nedeniyle, bankalarının ödemekle yükümlü olduğu tutarlar nedeni ile riskli bulunduğunu, bankanın rehin, hapis, takas, mahsup hakkından sonra gelmek üzere, iflas kaydının kayıtlarına işlendiğinin belirtildiğini, iflas idaresinin bu parayı müvekkilinden talep ettiğini, ancak müvekkili banka ile müflis şirket arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını ve bankalarına 31,720 TL çek taahhüt kredi riski bulunduğunu, iflas idaresi tarafından taraflarına tebliğ olunan 08/04/2014 tarihli yazı ile istihkak iddiasının reddedildiğini hesaptaki paranın İflas Müdürlüğüne gönderilmesinin istendiğini ileri sürerek, 08/04/2014 tarihli kararın iptali ile istihkak iddialarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkemece; İİK'nun 184 maddesi gereğince iflasın açıldığı zamanda müflisin bütün haczi kabil mal ve haklarının bir masa teşkil edilerek alacaklıların alacakları oranında pay almalarının temin edildiği, İflas Dairesi'nin masanın teşekkülü açısından fiilen tüm hak ve alacaklar ile menkul ve gayrimenkul malların tespitine ilişkin işlemleri yapmakla ödevli bulunduğu, İİK'nun 185. maddesinde ise, üzerinde rehin bulunan mallar rehin sahibi alacaklının rüçhan hakkı mahfuz kalmak suretiyle masaya girer hükmüne yer verildiği, yine İİK'nun 219. maddesinde müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun ellerinde bulunduranların o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalmak şartı ile bunları aynı müddet içinde daire emrine tevdii etmeleri, etmedikleri takdirde makbul mazeretleri bulunmadıkça cezai mesuliyete uğrayacakları ve rüçhan haklarından mahrum kalacakları hususunun düzenlendiği, tüm anılan yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının rehin veya hapis hakkına dayanmasına rağmen söz konusu hak ve alacaklar ile malları iflas dairesi emrine tevdii etmekle yükümlü bulunduğu, dolayısıyla İflas Müdürlüğünce yapılan işlemde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. (Kuru, Baki. İcra ve İflas Hukuku sf. 288, Görgün, Şanal. İflasta İstihkak davaları sf. 32.) Davacı mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz, 3. kişinin masaya kayıtlı mal hakkında mülkiyet dışında sınırlı aynı haklara(örn. rehin hakkı) ve tapuya tescil edilen kişisel haklara dayalı olarak ileri sürdüğü istihkak iddiaları sıra cetveline itiraz şeklinde değerlendirilir. (Güneren, Ali. İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları sf. 1624) Temyize konu olayda davacı bankanın rehin hakkına dayandığı görülmekle, sonucu itibariyle doğru olan ret kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yukarıda bahsi geçen doktrin görüşlerine ve temyiz olunan kararda yazılı diğer gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Mahkeme kararının İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca ONANMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 6,20 TL'nin temyiz edenden alınmasına 11.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-logo0.jpg" type="image/jpeg" length="32815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İFLASTA İSTİHKAK İDDİASININ DEĞERLENDİRİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Mustafa ZAFER yazdı...

https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.GENEL OLARAK </strong></p>

<p>İflasta istihkak iddialarının değerlendirilmesi, uygulamada kavramsal ve usulî ayrımların yeterince gözetilmemesi nedeniyle birbiriyle bağlantılı hatalı kararların verilmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle, müflis hakkında iflas kararının verilmesinin ardından öncelikle masaya dâhil olabilecek taşınır ve taşınmazların eksiksiz biçimde tespit edilmesi; özellikle müflisin fiilî hâkimiyeti ve tasarrufu altında bulunan malların mülkiyetinin kime ait olduğunun açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Üçüncü kişilerin iflas masasına alınan mallar üzerindeki istihkak iddiaları, İcra ve İflas Kanunu’nun 228. maddesinde müstakil olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte, söz konusu iddiaların sağlıklı biçimde incelenip karara bağlanabilmesi için İİK’nın 96, 97, 97/a ve 99. maddelerinde düzenlenen hacizde istihkak hükümlerinin; özellikle istihkak iddiasının ileri sürülmesi, mülkiyet karinesi, ispat yükü, taraf sıfatı ve dava açma yükümlülüğünün hangi tarafa ait olduğu yönlerinden doğru anlaşılması zorunludur. Zira iflasta istihkak uyuşmazlıklarının yalnızca İİK m.228’in lafzı çerçevesinde ve hacizde istihkaka ilişkin genel sistemden bağımsız biçimde çözümlenmeye çalışılması, düzenlemenin kapsamının ve uygulanacak usulün belirlenmesinde yetersiz kalabileceği gibi, maddi gerçeğe ve istihkak kurumunun koruma amacına uygun olmayan sonuçların ortaya çıkmasına da neden olabilir.</p>

<p>İflas kararının iflas dairesine tebliğ edilmesiyle birlikte daire, müflise ait malların defterini tutmaya ve bu malların korunması için gerekli muhafaza tedbirlerini almaya başlar. Müflisin başka bir yargı çevresinde bulunan mallarına ilişkin tespit, deftere kayıt ve muhafaza işlemleri ise ilgili yer iflas dairesi aracılığıyla yerine getirilebilir. İflas dairesi, iflas kararının kendisine tebliğinden itibaren en geç iki ay içinde tasfiyenin adi veya basit usulde yürütüleceğine karar vermekle yükümlüdür.</p>

<p>Bu süreçte müflis, defter tutma işlemleri sırasında hazır bulunmak, malvarlığı unsurlarını iflas dairesine göstermek ve bunları dairenin emrine hazır bulundurmak zorundadır. Bununla birlikte, müflisin elinde bulunmasına rağmen üçüncü kişilere ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürülen mallar da defter dışında bırakılamaz; bu mallar, ileri sürülen istihkak iddiası ve üçüncü kişi mülkiyetine ilişkin açıklamalar açıkça şerh edilmek suretiyle deftere ve ilgili tutanağa kaydedilir. Böylece malın deftere geçirilmesi, tek başına onun müflise veya iflas masasına ait olduğunu göstermemekte; kayıt işlemi, malın hukuki aidiyetine ilişkin uyuşmazlık saklı tutularak tasfiye sürecinde değerlendirilmesini sağlamaktadır.</p>

<p>Haciz yoluyla takipte, üzerinde istihkak iddiasında bulunulan malın borçlunun veya üçüncü kişinin elinde bulunmasına göre farklı usul hükümleri öngörülmüşken (İİK m.96-99), iflas tasfiyesinde yalnızca üçüncü kişinin mülkiyet iddiasında bulunduğu malın müflisin ya da iflas masasının elinde bulunması hâli açıkça düzenlenmiştir (İİK m.228). Bununla birlikte, iflas masasının kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü bir malın üçüncü kişinin elinde bulunması ihtimali kanunda ayrıca düzenlenmemiş olsa da, bu durum malın masaya kazandırılmasına ilişkin uyuşmazlığı ortadan kaldırmamaktadır. Böyle bir uyuşmazlığın da görevli ve yetkili mahkemede açılacak bir dava yoluyla çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle iflastaki istihkak davalarının, uyuşmazlık konusu malın iflasın açıldığı tarihteki zilyetliği esas alınarak iki ayrı kategoride incelenmesi isabetlidir: Üçüncü kişinin, masanın elinde bulunan mal üzerinde hak iddia etmesi hâlinde masaya karşı açacağı istihkak davası ile masanın, üçüncü kişinin elinde bulunan ve masaya ait olduğunu ileri sürdüğü malın teslimi veya masaya iadesi amacıyla açacağı dava. Bu ayrım, özellikle taraf sıfatının, dava açma yükünün ve ispat yükünün belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>İflasın açılması ve tasfiyeye ilişkin ilk tespitlerin yalnızca elektronik kayıtlar üzerinden gerçekleştirilmiş olması; iflasın açılmasından önce kullanımı müflise bırakılan, ancak mülkiyeti üçüncü kişilere ait bulunan taşınırların iflas dairesince düzenlenen mevcudat defteri veya tutanağında yer almaması, söz konusu malların müflisin fiilî hâkimiyetinde bulunmadığı sonucunu doğurmaz. İflas dairesinin taşınırların mahallinde tespitine yönelik hiçbir inceleme yapmamış veya bu incelemeyi gerekli özen ve kapsamda gerçekleştirmemiş olması da üçüncü kişilere ait malların masaya dâhil edilmesini ve tasfiye kapsamında satılmasını hukuka uygun hâle getirmez. Zira mevcudat defteri, mülkiyet hakkını kuran veya ortadan kaldıran bir belge olmayıp tasfiye sürecindeki malvarlığı unsurlarının tespitine hizmet eden usulî nitelikte bir kayıttır. Bu nedenle bir taşınırın başlangıçta mevcudat defterine yazılmamış olması, o mal üzerindeki üçüncü kişi mülkiyetini veya istihkak iddiasında bulunma hakkını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>İflas tasfiyesi devam ederken müflis şirkete ait mağaza, depo, fabrika, imalathane, üretim tesisi, perakende satış yeri veya benzeri mahallerde üçüncü kişilere ait olduğu ileri sürülen taşınırların tespit edilmesi hâlinde, istihkak iddiasının gecikmeksizin tutanağa geçirilmesi ve uyuşmazlık İİK m.228 çerçevesinde sonuçlandırılıncaya kadar bu malların satış işlemlerinden ayrık tutulması gerekir. Aynı şekilde, mallar başlangıçta mevcudat defterine kaydedilmemiş olsa dahi, tasfiyenin ilerleyen aşamalarında yaptırılan kıymet takdiri, envanter çalışması veya mahallî inceleme sırasında iflas dairesince tespit edilmişse, bunlar hakkında ileri sürülen üçüncü kişi mülkiyeti iddiaları değerlendirilmeden satışa geçilmemesi gerekir. Bu durumda iflas dairesi, malın ne zaman ve hangi işlem sırasında tespit edildiğinden bağımsız olarak istihkak iddiasını kayda almak, gerekli incelemeyi yapmak ve kanunda öngörülen istihkak prosedürünün tamamlanmasını sağlamakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>A) Malın İflas Masasının Elinde Bulunması Hâlinde İstihkak Davası</strong></p>

<p>Müflisin elinde veya müflise ait iş yeri, depo, fabrika, mağaza ve benzeri mahallerde bulunan bütün mallar, iflas masasının malvarlığına ilişkin defter düzenlenirken kayda geçirilir. Bu mallardan üçüncü kişilere ait olduğu bildirilen yahut üçüncü kişiler tarafından üzerlerinde mülkiyet hakkı ileri sürülenler de deftere yazılmakla birlikte, söz konusu istihkak iddiası ilgili kaydın üzerine açıkça şerh edilir (İİK m.212). Dolayısıyla malın deftere kaydedilmesi, tek başına onun masaya ait olduğu anlamına gelmez; kayıt işlemi, malın fiilî durumunun tespitine yönelik olup mülkiyete ilişkin uyuşmazlığın İİK m.228’de öngörülen usul çerçevesinde çözümlenmesine engel oluşturmaz.</p>

<p>Bir malın masanın elinde bulunup bulunmadığı, kural olarak iflasın açıldığı an esas alınarak belirlenir. Mal, iflasın açıldığı sırada müflisin elinde bulunmasına rağmen daha sonra müflis tarafından üçüncü bir kişiye devredilmişse, iflasın açılmasından sonra gerçekleştirilen bu tasarruf İİK m.191/1 uyarınca iflas masasına karşı hükümsüzdür. Bu nedenle, zilyetlik sonradan üçüncü kişiye devredilmiş olsa dahi mal hukuken masanın elinde kabul edilir ve istihkak iddiası hakkında İİK m.228 uygulanmalıdır. Üçüncü kişinin malı iflasın açılmasından sonra zorla ele geçirmesi de bu sonucu değiştirmez. Aynı şekilde, müflis ile eşi, çocukları, iş ortakları veya başka üçüncü kişilerin taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde, İİK m.97/a’nın birinci fıkrasında düzenlenen birlikte zilyetlik karinesinden hareketle malın müflisin elinde bulunduğu kabul edilir. Böyle bir durumda üçüncü kişilerin ileri sürdüğü mülkiyet iddiaları da İİK m.228 çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>Üçüncü kişiler, istihkak iddialarını adi tasfiyenin ilanından itibaren bir ay içinde iflas idaresine bildirmelidir (İİK m.219/2). Bununla birlikte bu süre, mülkiyet hakkını düşüren hak düşürücü bir süre niteliğinde olmadığından, bir aylık sürenin geçmesinden sonra ileri sürülen istihkak iddialarının da dikkate alınması gerekir. Ancak iddianın gecikmeli olarak bildirilmesi nedeniyle uyuşmazlık konusu malın daha önce satılmış olması mümkündür. Bu durumda üçüncü kişinin malın aynen masadan çıkarılmasını talep etmesi fiilen mümkün olmayacak; istihkak iddiası, koşulları bulunduğu ölçüde satış sonucunda elde edilen ve masaya giren bedel üzerinde ileri sürülebilecektir.</p>

<p>Taşınmazlar bakımından malın kimin elinde bulunduğu, kural olarak tapu sicilindeki kayda göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu m.992 uyarınca tapu sicilindeki kayıt, adına tescil bulunan kişi lehine hak sahipliği karinesi oluşturur. Bu nedenle taşınmazın tapu sicilinde müflis adına kayıtlı olması hâlinde, taşınmazın masanın elinde bulunduğu kabul edilir. Üçüncü bir kişinin bu taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürmesi durumunda, iflas idaresinin söz konusu iddiayı İİK m.228’de öngörülen istihkak prosedürüne göre değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Hacizde istihkaktan farklı olarak, İİK m.228 kapsamında iflasta istihkak iddiasının konusunu esas itibarıyla üçüncü kişinin ileri sürdüğü mülkiyet hakkı oluşturur. Üçüncü kişilerin rehin, intifa veya irtifak hakkı gibi sınırlı ayni hak iddiaları ile tapu siciline şerh edilmiş önalım, alım ve geri alım hakları ise İİK m.228’deki istihkak prosedürü kapsamında değil, sıra cetvelinin hazırlanması ve bu cetvele karşı başvurulması sürecinde değerlendirilir. İflas idaresi kabul ettiği hakları sıra cetveline geçirir; iddiası tamamen veya kısmen kabul edilmeyen hak sahibi ise İİK m.235 uyarınca sıra cetveline itiraz davası açabilir.</p>

<p><strong>İstihkak İddiasının İncelenmesi ve Dava Süreci</strong></p>

<p>İflasta istihkak iddiasının konusunu, iflasın açıldığı anda müflisin elinde bulunmasına rağmen mülkiyeti üçüncü kişiye ait olan malın iflas masasından çıkarılması oluşturur. Üçüncü kişi tarafından ileri sürülen mülkiyet iddiasının haklı olup olmadığını inceleme ve uyuşmazlık konusu malın iddia sahibine verilip verilmeyeceği konusunda karar verme yetkisi öncelikle iflas idaresine aittir (İİK m.228/1). Bu yönüyle iflas idaresi, yalnızca tasfiye işlemlerini yürüten bir organ olmayıp masaya alınan mallar üzerindeki üçüncü kişi mülkiyet iddialarını ilk aşamada değerlendirmekle de görevlidir.</p>

<p>İflas idaresinin istihkak iddiasını kabul etmesi hâlinde, malın derhâl üçüncü kişiye teslim edilmemesi; ikinci alacaklılar toplantısına kadar muhafaza edilmesi gerekir. Zira ikinci alacaklılar toplantısı, iflas idaresinin istihkak iddiasının kabulüne ilişkin kararını uygun bulmayarak değiştirebilir ve iddianın reddedilmesi yönünde iflas idaresine talimat verebilir (İİK m.237). Bu nedenle kabul kararı, ikinci alacaklılar toplantısının denetim yetkisi gözetilerek uygulanmalı ve uyuşmazlık konusu mal, bu aşamaya kadar masanın muhafazası altında tutulmalıdır.</p>

<p>İflas idaresinin üçüncü kişinin istihkak iddiasını reddetmesi durumunda ise iddia sahibine, icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük süre verilir ve bu karar üçüncü kişiye tebliğ edilir (İİK m.228/2). Üçüncü kişi, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açmazsa iflas masasına karşı ileri sürdüğü istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Bu sonucun yalnızca iflas masası yönünden doğduğunun altı çizilmelidir. Dolayısıyla vazgeçme, üçüncü kişinin müflise karşı sahip olduğu maddi hukuktan kaynaklanan hakkı ortadan kaldırmaz. İflasın kaldırılması hâlinde üçüncü kişi, malın kendisine verilmesini müflisten talep edebilir; talebin karşılanmaması durumunda ise müflise karşı genel hükümlere göre mülkiyet hakkına dayalı dava açabilir.</p>

<p>İstihkak iddiasının haklı olduğunu düşünen üçüncü kişi, iflas idaresinin verdiği yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmalıdır. Bu davada, mülkiyet iddiasında bulunan üçüncü kişi davacı; iflas masası ise davalıdır. İflas masası, tüzel kişiliğe sahip olmamakla birlikte davada İİK m.226/1 uyarınca onun kanuni temsilcisi sıfatını taşıyan iflas idaresi tarafından temsil edilir.</p>

<p>İcra mahkemesi, iflastaki istihkak davasını genel hükümler çerçevesinde ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316 ve devamı maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne göre inceler (İİK m.228/3). Hacizde istihkak davalarına ilişkin İİK m.97’deki usul hükümleri ile özellikle mülkiyet karineleri ve ispat yüküne ilişkin İİK m.97/a hükmünün de iflas tasfiyesinin niteliğiyle bağdaştığı ölçüde iflastaki istihkak davalarında uygulanması gerekir. Bu kapsamda malın iflasın açıldığı andaki zilyetlik durumu, taraflar arasındaki hukuki ilişki, malın edinilmesine ilişkin belgeler, ticari defter ve kayıtlar ile mülkiyet karinesini etkileyebilecek diğer bütün deliller birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>İcra mahkemesi, gerekli görmesi hâlinde, davanın açılması nedeniyle iflas masasının uğrayabileceği muhtemel zararların karşılanması amacıyla davacı üçüncü kişiden teminat göstermesini isteyebilir (İİK m.228/4). Özellikle istihkak davası nedeniyle malın satışının gecikmesi, ekonomik değerinin azalması veya muhafaza giderlerinin artması ihtimali, teminatın belirlenmesinde dikkate alınabilir. Gösterilecek teminatın niteliği ve yeterliliği bakımından İİK m.36 hükümleri gözetilecektir.</p>

<p>İcra mahkemesinin istihkak davasını reddetmesi hâlinde, malın müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu yargı kararıyla belirlenmiş olur. Bu karar üzerine iflas idaresi, uyuşmazlık konusu malı tasfiye kapsamında satarak elde edilen bedeli kanuni sıra ve paylaştırma kuralları uyarınca alacaklılara dağıtır. Bununla birlikte, hacizde istihkak davasının reddi üzerine üçüncü kişinin asgari yüzde yirmi oranında tazminata mahkûm edilmesini öngören İİK m.97/13 hükmünün, İİK m.228’de açık bir atıf bulunmaması nedeniyle iflastaki istihkak davalarında doğrudan uygulanamayacağı kanaatindeyiz. Ancak iflas masasının, haksız istihkak davası nedeniyle satışın gecikmesinden veya malın değer kaybetmesinden doğan somut zararını karşı dava yoluyla talep edebilmesi gerekir. Tazminata hükmedilmesi hâlinde bu alacak, koşulları mevcutsa davacı üçüncü kişinin İİK m.228/4 uyarınca gösterdiği teminattan karşılanabilir.</p>

<p>İstihkak davasının kabul edilmesi hâlinde ise uyuşmazlık konusu malın iflas masasına ait olmadığı ve davacı üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunduğu tespit edilmiş olur. Bu durumda iflas idaresi, malı masadan çıkararak üçüncü kişiye teslim etmekle yükümlüdür. Malın dava sonuçlanmadan önce satılmış olması hâlinde ise üçüncü kişi, satış sonucunda elde edilen ve masaya giren bedelin kendisine verilmesini talep edebilir. İflas idaresi ile üçüncü kişi arasında görülen istihkak davası sonucunda verilen ve kesinleşen hüküm, taraflar bakımından kesin hüküm teşkil eder.</p>

<p><strong>B) Malın Üçüncü Kişi Elinde Bulunması Halinde İstihkak İddiası </strong></p>

<p>Üçüncü kişinin elinde bulunan ve mülkiyetinin kendisine ait olduğu ileri sürülen bir malın gerçekte müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu iddia edilirse, İİK m.228’de düzenlenen istihkak prosedürü uygulanmaz. Çünkü bu hüküm, üçüncü kişinin masanın elindeki mal üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürmesi hâlini düzenlemektedir. Taşınır mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan, mülkiyet karinesi de kural olarak üçüncü kişi lehine işler. Bu noktada taşınırlar yönünden mülkiyet karinesine ilişkin hükmün TMK m.985 olduğu; TMK m.992’nin ise tapuya kayıtlı taşınmazlarda hak sahipliği karinesini düzenlediği belirtilmelidir.</p>

<p>Üçüncü kişinin elinde bulunan ve masaya ait olduğu ileri sürülen mal, iflas masasının hak ve malvarlığı unsurlarının tespiti amacıyla tutulan deftere kaydedilebilir (İİK m.212). Ancak bu kayıt, malın üçüncü kişinin elinden cebren alınarak masaya teslim edilmesi sonucunu doğurmaz. Malın masaya dâhil edilmesi ve tasfiye kapsamında satılabilmesi için iflas idaresinin, malı elinde bulunduran üçüncü kişiye karşı dava açması gerekir. Bu durumda iflas idaresi, İİK m.228/2’ye dayanarak üçüncü kişiye icra mahkemesinde istihkak davası açması için yedi günlük süre veremez. Zira malın üçüncü kişinin elinde bulunması nedeniyle dava açma yükü, mülkiyet karinesinin aksini ileri süren iflas masasına aittir.</p>

<p>İflas idaresinin üçüncü kişinin elindeki malın masaya teslimi amacıyla açacağı dava, İİK m.228/2’de öngörülen yedi günlük süreye tabi olmayan ve genel hükümlere göre görülen bir mülkiyet veya geri verme davasıdır. Dava icra mahkemesinde değil, uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre görevli genel mahkemede açılır. Davacı, iflas masasını temsilen iflas idaresi; davalı ise malı elinde bulunduran ve mal üzerinde hak iddia eden üçüncü kişidir. Görev, yetki, ispat ve yargılama usulü bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile uyuşmazlığın esasına uygulanacak maddi hukuk hükümleri esas alınır. Mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğundan, mülkiyet karinesinin aksini ve malın müflise ait olduğunu ispat yükü kural olarak iflas idaresi üzerindedir.</p>

