<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Jul 2026 16:37:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yediemin otoparklarında milyarlık vurgun! İhale öncesi otomobillerin parçalarını söküp değerini düşürmüşler...]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da Yediemin otoparklarındaki otomobiller üzerinden 3 farklı yöntemle yaklaşık 1,5 milyar liralık vurgun yaptıkları tespit edilen çete üyesi 32 şüpheli İstanbul merkezli 8 ilde yapılan operasyonla yakalandı. Şüphelilerin ihaleyle satılacak otomobillerin parçalarını ihaleden önce söktükleri, böylece ihalede otomobili değerini düşürüp 10’da 1 fiyatına satın aldıkları, ellerindeki parçaları geri takarak araçların 3. kişilere satışını gerçekleştirdikleri tespit edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Asayiş Şube Müdürlüğü, Oto Hırsızlık Büro Amirliği tarafından yaklaşık 6 ay süren teknik ve fiziki takibin ardından Yediemin otoparklarından hırsızlık yapan bir çeteye yönelik operasyon yapıldı. İstanbul merkezli Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Şanlıurfa, Balıkesir, Tekirdağ İllerinde yapılan eş zamanlı baskın yapıldı. Baskınlarda aralarında şebekenin yöneticileri olduğu tespit edilen Ö.T., O.T, Y.K., B.T.ve İ.A.’nın aralarında bulunduğu 32 şüpheli gözaltına alındı. Baskın yapılan yerler arasında Tuzla, Maltepe, Sultanbeyli ilçesinde bulunan 3 Yediemin otoparklı ile 2 adet deponun bulunduğu belirtildi.</p>

<p><strong>ÇETENİN YÖNTEMLERİ ORTAYA ÇIKARILDI</strong></p>

<p>Oto Hırsızlık Büro Amirliğinde sorgulanan şüphelilerin hırsızlar sırasında izledikleri yöntemde ortaya çıkarıldı. Şüphelilerin ilk yöntemde Yediemin otoparklarına bırakılan araçların değerli parçalarını sökerek yedek parça olarak sattıkları öğrenildi.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂYLA BİLİRKİŞİ RAPORLARI HAZIRLAMIŞLAR</strong></p>

<p>Şüphelilerin izledikleri ikinci yöntemde ise uzun süredir Yediemin otoparklarında tutulan ve ihaleyle satılacak otomobillerin, motor, kapı ve koltuk gibi parçalarını ihaleden önce söktükleri, böylece ihalede otomobilin değerinin 10’da bir fiyatına satın aldıkları, ellerindeki parçaları geri takarak araçların 3. kişilere satışını gerçekleştirdikleri tespit edildi. Şüphelilerin ihalede otomobili alamama durumunda bu defa aynı parçaları alan kişiye sattıkları öğrenildi. Şüphelilerin bazı ihalelerde ise hasarlı olmayan araçları yapay zekayla sahte bilirkişi raporları hazırladıkları, araçları hasarlı gibi ucuza satın aldıkları belirtildi.</p>

<p><strong>DEVLETİN BORCUNU ALMASINA ENGEL OLMUŞLAR</strong></p>

<p>Oto hırsızlık çetesi üyelerin ayrıca sahiplerinin vergi borcu nedeniyle satılamayan araçlarında satışını gerçekleştirdikleri belirlendi. Araç sahibinin başka işleri nedeniyle haciz konan araçları satmak için akıl almaz bir plan işleten şüphelilerin önce bu kişiyi sözde kendilerine borçlandırdıkları öğrenildi. Şahıs alacaklarının kamu alacaklarının önüne geçmesini düzenleyen maddeyi istismar eden şüphelilerin sözde alacaklarına karşılık otomobilini haciz edip, aracı 3. kişilere sattıkları komisyonlarını düştükten sonra otomobilin parasını eski sahibine verdikleri öğrenildi.</p>

<p><strong>BİR HASTANE SAHİBİ İLE İŞ İNSAANLARI DA GÖZALTINDA</strong></p>

<p>Bu yöntemle devletin vergi borcunu tahsil etmesini engelleyen şüphelilere müşteri olan Hastane sahibi bir doktor ile çok sayıda iş insanının da gözaltına alınanlar arasında bulunduğu belirtildi.</p>

<p><strong>1,5 MİLYAR LİRALIK VURGUN YAPMIŞLAR</strong></p>

<p>Polis soruşturması sonucunda şüphelilerin şu ana kadar bu yöntemleri kullanarak yaklaşık 1,5 milyar liralık vurgun yaptıkları ortaya çıktı. Olayla ilgili MASAK incelemesinin sürdüğü, raporun hazırlanmasının ardından gerçek vurgun rakamının ortaya çıkacağı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ŞU ANDA NAKİT YOK ORADAN BİR KAÇ OTOMOBİL PARÇASI SÖKÜN”</strong></p>

<p>Yapılan teknik ve fiziki takip sırasında oldukça rahat olan şüphelilerin bazı konuşmalarında para lazım olduğu zaman 'Şu anda nakit yok. Oradan birkaç radyatör sökün paraya çevirin' gibi talimatlar verdikleri tespit edildi.</p>

<p>Asayiş Şube Müdürlüğünde işlemleri tamamlanan şüpheliler hakkında 71 ayrı Nitelikli dolandırıcılık, İhaleye fesat karıştırmak, Resmi Belgede sahtecilik, Güveni kötüye kullanmak suçlamasıyla Anadolu Adliyesine sevk edildiler. (Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/6a59faed5625e6181d3fd6f0.webp" type="image/jpeg" length="18185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARACINIZ PERT SAYILDI DİYE HER ŞEY BİTMİYOR! BİLİRKİŞİ RAPORU HANGİ DURUMLARDA HÜKME ESAS ALINAMAZ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/araciniz-pert-sayildi-diye-her-sey-bitmiyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/araciniz-pert-sayildi-diye-her-sey-bitmiyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir sabah işe gitmek üzere aracınıza binerken hiç beklemediğiniz bir trafik kazası yaşarsınız. Araç ağır hasar alır, çekiciyle servise götürülür ve günlerce eksper raporunun çıkmasını beklersiniz. Aklınızdaki tek soru şudur: <strong>"Aracım tamir edilecek mi, yoksa pert mi sayılacak?"</strong></p>

<p>Bir süre sonra sigorta şirketinden veya servisten beklediğiniz haber gelir. Size, aracın <strong>"pert total"</strong> olduğu ya da <strong>"ekonomik tam ziya"</strong> kapsamına girdiği söylenir. Günlük hayatta sıkça duyulan bu ifade, en basit anlatımla; <strong>aracın onarım masrafının ekonomik açıdan makul görülmediği ve bu nedenle tamir edilmesi yerine aracın piyasa değeri üzerinden işlem yapılmasının daha uygun olduğu</strong> anlamına gelmektedir.</p>

<p>Peki gerçekten her ağır hasarlı araç pert midir?</p>

<p>Aracın tamir masrafının yüksek çıkması tek başına yeterli midir?</p>

<p>Üstelik araç daha sonra onarılarak yıllarca trafikte kullanılmaya devam ediyorsa, buna rağmen "onarımı ekonomik değildir" denilebilir mi?</p>

<p>Daha da önemlisi, mahkemenin karar verirken dayandığı bilirkişi raporunda sadece <strong>"araç perttir"</strong> sonucunun yazılması yeterli midir; yoksa bu sonucun hangi teknik hesaplamalara ve hangi piyasa araştırmalarına dayandığının ayrıntılı şekilde açıklanması mı gerekir?</p>

<p>İşte uygulamada en çok uyuşmazlık doğuran nokta tam olarak burasıdır.</p>

<p>Çünkü birçok kişi bilirkişi raporunun kesin doğruyu ortaya koyduğunu düşünmektedir. Oysa hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen kişi değil; yalnızca hâkime teknik konuda yardımcı olan uzmandır. Hazırladığı raporun da sırf bir bilirkişi tarafından düzenlenmiş olması, onu otomatik olarak doğru veya bağlayıcı hâle getirmez.</p>

<p>Gerçekten de uygulamada bazı bilirkişi raporlarında; aracın piyasa değerinin nasıl belirlendiği açıklanmamakta, onarım bedelini oluşturan parça ve işçilik kalemleri gösterilmemekte, kullanılan fiyatların hangi kaynaklardan alındığı belirtilmemekte ve tarafların teknik itirazları cevapsız bırakılmaktadır. Böyle durumlarda rapor, yalnızca bir sonuç cümlesinden ibaret kalmakta; ne tarafların ne de mahkemenin bu sonuca nasıl ulaşıldığını denetleyebilmesi mümkün olmamaktadır.</p>

<p>Bu noktada şu sorular önem kazanmaktadır:</p>

<p>- Bir aracın pert sayılabilmesi için hangi kriterler birlikte değerlendirilmelidir?</p>

<p>- Bilirkişi raporunda hangi teknik açıklamaların bulunması zorunludur?</p>

<p>- Aynı dosyada düzenlenen raporlar birbiriyle çelişiyorsa hangisine itibar edilmelidir?</p>

<p>- Aracın kazadan sonra fiilen onarılarak trafikte kullanılmaya devam etmesi pert değerlendirmesini etkiler mi?</p>

<p>- Eksik ve gerekçesiz bilirkişi raporuna dayanılarak mahkeme karar verebilir mi?</p>

<p>İşte bu sorular, yalnızca sigorta hukukunu değil; adil yargılanma hakkını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını da yakından ilgilendirmektedir. Nitekim Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin yerleşik uygulamaları da, hükme esas alınacak bilirkişi raporlarının bilimsel verilere dayalı, ayrıntılı, gerekçeli ve denetlenebilir olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, bilirkişinin görevi yalnızca bir sonuca ulaşmak değildir. Mahkemenin ara kararıyla kendisine verilen teknik incelemeyi ayrıntılı biçimde yapmak, kullandığı verileri açıklamak ve ulaştığı sonucun hangi teknik hesaplamalara dayandığını ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Örneğin mahkeme, bilirkişiden "kaza tarihindeki parça, malzeme, işçilik ve montaj bedelleri dikkate alınarak aracın onarımının ekonomik olup olmadığının değerlendirilmesini" istemişse; raporda sadece "onarım bedeli ... TL'dir" şeklinde tek cümlelik bir tespitin bulunması yeterli değildir. Hangi parçaların değişeceği, hangilerinin onarılacağı, işçilik sürelerinin nasıl belirlendiği, kullanılan fiyat listelerinin hangi objektif kaynaklardan alındığı ve hesaplamanın hangi yöntemle yapıldığı açıkça gösterilmelidir.</p>

<p>Aksi hâlde mahkeme de taraflar da raporun doğruluğunu denetleyemeyecek, bilirkişinin ulaştığı sonucun hangi teknik gerekçelere dayandığını anlayamayacaktır.</p>

<p>Nitekim Bölge Adliye Mahkemeleri de bu konuda aynı doğrultuda kararlar vermektedir.</p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 2022/3 Esas 2022/22 Karar sayılı kararında</strong>;</p>

<p><i>"Bu durumda <strong>Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları dikkate alınarak</strong> kaza tarihindeki serbest piyasa koşullarına göre <strong>vasıtanın kazadan önceki rayici ile onarım sonrası değeri arasındaki farkın araç değer kaybı olarak belirlenmesi gerekmekte olup,</strong> mahkemece hükme esas alınan bil<strong>irkişi raporunda değer kaybı hesabının Genel Şartlardaki hükümler uyarınca </strong>yapıldığı anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>Kural olarak araçta meydana gelen "<strong>değer kaybı" (istikrar kazanan yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre</strong>); aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle önceki kazalar araştırılarak niteliği ve etkisi göz önüne alınarak, tartışılarak hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, modeli, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alınarak kazadan sonraki tamir edilmiş halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmadan ibarettir. <strong>Daha somut bir ifade ile aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri esas alınmalıdır. (Yargıtay 17. HD'nin 2016/16876 E - 2017/12161 K sayılı, 27/12/2017 tarihli ve 2015/5301 E - 2017/11098 K sayılı, 28/11/2017 tarihli kararları) </strong>Anayasa Mahkemesi iptal kararından sonra genel şartlar ile ekindeki formüllere göre yapılan tazminat hesabının yasal dayanağı kalmamıştır.</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davacıya ait araçta meydana gelen hasar ve değer kaybının belirlenmesi için mahkemece öncelikle dava konusu kaza nedeniyle davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedelinin ve hasarlı parçaların belirlenmesi için hasar dosyası, ekspertiz raporu, servis onarım belgeleri ile kaza tarihinden önceki hasarlarının aracın piyasa değerine etkisinin belirlenmesi için önceki hasarlara ilişkin belgelerinin getirilmesi, ondan sonra aracın modeli, yaşı ve özelliklerine göre 2. el hasarlı ve hasarsız değerinin ve buna göre değer kaybının Yargıtay tarafından belirlenen uygulamaya uygun olarak belirlenmesi için <strong>gerekçeli, ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde denetime uygun olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir."</strong></i></p>

<p>Karardan da açıkça görüldüğü üzere, yüksek yargı uygulaması bakımından önemli olan yalnızca ulaşılan sonuç değil; o sonuca hangi bilimsel yöntemlerle ulaşıldığının ayrıntılı şekilde ortaya konulmasıdır.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan bir diğer önemli sorun ise aynı dosyada düzenlenen bilirkişi raporlarının kendi içinde çelişkili olmasıdır. Bazı dosyalarda ilk raporda belirlenen rayiç değer ile sonraki ek raporlarda kabul edilen rayiç değer birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen, zarar hesabı hiçbir değişiklik yapılmaksızın tekrar edilmektedir.</p>

<p>Oysa rayiç değerin değişmesi; sovtaj bedelinden ödeme tarihindeki değere, sigorta ödemelerinden bakiye zarar hesabına kadar bütün hesap kalemlerini doğrudan etkilemektedir. Yeni bir rayiç değer kabul edildiği hâlde önceki hesaplamaların aynen korunması teknik açıdan açıklanabilir değildir. Böyle bir durumda rapor, matematiksel tutarlılığını kaybetmekte ve ulaşılan sonucun hangi hesap yöntemine dayandığı denetlenememektedir.</p>

<p>Bu noktada Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesi büyük önem taşımaktadır. Anılan düzenleme uyarınca taraflar bilirkişi raporuna itiraz edebilir; eksik gördükleri hususların tamamlanmasını veya yeni bilirkişi incelemesi yapılmasını talep edebilirler. Bunun doğal sonucu olarak düzenlenen ek raporun amacı, önceki raporu tekrar etmek değil; tarafların ileri sürdüğü teknik itirazlara somut cevap vermektir.</p>

<p>Bilirkişi; rayiç değerin neden değiştiğini, hesap yönteminin neden farklılaştığını, hangi verilerin esas alındığını ve önceki rapordaki çelişkilerin nasıl giderildiğini açıklamak zorundadır. Bu açıklamalar yapılmadan hazırlanan raporların hükme esas alınması usul hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2018/1897 Esas 2021/627 Karar sayılı kararında</strong> da aynı ilke benimsenmiştir.</p>

<p><i>"Mahkemece hükme esas alınan ATK raporunda, davacı aracının hasar bedeli, piyasa rayiç bedellerine ilişkin hiç bir inceleme ve araştırma yapılmadan dayanaksız, gerekçesiz olarak belirlendiği gibi aracın <strong>tamirinin ekonomik olup olmadığı, pert total işlemi yapılması gerekip gerekmediği hususlarında da Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değeri tespit edilmeden aracın pert total işlemine tabi tutulmasının uygun görülmediği belirtilmiş olup, rapor bu haliyle yetersiz, eksik, denetime ve hüküm kurmaya elverişli değildir. </strong>Mahkemece alanında uzman bilirkişiden piyasa rayiç bedellerine ilişkin inceleme ve araştırma yapılması suretiyle hasar bedeli ve aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değeri belirlenerek Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, şayet pert total işlemi yapılması gerekiyorsa sovtaj bedeli de tespit edilerek aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değerinden sovtaj bedeli mahsup edilerek gerçek zarar miktarının belirlenmesine yönelik <strong>ayrıntılı, dayanaklı, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınması ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, dayanaksız, denetime ve hükme elverişsiz ATK raporu hükme esas alınarak karar verilmesi doğru bulunmamıştır.</strong></i></p>

<p><i>Bu durumda, ilk derece mahkemesince <strong>uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verildiğinden, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir."</strong></i></p>

<p>Pert total değerlendirmesinde üzerinde durulması gereken bir başka önemli husus ise, incelemenin yalnızca matematiksel oran hesabına indirgenememesidir.</p>

<p>Uygulamada zaman zaman onarım bedelinin rayiç değere oranı esas alınarak doğrudan "pert uygundur" sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Oysa bu yaklaşım eksik bir değerlendirme niteliğindedir. Çünkü teknik olarak onarılabilir durumda bulunan, güvenli biçimde kullanılabilen ve fiilen trafiğe çıkarılan bir aracın sırf belirli bir oran nedeniyle pert kabul edilmesi her somut olay bakımından doğru sonuç vermeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirme yapılırken; hasarın niteliği, onarımın teknik olarak mümkün olup olmadığı, onarım sonrasındaki güvenlik durumu, ikinci el piyasa değeri, sovtaj bedeli ve ekonomik onarım kriterleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Özellikle aracın kazadan sonra onarılarak uzun süre trafikte kullanılmaya devam ettiğinin anlaşılması hâlinde, bilirkişinin bu olguyu ayrıca değerlendirmesi gerekir. Fiilen kullanılan bir araç bakımından "onarımı ekonomik değildir" sonucuna hangi teknik gerekçeyle ulaşıldığı ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Aksi hâlde rapor, eksik incelemeye dayanmış olacaktır.</p>

<p>Bir başka önemli husus da kullanılan piyasa verilerinin objektifliğidir. Bilirkişinin yalnızca tek bir yetkili servisten alınan fiyat teklifini esas alarak onarım bedelini belirlemesi çoğu zaman yeterli kabul edilmemektedir. Gerçek piyasa koşullarının belirlenebilmesi için farklı servisler, yedek parça piyasası, emsal teklifler ve sektör verileri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2020/1894 Esas 2022/1945 Karar sayılı kararında</strong>;</p>

<p><i>"Davalı vekilinin bir diğer itirazı olan çekme/hurda belgesi ibraz edilmeden tazminatı ödeyemeyecekleri halde, mahkemece buna dikkat edilmediği hususu bakımından yapılan değerlendirmede; <strong>mahkemece ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık bilirkişi heyet raporu alındığı, </strong>bu konuda seçim hakkına sahip davacının araç hurdasının sigortacıya verilmesine dair bir talebinin bulunmadığı, bilirkişi raporunda hurda bedelinin aracın rayiç bedelinden düşülmesi ve kalan tutarın sigorta şirketince ödenmesi suretiyle gerçek zararın hesaplanmış olduğu anlaşılmıştır. Yine, <strong>rapordaki sovtaj değeri, maddi hasar tutarı ve aracın rayiç değerine yönelik saptamaların da aracın tramer kayıtları, piyasadaki emsalleri, oto galeriler, ikinci el satış yapan internet siteleri, yetkili bayiler ve hasarlı araç alım satım işi yapan firmalardan araştırılmak suretiyle gerekçeli olarak belirlenmesine göre</strong>, usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık saptanmayan mahkeme kararına yönelik istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir (Aynı yönde bknz. Yargıtay (kapatılan) 17 HD 2016/7680 E.-2017/1041 K., 2016/17736 E.-2017/9799 K.)."</i>şeklindeki değerlendirmeyle, rayiç değer ve hasar hesaplamalarının geniş kapsamlı piyasa araştırmasına dayanması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p>Son olarak uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, aynı bilirkişiden peş peşe ek rapor alınmasına rağmen önceki eksikliklerin giderilmemesidir. Tarafların teknik itirazlarının hiçbirine cevap verilmemesi, önceki raporun yalnızca sonuç kısmının tekrar edilmesi ve mahkemenin ara kararında belirtilen hususların yine açıklanmaması hâlinde artık aynı bilirkişiden yeniden rapor alınmasının dosyaya katkı sağlamayacağı açıktır.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2019/946 Esas 2021/1581 Karar sayılı kararında</strong> <i>"Somut olayda, davalı sigorta şirketleri , davaya konu kazanın şaibeli olduğunu gerçek kaza olmadığını, davaya konu kazadan önce aracın birden fazla kazaya karıştığı, 25/01/2015 tarihinde meydana gelen kazada, davacı aracının ağır hasarlandığı, bu kazada aracın parçalarının toplanarak çalışır vaziyete getirilmek sureti ile planlı kazaya dahil edildiği yönünde tespitler bulunduğu, kaza mizanseli yaratarak ve polis tutanağı düzenletilerek kazaya inandırıcılık kazandırıldığı iddia edildiği ve bu yöndeki savunmaların araştırılması için tramer kayıtları celp edildiği halde, <strong>ilk derece</strong> <strong>mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda</strong> ; kazanın gerçek kaza olup olmadığı, davacı aracında davadan önce gerçekleşen kaza nedeniyle oluşan hasar, bu <strong>hasarın giderilmesi için hangi parçaların onarılması ve değiştirildiği, davaya konu kazada hangi hasarların oluştuğu, hasarın giderilmesi için hangi parçaların onarılması ve değiştirilmesi gerektiği detaylı açıklanarak ve karşılaştırılmak suretiyle, davalı savunmaların ayrıntılı olarak irdelenmediği,</strong> bilimsel verilere dayanmadan, eksik ve yetersiz düzenlendiği, <strong>ek raporda da eksikliğin giderilmediği, davalıların gerekçeli ayrıntılı itirazlarının karşılanmadan düzenlendiği, bu haliyle raporun hükme esas alınamayacağı, delil vasfına haiz olmadığı,</strong> ilk derece mahkemesinin , münhasır delilleri toplamadan, <strong>eksik ve hatalı değerlendirmeyle karar verdiği görülmektedir.</strong> </i></p>

<p><i>Karayolları Fen Heyetinden veya İTÜ de görevli <strong>3 kişilik öğretim görevinden oluşturulan bilirkişi heyetinden,</strong> davaya konu kaza ile davacı aracında oluşan hasarın uyumlu olup olmadığı, önceki kazalarda araçta meydana gelen hasarlar ile davaya konu kazada meydana geldiği iddia olunan hasarlar karşılaştırılarak, önceki kazayla bağlantılı hasar iddiası olan ve olmayan hususlar raporda gösterilerek, davaya konu kaza nedeniyle oluşan hasar ile onarım bedelleri tespit edilerek, <strong>aracın piyasa rayiç değerine göre, aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, pert total işlemi yapılması gerekiyor ise sovtaj değeri,</strong> tamiri ekonomik ise önceki kazaların da değer kaybına etkisi tartışılarak araçtaki değer kaybının tespiti yönünde ve emsal araştırma sonuçlar ile dayanak belgelerin açıklandığı <strong>rapor alınmadan karar verilmesi hukuka uygun bulunmamakla, davalılar vekillerinin istinaf itirazları yerindedir."</strong></i></p>

<p>Sonuç olarak; trafik kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında bilirkişi raporu çoğu zaman kararın en önemli dayanağını oluşturmaktadır. Ancak bilirkişi raporunun hükme esas alınabilmesi için yalnızca bir kanaat içermesi yeterli değildir. Raporun; bilimsel verilere dayanması, kullanılan hesap yöntemini açıklaması, tarafların teknik itirazlarını tek tek karşılaması, ulaşılan sonucun denetlenmesine imkân vermesi ve mahkemenin ara kararında belirtilen tüm hususları eksiksiz yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>Eksik incelemeye dayanan, kendi içinde çelişkiler barındıran, hesap yöntemini açıklamayan veya objektif piyasa araştırmasına yer vermeyen bilirkişi raporları, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği gibi adil yargılanma hakkını da zedeleyecektir. Bu nedenle mahkemelerce, gerektiğinde farklı uzmanlık alanlarından oluşan yeni bilirkişi kurullarından ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması; hem usul ekonomisinin hem de hakkaniyet ilkesinin doğal bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/araciniz-pert-sayildi-diye-her-sey-bitmiyor-1</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/oto-sozle-arac-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="72439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/14563 E., 2026/6182 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114563-e-20266182-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114563-e-20266182-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2021/14563 E., 2026/6182 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/14563 E., 2026/6182 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/296 E., 2016/114 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların aşağıda belirtilen dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; hakkındaki istihbari bilgi ve durumundan şüphelenilerek durdurulan sanığa, suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda, gömleğinin cebinden çıkardığı metamfetamini rızaen görevlilere teslim ettiği, elinde bulunan poşetin içinde ne olduğu sorulduğunda da poşeti açarak uyuşturucu olduğunu beyan ederek metamfetamini rızaen teslim ettiği olayda;</p>

<p>Sanığın herhangi bir arama kararı bulunmadığı aşamada, uyuşturucu maddeleri rızaen teslim ettiği, kolluk görevlilerinin de arama kararı alınmasına yönelik bir iradelerinin bulunduğuna ilişkin tespitin dosyaya yansımadığı anlaşılmakla, üzerinde bulunan ve poşet içerisindeki suça konu uyuşturucu maddeleri rızaen teslim eden sanığın kendi suçunun ortaya çıkmasına yardımda bulunduğu anlaşıldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 192/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114563-e-20266182-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="54197"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DERDEST OLAN BELİRSİZ ALACAK DAVALARI İÇİN GEÇİŞ HÜKMÜ KONULDU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/derdest-olan-belirsiz-alacak-davalari-icin-gecis-hukmu-konuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/derdest-olan-belirsiz-alacak-davalari-icin-gecis-hukmu-konuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçiş Hükmüne göre, belirsiz alacak davasının kaldırıldığı tarihten önce açılmış ve halen derdest olan belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir. Yeni kısıtlamalar sadece kanun yürürlüğe girdikten sonra açılacak yeni davaları kapsayacaktır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.</p>

<p><strong>BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE DİĞER KONULARDA GETİRİLEN TEMEL DEĞİŞİKLİKLER AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE ÖZETLENEBİLİR</strong></p>

<p><strong>1) BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILARAK YERİNE GENİŞLETİLMİŞ KISMİ DAVA" GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Hangi alacakların "belirli" veya "belirsiz" olduğu konusunda mahkemeler ve Yargıtay daireleri arasında görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Mahkemelerin "Bu alacak belirlenebilirdi, belirsiz alacak davası açamazsın" diyerek davaları hukuki yarar yokluğundan usulden reddetmesi, vatandaşların hak kaybına uğramasına ve ret kararından sonra yeni dava açarken alacağın zamanaşımına uğramasına yol açmaktaydı.</p>

<p>Yeni sistemde belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla doğan boşluk, HMK'nın 109. maddesindeki kısmi dava kuralları genişletilerek dolduruldu.</p>

<p>Klasik kısmi davada zamanaşımı sadece dava edilen miktar için kesilirdi. Yeni düzenlemeyle, alacağın sadece bir kısmı dava edilse bile, yargılama sırasında artırılan kalan kısım için de zamanaşımı davanın ilk açıldığı tarihten itibaren kesilmiş sayılacaktır. Bu yenilikle belirsiz alacak davası kaldırılmış olmakla birlikte belirsiz alacak davasının en büyük avantajı kısmi davaya taşınmıştır.</p>

<p>Kanundaki geçiş maddesi uyarınca, belirsiz alacak davasının kaldırıldığı tarihten önce açılmış ve halen derdest (devam eden) olan belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir.</p>

<p><strong>2) NOTERLİK İŞLEMLERİNDE DİJİTALLEŞME DÖNEMİ BAŞLIYOR</strong></p>

<p>Noterler, istenen evrak asıllarını elektronik ortamda tarayıp güvenli imza ile gönderecek.</p>

<p>Resmi dairelerin evrak taleplerinden harç, vergi veya değerli kağıt bedeli alınmayacak.</p>

<p><strong>3) DANIŞTAY YAPISINDA YAPILACAK DEĞİŞLİKLER ERTELENDİ</strong></p>

<p>Danıştay daire sayısının 10'a düşürülmesi yükümlülüğü 2030 yılına kadar ertelendi.</p>

<p>Boşalan her iki üyelik için tek üye seçilmesi uygulamasından da 4 yıl vazgeçildi.</p>

<p><strong>4) ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ VE İCRA SATIŞLARINDAKİ YENİ KURALLAR KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Miras kalan taşınmazların satışında ilk açık artırma sadece mirasçılar arasında yapılacak.</p>

<p><strong>5) İDARİ YARGIDA TEK HAKİMİN BAKACAĞI DAVALAR VE İSTİNAF KURALLARI YENİDEN BELİRLENDİ</strong></p>

<p><strong>6) IBAN DOLANDIRICILIĞI VE CEZA İNDİRİMİ</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçuna iştirak eden kişinin eylemi sadece banka hesabını, ödeme aracını veya IBAN bilgilerini başkasına vermekle sınırlıysa verilecek ceza yarı oranında indirilebilecek.</p>

<p>Mağdurun uğradığı zarar soruşturma aşamasında giderilirse cezada 2/3 oranında, kovuşturma (mahkeme) aşamasında giderilirse yarı oranında ek indirim uygulanacak.</p>

<p><strong>7) HAGB (HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI) YENİDEN DÜZENLENDİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda HAGB mekanizması revize edildi.</p>

<p>İstinaf Yolu Açıldı: HAGB kararlarına karşı artık düz bir itiraz yerine Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) nezdinde istinaf yolu açık olacak. BAM kararları ise Yargıtay'a taşınabilecek.</p>

<p>Yasak Kapsamı: İşkence, eziyet ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele suçlarında HAGB uygulanamayacak.</p>

<p><strong>8) DAVALARDA 3 AY SINIRI</strong></p>

<p>Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iki duruşma arasındaki süre üç aydan fazla olamayacak. Bilirkişi gibi zorunlu hallerde hakim gerekçesini somut olarak tutanağa yazmak zorunda kalacak.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf KARASU</strong></p>

<p>Ayrıntılı bilgiler için bkz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi-12" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; 12. YARGI PAKETİ, TBMM GENEL KURULUNDA KABUL EDİLDİ</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/derdest-olan-belirsiz-alacak-davalari-icin-gecis-hukmu-konuldu</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitaplad.jpg" type="image/jpeg" length="49388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/21908 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202121908-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202121908-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 24/2/2026tarihli ve 2021/21908 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Ö... </strong><strong>ASANSÖR</strong> <strong>İNŞAAT</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>VE</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>L</strong><strong>TD. ŞTİ. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/21908)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 24/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Duygu BAKAY</p>

   <p>Mehmet Yavuz YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>... Asansör İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Hasan AKKULAK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, ihale sözleşmesinin haksız feshedildiği gerekçesiyle açılan tazminat davasında delillerin hatalı değerlendirilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 5/5/2021 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Karaman Belediye Başkanlığı (Belediye) tarafından hizmet binasında bulunan asansörlerin yenilenmesi için 21/6/2017 tarihinde ihale düzenlenmiştir. Başvurucunun ekonomik olarak en avantajlı birinci teklifi verdiğinin tespit edilmesi üzerine 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca inceleme yapılarak hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı hususunda Karaman İl Emniyet Müdürlüğü (Emniyet Müdürlüğü) ile Karaman Valiliğinden (Valilik) bilgi istenmiştir.</p>

<p>6. Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda başvurucu Şirket hakkında Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilgili yürütülen soruşturmalar kapsamında herhangi bir adli işlem yapılmadığı bildirilmiştir. Bunun üzerine Belediye ile başvurucu arasında 11/7/2017 tarihinde yapım işi sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin imzalanmasından bir gün sonra Valilik, başvurucu Şirketin yetkilileri hakkında FETÖ/PDY üyeliğinden Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütüldüğünü Belediyeye bildirmiştir. Bu bildirim üzerine Belediye 17/7/2017 tarihinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmiştir. Belediye, sözleşmenin tek taraflı feshinin akabinde başvurucunun kamu ihalelerinden yasaklanması için de ayrıca başvuruda bulunmuştur. İçişleri Bakanlığı, Belediyenin talebini değerlendirmiş ve başvurucu Şirketin 12/9/2017 tarihinden itibaren bir yıl süreyle ihalelere katılmasının yasaklanmasına karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, öncelikle ihalenin feshi ile teminatın irat kaydedilmesi işlemlerine karşı iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde kendisi ve Şirket yetkilileri hakkında terör soruşturmasının yapılmadığını, sadece Şirket ortaklarının bir kısmı hakkında ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla iddianame hazırlandığını ve Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yargılama başlatıldığını belirterek 4734 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında ihalenin fesih nedeninin mevcut olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, dava dilekçesinde talep konusunu şu şekilde ifade etmiştir: <i>"Davalı kurumun 17/7/2017 tarih ve 54187544-83 sayılı sözleşmenin feshine ilişkin işlemin ve iş bu sözleşme dolayısıyla müvekkil tarafından yatırılmış olan teminatların gelir kaydedilmesine ilişkin işlemin öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ve yapılacak olan yargılama neticesinde iptali talebinden ibarettir." </i></p>

<p>8. Konya 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde görülen yargılamada 19/7/2018 tarihli kararla davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle başvurucu Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY'ye üyeliği, FETÖ/PDY ile irtibat yahut iltisak kapsamında düzenlenen bir iddianamenin bulunmadığı belirtilmiştir. Öte yandan Şirket yetkilileri hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırma suçundan soruşturma yürütüldüğü ve ceza davası açıldığı tespit edilmiş, bu durumun 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 25. maddesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle feshin hukuka uygun olduğuna karar verilmiştir. Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş ve dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve talepleri tekrarlamış ancak başvurucunun istinaf başvuru süresini kaçırdığı gerekçesiyle talebi reddedilmiştir. Başvurucunun karara itiraz etmemesi üzerine de dosya kesinleşmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, ayrıca bir yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklanmasına dair İçişleri Bakanlığının işlemine karşı da iptal davası açmıştır. Ankara 13. İdare Mahkemesinde görülen yargılamada başvurucunun terör örgütleriyle iltisaklı yahut irtibatlı olan tüzel kişi kapsamında yer almadığı tespit edilerek 4734 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca bir yıl süreyle ihalelerden yasaklanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı kanaati ile işlemin iptaline hükmedilmiştir. Gerekçeli karar, istinaf incelemesinden geçerek 7/3/2019 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu son olarak 29/1/2019 tarihli dilekçesi ile İçişleri Bakanlığı ve Belediye aleyhine maddi ve manevi zararının tazmini talebiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde ihalenin haksız şekilde tek taraflı feshedilmesi nedeniyle ihale için yapılan masraflar ve mahrum kalınan kâr kapsamında 87.792,90 TL maddi tazminat talep etmiş, FETÖ/PDY kapsamında hakkında soruşturma olmadığı hâlde bu yönde yapılan değerlendirmeler nedeniyle iş hayatında itibarının zedelendiğini belirterek ayrıca 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>11. Mahkeme; 29/11/2019 tarihli kararla maddi tazminat yönünden davanın reddine, manevi tazminat yönünden ise davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde tazminat taleplerinin ihalenin haksız feshedildiği iddiasından kaynaklandığını belirten Mahkeme, feshin iptali talebiyle açılan davanın reddedildiğini yani ihalenin feshinin hukuka uygun olduğuna hükmedildiğini ifade etmiştir. Bu kapsamda feshin hukuka aykırı olduğundan bahisle, talep edilen maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme; manevi tazminat talebi yönünden yaptığı değerlendirmede ise başvurucu hakkında verilen ihalelerden yasaklama kararının yargı kararıyla iptal edildiğine zira Şirket yetkilileri hakkında yapılan ceza soruşturmasının FETÖ/PDY üyeliğine değil ihaleye fesat karıştırma iddiasına dayalı olduğuna dikkat çekmiştir. Başvurucunun hatalı işlemden dolayı üzüntü duymasının olağan olduğunu belirten Mahkeme, bu nedenle sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak düzeyde davalı idarelerin hizmet kusur derecesi de gözetilmek suretiyle 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar vermiştir.</p>

<p>12. Hem başvurucu hem de Belediye ve İçişleri Bakanlığı karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İdarenin işleminin hatalı olduğunun mahkeme kararları ile sabit olduğunu ifade eden başvurucu ayrıca ihalenin feshine dayanak Kanun maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğini belirtmiştir. Maddi tazminat talebinin reddine gerekçe yapılan kesinleşmiş mahkeme kararının ihalenin feshine ilişkin olmadığını, teminatın irat kaydedilmesine yönelik olduğunu ileri süren başvurucu; bu durumda maddi tazminat talebinin reddinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Manevi tazminat talebi yönünden ise idare tarafından hatalı şekilde FETÖ/PDY kapsamına alındığını ve iş çevresindeki itibarının zedelendiğini belirtmiştir. Bu durumun sadece ihalenin feshinden kaynaklanmadığını, aynı zamanda uzun süre ihalelere iştirak edemediğini, çevresinde isminin bu soruşturma ile duyulması nedeniyle iş alamaz duruma geldiğini ifade ederek hükmedilen tazminat miktarının azlığından yakınmıştır. Belediye ve İçişleri Bakanlığı ise hükmedilen manevi tazminata itiraz etmiştir.</p>

<p>13. Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) tarafından yapılan istinaf incelemesi neticesinde 18/3/2021 tarihli kararla Belediye ve İçişleri Bakanlığının istinaf talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin tamamen reddi ile buna bağlı olarak da davanın tamamen reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun manevi tazminatın sebebi olarak Valilik tarafından Belediyeye gönderilen ve başvurucu Şirketin bazı yetkilileri hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütüldüğüne dair ibareler içeren yazıyı gösterdiğini ancak anılan yazıda hakkında hatalı bilgi verilen şahısların gerçek kişiler olduğu belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesince tüzel kişilik olan başvurucu Şirketin bu yazıdan kaynaklı olarak kişilik haklarının ihlal edilmesinin ve manevi bir zarara uğramasının mümkün olmadığı ifade edilerek, dava konusu manevi tazminat talebinin başvurucu Şirketin ihaleden yasaklanmasına ilişkin karardan kaynaklı olmadığı ifade edilmek suretiyle mahkeme kararının hukuka uygun olmadığına kanaat getirilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu vekili, nihai kararı 19/4/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>15. Öte yandan Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama neticesinde başvurucu Şirket yetkilileri hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan beraat kararı verilmiş ve karar istinaf incelemesinden geçerek 8/10/2021 tarihinde kesinleşmiştir. Kararın gerekçesinde ihale dosyaları nedeniyle oluşan bir kamu zararı bulunmadığı, kamu ihale mevzuatına aykırı bir işlemin ve kamu zararının tespit edilemediği, sanıkların ihaleye fesat karıştırma iddiaları ile ilgili olarak dosya kapsamında somut ve objektif delil ya da belge olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Kanun Hükümleri </strong></p>

<p>16. 4734 sayılı Kanun'un<i> "İhaleye katılamayacak olanlar"</i> başlıklı 11. maddesine 31/10/2016 tarihli ve 678 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 30. maddesiyle eklenen ve Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/90, K.2019/85 sayılı kararıyla iptal edilen (g) bendini de içeren kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Aşağıda sayılanlar doğrudan veya dolaylı veya alt yüklenici olarak, kendileri veya başkaları adına hiçbir şekilde ihalelere katılamazlar: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>g) Terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bildirilen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kapsamda olduğu Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından bildirilen yurt dışı bağlantılı gerçek ve tüzel kişiler." </i></p>

<p>17. 4735 sayılı Kanun'un <i>"İdarenin sözleşmeyi feshetmesi" </i>başlıklı 20. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Aşağıda belirtilen hallerde idare sözleşmeyi fesheder: </i></p>

<p><i>a) Yüklenicinin taahhüdünü ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine, ihale dokümanında belirlenen oranda gecikme cezası uygulanmak üzere, idarenin en az on gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi, </i></p>

<p><i>b) Sözleşmenin uygulanması sırasında yüklenicinin 25 inci maddede sayılan yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi, </i></p>

<p><i>Hallerinde, ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir." </i></p>

<p>18. 4735 sayılı Kanun'un<i> "Sözleşmeden önceki yasak fiil veya davranışlar nedeniyle fesih" </i>başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Yüklenicinin, ihale sürecinde Kamu İhale Kanununa göre yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun sözleşme yapıldıktan sonra tespit edilmesi halinde, kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir."</i></p>

