<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 13 Jul 2026 13:59:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gizli Soruşturmacı ve Maddi Test: Anayasa Mahkemesi Kararı Üzerine Bir İnceleme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-ve-maddi-test-anayasa-mahkemesi-karari-uzerine-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-ve-maddi-test-anayasa-mahkemesi-karari-uzerine-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Gizli Soruşturmacı ve Maddi Test: <a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 2021/50710 Başvuru Numaralı Kararı </a>Üzerine Bir İnceleme</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacı, sınırsız bir araştırma yetkisi anlamına gelmemektedir. Delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesi, hukuk devletinin vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmekte ve bu ilke Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında açıkça hükme bağlanmaktadır. Bu çerçevede özellikle örgütlü ve gizli işlenen suçlarla mücadelede başvurulan “gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” usulü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 139. maddesinde düzenlenmiş ancak bu usulün sınırları ve kişiyi suça azmettirme yasağı ile ilişkisi uygulamada sürekli tartışma konusu olmuştur.</p>

<p>CMK'nın 139. maddesinde, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre söz konusu görevlendirmeye ancak hâkim tarafından karar verilebilmekte; ayrıca gizli soruşturmacının görevini yerine getirirken suç işleyemeyeceği ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu sınırlamaların temelinde, devletin suçla mücadele yetkisini kullanırken bireylerin suç işlemeye yönlendirilmesinin veya bu yönde bir ortam hazırlanmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı düşüncesi yatmaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 6 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ve 16/12/2025 tarihinde karara bağlanan 2021/50710 başvuru numaralı kararı,</a> bu tartışmaya önemli bir katkı sunmakta ve kolluk görevlilerinin fuhşa aracılık suçuna ilişkin soruşturma faaliyetlerinin hangi koşullarda hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğini somut bir olay üzerinden ortaya koymaktadır.</p>

<p>Karara konu başvuru, kolluğun provokasyonu sonucunda elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong><u>Somut Olayın Özeti</u></strong></p>

<p>Başvuru dosyasından anlaşıldığı üzere, Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği’nde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin yürütülen çalışmalar kapsamında, fuhşa aracılık yaptığı yönünde duyum alınan K. isimli şahıs, müşteri gibi aranmıştır. Yapılan görüşme sonucunda iki kadın için belirli bir ücret karşılığında anlaşma sağlanmış, ancak K.'nın şehir dışında bulunduğu belirtilerek, Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceği ve kadınları göndereceği ifade edilmiştir. Nitekim bir süre sonra başvurucu kolluk tarafından aranmış ve önceden belirlenen iki kadın otel önüne yönlendirilmiştir.</p>

<p>Olayın seyri, kararın değerlendirmesi bakımından kritik bir aşamaya bu noktadan sonra ulaşmaktadır: Kolluk görevlileri, başvurucudan yalnızca önceden anlaşılan iki kadını temin etmesiyle yetinmemiş, başvurucuya tekrar telefon ederek başka kadınlar bulup bulamayacağını sormuş, bunun üzerine başvurucu dört kadın daha temin edeceğini bildirmiştir. Sonuç olarak toplam altı kadın otele yönlendirilmiş ve herhangi bir ücret ödemesi gerçekleşmeden kolluk görevlileri kimliklerini açıklayarak soruşturma işlemlerine başlamıştır. Cumhuriyet savcısının talimatıyla yürütülen soruşturma sonucunda başvurucu hakkında fuhşa aracılık suçunu işlediği iddiasıyla iddianame düzenlenmiş ve dava Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanmıştır. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun mağdur sayısınca (altı kez) iki yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun beş yıllık denetim süresi içinde yeniden suç işlemesi nedeniyle dosya yeniden ele alınmış ve daha önce açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmıştır. İstinaf başvurusu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nce esastan reddedilmiş ve mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.</p>

<p><strong><u>Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi: Maddi Test ve Usul Güvenceleri Testi</u></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi yönünden incelemiştir. Kararda, kişilere yönelik suç isnadında bulunulabilmesi ve buna bağlı soruşturma ile kovuşturmaların yürütülebilmesi için öncelikle işlenmiş olduğu iddia edilen bir suça ilişkin şüphenin varlığının gerekli olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda, devletin kamu görevlileri aracılığıyla suç işleyebileceği tahmin edilen kişilerin suç işlemesine imkân verecek bir ortam hazırlaması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte örgütlü suçlardaki artış ve suçların karmaşık işlenme biçimleri, özel soruşturma tekniklerinin geliştirilmesi ihtiyacını doğurmuş olup, bu tekniklerin kullanılması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmamaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kışkırtma veya tuzak kurma iddialarının değerlendirilmesinde iki aşamalı bir denetim yöntemi benimsemiştir. İlk aşama olan “<strong><u>maddi test</u></strong>” kapsamında gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlilerin soruşturmadaki eylemlerinin esasen pasif olup olmadığı incelenmektedir. Bu değerlendirmede, ilgili görevlinin başvurucunun faaliyetlerini pasif şekilde soruşturmakla sınırlı kalıp kalmadığı, yoksa suçun işlenmesine imkân sağlayacak şekilde bir etki uygulayıp uygulamadığı belirlenmelidir. Başka bir anlatımla, maddi test kavramı ile kastedilen bir kışkırtmanın ya da tuzak kurmanın olup olmadığının tespitidir.</p>

<p>Karara göre; kışkırtma ya da tuzak kurmanın bizzat kolluk kuvvetleri tarafından yapılıp yapılmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu eylemleri yapan kişi kolluğun talimatı ile aktif rol üstlendiyse bu durumda da maddi test olumsuz olarak değerlendirilecektir. Hatta, karara göre, bir kişinin gizli görevde çalışan kolluk görevlileriyle doğrudan temas halinde olmaması fakat polis tarafından doğrudan suç işlemeye teşvik edilen bir suç ortağı tarafından suça dahil edilmesi halinde de tuzağa düşürülmüş olabileceği kabul edilebilir.</p>

<p>Tuzağa düşürmenin olup olmadığının tespiti ise soruşturma makamlarına düşmektedir.</p>

<p>Somut olayda Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin başvurucuyla buluştuktan sonra kadın bulmasına yönelik konuşmalar yapıp para vermek suretiyle rolünü pasif soruşturmayla sınırlı tutmadığı, aksine başvurucunun iki kadın bulmasının ardından dört kadın daha istemesiyle aktif bir tutum sergilediği sonucuna ulaşmıştır. Bu aktif müdahalenin, mağdur sayısının artmasına ve dolayısıyla verilen ceza miktarının da artmasına yol açtığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Maddi testin olumsuz sonuçlanması üzerine “<strong><u>usul güvenceleri testi</u></strong>” uygulanmıştır. Bu test kapsamında, kışkırtma veya tuzak kurma iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelerce gerekli adımların atılıp atılmadığı incelenmektedir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda kolluk görevlilerinin soruşturma işlemini herhangi bir yargısal talimat olmaksızın kendiliğinden yürüttüğünü, bu görevlilerin gizli soruşturmacı veya gizli soruşturma yapan kolluk görevlisi statüsünde olup olmadığına yönelik herhangi bir belirleme yapılmadığını vurgulamıştır. CMK'nın 139. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirilmesine ancak hâkim kararıyla karar verilebileceği hâlde, somut olayda böyle bir hâkim kararının bulunmadığı ortaya konulmuştur. Ayrıca istinaf aşamasında da müdahalenin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun olup olmadığının, kolluk görevlilerinin ajan provokatör (kışkırtıcı ajan) gibi davranıp davranmadığının tartışılmadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede, hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan bir soruşturma neticesinde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınmasının Anayasa'nın 36. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun yargılamayla bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong><u>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadıyla Bağlantı</u></strong></p>

<p>Kararın gerekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tuzağa düşürme (entrapment) şikâyetlerine ilişkin içtihadına geniş yer verilmiştir. AİHM'in yerleşik içtihadında, ulusal makamların başvuranın faaliyetlerini esasen pasif şekilde soruşturduğu ve başvuranı suç işlemeye teşvik etmediği <i><u>yeterli bir kesinlikle</u></i> tespit edildiği takdirde, gizli soruşturmacı tedbiriyle elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılmasının Sözleşme'nin 6. maddesi bakımından sorun teşkil etmeyeceği kabul edilmektedir. Buna karşılık, kolluk görevlilerinin müdahalesi olmadan söz konusu suçun işlenemeyeceğini gösterir <u>somut bir olgu bulunmadığı hâlde</u> bu görevlilerin aktif bir rol üstlenmesi durumunda, yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmediği ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin başvuruya konu olayda benimsediği yaklaşımın AİHM standardıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu görülmektedir.</p>

<p><strong><u>Karşı Oy Değerlendirmesi</u></strong></p>

<p>Kararda, bazı AYM üyeleri tarafından çoğunluk görüşüne katılınmadığı belirtilmiştir. Karşı oy yazısında, Ahlak Büro Amirliği’nde görevli polislerin gizli soruşturmacı veya kışkırtıcı ajan olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, kolluğun 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu çerçevesinde kendisine verilen görevleri ifa ettiği ileri sürülmüştür. Karşı oyu kullanan üyelere göre, somut olayda suç şüphesinin varlığı üzerine polis tarafından harekete geçilmiş olup başvurucunun iradesinin hata, hile veya tehditle sakatlandığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca Fransız kolluk görevlilerinin fuhşa aracılık şüphesiyle bir veri iletişim sistemine müşteri gibi girmesinin kışkırtma teşkil etmediğine hükmeden AİHM'in <i>Eurofinacom/Fransa</i> kararına atıfla, somut olayda da benzer bir değerlendirmenin yapılması gerektiği savunulmuştur.</p>

<p><strong><u>Kanaatimizce</u></strong> karşı oy yazısında göz ardı edilen temel ilke, ceza muhakemesi hukukunun evrensel kabul gören esaslarından biri olan “<strong><i>zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir</i></strong>” (fruit of the poisonous tree) doktrinidir. Bununla birlikte, somut uyuşmazlık bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir diğer temel mesele, “<strong><i>hukuka aykırı delillerin uzak (dolaylı) ve yakın (doğrudan) etkisi</i></strong>” ayrımıdır. Nitekim Türk ceza muhakemesi hukukunda gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada, hukuka aykırı delillerin uzak etkisinin kabul edilmediği yönünde baskın bir görüş bulunmaktadır. Bu doğrultuda, hukuka aykırı şekilde elde edilen ve hükme esas alınması mümkün olmayan bir delilden hareketle ulaşılan diğer deliller, kendi başlarına hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olsalar dahi, ilk hukuka aykırılıkla aralarındaki nedensellik bağı devam ettiği sürece hükme esas alınmaları mümkün değildir (Ali Rıza Çınar, Hukuka Aykırı Kanıtlar, TBB Dergisi, C. 17, S. 55, 2004, s. 41; Vahit Bıçak, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 610). Bu nedenle, karşı oy yazısında benimsenen yaklaşımın hem öğretide hâkim olan görüş hem de yerleşik uygulama ile bağdaşmadığı ve bu yönüyle hukuken isabetli olmadığı kanaatindeyiz.</p>

<p>Sonuç olarak incelenen karar, gizli soruşturma tekniklerinin ceza muhakemesindeki yerini iki temel eksende netleştirmektedir. Bunlardan ilki usule ilişkindir: CMK'nın 139. maddesi kapsamında kalan bir görevlendirmenin ancak hâkim kararıyla yapılabileceği, bu koşulun sağlanmadığı durumlarda kolluk görevlilerinin kendiliğinden yürüttüğü faaliyetlerin hukuki denetimden yoksun kalacağı belirtilmiştir.</p>

<p>İkincisi ise maddi niteliktedir: kolluğun soruşturma faaliyeti sırasında pasif konumdan aktif konuma geçerek suçun kapsamını genişletici bir etki yaratması, elde edilen delillerin hükme esas alınmasını hukuka aykırı hâle getirmektedir. Bu çerçevede kararın hem akademik çevreler hem de uygulayıcılar bakımından, kolluğun suçla mücadele yetkisi ile bireylerin hakkaniyete uygun yargılanma hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine dair önemli bir referans kaynağı teşkil ettiği söylenebilir. Kararın azınlıkta kalan üyelerce eleştirilmiş olması ise, konunun uygulamada hâlâ tartışmalı yönlerinin bulunduğunu ve benzer olaylarda somut olayın kendine özgü koşullarının titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">&gt;&gt; AYM'nin 2021/50710 başvuru numaralı kararı</a></strong></h3>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gizli-sorusturmaci-ve-maddi-test-anayasa-mahkemesi-karari-uzerine-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasan.jpg" type="image/jpeg" length="94482"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/28878 E., 2019/3909 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 25/03/2019 tarihli, 2016/28878 E., 2019/3909 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/28878 E., 2019/3909 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı, davalı şirket ile arasında internetten canlı ders izlemek amacıyla 24.11.2015 tarihinde kapıdan satış sözleşmesi imzalandığını, telefonla arayarak sözleşmeyi iptal ettiğini, ancak davalı yanca sözleşme bedelinin talep edildiğini ileri sürerek sözleşmenin iptaline karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı, davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, cayma hakkının süresinde kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da “Kapıdan Satışlar” başlığı ile düzenlenen hükümler (m. 8-9), 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanunda da, “İş yeri dışında kurulan sözleşmeler” başlığı ile değiştirilmiş, yapılan değişiklik 47. maddede hüküm altına alınmıştır. İş yeri dışında kurulan sözleşmelerde tüketici, 4077 sayılı TKHK’da yedi gün olarak öngörülen geri alma hakkını, 6502 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeyle on dört gün içinde kullanabilecektir.</p>

<p>1-Somut olayda, uyuşmazlığın çözümü sözleşme tarihi itibariyle 6502 sayılı yasa uygulamasına tabi olup, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelik uyarınca sözleşmede tüketicinin el yazısı, ad, soyad, imza ve tarihin el yazısı ile yazılması gerektiği, satıcının, sözleşmenin bir nüshasının elden aldım ve on dört gün içerisinde satıştan vazgeçme hakkımın olduğu konusunda bilgilendirildim ibaresinin tüketicinin kendi el yazısı ile yazılması gerektiği, cayma hakkını kullandığına dair bildirimin cayma süresi dolmadan, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısıyla satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmesine ilişkin bildirime sözleşmede yer verilmesi gerekli olduğu düzenlemesine yer verilmiş olup, yine 6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanunun 47. maddesinde; Tüketicinin, iş yeri dışında kurulan sözleşme yada buna karşılık gelen herhangi bir öneri ile bağlanmadan önce ayrıntıları yönetmelikte belirlenen hususlarda açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmesi zorunludur. Tüketicinin bilgilendirildiğine ilişkin ispat yükü satıcı veya sağlayıcıya aittir. Satıcı veya sağlayıcının bu maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket etmesi veya tüketiciyi cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmemesi durumunda tüketici cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Her halükarda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer. Sözleşmenin zorunlu içeriği, kapsam dışı sözleşmeler, doğrudan satışlar, tüketici ile satıcı ve sağlayıcının hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı, bilgilendirme yükümlülüğü,teslimat, satış yapacaklarda aranacak nitelikler ile diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.</p>

<p>İş Yeri Dışında Kurulan Sözleşmeler Yönetmeliğinin " ön Bilgilendirme" başlıklı 5. maddesinde; Cayma hakkının olduğu durumlarda, cayma hakkının kullanılma şartları, hususlarında satıcı veya sağlayıcı tarafından en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile bilgilendirilmek zorundadır. Ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü satıcı veya sağlayıcıya aittir. Cayma hakkının kullanımı" başlıklı 10. Maddesinin (3) fıkrasında "Satıcı veya sağlayıcı bu Yönetmeliğin ekinde yer alan formu sözleşmenin kurulduğu anda tüketiciye vermek zorundadır." düzenlemesi yer almaktadır. Satıcı veya sağlayıcı bu belgeyi tüketiciye verdiğini ispat etmekle yükümlüdür. Aynı yönetmeliğin " Eksik bilgilendirme" başlıklı 9. Maddesinde; Satıcı veya sağlayıcı, cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat etmekle yükümlüdür. Satıcı veya sağlayıcının bu Yönetmelikte belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket etmesi veya tüketiciyi cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmemesi durumunda tüketici cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Bu süre her halükarda cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer.</p>

<p>Davaya konusu sözleşmenin ve eklerinin incelenmesinde davalının, tüketici davacıya cayma hakkı konusunda ön bilgilendirme yaptığına ve teslimine ilişkin bir belge sunmadığı, cayma belgesinin sözleşme metine ilave edilmek suretiyle düzenlendiği Hal böyleyken davalının İş Yeri Dışında Kurulan Sözleşmeler Yönetmeliğine uygun olarak davacı tüketiciyi bilgilendirmediği dikkate alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre, davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan 1. bent gereğince temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="20027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/25017 E., 2018/556 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2018 tarihli, 2015/25017 E., 2018/556 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/25017 E., 2018/556 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı, davalı şirkete ait internet sitesi üzerinden iki adet tatil paketi satın aldığını, 4.460,00 TL bedel ödediğini, Yasadan kaynaklanan cayma hakkını kullanmak istemişse de davalı şirketin olumsuz yanıt verdiğini ancak henüz hizmetten yararlanmadığı için cayma süresinin başlamadığını ileri sürerek sözleşmenin feshi ile ödediği miktarın davalıdan ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı, davacının internet üzerinden konaklama hizmeti satın aldığını, bu işlemin mesafeli satış niteliğinde olduğunu yasal cayma süresinde sözleşmenin feshedilmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, cayma hakkı kullanma süresinin hizmetin verildiği tarihte başlayacağı belirtilerek henüz hizmetten yararlanılmaması nedeni ile davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı eldeki davası ile, internet üzerinden yaptığı tatil paketi satın alınmasına ilişkin sözleşmenin feshi ile ödediği bedelin iadesi isteminde bulunmuştur. Davalı, süresinde cayma hakkının kullanılmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece cayma hakkının hizmetten yaralanma ile başlayacağı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Sözleşmenin mesafeli satış sözleşmesi olduğu hususunda esasen taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık cayma hakkının ne zaman kullanılabileceği noktasında toplanmaktadır. 6502 sayılı Tüketici Yasasının 48. maddesinde mesafeli satış sözleşmeleri düzenlenmiştir. İlgili maddenin 4 fıkrasında “Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. Satıcı veya sağlayıcı, cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat etmekle yükümlüdür. Tüketici, cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirilmezse, cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Her hâlükârda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer. Tüketici, cayma hakkı süresi içinde malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.” hükmü düzenlenmiştir. Yine 29188 sayılı Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nin 9. maddesinin 2. fıkrasında; “Cayma hakkı süresi, hizmet ifasına ilişkin sözleşmelerde sözleşmenin kurulduğu gün, mal teslimine ilişkin sözleşmelerde ise tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin malı teslim aldığı gün başlar...” hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, internet üzerinden davacı tarafından satın alma için onaylanan sözleşmede cayma hakkının sözleşme tarihinden itibaren 14 gün içerisinde yapılabileceği belirtilmiş olup gerek 6502 sayılı Yasanın 48/4 maddesi gerekse ilgili yönetmeliğin 9/2 maddesi gereğince, ilgili bildirim yapıldığından, davacının cayma hakkının sözleşme tarihinden itibaren kullanabileceği anlaşılmaktadır. Davacı ise bu hakkını yasal sürede kullanmamış olup bu nedenle davanın reddi gerekirken, hizmetten henüz yararlanılmadığından bahisle davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="66042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mesafeli Satış Sözleşmesi'nin Önemli Unsurları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mesafeli-satis-sozlesmesinin-onemli-unsurlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mesafeli-satis-sozlesmesinin-onemli-unsurlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Birçok e-ticaret işletmesi, sitede bir mesafeli satış sözleşmesi ve ön bilgilendirme formu bulunmasının yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa 6502 sayılı TKHK ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’ne aykırı, eksik ya da hatalı düzenlenmiş bir sözleşme; idari para cezalarına, tüketici hakem heyeti kararlarının aleyhe çıkmasına ve Yargıtay’a kadar uzanan uyuşmazlıklara yol açabiliyor. Aşağıda, mesafeli satış sözleşmesinde bulunması gereken zorunlu unsurlar; ön bilgilendirme, cayma hakkı – iade, KVKK boyutu ve Yargıtay kararları ışığında riskler adım adım tarafımca özetlendi.</p>

<p><strong>Mesafeli Sat</strong><strong>ış S</strong><strong>özle</strong><strong>şmesi Nedir? </strong></p>

<p>•Mesafeli sözleşme; satıcı/sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığı olmadan, uzaktan iletişim araçları kullanılarak kurulan sözleşmedir.</p>

<p>•İnternet sitesi, mobil uygulama, çağrı merkezi, sosyal medya üzerinden yapılan pek çok satış bu kapsamdadır.</p>

<p>•Bu sözleşmelere ilişkin özel hükümler TKHK m.48 ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nde düzenlenir. Dolayısıyla e-ticaret yapan bir satıcı açısından, “hazır şablonu siteye koymak” değil; mevzuata uygun, güncel ve işletmenin süreçleriyle uyumlu bir metin hazırlamak esastır.</p>

<p><strong>Zorunlu Unsur 1:</strong> <strong>Ön Bilgilendirme</strong></p>

<p>Ön bilgilendirme, mesafeli satışın kalbidir. Yönetmelik m.5’e göre, tüketici herhangi bir ödeme yapmadan önce açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmelidir.</p>

<p><strong>Ön bilgilendirme formunda mutlaka yer alması gereken başlıca kalemler:</strong></p>

<p>1. Satıcı/Sağlayıcı Kimlik Bilgileri</p>

<p>• Ticaret unvanı, MERSİS/vergı numarası, açık adres</p>

<p>• Telefon, e-posta, hızlı iletişim kanalları</p>

<p><strong>2. Mal/Hizmetin Temel Nitelikleri</strong></p>

<p>• Ürünün/Hizmetin türü, modeli, önemli teknik özellikleri</p>

<p>• Dijital içerik ise format, uyumluluk, kullanım şartları</p>

<p><strong>3. Toplam Fiyat ve Ek Masraflar</strong></p>

<p>• Vergiler dahil toplam bedel</p>

<p>• Kargo, teslim, kuruluma ilişkin ilave masraflar</p>

<p>• Bu masraflar önceden açıklanmazsa, Ticaret Bakanlığı’na göre tüketici bu masrafları ödemekle yükümlü değildir.</p>

<p><strong>4. Ödeme, Teslim ve İfa Süreleri</strong></p>

<p>• Teslimat süresi, gecikme durumunda izlenecek yol</p>

<p>• Teslimatın üçüncü kişiye yapılabilmesi, kargo şirketi bilgisi</p>

<p><strong>5. Cayma Hakkı ve İstisnaları</strong></p>

<p>• 14 günlük cayma süresinin ne zaman başlayacağı</p>

<p>• Cayma hakkının nasıl kullanılacağı (form, e-posta, panel vb.)</p>

<p>• Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği m.15’te sayılan istisnalar (kişiye özel üretim ürünler, hijyen ürünleri, anında ifa edilen dijital hizmetler vb.).</p>

<p><strong>6. Şikâyet ve Uyuşmazlık Çözümü</strong></p>

<p>• Tüketici hakem heyeti ve tüketici mahkemesi yollarına atıf</p>

<p>• Müşteri hizmetleri–iade süreçlerine ilişkin irtibat bilgileri</p>

<p><strong>7. KVKK ve Kişisel Veri İşleme Bilgisi</strong></p>

<p>• Hangi kişisel verilerin hangi amaçla işlendiği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Hukuki sebep, saklama süresi ve veri sahibi haklarına (KVKK m.11) atıf içeren aydınlatma metni linki Ön bilgilendirme, en az 12 punto, açık ve anlaşılır bir dilde ve kalıcı veri saklayıcısı (e-posta, PDF vb.) ile sunulmalıdır.</p>

<p><strong>Zorunlu Unsur 2: Mesafeli Sat</strong><strong>ış S</strong><strong>özle</strong><strong>şmesi Metninin </strong><strong>İçeri</strong><strong>ği</strong></p>

<p>Ön bilgilendirme, sözleşme öncesi aşamayı; mesafeli satış sözleşmesi ise hukuki ilişkiyi çerçeveleyen ana metni oluşturur. Bu sözleşmede özellikle:</p>

<p>• Tarafların unvan/ad-soyad ve iletişim bilgileri</p>

<p>• Sözleşme konusu mal/hizmetin türü, miktarı, marka/modeli</p>

<p>• Peşin/taahhütlü satışlarda ödeme planı, taksit bilgileri</p>

<p>• Teslimat şekli ve ifa süresi</p>

<p>• Cayma hakkı, istisnaları ve kullanım usulü</p>

<p>• İade adresi, iade kargo masrafının kimde olduğu</p>

<p>• Ayıplı mal prosedürü, garanti koşulları</p>

<p>•Elektronik ticari iletilere (SMS, e-posta) ilişkin onay ve reddetme mekanizması (6563 sayılı Kanun çerçevesinde)</p>