<p>İflas idaresinin davayı kazanması hâlinde, malın müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu tespit edilir; mal üçüncü kişiden alınarak masaya dâhil edilir ve tasfiye hükümlerine göre satılır. Davanın reddedilmesi hâlinde ise malın üçüncü kişiye ait olduğu veya en azından masanın bu mal üzerinde hak sahibi olduğunu ispatlayamadığı sonucuna ulaşılır. Bu durumda mal üçüncü kişinin elinde kalır ve iflas masası, davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ile vekâlet ücretinden sorumlu tutulur.</p>

<p>Tapu sicilinde üçüncü kişi adına kayıtlı bulunan bir taşınmazın gerçekte müflise ve dolayısıyla iflas masasına ait olduğu ileri sürüldüğünde de İİK m.228/2 uyarınca işlem yapılamaz. Tapu sicilindeki kayıt, TMK m.992 gereğince üçüncü kişi lehine hak sahipliği karinesi oluşturur. Bu nedenle iflas idaresinin, tapuda malik görünen üçüncü kişiye karşı, iddianın hukuki sebebine göre TMK m.1025 kapsamında tapu sicilinin düzeltilmesi, tapu iptali ve tescil veya uygun nitelikte başka bir dava açması gerekir. Taşınmazın yalnızca iflas masasının defterine kaydedilmesi, tapu sicilindeki mülkiyet durumunu değiştirmez ve taşınmazın doğrudan tasfiye kapsamında satılmasına imkân vermez.</p>

<p>Benzer esaslar, müflise ait olduğu iddia edilen bir alacak üzerinde üçüncü kişinin hak sahipliği ileri sürmesi hâlinde de geçerlidir. Üçüncü kişi belirli bir alacağın müflise değil kendisine ait olduğunu savunur ve iflas idaresi bu iddiayı kabul etmezse, üçüncü kişiye İİK m.228/2 uyarınca istihkak davası açması için süre verilemez. Alacağın müflise ve dolayısıyla masaya ait olduğunu iddia eden iflas idaresinin, üçüncü kişiye karşı görevli genel mahkemede dava açarak alacak üzerindeki hak sahipliğinin belirlenmesini talep etmesi gerekir.</p>

<p>İflas idaresi, çekişmeli alacağın borçlusuna karşı doğrudan doğruya bir alacak davası da açabilir. Ancak borçlu, alacağın iflas masası ile üçüncü kişi arasında çekişmeli olması nedeniyle gerçek alacaklının kim olduğunu belirleyemiyorsa, Türk Borçlar Kanunu m.187 uyarınca borcunu tevdi ederek borcundan kurtulma yoluna başvurabilir. Böyle bir durumda iflas idaresinin, tevdi edilen bedelin masaya ait olduğunun belirlenmesi ve bedelin masaya ödenmesi amacıyla alacak üzerinde hak iddia eden üçüncü kişiye karşı dava açması gerekir. Böylece aynı alacağın iki farklı kişiye ödenmesi tehlikesi önlenirken, alacak üzerindeki hak sahipliği de tarafların göstereceği deliller değerlendirilerek yargı kararıyla kesin biçimde belirlenir.</p>

<p><strong>C) Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p>İflasta istihkak iddiasının kapsamı, hacizde istihkaka ilişkin düzenlemelere kıyasla daha dar ve sınırlıdır. Hacizde mülkiyet dışındaki bazı ayni haklar da istihkak iddiasına konu olabildiği hâlde, İİK m.228 kapsamında açılan iflasta istihkak davasının temel konusu, iflas masasına alınan malın mülkiyetinin müflise mi yoksa üçüncü kişiye mi ait olduğunun belirlenmesidir. Bu nedenle rehin, intifa ve irtifak gibi sınırlı ayni haklar ile salt kişisel haklara dayanan talepler, kural olarak İİK m.228’deki istihkak prosedürü içinde değil, niteliklerine göre sıra cetveli veya genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>İflas dairesinin, iflasın açılmasından sonra müflisin malvarlığına ilişkin envanteri eksik düzenlemesi veya müflisin elinde bulunmasına rağmen üçüncü kişilere ait olan malları deftere ve tutanağa geçirmemesi, tasfiye devam ederken bu mallar hakkında istihkak iddiasında bulunulmasına engel teşkil etmez. Zira mevcudat defteri mülkiyeti kuran veya ortadan kaldıran bir belge değil, tasfiyeye konu malvarlığının tespitine yönelik usulî bir kayıttır. Bu sebeple üçüncü kişinin mülkiyet hakkının, yalnızca malın başlangıçta deftere yazılmamış olması veya adi tasfiye ilanındaki bir aylık bildirim süresinin geçirilmesi gerekçesiyle ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bununla birlikte iddianın gecikmeli olarak ileri sürülmesi hâlinde malın satılmış olması ihtimali bulunduğundan, talebin malın aynına mı yoksa satış sonucunda masaya giren bedeline mi yöneltileceği ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>İflasın açılmasından tasfiyenin tamamlanmasına kadar geçen süreçte, masanın elinde bulunan bir malın üçüncü kişiye ait olduğunun ileri sürülmesi hâlinde istihkak iddiası, adi tasfiyede iflas idaresine; basit tasfiyede ise bu görevleri yerine getiren iflas dairesine bildirilerek malın masa kaydından çıkarılması talep edilebilir. İddianın reddedilmesi durumunda üçüncü kişiye, ret kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açması için süre verilmesi gerekir. Ayrıca Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin güncel yaklaşımına göre üçüncü kişinin, iflas idaresinin önceden vereceği ret kararını beklemeksizin doğrudan icra mahkemesinde istihkak davası açması da mümkündür.</p>

<p>Sonuç olarak iflasta istihkak uyuşmazlığının çözümünde belirleyici ölçütler; ileri sürülen hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde bulunması, malın iflasın açıldığı anda kimin zilyetliğinde olduğunun tespit edilmesi ve buna bağlı olarak dava açma yükünün doğru tarafa yüklenmesidir. Mal masanın elindeyse üçüncü kişinin İİK m.228 kapsamında icra mahkemesine; mal üçüncü kişinin elindeyse iflas idaresinin görevli genel mahkemeye başvurması gerekir. Böylece iflas masasının yalnızca müflise ait mal ve haklardan oluşması sağlanırken, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı da tasfiye işlemlerine karşı etkili biçimde korunmuş olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024824-e-20244759-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/824 Esas ve 2024/4759 Karar</strong></a></p>

<p>İflas dosyası ve Uyap kayıtlarına göre, 14.4.2022 tarihli 1.alacaklılar toplantısında alınan kararda "... tarafından kendilerine ait olduğu beyanıyla kiralık makina olduğu iddia edilen menkullerin iflas masasına dahil edilip edilmeyeceğinin oylamaya sunulmasına, (E" bendine dair alınan kararda oy çokluğunun sebebi ... Gıda .... Ltd. Şti. ile yetkilisi olan ...'un ilgili karara "E bendine muhalefetle" şerhi düşmeleridir.)" şeklinde ifadeye yer verilmesi, yine iflas dairesinin 22.06.2022 tarihli kararında "..müdürlüğümüz dosyasına kendilerine ait olduğundan bahisle ... Gıda San. Ltd.Şti. Tarafından fatura ibraz edildiği.." şeklinde ibarenin yer aldığı, davacı 3.kişi tarafından ne zaman fatura ibraz edildiğinin de belirtilmediği, bu durumda davacı 3.kişinin eldeki dava veya 4.7.2022 tarihli dilekçesi öncesinde istihkak iddiasında bulunmadığı net olarak söylenemez.</p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir.( (Kuru, Baki, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310)</p>

<p>Buna göre, İİK'nun 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılarak istihkak iddiasında bulunmak mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur. Somut olayda, İflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemez.</p>

<p>O halde, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20257643-e-20261068-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/7643 Esas ve 2026/1068 Karar</strong></a></p>

<p>Üçüncü kişi tarafından açılacak iflâsta istihkak davası (İİK m. 228) ve masa tarafından açılacak istihkak davası (TMK m. 683/2) bakımından dava konusu mal üzerindeki mülkiyet hakkının taşınmaz veya taşınır mülkiyeti olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Zira İİK m. 228 veya TMK m. 683/2’de istihkak iddiasıyla ilgili malın türü bakımından herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi, doktrinde veya uygulamada bu yönde farklı bir görüş ileri sürülmemiştir. Bu nedenle her iki davanın konusu da hem taşınmaz hem de taşınır mal mülkiyetine dayanabilecektir (... , İflâsta İstihkak İddiası Ve Çözüm Yolları, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, ..., 2022,s.71).</p>

<p>Bu kapsamda, dava konusu taşınmazın iflas masasından çıkartılmasına ilişkin talebin İİK’nın 228. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetlidir. Bununla birlikte, davacı ile davalı müflisin ... 2. Aile Mahkemesinin 2008/895 Esas ve 2008/904 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına, taraflarca düzenlenen protokolün mal ve eşyalara ilişkin; davaya konu ... İli, ... İlçesi, ... Mah., Pafta 89, 1471 Ada, 1 Parselde kayıtlı 198/16300 arsa paylı C1c Blok, 7. Kat, 22 nolu bağımsız bölümün boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde davacıya devredileceği, şeklindeki maddeleri uygun bulunduğundan onaylanmasına karar verilmiş, karar 29.12.2008 tarihi itibariyle kesinleşmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, hacizdekinden farklı olarak iflasta istihkak iddiasının konusu sadece mülkiyet hakkıdır (Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk, cilt IV, İstanbul 1997, s.1311).</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. Davacı, mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz(..., ..., İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara, 2014, s.1624).</p>

<p>Somut olayda; hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün, dava konusu taşınmazın kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde davacı adına tescilini isteme hakkı verdiği, protokolde taşınmazın tapu iptal ve tesciline ilişkin hüküm yer almadığı, taşınmazın mülkiyeti konusunda herhangi bir karar verilmediği, TMK'nın 705/2. maddesi uyarınca tescilden önce mülkiyetin kazanılması söz konusu olmadığı, hakim tarafından onaylanan boşanma protokolünün lehine devir taahhüdünde bulunana dava açarak tapu iptal ve tescil yönünde kişisel hak verdiği, kişisel haklara dayanarak da iflasta istihkak davası açılamayacağı anlaşıldığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20247697-e-2025162-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/7697 Esas ve 2025/162 Karar</strong></a></p>

<p>Kaldı ki; Müflisin elinde (yani müflise ait yerde) bulunan bütün mallar, masa mallarının defteri tutulurken deftere yazılır. Bu mallardan üçüncü kişilerin mülkü olarak gösterilen veya üçüncü kişiler tarafından mülkiyeti iddia olunan mallar (kısaca istihkak iddia edilen mallar) deftere yazılırken bunlar üzerindeki istihkak iddiası da deftere şerh edilir. Fakat üçüncü kişi iflas idaresi veya dairesi nezdinde istihkak iddiasında bulunmadan doğruca İcra Mahkemesinde istihkak davası açabilir (Kuru, ..., İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, S. 1310) .</p>

<p>Bu doğrultuda, İİK'nın 97/1. maddesine göre İcra Müdürlüğü tarafından yasal prosedürün uygulanmasını beklemeden, doğrudan istihkak davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığı hususu Yargıtayın yerleşik uygulaması haline gelmiştir. Bu durumda, İİK’nın 97. ve 99. maddelerinde izlenecek yasal prosedüre yer verilmişken doğrudan dava açabileceği hususunda yerleşmiş Yargıtay uygulamasına paralel olarak İİK'nın 228. maddesinde belirtilen iflasta istihkaka ilişkin prosedür işletilmeksizin 3. kişi tarafından, doğrudan İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılması mümkündür, bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.</p>

<p>Buna göre, iflasta istihkak davası açılmasının koşulları gerçekleşmediği gerekçesi ile davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığından bahsedilemeyeceği, Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201714311-e-201710340-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/14311 Esas ve 2017/10340 Karar</strong></a></p>

<p>Mahkemece; İİK'nun 184 maddesi gereğince iflasın açıldığı zamanda müflisin bütün haczi kabil mal ve haklarının bir masa teşkil edilerek alacaklıların alacakları oranında pay almalarının temin edildiği, İflas Dairesi'nin masanın teşekkülü açısından fiilen tüm hak ve alacaklar ile menkul ve gayrimenkul malların tespitine ilişkin işlemleri yapmakla ödevli bulunduğu, İİK'nun 185. maddesinde ise, üzerinde rehin bulunan mallar rehin sahibi alacaklının rüçhan hakkı mahfuz kalmak suretiyle masaya girer hükmüne yer verildiği, yine İİK'nun 219. maddesinde müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun ellerinde bulunduranların o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalmak şartı ile bunları aynı müddet içinde daire emrine tevdii etmeleri, etmedikleri takdirde makbul mazeretleri bulunmadıkça cezai mesuliyete uğrayacakları ve rüçhan haklarından mahrum kalacakları hususunun düzenlendiği, tüm anılan yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının rehin veya hapis hakkına dayanmasına rağmen söz konusu hak ve alacaklar ile malları iflas dairesi emrine tevdii etmekle yükümlü bulunduğu, dolayısıyla İflas Müdürlüğünce yapılan işlemde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>İflasta istihkak davasının konusu yalnız mülkiyettir. (Kuru, Baki. İcra ve İflas Hukuku sf. 288, Görgün, Şanal. İflasta İstihkak davaları sf. 32.) Davacı mülkiyet hakkından başka bir hakka dayanarak iflas masasında kayıtlı bulunan bir mal için istihkak davası açamaz, 3. kişinin masaya kayıtlı mal hakkında mülkiyet dışında sınırlı aynı haklara (örn. rehin hakkı) ve tapuya tescil edilen kişisel haklara dayalı olarak ileri sürdüğü istihkak iddiaları sıra cetveline itiraz şeklinde değerlendirilir. (Güneren, Ali. İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları sf. 1624) Temyize konu olayda davacı bankanın rehin hakkına dayandığı görülmekle, sonucu itibariyle doğru olan ret kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20251211-e-20253946-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/1211 Esas ve 2025/3946 Karar</strong></a></p>

<p>İflas masasına yalnız borçluya ait mal ve haklar girer. Başkasının bir malı müflisin elinde ise, üçüncü kişi bu malı masadan geri isteyebilir ki, buna masadan çıkarma hakkı denir. İflas masası bu malı üçüncü kişiye vermezse bu takdirde üçüncü kişi masaya karşı istihkak davası açabilir. (İİK.228) iflasta istihkak davasına ilişkin 228. madde, sadece malın masanın elinde bulunması halini düzenlemiştir, malın üçüncü kişinin elinde bulunması halini düzenlememiştir.</p>

<p>Hacizde istihkak davasının konusunu mülkiyet ve mülkiyet dışındaki ayni haklar oluşturabilmesine karşın, iflasta sadece mülkiyet hakkı istihkak iddiasına konu olabilir, mülkiyet dışındaki ayni haklara ilişkin istihkak iddiaları İİK. nun 235. maddesi uyarınca sıra cetveline itiraz davası olarak ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, İcra Mahkemesinde istihkak davası olarak açılan işbu davada istihkak konusu menkullerin davacı 3. kişinin elinde iken adrese gidilerek tespitinin yapıldığı ve deftere kaydedildiği, davacının istihkak iddiasında bulunması nedeniyle yediemin olarak malların davacıya teslim edildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK'da iflasta üçüncü şahsın elinde iken deftere kaydedilen mallarla ilgili icra mahkemesinde görülecek bir istihkak davası hakkında düzenleme bulunmadığı, bu durumda söz konusu malların mülkiyeti ancak genel mahkemelerde açılacak bir dava ile belirlenebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, İİK 228. maddesi gereğince iflas dosyalarına ilişkin istihkak davasında davalı sıfatı iflas idaresine ait olup, davalı alacaklı ...'nin iş bu davada taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf teşkilinin kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle mahkemece resen taraf teşkili gözetilerek davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde sonuca gidilmesi, ayrıca davanın reddi halinde davalı iflas idaresi lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi de isabetsizdir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iflasta-istihkak-iddiasinin-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/dava1-ta11-cover.jpg" type="image/jpeg" length="76918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Mobbingi Nasıl İspatlarsınız? Delil ve Dava Yolu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbingi-nasil-ispatlarsiniz-delil-ve-dava-yolu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbingi-nasil-ispatlarsiniz-delil-ve-dava-yolu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) o kadar yaygın bir sorun ki, devlet <strong>2011 yılında yayımlanan 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi</strong> ile bu konuya özel bir düzenleme yaptı ve şikâyetler için <strong>ALO 170 hattını</strong> görevlendirdi. Ardından <strong>2012’de yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi</strong>, işverene çalışanın kişiliğini ve psikolojik bütünlüğünü koruma borcunu açıkça yükledi.</p>

<p>Peki hukuk bu kadar netken mobbing davaları neden zor kazanılıyor? Çünkü asıl mesele <strong>ispat</strong>. Bu rehberde hangi davranışların mobbing sayıldığını, mahkemelerin ispat konusundaki yaklaşımını, işe yarayan delilleri ve dava yolunu adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>Mobbing Nedir, Hangi Davranışlar Kapsama Girer?</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında mobbing, işyerinde bir çalışanı hedef alan <strong>sistematik, süreklilik gösteren ve yıldırma amacı taşıyan</strong> psikolojik taciz olarak tanımlanır. Kritik kelime <strong>“sistematik”</strong>: tek seferlik bir tartışma, sert bir eleştiri veya bir kez yükselen ses, hukuken mobbing sayılmaz.</p>

<p>Şöyle bir senaryo düşünün: Bağcılar’da bir lojistik firmasında muhasebeci olarak çalışan Selin, yeni müdürün gelmesiyle önce toplantılara çağrılmamaya başladı; ardından masası arşiv odasının yanına taşındı, işleri elinden alınıp <strong>“işlevsiz bırakıldı”</strong> ve aylarca bu böyle sürdü. İşte bu tablo, tek tek masum görünen ama <strong>bir araya gelince yıldırma amacını ortaya koyan</strong> davranışlar zinciri, mobbingin ta kendisidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Mobbing sayılabilir</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Tek başına mobbing sayılmaz</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sürekli dışlama, selam vermeme, toplantılara almama</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tek seferlik tartışma veya eleştiri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Görevlerin elinden alınması veya niteliksiz işler verilmesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşin gereği olan olağan görev değişiklikleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkalarının önünde sistematik aşağılama, lakap takma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p>Performansa dayalı, ölçülü geri bildirim</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İstifaya zorlamak için baskı, tehdit, haksız savunma istekleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hukuka uygun disiplin süreçleri</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Mobbing iddiasının kaderini, olayları günü gününe ve düzenli biçimde kayıt altına almak belirler.</p>

<p><strong>İspat Yükü Kimde, Mahkemeler Nasıl Yaklaşıyor?</strong></p>

<p>Kural olarak <strong>mobbingi iddia eden çalışan ispatlar</strong>. Ancak burada önemli bir kolaylık var: Yargıtay, mobbingin gizli ve tanıksız ortamlarda yaşandığını bildiği için <strong>kesin ve mutlak delil aramaz</strong>. Olayların tutarlı bir bütün oluşturması, yani <strong>ciddi emarelerin (belirtilerin) varlığı</strong> hâkimde kanaat oluşturmaya yetebilir.</p>

<p>Kendinize şu soruyu sorun: <strong>“Yaşadıklarımı hiç tanımayan birine anlattığımda tarih, yer ve kişi verebilecek kadar somut konuşabiliyor muyum?”</strong> Cevabınız evetse, dosyanız kurulabilir demektir. Ayrıca <strong>TBK’nın 417. maddesi</strong> gereği işveren, çalışanın kişiliğini korumakla yükümlüdür; şikâyete rağmen önlem almayan işveren bu borcunu ihlal etmiş sayılabilir.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın Mobbing İçin Aradığı Ölçütler</strong></p>

<p>• Davranışların <strong>sistematik ve süreklilik</strong> göstermesi (tek olay yetmez)</p>

<p>• <strong>Yıldırma, dışlama veya işten ayrılmaya zorlama</strong> amacının sezilmesi</p>

<p>• Çalışanın <strong>kişiliğinde, sağlığında veya mesleki konumunda</strong> olumsuz sonuç doğması</p>

<p>• Kesin delil şart değil: <strong>tutarlı emareler bütünü</strong> yeterli görülebilir</p>

<p><strong>Hangi Deliller İşe Yarar?</strong></p>

<p>Mobbing dosyasının bel kemiği <strong>yazılı ve kayıtlı delillerdir</strong>. Geçen ay görüştüğümüz bir depo sorumlusu, iki yıldır yaşadıklarını anlatırken elinde tek bir belge olmadığını söylüyordu; oysa kurumsal e-postaları, görev değişiklik yazıları ve hastane kayıtları zaten birer delildi, sadece bir araya getirilmeleri gerekiyordu.</p>

<p>İşe yarayan başlıca deliller şunlardır: <strong>kurumsal e-posta ve mesaj yazışmaları</strong>, görev tanımını değiştiren yazılar, haksız savunma istekleri ve tutanaklar, <strong>tanık beyanları</strong> (mevcut veya eski iş arkadaşları), psikiyatri/psikoloji <strong>sağlık raporları</strong>, İK’ya verilen şikâyet dilekçeleri ve <strong>ALO 170 başvuru kayıtları</strong>.</p>

<p><strong>Mobbing Günlüğü: 4 Adımda Delil Oluşturma</strong></p>

<p><strong>1. Günü gününe yazın:</strong> Her olayı tarih, saat, yer, kişiler ve varsa tanıklarla birlikte not edin</p>

<p><strong>2. Belgeyle eşleştirin:</strong> O güne ait e-posta, mesaj veya tutanak varsa günlük kaydının yanına ekleyin</p>

<p><strong>3. Sağlık izini bırakın:</strong> Uyku bozukluğu, kaygı gibi şikâyetleriniz için doktora gidin; rapor ve reçeteler nedensellik bağını gösterir</p>

<p><strong>4. Resmî başvuru yapın:</strong> İK’ya yazılı şikâyet ve ALO 170 kaydı, hem süreci belgeleyen hem işvereni harekete geçiren adımlardır</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı <strong>ALO 170 hattı</strong>, 2011’den bu yana mobbing şikâyetlerini kayıt altına alıyor ve arayanlara psikolog desteği sunabiliyor. Bu başvurunun kaydı, ileride açılacak davada yaşananları o tarihte dile getirdiğinizi gösteren bir iz bırakır.</p>