<p>19. 4735 sayılı Kanun'un <i>"Yasak fiil ve davranışlar"</i> başlıklı 25. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Sözleşmenin uygulanması sırasında aşağıda belirtilen fiil veya davranışlarda bulunmak yasaktır: </i></p>

<p><i>a) Hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet suretiyle veya başka yollarla sözleşmeye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek. </i></p>

<p><i>b) Sahte belge düzenlemek, kullanmak veya bunlara teşebbüs etmek. </i></p>

<p><i>c) Sözleşme konusu işin yapılması veya teslimi sırasında hileli malzeme, araç veya usuller kullanmak, fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı veya kusurlu imalat yapmak. </i></p>

<p><i>d) Taahhüdünü yerine getirirken idareye zarar vermek. </i></p>

<p><i>e) Bilgi ve deneyimini idarenin zararına kullanmak veya 29 uncu madde hükümlerine aykırı hareket etmek. </i></p>

<p><i>f) Mücbir sebepler dışında, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek. </i></p>

<p><i>g) Sözleşmenin 16 ncı madde hükmüne aykırı olarak devredilmesi veya devir alınması."</i></p>

<p><strong>B. Anayasa Mahkemesi Kararı </strong></p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/90, K.2019/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>43. Kuralla terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan gerçek ve tüzel kişilerin kamu ihalelerine katılamayacakları öngörülmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan ibareler genel kavram niteliğinde olmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında belirtilen nedenlerle bunların katagorik olarak belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>47. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan bildirimin kural olarak ceza soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu kapsamdaki değerlendirmeye esas alınan olay ve olguların istihbarî nitelikte olması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle kamu ihalelerini gerçekleştiren idarelerce tesis edilecek işlemlerle ilgili yargısal denetim daha da önemli hâle gelmektedir. Ceza soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu olmayan güvenlik kurumlarınca yapılacak değerlendirmenin otomatik sonuç doğurması ile idarelere ve idari işlemi denetleyecek mahkemelere gerçek ve tüzel kişilerin terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapma yetkisinin verilmemesi, söz konusu bildirimlerin doğruluğunu denetleme ve gerçek duruma göre idari işlem tesis etme imkânını önemli ölçüde sınırlamaktadır. Kanun’da anılan yetkinin kuralın getiriliş amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki olası keyfilikleri önleyecek yasal güvencelere de yer verilmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>48. Belirli bir süreyle sınırlı olmayan ve kamu ihalelerini yapan idareler ile bu işlemleri denetleyecek mahkemelere kural olarak değerlendirme yapma imkânı vermeyen düzenlemenin yukarıda belirtilen sonuçları dikkate alındığında çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna varılmıştır."</i></p>

<p><strong>C. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/1/2016 tarihli ve E.2014/4-213, K.2016/70 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Tüzel kişilerde hak ehliyetine ilişkin TMK m. 48 gereğince 'Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler'. Görüldüğü üzere, kişinin hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyeti olarak tanımlanabilecek hak ehliyetine, tüzel kişiler de kuruldukları andan itibaren bünyesine uygun düştüğü oranda sahiptir. Bu durum, tüzel kişilerin kendisini kuran ya da kendisinden yararlanan kişilerden bağımsız birer hak süjesi olarak hukuk hayatına katılabilmesinin bir gereğidir. </i></p>

<p><i>Madde metninden anlaşıldığı üzere, kanun koyucu ana kuralı tüzel kişilerin tam hak ehliyetine sahip olması şeklinde koymuş, ancak bazı haklara fiziki ve sosyal yapısı nedeniyle sahip olamayacağını vurgulamıştır. Dolayısıyla gerçek kişinin ve tüzel kişinin hak ehliyeti arasında bir nitelik değil, içerik farkı olduğunu kabul etmiştir. Buna göre, gerçek kişilere açık olan kamu hukuku ve özel hukuk kaynaklı bütün haklara ve borçlara kural olarak sahip olabilecek durumdaki tüzel kişiler, kişilik hakkına da sahip olabilecek ve bu hakka tanınan korumadan yararlanabilecektir. </i></p>

<p><i>Bununla birlikte kişilik hakkının sınırları malvarlığı haklarının aksine belli değildir, somut müdahalelere göre değişir. Bu bakımdan nelerin kişilik hakkından sayılıp sayılmayacağını halin ve zamanın icabına bırakmak gerekir. Bu tespiti ise hakimler somut olayın özelliklerini nazara alarak yapacaklardır (DURAL Mustafa / ÖĞÜZ Tufan, Türk Özel Hukuku, Kişiler Hukuku, İstanbul 2006, s. 95). </i></p>

<p><i>Bu kapsamda, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu nedenle tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz. </i></p>

<p><i>Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişiliğe sahip bir şirketin ödeme gücüne ilişkin değerlendirmeler, o tüzel kişinin toplumsal şeref ve haysiyeti ile yakından ilgilidir. Kredi, toplum tarafından ödeme gücü ile ilgili olarak izafe edilen bir değer olması nedeniyle, bu değeri azaltan veya ortadan kaldıran kişiliği ihlale yönelik açıklamalar şeref ve haysiyete tecavüz niteliği taşır. </i></p>

<p><i>Kişilik haklarına saldırı halinde kişilik hakkı ister gerçek kişi isterse tüzel kişi olsun Devlete karşı Anayasa hükümleri ile idareye karşı idare hukuku hükümleri ile suç teşkil eden tecavüzlere karşı ise ceza hukuku hükümleri ile korunmuştur. Kişilik hakkının korunmasına ilişkin Medeni Kanun’daki ana düzenleme TMK m. 23 ve m. 24’te hüküm altına alınmıştır. TMK m. 23 hak sahibi tarafından vazgeçilmesine ya da aşırı sınırlanmasına karşı kişilik hakkını korurken, TMK m. 24 kişilik hakkına yönelebilecek saldırılara karşı koruma sağlar. Konuya ilişkin diğer bir temel düzenleme olan 818 sayılı BK m. 49’da (6098 sayılı TBK m. 58) ise, kişilik hakkı tecavüze uğrayan kişinin manevi tazminat talebi düzenleme altına alınmıştır. </i></p>

<p><i>Kişilik haklarının korunması için açılabilecek davalardan manevi tazminat davası genel olarak kabul edilen görüşe göre kişiliğe yönelik saldırı sebebiyle uğranılan manevi zararın, saldırı sebebiyle duyulan acı, elem ve ızdırabın tatmin edilerek giderilmesi amacıyla kişiye tanınan davadır. Manevi tazminat konusu mevzuatımızda, kişilik hakkı ihlallerinde istenebileceğini belirten MK m. 25 ve manevi tazminat davasının koşullarını belirleyen genel hüküm niteliğindeki BK m. 49 (6098 sayılı TBK m. 58) haricinde, bazı özel hükümlerde de geçmektedir. </i></p>

<p><i>Tüzel kişilerin manevi tazminat talep edip edemeyeceği tartışmalı olmakla birlikte hukuk düzeninin tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevî tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşecektir. Gerek Medenî Kanun ve gerekse Borçlar Kanunu yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır. Günümüzde doktrin ve Yargıtay tarafından yaygın olarak benimsenen görüş, gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul etmektedir (Dural / Öğüz, a.g.e., s. 233; SAYMEN Ferit H., 'Kimler Manevi Tazminat Talep Edebilir?', İÜHFM (Manevi Tazminat), Y. 1940, S. 6, s. 126 – 142; KARAHASAN Mustafa Reşit, Tazminat Hukuku, 1996, s. 967-968; GÜRSOY Kemal Tahir, 'Manevi Zarar ve Tazmini', AÜHFD., C. 30, S. 1- 4, s. 12). </i></p>

<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da, 15.12.2004 gün ve 2004/4-709 E.- 2004/720 K.; 31.05.2000 gün ve 2000/4-900 E. - 2000/935 K. sayılı ilamlarında tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat davası açabileceklerini kabul etmiştir."</i></p>

<p>22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/7/2022 tarihli ve E.2022/6929, K.2022/8687 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"3.</i><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında 'Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır.' denilmiştir. </i></p>

<p><i>3. Değerlendirme</i></p>

<p><i>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacının aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. </i></p>

<p><i>2</i><i>. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, hedef ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edilmiştir. Bu husus İlk Derece Mahkemesince de '...</i><i> her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı...' şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>3. Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli değildir. </i></p>

<p><i>4. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>24. Başvurucu; maddi tazminat talebinin kesinleşmiş mahkeme kararı gerekçe gösterilerek reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu zira ilgili mahkeme kararının ihalenin feshine ilişkin olmadığını, teminatın irat kaydedilmesine yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu ifade eden başvurucu; Belediyeye gönderilen yazının ortaklara ilişkin olmakla birlikte doğrudan kendisi hakkında sonuçlar doğurduğunu, eğer hatalı tespit içeren yazı gönderilmemiş olsaydı ihalenin feshi ya da ihalelerden yasaklanma gibi bir durumun söz konusu olmayacağını belirtmiştir. Ayrıca bu hatalı tespit nedeniyle itibarının da zedelendiğini ileri sürmüş; bu nedenle iş almakta zorlandığını, bu kapsamda mahkeme kararında hükmedilen manevi tazminat miktarının da düşük olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>25. Bakanlık görüşünde, başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Belediyeden gönderilen yazılar ibraz edilmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yazısında başvurucuya yönelik uygulanan bir yıl süreyle kamu ihalelerinden yasaklı olma kararının Valilikçe gönderilen belgeler çerçevesinde alındığını ve kararda başvurucunun manevi şahsına zarar verecek herhangi bir ifade kullanılmadığını ifade etmiştir. Belediye ise başvurucunun ihalenin feshi işleminden kaynaklanan zararlarına yönelik taleplerini fesih işleminin iptaline dair açılan davadan sonra dile getirmesi gerektiğini, buna mukabil başvurucunun yasaklılık kararını kaldıran mahkeme kararından sonra tam yargı davası açtığını, dolayısıyla iç hukuk yolları usulüne uygun kullanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>26. Başvurucu; Bakanlığın görüşüne karşı beyanında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Belediyenin itirazlarına cevap vermiştir. Buna göre maddi ve manevi zararının sadece kullanılan kelimelerden kaynaklanmadığını ifade eden başvurucu, zararının hatalı yasaklama kararının kendisinden kaynaklandığını ve bu zararın yasaklılık kararının kaldırılması ile giderilemeyeceğini belirtmiş; ayrıca iç hukuk yollarını da usulüne uygun tükettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>27. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." </i></p>

<p>28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucu, hukuka aykırı olduğu mahkeme kararı ile tespit edilen bir idari işleme istinaden uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine yönelik açtığı davada yapılan değerlendirmelerin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetlerinin özü itibarıyla hakkaniyete uygun yargılanmadığı iddiasına ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>29. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı, davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (<i>M.B. </i>[GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).</p>

<p>30. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. <i>Ahmet Sağlam </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/3351, 18/9/2013).</p>

<p>31. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu hususun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin yargılama mercilerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi yargılama makamlarının delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (<i>Ferhat Kara </i>[GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).</p>

<p>32. Aşağıdaki hâllerde aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bir durumun bizatihi kendisinin usule dair bir güvenceye dönüştüğü kabul edilebilir:</p>

<p>i. Somut olayda uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması</p>

<p>ii. Delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir muhakemeye dayanmaması veya mantık dışı bir çıkarıma dayanması</p>

<p>iii. Açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması</p>

<p>iv. Somut olayın açıkça belirli olan koşullarının gözetilmemesi</p>

<p>v. Belirli bir hususu ispat ettiğinde kuşku bulunmayan bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması</p>

<p>vi. Maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımlara dayanılması</p>

<p>Yargılamanın sonucuyla ilgili hususları usule ilişkin bir güvenceye dönüştüren durumlar yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Bunlara benzer hâllerde de Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında denetim yapılabilir. Bununla birlikte belirtilen eksikliklerin adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilmesi için bunların ayrıca yargılamanın hakkaniyetini zedelediğinin tespit edilmiş olması gerekir (<i>Ayşe Fahriye Tosun</i> [GK], B. No: 2021/17663, 23/2/2023, § 44; aynı yönde ilave olarak bkz<i>. İsmet Murtezaoğlu </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2018/17312, 18/10/2022, § 40; <i>Cihangir Akyol</i> [GK], B. No: 2021/33759, 23/2/2023, § 49).</p>

<p>33. Somut olayda Belediye tarafından başvurucu Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma bulunduğu gerekçesi ile ihale sözleşmesinin feshedildiği ve bir yıl süreyle de ihalelerden yasaklılık kararı verildiği görülmüştür. Başvurucu Şirket ise böyle bir durumun olmadığından ve bu tespitler nedeniyle zarara uğradığından bahisle çeşitli davalar açmıştır. İlk açtığı dava Mahkeme nezdinde görülen ihalenin feshi ve teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemlerin iptali talebine yöneliktir. Başvurucu; her ne kadar anılan davanın sadece teminatın irat kaydedilmesi işlemine ilişkin olduğunu, ihalenin feshine dair bir talebinin olmadığını iddia etmiş ise de hem dava dilekçesinde hem de istinaf dilekçesinde açık bir şekilde ihalenin feshine ilişkin işlemin iptalinin de talep edildiği görülmektedir (bkz. §§ 7-8). Mahkeme, yaptığı inceleme neticesinde başvurucu ve Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY ile alakalı soruşturma yürütülmediği iddiasını haklı bulmuş ancak Şirket yetkilileri hakkında ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla yürütülen kovuşturmaya dikkat çekmiş ve bu durum karşısında feshin hukuka uygun olduğuna hükmetmiştir. Anılan karar, başvurucunun istinaf süresini kaçırması nedeniyle kesinleşmiştir. Başvurucu, bu davanın akabinde ihaleden yasaklılık kararının iptali talebiyle dava açmıştır. Ankara 13. İdare Mahkemesi tarafından incelenen davada başvurucunun terör örgütleriyle iltisaklı ya da irtibatlı olduğuna dair bir tespit bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline hükmedilmiştir (bkz. § 9).</p>

<p>34. Son olarak başvurucu; ihalenin haksız feshi nedeniyle maddi tazminat, hakkında FETÖ/PDY ile ilgili asılsız iddialar ortaya atılarak yapılan işlemler nedeniyle iş hayatında itibarının zedelendiği gerekçesiyle de manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Başvurucunun bireysel başvuru kapsamındaki şikâyetleri de bu davaya ilişkindir. Şirket; kendi yetkilileri hakkında terör örgütüyle iltisaklı oldukları yönünde yapılan hatalı tespit nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını, yargı mercilerinin ise hukuka aykırı değerlendirmeler ile taleplerini reddettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>35. Başvuruya konu yargılamada Mahkeme, başvurucunun maddi tazminat talebine ilişkin olarak yaptığı incelemede öncelikle ihalenin feshinin iptaline dair açılan davanın reddedildiğini tespit etmiştir. Fesih işleminin hukuka uygunluğunun yargı kararı ile sabit olduğunu belirten Mahkeme, bu kapsamda başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine hükmetmiştir. Başvurucu ise bu değerlendirmenin hatalı olduğunu zira bahsi geçen mahkeme kararının ihalenin feshine ilişkin değil teminatın irat kaydedilmesine yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere anılan iddianın gerçeği yansıtmadığı, başvurucunun hem dava dilekçesinde hem de istinaf dilekçesinde teminata ilişkin talebinin yanı sıra ihalenin feshinin iptalini de talep ettiği görülmüştür. Bu noktada kesinleşmiş bir mahkeme kararının başka bir yargılamada bağlayıcı bir etkisi olduğu anlaşılmakta ve kesin hükme saygı ilkesinin incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>36. Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında bulunan kesin hüküm; mahkemelerce verilen, yasa yolları izlenerek ya da izlenmesi gerekli görülmeyerek sonuçlanan, uyulması ve yerine getirilmesi zorunlu, itirazı ve konusunun yeniden ele alınması olanaksız olan kararları ifade etmektedir. Anlaşmazlıkların sürüp gitmesini önleyerek kamu düzenine katkıda bulunma düşüncesine bağlanan kesin hüküm ilkesi, yürürlükteki kurallara göre çözümlenen bir konunun o konunun ilgilileri arasında -kanunun öngördüğü iade-i muhakeme gibi ayrık durum dışında- yeniden incelenmesine engeldir. Değişik kanunlarda yer alan bu hukuksal kurum, yargı alanında kararlılık sağlamak amacına bağlanmaktadır. Biçimsel ve nesnel anlamda tanımları yapılan bu kurumun ögeleri yargı kararlarına tanınan bir nitelik olması, bu niteliğin yasalarla tanınması ve yargı kararına uyulması zorunluluğudur (AYM, E.1988/36, K.1989/24, 2/6/1989).</p>

<p>37. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucunun maddi tazminat talebini ihalenin haksız şekilde feshedildiği gerekçesine dayandırdığı görülmüştür. Bu kapsamda Mahkemece ihalenin feshinin hukuka uygun olduğuna dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararı esas alınarak anılan talep reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, hukuka uygun olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen bir idari işlemden dolayı başvurucunun zarara uğradığından bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Başvurucunun ise anılan yargılamayla ilgili bireysel başvuru kapsamında usulüne uygun şekilde yapılmış bir şikâyeti olmadığı, aksine hem tazminat davasında hem de işbu başvuruda ısrarlı şekilde ihalenin feshine dair dava açmadığını ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Bu iddianın gerçeği yansıtmadığı tespiti karşısında kesin hükme saygı ilkesi gereği Mahkemece yapılan değerlendirmenin keyfî olduğunu yahut bariz takdir hatası içerdiğini söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>38. Başvuruya konu yargılamada manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirme ise Mahkeme ve Bölge İdare Mahkemesi arasında farklılık göstermiştir. Mahkeme, FETÖ/PDY kapsamında yapılan hatalı tespitler nedeniyle başvurucunun şahsiyetinin zarar gördüğü iddiasını kabul ederek davanın kısmen kabulüne, Bölge İdare Mahkemesi ise Valilikten gönderilen ve fesih ile yasaklılık kararına dayanak yapılan yazının doğrudan Şirkete değil Şirketin bir kısım yetkilisine yönelik tespitler içerdiğini belirterek davanın reddine hükmetmiştir. Gerekçeli kararda, ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan başvurucunun, Şirket yetkilileri hakkında yapılan tespitler nedeniyle manevi olarak zarara uğramasının mümkün olmadığına dikkat çekilmiştir (bkz. § 13). Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili hatalı tespitin Şirket yetkilileri hakkında yapıldığını ancak hüküm ve sonuçlarının doğrudan Şirketin tüzel kişiliği üzerinde etkili olduğunu, bunun sadece ihalenin feshi ile de sınırlı olmadığını, uzunca bir süre ihalelerden tamamen yasaklandığını ve bu tedbirler nedeniyle ticari itibarının sarsıldığını ileri sürmüştür.</p>

<p>39. Şirketlerin ticari başarılarının ve devamlılığının korunması yalnızca hissedarların ve çalışanların değil büyüyen ekonominin de faydasına olacağından ticari uygulamalar hakkındaki tartışmalar kamusal ilgiye mazhar olsa da devletin bir şirketin itibarına zarar verme riski taşıyan iddiaların gerçeğe aykırılığını veya zararını sınırlamak için iç hukukta alacağı tedbirlere ilişkin takdir hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda tüzel kişilerin de itibarlarının korunması hususunda şüphe yoktur (<i>Ceyhun Tunç</i> [2. B.], B. No: 2017/20822, 14/9/2021, § 38).</p>

<p>40. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yukarıda değinilen 22/1/2016 tarihli kararında gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul etmektedir (bkz. § 21).</p>

<p>41. Somut olayda başvurucu Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma olduğu tespiti üzerine doğrudan şirket tüzel kişiliği hakkında birtakım yaptırımlarda bulunulmuştur. Özellikle Şirketin kazandığı ihalenin feshedilmesi ve bir yıl süreyle ihalelerden yasaklanması yönündeki işlemlerin ciddiyeti gözetildiğinde başvurucunun ticari itibarının zedelenmediği iddiasının esaslı olmadığını söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim başvurucu da tam olarak bu hususa vurgu yaparak manevi tazminat talep etmekte ve Şirket yetkilileri hakkında yapılan tespitin doğrudan kendisiyle ilgili sonuçlar doğurduğunu ileri sürmektedir. Dahası -başvurucunun da ileri sürdüğü şekliyle- ihalenin feshine dayanak gösterilen düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından da iptal edilmiştir (bkz. § 20). Bu kapsamda Bölge İdare Mahkemesinin sadece yetkililer hakkında tespit yapıldığı, Şirketin doğrudan kendisi hakkında bir iddiada bulunulmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebini reddetmesinin hakkaniyete uygun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>42. Sonuç olarak; başvurucunun iddialarının somut gerçeklikle uyumlu olduğu gözetildiğinde Bölge İdare Mahkemesinin değerlendirmesinin başvuruya konu olayın açıkça belirli olan koşulları gözetilmeksizin yapıldığı, başvurucunun lehine sonuç doğurma ihtimali olan itirazların ise değerlendirmeye alınmadığı görülmüştür. Başka bir ifadeyle Bölge İdare Mahkemesi tarafından somut olayın koşulları gözardı edilerek karar verilmiş ve yargılamada açıkça belli olan hususların değerlendirilmemesi, adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerini anlamsız hâle getirmiştir.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>44. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>45. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>46. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesine (E.2020/1180, K.2021/538) iletilmek üzere Konya 1. İdare Mahkemesine (E.2019/758, K.2019/1268) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202121908-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s-2.jpg" type="image/jpeg" length="14000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/57308 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202257308-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202257308-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 24/2/2026tarihli ve 2022/57308 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ERSİN</strong> <strong>GÜVEN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/57308)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 24/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Cihan BAYDERE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ersin GÜVEN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Sümeyra ATAŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kamu görevinden çıkarılan kişiye emekli aylığının yanında ek ödeme yapılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 24/5/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; sosyal güvenlik hakkı ile hükmün denetlenmesini talep hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Devletin yetkili organları tarafından tehdit değerlendirmesi yapılarak demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine, millî güvenliğe yönelik tehdit oluşturan tüm terör örgütlerine ve illegal yapılanmalara karşı tedbirler alınması kararlaştırılmıştır (ayrıntılar için bkz. <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017).</p>

<p>7. Anılan tedbirler kapsamında olağanüstü hâl ilan edilmiş ve olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri çıkarılmıştır. Bu çerçevede 4/6/2018 tarihli ve 701 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (701 sayılı KHK) 8/7/2018 tarihli ve 30472 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>8. 701 sayılı KHK 31/10/2018 tarihli ve 7150 sayılı Kanun'un 3/11/2018 tarihli ve 30584 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi sonucunda kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Başvurucunun Kamu Görevinden</strong><strong> Çıkarılmasına İlişkin Süreç</strong></p>

<p>9. Başvurucu, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğünde başpolis memuru olarak görev yapmaktayken 701 sayılı KHK kapsamında kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>10. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işleme karşı Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yaptığı başvuru OHAL Komisyonunun 10/3/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucunun OHAL Komisyonu kararının iptali talebiyle açtığı davada Ankara 20. İdare Mahkemesince 31/5/2022 tarihinde verilen kararla dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde;</p>

<p>i. <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen SD karttaki bilgilere göre başvurucuya, himmet adı altında örgüte verilen maddi desteği ifade eden<i> "kurs taksiti: 100</i>" ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) mensubu olmayan ancak FETÖ/PDY mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişiyi ifade eden <i>"DİL"</i> kodlarının verildiği,</p>

<p>ii. Başvurucu hakkındaki bu kodlamaların tek başına başvurucunun FETÖ/PDY'ye iltisakı ve irtibatını göstermeyeceği,</p>

<p>iii. Başvurucu hakkındaki üst amirin kanaati onun örgütle irtibatlı ve iltisaklı olduğu yönünde ise de bu kanaatin açıklama kısmında <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen veriler nedeniyle bu kanaate sahip olunduğu belirtildiğinden üst amir kanaatinin başvurucu aleyhine hükme esas alınamayacağı,</p>

<p>iv. Yürütülen ceza soruşturmasında başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>v. Diğer kurumlar nezdinde ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan araştırmaya göre başvurucunun 17-25 Aralık sürecinden sonra örgütle irtibat ve iltisakını gösteren açık veya gizli kaynaklardan elde edilen herhangi bir istihbari bilginin, tanık ifadesinin, ihbar veya şikâyetin bulunmadığı hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>12. Söz konusu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesinin 26/10/2022 tarihli kararıyla davalı idarenin istinaf başvurusu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;</p>

<p>i. Başvurucunun örgüte aidiyeti, irtibat ve iltisakı nedeniyle kapatılan bir özel eğitim kurumuna 2015-2016 yılında yaptığı ödemenin bilgisi bulunduğu,</p>

<p>ii. <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen bilgiler ışığında düzenlenen inceleme raporunda başvurucu hakkında verilen "<i>kurs taksiti: 100" </i>ve<i> "DİL"</i> kodlarının yanında başvurucunun <i>zümre başkanı</i> (bağlı olduğu üst düzey mahrem örgüt üyesi) ve <i>öğretmen</i> (bağlı olduğu mahrem örgüt üyesi) bilgilerinin de bulunduğu,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>iii. Başvurucunun örgütle irtibat ve iltisakı olduğu yönünde üst amir kanaati bulunduğu hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>13. Davaya ilişkin temyiz incelemesi, Danıştay nezdinde devam etmektedir.</p>

<p><strong>C. Başvurucu Hakkındaki Ceza Soruşturması</strong></p>

<p>14. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle yürütülen soruşturma sonucunda 19/9/2020 tarihinde verilen kararla delil yetersizliği nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>15. Başsavcılığın kararının gerekçesinde;</p>

<p>i. <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen bilgilere göre başvurucuya <i>DİL</i> kodunun verildiği,</p>

<p>ii. Başvurucunun FETÖ/PDY lideri Fethullah Gülen'in 25/12/2013 tarihinde verdiği Bank Asyaya para yatırma talimatı öncesinde Bankada 2005 yılında hesap açtığı ve talimat sonrasında hesap artırımında bulunmadığı,</p>

<p>iii. Başvurucunun örgüt içinde görev aldığı ya da örgütle irtibatı olduğuna dair herhangi bir bilgi, belge, itirafçı veya tanık beyanının elde edilemediği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>D. </strong><strong>Bireysel Başvuruya İlişkin Süreç</strong></p>

<p>16. Başvurucunun kamu görevinden çıkarıldıktan sonra isteğe bağlı emeklilik talebinde bulunması üzerine başvurucuya 15/7/2018 tarihinden itibaren 2.747,24 TL tutarında emekli aylığı bağlanmıştır.</p>

<p>17. Başvurucu 22/6/2021 tarihli dilekçeyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun ek 81. maddesi kapsamında hak ettiği ek ödemelerin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. SGK 5/8/2021 tarihli işlemle talebi reddetmiştir.</p>

<p>18. Başvurucu, SGK'nın 5/8/2021 tarihli işleminin iptali ile emekli olduğu tarihten itibaren hak ettiği ek ödemelerin yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle dava açmıştır.</p>

<p>19. Ankara 2. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 31/12/2021 tarihinde verilen kararla, başvurucunun 701 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldığı, söz konusu KHK'ya göre kamu görevinden çıkarılan kişilerin uhdesinde bulunan meslek, ünvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları, talep konusu ek ödeme de başvurucunun meslekten çıkarılmadan önceki ünvan ve sıfatına bağlı olduğundan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>20. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesinin 24/3/2022 tarihli kararıyla istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>21. Nihai karar 26/4/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>22. 5434 sayılı Kanun’un ek 81. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Millî İstihbarat Hizmetleri ve Emniyet Hizmetleri Sınıfına dâhil kadrolar ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına mensup subay, astsubay, uzman jandarma ve 3269 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gereğince Devlet memuru olarak istihdam edilip emekliliğe hak kazananlar dâhil uzman erbaşlar, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun geçici 32 nci maddesi uyarınca araştırmacı unvanlı kadrolara atananlar ile çarşı ve mahalle bekçisi kadro unvanı esas alınarak emekli aylığı veya adi malûllük aylığı ödenenlerden emekli aylıklarıyla birlikte makam tazminatı ödenmesine hak kazanamamış olanlara, her ay emekli aylıklarıyla birlikte 100 YTL tutarında ayrıca ödeme yapılır.” </i></p>

<p>23. 7150 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilot lisansları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar. Bu kişiler hakkında bakanlıkları ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunulur. Bu bildirim üzerine pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilir. </i></p>

<p><i>(3) Birinci fıkra kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar, varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.” </i></p>

<p>24. 7150 sayılı Kanun’un 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27 nci maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilenler, kendi isteğiyle emekli olanlar veya Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve ekli (5) sayılı listede yer alanların rütbeleri alınır. Bu kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmezler, doğrudan veya dolaylı görevlendirilemezler; ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilot lisansları iptal edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar.</i></p>

<p><strong>2</strong><strong>. Anayasa Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>25. 7150 sayılı Kanun'un bazı maddelerinin iptali talebine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin 9/11/2022 tarihli ve E.2018/164, K.2022/134 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"i. Kanun’un 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası </i></p>

<p><i>81. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>82. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>83. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrası aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir. </i></p>

<p><i>84. Anılan kararda, 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin 'Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe … alınır.' bölümüne ilişkin açıklanan gerekçelerin uygun olduğu ölçüde belirtilen kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 281). </i></p>

<p><i>85. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>86. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ç. Kanun’un 4. Maddesinin İkinci Cümlesinin '…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.' Bölümü </i></p>

<p><i>182. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>183. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (5) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>184. Dava konusu kuralla 7086 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci cümlesinin “…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.” bölümü aynı içeriğe sahip olup Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir. </i></p>

<p><i>185. Anılan kararda, 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına ilişkin gerekçelerin uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 322). </i></p>

<p><i>186. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci cümlesinin “…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>187. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir..." </i></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p><i>"b. Kanun’un 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının '…üyeliği, mensubiyeti veya…' İbaresi Dışında Kalan Kısmı ile (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan '…ve/veya memuriyetleri…' İbaresi ve Kanun’a Ekli (1) Sayılı Liste </i></p>

<p><i>63. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>64. Dava konusu kurallarda terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları ve memuriyetlerinin alınacağı, bu kişilere ayrıca tebligat yapılmayacağı ve haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği hükme bağlanmıştır. Kurallar kapsamında her bir kamu görevlisinin kanun hükmüyle görevine son verilmiş ve memuriyetleri alınmıştır. </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin 'Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır' Bölümü </i></p>

<p><i>143. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>144. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınacağını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>147. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan '…ve/veya memuriyetleri…' ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>148. Buna göre Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren kural, olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı gibi söz konusu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu söylenemez. Buna karşın darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl şartlarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınmasını düzenleyen kuralın, özellikle tedbire karşı etkili idari ve yargısal yolların tesis edilmesiyle birlikte demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>149. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>j. Kanun’un 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası </i></p>

<p><i>277. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>278. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>279. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Yukarıda Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetine alınmayacaklarına ilişkin kural kapsamında açıklandığı gibi dava konusu kural da kamu görevinden çıkarılan kişilerin meslekten kaynaklanan mesleki ad, unvan ve sıfatların kullanılmasını engelleyerek olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik yasaklama getirmektedir. Ancak söz konusu tedbirin, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>280. Kişilerin mesleklerine bağlı olarak sahip oldukları sıfat ve unvanları kullanmaları ve bunlardan kaynaklanan haklardan yararlanmalarının engellenmesi özel hayatlarını etkileyebilir. Kural, kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını öngörmekle Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir. </i></p>

<p><i>281. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır.” bölümüne ilişkin açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>282. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c. Kanun’un 3. Maddesinin İkinci Cümlesinin '…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.' Bölümü </i></p>

<p><i>320. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>321. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>322. Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>323. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. </i></p>

<p><i>Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."</i></p>

<p>28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak <i>özerk bir yorum</i>u esas almaktadır (<i>Depalle/Fransa</i> [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62; <i>Anheuser-Busch Inc./Portekiz</i> [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; <i>Öneryıldız/Türkiye</i> [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; <i>Broniowski/Polonya </i>[BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).</p>

<p>29. AİHM, Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (<i>Van der Mussele/Belçika </i>[GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; <i>Slivenko ve diğerleri/Letonya</i> [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; <i>Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye</i>, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).</p>

<p>30. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir <i>mülk</i> ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir <i>meşru beklenti</i> de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (<i>Kopecký/Slovakya</i> [BD], No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; <i>Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya</i> [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. <i>Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, </i>B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; <i>Stretch/Birleşik Krallık</i>, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; <i>Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika</i>, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).</p>

<p>31. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (<i>Kopecký/Slovakya</i>, § 35; <i>Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti</i> [BD] (k.k.), B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda <i>meşru bir beklenti </i>bulunduğu sonucuna varılamaz (<i>Kopecký/Slovakya,</i> §§ 50, 52; <i>Jantner/Slovakya</i>, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).</p>

<p>32. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (<i>Kopecký/Slovakya</i>, § 52; <i>Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye</i> (k.k), B. No: 22522/03, 9/12/2008).</p>

<p>33. AİHM, geçmişe etkili olacak şekilde çıkarılan kanunlar ile yapılan müdahalelerin mülkiyet hakkı açısından kanunilik şartını yine de taşıdığını kabul etmektedir (<i>Maurice/Fransa, </i>B. No: 11810/03, 6/10/2005, § 81; <i>Maggio/İtalya,</i> B. No: 46286/09, 52851/08, 53727/08, 54486/08 ve 56001/08, 31/5/2011, § 60). AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi yalnızca -genel yarara yönelik zorlayıcı nedenler dışında- bir uyuşmazlığın sonucunu etkilemek amacıyla yapılan yasal müdahalelere izin vermez (<i>Saliba/Malta</i> B. No: 4521/02, 8/11/2005, § 39).</p>

<p>34. AİHM, keyfîliğe imkân vermeyecek şekilde bir kanuni dayanağı olsa ve meşru bir amaç taşısa bile mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde toplumun genel menfaatlerinin beklentileri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerekleri arasında adil bir denge kurulması gerekliliğine işaret etmektedir. AİHM'e göre uygulanan araç ile müdahaleyle hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır (<i>R. Sz./Macaristan, </i>B. No: 41838/11, 2/7/2013, § 49).</p>

<p>35. AİHM, sosyal güvenlik alacaklarına ve bu alacaklara geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulan kanun ile yapılan müdahalelere ilişkin olarak ilkelerini -daha önce verdiği kararlardan da yararlanarak- <i>Béláné Nagy/Macaristan </i>[GK] (B. No: 53080/13, 13/12/2016) kararında belirlemiştir. Söz konusu başvuruda mülkiyet hakkını düzenleyen Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin uygulanabilirliği ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede AİHM, kişilerin şartları sağlaması nedeniyle kendilerine sosyal güvenlik aylıklarının bağlanmasının mülk oluşturduğunu belirtmiştir (<i>Béláné Nagy/Macaristan, </i>§ 87). Diğer yandan AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi uyarınca meşru beklenti iddiası, dayanılan kanunun aleyhe olacak şekilde geçmişe etkili olarak değiştirilmesi hâlinde de ileri sürülebilir (<i>Béláné Nagy/Macaristan, </i>§ 78). İlgili kişinin belirli bir sosyal güvenlik yardımı veya emekli maaşı alabilmek için iç hukukta öngörülen yasal koşulları yerine getirmemesi veya artık bu koşulları karşılamaması hâlinde; başvurucu söz konusu yardımı almaya hak kazanmış olmadan önce koşullar değişmişse bu durum (1) numaralı Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmez. Buna karşılık bir sosyal güvenlik aylığı bir kişinin sahip olduğu koşullar nedeniyle değil de ilgili kanunun ya da bu kanunun uygulamasının değişmesi nedeniyle askıya alınmış ya da azaltılmışsa mülkiyet hakkına müdahalenin varlığı kabul edilebilir (<i>Béláné Nagy/Macaristan, </i>§ 86).</p>

<p>36. AİHM'in kamu görevlilerinin işlediği suçlar veya disiplinsizlikleri nedeniyle emekli aylıklarının kesilmesi ya da azaltılması durumuyla ilgili ilkesel kararının ise <i>Banfield/Birleşik Krallık</i> (k.k. B. No: 6223/04, 18/10/2005) kararı olduğu söylenebilir. Söz konusu başvuruya konu olayda başvurucu bir emniyet teşkilatı mensubudur. Başvurucu, polis karakolunda bulunan ve kendisinin sorumlu olduğu üç kadına cinsel tacizde ve cinsel saldırıda bulunmuştur. Yine başvurucu, kendisine bir olay hakkında şikâyette bulunan ve ismi ile adresini öğrendiği başka bir kadının evine zorla girerek bu kişiye cinsel saldırı gerçekleştirmiştir. Söz konusu fiiller nedeniyle başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü dışında, başvurucunun emekli aylığı alma hakkı sosyal güvenlik primine kamunun yaptığı katkı oranı olan %65 oranında düşürülmüştür.</p>

<p>37. Söz konusu başvuruda yaptığı değerlendirmede AİHM; devletin ceza yargılamasının yanında disiplin ve emekli aylığı alma hakkının kaldırılması süreçlerini işletebileceği konusunda kuşku bulunmadığını, disiplin ve emekli aylığı alma hakkının kaldırılması süreçlerinin başvurucunun işçi ve işveren arasında olması gereken güven ilişkisini ihlal etmesiyle ilgili olduğunu ve bu güven ilişkisinin hukuk düzeninin garantörü olan polisler için özel önemi bulunduğunu belirtmiştir. AİHM; emekli aylığı alma hakkının kaldırılması sürecinin ceza yargılamasının sona ermesi ile başladığını, bu süreçle ilgili hukuki düzenlemelerin yeterince açık olduğunu, süreçte başvurucuya usule ilişkin kapsamlı güvencelerin verildiğini gözönünde bulundurarak başvurucunun emekli aylığı alma hakkından devlet katkısı oranında yoksun bırakılmasının ölçüsüz bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşmak suretiyle başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>38. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>39. Başvurucu; 5434 sayılı Kanun'un ek 81. maddesinde ek ödemeye hak kazanabilmek için üç şart bulunduğunu, bu şartların kanun maddesi uyarınca belirlenen kamu görevlerinden birini yürütmüş olmak, emekli olmak ve emekli aylığının yanında makam tazminatı almamak olduğunu, kamu görevinden çıkarılmanın ek ödemenin hak edilmesi açısından farklılık arz etmediğini iddia ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>40. Bakanlık görüşünde; ilgili kanun hükmü incelendiğinde ek ödemeye hak kazanılabilmesi için ilgili ünvan ve rütbelerin kaybedilmemesinin şart olduğunu, başvurucunun yargı makamları nezdinde tespit edilen ya da yerleşik bir içtihada dayanan bir mülkünün ya da meşru beklentisi bulunmadığını belirtilmiştir.</p>

<p>41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki beyanlarını tekrarlamıştır.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>42. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak <i>"Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." </i></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü kendisine emekli aylığının yanında ek ödeme yapılmamasının hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin olduğundan başvuru mülkiyet hakkı kapsamında incelenecektir.</p>

<p><strong>a. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Yönteminin Belirlenmesi </strong></p>

<p>44. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya olağanüstü hâl (OHAL) dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (<i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, §107).</p>

<p>45. Anayasa'nın "<i>Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması</i>" başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. </i></p>

<p><i>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</i>"</p>

<p>46. Anayasa Mahkemesi <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır.</p>

<p>47. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde OHAL ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da OHAL birçok kez uzatılmıştır. OHAL ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 224, 226). OHAL ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin olarak kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 216).</p>

<p>48. Başvurucunun kamu görevinden çıkarıldığı tarihte Türkiye'de OHAL yönetim usulü yürürlüktedir. Başvurucu, OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarıldığından başvuruya konu ek ödeme kendisine ödenmemiştir. Ayrıca başvurucunun şikâyet ettiği ek ödeme kamu görevinden çıkarılmadan önce mensubu olduğu meslek grubuna tanınan bir hak niteliğinde olduğundan başvuruya konu işlemin OHAL ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmüştür. Bu itibarla inceleme Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Nitekim başvurucuya söz konusu ek ödemenin yapılmamasına dayanak gösterilen kuralla ilgili yapılan norm denetimi incelemesi de Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılmıştır (bkz. § 25).</p>