<p>• Uygulanacak hukuk ve yetkili/ görevli mahkeme bilgileri açık ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>Cayma Hakk</strong><strong>ı, </strong><strong>İade S</strong><strong>üreci ve S</strong><strong>üreler</strong></p>

<p>TKHK m.48/4 ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca:</p>

<p>• Tüketici, 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir.</p>

<p>• Cayma süresi; Hizmet sözleşmelerinde sözleşmenin kurulduğu gün, Mal satışında ise tüketicinin veya belirlediği üçüncü kişinin malı teslim aldığı gün başlar.</p>

<p>• Cayma bildiriminin bu süre içinde satıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 13. HD, 2015/25017 E., 2018/556 K</i></strong>.</a> İnternet üzerinden alınan tatil paketi nedeniyle açılan davada Yargıtay, sözleşmenin mesafeli satış sözleşmesi niteliğinde olduğunu, tüketicinin cayma hakkına ilişkin bilgilendirildiği ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği m.9/2 gereği sürenin sözleşme tarihinden itibaren başladığını vurgulamış; tüketicinin süresinde caymadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, cayma süresinin başlangıcının sözleşme türüne göre doğru belirlenmesinin satıcı lehine ne kadar kritik olduğunu açıkça gösterir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-alinan-cep-telefonun-cayma-hakki-suresinde-iade-edilmesi-malin-iade-edilmesinde-mutat-kullanimin-asilmasi" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 3. HD, 2022/6784 E., 2022/8533 K. (07.11.2022)</i></strong> </a>İnternet sitesi üzerinden cep telefonu satın alan tüketici, ürünü 14 günlük süre içinde iade etmiş; satıcı ise telefonun 6 gün boyunca kullanıldığını, bu nedenle cayma hakkının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunmuştur. Yargıtay;</p>

<p>• Cep telefonunun Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği m.15’teki istisnalar arasında yer almadığını,</p>

<p>• Tüketicinin 14 günlük cayma hakkının bulunduğunu,</p>

<p>• Ancak “mutat kullanım” sınırının aşılıp aşılmadığının bilirkişiyle tespit edilmesi gerektiğini,</p>

<p>• Mutat kullanımı aşan yıpranma varsa bu bedelden tüketicinin sorumlu olacağını vurgulayarak eksik inceleme nedeniyle kararın kanun yararına bozulmasına hükmetmiştir. Bu içtihat, satıcının hem cayma hakkını tanıması, hem de iade edilen ürünün durumunu objektif kriterlerle değerlendirmesinin önemini ortaya koyar.</p>

<p><strong>Ön Bilgilendirme Eksikse Ne Olur?</strong></p>

<p>TKHK m.48/4’e göre; satıcı, tüketiciyi cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirmezse, tüketici:</p>

<p>• 14 günlük süreyle bağlı değildir,</p>

<p>• Her hâlükârda bu süre, normal cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><i>Yargıtay 13. HD, 2016/28878 E., 2019/3909 K.</i></strong> </a>Canlı ders hizmetine ilişkin işyeri dışında kurulan sözleşmede Yargıtay, TKHK m.47 ve ilgili yönetmelik çerçevesinde;</p>

<p>•Tüketicinin cayma hakkı konusunda açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmesi,</p>

<p>• Cayma hakkının el yazısıyla belirtilmesi,</p>

<p>• Cayma formunun ve bilgilendirmenin usulüne uygun teslim edildiğinin satıcı tarafından ispatı gerektiğini vurgulamış; satıcının cayma hakkı konusunda ön bilgilendirme yaptığını ispat edememesi hâlinde, tüketicinin 14 günlük süreyle bağlı olmayacağını açıkça ifade etmiştir. Bu içtihat her ne kadar işyeri dışında kurulan sözleşme özelinde olsada, TKHK m.48/4 ile paralel düzenleme nedeniyle mesafeli satışlarda da aynı mantık geçerlidir:</p>

<p><strong>KVKK Boyutu:</strong> Mesafeli Satış Sözleşmesinin Görünmeyen Yüzü E-ticaret yapan bir satıcı, mesafeli satış sözleşmesi ile 6698 sayılı KVKK’ya uygun bir veri işleme rejimi de kurmak zorundadır.</p>

<p>En azından şu unsurlar bulunmalıdır:</p>

<p>• Aydınlatma Metni: Hangi kişisel verilerin (ad-soyad, adres, IP, ödeme bilgisi vb.) Hangi amaçlarla (siparişin tamamlanması, faturalama, kargo, müşteri hizmetleri, pazarlama vb.)</p>

<p>Hangi hukuki sebeplere dayanılarak işlendiği (KVKK m.5/2, m.6) Ne kadar süre saklandığı</p>

<p>Verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarıldığı</p>

<p><strong>• Açık Rıza Yönetimi:</strong> Zorunlu olmayan işleme faaliyetleri (profil çıkarma, kampanya SMS/epostaları vb.) için ayrı ve özgür iradeye dayalı açık rıza mekanizması</p>

<p>• <strong>Çerez Politikası:</strong> Analitik ve reklam çerezlerine ilişkin şeffaf bilgilendirme</p>

<p>Kullanıcının tercihlerini yönetebileceği bir arayüz KVKK’ya aykırı, e-ticaret altyapısı ile uyumsuz sözleşme ve politikalar; Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararları, idari para cezaları ve tazminat risklerini gündeme getirebilir.</p>

<p><strong>E-Ticarette Mesafeli S</strong><strong>özle</strong><strong>şmelerde S</strong><strong>ık Yap</strong><strong>ılan Hatalar</strong></p>

<p>1) “İadesi Yoktur” İfadesiyle Cayma Hakkının Kaldırılması</p>

<p>Cayma hakkının kanuni istisnaları dışında, sözleşme ile cayma hakkını tamamen kaldıran kayıtlar geçersizdir; Yargıtay ve doktrin bunu genel olarak haksız şart olarak görmektedir.</p>

<p>2) Kargo ve Ek Masrafların Gizlenmesi</p>

<p>Teslim/iadeye ilişkin masrafların önceden açıkça bildirilmemesi hâlinde tüketici bu bedelleri ödemek zorunda değildir.</p>

<p>3) Cayma Formunun Hiç Gönderilmemesi Yönetmelik ekindeki cayma formunun sözleşme anında veya sipariş teyidinde tüketiciye sunulmaması, 14 günlük sürenin uzamasına yol açar.</p>

<p>4) KVKK-Aydınlatma Metni Olmadan Veri Toplanması Üyelik, sipariş, bülten formlarında aydınlatma yapılmaması; açık rıza alanlarının yanlış kurgulanması KVKK yaptırımlarını tetikleyebilir.</p>

<p>5) Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’ndeki İstisnaların Yanlış Yorumu Dijital içerik, kişiye özel üretim veya hijyen ürünleri bakımından istisna hükmüne dayanmak isteyen satıcı, Yargıtay’ın mutad kullanım ve istisna hükümlerini oldukça dar yorumladığını gözden kaçırmamalıdır.</p>

<p><strong>Konu ile ilgili 3 Yargıtay Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201525017-e-2018556-k-sayili-karari" rel="dofollow">1) 13. HD, 2015/25017 E., 2018/556 K.</a> – “Cayma süresi ne zaman başlar?” Tatil paketi mesafeli satışında, sözleşmede cayma süresinin sözleşme tarihinden itibaren 14 gün olduğu açıkça yazılmış ve gerekli bilgilendirme yapılmıştır. Yargıtay, cayma süresinin hizmetten yararlanma tarihine değil, sözleşme tarihine göre hesaplanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-alinan-cep-telefonun-cayma-hakki-suresinde-iade-edilmesi-malin-iade-edilmesinde-mutat-kullanimin-asilmasi" rel="dofollow">2) 3. HD, 2022/6784 E., 2022/8533 K.</a> – “Mutad kullanım sınırı nereye kadar?” Cep telefonu 14 gün içinde iade edilmesine rağmen 6 gün kullanılmıştır. Yargıtay, cayma hakkının varlığını kabul etmiş; fakat mutad kullanımı aşan yıpranma varsa bunun satıcı lehine tazmin edilmesi gerektiğini, bunun da bilirkişi ile belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201628878-e-20193909-k-sayili-karari" rel="dofollow">3) 13. HD, 2016/28878 E., 2019/3909 K. </a>– “Ön bilgilendirme ve ispat yükü” Canlı ders sözleşmesinde tüketiciye cayma hakkı konusunda usulüne uygun ön bilgilendirme yapılmadığı, el yazısı ile zorunlu ibarelerin bulunmadığı durumda, Yargıtay satıcının ispat külfetini yerine getiremediğini belirterek tüketicinin 14 günlük süreyle bağlı olmadığını kabul etmiştir. Bu üç karar birlikte okunduğunda; metnin içeriği, ön bilgilendirme, cayma süresi ve mutad kullanım başlıklarının sözleşme tasarımında ne kadar kritik olduğu net şekilde görülür.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kadir-bozdag.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Kadir BOZDAĞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mesafeli-satis-sozlesmesinin-onemli-unsurlari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/akilli-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="10113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki Genel Kurul gündemi (14 - 16 Temmuz)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-14-16-temmuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-14-16-temmuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesinin bu haftaki Genel Kurul (14 Temmuz - 16 Temmuz 2026) gündemi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<h1>14 Temmuz 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>30.6.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>14.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="6" rowspan="1">
   <p><strong>14 Temmuz 2026 Salı Günü Saat 10.00 da Yapılacak Mahkeme Toplantısı Sözlü Açıklama Gündemi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Esas Sayısı</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>İnceleme Evresi</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Türü</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2022/29</p>

   <p>Birleşeni E.2022/58</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/3/2022 tarihli ve (95) numaralı Nükleer Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

   <p>A. Tümünün,</p>

   <p>B. Bazı hükümlerinin,</p>

   <p>iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2022/57</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>5/3/2022 tarihli ve 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu’nun bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<h1>16 Temmuz 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>16.7.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="6" rowspan="1">
   <p><strong>Genel Kurul Gündemi</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Esas Sayısı</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>İnceleme Evresi</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Türü</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/166<br />
   Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na 23/1/2026 tarihli ve 7573 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 12. maddenin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/175<br />
   İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 24/3/2022 tarihli ve 7392 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “<i>…zorunludur</i>.” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/179<br />
   Sakarya Tüketici Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 70. maddesinin;<br />
   A. 24/3/2022 tarihli ve 7392 Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,<br />
   B. (3) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,<br />
   C. (5) numarası fıkrasının,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/167<br />
   Denizli 14. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;<br />
   A. 12. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “<i>…nitelikli dolandırıcılık (m. 158),…</i>” ibaresinin madde metninden çıkarılmasının,<br />
   B. 13. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/173<br />
   Danıştay Dördüncü Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun’un 439. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/168<br />
   Danıştay Onuncu Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 122. maddesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/169<br />
   Yüce Divan</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 98. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığının incelenmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/170<br />
   Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/171<br />
   Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/177<br />
   Diyarbakır 18. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/172</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/4/2026 tarihli ve 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/178<br />
   Afşin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’na 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/174<br />
   Danıştay Onuncu Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen 49. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ısrar hariç…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/176<br />
   Ankara 11. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/149<br />
   Ankara 73. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 10/12/1982 tarihli ve 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen onüçüncü fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/153<br />
   Danıştay İkinci Dairesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’na 26/4/2005 tarihli ve 5336 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen ek 24. maddenin yedinci fıkrasında yer alan “<i>…bu merkezlerde eğitime alınacak öğrencilerde aranacak şartlar,…</i>” ve “<i>…öğrenciliğin sona ermesi,…</i>” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/258<br />
   Balıkesir 2. Aile Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinin “<i>küçükler</i>” yönünden iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/23<br />
   Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

   <p></p>

   <p><u>Birleşenleri</u></p>

   <p>E.2026/26 E.2026/27 E.2026/39 E.2026/51 E.2026/53 E.2026/66 E.2026/82 E.2026/102 E.2026/112 E.2026/120 E.2026/136 E.2026/142</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;<br />
   A. 36. maddesiyle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 734. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;<br />
   1. Birinci cümlesinde yer alan “<i>…rayiç bedeli…</i>” ve “<i>…gecikmeksizin…</i>” ibarelerinin,<br />
   2. İkinci cümlesinde yer alan “<i>…kesin süre…</i>” ibaresinin,<br />
   B. 37. maddesiyle 4721 sayılı Kanun’a eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının<br />
   iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/52<br />
   Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin;<br />
   A. (8) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “<i>Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar…</i>” ibaresinin,<br />
   B. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen (14) numaralı fıkrasının,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/144<br />
   Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi</p>

   <p></p>

   <p><u>Birleşeni</u></p>

   <p>E.2026/44<br />
   E.2026/56</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 128. maddesinin;<br />
   A. Birinci cümlesinin “<i>…umumi kadınlar ve evlerin tabi olacakları hükümler ve bu fuhuş yüzünden intişar eden hastalıkların ve bilhassa zührevi hastalıkların sirayetine mani olacak tedbirleri…”</i> bölümünün,<br />
   B. İkinci cümlesinde yer alan “<i>…ve tahdit…</i>” ibaresinin,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2025/229<br />
   Ankara 16. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>A. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 64. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasının,<br />
   B. 2797 sayılı Kanun’a 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 186. maddesiyle eklenen geçici 18. maddesinin,<br />
   iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="middle">
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>E.2026/28<br />
   Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na 8/4/2022 tarihli ve 7394 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen geçici 6. maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin “<i>…bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gerçekleşme oranı ilk sözleşme bedelinin yüzde 15’ine kadar olanlar (bu oran dâhil) yüklenicinin başvurusu üzerine feshedilip tasfiye edilir.</i>” bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-14-16-temmuz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-170.jpg" type="image/jpeg" length="48641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[81 ilde FETÖ operasyonu: 968 şüpheli hakkında gözaltı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/81-ilde-feto-operasyonu-968-supheli-hakkinda-gozalti-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/81-ilde-feto-operasyonu-968-supheli-hakkinda-gozalti-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet ve İçişleri Bakanlığı'nca yapılan ortak açıklamaya göre 81 ilde 968 şüpheliyi kapsayan terör operasyonları gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet ve İçişleri Bakanlığı'nın ortak açıklamasında şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümünü idrak ederken; vatanımız, bayrağımız, demokrasimiz ve milli irademiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyoruz.</p>

<p>Aziz milletimizin destansı direnişiyle bertaraf edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karşı mücadelemiz, aradan geçen yıllara rağmen aynı kararlılık, dikkat ve hassasiyetle sürdürülmektedir.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde devletimiz, 15 Temmuz'dan bu yana bütün kurumlarıyla büyük bir arınma seferberliği yürütmüş; milletimizin iradesine, devletimizin bekasına ve hukuk düzenimize kasteden bu ihanet şebekesine karşı tavizsiz bir mücadele ortaya koymuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda; 81 il Cumhuriyet Başsavcılığımızın, 81 il Emniyet Müdürlüğü ve il Jandarma Komutanlıklarımızla FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün deşifre edilmesine yönelik yürüttüğü müşterek çalışmalar neticesinde, bu sabah 81 ilde 968 şüpheliye yönelik operasyon başlatılmıştır.</p>

<p><strong>EN FAZLA ŞÜPHELİNİN BULUNDUĞU İL ANKARA, İZMİR VE İSTANBUL</strong></p>

<p>Operasyon kapsamında en fazla şüphelinin bulunduğu iller Ankara, İzmir ve İstanbul olurken; diğer illerimizde de örgütün güncel yapılanmalarına, mahrem yapılanmasına ve bağlantılı unsurlarına yönelik çalışmalar titizlikle sürdürülmektedir.</p>

<p>Adalet ve İçişleri Bakanlıkları olarak; Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Emniyet ve Jandarma Teşkilatlarımız, Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile ilgili tüm kurumlarımızla güçlü bir koordinasyon içerisinde mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.</p>

<p>Hiçbir terör örgütünün ve hiçbir vesayet odağının azız milletimizin iradesine, devletimizin bekasına ve hukuk düzenimize kastetmesine izin vermeyeceğiz.</p>

<p>15 Temmuz'un bize yüklediği tarihî sorumluluğun bilinciyle; şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin fedakârlığına ve milletimizin istiklal iradesine sahip Çıkacağız.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek ise sosyal medya hesabından operasyonlara ilişkin yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>Milletimizin iradesine ve devletimizin bekasına kasteden ihanet şebekesi FETÖ/PDY'ye karşı mücadelemiz ilk günkü kararlılık ve hassasiyetle devam etmektedir.</p>

<p>Bu sabah, 81 ilimizde Cumhuriyet Başsavcılıklarımız, Emniyet ve Jandarma Teşkilatlarımızın yürüttüğü müşterek çalışmalar neticesinde; örgütün mahrem yapılanmasının deşifre edilmesi ve bağlantılı unsurlarının çökertilmesine yönelik 968 şüpheliyi kapsayan geniş çaplı bir operasyon başlatılmıştır.</p>

<p>Devletimizin tüm kurumlarıyla yürüttüğü bu büyük arınma seferberliğinde liderliğiyle kararlılığımıza güç katan Sayın Cumhurbaşkanımız<br />
Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı arz ediyorum. Bu haklı mücadelemizde, güçlü koordinasyonun sağlanmasında vermiş oldukları destekten dolayı İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi ’ye teşekkür ediyorum.</p>

<p><strong>HİÇBİR VESAYET ODAĞINA İZİN VERMEYECEĞİZ</strong></p>

<p>Hiçbir terör örgütünün veya vesayet odağının devletimizin bekasına, hukuk düzenimize ve aziz milletimizin iradesine kastetmesine asla izin vermeyeceğiz! Türkiye Yüzyılı vizyonuyla yürüdüğümüz bu yolda, güçlü Türkiye hedefine ulaşmamıza hiçbir güç engel olamayacaktır.</p>

<p>15 Temmuz hain darbe girişimini unutmadık. Bundan 10 yıl önce vatanımız, bayrağımız, demokrasimiz ve millî irademiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyorum.</p>

<p>Şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin fedakârlığına ve milletimizin istiklal iradesine sonuna kadar sahip çıkacağız.</p>

<p><strong>"SÖZDE BÖLGELERE SÖZDE ATAMALAR"</strong></p>

<p>Devam eden operasyonlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:</p>

<p>“Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturmalar kapsamında;</p>

<p>İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı koordinesinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalar neticesinde;</p>

<p>Örgütün, zayıflayan organizasyon yapısını yeniden güçlendirmek ve faaliyetlerini sürdürmek amacıyla İstanbul'u sözde bölgelere ayırdığı, her bölgeye sözde sorumlular atadığı ve bu kişiler aracılığıyla örgüte yeni eleman kazandırmaya çalıştığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Güvenlik ve örgütsel gizliliği sağlamak amacıyla internet tabanlı haberleşme uygulamaları üzerinden örgütsel toplantılar gerçekleştiren ve örgütün güncel Millî Eğitim Bakanlığı yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü belirlenen 3'ü aktif, 17'si ihraç öğretmen olmak üzere toplam 20 şüpheli hakkında işlem başlatılmıştır.</p>

<p>Ayrıca, örgütün üniversite öğrencilerini örgüt bünyesinde tutmak, yeni eleman temin etmek, kamu kurumlarına sızmalarını sağlamak ve örgütsel aidiyetlerini güçlendirmek amacıyla yurt dışında vize istemeyen ülkelerde düzenlediği eğitim kamplarına katıldığı belirlenen 28 şüpheli tespit edilmiştir.</p>

<p>Bunun yanında İstanbul, Yalova, Kırklareli ve Tekirdağ illerinde örgütün güncel finans yapılanması içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü, himmet ve bağış adı altında para topladığı, örgüt mensuplarıyla para transferi ve iletişim kayıtları bulunduğu belirlenen 16 şüpheli hakkında da işlem yapılmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün güncel yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü belirlenen toplam 64 şüpheli tespit edilmiştir.</p>

<p>Tespit edilen şüphelilerin yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesine yönelik olarak, 13.07.2026 günü İstanbul merkezli olmak üzere 11 ilde (İstanbul 43, Muğla 2, Kocaeli 3, Tekirdağ 1, Sakarya 3, Yalova 2, Elazığ 1, Ankara 1, Kahramanmaraş 1, Bursa 5 ve Gaziantep 2) toplam 64 farklı adrese eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Operasyon sonucunda 54 şüpheli yakalanmış, 5 şüphelinin yurt dışında bulunduğunun tespit edilmesi üzerine haklarında yakalama kararı çıkarılmış, yakalanamayan diğer 5 şüphelinin ise yakalanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.</p>

<p>Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda; 1.069.310 TL, 78.800 Amerikan Doları, 6.330 Euro, 130 Sterlin ve 765 gram altın ile çok sayıda dijital materyale el konulmuş olup, ele geçirilen para ve altının toplam piyasa değerinin yaklaşık 9.700.000 TL olduğu değerlendirilmektedir.</p>

<p>Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğünce FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yürütülen ayrı bir soruşturma kapsamında;</p>

<p>Garson (K) kod adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart içerisinde EMAR (Emniyet Mahrem Analiz Raporu) kayıtları bulunan, örgütün mahrem yapılanmalarında yer alan kişilerle irtibatlı olduğu belirlenen, Bank Asya hesap kaydı bulunan, şüpheli tarihlerde hesap hareketlerinde olağan dışı artış tespit edilen, ankesörlü/ardışık aranma kayıtları bulunan ve örgütün emniyet mahrem yapılanması içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü değerlendirilen;</p>

<p>8'i aktif kamu görevlisi, 11'i özel sektör çalışanı ve 6'sının aktif SGK kaydı bulunmayan toplam 25 şüpheliye yönelik olarak 13.07.2026 tarihinde İstanbul merkezli 8 ilde (Ankara, Denizli, Giresun, Konya, Muğla, Niğde ve Sakarya) toplam 25 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.</p>

<p>Gerçekleştirilen operasyon neticesinde 25 şüpheliden 24'ü yakalanmış, firari durumdaki 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/81-ilde-feto-operasyonu-968-supheli-hakkinda-gozalti-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/gozalti-4305838061896a10e1a112.webp" type="image/jpeg" length="28473"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Mehmet Mert vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-mehmet-mert-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-mehmet-mert-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Mehmet Mert (5316) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. MEHMET MERT (5316) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>24.01.1974 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Mehmet MERT (5316) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 05.07.2026 tarihinde İzmir Dikili Salihler Köyü Mezarlığı'na defnedilmiştir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mehmet-mert.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-mehmet-mert-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mehmet-mert-1.jpg" type="image/jpeg" length="47795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk ve Sosyal Bilimler Arasında Etkileşimler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-ve-sosyal-bilimler-arasinda-etkilesimler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-ve-sosyal-bilimler-arasinda-etkilesimler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hukuk ve Sosyal Bilimler Arasında Etkileşimler</strong></p>

<p>(<strong>Interactions Between Law and Social Sciences)</strong></p>

<p></p>

<p>Hukuk disiplini çok zorlu bir yük taşımakta; profesyonel hukukçular her gün toplumdan kaynaklanan düzensiz anlaşmazlıklar ve sorunlarla başa çıkmakla yükümlü iken sosyal bilimciler de çevrelerindeki sosyal dünyayı anlamak için düzenli çerçeveler geliştirmeye yönelmektedirler. Bu bağlamda ortaya çıkan temel sorular, sosyal bilimler hukuki karar alma süreçlerinde rol oynamalı mı? Sosyal bilimlerin bugüne kadar hukuk üzerinde herhangi bir etkisi oldu mu ve olduysa, ne tür bir etki oldu? Hukuki ortamlarda sosyal bilim bilgisini kullanmanın en iyi yolu nedir? Bu sorular bağlamında ülke gerçeğine bakıldığında genelde hukuk, sosyal disiplinlerle kardeşçe ilişkilerden yoksundur. Bu durum fazlaca avukatlar/hâkimlerin kusurudur. Onlara göre, hukuki sorular, hukuk kurallarının öğreti bağlamında yorumlanması üzerine sorulardır. Akademisyenler de hukuku esasta hukuk kurallarının incelenmesi olarak görmektedirler. Ne var ki, hukuka farklı bir yaklaşım, hukuk ve diğer sosyal bilimler arasında iki taraflı temas ve trafiği ön görmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/174461173hhd-14.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Her toplumun/devletin varlık gereği ve sonucu olan hukukun işlev gördüğü <i>ethos</i>’a göre her teorik yaklaşımın hukuka farklı bir boyut getirdiği görülmekte; zaman ve mekân boyutunda hukukun değiştiğine ve günümüzde de hukukun küreselleşmesi olgusuna tanık olunmaktadır.</p>

<p><br />
İşte tüm bu sosyolojik gerçeklere karşın yargı mensubu avukatlar/hâkimler ve savcılar Mars’dan, davranış bilimcileri/psikolog/sosyal hizmet uzmanları ise sanki Venüs’ten gelmişler.<sup> </sup>İşte bu durumun başlıca nedenleri şunlardır:</p>