<p>Bir uyarı: Gizlice alınan <strong>ses kayıtları</strong> ancak istisnai durumlarda, başka türlü delil elde etme imkânının bulunmadığı, ani gelişen haller, hukuka uygun kabul edilebilir. Bu sınır çok incedir; yanlış kullanım <strong>aleyhinize ceza sorumluluğu</strong> bile doğurabilir. Kayda başvurmadan önce mutlaka hukuki görüş alın.</p>

<p><strong>Adım Adım: Mobbing Karşısında İzlenecek Yol</strong></p>

<p>Mobbing yaşadığınızı düşünüyorsanız ilk refleksiniz <strong>istifa dilekçesi yazmak olmasın</strong>, bu, hak kaybının en sık yaşandığı andır. Doğru sıralama şöyledir: önce delilleri toplayıp düzenleyin, sonra <strong>işyeri içi çözüm yollarını</strong> (yazılı şikâyet, İK süreci) deneyin, eş zamanlı olarak sağlık desteği alın ve bir avukatla <strong>fesih stratejinizi</strong> netleştirin.</p>

<p>Örneğin Güngören’de bir tekstil firmasında çalışan Murat, müdürünün aylardır süren baskısına dayanamayıp bir öfke anında istifa etmeyi düşünüyordu. Avukatıyla görüştükten sonra önce <strong>yazılı şikâyet</strong> yolunu kullandı; işveren önlem almayınca elinde hem mobbing delilleri hem de <strong>işverenin hareketsiz kaldığını gösteren kayıtlar</strong> oluştu. Bu fark, davanın kaderini değiştirir.</p>

<p>Fesih kararından önce alınan hukuki destek, hem delil stratejisini hem tazminat haklarını korur.</p>

<p><strong>Dava Yolu: Haklı Fesih, Tazminatlar ve Arabuluculuk</strong></p>

<p>Mobbing ispatlandığında çalışanın önünde birkaç güçlü seçenek açılır. İlki, <strong>4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesine dayanan haklı nedenle fesih</strong>: çalışan iş sözleşmesini kendisi sonlandırır ama istifadan farklı olarak <strong>kıdem tazminatı hakkını korur</strong>. İkincisi, kişilik hakları ihlal edildiği için <strong>manevi tazminat</strong>; koşullar varsa ödenmeyen ücret ve diğer işçilik alacakları da buna eklenir. Kanun metinlerine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Önemli bir usul bilgisi: <strong>1 Ocak 2018’den bu yana</strong> işçi-işveren uyuşmazlıklarında dava açmadan önce <strong>arabulucuya başvurmak zorunlu</strong> (dava şartı). Bu bir formalite değil, gerçek bir fırsattır: taraflar arabuluculuk masasında tazminat ve alacaklar konusunda anlaşırsa, imzalanan tutanak <strong>mahkeme kararı gücünde</strong> bir belgeye dönüşür ve yıllarca sürebilecek yargılamaya gerek kalmaz. Nitekim geçen yıl görüştüğümüz bir satış temsilcisi, iki oturumluk arabuluculuk görüşmesinde hem kıdem tazminatını hem manevi tazminat talebini masada çözerek davaya hiç girmedi. Başvuru ve süreç hakkında resmî bilgiye Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı sayfasından ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Süre konusunda da dikkatli olun: Haklı fesih hakkı, fesih nedeninin öğrenilmesinden itibaren <strong>6 iş günü</strong> içinde kullanılmalıdır (Ağustos 2026 itibarıyla geçerli çerçeve). Mobbing gibi süregelen durumlarda bu sürenin nasıl hesaplanacağı somut olaya göre değiştiğinden, adım atmadan önce hukuki destek almak en güvenli yoldur.</p>

<p><strong>Mobbing tek başına suç mu?</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nda “mobbing” adıyla ayrı bir suç tipi yoktur; ancak süreç içindeki <strong>hakaret, tehdit veya eziyet</strong> gibi eylemler ayrı ayrı suç oluşturabilir ve şikâyete konu edilebilir.</p>

<p><strong>Tanığım yoksa davayı kaybeder miyim?</strong></p>

<p>Hayır, tek başına tanıksızlık davayı düşürmez. <strong>Yazışmalar, görev değişiklik belgeleri, sağlık raporları ve başvuru kayıtlarından</strong> oluşan tutarlı bir bütün, hâkimde kanaat oluşturmaya yetebilir.</p>

<p><strong>Mobbing nedeniyle istifa edersem tazminat alabilir miyim?</strong></p>

<p>Sıradan istifa tazminat hakkını sona erdirir; ancak mobbingi belgeleyerek yapılan <strong>haklı nedenle fesih</strong>, kıdem tazminatı hakkını korur. Bu ayrım teknik olduğundan fesih bildirimini avukat desteğiyle hazırlamak önemlidir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Mobbing, <strong>sistematik ve süreklilik gösteren</strong> yıldırma davranışlarıdır; tek olay yetmez.</p>

<p>- İspat yükü çalışandadır ama Yargıtay <strong>kesin delil aramaz</strong>, tutarlı emareler bütünü yeterli olabilir.</p>

<p>- En güçlü silahınız <strong>mobbing günlüğü + yazılı belgeler + sağlık raporları + başvuru kayıtları</strong> dörtlüsüdür.</p>

<p>- İstifa etmeden önce durun: <strong>haklı nedenle fesih</strong> kıdem tazminatını korur, sıradan istifa korumaz.</p>

<p>- Dava öncesi <strong>arabuluculuk zorunludur</strong> ve çoğu zaman en hızlı, en az yıpratıcı çözüm masada çıkar.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbingi-nasil-ispatlarsiniz-delil-ve-dava-yolu-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/mobbiisf.jpg" type="image/jpeg" length="14953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUTBOLDAKİ YASAKLAR NELERDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/futboldaki-yasaklar-nelerdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/futboldaki-yasaklar-nelerdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>FUTBOLDAKİ YASAKLAR NELERDİR</strong></p>

<p><strong>(Taraftar, Kulüp, Federasyon, Yönetici, Hakem, Güvenlik Görevlileri ve Gazeteciler İçin)</strong></p>

<p></p>

<p>Yeni bir heyecan ve umut olarak futbol sezonumuz hem asıl paydaş olarak taraftarlar hem de tüm aşamalardaki spor kulüpleri ve federasyonları için başladı.</p>

<p>Spor müsabakaları veya bunlarla bağlantılı olarak istenmeyen görüntüleri gerek spor alanlarında gerekse de televizyon, internet, gazete gibi yayınlarda izliyoruz. Çoğunlukla ve bakış açımıza göre genelde meselenin sportif veya toplumsal olarak olası sebep ve sonuçlarına yoğunlaşıyoruz. Bunun yanında özellikle futbolda genel olarak da basketbol, voleybol, hentbol gibi diğer spor dallarında müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında meydana gelen veya gelebilen olayların bir de hukuki ve fiili sonuçları vardır.</p>

<p>Bu çalışmamızda duruma göre sporseverler veya taraftarlar, spor kulüpleri veya federasyonlarının başkan ya da yöneticileri, müsabakalarda görev alan hakem, gözlemci, temsilci, saha komiseri, polis, jandarma, özel güvenlik görevlileri ve sporu kamuoyuna ulaştıran gazeteciler veya basın yayın mensupları için spor alanlarında sıklıkla karşılaştığımız aşağıdaki konular, daha önceki çalışmalarımızdan derlenerek kısaca ele alınmıştır.</p>

<p><strong>1</strong>- Aykırı <strong>tezahürat</strong>lar,</p>

<p><strong>2- Taşkınlık</strong> (yaralama), tesislere-mala zarar verme,</p>

<p><strong>3- </strong>Sahaya <strong>atlama</strong>lar,</p>

<p><strong>4</strong>- Biletsiz veya usulsüz <strong>giriş</strong>,</p>

<p><strong>5</strong>- <strong>Şike</strong> ve teşvik primi,</p>

<p><strong>6- </strong>Yasa dışı <strong>bahis</strong></p>

<p><strong>7- </strong>Silah, kesici-delici gibi <strong>yasak maddeler</strong>i sokmak, kullanmak,</p>

<p><strong>8</strong>- Su, bardak, bozuk para, cep telefonu gibi <strong>maddeleri fırlatmak</strong>,</p>

<p><strong>9- Alkol</strong> almak veya alkollü gitmek,</p>

<p><strong>10</strong>- <strong>Yüzlerini gizleyerek</strong> suç işleyenler,</p>

<p><strong>11- </strong>Kulüp başkanı veya <strong>yönetici beyanları</strong>,</p>

<p><strong>12</strong>- <strong>Hakem, </strong>gözlemci, saha komiseri, temsilci, özel güvenlik görevlisine karşı eylemler,</p>

<p><strong>13- </strong>Seyirden <strong>yasaklanma</strong>,</p>

<p><strong>14- Takımların konakladığı</strong>, çalıştığı yer yakınındaki eylemler,</p>

<p><strong>15- Basın yayın</strong> mensuplarının sorumlulukları,</p>

<p><strong>16- </strong>Spor <strong>kulüplerinin yükümlülükleri</strong> ve yaptırımları,</p>

<p><strong>17- Spor dernekleri</strong>nin yükümlülükleri.</p>

<p>Bu tür benzer meselelerin bir de ceza hukuku, başka bir deyişle 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkındaki Kanun boyutu vardır. Bu yazı, kamuoyunu ve özellikle sporseverleri yasal durum çerçevesinde fazla ayrıntıya ve teknik anlatımlarına girmeden belirtilen konularda bilgilendirmek amacıyla yazılmıştır. Zira meydana gelen olaylardan bireysel olarak taraftar, seyirden yasaklanarak yani maçlara gidemeyerek etkileneceği gibi spor kulüpleri, yöneticileri ile spor federasyonları ve hatta ülkemiz sporunun marka değeri de etkilenmektedir. Dolayısıyla verilen söz konusu hukuki bilgiler somut bir maçtan ziyade tüm spor karşılaşmaları, spor federasyonları ve kulüpleri ile taraftarı ilgilendiren bir boyuttadır. Konunun hukukçu olmayanlarca da daha iyi anlaşılması için mümkün oldukça hukuki teknik anlatıma ve terimlere az yer verilmiştir.</p>

<p>Kanun, 14 Nisan 2011 tarihinden bu yana yürürlüktedir. Kanunda tanımlanan suçlar vardır. Müsabakalar nedeniyle genel olarak basın yayına yansıdığı kadarıyla ve olaylar bazında gerçekleşmiş olması halinde aşağıdaki suçların (eylemlerin) varlığı değerlendirilebilir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk237425934"><strong>1) Aykırı Tezahüratlar</strong></a></p>

<p><strong>1- </strong>Spor alanlarında, taraftarın somut bir kişiyi muhatap veya hedef almadan, genel olarak, yani ulu ortaya söylediği <strong>tehdit veya hakaret içerikli söz ve/veya davranış</strong> bu yasa kapsamında adli para cezası (1.500,00 TL) yaptırımına tabidir</p>

<p><strong>2-</strong> <strong>Somut kişi hedef veya muhatap alınarak</strong> tehdit-hakarette bulunulması halinde ise tek hareketle hem Türk Ceza Kanunu’ndaki hakaret-tehdit suçu hem de 6222 sayılı Kanun’da yaptırıma bağlanan aykırı tezahürat gerçekleşir. TCK’dan ceza verilir. 6222’den ise seyirden yasaklama tedbiri uygulanır.</p>

<p><strong>3-</strong> Tezahürat, eğer toplum kesimlerini <strong>din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet veya mezhep farkı gözeterek </strong>hakaret oluşturan söz ve davranışlarla yapılmış ise fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan üç yıla hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>4-</strong> Suç teşkil eden tezahürat eğer yazılı pankart taşınması veya asılması ya da duvarlara yazı yazılması suretiyle işlenmiş ise verilecek yukarıdaki cezalar yarı oranında artırılır.</p>

<p><strong>5-</strong> Suç teşkil eden tezahürat eğer her türlü yazılı, görsel, işitsel veya elektronik kitle iletişim aracıyla (<strong>internet-sosyal medya yoluyla) işlenmesi</strong> hâlinde de yukarıdaki hükümler yine uygulanır.</p>

<p><strong>6-</strong> <strong>Bu suçu</strong> k<strong>imler, nerede işleyebilir?</strong> Taraftarlar, grup halinde veya münferiden, kısaca herkes bu suçu işleyebilir. Bu suç spor müsabakalarının veya antrenmanlarının gerçekleştirildiği alanlar ile seyircilere ait seyir alanları, özel seyir alanları, sporculara ait soyunma odası ve bu kanunun uygulanması bakımından spor yapmaya elverişli alanları, müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında taraftarların sürekli veya geçici olarak gruplar hâlinde toplandıkları yerleri, müsabakanın yapılacağı yere gidiş ve geliş güzergâhları, takım veya taraftarların toplu olarak seyahat ettikleri araçları ya da takımların kamp yaptığı yerlerde işlenebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>2) Taşkınlık (Yaralama), Tesislere-Mala Zarar Verme</strong></p>

<p><strong>1- </strong>Normal olarak günlük hayatta gerçekleşen <strong>yaralama ve mala zarar vermeye göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. </strong></p>

<p><strong>2-</strong> Spor alanları ve bu alanlardaki eşya, mala zarar verme suçu bakımından <strong>kamu malı hükmünde</strong> olduğundan cezası bu suçların normal haline göre daha ağırdır.</p>

<p><strong>3-</strong> Belirlenen alanlardaki eşyaya zarar verilmesi halinde, meydana gelen zararların tazmini hususunda <strong>zarar veren kişiler ve</strong> onların taraftarı olduğu <strong>spor kulübü meydana gelen zarardan birlikte sorumludur</strong>. Zararı gideren spor kulübünün sorumlu taraftarlarına zararı <strong>rücu </strong>edebilme hakkı vardır.</p>

<p></p>

<p><strong>3) Sahaya Atlamalar</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Sahaya atlamak suç sayılmıştır. Müsabaka için seyircilerin kabulüne başlanmasından itibaren müsabaka sonrası tamamen tahliyesine kadarki zaman zarfında yetkisiz olarak müsabaka alanına, soyunma odalarına, odaların koridorlarına, sporcu çıkış tünellerine giren kişi üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para (en az 500,00 TL en çok 365.000,00 TL arası) cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>2-</strong> Eğer fiil, müsabakanın seyrini veya güvenliğini bozmuş, örneğin müsabakanın durmasına neden olmuş, sporcuları, hakemi, taraftarı tedirgin etmiş ise fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p></p>

<p><strong>4) Biletsiz veya Usulsüz Girişi, Karaborsa Bilet Satışı</strong></p>

<p><strong>1- Süper lig ve birinci lig için</strong> usulüne uygun temin edilmiş bileti olmadan spor müsabakalarını izlemek amacıyla müsabaka ve seyir alanlarına giren kişi adli para (1.500,00 TL) cezasıyla cezalandırılır. <strong>Biletini başkasına veren veya başkasının biletini-kartını alan</strong> da aynı durumdadır.</p>

<p><strong>2- </strong>İzinsiz giren kişi eğer spor müsabakalarına seyirci olarak katılmaktan yasaklanmış kişi ise cezası (6.000,00 TL) artırılır.</p>

<p><strong>3- </strong>Bu eylemleri gerçekleştiren yani aykırı olarak seyirci kabul eden veya kabul edilmesini sağlayan <strong>kamu veya kulüp görevlileri</strong> ise bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır</p>

<p><strong>4- </strong>Süper ve birinci lig dışındaki, <strong>yani ikinci, üçüncü veya amatör lig takımlarına usulsüz giriş hükümleri uygulanmayacağı</strong> için eğer TFF tarafından aksi bir karar verilmemiş ise müsabaka ve seyir alanlarına usulsüz seyirci girişi hükümleri uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>5</strong>- <strong>Karaborsa bilet</strong> ile ilgili iki eylem suç sayılmıştır:<strong> </strong>Birincisi yetkili makamların belirlediği yerlerin dışında bilet satmak<strong>,</strong> ikincisi<strong> </strong>de yetkili makamlarca belirlenen fiyatın üstünde bilet satmak. Dolayısıyla her ne suretle olursa olsun belirlenen yerler dışında bilet satılamaz. Belirlenen değerin üstünde de bilet satılamaz. <strong>Yetkili makamların belirlediği yerler dışında</strong> (karaborsa)<strong> bilet satmak</strong> 6 aydan 1 yıla kadar hapis ve 100 ile 2000 gün arası (10.000,00 TL’den 1.000,000,00 TL’ye kadar) <a name="_Hlk237793265">adli para cezasını gerektirir.</a> Değerinin üstünde (karaborsa) bilet satmak ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 250 ile 5.000 gün arası (25.000,00 TL’den 2.500,000,00 TL’ye kadar) adli para cezasını gerektirir.</p>

<p><strong>6-</strong> Müsabakaya girmek için kendine <strong>karaborsadan bilet alanın eylemi suç değil</strong> iken satan kişinin eylemi ise suçtur. Bu suç gerek bizim takımlarımızın gerekse ülkemizde oynanacak müsabakalardaki, örneğin,<strong> Şampiyonlar Ligi biletlerinin satışı</strong>nda da suçtur. Karaborsa satışın ülkemiz sınırlarında gerçekleşmesi yeterlidir.</p>

<p><strong>5) Şike ve Teşvik Primi, Ceza ve Bir Alt Lige Düşürme</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Şike veya teşvik primi suçunun oluşabilmesi için öncelikle bir <strong>spor müsabakasının varlığı </strong>gerekir.<strong> </strong>İlgililerin bu spor müsabakasının <strong>sonucunu etkilemeyi amaçlamaları </strong>yani, doğal olarak göstermeleri gereken sportif davranışların önüne geçilmek suretiyle müsabaka sonucunun etkilenmesi amacıyla yola çıkılması gerekir.<strong> </strong>Spor müsabakasının sonucunun etkilenmesi için bir başkasına <strong>kazanç veya sair menfaat temin edilmesi</strong> gerekir.<strong> </strong>Kazanç veya sair menfaat temini hususunda <strong>anlaşmaya varılmış olması</strong> veya en azından kazanç veya sair menfaat <strong>vaat veya teklif</strong>inde bulunulması gerekir. Kazanç veya menfaatin maddi (parasal bir değer) olması şart değildir. Manevi bir menfaat, örneğin yükselme, belli bir göreve getirme, transfer etme gibi hususlar da bu kapsamda değerlendirilebilir.<strong> </strong>Belirtmek gerekir ki yukarıdaki <strong>şartların birlikte gerçekleşmesi</strong> gerekir.</p>

<p><strong>2-</strong> <strong>Teşvik primi</strong>, yasa maddesinde şikenin hafif bir hali olarak görülmüştür. Bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenebilir. Bu durumda şikeden verilecek ceza yarı oranında indirilir.</p>

<p><strong>3- </strong>Bu suç duruma göre bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne (500,00 ile 2.500,00 TL arasından 2.000.000,00 ile 10.000.000,00 TL arasına kadar) adli para cezasını gerektirir. Bu suç, spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenirse, ayrıca bunlara, yüz bin TL’nin altında olmamak üzere şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir.</p>

<p><strong>4- </strong>Yasaklanan eylemleri gerçekleştiren futbolcu, temsilci, gözlemci gibi kişilere <strong>sürekli hak mahrumiyeti cezası</strong> verilir. İhlal teşebbüs aşamasında kalmış ise ağırlığına göre ilgili kişilere 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakadan <strong>men veya hak mahrumiyeti cezası</strong> verilir. Eğer ilgili kişi <strong>hakem</strong> veya yardımcı hakem ise ihlal veya ihlale teşebbüs fark etmeksizin sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir.</p>

<p><strong>5- </strong>İhlalde bulunan kişi eğer <strong>kulüp yöneticisi</strong> ise sürekli hak mahrumiyeti cezasının yanında ayrıca ilgili <strong>kulübe bir alt lige düşürülmesi cezası</strong> verilir. Teşebbüs halinde ilgili kişinin yöneticisi olduğu kulübe bu talimatta öngörülen disiplin cezaları uygulanabilir. <strong>Ağır ihlal hallerinde kulübe en az 12 puan indirme cezası </strong>verilir. İhlalin ağırlığı kurul tarafından somut olayın niteliğine göre serbestçe karar verilir ancak eylemin ilgili yöneticinin kendisinin veya üçüncü kişilerin bahis oyunlarından menfaat elde etmesi amacına matuf olduğunun tespit edilmesi halinde ihlal, mutlaka ağır ihlal kabul edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6</strong>- İhlalde sorumluluğu bulunan kişilere ayrıca para cezası verilebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>6) Yasa Dışı Bahis ve Cezası, Puan Silme</strong></p>

<p><strong>1- </strong>Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle herhangi <strong>bir spor müsabakası</strong> olmalıdır. Bu müsabakaya dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans <strong>oyun</strong>u olmalıdır. Hareket, Kanunun verdiği <strong>yetki</strong>ye dayalı olmamalıdır. Yani yasal yetkili Spor Toto Teşkilat Başkanlığı izni dışında bir eylem olmalıdır. Buna göre aşağıdaki dört eylem suçtur.</p>

<p><strong>a- Yurt içi</strong>, yani Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki <a name="_Hlk216597789">yasa dışı </a>bahis veya şans oyununda, oynatmak ya da oynanmasına yer veya imkân <a name="_Hlk216597165">sağlamak gerekir.</a> Üç yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıyla yani en az 500,00 ve 2.500,00 TL arası ile 1.000.000,00 ve 5.000.000,00 TL arası kadar adli para cezasını gerektirir.)</p>

<p><strong>b- Yurt dışı, </strong>yani Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışındaki yasa dışı bahis veya şans oyununda, internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlamak gerekir. Dört yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Maddedeki en yüksek hapis cezası burada öngörülmüştür.</p>

<p><strong>c- </strong>Gerek yurt içi gerekse de yurt dışı yasa dışı bahis veya şans oyunuyla<u> </u>bağlantılı olarak <strong>para nakline aracılık etmek</strong> suç sayılmıştır. Örneğin, banka vs hesabını bu işte kullandırmak, buradan elde edilen parayı taşımak, başkasına ulaştırmak, transfer yapmak, aracı olmak. Üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para, yani en az 500,00 ve 2.500,00 TL arası ile 500.000,00 ve 2.500.000,00 TL arası kadar adli para cezasını gerektirir.</p>