<p><strong>b. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>49. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>c. Esas Yönünden</strong></p>

<p>50. Başvurucu, kamu görevinden çıkarıldıktan kısa süre sonra açıktan emeklilik talebinde bulunmuş; bunun üzerine kendisine emekli aylığı bağlanmıştır. Başvurucunun kamu görevinden çıkarıldığı esnada emeklilik için gereken yaş ve çalışma süresi şartlarını sağladığı hususunda bir ihtilaf yoktur. Başvurucunun emekliye ayrılmasıyla birlikte normal şartlarda alabileceği ek ödemenin bir OHAL tedbiri olarak başvurucuya ödenmemesi ve başvurucunun ek ödemeyi elde etme hususundaki meşru beklentisi dikkate alındığında başvurunun Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında mülkiyet hakkı yönünden incelenebileceği anlaşılmıştır.</p>

<p>51. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186;<i> Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc3YjdjYWFhLWEwMzYtMWMyMS1mMDQwLWRkNTUwZGJkYzExOQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2018/24245</a>, 8/10/2020, § 146).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı </strong></p>

<p>52. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 196, 197).</p>

<p>53. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında mülkiyet hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Bu bağlamda başvurucuya 5434 sayılı Kanun'un ek 81. maddesi kapsamında ek ödeme yapılmaması yönündeki tedbirde çekirdek hakların uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>54. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında, taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir (<i>Halit İnciroğlu</i>, § 127).</p>

<p>55. Sözleşme'nin 15. ve Türkiye'nin tarafı olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin (MSHUS) 4. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülüğün azaltılmasının mümkün olmadığı bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 198-201).</p>

<p>56. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan mülkiyet hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında, bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır.</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>57. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 203;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 153).</p>

<p>58. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amaç arasında ölçülü bir oran olması gerektiğini ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 204; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>59. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönünde bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 155).</p>

<p>60. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 208;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 156).</p>

<p>61. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere koruma sağlayacak usul güvenceleri OHAL dönemlerinde de temin edilmelidir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 157).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>62. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca OHAL yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin<i> durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır. Bu kapsamda, uygulanan tedbirin keyfî nitelikte olmaması ve tedbirle hedeflenen amaç karşısında kişilere yüklenen külfetin ölçüsüz olmaması gerekir.</p>

<p>63. Olayda başvurucu, kamu görevinden çıkarılmış ve başvurucunun rütbesi alınmıştır. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre kamu görevinden çıkarılanlar varsa uhdelerinde taşıdıkları büyükelçi, vali gibi ünvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamaz; bu sıfat ve ünvanlara bağlı olarak sağlanan haklardan faydalanamaz.</p>

<p>64. Başvuruya konu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkını ihlal edip etmediğinin tespiti için öncelikle kamu görevinden çıkarılmadan önce başpolis memuru olan başvurucunun söz konusu kuralın kapsamında olup olmadığı irdelenmelidir. Kuralda bazı ünvan, meslek adı ve sıfatlardan bahsedilerek kamu görevinden çıkarılan kişilerin bu ve benzeri ünvan, meslek adı ve sıfatları kullanamayacakları, bunlara sahip kişilere sağlanan haklardan yararlanamayacakları düzenlenmiştir. Bununla birlikte söz konusu düzenlemede kuralın sadece üst düzey kamu görevlilerini kapsadığına dair açık bir ifade yoktur. Diğer yandan 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 4. maddesinde daha önce emekliye ayrılmış ya da görevine son verilmiş emniyet mensuplarının da söz konusu mesleki ünvanları ve sıfatlarını kullanamayacakları bu ünvan ve sıfatlara bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları düzenlenmiştir (bkz. § 24). Yine 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerinde sırasıyla rütbesi alınan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile rütbesi alınan Jandarma Genel Komutanlığı Teşkilatı personeli için de benzer hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>65. OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılmadan önce emekliye ayrılmış ya da görevine son verilmiş emniyet personeli için KHK ile rütbelerinin alınması hâlinde bu kişilerin mesleklerine bağlı haklardan yararlanamayacağının düzenlenmiş olması karşısında 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sadece üst düzey kamu görevlilerine işaret edilmediği, emniyet personeli dâhil olmak üzere kamu görevinden çıkarılan tüm kişilerin bu görevlerinden kaynaklanan mesleki ad, ünvan ve sıfatları kullanmasının ve bunlara bağlı haklardan yararlanmasının engellendiği anlaşılmaktadır (bkz. § 26). Dolayısıyla başvurucunun anılan kuralın kapsamında kalmadığı söylenemez.</p>

<p>66. İkinci olarak başvuruya konu ek ödemenin 701 sayılı KHK ve 7150 sayılı Kanun'da öngörüldüğü şekilde kamu görevlilerine bu sıfat ve ünvanlara bağlı olarak sağlanan bir hak olup olmadığı değerlendirilmelidir. Başvuruya konu ek ödeme sadece 5434 sayılı Kanun'un ek 81. maddesinde sayılan meslekleri ifa etmiş kişilere emekliliklerinde ödenmektedir. Diğer bir deyişle kanun koyucu, anılan hükümde sayılan meslek gruplarını diğer emeklilerden ayrıştırarak bu kişilere sosyal güvenlik sistemi kapsamında ödenen emekli aylığından ayrı bir ödeme yapılmasını öngörmüştür. Söz konusu ödeme emekli aylığının dışında yapılan bir ödeme olduğundan ve belirli meslek gruplarına dâhil kamu görevlileri için öngörüldüğünden bu ödemenin maddede sayılan kamu görevlilerine taşıdıkları ünvan ve sıfatlara bağlı olarak sağlanan bir hak niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuya söz konusu ek ödemenin yapılmamasının objektif hukuk kurallarına dayandığı ve keyfî nitelikte bir uygulama olmadığı görülmüştür.</p>

<p>67. Kamu görevinden çıkarılan kişilerin bu sıfat ve ünvanlara bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacağına dair kuralla, devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilerek kamu görevinden çıkarılan kişilerin bu görevlerine bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanması engellenmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu hükmü Anayasa'ya aykırı bulmamıştır (bkz. § 25).</p>

<p>68. Başvurucuya kamu görevinden çıkarıldıktan sonra emekli aylığı bağlanmış olup başvurucunun kamu görevinden çıkarılmış olması nedeniyle emekli aylığından herhangi bir kesinti yapılmamıştır. Başvuruya konu ek ödeme ise sahip olunan mesleki ünvan ve sıfata bağlı olarak sağlanan bir hak niteliğindedir. Söz konusu ek ödeme tutarının başvurucuya ödenen emekli aylığı karşısında oldukça düşük kaldığı da belirtilmelidir. Bu nedenle başvurucunun talep ettiği ek ödemenin verilmemesi yönündeki başvuruya konu işlemin olağanüstü hâlin gerektirdiği ölçüyü aşan bir tedbir niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına karşı açtığı davanın lehine sonuçlanması hâlinde ödenmeyen ek ödemeleri alabilmesi söz konusu olabilecektir.</p>

<p>69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın <i>olağanüstü hâl</i> döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>70. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (<i>Onurhan Solmaz</i> [1. B.]<i>,</i> B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).</p>

<p>71. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucu; kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koymalıdır (<i>Adnan Oktar (3)</i> [2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).</p>

<p>72. Somut olayda başvurucu; birinci olarak benzer durumdaki kamu görevinden çıkarılan kişilere ek ödeme yapılması yönünde açılan davaların kabul edildiğini, ikinci olarak kamu görevinden çıkarılmayan kişilere ek ödeme yapılırken kendisine yapılmamasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir.</p>

<p>73. Başvurucunun belirttiği mahkeme kararları ilk derece mahkemeleri kararlarıdır. Anılan hususta ilgili kanun yollarından geçerek kesinleşmiş yargı kararı veya bu hususta bilgi ve belge sunmayan başvurucunun ilk iddiasını temellendiremediği anlaşılmıştır.</p>

<p>74. Başvurucunun ikinci iddiası ile ilgili olarak ise başvuruya konu ek ödemenin sahip olunan ünvana bağlı olarak ödendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda söz konusu ünvana sahip olanlar ile bu ünvana sahip olmayanların karşılaştırma yapmaya müsait olacak şekilde benzer durumda olmadığı görülmüştür.</p>

<p>75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça</i> <i>dayanaktan</i> <i>yoksun</i> <i>olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202257308-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="68096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/40204 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202040204-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202040204-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/2/2026 tarihli ve 2020/40204 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>NUR</strong> <strong>GÖZÜKÜÇÜK</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/40204)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Şermin BİRTANE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nur GÖZÜKÜÇÜK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Ahmet AKGÜL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN </strong><strong>KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, yeminli mali müşavir hakkında uygulanan mesleki kısıtlamanın kaldırılması istemiyle açılan davanın incelenmeksizin reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/12/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, Hazine ve Maliye Bakanlığı (davalı idare) tarafından hiçbir bildirimde bulunulmadan hakkında tedbir-kısıtlama (koda alma) şeklinde uygulama yapıldığını, temsil ettiği mükelleflerinden bazılarının sözleşmelerini iptal etmeleri üzerine hakkında kısıtlama olduğunu öğrendiğini belirterek Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına (Başkanlık) tedbirin kaldırılması ve doğan zararların giderilmesi amacıyla yazılı başvuru yapmıştır. Yapılan başvuruya herhangi bir yanıt verilmemiş ve başvuru zımnen reddedilmiştir. Başvurucu, zımnen redde ilişkin işlemin iptali ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Ankara 17. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.</p>

<p>6. Dava dilekçesinde başvurucu; meslek mensupları hakkında mevzuatta yer almayan herhangi bir yetkinin kullanılmasının ve kısıtlama uygulanmasının kanunilik ilkesinden yoksun olduğunu, kısıtlama işlemi sonucunda, sözleşme karşılığında yaptığı işlemlerin (tasdik, teyit ve bilgi yazıları) askıya alındığını, geciktirildiğini ve söz konusu tedbir nedeniyle sözleşme yaptığı mükelleflerin vergi iade tutarlarını alamadığını, bunun sonucunda yaptıkları sözleşmeleri iptal etme ve başka bir yeminli mali müşavirle çalışma yolunu seçtiklerini, müşteri çevresinin giderek azaldığını, bundan dolayı mesleki ve sosyal çevresinde sakıncalı ve kuşkulu bir meslek mensubu durumuna düştüğünü belirtmiştir.</p>

<p>7. Ankara 17. İdare Mahkemesince 22/11/2019 tarihinde davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Kararda, davalı idare tarafından vergi kaybına sebep olduğu değerlendirilen, daha evvel disipline sevki bulunan veya durumları riskli görülen yeminli mali müşavirlerin listesinin oluşturulduğu, tüm vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara gönderilen 13/7/2017 tarihli yazı ile bu müşavirlerin düzenlediği tüm tasdik raporlarının Başkanlığa gönderilmesi ve verilecek talimata göre işlem yapılmasının bildirildiği, başvurucunun da söz konusu listede yer aldığı belirtilmiştir. Dava konusu edilen işlemin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından tüm vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara gönderilen bir iç yazışma olduğu, davacının mesleki faaliyetine yönelik bir ceza veyahut müeyyide içermediği, görev ve yetkilerine kısıtlama getirilmediği açıklanmıştır. Bu sebeple söz konusu işlemin kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı ve tek başına hukuki sonuçlar doğurmadığı, dolayısıyla idari davaya konu olmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu; işlemin sadece bir iç işlem olmadığını, hakkında hukuki sonuç doğuran ve menfaatini doğrudan ihlal eden kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğunu, sözleşme yaptığı mükellefe ait katma değer vergisi iade talebi hakkında vergi müdürlüğünce isminin kısıtlı yeminli mali müşavirler listesinde yer aldığı gerekçesiyle işlem yapılmadığını belirtmiştir. Bu hususla ilgili olarak Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısını sunmuştur.</p>

<p>9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 28/10/2020 tarihli kararla istinaf istemini reddetmiş ve kararı onamıştır.</p>

<p>10. Başvurucu, nihai kararı 5/12/2020 tarihinde öğrendikten sonra 30/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>11. Öte yandan başvurucu, Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısında kısıtlı YMM listesinde isminin yer aldığı şeklindeki işlemin iptali için Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 22/2/2022 tarihinde dava konusu idari işlemin başvurucunun hak ve menfaatlerini etkileyecek sonuçlar doğuracağını, idari davaya konu olacak nitelikte kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olduğunu belirtmiştir. Ayrıca davacının tasdik yetkisini kötüye kullandığının tespit edilmesi durumunda 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nda belirtilen disiplin cezalarının uygulanmasının mümkün olduğu, mevzuatta yeminli mali müşavirlerin <i>kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alınması</i> şeklinde bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı idare tarafından söz konusu karara karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 9/11/2022 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. İlgili mevzuat için bkz. <i>Meltem Yürekli</i> [2. B.], B. No: 2019/10203, 29/3/2023, § 16.</p>

<p><strong>B. Danıştay İçtihadı </strong></p>

<p>13. Danıştay İkinci Dairesinin 7/3/2019 tarihli ve E.2018/3320, K.2019/1063 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“Bu hükümden anlaşılacağı üzere, bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olması gerekmektedir. Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem; hukuk düzeninde sonuç doğuran, başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeyen ve ilgilinin hukukunda değişiklikler meydana getiren işlemdir. </i></p>

<p><i>Hazırlık işlemleri ise; idarelerin, kesin ve icrai işlemleri tesis etmeden önce yaptıkları ön çalışmalar olup, bireyler üzerinde herhangi bir hukuksal etki yaratmayan, hazırlayıcı işlem niteliğini taşıyan ve tek başına dava konusu edilemeyecek işlemlerdir. </i></p>

<p><i>Uyuşmazlık konusu bireysel işlemler incelendiğinde; turne çalışması sırasında, yüksek miktarda avans çekme ve çekilen avans tutarlarını zamanında mahsup etmeme eylemi nedeniyle hakkında tahkikat yapılması zorunluluğu doğan davacı hakkında inceleme yapmak üzere başmüfettişlerin görevlendirilmesi, bu başmüfettişlere görevlerini bildiren işlemler, davacı hakkında disiplin soruşturması yapılabilmesi için verilen izin ve başmüfettişler tarafından hazırlanan raporlar, idarece tesis edilecek nihai işlemler için bir ön çalışma niteliği taşıyan hazırlık işlemleri olup, tek başına dava konusu edilemeyecekleri gibi, bu işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddiası da sadece hazırlık işlemlerinin sonucunda tesis edilecek esas işleme karşı açılacak davada ileri sürülebilir. </i></p>

<p><i>Bu durumda, bu haliyle kesin ve yürütülebilir niteliği bulunmayan işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.” </i></p>

<p>14. Danıştay Beşinci Dairesinin 6/12/2016 tarihli ve E.2016/19739, K.2016/8692 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“İcrai işlem, kamu kudretinin üçüncü kişiler üzerinde ayrıca başka işlemin varlığına gerek olmaksızın, doğrudan doğruya çeşitli hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini gösterdiği işlemler olarak tanımlanmaktadır. İcrailik kavramından farklı bir anlam taşıyan kesinlik ise, işlemin uygulanmaya hazır, tamam bir işlem olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla bir işlemin idari davaya konu olabilmesi için hukuksal sonuç doğuran bir işlem niteliğinde bulunması, bir diğer ifadeyle hukuk düzeninde değişiklik meydana getirmesi zorunludur. </i></p>

<p><i>İdari davaya konu olması bakımından idari işlemde aranılan özellikleri taşımayan hazırlıkniteliğindekiçalışmaların,idareniniç yapısıve işleyişiyleilgili işlemlerin, tavsiye,mütalaa,teklif, düşünce gibi bilgi verici veya hazırlığa esas işlemlerin ve üçüncü kişilerin hukukunu henüz etkilemeyen işlemlerin davakonusuolamayacağıaçıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Olayda; davacı hakkında soruşturma açılması, bu soruşturmayla ilgili olarak muhakkik atanması işlemleri birer hazırlık işlemi olup, davacının hukukunu etkileyen kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliği bulunmamaktadır.” </i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin 11/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Başvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>16. Başvurucu; hakkında getirilen mesleki kısıtlama nedeniyle iş kaybı yaşadığını, bu kısıtlamanın yasal dayanağı bulunmadığını, işlemin icrai olduğuna ilişkin kanıtlar sunduğu hâlde bunların dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</i></p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmiştir.</p>

<p><strong>1</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı </strong></p>

<p>20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine <i>"adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>21. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (<i>Özkan Şen </i>[2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>22. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucuya mesleki kısıtlama uygulanmasına dair işlemin iptali istemiyle açılan dava, işlemin kesin ve yürütülebilir olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Davanın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu açıktır.</p>

<p><strong>b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>23. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>24. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.</p>

<p>25. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>(1) Kanunilik</strong></p>

<p>26. İdare Mahkemesi, başvurucunun açtığı davayı 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca reddetmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>(2) Meşru Amaç</strong></p>

<p>27. İdari işlemin kesinlik niteliği bulunmadığı gerekçesiyle iptal davasının incelenmeksizin reddedilmesinin usul ekonomisi ile iyi adalet ve kamu yönetimi ilkeleri gözetilerek kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde değerlendirme içeren karar için bkz. <i>Muhammed Mustafa Balaban </i>[1.B.], B. No: 2018/9314, 14/9/2022, § 67) .</p>

<p><strong>(3) Ölçülülük </strong></p>

<p>28. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen,</i> § 52).</p>

<p>30. 3568 sayılı Kanun'un 12. maddesinin dördüncü fıkrasında yeminli mali müşavirlerin, yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumlu oldukları, doğru olmaması hâlinde -tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere- ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra anılan Kanun'un 48. maddesinde yeminli mali müşavirler hakkında, muhasebe ve müşavirlik hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi maksadı ile durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre uyarma, kınama, mesleki faaliyetten alıkoyma,<i> ''yeminli''</i> sıfatını kaldırma, meslekten çıkarma şeklinde disiplin cezaları düzenlenmiştir. Ayrıca Kanun'un 47. maddesinde yeminli mali müşavirlik meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı fiillerinin niteliğine göre 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kamu görevlilerine ait hükümleri uyarınca cezalandırılacakları belirtilmiş, 49. maddesinde ise fiillerinin ağırlığına göre çeşitli para ve hapis cezaları öngörülmüştür.</p>

<p>31. Başvuruya konu yargılamada İdare Mahkemesi kararında dava konusu işlemin tedbir mahiyetinde bir iç işlem olduğu, bu sebeple söz konusu işlemin kesin ve yürütülebilir olmadığı ve tek başına hukuki sonuçlar doğurmadığı, dolayısıyla idari davaya konu olmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer verilmiştir.</p>

<p>32. Somut olayda yargılama dosyasına sunulan bilgi ve belgeler ile Ankara 17. İdare Mahkemesinin kararında yer alan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtlarında kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alındığı, söz konusu kısıtlamanın da başvurucunun düzenlediği tüm tasdik raporlarının Başkanlığa gönderilmesini ve Başkanlık talimatına göre işlem yapılmasını içerdiği anlaşılmıştır. Başvurucunun istinaf dilekçesi ve ekindeki Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısında ve dayanağı olan Gelir İdaresi Başkanlığının 13/7/2017 tarihli yazısında, başvurucunun düzenlediği tüm tasdik raporlarının işleme konulmadan önce konunun detaylı bir yazı ile Başkanlığa gönderilmesi, alınacak talimata göre raporların işleme konulması, başvurucunun tam tasdik sözleşmesi düzenlediği mükellefler hakkında diğer yeminli mali müşavirlere verdiği teyit ve bilgi yazılarına itibar edilmemesinin bildirildiği görülmüştür. Başvurucunun söz konusu yazıları istinaf dilekçesine eklemek suretiyle dava konusu işlemin hak ve menfaatlerini etkilediğini, mesleki yönden kısıtlandığını, bunun müşteri çevresi ve yürüttüğü mesleği kapsamında olumsuz etkileri olduğunu yargı mercileri önünde açıkladığı ancak söz konusu iddialarına yargı kararlarında cevap verilmediği açıktır.</p>

<p>33. Bunun yanı sıra 3568 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta yeminli mali müşavirlerin sorumlulukları ve haklarında uygulanacak yaptırımlar düzenlenmesine rağmen idarenin <i>kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alınması</i> şeklindeki uygulamasının kanuni dayanaklarının ortaya konulmadığı, idarenin bu işlem bakımından yetkili olup olmadığının yargı kararlarında tartışılmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>34. Bu durumda somut olayda iptali istenen idari işlemin kesinlik niteliği taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili olarak mahkemenin yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idari işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>36. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>37. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>39. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 17. İdare Mahkemesine (E.2019/47, K.2019/2298) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202040204-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="66271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/63578 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202463578-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202463578-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/5/2026 tarihli ve 2024/63578 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>K.</strong> <strong>G.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/63578)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 6/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer Faruk NURSAÇAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan <i>sıkıyönetim direktifi </i>ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla <i>Yurtta Sulh Konseyi </i>teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisiyle yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen <i>Yurtta Sulh Konseyi </i>tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının <i>Yurtta Sulh Konseyi </i>tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktif ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesi darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara gönderilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12, 13).</p>

<p>3. Türkiye'de Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan, 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelenen, "<i>Cemaat</i>", "<i>Gülen Cemaati</i>", "<i>Fetullah Gülen Cemaati</i>", "<i>Hizmet Hareketi</i>", "<i>Gönüllüler Hareketi</i>" ve "<i>Camia</i>" gibi isimlerle anılan bir yapılanma bulunmaktadır. Bu yapılanmanın örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde, yapılanma Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 22). Anılan yapılanma özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş, bunun yanı sıra başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunmuş, sivil alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenen, bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 26; <i>Mustafa Baldır</i> [2. B.], B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 75; <i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 26).</p>

<p>4. Yeni Asya gazetesi genel yayın yönetmeni olan başvurucu, 21/10/2024 tarihinde FETÖ/PDY liderinin ölmesi üzerine <i>"K. G./@g...</i>" ID:100063656794237 isimli/rumuzlu Facebook hesabından <i>"Fethullah Gülen de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı da artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun"</i> şeklinde paylaşımda bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 21/10/2024 tarihli kararıyla başvurucunun paylaşımına yönelik içeriğin çıkarılması/erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Söz konusu kararın onaylanması talebiyle Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün talebin onaylanmasına karar vermiştir. Başvurucu 22/10/2024 tarihinde söz konusu paylaşımı kaldırmıştır. 30/10/2024 tarihinde başvurucu vekili Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. 6/11/2024 tarihinde itirazı inceleyen Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği itirazın kesin olmak üzere reddine karar vermiştir. 8/11/2024 tarihinde başvurucu vekili kesin kararı e-tebligat olarak açıp okumuştur.</p>

<p>6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan soruşturma başlatmıştır. 22/10/2024 tarihinde Başsavcılık başvurucunun evinde arama yapılmasına izin veren kararı İstanbul Emniyet Müdürlüğüne göndererek söz konusu kararın yerine getirilmesini ve başvurucunun bir gün (24 saat) süreyle gözaltına alınmasını talep etmiştir. Aynı gün başvurucu yakalanarak gözaltına alınmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu; vekilinin katılımı ile İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yaptığı savunmasında soruşturmaya konu paylaşımı kendisinin yaptığını, örgütün ihanet, ticaret ve ibadet olarak üçe ayrıldığını, başsağlığı dileğinin örgütün ibadet kısmına yönelik olduğunu, Fetullah Gülen için başsağlığı dilemediğini belirtmiştir. 23/10/2024 tarihinde Başsavcılık, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişileri tutuklanmaları istemiyle İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (Sulh Ceza Hâkimliği) sevk etmiştir. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda propaganda amacıyla paylaşımda bulunmadığını ifade etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı gün başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"...dosyada mevcut bilgi ve belgeler, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca tanzim edilen Araştırma Raporları, şüphelilerin savunmaları, Şüpheli K. G.'ün "Fethullah GÜLEN de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun." şeklindeki,... paylaşımlar ve tüm dosya kapsamına göre şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğu, ..., atılı suçun niteliği, terör örgütü lideri hakkında övücü nitelikteki paylaşımlara karşı toplumsal duyarlılığın yüksek oluşu ve atılı suç için terörle mücadele kanununda öngörülen ceza miktarı göz önünde bulundurulduğunda şüphelilerin kaçma ihtimali bulunduğundan tutuklama tedbirinin yerinde ve ölçülü olacağı, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı, şüpheliler yönünden herhangi bir tutuklama engeli bulunmadığı gözetilerek Şüpheliler K.G. ve [Ö.D.]'in 100 ve devamı maddeleri uyarınca AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA...</i> [karar verildi.]"</p>

<p>8. Başvurucu vekilinin 24/10/2024 tarihli itirazı, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/10/2024 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, itirazın reddi kararını 8/11/2024 tarihinde öğrenmiş; 28/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>11. Bireysel başvuru sonrası düzenlenen 1/11/2024 tarihli iddianamede; başvurucunun sözde<i> taziye</i> adı altında paylaşım yaparak FETÖ/PDY'nin gerçekleştirmiş olduğu cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösterir nitelikte faaliyette bulunduğu belirtilmek suretiyle başvurucunun terör örgütü propagandası yapma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir.</p>

<p>12. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19/12/2024 tarihli duruşmada başvurucu tahliye edilmiştir. 4/3/2025 tarihinde İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun FETÖ/PDY'nin propagandasını yapma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. 25/9/2025 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. Dosya bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz incelemesi aşamasındadır.</p>

<p>13. Öte yandan başvurucu 25/11/2024 tarihinde, paylaşımına erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 2024/64088 numaralı bu başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi Komisyonlar Başraportörlüğü 17/1/2025 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılması gerektiğinden kabul edilebilirlik hususu karara bağlanmadan başvurunun Bölüme gönderilmesine karar vermiştir. Başvuru derdesttir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>14. Başvurucu; suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasına rağmen tutuklandığını, kaçma ve delilleri karartma şüphesi bulunmadığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığını belirterek tutuklamanın hukuki olmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Başsavcılığın değerlendirmesi ile Sulh Ceza Hâkimliği kararına işaret edilerek yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki ile benzer beyanda bulunmuştur.</p>

<p>16. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması, ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (<i>Ramazan Aras </i>[1. B.], B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).</p>

<p>19. Bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak suç işlediği hususunda <i>kuvvetli belirti</i> bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (<i>Hanefi Avcı </i>[2. B.], B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46). Ancak kişinin bir suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması şart değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (<i>Mustafa Ali Balbay </i>[1. B.], B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).</p>

<p>20. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının yanı sıra bir tutuklama nedeninin de bulunması gereklidir. Anılan fıkrada tutuklama nedenleri “<i>suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin kaçmasını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek</i>” veya “<i>bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâller</i>” olarak gösterilmiştir. Tutuklama tedbirinin düzenlendiği 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde de tutuklama nedenlerinin neler olduğu belirtilmiştir. Buna göre ilk olarak şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, ikinci olarak şüpheli veya sanığın davranışları delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (<i>Ramazan Aras</i>, § 46). Kanun'un tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek biçimde ortaya konulması gerekir (<i>Engin Demir</i> [GK], B. No: 2013/2947, 17/12/2015, § 66).</p>

<p>21. Öte yandan ciddi ve ağır bir tedbir olan tutuklama ancak daha hafif başka bir tedbirin bireyin ve kamunun yararını korumak için yeterli olmayacağının ortaya konulması hâlinde makul kabul edilebilir. Bu bağlamda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olması tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Tutuklama tedbiri somut olayın koşulları altında <i>gerekli</i> de olmalıdır (benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı için bkz.<i> Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye</i>, B. No: 36443/06, 14/4/2015, § 81). Bu, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütleri arasında sayılan <i>ölçülülük</i> ilkesinin unsurlarından biri olan <i>gereklilik</i> unsurunun (AYM, E.2015/40, K.2016/5, 28/1/2016) da bir gereğidir. Tutukluluğa ilişkin kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından öncelikle adli kontrol tedbirleri değerlendirilmeli ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı gerekçelendirilmelidir (<i>Engin Demir</i>, § 69).</p>

<p>22. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.</p>

<p>23. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>24. Somut olayda başvurucunun FETÖ/PDY liderinin ölümü üzerine kendisine ait sosyal medya hesabından herkesin görebileceği şekilde taziye paylaşımında bulunduğu görülmüştür (bkz. § 4). Söz konusu paylaşım, Sulh Ceza Hâkimliğince terör örgütü lideri hakkında övücü nitelikte kabul edilmiştir. Başsavcılığın iddianamesinde de söz konusu paylaşımın sözde taziye adı altında FETÖ/PDY'nin gerçekleştirmiş olduğu cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösterir nitelikte olduğu belirtilmiştir (bkz. § 11). Başvurucunun bu paylaşımında terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek bir ifadeye rastlanmamıştır. Diğer taraftan başvurucunun paylaşımında yer alan “<i>hakkındaki iddiaların hesabı da artık öbür tarafta görülecek</i>” ve “<i>Allah .. adaletiyle muamele eylesin</i>” şeklindeki açıklamalardan terör örgütü liderinin masum olduğu yahut değerli bir insan olduğu gibi övücü bir anlam da ilk bakışta çıkarılamamaktadır. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına göre atılı suçun oluşabilmesi için “<i>terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının</i>” yapılması şarttır. Soruşturma makamları ve Sulh Ceza Hâkimliği, kararlarında bu unsurların varlığını gösterememiştir (benzer yönde bkz. <i>Oktay Yaşar</i> [2. B.], B. No: 2020/16865, 18/5/2021). Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla başvurucunun yaptığı paylaşımın, terör örgütünün propagandası suçunu işlediğine dair kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir. Bununla birlikte ulaşılan bu kanaat Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkında yürütülmekte olan davanın sonucuyla ilgili bir tutum sergilediği anlamına gelmemektedir. Başvurucu hakkında suçlu-suçsuz kararı vermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir.</p>

<p>25. Bu itibarla başvurucunun savunmasına ve dosya kapsamına göre somut olayda tutuklama için gerekli olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>26. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>28. Başvurucu; şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelikte olmayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan paylaşımının tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>29. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formu ile benzer beyanda bulunmuştur.</p>

<p>30. Başvurucunun şikâyeti ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet Haberal [1. B.], B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Kemal Aktaş ve Selma Irmak [2. B.], B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız [1. B.], B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan [2. B.], B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).</p>

<p>33. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbiri yönünden suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı, dolayısıyla tutuklama tedbirinin hukuki olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası yönünden de farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>35. Başvurucu ayrıca şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelikte olmayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan paylaşımına erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucu, aynı ihlal iddialarıyla daha önce bireysel başvuru yapmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu başvuruda bu iddialar hakkında henüz karar vermemiş olması nedeniyle başvuru derdesttir (bkz. § 13). Dolayısıyla başvurucunun şikâyetinin bu kısmı diğer dosyada inceleneceğinden başvurucunun bu iddiası ayrıca değerlendirilmemiştir.</p>

<p><strong>III.</strong><strong> GİDERİM</strong></p>

<p>36. Başvurucu; ihlalin tespitini, yeniden yargılama yapılmasını ve 1.000.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p>37. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbiri sona ermiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Diğer taraftan yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 325.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Paylaşıma erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>Ç. Başvurucuya net 325.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer talebin REDDİNE,</p>

<p>D. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (2024/949 Sorgu) ve İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2024/335, K.2025/82) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202463578-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="76340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/109556 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022109556-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022109556-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/5/2026 tarihli ve 2022/109556 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong> <strong>Y. </strong><strong>BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/109556)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 20/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Ekrem Bahadır MERCANTAŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; özel soruşturma usulüne uyulmaması ve kovuşturmanın görevli olmayan mahkemede yapılması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde başvurucunun karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/12/2022 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 24/2/2011 tarihinde Danıştay üyeliğine atanan başvurucunun bu görevi 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na eklenen geçici 27. madde kapsamında sona ermiştir.</p>

<p>7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık); 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak örgüte üye olduğu değerlendirilen ve aralarında başvurucunun da bulunduğu Danıştay üyeleri hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasını (FETÖ/PDY) kurma, anılan örgütü yönetme ve örgüte üye olma suçlarından dolayı 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>8. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde özetle paralel yapıya mensup kişilerle görüşmediğini, Danıştay üyesi seçilmeden önce kimseyle özel bir temas içinde olmadığını, HSYK seçimlerinde hiçbir grubun listesi için çalışmadığını ve FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısının olmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.</p>

<p>10. Devam eden soruşturma kapsamında başvurucuya ait GSM hattına ilişkin HTS kayıtları temin edilmiş ve yine başvurucunun örgütsel irtibatına ilişkin bilgi sahibi kişilerin beyanlarına başvurulmuştur. Başvurucu hakkında beyanda bulunan kişilerin ifadeleri özetle şu şekildedir:</p>

<p>i. H.E. başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunu bildiği kişiler arasında olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>ii. H.S. başvurucunun üyesi olduğu Danıştay Dairesinde tetkik hâkimi olarak görev yaptığı dönemde başvurucuyla birlikte Y.Ç. ve M.G.nin cemaat mensubu olduğunu bildiğini belirtmiştir.</p>

<p>iii. V.B. Danıştay üye seçimi öncesinde HSYK üyesi B.E. ile görüştüğünde başvurucunun üye seçilmesinde sıkıntı olmadığını söylediğini ve başvurucunun 2011 yılında örgüt mensubu olduğu için üye seçildiğini, o dönemde başvurucunun sicilindeki bir hâkimin üye seçilmesinin olağan olmadığını, 2013 yılında İstanbul'da örgüte ait bir dershanede kendisinin de aralarında bulunduğu Danıştay üyelerinin gruplar hâlinde toplandıklarını, B.E.nin kendisine otuz yedi ve otuz sekiz bin sicillilerin üye seçileceğini söylediğini ifade etmiştir.</p>

<p>iv. U.S. Hatay İdare Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı dönemde Danıştay üyesi olan başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B.yi desteklemesi konusunda kendisine uyarıda bulunduğunu, desteklememesi hâlinde ise İstanbul'a tayin edileceğini belirttiğini söylemiştir.</p>

<p>v. B.E. HSYK'da görev aldığını, Yargıtay ve Danıştaya yeni üye seçilmesiyle ilgili süreçte HSYK genel sekreteri M.K.nın evine gittiğini, evde T.G., İ.O. ve A.H.nin de olduğunu, idari yargıya geçildiğinde otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli üyelerden de isimlerin listeye alınmak istendiğini ve FETÖ yapılanması içinde bulunanlar arasında başvurucunun da olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>vi. İ.O. Yargıtay ve Danıştaya yapılacak seçimlerden önce M.K.ya ait evde toplantı yaptıklarını, toplantıda B.E. ve T.G.nin de olduğunu, listeye seçilen kişilerin örgüt tarafından sevilen kişiler olduğunu, Danıştay üye seçiminde özellikle otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli hâkimlerin seçilmesinin istendiğini, başka bir zamanda ise B.Ç.nin evinde yapılan toplantıda Danıştay listesinin belirlendiğini, üye seçimiyle ilgili yapılan listelerin A.K.ya teslim edildiğini ve bu görüşmeler yapılırken başvurucunun FETÖ/PDY mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği 37 bin sicilli kişilerden biri olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>11. Başvurucunun kullandığı cep telefonuna ait HTS kayıtları çerçevesinde hazırlanan analiz raporunda FETÖ/PDY'nin sivil imamı olduğu gerekçesiyle hakkında işlem yapılan S.A. ile başvurucunun 30/8/2014 tarihinde aynı yerden baz sinyali verdikleri, hakkında benzer suçtan işlem yapılan birçok kişiyle irtibatının bulunduğu, örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan kurum ve derneklerle arama-aranma ve SMS gönderme şeklinde iletişim kaydının bulunduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>12. Başsavcılık tarafından 25/10/2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlenmiştir. Fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY mensuplarınca yapıldığı, anılan örgütün emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yürütüldüğü, başvurucunun da silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.</p>

<p>13. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 23/11/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşundan itibaren sürdürdüğü genel yapılanma hakkında bilgi verildikten sonra 2010 ve 2014 yıllarında yapılan HSYK seçimlerinde kendi mensuplarının desteklenmesini sağladığı açıklanmıştır. Başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin ise ancak şüphelinin yakalanmasıyla kesildiği açıklanarak soruşturmanın 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Kanun'da öngörülen özel soruşturma usulüne göre değil genel hükümlere göre yürütüldüğü belirtilmiştir. Örgütün yargı yetkisini kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği eylemlere de yer verilen iddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular;</p>

<p>i. FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılması,</p>

<p>ii. FETÖ/PDY'nin ısrarla Danıştay üyeliğine seçilmesini istediği otuz yedi bin sicillilerden biri olması,</p>

<p>iii. Tanıklar İ.O., V.B., H.E., H.S., U.S. ve B.E. tarafından başvurucunun örgütle irtibatlı olduğuna, HSYK seçimlerinde örgüt mensuplarını desteklediğine ve örgüt mensuplarınca Danıştay üyesi olarak seçildiğine yönelik beyanlarda bulunulması,</p>

<p>iv. HTS kayıtlarına göre örgütün sivil imamı S.A. ile aynı yerden baz sinyali verdiği ve örgütle iltisaklı kişi ve kurumlarla irtibatlı olması şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>14. 4/12/2017 tarihli kararla iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve kovuşturma, Yargıtay 9. Ceza Dairesince (Ceza Dairesi) ilk derece olarak görülmeye başlanmıştır. Ceza Dairesi 7/12/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında diğerlerinin yanı sıra iddianamenin başvurucuya tebliğine, ByLock kullanıcı kayıtları, Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliği gibi bir kısım araştırmaların yapılmasına ve tanık beyanlarının alınmasına karar verilmiştir.</p>

<p>15. Yargılama altı celsede tamamlanmıştır. Birinci celse öncesinde başvurucuya ait Bank Asya hesabının bulunmadığı bildirilmiştir. Yine başvurucunun ByLock kullanıcı kaydının olmadığı ve başvurucuya ait mesaj içeriklerine rastlanmadığına yönelik tutanak dosyaya gönderilmiştir. Birinci celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında özetle suçüstü hâlinin şartlarının oluşmadığını, bu nedenle özel soruşturma usullerine uyulması gerektiğini, örgütle irtibatını gösteren hiçbir somut delil olmadığını, ceza infaz kurumundan çıkabilmek için verilen itiraf niteliğindeki tanık beyanlarını kabul etmediğini, kendisine yöneltilen terör örgütüne üye olma suçunun oluşmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir. Danıştay üyesi seçildikten sonra örgütün toplantılarına katıldığına yönelik ifadenin doğru olmadığını beyan eden başvurucu, HSYK seçimleri konusunda da hiçbir eyleminin olmadığını belirtmiştir. Ceza Dairesi, soruşturma aşamasında beyanları alınan tanıklar İ.O., V.B., H.E., H.S., U.S., A.Ş. ve B.E.nin dinlenmesine yönelik işlem yapılması amacıyla celseyi ertelemiştir.</p>

<p>16. Celse arasında İstinabe Mahkemesi tarafından ifadesi alınan H.S. başvurucuyu görev yaptığı Danıştayda tetkik hâkimi olması nedeniyle tanıdığını, görev yaptıkları dönemde başvurucunun örgütsel bir eylemini görmediğini, soruşturma aşamasında başvurucunun örgütsel bağlantısının olabileceğini söylediğini ancak sehven örgütsel bağlantısını bildiği şeklinde geçtiğini beyan etmiştir. İstinabe Mahkemesi tarafından ifadesi alınan U.S. ise başvurucunun 2014 HSYK seçimleri öncesinde kendisini arayarak görüşmek istediğini söylemesi üzerine buluştukları kafede başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B.yi desteklemesini istediğini, hatta bu kişiye oy vermemesi hâlinde İstanbul'a tayininin çıkacağını belirttiğini ifade etmiştir. Başvurucu, dosyaya sunduğu dilekçesiyle aleyhine verilen beyanları kabul etmediğini ve tanıkların yüz yüze dinlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca H.Y.nin kendisiyle ilgili yürütülen soruşturmada verdiği başvurucu hakkındaki beyanları dosyaya gönderilmiştir.</p>