<p>1. Hukuk ile davranış bilimcileri farklı dilleri konuşmakta; eğitimleri farklı, inter-disipliner eğitim alanları sayısı ise çok azdır.</p>

<p>2. Bu alanlar, değerler sistemleri ekseriya çatışma içinde olan farklı dünyaları temsil etmektedir. Hukukçular için öğretiler, medeni haklar, örnek içtihat ile müvekkiline özgün bir davada arzulanan sonucu sağlamak önemli bileşenlerdir.</p>

<p>3. Hukukta, davranış bilimlerindeki sorulardan farklı sorular sorulmaktadır. Birincisi için yeterli olan bir <i>gerçek,</i> diğeri için yeterli olmayabilir. Hukukta kanıt kurallarınca<i> gerçek</i> belirlenirken, güvenirlik/<i>güvenilirlik</i>, sunulan kanıtın kabul edilip edilmemesinde önemli bir faktördür. Bunun tam karşıtı olarak, gerçeğin belirlenmesi için davranış bilimleri yöntemleri oldukça farklıdır. Bunlar deneylere, sistematik gözleme, güvenilir ve geçerli sonuçların tekrarlanabilmesine (<i>replicability</i>) dayalıdır.</p>

<p>Hukuk öğreti ve mantık temelli iken, davranış bilimleri, bilimsel metotların tatbiki ile bilimsel teorilere yapılabilecek katkı ile ilgilidir. İstatistik olasılıklar ve eşleşen belirsizlikler, ampirik metodolojiye özgüdür. Hukukta istatistik olasılıklarla değil, kanıt derecesine (o da bilimsel olmayan biçimde ve ampirik <i>tasarım</i> limitleri dışında) bakılmaktadır.</p>

<p>4. Davranış bilimleri insan davranışına odaklı teorik modeller sunarken, hukuk ender olarak davranışın deterministik açıklamasıyla ilgilenmektedir. Tam karşıtı bir yaklaşımla, hukukta davranışın otonom özgür iradeye dayalı rasyonel bir karar ürünü olduğu varsayımı egemen olmaktadır. Ne var ki, bu temel varsayım da suç işleyen akıl hastası kişilerin varlığı ile yetersiz kalmaktadır.</p>

<p>Sıralanan tüm karşıtlıklara rağmen hukuk ve sosyal bilimler arasındaki etkileşim olabildiğince varlık sergilemektedir. Hukuk sosyal bir boşlukta oluşmaz; hukuk düzeni ile sosyal düzen ilişkilidir. Yapılan düzenleme ile belli bir görevin takip edilmesi hedeflenmektedir. İşte bu nedenle, hukuk daima iki boyut (<i>legalite</i> ve <i>meşruiyet</i>) arasındaki bir uzlaşıdır. Hukuk sosyal süreçlerle yaratılmakta ve uygulamaya konulmaktadır. Aynı şekilde sosyal değişimler hukuk mühendisliği ile gerçekleşmektedir. Bu nedensel ilişkiler ötesinde hukukun aile, mülkiyet, şirket, suç ve hatta kişiyi de yarattığı görülmektedir. Şurup süz lokma tatlısı olmayacağı gibi salt hukuk olamayacağından olabildiğince “hukuk-‘ve’ler”e tanık olunmaktadır: Hukuk ve felsefe, hukuk ve tarih, hukuk ve sosyoloji, hukuk ve psikoloji, hukuk ve ekonomi, hukuk ve istatistik.</p>

<p>Sosyal bilimlerin ayırıcı özelliklerinden birincisi, sosyal bilimlerin hukuk hakkında test edilebilir hipotezler geliştirme arayışında olmasıdır. İkincisi ise, onların nötr olmasıdır. Hukuk ve sosyal bilimsel sonuçlar, analizler sağlamaktadır. Bu disiplinlerdeki uygulamacılar, “X olduğunda, özel bir kanunun vazetmenin, özel bir kanunu yürürlükten kaldırmanın ve değiştirmenin sonucu ne olacaktır?” sorusunu sorarlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup>1</sup></a></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/jhhgfg-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Hukuk ve sosyolojisi arasındaki etkileşime bakıldığında, sosyal normlar ile kanunların uygulanması; onların işlevleri ve etkileri hakkında bilgi vermekte; hukuk sisteminin, sınırları, olanakları ve toplumla etkileşimi hakkında teorilerin testine olanak sağlamaktadır. Bu bağlamda şu sorular irdelenmektedir: Toplumda bazı yasalar benimsenirken ötekileri neden göz ardı edilmektedir? Normlar ve kanunlar, sürdürülebilir bir toplum yaşamına nasıl bir katkı sağlayabilir? İnsanların hukuka neden uydukları veya uymadıkları, neden bazı ülkelerde hukuk yerine moral değerlerin daha etili olduğu, ihtilafları çözmek için formal yerine neden enformal yollara başvurdukları?<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup>2</sup></a> Öte yandan, hukuk ve psikolojiye bakıldığından her iki arasında ikiz kardeş derecesinde bir ilişki söz konusudur. Sanki ikiz doğmuşlar ve doğum sonrası birbirinden ayrılıp, yıllar sonra aynı cadde ve aynı binada aynı görevleri yaptıklarını anlamışlardır. Bir suç işlendiğinde kişinin ne derece kusurlu olduğu arayışına gidilmekte; suç işleyen kişinin akli durumuna bakılmaktadır. Adam öldürme örneği ele alındığında, bir insanın diğer bir insan tarafından öldürülmesi, salt tanımı ile (örneğin meşru müdafaa ve zaruret hali söz konusu olduğunda) bir suç oluşturmamaktadır. İşleniş şekli ile suç olmakta (<i>actus reus</i>) ise de manevi öğenin (<i>mens rea</i>) ağırlığı irdelenmektedir. Nitekim taammüden adam öldürmede kastın yoğunlaşmasına tanık olunmaktadır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup>3</sup></a> Şimdilerde de hukukta <i>terapötik yaklaşım</i> ağırlığını hissettirdiğinden bu konu da aşağıda irdelenmiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/174461173dfaa-11.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Terapötik Hukuk Yaklaşımı</strong></p>

<p>Hukukçular için problem çözmek uzman sistem yazılım paketleri (robot-hukukçular) ile oldukça kolaylaşacak ise de hukukun insanileştirilmesi bilişim teknolojisi ile şimdilik mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle, <i>terapötik jurisprudence </i>(hukuk bilimi) bağlamında hukukun potansiyel bir terapötik ajan olarak ele alınması, sistemde yer alan ajanların ellerindeki şişelere alabildikleri kadar insani sıvıların sosyal bilimler alanlarından aktarılması gerek. Sonuçları itibariyle terapötik alanda varlık gösterdikleri unutulmamalıdır. Adalet sisteminde aktörlerin verdikleri kararlar sonuçları itibariyle insanı etkilemektedir-<i>tüketici perspektifi.</i> Bu sonuç değerler bazen terapötik iken bazen de anti-terapötik olmaktadır. Unutmayın ki, aile hukuku, çocuk hukuku, çocuk suçluluğu, uyuşturucu madde bağımlısı davasına bakan hâkim sosyal çalışmacı olarak yer almaktadır. Bu konudaki ilke ve teknikleri kullanamadığında kötü bir sosyal çalışmacı olacaktır. Bu nedenle, hukuk fakültesi eğitiminde kriminoloji, adalet psikoloji seçimlik ders olmaktan çıkarılarak en azından iki dönemlik dersler konumuna getirilmelidir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup>3</sup></a> Bu gerçekleşmediğinde yargı sisteminde yer alan uzmanlarla sembolik etkileşime girebilme olanağı olmayacaktır. Yani “hukuk eğitimi insanileştirilmeli” derken, öğrencilerin şimdiye dek gayri insanı eğitildikleri söyleyerek şimşekleri de üzerime çekmek gibi bir niyetim yok. Alışkanlıklar ve gelenekler terk edilerek, arzu edilen “balance”’in tesis edilmesidir. Şimdilik balans dışılık (<i>out of balance</i>) söz konusudur. <strong>Psikoloji, adalet psikolojisi ve sosyal hizmet dersini almak iyi hâkim/avukat olmak bakımından önemlidir. </strong></p>

<p>Söylemek istediğim hukukun terapötik olabileceğidir. Verilen kararlar insanların duygusal kimliklerini/ beyin sapını derinden etkilemekte ve etki genelde de olumsuz olmaktadır. Hukuki Gerçekçilerin vurguladığı üzere disiplinler arası yaklaşım öne çıkarılmalıdır.</p>

<p>Tüm olası gelişmelere karşın <i>de facto</i> uygulamaya bakmak gereklidir: <i>Sosyal gerçeklik bizlere neler söylemektedir</i>? Sistemde anılan konulara ilişkin olarak yapılması gereken doktorların yaptığı check-up türü legal check-up’lar söz konusu olmalıdır.</p>

<p>Bu bağlamda terapötik jurisprudence’u gerekli yapan bir husus da ceza adaleti sistemine gelen süjelerin toplumsal zayiatlar olarak görülmesi; toplumsal genel ve ikincil (<i>tertiary</i>) önleyici tedbirlerle sorunu çözemediği için sisteme gelen bireylerin terapötik bir gereksinmeye ihtiyaç duymalarıdır.</p>

<p><strong>H</strong>ukukun <strong>t</strong>erapötik bir ajan olarak rolünü incelemek, hukuk ve sosyal bilimlerin birlikteliğini içeren disiplinler arası bir alandır. TH, akıl sağlığı ve etkilediği bireylerin akıl sağlığı üzerindeki kaçınılmaz sonuçları olan sosyal bir güce işaret etmektedir. TH, sosyal güç odakları olarak hukuk kuralları, usulleri ve sistemdeki aktörlerin ekseriya bilinçli veya bilinçsiz terapötik veya anti-terapötik sonuçlar ürettiğini tanımaktadır. Bu bilim dalının belirgin amacı terapötik sonuçları maksimize ederken, anti-terapötik sonuçları minimize etmektir. Bu nedenle, kişilerin psikolojik ve duygusal sağlıkları ve refahına odaklanmaktadır. Bu amaçla, daha fazla terapötik sonuçlar elde etmek üzere yasalar ve usullerin uygulanması veya reformu konusundaki öneriler ağırlık merkezini oluşturmalıdır. Bu bağlamda, sistemde hâkimler, savcılar, avukatlar, denetimli serbesti görevlileri ile kolluk görevlileri içeren aktörlerin davranışları değerlendirilmelidir.</p>

<p><i>Terapötik sonuç</i> terimi genelde sağlıklı psikolojiyi simgelemekte; stres, endişe veya tahrikten uzak veya olabildiğince azaltılmasını içermektedir. <strong>İşte yasalar, usuller ve sistemdeki aktörler belli işlevsel davranış veya düşünceleri teşvik veya beslediklerinde, kişiler için terapötik olabilirler</strong>. En dramatik örnekler olarak uyuşturucu madde bağımlısı bir suçlunun tretmanı için saiksel bir yapı ile şiddet mağduru olan kadınlar için yalnızlık hissinden kurtularak otonomluğun sağlanmasıdır.</p>

<p>Sosyal hizmet mesleği, akıl sağlığı ve sosyal bilimlerden öğeleri içeren teoriler ve uygulamalar sentezini temsil etmektedir. Nihai amacı insanlara yardım ederek onların uyum yetenekleri ve yetilerini güçlendirip artan ölçüde kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlamak ve bu süreçte çevresel engelleri azaltmaktır. Özetle sosyal bağlamda kişinin ve toplumun iyiliği/ refahı hedeflenmektedir. Bu konuda tarihsel/kültürel örnekler de irdelenmelidir.</p>

<p>Sosyal hizmet uzmanları farklı üç seviyede müvekkil sistemleri ile etkileşime girmektedirler: Mikro-bireysel, mezo-ufak gruplar ve makro-kurum ve toplumsal düzeyde değişim hedeflenmektedir.</p>

<p>Sosyal hizmet alanı, hukuk eğitimi ve uygulaması için yararlı bir bağlam sağlamaktadır. Klinik hukuk öğretimi bağlamında öğretim görevlisi ve öğrencilerin katılımı ile geliştirilecek klinik çalışmalarla klinik hukuk öğretim görevlisi, sosyal hizmet değerleri, ilkeleri, kavramları ve tekniklerini uyulama olanağı bulabileceklerdir. Bu doğrultuda Türk Yargı sisteminde <i>terapötik bir yargıya</i> doğru ciddi bir adım atılmış olacaktır.</p>

<p>Terapötik yargının temel yaklaşımı, hukukun etkilenen bireyler için adalet ve öteki ilgili normatif değerlerle tutarlı terapötik sonuçlar geliştirmesi esas olmalıdır. Bu bağlamda bilimsellik adına tek bir normatif bağlam yerine yarışan değerler olabileceği göz ardı edilmemekle beraber yargıya özgü durumlar bakımından belirli koşullar tahtında nasıl davranılması gerektiği hususu belirlenmelidir. Yinelersek, bunun en somut hali ceza adaleti sistemi ve psikoloji arasındaki ilişkide somutlaşmaktadır. Her iki arasında ikiz kardeş derecesinde bir ilişki söz konusudur. Sanki ikiz doğmuşlar ve doğum sonrası birbirinden ayrılıp, yıllar sonra aynı cadde ve aynı binada aynı görevleri yaptıklarını anlamışlar. Bir suç işlendiğinde kişinin suçlu olduğunu ne belirlemektedir? Suç işlendiğinde ceza adaleti sürecinde kişinin ne derece kusurlu olduğu arayışına girilmekte; suç işleyen kişinin akli durumuna bakılmaktadır. Adam öldürme örneği ele alındığında, bir insanın diğer bir insan tarafından öldürülmesi, salt tanımı ile bir suç (örneğin meşru müdafaa ve zaruret hali) oluşturmamaktadır. İşleniş şekli ile suç olmakta; manevi öğenin ağırlığı irdelenmektedir.</p>

<p>İşte terapötik yargı alanında psikolojik açıdan <strong>hassas/duyarlı alanlar</strong> kavramı öne çıkmaktadır. Bu kavram Batıda legal açıdan hassas noktaları önleyici hukuk fikrinden neşet ederek gelişme gösterdi. Hassas/duyarlı alanlar potansiyel hukuki ihtilafları içeren alanlardır. Sosyal hizmet anlayışıyla hareket eden proaktif bir hukuk ajanı/avukat bunları tahmin, planlama, düzeltme ve minimize etmeye çalışmalıdır. Psikolojik hassasiyet özellikle aile hukuku gibi maddi hukuk alanlarında oldukça fazladır. Bu bağlamda en hassas olanı ise çocuk refahıdır.</p>

<p>Hukuk fakültelerine artık topluma hizmet etmesi fikri ve sosyal adalete adanmışlığı öğrencilerin bilincinde yer ettirmesi egemen olmalıdır. Bu doğrultuda çocuk refahına ilişkin olarak çocuk<i> hukuku</i> öğretiminde, ekonomik açıdan sağlıksız koşullarda olan çocuklar ve aileler gibi riskli nüfusun yaşamlarını geliştirme hedef alınmalıdır. Doğası gereği disiplinler arası bir konumda olan çocuk ve aile hukuku, çocuğun (velayeti ve üstün menfaati/best interest gibi) meseleleri içeren alanlarda sosyal hizmet gibi alanlardan edinilmiş bilimsel verilere dayalı olmak zorundadır.</p>

<p>Bu konulara ilişkin olarak öğretim ve uygulama arasındaki ilişkiye odaklanan ve öğrencilerin nasıl tecrübi öğrenim kazanabilecekleri konusunda sayısız yayına tanık olunmaktadır. Bu doğrultuda karakolda krize müdahale timleri/grup çalışmaları/uygulamaları/uzlaşma modelleri/mağdurun zararının karşılanması/yetenek geliştirme programları; etik sorunlar örneğin sır saklama(<i>confidentiality</i>) karşıtı güvenlik/ıslah karşıtı güvenlik düşüncesi devreye girmektedir. Sonuçta amaç sosyal adaletin gelişmesine katkıda bulunmak; bu konuda kolektif bir bilinç yaratılmasıdır. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">4</a></p>

<p>Pedagojik amaçla yinelersek, altmış yıllık tecrübemin sergilediği üzere, derslerdeki çeşitlilik (temel dersler) yelpazesi yerine derinlik kazanımına öncelik vermek isteyen bir hukuk fakültesi geleneksellik kıskacında kalarak daha esnek bir sistemi sebepsiz yere göz ardı etmektedir. Örneğin ticaret hukuku, aile hukuku ve iş hukukuna eğilen bir kişi için temel derslerden bir kısmının programdan çıkarılması halinde hiç de endişe verici bir durum söz konusu olmamalıdır. Kuşkusuz, hukuk eğitimindeki temel dersler diğer hukuk konularından daha fazla özel değildirler. Çoğu derslerin, muhtevası geniş ölçüde unutulan ezberleme ve hatırlama egzersizi ile sınırlı kaldığı unutulmamalıdır. Önemli olan gelecekteki hukuk uygulaması için nelerin <i>sine qua non</i> olduğunu saptamak; esnek/ modüler bir sistem sunabilmek- tir. Öte yandan, hukuk eğitiminin ne türden bir bilinçlenmeye odaklandığı da (adalete mi, yoksa taraf savunulmasına odaklı oyuna) irdelenmeli; hukuk fakültelerinde klinik hukuk eğitimine ivedilikle geçilmelidir. Kuşkusuz, sosyal hizmet alanı, hukuk eğitimi ve uygulaması için yararlı bir bağlam sağlamaktadır. Klinik hukuk öğretimi bağlamında öğretim görevlisi ve öğrencilerin katılımı ile geliştirilecek klinik çalışmalarla klinik hukuk öğretim görevlisi sosyal hizmet değerleri, ilkeleri, kavramları ve tekniklerini uyulama olanağı bulabileceklerdir. Bu doğrultuda Türk Yargı sisteminde <i>terapötik bir yargıya</i> doğru ciddi bir adım atılmış olacaktır. Bu doğrultuda etkilenen çocuklar ve ailesi için hizmetlerin yürütülen yargısal sürecin daha terapötik olmasını sağlamak üzere <i>aile sistemleri</i> yaklaşımı öngörülmelidir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">5</a></p>

<p>Klinik çalışmada müvekkil ve öğrenci için terapötik olacak şekilde sorunlara yaklaşılmalıdır. Bu doğrultuda iyi yerleşmiş sosyal hizmet uygulamalarından “müvekkilin bulunduğu konumdan” işe başlanılmalıdır.</p>

<p>Sorunu anlamak ve uygun bir çözüme doğru bir strateji geliştirmek sürecinde de;</p>

<p>1. Devam eden değerlendirme ile edinilecek sorunları belirlemek;</p>

<p>2. Bu sonuca uyarlı sosyal hizmet ilke veya tekniğini uygulamak söz konusu olmalıdır.</p>

<p>Sosyal hizmet uygulamalarını temellendiren teoriler, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, insan biyolojisi ve siyaset biliminden edinilmiştir. Bu disiplinler sosyal çalışmacıya insan davranışı, gelişmesi, akıl sağlığı, aile ve grup dinamikleri, kültürler ve siyasal süreçleri anlama yetisiyle ekolojik değerlendirmeler sonucu beliren sistem seviyesinde müdahaleye elvermektedir.</p>

<p>Aşağıdaki şekilde daire merkezine sosyal hizmet alındığında, ilişkili olduğu alanlar gereği hukuk merkeze alındığında da ilişkili bulunduğu alanlarla etkileşim göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde şu tablo değişmeyecektir: Mükemmel bir düzenlemenin, onun paradigmasını algılayamamış, onunla duygudaşlık kuramamış bir uygulama tarafından gerçeğe dönüştürülmesi, beklentileri realize etmesi mümkün görülmemektedir. Savcılık (sağ el), “sosyal sorunlar” ile ilgilenen aktör ve organların oluşturduğu sol elin ne yaptığını bilmek istemiyor mu? J.P. Satre’ın söylediği gibi, kötü niyeti, kişinin kendisine yalan söylemesi olarak tanımlarsak, burada da söz konusu olan, kurumsal kötü niyet midir?</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/1744611737saw1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>İşte yargı mesleğine özgü adalette, fair-play ve ahlakiliği geliştirmeyi de içeren temel profesyonel yetenekler ve değerler de önem kazanmakta; aile dinamikleri ve insan gelişimi ön plana çıkmaktadır. Hukuk öğrencileri bunlara yabancı kalmamalıdır.</p>

<p><strong>Aile Yapısı ve İşlevi</strong></p>

<p>Bireyleri anlamak için aile yapısı ve işlevine odaklanılmalıdır. Bu bağlamda <i>aile sistemler teorisi</i> önem kazanmaktadır. Bu teoriye göre, kişiyi, anlamanın biricik yolu bireye aile içinde bakılması ve aile içindeki etkileşimin anlaşılmasıdır. Bu teori çocuğun menfaatini/yararını anlama özel yöntemidir. Bu teoride iki önemli ve özgün kavramdan biri “karşılıklı etkileşim”, ötekisi, “sorumluluk paylaşımı” dır. Aile etkileşimli ve dinamik bir sistem olarak, bireyin davranışını da içermek üzere vuku bulan her şey bir şekilde aileye izafe edilmektedir. Bu yaklaşım/kavram, her aile bireyinin olan her şeyden ve aile üyelerinin işlevlerinin geliştirilmesi açısından önemli olduğuna vurgu yapmaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">6</a></p>

<p>Aile sistemleri düşüncesi, “niçinler” yerine “nelerdir” üzerine odaklanıp, mevcut işlevi tasvir etmeye yönelmekte; geçmişe ve ailenin bir iç görüsü olup olmadığına odaklanmaktadır. Bu teorik yaklaşımda, ailede var olan patolojiden çok potansiyelin/güçlerin belirlenmesine vurgu yapılmaktadır. Bu teoride egemen olan felsefe, kişilerin kısıtlamalar kaldırıldığında kullanılmamış veya kapasite altı kullanılmakta olan yeteneklerin ve kaynakların mobilize edilmesidir.</p>

<p>Terapötik yargı süreci için avukatından yardım talebinde bulunan müvekkilin, bu yardımı kabullenmek için gerekli adımları atması, sosyal hizmete havale edilenin direnç göstermemesi, müvekkilin değişim için hazır olması gibi unsurlar da göz ardı edilmemelidir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">7</a></p>

<p><strong>Adli Hata Bilinci</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hatalı mahkumiyetler şimdilik yeterli kamusal bilinçten yoksun olarak, halen toplumsal radar kapsamı dışında seyretmektedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">8</a> Bu tür hataları azaltmanın tek yolu önleyici yasal düzenlemeler olmayıp, adli yönergeler, etik kurallar ve eğitim olabilir. Ceza adaleti reformuna bel bağlandığında, bunun uzun soluklu bir proje olacağı da unutulmamalıdır. Sonuçta başarısızlığın bedelini ne Ankara’daki siyasetçiler ne de savcılar ve hâkimler değil, adli hataların mağdurları ve halkın hukuk sistemine güvensizliği ile ortaya çıkan zararla ödenecektir.</p>

<p>İşte olası adli hataları en aza indirgemek amacıyla geliştirilecek projede yer alacak beş değişken aşağıda sergilenmiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/agagrg.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Entegre Ceza Adaleti Modeli</strong></p>

<p>Yukardaki modelde ilişkili beş alan olası adli hataları sergilemektedir. Merkezde yer alan “siyaset alanı” öteki alanlarla çevrelenmiştir. Psikoloji ve bilim alanlarına ayrıca yer verilerek tüm adalet sisteminin algısal ve öteki önyargılardan haberdar olmasına işaret edilmektedir. Her iki alan da kanıta dayalı delil saptama arayışında referans olmaktadır. Adli hataların önlenmesi açısından bilimsel bulgular, adli hatalara özgü hataların başında gelen görgü tanığı ifadelerinden daha fazla önemsenmelidir. Bu modelin altında yatan teori, adli hatalı mahkûmiyet nedenlerinden her biri keşfedilip giderildiğinde hatalı mahkûmiyet sorunu kalmayacaktır. Her alan kendi içinde dava sonuçlarına etkili olan kurumlar, işlevler, personel, düzenleyici kavramlar, ideolojiler ve idealleri barındırmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kuşkusuz, kurumları çoklu sosyolojik perspektiflerden anlamak, işlevleri ve başarısızlıklarıyla eleştirel bir şekilde ilgilenmemizi sağlar. Karmaşık, hızla değişen bir dünyada, kurumlar <strong>geleneği</strong> yenilikle, <strong>düzeni</strong> adaletle ve <strong>sürekliliği</strong> de reformla dengelemelidir. Toplumun aktif üyeleri olarak, kurumlarla yalnızca pasif yararlanıcılar olarak değil, <strong>değişim ajanları</strong> olarak da etkileşim kurulmalıdır.</p>