<p><strong>d</strong>- Gerek yurt içi gerekse de yurt dışı yasa dışı bahis veya şans oyunlarının oynanmasın kolaylaştırmak, yol göstermek, tanıtmak, sempati göstermek gibi amaçlar için kişileri <a name="_Hlk217378530"><strong>reklam vermek </strong></a><strong>ve sair surette teşvik etmek</strong> suç sayılmıştır. Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para, yani en az 500,00 ve 2.500,00 TL arası ile 300.000,00 ve 1.500.000,00 TL arası kadar adli para cezasını gerektirir.</p>

<p><a name="_Hlk216600523"><strong>2- </strong></a>Yasa dışı bahis veya şans oyunu suçuyla bağlantılı olarak, ilgili eşya ile her türlü mal varlığı değeri, <strong>müsadere </strong>edilir. <strong>Tüzel kişiler</strong> hakkında bunlara özgü <strong>güvenlik tedbirleri</strong>ne hükmolunur.</p>

<p><strong>3</strong>- Görüldüğü üzere yasa dışı <strong>bahis oynamak suç değil, sadece idari para cezasını gerektiriyor</strong>. Oynayanlar, mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından beş bin liradan yirmi bin liraya kadar idari para cezası ile cezalandırılır. Her yıl için belirlenen miktarda (2025 yılı için en az 82.244,00 TL, en çok 329.106,00 TL) idari para cezasına bağlamıştır. İlgili <strong>işyerleri</strong> mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından ihtarda bulunmaksızın üç ay süreyle <strong>mühürlenerek kapatılır</strong>. İş yeri açma ve çalışma ruhsatına sahip işyerlerinin <strong>ruhsatları </strong>mahallin en büyük mülki idare amirinin bildirimi üzerine ruhsat vermeye yetkili idare tarafından beş iş günü içinde <strong>iptal edilir</strong>.</p>

<p><strong>4- </strong>Aksine hareket eden kişiler, yani yasaklanan eylemde bulunanlar, üç aydan bir yıla kadar müsabakalardan <strong>men veya hak mahrumiyeti</strong> cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>5- </strong>Yasağa uyulmaması halinde kulübün bulunduğu lig ile ihlal sayısına göre para cezasıyla birlikte <strong>puan tenzil (silme) cezası</strong> verilir. Bu kapsamda <strong>süper Lig Kulüpleri</strong> için ilk ihlalde 2.500.000 TL ikinci ihlalde 5.000.000 TL, üçüncü ihlalde 10.000.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 10.000.000 TL <a name="_Hlk216976912">para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası,</a> 1<strong>. Lig Kulüpleri</strong> için ilk ihlalde 1.000.000 TL ikinci ihlalde 2.000.000 TL, üçüncü ihlalde 4.000.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 4.000.000 TL para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası, <strong>2. ve 3. Lig Kulüpleri</strong> için ilk ihlalde 250.000 TL ikinci ihlalde 500.000 TL, üçüncü ihlalde 1.000.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 1.000.000 TL para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası, <strong>diğer liglerde</strong> ise ilk ihlalde 125.000 TL ikinci ihlalde 250.000 TL, üçüncü ihlalde 500.000 TL ve takip eden her bir ihlalde 500.000-TL para cezasıyla birlikte -3 puan tenzil cezası verilir.</p>

<p><strong>7) Silah, Kesici-Delici Gibi Yasak Maddeleri Sokmak, Kullanmak</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Görevliler hariç, ruhsatlı bile olsa <strong>ateşli silahlar</strong>, yasak bıçaklar sokulamaz. Cezası normale göre iki kat artırılır.</p>

<p><strong>2-</strong> Normal zaman veya yerlerde yasak olmayan <strong>kesici, ezici, bereleyici veya delici aletler ile patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler</strong>in sokulması yasaktır. Altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>3-</strong> Yasak maddeleri, seyircilere <strong>temin etmek, buna yardım etmek</strong>, görevliler de dahil olmak üzere, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir.</p>

<p><strong>4-</strong> <strong>Uyuşturucu veya uyarıcı</strong> ve talimatlara aykırı olarak alkollü maddelerin sokulması da yasaktır. Uyuşturucu maddeler TCK’ya göre zaten suçtur. 6222 yönünden maçlardan yasaklanır. Alkollü maddeden para cezası verilir.</p>

<p><strong>5-</strong> Yasak maddelerin belirtilen alanlara <strong>sokulması ayrı, kullanılması ise ayrı suç</strong>ları oluşturur. Kullanmak, müsabaka veya antrenman düzeninin bozmuşsa, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>6-</strong> Yasak maddelerin sadece stadyumlara sokulması değil aynı zamanda müsabaka, <strong>seyir, özel seyir ve antrenman alanları ile takım veya taraftarların toplu olarak seyahat ettikleri araç</strong>lara sokulması da aynı kapsamdadır.</p>

<p></p>

<p><strong>8) Su, Bardak, Bozuk Para, Cep Telefonu Gibi Maddeleri Fırlatmak</strong></p>

<p>Bu aletlerin sokulması tam olarak yasaklanmamış ise de<strong> </strong>bunları kullanarak, fırlatarak, atarak müsabaka veya antrenman düzeninin bozulmasına sebebiyet verilirse, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, adli para (3.000,00 TL) cezası verilir.</p>

<p></p>

<p><strong>9) Alkol Almak veya Alkollü Gitmek</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Spor alanlarına başlı başına <strong>alkollü gitme</strong>nin bir yaptırımı yoktur. <strong>Alkollü madde sokmak</strong> ise yasaktır.<strong> </strong></p>

<p><strong>2- </strong>Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu <strong>açıkça anlaşılıyorsa</strong> bu kişi, müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına <strong>alınmaz.</strong></p>

<p><strong>3-</strong> Bu şekilde giren kişinin <strong>dışarı çıkılması istenir</strong>. Bu çağrıya uymazsa veya dışarı çıkmamakta ısrar ederse <strong>zor kullanılarak dışarı çıkarılır</strong>.</p>

<p><strong>4- </strong>Zor kullanma aşamasına gidilmiş ise başka suç olmazsa da kişi bir yıl süreyle spor müsabakalarını <strong>seyirden yasaklanır</strong>.</p>

<p></p>

<p><strong>10) Yüzlerini Gizleyerek Suç İşleyenler</strong></p>

<p>Kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini bez veya sair unsurlarla tamamen veya kısmen kapatmak suretiyle belirtilen suçları işleyenler hakkında verilecek <strong>cezalar yarı oranında artırılır.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>11) Kulüp Başkanı veya Yönetici Beyanları</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Sporda <strong>şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklama</strong>da bulunan kişiler, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, beş bin TL’den elli bin TL’ye kadar idari para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p><strong>2-</strong> Fiilleri <strong>ayrı bir suçu oluşturur ise o suçtan işlem yapılır</strong>.</p>

<p><strong>3-</strong> Bu potansiyel bir harekettir. Bu beyanlar üzerine veya beyanların teşviki sonucu taraftarın ayrıca suç işlemesine gerek yoktur. <strong>Sözün şiddeti teşvik edecek nitelikte olması yeterlidir</strong>.</p>

<p><strong>4</strong>- Fiili işleyenin spor kulübü veya federasyon <strong>yöneticisi olması </strong>işlenmesi halinde verilecek ceza beş katına kadar artırılır.</p>

<p><strong>4-</strong> Beyan sahibi ilgililer<strong> </strong>ayrıca idari tedbir olarak <strong>bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. </strong></p>

<p></p>

<p><strong>12) Hakem, Gözlemci, Saha Komiseri, temsilci, Özel Güvenlik Görevlisine Karşı Eylemler</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Spor müsabakalarında görev yapan <strong>hakem, gözlemci, saha komiseri ve temsilciler</strong> bu görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından <strong>kamu görevlisi sayılır</strong>. Bu kişilere karşı suç işlenmesi halinde verilecek <strong>cezalar, normal vatandaşa göre artırılır</strong>. Bunların suç işlemesi halinde ise yasada düzenleme olmadığı için kamu görevlisi sayılmazlar ve bu nedenle cezalarında artış olmaz.</p>

<p><strong>2-</strong> <strong>Özel güvenlik görevlileri</strong> de bu kapsamdadır. Bunlara karşı spor alanı dışında ve farklı zamanda olsa bile müsabakadaki görevi nedeniyle hakaret, kasten yaralama gibi eylemde bulunmak ile <a name="_Hlk237790634">polise, jandarmaya veya memura karşı</a> eylemde bulunmaktan bir farkı yoktur. Cezası artırılır.</p>

<p><strong>3-</strong> Müsabakada görevli <strong>polis, jandarma, sağlık veya diğer görevliler</strong>e karşı suç işlenmesi ya da bu görevlilerin suç işlemeleri halinde genel olarak kamu görevlisinin suç işlemesi veya kamu görevlisine karşı suç işlenmesine dair genel hükümler uygulanır. Burada hem lehe yani görevliye karşı suçta hem de aleyhe yani görevlinin suç işlemesinde ceza artışı olmaktadır.<strong> </strong>Bu yönden<strong> özel güvenlik görevlileri</strong> de aynı konumdadır.</p>

<p></p>

<p><strong>13) Seyirden Yasaklanma</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Belirtilen suçları işleyenler hakkında, yöneticiler, sporcular ve teknik heyet dahil olmak üzere, <strong>soruşturmaya geçilmekle</strong> koruma tedbiri olarak spor müsabakalarını <strong>seyirden yasaklanırlar</strong>. Başka bir deyişle hiçbir spor müsabakasını ve antrenmanları izlemek amacıyla spor alanlarına giremezler.</p>

<p><strong>2-</strong> Cumhuriyet savcısı, dava açılırsa hakim, yasaklama tedbirini kaldırmazlarsa, yasaklılık dava boyunca devam edecektir. Ceza verilmesi halinde istisnaları olmakla birlikte genel olarak hükmün kesinleşmesi-infazından itibaren <strong>bir yıl</strong> daha yasaklılık, güvenlik tedbiri olarak devam edecektir.</p>

<p><strong>3-</strong> Yasaklanan kişi, taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın <strong>her iki yarı başlangıcında</strong> bulunduğu yere en yakın emniyet veya jandarma birimine başvurup <strong>imza atmakla yükümlüdür</strong>. Bu yükümlülüğe aykırı hareket ederse, yani geçerli mazereti olmadan imza atmaya gitmezse, her bir müsabaka için adli para (750,00 TL) cezası ile cezalandırılır. Yönetmelikte imza yükümlülüğü, <strong>sporcu ve teknik heyetin mesleğini icra etmesi</strong>ne engel teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir. Yani bunlara da tedbir uygulanacaktır ancak mesleki faaliyetleri olduğunda bundan muaflardır.</p>

<p><strong>14)</strong> <strong>Takımların Konakladığı, Çalıştığı Yer Yakınındaki Eylemler</strong></p>

<p>Sayılan önemli bazı suçlar yönünden seyirden yasaklama tedbirinin uygulanabilmesi için eylemin spor alanında gerçekleşmesi şart değildir. Spor alanı dışında olsa bile gerçekleşen bu eylemler nedeniyle tedbir uygulanabilir. Nedir bu eylemler? Taraftar gruplarınca <strong>spor alanlarının dışında işlenen</strong> <strong>kasten yaralama, hakaret veya tehdit içeren tezahürat ve mala zarar verme </strong>suçları bakımından da tedbir uygulanır.</p>

<p></p>

<p><strong>15) Basın Yayın Mensuplarının Sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Yasada sporda şiddeti teşvik edecek şekilde, basın yayın yoluyla açıklamada bulunan kişi cezalandırılmıştır. Bir de bu açıklamayı yayan-ileten veya haber yapan basın ve yayın organının işleticisi-sorumlusu olan kişi hakkında da düzenlemeye gidilmiştir.</p>

<p><strong>2-</strong> Sporda şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla yapılan açıklama, ilk olarak, haber verme ve eleştiri sınırı kapsamında değerlendirilse ve bu nedenle yaptırım uygulanmazsa bile bunun tekrar tekrar yayımlanması halinde, haber verme ve eleştiri hakkının sınırlarının artık aşıldığı kabul edilmiştir. Burada tabiri caiz ise işin tadında bırakılması ve tekrar tekrar açıklama verilerek kamu düzeninin bozulmasının yani, sporda şiddete neden olabilecek açıklamaların önüne geçilmesi, amaçlanmıştır. İlk olarak açıklamanın yayımlanması, haber ve eleştiri haklarının sınırlarını aşmış ise yaptırım uygulanır ancak, ilkinde bu sınırın aşılmadığına kanaat getirilse bile, sonrasında fiilin tekrar tekrar yayımlanması durumunda, yasa maddesine göre, artık haber verme hakkının sınırlarından söz edilemez. Konunun hukuki tartışmasını yapmak mümkün olmakla birlikte şahsi kanaatim, bu nedenle ilgili basın yayın mensubuna seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanamayacağı yönündedir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk237795172"><strong>16) Spor Kulüplerinin Yükümlülükleri ve Yaptırımları</strong></a></p>

<p><strong>1-</strong> <a name="_Hlk237793856">Spor kulüplerine müsabaka </a>ve seyir alanlarında belirtilen sayıda <strong>özel güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğü</strong> getirilmiştir. Eksik olan her bir sayı itibariyle 300,00 TL idari para cezası verilir.</p>

<p>2- Spor kulüplerine müsabaka, seyir alanlarının güvenlik ve düzenine ilişkin tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu kapsamda <strong>giriş kontrolü ve elektronik kart, gerekli teknik donanımların kurulması, iki tane bekletme ve yeteri kadar kontrol odasının oluşturulması</strong> yükümlülüğü getirilmiştir.<img height="2" src="file:///C:/Users/W11/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.png" v:shapes="Düz_x0020_Bağlayıcı_x0020_1" width="47" /> Güvenlik ve düzenine aykırılık, teknik donanımları kurmama, bekletme ve kontrol odası oluşturmama halinde en üst futbol ligi kulübüne 100, bir alt lige 80, basketbol, hentbol, voleybol için tesis kullanım hakkına sahip kulübe 20 bin idari para cezası verilir.</p>

<p><strong>3-</strong> <strong>Biletsiz ve kapasiteden fazla seyirci alınmaması</strong> yükümlülüğü vardır. Elektronik bilet uygulamasına geçmeme, kapasiteden fazla seyirci alınması halinde ilgili spor kulübüne beş bin TL idari para cezası verilir.</p>

<p></p>

<p><strong>17) Spor Derneklerinin Yükümlülükleri</strong></p>

<p>Yasada taraftar derneklerinin, taraftarların spor ahlâkı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici faaliyetleri düzenlemeleri gerektiği belirtilmiştir ancak buna aykırı hareket herhangi bir yaptırıma bağlanmamıştır.</p>

<p><strong>Son olarak şunları da özellikle belirtelim:</strong></p>

<p><strong>1-</strong> <strong>Burada belirtilen hiçbir suç şikayete bağlı değildir</strong>. İlgililer şikayetçi olmazsa, hatta “ben şikayetçi değilim, işlem yapılmasını istemiyorum” dese bile yasal işlem yapılması zorunludur. Bunu işleme koymayan kamu görevlisi adli görevi kötüye kullanmış olur.</p>

<p><strong>2-</strong> Hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanma kararı verilen <strong>kişi, yasak süresince spor kulüplerinde ve federasyonlarda ve taraftar derneklerinde yönetici olamaz;</strong> spor müsabakalarında hakem, temsilci veya gözlemci olarak görev yapamaz. Varsa görevi sona erer. Bu durum şike ve teşvik primi açısından biraz daha ağırlaştırılmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>Temennimiz şudur:</strong></p>

<p>Sporda, her nerede olursa olsun, şiddet ve düzensizliğin olmaması, sporun spor ahlakı, kuralları, sahada başlayıp bitmesi ve birleştirici kardeşliği çerçevesinde devam etmesi umuduyla…</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>***Alıntı yapılan kaynaklar:</strong></span></p>

<p><a name="_Hlk237427213"><span style="color:#999999">1- Asım EKREN, <strong>Spor Suçları, Seyirden Yasaklanma</strong>, </span></a><a name="_Hlk237427116"><span style="color:#999999">5.Baskı</span></a><span style="color:#999999">, Filiz Kitabevi</span></p>

<p><span style="color:#999999">2- Asım EKREN-Özer Alişan EKREN, <strong>Futbol Taraftarına Cevaplar</strong>, 2.Baskı, Filiz Kitabevi</span></p>

<p><span style="color:#999999">3- Asım EKREN, <strong>Spor Yasası, Kulüp, Şirket, Federasyon</strong>, 3.Baskı, Filiz Kitabevi</span></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/futboldaki-yasaklar-nelerdir-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/futbol-sike-spor.jpg" type="image/jpeg" length="23861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dijipol ile Zorunlu Trafik Sigortasında Hak ve Sorumluluklar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijipol-ile-zorunlu-trafik-sigortasinda-hak-ve-sorumluluklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijipol-ile-zorunlu-trafik-sigortasinda-hak-ve-sorumluluklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trafik kazası sonrasında tarafların ilk sorusu genellikle zararın kim tarafından karşılanacağıdır. Bu sorunun yanıtı, poliçenin türüne ve kusur durumuna göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zorunlu trafik sigortasının çerçevesini bilmek, kaza sonrası süreçte hangi talebin hangi poliçeden karşılanacağını anlamayı kolaylaştırır. Bu bilgi, hem hak kaybını hem de yersiz beklentiyi önler. Seçenekleri Dijipol üzerinden aynı bilgilerle karşılaştırmak, farkın nereden geldiğini görünür kılıyor.</p>

<p><strong>Zorunlu Trafik Sigortasının Kapsamı Nedir?</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortası, aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zararları poliçe limitleri çerçevesinde karşılar. Bu kapsam karşı tarafın aracındaki maddi zararı ve kişilere gelen bedeni zararları içerir. Sürücünün kendi aracında oluşan hasar bu poliçenin konusu değildir; o tarafta kasko ayrı bir ürün olarak değerlendirilir. Bu ayrım, kaza sonrası taleplerin doğru adrese yönlendirilmesi açısından belirleyicidir.</p>

<p><strong>Kusur Durumunun Etkisini Anlamak</strong></p>

<p>Kazada kusur oranı, hangi zararın hangi poliçeden karşılanacağını doğrudan etkiler. Kusurlu tarafın zorunlu trafik sigortası, karşı tarafın zararını karşılar. Kusur paylaşımlı durumlarda ödeme de bu orana göre şekillenir. Kaza tespit tutanağının eksiksiz ve doğru düzenlenmesi, bu değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi için kritik önemdedir. Dijipol, trafik sigortası tekliflerini aynı bilgi setiyle sunarak bu değerlendirmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Kapsam ve limitleri karşılaştırarak ilerlemek isteyenler için <a href="https://www.dijipol.com/zorunlu-trafik-sigortasi" rel="dofollow">zorunlu trafik sigortası</a> branş sayfasındaki teminat başlıkları, teklif öncesinde çerçeveyi netleştirmeye yardımcı olur.</p>

<p><strong>Teminat Limitlerini Takip Etmek</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortasında maddi ve bedeni zararlar için ayrı teminat limitleri bulunur ve bu limitler dönemsel olarak güncellenir. Zararın limitin üzerinde kalması hâlinde aşan kısım poliçe dışında değerlendirilir. Poliçe yenilenirken güncel limitlerin ne olduğunu görmek, güvencenin sınırını bilmek anlamına gelir.</p>

<p><strong>Hasar Bildirim Sürecini Düzenli Yürütmek</strong></p>

<p>Kaza sonrasında bildirim süresine ve istenen belgelere uymak, sürecin gecikmeden ilerlemesini sağlar. Kaza tespit tutanağı, sürücü belgesi ve ruhsat bilgileri, fotoğraflar ve varsa görgü tanığı bilgileri sürecin temel belgeleridir. Belgelerin bir arada tutulması, sonraki aşamalarda tekrar bilgi toplama ihtiyacını azaltır. Aynı soruları trafik sigortası için tekrarlamak, Dijipol'de yürütülen incelemeyi rutin bir kontrole dönüştürür.</p>

<p><strong>Trafik Sigortası Kontrol Tablosu</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>Kontrol başlığı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>Karar üzerindeki etkisi</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>Dijipol'de kontrol edilecek nokta</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kusur tespiti</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Hangi poliçenin devreye gireceğini belirler.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kaza tespit tutanağı eksiksiz düzenlendi mi?</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Teminat limiti</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Karşılanacak tutarın sınırını gösterir.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Güncel maddi ve bedeni limitler biliniyor mu?</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kapsam ayrımı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Talebin doğru poliçeye yönlenmesini sağlar.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Kendi araç hasarı ayrı değerlendirildi mi?</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Basamak etkisi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Sonraki yılların primini etkiler.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>Küçük hasarda poliçe kullanımı hesaplandı mı?</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>Basamak Sisteminin İşleyişi Nedir?</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortasında hasarsızlık, basamak sistemiyle izlenir. Sistem 0 ile 8 arasında dokuz basamaktan oluşur; sürücü sisteme 4. basamaktan giriş yapar. Hasarsız geçen her yıl bir üst basamağa taşırken, hasar bildirimi basamağın gerilemesine yol açabilir. Küçük tutarlı hasarlarda poliçeyi kullanma kararı bu nedenle sonraki yılların prim etkisiyle birlikte düşünülmelidir.</p>

<p><strong>Kasko ile Farkı Netleştirmek</strong></p>

<p>Kasko, aracın kendisinde oluşan hasarı hedef alan ihtiyari bir üründür; çarpma, çarpışma, yanma ve çalınma gibi riskleri poliçe şartlarına göre kapsayabilir. Zorunlu trafik sigortası ise üçüncü kişilere karşı sorumluluğu düzenler. İkisi birbirinin alternatifi değil, farklı riskleri karşılayan tamamlayıcı ürünlerdir. Bu nedenle trafik sigortası tercihini Dijipol üzerinden gözden geçirmek, kararın gerekçesini açık tutar.</p>

<p><strong>Poliçe Özel Şartlarını Okumak</strong></p>

<p>Poliçe metnindeki özel şartlar, teminat dışı hâlleri ve istisnaları içerir. Alkollü araç kullanımı, ehliyetsiz kullanım veya aracın poliçede belirtilenden farklı amaçla kullanılması gibi durumlar değerlendirmeyi etkileyebilir. Bu bölümü satın alma öncesinde okumak, sonradan yaşanacak sürprizleri azaltır.</p>