<p>17. İkinci celseye başvurucuyla birlikte tanıklar B.E., H.E., A.Ş. ve V.B. bizzat, tanık İ.O. ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla katılmıştır. Soruşturma aşamasında verdiği beyanlarının doğru olduğunu belirten İ.O. ifadesinde Danıştaya üye seçimi yapılacağı dönemde M.K.nın evinde yapılan görüşmelerde HSYK üyeleri A.B. ve R.Y.nin baskısıyla otuz yedi ve otuz sekiz bin sicilli hâkimlerin de üye olarak seçilmelerinin istendiğini, evde yapılan bu görüşmede seçilecek üyeler konusunda anlaşamadıklarını, ertesi gün B.E.nin, R.Y.nin evine gittiğini ve istedikleri üyelerin seçilmemesi hâlinde seçimleri kilitleyeceklerini söylediklerini, bunun üzerine otuz yedi bin sicilli hâkimlerin de üye olarak seçilmelerini kabul ettiklerini belirtmiştir. İ.O. ayrıca 2013 yılında gerçekleştirdikleri yemeğe üye olarak seçilen ancak örgütle bağlantısının olduğunu düşündükleri üyeleri davet etmediklerini beyan etmiştir. Huzurda dinlenen diğer tanık B.E. başvurucunun cemaatle bağlantısının olduğuna dair kanaate sahip olduğunu, 2011 yılında Danıştaya yapılacak seçimlerde M.K.nın evinde yapılan toplantıda HSYK üyeleri A.B. ve R.Y. tarafından seçilmesi istenen kişilerden birinin de başvurucu olduğunu, bu seçimden sonra seçilen kişilerin Danıştayda organize hareket ettiklerini belirtmiştir.</p>

<p>18. Anılan celsede dinlenen H.E. cemaatçi olarak ilk seçilen üyelerden olduğunu bildiği başvurucuya 17/25 Aralık döneminden sonra mesafeli davrandığını, Danıştay genel kurulunda yapılan oylamalarda cemaat üyelerinin ayrı tarafta oturduklarını belirtmiştir. Kendisinin Danıştay üyesi olduğu dönemde cemaatle bağlantısının bulunduğunu beyan eden tanık V.B. ise başvurucuyla aynı dairede çalıştıklarını, ilk dönemlerde daire olarak başvurucuyla örgütün toplantılarına katıldıklarını, bu toplantılarda bir iki defa başvurucunun da olduğunu, sonra bu toplantıların lojman olarak devam ettiğini, toplantılarda himmet vermeye ilişkin önceki beyanlarının genel itibarıyla doğru olduğunu ifade etmiştir. Son olarak huzurda dinlenen tanık A.Ş. başvurucuyla staj yaptıkları dönemde Etlik'te bulunan yurtta cemaat toplantılarına katıldıklarını, 2004-2011 yılları arasında başvurucunun cemaatin içinde olduğunu, 2011 yılı Eylül ayında kendisinin cemaatten ayrıldığını söylemiştir. Başvurucuya İstinabe Mahkemesi tarafından dinlenen tanık U.S. ve H.S.nin beyanları duruşmada okunmuştur. Başvurucu, celse arasında verdiği dilekçesiyle daha önce bir kısım tanıkların huzurda dinlenmesi yönündeki talebinden yargılamanın uzamaması amacıyla <i>vazgeçtiğini</i> beyan etmiştir. Başvurucu, anılan tanık beyanlarının içeriğinin doğru olmadığını belirtmiştir. Ceza Dairesi, ikinci celseyi H.Y. ve U.S.nin dinlenmesi amacıyla ertelemiştir.</p>

<p>19. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012 yılında birçok Danıştay üyesinin İstanbul Anadolu yakasında bulunan örgüte ait dershanede konakladığına dair verilen beyanlar doğrultusunda düzenlenen 5/7/2018 tarihli HTS analizine ilişkin bilirkişi raporunu, başvurucuyla ilgili tespitlerin de yer alması nedeniyle üçüncü celse öncesinde dosyaya göndermiştir. Bilirkişi raporunda 19/7/2012-25/7/2012 tarihleri arasında otuzdan fazla Danıştay üyesinin kullanımında bulunan cep telefonu hattının İstanbul Anadolu yakasında baz sinyali verdiği, baz sinyali bulunmayan mobil hatlardan uçak modunda kullanılıp kapalı hâle getirilmiş olanların tespiti amacıyla ayrıca çalışma yapıldığı, baz sinyali verilerine göre başvurucunun 20/7/2012 tarihinde İstanbul Anadolu yakasına geldiği ve 21/7/2012-25/7/2012 tarihleri arasında Çamlıca/Ataşehir lokasyonundan baz sinyali verdiği, bu dönemde başvurucuya ait mobil hattın 24-18-12 saatlik aralıklarla tamamen kapalı hâle getirildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>20. Üçüncü celseye başvurucu ve tanık U.S. katılmıştır. U.S. önceki ifadelerinin doğru olduğunu ve başvurucunun HSYK seçimlerinde A.B. için kendisinden oy istediğini ve seçilemediği takdirde İstanbul'a tayin edileceğini söylediğini ifade etmiştir. Diğer taraftan 5/7/2018 tarihli HTS bilirkişi raporu, başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, ailesinin ve akrabalarının yaşaması nedeniyle İstanbul'a gittiğini, bu tarihler arasında V.B.yle bir araya gelmediğini, örgüte ait dershanede kalmadığını beyan etmiştir. Anılan celse, H.Y.nin dinlenmesi amacıyla ertelenmiştir.</p>

<p>21. Celse arasında tanık H.Y.ye ulaşılamadığına dair tutanak dosyaya gönderilmiştir. Dördüncü celsede H.Y.nin dinlenmesinden vazgeçilmesine karar verilmiştir. Ayrıca Ö.Ç.nin 2014 HSYK seçimlerinde başvurucunun bağımsız adaylar A.B. ve HSYK üyesi R.Y.yle birlikte adliyede A.Ç.yi ziyaret ettiklerine dair beyanları okunmuştur. Dördüncü celse sonunda Ö.Ç.nin dinlenmesi için istinabe mahkemesine yazı yazılmasına karar verilmiştir. İstinabe Mahkemesi tarafından başvurucu müdafii huzurunda dinlenen Ö.Ç. başvurucunun daha kıdemli adaylara rağmen Danıştay üyesi seçilmesinin cemaat talimatını gösterdiğini, 2014 HSYK seçimlerinde başvurucunun bağımsız adayları destekleyen davranışlarının olduğunu, seçim döneminde aynı mahkemede birlikte çalıştığı A.Ç.yi ziyarete de geldiğini beyan etmiştir.</p>

<p>22. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beşinci celse esas hakkında mütalaa sunulmuştur. Mütalaada 2012 yılında İstanbul Anadolu yakasında bulunan örgüte ait dershanede yapılan gizli organizasyona başvurucunun da katıldığı, tanık V.B.nin beyanlarının bu katılımı doğruladığı, HTS bilirkişi raporunda katılıma dair baz sinyali tespitinin yapıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre başvurucunun örgütle irtibatlı olduğunun belirlendiği belirtilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Başvurucunun savunma hazırlamak için süre istemesi nedeniyle celse ertelenmiştir. Başvurucu, sonraki celsede esas hakkındaki mütalaaya karşı yaptığı savunmasında özet olarak soruşturma usulünün kanuna aykırı yapıldığını, İstanbul'da V.B.yle görüşmediğini, örgütsel bir kampa katılmadığını, tanıkların örgütsel bağlantısına dair görgüye dayalı bir anlatımlarının olmadığını, Danıştay üyesi seçilmesinin mesleki yeterlilikle ilgili olduğunu, sohbet toplantılarına katılmadığını ve suçlamaların asılsız olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>23. Ceza Dairesince başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşmak sureti ile 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 13/3/2019 tarihinde karar verilmiştir.</p>

<p>24. Gerekçeli kararda silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu, FETÖ/PDY tarafından 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi eylemine refleks olarak örgüt üyesi yargı mensupları hakkında soruşturma başlatılmasının Danıştay Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararına uygun olduğu ve darbe girişimine bağlı olarak ortada gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de bulunduğu belirtilerek soruşturma izni alınmasını gerektiren durum olmadığı açıklanmıştır. Kovuşturma usulüne yönelik değerlendirmelere de yer verilen gerekçeli kararda başvurucunun üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun görev suçu değil kişisel suçlardan olduğu, başvurucunun işlediği kişisel suçlar hakkında kovuşturma yapma yetkisinin 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine göre Ceza Dairesine ait olduğu belirtilmiştir. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2797 sayılı Kanun kapsamında teşkilatlandırılmış olması nedeniyle tabii hâkim ilkesine aykırı bir durumun da olmadığı açıklanan gerekçeli kararda, FETÖ/PDY'nin yargı teşkilatındaki görünümü ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurları hakkında da değerlendirmelere yer verilmiştir. Son olarak FETÖ/PDY mensubu otuz Danıştay üyesinin motivasyon kazanmaları amacıyla örgüt liderinin yurt dışına çıkmadan önce kaldığı ve aynen muhafaza edilen İstanbul'da bulunan örgüte ait dershanede 2012 yılında gizli toplantı gerçekleştirdiklerinin ByLock mesajlarından ve tanık V.B.nin beyanlarından anlaşıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>25. Gerekçeli kararın başvurucu hakkındaki delillerle ilgili yapılan değerlendirme sonrasında ulaşılan sonucun açıklandığı kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Tüm yukarda açıklanan deliller ve mevzuat çerçevesinde; </i><i>Dosyaya intikal etmiş bulunan ve CMK' nın 217. madde çerçevesinde celselerde delil olarak tartışılan tanık beyanlarına göre; sanığın </i>[başvurucu] <i>sicil ve kıdeminin seçilme yeterliliğinde olmamasına rağmen, yapı mensuplarının ısrarı ile Danıştay üyeliğine seçildiği, örgütün direktif ve taleplerini ilettiği sohbet toplantılarına katıldığı ve </i><i>örgüt lehine mesleki seçim çalışmalarında görev aldığı</i><i> anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan örgütün önem verdiği mahrem yapılanmalardan biri olan yargı yapılanmasına dâhil olan sanığın, örgüte aidiyeti çerçevesinde iki hususun öne çıktığı görülmektedir: </i></p>

<p><i>Bunlardan ilki, yargı yapılanmasının üst kolu olan Danıştay’a üye seçilmesi aşamasında, sanığın örgüt tarafından sahiplenilmesidir. Özellikle tanıklar</i> [İ.O.]<i> ve </i>[B.E.nin]<i> açık anlatımlarına göre, (mevzuat ve teamüllerin dışında) HSYK Genel Sekreterinin </i>[M.K.nın]<i> evinde yapılan toplantıda Danıştay’a seçilecek üyelerin belirlenmesi sırasında sanığın sicil ve kıdemi itibariyle uygun olmamasına rağmen, FETÖ/PDY üyesi kişiler tarafından üzerinde ısrar edilen, listede ön plana çıkarılan kişilerden biri olduğudur. Dolayasıyla örgüt tarafından önemsenen </i><i>sanığın, </i><i>icra ettiği görevinin, daha üst makam olan Danıştay'daki mahrem yapı içerisinde devam ettirilmek istendiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İkinci husus da, bilirkişi raporuyla desteklenen </i>[V.B.nin]<i> ifadelerinde de beyan ettiği gibi,</i><i> örgüt kurucusu Fetullah’ın, yurt dışına çıkmadan önce kaldığı </i><i>İstanbul Çamlıca'da bulunan Fem Dershanelerinde</i><i>ki odası ile o sırada kullandığı ve aynen muhafaza edilen eşyalarının örgüt mensuplarınca ziyaret edilmesini de kapsayan gizli toplantıya sanığın da katılmasıdır. Bu toplantıda Fetullah'ın kitapları okunarak örgütün yurt dışındaki okulları ve diğer faliyetleri hakkında örgüt mensupları bilgilendirilmiştir. </i></p>

<p><i>Sanığın, örgüt tarafından HSYK eski Genel Sekreteri </i>[M.K.nın]<i> evinde, örgüt mensupları tarafından dayatılan listeden yüksek yargı üyeliğine seçilmesi,</i><i> mahrem bir tavır sergilemek suretiyle devlet içerisine sızma emrini yerini getiren hiyerarşik yapı içerisinde hareket etmesi,</i><i> sonraki aşamalarda da örgütsel faaliyetlerini devam ettirmesi,</i><i> örgütün talimat ve talepleri doğrultusunda tanık beyanlarına da yansıdığı üzere örgüt lehine mesleki seçim çalışmalarında görev alması ve yukarıda açıklanan nedenlerle, TCK 314/2. madde kapsamında terör örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile cezalandırılmasına karar verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat oluşmuştur. </i></p>

<p><i>Cezanın bireyselleştirme aşamasında, sanığın örgütün mahrem yapı içerisindeki konumu, yüksek yargıya yerleştirilenlerden biri olarak hiyerarşik yapıya aidiyeti, tedbir</i><i> kurallarına riayeti,</i><i> eylem tarzı, hukukçu kimliğine nazaran örgütsel yapılanmayı bilinçli şekilde tercihi gözetilerek, </i><i>sübuta eren FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçu nedeniyle </i><i> cezanın tertibi sırasında alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği kanaatine varılmıştır... " </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>26. Başvurucu; sunmuş olduğu temyiz dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra yürütülen soruşturma ve kovuşturma usulünün kanuna aykırı olduğunu, 15/7/2016 tarihinden önce FETÖ/PDY'nin hukuken bulunmadığını, suç oluşturmayan eylemlerinin cezalandırılma gerekçesi yapıldığını, yargılamanın Ceza Dairesinde yapılmasının tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu, Ceza Dairesinde duruşmalara kıdemli üyenin başkanlık yapmadığını, etkin pişmanlık kapsamında verilen tanık beyanlarının delil olarak kabul edilemeyeceğini, tanık beyanlarının hatalı değerlendirildiğini ve suçun unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>27. Başvurucunun temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulu (Genel Kurul) tarafından 9/11/2022 tarihinde Ceza Dairesinin mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Genel Kurul kararında kovuşturma işlemlerini yürüten Ceza Dairesinin heyet oluşumuna, uygulanacak olan soruşturma ve kovuşturma usulüne, suçüstü hâlinin gerçekleşip gerçekleşmediğine, silahlı terör örgütünün hukuki nitelendirmesine ve mahkûmiyet kararında dayanılan delillere ilişkin ayrı ve açık değerlendirmelere yer verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Sanık </i>[başvurucu]<i> savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; sanığın, örgüt mensubu olduğu belirtilen eski HSYK üyelerinin talebi ve desteğiyle Danıştay üyesi olarak seçildiği, tanıklar</i> [B.E.]<i> ve </i>[İ.O.nun]<i> girişimiyle 2013 yılında organize edilen ve örgüt mensubu olmayan Danıştay üyelerinin katıldığı toplantılara Danıştaydaki tavır ve ilişkileri sebebiyle çağrılmadığı, örgütsel mahiyetteki sohbet toplantılarına iştirak ettiği, t</i><i>anıklardan eski Danıştay Üyesi</i> [V.B.nin]<i> savcılıkta alınan ifadesinde bahsettiği moral motivasyonlarının yükseltilmesi, örgüte bağlılığın kuvvetlendirilmesi ve örgütün nasıl örgütlenerek büyüyüp güçlendiğinin anlatılması amacıyla </i><i>20-24 Temmuz 2012 tarihleri arasında örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katılımıyla düzenlenen ve örgüt lideri Fetullah Gülen'in ülkeden ayrılmadan önce kaldığı hâliyle muhafaza edilen Altunizade/Çamlıca FEM Dershanesinin üst katındaki odasının da ziyaret edildiği örgütsel mahiyetteki Çamlıca İstanbul toplantısına </i><i>katıldığının HTS baz kayıtlarına ilişkin 05.07.2018 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerden anlaşıldığı, </i><i>2014 yılında yapılan HSYK üyeliği seçiminde bağımsız adaylardan </i>[A.B.ye]<i> oy vermesini tanık </i>[U.S.den]<i> istediği belirlenmiş olmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Danıştay üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir. </i></p>

<p><i>Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla 'mahrem alan' yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından ve ayrıca bu yönde bir savunması da bulunmadığından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanmamasına ilişkin kabul yasaya aykırı görülmemiştir.</i><i>" </i></p>

<p>28. Genel Kurul, iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşturulması nedeniyle 2797 sayılı Kanun'un 40. maddesi uyarınca daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin başkanlık yapmasının hukuka aykırı olmadığını açıklamıştır. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayın 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların, Dairenin iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, Daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkân bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesindeki düzenleyici hüküm doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması yerine, Daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin oluşturulan heyete başkanlık görevini ifa ettiği, bu şekilde heyetin oluşumu ile ilgili düzenleyici işlemlere aykırılığın; heyet başkanının duruşmaları idaresindeki usule aykırılıklar nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ve bu şekilde hakkaniyete uygun olmayan yargılama yapıldığının taraflarca ileri sürülmemesi, esası etkileyen kararların duruşma heyeti tarafından oy birliğiyle alınmış olması, Yargıtay üyeliği deneyimine sahip hâkimlerin ara kararı veya hüküm kurulurken yapılan oylama sırasının diğer üyeleri etki altında bırakacağına ilişkin kabulün dayanaktan yoksun olup bu hususta somut olguların ortaya konulmaması karşısında, oluşan heyetçe yapılan işlemleri yoklukla batıl hâle getirmeyeceğinden CMK'nın 289. maddesi kapsamında mahkeme heyetinin oluşumunda hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Somut dosyada yukarıda belirtilen oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olmasına taraflarca itiraz edilerek duruşmanın idaresi ve delillerin ikamesinde hukuka aykırı davranıldığının ileri sürülmemesi, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyete aykırı yapıldığının kabulüne olanak bulunmadığı gibi, hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede davanın sonuçlandırılmasına engel oluşturacağı da gözetildiğinde, yasanın düzenleyici nitelikteki kuralına aykırı uygulama hükmün esasını etkileyecek nitelikte görülmediğinden hükmün bozulmasına yer olmadığına karar verilmiştir...</i><i>"</i></p>

<p>29. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma usulünün hukuka uygun olduğu kabul edilen Genel Kurul kararının ilgili kısmı ise şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. </i><i>"</i></p>

<p>30. Genel Kurul, ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinin kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılmasının kanuna aykırı bir vaat niteliğinde olmadığını da belirtmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Kanun Hükümleri </strong></p>

<p>31. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 9-19; <i>İlhami Aksu</i> [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, §§ 20-22;<i> Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, §§ 64-70; <i>Metin Birdal</i> [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-33.</p>

<p>32. Kanuni hâkim güvencesine ilişkin bir kısım ulusal hukuk kaynakları için bkz. <i>Çetin Doğan (3) </i>[GK], B. No: 2021/30714, 15/2/2023, §§ 85-90 ve <i>Yıldırım Turan</i> [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 27-68.</p>

<p>33. Gerekçeli karar hakkına ilişkin ulusal hukuk kaynakları için bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34; <i>Cevat Temel Özkaynak </i>[GK], B. No: 2021/32082, 26/1/2023, §§ 68, 73.</p>

<p>34. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "<i>Kanuni hâkim güvencesi</i>" başlıklı 37. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. </i></p>

<p><i>Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." </i></p>

<p>35. Anayasa’nın “<i>Mahkemelerin kuruluşu</i>” başlıklı 142. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.</i>”</p>

<p>36. 2575 sayılı Kanun'un <i>"Şahsi suçların kovuşturma usulü"</i> başlıklı 82. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır."</i></p>

<p>37. 2797 sayılı Kanun'un <i>"Dairelerin görevleri"</i> başlıklı 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasının kovuşturma işlemlerinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan (f) bendi şöyledir:</p>

<p><i>"Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması hâlinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir."</i></p>

<p>38. 2797 sayılı Kanun'un <i>"Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri"</i> başlıklı 15. maddesinin temyiz incelemesinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan (3) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak</i>"</p>

<p>39. 2797 sayılı Kanun'un <i>"Kişisel ve görevle ilgili suçlar"</i> başlıklı 46. maddesinin kovuşturma aşamasında yürürlükte bulunan (1), (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. </i></p>

<p><i>(5) Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi hâlde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. </i></p>

<p><i>(6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi hâlinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır."</i></p>

<p><strong>B. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>40. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/3/2025 tarihli ve E.2024/470, K.2025/147 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan 'hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır' şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan 'Yargıtay', dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır..." </i></p>

<p>41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında terör örgütü üyeliği suçundan Yargıtay 9. Ceza Dairesince mahkûmiyetine karar verilen (eski) bir Danıştay üyesi hakkında temyiz incelemesi sonucunda verdiği 1/10/2019 tarihli ve E.2019/9.MD-460, K.2019/572 sayılı kararının suçun niteliğine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"... Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre; devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişini koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçun, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü suç' niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olması suçun kurucu unsuru da değildir. Dolayısıyla sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>Yine, sanığın müfettiş olduğu dönemde teftişle görevli olduğu bazı dosyalarda örgüt lehine karar verilmesi için hâkimlere baskı yaptığı, hukuka aykırı biçimde hem teftiş sonrası düzenlediği raporlarda hem de Danıştay Üyesi olarak görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü ilgilendiren bazı davalarda uyuşmazlığın örgüt lehine sonuçlandırılması amacıyla oy kullanmasının görev suçu kapsamında olduğu, dolayısıyla yargılamanın Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiği ileri sürülse de; gerekçeli kararda bu hususların yalnızca sanığın örgütsel saikle hareket ettiğine, dolayısıyla kişisel suç niteliğindeki örgüt üyeliğine dair kastının ortaya konulması açısından değerlendirildiği ve genel olarak değinilen bu hususlardan, yalnızca sanığın örgütsel tavrını ve kastını ortaya koyan deliller olarak bahsedildiği, diğer yandan, sanık hakkında söz konusu eylem ve işlemlerinden dolayı görevi kötüye kullanma suçu gibi açıkça görevden kaynaklanan bir suçtan da kamu davası açılmadığı anlaşıldığından, sanığa atılı eylemin kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gerçekten de, suç örgütü, suçun konusunu oluşturan kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği açısından başlı başına bir tehlike oluşturduğundan, suç için örgütlenme fiilleri bağımsız suç tipleri olarak düzenlenmiş olup bu tehlikelilik durumunu ilk kez meydana getiren kişiler örgütün kurucuları ve bu tehlikelilik hâlini yönlendiren kişiler de örgütün yöneticileri iken, örgütsel iradeye boyun eğerek bu tehlikeliliğin devamı ve somut eylemlere dönüştürülmesini sağlayan da örgütün üyeleridir. Dolayısıyla faillerin sürekli bir şekilde örgütsel iradenin emir ve talimatlarını yerine getirmeye hazır olmaları da örgütsel yapının mevcudiyeti yönünden son derece önemli olup ortaya çıkan tehlikeliliğe önemli bir katkı sağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>... faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gelinen noktada, dava konusu olayda sanık yönünden suçüstü hâlinin bulunup bulunmadığıyla ve bununla bağlantılı diğer hususlarla ilgisi bakımından, 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinde aynı suçtan kamu davası açılan Anayasa Mahkemesi eski Üyesi Alparslan Altan'ın, benzer olayda kendisi ve atılı suç yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına ve tutuklamanın bu yönüyle hukukî olmadığına dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesince (İHAM) verilen kararın da irdelenmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Sanık M.Ç.nin Danıştay Üyesi olarak görev yapmaktayken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında, kendisinin de bu örgüte üye olduğu iddiasıyla ve kişisel suç niteliğindeki bu suç açısından suçüstü hâlinin de varlığına dayalı olarak hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı olayda; itiraza konu uygulamanın, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna, bu örgütten ayrılmaya dair icrai bir davranışta bulunmadığına ve elde edilen mevcut deliller itibarıyla yetkili makamlarca sanığın cezai eylem niteliğindeki örgüt üyeliğine ilişkin fiilinin icrasına devam ettiği, böylelikle sanığa atılı suçun işlenmekte olduğu hususunda resmî makamlarca edinilen bilgi kapsamında gerçekleştirildiği, </i></p>

<p><i>Bununla birlikte, silahlı terör örgütü üyeliği/yöneticiliği suçunun mütemadi suç ve bu suçlar yönünden yakalama anına kadar suçüstü hâlinin söz konusu olduğunu kabul ederek Yargıtayın yargılayacağı kişilere atılı bu suçlarla ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen diğer kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin 2797 sayılı Kanun'da değişiklik öngören ve sonradan aynen kanunlaşan hukuki düzenlemelerde, önceden beri 2797 ve 2575 sayılı Kanun'larda öngörülen hukuki teminatların istisnasını teşkil eden 'ağır cezalık suçüstü hâli' tabirinin, Yargıtayın yargılayacağı söz konusu kişilere atılı bu suçların da benzer nitelikte olduklarını ortaya koyacak ve bu suçları da kapsayacak şekilde yeniden kullanıldığı, </i></p>

<p><i>Diğer yandan, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin usule uygun olduğunun, hem aralarında sanığın da bulunduğu benzer durumdaki yüksek yargı eski üyelerine yönelik Danıştay Başkanlık Kurulunun kararıyla, hem de sonradan yürürlüğe konulan ulusal hukuk düzenlemeleriyle de kabul edilerek mevcut uygulama sonrasında adli ve idari açıdan devam edecek diğer işlemler öngörüldüğü gibi, aynı zamanda itiraza konu uygulamanın, CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasında hüküm altına alınan ve sanık hakkında öngörülen özel soruşturma usullerinin istisnasını teşkil eden düzenlemeyle de uyumlu olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; Danıştay meslek mensuplarının işledikleri suçlara dair özel soruşturma usullerinin uygulanmasını öngören 2575 sayılı Kanun'un 76. maddesiyle 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, dolayısıyla, dava konusu olayda sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfî olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu hâliyle 'hukukun kalitesi' ilkesine de uygun olan uygulamanın hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır."</i></p>

<p>42. Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/3/2024 tarihli ve E.2024/93, K.2024/148; 13/3/2024 tarihli ve E.2023/392, K.2024/114 sayılı kararları.</p>

<p>43. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin Yargıtay kararları için bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, §§ 11-20;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39;<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Gürcan Balık</i> [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022<i>, </i>§ 46; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>44. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Adli Yardım Talebi Yönünden </strong></p>

<p>45. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânı olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebinin 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca geçici olarak kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddialar</strong></p>

<p><strong>1. Özel Soruşturma Usulünün Uygulanmadığına İlişkin İddia Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>46. Başvurucu, hâkim olarak görev yapması nedeniyle kendisi hakkında yürütülecek soruşturma ve kovuşturmanın izne tabi olduğunu, suçüstü durumunun söz konusu olmamasına rağmen genel soruşturma usulünün uygulandığını, genel soruşturma usulüne ilişkin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasının hatalı yorumlandığını ve 2575 sayılı Kanun'un 76. maddesinde düzenlenen özel soruşturma ve kovuşturma usulünün uygulanmamasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>47. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme</strong></p>

<p>48. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla beraber (AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004), yargılamayı yapan mahkemenin yasayla kurulması gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümle düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır.</p>

<p>49. Başvurucunun özel soruşturma usulünün uygulanmamasıyla ilgili ileri sürdüğü şikâyetler adil yargılanma hakkı kapsamındaki kanuni hâkim güvencesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>50. Anayasa Mahkemesi, <i>Yıldırım Turan</i> ([GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020) kararında Yargıtay ve Danıştay (Yüksek Mahkeme) üyeleri yönünden yaptığı değerlendirmede öncelikle bu kişilerin kişisel suçları yönünden de olsa haklarında bir soruşturma yürütülmesi için ilgili Yüksek Mahkemenin kurulları tarafından bir karar verilmesi gerektiği ancak ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bunun istisnasını oluşturduğu sonucuna varmıştır. Kararda Yüksek Mahkeme üyeleri bakımından tutuklama tedbirine konu olan silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak -ilgili Yargıtay kararlarına değinerek- bunun kişisel bir suç olduğu tespit edildikten sonra ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bulunduğu ifade edilmiştir (<i>Yıldırım Turan</i>, § 106).</p>

<p>51. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi,<i> suçüstü hâli</i> kavramı yönünden yaptığı incelemede ise -önceki kararlarındaki diğer Yüksek Mahkeme üyeleri gibi- başvurucunun darbe teşebbüsünün henüz savuşturulmakta olduğu, bu girişimin millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşturduğu tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir sırada yakalanıp gözaltına alındığına ve -sonrasında- tutuklandığına özellikle vurgu yapmış; soruşturma mercilerinin de tutuklama taleplerinde ve hâkimliklerin tutuklama kararlarında bunun altını çizdiğine dikkat çekmiştir (<i>A.B.</i> [GK], B. No: 2016/22702, 31/10/2019, § 91).</p>

<p>52. Buna göre 15 Temmuz darbe teşebbüsünden hemen sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri yönünden<i> suçüstü hâli</i>nin bulunduğu kabul edilirken temel hareket noktası bizzat darbe teşebbüsüdür. Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere Türk yargı makamları tarafından olgusal temellere dayalı olarak verilen çok sayıdaki kararda da ifade edildiği üzere FETÖ/PDY, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmadır. Bu durumda darbe teşebbüsünün savuşturulmakta olduğu ve teşebbüs dolayısıyla devletin varlığı ve millî güvenlik üzerinde oluşan tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir dönemde teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile örgütsel nitelikte ilişkide olduğu değerlendirilen kişilerle ilgili olarak<i> suçüstü hâli</i>nin bulunduğunun kabul edilebileceğini söylemek temelsiz bir yaklaşım değildir (<i>Yıldırım Turan</i>, § 108).</p>

<p>53. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonra tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri dışındaki yargı mensupları yönünden mesleklerinden kaynaklanan güvencelerin tutuklamanın önünde kanuni bir engel teşkil edip etmediğini incelerken bu kişiler yönünden de tutuklamaya konu olan örgüt üyeliği suçunda ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bulunduğunu değerlendirmiştir (bkz. <i>Adem </i><i>Türkel</i> [2. B.], B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 52-59).</p>

<p>54. Başvuru konusu olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Ceza Dairesince silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve FETÖ/PDY tarafından 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi eylemine refleks olarak örgüt üyesi yargı mensupları hakkında soruşturmaya başlandığı açıklanmıştır. Bu doğrultuda yürütülen soruşturma usulünün Danıştay Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararına uygun olduğu ve darbe girişimine bağlı olarak ortada gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de bulunduğu belirtilerek soruşturma izni alınmasını gerektiren bir durumun olmadığı belirtilmiştir (bkz. § 24).</p>

<p>55. Genel Kurul kararında da 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan "<i>Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.</i>" şeklindeki düzenleme uyarınca anılan suçlar yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmediği kabul edilmiştir (bkz. § 29).</p>

<p>56. Gelinen noktada darbe teşebbüsüne bağlı olgular çerçevesinde kararlarda yapılan değerlendirmeler karşısında -Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan silahlı terör örgütü üyeliği suçu bakımından suçun temadi eden niteliği dolayısıyla ağır cezalık <i>suçüstü hâli</i>nin bulunduğu yönündeki yaklaşım (bkz. §§ 50-52) da dikkate alındığında- başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin<i> suçüstü hâli</i>nin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir. Nitekim temyiz kanun yolu denetimiyle ilgili verilen kararlar da bu yöndedir (bkz. § 41). Sonuç olarak başvurucunun sanık olarak yargılandığı kamu davasının başlangıcı olan soruşturma, suçüstü hâliyle ilgili kanun hükümleri çerçevesinde belirlenen usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Bu nedenle anılan şikâyetle ilgili kanuni hâkim güvencesi ilkesine ilişkin açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.</p>

<p>57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Kovuşturma Merciine İlişkin İddia Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>58. Başvurucu; üzerine atılı suç hakkında olay tarihinde kovuşturma yapma yetki ve görevinin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olduğu hâlde Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yargılandığını, olay tarihinden sonra Kanun Hükmünde Kararname ile 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yapılan değişikliğin geçmişe dönük olarak uygulanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>59. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; ayrıca somut olay ele alınırken mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>b</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun açıklanan iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında olan kanuni hâkim güvencesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>61. Kanuni hâkim güvencesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsurudur (<i>Tahir Gökatalay</i> [2. B.], B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 77; AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004). Çünkü kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (<i>Ahmet Zeki Üçok (2)</i> [2. B.], B. No: 2015/6777, 7/12/2016, § 53). Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine<i> "...ile adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin davasının kanunla kurulmuş bir mahkemede görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir (<i>Mehmet Çelik (2)</i> [1. B.], B. No: 2015/889, 17/11/2016, § 57).</p>

<p>62. Anılan güvence, hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağına dair Anayasa’nın 37. maddesinde de açıkça düzenlenmiştir (<i>Ahmet Zeki Üçok (2)</i>, § 54). Kanuni hâkim güvencesi, sadece mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesini değil her bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleri ifade etmekte; mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır (<i>Tahir Gökatalay</i>, § 80).</p>

<p>63. Kanuni hâkim güvencesi, yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakmaları kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez. Aksi takdirde yer değiştirme esasına göre görev yapan hâkimlerin atandığı yerdeki derdest davalara bakmalarının tabii hâkim ilkesine aykırı görülmesi sonucu doğar ki anılan ilkenin bunu amaçladığı söylenemez (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/01/2015).</p>

<p>64. Bununla birlikte görev ve yetkiye ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere ilke olarak derece mahkemeleri önündeki davalara ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Mustafa Kılıç </i>[GK]<i>,</i> B. No: 2019/35236, 18/5/2022, § 120). Bu bağlamda derece mahkemelerinin görev ve yetkiye ilişkin hukuk kuralları hakkındaki yorum ve uygulamalarının kanuni hâkim güvencesini ihlal ettiği sonucuna varılabilmesi ancak anılan yorum ve uygulamaların bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içerdiği durumlarda söz konusu olabilir.</p>

<p>65. Hâkimlerin <i>görevleriyle ilgili</i> ya da <i>kişisel</i> nitelikteki suçlarının kovuşturma usulleri ile mercileri Anayasa ve kanunlarda gösterilmiştir. Bu doğrultuda Danıştay üyelerinin hukuki durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Şahsi suçların kovuşturma usulünü düzenleyen 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür (bkz. § 36). Kanunun atıf yaptığı hükümler ise 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yer almaktadır (bkz. § 39).</p>

<p>66. 6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) 5. maddesiyle 2797 sayılı Kanunun 46. maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan “<i>Yargıtay Ceza Genel Kuruluna</i>” ibaresi “<i>Yargıtay ilgili ceza dairesine</i>” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin (6) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 29/4/2017 tarihli ve 30052 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 690 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (690 sayılı KHK) 2. maddesiyle yapılan yeni düzenlemeye göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosyanın düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği, iddianame hazırlanması hâlinde ise kovuşturmanın "<i>Yargıtay ilgili ceza dairesince</i>" yapılacağı hükme bağlanmıştır. 2797 sayılı Kanun'un 14. ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca 11/7/2017 tarihinde anılan kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine karar verilmiş ve bu karar 18/7/2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>67. İnceleme konusu olayda gerçekleşen <i>suçüstü hâli</i> kapsamında başvurucunun suç tarihi 16/7/2016 olarak gösterilen eylemi doğrultusunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması amacıyla 23/11/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. Ceza Dairesinin 4/12/2017 tarihli iddianamenin kabulü kararıyla birlikte kovuşturma aşamasına geçilmiştir (bkz. § 14). Başvurucunun mahkûmiyetine dair verilen 13/3/2019 tarihli karar ise 9/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 27). Başvurucu, kendisine isnat edilen suçlarla ilgili kovuşturma yapma yetkisinin Genel Kurula ait olduğunu ileri sürmektedir.</p>

<p>68. 690 sayılı KHK ile yapılan 29/4/2017 tarihli değişiklik sonrasında başvurucunun da aralarında bulunduğu Danıştay üyelerinin Genel Kurul yerine Ceza Dairesinde yargılanmalarına yönelik yasal düzenleme yapılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma, anılan düzenleme sonrasındaki 7/12/2017 tarihinde başlamış ve bu doğrultuda başvurucu Ceza Dairesinde yargılanmıştır. Yapılan yasal düzenlemeyle birlikte Ceza Dairesi, sadece darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Danıştay üyeleriyle ilgili uyuşmazlıklara bakmakla görevlendirilmemiştir. Ceza Dairesinin yetki ve görevi 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinin kapsamına giren tüm konuları içermektedir. Ayrıca Ceza Dairesi, belirli bir suçun işlenmesinden sonra buna ilişkin davayı görecek yargı yeri olarak oluşturulmadığı gibi kurulun göreve başlamasını müteakip yetkisi kapsamına giren tüm kovuşturmaları yürüttüğü de gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla kanuni hâkim güvencesine yönelik açık bir ihlal bulunmamaktadır.</p>

<p>69. Sonuç olarak başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki yargılama ilgili kanun hükümleri çerçevesinde daha önceden kurulmuş olan Ceza Dairesinde ve yine daha önceden belirlenmiş usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla somut olayda salt belli yargılamalar için sonradan kurulan bir mahkemece yargılama yapılması söz konusu değildir.</p>

<p>70. Açıklanan gerekçelerle kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>71. Başvurucu; iddialara yönelik savunma ve itirazlarının gerekçede tartışılmadığını, kararın büyük kısmının soyut ve genel ifadelerden oluştuğunu, karar gerekçesinde kendisiyle ilgili olmayan değerlendirmelere de yer verildiğini ve alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin açıklanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>72. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; Mahkemelerin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki yükümlülüğünün yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamayacağı vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>74. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "<i>Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.</i>" denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa'nın 36. maddesi ve 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Öte yandan adil yargılanma hakkı, doğası gereği gerekçeli karar hakkını da içermektedir. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (<i>Hilmi Kocabey ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).</p>

<p>75. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Mahkemelerin kararlarının davanın temeliyle ilgili olay, olgu ve hukuki sorunlar ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında ilgili ve yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (<i>Sencer Başat ve diğerleri,</i> §§ 31, 34).</p>

<p>76. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (<i>Yasemin Ekşi</i> [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.</p>

<p>77. İstinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı farklılıklarla birlikte bkz.<i> Yasemin Ekşi,</i> § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Caner Kandırmaz </i>[2. B.], B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).</p>

<p>78. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak derece mahkemelerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme görevi olmadığı gibi derece mahkemesi kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (<i>Halit </i><i>Kabadağ</i> [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).</p>

<p>79. Somut olayda Ceza Dairesince açıklanan gerekçeli karara göre başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğine yönelik kabulün iki olguya dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar, örgüt üyesi olan başvurucunun sicil ve kıdeminin Danıştay üyeliğine seçilme yeterliliğinde olmamasına rağmen FETÖ/PDY mensuplarının ısrarları neticesinde Danıştay üyeliğine seçilmesi ve otuz Danıştay üyesiyle birlikte İstanbul'da bulunan örgüte ait dershanede gerçekleştirilen gizli toplantıya katılması olarak açıklanmıştır (bkz. § 25).</p>