<p>Kanunlar boşlukta var olamaz; insan davranışlarını, toplumsal normları ve kültürel gerçekleri yansıtmalıdır. İşte hukuk ve sosyal bilimler arasındaki etkileşim, çok boyutlu bir sosyo-hukuk ağı oluşturmaktadır. Geleneksel hukuk çalışmaları (hukuk dogmatiği) yalnızca iç kurallara odaklanırken, sosyal bilimler yasaların gerçekte nasıl işlediğini incelemekte ve bu kesişim, hukuk sistemlerini değerlendirmek ve mevzuatın modern sosyal değişimlere uyum sağlamasını sağlamak için ampirik yöntemler sunmaktadır. Hukuk ve sosyal bilimler arasındaki nihai köprü, adaletin peşinde koşmaktır. Hukuk mekanizmayı sağlarken, sosyal bilimler bir kanunun/ uygulamasının adil olup olmadığını ölçmek için etik ve ampirik bağlamı sunmaktadır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">9</a> Yalnız, toplum gibi sosyal bilimler de dinamik bilimlerdir. Toplumlar geliştikçe vizyonlar da değişmektedir. Buradaki ciddi soru, vizyonların teoriler için test edilebilecek veya dogmaların sergilenmesi için bir temel oluşturup oluşturamayacağıdır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">10</a></p>

<p>Özetle, hukuk, genel olarak sosyal bilimler için çok önemli bir konudur; siyaset bilimi, sosyoloji, kriminoloji, ekonomi ve diğer sosyal bilimlerin hukukla açık bağlantıları vardır. Bu disiplinlerin öğrencileri bu bağlantıları anlayabilmeli ve hukuki ihtilaflara çeşitli bakış açılarından yaklaşabilmelidir.</p>

<p>Sosyal bilimler, kuşkusuz, hâkimlerin çevrelerindeki toplumun yönlerini "algılamalarına ve ifade etmelerine" ve hatta belki de o toplumun sınırlarında ortaya çıkabilecek bir şeyi "sağduyu" olarak anlamalarına yardımcı olmada rol oynayabilir.</p>

<p>“<strong>Önleyici adalet, aklın her ilkesi gereği, insancıl ve doğru bir siyasettir ve her bakımdan ‘cezalandırıcı adalete tercih edilir</strong>.”</p>

<p>William Blacstone, <i>Commentaries on the laws of England</i></p>

<h3><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></h3>

<h3><span style="color:#999999">-----------</span></h3>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Bkz.J.R.Macey. “Law and the Social Science” (1997). Faculty Scholarship Series, Paper 1451. A.B.D’de varlıklı bir bayanın kırmızı ışıkta geçerek neden olduğu kaza ve olay yerini terk suçu nedeniyle hâkimin sosyal bilimler bilinci ile yürüttüğü duruşma için bkz. Arrogant Millionaire CEO's Daughter Mocks Judge Caprio, Gets Maximum Sentence INSTANTLY <strong>YouTube</strong> http://digitalcommens.law.yale.edu/fss-papers/1451 </span><a href="https://www.hukukihaber.net/toplumsal-degerler-analizi-yucel" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Toplumsal-Değerler-Analizi</span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> M.T.Yücel. <strong>Hukuk Sosyolojisi</strong>, 5.bası,2017. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sosyolojik-akil-ve-hukuk-sociological-mind-and-law" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Sosyolojik-Akıl-ve-Hukuk</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. G.Tahincioğlu. Yüzleşme-Yargıtay Ceza Genel Kurulu'ndan skandal emsal karar: Hatice Kaçmaz önce bıçakla, sonra katile 'indirim'le katledildi! <strong>T24 </strong>(13/03/2022).</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. S. Yumak. “Kriminoloji ve Ceza Hukuku: Hukuk Fakültelerinde Kriminoloji Öğretiminin Faydaları ve Türkiye’deki Güncel Durum” <strong>TAAD, </strong>Temmuz 2015, S.22, Yıl. 6, ss.549-585.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><a name="_Hlk233178204"><span style="color:#999999"> </span></a><span style="color:#999999">Sosyal adalet, toplumda kaynakların, fırsatların ve ayrıcalıkların adil dağılımını ifade etmekte, toplumun sosyal kaynaklarını nasıl dağıttığı konusunda adaleti vurgulamaktadır. Sosyal adaletin en ünlü incelemelerinden biri John Rawls'ın <strong>Adalet Teorisi</strong> (1971) adlı eseridir. Rawls "adalet olarak eşitlik" vizyonunu ortaya koymuştur.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Türkiye’de hukuk bilinci için bkz. M. Şenocaklı “Ergenekon davasında aftan başka çözüm yok”-Prof. S. Selçuk’la söyleşi <strong>Vatan</strong> (17/12/2012 ve 18/12/2012). Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. “Hukuk Eğitimi Üzerine Sosyo-Juridik Bir İnceleme-Yeni Ufuklar” <strong>Ceza Adaletine Özgün Sorunlar</strong>, Adalet, 2023, ss.287-324; Mustafa T. Yücel. “Hukuk Eğitiminde Klinik Çalışma” <strong>Yargı Sistemi Üzerine Denemeler</strong>, Seçkin, 2019.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> J. Bentham önleyici adaleti vurgulamak üzere <strong>Anayasa Kodu</strong> adlı eserinde suçluluğu ve felaketi önlemek üzere “Önleyici Hizmetler Bakanlığı” kurulmasının araştırılmasını önermişti. J.Bentham. <strong>Constitutional Code</strong>, 1830, s.213. Bentham, panoptik cezaevi mimarisi planları dışında güvenliği, çevresel tasarım ve risk azaltılması projesi olarak daha kapsamlı olarak kavramlaştırdı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. E. Richardson, P.Spencer ve D.Wexler. “The International Framework for Court Excellence and Therapeutic Jurisprudence: Creating Excellent Court and Enchancing” 25 <strong>Journal of Judicial Administration</strong>, 2016, ss.148-166.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Hatalı mahkumiyetleri önlemek üzere ceza adaleti sistemi masum sanıkları nasıl belirleyebilir sorusu için bkz.<br />
Jon B. Gould, Julia Carrano, Richard Leo, Joseph Young. Predicting Erroneous Convictions: A Social Science Approach to Miscarriages of Justice. Document No.: 241389, February 2013; B.E.Turvey ve C.M.Cooley.<br />
<strong>Miscarriages of Justice-Actual Innocence, Forensic Evidence and the Law</strong>, Elsevier, 2014; M.Naughton.<br />
<strong>Rethinking Miscarriages of Justice-Beyond the tip of the Iceberg</strong>, Palgrave, 2007.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Hâkimler iki tür hata yapabilmektedir:</span></p>

<p><span style="color:#999999">1. Masum bir sanığın mahkûm olması, kuşkusuz, ilgili kişiye karşı ciddi bir adaletsizlik olduğu gibi toplum gerçek suçlunun yeniden suç işlemesi riski altındadır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2. Bir sanığın beraat etmesi de mağdurlara veya yaşayan yakınlarına karşı adaletsizlik olduğu gibi toplum yine gerçek suçlunun yeniden suç işlemesi riski altındadır (Yazarın notudur).</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Law and The Social Sciences</strong> edited by Leon Lipson and Stanton Wheeler, New York, 1986.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel.</span><a href="https://www.hukukihaber.net/sosyolojik-acidan-hukuk-bilimi-sociologically-informed-jurisprudence" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Sosyolojik-Açıdan-Hukuk-Bilimi</span></a><span style="color:#999999"> ; </span><a href="http://hukukihaber.net/sosyal-adalet-ve-ceza-adaleti-social-justice-and-criminal-justice" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Sosyal-Adalet-ve-Ceza-Adaleti</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-ve-sosyal-bilimler-arasinda-etkilesimler</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="38364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suç Örgütüne Üye Olma Suçu Ne Zaman Oluşur? TCK m.220 Kapsamında Güncel Yargıtay Kararlarıyla Hukuki Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutune-uye-olma-sucu-ne-zaman-olusur-tck-m220-kapsaminda-guncel-yargitay-kararlariyla-hukuki-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suc-orgutune-uye-olma-sucu-ne-zaman-olusur-tck-m220-kapsaminda-guncel-yargitay-kararlariyla-hukuki-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüte üye olma suçu, uygulamada en fazla tartışılan suç tiplerinden biridir. Örgüt üyeliğinin oluşabilmesi için yalnızca örgüt mensuplarıyla irtibat kurulması veya aynı çevrede bulunulması yeterli değildir. Failin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olması, örgüt iradesine bağlı hareket etmesi ve bu ilişkinin somut delillerle ortaya konulması gerekir. Yargıtay kararlarında organik bağ, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütleri belirleyici kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Organize suçlarla mücadele kamu düzeninin korunması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte örgüt üyeliği suçunun geniş yorumlanması, masumiyet karinesi ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkeleri bakımından sakıncalar doğurabilir. Bu nedenle mahkemeler, her somut olayda örgüt üyeliğinin kanuni unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrı ayrı değerlendirmek zorundadır.</p>

<p><strong>1. TCK m.220'nin Amacı</strong></p>

<p>TCK m.220, henüz işlenmemiş suçların önlenmesini amaçlayan bir tehlike suçudur. Kanun koyucu, belirli bir organizasyon içinde suç işlemeyi hedefleyen yapıları cezalandırarak kamu güvenliğini korumayı amaçlamıştır. Her birlikte hareket eden kişi topluluğu örgüt sayılmaz; devamlılık gösteren bir organizasyon ve suç işleme amacı bulunmalıdır.</p>

<p><strong>2. Örgüt Üyeliğinin Unsurları</strong></p>

<p>Örgüt üyeliği bakımından ilk şart, fail ile örgüt arasında organik bağ bulunmasıdır. Organik bağ, geçici bir ilişkiyi değil, örgütün disiplini içinde devam eden aidiyeti ifade eder. İkinci şart, failin hiyerarşik yapıya bilerek katılmasıdır. Talimat alma, görev üstlenme veya örgütsel faaliyetlere düzenli katılım bu değerlendirmede önem taşır. Üçüncü olarak faaliyetlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstermesi aranır. Tek bir olay çoğu zaman üyelik için yeterli görülmez.</p>

<p><strong>3. Hangi Davranışlar Tek Başına Yeterli Değildir?</strong></p>

<p>Yargıtay uygulamasında yalnızca telefon görüşmeleri, aynı ortamda bulunmak, akrabalık veya arkadaşlık ilişkisi, ticari ilişki ya da sosyal medya üzerinden iletişim kurulması tek başına örgüt üyeliğini ispatlayan deliller olarak kabul edilmemektedir. Bu tür olgular ancak diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanabilir.</p>

<p><strong>4. Delillerin Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Örgüt üyeliği davalarında dijital materyaller, iletişim kayıtları, tanık beyanları ve fiziki takip tutanakları birlikte değerlendirilir. Ancak hiçbir delil tek başına mutlak kabul edilmez. Mahkemenin görevi, deliller arasında örgütsel bağlılığı ortaya koyan tutarlı bir bütünlük bulunup bulunmadığını incelemektir.</p>

<p><strong>5. Etkin Pişmanlık</strong></p>

<p>TCK m.221 uyarınca örgütten kendi iradesiyle ayrılan ve yetkili makamlara örgütün yapısı ile faaliyetleri hakkında soruşturmayı ilerletecek nitelikte bilgi veren kişiler hakkında cezada indirim veya kanuni şartları varsa cezasızlık uygulanabilir. Etkin pişmanlık için verilen bilginin gerçek, doğrulanabilir ve somut katkı sağlaması gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Suç örgütüne üye olma suçu ağır sonuçlar doğurduğundan, mahkumiyet kararı ancak kanuni unsurların kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanması halinde verilebilir. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı, salt irtibatı yeterli görmeyip organik bağ, hiyerarşik yapı ve süreklilik kriterlerini birlikte aramaktadır. Bu yaklaşım, hem örgütlü suçlarla etkin mücadeleyi hem de temel hak ve özgürlüklerin korunmasını dengeleyen bir anlayışı yansıtmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutune-uye-olma-sucu-ne-zaman-olusur-tck-m220-kapsaminda-guncel-yargitay-kararlariyla-hukuki-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="98912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAK ARAMA KÜLTÜRÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hak-arama-kulturu-dasli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hak-arama-kulturu-dasli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>“<i>Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer</i>.”</p>

<p><i>P. DRUCKER</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>A. </strong><strong>GENEL OLARAK</strong></p>

<p>Toplumun ihtiyaçlarına uygun gelişmiş bir hukuk sistemi inşası, ancak hak arama kültürünün gelişmesi ile mümkündür. Gelişmiş hukuk sistemi, her bir vatandaşın, kurallara uyarak ve hakkını arayarak ördüğü devasa kurşun geçirmez bir örümcek ağıdır. Aranmamış her hak ve ihlal edilmesi bir yol haline gelmiş her kural, kimi ne zaman mağdur edeceği belli olmayan kör kurşunlardır.</p>

<p></p>

<p>Mutlaka denk gelmişsinizdir, “<i>avukatım</i>” dediğinizde; “<i>bizim avukatlık işimiz olmaz</i>” cevabına. Bunu bir övünç kaynağı olarak görüp gururla söyleyenler olduğu gibi bu tavra kutsallık atfedip başına “<i>çok şükür</i>” ekleyeler de vardır.</p>

<p></p>

<p>Daha insaflı ve belki hayatın gerçekleriyle yüzleşmiş olanlar ise, “<i>mahkemeye işim düşmesin ama mahkemesiz de kalmayalım</i>” derler. Her ne kadar mahkemenin adını duymak sokağından geçmek istemeseler de mahkemelerin yokluğunun daha beter bir durum olduğunu dile getiren bir tavırdır bu.</p>

<p></p>

<p>Mahkemeleri sadece kaşık çatlı, somurtkan suratlı insanların doldurduğu bunaltıcı bir mekan olarak imgeleyen bu düşünüş şekli mahkemelerin asıl fonksiyonunu anlamaktan oldukça uzaktır.</p>

<p></p>

<p>Bu yaklaşıma sahip olanlar sadece vatandaşlar değil. Hukukçuların birçoğu da mahkemeye yolu düşmeyen insanları “<i>şanslı insan</i>” olarak görüyor. Ayrıca, avukatlık mesleğinin, ücretsiz hizmet alma fırsatçılığına maruz kalmaktan bıkmış bir meslek olduğu da herkesin malumudur. Maalesef, meslektaşlarımızın yolu adliyeye düşen vatandaşlarımıza bakış açısını da bu fırsatçılık tutumu şekillendiriyor.</p>

<p></p>

<p>Dahası, hakimlik ve savcılık görevi icra eden hukukçular da bazen dava sayısının ve iş yükünün aşırı derece artması endişesi ile yeni konuların dava edilmesine sıcak bakmıyorlar. Halbuki, bir konunun dava edilmemesi aynı zamanda hakim ve savcıların o konuyu tartışmasını engelleyen bir husustur. Yeni gelişen alanlarda, mevzuatın statik yapısı toplumsal ihtiyaçların gerisinde kalmaktadır ve bu boşluk ancak yargısal süreçlerin işletilmesi ile doldurulabilir. Üstelik, yargıçlık mesleğinin asıl sanatını konuşturacağı yer de tam burasıdır. Bu nedenle, yeni veya farklı özellik arz eden davalar, hakimlerin meziyetlerini sergilemeleri için de büyük bir fırsat alanı sunar.</p>

<p></p>

<p><strong>B. </strong><strong>UYGARLIK TARİHİ AKSİNİ GÖSTERİYOR</strong></p>

<p>İnsanlık tarihinin gösterdiği gerçeklerden biri de her hayat deneyiminin sadece onu yaşayan tarafından algılanabilen yönlerinin olduğudur. Bu nedenle, insani deneyimlerin hukuk sistemine yansıtılması hayati öneme sahiptir. Aksi takdirde, hukuk ile hayat arasındaki makas giderek açılır ve neticede birbiriyle bağdaştırılması mümkün olmayan “<i>gereklilikler</i>” ortaya çıkar.</p>

<p></p>

<p>İnsan deneyimleri ile uyumlu yaşanabilir bir sisteme sahip olabilmemiz için her birimizin mahkemelere intikal ettirmesi gereken meseleler vardır. Eğer bu meseleleri mahkemelere intikal ettirip adil bir kriter üretilmesi için efor sarf etmezsek, aynı sıkıntıları yüzlerce insan yaşamaya devam eder.</p>

<p></p>

<p><strong>C. </strong><strong>SİSTEM İNŞA ETMEK VE VATANDAŞLIK</strong></p>

<p></p>

<p>Sistem inşa etmek de mi vatandaşın meselesi, o zaman meclis niye var? Dediğinizi duyar gibiyim. Elbette, meclisin temel görevi yasama faaliyetidir ve dolaysıyla ihtiyaç olan kuralları koymak ve gerekli yasaları çıkarmaktır. Fakat, mesele bu kadar basit değil!</p>

<p></p>

<p>Hiçbir insan ve hiçbir uzman, tüm ihtimalleri hesaba katamaz. Hukuk normları da tıpkı bir insanın doğup büyümesi gibi olgunlaşarak meydana gelir. Söz gelimi, şuan yapay zeka ile ilgili temel bir kanun metni yok. Çünkü, yapay zekanın riskleri, yaşatabileceği farklı ihtimaller ve sorunlar henüz yeterince öngörülebilir değil. Şu ana kadar yapay zeka ile ilgili yapılan hukuki çalışmalar ve kodifikasyonlar tıpkı bir bebek gibi emekleme çağında. Yapay zekaya ilişkin sorunlar, ne kadar hızlı şekilde mahkemelere intikal ettirilirse ve ne kadar verimli tartışmalar yapılırsa, o kadar etkin bir yapay zeka hukukumuz olur. İşte bu yüzden, hukuki meselelerin de tıpkı bir insan hayatı gibi bir “<i>olgunlaşma sürecinden</i>” geçtiğini bilmek ve hukuki konuları değerlendirirken olgunlaşma süreçlerini de dikkate almak gerekir, tıpkı bir insanı değerlendirirken onun yaşını ve mesleki tecrübesini dikkate aldığımız gibi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>D. </strong><strong>YARGILAMA SORUNUN TARTIŞMASINI SAĞLAR</strong></p>

<p></p>

<p>Bir ülkenin ve hatta dünyanın, bir konuda sağlam bir fikre varabilmesi, o fikrin etkin, derinlikli ve objektif bir şekilde tartışılmasına bağlıdır. Burada tartışma kavramından kastımız, bir meselenin fikri olarak “<i>kritik</i>” edilmesidir, yoksa ülkemizde neredeyse her önemli meselenin çözümsüzlüğe terk edilmesine yol açan “<i>polemik yöntemi</i>” değildir. Görüş ayrılıklarının derinleşip taraftarlığa dönüştüğü aşamadan sonra objektif bir şekilde fikir çarpışması(tez-antitez) yaşanmasını beklemek gerçekçi olmaz.</p>

<p></p>

<p>O halde, adil bir hukuki norma ihtiyaç duyulan her meselenin hukuki muhakemenin adresi olan mahkemelere taşınması ve verimli bir tartışmaya(<i>kritiğe</i>) tabi tutulması, gelişmiş ve sağlam bir hukuk sistemine sahip olabilmemizin yegâne yolu ve yöntemidir.</p>

<p></p>

<p>Aksi takdirde, sorular cevapsız ve toplum hukuksuz kalır. Bir toplumsal meselenin kurallara bağlanması ve öngörülebilir hale gelmesi ancak davalarla mümkündür. Bunun en tipik örneklerinden biri kira hukukudur. Gerçekten kira sözleşmeleri çok fazla dava konusu olduğu için zengin bir içtihat birikimi mevcuttur. Bu nedenle, bir kiracı ya da kirayaveren hukukçulara danıştığında sorularına detaylı ve tatmin edici cevaplar alabilir, aldığı cevaplara göre tutumunu belirleyebilir. Böylece, kira ilişkisini minimum problemle ve maksimum fayda ile yönetme imkanı bulur. Daha önemlisi, gereksiz kavgalara ve lüzumsuz münakaşalar girip yıpranmaktan kurtulur. Oysa, sorunlarına hukuk içerisinde cevap bulamayan veya etkisiz cevaplar bulan bir kişi, kira ilişkisinin psikolojik yükünü taşımaya devam eder ve maalesef bu yükü artık taşıyamadığı noktada da “<i>istenmeyen vakalar</i>” yaşanır. İstenmeyen vakalar yaşandığında ise “<i>mahkemeye gitmek</i>” bir tercih olmaktan çıkıp bir “<i>mecburiyet</i>” haline gelir.</p>

<p></p>

<p><strong>E. </strong><strong>YARGILAMA KONUSU OLMAYAN MESELELER </strong></p>

<p></p>

<p>Söz gelimi, iş hukuku uygulamasında bayan personellerin “<i>süt izni</i>” haklarına dair birçok hukuki problem ortaya çıkar. Fakat ne içtihatlarda ne de doktrin de bu problemlere yanıt olabilecek bilgiler ve kriterler bulunamaz. Çünkü, süt izni hakkı neredeyse hiçbir zaman bir davaya konu olmaz. Davaya konu olmadığı için de hakkında hukuki düşünceler üretilmez, içtihatlar bulunmaz ve bilgi temin edilemez. En kapsamlı iş hukuku kitaplarında bile süt izni konusu birkaç sayfa ile sınırlıdır. Halbuki, süt izni hakkı hem bebek için hem de anne için çok önemlidir. Dolayısıyla toplumsal hayat açısından çok önemli bir konudur. Ama bu konun mahkemelerde tartışılmasına elverişli bir olgunluğa sahip olmadığımız için hakkında hukuk normu üretilmesi de beklenemez. Neticede, hukuksuz ve sistemsiz kalan bir konu on binlerce bebeği ve anneyi mağdur eder ve etmeye devam eder. Oysa, bir personel süt izni için mahkemeye başvurduğunda aslında işverenine karşı bir eylemde bulunmuş olmaz. O, kendi sorununa hukuki çözüm isteyen bir bireydir ve bunun son derece doğal karşılanması gerekir.</p>

<p></p>

<p>Bugünkü hukuk bilinci seviyemiz ve olgunlaşma düzeyimiz itibariyle, bir personelin hem çalıştığı firmaya dava açması hem de orada çalışmaya devam etmesi tuhaf görünüyor olabilir. Ancak, hak arama temelli davranışların desteklenmesi ve teşvik edilmesi herkes için fayda sağlayan bir kamu menfaatidir. Zira, yarın işveren yahut yakınları da aynı sorunu bir başka firma ile yaşayabilir ve hukuki bir çözüme ihtiyaç duyabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>F. </strong><strong>HAK ARAMA KÜLTÜRÜ BİR ÜTOPYA MI?</strong></p>

<p></p>

<p>Bu makalede anlatılan konular çok ütopik görünebilir. Çünkü, tamamen para kazanma odaklı bir iktisadi sistemin içerisinde yaşıyoruz. Dolayısıyla maddi bir menfaat sağlamadıkça kimse hukuku ve sistemi umursamıyor. Üstelik, iktisadi koşulların bu kadar zorlu olduğu bir ortamda kimseden hak arama kültürü inşa etmesini, hukuk sisteminin gelişimine katkı sağlamasını bekleyemeyiz!</p>

<p></p>

<p>Hak arama kültürü inşa etmek ve sistemin gelişimine katkı sağlamak, bir “<i>iktisadi değer</i>” olarak tanımlanırsa durum değişebilir. Söz gelimi, icatların önünü açan gelişme, icat etme faaliyetinin bir “<i>ekonomik değer</i>” olarak tanımlanması ve ona bir hukuki statü(<i>patent</i>) verilmesi ile gerçekleşmiştir. Dolayısıyla hukuk üretiminin devamı için de benzer formüller düşünülebilir.</p>

<p></p>

<p>Esasen, yapay zekâ ile birlikte bugün avukatlık piyasasında kazanç kaynağı olan dava türlerinin çoğunun biteceği de tahmin edilmektedir. Ancak yapay zekâ insan ilişkilerini ortadan kaldırmayacaktır, aksine farklı bir boyuta taşıyacaktır. Bununla birlikte insan ilişkileri yeni ihtilaflar üretmeye devam edecektir. Uzun sözün kısası, yapay zeka alanında yaşanan gelişmeler de artık standart bir bakış açısından çıkıp yeni bir vizyon ile hak arama meselesini ele almamızı zorunlu kılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>G. </strong><strong>HUKUK İNŞASI DESTEKLENMESİ GEREKEN BİR ÜRETİM FAALİYETİ</strong></p>