<p><strong>Yenileme Döneminde Bilgileri Güncellemek</strong></p>

<p>Adres, kullanım türü, sürücü bilgileri veya araçta yapılan değişiklikler poliçe koşullarını etkileyebilir. Bu bilgiler güncel değilse teklif gerçek durumu yansıtmaz. Yenileme öncesinde kayıtları gözden geçirmek, hem doğru fiyatlamayı hem de hasar anında eksik beyan sorununu önlemeyi destekler. Bu başlıkları netleştiren kullanıcı, trafik sigortası tekliflerini Dijipol üzerinden karşılaştırırken neye baktığını bilir.</p>

<p><strong>Kesintisiz Poliçe Düzenini Korumak</strong></p>

<p>Poliçenin bitiş tarihinden sonra güvencesiz geçen gün, hem yasal sorumluluk hem de olası bir kaza durumunda ciddi bir açık anlamına gelir. Yenilemeyi son güne bırakmamak ve bitiş tarihini önceden takip etmek, bu açığın oluşmasını engeller.</p>

<p><strong>Değer Kaybı ve Ek Talepleri Doğru Konumlandırmak</strong></p>

<p>Kaza sonrasında araçta oluşan onarım masrafının yanında, aracın ikinci el değerinde meydana gelen azalma da gündeme gelebilir. Bu tür talepler, kusur durumuna ve poliçe şartlarına göre ayrı bir başlık olarak değerlendirilir. Talebin hangi çerçevede ileri sürüleceğini önceden bilmek, sürecin doğru adımlarla yürütülmesini sağlar. Belgelerin ve ekspertiz kayıtlarının düzenli tutulması bu aşamada belirleyici olur. Dijipol'de trafik sigortası seçenekleri yan yana listelendiğinde, koşul farkları fiyat farkı kadar görünür hale gelir.</p>

<p><strong>Poliçe Belgelerini Erişilebilir Tutmak</strong></p>

<p>Poliçe metni, teminat tablosu, ödeme belgesi ve önceki dönem hasar kayıtları bir arada saklandığında, ihtiyaç anında bilgiye ulaşmak kolaylaşır. Kaza sonrasında en çok zaman kaybettiren durumlardan biri, belgelerin farklı yerlerde dağınık biçimde bulunmasıdır. Dijital bir kopya ile fiziksel bir kopyanın birlikte tutulması, hem başvuru hem de yenileme dönemlerinde süreci hızlandırır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Zamanaşımı ve Başvuru Sürelerini Gözden Kaçırmamak</strong></p>

<p>Sigorta ve tazminat taleplerinde başvurunun belirli süreler içinde yapılması gerekir. Bu süreler talebin türüne ve olayın niteliğine göre değişebilir. Sürenin kaçırılması, hakkın var olmasına rağmen ileri sürülememesine yol açabilir. Bu nedenle kaza sonrasında başvuru takvimini baştan netleştirmek ve gerekli belgeleri gecikmeden toplamak, sürecin en kritik adımlarından biridir. Belirsizlik yaşandığında poliçe metnindeki karşılığı esas almak yararlı olur.</p>

<p><strong>Pratik Kontrol Listesi</strong></p>

<p><strong>Tutanağı eksiksiz tutun: Kaza tespit tutanağını ve fotoğrafları saklayın.</strong></p>

<p><strong>Limitleri öğrenin: Güncel maddi ve bedeni teminat sınırlarını kontrol edin.</strong></p>

<p><strong>Kapsamı ayırın: Kendi araç hasarı için ayrı ürün gerektiğini unutmayın.</strong></p>

<p><strong>Özel şartları okuyun: Teminat dışı hâlleri satın alma öncesinde inceleyin.</strong></p>

<p><strong>Kesintiye izin vermeyin: Bitiş tarihini önceden takip edip yenileyin.</strong></p>

<p><strong>Yan yana koyun: Dijipol üzerinden aynı veriyle alınmış teklifleri kıyaslayın.</strong></p>

<p><strong>Daha Bilinçli Bir Poliçe Kararı</strong></p>

<p>Trafik sigortasında hak ve sorumlulukların çerçevesi, poliçe alınırken değil çoğu zaman kaza sonrasında merak edilir. Oysa kapsamı, limitleri ve istisnaları önceden bilmek, sürecin en zor anında en büyük kolaylığı sağlar.</p>

<p>Bu nedenle poliçe yenilenirken teminat limitlerini okumak, kapsam ayrımını netleştirmek ve belgeleri düzenli tutmak önem taşır. Dijipol ile seçenekleri karşılaştıran kullanıcı, kararını hangi bilgiye dayandırdığını baştan netleştirmiş olur.</p></p>]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijipol-ile-zorunlu-trafik-sigortasinda-hak-ve-sorumluluklar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/dijipol.jpg" type="image/jpeg" length="62972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (No: 2026/8)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ulusal-meslek-standartlarina-dair-teblig-no-20268</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ulusal-meslek-standartlarina-dair-teblig-no-20268" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (No: 2026/8), 23 Ağustos 2026 Tarihli ve 33349 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Meslekî Yeterlilik Kurumundan:</strong></p>

<p><strong>ULUSAL MESLEK STANDARTLARINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/8)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, bu Tebliğin ekinde yer alan meslek standartlarının yürürlüğe konulmasını sağlamaktır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 252 nci maddesi ile 19/10/2015 tarihli ve 29507 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Meslek Standartlarının ve Ulusal Yeterliliklerin Hazırlanması Hakkında Yönetmeliğin 10 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Meslekî Yeterlilik Kurumu Başkanı yürütür.</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>EKLER</strong></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-1.pdf" rel="nofollow">Ek-1 Yemenici (Seviye 4) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-2.pdf" rel="nofollow">Ek-2 Talikacı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-3.pdf" rel="nofollow">Ek-3 Bastoncu (Seviye 4) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-4.pdf" rel="nofollow">Ek-4 Ebru Sanatkârı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-5.pdf" rel="nofollow">Ek-5 Katı' (Kâğıt Oyma) Sanatkârı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-6.pdf" rel="nofollow">Ek-6 Keçeci (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-7.pdf" rel="nofollow">Ek-7 Kalemişi Sanatkârı (Kalemkâr) (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p>

<p><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260823-2-8.pdf" rel="nofollow">Ek-8 Tezhip Sanatkârı (Seviye 6) Ulusal Meslek Standardı</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ulusal-meslek-standartlarina-dair-teblig-no-20268</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="80060"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Gelişim Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gelisim-universitesi-onlisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-gelisim-universitesi-onlisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Gelişim Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 23 Ağustos 2026 Tarihli ve 33349 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Gelişim Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ ÖNLİSANS VE LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 21/7/2015 tarihli ve 29421 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Gelişim Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“c) Üçüncü yarıyıl başından itibaren alt yarıyıllar müfredatında yer alan tüm derslerini başarı ile tamamlayan DD ve DC gibi koşullu başarılı dersi bulunmayan ve GANO’su 4.00 üzerinden en az 3.00 olan öğrenciler, ön koşullu dersler, teorik ders saati bulunmayan ve devam zorunluluğu bulunan uygulamalı dersler ile diş hekimliğinde pratik eğitim ve klinik eğitim gibi dersler hariç olmak üzere, bulunduğu yarıyıl derslerinin tamamına ders kaydı yaptırmak ve toplam kırk beş AKTS’yi geçmemek koşulu ile üst yarıyıl derslerine ders kaydı yaptırabilir. GANO’su 4.00 üzerinden en az 3.00 olan öğrenciler aynı koşullarla yaz öğretiminde açılmış olan üst yarıyıl derslerine de ders kaydı yaptırabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendinin birinci cümlesinde yer alan “tek ders” ibaresi “iki ders (mezuniyet) sınavı” şeklinde değiştirilmiş, (7) numaralı alt bendinin son cümlesinde yer alan “tek ders veya” ibaresi “iki ders (mezuniyet) sınavı ve” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (c) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “tek ders” ibaresi “iki ders (mezuniyet) sınavı” şeklinde değiştirilmiş ve (2) numaralı alt bendinin son cümlesinde yer alan “Tek ders” ibaresi “İki ders (mezuniyet) sınavı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dokuzuncu fıkrasının son cümlesinde yer alan “tek ders” ibaresi “iki ders (mezuniyet)” şeklinde değiştirilmiş ve onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(7) Normal öğrenim süresini tamamlayan, devam zorunluluğu olan mesleki veya alan uygulaması olan dersler hariç olmak üzere, mezun olabilmesi için devam koşulunu yerine getirdiği iki başarısız dersi olan ve zorunlu stajlarını tamamlayan öğrencilere, uygulaması laboratuvar veya atölye gibi sınıf ortamında yapılan (3+0, 3+2, 2+2, 1+2 gibi) dersler için iki ders (mezuniyet) sınav hakkı verilir. Tamamı uygulamadan meydana gelen (0+2, 0+4, 0+6, 0+8 gibi) dersler için iki ders (mezuniyet) sınavı ve not yükseltme sınav hakkı verilmez. Bu derslerin başarı notunun hesabında yarıyıl içi faaliyetlerin katkısı aranmaz. İki ders (mezuniyet) sınavında başarısız olan öğrenci izleyen eğitim-öğretim yılında ve dersin açıldığı yarıyılda veya yaz okulunda bu derslere ders kaydı yaptırmadan tekrar iki ders (mezuniyet) sınavına giremez. Bu derslerin tekrar alınmasından sonraki tarihte akademik takvimde belirtilen tarihlerde iki ders (mezuniyet) sınavına tekrar girebilir.”</p>

<p>“(10) Başarısız olduğu tüm derslere kayıt yaptıran ve mezun olabilmesi için daha önce alamadığı iki dersi olan bir öğrenci, kredi limitini aşmamak koşulu ile güz/bahar yarıyıl ayrımına bakılmaksızın bu dersler Üniversite içinde başka programlarda açılmış ise ilgili birim yönetim kurulu kararı ile bu derslere kayıt yaptırabilir. Eğer bu iki ders Üniversite içinde açılmamış ise ders içeriğinin ve yerel kredisinin uyumlu olması, ders saatlerinin çakışmaması ve ilgili yönetim kurulunun izin vermesi koşulu ile öğrenci bu dersleri başka üniversiteden de alabilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Öğrenciler ilan edilen sınav sonuçlarına, notların ilan edildiği tarihten geçerli olmak üzere, bir hafta içinde Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına dilekçe vererek itirazda bulunabilir. Öğrencinin itirazı, dersin öğretim elemanı tarafından denetimli bir şekilde zarflar açılarak maddi hata açısından kontrol edilir. Eğer bir maddi hata yoksa sonuç öğrenciye duyurulur. Bu aşamada sınav kâğıdı yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulamaz. Bir maddi hatanın bulunması halinde ilgili sınav evrakı ilgili birime gönderilir ve yönetim kurulunun kararı ile not düzeltme işlemi yapılır. Not itirazının zamanında değerlendirilmemesi ve öğrenciye duyurulmaması sebebiyle bütünleme sınav hakkını kullanmak durumunda bulunan öğrencinin aldığı en yüksek not başarı notu olarak sisteme girilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-gelisim-universitesi-onlisans-ve-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="16169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üç kardeş deniz kıyısında ölü bulunmuştu! Hukuk fakültesini yeni kazanmış…]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uc-kardes-deniz-kiyisinda-olu-bulunmustu-hukuk-fakultesini-yeni-kazanmis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uc-kardes-deniz-kiyisinda-olu-bulunmustu-hukuk-fakultesini-yeni-kazanmis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kocaeli'nde deniz kıyısında cansız bedenleri bulunan 3 kardeş gözyaşları arasında son yolculuklarına uğurlandı. Kardeşlerin hayatını kaybeden ablası Gülşah'ın hukuk fakültesi kazandığı öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kocaeli'nin Darıca ilçesinde 20 Ağustos'ta deniz kıyısında cansız bedenleri bulunan üç kardeşin ölümüyle ilgili soruşturma sürerken, Gülşah (24), Muhammet Ali (17) ve Belinay Sakar (15) son yolculuklarına uğurlandı.</p>

<p>Kazım Karabekir Mahallesi'ndeki Darıca Sahili mevkisinde 20 Ağustos günü saat 16.00 sıralarında kıyıda üç ceset görenlerin ihbarı üzerine bölgeye ekipler sevk edildi. Denizden çıkarılan cansız bedenlerin kardeşler Gülşah, Muhammet Ali ve Belinay Sakar'a ait olduğu belirlendi.</p>

<p>Üzerlerinde kıyafetleri bulunan kardeşlerin bedenlerinde ilk incelemelerde darp ya da yaralanma izine rastlanmadı. Cansız bedenler, kesin ölüm nedenlerinin belirlenmesi amacıyla Gebze Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.</p>

<p><strong>ABLALARI HUKUK FAKÜLTESİNİ KAZANMIŞ</strong></p>

<p>Kardeşlerin anne ve babalarının boşandığı, üç kardeşin Darıca'da anneleriyle birlikte yaşadığı, babalarının ise Kars'ta bulunduğu öğrenildi.</p>

<p>Ailenin yaşadığı büyük acının ardından kardeşlerle ilgili ortaya çıkan bir ayrıntı da dikkat çekti. 24 yaşındaki Gülşah Sakar'ın bu yıl hukuk fakültesini kazandığı öğrenildi.</p>

<p>Lise öğrencisi olan Muhammet Ali ve Belinay'ın ise eğitimlerine devam ettiği belirtildi.</p>

<p>Ailenin diğer kardeşi B.S.'ye (21) olayın ardından ulaşılamaması üzerine arama çalışması başlatılırken, B.S.'nin evde olduğu ortaya çıktı.</p>

<p><strong>ÖLÜM NEDENİ İÇİN İLK DEĞERLENDİRME: BOĞULMA</strong></p>

<p>Kardeşlere yönelik otopsi incelemesinde ilk bulgular ortaya çıktı. Kardeşlerden birinin kulaklarında basınca bağlı olduğu değerlendirilen kanama ve burnunda kan izleri tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk değerlendirmelere göre üç kardeşin ölüm nedeninin **suda boğulma** olduğu belirtildi. Ancak kesin ölüm nedeninin otopsi sonuçlarının tamamlanmasının ardından netleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Kardeşlerin bedenlerinde bıçak veya silah yaralanması gibi bir bulguya, ayrıca darp ya da boğuşmaya işaret eden bir ize rastlanmadığı bildirildi.</p>

<p><strong>SAHİLE BİRLİKTE YÜRÜMÜŞLER</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında incelenen güvenlik kamerası görüntülerinde kardeşlerin olaydan önceki son anları da ortaya çıktı.</p>

<p>Görüntülerde üç kardeşin 20 Ağustos günü saat 03.49'da Eskihükümet Caddesi'nde birlikte sahile doğru yürüdükleri görüldü. Kameraya yansıyan görüntülerde Gülşah ve Belinay'ın kol kola yürüdüğü, Muhammet Ali'nin ise iki kardeşinin yanında ilerlediği görüldü.</p>

<p>Kardeşlerin daha sonra denize girdikleri ya da denize nasıl düştükleri ise soruşturmanın yanıt aradığı sorular arasında bulunuyor.</p>

<p><strong>GÖZYAŞLARI İÇİNDE TOPRAĞA VERİLDİLER</strong></p>

<p>Otopsi işlemlerinin ardından anne Güler Saltan'a teslim edilen kardeşlerin cenazeleri, bugün Darıca'daki Eyüpoğlu Camisi'ne getirildi.</p>

<p>Cenaze töreninde ailenin yakınları, akrabaları ve kardeşlerin sevenleri gözyaşlarına hakim olamadı.</p>

<p>Öğle namazının ardından cenaze namazları kılınan Gülşah, Muhammet Ali ve Belinay Sakar'ın cenazeleri, Gebze Balçık Mezarlığı'nda toprağa verildi.</p>

<p>Üç kardeşin peş peşe gelen ölümüyle ilgili soruşturma sürdürülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uc-kardes-deniz-kiyisinda-olu-bulunmustu-hukuk-fakultesini-yeni-kazanmis</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 21:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/a870c789-064e-4af9-b252-478455b69984.webp" type="image/jpeg" length="56339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKARET SUÇU İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDAKİ SINIR: ANAYASAL DENGELEME ÖLÇÜTLERİ VE GÜNCEL CEZA HUKUKU UYGULAMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakaret-sucu-ile-ifade-ozgurlugu-arasindaki-sinir-anayasal-dengeleme-olcutleri-ve-guncel-ceza-hukuku-uygulamasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakaret-sucu-ile-ifade-ozgurlugu-arasindaki-sinir-anayasal-dengeleme-olcutleri-ve-guncel-ceza-hukuku-uygulamasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HAKARET SUÇU İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDAKİ SINIR:</strong></p>

<p><strong>ANAYASAL DENGELEME ÖLÇÜTLERİ VE GÜNCEL CEZA HUKUKU UYGULAMASI</strong></p>

<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Hakaret suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki sınırın belirlenmesi, ceza hukukunun temel haklar alanıyla en yoğun biçimde kesiştiği konulardan biridir. Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi, kişinin şeref, onur ve saygınlığını korumayı amaçlarken; Anayasa’nın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bu iki hukuki değerin çatıştığı uyuşmazlıklarda çözüm, kullanılan kelimenin tek başına değerlendirilmesinden değil; ifadenin bağlamı, kamusal tartışmaya katkısı, olgusal temeli, hedef alınan kişinin konumu, kullanılan üslup ve müdahalenin ölçülülüğü gibi unsurların birlikte incelenmesinden geçmektedir. Bu çalışmada hakaret suçunun hukuki yapısı, eleştiri hakkının sınırları, kamu görevlilerine yönelik ifadeler, sosyal medya paylaşımlarının özellikleri ve güncel ön ödeme rejimi; Anayasa Mahkemesinin yerleşik dengeleme ölçütleri ışığında ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>İfade özgürlüğü, demokratik hukuk devletinin kurucu unsurlarından biridir. Bireylerin düşüncelerini serbestçe açıklayabilmesi, kamu gücünü kullanan kişileri eleştirebilmesi ve toplumsal meseleler hakkında görüş bildirebilmesi, çoğulcu demokratik düzenin işleyişi bakımından zorunludur. Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak nitelikte değildir. Hukuk düzeni, düşüncenin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü güvence altına alırken kişilerin şeref, onur ve saygınlığının korunmasını da anayasal bir değer olarak kabul etmektedir.</p>

<p>Hakaret suçuna ilişkin uyuşmazlıkların güçlüğü de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bir tarafta ceza normuyla korunan bireysel şeref ve itibar, diğer tarafta demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olan ifade özgürlüğü bulunmaktadır. Özellikle sosyal medyanın günlük iletişimin temel araçlarından biri hâline gelmesiyle birlikte sert, kırıcı, polemikçi veya rahatsız edici ifadelerin hangi noktada ceza hukuku alanına girdiği daha sık tartışılır olmuştur.</p>

<p>Bu nedenle hakaret suçunun oluşup oluşmadığı, yalnızca belirli bir kelimenin sözlük anlamına veya soyut biçimde incitici bulunmasına göre belirlenemez. İfadenin hangi olay üzerine söylendiği, konuşmanın veya paylaşımın bütünü, tarafların konumu, açıklamanın kamusal bir tartışmaya katkısı, olgusal temeli ve kullanılan üslup birlikte değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımı da ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında somut olaya özgü adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir.</p>

<p><strong>2. Hakaret Suçunun Hukuki Çerçevesi</strong></p>

<p>Hakaret suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenmiştir. Suçla korunan hukuki değer, kişinin şeref, onur ve saygınlığıdır. Kanun, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesini yahut sövmek suretiyle kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırılmasını yaptırıma bağlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte her kaba, nezaketsiz, rahatsız edici veya ağır sözün ceza hukuku anlamında hakaret olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Ceza hukukunun son çare (ultima ratio) niteliği, suç tipinin ifade özgürlüğünü gereksiz biçimde daraltacak şekilde geniş yorumlanmamasını gerektirir. Aksi yaklaşım, gündelik tartışmaların önemli bir bölümünü ceza yargılamasının konusu hâline getirebilir ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğurabilir.</p>

<p>Hakaret suçunun belirli veya belirlenebilir bir kişiye yönelmesi gerekir. Mağdurun adının açıkça belirtilmemiş olması ise her durumda suçun oluşmasına engel değildir; TCK m.126 kapsamında, ifadenin niteliğinden ve bağlamından mağdurun kim olduğunda duraksama bulunmaması yeterli olabilir. Suç yüz yüze işlenebileceği gibi mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle ve gerekli koşullarda sosyal medya aracılığıyla da işlenebilir.</p>

<p><strong>3. İfade Özgürlüğünün Anayasal ve Sözleşmesel Temeli</strong></p>

<p>İfade özgürlüğü Anayasa’nın 26. maddesinde, düşünce ve kanaatleri söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına ya da toplu olarak açıklama ve yayma hakkı şeklinde güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de aynı özgürlüğü demokratik toplumun temel değerlerinden biri olarak korumaktadır.</p>

<p>İfade özgürlüğünün koruma alanı yalnızca toplum tarafından benimsenen, zararsız veya ölçülü bulunan düşüncelerle sınırlı değildir. Demokratik çoğulculuk; rahatsız eden, sarsan, inciten ve tepki doğuran görüşlerin de belirli ölçüde korunmasını gerektirir. Bununla birlikte başkalarının şöhret ve haklarının korunması, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamaların meşru amaçlarından biridir. Dolayısıyla uyuşmazlığın esasını, iki haktan birini peşinen üstün tutmak değil, somut olayda adil dengeyi kurmak oluşturur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, hakaret suçuna ilişkin mahkûmiyet kararlarının yalnızca suç tipinin unsurları yönünden değil, anayasal ölçülülük ve dengeleme yükümlülüğü yönünden de gerekçelendirilmesini zorunlu kılar.</p>

<p><strong>4. Hakaret ile Eleştiri Arasındaki Sınırın Belirlenmesi</strong></p>

<p>Hakaret yargılamalarında temel sorun, söz konusu ifadenin meşru eleştiri kapsamında mı kaldığının, yoksa kişinin şeref ve saygınlığına yönelik cezalandırılabilir bir saldırı mı oluşturduğunun belirlenmesidir. Bu ayrımın yalnızca kullanılan kelimeden hareketle yapılması çoğu zaman mümkün değildir.</p>

<p>Eleştiri hakkı, ifade özgürlüğünün doğal uzantısıdır. Kamu kurumlarının, kamu gücünü kullananların, siyasal kararların ve toplumsal olayların sert biçimde eleştirilebilmesi demokratik denetimin bir parçasıdır. Bu sebeple ifadenin ağır, rahatsız edici veya nezaket sınırlarını aşan bir üslup taşıması tek başına hakaret suçunun oluştuğu sonucunu doğurmamalıdır.</p>