<p>80. Kararda huzurda dinlenen tanıklar İ.O. ve B.E.nin örgütün yargı yapılanması içinde önemli göreve sahip oldukları belirtilerek anılan tanıkların, Danıştay üye seçimleri yapılmadan önce HSYK genel sekreteri M.K.nın evinde yapılan resmî olmayan ve örgütle irtibatlı kişilerin katıldığı toplantıda başvurucunun örgüt mensubu olarak Danıştaya üye seçilmesi için uğraş verilen kişilerden olduğuna ilişkin beyanları, başvurucunun örgütle irtibatına dayanak yapılmıştır. Benzer şekilde gerekçede tanık H.E.nin başvurucunun 17/25 Aralık döneminden sonra örgütle irtibatlı kişilerden olduğuna, tanık A.Ş.nin başvurucunun örgüt içinde yer aldığına ve yine tanık U.S.nin 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri öncesinde görüştüğü başvurucunun örgütün desteklediği A.B.ye oy vermesi yönünde kendisine baskı yaptığına ilişkin beyanları doğrultusunda başvurucunun örgütsel bağının bulunduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca tanık V.B.nin başvurucuyla aynı Dairede çalıştıkları dönemde örgütün gerçekleştirdiği toplantıya birlikte katıldıklarına ilişkin anlatımının da başvurucunun örgütsel hiyerarşi içinde bulunduğunu gösterdiği açıklanmıştır.</p>

<p>81. Kararda ayrıca örgüt liderinin yurt dışına çıkmadan önce kaldığı İstanbul Anadolu yakasında bulunan ve eski hâliyle muhafaza edildiği belirtilen dershane odasının örgütsel bir değerinin olduğu açıklanmıştır. Tanık V.B.nin İstanbul'da yapılan toplantıya sadece örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katıldığına dair beyanlarına da yer verilen gerekçeli kararda tanığın beyanlarıyla uyumlu şekilde başvurucunun kullanımında olduğu tespit edilen telefon hattının da belirtilen tarihlerde aynı lokasyondan baz sinyali verdiğine ilişkin bilirkişi raporuna vurgu yapılmıştır.</p>

<p>82. Sonuç olarak mahkûmiyet kararında uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazların ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılandığı, kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Ç</strong><strong>. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları </strong><strong>ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>84. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, örgüt üyeliği suçunun unsurlarının oluşmadığını, mesleki faaliyetlerinin ve üyelik seçimine ilişkin yargısal süreçlerin cezai yaptırımla neticelendirildiğini, tanık beyanlarının ve HTS kayıtlarının örgüt üyeliği suçunun işlendiğini göstermeye yeterli delil kabul edilemeyeceğini belirtmek suretiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>85. Bakanlık görüşünde; başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği, üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin, ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olmasının gerekmediği, başvurucuya isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesinin ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışında olduğu açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>86. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun açıklanan iddiaları, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>87. Anayasa’nın <i>“</i><i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i><i>”</i> başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> § 62).</p>

<p>88. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz, </i>§§ 44-64; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).</p>

<p>89. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 40; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 33).</p>

<p>90. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesiyle hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§ 53; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 54; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 36).</p>

<p>91. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§§ 57-59).</p>

<p>92. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>93. Ceza Dairesi; silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer alan mahrem kişilerden olduğunu, örgüt listesinden yüksek yargıya sızdırıldığını ve Danıştay üyesi seçildikten sonra da örgütün grup toplantılarında yer alarak örgüt adına hareket ettiğini kabul etmiştir (bkz. § 25). Anılan kabul, tanık beyanlarıyla birlikte HTS kayıtları doğrultusunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayandırılmıştır. Başvurucu ise terör örgütü üyeliğiyle ilgili hakkında yapılan yargısal yorumların bu suçun özüyle bağdaşmadığını ve öngörülebilir olmadığını, ayrıca mahkûmiyetinde suç oluşturmayan eylemlere dayanıldığını iddia etmiştir (bkz. §§ 8, 15). Somut olayda tanıklar İ.O. ve B.E.nin, HSYK genel sekreteri M.K.nın evinde yapılan ve örgüt üyelerinin katıldığı toplantıda başvurucunun mevzuat ve teamüllerin dışına çıkılarak Danıştay üyesi yapılması için ısrar edilen FETÖ/PDY üyesi kişiler arasında yer aldığına yönelik beyanları, örgütsel ilişkinin varlığı bakımından önemli ağırlıkta delil kabul edilmiştir. Öte yandan tanık V.B.nin başvurucunun Danıştay üyesi seçildikten sonra örgütsel toplantılara katıldığına ve tanık U.S.nin 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde başvurucunun örgütün desteklediği A.B.ye oy verilmesini istediğine yönelik beyanları doğrultusunda örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varılmış ve aksi yöndeki savunmalara itibar edilmemiştir.</p>

<p>94. Böylelikle Ceza Dairesinin dosya kapsamındaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Ceza Dairesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Ceza Dairesinin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan Ceza Dairesi ve Genel Kurul, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>D. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>96. Başvurucunun haksız olarak yargılanmasına bağlı olarak maaş ve diğer sosyal haklarını almasının engellenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi ([1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36) kararı doğrultusunda konu bakımından yetkisizlik, kamu görevlilerinin gözaltı ve tutukluluk sürecindeki eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ömer Aktaş ([1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, §§ 38, 39) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Fırat İşgören ([1. B.], B. No: 2014/6425, 17/11/2016, § 34) kararı doğrultusunda süre aşımı, soruşturma evresinde gizlilik kararı alınması sonucunda dosya içeriğine erişilememesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt ([2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, internet trafik bilgilerinin ve HTS kayıtlarının mevzuatta belirlenen süreden fazla tutulduğu gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın Ertan Erçıktı (3) ([1. B.], B. No: 2018/14040, 30/6/2021) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi, sosyal güvenlik kayıtlarında KHK ile ihraç edildiğine dair kodlama yapılması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Bayram Gök ([2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 20-24) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>97. Başvurucunun müdafii ile gizliliğin sağlandığı bir ortamda görüşme yapılmaması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Orhan Patarya ([GK], B. No: 2019/42695, 20/5/2021, § 61) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, temyiz incelemesinin duruşma açılmaksızın yapılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Feyyaz Bayram ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, benzer eylemler nedeniyle başkaca kişiler hakkında soruşturma yapılmazken kendisinin mahkûm edilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mesut Gerez ([2. B.], B. No: 2014/3998, 21/6/2017, §§ 12-16) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, delillerin toplanmaması, bir kısım taleplerinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, tanıkların dinlenmesine yönelik talebinin kabul edilmemesi nedeniyle tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunun açıklanmadığı dikkate alınarak Muhammet Fatih Berber ([2. B.], B. No: 2018/13628, 11/5/2022, § 54) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddiasının Erol Aydeğer ([1. B.], B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması, aynı isnatlara dayalı olarak hem ceza verilmesi hem de kamu görevinden ihraç edilmesi nedeniyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının ihlal edildiği iddiasının Adnan Şen (aynı kararda bkz. § 175) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin GEÇİCİ OLARAK KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>4. Diğer ihlal iddialarının<i> kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Adli yardım talebinin kabulü ile geçici olarak muaf tutulan 664,10 TL harçtan ibaret yargılama giderinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvurucudan TAHSİLİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022109556-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-mahkemesi-jpg20150106155955.jpg" type="image/jpeg" length="32859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/39681 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202239681-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202239681-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/5/2026 tarihli ve 2022/39681 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong><strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/39681)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 20/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Furkan Samet ESER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, ifadeleri belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkına ilişkin farklı güvencelerin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>

<p>2. 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişimi öncesinde polis memuru olarak görev yapan başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p>3. Soruşturma neticesinde başvurucunun -ismi geçen diğer şüpheliler ile birlikte- silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 8/2/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede esas olarak başvurucunun FETÖ/PDY içindeki örgütsel eylemlerine ilişkin başka soruşturmalar kapsamında verilen ifadelere dayanılmıştır. İddianamede ayrıca başvurucunun kendi kullanımında olduğunu ikrar ettiği 0 (506)...87 numaralı hat üzerinden ByLock programı kullandığı, Bank Asya hesabının bulunduğu ve HTS kayıtlarına göre hakkında aynı suçtan soruşturma yürütülen farklı kişilerle irtibatının olduğu iddialarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. İddianamenin kabulü sonrasında Yalova Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanan yargılamada tensip zaptı ile birlikte başvurucu hakkında yakalama emri düzenlenmiş, Bank Asya ve ByLock kayıtları başta olmak üzere bazı delillerin temin edilmesine ve bilirkişi raporu alınmasına yönelik müzekkereler tanzim edilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucunun yokluğunda bir süre devam ettirilen yargılamanın 1/2/2018 tarihli dördüncü celsesinde başvurucu hakkındaki yakalama emrinin infaz edilememesi nedeniyle başvurucu dışındaki diğer sanıkların yargılamasının tefrik edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>6. Yargılamanın 9/5/2018 tarihli beşinci celsesinde Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade veren Ö.T.nin başvurucu hakkında vermiş olduğu ifadeler ile <i>Garson</i> isimli gizli tanıktan elde edilen dijital materyallere ilişkin düzenlenen veri inceleme raporu dosyaya girmiştir.</p>

<p>7. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kararı ile Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/7/2019 tarihi itibarıyla faaliyete geçirilmesi sonrasında yargılama 10/9/2019 tarihli dokuzuncu celseden itibaren Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından devam ettirilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu hakkında düzenlenen yakalama emrinin 9/1/2020 tarihinde infaz edilmesi üzerine Mahkeme 10/1/2020 tarihinde resen onuncu celsenin açılmasına karar vermiş ve bu celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında üzerine atılı suçlamaları reddetmiştir. Mahkeme, aynı celsede başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Yargılamanın 30/1/2020 tarihli on birinci celsesinde başvurucu hakkında beyanları bulunan N.D., M.K., M.G. ve Ş.E. ile birlikte beyanları dosyaya sonradan delil olarak gelen Ö.T.nin tanık olarak dinlenmesi için gerekli işlemlerin yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu ve müdafiinin de katıldığı 24/3/2020 tarihli on ikinci celsede M.G. ve Ş.E. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla tanık olarak dinlenmiştir. Aynı celsede talimat yoluyla dinlenen Ö.T.nin tanık olarak vermiş olduğu beyanları okunmuş ve dosyaya eklenmiştir.</p>

<p>11. 9/7/2020 tarihli on dördüncü celsede talimat yoluyla dinlenen M.K.nın tanık olarak vermiş olduğu beyanlar okunmuş ve dosyaya eklenmiştir.</p>

<p>12. 01/10/2020 tarihli on beşinci celsede Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade veren Ü.N.İ.nin başvurucu hakkında vermiş olduğu ifadeler dosyaya girmiştir. Başvurucu müdafiinin Ü.N.İ.nin tanık olarak dinlenmesine ilişkin talebi ise dosyadaki mevcut bilgi ve beyanlar ile dosya safahatı nazara alınarak reddedilmiştir.</p>

<p>13. 17/11/2020 tarihli on altıncı ve son celsede talimat yoluyla dinlenen N.D.nin tanık olarak vermiş olduğu beyanlar okunmuş ve dosyaya eklenmiştir.</p>

<p>14. Yapılan yargılama neticesinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit görülerek 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 17/11/2020 tarihinde karar verilmiştir.</p>

<p>15. Mahkûmiyet kararının ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"... </i><i>16/01/2020 </i><i>tarihli sorgu sonucuna göre sanığın, </i>[0(506)...87]<i> numaralı telefon hattı ve </i>[359...17]<i> imei numaralı telefon üzerinden 26/08/2014 tespit tarihi itibariyle Bylock isimli programı kullandığı belirlenmiş, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahkememize gönderilen sanığa ait internet trafik bilgisi kayıtlarından</i><i> sanığın 26/08/2014 tarihinden başlayarak 30/04/2015 tarihine kadar 389 kayıt oluşacak şekilde Bylock programının ana IP numarası ile ilgili programı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla kiralandığı anlaşılan diğer IP numaralarına bağlandığı tespit edilmiştir. </i><i>Yalova İl Emniyet Müdürlüğü'nün 16/01/2020 tarihli yazısı ile (USERID) numarası bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir soruşturma kapsamında Garson isimli gizli tanıktan elde edilen ve Fetö/Pdy silahlı terör örgütünün mahrem emniyet yapılanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen veri inceleme raporunda sanığa ilişkin olarak, </i></p>

<p><i>Tüm Liste isimli tabloda Derece 1 başlıklı bölümde SAYA ibaresinin bulunduğu, Derece 2 başlıklı bölümde 0 ibaresinin yer aldığı, </i></p>

<p><i>SAYA ibaresinin bulunduğu, SAYA ibaresinin FETÖ mensubu olup gassalın elindeki meyyit olarak ifade edilen zaafları olmayan herşeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, 0 ibaresinin ise hakkında bilgi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>Güncel Lise başlıklı tabloda 2015 Mart alan başlıklı bölümde SAYA ibaresinin, 2015 Mart Alan dışı başlıklı bölümde 0 ibaresinin, Alan başlıklı bölümde SAYA ibaresinin bulunduğu, kurs taksitli başlıklı bölümde 100 rakamının, etüd 2015 kısmında 2 rakamının, zümre başkanı başlıklı bölümde ZB YOK MD ÖĞRTMNLE GRŞYR, öğretmeni başlıklı bölümde iBRAHİM isminin, asil vekil başlıklı bölümde asil ibarelerinin yer aldığının tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Tanık olarak dinlenen </i>[M.K.] <i>01/07/2020 Tarihinde Talimatla Alınan</i> <i>Beyanında önceki beyanlarından dönmüş ise de</i> <i>kolluk marifetiyle avukatla alınan beyanında 2014 yılında </i>[başvurucunun]<i> yanına gelerek </i><i>Fetullah GÜLEN cemaatinin yaptığı toplantılara kendisini çağırdığı kendisinin de buraya katıldığı evde</i><i> İbrahim Kod adlı </i>[M.G.'nin]<i> de olduğunu, </i>[M.G.'nin] <i>elinde bulunan tablet üzerinden dini konularda sohbet yaptığını, bu sohbetlerin 2-3 haftada bir yapıldığını, İbrahim kod adlı </i>[M.G.'nin]<i> yanında getirdiği tablette tango programını kurduğunu, bu program üzerinde </i>[başvurucu]<i> ve </i>[M.G.]<i> ile konuştuklarını ve grup oluşturduklarını şeklinde beyan etmesi sebebiyle ilk beyanına itibar edildiği, </i></p>

<p><i>Tanık olarak dinlenen </i>[M.G.'nin] <i>kolluk marifetiyle avukatla beyanının alındığı</i><i> daha sonra mahkememizde alınan beyanlarında</i> <i>beyanından döndüğünü beyan etmiş ise de</i><i> kolluk marifetiyle alınan beyanında </i><i>2014 yılında Nisan ayında </i>[Y.B. isimli okulda]<i> sınıf öğretmeni olan Umut'un kendisine 'sana bir grup vereceğim onlara sohbete gidersin' dediğini, kendisinin sohbetin yapılacağı yere gittiğini, kapıyı açan şahsa Umut hocanın selamını söylediğini, bu kişinin Muhammet isminde bir kişi olduğunu, bu gruba haftada bir sohbete gittiğini, Fetullah GÜLEN'e ait vaaz cd.leri ile izletildiği, kitap okunduğunu, sadaka ve himmet topladığını, bu grupta Muhammet ve </i>[N.D'nin]<i> telefonlarına bir program yüklediğini, bu program üzerinden görüşmelerini gerçekleştirdiklerini şeklinde beyan etmesi sebebiyle usulüne uygun olarak alınan ilk beyanlarına itibar edilerek hükme esas alındığı, </i></p>

<p><i>Tanık olarak dinlenen </i>[Ş.E.'nin] <i>kolluk marifetiyle avukatla beyanının alındığı</i> <i> daha sonra mahkememizde alınan beyanlarında</i> <i>beyanından döndüğünü beyan etmiş ise de 2015 yılında </i>[başvurucunun]<i> kendisine 'sohbetimize katıl' dediğini, kendisinin de katıldığını, bu toplantılarda </i>[M.G.'nin]<i> hocalık yaptığını, bu toplantı sırasında </i>[başvurucu]<i> ve </i>[M.G.'ye]<i> toplantıya gelmek istemediğini söylediğini, </i>[M.G.'nin]<i> de 'madem gelmek istemiyorsun senin telefonuna bir program yükleyelim' dediğini ve telefonuna bir program yüklediğini beyan ettiği, </i></p>

<p><i>Yine tanık olarak dinlenen </i>[N.D'nin]<i> soruşturma aşamasında verdiği beyanlarından dönmeyerek Yalova'da sohbet toplantıları sebebiyle tanıştıklarını beyan ettiği, sohbet adı verilen mahrem yapılanmaya mensup kişilerden başka kimsenin katılmadığı toplantılara katılmalarının mümkün olamayacağı, </i></p>

<p><i>Dosya kapsamında sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde yapılan incelemede </i><i> Bylock (net.client.by.lock) şifreli görüşme programının ve KakaoTalk (com.kakao.talk) şifreli görüşme programının kalıntılarının tespit edildiği, sanıktan ele geçirilen Samsung Marka GT-İ8190 Model cep telefonunda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kullanılması talimatı verdiği telefon veri temizleme uygulamaları olan 'com.all.clean.cleanthemall' uzantılı 'Clean Them All' isimli uygulamanın en son 17/07/2016 tarihinde çalıştırıldığı ve toplamda 125 kez kullanıldığı, bu şekilde telefonunda darbe teşebbüsünden sonra telefonunu sıfırlamaya çalıştığı hususu sabittir. </i></p>

<p><i>Yargılama konusu suça ilişkin beyanına başvurulan tanık beyanları nazara alındığında, sanığın bu örgütle alelade birisine göre daha nitelikli bir temas içerisinde olduğu sabittir. Her ne kadar sanığın kullandığı hatta ilişkin Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı elde edilememiş ise de, sanığın örgüt ile nitelikli bir temas içerisinde olduğunu ortaya koyan tanık beyanları ile sanığa ait internet trafik bilgisini içerir HTS kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın Bylock isimli ö</i><i>rgüt içi haberleşme programını</i><i> örgütsel haberleşme ve gizliliği temin maksadıyla</i><i> kullandığı, </i><i>ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı (Yargıtay 16. Ceza Dairesi Esas No:2017/1443, Karar No:2017/4758, 14.07.2017 tarihli), </i></p>

<p><i>Yine yukarıda tanık anlatımları ile örgütün sohbet ve toplantılarına katılıp, maddi yardımda bulunarak ve örgüt toplantılarına katılması için eleman toplayarak, mahrem yapıdaki kişilerin katıldığı bu toplantılara meslek hayatının tamamını oluşturacak mahiyette süreklilik arz edecek şekilde katılarak nitelikli temasta bulunduğu, bu kapsamda tespiti zorlaştırmak ve gizliliğe önem verir şekilde hayatın olağan akışına aykırı olarak mahrem imamın talimatıyla </i><i>Yargıtay içtihatlarında da ifade edildiği üzere, münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan Bylock isimli örgüt içi haberleşme programını</i><i> örgütsel haberleşme ve gizliliği temin maksadıyla</i><i> kullandığı</i><i> her ne kadar kullanıcı adı ve içeriği tespit edilememiş ise de tanık beyanları ve dijital inceleme raporlarıyla grup oluşturarak kullanarak programı kullandığı </i><i>böylelikle örgüt ile organik bağ kurarak örgüt üyesi vasfını kazandığı, bu itibarla </i><i>sanığın eylemini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirerek</i><i> örgüt ile</i> <i>organik iradi bağını ve bu bağa ilişkin kastını ortaya koyduğu anlaşılmakla</i><i> eylemlerinin terör örgütüne yardım etme kapsamını aştığı, bununla birlikte örgüt üyesi olmak için gerekli süreklilik, çeşitlik, yoğunluk unsurlarına sahip olduğu </i><i> (Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2005/7021 E. 2006/859 K. Ve 16.02.2006 tarih sayılı ilamı)</i><i> göz önüne alındığında </i><i>üzerine atılı </i><i>silahlı</i> <i>terör</i> <i>örgütüne</i> <i>üye</i> <i>olma</i> <i>suçunu</i><i> işlediği yönünde mahkememizin her türlü şüpheden uzak tam bir vicdani k</i><i>anaati oluşarak sanığın tecziyesi yoluna gidilmiştir </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Sanığın</i> <i>yargılama sürecinde uzun süre yakalamalı bulunması yakalandığında içerik olarak sahte düzenlenmiş fotosu sanığa ait ancak başka bir şahsın kimlik bilgileri bulunan kimlik fotokopisi bulunması sebebiyle sanık hakkında olumlu kanaat oluşmadığından cezasında TCK'nın 62. maddesi gereğince</i><i> indirim yapılmamıştır</i><i>... </i><i>" </i></p>

<p>16. Başvurucunun mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunması üzerine dosya Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine (Bölge Adliye Mahkemesi) gönderilmiş ve istinaf incelemesi neticesinde istinaf başvurusunun esastan reddine 12/1/2021 tarihinde karar verilmiştir.</p>

<p>17. Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 3. Ceza Dairesine (Daire) gönderilmiş ve temyiz incelemesi neticesinde temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanmasına 10/2/2022 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>18. Başvurucu, Dairenin onama kararını 22/3/2022 tarihinde öğrenmiş ve 14/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>19. Komisyon, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile aynı fiil nedeniyle tekrar yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğuna, tanık sorgulama hakkı başta olmak üzere diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin ise Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>20. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğunu belirten başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (<i>Mehmet Şerif Ay</i> [2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013).</p>

<p>21. Başvurucu, beyanları mahkȗmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan tanıkların kendisinin de hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüş yazısında; başvurucunun başvuru formunda ileri sürdüğü anayasal haklarının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun ibraz ettiği cevap dilekçesinde ise başvuru formundaki iddialar yinelenmiştir.</p>

<p>23. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında <i>tanık</i> kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve <i>tanık sorgulama hakkı</i> ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (<i>Atila Oğuz Boyalı </i>[2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; <i>Selçuk Demir </i>[2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; <i>AZ. M. </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; <i>Baran Karadağ </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; <i>Orhan Güleryüz </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; <i>Abdurrahim Balur </i>[2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; <i>Onur Urbay </i>[1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; <i>Zekeriya Sevim </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; <i>Metin Akdemir (2) </i>[1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; <i>Uğur Özcan </i>[1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).</p>

<p>26. Tanık sorgulama hakkına ilişkin testin birinci aşaması kapsamında tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığının ortaya konulması gerekliliği esasen -anayasal düzeyde bir ilke olan- hükme temel alınan delillerin hâkim huzurunda ikame edilmesi zorunluluğunu ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu kapsamda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ve bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilecektir. Bu bağlamda ceza yargılamasında kural olarak özellikle tanık beyanlarının esas hakkında kararı verecek hâkim/mahkeme tarafından alınması, tanık beyanlarının bu hâkim/mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekir (<i>Erdal Sonduk</i> [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46).</p>

<p>27. Sanığın, aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu<i> önemli ölçüde etkileyecek</i> tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların<i> duruşmada okunması</i> huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. <i>Erdal Sonduk</i>, § 45).</p>

<p>28. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada <i>mutlaka</i> dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de <i>"Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir."</i> denilerek bu husus vurgulanmıştır (<i>Erdal Sonduk,</i> § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/37533, K.2021/118; (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).</p>

<p>29. Somut olayda başvurucu, kendisi hakkında beyanda bulunan tanıklar Ö.T., Ü.N.İ., M.K. ve N.D ile yüz yüze gelmemiştir. Sorgulanamayan tanıkların istinabe mahkemesi tarafından alınan beyanları, başvurucu ve müdafiine okunmuş ancak tanıkların duruşmada dinlenilmesine ilişkin herhangi bir çaba gösterilmemiştir. İlgili duruşma tutanakları ve gerekçeli kararda da tanıkların Mahkemede hazır edilememesinin hangi geçerli nedene dayandığına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün, <i>tek</i> başına veya <i>belirleyici</i> ölçüde başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.</p>

<p>30. Testin ikinci aşaması uygulanırken<i> delilin tekliği</i> ifadesinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, <i>delilin belirleyiciliği</i>nden ise davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi olan delil anlaşılmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Baran Karadağ</i>, § 65). Belirtilmelidir ki bir delilin <i>belirleyici</i> olup olmadığı sadece başvurucunun mahkûmiyeti yönünden değil temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi açısından da dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Hasan Bati</i> [2. B.], B. No: 2019/8419, 28/6/2022, §§ 33-35). Aksi hâlde suçun sübutu tespit edilerek mahkûmiyete karar verilmesi dışındaki sonuçlar yönünden adil yargılanma hakkının güvenceleri anlamsızlaşır. Bu bakımdan mahkûmiyet hükmünün yalnızca sorgulanmamış tanığın ifadesine dayandığı veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sadece sorgulanmamış tanığın ifadesine dayanıldığı bir durumda delilin <i>tek</i> olduğu söylenebilir. Buna karşılık mahkûmiyet hükmü kurulurken veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sorgulanmamış tanığın ifadesinin yanında başka delilin/delillerin de bulunduğu ancak bu delilin/delillerin ağırlığının sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha az olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin<i> belirleyici</i> delil olduğu ifade edilebilir. Diğer delillerin ispat gücünün sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha yüksek olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin belirleyici delil olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır.</p>

<p>31. Duruşmada sorgulanmayan tanığın ifadesinin <i>tek</i> veya <i>belirleyici</i> delil olup olmadığı hususu, öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanığın ifadesinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin değerlendirmesinin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.</p>

<p>32. Somut olayda Mahkeme, başvurucu yönünden vermiş olduğu mahkûmiyet kararını başvurucunun ByLock kullandığına ilişkin tespitlere, <i>Garson</i> isimli gizli tanıktan elde edilen verilere ve tanık beyanlarına dayandırmıştır.</p>

<p>33. Yargıtayın ByLock deliline yönelik içtihadı incelendiğinde kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından sadece CGNAT kayıtlarının yeterli delil olarak kabul edilmediği anlaşılmıştır [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. <i>Mehmet Ayko </i>[1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20;<i> Atakan Yıldırım</i> [2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29; <i>Uğur Özçiftçi</i> [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).</p>

<p>34. Nitekim Anayasa Mahkemesi, <i>Ali Bayram İskender</i> ([GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bir iddia olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>35. Mahkûmiyete ilişkin gerekçe incelendiğinde başvurucu hakkındaki ByLock tespitinin, -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı yerine, yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Benzer şekilde her ne kadar <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen bazı veriler hükme esas alınmış ise de Yargıtay kararlarına göre <i>Garson </i>kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler, mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut </i>[1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47; <i>M.G. </i>[2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>37. Buna karşın hükme esas alınan tanık beyanlarında ise başvurucunun örgütsel faaliyetleri ile ilgili anlatımlar olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda:</p>

<p>i. Ş.E. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde 2015 yılında başvurucunun kendisini toplantılara davet ettiğini ve bu toplantılarda M.G.nin hocalık yaptığını ifade etmiş ancak mahkeme aşamasında SEGBİS üzerinden alınan beyanında bu ifadelerinden dönerek başvurucuyu tanımadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>ii. M.G. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde 2014 yılında bir öğretmeninin yönlendirmesiyle sohbetlere gittiğini, kendisini Muhammet isimli bir kişinin karşıladığını, bu gruba haftada bir sohbete gittiğini, Fetullah Gülen'e ait vaazların izletildiğini, kitapların okunduğunu, sadaka ve himmet toplandığını, Muhammet ve N.D.nin telefonlarına bir program yüklediğini, bu program üzerinden görüşmelerini gerçekleştirdiklerini ifade etmiş ancak mahkeme aşamasında SEGBİS üzerinden alınan beyanında bu ifadelerinden dönerek başvurucuyu tanımadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>iii. Ö.T. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde başvurucunun yapı içinde bulunan polis memurlarından olduğunu ve sohbetlere katıldığını ifade etmiş ve mahkeme aşamasında talimat yoluyla alınan beyanında da soruşturma aşamasındaki ifadelerini yinelemiştir.</p>

<p>iv. Ü.N.İ.nin soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde başvurucunun darbe girişiminin öncesinde FETÖ/PDY lehine konuşmalar yaptığını, bu nedenle zaman zaman tartışma yaşadıklarını, darbe girişiminin ertesi günü başvurucunun açığa alındığını ve bu durumdan kendisini sorumlu tutarak üzerine yürüdüğünü, başvurucunun örgütsel faaliyetlerine şahit olmadığını ancak FETÖ/PDY lehine konuşmalarına şahit olduğunu beyan etmiştir. Ü.N.İ.nin mahkeme aşamasında beyanı alınmamıştır.</p>

<p>v. Tanık M.K. soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde başvurucunun 2014 yılında yanına gelerek Fetullah Gülen cemaatinin yaptığı toplantılara kendisini çağırdığını, toplantılarda<i> İbrahim</i> kod adlı M.G.nin de olduğunu, M.G.nin elinde bulunan tablet üzerinden dinî konularda sohbet yaptığını, bu sohbetlerin iki-üç haftada bir yapıldığını,<i> İbrahim</i> kod adlı M.G.nin yanında getirdiği tablette tango programını kurduğunu, bu program üzerinde Muhammet ve M.G. ile konuştuklarını ifade etmiş ancak mahkeme aşamasında talimat yoluyla alınan beyanında bu ifadelerinden dönmüş; başvurucuyu tanıdığını ancak soruşturma aşamasındaki ifadesini baskı altında verdiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>vi. Tanık N.D.nin soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadesinde Yalova'ya tayin olduktan sonra iki-üç ay kimse ile görüşmediğini ancak soyadını bilmediği ve evinin dördüncü katında ikamet eden Çınarcık ilçesinde polis olarak görev yapan Mahmut isimli şahsın sohbetlere kendi evine çağırdığını, bu şahısla yedi-sekiz kez görüşmesinin olduğunu, sohbetlerde başvurucunun ve ayrıca üniversitede çalıştığını söyleyen ve sohbet hocalığını yapan<i> İbrahim </i>kod adlı M.G.nin olduğunu, bu şahıslarla Tango üzerinde veya yüz yüze evlerde buluştuklarını ifade etmiş ve mahkeme aşamasında talimat yoluyla alınan beyanında da soruşturma aşamasındaki ifadelerini yinelemiştir.</p>

<p>38. Mahkûmiyete esas alınan diğer delillere ilişkin Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadı, hükme esas alınan tanık beyanlarının mahiyeti ve gerekçeli karar içeriği incelendiğinde başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının önemli ağırlıkta başvurucunun örgütsel eylemlerine ilişkin somut bilgiler içeren tanık beyanlarına dayandığı görülmektedir.</p>

<p>39. Bununla birlikte başvurucu; tanıklardan sadece Ş.E. ve M.G.nin mahkeme huzurunda alınan beyanlarını sorgulayabilmiştir. Duruşmada sorgulanmayan diğer tanıkların ifadelerinin <i>tek</i> veya <i>belirleyici</i> delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanıkların ifadelerinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Buna karşın gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.</p>

<p>40. Her ne kadar Mahkeme tarafından tanık beyanlarının ağırlık derecesine ilişkin bir değerlendirme yapılmamış ise de başvurucu tarafından sorgulanan tanıklar Ş.E. ve M.G.nin mahkeme huzurunda alınan beyanlarında soruşturma aşamasındaki ifadelerinden döndüğü görülmüş, bu itibarla sorgulanamayan tanıklar Ö.T., Ü.N.İ., M.K. ve N.D.nin beyanlarının mahkûmiyet kararı bakımından daha önemli hâle geldiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun hazır bulunduğu bir ortamda doğruluğu test edilememiş bahse konu tanık beyanlarının mahkûmiyet hükmü bakımından tek delil olmasa da <i>belirleyici </i>delil olarak esas alındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>41. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanıkların beyanının belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi nedeniyle üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Bu bağlamda tanıkların SEGBİS ile dinlenmesi telafi edici bir güvence olarak kabul edilebilecektir. Somut olayda ise Mahkeme tarafından SEGBİS yöntemi kullanılmamış ve tanıkların yazılı beyanlarının duruşmada okunması ile yetinilmiştir. Tanıkların yazılı beyanları, duruşmada okunmuş ise de başvurucu, tanıkların beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığından ses ve görüntü nakli yoluyla da olsa onları sorgulayamamış ve tanıkların anlatımlarını kendi argümanlarıyla test etme fırsatı elde edememiştir.</p>

<p>42. Doğrudan doğruyalık ilkesine de aykırılık oluşturan bu durumun uyuşmazlığın aydınlatılmasında bir zafiyete yol açma riski bulundurduğu açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Selçuk Arslan </i>[GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, § 94). Bununla birlikte doğrudan doğruyalık ilkesi kapsamında güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanlarının, mahkûmiyet hükmü bakımından <i>belirleyici </i>delil olarak esas alındığı hâlde savunma tarafına karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin tanınmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda<i> somut olayda hiçbir şekilde dinlenmemiş ve dinlenmesi için de herhangi bir çaba gösterilmemiş</i> tanıkların duruşmada veya SEGBİS gibi vasıtaların kullanılması suretiyle dinlenmemesinin ve yazılı beyanlarının hükme esas alınmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>44. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde yapılacak yeniden yargılamada başvurucunun diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından başvurucunun eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>45. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>46. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.]<i>, </i>B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>47. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>48. Tanık sorgulama hakkı, tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz.<i> Musa Yılmaz Acar</i> [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).</p>

<p>49. Başvurucunun herhangi bir bilgi ve belge ibraz etmemesi nedeniyle maddi tazminat talebinin, ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacak olması nedeniyle de manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>Ç. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/8, K.2020/257) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Başvuru, ifadeleri belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesiyle bağlantılı olarak tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki tanık sorgulama hakkı, tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Musa Yılmaz Acar</i> [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).</p>

<p>Somut olayda başvurucunun mahkûmiyetinde ağırlıklı olarak tanık beyanlarına dayanılmıştır. Başvurucunun sorgulayabildiği tanıklar Ş.E. ve M.G., soruşturma aşamasında ve müdafi huzurunda alınan ifadelerinde başvurucunun örgütsel eylemleriyle ilgili tarih bilgisi de içeren somut ifadelerde bulunmuş ancak mahkeme aşamasında SEGBİS aracılığıyla alınan beyanlarında bu ifadelerini inkâr etmişlerdir. Mahkeme, mahkûmiyet gerekçesinde bu hususa ayrıca değinmiş ve tanıkların soruşturma aşamasında müdafi huzurunda alınan ifadelerine itibar edildiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Soruşturma aşamasındaki ifadelerin hukuka aykırı yöntemlerle alındığına ilişkin herhangi bir tespit bulunmadığı gibi bahse konu ifadelerin müdafi huzurunda alındığı da sabittir. Dolayısıyla Mahkemenin SEGBİS aracılığıyla alınan beyanlar yerine -diğer delillerle de uyumlu olan- soruşturma aşamasındaki ifadelere itibar etmesi delillerin değerlendirilmesi ile ilgili bir husustur. Gerekçeli karar incelendiğinde mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik içerdiği de söylenemeyecektir.</p>

<p>Böylece başvurucu tarafından sorgulanan tanıkların -mahkeme tarafından itibar edilen ve somut bilgiler içeren- beyanları karşısında, başvurucunun sorgulayamadığı diğer tanıkların daha soyut nitelikteki beyanlarının mahkûmiyet hükmünde <i>tek veya belirleyici</i> delil olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Bu suretle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesiyle bağlantılı olarak ileri sürdüğü tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği kanaatiyle aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202239681-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="85193"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/5664 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20215664-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20215664-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 7/1/2026 tarihli ve 2021/5664 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRSEN</strong> <strong>KIRAR</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/5664)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 7/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yüksel GÜNARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>1. Birsen KIRAR</p>

   <p>2. Emine KIRAR</p>

   <p>3. Gökçe KIRAR</p>

   <p>4. Gökhan KIRAR</p>

   <p>5. Mehmet Nur KIRAR</p>

   <p>6. Murat KIRAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Tahsin KOÇ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen terör saldırısı sonucu meydana gelen ölümden kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan davada olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddiaların değerlendirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının, davanın süre aşımı gerekçesiyle kısmen reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde biri belediye binası önünde, diğeri postane binasının yakınlarında olmak üzere bomba yüklü iki aracın infilak ettirilmesi suretiyle terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Saldırı sonucu 51 kişi yaşamını yitirmiş, 222 kişi yaralanmıştır. Başvurucular Birsen Kırar ve Murat Kırar'ın kızı, diğer başvurucuların kardeşi olan A.K.de terör saldırısı nedeniyle hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>3. Başvurucular Birsen Kırar ve Murat Kırar'ın 22/5/2013 tarihinde Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) yaptığı başvuru üzerine 21/6/2013 tarihinde sulhname imzalanmış, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca 25.842,95 TL tutarında maddi tazminat A.K.nın mirasçılarına ödenmiştir.</p>

<p><strong>A. Olaya İlişkin Olarak Görevi Kötüye Kullanma Suçundan Açılan Kamu Davası</strong></p>

<p>4. Yaşanan terör saldırısıyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen 2/4/2014 tarihli ön inceleme raporunda Hatay Emniyet Müdürlüğüne olay öncesi konuyla ilgili olarak çok sayıda ihbar geldiği, istihbarat birimlerinin araç plakası, şahıs isimleri gibi bilgileri de belirtmek suretiyle Hatay emniyetine bilgi verdiği, patlamanın meydana gelmesinde önlem almayan emniyet birimlerinin hizmet kusuru olduğu, ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>5. İlgili emniyet görevlileri ile mülki idare amirleri hakkında Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni verilmesi üzerine Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 30/12/2014 tarihinde görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlemiş ve iddianamenin kabulü ile Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 19/1/2015 tarihinde kamu davası açılmıştır. Başsavcılığın 7/1/2016 tarihinde aynı suça ilişkin olarak hazırladığı ikinci iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası ilk ceza davası ile birleştirilerek görülmüştür.</p>

<p>6. İşbu bireysel başvuru yapıldığında derdest olan kamu davası, inceleme devam ederken neticelenmiştir. Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 1/6/2021 tarihli kararıyla, dönemin Hatay İl Emniyet Müdürü R.K., Hatay İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Müdürlüğü (TEM) Şube Müdürü N.E. ve Reyhanlı İlçe Emniyet Müdürü M.B.nin neticeten 8 ay 10 gün hapis cezası ile tecziyelerine ancak hükmedilen cezaların ertelenmesine karar verilmiştir. Kararda, gelen bir telefon ihbarı üzerine Millî İstihbarat Teşkilatınca (MİT) hazırlanan ve bombalama eyleminin yapılacağı patlayıcı yüklü iki araç ile ilgili marka, renk ve plaka gibi somut bilgiler içeren 10/5/2013 tarihli ve 2013/32 sayılı eylem ihbarı notunun Hatay İl Emniyet Müdürlüğüne teslim edilmesine ve evrakın nöbetçi memur tarafından taranarak ilgili birimi olan TEM Şubesi ve İlçe Emniyet Müdürlüklerine POL-NET olarak isimlendirilen bilişim sistemi üzerinden gönderilmesine rağmen bu istihbari bilgiye emniyet görevlilerinin yeterli ilgiyi göstermediği ve eyleme karşı yeterli tedbir almadığı ifade edilmiştir. Ayrıca bu patlama olayı öncesinde 23/10/2012 tarihinden itibaren İl Emniyet Müdürlüğüne MİT tarafından bombalı eylemler ve eylemi gerçekleştirecek şahıslar ile iltisaklarını içeren birçok istihbari bilgi iletildiği ancak bu bilgilerin yeterince değerlendirilmediği kabul edilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükümleri istinaf incelemesinden geçerek 7/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>B. Başvurucuların Olaya İlişkin Olarak Açtığı Tam Yargı Davası</strong></p>

<p>7. Başvurucular 19/11/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığına sundukları dilekçeyle ölüm nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların ödenmesi için talepte bulunmuştur. Talebin 12/12/2013 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine 20/1/2014 tarihinde 5233 sayılı Kanun hükümleri kapsamında idareyle imzalanan sulhnamenin iptali ile maddi ve manevi zararlarının ödenmesi istemiyle İçişleri Bakanlığına izafeten Hatay Valiliği aleyhine tam yargı davası açılmıştır. Dava dilekçesinde; sulhnamenin gabin koşullarında imzalandığı, maddi ve manevi zararlarının kendilerine ödenenden daha fazla olduğu belirtilmiştir. Hatay İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 17/2/2014 tarihli hasım düzeltme kararı ile davalı idareleri İçişleri Bakanlığı ve Hatay Valiliği olarak belirlemiştir. Başvurucular 24/4/2014 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde, patlamanın ve ölümlerin yaşanmasında idarenin kusuru olduğunu, istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen önlem alınmadığını, bu durumun konuya ilişkin yürütülen ceza davasındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığını ileri sürmüş ve dava açma süresine ilişkin açıklama yapmak suretiyle 5233 sayılı Kanun'dan ayrı olarak kusur sorumluluğu temelinde dava açıldığını vurgulamıştır.</p>