<p></p>

<p>Belki, bu tarz konularda başvurusu ile aslında sisteme katkı sunan ve hukuk inşa edilmesini sağlayan kişilere de bir “<i>devlet teşviği</i>” verilmesi düşünülebilir. Nasıl ki, sporda başarı gösteren bir kişiye teşvik veriliyorsa, belli sektörlerde girişimcilere mali kaynaklar sunuluyorsa, neticede bir hayat meselesini hukuki sisteme getiren, onun ilk kez tartışmasını sağlayan kişiler de aynı şekilde ödüllendirilmeyi hak ediyorlardır. Sadece maddi kaynakları daha ekonomik rakamlara üretenler değil, hayat sorunlarının daha kolay ve adil çözümünü sağlayanlar da kazanç ya da ödül elde etmelidir.</p>

<p></p>

<p>Hak arama kültürünün, böyle bir paradigmaya oturtulması toplumsal hayatımız ve hukuk sistemimiz açısından hayati önem sahip. Tabi ki, bu paradigma değişiminin gerçekleşebilmesi için öncellikle hukukçuların buna öncülük etmesi ve kendilerini bu konuda adeta <i>gönüllü birer eğitmen</i> olarak görmesi gerekir.</p>

<p></p>

<p>Artık şunu kabul etmek zorundayız; standart işlemlere ve kalıplaşmış varsayımlara dayanan tartışmadan(<i>kritik</i>ten) yoksun yargılamalar ile hiçbir yere varamayız. Hukukçular olarak, içinde bulunduğumuz çağda varlığımızı devam ettirebilmek istiyorsak, gerçek sorunları derinlikli analizlerle muhakeme edip adil normlar üretmek zorundayız. Üstelik bunu kalite standartlarına uygun bir yargılama hizmeti ile gerçekleştirmeliyiz.</p>

<p></p>

<p><strong>H. </strong><strong>YAPAY ZEKA BU MAKALE İÇİN NE DEDİ?</strong></p>

<p></p>

<p>Okuyuculara kolaylık olsun diye bir yapay zeka hukuk programından makaleyi mevcut literatür ve içtihatlar çerçevesinde değerlendirmesini istedim, cevabı şunlar oldu:</p>

<p></p>

<p>· “<i>Hak Arama Kültürü</i>” başlıklı makalenin temel iddiaları, Türk hukuk literatüründeki "<i>yaşayan hukuk</i>" ve "<i>hakimin hukuk üretmesi</i>" teorileriyle yüksek derecede uyumludur.</p>

<p></p>

<p>· Yargı kararları, özellikle teknolojinin ve sosyal ihtiyaçların hızla değiştiği alanlarda, kanun koyucunun eksik bıraktığı boşlukları dolduran birer "<i>norm laboratuvarı</i>" işlevi görmektedir. Ancak, hak arama kültürünün gelişmesi için sadece usuli yolların varlığı yeterli değildir; adalete erişimin dijital araçlarla kolaylaştırılması ve avukatların "<i>hukuk mimarı</i>" rolünü üstlenerek stratejik davalar açması gerekmektedir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Süt izni gibi konulardaki "<i>hukuki sessizlik</i>", literatürdeki "<i>etkili başvuru yolu eksikliği</i>” ve "<i>toplumsal ihtiyacın yasama tarafından geç fark edilmesi</i>" riskleriyle doğrudan örtüşmektedir. Bu rapor, hak arama kültürünün güçlendirilmesinin, Türk hukuk sisteminin dinamizmini ve adalet üretim kapasitesini artıracağını teyit etmektedir. Süt iznine değinmese de, makalenin "<i>sessiz kalınan hakların mağduriyet üretmesi</i>" tezini desteklemektedir</p>

<p></p>

<p>· Makalede önerilen "<i>hak arayanlara devlet teşviği verilmesi</i>" hususuna dair somut bir yasal düzenleme veya derinlemesine akademik tartışma tespit edilememiştir. Bu konu literatürde "<i>de lege ferenda</i>" (olması gereken hukuk) düzeyinde bir boşluk olarak durmaktadır.</p>

<p></p>

<p>· Avukatların yapay zekâ sistemlerini sağduyulu ve etik bir şekilde kullanma sorumluluğu, onları sadece uyuşmazlık çözen değil, aynı zamanda "<i>etik ve adil normlar üreten</i>" aktörler haline getirmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-engin-dasli" title="Av. Engin DAŞLI"><img alt="Av. Engin DAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghkghgghh.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-engin-dasli" title="Av. Engin DAŞLI">Av. Engin DAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hak-arama-kulturu-dasli-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/adalet.jpg" type="image/jpeg" length="91902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yalova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yalova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 13 Temmuz 2026 Tarihli ve 33309 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yalova Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>YALOVA ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>1/9/2021 tarihli ve 31585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (s) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“s) TÖMER: Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezini,”</p>

<p>“z) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci, yedinci ve sekizinci fıkralarında yer alan “EYK” ibareleri “EK” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(5) Yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına başvuran adayların, başvurduğu programın ALES için aradığı puan türünde/türlerinde, temel tıp bilimlerinde yüksek lisans ve doktora programlarına başvuran adayların ise sayısal ALES puan türünde veya TUS temel tıp puanında, EABD/EASD’nin teklifi ve EK onayı ile belirlenen ve ilanda belirtilen yeterli puana sahip olmaları gerekir.”</p>

<p>“(12) Temel tıp puanı, TUS’un temel tıp bilimleri bölümünden elde edilen standart puanın 0,7 ve klinik tıp bilimleri bölümünden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve altıncı fıkrasında yer alan “EYK” ibaresi “EK” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Başvuru için ön koşul olarak istenmesi halinde, adayın başvurduğu programın ALES için aradığı puan türünde en az 55 puan, temel tıp bilimlerinde yüksek lisans ve doktora programlarına başvuran adayların ise sayısal ALES puan türünde en az 55 puan veya TUS temel tıp puan türünde en az 50 puan olmak üzere EABD/EASD tarafından belirlenen puanı alması gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Başvurduğu programın ALES için aradığı puan türünde en az 55 puan, temel tıp bilimleri için ise sayısal ALES puan türünde en az 55 puan veya TUS temel tıp puan türünde en az 50 puan olmak üzere EABD/EASD’nin belirlediği ve EK’nın onayladığı puana sahip olması,”</p>

<p>“(2) Lisans derecesi ile doktora programına başvurabilmek için adayların; lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3,5 veya muadili bir puan olması ve başvurduğu programın puan türünde en az 100 tam puan üzerinden 85 ALES puanına sahip olmaları gerekir. Adayların temel tıp bilimleri için 85 ALES puanına veya 50 TUS temel tıp puanına sahip olmaları gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(6) Bilimsel hazırlık programı ile ilgili devam zorunluluğu, sınavlar, ders notları, derslerden başarılı sayılma koşulları, ders tekrarı, kayıt silme ve diğer konularda bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “EYK’nın” ibaresi “EK’nın” şeklinde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “yüksek lisans” ibaresinden sonra gelmek üzere “için en az 2,50” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı ve on üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(1) Başka bir yükseköğretim kurumunda lisansüstü bir programa kayıtlı olan öğrenciler, kayıtlı oldukları EABD/EASD başkanlığının onayı ile Enstitüye özel öğrenci olarak başvurabilir. Özel öğrenci olarak lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin aldığı ve başarılı olduğu derslerin muafiyet işlemleri, kayıtlı oldukları EABD/EASD başkanlığı tarafından yürütülür.”</p>

<p>“(7) Özel öğrenciler, en fazla iki yarıyıl ve her yarıyıl en fazla iki ders alabilir. Derse devam, sınav, değerlendirme, disiplin ve diğer işlemler bakımından Enstitüye kayıtlı diğer öğrenciler için geçerli olan hususlar özel öğrenciler için de uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “EYK” ibaresi “EK” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(8) Yabancı uyruklu adayların başvuru, sınav, değerlendirme, yerleştirme, kayıt süreçlerine ve bunların tarihlerine ilişkin olarak Senato kararıyla düzenlemeler getirilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 24- (1) Öğrenciler, mazeretlerini belgelendirmek ve yazılı olarak başvurmak koşuluyla, aşağıdaki sebeplerden dolayı EYK kararı ile kayıtlarını dondurabilir:</p>

<p>a) Sağlıkla ilgili bir rahatsızlığının bulunması.</p>

<p>b) Doğum yapmış olması.</p>

<p>c) Eşi, birinci veya ikinci derece akrabasının ölümü hâlinde, psikolojik veya ekonomik nedenlerle eğitim ve öğrenimine ara vermek zorunda olması.</p>

<p>ç) Eşi, birinci veya ikinci derece akrabasının hastalığı hâlinde, bakacak veya maddi destek olacak başka kimsenin bulunmaması nedeniyle refakat etmesi.</p>

<p>d) Tutukluluk veya mahkûmiyet hâli.</p>

<p>e) Tecil hakkını kaybetmesi veya tecilinin kaldırılması ya da bedelli askerlik hizmeti nedeniyle askere alınması.</p>

<p>f) Doğal afet nedeniyle eğitim ve öğrenimine ara vermek zorunda olması.</p>

<p>g) Eğitim ve öğrenimine katkıda bulunacak yurt dışı burs, eğitim, staj (Erasmus+ staj programı hariç), araştırma ve benzeri imkânları elde etmesi.</p>

<p>ğ) Hakkaniyet, objektiflik ve tutarlılık ilkeleri çerçevesinde EYK tarafından haklı ve geçerli neden olarak kabul edilecek diğer hâller.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada düzenlenen haklı ve geçerli nedenlerin, ilgili kişi, kurum veya kuruluşlar tarafından verilen aşağıdaki belgeler ile kanıtlanmış olması gerekir:</p>

<p>a) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında, ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde tanzim edilmiş olmak kaydıyla kamu veya özel hastanelerden en az bir aylık sağlık raporunun alınmış olması.</p>

<p>b) Birinci fıkranın (f) bendinde düzenlenen durumda, doğal afetin yaşandığı mahallin en büyük mülki amiri veya yetkili kıldığı kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından verilecek belgenin bulunması.</p>

<p>(3) Kayıt dondurma başvurularının, ders kayıt dönemi içerisinde en geç ders ekle-bırak süresi bitimine kadar yapılması gerekir. Ancak zorunlu ve öngörülemeyen hâllerin varlığı hâlinde, söz konusu hâlin belge ile kanıtlanması kaydıyla ders ekle-bırak süresi dışında kayıt dondurma talebinde bulunulabilir.</p>

<p>(4) Kayıt dondurma süresi, bir defada en fazla iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca toplamda en fazla dört yarıyıldır. Ancak birinci fıkranın (a) bendi kapsamında rahatsızlığı ve tedavi süreci ile (d) bendi kapsamında tutukluluk veya hükümlülük hâli devam eden öğrenciler hakkında EYK kararıyla dört yarıyıldan fazla kayıt dondurma kararı verilebilir.</p>

<p>(5) Kayıt dondurulan süre azami öğrenim süresinden sayılmaz.</p>

<p>(6) Kaydı dondurulan öğrenciler, kayıt dondurduğu süre içinde derslere, yarıyıl içi ve yarıyıl sonu sınavları ile tez öneri, tez izleme, yeterlik ve tez/proje savunma sınavlarına giremez. Kayıt dondurulan süre içinde girilen sınavlar geçersiz sayılır.</p>

<p>(7) Kaydı bir yarıyıldan daha fazla dondurulan öğrenciler, süresinden önce kayıt dondurma nedeni ortadan kalkmış ise bu durumu en geç ders kayıt dönemi içerisinde öğrenimlerine devam etme talebini içeren bir dilekçe ve gerekli belgelerle birlikte Enstitüye yazılı olarak bildirir. Ders kayıt dönemi içerisinde yapılan başvuru sonucunda öğrenciye ilgili yarıyılda, bu süre dışında yapılan başvuru sonucunda ise izleyen yarıyılda kayıt hakkı verilir.</p>

<p>(8) Kayıt dondurma talebinin kabulüne veya reddine ya da kayıt dondurma işleminin sonlandırılmasına EYK tarafından karar verilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Lisansüstü öğrencilerinin disiplinle ilgili iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi ile beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 38 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrenci danışmanının vefatı, istifası, emekli olması, hastalığı, altı ay ve daha uzun süre ile yurt dışında görevlendirilmesi, askerlik görevi, kurum dışına atanması halinde; EABD/EASD başkanlığı, bu durumu ve EABD/EASD kurulu tarafından onaylanan yeni danışman önerisini en geç on beş gün içinde Enstitüye bildirir. EYK’nın yeni danışman görevlendirmesini uygun görmesi halinde danışman değişikliği yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2) Öğrenci seminer dersini tez danışmanından alır. Seminer dersi sunumu yarıyıl sonu sınavlarının son gününe kadar yapılmak zorundadır.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin ikinci ve onuncu fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Tezli yüksek lisans programları, ikinci öğretim şeklinde veya Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde uzaktan öğretim olarak da yürütülebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 45 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez aşamasına geçecek olan öğrenciler, uzmanlık alan dersi hariç ve seminer dersi dahil olmak üzere ilgili EABD/EASD ders planında öngörülen sayıda zorunlu ve seçmeli derslerden GANO’su en az 2,50 olacak şekilde geçmiş olmak zorundadır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 47 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 47- (1) Tezli yüksek lisans öğrencisinin Enstitüye tezini teslim edebilmesi için, yüksek lisans eğitimi süresince, Senato tarafından belirlenen yayın, proje ve benzeri bilimsel faaliyet koşullarını yerine getirmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Aynı Yönetmeliğin 48 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez savunma sınavında başarılı olan öğrenci; danışmanının yazım kurallarına uygunluk onayını içeren yazılı görüşüyle birlikte tezin bir dijital ve ciltlenmiş bir basılı kopyasını sınav tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eder.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Aynı Yönetmeliğin 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Tezsiz yüksek lisans programları, ikinci öğretim şeklinde veya Senato tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde uzaktan öğretim olarak da yürütülebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>Aynı Yönetmeliğin 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Tezsiz yüksek lisans proje sınav jürisi, tez danışmanı ve ilgili EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile atanır. Jüri, biri öğrencinin proje danışmanı ve diğerleri de Üniversite içinden olmak üzere üç öğretim üyesi veya doktora/sanatta yeterlik derecesine sahip öğretim görevlisinden oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>Aynı Yönetmeliğin 58 inci maddesinin ikinci, beşinci, on üçüncü ve on altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“(2) Doktora/sanatta yeterlik programına kabul edilmiş öğrencinin yeterlik aşamasına geçebilmesi için uzmanlık alan dersi hariç, seminer dersi dahil olmak üzere, ilgili EABD/EASD ders planında öngörülen sayıda zorunlu ve seçmeli derslerden, GANO’su en az 3,00 olacak şekilde geçmiş olmak zorundadır.”</p>

<p>“(5) Derslerini ve seminerini başarıyla tamamlayan öğrenci, yeterlik sınavına güz ve bahar yarıyıl sonu sınavlarının son gününe kadar olmak üzere, en fazla iki defa girebilir. Öğrenci, danışmanının da uygun gördüğü bir tarihte, herhangi bir sınav takvimine bağlı kalmaksızın yeterlik sınavına girer.”</p>

<p>“(13) Sınav jürisi öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, EABD/EASD başkanlığınca yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde Enstitü Müdürlüğüne tutanakla bildirilir.”</p>

<p>“(16) Yeterlik sınavında koşullu başarılı kabul edilen öğrencinin en fazla iki yeni ders alması istenebilir. Ancak daha önce aldığı ve başardığı bir dersi yeniden alması istenemez. Ders veya derslerin alınması durumunda 3,00 GANO koşulunun sağlanması gerekmektedir.”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>Aynı Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>Aynı Yönetmeliğin 62 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 62- (1) Yüksek lisans veya lisans derecesiyle kabul edilen doktora/sanatta yeterlik öğrencisinin; Enstitüye tezini teslim edebilmesi için, doktora/sanatta yeterlik eğitimi süresince Senato tarafından belirlenen yayın, proje ve benzeri bilimsel faaliyet koşullarını yerine getirmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>Aynı Yönetmeliğin 63 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tez savunma sınavında başarılı olan öğrenci; danışmanının yazım kurallarına uygunluk onayını içeren yazılı görüşüyle birlikte tezin bir dijital ve ciltlenmiş bir basılı kopyasını sınav tarihinden itibaren bir ay içinde Enstitüye teslim eder.”</p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Yalova Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yalova-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="60404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-ceza-hukuku-ve-kriminoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-ceza-hukuku-ve-kriminoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 13 Temmuz 2026 Tarihli ve 33309 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bahçeşehir Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ CEZA HUKUKU VE KRİMİNOLOJİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Bahçeşehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Bahçeşehir Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Bahçeşehir Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; suç, suçlu davranışları ve ceza adaleti sistemine ilişkin konularda disiplinler arası bir yaklaşımla araştırmalar yapmak; kriminoloji teorisi, ampirik yöntemler ve hukuki analizleri bütüncül biçimde kullanarak bilimsel bilgi üretimine katkı sağlamak ve bu suretle Üniversitenin akademik ve araştırma kapasitesini geliştirmektir. Merkez, kriminoloji, siber suçlar ile kolluk ve ceza adaleti uygulamaları alanlarında çalışmalar yürüterek suçu hukuki, toplumsal, teknolojik ve kurumsal boyutlarıyla incelemeyi, suçun önlenmesi, suç politikalarının geliştirilmesi ve yeni teknolojilerin suç ve suçla mücadele üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesine yönelik araştırmalar gerçekleştirmeyi, ulusal ve uluslararası iş birlikleri kurmayı, bilimsel yayın, proje, konferans ve benzeri faaliyetlerle akademik bilgi birikimine katkıda bulunmayı, lisans ve lisansüstü öğrencilerin araştırma süreçlerine katılımını sağlayarak nitelikli insan kaynağının yetişmesine destek olmayı ve nihayetinde kanıta dayalı ceza adaleti politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal ve uluslararası akademik ve kamuya açık etkinlikler düzenlemek ve bunlara katılmak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında eğitim ve sertifika programları düzenlemek.</p>

<p>c) Merkezin faaliyet alanlarını ilgilendiren akademik konularda Türkçe ve yabancı dillerde yayınlar yapmak.</p>

<p>ç) Türkiye'deki suç oranları ile ilgili izleme ve raporlama faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>e) Kriminoloji, siber kriminoloji, polislik ve suç önleme dersleri ve lisansüstü programları ile ileri düzey sertifika programlarını desteklemek.</p>

<p>f) Araştırma projeleri ve disiplinler arası girişimler geliştirmek.</p>

<p>g) Merkezin amacına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından atanarak üç yıl süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdürün altı aydan fazla süreyle görevi başında bulunamaması durumunda görevi sona erer ve yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdür, aynı usulle görevden alınabilir. Müdür, Merkezin çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesi ve geliştirilmesinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcıları, Müdürün kendilerine vereceği görevleri yapar. Müdür, görevi başında bulunmadığı zaman yardımcısını veya yardımcılarından birini vekil bırakır. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararları doğrultusunda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantıların gündemini hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>d) Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantıların gündemini hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>e) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunca onaylanmış şekli ile Rektörlüğe sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün, Müdürün olmadığı hallerde ise müdür yardımcısının başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Süresi biten üyeler yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli kararları almak ve bu kararları uygulamak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri doğrultusunda gerekirse özel komisyon ve çalışma grupları oluşturmak ve bunların çalışma esaslarını belirlemek.</p>

<p>c) Merkezin faaliyet alanına giren her türlü ulusal ve uluslararası bilimsel ve eğitsel toplantı ve diğer faaliyetleri belirlemek, bunların organizasyonunu yapmak.</p>

<p>ç) Araştırma ve proje konularını tespit etmek.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu inceleyip onaylamak.</p>

<p>e) Yıllık bütçeyi hazırlamak ve onaylamak.</p>

<p>f) Müdürün önereceği konular hakkında karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin veya diğer üniversitelerin öğretim elemanları ile istekleri halinde kamu kurumları veya özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla on beş üyeden oluşur. Süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Süresi bitmeden ayrılan, sağlık veya geçerli diğer sebeplerle görevini yerine getiremeyen ya da altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez çoğunluk şartı aranmaksızın toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak, önerilerde bulunmak ve yıllık faaliyet raporu ile ilgili görüş bildirmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleriyle ilgili Yönetim Kuruluna danışmanlık yapmak.</p>

<p>c) Merkez ile ilgili kurum ve kuruluşlar arasında iş birliği sağlamak ve Merkez faaliyetleri hakkında önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi </strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü takdirde Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkezin amacına yönelik yürütülecek tüm araştırmalar ve hizmetler kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-ceza-hukuku-ve-kriminoloji-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="39239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/akdeniz-universitesi-kariyer-gelistirme-ve-mezunlarla-iliskiler-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/akdeniz-universitesi-kariyer-gelistirme-ve-mezunlarla-iliskiler-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 13 Temmuz 2026 Tarihli ve 33309 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Akdeniz Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ KARİYER GELİŞTİRME VE MEZUNLARLA İLİŞKİLER UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademik kariyer danışmanı: Üniversitenin fakülte, enstitü, konservatuvar, yüksekokul ve meslek yüksekokulları bünyesindeki her bir bölümde öğrencilerin kariyer gelişiminden sorumlu öğretim elemanını,</p>

<p>b) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>c) Kariyer temsilcisi: Üniversitenin fakülte, enstitü, konservatuvar, yüksekokul ve meslek yüksekokullarının eğitimden sorumlu dekan yardımcısı veya müdür yardımcısını,</p>

<p>ç) Merkez: Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme ve Mezunlarla İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>d) Mezun temsilcisi: Üniversitenin fakülte, enstitü, konservatuvar, yüksekokul ve meslek yüksekokulları bünyesindeki her bir bölümde mezunlarla ilişkilerin yürütülmesinden sorumlu öğretim elemanını,</p>

<p>e) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>f) Rektör: Akdeniz Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>g) Üniversite: Akdeniz Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite öğrenci adayları, öğrencileri, mezunları ve çalışanlarının yetenek, bilgi, beceri, ilgi ve istekleri ile Üniversite ve ülke koşul ve ihtiyaçları doğrultusunda kariyer planlama ve geliştirme yetkinliklerinin iyileştirilmesini sağlamak.</p>

<p>b) Üniversite ve mensuplarının saygınlığını ve tercih edilebilirliğini artırmak ve Üniversite ve ülkenin insan kaynakları potansiyelinin ve performansının geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Üniversite öğrencilerinin kariyer planlamalarına; liseden Üniversiteye, Üniversiteden çalışma yaşamına uyum sağlayabilmelerine ve mezuniyet sonrasında kendi özelliklerine uygun işlere yerleşmelerine, kariyer danışmanlığı yoluyla yardımcı olmak.</p>

<p>ç) Mezunların iş hayatındaki kariyer gelişimlerini izlemek.</p>

<p>d) Mezunlar ile sürdürülebilir bir iletişim ve iş birliği ağı oluşturmak.</p>

<p>e) Mezunlar ile öğrencileri bir araya getirerek tecrübe paylaşımı sağlanması ve mentorluk ilişkileri kurulması için ortam hazırlamak.</p>

<p>f) Mezunların, Üniversiteye yönelik değer üretmelerini teşvik etmek ve Üniversiteye yönelik geri bildirimlerini alarak eğitim süreçlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak.</p>

<p>g) Mezunların nitelik, saygınlık ve tercih edilirliklerini en üst düzeye çıkarmak amacıyla kariyer planlama ve geliştirmeye yönelik stratejiler geliştirmek.</p>

<p>ğ) İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Rektör tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite öğrencilerinin, mezunlarının ve çalışanlarının nitelik, saygınlık, tercih edilirlik ve bağlılıklarını en üst düzeye çıkarmak vizyonu doğrultusunda, bütüncül bir yaklaşımla kariyer planlama ve geliştirmeye ilişkin strateji, politika, proje, program ve organizasyon önerileri geliştirmek ve Rektörlüğe sunmak; onaylanan önerilerin uygulanmasına ilişkin faaliyetleri koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>b) Üniversite öğrencilerine, mezunlarına ve çalışanlarına bireysel kariyer planlama, iş arama, mesleki ve kişisel birikimlerini sunma konusunda gerekli yetkinlikleri kazandırma ve geliştirmeye yönelik kurs, sertifika programları gibi eğitim faaliyetleri ile yayın faaliyetlerini gerçekleştirmek, koordine etmek ve desteklemek.</p>

<p>c) Üniversite öğrencilerinin, mezunlarının ve çalışanlarının kariyer planlama ve geliştirme performanslarını iyileştirmeye yönelik olarak bireysel potansiyellerini, kişisel özelliklerini, becerilerini, öz değerlerini, eğilim ve beklentilerini ortaya çıkarmak için gerekli kariyer danışmanlığı ve diğer hizmetleri vermek, verilmesini sağlamak.</p>

<p>ç) Kariyer faaliyetleri düzenleyen birimler, öğrenci kulüpleri, öğrenci konseyi ve benzeri ile iş birliği ve koordinasyon içinde kariyer günleri ve benzeri etkinlikleri planlamak, düzenlemek veya destek vermek.</p>