<p>Buna karşılık ifade, bir düşünceyi açıklama veya kamusal tartışmaya katkı sunma işlevinden uzaklaşıp esas itibarıyla muhatabı aşağılamaya yöneldiğinde koruma alanı daralır. Özellikle olgu isnadı ile değer yargısı arasındaki ayrım önemlidir. Olgu isnatlarının belirli ölçüde doğrulanabilir bir maddi temele dayanması beklenirken, değer yargılarının doğruluğunun ispatı aynı biçimde talep edilemez. Bununla birlikte değer yargısının da bütünüyle olgusal temelden yoksun olması, ifade özgürlüğü lehine yapılacak değerlendirmeyi zayıflatabilir.</p>

<p><strong>5. Anayasa Mahkemesinin Dengeleme Ölçütleri</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkının çatıştığı uyuşmazlıklarda derece mahkemelerinin soyut ve kalıplaşmış değerlendirmelerle yetinmemesi gerektiğini kabul etmektedir. Mahkemenin içtihadında öne çıkan ölçütler şu şekilde sistemleştirilebilir:</p>

<p>*İfadelerin kim tarafından dile getirildiği ve açıklamayı yapan kişinin konumu,</p>

<p>*Hedef alınan kişinin kim olduğu, tanınmışlık düzeyi, kamusal yetki kullanıp kullanmadığı ve önceki davranışları,</p>

<p>*İfadenin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve kamuyu bilgilendirme değeri,</p>

<p>*Konunun güncel olup olmadığı ve toplumsal ilginin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>*İfadenin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu ve varsa olgusal temeli,</p>

<p>*Kullanılan dil, üslup, açıklamanın bütünü ve sözlerin bağlamından koparılıp koparılmadığı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>*Açıklamanın yayımlanma koşulları, erişim alanı, biçimi ve doğurduğu sonuçlar,</p>

<p>*Hedef alınan kişinin cevap verme imkânının bulunup bulunmadığı,</p>

<p>*Uygulanan cezai veya hukuki yaptırımın niteliği, ağırlığı ve ifade özgürlüğü üzerindeki caydırıcı etkisi.</p>

<p>Bu ölçütler mekanik bir kontrol listesi değildir. Her somut olayda uyuşmazlığın özelliklerine göre birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, aynı veya benzer bir ifadenin başka bir dosyada hakaret kabul edilmiş olmasının yeni uyuşmazlık bakımından otomatik ve bağlayıcı bir sonuç doğurmayacağını; her ifadenin kendi bağlamı ve koşulları içinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini özellikle vurgulamaktadır.</p>

<p><strong>6. Kamu Görevlilerine ve Siyasetçilere Yönelik Eleştiriler</strong></p>

<p>Eleştiri sınırının belirlenmesinde muhatabın toplumdaki konumu özel önem taşır. Siyasetçiler, kamuoyunca tanınan kişiler ve kamusal yetki kullanan görevliler, yürüttükleri faaliyetler ölçüsünde toplumsal denetime daha açık durumdadır. Bu nedenle görevleri ve kamusal faaliyetleriyle ilgili eleştiriler bakımından sıradan bireylere kıyasla daha geniş bir eleştiri alanına katlanmaları beklenir.</p>

<p>Bu yaklaşım, kamu görevlilerinin şeref ve itibarının daha az korunmaya değer olduğu anlamına gelmez. Gerekçe, demokratik toplumda kamu gücünün serbestçe tartışılabilmesinin ve denetlenebilmesinin taşıdığı kamusal yarardır. Buna karşılık kamu görevinin eleştirisi ile görevle ilgisi bulunmayan, kişinin özel hayatını veya doğrudan kişisel onurunu hedef alan saldırılar birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Güncel hukuk bakımından ayrıca TCK m.125/3-a’da düzenlenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret hâlinin diğer hakaret biçimlerinden farklı bir rejime tabi olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Anayasa Mahkemesi 25.12.2025 tarihli norm denetimi kararında bu nitelikli hâlin ve buna ilişkin soruşturma usulünün Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p><strong>7. Sosyal Medyada Hakaret ve Bağlam Sorunu</strong></p>

<p>Hakaret suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların önemli bir bölümü günümüzde X, Instagram, Facebook, TikTok ve benzeri platformlardaki paylaşımlardan kaynaklanmaktadır. Ancak iletişim aracının sosyal medya olması, ifade özgürlüğünün koruma alanını ortadan kaldırmaz. Dijital ortamda da aynı anayasal dengeleme ölçütleri geçerlidir.</p>

<p>Sosyal medya paylaşımlarında kısa ve polemikçi anlatım biçimi, paylaşımın yapıldığı tartışma zinciri, alıntılanan içerik, önceki mesajlar ve paylaşımın hedef kitlesi anlamın belirlenmesinde önem taşıyabilir. Bu nedenle yalnızca ekran görüntüsünde yer alan tek bir kelime veya cümlenin bağlamdan koparılarak değerlendirilmesi sağlıklı değildir.</p>

<p>Delillendirme yönünden de paylaşımın aidiyeti, tarihi, içeriğin bütünlüğü, bağlantı bilgileri ve gerektiğinde dijital kayıtların doğrulanabilirliği önemlidir. Bir paylaşımın sonradan silinmiş olması tek başına cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz; ancak ceza yargılamasında mahkûmiyet için paylaşımın sanığa aidiyeti ve suçun unsurlarının her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>8. Hakaret Suçunda Önödeme: 2025 Değişikliği Sonrası Güncel Durum</strong></p>

<p>Hakaret suçunun muhakeme rejiminde son yıllarda önemli değişiklikler yapılmıştır. 7.11.2024 tarihli 7531 sayılı Kanun ile bazı hakaret hâlleri önödeme kapsamına alınmış; 24.12.2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile TCK m.75/6-a-2 yeniden değiştirilerek kapsam genişletilmiştir. Güncel düzenlemeye göre TCK m.125’teki hakaret suçu, üçüncü fıkranın (a) bendinde yer alan 'kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret' hâli hariç olmak üzere önödeme kapsamındadır.</p>

<p>Bu nedenle bugün bir hakaret dosyasında önödeme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı belirlenirken yalnızca fiilin ileti yoluyla veya sosyal medya üzerinden işlenip işlenmediğine bakılması yeterli değildir. Öncelikle eylemin TCK m.125 içindeki hukuki nitelendirmesi yapılmalı; özellikle TCK m.125/3-a kapsamındaki kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hâlinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Önödeme, şartlarının gerçekleşmesi hâlinde soruşturma evresinde kamu davasının açılmasını engelleyebilen, kovuşturma evresinde ise kanundaki koşullar çerçevesinde davanın düşmesi sonucunu doğurabilen bir kurumdur. Bu yönüyle güncel hakaret dosyalarında yalnızca suçun maddi ve manevi unsurlarının değil, önödeme hükümlerinin uygulanabilirliğinin de ayrıca incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong>9. Değerlendirme: Ceza Hukukunda Bağlam ve Ölçülülük</strong></p>

<p>Hakaret suçunda sağlıklı bir hukuki değerlendirme, 'bu kelime hakarettir' veya 'bu söz eleştiridir' şeklindeki kategorik kabullerden kaçınmayı gerektirir. Aynı kelime farklı bağlamlarda farklı hukuki anlam kazanabilir. Bir siyasi tartışmada kullanılan sert bir değer yargısı ile kişisel husumet nedeniyle sırf aşağılamak amacıyla kullanılan aynı sözün hukuki sonucu aynı olmayabilir.</p>

<p>Bu sebeple ceza mahkemesinin gerekçesi, yalnızca kullanılan ifadeyi tekrar etmekten ibaret olmamalıdır. Mahkeme; ifadenin bağlamını, tartışmanın kamusal niteliğini, tarafların konumunu, sözün olgusal temelini, ifade sahibinin amacını doğrudan belirleyebildiği ölçüde açıklamanın bütününden çıkan anlamı ve uygulanacak yaptırımın ölçülülüğünü tartışmalıdır. Anayasal dengelemenin görünür biçimde karara yansıtılması, hem ifade özgürlüğünün korunması hem de kişilik haklarının etkili biçimde güvence altına alınması bakımından zorunludur.</p>

<p><strong>10. Sonuç</strong></p>

<p>Hakaret suçu ile ifade özgürlüğü arasındaki sınır, soyut ve değişmez bir çizgi değildir. Bu sınır, her somut olayda çatışan hakların niteliği ve olayın koşulları dikkate alınarak belirlenir. İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki merkezi önemi, sert ve rahatsız edici eleştirilerin de koruma alanına girebilmesini gerektirirken; kişinin şeref ve itibarına yönelen, düşünce açıklamasıyla bağı zayıf ve salt aşağılayıcı saldırılar ceza hukuku korumasının konusu olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla hakaret yargılamalarında belirleyici olan, tek başına kullanılan sözcük değil; sözcüğün hangi bağlamda, kime karşı, hangi olay üzerine, hangi amaç ve işlevle kullanıldığıdır. Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği dengeleme ölçütleri, derece mahkemeleri bakımından bu değerlendirmeyi somutlaştıran temel bir metodoloji sunmaktadır. Ceza hukukunun son çare olma niteliği ve ölçülülük ilkesi birlikte gözetildiğinde, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasında kurulacak denge hem bireysel hakların hem de demokratik toplum düzeninin güvencesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça ve Seçilmiş Kararlar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.75, m.125 ve m.126.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.17 ve m.26.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m.10.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4.6.2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25.10.2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Cem Atmaca, B. No: 2018/6030, 8.9.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım (6), B. No: 2022/13809, 10.7.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.2024/173, K.2025/277, 25.12.2025.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7571 sayılı Kanun ile TCK m.75’te yapılan 24.12.2025 tarihli değişiklik.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakaret-sucu-ile-ifade-ozgurlugu-arasindaki-sinir-anayasal-dengeleme-olcutleri-ve-guncel-ceza-hukuku-uygulamasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/yargi/anayasajkadfgasdgl.jpg" type="image/jpeg" length="23616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adınıza İcra Takibi Başlatıldığında 7 Gün İçinde Yapmanız Gerekenler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adiniza-icra-takibi-baslatildiginda-7-gun-icinde-yapmaniz-gerekenler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adiniza-icra-takibi-baslatildiginda-7-gun-icinde-yapmaniz-gerekenler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre Türkiye'de icra dairelerindeki dosya sayısı <strong>20 milyonu aşmış</strong> durumda, yani icra takibi, milyonlarca kişinin bir gün kapısını çalan çok gerçek bir ihtimal. Ve bu kapı çalındığında kanun size düşünmek için uzun bir süre tanımaz: <strong>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na</strong> göre ödeme emrine itiraz için kural olarak yalnızca <strong>7 gününüz</strong> vardır. Bu 7 gün içinde ne yaptığınız (ya da yapmadığınız), borcun <strong>kesinleşip kesinleşmeyeceğini</strong> belirler. Panik yerine plana ihtiyacınız var; bu rehber tam olarak bunu veriyor.</p>

<p><strong>Ödeme Emri Elinize Ulaştığı An Süre İşlemeye Başlar</strong></p>

<p>İcra takibi, size <strong>ödeme emri</strong> adlı belgenin tebliğ edilmesiyle sizin açınızdan resmen başlar. Kritik nokta şu: 7 günlük süre, takibin açıldığı gün değil, ödeme emrinin size <strong>tebliğ edildiği</strong> gün işlemeye başlar. Tebligatı siz almasanız bile, kapıya yapıştırma, muhtara bırakma gibi usullerle, hukuken <strong>yapılmış sayılabilir</strong>. Somut bir örnek: Bahçelievler'de oturan Emre, yazlıkta olduğu iki hafta boyunca posta kutusuna bakmadı. Döndüğünde ödeme emrinin <strong>muhtara tebliğ edildiğini</strong> ve 7 günlük sürenin çoktan dolduğunu öğrendi. Bu yüzden ilk kural basit: adınıza bir takip olduğunu duyduğunuz an, tebligatı beklemeden <strong>dosyayı kendiniz kontrol edin</strong>.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Adınıza açılmış icra dosyalarını <strong>e-Devlet ve UYAP Vatandaş Portalı</strong> üzerinden, tebligat kapınıza gelmeden önce görebilirsiniz. Düzenli aralıklarla "icra dosyası sorgulama" yapmak, sürpriz hacizlerin en etkili panzehiridir. Adınıza açılmış icra dosyalarını e-Devlet ve UYAP üzerinden evden sorgulayabilirsiniz.</p>

<p><strong>1. Adım: Dosyayı UYAP'tan Kontrol Edin</strong></p>

<p>İtiraz edip etmeyeceğinize karar vermeden önce üç soruyu netleştirin: <strong>Alacaklı kim? Talep edilen tutar ne? Takip neye dayanıyor?</strong> Bunların hepsi dosyada yazar ve UYAP Vatandaş Portalı üzerinden e-Devlet şifrenizle görüntülenebilir. Şöyle bir kontrol listesi kullanın: takip <strong>ilamsız takip</strong> mi (dayanak belge yok veya fatura/sözleşme var), <strong>kambiyo takibi</strong> mi (senet, çek, poliçe), yoksa <strong>ilamlı takip</strong> mi (mahkeme kararına dayanıyor)? Çünkü itiraz süreniz ve itirazı yapacağınız yer, <strong>takibin türüne göre değişir</strong>. Bu arada madalyonun öbür yüzü de var: alacaklı olduğunuzda aynı mekanizma sizin için çalışır. Örneğin işvereniniz kıdem ve ihbar tazminatınızı ödemiyorsa, siz de icra takibi başlatan taraf olabilirsiniz.</p>

<p><strong>2. Adım: 7 Gün İçinde İtiraz, Borca, İmzaya, Yetkiye</strong></p>

<p>En yaygın takip türü olan <strong>ilamsız takipte</strong>, tebliğden itibaren 7 gün içinde ödeme emrini gönderen <strong>icra dairesine</strong> yazılı veya sözlü itiraz edebilirsiniz. İtirazın en güçlü etkisi şudur: süresinde yapılan itiraz, takibi <strong>kendiliğinden durdurur</strong>, alacaklı dava açıp itirazınızı aşmadan haciz yapamaz. İtirazınızı üç eksende kurabilirsiniz. <strong>Borca itiraz:</strong> "Bu borç yok, ödendi veya bu tutarda değil." <strong>İmzaya itiraz:</strong> dayanak belgedeki imza size ait değilse, bunu <strong>ayrıca ve açıkça</strong> belirtmeniz gerekir; genel bir itiraz imza itirazı yerine geçmez. <strong>Yetki itirazı:</strong> takip yanlış yerdeki icra dairesinde açıldıysa, bunu da <strong>itirazla birlikte</strong> ileri sürmelisiniz.</p>

<p>Gerçek hayattan bir senaryo: Serpil Hanım'a hiç alışveriş yapmadığı bir firmadan 48.000 TL'lik takip geldi. UYAP'tan baktığında dayanağın, yıllar önce kimlik fotokopisiyle düzenlenmiş <strong>sahte bir senet</strong> olduğunu gördü. Süresinde hem borca hem imzaya itiraz etti; takip durdu ve ispat yükü <strong>alacaklı tarafa</strong> geçti.</p>

<p><strong>7 Günlük Yol Haritası</strong></p>

<p><strong>1. Gün:</strong> Tebligatı ve zarfın üzerindeki tebliğ tarihini fotoğraflayın, süreyi not edin</p>

<p><strong>1-2. Gün:</strong> UYAP'tan dosyayı inceleyin: alacaklı, tutar, dayanak belge, takip türü</p>

<p><strong>2-4. Gün:</strong> Ödeme dekontları, sözleşmeler, yazışmalar gibi delillerinizi toplayın; bir avukatla durum değerlendirmesi yapın</p>

<p><strong>5-7. Gün:</strong> İtiraz edecekseniz dilekçenizi icra dairesine verin ve <strong>havale tarihli örneğini</strong> mutlaka saklayın</p>

<p><strong>Senet ve Çekte Süreler Farklı: Kambiyo Takibi</strong></p>

<p>Elinizdeki ödeme emri bir <strong>senede veya çeke</strong> dayanıyorsa dikkat: kambiyo senetlerine özgü takipte itiraz süresi 7 değil <strong>5 gündür</strong> ve itiraz icra dairesine değil <strong>icra mahkemesine</strong> yapılır. Üstelik bu itiraz, ilamsız takipteki gibi takibi kendiliğinden durdurmaz; kural olarak yalnızca <strong>satış işlemini</strong> engeller.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Konu</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>İlamsız Takip</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Kambiyo (Senet/Çek) Takibi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İtiraz süresi</p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>7 gün</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>5 gün</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İtiraz yeri</p>
   </td>
   <td>
   <p>İcra dairesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İcra mahkemesi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İtirazın etkisi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Takibi <strong>kendiliğinden durdurur</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Kural olarak yalnızca <strong>satışı durdurur</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Ödeme süresi</p>
   </td>
   <td>
   <p>7 gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>10 gün</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu yüzden zarfı açtığınızda ilk bakacağınız şey, ödeme emrinin başlığıdır: <strong>hangi takip yoluyla</strong> geldiğini anlamadan süre hesabı yapmayın. Kafede çalışan Murat, senede dayalı takibi "nasılsa 7 günüm var" diye bekletti; <strong>5. gün dolduğunda</strong> itiraz hakkını çoktan kaçırmıştı.</p>

<p><strong>İtiraz Etmezseniz: Kesinleşme, Haciz ve Mal Beyanı</strong></p>

<p>Süresinde itiraz edilmeyen takip <strong>kesinleşir</strong>. Bu andan itibaren alacaklı; maaşınıza, banka hesaplarınıza, aracınıza ve tapulu mallarınıza <strong>haciz</strong> konulmasını isteyebilir. Maaşta kural olarak <strong>en fazla dörtte birlik</strong> kısım haczedilebilir; nafaka alacakları gibi istisnalar ayrı değerlendirilir . Az bilinen bir yükümlülük daha var: takip kesinleştiğinde borçlunun <strong>7 gün içinde mal beyanında</strong> bulunması gerekir. Bu tamamen sessiz kalmanın dahi <strong>yaptırımı olduğu</strong> anlamına gelir, mal beyanında hiç bulunmamak, alacaklının şikâyeti üzerine tazyik hapsine kadar gidebilen bir süreçtir. Geçen ay danışmaya gelen Tuncay, "nasılsa üzerime kayıtlı mal yok" diyerek zarfı çekmeceye kaldırmıştı; takip kesinleşince maaş hesabına <strong>bloke</strong> konduğunu ancak market alışverişinde kartı reddedilince fark etti.</p>

<p><strong>Süre Kaçtıysa Kapı Tam Kapanmaz</strong></p>

<p>• <strong>Menfi tespit davası:</strong> Borçlu olmadığınızı, itiraz süresi geçse bile genel mahkemede açacağınız davayla ispatlayabilirsiniz</p>

<p>• <strong>Gecikmiş itiraz:</strong> Tebligat döneminde elinizde olmayan bir engel (ağır hastalık, deprem gibi) varsa, engelin kalkmasından itibaren <strong>3 gün içinde</strong> icra mahkemesinden gecikmiş itiraz isteyebilirsiniz</p>

<p>• <strong>Usulsüz tebligat şikâyeti:</strong> Tebligat adrese ve usule aykırı yapıldıysa, öğrenme tarihinizin esas alınması için icra mahkemesine başvurabilirsiniz</p>

<p><strong>Borç Gerçekse: Ödeme, Taksit ve Uzlaşma Yolları</strong></p>

<p>Peki borç gerçekten size aitse? O zaman strateji değişir: gerçek bir borca <strong>sırf zaman kazanmak için</strong> itiraz etmek risklidir. Alacaklı itirazın iptali davasını kazanırsa, borcun üzerine <strong>yüzde 20'den az olmamak üzere</strong> icra inkâr tazminatı ödemek zorunda kalabilirsiniz, yani 100.000 TL'lik borç bir anda 120.000 TL artı faiz ve yargılama giderine dönüşür. Bunun yerine masadaki gerçek seçeneklere bakın: dosya borcunu <strong>ödeyerek</strong> takibi kapatmak, alacaklıyla <strong>taksit anlaşması</strong> yapmak veya alacaklının muvafakatiyle ödeme planını icra dosyasına işletmek. Örneğin esnaf Hakan, 180.000 TL'lik tedarikçi borcunda alacaklı vekiliyle görüşüp <strong>6 taksitlik</strong> bir plan üzerinde anlaştı; haciz hiç gündeme gelmeden dosya kapandı. Alacaklıyla kurulan doğru iletişim, çoğu icra dosyasını hacze gerek kalmadan kapatır. Alacak uyuşmazlıklarının önemli bölümü, henüz icra aşamasına gelmeden <strong>arabuluculuk masasında</strong> da çözülebilir. Tıpkı boşanma gibi yıpratıcı süreçlerde olduğu gibi, borç ilişkilerinde de karşılıklı kabul edilebilir bir plan, yıllarca sürecek takip ve dava maliyetinden çok daha <strong>kalıcı bir çözümdür</strong>.</p>

<p><strong>İtiraz dilekçesi için avukat zorunlu mu?</strong></p>

<p>Zorunlu değil; itirazı kendiniz de verebilirsiniz. Ancak itiraz türünün <strong>yanlış seçilmesi</strong> (örneğin imzaya itirazın açıkça yazılmaması) hak kaybı doğurabildiğinden, özellikle yüksek tutarlı dosyalarda dilekçe öncesi <strong>hukuki görüş almak</strong> güvenli yoldur.</p>

<p><strong>İtiraz ettim, süreç nasıl devam eder?</strong></p>

<p>İlamsız takipte itirazınızla takip durur; top artık alacaklıdadır. Alacaklı, itirazın tebliğinden itibaren genel mahkemede <strong>1 yıl içinde itirazın iptali</strong> davası açabilir veya elinde İİK'da sayılan nitelikte belge varsa <strong>6 ay içinde</strong> icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süreler geçerse takip olduğu yerde kalır.</p>

<p><strong>Ödeme emrini hiç almadım, yine de haciz gelebilir mi?</strong></p>

<p>Tebligat usulüne uygun yapılmışsa, siz fiilen görmeseniz bile süre işler ve takip kesinleşebilir. Bu durumda <strong>usulsüz tebligat şikâyeti</strong> ve öğrenme tarihine göre itiraz gündeme gelir, dosyayı fark ettiğiniz an gecikmeden hukuki değerlendirme yaptırmanız önemlidir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Süre, ödeme emrinin <strong>tebliğiyle</strong> başlar: ilamsız takipte itiraz için <strong>7 gün</strong>, kambiyo takibinde <strong>5 gün</strong> vardır.</p>