<p>8. Hatay İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) patlamaya ilişkin yürütülen ceza yargılamasındaki bilgi ve belgeleri temin etmeden davayı neticelendirmiştir. İdare Mahkemesi 22/1/2015 tarihli kararında ilk olarak olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması (idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığının tespit edilmesi) karşısında, uyuşmazlığın maddi tazminat istemleri bakımından özel kanun olan 5233 sayılı Kanun kapsamında, manevi tazminat istemleri bakımından ise sosyal risk ilkesi kapsamında çözümleneceğini belirtmiştir. İdare Mahkemesi bu değerlendirme kapsamında;</p>

<p>i. Manevi tazminat istemini İçişleri Bakanlığı yönünden sosyal risk ilkesi uyarınca kabul ederek toplam 120.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine,</p>

<p>ii. Maddi tazminat talebinin Komisyon tarafından incelenerek karara bağlanması nedeniyle İçişleri Bakanlığı yönünden bu kısmı aşan maddi tazminat isteminin ödenmesinin 5233 sayılı Kanun uyarınca mümkün olmaması nedeniyle reddine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>iii. Sulhnamenin imzalandığı 21/6/2013 tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde veya aynı süre içinde idareye başvurulup dava açılması gerekirken bu süreler geçildikten sonra açılan davanın sulhnamenin iptali ve Hatay Valiliğinden talep edilen maddi tazminat (destekten yoksun kalma tazminatı ile defin giderleri) yönünden reddine,</p>

<p>iv. 5233 sayılı Kanun'un manevi zararları kapsamaması nedeniyle manevi tazminat talebinin Hatay Valiliği yönünden reddine karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucular ve İçişleri Bakanlığı karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucular; temyiz dilekçelerinde ilgili kamu görevlileri hakkında devam eden ceza yargılaması ve bu yargılama kapsamındaki delillere istinaden patlamanın meydana gelmesinde hizmet kusuru olduğunu, uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun uyarınca sosyal risk ilkesi esas alınarak değil 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince hizmet kusuru değerlendirmesi yapılarak çözülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca sulhnamenin gabin koşullarında imzalandığı yönündeki iddialarının gerekçeli kararda değerlendirilmediğini belirtmiştir.</p>

<p>10. Danıştay Onuncu (Daire) ve Onbeşinci Dairelerinden oluşan müşterek Kurul temyiz incelemesi neticesinde İdare Mahkemesi kararının bozulmasına 14/11/2018 tarihinde karar vermiştir. Müşterek Kurul, anılan kararda öncelikle eylemlerin gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğunun yine idarenin kendi müfettişince hazırlanan ön inceleme raporu, Hatay Valiliği İl İdare Kurulunun soruşturma izni verilmesine ilişkin kararı, Başsavcılık tarafından hazırlanan iddianameler ve açılan ceza davası ile ortaya konulduğunu, bu nedenle söz konusu patlamalara istinaden açılan dava kapsamında ileri sürülen maddi ve manevi tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değil idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedeni olan hizmet kusuru ilkesi gereğince karşılanması gerektiğini açıklamıştır. Müşterek Kurul, gerekçesinde ayrıca patlamaların meydana geldiği veya sulhnamenin imzalandığı tarihler itibarıyla olayda hizmet kusuru bulunduğu ve davalı idarelerin faaliyeti ile olay arasında nedensellik bağının var olduğu hususları net olarak bilinmediğinden 5233 sayılı Kanun'a göre sulhname imzalanarak ödeme yapılmasının hizmet kusuru nedeniyle genel ilkelere göre tazminat ödenmesine engel oluşturmayacağına işaret etmiştir.</p>

<p>11. Davalı idareler, müşterek Kurul kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. 10/4/2019 ve 11/4/2019 tarihli karar düzeltme dilekçelerinde başvurucuların maddi zararlarının 5233 sayılı Kanun çerçevesinde sulhname imzalanmasını takiben ödendiği, olay nedeniyle bazı kamu görevlileri hakkında açılan ceza yargılamasının devam ettiği, idarenin hizmet kusurunu ortaya koyan kesin bir yargı kararı bulunmadığı ileri sürülmüştür.</p>

<p>12. Daire 19/10/2020 tarihinde yaptığı inceleme neticesinde karar düzeltme taleplerinin kabulüne, 14/11/2018 tarihli kararın kaldırılmasına ve İdare Mahkemesi kararının başvurucular tarafından talep edilmeyen faize ilişkin kısmı çıkarılmak suretiyle düzeltilerek onanmasına karar vermiş; söz konusu kararda İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğuna ilişkin genel nitelikte bir açıklamaya yer vererek 14/11/2018 tarihli müşterek Kurul kararında belirtilen gerekçeler ve başvurucuların hizmet kusurunun varlığına ilişkin ileri sürdüğü iddialar yönünden bir değerlendirme yapmamıştır.</p>

<p>13. Başvurucular, nihai kararı 22/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 18/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>14. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>15. Başvurucular; özetle (i) gerçekleşen terör eylemine dair riskten haberdar olan kamu makamlarının saldırıyı önlemek adına gerekli önlemleri almaması nedeniyle yaşam hakkının, (ii) olaya ilişkin hazırlanan teftiş raporu ile bir kısım kamu görevlisi hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında yapılan tespitlerin idarenin ağır hizmet kusurunu ortaya koymasına rağmen İdare Mahkemesinin uyuşmazlığı sosyal risk kapsamında ele alması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, (iii) yasal şartları oluşmadığı hâlde karar düzeltme taleplerinin kabulü ile kanunilik ilkesinin, (iv) benzer olaylara ilişkin olarak verilen farklı yargısal kararlar nedeniyle hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>17. Başvurucuların bütün şikâyetleri esas olarak öngörülebilir nitelikte olan terör saldırısının idarenin kusuru nedeniyle engellenemediği ve açtıkları tam yargı davasında da aksi yöndeki olgulara rağmen herhangi bir açıklama yapılmadan idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşıldığına yöneliktir. Dolayısıyla başvurucular, yaşam hakkının usul boyutu yanında devletin kusuru nedeniyle gerçekleşen terör saldırısı sonucu yakınlarını kaybettiklerinden yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ne var ki bu iddia hakkında değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikteki kanıt, Anayasa Mahkemesinin elinde bulunmamaktadır. Bu nedenle yaşam hakkı kapsamında yapılacak inceleme yaşam hakkının usul boyutuyla sınırlı olacaktır (benzer değerlendirmeler için bkz.<i> Hasan Kılıç</i> [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021; <i>İbrahim Kanbal</i> [2. B.], B. No: 2019/6690, 16/3/2022;<i> Bülent Köreği</i> [1. B.], B. No: 2021/21941, 11/6/2024 ve <i>Veysel Sevmez </i>[2. B.], B. No: 2021/5650, 8/1/2025).</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi<i> Hasan Kılıç</i> başvurusunda, yapılan yargılama sonucunda sosyal risk uyarınca başvurucu lehine hükmedilen tazminat bakımından yaptığı değerlendirmede yargılamada yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği yönünde bir tespitte bulunmaması ve idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca olaydan sorumlu olduğunun kabul edilmesi nedeniyle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 41-43). Somut başvuru bakımından da bu değerlendirmeden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Ayrıca başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni tespit edilmeyen eldeki başvuruda açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>19. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (<i>Perihan Uçar ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (<i>Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş</i> [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).</p>

<p>20. Somut olaya konu yargılama sürecinde İdare Mahkemesi olaya ilişkin yürütülen ceza yargılamasındaki bilgi ve belgeleri temin etmeden karar vermiştir. Anılan kararda (bkz. § 8) -aynen aktarılacak olursa- <i>"dava dosyası incelendiğinde, olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması (idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığının tespit edilmesi)"</i> ifadelerini kullanmış ancak <i>idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığı</i> yönündeki bu kanaate nasıl ulaştığına dair bir gerekçeye yer vermemiştir. İdare Mahkemesi bu kabulden hareketle uyuşmazlığı, kusur sorumluluğuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde değil 5233 sayılı Kanun ve sosyal risk ilkesi kapsamında çözmüştür. Kararın onanmasına yönelik Daire kararında da (bkz. § 12) hizmet kusuruna ilişkin herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiş -aynen aktarılacak olursa-<i> "k</i><i>ararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler...uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü"</i>ne karar verilerek bozma yönündeki temyiz kararı kaldırılmış ve <i>"...</i><i>ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."</i> denilerek temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Oysa İdare Mahkemesi kararının bozulmasına yönelik -karar düzeltme yolu ile kaldırılmış olan- Danıştay kararında (bkz. § 10) gerekçelerine de yer verilmek suretiyle meydana gelen patlamalarda hizmet kusurunun bulunduğu belirtilerek maddi ve manevi tazminat isteminin hizmet kusuruna dayanılarak tazminat hukukunun genel ilkelerine göre değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>21. Mülkiye müfettişi tarafından hazırlanan ön inceleme raporundaki tespitler doğrultusunda verilen soruşturma izni üzerine ilgili emniyet personeli hakkında görevi ihmal suçundan kamu davası açılmıştır. İdare Mahkemesi nezdinde açılan tam yargı davasında ne bahsi geçen ceza yargılaması sürecinde elde edilen deliller ne de mülkiye müfettişi inceleme raporu irdelenmiştir. Yürütülen ceza yargılaması neticesinde terör olayında ihmalleri tespit edilen dönemin il emniyet müdürü ile TEM şube müdürü ve ilçe emniyet müdürünün hapis cezası ile tecziyelerine karar verilmiştir (bkz. § 6). Ceza yargılaması neticesinde ulaşılan sonuç; bombalama eyleminin yapılacağı patlayıcı yüklü iki araç ile ilgili marka, renk ve plaka gibi somut bilgileri içeren istihbari bilgiye yeterli önem gösterilmediği ve eyleme karşı yeterli tedbir alınmadığı şeklindedir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, benzer bir terör saldırısına ilişkin olarak verdiği <i>Hasan Kılıç</i> kararında mahkemelerce uyuşmazlığın çözümü için gerekli delillerin toplanması ve iddialarının karşılanması hususlarında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkat ve özende bir inceleme yapılmadığı gerekçesiyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkeler ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>24. Başvurucular, olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru olduğunun olay anında bilinmediğini, bu durumun olaya ilişkin yürütülen ceza yargılaması ile ortaya çıktığını, İdare Mahkemesinin bu hususu dikkate almadan maddi tazminat talebini Hatay Valiliği yönünden süre aşımı gerekçesiyle reddettiğini ve aleyhe vekâlet ücretine hükmettiğini beyan ederek adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>25. Olayın niteliği ve formdaki iddialar doğrultusunda inceleme adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılmıştır.</p>

<p>26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>27. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>28. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten, ayrıca kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmalıdır (<i>Kamil Koç</i> [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 38).</p>

<p>29. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen yargılama mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili yargılama mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir (<i>Ahmet Yıldırım</i> [1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).</p>

<p>30. Somut olayda Hatay Valiliğine yöneltilen maddi tazminat talebinin süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının incelenmesi gerekir.</p>

<p>31. İncelenen olaydaki sürece bakıldığında mahkemeye erişim hakkına davanın süre yönünden reddedilmesi suretiyle yapılan müdahalenin kanuni dayanağı olduğu ve sınırlamanın meşru amacı bulunduğu (idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre şartı öngörülmesinin en genel ifadeyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amaca hizmet ettiği yönünde ayrıntılı değerlendirme için bkz. <i>Ayşe Yıldırım</i> [1. B.], B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; <i>Fatma Altuner</i> [2. B.], B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49;<i> Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi </i>[1. B.], B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52) anlaşılmıştır.</p>

<p>32. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale, ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,<i> orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;<i> Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>33. Hak arama özgürlüğünün bağlandığı usul kurallarına uyulmaması nedeniyle uyuşmazlıkların esası hakkında karar verilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin idari istikrarın sağlanması amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl üzerinde durulması gereken husus ise müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.</p>

<p>34. Eldeki başvuruya konu yargılama sürecinde İdare Mahkemesi, meydana gelen ölüm nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini amacıyla 21/6/2013 tarihinde sulhname imzalandığı ve bu tarihten itibaren mevzuatta belirtilen süreler aşıldıktan sonra yapılan idari başvuru üzerine açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesine yer vererek davayı reddetmiştir. Başvurucular, idarenin kusurlu olduğunu ve emniyet birimlerinin olayda ihmali bulunduğunu ceza davası ile öğrendiklerini belirterek idari başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak bu tarihin esas alınmamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>35. Öte yandan müşterek Kurulun -karar düzeltme yoluyla kaldırılmış olan- kararında (bkz. § 10) patlamaların meydana geldiği veya sulhnamenin imzalandığı tarihler itibarıyla olayda hizmet kusuru olduğu ve davalı idarelerin faaliyeti ile olay arasında nedensellik bağının var olduğu hususları henüz net olarak bilinmediğinden 5233 sayılı Kanun'a göre sulhname imzalanarak ödeme yapılmasının hizmet kusuru nedeniyle genel ilkelere göre tazminat ödenmesine engel oluşturmayacağı belirtilmiştir. Ancak anılan kararın düzeltilmesine ve İdare Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına yönelik Daire kararında (bkz. § 12) bu hususa ilişkin olarak herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmüştür.</p>

<p>36. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini talebiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir (<i>Leyla Bitik ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2019/24350, 16/3/2023, § 52).</p>

<p>37. İdariliğin veya meydana gelen zararın ya da aralarındaki illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut şartlar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılıp ölçülülük ilkesini zedeleyebilir. Bu nedenle eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (çok sayıda karar arasından bkz.<i> Şeyma Kayaoğlu</i> [2. B.], B. No: 2014/5491, 5/7/2017, § 55).</p>

<p>38. Somut olayda ölümün 11/5/2013 tarihinde meydana gelen terör saldırısı sonucu gerçekleştiği ve sulhnamenin 21/6/2013 tarihinde imzalandığı konularında tereddüt bulunmamaktadır ancak olayda idarenin kusuru olması durumunun İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan inceleme, akabinde gerçekleşen soruşturma izni verilmesi işlemleri ve olayda ihmali/kusuru olduğu düşünülen emniyet görevlileri hakkında 19/1/2015 tarihinde açılan ceza davası ile ortaya çıktığı görülmüştür. Dolayısıyla başvurucuların anılan süreçten önce ölüm olayına sebebiyet veren olguya dair ihmale, eylemsizliğe, dolayısıyla eylemin idariliğine ilişkin bir bilgiye, veriye sahip olmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda başvurucuların yakınlarının ölümüne neden olan terör saldırısında idarenin kusur doğurabilecek eylemsizliğini (önlem almama hâli) ve zararla idari eylemsizlik arasında illiyet bağı olduğunu ölüm olayıyla derhâl öğrendiklerinden söz edilemez (benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değerlendirmesi için bkz.<i> Kurşun/Türkiye</i>, B. No: 22677/10, 30/10/2018, §§ 101-106).</p>

<p>39. Bu itibarla başvurucuların sulhnamenin imzalandığı 21/6/2013 tarihi esas alınarak uğradıkları zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmalarının beklenmesi başvuruculara orantısız bir külfet yüklemektedir.</p>

<p>40. Bu hâle göre İdare Mahkemesinin dava açma süresinin başlangıç tarihine ilişkin yorumunun başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve bu yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle davanın süre aşımından kısmen reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>42. Başvurucular, tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>45. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile ayrı ayrı 200.000'er TL maddi ve 100.000'er TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>46. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütecekleri yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>47. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>48. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay İdare Mahkemesine (E.2014/79, K.2015/39) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20215664-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="82730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2019/27820 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927820-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927820-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/5/2026 tarihli ve 2019/27820 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TURKCELL</strong> <strong>İLETİŞİM</strong> <strong>HİZMETLERİ</strong> <strong>A</strong><strong>.</strong><strong>Ş</strong><strong>. BAŞVURUSU (8) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2019/27820)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 20/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ahmet Faruk TANYILDIZI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Betül Zekiye GÜRBÜZ</p>

   <p>Av. Onur Meriç BEKAR</p>

   <p>Av. Esengül ASLİM</p>

   <p>Av. Cem ŞAHİN</p>

   <p>Av. İzzet Serhat DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; işyerinde incelemenin kanuna aykırı olması nedeniyle konut dokunulmazlığı hakkının, hukuka aykırı delile dayalı olarak rekabeti kısıtlayıcı davranışlarda bulunulduğu gerekçesiyle idari para cezası uygulanması nedeniyle adil yargılanma hakkının, kabahatin işlendiği sırada yürürlükte olmayan yönetmelikte bulunan kanuna aykırı düzenlemelere göre idari para cezası miktarının belirlenmesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 9/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, GSM ve mobil pazarlama hizmetleri pazarında faaliyet gösteren bir anonim şirkettir. Başvurucu Şirketin faaliyet konuları Ulaştırma Bakanlığı ile imzalanmış GSM Pan Avrupa Mobil Telefon Sistemi ihalesinde öngörülen iş ve hizmetler ile her türlü telefon, telekomünikasyon ve benzeri hizmetlerdir.</p>

<p>6. A. İletişim Hizmetleri A.Ş., başvurucu Şirketin kampanya düzenlediği firmalarla münhasırlık ilişkisini sona erdirdiğini beyan etmesine rağmen kendi kontörlerinin hediye edildiği kampanyalarda münhasırlık ilişkisini devam ettirdiğini, söz konusu firmalarla düzenlediği kampanyalarla ilgili yaptıkları görüşmelerin başvurucu Şirketin münhasırlık yorumu üzerine sonlandırıldığını, bu durumun hukuka aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir.</p>

<p>7. 29/7/2008 tarihinde söz konusu iddialar hakkında ilk inceleme raporu düzenlenerek Rekabet Kuruluna (Kurul) ön araştırma yapılıp yapılmamasına karar verilmek üzere sunulmuştur. Kurulun 14/8/2008 tarihli kararıyla şikâyete konu eylemlere ilişkin olarak 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediği hususunda soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti amacıyla ön araştırma yapılmasına karar verilmiştir. 26/9/2008 tarihli ön araştırma raporunun sunulmasının ardından Kurul 9/10/2008 tarihinde soruşturma açılmasına karar vermiştir.</p>

<p>8. Rekabet Kurumu 22/10/2008 tarihli yazıyla başvurucu Şirkete Kurul tarafından soruşturma açılmasına dayanak olan bulgu, tespit ve değerlendirmeleri bildirerek başvurucu Şirketin savunmasını göndermesini ihtar etmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu Şirket savunmasını üç kez yazılı, bir kez sözlü olarak Kurula sunmuştur. Başvurucu Şirket; Rekabet Kurumuna sunduğu savunmasında, soruşturma açılmasına dayanak olarak yer verilen delillerin kendisinin tek marka zorunluluğu getirdiğini ispatlayamadığını, başka operatörlerin logosunun bulunduğu bir reklamda kendi logosunun bulunmasında sakınca görmesinin nedeninin markasını korumak olduğunu belirtmiştir. Başvurucu Şirket savunmasında ayrıca ürün pazarının niteliği gereği rakiplere kapatılmasının mümkün olmadığını, ihlale konu edilen faaliyetlerinin pazara etkisinin çok az olması nedeniyle ihmal edilebilir nitelikte olduğunu, bu nedenle müşteri firmalar ile satış kanalında gerçekleştirdikleri herhangi bir eylemin toplam GSM hizmetleri pazarına veya bu pazarda yapılan reklamlara etkisinin rekabeti bozucu, azaltıcı ve engelleyici olamayacağını ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Kurulca görevlendirilen soruşturma heyeti tarafından 9/7/2009 tarihinde soruşturma raporu düzenlenmiş, başvurucu Şirkete ve Kurul üyelerine tebliğ edilmiştir. Söz konusu raporda, yürütülen soruşturma kapsamında gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen bilgi ve belgeler delil olarak sunulmuş; bu belgelerde Turkcell çalışanlarının kendi aralarında ve diğer firma çalışanlarıyla yaptıkları e-posta yazışmalarının içerikleri yer almıştır. Soruşturma raporunda, başvurucu Şirketin savunmalarında ileri sürdüğü itirazlar karşılanmıştır. Raporda dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerin Turkcell'in münhasırlık sonucunda piyasa rakiplerini dışlayıcı uygulamalarla kurumsal politikasını hayata geçirdiği iddialarıyla uyumlu olduğu, ayrıca kendi logosunu şirket politikasını gözetmek suretiyle kullanmasının markasının korunmasını sağlamak kapsamında haklı görülebileceği ancak rekabetin sınırlandırılması sonucunu doğuracak şekilde başka markaların zararına kullanılmasının hukuk sistemi tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Kurul başvurucunun ihlale konu edilen faaliyetlerinin pazara etkisinin çok az olması nedeniyle ihmal edilebilir nitelikte olduğunun savunulması üzerine mobil pazarlama hizmetlerinin GSM hizmetleri pazarının küçük bir bölümünü oluşturmasının uygulamanın ihlal niteliğini değiştirmeyeceğini değerlendirmiştir.</p>

<p>11. Rekabet Kurumu raportörlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen raporda; Turkcell'in mobil pazarlama ve GSM hizmetleri piyasasında hâkim durumda bulunduğu, Turkcell'in ilgili pazarlardaki hâkim durumunu;</p>

<p>i. Kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi,</p>

<p>ii. Kontör/dakika hediye edilen kampanyalarda rakip GSM operatörlerin başta kontör/dakika olmak üzere GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi,</p>

<p>iii. Turkcell tarafından kontör/dakika hediye edilecek kampanyalarda alıcı firmalara münhasır çalışılmaması durumunda mecra ve barem indirimlerinin uygulanmaması,</p>

<p>iv. "<i>Turkcelliler Kazanır</i>" sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması yoluyla GSM hizmetleri pazarında kötüye kullanıldığı, dolayısıyla başvurucu Şirketin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmış ve 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve 15/2/2009 tarihli ve 27142 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) uyarınca Başvurucu Şirket hakkında idari para cezası uygulanması önerilmiştir.</p>

<p>12. Rekabet Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) görüş talep etmiştir. BTK'dan alınan 16/9/2009 tarihli görüşte şikâyet kapsamında belirtilen kampanyaların rekabet açısından perakende seviyede mobil pazarlama hizmetleri piyasasında Turkcell'in konumunu güçlendirebileceğinin ve tüketici mağduriyetine yol açabileceğinin anlaşıldığı, soruşturma raporu kapsamında ulaşılan karar ve yapılması düşünülen idari işlem ile mutabık kalındığı belirtilmiştir.</p>

<p>13. Kurul, 23/12/2009 tarihli kararla başvurucu Şirketin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşarak 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve Rekabet Kurumu tarafından çıkarılan Yönetmelik uyarınca başvurucu Şirkete idari para cezası vermiştir. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca 2008 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen gayrisafi gelirlerin takdiren binde dört buçuğu oranında olmak üzere 36.072.230,98 TL idari para cezası uygulanmasına oybirliğiyle ancak iki Kurul üyesinin farklı gerekçeleriyle karar vermiştir.</p>

<p>14. Kurul kararında öncelikle soruşturma sürecine ve raportör görüşlerine yer verilmiş, sonrasında Turkcell ve ilgili pazarlar hakkında genel bilgilerden söz edilmiştir. Türkiye'de henüz mobil pazarlama hizmetlerine yönelik bir pazar olmadığı, mobil pazarlama hizmetlerinin GSM lisans sözleşmeleri kapsamında GSM operatörleri tarafından sunulmakta olduğu belirtilmiştir. Kararda GSM firmalarının temel faaliyet alanının GSM hizmetleri olduğu, Turkcell'in temel faaliyet konusunu teşkil eden GSM hizmetleri pazarının mobil pazarlama hizmetleriyle yakın ilişkili olduğu ancak ayrı bir pazar olarak belirlenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Ayrıca hâkim durum analizi yapılmış olup Turkcell'in GSM hizmetleri ve mobil pazarlama hizmetleri pazarında hâkim durumda olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>15. Kararda Turkcell'in fiillerinin rakiplerin pazara girişini doğrudan ya da dolaylı olarak engelleyip engellemediğinin değerlendirilmesi dört başlık altında yapılmıştır. Dört başlık altında sınıflandırılan ihlaller şunlardır:</p>

<p>- Kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi yoluyla fiilî münhasırlık yaratılması</p>

<p>- Soruşturma kapsamında tespit edilen ihlallerden bir diğeri kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi yoluyla münhasırlık yaratılması</p>

<p>- İhlal olarak tanımlanan diğer eylem ise Turkcell tarafından kontör/dakika hediye edilecek kampanyalarda alıcı firmalara uygulanan mecra ve barem indirimlerinin münhasır çalışılmaması durumunda uygulanmaması yoluyla fiilî münhasırlık yaratılması</p>

<p>- "<i>Turkcelliler Kazanır</i>" sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması</p>

<p>16. Kurul, sınıflandırdığı ihlallerle ilgili olarak şu tespitleri yapmıştır:</p>

<p>i. Kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi yoluyla fiilî münhasırlık yaratılması olarak tanımlanan ihlalin hem mobil pazarlama ajansları hem de kampanya düzenleyen firmalar nezdinde Turkcell'in kendi hedef ve istekleri doğrultusunda kampanya kurgularına müdahale etmek istemesi, bu kampanyalara kimlerin katılabileceğine karar vermesi, var oluş sebebi gelir elde etmek olan ekonomik bir birimin hizmetlerine talip olan müşterilerine rakiplerinden hizmet almama koşulunu getirmesi şeklinde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Turkcell'in haksız olan ve rakiplerini pazar dışına iten eylemleri 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendinde tanımlanan "<i>...rakiplerin faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler...</i>" olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>ii. Soruşturma kapsamında tespit edilen ihlallerden bir diğeri kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi yoluyla münhasırlık yaratılması şeklinde tanımlanmıştır. Turkcell'in markalara ve mobil pazarlama ajanslarına uyguladığı baskı yoluyla rakiplerinin iş yapmasını engelleyerek mobil pazarlama kampanyası düzenleyecek firmaların diğer GSM operatörlerinin abonelerine erişiminden sağlayacağı faydanın önüne geçmesi şeklindeki eylemlerinin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (e) bendinde tanımlanan "<i>...tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin engellenmesi ...</i>" kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>iii. İhlal olarak tanımlanan diğer eylem ise Turkcell tarafından kontör/dakika hediye edilecek kampanyalarda alıcı firmalara uygulanan mecra ve barem indirimlerinin münhasır çalışılmaması durumunda uygulanmaması yoluyla fiilî münhasırlık yaratılmasıdır. Turkcell'in anılan uygulaması 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendinde tanımlanan "<i>...ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan ya da dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler...</i>" olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>iv. "<i>Turkcelliler Kazanır</i>" sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması şeklinde gerçekleşen bir diğer eylemin münhasırlık karşılığı olmadığı sürece tanıtım amacıyla yapılacağının kabul edilebileceği ancak Turkcell'in uygulamasının münhasırlık yaratma, Turkcell markasının diğer GSM operatörleri ürün ve hizmetlerinde üstün olduğu imajının tüketicilerde oluşturulması şeklinde gerçekleştiği Turkcell'in açıklamalarından ve dosyaya yansıyan belgelerden anlaşılmış; söz konusu eylemin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendinde tanımlanan"<i>... ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan ya da dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler</i>" olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>17. Kurul kararında söz konusu tespitlere yer verildikten sonra Turkcell'in mobil pazarlama hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle hakkında idari para cezası verilmesine karar verilmiş, idari para cezasının tespitinde 4054 sayılı Kanun'un yanı sıra 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'in esas alındığı belirtilmiştir. Yönetmelik hükümlerinin Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş soruşturmalar hakkında uygulanabileceğine dair geçici 1. maddesine dayanılarak uygulandığı ifade edilmiştir.</p>

<p>18. Kurul kararında Yönetmelik'in 4. maddesine göre önce temel para cezasının belirlendiği, daha sonra 6. ve 7. maddeleri çerçevesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurların gözönünde bulundurulduğu vurgulanmıştır. Kararda; Yönetmelik'in 5. maddesine göre nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirin binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın esas alınması gerektiğinin düzenlendiği, buna göre yıllık gayrisafi gelirin binde beşi şeklinde bir oran belirlendiği açıklanmıştır. Ayrıca Yönetmelik'in 5. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin bir yıldan uzun, beş yıldan kısa sürmesi hâlinde temel cezanın yarı oranında artırılması gerektiği düzenlendiğinden temel cezanın yarı oranında artırıldığı, Yönetmelik'in 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ihlalin tekerrürü hâlinde her bir tekrar için yarısından bir katına kadar temel cezanın artırılacağı düzenlendiğinden temel para cezasının yarı oranında artırıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>19. Yönetmelik'in 7. maddesinde ihlale konu faaliyetlerin yıllık gayrisafi gelir içindeki payının çok düşük olması nedeniyle temel cezanın dörtte bir ile beşte üç oranı arasında indirilebileceği düzenlendiğinden Kurulca temel cezanın beşte üçü oranında indirim yapılmasına karar verilmiştir. Sonuç olarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda başvurucunun 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan 2008 yılı gayrisafi gelirlerin binde dört buçuğu oranında idari para cezası verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>20. Anılan karara farklı gerekçe ile katılan Kurul üyesinin gerekçesinde 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesine aykırı uygulamalar nedeniyle idari para cezası verilmesini öngören aynı Kanun'un 16. maddesinde sadece üst sınırın belirlenmiş olmasına karşın Yönetmelik ile idari para cezasına alt sınır ve üst sınır getirilmesinin yetki aşımı nedeniyle hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Farklı gerekçede Yönetmelik'in kanunun açıkça yetki vermediği bir konuda yeni bir düzenleme yapamayacağı gibi Yönetmelik hükümlerinin kanuna aykırı da olamayacağı vurgulanmıştır. Farklı gerekçede ayrıca Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmeyen soruşturmalar hakkında uygulanacağı hükmü nedeniyle başvurucuya uygulanmasının zaman bakımından uygulamaya ilişkin ceza hukukunun temel prensibine aykırı olduğu, idari para cezasının gayrisafi gelirin binde biri olarak uygulanması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>21. Anılan karara farklı gerekçe ile katılan bir başka Kurul üyesi gerekçesinde, soruşturmanın 9/10/2008 tarihinde açıldığını, 2009 yılında üç operatörün katılımıyla kampanyaların düzenlendiğini, ihlalin bir yıldan uzun sürmemesi nedeniyle ağırlaştırıcı unsurun bulunmadığını değerlendirmiştir.</p>

<p>22. Başvurucu Şirket 25/6/2010 tarihinde söz konusu idari para cezasının ve dayanağını oluşturan Yönetmelik'in 3., 5., 6., 7., 8. ve geçici 1. maddelerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Danıştay Onüçüncü Dairesi (Daire) nezdinde dava açmıştır.</p>

<p>23. Başvurucu Şirket dava dilekçesinde Yönetmelik'in genel hukuk prensiplerine ve normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu, düzenleyici işlemlerdeki yeni hükümlerin daha üst hukuk kurallarının amacını, kapsamını, konusunu ve sınırlarını aşmaması gerektiğini, Yönetmelik'in 4054 sayılı Kanun ile tanınan düzenleme yetkisini aştığını, Yönetmelik ile <i>kartel</i> tanımının yapılmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Yönetmelik'in 5. maddesiyle Kanun'da belirtilmemesine rağmen alt sınır öngörüldüğünü, tekerrüre esas alınacak hiçbir davranışı bulunmadığı hâlde tekerrür hükümlerinin uygulanarak idari para cezasının yarı oranında artırılması nedeniyle Yönetmelik'in geçici 1. maddesiyle geriye yürümezlik ilkesinin aşıldığını, işlediği ileri sürülen fiil tarihinde yürürlükte bulunmayan Yönetmelik hükümlerine dayanılarak idari para cezası verilemeyeceğini, idari para cezası miktarının keyfî olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.</p>

<p>24. Rekabet Kurumu; savunmasında 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde para cezasının tespitinde dikkate alınacak hususların Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğinin belirtildiği, Kanun'un 27. maddesinde ise Kurula Kanun'un uygulamasıyla ilgili tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisinin verildiği, Kurulun 4054 sayılı Kanun'la tanınan yetkiyi aşmadığı, Kanun'un 4. maddesinin belirli eylemlerle sınırlı bir tanım getirmediği, bu tanımın zaten kartel oluşumunu da kapsadığı, ayrıca Anayasa'nın 167. maddesinde de kartele değinildiği hususlarını vurgulamıştır. Para cezasının uygulamasında yol gösterici nitelikte düzenleme yapılmasının 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde öngörülen ve üst sınırı yüzde on olarak belirlenen ciroya dayalı nispi idari para cezasının her olay bakımından nasıl uygulanacağının objektif esaslara bağlı olarak belirlenmesi açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Savunma dilekçesinde ayrıca idare hukukunda kanunilik ilkesinin ceza hukukunda uygulandığı şekilde katı uygulanmadığını, Yönetmelik'te yeni bir suç/kabahat yaratılmadığını, cezanın niteliğinde de bir farklılık oluşturulmadığını belirtmiştir. Rekabet Kurumu ayrıca pazar tespiti noktasında hata bulunmadığını, pazarın küçük olmasının idari para cezası miktarı bakımından dikkate alındığını ifade etmiştir.</p>

<p>25. Danıştay savcısı görüşünde 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin beşinci fıkrasında Kurulun üçüncü fıkraya göre para cezasına karar verirken ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağının hükme bağlandığı, son fıkrada para cezalarının tespitinde gözönünde bulundurulan konuların Kurul tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğinin belirtildiği, 4054 sayılı Kanun'un 27. maddesinde ise Kurula, Kanun'un uygulanmasıyla ilgili tebliğler çıkarmak ve gerekli düzenlemeleri yapmak görev ve yetkisi verildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>26. Görüşte anılan hükümler doğrultusunda Rekabet Kurumunun 4054 sayılı Kanun'un kendisine tanıdığı görev ve yetkilerle sınırlı olarak yönetmelik çıkarma yetkisi olduğu belirtildikten sonra 4054 sayılı Kanun'un 4., 6. ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerin yüzde onuna kadar idari para cezası verileceğinin kanunda düzenlendiği ve yalnızca idari para cezalarının tespitinde dikkate alınacak hususlar ile bir kısım usul ve esasın belirlenmesinin yönetmeliğe bırakıldığı belirtilmiştir. Ancak görüşte Yönetmelik'in 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde karteller için yüzde iki, diğer ihlaller için de binde beş oranında olmak üzere para cezalarına alt sınır getirildiği, bu durumun Kanun maddesini sınırlayıcı ve Yönetmelik'e bırakılan hususları aşar nitelikte olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>27. Danıştay savcısı görüşünde 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş soruşturmalar hakkında da uygulanacağı hükmüne yer verildiği, söz konusu geçici 1. madde uyarınca başvurucu Şirkete Yönetmelik kurallarında yer alan esaslar doğrultusunda idari para cezası işlemi tesis edildiği belirtilmiştir. İlgililerin aleyhine sonuç doğuran idari işlemlerin geriye yürümeyeceği, cezai idari işlemler uygulanırken ceza hukukunun genel prensiplerinin de gözönüne alınması gerektiği, başvurucunun ilk eylemi tarihinde Rekabet Kurumunun idari para cezalarına yönelik olarak yönetmelik çıkarma yetkisinin olmadığı, bu hâliyle aleyhe sonuç doğuran cezai hükümler içeren Yönetmelik'in geçmişe yürür şekilde uygulanmasına izin veren geçici 1. maddesinde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir. Görüşte sonuç olarak Kurulca tesis edilen işlemin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>28. Daire 1/11/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Daire kararının gerekçeleri özetle şöyledir:</p>

<p>i. Kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu kurumu olan Rekabet Kurumunun 4054 sayılı Kanun'un kendisine tanıdığı görev ve yetkilerle sınırlı olarak yönetmelik çıkarma yetkisi bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan Rekabet Kurumunun ikincil düzenleme yetkisi 4054 sayılı Kanun’un belirlediği çerçeve ve 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun genel hükümler bölümünde yer alan kural ve ilkelerle sınırlandırılmış bulunmaktadır. 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yaptırımın türü idari para cezası olarak, miktarı ise teşebbüsün veya teşebbüs birliğinin nihai karar tarihinden bir önceki yıl cirosunun yüzde onuna kadar belirlenmiş olup Kurulun Kanun'da nispi olarak tespit edilen idari para cezasına ilişkin oran konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ise idari para cezası dışında bir idari yaptırım öngörülmediği ve yüzde on sınırının üzerine çıkacak bir oran belirlenmediği açık olduğundan bu hâliyle Yönetmelik hükümlerinde idari yaptırımların kanuniliği ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>ii. Yönetmelik'teki <i>kartel</i> tanımıyla yasaklanan davranışlar, hâlihazırda Kanun'un 4. maddesinde rekabet ihlali olarak belirtilen davranışlar olduğundan Yönetmelik'te bu davranışlara ilave yapılmamış, var olan yasakların "<i>kartel</i>" başlığı altında tanımlanması yoluna gidilmiş ve 4054 ve 5326 sayılı Kanunlarda yer alan idari para cezasının belirlenmesinde <i>ihlalin ağırlığı </i>kriterinin gözönüne alınması gerektiği yönündeki hükümleri çerçevesinde ve bu hükümlere uygun bir düzenleme yapıldığından idari yaptırımlarda kanunilik ilkesine de aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>iii. Yönetmelik'in dava konusu edilen "<i>Devam eden soruşturmalar</i>" başlıklı geçici 1. maddesinde yer alan; bu Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da uygulanacağına ilişkin kuralın, düzenleyici işlemlerin geriye yürümezliği ilkesi ve kabahatlerde zaman bakımından uygulama kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu Yönetmelik; yeni bir kabahat ya da yaptırım öngörmediğinden ve Kanun’da yer alan yüzde on sınırı dışında sonuç yaptırımı değiştirecek nitelikte hükümler ihtiva etmediğinden, salt Kanun’da yer alan idari para cezasının belirlenmesine ilişkin kıstasları içeren ve idarenin her bir somut olayda sahip olduğu takdir yetkisinin geleceğe dönük olarak benzer nitelikteki tüm olaylar bakımından somutlaştırılmasını öngören hükümler ihdas edildiği anlaşıldığından Yönetmelik'in eylem tarihinde yürürlükte olmamasına rağmen henüz haklarında nihai karar verilmemiş ilgililere uygulanmasının aleyhte bir sonuç doğurması söz konusu olmamaktadır. Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına yönelik Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>iv. Kurul kararı ve eki belge ve deliller ile kontör/dakika hediye edilen kampanyalara diğer operatörlerin katılımının reddedilmesi, bu kampanyalarda rakip GSM operatörlerinin başta kontör/dakika olmak üzere GSM faydası hediye etmesinin engellenmesi, Turkcell tarafından bu kampanyalarda alıcı firmalara, münhasır çalışılmaması durumunda mecra ve barem indirimlerinin uygulanmaması ve "<i>Turkcelliler Kazanır" </i>sloganının tanıtım görsellerinde kullanılması karşılığında indirim sağlanması yollarıyla, fiilî münhasırlık oluşturmak suretiyle hâkim durumunu kötüye kullandığı usulüne uygun ve elverişli ispat vasıtalarıyla tespit edilen davacı şirkete, 4054 sayılı Kanun'un 9. ve 16. maddeleri ve hukuka uygun olduğu tespit edilen dava konusu Yönetmelik hükümlerine dayanılarak 4054 sayılı Kanun'un 9/1. maddesi uyarınca görüş yazısı gönderilmesi ve 2008 mali yılının sonunda oluşan gayrisafi gelirin binde dört buçuk oranında idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında ve bu Kurul kararına konu idari para cezasının tahsiline ilişkin olarak gönderilen yazıda hukuka aykırılık saptanmamıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, bu karara karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda (İDDK) temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, esas itibarıyla önceki aşamada ileri sürdüğü iddiaları tekrarlamıştır. İDDK 21/6/2017 tarihinde, usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek Daire kararını onamıştır.</p>