<p>d) İlgili kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği tesis ederek kariyer geliştirme, iş ve iş gören sağlama proje ve programlarının yürütülmesine destek vermek.</p>

<p>e) Kariyer planlama ve geliştirme, iş alanları ve imkânları ile hedef kitlenin kariyer yönelim ve beklentileri gibi konularda araştırmalar yapmak ve yaptırmak.</p>

<p>f) Mezun iletişim bilgilerini içeren ve kariyer gelişimlerini izleyen mezun bilgi sistemini kullanarak Üniversitenin mezunlarıyla öğrencileri arasındaki bağı kuvvetlendirmek.</p>

<p>g) Üniversite bünyesindeki ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeyindeki kariyer planlama ve geliştirme ile ilgili eğitim ve öğretim programları ile iş birliği projeleri oluşturmak ve uygulamak.</p>

<p>ğ) Üniversite ile iş hayatı arasında köprü kurarak staj imkânları geliştirmek ve öğrencileri iş ortamı ile buluşturmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirmek.</p>

<p>h) Merkezin amaçları ve çalışmaları doğrultusunda her türlü basılı, dijital veya görsel yayını yapmak.</p>

<p>ı) Üniversite öğrencilerinin kariyer uyumlarını artırmaya dönük çalışmalar planlamak ve uygulamak.</p>

<p>i) Mezunların Üniversiteyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini sağlayacak mezunlar günü ve benzeri etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>j) Mezunlarla ilgili yapılan etkinlik ve haberlerin kurumsal internet sitesi ve sosyal medya mecralarında duyurulmasını sağlamak.</p>

<p>k) Mezunlara yönelik hizmet ve imkanların sağlanabilmesi amacıyla “Akdeniz Üniversitesi Mezun Kartı” basımı ve teminini sağlamak.</p>

<p>l) Üniversitenin tanıtılması ve öğrencilere ilham olması amacıyla mezunların başarı hikâyelerinin paylaşılmasını sağlamak.</p>

<p>m) Mezunların sahip olduğu yeterlilikler ile programların amaç ve hedeflerine ulaşılmasına ilişkin memnuniyet düzeylerini ölçmek.</p>

<p>n) Mezunlara yönelik hediyelik eşyalar, anı nesneleri ve sembolik anlamı olan diğer aksesuarların yaptırılmasını sağlamak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya gerekli görülen hâllerde görev süresi bitiminden önce aynı usulle görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Üniversitenin öğretim elemanları arasından iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür, görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcıları Müdüre vekâlet eder. Vekâletin altı aydan fazla sürmesi durumunda Müdürün görevi sona erer ve yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi sona erer. Müdür yardımcılarının da bulunmadığı hallerde Yönetim Kurulu üyelerinden biri vekil olarak görevlendirilir.</p>

<p>(3) Müdür yardımcıları, Müdür tarafından verilen görevleri yapar.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunun kararlarını bu Yönetmelik çerçevesinde uygulamak.</p>

<p>c) Akademik kariyer danışmanları tarafından akademik birimlerde yürütülecek faaliyetleri düzenlemek, yürütmek ve denetlemek.</p>

<p>ç) Yurt içinde ve yurt dışında ilgili diğer kariyer merkezleri, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşları ve insan kaynakları birimleri ile iş birliği yapmak.</p>

<p>d) Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak her yılın ilk üç ayı içinde Yönetim Kurulu tarafından rapor hazırlanmasını koordine etmek.</p>

<p>e) Merkezde sunulan hizmetlerin amacına uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı olarak düzenli bir biçimde verilmesini, değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>f) Merkezin, Üniversitedeki akademik ve idari birimler, öğrenci temsilcileri, öğrenci toplulukları ve uygulama-araştırma merkezleri ile iletişim ve iş birliği içinde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>g) Merkez bünyesinde gerekli hizmet birimleri oluşturmak, bu birimlerin faaliyetlerini düzenlemek, koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>ğ) Merkezin kullanacağı bilişim sistemleri, veri tabanları, internet sitesi, sosyal medya hesapları gibi dijital platformların yönetilmesini sağlamak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye olmak üzere sekiz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevden ayrılan veya üç aydan fazla yurt dışında görevlendirilen üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu üç ayda en az bir kez üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir, çekimser oy kullanılmaz. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir. Yönetim Kurulu toplantısına üst üste üç kez izinsiz ve mazeretsiz katılmayan üyenin üyeliği görevlendirilmesindeki usulle sona erer. Müdür gerek olması durumunda Yönetim Kurulunu toplantıya çağırabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Her takvim yılının başında kariyer temsilcilerinden gelen önerileri ve raporları değerlendirmek, ilgili konularda bir yıllık yazılı çalışma programı hazırlamak ve gerekli kararları almak.</p>

<p>b) Her faaliyet dönemi sonunda faaliyet raporlarının hazırlanması için Müdür tarafından belirlenen görevleri yerine getirmek.</p>

<p>c) Kuruluş amaçları doğrultusunda Merkezin yönetimi ve çalışmaları ile ilgili kararları almak.</p>

<p>ç) Merkezin idari ve teknik personel ihtiyacını tespit etmek ve yapılacak görevlendirmeler ile ilgili Müdürün önerilerini inceleyip karara bağlamak.</p>

<p>d) Öğrenci ve mezunların kariyerlerini planlamalarında, onlara iş imkânlarının araştırılması ve iş yaşamıyla ilgili iletişimin sağlanması konularında çalışmalar yürütmek.</p>

<p>e) Merkezin etkin bir biçimde faaliyet göstermesi için gerekli olan diğer kararları almak ve uygulamak.</p>

<p>f) Yurt içi ve yurt dışı iş birliği ve proje tekliflerini değerlendirmek ve karara bağlamak.</p>

<p>g) Müdürün getireceği diğer konularda gerekli çalışmaları yürütmek.</p>

<p>ğ) Üniversite öğrenci ve mezunlarının iş veya staj olanakları ve istihdam edilebilirliklerini arttırmaya yönelik sektör iş birlikleri ile ilgili çalışmalar yürütmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdür tarafından seçilen bir müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Yönetim Kurulu tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en az beş en fazla otuz üyeden oluşur. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, yılda bir kez toplanır. Müdür, gerek olması durumunda Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir. Toplantılarda, toplantı ve karar yeter sayısı aranmaz.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarıyla ilgili önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkez tarafından yürütülen çalışmaların etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması için Müdürlüğe değerlendirmelerini aktarmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Kariyer temsilcisi ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Kariyer temsilcileri ilgili Rektör Yardımcısı başkanlığında yılda en az iki kez toplanarak öğrencilerin kariyer gelişimleri ve mezun ilişkilerini gözden geçirir.</p>

<p>(2) Kariyer temsilcisinin görev süresi bulunmuş olduğu idari görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi dolan temsilcinin yerine idari göreve atanan kişi kariyer temsilcisi olarak göreve başlar.</p>

<p>(3) Kariyer temsilcilerinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez ile sürekli iletişim halinde akademik kariyer danışmanlarının gerekli faaliyetleri yürütmesini ve bu faaliyet sonuçlarının raporlanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Birimlerine bağlı bölümleri temsil eden akademik kariyer danışmanları ile komisyon oluşturmak.</p>

<p>c) Akademik kariyer danışmanlarını, olağan olarak güz ve bahar yarıyılı sonlarında toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>ç) Akademik kariyer danışmanlarının önerileri doğrultusunda öğrencileri bilgilendirici seminer, panel ve konferanslar düzenlenmek.</p>

<p>d) Öğrencilerin staj veya iş taleplerini Merkezin veri tabanına gönderilmek üzere kaydetmek.</p>

<p>e) Akademik kariyer danışmanları tarafından yürütülecek faaliyetlerle ilgili yönlendirmeler yapmak.</p>

<p>f) Akademik kariyer danışmanlarının talep ve isteklerini Merkeze iletmek.</p>

<p>g) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Akademik kariyer danışmanları ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Akademik kariyer danışmanı, öğrencisi olup mezun veren ön lisans ve lisans bölümlerinde görev yapan öğretim elemanları arasından birim yöneticisi tarafından görevlendirilir. Görev süresi sona eren akademik kariyer danışmanı tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Akademik kariyer danışmanının görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçları doğrultusunda, öğrencilere kariyer gelişimleri için akademik danışmanlarla iş birliği içinde danışmanlık hizmeti vererek destek olmak.</p>

<p>b) Uzmanlık alanlarında kariyer temsilcilerine öğrenci kariyer gelişimini desteklemeye yönelik proje önerisi sunmak ve gerekli çalışmalarda destek olmak.</p>

<p>c) Görev yaptıkları birimlerde, kariyer gelişimleri için kariyer planlama ve geliştirme konularında eğitim, seminer ve konferans gibi kitlesel bilgilendirici etkinliklerin düzenlenmesi konusunda çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) Uzmanlık alanlarında, öğrenciler/danışanlar için staj ve iş imkânları araştırmak.</p>

<p>d) Birim kariyer temsilcisi tarafından verilen benzer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Mezun temsilcisi ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Mezun temsilcisi, mezun veren ön lisans ve lisans bölümlerinde görev yapan öğretim elemanları arasından birim yöneticisi tarafından görevlendirilen öğretim elemanıdır. Görev süresi sona eren mezun temsilcisi tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Mezun temsilcisinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Birim kariyer temsilcisi ile sürekli iletişim halinde bölüm mezunlarını yönetmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet alanına giren konularda bölüm mezunları ile iletişime geçmek.</p>

<p>c) Kendi bölümünün mezun verilerini yönetmek.</p>

<p>ç) Birim kariyer temsilcisi tarafından verilen benzer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) 29/5/2020 tarihli ve 31139 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Akdeniz Üniversitesi Kariyer Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Akdeniz Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/akdeniz-universitesi-kariyer-gelistirme-ve-mezunlarla-iliskiler-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="62430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/114 E., 2026/226 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.04.2026 tarihli, 2025/114 E., 2026/226 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/114 E., 2026/226 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1921 E., 2024/1837 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.03.2024 tarihli ve<br />
2023/10996 Esas, 2024/3046 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Ankara-Niğde Otoyolu yol inşaat ve emniyet sahası içerisinde kalan ve kamulaştırılmasına karar verilen davalıya ait Ankara ili, Şereflikoçhisar ilçesi, ... Mahallesi 1805 52... parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile yol olarak terkinine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı idare tarafından teklif edilen bedelin çok düşük olduğunu ve taşınmazın rayiç değerinin çok altında kaldığını belirterek gerçek değerin tespit edilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2022 tarihli ve 2020/581 Esas, 2022/101 Karar sayılı kararı ile; davanın kabulüne, dava konusu 1805 52... parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin 315.364,99 TL olarak tespitine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile yol olarak terkinine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.09.2023 tarihli ve 2022/1027 Esas, 2023/2051 Karar sayılı kararı ile; daha önce incelenen ve denetimden geçen dosyalarda aynı yer ve aynı kamulaştırma kapsamında kuru arazi niteliğindeki taşınmazlarda, aynı değerlendirme tarihi itibarıyla münavebeye alınan ürünlerin verim değerleri ve ortalama kg satış fiyatlarının esas alınması gerektiği, ayrıca İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporunda giderler içerisine arazi kirası, değişken masraflar faizi ve genel idare giderlerinin de eklendiği, bu nedenle buğday veriminin 350 kg, saman veriminin 300 kg, bostan veriminin 1500 kg, buğday satış fiyatının 1,80 TL, samanın 0,30 TL, bostanın 1,30 TL, arazi kirası, değişken masraflar ve genel idare giderleri dâhil edilmeksizin buğday giderinin 271,50 TL, bostan giderinin ise 448,50 TL alınarak değer biçilmesi ve dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasından arta kalan ve 4 parsel numarasını alan 11.339, 18... lik kısmın yüzölçümü ve geometrik durumu gözetildiğinde bu bölümde %30 değer azalışı hesaplanması gerektiğinden bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı, yapılan inceleme sonucunda alınan ek rapor doğru olduğundan kamulaştırma bedelinin 717.760,16 TL olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi gerektiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10. maddesinin 9. fıkrasındaki hükmün 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na (Anayasa) aykırı görülerek iptaline karar verildiği, 2942 sayılı Kanun’un 15/son maddesindeki “Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idare tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur” hükmünün hâlen yürürlükte olup, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı gerekçesinde de kamulaştırma bedelinin dava tarihi esas alınarak belirlenmesinin doğru olmadığına ve bu belirlemenin daha sonraki bir tarihe göre yapılması gerektiğine dair bir ifade yer almadığından bedelin davanın açıldığı tarihteki değere göre belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında yürürlüğün belirli bir süre erteleneceği yönünde hüküm bulunmadığı gibi geriye yürümeme kuralının da uygulanamayacağı, taraflar arasında kararlaştırılmış daha yüksek akdi faiz oranı da bulunmadığına göre dava tarihi esas alınarak belirlenen kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için Anayasanın 46. maddesinde belirtilen en yüksek faiz olan kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulaması gerektiği gerekçesiyle davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile kamulaştırma bedelinin 717.760,16 TL olarak tespitine, bu bedelin 315.364,TL’lik kısmına dava tarihinden ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 10.03.2022 tarihine, 402.395,17 TL’lik kısmına dava tarihinden iş bu karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine, dava konusu taşınmazın yol olarak terkinine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''... 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri esas alınarak değer biçilmesi yöntem itibarıyla doğrudur.</p>

<p>3. Dairemiz yerleşik uygulamasına göre; özel ve dikkate alınması gereken haklı bir neden bulunmadıkça tarım arazilerinin olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden bilimsel yöntemle yapılacak değerlendirmede münavebeye alınacak ürünler için 2941 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme uyarınca, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği gün itibarıyla dekar başına elde edilecek ortalama verime, üretim giderine ve toptan satış fiyatına ilişkin olarak ciddi istatistiki bilgilere dayalı olduğu bilinen o yerdeki Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü verilerinin esas alınması gerekmektedir.</p>

<p>4. Buna göre; arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza net gelir yöntemine göre değer tespitinde 2020 yılı Sarıyahşi İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin dikkate alınması gerekirken, bu husus göz ardı edilerek hangi verilere dayanıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmeden, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinden ayrılmayı gerektiren nedenler varsa bunlar açıklanmadan, denetime imkan vermeyecek şekilde soyut ifadelerle hazırlanan bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmış olması hatalıdır.</p>

<p>5. 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerekirken; yazılı şekilde faize hükmedilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. ....'' gerekçesiyle kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay denetiminden geçen aynı bölgeye ilişkin dosyalarda aynı nitelikteki taşınmazlara uygulanan münavebe şekli ve ürünlerin verim miktarlarının esas alınmasının uygun görüldüğü, bozma kararında dava konusu taşınmazın bulunduğu yerdeki verilerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de satış fiyatları ve giderler yönünden dosya arasına alınan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 27.05.2022 tarihli cevabi yazısı ekindeki 2020 yılı verilerine göre bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı, ek raporda m2 değerinin 24,38 TL ve %10 objektif değer artışı ile 26,82 TL olarak hesaplandığı, 2942 sayılı Kanun’un 10/8. maddesi gereğince dosyada mevcut resmî veriler ve Özel Dairenin aynı bölgeye ilişkin kararları da gözetilerek alınan ek rapor ile belirlenen bedelin adil ve hakkaniyete uygun olduğu, faiz yönünden ise önceki kararda belirtilen gerekçelerle bozma ilâmına direnilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili; direnme kararında kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faiz oranının işletilmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bozma kararında belirtildiği üzere davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiğini, istinaf mahkemesinin tensip tutanağı doğrultusunda düzenlenen raporun hükme esas alınamayacağını, tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok yüksek olduğunu, bedel tespiti yapılırken İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden dava konusu parsel ve civarında yaygın olarak ekilen münavebe sistemi ve 2020 yılı verileri temin edilerek değer biçilmesi gerekirken daha önce onanan dosyalarda kullanıldığı belirtilerek ve bütün dosyalarda aynı ürün ve aynı verim değerleri kullanılarak kamulaştırma bedelinin belirlenmesinin hatalı olduğunu, %10 oranında objektif değer artışı uygulanmasının yerinde olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok düşük olduğunu, taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığını, taşınmazdan arta kalan kısımların değer kaybının dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada;</p>

<p>1- Bölge Adliye Mahkemesince alınan 05.04.2023 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunun hüküm kurmaya elverişli nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazların net gelir yöntemine göre değerinin tespitinde, 2020 yılı Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü resmî verilerinin dikkate alınmasının gerekip gerekmediği,</p>

<p>2- Dava tarihinden sonra, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrasının iptal edilmiş olması karşısında, sözü edilen düzenlemenin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı; buradan varılacak sonuca göre fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanmasının gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kanun'un 10... . maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>A- Bir numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>1. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle 2942 sayılı Kanun'un “Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları” başlıklı 11. maddesine değinmek gerekmektedir.</p>

<p>2. Anılan maddede; “15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;</p>

<p>a) Cins ve nevini,</p>

<p>b) Yüzölçümünü,</p>

<p>c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,</p>

<p>d) Varsa vergi beyanını,</p>

<p>e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,</p>

<p>f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın (İptal edilen ibare ANY. MAH. 26.05.2016 T. 2015/55 E. 2016/45 K.) mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini,</p>

<p>g) Arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,</p>

<p>h) Yapılarda, (İptal Edilen İbare ANY. MAH. 09.04.2003 T. 2002/79 E. 2003/29 K.) resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,<br />
(Değişik bent RGT: 28.04.2018 RG NO: 30405 Kanun No: 7139/27)</p>

<p>ı) (İptal edilen ibare RGT: 14.05.2019 RG NO: 30774 ANY. MAH. 10.04.2019 T. 2018/156 E. 2019/22 K.) (İptal Edilen İbare RGT: 14.05.2019 RG No: 30774 ANY. MAH. 10.04.2019 T. 2018/156 E. 2019/22 K.) her bir ölçünün etkisi açıklanmak kaydıyla bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,<br />
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak (Eklenmiş İbare RGT: 24.11.2016 RG No: 29898 Kanun No: 6754/38) Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kabul edilen değerleme standartlarına uygun, gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.</p>

<p>Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kar dikkate alınmaz.</p>

<p>Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde, bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma bedelidir." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>3. Bu maddeye göre tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın mevkii ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması hâlinde ekilecek ürünler ve münavebeye alınan bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar göz önünde tutularak net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tespitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar da dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip gösterilmek suretiyle kamulaştırma karşılığının tespit edilmesi gerektiği gibi, bu unsurların dayanakları olan belgelerin de getirtilmesi zorunludur.</p>

<p>4. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti amacıyla yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2020 yılına ait maliyet ve münavebe ürünleri tablosu dosya içerisine getirtilmiştir. Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda, münavebe ürünleri olarak buğday ve bostan (kavun) ürünleri esas alınarak net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedeli hesaplanmıştır.</p>

<p>5. İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesi sırasında Bölge Adliye Mahkemesince, başka bir dosya içerisinde bulunan İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verileri dosya arasına alındıktan sonra tensip ara kararı ile, aynı kamulaştırma kapsamında 2020 değerlendirme yılı olan dosyalarda kuru tarım arazilerinde uygulanan veriler rakam olarak tek tek belirtilmek suretiyle bu rakamlar esas alınarak değer biçilmesi ve kamulaştırma bedelinin hesaplanması amacıyla bilirkişi kurulundan ek rapor alınması için İlk Derece Mahkemesine yazı yazılmasına karar verilmiştir. Alınan 05.04.2023 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda belirtilen veriler esas alınarak kamulaştırma bedeli hesaplanmış, Bölge Adliye Mahkemesince bu ek rapor hükme esas alınarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>6. İlk Derece Mahkemesince dosya içerisine getirtilen İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2020 yılı verileri ile Bölge Adliye Mahkemesince başka bir dosya içerisinden dosya arasına alınan verilerin ve yine Bölge Adliye Mahkemesince daha önce 2020 değerlendirme yılı olan dosyalarda kuru tarım arazilerinde uygulanan veriler olduğu belirtilen rakamların karşılaştırılmasında; münavebeye alınan buğday ve bostan (kavun) ürünlerinin kilogram başına dekara ortalama verim miktarlarının, satış fiyatlarının ve üretim giderlerinin birbiri ile uyumlu olmadığı, bu haliyle aralarında çelişki bulunduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>7. Bu durumda kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmazın net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedelinin tespitinde, münavebeye alınacak ürünler için değerlendirme yılı olan 2020 yılı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü resmî verilerinin esas alınması gerekirken, hangi verilere dayanıldığı ayrıca ve açıkça belirtilmeden, daha önce denetimden geçen dosyalarda uygulandığı belirtilen veriler uygulanmak suretiyle bilirkişi kurulundan ek rapor düzenlenmesi istenerek denetime imkân vermeyecek şekilde soyut ifadelerle hazırlanan bu ek raporun hükme esas alınmış olması yerinde değildir.</p>

<p>8. Öte yandan direnme kararında, net gelir yöntemine göre kamulaştırma bedelinin hesaplandığı, Yargıtay denetiminden geçen aynı nitelikteki taşınmazlarda uygulanan münavebe şekli ve ürünlerin verim miktarlarının esas alınmasının uygun görüldüğü, satış fiyatları ve giderler yönünden dosya arasına alınan Şereflikoçhisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 27.05.2022 tarihli cevabi yazısı ekindeki 2020 yılı verilerine göre bilirkişi kurulundan ek rapor alındığı belirtilmiştir. Özel Daire bozma kararında ise sadece resmî veriler dikkate alınarak taşınmazın değerinin belirlenmesi gerektiğine değinilmiş ancak dosya kapsamında bulunan veri tabloları ile Bölge Adliye Mahkemesinin tensip ara kararıyla belirtilen verilerin birbiri ile uyumlu olmadığı, mevcut çelişkinin giderilmesi gerektiği hususlarına değinilmemiş ise de, yukarıda belirtilen hususlar yanında, 2020 yılına ilişkin resmî veriler İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden getirtilip dosya kapsamında yer alan veri tabloları ile aralarında çelişki bulunması hâlinde çelişkinin giderilmesi ve daha sonra bilirkişi kurulundan resmî verilerin uygulanması suretiyle ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>9. Hâl böyle olunca, bir numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>10. Bunun yanında, Özel Daire bozma kararında; Sarıyahşi İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş ise de dava konusu taşınmazın Şereflikoçhisar ilçesinde bulunduğu anlaşıldığından Özel Daire bozma kararında yer alan bu ibarenin maddi hata niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.</p>

<p>B- İki numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>11. Anayasanın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin 1. fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümden hareketle somut norm denetimi olarak da ifade edilen itiraz yolu, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirmenin sonucuna bağlı olduğu durumlarda yapılan denetimdir. Buna göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.</p>

<p>12. Yukarıda sözü edilen 152. maddenin 3. fıkrasında ise “Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır” düzenlemesine yer verilmiş olup Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının itiraz yoluna başvuran mahkeme açısından bağlayıcı olduğu ve geriye yürüyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>13. Bu noktada, iptal kararının görülmekte olan benzer davalara etkisi konusunda değerlendirme yapmak faydalı olacaktır.</p>

<p>14. Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin hükmün temel amacı iptal edilen kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmüne dayanılarak daha önce yapılan işlemlerin geçerliliklerinin korunmasını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında da iptal kararlarının geriye yürümezliği “Anayasa'nın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararma göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir.</p>

<p>İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur.</p>

<p>Öte yandan Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yasa, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Yukarıda gösterilen ve iptal kararlarının bağlayıcılığını ortaya koyan kuralla bu kuralın birlikte değerlendirilmesi durumunda, iptal kararlarının ileriye yönelik "derhal" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar.</p>

<p>Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur.</p>

<p>Sonuç olarak, iptal kararlarının kimi durumda geçmişi, fakat her durumda geleceği etkilemesi asıldır.<br />
…<br />
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>15. Bununla birlikte, bu ilkenin mutlak olarak kabul edilemeyeceği ortadadır. Zira yukarıda da değinildiği üzere somut norm denetiminde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse itiraz yoluna başvuran mahkeme iptal kararını uygulamak zorunda olup bu durumda iptal kararı geriye yürüyecektir; aksinin kabulü hâlinde ise mahkemeler açısından itiraz yoluna başvurulmasının bir anlamı olmayacaktır.</p>

<p>16. Diğer taraftan Anayasanın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.<br />
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” düzenlemesi; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin 1. fıkrasında “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler” ve 153. maddesinin 6. fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” hükümleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesinde ise “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke yer almaktadır.</p>

<p>17. Belirtmek gerekir ki, somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almış yargı ve idare kararları saklı kalmak şartıyla geriye yürüdüğünü kabul etmek gerekmektedir. İptal kararlarının geriye yürümemesi “hukuk güvenliğini sağlamak” amacı ile konmuş olduğuna göre, bu ilke yalnızca kesin hüküm hâllerinde ifade eder (Teziç, Erdoğan: Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 23. Bası, İstanbul 2019, s. 264, 265;).</p>