<p>- İlk iş dosyayı <strong>UYAP'tan</strong> inceleyin: alacaklı, tutar, dayanak belge ve takip türünü öğrenmeden karar vermeyin.</p>

<p>- İlamsız takipte süresinde itiraz takibi <strong>kendiliğinden durdurur</strong>; imza ve yetki itirazlarını açıkça yazın.</p>

<p>- İtiraz edilmeyen takip kesinleşir: haciz yolu açılır ve <strong>7 günlük mal beyanı</strong> yükümlülüğü doğar.</p>

<p>- Gerçek borca dayanaksız itiraz, <strong>yüzde 20 icra inkâr tazminatı</strong> riski taşır; ödeme, taksit ve uzlaşma seçeneklerini değerlendirin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Süre kaçtıysa bile <strong>menfi tespit, gecikmiş itiraz ve usulsüz tebligat şikâyeti</strong> gibi yollar tamamen kapanmış değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adiniza-icra-takibi-baslatildiginda-7-gun-icinde-yapmaniz-gerekenler-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/icra-dosyasad1.jpg" type="image/jpeg" length="31377"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/2260 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212260-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212260-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/2/2022 tarihli ve 2021/2260 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>HÜSNÜ ESEN BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/2260)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 23/2/2022</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>M. Emin KUZ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Tuğçe TAKCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hüsnü ESEN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Ali SAMSUM</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, kanser hastasının tedavisinde gerekli ilacın ithali için ödemesinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanması amacıyla yapılan talebin reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 18/1/2021 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, tedavisi süresince ilaç bedelinin ilacın ithalinde yetkili kuruluşa Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Başvurucunun tedbir talebinin 29/3/2021 tarihinde kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>7. 1948 doğumlu olan başvurucuya<i> bronş ve akciğer maling neoplazmı </i>(akciğer kanseri) tanısı konulmuştur.</p>

<p>8. Başvurucunun tedavisini izleyen hekim, tedavide en isabetli seçeneğin <i>pembrolizumab </i>etken maddeli <i>Keytruda </i>adlı ilaç olduğunu değerlenmiştir. Başvurucunun başvurusu üzerine Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu anılan ilacın kullanılmasına onay vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, vekili aracılığıyla SGK'ya başvurarak <i>Keytruda</i> isimli ilacın bedelinin SGK tarafından karşılanmasını talep etmiştir. SGK bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, ret işleminin iptali talebiyle Bursa 4. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açıp idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesini de talep etmiştir.</p>

<p>10. İdare Mahkemesi 17/12/2020 tarihinde dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Karara yapılan itiraz İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Sekizinci İdari Dava Dairesi tarafından reddedilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, yürütmenin durdurulması kararı gereğince yeniden SGK'ya başvurmuştur. Başvuru, ilacın bedelinin Şahıs Ödemeleri Sistemi'nden ödenerek kayıt altına alındığı ve buradan takibinin yapıldığı bildirilerek reddedilmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak tedavisi süresince ilaç bedelinin ilacın ithalinde yetkili kuruluşa SGK tarafından ödenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi 29/3/2021 tarihinde tedbir talebini kabul etmiştir.</p>

<p>13. UYAP üzerinden yapılan incelemede, İdare Mahkemesinin 3/3/2021 tarihinde "<i>... bronş ve akciğer malign neoplazmı tanısı konulan davacının hastalığının tedavisinde pembrolizumab etkin maddeli ilacın kullanılması gerektiğinin hekim tarafından belirtildiği, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca da söz konusu ilacın kullanılmasının uygun bulunduğu, bu ilacın kullanımının bronş ve akciğer malign neoplazmı tanısı konulan davacının hastalığının tedavisinde yaşamsal önemi haiz olduğu, ...</i>" gerekçesiyle ilaç bedelinin ödenmesi talepli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>14. Söz konusu karara karşı SGK vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi devam etmektedir. Ayrıca başvurucunun bireysel başvuruda bulunduktan sonra 3/8/2021 tarihinde hayatını kaybettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin 23/2/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>16. Başvurucu; hastalığının tedavisi için gerekli olan ilacın maliyetinin yüksek olması nedeniyle ilacı kendi imkânlarıyla tedarik edemediğini, bu nedenle kendisi açısından hayati önemi olan tedavinin gerçekleşememesine bağlı olarak maddi ve manevi bütünlüğünün tehlikeye gireceğini belirtmiş, maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>17. Bakanlık görüşünde, iddiaya konu yargılamanın derdest olduğunun başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinde dikkate alınması gerektiğine değinilmiştir. Bakanlık ayrıca devletin vatandaşlarının maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu fakat bu yükümlülüğün sınırsız olmadığını ifade etmiştir. Bakanlık son olarak anılan ilacın ödeme listesinde bulunmadığının, ilacın ruhsat sahibi firmasınca "<i>Rezeke edilemeyen veya metastik malign melanoma</i>" ve "<i>Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri (KHDAK)</i>" endikasyonunda geri ödeme kapsamına alınması yönünde SGK'ya başvuru yapıldığının, değerlendirme süreçleri devam etmekte iken ilgili firma tarafından geri ödemeye ilişkin talebin geri çekildiğinin, ilacın geri ödeme kapsamına alınabilmesi için ruhsat sahibi firmanın yeniden talepte bulunması gerektiğinin SGK'ca bildirildiğini ve başvurucunun gerektiği gibi muayene ve tedavi alamadığı yönünde bir şikâyetinin bulunmadığını belirtmiştir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Adli Yardım Talebi Yönünden</strong></p>

<p>18. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay </i>(B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>İhlal İddiası Yönünden</strong></p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Anayasa Mahkemesi<i> Asya Oktay ve diğerleri (</i>B. No: 2014/3549, 22/3/2017, §§ 18-21) kararında başvurucunun bireysel başvurunun yapıldığı tarihten sonra ölmesi durumunda başvurunun incelenmesine devam edilip edilemeyeceğine ilişkin ilkeleri belirlemiştir.<i> Asya Oktay ve diğerleri</i> içtihadından sonraki dönemde Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru devam ederken başvurucunun ölmesi durumunda ölüm tarihinden sonra makul bir süre içinde kendiliğinden Anayasa Mahkemesine başvurarak başvuruya devam etmek istediğini bildiren mirasçıların -menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurularını incelemiştir (diğerleri arasından bkz. <i>Ayten Yeğenoğlu,</i> B. No: 2015/1685, 23/5/2018 [ölümden yaklaşık üç ay sonra]; <i>Fatma Ülker Akkaya,</i> B. No: 2014/18979, 22/2/2018 [ölümden iki ay sonra]). Mirasçıların başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa Mahkemesine bildirmediği hâllerde ise düşme kararı verilmektedir (<i>Ali Sedat Yücelik ve diğerleri,</i> B. No: 2015/2574, 9/5/2018, §§ 22-25; <i>Abbas Çelik ve diğerleri,</i> B. No: 2014/749, 7/3/2018, §§ 26-29;<i> Haşim Özpolat,</i> B. No: 2014/3140, 21/9/2017, § 19; <i>Şükran Çopuraslan</i>, B. No: 2014/4695, 14/9/2017, § 22).</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi <i>T.G.</i> (B. No: 2017/21163, 9/1/2019, §§ 17-20) kararında bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen başvurucuların mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletebilecekleri makul süreyi -haklı mazeretler saklı kalmak kaydıyla- ölüm tarihinden itibaren dört ay olarak tespit etmiştir.</p>

<p>22. Başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra 3/8/2021 tarihinde yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır. Ancak başvurucunun mirasçıları ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde başvuruyu devam ettirmek istediklerine ilişkin taleplerini Anayasa Mahkemesine iletmemiştir. Öte yandan başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden birinin de bulunmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin <i>düşmesine</i> karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Başvurunun<i> </i>DÜŞMESİNE,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 23/2/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212260-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="61289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KANSER İLAÇLARININ SGK TARAFINDAN KARŞILANMASI: YARGITAY’IN SON DÖNEM YAKLAŞIMI VE HASTAYA ÖZGÜ İSPAT]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kanser-ilaclarinin-sgk-tarafindan-karsilanmasi-yargitayin-son-donem-yaklasimi-ve-hastaya-ozgu-ispat-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kanser-ilaclarinin-sgk-tarafindan-karsilanmasi-yargitayin-son-donem-yaklasimi-ve-hastaya-ozgu-ispat-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde kullanılan yeni nesil hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapilerin bir bölümünün yüksek maliyetli olması ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirli koşullarda karşılanması, ilaca erişim sorununu önemli bir hukuk uyuşmazlığına dönüştürmüştür.</p>

<p>Özellikle pembrolizumab (Keytruda), nivolumab (Opdivo), atezolizumab (Tecentriq) ve durvalumab (Imfinzi) gibi ilaçlara ilişkin uyuşmazlıklar son yıllarda Yargıtay içtihadına da yansımıştır.</p>

<p>2025 ve 2026 tarihli kararlar birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır: Artık temel soru yalnızca “Bu ilaç hastanın tedavisi için gerekli midir?” değildir. Asıl mesele, dava konusu ilacın somut hasta bakımından tıbben zorunlu, hayati öneme sahip ve sürekli olarak etkin ve yararlı olduğunun yeterli bilimsel verilerle ortaya konulabilmesidir.</p>

<p><strong>“İLAÇ HAYATİ ÖNEMDEDİR” DEMEK YETERLİ Mİ?</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202511038-e-202511360-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 04.07.2025 tarihli, E.2025/11038, K.2025/11360 sayılı kararı </a></strong>bu açıdan önemlidir.</p>

<p>Somut olayda kanser hastasına pembrolizumab etken maddeli Keytruda kullanılması uygun görülmüş ve TİTCK tarafından kullanım onayı verilmiştir. SGK’nın ödeme talebini reddetmesi üzerine açılan dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi de SGK’nın istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay ise bilirkişi incelemesini yeterli görmeyerek kararı bozmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daire; hastanın kanser türü ve evresinin, önceki tedavilerinin ve ilacın somut hasta üzerindeki etkisinin ayrıntılı biçimde araştırılmasını istemektedir. İlacın ve kanser türünün özelliğine göre gerekli klinik çalışma verileri, biyobelirteçler ve moleküler veya genetik testlerin de değerlendirilmesi; tedaviden sonra tümörde küçülme veya hastalığın ilerlemesinde yavaşlama meydana gelip gelmediğinin, SGK tarafından karşılanan alternatif tedavilerin yeterliliğinin ve sağlanan yararın geçici mi yoksa sürekli mi olduğunun araştırılması gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay ayrıca incelemenin üniversitelerin tıbbi onkoloji birimlerinden oluşturulacak en az üç kişilik bilirkişi kurulu tarafından yapılmasını istemiştir. Bu yaklaşım, genel bir “tıbbi gereklilik” değerlendirmesinin ötesinde somut hastaya özgü bilimsel değerlendirmenin önem kazandığını göstermektedir.</p>

<p><strong>İYİLEŞME KAVRAMI NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ?</strong></p>

<p>Kanser tedavisinde kullanılan her ilaç hastalığı tamamen ortadan kaldırmayabilir. Tedavi hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir, tümör yükünü azaltabilir veya hastanın klinik durumunda anlamlı bir yarar sağlayabilir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20221137-e-20231112-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2023 tarihli, E.2022/1137, K.2023/1112 sayılı kararı</a></strong>nda da ilacın hayati öneme sahip ve kullanılmasının zorunlu olup olmadığının yanında, hastanın iyileşmesine katkısının uzman sağlık kurulunca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle ileri evre bir kanser hastasında hukuken dikkate alınacak tıbbi yararın yalnızca “tam şifa” ile sınırlandırılması doğru olmayacaktır.</p>

<p><strong>10 TEMMUZ 2025 SONRASINDA NE DEĞİŞTİ?</strong></p>

<p>10 Temmuz 2025 tarihli SUT değişikliğiyle pembrolizumab (Keytruda), atezolizumab (Tecentriq) ve durvalumab (Imfinzi) belirlenen koşullarla Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi’ne eklenmiş; nivolumab (Opdivo) ve ipilimumab (Yervoy) bakımından da geri ödeme koşullarında değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Ancak bir ilacın geri ödeme listesinde bulunması, kullanıldığı her hasta bakımından SGK tarafından koşulsuz karşılanacağı anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Dolayısıyla artık “SGK Keytruda’yı karşılıyor mu?” sorusu tek başına yeterli değildir. Asıl soru; hastanın kanser türü, evresi, somut tedavi açısından gerekli biyobelirteçleri, önceki tedavileri ve tedavi protokolü dikkate alındığında kullanımın güncel SUT koşullarını karşılayıp karşılamadığıdır.</p>

<p>Her dosyada öncelikle güncel SUT hükümleri ile hastanın somut durumu birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>2026 KARARI: YARGISAL KORUMA YOLU KAPANMIŞ DEĞİL</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kanser-ilaclarinin-odenmesine-yonelik-mahkeme-kararini-onadi" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.04.2026 tarihli, E.2026/528, K.2026/4565 sayılı kararı</a> bakımından kamuya açık kaynaklarda, kanser ilaçlarının SGK tarafından ödenmesine ilişkin mahkeme hükmünün onandığı bildirilmektedir.</p>

<p>Bu sonuç, 2025 tarihli bozma kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde önemlidir. Kanser ilaçlarının SGK tarafından karşılanmasına ilişkin yargısal koruma yolu kategorik olarak kapanmış değildir.</p>

<p>Ancak her uyuşmazlığın kendi tıbbi özellikleri içinde değerlendirilmesi ve hastaya özgü tıbbi gerekliliğin yeterli bilimsel delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Son dönem içtihadı bu nedenle “bu ilaçlar ödenmez” şeklinde değil, hastaya özgü bilimsel değerlendirmenin giderek daha fazla önem kazandığı bir yaklaşım olarak okunmalıdır.</p>

<p><strong>KANSER HASTASI DAVANIN SONUNU BEKLEYEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Bu uyuşmazlıkları diğer sosyal güvenlik davalarından ayıran en önemli unsurlardan biri zamandır. Kanser tedavisinde birkaç aylık gecikme bazı hastalar bakımından geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle esas hakkında verilecek karar kadar geçici hukuki koruma da önemlidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212260-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin Hüsnü Esen başvurusunda (B. No: 2021/2260)</a>, başvurucunun tedavi süresince ilaç bedelinin SGK tarafından karşılanmasına yönelik tedbir talebi 29.03.2021 tarihinde kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu örnek, kanser hastası açısından etkili yargısal korumanın yalnızca yargılama sonunda verilecek nihai karardan ibaret olmadığını göstermektedir. Tedaviye zamanında erişimi sağlayabilecek geçici hukuki koruma mekanizmaları da bu davalarda büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>YENİ DÖNEMİN ANAHTARI: “KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ İSPAT”</strong></p>

<p>Son Yargıtay kararları, kanser ilacı davalarında dosyanın hazırlanma biçimini de etkilemektedir. Yalnızca SGK ret yazısı ve reçetenin sunulmasıyla yetinilmemelidir.</p>

<p>Hastanın tanı ve patoloji raporları, kanserin evresi, görüntüleme sonuçları, önceki tedavileri, tıbbi onkoloji raporu, varsa TİTCK kararları, somut tedavi bakımından gerekli biyobelirteç ve moleküler/genetik testler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Tedaviyi öneren hekimin raporunda da mümkün olduğu ölçüde ilacın neden tercih edildiği, alternatif tedavilerin neden yetersiz kaldığı ve tedavinin uygulanmamasının hasta açısından doğurabileceği sonuçlar ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Kanaatimizce son dönem içtihadını tanımlamak için kullanılabilecek kavramlardan biri “kişiselleştirilmiş ispat”tır. Bu ifade Yargıtay tarafından kullanılan teknik bir kavram değil, kararlarından hareketle yapılan bir değerlendirmedir.</p>

<p>Modern onkoloji nasıl hastanın ve tümörün özelliklerine göre kişiselleşiyorsa, bu tedavilere ilişkin hukuki uyuşmazlıklarda ispatın da giderek hastaya özgü hâle geldiği görülmektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kanser ilaçlarının SGK tarafından karşılanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki tablo değişmektedir. Bir taraftan bazı ilaçlar belirlenen koşullarla geri ödeme kapsamına alınmış, diğer taraftan Yargıtay hastaya özgü bilimsel değerlendirmenin önemini artırmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte yargısal koruma yolu kapanmış değildir. Her somut olayın güncel SUT hükümleri, hastanın tıbbi durumu ve bilimsel deliller çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Ancak hukuk bir gerçeği gözden kaçırmamalıdır: Kanser hastası için zaman, yalnızca bir yargılama süresi değildir. Tedaviye bugün ulaşmakla aylar sonra ulaşmak arasındaki fark bazı hastalar açısından telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ile hastanın yaşam ve sağlık hakkı arasında kurulacak dengede, etkili tedaviye zamanında erişim de gözetilmelidir.</p>

<p>Sonuçta bu davaların görünürdeki konusu yüksek bedelli bir ilacın finansmanıdır.</p>

<p>Fakat hukuken korunması gereken asıl değer ilaç değil, insan yaşamıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kanser-ilaclarinin-sgk-tarafindan-karsilanmasi-yargitayin-son-donem-yaklasimi-ve-hastaya-ozgu-ispat-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/ilacac.jpg" type="image/jpeg" length="89156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6306 Sayılı Kanun Çerçevesinde Salt Çoğunluk Karar Sistemi ve Anlaşmaya Yanaşmayan Paydaşların Hisselerinin Satış Prosedürü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-cercevesinde-salt-cogunluk-karar-sistemi-ve-anlasmaya-yanasmayan-paydaslarin-hisselerinin-satis-proseduru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-cercevesinde-salt-cogunluk-karar-sistemi-ve-anlasmaya-yanasmayan-paydaslarin-hisselerinin-satis-proseduru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>6306 Sayılı Kanun Çerçevesinde Salt Çoğunluk Karar Sistemi ve Anlaşmaya Yanaşmayan Paydaşların Hisselerinin Satış Prosedürü</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm mevzuatında 2023 yılında yapılan değişikliklerle birlikte bazı dönüşüm uygulamalarında karar alma bakımından maliklerin hisseleri oranında salt çoğunluğu esas alınmaya başlanmıştır. Bu sistem, karar alma sürecini hızlandırırken, karara katılmayan maliklerin mülkiyet hakkını etkileyen özel bir hisse satış usulünü de beraberinde getirmiştir. Sürecin hukuka uygun yürütülebilmesi için çoğunluğun doğru hesaplanması, kararın içeriğinin açık olması, teklifin usulüne uygun bildirilmesi ve rayiç bedel tespitinin denetlenebilir nitelikte bulunması gerekir.</p>

<p><strong>Salt çoğunluk sisteminin kapsamı</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen dönüşüm işlemlerinde uygulanacak karar sistemi, taşınmazın riskli alan, rezerv yapı alanı veya riskli yapı statüsünde bulunup bulunmadığına göre değerlendirilmelidir. Kanunda, belirli uygulama alanlarında veya riskli yapıların bulunduğu parsellerde; parsellerin tevhit edilmesi, münferit veya birleştirilerek ya da imar adası bazında uygulama yapılması, yeniden bina yaptırılması, payların satışı, kat karşılığı inşaat veya hasılat paylaşımı yöntemleriyle yeniden değerlendirme yapılması hususlarında, maliklerin hisseleri oranında salt çoğunluğu ile karar verilebilmesi öngörülmektedir.</p>

<p>Bu düzenlemede önemli olan, salt çoğunluğun malik sayısına göre değil, <strong>arsa payları ve hisseler oranına göre</strong> hesaplanmasıdır. Başka bir ifadeyle, toplantıya katılan kişi sayısının yarısından bir fazlasının bulunması tek başına yeterli değildir. Kararın hangi arsa payı oranını temsil eden maliklerin desteğiyle alındığı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>6306 SAYILI KANUN – PAYDAŞLARIN SALT ÇOĞUNLUĞU İLE KARAR ALINMASI</strong></p>

<p>Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile karar verilir.</p>

<p><strong>Kararın konusu ve anlaşma şartları açık olmalıdır</strong></p>

<p>Salt çoğunlukla alınan kararın yalnızca “dönüşüme gidilmesine” ilişkin genel bir irade açıklaması olması yeterli değildir. Kararın hangi proje için, hangi yükleniciyle, hangi paylaşım oranıyla ve hangi mali şartlarla uygulanacağı açıklanmalıdır.</p>

<p>Karar tutanağında en azından aşağıdaki unsurların gösterilmesi gerekir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Taşınmazın ada ve parsel bilgisi,</li>
 <li>Dönüşüm uygulamasının kapsamı,</li>
 <li>Uygulama yöntemi,</li>
 <li>Yüklenicinin kimliği,</li>
 <li>Bağımsız bölüm paylaşım oranı,</li>
 <li>Arsa sahiplerine bırakılacak bağımsız bölümler,</li>
 <li>İnşaatın yaklaşık süresi,</li>
 <li>Kira yardımı ve taşınma desteği,</li>
 <li>Teminat ve sigorta hükümleri,</li>
 <li>Gecikme hâlinde uygulanacak yaptırımlar,</li>
 <li>Karara katılmayan maliklerin hisseleri bakımından izlenecek yol.</li>
</ul>

<p>Kararın eki niteliğinde sözleşme taslağı veya anlaşma şartları bulunmuyorsa, karara katılmayan malikin hangi teklifi kabul etmesi gerektiği belirsiz kalabilir. Bu belirsizlik, satış sürecinin yargısal denetiminde önemli bir sorun oluşturabilir.</p>

<p><strong>Karara katılmayan maliklere bildirim</strong></p>

<p>Salt çoğunlukla karar alan maliklerin, karar ve anlaşma şartlarını karara katılmayan maliklere bildirmesi gerekir. Bildirimde yalnızca “çoğunluk kararı alınmıştır” ifadesinin bulunması yeterli değildir. Kararın içeriği ve anlaşma şartları ya maliklere sunulmalı ya da teklifin incelenebileceği yer açıkça gösterilmelidir. Ayrıca bildirimde, bildirimin yapıldığı veya hukuken yapılmış sayıldığı tarihten itibaren on beş gün içinde teklifin kabul edilmemesi hâlinde arsa paylarının satış sürecine geçileceği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>Bu bildirim usulü, mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşıyan hisse satış sürecinin önemli güvencelerinden biridir. Malik, hangi proje şartlarını kabul etmediği ve kabul etmemesi hâlinde hangi hukuki sonucun doğacağı konusunda bilgi sahibi olmalıdır.</p>