<p>30. İDDK kararının gerekçesinde, 4054 sayılı Kanun'un idari para cezalarının düzenlendiği 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun'un 472. maddesiyle değişik 16. maddesinin dördüncü fıkrasında üçüncü fıkraya göre idari para cezasına karar verilirken 5326 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususların dikkate alınacağı hükmünün yer aldığını, Yönetmelik'in "<i>Ağırlaştırıcı unsurlar</i>" başlıklı 6. maddesinde <i>ihlalin tekerrürü</i>nün temel para cezasının yarısından bir katına kadar arttırılabileceği hâller arasında sayıldığını, bu hükümlere göre, değişik zamanlarda işlenen fiillerle 4054 sayılı Kanun'un 4. veya 6. maddelerinin birden fazla ihlal edilmesi durumunda önceki fiil nedeniyle alınan Kurul kararının ihlalin tekerrürü değerlendirmesinde dikkate alınabileceğini belirtmiştir.</p>

<p>31. İDDK; başvurucu Şirketin GSM hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu, kendisi ile ekonomik birlik içinde olan K. Mobil Telefon Sistemleri A.Ş.nin GSM cep telefonu pazarındaki durumunu güçlendirmek için kullandığı ve bu pazarda söz konusu Şirketin rakibi durumunda olan distribütörler aleyhine rekabeti kısıtladığından bahisle 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiğine ilişkin olarak 29/12/2005 tarihinde Kurul kararının alındığı, başvurucu Şirketin hâkim durumun kötüye kullanılması yönündeki eylemlerine ilişkin bu kararın, 23/12/2009 tarihli Kurul kararında ihlalin tekerrürü değerlendirmesinde dikkate alınmak suretiyle temel para cezasının yarısı oranında arttırılması yoluna gidildiğini vurgulamıştır. İDDK, 4054 sayılı Kanun'un idari para cezalarının düzenlendiği 16. maddesinde değişiklik yapan 5728 sayılı Kanun'un 8/2/2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini ve başvurucu Şirketin 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesine aykırı olarak hâkim durumun kötüye kullanılması eylemine bu tarihten sonra da 2008 yılı boyunca devam ettiğini, daha önce pazardaki hâkim durumunu kötüye kullanmış olması nedeniyle 29/12/2005 tarihinde aleyhine ihlal kararı verilen başvurucu Şirketin 8/2/2008 tarihinden sonra benzer bir ihlalde bulunması hâlinde 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ikinci kez ihlal etmiş olacağını bilmediğinin söylenemeyeceğini değerlendirmiştir. İDDK; Daire kararının usul ve hukuka uygun bulunduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını belirterek başvurucunun temyiz isteminin reddine Daire kararının dava konusu Yönetmelik'in 3., 5., 6., 7., 8. maddeleri yönünden oybirliğiyle, dava konusu Yönetmelik'in geçici 1. maddesi ile davalı idare işlemleri yönünden ise oyçokluğuyla onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>32. İDDK tarafından verilen onama kararına karşıoy yazısında; 29/12/2005 tarihli ihlalin tekerrüre esas alınamayacağı, tekerrür hükümlerinin 4054 sayılı Kanun'da 8/2/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu düzenlendiği, tekerrürün ağırlaştırıcı bir neden olarak düzenlendiği Yönetmelik'in ise 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu nedenle ancak anılan tarihlerden sonra gerçekleşen eylemler için tekerrür hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir. Bir başka karşıoy yazısında ise cezai idari işlemler uygulanırken ceza hukukunun temel prensiplerinin gözönüne alınması gerektiği, başvurucunun ilk eylemini gerçekleştirdiği 2004 yılında idarenin yönetmelik çıkarma yetkisinin bulunmadığı, 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'in geçmişe yürür şekilde uygulanmasına izin veren geçici 1. maddesinde ve bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanması sonucu başvurucuya verilen idari para cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>33. Başvurucu Şirket anılan karara karşı karar düzeltme isteğinde bulunmuş, İDDK 15/5/2019 tarihli kararında; karar düzeltme dilekçesinde öne sürülen hususların karar düzeltme nedenlerinden hiçbirine uymadığı gerekçesiyle kararın düzeltilmesi isteminin reddine oyçokluğu ile karar vermiştir. Karara karşı verilen oyda onama kararına karşı bildirilen gerekçelerle kararın bozulması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>34. Başvurucu nihai kararı 12/7/2019 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>35. Anayasa'nın "<i>Yönetmelikler</i>" başlıklı 124. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartı ile, yönetmelikler çıkarabilirler. "</i></p>

<p>36. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "<i>Zaman bakımından uygulama</i><i>"</i> başlıklı 7. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>(1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar. </i></p>

<p><i>(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.</i><i>"</i></p>

<p>37. 5326 sayılı Kanun’un "<i>Genel kanun niteliği</i><i>"</i> başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Kanunun; </i></p>

<p><i>a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, </i></p>

<p><i>b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır. "</i></p>

<p>38. 5326 sayılı Kanun’un "<i>Kanunilik</i><i>"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir. " </i></p>

<p>39. 5326 sayılı Kanun’un "<i>Zaman bakımından uygulama</i><i>"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p>"(<i>1) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir. </i></p>

<p><i>(2) Kabahat, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılır. Neticenin oluştuğu zaman, bu bakımdan dikkate alınmaz.</i>"</p>

<p>40. 5326 sayılı Kanun’un "<i>İdari para cezası</i><i>"</i> başlıklı 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p>"<i>(1) İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilir. </i></p>

<p><i>(2) İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. </i></p>

<p><i>Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur. </i></p>

<p><i>...</i>"</p>

<p>41. 4054 sayılı Kanun'un <i>"Amaç"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır." </i></p>

<p>42. 4054 sayılı Kanun'un <i>"Kapsam"</i> başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer." </i></p>

<p>43. 4054 sayılı Kanun'un <i>"Hakim durumun kötüye kullanılması"</i> başlıklı 6. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. </i></p>

<p><i>Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır: </i></p>

<p><i>a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması." </i></p>

<p>44. 4054 sayılı Kanun'un <i>"İdarî para cezası"</i> başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...(Değişik: 23/1/2008-5728/472 md.) </i></p>

<p><i>Kurul, teşebbüs niteliğindeki gerçek ve tüzel kişiler ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerine;</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Kurul, üçüncü fıkraya göre idarî para cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu maddeye göre verilecek idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususlar, işbirliği halinde para cezasından bağışıklık veya indirim şartları, işbirliğine ilişkin usul ve esaslar Kurulca çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." </i></p>

<p>45. Yönetmelik'in "<i>Devam eden soruşturmalar</i>" başlıklı geçici 1. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Bu Yönetmelik hükümleri, yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da uygulanır."</i></p>

<p>46. Yönetmelik'in "<i>Para cezasının belirlenmesine ilişkin ilkeler" </i>başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Teşebbüs ile teşebbüs birliklerine veya bu birliklerin üyelerine verilecek para cezası belirlenirken;</i></p>

<p><i>a) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesi çerçevesinde temel para cezası hesaplanır. Temel para cezası, Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddelerinde yasaklanmış, piyasa, nitelik ve kronolojik süreç olarak birden fazla bağımsız davranışın saptanması halinde, her bir davranış için ayrı ayrı hesaplanır. </i></p>

<p><i>b) Temel para cezasının hesaplanmasından sonra, bu Yönetmeliğin 6 ncı ve 7 nci maddeleri çerçevesinde, ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurlar göz önünde bulundurularak arttırma ve/veya indirme yapılır. </i></p>

<p><i>2) Bu Yönetmelik hükümleri gereğince belirlenecek para cezası miktarı, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onunu aşamaz. Bu sınırı aşan para cezaları, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna indirilir ve koşulları bulunuyorsa bu Yönetmeliğin 7 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ile Aktif İşbirliği Yönetmeliği hükümleri uygulanır. </i></p>

<p><i>3) Teşebbüs veya teşebbüs birliklerine, Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen para cezalarının verilmesi halinde, ihlalde belirleyici etkisi saptanan teşebbüs veya teşebbüs birliği yöneticilerine ve çalışanlarına verilecek para cezası, teşebbüs veya teşebbüs birliğine verilen cezanın yüzde beşini aşamaz." </i></p>

<p>47. Yönetmelik'in "<i>Temel para cezası"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin; </i></p>

<p><i>a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, </i></p>

<p><i>b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü, arasında bir oran esas alınır. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır. </i></p>

<p><i>(3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı; </i></p>

<p><i>(a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında, </i></p>

<p><i>(b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, arttırılır </i></p>

<p>48. Yönetmelik'in<i> "Ağırlaştırıcı unsurlar" </i>başlıklı 6. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Temel para cezası, </i></p>

<p><i>(a) İhlalin tekerrürü halinde, her bir tekrar için, </i></p>

<p><i>(b) Soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele devam edilmesi halinde, yarısından bir katına kadar arttırılır. </i></p>

<p><i>(2) Temel para cezası, </i></p>

<p><i>(a) Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddeleri kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak verilen taahhütlere uyulmaması halinde, yarısından bir katına kadar, </i></p>

<p><i>(b) İncelemeye yardımcı olunmaması halinde yarısına kadar, </i></p>

<p><i>(c) Diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması gibi hallerde dörtte bire kadar, arttırabilir </i></p>

<p>49. Yönetmelik'in "<i>Hafifletici unsurlar" </i>başlıklı 7. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>(1) Temel para cezası, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü olarak tazminat ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanırsa, dörtte bir ile beşte üç arasında indirilebilir." </i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>50. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>K</strong><strong>onut Dokunulmazlığı Hakkının, Haberleşme Hürriyetinin ve Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin </strong><strong>İddialar </strong></p>

<p>51. Başvurucu; Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca konut dokunulmazlığı hakkına ancak hâkim kararıyla müdahale edilebileceğini, hâkim kararı olmaksızın işyerinde gerçekleştirilen yerinde inceleme sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu, idari yaptırıma gerekçe olamayacağını belirterek konut dokunulmazlığı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca da bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (<i>A.C. ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2013/1827, 25/2/2016, § 25).</p>

<p>53. Anayasa Mahkemesi <i>Hüseyin Aşkan </i>([2. B.], B. No: 2017/15649, 21/7/2020) kararında otuz günlük süre kuralının bireysel başvurunun ön şartlarından biri olduğunu ve bu sürenin başlangıç tarihinin tespitinde kanun hükmü gereği <i>öğrenme </i>tarihinin esas alınacağını belirtmiştir (<i>Hüseyin Aşkan, </i>§ 20). Anılan kararda bireysel başvuru süresinin işlemeye başlaması yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliğinin öğrenme şekillerden biri olduğu, bununla birlikte başka şekillerde de öğrenmenin söz konusu olabileceği ifade edilmiştir (<i>Hüseyin Aşkan, </i>§ 23).</p>

<p>54. Somut olayda başvurucunun nihai kararı 17/7/2019 tarihinde tebliğ aldığını belirterek otuz günlük bireysel başvuru süresi içinde, 9/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu görülmektedir. Başvurucunun 12/12/2023 tarihinde ise daha önce belirtmediği ihlal iddialarını içeren ek dilekçe sunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun ek dilekçe ile Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru dosyasında yer almayan iddialarda bulunduğu dikkate alındığında ihlali öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yapması gerekirken bu süre geçtikten sonra 12/12/2023 tarihli ek beyan dilekçesiyle Anayasa Mahkemesi önünde ilk kez ileri sürdüğü iddialarını süresi içinde yapmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının<i> s</i><i>üre aşımı </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong><strong> Mülkiyet H</strong><strong>akkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. İdari Para Cezasının Hesabında 2008 Mali Yılının Esas Alındığına İlişkin İddia </strong></p>

<p>56. Başvurucu, lehe kanun hükmü uygulanarak 2003 yılının sonunda gerçekleşen gayrisafi gelirin esas alınması yerine 2008 mali yılı sonunda oluşan gayrisafi gelirin esas alınması suretiyle idari para cezasının hesaplanmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>57. Başvurucunun iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>58. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (<i>Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt </i>[2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).</p>

<p>59. Başvurucunun anılan itirazlarını yargılama sürecinde ileri sürmediği, dolayısıyla olağan kanun yollarını tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Diğer İddialar </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>61. Başvurucu;</p>

<p>i. Uygulanan idari para cezasına dayanak alınan Yönetmelik hükümlerinin 4054 sayılı Kanun'a aykırı olduğunu, 4054 sayılı Kanun'da yıllık gayrisafi gelirin yüzde onuna kadar para cezası verileceği belirtildiği hâlde Yönetmelik'te alt ve üst sınırlar belirlenerek gayrisafi gelirin yüzde ikisi ile binde beşi arasında bir oran belirlendiğini, bu durumun Kanun'un lafzına aykırılık oluşturduğunu belirtmiştir. Temel para cezasının Kanun'a göre daha düşük oranda uygulanabileceği hâlde alt sınır belirlenmek suretiyle aleyhe durum yaratıldığını oysa düzenleyici işlemin üst hukuk kurallarına aykırı olmaması gerektiğini, kanunilik ilkesini zedelediğini iddia etmiştir.</p>

<p>ii. Yönetmelik'in <i>kartel</i> tanımı yaparak Kanun'da yer almayan yasak eylem kategorisi yarattığını, 3., 5., 6., 7., 8. maddeler ile bu kartel tanımına birtakım hüküm ve sonuçlar bağlandığını, bu durumun yönetmeliklerin kanunun açıkça yetki vermediği bir konuda yeni bir düzenleme yapamayacağı, kanun ile öngörülmeyen kuralı sınırlayamayacağı kuralına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Anılan maddelerin iptali talebinin reddedilmesinin normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>iii. Yönetmelik'in geçici 1. maddesinde Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında uygulanacağının düzenlendiğini, temyiz incelemesindeki muhalefet şerhlerinde de belirtildiği üzere aleyhe sonuç doğuran işlemlerin geçmişe yürümeyeceğini, bu durumun da suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğini öne sürmüştür.</p>

<p>iv. Kurul kararında temel cezanın ağırlaştırılmasına neden olan <i>ihlalin tekerrürü</i> kavramının Kanun'un 16. maddesine 8/2/2008 tarihinde eklendiği, 15/2/2009 tarihinde ise Yönetmelik'in 6. maddesinde düzenlendiği, tekerrüre esas alınan ihlale ilişkin olarak Kurul tarafından verilen kararın ise 29/12/2005 tarihli olduğu oysa ağırlaştırıcı neden olarak belirtilen ihlalin tekerrürünün Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihler olan 8/2/2008 ve 15/2/2009'dan sonra işlenen fiiller için söz konusu olabileceğini belirterek kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Kurul kararından 10 yıl ve her hâlde 5326 sayılı Kanun'da öngörülen zamanaşımı süresinden önce gerçekleştiği iddia edilen birtakım eylemler gerekçe gösterilerek tekerrür hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>v. İdari para cezası miktarının aşırı ve orantısız bir külfet yüklediğini ve bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>vi. Mahkemelerin kararlarının gerekçesiz olduğunu, ileri sürdükleri hususların tartışılmadığını, adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.</p>

<p>62. Bakanlık görüşünde; başvurucuya verilen idari para cezası kararına karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı, idari yargı mercilerinin kararlarının ise keyfî veya öngörülemez nitelikte olmadığı, rekabeti bozacak eylemlere karşı piyasayı düzenleyip rekabeti bozduğuna karar verilenlerin idari para cezasına muhatap kılınmasının kamu yararına olduğu, idari yaptırım öngörülmesiyle korunan hukuki menfaatin mülkiyet hakkına yapıldığı ileri sürülen müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği ve ölçülü olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca başvuruya konu olayda idari yargı mercilerinin dava konusu maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdiği ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiği, kurulan hükümler ile olgular arasında gerekli bağlantıyı gösterecek nedenlerin açıkça belirtildiği nazara alındığında mevcut başvuruda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınmasının faydalı olacağı bildirilmiştir.</p>

<p>63. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>64. Anayasa'nın "<i>Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." </i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, idari para cezası uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğidir. Başvurucunun suçta ve cezada kanunilik ilkesi çerçevesinde ileri sürdüğü iddiaların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuniliği unsuru kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>i. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>ii. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>(1)</strong><strong> Mülkün Varlığı </strong></p>

<p>67. İdari para cezası uygulanmasıyla başvurucunun mal varlığında eksilmeye yol açıldığı kuşkusuz olduğuna göre bu paranın başvurucu açısından <i>mülk </i>teşkil ettiği açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Orhan Gürel </i>[2. B.], B. No: 2015/15358, 24/5/2018, § 43).</p>

<p><strong>(2) M</strong><strong>üdahalenin Varlığı ve Türü </strong></p>

<p>68. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle <i>mülkten barışçıl yararlanma hakkı</i>na yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda<i> mülkten yoksun bırakma</i>nın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin <i>mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine </i>ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i> [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).</p>

<p>69. Somut olayda 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle başvurucu hakkında idari para cezası uygulanmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Söz konusu müdahaleyle rekabet hukukuyla ilgili düzenlemelerin ihlal edilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu durumda başvuru konusu olaydaki müdahalenin amacı dikkate alındığında müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkin kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.<i> Mars Sinema Turizm ve Sportif Tesisler İşletmeciliği A.Ş.</i> [2. B.], B. No: 2017/23849, 10/10/2018, § 48; <i>Mustafa Taş </i>[1. B.], B. No: 2017/23968, 31/10/2018, § 38; <i>Ö. Ltd. Şti.</i> [1. B.], B. No: 2018/18975, 15/9/2021, § 42).</p>

<p><strong>(3) </strong><strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>70. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." </i></p>

<p>71. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan,</i> § 62).</p>

<p><strong>(a) </strong><strong>Genel İlkeler </strong></p>

<p>72. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de <i>hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği </i>temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (<i>For</i><i>d Motor Company</i> [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).</p>

<p>73. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (<i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).</p>

<p>74. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>T</i><i>ahsin Erdoğan </i>[2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60). Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince erişilebilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş. </i>[GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).</p>

<p>75. Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen hükümlerle ilgili olarak derece mahkemelerince geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişki içinde olduğu veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı ya da somut olayın ilgili kanun maddesiyle bağlantısının kurulamadığı veya kurulan bağın açıkça mantık dışı bir muhakemeye dayandığı hâllerde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür (mahkemeye erişim hakkı yönünden bazı farklarla birlikte bkz. <i>Zi</i><i>ya Özden </i>[1. B.], B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59).</p>

<p><strong>(b) İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>76. Başvurucu 4054 sayılı Kanun'da yıllık gayrisafi gelirin yüzde onuna kadar para cezası verileceğinin belirtildiği ve herhangi bir alt sınır öngörülmediği hâlde Yönetmelik ile alt sınırın gayrisafi gelirin binde beşi oranında belirlenmek suretiyle kanuna aykırı düzenleme yapıldığını iddia etmiştir. Başvurucu, aleyhine uygulanan para cezasının kanuna göre daha düşük miktarda tespit edilebilecekken Kurul tarafından Yönetmelik'te düzenlenen alt sınırın esas alınmasından yakınmıştır.</p>

<p>77. Somut olayda başvurucunun mobil pazarlama hizmetleri pazarındaki hâkim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle aleyhine 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrasına ve Yönetmelik'in 5. maddesine dayanılarak idari para cezası uygulanmıştır. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrasında bu Kanun'un 6. maddesinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan ya da bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idari para cezası verileceği belirtilmiştir. Öte yandan 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin yedinci fıkrasında ise para cezalarının tespitinde dikkate alınacak hususların Kurulca çıkarılacak Yönetmelik ile belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>78. Yönetmelik'in 5. maddesinde temel para cezası hesaplanırken Kanun'un 6. maddesinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin karteller için yüzde ikisi ile yüzde dördü, diğer ihlaller için binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın esas alınacağı düzenlenmiştir. Nitekim Kurul kararında Yönetmelik'in 5. maddesine göre yıllık gayrisafi gelirin binde beşinin temel ceza olarak belirlendiği açıklanmıştır.</p>

<p>79. Hiyerarşik normlar sistemi bulunan hukuk düzenimizde altta bulunan normların üst düzeydeki normlara aykırı olamayacağı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinde en üstte Anayasa bulunmakta olup kanunlar Anayasa'ya, tüzükler kanunlara, yönetmelikler ise kanun ve tüzüklere dayanmaktadır. Bir normun daha üst konumda bulunan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>80. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca verilecek idari para cezaları 5326 sayılı Kanun'un genel hükümlerine tabi olup Rekabet Kurumu tarafından idari para cezaları alanında yapılacak Yönetmelik'te 5326 sayılı Kanun'un genel hükümlerinin dikkate alınması gerektiği, 5326 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yaptırımın türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>81. 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde; yaptırımın türü idari para cezası, miktarı ise teşebbüs veya teşebbüs birliğinin nihai karar tarihinden bir önceki yıl cirosunun yüzde onuna kadar olarak belirlenmiştir. Anılan maddeye göre nispi olarak belirlenen idari para cezasına ilişkin oran noktasında Kurulun takdir yetkisi bulunmaktadır. Dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ise yüzde on sınırının üzerine çıkacak bir oran belirlenmediği ancak binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>82. 4054 sayılı Kanun'da idari para cezasının tespitine ilişkin hükümlerin Kurul tarafından çıkarılacak Yönetmelik ile belirleneceği düzenlenerek uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren detaylı konuların ikincil mevzuat ile düzenlenmesi sağlanmıştır. Bir başka deyişle şeklî anlamda bir kanun ile para cezasına ilişkin detayların Yönetmelik'e bırakıldığı, Yönetmelik'te idari para cezasının ilk elden düzenlenmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>83. Yönetmelik ile yapılan düzenlemede üst sınırın Kanun'la belirlenen yüzde on olarak belirlenen oranı aşmadığı anlaşılmaktadır. Ancak Yönetmelik ile binde beşlik bir alt sınır belirlenmek suretiyle Kurulun sahip olduğu takdir yetkisinin kısıtlandığı görülmektedir. İdari para cezası uygulayacak idari makamlara geniş bir takdir yetkisi verilmesi hukuki belirlilik, hukuki güvenlik ve eşitlik ilkeleri bakımından birtakım olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu anlamda üst sınırın belirlenerek takdir yetkisinin kullanımında söz konusu olumsuz sonuçların asgariye indirilmesi mümkün olabilmekte ise de idari para cezasına alt sınır getirilmesi ile idari yaptırımın muhatapları açısından aleyhe bir durum oluşturulabilecektir. Somut olayda Kanun'la gayrisafi gelirin yüzde onuna kadar idari para cezası verilebileceği belirtilerek tanınan takdir yetkisinin Yönetmelik ile alt sınır belirlenmek suretiyle başvurucu aleyhine sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>84. Yönetmelik hükümleri ile idari para cezalarına alt sınır getirilmesi suretiyle yapılan sınırlandırmanın alt sınırdan aşağıda idari para cezası verilmesini engelleyerek kanuna aykırı bir durum oluşturması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu sağlamadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>85. Öte yandan Kurulca başvurucunun aleyhine idari para cezası uygulanmasına dayanak olarak gösterilen Yönetmelik hükümlerinin 15/2/2009 tarihinde yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Yönetmelik hükümlerinin, Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş soruşturmalar hakkında uygulanabileceğine dair geçici 1. maddesine dayanılarak uygulandığı belirtilmiştir. 5326 sayılı Kanun'da ise 5237 sayılı Kanun'un zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından uygulanacağının düzenlendiği ve başvurucunun eylemlerinin gerçekleştirildiği tarihte Yönetmelik'in henüz yürürlüğe girmemiş olduğu dikkate alındığında başvurucuya uygulanan idari para cezasının erişilebilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuna dayandığı ve müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>86. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit edildiğinden Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen diğer unsurlar olan meşru amaç ve ölçülülük kriterlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>87. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>88. Başvurucu Şirket, ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>89. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>90. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>91. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Konut dokunulmazlığı hakkının, haberleşme hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların <i>süre aşımı </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. İdari para cezasının hesabında 2008 mali yılının esas alınması yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer iddialar yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Onüçüncü Dairesine (E.2010/2490, K.2013/2706) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>D. 364,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.364,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201927820-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="36297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ, TBMM GENEL KURULUNDA KABUL EDİLDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi-12</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi-12" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulunda, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanunla, İcra ve İflas Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanacak.</p>

<p>Elektronik satış portalında yapılacak ilanda da düzenlemelere gidilecek. Buna göre, elektronik satış portalında yapılacak ilanda satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazine'nin teminat göstermekten muaf olduğu belirtilecek.</p>

<p>Ayrıca söz konusu ilanda elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde 50'si, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde 100'ü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde 50'si ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği yer alacak.</p>

<p>İlanda, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde 10'unun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği, ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına teklif ettiği bedelin yüzde 5'i oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği de bulunacak.</p>

<p>Noterlik Kanunu'ndaki değişiklikle, noterlik evrak ve defterleri, mahkeme, sulh ceza hakimliği ve cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmi daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği veya cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi halinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylayacak. Noter, onayladığı örneği yerinde saklayacak ve evrakın aslını ilgili merciye gönderecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği, cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmi daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili merciye elektronik ortamda iletecek. Elektronik ortamda gönderme imkanı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili merciye gönderecek. Yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyecek, posta masrafı ve kanunda düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kağıt ücreti dahil herhangi bir ücret alınmayacak.</p>

<p>Danıştay Kanunu'ndaki değişiklikle, 2016'dan itibaren 10 yıl içinde Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılacak. Ayrıca Danıştay daire sayısının azalmayacak olması dolayısıyla boşalan her 2 üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da 23 Temmuz 2030'a kadar vazgeçilecek.</p>

<p><strong>- İdare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davalar</strong></p>

<p>Kanunla, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'da düzenlemeye gidiliyor. Buna göre, idare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilecek.</p>

<p>Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, konusu 486 bin lirayı aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar, mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un uygulanmasından doğan davalar, idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenecek. Ayrıca 486 bin lirayı aşmayan davalar, vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından karara bağlanacak.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki değişiklikle, bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda, kararı hukuka uygun bulursa, kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar verecek.</p>

<p>Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi, duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verecek.</p>

<p>Ancak bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması ile duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde eksikliği kendisi gidererek karar verebilecek. Bu düzenlemeler dışında kararın kaldırılarak dosyanın, kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyecek.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, temyizle ilgili belirlenen davalar dışında kalan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz edilebilecek. Ancak idare ve vergi mahkemelerinde tek hakimle görülen davalarda, Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanan davalarda, sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlarda kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamayacak.</p>

<p>Konusu 270 bin lirayı aşıp 920 bin lirayı aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davaların temyiz edilmesine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.</p>

<p>Genel Kurulda kabul edilen önergeyle bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlarda, temyiz sınırının altında kalan davalar bakımından, ilk derece mahkemesi kararı ile bölge idare</p>

<p>mahkemesi kararı arasında hükmedilen tutar arasındaki parasal farkın, 2026 itibarıyla 55 bin lirasını geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacak. Diğer yandan, 2026 yılı itibarıyla 486 bin lirasını aşmadığı için tek hakim tarafından karara bağlanan davalarda, bölge idare mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi halinde hükmedilen tutarlar arasındaki fark bu yıl için 55 bin lirasını aşsa dahi bu kararlar temyiz edilemeyecek.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'daki değişiklikle, adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şartı aranacak. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi 4 yıl olacak. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam edecek.</p>

<p><strong>- Hakim ve savcı yardımcılarının eğitim süreçleri</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları doğrultusunda Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle, adli yargı hakim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hakim yardımcılarına, ilgisine göre, Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilecek. Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulacak ve 100 tam puan üzerinden değerlendirilecek. Sonuçlar yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanacak ve Türkiye Adalet Akademisine teslim edilecek.</p>

<p>Sözlü sınavda hakim ve savcı yardımcısının, eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi, mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği, özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu, Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi değerlendirilecek.</p>

<p>Hakimler ve Savcılar Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası verilecek.</p>

<p>Dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.</p>

<p>TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Kanuni Faiz"e ilişkin hükmü yeniden düzenleniyor.</p>

<p>Buna göre, Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80'i üzerinden yapılacak. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p>Düzenlemeyle, Türk Medeni Kanunu'nun taşınırların satılmasını içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırma ile satılacak. Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra uygulanacak.</p>

<p>Kanun'un taşınmazların satılmasını içeren hükmünde yapılan değişikliğe göre, satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılacak ve ihale, vesayet makamının onamasıyla tamamlanacak. Onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak 10 gün içinde verilmesi gerekecek. Bu hüküm de düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>

<p><strong>- Dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirak</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) nitelikli dolandırıcılığa yönelik 158. maddesine fıkra ekleniyor. Buna göre, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "genetik inceleme sonuçlarının gizliliği"ni içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecek. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilip kesinleşmesi hallerinde derhal, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıl geçmesiyle cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecek.</p>

<p>Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hakim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilecek.</p>

<p>Bu hüküm uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hakim veya cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilecek.</p>

<p>Mahkeme veya hakim kararlarına karşı itiraz yoluna, cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hakimliğine başvurulabilecek.</p>

<p>İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet ve İçişleri bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.</p>

<p><strong>- Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" düzenlemesinde yapılan değişikliğe göre, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı olacak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edecek.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekecek.</p>

<p>Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde mahkum olunan hapis cezası ertelenemeyecek ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemeyecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, 5 yıl süreyle denetime tabi tutulacak. Denetim süresi içinde kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecek. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak, bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilecek. Denetim süresi içinde dava zaman aşımı duracak.</p>

<p>Belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecek.</p>

<p>Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verilecek.</p>

<p>Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde mahkeme hükmü açıklayacak. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilecek. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilecek. İtiraz mercisi ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilecek.</p>

<p>Kanun'da yer alan istinaf yoluna başvurulamayacağına ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilecek.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında kanunda yer alan temyize ilişkin hükümler uygulanacak.</p>

<p>Kanun'da yer alan istinaf yoluna başvurulamayacağına ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilecek. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecek.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilecek. Bu kayıtlar ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde bu hükümde belirtilen amaç için kullanılabilecek.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmayacak.</p>

<p>Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 3 ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecek.</p>

<p>TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor.</p>

<p>Buna göre, kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilecek ancak daha önce sorgusu yapılmamış ise mahkumiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyecek. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafii, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilecek.</p>

<p>Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 3 ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecek. Sanığın lehine itirazda süre aranmayacak. İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından yapılacak.</p>

<p>Kanunla, Türk Borçlar Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecek.</p>

<p>Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilecek.</p>

<p><strong>- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na yönelik değişiklikler</strong></p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki "Belirsiz alacak davası" başlıklı hüküm yürürlükten kaldırılıyor.</p>

<p>Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilecek. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacak.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, duruşmalar arasındaki süre 3 aydan daha uzun olamayacak. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hallerde, hakim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilecek.</p>

<p>Ses ve görüntü nakli yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına karar verilenler hakkında, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma halleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacak. Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Kanun'un "Davaların birleştirilmesi" başlıklı hükmünde yapılan değişikliğe göre, ilk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlı olacak.</p>

<p>Kanunla, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece istinaf yoluna başvurulabilecek. İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilecek. Bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme, Yargıtay'da ise bozma sebebi teşkil etmeyecek.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Kanun'da yapılan değişiklikle, bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının, miktar veya değeri itibarıyla ilgili hükümde belirtilen parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebilecek. Miktar veya değeri itibarıyla belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın miktar veya değeri itibarıyla Kanun'da belirtilen parasal sınırı geçmemesi halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamayacak.</p>

<p>Miktar veya değeri itibarıyla belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararın, sadece yargılama gideri veya vekalet ücretine ilişkin olması halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamayacak.</p>

<p><strong>- Geçiş hükümleri</strong></p>

<p>Kanunla geçiş hükümleri de düzenleniyor. Buna göre, İcra ve İflas Kanunu'nda yer alan ve düzenlemeyle belirtilen taşınmazlara yönelik hükümdeki değişiklikler, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmayacak, değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilecek.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'daki idare mahkemeleri hakimlerine yönelik hüküm, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalar bakımından uygulanacak.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda değişikliğe gidilen Danıştay'a temyiz başvurusuna ilişkin hüküm, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacak. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu düzenlemeyle yapılan değişikliklerden önceki hükümler geçerli olacak.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'daki değişiklikle adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için gereken şartların düzenlenmesine ilişkin hükümde, görev süresi belirlenen adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 4 yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona erecek, 4 yıldan daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlayacak. Bu hüküm kapsamında görev süresi sona erenler, yerlerine atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar görevlerine devam edecek.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nda vasinin görevleri arasında yer alan taşınırların ve taşınmazların satışına yönelik hükümler, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmayacak. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilecek.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın itiraz yetkisine yönelik düzenleme, hükmün yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen dosyalar hakkında uygulanacak, yürürlüğe girdiği tarihten önce teslim edilmiş olan dosyalar hakkında önceki hükümlerin uygulanması sürdürülecek.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nda tazminata yönelik düzenleme, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacak. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilecek.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda belirsiz alacak davasına ilişkin yürürlükten kaldırılan hüküm, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanacak.</p>

<p>Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "Dolandırıcılık" veya "Nitelikli dolandırıcılık" maddeleri uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, eklenen fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilecek ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilecek. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine iletilecek.</p>

<p>Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılıktan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında TCK'nin etkin pişmanlığa ilişkin 168. maddesi uygulanmamış hükümlülerden eklenen fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde TCK'nin 168. maddesinin ikinci fıkrasındaki "Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir" hükmünden faydalanabilecek. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu hükümler, kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanacak.</p>

<p><strong>- Kanun'dan 2 madde çıkarıldı</strong></p>

<p>Genel Kurulda kabul edilen önergeler doğrultusunda, İcra ve İflas Kanunu'na eklenmesi öngörülen Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince verilen bir miktar para ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlara yönelik hüküm ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma" başlıklı hükmünde değişiklik öngören madde düzenlemeden çıkarıldı.</p>

<p>Düzenlemenin oylamasından önce söz alan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, düzenlemenin hayırlı olması temennisinde bulundu.</p>

<p>12. Yargı Paketi'nin tek bir alana müdahale etmediğine işaret eden Yüksel, şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>"Ceza hukuku alanında son yıllarda teknolojinin ve finansal sistemlerin kötüye kullanılmasına bağlı olarak ortaya çıkan yeni suç işleme yöntemlerini dikkate alan önemli bir düzenlemeye imza atıyoruz. Özellikle kamuoyunda IBAN kiralama olarak bilinen uygulamalarda suçun organizatörleriyle yalnızca maddi menfaat karşılığında banka hesabını veya ödeme aracını kullandırarak suça iştirak eden kişiler arasındaki kusur farklılığını ceza adaletinin temel ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendiriyoruz. Kabul edilen düzenleme suç örgütleriyle mücadeleden asla taviz veren bir yaklaşımın değil, hukuk devletinin temel ilkelerini esas alan dengeli bir ceza politikasının ürünüdür. Organize dolandırıcılıkla mücadelemizi kararlılıkla sürdürürken herkesin işlediği fiil ve kusuru oranında sorumlu tutulduğu adil bir sistemi güçlendirmeye devam edeceğiz."</p>

<p>Genel Kurulda Kanun'un kabul edilmesinin ardından TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, gündemde yer alan diğer kanun tekliflerini okuttu. Komisyonların yerini almaması üzerine Buldan, birleşimi, 21 Temmuz Salı saat 15.00'te toplanmak üzere kapattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi-12</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 01:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/resmi/meclisas.jpg" type="image/jpeg" length="61534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İdari Yargı Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince, idari yargı hâkimlerinin müstemir yetkilerinin belirlenmesi çalışmaları 16.07.2026 tarihi itibarıyla sonuçlandırılarak karara bağlanmış olup, ekte ilan edilmiştir.</p>

<p>6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, yeniden inceleme talebinde bulunacak meslektaşlarımızın, taleplerini <strong>24</strong><strong> Temmuz 2026 Cuma günü saat 17:00’a kadar </strong>ekte gönderildiği şekilde personel ortak rolünde bulunan müstemir yetki talep formu ekranını kullanarak ve talep türünü <strong>“Yeniden İnceleme Talebi”</strong> olarak seçtikten sonra yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Müstemir yetkileri belirlenen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dileriz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Ekleri : </strong></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262339bim-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Bölge İdare Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262339idari-yargi-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">İdare ve Vergi Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/120620262146talep-gonderme-kilavuzupdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Talep Gönderme Yöntemi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargi-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru-1</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/hsk-yeni11.jpg" type="image/jpeg" length="50153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 16.07.2026 Tarihli Duyuru</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince, bölge adliye mahkemeleri ile adli yargı 1, 2, 3, 4 ve 5. bölge hâkimlerinin müstemir yetkilerinin belirlenmesi ve tevziye ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi çalışmaları 16.07.2026 tarihi itibariyle sonuçlandırılarak karara bağlanmış olup, ekte ilan edilmiştir.</p>

<p>6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, yeniden inceleme talebinde bulunacak meslektaşlarımızın, taleplerini <strong>24</strong><strong> Temmuz 2026 Cuma günü saat 17:00’a kadar </strong>ekte gönderildiği şekilde personel ortak rolünde bulunan müstemir yetki talep formu ekranını kullanarak ve talep türünü <strong>“Yeniden İnceleme Talebi”</strong> olarak seçtikten sonra yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>Müstemir yetkileri belirlenen meslektaşlarımıza yeni görevlerinde başarılar dileriz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p>

<p></p>

<p><strong>Ekleri:</strong></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262349bam-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Bölge Adliye Mahkemeleri Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/160720262349adli-yargi-kararpdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/120620262146talep-gonderme-kilavuzupdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Talep Gönderme Yöntemi</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bolge-adliye-mahkemeleri-ile-adli-yargi-1-2-3-4-ve-5-bolge-hakimlerinin-mustemir-yetkilerinin-belirlenmesine-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/hsk-a1.jpg" type="image/jpeg" length="12962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 17 Temmuz 2026 Tarihli ve 33312 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bingöl Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/1/2019 tarihli ve 30662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bingöl Üniversitesi Diş Hekimliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“MADDE 8- (1) Müdür (Başhekim); uzmanlığını veya doktorasını diş hekimliği alanında ya da tıp fakültelerinin dahili bilimler alanlarında tamamlamış, Fakültede kadrolu veya görevlendirme suretiyle görev yapan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre için görevlendirilir.</p>

<p>(2) Görev süresi sona eren Müdür (Başhekim) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren veya görevinden ayrılan Müdürün (Başhekimin) yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir Müdür (Başhekim) görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10 - (1) İhtiyaç duyulması halinde, uzmanlığını veya doktorasını diş hekimliği alanında ya da tıp fakültelerinin dahili bilimler alanlarında tamamlamış, Fakültede kadrolu veya görevlendirme suretiyle görev yapan öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi, Müdürün (Başhekimin) önerisi ile Rektör tarafından müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) olarak görevlendirilir. Müdür yardımcıları (başhekim yardımcıları), Merkezin hizmetlerinin yürütülmesinde Müdüre (Başhekime) yardımcı olur.</p>

<p>(2) Müdür (Başhekim), görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır ve durumu Dekanlığa bildirir.</p>

<p>(3) Görev süresi sona eren müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya görev süresi dolmadan aynı usulle görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevi sona eren veya görevinden ayrılan müdür yardımcısının (başhekim yardımcısının) yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir müdür yardımcısı (başhekim yardımcısı) görevlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 11- (1) Yönetim Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Fakültenin devamlı veya görevlendirme ile görev yapan öğretim üyeleri arasından Müdürün (Başhekimin) önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üye, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğuyla alınır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu raportörlüğünü Fakülte Sekreteri yapar.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulu</p>