<p>18. Yapılan bu açıklamalara göre somut norm denetimi yoluyla verilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunluluğu ortadadır.</p>

<p>19. Uyuşmazlık konusu hususun hukuki dayanağı olan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrası; “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir” şeklinde düzenlenmişken, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile; “… Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır.</p>

<p>Öte yandan gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir (bazı farklarla birlikte bkz. Saadet Ekin, B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).</p>

<p>Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur.</p>

<p>İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52;Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe[GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).<br />
4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesinde “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./ Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamamaktadır.<br />
İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır.<br />
Bu itibarla anılan anayasal ögeleri dikkate almayan ve gerçek karşılık anayasal ölçütünü karşılamayan kural, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.…” gerekçesiyle itiraz konusu kuralın iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin iptaline konu olan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası, kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesini öngörmüştür. Anılan düzenleme ile kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığının malike ödenmesinin sağlanması amaçlanmış olup, Anayasa Mahkemesince anılan fıkranın gerçek karşılığa ilişkin anayasal ölçütü karşılamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle iptal edilmesi üzerine, ortada dava tarihi itibarıyla tespit edilen kamulaştırma bedeline faiz uygulanmasına ilişkin bir Kanun hükmü kalmadığından, faiz hususunda bir Kanun boşluğu oluşmuştur.</p>

<p>21. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan düzenleme gereğince, davanın açıldığı tarihten itibaren dört ay içinde dava sonuçlanmadığından kamulaştırma bedeline dördüncü ayın bittiği tarihten karar tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın istinaf incelemesi sırasında iptal kararının yürürlüğe girmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde üst norm olan Anayasanın 46. maddesi gereğince, tespit edilen fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine karar verilmiş, Özel Daire tarafından ise dava tarihinden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye yürümeyeceği, bu nedenle davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince fark kamulaştırma bedeline davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>22. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, kamulaştırma bedeline faiz işletilmek suretiyle davalı tarafa ödenmesine ilişkin kuralın dayanağı olan hükmün 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile iptal edildiğine göre, verilen iptal kararının henüz kesinleşmemiş eldeki davada uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>23. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2023 tarihli ve 2022/9-303 Esas, 2023/86 Karar; 29.09.2022 tarihli ve 2021/(22)9-157 Esas, 2022/1180 Karar; 29.09.2022 tarihli ve 2021/9-827 Esas, 2022/1181 Karar; 21.12.2021 tarihli ve 2019/9-8 Esas, 2021/1720 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.</p>

<p>24. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda değerlendirme yapılarak, iptal edilen Kanun hükmü yerine üst norm olan Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası uygulanmak suretiyle, dava tarihinden itibaren karar tarihine kadar geçen süre için, davalı tarafın talebi aranmaksızın kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmesi yerindedir.</p>

<p>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, her ne kadar Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı doğrultusunda karar verilmesi ve Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmekte ise de; davalı tarafın yasal faizin dışında bir faizin uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun’un 26/1. maddesinde düzenlenen “Taleple bağlılık ilkesi” kapsamında değerlendirilebilecek bir talebi söz konusu olmadığından, fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz oranının uygulanması gerektiği, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>26. Hâl böyle olunca iki numaralı uyuşmazlık yönünden usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>I. A bendinde (§1-10) gösterilen gerekçelerle, birinci uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>II. B bendinde (§11-26) belirtilen gerekçelerle, ikinci uyuşmazlık yönünden verilen direnme kararının oy çokluğu ile ONANMASINA,<br />
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
08.04.2026 tarihinde kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="76833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2025/2234 E., 2025/4269 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 27.03.2025 tarihli, 2025/2234 E., 2025/4269 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2234 E., 2025/4269 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1882 Esas, 2024/2219 Karar</p>

<p><br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gelibolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/720 Esas, 2024/265 Karar</p>

<p>Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı idare vekili dava dilekçesinde özetle; Çanakkale ili, ..., ... köyü 1834 parsel (yenileme ile 523 ada 1 parsel) sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın Gelibolu ilçe merkezine ve ... köyü merkezine çok yakın olduğunu, profesyonel anlamda tarım yapıldığını, taşınmazın Gelibolu-Keşan karayoluna yakın olması, denize ve tatil alanlarına yakınlığı, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından projeler uygulanması, yer altı sularının bulunması, yatırımcıların bu tip tarım arazileri almak istemesi nedeniyle bölgede metrekare birim fiyatlarının oldukça arttığını belirterek taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve kamulaştırma bedelinin tespiti ile davalı tarafa ödenmesine, dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkinine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; kapitalizasyon faiz oranının tespitinde dikkate alınan unsurların mükerrerlik oluşturacak şekilde objektif değer artış oranının tayininde de esas alınmak suretiyle objektif değer artış oranının yüksek uygulandığını, kuru tarım arazisi olarak nitelendirildiği hâlde, dava konusu taşınmazda kapitalizasyon faiz oranının %6 yerine %5 alınmasının hatalı olduğunu, üretim masraflarının brüt gelirin 1/3’ü oranında alınmasının bedeli yükselttiğini, mevcut irtifak değer düşüklüğü oranının düşük uygulandığını, müvekkili idare lehine vekâlet ücreti takdir edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz için belirlenen bedelin düşük olduğunu, taşınmazın konumu itibarıyla kıymetli bir bölgede yer aldığını, aynı kamulaştırma kapsamında dava konusu taşınmazın çevresindeki kuru tarım arazileri için daha yüksek metrekare birim fiyatlarının belirlendiğini, objektif değer artışı oranının düşük belirlendiğini, Anayasa Mahkemesinin 01.08.2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2022/83 Esas, 2223/69 Karar sayılı kararı ile yasal faiz işletilmesi nedeniyle enflasyon karşısında oluşan değer kaybının giderilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle kamulaştırma bedeline yasal faiz işletilmesine ilişkin 2942 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeyi iptal ettiğini, bu nedenle kamulaştırma bedeline dava tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı üzerinden faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kuru tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza net geliri esas alınarak değer biçildiği, değer biçilirken de yöre koşullarına uygun münavebe ürünleri seçilmek suretiyle dava tarihinde geçerli olan resmi veri listesi esas alınıp taşınmazın bulunduğu yer İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinde belirtilen masraflarla ekonomik tarım yapılamayacağının değerlendirilip üretim masraflarının brüt gelirin 1/3'ü oranında alındığı, niteliği ve konumuna göre %5 kapitalizasyon faizi ile makul oranda objektif değer artırıcı unsur oranının uygulandığı, taşınmazın tapu kaydında yer alan irtifak hakkı nedeniyle makul oranda değer azalışı uygulandığı, taşınmazın kadastro yenileme işlemleri sonucu oluşan yeni yüzölçümü üzerinden hesaplama yapılmasının yerinde olduğu, 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli 2942 sayılı Kanun'un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrasının iptal edildiği, eldeki davanın 01.08.2023 tarihinden önce açıldığı, dava tarihinden itibaren dört aylık süre içerisinde davanın sonuçlandırılmaması nedeniyle bu sürenin bitiminden itibaren kamulaştırma bedeline yasal faiz uygulanması yönündeki İlk Derece Mahkemesi hükmünün doğru olduğu, davanın niteliği gereği davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinde hukuka aykırı bir yön görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.</p>

<p>2. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, ... olarak davacı idare ile davalı tapu malikleri arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Arazi niteliğindeki Çanakkale ili, ..., ... köyü 523 ada 1 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak değer biçilmesi yerindedir.</p>

<p>3. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda 2019 yılı Gelibolu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin uygulanması, dava konusu taşınmazın belirtilen özelliklerine ve dosya kapsamına göre belirlenen kapitalizasyon faiz oranı ve objektif değer artışı uygun görülmüştür.</p>

<p>4. 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması doğrudur.</p>

<p>5. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı idare vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>6. Hüküm fıkrasının ödemeye ilişkin bendinde toplam kamulaştırma bedelinin hatalı gösterilmesi suretiyle infazda tereddüte yol açılması bozmayı gerektirir.</p>

<p>Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Davacı idare vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalılar vekilinin temyiz itirazının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ödemeye ilişkin (3) numaralı bendinde yer alan "2.160.068,42" sayısının hükümden çıkartılması, yerine "2.738.252,00" sayısının yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Davalıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p><br />
27.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar sayılı kararı ve müstakar kararlarında da açıkça ifade edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm halini almamış derdest davalar yönünden uygulanmaları gerekir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulî kazanılmış hakkın ve aleyhe bozma yasağının istisnasını teşkil ederler.</p>

<p>Bu nedenle somut olayda; davalı tarafın Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizin uygulanmasına yönelik Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilecek bir temyiz talebinin (Davalılar vekillerinin 27.12.2024 tarihli dilekçesindeki “Faize” ilişkin talebi) de dosya münderecatında bulunması karşısında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmünün iptali yönünde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve 01.08.2023 tarihli, 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas - 2023/69 Karar sayılı iptal kararı doğrultusunda karar verilmeli ve “dava tarihinden itibaren mahkeme karar tarihine kadar” Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak faize hükmedilmelidir.</p>

<p>Hâl böyle iken, eldeki derdest davada Anayasa Mahkemesi iptal kararının uygulanmadığı, Sayın çoğunluğun diğer yönleriyle katıldığımız “Düzeltilerek Onanma Kararı”na (faize ilişkin yönüyle) ve faizle ilgili 4 No’lu “Değerlendirme görüşündeki gerekçeye” açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz. 27.03.2025<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="51327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA KAMULAŞTIRMA BEDELİNE UYGULANACAK FAİZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/guncel-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-kamulastirma-bedeline-uygulanacak-faiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/guncel-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-kamulastirma-bedeline-uygulanacak-faiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamulaştırma, devlet veya diğer kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hâllerde, özel mülkiyete konu bir taşınmazı bedelini peşin ödemek suretiyle ve malikin rızasını aramaksızın mülkiyetine geçirmesi veya kendi adına irtifak hakkı tesis ettirmesidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İlgili idare ile taşınmaz maliki, Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen satın alma usulü kapsamında anlaşmaya varamazsa kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili istemiyle dava açılır. Bu davada taşınmazın değeri, mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişiler aracılığıyla belirlenir. Uygulamada ise bazı kamu kurumları, mahkeme kararı bulunmaksızın ödeme yapmayacağını belirterek uzlaşma sürecinde anlaşma sağlamaktan kaçınmaktadır. Bu nedenle kamulaştırma bedeli, genellikle yargılama sürecinde belirlenmektedir.</p>

<p>Kamulaştırma bedeli belirlendikten sonra mahkeme tarafından idareye bedelin mahkeme veznesine veya belirlenen banka hesabına depo edilmesi için süre verilir. Böylece kamulaştırma bedeli yargılama sırasında vadeli hesaba yatırılmakta, taşınmaz maliki ise söz konusu bedeli davanın kesinleşmesiyle birlikte tahsil etmektedir.</p>

<p>Bu yazımızda öncelikle kamulaştırma bedelinin belirlenmesine ilişkin temel esaslara kısaca değinilecek, ardından son dönemde verilen Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları çerçevesinde kamulaştırma bedeline uygulanması gereken faiz türü ayrıntılı olarak incelenecektir.</p>

<p><strong>1. Kamulaştırma Bedeli Taşınmazın Gerçek Piyasa Değeri Üzerinden Belirlenir</strong></p>

<p>2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde esas alınması gereken ölçüt, taşınmazın kamulaştırma tarihindeki gerçek ve objektif piyasa değeridir. Nitekim Anayasa'nın 46. maddesinde kamulaştırılan taşınmazların <i>"gerçek karşılıklarının peşin ödenmesi"</i> açıkça güvence altına alınmıştır. Bu nedenle kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek piyasa değerini yansıtacak şekilde belirlenmesi anayasal bir zorunluluktur. Aksi yöndeki bir değerleme ise Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline neden olacaktır.</p>

<p>Uygulamada tapu müdürlüklerinde gerçekleştirilen satış işlemlerinin önemli bir kısmı, taşınmazın gerçek satış bedeli üzerinden değil, belediyelerce belirlenen emlak vergisine esas rayiç bedeller üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle emsal satışların gerçek piyasa değerini yansıtmadığı durumlarda, yalnızca tapu kayıtlarına dayanılarak değer tespiti yapılması isabetli olmayacaktır. Kamulaştırma bedelinin, bilirkişi tarafından taşınmazın gerçek piyasa koşulları esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>2. Kamulaştırma Bedeli Dava Tarihi Esas Alınarak Hesaplanır</strong></p>

<p>Kamulaştırma Kanunu'nun 15/5. maddesi uyarınca bilirkişi tarafından yapılacak değer tespitinde, idarece kamulaştırmaya ilişkin belgelerin mahkemeye sunulduğu tarih esas alınmaktadır. Bu açık hüküm doğrultusunda kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir.</p>

<p><strong>3. Kısmi Kamulaştırmada Taşınmazın Kalan Kısmındaki Değer Kaybı da Tazmin Edilir</strong></p>

<p>Taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamulaştırılması hâlinde, Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca sadece kamulaştırılan kısmın bedelinin değil, kamulaştırma nedeniyle geriye kalan bölümde meydana gelen değer kaybının da ayrıca hesaplanması zorunludur.</p>

<p>Bu kapsamda bilirkişi tarafından taşınmazın konumu, kullanım amacı, ekonomik ve fonksiyonel özellikleri ile kamulaştırmanın ana taşınmaz üzerinde meydana getirdiği değer kaybı birlikte değerlendirilerek gerçek zarar belirlenmeli ve hesaplanan değer kaybı kamulaştırma bedeline eklenmelidir.</p>

<p><strong>4. Kamulaştırma Bedeline Yasal Faiz Uygulanmasını Öngören Düzenleme Anayasa Mahkemesi Tarafından İptal Edilmiştir</strong></p>

<p>30.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesine, kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 4 ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz uygulanacağına ilişkin hüküm eklenmiştir. Ancak uygulanan yasal faiz oranı, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde taşınmaz malikinin uğradığı gerçek değer kaybını karşılamaktan uzak kalmıştır. Bu durum, kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığını yansıtmasını engellemiş ve mülkiyet hakkı bakımından ciddi hak kayıplarına yol açmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de söz konusu düzenlemenin taşınmaz malikinin uğradığı ekonomik kaybı telafi etmediğini, dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinde güvence altına alınan gerçek karşılık ilkesini ve 35. maddede düzenlenen mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirterek ilgili hükmün iptaline karar vermiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">01/08/2023 tarihli 32266 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin 2022/83 Esas, 2023/69 Karar Sayılı, 5/4/2023 Tarihli Kararı:</a></p>

<p><i>“19. Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur.</i></p>

<p><i>20. İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir.</i></p>

<p><i>21. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).</i></p>

<p><i>23. İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez.</i></p>

<p><i>24. Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır.”</i></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kamulaştırma bedeli her ne kadar dava tarihi esas alınarak belirlense de bedelin fiilen ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon nedeniyle meydana gelen değer kaybının da giderilmesi zorunludur.</p>

<p>Aksi durumda taşınmaz maliki, kamulaştırma nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yanı sıra ekonomik olarak da zarara uğrayacaktır. Bu nedenle kamulaştırma bedeline faiz uygulanmasına karar verilmesi tek başına yeterli değildir. Uygulanacak faiz oranının, taşınmaz malikinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek düzeyde olması, başka bir ifadeyle gerçek enflasyon oranının altında kalmaması gerekir.</p>

<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi, geçmişte verdiği bireysel başvuru kararlarında da kamulaştırma bedelinin faizsiz veya yetersiz faiz uygulanarak ödenmesi nedeniyle oluşan enflasyon kaynaklı değer kaybının tazmin edilmesi gerektiğini açıkça kabul etmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 2013/735 Başvuru Numaralı, 17.9.2014 Tarihli Kararı:</p>

<p><i>“66. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).</i></p>

<p><i>69. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).</i></p>

<p><i>72. Başvuru konusu kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası, 31/5/2007 tarihinde İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, Mahkeme 2/2/2012 tarihli kararıyla adına bankaya bloke edilen 216.539,32 TL bedelin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu durumda dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedeli başvurucuya 4 yıl 9 ay sonra ödemiştir. Merkez Bankası verilerine göre davanın açıldığı ve bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2007 ile bedelin ödendiği Şubat 2012 tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış % 45,05'tir. Bir başka ifadeyle Eylül 2009 tarihindeki 100 TL'nin Aralık 2011'de enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 145,05 TL'dir.</i></p>

<p><i>73. Başvurucuya dava tarihine göre belirlenerek ödenen 216.539,32 TL kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 314.100,00 TL'dir. Bir diğer ifadeyle kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek fark 97.560,68 TL'dir.</i></p>

<p><i>79. Başvurucuya dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin 4 yıl 9 ay süren dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesi sonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede gerçekleşen % 45,05 oranındaki enflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybı oluştuğu, bu durumun başvurucu üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı bir yük oluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmek için bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2007 ile bedelin ödendiği Şubat 2012 tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen % 45,05 oranındaki artış nazara alınarak başvurucuya 97.560,68 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.”</i></p>

<p><strong>5. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararları incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğe girdiği 01.08.2023 tarihinden önce açılan kamulaştırma davalarında yasal faiz uygulanmaya devam edildiği görülmektedir. Daire, bu yaklaşımını <i>"her dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan maddi hukuk kurallarına göre çözümlenir"</i> şeklindeki genel hukuk ilkesine dayandırmıştır. Ancak ileride açıkladığımız üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu görüşü hukuka uygun bulmamıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-20252234-e-20254269-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2025/2234 Esas, 2025/4269 Karar sayılı, 27.03.2025 tarihli Kararı:</a></p>

<p><i>“01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı</a> ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. ...“Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması doğrudur."</i></p>

<p>Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, yalnızca 01.08.2023 tarihinden önce açılan davalar bakımından Kamulaştırma Kanunu'nun iptal edilen hükmünün uygulanmaya devam edeceğini kabul etmiştir. Nitekim 2025 yılı sonuna kadar verilen kararlar incelendiğinde, önüne gelen dosyaların tamamına yakınının 01.08.2023 tarihinden önce açılmış olması nedeniyle, kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranına ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmektedir.</p>

<p><strong>6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Dava Tarihine Bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi'nin İptal Kararının Uygulanması Gerektiğine Hükmetmiştir</strong></p>

<p>2026 yılı itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlar, kamulaştırma bedeline uygulanacak faiz bakımından önemli bir içtihat değişikliğine işaret etmektedir. Hukuk Genel Kurulu, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının henüz kesinleşmemiş davalarda da uygulanması gerektiğini kabul ederek, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin önceki yaklaşımından ayrılmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025114-e-2026226-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2025/114 Esas, 2026/226 Karar sayılı 8.4.2026 tarihli kararı</a>:</p>

<p><i>“21. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan düzenleme gereğince, davanın açıldığı tarihten itibaren dört ay içinde dava sonuçlanmadığından kamulaştırma bedeline dördüncü ayın bittiği tarihten karar tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın istinaf incelemesi sırasında iptal kararının yürürlüğe girmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde üst norm olan Anayasanın 46. maddesi gereğince, tespit edilen fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faiz işletilmesine karar verilmiş, Özel Daire tarafından ise dava tarihinden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye yürümeyeceği, bu nedenle davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 9. fıkrası gereğince fark kamulaştırma bedeline davanın açıldığı tarihten dört ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.</i></p>

<p><i>22. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre, kamulaştırma bedeline faiz işletilmek suretiyle davalı tarafa ödenmesine ilişkin kuralın dayanağı olan hükmün 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren <a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı</a> ile iptal edildiğine göre, verilen iptal kararının henüz kesinleşmemiş eldeki davada uygulanması gerekmektedir.</i></p>

<p><i>24. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı doğrultusunda değerlendirme yapılarak, iptal edilen Kanun hükmü yerine üst norm olan Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası uygulanmak suretiyle, dava tarihinden itibaren karar tarihine kadar geçen süre için, davalı tarafın talebi aranmaksızın kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmesi yerindedir.</i></p>

<p><i>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, her ne kadar Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı doğrultusunda karar verilmesi ve Anayasanın 46. maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmekte ise de; davalı tarafın yasal faizin dışında bir faizin uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun’un 26/1. maddesinde düzenlenen “Taleple bağlılık ilkesi” kapsamında değerlendirilebilecek bir talebi söz konusu olmadığından, fark kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz oranının uygulanması gerektiği, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.”</i></p>

<p>Önemle belirtmek gerekir ki Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta dava, 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Buna rağmen Kurul, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin benimsediği <i>"her dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına göre karara bağlanır" </i>yaklaşımını isabetli bulmamış; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının henüz kesinleşmemiş davalarda uygulanmasının zorunlu olduğuna hükmetmiştir.</p>

<p>Bu doğrultuda, kamulaştırma bedelinin dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden faizlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p><strong>7. Sonuç</strong></p>

<p>Açıklamalarımız ışığında, kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek piyasa değeri esas alınarak belirlenmesi gerektiği ve mülkiyet hakkının etkin şekilde korunabilmesi için dava tarihi ile fiilî ödeme tarihi arasında meydana gelen değer kaybının da giderilmesinin zorunlu olduğu açıktır. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/gec-odenen-kamulastirma-bedeli-icin-sadece-kanuni-faiz-odenecegini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 01/08/2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05/04/2023 tarihli, 2022/83 Esas ve 2023/69 Karar sayılı kararı</a>yla, Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesine eklenen ve kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 4 aylık sürenin bitiminden itibaren yasal faiz uygulanmasını öngören hükmü, taşınmaz malikinin uğradığı gerçek değer kaybını karşılamadığı gerekçesiyle iptal etmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına rağmen, davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarının uygulanması gerektiği gerekçesiyle 01/08/2023 tarihinden önce açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında kamulaştırma bedeline yasal faiz uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Ancak bu yaklaşım, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun güncel kararlarıyla terk edilmiştir. Güncel içtihat uyarınca, dava tarihine bakılmaksızın, henüz kesinleşmemiş kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Ancak kanaatimizce Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından benimsenen faiz türü de Anayasa Mahkemesi'nin mülkiyet hakkına ilişkin içtihatlarıyla uyumlu değildir. Zira Anayasa Mahkemesi'nin Kamulaştırma Kanunu'ndaki düzenlemeyi iptal etmesinin temel gerekçesi, uygulanan faiz oranının enflasyon nedeniyle meydana gelen gerçek değer kaybını telafi edememesidir. Aynı şekilde, kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının da her zaman enflasyon oranının üzerinde gerçekleşeceği söylenemez. Bu nedenle, söz konusu faiz oranının da bazı dönemlerde taşınmaz malikinin uğradığı gerçek ekonomik kaybı karşılamaması ve mülkiyet hakkı bakımından yeni hak ihlallerine yol açması ihtimali bulunmaktadır. Görüşümüz uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında ortaya koyduğu ilkeye en uygun çözüm, kamulaştırma bedeline fiilî ödeme tarihine kadar gerçekleşen enflasyon oranı esas alınarak güncelleme yapılması, başka bir ifadeyle enflasyon katsayısının uygulanmasıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ugur-serkan-koksal.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. Uğur Serkan KÖKSAL</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/guncel-anayasa-mahkemesi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-kamulastirma-bedeline-uygulanacak-faiz</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/aym-yargitay1.jpg" type="image/jpeg" length="81461"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aile Şirketlerinde En Büyük Risk Ekonomi Değil, Hukuki Belirsizlik mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aile-sirketlerinde-en-buyuk-risk-ekonomi-degil-hukuki-belirsizlik-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aile-sirketlerinde-en-buyuk-risk-ekonomi-degil-hukuki-belirsizlik-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir aile şirketi çoğu zaman ekonomik kriz nedeniyle değil; yıllar boyunca önemsenmeyen hukuki eksiklikler nedeniyle dağılır. Üstelik bu eksikliklerin önemli bir bölümü, zamanında alınacak basit ancak doğru hukuki tedbirlerle önlenebilir. Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan aile şirketleri, güçlü aile bağları sayesinde büyüyebilmekte; ancak aynı bağlar hukuki kurumsallaşmanın ihmal edilmesine de neden olabilmektedir.</p>

<p>Şirket kurulurken aile bireyleri arasındaki güven ilişkisi çoğu zaman yeterli görülür. Ortaklar birbirlerini uzun yıllardır tanıdıkları için ayrıntılı düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç duyulmaz. Oysa şirket büyüdükçe, yeni kuşaklar yönetime katıldıkça ve ticari ilişkiler karmaşıklaştıkça başlangıçta önemsenmeyen hukuki eksiklikler ciddi uyuşmazlıklara dönüşebilir.</p>