<p><strong>Hisse satışının temel aşamaları</strong></p>

<p>Kanun sistematiği içinde süreç genel olarak şu aşamalardan oluşmaktadır:</p>

<p><strong>1. </strong>Taşınmazın kanun kapsamında bulunduğunun belirlenmesi,</p>

<p><strong>2. </strong>Maliklerin hisseleri oranında salt çoğunlukla karar alınması,</p>

<p><strong>3. </strong>Karar ve anlaşma şartlarının karara katılmayanlara bildirilmesi,</p>

<p><strong>4. </strong>On beş günlük kabul ve inceleme süresinin işletilmesi,</p>

<p><strong>5. </strong>Katılmayan payların Başkanlıkça rayiç değerinin tespit ettirilmesi,</p>

<p><strong>6. </strong>Rayiç değerden az olmamak üzere açık artırma yapılması,</p>

<p><strong>7.</strong> Diğer paydaşlara satışın denenmesi,</p>

<p><strong>8. </strong>Satış gerçekleşmezse kanunda öngörülen diğer satış veya devir seçeneklerinin uygulanması,</p>

<p><strong>9.</strong> Satışın tapuya işlenmesi ve yeni maliklerin dönüşüm kararına göre işlem yapması.</p>

<p>Riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında, belirli koşullarda paydaşlara satış gerçekleştirilememesi hâlinde payların dönüşüm projesini gerçekleştirecek Başkanlık, idare veya TOKİ tarafından satın alınmasına ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Riskli yapılarda ise satış işleminin anlaşan paydaşlara veya onların kararıyla projeye uyulmasını kabul eden üçüncü kişilere yöneltilmesi söz konusu olabilir.</p>

<p><strong>Rayiç bedel tespitinin önemi</strong></p>

<p>Anlaşmaya katılmayan malik açısından en önemli husus, payının gerçek değerinin altında satılmamasıdır. Kanun, satışın rayiç değerden az olmamak üzere yapılmasını öngörmektedir. Bu nedenle rayiç bedel tespitinin hangi tarih itibarıyla yapıldığı, hangi yöntemle hesaplandığı, taşınmazın mevcut ve dönüşüm sonrası değerlerinin nasıl ayrıştırıldığı önem taşır.</p>

<p>Rayiç değer belirlenirken;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Taşınmazın yüzölçümü,</li>
 <li>Mevcut arsa payı,</li>
 <li>İmar durumu,</li>
 <li>Emsal ve yapılaşma hakkı,</li>
 <li>Konumu,</li>
 <li>Ulaşım olanakları,</li>
 <li>Ticari veya konut kullanım niteliği,</li>
 <li>Dönüşüm projesinin ekonomik değeri,</li>
 <li>Piyasa emsalleri,</li>
 <li>Üzerindeki yapı ve muhdesat,</li>
 <li>İpotek veya sınırlı ayni hakların etkisi</li>
</ul>

<p>değerlendirilmelidir.</p>

<p>Eksik veya yetersiz değerleme yapıldığı düşünülüyorsa, malik değerleme raporunun kendisine bildirilmesini istemeli; rapordaki emsal seçimini, hesap yöntemini ve taşınmazın dönüşüm potansiyelini incelemelidir.</p>

<p><strong>Satış işlemine karşı hukuki başvuru imkânı</strong></p>

<p>Hisse satışına ilişkin işlemde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Salt çoğunluğun yanlış hesaplanması,</li>
 <li>Maliklerin tamamının veya gerekli pay sahiplerinin belirlenmemesi,</li>
 <li>Karar tutanağının sahte veya eksik olması,</li>
 <li>Anlaşma şartlarının bildirilmemesi,</li>
 <li>On beş günlük sürenin işletilmemesi,</li>
 <li>Rayiç değerin düşük tespit edilmesi,</li>
 <li>Yanlış taşınmaz veya yanlış arsa payı üzerinden işlem yapılması,</li>
 <li>Proje şartlarının sonradan değiştirilmesi,</li>
 <li>Satışın kanuni usule aykırı gerçekleştirilmesi</li>
</ul>

<p>gibi hukuka aykırılıklar ileri sürülebilir.</p>

<p>6306 sayılı Kanun uyarınca tesis edilen idari işlemlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idari yargıda dava açılabilmesine ilişkin özel bir düzenleme bulunmaktadır. Bu nedenle tebliğ tarihi dikkatle tespit edilmeli; satış işlemi, değerleme raporu, karar tutanağı ve bildirim belgeleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Dava açılması hâlinde, işlemin uygulanması telafisi güç veya imkânsız zarar doğuracaksa yürütmenin durdurulması talep edilmesi de değerlendirilebilir. Ancak bu talebin kabulü otomatik değildir; işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç zarar doğması koşullarının somutlaştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Mülkiyet hakkı ile dönüşüm kamu yararı arasındaki denge</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kentsel dönüşüm, can güvenliğinin sağlanması ve sağlıksız yapı stokunun yenilenmesi amacı taşıyan kamu yararına dayalı bir uygulamadır. Ancak kamu yararı amacı, mülkiyet hakkına yönelik her müdahaleyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.</p>

<p>Müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması, izlenen amaçla ölçülü olması, maliklere usule ilişkin güvenceler tanınması ve bedel bakımından adil bir denge kurulması gerekir. Salt çoğunluk sistemi, dönüşüm kararlarının oybirliği nedeniyle sürüncemede kalmasını önlemeye yöneliktir. Buna karşılık azınlıkta kalan maliklerin tamamen etkisiz bırakılması değil, kanunda öngörülen bildirim, değerleme ve satış güvencelerinin işletilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Uygulamada maliklerin dikkat etmesi gereken belgeler</strong></p>

<p>Malikler süreç boyunca aşağıdaki belgeleri mutlaka temin etmeli ve saklamalıdır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Riskli yapı veya riskli alan tespit belgeleri,</li>
 <li>Tapu kaydı ve arsa payı bilgileri,</li>
 <li>Salt çoğunluk karar tutanağı,</li>
 <li>Anlaşma metni ve ekleri,</li>
 <li>Mimari proje ve bağımsız bölüm listesi,</li>
 <li>Yükleniciyle yapılan sözleşme,</li>
 <li>Tebligat evrakı,</li>
 <li>Muhtarlık ilan tutanağı,</li>
 <li>Rayiç değer raporu,</li>
 <li>Açık artırma ilanı ve tutanağı,</li>
 <li>Satış kararı,</li>
 <li>Tapu müdürlüğü yazışmaları,</li>
 <li>Değerleme ve imar belgeleri.</li>
</ul>

<p>Belgelerin yalnızca sözlü bilgiye dayanılarak değerlendirilmesi, hak kaybı riskini artırır. Özellikle satış ve tebligat tarihleri bakımından yazılı kayıtlar önem taşır.</p>

<p>6306 sayılı Kanun çerçevesindeki salt çoğunluk sistemi, dönüşüm kararlarının alınmasını kolaylaştıran; ancak karara katılmayan maliklerin paylarının satılmasına imkân veren özel bir mekanizmadır. Bu nedenle sistemin uygulanmasında hem çoğunluk kararının hem de azınlık maliklerin korunmasına yönelik usuli güvencelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Salt çoğunluk, malik sayısının değil, arsa paylarının çoğunluğudur. Kararın içeriği açık olmalı, teklif karara katılmayan maliklere usulüne uygun bildirilmeli, on beş günlük süreye uyulmalı, rayiç değer gerçek ve denetlenebilir biçimde belirlenmeli ve satış işlemine karşı başvuru süresi kaçırılmamalıdır. Özellikle tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük dava süresi somut dosya bakımından öncelikle kontrol edilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN"><img alt="Av. Yusuf Şamil TÜREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yusuf-samil-turen1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN">Av. Yusuf Şamil TÜREN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-cercevesinde-salt-cogunluk-karar-sistemi-ve-anlasmaya-yanasmayan-paydaslarin-hisselerinin-satis-proseduru-1</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="66312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2019/5279 E., 2020/7042 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2020 tarihli, 2019/5279 E., 2020/7042 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/5279 E., 2020/7042 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı ... vekili ve davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili, davacının davalı sigortacı tarafından "İdeal Sağlık Sigorta Poliçesi" ile sigortalandığını, maç yaparken dizinden yaralanan davacıda menüsküs yırtığı ve ön çapraz bağda yırtık tespit edildiğini, sigortacının provizyon incelemesi için görevlendirdiği diğer davalı şirketin provizyon alındığını bildirmesi üzerine tedavinin yaptırıldığını; ancak aynı gün 12 aylık bekleme süresi nedeniyle sigortacının ödeme yapmayacağının bildirildiğini, davacının tedavi için yaptığı 23.000,00 TL ameliyat gideri ile 2.250,00 TL fizik tedavi masrafının poliçe kapsamında olduğunu, başvuruyu reddeden davalıların zarardan müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek, davacının ödediği 25.250,00 TL'nin ödeme tarihlerinden işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili, davada Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunu, davacının menüsküs ameliyatına ilişkin talebinin, poliçe özel hükmü gereği 12 aylık bekleme süresi içinde gerçekleştiğini, zararın teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili, davalıya husumet düşmeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davanın açıldığı İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davalı ...Ş. alehine açılan davanın husumet yokluğundan reddine; 25.250,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... şirketinden tahsiline dair verilen hükmün, davalı ... vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 19.12.2016 tarih, 2014/8424 Esas ve 2016/11642 Karar sayılı ilamı ile; "davanın, sağlık sigorta poliçesine dayanan ve sigorta hukukundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğu; sigorta hukukunun TTK'nun 1401 vd. maddelerinde düzenlendiği dikkate alınarak, ticari davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemeleri'ne ait olduğundan, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek hüküm tesisinin doğru görülmediği" gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Bozmaya uyan İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı ...Ş. alehine açılan davanın husumetten reddine; diğer davalı hakkındaki davanın kabulü ile 25.250,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'nden tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılmış olmasına ve delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; daha önce verilen hükmün, davacı vekili ile hakkındaki dava husumetten reddolunan davalı vekili tarafından temyiz edilmediği ve davalı ...Ş. ile ilgili ilk hükmün kesinleştiği gözetildiğinde, bu yöne ilişkin davacı temyizinin yerinde görülmemesine göre; davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, sağlık sigorta poliçesi gereği tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacının dava açarken dayanak yaptığı 12.07.2011- 12.07.2012 vadeli poliçeyle davalı ... nezdinde sigortalı olduğu; sigorta süresi içinde (21.03.2012'de) rizikonun gerçekleştiği ve davacının kazadaki yaralanması nedeniyle yaptığı ameliyat giderlerini talep ettiği görülmektedir. Poliçede teminat verilen riziko gerçekleşmiş olmakla birlikte, poliçe özel şartlarının "bekleme süresi" başlıklı 11.maddesinde, diz cerrahisine (menisküs, kıkırdak, sinovya ve bağ lezyonları vb.) ilişkin hastalık ve komplikasyonlarının cerrahi ve yatarak yapılan teşhis ve tedavi harcamalarının 12 ay boyunca sigorta teminatı kapsamı dışında olduğu düzenlemesi yapılmıştır.</p>

<p>Mahkemece, 6762 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde poliçe düzenlendiği için Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümlerinin uygulama alanı bulduğu ve davalı sigortacının, anılan yönetmeliğin 5. ve 7.maddelerine uygun biçimde (özellikle, teminat dışı olan haller bakımından) davacı sigortalıyı bilgilendirmediği, bu nedenle de poliçe özel şartındaki teminat dışılığa ilişkin düzenlemenin uygulanamayacağı ve davalı sigortacının zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
İhtiyari nitelikte düzenlenen sağlık sigorta poliçesine, Türk Ticaret Kanunu'nun emredici düzenlemelerine aykırı olmamak kaydıyla özel şartlar konulması mümkündür. Sağlık Sigortası</p>

<p>Genel Şartları'nın teminat dışı hallerin düzenlendiği 2.maddesinin (h) bendinde de, poliçe özel şartı ile belirlenecek hastalıkların teminat dışı bırakılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Davalının düzenlediği poliçede, birtakım hastalıklar için süresiz olarak ve birtakım hastalıklar için de belirli süreler ile sınırlı biçimde teminat dışılık yönünde özel şarta yer verilmiştir.</p>

<p>Davalının düzenlediği poliçenin ilk sayfasında "poliçenin, poliçede belirtilen genel şart, özel şartlar ve açıklamalar çerçevesinde düzenlendiği, ekli genel ve özel şartlarla birlikte teslim edildiği" ifadesi yer almaktadır. Poliçe ilk sayfasında özel şartları da içeren poliçe örneğinin teslim edildiği açıkça yazılmış olduğuna göre, artık Yönetmelik hükümleri gereği bilgilendirme yapılması gerekliliğinden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Açıklanan vakıalar karşısında mahkemece; dayanak yapılan özel şartları da içeren poliçe örneğinin sigortalı davacıya teslim edildiğinin poliçeye yazıldığı; somut olayda teminat dışılığa yol açan özel şartın davacının bilgisi dahilinde olduğu (ya da en azından olması gerektiği) gözetilerek, poliçe özel şartı nedeniyle davalı sigortacının zarardan sorumlu olmadığına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; aşağıda dökümü yazılı 10,00 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ... Şirketine geri verilmesine 16/11/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20195279-e-20207042-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="27034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/11482 E., 2019/5205 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 29/04/2019 tarihli, 2016/11482 E., 2019/5205 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/11482 E., 2019/5205 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacılar vekili, davacıların eşi/babası İsmail'in kullandığı banka kredisine teminat amacıyla davalı tarafından hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, poliçe vadesi içinde davacılar yakını sigortalının öldüğünü, davalının mevcut hastalığın gizlendiği ve beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığı gerekçesiyle ödeme yapmayı reddettiğini belirterek 19.500,00 TL vefat tazminatın dava tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili, sigortalı murisin poliçe tanziminden önce mevcut olan akciğer kanseri rahatsızlığını beyan etmemesi ve bu rahatsızlık sonucu ölmesi nedeniyle talebin teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile 19.500,00 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve veraset ilamındaki payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; davaya konu poliçede dain-i mürtehin kaydı bulunan bankanın, 17.02.2016 tarihli cevabi yazısıyla, kredi borcunun ödendiği ve borç kalmadığı bildirildiğinden, davacıların davada aktif dava ehliyetinin bulunmasına göre; davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davacılar murisi ... ile davalı arasında 08.01.2013-08.01.2014 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 30.10.2013 tarihinde davacılar yakını sigortalı vefat etmiştir.</p>

<p>Davalı taraf yargılama sırasında, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan akciğer kanseri hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkeme ise; sigortalı muris tarafından imzalanan sağlık durumuna ilişkin beyan formunun matbu olduğu ve soruların sorulup sorulmadığının dahi belli olmadığı; davalı sigortacı tarafından bilgilendirme yapılıp soru sorulmadan ve gerekli görülüyorsa sağlık raporu alınmadan poliçenin düzenlenip, risk oluşunca bu form gereği ödemeden kaçınma ve poliçenin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanımı olduğu gerekçesiyle, davalının tazminattan sorumluluğuna karar verilmiştir.</p>

<p>Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.<br />
6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi'nin 19.11.2014 tarihli raporuyla, sigortalı murisin ölüm sebebinin akciğer kanseri olduğu ve bu hastalıkla ilgili teşhisin 28.11.2012 tarihinde (poliçe tanziminden önce) konulduğu net biçimde saptanmıştır. Dosya kapsamından, davalı ... tarafından davacılar murisinin cevaplaması istemiyle yazılı soru formu verildiği; bu form ile murise hertür kanser dahil rahatsızlığı olup olmadığının açıkça sorulduğu; sigortalı murisin bu soruya olumsuz cevap verdiği; poliçeden önce 3 kez kemoterapi aldığı ve hastanede yatmasına sebep olan akciğer kanseri hastalığını bildirmediği anlaşılmaktadır. Tüm bu sebeplerle, mahkemenin davayı kabul gerekçesi yerinde değildir.</p>

<p>Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; sigorta sözleşmelerinin karşılıklı iyiniyet ve güven esasına dayalı olarak kurulan sözleşmeler olduğu; güven ve iyiniyet ilkesi ile yasal düzenlemeler (TTK 1435) gereği, sigorta yaptıranın önemli tüm hususları poliçenin tanzimi sırasında sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu; davacılar murisi sigortalının poliçe tanziminden önce teşhisi konulmuş ve yaklaşık 1,5 aydır yoğun biçimde tedavisini gördüğü akciğer kanseri rahatsızlığını sigortacıya bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususları dikkate alınmak suretiyle, bu durumun yaptırımını düzenleyen TTK'nun 1439/2. maddesine göre değerlendirme yapılıp davanın reddine karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve hatalı gerekçeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 29/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201611482-e-20195205-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="88853"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/17293 E., 2018/5922 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 05.06.2018 tarihli, 2015/17293 E., 2018/5922 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/17293 E., 2018/5922 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... Emeklilik ve Hayat AŞ vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı sigorta sözleşmesinin teminat kapsamının 19.12.2011 - 19.12.2012 tarihleri arasında olduğunu, sigorta primini sözleşmenin yapıldığı tarihte peşin olarak ödediğini, poliçe teminatı kapsamında bulunan tehlikeli hastalıklardan Multiple Skleroz (MS) hastalığına yakalanmış olduğunu, poliçe tanzim tarihinden 4 aydan fazla bir süre sonra hastalık belirtilerini gösterdiğini, 2012 Haziran ayında da davacıya kesin tanı konulduğunu, davalı sigorta şirketinin; tehlikeli hastalık olan Multiple Skleroz (MS) hastalığına davacının 2003 yılında yakaladığını sigorta firmasının teminat bedelini ödemediğini beyan ederek davacının, davalı sigorta şirketinden sigorta sözleşmesi kapsamında taahhüt ettiği 30.000,00 TL teminat bedeline işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı sigortalının tazminat talebi üzerine müvekkili sigorta şirketi tarafından yapılan incelemede sigortalının 2003 yılında rahatsızlığına ilişkin tetkikler yapıldığı ve tedavi gördüğü anlaşılarak tazminat talebinin poliçe teminatı kapsamı dışında kaldığının tespit edilerek tazminatın ödenmesinin mümkün olmadığının sigortalıya bildirildiğini beyanla, haksız ve hukuki mesnetten yoksun olarak açılmış davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre ... Kurumu 3. Tıp ihtisas Kurulunca verilen raporda davacının poliçe tarihinden önce hastalığına ilişkin semptomlarının baş gösterdiği, ancak kesin tanı konulmadığı, mevcut belgelere göre MS tanısının sigorta tarihinden sonra konulduğu, hatta sigorta başlangıç tarihinden itibaren ilk 90 günden sonra 29/03/2012 tarihinde kronik seyirli olduğunun belirlendiği, davalı sigorta şirketinin ... Kurumu Raporu karşısında davacı sigortalının hastalığını bildiğine ve gizlediğine dair somut kanıtlar ortaya koyamadığı, meydana gelen hastalığın sigorta poliçesi kapsamında bulunduğu anlaşıldığından benimsenen ve bu yönlere işaret eden raporlar ışığında davanın kabulüne, 30.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş hüküm davalı ... Emeklilik ve Hayat AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, Yaşama Destek Sigortası poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece yapılan araştırma inceleme hüküm vermeye yetkili değildir.</p>

<p>TTK’nın 1290. maddesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur</p>

<p>Somut olayda; Davacı ile davalı arasında tehlikeli hastalıkları da kapsayan yaşama destek sigortası imzalanmış olup, sigorta bilgilendirme formunun 2.5 maddesinde de “MS hastalığının teminat kapsamında olduğu, muhtemel MS ve MS'i düşündüren ancak tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomları teminat dışı olduğu, tehlikeli hastalıklar teminatının, kasden gerçeğe aykırı veya eksik beyanda bulunulduğunun tespit edilmesi halinde riziko gerçekleşmiş olsa bile sigortacının cayma hakkı olduğu“ hususu düzenlenmiştir.<br />
Sigortalının poliçe tanziminden sonra MS tanısı aldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı sigorta firması da davacının MS hastalığına ilişkin belirtilerinin sigorta sözleşmesinin imzalanmasından önce 2003 yılında göstermeye başladığı, davacı sigortalının söz konusu hastalığa ilişkin belirtilen olduğunu bilmesine rağmen kasden gerçeğe aykırı veya eksik beyanda bulunarak söz konusu hasatlıktan bahsetmediği gerekçesi ile cayma hakkını kullandığını beyan etmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamında bulunan ... ... 3. İhtisas Dairesi'nin 05.12.2014 tarihli raporunda; "davacı sigortalının hastalığına ait bulguların 2009 yılından itibaren belirginleştiğinin, 29.03.2012 tarihli kranial MR raporuna göre hastalığının kronik seyirli olduğu ve eski ataklarının da olduğunun anlaşıldığının, kişinin 19.12.2011-19.12.2012 tarihleri arasındaki yaşam destek sigortası yaptırdığının, bu tarih öncesinde kişide hastalığın semptomlarının bulunduğunun, ancak tanı konulmamış olduğu, mevcut belgelere göre MS tanısının sigorta tarihinden sonra konulduğunun tesbit edildiği”, Özel Sigortalar Uzmanı ... tarafından tanzim olunan bilirkişi raporunda da; "gerek kanun ve gerekse de poliçe genel şartı gereğince bu hastalığını bildiği halde sakladığını ortaya koyan hiçbir delil tespit edilemediğini, davacı sigortalının MS hastalığının varlığını sigorta şirketi ile aralarında akdedilen poliçe sırasında gizlediğine ilişkin bir bulguya rastlanmadığını, davacı sigortalının MS hastalığının mahkemece alınan ... kurumu raporu ile sigorta tarihinden sonra konulduğuna, davalı sigorta şirketinin teminat limiti kapsamında sigortalıya karşı sorumlu olduğu sonuç ve kanaatine vardığı” belirtilmiştir.</p>

<p>Poliçede yer alan MS hastalığının teminat kapsamında olduğu, muhtemel MS ve MS'i düşündüren ancak tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomların teminat dışı olduğuna ilişkin özel şart göz önüne alındığında, davacının MS hastalığı belirtilerini poliçenin düzenlendiği tarihte gizlediği ve davalı sigorta şirketine bildirmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sözleşme öncesinde mevcut olan semptomların, ... raporunda da belirlenen semptomlar ile poliçede belirlenen muhtemel MS ve MS'i düşündüren ancak tanı koydurucu olmayan izole nörolojik semptomlar olup olmadığı yönünde mahkemece ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 05.06.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201517293-e-20185922-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="88090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55134"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38768"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="12634"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="57227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="10097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="45702"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="21283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="33502"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="58120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="79036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="70503"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="92365"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