<p>MADDE 13- (1) Danışma Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluş temsilcileri ve uzmanlar arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi biten üye, aynı usulle yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce aynı usulle görevinden alınabilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulunun görevleri</p>

<p>MADDE 14- (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili olarak Yönetim Kurulunun ihtiyaç duyduğu konularda değerlendirmeler yapmak, görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri ile ilgili yeni çalışma alanları belirlenmesinde ve ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik önerilerin getirilmesinde görüş bildirmek.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Merkezin ünite ve birimlerinin çalışma usul ve esasları</p>

<p>MADDE 16- (1) Merkez üniteleri ve birimlerinde çalışanlar yürüttükleri hizmetler açısından Müdüre (Başhekime) karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Merkez idari ünite ve birimlerinin görevleri, görevlendirilen personelin görev, yetki ve sorumlulukları ve çalışma şekline ilişkin esaslar Müdür (Başhekim) tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) İlgili mevzuat hükümlerine uygun olarak, ihtiyaç duyulan alanlarda hizmet ve eğitim kalitesini ve verimliliği artırmak amacıyla, Merkezde çalışma grupları, komisyon, komite, ünite ve bağlı birimler kurulabilir. Kurulan birimlerin çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Bingöl Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bingol-universitesi-dis-hekimligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="80347"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['12. Yargı Paketi' TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulunda, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı. Teklifin, idareye başvuru zorunluluğu getiren 1'inci maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması düzenlemesine ilişkin 16'ncı maddesi, metinden çıkarıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ve Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ile 106 Milletvekilinin "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", TBMM Genel Kurulunda, kabul edilerek yasalaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen kanun teklifinden, AK Parti'nin verdiği önergeler doğrultusunda İcra ve İflas Kanunu'na "idareye başvuru zorunluluğu" getiren 1'inci madde ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin 16'ncı madde çıkarıldı.</p>

<p>Tekliften çıkarılan maddeyle, İcra ve İflas Kanunu'na "İdareye başvuru zorunluluğu" başlıklı yeni bir düzenleme eklenmesi öngörülüyordu. Düzenlemeye göre, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince idare aleyhine hükmedilen para alacakları, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar için alacaklı veya vekilinin, banka hesap numarasını da bildirerek idareye yazılı başvuruda bulunması zorunlu hale getirilecekti. Başvurunun ardından idarenin hükmedilen tutarı, varsa işleyecek faizi ve diğer ferileriyle birlikte en geç bir ay içinde ödememesi halinde ilamlı icra takibi başlatılabilecekti. Düzenleme uyarınca, bu başvuru yapılmadan doğrudan ilamlı icra yoluna başvurulamayacaktı. AK Parti'nin önergesinin kabul edilmesiyle söz konusu düzenleme teklif metninden çıkarıldı.</p>

<p>Çıkarılan maddede, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kapsamının yeniden belirlenmesi, işkence, eziyet ve kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri kötü muamele suçlarında HAGB uygulanmaması ile usule ilişkin bazı hükümlerin yeniden düzenlenmesi öngörülüyordu.</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SATIŞ PORTALINDA YAPILACAK İLANDA DÜZENLEMELER</strong></p>

<p>Elektronik satış portalında yapılacak ilanda da düzenlemelere gidilecek. Buna göre, elektronik satış portalında yapılacak ilanda satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazine'nin teminat göstermekten muaf olduğu belirtilecek.</p>

<p>Ayrıca söz konusu ilanda elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde 50'si, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde 100'ü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde 50'si ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği yer alacak.</p>

<p>İlanda, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde 10'unun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği, ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına teklif ettiği bedelin yüzde 5'i oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği de bulunacak.</p>

<p><strong>NOTERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK</strong></p>

<p>Noterlik Kanunu'ndaki değişiklikle, noterlik evrak ve defterleri, mahkeme, sulh ceza hakimliği ve cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmi daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği veya cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi halinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylayacak. Noter, onayladığı örneği yerinde saklayacak ve evrakın aslını ilgili merciye gönderecek.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hakimliği, cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmi daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili merciye elektronik ortamda iletecek. Elektronik ortamda gönderme imkanı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili merciye gönderecek. Yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyecek, posta masrafı ve kanunda düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kağıt ücreti dahil herhangi bir ücret alınmayacak.</p>

<p>Danıştay Kanunu'ndaki değişiklikle, 2016'dan itibaren 10 yıl içinde Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılacak. Ayrıca Danıştay daire sayısının azalmayacak olması dolayısıyla boşalan her 2 üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da 23 Temmuz 2030'a kadar vazgeçilecek.</p>

<p><strong>İDARE MAHKEMELERİNDE TEK HAKİMLE ÇÖZÜMLENECEK DAVALAR</strong></p>

<p>Kanunla, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'da düzenlemeye gidiliyor. Buna göre, idare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilecek.</p>

<p>Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, konusu 486 bin lirayı aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar, kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar, mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar, 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un uygulanmasından doğan davalar, idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenecek. Ayrıca 486 bin lirayı aşmayan davalar, vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından karara bağlanacak.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki değişiklikle, bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda, kararı hukuka uygun bulursa, kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar verecek.</p>

<p>Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi, duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verecek.</p>

<p>Ancak bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması ile duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi hallerinde eksikliği kendisi gidererek karar verebilecek. Bu düzenlemeler dışında kararın kaldırılarak dosyanın, kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyecek.</p>

<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, temyizle ilgili belirlenen davalar dışında kalan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz edilebilecek. Ancak idare ve vergi mahkemelerinde tek hakimle görülen davalarda, Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un uygulanmasından kaynaklanan davalarda, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanan davalarda, sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlarda kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamayacak.</p>

<p>Konusu 270 bin lirayı aşıp 920 bin lirayı aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davaların temyiz edilmesine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.</p>

<p>Genel Kurulda kabul edilen önergeyle bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlarda, temyiz sınırının altında kalan davalar bakımından, ilk derece mahkemesi kararı ile bölge idare mahkemesi kararı arasında hükmedilen tutar arasındaki parasal farkın, 2026 itibarıyla 55 bin lirasını geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacak. Diğer yandan, 2026 yılı itibarıyla 486 bin lirasını aşmadığı için tek hakim tarafından karara bağlanan davalarda, bölge idare mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi halinde hükmedilen tutarlar arasındaki fark bu yıl için 55 bin lirasını aşsa dahi bu kararlar temyiz edilemeyecek.</p>

<p>Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'daki değişiklikle, adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şartı aranacak. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi 4 yıl olacak. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam edecek.</p>

<p><strong>HAKİM VE SAVCI YARDIMCILARININ EĞİTİM SÜREÇLERİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları doğrultusunda Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle, adli yargı hakim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hakim yardımcılarına, ilgisine göre, Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilecek. Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulacak ve 100 tam puan üzerinden değerlendirilecek. Sonuçlar yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanacak ve Türkiye Adalet Akademisine teslim edilecek.</p>

<p>Sözlü sınavda hakim ve savcı yardımcısının, eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi, mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği, özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu, Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi değerlendirilecek.</p>

<p>Hakimler ve Savcılar Kanunu'ndaki diğer bir düzenlemeyle, hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası verilecek.</p>

<p>TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Kanuni Faiz"e ilişkin hükmü yeniden düzenleniyor.</p>

<p>Buna göre, Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde 80'i üzerinden yapılacak. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p>Düzenlemeyle, Türk Medeni Kanunu'nun taşınırların satılmasını içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırma ile satılacak. Bu hüküm, düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra uygulanacak.</p>

<p>Kanun'un taşınmazların satılmasını içeren hükmünde yapılan değişikliğe göre, satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılacak ve ihale, vesayet makamının onamasıyla tamamlanacak. Onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak 10 gün içinde verilmesi gerekecek. Bu hüküm de düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>

<p><strong>DOLANDIRICILIK VE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇLARINA İŞTİRAK</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) nitelikli dolandırıcılığa yönelik 158. maddesine fıkra ekleniyor. Buna göre, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "genetik inceleme sonuçlarının gizliliği"ni içeren hükmünde değişikliğe gidiliyor. Buna göre, inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecek. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilip kesinleşmesi hallerinde derhal, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıl geçmesiyle cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecek.</p>

<p>Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hakim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilecek.</p>

<p>Bu hüküm uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hakim veya cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilecek.</p>

<p>Mahkeme veya hakim kararlarına karşı itiraz yoluna, cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hakimliğine başvurulabilecek.</p>

<p>İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet ve İçişleri bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/meclis-jnjn7.jpg" type="image/jpeg" length="43123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümrük Kaçakçılığında Hazırlık ve İcra Hareketleri Ayırımı, Suça Teşebbüs, Suçun Tamamlanması ve Hata]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen gümrük kaçakçılığı suçlarında; suçun hangi aşamada icra edilmeye başlandığı, hangi hallerde teşebbüsün sözkonusu olduğu ve suçun ne zaman tamamlandığının tespiti failin ceza sorumluluğunun tespiti yönünden önemlidir. Özellikle gümrük sahasında yapılan kontroller sırasında failin henüz beyan yükümlülüğünün doğup doğmadığı, gümrük idaresine herhangi bir beyanda bulunup bulunmadığı ve eşyanın gümrük denetiminden çıkıp çıkmadığı hususları Yargıtay kararlarında belirleyici kriterler olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>I. İcra Hareketlerinin Başlangıcı</strong></p>

<p>Gümrük kaçakçılığı suçunda hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır; esas itibariyle, kişinin gümrük mevzuatından kaynaklanan beyan yükümlülüğünün başlayıp başlamadığına göre belirlenmektedir.</p>

<p>Gümrük beyannamesinin henüz verilmediği veya gümrük idaresine herhangi bir resmi beyanda bulunulmadığı aşamada gerçekleştirilen fiiller, hazırlık hareketi niteliğindedir. Bu aşamada suçun icrasına başlanıldığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu durumda, failin henüz beyan vermeye davet edilmeden önce aranması veya eşyasının ele geçirilmesi halinde de icra hareketlerinin başlamadığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Failin henüz gümrük kontrol noktasına ulaşmadan yakalanması veya gümrük sahasında bulunmasına rağmen kendisine beyan hakkının fiilen tanınmaması durumlarında, fiil hazırlık hareketi sınırları içerisinde değerlendirilecektir. Yargıtay; icra hareketlerinin başlangıcını yalnızca eşyanın gümrük sahasında bulunmasına değil, failin hukuken beyan yükümlülüğü altına girmiş olmasına bağlamaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/143 K. sayılı kararı</a>na göre;</strong></p>

<p><i>“5607 sayılı Kanundaki kaçakçılık suçlarının ‘kalkışma suçları’ olarak düzenlenmesine ilişkin hüküm de gözönünde bulundurulduğunda, <strong>eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma iradesi ortaya çıkmadan (rejim-gümrük beyannamesinde bulunmadan) kişileri cezalandırmak, saik ve niyeti (hazırlık hareketlerini) cezalandırmayan çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmayacaktır. Kişinin beyan yükümlülüğü başlamadan önce hareketinin teşebbüs aşamasına geçtiğini söylemek bu nedenle mümkün değildir. Başka bir anlatımla, beyan yükümlülüğünün başlamasından önceki aşamada gerçekleşen hareketler hazırlık hareketi niteliğindedir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması hali ise, eşyayı ülkeye sokma iradesinin açığa çıktığı andan itibaren, kişinin kaçakçılığa konu eşyayı elinde olmayan sebeplerle ülkeye sokamaması durumunda ortaya çıkacaktır.</strong></i></p>

<p><i>Sonuç olarak; eşyanın gümrüğe sunulmasından sonra gerekli gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrüğe hiç sunulmaksızın gümrük kapısından yurda sokulması halinde 5607 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen ‘eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma’ suçu oluşacaktır. Eşyayı ülkeye sokma iradesinin ortaya çıkmadığı yani kişinin beyan yükümlülüğünün henüz başlamadığı aşamada gerçekleşen hareketler ise hazırlık hareketleri niteliğinde olduklarından cezalandırılamayacaklardır.</i></p>

<p><i>…sanık ...’in Türkiye’ye giriş yapmak için <strong>gümrük sahasında beklediği sırada, gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan aracında yapılan arama sonucunda suça konu külçe altınların ele geçirilmesi ve sanık ...’in altınlar ile ilgili beyanda bulunacağını savunması karşısında, bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu, </strong>bu aşamaya kadarki fiillerin bir başka suçu da oluşturmadığı, sanıkların ülkeye işlenmemiş altın ithal edebilme şartlarına sahip olmamalarının, hazırlık hareketi niteliğindeki fiilinin cezalandırılamayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir”</i>.</p>

<p><strong>II. Teşebbüs Aşaması</strong></p>

<p>İcra hareketlerine başlanmış olmakla birlikte; suçun, failin iradesi dışında kalan nedenlerle tamamlanamaması halinde, teşebbüs hükümleri uygulanmaktadır. Bununla birlikte; 5607 sayılı Kanun m.3/22 uyarınca, kaçakçılık suçlarında teşebbüs, tamamlanmış suç gibi cezalandırıldığından, teşebbüs halinin varlığı, ceza miktarı yönünden önem arz etmemektedir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte; örneğin TCK m.188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunda, 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye benzer bir düzenleme olmadığı için, teşebbüs halinde TCK m.35 uyarınca cezada indirim yapılması teorik olarak ve kanaatimizce mümkündür.</strong> Ancak Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin içtihadı, bu suçun neticesi harekete bitişik suçlardan olduğu ve teşebbüse elverişli olmadığı yönünde ise de; Dairenin kararlarının oybirliğiyle alınmadığı ve bir üyenin isabetli karşı oy gerekçeleri itibariyle, bu görüşün kabulü halinde sanığın cezasında önemli bir indirim yapılabilecektir. <strong>Karşı oyda; </strong>uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanabilmesi için, suça konu maddelerin yurda sokulması ve gümrük incelemesini müteakiben failin fiili hakimiyetine geçmesi gerektiği, gümrük kontrolünün amaçlarından birisinin kaçak veya yasak eşyanın yurda girişinin önlenmesi olduğu, gümrük işlemleri sırasında görevlilerce yakalandığı durumda maddenin yurda sokulmasına engel olunduğundan, fiilin teşebbüs aşamasında kalacağı, 5607 sayılı Kanun m.3/22 ve göçmen kaçakçılığı suçunu düzenleyen TCK m.79/1’de olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan fiillerin tamamlanmış gibi cezalandırılacağı şeklinde TCK m.188’de düzenleme yer almadığından, TCK m.35 uyarınca teşebbüs indirimi uygulanması gerektiği belirtilmektedir <strong>(Karşı oy gerekçeleri için bkz. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Y.10.CD, 13.05.2025, 2021/7343 E., 2025/5538 K.; 21.10.2024, 2024/6048 E., 2024/24290 K.; 22.02.2023, 2021/12081 E., 2023/1389 K.</a>; 08.03.2022, 2020/15351 E., 2022/2733 K.; 14.12.2021, 2020/14526 E., 2021/13679 K.; 13.12.2021, 2020/14147 E., 2021/13536 K.).</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ne göre;</strong> gerçeğe aykırı gümrük beyannamesinin düzenlenerek gümrük idaresine verilmesi ve tescil edilmesi ile birlikte, artık suçun icrasına başlanmış sayılmaktadır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20181785-e-201928570-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y.7.CD., 21.03.2019, 2018/1785 E., 2019/28570 K.)</strong>. </a>Ancak gümrük işlemleri tamamlanmadan kaçak eşyanın ele geçirilmesi veya işlemlerin gümrük görevlilerince durdurulması halinde suç tamamlanmış olmayacak ve teşebbüs aşamasında kalacaktır.</p>

<p><strong>Yolcu beraberinde gelen eşya yönünden;</strong> gümrük beyanında bulunma yükümlülüğü doğduğu sırada, ancak kaçak eşyanın gümrüklü alandan çıkıp yurda girmediği aşamada yakalanması halinde, suç yine teşebbüs aşamasında kalacaktır. <strong>Örneğin;</strong> havalimanında yeşil hatta gelen fail, burada görevliler tarafından kontrole alınırsa ve kaçak eşya bu sırada ele geçerse “teşebbüs” hali, fail yeşil hattan geçtikten sonra ise suçun tamamlanması sözkonusu olacaktır. Bununla birlikte, suçun tamamlanması ve teşebbüs hali arasında ceza miktarı yönünden farklılık olmayacaktır. Ancak sanığın yeşil hatta yaklaştığı böyle bir durumda; kanaatimizce, <i>hazırlık hareketi icra hareketi</i> arasında ince bir çizgi olacaktır. Dolayısıyla; yeşil hattın henüz geçilmediği durumlarda, somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekecektir.</p>

<p><strong>III. Havalimanlarında Yeşil Hat Uygulaması ve Beyan Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Havalimanında yeşil hat; yolcunun "gümrüğe tabi beyan edeceğim herhangi bir eşyam bulunmamaktadır" yönünde yaptığı zımni beyan olarak kabul edilmektedir. Bu hattı kullanan yolcu, beyan hakkını kullanmış kabul edilir. Bu nedenle; yeşil hattan geçen bir kişinin, ayrıca gümrük görevlilerince sözlü olarak "beyana tabi eşyanız var mı" şeklinde uyarılması veya beyana davet edilmesi hukuken zorunlu değildir.</p>

<p>Bununla birlikte; henüz bagaj bandında bekleyen, gümrük kontrol noktasına ulaşmayan veya hangi hattı kullanacağı belli olmayan bir kişinin, beyan hakkını kullanma imkanı henüz doğmamış olacağından, bu aşamada gerçekleştirilen yakalamalar hazırlık hareketi kapsamında değerlendirilecektir.</p>

<p>Yeşil hattan geçtikten sonra yakalanan fail bakımından ise; yalnızca "bana beyanda bulunmam için ayrıca fırsat verilmedi" savunması, tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir neden değildir. Kişi yeşil hattı tercih ederek, beyan hakkını kullanmış kabul edilmektedir.</p>

<p>Fail; yeşil hattı geçerek gümrük kontrol noktasından ayrıldığı anda, suç tamamlanmış sayılır. Bu aşamada yapılan kontrolde ele geçen eşya, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulmuş kabul edilir.</p>

<p>Yolcu henüz yeşil veya kırmızı hat seçimi yapacağı yere gelmemişse (örneğin uçaktan inip bagajını beklediği alanda veya gümrük sahasına henüz girmeden yakalanmışsa), fiil "hazırlık hareketi" aşamasında kabul edilir.</p>

<p><strong>Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararlarında; </strong>sanığın yurda ve gümrük kontrol sahasına henüz girmeden, gümrüklü alanda iken kaçak eşya ile yakalanması ve henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa gümrük görevlilerince beyanda bulunma imkanı sağlanmaması halinde, fiilin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" rel="dofollow"><strong>(Y.7.CD, 09.07.2020, 2017/13469 E., 2020/11547 K. ve 18.06.2020, 2016/5174 E., 2020/9802 K.)</strong>.</a></p>

<p><strong>Bununla birlikte; yine <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202129233-e-20225818-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2021/29233 E. ve 2022/5818 K. sayılı kararı</a>nda, sanık yeşil hattı geçtikten sonra çıkış kapısına yöneldiği sırada yakalanmasına rağmen,</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017735-e-2018143-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda yer verdiğimiz 03.04.2018 tarihli, 2017/735 E. ve 2018/143 K. sayılı kararı</a>na atıfta bulunarak, <i>“Somut olayda, sanığın gümrük sahasında iken gümrük memurlarınca beyana davet edilmeden ve beyanda bulunma hakkı tanınmadan beraberinde getirdiği valiz içerisinde yapılan arama sonucunda bahse konu altın ve mücevheratın ele geçirilmiş olduğu nazara alındığında, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere bu haliyle fiilin, henüz icra hareketlerine başlanılmaması nedeniyle teşebbüs aşamasına ulaşmamış hazırlık hareketi niteliğinde olduğu” </i>gerekçesiyle, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Kararın içeriğinden;</strong> sanığın hava yolu ile geldiği, havalimanı dış hatlar geliş katında gümrüklü alandan çıkarak çıkış kapısına yöneldiği, yeşil hattı geçtiğine dair tespitler bulunduğu görülmektedir. <strong>Maddi vaka bu şekilde ise; </strong>Dairenin vardığı bu sonucun isabetli olmadığı, yeşil hat uygulamasının niteliği gereği sanığa ayrıca beyanda bulunup bulunmayacağının sorulmasına lüzum olmadığı, yeşil hattan geçen ve gümrük kontrol noktasından uzaklaşarak yurda giriş yapan sanık yönünden suçun tamamlanmış kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>IV. Failin Yabancı Uyruklu Olması ve Hata Hükümleri</strong></p>

<p>Failin yabancı uyruklu olması halinde; sanığın kaçakçılık kastı ile hareket edip etmediği, yani suçun manevi unsuru ve TCK m.30/4’de düzenlenen haksızlık hatası hükmü değerlendirilebilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017587-e-2021131-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.03.2021 tarihli, 2017/587 E. ve 2021/131 K. sayılı kararı</a>ndan; </strong>özellikle yabancı uyruklu veya transit yolcu olan kişilerin Türkçe bilmemesi, gümrük prosedürlerine vakıf olmaması, uluslararası dillerde yeterli uyarı levhalarının bulunmaması veya gümrük görevlilerince gerekli yönlendirmenin yapılmamış olması gibi olguların birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu tür durumlarda; failin gümrük mevzuatına aykırı hareket ettiğini bilemeyecek durumda olduğu ve fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düştüğü tespit edilirse, TCK m.30/4’ün tatbiki ve sanığın cezalandırılmaması gündeme gelebilecektir. Bununla birlikte, sadece yabancı uyruklu olmak veya mevzuatı bilmemek tek başına yeterli görülmemektedir. Kaçınılmaz hatanın kabulü için; dil engeli, yetersiz bilgilendirme, yurda ilk defa gelme veya bir defa gelmekle birlikte yanında bulunan eşyanın beyana tabi olduğunu bilmeme, bu konuda idarenin yönlendirme eksikliği ve somut olayın diğer özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü kanun koyucu; “Kanunun bağlayıcılığı” başlıklı TCK m.4’de, <i>“Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” </i>hükmüne yer vererek, ceza kanunlarının bilinmesi zorunluluğunu öngörmüştür. TCK m.30/4 ise, failin yabancı olmasından kaynaklanan sebeple işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz hataya düşmesi hali düzenlemiş ve bir cezasızlık sebebi öngörmüştür.</p>

<p>Failin eşyayı gümrük denetiminden kaçırma ve kaçak şekilde yurda sokma yönünde iradesinin bulunup bulunmadığı, manevi unsur yönünden önemlidir. Somut olayın özellikleri; failin kaçakçılık yapma kastı ile hareket etmediğini ortaya koyuyorsa, suçun manevi unsurunun oluşmadığı kabul edilecektir. Bunun yanında; valizinde veya çantasında beyana tabi eşya olduğunu bilmeyen kişi bakımından, suçun maddi unsuru tamam olsa da, kaçakçılık suçunu işleme kastının oluştuğundan bahsedilemez.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında; gümrük kaçakçılığı suçlarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınan temel ölçütün, beyan yükümlülüğünün doğması olduğu görülmektedir. Beyan yükümlülüğü başlamadan önce gerçekleştirilen hareketler hazırlık hareketi olarak kabul edilmekte olup, cezalandırılmamaktadır. Beyan yükümlülüğünün başlaması ile birlikte icra hareketleri başlamış sayılmaktadır. Bu aşamada; failin iradesi dışında bir sebeple, kaçak eşya gümrük denetiminden geçip yurda giremediğinde teşebbüs sözkonusu olacaktır, ancak fail 5607 sayılı Kanun m.3/22’ye göre suç tamamlanmış gibi cezalandırılacaktır. Eşyanın gümrük denetiminden tümü ile çıkarılması ise, suçun tamamlanma anını oluşturmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Havalimanlarında uygulanan yeşil hat sistemi bakımından ise; failin yeşil hattı tercih etmesi hukuken beyan yerine geçtiğinden, ayrıca sözlü beyana davet edilmemesi tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Buna karşılık; yabancı uyruklu kişilerin dil bilmemesi, yeterli yönlendirme yapılmaması ve gümrük prosedürlerini objektif olarak anlayamayacak durumda bulunmaları halinde, olayın özelliklerine göre kastın bulunmadığı veya kaçınılmaz hata hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle; her somut olayda, failin bilgi düzeyi, beyan imkanına fiilen sahip olup olmadığı, gümrük idaresinin yönlendirme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği ve failin iradesi bütün deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gumruk-kacakciliginda-hazirlik-ve-icra-hareketleri-ayirimi-suca-tesebbus-sucun-tamamlanmasi-ve-hata-1</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-te7df.jpg" type="image/jpeg" length="21434"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/7343 E., 2024/6048 E. ve 2021/12081 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 13.05.2025 tarihli, 2021/7343 E., 2025/5538 K. sayılı kararı, 21.10.2024 tarihli, 2024/6048 E., 2024/24290 K. sayılı kararı ve 22.02.2023 tarihli, 2021/12081 E., 2023/1389 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/7343 E., 2025/5538 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/30 E., 2016/18 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : 1. Sanık ... yönünden bozma<br />
2. Sanık ... yönünden onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyiz etmeye hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>1. Sanık ... hakkında "Uyuşturucu madde ithal etme" suçundan kurulan hükmün incelenmesi:<br />
Sanığın, UYAP Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 18.06.2018 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden; diğer yönleri incelenmeyen İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının 1412 sayılı CMUK'un 321/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322/1. maddesinin (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereği sanığın ölümü nedeniyle, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında "Uyuşturucu madde ithal etme" suçundan kurulan hükmün incelenmesi:<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların aşağıda belirtilen dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1. 05.11.2013 tarihli eylemde, diğer sanık ...'a gönderilen ve içinde suç konusu uyuşturucu maddenin olduğu gönderinin kendisine ait olduğunu söyleyerek, suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>2. Sanığın 05.11.2013 tarihli eylemi sabit ise de; 13.11.2013 tarihli eylemde suç konusu uyuşturucu maddenin yurt dışından getirildiğine ilişkin delil bulunmadığı aşamada, kendi beyanı ile “uyuşturucu madde ithal etme” suçunu ortaya çıkaran sanık hakkında, etkin pişmanlığı nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 192/1. maddesi uyarınca "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, şartları oluşan şahsi cezasızlık nedeni göz ardı edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğnameye aykırı olarak, Üye ...'in sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinin uygulanması gerektiğine dair ek gerekçesi ve oybirliği ile hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p><strong>E K G E R E K Ç E</strong></p>

<p>05.11.2013 ve 13.11.2013 tarihlerinde Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince sanık adına yurt dışından gelen gönderilerde yapılan incelemede toplamda net 471 gram sentetik kannabinoid içeren madde ele geçirilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın zincirleme bir şekilde uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, sanık ... adına yurt dışından gönderilen gönderilerin henüz sanıklar tarafından teslim alınmadan, gönderilerin içinde bulunan uyuşturucu maddenin Sabiha Gökçen Havalimanı Kargo Bölümünde ele geçirildiği, dolayısıyla sanıkların işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının herhangi bir yerinden sokulması” (Erman/Özek’ten aktaran: Birsen Elmas, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrüğe tabi işlemlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, "İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş - Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p>

<p>Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesinde, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, kargo ile yurt dışından istenilen uyuşturucu maddeler bakımından da uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanması için suça konu maddelerin ülkeye sokulması yeterli olmayıp, gümrük incelemesini müteakiben sanıkların "fiili hâkimiyetine" geçmesi gereklidir. Somut olayda, Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü görevlilerince sanık ... adına yurt dışından gönderilen paketler alıcısına teslim edilmeden açılarak uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokularak sanık ...'un fiili hâkimiyetine geçmesine engel olunduğundan, sanık ... elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, sanık ....un işlediği uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin edilen cezadan aynı Kanunun 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır. Dolayısıyla sanık ... hakkındaki bozma kararına bu gerekçenin de eklenmesinin isabetli olacağı düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne ek gerekçeyle iştirak ediyorum. 13.05.2025</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/6048 E., 2024/24290 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>A. Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.<br />
B. Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Eylemin teşebbüs aşamasında kaldığına,</p>

<p>2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Arama kararı olmadan araçta arama yapılmasının hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Delillerin hukuka aykırı şekilde toplandığına,</p>

<p>5. Eylemin uyuşturucu madde ithali olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfı ile sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına, 5237 sayılı TCK'nın 188/1. maddesinin uygulanmasına, gümrük sahasında yapılan arama işleminde bir hukuka aykırılık bulunmadığına, delillerin hukuka uygun olarak toplandığına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
21.10.2024 tarihinde karar verildi.</p>

<p>(K.O.)</p>

<p><br />
<strong>K A R Ş I O Y G E R E K Ç E S İ</strong></p>

<p>31.07.2021 tarihli Yakalama, Cumhuriyet Savcısıyla Görüşme, Talimat Alma, El koyma ve Gözaltına Alma Tutanağına göre, 30.07.2021 tarihinde saat 14.03'de şoförü olduğu tırla Türkiye’ye giriş yapmak üzere, Esendere Gümrük Sahasına gelen sanığın aracının dorse kısmında yapılan x-ray taramasında şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, termoking motoruna ait radyatör parçası ile fan motoru arasında bulunan doğal boşlukta 140 paket halinde 35.418,99 gram eroin ele geçirildiği olayda; yapılan yargılama sonucunda sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçundan dolayı mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Esendere Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği kabul edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının herhangi bir yerinden sokulması” ( aktaran: , Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez.</p>

<p>Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibarıyla maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). ’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610)<br />
Öte yandan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinin yirmibirinci fıkrasında yer alan ve kaçak eşya ithal etme fiillerini de kapsayan, "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiiller, teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, tamamlanmış gibi cezalandırılır." hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki, yasal olmayan yollardan yabancıların ülkeye sokulması fiilini de içeren, "Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklindeki hüküm; kanun koyucu tarafından, kaçak eşya veya insanların ülkeye sokulurken ele geçirilmesi ya da yakalanması halinde eylemin "teşebbüs aşamasında" kaldığının kabul edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, Dairemizin yerleşik kararlarında, uyuşturucu madde ithal etme suçunun neticesi harekete bitişik suç olması nedeniyle bu suça teşebbüsün mümkün olmadığı görüşü benimsenmekte ise de; 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrasında, uyuşturucu madde ithal etme suçu bakımından, eylem teşebbüs aşamasında kalsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına dair bir hükme yer verilmemiş olması, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulurken ele geçirilmesi durumunda, teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında bulunan uyuşturucu maddeler gümrük işlemleri sırasında, şüphe üzerine görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın uyuşturucu madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin edilen cezadan aynı kanunun 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince verilen hükmün bozulmasına karar verilmesi yerine, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 21.10.2024</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/12081 E., 2023/1389 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ithal etme<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.12.2020 tarihli ve 2020/47 Esas, 2020/395 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 17 yıl 6 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.02.2021 tarihli ve 2021/214 Esas, 2021/307 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Sabit olan eylemin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğuna,</p>

<p>2. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>Kapıkule gümrük sahasına giriş yapan sanığa ait aracın X-Ray cihazında yapılan kontrolde şüpheli bir yoğunluk tespit edilmesi üzerine yapılan arama sonucu, zulalı halde toplam 20 paket esrar ele geçirilen olayda:</p>

<p>Sanığın ikrarı ve suça konu uyuşturucu maddenin miktarı dikkate alınarak uyuşturucu madde ithal etme<br />
eyleminin sübut bulduğu gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı ve suça konu uyuşturucunun ülke sınırını geçtikten sonra ele geçmesi karşısında, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, eleştiri dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.02.2021 tarihli ve 2021/214 Esas, 2021/307 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine</p>

<p>gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
22.02.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>20.12.2019 tarihli Arama ve Olay Tespit Tutanağına göre, aynı gün saat 10.25’te binek aracıyla Türkiye’ye giriş yapmak üzere, Kapıkule Gümrük Sahasına gelen Arnavutluk pasaport hamili sanık ...’nin aracında yapılan x-ray taramasında şüpheli yoğunluk tespit edilmesi üzerine gerçekleştirilen detaylı arama neticesinde, koltukların altında gizlenmiş vaziyette 10.408 gram esrar maddesi ele geçirilmiş, sonrasında Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek sanık gözaltına alınmıştır.</p>

<p>Yapılan yargılama neticesinde Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/395 K. sayılı kararıyla, sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçundan dolayı TCK’nın 188/1 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına hükmolunmuş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2021/307 K. sayılı kararıyla da istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Olay tutanağı ve dosyada mevcut diğer belgeler incelendiğinde, Kapıkule Gümrük Giriş Kapısında yapılan işlemler sırasında sanığın aracında yapılan arama neticesinde uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerin müdahalesi nedeniyle sanığın aracında bulunan uyuşturucu maddeyi gümrükten geçiremediği, dolayısıyla sanığın işlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunun tamamlanmadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Doktrinde ithal, “uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin maddeten, Türkiye’nin siyasi sınırlarının her hangi bir yerinden sokulması” (Erman/Özek’ten aktaran: Birsen Elmas, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, s. 63) olarak tanımlanmakla birlikte, gümrük (sınır) kapılarının bulunduğu yerlerde uyuşturucu maddenin Türkiye’ye sokulabilmesi için gümrük kontrol noktasından herhangi bir şekilde geçirilmesi gereklidir. Gümrük kontrolünün</p>

<p>amaçlarından biri kaçak veya yasak eşyanın ülkeye girişinin önlenmesi olup, gümrük işlemleri sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin polis ya da gümrük görevlisi gibi yetkililer tarafından yakalanması halinde, maddenin ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, ithal suçunun tamamlandığından söz edilemez. Zira uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme, esas itibariyle maddenin ülkeye sokulduktan sonra satılması, satışa arz edilmesi ya da başkalarına verilmesi gibi kullanmak amacı dışındaki eylemlerin icrasına yönelik olarak işlenen bir suç olup, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük işlemleri sırasında yakalanması halinde, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya ithal suçunun icrasına başlayan failin elinde olmayan nedenlerle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkeye sokulmasına engel olunarak ithal suçunun tamamlanması ve aynı zamanda maddenin ülke içinde satışı, satışa arz edilmesi ve başkalarına verilmesi gibi tasarruflarda bulunulması önlenmektedir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan görüş doktrinde de bir kısım yazarlar tarafından benimsenmektedir. Örneğin İltaş, “Gümrük kapısı olan yerler bakımından suça konu olan ve saklanan/bildirilmeyen maddenin gümrük işlemleri sırasında yetkililer tarafından yakalanması halinde failin tamamlanmış ithal suçundan dolayı değil de ithal suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılması gerektiği” görüşündedir (Yiğit İltaş, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 192). Savaş/Mollamahmutoğlu’na göre de, “İthal suçu: maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yabancı ülkeden yurda gümrükte saklanarak veya beyan edilmiyerek sokulması ile tamamlanır. Fail gümrükte işlemler sırasında yakalanmış ise suç tamamlanmamıştır. Eylem … teşebbüs derecesinde kalmıştır.” (Vural Savaş-Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, 3. Cilt, Seçkin Yayınevi, Ankara 1999, s. 3609-3610).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda, sanığın Türkiye’ye giriş yaparken aracında gizlediği uyuşturucu madde gümrük işlemleri sırasında görevliler tarafından yapılan aramada ele geçirilmiştir. Dolayısıyla, görevlilerce uyuşturucu maddenin gümrükten geçirilmesine ve ülkeye sokulmasına engel olunduğundan, sanık elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başladığı uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçunu, elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış ve işlediği suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.</p>

<p>Böyle bir durumda suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesi; yurt dışından getirdiği uyuşturucu maddeyi gümrük kontrolünden herhangi bir şekilde geçiren kişilerle, görevlilerin kontrolünü aşamaması nedeniyle maddeyi gümrükten geçiremeyen kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulması anlamına geleceği gibi; gümrük görevlilerinin resmi vazifelerini icra ederken yaptıkları uyuşturucu maddeyi ele geçirme işlemine, gereken hukuki değerin verilmemesi sonucuna da yol açacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın işlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde ithal etme suçu teşebbüs aşamasında kaldığından, sanık hakkında TCK’nın 188/1. maddesi uyarınca tayin edilen cezadan TCK’nın 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, sanığın eylemi tamamlanmış suç olarak kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle; sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 2021/307 K. sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmesi yerine, Bölge Adliye Mahkemesi hükmüne yönelik temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. 22.02.2023</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20217343-e-20246048-e-ve-202112081-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="49070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2017/13469 E. ve 2016/5174 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 09/07/2020 tarihli, 2017/13469 E., 2020/11547 K. sayılı kararı ile
18.06.2020 tarihli, 2016/5174 E., 2020/9802 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/13469 E., 2020/11547 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefet<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Katılan ... İdaresi vekilinin temyizinin münhasıran nakil vasıtasına yönelik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>31.05.2014 tarihli olay tutanağı ile aramayı gerçekleştiren tutanak tanıkları gümrük muhafaza memurları ... ve ...'ın beyanlarından, sanığın suç tarihinde Irak'tan Türkiye'ye sevk ve idaresindeki araçla gelirken Habur gümrük sahasına girmeden, köprü denilen mevkide yapılan arama neticesinde aracında suça konu cep telefonların ele geçirilmesi karşısında, henüz gümrük sahasından geçmeyen sanığa beyanda bulunma imkanının tanınmaması nedeniyle suçun icra hareketlerinin gerçekleşmediği anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>5607 sayılı Kanunun 9/1. maddesi gereğince kaçakçılık suçları ile ilgili yapılacak aramanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca yapılacağı, 5607 sayılı Kanunun 9/2. maddesine göre de gümrük görevlilerinin arama yapma yetkisinin gümrük salonları ve gümrük kapıları ile sınırlı olduğu anlaşılmakla, gümrük sahası dışında bulunan sanığın aracında gümrük görevlileri tarafından yapılmış olan arama hukuka aykırı olup ele geçen delillerin yasak delil niteliğinde olduğu, eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği, sanığın ticari amaçla bulundurduğuna dair herhangi bir ikrarının da bulunmadığı nazara alındığında, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, Anayasanın 38/2, 5271 sayılı CMK'nun 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan ... İdaresi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/5174 E., 2020/9802 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya muhalefe<br />
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere, tasfiye</p>

<p>Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;<br />
Tüm dosya kapsamının incelenmesinde , 07/11/2013 günü saat 17:05 de Türk Hava Yollarına ait TK 2328 sefer yazılı uçağın transfer yolcularından olan sanığın Dubai’den gelmesi nedeniyle durumu riskli görülerek şahsa ait 1 adet bağaj tespit edilerek takibe alındığı, sanığın yolcu salonunda bulunan 2 numaralı banttan bağajını aldıktan sonra çıkışa yönelmeyerek o esnada Amsterdam'dan gelen uçağın yolcularının bulunduğu 1 numaralı banda girdiği, yolcuların arasına girerek beklemeye başladığı, sanığın daha sonra lavaboya girdiği, saat 18:05 de havalimanına bir başka dış hatlar uçağının indiği ve sanığın önce gümrüksüz satış mağazasına girerek alışveriş yapmaya başladığı ve akabinde bağajını oturduğu bankta bırakarak diğer yolcuların arasında salonu terk ettiğinin görülmesi üzerine görevli ekiplerce müdahele edildiği, sanığa ait bir adet bağajda yapılan kontrollerde toplam 168 adet kaçak cep telefonu ile 44 adet usb telefonu kabloları cinsi eşyaların ele geçirildiği anlaşılan olayda sanık hakkında atılı suçtan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmış ise de; sanığın henüz yurda girmeden gümrüklü alanda yakalanması şeklindeki eylemin teşebbüs aşamasına dahi varmayan hazırlık hareketi mahiyetinde bulunduğu, sanığa gümrük görevlilerine beyanda bulunma imkanı sağlanmadığı da gözetilerek yasal unsuru oluşmayan suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-201713469-e-ve-20165174-e-sayili-kararlar</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="11275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85791"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62581"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="79821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="95608"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="13765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="67813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="48386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="54928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="82824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="63645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="21745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="58880"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