<p>Hukuk, güvenin bulunduğu zamanlar için değil; güvenin zedelenebileceği ihtimaller için kurallar koyar. Türk Ticaret Kanunu şirket yönetiminin kişisel ilişkilere değil, kurumsal ilkelere dayanmasını öngörmektedir. Limited şirketlerde müdürlerin özen ve bağlılık yükümlülüğü, şirket menfaatinin korunması ve yönetim yetkilerinin hukuka uygun kullanılması bu anlayışın temel örneklerindendir.</p>

<p>Uygulamada birçok aile şirketinde ortaklar arasında yıllarca hiçbir sorun yaşanmaz. Ancak ortaklardan birinin vefatı, şirketten ayrılmak istemesi veya çocukların yönetime katılmasıyla birlikte daha önce hiç tartışılmayan hukuki meseleler bir anda şirketin en önemli gündemi hâline gelebilir. O güne kadar 'nasıl olsa aile içindeyiz' düşüncesiyle ertelenen konular, ortaklığın devamını dahi tehlikeye sokabilir.</p>

<p>Asıl sorun çoğu zaman kanun değil, kanunun öngördüğü mekanizmaların işletilmemesidir. Şirket sözleşmesinin güncellenmemesi, genel kurul kararlarının usulüne uygun alınmaması, temsil yetkisinin açık şekilde belirlenmemesi, şirket malvarlığı ile kişisel malvarlığının birbirine karıştırılması ve pay devri işlemlerinin kanuna uygun yürütülmemesi, uygulamada en sık rastlanan hukuki riskler arasındadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuşak değişimi aile şirketlerinin en hassas dönemlerinden biridir. Kurucu ortakların yerini çocukların veya mirasçıların almasıyla birlikte farklı beklentiler, farklı yönetim anlayışları ve yeni hukuki ilişkiler ortaya çıkar. Bu süreçte şirket sözleşmesinin gözden geçirilmesi, yönetim yapısının yeniden değerlendirilmesi, pay devrine ilişkin hükümlerin güncellenmesi ve gerekli görüldüğünde aile anayasasının hazırlanması kurumsallaşmaya önemli katkı sağlayabilir.</p>

<p>Koruyucu hukuk yaklaşımı, uyuşmazlık doğduktan sonra çözüm üretmekten ziyade hukuki riskleri önceden belirlemeyi amaçlar. Bu nedenle aile şirketlerinde avukatın rolü yalnızca dava vekilliği değil; şirketin sürdürülebilirliğini destekleyen stratejik bir hukuk danışmanlığıdır. Elverişli uyuşmazlıklarda arabuluculuk da tarafların ticari ilişkilerini ve aile bağlarını koruyabilecek önemli bir alternatif çözüm yöntemi olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Sonuç olarak güçlü bir bilanço tek başına güçlü bir şirket anlamına gelmez. Bugün başarılı görünen birçok aile şirketi, fark edilmeyen hukuki riskleri de bünyesinde taşımaktadır. Finansal kayıplar çoğu zaman telafi edilebilir; ancak bozulan ortaklık ilişkilerini ve kaybedilen güveni yeniden inşa etmek çok daha güçtür. Bu nedenle aile şirketlerinde hukuk, yalnızca uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan bir araç değil; şirketin kurumsal gelişimini, ortaklık barışını ve kuşaklar arası devamlılığını güvence altına alan stratejik bir unsurdur. Güven ile hukukun birlikte inşa ettiği bir şirket yapısı, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de koruyacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aile-sirketlerinde-en-buyuk-risk-ekonomi-degil-hukuki-belirsizlik-mi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/bosanma-sozs.jpg" type="image/jpeg" length="88678"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bitlis-eren-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bitlis-eren-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 12 Temmuz 2026 Tarihli ve 33308 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bitlis Eren Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Dekan: Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanını,</p>

<p>c) Merkez (Hastane): Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>ç) Müdür (Başhekim): Merkezin Müdürünü (Başhekimini),</p>

<p>d) Müdür yardımcıları (Başhekim yardımcıları): Merkezin müdür yardımcılarını,</p>

<p>e) Rektör: Bitlis Eren Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>f) Tıp Fakültesi: Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesini,</p>

<p>g) Üniversite: Bitlis Eren Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) İnsan sağlığını korumak amacıyla çalışmalar yapmak.</p>

<p>b) Merkeze başvuran acil ve diğer hastalara ayakta ve yatarak çağdaş sağlık hizmeti vermek.</p>

<p>c) Tıp ve sağlık personeli yetiştirmek, bilimsel eğitim-öğretim, araştırma ve uygulama olanaklarını geliştirmek amacıyla Tıp Fakültesi ve Üniversite bünyesindeki sağlık hizmetleri ile ilgili alanlarda eğitim-öğretim veren fakülte, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu, uygulama ve araştırma merkezleri ve diğer kurumlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>ç) Eğitim ve sağlık hizmetlerinin verimliliği ile niteliğini arttırmak.</p>

<p>d) Tıbbi araştırma ve uygulamaların en üst düzeyde gerçekleştirilebilmesi için bilimsel araştırma ortamını ve koşulları hazırlamak.</p>

<p>e) Merkezin stratejik planı ve hedefleri çerçevesinde modern sağlık kurumları işletme yönetimi ilkeleri doğrultusunda faaliyette bulunmak ve erişilebilir kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye'deki ve diğer ülkelerdeki sağlık standartlarını izlemek ve bu standartlar doğrultusunda nitelikli sağlık hizmeti sunmak.</p>

<p>b) Sağlık hizmeti almak üzere başvuran hastalara çağdaş, bilimsel ve güvenilir sağlık hizmeti sunmak.</p>

<p>c) Tıp ve sağlık personeli yetiştiren fakülte ve diğer eğitim‐öğretim birimleri için sağlık araştırma ve uygulama faaliyetlerine ilişkin altyapıyı hazırlamak.</p>

<p>ç) Bölgesel ve ulusal sağlık seviyesinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak çalışmak.</p>

<p>d) Diğer kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yaparak sağlıklı bir toplumun geliştirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>e) Ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara Merkezin amaçları doğrultusunda projeler hazırlamak, eğitim vermek, bilimsel görüş ve benzeri hizmetleri sunmak.</p>

<p>f) Klinik dallar, temel bilimler ve toplum sağlığına yönelik araştırmalar konusunda faaliyette bulunmak.</p>

<p>g) Toplumun sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi amacıyla kitap, dergi, broşür ve benzeri yayınlar yapmak, yazılı ve görsel basın organlarında programlar düzenlemek.</p>

<p>ğ) Üniversite öğrencilerinin sağlıklı yaşam bilinci kazanmalarını ve Merkez projelerinde etkin görev almalarını sağlamak, bu amaçla özendirici eğitsel faaliyetlerde bulunmak ve bu alanda çalışmak isteyenleri desteklemek.</p>

<p>h) Merkezin amaçları doğrultusunda sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ı) Rektörlüğün ve Yönetim Kurulunun kararlaştıracağı diğer faaliyetleri yürütmek.</p>

<p>i) Merkezin amaçlarına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür (Başhekim).</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür (Başhekim)</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür (Başhekim); sağlık alanında Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür (Başhekim) yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdür (Başhekim), çalışmalarında kendisine yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan öğretim elemanları arasından iki kişiyi müdür yardımcısı olarak görevlendirilmek üzere Rektörün onayına sunar. Müdürün (Başhekimin) görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının görevi de kendiliğinden sona erer. Müdürün (Başhekimin) görevi başında olmadığı zamanlarda müdür yardımcılarından biri Müdüre vekâlet eder. Vekâletin altı aydan uzun sürmesi durumunda aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir. Rektör gerekli gördüğü durumlarda Müdürü görev süresi bitmeden önce görevden alabilir.</p>

<p><strong>Müdürün (Başhekimin) görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün (Başhekimin) görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Danışma Kurulunun, Merkez birimlerinin, çalışma gruplarının oluşturulması için Yönetim Kuruluna öneride bulunmak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>c) Hazırlanan yıllık bütçe ve yıllık faaliyet raporlarını Rektörlüğe sunmak.</p>

<p>ç) Yönetim ve Danışma Kurullarının periyodik toplantılarının yanı sıra gerekli hallerde yapılacak toplantılar için gündem maddelerini oluşturmak, bu kurulları toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek, bu kurulların kararları ile çalışma programının ve Merkezin diğer çalışmalarının Merkezin amaçları doğrultusunda yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>d) Merkeze bağlı birimlerin veya çalışma grupları ve idari personelin düzenli ve etkin çalışmasını sağlamak.</p>

<p>e) Merkez ile Üniversitenin tüm dış paydaşlar arasında Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğini sağlamak.</p>

<p>f) Merkezin faaliyet alanları kapsamında yer alan ulusal ve uluslararası tüm etkinliklere Merkezin temsilcisi olarak katılmak veya Merkezi temsil edecek personeli görevlendirmek.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanları kapsamında yer alan konularda yurt içi ve yurt dışındaki ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>ğ) İhtiyaç duyulan alanlarda ilgili Merkezde görev yapacak akademisyen, idari, teknik personel ile stajyer öğrenciler belirlemek ve görevlendirmek için Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe öneride bulunmak.</p>

<p>h) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirlemek ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>ı) Merkezin ödenek ve akademik, idari ve teknik personel ihtiyaçlarını gerekçeleriyle birlikte Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe bildirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları Müdürün (Başhekimin) önerisiyle Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen iki üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Müdür, Merkezin oluşum amacını, kapsamını ve etkinlik alanlarını gözeterek ihtiyaç duyulan sayının iki katı kadar öğretim elemanını Rektöre önerir. Rektör, önerilen öğretim elemanları arasından gerekli sayıda kişiyi Yönetim Kurulu üyesi olarak görevlendirir.</p>

<p>(2) Müdürün (Başhekimin) görev süresinin bitmesi veya görevinden ayrılması durumunda Yönetim Kurulu üyelerinin de görevleri sona erer. Herhangi bir nedenle ayrılan üyenin yerine, yine aynı usulle kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir. Görevi sona eren üye tekrar seçilebilir.</p>

<p>(3)Yönetim Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az iki kez ve/veya gerekli hallerde salt çoğunlukla toplanır ve kararlar, toplantıya katılanların açık oylama ve oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği durumunda Müdürün (Başhekimin) kullandığı oy yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>b) Gerekli durumlarda Müdür tarafından önerilen Merkez birimlerinin, çalışma gruplarının oluşturulmasını karara bağlamak.</p>

<p>c) Bir çalışma grubunun görevlerini, kimlerden ve kaç kişiden oluşacağını ve görev süresinin ne kadar olacağını karara bağlamak.</p>

<p>ç) Üniversitenin tüm birimleri ile Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğinin sağlanmasında Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p>d) Gerekli durumlarda ve ihtiyaç duyulan alanlarda ilgili Merkezde görev yapacak akademisyen, idari, teknik personel ile stajyer öğrencilerin görevlendirilmesini karara bağlamak.</p>

<p>e) Müdür tarafından hazırlanan bütçe tasarısını incelemek ve karara bağlamak.</p>

<p>f) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirleyerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün (Başhekimin) başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin veya istekleri halinde diğer üniversitelerin öğretim elemanları ile ilgili kamu kurum ve özel sektör kuruluşlarındaki uzman kişiler arasından Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla yedi üyeden oluşur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün (Başhekimin) çağrısı üzerine yılda en az iki defa, gerekli durumlarda daha fazla olmak üzere toplanır. Danışma Kurulu toplantısı için salt çoğunluk aranmaz, ancak kararlar katılan üye sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Oylama sonucunda oyların eşit olması halinde başkanın kararı belirleyicidir.</p>

<p>(3) Müdürün (Başhekimin) görev süresinin bitmesi veya görevinden ayrılması durumunda Danışma Kurulu üyelerinin de görevleri sona erer.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin genel stratejilerini ve politikalarını oluşturmaya yardımcı olmak.</p>

<p>b) Merkezin etkinlikleri doğrultusunda paydaşlarla iş birliğinin geliştirilmesini sağlamak üzere Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarında etkinlik ve verimliliği artırmak, yeni görüşleri çalışmalara kazandırmak ve Merkezin ihtiyaç duyduğu konularda gerekli çalışmaları yapmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Müdür tarafından gerekli görüldüğü takdirde, bir veya daha çok hizmet dalı için, işlerin daha verimli yürütülebilmesi amacıyla, Müdürün (Başhekimin) önerisi ve Yönetim Kurulu kararıyla, süreli/süresiz görev yapacak olan birimler ya da çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik, idari personel ihtiyacı, Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaş</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaş Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bitlis-eren-universitesi-saglik-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="73432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Volkan Alposkay vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-volkan-alposkay-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-volkan-alposkay-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Barosu 1992-1994 Dönemi Başkanı Avukat Volkan Alposkay vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>İzmir Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p>İzmir Barosu 1992-1994 Dönemi Başkanı Av. Volkan Alposkay'ın 10 Temmuz 2026 tarihinde yaşamını yitirdiğini, 11 Temmuz 2026 tarihinde defnedildiğini, büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>

<p>Meslektaşımızın ailesine, yakınlarına ve tüm avukat camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/volkan-alposkay.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-volkan-alposkay-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/volkan-alposkay-1.jpg" type="image/jpeg" length="26619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ VE TAZMİNAT HUKUKUNDA FAİZ REJİMİNİN DEĞİŞİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ve-tazminat-hukukunda-faiz-rejiminin-degisimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ve-tazminat-hukukunda-faiz-rejiminin-degisimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyunda <strong>12. Yargı Paketi</strong> olarak bilinen torba kanun teklifinde, tazminat hukukunu doğrudan ilgilendiren ve uzun yıllar boyunca içtihatlarla istikrar kazanmış olan asıl alacak ile fer'ilerine ilişkin temel bir değişiklik öngörülmektedir. Teklif ile <strong>Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine 2 yeni fıkra eklenmesi</strong> planlanmaktadır.</p>

<p>Bilindiği üzere Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi, ölüm ve bedensel zarar nedeniyle talep edilebilecek maddi tazminatın esaslarını düzenlemekte ve tazminat hesaplamalarına ilişkin genel çerçeveyi ortaya koymaktadır. Bu yönüyle 55. madde, yalnızca adli yargı bakımından değil; idari yargı ve tahkim yargılamalarında da uygulanan temel ilkeleri belirleyen, adeta tazminat hukukunun anayasası niteliğinde bir düzenlemedir.</p>

<p>Yargı mercileri ve tahkim kurulları, maddede yer alan genel ilkeleri somut olayın özelliklerine göre yorumlamak suretiyle yıllar içerisinde istikrarlı bir içtihat sistemi oluşturmuş; böylece tazminat hesaplamalarında öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik büyük ölçüde sağlanmıştır. Ancak 55. maddeye eklenmesi öngörülen yeni hükümler, bu yerleşik uygulamayı doğrudan etkileyecek ve uzun yıllar içinde oluşan hesaplama sistemini önemli ölçüde değiştirecek niteliktedir.</p>

<p>Haksız fiil sonucunda bir kişinin hayatını kaybetmesi halinde destekten yoksun kalan kişiler; bir kişinin yaralanması nedeniyle çalışma gücünü tamamen veya kısmen kaybetmesi halinde ise zarar gören kişi, kusur ve sorumluluk esasları çerçevesinde zarara sebep olan veya zarardan sorumlu bulunan gerçek ya da tüzel kişilerden maddi ve manevi tazminat talep edebilmektedir.</p>

<p>Uygulamada maddi tazminat hesaplaması yapılırken bilirkişiler, zarar dönemini ikiye ayırmaktadır. Hesaplama tarihine kadar geçen süre <strong>"bilinen zarar dönemi"</strong>, hesaplama tarihinden sonraki dönem ise <strong>"bilinmeyen zarar dönemi"</strong> olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>Zarar hesabında temel alınan esas, desteğin veya çalışma gücünü kaybeden kişinin <strong>kaza tarihindeki geliridir</strong>. Bu yöntem hem bilinen hem de bilinmeyen zarar dönemi bakımından geçerlidir. Hatta zarar görenin herhangi bir gelirinin bulunmaması halinde dahi, hesaplama asgari ücret esas alınarak yapılmaktadır.</p>

<p>Mahkemeler tarafından hükmedilecek tazminatın irat şeklinde değil, peşin ve toplu olarak ödenmesi nedeniyle yalnızca gerçekleşmiş zararlar değil, gelecekte doğması beklenen <strong>bilinmeyen dönem zararları</strong> da bugünden hesaplanarak tazminata dâhil edilmektedir.</p>

<p>Bilinmeyen dönem zararının hesaplanma yöntemi geçmişte çeşitli tartışmalara konu olmuşsa da günümüzde uygulama büyük ölçüde istikrar kazanmıştır. Buna göre zarar görenin geliri asgari ücretin üzerinde ise, ispat edilen kaza tarihindeki gelir ile aynı tarihteki asgari ücret arasında bir oran kurulmakta; elde edilen katsayı, bilinmeyen dönem hesaplamalarında esas alınan asgari ücret verilerine uygulanmaktadır. Böylece zarar görenin gerçek gelir düzeyi geleceğe taşınmakta ve aktif çalışma yaşamının sonuna kadar bu esas üzerinden hesaplama yapılmaktadır.</p>

<p>Yerleşik içtihatlara göre aktif çalışma dönemi, istisnai durumlar saklı kalmak kaydıyla, kural olarak <strong>60 yaşına kadar</strong> kabul edilmekte; bu tarihten sonra ise pasif dönem zarar hesabına geçilmektedir.</p>

<p>Yine istikrar kazanmış yargısal uygulama uyarınca, tazminat hesabında zarar gören lehine en güncel ekonomik veriler esas alınmaktadır. Bu nedenle en azından hüküm tarihindeki yürürlükte bulunan asgari ücret, hesaplamalarda dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Uygulamada "progresif rant yöntemi" olarak adlandırılan hesaplama tekniğinde ise, teorik olarak gelecekte gelirin artacağı varsayılmakta; buna karşılık tazminatın peşin ve toplu ödenmesi nedeniyle iskonto uygulanmaktadır. Artırım ve iskonto katsayıları birlikte değerlendirildiğinde, matematiksel olarak birbirini dengelemekte ve çarpımları fiilen <strong>1</strong> sonucunu vermektedir. Bu nedenle bilinmeyen dönem zarar hesabında gelir nominal olarak artıyor görünse de, bugünkü değere indirgenmiş tazminat hesabında esas alınan gelir seviyesi fiilen sabit kalmaktadır.</p>

<p>Toplu şekilde ödenmesine hükmedilen tazminatlarda faizin hangi tarihten itibaren işletileceği, doktrinde ve özellikle Yargıtay içtihatlarında uzun yıllar tartışılmış; ancak zaman içerisinde istikrar kazanan uygulama ile birlikte, özellikle belirsiz alacak davasının da hukuk sistemimize girmesinin ardından, <strong>haksız fiil tarihi temerrüt tarihi</strong> olarak kabul edilmiştir. Sigorta şirketleri bakımından ise temerrüt, ihbar tarihi veya Türk Ticaret Kanunu uyarınca zarar gören tarafından yapılan başvurunun sigortacıya tebliğinden itibaren sekiz günün geçmesiyle başlamaktadır. Esasen haksız fiillerde faiz başlangıcının olay tarihi olması, Roma Hukukundan günümüze kadar gelen <strong>"Fur semper in mora" (zarar veren daima temerrüt halindedir)</strong> ilkesinin doğal bir sonucudur.</p>

<p>On İkinci Yargı Paketi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine eklenmesi öngörülen düzenleme ise şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i> Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.</i><i>."</i></p>

<p>Bu düzenleme ile hükmedilecek tazminata uygulanacak faiz bakımından ilk kez <strong>ikili bir sistem</strong> benimsenmektedir. Buna göre, <strong>bilinen dönem zararına</strong> haksız fiil tarihinden, <strong>bilinmeyen dönem zararına</strong> ise karar tarihinden itibaren faiz işletilecektir.</p>

<p>Kanun teklifinin gerekçesinde, mevcut uygulamada gelecekte elde edileceği varsayılan kazançların da peşin olarak hesaplanıp tazminata dahil edildiği, bu nedenle bilinmeyen dönem zararına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinin tazminat yükünü gereğinden fazla artırdığı ifade edilmektedir. Bu gerekçeyle, geleceğe ilişkin zararlar bakımından faiz başlangıcının karar tarihine çekilmesi öngörülmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce bu düzenleme, <strong>evrensel hukuk ilkeleri, Anayasa ve tazminat hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmamaktadır.</strong></p>

<p>Öncelikle tazminat hukuku, büyük ölçüde içtihatlarla gelişen ve ekonomik koşullara göre sürekli evrilen dinamik bir hukuk dalıdır. Bu denli dinamik bir alanın, kazuistik yöntemlerle ayrıntılı kanun hükümleri içerisine hapsedilmesi isabetli değildir. Daha da önemlisi, uzun yıllar içerisinde istikrar kazanmış uygulamanın kanun yoluyla değiştirilmesi, hem yeni hukuki tartışmaların doğmasına hem de zarar görenlerin haklarına ulaşmasının daha da güçleşmesine yol açacaktır.</p>

<p>Nitekim uygulamada özellikle trafik ve iş kazalarından kaynaklanan tazminat davaları çoğu zaman yıllarca sürmektedir. İlk derece yargılamasının ardından istinaf, temyiz ve özellikle tehiri icra süreçleri de dikkate alındığında mağdurlar hak ettikleri tazminata uzun yıllar sonra kavuşabilmektedir. Bu süreçte yüksek enflasyon ve ekonomik dalgalanmalar karşısında tazminatın gerçek değeri önemli ölçüde azalmaktadır. İşte bu nedenle, zarar görenin uğradığı ekonomik kaybı dengeleyen en önemli mekanizma, <strong>faizin haksız fiil tarihinden itibaren işletilmesidir.</strong></p>

<p>Üstelik bilinmeyen dönem zarar hesabında uygulanan progresif rant yönteminde artış ve iskonto katsayıları birbirini dengelediğinden, geleceğe yönelik zarar hesabında esas alınan gelir fiilen sabit kalmaktadır. Başka bir ifadeyle, zarar gören gelecekteki gelir artışlarından zaten tam anlamıyla yararlanamamaktadır. Böyle bir sistemde, bilinmeyen dönem zararı bakımından faiz başlangıcının karar tarihine ertelenmesi, mağdurun uğradığı zararın önemli bir bölümünün telafi edilmeden bırakılması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>Diğer taraftan, mevcut sistem yalnızca zarar göreni değil, borçluyu da disipline eden bir denge mekanizması kurmaktadır. Olay tarihinden itibaren işleyen faiz, sorumluyu borcunu mümkün olan en kısa sürede ifaya yönlendirmekte; özellikle sigorta şirketleri ve büyük işverenler, faiz yükünün artmaması amacıyla uzlaşma ve ödeme yoluna gitmektedir.</p>

<p>Oysa teklifin yasalaşması halinde bu ekonomik teşvik büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Bilinmeyen dönem zararına karar tarihine kadar faiz işlemeyecek olması, borçlu açısından davanın üç yıl ya da beş yıl sürmesini ekonomik bakımdan önemsiz hale getirecektir. Bunun doğal sonucu olarak dava yolu zarar gören bakımından bir <strong>zorunluluk</strong>, borçlu bakımından ise adeta bir <strong>bekleme stratejisine</strong> dönüşecektir. Bu durum yalnızca mağduriyetleri artırmakla kalmayacak, yargının iş yükünü de ciddi şekilde ağırlaştıracaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hatta borçluların, faiz baskısı ortadan kalkacağı için, gerçek zararın oldukça altında sulh teklifleri dayatmaları kuvvetle muhtemeldir. Böylece zarar görenler, uzun yargılama süreleri ile düşük uzlaşma teklifleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılacak ve ikinci kez mağdur edilecektir.</p>

<p>Kanun koyucunun amacı gerçekten bilinmeyen dönem zararının peşin ödenmesinden kaynaklanan dengesizliği gidermek olsaydı, bunu faiz başlangıcını değiştirmek yerine <strong>hesaplama yöntemini</strong> değiştirerek gerçekleştirebilirdi. Örneğin bilinmeyen dönem zararında iskonto katsayısının kaldırılması, azaltılması veya artış katsayılarının farklı uygulanması gibi yöntemler tartışılabilirdi. Ancak mevcut sistem korunarak tazminatın hüküm tarihindeki ekonomik verilere göre hesaplanması, buna karşılık bilinmeyen dönem bakımından faiz başlangıcının karar tarihine ertelenmesi, tam tazmin ilkesini zedeleyen ve hakkaniyetle bağdaşması güç bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle teklif edilen düzenlemenin, tazminat hukukunun temel mantığıyla ve mağdurun tam olarak eski hale getirilmesini amaçlayan telafi fonksiyonuyla uyumlu olduğunu söylemek oldukça güçtür.</p>

<p><strong>Av. Ahmet AVCI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-ve-tazminat-hukukunda-faiz-rejiminin-degisimi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 20:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="16178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="30850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="81082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="61346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="23172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="82692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="24229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="68722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="33570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="66920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="11289"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
